<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 14 May 2026 11:28:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yasa dışı bahis operasyonu: 3 banka yöneticisi, 8 polis ve 4 avukat gözaltında]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahis-operasyonu-3-banka-yoneticisi-8-polis-ve-4-avukat-gozaltinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahis-operasyonu-3-banka-yoneticisi-8-polis-ve-4-avukat-gozaltinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen, 'yasa dışı bahis', 'nitelikli dolandırıcılık', 'rüşvet' ve 'kara para aklama' suçlarına yönelik 21 ilde düzenlenen operasyonlarda; Rasim Ozan Kütahyalı'nın yanı sıra 3 banka yöneticisi, 8 polis memuru ve 4 avukatın gözaltına alındığı öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adana merkezli yürütülen 'yasa dışı bahis', 'nitelikli dolandırıcılık', 'rüşvet' ve 'kara para aklama' suçlarına ilişkin soruşturmada bu sabah 21 şehirde yüzlerce farklı adrese operasyon düzenlendi.</p>

<p>200 kişilik gözaltı listesinde televizyon yorumcusu Rasim Ozan Kütahyalı'nın yanı sıra 3 banka yöneticisi, 8 polis memuru ve 4 avukat olduğu öğrenildi.</p>

<p><strong>MİLYARLARCA LİRALIK MAL VARLIĞINA EL KONULDU</strong></p>

<p>Operasyon kapsamında 3 elektronik para ödeme kuruluşu, Adana’da 3 kuyumcu ve 1 döviz bürosuna kayyum atanırken, 221 taşınmaz, 120 araç ve 3 tekneye el konuldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>100 MİLYAR LİRALIK PARA TRAFİĞİ</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, şüpheliler arasında 100 milyar TL'yi aşan para trafiği tespit edildiğini belirterek, operasyona yönelik şu detayları paylaştı:</p>

<p>"Adana Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinesinde yürütülen kapsamlı soruşturma kapsamında; yasa dışı bahis, nitelikli dolandırıcılık, rüşvet ve kara para aklama suçlarına yönelik 21 ilimizde 200 şüpheli şahsa yönelik gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonla, milletimizin huzuruna ve ekonomimize kasteden çok katmanlı bir suç organizasyonuna ağır bir darbe indirilmiştir.</p>

<p>Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları, teknik ve fiziki takip çalışmaları ile elde edilen deliller neticesinde; yaklaşık 100 milyar TL ve 2 milyar dolar seviyesinde suç gelirinin finansal sistem içerisinde aklandığının tespit edilmesi, yürütülen mücadelenin boyutunu tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.</p>

<p>Adalet, İçişleri ile Hazine ve Maliye Bakanlıklarımızın omuz omuza, büyük bir eş güdüm içinde sergilediği kararlı duruş; finansal suç örgütlerine ve yasa dışı bahis şebekelerine karşı asla taviz vermeyeceğimizin en net göstergesidir.</p>

<p>Bu sabırla ve büyük bir dikkatle yürütülen operasyon dolayısıyla Adana Cumhuriyet Başsavcılığımıza ve Adana İl Emniyet Müdürlüğümüze teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın alın terini ve geleceğini hedef alan her türlü suç yapısıyla mücadelemizi, aynı sarsılmaz iradeyle sürdüreceğiz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahis-operasyonu-3-banka-yoneticisi-8-polis-ve-4-avukat-gozaltinda</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/gozalall.jpg" type="image/jpeg" length="81366"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/187 esas - 2026/53 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025187-esas-202653-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025187-esas-202653-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/2/2026 tarihli, 2025/187 esas - 2026/53 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/187</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/53</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 14/5/2026-33253</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: </strong>1.<strong> </strong>Kırıkkale 1. Sulh Ceza Hâkimliği (E.2025/187)</p>

<p>2. Sandıklı Sulh Ceza Hâkimliği (E.2025/196)</p>

<p><strong>İTİRAZLARIN KONUSU:</strong> 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden,</p>

<p><strong>B.</strong> “<i>Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan</i><i> ‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>” yönünden,</p>

<p>Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talepleridir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan verilmesi ve reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerinin kullanılması ile 5580 sayılı Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırı fiillerin tekrarı nedeniyle verilen idari para cezalarına karşı açılan davalarda itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un 7. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı ikinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(Değişik ikinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) </i><i>Özel öğretim kurumunun;</i></p>

<p><i>a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması,</i></p>

<p><i>b) (Değişik:27/6/2019-7180/11 md.) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan vermesi, reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerini kullanması,</i></p>

<p><i>c) Haftalık ders çizelgesi ve programları Bakanlık izni olmadan kurumda uygulaması,</i></p>

<p><i>d) Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması,</i></p>

<p><i>e) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması,</i></p>

<p><i>f) 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun genel ve özel amaçları ile temel ilkelerine uymaması,</i></p>

<p><i>g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi,</i></p>

<p><i>h) Mevzuata uygun olarak kapatılmaması,</i></p>

<p><i>hâllerinde; (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı; (e) ve (f) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin on katı ve (g) bendindeki fiil için brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır. <strong><u>Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır</u></strong> ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir, (h) bendindeki fiilin işlenmesi hâlinde brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası verilir ve kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. İdari para cezası, kurum açma iznini vermeye yetkili makam tarafından verilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>A. E.2025/187 Sayılı Başvuru Yönünden</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. E.2025/196 Sayılı Başvuru Yönünden</strong></p>

<p>2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.</p>

<p>3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin “<i>Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan ‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>” yönünden iptalini talep etmiştir.</p>

<p>5. Bakılmakta olan davanın konusu, fıkranın (d) bendi uyarınca yönetmelikte yer alan fiilin tekrarı nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebine ilişkindir. Dolayısıyla fıkranın (a), (b), (c), (e), (f) ve (g) bentlerinin davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>6. Bu itibarla itiraz konusu kuralda yer alan “<i>…</i><i>(a), (b), (c),…</i>”<i> </i>ve<i> </i>“<i>…(e), (f) ve (g)…</i>”<i> </i>ibarelerine yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.</p>

<p>7. Öte yandan kuralın kalan kısmı bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olan (d) bendinin yanı sıra uygulanma imkânı olmayan diğer bentler yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i>(d),…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>8. Açıklanan nedenlerle 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin “<i>Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünde yer alan;</p>

<p><strong>A.</strong><i> </i>“<i>…</i><i>(a), (b), (c),…</i>”<i> </i>ve<i> </i>“<i>…(e), (f) ve (g)…</i>”<i> </i>ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p><strong>B. </strong>Kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i>(d),…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. BİRLEŞTİRME KARARI</strong></p>

<p>9. 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “<i>…(d),…</i>” ibaresinin “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan </i><i>‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>” yönünden iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/196 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2025/187 sayılı dava ile birleştirilmesine, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2025/187 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 10/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>10. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Emre DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. 5580 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesinin </strong>“<strong><i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i></strong>”<strong> Bölümünün </strong>“<strong><i>Anılan Fıkranın (b) Bendi</i></strong>”<strong> Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda yaptırıma tabi fiillerin ne kadar süre içinde tekerrüre esas olacağına dair bir zaman diliminin öngörülmediği, bu durumun ilgililerin çalışma yaşamları boyunca sürekli yaptırım tehdidi altında kalmasına neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>12. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>13. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ila (h) bentlerinde özel öğretim kurumlarının idari yaptırıma konu fiilleri sayıldıktan sonra bentlerin de yer aldığı birinci cümlesinde ihlale konu her bir fiil için -ihlalin niteliğine göre- uygulanacak idari para cezaları belirlenmiştir. Anılan cümlede (a) ila (d) bentlerindeki ihlallerde brüt asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezasının uygulanacağı belirtilmiş, ikinci cümlede de söz konusu bentlerdeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanması öngörülmüştür. Söz konusu cümlenin “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır….</i>” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmakta olup kural “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden incelenmiştir. Buna göre fıkranın (b) bendi gereğince gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan verilmesi ile reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerinin kullanılmasına ilişkin aykırılığın ikinci kez tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanacaktır.</p>

<p>14. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz</i>.” denilerek <i>suçun kanuniliği</i> ilkesi; üçüncü fıkrasında da “<i>Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.</i>” ifadesine yer verilerek <i>cezanın kanuniliği</i> ilkesi getirilmiştir.</p>

<p>15. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalar yönünden özel düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, cezalandırmanın temel haklara etkisinden kaynaklanan özel önemi nedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt ilkeler de içerecek şekilde gelişmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 15).</p>

<p>16. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan <i>suçta ve cezada kanunilik</i> ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belirli olacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır.</p>

<p>17. İdari yaptırıma konu gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan verilmesi ile reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerinin kullanılması şeklindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanmasını öngören kuralın şeklî anlamda bir kanun hükmü olduğu ve erişilebilir nitelikte olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ayrıca yaptırıma konu fiillerin ilk kez işlenmesi hâlinde uygulanacak idari para cezasının karşılığı olan tutarın açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın öngörülebilir olduğu ve kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>18. Öte yandan Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>19. Hukuk devletinde suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin düzenlemeler, devletin ceza siyasetinin de bir gereği olarak Anayasa'nın konuya ilişkin hükümleri başta olmak üzere suçların niteliği, işlenme biçimi, içerik ve yoğunluğu, kamu düzenini ihlal derecesi, cezaların caydırıcılığı, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçları gözönüne alınarak belirlenir. Kanun koyucu; cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edileceği ve ceza sistemini tamamlayan müesseselerin nelerden ibaret olacağı hususlarında takdir yetkisine sahiptir (AYM, E.2023/106, K.2023/205, 30/11/2023, § 25). Kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi, anayasal denetimin kapsamı dışında kalmaktadır (AYM, E.2019/74, K.2020/29, 12/6/2020, § 14).</p>

<p>20. Kanun’un 6. ve 11. maddelerinde özel öğretim kurumlarında verilecek eğitim öğretimin 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda ifade edilen Türk millî eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak yürütüleceği, bu kurumların Millî Eğitim Bakanlığının denetimi ve gözetimi altında olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda kanun koyucunun özel öğretim kurumlarının belli kurallar çerçevesinde faaliyette bulunmasını sağlamaya yönelik olarak kademeli bir cezalandırma öngörmek suretiyle etkili bir denetim sistemi kurmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan veren, reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerini kullanan özel öğretim kurumlarının anılan fiilleri tekrar etmeleri hâlinde Kanun’da öngörülen idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanmasını öngören kuralın anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>21. Bununla birlikte kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, <i>orantılılık</i> ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.</p>

<p>22. İdari yaptırıma konu fiilin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanmasını öngören kuralın, özel öğretim kurumlarının belli kurallar çerçevesinde faaliyette bulunmasını sağlamaya yönelik kademeli bir cezalandırma öngörmek suretiyle etkili bir denetim sistemi kurulmasına katkı sunacağı gözetildiğinde anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.</p>

<p>23. Öte yandan kanun koyucu, idari yaptırıma konu fiillerin tekrarının daha ağır bir yaptırımla cezalandırılmasını öngörürken bu fiillerin hangi süre içinde gerçekleşmesi hâlinde tekerrüre esas alınacağına dair bir zaman sınırı belirlememiştir. Bu durum, aynı fiilin tekrarlanması durumunda belirli bir zaman dilimi olmaksızın daha ağır bir yaptırım uygulanmasını mümkün kılmakta ve kurumun faaliyet süresi boyunca sürekli ağırlaştırılmış ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.</p>

<p>24. Bu itibarla tekerrüre esas teşkil edecek fiiller arasında herhangi bir süre öngörmeyen kuralın özel öğretim kurumlarına katlanamayacakları bir külfet yüklediği, ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından orantılı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>25. Açıklanan nedenlerle kural, “<i>ikinci fıkranın (b) bendi yönünden</i>”<i> </i>Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 35. maddesi yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>B. 5580 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “<i>…(d),….</i>” İbaresinin “<i>Anılan Fıkranın (d) Bendinde Yer Alan </i></strong><strong><i>‘…yönetmelik…’ İbaresi</i>”</strong><strong> </strong><strong>Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>26. Başvuru kararında özetle; 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin “…<i>fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>.” bölümünün “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden iptali talebine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>27. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 38. maddeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>28. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde (a) ila (d) bentlerindeki ihlallerde brüt asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezasının uygulanacağı belirtilmiş, ikinci cümlesinde de söz konusu bentlerdeki fiillerin tekrarında idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanması öngörülmüştür. İkinci cümlede yer alan “<i>…</i><i>(d),…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmakta olup kural “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan </i><i>‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>” yönünden incelenmiştir. Buna göre anılan Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırılığın ikinci kez tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanacaktır.</p>

<p>29. Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu konusu kural yönünden de geçerlidir.</p>

<p>30. Bu itibarla kural kapsamında tekerrüre esas teşkil edecek fiiller arasında herhangi bir süre öngörülmemesinin meşru amaç bakımından orantılı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>31. Açıklanan nedenlerle kural, “<i>ikinci fıkranın (d) bendinde yer alan ‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>”<strong> </strong>yönünden<i> </i>Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe ek gerekçeyle katılmıştır.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>32. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>33. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının;</p>

<p>- İkinci cümlesinin “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden,</p>

<p>- İkinci cümlesinde yer alan “<i>…</i><i>(d),…</i>” ibaresinin “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan </i><i>‘…yönetmelik…’ </i><i>ibaresi</i>” yönünden,</p>

<p>iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının;</p>

<p><strong>A.</strong> İkinci cümlesinin “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün <i>“anılan fıkranın (b) bendi”</i> yönünden,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci cümlesinde yer alan <i>“…(d),…” </i>ibaresinin <i>“anılan fıkranın (d) bendinde yer alan </i><i>‘…yönetmelik…’ </i><i>ibaresi”</i> yönünden,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>EK GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının bentlerini bağlayan hükmünün ikinci cümlesinde yer alan “… (d), …” ibaresinin anılan fıkranın (d) bendinde yer alan “…yönetmelik…” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin kanaatine ek gerekçe ile katılmaktayım.</p>

<p>2. Dava konusu kuraldaki “d” bendinde esasında suç ve cezaların kanuniliği bağlamında önemli bir anayasal sorun olduğu kanaatindeyim. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının bahse konu (d) bendindeki <i>“bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik… belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması”</i> kuralının “yönetmelik” ibaresi ile sınırlı olarak gerçekleştirilen denetiminde bu kuralın kabahatleri Kanun’la değil tamamen Kanun’a dayalı olarak çıkarılan yönetmelik hükümleri ile belirlemesi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatine ulaşmıştım (bkz.: AYM, E.2024/163, K.2025/41, 11/02/2025).</p>

<p>3. Bahse konu karardaki karşıoyumda belirttiğim gerekçelerle eldeki dosyada da dava konusu ikinci kuralın kanunilik yönüyle de Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatindeyim.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun çoğunluğu tarafından 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesi ile değiştirilen ikinci fıkrasının bentlerini bağlayan hükmünün 2. cümlesinin <i>“…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…”</i> bölümünün anılan fıkranın (b) bendi yönünden ve 2. cümlesinde yer alan <i>“..d..”</i> ibaresinin anılan fıkranın (d) bendinde yer alan <i>“Yönetmelik”</i> ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk tarafından iptal gerekçesi olarak, tekerrüre esas teşkil edecek fiiller arasında herhangi bir sürenin öngörülmemesinin meşru amaç bakımından orantılı olmadığı, dava konusu düzenlemelerin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Öncelikle belirmek gerekir ki, genel bir düzenleme niteliğini haiz olan Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinde hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği, kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının ancak kanunla belirlenebileceği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanunda, tekerrür konusunda özel bir hükme yer verilmemiş, yer ve zaman bakımından Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olmasına karşın tekerrür konusunda Türk Ceza Kanunu’na atıf yapılmamıştır. Anayasa Mahkemesi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan <i>“… çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir” </i>düzenlemesini Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine uygun bularak iptal talebini reddetmiştir (Anayasa Mahkemesi, 2023/140 E., 2024/81 K., 14/3/2024, R.G.Tarih-Sayı: 14/6/2024-32576).</p>

<p>Anayasa Mahkemesi 17/06/2025 tarihli ve 2023/13 E., 2025/135, (R.G Tarih ve Sayısı; 22/9/2025-33025) kararında, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olduğu, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirlilik olduğu, bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gerekli olduğu, belirlilik ilkesinin, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı, bu bakımdan kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olması gerektiği (AYM, E.2022/53, K.2022/91, 20/7/2022, § 12), hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı ile infaza ilişkin yasal düzenlemeler temelde devletin suç ve ceza politikasına bağlı bir konu olduğu (bkz. AYM, E.2012/19, K.2013/17, 17/1/2013), suç ve ceza yönünden sınırları belirtilen bu takdir alanının ceza sisteminin tamamlayıcı bölümünü oluşturan infaz hukuku için de geçerli olduğu (AYM, 2020/53, 2021/55, 14/7/2021, §§ 186, 187), kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi anayasal denetimin kapsamı dışında kaldığını (AYM, 2017/170, 2018/77, 5/7/2018, § 12) belirtmiştir.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi (2023/140 E. ve 2024/81 K.) sayılı kararında, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, “<i>Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”</i> denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da “<i>Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur</i>.” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirildiğini, Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca yasaklanan eylemler ile bunlara verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, ayrıca kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerektiğini…, Anayasa’nın anılan maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabi olduğunu, ancak yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerektiğini, (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §14; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 19), şüphesiz hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler hukuku açısından da hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün belirlenmesi ve idareye yaptırım uygulama yetkisinin verilmesi gibi konularda kanun koyucunun Anayasa’ya bağlı kalmak koşuluyla takdir yetkisi bulunduğunu, ancak idareye yaptırım uygulama yetkisi verilmesinin amacı, değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı toplumsal gereksinimlerin yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılanabilmesi için idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi tanıdığını, bu serbestî idareye keyfî olarak hareket edebilme yetkisi vermediğini (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, § 195-198), bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerektiğini belirtmiştir (§ 8-12).</p>

<p>Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında (2023/140 E. ve 2024/81 K. sayılı), yukarıda yer verilen ilkeleri belirterek, idari nitelikte suç sayılan eylemler ve cezasının, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmediğini (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, §15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21), kuralda çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla idareye kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşullarını genel ve düzenleyici işlemlerle belirleme yetkisi verildiğini, kuralda da belirtildiği üzere idare bu yetkisini ancak kanunda belirtilen çerçeve sınırları dahilinde kullanabileceğini, kabahatlerin niteliği gereği birbirinden çok farklı eylemlere konu olabildiğini, kanun koyucu da bu durumu gözeterek genel çerçevesi kanunla belirlendikten sonra kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşullarını belirleme yetkisini idareye bıraktığını, dolayısıyla kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşulları bakımından çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilmesini öngören kural suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlali etmediğini, açıklanan nedenlerle kuralın, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olmadığını belirtmiştir (§ 13-14).</p>

<p>Görüldüğü üzere, hangi fiilin kabahat sayılacağı ve idari yaptırıma tabi olacağı, yaptırımın türü, süresi ve miktarının Kanun ile düzenlenmesi zorunlu olmakla birlikte bu hususlar tamamen idarenin takdir yetkisi içinde kalmaktadır. Dava konusu kurallarda tekerrür halinde fiil için öngörülen cezanın beş kat uygulanacağı belirtilmiş olup, kanun koyucu takdir hakkı çerçevesinde 5580 sayılı Kanun ile idari yaptırıma konu fiil ve ceza miktarını açıkça düzenlemiştir. Tekerrür için yasal bir süre öngörülmesi zorunlu olmayıp, bu husus suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal etmemektedir. Kabahatler açısından önemli olan husus ceza miktarının Kanun ile düzenlemesi olup, Anayasa’nın 2. ve 38. maddesi kanun koyucuya kabahatler açısından, tekerrüre esas teşkil edecek fiiller arasında herhangi bir sürenin öngörülmesi yükümlülüğünü yüklememektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararlarında hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı konusunda kanun koyucunun takdir hakkı olduğu belirtilmiş olduğundan, herhangi bir süreye tabi olmaksızın fiilin tekrar işlenmesi halinde ceza miktarının artırılması suç ve ceza politikası anlamında kanun koyucunun takdirine kalmaktadır. Bu nedenlerle dava konusu kurallarda tekerrüre esas olan fiiller açısından süre öngörülmemesi Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olmadığı ve iptal edilmemesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025187-esas-202653-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="81807"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/132 esas - 2026/51 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025132-esas-202651-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025132-esas-202651-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/2/2026 tarihli, 2025/132 esas - 2026/51 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/132</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/51</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 14/5/2026-33253</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇANLAR: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 132 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>27/3/2025 tarihli ve 7546 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 6. maddesiyle 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin değiştirilen altıncı cümlesinde yer alan “<i>…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>B. </strong>13. maddesiyle 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 5. maddenin;</p>

<p><strong>1.</strong> Altıncı fıkrasının ikinci cümlesinin,</p>

<p><strong>2. </strong>Sekizinci fıkrasında yer alan “<i>…Cumhurbaşkanınca belirlenen…</i>”<i> </i>ibaresinin,<strong> </strong></p>

<p>Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 13., 17., 38., 48., 50., 56., 90., 104. ve 123. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</p>

<p>Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;</p>

<p>1. 6. maddesiyle 5015 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının altıncı cümlesi değiştirilen (g) bendi şöyledir:</p>

<p>“<i>g) (Ek:29/4/2021-7318/10 md.) Bu Kanuna göre lisansa tabi faaliyetler ile ilgili olarak, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin (a) ve (b) fıkraları kapsamında; muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile aynı maddenin (ç) fıkrasında yazılı suçların işlendiğinin anılan Kanunun 367 nci maddesi uyarınca Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi ile birlikte durum, Kuruma da iletilir ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler geçici olarak durdurulur ve bu süre içerisinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez. (Ek cümleler:27/12/2023-7491/48 md.) </i><i>Kurum tarafından geçici durdurma işleminin kaldırılıp kaldırılmayacağı bu fıkrada yer verilen suçlarla sınırlı olmak üzere Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemelerden temin edilecek bilgilere göre altı ayda bir değerlendirilir. Ancak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi üzerine ya da mahkûmiyet dışında bir hüküm veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde kesinleşmesi beklenmeksizin Kuruma yargı merciince bildirilmesiyle veya sair suretlerle Kurumca ıttıla edilmesi durumunda geçici durdurma işlemi Kurum tarafından kaldırılır. Kesinleşmiş mahkeme kararına göre lisans sahiplerinin lisansı iptal edilir. Bu bent kapsamında kalan fiillere ilişkin olarak verilen idari para cezaları ödenmediği müddetçe lisansa konu tesis için lisans verilmez. (Değişik cümle:27/3/2025-7546/6 md.) Bu bent kapsamındaki suçlara ilişkin <strong><u>vergi incelemesi görevi bulunduğunun</u></strong> Kuruma bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmemesi tedbiri Kurum tarafından uygulanır. (Ek cümleler:27/3/2025-7546/6 md.) Bu tedbirin kaldırılıp kaldırılamayacağı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığından temin edilecek bilgilere göre üç ayda bir değerlendirilir. Ancak bu tedbirin süresi Kuruma yapılan bildirimden itibaren bir yılı geçemez.</i>”</p>

<p>2. 13. maddesiyle 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye (KHK) eklenen ek 5. madde şöyledir:</p>

<p>“<i>Ek Madde 5- (Ek:27/3/2025-7546/13 md.)</i></p>

<p><i>Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (b) ve (c) bentleri kapsamına giren personeline; Türkiye’deki sivil havalimanlarında gerçekleşen giden uçak trafiği sayısının memur aylık katsayısının %40’ı ile çarpımı sonucu bulunacak miktar, DHMİ performans primi olarak ödenir.</i></p>

<p><i>Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 sayılı cetvelinde yer alanlar ile maliyetlerinin tamamı Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatı (EUROCONTROL) tarafından karşılanan DHMİ Genel Müdürlüğü personeline birinci fıkra kapsamında yapılan ödemelere ilaveten Türk hava sahasını, Türkiye’deki herhangi bir havalimanına iniş/kalkış yapmaksızın, transit kullanan sivil hava araçları sayısının memur aylık katsayısının %120’si ile çarpımı sonucu bulunacak miktar kadar prim ödemesi yapılır.</i></p>

<p><i>Aylık olarak gerçekleştirilecek prim ödemelerinde bir önceki yılın aynı ayında gerçekleşen uçak trafiği sayısı esas alınır.</i></p>

<p><i>Performans primi hesaplamasında baz alınan uçuş sayılarında birbirini takip eden yıllarda artış olması durumunda uçuş sayısı artış miktarına tekabül eden performans primi tutarı farkı, artış yılını takip eden ocak ayı içerisinde tek seferlik olarak personele ayrıca ödenir.</i></p>

<p><i>DHMİ Genel Müdürlüğüne ait kadro veya pozisyonlara atanmaksızın bu Genel Müdürlükte görevlendirilenler ile DHMİ Genel Müdürlüğü personelinden diğer kamu kurum ve kuruluşlarında (Cumhurbaşkanlığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, EUROCONTROL ve Ulaşım Emniyeti İnceleme Merkezi Başkanlığında geçici olarak görevlendirilenler hariç) görevlendirilenlere, görevlendirme süresince bu madde uyarınca ödeme yapılmaz.</i></p>

<p><i>Bu madde uyarınca yapılan ödemeler; personele fiilen hizmete katkı sağladığı sürece bulunduğu asli kadro veya pozisyonuna göre yapılır. <strong><u>Sağlık raporu, ücretli izin, görevden uzaklaştırılma, tutuklanma, gözaltına alınma gibi durumlara isabet eden günler için bu madde uyarınca ödeme yapılmaz.</u></strong></i></p>

<p><i>Birinci ve ikinci fıkralar kapsamında yapılan ödemeleri geçmemek üzere Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü personeline de bu madde kapsamında ödeme yapılır.</i></p>

<p><i>Bu madde kapsamında yapılan ödemeler, yürütülen görevin niteliği ile önem ve sorumluluk düzeyi, personelin ünvanı, hizmet yılı, birimi ile sivil havacılık faaliyetleri kapsamında denetime katılıp katılmadığı gibi kriterler dikkate alınmak suretiyle <strong><u>Cumhurbaşkanınca belirlenen</u></strong> usul ve esaslar çerçevesinde gelir ve damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ödenir.</i>”</p>

<p>II. İLK İNCELEME</p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 3/6/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p>III. ESASIN İNCELENMESİ</p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>A. Kanun’un 6. Maddesiyle 5015 Sayılı Kanun’un 20. Maddesinin İkinci Fıkrasının (g) Bendinin Değiştirilen Altıncı Cümlesinde Yer Alan “<i>…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…</i>” İbaresinin İncelenmesi</p>

<p>1. Anlam ve Kapsam</p>

<p>3. Enerji sektöründe önemli payı olan petrol faaliyetlerinin yasal çerçevesi 5015 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 1. maddesine göre Kanun’un amacı yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin edilen petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamaktır.</p>

<p>4. 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 4. maddesine göre anılan Kanun’da verilen görevleri yerine getirmek üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) kurulmuştur.</p>

<p>5. 5015 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında petrol ile ilgili olarak rafinaj, işleme, madeni yağ üretimi, depolama, iletim, serbest kullanıcı ve ihrakiye faaliyetlerinin yapılması, bu amaçla tesis kurulması ve/veya işletilmesi, akaryakıt dağıtımı, taşıması ve bayilik faaliyetlerinin yapılması için lisans alınmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>6. 4628 sayılı Kanun’un 5/B maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde petrol piyasa faaliyetleriyle ilgili denetleme, ön araştırma ve soruşturma işlemlerini yürütmek, yetkisi dâhilindeki ceza ve yaptırımları uygulamak EPDK’nın görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Petrol piyasasını düzenleyen hükümlerin ihlal edilmesi durumunda 5015 sayılı Kanun’un 19. maddesinde idari para cezaları, 20. maddesinde ise idari yaptırımlar düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasına göre EPDK’nın uygulama yetkisine sahip olduğu idari yaptırımlar; tedbirler, lisans iptalleri ve idari para cezalarından oluşmaktadır.</p>

<p>7. Maddenin ikinci fıkrasının (g) bendinin birinci cümlesinde bu Kanun’a göre lisansa tabi faaliyetler ile ilgili olarak 213 sayılı Kanun’un 359. maddesinin (a) ve (b) fıkraları kapsamında muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile anılan maddenin (ç) fıkrasında yazılı suçların işlendiğinin söz konusu Kanun’un 367. maddesi uyarınca Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesiyle birlikte durumun EPDK’ya da iletileceği, EPDK tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetlerin geçici olarak durdurulacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Anılan bendin altıncı cümlesinde ise bent kapsamındaki suçlara ilişkin olarak vergi incelemesi görevi bulunduğunun EPDK’ya bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmemesi tedbirinin EPDK tarafından uygulanacağı öngörülmekte olup söz konusu cümlede yer alan “<i>…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…</i>”<i> </i>ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>8. Bendin yedinci ve sekizinci cümlelerinde ise tedbirin kaldırılıp kaldırılamayacağının Vergi Denetim Kurulu (VDK) Başkanlığından temin edilecek bilgilere göre üç ayda bir değerlendirileceği ancak bu tedbirin süresinin EPDK’ya yapılan bildirimden itibaren bir yılı geçemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>9. Dava konusu kuralla anılan vergi kaçakçılığı suçlarının işlenip işlenmediğine yönelik olarak yapılan vergi incelemesi sürecine ilişkin bir tedbir öngörülmüştür. 5015 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde değişiklik yapan 7546 sayılı Kanun’un 6. maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere anılan bent kapsamında kalan suçlarla ilgili olarak vergi incelemesi görevi bulunduğunun VDK Başkanlığınca EPDK’ya bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmemesi tedbiri uygulanacaktır.</p>

<p>10. 213 sayılı Kanun’un 134. maddesinde vergi incelemesiyle ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılmasının ve sağlanmasının amaçlandığı, 137. maddesinde anılan Kanun’a veya diğer kanunlara göre defter ve hesap tutmak, evrak ve vesikaları muhafaza ve ibraz etmek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzel kişilerin vergi incelemesine tabi oldukları, 138. maddesinde ise incelemenin neticesi alınmamış hesap dönemi de dâhil olmak üzere tarh zamanaşımı süresi sonuna kadar her zaman yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre vergi incelemesine tabi olanlar hakkında her zaman vergi incelemesinin başlatılması mümkündür.</p>

<p>11. Kanun’un 140. maddesinde vergi incelemesinde uyulacak esaslar düzenlenmiştir. Anılan maddenin altıncı fıkrasında maddede belirlenen esaslar çerçevesinde vergi incelemesine ilişkin işlemlerin elektronik ortamda yürütülmesi, yazı, bildirim ve tutanakların elektronik ortamda düzenlenmesi ile vergi incelemelerinde uyulacak diğer usul ve esasların, komisyonların oluşumu ile çalışma usul ve esasları ve Merkezî Rapor Değerlendirme Komisyonu tarafından doğrudan değerlendirmeye tabi tutulacak vergi inceleme raporlarının tutarlarının Hazine ve Maliye Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>12. 31/10/2011 tarihli ve 28101 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 6. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarında vergi inceleme görevinin yazı ile verileceği, vergi incelemesinin, sadece inceleme görev yazısında belirtilen konu ve döneme ilişkin olarak yapılacağı, 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların inceleme görevi verilmesinden itibaren en geç on beş gün içinde incelemeye başlayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>2. İptal Talebinin Gerekçesi</p>

<p>13. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın önceki hâline göre tedbirin uygulanacağı tarihin kuralla geriye çekildiği, vergi görevlilerinin vergi kanunlarının yürürlükte bulunduğu her an için vergi incelemesi görevinin bulunduğu, kuralla idareye keyfî uygulamalara neden olabilecek sınırsız bir yetkinin tanındığı, bu yönüyle kuralın belirsiz olduğu, vergi incelemesinin başladığı tarihin tedbirin başlangıç tarihi olarak esas alınmasıyla öngörülebilirliğin sağlanacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</p>

<p>14. Anayasa’nın “<i>Çalışma ve sözleşme hürriyeti</i>” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.</i>” denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan teşebbüs özgürlüğü <i>herkes</i> yönünden güvenceye bağlanmıştır. Teşebbüs özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda ekonomik ve ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini, faaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/6/2024, § 8).</p>

<p>15. Dava konusu kural, petrol piyasası faaliyetlerinin icra edildiği tesis hakkında 5015 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi kapsamındaki suçlara ilişkin olarak vergi incelemesi görevi bulunduğunun EPDK’ya bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmemesini öngörmek suretiyle teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getirmektedir.</p>

<p>16. Anayasa’nın 13. maddesinde<i> </i>“<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denilmiştir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>17. Bu itibarla teşebbüs özgürlüğünü sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.</p>

<p>18. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>19. Kuralda lisans vermeme tedbirinin kapsam ve şartlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını sağladığı anlaşılmıştır.</p>

<p>20. Anayasa’nın 48. maddesinde teşebbüs özgürlüğü mutlak bir hak olarak düzenlenmemiş olup anılan maddenin ikinci fıkrasında “<i>Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.</i>” hükmüne yer verilmek suretiyle <i>millî ekonominin gerekleri</i> ve <i>sosyal amaçlar</i>la bu özgürlüğe sınırlamalar getirilmesine imkân sağlanmıştır. Nitekim anılan maddenin gerekçesinde de “<i>Devlet, kamu yararı olan hallerde ve millî ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlarla özel teşebbüs özgürlüğüne sınırlamalar getirebilir.</i>” denilerek <i>millî ekonominin gerekleri</i> ve <i>sosyal amaçlar</i>ın özel teşebbüs özgürlüğü yönünden birer sınırlama sebebi olduğu vurgulanmıştır (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/6/2024, § 14).</p>

<p>21. Kuralla, vergi suçlarıyla ilgili incelemenin bir an önce başlatılarak buna ilişkin bilgi ve belgelerin sağlıklı bir şekilde elde edilmesi suretiyle etkili bir denetleme yapılması, böylelikle vergi kaybının ve suç işlenmesinin önlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Vergi kaybının ve suç işlenmesinin önlenmesinin ise Anayasa’nın 48. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen <i>sosyal amaçlar</i> kapsamında değerlendirilebileceği açıktır (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/6/2024, § 15). Bu itibarla kuralla teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlamanın anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak sınırlamanın meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp ölçülü olması da gerekir.</p>

<p>22. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi ise <i>elverişlilik</i>, <i>gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik </i>öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik </i>ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>23. Kural kapsamında petrol piyasasında faaliyet gösteren tesis hakkında bent kapsamında kalan suçlarla ilgili olarak inceleme görevi bulunduğunun EPDK’ya bildirilmesinden itibaren aynı tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmemesine yönelik tedbirin, vergi incelemesinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi suretiyle vergi kaybının ve suç işlenmesinin önlenmesi amacına ulaşılması bakımından elverişli olmadığı söylenemez.</p>

<p>24. Söz konusu tedbirin vergi incelemesi yapılan tesiste ekonomik faaliyetlerin belli bir süreyle durmasına neden olacağı gözetildiğinde ciddi bir kısıtlama getirdiği açıktır. Bununla beraber vergi incelemesine konu edilen kaçakçılık suçlarının niteliği ve bu konuyla ilgili olarak yapılacak incelemenin uzmanlık gerektiren teknik bir boyutu olduğu gözetildiğinde vergi kaybının ve suç işlenmesinin önlenmesi amacını daha hafif tedbirle gerçekleştirmenin mümkün olduğu söylenemez. Bu nedenle kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kuralda öngörülen tedbire başvurulmasının meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>25. Öte yandan kuralla ilgili anayasallık denetimde sınırlamanın orantılı olup olmadığı da ortaya konulmalıdır. Anayasa Mahkemesi 27/6/2024 tarihli ve E.2023/136, K.2024/127 sayılı kararında anılan Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin altıncı cümlesinin “<i>Bu bent kapsamındaki suçlara ilişkin vergi incelemesi sonuçlanıncaya kadar söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez.</i>”<i> </i>şeklindeki önceki hâlini incelemiştir. Söz konusu kararda Kanun’da kuralla öngörülen tedbirin vergi incelemesi aşamasında gözden geçirilmesine imkân tanıyan bir düzenlemenin bulunmadığı, diğer bir ifadeyle vergi incelemesi aşamasında değişen şartlara göre anılan tedbirin devam etmesinin gerekli olup olmadığı yönünde yetkili makamlara bir değerlendirme yapma imkânı tanınmadığı gibi tedbire konu taraflara da tedbirin gözden geçirilmesi hususunda talepte bulunma hakkının sağlanmadığı belirtilerek hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/6/2024, § 19).</p>

<p>26. Anılan iptal kararı sonrasında ihdas edilen kuralın devamındaki yedinci cümlede aynı tesiste başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmemesi tedbirinin kaldırılıp kaldırılamayacağı hususunun VDK Başkanlığından temin edilecek bilgilere göre üç ayda bir EPDK tarafından değerlendirilmesi öngörülmüştür. Ayrıca sekizinci cümlede vergi incelemesi daha uzun sürse bile tedbirin süresinin EPDK’ya yapılan bildirimden itibaren bir yılı geçemeyeceği düzenlenerek bu konuda bir üst sınır belirlenmiştir. Dolayısıyla kuralla vergi incelemesi aşamasında değişen şartlara göre anılan tedbirin devam etmesinin gerekli olup olmadığı yönünde yetkili makamlara değerlendirme yapma imkânı tanındığı gibi kuralda tedbirle ilgili olan kişilerin talebi üzerine EPDK’ca değerlendirme yapılmasına engel bir durumunda da bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>27. Bu itibarla kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği, kamu zararının önlenmesi yönündeki amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlama arasındaki makul dengenin ortadan kaldırılmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralla teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlamanın meşru amaç bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>28. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>B. Kanun’un 13. Maddesiyle 399 Sayılı KHK’ya Eklenen Ek 5. Maddenin Altıncı Fıkrasının İkinci Cümlesinin ve Sekizinci Fıkrasında Yer Alan<i> </i>“<i>…Cumhurbaşkanınca belirlenen…</i>” İbaresinin İncelenmesi</p>

<p>1. Genel Açıklama</p>

<p>29. 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve bu KHK’ya dayanılarak 8/11/1984 tarihli ve 18569 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü Ana Statüsü hükümlerine göre Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile ilgili ve tüzel kişiliği haiz bir kamu iktisadi kuruluşu olan Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü, Türkiye Havalimanlarının işletilmesi ile Türkiye hava sahasındaki hava trafiğinin düzenlenmesi ve kontrolü görevini yerine getirmektedir.</p>

<p>30. Hava Seyrüseferinin Emniyeti için İşbirliğine Dair 13 Aralık 1960 Tarihli, Uluslararası Hava Seyrüseferinin Emniyeti İçin Avrupa Teşkilatı (EUROCONTROL) Sözleşmesini Değiştiren Protokole İlişkin Diplomatik Konferansın Nihaî Senedinin; EUROCONTROL Sözleşmesini Değiştiren Protokol ile Eklerine ve Yol Ücretlerine İlişkin Çok Taraflı Anlaşma’nın 30/11/1988 tarihli ve 3504 sayılı Kanun ile onaylanmasının uygun bulunmasının ardından ülkemiz Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatına (“EUROCONTROL” veya “Teşkilat”) 1/3/1989 tarihinde katılmıştır.</p>

<p>31. Yol Ücretlerine İlişkin Çok Taraflı Anlaşma kapsamında hava araçlarının üye ülkelerin hava sahalarını kullanımları nedeniyle tahakkuk ettirilen geçiş ücretlerinin söz konusu Anlaşma’nın 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (l) bendine göre taraf devletler adına Teşkilat tarafından tek elden tahsil edilmesi öngörülmüştür. Anlaşma’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca hava araçlarından alınacak ücretler belirlenirken taraf devletlerin hava seyrüsefer tesisleri ve hizmetleri ile sistemin işletimi için katlandıkları maliyetler de hesaba katılmaktadır. Avrupa Hava Seyrüsefer Güvenliği Teşkilatının hava seyrüsefer maliyetlerini ücretlendirme esaslarını belirleyen prensiplerine göre personel giderleri de bu maliyet hesabına dâhildir.</p>

<p>2. Anlam ve Kapsam</p>

<p>32. 399 sayılı KHK’nın ek 5. maddesinde DHMİ Genel Müdürlüğü personelinin fiilî çalışmasına dayalı olarak ödenen prim ve bunun şartları düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında DHMİ Genel Müdürlüğünün söz konusu KHK’nın 3. maddesinin (b) ve (c) bentleri kapsamına giren personeline Türkiye’deki sivil havalimanlarında gerçekleşen giden uçak trafiği sayısının memur aylık katsayısının %40’ı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarın DHMİ performans primi olarak ödeneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>33. Anılan fıkra kapsamında prim ödenmesi öngörülen personelin DHMİ Genel Müdürlüğünün söz konusu bentlerde yer alan personel olduğu anlaşılmaktadır. Anılan maddenin (a) bendinde teşebbüslerde hizmetlerin memurlar, sözleşmeli personel ve işçiler eliyle gördürüleceği, (b) bendinde teşebbüsün asli ve sürekli görevlerinin genel idare esaslarına göre genel müdür, genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı, kurul ve daire başkanları, müessese, bölge, fabrika, işletme ve şube müdürleri, müfettiş ve müfettiş yardımcıları ile ekli (1) Sayılı Cetvel’de kadro ünvanları gösterilen diğer personel eliyle gördürüleceği hüküm altına alınmıştır. Maddenin (c) bendinde de sözleşmeli personel düzenlenmiş olup Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 tarihli ve E.2018/122, K.2020/14 sayılı kararı ile 399 sayılı KHK’ya tabi olarak görev yapan sözleşmeli personelin Anayasa’nın 70. ve 128. maddeleri bağlamında diğer kamu görevlileri kapsamında yer aldığı kabul edilmiştir (AYM, E.2018/122, K.2020/14, 19/2/2020, § 40).</p>

<p>34. KHK’nın ek 5. maddesinin ikinci fıkrasında ise KHK’nın (1) Sayılı Cetveli’nde yer alanlar ile maliyetlerinin tamamı EUROCONTROL tarafından karşılanan DHMİ Genel Müdürlüğü personeline birinci fıkra kapsamında yapılan ödemelere ilaveten Türk hava sahasını, Türkiye’deki herhangi bir havalimanına iniş/kalkış yapmaksızın transit kullanan sivil hava araçları sayısının memur aylık katsayısının %120’si ile çarpımı sonucu bulunacak miktar kadar prim ödemesi yapılacağı belirtilmiştir. (1) Sayılı Cetvel’de yer alanların KHK’nın 3. maddesinin (b) bendi kapsamında teşebbüsün asli ve sürekli görevlerini genel idare esaslarına göre yerine getiren ve kadro ünvanları söz konusu cetvelde gösterilen personel olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>35. Üçüncü ve dördüncü fıkralarda prim ödemelerinin hesaplanmasına ilişkin ölçütlere yer verilmiştir. Buna göre aylık olarak gerçekleştirilecek prim ödemelerinde bir önceki yılın aynı ayında gerçekleşen uçak trafiği sayısı esas alınacak, performans primi hesaplamasında baz alınan uçuş sayılarında birbirini takip eden yıllarda artış olması durumunda uçuş sayısı artış miktarına tekabül eden performans primi tutarı farkı artış yılını takip eden ocak ayı içinde tek seferlik olarak personele ayrıca ödenecektir.</p>

<p>36. Altıncı fıkranın birinci cümlesinde, bu madde uyarınca yapılan ödemelerin personele fiilen hizmete katkı sağladığı sürece bulunduğu asli kadro veya pozisyonuna göre yapılacağı belirtilmiştir. Anılan fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde ise sağlık raporu, ücretli izin, görevden uzaklaştırılma, tutuklanma, gözaltına alınma gibi durumlara isabet eden günler için bu madde uyarınca ödeme yapılmayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>37. Yedinci fıkrada birinci ve ikinci fıkralar kapsamında yapılan ödemeleri geçmemek üzere Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) personeline de bu madde kapsamında ödeme yapılması öngörülmüştür.</p>

<p>38. Sekizinci fıkrada ise madde kapsamında yapılan ödemelerin yürütülen görevin niteliği ile önem ve sorumluluk düzeyi, personelin ünvanı, hizmet yılı, birimi ile sivil havacılık faaliyetleri kapsamında denetime katılıp katılmadığı gibi ölçütler dikkate alınmak suretiyle Cumhurbaşkanınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde gelir ve damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ödeneceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “<i>…Cumhurbaşkanınca belirlenen…</i>” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>3. Altıncı Fıkranın İkinci Cümlesi</p>

<p>a. İptal Talebinin Gerekçesi</p>

<p>39. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla sağlık raporu ve ücretli izin kullanan personele ödeme yapılmamasının sağlıklı yaşam ve dinlenme haklarına ölçüsüz sınırlama getirdiği, görevden uzaklaştırılan, tutuklanan ve gözaltına alınan personele ödeme yapılmamasının ise masumiyet karinesini ihlal ettiği, bu durumun usulüne uygun yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla da bağdaşmadığı, Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin çerçevesinin çizilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 7., 13., 17., 38., 50., 56., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</p>

<p>40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesi yönünden de incelenmiştir</p>

<p>41. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.</p>

<p>42. Anayasa Mahkemesinin norm denetimi ve bireysel başvuruya ilişkin kararlarında kişilere ödenmesi öngörülen ücret, maaş, ek ödeme, yaşlılık aylığı, emeklilik ikramiyesi ve kıdem tazminatı gibi ödemeler mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmektedir (norm denetimine konu karar için bkz. AYM, E.2019/50, K. 2019/96, 25/12/2019, § 13; E.2022/102, K.2023/154, 13/9/2023, § 12; bireysel başvuruya konu kararlar için bkz. <i>Ayten Yeğenoğlu</i> [1. B.], B. No: 2015/1685, 23/5/2018, § 32; <i>Naci Altınbulduk</i> [2. B.], B. No: 2017/38608, 11/12/2019, § 19; <i>Muzaffer Peker</i> [1. B.], B. No: 2016/7192, 7/11/2019, § 30).</p>

<p>43. Bu bağlamda DHMİ personeline yapılacak ek bir ödeme niteliğinde olan performans primlerinin sağlık raporu, ücretli izin, görevden uzaklaştırılma, tutuklanma, gözaltına alınma gibi durumlara isabet eden günler için yapılmamasını öngören dava konusu kuralın mülkiyet hakkına sınırlama getirdiği anlaşılmıştır.</p>

<p>44. Anayasa’nın 13. maddesine göre mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinde de mülkiyet hakkının kanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>45. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik şartını taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinde Anayasa’nın 128. maddesi de dikkate alınması gerekir. Anayasa’nın anılan maddesinin ikinci fıkrasında “<i>Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.</i>” denilmek suretiyle memurlar ve diğer kamu görevlileri özlük hakları bakımından yasal güvenceye kavuşturulmuştur.</p>

<p>46. Kamu iktisadi teşekkülü olan DHMİ Genel Müdürlüğünün 399 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (b) ve (c) bentleri kapsamında istihdam edilen personeline çalışmaları karşılığında yapılan prim ödemelerinin mali haklar kapsamında olduğu şüphesizdir. Prim ödemelerinin hangi personele ne oranda ve ne tür ölçütler esas alınarak ödeneceği, bu kapsamda ödeme yapılmayacak hâllerin belirlenmesi anayasal güvencelere aykırı olmamak kaydıyla kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucu bu konudaki takdir yetkisini kullanırken prim ödenmesi ile bunun istisnalarına yönelik temel esas ve ilkeleri kanunda açık ve net olarak ortaya koyması gerekmektedir. Bu konudaki belirliliğin sağlanması kanunilik şartının bir gereğidir.</p>

<p>47. Kuralda DHMİ personeline prim ödemesinin yapılmayacağı hâllerin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu, dolayısıyla kanunilik ölçütünü sağladığı anlaşılmaktadır</p>

<p>48. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilmektedir. Kamu yararı mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlanmasına imkân tanımakla bir sınırlama amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının söz konusu amaç dışında sınırlanamayacağını öngörmek suretiyle bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (AYM, E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 27; <i>Nusrat Külah</i> [2. B.], B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53; <i>Yunis Ağlar</i> [1. B.], B. No: 2013/1239, 20/3/2014, § 28).</p>

<p>49. Kuralın sadece fiilen çalışanlara performans primi ödenmesini öngörmek suretiyle çalışma barışı korunarak kamu hizmeti niteliğindeki havacılık faaliyetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesine katkı sunduğu açıktır. Dolayısıyla kuralın meşru amaç taşıdığı anlaşılmıştır.</p>

<p>50. Kuralla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında fiilî olarak hizmete katkı sağlanmayan hâllerde prim ödenmesinin gerçekleşmeyeceğinin öngörülmesinin meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır. Ayrıca kanun koyucunun havacılık faaliyetlerinin sağlıklı yürütülmesi için alacağı tedbirleri belirlemede geniş bir takdir yetkisi olduğu gözetildiğinde kuralda öngörülen düzenlemeden daha hafif bir sınırlama aracının öngörülebileceği söylenemez. Dolayısıyla kuralın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>51. Kuralın Anayasa’ya uygun olduğunun söylenebilmesi için mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın aynı zamanda orantılı olması gerekir. Orantılılık ilkesi gereği mülkiyet hakkına yönelik sınırlamada kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasındaki makul dengenin oluşturulması zorunludur. Başka bir ifadeyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın birey aleyhine katlanılması zor bir külfete neden olmaması gerekir.</p>

<p>52. Kuralda öngörülen performans prim ödemesi kesintisinin çalışmanın temel unsuru olan maaşa yönelik olmadığı, ek ödemeye yönelik olduğu açıktır. Kamu çalışanlarıyla ilgili teşviklerin ve primlerin kapsamını ve şartlarını belirlemede devletin geniş bir takdir yetkisi olduğu gözetildiğinde kuralda belirtilen hâllerde fiilen çalışılmayan süreyle sınırlı olmak üzere ek ödeme niteliğindeki prim ödemesinde kesinti öngörülmesinin söz konusu takdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>53. Bu itibarla kuralda öngörülen performans primi ödemesinin fiilî çalışma şartına bağlı kılındığı ve kişilerin çalışmalarının asıl maddi karşılığı olan maaşlarını etkilemediği gözetildiğinde kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği, bu yönüyle kuralın orantısız olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>54. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 7., 17., 38., 50., 56., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p>4. Sekizinci Fıkrada Yer Alan<i> </i>“<i>…Cumhurbaşkanınca belirlenen…</i>” İbaresi</p>

<p>a. İptal Talebinin Gerekçesi</p>

<p>55. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla prim ödemelerinin usul ve esasına ilişkin temel ilkeler belirlenmeksizin Cumhurbaşkanına düzenleme yetkisi tanındığı, kanun koyucunun görev ve yetkisinde olan bir konuda Cumhurbaşkanına doğrudan düzenleme yetkisi tanınmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 104. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</p>

<p>56. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 128. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>57. Anayasa’nın 7. maddesinde “<i>Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez</i>.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “<i>demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum</i>” olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2022/101, K.2024/124, 27/6/2024, § 19).</p>

<p>58. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi; sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu işlemler bakımından ilke olarak kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları belirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2024/193, K.2025/136, 17/6/2025, § 9; E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013).</p>

<p>59. Kanunla düzenleme ilkesi düzenlemenin öngörüleceği alanda temel ilkelerin kanunla belirlenmesini, çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Aynı zamanda kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması, kişilerin temel haklarını kullanabilmelerine elverişli nitelikte olması gerekir. Ancak bu koşullarda ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir. Başka bir ifadeyle belirli bir alanda yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kuralın kaynağının kanun hükmü olması anılan ilkenin bir gereğidir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; E.2013/96, K.2014/118, 3/7/2014; E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2015; E.2018/110, K. 2018/99, 17/10/2018, § 5). Dolayısıyla Anayasa’da açıkça kanunla düzenleme yapılması gereken hususlarda yürütmenin düzenleyici işlem yapma yetkisi ancak kanunların kurallaştırma yapmak suretiyle belirgin olarak çizdiği çerçeve içinde kullanılması kaydıyla bir anlam ifade edebilir (AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 100).</p>

<p>60. DHMİ Genel Müdürlüğünün 399 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (b) ve (c) bentleri kapsamında istihdam edilen personelinin kamu görevlisi olması sebebiyle mali haklarının kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>61. Dava konusu kuralla, anılan KHK’nın ek 5. maddesi kapsamında SHGM personeline yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi de Cumhurbaşkanına verilmiştir.</p>

<p>62. 15/7/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (4) numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) 434. maddesinde SHGM’nin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı kamu tüzel kişiliği olduğu belirtilmiş; 437. maddesinde ise görev ve yetkileri düzenlenmiştir. SHGM’nin söz konusu maddede düzenlenen sivil havacılık faaliyetlerine yönelik görev ve yetkilerinin kamu hizmeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. SHGM’nin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde çalışan personelinin de Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında kamu görevlisi olduğu açıktır.</p>

<p>63. Bu itibarla anılan personele KHK’nın ek 5. maddesi kapsamında ödenecek performans prim ödemelerine ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin temel ilkeleri ve çerçevesinin kanunda öngörülmesi kanuni düzenleme ilkesinin bir gereğidir.</p>

<p>64. Anılan maddenin birinci ve ikinci fıkralarında DHMİ personeline yapılacak performans prim ödemesinin kapsamı, şartları ve üst sınır niteliğinde olan oranları belirlenmiş; üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise prim ödenmesinin hesaplanmasına ilişkin hususlar düzenlenmiştir. SHGM personeline ise<i> </i>birinci ve ikinci fıkralar kapsamında yapılan ödemeleri geçmemek üzere bu madde kapsamında ödeme yapılacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla maddede DHMİ ve SHGM personeline yapılacak prim ödemeleri bakımından bir üst sınırın öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>65. Ayrıca maddenin kuralın da yer aldığı sekizinci fıkrasında madde kapsamında yapılan ödemelerin usul ve esasını belirlemede Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin kullanımında yürütülen görevin niteliği ile önem ve sorumluluk düzeyi, personelin ünvanı, hizmet yılı, birimi ile sivil havacılık faaliyetleri kapsamında denetime katılıp katılmadığı gibi ölçütlere de yer verilmiştir. Dolayısıyla maddede prim miktarı bakımından üst sınırların ve yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde dikkate alınacak ölçütlerin düzenlendiği gözönünde bulundurulduğunda Cumhurbaşkanına tanınan yetki ile ilgili temel ilke ve esaslar ile genel çerçevenin belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>66. Bu itibarla kural kapsamında prim ödemelerine ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde Cumhurbaşkanına yetki tanınmasının kanunla düzenlenme ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>67. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. ve 128. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 104. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</p>

<p>68. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararın doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>27/3/2025 tarihli ve 7546 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 6. maddesiyle 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin değiştirilen altıncı cümlesinde yer alan <i>“…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…”</i> ibaresine,</p>

<p><strong>B.</strong> 13. maddesiyle 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 5. maddenin;</p>

<p><strong>1.</strong> Altıncı fıkrasının ikinci cümlesine,</p>

<p><strong>2.</strong> Sekizinci fıkrasında yer alan <i>“…Cumhurbaşkanınca belirlenen…” </i>ibaresine,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 26/2/2026 tarihli ve E.2025/132, K.2026/51 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümleye ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE 26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p>V. HÜKÜM</p>

<p>27/3/2025 tarihli ve 7546 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 6. maddesiyle 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin değiştirilen altıncı cümlesinde yer alan <i>“…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> 13. maddesiyle 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 5. maddenin;</p>

<p><strong>1.</strong> Altıncı fıkrasının ikinci cümlesinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Sekizinci fıkrasında yer alan <i>“…Cumhurbaşkanınca belirlenen…” </i>ibaresinin,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE 26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025132-esas-202651-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="50087"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/146 esas - 2026/50 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024146-esas-202650-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024146-esas-202650-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/2/2026 tarihli, 2024/146 esas - 2026/50 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2024/146</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/50</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 14/5/2026-33253</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN:</strong> Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 126 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>23/5/2024 tarihli ve 7511 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 3. maddesiyle 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 34. maddesinin yeniden düzenlenen üçüncü fıkrasında yer alan “<i>...Kurul kararıyla yapılır.</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>B.</strong> 4. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının,</p>

<p><strong>C.</strong> 6. maddesiyle 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 53. maddesinin değiştirilen altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “<i>...Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 18. maddesiyle 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 63. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesine eklenen “<i>...ya da içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı...</i>”<i> </i>ibaresinin,</p>

<p><strong>D.</strong> 19. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’un 77. maddesinin (12) numaralı fıkrasının değiştirilen beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu cümlelerinin,</p>

<p><strong>E.</strong> 21. maddesiyle 14/1/2015 tarihli ve 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 18. maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (k) bendinin,</p>

<p><strong>2.</strong> (5) numaralı fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin,</p>

<p>Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 17., 22., 26., 28., 35., 36., 38., 40., 48., 49., 70., 90., 123., 124., 125., 128., 153., 167. ve 172. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;</p>

<p><strong>1.</strong> 3. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un üçüncü fıkrası yeniden düzenlenen 34. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Kurum Personelinin Statüsü</i></p>

<p><i>Madde 34 – (Değişik cümle:16/6/2020-7246/6 md.) Kurum hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yürüten personelin kadroları ekli (I) sayılı Cetvelde gösterilmiştir. Kurum emrinde yeteri kadar uzman meslek personeli ile kariyer dışı ihtisas personeli çalıştırılabilir.</i></p>

<p><i>Kurum personeli ücret ve mali haklar dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabidir. (İptal ikinci ve üçüncü cümleler: Anayasa Mahkemesinin 6/6/2013 tarihli ve E.: 2013/47, K.: 2013/72 sayılı Kararı ile.)</i></p>

<p><i>(Ek fıkra:16/6/2020-7246/6 md.) </i><i>(</i><i>İptal fıkra: Anayasa Mahkemesinin 9/11/2022 tarihli ve E: 2020/67; K: 2022/139 sayılı Kararı ile) (Yeniden Düzenleme:23/5/2024-7511/3 md.) Bu Kanunun ekinde yer alan (I) sayılı cetveldeki toplam kadro sayısı geçilmemek ve anılan cetvelde yer alan kadro unvanları ile kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla dolu kadrolarda derece değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece değişiklikleri <strong><u>Kurul kararıyla yapılır.</u></strong></i></p>

<p><i>Geçicilik</i><i> veya belli bir ihtisas gerektiren nitelikteki hizmetler Başkanlıkça tespit olunur. Bu </i><i>işlerde</i><i> çalışacak personel hakkında vekalet veya istisna akdi hükümleri uygulanır. Bu fıkraya göre istihdam edileceklerden sosyal güvenlik kuruluşlarından almakta oldukları aylıkları kesilmez.</i></p>

<p><i>Yabancı</i><i> uzmanlar da Başkanlığın hazırlayıp Kurulun onayı ile yürürlüğe konacak yönetmelik esaslarına göre istihdam edilebilir.</i>”</p>

<p><strong>2.</strong> 4. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un ikinci fıkrası değiştirilen 43. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Soruşturmaya Başlanması, Taahhüt ve Uzlaşma</i></p>

<p><i>Madde 43 – (Değişik birinci cümle : 2/7/2005-5388/5 md.) Soruşturma yapılmasına karar verildiği takdirde Kurul ilgili daire başkanının gözetiminde soruşturmayı yürütecek raportör veya raportörleri belirler. Soruşturma en geç 6 ay içinde tamamlanır. Gerekli görüldüğü hallerde bir defaya mahsus olmak üzere Kurul tarafından 6 aya kadar ek süre verilebilir.</i></p>

<p><i>(Değişik ikinci fıkra:23/5/2024-7511/4 md.) <strong><u>Kurul, başlattığı soruşturmaları soruşturmaya başlanması kararının verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ilgili taraflara bildirir. Kurul, bu bildirim yazısı ile birlikte, iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiyi ilgili taraflara gönderir.</u></strong></i></p>

<p><i>(Değişik üçüncü fıkra:16/6/2020-7246/9 md.) Yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinde 4 üncü veya 6 ncı madde kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birliklerince taahhüt sunulabilir. Kurul söz konusu taahhütler yoluyla rekabet sorunlarının giderilebileceğine kanaat getirirse bu taahhütleri ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri açısından bağlayıcı hale getirerek soruşturma açılmamasına veya açılmış bulunan soruşturmaya son verilmesine karar verebilir. Rakipler arasında fiyat tespiti, bölge veya müşteri paylaşımı ya da arz miktarının kısıtlanması gibi açık ve ağır ihlallerle ilgili olarak taahhüt kabul edilmez. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurul tarafından çıkarılan tebliğ ile belirlenir.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>(Ek fıkra:16/6/2020-7246/9 md.) Kurul, üçüncü fıkraya göre bir karar verdikten sonra aşağıdaki hallerde tekrar soruşturma açabilir:</i></p>

<p><i>a) Kararın alınmasına temel teşkil eden herhangi bir unsurda esaslı değişiklik olması,</i></p>

<p><i>b) İlgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin verdikleri taahhütlere aykırı davranmaları,</i></p>

<p><i>c) Kararın taraflarca sunulan eksik, yanlış veya yanıltıcı bilgiye dayanılarak verilmiş olması.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra:16/6/2020-7246/9 md.) Soruşturmaya başlanmasından sonra Kurul, ilgililerin talebi üzerine veya resen, soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usuli faydaları ve ihlalin varlığına veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne alarak uzlaşma usulünü başlatabilir. Kurul, hakkında soruşturma başlatılan ve ihlalin varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri ile soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabilir.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra:16/6/2020-7246/9 md.) Bu çerçevede Kurul, hakkında soruşturma açılan taraflara, ihlalin varlığını ve kapsamını kabul ettikleri bir uzlaşma metni sunmaları için kesin bir süre verir. Verilen süre geçirildikten sonra yapılan bildirimler dikkate alınmaz. İhlal tespitinin ve idari para cezasının yer aldığı bir nihai kararla soruşturma sonlandırılır.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra:16/6/2020-7246/9 md.) Uzlaşma usulü sonucunda idari para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabilir. Bu madde uyarınca idari para cezası tutarlarında indirim uygulanmış olması 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası kapsamında indirim yapılmasına engel teşkil etmez.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra:16/6/2020-7246/9 md.) Sürecin uzlaşma ile neticelenmesi halinde, idari para cezası ve uzlaşma metninde yer alan hususlar uzlaşmanın taraflarınca dava konusu yapılamaz.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra:16/6/2020-7246/9 md.) Uzlaşmaya ilişkin diğer usul ve esaslar Kurul tarafından çıkarılan yönetmelik ile belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>3.</strong> 6. maddesiyle 5174 sayılı Kanun’un 53. maddesinin değiştirilen altıncı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(Değişik altıncı fıkra:23/5/2024-7511/6 md.) Ürün senetleri ve alivre sözleşmelere ilişkin işlemlerde; devir ile bedelin ödenmesi, alıcı ve satıcının diğer yükümlülüklerinin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edenlerce veya takas ve saklama hizmeti aldıkları kuruluşlarca yerine getirilmesi, alım satımın tescili ve alım satıma ilişkin diğer hususlar bu Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak ürün ihtisas borsası tarafından yürütülür. Ürün ihtisas borsasının veya ürün ihtisas borsası tarafından takas merkezi olarak yetkilendirilen kuruluşun takas işlemlerinde mali sorumluluğu, tesis edecekleri limitler dâhilinde ve alınacak teminatlar ile garanti fonu varlıklarıyla sınırlıdır. Ürün ihtisas borsalarında gerçekleştirilen işlemlerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve zararların tazmini için alınacak teminatların ve oluşturulabilecek garanti fonunun kuruluşu, işletimi, kullanımı ve katılımcılarına ilişkin usul ve esaslar <strong><u>Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</u></strong> Bu fıkrada düzenlenen teminatlar ve garanti fonundaki varlıklar tevdi amaçları dışında kullanılamaz, üçüncü kişilere devredilemez, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemez, rehnedilemez, iflas masasına dâhil edilemez ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamaz.</i>”</p>

<p><strong>4.</strong> 18. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’un 63. maddesinin ibarenin eklendiği (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(1) Ticari reklamlarda uyulması gereken ilkeleri belirleme ve haksız ticari uygulamalara karşı tüketiciyi korumaya yönelik düzenlemeleri yapma, bu hususlar çerçevesinde inceleme ve gerektiğinde denetim yapma, inceleme ve denetim sonucuna göre durdurma veya aynı yöntemle düzeltme veya idari para cezası veya gerekli görülen hâllerde de üç aya kadar tedbiren durdurma cezası <strong><u>ya da içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı</u></strong> verme hususlarında görevli bir Reklam Kurulu oluşturulur. Kurul tedbiren durdurma kararı verme yetkisini Reklam Kurulu Başkanına devredebilir. Kurulun kararları Bakanlıkça uygulanır.</i>”</p>

<p><strong>5.</strong> 19. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’un 77. maddesinin beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu cümleleri değiştirilen (12) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(12) Bu Kanunun 61 inci maddesinde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket eden reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşları hakkında durdurma veya aynı yöntemle düzeltme veya idari para cezası ve gerekli görülen hâllerde de üç aya kadar tedbiren durdurma cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu fıkradaki yaptırım kararlarını birlikte veya ayrı ayrı verebilir.<sup> </sup>(Değişik üçüncü cümle:24/10/2024-7529/7 md.) Aykırılık;<sup> </sup></i></p>

<p><i>a) Yerel düzeyde yayın yapan televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise yüz on bin Türk Lirasından bir milyon yüz bin Türk Lirasına kadar,</i></p>

<p><i>b) Ülke genelinde yayın yapan televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise iki milyon iki yüz on bin Türk Lirasından yirmi iki milyon yüz bin Türk Lirasına kadar,</i></p>

<p><i>c) Süreli yayınlar aracılığıyla gerçekleşmiş ise (a) ve (b) bentlerinde belirtilen cezaların yarısı,</i></p>

<p><i>ç) Yerel düzeyde veya uydu üzerinden yayın yapan radyo kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise altmış bin Türk Lirasından altı yüz bin Türk Lirasına kadar,</i></p>

<p><i>d) Ülke genelinde yayın yapan radyo kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise altı yüz bin Türk Lirasından altı milyon Türk Lirasına kadar,</i></p>

<p><i>e) Uydu üzerinden yayın yapan televizyon kanalı veya internet aracılığı ile gerçekleşmiş ise altı yüz bin Türk Lirasından altı milyon Türk Lirasına kadar,</i></p>

<p><i>f) Kısa mesaj aracılığı ile gerçekleşmiş ise iki yüz seksen bin Türk Lirasından iki milyon sekiz yüz bin Türk Lirasına kadar,</i></p>

<p><i>g) Diğer mecralar aracılığı ile gerçekleşmiş ise altmış bin Türk Lirasından altı yüz bin Türk Lirasına kadar,</i></p>

<p><i>idari para cezası verilir. (Değişik dördüncü cümle:24/10/2024-7529/7 md.) Reklam Kurulu, bu fıkrada alt ve üst sınırları belirtilen idari para cezalarını uygularken aykırılığın haksızlık içeriği, aykırılık dolayısıyla elde edilen menfaatin veya neden olunan zararın büyüklüğü ile aykırılığı gerçekleştirenin kusuru ve ekonomik durumu gibi hususları dikkate alır. (Ek cümleler:24/3/2022-7392/15 md.) (Değişik cümleler:23/5/2024-7511/19 md.) <strong><u>Aykırılığın internet ortamı üzerinden gerçekleşmesi hâlinde Reklam Kurulu; içeriğin çıkarılması için ilgili internet sayfasındaki iletişim araçları, alan adı, IP adresi ve benzeri kaynaklarla elde edilen bilgiler üzerinden, elektronik olarak iletişim kurulabilecek araçlar ile bildirimde bulunulmasına, bu bildirime rağmen yirmi dört saat içinde içeriğin çıkarılmaması hâlinde erişimin engellenmesine karar verebilir. Muhataba bildirimde bulunulamaması hâli ile sınırlı olmak üzere doğrudan erişimin engellenmesine karar verilebilir. Erişimin engellenmesi kararı uygulanmak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliğine gönderilir. Erişimin engellenmesi kararı esas olarak aykırılığın gerçekleştiği içerikle sınırlı olarak verilir. Ancak, teknik olarak aykırılığa ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla aykırılığın önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>6.</strong> 21. maddesiyle 6585 sayılı Kanun’un (1) numaralı fıkrasının (k) bendi değiştirilen ve (5) numaralı fıkrasına üçüncü cümlenin eklendiği 18. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Ceza hükümleri </i></p>

<p><i>MADDE 18 – (1) Bu Kanunun;</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><strong><i><u>k)</u></i></strong><i> (Ek:16/4/2020-7244/13 md.) (Değişik:23/5/2024-7511/21 md.) <strong><u>Ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına aykırı hareket edenlere her bir aykırılık için yüz bin Türk lirasından bir milyon Türk lirasına kadar; ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere ise her bir aykırılık için bir milyon Türk lirasından on iki milyon Türk lirasına kadar, </u></strong></i></p>

<p><i>idari para cezası verilir. </i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>(5) (Değişik:26/1/2023-7435/16 md.) Bu maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (ç), (g), (ı), (i), (j) ve (k) bentlerinde belirtilen idari para cezalarının verilmesini gerektirir aykırılığın bir takvim yılı içinde tekrarı hâlinde, her bir tekrar için bir önceki cezanın iki katı idari para cezası uygulanır. Bu hüküm nispi idari para cezaları hakkında uygulanmaz. (Ek cümle:23/5/2024-7511/21 md.) <strong><u>Bakanlık, ek 1 inci maddenin ikinci fıkrasına bir takvim yılı içinde en az üç defa aykırı hareket etmesi nedeniyle idari para cezası uygulanan üretici, tedarikçi ve perakende işletmelerin iş yerlerini altı güne kadar kapatmaya yetkilidir.</u></strong></i></p>

<p><i>…</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 23/7/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>AYIRMA VE ESASA KAYIT KARARI </strong></p>

<p>2. 23/5/2024 tarihli ve 7511 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 21. maddesiyle 14/1/2015 tarihli ve 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 18. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (k) bendinin,</p>

<p><strong>B.</strong> (5) numaralı fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin,</p>

<p>iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına ilişkin davanın E.2024/146 sayılı davadan ayrılmasına, yeni bir esasa kaydedilmesine ve esas incelemenin bu yeni esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>3. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Kanun’un 3. Maddesiyle 4054 Sayılı Kanun’un 34. Maddesinin Yeniden Düzenlenen Üçüncü Fıkrasında Yer Alan “<i>...Kurul Kararıyla Yapılır.</i>” İbaresinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>4. 4054 sayılı Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasında mal ve hizmet piyasalarının serbest ve sağlıklı bir rekabet ortamı içinde oluşumunun ve gelişmesinin temini ile anılan Kanun’un uygulanmasını gözetmek ve Kanun’un kendisine verdiği görevleri yerine getirmek üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Rekabet Kurumunun (Kurum) kurulduğu belirtilmiştir.</p>

<p>5. Kanun’un 21. maddesine göre Kurumun teşkilatı Rekabet Kurulu (Kurul), Başkanlık ve hizmet birimlerinden oluşmaktadır. Kurulun görev ve yetkileri 27. maddede; Başkanlığın yapısı, görev ve yetkileri ise 29. ve 30. maddelerde düzenlenmiştir. 32. maddeye göre Kurumun hizmet birimleri; daire başkanlıkları şeklinde teşkilatlanmış ana hizmet birimlerinden, danışma birimlerinden ve yardımcı hizmet birimlerinden oluşmaktadır.</p>

<p>6. 34. maddenin birinci fıkrasında Kurum hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yürüten personelin kadrolarının ekli (I) Sayılı Cetvel’de gösterildiği, Kurum emrinde yeteri kadar uzman meslek personeli ile kariyer dışı ihtisas personelinin çalıştırılabileceği; ikinci fıkrasında Kurum personelinin ücret ve mali haklar dışında 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>7. Söz konusu maddenin üçüncü fıkrasında 4054 sayılı Kanun’un ekinde yer alan (I) Sayılı Cetvel’deki toplam kadro sayısı geçilmemek ve anılan Cetvel’de yer alan kadro ünvanları ile kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerde yer alan kadro ünvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla dolu kadrolarda derece değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, ünvan ve derece değişikliklerinin Kurul kararıyla yapılacağı belirtilmiştir. Söz konusu fıkrada yer alan “<i>…Kurul kararıyla yapılır.</i>” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>8. Dava dilekçesinde özetle; kamu görevlisi olan Kurul personelinin niteliği, atanması, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ile aylıkları, ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında yeniden düzenlenen fıkrayla bu gerekliliğin yerine getirilmediği, dolayısıyla yeniden düzenlenen dava konusu kural kapsamında sınıf, ünvan, derece değişikliklerinin Kurul kararıyla yapılmasının kanunilik ve hukuk devleti ile yasama yetkisinin devedilmezliği ve kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı, ayrıca bu durumun eşitlik ilkesini ihlal ettiği, çalışma barışını bozucu nitelik taşıdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 49., 70., 90., 123., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>9. Anayasa’nın 7. maddesinde “<i>Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.</i>” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması<i> </i>“<i>demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum</i>”<i> </i>olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir<i> </i>(AYM, E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15).</p>

<p>10. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi; sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57; E.2022/54, K.2022/99, 8/9/2022, § 26).</p>

<p>11. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56; E.2022/54, K.2022/99, 8/9/2022, § 27).</p>

<p>12. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında ise “<i>İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.</i>” hükmü yer almaktadır. Bu maddede yer alan düzenleme, idarenin kanuniliği ilkesini güvence altına almaktadır. İdarenin kanuniliği ilkesi, idarenin ve organlarının görev ve yetkilerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde, açık bir biçimde kanunla düzenlenmesini gerekli kılar.</p>

<p>13. Dava konusu kural uyarınca Kurul, kendisine tahsis edilmiş dolu kadrolarda derece değişikliği, boş kadrolarda sınıf, ünvan ve derece değişiklikleri yapabilecektir.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi, 4054 sayılı Kanun’un 34. maddesinin anılan Kanun’a ekli (I) Sayılı Cetvel’deki toplam kadro sayısını geçmemek ve mevcut kadro ünvanları veya 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi eki cetvellerde yer alan kadro ünvanları ile sınırlı olmak kaydıyla hizmet sınıfı, kadro, ünvan ve derecelerin değiştirilmesi ile bu kadroların kullanılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Kurulun yetkili olduğunu öngören hükme ilişkin olarak Anayasa’nın 7. ve 123. maddeleri kapsamında yaptığı değerlendirmede; idarenin kanuniliği ilkesinin idarenin hizmet birimleri ile bu birimlerin kadro ve görev ünvanlarının ve görevlerinin kanunla düzenlenmesini de içerdiğini, kadroların bir kamu hizmetinin teşkilatlanmasının ön koşulu olduğunu, anılan Kanun’un 21. maddesi uyarınca Kurumun Kurul, Başkanlık ve hizmet birimlerinden oluştuğunu, 32. maddesinde de hizmet birimlerinin daire başkanlıkları şeklinde teşkilatlanmış ana hizmet birimleri, danışma birimleri ve yardımcı hizmet birimlerinden meydana geldiğinin belirtildiğini ifade etmiş ve Kurumun önemli organlarından olan hizmet birimlerinin neler olduğunun ve bunların görev ve sorumluluklarının kanunla belirlenmediğini gözeterek hizmet sınıfı, kadro, ünvan ve derecelerin değiştirilmesi ile bu kadroların kullanılmasına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisinin idareye bırakılmasının idarenin kanuniliği ilkesi bağlamında yasama yetkisinin devri sonucunu doğurduğu gerekçesiyle hükmün iptaline karar vermiştir (AYM, E.2020/67, K.2022/139, 9/11/2022, §§ 64-67).</p>

<p>15. Anılan iptal kararından sonra Kanun’da Kurulun önemli organlarından olan hizmet birimleri ve bunların görevlerine ilişkin olarak herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.</p>

<p>16. Ayrıca iptal edilen hükümden farklı olarak kural kapsamına (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki cetvellerdeki kadrolara ilaveten kadro ve pozisyonlara ilişkin diğer mevzuatın eki cetvellerde yer alan kadrolar da dâhil edilmiştir. Bunun yanı sıra kural, boş kadrolarda sınıf, ünvan ve derece değişikliklerinin de Kurul kararıyla yapılacağını düzenlemektedir. Buna göre idare, Kanun’a ekli cetveldeki toplam kadro sayısını aşmamak şartıyla Kanun ekinde yer alan söz konusu cetveli ilgili mevzuatta yer alan tüm kadroları içerecek şekilde değiştirme yetkisine sahip kılınmıştır. Bu bakımdan kural, idarenin sadece toplam sayı sınırına bağlı kalmak koşuluyla Kanun’un ekinde yer alan cetvelin yerine bütünüyle farklı bir cetvel düzenlemesine imkân tanımaktadır.</p>

<p>17. Bu itibarla kuralla Kanun’un ekinde yer alan (I) Sayılı Cetvel’deki toplam kadro sayısı geçilmemek ve anılan Cetvel’de yer alan kadro ünvanları ile kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerde yer alan kadro ünvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla dolu kadrolarda derece değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, ünvan ve derece değişikliklerinin Kurul kararıyla yapılmasına imkân tanınmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ve idarenin kanuniliği ilkeleriyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>18. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2., 5., 6. ve 70. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. ve 123. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 5., 6. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 128. ve 153. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 10., 13., 49. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>B. Kanun’un 4. Maddesiyle 4054 Sayılı Kanun’un 43. Maddesinin Değiştirilen İkinci Fıkrasının İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>19. 4054 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>20. Anılan Kanun’un “<i>Tanımlar</i>” başlıklı 3. maddesinde teşebbüsün (işletme), piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler olduğu düzenlenmiştir. Böylelikle Kanun’da <i>işletme</i> 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 11. maddesi ile diğer mevzuatta yer alan tanımlardan daha geniş şekilde tanımlanmıştır. Bu kapsamda tek gerçek kişi tarafından işletilenden büyük ölçekli sanayi şirketlerine kadar ticari ve ekonomik faaliyetlerde bulunan bütün ekonomik varlıklar 4054 sayılı Kanun uygulamasında <i>teşebbüs</i> olarak kabul edilecektir.</p>

<p>21. Söz konusu Kanun’un 3. maddesinde <i>teşebbüs birliklerinin</i> ise teşebbüslerin belirli amaçlara ulaşmak için oluşturduğu tüzel kişiliği haiz ya da tüzel kişiliği olmayan her türlü birlikler olduğu belirtilmiştir. Anılan tanım uyarınca kanunla veya iradi olarak kurulmaları, özel hukuk veya kamu hukuku tüzel kişisi olmaları ya da tüzel kişiliklerinin bulunup bulunmadığı önem taşımaksızın katılan teşebbüslerin oluşturduğu tüm birlikler teşebbüs birlikleri olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>22. Kanun’un 4. maddesinde belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri; 6. maddesinde teşebbüslerin ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkalarıyla yapacağı anlaşmalarla ya da birlikte davranarak kötüye kullanması yasaklanmıştır.</p>

<p>23. 7. maddede ise ülkenin bütününde ya da bir kısmında herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki etkin rekabetin önemli ölçüde azaltılması, hâkim durum yaratılması ya da mevcut hâkim durumun güçlendirilmesi sonucunu doğuracak şekilde teşebbüslerin birleşmeleri veya herhangi bir teşebbüsün ya da kişinin diğer bir teşebbüsün mal varlığını yahut ortaklık paylarının tümünü veya bir kısmını ya da kendisine yönetimde hak sahibi olma yetkisi veren araçları, miras yoluyla iktisap durumu hariç olmak üzere, devralması yasaklanmış ve teşebbüslerin belirli bir ölçek ve etkide birleşme ve devralmaları Kurul iznine tabi tutulmuştur.</p>

<p>24. 16. maddede Kanun’un 4., 6. ve 7. maddeleri ile diğer maddelerinde öngörülen yasaklara uyulmaması hâlinde uygulanacak yaptırımlar düzenlenmiş; 27. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde de bu Kanun’da yasaklanan faaliyetler ve hukuki işlemler hakkında başvuru üzerine veya resen inceleme, araştırma ve soruşturma yapma yetkisi Kurula verilmiştir.</p>

<p>25. 40 ila 55. maddelerde ön araştırma ve soruşturmanın usul ve esasları düzenlenmiştir. 40. maddenin birinci fıkrasında Kurulun, resen veya kendisine intikal eden başvurular üzerine doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için ön araştırma yapılmasına karar vereceği; 43. maddenin birinci fıkrasında ise soruşturma yapılmasına karar verildiği takdirde Kurulun ilgili daire başkanının gözetiminde soruşturmayı yürütecek raportör veya raportörleri belirleyeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>26. Söz konusu maddenin dava konusu ikinci fıkrasında ise Kurulun başlattığı soruşturmaları, soruşturmaya başlanması kararının verildiği tarihten itibaren on beş gün içinde taraflara bildireceği, ayrıca bu bildirim yazısıyla birlikte iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiyi ilgili taraflara göndereceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>27. Ön araştırma veya soruşturma süreci 43. maddenin üç ila dokuzuncu fıkralarında öngörülen taahhüt yoluyla veya uzlaşmayla sonuçlanmamışsa soruşturma safhasına devam edilecektir. Buna göre 44. maddeyle haklarında soruşturmaya başlandığı bildirilen tarafların, sözlü savunma hakkını kullanma taleplerine kadar kararı etkileyebilecek her türlü bilgi ve delili her zaman Kurula sunabileceği, Kurum bünyesinde kendileriyle ilgili olarak düzenlenen her türlü evrakın ve mümkünse elde edilmiş olan her türlü delilin bir nüshasının kendilerine verilmesini isteyebileceği ve Kurulun tarafları bilgilendirmediği ve savunma hakkı vermediği konuları kararlarına dayanak yapamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>28. 45. maddeye göre soruşturma safhası sonunda hazırlanan rapor, tüm Kurul üyeleri ile ilgili taraflara tebliğ olunur ve taraflardan yazılı savunmalarını soruşturma raporunun tebliğinden itibaren otuz gün içinde göndermeleri istenir.</p>

<p>29. 46. ve 47. maddelerde tarafların isteği veya Kurulun bu yöndeki iradesi neticesinde yapılacak sözlü savunma toplantısı ile bunun usul ve esasları düzenlenmiştir.</p>

<p>30.<strong> </strong>48. maddede Kurulun nihai karar verme usulü, 51. maddede toplantı ve karar yeter sayısı, 54. maddede Kurul kararlarında sürelerin gerekçeli kararın taraflara tebliği tarihinden başlayacağı, 55. maddede ise Kurulun soruşturmanın tamamlanması üzerine vereceği idari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemelerinde dava açılabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>31. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla 4054 sayılı Kanun’a aykırı eylemleri gerçekleştirdiği iddiasıyla yürütülen soruşturmada tarafların ilk yazılı savunma verme hakkının ortadan kaldırıldığı, dolayısıyla soruşturmaya başlanmasına ilişkin kararın taraflara tebliği üzerine taraflara cevap verme hakkı tanınmamasının kişilerin hukuki dinlenilme haklarını zayıflattığı, ayrıca ilk savunmanın hazırlanması bakımından kural kapsamında yeterli zaman ve kolaylığın sağlanmamasının tarafların savunma hakkını ihlal ettiği, bu durumun sermaye, mal ve hizmet piyasalarının düzenlenmesine ilişkin olarak devlete yüklenen yükümlülüklerle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 13., 36., 48., 90. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>32.<strong> </strong>30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>33. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>34. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de <i>belirlilik</i> ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.</p>

<p>35. Dava konusu kural, 4054 sayılı Kanun kapsamındaki teşebbüs ve teşebbüs birliklerinin bu Kanun’da belirtilen faaliyetlerine ilişkin olarak Kurulun soruşturma başlatması üzerine soruşturma kararı ile iddiaların türü ve niteliği hakkında taraflara yazılı bildirimde bulunulmasını öngörmektedir.</p>

<p>36. Anılan kanun kapsamında soruşturmaya konu eylemlerin ve bu eylemlere karşılık gelen yaptırımların düzenlendiği, soruşturma sürecinde ilgililerin kendileriyle ilgili her türlü iddia hakkında bilgi edinmelerine, soruşturmayı nihayete erdiren karardan önce savunma yapma ve delillerini sunmalarına imkân tanındığı ve Kurulun, tarafları bilgilendirmediği ve savunma hakkı vermediği konuları kararlarına dayanak yapamayacağının öngörüldüğü açıktır. Bu itibarla soruşturma sürecinde ilgililerin soruşturma kapsamındaki iddia ve deliller hakkında bilgi edinebilmelerine, kendilerini savunabilmelerine ve delillerini sunabilmelerine ilişkin olarak yeterli açıklıkta düzenlemelerin öngörüldüğü gözetildiğinde kuralın hukuki belirlilik ilkesine aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>37. Kanun’a aykırı eylemler nedeniyle ilgililer hakkında öngörülen soruşturma sürecinde savunmanın hangi aşamada ve ne şekilde alınacağına ilişkin hususların Anayasa’da -istisnai durumlar dışında- ayrıntılı olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla söz konusu usul kurallarının Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında belirlenebileceği açıktır.</p>

<p>38. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur.</p>

<p>39. Öte yandan Anayasa'nın 167. maddesinde devlete para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici önlemleri alma görevi verilmiştir.</p>

<p>40. Kanun koyucu, soruşturmaya karar verilmesi hâlinde ilgililerin sözlü ve yazılı şekilde savunma yapabilmesini öngören düzenlemeler getirmiş, soruşturmanın başlamasına yetecek ölçüde şüphe ve bulgunun varlığına ilişkin bildirimin yapıldığı aşamada ise ilgiliyi bu durumdan haberdar etmeyi yeterli bulmuş ve kuralın gerekçesinde de belirtildiği üzere soruşturmanın başlangıç aşamasında tarafların daha etkin savunma yapmalarına imkân sağlamayı ve soruşturma süreçlerinin hızlı bir şekilde ilerlemesini amaçlamıştır.</p>

<p>41. Kanun’un 43. maddesinin ikinci fıkrasının önceki hâlinde, soruşturmaya başlandığına ilişkin karar ve dosya kapsamındaki bilgilerin taraflara bildirilmesinden sonra, tarafların bu bildirime karşı cevap vermelerine ilişkin bir süreç öngörülmüştür. Kural kapsamında ise Kurulun soruşturma yapılmasına yönelik kararının bildirilmesi üzerine ilgililere bu karara karşı cevaplarını sunmalarıyla ilgili olarak herhangi bir usul öngörülmemiş olmakla birlikte 44. ve 45. maddeler kapsamında tarafların soruşturma dosyası ile ilgili her türlü bilgi ve belgeye ulaşmalarına, delillerini sunmalarına, soruşturma raporuna ve rapordaki değişikliklere karşı beyanda bulunmalarına imkân tanındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>42. Dolayısıyla teşebbüs ve teşebbüs birliklerinin Kanun’da belirtilen faaliyetleri nedeniyle başlatılan soruşturma sürecinde Kurulun soruşturma kararı ile soruşturmanın niteliğine ilişkin olarak yazılı bildirimde bulunmasını öngören kuralın kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğu ve kamu yararı amacı dışında bir amaç taşımadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>43. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 13. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 167. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 5., 36., 48. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>C. Kanun’un 6. Maddesiyle 5174 Sayılı Kanun’un 53. Maddesinin Değiştirilen Altıncı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “<i>…Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</i>” İbaresinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>44. 5174 sayılı Kanun’un “<i>Ürün ihtisas borsaları</i>” başlıklı 53. maddesinin birinci fıkrasında ekonomik gereklilikler gözetilerek güven, serbest rekabet ve istikrar içinde, kotasyonundaki bir veya birden çok ürünün arz ve talebini buluşturan; yürürlükteki ürün standartlarına göre tasnif edilmiş ürünlerin, kendilerince organize edilen fiziki veya elektronik mekânlarda alım satımına aracılık eden; ürünlerin gerek fiziki gerekse ürünü temsilen lisanslı depo işletmelerince çıkarılan ürün senetleri ve alivre sözleşmelerin ticaretini yürütebilen; işlemlere ilişkin güvenilir kayıt ve saklama imkânları bulunan; oluşan fiyatları, ürettiği bilgileri, diğer benzer ve alternatif piyasaları izleyebilecek ve duyurabilecek bilgi işlem, teknik ve elektronik donanım, kurumsal ve mali altyapıya sahip olan; faaliyet alanı ulusal veya uluslararası olabilen anonim şirket statüsünde ürün ihtisas borsalarının Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) ve Sermaye Piyasası Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı kararı ile kurulacağı belirtilmiştir.</p>

<p>45.<strong> </strong>Anılan fıkrada ayrıca<strong> </strong>ürün ihtisas borsalarının kendilerinin ya da bünyelerindeki piyasaların işletilmesi ve/veya yönetilmesi için 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine tabi olan bir ya da birden fazla piyasa işleticisi ile anlaşma yapabilecekleri, bu anlaşmanın Bakanlık ve Sermaye Piyasası Kurulu onayı olmaksızın hüküm ifade etmeyeceği, verilen onay üzerine piyasa işleticilerinin borsa ile yapılan anlaşma çerçevesinde ürün ihtisas borsasının sahip olduğu hakları kullanacağı ve anılan Kanun ve ilgili mevzuatta öngörülen yükümlülüklerinin yerine getirilmesini temin edecekleri düzenlenmiştir.</p>

<p>46. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında ise kuruluş izni alan şirkete, 5174 sayılı Kanun ve bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerle öngörülen şartları taşıdığının tespiti hâlinde Bakanlıkça faaliyet izni verileceği, faaliyet izni alan şirketin ürün ihtisas borsası anonim şirketi ünvanıyla faaliyet göstereceği, dördüncü ve beşinci fıkralarında ürün ihtisas borsalarının yönetim kurulunun bir üyeliği için Bakanlıkça atama yapılacağı, ürün ihtisas borsaları ve ticaret borsalarının lisanslı depo işletmeciliği yapan şirketler kurabileceği ve ortak olabilecekleri öngörülmüştür.</p>

<p>47. Maddenin altıncı fıkrasının birinci cümlesinde ürün senetleri ve alivre sözleşmelere ilişkin işlemlerde devir ile bedelin ödenmesi, alıcı ve satıcının diğer yükümlülüklerinin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edenlerce veya takas ve saklama hizmeti aldıkları kuruluşlarca yerine getirilmesi, alım satımın tescili ve alım satıma ilişkin diğer hususların bu Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak ürün ihtisas borsası tarafından yürütüleceği belirtilmiştir.</p>

<p>48. Anılan fıkranın ikinci cümlesiyle ürün ihtisas borsalarının mali sorumluluğu sınırlanmıştır. Buna göre ürün ihtisas borsaları veya bunlar tarafından takas merkezi olarak yetkilendirilen kuruluşların takas işlemlerinde mali sorumluluğu, tesis edecekleri limitler dâhilinde ve alınacak teminatlar ile garanti fonu varlıklarıyla sınırlıdır.</p>

<p>49. Fıkranın üçüncü cümlesinde ise ürün ihtisas borsalarında gerçekleştirilen işlemlerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve zararların tazmini için alınacak teminatların ve oluşturulabilecek garanti fonunun kuruluşu, işletimi, kullanımı ve katılımcılarına ilişkin usul ve esasların Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği öngörülmektedir. Fıkrada yer alan “<i>…Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</i>” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>50. Fıkranın dördüncü cümlesinde, bu fıkrada düzenlenen teminatlar ve garanti fonundaki varlıkların tevdi amaçları dışında kullanılamayacağı, üçüncü kişilere devredilemeyeceği, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyeceği, rehnedilemeyeceği, iflas masasına dâhil edilemeyeceği ve üzerilerine ihtiyati tedbir konulamayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>51. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralda yönetmelikle düzenlenmesine imkân sağlanan tazmin için alınacak teminatlar ile oluşturulabilecek garanti fonuyla ilgili konularda herhangi bir çerçeve ve esaslara yer verilmediği, dolayısıyla mali sorumluluğun belirsiz ve öngörülemez hâle getirildiği, teminat gösterme ve garanti verme yükümlülüğünün ürün ihtisas borsalarında faaliyet göstermeye istekliler bakımından mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğü bağlamında sonuç doğuracağı, kanunda herhangi bir çerçeve çizilmeksizin idareye doğrudan düzenleyici işlem yapma yetkisi tanınmasının söz konusu hakları sınırladığı, bu durumun serbest piyasadaki rekabet ortamını bozucu etkiler meydana getireceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 7., 10., 13., 35., 48., 90., 123., 124. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>52. Dava konusu kuralla, ürün ihtisas borsalarında gerçekleştirilecek işlemlerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve zararların tazmini için teminat alınması ve garanti fonunun kuruluşu, işletimi, kullanımı ve katılımcılarına yönelik usul ve esaslarla ilgili konularda düzenleme yapma yetkisi yürütmeye bırakılmış olmakla birlikte gerek kuralla gerekse kanun kapsamında bu hususlara ilişkin temel ilke ve esasların belirlenmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>53. Bu itibarla kural kapsamında alınacak teminat ve oluşturulacak fona ilişkin temel ilke ve esaslar kanunda düzenlenmeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamı belirsiz bir yetki tanınmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>54. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 48., 90., 123., 124. ve 167. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>Ç. Kanun’un 18. Maddesiyle 6502 sayılı Kanun’un 63. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesine Eklenen “<i>...ya da içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı...</i>”<i> </i>İbaresi ile 19. Maddesiyle Anılan Kanun’un 77. Maddesinin (12) Numaralı Fıkrasının Değiştirilen Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci ve Dokuzuncu Cümlelerinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>55. 6502 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının, kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>56. Anılan Kanun’un 61. maddesinde ticari reklam tanımlanmış ve ticari reklamda uyulması gereken ilkeler ve yükümlülükler düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında ticari reklamın ticaret, iş, zanaat veya bir meslekle bağlantılı olarak bir mal veya hizmetin satışını ya da kiralanmasını sağlamak, hedef kitleyi oluşturanları bilgilendirmek veya ikna etmek amacıyla reklam verenler tarafından herhangi bir mecrada yazılı, görsel, işitsel ve benzeri yollarla gerçekleştirilen pazarlama iletişimi niteliğindeki duyurular olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>57. Maddenin (2) numaralı fıkrasında ticari reklamların Reklam Kurulunca (Kurul) belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, doğru ve dürüst olmalarının esas olduğu; (3) numaralı fıkrasında tüketiciyi aldatıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerine ve suç işlemeye özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve engellileri istismar edici ticari reklam yapılamayacağı; (4) numaralı fıkrasında ise örtülü reklam yapılmasının yasak olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>58. Kanun’un 63. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ticari reklamlarda uyulması gereken ilkeleri belirleme ve haksız ticari uygulamalara karşı tüketiciyi korumaya yönelik düzenlemeleri yapma, bu hususlar çerçevesinde inceleme ve gerektiğinde denetim yapma, inceleme ve denetim sonucuna göre durdurma veya aynı yöntemle düzeltme ya da idari para cezası veya gerekli görülen hâllerde de üç aya kadar tedbiren durdurma cezası ya da içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı verme hususlarında görevli Kurulun oluşturulduğu hükme bağlanmıştır. Anılan cümlede yer alan “<i>...ya da içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı...</i>”<i> </i>ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır.</p>

<p>59. 77. maddede Kanun hükümlerine aykırılık hâllerinde uygulanacak yaptırımlar düzenlenmiştir. Söz konusu maddede idari para cezası veya hapis cezasının verilmesi, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanması, yayın durdurma kararının verilmesi, internet içeriğinin çıkarılması, erişimin engellenmesi, haksız ticari uygulamanın durdurulması kararının verilmesi şeklinde yaptırımlar öngörülmüştür.</p>

<p>60. Anılan maddenin (12) numaralı fıkrasının dava konusu diğer kuralları oluşturan beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu cümlelerinde aykırılığın internet ortamı üzerinden gerçekleşmesi hâlinde Kurulun; içeriğin çıkarılması için ilgili internet sayfasındaki iletişim araçları, alan adı, IP adresi ve benzeri kaynaklarla elde edilen bilgiler üzerinden elektronik olarak iletişim kurulabilecek araçlar ile bildirimde bulunulmasına, bu bildirime rağmen yirmi dört saat içinde içeriğin çıkarılmaması hâlinde erişimin engellenmesine karar verebileceği, muhataba bildirimde bulunulamaması hâli ile sınırlı olmak üzere doğrudan erişimin engellenmesine de karar verebileceği, erişimin engellenmesi kararının uygulanmak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliğine (Birlik) gönderileceği, erişimin engellenmesi kararının esas olarak aykırılığın gerçekleştiği içerikle sınırlı olarak verileceği ancak teknik olarak aykırılığa ilişkin içeriğe erişimin engellenmesinin yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla aykırılığın önlenemediği durumlarda internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararının verilebileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>61. Kurulun verdiği erişimin engellenmesi kararları uygulamak üzere kurulan Birliğin yapısı, oluşumu ve görevleri 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 6/A maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Birliğin söz konusu Kanun’un 8. ve 8/A maddeleri kapsamı dışındaki tüm içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesine yönelik kararların uygulanmasını sağlamak üzere kurulduğu, (2) numaralı fıkrasında Birliğin özel hukuk tüzel kişiliğini haiz olduğu, (5) numaralı fıkrasında Birliğin 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu kapsamında yetkilendirilen tüm internet servis sağlayıcıları ile internet erişim hizmeti veren diğer işletmecilerin katılmasıyla oluşan ve koordinasyonu sağlayan bir kuruluş olduğu, (10) numaralı fıkrasında Birliğe üye olmayan internet servis sağlayıcılarının faaliyette bulunamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>62. Maddenin (6) ve (7) numaralı fıkralarında ise erişimin engellenmesi kararlarının erişim sağlayıcılar tarafından yerine getirileceği, erişimin engellenmesi kararlarının gereği için Birliğe gönderileceği ve bu kapsamda Birliğe yapılan tebligatın erişim sağlayıcılara yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. (8) numaralı fıkrada Birliğin kendisine gönderilen mevzuata uygun olmadığını düşündüğü kararlara itiraz edebileceği, (11) numaralı fıkrada da Birliğin içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararlarını ilgili içerik veya yer sağlayıcısının internet sayfalarından tespit edilebilen elektronik posta adreslerine bildirebileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>63. 6502 sayılı Kanun’un 78. maddesinde idari yaptırım kararlarına karşı itiraz yolu düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında 77. maddenin (12) ve (13) numaralı fıkralarında öngörülen idari yaptırım kararlarının Kurul, diğer fıkralarında öngörülen idari yaptırım kararlarının ise Bakanlık tarafından verileceği; (2) numaralı fıkrasında söz konusu idari yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre idari yargı yoluna başvurulabileceği ancak davanın işlemin tebliğini izleyen günden itibaren otuz gün içinde açılacağı, idare mahkemesinde iptal davası açılmış olmasının kararın yerine getirilmesini durdurmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>64. Bu itibarla 6502 sayılı Kanun’un 61. maddesinde belirtilen yükümlülüklere internet ortamında aykırı davranılması hâlinde dava konusu ibareyle içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı verilmesi Kurulun görev ve yetkileri arasında sayılmış, söz konusu yaptırımın kapsamı ve uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ise anılan Kanun’un 77. maddesinin (12) numaralı fıkrasının dava konusu cümlelerinde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>65. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla Kurula tanınan içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi kararı verme yetkisinin sınırlarının çizilmediği, söz konusu yetkiye ilişkin olarak yeterli kanuni ölçütlerin öngörülmediği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gereğinin yerine getirilmediği, içeriğin çıkarılması yaptırımının teknik nedenlerle çoğu zaman ilgiliye ulaşılamayacak olması nedeniyle uygulanamayacağı, böylece erişimin engellenmesi yaptırımının doğrudan uygulanması sonucunun doğacağı, ilgili içeriğe erişimin yine teknik nedenlerle çoğunlukla mümkün olmaması nedeniyle de erişimin içerikle sınırlı olarak engellenmesi tedbirine uygulamada başvurulamayacağı, dolayısıyla internet sitesinin tamamına yönelik erişimin engelleneceği, Kurula tanınan bu yetki nedeniyle tüketicilerin mal ve hizmet piyasalarına ulaşamamasına ve firmaların rekabet içinde faaliyet gösterememesine neden olunacağı, Kurulun alacağı içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının Birliğe gönderilmesinin söz konusu karar bakımından sınırlayıcı bir ölçüt olarak kabul edilemeyeceği belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 17., 22., 26., 28., 35., 36., 38., 40., 48., 90., 123., 125., 153., 167. ve 172. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>66. 6502 sayılı Kanun’un 77. maddesinin (12) numaralı fıkrasına 24/3/2022 tarihli ve 7392 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu cümlelere yönelik açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi anılan fıkranın beşinci ve altıncı cümlelerinin esasını incelemiş; söz konusu cümlelerle ifade ve teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlamanın ölçülü olmadığı gerekçesiyle cümlelerin Anayasa’nın 13., 26. ve 48. maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşarak iptallerine karar vermiştir (AYM, E.2022/70, K.2023/152, 13/9/2023).</p>

<p>67. Anılan kararda, cümlelerde öngörülen erişimin engellenmesi yaptırımının 6502 sayılı Kanun kapsamında internet ortamında yer alan hatalı, yanlış, yanıltıcı ticari reklamlara yönelik müdahale amacıyla 6502 sayılı Kanun’un 61. maddesinde gösterilen yükümlülüklere aykırılık hâlleriyle sınırlı biçimde uygulanabileceğinin herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açık ve net olarak düzenlendiği, bu itibarla cümlelerde temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön bulunmadığı belirtilmiştir (AYM, E.2022/70, K.2023/152, 13/9/2023, § 30).</p>

<p>68. Söz konusu kararda Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında ifade özgürlüğünün sınırlanması nedenleri kapsamında Kurula, anılan Kanun’un 61. maddesinde açıkça gösterilen yükümlülüklere aykırılık teşkil eden ticari reklamlardan kaynaklı olarak erişimin engellenmesi kararı verme yetkisinin tanınmasıyla tüketiciyi aldatıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerine ve suç işlemeye özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve engellileri istismar edici içeriklerin yayımının önlenmesi suretiyle kamu düzeninin sağlanmasının ve kişilik hakları ile başkalarının şöhret ve haklarının korunmasının amaçlandığı, bu itibarla cümlelerle ifade özgürlüğüne yönelik olarak öngörülen sınırlamanın anayasal anlamda meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2022/70, K.2023/152, 13/9/2023, §§ 31, 32).</p>

<p>69. Kararda ayrıca Anayasa’nın 48. maddesinde çalışma ve özel teşebbüs kurma özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 167. maddesinin birinci fıkrası kapsamında devletin ekonomik hayatın işleyişini düzenlemek ve gerektiğinde bu alana müdahale etmekle yükümlü kılındığı, yine Anayasa’nın 172. maddesinde devletin tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirleri alacağı, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimleri teşvik edeceği ifade edilerek tüketicilerin haklarının korunmasına ilişkin doğrudan ve özel bir düzenlemeye yer verildiği belirtilmiş; cümlelerin, internet ortamında yer alan Kanun’un 61. maddesinde gösterilen yükümlülüklere aykırı nitelikteki ticari reklamlara erişimin engellenmesi suretiyle tüketicinin yanıltılmasının ve istismar edilmesinin önlenmesi, böylece hizmet ve ürün piyasalarının işleyişinin düzenli ve sağlıklı işlemesinin sağlanması yönünde çalışma ve özel teşebbüs kurma özgürlüğünün sınırlanmasına yönelik anayasal açıdan meşru bir amaca sahip olduğu belirtilmiştir (AYM, E.2022/70, K.2023/152, 13/9/2023, §§ 33-37).</p>

<p>70. Öte yandan kararda cümlelerle, verinin geniş kitlelere aracısız olarak hızlı bir şekilde aktarılabildiği internet ortamında içeriğinden dolayı kişileri aldatıcı, kamu düzenini bozucu, haksız rekabete yol açabilecek nitelikteki ticari reklamların kolay ve süratli bir yöntemle yayından çıkarılmasının sağlanmasının amaçlandığı ve bu amacın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığının söylenemeyeceği belirtilerek cümlelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir yönünün olmadığı değerlendirilmiştir (AYM, E.2022/70, K.2023/152, 13/9/2023, § 38).</p>

<p>71. Kararda yapılan ölçülülük incelemesinde ise cümlelerin 61. maddede öngörülen yükümlüklere aykırılık teşkil eden ticari reklamlardan kişilerin korunmasını kolay ve hızlı bir yöntemle sağlayabilecek nitelikte olduğu, bu bağlamda cümlelerin sınırlama ile ulaşılmak istenen amaca ulaşılması bakımından elverişli olduğu belirtmiştir (AYM, E.2022/70, K.2023/152, 13/9/2023, § 40).</p>

<p>72. Diğer yandan kararda gereklilikle ilgili olarak yapılan değerlendirmede ise aykırılığın internet ortamında gerçekleşmesi durumunda ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak URL vb. şeklinde erişimin engellenmesi kararı verme yetkisinin, ticari reklam bağlamındaki içeriğe sınırlı olarak erişim engelleme kararının verilebilmesinin ötesinde bu içeriğin yer aldığı yayın, kısım ya da bölümün tamamına erişimin engellenmesi biçimde uygulanabileceği, bu çerçevede cümlelerde öngörülen sınırlama biçiminin erişimi tümden engellenen yayın, kısım ya da bölümün kullanıcıları bakımından, ifade özgürlüğü ile çalışma ve özel teşebbüs kurma özgürlüğünün kullanımını tamamen ortadan kaldırabileceği ifade edilmiştir. Kararda ayrıca cümlelerle bu düzeyde bir sınırlamaya başvurulmadan önce içeriğin yer aldığı internet sitesi işleticisine ilgili içerik hakkında bilgilendirmede bulunulması, içerik sahibine bildirimde bulunulmasının sağlanması ya da içeriğin kaldırılmasının ihtar edilmesi gibi internet sitesinin tümüne yönelik erişim engeli getirilmeden uygulanabilecek herhangi bir alternatif sınırlama yönteminin öngörülmediği, dolayısıyla cümlelerde ifade özgürlüğü ile çalışma ve özel teşebbüs kurma özgürlüğünün sınırlanması suretiyle ulaşılmak istenen amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasını mümkün kılacak ve daha az zarara yol açabilecek alternatif yöntemlerin düzenlenmemesi nedeniyle öngörülen sınırlamanın ölçülülük ilkesi kapsamında gereklilik ilkesini sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2022/70, K.2023/152, 13/9/2023, §§ 42, 43).</p>

<p>73. Dava konusu kurallarda ise anılan iptal kararına konu cümlelerden farklı olarak Kurula içeriğin çıkarılmasına karar verme yetkisinin de tanındığı anlaşılmaktadır. 5651 sayılı Kanun’un “<i>Tanımlar</i>” başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ö) bendinde içeriğin yayından çıkarılması, içerik veya yer sağlayıcılar tarafından içeriğin sunuculardan veya barındırılan içerikten çıkarılması olarak tanımlanmıştır. Söz konusu yaptırımın da 6502 sayılı Kanun’un 61. maddesinde gösterilen yükümlülüklere aykırılık hâlleriyle sınırlı biçimde uygulanabileceğinde tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>74. Ayrıca kurallarla, Kurul tarafından alınan erişimin engellenmesi kararının uygulanmak üzere Birliğe gönderilmesi hüküm altına alınmakta olup 6502 ve 5651 sayılı Kanunlar kapsamında içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararları ile bu kararların gereğinin yerine getirilmesi için gönderilen Birliğin, görev ve yetkilerinin açık ve net olarak düzenlendiği görülmektedir. Bu itibarla kuralların kanunilik şartını sağladığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>75. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararında meşru amaç, demokratik toplum düzeninde gereklilik ve ölçülülük ilkesi kapsamında elverişlilik alt ilkesine ilişkin belirtilen gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kurallar yönünden de geçerlidir.</p>

<p>76. Söz konusu iptal kararından sonra 7511 sayılı Kanun’la yapılan düzenlemeyle erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasından önce Kurula ihlale neden olan içeriğin çıkarılmasına yönelik olarak tanınan yetki kapsamında, erişimin engellenmesi kararının uygulanmasından önce ilgililere bildirimde bulunmak suretiyle ihlale neden olan içeriğin çıkarılması için belli bir süre tanınması, ayrıca muhataba bildirimde bulunulamaması hâli ile sınırlı olarak erişimin engellenmesi kararının doğrudan verilmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>77. Dolayısıyla Kurulun uygulayacağı tedbirin kapsam ve usulüyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararında belirtilen Anayasa’ya aykırılık gerekçelerinin kurallar kapsamında karşılandığı, böylelikle kurallarda ifade özgürlüğü ile teşebbüs özgürlüğüne daha az sınırlama getirecek bir tedbir sisteminin öngörüldüğü ve söz konusu haklara getirilen sınırlamanın öngörülen meşru amaç bakımından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>78. İfade ve teşebbüs özgürlüklerine getirilen sınırlamanın ölçülü olabilmesi için aynı zamanda kurallarda öngörülen tedbirin ulaşılmak istenen amaç bakımından <i>orantılı</i> olması gerekmektedir. Orantılılık ilkesi, temel hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Dava konusu kurallarla öngörülen içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi tedbirlerinin uygulanmasının belli ölçütlere bağlandığı ve esas itibarıyla aşamalı olarak öngörüldüğü gözetildiğinde kuralların ifade özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğünün kullanılmasını imkânsız hâle getirdiği ya da katlanılmaz ölçüde zorlaştırdığı söylenemez.</p>

<p>79. Bununla birlikte ilgililerin söz konusu idari tedbir kararlarına karşı 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre idari yargı yoluna başvurulabilecekleri açıktır. 6502 sayılı Kanun’un 77. maddesinin (20) numaralı fıkrasında idare mahkemesinde iptal davası açılmış olmasının kararın yerine getirilmesini engellemeyeceği düzenlenmiş ise de 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (2) numaralı fıkrasında Danıştay veya idari mahkemelerinin idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin hukuka açıkça aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilecekleri, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesinin, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabileceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla kurallar kapsamında verilen tedbir kararına karşı şartların oluşması hâlinde yürütmenin durdurulması kararı verilebilecektir. Bu kapsamda kurallarda öngörülen tedbir kararlarına karşı etkili yargısal denetim mekanizmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>80. Bu itibarla kurallarla, ifade özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen kamusal yarar arasında makul bir dengenin gözetildiği ve anılan haklara getirilen sınırlamanın orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>81. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13., 26. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 17., 22., 28., 123., 125., 153., 167. ve 172. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 26. ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 17., 22., 28., 123., 125., 153., 167. ve 172. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 10., 35., 36., 38., 40. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p>82. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>83. 7511 sayılı Kanun’un;</p>

<p>- 3. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 34. maddesinin yeniden düzenlenen üçüncü fıkrasında yer alan “<i>...Kurul kararıyla yapılır.</i>” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmının,</p>

<p>- 6. maddesiyle 5174 sayılı Kanun’un 53. maddesinin değiştirilen altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “<i>...Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</i>” ibaresinin iptali nedeniyle anılan cümlesinin kalan kısmının,</p>

<p>6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptalleri gerekir.</p>

<p><strong>VI. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>84. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>85. 4054 sayılı Kanun’un 34. maddesinin üçüncü fıkrasının ve 5174 sayılı Kanun’un 53. maddesinin altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince söz konusu iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VII. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>86. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>23/5/2024 tarihli ve 7511 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>1.</strong> 3. maddesiyle 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 34. maddesinin yeniden düzenlenen üçüncü fıkrasında yer alan <i>“...Kurul kararıyla yapılır.”</i> ibaresine,</p>

<p><strong>2.</strong> 6. maddesiyle 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 53. maddesinin değiştirilen altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan <i>“...Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”</i> ibaresine,</p>

<p>yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>1.</strong> 4. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasına,</p>

<p><strong>2.</strong> 18. maddesiyle 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 63. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesine eklenen <i>“...ya da içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı...” </i>ibaresine,</p>

<p><strong>3.</strong> 19. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’un 77. maddesinin (12) numaralı fıkrasının değiştirilen beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu cümlelerine,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 26/2/2026 tarihli ve E.2024/146, K.2026/50 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya, cümlelere ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VIII. HÜKÜM</strong></p>

<p>23/5/2024 tarihli ve 7511 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 3. maddesiyle 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 34. maddesinin yeniden düzenlenen;</p>

<p><strong>1.</strong> Üçüncü fıkrasında yer alan <i>“...Kurul kararıyla yapılır.”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>2.</strong> Üçüncü fıkrasının kalan kısmının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> 4. maddesiyle 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>C.</strong> 6. maddesiyle 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 53. maddesinin değiştirilen altıncı fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Üçüncü cümlesinde yer alan <i>“...Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>2.</strong> Üçüncü cümlesinin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 18. maddesiyle 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 63. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesine eklenen <i>“...ya da içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı...” </i>ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>D.</strong> 19. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’un 77. maddesinin (12) numaralı fıkrasının değiştirilen beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>26/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 53. maddesinin değiştirilen 6. fıkrasında yer alan (…<i>Bakanlık tarafından çıkarılacak Yönetmelikle belirlenir</i>….” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile söz konusu ibarenin Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>İptal davasına konu edilen fıkra şöyledir: “ <i>Ürün senetleri ve alivre sözleşmelere ilişkin işlemlerde; devir ile bedelin ödenmesi, alıcı ve satıcının diğer yükümlülüklerinin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edenlerce veya takas ve saklama hizmeti aldıkları kuruluşlarca yerine getirilmesi, alım satımın tescili ve alım satıma ilişkin diğer hususlar bu Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak ürün ihtisas borsası tarafından yürütülür. Ürün ihtisas borsasının veya ürün ihtisas borsası tarafından takas merkezi olarak yetkilendirilen kuruluşun takas işlemlerinde mali sorumluluğu, tesis edecekleri limitler dâhilinde ve alınacak teminatlar ile garanti fonu varlıklarıyla sınırlıdır. Ürün ihtisas borsalarında gerçekleştirilen işlemlerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve zararların tazmini için alınacak teminatların ve oluşturulabilecek garanti fonunun kuruluşu, işletimi, kullanımı ve katılımcılarına ilişkin usul ve esaslar <strong>Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</strong> Bu fıkrada düzenlenen teminatlar ve garanti fonundaki varlıklar tevdi amaçları dışında kullanılamaz, üçüncü kişilere devredilemez, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemez, rehnedilemez, iflas masasına dâhil edilemez ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamaz</i>”.</p>

<p>Çoğunluk tarafından iptal gerekçesi olarak, kural kapsamında alınacak teminat ve oluşturulacak fona ilişkin temel ilke ve esasların Kanunda düzenlenmediği, bu nedenle idareye kapsamı belirsiz bir yetki tenınmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ile bağdaşmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>Dava konusu fıkrada, ürün senetleri ve alivre sözleşmelere ilişkin işlemlerde; devir ile bedelin ödenmesi, alıcı ve satıcının diğer yükümlülüklerinin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edenlerce veya takas ve saklama hizmeti aldıkları kuruluşlarca yerine getirilmesi, alım satımın tescili ve alım satıma ilişkin diğer hususlar bu Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak ürün ihtisas borsası tarafından yürütüleceği, ürün ihtisas borsasının veya ürün ihtisas borsası tarafından takas merkezi olarak yetkilendirilen kuruluşun takas işlemlerinde mali sorumluluğunun, tesis edecekleri limitler dâhilinde ve alınacak teminatlar ile garanti fonu varlıklarıyla sınırlı olduğu, teminatların ve garanti fonundaki varlıkların tevdi amaçları dışında kullanılamayacağı, üçüncü kişilere devredilemeyeceği, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyeceği, rehnedilemeyeceği, iflas masasına dâhil edilemeyeceği ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamayacağı belirtilmiştir.<i> </i>Buna göre, söz konu fıkrada ürün ihtisas borsalarının hangi işlemleri yapabileceği, teminat ve garanti fonunun amacı ve korunmasına yönelik esaslar Kanun ile belirlenmiştir. Yönetmelik ile düzenlenebilecek husus ise, ürün ihtisas borsasının veya ürün ihtisas borsası tarafından takas merkezi olarak yetkilendirilen kuruluşun takas işlemlerinde mali sorumluluğunun sınırlanmasına yöneliktir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında, Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması gerektiğini belirterek, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu, ayrıca Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin de temel hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği ifade etmiştir. (Bkz. AYM, 1.2.2024 tarihli ve 2023/177 E., 2024/30 K. Söz konusu kararda atıf yapılan diğer kararlar ise, AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). Anayasa Mahkemesi 2023/177 E. ve 2024/30 K. sayılı kararında, Anayasanın 48. maddesinde teşebbüs özgürlüğünün mutlak bir hak olarak düzenlenmediğini, anılan maddenin ikinci fıkrasında "Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır." hükmüne yer verilmek suretiyle "millî ekonominin gerekleri" ve "sosyal amaçlar"la bu özgürlüğe sınırlamalar getirilebilmesine imkân sağlandığını, Anayasa’nın 167. maddesinin birinci fıkrasında “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır;…” denilmek suretiyle devlete, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirler alma görevi yüklendiğini, bu görevlerin yerine getirilebilmesi için mal ve hizmet piyasalarının düzenlenmesi gereksinimi duyulabileceğini, devletin ekonomik hayatın işleyişini düzenlemek ve gerektiğinde bu alana müdahale etmekle yükümlü kılındığını ifade etmiştir. Dava konusun kuralın ürün ihtisas borsasına ilişkin olduğu nazara alındığında devletin bu alanda hizmet kalitesini geliştirici ve piyasanın daha sağlıklı işlemesini sağlayıcı bazı tedbirler alması mümkün olup, söz konusu amaçlar çerçevesinde idareye yetkiler tanınması Anayasa’ya aykırı değildir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi çeşitli içtihatlarında, Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkün olduğunu belirterek, bir kanunun kapsamına giren tüm hususların kanunda tek tek sayılmasının güçlük arzetmesi ya da bazı hususların eksik kalması söz konusu olduğunda kanun koyucunun temel kuralları saptayarak detayları daha alt düzeydeki düzenlemelere bırakmasının belirlilik ilkesine de aykırılık oluşturmayacağını ifade etmiştir. (Bkz. AYM, 1.2.2024 tarihli ve 2023/177 E., 2024/30 K ., § 58-59; AYM, E.2019/32, K.2021/54, 14/07/2021, § 66- 67). Kaldı ki, Bakanlık tarafından çıkarılacak Yönetmelik’in Kanun veya Anayasa’da belirtilen haklarını ihlal ettiği takdirde söz konusu düzenleyici işlemlere ve tesis edilen birel işlemlere karşı idari yargı yolu da açık olduğundan, bu nedenle de dava konusu kural Anayasa’nın 7. maddesine aykırı değildir.</p>

<p>Nitekim, sigorta hukukunda güvence hesabının Yönetmelik ile düzenlendiği ve yine sermaye piyasası hukukunda teminatlara yönelik bir çok hususun Kurul kararı ile düzenlendiği görülmektedir. Piyasanın hızlı değişken yapısı, paranın enflasyon karşısında değer kaybetmesi ve yeni işlem ve sorumluluk türlerinin ortaya çıkması gibi nedenlerle bu hususun Yönetmelik ile düzenlenmesi zorunluluk arzetmektedir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 14. maddesinin 7. fıkrasında “Güvence Hesabı” başlığı altında, hesabın kuruluşuna, işleyişine, tanıtımına, idari masraflarına, fon varlıklarının nemalandırılmasına, hesaptan yapılacak ödemelere, gerek ilgililere gerekse Türkiye Motorlu Taşıt Bürosuna yapılacak rücûlara, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, Sigortacılık Eğitim Merkezi ve Komisyona yapılacak katkı payları ile, hesap kapsamındaki zorunlu sigortaların denetimi ve takibinden kaynaklanan giderler ile diğer harcamalara ilişkin esasların yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 31/B., 46., 55. ve 57. maddeleri başta olmak üzere bir çok maddesinde teminatın türü ve teminmat yatırılmasına ilişkin usul ve esasların Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirleneceği hükme bağlanmıştır. Yine Sermaye Piyasası Kanununda borsaların ve piyasa işleticilerinin kuruluşunun Kurul’un onayına bağlı olduğu, kuruluş ve işleyişinin Kurul kararlarna tabi olduğu belirtilmiş olup, dava konusu düzenlemenin ürün ihtisas borsalarına ilişkin olduğu nazara alındığında, teminat ve garanti fonunun kuruluş ve işleyişinin yürütme organına bırakılması ve Bakanlık tarafından çıkarılacak Yönetmelik ile düzenlenmesi açısından söz konusu hükümlerden ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralın, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı olmadığı ve iptal edilmemesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 34. maddesinin yeniden düzenlenen 3. fıkrasında yer alan “ Kurul kararıyla yapılır” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile söz konusu ibarenin Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;</p>

<p>İptal davasına konu edilen fıkra şöyledir (4054 sayılı Kanun m.34/f.3); <i>“</i><i>Bu Kanunun ekinde yer alan (I) sayılı cetveldeki toplam kadro sayısı geçilmemek ve anılan cetvelde yer alan kadro unvanları ile kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla dolu kadrolarda derece değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece değişiklikleri Kurul kararıyla yapılır</i>.</p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından iptal gerekçesi olarak, Anayasa Mahkemesinin 9.11.2022 tarihli ve E.2020/67, K.2022/139 sayılı kararı ile dava konusu fıkradan önceki düzenlemenin iptal edildiği, iptal kararı sonrasında Kurulun önemli organlarından olan hizmet birimleri ve bunların görevlerine ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadığı, diğer cetvellerin de düzenlemeye dahil edildiği ve toplam sayı sınırına bağlı kalmak koşuluyla idareye yeni cetveller düzenleme yapma yetkisi tanındığı, bu nedenle düzenlemenin yasama yetkisinin devredilmezliği ve idarenin kanuniliği ilkeleri ile bağdaşmadığı, söz konusu ibarenin Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>4054 sayılı Kanun’un 29. ve devamı maddelerinde Kurul Başkanlığı, başkan yardımcılığı ve hizmet birimleri düzenlenmiş olup, aynı Kanun’un 34. maddesinde, Kurum hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yürüten personelin kadroları ekli (I) sayılı Cetvelde gösterildiği, Kurum emrinde yeteri kadar uzman meslek personeli ile kariyer dışı ihtisas personeli çalıştırılabileceği, Kurum personeli ücret ve mali haklar dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olduğu belirtilmiştir. Yine Kanun’un 35. ve 36. maddelerinde rekabet uzman yardımcılığı ve uzmanlığı düzenlenmiştir. Kanun’un 37. maddesinde ise, ücret ve mali hakların nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde iptal kararı sonrasında Kurulun önemli organlarından olan hizmet birimleri ve bunların görevlerine ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadığı yönündeki çoğunluk görüşünde isabet yoktur. Anayasa Mahkemesinin 2022/139 K. sayılı kararından önceki tarihte de söz konusu Kanun hükümleri yürürlükte olup, Kurulun hizmet birimleri ve görevleri Kanun ile düzenlenmiştir.</p>

<p>Dava konusu fıkrada, Kanunun ekinde yer alan (I) sayılı cetveldeki toplam kadro sayısı geçilmemek ve anılan cetvelde yer alan kadro unvanları ile kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla dolu kadrolarda derece değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece değişiklikleri Kurul kararıyla yapılacağı belirtilmiş olup, boş kadrolarda yapılacak sınıf, unvan ve derece değişikliğinin Kurul’un ihtiyaç duyacağı kadrolar için kullanılacağı ve henüz bu kadrolar kullanılmadan değişiklik yapılacağından herhangi bir Kurul çalışanının özlük haklarını etkilemeyeceği tartışmadan uzaktır. Yine dolu kadrolarda sadece derece değişikliği yapılacak olup, sınıf ve unvan değişikliği yapılamayacaktır. Bu değişikliğin amacının kadro Kurul personelinin kazanılmış hak aylık derecesine uygun kadrolara atanarak kadro tıkanıklığını gidermek olduğu açıktır.</p>

<p>Dava konusu fıkrada, “Kanunun ekinde yer alan (I) sayılı cetveldeki toplam kadro sayısı geçilmemek ve anılan cetvelde yer alan kadro unvanları ile kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla” ibaresine yer verilerek, Kurul kararı ile değişiklik yapılacak toplam kadro sayısı ve kadro unvanı ve pozisyonlar açıkça sınırlanmıştır. Bu nedenlerle Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine herhangi bir aykırılık söz konusu değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine aykırı olmadığı ve iptal edilmemesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024146-esas-202650-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-mahkemesi-jpg20150106155955.jpg" type="image/jpeg" length="85333"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNA DAİR BAZI GALATAT]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>“Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır.”</i></p>

<p><i>— TCK m. 257 madde gerekçesi</i></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçunun bütüncül bir incelemesi bu yazının kapsamı dışındadır. Esas omurga, girişin devamında gelen başlıkta yer almaktadır; ne var ki genel okuyucu gözetilerek, bazı hususları hatırlatma kabilinden bu girişi kaleme almayı uygun gördük.</p>

<p>Suçun maddi ve manevi unsurlarına, fail-mağdur eksenine ve sair teknik meselelere dair tafsilatı ilgili eserlere havale ederek, burada bu suç tipine ilişkin birtakım hayatî hususların altını çizmeye gayret edeceğiz. Hayatî diyoruz; zira özgü suç tipi olması itibariyle bu suç doğrudan kamu görevini ifa edenler tarafından işlenebilmekte ve kamu görevlisinin nasıl bir psikolojik dinamik taşıdığı da malumunuzdur.</p>

<p>Öncelikle ifade etmek gerekir ki görevi kötüye kullanma suçunda görevin gereklerine aykırı hareket, beraberinde başka bir suçun doğumuna sebebiyet veriyorsa kamu görevlisi görevi kötüye kullanmaktan değil söz konusu özel suçtan cezalandırılır. Söz gelimi:</p>

<p>• Görevle bağlantılı yükümlülüğün ihlali sonucunda bir kişi ölmüş veya yaralanmışsa, kamu görevlisi artık görevi kötüye kullanmaktan dolayı cezalandırılamaz; bu durumda ihmali davranışla işlenmiş öldürme veya yaralama suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.</p>

<p>• Görevi kötüye kullanmak suretiyle bir tutukluya işkence eden infaz koruma memuru yalnızca işkenceden (TCK m. 94) cezalandırılır. Denetim görevinde titiz davranmayarak dairesinde zimmet suçunun işlenmesine sebep olan daire amiri ise denetim görevinin ihmalinden (TCK m. 251/2) sorumlu tutulacaktır. Her iki durumda da TCK m. 257’den ayrıca ceza verilmez.</p>

<p>• Görevin gereklerine aykırı davranarak gerçeğe aykırı kadastro tutanakları düzenleyen kamu görevlileri, resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları da oluşuyorsa görevi kötüye kullanmaktan değil yalnızca resmî belgede sahtecilikten cezalandırılır.</p>

<p>Bu çerçevede TCK m. 257’nin genel ve tamamlayıcı norm mahiyetinde olduğu; kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında uygulanması gereken bir suç tipi olduğu açıktır. Öğretideki yerleşik ifadesiyle bu suç, diğer suçların kapsamına girmeyen tüm haksız kamu görevlisi eylemleri için bir “güvenlik ağı” işlevi görür. Nitekim kamu görevlisinin eylemi rüşvet, zimmet gibi daha özel bir suçu oluşturuyorsa fail o suçtan cezalandırılır; görevi kötüye kullanma suçu ayrıca oluşmaz.</p>

<p><strong>Kanun, Gerekçe ve Doktrin Arasında</strong></p>

<p>Hukuk profesyonellerinin —hatta hemen hemen tüm meslek erbabının— diline pelesenk olmuş bir galat vardır: “uygulama ayrı, teori ayrı.”</p>

<p>Bu hükmün ne ölçüde isabetli olduğu apayrı bir yazının konusu. Ancak bu sitede kaleme almaya çalıştığımız yazılarda nispeten serbest bir üslubu benimsediğimiz için, söz konusu galata dair birkaç kelam etmek istiyorum.</p>

<p>Bendenizin kanaati, galat-ı meşhurun lügat-ı fasihten evlâ olduğu yönünde değildir. Bu kanaat işbu meselede de geçerlidir; zira hukuki akıl yürütmeyi mistifike etmek, “hayatın kendi dinamiği” söylemi üzerinden hukuk dinamiğini hiçbir statiği barındıramayacak bir akışkanlığa indirgemek kabul edilemez bir tavırdır. Bilimsel faaliyet, ilim, bir bakıma bir kayıt/zabıt faaliyetidir. Lafzın delaleti üzerine uğraşan bizler, lafzın vaz’ı üzerinde de titizlikle durmak zorundayız. Nitekim bu amaçla Arapça ve Farsçaya hâkim Osmanlı aydınları, dilimize değişip dönüşerek geçen kelimelerin asıllarını korumak amacıyla galatat sözlükleri kaleme almışlardır. İbn-i Kemal’in 16. yüzyılda yazdığı <i>Galatâtü’l-Avâm</i>, bu amaçla telif edilen ilk sözlüktür.</p>

<p>Okuyucuyu fazla oyalamamak ve konuyu mihverinden çıkarmamak için buraya bir virgül koyalım ve Türk Ceza Hukuku teorisinin duayenlerinden birine intikal edelim.</p>

<p>Nevzat Toroslu, <i>Objektif Cezalandırılabilirlik Şartı</i> başlığını taşıyan makalesinde<a href="#_edn1" name="_ednref1" title="">[i]</a> şu ifadelere yer verir:</p>

<p><i>“Kanun koyucu, bazı hallerde, suçu ve cezalandırılabilirliği birbirinden ayırmakta, cezanın fiilen uygulanmasını bazı olayların gerçekleşmesi şartına bağlamakta ya da belli durumların varlığı halinde yerindelik (uygunluk) gereği cezanın uygulanmasından vazgeçilmesini kabul etmektedir. Bir başka deyişle failin cezalandırılması için, onun bir suçu gerçekleştirmiş olması yeterli kabul edilmemekte, ayrıca objektif cezalandırılabilirlik şartları adı verilen olayların gerçekleşmesi de aranmaktadır.</i></p>

<p><i>Ceza kanunları, objektif cezalandırılabilirlik şartları müessesesini hiç veya gerektiği gibi düzenlemeyip bunun şekillendirilmesini doktrine bırakmıştır. Nitekim gerek mülga Türk Ceza Kanununda gerek yürürlükteki Türk Ceza Kanununda bu müesseseyi düzenleyen genel bir hüküm mevcut değildir. İtalyan Ceza Kanunu ise 44. maddesinde ‘Suçun cezalandırılabilmesi için kanunun bir şartının gerçekleşmesini aradığında, bu şartın gerçekleşmesinin bağlı olduğu sonuç onun tarafından istenmemiş olsa bile fail sonuçtan sorumlu olur’ demekle yetinmekte; buna karşılık cezalandırılabilirlik şartının neden ibaret bulunduğunu belirtmemektedir. Bu durum, doktrinde ‘şartlı suç’ adı da verilen bu müessesenin mahiyeti ve kapsamı konusunda tereddütlere ve aşırılıklara neden olmuştur. Gerçekten de cezalandırılabilirlik şartları konusundaki görüş farklılıkları, sadece bu şartların esasına ilişkin olmayıp bunların belirlenmesine de ilişkindir. Bu şartların varlığını tamamen inkâr edenler olduğu gibi, bunları çok genişletenler veya çok az durumla sınırlayanlar da vardır.</i></p>

<p><i>Objektif cezalandırılabilirlik şartı ile ilgili olarak en çok tartışılan husus, bu şartın suçun yapısı yönünden sahip bulunduğu işlevin ne olduğudur. Öncelikle şu soru sorulmaktadır: Cezalandırılabilirlik şartı, cürmî fiilin (suçun) bir kurucu unsuru mudur yoksa başka bir şey midir? Bu sorunun cevabı, sadece teorik yönden değil pratik yönden de önemlidir; çünkü sorunun çözümünden kanunun yorumu ve uygulanması yönünden önemli sonuçlar ortaya çıkmaktadır.”</i></p>

<p>Vurguladığımız cümleler, kanun tarafından doktrine havale edilen bir hususun pratiği nasıl dizayn ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Teori ile pratik, kanun ile doktrin arasında kurulmaya çalışılan sözde dikotomiyi bu çerçeveden tekrar değerlendirmenin faydalı olacağı kanaatindeyim.</p>

<p>Objektif cezalandırılabilirlik şartının mahiyetine dair tartışmaları Toroslu’nun ilgili makalesine havale ederek, hem bir nosyon hem de bir pratik izlek sunduğumuz bu çerçeveyi görevi kötüye kullanma suçu üzerinde incelemeye devam edelim.</p>

<p><strong>Görevi Kötüye Kullanma Suçu ve Objektif Cezalandırılabilme Şartı</strong></p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçu, TCK’nın İkinci Kitabı’nın Dördüncü Kısmı’nın “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Birinci Bölümünde 257. maddede düzenlenmiştir.<a href="#_edn2" name="_ednref2" title="">[ii]</a></p>

<p>Bu noktada yazıda takip ettiğimiz usulü sürdürerek diyebiliriz ki iyi bir hukukçunun, böylesi mühim bir suç tipinin 765 sayılı TCK’da nasıl düzenlendiğini de bilmesi gerekir. Zira hukukçuluk —daha önceki yazılarımızda da zikretmeye çalıştığımız üzere— bir bakıma bir fikr-i takip mesleğidir. Zihnimizde zamana dair bir tasavvurun bulunması şarttır. Geçmiş geçip gitmemiştir; mülga olarak ifade edilip geçilen metinler, mevcut mer’î düzenlemelerin ruhunu kavrayabilmek açısından önemli bir zemin sağlamaktadır. Hukukçuyu kanun teknikerinden ayıran en mühim meziyetlerden biri, önündeki metnin tarihini ve ruhunu keşfedebilme keyfiyetidir.</p>

<p>Bu itibarla öncelikle 5237 sayılı TCK’da görevi kötüye kullanma suçunun nasıl düzenlendiğine bakalım:</p>

<p><strong><i>Görevi kötüye kullanma</i></strong></p>

<p><i>Madde 257 — (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p>Bu suç tipi, mülga 765 sayılı TCK’nın “Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Suçlar” başlığını taşıyan Üçüncü Bab’ının Dördüncü Faslı’nda, “Memuriyet ve Mevki Nüfuzunu Suistimal Edenler ve Memuriyet Vazifelerini Yapmıyanlara Ait Cezalar” başlığıyla yer almaktaydı. Konumuzla doğrudan alakası itibariyle mülga kanunun 230 ve 240. maddelerine bakmakta fayda var:</p>

<p><i>Madde 230 — (Değişik: 12/6/1979 – 2248/18 md.) Hangi nedenle olursa olsun memuriyet görevini yapmakta savsama ve gecikme gösteren veya üstünün yasaya göre verdiği buyrukları geçerli bir neden olmadan yapmayan memur, üç aydan bir yıla kadar hapis ve bin liradan beş bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>Bu savsama ve gecikmeden veya üstünün yasal buyruklarını yapmamış olmaktan Devletçe bir zarar meydana gelmişse, derecesine göre altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile birlikte süreli veya temelli olarak memuriyetten yoksun kalma cezası da hükmolunur.</i></p>

<p><i>Her iki durumda memurun vazifesini geciktirmesinden veya verilen buyruğu yapmamasından, kişiler herhangi bir zarara uğramışsa bu zarar ayrıca ödettirilir.</i></p>

<p><i>Madde 240 — (Değişik: 12/6/1979 – 2248/19 md.) Yasada yazılı hallerden başka, hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde iki bin liradan on bin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.</i></p>

<p>Uğur Ersoy, <i>Objektif Cezalandırılabilme Şartları</i> başlığını taşıyan doktora tezinde<a href="#_edn3" name="_ednref3" title="">[iii]</a> bu suç tipi özelinde eski ve yeni kanunu şu ifadelerle mukayese etmektedir:</p>

<p><i>“5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinin karşılığını oluşturan 765 sayılı TCK’nın 230. ve 240. maddeleri bağlamında, söz konusu suç, kamu görevlisinin görevini yapmakta ihmal göstermesi veya görevini kötüye kullanması suretiyle tamamlanmakta ve fail başkaca bir şart aranmaksızın cezalandırılmaktaydı.”</i></p>

<p>Bu açıdan bakıldığında, 765 sayılı TCK döneminde kanun koyucunun kamu idaresinin işleyişine ve güvenilirliğine karşı işlenen suçlara daha fazla önem atfettiğini söyleyebiliriz. 5237 sayılı Kanun hazırlanırken ise kanun koyucunun, izlediği suç politikası nedeniyle “kamunun tarafında” değil “kamu görevlisinin tarafında” olduğunu ifade edebiliriz. Bu tespit, yazımızın girişinde yer verdiğimiz madde gerekçesi cümlesiyle bizzat doğrulanmaktadır:</p>

<p><i>“Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır.”</i></p>

<p>Doktrinden —kanunun tecessüm etmiş hâli diyebileceğimiz— içtihada intikal edecek olursak, 5237 sayılı Kanun’u hayata geçiren Yargıtay uygulaması şu şekilde tezahür etmektedir:</p>

<p><i>“5237 sayılı Yasa’nın 257. maddesinin 1. fıkrasındaki görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması ile oluşur. (…) Görüldüğü gibi, 765 sayılı Yasa’nın 240. maddesindeki suçun oluşumu için norma aykırı davranış yeterli iken; 5237 sayılı Yasa’nın 257/1. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması gerekmektedir.”</i></p>

<p><i><a href="https://www.hukukihaber.net/yargi-gorevi-yapanlarin-uyacagi-kurallar-etik-kurallarina-aykiri-davranis-bangalor-yargi-etigi-ilkeleri-gorevde-yetkiyi-kotuye-kullanmak" rel="dofollow">YCGK, 20.11.2007, 2007/5-83 E., 2007/244 K.</a> (Aynı doğrultuda: YCGK, 18.10.2005, 2005/4-96 E., 2005/118 K.; YCGK, 30.03.2010, 2009/138 E., 2010/63 K.)</i></p>

<p>Bir başka Yargıtay kararında ise görevi kötüye kullanma suçunun artık bir zarar suçu olarak vasıflandırıldığını şöyle görmekteyiz:</p>

<p><i>“5237 sayılı TCY’nın 257. maddesinin 1. fıkrasında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması ile oluşur. 765 sayılı TCY’nın 240. maddesindeki suçun oluşumu için norma aykırı davranış yeterli iken; 5237 sayılı TCY’nın 257. maddesindeki suçun oluşabilmesi için norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle ‘kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması’ gerekmekte, başka bir anlatımla 765 sayılı TCY’nın 240. maddesinde tehlike suçu olarak düzenlenen bu suç, 5237 sayılı TCY’nda zarar suçu hâline getirilmiş bulunmaktadır.”</i></p>

<p><i>YCGK, 14.07.2009, 2009/4-3 E., 2009/201 K.</i></p>

<p>Her ne kadar bu kararlarda suçun unsurlarından netice yönünden bir değerlendirme yapıldığı kanaati uyansa da, esasında tespit etmemiz gereken durum şu şekilde özetlenebilir: Kanun koyucu, 5237 sayılı TCK’da izlediği suç politikasına ilişkin gerekçelerden dolayı, failin görevinin gereklerine aykırı hareket etmiş olmasını cezalandırılabilmesi için yeterli görmemiş; cezaya layık fiile ilave olarak cezaya muhtaçlığın söz konusu olabilmesi için bir objektif cezalandırılabilme şartı ihdas etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bağlamda diyebiliriz ki 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesi bağlamında aranan “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma” yahut “kişilere haksız bir menfaat sağlama” şartı, haksızlık açısından önem arz etmeyen bir objektif cezalandırılabilme şartıdır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Belirli bir insicam ve çok yönlülüğü korumaya çalıştığımız bu yazıda, kamu görevlilerini doğrudan ilgilendiren ve hayatlarını maddi ve manevi olarak derinden etkileyen görevi kötüye kullanma suçunu, uygulama ve teori birlikteliği içinde sunmaya gayret ettik.</p>

<p>Bununla birlikte;</p>

<p>• uygulamada, somut bir zarar yahut maddi bir menfaat unsuru oluşmadan açılan soruşturmaların sürdüğünü, yazılan iddianamelerin ve yürütülen kovuşturmaların bulunduğunu;</p>

<p>• içtihatta, Yargıtay’ın ayrıksı görüşlerinin mevcudiyetini;</p>

<p>• doktrinde ise —atıf yaptığımız ve ileri okuma kabilinden zikrettiğimiz çalışmaları incelediğinizde göreceğiniz üzere— muhalif görüşlerin varlığını</p>

<p>elbette inkâr etmiyoruz. Ne de olsa bizler, “galat-ı meşhuru lügat-ı fasihten yeğ” tutmayı kendi darb-ı mesel hafızasına yüklemiş; ancak yine İbn-i Kemal gibi hukuk dehalarının bunun önünü almaya çalıştığı çok yönlü bir milletiz. Yani diyebiliriz ki galatımız da fasihimiz de boldur.</p>

<p>Önemli olan, hatada gulât olmayıp daima dilde, fikirde ve işte fasih olana yönelmeye gayret etmektir. Dikkatle üzerinde durulması gereken husus, bir icad ve ihdas sevdasına düşmeden önce mevcudu kaliteli bir biçimde ihata edebilmektir. Aksi hâlde, yine büyük bir hukukçu olan Ebussuud Efendi’nin <i>Sakaṭâtü’l-ʿAvâm</i> adlı galatat defterlerinde, hatalı bir ifadeyi düzeltirken kullandığı “lafz-ı mezkûr kelâmı Arap’da olmayup cühelânın icadıdır” şeklindeki ifadelerin benzerlerine muhatap olmak kaçınılmazdır.</p>

<p>Son tahlilde, lafzın/kanunun/normun delaleti ile lafzın/ifadenin/ibarenin vaz’ına dair hassasiyet nasıl birlikte yürüyorsa, teori ile pratiğin temyiz ve tefriki de günlük lakırdılarla telif edilebilmekten o denli uzaktır. Hukuk —ve bilhassa ceza hukuku— çok kıymetli ve bir o kadar da ciddi bir ihtisas sahasıdır; uzaktan seyretmek ile icra etmek arasındaki farkın vahim sonuçlara sebebiyet verdiği hayatî bir alandır.</p>

<p>Son sözümüz, Yunus Emre’mizin söylediği gibi olsun:</p>

<p><i>Yunus olma câhillerden,</i></p>

<p><i>Irak olma ehillerden;</i></p>

<p><i>Câhil ne var mümin ise,</i></p>

<p><i>Câhillikten kalır değil.</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK"><img alt="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/03/muhammed-ali-ozturk.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK">Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="#_ednref1" name="_edn1" title=""><span style="color:#999999">[i]</span></a><span style="color:#999999"> https://repository.bilkent.edu.tr/items/094d9228-013a-4f89-b93a-738f9520722b</span></p>

<p><a href="#_ednref2" name="_edn2" title=""><span style="color:#999999">[ii]</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıntılı bilgi için bkz. Artuk/Gökcen/Yenidünya, Özel Hükümler, s.928-950; Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Özel Hükümler, s.1002 vd.; Okuyucu-Ergün, Güneş, “Görevi Kötüye Kullanma Suçu”, TBB Dergisi, Sayı 82, 2009, s.1-31; Üzülmez, İlhan, “Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK m.257)”, GÜHFD, Cilt:16, Yıl:2012, Sayı:1, s.191 vd.</span></p>

<p><a href="#_ednref3" name="_edn3" title=""><span style="color:#999999">[iii]</span></a><span style="color:#999999"> https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=Yux21r40X-YAy1S8Pg_6xg&amp;no=GrLIbJHSPfrnmVVYYiIkQw</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat-1</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazis4s.jpg" type="image/jpeg" length="58156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/41459 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202241459-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202241459-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/3/2026 tarihli ve 2022/41459 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>M.D. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/41459)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 11/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 14/5/2026 - 33253</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan y.</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Eren Can BENAKAY</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, ceza infaz kurumu tarafından verilen disiplin cezasına karşı yapılan şikâyette usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucunun hükümlü olarak bulunduğu Diyarbakır 1 No.lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Kurum) 25/4/2021 tarihinde gerçekleştirilen çatı aramasında haberleşme aracı olarak kullanılan pusula topu bulunmuştur. Kâğıtlar incelendiğinde bunların yirmi sorudan oluştuğu, soruların dört ya da beş şıklı klasik sorular olup genellikle PKK terör örgütü ile ilgili olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra 8. Soru olan "<i>Kartaca ordusunun ünlü komutanı kimdir?</i>" sorusuna başvurucunun adının yazıldığının ve kâğıttaki yazının başvurucunun yazısına benzer olduğunun görülmesi üzerine 25/4/2021 tarihli tutanak düzenlenmiştir.</p>

<p>3. Düzenlenen tutanak uyarınca disiplin soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucu; verdiği savunmada belirtilen tarihte açlık grevinde olması nedeniyle başka bir odada bulunduğunu, notu kendinin yazmadığını, yazmış olsa herhangi bir sorunun cevabına kendi adını yazmayacağını, birçok kişi tarafından tanındığı için adını başkalarının yazmış olabileceğini ifade etmiştir. Yapılan savunma samimi bulunmamış ve Mektup Okuma Komisyonu tarafından aynı blokta kalan mahkûmların mektuplarının incelenmesi neticesinde bulunan kâğıdın başvurucuya ait olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>4. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) hazırlanan soruların Kurumda bulunan tutuklu ve hükümlülere ilişkin eğitim ve propaganda amaçlı olması nedeniyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 44. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (l) bendinde düzenlenen<i> "suç örgütlerinin eğitim ve propaganda faaliyetlerini yapmak veya yaptırmak"</i> eyleminin gerçekleştirildiği gerekçesiyle 11 gün hücreye koyma<i> </i>disiplin<i> </i>cezası verilmesine 3/5/2021 tarihinde karar vermiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, kararı 2/6/2021 tarihinde şikâyet etmiş; şikâyet dilekçesinde kâğıdın tespit edildiği tarihte koğuşta olmadığını, kâğıtta yer alan yazının kendisine ait olmadığını, kendi yazısı olsa bile bir sorunun cevabına kendi adını yazmayacağını belirtmiştir.</p>

<p>6. Diyarbakır İnfaz Hâkimliğince (İnfaz Hâkimliği) 2/6/2021 tarihinde şikâyet reddedilmiştir. Kararda olaya ilişkin her ne kadar hükümlü, bahsi geçen yazıları kendisinin yazmadığını beyan etmiş ise de Kurumun Mektup Okuma Komisyonu tarafından tüm mahkûmların gönderdiği yazılar ile söz konusu yazının karşılaştırıldığı, hükümlünün el yazısı ile benzerlik gösterdiğinin görüldüğü belirtilmiştir. Hükümlünün itiraz dilekçesindeki yazısı ile ilgili yazılara bakıldığında yazıların birbirine oldukça benzediğinin görüldüğü ifade edilmiştir. Ayrıca ilgili soru şıklarından birinde hükümlünün adının yazılı olduğunun görülmesi nedeniyle hükümlünün üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>7. Başvurucu karara 7/6/2021 tarihinde itiraz etmiştir. Dilekçesinde yine yazının tespit edildiği tarihte başka koğuşta bulunduğunu belirtmiştir. Kâğıttaki yazının ısrarla kendisine ait olmadığını vurgulamıştır. Kâğıttaki yazıyı kendi yazmış olsa herhangi bir sorunun cevabına bile bile kendi adını yazmayacağını ifade etmiştir. Yapılan soruşturmanın usulünce yürütülmediğini, karşılığında verilen cezanın haksız ve hukuka aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>8. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) 12/7/2021 tarihinde itiraz reddedilmiştir. Kararda İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve kanuna uygun olduğu, verilen kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>9. Nihai karar başvurucuya 23/2/2022 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 14/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>10. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>11. Başvurucu, bulunan pusula kendisine ait olmadığı gibi pusulada yer alan yazının kendisine ait olmadığını ifade etmiştir. Pusulanın bulunduğu tarihte açlık grevi nedeniyle Kurumun başka bir yerinde bulunduğunu, herkesin birbirini tanıması nedeniyle pusulaya isminin başkası tarafından yazılabileceğini dile getirmiştir. Disiplin soruşturması ve sonrasında yapılan yargılama sırasında pusulada yer alan yazı üzerinde inceleme yapılmamasından şikâyet etmiştir. Yeterli araştırma yapılmadan, etkili soruşturma yürütülmeden haksız ve hukuka aykırı olarak verilen disiplin cezası nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuruya ilişkin olarak Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünden temin edilen görüşün ve ilgili belgelerin başvurucunun şikâyetine ilişkin olarak yapılacak incelemede dikkate alınmak üzere ekte gönderildiği belirtilmiştir. Mevcut başvuruda adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede, Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>13. Başvuru, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>15. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir. Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi taraflara dava dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda mahkemece tarafların dinlenilmemesi, taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir (<i>Abdullah Özen </i>[2. B.], B. No: 2013/4424, 6/3/2014, § 21). Yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama ilkesinin güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Asıl kural tarafların eşit şartlarda yargılamaya katılımının sağlanması, gösterdikleri kanıtlardan ve sundukları görüşlerden bilgi sahibi olması, bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânının kendilerine verilmesidir (benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Taylan Özgür Tor </i>[2. B.], B. No: 2013/2454, 12/3/2015, § 43).</p>

<p>16. Kural olarak Anayasa Mahkemesinin görevi herhangi bir davada bilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin tarafların öne sürdüğü ve esasa etkili olan iddiaların işin mahiyetinin gerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini ve özellikle ispat külfeti konusunda taraflardan birinin diğerine nazaran dezavantajlı bir konuma düşürülüp düşürülmediğini denetleme görevi bulunmaktadır (<i>Ahmet Korkmaz </i>[2. B.], B. No: 2014/16232, 25/1/2018, § 29).</p>

<p>17. Başvurucu, disiplin soruşturması ve soruşturma sonucunda verilen disiplin cezasına karşı yaptığı şikâyet ve itiraz aşamalarında ısrarla pusuladaki yazının kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Söz konusu yazının başvurucuya ait olduğu varsayımında -başvurucunun pusulada yer alan bir sorunun cevabına açıkça kendi adını yazmayacağını dile getirdiği düşünülürse- iddiasının temelsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>18. Kurumda yapılan aramada ele geçirilen pusuladaki yazının başvurucuya ait olduğu ve pusulada yer alan bir soruya cevapta başvurucunun adının yazdığı tespitlerine ilişkin olarak sadece Mektup Okuma Komisyonu tarafından inceleme yapıldığı belirtilmiştir. Ancak bu tespitin nasıl yapıldığı, diğer mahkûmların yazılarının nasıl karşılaştırıldığı ve sonuca ne şekilde ulaşıldığı açıklanmamıştır.</p>

<p>19. İnfaz Hâkimliği, Kurum tarafından yapılan tespitleri belirtmiş ve başvurucunun itiraz dilekçesindeki yazısı ile ilgili yazıların karşılaştırması neticesinde yazının başvurucuya ait olduğu sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca soru cevabında başvurucunun adı ve soyadının yazılmasını da gerekçesine destek olarak göstermiştir. Ancak İnfaz Hâkimliği bu karşılaştırmayı nasıl yaptığını, karşılaştırma neticesinde bu sonuca nasıl ulaştığını, karşılaştırma esnasında hangi unsurlardan hareketle yazının başvurucuya ait olduğunu tespit ettiğini kararında açıklamamıştır. Yalnızca itiraz dilekçesindeki yazı ile pusulada yer alan yazının benzerliğinden hareketle sonuca ulaşmıştır.</p>

<p>20. Başvurucuya ait yazı ile pusulada yer alan yazının teknik incelemeyi gerektirdiği izahtan varestedir. Başvurucunun ısrarla yazının kendisine ait olmadığı iddiası karşısında yazının kime ait olduğu teknik inceleme yaptırılması suretiyle açıklığa kavuşturulması gereken bir olgudur.</p>

<p>21. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercii tarafından gerekçeli şekilde karşılanması gerekir. Somut olayda İnfaz Hâkimliği kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ise bu karara atıf yapılarak herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>22. Sonuç olarak teknik inceleme yapılmadan başvurucunun iddiasının ispatlanmasının mümkün olmayacağı dikkate alındığında mahkemelerce bu iddiaya ilişkin bir irdeleme ve araştırma yapılmadan uyuşmazlığın sonuçlandırılması başvurucunun Kuruma nazaran zayıf bir konuma düşürülmesi sonucunu doğurmuştur. Bu durumun silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmaması nedeniyle adil bir yargılamanın gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde hüküm altına alınan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM </strong></p>

<p>24. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 20.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>25. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir(<i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>26. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>27. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İnfaz Hâkimliğine (E.2021/6172, K.2021/6659) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202241459-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s-2.jpg" type="image/jpeg" length="91841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/11)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202611</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202611" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/11), 14 Mayıs 2026 Tarihli ve 33253 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/11)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, 28/12/2024 tarihli ve 32766 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2024/39) ile Çin Halk Cumhuriyeti menşeli “laminat parke” ithalatına yönelik başlatılan ve Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen nihai gözden geçirme soruşturmasının tamamlanması neticesinde alınan kararın yürürlüğe konulmasıdır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>b) Kurul: İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunu,</p>

<p>c) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>ç) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Karar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Yürütülen soruşturma sonucunda, Çin Halk Cumhuriyeti menşeli ürüne yönelik önlemin yürürlükten kalkması durumunda dampingin ve zararın devam etmesinin veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğu saptanmıştır. Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülerek tamamlanan soruşturma sonucunda ulaşılan bilgi ve bulguları içeren Bilgilendirme Raporu Ek’te yer almaktadır.</p>

<p>(2) Bu çerçevede, soruşturma neticesinde ulaşılan tespitleri değerlendiren Kurulun kararı ile 4/1/2020 tarihli ve 30998 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2019/36) ile yürürlükte olan dampinge karşı önlemin, Yönetmeliğin 42 nci maddesi çerçevesinde aşağıdaki tabloda gösterilen biçimde uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><img height="222" src="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260514-4_dosyalar/image002.jpg" v:shapes="_x0000_i1025" width="465" /></p>

<p><strong>Uygulama</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Gümrük idareleri, 4 üncü maddede GTİP’i, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın, diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, serbest dolaşıma giriş rejimi kapsamındaki ithalatında karşısında gösterilen tutarda/oranda dampinge karşı kesin önlemi tahsil ederler.</p>

<p>(2) Bilgilendirme Raporunda soruşturma konusu ürün ve benzer ürün ile ilgili açıklamalar genel içerikli olup uygulamaya esas olan TGTC’de yer alan GTİP ve 4 üncü maddede yer alan tabloda belirtilen eşya tanımıdır.</p>

<p>(3) Önleme tabi ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlem, yürürlük tarihinden itibaren 5 yıl sonra yürürlükten kalkar.</p>

<p>(5) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemin sona erme tarihinden önce bir nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldığı takdirde önlem, soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Yürürlük </strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260514-4-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202611</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="62766"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gemi Acenteleri Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gemi-acenteleri-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gemi-acenteleri-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gemi Acenteleri Yönetmeliği, 14 Mayıs 2026 Tarihli ve 33253 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>GEMİ ACENTELERİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; gemi acenteleri ile acente personelinin ulusal mevzuata ve uluslararası denizcilik kurallarına uygun olarak faaliyet göstermelerinin sağlanması, yeterlik şartlarının ve hizmet esaslarının belirlenerek izin belgelerinin düzenlenmesi, sicil kayıtlarının tutulması, denetlenmesi ve acente personeline gerekli eğitimlerin verilmesine dair usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre kurulmuş gemi acentesi olarak faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişiler ile acente sorumlusu ve gemi acente personelini kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 14/4/1341 tarihli ve 618 sayılı Limanlar Kanununa, 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma ve Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesine ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 478 inci, 490 ıncı ve 497 nci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Acente botu: İdare tarafından yayımlanmış gemi sicili için gemi cinsleri tanımlamaları tablosunda hizmet sınıfında yer alan acente botunu,</p>

<p>b) Acente personeli: Acentelik hizmeti işlemlerini yürüten ve kendilerine İdarece gemi acentesi personeli tanıtım belgesi düzenlenen kişileri,</p>

<p>c) Acente sorumlusu: Ticari işletme veya şirket tarafından atanmış, acente adına yetkili ve sorumlu olan kişiyi,</p>

<p>ç) Bölge: Acentelerin faaliyette bulunabilecekleri İdare tarafından belirlenmiş coğrafi yetki sahasını,</p>

<p>d) Deniz Ticaret Odası (DTO): 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu uyarınca kurulmuş olan deniz ticaret odalarını,</p>

<p>e) Gemi: Adı, tonilatosu ve kullanım amacı ne olursa olsun, denizde ve iç sularda kürekten başka bir aygıtla yola çıkabilen tüm deniz araçlarını,</p>

<p>f) Gemi Acenteleri Disiplin Komisyonu (GADK): Gemi acenteleri ile personelinin, mesleki yetersizliklerini, disiplinsizliklerini, denizcilik örf ve adetlerine, mesleki teamüllere uygun olmayan davranışlarını incelemek ve değerlendirmek üzere İdare tarafından oluşturulan komisyonu,</p>

<p>g) Gemi Acenteliği Bilgi Sistemi (GABS): Gemi acenteleri ile personelinin başvuru, belgelendirme, sicil ve idari yaptırım işlemlerinin yürütüldüğü İdarece hazırlanmış elektronik sistemi,</p>

<p>ğ) Gemi Acenteliği Eğitim Komisyonu (GAEK): Gemi acenteliği personelinin eğitimleri ve sınav programlarının hazırlanması, uygulanması ve ücretlendirilmesi hususunda İdare tarafından oluşturulan komisyonu,</p>

<p>h) Gemi acenteliği hizmeti: Temsil ettikleri gemi veya yatların donatanları veya işletenleri adına, kıyı tesisine yanaşması veya ayrılması amacıyla gerekli bildirimlerin ve hazırlıkların yapılmasını, gemiadamları değişiminin sağlanmasını, yolcu, yük, bakım/onarım, sörvey, ikmal, yükleme/boşaltma, kılavuz/römorkör alma gibi liman idari sahasındaki hizmet ve işlemlerinin, ilgili kişi/kuruluş ve birimler nezdinde ifasını, ilgili mevzuat uyarınca öngörülen kuralların uygulanmasını ve bu işlerle ilgili her türlü bilginin zamanında bildirilmesini,</p>

<p>ı) Gemi acentesi: Yaptıkları anlaşmalarla gemi/yat sahibi gerçek veya tüzel kişiler ile kaptan, işleten veya gemi/yat kiralayanın nam ve hesabına hareket eden ve üçüncü kişi ve kuruluşlara karşı haklarını koruyan, bu çerçevede yaptıkları iş ve işlemlerde kendi kusurları dışında sorumlu tutulamayan, gemi acenteliği yetkisi bulunan gerçek ve tüzel kişileri,</p>

<p>i) Groston (GT): Geminin, 21/9/1978 tarihli ve 2169 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Gemilerin Tonilatolarını Ölçme 1969 Uluslararası Sözleşmesi ile 12/3/2009 tarihli ve 27167 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gemilerin Tonilatolarını Ölçme Yönetmeliğine uygun olarak düzenlenmiş belgesinde gösterilen gros tonilatosunu,</p>

<p>j) İdare: Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>k) İşleten: Geminin mülkiyeti kendisine ait olsun ya da olmasın, zilyetliğini haiz ve ticari olarak çalıştıran gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>l) İşyeri: İdare tarafından gemi acenteliği faaliyetlerinde bulunmak üzere yetki belgesi verilmiş gerçek veya tüzel kişilerin merkez veya şubelerinin çalışma yerini,</p>

<p>m) Koruyucu acente: Taşıma mukavelesi hükümleri gereğince tayin edilen acenteye ilaveten, gemi donatanı, kaptanı, işleticisi veya kiracısının hak ve menfaatlerini koruyan ve gemi adına yaptırmak istediği hizmetler için tayin edilen acenteyi,</p>

<p>n) Liman başkanlığı: Ülkemizde mevzuat ile kurulmuş her bir bölge liman başkanlığı veya bölge liman başkanlıklarına bağlı liman başkanlıklarını,</p>

<p>o) Merkez acente: Firma adına ilk başvuru ile kurulan acenteyi,</p>

<p>ö) Sicil: Gemi acenteleri, şubeleri ile acente personelinin İdare tarafından GABS’de tutulan kayıtlarını,</p>

<p>p) Şube: Merkez acentenin faaliyet gösterdiği bölgede veya bölge dışında açtıkları acente şubesini,</p>

<p>r) Tali acente: Bir acentenin kendi nam ve hesabına işlem yapmak üzere verdiği yetki dahilinde faaliyette bulunan acenteyi,</p>

<p>s) Tanıtım belgesi: Gemi acentesi personeli tanıtım belgesini,</p>

<p>ş) Ticari işletme veya şirket yetkilisi: Ticaret Bakanlığı merkezi ticaret sicili sisteminde kayıtlı şirket yetkilisi/yetkililerini,</p>

<p>t) Türk Boğazları: Marmara Denizi ile İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından uğraksız geçiş yapan gemi ve yatların geçiş alanını,</p>

<p>u) Yat: İdare tarafından yayımlanmış gemi sicili için gemi cinsleri tanımlamaları tablosunda yat kategorisinde ifade edilen deniz araçlarını,</p>

<p>ü) Yetki belgesi: İdare tarafından, bu Yönetmelikle belirlenen koşulları sağlayan gerçek ve tüzel kişilere gemi acenteliği faaliyetinde bulunabilmek için düzenlenen A, B ve C Sınıfı gemi acenteliği yetki belgesini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelikte yer alan, ancak bu maddede yer almayan terimler için ilgili mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalarda/sözleşmelerde belirtilen tanımlar esas alınır.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Acente Sınıfları, Yetki Belgesi, Bölgeler, Acente Sorumlusu, Acente Personeli ve</p>

<p>İşyerinin Nitelikleri</p>

<p><strong>Acente sınıfları </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Acenteler hizmet verecekleri gemilerin cinsleri ve hizmet verilecek bölge esas alınmak suretiyle aşağıdaki sınıflara ayrılır:</p>

<p>a) A sınıfı acente: Türk Boğazları dahil yetkilendirildikleri bölgede tüm gemilere ve yatlara hizmet verirler.</p>

<p>b) B sınıfı acente: Türk Boğazları dışında yetkilendirildikleri bölgede tüm gemilere ve Türk Boğazları dahil tüm yatlara acentelik hizmetlerini verirler.</p>

<p>c) C sınıfı acente: Türk Boğazları dahil yetkilendirildikleri bölgede tüm yatlara acentelik hizmetlerini verirler.</p>

<p><strong>Yetki belgesi için genel hükümler </strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Gemi acentelerinin iştigal ettiği acente sınıfına göre yetki belgesi alması zorunludur. Yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişiler, donatan, kaptan, işletmeci veya kiracı adına acentelik hizmeti veremezler.</p>

<p>(2) Ticari işletme veya şirketlerin yetkilileri, 9 uncu maddede belirtilen belgelerle birlikte GABS üzerinden İdareye başvurur. Başvurular, İdare tarafından değerlendirilir ve bu Yönetmeliğe göre uygun görülenlere yetki belgesi düzenlenir.</p>

<p>(3) Acentelerin sınıf değişikliği taleplerinde, faaliyet göstermek istediği sınıfın başvuru şartları aranır.</p>

<p>(4) Limanlarımıza gelen kruvaziyer gemilerin ilk liman uğrağından sonra yabancı bir limana uğramaması kaydıyla ve aynı sefer kapsamında birden fazla limanımıza uğraması halinde uğradığı ilk limandaki yetkili acente, diğer limanlardaki acentelik işlemlerini de yapabilir.</p>

<p>(5) Gemi acentelerinin işyerlerinin, yetki talep ettikleri bölgede olması zorunludur.</p>

<p>(6) Marmara Denizi ile İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından uğraksız geçiş yapan gemilere bölge sınırlaması olmaksızın sadece A sınıfı acenteler, yatlara ise bölge sınırlaması olmaksızın A, B ve C sınıfı acenteler hizmet verebilir.</p>

<p>(7) Yetki belgeleri; belirlenen bölge sınırları içerisinde geçerlidir, beş yıl süreyle düzenlenir ve her beş yıl sonunda acentelerin başvuru yapması halinde bu Yönetmelik hükümlerine uygunluğu kontrol edilerek yenilenir.</p>

<p>(8) Yetki belgeleri, adlarına düzenlenen gerçek veya tüzel kişiler dışında başkaları tarafından kullanılamaz ve devredilemez. Yetkilendirilen acentelerle ilgili bilgiler, İdarenin internet sitesinde yayımlanır.</p>

<p>(9) Bu Yönetmelik hükümlerine göre yetki belgesi alan acenteler, tali acentelik hizmeti alabilir, ancak bir acente kendi sınıfına ilişkin kurallar kapsamında yetkisi olmayan bir hizmet için tali acenteye yetki veremez. Tali acentelik hizmetinin alınması yetkilendiren acentenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>(10) Yetki belgesi başvurularında eksik veya hatalı belge yüklenmesi halinde belgelerin tamamlanması için başvuru, GABS üzerinden iade edilir.</p>

<p>(11) Yetki belgesinin şekli ve içeriği, İdare tarafından belirlenir.</p>

<p>(12) Yetki belgesi almak isteyen gerçek veya tüzel kişilerin 27 nci maddede belirtilen mali yeterlilikleri sağlamaları gerekir.</p>

<p>(13) Gemi acenteleri aynı bölge içerisinde veya diğer bölgelerde şubeler açabilir. Gemi acentelerinde aranan şartlar mali yeterliliğe ait hükümler saklı kalmak kaydıyla şubeler için de geçerlidir. Açılacak her bir şube için İdare tarafından şube yetki belgesi verilir. Şube yetki belgeleri yalnızca verildikleri bölge sınırları içerisinde geçerlidir.</p>

<p>(14) Acente şubeleri, merkez acentenin üst sınıfında olamaz.</p>

<p><strong>Yetki belgesi bölgeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Acente yetki belgesinin geçerli olduğu bölgeler aşağıda belirlenmiştir:</p>

<p>a) Birinci bölge: Hopa Liman Başkanlığı idari sınırlarından başlayarak Bartın Liman Başkanlığı idari sınırları dahil olmak üzere bu iki liman başkanlığı arasındaki diğer tüm liman başkanlıklarını kapsar.</p>

<p>b) İkinci bölge: Zonguldak Bölge Liman Başkanlığı idari sınırlarından başlayarak Ayvalık Liman Başkanlığı idari sınırları ile Gökçeada ve Bozcaada Liman Başkanlıkları dahil olmak üzere tüm Marmara Bölgesini kapsar.</p>

<p>c) Üçüncü bölge: Dikili Liman Başkanlığı idari sınırlarından başlayarak Fethiye Liman Başkanlığı idari sınırları dahil olmak üzere bu iki liman başkanlığı arasındaki diğer tüm liman başkanlıklarını kapsar.</p>

<p>ç) Dördüncü bölge: Kaş Liman Başkanlığı idari sınırlarından başlayarak İskenderun Bölge Liman Başkanlığı idari sınırları dahil olmak üzere bu iki liman başkanlığı arasındaki diğer tüm liman başkanlıklarını kapsar.</p>

<p><strong>Başvuruda aranacak şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bu Yönetmelik kapsamında yetki almak isteyen acentelerden;</p>

<p>a) Gerçek kişilerin;</p>

<p>1) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaları,</p>

<p>2) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, terörizmin finansmanı, basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, hapis cezasının ertelendiği veya adli para cezasına çevrildiği hükümler hariç olmak üzere hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkumiyeti gerektiren kaçakçılık veya vergi kaçakçılığı suçlarından mahkum olmamaları,</p>

<p>3) Gerçek kişiye ait ticari işletmenin faaliyet konuları arasında gemi acenteliği ibaresinin yer alması,</p>

<p>4) Deniz Ticaret Odasına üye olmaları,</p>

<p>b) Tüzel kişilerin;</p>

<p>1) Şirketin ilan edilen sözleşmesinde faaliyet konuları arasında gemi acenteliği ibaresinin yer alması,</p>

<p>2) Ortaklarından her birinin T.C. vatandaşı olması durumunda (a) bendinin (2) numaralı alt bendindeki şartları sağlaması,</p>

<p>3) Deniz Ticaret Odasına üye olmaları,</p>

<p>zorunludur.</p>

<p>(2) Acentelerin sahip olması gereken asgari personel niteliği aşağıdaki gibidir:</p>

<p>a) Merkez acentede bir acente sorumlusu ile A ve B sınıfı acentelerde Yükseköğretim Kurulu Lisans/Ön Lisans Atlasında bulunan denizcilik ile ilgili programlardan mezun olan en az iki acente personeli, C sınıfı acentede denizcilik ile ilgili en az ortaöğretim programlarından mezun bir acente personeli.</p>

<p>b) Acente şubesinde en az bir acente personeli.</p>

<p><strong>Başvuru için gerekli belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Merkez acente için aşağıdaki belgelerin sunulması zorunludur:</p>

<p>a) Gerçek kişiler için;</p>

<p>1) Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi örneği.</p>

<p>2) Güncel tarihli DTO Kayıt Belgesi.</p>

<p>3) İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Belgesi.</p>

<p>4) Ek-1’de yer alan etik ilkeler taahhütnamesi.</p>

<p>5) Acente sorumlusu ve personele ilişkin belgeler.</p>

<p>b) Tüzel kişiler için (a) bendinde istenilen belgelere ilave olarak yabancı ülke vatandaşı olması durumunda Ek-2’de yer alan imzalı beyan formu.</p>

<p>(2) Şube için aşağıdaki belgelerin sunulması zorunludur:</p>

<p>a) Gerçek ve tüzel kişiler için;</p>

<p>1) Şubeye ait Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi örneği.</p>

<p>2) Şubeye ait güncel tarihli DTO Kayıt Belgesi.</p>

<p>3) Şube için İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Belgesi.</p>

<p>4) Acente personeline ilişkin belgeler.</p>

<p>(3) Yetki belgesinin yenilenmesi için aşağıdaki belgelerin sunulması zorunludur:</p>

<p>a) İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Belgesi.</p>

<p>b) Güncel tarihli DTO Kayıt Belgesi.</p>

<p>c) Acente personeline ait Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) hizmet listesi.</p>

<p>(4) Yetki belgesinin ünvan değişikliği nedeniyle yenilenmesi için aşağıdaki belgelerin sunulması zorunludur:</p>

<p>a) Ünvan değişikliğini gösterir Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi.</p>

<p>b) İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Belgesi.</p>

<p>c) Güncel tarihli DTO Kayıt Belgesi.</p>

<p>ç) Acente personeline ait SGK hizmet listesi.</p>

<p>d) Her personele ait renkli vesikalık fotoğraf.</p>

<p>(5) Yetki belgesinin adres değişikliği nedeniyle yenilenmesi için aşağıdaki belgelerin sunulması zorunludur:</p>

<p>a) Adres değişikliğini gösterir Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi.</p>

<p>b) Yeni adrese ait İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Belgesi.</p>

<p>c) Güncel tarihli DTO Kayıt Belgesi.</p>

<p>ç) Acente personeline ait SGK hizmet listesi.</p>

<p><strong>Acente sorumlusunun nitelikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Acente sorumlusu; 8 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımak zorundadır.</p>

<p>(2) A ile B sınıfı acenteler bakımından acente sorumlusunun aşağıdaki şartlardan birine sahip olması gerekir:</p>

<p>a) Yükseköğretim Kurulu Lisans/Ön Lisans Atlasında bulunan denizcilik ile ilgili programlardan mezun olup en az bir yıl denizcilikle ilgili mesleki deneyime sahip olmak.</p>

<p>b) Sicile kayıtlı acente personeli olarak en az beş yıl süreyle çalışmış olmak.</p>

<p>c) Acente bir tüzel kişi ise en az %10 paya ortak olmak, adi ortaklıklarda pay sahibi olmak ve gerçek kişi acentelerde acentenin sahibi olmak.</p>

<p>(3) C sınıfı acenteler bakımından acente sorumlusunun aşağıdaki şartlardan birine sahip olması gerekir:</p>

<p>a) Denizcilik ile ilgili en az ortaöğretim programlarından mezun olup en az bir yıl denizcilikle ilgili mesleki deneyime sahip olmak.</p>

<p>b) Sicile kayıtlı acente personeli olarak en az beş yıl süreyle çalışmış olmak.</p>

<p>c) Acente bir tüzel kişi ise en az %10 paya ortak olmak, adi ortaklıklarda pay sahibi olmak ve gerçek kişi acentelerde acentenin sahibi olmak.</p>

<p>(4) Acente sorumlusu birden fazla acentede sorumlu olamaz veya acente personeli olarak başka bir acentede çalışamaz.</p>

<p>(5) Acente sorumlusu ticari işletme veya şirketin yetkilisi tarafından GABS üzerinden talep oluşturularak atanır ya da değiştirilir.</p>

<p>(6) Acente sorumlusu acente ilk kurulurken atanır, şube için ayrıca acente sorumlusu aranmaz.</p>

<p>(7) Acente sorumlusu yaptıkları iş ve işlemlerden İdareye karşı sorumludur.</p>

<p>(8) Acente sorumlusu, 8 inci maddedeki mezuniyet şartını sağlıyorsa, anılan zorunlu istihdam için geçerli kabul edilir.</p>

<p><strong>Acente personeli olacaklarda aranacak nitelikler</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Acente personeli olmak için başvuruda bulunan kişinin;</p>

<p>a) 8 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşıması,</p>

<p>b) En az ortaöğretim veya dengi okul düzeyinde bir okulu bitirmiş olması,</p>

<p>c) Bu Yönetmelik kapsamında belirlenen eğitimi alması ve sınavda başarılı olması,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(2) Acente personeli olmak için başvuruda bulunan Yükseköğretim Kurulu Lisans/Ön Lisans Atlasında yer alan denizcilik ile ilgili programlardan mezun olanlar ise, eğitimden muaf olup anılan bu kişilerin birinci fıkranın (c) bendinde yer alan sınavda başarılı olması gerekir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca acente personeli olma hakkını kazananlara, çalışacağı acentenin ticari işletme veya şirket yetkilisi veya acente sorumlusu tarafından GABS üzerinden başvurulması halinde İdare tarafından tanıtım belgesi düzenlenir. Düzenlenen tanıtım belgesinin süresi beş yıldır.</p>

<p>(4) Acente personeli olmak için aşağıdaki belgelerin sunulması zorunludur:</p>

<p>a) Öğrenim durumunu gösterir belge.</p>

<p>b) SGK hizmet listesi belgesi.</p>

<p>c) Renkli vesikalık fotoğraf.</p>

<p>ç) Adli sicil kaydı.</p>

<p>(5) Acente personeli tanıtım belgesinin yenilenmesi için aşağıdaki belgelerin sunulması zorunludur:</p>

<p>a) Gemi Acenteliği Yenileme Eğitimi Katılım Belgesi.</p>

<p>b) SGK hizmet listesi belgesi.</p>

<p>c) Renkli vesikalık fotoğraf.</p>

<p>ç) Adli sicil kaydı.</p>

<p><strong>İşyerinin nitelikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Acentelik faaliyetlerinin yürütüleceği işyerlerinin özellikleri şunlardır:</p>

<p>a) İşyerinin, istihdam edilen personelin görevini yapmasına olanak sağlayacak fiziki yeterlilikte ve acentelik faaliyetinin gereklerine uygun bir şekilde donatılmış olması gerekir.</p>

<p>b) İşyerinde, acenteye ait asgari faaliyetlerin yürütebileceği ayrı bir ofisin bulunması zorunludur. Aynı ofiste birden fazla acente faaliyette bulunamaz.</p>

<p>c) Acenteler, konut veya sanal nitelikteki iş yerlerinde faaliyette bulunamaz.</p>

<p>(2) İşyerlerinin gerekli teknik donanımla donatılması, bilgi ve belgelerin düzenli olarak tutulmasına imkân verecek arşiv sistemlerine sahip olması ve ayrıca faaliyetlerin yürütülmesine uygun telefon, faks veya elektronik posta gibi bilişim sistemine, internet bağlantısına ve kayıtlı elektronik posta (KEP) adresine sahip olması gerekir.</p>

<p>(3) Şubeler, merkez ile aynı niteliklere sahip olmalıdır.</p>

<p>(4) İdare, işyerlerinin fiziki özelliklerine yönelik düzenlemeler yapabilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Sorumluluk, Yasaklar ve Denetim</p>

<p><strong>Sorumluluk</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Acenteler;</p>

<p>a) Denizcilikle ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat ile İdarenin talimatlarına uymak,</p>

<p>b) İdare veya liman başkanlığı tarafından istenecek bilgi ve belgeleri vermek,</p>

<p>c) 5174 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (p) bendi uyarınca Ticaret Bakanlığınca yayımlanan acentelik hizmet tarifelerine uymak,</p>

<p>ç) Hizmete uygun donatılmış işyerinde faaliyetlerini sürdürmek ve niteliklerini sürekli korumak,</p>

<p>d) Ünvan, adres değişikliği yahut yetki belgesi düzenlenmesine esas bilgi ve belgelere ilişkin değişiklikleri 30 gün içerisinde İdareye bildirmek,</p>

<p>e) İdarece talep edilen ve hizmet verdiği kişilerden aldığı verileri ilgili elektronik uygulamalara zamanında ve doğru olarak girmek,</p>

<p>f) Yetki belgesinin geçerlilik süresi bitiş tarihinden en az 30 gün önce yenileme işleminin yapılması için başvuruda bulunmak,</p>

<p>g) Merkez acentede bir acente sorumlusu tayin etmek, acente merkez ve şubelerinde sınıfına uygun sayıda acente personeli çalıştırmak,</p>

<p>ğ) Hizmet verirken, bu işlemlerinde İdare tarafından belgelendirilmiş ve izin alınmış acente botlarını kullanmak,</p>

<p>h) Acenteye ait tabelayı işyeri girişine, yetki belgesini ise ofiste görülebilecek bir yere asmak,</p>

<p>ı) Verilen acentelik hizmetleri ile ilgili koruyucu acentenin talep ettiği bilgi ve belgeleri paylaşmak,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>i) İş akdi sona eren ya da yetkisi sonlandırılan personeli en geç 5 iş günü içerisinde GABS üzerinden İdareye bildirmek,</p>

<p>j) Ek-1’de yer alan etik ilkeler taahhütnamesine uymak,</p>

<p>k) 27 nci maddede belirtilen mali yeterliliklerini korumak,</p>

<p>zorundadırlar.</p>

<p>(2) Tali acenteler; yetkilendiren acentenin verdiği yetki dahilinde faaliyetlerini sürdürür, tali acentenin sorumluluğu merkez acentenin verdiği yetki ile sınırlıdır. İdarece talep edilmesi halinde yetkilendirmeye ilişkin belgenin ibrazı zorunludur. Yetkilendiren acente, hizmet verilen gemiyle ilgili ücret tarifesiyle belirlenen ücretin en az %30’unu tali acenteye ödemek zorundadır.</p>

<p>(3) Acente personeli;</p>

<p>a) İdare tarafından adlarına düzenlenmiş tanıtım belgesi ile işlem yapmak ve gümrük, emniyet, sahil sağlık ile diğer kamu birimleri tarafından talep edilmesi halinde tanıtım belgesini göstermek,</p>

<p>b) İlgili kurumlar tarafından işyerinde uygulanan kurallara uymak,</p>

<p>c) Yapacağı işe hazırlıklı olarak ilgili kurumlara müracaat etmek,</p>

<p>ç) Denizcilikle ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat ile İdarenin talimatlarına uymak,</p>

<p>zorundadır.</p>

<p><strong>Yasaklar</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Acenteler;</p>

<p>a) Gerçeğe aykırı, yanıltıcı tanıtım ve reklam yapamazlar.</p>

<p>b) Rekabet kurallarını bozacak şekilde faaliyetlerde bulunamazlar.</p>

<p>c) Adlarına tahsis edilen kullanıcı kodu ve şifresini tali acentelik hizmeti aldıkları acenteler de dâhil olmak üzere başka acentelere kullandıramazlar, başka acentelerin şifrelerini kullanamazlar.</p>

<p>ç) Acentelik işlemlerinde yetki belgesinde belirtilen ünvan dışında başka bir ünvan kullanamazlar.</p>

<p>d) Mevzuata aykırı iş ve işlemlerde bulunamazlar ve bunlara aracılık edemezler.</p>

<p>(2) Yükün sahibi ve/veya alıcısı ile gemi arasında ticari ilişki içerisinde bulunan acentelerin, deniz gözetim faaliyetlerini yürütmesine izin verilmez.</p>

<p>(3) Kıyı tesisi işletici kuruluşlar;</p>

<p>a) Kendilerine ait veya ortağı oldukları acenteler dışındaki diğer acentelerin, liman tesislerinde serbestçe acentelik faaliyetlerinde bulunmalarını engelleyemezler.</p>

<p>b) İdare tarafından adlarına düzenlenmiş tanıtım belgesi olmayan acente personelinin kıyı tesislerine girişine izin veremezler.</p>

<p>(4) Acente personeli;</p>

<p>a) Tali acente veya koruyucu acente olarak yetkilendirilmedikçe görev yaptıkları acenteler dışında başka bir acente adına iş ve işlem yapamaz.</p>

<p>b) İdarece e-Devlet üzerinden sunulan hizmetler ve düzenlenen belgeleri e-Devlet üzerinden temin eder.</p>

<p>c) Adlarına tahsis edilen kullanıcı kodu ve şifresini başka acente personeline kullandıramaz ve başka acente personelinin şifrelerini kullanamaz.</p>

<p><strong>Denetim</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) İdare ve/veya liman başkanlıkları, acentelerin bu Yönetmelik hükümlerine veya taahhütlerine uygun hareket edip etmedikleri hususunda meri mevzuat kapsamında her zaman acenteleri denetleyebilir.</p>

<p>(2) Acenteler denetimin yerine getirilebilmesini teminen tüm kolaylığı göstermek, denetçilerin çalışmalarına elverişli mekân sağlamak, talep edilmesi halinde teknik cihazları sağlamak ve yardımcı personel vermek, denetim konusuyla ilgili acente uhdesinde bulunan sözleşme, fatura ve talep edilen diğer her türlü belge ve bilgiyi sağlamakla yükümlüdür. Gerek görülmesi durumunda, acente sorumlularından yazılı veya sözlü bilgi alınabilir.</p>

<p>(3) Denetlenen acenteler; denetlenen hususlara ilişkin olarak, teknik imkânsızlık, gizlilik, sır saklama gibi gerekçeleri ileri sürerek bilgi ve belge vermekten kaçınamaz. Denetime esas belgeler, mücbir sebebin varlığı nedeniyle temin edilemiyorsa, bu sebebin ispat edilmesi gerekir.</p>

<p>(4) Denetimler sonucunda, bu Yönetmelik hükümlerine aykırı fiilleri tespit edilen acente ve personel hakkında 20 nci madde hükümleri uygulanır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Gemi Acenteliği Eğitim Komisyonu, Eğitim Programı ve Sınav</p>

<p><strong>Gemi acenteliği eğitim komisyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) GAEK’in teşkili ile çalışma usul ve esasları, İdare tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Eğitim programlarının hazırlanması, uygulaması ve ücretlendirmesi, GAEK tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Eğitim programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Eğitim programları; acente personeli olmak isteyen adaylara ilk başvuruda verilen belgelendirme eğitimi ve acente personeli tanıtım belgesine sahip olanlara verilen yenileme eğitiminden oluşur.</p>

<p>(2) Acente personeli olmak isteyen adayların, belgelendirme eğitimlerine katılmaları ve bu eğitim sonunda yapılacak sınavda başarılı olmaları gerekir.</p>

<p>(3) Belgelendirme eğitim sınavında başarılı olmuş ancak sınav tarihinden itibaren 6 ay içerisinde belge düzenlenmesi için İdareye başvurmayan kişilerin belgelendirme eğitimine tekrar katılması ve yapılacak sınavda başarılı olması gerekir.</p>

<p>(4) Gemi acentesi tanıtım belgesi süresinin uzatılması için her personelin belge süresinin beşinci yılında yenileme eğitimine katılması gerekir. Yenilenen belge mevcut belgenin süresinin bitiminden itibaren geçerli olur. Yenileme eğitimlerine katılmayanların tanıtım belgeleri süresi sonunda iptal edilir. Tanıtım belgesinin süresinin bitiminden itibaren 1 yıl içerisinde yenileme eğitimine katılıp tanıtım belgesi düzenletmeyenler bu Yönetmeliğin ilk defa tanıtım belgesi düzenlenmesine ilişkin hükümlerine tabi olur.</p>

<p>(5) Fiziki olarak verilen belgelendirme ve yenileme eğitimleri bu Yönetmelik yürürlüğe girdikten itibaren çevrimiçi olarak GABS üzerinden düzenlenebilir. Çevrimiçi eğitimlere yönelik eğitim programı GAEK tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Sınav</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Acente personeli olmak isteyen ve gerekli eğitimi tamamlayan adayların İdare tarafından yapılacak sınavda başarılı olmaları gerekir. Sınava ilişkin usul ve esaslar, GAEK tarafından belirlenir. Bu sınavlar, İdarenin sınav salonlarında veya İdarece belirlenecek merkezlerde çevrimiçi yapılabilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Gemi Acenteleri Disiplin Komisyonu, İdari Yaptırım, Yetki Belgesi İptali ve Sonuçları</p>

<p><strong>Gemi Acenteleri Disiplin Komisyonu </strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Gemi acenteleri ile personelinin, mesleki yetersizlikleri, disiplinsizlikleri ile denizcilik örf ve adetlerine ve mesleki teamüllere uygun olmayan davranışları veya 14 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarının ihlal edildiğinin tespit edilmesi durumlarında İdare, gelen bildirimlerin görüşülmesi ve değerlendirilmesi için bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında belirlenen esaslar çerçevesinde GADK üyelerini toplantıya çağırır.</p>

<p>(2) GADK; İdareyi temsilen ilgili genel müdür yardımcısı, daire başkanı, ilgili birimlerden bir personel olmak üzere üç kişi, meslek kuruluşlarını temsilen ilgili DTO’lardan bir kişi ve ilgili vapur donatanları ve acenteleri derneğinden birer kişi olmak üzere toplam beş kişiden oluşur.</p>

<p>(3) GADK’nın başkanlığını İdarenin genel müdür yardımcısı yürütür. İdare, komisyon teşkili için ilgili kuruluşlardan biri asıl ve biri yedek üye olmak üzere isim listesi göndermesini talep eder. Bu kuruluşlar tarafından bildirilen isimler asıl ve yedek komisyon üyesi olarak belirlenir. Komisyon üyelerinin değişmesi halinde yeni üyeye ilişkin bilgiler İdareye bildirilir.</p>

<p>(4) GADK, İdare tarafından gerekli görülen durumlarda toplanır ve sekretaryası İdare tarafından yürütülür. Komisyon, üye tam sayısının yarısından fazlasının katılımı ile toplanır, toplantıya katılanların oy çokluğu ile karar alır. Komisyon çevrim içi olarak toplanabilir ve karar alabilir.</p>

<p>(5) Birinci fıkrada belirtilen hususlarla ilgili olarak liman başkanlıklarından veya ilgili kurum/kuruluşlar tarafından yapılan tespitler, raporlar, tutanaklar, bilgi ve belgeler veya doğrudan tespit edilen hususlar, GADK’da görüşülmek üzere en geç 10 gün içerisinde İdareye sunulur.</p>

<p>(6) İdareye yapılan bildirimlere muhatap acenteler veya acente personelinin savunması İdare tarafından talep edilir. Acenteler veya acente personelinin, savunma vermesi halinde savunması ile diğer bilgi ve belgeler, GADK’da değerlendirilir. GADK, yapılan değerlendirme sonucuna göre yetki belgesi ve personel tanıtım belgesinin iptali ile 20 nci maddede belirlenen cezaları vermeye yetkilidir.</p>

<p>(7) İdare, gelen talebin veya İdarece yapılan tespitin muhteviyatına göre gerekli gördüğü hallerde, Komisyon raporunu beklemeksizin tedbir amaçlı olarak acente yetki belgesini veya acente personeli tanıtım belgesini askıya alabilir.</p>

<p>(8) GADK, birinci fıkrada belirtilen ihlal ve davranışlar için acente ve personele uygulanacak idari yaptırımlarla ilgili değerlendirmeyi yaparken aşağıdaki usul ve esasları göz önüne alır:</p>

<p>a) Acentelere uyarı cezası verilebilecek haller şunlardır:</p>

<p>1) Gerçeğe aykırı, yanıltıcı tanıtım ve reklam yapmak.</p>

<p>2) Rekabet kurallarını bozacak şekilde faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>3) Acentelik işlemlerinde yetki belgesinde belirtilen ünvan dışında başka bir ünvan kullanmak.</p>

<p>b) Acente yeterlik belgesi veya personel tanıtım belgesinin üç aya kadar askıya alınması cezası verilebilecek haller şunlardır:</p>

<p>1) (a) bendinde belirtilen aynı ihlali ikinci defa tekrarlamak.</p>

<p>2) Mevzuata aykırı iş ve işlemlerde bulunmak ve bunlara aracılık etmek.</p>

<p>3) Tali acente veya koruyucu acente olarak yetkilendirilmedikçe görev yaptıkları acenteler dışında başka bir acente adına iş ve işlem yapmak.</p>

<p>4) Mesleki yetersizlikler ve disiplinsizlik ile denizcilik örf ve adetlerine ve mesleki teamüllere uygun olmayan davranışlarda bulunmak.</p>

<p>c) Acente yeterlik belgesi veya personel tanıtım belgesinin altı aya kadar askıya alınması cezası verilebilecek haller şunlardır:</p>

<p>1) (a) bendinde belirtilen aynı ihlali üçüncü defa tekrarlamak.</p>

<p>2) (b) bendinin (2), (3) ve (4) numaralı alt bentlerinde belirtilen aynı ihlali ikinci defa tekrarlamak.</p>

<p>ç) Acente yeterlik belgesinin veya personel tanıtım belgesinin iptali cezası verilebilecek haller şunlardır:</p>

<p>1) (a) bendinde belirtilen aynı ihlali dördüncü defa tekrarlamak.</p>

<p>2) (b) bendinin (2), (3) ve (4) numaralı alt bentlerinde belirtilen aynı ihlali üçüncü defa tekrarlamak.</p>

<p><strong>İdari yaptırımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Bu Yönetmelik kapsamında İdareye bildirilen veya 15 inci madde kapsamında yapılan denetim neticesinde tespit edilen ve 13 üncü ve 14 üncü maddelerde yer alan sorumluluk ve yasaklara uymayan acente ve personele aşağıdaki tabloda belirtilen cezalar uygulanır:</p>

<p><img height="1346" src="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260514-2_dosyalar/image002.jpg" v:shapes="_x0000_i1025" width="538" /></p>

<p>(2) Deniz Ticaret Odaları tarafından üyelikten geçici olarak çıkarılanların faaliyetleri çıkarma süresi kadar askıya alınır.</p>

<p>(3) İdareye bildirilen şikayetlere yönelik acenteye veya kıyı tesisine, yazılı savunmasını sunması için on iş günü süre verilir, bu süre içerisinde savunma verilmemesi halinde mevcut bilgi ve belgelere göre işlem yapılır.</p>

<p>(4) Uygunsuzluklar birden fazla ise birinci fıkrada yer alan tablodaki yaptırımlar her bir tespit için ayrı ayrı uygulanır.</p>

<p>(5) Bu Yönetmelik ile belirlenen idarî yaptırım kararları merkez teşkilatında İdarece, taşra teşkilatında liman başkanlıklarınca uygulanır.</p>

<p>(6) Bu Yönetmelik kurallarının ihlali durumunda idarî ve cezaî müeyyide uygulanması, bu Yönetmelikte öngörülen diğer tedbirler ve ulusal mevzuat ile uluslararası sözleşmelerde öngörülen diğer ceza ve tedbirlerin uygulanmasına engel olmaz.</p>

<p>(7) Merkez acentenin herhangi bir nedenle askı/pasif duruma alınması halinde aynı ceza acentenin diğer şubeleri için de uygulanır. Ancak acente şubesinin herhangi bir nedenle askı/pasif duruma alınması halinde merkez acenteye herhangi bir ceza uygulanmaz.</p>

<p>(8) İdari yaptırımların uygulanmasına ilişkin diğer hususlarda, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununda yer alan esaslar dikkate alınır.</p>

<p>(9) Bu madde kapsamında belirtilen meblağlar her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (B) fıkrası uyarınca tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılır.</p>

<p><strong>Yetki belgesi iptali</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Gemi acentelerinden;</p>

<p>a) Yanlış ve yanıltıcı belgelerle başvuruda bulunarak yetki belgesi aldığı tespit edilen acenteler ile acentelik faaliyetleri kapsamında usulsüz işlemlere yönelik kesinleşmiş mahkeme kararı bulunanların,</p>

<p>b) 8 inci maddede belirtilen şartları sonradan kaybedenlerin,</p>

<p>c) Kendi rızası ile faaliyetine son vereceğini İdareye bildirenlerin,</p>

<p>ç) Faaliyet durdurma müeyyidesi uygulanan acentelerin, faaliyetleri durdurulduğu süre içinde herhangi bir şekilde acentelik faaliyetinde bulundukları tespit edilenlerin,</p>

<p>d) 13 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (j) bentleri ile ikinci fıkrası hükümlerine göre faaliyetleri durdurulan acentelerden aynı ihlali tekrarlayanların,</p>

<p>e) 13 üncü maddenin birinci fıkrasının (f) bendine göre faaliyetleri durdurulan acentelerden otuz gün içinde eksikliklerini gidermeyenlerin,</p>

<p>f) 14 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre işlem yapanların, 15 inci madde uyarınca gerçekleştirilecek denetimleri, kasti veya ihmali davranışlarıyla imkânsızlaştıranların,</p>

<p>g) Acente yetki belgesi üzerinde tahrifat yaptığı tespit edilen acentelerin,</p>

<p>ğ) 14 üncü maddenin ikinci fıkrasına aykırı olarak aynı işlemi üçüncü defa yapanların,</p>

<p>yetki belgeleri iptal edilir.</p>

<p>(2) Acentelik faaliyetlerinin yerine getirilmesinde adli veya idari bir soruşturma sonucunda İdareyi yanılttığına dair karar verilen acentenin yetki belgesi iptal edilir ve bu acente hakkında 22 nci maddenin birinci fıkrası hükümleri uygulanır.</p>

<p>(3) Acente personelinden;</p>

<p>a) 11 inci maddede belirtilen şartları sonradan kaybedenlerin,</p>

<p>b) Yanlış ve yanıltıcı belgelerle başvuruda bulunarak tanıtım belgesi aldığı tespit edilenlerin,</p>

<p>c) Görev yaptıkları acenteler dışında başka bir acente adına işlem yaptığı tespit edilen kişilerin,</p>

<p>ç) Tanıtım belgesi üzerinde tahrifat yaptığı tespit edilen kişilerin,</p>

<p>tanıtım belgeleri iptal edilir.</p>

<p><strong>Yeniden faaliyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) 21 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen durumlardan dolayı yetki belgesi iptal edilen acenteye yeniden yetki belgesi düzenlenmez.</p>

<p>(2) 21 inci maddenin birinci fıkrasının (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen durumlardan dolayı veya GADK tarafından yetki belgesi iptal edilen acenteye, bir yıl boyunca yeniden yetki belgesi düzenlenmez. Bir yılın sonunda yeniden yetki belgesi almak isteyenlere, ilk defa yetki belgesi alınmasına ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p>(3) 21 inci maddenin birinci fıkrasının (c), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen durumlardan dolayı yetki belgesi iptal edilen acentelerden yeniden yetki belgesi almak isteyenlere, ilk defa yetki belgesi alınmasına ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p>(4) 13 üncü maddenin üçüncü fıkrasının (a) ve (b) bentleri, 14 üncü maddenin dördüncü fıkrasının (a) ve (c) bentleri ile 21 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen durumlardan dolayı İdare tarafından tanıtım belgesi iptal edilen acente personeline bir yıl süreyle yeniden tanıtım belgesi düzenlenmez.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Sicil</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) İdare tarafından, merkez acentenin, şubenin ve acente personelinin düzenli olarak sicilleri tutulur.</p>

<p>(2) Merkez acente ve şubelerinin sicil numarası yetki belgesinde, acente personelinin sicil numarası ise tanıtım belgesinde gösterilir.</p>

<p><strong>Yetkilendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) A, B ve C sınıfı acentelere, İdarenin elektronik uygulamalarına veri girişinde bulunabilmeleri için erişim yetkisi verilir.</p>

<p><strong>Acente çalışma esasları ve ücret tarifesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Acenteler, ilgili mevzuata göre tutmaya mecbur oldukları ticari ve kanuni defterlerini, acentelik sözleşmelerini, acentelik hizmeti verdiği gemi ve yat bilgilerini, acentelik hizmetleri kapsamında yazdıkları ve teslim aldıkları mektup, ordino, faks, teleks, elektronik posta ve benzeri belgelerle, düzenledikleri fatura, elektronik fatura, makbuz ve masraflarına ilişkin belgelerin asıllarını veya suretlerini özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydı ile en az beş yıl süre ile muhafaza etmek ve talep edildiği takdirde İdareye ibraz etmek üzere hazır bulundurmak zorundadır.</p>

<p>(2) Acentelerin sorumluluğu, bu Yönetmelik kapsamında sınıflarına göre hizmet verdikleri gemi veya yatların liman idari sınırları içerisinde bulundukları süre boyunca devam eder. Türk Boğazlarından uğraksız geçiş yapan gemiler için gemi acentesinin sorumluluğu boğaz sınırları dahilindedir. Acenteler, sorumlu oldukları süre boyunca acenteliğini yaptığı geminin veya yatın hukuka aykırı fiillerinde ilgili mevzuatta yer alan sorumluluklarını yerine getirmemesi halinde kusuru oranında sorumludur. Acentelerin sorumlu oldukları süre boyunca acenteye yapılan tebligatlar gemi/yat donatanına/işletmecisine/kiracısına yapılmış sayılır.</p>

<p>(3) Acentelik hizmetlerine ilişkin ücret tarifesi, 5174 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (p) bendine göre belirlenir.</p>

<p><strong>Yetki belgesi ve tanıtım belgesi ücretleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Acente yetki belgesi ve acente personeli tanıtım belgesi, beş yıl süreli düzenlenir.</p>

<p>(2) Acente merkez veya şube yetki belgesi ücretleri aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) A sınıfı acente belge ücreti 300.000 TL.</p>

<p>b) B sınıfı acente belge ücreti 200.000 TL.</p>

<p>c) C sınıfı acente belge ücreti 150.000 TL.</p>

<p>(3) Acente Personel Tanıtım Belgesi ücreti 5.000 TL’dir.</p>

<p>(4) Belge yenileme ücretleri ana belge ücretinin %50’sidir.</p>

<p>(5) Ünvan ve adres değişikliği gibi nedenlerle yeniden yetki belgesi düzenlenmesi halinde ücret alınmaz.</p>

<p>(6) Ücretler, Bakanlık Döner Sermaye İşletme Dairesi hesabına yatırılır. Bu ücretler her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Kanun uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılır.</p>

<p><strong>Mali yeterlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) Acentelerin, acentelik yetki belgesi başvurularında ve denetimlerinde bu Yönetmelik hükümlerine uygun mali yeterliliklerini ve ödenmiş sermayesini gösterir bilgileri de içeren dokümanları İdareye ibraz etmeleri gerekir.</p>

<p>(2) Gemi acentelerinin gerçek kişi ticari işletme veya şahıs şirketi olarak yapılanması halinde işletmeye tahsis edilen sermaye miktarı ile acentenin sermaye şirketi olarak yapılanması halinde ödenmiş sermaye miktarlarının,</p>

<p>a) A sınıfı acenteler için en az 5.000.000 TL,</p>

<p>b) B sınıfı acenteler için en az 1.000.000 TL,</p>

<p>c) C sınıfı acenteler için en az 500.000 TL,</p>

<p>olması zorunludur.</p>

<p>(3) Şube açarak teşkilatlanacak olan gemi acentelerinin, her bir şube için A sınıfında 100.000 TL, B sınıfında 75.000 TL, C sınıfında 50.000 TL ilave sermayeye sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(4) Bu madde de yer alan sermaye miktarları her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Kanun uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılır. Yetkili olanlar da sermayelerini artırılmış miktara göre belirler.</p>

<p><strong>Tereddütlerin giderilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında ortaya çıkan tereddütleri gidermeye İdare yetkilidir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 29-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) 5/3/2012 tarihli ve 28224 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gemi Acenteleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihi itibarı ile 6 ay içinde yetki belgesi süresi biten acentelerin yetki belgesi herhangi bir işleme gerek kalmaksızın bu süre sonuna kadar uzatılır.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihi itibarı ile belge süresi 6 aydan fazla kalan acentelerin yetki belgeleri süresi bitiş tarihine kadar geçerlidir ancak bu süre hiçbir zaman yürürlük tarihinden itibaren bir yılı geçemez. Yeni düzenlenecek yetki belgesi beş yıllık düzenlenecek olup varsa mevcut yetki belgesindeki kalan süre beş yıllık süreden düşülerek yeniden düzenlenecek yetki belgesi için ödenecek ücret belirlenir. Bu sürenin hesaplanmasında aylar tam yıla tamamlanır. Dördüncü fıkra hükmü dikkate alınarak bu Yönetmelik hükümlerine göre yenileme başvurusu yapılır.</p>

<p>(3) Bu madde hükümleri kapsamında yapılacak belge yenilemeleri için belge süreleri dolmasından en az bir ay önce İdareye başvuru yapılır.</p>

<p>(4) Mevcut acentelerin tümü geçiş döneminde belgelerini yenileyene kadar öngörülen süre zarfında yetkili oldukları bölgede mevcut yetkilerini haizdir.</p>

<p>(5) Bu fıkranın yayımı tarihi ile bu Yönetmeliğin diğer hükümlerinin yürürlüğe gireceği tarih arasında yeni başvuru alınmaz.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 1 inci, 2 nci, 3 üncü, geçici 1 inci maddesinin beşinci fıkrası, 31 inci ve 32 nci maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>b) Diğer hükümleri yayımı tarihinden 3 ay sonra,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 32-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ulaştırma ve Altyapı Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260514-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gemi-acenteleri-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/ulastirma-ve-altyapi-bakanligin.jpg" type="image/jpeg" length="80195"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapı Müteahhitlerinin Sınıflandırılması ve Kayıtlarının Tutulması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapi-muteahhitlerinin-siniflandirilmasi-ve-kayitlarinin-tutulmasi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapi-muteahhitlerinin-siniflandirilmasi-ve-kayitlarinin-tutulmasi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapı Müteahhitlerinin Sınıflandırılması ve Kayıtlarının Tutulması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 14 Mayıs 2026 Tarihli ve 33253 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>YAPI MÜTEAHHİTLERİNİN SINIFLANDIRILMASI VE KAYITLARININ TUTULMASI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>2/3/2019 tarihli ve 30702 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yapı Müteahhitlerinin Sınıflandırılması ve Kayıtlarının Tutulması Hakkında Yönetmeliğin geçici 6 ncı maddesinde yer alan “30/11/2025” ibaresi “31/12/2026” olarak değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapi-muteahhitlerinin-siniflandirilmasi-ve-kayitlarinin-tutulmasi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-4</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="52660"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2015/17772 E., 2015/22121 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-201517772-e-201522121-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-201517772-e-201522121-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 11.11.2015 tarihli, 2015/17772 E., 2015/22121 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>(Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/17772 E., 2015/22121 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :İş Mahkemesi<br />
Dava Türü : Alacak<br />
YARGITAY İLAMI</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı, davalılar ..., ..., İnşart İnş. Ltd. Şti. vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının ve davalılar ..., ... ile İnşart İnş Ltd Şti nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>2-Davacı, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil ve hafta tatili ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ..., davacı ile aralarında herhangi bir iş ilişkisi bulunmadığını, devir tarihinden önceki tüm alacaklardan sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiş, davalı ..., her türlü mali sorumluluğunun ihale alan firmalara at olduğunu, davacının iş akdinin elektrik dağıtım işinin ...’ a devredildikten sonra feshedildiğini belirterek davanın reddini istemiş, davalı İnşart Ltd Şti de, davacının iş akdinin ... ‘ın tek taraflı sonlandırması ile feshedildiğini, şirketlerine kusur izafe edilemeyeceğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.<br />
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Taraflar arasında kıdem tazminatının hesaplanması ve bir kısım davalıların alacaklardan sorumlulukları konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.</p>

<p>İş yeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanununun 6'ncı maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı yasanın üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Değinilen Yasanın 120'nci maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Yasanın 14'üncü maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, iş yerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi iş yeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır.</p>

<p>İş yeri devrinin temel ölçütü, ekonomik birliğin kimliğinin korunmasıdır. Avrupa Adalet Divanı kararlarına göre, maddî ve maddî olmayan unsurların devredilip devredilmediği ve devir anındaki değeri, işgücünün devri, müşteri çevresinin devri, işyerinde devirden önce ve sonra yürütülen faaliyetlerin benzerlik derecesi, işyerinde faaliyete ara verilmişse bunun süresi, işyeri devrinin kriterleri arasında kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddî ve maddî olmayan unsurların devri söz konusu olmaksızın da işgücünün önem taşıdığı sektörlerde ekonomik birliğin önemli unsurunu olan işçilerin devri de, iş yeri devri olarak kabul edilmelidir.</p>

<p>Devirden sonra işyerindeki ekonomik birliğin kimliğini koruyup korumadığının saptanabilmesi için, yürütülen faaliyetin devirden sonra yeni işveren tarafından aynı veya özdeş biçimde sürdürülmesi ölçütü yanında, işyerinin taşınmaz ve taşınır malları ile maddî olmayan varlıkların, işyerinde çalışan işçilerin sayı ve uzmanlık bakımından çoğunluğunun, bunun yanı sıra müşteri çevresinin devredilip devredilmediği, devir öncesi ve sonrasındaki faaliyetler arasında benzerlik olup olmadığı, devir sebebiyle işyerinde faaliyet askıya alınmışsa askı süresi gibi koşullar da göz önünde tutulmalıdır.</p>

<p>4857 sayılı Yasanın 6'ncı maddesinde yazılı olan “hukukî işleme dayalı” ifadesi geniş şekilde değerlendirilmeli, yazılı, sözlü ve hatta zımnî bir anlaşma da yeterli görülmelidir.</p>

<p>İş yeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı şekilde iş yeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez.</p>

<p>İş yerinin devri işverenin yönetim hakkının son aşaması olup iş yeri devri çalışma koşullarında değişiklik anlamına da gelmez. Dairemizin kökleşmiş kararlarına göre iş yeri devri işçiye haklı nedenle fesih hakkı tanımaz. İş yeri devrinin çalışma koşullarını ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, iş hukukunda iş yeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İş yeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6'ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir.</p>

<p>Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.</p>

<p>İş yerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır.</p>

<p>Somut olayda; ... ve ... arasında 01.01.2011 tarihinde iş yeri devri olmuş ve ... devreden asıl işveren, ... devralan asıl işveren ve İnşart Ltd Şti de en son alt işveren sıfatı ile davacının tazminat ve bir kısım ücret alacaklarından sorumlu tutulmuşlardır. Kıdem tazminatından devralan şirket ve en son alt işverenin sorumluluğu tüm süre yönünden son ücrettendir. Devreden işverenin sorumluluğu ise devir ettiği tarihteki süre ve ücret miktarı ile sınırlıdır. Davalıların kıdem tazminatı yönünden sorumluluklarının bu esaslara göre belirlenmesi ve hüküm altına alınması gerekirken devreden şirket Gedaşın kıdem tazminatından devir ettiği tarihteki süre ve ücret miktarı ile sorumlu olduğuna karar verilmesi isabetliyse de devralan asıl işverenin devir aldığı tarihten fesih tarihine kadar sorumlu tutulması yine son alt işvereninde sadece kendi dönemi ile sorumlu tutulmuş olması hatalı olmuştur. Devreden şirket ... ihbar tazminatı ile yıllık izin ücretinden sorumlu tutulmaması doğru olup ihbar tazminatı ile yıllık izin ücret alacaklarından devralan iş veren ile son alt işverenin birlikte sorumlu olmaları gerekirken sadece devralan işveren ... sorumlu tutulmuş olması ayrıca fazla çalışma ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti ve kabul şekli bakımından da hafta tatili ücret alacakları yönünden de devralan işveren ve son alt işverenin davacının tüm çalışma döneminden sorumluluklarına karar verilmesi gerekirken devralan şirketin devir aldığı tarihten fesih tarihine kadar, son alt işvereninde sadece kendi dönemi ile sorumlu tutulmuş olması da isabetsizdir. Ayrıca 1994-2003 tarihleri arasında davacının çalıştığı anlaşılan davalı alt işveren ...’ın davacının çalıştığı dönem ve ücretle sınırlı olarak kıdem tazminatından sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken davalı ... hakkındaki davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozma sebebidir.</p>

<p>3-Taraflar arasında davacının fazla çalışma ücretinin hesaplanması konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.</p>

<p>Fazla çalışmanın belirlenmesinde, 4857 sayılı Yasanın 68 inci maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin de dikkate alınması gerekir.</p>

<p>Ara dinlenme 4857 sayılı İş Kanununun 68 inci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükümde ara dinlenme süresi, günlük çalışma süresine göre kademeli bir şekilde belirlenmiştir. Buna göre dört saat veya daha kısa süreli günlük çalışmalarda ara dinlenmesi en az onbeş dakika, dört saatten fazla ve yedibuçuk saatten az çalışmalar için en az yarım saat ve günlük yedibuçuk saati aşan çalışmalar bakımından ise en az bir saat ara dinlenmesi verilmelidir. Uygulamada yedibuçuk saatlik çalışma süresinin çok fazla aşıldığı günlük çalışma sürelerine de rastlanılmaktadır. İş Kanununun 63'ncü maddesi hükmüne göre, günlük çalışma süresi onbir saati aşamayacağından, 68 inci maddenin belirlediği yedibuçuk saati aşan çalışmalar yönünden en az bir saatlik ara dinlenmesi süresinin, günlük en çok onbir saate kadar olan çalışmalarla ilgili olduğu kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla günde onbir saate kadar olan (onbir saat dahil) çalışmalar için ara dinlenmesi en az bir saat, onbir saatten fazla çalışmalarda ise en az birbuçuk saat olarak verilmelidir.</p>

<p>Somut olayda, davacı hafta içi vardiyalı olarak 08.00-16.00 , 16.00-24.00 saatleri arasında çalıştığını, hafta sonları ise 16 saat aralıksız çalıştığını iddia ederek fazla çalışma ücret alacağı talebinde bulunmuştur. Tüm tanık beyanlarına göre davacının davalı iş yerinde haftanın 5 günü 8 saat, 1 günü ise 16 saat çalıştığı anlaşılmaktadır. 8 saat çalışmalarda yarım saat, 16 saat çalıştığı çalışmalarda ise 2 saat ara dinlenmesi düşülerek davacının haftalık çalışma süresi ve buna bağlı olarak da fazla çalışma süresi ve ücretinin hesaplanması gerekirken ara dinlenme düşülmeden hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibarla hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.</p>

<p>4-Davacının hafta tatillerinde çalışıp çalışmadığı ve bu itibarla hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Hafta tatili gününde çalıştığını iddia eden işçi, norm kuramı uyarınca bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda yer alan hafta tatili ücreti ödemesinin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde, işçi hafta tatilinde çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir.</p>

<p>Hafta tatillerinde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. Hafta tatili çalışmalarının yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.</p>

<p>Davacı hafta sonları 16 saat aralıksız çalışıp diğer gün tatil yaptığını belirtmiştir. Dosya içeriği ve tanık beyanlarına göre iş yerinde haftanın 6 günü çalışıldığı 7. günü tatil yapıldığı anlaşıldığından hafta tatili ücret isteğinin reddine karar vermek gerekirken kabulü de hatalı olup ayrıca bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz harçlarının istekleri halinde davacı ve temyiz eden davalılara iadesine, 11.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-201517772-e-201522121-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="78516"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2015/13617 E., 2015/21336 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201513617-e-201521336-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201513617-e-201521336-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 10.06.2015 tarihli, 2015/13617 E., 2015/21336 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/13617 E., 2015/21336 K.</strong></p>

<p>"İçtihat Metni"<br />
MAHKEMESİ : İŞ MAHKEMESİ<br />
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.<br />
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>A) Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı, iş akdinin haklı veya geçerli bir neden olmaksızın feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>B) Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı, davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkeme, davacının iş akdinin haklı veya geçerli bir nedenle feshedildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir.</p>

<p>D) Temyiz:<br />
Kararı davalı temyiz etmiştir.</p>

<p>E) Gerekçe:<br />
4857 sayılı İş Kanunu'nun 20/2 maddesi uyarınca “feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir”. İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu, daha sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunu kanıtlayacaktır. Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması bu yöndedir. (04.04.2008 gün ve 2007/29752 Esas, 2008/7448 Karar sayılı ilamımız).<br />
İşçi fesihte sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiasında bulunacaktır. İspat yükü ise işverendedir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia etmesi durumunda, bu iddiasını ispatla yükümlüdür (m. 20/f.2). İşçinin feshin başka bir sebebe dayandığını iddia etmesi ve bunu ispatlaması, işverenin geçerli fesihle ispat yükünü ortadan kaldırmaz. (Dairemizin 01.12.2008 gün ve 2008/6294 Esas, 2008/32601 Karar sayılı ilamı).<br />
Gerek işverenin geçerli sebebin varlığı gerekse işverenin gösterdiği sebep dışında bir sebeple dayandığı ileri sürülmesi durumunda bu vakıalar bir hukuki işlem olmadığından takdiri delillerle ispatı mümkündür.</p>

<p>Dosya içeriğine göre; işveren feshi, davacının davranışlarından kaynaklı haklı nedene binaen gerçekleştirilmiş olup, ispat yükü üzerinde olan davalı, tanık deliline dayanmış ve tanık listesinde 7 isim bildirmiştir.</p>

<p>Buna karşın, Mahkemece davalının bildirdiği tanıklardan ikisinin dinlenmesine karar verilmiştir. Tanık sınırlaması usul ve hukuka aykırı olup, savunma hakkının ihlali mahiyetindedir. Belirtilen sebeple kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p>F) Sonuç:<br />
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 10.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201513617-e-201521336-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 18:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="32715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/25303 E., 2016/21042 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625303-e-201621042-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625303-e-201621042-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 28/11/2016 tarihli, 2016/25303 E., 2016/21042 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/25303 E., 2016/21042 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ</p>

<p>DAVA : Davacı, icra takibine yapılan itirazın iptali, takibin devamına karar verilmesini istemiştir.<br />
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>A) Davacı İsteminin Özeti:</p>

<p>Davacı vekili; davacının davalı iş yerinin taşeron şirketi olan ....ne karşı açmış olduğu ... İş Mahkemesinde görülen ve karara bağlanan davasına istinaden icra takibi yaptığını, taşeron şirketten işçilik alacaklarının tahsil edilemediğini, bu nedenle asıl işveren davalı hakkında ... İcra Müdürlüğünde icra takibi başlattığını, davalı iş yerinin icra takibine itiraz ederek takibi durdurduğunu ileri sürerek, davalının haksız olan itirazının iptaline ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>B) Davalı Cevabının Özeti:</p>

<p>Davalı vekili; davalıya husumet yöneltilemeyeceğini, davacı alacağı bulunmadığını, taleplerin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:</p>

<p>Mahkemece, ... ile davalı şirket arasında fiili-organik bağ yönünden inceleme ve araştırma yapıldığı ve sonuçta herhangi bir bağın olmadığının görüldüğü, bu durumda davalının husumet itirazının yerinde olduğu, ayrıca yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre davalı şirket ile ilamdaki şirket arasında aynı çatı altında yani holding bünyesinde bir ilişki olduğu ispatlanamadığı, kaldı ki takibe dayanak mahkeme kararının bilirkişi hesap raporunda da sadece dava dışı ... hakkında geçen çalışma sürelerine göre hesaplama yapıldığı gerekçesiyle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.</p>

<p>D) Temyiz:</p>

<p>Kararı davacı temyiz etmiştir.</p>

<p>E) Gerekçe:</p>

<p>1-Gerekçeli karar başlığında davalı ünvanının hatalı yazılması mahallinde düzeltilebilir maddi hata kabul edilerek bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>2-Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, değişen asıl ve alt işverenler arasındaki hukukî ilişkinin tespiti ve bunun işçinin işçilik haklarına etkileri konusunda toplanmaktadır.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinde, işveren bir iş sözleşmesine dayanarak işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ya da tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar olarak açıklanmıştır. O halde asıl işveren alt işveren ilişkisinden söz edilebilmesi için öncelikle mal veya hizmetin üretildiği işyeri bulunan bir işverenin ve aynı işyerinde iş alan ikinci bir işverenin varlığı gerekir ki asıl işveren alt işveren ilişkisinden söz edilebilsin. Alt işverenin başlangıçta bir işyerinin olması şart değildir. Alt işveren, işveren sıfatını ilk defa asıl işverenden aldığı iş ve bu işin görüldüğü işyeri nedeniyle kazanmış olabilir.</p>

<p>Asıl işverene ait işyerinde yürütülmekte olan mal veya hizmet üretimine ait yardımcı bir işin alt işverene bırakılması nedeniyle, alt işveren açısından bağımsız bir işyerinden söz edilip edilemeyeceği sorunu öncelikle çözümlenmelidir. Zira asıl işveren veya alt işverenin değişmesinin işyeri devri niteliğinde olup olmadığının tespiti için işyeri kavramının bu noktada açıklığa kavuşturulması gerekir.</p>

<p>Soruna 2821 sayılı Sendikalar Kanunu açısından baktığımızda, asıl işin tabi bulunduğu iş kolunun yardımcı iş için de geçerli olduğunu söylemek gerekirse de 4857 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin açık hükmü karşısında, işin alt işverene bırakıldığı durumların bundan ayrık tutulması gerekir. Gerçekten, 4857 sayılı Yasanın 2/III maddesinde, “İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür” şeklinde Sendikalar Kanunu ile örtüşen ana kurala yer verildiği halde, sonraki bentlerde asıl işveren alt işveren ilişkisi düzenlenmiş, bir anlamda yardımcı işin alt işverene bırakılması ile ayrık bir durum öngörülmüştür. Daha sonra da, aynı yasanın 3 üncü maddesinde “Alt işveren, bu sıfatla mal veya hizmet üretimi için meydana getirdiği kendi işyeri için birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür” şeklinde kurala yer verilerek sorun açık biçimde çözümlemiş ve alt işveren işyerinin asıl işverene ait işyerinden bağımsız olduğu ortaya konulmuştur. Belirtilen çözüm şekli alt işverenlik kurumunun niteliğine de uygun düşmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 4857 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce de alt işverenin işyerinin, asıl işverene ait işyerinden bağımsız olduğu sonucuna varmıştır (Yargıtay HGK. 6.6.2001 gün 2001/ 9-711 E, 2001/ 820 K).</p>

<p>İşyerinin tamamının veya bir bölümünün hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devri işyeri devri olarak tanımlanabilir. 4857 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde, işyerinin bir bütün olarak veya bir bölümünün hukukî bir işleme dayalı olarak başkasına devri halinde mevcut iş sözleşmelerinin devralana geçeceği düzenlenmiştir. Bu anlatıma göre, alt işverence asıl işverenden alınan iş kapsamında faaliyetini yürüttüğü işyerinin tamamen başka bir işverene devri 4857 sayılı İş Kanununun 6 ncı maddesi kapsamında işyeri devri niteliğindedir. Dairemizin kökleşmiş içtihatları da bu yöndedir (9. HD. 18.9.2008 gün 2006/26306 E, 2008/23980 K.).<br />
Süresi sona eren alt işverenle yeni ihaleyi alan alt işveren arasında açık biçimde işyeri devrini öngören bir sözleşme yapılması da imkân dahilindedir. Alt işverenin değişmesine rağmen yeni alt işveren nezdinde işyerinde çalışmaya devam edecek olan işçilerin belirlendiği hallerde, sözü edilen işçiler bakımından iş sözleşmelerinin devralan işveren geçtiği tartışmasızdır. Ancak yeni alt işverende çalışacak olan işçiler arasında gösterilmeyen ve süresi sona eren alt işveren tarafından başka bir işyerinde çalıştırılmak üzere bildirimde bulunulmayan işçilerin iş sözleşmelerinin devreden alt işveren tarafından feshedildiğini kabul etmek gerekir.</p>

<p>Alt işverenin asıl işverenle akdettiği çalışma süresinin sonunda veya süresinden önce alt işverenin, ilişkinin sonlandırılması nedenine dayalı olarak tüm işçilerine başka işyeri göstererek işyerinden ayrılması, ardından işin asıl işveren tarafından başka bir alt işverene verilmesi örneğinde alt işverenler arasında hukukî bir ilişki bulunmamaktadır. Hukukî ilişki, alt işverenler ile asıl işveren arasında gerçekleştiğinden belirtilen durum alt işverenler arasında işyeri devri olarak değerlendirilemez.<br />
Alt işverenlerin değişmesi en yaygın biçimde, süresi sona eren alt işverenin işyerinden ayrılması ve işçilerin yeni alt işveren nezdinde çalışmaya devam etmeleri şeklinde gerçekleşmektedir. Bu eylemli durumun işyeri devri niteliğinde olup olmadığının tespiti ile hukukî sonuçlarının belirlenmesi önemlidir. Alt işverenlerin değişiminde olması gereken, süresi sona eren alt işverenin işyerinden ayrılması anında işçilerini de beraberinde başka işyerlerine götürmesi veya iş sözleşmelerinin sona erdirilmesidir. Bunun tersine alt işveren işçilerinin alt işverenin işyerinden ayrılmasına rağmen yeni alt işveren yanında aynı şekilde çalışmayı sürdürmeleri halinde, alt işverenler arasında İş Kanununun 6 ncı maddesi anlamında bir işyeri devrinin kabulü gerekir. Bu durumda yeni alt işverenin, devam eden hizmet akitlerini de devraldığı aynı maddede hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Alt işverenlerin, aralarında herhangi bir hukukî işleme bağlı olmaksızın değişmesini işyeri devri olarak kabul etmediğimiz taktirde, her bir alt işverenin kendi dönemiyle ilgili olarak işçilik haklarından sorumluğu söz konusu olacağından ve asıl işverenin sorumluluğu yasa gereği alt işverenin sorumluluğunu aşamayacağından hak kaybına neden olabilecektir. Örneğin işyerinde periyodik olarak 11 ay 29 gün sürelerle işçi çalıştıran alt işverenler yönünden hiçbir zaman kıdem tazminatı ile izin ücreti ödeme yükümlülüğü doğmayacak, buna rağmen asıl işverenin tüm süreye göre bu işçilik haklarından sorumluluğu gündeme gelecektir. Oysa asıl işverenin sorumluluğunun alt işveren veya işverenlerin sorumluluğunu aşması düşünülemez.</p>

<p>1475 sayılı Yasanın 14/2 maddesi hükmü, 4857 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde belirtilen işyeri devrini de içine alan daha geniş bir düzenleme olarak değerlendirilebilir. Gerçekten maddede işyerlerinin devir veya intikalinden söz edildikten sonra “…yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli…” denilmek suretiyle uygulama alanı 4857 sayılı İş Kanununun 6 ncı maddesine göre daha geniş biçimde çizilmiştir. O halde kıdem tazminatı açısından asıl işveren alt işveren ilişkisinin sona ermesinin ardından işyerinden ayrılan alt işveren ile daha sonra aynı işi alan alt işveren arasında hukukî veya fiilî bir bağlantı olsun ya da olmasın, kıdem tazminatı açısından önceki işverenin devir tarihindeki ücret ve kendi dönemi ile sınırlı sorumluluğu, son alt işverenin ise tüm dönemden sorumluluğu kabul edilmelidir.</p>

<p>İşyeri devrinin temel ölçütü, ekonomik birliğin kimliğini korumasıdır. Maddî ve maddî olmayan unsurların devredilip devredilmediği ve devir anındaki değeri, işgücünün devri, müşteri çevresinin devri, işyerinde devirden önce ve sonra yürütülen faaliyetlerin benzerlik derecesi, işyerinde faaliyete ara verilmişse bunun süresi işyeri devrinin kriterleri arasında kabul edilmektedir.</p>

<p>Yapılan bu açıklamalara göre; işçinin asıl işverenden alınan iş kapsamında ve değişen alt işverenlere ait işyerinde ara vermeden çalışması halinde, işyeri devri kurallarına göre çözüme gidilmesi gerekmektedir. Bu durumda değişen alt işverenler işçinin iş sözleşmesini ve doğmuş bulunan işçilik haklarını da devralmış sayılırlar. İş sözleşmesinin tarafı olan işçi veya alt işveren tarafından bir fesih bildirimi yapılmadığı sürece, iş sözleşmeleri değişen alt işverenle devam edeceğinden, işyerinde çalışması devam eden işçi açısından, feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücreti talep koşulları gerçekleşmiş sayılmaz.</p>

<p>Buna karşın, süresi sona eren alt işverence işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde, yapılan fesih bildirimi ile iş ilişkisi sona ereceğinden, işçinin daha sonra yeni alt işveren yanındaki çalışmaları yeni bir iş sözleşmesi niteliğindedir. Bu durumda feshe bağlı hakların talep koşulları gerçekleşeceğinden, feshin niteliğine göre hak kazanma durumunun değerlendirilmesi gerekecektir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi, asıl işverenin .... olduğunu, alt işveren ...nin ... nin otogaz nakil işini üstlendiğini, taşeron şirkete açtığı dava sonucu hükme bağlanan işçilik alacaklarını tahsil edememesi ve Aygaz A.Ş.nin de asıl işveren sıfatıyla işçilik alacaklarından sorumlu olduğu gerekçesiyle davalı ... aleyhine başlattığı ilamsız icra takibine itirazın iptalini talep etmiş, mahkemece ... ile davalı ... arasında hiç bir bağ bulunmadığı gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun olmaması nedeniyle hatalıdır.</p>

<p>... ile davalı ... arasında asıl - alt işverenlik ilişkisi bulunduğu gerek tanık beyanları ve dosyadaki davacıya ait kimlik belgesinden ve gerekse ... ile davalı ... nin .... İş Mahkemesinin 2012/318 Esas, 2014/28 Karar sayılı kararı ile müştereken ve müteselsilen sorumluluklarına karar verilerek kararı ... nin temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2014/5442 - 15157 Esas - Karar sayılı onararak kesinleşen ilamından anlaşılmakla, davalı şirketin de işçilik alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gözetilmeden davanın husumet nedeniyle reddi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>F) Sonuç:<br />
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 28/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625303-e-201621042-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="48023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2018/4796 E., 2018/11035 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20184796-e-201811035-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20184796-e-201811035-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 17.05.2018 tarihli, 2018/4796 E., 2018/11035 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/4796 E., 2018/11035 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ)<br />
DAVA TÜRÜ : ALACAK</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılardan ... Belediye Başkanlığı adına avukat ..., ... Ltd Şti. Adına avukat ...,...Ltd Şti. Adına avukat..., ... Ltd Şti adına avukat ... 5-...Ltd Şti tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>YARGITAY KARARI</strong></p>

<p>A) Davacı isteminin özeti:</p>

<p>Davacı vekili, davacının iş aktinin davalı tarafından haksız sonlandırıldığını, 31/12/2012 tarihinden itibaren yeni ihalenin yapıldığı 20/02/2013 tarihine dek ücretsiz ve sigortasız olarak çalıştırıldığını ve ücreti ödenmeden işine son verildiğini, tüm çalışanların nöbet esasına göre çalıştıklarından 2 ayda 1 gün pazar günü çalışma nöbeti tuttuğunu, cumartesi günleri ... pazarı kurulduğunda 08:30-23:00 saatleri arası çalıştığını, bunun yanında ayda 1-2 kere konser ve tiyatro geldiğinde gece 23:00'e dek çalıştığını, ... festivalı sırasında 1 hafta sürekli olarak her gün en az 5 saat mesai yaptığını, tüm bayramlarda protokol hazırlığı ve bayram programı nednei ile çalıştığını, her dini bayramda nöbet esasına göre mutlaka 1 gün çalıştığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.</p>

<p>B)Davalı cevabının özeti:</p>

<p>Davalı ...Şirketi vekili, davacının istifa ettiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkili şirket bünyesinde 01.01.2009 - 31.12.2009 tarihleri arasında çalıştığını, davacıyla belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığını ve sürenin sonunda istifa ederek işten ayrıldığını, belediye ile müvekkili arasında imzalanan hizmet ihale sözleşmesinde fazla çalışma olamayacağını, olduğu takdirde bundan müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağı konusunda madde bulunduğunu, davacının hafta sonu, dini ve ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalı ... Şirketi vekili, davacının ... Belediyesinde zabıta olarak çalıştığını, müvekkili şirketin davalı belediyenin zabıta hizmetlerinde 10 adet yardımcı personel çalıştırılması işini ihale ile aldığını ve alt işveren konumunda olduğunu, davacının müvekkili şirket ile davalı ... Belediyesi arasında belirli süreli iş sözleşmesine istinaden çalıştığını, sözleşmenin 01.01.2011 - 31.12.2011 tarihlerini kapsadığını, davacının başka bir firmada çalışmaya devam ettiğini, iş sözleşmesinin feshinden kaynaklanan kıdem, ihbar ve diğer tazminat alacakları hakkının müvekkili yönünden doğmadığını, son işverenin davacının tüm alacaklarından sorumlu olduğunu, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalı ... Şirketi vekili, davacının 01.01.2010 - 31.12.2010 tarihleri arasında müvekkili şirket bünyesinde belirli süreli hizmet sözleşmesi ile çalıştığını, sözleşmenin koşullarının belediye tarafından belirlendiğini ve işçinin belediyenin denetim ve gözetimi altında çalıştığını, bu hususun belediye ile müvekkili arasında yapılan ihale şartnamesinde açık olarak ifade edildiğini, işçinin çalıştığı yer ve zaman diliminin de belediye tarafından belirlendiğini, ihale şartnamesinde davacının zabıta olarak bir pozisyonu olmadığını, farklı bölümlerde ve işlerde görevlendirilmek üzere işe alındığını, zabıta olarak çalışacağına dair herhangi bir maddenin bulunmadığını, sözleşmenin belirli süreli olduğunu, herhangi bir kıdem ve tazminatının söz konusu olamayacağını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalı Belediye vekili, davacının istemlerinin zamanaşımına uğradığını, davacının ihale ile ve belirli süreli hizmet akdi ile çalıştığını, belediyenin işçisi olmadığını, dava konusu haklardan taşeron firmaların sorumlu olduğunu, Belediyeler Yasası'na göre müvekkilinin temizlik işleri, park bahçe işleri, bakım ve onarım ve sair işlerini 3. kişilere gördürebileceğini, ihale ile gördürülen işlerde işçilerin ücretinin, sigorta primlerinin, sosyal haklarının ihale ile işi üstlenen alt işverence ödendiğini, bugüne kadar SGK mevzuatı kapsamında bir sorun yaşanmadığını, ihale yolu ile hizmet alımı olduğundan davacının hizmet akitlerinin belirli süreli olduğunu, hiç bir zaman belirsiz süreli hale gelmediğini, resmi mesai saatlerine riayet edildiğini, Cumartesi ve Pazar günlerinin tatil olduğunu, davacının fazla mesaisi olmadığını, yıllık ücretli izinlerini kullandığını, dini ve resmi bayramlarda çalışma olmadığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>C)Yerel Mahkeme kararının özeti:</p>

<p>Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, işçilik alacaklarının ödenmesi isteminden doğan uyuşmazlıkta, çekişme iş sözleşmesinin hangi tarafça ve hangi nedenle feshedildiği ve varılacak sonuca göre de feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı ve ödenmeyen işçilik alacakları bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı, tarafların aşamalardaki anlatımlarının, dayandığı hukuksal neden ve kanıtların yapılan aleni yargılamada tartışılıp değerlendirilmesi sonucunda; davacı işçinin davalı iş yerinde 07.11.2007 - 15.02.2013 tarihleri arasında toplam 5 yıl, 3 ay, 8 gün süreyle zabıta görevlisi olarak çalıştığı, çalışmasının eylemli ve kesintisiz olduğu; davacının kıdemi, yaptığı işin niteliği, emsal ücret araştırması ve tanık anlatımları göz önüne alındığında davacının son net ücretin asgari ücretin üzerinde (1.050,00 TL) olduğu sonucuna varıldığı, taraflar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığı konusunda uyuşmazlık bulunduğu, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini yalnızca bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi dendiği, asıl işveren alt işveren ilişkisinin öğeleri; iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine yönelik bir işin varlığı, işçilerin yalnızca asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri olduğu , bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Yasası’ndan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu, asıl işverene ait olan ve alt işverenin yapacağı iş, asıl işverenin ürettiği mal ve hizmet süreci içinde veya tamamlayıcı olması gerektiği, alt-asıl işveren ilişkinin varlığı halinde her iki şirketin de işçinin iş sözleşmesini geçersiz nedenle feshi sonucuna bağlı yasal yaptırım sonucu doğan alacağından diğer davalı ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmesi gerektiği, 5393 sayılı Belediye Yasası’na göre; belediyede belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile park, bahçe, sera, refüj, kaldırım ve havuz bakımı ve onarımı; araç kiralama, kontrollük, temizlik, güvenlik ve yemek hizmetleri; makine-teçhizat bakım ve onarım işleri; bilgisayar sistem ve santralleri ile elektronik bilgi erişim hizmetleri; sağlıkla ilgili destek hizmetleri; fuar, panayır ve sergi hizmetleri; baraj, arıtma ve katı atık tesislerine ilişkin hizmetler; kanal bakım ve temizleme, alt yapı ve asfalt yapım ve onarımı, trafik sinyalizasyon ve aydınlatma bakımı, sayaç okuma ve sayaç sökme-takma işleri ile ilgili hizmetler; toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri; sosyal tesislerin işletilmesi ile ilgili işler, süresi ilk yerel yönetimler genel seçimlerini izleyen altıncı ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü kişilere gördürülebileceği (Belediye Y. m. 67), somut olayda davacının, davalı Belediye Başkanlığı bünyesinde ihale ile verilen temizlik işi kapsamında kayden davalı şirketlerin işçisi olarak zabıta memuru göreviyle çalıştığı, davacının yaptığı zabıta işi, Belediye’nin asıl işi olup alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğu, asıl işveren-alt işveren ilişkisi muvazaalı olsa bile “Kimse kendi muvazaasından yararlanamaz.” ilkesi uyarınca muvazaa yapan şirket de asıl işveren ile birlikte ödenmeyen kıdem tazminatından müteselsilen sorumlu olduğu, iş hukuku yargılamasında, iş sözleşmesinin işverence haksız olarak feshedildiğinin ileri sürülmesi durumunda, feshin haklı nedenlere dayalı olarak yapıldığının ispat yükü davalı işverenin üzerinde olduğu, işveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu, daha sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunu ispatlanması gerektiği, somut olayda taraflar arasındaki iş sözleşmesi davacının bir siyasal partinin ilçe seçiminde Başkanın muhalif olduğu kanadın desteklenmesi nedeniyle davalı Belediye tarafından feshedilmiş olup davalı işverenin dayandığı neden, geçerli bir fesih nedeni olmadığından ve feshi haklı kılmadığından feshin haksız olduğu sonucuna varıldığı, iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatı hak kazanmayacak şekilde sona ediğinin ve ücretler ile diğer hakların ödendiğinin ispat yükü işverende olduğu, somut olayda davalı işveren, iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanılmayacak şekilde sona erdiğini ispatlayacak geçerli yazılı veya sözlü herhangi bir kanıt sunamadığından, davacının hizmet süresinin karşılığı olan kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı sonucuna varıldığı, somut olayda davacı 45 günlük ücret alacağının bulunduğu iddia edilmiş olup davalı işveren bu alacağın ödendiğini ve bakiye ücret alacağı kalmadığını davacı işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi ya da başka bir yazılı belge ile ispat edemediğinden ve para borcu olan işçi ücretinin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün olmadığından işverenin ödenmeyen bu ücret alacağından sorumlu olduğu sonucuna varıldığı, iş hukukunda haftada kırk beş saatten fazla çalışma yapıldığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde ile hafta tatilinde çalışıldığı ispat yükü, genel ispat kuralı gereğince davacı işçinin üzerinde olduğu, iş görme borcu bir yapma borcu olup fiili bir olgu olduğundan bir hukuksal işlem değildir. İşçi iş görme borcunu haftada kırk beş saatten fazla yapmış, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmış ise bunları Hukuk Muhakemeleri Yasası'nın öngördüğü her türlü kanıtla ispatlayabileceği, somut olayda davalı iş yerinde hafta içi saat 08.00 ile 17.00 saatleri arasında, Cumartesi günü de hafta içindeki gibi çalışıldığı, iki ayda bir Pazar günü çalıştığı, Nisan – Kasım arası yoğun dönemlerde ayda iki kez akşam çalışmanın 23.00 saatine kadar uzadığı, ara dinlenilmesi düşüldüğünde davacının yoğun dönemde haftalık 3 saat, festival dönemlerinde 35 fazla çalışma yaptığı; davacının, dini bayramlarda en az 1 gün çalıştığı, ancak diğer tüm ulusal ve resmi bayramlarda çalıştığı sabit olup bu bakımdan fazla çalışma alacağına, hafta tatili alacağına, ulusal bayram ve genel tatil alacağına hak kazandığı sonucuna varıldığı, işveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorunda olduğu, bu nedenle yıllık ücretli iznin kullanıldığını ispat yükü de işverene ait olduğu, işverenin yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya izin formu ya da işyeri giriş ve çıkış kartlarını gösteren çizelge gibi eşdeğer bir belge ile ispatlayabileceği, yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi zorunlu olduğu, bu noktada ilişkinin sona erme şeklinin ve haklı olup olmadığının önemi bulunmadığı, somut olayda davalı işveren davacı işçinin yıllık izinlerini kullandığını gösterir imzalı izin defteri veya izin formu ya da işyeri giriş ve çıkışları gösteren çizelge gibi eşdeğer bir belge veya fesih ile birlikte yıllık izin ücretinin ödendiğini gösterir davacının imzasını içeren yazılı bir belge sunamadığından ve ayrıca yemin kanıtına da başvurmadığından davacının davalı işyerinde kıdemine göre her yıl ayrı ayrı değerlendirildiğinde 70 gün üzerinden yıllık yıllık izin alacağına hak kazandığı sonucuna varıldığı, davalı işveren vekili işçilik alacaklarının zamanaşımına uğradığını savunmuş, zamanaşımı def’inde bulunduğu, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan (işçi açısından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihten) itibaren, on yıllık zamanaşımına tabi olduğu, işçi ücretlerine ilişkin davalar beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu, fazla çalışma, hafta ve genel tatil alacakları bu tür alacaklardan olduğu, bu nedenle ıslahla istenen fazla çalışma, hafta ve genel tatil alacağının ıslah tarihinden geriye doğru beş yılın dışında kalan ve dava dilekçesinde istenen miktardan fazla olan kısmı zamanaşımına uğrayacağı, yıllık izin ücreti iş sözleşmesinin feshi ile muaccel olup dönemsel bir nitelik taşımadığından, 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olduğu, somut olayda kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağı bakımından zamanaşımının başlangıcına esas oluşturan hakkın doğum tarihi olan iş sözleşmesinin feshedildiği 15.02.2013 tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, davanın 17.04.2013 tarihinde açıldığı, bu bakımdan dava tarihinden geriye doğru beş yıl öncesi olan 17.04.2008 tarihinden önceki fazla çalışma ve hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacakları ile ıslah tarihi olan 16.09.2014’den geriye doğru beş yıl öncesi olan 16.09.2009 tarihinden önceki döneme ait tatil alacaklarının dava dilekçesinde istenen miktardan fazla olan kısmı zamanaşımına uğradığı, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, bir işçinin günlük normal çalışma süresinin üzerine sürekli olarak fazla çalışma yapması yaşamın olağan akışına aykırı olup hastalık, mazeret, izin gibi nedenlerle belirtilen şekilde çalışılamayan günlerin olması kaçınılmaz olduğundan, tanık anlatımlarına göre belirlenen ücret alacakları için bilirkişi raporuna göre hesaplanan miktardan işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler göz önünde bulundurularak Türk Borçlar Yasası’nın 51 ve 52. maddeleri gereğince takdiren % 30 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığı, oluş ve kabule göre; davacı bir kısım işçilik alacakları için iddiasında haklı bulunduğundan aşağıdaki şekilde karar verildiği, ücret alacaklarında yapılan hakkaniyet indirimleri nedeniyle reddine karar verilen miktar bakımından kendisini vekille temsil ettirmiş olan davalı yararına vekâlet ücretine hükmedilmediği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>D)Temyiz:</p>

<p>Karar süresi içinde davalı Belediye vekili, davalı ... Şirketi vekili, davalı... Şirketi vekili, davalı ... Şirketi vekili, davalı ... Şirketi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>E)Gerekçe:</p>

<p>1-Davalı ... Şirketi bakımından, ... Şirketi vekiline temyiz harcının yatırılmasına ilişkin muhtıranın 16/02/2018 tarihinde tebliğine rağmen temyiz harcını yatırmadığına ilişkin alınarak incelendiğince; Mahkeme tutanağı ve PTT tebligat sorgulaması dökümü dosya kapsamına alınmıştır. Usulüne uygun muhtıra tebliğine rağmen temyiz harcının tamamlanmadığı anlaşıldığından davalı ... Şirketi'nin TEMYİZ İSTEMİNDEN VAZGEÇMİŞ SAYILMASINA,</p>

<p>2- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı Belediye'nin, davalı ... Şirketi'nin, davalı ... Şirketi'nin, davalı ... Şirketi aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p>3- Davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği bakımından, taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve bunun işçilik haklarına etkileri noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Alt işveren; bir iş yerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren alanlarda iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre asıl işveren - alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir.</p>

<p>Alt işverene yardımcı işin verilmesinde bir sınırlama olmasa da, asıl işin bir bölümünün teknolojik uzmanlık gerektirmesi zorunludur. 4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin sınırlandırılması yönünde yasa koyucunun amacından da yola çıkılarak, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesinde “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” ölçütünün bir arada bulunması şarttır. Yasanın 2 nci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” sözcüklerine yer verilmiş olması bu gerekliliği ortaya koymaktadır. Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 11 inci maddesinde de yukarıdaki anlatımlara paralel biçimde, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilebilmesi için “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirmesi” şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>İşverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla İş Kanununun 2 nci maddesinde bazı muvazaa kriterlerine yer verilmiştir. Muvazaa Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Muvazaada, taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaa genel ispat kuralları ile ispat edilebilir. Bundan başka İş Kanununun 2 nci maddesinin yedinci fıkrasında sözü edilen hususların, aksi kanıtlanabilen adi kanunî karineler olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>5538 sayılı Yasa ile İş Kanununun 2 nci maddesine bazı fıkralar eklenmiş ve kamu kurum ve kuruluşlarıyla sermayesinin yarısından fazlasının kamuya ait olan ortaklıklara dair ayrık durumlar düzenlenmiştir. Ancak, maddenin diğer hükümleri değişikliğe tabi tutulmadığından, asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsurları ve muvazaa öğeleri değişmemiştir. Yasal olarak verilmesi mümkün olmayan bir işin alt işverene bırakılması veya muvazaalı bir ilişki içine girilmesi halinde, işçilerin baştan itibaren asıl işverenin işçileri olarak işlem görecekleri 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrasında açık biçimde ifade edilmiştir. Kamu işverenleri bakımından farklı bir uygulamaya gidilmesi hukuken korunamaz. Muvazaaya dayanan bir ilişkide işçi, gerçek işverenin işçisi olmakla kıdem ve unvanının dışında bir kadro karşılığı çalışması ve diğer işçilerle aynı ücreti talep edememesi, İş Kanununun 5 inci maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur. Yine koşulların oluşmasına rağmen işçinin toplu iş sözleşmesinden yararlanamaması, Anayasal temeli olan sendikal hakları engelleyen bir durumdur. Dairemizin kararları da bu doğrultudadır (Yargıtay 9.HD. 24.10.2008 gün 2008/ 33977 E, 2008/ 28424 K.).</p>

<p>İş Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 15.5.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5763 sayılı Yasanın 1 inci maddesiyle değiştirilmiş ve alt işverenin işyerini bildirim yükümü getirilmiştir. Alt işveren bu bildirimi asıl işverenle aralarında düzenlenmiş olan yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte yapmak durumundadır. Alt işverenlik sözleşmesi ilgili bölge müdürlüğü ile gerektiğinde iş müfettişleri tarafından incelenecek ve kurumca re’sen muvazaa araştırması yapılabilecektir.</p>

<p>Muvazaanın tespiti halinde bu yönde hazırlanan müfettiş raporu ilgililere bildirilir ve ilgililer altı iş günü içinde yetkili iş mahkemesine itiraz edebilirler. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. İş Müfettişliği tarafından hazırlanan muvazaalı alt işverenlik ilişkisinin tespit edildiği rapora ilgililerin süresi içinde itiraz etmemesi ya da mahkemece muvazaalı işlemin varlığına dair hüküm kurulması halinde, alt işverenliğe dair tescil işlemi iptal edilir. Bu halde alt işveren işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılır.</p>

<p>Asıl işveren alt işveren ilişkisi ve muvazaa konuları, 5763 sayılı Yasayla iş kanununda yapılan değişiklikler ve buna bağlı olarak çıkarılan Alt İşveren Yönetmeliğinin ardından farklı bir anlam kazanmıştır. Yönetmelikte “yazılı alt işverenlik sözleşmesi”nden söz edilmiş ve çeşitli tanımlara yer verilmiştir.</p>

<p>Alt İşveren Yönetmeliğinde;</p>

<p>1)İşyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde uzmanlık gerektirmeyen işlerin alt işverene verilmesini,</p>

<p>2) Daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile kurulan alt işverenlik ilişkisini,</p>

<p>3) Asıl işveren işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak hakları kısıtlanmak suretiyle çalıştırılmaya devam ettirilmesini,</p>

<p>4)Kamusal yükümlülüklerden kaçınmak veya işçilerin iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi yahut çalışma mevzuatından kaynaklanan haklarını kısıtlamak ya da ortadan kaldırmak gibi tarafların gerçek iradelerini gizlemeye yönelik işlemleri, ihtiva eden sözleşmeler muvazaalı olarak açıklanmıştır.<br />
Somut uyuşmazlıkta, Belediye'nin yardımcı zabıta personeline ilişkin ihalesi sonucunda Belediye ile şirketler arasında yasaya uygun asıl-alt işverenlik ilişkisi kurulmuştur. Mahkemenin davalı Belediye ile alt işverenler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu yönündeki tespiti yerinde değildir.</p>

<p>4-Alt işverenlerin sorumlu oldukları hizmet süresi bakımından, dosyadaki davacıya ait hizmet döküm cetveli, SGK belgeleri ve sair bilgi ve belgelerden, davacının 31/12/2012 tarihine kadar alt işveren ... Şirketi olarak davalı Belediye nezdinde çalıştığı, ancak sonrasında 2013 yılında 45 gün de herhangi bir alt işveren nezdinde olmaksızın davalı Belediye'de çalıştığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu nedenlerle;</p>

<p>İhbar tazminatı ve yıllık izin ücreti feshe bağlı alacaklardan olup, bu alacaklardan sadece son işveren sorumlu tutulur. Davacının en son çalışması 2013 yılında 45 gün süre ile sadece davalı Belediye nezdinde geçmesi ve bu dönemde herhangi bir alt işverene bağlı olmaksızın çalışması nedeni ile ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretinden sadece davalı Belediye'nin sorumlu olduğunun gözetilmemesi hatalıdır.</p>

<p>Ayrıca, her alt işveren, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti haricindeki işçilik alacakları bakımından, davacının kendi bünyesinde çalıştığı hizmet süresi ile ve kendisinden önceki asıl işverenlik nezdinde diğer alt işverenlerde geçen hizmet süresinden sorumludur. Hesaplamaya esas ücret meblağı ise, kıdem tazminatı ve sair işçilik alacakları açısından her alt işverenin davacıyı kendi bünyesinde çalıştırdığı son ücrettir. Ancak, fazla mesai gibi dönemler itibari ile hesaplanan işçilik alacaklarında önceki dönemlerin ücretinin tespitine ilişkin genel ilkeler de geçerlidir.</p>

<p>Yukardaki açıklamalara göre temyiz eden davalıların sorumlulukları yeniden ele alınmalıdır.</p>

<p>5- Somut uyuşmazlıkta, fazla mesai ücretine uygulanan zamanaşımı bakımından, Mahkeme gerekçesinde davaya ve ıslaha karşı zamanaşımının gözetildiği belirtilmiştir. Dosya kapsamında birden fazla bilirkişi raporu mevcut olup Mahkeme bunlardan hangisini kabul ettiğini belirtmemiştir.</p>

<p>Mahkeme tarafından birden fazla bilirkişi raporlarından hangisinin kabul edildiği ve buna göre zamanaşımının dava ve ıslah bakımından nasıl uygulandığı, fazla mesai ücretinin dava ve/veya ıslah zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, uğramış ise ne kadarlık kısmının hangi zamanaşımına uğradığı ayrı ayrı ve denetime elverişli şekilde ortaya konmalıdır.</p>

<p>6-İş Kanunu'nun 6. maddesinin 1. 2. ve 3. fıkralarına göre devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren 2 yıl sürer. Bu Kanun hükmünün temyiz eden davalı alt işverenlerin her biri için ve her bir alacak kalemi itibari ile sorumluluklara etkisi irdelenmelidir.</p>

<p>7-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.</p>

<p>Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.</p>

<p>İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, dosyadaki bilirkişi raporlarında açıklama kısmında kabul edilen fazla mesai süreleri açıklanmış ise de hesaplama her yıl 1. dönem ve 2. dönem şeklinde dönemler itibari ile ve denetime elverişsiz şekilde yapılmıştır. Hesaplama denetime açık, hesaplama unsurları her hafta için ayrı ayrı gösterilerek haftalık bazda yapılmalıdır.</p>

<p>Diğer yandan, Mahkeme tarafından hangi bilirkişi raporunun, hangi hesaplamanın esas alındığının net şekilde ortaya konmaması da hatalıdır.</p>

<p>Bir diğer husus, kabule göre, Mahkeme gerekçesinde “...davalı iş yerinde hafta içi saat 08.00 ile 17.00 saatleri arasında, Cumartesi günü de hafta içindeki gibi çalışıldığı, iki ayda bir Pazar günü çalıştığı, Nisan – Kasım arası yoğun dönemlerde ayda iki kez akşam çalışmanın 23.00 saatine kadar uzadığı, ara dinlenilmesi düşüldüğünde davacının yoğun dönemde haftalık 3 saat, festival dönemlerinde 35 fazla çalışma yaptığı...” şeklinde açıklama var ise de, bu ifadeye göre normalde haftalık yapıldığı kabul edilen 3 saatlik fazla mesainin bazı dönemlerde “ayda iki kez akşam çalışmanın 23.00 saatine kadar uzaması” sonucunda nasıl olup da 35 saat haftalık fazla mesaiye çıktığı anlaşılamamış olup, Mahkeme gerekçesi kendi içinde de çelişik ve hatalıdır.</p>

<p>Mahkeme tarafından yapılması gereken iş, davacının fazla mesai ücreti hesabına esas hizmet süresi içinde belediye etkinliği, festival gibi nisan-kasım ayları arasında yapılan etkinliklerin, festivallerin hangi tarihlerde hangi saatler arasında hangi etkinliklerin yapıldığını Belediye'den ve Kaymakamlıktan sorarak ve belgeleri de istenerek, o günler için hesaplama yapmaktır.</p>

<p>Festival ve sair Belediye etkinlikleri olmayan dönemler için normal çalışma saatleri dışında da fazla mesai yaptığının hesaplanması halinde hesaplamanın neye dayanarak hangi saatler arasında ne sıklıkla yapıldığı bilirkişi raporunda açıkça belirtilmeli ve haftalık bazda hesaplama unsurları da açıkça belirtilerek hesaplanıp ortaya denetime elverişli şekilde konmalıdır. Eldeki dosyada mevcut bilirkişi raporlarında bu husus da eksik olmasına rağmen bu rapora dayanılarak hüküm kurulması hatalıdır.</p>

<p>Ayrıca, eldeki dosya ile birlikte incelenen Dairemiz dosyalarındaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; davacı tanığı Mehmet'in beyanına göre nöbet tutan 10 zabıta memuru olduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan, davacının üst paragrafta yer alan Nisan-Kasım ayları arası etkinliklerde/festivallerde hangi tarih ve saatlerde hangi etkinliklerde yer aldığı davalı Belediye'den ve Kaymakamlık'tan sorulmalı, belgeleri de istenmelidir. Davacının çalıştığı gün ve saatlerin bu şekilde tespit edilememesi durumunda üst paragraftaki araştırma sonucuna göre ve eldeki veriler uyarınca davacının çalışma sıklığı belirlenmelidir.</p>

<p>8-İşçiye, işyerinde çalıştığı sırada ara dinlenmesi verilip verilmediği ve süresi konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
İşçinin günlük iş süresi içinde kesintisiz olarak hiç ara vermeden çalışması beklenemez. Gün içinde işçinin yemek, çay, sigara gibi ihtiyaçlar sebebiyle ya da dinlenmek için belli bir zamana ihtiyacı vardır.</p>

<p>Ara dinlenme 4857 sayılı İş Kanununun 68 inci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükümde ara dinlenme süresi, günlük çalışma süresine göre kademeli bir şekilde belirlenmiştir. Buna göre dört saat veya daha kısa süreli günlük çalışmalarda ara dinlenmesi en az onbeş dakika, dört saatten fazla ve yedibuçuk saatten az çalışmalar için en az yarım saat ve günlük yedibuçuk saati aşan çalışmalar bakımından ise en az bir saat ara dinlenmesi verilmelidir. Uygulamada yedibuçuk saatlik çalışma süresinin çok fazla aşıldığı günlük çalışma sürelerine de rastlanılmaktadır. İş Kanununun 63 üncü maddesi hükmüne göre, günlük çalışma süresi onbir saati aşamayacağından, 68 inci maddenin belirlediği yedibuçuk saati aşan çalışmalar yönünden en az bir saatlik ara dinlenmesi süresinin, günlük en çok onbir saate kadar olan çalışmalarla ilgili olduğu kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla günde onbir saate kadar olan (on bir saat dahil) çalışmalar için ara dinlenmesi en az bir saat, onbir saatten fazla çalışmalarda ise en az birbuçuk saat olarak verilmelidir.</p>

<p>İşçi, ara dinlenme saatinde tamamen serbesttir. Bu süreyi işyeri içinde ya da dışında geçirebilir. İşyerinde geçirmesi ve bu süre içinde çalışmaya devam etmesi durumunda ara dinlenmesi verilmemiş sayılır. Ancak işçi işyerinde kalsa bile, ara dinlenmesi süresini serbestçe kullanabilir, bu süre içinde çalışmaya zorlanamaz.<br />
Ara dinlenmesi için ücret ödenmesi gerekmez. Ancak, bu süre işçiye dinlenme zamanı olarak tanınmamışsa, işçinin normal ücretinin ödenmesi gerekir. Bu sürenin haftalık 45 saati aşan kısmını oluşturması halinde ise, zamlı ücret ödenmelidir.</p>

<p>Ara dinlenme süreleri kural olarak aralıksız olarak kullandırılır. Ara dinlenmesinin kullandırılması zorunlu ise de, bunun kullanılacağı zamanı belirlemek işverenin yönetim hakkıyla ilgilidir. İşçilerin tamamı aynı anda ara dinlenme zamanını kullanılabileceği gibi, belli bir plan dahilinde sırayla kullanmaları da mümkündür. Ancak ara dinlenme süresinin, işe, ara dinlenme süresi kadar geç başlama veya aynı süreyle erken bırakma şeklinde kullandırılması doğru olmaz. Ara dinlenme süresinin günlük çalışma içinde belli bir zamanda amaca uygun şekilde kullandırılması gerekir (Yargıtay 9.HD. 17.11.2008 gün 2007/35281 E, 2008/30985 K.).<br />
İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, ara dinlenmelerinin iklim, mevsim, yöredeki gelenekler ve işin niteliğine göre yirmidört saat içinde kesintisiz oniki saat dinlenme süresi dikkate alınarak verileceği hükme bağlanmıştır. Değinilen maddenin birinci fıkrasında ise, ara dinlenme süresinin çalışma süresinden sayılmayacağı açıklanmıştır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, 08:30-23:00 saatleri arasında yapılan görevin niteliği de gözetildiğinde bu çalışmadan günlük en az 3 saat ara dinlenmesi düşülmesi gerektiğinin gözetilmemesi, kabule göre, hatalıdır.</p>

<p>9- Fazla mesai ücretine dosyadaki bilirkişi raporlarında 08:30-23:00 saatleri arasındaki 14,5 saatlik çalışmadan 1,5 saat ara dinlenmesi düşüldüğü ve günlük 6 saat fazla mesai hesaplandığı belirtilmiştir. Oysa, 14,5 – 1,5 = 13 saat, 13-7,5= 5,5 saat günlük fazla mesai yapacağından, belirtilen günler için günlük 5,5 saat fazla mesai hesaplanması gerekirken 6 saat fazla mesai hesaplanması, kabule göre, hatalıdır.</p>

<p>10- Hükme esas bilirkiş raporunda, hafta tatili ücreti 2,5 yevmiye üzerinden, ulusal bayram genel tatil ücreti 2 yevmiye üzerinden hesaplanmıştır. Davacının, çalışmasa da kanun gereği alması gereken hafta tatili ücretini ve ulusal bayram genel tatil ücretini almadığına yönelik bir iddiası bulunmamaktadır. Yani davacı, bu günlerde alması gereken normal ücreti almadığını ileri sürmemiş, bu günlerde çalışması karşılığında alması gereken ücreti alamadığından bahis ile bu günlerde çalışması sonucu alması gereken ilave ücretini iddia ve talep etmiştir. Ücretini alamadığını belirttiği 2013 yılındaki son 1,5 aylık dönemi ücretine ise ayrıca hükmedilmiştir. Bu nedenle, ulusal bayram genel tatil ücretinin 1 yevmiye, hafta tatil ücretinin ise 1,5 yevmiye üzerinden hesaplanması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.</p>

<p>11-Yukardaki temyiz nedenleri kapsamında yeniden kurulacak olan hükümde, eldeki temyiz edenlere göre oluşan usuli müktesep haklar da gözetilmelidir.</p>

<p>12- Yeniden kurulacak olan hükümde, yeni hüküm tarihinde geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile hüküm altına alınan ve reddilen miktarlara göre tüm taraflar açısından vekalet ücretinin yeniden değerlendirilmesi gerekeceği gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><strong>F) SONUÇ:</strong><br />
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 17/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20184796-e-201811035-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 18:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargiatdts.jpg" type="image/jpeg" length="81044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VARDİYALI ÇALIŞMADA DİNLENME HAKKININ İHLALİ VE GEÇERSİZ FESİH SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vardiyali-calismada-dinlenme-hakkinin-ihlali-ve-gecersiz-fesih-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vardiyali-calismada-dinlenme-hakkinin-ihlali-ve-gecersiz-fesih-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Asıl İşveren–Alt İşveren İlişkisi ve İşçinin Korunması İlkesi Çerçevesinde Değerlendirme</strong></p>

<p>Bir işçi düşünelim. İstanbul Havalimanı gibi Türkiye’nin en yoğun çalışma alanlarından birinde, haftanın altı günü vardiyalı şekilde çalışıyor. Bir hafta sabah vardiyasında, bir hafta öğlen vardiyasında, bir hafta ise gece vardiyasında görev yapıyor. Kâğıt üzerinde bakıldığında sistem düzenli görünmektedir. Ancak uygulamada tablo çok daha farklıdır. Özellikle gece vardiyasından çıkan işçinin, birkaç saatlik uykunun ardından aynı gün yeniden sabah vardiyasında çalıştırılması, yalnızca çalışma düzenine ilişkin teknik bir mesele değil; doğrudan işçinin sağlık, dinlenme ve insan onuruna uygun çalışma hakkıyla ilgili ciddi bir hukuki sorundur.</p>

<p>Üstelik çoğu zaman işçiler, ağır çalışma koşullarına rağmen yalnızca ücretlerinde iyileştirme talep ettikleri için işlerini kaybetmektedir. Zam talebiyle başlayan süreç, kısa süre içerisinde iş akdinin feshiyle sonuçlanabilmektedir. İşveren ise çoğu durumda feshe ilişkin somut ve geçerli bir gerekçe ortaya koymamakta; işçi ise yıllarca süren emeğinin karşılığını yargı yoluyla aramak zorunda kalmaktadır. İşte tam bu noktada bazı temel hukuki sorular gündeme gelmektedir: Alt işveren bünyesinde çalışan işçinin alacaklarından yalnızca taşeron şirket mi sorumludur? Aynı işyerinde farklı şirket isimleri altında sürdürülen çalışmalar, hukuken nasıl değerlendirilmelidir? Gece vardiyasından çıkan işçinin yeterli dinlenme süresi verilmeden yeniden çalıştırılması fazla çalışma sayılır mı? Ve en önemlisi, herhangi bir somut gerekçe gösterilmeksizin gerçekleştirilen fesih işlemi hukuka uygun kabul edilebilir mi?</p>

<p>Öncelikle, somut olayda davalı şirketler arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. İşçi her ne kadar alt işveren şirket bünyesinde sigortalı gösterilmiş olsa da, fiilen İstanbul Havalimanı organizasyonu içerisinde ve asıl işveren yararına çalıştırılmıştır. Bu nedenle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesi kapsamında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu açıktır. Nitekim Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20184796-e-201811035-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 17.05.2018 tarihli ve 2018/4796 Esas 2018/11035 Karar sayılı kararı</a>nda </strong><i>"Ayrıca, her alt işveren, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti <strong>haricindeki işçilik alacakları bakımından, davacının kendi bünyesinde çalıştığı hizmet süresi ile ve kendisinden önceki asıl işverenlik nezdinde diğer alt işverenlerde geçen hizmet süresinden sorumludur</strong>. Hesaplamaya esas ücret meblağı ise, kıdem tazminatı ve sair işçilik alacakları açısından her alt işverenin davacıyı kendi bünyesinde çalıştırdığı son ücrettir. Ancak, fazla mesai gibi dönemler itibari ile hesaplanan işçilik alacaklarında önceki dönemlerin ücretinin tespitine ilişkin genel ilkeler de geçerlidir. Yukardaki açıklamalara göre <strong>temyiz eden davalıların sorumlulukları yeniden ele alınmalıdır.</strong>" </i>denilerek, işçinin aynı işyerindeki kesintisiz çalışmasının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p>Benzer şekilde <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625303-e-201621042-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 28.11.2016 tarih, 2016/25303 Esas ve 2016/21042 Karar sayılı ilamı</a>nda</strong> da <i>"Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi, asıl işverenin .... olduğunu, alt işveren ...nin ... nin otogaz nakil işini üstlendiğini, taşeron şirkete açtığı dava sonucu hükme bağlanan işçilik alacaklarını tahsil edememesi ve Aygaz A.Ş.nin de asıl işveren sıfatıyla işçilik alacaklarından sorumlu olduğu gerekçesiyle davalı ... aleyhine başlattığı ilamsız icra takibine itirazın iptalini talep etmiş, mahkemece ... ile davalı ... arasında hiç bir bağ bulunmadığı gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun olmaması nedeniyle hatalıdır.</i></p>

<p><i>... ile davalı ... arasında <strong>asıl - alt işverenlik ilişkisi bulunduğu gerek tanık beyanları ve dosyadaki davacıya ait kimlik belgesinden</strong> ve gerekse ... ile davalı ... nin .... İş Mahkemesinin 2012/318 Esas, 2014/28 Karar sayılı kararı ile müştereken ve müteselsilen sorumluluklarına karar verilerek kararı ... nin temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2014/5442 - 15157 Esas - Karar sayılı onararak kesinleşen ilamından anlaşılmakla, <strong>davalı şirketin de işçilik alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gözetilmeden davanın husumet nedeniyle reddi bozmayı gerektirmiştir."</strong></i> vurgulanmış; işçilik alacaklarından asıl işveren ile alt işverenin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu açıkça kabul edilmiştir. Gerçekten de işçinin fiili çalışma düzeni, organizasyon yapısı, işin sevk ve idaresi ile SGK kayıtları birlikte değerlendirildiğinde, işçinin yalnızca bordro üzerinde farklı bir şirket bünyesinde gösterilmesinin hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı tartışmasızdır.</p>

<p>Uyuşmazlığın bir diğer önemli boyutu ise çalışma düzeninin niteliğidir. İş hukukunda çalışma sürelerine ilişkin sınırlamalar yalnızca teknik düzenlemeler olmayıp, işçinin beden ve ruh sağlığını korumaya yönelik emredici kurallardır. Özellikle vardiyalı çalışma sistemlerinde işçinin yeterli dinlenme süresi elde edebilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak uygulamada çoğu zaman işçiler, gece vardiyasından çıktıktan sonra yeterli uyku ve dinlenme imkânı bulamadan yeniden çalıştırılmaktadır.</p>

<p>Somut olayda da işçinin bir hafta gece vardiyasında çalıştırıldığı, ardından yeterli dinlenme süresi tanınmaksızın doğrudan gündüz vardiyasına geçirildiği görülmektedir. İşçi gece vardiyasından çıktıktan sonra evine ancak gece yarısı ulaşabilmekte; yalnızca birkaç saat uyuduktan sonra sabah saat 07:30’da yeniden işbaşı yapmak zorunda bırakılmaktadır. Bu çalışma sistemi, işçinin günlük dinlenme hakkını fiilen ortadan kaldırmaktadır. İşçinin yaklaşık 20 gün boyunca kesintisiz biçimde bu tempoda çalıştırılması ise çalışma sürelerinin insan sağlığına uygun şekilde düzenlenmediğini açıkça göstermektedir.</p>

<p>Nitekim<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-201517772-e-201522121-k-sayili-karari" rel="dofollow"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-201517772-e-201522121-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 11.11.2015 tarihli ve 2015/17772 Esas 2015/22121 Karar sayılı kararı</a>nda </strong> <i>"Somut olayda, davacı hafta içi vardiyalı olarak 08.00-16.00 , 16.00-24.00 saatleri arasında çalıştığını, hafta sonları ise 16 saat aralıksız çalıştığını iddia ederek fazla çalışma ücret alacağı talebinde bulunmuştur. Tüm tanık beyanlarına göre davacının davalı iş yerinde haftanın 5 günü 8 saat, 1 günü ise 16 saat çalıştığı anlaşılmaktadır. 8 saat çalışmalarda yarım saat, 16 saat çalıştığı çalışmalarda ise 2 saat ara dinlenmesi düşülerek davacının haftalık çalışma süresi ve buna bağlı olarak da fazla çalışma süresi ve ücretinin hesaplanması gerekirken <strong>ara dinlenme düşülmeden hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibarla hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır."</strong></i> denilerek, çalışma sürelerinin fiili durum esas alınarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Gerçekten de fazla çalışma değerlendirmesinde yalnızca puantaj kayıtlarının şekli görünümüne değil, işçinin fiilen nasıl çalıştırıldığına bakılması gerekmektedir. İşçinin yeterli dinlenme süresi elde edemediği, vardiyalar arasında makul geçiş süresi bırakılmadığı ve ara dinlenmelerin fiilen kullandırılmadığı durumlarda, çalışma düzeninin hukuka uygun kabulü mümkün değildir. Zira dinlenme hakkı, Anayasal koruma altında bulunan temel bir işçi hakkıdır.</p>

<p>Öte yandan uyuşmazlığın en dikkat çekici yönlerinden biri de fesih sürecidir. İşçiler ağır çalışma koşulları ve ekonomik nedenlerle ücretlerinde iyileştirme talebinde bulunmuş; ancak bu taleplerin ardından iş akitleri sona erdirilmiştir. İşveren tarafından feshe ilişkin somut, açık ve geçerli bir neden ortaya konulmaksızın gerçekleştirilen bu işlem, iş güvencesi hükümleri bakımından ciddi hukuki sorunlar doğurmaktadır.</p>

<p>Nitekim <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201513617-e-201521336-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 10.06.2015 tarihli ve 2015/13617 E., 2015/21336 K. Sayılı kararı</a>nda</strong> <i>"4857 sayılı İş Kanunu'nun 20/2 maddesi uyarınca “feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir”. İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu, daha sonra, <strong>içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunu kanıtlayacaktır.</strong> Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması bu yöndedir. (04.04.2008 gün ve 2007/29752 Esas, 2008/7448 Karar sayılı ilamımız).</i></p>

<p><i>İşçi fesihte sebep gösterilmediği veya <strong>gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiasında bulunacaktır. İspat yükü ise işverendedir.</strong> İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia etmesi durumunda, bu iddiasını ispatla yükümlüdür (m. 20/f.2). İşçinin feshin başka bir sebebe dayandığını iddia etmesi ve bunu ispatlaması, işverenin geçerli fesihle ispat yükünü ortadan kaldırmaz. (Dairemizin 01.12.2008 gün ve 2008/6294 Esas, 2008/32601 Karar sayılı ilamı)." </i>denilerek, fesih işleminin haklı veya geçerli nedene dayandığını ispat yükünün işverene ait olduğu açıkça belirtilmiştir. Kararda ayrıca, işverenin yalnızca şekli prosedürü yerine getirmesinin yeterli olmadığı; fesih nedeninin içerik bakımından da somut ve ispatlanabilir olması gerektiği vurgulanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İş hukukunun temel amacı, işçi ile işveren arasındaki ekonomik ve sosyal güç dengesizliğini dengelemektir. Bu nedenle özellikle büyük organizasyonlarda çalışan işçilerin, yalnızca hak talebinde bulundukları için işten çıkarılmaları hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir. İşçinin ücret artışı talebinin fesih sebebine dönüştürülmesi, sendikal haklar ve çalışma özgürlüğü bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumdur.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; iş hukukunda çalışma sürelerinin düzenlenmesi, dinlenme hakkının korunması ve fesih işlemlerinin yargısal denetimi büyük önem taşımaktadır. Özellikle vardiyalı çalışma sistemlerinde işçinin insan sağlığına uygun koşullarda çalıştırılması, yalnızca işverenin takdirine bırakılabilecek bir mesele değildir. Aynı şekilde, alt işveren uygulamasının işçilik alacaklarından kaçınma aracı olarak kullanılmasına da hukuk düzeni tarafından izin verilmemektedir.</p>

<p>Sonuç olarak; işçinin fiili çalışma koşullarının, gerçek organizasyon yapısının ve fesih sürecinin bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Mahkemeler tarafından yapılacak incelemenin yalnızca şekli kayıtlara değil, işçinin fiilen nasıl çalıştırıldığına ve feshin gerçek nedenine odaklanması hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Aksi yöndeki uygulamalar, iş hukukunun işçiyi koruma amacını zayıflatacak; çalışma hayatında hukuki güvenlik ve öngörülebilirliği ciddi biçimde sarsacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER"><img alt="Av. Umut ÖZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/umut-ozer-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER">Av. Umut ÖZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vardiyali-calismada-dinlenme-hakkinin-ihlali-ve-gecersiz-fesih-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 18:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/isci4a.jpg" type="image/jpeg" length="65738"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Özkaya, Çin Yüksek Halk Mahkemesi heyetini kabul etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-cin-yuksek-halk-mahkemesi-heyetini-kabul-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-cin-yuksek-halk-mahkemesi-heyetini-kabul-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Yargıtay Başkanlığının daveti üzerine Türkiye’ye çalışma ziyareti gerçekleştiren Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkan Yardımcısı Shen Liang ve beraberindeki heyeti kabul etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başkan Özkaya’nın makamında gerçekleşen kabulde; Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili İrfan Fidan ve Genel Sekreter Murat Azaklı ile Yargıtay Genel Sekreteri Mehmet Fatih Belviranlı da yer aldı.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkan Yardımcısı Shen Liang ve beraberindeki heyeti ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Yüksek yargı kurumları arasındaki karşılıklı bilgi ve tecrübe paylaşımının hukuk sistemlerinin gelişimine önemli katkılar sunduğunu belirten Başkan Özkaya, özellikle yapay zekâ ve dijital teknolojilerin yargı hizmetlerinde kullanımının günümüzde anayasa yargısı dâhil olmak üzere hukuk alanında yeni imkânlar ve tartışma alanları ortaya çıkardığını, bu süreçte ülkeler arasındaki kurumsal iş birliği ve tecrübe paylaşımının daha da önem kazandığını vurguladı.</p>

<p>Bu tür temasların da yargı kurumları arasındaki karşılıklı anlayışın güçlendirilmesine katkı sunduğunu kaydeden Başkan Özkaya, temmuz ayında Çin Yüksek Halk Mahkemesine gerçekleştirilmesi planlanan ziyaretin de iki ülke yüksek yargı kurumları arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir fırsat olacağını ifade etti.</p>

<p>Görüşmede Başkan Yardımcısı Shen Liang da ev sahipliği için Başkan Kadir Özkaya’ya teşekkür etti. Yüksek yargı kurumları arasındaki karşılıklı bilgi ve tecrübe paylaşımının önemine işaret ederek özellikle yapay zekâ ve teknolojik gelişmelerin hukuk alanında etkin ve doğru şekilde kullanılmasının günümüzde yargı sistemleri açısından önemli bir çalışma alanı hâline geldiğini belirtti. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin anayasa yargısı alanındaki birikimini ve kurumsal kapasitesini takdirle takip ettiklerini belirten Shen Liang, Mahkemenin yalnızca Türkiye’de değil uluslararası yargı çevrelerinde de saygın bir konuma sahip olduğunu vurguladı. Türkiye’nin dünyadaki rolüne ve Çin ile ilişkilerine de değinen Başkan Yardımcısı Shen Liang, iki ülke yargı sistemleri arasındaki iş birliklerinin güçlendirilmesinin gerekliliğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10295/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10296/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-cin-yuksek-halk-mahkemesi-heyetini-kabul-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 17:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/1-23.jpg" type="image/jpeg" length="76178"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kazalar ve Haksız Fiillerden Doğan Tazminat Sorumluluğu: Trafik Kazası, İş Kazası ve Manevi Tazminatın Türk Borçlar Hukuku ve Karayolları Trafik Kanunu Çerçevesinde İncelenmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kazalar-ve-haksiz-fiillerden-dogan-tazminat-sorumlulugu-trafik-kazasi-is-kazasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kazalar-ve-haksiz-fiillerden-dogan-tazminat-sorumlulugu-trafik-kazasi-is-kazasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Kaza kavramı, tek başına tazminat sorumluluğu doğuran bir hukuki sebep değildir. Hukuki sorumluluk, kazaya yol açan fiilin <strong>hukuka aykırı</strong>, çoğu zaman <strong>kusurlu</strong> olması ve zarar ile fiil arasında <strong>uygun illiyet bağının</strong> bulunması halinde ortaya çıkar. Türk hukukunda bu temel yaklaşım, başta <strong>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”)</strong> olmak üzere, trafik kazaları bakımından <strong>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (“KTK”)</strong> ile tamamlanmaktadır. Özellikle trafik kazalarında işletenin tehlike sorumluluğu, iş kazalarında işverenin koruma ve gözetme borcu, manevi tazminat bakımından ise bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya ölüm olgusu, tazminat hukukunun merkezinde yer alır.</p>

<p>Bu makalede trafik kazası tazminatı, iş kazası tazminatı ve manevi tazminat kurumları; haksız fiilin unsurları, ispat yükü, tazminat kalemleri, müterafik kusur, illiyet bağı, zamanaşımı ve müteselsil sorumluluk ekseninde incelenmektedir. İnceleme sırasında verilen mevzuat hükümleri ile Apilex içtihat arşivinde yer alan alt derece mahkemesi kararları birlikte değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Tazminat hukuku, bireyin malvarlığına veya kişilik değerlerine yönelen hukuka aykırı müdahaleleri parasal giderim yoluyla dengelemeyi amaçlayan bir sorumluluk alanıdır. Uygulamada tazminat uyuşmazlıklarının en yoğun karşılaşılan türlerinden biri, trafik kazaları ve iş kazaları nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarıdır. Bu davalarda temel tartışma, olayın sıradan bir kaza mı yoksa hukuki anlamda bir <strong>haksız fiil</strong> mi olduğu noktasında toplanır.</p>

<p>Türk hukukunda haksız fiil sorumluluğu, TBK m. 49’da genel hüküm olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında TBK m. 50 ile zarar ve kusurun ispatı, TBK m. 51 ile tazminatın belirlenmesi, TBK m. 52 ile tazminatın indirilmesi, TBK m. 54 ile bedensel zarar kalemleri, TBK m. 56 ile manevi tazminat, TBK m. 72 ile zamanaşımı özel önem taşır. Trafik kazalarında ise KTK m. 85, 86, 88 ve 89 hükümleri ile işletenin sorumluluğu, kurtuluş sebepleri ve çok taraflı kazalardaki paylaşım düzenlenmektedir.</p>

<p>İş kazaları bakımından ise doğrudan bir “iş kazası tazminat rejimi” bulunmasa da işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri, koruma borcu ve gözetim borcu ile TBK’nın genel haksız fiil hükümleri birlikte değerlendirilmekte; ayrıca sosyal güvenlik mevzuatıyla kesişen yönler nedeniyle zarar kalemleri teknik hesaplamaya konu olmaktadır.</p>

<p><strong>II. Haksız Fiil Sorumluluğunun Kurucu Unsurları</strong></p>

<p>Haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsurları öğretide ve uygulamada genel olarak şu şekilde kabul edilmektedir:</p>

<p>1. Fiil</p>

<p>2. Hukuka aykırılık</p>

<p>3. Zarar</p>

<p>4. Kusur</p>

<p>5. Uygun illiyet bağı</p>

<p>Bu unsurların birlikte gerçekleşmesi halinde tazminat sorumluluğu doğar. Bu çerçeve, Apilex içtihat arşivindeki kararlarla da uyumludur. Örneğin Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, TBK m. 49 kapsamında haksız fiil sorumluluğu için kusurlu ve hukuka aykırı fiilin varlığının gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Aynı karar, fiil-hukuka aykırılık-illiyet bağı-zarar unsurlarının birlikte bulunması gerektiğini ifade etmektedir.</p>

<p><br />
T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>TBK'nın 49'uncu maddesine göre haksız fiil sorumluluğu için davalının kusurlu ve hukuka aykırı bir fiilinin bulunması gerekir. Yani motorlu aracı kullanan sürücülerin ölüm, yaralanma ve maddi hasarla sonuçlanan kazalardan dolayı sorumlu tutulabilmeleri için, kazanın meydana gelişinde “kusurlu” olmaları şarttır. Görüleceği üzere haksız fiil sorumluğundan bahsedilebilmesi için; a-fiil, b-hukuka aykırılık, c-illiyet bağı ve d-zarar unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Yani davacının tazminata hak kazanabilmesi için bu dört unsurun birlikte gerçekleştiğini ispatlaması şarttır.</p>

<p>Benzer biçimde Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi kararında da, haksız fiilden doğan borçların TBK m. 49 vd. hükümlerine dayandığı ve haksız fiilin unsurlarının hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve illiyet bağı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p><br />
T.C. DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Uyuşmazlık noktasının; meydana gelen çift trafik kazasında tarafların kusur durumunun tespiti ile davacının sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, ekonomik geleceğinin sarsılmasından doğan kayıplar, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden kaynaklanan kayıplar ile tedavi giderlerine ilişkin tazminat kalemlerini davalı sigorta şirketinden tahsili; kaza nedeniyle manevi tazminat talebinin davalı asillerden müştereken ve müteselsilen tahsili istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Haksız fiilden doğan borçlar TBK m. 49 (818 Sayılı BK m. 41) vd. hükümlerine düzenlenmiş olup; haksız fiilin unsurları (i) hukuka aykırı fiil, (ii) zarar, (iii) kusur ve (iv) illiyet bağı şeklindedir.</p>

<p>Bu çerçeve, doktrindeki genel kabul ile de örtüşmektedir: zarar veren davranışın hukuka aykırı olması, zararın meydana gelmesi, fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması ve çoğu durumda kusurun varlığı aranır.</p>

<p><strong>III. Trafik Kazalarında Tazminat Sorumluluğu</strong></p>

<p><strong>1. Trafik Kazasında Sorumluluğun Hukuki Temeli</strong></p>

<p>Trafik kazaları, Türk hukukunda özel düzenlemelere tabi olan en önemli haksız fiil alanlarından biridir. KTK m. 85, motorlu aracın işletilmesi sonucu ölüm, yaralanma veya bir şeyin zarar görmesi halinde işletenin ve teşebbüs sahibinin sorumluluğunu düzenler. Böylece trafik kazalarında yalnızca sürücünün kusuru değil, aracın işletilmesinden doğan risk de sorumluluk kurucu unsur haline gelir.</p>

<p><br />
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU</p>

<p>Madde 85 – Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.</p>

<p>Bu madde, trafik kazalarında sorumluluğu yalnızca “sürücü kusuru” ile sınırlamayan, tehlike esasına dayalı geniş bir rejim kurmaktadır. Nitekim İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi de trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat taleplerinin asıl olarak haksız fiil sorumluluğuna dayandığını, işletenin ve bağlı bulunduğu işletmenin sahibinin müteselsil sorumluluğu bulunduğunu belirtmiştir.</p>

<p><br />
T.C. İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
6be9-99c3-5ded-c829.txt</p>

<p>Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi manevi tazminat istemine ilişkindir. Trafik kazaları nedeniyle maddi ve manevi tazminat talepleri asıl olarak haksız fiil sorumluluğuna dayanır. TBK md. 49’a göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar gören karşı tarafın kusurunu ve zarara uğradığını ispat yükü altındadır. KTK md. 85 ve 88 uyarınca trafik kazası sonucu meydana gelen kazadan aracın işleteni veya aracın bağlı bulunduğu işletmenin sahibi de müştereken ve müteselsilen sorumludur.</p>

<p><strong>2. Kurtuluş Sebepleri ve Müterafik Kusur</strong></p>

<p>KTK m. 86, işletenin sorumluluktan kurtulabilmesi için dar bir kurtuluş sebebi rejimi öngörür. Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru ispatlanmadıkça işleten sorumluluktan kurtulamaz. Sorumluluktan tamamen kurtulma sağlanamadığı durumlarda zarar görenin kusuru tazminat miktarının indirilmesine yol açabilir.</p>

<p><br />
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU</p>

<p>Madde 86 – İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hâkim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilir.</p>

<p>Bu hüküm, uygulamada müterafik kusur tartışmalarının merkezindedir. Zarar görenin emniyet kemeri takmaması, kask kullanmaması, trafik kurallarına aykırı hareket etmesi, koruyucu ekipman kullanmaması veya iş güvenliği talimatlarını ihlal etmesi halinde tazminatın indirilmesi gündeme gelebilir. TBK m. 52 de bu indirim mantığını genel düzeyde destekler.</p>

<p><br />
TÜRK BORÇLAR KANUNU</p>

<p>Tazminatın indirilmesi MADDE 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.</p>

<p><strong>3. Trafik Kazasında Tazminat Kalemleri</strong></p>

<p>Trafik kazalarında talep edilen zarar kalemleri genellikle şunlardır:</p>

<p>• Tedavi giderleri</p>

<p>• Geçici iş göremezlik zararları</p>

<p>• Sürekli iş göremezlik tazminatı</p>

<p>• Kazanç kaybı</p>

<p>• Bakıcı gideri</p>

<p>• Cenaze ve defin giderleri</p>

<p>• Destekten yoksun kalma tazminatı</p>

<p>• Manevi tazminat</p>

<p>TBK m. 54, bedensel zarar kalemlerini açıkça saymaktadır.</p>

<p><br />
TÜRK BORÇLAR KANUNU</p>

<p>Bedensel zarar MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar</p>

<p>Mahkeme kararları da bu kalemlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, haksız fiil sonucu bedensel zararlar bakımından sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatları ile maluliyet oranının belirlenmesinin zorunlu olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p><br />
T.C. İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Yargıtay ... HD'nin ... sayılı kararında da belirtilen kusur sorumluluğu olarak tanımlanan haksız eylem sorumluluğunun kurucu unsurları olan fiil, zarar, illiyet bağı, kusur ve zararın tümünün olayda gerçekleşmiş olması nedeniyle kaza neticesinde meydana gelen zararlardan davalı/davalıların sorumlu oldukları kabul edilmiştir. Bu kapsamda, davacının haksız bir fiil olan trafik kazası kapsamında uğradığı bedensel zararları olan sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatlarını TBK madde 49 ve 54 hükümlerine göre davalıdan isteyebilecektir. Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybı nedeniyle zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>4. Trafik Kazalarında İspat ve Bilirkişi İncelemesi</strong></p>

<p>TBK m. 50’ye göre zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispatla yükümlüdür. Ancak trafik kazalarında kusur tespiti çoğu kez teknik inceleme gerektirdiğinden, mahkemeler bilirkişi raporuna, kolluk tutanaklarına, ceza dosyasına, kamera kayıtlarına, keşif ve tanık beyanlarına başvurur.</p>

<p><br />
TÜRK BORÇLAR KANUNU</p>

<p>Zararın ve kusurun ispatı MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.</p>

<p>Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında da bu ispat rejimi açık biçimde görülmektedir.<br />
Dava, trafik kazasından doğan tazminat ilişkisinde kusurlu ve hukuka aykırı fiilin ispatına odaklanmıştır.</p>

<p><br />
T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>TBK'nın 49'uncu maddesine göre haksız fiil sorumluluğu için davalının kusurlu ve hukuka aykırı bir fiilinin bulunması gerekir. Yani motorlu aracı kullanan sürücülerin ölüm, yaralanma ve maddi hasarla sonuçlanan kazalardan dolayı sorumlu tutulabilmeleri için, kazanın meydana gelişinde “kusurlu” olmaları şarttır. Görüleceği üzere haksız fiil sorumluğundan bahsedilebilmesi için; a-fiil, b-hukuka aykırılık, c-illiyet bağı ve d-zarar unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. İş Kazalarında Tazminat Sorumluluğu</strong></p>

<p><strong>1. İş Kazasının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>İş kazaları da kural olarak haksız fiil sorumluluğu içinde değerlendirilir; ancak bu alanda işverenin sözleşmesel koruma borcu, gözetim borcu ve iş sağlığı-güvenliği önlemleri alma yükümlülüğü ayrıca önemlidir. İşverenin uygun ekipman sağlamaması, riskleri önceden değerlendirmemesi, gerekli eğitimi vermemesi veya denetimi ihmal etmesi halinde kusur sorumluluğu doğabilir.</p>

<p>İş kazasının tazminat hukukundaki amacı, SGK tarafından karşılanmayan veya sosyal güvenlik sistemi dışında kalan zararların tazmini yanında, bedensel bütünlüğün zedelenmesinden doğan kişisel zararların giderilmesidir. Bu yönüyle iş kazası, hem sosyal güvenlik hukuku hem sorumluluk hukuku bakımından birleşik bir yapı gösterir.</p>

<p><strong>2. İş Kazasında Maddi ve Manevi Tazminat</strong></p>

<p>İş kazalarında maddi tazminatın hesabında genellikle şu unsurlar dikkate alınır:</p>

<p>• Tedavi giderleri</p>

<p>• Geçici iş göremezlik</p>

<p>• Sürekli iş göremezlik</p>

<p>• Kazanç kaybı</p>

<p>• Çalışma gücündeki azalma</p>

<p>• Bakıcı gideri</p>

<p>• Ekonomik geleceğin sarsılması</p>

<p>Manevi tazminat ise kazanın ağırlığına, yaralanmanın niteliğine, kalıcı sakatlık bulunup bulunmadığına, tedavi sürecinin zorluğuna ve olayın yarattığı psikolojik etkiler ile kişilik değerlerinin zedelenmesine göre belirlenir.</p>

<p>TBK m. 56, bu konuda temel normdur:</p>

<p><br />
TÜRK BORÇLAR KANUNU</p>

<p>Manevi tazminat MADDE 56- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.</p>

<p><strong>3. İş Kazalarında Manevi Tazminatın Takdiri</strong></p>

<p>Manevi tazminatın en belirgin özelliği, hâkimin takdir yetkisinin geniş olmasıdır. Ancak bu takdir keyfi değildir; olayın ağırlığı, kusur oranı, yaralanmanın derecesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu ile hakkaniyet ölçütleri birlikte değerlendirilir. Bu konuda doktrinde ve verilen karar örneklerinde ortak çizgi, manevi tazminatın cezalandırma değil, giderim amacı taşımasıdır.</p>

<p>İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi kararlarında, bedensel bütünlüğü zarar gören kişinin manevi tazminat talep etme hakkı bulunduğu ve davalı kusuru ile zarar arasında bağ kurulduğunda manevi zararların giderilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir.</p>

<p><br />
T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Meydana gelen trafik kazası nedeniyle davalı ... % 75 oranında kusurlu olduğu .... İş Mahkemesinde hazırlanan kusur raporuyla sabittir. 6098 sayılı TBK m. 49’a göre “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Aynı yasanın 56’ncı maddesi “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.” hükmünü içermektedir. Haksız fiil sonucunda bedensel bütünlüğü zarar gören kişi manevi tazminat talep etme hakkına da sahiptir.</p>

<p><strong>V. Manevi Tazminatın Hukuki Esası</strong></p>

<p>Manevi tazminat, maddi zararların ötesinde kişinin ruhsal bütünlüğüne, kişilik haklarına, yaşam sevinci ve beden bütünlüğüne yönelen zararları kısmen telafi etmeyi amaçlayan özel bir giderim türüdür. TBK m. 56’nın lafzı, bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde zarar görene; ağır bedensel zarar veya ölüm halinde ise zarar görenin yakınlarına manevi tazminat talep etme hakkı tanımaktadır.</p>

<p>Manevi tazminatın temel işlevleri şunlardır:</p>

<p>• Telafi işlevi</p>

<p>• Tatmin işlevi</p>

<p>• Hakkaniyet işlevi</p>

<p>Ne var ki manevi tazminatın ceza niteliği taşımadığı; ancak olayın ağırlığını gözeten bir giderim olduğu da unutulmamalıdır. Bu doğrultuda, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında, haksız fiil sonucunda bedensel bütünlüğü zarar gören kişinin manevi tazminat talep etme hakkı bulunduğu açıkça belirtilmiştir.</p>

<p><br />
T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Meydana gelen trafik kazası nedeniyle davalı ... % 75 oranında kusurlu olduğu hazırlanan kusur raporuyla sabittir. 6098 sayılı TBK m. 49’a göre “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Davalı ... kusurlu olduğu hazırlanan raporla sabit bulunduğundan davalının kusurlu hareketi nedeniyle davacının uğradığı manevi zararlarının giderilmesini de talep etmekte hukuki yararı bulunmaktadır.</p>

<p>Bu yaklaşım, manevi tazminatta kusurun tamamen dışlanmadığını; fakat kusurun varlığı, ağırlığı ve olayın sonuçlarının hâkim takdirinde önemli rol oynadığını göstermektedir.</p>

<p><strong>VI. Bedensel Zarar, Maluliyet ve Tazminatın Hesaplanması</strong></p>

<p>TBK m. 54, bedensel zararları dört ana kalemde sayarak zararın türünü çerçeveler. Ancak uygulamada bu kalemlerin niceliği bilirkişi incelemesi ile belirlenir. Özellikle trafik kazaları ve iş kazalarında:</p>

<p>• Maluliyet oranı,</p>

<p>• Aktif çalışma dönemi,</p>

<p>• Pasif dönem,</p>

<p>• Net gelir,</p>

<p>• Emsal ücret,</p>

<p>• Bakıcı ihtiyacı,</p>

<p>• Tedavi süresinin uzunluğu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>gibi veriler tazminat hesabının merkezinde yer alır.</p>

<p>İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybı nedeniyle zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Bu, bedensel zarar tazminatının sadece soyut bir zarar iddiasına dayanmadığını; teknik bir raporlama ve hesaplama süreci gerektirdiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>VII. Zamanaşımı</strong></p>

<p>Haksız fiil tazminatında zamanaşımı, TBK m. 72’de düzenlenmiştir. Buna göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın, her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak fiil aynı zamanda ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü bir suçu oluşturuyorsa, ceza zamanaşımı uygulanır.</p>

<p><br />
TÜRK BORÇLAR KANUNU</p>

<p>Kural MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.</p>

<p>Trafik kazalarında taksirle yaralama veya taksirle öldürme gibi ceza boyutu bulunan fiillerde, ceza zamanaşımı ayrıca önem taşır. Bu nedenle zamanaşımı değerlendirmesi yapılırken hem TBK hem de ilgili ceza normları birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p><strong>VIII. Müteselsil Sorumluluk</strong></p>

<p>Trafik kazalarında birden fazla kişinin tazminat yükümlüsü olması halinde müteselsil sorumluluk gündeme gelir. KTK m. 88 bu durumu açıkça düzenler. Birden fazla kişinin sorumlu olduğu durumlarda, zarar gören alacağını bunlardan herhangi birinden isteyebilir; iç ilişkide ise kusur ve tehlike yoğunluğu dikkate alınarak paylaştırma yapılır.</p>

<p><br />
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU</p>

<p>Madde 88 – Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.</p>

<p>Bu düzenleme, trafik kazalarında özellikle sürücü, işleten, araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ve bazı hallerde sigortacının sorumluluğunun birlikte değerlendirilmesini sağlar.</p>

<p><strong>IX. Sonuç</strong></p>

<p>Kazalar ve haksız fiillerden doğan tazminat sorumluluğu, Türk hukukunda esas itibarıyla TBK’nın genel haksız fiil hükümleri ile trafik kazaları bakımından KTK’nın özel sorumluluk rejimi üzerine kuruludur. Kaza, tek başına sorumluluk doğurmaz; sorumluluğu doğuran şey, kazaya yol açan fiilin hukuka aykırılığı, kusuru, zararı ve illiyet bağını birlikte taşımasıdır.</p>

<p>Trafik kazalarında işletenin ve teşebbüs sahibinin sorumluluğu, tehlike esasına dayalı geniş bir koruma sağlar. İş kazalarında ise işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri, koruma ve gözetme borcu, kusur tespitinde belirleyici olur. Manevi tazminat bakımından ise bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya ölüm, zarar gören veya yakınları lehine uygun bir para ile giderim yapılmasını mümkün kılar.</p>

<p>Verilen mahkeme kararları, uygulamada mahkemelerin kusur, illiyet bağı, zarar, maluliyet, müterafik kusur ve ispat yükü üzerinde titizlikle durduğunu göstermektedir. Dolayısıyla tazminat talebinde bulunan tarafın, yalnızca olayın bir “kaza” olduğunu değil; bu kazanın hangi hukuki sebeple tazminat sorumluluğu doğurduğunu, zarar kalemlerini, kusur oranını ve illiyet bağını somut delillerle ortaya koyması gerekir.</p>

<p><strong>Özellikle trafik kazalarında işleten sorumluluğu ve manevi tazminat talepleri bakımından, KTK ile TBK birlikte uygulanmalı; iş kazalarında ise işverenin koruma borcu ve iş güvenliği ihlalleri ayrıntılı şekilde ispatlanmalıdır.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>X. Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>A. Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>B. İçtihatlar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">• T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</span></p>

<p><span style="color:#999999">• T.C. DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</span></p>

<p><span style="color:#999999">• T.C. İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</span></p>

<p><span style="color:#999999">• T.C. İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</span></p>

<p><span style="color:#999999">• T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</span></p>

<p><span style="color:#999999">• T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</span></p>

<p><span style="color:#999999">• T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kazalar-ve-haksiz-fiillerden-dogan-tazminat-sorumlulugu-trafik-kazasi-is-kazasi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 17:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/kaza-trafik-arac.jpg" type="image/jpeg" length="52286"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AVUKATLAR İÇİN ÖNEMLİ 'ÇOK VEKİLLİ VEKALETNAME' KARARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatlar-icin-onemli-cok-vekilli-vekaletname-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatlar-icin-onemli-cok-vekilli-vekaletname-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Davalı şirketin münferiden yetkili olmak üzere birden çok vekille kendisini temsil ettirdiği, Avukatın tebligatı "temyiz süresi dolduktan sonra" iade etmesi, Davalı vekilinin kanuni süresinden sonra yapılan temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerektiği...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.04.2026 tarihli, 2025/391 E., 2026/211 K. sayılı kararı</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2025/391 E., 2026/211 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/161 E., 2024/341 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 27.02.2024 tarihli ve<br />
2022/5379 Esas, 2024/1154 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti, menfi tespit ve ipoteğin fekki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine davalı temyizi hakkında ise hükmün bozulmasına karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br />
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda temyiz dilekçesinin yasal süre geçtikten sonra verilip verilmediğinin tespiti ile, temyiz talebi hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA </strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ve davalı arasında akdedilen satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyeti müvekkiline ait olan Kocaeli ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 1 02... parsel sayılı taşınmazın 1/3 payının 1.200.000,00 TL bedel ile davalıya satışı hususunda anlaşmaya varıldığını, sözleşme gereğince davalı tarafından davacıya toplam 800.000,00 TL ödeme yapıldığını, 250.000,00 TL ödemenin teminatı olarak Kocaeli ili, ... ilçesinde bulunan 1 02... parsel sayılı taşınmaz üzerine 300.000,00 TL tutarlı ipotek tesis edildiği, 550.000,00 TL tutarlı ödeme için de davacının maliki bulunduğu İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, ... Mahallesinde bulunan taşınmaza 700.000,00 TL tutarında ipotek tesis edildiğini, sözleşmede kararlaştırılan edimlerin ifa edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine davalı tarafından ödenen bedellerin iadesinin talep edildiğini, müvekkilinin 750.000,00 TL ödeme yaptığını ve davalı şirkete 50.000,00 TL borcu kaldığını, sözleşmeye konu taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılmadığını, davalı tarafından geçersiz sözleşme gereği bakiye kalan 50.000,00 TL için yapılan usulsüz icra takibiyle taşınmazın satıldığını ileri sürerek taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin şekil yönünden geçersizliği ile, davalıya 50.000,00 TL borçlu olduğunun tespitine, sözleşmesinin geçersizliği sebebiyle 1 02... parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekkine, ayrıca İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2012/842 Esas sayılı dosyasında yapılan işlemlerin eski hâle getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, arabulucuya başvuru koşulunun yerine getirilmediğini, davada eksik harcın tamamlanmadığını, davacının kötüniyetli olduğunu, sözleşme kapsamında davacıya ve davacının alacaklılarına 800.000,00 TL ödeme yapıldığını, sözleşmede kararlaştırılan edimin ifa edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine sözleşmenin 3. maddesi uyarınca gecikme faiziyle iadesinin istendiğini, davacı aleyhine ipoteğin para çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığını, davacı tarafından yapılan 750.000,00 TL ödemenin kısmi ödeme olduğunu, faiz, icra dosyalarındaki masraf, vekâlet ücreti ve harçların da davacı tarafından ödenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuş, davacının kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 13.10.2020 tarihli ve 2019/5 85... /329 Karar sayılı kararıyla; davalı tarafından sözleşmenin şekil şartına uygun olmaması nedeniyle geçersiz olduğu iddiasının hakkın kötüye kullanılması olduğu savunulmuş ise de, taraflarca edimlerin ifa edilmediği, taşınmazın davalıya devredilmediği gibi sözleşmede yazılı bedelin bir kısmının ödendiği, davacının davalıya 750.000,00 TL ödeme yaptığının anlaşıldığı, sözleşmede ipoteklerin davacının borçları için yapılan ödemeler ve kendine verilen bedellerin teminatı için verildiği, ipotek konulan taşınmazlardan biri üzerindeki ipoteğin kaldırıldığı, diğer taşınmaz yönünden ipoteğin paraya çevrilerek satıldığı, üçüncü kişinin mülkiyetinde bulunduğu, bu aşamada var olmayan ipoteğin fekkine karar verilemeyeceği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile taraflar arasında yapılan 21.07.2011 tarihli "satış vaadi sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin geçersiz olduğunun tespitine, davacının sözleşme gereği davalıdan almış olduğu bedelden 750.000,00 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine, ipoteğe ilişkin tüm taleplerin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 16.06.2022 tarihli ve 2021/998 Esas, 2022/1527 Karar sayılı kararıyla; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;</p>

<p>''...'Tüm bu açıklamaların ışığı altında yapılan değerlendirmede, somut olayda, taraflar arasında "Satış Vaadi Sözleşmesi" başlıklı, 21.07.2011 tarihli sözleşmenin bulunduğu, sözleşmenin noterde düzenleme şeklinde yapılmadığı, Kanun’un öngördüğü şeklin bir geçerlilik şartı olarak düzenlenmesi nedeni ile buna uyulmadan yapılan sözleşmenin geçersiz olduğu, geçersiz sözleşme nedeniyle, tarafların ifa ettikleri edimleri sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde geri isteyebilecekleri anlaşılmıştır.</p>

<p>Açılan davada davacının talebi, geçersiz satış vaadi sözleşmesi gereğince iadeyle yükümlü olduğu bakiye tutarın 50.000,00 TL olduğunun tespiti olmakla talebin 2004 sayılı İİK'nın 72 nci maddesinde düzenlenen menfi tespit istemine ilişkin olduğu kabul edilerek geçersiz olsa da taraflar arasında akdedilen 21.07.2011 tarihli sözleşmeye göre, davalı tarafından davacıya yapılan ödeme miktarı esas alınarak dosya kapsamı, icra takip dosyaları, icra dosyaları kapsamında davalıya ödeme yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise miktarlarının belirlenip incelenmek suretiyle ve gerekirse bilirkişi incelemesi de yapılarak bu sözleşme gereğince davacının davalıya karşı borçlu olmadığı miktarın tespit edilip bu miktar üzerinden borçlu olmadığına dair tespit hükmünün kurulması gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması hatalı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir…'' gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, geçersiz olduğuna karar verilen sözleşme kapsamında davacı tarafından geri ödenen bedelin 750.000,00 TL olduğu bu ödeme hakkında her iki tarafın da kabulünün bulunduğu, bu hususun 02.07.2020 tarihli üç nolu celsede davalı vekilinin beyanından da anlaşıldığı, çekişme konusu olmayan ödeme miktarına ilişkin mahkemece tekrardan araştırma yapılıp rapor alınmasının yargılamayı uzatacağı, mevcut hâliyle verilen ilk kararın doğru olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Gönderme Kararı</p>

<p>Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.04.2025 tarihli ve 2025/1168 Esas, 2025/2191 Karar sayılı kararı ile; temyiz dilekçesinin yasal süre geçtikten sonra verilip verilmediğinin tespiti ile, temyiz talebi hakkında bir karar verilmesi görevinin Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu gerekçesiyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>C. Ön Sorun</p>

<p>Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce;</p>

<p>1. İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen direnme kararı davalı vekili Avukat ...'e 29.01.2025 tarihinde tebliğ edilmiş, mahkemece kararın 13.02.2025 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi verilmiş, sonrasında mahkemece 17.02.2025 tarihli karar ile adı geçen Avukat ...'in Avukat ... ve Avukat ...’a ait hukuk bürosunda çalıştığı ve 2024 yılı temmuz ayında ayrılmış olduğu, ayrılmış olduğuna dair dosyaya SGK'dan işten çıkış evraklarını sunduğu, gerekçeli kararın tebliğ tarihi itibariyle görevinden çekilen Avukat ...'in dosyada yetkili vekil olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle 13.02.2025 tarihli kesinleşme kararının kaldırılarak gerekçeli kararın davalı vekili Avukat ...'e tebliğine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı vekiline 22.02.20 25... .02.2025 tarihlerinde tebliğ edilmiş, davalı vekili Avukat ... direnme kararını 26.02.2025 tarihinde temyiz etmiştir.<br />
Bu durumda öncelikle davalı vekilinin 12.11.2024 tarihli karara yönelik temyiz başvurusunun süresinde olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>Değerlendirme</p>

<p>1. Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>2. Tebliğ, kelime anlamıyla kısaca bildirim, yazılı bildirme anlamına gelir. Tebliğ kelimesinin çoğulu (tebliğler) olan ancak artık bugün için dilimizde (tekil) tebliğ kelimesi ile özdeş olarak kullanılan tebligat terimi, hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın, yasanın öngördüğü esas ve usule uygun bir biçimde (elektronik ortam dâhil) yazı ile veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme işlemi demektir (Ejder Yılmaz, Tecer Çağlar, Tebligat Hukuku, 6. Bası, Ankara 2013, s. 39).</p>

<p>3. Hukuki anlamda tebligat, hukuki işlemlerin kanunda belirtilen usule uygun olarak muhatabına ya da muhatap adına kanunen kabule yetkili şahıslara yazılı olarak bildirimi ve bu bildirimin belgelendirilmesi işlemidir. Tebligatın, yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tarafların, mahkemenin, icra ve iflas dairelerinin yaptıkları işlemlerin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için genellikle tebliğ edilmiş olması gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 Esas, 2020/3 Karar sayılı kararı).</p>

<p>4. Davaya vekâlet 6100 sayılı Kanun'un 71 ilâ 83. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir (HMK md. 71). Davaya vekâlet (temsil yetkisi) verilmesi, tek taraflı bir hukuki işlem niteliğinde olup vekâlet verenin (müvekkilin) tek taraflı bir irade beyanıyla gerçekleşir. Davaya vekâlet ehliyetine sahip olan kişiler kural olarak avukatlardır.</p>

<p>5. Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar (HMK md. 73/1). Bu kapsamda vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın nasıl yapılacağı, 7201 sayılı Kanun'un 11. maddesinde açıklanmış olup "Vekile ve kanuni mümesile tebligat" başlıklı maddenin 1. fıkrası; "Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır..." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>6. Bir kişinin birden fazla vekili varsa, tebligatın bunlardan sadece birine yapılması yeterlidir. Tebligatın birden fazla vekile yapılması hâlinde, ilkine yapılan tebliğ asıl tebliğ sayılır. Dolayısıyla kanuni sürelerin başlayacağı tarih, ilk tebliğ tarihidir (Hakan Albayrak, Tebligat Hukuku, Güncellenmiş 2. Baskı, Ankara 2022, s. 92).</p>

<p>7. Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddesinde de vekile tebligat başlığı altında benzer düzenlemeye yer verilmiştir. İlgili hükümler dikkate alındığında bir kimsenin birden fazla vekili varsa tebliğin vekillerden herhangi birine yapılmış olması yasal sürelerin başlaması için yeterlidir.</p>

<p>8. Somut olayda, dosyaya sunulan ve Eyüpsultan 9. Noterliği tarafından düzenlenen 05.06.2018 tarihli vekâletname uyarınca davalı şirketin kendisini Avukat ..., Avukat ..., Avukat ... ve Avukat ... vasıtasıyla dosyada temsil ettirdiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının davalı vekillerinden Avukat ...'e 29.01.2025 tarihinde tebliğ edildiği, mahkemece kararın 13.02.2025 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi verilmiş ise de sonrasında 17.02.2025 tarihli karar ile adı geçen Avukat ...'in Avukat ... ve Avukat ...’a ait hukuk bürosunda çalıştığı ve 2024 yılı temmuz ayında ayrılmış olduğu, gerekçeli kararın tebliğ tarihi itibariyle görevinden çekilen Avukat ...'in dosyada yetkili vekil olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle 13.02.2025 tarihli kesinleşme kararının kaldırılarak gerekçeli kararın davalı vekili Avukat ...'e tebliğine karar verilmiştir. Direnme kararı bu kez davalı vekillerinden Avukat ...'e 22.02.20 25... .02.2025 tarihlerinde tebliğ edilmiş, karar adı geçen vekil tarafından 26.02.2025 tarihinde temyiz etmiştir.</p>

<p>9. Yukarıda açıklandığı üzere davalı kendisini birden çok avukat ile temsil ettirmiş, direnme kararı vekâletnamede adı geçen avukatlardan biri olan Avukat ...’e elektronik yolla tebliğ çıkarılmıştır. Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesine göre elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağından tebliğin 29.01.2025 tarihinde gerçekleştiği açıktır. İki haftalık yasal temyiz süresinin bu tarihten itibaren başlayacağı ve 12.02.2025 tarihi itibari ile sona ereceği gözetildiğinde adı geçen avukat tarafından UYAP'a 14.02.2025 tarihinde kaydı yapılan dilekçe ile çalışmakta olduğu avukatlık ofisinden 2024 yılı içerisinde ayrıldığından bahisle kendisine yapılan tebligatın geçersiz olduğu ve iade edildiği belirtilmiş ise de bu dilekçenin de temyiz süresi dolduktan sonra sunulduğu açıktır. Bu durumda, 05.06.2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekâletname ile davalı şirketin münferiden yetkili olmak üzere birden çok vekille kendisini temsil ettirdiği, bu vekillerden biri olan Avukat ...’e yapılan tebligat ile temyiz süresinin işlemeye başladığı, yasal temyiz süresinin dolduğu tarihe kadar da vekâlet ilişkisinin sona erdiğine dair dosyada herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı dikkate alındığında, sonradan diğer avukata çıkarılan karar tebliği üzerine 26.02.2025 tarihinde sunulan dilekçenin süresinde olduğu kabul edilemez.</p>

<p>10. Bu itibarla davalı vekilinin kanuni süresinden sonra yapılan temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süre yönünden REDDİNE,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatlar-icin-onemli-cok-vekilli-vekaletname-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/yargi/yargitay-av2.jpg" type="image/jpeg" length="21871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KKTC’de “Tahkim Günü”ne yoğun ilgi: Tahkimin geleceği Lefkoşa’da konuşuldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kktcde-tahkim-gunune-yogun-ilgi-tahkimin-gelecegi-lefkosada-konusuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kktcde-tahkim-gunune-yogun-ilgi-tahkimin-gelecegi-lefkosada-konusuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Tahkim Merkezi ile Kıbrıs Türk Barolar Birliği iş birliğinde düzenlenen “Kıbrıs Türk Barolar Birliği & ISTAC Tahkim Günü” etkinliği, Lefkoşa’da yoğun katılımla gerçekleştirildi. Hukukçuların, akademisyenlerin ve uygulayıcı avukatların ilgi gösterdiği programda tahkim alanındaki güncel gelişmeler ve uygulama sorunları ele alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kıbrıs Türk Barolar Birliği Binası’nda düzenlenen programa, Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı Av. Hasan Esendağlı da katılım sağladı. Programın açış konuşmaları ise Kıbrıs Türk Barolar Birliği Asbaşkanı Av. Evrim Eminağa ile İSTAC Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Egemen Gürcün tarafından gerçekleştirildi. Açılışta, tahkimin bölgesel ve uluslararası ölçekte gelişen rolüne, avukatlık mesleği açısından önemine ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki mesleki iş birliğinin güçlendirilmesine vurgu yapıldı.</p>

<p><strong>ISTAC Tahkimi ve Avukatlar İçin Önemi Anlatıldı</strong></p>

<p>Etkinlik kapsamında İSTAC Başkanı Prof. Dr. Ziya Akıncı, “ISTAC Tahkimi ve Tahkimin Avukatlar İçin Önemi” başlıklı sunumunda tahkimin uluslararası ticaret ve uyuşmazlık çözümündeki artan rolünü değerlendirdi.</p>

<p><strong>KKTC Tahkim Uygulaması Ele Alındı</strong></p>

<p>Programda ayrıca KKTC Yüksek Denetim Yöneticisi (Ombudsman) İlkan Varol tarafından “KKTC Tahkim Uygulaması” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Etkinlikte, Kuzey Kıbrıs’taki tahkim uygulamalarının mevcut durumu, gelişim alanları ve uygulamada karşılaşılan sorunlar kapsamlı şekilde ele alındı.</p>

<p><strong>Hakem Kararlarının Tanıma ve Tenfizi Konuşuldu</strong></p>

<p>Hakem kararlarının uluslararası alandaki geçerliliği ve icrası da programın önemli başlıkları arasında yer aldı. Bu kapsamda Av. Zihni Bilgehan tarafından “Hakem Kararlarının New York Sözleşmesi Uyarınca Tanıma ve Tenfizi” konusunda değerlendirmelerde bulunuldu.</p>

<p><strong>Tahkim Kültürünün Geliştirilmesi İçin Toplantı</strong></p>

<p>Etkinlik kapsamında ayrıca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde tahkim uygulamasının geliştirilmesi, kurumsal iş birliklerinin artırılması ve tahkim kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla Kıbrıs Türk Barolar Birliği Yönetim Kurulu ile toplantı gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etkinlik sonunda katkı sunan tüm konuşmacılara ve programa katılım sağlayan hukukçulara teşekkür edildi.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-12-at-134552.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kktcde-tahkim-gunune-yogun-ilgi-tahkimin-gelecegi-lefkosada-konusuldu</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-12-at-101907-1.jpeg" type="image/jpeg" length="19015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Burhan Karabiber vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-burhan-karabiber-vefat-etti-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-burhan-karabiber-vefat-etti-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Burhan Karabiber (4734) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. BURHAN KARABİBER (4734) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>14.12.1972 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Burhan KARABİBER (4734) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 14.05.2026 Perşembe günü Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah'tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="Burhan Karabiber" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/burhan-karabiber.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="850" height="986"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-burhan-karabiber-vefat-etti-2026</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/burhan-karabiber1.jpg" type="image/jpeg" length="72493"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Vedat Baranoğlu vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-vedat-baranoglu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-vedat-baranoglu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Vedat Baranoğlu (14081) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. VEDAT BARANOĞLU (14081) VEFAT ETMİŞTİR.</strong></p>

<p>26.06.1973 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Vedat BARANOĞLU (14081) vefat etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cenazesi, 13.05.2026 Çarşamba günü (bugün) Eskişehir Ramazanoğlu Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah'tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/vedat-baranoglu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-vedat-baranoglu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/vedat-baranoglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="64508"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78307"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12783"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92206"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64321"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15678"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41842"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87374"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="51730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="34758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="91847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="65069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="95038"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="79807"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="57267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="11418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="29399"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="58031"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
