<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 27 Sep 2026 18:42:08 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FON KRİZİNDEN ARINMAYA: YANLIŞI SAHİPLENMEYİP İLKELİ DURUŞLA HAKİKATİ VE ADALETİ SAVUNANLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fon-krizinden-arinmaya-yanlisi-sahiplenmeyip-ilkeli-durusla-hakikati-ve-adaleti-savunanlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fon-krizinden-arinmaya-yanlisi-sahiplenmeyip-ilkeli-durusla-hakikati-ve-adaleti-savunanlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yanlışı Sahiplenmeyen ve Hesap Sorma İradesini Öne Çıkararak Siyasi Ahlakın Hakkını Vermek

Ülke gündemini sarsan fon krizi patlak verdiğinden beri yanlışı sahiplenmeyip üzerine giden, kurumsal yenilenme refleksini ve adalet vurgusunu açık yüreklilikle ortaya koyan, hesap sorma iradesini öne çıkar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yanlışı Sahiplenmeyen ve Hesap Sorma İradesini Öne Çıkararak Siyasi Ahlakın Hakkını Vermek</strong></p>

<p>Ülke gündemini sarsan fon krizi patlak verdiğinden beri yanlışı sahiplenmeyip üzerine giden, kurumsal yenilenme refleksini ve adalet vurgusunu açık yüreklilikle ortaya koyan, hesap sorma iradesini öne çıkaran, siyasi ahlakın hakkını veren Sayın @samiltayyar27'ın kaleme aldığı "Bir hakkı teslim edelim" analizini çok kıymetli buluyorum. Şahsi heveslerin değil milletin terazisinin yanında duran çok güçlü bir analiz.</p>

<p>Başta Şamil Tayyar olmak üzere, yanlışı sahiplenmeyen, hakikati teslim eden, "Milletin terazisi şaşmaz" diyen ilkeli duruşu gösteren herkesi yürekten takdir ediyorum.</p>

<p>Fon krizinde olduğu gibi, bütün krizler birer yenilenme ve arınma fırsatına dönüştürülmelidir. Bu durumlarda kamu kurum ve kuruluşlarımız başta olmak üzere herkes hukuki meşruiyeti ve "milletin terazisini" şahsi ajandaların üstünde tutmalıdır.</p>

<p><strong>Fon Krizinde İlkeli Duruş Gösterenlere Hukuki Katkı: Hukuki ve Akademik Açıdan Bir Değerlendirme </strong></p>

<p>Fon krizinde yanlışı sahiplenmeyip ilkeli duruş gösteren başta Sayın Şamil Tayyar ve tüm duyarlı aktörlerin bu duruşuna, bir sermaye piyasası hukukçusu olarak hukuki bir perspektifle katkı sunmak istiyorum:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sayın Tayyar’ın merhum Alev Alatlı’ya atıfla sorduğu "Bu işlemler hukuki olabilir, peki ya helal mi?" sorusu hayati bir ahlaki neşterdir. Ancak bir sermaye hukukçusu olarak bu değerlendirmeye hukuki bir teknik boyut eklemek gerekiyor. Bu işlemler sadece ahlaken "haram" değil, yürürlükteki hukukumuza göre de açıkça "SUÇTUR." 23 yıl önce Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan makalemde bu konuda ayrıntılı değerlendirmeler yapmışım. (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2003, Cilt 52, Sayı 4, s. 299-334)</p>

<p>Bugün küresel ve yerel finansal piyasalarda 'erken bilgi akışı', 'network gücü' veya 'stratejik fon yönetimi' gibi rasyonel kavramların arkasına gizlenen insider trading (içeriden öğrenenlerin ticareti), özü itibarıyla organize bir hak gaspıdır. Kamuya açık olmayan kurumsal gelişmeleri kapalı kapılar ardında öğrenip, pozisyonlarını buna göre alan ve servetlerini katlayan fon zenginleri aslında hukuki olamayan bir işlem yapmaktadır. Yapılan iş ve işlemler Sermaye Piyasası Kanununa göre suçtur. "Stratejik fon yönetimi" veya "erken bilgi akışı" gibi kavramların arkasına gizlenerek, kamuya açıklanmamış bilgilerle kapalı kapılar ardında servet katlamak, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunun 106. maddesi kapsamında net bir şekilde İçeriden Öğrenenlerin Ticareti suçudur. Bilgiye asimetrik erişim sağlayan güç odaklarının, finansal okuryazarlığı düşük küçük yatırımcıların birikimlerini sömürmesi piyasa bütünlüğünü yok etmektedir. SPK ve MASAK gibi kurumların, yasaları sadece kağıt üstünde bırakmayıp adli süreçleri ve denetimleri proaktif şekilde işletmesi zorunludur. Özetle; finans dünyasında ahlaki eşiği aşmanın ve küçük yatırımcıyı korumanın tek yolu, piyasa adaletini ve yasal yaptırımları tavizsiz bir şekilde uygulamaktır. Sermaye piyasalarında tam şeffaflık sağlanana dek akademinin, yargının ve denetim organlarının tavizsiz duruşu şarttır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üni. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fon-krizinden-arinmaya-yanlisi-sahiplenmeyip-ilkeli-durusla-hakikati-ve-adaleti-savunanlar</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/terazi/tokmak-kitapifg8.jpg" type="image/jpeg" length="70540"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tasfiye edilen fonlarda satış emri vermesine rağmen emri aracı kurum tarafından işleme alınmayan, TEFAS'a iletilmeyen, reddedilen veya iptal edilenlerin hukuki durumu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasfiye-edilen-fonlarda-satis-emri-vermesine-ragmen-emri-araci-kurum-tarafindan-isleme-alinmayan-tefasa-iletilmeyen-reddedilen-veya-iptal-edilenlerin-hukuki-durumu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasfiye-edilen-fonlarda-satis-emri-vermesine-ragmen-emri-araci-kurum-tarafindan-isleme-alinmayan-tefasa-iletilmeyen-reddedilen-veya-iptal-edilenlerin-hukuki-durumu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. KAPSAM

SPK, 17.09.2026 tarih ve 57/1706–57/1707 sayılı kararlarıyla (Bülten 2026/60), 6362 sayılı SPKn m.96/1 kapsamında yedi portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonlarını alım-satıma kapatmış ve 131 fonun tasfiyesine karar vermiştir. 2026/61 sayılı Kurul Bülteni’nde ilan edilen ta...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. KAPSAM</strong></p>

<p>SPK, 17.09.2026 tarih ve 57/1706–57/1707 sayılı kararlarıyla (Bülten 2026/60), 6362 sayılı SPKn m.96/1 kapsamında yedi portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonlarını alım-satıma kapatmış ve 131 fonun tasfiyesine karar vermiştir. 2026/61 sayılı Kurul Bülteni’nde ilan edilen tasfiye usul ve esaslarına göre; (i) ihbarlı fonlarda 17.09.2026 saat 13:30’dan, para piyasası fonlarında ise izahnamede yer verilen gün sonu valör atlama saatinden sonra iletilen iade talimatları (satış emirleri) tasfiye esasları kapsamındadır, (ii) TEFAS’a iletilmesine rağmen gerçekleştirilemeyen satış emirlerinin karşılığı fon hesabına borç kaydedilerek tasfiye nakdinden öncelikle ödenecek, (iii) MKK ve tasfiye bankaları gerçekleşmemiş emirleri tespit edecektir. Aracı kurum tarafından işleme alınmamış veya TEFAS’a iletilmeden iptal edilmiş emirler bu kayıtlarda yer almadığından mutabakata dahil olmayacaktır.</p>

<p>Yatırımcılara iletilen bilgiye göre; TEFAS nezdinde herhangi bir talimat iptali bulunmamakta olup platforma iletilen emirler kabul edilmektedir. SPK’nın açıklamasına göre ise tedbir 17.09.2026 saat 13:30’dan sonra alınmıştır.</p>

<p>Buna göre 17.09.2026 tarihinde gün sonu valör atlama saatinden önce verilip aracı kurumca TEFAS’a iletilen satış emirlerinin sahipleri, tasfiye esasları uyarınca zaten fona karşı öncelikli ödenecek alacaklı konumundadır. Bu yazı, 17.09.2026 tarihinde gün sonu valör atlama saatinden önce satış emri verdiği halde emri aracı kurum tarafından hiç işleme alınmayan, aracı kurum nezdinde bekletilip TEFAS’a iletilmeyen veya kabul edildikten sonra TEFAS’a iletilmeden iptal edilen yatırımcıların durumunu incelemektedir. Bu yatırımcılar TEFAS kayıtlarında emir sahibi olarak görünmediğinden, öncelikli alacak statüsünden yoksun kalarak pro-rata tasfiye payına düşme riskiyle karşı karşıyadır. Metinde çerçeve sözleşme hükümlerine yapılan atıflar, piyasada kullanılan standart sözleşmelerden örnek niteliğindedir; her yatırımcı kendi sözleşmesini ayrıca kontrol etmelidir.</p>

<p><i>Not: Bu yazıda “gün sonu valör atlama saati” ifadesi, SPK’nın 2026/61 sayılı Bülteni’nin A/6 maddesinde para piyasası fonları için kullandığı ifadeden hareketle, tüm fonlar bakımından talimatın o günün işlemi olarak kabul edildiği son saati ifade etmek üzere kullanılmıştır. A/6 uyarınca bu saat ihbarlı fonlarda 17.09.2026 saat 13:30 olarak belirlenmiş, para piyasası fonlarında ise izahnamede yer verilen saate bırakılmıştır. Diğer fonlarda TEFAS işlem saatlerinin sona erdiği 13:30 esas alınmakla birlikte, ilgili fonun izahnamesi ayrıca kontrol edilmelidir.</i></p>

<p><strong>II. EMİR İLETİMİ, ARACI KURUMUN SIFATI VE FIFO</strong></p>

<p>Yatırımcının aracı kurum üzerinden verdiği satış emri, hukuki niteliği itibarıyla katılma payının fona iadesi talimatıdır; SPK'nın tasfiye esaslarında geçen "iade talimatı" ifadesi de bu emirleri kapsar. Talimat yatırımcıdan aracı kuruma, aracı kurumdan TEFAS'a (Takasbank), TEFAS'tan da kurucuya ve fona ulaşır; talimatı platforma giren taraf aracı kurumdur. Gün sonu valör atlama saatinden önce iletilen iade talimatı, para piyasası fonlarında aynı gün valörüyle; diğer fonlarda ise ileri fiyatlama esasına göre o günün gün sonu fiyatıyla ve izahnamede belirtilen valörde (T+1, T+2 vb.) sonuçlanır. Bu nedenle talimatın gün sonu valör atlama saatinden önce TEFAS’a iletilip iletilmediği, yatırımcının öncelikli alacaklı mı yoksa pro-rata pay sahibi mi sayılacağını belirleyen asli unsurdur. Kapatmadan önce iletilip fiyatlanmış, ancak valör tarihi kapatma sonrasına kaldığı için ödenmemiş talimatların da gerçekleştirilemeyen talimat olarak öncelikli alacak kapsamında değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Aracı kurumların fon işlemleri çoğunlukla işlem aracılığı (SPKn m.37) kapsamında, “müşteri adına ve hesabına” veya “kendi adına ve müşteri hesabına” yürütülür; ikinci halde ilişki komisyon niteliğindedir (TBK m.532 vd.) ve vekâlet hükümleri tamamlayıcı olarak uygulanır. Emir iletimine aracılık ise tanımı gereği emrin başka bir yatırım kuruluşuna iletilmesidir. TEFAS, emrin iletildiği bir yatırım kuruluşu değil Takasbank’ın işlettiği bir platform olduğundan, emri doğrudan TEFAS’a ileten aracı kurumun faaliyeti kural olarak işlem aracılığı niteliğindedir; kurumun yürüttüğü faaliyet yetki belgesi ve çerçeve sözleşmeden ayrıca teyit edilmelidir. Her iki modelde de aracı kurumun asli edimi emri almak ve iletmektir. Emri hiç iletmeyen kurum, bu nitelemelerden hangisine dayanırsa dayansın asli edimini ihlal etmiş olur.</p>

<p>FIFO (ilk giren ilk çıkar), emirlerin alınış sırasına göre kaydedilip iletilmesidir. III-37.1 Tebliği uyarınca aracı kurum emirleri zaman damgalı kaydetmek, gecikmeksizin ve alınış sırasıyla iletmek, müşteriler arasında ayrım yapmamak ve kendi, personeli veya grup şirketlerinin çıkarını müşteri emrinin önüne koymamakla yükümlüdür; standart çerçeve sözleşmeler de müşteri emrini “en iyi şekilde gerçekleştirme, özen ve sadakat borcu” ile zaman önceliğine göre yerine getirmeyi sözleşmesel borç olarak düzenlemektedir. Aynı zaman diliminde bazı emirleri iletip bazılarını iptal eden aracı kurum, hem zaman önceliği hem eşit işlem ilkesini ihlal eder.</p>

<p><strong>III. ARACI KURUMUN EMRİ İPTAL/RET EDEBİLECEĞİ HALLER</strong></p>

<p>İptal yetkisi istisnaidir ve ancak kanun, Kurul düzenlemesi veya sözleşmeye dayanan meşru bir sebeple kullanılabilir:</p>

<p><strong>(a) </strong>Müşterinin iptal talebi</p>

<p><strong>(b) </strong>Hesapta yeterli katılma payı bulunmaması veya paylar üzerinde rehin, haciz, ihtiyati tedbir ya da bloke olması.</p>

<p><strong>(c) </strong>Kimlik, yetki veya temsil eksikliği; 5549 sayılı Kanun kapsamında MASAK’ın işlemi ertelemesi.</p>

<p><strong>(d) </strong>SPKn m.96 kapsamındaki Kurul tedbirleri ile TEFAS’ın işleme kapatılması; ancak yalnızca tedbirin emir anından önce yürürlüğe girmesi halinde.</p>

<p><strong>(e) </strong>Kurucunun, izahname ve III-52.1 Tebliği çerçevesinde Kurul onayıyla katılma payı alım-satımını durdurması.</p>

<p><strong>(f) </strong>Emrin izahname kurallarına (işlem saati, asgari tutar vb.) aykırı olması.</p>

<p>Aracı kurumun fonun ödeme yapamayacağına dair kendi öngörüsü, likidite veya risk kaygısı, grup şirketini koruma amacı (III-37.1 çıkar çatışması hükümleri), emir yoğunluğu ve kanıtlanmamış teknik arıza meşru iptal sebebi değildir. Komisyoncu/vekil, talimattan ancak müşterinin iznini almanın mümkün olmadığı ve müşterinin durumu bilseydi izin vereceğinin açıkça anlaşıldığı hallerde ayrılabilir (TBK m.505); temerrüde düşen bir fondan çıkmak isteyen yatırımcının emrinin iptaline izin vereceği kabul edilemez. İptalin meşru sebebe dayandığını ispat yükü aracı kurumdadır (TBK m.112).</p>

<p>Çerçeve sözleşmelerdeki sorumsuzluk kayıtları, ağır kusur bakımından TBK m.115/1 uyarınca; faaliyetin SPK izniyle yürütülmesi nedeniyle hafif kusur bakımından da TBK m.115/3 uyarınca kesin hükümsüzdür. Bu kayıtlar ayrıca TBK m.20–25 genel işlem koşulları denetimine ve yatırımcının tüketici sayılması halinde 6502 sayılı Kanun m.5 haksız şart denetimine tabidir. Standart sözleşmelerde yer alan “sözleşmenin Kurul düzenlemelerine aykırı hükümleri uygulanmaz” kaydı da aynı sonucu teyit eder.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Yatırımcının emirleri TEFAS’a hiç ulaşmadığından, çerçeve sözleşmelerdeki “pazar yerinin emri gerçekleştirmemesi” kayıtları uygulanamaz; yatırımcılara iletilen bilgiye göre TEFAS nezdinde bir iptal bulunmamaktadır. SPK’nın açıklamasına göre tedbir 17.09.2026 saat 13:30’dan sonra alındığından, bu saatten önceki emirlerin işleme alınmaması Kurul kararına dayandırılamaz. Tasfiye esaslarının “iletilen” talimatı ölçü alması, aracı kurumca TEFAS’a iletilmemiş emirlerin kapsam dışında kaldığı şeklinde yorumlanmamalıdır; esas alınması gereken, yatırımcının talimatını aracı kuruma ilettiği andır. Talimatın TEFAS’a ulaşmamasının sebebi aracı kurum olduğundan, aracı kurum kendi ihmalinden yararlanamaz. Sistem arızası savunması somut kayıtlarla ispata muhtaçtır. Belirli bir kurucunun fonlarına özgü toplu iptal ise arıza veya sistem yoğunluğu olarak açıklanamaz. Fon portföyünde türev araç bulunması (III-52.1 m.24) fon düzeyinde bir husus olup aracı kurum ile yatırımcı arasındaki iade talimatı ilişkisini değiştirmez; aracı kurum bu talimatta karşı taraf olmadığından korunma (hedge) gerekçesine dayanamaz. Aracı kurumun “inisiyatifle emri reddetme” kayıtları, TBK m.505, TBK m.115 ve Kurul düzenlemelerinin önceliği karşısında dar yorumlanmalıdır. Fonun ödeme yapamayacağı öngörüsü de emrin iletilmemesini haklı kılmaz; zira iletilmiş emir, tasfiye esasları uyarınca öncelikli ödenecek alacak statüsünde olacaktı.</p>

<p>Yatırımcının zararı, emri iletilmiş olsaydı elde edeceği sonuç ile tasfiyeden alacağı pro-rata pay arasındaki farktır. İptali gün sonu valör atlama saatinden önce öğrenip imkânı varken yeniden emir vermeyen yatırımcı bakımından tazminattan indirim (TBK m.52) gündeme gelebilir.</p>

<p>Şerh: Aracı kurumun işlemin karşı tarafı olduğu ve korunma (hedge) pozisyonu aldığı kaldıraçlı işlemlerde durum farklılık gösterebilir. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 20.11.2025 tarihli, 2024/607 E., 2025/738 K. sayılı kararında aracı kurum, iptal gerekçesini belgeleyemediği için sorumlu tutulmuş olmakla birlikte, karar gerekçesinden, korunma pozisyonunun ve bu pozisyonun karşı kurumca iptal edildiğinin belgelenmesi halinde iptalin III-37.1 Tebliği m.29 çerçevesinde hukuka uygun bulunabileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu işlemlerde mahkemenin aracı kurumu haklı bulması ihtimal dahilindedir. Mahkeme aynı kararda VİOP işlemlerini, aracı kurumun işlemin karşı tarafı olmaması nedeniyle kaldıraçlı işlemlerden ayırmıştır. Karar ilk derece mahkemesi kararı olup kesinleşme durumu ayrıca teyit edilmelidir. Aracı kurumun karşı taraf olmadığı fon iade talimatları bakımından ise bu ihtimal söz konusu değildir.</p>

<p><strong>V. SONUÇ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>17.09.2026 tarihinde gün sonu valör atlama saatinden önce verilmiş, ancak aracı kurumca işleme alınmamış, aracı kurum nezdinde bekletilip TEFAS’a iletilmemiş veya TEFAS’a iletilmeden iptal edilmiş satış emirleri bakımından, yatırımcılara iletilen bilgiye göre TEFAS kaynaklı bir iptal, SPK’nın açıklamasına göre de o saatte yürürlükte bir Kurul tedbiri bulunmamaktadır. Bu durumda aracı kurum, emrin iptal edilmesinin, reddedilmesinin veya bekletilmesinin sebebini açıklayamadığı ve bu sebebin meşru olduğunu ispat edemediği hallerde, yatırımcının öncelikli alacak statüsünü kaybetmesinden doğan zarardan sözleşme hükümleri uyarınca sorumlu olacaktır. Yatırımcı öncelikle kayıtları talep etmeli, tasfiye sonucunu belgelemeli ve kalan bakiye için hukuki yollara başvurmalıdır.</p>

<p><i>Not: İşbu yazı TEFAS’ta işlem gören yatırım fonlarına ilişkindir. Kaldıraçlı işlemlerde (forex/CFD) aracı kurumun başka bir kuruluşta açtığı korunma (hedge) pozisyonunun karşı tarafça iptali halinde III-37.1 Tebliği m.29 kapsamındaki istisnai iptal rejimi uygulanır ve buradaki değerlendirmeler geçerli değildir.</i></p>

<p><i>Bu yazı genel nitelikte olup her olay; emir kayıtları, çerçeve sözleşme ve fon izahnamesi dikkate alınarak kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.</i></p>

<p><strong>Av. Sergen DEMİRKOPARAN</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>Mevzuat</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">– 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">– 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">– 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun</span></p>

<p><span style="color:#999999">– 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun</span></p>

<p><span style="color:#999999">– III-37.1 sayılı Yatırım Hizmetleri ve Faaliyetleri ile Yan Hizmetlere İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ</span></p>

<p><span style="color:#999999">– III-52.1 sayılı Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği</span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>Kurul Kararları ve Duyuruları</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">– SPK, 17.09.2026 tarih ve 57/1706 – 57/1707 sayılı kararları, SPK Bülteni 2026/60</span></p>

<p><span style="color:#999999">– SPK, fon tasfiye usul ve esasları, SPK Bülteni 2026/61, A/6</span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>Yargı Kararı</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">– İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/607, K. 2025/738, T. 20.11.2025</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasfiye-edilen-fonlarda-satis-emri-vermesine-ragmen-emri-araci-kurum-tarafindan-isleme-alinmayan-tefasa-iletilmeyen-reddedilen-veya-iptal-edilenlerin-hukuki-durumu</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/forex-borsa-n.jpg" type="image/jpeg" length="43822"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Otonom YZ Ajanı Hukuka Aykırı Davranırsa Kim Sorumlu?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/otonom-yz-ajani-hukuka-aykiri-davranirsa-kim-sorumlu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/otonom-yz-ajani-hukuka-aykiri-davranirsa-kim-sorumlu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapay zekâ sistemlerinin yalnızca metin üretmekten çıkıp internette gezinen, araç kullanan, dosya aktaran ve dış sistemlerle doğrudan işlem yürüten ajanlara dönüşmesi, uzun süredir teoride tartışılan temel bir hukuk sorununu somutlaştırıyor: Bir yapay zekâ ajanı hukuka aykırı bir işlem gerçekleştirdiğinde sorumluluk kime ait olacak?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>OpenAI'nin araştırma ortamındaki ajanlarının 53 ChatGPT kullanıcısına ait görselleri üçüncü taraf barındırma sitelerine aktardığını açıklaması, meselenin ulaştığı boyutu gösteren en güncel örneklerden biri oldu. Reuters'ın 25 Eylül tarihli araştırmasına göre şirket, geçmiş ajan faaliyetlerinin tamamını henüz ortaya çıkarabilmiş değil ve geriye dönük incelemenin aylar sürebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Buradaki hukuki güçlük, yaşananların klasik bir siber saldırıya veya doğrudan bilgisayar korsanlığına tam olarak benzememesinden kaynaklanıyor. Geleneksel tabloda insan ne yapmak istediğine bizzat karar verip yazılımı bir araç olarak kullanırken, otonom ajanda kullanıcı ya da geliştirici yalnızca genel bir hedef belirleyebiliyor. Sistem ise bu hedefe ulaşmak için hangi siteye erişeceğini, hangi aracı devreye sokacağını ve hangi ara adımları atacağını kendisi seçebiliyor. İnsan iradesi ile nihai zarar arasına böylece yeni bir karar katmanı giriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fakat bu özerklik, hukuki sorumluluk zincirini kendiliğinden koparmaya yetmiyor. Aksine hukuk düzenleri giderek ajanın teknik işleyişinden veya ne “düşündüğünden” çok; yetkiyi kimin verdiğine, riski kimin öngörebileceğine, zararı kimin önleyebileceğine ve sistemin kimin kontrol alanında bulunduğuna odaklanıyor.</p>

<p><strong>Kaliforniya “YZ kendi yaptı” savunmasını kapattı</strong></p>

<p>Bu yaklaşıma ilişkin en somut yasal adımlardan biri Kaliforniya'dan geldi. 1 Ocak 2026'da yürürlüğe giren Assembly Bill 316 ile eyalet Medeni Kanunu'na eklenen 1714.46'ncı madde, zarara yol açtığı ileri sürülen bir yapay zekâyı geliştiren, değiştiren veya kullanan davalının, zararın yapay zekâ tarafından özerk biçimde meydana getirildiği savunmasına dayanmasını engelliyor.</p>

<p>Düzenleme elbette “YZ zarar verdiyse geliştirici doğrudan ve kusursuz sorumludur” anlamına gelmiyor. Davalı; illiyet bağının bulunmadığını, zararın makul olarak öngörülemeyeceğini veya başka kişi ve kuruluşların da kusurlu olduğunu ileri sürebiliyor. Yasanın çizdiği sınır daha dar fakat önemli: Yapay zekânın özerkliği tek başına sorumluluktan kaçış kalkanına dönüştürülemiyor.</p>

<p>Böylece ajan hukukunun temel konusu da “YZ bunu neden yaptı?” noktasından uzaklaşıyor. Daha belirleyici mesele oluyor: <strong>YZ'nin bu eylemi gerçekleştirebilecek yetki ve hareket alanına sahip olmasına kim izin verdi?</strong></p>

<p><strong>Ceza hukukunun düğüm noktası: Kast nerede başlıyor?</strong></p>

<p>Türk hukuku açısından ceza sorumluluğu ile tazminat ve veri koruma yükümlülüklerini birbirinden dikkatle ayırmak gerekiyor. Türk Ceza Kanunu'nun 21'inci maddesi uyarınca suçun oluşması kural olarak kasta bağlıyken, 22'nci madde taksirli fiillerin ancak kanunda açıkça öngörüldüğü hâllerde cezalandırılabileceğini hüküm altına alıyor. Bilişim sistemine hukuka aykırı girme fiili TCK'nın 243'üncü maddesinde; sistemi engelleme veya bozma, verileri yok etme, değiştirme, sisteme veri yerleştirme ya da verileri başka bir yere gönderme fiilleri ise 244'üncü maddede düzenleniyor.</p>

<p>Esas mesele burada ortaya çıkıyor: TCK'nın 243 ve 244'üncü maddelerinde düzenlenen suçların taksirli biçimleri kanunda öngörülmüş değil. Dolayısıyla bir geliştiricinin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi, denetimi yetersiz tutması veya ajanın yol açabileceği riskleri hafife alması tek başına bu bilişim suçlarından ceza sorumluluğu doğurmuyor. Ceza hukuku ile özel hukuk arasındaki fark da tam bu noktada belirginleşiyor.</p>

<p>Bir kullanıcının ajana doğrudan “şu sisteme yetkisiz gir” talimatı vermesi hâlinde kastın insana isnadı görece kolaydır. Asıl çetin senaryo, kullanıcının yalnızca “bu konuyu araştır” demesi ve ajanın hedefe ulaşmak için erişim engelini kendi seçtiği yöntemle aşmasıdır. Sağlayıcının ajanın benzer sınır aşımlarını daha önce bildiği durumda ise tartışma, yalnız öngörülebilirlik meselesi olmaktan çıkıp olası kast ile bilinçli taksir arasındaki sınıra dayanabilir.</p>

<p>TCK m.21/2'de olası kast, kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi üzerine kuruluyor. Bilinçli taksirde ise kişi neticeyi öngörüyor fakat gerçekleşmesini istemiyor. Ajan vakasına uyarlandığında can alıcı konu şu: Sağlayıcı, ajanın daha önce yetki sınırlarını aştığını bilmesine rağmen sistemi aynı geniş yetkilerle çalıştırırken hukuka aykırı sonucu göze alıp kabullenmiş midir; yoksa güvenlik önlemlerinin bu sonucu engelleyeceğine mi güvenmiştir?</p>

<p>İlk ihtimal, somut olayın özelliklerine göre olası kast tartışmasını gündeme getirebilir. İkinci ihtimal bilinçli taksir sınırında kalıyorsa, TCK 243 ve 244 bakımından taksirli şekil düzenlenmediğinden bu maddeler üzerinden ceza sorumluluğu kurulamaz. Bu sonuç, meydana gelen somut zarara göre başka taksirli suçların hiçbir şekilde gündeme gelemeyeceği anlamına gelmez. Ancak bilişim suçları özelinde “geliştirici ihmalkârdı, o hâlde cezalandırılmalıdır” şeklindeki kestirme yaklaşımın Türk ceza hukukunda karşılığı yoktur.</p>

<p><strong>Özel hukukta aynı ihmal daha ağır sonuç doğurabilir</strong></p>

<p>Ceza hukuku bakımından tek başına yeterli olmayan bir özen eksikliği, özel hukukta sorumluluğun odağına yerleşebilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 49'uncu maddesindeki genel haksız fiil sorumluluğu; kusur, hukuka aykırılık, zarar ve illiyet bağı üzerine kuruludur. Otonom ajanlarda sorumluluk tartışmasının ağırlık merkezini de bu nedenle kusur, objektif özen yükümlülüğü, illiyet ve zararın öngörülebilirliği oluşturacaktır.</p>

<p>Benzer riskli davranışların daha önce ortaya çıkmış olması burada özel önem taşır. Bir geliştirici, sisteminin erişim sınırlamalarını aştığını veya dışarıya izinsiz veri aktardığını biliyor; buna rağmen ajana aynı ölçüde geniş yetkiler tanımayı sürdürüyorsa, sonraki bir zarar karşısında “bunu öngöremezdik” savunmasının gücü belirgin biçimde azalır.</p>

<p>TBK'nın 66'ncı maddesinde düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğu da doğrudan bir yapay zekâ hükmü olarak değil, işletmenin <strong>organizasyonel özen yükümlülüğünün</strong> nasıl somutlaştırılabileceğini gösteren bir referans olarak önem taşıyor. Yapay zekâ ajanı TBK 66 anlamında bir çalışan sayılamayacağından hükmün doğrudan uygulanması mümkün görünmüyor. Buna karşılık işletmenin çalışma düzenini ve denetim mekanizmalarını zararı önleyecek şekilde kurması gerektiğine ilişkin düşünce, TBK 49 kapsamındaki objektif özen yükümlülüğünün değerlendirilmesinde yol gösterici olabilir.</p>

<p>Mesele bu nedenle yalnız ajanın hata yapıp yapmadığı değildir. Şirketin ajanı nasıl bir teknik ve kurumsal denetim düzeni içinde çalıştırdığı da incelemenin merkezine girer.</p>

<p>Türk hukuk öğretisinde, kendi başına hareket edebilen yapay zekâ sistemleri ile TBK 67'deki hayvan bulunduranın sorumluluğu arasında benzerlik kuran görüşlere de rastlanıyor. Bununla birlikte kusursuz sorumluluğun istisnai niteliği ve bu hükümlerin kıyas yoluyla genişletilmesindeki sınırlar nedeniyle söz konusu benzetme doğrudan bir çözüm sunmuyor. Organizasyon ve özen yükümlülüğü üzerinden kurulacak değerlendirme, mevcut hukuk bakımından daha sağlam bir hareket noktası oluşturuyor.</p>

<p><strong>Gözlemlenebilirlik teknik bir tercih olmaktan çıkıyor</strong></p>

<p>OpenAI vakasının Türk hukuku bakımından en somut karşılıklarından biri kişisel verilerin korunması alanında ortaya çıkıyor. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 12'nci maddesi veri sorumlusuna, kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesini ve erişilmesini önlemek ile verilerin güvenli biçimde muhafazasını sağlamak için gerekli teknik ve idari tedbirleri alma yükümlülüğü getiriyor.</p>

<p>Güçlü ajan sistemleri bu yükümlülüğe yeni bir boyut ekliyor: <strong>gözlemlenebilirlik.</strong></p>

<p>Ajanın hangi aracı kullandığı, hangi dosyaya eriştiği, hangi veriyi nereye gönderdiği ve hangi dış sistemle bağlantı kurduğu yeterince kayda alınmıyorsa veri sorumlusunun ihlali zamanında fark etmesi de zorlaşıyor. Bu nedenle ayrıntılı denetim günlükları, veri çıkış kontrolleri, olağandışı davranış uyarıları ve gerektiğinde ajanın dış sistemlerle bağlantısını derhâl kesecek acil durdurma mekanizmaları yalnız mühendislik tercihleri olmaktan çıkıp hukuki özen yükümlülüğünün değerlendirilmesinde önem taşıyan teknik tedbirlere dönüşebilir.</p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun 2021/187 sayılı kararında, veri ihlalinin veri sorumlusu tarafından değil başka bir kuruluşun bildirimi üzerine fark edilmiş olması, güvenlik takibinin yeterliliği değerlendirilirken dikkate alınan hususlar arasındaydı. Bu karar otonom ajanlar için verilmiş değil; ancak ortaya koyduğu denetim mantığı yeni teknoloji bakımından dikkat çekici.</p>

<p>Bu nedenle ajan dünyasında yalnız “veri dışarı çıktı mı?” sorusu yeterli olmayacaktır. Veri sorumlusunun ajanın faaliyetlerini zamanında tespit edebilecek ve gerektiğinde durdurabilecek teknik ve idari altyapıyı kurup kurmadığı da önem kazanacaktır.</p>

<p>OpenAI'nin geçmişteki istenmeyen ajan davranışlarının tamamını ortaya çıkarmak için aylar sürecek geriye dönük inceleme yürütmesi, tek başına Türk hukuku bakımından bir ihlal sonucuna götürmez. Ancak bu tablo, güçlü ajanlarda kayıt tutma, sürekli izleme ve olağandışı davranışı erken tespit etme kapasitesinin neden hukuki risk yönetiminin parçasına dönüşeceğini gösteriyor.</p>

<p><strong>Ürün sorumluluğunda Türkiye ile AB arasındaki fark belirginleşiyor</strong></p>

<p>Ajan zararlarındaki bir başka sorun, yapay zekâ sistemlerinin ürün sorumluluğu kapsamına girip girmediği.</p>

<p>Türkiye'de 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu, ürünün kişiye veya mala zarar vermesi hâlinde imalatçı veya ithalatçının sorumluluğunu düzenliyor. Buna karşılık Kanun'daki ürün tanımı yazılım ve yapay zekâyı açıkça saymıyor. Türk hukuk öğretisinde yorum yoluyla yapay zekânın ürün kavramı içine alınabileceğini savunan görüşler bulunsa da mevzuattaki açıklık eksikliği, özellikle salt yazılımdan kaynaklanan zararlar bakımından önemli bir hukuki tartışma yaratıyor.</p>

<p>Bir yapay zekâ sistemi 7223 sayılı Kanun kapsamında ürün kabul edilmez ve uyuşmazlık genel haksız fiil hükümlerine kalırsa zarar gören kişinin kusur ve illiyet bağını ortaya koyması gerekebilir. Karmaşık ve kapalı yapay zekâ sistemlerinde bunun ciddi bir ispat külfetine dönüşmesi mümkün.</p>

<p>Avrupa Birliği ise 2024/2853 sayılı yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi ile bu belirsizliği önemli ölçüde ortadan kaldırdı. Direktif yazılımı açıkça ürün tanımına dahil ediyor; YZ sistemleri de bu kapsamda değerlendiriliyor. Böylece zarar gören kişinin üreticinin kusurunu ayrıca kanıtlaması gerekmeyen, ürünün ayıplı olması ile zarar ve illiyet bağının esas alındığı kusursuz ürün sorumluluğu rejimi dijital ürünlere de uygulanacak.</p>

<p>Yeni rejim, üreticinin kontrolünde kalmaya devam eden yazılım güncellemeleri ve yükseltmelerini de dikkate alıyor. Bu yaklaşım özellikle sürekli güncellenen, araçlara bağlanan ve davranışı piyasaya sürüldükten sonra da değişebilen YZ ajanları bakımından önem taşıyor.</p>

<p>Türkiye ile AB arasındaki fark böylece yalnız yapay zekânın nasıl düzenleneceği konusunda değil, yapay zekânın verdiği zararı kimin ve hangi ispat rejimi altında karşılayacağı konusunda da belirginleşiyor.</p>

<p><strong>Hukukun aradığı asıl muhatap</strong></p>

<p>Otonom yapay zekâ ajanları tamamen hukuksuz bir boşlukta hareket etmiyor. Ceza hukuku, haksız fiil, kişisel verilerin korunması ve ürün sorumluluğu gibi yerleşik kurumlar bu yeni ilişkilere uygulanabilecek önemli araçlara sahip. Güçlük, her hukuk alanının aynı olaya farklı bir ölçütle yaklaşmasından kaynaklanıyor.</p>

<p>Ceza hukuku gerçek kişinin kastına ve fiilin ona isnat edilip edilemeyeceğine odaklanıyor. Özel hukuk, zararın öngörülebilirliği ile organizasyonel ve teknik özen yükümlülüğünü öne çıkarıyor. Kişisel verilerin korunması hukuku, yetkisiz erişimi önlemenin yanı sıra sistemin yeterince izlenip izlenmediğini sorguluyor. Ürün sorumluluğunda ise yazılım ve YZ'nin hangi rejime tabi olduğu, zarar görenin taşıyacağı ispat külfetini doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemin esas meselesi yapay zekâya varsayımsal bir kişilik tanıyıp tanımamak olmayabilir. Çok daha somut dört soru öne çıkıyor:</p>

<p><strong>Ajan hangi yetkilerle çalıştırıldı? Bu yetkileri kim verdi? Zararlı davranış hangi aşamada öngörülebilir hâle geldi? Ve zararı önleme veya sistemi durdurma imkânı kimin kontrol alanındaydı?</strong></p>

<p>Kaliforniya'nın “YZ kendi yaptı” savunmasını tek başına yeterli görmemesi, bu yöndeki ilk açık işaretlerden biri.</p>

<p>Ajanın bağımsız hareket alanı genişledikçe sorumluluk buharlaşmıyor. Aksine o alanı açan, sınırlarını belirleyen ve denetim araçlarını elinde tutan kişi ve kuruluşların hukuki sorumluluğunun nerede başlayıp nerede biteceği daha somut ve daha önemli bir mesele hâline geliyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/otonom-yz-ajani-hukuka-aykiri-davranirsa-kim-sorumlu-1</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/yapay-zekasa.jpg" type="image/jpeg" length="94415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MİRAS HUKUKUNDA TENKİS DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/miras-hukukunda-tenkis-davasi-turkmen</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/miras-hukukunda-tenkis-davasi-turkmen" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GİRİŞ 

Türk miras hukuku sistemi, mirasbırakanın mülkiyet hakkından doğan tasarruf özgürlüğü ile aile bağlarından kaynaklanan mirasçıların korunması ilkesi arasında bir denge kurmayı amaçlamaktadır. Kanunkoyucu, bu doğrultuda mirasbırakanın tasarruf nisabını sınırlandırarak belirli derecedeki yak...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ </strong></p>

<p>Türk miras hukuku sistemi, mirasbırakanın mülkiyet hakkından doğan tasarruf özgürlüğü ile aile bağlarından kaynaklanan mirasçıların korunması ilkesi arasında bir denge kurmayı amaçlamaktadır. Kanunkoyucu, bu doğrultuda mirasbırakanın tasarruf nisabını sınırlandırarak belirli derecedeki yakınlar lehine "saklı pay" müessesesini ihdas etmiştir. Mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünün sınırını aşarak saklı payları ihlal eden sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufları doğrudan geçersizlik yaptırımına tabi kılınmamış; bu tasarrufların yasal sınıra indirilmesi hakkı saklı paylı mirasçılara bırakılmıştır. Doktrinde ve uygulamada saklı pay ihlalinin bir yaptırımı olarak kabul edilen "tenkis", mirasbırakanın tasarruf edilebilir kısmını aşan kazandırmalarının yasal sınıra çekilmesini sağlayan şahsa bağlı bir hak ve dava türüdür. Bu çalışmada, tenkis kavramının hukuki çerçevesi, tenkis davasının niteliği, davanın tarafları, görevli ve yetkili mahkeme ile kanunda öngörülen hak düşürücü süreler incelenecektir.</p>

<p><strong>1. TENKİS KAVRAMI</strong></p>

<p>Mirasbırakanın saklı payları aşan ölüme bağlı veya sağlararası kazandırmaları kendiliğinden hükümsüz sayılmaz. Bu nedenle, tasarruf özgürlüğünü aşan kazandırmaların saklı paylar oranında indirilmesini sağlamak amacıyla saklı paylı mirasçıya dava ve def'i imkânı tanınmıştır. Kelime anlamı "azaltmak, indirmek, kısmak" olan tenkis, saklı pay ihlalinin bir yaptırımıdır.</p>

<p>TMK m. 560/f. 1 uyarınca, <i>"Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarrufların tenkisini dava edebilirler."</i> Ayrıca TMK m. 571/f. 3 gereğince, <i>"Tenkis iddiası def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir."</i></p>

<p><strong>2. TENKİS DAVASI</strong></p>

<p>Tenkis davası; kural olarak saklı paylı mirasçıların, istisnai olarak da bu mirasçıların alacaklılarının, mirasbırakanın tasarruf oranını aşan kazandırmalarının bu oranda etkisizleştirilmesini hâkimden talep ettikleri davadır.<strong> </strong>Mirasbırakanın birden fazla tasarrufu hâlinde tenkis sırası TMK m. 570'te düzenlenmiştir. Buna göre öncelikle ölüme bağlı tasarruflar tenkis edilir; birden fazla ölüme bağlı tasarruf bulunması durumunda ise bunlar orantılı olarak tenkise tabi tutulur (TMK m. 563/I).</p>

<p><strong>3. TENKİS DAVASININ HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Tenkis davası, doktrinde yenilik doğuran (inşai) ve miras hukukuna özgü özel bir iptal davası olarak kabul edilmektedir. Dava sonucunda verilen kararla, mirasbırakanın yapmış olduğu tasarruflar mirasın açıldığı tarihten itibaren geçmişe etkili olarak saklı payı aştığı ölçüde geçersiz kılınır.</p>

<p>Bu dava ancak mirasbırakanın ölümüyle açılabilir. Mirasbırakan sağken, yapılan kazandırmaların saklı payları ihlal ettiği kesin olsa ve telafisi imkânsız zararlar doğma ihtimali bulunsa dahi tenkis davası açılamayacağı gibi ihtiyati tedbir talebinde de bulunulamaz. Mirasçıların hakları kesin surette ölüm olgusuna bağlıdır. Bu nedenle bir eş veya altsoy, miras haklarını tamamen etkisizleştirecek şekilde malvarlığını başkasına bağışlayan murisinin tasarruflarına karşı hukuken harekete geçebilmek için onun ölümünü beklemek zorundadır.</p>

<p><strong>4. TENKİS DAVASININ TARAFLARI</strong></p>

<p><strong>4.1. Davacılar</strong></p>

<p>Tenkis davası açma yetkisi (TMK m. 560/I, 562) saklı paylı mirasçılara, belirli şartlarda ise onların alacaklılarına ve iflas idaresine tanınmıştır.</p>

<p>· <strong>a) Saklı Paylı Mirasçılar:</strong> TMK m. 561/I uyarınca dava hakkı; yalnızca mirasbırakanın altsoyu, ana-babası ve eşinden ibaret olan saklı paylı mirasçılara aittir; kardeşler gibi diğer mirasçıların bu hakkı yoktur. Davacıların, murisin ölümü anında mirasçılık sıfatını koruyor olması gerekir; mirastan feragat, reddi miras, yoksunluk veya çıkarma gibi nedenlerle bu sıfatı kaybedenler dava açamaz.</p>

<p>· <strong>b) Saklı Pay Koşulu:</strong> Dava açılabilmesi için mirasçının saklı payını alamamış olması şarttır (TMK m. 560/I). Murisin sağlığında veya ölüme bağlı tasarrufla yaptığı kazandırmalar saklı paya mahsup edilir; payını tam alan mirasçı dava açamaz, eksik alan ise sadece kalan kısım için açabilir. Mirasçı, kazandırmaları terekeye iade ederek saklı pay isteyemez; bunun istisnası intifa veya irat vasiyetlerinin reddedilmesidir.</p>

<p>· <strong>c) Hak Hak sahibine Aittir:</strong> Dava hakkı şahsa bağlı olduğundan, her mirasçı diğerlerinden bağımsız olarak tek başına açar; miras şirketi temsilcisi veya vasiyeti yerine getirme görevlisi bu davayı açamaz. Fiil ehliyeti olmayanlar adına dava kanuni temsilci tarafından açılır. TMK m. 560/II gereğince murisin paylaştırma kuralları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça vasiyet değil, adi paylaşım sayılır.</p>

<p>· <strong>d) Saklı Paylı Mirasçıların Alacaklıları ve İflas Masası:</strong> TMK m. 562 uyarınca; saklı payı zedelenen mirasçı ihtar edilmesine rağmen dava açmazsa, mirasın açıldığı tarihte ellerinde aciz belgesi olan alacaklıları veya mirasçının iflası hâlinde iflas idaresi dava açabilir. Mirasçılıktan çıkarılan kişi bu tasarrufa itiraz etmezse de alacaklılar aynı hakka sahip olur.</p>

<p>· Alacaklıların dava açabilmesi için aciz vesikasının mirasın açıldığı tarihte mevcut olması şarttır; sonradan alınan belgeyle dava açılamaz. Alacaklılar veya iflas masası, borçlu mirasçıya uygun bir süre ihtar ettikten sonra, sadece tahsil edilmemiş alacakları oranında sınırlı bir tenkis talep edebilir. Borçlu mirasçının açtığı davayı kasten kaybetmesi gibi dürüstlüğe aykırı durumlarda alacaklılar bu kastı ispatlayarak dava açabilir. TMK m. 562/II uyarınca alacaklılar, ihtar ve aciz/iflas şartını sağlamak kaydıyla borç miktarınca çıkarma tasarrufunun iptalini de isteyebilir.</p>

<p><strong>4.2. Davalılar</strong></p>

<p>Tenkis davasında davalılar, saklı payları ihlal eden kazandırmaların lehine yapıldığı kişilerdir. Bu kişiler, diğer mirasçılar ya da üçüncü kişiler olabilir. Burada davalı tarafın belirlenmesi bakımından esas olan husus, kişinin lehine tenkise tabi bir kazandırmanın yapılmış olmasıdır. Lehine kazandırma yapılan kişi ölmüşse, bu kişinin mirasçıları davalı konumuna geçer ve kendilerine karşı tenkis davası açılabilir. Tenkis davası, şahsi ve nispi nitelik taşıdığından, kural olarak tenkise tabi tasarrufun mirasbırakan tarafından doğrudan yapıldığı kişiye karşı yöneltilebilir.</p>

<p><strong>5. TENKİS DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</strong></p>

<p>HMK m. 2/I uyarınca, aksine bir düzenleme bulunmadıkça malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Tenkis davası da malvarlığı hukukuna ilişkin bir dava olduğundan, konusunu oluşturan kazandırmanın veya ihlal edilen saklı payın değer ve miktarına bakılmaksızın görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.</p>

<p>Davadaki yetki kuralı ise TMK m. 576 ve HMK m. 11/I-a hükümlerinde düzenlenmiştir. Buna göre, mirasbırakanın tasarruflarının tenkisi davalarında kesin yetkili mahkeme, mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Yetkinin kesin nitelikte olması sebebiyle, bu durum mahkemece re'sen dikkate alınır ve tarafların yetki sözleşmesiyle başka bir mahkemeyi yetkili kılmaları mümkün değildir.</p>

<p><strong>6. TENKİS DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRELER</strong></p>

<p>Tenkis davası açma süreleri TMK m. 571 hükmünde düzenlenmiştir. Buna göre tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarına tecavüz edildiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve herhâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda ise mirasın açılması tarihinden itibaren on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptaliyle önceki tasarruf geçerlilik kazanıyorsa, süreler ancak iptal kararının kesinleştiği tarihte işlemeye başlar.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Türk miras hukukunda tenkis davası, mirasbırakanın ölüme bağlı ya da sağlararası serbest tasarrufları karşısında, saklı pay sahibi yakın mirasçıların ekonomik varlığını güvence altına alan inşai nitelikte özel bir iptal davasıdır. Mirasbırakan hayattayken bu tasarruflara karşı tedbir alınamaması, korumanın ancak ölüm anından itibaren başlayacağını ortaya koymaktadır. Davanın başarıya ulaşması ve mülkiyet dengesinin yeniden kurulması; doğru davacı ve davalı sıfatlarının tayinine, kesin yetkili olan murisin son yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde açılmasına ve kanunda öngörülen 1 ve 10 yıllık hak düşürücü sürelere riayet edilmesine bağlıdır.</p>

<p>Sonuç olarak tenkis müessesesi, mirasbırakanın irade özgürlüğü ile aile hukuku dayanışması arasındaki adil dengeyi koruyan en temel mekanizmalardan biridir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" /></a></p>

<p><strong>Hilal TÜRKMEN</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>.</strong>Demir, R. (2020). 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunumuza Göre Açılan Tenkis Davası ile Mirasçıların Açabileceği Diğer Davaların Karşılaştırılması. <i>Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi</i>, 1(1), 341-364. doi.org</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>.</strong>Dural, M., &amp; Öz, T. (2023). <i>Miras hukuku</i>. Filiz Kitabevi.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>.</strong>Nar, A. (2024). <i>Türk miras hukukunda tenkis</i> (2. baskı). Adalet Yayınevi.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999"><strong>.</strong>Tokur, Z. (2020). <i>Tenkis davası</i>. Yetkin Yayınları.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>.</strong>Turan Başara, G. (2016). Ölüme bağlı tasarrufların tenkisi ve tenkis davası. <i>Türkiye Adalet Akademisi Dergisi</i>, (27), 365-408. izlik.org</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>.</strong>Yazar, İ. (2017). <i>Miras hukukunda tenkis</i> (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/miras-hukukunda-tenkis-davasi-turkmen</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/09/terazi/terazi-themis-kitap-sl.jpg" type="image/jpeg" length="10647"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KOOPERATİFLERDE KENTSEL DÖNÜŞÜM VE YERİNDE DÖNÜŞÜM DESTEKLERİNDEN YARARLANMA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kooperatiflerde-kentsel-donusum-ve-yerinde-donusum-desteklerinden-yararlanma-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kooperatiflerde-kentsel-donusum-ve-yerinde-donusum-desteklerinden-yararlanma-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kooperatifler Kentsel Dönüşüm Desteklerinden Nasıl Yararlanabilir?

Türkiye’de özellikle deprem riski taşıyan yapıların yenilenmesi amacıyla yürütülen kentsel dönüşüm uygulamalarında kooperatifler de önemli bir aktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ancak kooperatiflerin kentsel dönüşüm süreci, kl...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kooperatifler Kentsel Dönüşüm Desteklerinden Nasıl Yararlanabilir?</strong></p>

<p>Türkiye’de özellikle deprem riski taşıyan yapıların yenilenmesi amacıyla yürütülen kentsel dönüşüm uygulamalarında kooperatifler de önemli bir aktör olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Ancak kooperatiflerin kentsel dönüşüm süreci, klasik anlamda kat mülkiyetine tabi bir apartmanın dönüşümünden farklı hukuki ve idari özellikler taşımaktadır.</p>

<p>Özellikle taşınmazın tapu durumunun, kooperatifin hukuki yapısının, ortakların bağımsız bölümler üzerindeki haklarının ve dönüşüm kararının hangi organ tarafından alınacağının doğru şekilde belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Bu nedenle kooperatiflerde kentsel dönüşüm sürecine başlanmadan önce yalnızca teknik değil, <strong>kooperatifler hukuku, taşınmaz hukuku ve kentsel dönüşüm mevzuatı bakımından birlikte değerlendirme yapılması</strong> gerekir.</p>

<p><strong>1. Öncelikle Kooperatifin Hukuki Durumu Belirlenmelidir</strong></p>

<p>Kooperatifin dönüşüm sürecinde atılacak ilk adım, taşınmazın tapudaki malikinin kim olduğunun tespit edilmesidir.</p>

<p>Örneğin taşınmaz;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>doğrudan kooperatif tüzel kişiliği adına kayıtlı olabilir,</li>
 <li>ortaklar adına ferdileştirilmiş olabilir,</li>
 <li>henüz ferdileşme gerçekleşmemiş olabilir,</li>
 <li>kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmuş olabilir.</li>
</ul>

<p>Bu ayrım son derece önemlidir.</p>

<p>Çünkü <strong>tapuda malik olarak kooperatif tüzel kişiliğinin bulunması ile her bir ortağın bağımsız bölüm maliki olması aynı hukuki sonucu doğurmaz.</strong></p>

<p>Bu nedenle dönüşümden önce tapu kayıtları, kooperatif ana sözleşmesi, genel kurul kararları, ortaklık kayıtları ve mevcut bağımsız bölüm/hisse durumu birlikte incelenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. Genel Kurul Kararı Önem Taşır</strong></p>

<p>Kooperatifin kentsel dönüşüm sürecine girmesi yalnızca teknik bir işlem değildir.</p>

<p>Dönüşüm kapsamında;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>yapının mevcut hukuki durumunun tespiti,</li>
 <li>riskli yapı sürecinin yürütülmesi,</li>
 <li>yıkım,</li>
 <li>yeni yapı projesinin hazırlanması,</li>
 <li>müteahhit seçimi,</li>
 <li>inşaat sözleşmesinin imzalanması,</li>
 <li>finansman sağlanması,</li>
 <li>gerektiğinde kredi kullanılması,</li>
 <li>ortakların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi</li>
</ul>

<p>gibi birçok işlem gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle kooperatif genel kurulunun görev ve yetkileri ile ana sözleşme hükümleri dikkatle incelenmeli ve dönüşüm için gerekli kararlar usulüne uygun şekilde alınmalıdır.</p>

<p>Özellikle yüksek mali yükümlülük doğuran sözleşmelerin ve finansman işlemlerinin kooperatif adına hangi organ tarafından yapılabileceği ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>3. Riskli Yapı Süreci Ayrı Değerlendirilmelidir</strong></p>

<p>Kooperatif yapısının kentsel dönüşüm kapsamına alınabilmesi bakımından yapının 6306 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilir.</p>

<p>Bu aşamada riskli yapı tespitinin yapılması, raporun kesinleşmesi, itiraz sürecinin takip edilmesi ve sonrasında yıkım ile yeniden yapım işlemlerinin yürütülmesi gündeme gelir.</p>

<p>Ancak burada önemli olan nokta şudur:</p>

<p><strong>Kooperatifin varlığı, ortakların ve kooperatif tüzel kişiliğinin taşınmaz üzerindeki hukuki durumunu tek başına ortadan kaldırmaz.</strong></p>

<p>Bu nedenle dönüşüm sürecinin hangi sıfatla ve hangi hukuki zeminde yürütüleceği baştan belirlenmelidir.</p>

<p><strong>4. Kooperatif Ortaklarının Hakları Nasıl Belirlenecek?</strong></p>

<p>Kooperatiflerde en önemli sorunlardan biri, ortakların dönüşüm sonrasında hangi bağımsız bölüme ve hangi hakka sahip olacaklarının belirlenmesidir.</p>

<p>Özellikle eski yapıdaki ortaklık payları ile yeni yapıdaki bağımsız bölümlerin birbirine nasıl bağlanacağı açık şekilde ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Dönüşüm öncesinde;</p>

<p><strong>“Her ortak bir daire alacak”</strong></p>

<p>şeklindeki genel ifadeler yerine;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>arsa payları,</li>
 <li>ortaklık payları,</li>
 <li>mevcut bağımsız bölüm kullanımları,</li>
 <li>yeni projedeki bağımsız bölümlerin niteliği,</li>
 <li>metrekare farkları,</li>
 <li>şerefiye,</li>
 <li>ortak giderler,</li>
 <li>ilave maliyetler</li>
</ul>

<p>gibi hususlar somutlaştırılmalıdır.</p>

<p>Aksi halde dönüşüm tamamlandıktan sonra ortaklar arasında ciddi uyuşmazlıklar ortaya çıkabilir.</p>

<p><strong>5. Hibe ve Kredi Destekleri Bakımından Kooperatifler</strong></p>

<p>Yerinde dönüşüm ve kentsel dönüşüm uygulamalarında kamu tarafından sağlanan hibe ve kredi desteklerinden yararlanılması mümkün olabilmektedir.</p>

<p>Ancak burada önemli olan, <strong>“kooperatifin otomatik olarak tek bir hak sahibi olduğu” şeklinde bir yaklaşımın doğru kabul edilmemesidir.</strong></p>

<p>Destekten kimin, hangi bağımsız bölüm veya hak üzerinden yararlanabileceği ilgili destek programının güncel mevzuatına göre belirlenmelidir.</p>

<p>Kooperatifin tapu maliki olduğu modellerde ayrıca;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>kooperatif tüzel kişiliği,</li>
 <li>ortakların hukuki statüsü,</li>
 <li>bağımsız bölümlere ilişkin haklar,</li>
 <li>kredi kullanımı,</li>
 <li>teminat ve ipotek işlemleri</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle başvuru yapılmadan önce destek programının güncel uygulama esasları mutlaka kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>6. Muvafakat ve İpotek İşlemleri</strong></p>

<p>Kredi ve benzeri finansman modellerinde teminat ve ipotek konusu ayrıca önem taşımaktadır.</p>

<p>Kooperatifin finansman kullanması halinde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>kredinin kimin tarafından kullanılacağı,</li>
 <li>borcun kime ait olacağı,</li>
 <li>teminatın hangi taşınmaz üzerinde kurulacağı,</li>
 <li>ortakların sorumluluğunun kapsamı,</li>
 <li>geri ödeme yükümlülükleri</li>
</ul>

<p>açık şekilde belirlenmelidir.</p>

<p>Ortakların haklarını etkileyebilecek işlemlerde gerekli muvafakatlerin usulüne uygun şekilde alınması ve belgelenmesi, ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi açısından önemlidir.</p>

<p><strong>7. Müteahhit Seçimi En Kritik Aşamalardan Biridir</strong></p>

<p>Kooperatifin dönüşüm sürecinde en önemli kararlardan biri müteahhit seçimidir.</p>

<p>Sadece müteahhidin kaç bağımsız bölüm vereceğine bakılarak karar verilmemelidir.</p>

<p>Müteahhidin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>mali yeterliliği,</li>
 <li>tamamladığı projeler,</li>
 <li>devam eden işleri,</li>
 <li>finansal kapasitesi,</li>
 <li>teknik yeterliliği,</li>
 <li>SGK ve vergi borçları,</li>
 <li>hakkında devam eden icra ve dava dosyaları,</li>
 <li>şirket ortaklık yapısı,</li>
 <li>geçmiş projelerdeki teslim performansı</li>
</ul>

<p>araştırılmalıdır.</p>

<p>Ayrıca yapılacak sözleşmede teslim tarihi, gecikme halinde uygulanacak yaptırımlar, teminatlar, fesih koşulları, cezai şart, kira/taşınma giderleri, ruhsat süreci ve finansman modeli ayrıntılı biçimde düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>8. Kooperatiflerde İnşaat Sözleşmesi Özellikle Dikkatli Hazırlanmalıdır</strong></p>

<p>Kooperatif ile müteahhit arasında yapılacak sözleşme, dönüşümün en önemli hukuki belgelerinden biridir.</p>

<p>Sözleşmede en azından;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>arsa ve mevcut yapı bilgileri,</li>
 <li>proje ve ruhsat süreci,</li>
 <li>bağımsız bölümlerin paylaşımı,</li>
 <li>teknik şartname,</li>
 <li>inşaat süresi,</li>
 <li>teslim tarihi,</li>
 <li>gecikme halinde cezai şart,</li>
 <li>teminat,</li>
 <li>sigorta,</li>
 <li>müteahhidin finansman yükümlülükleri,</li>
 <li>vergi ve harçların kim tarafından ödeneceği,</li>
 <li>yapı kullanma izin belgesi,</li>
 <li>kat mülkiyeti işlemleri,</li>
 <li>sözleşmenin feshi,</li>
 <li>temerrüt,</li>
 <li>müteahhidin temlik ve devir yetkileri,</li>
 <li>uyuşmazlık çözüm yöntemi</li>
</ul>

<p>açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p>Özellikle “anahtar teslim” gibi genel ifadelerin yeterli görülmemesi gerekir.</p>

<p><strong>9. Dönüşümde Ortakların Bilgilendirilmesi Şarttır</strong></p>

<p>Kooperatif yönetiminin en önemli sorumluluklarından biri de ortakların süreç hakkında doğru ve şeffaf şekilde bilgilendirilmesidir.</p>

<p>Ortaklara;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>mevcut taşınmazın hukuki durumu,</li>
 <li>riskli yapı süreci,</li>
 <li>dönüşüm maliyeti,</li>
 <li>müteahhit teklifi,</li>
 <li>yeni proje,</li>
 <li>finansman modeli,</li>
 <li>alınacak kredi,</li>
 <li>geri ödeme yükümlülükleri,</li>
 <li>yeni bağımsız bölümlerin dağılımı</li>
</ul>

<p>konularında açık bilgi verilmelidir.</p>

<p>Özellikle ortakların ekonomik yükümlülük altına gireceği işlemlerde karar alma sürecinin belgeli ve şeffaf yürütülmesi önemlidir.</p>

<p><strong>10. Kooperatiflerde Kentsel Dönüşüm Bir “İnşaat Projesi” Olarak Görülmemelidir</strong></p>

<p>Kooperatiflerde dönüşüm sürecinin yalnızca “eski binayı yıkıp yenisini yapmak” şeklinde değerlendirilmesi önemli hukuki riskler doğurabilir.</p>

<p>Aslında süreç;</p>

<p><strong>Kooperatifler Hukuku + Taşınmaz Hukuku + Kat Mülkiyeti Hukuku + 6306 sayılı Kanun + İmar Hukuku + Sözleşmeler Hukuku + Finansman Hukuku</strong></p>

<p>boyutları bulunan çok aşamalı bir süreçtir.</p>

<p>Bu nedenle dönüşümün başlangıcında hukuki durum tespiti yapılması, süreç boyunca alınacak kararların doğru organ tarafından alınması ve sözleşmelerin profesyonel şekilde hazırlanması gerekir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kooperatiflerin kentsel dönüşüm ve yerinde dönüşüm desteklerinden yararlanması mümkündür. Ancak her kooperatif bakımından uygulanacak yöntem aynı değildir.</p>

<p>Özellikle <strong>tapu malikinin kim olduğu, kooperatifin hukuki statüsü, ortakların taşınmaz üzerindeki hakları, genel kurul kararları, riskli yapı süreci, finansman modeli ve destek programının güncel şartları</strong> birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Dönüşüm sürecine başlamadan önce yapılacak kapsamlı bir hukuki inceleme, hem kooperatif yönetiminin hem de ortakların ileride karşılaşabileceği ciddi uyuşmazlıkların önüne geçebilir.</p>

<p>Bu nedenle kooperatiflerde kentsel dönüşüm süreci, yalnızca teknik bir yeniden yapım faaliyeti olarak değil, <strong>hukuki, mali ve idari bütünlüğü olan bir dönüşüm projesi</strong> olarak ele alınmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kooperatiflerde-kentsel-donusum-ve-yerinde-donusum-desteklerinden-yararlanma-1</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/kentsel-donusum-1a.jpg" type="image/jpeg" length="40872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vergi Hukukunda Ödeme Emrinin İptali Davası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-hukukunda-odeme-emrinin-iptali-davasi-dal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-hukukunda-odeme-emrinin-iptali-davasi-dal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Kerimhan DAL yazdı...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Vergi alacaklısı devlet ile vergi borçlusu konumunda olan mükellefin vergilendirme yetkisinden kaynaklanan vergi ilişkisi, vergi hukuku kuralları doğrultusunda uygulanmaktadır. Bu ilişki vergi kanunlarının yer, kişi ve zaman bakımından uygulanmasına göre şekillenmektedir.</p>

<p></p>

<p>Kamu alacaklarının takip ve tahsili, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır. Kamu alacağının;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Devlete,</li>
 <li>İl Özel İdarelerine,</li>
 <li>Belediyelere,</li>
</ul>

<p>ait olan vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i alacaklardan olması gerekir. Ancak alacağın; sözleşmeden, haksız fiilden ve haksız iktisaptan doğması durumunda 6183 sayılı Kanun değil özel hukuk hükümleri uygulanır.</p>

<p></p>

<p><strong>Ödeme Emri Niçin ve Kimler Adına Düzenlenir?</strong></p>

<p>Ödeme emri, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre vadesinde ödenmeyen kamu alacakları için düzenlenir. Kamu alacağını vadesinde ödemeyenler adına vergi dairesince düzenlenen ödeme emri; borçlulara, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya bu borçlarla ilgili 15 gün içinde mal bildiriminde bulunmaları konusunda yapılan bir bildirimdir.</p>

<p></p>

<p>Ödeme emrinin düzenlenmesi ile vergi dairesi aynı zamanda kamu alacağının tahsili için cebri tahsilat işlemlerine de başlamış olur. Asıl borçlulardan tahsilat yapılamaması veya tahsilat yapılamayacağının anlaşılması halinde; kanuni temsilci, limited şirket ortağı, yabancı şahıs veya kurumların mümessilleri gibi borçtan sorumlu olanlara da ödeme emri tebliğ edilerek borcun ödenmesi istenilir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örnek: Vergi borcunun vadesinde ödenmemesi sebebiyle vergi dairesi tarafından düzenlenen ödeme emri 1.10.2026 tarihinde mükellefe tebliğ edilmiştir. Mükellefin cebri tahsil işlemleri ile karşılaşmaması için 16.10.2026 günü sonuna kadar ödeme yapması veya borcun ödenememesi durumunda aynı sürede mal bildiriminde bulunması gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>Ödeme Emrinde Hangi Hususlar Yer Alır?</strong></p>

<p>Ödeme emrinde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Borcun asıl ve fer’ilerinin (gecikme faizi gibi) türü ve tutarı,</li>
 <li>Borcun nereye ödeneceği,</li>
 <li>Süresinde ödenmeyen borcun vergi dairesince cebren tahsil edileceği,</li>
 <li>Süresinde ödenmeyen borç ile ilgili mal bildiriminde bulunulması gerektiği,</li>
 <li>Borçlunun mal bildiriminde bulunmadığı takdirde üç ayı geçmemek üzere hapis ile cezalandırılacağı,</li>
 <li>Gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağı,</li>
 <li>Ödeme emrine karşı hangi mahkemede ve hangi sürede dava açılabileceği,</li>
 <li>Borçlu, hacze kabil malı olmadığı yolunda bir bildirim yapacak ise; en son ikametgah ve iş yeri adreslerini, varsa kayıtlı olduğu diğer vergi dairelerini ve kamu idarelerini ve bu idarelerdeki kayıt ve hesap numaralarını, nüfus kayıt örneğini bildirmek zorunda olduğu, geçerli bir nedeni olmadan bu bildirimleri yapmayan kişilerin elli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı, hususları yer alır.</li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>Borçlu, Ödeme Emrinde Yer Alan Borcunu Nasıl Öder?</strong></p>

<p>Ödeme emrinde yer alan kamu alacağının, süresinde ödenmeyen kısım için vadenin bitim tarihinden ödendiği tarihe kadar hesap edilecek aylık % 4,5 gecikme zammı ile birlikte;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>gib.gov.tr internet sitesi (Dijital Vergi Dairesi ve GİB Mobil Uygulaması) üzerinden;</li>
 <li>Anlaşmalı bankaların kredi kartları ile,</li>
 <li>Anlaşmalı bankaların banka kartları veya banka hesabından,</li>
 <li>Yabancı ülkede faaliyet gösteren bankaların; kredi kartları, banka kartları ve diğer ödeme yöntemleri ile</li>
 <li>Anlaşmalı bankaların;</li>
 <li>Şubelerinden,</li>
 <li>Alternatif ödeme kanallarından (İnternet Bankacılığı, Telefon Bankacılığı, Mobil Bankacılık vb.),</li>
 <li>PTT iş yerlerinden,</li>
 <li>Tüm vergi dairelerinden, ödenmesi gerekir.</li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>Mal Bildirimi Nedir?</strong></p>

<p>Mal bildirimi; borçlunun, kamu alacağını karşılayacak miktarda, gerek kendi elindeki gerekse üçüncü şahıslar elindeki menkul ve gayrimenkul malları ile alacak ve haklarının nev’ini, mahiyetini ve miktarını veya malı olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynakları ile buna nazaran borcunu ne şekilde ödeyebileceğini vergi dairesine yazılı veya sözlü olarak beyan etmesidir. Borçlu mal bildiriminde malın değerini de bildirmekle beraber, bildirilen malın borcu karşılayıp karşılayamayacağının takdiri vergi dairesine aittir.</p>

<p></p>

<p>Vergi dairesince mal bildirimindeki malların borcu karşılayamayacağına veya haciz ve satışının çok güç olacağına kanaat getirilmesi halinde, borçludan ilave bildirimde bulunması istenebilir. Mal bildiriminde yer alması gereken hususlar şunlardır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Borçlunun kendisinde veya borçluya ait olup da üçüncü şahıslar elinde bulunan mal, alacak ve hakları mal bildiriminde yer alır.</li>
 <li>Yapılan mal bildiriminin borçlunun borcuna yetecek tutarda olması esastır.</li>
 <li>Borçlu, bildirimde bulunduğu malın miktarını, nevi’ni, mahiyetini, vasfını ve değerini belirtmelidir.</li>
 <li>Borçlu, her türlü gelirlerini veya haczedilebilecek malının olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını da ayrıca mal bildiriminde belirtmelidir.</li>
 <li>Borçlu, mal bildiriminde borcunu ne şekilde ödeyebileceğini belirtmelidir.</li>
 <li>Mal bildirimi yazılı veya sözlü olarak vergi dairesine yapılmalıdır.</li>
</ul>

<p>Ayrıca, Dijital Vergi Dairesi (İnteraktif Vergi Dairesi) aracılığıyla Ödeme Emirlerim/Mal Bildiriminde Bulunma Dilekçesi sayfasından ödeme emirleri görüntülenebilir ve ödeme emrine istinaden elektronik ortamda mal bildiriminde bulunma dilekçesi verilebilir. Borçlunun haczedilebilecek malları olmadığını bildirmesi mal bildirimi hükmündedir.</p>

<p></p>

<p>Kendisine ödeme emri tebliğ edilen ve malı olmadığı yolunda bildirimde bulunan borçlu, bu bildirim ile birlikte veya bildirim tarihinden itibaren15 gün içinde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>En son ikametgah ve iş adreslerini bildirmek,</li>
 <li>Varsa devamlı mükellefiyetleri bulunan diğer vergi dairelerini ve kamu idarelerini ve bu idarelerdeki hesap ve kayıt numaralarını bildirmek,</li>
 <li>Nüfus kayıt örneğini vermek, mecburiyetindedir.</li>
</ul>

<p>Bu mecburiyeti makul bir özrü olmadan zamanında yerine getirmeyenler elli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Mal bildirimi servet beyanı olmadığından, borçlunun borcunu karşılayacak tutarda mal bildiriminde bulunması yeterlidir. Borçlunun borcundan daha fazla mal bildiriminde bulunmaya zorlanması mümkün değildir. 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine göre, düzenlenen ödeme emrinin e-Tebligat ile gönderilmesi durumunda muhatabın elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonu, tebliğ tarihi olmaktadır.</p>

<p></p>

<p>İstenen mal bildirimini gerçeğe aykırı surette yapanlarla, yaşayış tarzları mal bildirimine uymayanlar üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.</p>

<p></p>

<p>Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu, 15 günlük süre içinde borcunu ödemez ve mal bildiriminde de bulunmazsa (ödeme emrine karşı dava açılan hallerde, ret kararının tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde borçlu mal bildiriminde bulunmazsa) mal bildiriminde bulununcaya kadar bir defaya mahsus olmak ve üç ayı geçmemek üzere hapisle tazyik olunur.</p>

<p></p>

<p>Ödeme emri tebliği üzerine mal bildiriminde bulunmayan borçlunun, 6183 sayılı Kanuna göre hapsen tazyik edilmesi, borçluya ait malların vergi dairesince haczine engel değildir. Amme borçlusunun tüzel kişi olması halinde, mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü kanuni temsilcisine ait olduğundan, bu yükümlülüğü yerine getirmeyen kanuni temsilciler hakkında hapsen tazyik kararı alınarak uygulanması gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p>Hapsen tazyik kararı, vergi dairesinin talebi üzerine icra mahkemesi tarafından verilir ve Cumhuriyet Savcılığınca derhal infaz olunur. Borçlu mal bildiriminde bulunduğu anda hapsen tazyik kararı alınmış olsa dahi infaz edilemez ve borçlu hapsedilmişse derhal tahliye edilir.</p>

<p></p>

<p>Mal bildiriminde, malı olmadığını gösteren veya borca yetecek kadar mal göstermemiş olan borçlu, sonradan edindiği malları ve gelirindeki artmaları, edinme ve artma tarihinden başlayarak 15 gün içinde vergi dairesine bildirmeye mecburdur. Sonradan edinilen mallarını ve mal varlığındaki artışlarını belirtilen süre içinde bildirmeyerek kamu alacağının tahsiline engel olan veya tahsilini zorlaştıran borçlu, bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.</p>

<p></p>

<p>Borçlunun, mal bildiriminde gösterdiği veya vergi dairesince tespit edilen malları ile borçluya ait olup da üçüncü şahıslarda bulunan mallardan borcuna yetecek miktarı vergi dairesince haczolunur. Vergi dairesi, alacağını borçlunun mallarının haczi ve satışı suretiyle tahsil etmek istediği takdirde, mutlaka borçlunun mal bildirimindeki mallarını haczetmek mecburiyetinde değildir. Mal bildirimi dışında kendisi tarafından tespit edilen malları da, mal bildirimindeki mallarla birlikte veya onlara tercihen haczedebilir. Yapılan takibat sonunda borçlu borcunu rızaen ödemediği takdirde, vergi dairesince haczolunan mallar satışa çıkarılarak kamu alacağı tahsil edilir.</p>

<p></p>

<p>Kamu alacağının tahsili için hakkında takip muamelelerine başlanan borçlu kısmen veya tamamen tahsile engel olmak veya tahsili zorlaştırmak maksadıyla mallarından bir kısmını veya tamamını:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Mülkünden çıkararak, telef ederek yahut değerden düşürerek gerçek surette,</li>
 <li>Gizleyerek, kaçırarak muvazaa yolu ile başkasının uhdesine geçirerek veya aslı olmayan borçlar ikrar ederek, yahut alındılar vererek gerçeğe aykırı surette, varlığını yok eder veya azaltır ve geri kalan mallar borcu karşılamaya yetmezse altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>Ödeme Emrine Karşı Hangi Nedenlerle Dava Açılabilir?</strong></p>

<p>Ödeme emrini alan borçlu;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Böyle bir borcunun olmadığı,</li>
 <li>Borcunu kısmen ödediği,</li>
 <li>Borcun zamanaşımına uğradığı, iddiasıyla tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde borcun türüne göre; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamındaki borçlar için vergi mahkemesinde, diğer borçlar için idare mahkemesinde dava açabilir. Ödeme emrinde yer alan borcun bir kısmına dava açılabilir. Ancak dava dilekçesinde dava açılacak kısmın türü ve tutarının açıkça gösterilmesi gerekir.</li>
</ul>

<p></p>

<p>Dava açan borçlu hakkında takip işlemleri, davayı gören mahkemece yürütmeyi durdurma kararı verilmediği sürece devam eder. Bilindiği gibi, vergi dairesinden tebliğ edilen ödeme emrine karşı 6183 sayılı Kanununun m.58 hükmü gereğince; iptal davası 15 gün içerisinde ilgili vergi mahkemesinde açılmalıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>Vergi Hukukunda Ödeme Emrinin İptali Davası</strong></p>

<p></p>

<p>Ödeme emrinin mutlak surette gerçek ve tüzel kişiliğin asıl muhatabına tebliğ edilmesi zorunludur. Gerçek kişilerde mükellefe veya yanında çalışan sigortalı personeline tebligat yapılması gerekir. Anonim ve limited şirketlerde ise mutlak surette tüzel kişiliğin yetkilisine tebligat yapılması zorunludur. Hatalı muhataplara yapılan tebligatlar geçersizdir. Ödeme emri hakkında dikkat edilecek özet bilgiler aşağıda olduğu gibidir;</p>

<p><strong>1. </strong>Ödeme emrine karşı yukarıda izah edildiği gibi, vergi dairesine itiraz yapılamaz. Ancak 15gün içerisinde ilgili vergi mahkemesine iptal davası açılabilir.</p>

<p><strong>2. </strong>Ödeme emrine karşı dava açılması sırasında ileri sürülebilecek iddialar şunlardır: Böyle bir borcumuz yoktur iddiası, borcun kısmen veya tamamen ödenmiş olduğu iddiası, borca karşılık düzeltme talebi veya mahsup talebinin bulunduğu iddiası, ödeme emrinde hata olduğu iddiası , ödeme emri tebliğ edilen kişi şahsı ve muhatabında hata, tebliğ edilen ödeme emrinin zamanaşımına uğramış olduğu iddiası ( 6183 sayılı AATUH yasa md. 102)</p>

<p><strong>3.</strong> Ödeme emrine karşı tarh zaman aşımı içerisinde (yani 5 yıl içerisinde) vergi hatası mevcut ise, ancak 213 sayılı VUK md. 116 ila 124 hükümlerine göre düzeltme talep edilebilir. Burada düzeltme zamanaşımı önemlidir.</p>

<p><strong>4.</strong> Ödeme emrine karşı ilgili vergi mahkemesinde iptal davası açılması halinde mutlak surette yürütmenin durdurulması talep edilmelidir. Bazı hallerde mahkemeler, yürütmenin durdurulmasına teminat istenmeden karar verebilir. (Bkz İYUK md. 27, 28) Bazı hallerde de mükelleflerce gösterilen teminat karşılığında mahkeme tarafından yürütmenin durdurulması kararı verilebilir. (Bkz İYUK md. 27)</p>

<p><strong>5.</strong> Yürütmenin durdurulması kararı verilmeden önce, mahkeme davalı idarenin savunmasını alıp, işin esasına göre bu konuda karar vermektedir. Yürütmenin durdurması hakkında kararlar İYUK md. 27/9 hükmüne göre öncelikle incelenir, karara bağlanır. Aynı konu hakkında iki kez yürütme durdurulması talebinde bulunulamaz</p>

<p><strong>6. </strong>İYUK md. 28 hükmüne göre YD hakkında verilen kararlar vergi dairesi tarafından infaz edilerek uygulanır. Tarafların YD kararlarına bölge idare mahkemesi nezdinde itiraz/istinaf etme olanakları mevcuttur.</p>

<p><strong>7. </strong>Özel esasları alınan mükelleflerin buradan çıkış ile ilgili açtıkları iptal davalarında yürütmenin durdurulması hakkında verilen karar gereğince mükellefler genel esaslara dönüştürülmektedir.</p>

<p><strong>8. </strong>Tarhiyat aşamasında (1) nolu vergi ve ceza ihbarnamesine karşı (30) gün içerisinde dava açma süresini kaybedenler sonraki aşamalarda ödeme emrine karşı sınırlı belli konularda (15) gün içerisinde dava açma yolu mümkündür. Bu süre şimdilik (15) gün olup, torba Yasa ile 15 güne çıkarılmaktadır. Burada ileri sürülecek iddialar ödeme emrine karşı açılabilecek davada sınırlı olarak dermeyan edilebilir.</p>

<p><strong>9. </strong>İhbarname aşamasında açılan vergi davaları açısından yürütmenin durdurulması talep edilemez. Çünkü, (1) nolu ihbarnameye karşı vergi yargısında dava açılması durumunda tahsilat otomatik olarak durmaktadır. Bu nedenle, yürütmenin durdurulması talep edilmesine lüzum yoktur. (Bkz. VUK md. 368)</p>

<p><strong>10. </strong>Üzerinde uzlaşılan vergi ve cezalar için uzlaşma komisyonu kararına göre ödeme yapılır. Uzlaşmada mutabık kalınması halinde kesinlikle yargıya gidilemez. Dava açılamaz. Tarhiyat öncesi uzlaşmaya müracaat edip, uzlaşma müzakerelerinde uzlaşmaya varılmaması halinde ikinci kez tarhiyat sonrası uzlaşma talep olunamaz. Vergi dairesinden gelecek ihbarnameler üzerine vergi yargısına müracaat olunabilir.</p>

<p>Borçlu borcun tamamına veya bir kısmına karşı vergi mahkemesinde açtığı davanın tamamen veya kısmen reddi halinde, ret kararının kendisine tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde mal bildiriminde bulunmak mecburiyetindedir.</p>

<p></p>

<p>Mal bildiriminde bulunmadığı takdirde mal bildiriminde bulununcaya kadar bir defaya mahsus olmak ve üç ayı geçmemek üzere hapisle tazyik olunur. Ancak, davanın devamı sırasında, yürütmenin durdurulması kararı verilmediği müddetçe takip işlemleri süreceğinden, borcu karşılayacak değerde mal haczi yapılmış olması halinde, borçlunun dava sonucunda ayrıca mal bildiriminde bulunmasına gerek bulunmamaktadır.</p>

<p></p>

<p>15 günlük süre içerisinde ödeme emrine konu borcun tamamen ödenmesi halinde, mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü ortadan kalkacaktır. İlk derece mahkemesinde açtığı davayı kaybeden borçlunun, açtığı davaya konu tutarının şartlarını taşıması halinde üst yargıya başvurması mümkündür. Borcun bir kısmına karşı dava açılması, dava konusu yapılmayan kısım için mal bildiriminde bulunma süresini uzatmaz.</p>

<p></p>

<p>Vergi hukukunda ödeme emri, kamu alacağının cebren tahsil sürecine geçilmesi bakımından önemli bir takip işlemidir. Bu nedenle kendisine ödeme emri tebliğ edilen kişinin, işlemin hukuka uygunluğunu ve ödeme emrine konu kamu alacağının mevcut olup olmadığını gecikmeksizin değerlendirmesi gerekir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58. maddesi kapsamında; böyle bir borcun bulunmadığı, borcun kısmen ödendiği veya zamanaşımına uğradığı yönündeki itirazlar ileri sürülebilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Ödeme emrinin iptali davalarında, ödeme emrinin dayanağı olan kamu alacağının niteliği, daha önce tesis edilen işlemlerin kesinleşip kesinleşmediği, usulüne uygun tebligat yapılıp yapılmadığı, tahsil zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği ve borcun gerçekten mevcut olup olmadığı somut olayın özelliklerine göre incelenmelidir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun güncel karar özetlerinde de ödeme emrine karşı açılan davada, 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesinde öngörülen itiraz sebeplerinin sınırlarının önem taşıdığı görülmektedir.</p>

<p>Özellikle ödeme emrinin tebliğinden itibaren <strong>15 günlük sürenin</strong> kaçırılmaması, ileri sürülebilecek hukuki sebeplerin doğru belirlenmesi ve dava dilekçesinin somut olayın özelliklerine göre hazırlanması önemlidir. Vergi borcu, vergi cezası, tahsil zamanaşımı, ödeme emri ve cebren tahsil işlemleri birbirinden ayrı hukuki değerlendirmeler gerektirebilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-hukukunda-odeme-emrinin-iptali-davasi-dal-1</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-jjdkfa1aa.jpg" type="image/jpeg" length="11841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Gedik Üniversitesi Kaynak ve Malzeme Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-gedik-universitesi-kaynak-ve-malzeme-teknolojileri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-gedik-universitesi-kaynak-ve-malzeme-teknolojileri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Gedik Üniversitesi Kaynak ve Malzeme Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 27 Eylül 2026 Tarihli ve 33383 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Gedik Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL GEDİK ÜNİVERSİTESİ KAYNAK VE MALZEME TEKNOLOJİLERİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, İstanbul Gedik Üniversitesi Kaynak ve Malzeme Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, İstanbul Gedik Üniversitesi Kaynak ve Malzeme Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: İstanbul Gedik Üniversitesi Kaynak ve Malzeme Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Mütevelli Heyet: İstanbul Gedik Üniversitesi Mütevelli Heyeti,</p>

<p>ç) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>d) Rektör: İstanbul Gedik Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>e) Üniversite: İstanbul Gedik Üniversitesini,</p>

<p>f) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Kaynak teknolojileri ve malzeme mühendisliği alanlarında bilimsel ve teknolojik araştırma-geliştirme faaliyetleri yürütmek; bu alanlarda yeni ürün, proses ve teknolojiler geliştirmek.</p>

<p>b) Kaynak mühendisliği, kaynak robotları, kaynak ekipmanları, sarf malzemeleri ve tel ark eklemeli imalat (WAAM) gibi ileri imalat teknolojileri konularında uygulamalı araştırmalar yapmak.</p>

<p>c) Metalurjik ve mekanik karakterizasyon, malzeme analizi, kaynaklı birleştirme performans testleri gibi alanlarda araştırma ve test altyapısı oluşturmak ve bunların sanayiye aktarılmasını sağlamak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında üniversite-sanayi iş birliği kapsamında ulusal ve uluslararası kurumlarla ortak projeler yürütmek, danışmanlık, test, sertifikasyon programları düzenlemek ve eğitim hizmetleri sunmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında kaynak teknolojileri ve malzeme mühendisliği alanlarında sertifikalı eğitim programları düzenlemek, nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>e) Akademik, endüstriyel ve savunma sanayi uygulamalarına yönelik yeni nesil kaynak yöntemleri, robotik sistemlerin ve kaynak güvenliği teknolojilerinin geliştirilmesini desteklemek.</p>

<p>f) Ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyindeki öğrencilere araştırma ortamı sağlamak, projelerde görev almalarını teşvik etmek.</p>

<p>g) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Merkezin faaliyet alanlarında elde edilen sonuçların yaygınlaştırılmasını sağlamak, bilimsel yayın, patent, faydalı model ve teknolojik ürün ticarileştirilmesine teşvik etmek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Kaynak ve malzeme teknolojileri konularında bilimsel ve teknolojik araştırma-geliştirme çalışmaları yürütmek.</p>

<p>b) Kaynak sarf malzemeleri, elektrotlar, kaynak robotları, güç kaynakları ve kontrol sistemlerinin yerli üretimine yönelik Ar-Ge projeleri yürütmek.</p>

<p>c) Malzeme karakterizasyonu, kaynaklı birleştirme testleri, mekanik ve mikroyapısal analizler ile kalite kontrol hizmetleri sunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi dolan Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan öğretim üyeleri arasından bir kişi, Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir.</p>

<p>(3) Müdür yardımcısı, Müdürün kendisine vereceği görevleri yapar. Müdürün görevi başında bulunmadığı zamanlarda vekâleten görev yapar. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcısının görevi de sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu kararlarını uygulamak.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık çalışma planını ve faaliyet raporunu Yönetim Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>d) Merkezin stratejik hedefleri doğrultusunda proje, iş birliği ve finansman kaynaklarını geliştirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür, müdür yardımcısı ile Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından iki yıl süre için görevlendirilen üç üye ile birlikte toplam beş üyeden oluşur. Yönetim Kurulu ayda bir kez toplanır. Yönetim Kurulu üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ve yönetimi ile ilgili konuları görüşmek ve karar almak.</p>

<p>b) Müdürün önerisiyle; çalışma grupları ve proje ekipleri oluşturmak.</p>

<p>c) Merkezin yıllık faaliyet raporunu değerlendirmek ve yıllık çalışma programını hazırlamak.</p>

<p>ç) Üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmek ve eğitim faaliyetlerine ilişkin stratejik kararlar almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür başkanlığında, müdür yardımcısı, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite içinden ve dışından öğretim elemanları ile kamu kurum ile özel sektör temsilcileri arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilen üyeler dahil olmak üzere en az dokuz, en fazla on bir üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Süresi dolan üyeler aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Danışma Kurulu yılda en az iki defa toplanır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri, Merkezin faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi, etkinliğinin artırılması ve uzun vadeli hedefleri, stratejik planların geliştirilmesi konularında önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaların verimliliğini ve etkinliğini artırmak üzere sürekli veya geçici çalışma grupları oluşturulabilir. Çalışma grupları, Müdürün teklifi ve Yönetim Kurulu kararıyla kurulur.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman ve demirbaşlar Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini uygun gördüğü sürede ve ölçüde Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) 4/9/2016 tarihli ve 29821 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gedik Üniversitesi Kaynak Teknolojisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Gedik Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-gedik-universitesi-kaynak-ve-malzeme-teknolojileri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="47726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Gedik Üniversitesi Robot ve Eklemeli İmalat Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-gedik-universitesi-robot-ve-eklemeli-imalat-teknolojileri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-gedik-universitesi-robot-ve-eklemeli-imalat-teknolojileri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Gedik Üniversitesi Robot ve Eklemeli İmalat Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 27 Eylül 2026 Tarihli ve 33383 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Gedik Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL GEDİK ÜNİVERSİTESİ ROBOT VE EKLEMELİ İMALAT TEKNOLOJİLERİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İstanbul Gedik Üniversitesi Robot ve Eklemeli İmalat Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Robot ve Eklemeli İmalat Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: İstanbul Gedik Üniversitesi Robot ve Eklemeli İmalat Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İstanbul Gedik Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İstanbul Gedik Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; robot ve eklemeli imalat teknolojileri alanında teknolojik gelişmelerin izlenmesi ve uygulamaya konulması ile yeni tasarımların geliştirilmesi amacıyla disiplinler arası bilimsel araştırmalar yapmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Bilimsel araştırma, inceleme, geliştirme, uygulama yapmak, Merkezin çalışma alanlarına yönelik iletişim altyapısını ve veri bankalarını kurmak.</p>

<p>b) Merkezin amacına yönelik olarak, yurt içindeki ve yurt dışındaki araştırma ve eğitim kurumlarıyla iş birliği yapmak.</p>

<p>c) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Merkezin çalışmalarını daha ileri düzeye çıkarabilmek için; kurslar, seminerler, konferanslar, kongreler ve benzeri toplantı ve faaliyetleri organize etmek ve bunlara katılmak.</p>

<p>ç) Araştırma ve uygulama çalışmaları sonunda elde edilen bilimsel ve teknik bulguları ve verileri açıklayan, sorunlara çözüm önerileri sunan bülten, rapor, proje, kitap, makale, dergi ve benzeri yayınlarda bulunmak.</p>

<p>d) Üniversite, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşları için robot teknolojileri konusunda danışmanlık hizmetleri vermek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin tam zamanlı öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Rektör; Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Yönetim Kurulu üyeleri arasından bir kişiyi müdür yardımcısı olarak görevlendirir. Müdürün görevi başında bulunmadığı zamanlarda kendisine müdür yardımcısı vekâlet eder. Müdür yardımcısı, Müdürün kendisine vereceği görevleri yapar. Müdürün görev süresi sona erdiğinde veya herhangi bir sebeple görevinden ayrıldığında müdür yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, bu toplantıların gündemini hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarının düzenli yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulu kararlarının uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait yıllık çalışma programını düzenlemek ve Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektörün onayına sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu </strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin tam zamanlı öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Görev süresi biten üyeler aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine ayda en az bir kez olmak üzere salt çoğunluk ile toplanır ve kararlar katılanların oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışma ve yönetimi ile ilgili konularda karar almak.</p>

<p>b) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve yıllık çalışma programını görüşüp karara bağlamak.</p>

<p>c) Araştırma, yayım ve diğer çalışma alanlarına ilişkin konularda karar almak.</p>

<p>ç) Merkezin çalışmaları için gerekli çalışma gruplarını ve komisyonları kurmak.</p>

<p>d) Danışma Kurulu ile istişare ederek uzun vadeli bilimsel ve idari planları hazırlamak.</p>

<p>e) Merkez faaliyetleri için gerekli olan kaynakların yönetim süreçlerine ait çalışma ve önerilerin Merkezde kullanımına ilişkin karar almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu </strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu, Müdür ile Yönetim Kurulunun önerisi ve Rektörün onayıyla Üniversite içinden ve dışından Merkezin faaliyet alanları ile ilgili konularda çalışmaları ve deneyimleri bulunan kişiler arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen üyelerle birlikte en az dokuz, en fazla on bir üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, yılda en az iki kez toplanır. Müdür gerekli gördüğü takdirde Danışma Kurulunu toplantıya çağırabilir.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Uzun vadeli bilimsel ve idari planları değerlendirerek, Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin çalışmalarını geliştirmeye yönelik önerilerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine göre Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) 14/2/2013 tarihli ve 28559 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gedik Üniversitesi Robot Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Gedik Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-gedik-universitesi-robot-ve-eklemeli-imalat-teknolojileri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="47929"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2024/4319 E., 2025/10058 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20244319-e-202510058-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20244319-e-202510058-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 15.10.2025 tarihli, 2024/4319 E. ve 2025/10058 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/4319 E., 2025/10058 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/858 E., 2022/358 K.<br />
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanığın 29.04.2022 tarihli temyiz dilekçesinde, temyiz nedenlerini gösterdiği anlaşıldığından, Tebliğnamedeki "temyiz isteminin reddine" ilişkin düşünceye iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Dairemizin 09.03.2020 tarihli 2019/4893 Esas ve 2020/1702 Karar sayılı bozma ilamına uyularak, Çorum 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2020 tarih, 2020/232 Esas, 2020/216 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kamu davasının durması ile Yargıtay ilamının gereği yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir. 01.07.2020 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştirilen Durma kararınn sanığa tebliğ edildiğine dair evrakın dosyada bulunmadığı,</p>

<p>Sanık hakkında, durma kararı üzerine, 5237 sayılı TCK'nın 6545 sayılı Kanun ile değişik 191/2. maddesi uyarınca Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca ikinci kez 17.08.2020 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile birlikte denetimli serbestlik tedbiri kararı verildiği kararda kanun yolu başvuru süresinin "7 gün" olarak gösterildiği, tedbirin infazı için Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderilerek infaza başlanıldığı, sanığın kendisine yüklenen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uygun davranarak erteleme kararının infazını 30.08.2020 tarihinde tamamladığının bildirilmesinden sonra, sanığa "17.08.2020 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının itiraz süresinin hatalı gösterildiği, itiraz süresinin 15 gün olduğu" ihtarı ile 25.09.2021 tarihinde tebliğ edildiği, ancak kesinleşme şerhinin dosyada bulunmadığı,</p>

<p>Sanığın 16.06.2019 tarihinde işlemiş olduğu uyuşturucu kullanma veya kullanmak için bulundurma suçunda açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde İstanbul Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20.02.2020 tarih, 2020/29 Esas, 2020/163 Karar sayılı kararıyla mahkûmiyetine karar verildiği, anılan kararı itirazen inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesi'nin 07.09.2021 tarih, 2020/2652 Esas, 2021/2121 Karar sayılı kararında 16.06.2019 tarihinde işlemiş olduğu suçun Çorum 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/232 Esas sayılı dosyasında verilen durma kararı kapsamında verilen erteleme kararının ihlali mahiyetinde olduğunun belirtilerek düşme kararının verildiği, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kaldırılarak 01.12.2021 tarihli birleştirme talepli iddianamesi ile "16.06.2019 tarihli eylemi ile 19.12.2014 tarihli kamu davasının erteleme kararı ile hakkında verilen 5 yıllık deneme süresi içerisinde yeniden aynı suçu işlediği, bu kapsamda erteleme kararını ihlal ettiği" iddiası ile kamu davası açıldığı, ancak 19.12.2014 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararında 5271 sayılı Kanun'un 173. maddesi uyarınca "kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde sulh ceza hakimliğine itiraz hakkı bulunduğunun" gösterilmemesi suretiyle sanığın yanıltıldığı, böylece erteleme kararının kesinleşmediği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>09.03.2020 tarihli Durma kararından sonra incelemeye konu 12.10.2014 tarihli suça ilişkin olarak ikinci kez verilen 17.08.2020 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ise ihlal sayılan 16.06.2019 tarihli eylemden sonra verildiği ve itiraz süresinin 15 gün olduğu ihtarı ile 25.09.2021 tarihinde sanığa yeniden tebliğ edildiği anlaşılarak yapılan incelemede;</p>

<p>Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan yürütülen soruşturmalarda, 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesinde yer alan "Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez" amir hükmü gereği, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının sadece bir kez verilebileceği, aynı şüpheli hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu nedeniyle farklı tarihlerde işlediği eylemlerden dolayı birden fazla kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmiş ise, bunlardan usûlüne uygun olarak verilip kesinleşen ilk kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının esas alınması gerektiği kabul edildiğinden ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmesine kadar aynı suçtan işlenen tüm eylemlerin tek suç olarak ve cezanın belirlenmesinde 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi kapsamında alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olarak kabul edildiği de dikkate alınarak, Cumhuriyet başsavcılığı ve/veya mahkemelerden ilgili dosyaların getirtilip incelenmesi, usûlüne uygun şekilde verilip kesinleşen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının bulunup bulunmadığı belirlenip, derdest dava bulunması halinde davaların birleştirilmesi; hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise, gerektiğinde olağanüstü kanun yollarına başvurulabileceği, sonucuna göre, tüm deliller birlikte gözetilmek suretiyle, incelemeye konu eylem nedeniyle yeniden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilip verilmeyeceği veya eylemlerin tek suç, zincirleme suç ya da bağımsız suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra sanığın hukukî durumun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden Tebliğname'ye aykırı olarak, hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,15.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20244319-e-202510058-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="86740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2026/2547 E., 2026/3649 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20262547-e-20263649-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20262547-e-20263649-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 30.03.2026 tarihli, 2026/2547 E. ve 2026/3649 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/2547 E., 2026/3649 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/398 E., 2020/473 K.<br />
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma<br />
İNCELEME KONUSU KARAR: Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p><br />
Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile hükümlü hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 191/1. ve 62. maddeleri uyarınca hükmedilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının, aynı Kanun'un 51. maddesi uyarınca ertelenmesine ve 1 yıl 8 ay denetim süresi belirlenmesine karar verildiği ve hükmün, istinaf edilmeksizin 27.11.2020 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 28.01.2026 tarihli ve 2024/40195 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.02.2026 tarihli ve KYB-2026/17915 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.02.2026 tarihli ve KYB-2026/17915 sayılı kanun yararına bozma isteminin;<br />
“Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 28.05.2025 tarihli ve 2023/21339 esas, 2025/6105 karar sayılı ilâmı ile aynı Dairenin 21.04.2025 tarihli ve 2023/21372 esas, 2025/4659 karar sayılı ilâmında da belirtildigi üzere, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ve bu karar ile birlikte verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına iliskin kararın itiraz yolu açık olmak üzere, karar tarihinde yürürlükte olan başvuru süresi de belirtilmek suretiyle verilmesi ve şüpheliye usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi gerektiği, hakkında verilen karara karşı şüpheliye itiraz hakkı tanınmadan ve karar kendisine usulüne uygun şekilde tebliğ edilmeden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı gibi erteleme süresinin de işlemeye başlamayacağı, dolayısıyla bu durumda usulüne uygun şekilde verilmiş ve kesinleşmiş bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı bulundugundan söz edilemeyeceği nazara alındığında,</p>

<p>Somut olayda, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 06.11.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik kararının tebliği için, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10. maddesi gereğince şüphelinin beyan ettiği adresine çıkartılan tebligatın bilâ tebliğ dönmesi üzerine, bu defa aynı adrese çıkartılan tebligatın 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca tebliğ edilmiş sayılarak anılan kararın kesinleştirildiği anlaşılmış ise de;</p>

<p>7201 sayılı Kanun'un 35. maddesinde yer alan, "Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. (Değişik fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./9.mad.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. (Değişik fıkra: 19/03/2003 - 4829 S.K./11. md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır..." şeklindeki hükümler dikkate alındığında, dosya kapsamında, sanığın bilinen son adresine daha önce usulüne uygun olarak yapılmış herhangi bir tebligat bulunmadığı ve bu durumda tebligatın usulsüz olduğu, kamu davasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemesi nedeniyle kesinleşmediği, bu nedenle infazına da başlanamayacağı, denetimli serbestlik müdürlüğünce yapılan tebligatların da hukukî sonuç doğurmayacağı, bu durumda ise denetim süresinin başladığının da kabul edilemeyeceği cihetle, kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden kamu davasının durmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”</p>

<p>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Şüpheli hakkında, 21.10.2017 tarihinde işlediği iddia olunan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 06.11.2018 tarihli ve 2018/38480 Soruşturma, 2018/2916 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, erteleme karar içeriğinde, karara karşı itiraz kanun yolu süresi ve bu sürenin başlangıcı ile merciinin usûlüne uygun şekilde gösterildiği, tedbirin infazı için kararın Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği,</p>

<p>B. Şüphelinin, kendisine yüklenen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uygun davranmadığının bildirilmesi üzerine, erteleme kararının kaldırılarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 27.08.2020 tarihli ve 2018/38480 Soruşturma, 2020/20325 Esas, 2020/12485 sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı,</p>

<p>C. Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 19.11.2020 tarihli ve 2020/398 Esas, 2020/473 Karar sayılı kararı ile, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 191/1. ve 62. maddeleri uyarınca hükmedilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının, aynı Kanun'un 51. maddesi uyarınca ertelenmesine ve 1 yıl 8 ay denetim süresi belirlenmesine karar verildiği ve hükmün, istinaf edilmeksizin kesinleştiği,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>D. Dosya kapsamına göre;<br />
Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.11.2020 tarihli kararını takiben, denetim süresi içinde yeni bir suç işlendiğinin ihbar edilmesi üzerine, hükümlü hakkındaki erteli hapis cezasının aynen infazına ilişkin Bakırköy 4. İnfaz Hâkimliğinin 29.11.2023 tarihli ve 2023/12122 Esas, 2023/12178 Karar sayılı kararının, asıl kararın kanun yararına bozulması halinde hukuki değerden yoksun olacağı değerlendirilerek yapılan incelemede;</p>

<p>1. 5271 sayılı CMK'nın 225. maddesinde "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.</p>

<p>Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açık aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. Dolayısıyla, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan düzenlenen iddianame içeriğinde de, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına esas alınan eylem anlatımının yanında ve 5237 sayılı TCK'nın 191/4-a. maddesinde yer alan yükümlülük ihlâlinin ya da 5237 sayılı TCK'nın 191/4-b-c. maddelerinde yer alan ihlâl sayılan eylem anlatımının, kamu davası 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi kapsamında açılıyorsa bu eylem anlatımının açık bir şekilde yer alması gerekmektedir.</p>

<p>Ancak, dosyanın incelenmesinde, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27.08.2020 tarihli ve 2018/38480 Soruşturma, 2020/20325 Esas, 2020/12485 sayılı iddianame içeriğinde kamu davasının açılmasının ertelenmesine esas alınan 21.10.2017 tarihli eyleme ilişkin herhangi bir anlatıma yer verilmediği sadece yükümlülük ihlâlinin anlatımına yer verildiği gözetilmeksizin sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. 7201 sayılı Kanun’un 10. maddesinde yer alan, ''(1) Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması caizdir. (2) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." şeklindeki düzenleme ile anılan Kanun'un 35. maddesinde yer alan, "Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. (Değişik fıkra: 11.01.2011-6099 S.K./9 uncu mad.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. (Değişik fıkra: 19.03.2003 - 4829 S.K./11 inci md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır." şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, öncelikle sanığın bilinen en son adresine tebligatın çıkarılarak, önceki adresinde bulunamayan sanığın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi olup olmadığının araştırılarak, MERNİS adresine 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre tebliğ yapılması gerektiği, MERNİS adresinin olmadığının tespiti halinde ancak 35. maddeye göre daha önce usûlüne uygun bir şekilde tebligat yapılan eski adrese tebliğ işlemi yapılabileceği dikkate alındığında,</p>

<p>21.10.2017 tarihli eylem nedeniyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 06.11.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi karar tebliği için, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10. maddesi gereğince şüphelinin beyan ettiği adresine çıkartılan tebligatın bilâ tebliğ dönmesi üzerine, bu defa aynı adrese çıkartılan tebligatın 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca tebliğ edilmiş sayılarak anılan kararın kesinleştirildiği ancak, öncelikle sanığın bilinen en son adresine tebligatın çıkarılarak önceki adresinde bulunamayan sanığın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi olup olmadığının araştırılıp, 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre mernis adresine tebliğ yapılması gerektiği, mernis adresinin olmadığının tespiti halinde anılan Kanun'un 35. maddesine göre daha önce usûlüne uygun bir şekilde tebligat yapılan eski adrese tebliğ işlemi yapılabileceği, mernis adresi araştırılması yapılmadan ve daha önce usûlüne uygun tebligat yapıldığına ilişkin bir belge de bulunmayan adresine 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre yapılan tebligatın usûlsüz olduğu, dolayısıyla usûlüne uygun tebligat yapılmadığı için erteleme kararı şüpheli tarafından öğrenilmiş olsa bile kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının usûlüne uygun şekilde kesinleştiğinden söz edilemeyeceği, usûlüne uygun kesinleşmeyen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı nedeniyle de tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı gibi, beş yıllık erteleme süresinin de işlemeye başlamayacağı, bu nedenle yükümlülük ihlâlinden söz edilemeyeceği anlaşıldığından;</p>

<p>Mahkemesince, kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca "durma" kararı verilerek, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın, karara karşı, tebliğ tarihinden itibaren 5271 sayılı CMK'nın 173. maddesinin 7499 sayılı Kanun ile değişik haline göre "iki hafta" içinde ilgili sulh ceza hakimliğine itiraz hakkı bulunduğu ihtarı ile birlikte usûlüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinin sağlanması ve usûlüne uygun şekilde kesinleştirilmesini takiben geçerli tebligat işlemleri yapılarak erteleme ve tedavi ve denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi gerektiği gözetilmeden mahkûmiyet kararı verilmesi,<br />
Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
 </p>

<p>A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,</p>

<p>B. Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.11.2020 tarihli ve 2020/398 Esas, 2020/473 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 309/4-b maddesi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>30.03.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20262547-e-20263649-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="11091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2015/13940 E., 2017/1537 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-ceza-dairesinin-201513940-e-20171537-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-ceza-dairesinin-201513940-e-20171537-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 04.07.2017 tarihli, 2015/13940 E. ve 2017/1537 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/13940 E., 2017/1537 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma<br />
Hüküm :1-Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyet</p>

<p>2-Sanıklar hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkumiyet ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>1-Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemede;<br />
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ile izinsiz kenevir ekme suçlarının ayrı suçları oluşturduğu ve her iki suç nedeniyle dava açılması gerektiği gözetilerek sanık ... hakkında münhasıran esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapmak suretiyle 2313 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan zamanaşımı süresince her zaman dava açılması mümkün görülmüştür.</p>

<p>Yapılan yargılama sonunda aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda tartışılıp sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,</p>

<p>2-Sanıklar ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükümlere yönelik yapılan incelemede;<br />
Sanıkların savunmalarının aksine, hükme esas kabul edilen 06.01.2010, 20.03.2010 ve 03.04.2010 tarihli olaylarda ele geçen uyuşturucu maddelerle ilgileri olduğuna dair delil elde edilemediği; sanıkların temin ettiği kabul edilen maddeler ele geçirilemediğinden uyuşturucu madde olup olmadığının teknik bir yöntemle tespit edilememesi nedeniyle eylemin sübut bulmadığı ve uyuşturucu madde ticareti yaptıklarına dair başkaca bir eylemlerinin tesbit edilemediği; sanık ...'a ait ikamette yapılan arama sonucu herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmediği, sanık ...'e ait ikamette yapılan arama sonucu ele geçen 7 paket uyuşturucu maddeyi sanığın satma veya başkasına verme gibi kullanma dışında bir amaç için bulundurduğuna ilişkin delil elde edilemediği; sonuç olarak sanık ...'ın soyut anlatımı ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,</p>

<p>3-Sanık ... ve ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan kurulan hükümlere yönelik yapılan incelemede;</p>

<p>a-5271 sayılı CMK'nın 225/1. maddesinde öngörülen "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir" hükmü mevcut olup; 19.10.2009 tarihinde üzerinde ele geçen ve kişisel kullanım miktarındaki 4,3 gram uyuşturucu madde ile ilgili olarak, sanık ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlediği yolunda iddianamede herhangi bir anlatıma yer verilmediği, dolayısıyla kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu nedeniyle sanık hakkında açılmış bir dava bulunmadığı, bununla birlikte olay tarihi ve öncesinde uyuşturucu madde kullandığı teknik yöntemlerle de saptanamadığı gibi, kendi soyut anlatımları dışında, yüklenen suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, yasal ve yeterli başka bir kanıt da bulunmadığı gözetilmeden beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,</p>

<p>b-Kendisinde uyuşturucu madde ele geçirilemeyen, olay tarihi ve öncesinde uyuşturucu madde kullandığı teknik yöntemlerle de saptanamadığı gibi, kendi soyut anlatımı dışında, yüklenen suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, yasal ve yeterli başka bir kanıt da bulunmayan sanık ...'ın beraatine karar verilmesi gerekirken, uyuşturucu madde kullandığına ilişkin soyut beyanlarına dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması,</p>

<p>4-Sanık ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemeye gelince;<br />
Mevcut belge ve deliller, hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrası ve aynı Kanun'un 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin, olaya tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığının tesbiti açısından yeterli görülmediğinden, öncelikle, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra;</p>

<p>a-Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK'nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine”,</p>

<p>b-Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanık hakkında, 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik TCK'nın 191. maddesi ve aynı Kanun'un 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”,</p>

<p>c-Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulandıktan sonra, yükümlülüklerini ihlal ettiği iddia edilen sanık hakkında, 6545 sayılı Kanun'un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 7. maddenin 3. fıkrası uyarınca, yargılamaya devam olunarak, suç tarihi itibarıyla, TCK'nın 191. maddesi çerçevesinde bir karar verilmesinde, zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... müdafileri ile sanıklar ... ve ...'in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, sanık ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu yönünden diğer yönleri incelenmeksizin hükümlerin BOZULMASINA, 04.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-ceza-dairesinin-201513940-e-20171537-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="19994"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında WhatsApp Mesajları ve Konum Verisi Delil Olarak Kullanılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasinda-whatsapp-mesajlari-ve-konum-verisi-delil-olarak-kullanilabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasinda-whatsapp-mesajlari-ve-konum-verisi-delil-olarak-kullanilabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 yılında aile mahkemelerine taşınan çekişmeli boşanma dosyalarının önemli bir kısmında artık tanık ifadeleri kadar, ekranda donmuş bir WhatsApp yazışması ya da paylaşılan bir konum bilgisi de belirleyici bir rol oynuyor. Telefonlar hayatın bu kadar merkezine yerleştikçe eşler arasındaki güvensiz...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p dir="auto">2026 yılında aile mahkemelerine taşınan çekişmeli boşanma dosyalarının önemli bir kısmında artık tanık ifadeleri kadar, ekranda donmuş bir WhatsApp yazışması ya da paylaşılan bir konum bilgisi de belirleyici bir rol oynuyor. Telefonlar hayatın bu kadar merkezine yerleştikçe eşler arasındaki güvensizliğin izleri de dijital ortamda birikiyor. Peki bu izler mahkemede gerçekten delil sayılıyor mu, yoksa toplanma biçimine göre elinizdeki her şey bir anda geçersiz mi kalıyor?</p>

<h4><strong>Dijital Delil Çağında Boşanma Davaları Nasıl Değişti?</strong></h4>

<p>On yıl önce bir boşanma dosyasında delil denince akla genellikle tanık beyanları ve fotoğraflar gelirdi. Bugün ise mahkeme dosyalarının büyük bölümünde en az bir ekran görüntüsü, mesaj dökümü ya da konum kaydı yer alıyor. Bu değişimin arkasında akıllı telefonların ve aile paylaşım uygulamalarının günlük yaşamın her anına nüfuz etmesi var.</p>

<p>Dijital delillerin hukuka uygunluğu, danışma sürecinin en kritik adımlarından biri</p>

<p>Örneğin üç yıllık evliliği boyunca eşinin sık sık şehir dışı iş seyahatine çıktığını düşünen Merve, bir gün ortak kullanılan aile hesabındaki konum geçmişinde eşinin iddia ettiği şehirde hiç bulunmadığını fark eder. Elindeki bu bilgiyi dava dosyasına koymak isteyen Merve gibi pek çok kişi, aslında hukuki açıdan hassas bir eşiğin üzerinde durduğunun farkında bile değildir.</p>

<h4><strong>WhatsApp Mesajları Delil Olarak Ne Zaman Geçerli Kabul Edilir?</strong></h4>

<p>Türk hukukunda bir bilginin mahkemece delil olarak dikkate alınabilmesi için o bilginin hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması şarttır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesinin ikinci fıkrası, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin ispat aracı olarak kullanılamayacağını açıkça düzenler. Bu kural, içeriğin ne kadar çarpıcı olduğuna bakmaksızın uygulanır.</p>

<p>Somut olarak fark şu noktada ortaya çıkar: eşinin kendi rızasıyla telefonunu gösterdiği ya da bir yazışmayı kendi eliyle ilettiği bir durum ile, diğerinin şifresini kırarak ya da telefonunu izinsiz eline alarak mesajlara ulaştığı durum aynı kefeye konamaz. Ayşe’nin yaşadığı gibi bir örnek düşünün: eşi uyurken telefonunun kilidini tahmin ederek açıp mesajları fotoğraflayan kişi, elde ettiği görüntüleri mahkemeye sunsa bile bu delilin kabul görmesi büyük ölçüde mümkün değildir.</p>

<h4><strong>Konum Verisi Paylaşımları Hangi Durumlarda Kullanılabilir?</strong></h4>

<p>Konum bilgisi, içerik itibarıyla mesajlardan daha da hassas bir kategoridedir; çünkü kişinin gün içinde nerede bulunduğunu, kiminle görüştüğünü dolaylı biçimde ortaya koyar. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde konum verisi, kişinin özel hayatına ilişkin hassas bilgiler arasında değerlendirilir ve bu verinin işlenmesi de rıza esasına dayanır.</p>

<p>Pratikte en sık karşılaşılan senaryo, eşlerin aile güvenliği amacıyla birbirlerinin telefonuna konum paylaşım uygulaması kurmasıdır. Böyle bir uygulamayı iki taraf da bilerek ve isteyerek kurup kullanmışsa, bu paylaşım süresince elde edilen konum kaydı genellikle rızaya dayalı kabul edilir. Buna karşılık bir eşin diğerinin telefonuna habersizce takip yazılımı yükleyerek konum bilgisi toplaması, hem hukuka aykırı delil sorununu hem de ayrı bir suç riskini beraberinde getirir.</p>

<h4><strong>Hukuka Aykırı Şekilde Elde Edilen Delilin Bedeli Ne Olur?</strong></h4>

<p>Şifre kırarak ya da gizli yazılımla eşin telefonuna erişmek yalnızca dosyadaki delili geçersiz kılmakla kalmaz, ayrı bir ceza riski de doğurur. Türk Ceza Kanunu’nun 132. maddesi haberleşmenin gizliliğini ihlali, 134. maddesi ise özel hayatın gizliliğini ihlali suç olarak düzenler; bu maddeler kapsamında şikâyet konusu olabilecek bir eylem, boşanma davasındaki tarafı savunma pozisyonundan sanık pozisyonuna taşıyabilir. Nitekim eşinin telefonuna casus yazılım yükleyip aylarca mesajları takip eden bir kişi, boşanma davasında kusur delili sunmaya çalışırken karşı tarafın şikâyetiyle kendisi hakkında açılan bir ceza soruşturmasıyla karşılaşabilir.</p>

<p>Bunun sonucunda ortaya paradoksal bir tablo çıkar: elindeki mesajları göstermek isteyen kişi, mahkemeyi ikna etmek yerine kendi aleyhine bir ceza soruşturmasının kapısını aralamış olabilir. Bu yüzden dijital bir bilgiyi dosyaya koymadan önce nasıl elde edildiğinin muhakemesini yapmak, içeriğinden çok daha belirleyicidir.</p>

<p>Bir mesajı ya da konum kaydını dosyaya koymadan önce nasıl elde edildiği sorgulanmalı</p>

<h4><strong>Tartışmalı Nokta: Ortak Cihaz ve Aile Paylaşım Hesaplarında Sınır Nerede?</strong></h4>

<p>Bu alanda uygulamada gerçek bir görüş ayrılığı var. Bir kesim, ortak kullanılan bilgisayar, tablet ya da aile bulut hesabında bulunan bir yazışmanın “zaten ortak alanda” olduğu, dolayısıyla serbestçe kullanılabileceği görüşünü savunuyor. Diğer kesim ise cihazın ortak olmasının, üzerindeki her içeriğin de ortak sayılacağı anlamına gelmediğini vurguluyor.</p>

<p>Kanaatimizce ikinci yaklaşım hukuken daha isabetli. Bir cihazın veya hesabın fiziken paylaşılıyor olması, o hesaptaki kişisel bir mesajlaşma uygulamasına dair mahremiyet beklentisini otomatik olarak ortadan kaldırmaz; evlilik birliği de kişinin haberleşme özgürlüğünü askıya alan bir statü değildir. Bu nedenle ortak bilgisayardan rastlantısal biçimde açık kalan bir hesaba bakmakla, o hesaba bilerek ve arayarak girmek arasında ayrım yapılmalı; ikincisi yine rıza dışı erişim sayılmalıdır. Bu ayrım, hangi delillerin mahkemede geçerli kabul edildiği sorusunun cevabını da doğrudan şekillendirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong>Bu Delilleri Dava Dosyasına Sunarken Nelere Dikkat Edilmeli?</strong></h4>

<p>Elinizde hukuka uygun yollarla edinilmiş bir yazışma ya da konum kaydı varsa, bunu dosyaya en sağlam biçimde taşımanın birkaç pratik yolu var. Öncelikle orijinal cihaz üzerinde herhangi bir değişiklik, silme veya düzenleme yapılmamalı; ekran görüntüsü tek başına yeterli görülmeyebileceği için mümkünse ilgili içeriğin bir noter aracılığıyla tespiti yaptırılmalı.</p>

<p>İkinci olarak, içeriğin kimin tarafından ve hangi koşullarda paylaşıldığına dair bir tanık ya da yazılı açıklama eklemek, delilin inandırıcılığını güçlendirir. Son olarak, aynı iddiayı destekleyen birden fazla bağımsız kaynak (örneğin hem bir mesaj hem de o mesajla tutarlı bir tanık beyanı) sunmak, tek başına tartışmaya açık kalabilecek bir dijital kaydın ispat gücünü artırır. Bu üç adımı sırasıyla uygulamak, dosyanın hem hukuka uygunluk hem de ikna edicilik açısından güçlü durmasını sağlar.</p>

<p dir="auto"><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasinda-whatsapp-mesajlari-ve-konum-verisi-delil-olarak-kullanilabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/whats-manset.jpg" type="image/jpeg" length="64787"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞÜPHELİ TEŞHİRİ YÜRÜYÜŞÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/supheli-teshiri-yuruyusu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/supheli-teshiri-yuruyusu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ŞÜPHELİ TEŞHİRİ YÜRÜYÜŞÜ

Bir Stajyerin Sorusu Üzerine

Geçen gün hukuk öğrencisi stajyerimle birlikte Ankara Adliyesine gidiyorduk. Adliyenin avlusuna girdiğimiz sırada bir polis memurunun cep telefonuyla çevreyi görüntülediğini fark ettik. İlk bakışta adliyenin fotoğrafını ya da videosunu çeki...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ŞÜPHELİ TEŞHİRİ YÜRÜYÜŞÜ</strong></p>

<p><strong>Bir Stajyerin Sorusu Üzerine</strong></p>

<p>Geçen gün hukuk öğrencisi stajyerimle birlikte Ankara Adliyesine gidiyorduk. Adliyenin avlusuna girdiğimiz sırada bir polis memurunun cep telefonuyla çevreyi görüntülediğini fark ettik. İlk bakışta adliyenin fotoğrafını ya da videosunu çekiyor gibiydi. Genç meslektaşım merakla, “Bu polis ne yapıyor?” diye sordu.</p>

<p>Sorunun cevabı birkaç saniye sonra kendiliğinden geldi. Başka bir polis memuru, bir şüpheliyi elleri arkadan kelepçeli hâlde, ensesine bastırarak hızlı adımlarla yürütüyordu. Birinci polis de bu anı cep telefonuyla kaydediyordu.</p>

<p>“Bunun adı teşhir yürüyüşü,” dedim. “Ben de ilk defa FETÖ yargılamaları sırasında bu kadar görünür biçimde karşılaşmıştım.”</p>

<p>Biraz ilerledikten sonra ikinci soru geldi: “Bu hukuka aykırı değil mi Fahrettin Bey?”</p>

<p>Sustum.</p>

<p>Bu yazı, genç meslektaşımın o sorusuna verilmiş biraz uzun bir cevaptır. Çünkü orada gördüğümüz şey yalnızca bir polisin cep telefonuyla görüntü alması değildi. Daha temel bir soruyla karşı karşıyaydık: Ceza muhakemesi hangi noktada soruşturma faaliyeti olmaktan çıkıp bir gösteriye dönüşür? Devlet, şüpheliyi yakalamakla yetinmeyip onu kamuoyu önünde görünür biçimde suçluya benzetmeye başladığında hukuk nerede durur?</p>

<p><strong>Teşhir Yürüyüşü Nedir?</strong></p>

<p>Anglo-Amerikan hukuk kültüründe “perp walk” olarak bilinen uygulama, gözaltına alınan kişinin polisler arasında, çoğu zaman kelepçeli biçimde kameraların önünden geçirilmesidir. Türkçede buna “şüpheli teşhiri yürüyüşü” demeyi tercih ediyorum. Çünkü kavramın ayırt edici tarafı yürümek değil, yürütülürken gösterilmektir.</p>

<p>Şüphelinin bir binadan başka bir binaya götürülmesi hayatın olağan akışında gerekli olabilir. Adliyeye, hastaneye, ceza infaz kurumuna ya da başka bir adli birime sevk yapılacaktır. Buraya kadar sorun yok. Sorun, bu zorunlu hareketin görüntü üretmeye elverişli bir sahneye dönüştürülmesinde başlıyor. Kamera hazırlanıyor, kişi görünür biçimde kelepçeleniyor, etrafı kolluk görevlileriyle çevriliyor ve birkaç saniyelik görüntü bütün soruşturmanın sembolüne dönüşüyor.</p>

<p>Üstelik henüz iddianame bile düzenlenmemiş olabilir. Dosyanın ne kadar güçlü olduğunu bilmiyoruzdur. Şüphelinin savunmasını dinlememişizdir. Delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği tartışılmamıştır. Ama görüntü bütün bu eksikleri tek hamlede örter. Kamuoyu dosyayı değil, bedeni görür; delili değil, kelepçeyi görür.</p>

<p><i>Görüntü, çoğu zaman hukukun henüz söylemediği cümleyi söyler: “İşte suçlu.”</i></p>

<p><strong>Şüpheli ile Suçlu Arasındaki Mesafe</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinin en basit, fakat en önemli ayrımlarından biri şudur: Şüpheli suçlu değildir. Sanık da suçlu değildir. Suçluluk ancak kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla belirlenir. Hukuk fakültesinde bunu ilk yıllarda öğreniriz. Mesleğe başlayınca ise teoride çok berrak olan bu ayrımın uygulamada ne kadar kolay silinebildiğini görürüz.</p>

<p>Bir kişiden “şüpheli” diye söz etmekle “suçlu” diye söz etmek arasında yalnız terminolojik bir incelik yoktur. Bu iki kelime arasında, ceza muhakemesinin bütün medeniyet iddiası vardır. Birincisi henüz araştırılan bir ihtimali, ikincisi ise hükme bağlanmış bir sonucu ifade eder. Devlet bu mesafeyi korumak zorundadır.</p>

<p>Ne var ki kamuoyunun suçluluk kanaati çoğu zaman hükümden önce oluşur. Bunu yaratan şey de her zaman sert bir açıklama veya açık bir suçlama değildir. Bir insanın elleri arkadan kelepçeli, başı öne bastırılmış ve iki polisin arasında yürütüldüğü görüntü, uzun bir basın açıklamasından daha etkili olabilir. Görüntü konuşur. Hatta bazen kelimelerden daha kesin konuşur.</p>

<p><strong>Devlet Yalnızca Sözle Konuşmaz</strong></p>

<p>Masumiyet karinesini çoğu zaman “kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kimse suçlu ilan edilemez” cümlesiyle anlatıyoruz. Doğrudur; ama eksiktir. Çünkü devlet yalnızca sözle konuşmaz. Üniformayla, kelepçeyle, kişinin tutulma biçimiyle, kameranın nerede durduğuyla da konuşur.</p>

<p>Bir kamu görevlisinin devam eden soruşturma hakkında “bu kişi suçu işlemiştir” anlamına gelecek açıklama yapması masumiyet karinesi bakımından nasıl sorunluysa, aynı kanaati görüntü üzerinden üretmek de aynı ölçüde tartışılmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Allenet de Ribemont çizgisindeki içtihadında, yalnız mahkemelerin değil polis ve diğer kamu görevlilerinin de bir kişiyi mahkûmiyet hükmünden önce suçlu gösteren tutumlarıyla masumiyet karinesini ihlal edebileceğini kabul ediyor.</p>

<p>Avrupa Birliğinin 2016/343 sayılı Direktifi meseleyi daha da görünür hâle getirir. Direktif yalnız açıklamalara değil, şüpheli ve sanığın kamuoyu önünde fiziksel olarak nasıl sunulduğuna da bakar. Kelepçe veya benzeri fiziksel kısıtlamalar güvenlik, kaçmanın önlenmesi ya da somut bir tehlikenin bertaraf edilmesi için kullanılabilir; fakat kişiyi suçlu gösteren bir sahne dekoruna dönüştürülmemelidir. Buradaki ayrım önemlidir. Kelepçenin kendisine karşı değiliz. Gereksiz ve gösterişli kullanımına karşıyız. Kolluğun zor kullanma yetkisine karşı değiliz. O yetkinin bir aşağılatma tekniğine dönüşmesine karşıyız.</p>

<p><strong>Türk Hukukunda Kural Aslında Çok Açık</strong></p>

<p>Genç meslektaşımın “Hukuka aykırı mı?” sorusunun kısa cevabı burada verilebilir: Şüphelinin sırf görüntülenmek, kamuoyuna sergilenmek veya suçlu izlenimi yaratmak amacıyla kamera önüne çıkarılması hukuka aykırıdır. Üstelik bunun için karmaşık anayasal yorumlara da ihtiyaç yoktur.</p>

<p>Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 27. maddesi, suçluluğu bir yargı hükmüne bağlanana kadar kişinin masumiyetinin esas olduğunu ve soruşturma evresinin gizli bulunduğunu hatırlattıktan sonra; gözaltındaki kişinin “suçlu” olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkarılmasına, görüntülerinin alınmasına ve teşhir edilmesine sebebiyet verilemeyeceğini açıkça düzenliyor.</p>

<p>Hükümdeki “sebebiyet verilmez” ifadesini özellikle önemsiyorum. Kolluğun yükümlülüğü yalnızca kendi kamerasını kapatmak değildir. Teşhiri hazırlamamak, kolaylaştırmamak ve organize etmemek de bu yükümlülüğün içindedir. Şüphelinin hangi kapıdan çıkarılacağı basına bildirilmişse, doğal güzergâh dışında kameranın bulunduğu yere yönlendirilmişse veya bizzat kolluk görevlisi tarafından görüntü üretiliyorsa, artık tesadüfi bir görüntülenmeden söz etmek kolay değildir.</p>

<p>O gün Ankara Adliyesinin avlusunda gördüğüm görüntüyü bu nedenle sıradan bulamadım. Bir polis şüpheliyi ters kelepçeyle, ensesine bastırarak yürütüyor; diğer polis de cep telefonuyla bunu kaydediyordu. Bir adli ihtiyacın yerine getirildiğini mi, yoksa bir görüntünün üretildiğini mi görüyorduk? Hukuki tartışmanın başladığı yer tam burasıdır.</p>

<p><strong>Amerikan Hukukunda Bir Sınır: Lauro v. Charles</strong></p>

<p>“Perp walk” tartışmasının en öğretici kararlarından biri, 2000 tarihli Lauro v. Charles kararıdır. John Lauro gözaltına alınmış ve polis merkezine götürülmüştü. Daha sonra basının görüntü almak istemesi üzerine yeniden kelepçelendi, dışarı çıkarıldı, bir araca bindirilip blok çevresinde dolaştırıldı ve kameraların önünde yeniden polis merkezine sokuldu. Ortada yeni bir sevk ihtiyacı yoktu. Yapılan şeyin tek anlamlı açıklaması görüntü üretmekti.</p>

<p>ABD İkinci Bölge Federal Temyiz Mahkemesi, sırf basın yararlansın diye kurgulanan bu ikinci yürüyüşün yakalamanın kişi üzerindeki müdahalesini makul olmayan biçimde ağırlaştırdığını ve Dördüncü Değişikliği ihlal ettiğini kabul etti. Kararın özellikle önemli yanı, her “perp walk”ı hukuka aykırı saymamasıdır. Mahkeme, şüphelinin gerçekten bir yerden başka bir yere sevk edilmesi sırasında basının görüntü almasıyla, yalnız görüntü alınabilsin diye sahnelenen yürüyüş arasında ayrım yapar.</p>

<p>Bu ayrım bize de yol gösterir. Basının kamusal bir olayı izlemesi başka, kolluğun medya için görüntü üretmesi başkadır. Birincisi haber verme özgürlüğünün alanındadır; ikincisi devlet gücünün hangi amaçla kullanıldığı sorusunu doğurur.</p>

<p><strong>Medya Teşhiri ve Yeni Teşhir Meydanı</strong></p>

<p>Eski çağlarda teşhir cezasının bir mekânı vardı: meydan. Kişi kalabalığın önüne çıkarılır, ona bakılır, ayıplanır ve aşağılanırdı. Modern hukuk, cezalandırmayı bu gösteri biçiminden uzaklaştırdığını düşündü. Oysa teknoloji yeni bir teşhir meydanı kurdu. Bu meydanın adı ekran.</p>

<p>Bugünkü teşhir, eski teşhirden bazı yönleriyle daha ağırdır. Meydandaki kalabalık dağılırdı. İnternetteki kalabalık dağılmıyor. Görüntü kopyalanıyor, arşivleniyor, yeniden paylaşılıyor. Beş yıl sonra da on yıl sonra da arama motorunda karşıya çıkabiliyor. Bir insanın birkaç saniyelik en güçsüz anı, dijital kimliğinin kalıcı parçasına dönüşebiliyor.</p>

<p>Bu yüzden “medya teşhiri” dediğimiz şey yalnız o günün gazete manşeti değildir. Kişinin ileride iş ararken, mesleğini sürdürürken, çocukları büyürken, komşuluk ilişkilerinde ve sosyal çevresinde karşılaşacağı görünmez bir ek yaptırımdır. Hukukta böyle bir ceza yoktur; fakat fiilen uygulanabilir.</p>

<p>Mahkeme beraat kararı verebilir. Savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir. Ama internet her zaman beraat ettirmez.</p>

<p><strong>Medya Mahkemesi</strong></p>

<p>Ceza soruşturmalarının son yıllardaki en problemli yanlarından biri, adli süreçle medya sürecinin birbirine karışmasıdır. Önce “operasyon” görüntüsü gelir. Sonra ters kelepçe. Ardından araçlara bindirilen insanlar, masaya dizilmiş eşyalar, suç isnadını anlatan iri harfler... Dosyanın içeriğini bilmeyen seyirciye, daha ilk dakikada bir sonuç sunulur.</p>

<p>Sonra televizyon stüdyoları devreye girer. Savcının henüz değerlendirmediği delil hakkında yorum yapılır, şüphelinin ifadesi tamamlanmadan kişilik analizi yapılır, mahkemenin dinlemediği tanığın ne söylemesi gerektiği tartışılır. Sosyal medyada ise mesele daha hızlıdır: birkaç görüntü ve birkaç cümleyle hüküm kurulur. Böylece aynı olay hakkında iki yargılama yürür. Birincisi adliyede, ikincisi kamuoyu önünde. Adliyedeki yargılamada delil vardır, savunma vardır, itiraz vardır, çelişmeli yargılama vardır, kanun yolu vardır. Medya mahkemesinde ise bunların hiçbirine ihtiyaç duyulmaz. Orada görüntünün dramatik gücü yeterlidir.</p>

<p>Bu nedenle kamuoyunun bilme hakkı ile kamuoyunun seyretme arzusunu birbirinden ayırmak zorundayız. Toplumun “X kişisi şu suçlamayla gözaltına alındı” bilgisini öğrenebilmesi için o kişinin ensesine bastırılarak kameraya yürütülmesine ihtiyaç yoktur. Bilgilendirme başka şeydir; teşhir başka. Şeffaflık başka şeydir; gösteri başka.</p>

<p><strong>Ters Kelepçe: Güvenlik mi, Gösteri mi?</strong></p>

<p>O günkü görüntüde beni rahatsız eden ikinci mesele ters kelepçeydi. Ters kelepçenin her durumda hukuka aykırı olduğunu söylemek doğru olmaz. Direnme, kaçma, saldırı veya kişinin kendisine ya da başkasına zarar verme tehlikesi varsa kolluk zor kullanabilir. Fakat zor kullanmanın her türünde aynı ölçü geçerlidir: gereklilik ve orantılılık.</p>

<p>Şüpheli zaten kontrol altındaysa, direnç göstermiyorsa, kaçma olanağı yoksa ve buna rağmen ters kelepçe uygulanıyor, ensesine bastırılıyor, bütün bunlar ayrıca kayda alınıyorsa “güvenlik tedbiri” açıklaması tek başına yetmez. Çünkü zor kullanmanın biçimi, amacını aşarak aşağılatıcı bir görüntüye dönüşebilir.</p>

<p>Ben burada ters kelepçeden çok, ters kelepçenin kamera karşısındaki anlamıyla ilgileniyorum. Aynı fiziksel müdahale, somut güvenlik ihtiyacı içinde başka; kamuoyuna servis edilecek bir görüntünün parçası hâline geldiğinde başka bir anlam taşır.</p>

<p><strong>Koruma Tedbirinden İtibar Cezasına</strong></p>

<p>Yakalama, gözaltı ve tutuklama ceza değildir. Bunlar ceza muhakemesinin koruma tedbirleridir. Hukuk devleti bakımından bu ayrım hayati önemdedir. Çünkü henüz suçluluğu kesinleşmemiş kişiye ceza vermek mümkün değildir. Fakat teşhir yürüyüşü bu ayrımı sessizce aşındırır. Kişinin özgürlüğüne soruşturmanın gerektirdiği ölçüde müdahale etmekle yetinilmez; itibarı da müdahalenin alanına sokulur. Kelepçeli görüntü yayıldığında, hukuken hükmedilmemiş bir “itibar cezası” fiilen infaz edilmeye başlanır.</p>

<p>Üstelik bu cezanın süresi belirsizdir. Kişi aynı gün serbest bırakılabilir. Bir ay sonra takipsizlik alabilir. Yıllar sonra beraat edebilir. Fakat ilk görüntünün toplumsal etkisi çoktan doğmuştur.</p>

<p><strong>Teşhir Önce Kime Uygulanır?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Teşhir uygulamalarının toplumsal kabul kazanmasının kendine özgü bir yolu vardır. Çoğu zaman önce kimsenin savunmak istemediği kişilere uygulanır. Uyuşturucu ticaretiyle, çocuk istismarıyla, kadın cinayetiyle veya toplumun büyük tepki gösterdiği başka bir suçla itham edilen kişi ters kelepçeyle kameraların önünde yürütüldüğünde ilk tepki hukuki olmayabilir: “İyi olmuş.”</p>

<p>Bu tepkiyi küçümsemiyorum. Ağır bir suç haberi insanda öfke yaratır. Mağdurla özdeşleşir, fail olduğu düşünülen kişinin cezalandırılmasını isteriz. Ne var ki ceza muhakemesi tam da bu duygunun en güçlü olduğu yerde hukuk olmaya mecburdur. Çünkü öfke haklı olabilir; fakat öfkenin haklılığı, devletin kullandığı her yöntemi de haklı hâle getirmez.</p>

<p>Teşhir yürüyüşü burada güçlü bir toplumsal işlev görür. Mahkeme henüz hükmünü vermemiştir; fakat kamuoyu küçük bir ceza avansı almıştır. Kelepçe artık yalnız kaçmayı önleyen araç değildir. Şüphelinin başının bastırılması, polislerin arasında yürütülmesi, görüntünün yakın plandan kaydedilmesi birer cezalandırma sembolüne dönüşür. “Zaten hak etti” denildiği anda masumiyet karinesi, hukuki bir güvence olmaktan çıkarılıp suçsuz olduğuna inandığımız insanlar için saklanan bir ayrıcalığa dönüşür. Oysa hukuk devletinin sorması gereken soru “Bu adam bunu hak ediyor mu?” değildir. Asıl soru şudur: “Devletin bunu yapmaya hakkı var mı?” Bu iki soru birbirine karıştırıldığında, kişi hakkında duyulan öfke yönteme meşruiyet kazandırır.</p>

<p>Asıl tehlike de bundan sonra başlar. Bugün toplumun büyük bölümünün nefret ettiği bir adli suç şüphelisine uygulanan yönteme sessiz kaldığımızda, yalnız o kişi bakımından bir istisnaya izin vermiş olmayız. Devletin kullanabileceği bir yöntemi normalleştirmiş oluruz.</p>

<p>Yöntem kalır. Kişi değişir.</p>

<p>Bir gün görüntünün merkezinde uyuşturucu satıcısı olduğu ileri sürülen biri vardır; başka bir gün organize suç şüphelisi. Sonra aynı kamera bir gazeteciyi, siyasetçiyi, belediye başkanını, öğrenciyi veya akademisyeni izleyebilir. Kelepçe aynıdır. Yürüyüş aynıdır. Kameranın dili aynıdır. Değişen, yalnızca teşhir edilen kişinin kimliğidir.</p>

<p><strong>Adli Teşhirden Siyasi Teşhire</strong></p>

<p>Bu nedenle siyasi soruşturmalardaki teşhir görüntülerine yalnız o dosyanın siyasi bağlamı içinde bakmanın eksik olduğunu düşünüyorum. Böyle bir uygulamanın toplumsal zemini çoğu zaman daha önce adli suçlar üzerinden hazırlanır. Kamuoyu, ağır suç şüphelilerinin teşhirini “cezanın doğal parçası” gibi görmeye başladığında yöntem artık yabancı değildir. Göz alışmıştır.</p>

<p>Burada kesin ve her olaya uygulanabilecek bir kast isnadında bulunmak doğru olmaz. Her siyasi soruşturmada görüntünün bilinçli propaganda amacıyla üretildiğini söylemek ispatı mümkün olmayan bir genelleme olur. Fakat şu soru meşrudur: Adli suçlarda halkın cezalandırma ve intikam duygusuna hitap ederek normalleşen bir teşhir tekniği, siyasi soruşturmalarda siyasal bir iletişim ve güç gösterisi aracına dönüşebilir mi? Bence bu ihtimali görmezden gelemeyiz.</p>

<p>Çünkü siyasi bir dosyada teşhir görüntüsünün anlamı genişler. Görüntü artık yalnızca “şüpheli yakalandı” bilgisini taşımaz. Kelepçenin görünürlüğü, kişinin bedeninin kontrol ediliş biçimi, polislerin arasındaki konumu ve görüntünün hangi kanallardan dolaşıma sokulduğu birlikte başka bir mesaj da üretebilir: “Devlet onu ele geçirdi.” Bu noktada devlet yalnız şüpheli hakkında konuşmaz; kendisi hakkında da konuşur. Gücünü gösterir.</p>

<p>Ceza muhakemesinin gerçeği araştırma faaliyeti ile iktidarın görünür olma arzusu birbirine karıştığında, teşhir yürüyüşü daha ağır bir anlam kazanır. Adli suçlarda kamuoyunun cezalandırma duygusunu tatmin eden görüntü, siyasi dosyada aynı zamanda taraftara güven, muhalife gözdağı, kamuoyuna ise suçluluk izlenimi verebilen bir iletişim aracına dönüşebilir. Bunun gerçekleşip gerçekleşmediği elbette her somut olayda ayrıca incelenmelidir. Fakat hukuk devletinin görevi, böyle bir imkânı mümkün olduğunca daraltmaktır.</p>

<p>Bu yüzden masumiyet karinesine en çok “Ama zaten suçlu” denilen yerde ihtiyaç vardır. Hukukun güvenceleri sevdiğimiz insanları korumak için icat edilmedi. Asıl sınav, suçlu olduğundan emin olduğumuz kişiye karşı kendimizi sınırlayabildiğimiz yerde başlar.</p>

<p>Bugün nefret ettiğimiz şüpheli için vazgeçtiğimiz usul güvencesini, yarın savunmak istediğimiz kişi için yeniden icat edemeyiz.</p>

<p><strong>Beraat Fotoğrafı Neden Yoktur?</strong></p>

<p>Şüpheli teşhirinin adaletsizliğini görmek için çok karmaşık teorilere ihtiyaç yok. Basit bir soru yeter: Bu kişi üç yıl sonra beraat ederse ne olacak?</p>

<p>Gözaltına alınırken kameralar hazırdır. Beraat ederken çoğu zaman kimse yoktur. “Şafak operasyonu” manşettir; beraat kararı kısa bir haber olur. Kelepçeli fotoğraf arama motorunda kalır; gerekçeli beraat kararının PDF dosyasını ise kimse açmaz.</p>

<p>Masumiyet karinesinin ve lekelenmeme hakkının gündelik hayattaki anlamı tam burada ortaya çıkar. Bunlar yalnızca hukuk kitaplarında altı çizilecek kavramlar değildir. İnsanın mesleğini, ailesini, sosyal ilişkilerini ve yıllar sonra bile kendisini nasıl anlatmak zorunda kalacağını etkileyen gerçek güvencelerdir.</p>

<p><strong>Genç Meslektaşımın Sorusuna Cevap</strong></p>

<p>Şimdi yeniden Ankara Adliyesinin avlusuna dönelim. Genç meslektaşım “Hukuka aykırı mı?” diye sormuştu.</p>

<p>Bir şüphelinin hukuken gerekli güvenlik tedbirleri altında adliyeye sevk edilmesi elbette hukuka aykırı değildir. Gerekiyorsa kelepçe de kullanılabilir. Basının kamusal önemi bulunan bir olayı haber yapması da demokratik toplumun gereğidir.</p>

<p>Fakat şüphelinin görüntülenmesi amacıyla yürütülmesi, kolluk tarafından görüntülerinin özellikle kaydedilmesi veya kaydettirilmesi, kişinin kelepçe ve zor kullanma görüntüsü üzerinden kamuoyuna “suçlu” gibi sunulması başka bir meseledir. Bu uygulama masumiyet karinesi, insan onuru, lekelenmeme hakkı, soruşturmanın gizliliği ve açık mevzuat hükümleri bakımından ciddi hukuka aykırılık sorunları doğurur.</p>

<p>Aslında hukuk devletinin bu konuda uyması gereken kural çok karmaşık değildir: Şüpheli gerekiyorsa yakalanır, gerekiyorsa kelepçelenir, gerekiyorsa adliyeye götürülür. Ama sergilenmez.</p>

<p>Çünkü ceza muhakemesinde insan dekor değildir.</p>

<p>O gün adliye avlusunda yürütülen kişiyi tanımıyordum. Hangi suçla itham edildiğini de bilmiyordum. Suçlu olup olmadığını ise zaten bilemezdim. Bunu ancak yargılama sonunda mahkeme belirleyebilir.</p>

<p>Belki genç meslektaşıma vermem gereken en kısa cevap da buydu:</p>

<p><i>Hukuk devleti şüpheliyi yakalayabilir; fakat hükümden önce teşhir ederek cezalandıramaz.</i></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/supheli-teshiri-yuruyusu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 19:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/adliye-kelepce-polis.jpg" type="image/jpeg" length="77212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Almanya'dan tatile gelen savcı hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/almanyadan-tatile-gelen-savci-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/almanyadan-tatile-gelen-savci-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya'dan tatil için eşiyle birlikte İstanbul'a gelen 42 yaşındaki savcı Sibel Tunç, kusma şikayetiyle hastaneye başvurdu. Hastanede tedavi için bekleyen Tunç, fenalaşıp hayatını kaybetti. Sibel Tunç'un yaklaşık 4 gündür kusma şikayeti bulunduğu ve kronik tansiyon hastası olduğu belirtildi. Ölümün şüpheli olarak değerlendirilmesi üzerine soruşturma başlatıldı. Adli Tıp Kurumu'ndaki otopsi işlemlerinin ardından teslim alınan Sibel Tunç'un cenazesi, Silivri'de toprağa verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul'da olay, Silivri ilçesinde, 13 Eylül Pazar günü saat 04.50 sıralarında Silivri Devlet Hastanesi'nin acil servisinde meydana geldi.</p>

<p><strong>TATİL İÇİN TÜRKİYE'YE GELMİŞTİ</strong></p>

<p>Edinilen bilgiye göre, Almanya’da savcı olarak görev yapan, Hamburg doğumlu Alman vatandaşı Sibel Tunç (42), eşi ile birlikte tatil amacıyla Türkiye’ye geldi.</p>

<p><strong>4 GÜNDÜR KUSMA ŞİKAYETİ VARDI</strong></p>

<p>Çift, Mimar Sinan Mahallesi’ndeki bir evde kalmaya başladı. Yaklaşık 4 gündür kusma şikâyeti bulunan ve kronik tansiyon hastası olduğu öğrenilen Tunç, saat 02.42 sıralarında yeniden kusması üzerine Silivri Devlet Hastanesi’ne başvurdu.</p>

<p><strong>HASTANEDE FENALAŞIP ÖLDÜ</strong></p>

<p>Acil serviste kaydı açılan Tunç, tedavi için beklediği sırada aniden fenalaştı. Bunun üzerine kırmızı alana alınan Tunç, doktorların tüm müdahalelerine rağmen hayatını kaybetti.</p>

<p><strong>SORUŞTURMA BAŞLATILDI</strong></p>

<p>Sibel Tunç'un ölümüne ilişkin soruşturma başlatıldı.</p>

<p><strong>SİLİVRİ'DE TOPRAĞA VERİLDİ</strong></p>

<p>Hayatını kaybeden savcı Sibel Tunç’un cenazesi ailesi tarafından Adli Tıp Kurumu’ndan alındı. Tunç’un cenazesi Silivri’de toprağa verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/almanyadan-tatile-gelen-savci-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/960x540-7.jpg" type="image/jpeg" length="95099"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YENİ PARTİ - YENİLİK PARTİSİ UYUŞMAZLIĞI: Anayasa Mahkemesi’nin Güncel Emsal İçtihadı Çerçevesinde Bir Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yeni-parti-yenilik-partisi-uyusmazligi-anayasa-mahkemesinin-guncel-emsal-ictihadi-cercevesinde-bir-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yeni-parti-yenilik-partisi-uyusmazligi-anayasa-mahkemesinin-guncel-emsal-ictihadi-cercevesinde-bir-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AYM, Karar Tarihi: 26/3/2026, Esas Sayısı: 2025/10 (Değişik İş), Karar Sayısı: 2026/3

Davaya konu olayda CHP, Cumhuriyetçi Milletin Partisi'nin isim ve amblemine benzerlik itirazında bulunmuş; AYM, parti isminin sicilden silinmesi talebinin reddine karar vermiştir....]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202510-e-20263-k-sayili-karari"><strong>AYM, Karar Tarihi: 26/3/2026, Esas Sayısı: 2025/10 (Değişik İş), Karar Sayısı: 2026/3</strong></a></p>

<p>Davaya konu olayda CHP, Cumhuriyetçi Milletin Partisi'nin isim ve amblemine benzerlik itirazında bulunmuş; AYM, parti isminin sicilden silinmesi talebinin reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>A. KARARIN GEREKÇESİ</strong></p>

<p><i>“Talepte bulunan Cumhuriyet Halk Partisi 9/9/1992 tarihinde; isminin ve ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi istenen Cumhuriyetçi Milletin Partisi ise 20/10/2025 tarihinde kuruluşuna dair bildirge ve eklerinin İçişleri Bakanlığına verilmesi suretiyle tüzel kişilik kazanmıştır.</i></p>

<p><i>Siyasi partilerin seçmenlere verecekleri mesajları daha anlamlı kılmak ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önemsediği değerlere sahip çıktıklarını göstermek için “cumhuriyet”, “millet”, “adalet”, “demokrasi”, “özgürlük”, “millî” ve “hak” gibi kelimeleri, söz konusu kelimeler siyasi parti siciline kayıtlı bir başka siyasi parti isminde yer alsa dahi parti isimlerinde —karışıklığa yol açmamak kaydıyla— kullanabilmeleri mümkündür (AYM, E.2025/1, (Değişik İş) K.2025/1, 27/03/2025, § 7).</i></p>

<p><i>Belirtilen ilkeler çerçevesinde Türkçe Sözlük’te “Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi” şeklinde tanımlanan “Cumhuriyet” kelimesinin birden çok parti tarafından kullanılmasının mümkün olduğu ve davalı Partinin “Milletin” kelimesine isminde yer vermek suretiyle ismini Cumhuriyet Halk Partisinin isminden belirgin bir şekilde farklılaştırdığı dikkate alındığında, söz konusu parti isminin “Cumhuriyet Halk Partisi” ismi ile iltibasa mahal verecek nitelikte benzer olduğunun söylenmesi mümkün değildir.</i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle “Cumhuriyetçi Milletin” ibaresinin parti isminde yer almasının 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırılık oluşturmadığı anlaşıldığından Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebinin reddi gerekir.”</i></p>

<p><strong>B. DEĞERLENDİRMELERİMİZ</strong></p>

<p>Bilindiği üzere Yenilik Partisi ile yeni kurulan YENİ Parti arasındaki isim benzerliği davasında, Anayasa Mahkemesi (AYM) hukuki süreci <strong>29 Eylül 2026</strong> tarihinde esastan görüşmek üzere gündemine almıştır. Şimdi gözler 29 Eylül’e çevrilmiştir.</p>

<p><strong>1. Anayasa Mahkemesi’nin Parti Adlarının İltibası Değerlendirmesinde Esas Aldığı Temel İlke ve Kriterler</strong></p>

<p>Yukarıda paylaştığımız Anayasa Mahkemesi’nin yeni tarihli kararı ve onun atıf yaptığı 27/03/2025 tarihli daha eski kararı dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesi’nin parti adlarının iltibası (karıştırılma ihtimali) değerlendirmesinde oldukça esnek davrandığı anlaşılmaktadır. AYM'nin 27/03/2025 tarihli kararı (E.2025/1), Yüksek Mahkeme'nin siyasi parti isimlerinde iltibas sınırlarını çizdiği ana dayanak kararıdır.</p>

<p><strong><i><u>Bu kararda, parti isimlerinin karıştırılmasında aşağıdaki temel ilkeler esas alınmıştır:</u></i></strong></p>

<p><strong>a) "Siyasi Kavram Havuzu" İlkesi:</strong> AYM, 2025/1 sayılı bu kararında, siyaset biliminde ve toplumsal dilde geniş yer tutan kelimelerin tek bir partinin tekeline verilemeyeceğini karara bağlamıştır. Mahkemeye göre bir kelimenin, siyasi parti siciline kayıtlı bir başka partinin isminde yer alması, o kelimenin "karışıklığa yol açmamak kaydıyla" yeni kurulan başka partiler tarafından da kullanılabilmesine engel değildir.</p>

<p><strong>b) "Ortalama Seçmen Algısı" ve Ayırt Edilebilirlik:</strong> Atıf yapılan kararda AYM, iltibas değerlendirmesi yaparken kelimelerin sözlük anlamlarından ziyade, sandık başındaki ortalama seçmen algısını kriter almıştır. Eğer iki isim arasında görsel veya işitsel (fonetik) olarak seçmenin yanılmasını önleyecek asgari bir farklılık varsa, bu durumu partilerin kurulma özgürlüğü lehine yorumlamıştır.</p>

<p>AYM, 2026/3 sayılı güncel kararında da 2025/1 içtihadındaki ilkelerin arkasında durduğunu vurgulamıştır.</p>

<p><strong>2. Siyasi Parti İsimleri Arasındaki Karıştırılma İhtimalinin Markalar Arasındaki Karıştırılma İhtimali ile Karşılaştırılması</strong></p>

<p>Bir fikri mülkiyet hukukçusu olarak bu alanda uzun süreden beri kitap ve makale yazmış, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinde 20 yıl bilirkişilik yapmış bir kişi olarak; markalar arasındaki karıştırılma ihtimaline ve bu konudaki emsal Yargıtay kararlarına değinmeden geçemeyeceğim.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi emsal kararları gibi Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) hükümleri ve Yargıtay kararlarına göre de, markalar arasındaki iltibas değerlendirmesinde esnek davranıldığını söyleyebiliriz.</p>

<p>SMK m. 5/1-c hükmüne göre; ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler marka olarak tescil edilemez. Bu hükmün temel amacı, ilgili sektörde faaliyet gösteren herkesin kullanımına açık olması gereken tasviri (tanımlayıcı) işaretlerin bir şahsın inhisarına verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektir. Bu işaretlerin bir şahsın tekeline verilmesi, rekabet imkânının haksız biçimde sınırlandırılmasına yol açar. Örneğin “Haberin Merkezi” ibaresi; haberleşme, radyo-televizyon program hizmetleri ve yayın hizmetleri bakımından tanımlayıcı nitelikte olduğundan bu hizmetler için tescil edilemez.</p>

<p>Önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise küçük farklılıklarla birlikte iltibasın oluşması önlenebilir. Buna karşılık özgün, ayırt ediciliği yüksek markalarda iltibası önlemek için daha büyük farklılıklar gereklidir. Özellikle çok unsurlu markalar bakımından karıştırma ihtimalinin olup olmadığı konusundaki değerlendirmede, jenerik ve tanımlayıcı unsurlar bir yana bırakılarak, markaların ayırt edici unsurları dikkate alınmalıdır. Zira markanın özgün kısımları ortalama tüketicilerin dikkatini daha fazla çekmektedir.</p>

<p>Ayırt edici niteliği yüksek işaretler iltibas değerlendirmesinde daha geniş bir korumayı hak ederken, ayırt edici niteliği zayıf işaretler daha dar bir korumayı hak etmektedir. <i>Örneğin Yargıtay, "CEP TV" ile "CEP HABER" markaları arasında bir iltibas görmemiştir (Ayrıntılı bilgiler ve ilgili Yargıtay kararları için bkz. Karasu, Rauf / Suluk, Cahit / Nal, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, 9. Baskı, Eylül 2026, s. 235).</i></p>

<p><strong>3. Anılan İlke ve Kriterlere Göre "Yenilik Partisi" ile "Yeni Parti" Arasındaki Karıştırılma İhtimalinin Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>AYM; "cumhuriyet", "millet", "adalet", "demokrasi" gibi toplumun ortak değerlerini ifade eden kelimelerin birden çok parti tarafından kullanılabileceğini, bu kelimelerin tek bir partinin uhdesine/tekeline bırakılamayacağını açıkça belirtmiştir. İnceleme konumuz olan Yeni Parti isminde yer alan “Yeni" ile Yenilik Partisi isminde yer alan "Yenilik" kavramları da siyasi hayatta değişim, modernleşme ve gelecek vizyonunu temsil eden toplumsal ortak kavramlardır. Bu nedenle AYM'nin 2025/1 kararı uyarınca, Yenilik Partisi bu kelime üzerinde mutlak bir "isim tekeli" iddia edemez.</p>

<p>AYM, Cumhuriyetçi Milletin Partisi'nin ismindeki "Milletin Partisi" ibaresinin, onu Cumhuriyet Halk Partisi'nden "belirgin bir şekilde farklılaştırdığını" kabul etmiştir. "Cumhuriyet" kelimesi ortak olsa da yanına gelen eklerin ayırt edici olduğunu belirtmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olayımızda da "Yenilik Partisi" ile "YENİ Parti" yazılış, ekler ve telaffuz bakımından (fonetik olarak) birbirinden ayrışmaktadır.</p>

<p>Özetle AYM’nin 26/3/2026 tarihli bu yeni kararı, Anayasa Mahkemesi'nin iltibas iddialarında artık çok daha esnek davrandığını, kelime benzerliklerini siyasi partilerin kurulma özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde dar yorumlamadığını göstermektedir. Bu güncel içtihat doğrultusunda, YENİ Parti'nin isminin silinmesi veya değiştirilme talebinin reddedilme ihtimali oldukça yüksektir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>AYM’nin İsim Kararı Ne Olursa Olsun: Yenilik Partisi Her Senaryoda Kazançlı</strong></p>

<p>Son olarak belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararı hangi yönde olursa olsun, sonuç Yeni Parti’nin değil, Yenilik Partisi’nin lehine olacaktır. Bunun nedenlerini iki olası senaryoyla açıklayabiliriz:</p>

<p><strong>Birinci Senaryo: AYM’nin İtirazı Kabul Etmesi (Yeni Parti İsminin Silinmesi)</strong><br />
AYM, düşük bir ihtimal de olsa Yenilik Partisi’nin itirazını haklı bulup isimlerin benzer olduğu ve seçmenlerin iki partiyi karıştıracağı gerekçesiyle "Yeni Parti" isminin sicilden silinmesine karar verebilir. Bu durumda Yeni Parti artık bu ismi kullanamayacaktır. Ancak gerek dava öncesi gerek dava süreci boyunca "Yeni Parti" ismi ulusal medyada ve halk arasında sıkça gündeme gelmiş ve ciddi bir tanınırlık kazanmıştır. Dolayısıyla Yenilik Partisi, isim benzerliği sayesinde bu hazır tanınırlıktan ve reklamdan dolaylı olarak haksız bir avantaj sağlayacaktır.</p>

<p><strong>İkinci Senaryo: AYM’nin İtirazı Reddetmesi (Her İki İsmin de Kalması)</strong><br />
AYM, parti isimlerinin iltibas (karışıklık) oluşturacak kadar benzer olmadığına hükmederek Yenilik Partisi’nin itirazını reddedebilir. Bu durumda her iki parti de mevcut isimlerini kullanmaya devam edecektir. Seçmenlerin büyük kısmı bu iki partiyi ayırt edebilse bile bir kısmının karıştırma ihtimali her zaman masada kalacaktır. Kamuoyu araştırmalarına göre Yeni Parti’nin oy oranı ve halk nezdindeki bilinirliği, Yenilik Partisi ile kıyaslanamayacak kadar çok yüksektir. Bu olası karışıklıktan, bilinirliği az olan Yenilik Partisi'nin fayda sağlayacağı kuşkusuzdur.</p>

<p><strong>5. Sonuç ve Stratejik Tavsiye</strong></p>

<p>Bu tablodan hareketle; ben Yenilik Partisi Genel Başkanı olsaydım, zaten kendi lehime olan bu benzerliği ortadan kaldıracak herhangi bir hukuki girişimde bulunmazdım.</p>

<p>Diğer taraftan Yeni Parti Genel Başkanı olsaydım; AYM isim benzerliği konusunda lehimize karar verse bile riske girmez ve "Yeni Parti" ismiyle birlikte hafızalarda yer edecek, son derece ayırt edici bir logo kullanırdım. Böylece seçmen nezdindeki olası karıştırılma tehlikesini tamamen ortadan kaldırırdım.<strong> </strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p>Hacettepe Üni. Hukuk Fak. Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Öğr. Üyesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yeni-parti-yenilik-partisi-uyusmazligi-anayasa-mahkemesinin-guncel-emsal-ictihadi-cercevesinde-bir-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/aym-jkasf.jpg" type="image/jpeg" length="57234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜLAKAT]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mulakat-kayhan-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mulakat-kayhan-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meslekte kırk yıla yaklaşırken bazı kelimelerin hukuk hayatımızda nasıl anlam değiştirdiğini daha iyi görüyorum. “Mülakat” da bunlardan biri. Sözlük anlamı son derece masum: görüşme, karşılıklı konuşma, tanışma demek. Fakat devlet ile birey karşı karşıya geldiğinde bazı kelimeler sözlükteki anlamlar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Meslekte kırk yıla yaklaşırken bazı kelimelerin hukuk hayatımızda nasıl anlam değiştirdiğini daha iyi görüyorum. “Mülakat” da bunlardan biri. Sözlük anlamı son derece masum: görüşme, karşılıklı konuşma, tanışma demek. Fakat devlet ile birey karşı karşıya geldiğinde bazı kelimeler sözlükteki anlamlarını kaybediyor; semantik değişime uğruyor. Hele “mülakat” denilen o görüşme kapalı bir odada yapılıyor, görüşmenin içeriği tam olarak denetlenemiyor ve sonunda kişinin özgürlüğü ya da geleceği hakkında karar veriliyorsa, artık mesele yalnızca bir “konuşma” meselesi olmaktan çıkıyor.</p>

<p>Bu kelimeyi yıllardır iki farklı yerde duyuyorum. Birincisi karakollarda, şüphelilerin ifade işlemlerinden önce yapılan “mülakatlarda”; ikincisi ise kamu hizmetine girişte, özellikle hâkim ve savcı alımlarında yapılan mülakatlarda. İlk bakışta birbirinden tamamen farklı iki alan. Bir tarafta suç şüphesi altında bulunan insan, diğer tarafta devlet hizmetine girmek isteyen genç bir aday var. Birinin özgürlüğü, diğerinin mesleki geleceği söz konusu. Buna rağmen biraz yakından bakınca, bu iki uygulamanın aynı hukuk zihniyetinden beslendiğini düşünüyorum: hukuk tarafından önceden belirlenmiş, objektif ve denetlenebilir usulün yanında sınırları daha belirsiz ikinci bir alan yaratmak.</p>

<p>Sorun da tam burada başlıyor. Ceza muhakemesinde şüphelinin ifadesinin nasıl alınacağı ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bunun bir sebebi vardır. Şüpheli, devletin soruşturma gücünün karşısında bulunan kişidir. Kolluk, savcılık, teknik imkânlar, kayıtlar, tanıklar, uzmanlar ve bütün adli mekanizma devletin elindedir. Ceza muhakemesi hukuku bu nedenle yalnızca suçluyu bulmanın kurallarını değil, devletin suç araştırırken neyi yapamayacağını da düzenler. Şüpheliye isnat anlatılır, susma hakkı hatırlatılır, müdafi yardımından yararlanması sağlanır. Beyanının özgür iradesine dayanması gerekir; kötü davranma, cebir, tehdit, aldatma, yorma ve kanuna aykırı vaat yasaktır. Bunların hepsi kanunda açıkça yazılıdır.</p>

<p>Fakat uygulamada bazen resmî ifade başlamadan önce başka bir aşama ortaya çıkar. Bunun adı “mülakat”tır. Zaman zaman ceza dosyalarında “şüpheliyle yapılan mülakatta…” diye başlayan cümlelere rastlıyorum. Hatta bazen kolluk bunu fezlekesine açıkça yazıyor. Kimse de bu kelimenin üzerinde fazla durmuyor. Oysa durmak gerekir. Şüpheliyle ne konuşulmuştur? Olay hakkında soru sorulmuş mudur? Kimlerle görüştüğü, olaya nasıl katıldığı, başka şüphelilerle ilişkisi öğrenilmeye çalışılmış mıdır? İkrar elde edilmeye çalışılmış mıdır? Müdafi neden orada değildir? Bu konuşma ne kadar sürmüştür?</p>

<p>Bunların cevabını çoğu zaman bilmiyoruz. Müdafi hazır, haklar okunmuş, ifade alınmış, imzalar tamam. Dosyaya baktığınızda her şey yolunda görünüyor. Ama gerçekten öyle mi? Asıl konuşma ifade tutanağından önce yapılmışsa; şüphelinin ne söyleyeceği önceden şekillendirilmiş, kendisinden ikrar alınmış, korkutulmuş, vaatte bulunulmuş ya da “avukatına güvenme”, “avukat sana susmanı söyler”, “bizi dinlersen işin kolaylaşır” gibi telkinlerle müdafiiyle arasındaki güven ilişkisi zedelenmişse, sonradan avukatın odaya girmesi bütün bunları ortadan kaldırır mı?</p>

<p>Bana göre kaldırmaz. Müdafi hakkı yalnızca ifade odasında bir sandalyede avukat oturması değildir. Müdafi hakkı, şüphelinin devlet karşısında yalnız olmadığını bilmesidir. Şüpheli ile müdafii arasındaki güven daha ifade başlamadan bozulmuşsa, biçimsel olarak müdafi huzurunda alınan ifade her zaman gerçekten özgür bir ifade olmayabilir.</p>

<p>Burada temel mesele şudur: Hukuk, bir işleme verilen isme değil, işlemin mahiyetine bakar. Şüpheliye suç isnadıyla ilgili sorular soruluyor, açıklama ve ikrar elde edilmeye çalışılıyorsa bunun adına “mülakat” denilmesi yapılan işlemi hukuken başka bir şeye dönüştürmez. Aksi hâlde çok basit bir yol bulunmuş olur. Kanun “ifade alırken bunları yapamazsın” diyecek, uygulama da “Ben ifade almadım, mülakat yaptım” diyecektir. Hukuk böyle kolay dolanılabiliyorsa zaten ortada ciddi bir sorun vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Asıl edici olan ise bu uygulamanın zaman zaman olağan kabul edilmesidir. Kolluk “mülakat yaptım” diye yazıyor, savcı görüyor, hâkim görüyor ve dosya ilerliyor. Çoğu zaman kimse şu soruyu sormuyor: “Mülakat adı altında tam olarak ne yaptınız?” Hukuk dışılığın en tehlikeli hâlinin bu olduğunu düşünüyorum. Bir kamu görevlisi hukuka aykırı bir şey yapıyor ve bunu saklıyorsa, en azından yaptığı şeyin hukuk dışı olduğunu biliyordur. Ama hukuk dışı yöntem açıkça tutanağa yazılıyor, sözlü olarak ifade ediliyor herkes okuyor, duyuyor ve kimse yadırgamıyorsa artık münferit bir ihlalden değil, yerleşmiş bir hukuk zihniyetinden söz etmek gerekir.</p>

<p>Hukuk bazen büyük darbelerle değil, küçük kanıksamalarla aşınır. Bir kelimeye alışırız, ardından bir uygulamaya. “Zaten böyle yapılıyor” denmeye başlanır ve bir süre sonra istisna olağan hâle gelir.</p>

<p>Bir başka mülakat da kamu hizmetine girişte karşımıza çıkıyor. Bu kez karşımızda şüpheli değil, genç bir hukukçu vardır. Yıllarca okumuş, sınava hazırlanmış, yazılı sınavı kazanmış ve hâkim ya da savcı olmak istemektedir. Önünde son bir kapı vardır: mülakat kapısı. Elbette bazı kamu görevleri için yalnızca bilgi ölçmek yeterli olmayabilir. Adayın kendisini ifade etmesi, muhakeme yeteneği, mesleğe uygunluğu ve iletişim becerisi değerlendirilebilir. Buna kategorik olarak karşı çıkmak doğru olmaz.</p>

<p>Ama sorun mülakatın varlığından çok, mülakatın neyin yerine geçtiğidir. Mülakat, yazılı sınavdaki başarıyı tamamlayan sınırlı bir değerlendirme aracıysa tartışma başkadır. Mülakat, yazılı sınavı fiilen anlamsızlaştıran bir eleme yöntemine dönüşmüşse mesele değişir.</p>

<p>Bizim memlekette bu tartışmanın yanına bir kelime daha eklenir: “referans”. Bu da masum bir kelimedir. Bir insanı tanımak, onun çalışkanlığına, dürüstlüğüne veya mesleki yeteneğine kefil olmak şeklinde anlaşılabilir. Ancak kamu hizmetine girişte “referans” başka şeyleri çağrıştırmaya başladığında sorun büyür. Kimi tanıyorsun, kim seni öneriyor, kim telefon açabilir, hangi siyasi çevreye yakınsın, kimlerin listesinde adın var? Bunlar konuşulmaya başladığı anda artık liyakat konuşulmuyordur.</p>

<p>Yıllardır şu düşünceyi taşıyorum: Devletin kadroları kimsenin malı değildir; iktidarda bulunan siyasi partinin hiç değildir. Bir cemaatin, grubun, derneğin, bürokratın ya da siyasetçinin çevresine dağıtılacak imkân da değildir. Kamu görevi kişiye değil, topluma aittir. Bu nedenle kamu hizmetine girerken aranması gereken şey de kişinin “kime yakın olduğu” değil, görevin gerektirdiği niteliklere sahip olup olmadığıdır. Konu hâkim ve savcı alımına geldiğinde mesele bana göre daha da ağırlaşmaktadır. Çünkü burada yalnızca bir gencin iş sahibi olup olmayacağına karar vermiyoruz; yarının yargısını kuruyoruz.</p>

<p>Bir hâkimi, bir savcıyı seçiyoruz. Yarın insanların özgürlüğü, malı, itibarı ve bazen bütün hayatı hakkında karar verecek kişileri belirliyoruz. Hâkim bağımsızlığından çok söz ediyoruz ve doğru da yapıyoruz. Ama hâkim bağımsızlığı yalnızca mahkeme salonunda başlayan bir mesele değildir. Bana göre hâkim bağımsızlığı, hâkimliğe kabul aşamasında başlar.</p>

<p>Hâkimliğe nasıl girdiniz? Kime teşekkür borçlusunuz? Kimin desteğini aldınız? Sizi kim önerdi? Bu sorular bir hâkim açısından hiç sorulmaması gereken sorulardır. Çünkü bir insan mesleğe girerken kendisini bir kişiye, çevreye veya siyasi iradeye borçlu hissediyorsa, cübbe giymesi bu psikolojik bağı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İnsan zihni böyle çalışmaz; size hayatınızın en önemli kapısını açan kişiyi unutmanız kolay değildir. Bu nedenle hâkim ve savcı alımındaki mülakat yalnızca personel hukuku meselesi değildir. Doğrudan yargı bağımsızlığıyla ilgilidir.</p>

<p>Bir ülkede insanlar hâkimlerin “referansla” seçildiğine inanmaya başlamışsa, sorun yalnızca gerçekten referans kullanılıp kullanılmadığı değildir. Yargıya duyulan güven zarar görmeye başlamıştır. Hâkim bağımsız olmak zorundadır ama bunun yanında bağımsız görünmek de zorundadır. Toplum, karşısındaki hâkimin bir siyasi çevreye, kişiye ya da gruba minnet borcu taşıdığını düşünmemelidir. Çünkü yarın o hâkim devlet aleyhine karar verecek, iktidarın istemediği bir karar verecek, bir kamu görevlisini mahkûm edecek, bir idari işlemi iptal edecek veya bir soruşturmayı eleştirecektir. İşte o zaman yurttaşın aklına şu soru gelmemelidir: “Bu hâkim buraya nasıl geldi?”</p>

<p>Yazılı sınavın güzel tarafı şudur: Kâğıt sizin kim olduğunuzu bilmez. Babanızı tanımaz, siyasi görüşünüzü sormaz, telefon beklemez, referans istemez. Doğru cevabı verirseniz puanı alırsınız. Mülakat ise insanlardan oluşur. İnsanların kanaatleri, önyargıları, siyasi tercihleri, yakınlıkları ve ilişkileri vardır. Bu nedenle sözlü değerlendirme ancak çok sıkı objektif kurallara ve gerçek bir yargısal denetime bağlandığı zaman meşruiyet kazanabilir.</p>

<p>Aksi hâlde “takdir yetkisi” ile “keyfîlik” arasındaki sınır kaybolur. Yüksek yazılı puanı olan bir aday eleniyor, daha düşük puanlı başka bir aday mülakatta yüksek notla seçiliyorsa toplum doğal olarak “neden?” diye sorar. Bu soruya objektif, somut ve denetlenebilir bir cevap verilemiyorsa boşluğu başka cevaplar doldurur: referans, telefon, siyasi yakınlık, tanıdık, adamı olmak. Bunların gerçek olup olmaması bile artık ikinci plandadır. Hukuk devleti yalnızca adil davranmak zorunda değildir; adil davrandığını gösterecek sistemi de kurmak zorundadır.</p>

<p>İşte karakoldaki mülakat ile hâkimlik mülakatı burada birbirine yaklaşıyor. Bunlar elbette aynı hukuki kurum değildir; biri ceza muhakemesi, diğeri idare hukuku meselesidir. Ama zihniyet aynıdır. Önce hukuk tarafından belirlenmiş objektif bir alan kuruyoruz, sonra onun yanına daha kapalı ve daha az denetlenebilir ikinci bir alan ekliyoruz. Ceza muhakemesinde kanun “ifade” diyor, yanına “mülakat” koyuyoruz. Kamu hizmetine girişte yazılı sınav yapıyoruz, yanına sonucu değiştirebilecek başka bir “mülakat” koyuyoruz.</p>

<p>Birinde müdafi hakkı ve susma hakkı etkisizleşebiliyor, diğerinde liyakat ve sınav başarısı. Birinde “Şüpheli aslında ne söyledi?” sorusu ortaya çıkıyor, diğerinde “Aday neden elendi?” sorusu. Her iki sorunun cevabını da bazen tam olarak bilmiyoruz. Hukuk devletinin sevmediği şey tam da budur: cevabı bilinmeyen kamu gücü.</p>

<p>Meslek hayatım boyunca şunu çok gördüm: Kamu gücü kendisine boş bir alan bulduğunda o alanı dolduruyor. Başlangıçta istisna olarak kullanılan yetki zamanla olağanlaşıyor; olağanlaşan şey bir süre sonra sorgulanmamaya başlanıyor.</p>

<p>Sonra herkes “zaten böyle” diyor. Hukukçu için en tehlikeli cümlelerden biri budur.</p>

<p>Bir işlemin yıllardır yapılıyor olması onu hukuka uygun hâle getirmez. Bin kere yapılan hukuk dışılık, bin birinci defada hukuk olmaz. Belki de iki mülakatın en çarpıcı biçimde birleştiği yer mahkeme salonudur. Bugün karakolda müdafii olmadan mülakata alınmış bir şüpheli yarın mahkemeye çıkar. Karşısındaki hâkim de yıllar önce başka bir mülakattan geçerek mesleğe kabul edilmiştir.</p>

<p>Bir tarafta şu soruyu sorarız: Şüphelinin iradesi özgür müydü? Diğer tarafta ise şu soru vardır: Hâkim gerçekten liyakati nedeniyle mi orada? Bu iki soru aynı dosyada buluşur. Bence adil yargılanma dediğimiz şey tam da bu kadar geniş bir meseledir. Yalnızca duruşma salonunda başlamaz; şüphelinin ilk kez kollukla karşılaştığı anda başlar ve hâkimin göreve alınma biçimine kadar uzanır.</p>

<p>Birinci mülakat bozuksa delile güven azalır, ikinci mülakat bozuksa hâkime güven azalır. Delile ve hâkime güvenin sarsıldığı bir sistemde hukuk giderek şekle dönüşür ve geriye devletin gücü kalır. Oysa hukuk devletinin amacı devletin gücünü görünmez alanlarda büyütmek değil, onu kurallarla sınırlamaktır.</p>

<p>Bu nedenle benim mülakat kelimesiyle derdim kelimenin kendisiyle değil. Mülakat insanı tanımaya yarıyorsa elbette yapılabilir; ama şüphelinin savunma hakkının yerine geçiyorsa sorun vardır. Liyakati tamamlıyorsa tartışılabilir; fakat liyakatin yerine geçiyorsa yine sorun vardır.</p>

<p>Hukukta objektif ve denetlenebilir olanın yanına sürekli olarak kapalı kapılar ardında işleyen ikinci yollar açıyorsak, bir süre sonra kanun metinleriyle uygulama arasında başka bir hukuk oluşur. Yazılı olmayan, kuralları tam bilinmeyen ve kimin nasıl uyguladığına göre değişen bir hukuk. Benim asıl itirazım buna. Çünkü hukuk dışılık her zaman kaba kuvvetle gelmez. Bazen son derece medeni bir kelimenin arkasına saklanır; bazen karakolda, bazen Adalet Bakanlığında. Kapının üzerinde ise aynı kelime vardır: Mülakat.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mulakat-kayhan-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/downloaderla-615e90295a8b8-1200x628-1.jpg" type="image/jpeg" length="15535"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-kusur-caliskan-caliskan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-kusur-caliskan-caliskan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kim Haklı, Kim Kusurlu? Hukuk Ne Diyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir boşanma sürecinden geçiyorsanız ya da geçmek üzereyseniz, en güçlü beklentilerinizden biri muhtemelen şudur: yaşananların gerçek sorumlusunun karşı taraf olduğunu mahkemenin de görmesi. Bu duygu son derece doğaldır. İnsan, yıllarca taşıdığı kırgınlıkların, incitici sözlerin, yerine getirilmeyen sözlerin ardından haklılığının bir de hâkim tarafından teyit edilmesini bekler. Ne var ki boşanma davasında "kusur" dediğimiz kavram, çoğu zaman bu beklentiyle örtüşmez. <strong>Bir olayın yaşanmış olması ayrı şeydir, o olayın hukuken kime ve ne ölçüde yüklenebileceği ayrı şey.</strong> Bugün, boşanma davasının belki de en çok yanlış anlaşılan kavramını, yani kusurun hukuki boyutunu birlikte inceleyelim.</p>

<p>Önce en yaygın yanılgıyı düzeltelim: <strong>Kusur, kimin daha çok üzüldüğünü ya da kimin kendini daha haklı gördüğünü belirlemek değildir.</strong> Hâkim, tarafların yaşadığı duygusal kırgınlığın ağırlığından ziyade, bu kırgınlığa neden olan somut olaylarla ilgilenir. Onun sorusu çok daha yalındır: Bu evlilik neden yürümez hâle geldi ve bunda kimin ne ölçüde payı var? Mahkemenin önündeki mesele, yaşananların sizde bıraktığı izden çok, bu sonuca yol açan somut davranışlardır. <strong>Ne kadar haklı olduğunuz değil, neyi ispatlayabildiğiniz konuşulur.</strong></p>

<p>İkinci yaygın yanılgı şudur: <strong>Her tartışma, her kırgınlık kusur değildir.</strong> Evlilik içinde zaman zaman sürtüşme yaşanması hayatın olağan akışıdır; bunları tek tek sayıp "işte kusur budur" demek mümkün olmaz. Hâkimin baktığı şey tek bir kavganın kendisi değil, davranışın evlilik üzerinde bıraktığı izdir. Değerlendirme iki yönlüdür. Bir yanıyla, birliği nesnel olarak çekilmez kılan olaylara bakılır: sürekli tartışmalar, güven sarsıcı davranışlar, şiddet, hakaret, ilgisizlik. Diğer yanıyla, bu olayların o somut eşler bakımından ortak hayatı sürdürülemez kılıp kılmadığı değerlendirilir; <strong>çünkü bir evliliğin katlanabildiği bir davranış, bir başkasını tümüyle bitirebilir.</strong> Bu nedenle zaman zaman tartışma yaşanması tek başına yeterli değildir; <strong>asıl aranan, tarafların artık evliliği sürdürmelerinin beklenemeyeceği bir noktaya varılmış olmasıdır.</strong></p>

<p>Şunu da bilmenizde yarar var: <strong>Karşı tarafın kusurlu olması, sizi kendiliğinden haklı çıkarmaz.</strong> Boşanma davalarında en sık karşılaştığımız durum, her iki eşin de farklı ölçülerde kusurlu olmasıdır. Mahkeme her iki tarafın davranışını ayrı ayrı değerlendirir. Bu nedenle davanın asıl sorusu çoğu zaman "kusurlu kim?" değil, <strong>"kim daha ağır kusurlu?"</strong> sorusudur. Ve bu ayrım, sanıldığı gibi yalnızca kararın gerekçesinde kalan bir ayrıntı değildir; asıl ağırlığını boşanmanın mali sonuçlarında gösterir.</p>

<p>Çünkü kusurun ağırlığı, maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası bakımından önemli sonuçlar doğurabilir. Burada da çok yaygın bir yanlış inanç vardır: Pek çok kişi, yoksulluk nafakası isteyebilmek için hiç kusurunun bulunmaması gerektiğini sanır. Oysa aranan bu değildir. <strong>Sizden istenen, kusurunuzun karşı taraftan daha ağır olmamasıdır.</strong> Bunun yanında, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmanız da şarttır. Yani eşit derecede kusurlu olsanız bile, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmeniz ve diğer şartların da bulunması hâlinde yoksulluk nafakası talep edebilirsiniz. Bu küçük gibi görünen hukuki ayrıntı, bazen bir hakkın daha en başından gözden çıkarılmasına neden olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir de işin ispat boyutu vardır; belki de en çok gözden kaçan kısmı burasıdır. <strong>Bir olayı yaşamış olmanız, o olayın mahkemede kanıtlanmış sayılması için yeterli değildir.</strong> "Bunu o yaptı, ben biliyorum" demek, hâkim açısından tek başına sonuç doğurmaz. Kusur iddiası, karşı tarafı suçlamak için değil, birliği sarsan olayları somut, tutarlı ve ispatlanabilir biçimde ortaya koymak için ileri sürülür. Mahkeme açısından belirleyici olan, yaşadıklarınızı nasıl yorumladığınız değil, o olayların hukuken ne ifade ettiğidir.</p>

<p>Son olarak şunu unutmayın: <strong>Boşanma davasında kusur, evliliğin sonunda bir "suçlu" arama çabası değildir.</strong> Geçmişteki her kırgınlığı, her tartışmayı, her hatayı bir hukuki kusura dönüştürmek de mümkün değildir. Çünkü bazen yıllarca biriken küçük ihmaller tek bir olaydan daha ağır sonuç doğurabilir; bazen de tarafların karşılıklı kusurları, olayın ilk bakışta göründüğünden çok farklı değerlendirilmesine neden olabilir. <strong>Bir evliliğin neden sona erdiği duygusal bir hikâyedir; hukuken kimin ne ölçüde kusurlu olduğu ise somut olgulara dayanan ayrı bir değerlendirmedir. Boşanma davasında belirleyici olan da tam olarak budur.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-burcu-caliskan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Burcu ÇALIŞKAN"><img alt="Av. Burcu ÇALIŞKAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/10/burcu-caliskan.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-burcu-caliskan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Burcu ÇALIŞKAN">Av. Burcu ÇALIŞKAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-kusur-caliskan-caliskan</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/06/bosandamasa.jpg" type="image/jpeg" length="64426"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ALO 193 ÜZERİNDEN YAPILAN HASAR İHBARININ HUKUKİ NİTELİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/alo-193-uzerinden-yapilan-hasar-ihbarinin-hukuki-niteligi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/alo-193-uzerinden-yapilan-hasar-ihbarinin-hukuki-niteligi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KTK m. 97 Kapsamında Yazılı Başvuru, Sigortacının Temerrüdü ve Sigorta Tahkiminde Ön Başvuru Şartı Bakımından Bir Değerlendirme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Trafik kazasından sonra zarar görenin ilk sorusu, zararını kime ve nasıl bildireceğidir. 1 Eylül 2026'dan itibaren bu soruya yeni bir cevap eklendi: Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), 22.07.2026 tarihli ve 2026/22 sayılı Genelge ile motorlu araç sigortalarına ilişkin hasar başvurularının Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) bünyesindeki Ortak Hasar İhbar Merkezi (OHİM) aracılığıyla, "Alo 193" hattı üzerinden de alınmasını düzenledi. Aynı tarihli 21 sayılı Genelge ile kurulan hat, poliçelerin ön yüzüne en az 14 punto büyüklüğünde yazılacak ve zarar görenlerin büyük bölümü için ilk temas noktası hâline gelecektir.</p>

<p>Düzenlemenin amacı açıktır: zarar görenin, karşı aracın hangi şirkete sigortalı olduğunu bilmek zorunda kalmadan tek bir kanaldan başvurabilmesi ve başvurunun izlenebilir, denetlenebilir olması. Ancak bu kolaylık, sigorta hukukunun en çok tartışılan usul kurumlarından biriyle doğrudan temas etmektedir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) m. 97, zarar görenin dava yoluna gitmeden önce sigorta kuruluşuna "yazılı" başvuruda bulunmasını şart koşar; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30/13 de Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru için sigortacıya gerekli başvuruların yapılmış olduğunun belgelenmesini arar.</p>

<p>Bu çalışmada, telefonla yapılan ve SBM veri tabanına kaydedilen bir hasar ihbarının KTK m. 97 anlamında yazılı başvuru sayılıp sayılamayacağı, sigortacının temerrüdü bakımından nasıl bir sonuç doğurduğu ve sigorta tahkiminde ön başvuru şartını karşılayıp karşılamadığı, Genelge metni ile Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları ışığında incelenecektir.</p>

<p><strong>I. GENELGE NE GETİRDİ?</strong></p>

<p>Genelge, 47 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 4 ve 18. maddelerine dayanmaktadır ve kapsamına zorunlu mali sorumluluk (trafik) sigortası ile kara araçları kasko sigortasını almaktadır (m. 3/1-e). Kurulan sistem, şirketlerin, Güvence Hesabının ve Türkiye Motorlu Taşıt Bürosunun kendi başvuru kanallarını ortadan kaldırmamakta, bunlara "ek" bir kanal oluşturmaktadır (m. 1).</p>

<p>Başvuru sırasında kayda alınacak asgari bilgiler sınırlıdır: başvuru sahibinin kimliği ve kimlik numarası, kazaya karışan araçların plakaları, iletişim numarası, hasar tarihi ve hasar türü (m. 5/1). Merkez her başvuru için bir referans numarası oluşturur ve bunu hem başvuru sahibine hem ilgili kuruluşa iletir (m. 5/2). Başvuru, karşı aracın kaza tarihinde geçerli trafik sigortacısına; sigortasız araçlarda Güvence Hesabına; yabancı plakalı araçlarda Büroya; tek taraflı kazalarda maddi zarar bakımından kasko sigortacısına eşzamanlı olarak yönlendirilir (m. 5/3).</p>

<p>Talebin iletildiği şirket, en geç takip eden iş günü içinde çağrı merkezi aracılığıyla başvuru sahibiyle iletişime geçmek; ona tazminat için gerekli bilgi ve belgeleri, ekspertiz sürecini, tahmini onarım süresini ve "araç hasarı ile birlikte değer kaybı hesaplamasının da yapılacağı" hususunu bildirmek zorundadır (m. 6).</p>

<p>Çalışmanın konusu bakımından belirleyici hüküm ise m. 4/2'dir:</p>

<p><i>"OHİM üzerinden yapılan ve geçerli kabul edilen hasar başvuruları, talebin Merkez veri tabanına ulaştığı tarih ve saat itibarıyla ilgili şirkete, Hesaba veya Büroya yapılmış sayılır. Sistem kesintileri, veri kayıpları veya Merkezin bildirimleri ilgili kuruluşlara iletmesinde yaşanacak teknik gecikmeler, ilgili mevzuatta öngörülen sürelerin hesabında başvuru sahibi aleyhine dikkate alınamaz."</i></p>

<p>Hüküm iki şey söylemektedir. Birincisi, OHİM'e yapılan başvuru bir aracıya yapılmış ihbar değil, doğrudan sigortacıya yapılmış başvuru hükmündedir. İkincisi, sürelerin başlangıcı şirketin bildirimi fiilen aldığı an değil, talebin Merkez veri tabanına ulaştığı andır. Ne var ki hüküm, "geçerli kabul edilen" ifadesinin ölçütünü ve bu başvurunun hangi mevzuat hükmü bakımından "yapılmış sayılacağını" açıkça belirtmemektedir.</p>

<p><strong>II. KTK m. 97: YAZILI BAŞVURU BİR DAVA ŞARTIDIR</strong></p>

<p>6704 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle değişik KTK m. 97'ye göre zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunmalıdır; sigorta kuruluşu başvuruyu en geç 15 gün içinde yazılı olarak cevaplamaz veya cevap talebi karşılamazsa, zarar gören dava açabilir ya da 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bu başvurunun HMK m. 114/2 kapsamında bir dava şartı olduğunu, amacının ise rizikonun gerçekleştiğinden haberi olmayan sigortacının uyuşmazlığı yargıya taşınmadan çözebilmesini sağlamak olduğunu vurgulamaktadır (Yargıtay 4. HD, E. 2023/12689, K. 2024/4378, 08.05.2024). Aynı kararda Daire, tarafların dava öncesinde ihtiyari arabuluculuğa başvurmuş olmalarını, sigorta şirketinin bu yolla rizikonun gerçekleştiği ve kapsamı hakkında bilgi sahibi olması nedeniyle KTK m. 97 ile amaçlanan durumun gerçekleşmesi olarak değerlendirmiş ve usulden ret kararını kanun yararına bozmuştur.</p>

<p>Daire ayrıca bu şartın tamamlanabilir nitelikte olduğunu yerleşik biçimde kabul etmektedir. Yargıtay 4. HD'nin 13.10.2021 tarihli, E. 2021/3989, K. 2021/6796 sayılı kararında, başvuru hiç yapılmadan dava yoluna gidilmesinin dahi HMK m. 115/2 uyarınca tamamlanabilir bir dava şartı eksikliği olduğu; başvurunun yapıldığı ancak eksik ya da usule uygun olmayan belgeyle yapıldığı savunulan durumlarda ise eksikliğin her hâlükârda tamamlanabileceği belirtilmiştir. Bu gerekçe, aynı dosyada sonradan verilen Yargıtay 4. HD, E. 2025/1858, K. 2025/5054, 26.03.2025 sayılı ilamda da aktarılmaktadır. Yargıtay 4. HD, E. 2024/11649, K. 2026/1463, 11.02.2026 sayılı kararda da başvurunun yapıldığı ancak eksik ya da usule uygun olmayan belgeyle başvurulduğu hâllerde bu eksikliğin tamamlanabileceği tekrarlanmıştır.</p>

<p>Bu içtihat karşısında, mahkeme önünde "başvuru hiç yok" veya "başvuru eksik" itirazının doğrudan ret sonucu doğurmadığı, davacıya HMK m. 115/2 uyarınca kesin süre verilmesi gerektiği söylenebilir. Sorunun ağırlık merkezi, aşağıda görüleceği üzere sigorta tahkimidir.</p>

<p><strong>III. TELEFONLA YAPILAN İHBAR "YAZILI BAŞVURU" SAYILIR MI?</strong></p>

<p>İlk bakışta cevap olumsuz görünmektedir. KTK m. 97 açıkça "yazılı" başvurudan söz etmekte, Genelge ise telefonla alınan ve Merkez tarafından veri tabanına kaydedilen bir bildirimi düzenlemektedir. Kanunun aradığı bir şekil şartının idari bir düzenlemeyle genişletilemeyeceği normlar hiyerarşisinin gereğidir; Genelge, KTK m. 97'deki "yazılı" kelimesini değiştirme gücüne sahip değildir.</p>

<p>Kanaatimizce ise mesele şekil düzleminde değil, amaç ve ispat düzleminde çözülmelidir. Yazılı başvuru şartının iki işlevi vardır: sigortacıyı rizikodan haberdar etmek ve başvurunun yapıldığını, tarihini ve içeriğini ispatlanabilir kılmak. OHİM kaydı bu iki işlevi de büyük ölçüde karşılamaktadır. Talep, kamusal nitelikte bir merkezin veri tabanına tarih ve saatiyle kaydedilmekte, bir referans numarası üretilmekte ve bu numara hem başvuru sahibine hem sigortacıya iletilmektedir. Başvurunun içeriği elektronik ortamda saklanan bir kayıttır; salt sözlü beyanın ispat güçlüğü burada bulunmamaktadır. Yargıtay'ın ihtiyari arabuluculuk başvurusunu KTK m. 97 amacının gerçekleşmesi için yeterli gördüğü yukarıdaki kararı, amaçsal yorumun Daire uygulamasında karşılık bulduğunu göstermektedir.</p>

<p>Bununla birlikte OHİM kaydının zayıf yanları da göz ardı edilmemelidir. Birincisi, Genelge "geçerli kabul edilen" başvurudan söz etmekte, geçerliliğin ölçütünü ise belirlememektedir. Asgari bilgilerden birinin, örneğin karşı aracın plakasının eksik ya da hatalı kaydedilmesi hâlinde başvurunun yanlış şirkete yönlendirilmesi ve sonradan "geçerli başvuru yok" savunmasıyla karşılaşılması mümkündür. İkincisi, kayıt Merkezin elindedir; zarar görenin elinde yalnızca referans numarası vardır. Uyuşmazlık hâlinde kaydın içeriğinin SBM'den celbi gerekecek; bu da yalnızca kendilerine verilen evrak üzerinden karar veren sigorta hakemleri önünde (5684 s. K. m. 30/15) ek bir ispat yükü doğuracaktır.</p>

<p>Sonuç olarak OHİM kaydının, başvurunun yapıldığını ve tarihini gösteren güçlü bir delil olduğu, mahkemeler bakımından KTK m. 97'nin amacını karşılayan bir başvuru olarak kabulünün savunulabilir olduğu; buna karşılık tek başına "yazılı başvuru" yerine geçeceğinin kesin olmadığı söylenebilir. Uygulamanın bu belirsizliği gidermesi zaman alacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. BAŞVURU İLE TEMERRÜT AYRIMI</strong></p>

<p>OHİM kaydının hukuki niteliği tartışılırken birbirinden farklı iki kurumun karıştırılmaması gerekir: dava şartı olan başvuru (KTK m. 97) ve sigortacının temerrüdü (KTK m. 99). KTK m. 99 ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.2.1 uyarınca sigortacı, hak sahibinin kaza veya zararın tespiti için Genel Şartlar ekinde sayılan gerekli belgeleri kendisine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde tazminatı ödemekle yükümlüdür; sigortacının haklı olarak yeni bir belge talep etmesi hâlinde süre, bu belgenin iletilmesinden sonra başlar.</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, 16.10.2025 tarihli, E. 2024/1076, K. 2025/1262 sayılı kesin kararında bu ayrımı açıkça ortaya koymuştur. Daireye göre KTK m. 97'de "yazılı başvurunun yapılmış olması yeterli görülmüş, sigortanın temerrüdünü düzenleyen 99. maddeye atıf yapılmamış, başvuruda bulunması gereken evraka ilişkin bir düzenleme getirilmemiştir." Temerrüt ise rizikonun ihbarı ve gerekli belgelerin iletildiği tarihten itibaren sekiz iş günü sonunda gerçekleşir; davadan önce başvuru yoksa dava tarihi temerrüt tarihidir.</p>

<p>Bu ayrım OHİM başvuruları bakımından önemlidir. Genelge m. 5/1'de sayılan asgari bilgiler kimlik, plaka, iletişim ve hasar tarihinden ibarettir; kaza tespit tutanağı, ruhsat, ekspertiz raporu, fotoğraflar ya da banka hesap bilgisi gibi Genel Şartlar ekindeki belgeler bu aşamada iletilmemektedir. Dolayısıyla OHİM kaydı, kabul edilse bile, dava şartı olan başvuruyu karşılayabilir; ancak sekiz iş günlük ödeme süresini kendiliğinden başlatmaz. Temerrüt tarihi, belgelerin sigortacıya fiilen iletildiği tarihe göre belirlenecektir. Genelge m. 4/2'nin "sürelerin hesabında başvuru sahibi aleyhine dikkate alınamaz" hükmü teknik gecikmelerin zarar görene yüklenmesini engeller; ama belge sunma yükünü ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong>V. DEĞER KAYBI BAKIMINDAN SONUÇ</strong></p>

<p>Genelge m. 6/2'nin şirketlere yüklediği "araç hasarı ile birlikte değer kaybı hesaplamasının da yapılacağı" yönündeki bilgilendirme yükümlülüğü, Genel Şartlarda 12.06.2026 tarihli değişiklikle yapılan düzenlemeyle uyumludur. Genel Şartlar A.5-(a)'ya göre bu teminat kapsamında araç hasarı için başvuruda bulunan hak sahibi, değer kaybı talebinde de bulunmuş kabul edilir.</p>

<p>Bu iki hüküm birlikte okunduğunda, OHİM üzerinden yapılan ve geçerli kabul edilen bir araç hasarı başvurusunun değer kaybı talebini de kapsadığı sonucuna ulaşılır. Zarar görenin ayrıca değer kaybı için başvuru yapmamış olması, sonradan açılacak davada veya tahkim başvurusunda "değer kaybı için başvuru yok" savunmasına dayanak yapılamamalıdır. Uygulamada sigortacıların hasar dosyası kapsamında kendiliğinden değer kaybı ödemesi yaptığı, uyuşmazlığın ise çoğunlukla ödenen tutarın yeterliliği üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle ödeme tutarının ve hesap yönteminin sigortacıdan yazılı olarak istenmesi, olası bakiye talebinin sağlıklı değerlendirilmesi için gereklidir.</p>

<p><strong>VI. SİGORTA TAHKİMİNDE ÖN BAŞVURU ŞARTI</strong></p>

<p>Mahkemeler bakımından Yargıtay'ın tamamlanabilir dava şartı yaklaşımı zarar göreni korurken, sigorta tahkiminde tablo farklıdır. 5684 sayılı Kanun m. 30/13'e göre Komisyona gidilebilmesi için, uyuşmazlığa düşen kişinin sigortacılık yapan kuruluşa "gerekli başvuruları yapmış ve talebinin kısmen ya da tamamen olumsuz sonuçlandığını belgelemiş olması" gerekir; kuruluşun başvuru tarihinden itibaren on beş iş günü içinde yazılı cevap vermemesi de başvuru için yeterlidir. Hüküm, yalnızca başvurunun yapılmasını değil, bunun belgelenmesini de aramaktadır.</p>

<p>Sigorta tahkim uygulamasında bu şart katı biçimde yorumlanmaktadır. Sigorta Tahkim Komisyonu hakem heyetinin 27.05.2020 tarihli ve K-2020/13810 sayılı kararında, KTK m. 97'deki başvurunun "gerekli belgeleri içeren geçerli bir başvuru" olması gerektiği; gerekli bilgi ve belgeler sunulmaksızın yapılan başvurunun geçerli kabul edilemeyeceği, yeni ve geçerli bir başvuru yapılması için tarafa süre verilemeyeceği ve başvurunun usulden reddi gerektiği ifade edilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıda anılan 2024/11649 E. sayılı kararı ise, usulden ret kararı veren ve bu karara yönelik itirazı reddeden İtiraz Hakem Heyeti kararına karşı verilmiş; Daire, eksik ya da usule uygun olmayan belgeyle yapılan başvuruda eksikliğin tamamlanabileceğini belirterek kararı bozmuştur.</p>

<p>Görüldüğü üzere hakem heyetleri ile Yargıtay arasında belirgin bir yaklaşım farkı vardır ve temyiz sınırının altında kalan uyuşmazlıklarda bu fark Yargıtay denetimine ulaşmadan kesinleşmektedir (5684 s. K. m. 30/12). Uygulamada da şirkete yapılan başvurunun ispatına ilişkin belgenin eksik ya da tartışmalı olması nedeniyle tahkim başvurularının ön incelemede reddedildiği, başvuru ücreti ve zaman kaybıyla yeniden başvuru yapılmak zorunda kalındığı görülmektedir.</p>

<p>OHİM başvurusunun tahkimdeki yeri bu arka plan içinde değerlendirilmelidir. Referans numarası ve Merkez kaydı başvurunun yapıldığını gösterebilir; ancak m. 30/13'ün aradığı "gerekli başvuru" ve bunun "belgelenmesi" bakımından, belgeleri içermeyen bir telefon kaydının hakem heyetlerince yeterli görüleceği şüphelidir. Ayrıca KTK m. 97'deki 15 günlük süre ile 5684 sayılı Kanun m. 30/13'teki on beş iş günlük sürenin farklı olduğu, tahkim başvurusu tarihinin belirlenmesinde daha uzun olan sürenin esas alınmasının ihtiyatlı olacağı da hatırlatılmalıdır.</p>

<p><strong>VII. UYGULAMAYA YÖNELİK ÖNERİLER</strong></p>

<p>· Alo 193 üzerinden ihbar yapılması yararlıdır: başvurunun tarihini kamusal bir kayıtla sabitler, karşı aracın sigortacısının doğru belirlenmesine yardımcı olur ve teknik gecikmelerin zarar görene yüklenmesini engeller. Verilen referans numarası mutlaka not edilmeli ve dosyada saklanmalıdır.</p>

<p>· Ancak OHİM kaydı, yazılı başvurunun yerine değil, onun öncesine konumlandırılmalıdır. İhbarın ardından referans numarası belirtilerek sigortacıya e-posta, KEP veya iadeli taahhütlü mektupla yazılı başvuru yapılmalı; kaza tespit tutanağı, ruhsat, fotoğraflar, varsa ekspertiz raporu, kimlik ve banka hesap bilgileri başvuruya eklenmelidir.</p>

<p>· Başvurunun gönderildiğini gösteren belge (e-posta gönderi çıktısı, KEP teslim raporu, PTT alındısı) olduğu gibi saklanmalı; tahkim başvurusunda bu belge, sigortacının cevabı veya cevap verilmediği hususu ile birlikte sunulmalıdır.</p>

<p>· Başvuru dilekçesinde araç hasarının yanında değer kaybı ve varsa diğer kalemler açıkça belirtilmelidir. Genel Şartlar A.5-(a) karinesi zarar göreni korusa da açık talep, tartışmayı baştan kapatır.</p>

<p>· Sigortacı yeni belge talep ederse bu talebin haklı olup olmadığı değerlendirilmeli ve belge yazılı olarak iletilmelidir; temerrüt tarihi ve faiz başlangıcı bu iletime bağlı olarak belirlenecektir.</p>

<p>· Tahkim başvurusu, KTK m. 97'deki 15 günlük ve 5684 sayılı Kanun m. 30/13'teki on beş iş günlük sürenin ikisi de dolduktan sonra yapılmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>SEDDK'nın 2026/22 sayılı Genelgesi, zarar görenin sigortacıya ulaşmasını kolaylaştıran ve başvurunun tarihini kamusal bir kayıtla sabitleyen önemli bir düzenlemedir. Genelge m. 4/2 uyarınca OHİM'e yapılan ve geçerli kabul edilen başvuru, Merkez veri tabanına ulaştığı anda sigortacıya yapılmış sayılır. Bu kayıt, Yargıtay'ın KTK m. 97'yi amacı doğrultusunda yorumlayan ve başvuru eksikliğini tamamlanabilir gören içtihadı karşısında, mahkemeler bakımından dava şartını karşılayan bir başvuru olarak kabul edilmeye elverişlidir.</p>

<p>Buna karşılık OHİM kaydı, Genel Şartlarda sayılan belgeleri içermediği için sigortacının sekiz iş günlük ödeme süresini kendiliğinden başlatmaz; sigorta tahkiminde ise "gerekli başvurunun" belgelenmesini arayan 5684 sayılı Kanun m. 30/13 ve hakem heyetlerinin katı yaklaşımı karşısında tek başına yeterli görülmeyebilir. Bu nedenle Alo 193 ihbarının, belgeleriyle birlikte yapılacak ve gönderildiği ispatlanabilecek bir yazılı başvuruyla tamamlanması, zarar görenin hem temerrüt hem de ön başvuru şartı bakımından en güvenli yoludur. Genelgedeki "geçerli kabul edilen başvuru" ölçütünü açıklığa kavuşturacak bir düzenleme veya SBM prosedürü ise uygulamadaki tereddütleri büyük ölçüde giderecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 97, 99.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 114, 115.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, A.5, B.2.1 (12.06.2026 tarihli değişiklik dâhil).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· SEDDK, Motorlu Araç Sigortalarında Hasar Başvurularının Ortak Hasar İhbar Merkezi Üzerinden Alınmasına İlişkin Genelge (2026/22), 22.07.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2024/11649, K. 2026/1463, 11.02.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2025/1858, K. 2025/5054, 26.03.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2023/12689, K. 2024/4378, 08.05.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2021/3989, K. 2021/6796, 13.10.2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara BAM 35. HD, E. 2024/1076, K. 2025/1262, 16.10.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Sigorta Tahkim Komisyonu, K-2020/13810, 27.05.2020.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/alo-193-uzerinden-yapilan-hasar-ihbarinin-hukuki-niteligi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/alo-193-sddk.jpg" type="image/jpeg" length="78827"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAGB KARARI MEMURİYETTEN ÇIKARMA GEREKÇESİ OLABİLİR Mİ? AYM'NİN A.B. KARARI IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-memuriyetten-cikarma-gerekcesi-olabilir-mi-aymnin-ab-karari-isiginda-bir-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-memuriyetten-cikarma-gerekcesi-olabilir-mi-aymnin-ab-karari-isiginda-bir-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kamu görevlileri bakımından doğurduğu sonuçlar, uzun süredir uygulamada tartışılan konulardan biridir.

Özellikle hakkında HAGB kararı verilen bir kamu görevlisinin bu karar gerekçe gösterilerek memuriyetine son verilip verilemeyeceği veya HAGB’ye k...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kamu görevlileri bakımından doğurduğu sonuçlar, uzun süredir uygulamada tartışılan konulardan biridir.</p>

<p>Özellikle hakkında HAGB kararı verilen bir kamu görevlisinin bu karar gerekçe gösterilerek memuriyetine son verilip verilemeyeceği veya HAGB’ye konu eylemin devlet memurluğundan çıkarma cezasına dayanak yapılıp yapılamayacağı önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202291046-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin <strong>A.B. Başvurusu, B. No: 2022/91046, 3/3/2026</strong> tarihli son kararı</a>, konunun yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmıştır.</p>

<p>Kanaatimizce mesele değerlendirilirken iki farklı hukuki durum birbirinden ayrılmalıdır:</p>

<p>Birincisi, HAGB kararının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48 ve 98. maddeleri kapsamında memuriyete engel bir mahkûmiyet olarak kabul edilip edilemeyeceğidir.</p>

<p>İkincisi ise HAGB kararına konu olan fiilin, ceza mahkemesinin kararından bağımsız olarak disiplin hukuku yönünden değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.</p>

<p>Bu ayrım yapılmadan varılacak sonuçlar hatalı olacaktır.</p>

<p><strong>HAGB, Kesinleşmiş Bir Mahkûmiyet Hükmü Değildir</strong></p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının en önemli özelliği, kurulan hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasıdır.</p>

<p>Bu nedenle HAGB kararı ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün aynı hukuki sonucu doğurduğunun kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927344-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi de <strong>Onurhan Demirkol, B. No: 2019/27344, 8/2/2024</strong> kararın</a>da bu hususu oldukça açık biçimde ortaya koymuştur.</p>

<p>Mahkemeye göre HAGB, Anayasa’nın 38. maddesi anlamında kişinin suçluluğunu hükmen sabit hâle getiren kesinleşmiş bir hüküm değildir.</p>

<p>AYM bunun doğal sonucu olarak HAGB kararının hukuki sonuç doğurmamasının, herhangi bir idari tasarrufun veya yargı kararının HAGB kararına <strong>“doğrudan ve kategorik olarak”</strong> dayandırılmamasını gerektirdiğini belirtmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin güvenlik soruşturmasına olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmadığını, mahkemenin ceza yargılamasında yer alan verilerin güvenlik soruşturmasına olan etkisini ortaya koyması gerektiğini, olayda ise mahkemenin, HAGB kararına ve devam eden ceza yargılamalarına konu fiilleri esas almakla birlikte ceza yargılamasında yer alan olguların göreve olumsuz etkisini irdelemediğini belirtmiştir.</p>

<p>Bu tespit önemlidir.</p>

<p>Çünkü HAGB kararının varlığı ile suçun sabit olduğu sonucuna ulaşılması arasında uygulamada zaman zaman kurulan otomatik bağlantının hukuken doğru olmadığını göstermektedir.</p>

<p><strong>HAGB Nedeniyle Memuriyete Son Verilebilir mi?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5. maddesinde devlet memurluğuna alınmaya engel mahkûmiyetler düzenlenmiştir.</p>

<p>Aynı Kanun’un 98/b maddesinde ise memurluğa alınma şartlarından herhangi birinin sonradan kaybedilmesi hâlinde memurluğun sona ereceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Burada kanunun aradığı hukuki durum <strong>mahkûmiyettir</strong>. Oysa HAGB, kesinleşmiş mahkûmiyet niteliğinde değildir.</p>

<p>Danıştayın konuya ilişkin eski tarihli kararlarında da bu ayrım açıkça yapılmıştır.</p>

<p>Nitekim Danıştay 12. Dairesinin <strong>E.2007/2534, K.2008/4502</strong> sayılı kararında, hakkında HAGB kararı bulunan kişinin memuriyetine engel bir mahkûmiyet hükmünün bulunduğundan söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Benzer hukuki yaklaşım Danıştay 12. Dairesinin <strong>E.2010/1591, K.2013/439</strong> sayılı kararında da ceza mahkemesi mahkûmiyet hükmünün sonradan verilen ek karar ile <strong>Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına (HAGB)</strong> uyarlanması durumunda, bu mahkûmiyetin memuriyete son verme işlemi için hukuki temel oluşturamayacağına hükmetmiştir</p>

<p>Dolayısıyla HAGB kararının, 657 sayılı Kanun’un 48/A-5. maddesinde belirtilen kesinleşmiş mahkûmiyetlerden biriymiş gibi değerlendirilerek aynı Kanun’un 98/b maddesi uyarınca memuriyete son verilmesine doğrudan dayanak yapılması mümkün değildir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle; <strong>HAGB kararı, memuriyete engel bir mahkûmiyet değildir.</strong></p>

<p><strong>Peki HAGB’ye Konu Fiil Nedeniyle Memuriyetten Çıkarma Cezası Verilebilir mi?</strong></p>

<p>Asıl dikkat edilmesi gereken nokta buradadır.</p>

<p>HAGB kararının memuriyete engel bir mahkûmiyet sayılamaması ile HAGB’ye konu eylemin disiplin hukuku yönünden hiçbir şekilde değerlendirilemeyeceği aynı şey değildir.</p>

<p>Ceza soruşturması ve kovuşturması ile disiplin soruşturması birbirinden farklı hukuki alanlardır.</p>

<p>Bu nedenle bir kamu görevlisinin ceza yargılamasına konu olan eylemi aynı zamanda disiplin mevzuatı kapsamında bir disiplin suçu oluşturuyorsa idarenin bu eylemi disiplin hukuku yönünden incelemesine kural olarak engel bulunmamaktadır.</p>

<p>Ancak burada çok önemli bir sınır vardır: <strong>Disiplin cezasının dayanağı HAGB kararının kendisi değil, disiplin soruşturmasında bağımsız olarak ortaya konulan fiil ve deliller olmalıdır.</strong></p>

<p>İdare, “Ceza mahkemesi HAGB kararı verdiğine göre kişi bu suçu işlemiştir.” şeklinde bir kabulden hareket edemez.</p>

<p>Fiilin disiplin hukuku bakımından ayrıca araştırılması ve disiplin soruşturmasında elde edilen delillerle sübuta erdiğinin ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesinin 3 Mart 2026 Tarihli Kararı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202291046-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin <strong>A.B. Başvurusu, B. No: 2022/91046, 3/3/2026</strong> tarihli kararı</a> tam da bu noktada önem taşımaktadır.</p>

<p>Başvuru, devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezasının iptali istemiyle açılan davada verilen karar nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>Başvurucu hakkında ceza yargılaması sonucunda HAGB kararı verilmiş, ayrıca disiplin hukuku kapsamında devlet memurluğundan çıkarma cezası uygulanmıştır.</p>

<p>Başvurucu idari yargılama sırasında, diğer hususların yanında, HAGB kararının memuriyete engel teşkil etmediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi incelemesinde daha önceki HAGB içtihadına da atıfta bulunmuştur.</p>

<p>Kararda, HAGB'nin kesinleşmiş mahkûmiyet niteliğinde olmadığı ve hakkında HAGB kararı verilen kişinin söz konusu eylem veya suç yönünden masumiyetinin devam ettiği yönündeki anayasal yaklaşım hatırlatılmıştır.</p>

<p>Somut olayda dikkat çeken husus ise disiplin soruşturmasında mevcut olan delillerin değerlendirilme biçimidir.</p>

<p>Başvurucu; kamera kayıtlarının, lehine olan tanık anlatımlarının ve disiplin soruşturmasının eksik yürütüldüğüne ilişkin iddialarının yeterince değerlendirilmediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, başvurucunun uyuşmazlığın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bu iddialarının derece mahkemelerince yeterli biçimde karşılanmadığını belirlemiştir.</p>

<p>Mahkeme özellikle, idari yargı mercilerinin HAGB ile sonuçlanan ceza yargılamasındaki değerlendirmelerle yetinmek yerine disiplin dosyasındaki maddi olay ve delilleri incelemesi gerektiğini ortaya koymuştur.</p>

<p>Sonuçta Anayasa Mahkemesi <strong>gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine</strong> karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili idare mahkemesine gönderilmesine hükmetmiştir.</p>

<p>Burada kararın kapsamını doğru belirlemek gerekir.</p>

<p>AYM, başvurucunun disiplin suçu işlemediğine veya mutlaka göreve iade edilmesi gerektiğine karar vermemiştir.</p>

<p>Mahkemenin üzerinde durduğu temel sorun, uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve delillerin gereği gibi değerlendirilmemiş olmasıdır.</p>

<p><strong>Ceza Mahkemesinin HAGB Kararı Disiplin Soruşturmasında Tek Başına Yeterli Değildir</strong></p>

<p>Danıştayın konuya yaklaşımı da aynı ayrım üzerine kuruludur.</p>

<p>Danıştay 12. Dairesinin <strong>E.2019/7400, K.2023/1329</strong> sayılı kararında, HAGB kararının kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü niteliğinde olmaması nedeniyle disiplin soruşturmasında eylemin sübutunun tek başına delili olarak kabul edilemeyeceği yönünde değerlendirme yapılmıştır.</p>

<p>Bunun anlamı açıktır: Disiplin makamı ceza dosyasındaki maddi olgulardan tamamen bağımsız hareket etmek zorunda değildir. Ceza dosyasındaki bilgi ve belgeler elbette incelenebilir. Ancak ceza mahkemesinin ulaştığı ve HAGB nedeniyle kesinleşmiş bir mahkûmiyet sonucuna dönüşmeyen kanaatin doğrudan disiplin soruşturmasına taşınması yeterli değildir.</p>

<p>Tanık beyanları, kamera görüntüleri, tutanaklar, belgeler, savunmalar ve diğer deliller disiplin hukuku bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927344-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin Onurhan Demirkol kararı</a>ndaki yaklaşımı da bunu desteklemektedir. AYM, HAGB'nin kesinleşmiş hüküm olmadığını ve idari makamların ceza mahkemesinin açıklanmamış hükmüne dayanmak yerine olay ve olguları kendilerinin değerlendirerek idari bir sonuca ulaşmaları gerektiğini açıkça belirtmektedir.</p>

<p><strong>Masumiyet Karinesi Yönünden Sorun</strong></p>

<p>Konunun bir diğer boyutu masumiyet karinesidir.</p>

<p>Anayasa’nın 38. maddesine göre suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.</p>

<p>HAGB kararında ise suçluluğu kesin hükümle sabit hâle getiren bir mahkûmiyet bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle idari makamların ve idari yargı mercilerinin kullandıkları dil de önem taşımaktadır.</p>

<p>Hakkında HAGB bulunan kişi için; “Suçu işlemiştir”, “suç işlediği sabittir” veya “mahkeme tarafından suçlu bulunmuştur” şeklindeki değerlendirmeler, HAGB kurumunun hukuki niteliğiyle bağdaşmayacağı gibi masumiyet karinesi yönünden de sorun oluşturabilir.</p>

<p>AYM'nin yerleşik yaklaşımında masumiyet karinesi yalnızca ceza mahkemelerini bağlayan bir güvence olarak görülmemektedir. Kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmadığı sürece diğer kamu makamlarının da kişiyi suçlu olarak nitelendirmekten veya suçlu olduğu izlenimini doğuracak ifadeler kullanmaktan kaçınması gerekir.</p>

<p>Bununla birlikte aynı maddi olayın disiplin hukuku bakımından değerlendirilmesi masumiyet karinesini kendiliğinden ihlal etmez.</p>

<p>Önemli olan, disiplin makamının ceza hukuku anlamında bir suçluluk tespiti yapmaması; kendi görev alanı içinde kalması ve disiplin fiilini bağımsız deliller üzerinden değerlendirmesidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları birlikte değerlendirildiğinde kanaatimizce üç temel sonuca ulaşmak mümkündür.</p>

<p><strong>Birincisi; HAGB kararı kesinleşmiş bir mahkûmiyet değildir. Bu nedenle yalnızca HAGB kararının varlığından hareketle 657 sayılı Kanun'un 48/A-5 ve 98/b maddeleri kapsamında memuriyete son verilmesi mümkün değildir.</strong></p>

<p><strong>İkincisi; HAGB kararı, devlet memurluğundan çıkarma dâhil bir disiplin cezası bakımından fiilin işlendiğinin tek başına kanıtı olarak kabul edilemez.</strong></p>

<p><strong>Üçüncüsü; HAGB'ye konu eylemin aynı zamanda disiplin suçu oluşturduğu ileri sürülüyorsa idare bu fiili bağımsız olarak soruşturabilir. Ancak disiplin yaptırımının dayanağı HAGB kararı değil, disiplin soruşturmasında hukuka uygun şekilde elde edilen ve değerlendirilen deliller olmalıdır.</strong></p>

<p>Dolayısıyla;</p>

<p><strong>HAGB'ye dayanarak memuriyetten çıkarmak ile HAGB'ye konu fiili disiplin hukuku bakımından bağımsız delillerle ortaya koyarak disiplin cezası vermek aynı şey değildir.</strong></p>

<p>Kanaatimizce <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202291046-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 3/3/2026 tarihli A.B. kararı</a> bakımından üzerinde durulması gereken asıl husus da budur.</p>

<p>Bir HAGB kararının varlığı, idareyi ayrıca araştırma ve ispat yükümlülüğünden kurtarmadığı gibi idari yargı merciini de uyuşmazlığın sonucuna etkili delil ve itirazları değerlendirme yükümlülüğünden kurtarmaz.</p>

<p>Aksi yaklaşım, hukuki sonuç doğurmaması gereken HAGB kararını fiilen kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmüne dönüştürür.</p>

<p>Bu ise HAGB kurumunun hukuki niteliğiyle bağdaşmayacağı gibi masumiyet karinesinin sağladığı anayasal güvenceyi de önemli ölçüde anlamsız hâle getirir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-memuriyetten-cikarma-gerekcesi-olabilir-mi-aymnin-ab-karari-isiginda-bir-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/aym-themis.jpg" type="image/jpeg" length="76091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[5403 SAYILI TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNU UYARINCA VERİLEN PARA CEZALARI İLE YIKIM VE ESKİ HÂLE GETİRME KARARLARININ NİTELİĞİ, BAŞVURU VE DAVA YOLLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/5403-sayili-toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-uyarinca-verilen-para-cezalari-ile-yikim-ve-eski-hale-getirme-kararlarinin-niteligi-basvuru-ve-dava-yollari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/5403-sayili-toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-uyarinca-verilen-para-cezalari-ile-yikim-ve-eski-hale-getirme-kararlarinin-niteligi-basvuru-ve-dava-yollari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca verilen para cezaları, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında idari yaptırım niteliğindedir.

7584 sayılı Kanun, 20 Haziran 2026 tarihinde yayımlanmış ve 5403 sayılı Kanun’un 21. maddesinde değişiklik yapmıştır. Metreka...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca verilen para cezaları, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında <strong>idari yaptırım</strong> niteliğindedir.</p>

<p>7584 sayılı Kanun, 20 Haziran 2026 tarihinde yayımlanmış ve 5403 sayılı Kanun’un 21. maddesinde değişiklik yapmıştır. Metrekare başına ceza miktarı değiştirilmiş ve izinsiz yapılara elektrik, su ve doğal gaz aboneliği tesis edilmesine ilişkin yeni yaptırımlar getirilmiştir.</p>

<p>5403 sayılı Kanun’da bu cezalara karşı başvurulacak yargı yeri özel olarak gösterilmemiştir. Bu nedenle görevli yargı yeri belirlenirken Kabahatler Kanunu uygulanır.</p>

<p>Temel ölçüt şudur:</p>

<p><strong>Yalnızca idari para cezası verilmişse görevli merci sulh ceza hâkimliğidir.</strong></p>

<p>Buna karşılık, para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi hakkında yıkım, faaliyetin durdurulması veya arazinin tarımsal üretime uygun hâle getirilmesi gibi idari yargının görev alanına giren başka bir karar da verilmişse, para cezasına ilişkin uyuşmazlık da bu işlemle birlikte <strong>idare mahkemesinde</strong> görülür.</p>

<p><strong>Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 08.01.2024 tarihli, E.2023/616, K.2024/5 sayılı kararında; </strong>para cezasının yanında arazinin tarımsal üretime uygun hâle getirilmesine ilişkin bir karar da bulunması ve bu kararın idare mahkemesinde dava konusu edilmesi nedeniyle <strong>idari yargının görevli olduğuna</strong> karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Uyuşmazlık Mahkemesinin 13.04.2026 tarihli, E.2026/134, K.2026/165 sayılı kararında ise </strong>davacıya önce idari para cezası, aykırılığın giderilmemesi üzerine de üç kat idari para cezası verilmiştir. Ancak davacı hakkında ayrıca tesis edilmiş ve dava konusu edilmiş bir yıkım veya eski hâle getirme kararı bulunmadığından <strong>adli yargı görevli kabul edilmiştir.</strong></p>

<p>Bu kararlara göre görevli yargı yerinin belirlenmesinde cezanın miktarı, ilk kez veya üç kat uygulanması ya da aynı fiil nedeniyle birden fazla para cezası verilmesi belirleyici değildir.</p>

<p><strong>Belirleyici olan</strong>, para cezasıyla aynı hukuki süreç içinde ve aynı kişi hakkında idari yargının görev alanına giren başka bir kararın bulunması ve bu kararın para cezasıyla birlikte dava konusu edilmesidir.</p>

<p><strong>ESKİ HÂLE GETİRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE ÜÇ KAT CEZANIN ŞARTLARI</strong></p>

<p>Arazinin eski hâline getirilmesinin istenmesi, ileride işlem yapılabileceğini bildiren basit bir ihtar değildir. <strong>Danıştay 10. Dairesinin 27.10.2025 tarihli, E.2025/3290, K.2025/4877 sayılı kararına göre </strong>bu istem, ilgiliye doğrudan yükümlülük yükleyen, kesin ve uygulanabilir bir idari işlemdir. Danıştayın bu kabulü, eski hâle getirme kararının idari yargıda tek başına dava konusu edilebileceğini göstermektedir. Bu karar, yukarıda yer verilen Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarıyla birlikte değerlendirildiğinde; yalnızca para cezasına karşı sulh ceza hâkimliğine, para cezasıyla birlikte eski hâle getirme kararına karşı ise idare mahkemesine başvurulması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>Eski hâle getirme yükümlülüğünün süresinde yerine getirilmemesi, ilk para cezasının üç katı tutarında yeni bir cezanın kendiliğinden verilmesini gerektirmez. Danıştay kararında üç kat cezanın;</p>

<p>“Verilen süre içinde arazinin tarımsal üretime uygun hale getirilmediğinin <strong>Bakanlık birimlerince tespit edilmesi durumunda … uygulanacağı</strong>” Belirtilmiştir.</p>

<p>Buna göre üç kat ceza verilebilmesi için eski hâle getirme süresinin usulüne uygun biçimde verilmesi, bu sürenin dolması ve aykırılığın devam ettiğinin Bakanlık birimlerince yeniden tespit edilmesi gerekir. <strong>Bu şartlar gerçekleşmeden ilk para cezasının üç katı tutarında yeni bir idari para cezası verilemez.</strong></p>

<p><strong>ESKİ HÂLE GETİRME SÜRESİNİN TEBLİĞİ YIKIMIN VE ÜÇ KAT CEZANIN ÖN ŞARTIDIR</strong></p>

<p><strong>İzmir Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesinin 30.12.2024 tarihli, E.2024/2003, K.2024/2398 sayılı kararına göre, </strong>yıkım ve eski hâle getirme işleminden önce ilgiliye iki aylık süre verilmesi yeterli değildir; bu süreyi veren işlemin ayrıca tebliğ edilmesi gerekir. Kararda bu şart;</p>

<p>“İki aylık süre tanınmasına ilişkin işlemin tesis ve tebliğinin gerektiği”</p>

<p>Şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>Buna göre eski hâle getirme süresi tebliğle başlar. Tebliğ ispatlanmadan sürenin dolduğundan söz edilemez ve yıkım işlemine geçilemez. Karar doğrudan üç kat para cezasına ilişkin olmamakla birlikte, üç kat ceza da aynı iki aylık sürenin dolmasına bağlandığından, usulüne uygun tebliğ bulunmadan bu cezanın verilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p><strong>TEBLİĞ EKSİKLİĞİ GİDERİLEREK SÜREÇ YENİDEN İŞLETİLEBİLİR</strong></p>

<p><strong>İzmir Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesinin 30.12.2024 tarihli, E.2024/2042, K.2024/2399 sayılı kararında,</strong> iki aylık sürenin tebliğ edilmemesi nedeniyle yıkım işlemi iptal edilmiş; ancak,</p>

<p>“Tebliğ eksikliği giderilerek hukuki sürecin devam ettirilebileceği” de belirtilmiştir.</p>

<p>Buna göre tebliğ eksikliği, idarenin yaptırım uygulama yetkisini ortadan kaldırmaz; ancak yıkım sürecinin bu aşamada ilerletilmesine engel olur. Aynı eksiklik, üç kat para cezası bakımından da hukuka aykırılık sebebi oluşturur. İdare, eski hâle getirme süresini usulüne uygun biçimde tebliğ ettikten ve sürenin sonunda aykırılığın devam ettiğini yeniden tespit ettikten sonra yıkım ve üç kat para cezası konusunda yeni işlemler tesis edebilir.</p>

<p><strong>PARA CEZASI SOMUT FİİLE VE DENETLENEBİLİR TESPİTLERE DAYANMALIDIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 27.10.2021 tarihli, Gülsüm Kestaneci, B. No: 2018/7477 sayılı kararına göre;</strong> yalnızca taşınmazın maliki olmak, idari para cezası verilmesi için yeterli değildir. İdare; araziyi fiilen kimin kullandığını, bozucu eylemin kim tarafından ve ne zaman gerçekleştirildiğini, cezalandırılan kişi ile fiil arasındaki bağı somut delillerle ortaya koymalıdır.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesinin 30.04.2025 tarihli, Bekir Ağartıoğlu, B. No: 2022/41702 sayılı kararına göre </strong>ise cezaya esas alan, ölçüm ve hesaplar açık olmalı; kullanılan veya zarar verilen alan denetlenebilir biçimde gösterilmelidir.</p>

<p>Mülkiyet tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz. Para cezası, tapu kaydına değil; fiili, faili ve zarar verilen alanı ortaya koyan somut ve denetlenebilir tespitlere dayanmalıdır.</p>

<p><strong>BAŞVURU VE DAVA SÜRELERİ</strong></p>

<p>Yalnızca idari para cezası verilmişse, cezanın tebliğinden itibaren <strong>on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine</strong> başvurulmalıdır.</p>

<p>Para cezasıyla birlikte eski hâle getirme veya yıkım kararı da dava konusu edilecekse, <strong>altmış gün içinde idare mahkemesinde</strong> dava açılmalıdır.</p>

<p>Para cezası, eski hâle getirme ve yıkım kararları farklı tarihlerde tebliğ edilmişse, her işlemin dava süresi kendi tebliğ tarihinden itibaren ayrı ayrı başlar. Sonradan verilen bir yıkım kararı, kural olarak daha önce kesinleşen para cezasına karşı yeni bir süre başlatmaz.</p>

<p><strong>YANLIŞ YARGI YERİNE BAŞVURU</strong></p>

<p>İdari yargıda görülmesi gereken dava yanlışlıkla adli yargıda açılmışsa, görevsizlik kararının kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. Ancak ilk başvurunun da kendi süresi içinde yapılmış olması gerekir.</p>

<p><strong>BAŞVURU YOLUNUN GÖSTERİLMEMESİ</strong></p>

<p>İdare, işleminde başvurulacak yargı yerini ve başvuru süresini göstermek zorundadır.</p>

<p><strong>Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15.03.2022 tarihli, E.2021/2, K.2022/1 sayılı kararına göre</strong>, özel dava açma süresi işlemde gösterilmemişse idare mahkemelerinde <strong>altmış günlük genel dava açma süresi</strong> uygulanır. Bu ölçüt, idari yargıda dava konusu edilen işlemler bakımından geçerlidir; sulh ceza hâkimliğine yapılacak başvurunun süresini doğrudan değiştirmez.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>İlk para cezası, üç kat para cezası ve yıkım; aynı hukuki sürecin birbirini izleyen, fakat birbirinden ayrı sonuç doğuran aşamalarıdır. Her aşamanın hukuka uygunluğu, kendisinden önceki aşamanın usulüne uygun biçimde tamamlanmasına bağlıdır.</p>

<p>İlk cezanın verilmiş olması, idareye doğrudan üç kat ceza verme veya yıkıma geçme yetkisi tanımaz. Kanunda öngörülen süreler usulüne uygun biçimde tebliğ edilmeli; sürenin sonunda aykırılığın devam ettiği yeniden ve açıkça tespit edilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/5403-sayili-toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-uyarinca-verilen-para-cezalari-ile-yikim-ve-eski-hale-getirme-kararlarinin-niteligi-basvuru-ve-dava-yollari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="43842"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşveren Telefonunu Ver Mesajlarına Bakacağım Derse Kabul Etmek Zorunda mısınız?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xUxJh26h3SE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92180"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Apartmanda Gece Spor Yapmanın Hukuki Sınırı Var mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vHjj2YSaMYY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20926"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temel Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Anayasa Madde 13]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zzo_Q2fyy6E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76516"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşiniz Sürekli Telefonunuzu Kontrol Ediyorsa Bu Boşanma Sebebi midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/0B-32EuotgQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92067"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Ofhr1d4UISA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87813"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45180"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="43067"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="14420"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="61680"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="62749"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="86320"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="25056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="64612"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="55908"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="71927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="19774"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
