<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 08 May 2026 00:31:08 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay'dan 'Kamikaze Hakim' açıklaması: Mesleğe iadesi mümkün değil!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistaydan-kamikaze-hakim-aciklamasi-meslege-iadesi-mumkun-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistaydan-kamikaze-hakim-aciklamasi-meslege-iadesi-mumkun-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay, bazı medya organlarında yer alan “Danıştay 5. Daire'den skandal karar: Kamikaze hâkim Metin Özçelik’in ihraç kararı iptal edildi” haberleri üzerine açıklama yaptı. Açıklamada, eski hakim Metin Özçelik hakkında daha önce verilmiş ve kesinleşmiş başka ihraç kararları bulunduğu, son iptal kararı ile mesleğe iadesinin hukuken mümkün olmadığı bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Danıştay'dan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p>"Bazı basın yayın organlarında yayımlanan “Danıştay 5. Daire'den skandal karar: Kamikaze hâkim Metin Özçelik’in ihraç kararı iptal edildi” başlıklı haber nedeniyle kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla açıklama yapılması zorunluluğu doğmuştur.</p>

<p>Söz konusu habere konu edilen eski hâkim Metin Özçelik hakkında; 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararı ile reddedilmiştir.</p>

<p>Bu kararlara karşı ilgili tarafından Danıştay 5. Dairesinde açılan dava, anılan Dairenin 14/04/2022 tarih ve E:2017/2325, K:2022/2209 sayılı kararında yer alan <i>“… davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.”</i> gerekçeyle reddedilmiş, anılan kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/04/2023 tarih ve E.2022/3843, K.2023/694 sayılı kararıyla söz konusu karar onanarak kesinleşmiş, böylece ilgilinin meslekten çıkarılması kesinleşmiştir.</p>

<p>Öte yandan, ilgili hakkında İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemdeki eylemleriyle ilgili olarak disiplin yönünden, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı açılmış ve kesinleşmiş iki dava daha bulunmaktadır:</p>

<p>İlgilinin, HSK 2. Dairesinin 21/01/2016 tarih ve E:2015/100, K:2016/30 sayılı meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Dairenin 19/04/2016 tarih ve 2016/208 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 20/02/2019 tarih ve 2019/125 sayılı kararına karşı açılan davada, Danıştay Beşinci Dairesince 26/10/2022 tarih ve E:2019/5353, K:2022/7696 sayılı kararla;<i>“…davacının eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte bulunduğunun sübuta erdiği anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”</i> gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/11/2024 tarih ve E:2023/2434, K:2024/2986 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>İlgilinin, HSK 2. Dairesinin 02/10/2018 tarih ve E:2016/76, K:2018/565 sayılı meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin 30/04/2019 tarih ve K:2019/399 sayılı kararına karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 05/02/2020 tarih ve E:2016/76, K:2020/19 sayılı kararına karşı açılan davada ise, Danıştay Beşinci Dairesince verilen 26/10/2022 tarih ve E:2020/4194, K: 2022/7698 sayılı kararla,<i>“… davacının eylemlerini mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak niteliğinde bulunduğunun sübuta erdiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”</i> gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/11/2024 tarih ve E:2023/2435, K:2024/2987 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>Anılan habere konu edilen olayda ise,<strong> </strong>aynı kişinin İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemde, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi ile görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/762 sayılı Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) soruşturması olarak adlandırılan dosyasında; şüphelilerin terör örgütü kurdukları ve örgüte üye oldukları bahanesiyle yürütülen soruşturma sırasında, “Siyasal ve Askeri Casusluk”, “Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Örgüte Üye Olma” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” olmak üzere bazı suçları işledikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı evrakında haklarında soruşturma yürütülen, 2015/39902 esas, 2015/3278 sayılı iddianameyle de 23/10/2015 tarihinde dava açılan kolluk amir ve memurları ile sivil kişi konumundaki şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde, planlı ve sistematik şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak hareket ederek mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte eylemlerde bulundukları iddialarıyla HS(Y)K tarafından disiplin soruşturması başlatılmıştır.</p>

<p>HS(Y)K tarafından yürütülen anılan disiplin soruşturması neticesinde; HSK 2. Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararı ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi ile görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/762 sayılı Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) adlı soruşturma dosyasında, somut suç delilleri ve yeterli araştırma bulunmaksızın, soyut iddialar ve standart gerekçelerle çok sayıda kişi hakkında terör örgütü üyeliği kapsamında soruşturmalar yürütüldüğü; bu kapsamda siyasetçi, bürokrat, gazeteci, iş insanı ve akademisyenlerin iletişimlerinin dinlendiği, teknik takibe alındığı ve HTS kayıtlarının incelendiği, ayrıca üst düzey devlet yetkililerinin gizli kalması gereken görüşmelerinin de kayda alındığı, tedbir kararlarının yeterli hukuki gerekçe olmadan tekrar tekrar uzatıldığı ve hatta gerçek kişiler dışında dernek, vakıf, şirket ve belli adresler hakkında da teknik takip uygulandığı iddia edilerek, soruşturma sürecinde hukuka aykırı dinleme ve izleme faaliyetleri yapıldığı, <i>bu kapsamda eski hâkim Metin Özçelik’in 3 kez iletişimin tespiti veya uzatılmasına ya da fiziki takibe karar verdiği, bu davranışının örgüt amaç ve gayesi doğrultusunda olduğu, hakim ve savcılık mesleğinin, örgüt yararına araç olarak kullanıldığı, söz konusu eylem ve davranışın mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu gerekçesiyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca disiplin yönünden meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. </i></p>

<p>İlgilinin disiplin soruşturmasına konu anılan eylem ve davranışlarının aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmesi nedeniyle hakkında yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturması neticesinde, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/06/2021 tarih ve E:2016/2, K:2021/1 sayılı kararı ile ilgili hakkında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunun unsurları oluşmadığından atılı suçtan Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin zincirleme şekilde izinsiz kaydedilmesi, suç uydurmak, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak suçlarını işlediğine dair delil elde edilemediğinden CMK’nın 223/2-(e) maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine karar verilmiş, anılan karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2023 tarih ve E:2022/546, K: 2023/356 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. Diğer taraftan, ilgili hakkında siyasi ve askeri maksatla casusluk ve devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklamak suçundan açılan kamu davasının Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E:2016/2 sayılı dosyasından ayrılarak dairelerinin ayrı bir esasına kaydedilmesine karar verildiği, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin ve E:2021/17 sayılı dosyasında siyasal ve askeri casusluk ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri açıklamak suçlarından yargılamasının yapıldığı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/02/2025 tarih ve E:2021/17, K:2025/2 sayılı kararı ile anılan suçları işlediği sabit olmadığından, CMK’nın 223/2-(e) maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.</p>

<p>İlgili tarafından, anılan disiplin soruşturması neticesinde verilen meslekten çıkarma cezasına yönelik yapılan yeniden inceleme talebi, HSK 2. Dairesi'nin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararı ile reddedilmiştir. İlgilinin bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da HSK Genel Kurulu'nun 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararı ile reddedilmiştir.</p>

<p>Bu kararlara karşı açılan ve söz konusu habere konu olan davada; Danıştay 5. Dairesinin 24/12/2025 tarih ve E:2023/23305, K:2025/15418 sayılı kararı ile disiplin soruşturmasına konu olan ve aynı zamanda suç teşkil eden eylemlerle ilgili olarak Yargıtay tarafından verilen beraat kararlarının kesinleştiği, davacının hâkim olarak görev yaptığı dönemde, sahip olduğu yargısal takdir hakkının sınırlarını aşarak örgütsel amaçlarla hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı, davacıya isnat edilen eylemlerin sübuta ermediği gerekçeleriyle iptal kararı verilmiş olup, söz konusu karar henüz kesinleşmemiştir.</p>

<p>Yukarıda da açıklandığı üzere; eski hâkim Metin Özçelik hakkında, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında 667 sayılı KHK uyarınca HS(Y)K tarafından, 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı meslekten çıkarma kararı verilmiş, bu karara karşı Danıştay 5. Dairesinde açılan dava neticesinde verilen ret kararı İdari Dava Daireleri Kurulunun onama kararıyla kesinleşmiştir. Ayrıca, ilgili hakkında İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemdeki eylemleriyle ilgili olarak disiplin yönünden, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca HSK 2. Dairesinin 21/01/2016 tarih ve E:2015/100, K:2016/30 sayılı ve 02/10/2018 tarih ve E:2016/76, K:2018/565 sayılı kararlarıyla ayrı ayrı meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, bu kararlara karşı Danıştay 5. Dairesinde açılan davalar neticesinde verilen ret kararları, İdari Dava Daireleri Kurulunun onama kararlarıyla kesinleşmiştir. Bu nedenle, ilgili kişi hakkında aynı zamanda suç teşkil eden önceki fiilleri nedeniyle 2802 sayılı Kanun’un 69. maddesi uyarınca HSK tarafından yürütülen disiplin soruşturması sonucunda verilen 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı meslekten çıkarma kararının Danıştay 5. Dairesince beraat kararları esas alınmak suretiyle iptal edilmiş olması, kişinin meslekten çıkarılmasına ilişkin daha önce verilmiş ve kesinleşmiş yargı kararları bulunduğu sonucunu değiştirmeyeceğinden, ilgili kişinin mesleğe iadesi hukuken mümkün bulunmamaktadır."</p>

<p><i>Danıştay Beşinci Dairesinin 24/12/2025 tarih ve E:2023/23305, K: 2025/15418 sayılı kararı</i></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
BEŞİNCİ DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas No : 2023/23305<br />
Karar No : 2025/15418</strong></p>

<p>DAVACI : Metin Özçelik<br />
DAVALI : Hakimler ve Savcılar Kurulu / ANKARA<br />
VEKİLİ : Av.</p>

<p><strong>DAVANIN KONUSU : </strong>2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden incelenme talebinin reddine dair aynı Dairenin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararın ve bu karara yönelik itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararının iptali istenilmektedir.</p>

<p><strong>DAVACININ İDDİALARI : </strong>Davacı tarafından, avukatı ile görüşerek savunma hazırlamak için ek süre istediği halde ek sürenin verilmediği, savunma hakkının kısıtlandığı, disiplin cezasına konu eylemleri nedeniyle ceza yargılamasının yapıldığı ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E:2016/2, K:2021/1 sayılı kararı ile beraatine karar verildiği, dava konusu kararlarda disiplin suçunu nasıl işlediğine dair ve mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikteki hareketinin ne olduğuna ilişkin gerekçe yazılmadığı, suçlamanın kişiselleştirilmediği, yargı yetkisine giren konularda gözetim ve denetim yetkisinin bulunmadığı, hakimin verdiği karar nedeniyle hukuka aykırı şekilde cezalandırıldığı, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde nöbetçi hakimken 14 şüpheli hakkında 3 adet iletişimin tespiti kararını yargısal takdir kapsamında verdiği, farklı saiklerle veya herhangi bir örgüt talimatı ile karar verdiğine ilişkin tespit bulunmadığı, alınan kararlarda şüphelilerin kimlik numaraları, adresleri ve telefon numarasını kimin kullandığı bilgisinin bulunduğu, aynı soruşturmada 9 hakim ve cumhuriyet savcısının örgütle bağlantılı hareket etmediklerine karar verildiği, aynı nitelikteki karar nedeniyle bazı yargı çalışanlarının sorumlu tutulmamasının hukuka aykırı olduğu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği, bu mahkumiyet kararında suç tarihinin 30/04/2015 olarak belirtildiği, verdiği kararların 2011 yılına ilişkin olduğu gözetildiğinde suç işleme kastıyla hareket edilmediğinin açık olduğu, dava konusu kararların Anayasa'ya, AİHS'ne, Danıştay içtihatlarına aykırı olduğu iddia edilmiştir.</p>

<p><strong>DAVALININ SAVUNMASI : </strong>Soruşturma evrakında silahlı terör örgütü faaliyetine ilişkin bir delil olmamasına rağmen bu yöndeki vasıflandırmaya bağlı kalarak kolluktan gelen talep yazılarında haklı ve ikna edici bilgi ve belgeler sunulamadığı halde muhatapların silahlı terör örgütüyle bağlantıları ilişkilendirilmeksizin, başka surette delil elde etme imkanının bulunup bulunmadığı yeterince irdelenmeksizin, soyut delillere dayanılarak talebe konu soruşturmanın tam olarak aydınlatılabilmesi, şüphelilerin tespiti ile suç delillerinin eksiksiz toplanabilmesi, grubun hiyerarşik yapısının deşifre edilerek faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, şüphelilerin suç delilleriyle birlikte yakalanabilmesi için başka türlü delil elde etme imkanın olmadığı ve suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu şeklindeki matbulaştırılan gerekçelerle, 3 kez iletişimin tespiti veya uzatılmasına karar verildiği, davacıya isnat edilen fiillerle ilgili olarak davacının lehine ve aleyhine olabilecek tüm delillerin toplanarak, raporda yer alan her bir iddia tek tek ve ayrıntılı bir şekilde delilleri ile desteklenerek ortaya konulduğu, davacının iddialarının aksine soruşturma kapsamında her hususun göz önünde bulundurularak raporun tanzim edildiği, davacıya soruşturma aşamasında usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı, davacının savunmada bulunduğu, davacıya savunma yapması için hakkındaki tüm isnatların açık ve net bir şekilde bildirildiği, mevzuatın öngördüğü bütün olanaklar sağlanarak, yazılı savunmasını sunması için savunma hakkı yönünden her türlü imkânın verildiği ve yeterli sürenin tanındığı, aynı eylemde bulunan şahıslara aynı cezanın verilmesi gerektiğinin hatalı ve hukuka aykırı bir yaklaşım olduğu, her olayda şahıslar, eylemleri ve bu eylemlerin sonuçlarının ayrı ayrı kendi perspektifinde değerlendirilerek disiplin cezası uygulandığı, disiplin cezaları yönünden kıyas yapılmasının hukuki dayanağının bulunmadığı, hakimler ve savcılar hakkında verilecek disiplin cezaları bakımından ilgili hakkında ceza yargılamasının devam etmesi veya hakkında beraat kararı verilmesinin bağlayıcılığının bulunmadığı, davacının kendisine isnat edilen eylemleri, yargısal takdir kapsamında veya hataen değil, FETÖ/PDY terör örgütünün amaç ve menfaatleri uğruna, FETÖ/PDY terör örgütünün zihniyetine yarayacak bir bilinçten hareketle yerine getirdiği ve bu yönüyle, eylemlerinin, kamuoyu nezdinde hakimlik, savcılık mesleğinin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu, davanın reddi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ:</strong> Dava dosyasının ve UYAP kayıtlarının incelenmesinden; dava konusu disiplin cezasının tesis edilmesinde belirleyici olan davacının İstanbul Hakimi olarak görev yaptığı dönemde meydana gelen olaylar ile ilgili olarak, aralarında davacının da bulunduğu kişiler hakkında açılan ceza davaları sonucunda, davacı hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak suçlarını işlediği sabit olmadığından Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-(e) maddesi uyarınca beraatine<br />
karar verildiği, anılan kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2023 tarih ve E: 2022/546, K:2023/356 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda, davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemin sebep unsurunu oluşturan ve anılan işleme esas alınan isnat edilen eylemlerin disiplin hukuku yönünden cezalandırılmasını gerektirecek her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delil olmadığından, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69/son hükmü uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemlerin iptali gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ: </strong>Dava; davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin kararına karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.</p>

<p>Davalı İdarenin derdestlik itirazı yerinde görülmeyerek işin esası incelendi. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69.maddesinin 1. fıkrasında "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir." hükmü; anılan maddenin son fıkrasında da, "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Hâkimlik ve savcılık mesleğini ifa eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerektiği, toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebinin, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı ve güvenden de kaynaklandığı, yargı görevini yerine getiren kişilerin, adaleti gerçekleştirdikleri kadar bunu görüntü olarak da sağlamalarının icap ettiği, yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği, hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile doğru orantılı olduğu, hâkimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarları olduğu, bu mesleğin saygınlığı ve onuru hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade ettiği, Hukuk Devletinin, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve saygınlığını korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumlu olduğu, bu nedenle, yasa koyucunun, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından, meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.<br />
<br />
Dosyanın incelenmesinden, davacının FETÖ/PYD örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda planlı ve sistematik biçimde bir organizasyonla hukuka aykırı eylemlerde bulunmaları nedeniyle mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görülen eylemleri sübut bulduğundan bahisle mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görülen eylemleri sübut bulduğundan bahisle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69' uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği ve bu karara karşı açılan dava ve temyiz başvurularının reddedildiği, ceza davasında da aynı suçtan dolayı hüküm giydiği belirlenmiştir.</p>

<p>Dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, olayın tarihi, gelişim şekli gözönüne alındığında yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında görev gereklerine aykırı hareket eden ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu kabul edilerek 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY</strong></p>

<p>Davacının İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemde; İstanbul TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/762 sayılı Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) Terör Örgütü kurdukları ve örgüte üye oldukları bahanesiyle yürütülen soruşturma sırasında, TCK’ nın 328. maddesinde belirtilen “Siyasal ve Askeri Casusluk”, TCK’ nın 314/1, 2 ve 312/1. maddelerinde düzenlenmiş “Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Örgüte Üye Olma” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” olmak üzere bazı suçları işledikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı evrakında haklarında soruşturma yürütülen, 2015/39902 esas, 2015/3278 sayılı iddianameyle de 23/10/2015 tarihinde dava açılan kolluk amir ve memurları ile sivil kişi konumundaki şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak hareket ederek mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte eylemlerde bulundukları iddialarıyla disiplin soruşturması başlatılmıştır.</p>

<p>Disiplin soruşturması sonucunda düzenlenen 27/02/2018 tarihli soruşturma raporu ile davacının soruşturmaya konu fiilleri nedeniyle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, anılan disiplin soruşturma raporunu değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararında; "... K. Y. tarafından, eşi H. A. Y.'ye ait olduğu iddiasıyla kollukta vermiş olduğu bir kısım belge ve dijital eşya ile ilgili yeterli araştırma yaptırılmaksızın, ifadelerde silahlı terör örgütüne işaret eden, cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinin varlığına, örgüt adına birlikte veya tek başına, nerede ve ne şekilde bir eylem gerçekleştirildiği veya gerçekleştirileceğine dair deliller, herhangi bir suç ve suç unsurunu çağrıştıracak maddi vakıalar ortaya konulmaksızın, iddiaların, CMK’ nın 135 ve 140. maddelerinde düzenlenmiş telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanmasına imkân veren Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) Terör Örgütüne üye olmak, örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunmak şeklinde vasıflandırarak başlattığı 3 yıldan fazla süredir derdest bulunan, siyasetçi, bürokrat, gazeteci, iş adamı, akademisyen gibi toplumun farklı kesimlerinde yer alan kişilerin iletişimlerinin tespiti ve kayda alınmasına, birçok kimsenin teknik araçlarla izlenmesine, suç tarihine kıyasla eski yıllara uzanan HTS raporlarının teminine, önceki tedbir kararına nazaran kesintinin gerçekleşmesine rağmen tekrar tekrar uzatma kararlarının verilmesine, sadece gerçek kişiler hakkında uygulanabilecek bir tedbir olmasına rağmen dernek, vakıf, şirket gibi kuruluşlarla belli adreslerin teknik araçlarla izlenmesine kadar uzanan, özellikle Başbakanlık, Bakanlıklar ve MİT gibi kritik yerlerde görevli bürokratların hedef şahıs yapılmak suretiyle kendilerinin ve iletişim araçlarını kullanan Başbakan, bakanlar, eski ve hâlen görevdeki milletvekilleri ile MİT Müsteşarı gibi devletin en üst yetkililerinin, ülke yönetimine ilişkin soruşturma konusuyla neden sonuç ilişkisi kurulamayan, gizli kalması gereken iletişimlerinin dinlenmesi ve kayda alınmasına zemin hazırlandığı, 2011/762 sayılı soruşturma evrakında; kolluktan gelen talep yazılarında haklı ve ikna edici bilgi ve belgeler sunulamadığı halde, muhatapların silahlı terör örgütüyle bağlantıları ilişkilendirilmeksizin, başka surette delil elde etme imkânının bulunup bulunmadığı yeterince irdelenmeksizin soyut delillere dayanılarak, talebe konu soruşturmanın tam olarak aydınlatılabilmesi, şüphelilerin tespiti ile suç delillerinin eksiksiz toplanabilmesi, grubun hiyerarşik yapısının deşifre edilerek faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, şüphelilerin suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesi için başka türlü delil elde etme imkânın olmadığı ve suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu şeklindeki matbulaştırılan gerekçelerle; bununla birlikte, bazen önceki tedbir kararına kıyasla kesintinin gerçekleştiği nazara alınmaksızın, bazen de tedbirin kimin hakkında talep edildiği açıklanmaksızın, (...) bu meyanda, İstanbul Hâkimi Metin Özçelik'in 2011/762’de sayılı soruşturma dosyasında 3 kez İletişimin tespiti veya uzatılmasına ya da fiziki takibe karar verdiği</p>

<p>1) CMK 250. madde ile görevli İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliğinin 01/08/2011 tarih ve 2011/2361 teknik takip sayılı, şüpheliler H. A., K. T., İ. K., K. Ö., G. Ş., H. B., K. A., E. G., C.Y. A. ve S. Ç.’ nin kullanmış oldukları telefon numaralarının ve e- posta adreslerinin iletişimlerinin 1. kez 3 ay süreyle tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına,</p>

<p>2) CMK 250. madde ile görevli İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliğinin 01/08/2011 tarih ve 2011/2357 teknik takip sayılı, şüpheliler M. E., B. E. ve E. B.’nin kullanmış oldukları bildirilen yeni telefon numaralarının ve e-posta adreslerinin iletişimlerinin ilk tedbir kararının bitiş tarihi olan 08/10/2011 tarihine kadar tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına,</p>

<p>3) CMK 250. madde ile görevli 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliğinin 01/08/2011 tarih ve 2011/2356 teknik takip sayılı, şüpheli O. A.’nın kullanmış olduğu bildirilen yeni e-posta adresinin iletişiminin ilk tedbir kararının bitiş tarihi olan 27/10/2011 tarihine kadar tespiti ve kayda alınmasına, dair kararlar verdiği... somut olayın, kolluk ayağında başlayan kurgusal süreç ve aşaması ile birlikte adliyede yürüyen işlemler zincirinde; bir dinleme halkası olmadan diğerine geçilemediğinden, bir kez tedbir talebinde bulunulmuş veya bir kez karar verilmiş olsa dahi, yukarıda anlatılan şekilde örgüt amaç ve gayesi doğrultusunda yapılmış olduğundan, bu zincirdeki bir davranışın, hâkim ve savcılık mesleğinin, örgüt yararına araç olarak kullanıldığı anlamına geldiği, 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrasında "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükmüne yer verildiği, ilgililerin yargı etik kurallarına uygun düşmeyen davranışları ile adalete olan güveni sarstıkları, hukuk zemininde kalmayan eylemleri ile adalet ülküsü dışında hareket ettikleri, adalet duygusu gözetmeden, FETÖ/PDY terör örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda amaçlar güderek yürüttükleri soruşturmalar ve aldıkları kararlar ile, yargısal yetkilerini, karşıt gördüklerini yok etme amacıyla kullandıkları, bu durumun, toplumsal barış, huzur ve güveni olumsuz etkilediği, yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırdığı, adı geçenlerin söz konusu eylem ve davranışlarının mesleğin şeref ve onuru ile memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu, dijital KHK ihraç dosyaları, dosya inceleme tutanağı, iddianame ve takipsizlik kararları, yukarıda gösterilen deliller ve tüm dosya mündericatından anlaşıldığı" belirtilerek davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı tarafından, meslekten çıkarma cezasına yönelik yeniden inceleme talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi'nin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararı ile reddedilmiştir.</p>

<p>Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bakılan dava, davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ikinci Dairesi'nin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararının, bu karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararının ve bu karşı yapılan itirazın reddine ilişkin 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.</p>

<p>Diğer taraftan, davacının, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de aynı Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin söz konusu kararların iptali istemiyle açılan davanın Dairemizin 14/04/2022 tarihli ve E:2017/2325, K:2022/2209 sayılı kararı ile; "...davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği..." gerekçesiyle reddedildiği ve anılan kararın temyiz incelemesi sonucunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/04/2023 tarihli ve E:2022/3843, K:2023/694 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarih ve E:2015/3, K.2017/3 sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verildiği, bu kararın temyiz incelemesinde onanarak kesinleştiği görülmüştür.</p>

<p>Öte yandan davacının, dava konusu işlemlerde esas alınan eylemlerine ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (ilk derece) E:2016/2, sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda, 30/06/2021 tarih ve K:2021/1 sayılı kararı ile, davacı hakkında, Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunun unsurları oluşmadığından atılı suçtan CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin zincirleme şekilde izinsiz kaydedilmesi, suç uydurmak, suç delillerini gizleme, yok etme veya<br />
değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak suçlarını işlediğine dair delil elde edilemediğinden Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-(e) maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine karar verildiği, anılan kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2023 tarih ve E:2022/546, K: 2023/356 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği görülmüştür.</p>

<p>Ayrıca, davacı hakkında siyasi ve askeri maksatla casusluk ve devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklamak suçundan açılan kamu davasının Yargıtay 16. Ceza dairesinin (ilk derece sıfatıyla) E:2016/2 sayılı dosyadan ayrılarak yargılamasının dairelerinin ayrı bir esasına kaydedilmesine karar verildiği ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinin (İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla) 2021/17 esas sayılı dosyasında siyasal ve askeri casusluk ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri açıklamak suçlarından yargılamasının yapıldığı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/02/2025 tarih ve E:2021/17, K:2025/2 sayılı kararı ile davacının anılan suçları işlediği sabit olmadığından Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-(e) maddesi uyarınca beraatine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT</strong></p>

<p>2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Disiplin Cezaları" başlıklı 62. maddesinde, hâkim ve savcılara, sıfat ve görevleri gereklerine uymayan hal ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre Hâkimler ve Savcılar Kurulunca, uyarma, aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme ve meslekten çıkarma cezalarından birinin verileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Anılan Kanun'un "Meslekten Çıkarma Cezası" başlıklı 69. maddesinin 1. fıkrasında; "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir." şeklinde tanımlanmış, son fıkrasında da; "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, kamu görevlilerinin özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi, kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme de sahiptirler.</p>

<p>Bu tür eylemlerde bulunduğu iddia edilen kamu görevlilerinin disiplin cezası ile cezalandırılabilmeleri için cezayı gerektiren tutum ya da davranışın ilgilisi tarafından<br />
işlenilmiş olduğunun kesin ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptanması, haklarında açılacak disiplin soruşturmasında disiplin cezasına neden olan maddi vakıanın ve dolayısıyla suçun sabit olup olmadığı hususunun tespit edilmesi ile mümkündür.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, olay tarihinde İstanbul hakimi olarak görev yaptığı döneme ilişkin olarak, İstanbul TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/762 sayılı Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) Terör Örgütü kurdukları ve örgüte üye oldukları bahanesiyle yürütülen soruşturma sırasında, TCK’nın 328. maddesinde belirtilen “Siyasal ve Askeri Casusluk”, TCK’ nın 314/1, 2 ve 312/1. maddelerinde düzenlenmiş “Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Örgüte Üye Olma” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” olmak üzere bazı suçları işledikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı evrakında haklarında soruşturma yürütülen, 2015/39902 esas, 2015/3278 sayılı iddianameyle de 23/10/2015 tarihinde dava açılan kolluk amir ve memurları ile sivil kişi konumundaki şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak hareket edildiği iddiasıyla başlatılan soruşturma sonucunda hazırlanan 27/02/2018 tarihli soruşturma raporunda; aralarında davacının da bulunduğu ilgililerin; silahlı terör örgütü faaliyetine ilişkin bir delil olmamasına rağmen bu yöndeki vasıflandırmaya bağlı kalarak, Kolluk ve Cumhuriyet Başsavcılığından gelen talep yazılarında haklı ve ikna edici bilgi ve belgeler sunulamadığı halde, muhatapların silahlı terör örgütüyle bağlantıları ilişkilendirilmeksizin, başka surette delil elde etme imkanının bulunup bulunmadığı yeterince irdelenmeksizin soyut delillere dayanılarak, talebe konu soruşturmanın tam olarak aydınlatılabilmesi, şüphelilerin tespiti ile suç delillerinin eksiksiz toplanabilmesi, grubun hiyerarşik yapısının deşifre edilerek faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, şüphelilerin suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesi için başka türlü delil elde etme imkanın olmadığı ve suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu şeklindeki matbulaştırılan gerekçelerle; bu meyanda davacının 2011/762’de sayılı soruşturma dosyasında 3 kez İletişimin tespiti veya uzatılmasına ya da fiziki takibe karar verdiği,</p>

<p>diğer taraftan davacı ve diğer ilgililer hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesinin soruşturma ve kovuşturma izni ve Hakimler ve Savcılar Kurul Başkanının oluru ile başlatılan soruşturma sonucunda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı HSYK Soruşturma Bürosunun 31/03/2016 tarih ve 2015/3 soruşturma, 2016/1 Esas, 2016/1 iddianame numarasıyla düzenlemiş olduğu iddianameyi inceleyen Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi 19/07/2016 tarih, E:2016/94, E:2016/198 Karar sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla, Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, suç uydurmak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin zincirleme şekilde izinsiz kaydedilmesi, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak suçlarından yapılan yargılama neticesinde Yargıtay 16. Ceza dairesinin (ilk derece sıfatıyla) 30/06/2021 tarih ve E:2016/2 K:2021/1 sayılı kararında özetle; suç tarihi ve öncesinde CMK 250. maddesiyle görevli İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan davacı sanığın 2011/762 nolu soruşturma dosyasında haklı ve ikna edici belgeler sunulmadığı halde katılan ve mağdurları silahlı terör örgütü ile ilişkilendirerek yapılan talepler üzerine nöbetçi hakim olarak görev yaptığı tarihlerde 3 kez iletişimin tespiti, kayda alınmasına ve teknik araçlarla izlenmesine karar verdiği ve Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığının 30.05.2015 tarihli ve 45599763.56586 sayılı yazısında sanığın paralel devlet yapılanması kapsamında örgütlü bir şekilde hareket ettiğine ve örgütle bağlantılı olduğuna dair iz ve emarelerin bulunduğuna dair yazıya dayanılarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu ve atılı diğer suçları işlediği iddia edildiği, davacının üzerine atılı Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanmak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin izinsiz şekilde kaydedilmesi, suç delillerini gizlemek, suç uydurma suçlarını işlediğine dair mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığından ayrı ayrı beraatine karar verildiği, davacı sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olup olmadığı hususuna ilişkin olarak; MİT Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı ve HSYK Genel Sekreterliğine yazılan müzekkerelere verilen cevapta, sanığın ByLock kullandığı, tespit değerlendirme tutanağının geldiği, 126643 ID numarası olduğu, ayrıca dosyada etkin pişmanlıkta bulunan D. A. G.'nin beyanında; İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesine atandığında, sohbet imamı C. G.'ye bizden iyi bir hakim var mı diye sorduğunda, sanık Metin Özçelik'i söylediğini, böylece<br />
sanığın örgüt üyesi olduğunu anladığını belirttiği, ayrıca yine etkin pişmanlıkta bulunan M. H.'nin sanığın örgüt üyesi olduğunu belirttiği ve örgütün A takımından olduğunu söylediği, tanık Ç. S.'nin de sanığı 26. dönem hakim adayları albümünden teşhis ederek, üniversite yıllarında İzmir'de cemaat toplantılarından tanıdığını belirttiği, yine tanık A. Ş.'nin de 2011 yılına kadar örgütte kaldıktan sonra ayrıldığını, sanık Metin'i fakülteden arkadaşı olması nedeniyle örgüt üyesi olduğunu belirttiği, toplanan tüm bu delillerden sanığın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğu anlaşılmışsa da, sanık Dairelerinin 2015/3 esas 2017/3 karar sayılı dosyasında FETÖ/PDY terör örügtü üyeliğinden cezalandırılmış olduğundan, bu dosyadaki suç tarihinin ve suç delillerinin önceki dosya ile aynı olduğu anlaşılmakla, sanık hakkında FETÖPDY terör örgütü üyeliğinden açılan kamu davasının kesin hüküm nedeniyle reddine karar verildiği, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2023 tarih ve E:2022/546, K: 2023/356 sayılı kararında özetle; Kamuoyunda Selam Tevhid soruşturması olarak bilinen dosyada talepleri bulunan Cumhuriyet savcısı ve kararları bulunan hakimler hakkında yapılan inceleme ve soruşturmada dosya sanıklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olduklarına ilişkin iz ve emarelerin bulunduğuna yönelik Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığınca gönderilen 28/11/2015 ve 30/05/2015 tarihli cevabî yazıları da gözetilerek kamu davası açıldığı ve sanıkların silahlı terör örgütüne üye olma suçunun yanında iletişimin tespiti karar ve talepleri uyarınca atılı suçlar nedeniyle cezalandırılmaları talep edilmiş ise de; cezalandırılması talep edilen sanıklar dışında başkaca hakim ve savcıların da benzer mahiyette kararlarının bulunması, sanıkların kastları şüphe oluşturmakla birlikte cezalandırılmaları için yeterli kanaati oluşturmaması, dinlemelerin bizzat yapılmaması, dosya kapsamında tapelerin bulunmaması, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi Teknolojileri Şube Müdürlüğünün 06/04/2015 tarihli ve 20150331095011557611 sayılı yazısında dinleme işleminin kişilerin özel hayatına yaptığı etki ve mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, dinleme işlemlerinin Teknik Büro Amirliği dışında hiçbir yerde yapılmaması yönünde yasal zorunluluk bulunmasına rağmen bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok farklı yerden dinleme işleminin gerçekleştirilmesi, İstanbul 1 No'lu TMK Hâkimliğinin 10/02/2014 tarihli ve 2014/167 talimat numaralı kararına istinaden görevlendirilen adli bilişim uzmanları tarafından HP Marka DL580G7 model sunucunun (server) alınan imajı üzerinden 25/02/2014 tarihinde sunucu (server) içerisindeki veriler hakkında tanzim edilen rapor içeriğine göre, TibNET programı kullanıcılarının yapmış olduğu işlemlerin log kayıtlarına ait verilerin tablo içerisinde yer aldığı ancak programın kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren kesintisiz olarak bulunması gereken log kayıtlarının 22/01/2014 tarihinde saat 03.14 itibarıyla ile başladığının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının sunucularda (server) bulunmaması, sanıkların talep ve karar dışında atılı suçlara ilişkin olarak özellikle suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların kolluk güçlerinin sunduğu maddi delillere istinaden iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik takip yapılması yönünde talepte bulunmaları, suç tarihinde hakim olan ve bu yönde karar veren sanıkların iletişimin tespiti sırasında kimin kim ile konuştuğuna ve hangi konuşmaların TAPE hâline getirildiğine dair bilgilerinin olmaması hususları hep birlikte değerlendirilerek, şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına geleceği belirtilerek sanık Metin Özçelik, hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden verilen beraat kararlarının onanmasına karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>Ayrıca, dava konusu işlemlere esas alınan eylemler nedeniyle Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından yapılan ceza yargılamasında Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/02/2025 tarih ve E:2021/17, K:2025/2 sayılı kararında "...Bahse konu soruşturma dosyalarının 2010 ve 2011 yıllarında açıldıkları, Emniyet Genel Müdürlüğünün 26/05/2017 tarihli bilgi notunda da; Kudüs Ordusu (Selam Tevhid) örgütünün yargı kararlarıyla terör örgütü olarak kabul edildiği, 1990'lı yıllarda yaşanan pek çok sansasyonel cinayet olayına adının karıştığının belirtildiği, bu nedenle soruşturmalar kapsamında görev alan hakim ve savcıların bir terör örgütü hakkında dinleme ve teknik takip kararları verdiklerini nitelendirerek bu şekilde kararlara imza atmış olabileceklerinin Dairemizce değerlendirildiği, söz konusu soruşturma dosyalarını şekillendiren, dinleme ve teknik takip kararı alınacak kişilerle ilgili talep yazılarını hazırlayan ve bu dinleme ve teknik takip kararlarını icra eden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli emniyet personeli olan sanıklar hakkındaki dava dosyasında (Dairemizin 2022/39808 temyiz esas numarasına kayıtlı) yapılan inceleme sonucunda; soruşturmayı yapan kolluk birimlerince söz konusu dinleme, tespit ve takiplerde usul hükümlerine aykırı olarak tedbire konu kişilerin genellikle kimlik bilgilerine yer verilmediği, bazen soyadı yazılmaksızın sadece ismin, bazen pasaport numarasının yazıldığı, kimi zaman da dinlenecek kişilerin x,y,z şeklinde ifade edildiğinin görüldüğü, söz konusu kolluk personelinin eylemi TCK'nın 328 inci maddesi kapsamında kalsa da bu kolluk görevlileriyle dosyamız sanıkları arasında herhangi bir bağlantı tespit edilemediği, kolluk görevlilerinin dinlenilecek ya da takip edilecek kişi ve yerleri belirledikten sonra bu kapsamda talepler hazırlayıp, dosyalarda görev alan hakim ve savcılardan Selam Tevhid terör örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik çalışmalar kapsamında bu taleplere yönelik kararları aldıklarının Dairemizce değerlendirildiği, dosyamız sanıklarının kolluk görevlileriyle işbirliği içinde bu kararlara imza attıklarına dair her türlü şüpheden uzak, kesin kanıya varılamadığı, etkin pişmanlık kapsamında beyanlarda bulunan sanık D. A. G.'nin anlatımlarının da bu durumu doğruladığı, yine dosya kapsamında sanıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün talimatıyla söz konusu soruşturmada görev alıp kararlara imza attıklarına dair de herhangi bir delil, bilgi, belge ve beyan tespit edilemediği, ilgili soruşturma dosyalarında görev aldıkları halde haklarında herhangi bir dava açılmayan ve görevlerine halen devam eden hakim ve Cumhuriyet savcıları ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan dava açıldığı halde beraat kararları alan ve bu kararları kesinleşen sanık hakim ve Cumhuriyet savcılarının da bu durumu doğruladıkları anlaşılmakla; sanıkların üzerlerine atılı Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme (TCK 328. Md.) ve Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama (TCK 330. md.) suçlarını işlediklerine ilişkin her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetlerine yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle, yüklenen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı..." gerekçesiyle CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca davacının beraatine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>Bu itibarla; ceza kovuşturması neticesinde disiplin soruşturmasına esas eylemleri nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunun unsurları oluşmadığından atılı suçtan CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, suç uydurmak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verilerin zincirleme şekilde izinsiz kaydedilmesi, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmak, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-(e) maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat kararı verilen ve anılan beraat kararlarının Yargıtay incelemesi sonucunda onararak kesinleşen davacının, yalnızca FETÖ ile irtibatı veya iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılması hususunun, nöbetçi hakim olarak FETÖ/PDY'nin amacı doğrultusunda hareket ederek karar verdiğini ortaya koymakta yeterli olamayacağı, FETÖ kumpası olduğu konusunda şüphe bulunmayan soruşturmaya konu dosyalarda arzulanan kararların alınması için talep yazılarını hazırlayan Jandarma İstihbarat Personeli ile birlikte fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiğine yönelik davalı idare tarafından somut bir tespit sunulmadığı, bir başka ifadeyle Hakim olarak görev yapan davacının yargısal görev ve takdir yetkisini kullanırken yanılma ihtimalinin de bulunduğu, sahip olduğu yargısal takdir hakkının sınırlarını aşarak örgütsel amaçlarla hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı anlaşıldığından, davacıya isnat edilen eylemlerin sübuta ermediği ve bu haliyle davacının meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka uygunluk bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926 sayılı kararı ile bu karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin 29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararının ve bu karara yönelik itirazının reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 27/09/2023 tarih ve E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının İPTALİNE,</p>

<p>2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve bakılan dava iptal kararı ile sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 1.787,25-TL yargılama giderinin davalı idareden alınmasını temin amacıyla müzekkere yazılmasına,</p>

<p>3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 24/12/2025 tarihinde, oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p>Başkan Üye Üye Üye Üye<br />
<br />
<strong>( X ) K A R Ş I O Y :<br />
I- DAVANIN KONUSU-MADDİ OLAY</strong></p>

<p>Dava, üç yıldan fazla süredir derdest bulunan bir adli soruşturma kapsamında, sözde<br />
Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) Terör Örgütüne üye olmak, örgüt adına eylem ve<br />
faaliyetlerde bulunmak şeklinde vasıflandırarak başlatılan siyasetçi, bürokrat, gazeteci, iş<br />
adamı, akademisyen gibi toplumun çok geniş ve farklı kesimlerinin dahil edilerek yürütülen<br />
ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Bakanlar, Milletvekilleri ve MİT Müsteşarı gibi üst düzey<br />
devlet yöneticilerinin de iletişimlerinin tespiti ve kayda alınmasına karar verilen dosya<br />
kapsamında davacı Metin Özçelik'in, İstanbul Hakimi olarak görev yaptığı dönemde usulsuz<br />
bir şekilde 3 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve uzatılmasına ya da fiziki takibe karar<br />
verdiği, planlı ve sistematik bir organizasyonun parçası olarak gerçekleştirildiği bu<br />
eylemlerinin hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve<br />
itibarını bozacak nitelikte olduğu gerekçesiyle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun<br />
69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin<br />
Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 17/10/2019 tarih ve E:2015/184, K:2019/926<br />
sayılı kararı, bu karara karşı yapılan yeniden incelenme talebinin reddine dair aynı Dairenin<br />
29/11/2022 tarih ve E:2015/184, K:2022/2001 sayılı kararı, bu karara yönelik itirazının<br />
reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 27/09/2023 tarih ve<br />
E:2015/184, K:2023/1398 sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır.</p>

<p><strong>II- İLGİLİ MEVZUAT</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Haberleşme hürriyeti başlığını taşıyan 22.<br />
maddesinde;<br />
“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.<br />
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın<br />
korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya<br />
birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı<br />
olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri<br />
bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı<br />
yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde<br />
açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.<br />
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.” hükümlerine yer<br />
verilmiştir.<br />
<br />
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun Yetkiler<br />
başlığını taşıyan 6. maddesinde;<br />
“...(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan görevlerin<br />
yerine getirilmesi amacıyla Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen temel niteliklere ve<br />
demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde Devlet güvenliğinin<br />
sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, Devlet sırrının ifşasının tespiti ve<br />
terörist faaliyetlerin önlenmesine ilişkin olarak, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca<br />
bulunan hallerde Teşkilat Başkanı veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon<br />
yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda<br />
alınabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmidört saat içinde<br />
yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir.<br />
Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır.<br />
Bu halde dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir<br />
tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir. Bu<br />
işlemler, MİT tarafından kurulan merkez veya 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve<br />
Selahiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin onuncu fıkrası hükmüne göre kurulan merkez<br />
tarafından yürütülür. (Değişik son cümle: 4/5/2007-5651/12 md.) 4/12/2004 tarihli ve 5271<br />
sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (14)<br />
numaralı alt bendi kapsamında yapılacak dinlemeler de bu merkezler üzerinden yapılır.<br />
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.; Değişik üçüncü fıkra: 17/4/2014-6532/3 md.) Yetkili ve<br />
görevli hâkim, Ankara ağır ceza mahkemesinin üyesidir.<br />
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak<br />
kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısını<br />
tespite imkân veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire<br />
başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla üç ay için verilebilir; bu süre<br />
aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabilir. Ancak, casusluk<br />
faaliyetlerinin tespiti ve terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin<br />
olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit<br />
defalar uzatılmasına karar verebilir...” hükümlerine yer verilmiştir.<br />
2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun Ek 7. maddesinde;<br />
“Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel<br />
güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere,<br />
ülke seviyesinde ve sanal ortamda istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar,<br />
değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat<br />
kuruluşlarıyla işbirliği yapar.</p>

<p>(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/1 md.) Birinci fıkrada belirtilen görevlerin yerine getirilmesine<br />
yönelik olarak, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, casusluk<br />
suçları hariç, 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı suçlar ile bilişim suçlarının işlenmesinin önlenmesi amacıyla hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürünün, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi<br />
Başkanının veya bilişim suçlarıyla sınırlı olmak üzere bilişim suçları ile ilgili daire başkanının<br />
yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim veya internet bağlantı adresleriyle<br />
internet kaynakları arasındaki veri trafiği ile iletilen veriler tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal<br />
bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen<br />
yazılı emir, yirmidört saat içinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını<br />
en geç kırk sekiz saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar<br />
verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır. Bu halde dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç<br />
on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz<br />
edilmek üzere muhafaza edilir.</p>

<p>(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/1 md.; Değişik fıkra: 27/3/2015-6638/5 md.) Yetkili ve görevli<br />
hâkim, Ankara ağır ceza mahkemesi üyesidir.</p>

<p>(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/1 md.) Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak<br />
kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları, ilgili internet bağlantı<br />
adresi veya bağlantıyı tesbite imkân veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türü,<br />
kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla<br />
üç ay için verilebilir; bu süre aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa<br />
uzatılabilir. Ancak, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin<br />
olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit<br />
defalar uzatılmasına karar verebilir...” hükümlerine yer verilmiştir.<br />
2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu Ek 5. maddesinde;<br />
“Jandarma, bu Kanunun 7 nci maddesinin (a) bendine ilişkin görevleri yerine getirirken<br />
önleyici ve koruyucu tedbirleri almak üzere, sadece kendi sorumluluk alanında 4.12.2004<br />
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, casusluk suçları hariç, 250 nci<br />
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı suçların işlenmesinin önlenmesi<br />
amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Jandarma Genel<br />
Komutanı veya istihbarat başkanının yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan<br />
iletişimi tespit edebilir, dinleyebilir, sinyal bilgilerini değerlendirebilir, kayda alabilir.<br />
Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmidört saat içinde yetkili ve<br />
görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en geç kırk sekiz saat içinde verir. Sürenin<br />
dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır. Bu<br />
halde dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla<br />
tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir. Bu işlemler,<br />
4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin<br />
onuncu fıkrası hükmüne göre kurulan merkez tarafından yürütülür. 5271 sayılı Kanunun 135<br />
inci maddesi kapsamında yapılacak dinlemeler de bu merkez üzerinden yapılır.[27]<br />
(Değişik ikinci fıkra: 27/3/2015-6638/6 md.) Yetkili ve görevli hâkim, Ankara ağır ceza mahkemesi üyesidir.<br />
Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü,<br />
kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodundan<br />
belirlenebilenler ile tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren<br />
nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla üç ay için verilebilir; bu süre aynı usûlle üçer ayı<br />
geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabilir. Ancak, terör örgütünün faaliyeti<br />
çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç<br />
aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir...”<br />
hükümleri yer almaktadır.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan<br />
İletişimin Denetlenmesi başlığındaki beşinci bölümünün İletişimin tespiti, dinlenmesi<br />
ve kayda alınmasını düzenleyen 135. maddesinde;<br />
“(Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada,<br />
suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka<br />
suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde<br />
sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın<br />
telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri<br />
değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim,<br />
kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine<br />
karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki<br />
cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)</p>

<p>(2) (Ek: 21/2/2014–6526/12 md.) Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir<br />
kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge<br />
veya rapor eklenir.</p>

<p>(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar<br />
derhâl yok edilir.</p>

<p>(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir<br />
uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını<br />
tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki<br />
ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.)<br />
Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde,<br />
hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı<br />
geçmemek üzere uzatılmasına karar verebilir.</p>

<p>(5) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya<br />
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit<br />
edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin<br />
süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir.</p>

<p>(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin<br />
tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde<br />
Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda,<br />
yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü,<br />
telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi<br />
belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat<br />
içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin<br />
dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir...”<br />
hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun meslekten çıkarma cezası başlığını<br />
taşıyan 69. maddesinin son fıkrasında ; “...Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil<br />
suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve<br />
memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma<br />
cezası verilir.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>III- HUKUKİ DEĞERLENDİRME</strong><br />
Hakimlerin İletişimin Denetlenmesine İlişkin Mevzuattan Doğan Sorumlulukları<br />
Hukuk sistemimizde haberleşme hürriyeti ve haberleşmenin gizliliği kural olarak<br />
benimsenmiş ve güvence altına alınmıştır. Bu kuralın istisnaları, sınırları, esas ve usulleri de<br />
yine yasalarımızla belirlenmiştir.</p>

<p>İletişimin denetlenmesi; kişilerin iletişiminin teknik/teknolojik vasıtalarla tespit edilmesi, gizli<br />
bir şekilde dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesidir. İletişimin<br />
denetlenmesine uygulamada "teknik takip" de denilmektedir. İletişimin denetlenmesi,<br />
teknolojik gelişmelere paralel olarak çeşitli biçimlerde de uygulanabilir.<br />
Yukarıda yer verilen mevzuat çerçevesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet veya<br />
Jandarma teşkilatı idari bir tedbir olarak suçun önlenmesi amacıyla henüz adli soruşturma<br />
ve kovuşturma aşamasına geçmeden iletişimin denetlenmesi idari tedbirine<br />
başvurabilmektedir. Veya bir suç dolayısıyla yargı makamlarınca yürütülen soruşturma ve<br />
kovuşturma aşamasında da sanık veya şüphelinin iletişimi denetlenebilmektedir. Her<br />
durumda da hakim kararı bulunması zorunludur.<br />
İletişimin Denetlenmesi Tedbirinin Uygulama Şekilleri</p>

<p>1-İletişimin Tespiti:<br />
İletişimin tespiti belli bir telefon numarasından kimlerin ne zaman arandığı, konuşmanın ne<br />
kadar süreyle yapıldığı (HTS kaydı), elektronik posta yoluyla kimlerle iletişim kurulduğu<br />
hususlarının tespit edilmesidir. İletişimin tespiti, iletişimin içeriğine müdahale etmeden<br />
iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, arama süresi, yer<br />
bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemlerden oluşmaktadır. İletişimin<br />
tespiti geçmişe yöneliktir. Kişinin geçmişte özgür iradesiyle yapıp bitirdiği iletişimine dair<br />
harici bilgilerinin tespitidir.</p>

<p>2-İletişimin dinlenmesi ve kaydedilmesi:<br />
Uygulamada iletişimin dinlenmesi ve yazıya dökülmesi suretiyle oluşturulan “tape”, yerel<br />
mahkemeler ve Yargıtay tarafından “iletişim tespit tutanağı” olarak adlandırılmaktadır.<br />
İletişimin tespiti terimiyle iletişim tespit tutanağının hiçbir ilgisi yoktur. Yargıtay kararlarında<br />
geçen iletişim tespit tutanakları ile kastedilen, dinleme kararına dayanılarak elde edilen<br />
iletişim içeriğinin yazıya dökülerek tespit edilmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p>3-Sinyal bilgilerinin Değerlendirilmesi:<br />
İletişimin içeriğine müdahale niteliğinde olmayıp yetkili makamdan alınan karar kapsamında<br />
sinyal bilgilerinin iletişim sistemleri üzerinde bıraktığı izlerin tespit edilerek, bunlardan<br />
anlamlandırılan sonuçlar çıkarmak üzere gerçekleştirilen değerlendirme işlemlerini ifade<br />
eder. Örneğin, şüphelinin yerinin tespiti amacıyla cep telefonunun hangi baz istasyonunda<br />
sinyal verdiğinin tespiti sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbiri yoluyla mümkündür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İletişimin Denetlenmesi Tedbirinin Uygulama Şartları<br />
Hakkında İletişimin Tespiti Yapılacak Kişi: İdari ve önleyici tedbir olarak 2937 sayılı<br />
Devlet İstihbarat Hizmetleri Ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, 2559 sayılı Polis Vazife ve<br />
Selahiyet Kanunu ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu kapsamında<br />
belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde önleme amaçlı tedbir uygulanacak kişinin<br />
kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları, ilgili internet bağlantı<br />
adresi veya bağlantıyı tesbite imkân veren kodunun belirtilmesi zorunludur. Veya<br />
5271 sayılı CMK m.135’e göre sadece şüpheli veya sanığa ait iletişimin tespitine karar<br />
verilebilir. Şüpheli, soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi; sanık,<br />
kovuşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder (CMK m.2). Şüpheli<br />
veya sanık dışında kalan üçüncü kişiler hakkında iletişimin tespiti tedbiri uygulanamaz.<br />
İletişimin tespiti kararı mutlaka kişi yönünden sınırlanmalıdır.<br />
Suça/Fiillere İlişkin Şartlar: İdari ve önleyici amaçlı tedbir olarak iletişimin denetlenmesi<br />
toplumun güvenliğinin sağlanabilmesi, suçun önlenmesi ve gelecekte işlenecek suçların<br />
takibatı için önlem almak amacıyla kişilerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlayan, adli<br />
dinlemelerden farklı olarak kişi hakkında henüz bir suç soruşturması yokken uygulanan bir<br />
tedbirdir. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun<br />
"Yetkiler" başlığını taşıyan 6. maddesinde açıklanan, Anayasanın 2 nci maddesinde<br />
belirtilen temel niteliklere ve demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı<br />
halinde Devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, Devlet<br />
sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesine ilişkin olmalı veya 2559 sayılı<br />
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun Ek 7. maddesi ile 2803 sayılı Jandarma Teşkilat,<br />
Görev ve Yetkileri Kanunu Ek 5. maddesinde sayılan suçlarla ilgili olmalıdır.<br />
Adli dinlemelerde ise iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin<br />
değerlendirilmesi için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinde belirtilen<br />
suçlardan olması gerekir.</p>

<p>İletişimin tespiti kararı herhangi bir suç ile ilgili alınabilir, suç sınırlaması yoktur. İletişimin<br />
dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine ancak<br />
belirlenen katalog suçlarla ilgili başvurulmasına rağmen iletişim tespiti tedbirine TCK’da yer<br />
alan herhangi bir suç ile ilgili başvurulabilir.</p>

<p>Savcılık veya Hakim Kararı Şartı: İdari ve önleyici tedbir olarak 2937 sayılı Devlet<br />
İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet<br />
Kanunu ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu kapsamında yapılacak<br />
dinlemeler de yetkili ve görevli hâkimin onayı ile mümkündür.<br />
İster önleyici idari bir tedbir olarak uygulansın isterse adli süreçteki soruşturma ve<br />
kovuşturma sırasında olsun yetkili ve görevli hakim kararı zorunludur. Şüpheli ve sanığın<br />
telekomünikasyon yoluyla yaptığı iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal<br />
bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde<br />
sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında davaya bakan<br />
mahkemenin kararı ile başvurulabilir. Savcılık veya mahkeme kararında, yüklenen suçun<br />
türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası<br />
veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir.<br />
Somut Delillere Dayanan Kuvvetli Şüphe Sebeplerinin Varlığı Şartı: Yukarıda belirtilen<br />
suçların işlendiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri bulunmadan<br />
iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirine<br />
başvurulamaz. “Kuvvetli şüphe sebebi” kavram olarak “kuvvetli şüphe” ifadesinden farklı bir<br />
anlam taşımaktadır. Ancak, uygulama ve doktrinde kuvvetli şüphe sebebinin tam bir tarifi<br />
yapılamadığından kanun metnine “somut delillere dayanan” ibaresi eklenerek tedbirin<br />
uygulanması için “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri” aranmıştır.<br />
Başka Yollardan Delil Elde Etme İmkânının Bulunmaması Şartı: Başka suretle delil elde<br />
edilmesi imkânının bulunmaması, soruşturma veya kovuşturma sırasında diğer tedbirlere<br />
başvurulmuş olsa bile sonuç alınamayacağı hususunda bir beklentinin varlığı veya başka<br />
yöntemlerden biri veya birkaçının uygulanmasına rağmen delil elde edilememesi ve delillere<br />
ancak iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi<br />
tedbiriyle ulaşılabilecek olmasını ifade eder. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda<br />
iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya değerlendirilmesi tali (ikincil) nitelikte bir koruma<br />
tedbiri olarak düzenlenmiştir. Tedbir talep ve kararında özellikle hangi delillerin niçin yetersiz<br />
kaldığı ve bu tedbire başvurulmasının zorunlu nedenleri açıklanmalıdır.<br />
Tedbire Başvurulmasını Gerektiren Nedenlerin Belirtilmesi Şartı: İdari ve önleyici tedbir<br />
olarak 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, 2559 sayılı<br />
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri<br />
Kanunu tedbirin türü, kapsamı süresi tedbire başvurmayı gerektiren nedenlerin açıkça<br />
belirtilmesini şart koşmaktadır. Hakim burada da CMK 135 kapsamında yapacağı objektif ve<br />
sübjektif şartların varlığının bulunup bulunmadığını değerlendirecektir.<br />
Süre Şartı: İletişimin dinlenmesi, kaydedilmesi veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi<br />
kararı en çok yukarıda belirtilen ilgili kanunlarda belirtilen süreler için verilebilir; bu süre, yine<br />
anılan kanunlarda belirtilen süreler kadar uzatılabilir.</p>

<p>Hakimlerin Disiplin Hukukuna İlişkin Mevzuattan Doğan Sorumlulukları<br />
Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin<br />
mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri<br />
veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup,<br />
kamu görevlilerinin özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları<br />
sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi, kamu görevinin gereği gibi<br />
sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme de<br />
sahiptirler.</p>

<p>Yargı erki gibi önemli bir gücü kullanan hâkim ve savcıların uyacakları kurallar ve bu<br />
kurallara uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar özel bir önem atfedilerek<br />
düzenlenmiştir. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun meslekten çıkarma cezası<br />
başlığını taşıyan 69. maddesinin son fıkrasında yer verilen "Disiplin cezasının<br />
uygulanmasını gerektiren fiil; Suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile</p>

<p>a)-mesleğin şeref ve onurunu ve</p>

<p>b)-memuriyet nüfuz ve itibarını</p>

<p>bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." düzenlemesi de<br />
bu hassasiyet gözetilerek getirilmiştir. Bu nedenle hâkim ve savcılar hukuk kurallarına bağlı<br />
kalarak sıfat ve görevlerinin gereklerine uymayan hal ve hareketlerden sakınmalıdır.<br />
Tarafsızlık veya tesir altında kalınarak karar verildiği hususunda şüphenin bulunması bile<br />
kabul edilemez.</p>

<p>İstisnai bir uygulama olarak iletişimin denetimi hususunda önemli görev ve yetkiler verilen<br />
hakim ve savcıların kanunlarla belirlenmiş amaç, usul ve esaslara uymaması fiillerinin de<br />
hakimlik mesleğinin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olacağı<br />
kuşkusuzdur.</p>

<p><strong>IV- İNCELEME VE GEREKÇE</strong><br />
Yukarıda alıntı yapılan mevzuat hükümlerinden ve doktrinde konuyla ilgili yapılan<br />
değerlendirmelerden anlaşıldığı üzere haberleşmenin denetlenmesi tedbiri iki şekilde<br />
uygulanabilmektedir. Henüz suç işlenmemişken idari (önleyici) amaçlı iletişimin<br />
denetlenmesi toplumun güvenliğinin sağlanabilmesi, suçun önlenmesi ve gelecekte<br />
işlenecek suçların takibatı için önlem almak amacıyla veya adli amaçlı olarak, bir suç<br />
dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma aşamasında kişilerin haberleşme<br />
özgürlüğünü kısıtlayan tedbirdir. İlkinde dinlenilecek kişilerin tespitinde ve tedbir sürecinin<br />
başlamasında güvenlik güçlerinin, ikincisinde ise hakim ve savcıların inisiyatifi ön plandadır.<br />
Her iki durumda da karar mercii olan hakimlerin bu inisiyatifin doğru ve keyfilikten uzak bir<br />
şekilde kullanılmasında önemli sorumlulukları bulunmaktadır.</p>

<p>Bu tedbirin uygulanmasında, Anayasamızın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi<br />
ile Anayasamızın 23. maddesinde düzenlenen idarenin anayasa ve kanunlara uygun olarak<br />
yetki ve görevini yerine getirmesi gerektiği şeklindeki düzenlemelerden hareketle; temel hak<br />
ve özgürlüklere saygılı bir şekilde belirlilik, orantılılık ve gereklilik esasları çerçevesinde<br />
kurallara riayet edilmelidir.</p>

<p>Kanunlarda önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi tedbirine hangi tehlike derecesinde<br />
başvurabileceği açıkça belirtilmemiş olsa da, adli amaçlı koruma tedbirlerindeki şüphe<br />
derecesi değerlendirildiğinde, bu tedbir için de belirli bir tehlike derecesinin aranmasının<br />
zorunlu olduğu kabul edilmelidir; zira aksi bir durumda, idari nitelik taşıyan tedbirler<br />
tamamen keyfi hale dönüşebilir ve denetlenebilir olmaktan da çıkar. Bunu önlemek için<br />
hakim denetimi zorunlu görülmüştür. Bu kapsamda önleme dinlemelerinin talepten sonraki<br />
aşamasını oluşturan hakim kararlarının bu yönüyle değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
İletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına yönelik kararın verilebilmesi için katalog suç<br />
şeklindeki objektif şartların yanında olaya göre değişen subjektif nitelikteki “suç işlendiğine<br />
ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde etme imkanının”<br />
bulunmaması şartlarının yanında "tedbire başvurma nedenleri”nin hakim tarafından<br />
dikkatle incelenmesi zorunludur. Hakim; iletişimin dinlenmesi ve denetlenmesi talebinin<br />
kabulüne karar verirken bu şartları sağlayan somut olay, bilgi ve belgeleri ilgili makamlardan<br />
talep etmelidir. Aksi uygulamada kararın kanunların öngördüğü subjektif şartlara uygunluğu<br />
denetlenememiş ve ön şartlar sağlanmamış olur. Kunter/Yenisey/Nuhoğlu’na göre “İletişimin<br />
denetlenebilmesi için kuvvetli, makul ve kanuna aykırı olarak elde edilmemiş şüphe<br />
sebeplerinin varlığı" şarttır.</p>

<p>Doktrinde isabetle belirttiği üzere iletişimin dinlenilmesi son çaredir. Hakim idari<br />
makamlardan veya soruşturma makamından delil elde etme hususunda hangi çabalarının<br />
sonuçsuz kaldığını talep etmek durumundadır. Suç işlediği değerlendirilen kişinin güçlü<br />
konumu nedeniyle aleyhine tanıklık yapılmak istenmemesi, delilleri ortadan kaldırma<br />
hususunda tecrübeli ve becerikli olması, işlenen suçlarda azmettiren konumunda bulunması<br />
nedeniyle aleyhinde fiziksel bir delil bulunmaması, işlediği suçun ve işlenme biçiminin<br />
doğasının başka delil elde etme biçimlerine büyük ölçüde kapalı olması gibi yaşamsal<br />
durumlar, kişi hakkında yapılan önceki yargılamada delil yetersizliği nedeniyle verilmiş bir<br />
beraat kararı gibi hukuksal durumlar bu kapsamdadır.</p>

<p>Dairemizde görülen dava dosyalarından da; önleyici ve adli amaçlı dinlemelerin FETÖ/PDY<br />
örgütünün amaçlarına ulaşmak aracı haline getirildiği, bu amaçlardan birisi de özellikle<br />
örgütün faaliyetlerini gerçekleştirmesine engel olan veya muhalif olan resmi veya özel kişiler<br />
hakkında bilgi toplanarak kamuoyuna çeşitli yöntemlerle servis etmek suretiyle örgütün<br />
hukuk dışı menfaatlerine hizmet etme amacıyla kullanıldığı, örgütle irtibatlı ve iltisaklı hakim<br />
ve savcıların da yetki ve nüfuzlarını örgütün amaç ve gayesi doğrultusunda kullanarak<br />
usulsüz dinleme kararları vermek suretiyle, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir<br />
organizasyonun parçası olarak bu fiilleri gerçekleştirdikleri bilinmektedir.<br />
Diğer taraftan, davacının, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve<br />
2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve<br />
irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten<br />
çıkarılmasına karar verilmiş ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de aynı<br />
Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı<br />
tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin söz<br />
konusu kararların iptali istemiyle açılan davanın Dairemizin 14/04/2022 tarihli ve<br />
E:2017/2325, K:2022/2209 sayılı kararı ile; "...davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının<br />
olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği..."<br />
gerekçesiyle reddedildiği ve anılan kararın temyiz incelemesi sonucunda Danıştay İdari<br />
Dava Daireleri Kurulunun 05/04/2023 tarihli ve E:2022/3843, K:2023/694 sayılı kararı ile<br />
onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Dava dosyasının incelenmesinden; ayrıntıları kararda belirtildiği üzere, 3 yıldan fazla<br />
süredir derdest bulunan bir adli soruşturma kapsamında, sözde Selam Tevhid (Kudüs<br />
Ordusu) Terör Örgütüne üye olmak, örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunmak şeklinde<br />
vasıflandırarak başlattığı siyasetçi, bürokrat, gazeteci, iş adamı, akademisyen gibi toplumun<br />
farklı kesimlerinde yer alan kişilerin iletişimlerinin tespiti ve kayda alınmasına, birçok<br />
kimsenin teknik araçlarla izlenmesine, suç tarihine kıyasla eski yıllara uzanan HTS<br />
raporlarının teminine, önceki tedbir kararına nazaran kesintinin gerçekleşmesine rağmen<br />
tekrar tekrar uzatma kararlarının verilmesine, sadece gerçek kişiler hakkında<br />
uygulanabilecek bir tedbir olmasına rağmen dernek, vakıf, şirket gibi kuruluşlarla belli<br />
adreslerin teknik araçlarla izlenmesine kadar çok geniş bir alana uzanan, özellikle<br />
Başbakanlık, Bakanlıklar ve MİT gibi Devletin üst düzeyde ve kritik makamlarında görevli<br />
bürokratların hedef şahıs yapılmak suretiyle kendilerinin ve iletişim araçlarını kullanan T.C.<br />
Başbakanı, Bakanlar, eski ve hâlen görevdeki Milletvekilleri ile MİT Müsteşarı gibi devletin<br />
en üst makamlardaki yöneticilerinin soruşturmaya dahil edildiği ve soruşturma konusuyla<br />
neden/ sonuç ilişkisi kurulamadan, gizli kalması gereken iletişimlerinin dinlenmesi ve kayda<br />
alınmasına zemin hazırladığı, ilgililerden gelen talep yazılarında haklı ve ikna edici bilgi ve<br />
belgeler sunulamadığı halde, muhatapların var olup olmadığının dahi değerlendirilmediği,<br />
Devlet ricalinin bir silahlı terör örgütüyle bağlantılarının olduğu algısı oluşturularak, bazen<br />
önceki tedbir kararına kıyasla kesintinin gerçekleştiği dahi nazara alınmaksızın, bazen de<br />
tedbirin kim ya da kimler hakkında talep edildiği açıklanmaksızın davacının 3 kez iletişimin<br />
tespiti, kayda alınması ve uzatılmasına ya da fiziki takibe karar verdiği anlaşılmaktadır.<br />
Devleti oluşturan Yasama, Yürütme ve Yargı organları Anayasa ve kanunlar çerçevesinde<br />
görevlerini yerine getirirler. Bu erkler hukuk devletinde Anayasa ve kanunların vermediği bir<br />
yetkiyi kullanamazlar. Devletin yargı, emniyet ve istihbarat gibi stratejik müesseselerine<br />
sızmış olan FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensupları ve kolluk görevlilerince hayal ürünü<br />
bir terör örgütü ihdas edilerek, bu örgüte üyelik ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet<br />
gösterdikleri gerekçesiyle o tarihte yürütme yetkisi ve görevini yerine getiren Türkiye<br />
Cumhuriyeti Başbakanının, Bakanlarının, MİT Müsteşarının, üst düzey devlet yöneticilerinin<br />
ve Milletvekillerinin açılan torba soruşturma kapsamına hukuka aykırı bir şekilde dahil<br />
edilerek iletişimlerinin denetlenmesine yönelik kararların verilebilmesi ağır hukuki sonuçları<br />
olacak çok ciddi bir olaydır. Oysa hakim ve savcılar ancak yukarıda da açıkladığımız üzere<br />
usulü ve sınırları kanunlarla belirlenen çerçevede bu yetkilerini kullanabilirler. Bu yetkinin<br />
sınırlarının pervasızca aşılabilmesi, müteaddit defalar aşma iradesinin ortaya konulması<br />
yargısal faaliyet kapsamının ötesinde başka bir amaca hizmet edildiği kanaatini<br />
güçlendirmektedir. Nitekim davacı anılan torba soruşturma kapsamında farklı tarihlerde 3<br />
kez hukuka aykırı dinleme/ teknik takip kararları vererek hakimlik şeref ve onurunu<br />
memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak kadar ileriye götürdüğü kanaatini teyit etmektedir.<br />
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile davacı hakkında yürütülmüş olan<br />
soruşturmalar kapsamında ortaya konulan bilgi, belge ve deliller bir bütün olarak<br />
değerlendirildiğinde; davacının sözde terör örgütü "Selam-Tevhid" dosyası kapsamında<br />
müteaddit defa verdiği iletişimin denetlenmesi kararlarında sübjektif şartların<br />
değerlendirilmediği, objektif şartların da yeterince irdelenmediği görülmüştür. Tedbire<br />
başvurma nedenleri noktasında suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve<br />
başka suretle delil elde etme imkânının bulunmaması şartlarının varlığı değerlendirilip<br />
yargılama yapmadan talep formundaki bilgilerin doğru olduğu kabulüyle karar verildiği<br />
görülmüştür. Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının, Bakanlarının, MİT<br />
Müsteşarının, üst düzey devlet yöneticilerinin ve Milletvekillerinin de dahil edilerek Türk<br />
Milletinin tamamını ilgilendiren böylesine önemli bir soruşturmada verilen dinleme<br />
kararlarının usulü dairesinde çok ciddi bir inceleme sonunda karara bağlanması gerekirken,<br />
bu hassasiyetin gösterilmemiş olması da eylem birliği içinde bulunduğu başka bir<br />
organizasyonla planlı ve sistematik bir şekilde hareket edildiğini göstermektedir. İddia edilen<br />
hayali isimde bir terör örgütünün olup olmadığı dahi tartışılmadan, üst düzey devlet<br />
yöneticilerinin isminin dinlenilecekler listesine eklenmesi yargılama faaliyetinin ötesinde<br />
FETÖ'nün yargı ve kolluk eliyle yürütme yetkisine müdahale iradesi ve amacına dönüşen<br />
davacının bu eylemlerinin hakimlik şeref ve onurunu memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak<br />
nitelikte olduğunda kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>V-SONUÇ</strong></p>

<p>FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu yargı kararlarıyla sabit olan<br />
davacının bu dosya kapsamındaki FETÖ'nün gizli ve illegal amaçlarının gerçekleşmesini<br />
hedefleyen yukarıda izah edilen fiillerinin niteliği ve ağırlığı da dikkate alındığında,<br />
<br />
hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını<br />
bozacak nitelikte olduğu sabit görülmekle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun<br />
69'uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına<br />
ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle iptal yönündeki çoğunluk kararına katılmıyorum.</p>

<p>Üye</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistaydan-kamikaze-hakim-aciklamasi-meslege-iadesi-mumkun-degil</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 23:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="48625"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu Ruhsat Töreni]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-ruhsat-toreni-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-ruhsat-toreni-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu tarafından düzenlenen törende, staj süreçlerini tamamlayan avukatlara ruhsatları takdim edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, "Genç hukukçulara ruhsatlarını alırken mesleklerine ışık tutacak birkaç hatırlatma yapmak isterim.</p>

<p>İstanbul Barosu tarihiyle, coğrafyasıyla, bugünkü üyelik bileşimiyle eşsizdir. Bu bakımdan şanslısınız ama tabi ki görev ve sorumluluklarınız da ağır.</p>

<p>Sav, savunma, hüküm üçlüsünün ekseninde yer alan savunma olarak amacınız adaleti sağlamaktır.</p>

<p>Eğer bir ülkede hukuk yoksa, iktisat da ikinci plana atılır ve toplumsal yoksullaşma başlar. Bugün Türkiye’de toplumsal yoksullaşma en başta savunmayı, savunma içerisinde de genç avukatları etkilemektedir.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti olmasının yanı sıra hem sosyal devlet hem de bir çevre devletidir. Bu açıdan hukuk düzeninin bekçisi olarak sizler; toplumsal adaletin, çevresel adaletin ve Türkiye’deki demokrasi sorunu düşünüldüğünde siyasal adaletin de bekçilerisiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün Anayasamızda demokratik hükümlerin yanında otoriter hükümler yoluyla keyfi uygulamalara tanık oluyorsak, 2017‘de normatif anayasa hukukunda gerçekleşen metamorfoz nedeniyledir.</p>

<p>Asla umutsuz olmamalıyız; çünkü çok zengin bir anayasal ve siyasal mirasımız var. Halkımızın çok büyük bir kısmı demokrasiden yana ve sizler gibi hukuk yolunda azimli ve kararlı bir şekilde yürüyen genç kuşaklarımız var.</p>

<p>Bugün insan hakları dünya anayasası olan, 30 maddelik, 27 Mayıs 1949 günü Resmi Gazete’de yayınlanarak iç hukukumuza dahil edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi metnini de ruhsat alan meslektaşlarımıza ilk kez vermenin sevincindeyiz." dedi.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/OdTpVnM53MI?si=vZrGRR8dM3pbjeaw" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-ruhsat-toreni-2026</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 23:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/ibrahim-kaboglu-2.jpg" type="image/jpeg" length="99938"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TUTUKLULUKTA GEÇECEK AZAMİ SÜRELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tutuklulukta-gececek-azami-sureler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tutuklulukta-gececek-azami-sureler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tutuklulukta geçecek süre” başlıklı 102. maddesinde, şüphelinin ve sanığın tutuklulukta geçireceği azami süreler düzenlenmiştir.</strong></p>

<p><strong>1- </strong>Azami süre; davanın görüldüğü mahkemenin asliye ceza mahkemesi veya ağır ceza mahkemesi olmasına göre değil, işin ağır ceza mahkemesinin görevine girip girmemesine göre hesaplanmalıdır. Asliye cezalık bir işin ağır ceza mahkemesinde görülmesi halinde temel süre 1 yıldır. Ağır cezalık işlerde ise bu süre 2 yıldır.</p>

<p><strong>2-</strong> Ağır ceza mahkemesinde görülse bile, asliye cezalık işlerde tutukluluk süresi en çok 1 yıldır. Zorunlu hallerde bu süre 6 ay daha uzatılabilir.</p>

<p><strong>3- </strong>Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok 2 yıldır. Bu süre 5 yılı ve Devletin güvenliğine karşı suçlar ile terör suçlarında 7 yılı geçemez. Uzatma süreleri, temel tutukluluk sürelerinden uzun olmamalıdır. CMK m.102/2’nin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı aleyhine yorumlandığı görülmektedir.</p>

<p>Yukarıda yer verdiğimiz süreler, soruşturma ve kovuşturma evrelerini kapsar. Ancak uygulamada; kovuşturma aşamasından sayılan olağan kanun yollarında geçen sürelerin, tutukluluk süresinden sayılmadığı görülmektedir. Bu uygulama hatalıdır.</p>

<p><strong>4- </strong>Soruşturma evresinde tutukluluk süresi; ağır cezalık olmayan işlerde 6 ayı, ağır cezalık işlerde 1 yılı geçemez. Devletin güvenliğine karşı suçlar ile terör suçlarında ve en az üç kişi tarafından toplu olarak işlenen suçlarda, suçun asliye veya ağır cezalık olup olmadığına bakılmaksızın tutukluluk süresi en çok 1 yıl 6 aydır. Bu süre 6 ay daha uzatılabilir.</p>

<p><strong>5- </strong>Toplu olarak işlenen asliye cezalık suçlar bakımından tereddüde yol açabilecek süreler öngörüldüğü; toplu suçlarda toplam süre kovuşturma dahil 1 yıl 6 ayı geçemezken, soruşturma evresinde azami sürenin 2 yıla varabileceği, bunun da CMK m.102/1 ile örtüşmediği görülmektedir. Örneğin; toplu olarak işlenen kasten yaralama veya kara para aklama suçunda 1 yıl 9 aylık sürede soruşturma tamamlandığında, CMK m.102/1’e göre şüpheliler 1 yıl 6 aylık süre dolduğundan derhal tahliye edilmelidir. Bu durumda, sanıklar kovuşturma aşamasında tutuklu yargılanamazlar. Kanunda değişikliğe gidilerek, ya toplu işlenen asliye cezalık suçların soruşturma aşamasında 6 ay + 6 ay tutukluluk düzenlemesi yapılabilir ya da CMK m.102/2’ye bu şartlarda “toplu olarak işlenen suçlar” ibaresinin eklenmesi asliye cezalık suçlar yönünden maksadı aşacağından, bunun yerine CMK m.102/1’de değişikliğe gidilerek, bu süre toplu suçlar yönünden 2 yıla veya 2 yıl 6 aya çıkarılabilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="201">
   <p><strong>Azami Tutukluluk Süreleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p><strong>Soruşturma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p><strong>Soruşturma + Kovuşturma</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="201">
   <p>Asliye cezalık işlerde</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>6 ay</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>1 yıl 6 ay</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="201">
   <p>Ağır cezalık işlerde</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>1 yıl</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>5 yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="201">
   <p>Devletin güvenliğine karşı suçlar ile terör suçlarında</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>2 yıl</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>7 yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="201">
   <p>Toplu suçlarda</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>2 yıl</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>1 yıl 6 ay (asliye ceza)</p>

   <p>5 yıl (ağır ceza)</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>6- </strong>Tutukluluk süreleri; fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında ve 18 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında dörtte üç oranında uygulanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><strong>Av. Ertekin Aksüt</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tutuklulukta-gececek-azami-sureler-1</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 19:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-jjdkfa1aa.jpg" type="image/jpeg" length="57747"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2023/7480 E., 2023/11884 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20237480-e-202311884-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20237480-e-202311884-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 13.09.2023 tarihli, 2023/7480 E., 2023/11884 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/7480 E., 2023/11884 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/2388 E., 2022/2374 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulü<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Anadolu 3. ... Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/24 E., 2022/432 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı tarafa ait Tuzla-Pendik hattında çalışan ... plakalı minibüste 01.01.2000-30.10.2018 tarihleri arasında şoför olarak çalıştığını, 2000-2008 yılları arasında sigortasız çalıştırıldığını, sigorta primlerinin eksik yatırıldığını, davalı tarafından müvekkilinin hak ve alacakları kendisine tam olarak ödenmeksizin araçların satıldığı söylenip işten çıkarıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, asgari geçim indirimi, ... bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının, müvekkili nezdinde geçen ve Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bildirilmeyen herhangi bir çalışmasının olmadığını, davacının işyerinde 28.01.2008-30.10.2018 tarihleri arasında çalıştığını, ... sözleşmesinin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradesi ile sona erdiğini, müvekkiline ait Tuzla-Pendik hattında çalışan ... plakalı minibüste çift şoför çalıştığını, farklı vardiyalar ile çalışıldığını, taraflar arasında 30.11.2018 tarihli ibraname imzalandığını, bu ibranamede ibra konusu alacağın türü ve miktarının ... ... sayıldığını, davacıya tamamının ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile aynı hatta çalışan davacı tanıklarının sarih anlatımlarına itibar edilerek davacının, 01.01.2000-30.10.2018 tarihleri arasında ... plakalı araçta çalıştığının anlaşıldığı, davalı tarafça 30.11.2018 tarihli ibraname sunulmuşsa da incelendiğinde davacının imzası dışındaki kısmın farklı bir kişi tarafından yazıldığının açık olduğu, davacının da isticvabında bu hususu doğruladığı, 18 yıllık çalışması olan davacının 50.000,00 TL karşılığında tüm alacaklarından vazgeçmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının yıllık izinlerinin kullandırıldığını davalının ispatlayamadığı, dinlenen tanıkların beyanlarından davacının haftada 42 saat fazla çalışma yaptığının ve karşılığının ödenmediğinin anlaşıldığı, ... bayram ve genel tatillerde çalıştığının da tanık beyanları ile ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacının sigortasız dönemde iddia ettiği çalışma için hizmet tespiti davası açılmadıkça SGK kaydındaki çalışma süresinin aşılamayacağını, tespit edilen fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücretinin fahiş olduğunu, ... şoför çalışmadığına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasının celp edilip incelenmediğini, tanıkla ispatlandığı hâlde indirim de uygulanmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alacak davasında çalışmanın her türlü delille ispatlanabileceği, fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tanık beyanlarına göre hesaplandığı, davalının bahsettiği soruşturma dosyasının taraflarca getirilme ilkesi gereği dosyaya sunulması gerekirken davalının bunu ihmal ettiğinin anlaşıldığı, işçinin hastalık, mazeret ve başkaca nedenlerle sürekli aynı şekilde çalışması mümkün olmadığından, tanıkla ispatlanan fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarında dosyaya uygun bir indirim yapılmamasının hatalı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda Mahkemece değer verilen tutarlar üzerinden %30 indirim yapılarak alacağın miktarının tespit edildiği ve taleple bağlı kalınarak hüküm kurulduğu belirtilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hüküm fıkrasında ıslah tarihinin 02.03.2020 olarak yazılmasının hatalı olduğunu, ... Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/220025 sayılı soruşturma dosyasının incelenmediğini, incelenmiş olsaydı davacının ... şoför olarak çalışmadığının anlaşılacağını, tanık ifadelerine itibar edilmemesi gerektiğini, eski çalışan O.G'nin açtığı davadan ve eski çalışan B.K'nın imzaladığı ibranameden aynı hatta başka işçilerin de çalıştığının anlaşılacağını, davacının hizmet süresi boyunca 4 saat uykuyla haftalık izin/yıllık izin kullanmadan çalıştığı şeklindeki kabulün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zamanaşımı def'inin dikkate alınmadığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin ... kanunları kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve buna göre uyuşmazlığa ... kanunlarının mı yoksa 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) hükümlerinin mi uygulanması gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.</p>

<p>2. 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin ilgili bölümü şöyledir:<br />
"Aşağıda belirtilen işlerde ve ... ilişkilerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz;<br />
...<br />
ı) 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde,<br />
..."</p>

<p>3. Mülga 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu'nun 2 nci maddesi, 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun (5362 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi, 6098 sayılı Kanun hükümleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.4857 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanun'un uygulanacağı belirtilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca, mülga 507 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde 4857 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz.</p>

<p>3. 507 sayılı Kanun, 21.....2005 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin ikinci cümlesi ile diğer kanunların 507 sayılı Kanun'a yaptıkları atıfların 5362 sayılı Kanun'a yapılmış sayılacağı açıklanmıştır. Bu durumda 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde 507 sayılı Kanun'a yapılan atıf, 5362 sayılı Kanun'a yapılmış sayılmalıdır. Bahsi geçen yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkâr tanımı değiştirilmiştir. 5362 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre esnaf ve sanatkâr; ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimselerdir. 507 sayılı Kanun'da yazılı olan “geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin” sözcüklerine 5362 sayılı Kanun'da yer verilmemiştir. 5362 sayılı Kanun'un düzenlemesi karşısında, 21.....2005 tarihinden sonraki dönem açısından 4857 sayılı Kanun'un kapsamı belirlenirken, “geçimini münhasıran bu işten sağlama” ölçütü dikkate alınmamalıdır.</p>

<p>4. 5362 sayılı Kanun'daki düzenleme ile esnaf ve tacir ayrımında başka ölçütlere yer verilmiş olup, kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlük yapanların da ekonomik sermayesi, kazancının tacir sanayici niteliğini aşmaması ve vergilendirme gibi ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir. 507 sayılı Kanun döneminde esnaf sayılan kamyoncu, taksici, dolmuşçu gibi kişilerin de bu yeni ölçütler çerçevesinde esnaf sayılmama ihtimali ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>5. 5362 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde belirtilen esnaf ve sanatkâr faaliyeti kapsamında kalan işyerinde üç kişinin çalışması hâlinde, 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (ı) bendi uyarınca, bu işyeri ... Kanunu'nun kapsamının dışında kalmaktadır. Maddede üç işçi yerine “üç kişi”den söz edilmiştir. Bu ifade, işyerinde bedeni gücünü ortaya koyan meslek ve sanat erbabını da kapsamaktadır. İşinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dâhil olmak üzere toplam çalışan sayısının üçü aşması durumunda işyeri 4857 sayılı Kanun'a tâbi olacaktır.</p>

<p>6. Somut uyuşmazlıkta; davalı işverene ait minibüste çalışan sayısının tespiti için herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Mahkemece; uyuşmazlık konusu dönemde davalının ekonomik sermayesi ve kazancının esnaf niteliğini aşıp aşmadığı ve hangi usule göre vergilendirildiği tespit edilmeli, fesih tarihi itibarıyla davalı işveren nezdinde çalışan işçi sayısı SGK kayıtları getirtilerek belirlenmeli, işverenin işyerinde kendi bedeni gücü ile bizzat çalışıp çalışmadığı ve esnaf statüsünde olup olmadığı, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler doğrultusunda araştırılarak davalının esnaf olduğu belirlendiği takdirde uyuşmazlığın ... kanunları kapsamı dışında kaldığı dikkate alınarak uyuşmazlığa 6098 sayılı Kanun'un uygulanmalıdır. Eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>7. Islah tarihi 02.03.2022 olmasına rağmen, hüküm fıkrasında ıslah tarihinin 02.03.2020 olarak belirtilmesi de mahallinde düzeltilebilecek maddi hata olarak kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>13.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20237480-e-202311884-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="12127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2021/6082 E., 2021/10468 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20216082-e-202110468-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20216082-e-202110468-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 17.06.2021 tarihli, 2021/6082 E., 2021/10468 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/6082 E., 2021/10468 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>DAVA TÜRÜ : ALACAK</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı İsteminin Özeti:</p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin, ...'a ait olan 06 J 0423 plakalı ve Mamak-Kayaş hattında yolcu taşıyan ticari minibüste şoför olarak 01.10.1996 tarihinden 01.10.2008 tarihine kadar çalıştığını ve geçirdiği kaza sonucu ayağı kırılan davacının iş akdinin işverence feshedildiğini, çalıştığı sürece davacının net aylık ücretinin 1.250,00 TL. olup davacının sabah 03.30-22.00 arası mesaisi olup ve genel tatillerde de çalıştığını, yıllık ücretli izinlerini kullanmadığını iddia ederek bir kısım işçilik alacakları ve tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabının Özeti:</p>

<p>Davalılar vekili; davacının 06 J 0423 plakalı minibüste hizmet akdiyle değil, kar ortağı olarak çalıştığını, minibüsün masrafları düştükten sonra kalan net kazançtan davacının payını aldığını, aradaki ilişkinin hizmet akdi olmadığını, ayrıca 4857 Sayılı Yasanın 4/1 maddesi uyarınca da davacının zaten İş Yasasından yararlanma hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir</p>

<p>Mahkeme Kararının Özeti:</p>

<p>Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz:</p>

<p>Karar, taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Gerekçe:</p>

<p>Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde iş davalarına bakmak üzere bir asliye hukuk mahkemesi görevlendirilir. İş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesine açılan dava "iş mahkemesi sıfatıyla" açılmamış ise, mahkeme görevsizlik kararı veremez. Bu durumda asliye hukuk mahkemesi tarafından, verilecek bir ara kararı ile davaya "iş mahkemesi sıfatıyla " bakmaya devam olunur.</p>

<p>Davanın, İş Kanunu kapsamı dışında kalması halinde, Mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.</p>

<p>5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.</p>

<p>4857 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca, 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde bu kanun hükümleri uygulanmaz.</p>

<p>507 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde “İster gezici olsun ister bir dükkân veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar, ticarî sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasın) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1 inci maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir.</p>

<p>507 sayılı Kanun, 21.06.2005 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 76'ncı maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin ikinci cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı Yasaya yapılmış sayılacağı açıklanmıştır. Bu durumda 4857 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinde 507 sayılı Yasaya yapılan atıf, 5362 sayılı Yasaya yapılmış sayılmalıdır. Bahsi geçen yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkâr tanımı değiştirilmiştir. Yeni yasanın 3 üncü maddesine göre esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak belirtilmiştir. 507 sayılı Yasada yazılı olan “geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin” sözcüklerine yeni yasada yer verilmemiştir. Yeni yasanın değinilen hükmü karşısında, 21.06.2005 tarihinden sonraki dönem açısından İş Kanununun kapsamı belirlenirken, “geçimini münhasıran bu işten sağlama” ölçütü dikkate alınmamalıdır.</p>

<p>5362 sayılı Yasadaki düzenleme ile esnaf ve tacir ayrımında başka ölçütlere yer verilmiş olup, kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlük yapanların da ekonomik sermayesi, kazancının tacir sanayici niteliğini aşmaması ve vergilendirme gibi ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir. 507 sayılı Yasa döneminde esnaf sayılan kamyoncu, taksici, dolmuşçu gibi kişilerin de bu yeni ölçütler çerçevesinde esnaf sayılmama ihtimali ortaya çıkmaktadır. Ekonomik faaliyetini daha çok bedeni çalışmasına dayandıran düşük gelirli taksi ve minibüs işletmesi sahiplerinin esnaf olarak değerlendirilmesinin daha doğru olacağını belirtmek gerekir. Dairemizin 2008 yılında vermiş olduğu kararlar bu doğrultudadır (Yargıtay 9.HD. 28.4.2008 gün 2008/ 3568 E, 2008/ 10904 K.).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5362 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinde belirtilen esnaf ve sanatkâr faaliyeti kapsamında kalan işyerinde üç kişinin çalışması halinde, 4857 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinin (ı) bendi uyarınca, bu işyeri İş Kanununun kapsamının dışında kalmaktadır. Maddede üç işçi yerine “üç kişi” den söz edilmiştir. Bu ifade, işyerinde bedeni gücünü ortaya koyan meslek ve sanat erbabını da kapsamaktadır. İşinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dahil olmak üzere toplam çalışan sayısının üçü aşması durumunda işyeri 4857 sayılı Yasaya tabi olacaktır.</p>

<p>Somut olayda davalı işverenin, davacı işçinin çalıştığı minübüste kendisinin çalışmadığı sabit olup buna göre taraflar arasındaki akit İş kanununa tabi hizmet akdidir.<br />
Uyuşmazlığa iş kanunu uygulanması gerekirken davalı esnaf kabul edilip Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 17.06.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20216082-e-202110468-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="64433"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ESNAF YANINDA ÇALIŞANLAR İŞ KANUNUNA TABİ MİDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/esnaf-yaninda-calisanlar-is-kanununa-tabi-midir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/esnaf-yaninda-calisanlar-is-kanununa-tabi-midir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İş hukukunda temel kural, iş ilişkilerinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilmesidir. Ancak Kanun koyucu, bazı iş ilişkilerini kapsam dışında bırakarak bu alanlarda genel hükümlerin uygulanmasını öngörmüştür. Bu kapsamda özellikle esnaf işyerlerinde çalışanların hukuki statüsü, uygulamada sıkça uyuşmazlık konusu olmaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada, esnaf işyerlerinde çalışanların hangi hallerde İş Kanunu kapsamında kalacağı, hangi durumlarda ise Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olacağı, yargı kararları ışığında incelenmektedir.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrasında, Kanunun 4. maddesinde sayılan istisnalar dışında kalan tüm işyerleri, işverenler, işveren vekilleri ve işçiler hakkında, faaliyet konusuna bakılmaksızın İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, aynı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde; Esnaf ve Sanatkârlar Kanunu’nun ilgili maddesinde tanımlanan esnaf işyerlerinde üç kişinin çalışması halinde, bu işyerlerinin İş Kanunu kapsamı dışında kalacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Bu durumda söz konusu iş ilişkileri, İş Kanunu hükümlerine değil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerine tabi olacaktır.</p>

<p><strong>Esnaf ve sanatkâr</strong>, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak belirtilmiştir</p>

<p>Bu tanımdan hareketle, bir işyerinin esnaf işyeri sayılabilmesi için yalnızca çalışan sayısı değil; işverenin ekonomik büyüklüğü, faaliyet şekli ve vergilendirme usulü birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kanun maddesinde “üç işçi” değil, “<strong>üç kişi</strong>” ifadesi kullanılmıştır. Bu nedenle: <strong>İşverenin bizzat bedeni emeğiyle çalışması da toplam sayıya dahil edilir.</strong> İş yerinde çalışan toplam kişi sayısının üçü aşması halinde, işyeri İş Kanunu kapsamına girer.</p>

<p>Nitekim <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20216082-e-202110468-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2021/6082 E., 2021/10468 K. sayılı kararı</a></strong>nda da bu husus açıkça vurgulanmıştır; <strong><i>İşinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dahil olmak üzere toplam çalışan sayısının üçü aşması durumunda işyeri 4857 sayılı Yasaya tabi olacaktır.</i></strong></p>

<p>Yargı kararlarında, işyerinin İş Kanunu kapsamında olup olmadığının belirlenmesi için kapsamlı bir araştırma yapılması gerektiği istikrarlı biçimde kabul edilmektedir. İşyerindeki çalışan sayısının, İşverenin esnaf niteliğinin, vergilendirme usulünün yeterince araştırılmadan karar verilmesi hukuka aykırı kabul edilmektedir</p>

<p><i>Somut uyuşmazlıkta; davalı işverene ait minibüste çalışan sayısının tespiti için herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Mahkemece; uyuşmazlık konusu dönemde davalının ekonomik sermayesi ve kazancının esnaf niteliğini aşıp aşmadığı ve hangi usule göre vergilendirildiği tespit edilmeli, fesih tarihi itibarıyla davalı işveren nezdinde çalışan işçi sayısı SGK kayıtları getirtilerek belirlenmeli, işverenin işyerinde kendi bedeni gücü ile bizzat çalışıp çalışmadığı ve esnaf statüsünde olup olmadığı, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler doğrultusunda araştırılarak davalının esnaf olduğu belirlendiği takdirde uyuşmazlığın iş kanunları kapsamı dışında kaldığı dikkate alınarak uyuşmazlığa 6098 sayılı Kanun'un uygulanmalıdır. Eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. </i><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20237480-e-202311884-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>( Yargıtay 9.Hukuk Dairesi 2023/7480E. 2023/11884K.)</strong></a></p>

<p><strong>İş yerinde üçten fazla kişinin çalıştığının ispat edilememesi durumunda uyuşmazlığın İş Kanunu kapsamında olmadığı kabul edilmektedir.</strong></p>

<p><i>Somut olayda, uyuşmazlık konusu dönemde SGK'ya davacının çalışma kaydı bildirilmemiştir. Davalının ise Bağ - Kur sigortası olduğu, 5510 Sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında işyeri tescil dosya kaydının bulunmadığı ve faaliyetini anılan işyerinde bedeni çalıştırmasına dayandırdığı sabittir. Davacı, uyuşmazlık konusu dönemde, davalıya ait iyerinde 3'den fazla kişinin çalıştığını ispatlayamamıştır. Bu nedenle uyuşmazlığın 4857 Sayılı Kanun kapsamında kalmadığı yönündeki mahkeme kabulü de isabetlidir .</i>(<strong> Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesi 2024/1271E. 2025/372K.)</strong></p>

<p><strong>SGK kayıtlarının getirtilmemesi, tanık beyanlarının yetersizliği, vergi kayıtlarının incelenmemesi eksik inceleme olarak değerlendirilmektedir.</strong></p>

<p><i>Somut olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 13/09/2013 tarihli Sosyal Güvenlik Denetmen Raporu'nda davalı iş yerinin en fazla iki çalışanı olduğu tespiti üzerine, davalı iş yerinin esnaf işletmesi olduğununun Mahkemece sadece bu tespite dayanılarak kabul edildiği, ancak davalı iş yerinin esnaf işletmesi kapsamında olup olmadığı, davada Türk Borçlar Kanunu yahut İş Kanunu hükümlerinden hangisinin uygulanacağı konusunda mahkemece yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığı anlaşıldığından eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece, öncelikle fesih tarihi itibariyle davalı iş yerinde çalışan sayısı ile davalının da iş yerinde bedeni gücünü ortaya koyarak çalışmasının bulunup bulunmadığı konusunda tanık beyanları yeterli açıklıkta bulunmadığından, gerekirse tanıklar yeniden dinlenerek bu hususlar ayrıntılı olarak sorulmalı, iş yerinin vergilendirilme durumu tespit edilmeli, SGK'dan davalı iş yerinin dönem bordroları ve iş yeri sicil kayıtları celp edilmeli, yukarıda belirtilen 5362 sayılı <strong>Kanundaki esnaf kriterleri çerçevesinde davalı iş yerinin esnaf işletmesi kapsamında olup olmadığı, davada hangi kanun hükümlerinin uygulanacağı tespit edilmeli,</strong> toplanan tüm delillerle birlikte dava konusu talepler değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir<strong>.</strong></i><strong>( Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesi 2022/3224E. 2025/956K.)</strong></p>

<p><i>Dosya içeriğine göre, tanıkların hizmet döküm cetvellerinin dosya içerisine alınmadığı, davalıya ait işyerinde fesih tarihinde <strong>davacının çalıştığı dönemde kaç kişi çalıştığının belirlenmediği,</strong> eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmakla, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; tanıkların ve işyerinde çalışan kişilerin SGK kayıtlarının celbi ile fesih tarihinde davacının çalıştığı dönemde kaç kişinin çalıştığının tespit edilmesi, ayrıca davalının hangi usulde vergilendirildiğinin tespiti için davalının esnaf kaydı ve vergi kayıtları da getirtilerek araştırılması ve sonucuna göre öncelikle davalının esnaf kabul edilip edilmeyeceği, uyuşmazlığın iş kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği açıklığa kavuşturulmalıdır. Belirtilen şekilde bir değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. Davalının bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür. </i><strong>(Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 5.Hukuk Dairesi 2025/1160E. 2025/2166K.)</strong></p>

<p><strong>Özetlemek gerekirse iş yerindeki toplam çalışan sayısının (işveren dahil) tespiti, İşverenin esnaf niteliğinin belirlenmesi, vergilendirme usulünün incelenmesi, SGK ve diğer resmi kayıtların celbi suretiyle kapsamlı bir değerlendirme yapılarak işyerinin esnaf kapsamında olup olmadığı dolayısıyla davada Türk Borçlar Kanunu mu yoksa İş Kanunu hükümlerinin mi uygulanacağı konusunda mahkemece ayrıntılı inceleme ve araştırma yapılarak karar verilmelidir.</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/esnaf-yaninda-calisanlar-is-kanununa-tabi-midir-1</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-kitaplad.jpg" type="image/jpeg" length="39070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/1143 E., 2025/416 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20231143-e-2025416-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20231143-e-2025416-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.07.2025 tarihli, 2023/1143 E., 2025/416 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/1143 E., 2025/416 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/437 E., 2023/837 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.12.2022 tarihli ve<br />
2022/9178 Esas, 2022/10672 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 09.10.2004 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, davalının asabi mizaçlı ve şiddet eğilimli biri olduğunu, birlik görevlerini yerine getirmediğini, eşine sayısız kez fiziksel şiddet uyguladığını, işi nedeni ile gittiği Filipinler’de sadakat yükümlüğünü ihlal ettiğini, konu ile ilgili olarak davalının arkadaşı olan ... tarafından davacıya bilgi verildiğini, Mart ayı başında yapılan aile toplantısında davalının mutfaktan aldığı bıçak ile eşine ve kayınbabasına saldırdığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 500,00 TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin işi nedeniyle zaman zaman Filipinler'e gittiğini, dosyada mevcut fotoğrafların Filipinler’deyken kalabalık bir arkadaş ortamında çekildiğini, ne var ki dosyaya kırpılmak suretiyle eklenerek sanki davalı ile fotoğraflarda yer alan kadının tek başına gibi gösterilmeye çalışıldığını, dava dilekçesinde belirtilen ... isimli şahsın müvekkili tarafından tanımadığını, iddia edilen şiddet olaylarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli ve 2018/247 Esas, 2019/419 Karar sayılı kararı ile; tarafların 2004 yılında evlendikleri, ortak iki çocuklarının olduğu, erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, iş için gittiği Filipin'lerde başka kadınlarla gezmek suretiyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, davacıya ve ailesine yönelik küfür ederek bıçakla üzerlerine yürüdüğü, gerçekleşen olaylara göre eşler arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, boşamaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 350,00 TL tedbir-400,00 TL iştirak nafakası ile kadın eş yararına 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 04.04.2022 tarihli ve 2019/1702 Esas, 2022/597 Karar sayılı kararı ile; davacının dava dilekçesinde delil bildirmediği, sonrasında verdiği 19.04.2018 tarihli dilekçe ile delil listesi sunduğu, dava dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, davalının süresi içerisinde davaya cevap vererek delil bildirdiği, cevap dilekçesinin davacıya tebliğ edildiği halde davacı tarafından cevaba cevap dilekçesi sunulmadığı, delil gösterilmesinin dilekçelerin teatisi aşamasına hasredildiği gözetildiğinde davacının usulüne uygun şekilde dayanmadığı deliller değerlendirilerek, davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında belirtilen kararı ile "...İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi başlıklı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesi “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir veya değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır," şeklindedir. Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Şüphesiz bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında ancak karşı tarafın açık muvafakati ile (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20.04.2016 tarih, 2014/2-695 esas ve 2016/522 karar sayılı ilamı.</p>

<p>Somut olayda, dava dilekçesinde davacı kadın, eşinin Filipinlerde başka bir kadınla ilişkisi olduğunu belirterek isnatta bulunmuş, eşinin arkadaşının ifadesi ve eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirterek tanık deliline dayanmıştır. Erkeğin güven sarsıcı davranışları, davacı kadının yeğeni olduğu belirtilen tanık Ayşen beyanı ile ispat edilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında ilk derece mahkemesi tarafından davalı erkeğe yüklenen güven sarsıcı davranış kusuru usulüne uygun olarak bildirilmiş delil ile ispatlandığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; somut olayda davacı tarafından açıkça tanık deliline dayanılmadığı, dava dilekçesinde "eşinin Filipinler’de başka bir kadınla ilişkisi olduğu" iddiasına dayanarak eşinin arkadaşının ifadesi ve eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirttiği, 6100 sayılı Kanun’un 240/2 maddesinin "tanık deliline dayanan taraf, tanıkla ispat edeceği vakıa ile dinlenilmesini istediği tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar" şeklindeki hükmü taşıdığı, davacının bu hususa da uymadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinin 4. bendinde davalı hakkında ileri sürülen iddialar hakkında "kanıtlarımız" vardır şeklinde beyanda bulunmak suretiyle tanık ve resim deliline dayandıklarını ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık<br />
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı açmış olduğu eldeki boşanmaya ilişkin dava dilekçesinde; 6100 sayılı Kanun’un 119/1. fıkrasının (e) bendi uyarınca iddia ettiği sadakatsizlik vakıasını, (f) bendine uygun olarak hangi delillerle ispat edeceği hususuna yer verip vermediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119, 194 ve 240. maddeleri.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.</p>

<p>2. Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'un "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesi "(1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:</p>

<p>a) Mahkemenin adı.</p>

<p>b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.</p>

<p>ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.</p>

<p>e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.</p>

<p>f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.</p>

<p>g) Dayanılan hukuki sebepler.</p>

<p>ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.</p>

<p>h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir.</p>

<p>Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır" hükmünü taşımaktadır.</p>

<p>3. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesi uyarınca hükümleri uyarınca bir davanın tarafları; dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Taraflar, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorundadır. Tanık gösterme şekli ise 6100 sayılı Kanun'un 240. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Buna göre tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.</p>

<p>4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile yapılan düzenlemelerle amaçlanan; yargılamanın makul sürede tamamlanması olup, bu zorunluluk 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5. maddesine göre "…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" hükmü gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6. maddesi ile düzenleme altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlardan olan "makul sürede yargılanma" ilkesine dayanmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin yasal sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf).</p>

<p>5. Bir davaya taraf olan herkes, karşı taraf karşısında kendisini dezavantajlı bir konumda bırakmayacak şartlarda, iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De Haes ve Gijsels-Belçika, 24 Şubat 1997). Aynı şekilde, tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, Borgers-Belçika, 30 Ekim 1991). Açıklanan bu ilkelere paralel olarak 6100 sayılı Kanun ile yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki 6100 sayılı Kanun ile benimsenen yargılama usulünde "dayanak vakıa ve o vakıanın ispatı için gösterilecek delil" birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçası olarak ele alınmıştır. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2016 tarihli ve 2014/2-695 Esas, 2016/522 Karar; 04.02.2021 tarihli ve 2017/2-2710 Esas, 2021/34 Karar; 22.06.2021 tarihli ve 2017/2-2301 Esas, 2021/807 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.</p>

<p>6. Eldeki davaya gelince, davacı vekili 03.04.2018 tarihli dava dilekçesinin 4. bendinde "davalı koca, iş bağlantıları nedeniyle gittiği Filipinler'de yabancı bir kadınla yasak bir ilişkiye girmiş ve ilişkisini halen devam ettirerek, evlilik birliğine gereken özen ve sadakati göstermemiş ve eşini aldatmıştır. Eşini aldattığına dair arkadaşının ifadesi ve yeğenine beyanda bulunduğuna dair kanıtlarımız vardır" şeklinde beyanda bulunmuş; 19.04.2018 tarihli delil ve tanık dilekçesi ile de dava dilekçesinde "davacının yeğeni" olarak bahsedilen ...'ı, sadakatsizlik vakıasına ilişkin olarak dinletmek istediğini belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesi boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin güven sarsıcı davranışlar sergilediği gerekçesiyle boşanmaya karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise davacının usulüne uygun şekilde dayanmadığı deliller uyarınca davanın kabulüne karar verilemeyeceği belirterek davayı reddetmiştir. Hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Daire, davacının dava dilekçesinde "güven sarsıcı davranış yönünden tanık deliline dayandığı ve iddianın ispat edildiği gerekçesiyle davanın kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle kararı bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesince önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>7. Uyuşmazlığa konu dava dilekçesinin incelenmesinde; evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmaya karar verilmesinin talep edildiği, dilekçenin 4. bendinde somutlaştırma yüküne uygun olarak 6100 sayılı Kanun'un 119/1-e bendi uyarınca davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olduğunun iddia edildiği, aynı bendin devamında sadakatsizlik vakıasına ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 119/1-f bendi uyarınca "davacının yeğenin bilgi sahibi olduğuna işaret edilerek kanıtlarımız vardır" denilmek suretiyle tanık deliline dayanıldığı, 19.04.2018 tarihli delil ve tanık listesinde dava dilekçesinde dayanılan davacının yeğeni ...'ın 6100 sayılı Kanun'un 194 ve 240. maddelerine uygun şekilde gösterildiği ve dinlendiği anlaşılmıştır. Böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı tarafça delillerin usulüne uygun şekilde gösterilmediğinden bahisle davanın kabulüne karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen direnme kararının bozulması gerekmiştir.</p>

<p>8. Tüm bu anlatılanların ışığı altında; Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş, davacının usule uygun şekilde gösterdiği anlaşılan ...'ın beyanları doğrultusunda davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı kabul edilerek, davanın kabulüne karar vermekten ibarettir.</p>

<p>9. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>10. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;<br />
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20231143-e-2025416-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="54976"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi heyetinden Özbekistan'a çalışma ziyareti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyetinden-ozbekistana-calisma-ziyareti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyetinden-ozbekistana-calisma-ziyareti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin daveti üzerine Özbekistan’a çalışma ziyareti gerçekleştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ziyaret kapsamında Başkan Kadir Özkaya ile Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı Mirza Ulugbek Abdusalomov arasında ikili ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirildi. Görüşmelerde, ikili iş birliğinin daha da geliştirilmesi, anayasa yargısı ve insan hakları alanında tecrübe paylaşımının genişletilmesi hususları ele alındı.</p>

<p>Görüşmelerin ardından iki mahkeme arasında iş birliğinin geliştirilmesine yönelik mutabakat zaptı imzalandı.</p>

<p>Daha sonra ise “Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi: Anayasa Yargısında Güncel Uygulamalar, Kurumsal Gelişim ve Uluslararası İş Birliği” konulu yuvarlak masa toplantısına geçildi. Başkan Kadir Özkaya, toplantıda yaptığı konuşmada Özbekistan’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek ev sahibi heyete teşekkür etti. Başkan Özkaya, Özbekistan’ın köklü tarihî ve kültürel birikimiyle bölgesinde önemli bir konuma sahip olduğunu, bu birikimin günümüzde modern devlet anlayışıyla güçlenerek sürdürüldüğünü memnuniyetle takip ettiklerini belirtti.</p>

<p>Türkiye ile Özbekistan arasındaki güçlü bağların mahkemeler arasındaki iş birliğinin temelini oluşturduğunu aktaran Başkan Özkaya, imzalanan anlaşmanın iki ülke arasındaki tarihsel dostluğun yargı kurumlarına yansıması olduğunu vurguladı. Başkan Özkaya, anlaşmanın iki mahkeme arasındaki ilişkilerin sürekliliği ve gelişen ihtiyaçlara uyum sağlanması bakımından son derece önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p>Anayasal yargı kurumlarının hukukun üstünlüğü ile temel hak ve özgürlüklerin korunmasında önemli bir sorumluluk üstlendiğine dikkat çeken Başkan Kadir Özkaya, farklı hukuk sistemleri arasında diyalog kurulması ile bilgi ve tecrübe paylaşımının artırılmasının büyük önem taşıdığını belirtti. Başkan Özkaya ayrıca günümüzde anayasal yargının yalnızca ulusal bir unsur olmaktan çıkarak küresel ölçekte gelişen bir hukuk diyaloğunun parçası hâline geldiğini dile getirdi.</p>

<p>Başkan Özkaya, Türk Dünyası Anayasa Yargısı Konferansı (TÜRK-AY) ile Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin dönem başkanlığını yürüttüğü Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği (AAMB) çerçevesinde yürütülen iş birliğinin geliştirilmesine Türkiye’nin destek vermeye hazır olduğunu belirterek bölgesel iş birliğinin anayasal değerlerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi bakımından önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı Mirza Ulugbek Abdusalomov ise ziyaretin iki ülke anayasa mahkemeleri arasındaki iş birliğinin daha da geliştirilmesi açısından büyük önem arz ettiğini belirtti. Anayasa yargısının gelişen ve güçlenen rolüne dikkat çeken Mirza Ulugbek Abdusalomov “Anayasa mahkemeleri arasındaki tecrübe paylaşımı ve diyalog yalnızca pratik açıdan yararlı olmakla kalmayıp aynı zamanda insan hakları alanında evrensel olarak tanınan standartların oluşturulmasına da hizmet etmektedir. Zengin bir tarihsel deneyime sahip olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Avrupa ve Asya hukuk geleneklerinin kesiştiği noktada yer alan ve önde gelen bir anayasal denetim organıdır. Uluslararası birçok platformun da aktif üyesi olan Türk Anayasa Mahkemesi, AAMB bünyesinde anayasa mahkemesi çalışanlarının becerilerini geliştirmeye ve karşılıklı iş birliğini güçlendirmeye yönelik olarak her yıl düzenlediği yaz okulu programları ile de anayasa yargısının gelişimine katkı sunmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bilgi ve tecrübe paylaşımının yapıldığı toplantıda Anayasa Mahkemesi Üyesi Yıldız Seferinoğlu da Anayasa Mahkemesinin çalışma usul ve esasları ile işleyişine ilişkin bilgiler paylaştı. Anayasa yargısının temel hak ve özgürlüklerin korunmasındaki rolüne dikkat çeken Seferinoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin norm denetimi ve bireysel başvuru alanlarında önemli bir tecrübeye sahip olduğunu belirterek bireysel başvuru mekanizmasının hakların doğrudan korunmasına imkân sağladığını ve Mahkemenin adalet eksenli yaklaşımıyla geliştirdiği içtihatlar aracılığıyla hukuk düzenine yön verdiğini ifade etti.</p>

<p>Özbekistan temasları kapsamında Buhara Valisi Zarıpov Botır Komılovıch, Türkiye Cumhuriyeti Taşkent Büyükelçisi Ufuk Ulutaş ve Semerkant Başkonsolosu Serdar Deniz’i de ziyaret eden Başkan Kadir Özkaya’ya; Anayasa Mahkemesi Üyeleri Yıldız Seferinoğlu, Selahaddin Menteş, Muhterem İnce, Yılmaz Akçil, Şaban Kazdal ile Genel Sekreter Murat Azaklı ve diğer yetkililer eşlik etti.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10272/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10273/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10274/3.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10275/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10276/5.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10277/6.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10278/7.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10279/8.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10280/9.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10281/10.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyetinden-ozbekistana-calisma-ziyareti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-131.jpg" type="image/jpeg" length="64728"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Faruk Terzioğlu vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-faruk-terzioglu-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-faruk-terzioglu-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzurum Barosu önceki dönem başkanlarından Avukat Faruk Terzioğlu, hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Erzurum Barosu önceki dönem başkanlarından Avukat Faruk Terzioğlu, kalbine yenik düştü. Dün akşam saatlerinde kalp krizi geçiren Terzioğlu, tüm müdahalelere rağmen kurtulamayarak yaşamını yitirdi.</p>

<p><strong>ACI KAYBIMIZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye Barolar Birliği'nden paylaşılan taziye mesajında "Erzurum Barosu önceki dönem başkanlarından değerli meslektaşımız Av. Faruk Terzioğlu’nun vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.</p>

<p>Meslek üstadımıza Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına, Erzurum Barosu’na ve meslek camiamıza başsağlığı dileriz." denildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-faruk-terzioglu-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/faruk-terzioglu.jpg" type="image/jpeg" length="47903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Malatya merkezli 17 ilde FETÖ operasyonu: 23 gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/malatya-merkezli-17-ilde-feto-operasyonu-23-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/malatya-merkezli-17-ilde-feto-operasyonu-23-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Malatya merkezli 17 ilde düzenlenen FETÖ operasyonunda 23 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY’nin emniyet mahrem yapılanmasına yönelik soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında İl Emniyet Müdürlüğü, MİT Başkanlığı, İstihbarat Şube ve Terörle Mücadele Şube Müdürlükleri ekiplerince Malatya merkezli Adana, Ankara, Batman, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kilis, Konya, Mardin, Ordu, Osmaniye, Şanlıurfa ve Trabzon’da operasyon düzenlendi. Operasyonda 23 kişi gözaltına alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/malatya-merkezli-17-ilde-feto-operasyonu-23-gozalti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/gozaltis.jpg" type="image/jpeg" length="78263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Site aidatları düzenlemesinde 6 madde kabul edildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/site-aidatlari-duzenlemesinde-6-madde-kabul-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/site-aidatlari-duzenlemesinde-6-madde-kabul-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBMM Genel Kurulu'nda, fahiş site aidatlarına yönelik düzenlemeleri de içeren kanun teklifinin 6 maddesi daha kabul edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBMM Genel Kurulu fahiş site aidatlarına yönelik düzenlemeleri de içeren, 'Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ni görüşmek üzere Meclis Başkanvekili Tekin Bingöl başkanlığında toplandı.</p>

<p>Gündem dışı konuşmalar, milletvekillerinin 1'er dakikalık konuşmaları, grup başkanvekillerinin değerlendirmeleri ve siyasi parti gruplarının TBMM Başkanlığı'na sunduğu önergeler üzerine görüşülmesinin ardından teklife geçildi. Görüşmeler neticesinde teklifin 6 maddesi daha kabul edildi.</p>

<p><strong>KENTLER DAHA PLANLI ALANLARA DÖNÜŞTÜRÜLECEK</strong></p>

<p>Kabul edilen maddelere göre, mahalli idareler, bağlı kuruluşları, mahalli idare birlikleri ve bunlar tarafından kurulan şirketler ile doğrudan ya da dolaylı olarak bağlı olanların yeni şirket veya kooperatif kurması, mevcut veya kurulacak şirketlere veya kooperatiflere sermaye katılımında bulunulması, bedelsiz devir yoluyla gerçekleşenler de dahil her türlü hisse edinimi, şirket veya kooperatife ortak olunması Cumhurbaşkanının iznine tabi olacak. Diğer taraftan hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Bakanlığın bağlı, ilgili, ilişkili kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların, bunların arasında gerçekleştirilecek devir işlemlerinde, taşınmazlar mülkiyet sahibi idarenin yazısına istinaden resen tescil edilecek. Teklifle, atıl durumda kalan taşınmazların kentsel dönüşüm projeleri, sosyal konut projeleri, çeşitli sosyal ve kültürel donatıları da barındıran yeni yaşam alanlarının oluşturulması gibi farklı proje ve yatırımlarda kullanılması sağlanarak kentlerin daha planlı ve sağlıklı alanlara dönüştürülmesi amaçlanıyor. Düzenlemeye göre, taşınmazların değerlendirilmesinde elde edilen gelirin yüzde 40'ının değerlendirmeyi yapan idareye aktarılması, yüzde 60'ının ise değerlendirmeyi yapan idare, kurum veya kuruluş ve bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraki tarafından kullanılmasına yönelik düzenleme yapılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ZEMİN VE TEMEL ETÜT KURULUŞU ORTAKLARINDAN EN AZ BİRİNİN İNŞAAT MÜHENDİSİ OLMASI GEREKECEK</strong></p>

<p>Teklifle, 'Yapı Denetimi Hakkında Kanun'daki, 'Laboratuvar' tanımında değişikliğe gidiliyor. Kanuna, 'Beton üreticisi' ve 'Zemin ve temel etüt kuruluşu' tanımları ekleniyor. Zemin ve temel etüt kuruluşu ortaklarından en az birinin jeoloji, jeofizik veya inşaat mühendisi olması gerekecek. Yapı denetim, zemin ve temel etüt ve laboratuvar kuruluşlarından teminat alınacak. Yeni iş almama cezası verilen yapı denetim kuruluşların ortakları ceza süresince, faaliyete son verme cezası alan ortaklara ise 3 yıl süreyle teknik bir görev alamayacak ve başka bir yapı denetim veya laboratuvar kuruluşunun ortağı olamayacak. Yeni iş almaktan men cezası alan laboratuvarın ortakları ceza süresince, faaliyete son verme cezası alan laboratuvarın ortakları ise 3 yıl süreyle herhangi bir yapı denetim veya zemin ve temel etüt veya laboratuvar kuruluşunda teknik bir görev alamayacak ve başka bir yapı denetim veya laboratuvar kuruluşunun ortağı olamayacak. Yapı denetim kuruluşlarından, zemin ve temel etüt kuruluşlarından ve laboratuvar kuruluşlarından Bakanlıkça teminat alınacak.</p>

<p><strong>MİKSER ETİKETİ İLE KARE KODLU İRSALİYESİ UYUŞMAYAN BETON ÜRETİCİSİNE 250 BİN LİRA PARA CEZASI KESİLECEK</strong></p>

<p>Ayrıca teklifle beton üreticisine yapının denetimi için alınan sertleşmiş beton deney sonuçlarının ilgili standardı sağlamadığının tespiti hallerinde İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce 500 bin lira idari para cezası kesilecek. Beton üreticisine, Bakanlıkça yönetilen izleme sistemi kapsamında dökülen betonlarda, mikser etiketi ve irsaliyenin bulunmaması veya mikser etiketi ile kare kodlu irsaliyenin uyuşmaması hallerinde İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce 250 bin lira idari para cezası verilecek.</p>

<p>6 maddenin kabul edilmesinin ardından Meclis Başkanvekili Bingöl, birleşimi 7 Mayıs Perşembe günü toplanmak üzere kapattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/site-aidatlari-duzenlemesinde-6-madde-kabul-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/mecliss.jpg" type="image/jpeg" length="22270"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Malatya Bölge Adliye Mahkemesi'nin yargı çevresinin belirlenmesine ilişkin karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/malatya-bolge-adliye-mahkemesinin-yargi-cevresinin-belirlenmesine-iliskin-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/malatya-bolge-adliye-mahkemesinin-yargi-cevresinin-belirlenmesine-iliskin-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun Malatya Bölge Adliye Mahkemesi'nin yargı çevresinin belirlenmesine ilişkin kararı ile Çerkeş ilçesinin yargı çevresinin değiştirilmesine ilişkin kararı Resmî Gazete’de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun Malatya Bölge Adliye Mahkemesi'nin yargı çevresinin belirlenmesine ilişkin 06.05.2026 tarihli ve 574 sayılı kararı ile Çerkeş ilçesinin yargı çevresinin değiştirilmesine ilişkin 06.05.2026 tarihli ve 576 sayılı kararı ilan edildi.<br />
<br />
Mezkûr kararlar 07.05.2026 tarihli ve 33246 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.<br />
 </p>

<p><strong>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun Kararı</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 06.05.2026</strong></p>

<p><strong>Karar No : 574</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün, Malatya Bölge Adliye Mahkemesinin yargı çevresinin belirlenmesine ilişkin 30.04.2026 tarihli ve E-43807993-601.01-223 sayılı yazısı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca görüşülerek;</p>

<p>Malatya Bölge Adliye Mahkemesinin 01.09.2026 tarihinde faaliyete geçirilmesi planlandığından, Malatya Bölge Adliye Mahkemesinin yargı çevresinin belirlenmesi gerektiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla;</p>

<p>Malatya Bölge Adliye Mahkemesinin yargı çevresinin; Malatya, Adıyaman, Elazığ ve Tunceli (Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi yargı çevresinden Adıyaman ve Malatya; Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi yargı çevresinden Elazığ; Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi yargı çevresinden Tunceli’nin çıkartılarak Malatya Bölge Adliye Mahkemesi yargı çevresine dâhil edilmesi)</p>

<p>İllerinin mülkî sınırlarını kapsayacak şekilde belirlenmesine, diğer bölge adliye mahkemelerinin yargı çevrelerinin değiştirilmeyerek aynen devam ettirilmesine,</p>

<p>İşbu yargı çevresine ilişkin düzenlemenin, Malatya Bölge Adliye Mahkemesinin faaliyete geçtiği tarih itibarıyla uygulanmasına karar verildi</p>

<p>---</p>

<p><strong>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun Kararı</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 06.05.2026</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Karar No : 576</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün, Çerkeş ilçesinin Karabük Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinden çıkartılarak Çankırı Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresine bağlanması teklifine ilişkin 30.04.2026 tarihli ve E-43807993-601.01-222 sayılı yazısı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca görüşülerek;</p>

<p>Çerkeş ilçesinin coğrafi durumu ile Çankırı iline ulaşım imkânı göz önüne alınarak Karabük Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinden çıkartılarak Çankırı Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresine bağlanmasına;</p>

<p>İşbu kararın 15.05.2026 tarihinden itibaren uygulanmasına karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/malatya-bolge-adliye-mahkemesinin-yargi-cevresinin-belirlenmesine-iliskin-karar</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/hsk-yeni-bina.jpg" type="image/jpeg" length="13915"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay İDDK'nun 2025/3188 E., 2025/3394 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20253188-e-20253394-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20253188-e-20253394-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu'nun 22/12/2025 tarihli, 2025/3188 E., 2025/3394 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
DANIŞTAY<br />
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br />
Esas No: 2025/3188<br />
Karar No: 2025/3394</strong></p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU:</strong><br />
Danıştay İkinci Dairesinin 30/04/2025 tarih ve E:2022/543, K:2025/2141 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong><br />
Dava konusu istem:<br />
Davalı idare bünyesinde muayene memuru olarak görev yapan davacı tarafından; ... - ...tarihleri arasındaki Karkamış Gümrük Müdürlüğü bünyesinde geçirdiği çalışma sürelerinin, 2. bölge çalışma süresinden sayılması talebinin reddine ilişkin ... tarih ve E-... sayılı işlemin ve bu işlemin dayanağı olan 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin iptali istenilmiştir.</p>

<p>Daire kararının özeti:<br />
Danıştay İkinci Dairesinin 30/04/2025 tarih ve E:2022/543, K:2025/2141 sayılı kararıyla;<br />
Anayasa'nın 124. maddesi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 72. maddesi, 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 465. ve 508. maddeleri, 25/06/1983 tarih ve 18088 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 28. maddesi ile 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine yer verildikten sonra;</p>

<p>Düzenleyici işlem yönünden;<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca, memurların yer değiştirme suretiyle atanmalarında hizmetin gereği ile mazeret durumlarının esas alındığı; bu atamaların ise Türkiye'nin ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım şartları bakımından benzerlik ve yakınlık gösteren iller esas alınarak oluşturulan hizmet bölgeleri arasında dengeli ve adil bir sistem çerçevesinde yapılmasının gerektiği,</p>

<p>Bu yasal dayanak doğrultusunda yürürlüğe konulan 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği ile eski mevzuata göre "beş bölge" olarak uygulanan sistemin "üç bölge" olarak uygulanacağının düzenlendiği, dava konusu geçici 1. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde ise yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte Ticaret Bakanlığında görev yapan personelin geçmiş hizmet sürelerinin yeni üç bölgeli sisteme nasıl intibak ettirileceğinin kurala bağlandığı, bu kapsamda, Yönetmeliğin 25. maddesiyle yürürlükten kaldırılan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği hükümlerine göre 1., 2. ve 3. hizmet bölgesi olarak değerlendirilen birimlerde geçirilen sürelerin yeni sistemde 1. hizmet bölgesinde; 4. bölgedeki sürelerin 2. hizmet bölgesinde; 5. bölge kapsamındaki birimlerdeki sürelerin ise 3. hizmet bölgesinde geçmiş sayılacağı hüküm altına alınarak önceki hizmetlerin yeni sisteme uygun biçimde eşleştirildiğinin görüldüğü;</p>

<p>Anayasa'nın 128. maddesi ve 657 sayılı Kanun'un 3. ve 7. maddeleri uyarınca idarenin, kamu hizmetinin gerekleri doğrultusunda görevde yükselme ve yer değiştirme esaslarını belirleme, kadro planlaması yapma ve personel rejimini düzenleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu, dava konusu düzenlemenin idarenin personel politikalarında sadeleştirme ve denge sağlama amacı taşıyan, beş bölgeli sistemden üç bölgeli sisteme geçişi sağlayan, kamu yararı gözetilerek tesis edilmiş bir düzenleme olduğu, geçmiş hizmetlerin yeni sistemde hangi bölge kapsamında değerlendirileceğinin açıkça belirlendiği ve bu düzenlemenin kazanılmış hakları ihlal etmeksizin yalnızca idari uygulamalara ilişkin esaslarda değişiklik yaptığı,</p>

<p>Bu yönüyle, kamu yararı ve hizmet gerekleri çerçevesinde hazırlanmış olan 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin dava konusu geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde hukuka aykırılık bulunmadığı,</p>

<p>Bireysel işlem yönünden;<br />
Davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğünde geçirdiği sürenin yeni sistem kapsamında ikinci bölge hizmetinden sayılması talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptalini talep ettiği, ancak önceki düzenlemelerde davacının Karkamış'ta geçirdiği hizmet süresinin 3. hizmet bölgesi kapsamında değerlendirilmekte iken, dava konusu Yönetmelikle yapılan yeni bölge eşleştirmesinde daha önce 3. hizmet bölgesinde yer alan birimlerin birinci hizmet bölgesine karşılık geldiği, davacının hizmet süresinin 2. bölgeden sayılmasına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının görev yaptığı birimin önceki sistemde 3. hizmet bölgesi kapsamında olduğu ve buna uygun olarak yeni sistemde 1. bölge çalışma süresinden sayıldığının anlaşıldığı,<br />
İdarenin bu değerlendirmesinin, Yönetmelik kuralı çerçevesinde objektif kriterlere dayalı olarak yapıldığı, davacının hizmet süresinin ikinci bölge kapsamında değerlendirilmesine yönelik beklentisinin kazanılmış hak teşkil etmediği, bu nedenle davacının başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı,<br />
Gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:</strong><br />
Davacı tarafından, Yer Değiştirme Yönetmeliğinde yapılan mükerrer değişiklikler ve "geçmiş çalışma sürelerinin intibakı" konulu geçici maddelerle önceki mevzuat uyarınca elde edilen kazanılmış hakların hukuka aykırı şekilde ihlal edildiği, Danıştay'ın benzer uyuşmazlıklara ilişkin lehe olan istikrarlı içtihatlarına rağmen davanın reddedilmesinin yargısal istikrar, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelediği, 1997-2000 yıllarında terör ve asayiş yönünden oldukça zorlu koşullarda Karkamış Gümrük Müdürlüğünde ifa edilen hizmetin, halihazırdaki Yönetmelik uyarınca en yüksek refah düzeyine sahip yerlerle eşdeğer tutularak 1. bölge hizmetinden sayılmasının hakkaniyete aykırı olduğu, bu uygulamanın personelin adil ve dengeli dağılımını hedefleyen temel ilkeler ile Anayasal eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, ayrıca 2021 tarihli Yönetmeliğin geçici 1/1(b) maddesiyle Edirne ve Kırklareli personeline tanınan imtiyazın, çok daha zor şartlarda görev yapmış olan Karkamış personeline sağlanmamasının ayrımcılık teşkil ettiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:</strong><br />
Davalı idare tarafından, gümrük hizmetlerinin stratejik önemi ve personel ihtiyacının dengeli bir şekilde karşılanması amacıyla beş hizmet bölgeli sistemden üç hizmet bölgeli sisteme geçilmesinin üst hukuk normlarına, kamu yararına ve hizmet gereklerine tamamen uygun olduğu, idarenin değişen koşullar çerçevesinde personel rejimini ve hizmet bölgelerini düzenleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu ve bu düzenlemelerin idari istikrarı zedelemediği, dava konusu edilen geçici 1. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinin, personelin geçmiş hizmetlerini yeni sisteme uyarlarken önceki Yönetmeliklerle elde edilen kazanılmış hakları koruyan bir intibak hükmü mahiyetinde olduğu, davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğündeki hizmet süresinin 1999, 2004, 2008 ve 2012 tarihli mülga Yönetmeliklerin tamamında istikrarlı bir şekilde "3. hizmet bölgesi" kapsamında değerlendirildiği ve bu sürenin yeni sistemde "1. bölge" olarak intibak ettirilmesinin mevzuatın amir hükmü gereği olduğu savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ:</strong><br />
Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY:</strong></p>

<p>Davacı, davalı idare bünyesinde "muayene memuru" olarak göreve başlamış; ... - ... tarihleri arasında Karkamış Gümrük Müdürlüğü bünyesinde görev yapmış, bilahare Gaziantep, İstanbul, Doğubeyazıt (Gürbulak) ve Sakarya Gümrük Müdürlüklerinde görevini sürdürmüştür.</p>

<p>Davacı vekili tarafından ... tarihinde davalı idareye yapılan başvuru ile; davacının ... - ... tarihleri arasında Karkamış Gümrük Müdürlüğünde geçen çalışma sürelerinin, 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği hükümleri uyarınca ikinci bölge çalışma süresinden sayılması talep edilmiştir.</p>

<p>Davaya konu Ticaret Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün ... tarih ve E-... sayılı işlemi ile; davacının söz konusu dönemdeki hizmetinin mülga Yönetmelikler uyarınca Gaziantep'e bağlı 3. bölge hizmeti olarak değerlendirildiği, 11/05/2021 tarihli Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca ise yürürlükten kaldırılan Yönetmelik hükümlerine göre 1, 2 ve 3. hizmet bölgesi olarak değerlendirilen yerlerde geçen sürelerin yeni sistemde 1. hizmet bölgesinde geçmiş sayılacağı belirtilerek, anılan sürenin 2. bölge hizmetinden sayılmasının mümkün bulunmadığı bildirilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine, söz konusu bireysel işlemin ve bu işlemin dayanağı olan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:<br />
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Düzenleyici İşlem Yönünden:<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 72. maddesi ve Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin "Temel İlkeler" başlıklı 5. maddesi uyarınca; yer değiştirme suretiyle atamalarda personelin bölgeler arasında adil ve dengeli dağılımının sağlanması, atamaların ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım şartları yönünden benzerlik gösteren birimler arasında yapılması esastır. İdare, personel rejimini düzenleme konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini kamu yararı, hizmet gerekleri ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde, nesnel kriterlere dayanarak kullanmakla yükümlüdür.</p>

<p>Dava konusu geçici 1. maddenin 1. fıkrasının (a) bendi incelendiğinde; 07/07/2012 tarihli mülga Yönetmelik hükümlerine göre 1, 2 ve 3. hizmet bölgesi olarak değerlendirilen birimlerdeki hizmet sürelerinin yeni sistemde doğrudan 1. hizmet bölgesinde geçmiş sayılacağı kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemenin, geçmiş hizmetlerin yeni sisteme intibakını sağlarken sadece önceki Yönetmelikteki hizmet bölgesine ilişkin değerlendirmenin ve numaralandırmanın esas alındığı bir eşleştirme yaptığı, ancak hizmetin fiilen ifa edildiği birimlerin maddi gerçekliğini ve çalışma koşullarını göz ardı ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, 03/05/2008 tarihli Yönetmelik öncesinde, gümrük personelinin çalıştığı birimler için ayrı ayrı hizmet bölgeleri tanımlanmadığı, bunun yerine her birimin bağlı olduğu başmüdürlüğün hizmet bölgesinin esas alındığı görülmektedir. Bu sistemde, birimin fiziki konumu veya zorluk derecesi ne olursa olsun, bağlı olduğu başmüdürlüğün bölge numarası tüm alt birimler için geçerli sayılmıştır. Örneğin, Karkamış gibi şartları zorlu sınır birimleri, kendi sosyo-ekonomik gerçeklerine göre değil, bağlı oldukları başmüdürlüğün (Gaziantep gibi) gelişmişlik seviyesine göre sınıflandırılmıştır. Bu durumun, mahrumiyet bölgesi sayılabilecek bu yerlerin daha "gelişmiş" bölgelerle aynı grupta görünmesine neden olduğu anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nitekim idare, bu sistemin birimlerin kendine özgü koşullarını tam olarak yansıtmadığını tespit ederek; 03/05/2008 ve sonraki tarihli yönetmeliklerinde, daha nesnel bir kriter olan "birim esaslı" uygulamaya geçmiştir. Bu geçişle birlikte, birimlerin bağlı oldukları merkezlerden bağımsız olarak kendi sosyo-ekonomik ve coğrafi gerçeklerine göre ayrı ayrı sınıflandırılması gerekliliği kabul edilmiştir. Böylece, 03/05/2008 ve 07/07/2012 tarihli düzenlemelerde, birçok sınır biriminin bağlı olduğu il merkezinden farklı ve daha zorlu bir bölge statüsünde (örneğin merkez 3. bölgeyken sınır biriminin 5. bölge sayılması gibi) değerlendirildiği görülmektedir. Nihayetinde 11/05/2021 tarihli Yönetmelik ile bölge sayısı üçe düşürüldüğünde, geçmişte sadece bağlı bulunduğu başmüdürlük nedeniyle (birimin kendi şartlarından bağımsız olarak) 3. bölge sayılan bazı zorlu yerlerin, yeni sistemde otomatik olarak en üst refah düzeyindeki 1. bölge (İstanbul, Ankara vb.) ile eşleştirilmesinin, personelin geçmişteki zorlu hizmetlerinin hukuki karşılığını ortadan kaldırdığı görülmektedir.</p>

<p>Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, birimlerin geçmişteki idari bağlılıkları nedeniyle belirlenen hizmet bölgeleri nedeniyle oluşan hatalı uygulamayı giderecek, hakkaniyete uygun bir intibak mekanizması veya istisnai bir kural öngörülmediği anlaşılmaktadır. Sadece yürürlükten kaldırılan Yönetmelik kurallarına göre değerlendirilen hizmet bölge numarasına dayalı bir intibakın yapılmasıyla, benzer koşullarda görev yapmış personel arasında, görev yapılan döneme göre farklılaşan, eşit olmayan sonuçlar doğacaktır. Bu durum, hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesi ve buna bağlı olarak adil dengeyi sağlamayı amaçlayan hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmadığından, dava konusu madde hükmü bu yönüyle eksik düzenleme mahiyetindedir.</p>

<p>Bireysel İşlem Yönünden:<br />
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının ... - ...tarihleri arasında görev yaptığı Karkamış Gümrük Müdürlüğünün, Gaziantep Başmüdürlüğüne bağlı olması sebebiyle, 30/06/1995 tarih ve 22329 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğe göre 4. bölge, 12/10/1999 tarih ve 23844 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğe göre ise 3. bölge sayıldığı, sonraki düzenlemelerdeki intibak kuralları ile bu hizmetin 3. bölge olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır.<br />
"Birim esaslı" uygulamaya geçilmesi ile birlikte ise Karkamış Gümrük Müdürlüğü, 03/05/2008 tarihli ve 07/07/2012 tarihli Yönetmeliklerde 5. bölge, bölge sayısının üçe düşürüldüğü dava konusu 11/05/2021 tarihli Yönetmelik'te ise 2. bölge kabul edilmiştir.</p>

<p>Davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğündeki hizmet süresinin, yukarıda yer verilen gerekçeyle eksik düzenleme mahiyetinde olduğundan hukuka aykırılığı saptanan dava konusu intibak kuralı nedeniyle 1. bölgeden sayılmasının, idarenin aynı görev yerinde farklı zamanlarda çalışan personeline yönelik çelişkili uygulamalar tesis etmesi sonucunu doğurduğu anlaşıldığından, "personelin hizmet bölgeleri arasında adil ve dengeli dağılımı" ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır.</p>

<p>Bu nedenle; hukuka aykırı olduğu saptanan düzenlemeye dayanılarak tesis edilen, davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğündeki hizmet sürelerinin 2. bölgeden sayılması talebinin reddine ilişkin işlemde de hukuka uygunluk bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay İkinci Dairesinin temyize konu 30/04/2025 tarih ve E:2022/543, K:2025/2141 sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,</p>

<p>4. Kesin olarak, 22/12/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>X- Dava; davacının ... - ...tarihleri arasında Karkamış Gümrük Müdürlüğü bünyesinde ifa ettiği hizmet sürelerinin, 2. bölge hizmetinden sayılması talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>1- Düzenleyici İşlem Yönünden:<br />
Danıştay İkinci Dairesince verilen kararın, davanın düzenleyici işleme yönelik kısmının reddine ilişkin hükmünde usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. İdarenin, personel rejimini düzenleme ve hizmet bölgelerini belirleme konusundaki takdir yetkisini kullanarak getirdiği genel ve nesnel dava konusu intibak kuralları hizmet gereklerine, normlar hiyerarşisine ve hukuka uygundur.</p>

<p>2- Bireysel İşlem Yönünden:<br />
Davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğünde geçen hizmet süresinin intibakına ilişkin bireysel işlemin incelenmesinden; uyuşmazlığın, söz konusu birimin mülga Yönetmeliklerdeki statüsünün doğru tespit edilmemesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacının görev yaptığı dönemde Karkamış Gümrük Müdürlüğünün, bağlı olduğu Başmüdürlük nedeniyle kısmen "4. bölge", kısmen "3. bölge" olarak değerlendirildiği, ancak idarenin 03/05/2008 tarihli Yönetmelikle "birim esaslı" sisteme geçerek söz konusu birimi zorluk derecesine uygun şekilde "5. bölge" olarak değerlendirdiği görülmektedir.</p>

<p>Dava konusu Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca; yürürlükten kaldırılan Yönetmelik hükümlerine göre 5. hizmet bölgesi olarak değerlendirilen birimlerde geçirilen sürelerin yeni sistemde 3. hizmet bölgesinde geçmiş sayılması amir hükmüdür.</p>

<p>Bireysel işleme konu uyuşmazlıkta; davacının geçmiş hizmetlerinin intibakı yapılırken, sadece görev yaptığı tarihteki "idari bağlılığa dayalı" olarak 3. bölgenin esas alınması, birimin bizzat idare tarafından bilahare tespit edilen maddi gerçekliği (5. bölge) ile çelişmektedir. Personelin fiilen zorlu şartlarda görev yaptığı idarece kabul edilen bir yerde geçen hizmetlerinin, sırf görev yapılan dönemdeki farklı değerlendirme nedeniyle daha üst bir bölgeden sayılması hakkaniyet ilkesine aykırıdır. Bu itibarla; davacının Karkamış'taki hizmetlerinin, birimin idarece belirlenen statüsü (mülga yönetmelikteki 5. bölge karşılığı) üzerinden yeni sisteme intibak ettirilmesi gerekirken, talebin reddine ilişkin tesis edilen işlemde bu yönüyle hukuka uygunluk bulunmamaktadır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; davanın düzenleyici işleme yönelik kısmının reddine ilişkin Daire kararının onanması, bireysel işleme yönelik kısmının ise yukarıda belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararının düzenleyici işleme ilişkin kısmına esastan, bireysel işleme ilişkin kısmına ise gerekçe yönünden katılmıyoruz.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay İkinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20253188-e-20253394-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/danistay4.jpg" type="image/jpeg" length="84613"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK BORÇLAR HUKUKUNDA İFA İMKANSIZLIĞI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-borclar-hukukunda-ifa-imkansizligi-turkmen</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-borclar-hukukunda-ifa-imkansizligi-turkmen" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Sözleşme hukukunda borcun ifasını engelleyen hâller, borç ilişkisinin akıbetini doğrudan etkileyen temel sorunlar arasında yer almakta olup, bu bağlamda ifa imkânsızlığı hem sözleşmenin geçerliliği hem de tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nda imkânsızlık farklı maddelerde düzenlenmiş olmakla birlikte kavramın kendisinin açıkça tanımlanmamış olması, doktrinde çeşitli ayrımların yapılmasına ve farklı yorumların geliştirilmesine neden olmuştur.</p>

<p>Bu çalışmada öncelikle imkânsızlık kavramı genel hatlarıyla ele alınmış, ardından başlangıçtaki imkânsızlık ile sonraki imkânsızlık ayrımı, bu ayrımın unsurları ve hukuki sonuçları Türk Borçlar Kanunu hükümleri ve doktrindeki görüşler ışığında incelenmiş, bu çerçevede imkânsızlığın sözleşmenin geçerliliği üzerindeki etkisi ile borçlunun sorumluluğuna yansıyan sonuçları değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>I. İMKANSIZLIK KAVRAMI</strong></p>

<p><strong>A. Genel Olarak</strong><br />
İfa engelleri sistemi içerisinde önemli bir yere sahip olan imkânsızlık engeli, Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri arasında TBK m. 27/1, 112, 136 ve 137 hükümlerinde düzenlenmiş olup, söz konusu hükümlerde imkânsızlığın sonuçlarına yer verilmiş olmasına rağmen kavramın ne anlama geldiği açıkça tanımlanmamıştır (Çavuşoğlu, 2020, s. 15).Doktrinde bir görüş imkânsızlığı, edimin içeriği değişmeden borçlunun fiiliyle sürekli olarak aynen ifa edilememesi şeklinde tanımlarken; diğer görüş, imkânsızlığı edimin baştan geçerli doğmasını veya sonradan objektif, sürekli ve kesin biçimde ifasını engelleyen fiilî ya da hukukî engeller olarak açıklamaktadır (Topuz &amp; Canbolat, 2008, s. 675)</p>

<p><strong>II. TÜRK BORÇLAR KANUNU’NDA İMKANSIZLIK</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nda imkânsızlık, sözleşmenin kurulmasından önce mevcut olduğunda TBK m. 27/1 uyarınca konusu imkânsız olan sözleşmeyi kesin hükümsüz kılmakta ve bu imkânsızlığın objektif ve sürekli nitelikte olması aranmaktadır; sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlık hallerinde ise TBK m. 112 borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun sorumluluğunu düzenlerken, TBK m. 136 borçlunun kusuru olmaksızın meydana gelen imkânsızlıkta borcun sona ereceğini hükme bağlamaktadır (Özçelik, 2014, s. 571).</p>

<p><strong>A. Başlangıçtaki İmkansızlık</strong></p>

<p>Başlangıçtaki imkânsızlık, sözleşme anında edimin objektif ve kalıcı olarak ifa edilememesi nedeniyle sözleşmenin kesin hükümsüz sayılmasını ifade eder; bunun için imkânsızlığın sözleşme anında mevcut, objektif ve kalıcı olması gerekir.Bu çerçevede imkânsızlık fiilî veya hukukî sebeplerden doğabilir; tarafların bunu bilip bilmemesi sözleşmenin hükümsüzlüğünü etkilemez, ancak bilen veya bilmesi gereken tarafın güven zararından sorumluluğu gündeme gelebilir. Objektif imkânsızlıkta sözleşme kesin hükümsüz sayılırken, yalnızca borçluya özgü engellerden kaynaklanan sübjektif imkânsızlıkta sözleşme geçerliliğini korur (Ediz, 2021, s. 22). Bu yaklaşım, “impossibilium nulla obligatio est” ilkesi uyarınca imkânsız edimin borç doğurmamasına dayanır; nitekim sözleşme kurulmadan önce kiralananın yanmış veya satılanın yok olmuş olması hâllerinde sözleşme kesin hükümsüzdür (Çavuşoğlu, 2020, s. 34).</p>

<p>Hakim görüşe göre başlangıçtaki imkânsızlığın tespitinde esas alınacak an sözleşmenin kurulduğu an olup, bu durumda sözleşme baştan itibaren hükümsüz sayılmakta, taraflar elde ettikleri edimleri iade etmekle yükümlü olmakta ve kusurlu tarafın güven zararını tazmin etmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>B. Başlangıçtaki Sübjektif İmkansızlık</strong></p>

<p>Başlangıçtaki imkânsızlığın yalnızca borçluya özgü sebeplerden kaynaklanması durumunda sübjektif imkânsızlık söz konusu olmakta ve bu durumda sözleşmenin kesin hükümsüzlüğünden söz edilmemekte, aksine sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilmekte ve borçlu ifa edememenin sonuçlarına katlanmakla yükümlü olmaktadır.</p>

<p><strong>III. SONRAKİ İMKANSIZLIK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>A. Genel Olarak</strong> Sonraki imkânsızlık, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan ve edimin ifasını sürekli ve kesin biçimde engelleyen durumu ifade eder; bu yönüyle başlangıçtaki imkânsızlıktan ayrılır ve farklı hukuki sonuçlara tabidir (Topuz &amp; Canbolat, 2008, s. 679).Bu kapsamda sonraki imkânsızlık, imkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmamasına göre kusursuz ve kusurlu imkânsızlık olarak ikiye ayrılmaktadır.</p>

<p><strong>B. Kusursuz Sonraki İmkansızlık (TBK m. 136)</strong></p>

<p>İmkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanmadığı hallerde kusursuz imkânsızlık söz konusu olmakta olup, bu durumda borçlu ifayı engelleyen durumdan sorumlu tutulmamakta ve borç kendiliğinden sona ermektedir; dolayısıyla borçlu bakımından herhangi bir tazminat yükümlülüğü doğmamaktadır.Ancak bu sonucun doğabilmesi için imkânsızlığın objektif, kaçınılmaz ve öngörülemez nitelikte olması gerekmekte olup, borçlunun önleyebileceği veya öngörebileceği durumlar bakımından sorumluluğun devam edeceği kabul edilmektedir (Ediz, 2021, s. 49).</p>

<p><strong>C. Kusurlu Sonraki İmkansızlık (TBK m. 112)</strong></p>

<p>İmkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanması halinde ise kusurlu imkânsızlık söz konusu olmakta ve bu durum borca aykırılık teşkil ederek borçlunun sorumluluğunu doğurmakta, bu çerçevede borçlu TBK m. 112 uyarınca alacaklının uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olmaktadır.Bu durumda edimin ifası imkânsızlaşsa da borç ilişkisi sona ermez; yalnızca alacak hakkının içeriği değişir ve edimin yerini tazminat borcu alır. Kısmi imkânsızlıkta ise borçlunun sorumluluğu sürer; alacaklı, kısmi ifa kendisi için değer taşımıyorsa bunu reddederek zararın tamamını talep edebilir. (Turan Başara, 2010, s. 7).Bunun yanında, imkânsızlığın sözleşmeyi sona erdirici etki doğurabilmesi için hasarın borçluya ait olması gerekmekte olup, hasarın alacaklıya ait olduğu durumlarda sözleşme varlığını sürdürmekte ve alacaklı karşı edimini ifa etmekle yükümlü olmaktadır (Ediz, 2021, s. 50).</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Bu çalışmada, borçlar hukukunda ifa engelleri arasında önemli bir yere sahip olan <strong>imkânsızlık kavramı</strong><strong> </strong>ele alınmış ve Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde imkânsızlığın hukuki niteliği incelenmiştir. Özellikle<strong> <strong>başlangıçtaki imkânsızlık</strong> </strong>ile<strong> <strong>sonraki imkânsızlık</strong></strong> ayrımı üzerinde durulmuş; bu ayrımın sözleşmenin geçerliliği ve tarafların sorumluluğu bakımından doğurduğu farklı sonuçlar ortaya konulmuştur.</p>

<p>Başlangıçtaki imkânsızlığın, edimin objektif ve sürekli olarak ifa edilememesi hâlinde sözleşmenin kesin hükümsüzlüğüne yol açtığı, sonraki imkânsızlıkta ise imkânsızlığın kusura dayanıp dayanmamasına göre borcun sona ermesi veya borçlunun tazminat sorumluluğunun söz konusu olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, imkânsızlığın türlerinin ve ortaya çıkış zamanının doğru şekilde belirlenmesi, hem hukuki güvenliğin sağlanması hem de adil çözümlere ulaşılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" /></a></p>

<p><strong>Hilal TÜRKMEN</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA </strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">-Başara, G. T. (2010). Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık Sebebiyle Borcun Sona Ermesi. Cankaya University Journal of Law, 7(1), 1-22.</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Çavuşoğlu, A. (2020). <i>Geçici ifa imkânsızlığı</i>. Ankara: Yetkin Yayınları.</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Ediz, K. E. (2021). <i>Geçici ifa imkânsızlığı ve hukuki sonuçları</i> (Yüksek lisans tezi, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü). Kayseri: Erciyes Üniversitesi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Özçelik, Ş. Barış. “Sözleşmeden doğan borçların ifasında hukukî imkânsızlık ve sonuçları.” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 63, Sayı 3 (Eylül 2014): 569-622</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Topuz, S., &amp; Canbolat, F. (2008). Türk-İsviçre ve Alman borçlar hukukunda imkânsızlığın düzenlenişi. <i>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, 57(3), 673–718</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Helvacı, İ. (t.y.). <i>İlhan Helvacı Dersleri</i>. Erişim: https://www.ilhanhelvacidersleri.com/</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-borclar-hukukunda-ifa-imkansizligi-turkmen</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5h.jpg" type="image/jpeg" length="64410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İMAR HUKUKU UYARINCA TALEP EDİLEN DEĞER ARTIŞ PAYINA İLİŞKİN UYUŞMAZLIKLARDA GÖREVLİ MAHKEMENİN TESPİTİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/imar-hukuku-uyarinca-talep-edilen-deger-artis-payina-iliskin-uyusmazliklarda-gorevli-mahkemenin-tespiti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/imar-hukuku-uyarinca-talep-edilen-deger-artis-payina-iliskin-uyusmazliklarda-gorevli-mahkemenin-tespiti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İmar planı değişiklikleri sonucunda taşınmazların değerinde meydana gelen artışların kamuya kazandırılması amacıyla getirilen “<strong>değer artış payı”</strong> kurumu, son yıllarda uygulamada önemli uyuşmazlıklara konu olmaktadır. Bu uyuşmazlıkların en temel sorunlarından biri ise, söz konusu yükümlülükten doğan davalarda görevli yargı yerinin belirlenmesidir. Özellikle değer artış payının hukuki niteliği bağlamında, uyuşmazlığın vergi mahkemelerinde mi yoksa idare mahkemelerinde mi görüleceği hususu tartışma yaratmıştır.</p>

<p>İdari yargı sisteminde görev ayrımı, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Buna göre: Kanun'un 5. maddesinde, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece Danıştay'da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davaları ile tam yargı davalarını ve genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları çözümleyeceği; aynı Kanun'un 6. maddesinde ise, vergi mahkemelerinin genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları ve bu konulardaki 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'un uygulanmasına ilişkin davaları çözümleyeceği belirtilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla bir uyuşmazlığın hangi mahkemede görüleceği, öncelikle uyuşmazlığa konu işlemin hukuki niteliğinin doğru tespiti ile mümkündür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Değer artış payının hukuki niteliği incelendiğinde; 3194 sayılı İmar Kanunu’na dayanılarak çıkarılan İmar Planı Değişikliğine Dair Değer Artış Payı Hakkında Yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre:</p>

<p>1-Değer artış payı, imar planı değişikliği sonucunda taşınmazda meydana gelen değer artışına bağlı olarak alınmaktadır.</p>

<p>2-Söz konusu pay, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Kıymet Takdir Komisyonu tarafından belirlenmektedir.</p>

<p>3-Tahsil edilen tutar, doğrudan genel bütçeye gelir kaydedilmemekte; Bakanlık hesabında toplanarak proje özel hesaplarına ve ilgili idarelere dağıtılmaktadır.</p>

<p>Bu özellikleri itibarıyla değer artış payı; Vergi, resim veya harç gibi klasik mali yükümlülüklerden farklıdır, Yerel idareler tarafından tarh ve tahsil edilmemektedir, Kamu maliyesi sistemine doğrudan gelir olarak intikal etmeden önce dağıtıma tabi tutulmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle, değer artış payının vergi benzeri bir mali yükümlülük olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Yargı içtihatları incelendiğinde, değer artış payından kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin yaklaşımın netleştiği görülmektedir.</p>

<p>Nitekim Danıştay Başkanlar Kurulu’nun 02.06.2025 tarihli ve E:2025/13, K:2025/1 sayılı kararı ile, değer artış payına ilişkin uyuşmazlıklarda <strong>idare mahkemelerinin görevli olduğu açıkça ortaya konularak</strong> tartışmalar sona erdirilmiş, kimi Bölge İdare Mahkemelerince söz konusu uyuşmazlıklarda vergi mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin kararlarından sarfınazar edilmiştir.</p>

<p><i>İdari yargı düzeni içerisinde idare mahkemelerinin genel görevli yargı mercii olarak kabul edildiği, vergi mahkemelerinin ise sadece kanunda sayılan genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları ve bu konulardaki 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasına ilişkin davaları çözümlemekle görevli kılındığı, söz konusu düzenlemede tahsilatı yapan idareye ait olan yani söz konusu idarelerin kendi yetki alanı içerisinde yasal olarak uygulamak ve ondan yararlanmak hakkına sahip olduğu mali yükümlülüklerden bahsedildiği, böyle bir durumda söz konusu idarelerin ilgili mevzuatları uyarınca tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerini yürütme yetkisine sahip olduğu, tahsili yapılan gelirlerin de ilgili genel bütçe veya yerel yönetim bütçesine kaydolunduğu; uyuşmazlığa konu değer artış payının ise, taşınmaz maliklerince Bakanlığa ait bir hesaba yatırıldıktan sonra Kanun'da öngörülen proje özel hesabına ve yerel yönetim kuruluşlarına ait hesaplara dağıtıldığı, dağıtımdan sonra yalnızca kalan bir kısmın genel bütçeye kaydedildiği, bu dağıtımın söz konusu payların kamu maliyesine ilişkin mevzuat uyarınca genel bütçeye henüz kaydedilmeden yapıldığı, kendisine pay aktarılan idarelerin bu payın tespiti, takibi ve tahsilinde her hangi bir yetkisinin bulunmadığı, bu haliyle ilgili idarelere gelir olarak aktarılan payın 2576 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendi ile öngörülen genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç benzeri bir mali yükümlülük olarak kabul edilemeyeceği, bu nitelikte olmayan yükümlülüklere ilişkin benzer uyuşmazlıkların da idare mahkemelerinde görülmekte olduğu, bu nedenle uyuşmazlığın genel görevli idare mahkemesinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda; <strong>değer artış payına ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin idare mahkemesi olduğu anlaşıldığından</strong>, davanın görev yönünden reddi gerekirken, görev hususu aşılmak suretiyle davayı süre aşımı yönünden reddeden Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvuruları hakkında yukarda yazılı gerekçeyle verilen Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerekmektedir.</i>(<strong>Danıştay 9.Daire 2025/4084E. 2025/3593K.)</strong></p>

<p><i>Bu durumda; uyuşmazlığa konu değer artış payının İmar Kanunundan kaynaklandığı, İmar Planı Değişikliğine Dair Değer Artış Payı Hakkında Yönetmelik gereği Kıymet Takdir Komisyonu tarafından belirlenen değer artış payının vergi mahkemesinin görevine giren vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ile bunların zam ve cezaları ile tarifelerine ilişkin olmadığı, söz konusu işlemin dayanağı olan imar mevzuatında da vergi mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin özel bir düzenlemenin bulunmadığı, tapu kaydı üzerindeki şerhin uyuşmazlığa konu değer artış payından dolayı konulduğu anlaşıldığından, dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde 2576 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi hükmü gereğince idare mahkemeleri görevli bulunmaktadır</i>.<strong>(Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2.İdari Dava Dairesi 2025/872E. 2025/1146K.)</strong></p>

<p><i>İdari yargı düzeni içerisinde idare mahkemelerinin genel görevli yargı mercii olarak kabul edildiği, vergi mahkemelerinin ise sadece kanunda sayılan genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları ve bu konulardaki 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasına ilişkin davaları çözümlemekle görevli kılındığı, söz konusu düzenlemede tahsilatı yapan idareye ait olan yani söz konusu idarelerin kendi yetki alanı içerisinde yasal olarak uygulamak ve ondan yararlanmak hakkına sahip olduğu mali yükümlülüklerden bahsedildiği, böyle bir durumda söz konusu idarelerin ilgili mevzuatları uyarınca tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerini yürütme yetkisine sahip olduğu, tahsili yapılan gelirlerin de ilgili genel bütçe veya yerel yönetim bütçesine kaydolunduğu; uyuşmazlığa konu değer artış payının ise, taşınmaz maliklerince Bakanlığa ait bir hesaba yatırıldıktan sonra Kanun'da öngörülen proje özel hesabına ve yerel yönetim kuruluşlarına ait hesaplara dağıtıldığı, dağıtımdan sonra yalnızca kalan bir kısmın genel bütçeye kaydedildiği, bu dağıtımın söz konusu payların kamu maliyesine ilişkin mevzuat uyarınca genel bütçeye henüz kaydedilmeden yapıldığı, kendisine pay aktarılan idarelerin bu payın tespiti, takibi ve tahsilinde her hangi bir yetkisinin bulunmadığı, bu haliyle ilgili idarelere gelir olarak aktarılan payın 2576 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendi ile öngörülen genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç benzeri bir mali yükümlülük olarak kabul edilemeyeceği, bu nitelikte olmayan yükümlülüklere ilişkin benzer uyuşmazlıkların da idare mahkemelerinde görülmekte olduğu, <strong>bu nedenle değer artış payına ilişkin uyuşmazlığın genel görevli idare mahkemesinde görülmesi gerektiği sonucuna varıldığından, Vergi Mahkemesince işin esasına girilerek verilen kararda yasal isabet bulunmamıştır</strong></i>.<strong>(Antalya Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi 2026/79E. 2026/48K.)</strong></p>

<p>Görevli mahkemenin idare mahkemesi olarak belirlenmesinin ardından, yetkili mahkemenin tespiti de önem taşımaktadır;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca, imar mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda <strong>yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesidir</strong>. Bu nedenle değer artış payına ilişkin davalar da taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesinde açılmalıdır.</p>

<p>Özetlemek gerekirse; Değer artış payı, imar planı değişikliklerinden kaynaklanan ve kamuya aktarılması öngörülen özel nitelikli bir mali yükümlülüktür. Ancak bu yükümlülük; Vergi, resim veya harç niteliği taşımamakta, klasik kamu alacaklarından farklı bir yapıya sahip bulunmakta, İmar mevzuatına dayalı idari bir işlemden doğmaktadır. Bu çerçevede, değer artış payına ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde görevli mahkemenin idare mahkemeleri olduğu açıktır. Nitekim hem Danıştay hem de bölge idare mahkemelerinin yerleşik içtihatları bu yönde istikrar kazanmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/imar-hukuku-uyarinca-talep-edilen-deger-artis-payina-iliskin-uyusmazliklarda-gorevli-mahkemenin-tespiti-1</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/terazi/6108e508f3c37-shutterstock-1476118886.jpg" type="image/jpeg" length="83388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MADEN HUKUKUNDA RUHSAT REJİMİ, KAMU YARARI VE ÇEVRESEL DENETİM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/maden-hukukunda-ruhsat-rejimi-kamu-yarari-ve-cevresel-denetim-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/maden-hukukunda-ruhsat-rejimi-kamu-yarari-ve-cevresel-denetim-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Maden hukuku, tabii servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması ilkesi ile bu kaynakların özel hukuk kişileri eliyle aranması ve işletilmesi arasındaki dengeyi konu edinen, kamu hukuku karakteri ağır basan karma nitelikli bir hukuk alanıdır. Türk hukukunda madenlerin hukuki rejimi, başta Anayasanın 168. maddesi olmak üzere 3213 sayılı Maden Kanunu, çevre mevzuatı, orman mevzuatı ve idare hukukunun genel ilkeleriyle şekillenmektedir. Madenlerin içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi olmaması, maden hakkını taşınmaz mülkiyetinden ayırmakta; arama ve işletme faaliyetlerini idarenin ruhsat ve izin rejimine bağlı kılmaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada maden ruhsatlarının hukuki niteliği, maden hakkının taşınmaz mülkiyetinden ayrılığı, idarenin takdir yetkisinin sınırları, kamu yararı kavramı, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci, orman, su, tarım ve mera alanlarında madencilik faaliyetleri, rehabilitasyon yükümlülüğü ve yargısal denetim mekanizmaları incelenmektedir. Çalışmanın temel yaklaşımı, madencilik faaliyetlerinin ekonomik kamu yararı taşıyabileceği; ancak bu kamu yararının çevre hakkı, ormanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilirliği, mülkiyet hakkı ve yerel halkın yaşam alanları üzerindeki etkiler dikkate alınmadan mutlak ve üstün kabul edilemeyeceği yönündedir.</p>

<p><strong>Abstract</strong></p>

<p>Mining law is a mixed field of law with a predominantly public law character, concerning the balance between the principle that natural resources are under the sovereignty and disposal of the State and the possibility of exploration and exploitation of such resources by private persons. In Turkish law, the legal regime of mines is shaped primarily by Article 168 of the Constitution, the Mining Law No. 3213, environmental legislation, forestry legislation and the general principles of administrative law.</p>

<p>This article examines the legal nature of mining licences, the separation of mining rights from immovable property ownership, the limits of administrative discretion, the concept of public interest, the Environmental Impact Assessment process, mining activities in forest areas, water resources, agricultural lands and pastures, rehabilitation obligations and judicial review mechanisms. The main argument of the article is that mining activities may serve an economic public interest; however, such interest cannot be regarded as absolute or superior without considering environmental rights, protection of forests, sustainability of water resources, property rights and the effects on the living environment of local communities.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Son yıllarda madencilik faaliyetlerinin çevresel etkileri, kamuoyu tartışmasının ve hukuki uyuşmazlıkların merkezine yerleşmiştir. Orman alanlarında açılan ocaklar, tarım arazilerinin ruhsatlandırılması, su havzalarına yakın projeler ve rehabilitasyon yükümlülüğünün etkin biçimde yerine getirilmemesi; maden hukukunu yalnızca teknik bir mevzuat alanı olmaktan çıkararak çevre hakkı, mülkiyet hakkı ve hukuk devleti ilkesiyle iç içe geçen bir tartışma alanına dönüştürmüştür.</p>

<p>Maden hukuku, doğal kaynakların ekonomik değeri ile bu kaynakların kamu yararı doğrultusunda korunması ve işletilmesi arasındaki hassas dengeyi konu edinen karma nitelikli bir hukuk alanıdır. Madenler, sahip oldukları stratejik önem nedeniyle yalnızca özel hukuk ilişkilerinin konusu olarak değerlendirilemez. Bu kaynaklar; ülke ekonomisi, sanayi üretimi, enerji politikaları ve kalkınma hedefleri bakımından önemli olduğu kadar; çevre hakkı, ormanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilirliği, mülkiyet hakkı ve yerel halkın yaşam alanları bakımından da doğrudan hukuki sonuçlar doğurur.</p>

<p>Bu nedenle maden hukuku, klasik anlamda yalnızca ruhsatlandırma veya işletme faaliyetlerini düzenleyen teknik bir mevzuat alanı değildir. Aksine idare hukuku, çevre hukuku, orman hukuku, imar hukuku, kamulaştırma hukuku, iş sağlığı ve güvenliği hukuku ile ceza hukuku arasında kesişen çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Maden arama ve işletme faaliyetleri bir yandan ekonomik kalkınma ve yatırım güvenliği bakımından teşvik edilirken; diğer yandan çevresel zararların önlenmesi, kamu sağlığının korunması ve doğal varlıkların gelecek kuşaklara aktarılması bakımından sıkı bir idari denetime tabi tutulmaktadır.</p>

<p>Türk hukukunda madenlerin hukuki rejimi, Anayasanın 168. maddesinde yer alan “tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır” ilkesi üzerine kuruludur. Bu anayasal düzenleme, madenlerin taşınmaz mülkiyetinden bağımsız özel bir hukuki statüye sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bir taşınmazın maliki olmak, o taşınmazın altında bulunan maden üzerinde doğrudan hak sahibi olmak anlamına gelmez. Madenlerin aranması ve işletilmesi, ancak devletin izin ve denetimi altında, kanunla öngörülen ruhsat rejimi çerçevesinde mümkündür.</p>

<p>Bu çalışmada maden hukukunun idare hukuku bakımından temel kurumları ele alınacaktır. İlk olarak madenlerin hukuki niteliği ve devletin hüküm ve tasarrufu ilkesi incelenecek; ardından maden hakkının taşınmaz mülkiyetinden ayrılığı, maden ruhsatlarının idari işlem niteliği, idarenin takdir yetkisinin sınırları, kamu yararı kavramı, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci, çevresel denetim, rehabilitasyon yükümlülüğü ve yargısal denetim başlıkları değerlendirilecektir. Çalışmanın temel yaklaşımı, maden hukukunun yalnızca ekonomik kalkınma perspektifiyle değil; hukuk devleti, çevre hakkı, ölçülülük ve sürdürülebilirlik ilkeleriyle birlikte okunması gerektiği yönündedir.</p>

<p><strong>1. Madenlerin Hukuki Niteliği ve Devletin Hüküm ve Tasarrufu İlkesi</strong></p>

<p>Maden hukukunun temel hareket noktası, madenlerin özel mülkiyet düzeninden bağımsız, kamu hukuku karakteri ağır basan doğal kaynaklar olmasıdır. Türk hukukunda madenler, taşınmaz mülkiyetinin bütünleyici parçası olarak değil; devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tabii servet ve kaynaklar olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle madenler üzerindeki hukuki rejim, klasik eşya hukuku hükümleriyle değil, anayasal ve idari nitelikte özel bir kamu hukuku rejimiyle belirlenmektedir.</p>

<p>Bu rejimin anayasal dayanağı Anayasanın 168. maddesidir. Anılan hükme göre tabii servetler ve kaynaklar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; bunların aranması ve işletilmesi hakkı devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılacağı kanunun açık iznine bağlıdır. Ayrıca bu kişilerin uyması gereken şartlar, devletçe yapılacak gözetim ve denetimin usul ve esasları ile yaptırımlar kanunda gösterilir.</p>

<p>Bu anayasal düzenleme, devletin madenler üzerinde özel hukuk anlamında malik sıfatından çok, kamu gücüne dayalı egemenlik, gözetim ve düzenleme yetkisine sahip olduğunu göstermektedir. “Devletin hüküm ve tasarrufu” kavramı, madenlerin özel mülkiyete konu edilemeyen, kamu yararı doğrultusunda yönetilmesi gereken doğal kaynaklar olduğunu ifade eder. Devlet, madenleri doğrudan kendisi arayıp işletebileceği gibi, kanunun açık iznine dayanmak şartıyla bu hakkı belirli süre ve şartlarla özel hukuk kişilerine de devredebilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 24.12.1986 tarihli, E.1985/20, K.1986/30 sayılı kararında da Anayasanın 168. maddesinin maden hukuku bakımından temel çerçeveyi oluşturduğu açıkça ortaya konulmuştur. Mahkeme, tabii servet ve kaynakların, diğer bir ifadeyle madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu; bunların aranması ve işletilmesi hakkının devlete ait bulunduğunu; devletin bu hakkı kanunun açık izniyle özel sektöre belli bir süre için devredebileceğini belirtmiştir.</p>

<p>Bu karar, maden hukukunda iki yönlü bir anayasal denge kurmaktadır. Birinci yön, madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması sebebiyle tamamen özel mülkiyet mantığıyla değerlendirilemeyeceğidir. İkinci yön ise, devletin bu kaynakları yalnızca kendisinin işletmek zorunda olmadığı; kanunun açık izni, belirli süre, denetim ve yaptırım rejimi çerçevesinde özel hukuk kişilerine de arama ve işletme hakkı tanıyabileceğidir. Böylece maden hukuku, ne sınırsız devlet tekeline ne de mutlak özel mülkiyet serbestisine dayanmaktadır. Aksine, devlet gözetimi altında yürütülen, ruhsat ve izinlere bağlı, kamu yararı merkezli karma bir idari rejim kurmaktadır.</p>

<p><strong>2. Maden Hakkı ve Taşınmaz Mülkiyetinden Ayrılığı</strong></p>

<p>Maden hukukunun ayırt edici özelliklerinden biri, maden hakkının taşınmaz mülkiyetinden bağımsız olmasıdır. Özel hukukta kural olarak mülkiyet hakkı, malike eşya üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarruf yetkileri verir. Ancak madenler bakımından bu klasik eşya hukuku yaklaşımı geçerli değildir. Bir taşınmazın özel mülkiyete konu olması, o taşınmazın altında veya içinde bulunan maden üzerinde malik lehine kendiliğinden bir arama ya da işletme hakkı doğurmaz.</p>

<p>3213 sayılı Maden Kanununun 4. maddesi bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Anılan hükme göre madenler devletin hüküm ve tasarrufu altında olup içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi değildir. Bu hüküm, maden hakkı ile taşınmaz mülkiyeti arasındaki ayrılığın kanuni ifadesidir. Arazi malikinin taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkı, maden üzerinde doğrudan hak sahipliği sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Bu noktada maden hakkının özel hukuk kaynaklı değil, kamu hukuku kaynaklı bir hak olduğu görülmektedir. Arazi maliki, taşınmazın yüzeyi üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmakla birlikte, madeni arama ve işletme yetkisini ancak kanunda öngörülen şartları yerine getirip idareden ruhsat almak suretiyle kazanabilir. Başka bir ifadeyle maden hakkı, malik sıfatından değil; idarenin kamu gücüne dayalı olarak tesis ettiği ruhsat işleminden doğar.</p>

<p>Bu özellik, maden hukukunu klasik eşya hukukundan ayırır. Eşya hukukunda malik, kural olarak malı üzerinde doğrudan ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir hakka sahiptir. Oysa maden ruhsatı sahibinin hakkı, mutlak mülkiyet hakkı değil; kanunla sınırlandırılmış, süreye, sahaya, maden grubuna, teknik projeye, mali yükümlülüklere ve idari denetime bağlı özel bir kamu hukuku statüsüdür.</p>

<p>Bu nedenle maden hakkı, özel mülkiyet hakkı ile idari ruhsat hakkı arasında açık bir ayrımı zorunlu kılar. Taşınmaz maliki, kendi arazisi üzerinde maden varlığını tespit etmiş olsa dahi, madeni kendiliğinden çıkarıp ekonomik değere dönüştüremez. Aynı şekilde ruhsat sahibi de ruhsat aldığı sahada, arazi malikinin mülkiyet hakkını tamamen bertaraf eden sınırsız bir yetkiye sahip değildir. Bu durumda maden hukuku, arazi malikinin özel hukuk menfaati ile ruhsat sahibinin kamu hukuku kaynaklı işletme yetkisi arasında denge kuran özel bir rejim olarak ortaya çıkar.</p>

<p><strong>3. Maden Ruhsatlarının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Maden hukukunda ruhsat, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan madenlerin aranması ve işletilmesi bakımından kişilere tanınan idari nitelikli yetkinin hukuki aracıdır. Madenler üzerinde özel kişilerin doğrudan ve kendiliğinden hak sahibi olması mümkün olmadığından, arama ve işletme faaliyetleri ancak kanunda öngörülen ruhsat ve izin sistemi içerisinde yürütülebilir. Bu nedenle maden ruhsatı, maden hakkının kazanılmasında merkezi bir hukuki kurum niteliğindedir.</p>

<p>Maden ruhsatı, özel hukuk sözleşmesi veya taşınmaz mülkiyetinden doğan bir hak değildir. Ruhsat, idarenin tek yanlı irade açıklamasıyla tesis edilen, kamu gücüne dayalı, birel ve şartlı bir idari işlemdir. Ruhsat sahibine belirli bir sahada belirli bir maden grubu yönünden arama veya işletme faaliyetinde bulunma imkânı verir. Ancak bu imkân; kanuni şartlara, teknik projeye, ruhsat süresine, mali yükümlülüklere, çevresel izinlere ve idarenin sürekli denetimine bağlıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024162-esas-202517-karar-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 16.01.2025 tarihli, E.2024/162, K.2025/17 sayılı kararı</a>nda maden işletme ruhsatı ile işletme izni arasındaki ayrım açık şekilde ortaya konulmuştur. Karara göre maden işletme ruhsatının alınması tek başına maden üretim faaliyetinde bulunabilmek için yeterli değildir; işletme faaliyetine başlanabilmesi için Maden Kanununun 7. maddesinde belirtilen zorunlu izinlerin de alınması gerekmektedir. İşletme izni için temel olarak ÇED belgesi, mülkiyet izni ve işyeri açma ve çalışma ruhsatı alınması gerektiği; ayrıca varsa özel alan izinlerinin de tamamlanabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu ayrım uygulamada büyük önem taşır. Çünkü ruhsat sahibinin hukuki konumu, ruhsat belgesinin varlığıyla başlamakla birlikte, fiili üretim için çevre mevzuatı, orman mevzuatı, işyeri açma ve çalışma ruhsatı, iş güvenliği hükümleri ve ilgili diğer izin süreçlerinin tamamlanması gerekebilir. Bu nedenle işletme ruhsatı tek başına sınırsız üretim yetkisi vermez. Ruhsat sahibi, ancak mevzuatta öngörülen diğer izin ve yükümlülükleri yerine getirdiği ölçüde üretim faaliyetine başlayabilir.</p>

<p>Maden ruhsatı, sahibine hukuki güvenlik sağlayan önemli bir statü olmakla birlikte, mutlak ve koşulsuz bir faaliyet serbestisi yaratmaz. Ruhsat sahibi, idarenin denetim yetkisine tabidir. Ruhsat süresi, faaliyet raporları, teknik nezaret, çevre ile uyum planı, devlet hakkı, ruhsat bedeli, işletme projesi ve diğer idari yükümlülükler ruhsat statüsünün ayrılmaz parçalarıdır. Bu yükümlülüklerin ihlali halinde idari para cezası, faaliyet durdurma, ruhsatın iptali veya diğer yaptırımlar gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>4. İdarenin Takdir Yetkisi ve Bu Yetkinin Sınırları</strong></p>

<p>Maden hukukunda idarenin rolü yalnızca ruhsat veren pasif bir makam olmaktan ibaret değildir. İdare, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan maden kaynaklarının aranması, işletilmesi, denetlenmesi, faaliyetlerin durdurulması, yaptırım uygulanması ve gerektiğinde ruhsat statüsünün sona erdirilmesi bakımından geniş bir düzenleme ve gözetim yetkisine sahiptir. Bu yetkinin anayasal dayanağı, tabii servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu düzenleyen Anayasanın 168. maddesidir.</p>

<p>Bununla birlikte idarenin maden hukukundaki yetkisi, geniş görünmesine rağmen sınırsız değildir. İdare hukukunun genel ilkeleri uyarınca takdir yetkisi, keyfilik anlamına gelmez. İdare, takdir yetkisini kullanırken kamu yararı, hizmet gerekleri, ölçülülük, eşitlik, hukuki güvenlik, belirlilik ve gerekçeli işlem ilkeleriyle bağlıdır. Bu nedenle maden ruhsatı veya izin başvurularında idarenin olumlu ya da olumsuz yönde tesis edeceği işlemler, somut olaya özgü teknik, çevresel, hukuki ve kamu yararı gerekçelerine dayanmalıdır.</p>

<p>Maden hukukunda takdir yetkisinin en belirgin şekilde ortaya çıktığı alanlardan biri, orman sahalarında yürütülecek madencilik faaliyetleridir. Orman alanlarında madencilik faaliyeti yürütülebilmesi için yalnızca maden ruhsatının varlığı yeterli değildir; ilgili orman mevzuatı çerçevesinde ayrıca izin alınması gerekir. Orman Kanununun 16. maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmelik, 6831 sayılı Kanunun 16. maddesine göre verilecek izinleri, rehabilitasyon işlemlerini ve izinlerden tahsil edilecek bedellere ilişkin iş ve işlemleri düzenlemektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ormanlik-alan-icin-isletme-izni-verilmesi-istemi-ormanin-muhafazasindaki-kamu-yarari" rel="dofollow">Danıştay 8. Dairesinin 07.03.2019 tarihli, E.2017/4562, K.2019/1641 sayılı kararı</a>nda, ormanlık alanda verilen izne konu kamu yararı ile ormanın korunmasındaki kamu yararının karşılaştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Kararda, bu zorunluluğun Anayasanın 169. maddesindeki ormanlara zarar verebilecek faaliyetlere müsaade edilemeyeceği yönündeki ilkeden kaynaklandığı belirtilmiştir.</p>

<p>Bu içtihat, maden hukukunda idarenin takdir yetkisinin anayasal değerler arasında denge kurma yükümlülüğüyle sınırlı olduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle idare, ekonomik fayda sağlama amacıyla ormanların korunmasına ilişkin anayasal ve kanuni güvenceleri göz ardı edemez; aynı şekilde orman koruma gerekçesini de somut ve denetlenebilir bir değerlendirme yapmadan ruhsat hakkını işlevsiz kılacak biçimde kullanamaz.</p>

<p><strong>5. Madencilik Faaliyetlerinde Kamu Yararı</strong></p>

<p>Maden hukukunda kamu yararı kavramı, ruhsatlandırma ve izin süreçlerinin merkezinde yer almaktadır. Çünkü madenler, Anayasanın 168. maddesi uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tabii servet ve kaynaklardır. Bu anayasal statü, madenlerin özel çıkar amacıyla sınırsız biçimde işletilebileceği anlamına gelmez. Aksine, madenlerin aranması ve işletilmesi ancak kamu yararı doğrultusunda, kanuni sınırlar içinde ve devletin gözetim-denetimi altında mümkündür.</p>

<p>Madencilik faaliyetleri kural olarak ekonomik kamu yararı taşıyan faaliyetlerdir. Madenlerin çıkarılması; sanayi hammaddesi temini, enerji arzı, istihdam, ihracat, bölgesel kalkınma ve kamu gelirleri bakımından önem arz eder. Ancak bu ekonomik değer, her somut olayda madencilik faaliyetini kendiliğinden üstün kamu yararına sahip kılmaz. Kamu yararı, soyut ve otomatik bir kabul değil; somut olayın koşullarına göre bilimsel, teknik, çevresel ve toplumsal verilerle değerlendirilmesi gereken dinamik bir ölçüttür.</p>

<p>Bu nedenle madencilik faaliyetlerinde kamu yararı, tek boyutlu bir ekonomik yarar anlayışına indirgenemez. Anayasanın 56. maddesi herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu düzenlerken; çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek konusunda devlete ve vatandaşlara ödev yüklemektedir. Anayasanın 169. maddesi ise ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için devlete özel bir anayasal görev yüklemektedir. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, madenlerin işletilmesindeki ekonomik kamu yararı ile çevrenin, ormanların, su kaynaklarının ve yaşam alanlarının korunmasındaki kamu yararı arasında anayasal düzeyde bir denge kurulması gerektiği ortaya çıkar.</p>

<p>Bu noktada “üstün kamu yararı” kavramının dikkatli kullanılması gerekir. Maden hukukunda üstün kamu yararı, idareye her durumda madencilik faaliyetine izin verme yetkisi sağlayan genel bir formül değildir. Üstün kamu yararı değerlendirmesi, ancak çatışan kamu yararları arasında somut bir mukayese yapıldıktan sonra anlam kazanabilir. Örneğin bir maden sahasının ekonomik değeri yüksek olabilir; fakat aynı saha içme suyu havzası, orman ekosistemi, tarım alanı, yerleşim yeri veya hassas doğal varlıklar bakımından ciddi ve geri dönüşü güç zararlar doğuracak nitelikteyse, ekonomik değer tek başına yeterli kabul edilemez. Bu nedenle üstün kamu yararı kavramı, idarenin ruhsat ve izin kararlarında otomatik bir gerekçe değil; çatışan menfaatler arasında somut, ölçülü ve denetlenebilir bir karşılaştırma yapma yükümlülüğü olarak anlaşılmalıdır.</p>

<p><strong>6. ÇED Süreci ve Çevresel Denetim</strong></p>

<p>Maden hukukunda çevresel denetimin en önemli araçlarından biri Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecidir. ÇED, madencilik faaliyetinin çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin faaliyet başlamadan önce belirlenmesini, değerlendirilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasını amaçlayan önleyici bir idari mekanizmadır. Bu yönüyle ÇED, yalnızca şekli bir izin prosedürü değil; Anayasanın 56. maddesinde güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkının idari işlem sürecindeki temel güvencelerinden biridir.</p>

<p>Güncel <a href="https://www.hukukihaber.net/cevresel-etki-degerlendirmesi-yonetmeligi" rel="dofollow">ÇED Yönetmeliği, 29.07.2022 tarihli ve 31907 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.</a> Yönetmelik sistemi içinde ÇED süreci, çevresel etkilerin önceden değerlendirilmesine, halkın katılımına, kurum görüşlerinin alınmasına ve karar sürecinin bilimsel verilerle yürütülmesine hizmet eder. Yönetmelikte 26.06.2025 tarihli değişiklikle (RG: 32938) ve 7554 sayılı Kanunla paralel olarak “ÇED Gerekli Değildir” kararı kaldırılmış, bunun yerine “ÇED Raporu Hazırlanmalıdır” uygulamasına geçilmiştir. Bu değişiklik, ÇED sürecinin koruyucu işlevini güçlendirme amacı taşımakla birlikte, idarenin değerlendirme yükümlülüğünü daha da somut hâle getirmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024162-esas-202517-karar-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin E.2024/162, K.2025/17 sayılı kararı</a>nda, maden işletme faaliyetine başlanabilmesi için yalnızca işletme ruhsatının yeterli olmadığı; işletme izni için ÇED belgesi, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile varsa özel alan izinlerinin tamamlanması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca kararda, ÇED izni olmaksızın madencilik faaliyetinde bulunulamayacağı ve ÇED işlemlerinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütüldüğü de ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle ÇED sürecinin hukuki değeri, faaliyet başlamadan önce çevresel risklerin ortaya konulması ve idarenin kararını bu riskler ışığında vermesidir. Projenin teknik kapasitesi, üretim yöntemi, patlatma veya kazı faaliyetleri, atık yönetimi, su kullanımı, toz ve gürültü etkisi, flora-fauna üzerindeki etkiler, yerleşim yerlerine mesafe, ulaşım yolları, rehabilitasyon planı ve kümülatif etkiler ÇED değerlendirmesinde dikkate alınması gereken temel unsurlardır. Bu unsurlar somut ve bilimsel şekilde incelenmeden verilen bir ÇED kararı, çevre hakkının etkin korunması bakımından yetersiz kalır.</p>

<p>Danıştay karar bülteninde yer alan değerlendirmelerde de “ÇED Gerekli Değildir” veya “ÇED Olumlu” kararı alamayan maden sahaları için işletme izni düzenlenmeyeceği ve işletme izni düzenlenmeyen sahalarda üretim faaliyetine başlanamayacağı belirtilmiştir. Bu yaklaşım, ÇED kararının madencilik faaliyetlerinde tali bir belge değil, fiili üretime geçişte asli bir idari eşik olduğunu göstermektedir.</p>

<p><strong>7. Orman, Su Kaynakları ve Tarım Alanları Bakımından Maden Faaliyetleri</strong></p>

<p>Madencilik faaliyetleri, yürütüldüğü sahanın niteliğine göre farklı hukuki rejimlerle temas eder. Bir maden projesinin orman alanında, su havzasında, tarım arazisinde, merada veya yerleşim alanına yakın bir bölgede bulunması, faaliyetin yalnızca Maden Kanunu kapsamında değerlendirilmesini yeterli olmaktan çıkarır. Bu durumda maden hukuku; çevre hukuku, orman hukuku, tarım arazilerinin korunması rejimi, mera hukuku, imar hukuku ve idare hukukunun genel ilkeleriyle birlikte uygulanmak zorundadır.</p>

<p>Orman alanları, maden faaliyetleri bakımından en yoğun anayasal koruma rejimine tabi alanlardandır. Anayasanın 169. maddesi, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için devlete özel görevler yüklemekte; ormanların gözetiminin devlete ait olduğunu düzenlemektedir. Bu anayasal koruma, orman alanlarında hiçbir şekilde madencilik yapılamayacağı anlamına gelmez. Ancak orman alanlarında madencilik yapılabilmesi, sıradan bir idari izin meselesi olarak görülemez.</p>

<p>Orman Kanununun 16. maddesine ilişkin uygulama yönetmeliğinin amacı, 6831 sayılı Kanunun 16. maddesine göre verilecek izinlere, rehabilitasyon işlemlerine ve izinlerden tahsil edilecek bedellere ilişkin iş ve işlemleri düzenlemektir. Bu durum, orman alanlarında madenciliğin genel ruhsat rejiminden ayrı olarak özel bir izin ve rehabilitasyon rejimine tabi olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>Su kaynakları bakımından da maden faaliyetlerinin etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Açık ocak işletmeleri, yer altı işletmeleri, patlatmalı üretim, cevher zenginleştirme, atık depolama, pasa alanları ve ulaşım faaliyetleri; yer altı suyu, yüzeysel akış, dere yatakları, kaynaklar ve içme-kullanma suyu sistemleri üzerinde doğrudan veya dolaylı etki yaratabilir. Bu nedenle su kaynaklarının bulunduğu alanlarda yürütülecek madencilik faaliyetleri, yalnızca ekonomik fayda temelinde değerlendirilemez.</p>

<p>Tarım alanları ve meralar ise yalnızca özel mülkiyet veya kullanım alanları değildir; gıda güvenliği, kırsal ekonomi, hayvancılık, yerel geçim düzeni ve ekolojik süreklilik bakımından kamu yararı taşıyan alanlardır. Bu nedenle tarım arazileri ve meralarda yürütülecek maden faaliyetleri, yalnızca ruhsat sahibinin yatırım hakkı ile açıklanamaz. Bu faaliyetler, tarımsal üretim kapasitesi, mera kullanım hakkı, hayvancılık faaliyetleri ve köy yaşamı üzerindeki etkileri bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sonuç olarak orman, su, tarım ve mera alanlarında yürütülecek madencilik faaliyetleri bakımından yoğunlaştırılmış kamu yararı denetimi yapılmalıdır. Bu denetim, idarenin “maden ruhsatı vardır” veya “ekonomik fayda sağlanacaktır” şeklindeki soyut gerekçelerle yetinmesine izin vermeyen, somut bir karşılaştırma yükümlülüğüdür. Faaliyetin yapılacağı alanın ekolojik, tarımsal, hidrolojik veya sosyal açıdan hassas olup olmadığı; alternatif alan ya da daha az müdahaleci üretim yöntemlerinin bulunup bulunmadığı; faaliyetin doğuracağı zararın rehabilitasyonla giderilebilir olup olmadığı bilimsel ve denetlenebilir biçimde ortaya konulmalıdır. Aksi takdirde idari işlem, gerekçesiz ve ölçüsüz bir takdir kullanımı olarak hukuka aykırı hale gelir.</p>

<p><strong>8. Rehabilitasyon Yükümlülüğü ve Maden Sahasının Faaliyet Sonrası Hukuki Rejimi</strong></p>

<p>Maden hukukunda ruhsat sahibinin yükümlülükleri yalnızca arama veya işletme faaliyeti süresiyle sınırlı değildir. Madencilik faaliyetleri, niteliği gereği doğal çevre üzerinde fiziki değişiklikler meydana getiren faaliyetlerdir. Açık ocak işletmeleri, galeri açılması, pasa döküm alanları, cevher hazırlama tesisleri, ulaşım yolları, patlatma faaliyetleri ve atık depolama alanları; faaliyetin sona ermesinden sonra dahi çevresel, morfolojik ve ekolojik etkiler bırakabilir. Bu nedenle maden sahasının faaliyet sonrası hukuki rejimi, maden hukukunun tali değil, asli meselelerinden biridir.</p>

<p>Rehabilitasyon yükümlülüğü, madencilik faaliyeti nedeniyle bozulan alanların çevreyle uyumlu hale getirilmesini, güvenlik risklerinin giderilmesini, arazi bütünlüğünün mümkün olduğu ölçüde yeniden sağlanmasını ve sahanın sonraki kullanım biçimine uygun hale getirilmesini ifade eder. Bu yükümlülük, yalnızca faaliyet sona erdikten sonra gündeme gelen teknik bir arazi düzenleme işlemi olarak görülmemelidir. Aksine rehabilitasyon, ruhsat ve işletme projesi aşamasından itibaren planlanması gereken, faaliyetin bütün yaşam döngüsüne yayılan bir çevresel sorumluluk mekanizmasıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/7554-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7554 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a> ile rehabilitasyon bedeli bakımından yeni bir mali güvence mekanizması getirilmiştir. Anılan Kanuna göre rehabilitasyon bedeli işletme ruhsat bedeli kadardır; tahsil edilen bedeller vadeli hesapta nemalandırılır; rehabilitasyon bedeli ve nema geliri yalnızca rehabilitasyon için kullanılır, haczedilemez, rehnedilemez ve temlik edilemez. Rehabilitasyon yükümlülüğü kalmayan ruhsat sahiplerine, ödedikleri rehabilitasyon bedelinin kullanılmayan kısmının iade edileceği de düzenlenmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/maden-sahalarinda-rehabilitasyon-yonetmeligi" rel="dofollow">23.01.2026 tarihli ve 33146 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği </a>ile rehabilitasyon bedelinin tahakkuku, tahsili, nemalandırılması ve iadesi ile rehabilitasyon uygulamalarının usul ve esasları belirlenmiştir. Bu düzenlemeler, rehabilitasyon yükümlülüğünün yalnızca idari bir taahhüt olmaktan çıkarılarak mali güvenceye bağlanması bakımından önem taşır. Çünkü rehabilitasyon yükümlülüğünün etkili olabilmesi için yalnızca mevzuatta öngörülmesi yeterli değildir; bu yükümlülüğün uygulanabilir, denetlenebilir ve gerektiğinde idare tarafından finanse edilebilir olması gerekir.</p>

<p>Bu çerçeve, rehabilitasyonun yalnızca işletmecinin tek taraflı beyanına bırakılmadığını; idarenin proje onayı, denetim ve gerektiğinde uygulama sorumluluğu üzerinden sürece dahil olduğunu göstermektedir. Rehabilitasyonun etkili olabilmesi için teknik yeterlilik, mali güvence ve idari denetim birlikte bulunmalıdır. Aksi halde rehabilitasyon, maden faaliyetinin çevresel maliyetini görünmez kılan şekli bir prosedüre dönüşür.</p>

<p><strong>9. Maden Hukukunda Yargısal Denetim</strong></p>

<p>Maden hukukunda idari işlemlerin yargısal denetimi, ruhsatlandırma ve izin rejiminin hukuk devleti sınırları içinde işlemesini sağlayan temel güvencedir. Maden arama ruhsatı, işletme ruhsatı, işletme izni, ÇED kararı, orman izni, mera izni, faaliyet durdurma, idari para cezası, ruhsat iptali ve rehabilitasyon yükümlülüğüne ilişkin işlemler, niteliğine göre 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde idari yargının denetimine tabidir.</p>

<p>Bu denetim, idarenin yerine geçerek teknik karar verilmesi anlamına gelmez; ancak idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurları bakımından hukuka uygunluğunun incelenmesini ifade eder. Maden hukukunda özellikle sebep ve amaç unsurları belirleyici önemdedir. Çünkü idare çoğu zaman işlemini kamu yararı, çevre koruma, ormanların korunması, ruhsat yükümlülüklerinin ihlali veya izin şartlarının yerine getirilmemesi gibi gerekçelere dayandırır. Bu gerekçelerin gerçek, somut, denetlenebilir ve hukuken kabul edilebilir olması gerekir.</p>

<p>Maden hukukunda yürütmenin durdurulması kurumu özel bir öneme sahiptir. Çünkü madencilik faaliyetleri çoğu zaman geri dönüşü güç veya imkânsız çevresel sonuçlar doğurabilir. Bir orman alanında ağaç kesimi yapılması, açık ocak işletmesine başlanması, patlatmalı üretim yapılması, su kaynaklarının etkilenmesi veya tarım alanının bozulması halinde, dava sonunda iptal kararı verilse dahi zarar tamamen giderilemeyebilir. Bu nedenle 2577 sayılı Kanunun 27. maddesinde düzenlenen yürütmenin durdurulması kurumu, maden hukukunda etkili yargısal korumanın temel araçlarından biridir.</p>

<p>Maden hukukunda uyuşmazlıkların büyük kısmı teknik bilgi gerektirir. Maden rezervinin niteliği, üretim yöntemi, çevresel etkiler, su kaynaklarına etkiler, orman varlığı üzerindeki zarar, rehabilitasyon imkânı, patlatma riski, toz-gürültü etkisi ve kümülatif çevresel yük gibi meseleler hukuk hâkiminin genel bilgisiyle çözülemeyecek teknik konulardır. Bu nedenle keşif ve bilirkişi incelemesi, maden hukukunda yargısal denetimin en önemli araçlarındandır.</p>

<p>ÇED kararlarının yargısal denetiminde mahkemeler özellikle raporun yeterliliğini, kurum görüşlerinin niteliğini, halkın katılımı sürecinin gerçek anlamda işletilip işletilmediğini, projenin su, orman, tarım, mera, yerleşim ve ekosistem üzerindeki etkilerinin yeterince incelenip incelenmediğini değerlendirir. ÇED raporunun soyut ifadelerle hazırlanması, kümülatif etkilerin incelenmemesi, alternatiflerin değerlendirilmemesi veya önemli çevresel risklerin bilimsel olarak tartışılmaması kararın hukuka uygunluğunu zayıflatır.</p>

<p>İdari yargı, maden hukukunda yalnızca uyuşmazlık çözen bir mekanizma değil; doğal kaynak yönetiminin hukuk devleti sınırları içinde kalmasını sağlayan kurumsal denetim alanıdır. Ruhsat, izin, ÇED, orman izni, faaliyet durdurma, idari para cezası ve rehabilitasyon işlemleri; kamu yararı, ölçülülük, bilimsel gerekçe, hukuki güvenlik ve çevresel sorumluluk ilkeleriyle uyumlu olduğu ölçüde hukuka uygun kabul edilebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Maden hukuku, doğal kaynakların aranması ve işletilmesine ilişkin teknik bir ruhsatlandırma alanı olmaktan çok daha geniş bir hukuki anlam taşımaktadır. Bu alan, bir taraftan ülkenin ekonomik kalkınması, sanayi hammaddesi ihtiyacı, enerji politikaları, istihdam ve yatırım güvenliği ile ilgilidir; diğer taraftan çevre hakkı, ormanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilirliği, tarım ve mera alanlarının devamlılığı, yerel halkın yaşam koşulları, mülkiyet hakkı ve gelecek kuşakların menfaatiyle doğrudan bağlantılıdır.</p>

<p>Türk hukukunda madenlerin hukuki rejiminin temelini Anayasanın 168. maddesi oluşturmaktadır. Bu hüküm, tabii servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu kabul ederek madenleri özel mülkiyetin doğrudan konusu olmaktan çıkarmaktadır. 3213 sayılı Maden Kanununun 4. maddesi de bu ilkeyi kanun düzeyinde somutlaştırmakta; madenlerin içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi olmadığını açıkça düzenlemektedir.</p>

<p>Bu anayasal ve kanuni çerçeve, maden ruhsatlarının hukuki niteliğini de belirlemektedir. Maden ruhsatı, sahibine maden üzerinde mutlak ve sınırsız bir mülkiyet hakkı vermez. Ruhsat, idarenin kamu gücüne dayalı olarak tesis ettiği, süreli, şartlı ve denetime tabi bir idari statüdür. Arama ruhsatı, işletme ruhsatı ve işletme izni arasındaki ayrım da bu statünün aşamalı niteliğini ortaya koymaktadır. İşletme ruhsatının varlığı, fiili üretime derhal başlanabileceği anlamına gelmez; ÇED belgesi, mülkiyet izni, orman veya mera izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı gibi tamamlayıcı izin süreçlerinin ayrıca tamamlanması gerekir.</p>

<p>Bu yapı içinde idarenin takdir yetkisi merkezi öneme sahiptir. Ancak maden hukukunda idarenin takdir yetkisi, keyfi veya sınırsız bir yetki değildir. İdare; ruhsat, işletme izni, ÇED, orman izni, faaliyet durdurma veya yaptırım işlemleri tesis ederken kamu yararı, hizmet gerekleri, ölçülülük, hukuki güvenlik, belirlilik, çevre hakkı ve bilimsel gerekçe ilkeleriyle bağlıdır. Özellikle orman, su, tarım ve mera alanları gibi hassas sahalarda idarenin değerlendirme yükümlülüğü daha da ağırlaşmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak maden hukuku, yalnızca doğal kaynakların ekonomiye kazandırılması hukuku değildir. Aynı zamanda çevre hakkının, ormanların, su kaynaklarının, tarım alanlarının, yerel yaşamın, mülkiyet hakkının, hukuk devletinin ve gelecek kuşakların korunması hukukudur. Madenlerin işletilmesi elbette kamu yararı taşıyabilir; ancak gerçek kamu yararı, madenin her koşulda çıkarılmasında değil; madenin hukuka, bilime, ölçülülüğe, çevresel sorumluluğa ve toplumsal dengeye uygun biçimde çıkarılmasında aranmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle Türk maden hukukunda sağlıklı bir sistem için aşağıdaki ilkelerin güçlendirilmesi gerekir:</p>

<p>1. Ruhsat ve izin süreçleri şeffaf, öngörülebilir ve bilimsel temelli yürütülmelidir.</p>

<p>2. Maden ruhsatı, mutlak mülkiyet hakkı gibi değil; kamu yararına bağlı idari statü olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>3. ÇED süreci şekli olmaktan çıkarılarak gerçek bir çevresel denetim mekanizması olarak işletilmelidir.</p>

<p>4. Orman, su, tarım ve mera alanlarında yoğunlaştırılmış kamu yararı denetimi yapılmalıdır.</p>

<p>5. Rehabilitasyon yükümlülüğü ruhsat aşamasından itibaren planlanmalı ve mali güvenceye bağlanmalıdır.</p>

<p>6. Yerel halkın katılımı ve itirazları karar sürecinde etkili biçimde değerlendirilmelidir.</p>

<p>7. Yargısal denetim, teknik bilirkişi incelemesiyle desteklenmeli ve idarenin takdir yetkisi hukuk devleti sınırları içinde tutulmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-serdar-tosun" title="Av. Serdar TOSUN"><img alt="Av. Serdar TOSUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Serdar-TOSUN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-serdar-tosun" title="Av. Serdar TOSUN">Av. Serdar TOSUN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>Mevzuat</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.</span></p>

<p><span style="color:#999999">3213 sayılı Maden Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2872 sayılı Çevre Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6831 sayılı Orman Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/7554-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"><span style="color:#999999">7554 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG: 24.07.2025, sayı 32965.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cevresel-etki-degerlendirmesi-yonetmeligi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, RG: 29.07.2022, sayı 31907.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Orman Kanununun 16. Maddesinin Uygulanması Hakkında Yönetmelik.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/maden-sahalarinda-rehabilitasyon-yonetmeligi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği, RG: 23.01.2026, sayı 33146.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>Mahkeme Kararları</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E.1985/20, K.1986/30, 24.12.1986.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024162-esas-202517-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E.2024/162, K.2025/17, 16.01.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ormanlik-alan-icin-isletme-izni-verilmesi-istemi-ormanin-muhafazasindaki-kamu-yarari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 8. Daire, E.2017/4562, K.2019/1641, 07.03.2019.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay Kararlar Bülteni-8, Maden, Taş Ocakları ve Orman Mevzuatından Doğan Uyuşmazlıklar.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>Akademik Eserler</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Alıca, Süheyla Suzan, “Çevresel Etki Değerlendirmesinin Yargı Kararları Çerçevesinde İrdelenmesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 15, S. 3, 2011, s. 113-114.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">Göğer, Erdoğan, Maden Hukuku, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1979.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gülan, Aydın, Maden İdare Hukukumuzun Ana İlkeleri ve Temel Müesseseleri (Mevzuat ve Yargı Kararları Işığında Eleştirel Bir Yaklaşım Denemesi), Lamure Yayınları, İstanbul, 2008.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özdamar, Demet, “Maden Hakkı ve Maden İrtifakı”, Prof. Dr. Mahmut Tevfik Birsel’e Armağan, İzmir, 2001.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özdamar, Demet, “Maden Hakkının Verilmesi ve Bu Hakkın Devri”, Prof. Dr. Turhan Tufan Yüce’ye Armağan, İzmir, 2001, s. 119-149.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Telli, Serap, İdare Hukuku ve Uluslararası Hukuk Açısından Madenler, Ankara, 1989.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Topaloğlu, Mustafa, Maden Hukuku: 5995 Sayılı Kanunla Değişik Maden Kanunu ve İlgili Mevzuat, Karahan Kitabevi, Adana, 2011.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ulusoy, Ali D., “Maden Ruhsat ve İzinleri ve İdarenin Takdir Yetkisi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 73, S. 4, 2024, s. 2447-2484.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/maden-hukukunda-ruhsat-rejimi-kamu-yarari-ve-cevresel-denetim-1</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazdv.jpg" type="image/jpeg" length="47532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/12)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202612</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202612" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/12), 07 Mayıs 2026 Tarihli ve 33246 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/12)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, yerli üretici Elpa Elastiki İplikler Sanayi ve İhracat A.Ş. tarafından yapılan ve Şahin Lateks Sanayi ve Tic. A.Ş. ile Doleks Doğal Kauçuk San. Tic. A.Ş. firmaları tarafından desteklenen başvuruya istinaden Malezya menşeli 4007.00 gümrük tarife pozisyonu altında sınıflandırılan “vulkanize edilmiş kauçuktan iplik ve ipler” eşya tanımlı lateks iplik ürününün ithalatına yönelik yürürlükte bulunan dampinge karşı kesin önleme ilişkin olarak bir nihai gözden geçirme soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) CIF: Masraflar, sigorta ve navlun dâhil teslimi,</p>

<p>c) EBYS: Elektronik Belge Yönetim Sistemini,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) GTP: Gümrük tarife pozisyonunu,</p>

<p>e) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>f) NGGS: Nihai gözden geçirme soruşturmasını,</p>

<p>g) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>ğ) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu ürün</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Soruşturma konusu ürün, Malezya menşeli 4007.00 GTP’si altında sınıflandırılan “vulkanize edilmiş kauçuktan iplik ve ipler” eşya tanımlı “lateks iplik”tir.</p>

<p>(2) Bahse konu GTP yalnızca bilgi amaçlı verilmiş olup bağlayıcı mahiyette değildir.</p>

<p>(3) Soruşturma konusu ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonlarında ve/veya eşya tanımlarında yapılacak değişiklikler, bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvurunun temsil niteliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, Yönetmeliğin 18 inci maddesi çerçevesinde yerli üretim dalını temsil niteliğini haiz olduğu anlaşılan yerli üretici Elpa Elastiki İplikler Sanayi ve İhracat A.Ş. tarafından yapılan başvurunun Yönetmeliğin 20 nci maddesi uyarınca yerli üretim dalı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu firmalar bu Tebliğin ilgili bölümlerinde “yerli üretim dalı” olarak anılacaktır.</p>

<p><strong>Mevcut önlem</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) 29/1/2004 tarihli ve 25361 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/1) uyarınca, Malezya menşeli 4007.00 GTP’si altında yer alan “vulkanize edilmiş kauçuktan iplik ve ipler” ürününe yönelik olarak CIF bedelin %11,6’sı ile %16,9’u arasında firma bazında değişen oranlarda dampinge karşı önlem yürürlüğe konulmuştur.</p>

<p>(2) Söz konusu önlemin yürürlükten kalkma süresinin bitiminden önce yerli üretici tarafından yapılan başvuru üzerine açılan ilk NGGS 18/6/2009 tarihli ve 27262 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2009/14) ile sonuçlandırılmıştır. Akabinde açılan ikinci NGGS 13/6/2015 tarihli ve 29385 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlemesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2015/22) ile; son NGGS ise 12/5/2021 tarihli ve 31482 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2021/25) ile sonuçlandırılmıştır. Söz konusu soruşturmaların her birinde önlemin mevcut haliyle uygulanmaya devam edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Gerekçe</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünce, 16/7/2025 tarihli ve 32957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/15) ile mevcut önlemlerin yürürlükte kalma sürelerinin sona ereceği ilan edilmiştir. İlgili ürünün yerli üreticileri tarafından mevzuatta öngörülen süreler içinde, önlemin sona ermesinin damping ve zararın devam etmesine veya yeniden meydana gelmesine yol açacağı iddiasını içeren yeterli delillerle desteklenmiş bir başvuru ile NGGS açılması talebinde bulunabilecekleri duyurulmuştur.</p>

<p>(2) Mezkûr ilanı müteakip yerli üretim dalı tarafından iletilen başvurunun incelenmesi neticesinde, uygulanan dampinge karşı önlemin yürürlükten kalkması halinde dampingin ve zararın devam etmesinin veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğu ve bir NGGS açılmasını haklı kılacak bilgi, belge ve delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Yapılan inceleme sonucunda, bir NGGS açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu Kararı ile Malezya menşeli 4007.00 GTP’si altında kayıtlı önlem konusu ürüne yönelik olarak Yönetmeliğin 35 inci maddesi çerçevesinde bir NGGS açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İlgili taraflara soruşturma açılışının bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yönetmeliğin 23 üncü maddesi uyarınca, soruşturma konusu ürünün ihracatçısı, yabancı üreticisi, ithalatçısı, üye çoğunluğu bunlardan oluşan meslek kuruluşları, ihracatçı ülke hükümeti, benzer malın Türkiye’deki üreticisi, üye çoğunluğu benzer malın Türkiye’deki üreticilerinden oluşan meslek kuruluşları ilgili taraflar olarak kabul edilir. Ancak, 11 inci maddede belirtilen süreler içinde soru formlarını cevaplamak veya görüşlerini sunmak suretiyle kendilerini yetkili mercie bildirenler soruşturmada ilgili taraf olarak dikkate alınır.</p>

<p>(2) Soruşturma açılmasını müteakip, soruşturma konusu ülkelerde yerleşik bilinen üretici/ihracatçılara, soruşturmaya konu ülkenin Ankara’daki büyükelçilikleri ile başvuruda belirtilen ve Bakanlıkça tespit edilen soruşturmaya konu ürünün bilinen ithalatçılarına soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur.</p>

<p>(3) Bildirimde, soruşturma açılış Tebliği, başvurunun gizli olmayan özeti ve soru formlarına erişim hususunda bilgiye yer verilir.</p>

<p>(4) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın “<u>https://www.ticaret.gov.tr/ithalat</u>” uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek soruşturmaya dair ilgili başlıktan erişebilir.</p>

<p><strong>Yetkili merci, ilgili tarafların görüş ve cevaplarının sunulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Soruşturma, aşağıda iletişim bilgileri yer alan Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Damping ve Sübvansiyon Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 75 00</p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p>

<p>KEP Adresi: <u>ticaretbakanligi@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini yazılı olarak, soru formu cevaplarına ve resmî görüşlerine ilişkin ekleri ise yalnızca elektronik ortamda (CD/USB ile) Bakanlığın posta adresine gönderir. Soru formu cevapları, resmî görüşler ve bunların ekleri ayrıca aşağıda yer alan EBYS e-posta adresine gönderilir.</p>

<p>EBYS e-posta adresi: <u>ithebys@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekâletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekir. Düzenlenecek vekâletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekir.</p>

<p>(5) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) İlgili taraflarca soru formuna verilen cevaplar, soruşturmayla ilgili sunulan diğer bilgi, belge, görüş ve destekleyici deliller aksi belirtilmedikçe yazılı olarak sunulur. Yazılı sunumlarda ilgili tarafların isim ve unvanı, adres bilgileri, elektronik posta adresi, telefon numaraları belirtilir. “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler” tarafından yazılı sunumlarda kendilerine ait KEP adresleri de belirtilir.</p>

<p>(7) İlgili taraflar, soru formunda istenilen bilgiler haricinde soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerini, destekleyici deliller ile birlikte Genel Müdürlüğe yazılı olarak 11 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde sunabilir.</p>

<p>(8) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) 9 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bildirimin gönderildiği bütün ilgili taraflar için soru formunu cevaplandırma süresi, soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür.</p>

<p>(2) 9 uncu maddenin dördüncü fıkrasında yer alan bildirimin gönderilemediği ilgili taraflar soru formuna ilişkin cevaplarını ve soruşturma ile ilgili görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren başlayacak 37 günlük süre içerisinde sunar.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden 9 uncu maddenin birinci fıkrası dışında kalan diğer yerli ve yabancı taraflar görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde sunabilir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesi hükmü çerçevesinde, ilgili taraflardan birinin verilen süreler dâhilinde ve istenilen biçimde gerekli bilgi ve belgeleri sağlamaması ya da bu bilgi ve belgelere erişimi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması veya yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermesi hallerinde söz konusu taraf iş birliğine gelmemiş sayılır. Bu gibi hallerde soruşturma kapsamındaki geçici veya nihai belirlemeler, olumlu ya da olumsuz şekilde, mevcut verilere göre yapılabilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların iş birliğine gelmemesi veya kısmen iş birliğine gelmesi halinde bahse konu taraf için soruşturmanın sonucu iş birliğine gelinmesine nazaran daha az avantajlı olabilir.</p>

<p><strong>Meri önlemin uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca, meri önlem soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Soruşturmanın başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202612</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="24416"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'na Serdar Mutta seçildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yuksek-secim-kurulu-baskanligina-serdar-mutta-secildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yuksek-secim-kurulu-baskanligina-serdar-mutta-secildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığı'na Serdar Mutta, Başkan Vekilliği'ne İsmail Kalender seçildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>YSK'da başkan Ahmet Yener dahil 6 üyenin görev süresinin dolması nedeniyle, Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulları tarafından 6 üye seçildi. 6 üye bugün YSK'da yemin ederek göreve başladı. Ardından YSK Başkan ve Başkan Vekilinin belirlenmesi amacıyla seçim yapıldı. YSK Başkanlığı'na Serdar Mutta, Başkan Vekilliği'ne İsmail Kalender seçildi.</p>

<p>YSK Başkanı Serdar Mutta, "Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa ve yasalarla kendisine verilen görevleri tam bir tarafsızlık ve bağımsızlık içinde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yerine getirmeye devam edecektir. Bizler de bayrağı bugün teslim aldık. Bu görevi hukukun üstünlüğü ve anayasal ilkeler doğrultusunda en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacağız. Tüm seçim süreçlerinin seçimlerin başlangıcından sonuna kadar hukuk dairesinde şeffaf bir şekilde yürütülmesi için elimizden gelen tüm gayreti sarf edeceğiz. Bu vesileyle kurulumuzda bugün yapılan seçimin milletimize, Türk demokrasisine ve tüm seçim teşkilatımıza hayırlı olmasını diliyor, hepinize sonsuz teşekkür ediyorum" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görev süresi dolan Ahmet Yener ise "Bugün itibarıyla ben ve 5 arkadaşımızın görev süresi sona ermiştir. Bugün seçilen Serdar Mutta Başkan’a ve Başkan Vekilimiz İsmail Kalander Bey'e hayırlı olsun dileklerimi, tüm kurul üyesi arkadaşlarım adına iletiyorum. Ayrıca yemin ederek bugün görevlerine başlayan kurul üyelerimize de bundan sonraki sürecin hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize bizlere göstermiş olduğunuz sabır için teşekkür ediyorum. Sonuçların Türk milletine, Türk demokrasisine ve siyasi partilerimize hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>SERDAR MUTTA KİMDİR?</strong></p>

<p>Yargıtay Üyesi İbrahim Mutta, 1 Ocak 1974 tarihinde Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde dünyaya gelmiştir. Ortaöğrenimini Kırıkhan Lisesinde tamamlayan Mutta, 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuş, askerlik hizmetini ise İzmir Konak’ta Askeri Hakim olarak yerine getirmiştir.</p>

<p>Mesleki kariyerine İstanbul Beyoğlu hakim adayı olarak adım atan Mutta; Hüyük, Uzundere ve Türkoğlu ilçelerinde hakimlik görevlerini yürütmüştür. Devam eden süreçte Adalet Müfettişliği, Adalet Bakanlığı bünyesinde Personel Daire Başkanlığı ile İcra ve İflas Hizmetleri Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, ayrıca HSYK Genel Sekreter Yardımcılığı ve Adalet Bakanlığı Yüksek Müşavirliği mevkilerinde hizmet vermiştir. 16 Temmuz 2018 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilmiş olup, bu görevini Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bünyesinde sürdürüyordu.</p>

<p>Akademik çalışmalarına da devam eden Mutta, 7 Mart 2001 tarihinde İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalında “İdarenin Denetlenmesi ve Ombudsman Sistemi” başlıklı teziyle yüksek lisansını, 5 Haziran 2021 tarihinde ise Yakın Doğu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalında “Ceza Muhakemesi Hukukunda Adli Kontrol” konulu çalışmasıyla doktora eğitimini tamamlamıştır. Kazancı Yayınları tarafından yayımlanmış "İdarenin Denetlenmesi ve Ombudsman Sistemi" isimli bir eseri bulunan ve İngilizce bilen İbrahim Mutta, evli ve dört çocuk babasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yuksek-secim-kurulu-baskanligina-serdar-mutta-secildi</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/serdar-mutta-ysk.jpg" type="image/jpeg" length="14527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UYGULAMADAKİ AKSAKLIKLAR ve ÖNERİLERLE SPORDA ŞİDDET ve DÜZENSİZLİK (2)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-2-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-2-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş ve Özet</strong></p>

<p>Aynı başlığı taşıyan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-1" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">yazının birinci bölümü</span></a></strong>nde belirtildiği için tekrar edilmemiştir. Bu bölümde aşağıdaki konular ele alınmıştır:</p>

<p>a) Kolluk veya idari makamlarca fazla bilinmeyen veya uygulan(a)mayan, aykırılık halinde soruşturma konusu edil(e)meyen hükümler olarak;</p>

<p>1. Müsabakalarda belirtilen sayıda özel güvenlik görevlisi bulundurma yükümlülüğüne uyulmadığı halde işlem yapılmaması ile görevin yerine getirilmesi,</p>

<p>2. Kapasiteden fazla seyirci alınması,</p>

<p>3. Kulüplerle ilgili gözlemci kolluk görevlisi görevlendirme yükümlülüğü,</p>

<p>4. Taraftardan sorumlu kulüp temsilcisi bilgileri,</p>

<p>5. Taraftar derneklerinin yükümlülükleri,</p>

<p>b) Yasada olduğu halde yaptırıma bağlanmamış hükümler olarak;</p>

<p>1. Taraftar dernekleri ve taraftardan sorumlu kulüp temsilcisinin yasanın 8 ve 9. maddelerinde sayılan görevleri yerine getirmemeleri,</p>

<p>2. Alkol meselesi,</p>

<p>3. Müsabaka veya seyir alanlarında yasaklanmış maddelerin spor alanlarında ya da civarlarında satılması ile daha etkin mücadele,</p>

<p>4. Seyir alanında kendisine tahsis edilenden başka yerde oturmakta ısrar edilmesi,</p>

<p>5. Seyirden yasaklanma kapsamında antrenmanların izlenmesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>a)</strong></p>

<p><strong>Kolluk veya idari makamlarca fazla bilinmeyen veya uygulan(a)mayan, aykırılık halinde soruşturma konusu edil(e)meyen hükümler </strong>vardır.<strong><i> </i></strong>Yasanın, daha çok uygulamacılardan kaynaklanan bu hallerinin hassasiyetle uygulanması yararlı sonuçlar doğurabilecektir. Yasadaki düzenlemeler itibariyle aşağıdaki <strong>örneklere bakalım</strong>:</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Müsabakalarda belirtilen sayıda özel güvenlik görevlisi bulundurma yükümlülüğüne uyulmadığı halde işlem yapılmaması <a name="_Hlk228974104">ile görevin yerine getirilmesi</a>:</strong> Yapılan gözlemlerde, müsabakanın hemen bitiminde, kimi kez bitime yakın zamanda, özel güvenlik görevlilerinin seri bir şekilde, kendilerine müsabakadan önce verilen yelek ve akredite kartı teslim etme ve ücretlerini alıp ayrılmaya başlama eğilimi ağır basabiliyor. Bu durum, olası güvenlik zafiyetine neden olabilmektedir. Duruma göre ve müsabaka güvenlik amirinin veya yardımcısının açık talimatı olmadıkça güvenlik görevlilerinin ayrılma sürecine girmemeleri, yetkili kurulların ve müsabakanın gerektirdiği sayının altında olmayacak fiili görevlendirme yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Kapasiteden</strong> <strong>fazla seyirci alınması</strong>: <a name="_Hlk228974347">Özellikle koridorların işgal edilmesi nedeniyle olası güvenlik önlemleri ile olay veya kazaların etkisinin azaltılmasına yönelik zafiyetin oluşabilmesinin yanında özel güvenlik veya kolluk görevlilerinin müdahale imkanları kısıtlanabiliyor.</a> Bazen de standart sayıda seyirci olduğu halde düzensizlik veya koordineli disiplin eksikliği, taraftarlarla karşı karşıya gelmek istenmemesi gibi nedenlerle koridorların işgal edebildiği ancak buna etkin müdahalenin gerçekleşmediği…</p>

<p><strong>3. Kulüplerle ilgili gözlemci kolluk görevlisi görevlendirme yükümlülüğü: </strong>Her spor güvenlik birimi amiri, futbolda en üst lig ve bir altındaki lig için, her bir kulüple ilgili bir kolluk görevlisini gözlemci olarak görevlendirmekle yükümlüdür. Belirlenen kolluk görevlisi, deplasman maçları dahil ilgili kulübün bütün maçlarında görevlendirilir. <a name="_Hlk228974598">Bu hüküm sağlıklı bir şekilde uygulanmadığından bu gözlemcinin aksaklıkları görüp etkin şekilde rapor düzenlemesini engelliyor</a>. Bu hükmün etkinleştirilmesi ile belli sürelerle düzenlenen raporların bir örneğinin ilgili cumhuriyet başsavcılığına da gönderilmesinin sağlanması halinde suç teşkil eden durumlarda soruşturma yapılabilecektir.</p>

<p><strong>4. Taraftardan sorumlu kulüp temsilcisi bilgi</strong><strong>leri:</strong> Spor kulüpleri, yönetim kurulu üyeleri arasından bir veya birkaç kişiyi taraftardan sorumlu kulüp temsilcisi olarak belirlemek ve bu kişilerin kimlik ve adres bilgilerini spor kulübünün bulunduğu yerdeki genel kolluk birimine bildirmekle yükümlüdür. Bu bilgiler,<strong> </strong>sağlıklı olarak spor güvenliği şube müdürlüklerine bildirilmiyor. Bu temsilcilerin yasal olarak müsabaka güvenliğinin sağlanması konusunda kolluk görevlilerine yardımcı olması gerekirken fiili olarak yeteri kadar yardımcı olmadıkları veya olamadıkları gözlenmektedir. Bunun her müsabakada kontrol ve denetiminin yapılması, aykırılık tespiti halinde yaptırım uygulanacak hale getirilmesi yararlı olabilecektir. Değişiklikle ayrıca stat güvenliğinden sorumlu yönetim kurulu üyesinin atanması sağlanmış ve bu üye, il ve ilçe spor güvenlik kurullarına dahil edilmiştir.</p>

<p><strong>5. Taraftar derneklerinin yükümlülükleri: </strong>Taraftar derneklerinin, taraftarların spor ahlâkı ve ilkelerine uygun biçimde sportif faaliyetleri izlemelerini sağlamaya yönelik eğitici etkinlikleri düzenlemeleri gerekirken bu alanda yeteri kadar etkin olunamadığı veya neredeyse bu yönde etkinlikte bulunmadıkları görülüyor. Bunun periyodik kontrol ve denetimlerinin yapılması, aykırılık tespiti halinde yaptırım uygulanacak hale getirilmesi yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>b)</strong></p>

<p><strong>Yasada olduğu halde yaptırıma bağlanmamış hükümler</strong><strong><i> </i></strong>vardır.<strong><i> </i></strong>Yasadaki bu yükümlülüklerin pratik kazabilmesi için yükümlülük ihlalinin yaptırıma bağlanması yararlı olabilecektir.<strong> </strong>Yasadaki düzenlemeler itibariyle aşağıdaki <strong>örneklere bakalım</strong>:</p>

<p><a name="_Hlk225857303"><strong>1. Taraftar dernekleri ve taraftardan sorumlu kulüp temsilcisinin yasanın 8 ve 9. maddelerinde sayılan görevleri yerine getirmemeleri</strong></a>: 6222 SK’nın taraftar derneklerinin yükümlülüklerini düzenleyen 8. maddesine göre... <i>Taraftar dernekleri, taraftarların spor ahlâkı ve ilkelerine uygun biçimde sportif faaliyetleri izlemelerini sağlamaya yönelik eğitici faaliyetler düzenler</i>. Yine yasanın taraftardan sorumlu kulüp temsilcisini düzenleyen 9.maddesine göre... <i>Taraftardan sorumlu kulüp temsilcileri, müsabaka güvenliğinin sağlanması konusunda genel kolluk görevlileri ile özel güvenlik görevlilerine yardımcı olmakla yükümlüdür.</i> Buna göre ilgililerin görevlerini kötüye kullanmasının veya ihmallerinin yaptırıma bağlanması gerekir.</p>

<p><strong>2. Alkol meselesi: </strong>Alkol veya uyuşturucu-uyarıcı madde etkisinde olduğu açıkça anlaşılan kişinin spor alanına girmesi ve dışarı çıkmamakta ısrar etmesi halinde verilen seyirden yasaklanma tedbiri uygulanabilir. Bu durumda olan kişi spor alanına alınmaz. Görevlilerce spor alanının dışına çıkması söylenir ya da bu yönden ikaz edilir. Bunun üzerine kişi, kendiliğinden dışarı çıkarsa yapılacak herhangi bir işlem yasada düzenlenmemiştir. Başka bir deyişle, başlı başına spor alanına alkollü olarak gelmenin somut bir yaptırımı yasada yoktur ancak dışarı çıkmamakta ısrar ederse zorla dışarı çıkarılır ve bir yıl süreyle seyirden yasaklanır. Ne yazıktır ki birçok vatandaşımız spor alanına gelmeden önce her nedense alkol alıyor. Eyleme karışanların önemli kısmı da bu kişiler arasından çıkıyor. Başlı başına aşırı derece olsa bile alkollü gelmenin yasal yaptırım yok iken içmezse bile çantasında bir kutu bira ile gelmesi halinde adli para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>3.</strong> <strong>Müsabaka veya seyir alanlarında yasaklanmış maddelerin spor alanlarında ya da civarlarında satılması ile daha etkin mücadele:</strong> Müsabaka alanına sokulması yasak olan kesici, ezici, bereleyici veya delici aletler ile patlayıcı, parlayıcı, yanıcı veya yakıcı maddeler, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin önemli bir kısmının stadyum, spor solunu civarlarında satıldığı, zaman zaman bu durumlarının alenen gerçekleştiği görülmektedir. Genel kolluk görevlileri ve belediye zabıtası, belirtilen kapsama giren alet veya maddeleri spor alanında seyyar olarak satan, satışa arz eden, dağıtan veya dağıtmak için bulunduran kişileri bu alandan uzaklaştırmakla yükümlü olduğu halde bununla etkili mücadelenin gerçekleşmediği, içeriye alınan yabancı maddelerin önemli kısmının buralardan temin edildiği gözetilerek etkin uygulama yapılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>4. Seyir alanında kendisine tahsis edilenden başka yerde oturmakta ısrar edilmesi: </strong>Yasanın 21/4. maddesi gereğince sadece zorla dışarı çıkarılır. Sırf bu yönden herhangi bir yaptırımı yoktur. Şartları gerçekleşirse görevli memura karşı görevi yaptırmamak için direnme suçundan işlem yapılabilir ancak bu durumda seyirden yasaklanma tedbirinin uygulanması koşulları oluşması zordur. Çünkü görevi yaptırmamak için direnme suçu yasada olmadığı gibi yollamada bulunulan suçlar arasında yoktur. Dolayısıyla düzensizliğe neden olduğu halde işlem görmesi zordur.</p>

<p><strong>5. Seyirden yasaklanma kapsamında antrenmanların izlenmesi</strong> yasağı getirilmesine rağmen bu yasağa uyulmamasının yaptırımı her nasılsa düzenlenmemiştir. Yasa ve yönetmelik maddeleri uyarınca idari tedbirler çerçevesinde kişi antrenman alanına alınmaz ama bir şekilde girmiş ise cezai işleme tabi tutma imkanı yasal olarak yoktur. İkaza rağmen çıkmamakta ısrar ederse zorla dışarı çıkarılması gerekebilir. (18/1. Md<strong>)</strong></p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,</strong></p>

<p>Belirtilen uygulamaların daha hızlılık ve etkinlik bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-1"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; UYGULAMADAKİ AKSAKLIKLAR ve ÖNERİLERLE SPORDA ŞİDDET ve DÜZENSİZLİK (1)</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynaklar:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>1.</strong> Spor Suçları Seyirden Yasaklanma, 5.Baskı, Filiz Kitabevi, 2026</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>2.</strong> Futbol Taraftarına Cevaplar, 2.Baskı, Filiz Kitabevi, 2026</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>3</strong>. Spor Basın Yayın İnternet, Karar-Talep-Yazışma Örnekleri, Filiz Kitabevi, 2021</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>4.</strong> Spor Yasası, Kulüp, Şirket, Federasyon, 3.Baskı, Filiz Kitabevi, 2026</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-2-1</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/terazi/futbol-spor-tops.jpg" type="image/jpeg" length="81900"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay'a seçilen 8 yeni üye mazbatasını aldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitaya-secilen-8-yeni-uye-mazbatasini-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitaya-secilen-8-yeni-uye-mazbatasini-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Genel Kurulu tarafından Yargıtay’da boş bulunan 8 üyelik için yapılan seçimlerin ardından, seçilen isimlere mazbataları düzenlenen törenle takdim edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>HSK Genel Kurulu, Yargıtay’da boş bulunan üyelik kadroları için önemli bir süreci tamamladı. HSK Genel kurulu tarafından Yapılan seçim sonucu Yargıtay üyeliğine İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Kaya, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Bekir Altun, Büyükçekmece Hâkimi Çimen Atacan Tuna, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kürşad Serbes, Yargıtay Tetkik Hâkimi İbrahim Acarlı, Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri Musa Kanıcı, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Niyazi Acar ve Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Tolgahan Öztoprak seçilmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MAZBATALAR TÖRENLE TAKDİM EDİLDİ</strong></p>

<p>HSK Genel Kurulu’nda düzenlenen törende, Yargıtay üyeliğine seçilen isimlere mazbataları takdim edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitaya-secilen-8-yeni-uye-mazbatasini-aldi</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/i-m-g-8070-scaled-728x410.jpeg" type="image/jpeg" length="46857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35362"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64514"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20336"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37968"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10518"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50073"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40546"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55764"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="64489"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="11410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="78449"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="66180"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="75371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="30776"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="21398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="82947"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="47790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="94935"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
