<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 30 Jul 2026 01:32:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaşar Üniversitesi Ana Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yasar-universitesi-ana-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yasar-universitesi-ana-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşar Üniversitesi Ana Yönetmeliği, 30 Temmuz 2026 Tarihli ve 33325 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yaşar Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>YAŞAR ÜNİVERSİTESİ ANA YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Yaşar Üniversitesinin akademik ve idari organlarının oluşturulması, yönetimi, işleyişi, görev, sorumluluk ve denetimlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik; Yaşar Üniversitesinin yönetimine, işleyişine, idari ve akademik organlarına, bu organların görevlerine ve mali konulara ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 52 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Başkan: Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanını,</p>

<p>b) Bölüm Başkanı: Yaşar Üniversitesi Akademik Bölümlerin Başkanlarını,</p>

<p>c) Dekan: Yaşar Üniversitesi Fakülte Dekanlarını,</p>

<p>ç) Genel Sekreter: Yaşar Üniversitesi Genel Sekreterini,</p>

<p>d) Müdür: Yaşar Üniversitesine bağlı enstitü, yüksekokul, meslek yüksekokulu, uygulama ve araştırma merkezleri, yabancı diller yüksekokulu müdürlerini,</p>

<p>e) Mütevelli Heyet: Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyetini,</p>

<p>f) Öğretim elemanları: Yaşar Üniversitesi öğretim üyeleri, öğretim görevlileri ve öğretim yardımcılarını,</p>

<p>g) Rektör: Yaşar Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ğ) Rektör Yardımcıları: Yaşar Üniversitesi Rektör Yardımcılarını,</p>

<p>h) Senato: Yaşar Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>ı) Üniversite: Yaşar Üniversitesini,</p>

<p>i) Üniversite Yönetim Kurulu: Yaşar Üniversitesi Üniversite Yönetim Kurulunu,</p>

<p>j) Vakıf/Kurucu Vakıf: Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfını,</p>

<p>k) Vakıf/Kurucu Yönetim Kurulu: Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Mütevelli Heyetin Oluşum, İşleyiş, Yetki ve Sorumlulukları</p>

<p><strong>Mütevelli Heyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Mütevelli Heyet, en yüksek karar organı olarak Üniversitenin tüzel kişiliğini temsil eder.</p>

<p>(2) Mütevelli Heyet, vakıf yönetim organı tarafından Devlet memuru olma niteliklerine sahip ve en az üçte ikisi lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş adaylar arasından Vakıf/Kurucu Yönetim Kurulu tarafından dört yıllık süre için seçilen en az yedi üyeden oluşur. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.</p>

<p>(3) Rektör, Mütevelli Heyetin tabii üyesidir. Ancak kendisi ile ilgili konularda toplantılara katılamaz ve aynı zamanda Mütevelli Heyet Başkanı veya başkan vekili olarak seçilemez. Mütevelli Heyet üyeleri kendi aralarından dört yıl için bir başkan seçer. Aynı kişi yeniden seçilebilir. Üniversitede Vakıf/Kurucu Yönetim Kurulu ile Mütevelli Heyet üyeleri ve bunların birinci derece kan ve sıhri hısımları ile eşlerinden Mütevelli Heyette görev alacakların sayısı Mütevelli Heyetin yedi üyeden oluşması halinde ikiyi, yedi üyeden fazla oluşması halinde ise toplam Mütevelli Heyet üye sayısının üçte birini geçemez. Üniversitede Rektör dışındaki Üniversite mensupları Mütevelli Heyette görev alamaz. Devlet üniversitelerinde görev yapan öğretim elemanları üniversitesinden gerekli iznin alınmış olması kaydı ile vakıf yükseköğretim kurumları Mütevelli Heyetinde görev alabilirler. Mütevelli Heyet üyelerinin isimleri Mütevelli Heyet Başkanlığınca Yükseköğretim Kuruluna bildirilir.</p>

<p>(4) Mütevelli Heyet üyeliği fahridir. Ancak; Vakıf/KurucuYönetim Kurulu kararı ile Mütevelli Heyet üyelerine toplantıya katılma yol ve huzur hakkı verilebilir. Verilecek miktar bir yılda on ikiyi geçmemek üzere katılacakları her toplantı için 2547 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde Yükseköğretim Genel Kurulu üyeleri için öngörülen ücreti aşamaz. Mütevelli Heyet Başkan ve üyelerine bunun dışında herhangi bir suretle başkaca bir ödeme yapılamaz.</p>

<p>(5) Mütevelli Heyetin yedi kişiden az olmamak üzere kaç kişiden oluşacağı, Devlet memuru olabilme ve yükseköğretim görmüş olma şartları yanında, başka niteliklerin aranıp aranmayacağına ilişkin kararlar ve seçime ilişkin usul ve esaslar ile seçilen veya ayrılan başkan ve üyeler Yükseköğretim Kuruluna en geç bir ay içinde bildirilir.</p>

<p>(6) Mütevelli Heyet kararları usulüne uygun olarak karar defterine yazılarak başkan ve üyeler tarafından imzalanır.</p>

<p><strong>Mütevelli Heyetin işleyişi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Mütevelli Heyet bir takvim yılında en az dört defa olağan toplanır. Başkan, gerekli gördüğü hallerde Mütevelli Heyetini olağanüstü toplantıya çağırabilir.</p>

<p>(2) Başkan, hizmetin işleyişini aşağıdaki şekilde yönlendirir:</p>

<p>a) Mütevelli Heyet salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Başkanın oyu yönünde karar alınmış olur.</p>

<p>b) Mütevelli Heyet üyeleri oylarını kabul veya ret biçiminde vermekle yükümlüdürler. Çekimser oy kullanılamaz.</p>

<p>c) Mütevelli Heyet toplantı raportörlüğünü, Genel Sekreter yapar.</p>

<p>ç) Mütevelli Heyetin üyeleri ve birinci derecede kan ve sıhri hısımları, Üniversite ile ilgili bir ticari faaliyette bulunamazlar.</p>

<p><strong>Mütevelli Heyetin görev, yetki ve sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Mütevelli Heyetin başlıca görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:</p>

<p>a) Mütevelli Heyet Başkanını seçmek.</p>

<p>b) Mütevelli Heyet, Üniversitede görevlendirilecek öğretim elemanları ve yöneticiler ile diğer personelin atamalarını onaylamak.</p>

<p>c) Üniversitenin stratejik planını kabul etmek ve uygulamaları izlemek.</p>

<p>ç) Mütevelli Heyet, Üniversitenin her yönden verimli çalışabilmesi için bu Yönetmeliğin hükümlerine aykırı olmayan ve tamamlayıcı nitelikte bulunan yönetmelikleri onaylamak.</p>

<p>d) Üniversitede Fakülte, Yüksekokul ve Enstitülerin kurulması, kapatılması veya birleştirilmesi; Yabancı Diller Yüksekokulu, Meslek Yüksekokullarının, Uygulama ve Araştırma Merkezlerinin veya benzer akademik birimlerin kurulması, kapatılması, kapsamının değiştirilmesi veya birleştirilmesi hususundaki önerileri Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına sunmak üzere değerlendirmek.</p>

<p>e) Rektörlük tarafından hazırlanan taslak yıllık bütçeyi onaylamak ve uygulanmasını izlemek, Üniversitenin taşınır ve taşınmaz mallarını yönetmek, bağışları kabul veya ret emek, yeni kaynak yaratılmasını sağlamak, Üniversiteye ait menkul ve gayrimenkulleri gözetim altında tutmak, denetim ve kontrollerini yapmak ve hizmetin en verimli şekilde yürütülmesi için gerekli tedbirleri ve düzenlemeleri almak.</p>

<p>f) Öğretim elemanlarına ve diğer bütün çalışanlarına ödenecek ücretleri belirlemek ve uygulamak.</p>

<p>g) Öğrencilerden alınacak ücretlerin miktarını, ödeme şekil ve zamanını belirlemek.</p>

<p>ğ) Üniversiteye alınacak öğrenci sayısını ve burs kontenjanları ile verilecek bursun şekil, cins ve miktarını tespit etmek ve Yükseköğretim Kuruluna önermek.</p>

<p>h) Üniversitede eğitim-öğretim kalite ve standartlarının saptanması ve uygulanması konusunda gerekli önlemleri almak.</p>

<p>ı) İlgili mevzuatta verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Başkan</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Mütevelli Heyet, üyeleri arasından dört yıl için bir Başkan seçer. Süresi biten Başkan yeniden seçilebilir.</p>

<p>(2) Başkan, Üniversitenin harcama yetkilisidir ve Mütevelli Heyeti temsil eder.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Akademik ve İdari Organlar, Yöneticiler ve Görevleri</p>

<p><strong>Rektör</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Rektör, Üniversitenin en üst akademik yöneticisidir.</p>

<p>(2) Rektör, ilgili mevzuat hükümlerine göre Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Rektör, Üniversitenin tüzel kişiliğini temsil eder. Rektörlüğün herhangi bir nedenle boşalması durumunda Mütevelli Heyet, yeni Rektör atanıncaya kadar YÖK’ün olumlu görüşünü aldıktan sonra Rektör vekili atar. Rektörlerin yaş haddi altmış yedidir. Ancak Rektör olarak atanmış olanlarda görev süreleri bitinceye kadar yaş haddi aranmaz. Görev süresi biten Rektör yeniden atanabilir.</p>

<p>(3) Rektörün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite çalışmalarının işleyişini ve yönetimini sağlayan ilke, politika ve planları belirleyip akademik çalışmaların en üst düzeyde yürütülmesi için gerekli tedbirleri almak.</p>

<p>b) Üniversitenin stratejik planını ve bütçesini hazırlayarak, Mütevelli Heyetinin onayına ve denetimine sunmak.</p>

<p>c) Yukarıda belirtilen görevler dışında ilgili diğer mevzuatla verilen yetkiler ile Mütevelli Heyetin verdiği görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Rektör yardımcıları</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Rektör, çalışmalarında kendisine yardımcı olmak üzere Üniversitenin aylıklı profesörleri arasından en çok üç kişiyi dört yıllık süre için Rektörün önerisi üzerine Mütevelli Heyetin onayı ile atanır. Rektör yardımcılarının görev süreleri Rektörün görev süresi ile sınırlıdır ve atandıkları usule uygun olarak görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Rektör, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birisini vekil olarak bırakır. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir Rektör atanır.</p>

<p><strong>Genel Sekreterlik ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Genel Sekreterlik, Genel Sekreter ile en çok iki genel sekreter yardımcısından ve bağlı birimlerden oluşur.</p>

<p>(2) Genel Sekreter, Rektörün önerisi ve Mütevelli Heyet kararı ile atanır.</p>

<p>(3) Genel Sekreter, Üniversite öğretim elemanları dışındaki Üniversite personelinin idari amiri olarak Rektöre karşı Üniversitenin idari işleyişinden sorumlu en üst düzey yöneticisidir.</p>

<p>(4) Görevden alınması, atanmasındaki usullerle yapılır.</p>

<p>(5) Genel Sekreter, daire başkanlığı, koordinatörlük, müdürlük ve benzeri idari teşkilatlanmanın kurulması ya da kaldırılması önerisinde bulunabilir.</p>

<p>(6) Genel Sekreterin, Üniversite idari teşkilatının başı olarak yapacağı görevler dışında, kendisi ve kendisine bağlı birimler aracılığı ile görevleri aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Üniversite idari teşkilatında bulunan birimlerin verimli, düzenli ve uyumlu şekilde çalışmasını sağlamak.</p>

<p>b) Mütevelli Heyet toplantılarında oya katılmaksızın raportörlük görevi yapmak; bu toplantılarda alınan kararların yazılması, korunması ve saklanmasını sağlamak.</p>

<p>c) Üniversite Senatosu ile Üniversite Yönetim Kurulunda oya katılmaksızın raportörlük görevi yapmak; bu kurullarda alınan kararların yazılması, korunması ve saklanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Üniversite Senatosu ile Üniversite Yönetim Kurulunun kararlarını Üniversiteye bağlı birimlere iletmek.</p>

<p>d) Üniversite idari teşkilatında görevlendirilecek personel hakkında Rektöre öneride bulunmak.</p>

<p>e) Basın ve halkla ilişkiler hizmetinin yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>f) Rektörlüğün yazışmalarını yürütmek.</p>

<p>g) Rektörlüğün protokol, ziyaret ve tören işlerini düzenlemek.</p>

<p>ğ) Rektör tarafından verilecek diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Senato</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Senato, Rektörün başkanlığında, rektör yardımcıları, dekanlar ve her fakülteden fakülte kurullarınca üç yıl için seçilecek birer öğretim üyesi ile Rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokul müdürlerinden oluşur. Üniversitenin yönetimine katılımı yaygınlaştırmak amacıyla Senato, uygun gördüğü öğretim elemanlarını, idari personel ve öğrenci temsilcilerini toplantılara davet edip görüşlerini alabilir.</p>

<p>(2) Senato, her eğitim-öğretim yılı başında ve sonunda olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Rektör, gerekli gördüğü hallerde, Senatoyu toplantıya çağırabilir.</p>

<p><strong>Senatonun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Senato, Üniversitenin akademik organı olup başlıca görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Üniversitenin eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve yayım faaliyetlerinin esasları hakkında karar almak.</p>

<p>b) Üniversitenin bütününü ilgilendiren kanun ve yönetmelik taslaklarını hazırlamak veya görüş bildirmek.</p>

<p>c) Rektörün onayından sonra Üniversite veya Üniversitenin birimleri ile ilgili yönetmelikleri hazırlamak.</p>

<p>ç) Üniversitenin yıllık eğitim-öğretim programını ve takvimini inceleyerek karara bağlamak.</p>

<p>d) Bir sınava bağlı olmayan fahri akademik ünvanlar vermek ve fakülte kurullarının bu konudaki önerilerini karara bağlamak.</p>

<p>e) Fakülte kurulları ile Rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokul kurullarının kararlarına yapılacak itirazları inceleyerek karara bağlamak.</p>

<p>f) Üniversite Yönetim Kuruluna üye seçmek.</p>

<p>g) Senato, 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Üniversite Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Üniversite Yönetim Kurulu, Rektörün başkanlığında, dekanlardan ve Üniversiteye bağlı değişik öğretim birim ve alanlarını temsil edecek şekilde Senato tarafından dört yıl süre için seçilecek üç profesörden oluşur.</p>

<p>(2) Rektör, gerektiğinde Üniversite Yönetim Kurulunu toplantıya çağırır.</p>

<p>(3) Rektör Yardımcıları oy hakkı olmaksızın Üniversite Yönetim Kurulu toplantılarına katılabilir.</p>

<p><strong>Üniversite Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Üniversite Yönetim Kurulu, idari faaliyetlerde Rektöre yardımcı bir organ olup aşağıdaki görevleri yapar:</p>

<p>a) Yükseköğretim üst kuruluşları ile Mütevelli Heyeti ve Senato kararlarının uygulanmasında, belirlenen plan ve programlar doğrultusunda Rektöre yardım etmek.</p>

<p>b) Stratejik plan ve faaliyetlerin uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>c) Üniversite yönetimi ile ilgili olarak Rektörün getireceği konularda karar almak ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>ç) Fakülte, Enstitü ve Yüksekokul Yönetim Kurullarının (disiplin kurulu dahil) kararlarına yapılacak itirazları inceleyerek kesin karara bağlamak.</p>

<p>d) Üniversite ile ilgili mevzuatın öngördüğü hususları, Rektör ve Mütevelli Heyeti tarafından verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Dekanlar ile yüksekokul, enstitü, uygulama ve araştırma merkezi müdürleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Dekan adayları Rektör tarafından tespit edilip Mütevelli Heyetine sunulur. Mütevelli Heyet tarafından seçilen dekan adayı Yükseköğretim Kuruluna üç yıl süre ile atanmak üzere gönderilir. Yükseköğretim Kurulunun onayladığı aday dekan olarak atanır. Süresi biten dekan yeniden atanabilir.</p>

<p>(2) Yüksekokul ve enstitü müdür adayları ise doğrudan Rektör tarafından tespit edilip Mütevelli Heyetine sunulur. Mütevelli Heyeti, yüksekokul ve enstitü müdürlerinin atamasını yapar. Yüksekokul ve enstitü müdürleri tam zamanlı olarak görev yapmak üzere en çok üç yıl süre için atanırlar. Süresi biten yüksekokul ve enstitü müdürü yeniden atanabilir.</p>

<p>(3) Uygulama ve araştırma merkezi müdürleri Rektörün önerisi ve Mütevelli Heyet kararı ile en çok üç yıl süre için atanırlar. Süresi biten uygulama ve araştırma merkezi müdürü yeniden atanabilir.</p>

<p>(4) Dekan ile yüksekokul, enstitü, uygulama ve araştırma merkezi müdürleri çalışmalarında yardımcı olmak üzere Üniversitenin tam zamanlı öğretim üyeleri arasından üç yıl için, en çok iki kişiyi yardımcı olarak seçerler. Görevleri başında olmadıkları zaman yardımcılarından biri vekalet eder. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan/müdür atanır. Dekan ile yüksekokul, enstitü, uygulama ve araştırma merkezi müdürlerinin görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Fakülte, yüksekokul ve enstitü kurulu ile fakülte, yüksekokul ve enstitü yönetim kurulu </strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Fakülte, yüksekokul ve enstitü kurulu ile fakülte, yüksekokul ve enstitü yönetim kurulu, 2547 sayılı Kanunda öngörülen üyelerden oluşur ve anılan Kanunda öngörülen görevleri yürütür.</p>

<p><strong>Bölüm başkanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bölüm başkanı, bölümün tam zamanlı profesörleri bulunmadığı takdirde doçentleri, doçent de bulunmadığı takdirde doktor öğretim üyeleri arasından fakültelerde Dekan tarafından, yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl için atanır. Süresi biten bölüm başkanı tekrar atanabilir.</p>

<p>(2) Bölüm başkanı, bölümün her düzeyde eğitim-öğretim ve araştırmalarından ve bölüme ait her türlü faaliyetin düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesinden sorumludur.</p>

<p>(3) Bölüm başkanı, görevi başında bulunamayacağı süreler için öğretim üyelerinden birini vekil olarak bırakır. Herhangi bir nedenle altı aydan fazla ayrılmalarda, kalan süreyi tamamlamak üzere birinci fıkrada belirtilen şekilde yeni bir bölüm başkanı atanır.</p>

<p><strong>Bölüm/ana bilim dalı kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bölüm/ana bilim dalı kurulu, eğitim-öğretim yılı başında ve sonunda olmak üzere yılda en az iki kez, bölüm/ana bilim dalı başkanının daveti üzerine ve bölüm başkanının başkanlığında, o bölümde/ana bilim dalında görevli bütün öğretim elemanlarının katılımı ile toplanır.</p>

<p>(2) Bölüm/ana bilim dalı kurulunda, akademik konular görüşülür.</p>

<p><strong>Öğretim elemanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Öğretim elemanlarının seçimi, değerlendirilmesi, seçilenlerin uygun görülen akademik ünvanlarla görevlendirilmeleri ve yükseltilmeleri yürürlükteki kanun ve yönetmelik hükümlerine uyularak Üniversitenin yetkili akademik organlarınca yapılır.</p>

<p>(2) Öğretim elemanlarının atamalarında, Devlet yükseköğretim kurumlarındaki atamalarda aranan şartlara ilaveten Üniversitenin akademik yönden gerekli gördüğü şartlar da aranır.</p>

<p>(3) Uygulamalı Bilimler ve Meslek Yüksekokullarında özellikle uygulamalı derslerde görevlendirilecek öğretim elemanlarının atanmasında çalışma deneyimine sahip olması gözetilir.</p>

<p>(4) Devlet yükseköğretim kurumlarında çalışmaları yasaklanmış veya disiplin yoluyla bu kurumlardan çıkarılmış kişiler, Üniversitede görev alamaz.</p>

<p>(5) Üniversitede görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda Devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabidir. Bu personelin aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Araştırma ve geliştirme projeleri ve danışmanlık hizmetleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Üniversite öğretim elemanlarının ve yöneticilerin girişimleri ile Üniversiteden üçüncü kişiler tarafından talep edilen her türlü araştırma ve geliştirme projeleri ve diğer proje hizmetleri Rektörün onayı ile verilir.</p>

<p>(2) Tam zamanlı öğretim üyelerinin Üniversite içinde veya dışında danışmanlık yapmaları,</p>

<p>projelerden veya danışmanlık hizmetlerinden elde edilecek gelirlerden telif hakları dahil ne ölçüde yararlandırılacakları Mütevelli Heyetinin koyduğu prensipler çerçevesinde Rektörün onayı ile belirlenir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Öğretim dili</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Üniversitede öğretim dili İngilizcedir. Aksine bir karar olmadığı sürece, mevzuat gereği Türkçe verilmesi gereken zorunlu dersler hariç, bütün dersler İngilizce verilir; bu derslerin sınavları ve ödevleri İngilizce yapılır. Senatonun gerekçeli kararı, Rektörün önerisi ve Yükseköğretim Kurulunun onayı ile Üniversitenin bazı bölüm ve programlarında kısmen ya da tamamen Türkçe veya başka yabancı dillerde eğitim yapılmasına veya İngilizce dışında yabancı dillerin gerektiğinde ders olarak okutulmasına karar verilebilir.</p>

<p><strong>Fahri ünvanlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Üniversite, yurt içinde veya yurt dışında kendi bilim alanlarında üstün başarı kazanmış veya yaşama değerli katkılarda bulunmuş kişilere, ilgili Fakülte Kurulunun önerisi, Senatonun kararı ve Mütevelli Heyetin onayı ile fahri doktora veya fahri profesörlük ünvanı verebilir.</p>

<p><strong>İzinler</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Öğretim elemanlarının yurt içi/yurt dışı idari ve akademik izin ve görevlendirilmeleri hakkında uygulanacak esaslar Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Gelir kaynakları</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Üniversitenin gelir kaynakları şunlardır:</p>

<p>a) Kurucu vakıf olan Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı tarafından yapılacak bağış ve yardımlar.</p>

<p>b) Bilimsel faaliyetlerden elde edilecek gelirler.</p>

<p>c) Araştırma ve geliştirme projeleri ve danışmanlık hizmetlerinden elde edilecek gelirler.</p>

<p>ç) Eğitim-öğretim hizmetleri karşılığında elde edilecek gelirler.</p>

<p>d) Devlet bütçesinden ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından yapılacak her türlü yardımlar.</p>

<p>e) Bağışlar, vasiyetler ve diğer gelirler.</p>

<p>(2) Üniversiteye veya birimlerine yapılacak bağış, vasiyet ve diğer yardımların kabul veya reddi Mütevelli Heyetinin tasarrufundadır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Üniversitenin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Başkan bu yetkiyi uygun gördüğü hallerde Rektöre devredebilir.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) 12/3/2003 tarihli ve 25046 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yaşar Üniversitesi Kuruluş ve Ana Teşkilat Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yasar-universitesi-ana-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="28129"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/selcuk-universitesi-tarimsal-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/selcuk-universitesi-tarimsal-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 30 Temmuz 2026 Tarihli ve 33325 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Selçuk Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ TARIMSAL UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 14/2/2021 tarihli ve 31395 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Selçuk Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“MADDE 4- (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Arazi: Mülkiyeti, üst hakkı, kullanım hakkı, devir, tahsis ve sair herhangi bir şekilde Üniversiteye veya fakülte, konservatuvar, enstitü, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve diğer bağlı birimlerine ait olan ve bitkisel üretim faaliyetlerinde kullanılan açık alanları,</p>

<p>b) Çiftlik: Mülkiyeti, üst hakkı, kullanım hakkı, devir, tahsis ve sair herhangi bir şekilde Üniversiteye veya fakülte, konservatuvar, enstitü, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve diğer bağlı birimlerine ait olan araziler üzerinde kurulu, bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetlerinin yürütüldüğü uygulama, üretim, barınma ve işletme alanları ile bunlara ilişkin yapı, tesis ve eklentileri,</p>

<p>c) Merkez (SÜYAM): Selçuk Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>ç) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>d) Rektör: Selçuk Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>e) Tesis: Arazi ve çiftliklerde üretimi yapılan bitkisel ve hayvansal ürünlerin işlenerek tüketime hazır hale getirildiği yapı ve alanları,</p>

<p>f) Üniversite: Selçuk Üniversitesini,</p>

<p>g) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“c) Arazi ve çiftliklerin; eğitim, öğretim, uygulama ve araştırma faaliyetlerine katkı sağlamaya yönelik üzerinde bitkisel ve hayvansal faaliyetlerin yapılması için kullanımının planlanması, elde edilen ürünlerin tesislerde işlenmesi ve üretim faktörlerinin Üniversitenin ihtiyaç ve öncelikleri doğrultusunda eş güdüm içerisinde verimli ve rasyonel şekilde kullanılmasını sağlamak.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (ç) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Arazi, çiftlik ve tesislerin; eğitim, öğretim, uygulama ve araştırma faaliyetlerinde kullanılmasını sağlamak, Üniversite birimlerinden bu yönde gelen talepleri değerlendirmek.”</p>

<p>“ç) Arazi, çiftlik ve tesislerin kullanım planlamasını yapmak, kullanıma uygunluklarını ve verimliliklerini belirlemek.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 8- (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından en fazla iki kişi müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdüre, görevi başında bulunmadığı zamanlarda Müdür tarafından belirlenen müdür yardımcısı vekâlet eder. Vekâlet süresi altı ayı geçemez. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10- (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elamanları arasından Rektör tarafından görevlendirilen altı üye ile birlikte toplam en fazla dokuz üyeden oluşur. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir. Üyeliğin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine ayda en az bir kez üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir. Toplantıya katılan üyeler kabul ya da ret yönünde oy kullanırlar. Mazeretleri sebebiyle toplantıya katılamayacak olan üyeler, durumlarını gecikmeksizin Müdürlüğe bildirirler.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkranın (c) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“b) Merkezin amaçları ve faaliyet alanları doğrultusunda arazi, çiftlik ve tesislerin planlamasını yapmak, kullanımını sağlamak.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Selçuk Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/selcuk-universitesi-tarimsal-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="26738"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Berivan Arısoy vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-berivan-arisoy-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-berivan-arisoy-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Berivan Arısoy (16081) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. BERİVAN ARISOY (16081) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>22.01.2003 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Berivan ARISOY (16081) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 31.07.2026 Cuma günü Aydın ili, İncirliova ilçesi Merkez Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından İncirliova Belediyesi Şehir Mezarlığı’na defnedilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/berivan-arisoy.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-berivan-arisoy-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 17:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/berivan-arisoy-1.jpg" type="image/jpeg" length="72336"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Davalıdır Şerhine İlişkin Ara Kararlara İstinaf Yolu Açık Olmalı mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/davalidir-serhine-iliskin-ara-kararlara-istinaf-yolu-acik-olmali-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/davalidir-serhine-iliskin-ara-kararlara-istinaf-yolu-acik-olmali-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargitay-6-hukuk-dairesinin-15063026-20262794-e-20262586-k.pdf" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 15.06.3026 tarihli (2026/2794 E, 2026/2586 K)</a>, davalıdır şerhine ilişkin ara kararlara karşı istinaf yolunun açık olduğu yönündeki yaklaşımı, ilk bakışta hak arama özgürlüğünü genişleten bir yorum olarak görülebilir. <strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargitay-6-hukuk-dairesinin-15063026-20262794-e-20262586-k.pdf" rel="dofollow">(Kararın tam metni için bkz.).</a></strong></p>

<p>Kararda Anayasa’nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına dayanılmıştır. Ancak kanaatimizce bu gerekçe, somut olay bakımından yeterli değildir.</p>

<p>Hak arama özgürlüğü, her usul işleminin mutlaka kanun yoluna tabi tutulmasını gerektirmez. Kanun yolları, hak arama özgürlüğünün sınırsız bir yansıması değil; kanun koyucunun belirlediği usul sistemi içerisinde hukuki yararın gerçekleşmesini sağlayan usul güvenceleridir. Bir ara kararın istinafa konu edilebilmesi için, bu kararın tarafların hukuki durumunu doğrudan ve somut biçimde etkilemesi gerekir. Oysa davalıdır şerhi, esas itibarıyla mevcut bir davanın varlığını tapu siciline yansıtan, açıklayıcı ve bildirici nitelikte bir tasarruftur. Bu şerh yeni bir ayni hak oluşturmadığı gibi mevcut hakları da ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Daha önemlisi, davalıdır şerhinin asıl amacı dava taraflarını değil, taşınmazla sonradan hukuki ilişkiye girecek üçüncü kişileri korumaktır. Şerh sayesinde üçüncü kişiler taşınmazın dava konusu olduğunu öğrenebilmekte ve buna göre işlem yapabilmektedir. Dolayısıyla şerhin koruma alanı büyük ölçüde üçüncü kişilere yöneliktir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte tam da bu noktada kararın ortaya çıkardığı çelişki dikkat çekmektedir. Çünkü davaya taraf olmayan üçüncü kişiler ne davaya müdahil olabilmekte ne de davalıdır şerhine karşı herhangi bir kanun yoluna başvurabilmektedir. Buna rağmen, yalnızca dava taraflarına ara karara karşı istinaf hakkı tanınması, şerhin korumayı amaçladığı üçüncü kişilerin hukuki güvenliğini güçlendirmemekte; aksine belirsizliği artırmaktadır.</p>

<p>Kararın en zayıf yönü ise, istinaf yolunun açık olmasının sağlayacağı somut hukuki yararın ortaya konulamamış olmasıdır. Gerçekten de istinaf mahkemesi hangi hukuki denetimi yapacaktır? İncelemenin özü, büyük ölçüde “Bu taşınmaz dava konusu mudur, değil midir?” sorusundan ibaret olacaktır. Dava konusu olduğu açık olan bir taşınmaz bakımından davalıdır şerhinin kaldırılması hukuken mümkün olmayacağı gibi, dava konusu olmayan bir taşınmaz hakkında da zaten böyle bir şerh konulamayacaktır. Dolayısıyla istinaf incelemesinin uyuşmazlığın çözümüne sağlayacağı ilave bir hukuki katkı veya tarafların hukuki durumunu değiştirecek somut bir sonuç bulunmamaktadır.</p>

<p>Usul hukukunda kanun yollarının amacı, yargılamayı gereksiz yere uzatmak değil, maddi hukukun doğru uygulanmasını sağlamaktır. Ara kararların bağımsız olarak kanun yoluna konu edilebilmesi, ancak telafisi güç veya imkânsız zarar doğurabilecek yahut tarafların hukuki durumunu doğrudan etkileyebilecek hâllerde anlam taşır. Davalıdır şerhi ise dava sonunda verilecek nihai kararın etkisini güvence altına alan, açıklayıcı ve bildirici nitelikte bir sicil işlemidir. Bu nedenle tek başına bağımsız bir istinaf incelemesine konu edilmesi, usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Hak arama özgürlüğü elbette hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Ancak bu özgürlük, her ara kararın mutlaka ayrı bir kanun yolu denetimine tabi tutulacağı anlamına gelmez. Aksi yaklaşım, yargılamaların gereksiz şekilde uzamasına, istinaf mahkemelerinin iş yükünün artmasına ve usul ekonomisinin zedelenmesine neden olabilir.</p>

<p>Sonuç olarak, davalıdır şerhine ilişkin ara kararlarda istinaf yolunun açık olmasını gerektirecek somut bir hukuki yarar ortaya konulamamıştır. Üstelik bu yaklaşım, kanun yollarının işlevi ve usul ekonomisi ilkesi bakımından da ikna edici değildir. Hak arama özgürlüğünün etkin korunması ile usul hukukunun sistematiği arasında kurulması gereken denge, her ara karara bağımsız bir kanun yolu tanınmasıyla değil; gerçekten hak ihlaline yol açabilecek işlemlerin etkili biçimde denetlenmesiyle sağlanabilir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay’ın hak arama özgürlüğünü esas alan yaklaşımı, davalıdır şerhinin hukuki niteliği, kanun yollarının fonksiyonu ve hukuki yarar ilkesi birlikte değerlendirildiğinde yeniden gözden geçirilmeye muhtaç görünmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/davalidir-serhine-iliskin-ara-kararlara-istinaf-yolu-acik-olmali-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tokmak-kitaps.jpg" type="image/jpeg" length="69550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2018/8188 E., 2019/6514 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20188188-e-20196514-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20188188-e-20196514-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 22.05.2019 tarihli, 2018/8188 E., 2019/6514 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/8188 E., 2019/6514 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme<br />
Hüküm : CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat</p>

<p>Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.05.2013 tarihli, 2013/11-87-245 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; vekalet ücreti kişisel hakka ilişkin olup, kişisel hakka ilişkin kanuna aykırılıkların Yargıtay tarafından bozma konusu yapılabilmesi için, hükmün karşı hak sahibi tarafından temyiz edilmiş olması gerekir. Bu nedenle, hakkında beraat kararı verilen ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, temyiz edenin sıfatına göre, bozma sebebi olarak kabul edilmemiştir.</p>

<p>Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının sanığa yüklenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun yasal unsurlarının oluşması nedeniyle sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yürütülen bir suç soruşturması veya kovuşturması dolayısıyla telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri CMK'nın 135. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca; suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, suç tarihi itibariyle hakim veya gecikmesinde sakınca olan halde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Aynı maddenin 8. fıkrasında, dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin ancak, bu fıkrada katalog şeklinde sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabileceği belirtilmiş, 9. fıkrada ise, maddede belirtilen usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın CMK'nın 138/2. madde ve fıkrasının açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutulmuştur.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, resmi belgede sahtecilik, özel belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarına ilişkin Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan adli soruşturma kapsamında, CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında sayılan başka bir suç nedeniyle alınan karar uyarınca, örgüt lideri olduğu iddia olunan Osman adlı kişinin iletişiminin tespiti sırasında, adı geçen şahsın, Kurşunlu İlçe Nüfus Müdürlüğünde veri hazırlama kontrol işletmeni olarak görev yapan sanık ...’i arayıp, kendisini jandarma istihbaratta görevli astsubay olarak tanıtarak ve mağdurlara ait T.C. kimlik numaralarını ona ileterek, mağdurların nüfus kayıt bilgilerini temin ettiğinin tespit edilmesinin ardından, sanığın, meslekte geçirdiği süre ve tecrübesine rağmen muhatabı hakkında hiçbir araştırma yapmaksızın ve mevzuata aykırı biçimde mağdurların nüfus kayıt bilgilerini başkasına vermek suretiyle TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;</p>

<p>Sanık hakkında verilmiş herhangi bir iletişimin denetlenmesi kararı bulunmadığı gibi, sanığa isnat edilen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun, CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında belirtilen katalog suçlardan da olmadığı, dolayısıyla Osman adlı kişi hakkında alınan iletişim tespit tutanaklarının bu suçun delili olarak kullanılamayacağı, iletişimin tespit tutanaklarına istinaden alınan ikrar da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak dikkate alınamayacağı gözetilerek, hukuka aykırı deliller dışlandığında, sanığın mahkumiyetine yeter, her türlü derecede şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmamasından dolayı sanık hakkında CMK'nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken, “...Sanığın savunmaları ve olay değerlendirildiğinde sanığın Kurşunlu İlçe Nüfus Müdürlüğünde memur olarak çalıştığı, sanık ve kişisel bilgileri alan( İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/410 esas sayılı dosyasında yargılanan ve TCK nın 136. Maddesinde yer alan suçtan mahkumiyet kararı verilen) kişinin yaptığı telefon görüşlerine ait tape kayıtlarının incelenmesinde telefonun diğer ucunda yer alan ve kişisel bilgileri isteyen kişinin önce mağdurlara ait TC kimlik numarası sanığa vererek sanıkta güven oluşturduğu ve sanığın karşı tarafta yer alan kişinin istihbaratçı olduğunu düşünerek hareket ettiği, sanığın da telefonun diğer tarafında bulunan kişisel bilgileri elde eden kişiler tarafından hileli hareketler ile iradesinin fesada uğratıldığı, sanığın istihbarat görevlilerine yardım amaçlı hareket ettiğini düşündüğü bu şekliyle sanığın kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak kasten vermek için hareket etmediği bu şekliyle sanığın üzerine atılı suç açısından kastının bulunmadığı sonucuna varılmıştır...” biçimindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle CMK’nın 223/2-c madde, fıkra ve bendi gereğince beraat hükmü kurulması,<br />
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; gerekçeli kararın 3. sayfasında başlayıp 4. sayfasında sona eren “Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe” başlığı altındaki ibarelerin karardan çıkarılarak, yerlerine, “İncelenen dosya kapsamına göre, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, resmi belgede sahtecilik, özel belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarına ilişkin Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan adli soruşturma kapsamında, CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında sayılan başka bir suç nedeniyle alınan karar uyarınca, örgüt lideri olduğu iddia olunan Osman adlı kişinin iletişiminin tespiti sırasında, adı geçen şahsın, Kurşunlu İlçe Nüfus Müdürlüğünde veri hazırlama kontrol işletmeni olarak görev yapan sanık ...’i arayıp, kendisini jandarma istihbaratta görevli astsubay olarak tanıtarak ve mağdurlara ait T.C. kimlik numaralarını ona ileterek, mağdurların nüfus kayıt bilgilerini temin ettiğinin tespit edilmesinin ardından, sanığın, meslekte geçirdiği süre ve tecrübesine rağmen muhatabı hakkında hiçbir araştırma yapmaksızın ve mevzuata aykırı biçimde mağdurların nüfus kayıt bilgilerini başkasına vermek suretiyle TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; sanık hakkında verilmiş herhangi bir iletişimin denetlenmesi kararı bulunmadığı gibi, sanığa isnat edilen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun, CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında belirtilen katalog suçlardan da olmadığı, dolayısıyla Osman adlı kişi hakkında alınan iletişim tespit tutanaklarının bu suçun delili olarak kullanılamayacağı, iletişimin tespit tutanaklarına istinaden alınan ikrar da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak dikkate alınamayacağı gözetilerek, hukuka aykırı deliller dışlandığında, sanığın mahkumiyetine yeter, her türlü derecede şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmamasından dolayı sanık hakkında CMK'nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” ibarelerinin eklenmesi ve hüküm fıkrasının 1 numaralı paragrafının, “1- Sanık hakkında yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı anlaşıldığından, CMK’nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince sanığın beraatine” şeklinde değiştirilmesi suretiyle, eleştiri dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20188188-e-20196514-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="71491"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2022/4525 E., 2024/268 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20224525-e-2024268-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20224525-e-2024268-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 10.01.2024 tarihli, 2022/4525 E., 2024/268 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/4525 E., 2024/268 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2018/622 E., 2019/74 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜMLER : Esastan ret<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.12.2017 tarihli ve 2017/301 Esas, 2017/345 Karar sayılı kararı ile sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 04.02.2019 tarihli ve 2018/622 Esas, 2019/74 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafilerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>A. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,</p>

<p>2. 5271 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesi uyarınca teknik araçlarla izleme tedbirinin uygulanmasına ilişkin karar alınmaksızın elde edilen kamera kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğuna,</p>

<p>3. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,</p>

<p>2. Her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>3. Gizli soruşturmacıların tanık sıfatıyla dinlenmesi gerektiğine,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü<br />
5271 sayılı Kanun'un 139 uncu maddesinde düzenlenen "gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" tedbirine ilişkin karar uyarınca gizli soruşturmacı ile sanık ... arasında gerçekleşen diyalogda Berkay'ın uyuşturucu madde satma teklifinde bulunduğu, sonrasında gizli soruşturmacıların uyuşturucu hap alabilmeleri için Berkay'ın, sanık ... ile buluştuğu, Hasan'dan aldığı 2 adet MDMA içeren hapı gizli soruştumacıya, gizli soruşturmacıdan aldığı parayı Hasan'a verdiği, ayrıca araç içinde gizli soruşturmacılara 1 paket 5F-ADB içeren sentetik kannabinoid türevi madde sattığı olayda;</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; Berkay'ın gizli soruşturmacılara sorular sorarak uyuşturucu madde satışı yapmaya çalıştığı, gizli soruşturmacıların ekstazi alacaklarını söylemeleri üzerine Hasan'dan temin ettiği 2 adet hap ile üzerinde sakladığı 1 paket sentetik kannabinoidin satışını yaptığı, Hasan'ın gizli soruşturmacılarla pazarlık yaptığı ve 2 adet hap karşılığı olan parayı aldıktan sonra olay yerinden uzaklaştığı, her iki sanığın güven alımı yapılan yerde aktif ve bilinçli bir şekilde uyuşturucu madde ticareti yaptıkları gerekçesiyle sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Mahkemece suçun sübutu gizli soruşturmacı faaliyetleri ile teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen kayıtlara dayandırılmıştır. 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesine göre sanığa atılı suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen delile dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir. Yapılan soruşturma işlemleri, kovuşturma kapsamı ve tüm dosya içeriğine göre sonuç olarak;</p>

<p>Dosya içerisinde 5271 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesi uyarınca teknik araçlarla izlemeye ilişkin bir karar bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve 5271 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesi uyarınca usulüne uygun bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme, görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığı anlaşılmakla;</p>

<p>Dosyada mevcut olan tutanağa göre hukuka aykırı olarak alınan görüntü kaydına dayanılarak sanıkların kimlik tespitlerinin yapıldığı, bu şekilde elde edilen delilin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi, hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 04.02.2019 tarihli ve 2018/622 Esas, 2019/74 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
10.01.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20224525-e-2024268-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 17:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="59369"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/1523 E., 2022/7238 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20211523-e-20227238-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20211523-e-20227238-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 02/06/2022 tarihli, 2021/1523 E., 2022/7238 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/1523 E., 2022/7238 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi</p>

<p>Suçlar : 1- Kenevir ekme 2- Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hükümler : 1- Mahkûmiyet; Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/10/2020 - 2020/196 esas ve 2020/304 sayılı kararı (Her iki suçtan tüm sanıklar hakkında)</p>

<p>2- İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 03/12/2020 2020/1859 esas ve 2020/1881 sayılı kararı (Her iki suçtan tüm sanıklar hakkında)</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle; temyiz edenlerin sıfatı, başvurularının süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>Sanık ... müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteminin hükmedilen ceza süresine göre CMK’nın 299. maddesi uyarınca reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>A- Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;</p>

<p>Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesinden sonra, sanığın Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünden gönderdiği 26/05/2022 havale tarihli dilekçesindeki “...temyiz hakkımdan vazgeçtiğimi beyan eder, yine sizlerden almış olduğum cezanın onaylanarak hükmün infazının başlatılması için ilgili birimlere gönderilmesini saygılarımla arz ederim.” şeklindeki beyanının temyiz isteğinden vazgeçme niteliğinde olduğu anlaşıldığından, temyizden vazgeçme nedeniyle hükmün İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,</p>

<p>B- Sanık ... hakkında kenevir ekme suçundan verilen istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde:<br />
Sanık hakkında kenevir ekme suçundan hükmolunan 5 yıl hapis cezasının miktarı gözetildiğinde, 5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, sanık müdafiinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE,</p>

<p>C- Sanıklar ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine ilişkin hükümlerin incelenmesinde;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanıklar müdafilerinin dilekçelerinde belirttikleri temyiz sebeplerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,</p>

<p>1- 17.03.2020 tarihli arama tutanağına göre sanıkların yakalandığı ve sanıklar ... ile ...'in ikameti olan adreste yapılan aramanın saat 14.00 sıralarında başladığının belirtildiği, dosya kapsamında bulunan Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde arama izninin saat 15.00-17.30 arasındaki süreyi kapsayacak şekilde verildiğinin belirtildiği, aramanın usulsüz olduğuna ilişkin yapılan itirazlar üzerine ilk derece mahkemesince aramanın yapıldığı saatin tespiti için aramaya ilişkin video kayıtlarının bilirkişiye verilerek alınan raporda aramaya ilişkin video kayıtlarının 11.52-14.56 arasında yapıldığının tespit edildiği, dinlenen tutanak tanıklarının aramanın yapıldığı saat dilimini hatırlamadıklarını belirttikleri, tutanak tanıklarının kamera kaydında kullanılan cihazın saati konusunda yanlışlık olabileceğini beyan ettikleri, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrindeki bilgiler, tutanak tanıklarının beyanları ve alınan bilirkişi raporları arasında çelişki olduğu anlaşılmakla; aramanın yapıldığı saatin tespit edilmesi için aramada hazır bulunan mahalle muhtarı ve muhtarlık azası ile ilçe tarım görevlisinin de tanık olarak bilgi ve görgülerine başvurulması, kolluk tarafından arama sırasında kullanılan kamera kayıt cihazının arama sırasındaki kayıt saatinde yanlışlık olup olmadığı hususu ile kamera kaydındaki bilgilere göre aramanın yazılı arama emrinde belirtilen saatte yapılıp yapılmadığının çelişkiye mahal vermeyecek şekilde tespit edilmesi, aramanın Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde belirtilen saat 15.00'dan önce yapıldığının tespit edilmesi halinde aramanın ve elde edilen delilllerin hukuka aykırı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması,</p>

<p>2- Kabule göre de; İlk derece mahkemesince aramanın usulsüz olduğu kabul edilmesine rağmen, sanıkların ikrarları ile kendi suçlarının ve diğer sanıkların suçlarının ortaya çıkmasına yardım ve hizmette bulundukları gerekçesiyle sanıklar hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanmışsa da; sanıkların ikrarları olsa da Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde belirtilen saatler dışında yapılan aramanın Anayasamızın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağı, hukuka aykırı yolla elde edilen delil ile bu delillerden hareketle elde edilen delillerin de, zehirli ağacın meyvesi de zehirli olacağı olgusuyla ve sanıklara isnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olması nedeniyle suçun maddi konusu bulunmadığı ve hükme esas alınamayacağı; buna bağlı olarak suçun yasal kurucu unsuru oluşmadığından beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olup, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 03/12/2020 tarih, 2020/1859 esas ve ./.. 2020/1881 sayılı kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre sanıkların bu suçtan TAHLİYELERİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmelerinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmesine, Başkan Vekili ...'ün sanıklar ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen hükümlerin değişik gerekçe ile bozulması ve sanık ...'e de sirayet ettirilmesi yönünden değişik gerekçesi ve oy çokluğu ile, diğer yönlerden oy birliği ile,<br />
02/06/2022 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>DEĞİŞİK GEREKÇE</strong></p>

<p>17.03.2020 tarihli arama tutanağına göre sanıkların yakalandığı ve sanıklar ... ile ...'in ikameti olan adreste yapılan aramanın saat 14.00 sıralarında başladığının belirtildiği, dosya kapsamında bulunan Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde arama izninin saat 15.00-17.30 arasında verildiğinin belirtildiği, aramanın usulsüz olduğuna ilişkin yapılan itirazlar üzerine ilk derece mahkemesince aramanın yapıldığı saatin tespiti için aramanın kayda alınmasına ilişkin video kayıtlarının bilirkişiye verilerek alınan raporda, aramaya ilişkin video kayıtlarının 11.52-14.56 arasında yapıldığının tespit edildiği, mahkemece dinlenen tutanak tanıklarının yeminli beyanlarında arama yapılan saati hatırlamadıklarını belirttikleri, tutanak tanıklarının beyanları, alınan bilirkişi raporu ve kolluk tarafından tutulan arama tutanağı içeriklerine göre; Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde belirtilen saatten önce aramanın yapıldığının dosya kapsamından anlaşıldığı, dolayısıyla yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu, hukuka aykırı arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddelerin Anayasamızın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca “suçun maddi konusu” ve “suçun delili” olarak hükme esas alınamayacağı, mahkemece yapılan araştırmanın da yeterli olduğu, somut olayda suçun maddi konusunun bulunmaması nedeniyle suçun unsurları oluşmadığından, sanıklar ... ve ...'un atılı suçtan beraatlerine, bu durumun hakkındaki hüküm temyizden vazgeçme nedeniyle incelenmeyen sanık ...'a CMK’nın 306. maddesi gereğince sirayetine karar verilmesi ve hükümlerin bu nedenlerle bozulması kanısında olduğumdan sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum. 02.06.2022</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20211523-e-20227238-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="94371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HUKUKA AYKIRI DELİL VE ZEHİRLİ AĞACIN MEYVESİ DOKTRİNİ: ANAYASA MAHKEMESİ VE YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-delil-ve-zehirli-agacin-meyvesi-doktrini-anayasa-mahkemesi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-bir-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-delil-ve-zehirli-agacin-meyvesi-doktrini-anayasa-mahkemesi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-bir-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşmak, yargılamanın temel amaçlarından biridir. Ancak hukuk devletinde maddi gerçeğe ulaşma amacı sınırsız değildir. Devlet, suçla mücadele ederken dahi Anayasa ve kanunların çizdiği sınırlar içinde hareket etmek zorundadır. Aksi kabul edildiğinde, suçun ortaya çıkarılması uğruna temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi meşru hâle gelir ki bu durum hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu nedenle ceza yargılamasında yalnızca <strong>delilin varlığı</strong> değil, <strong>hangi yöntemle elde edildiği</strong> de en az delilin içeriği kadar önem taşımaktadır. Delilin gerçeği göstermesi tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması gerekir. Hukuka aykırı şekilde elde edilen bir delilin yargılamada kullanılması, yalnızca usul kurallarının ihlali anlamına gelmez; savunma hakkını, silahların eşitliği ilkesini ve adil yargılanma hakkını da doğrudan etkiler.</p>

<p>Nitekim Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, <strong>"Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez."</strong> hükmüne yer verilmiş; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 206 ve 217. maddelerinde de hükmün ancak hukuka uygun şekilde elde edilen delillere dayanabileceği açıkça düzenlenmiştir. Böylece hukuka aykırı delil yasağı, yalnızca kanuni değil, aynı zamanda anayasal güvence altına alınmış temel bir ceza muhakemesi ilkesi hâline gelmiştir.</p>

<p>Hukuka aykırı delil yasağının doğal sonucu ise, hukuka aykırı ilk işlemden hareketle ulaşılan diğer delillerin de hukuki akıbetinin tartışmalı hâle gelmesidir. Ceza muhakemesinde <strong>"zehirli ağacın meyvesi" </strong>olarak adlandırılan bu doktrin, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen ilk delilin yalnızca kendisini değil, ondan türeyen delilleri de sakatlayabileceği anlayışına dayanmaktadır. Başlangıçtaki hukuka aykırılığın sonraki delillere sirayet edip etmeyeceği, bugün hem öğretide hem de yüksek mahkeme kararlarında en fazla tartışılan konular arasında yer almaktadır.</p>

<p>Özellikle son yıllarda Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay'ın verdiği kararlar, hukuka aykırı delil yasağını yalnızca şekli bir usul kuralı olarak değil, <strong>adil yargılanma hakkının vazgeçilmez güvencelerinden biri</strong> olarak değerlendirmektedir. Anayasa Mahkemesi, delilin elde ediliş yönteminin yargılamanın bütününün hakkaniyetini etkileyebileceğini kabul ederken; Yargıtay da hukuka aykırı delilden hareketle ulaşılan türev delillerin hükme esas alınamayacağını vurgulayan önemli içtihatlar geliştirmiştir.</p>

<p>Bu çalışmada, öncelikle hukuka aykırı delil kavramı ve anayasal dayanakları incelenecek; ardından zehirli ağacın meyvesi doktrininin Türk ceza muhakemesi hukukundaki yeri açıklanacaktır. Devamında Anayasa Mahkemesi'nin konuya ilişkin güncel yaklaşımı ile Yargıtay kararları birlikte değerlendirilerek hukuka aykırı delil yasağının uygulamadaki sınırları ortaya konulacak; son bölümde ise müdafilik pratiği bakımından bu içtihatların doğurduğu sonuçlar ele alınacaktır.</p>

<p><strong>I. HUKUKA AYKIRI DELİL KAVRAMI</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde delil, geçmişte meydana geldiği iddia edilen bir olgunun ispatına yarayan her türlü araç olarak tanımlanabilir. Ancak bir bilginin delil niteliği taşıması, tek başına hükme esas alınabileceği anlamına gelmez. Delilin, yalnızca maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına elverişli olması yeterli değildir; aynı zamanda hukukun öngördüğü usul kurallarına uygun biçimde elde edilmiş olması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde deliller, yalnızca <strong>ispat güçleri bakımından değil</strong>, <strong>elde ediliş yöntemleri bakımından da</strong> değerlendirilmektedir. Hukuk devleti ilkesinin doğal sonucu olarak, devlet organlarının suçla mücadele ederken dahi hukuka bağlı kalmaları zorunludur. Suçun ispatına yarayan bir delilin, temel hak ve özgürlükleri ihlal eden yöntemlerle elde edilmiş olması hâlinde, maddi gerçeği ortaya koyma fonksiyonu ikinci planda kalmakta, hukuka uygunluk şartı ön plana çıkmaktadır.</p>

<p>Öğretide genel kabul gören tanıma göre hukuka aykırı delil; <strong>Anayasa, kanun veya usul hükümlerine aykırı yöntemlerle elde edilen ve bu nedenle ceza yargılamasında hükme esas alınması mümkün olmayan delildir.</strong></p>

<p>Hukuka aykırılık yalnızca delilin içeriğiyle ilgili değildir. Esas sorun, delile <strong>hangi yöntemle ulaşıldığıdır.</strong> Bu nedenle arama, elkoyma, iletişimin denetlenmesi, teknik araçlarla izleme, dijital materyallerin incelenmesi, beden muayenesi, biyolojik örnek alınması, ses ve görüntü kaydı gibi koruma tedbirlerinin kanunun öngördüğü usule uygun biçimde uygulanması zorunludur. Bu işlemlerden herhangi birinde ortaya çıkan hukuka aykırılık, elde edilen delilin hukuki değerini de doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Anayasa koyucu, hukuka aykırı delil yasağını yalnızca ceza muhakemesine ilişkin teknik bir usul kuralı olarak görmemiş; temel hak ve özgürlüklerin güvencesi niteliğinde anayasal bir ilke hâline getirmiştir. Nitekim Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında; <strong>"Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez." </strong>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme karşısında artık tartışılması gereken husus, hukuka aykırı delilin kullanılmasının mümkün olup olmadığı değil; <strong>hangi hukuka aykırılıkların delili geçersiz hâle getireceği</strong> ve <strong>bu hukuka aykırılığın sonraki delillere etkisinin ne olacağıdır.</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu da anayasal düzenlemeye paralel hükümler içermektedir. CMK'nın 206/2-a maddesi, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin reddedileceğini düzenlemekte; 217/2. maddesi ise hâkimin kararını ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş ve duruşmada tartışılmış delillere dayandırabileceğini hüküm altına almaktadır. Böylece Türk ceza muhakemesinde hukuka aykırı delil yasağı hem anayasal hem de yasal düzeyde açık bir normatif temele kavuşturulmuştur.</p>

<p>Hukuka aykırı delil yasağının amacı yalnızca sanığı korumak değildir. Bu yasak aynı zamanda devletin ceza soruşturması yürütürken hukuk içinde kalmasını sağlamayı amaçlayan kurumsal bir güvencedir. Aksi yöndeki bir yaklaşım, soruşturma makamlarının hukuka aykırı yöntemlere yönelmesini teşvik eder; kısa vadede bazı suçların ortaya çıkarılmasını kolaylaştırsa bile uzun vadede hukuk devletine duyulan güveni zedeler.</p>

<p>Bu nedenle çağdaş ceza muhakemesinde esas olan, <strong>her ne pahasına olursa olsun maddi gerçeğe ulaşılması değil; hukuka uygun yöntemlerle maddi gerçeğe ulaşılmasıdır.</strong> Ceza muhakemesinin meşruiyeti, yalnızca ulaştığı sonuçtan değil, o sonuca hangi yöntemlerle ulaştığından da kaynaklanmaktadır.</p>

<p><strong>II. ZEHİRLİ AĞACIN MEYVESİ DOKTRİNİ </strong></p>

<p>Hukuka aykırı delil yasağının doğal sonucu, hukuka aykırı şekilde elde edilen ilk delilin sonraki delillere etkisinin ne olacağı sorusudur. Gerçekten de soruşturma makamları tarafından hukuka aykırı bir yöntemle elde edilen ilk bilgi, çoğu zaman yeni delillere ulaşılmasını sağlar. Bu durumda yalnızca ilk delilin mi, yoksa ondan hareketle elde edilen sonraki delillerin de mi hukuka aykırı sayılacağı ceza muhakemesinin en önemli tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Bu tartışmaya cevap veren yaklaşım, Anglo-Amerikan hukukunda geliştirilen ve bugün "Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini" olarak adlandırılan ilkedir.</p>

<p>Doktrinin temel mantığı oldukça basittir. Bir ağacın kökü zehirliyse, o ağacın meyvesi de sağlıklı kabul edilemez. Buna göre de hukuka aykırı bir işlemden elde edilen ilk delil sakatsa, bu delilden hareketle ulaşılan diğer deliller de kural olarak aynı hukuka aykırılıktan etkilenir. Başlangıçtaki hukuka aykırılık, delil zincirinin sonraki halkalarına da sirayet eder.</p>

<p>Bu nedenle doktrinde yalnızca <strong>"ilk delilin hukuka aykırılığı"</strong> değil, <strong>"hukuka aykırılığın uzak etkisi"</strong> tartışılmaktadır.</p>

<p><strong>Doktrinin Ortaya Çıkış Amacı</strong></p>

<p>Zehirli ağacın meyvesi doktrininin amacı, yalnızca sanığın menfaatlerini korumak değildir. Asıl amaç, soruşturma makamlarının hukuka aykırı yöntemlere başvurmalarını caydırmaktır.</p>

<p>Eğer yalnızca ilk delil dosyadan çıkarılır; ancak o delilden hareketle ulaşılan bütün diğer deliller kullanılmaya devam edilirse, hukuka aykırı işlem yapan kamu görevlisi fiilen ödüllendirilmiş olur. Böyle bir sistemde hukuka aykırı arama yapmak, usulsüz elkoyma kararı almak veya kanuni şartları oluşmadan iletişimi denetlemek soruşturma makamları açısından ciddi bir risk oluşturmaz. Çünkü ilk delil kullanılmasa bile ondan hareketle elde edilen diğer deliller mahkûmiyet için yeterli olabilecektir. Oysa hukuk devleti, hukuka aykırı davranışın dolaylı olarak dahi ödüllendirilmesine izin vermez.</p>

<p>İşte bu nedenle doktrin, yalnızca ilk delilin değil, hukuka aykırı ilk işlem sayesinde ulaşılan tüm delillerin de kural olarak yargılama dışında bırakılmasını öngörmektedir.</p>

<p><strong>Türk Hukukunda Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini</strong></p>

<p>Türk hukukunda "zehirli ağacın meyvesi" ibaresi ne Anayasa'da ne de Ceza Muhakemesi Kanunu'nda açıkça yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 38. maddesi ile CMK'nın 206 ve 217. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, doktrinin dayandığı temel düşüncenin Türk hukuk sistemiyle uyumlu olduğu görülmektedir.</p>

<p>Nitekim öğretide uzun süredir baskın görüş, hukuka aykırı şekilde elde edilen ilk delilin, ondan türeyen delilleri de hukuka aykırı hâle getireceği yönündedir. Son yıllarda Yargıtay'ın verdiği kararlar da bu yaklaşımı büyük ölçüde benimsemeye başlamıştır. Özellikle hukuka aykırı arama, hukuka aykırı iletişimin denetlenmesi ve usulsüz dijital incelemeler sonucunda elde edilen türev deliller bakımından yüksek mahkeme kararlarında doktrine açık atıflar yapılmaktadır.</p>

<p>Bu gelişme, Türk ceza muhakemesinde hukuka aykırı delil yasağının yalnızca ilk delille sınırlı dar bir yorumdan uzaklaşıldığını, hukuka aykırılığın delil zinciri üzerindeki etkisinin de dikkate alınmaya başlandığını göstermektedir.</p>

<p>Kanaatimizce, zehirli ağacın meyvesi doktrini yalnızca teknik bir ispat teorisi değildir. Bu doktrin, hukuk devleti ilkesinin ceza muhakemesindeki görünüm biçimlerinden biridir. Devletin hukuka aykırı yöntemlerle elde ettiği avantajlardan yararlanmasına izin verilmesi, hukuka aykırılığı dolaylı olarak meşrulaştırır. Böyle bir yaklaşım ise Anayasa'nın üstünlüğü, temel hakların korunması ve adil yargılanma hakkı ile bağdaşmaz.</p>

<p>Bu nedenle değerlendirilmesi gereken husus, yalnızca delilin doğruluğu değil, delile ulaşılırken izlenen yolun hukuk düzeni tarafından kabul edilip edilmediğidir. Hukuk devleti bakımından meşru olan, yalnızca doğru sonuca ulaşılması değil; doğru sonuca <strong>hukuka uygun yöntemlerle</strong> ulaşılmasıdır.</p>

<p><strong>III. ANAYASA MAHKEMESİ'NİN HUKUKA AYKIRI DELİL YASAĞINA YAKLAŞIMI</strong></p>

<p>Hukuka aykırı delil yasağı, yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan teknik bir ispat kuralı değildir. Bu yasak, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru kararlarında giderek daha belirgin hâle gelen bir anlayış doğrultusunda, adil yargılanma hakkının ve hukuk devleti ilkesinin temel güvencelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, delillerin elde edilme yönteminin yalnızca usule ilişkin bir mesele olmadığını; bu yöntemin temel hak ve özgürlüklere etkisinin de değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Mahkemeye göre, devletin hukuka aykırı yöntemlerle elde ettiği bilgileri yargılamada kullanması, bazı durumlarda yargılamanın bütününün hakkaniyetini zedeleyebilir.</p>

<p>Bu yaklaşımın güncel örneklerinden biri, <a href="https://www.hukukihaber.net/avukatla-yapilan-gorusmenin-izlenmesi-nedeniyle-ozel-hayata-saygi-hakkinin-disiplin-cezasina-iliskin-sikayetin-reddedilmesi-nedeniyle-adil-yargilanma-hakkinin-ihlal-edilmesi" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun <strong>Fadime Kolutek ve Diğerleri</strong> kararı</a>nda görülmektedir.</p>

<p><strong>1. Olayın Özeti</strong></p>

<p>Başvurucular hakkında yürütülen soruşturma sırasında ceza infaz kurumunda avukatlarıyla yaptıkları görüşmeler, infaz kurumu görevlilerince izlenmiş; görüşmeler sırasında tutanaklar düzenlenmiş ve bu tutanaklarda yer verilen bilgiler daha sonra disiplin yaptırımlarına dayanak olarak kullanılmıştır. Başvurucular ise avukatla yapılan görüşmelerin gizliliğinin ihlal edildiğini, bu şekilde elde edilen kayıtların delil olarak kullanılmasının savunma hakkını ortadan kaldırdığını ileri sürmüşlerdir.</p>

<p><strong>2. Anayasa Mahkemesinin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararında öncelikle, avukat ile müvekkil arasındaki haberleşmenin savunma hakkının temel unsurlarından biri olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p>Mahkemeye göre, kişinin avukatına hiçbir tereddüt duymadan olayları anlatabilmesi ve hukuki yardım alabilmesi, ancak bu görüşmelerin gizli kalacağına ilişkin güvenceyle mümkündür. Avukat-müvekkil görüşmelerinin kamu görevlilerince izlenmesi veya bu görüşmelerden elde edilen bilgilerin daha sonra kişi aleyhine kullanılması, savunma hakkının özünü zedeleme tehlikesi taşımaktadır.</p>

<p>Kararda ayrıca, temel haklara yapılan müdahalelerin yalnızca kanuni dayanağının bulunmasının yeterli olmadığı; müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerektiği de vurgulanmıştır. Bu çerçevede Mahkeme, başvurucuların avukatlarıyla yaptıkları görüşmelerden elde edilen bilgilerin disiplin yaptırımına dayanak yapılmasını, Anayasa'nın güvence altına aldığı haklarla bağdaşmayan bir uygulama olarak değerlendirmiştir.</p>

<p><strong>3. Kararın Hukuka Aykırı Delil Bakımından Önemi</strong></p>

<p>Söz konusu karar doğrudan "zehirli ağacın meyvesi" doktrinini tartışmamaktadır. Bununla birlikte kararın ortaya koyduğu anayasal ilkeler, hukuka aykırı delil yasağı bakımından son derece önemlidir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen bilgilerin daha sonra yargısal veya disiplin süreçlerinde kullanılmasını yalnızca şekli bir usul sorunu olarak görmemiş, bunu savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı bağlamında değerlendirmiştir. Böylece Mahkeme, delilin içeriğinden önce <strong>elde ediliş yönteminin hukuka uygunluğunu</strong> esas alan bir yaklaşım benimsemiştir. Bu anlayış, ceza muhakemesinde hukuka aykırı delil yasağının anayasal temelini güçlendirmektedir.</p>

<p>Kanaatimizce bu kararın en önemli yönü, hukuka aykırı delil yasağını yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu'nun teknik hükümleri çerçevesinde ele almamış olmasıdır. Anayasa Mahkemesi, savunma hakkını zedeleyen yöntemlerle elde edilen bilgilerin daha sonra kişi aleyhine kullanılmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağını açık biçimde ortaya koymuştur.</p>

<p>Bu yaklaşım, Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen hukuka aykırı delil yasağı ile birlikte değerlendirildiğinde önemli bir sonuç ortaya çıkmaktadır: Devlet yalnızca hukuka uygun delil toplamakla yükümlü değildir; temel hakları ihlal ederek elde ettiği bilgileri de kişilerin aleyhine kullanamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA HUKUKA AYKIRI DELİL VE ZEHİRLİ AĞACIN MEYVESİ DOKTRİNİ</strong></p>

<p>Konu yalnızca tek bir kararla sınırlı değildir. Farklı dairelerin kararları da aynı doğrultuda önemli örnekler sunmaktadır. Kullanım açısından aşağıdaki kararlar özellikle dikkat çekicidir:</p>

<p><strong>1) Usulsüz arama sonucunda elde edilen deliller</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20211523-e-20227238-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2021/1523 E., 2022/7238 K. sayılı kararı</a>nda; arama emrinde belirtilen saatler dışında yapılan arama nedeniyle elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı, ayrıca bu delillerden hareketle ulaşılan verilerin de zehirli ağacın meyvesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>2) Hukuka aykırı iletişimin denetlenmesi ve teknik takip</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-20162524-e-20175338-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2016/2524 E., 2017/5338 K. sayılı kararı</a>nda; iletişimin dinlenmesi, uzatma kararları ve buna bağlı teknik takip tedbirleriyle elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu durumda, bu verilerin mahkûmiyet dayanağı yapılamayacağı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>3) Hukuka aykırı görüntü kaydına dayalı kimlik tespiti</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20224525-e-2024268-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2022/4525 E., 2024/268 K. sayılı kararı</a>nda; dosyadaki hukuka aykırı görüntü kaydına dayanılarak kimlik tespiti yapılmasının da hukuka aykırı olduğu ve mahkûmiyete dayanak olamayacağı kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>4) Savcılık görevlendirmesi olmaksızın elde edilen deliller</strong></p>

<p>Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2015/43162 E., 2017/11029 K. sayılı kararında; Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görevlendirmesi olmadan yapılan işlemlerle ulaşılan delillerin hukuka uygun kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>5) Hukuka aykırı delile dayalı ikrar</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20188188-e-20196514-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2018/8188 E., 2019/6514 K. sayılı kararı</a>nda; hukuka aykırı elde edilen tutanaklara dayalı ikrarların da delil değerinin bulunmadığı, bu deliller dışlandığında yeterli ve kesin ispat kalmıyorsa beraat kararı verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu kararların ortak noktası şudur: Hukuka aykırılık yalnızca ilk işlemi değil, ona bağlı delil zincirini de etkiler.</p>

<p><strong>V.Doktrindeki Görüşler Ne Diyor?</strong></p>

<p>Öğretide de benzer yaklaşım ağır basmaktadır. <strong>Prof. Dr. Cumhur Şahin,</strong> iletişimin denetlenmesi sonucu elde edilen hukuka aykırı delillerin uzak etkisini incelerken <i>(“Telekomünikasyon Yoluyla İletişimin Denetlenmesi-yargıtay Kararları Çerçevesinde Bir Değerlendirme-1”)</i> hukuka aykırı ilk delil olmasaydı elde edilemeyecek delillerin de değerlendirilmemesi gerektiğini belirtmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-delilden-elde-edilen-goruntulerin-delil-niteligi-ersan-sen" rel="dofollow">Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Tamer Bayraklı ve Stj. Av. Hurşit Berkay Çalışkan;</a> hukuka aykırı delilden türeyen delilin, kendi kanuni şartlarını sağlasa dahi hukuka aykırı sayılması gerektiğini, kamu yararı veya dengeleme gerekçeleriyle bu yasağın yumuşatılamayacağını savunmaktadır.</p>

<p>Bu görüşler, Yargıtay içtihatlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, Türk ceza muhakemesinde hukuka aykırı delilin etkisinin dar değil, geniş yorumlandığını göstermektedir.</p>

<p><strong>VI. Uygulama</strong></p>

<p>Pratikte en çok karşılaşılan husus, hukuka aykırı delilin doğrudan değil ama dolaylı biçimde hükme esas alınmasıdır. Kimi dosyalarda ilk arama işleminin usulsüz olduğu kabul edilmesine rağmen, sonrasında elde edilen veriler sanki bağımsız bir delilmiş gibi değerlendirilmeye çalışılır. Bazı durumlarda ise “nasıl olsa aynı sonuca ulaşılırdı” veya “başka türlü elde edilemezdi” gibi gerekçeler öne sürülerek hukuka aykırılık etkisizleştirilmeye çalışılır. Oysa bu tür yaklaşımlar, savunma hakkını zayıflatır ve adil yargılanma ilkesini aşındırır.</p>

<p><strong>VII. Hangi İşlemler Özellikle İncelenmelidir?</strong></p>

<p>Hukuka aykırı delil tartışması birçok dosyada yüzeysel geçilir; oysa belirleyici olan ayrıntıdır. Özellikle şu alanlarda çok dikkatli inceleme gerekir:</p>

<p><strong>Arama ve elkoyma işlemleri</strong>: Karar var mı, kararın kapsamı ne, saat ve yer bakımından usule uygunluk sağlanmış mı?</p>

<p><strong>İletişimin dinlenmesi ve teknik takip:</strong> Süre, uzatma, katalog suç, gerekçe ve uygulanış biçimi bakımından eksiklik var mı?</p>

<p><strong>Dijital deliller: </strong>Telefon, bilgisayar, hard disk, mesajlaşma kayıtları ve yedekleme verileri hangi yöntemle elde edilmiş?</p>

<p><strong>Görüntü ve ses kayıtları: </strong>Kaydın elde edilme usulü, kayıt bütünlüğü ve kayıt kaynağı hukuka uygun mu?</p>

<p>Dosyada yer alan delilin içeriği güçlü görünse bile, eğer elde ediliş süreci sakatsa, bu delilin değeri de ciddi şekilde tartışmalı hale gelir.</p>

<p><strong>VIII.Sonradan Elde Edilen Deliller</strong></p>

<p>Sorulması gereken en önemli soru şudur: <strong>Bu delile, ilk hukuka aykırı işlem yapılmamış olsaydı yine ulaşılabilecek miydi? </strong>Eğer cevap olumsuz ise, delilin "zehirli ağacın meyvesi" niteliğinde olduğu ileri sürülebilir.</p>

<p>Bu nedenle kanaatimizce savunma, yalnızca ilk delile değil, delil zincirinin tamamına odaklanmalıdır.</p>

<p><strong>IX.Sonuç: Hukuka Aykırı Delile Dayanan Hüküm Ne Kadar Sağlıklıdır?</strong></p>

<p>Sonuç olarak, ceza yargılamasında hukuka aykırı delil yasağı ve zehirli ağacın meyvesi doktrini, sadece teknik bir usul meselesi değildir. Bunlar, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının somut güvenceleridir</p>

<p>Yargıtay kararları ve öğretideki baskın görüş birlikte değerlendirildiğinde, şu temel ilke net biçimde ortaya çıkmaktadır: Hukuka aykırı delil kullanılamaz. Bu delilden türeyen deliller de kural olarak hükme esas alınamaz.</p>

<p>Hukuk devletinde önemli olan yalnızca maddi gerçeğe ulaşmak değildir; o gerçeğe hukukun gösterdiği yoldan ulaşabilmektir. Çünkü hukuka aykırı yollarla elde edilen bir gerçek, adaletin değil, keyfiliğin ürünüdür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-delil-ve-zehirli-agacin-meyvesi-doktrini-anayasa-mahkemesi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-bir-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/teraziziaa.jpg" type="image/jpeg" length="34766"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA BEDELİNİN TESPİTİ Mİ, SÖZLEŞMENİN UYARLANMASI MI?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelinin-tespiti-mi-sozlesmenin-uyarlanmasi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-bedelinin-tespiti-mi-sozlesmenin-uyarlanmasi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YARGITAY HUKUK GENEL KURULU'NUN ÇİZDİĞİ SINIR]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Son yıllarda yaşanan olağanüstü fiyat hareketleri, kira uyuşmazlıklarını yargının en yoğun gündem maddelerinden biri hâline getirdi. Bu yoğunluk içinde uygulamada en sık karıştırılan konulardan biri, birbirine görünüşte çok benzeyen iki davanın — <strong>kira bedelinin tespiti davası</strong> ile <strong>kira bedelinin uyarlanması davasının</strong> — sınırıdır. İki dava da sonuçta "kira ne olacak?" sorusuna cevap arar; ancak dayandıkları hukuki temel, tabi oldukları koşullar, hükümlerinin etkili olduğu tarih ve izlenecek yargılama yöntemi birbirinden tamamen farklıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020687-e-20221259-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020687-e-20221259-k-sayili-karari" rel="dofollow">05.10.2022 tarihli ve 2020/687 E., 2022/1259 K. sayılı karar</a>ında</strong> bu sınırı bütün unsurlarıyla ortaya koymuş; iki dava arasındaki farkları madde madde sayarak, talebin yanlış nitelendirilmesinin tek başına bozma sebebi olduğunu vurgulamıştır. Bu yazıda, anılan karar ekseninde iki dava türünün hukuki niteliği karşılaştırılacak ve uygulamaya dönük sonuçlar değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>II. Karara Konu Uyuşmazlık</strong></p>

<p>Karara konu olayda, on beş yıl süreli bir işyeri kira sözleşmesinin kiraya verenleri, aradan geçen sürede kira bedelinin rayice göre düşük kaldığını ileri sürerek, kira bedelinin "günün ekonomik koşullarına göre" belirli bir tutara <strong>uyarlanmasını</strong> talep etmiştir. İlk derece mahkemesi talebi bir <strong>kira bedelinin tespiti davası</strong> olarak nitelendirmiş; bilirkişi raporu ve kiracının eski kiracı olması dikkate alınıp hak ve nesafet indirimi de uygulanarak kira bedeli tespit edilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı bozmuş; mahkemenin direnmesi üzerine uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir. Hukuk Genel Kurulunun önündeki soru netti: Kiraya verenin bu talebi bir tespit davası mıdır, yoksa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğüne dayalı bir <strong>uyarlama davası</strong> mıdır — ve buna göre hangi araştırma yöntemi izlenmelidir?</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu, dava dilekçesindeki anlatımdan hareketle talebin uyarlama olduğunu kabul etmiş ve direnme kararını bozmuştur. Kararın ifadesiyle: <i>"davacının dava dilekçesindeki anlatımından talebinin kira bedelinin tespiti değ</i><i>il, s</i><i>özleşmenin uyarlanması olduğu açıktır."</i></p>

<p><strong>III. Kira Bedelinin Tespiti Davasının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Kira bedelinin tespiti davası, kanuni bir düzenlemenin değil, bir <strong>içtihat geleneğinin</strong> ürünüdür. Anayasa Mahkemesinin, mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un 2 ve 3. maddelerini iptal eden kararının 26.09.1963'te yürürlüğe girmesiyle doğan kanun boşluğu, <strong>18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı Yargıtay İç</strong><strong>tihadı Birleştirme Kararı</strong> ile hâkim tarafından doldurulmuş; kira bedelinin belirlenmesi işlevi böylece yargıya geçmiştir. Bugün bu dava, 6098 sayılı TBK'nın 344 ve 345. maddelerinde kanuni zemine kavuşmuştur.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu kararında bu davanın ayırt edici özellikleri şöyle özetlenebilir:</p>

<p>– <strong>Kamu düzeninden sayılır.</strong> Kira bedelinin belirlenme yöntemini taraflar kararlaştıramaz; sözleşmedeki artış yöntemi dahi hâkimi bağlamaz. Hâkim, kanun, içtihadı birleştirme kararları ve yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla belirlenen yönteme uymak zorundadır.</p>

<p>– <strong>Konusu tek bir kira yılıdır.</strong> Hüküm, bir kira dönemine ait kira bedelinin ne olacağını açık, net ve tam biçimde belirler.</p>

<p>– <strong>Klasik bir tespit davası </strong><strong>da değildir.</strong> Genel tespit davaları mevcut bir hukuki ilişkinin varlığını veya yokluğunu belirlerken, kira tespiti kararı yalnızca sözleşmenin yeni dönemde belirsiz kalan kira bedeli unsurunu belirli hâle getirir; hukuki sonuç ancak hâkimin kararıyla doğar.</p>

<p>Güncel kanuni çerçeve de hatırlanmalıdır: TBK m.345 uyarınca kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir; ancak belirlenen bedelin <strong>yeni kira d</strong><strong>öneminin başından itibaren</strong> kiracıyı bağlaması için davanın yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önce açılması ya da bu süre içinde kiraya verenin artırım iradesini yazılı olarak bildirmiş olması gerekir. Sözleşmede yeni dönemde artış yapılacağına ilişkin hüküm varsa, yeni dönem sonuna kadar açılan davada belirlenen bedel de dönem başından itibaren geçerli olur. TBK m.344/3 uyarınca beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen sözleşmelerde hâkim; TÜFE on iki aylık ortalamalardaki değişim oranını, kiralananın durumunu ve emsal kira bedellerini gözeterek hakkaniyete uygun bir belirleme yapar.</p>

<p><strong>IV. Uyarlama Davasının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Sözleşmenin uyarlanması ise bambaşka bir temelden beslenir: <strong>ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesinin istisnası</strong> olan beklenmeyen hâl (clausula rebus sic stantibus) kuramı ve işlem temelinin çökmesi teorisi. Önceleri Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralından türetilen bu kurum, 6098 sayılı TBK'nın 138. maddesinde "Aşırı ifa güçlüğü" başlığıyla kanunlaşmıştır.</p>

<p>Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere uyarlama, şu <strong>d</strong><strong>ört koşulun birlikte gerçekleşmesine</strong> bağlıdır:</p>

<p>1. Sözleşme kurulurken taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmalıdır.</p>

<p>2. Bu durum borçludan kaynaklanmamalıdır.</p>

<p>3. Bu durum, sözleşme kurulurken mevcut olguları, ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşürecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.</p>

<p>4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş ya da haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu kararında, Özel Dairenin bozma gerekçesinden şu cümle aynen yer almaktadır: <i>"Uzun süreli kira s</i><i>özleşmelerinde edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması </i><i>ve s</i><i>özleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi durumunda kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanması için her zaman 'uyarlama' davası açılabilir."</i> Ancak bu dava, salt rayiç karşılaştırmasıyla değil; sözleşme koşulları, olağanüstü değişikliğe yol açan objektif olgular, tarafların amacı ve hakkaniyet ölçüleri birlikte değerlendirilerek görülür.</p>

<p><strong>V. İki Dava Arasındaki Temel Farklar</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu, iki dava arasındaki yakınlığa rağmen belirgin farkları beş başlıkta toplamıştır. Kararın sistematiği izlenerek bu farklar şöyle ifade edilebilir:</p>

<p>1. <strong>S</strong><strong>özleşmenin sü</strong><strong>resi:</strong> Uyarlama davası kural olarak uzun süreli kira sözleşmelerinde gündeme gelir; kira tespiti davası ise bir yıllık dönemler hâlinde yenilenen sözleşmelerin davasıdır.</p>

<p>2. <strong>Hükmün etkili olduğu tarih:</strong> Uyarlama, dava tarihinden itibaren ileriye etkilidir; geçmiş dönem için uyarlama istenemez. Kira tespiti kararı ise — süre koşuluna uyulmuşsa — yeni kira döneminin başından itibaren hüküm ifade eder.</p>

<p>3. <strong>Yargılama y</strong><strong>öntemi:</strong> Taşınmazın cinsi, yüzölçümü, konumu ve emsal kira bedelleri gibi tespit davasının olağan ölçütleri, uyarlama davasında ancak yardımcı kaynak olabilir; uyarlamada asıl olan, işlem temelini çökerten olağanüstü olgunun araştırılmasıdır.</p>

<p>4. <strong>Yabancı para kaydı:</strong> Kira bedeli dövizle kararlaştırılmışsa tespit davasında bedel Türk lirası olarak, uyarlama davasında ise aynı cins döviz üzerinden belirlenir.</p>

<p>5. <strong>S</strong><strong>özleşme kayıtlarının bağ</strong><strong>layıcılığı:</strong> Uyarlama davasında taraflarca kararlaştırılan intibak kaydı dikkate alınır; kira tespiti davası ise kamu düzeniyle ilişkisi nedeniyle sözleşmedeki belirleme yöntemiyle bağlı değildir.</p>

<p><strong>VI. Kararın Uygulamaya D</strong><strong>önük Sonuçları</strong></p>

<p><strong>1. Dava dilekçesindeki anlatım, davanın kaderini belirler.</strong> Hâkim, HMK m.33 uyarınca Türk hukukunu re'sen uygular ve tarafların getirdiği vakıalara göre hukuki sebebi kendisi tayin edebilir; ancak taleple bağlılık ilkesinin dışına çıkamaz. Dilekçede "rayice göre düşük kalma" ve "günün ekonomik koşullarına uyarlama" anlatımı varsa, mahkemenin bunu tespit davası gibi görüp bilirkişinin rayiç kirası üzerinden hüküm kurması — somut karardaki gibi — bozma sebebidir. Aynı yanılgının tersi de mümkündür: TBK m.344-345 koşullarında bir tespit talebinin uyarlama gibi ele alınıp TBK m.138'in ağır koşullarına tabi tutulması, davacıyı hak kaybına uğratır.</p>

<p><strong>2. İki davanın koşulları birbirinin yerine ikame edilemez.</strong> Tespit davasında olağanüstü bir durumun varlığı aranmaz; beş yıllık eşik ve süre koşulları yeterlidir. Uyarlama davasında ise enflasyonist ortamda dahi her rayiç farkı "öngörülemez olağanüstü durum" sayılmaz; TBK m.138'deki dört koşulun somut olayda tek tek gerçekleştiği ortaya konmalıdır.</p>

<p><strong>3. Kararın verildiğ</strong><strong>i d</strong><strong>önemin </strong><strong>özel bağlamı da g</strong><strong>özden kaçırılmamalıdır.</strong> Somut olayda kiracı tacir olduğundan, 6217 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca TBK m.344'ün 01.07.2012–01.07.2020 arasında bu ilişkilere uygulanmadığı; bu dönemde uzun süreli işyeri kiralarında ancak uyarlama talep edilebildiği karardan anlaşılmaktadır. Bu geçiş dönemi sona ermiş olsa da, o dönemde kurulmuş sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda hâlâ karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p><strong>4. Islah ve terditli talep pratiği </strong><strong>önem kazanmaktadır.</strong> Nitelendirme tartışmasının bozma riskini bertaraf etmek isteyen taraf vekilinin, vakıaları eksiksiz ortaya koyması ve talep sonucunu hangi hukuki kuruma dayandırdığını dilekçede tereddüde yer bırakmayacak biçimde ifade etmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VII. Sonuç</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020687-e-20221259-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulunun <strong>2020/687 E., 2022/1259 K. sayılı kararı</strong>,</a> kira uyuşmazlıklarının yoğunlaştığı bugünlerde başvurulacak bir yol haritası sunmaktadır: Kira bedelinin tespiti davası, kamu düzeninden sayılan, tek kira yılına odaklanan ve yöntemi içtihatla belirlenmiş bir dava; uyarlama davası ise ahde vefa ilkesinin istisnası olarak yalnızca olağanüstü koşullarda işletilebilen, ileriye etkili bir sözleşme müdahalesidir. İkisi arasındaki tercih bir üslup meselesi değil, davanın koşullarını, ispat konusunu ve hükmün etki tarihini baştan sona değiştiren bir nitelendirme meselesidir. Karar, bu nitelendirmenin ilk muhatabının da dilekçeyi kaleme alan vekil olduğunu hatırlatmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Mete Ç</strong><strong>ELİK</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">– 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.138, m.344, m.345</span></p>

<p><span style="color:#999999">– 6217 sayılı Kanun geçici m.2</span></p>

<p><span style="color:#999999">– 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.33</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020687-e-20221259-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">– Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2020/687, K.2022/1259, T.05.10.2022</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20176283-e-20192753-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">– Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2017/6283, K.2019/2753, T.28.03.2019</span></a><span style="color:#999999"> (anılan kararda geçen bozma ilamı)</span></p>

<p><span style="color:#999999">– Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 18.11.1964, 2/4; 12.11.1979, 1979/1 E., 1979/3 K. (anılan kararda atıf yapılan İBK'lar)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelinin-tespiti-mi-sozlesmenin-uyarlanmasi-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/ev-bina-anahtar.jpg" type="image/jpeg" length="94107"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2017/6283 E., 2019/2753 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20176283-e-20192753-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20176283-e-20192753-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 28.03.2019 tarihli, 2017/6283 E., 2019/2753 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/6283 E., 2019/2753 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki kira bedelinin uyarlaması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraflarca temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; maliki bulunduğu taşınmazda 15.05.2004 başlangıç tarihli, 15 yıl süreli kira sözleşmesi gereği davalının kiracı olarak oturduğunu, kira sözleşmesinde kira bedelinin arttırımı ve ödeme şeklinin belirtilmiş olmasına rağmen sözleşme hükümlerinin tam uygulanmadığını, kira bedelinin aradan geçen on yıllık sürede, tüm ekonomik değerler dikkate alındığında, rayice göre düşük kaldığını belirterek aylık kira bedelinin 15.05.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere net 7.500,00 TL olarak uyarlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı; kira bedelinin uyarlanmasını gerektirecek bir durum bulunmadığını ve talep edilen kira bedelinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece; davanın kısmen kabulüne, dava konusu taşınmazın aylık kira bedelinin 15.05.2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık net 6.000,00 TL olarak tespitine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1) Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Türk hukukunda da öteden beri MK.nun 2 ve 4. maddesinden de esinlenilerek, hem Clausula Rebus Sic Stantibus ilkesi, hem de İşlem Temelinin Çökmesi Kuramı uygulanmak suretiyle, uyarlanma davalarının görülebilir olduğu benimsenmiştir.</p>

<p>Yargıtay tarafından benimsenen ve sözleşmeye bağlılık ilkesinin istinasını oluşturan, uyarlama davası 6098 Sayılı TBK’nun yasalaştırılması sırasında da benimsenerek, 6098 Sayılı Yasanın 138. maddesinde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında düzenlemiş, “ Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. İlgi maddenin gerekçesinde de “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, "işlem temelinin çökmesi"ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanunu’nun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>a.Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.</p>

<p>b.Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.</p>

<p>c.Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.</p>

<p>d.Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.<br />
Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.” denilerek uygulama da kabul edilen uyarlama davasının yasa maddesi haline getirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>Somut olayda; taraflar arasında geçerli kabul edilen kira sözleşmesi 15.05.2004 başlangıç tarihli ve 15 yıl süreli olup davacı, 15.05.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere değişen hal ve şartlara göre kira bedelinin uyarlanmasını istemiştir. Uzun süreli kira sözleşmelerinde edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi durumunda kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanması için her zaman “ uyarlama “ davası açılabilir. O halde Mahkemece yapılacak iş; az yukarıda açıklanan uyarlama davalarında uygulanması gereken kurallar, belirtildiği şekilde tek tek ortaya konulmalı ve konularında uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan, tüm bu veriler, kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgedeki kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticaret değişiklikleri, emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar, döviz kurlarındaki ani ve aşırı iniş ve çıkışlar ile ülkeyi sarsan ciddi ekonomik kriz veya doğal afetlere bağlı ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesini gerektirecek olayların varlığı araştırılıp değerlendirilmek suretiyle bir rapor alınmalı ve hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde kira bedelinin tespitine yönelik karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>2-) Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.03.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020687-e-20221259-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/687 E., 2022/1259 K. sayılı kararı</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20176283-e-20192753-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="20355"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/687 E., 2022/1259 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020687-e-20221259-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020687-e-20221259-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.10.2022 tarihli, 2020/687 E., 2022/1259 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2020/687 E., 2022/1259 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “kira bedelinin belirlenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda ... Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı istemi:</p>

<p>4. Davacı vekili, müvekkillerinin maliki bulunduğu taşınmazların 15.05.2014 tarihli kira sözleşmesi ile on beş yıl süreli olarak ... Süpermarketleri Tic. A.Ş. ye kiralandığını, davalının bu şirketi satın alarak işyerini kullanmayı sürdürdüğünü, kira sözleşmesinde kira bedelinin artırımı ve ödeme şekli belirtilmiş olmasına rağmen sözleşme hükümlerinin tam uygulanmadığını, kira bedelinin aradan geçen on yıllık sürede tüm ekonomik değerler dikkate alındığında rayice göre düşük kaldığını ileri sürerek aylık kira bedelinin 15.05.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere net 7.500TL olarak uyarlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili, kira bedelinin uyarlanmasını gerektirecek bir durum bulunmadığını ve talep edilen kira bedelinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı:</p>

<p>6. ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 07.04.2016 tarihli ve 2014/824 E., 2016/328 K. sayılı kararı ile; bilirkişi raporu ve davalının eski kiracı olması dikkate alınarak, hak ve nesafet indirimi de yapılmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, dava konusu taşınmazların aylık kira bedelinin 15.05.2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere takdiren aylık net 6.000TL olarak tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı :</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>8. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20176283-e-20192753-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.03.2019 tarihli ve 2017/6283 E., 2019/2753 K. sayılı kararı</span></a></strong> ile; “…1) Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimin aynen ifa etmelidir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Türk hukukunda da öteden beri MK.nun 2 ve 4. maddesinden de esinlenilerek, hem Clausula Rebus Sic Stantibus ilkesi, hem de İşlem Temelinin Çökmesi Kuramı uygulanmak suretiyle, uyarlanma davalarının görülebilir olduğu benimsenmiştir.</p>

<p>Yargıtay tarafından benimsenen ve sözleşmeye bağlılık ilkesinin istinasını oluşturan, uyarlama davası 6098 Sayılı TBK’nun yasalaştırılması sırasında da benimsenerek, 6098 Sayılı Yasanın 138. maddesinde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında düzenlemiş, “ Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. İlgi maddenin gerekçesinde de “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, "işlem temelinin çökmesi"ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanunu’nun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>a.Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.</p>

<p>b.Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.</p>

<p>c. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.</p>

<p>d.Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.<br />
Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.” denilerek uygulama da kabul edilen uyarlama davasının yasa maddesi haline getirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>Somut olayda; taraflar arasında geçerli kabul edilen kira sözleşmesi 15.05.2004 başlangıç tarihli ve 15 yıl süreli olup davacı, 15.05.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere değişen hal ve şartlara göre kira bedelinin uyarlanmasını istemiştir. Uzun süreli kira sözleşmelerinde edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi durumunda kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanması için her zaman “ uyarlama “ davası açılabilir. O halde Mahkemece yapılacak iş; az yukarıda açıklanan uyarlama davalarında uygulanması gereken kurallar, belirtildiği şekilde tek tek ortaya konulmalı ve konularında uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan, tüm bu veriler, kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgedeki kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticaret değişiklikleri, emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar, döviz kurlarındaki ani ve aşırı iniş ve çıkışlar ile ülkeyi sarsan ciddi ekonomik kriz veya doğal afetlere bağlı ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesini gerektirecek olayların varlığı araştırılıp değerlendirilmek suretiyle bir rapor alınmalı ve hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde kira bedelinin tespitine yönelik karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>2-) Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:</p>

<p>9. ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 31.12.2019 tarihli ve 2019/529 E., 2019/1044 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü nedeni ile kira bedelinin uyarlanmasında uygulanması gereken kuralların bu davada uygulanamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:</p>

<p>10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kiraya veren tarafından kira bedelinin belirlenmesinin talep edildiği somut olayda, TBK’nın 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğüne ilişkin kural ve koşulların uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre başkaca araştırma yapılmaksızın hüküm tesisinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “kira bedelinin tespiti” ve “sözleşmenin uyarlanması” davalarının hukuksal niteliği ve kendine özgü özelliklerinin irdelenmesinde yarar vardır.</p>

<p>13. Kira bedelinin tespiti davaları; Anayasa Mahkemesinin, kira sözleşmesinin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun (6570 sayılı Kanun)’un 2 ve 3. maddelerinin iptaline ilişkin kararının 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte kanundan doğan boşluğun doldurulması için Yargıtay içtihatları ile getirilmiştir.</p>

<p>14. Kira bedelinin tespiti davalarının konusunu 6570 sayılı Kanun kapsamına giren taşınmaz mallar oluşturur ve bu dava 6570 sayılı Kanun’un uygulandığı yerler ve taşınmazlar için söz konusudur.</p>

<p>15. Kira bedelinin tespiti davaları kiralayan (kiraya veren) tarafından açılabileceği gibi kiracı tarafından da açılabilir.</p>

<p>16. Kira bedelinin tespiti davalarında hüküm bir kira yılına ait kira parasının ne olacağının belirlenmesine ilişkindir. Bu belirleme açık, net ve tam olmalıdır.</p>

<p>17. Kira bedelinin tespiti davalarının en çarpıcı özelliği kamu düzeni ile ilgili olmalarıdır. Bununla ilgili yöntemleri tarafların belirleyemeyeceği yargısal uygulamada kabul edilmiştir.</p>

<p>18. Hâkim, bu davalarda kanun, içtihadı birleştirme kararları ve Yargıtay içtihatları ile belli edilen yöntemlere uygun olarak kira bedelinin tespiti yoluna gitmek zorundadır. Kira parasının tespitinde belirlenen bu ilke dışına çıkılması eşit uygulama ilkesini bozacağı gibi kamu düzeni ile ilgili olan bu davanın yapısına da uygun düşmeyecektir.</p>

<p>19. İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 12.11.1979 tarihli ve 1979/1 E., 1979/3 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, Anayasa Mahkemesince 26.03.1963 tarihinde verilen karar ile 6570 sayılı Kanun’un 2 ve 3. maddelerinin iptaline karar verilmiş ve bu kararın sözü edilen maddeleri yerine yeni bir kanun çıkarılmadan 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine bir kanunî boşluk oluşmuştur.</p>

<p>20. Uygulamada birliği sağlamak için 18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile, kanunda boşluk bulunduğu temelinden hareketle yeni dönemde akdin kira bedeline ilişkin hükmünün yenilenmeyerek kirası belli olmayan bir akit hâline geldiği benimsenmiş ve kira bedelinin sınırlandırılmasına ilişkin boşluğun hâkim tarafından doldurulması gerektiği kararlaştırılmıştır.</p>

<p>21. Bilindiği üzere tespit davaları, genel olarak bir hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığının belirlenmesine ilişkin davalardır. Bu dava ile hukukî ilişki hakkındaki kuşku ve tereddütler giderilir. Tespit davaları hakların istikrarını temin etmekle toplumsal bir yarar sağlar. Tespit davasının amacı da hukukî belirsizliği gidermek, başka bir deyişle hukukî ilişkileri taraflar açısından belirli hâle getirmekten ve bu yolla barışı sağlamaktan ibarettir.</p>

<p>22. Buna göre, kira bedelinin tespiti davalarında verilen kira tespiti kararları, diğer tespit davalarında olduğu gibi bir hukukî ilişkiyi tespit etmez. Amacı sadece kira sözleşmesinin yeni dönemde belli olmayan kira bedeli unsurunu belirli bir hâle getirmekten ibarettir. Gerçekten de taraflar anlaşamamışlarsa, kiranın tespitinde hukukî sonuç ancak hâkimin kararı ile doğar.</p>

<p>23. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2021 tarihli ve 2017/(6)3-3197 E., 2021/1593 K. sayılı kararında da aynı hususlara işaret edilmiştir.</p>

<p>24. Sözleşmenin uyarlanması ise; kurulmuş bir sözleşmede sonradan ortaya çıkan bazı olgular nedeniyle değişiklik yapılabilmesi için bugün çağdaş tüm hukuk sistemlerinde kabul edilen, beklenmeyen hâl (emprevizyon) veya clausula rebus sic stantibus kuramının koşullarının gerçekleşmiş olması hâlinde mümkün görülmektedir. Bu kuramın, borçlunun şartları ne olursa olsun mutlaka akde sadık kalmasını zorunlu gören, bir bakıma artık eskimiş olarak nitelendirilebilecek ahde vefa veya pacta sunt servanda kuramını sınırlamak için konulduğu benimsenmektedir.</p>

<p>25. Beklenmeyen hâl kuramı, şöyle açıklanmaktadır: Akit yapıldığı sırada mevcut bulunan şartlar önemli surette değişmişse taraflar akitle bağlı olmamalıdır. Buna “clausula rebus sic stantibus” (beklenmeyen hâl şartı) denmektedir. Bu görüş öğretide “emprevizyon teorisi” adıyla anılmaktadır. Öğretide, sözleşmenin, yapıldığı andaki durumun değişmeyeceği şeklindeki bir zımni kabul ile yapıldığı, aynen uygulanmasının taraflarca bu zımni şarta bağlı tutulduğu varsayılmaktadır (Tekinay, Selahattin Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla : Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 7. Bası, ... 1993, s. 1005).</p>

<p>26. Akitlerin ifasını şartların değişmemesine bağlayan fikir (clasula rebus sic stantibus) gerçeğe tam olarak uygun değilse de, ahde vefa prensibine kesin ve sıkı sıkıya bağlılığın da her zaman adil olmadığı görülmektedir. Bugün İsviçre-Türk hukukunda çoğunlukla dayanılan esas, uyuşmazlıklara dürüstlük kuralı uyarınca çözüm bulunmasıdır (Oğuzman, Kemal: Borçlar Hukuku, Cilt 1, 4. Bası, ... 1987, s. 123; Serozan, Rona: Borçlar Hukuku, Genel Bölüm, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme 3. Cilt, ... 1994, s. 164; Kaplan, İbrahim: Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi, Ankara 1987, s. 112; Burcuoğlu, Haluk: Hukukta Beklenmeyen Hal ve Uyarlama, ... 1995, s. 4).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>27. Mukayeseli hukuk açısından konu irdelediğinde; Alman hukukunda beklenmeyen hâl veya clausula rebus sic stantibus kuramının daha da somutlaştırılarak kabul edildiği ve işlem temelinin çökmesi kuramı olarak adlandırılan bir kuramın geliştirildiği görülmektedir. Buna göre, sözleşmenin temelini teşkil eden, kendisi üzerine anlaşmanın dayandığı ve karşılıklı edimlerin tayin olunduğu edim ve karşı edim arasındaki dengenin taraflardan biri için artık çekilmez, katlanılamaz biçimde bozulduğu hâllerde, işlem temelinin çökmesi söz konusu olacaktır (Serozan; s. 164 vd).</p>

<p>28. İsviçre hukukuna gelince; hâkimin bir sözleşmenin dönme ya da fesih suretiyle ortadan kalktığını veya emprevizyon nedeniyle sözleşmenin uyarlanması gerektiğini kabul edebilmesi için, şu koşulların varlığı aranmaktadır:</p>

<p>a) Öngörülmez bir dış olayın sebep olması: Söz konusu dış olay, bir kişi olayı olmamalıdır. Diğer taraftan bu olay öngörülemez olmalı ve sözleşmenin dengesi, yargıçtan müdahale talep eden tarafın kusurundan kaynaklanmaksızın bozulmuş olmalıdır.</p>

<p>b) Sözleşme ekonomisinin bozulması: Yargıç, yalnızca sözleşme henüz ifa edilmediği takdirde emprevizyon kuramı çerçevesinde müdahale edebilir. Öngörülemez olgular, taraflar arasındaki dengeyi bozmuş olmalıdır.</p>

<p>c) Objektif olarak katlanılması beklenebilecek rizikonun aşılmış olması gerekir.</p>

<p>29. Federal Mahkeme içtihatlarında denge bozukluğunun önemli, açık ve aşırı olması aranmaktadır. Bu nedenle, her somut olayda objektif bir değerlendirmeyle emprevizyon kuramını ileri süren tarafın üstlenmesi gereken azami rizikonun belirlenmesi gerekir. Eğer bu riziko aşılmışsa, hâkim sözleşmeye el atabilecektir.</p>

<p>30. Türk hukukunda, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) uyarlama davaları ile ilgili bir düzenleme bulunmadığından, mehaz kanundaki uygulamalar doğrultusunda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un 2. maddesinden de esinlenilerek, hem clausula rebus sic stantibus ilkesi, hem de işlem temelinin çökmesi kuramı uygulanmak suretiyle, uyarlama davalarının görülebilir olduğu benimsenmiş ise de işlem temelinin çökmesi kavramının uygulanabilmesi için, sonradan meydana gelen değişikliklerin önceden teşhis ve tahmin edilememiş olması gerekir (Gürsoy, Kemal Tahir: Hususi Hukukta Clausula Rebus Sic Stantibus, Emprevizyon Nazariyesi, 1950, s. 59-60).</p>

<p>31. Nitekim bu hususu kanunî düzenlemeye kavuşturan TBK’nın “Aşırı İfa Güçlüğü” başlıklı 138. maddesinde;<br />
“Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.</p>

<p>Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.</p>

<p>32. Anılan maddenin görülmekte olan davalarda da uygulanacağına ilişkin 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 7. maddesi gereği, bu hüküm BK döneminde yapılan sözleşmeler için de geçerlidir.</p>

<p>33. Gelinen aşamada, işlem temelinin çökmesi ilkesinin somut olaya ne şekilde uygulanacağı hususu da irdelenmelidir. Yukarıda anıldığı gibi, uyarlama kurallarının uygulanması için öngörülmez bir dış olayın meydana gelmesi gerekir.</p>

<p>34. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 14.09.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2308 E., 2021/994 K. sayılı kararında da aynı hususlara işaret edilmiştir.</p>

<p>35. Her iki dava arasında bir yakınlık olmasına karşın belirgin farklar bulunmaktadır :</p>

<p>a) Uyarlama davaları tartışmalı olmakla birlikte genellikle uzun süreli kira sözleşmelerinde söz konusu olduğu hâlde, kira tespit davaları bir yıl süreli sözleşmelerinde devreye girer.</p>

<p>b) Uyarlama davaları açıldığı tarihten itibaren derhal etkili olur. Bu nedenle daha önceki tarih için uyarlama istenemez. Kira tespit davaları ise kira sözleşmesinin sonundan, yeni dönem başından itibaren hükmünü ifade eder, yeter ki kira sözleşmesinin bitiminden en az on beş gün öncesine kadar dava dilekçesi veya kira bedelinin tespitinin isteneceğine dair bildiri (ihtar) kiracıya ulaştırılsın.</p>

<p>c) Salt kira parasının tespitine ilişkin davalarda izlenen (örneğin sadece taşınmazın cinsi, yüzölçümü, bulunduğu mevki, emsal taşınmazların kira bedelleri gibi) yöntem uyarlama davalarında ancak yardımcı kaynak olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle kira parasının günün koşullarına uyarlanması davalarında hâkim, gerek sözleşme koşullarına, gerekçe olağanüstü değişikliklere neden olan objektif koşulları birlikte değerlendirerek, tarafların amacına, dürüstlük kuralına, hakkaniyet ve insaf ölçülerine uygun bir miktar belirleyecektir.</p>

<p>d) Sözleşmede kira parası döviz olarak belirlenmişse, kira tespit davalarında Türk Lirası, uyarlama davalarında ise yine aynı cins döviz olarak kira parasının saptanması cihetine gidilecektir.</p>

<p>e) Uyarlama davalarında, taraflarca sözleşmede kararlaştırılan (intibak) kaydı dikkate alınır. Buna karşın, kira tespit davaları, kamu düzeni ile olan yakın ilişki nedeniyle sözleşmede kira parasının belirlenmesine ilişkin taraflarca karalaştırılan (yöntem) mahkemeyi bağlamaz (Yavuz, Nihat: Uyarlama Davaları, Ankara 2007, s. 62).</p>

<p>36. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendiğinde; taraflar arasında geçerli kabul edilen kira sözleşmesi 15.05.2004 başlangıç tarihli ve on beş yıl süreli olup sözleşmenin bitiş tarihi 15.05.2019’dur. Davacı vekili, 08.12.2014 tarihinde açtığı eldeki dava ile 15.05.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere değişen hâl ve şartlara göre kira bedelinin belirlenmesini talep etmiştir. Mahkemece, davacılar vekilinin talebi “kira bedelinin tespiti davası” olarak nitelendirilerek davanın kısmen kabulü yönünde hüküm tesis edilmiş ise de, Özel Dairece davacının talebi “sözleşmenin uyarlanması” mahiyetinde değerlendirilmiştir.</p>

<p>37. Hâkim, Türk hukukunu re’sen uygular (HMK m. 33/1). Bu hükmün sonucu olarak hâkim, tarafların getirdiği vakıalara göre uyuşmazlığı belirleyip hukukî sebebi tayin edebilir ise de, taleple bağlılık ilkesi dışına çıkamaz. Buradan hareketle, davacının dava dilekçesindeki anlatımından talebinin kira bedelinin tespiti değil, sözleşmenin uyarlanması olduğu açıktır. Zira ortada halihazırda bir sözleşme ve kira bedeline ilişkin maddeler bulunmakla birlikte sözleşmede mevcut bedelin rayiç karşısında düşük kaldığı iddia edilmekte ve açıkça günün ekonomik koşullarına göre uyarlama istenildiği belirtilmektedir.</p>

<p>38. Kaldı ki, TBK’nın kira artışına ilişkin 344. maddesindeki düzenlemenin, kiracının tacir olması durumunda 6217 Sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi gereğince bu Kanun hükmünün sekiz yıl süreyle uygulanamayacağı, 01.07.2012 ile 01.07.2020 tarihine kadarki dönemde ise TBK öncesinde uygulanan BK ile Yargıtay içtihatlarına göre uzun süreli kiralarda ancak “kira bedelinde uyarlama” talebinde bulunulabileceği de belirtilmelidir.</p>

<p>39. Bu durumda bozma kararında işaret edildiği üzere davacının talebinin sözleşmenin uyarlanması olduğunun kabulüyle, bu tür davaların temelini teşkil eden TBK’nın 138. maddesinde düzenlenen “aşırı ifa güçlüğü” ne ilişkin hususların araştırılması ve incelenmesiyle buradan ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.</p>

<p>40. Hâl böyle olunca; Mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>41. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020687-e-20221259-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="48205"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 2025/4819 E., 2025/6355 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20254819-e-20256355-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20254819-e-20256355-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 30/12/2025 tarihli, 2025/4819 E., 2025/6355 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>İKİNCİ DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas No: 2025/4819</strong></p>

<p><strong>Karar No: 2025/6355</strong></p>

<p><br />
<strong>İSTEMİN KONUSU:</strong></p>

<p>... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.</p>

<p><br />
<strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem:</p>

<p>Dava; davacının ... Üniversitesi Rektörlüğünde Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı olarak görev yapmaktayken Pamukkale Üniversitesi ... Meslek Yüksekokuluna Yüksekokul Sekreteri olarak atanmasına ilişkin Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğünün ... günlü, ... sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p><br />
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:</p>

<p>... İdare Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla; daire başkanlığı kadrosunun da üst düzey kadro olduğunun kabulüyle üst düzey kamu yöneticilerinin, kamu kurum ve kuruluşlarının geleceğe dönük planlarını ve politikalarını saptayan, bu plan ve politikalardaki hedefleri gerçekleştirmek için gerekli kaynakları ve bu kaynakların kullanım yerlerini belirleyen ya da bu kişilerin emir ve direktifleri yönünde uygulamayı yapan veya onlara yardımcı olan kişiler oldukları, diğer taraftan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun'da atama yapma ve görevden alma konusunda idareye tanınan takdir yetkisinin bu tür kadrolar için daha geniş olduğunun kabulüyle bu görevlerden başka görevlere atanmaya ilişkin işlemlerin kazanılmış hakları veya genel olarak hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden bir yönü bulunmadığı, idarenin sahip olduğu takdir yetkisini, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı kullandığına dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı hususları da dikkate alındığında, idarenin takdir yetkisi kapsamında "Daire Başkanı" olarak görev yapan davacının, yine takdir yetkisi kapsamında bu görevinden alınarak "Fakülte Sekreteri" kadrosuna atanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti:</p>

<p>... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu kararıyla; istinaf başvurusuna konu kararın usul ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:</strong></p>

<p>Davacı tarafından; yemek hizmeti alımı işinde gerçekleşen hatanın kendi hatası olmadığı, görevin ifasında disiplinsizlik ve zafiyet yaşandığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI TARAFIN CEVABI:</strong></p>

<p>Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ:</strong></p>

<p>Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><br />
<strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><br />
<strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><br />
Öte yandan, 10/07/2018 günlü, 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 3 Nolu Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ekinde yer alan cetvellerde (dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan haliyle), Üniversite daire başkanlıklarının üst kademe yönetici olarak belirlenmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, idarenin ''üst düzey yönetici atama ve görevden alma konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu'' değerlendirmesine yer verilen kararın bu gerekçesinde hukuki isabet bulunmamakta ise de; kararın diğer gerekçeleri hukuka uygun olduğundan; bu husus temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><br />
<strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın yukarıda yer verilen gerekçe ile ONANMASINA,</p>

<p>3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan davacı üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7035 sayılı Kanun ile değişik 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 30/12/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 52. maddesinin (a) fıkrasında, "Genel Sekreter ile daire başkanları, müdürler, hukuk müşavirleri ve uzmanlar, yükseköğretim üst kuruluşlarında ilgili kuruluşların görüşü alınarak Yükseköğretim Üst Kuruluşunun Başkanı; üniversitelerde ise yönetim kurulunun görüşü alınarak rektör tarafından atanır. Fakülte, enstitü ve yüksekokul sekreterinin atanması, ilgili dekan ve müdürün önerisi üzerine rektör tarafından yapılır." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 76. maddesinin 1. fıkrasında, "Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 52. maddesi ile, Daire Başkanı kadrosuna yapılacak atamalar konusunda yönetim kurulunun görüşünü almak suretiyle rektöre takdir yetkisi tanındığı açık olup, bu yetkinin ancak kamu yararı ve hizmet gerekleri göz ardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, sözü edilen bu durumun dava konusu idari işlemin neden ve amaç yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargı içtihatlarıyla kabul edilmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, davacının daire başkanlığı döneminde harcama yetkilisi olarak görev yaptığı sırada yapılan yemek hizmeti alım ihalesinde yüklenici yemek şirketine fazladan ödeme yapılmasına ilişkin olay gerçekleşmişse de, söz konusu fazla ödemeden davacının sorumlu olduğunun somut bir biçimde ortaya konulamadığı, ayrıca yüklenici şirketin teminat mektubu nakde çevrilmek suretiyle bu miktarın karşılandığı; diğer yandan davacının, daire başkanlığı görevinden alınarak fakülte sekreteri kadrosuna atanmasını gerektirecek şekilde hizmeti aksattığı veya başarısız olduğu ya da görevde kalmasında hizmetin yürütülmesi açısından sakınca bulunduğu yönünde başkaca hukuken geçerli somut bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde kamu yararı ve hizmet gerekleri bakımından hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20254819-e-20256355-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay7.jpg" type="image/jpeg" length="96167"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN DEPO EDİLMESİNE İLİŞKİN İHTARLI DAVETİYENİN, DAVACI İDARENİN ULUSAL ELEKTRONİK TEBLİGAT SİSTEMİNDE (UETS) KAYITLI ADRESİNE TEBLİĞ EDİLMESİ GEREKİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-bedelinin-depo-edilmesine-iliskin-ihtarli-davetiyenin-davaci-idarenin-ulusal-elektronik-tebligat-sisteminde-uets-kayitli-adresine-teblig-edilmesi-gerekir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-bedelinin-depo-edilmesine-iliskin-ihtarli-davetiyenin-davaci-idarenin-ulusal-elektronik-tebligat-sisteminde-uets-kayitli-adresine-teblig-edilmesi-gerekir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2024/570</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/569</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 24.09.2025</strong></p>

<p><strong>KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN TESPİTİ VE TERKİN İSTEMİ</strong></p>

<p><strong>KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN DEPO EDİLMESİNE İLİŞKİN İHTARLI DAVETİYE</strong></p>

<p><strong>ULUSAL ELEKTRONİK TEBLİGAT SİSTEMİ (UETS)</strong></p>

<p><strong>TEBLİGATIN ELEKTRONİK YOLLA YAPILMASI ZORUNLU OLAN GERÇEK VE TÜZEL KİŞİLER</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Uyuşmazlık; kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemine ilişkin eldeki davada; kamulaştırma bedelinin depo edilmesine ilişkin ihtarlı davetiyenin, davacı idare vekilinin kişisel elektronik posta adresine mi yoksa davacı Müdürlüğün Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminde (UETS) kayıtlı adresine mi tebliğ edilmesi gerektiği, buradan varılacak sonuca göre avukatın kişisel elektronik posta adresine yapılan tebligatın usulsüz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Elektronik yolla tebligat, idareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birime yapılır. Temsile yetkili olan kişilerin ayrı bir elektronik tebligat adresinin bulunması bu kuralın uygulanmasına engel olmaz. Dolayısıyla tebligatın, elektronik yolla ve idareyi vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birime yapılması gerekmektedir. Somut olayda ise kesin süreye ilişkin ihtarlı davetiyenin, davacı idarenin Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminde (UETS) kayıtlı adresi yerine, adı geçen avukatın hesap sahibi olduğu UETS adresine yapıldığı anlaşılmakla, davacı idare vekilinin kişisel elektronik posta adresine yapılan elektronik tebligat usulsüzdür.</p>

<p>SAYISI : 2024/48 E., 2024/232 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 30.11.2023 tarihli ve</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2023/5659 Esas, 2023/11941 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı idare vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge ... Mahkemesince davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge ... Mahkemesi kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Antalya ili Kepez ilçesi ... Mahallesinde bulunan 1.075, 89... yüzölçümlü 281 47... parsel sayılı taşınmazın 373, 66... 'lik bölümünün kamulaştırma bedelinin tespiti ile kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkinini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı idare tarafından kamulaştırma bedelinin mahkemece tespitinin istenebilmesi için kamulaştırmayı yapan idare tarafından 2942 sayılı Kanun'daki prosedüre uygun olarak anlaşarak satın alma girişiminde bulunmuş olmasının gerektiğini, davacının pazarlıkla satın alma usulünün denendiğini ve sonuç alamadığını ileri sürmüş ise de bu yöndeki işlemlerin eksik olduğunu, dava şartının yerine getirilmediğini, dosyada pazarlık görüşmelerinin sonuçsuz kaldığını ispatlayan bir belgenin mevcut olmaması nedeniyle kamulaştırma bedelinin mahkemece tespitini isteme konusunda dava hakkının doğmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 05.07.2022 tarihli ve 2018/255 Esas, 2022/534 Karar sayılı kararıyla; kamulaştırma bedelinin verilen süreler içerisinde depo edilmemesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge ... Mahkemesinin 22.02.2023 tarihli ve 2022/3591 Esas, 2023/218 Karar sayılı kararıyla; davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge ... Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;</p>

<p>''...Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukukî nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı idare vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Yapılan incelemede 10.03.2022 tarihli duruşmada davacı vekilinin hazır olduğu, kamulaştırma bedelinin yatırılması için süre verildiği ve sürenin kesin olmadığı, 17.05.2022 tarihli duruşmada ise davacı vekilinin mazeretli olduğu, 15 günlük kesin süre verildiği, kesin süre sonunda kamulaştırma bedelinin yatırılmaması durumunda davanın reddedileceğinin ihtarına karar verildiği, duruşma tutanağının davacı vekili Avukat ...’ün elektronik tebligat adresine 22.05.2022 tarihinde tebliğ edildiğine dair Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) e-tebliğ mazbatası görülmüşse de, UETS adresinin adı geçen avukata ait olduğu, 7201 sayılı Tebligat Kanunun 7/a maddesine ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin "Tebligatın Elektronik Yolla Yapılmasının Zorunlu Olanlar" Başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde davacı idareninde sayıldığı 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 3 üncü fıkrasına göre ise ‘Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanun'da belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.’ hükmünün bulunduğu, Kanun'un 35 inci maddesi 4 üncü fıkrasına göre, Tüzel kişilere daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınacağından ve bu madde hükümleri uygulacağından; avukatın kişisel elektronik posta adresine yapılan tebligatın usulsüz olduğu anlaşıldığından kararın bozulması gerekir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; muhatabın Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesi kapsamında olmasının, Tebligat Kanunu'nun 11. maddesine göre "Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır" kuralının istisnasını teşkil etmediği, vekil ile temsilin bulunmaması hâlinde bu kurumlara elektronik tebligat ile tebliğ yapılması gerektiği, bu nedenle eldeki davada bedelin depo edilmesine ilişkin ihtaratı içeren tebligatın davacı vekilinin kendi Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminde (UETS) kayıtlı adresine 22.05.2022 tarihinde yapıldığı, tebligatta bir usulsüzlük bulunmadığı, anılan tebliğ işlemine rağmen davacı tarafın, mahkemece belirlenen kamulaştırma bedelini 05.07.2022 tarihli duruşma gününde depo ettirmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı idare vekili temyiz dilekçesinde; eldeki davada kamu yararının esas olduğu, kamulaştırma bedelinin de idare tarafından yatırıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemine ilişkin eldeki davada; kamulaştırma bedelinin depo edilmesine ilişkin ihtarlı davetiyenin, davacı idare vekilinin kişisel elektronik posta adresine mi yoksa davacı ... Müdürlüğünün Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminde (UETS) kayıtlı adresine mi tebliğ edilmesi gerektiği, buradan varılacak sonuca göre avukatın kişisel elektronik posta adresine yapılan tebligatın usulsüz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) 7/a maddesi,</p>

<p>Elektronik Tebligat Yönetmeliğinin (Yönetmelik) 5 ve 9. maddeleri,</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin kısaca açıklanmasında yarar vardır.</p>

<p>2. Bilindiği üzere Kamulaştırma Kanunu, kamu yararının gerektirdiği hâllerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzel kişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler (2942 sayılı Kanun md. 1).</p>

<p>3. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 1 ve 8. fıkraları; "Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister.</p>

<p>....</p>

<p>(Değişik sekizinci fıkra: 19/4/2018-7139/26 md.) Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hâkim tarafından onbeş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir. Tarafların anlaşması halinde kamulaştırma bedeli olarak anlaşılan miktar peşin ve nakit olarak, hak sahibi adına bankaya yatırılır. Tarafların anlaşamaması halinde hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) mahkemece belirlenecek banka hesabına yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Kamulaştırma bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise ilk taksitin yine peşin ve nakit olarak hak sahibi adına, hak sahibi tespit edilememiş ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere 10 uncu maddeye göre mahkemece yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabilir. İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup, tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır. İstinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kamulaştırma bedeli, hak sahibine peşin ve nakit olarak ödenen tutardan daha az olması durumunda aradaki fark ilgilisinden talep edilir. İdare tarafından hak sahibi adına yapılan ödeme tarihi ile geri ödemeye ilişkin yazının ilgilisine tebliğ edildiği tarih arasındaki süre için faiz alınmaz" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>4. Özetlemek gerekirse 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesi tarafların anlaşamaması hâlinde kamulaştırma bedelinin mahkeme tarafından tespitine ilişkin usul ve esasları içermektedir. Anılan maddenin 8. fıkrasına kadar olan bölümde idarenin taşınmaz mal sahibine karşı asliye hukuk mahkemesinde açtığı dava, bu davada hâkim tarafından tarafların anlaşmaya davet edilmesi, anlaşma durumunda uygulanacak hükümler, anlaşma sağlanmaması durumunda taşınmaz malın değerinin tespiti için mahallinde yapılacak keşif ve bilirkişiler tarafından hazırlanan rapor ile ilgili süreç düzenlenmektedir.</p>

<p>5. Anılan maddenin 8. fıkrasının 1. cümlesi ise yapılan keşif ve bilirkişilerin raporlarını mahkemeye sunmalarından sonra tarafların bedelde anlaşamamaları üzerine gerektiğinde başka bir bilirkişi heyetinin oluşturulmasını, hâkimin tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit etmesini öngörmektedir. Anılan fıkranın 2. cümlesinde mahkemece tespit edilen bu bedelin, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedeli olduğu, 3. cümlesinde tarafların anlaşması hâlinde kamulaştırma bedeli olarak anlaşılan miktarın peşin ve nakit olarak hak sahibi adına bankaya yatırılacağı, 4. cümlesinde tarafların anlaşamaması hâlinde hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin mahkemece belirlenecek banka hesabına yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verileceği, altıncı cümlesinde ise gereken hâllerde bu sürenin bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>6. Aynı Kanun'un 11. maddesinde ise; taşınmazın cins ve nevinin, yüzölçümünün, kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurların, her unsurun ayrı ayrı değerinin, resmî makamlarca yapılmış kıymet takdirlerinin ve özellikle arsalarda, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerinin esas alınarak bedelin takdir edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>7. Somut olay ve dosya kapsamına göre; ilk derece mahkemesince davacı idare vekilinin hazır olduğu 10.03.2022 tarihli duruşmada, davacıya 772.737,75 TL kamulaştırma bedelinin Vakıfbank ... Şubesinde açılacak üçer aylık vadeli hesaba depo etmek üzere 15 gün süre verilmesine, duruşmanın 17.05.2022 tarihine bırakılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>8. Davacı idare vekilinin mazeretli olduğu 17.05.2022 tarihli duruşmada mahkemece, 772.735,75 TL kamulaştırma bedelinin Vakıfbank ... Şubesinde açılacak hesaba yatırmak üzere işbu duruşma zaptının tebliğinden itibaren davacı vekiline 15 gün kesin süre verilmesine, kesin süreye riayet edilmemesi hâlinde davanın reddedileceğinin işbu duruşma zaptının tebliği ile davacı vekiline ihtarına, duruşmanın 05.07.2022 tarihine bırakılmasına karar verilmiş; bunun üzerine 17.05.2022 tarihli duruşma tutanağı, davacı idare vekili Avukat ...’ün UETS adresine 22.05.2022 tarihinde tebliğ edilmiştir. 05.07.2022 tarihli celsede ise davacı idare vekilince kamulaştırma bedelinin depo edilmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>9. Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan elektronik tebligat kurumu ile yargılamaya etkisinin açıklanması gerekmektedir.</p>

<p>10. Tebliğ, kelime anlamıyla kısaca bildirim, yazılı bildirme anlamına gelir. Tebliğ kelimesinin çoğulu (tebliğler) olan ancak artık bugün için dilimizde (tekil) tebliğ kelimesi ile özdeş olarak kullanılan tebligat terimi, hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın, yasanın öngördüğü esas ve usule uygun bir biçimde (elektronik ortam dâhil) yazı ile veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme işlemi demektir (Ejder Yılmaz, Tecer Çağlar, Tebligat Hukuku, 6. Bası, Ankara 2013, s. 39).</p>

<p>11. Hukuki anlamda tebligat, hukuki işlemlerin kanunda belirtilen usule uygun olarak muhatabına ya da muhatap adına kanunen kabule yetkili şahıslara yazılı olarak bildirimi ve bu bildirimin belgelendirilmesi işlemidir. Tebligatın, yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tarafların, mahkemenin, icra ve iflas dairelerinin yaptıkları işlemlerin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için genellikle tebliğ edilmiş olması gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştime Büyük Genel Kurulunun 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 Esas, 2020/3 Karar sayılı kararı).</p>

<p>12. Bir hukuki işlemin tebligat olarak nitelendirilmesi için aranan iki unsurun (yazılı bildirim ve belgelendirme) veya bu unsurlardan birinin mevcut olmaması hâlinde tebligatın yokluğu söz konusu olurken bu iki unsur mevcut olmakla birlikte 7201 sayılı Kanun'a uygun değilse bu durumda usulsüz (kanuna aykırı) tebliğ var demektir. 7201 sayılı Kanun hükümleri şekle ilişkin olduğundan en ufak ayrıntısına kadar uyulmalıdır. Aksi hâlde, tebliğ kanunda öngörülen şekilde yapılmamış (usulsüz) olur. Bu şekilde yapılan tebliğ yok veya usulüne uygun değil ise kanunun tebliğe bağladığı hukuki sonuçlar doğmaz (Timuçin Muşul, Tebligat Hukuku, Ankara, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş Yedinci Baskı, 2018, s.85-86).</p>

<p>13. Elektronik tebligat ise, tebliğ işleminin elektronik vasıtalarla veya elektronik ortamda yapılmasını, Tebligat Kanunu anlamında elektronik tebligat, PTT tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminden (UETS) alınan elektronik tebligat adresine, tebligat yapabilecek mercilerin, tebligat mevzuatına uygun bir şekilde yapabildiği tebligatı ifade eder (Hakan Albayrak, Tebligat Hukuku, Güncellenmiş 2. Baskı, Ankara 2022, s. 49).</p>

<p>14. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun "Elektronik tebligat" başlıklı 7/a maddesi; "(Ek : 11/1/2011-6099/2 md.) (Değişik:28/2/2018-7101/48 md.)</p>

<p>Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.</p>

<p>1. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar.</p>

<p>2. 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler.</p>

<p>3. Özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları.</p>

<p>4. Kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri.</p>

<p>5. Sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar.</p>

<p>6. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları.</p>

<p>7. Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri.</p>

<p>8. Noterler.</p>

<p>9. Baro levhasına yazılı avukatlar.</p>

<p>10. Sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler.</p>

<p>11. İdareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.</p>

<p>Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.</p>

<p>Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.</p>

<p>Bu Kanun uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülür. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alır.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir" hükmünü içermektedir.</p>

<p>15. Elektronik Tebligat Yönetmeliğinin (Yönetmelik) "Tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olanlar" kenar başlıklı 5. maddesi: "(1) Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur:</p>

<p>a) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar.</p>

<p>b) 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler.</p>

<p>c) Özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları.</p>

<p>ç) Kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri.</p>

<p>d) Sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar.</p>

<p>e) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları.</p>

<p>f) Kanunla kurulanlar da dâhil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri.</p>

<p>g) Noterler.</p>

<p>ğ) Baro levhasına yazılı avukatlar.</p>

<p>h) Sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler.</p>

<p>ı) İdareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim.</p>

<p>(2) Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur" şeklindedir.</p>

<p>16. Yönetmelik'in "Elektronik tebligatın hazırlanması ve muhataba ulaştırılması" kenar başlıklı 9. maddesinin 5. fıkrası; "Elektronik yolla tebligat, idareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birime yapılır. Temsile yetkili olan kişilerin ayrı bir elektronik tebligat adresinin bulunması bu kuralın uygulanmasına engel olmaz" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>17. Dolayısıyla 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinin 1. fıkrası ile Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 5 ve 9. maddelerine göre tebligatın, elektronik yolla ve idareyi vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birime yapılması gerekmektedir.</p>

<p>18. Somut olayda ise kesin süreye ilişkin ihtarlı davetiyenin, davacı idarenin Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminde (UETS) kayıtlı adresi yerine, adı geçen avukatın hesap sahibi olduğu UETS adresine yapıldığı anlaşılmakla, davacı idare vekilinin kişisel elektronik posta adresine yapılan elektronik tebligat usulsüzdür.</p>

<p>19. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>20. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Davacı idare vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge ... Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>24.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-bedelinin-depo-edilmesine-iliskin-ihtarli-davetiyenin-davaci-idarenin-ulusal-elektronik-tebligat-sisteminde-uets-kayitli-adresine-teblig-edilmesi-gerekir</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="86091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıymetli Maden Standartları ve Rafinerileri Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 2023/1)’de Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiymetli-maden-standartlari-ve-rafinerileri-hakkinda-teblig-teblig-no-20231de-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiymetli-maden-standartlari-ve-rafinerileri-hakkinda-teblig-teblig-no-20231de-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kıymetli Maden Standartları ve Rafinerileri Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 2023/1)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2026/1), 29 Temmuz 2026 Tarihli ve 33324 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>KIYMETLİ MADEN STANDARTLARI VE RAFİNERİLERİ HAKKINDA TEBLİĞ (TEBLİĞ NO: 2023/1)’DE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/1)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 23/2/2023 tarihli ve 32113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kıymetli Maden Standartları ve Rafinerileri Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 2023/1)’in 6 ncı maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“(2) Birebir fiziki karşılığı Darphane veya Borsa nezdinde saklanan belirli bir saflık derecesinde ve ağırlıkta işlenmemiş kıymetli madenin, Borsa üyeleri arasında transferine imkân sağlayan, dağıtık defter teknolojisi altyapısına sahip bir sistem üzerinden 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında sermaye piyasası aracı veya sermaye piyasası araçlarına özgü haklar sağlayan kripto varlık ya da platformlarda işlem gören kripto varlık olarak nitelendirilmeyen gayri maddi varlık niteliğindeki dijital kıymetli madene 6362 sayılı Kanun kapsamında faaliyet gösteren merkezi takas kuruluşları tarafından dönüştürülmesi ve bunların Borsada işlem görmesi için Bakanlığın uygun görüşünün alınması zorunludur.</p>

<p>(3) İkinci fıkranın uygulanmasına ve kayıtların tutulmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlığın uygun görüşü alınarak Borsa tarafından yapılacak düzenlemelerle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğe aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“Kıymetli maden takip sistemi</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla, geçici 1 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları kapsamında Bakanlığa başvuruda bulunan ve başvuru değerlendirme süreci devam eden Türkiye’de yerleşik tüzel kişilerin 17 nci madde uyarınca KMTS kapsamında üretim yapması zorunludur.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca KMTS kapsamında üretim yapması zorunlu olan rafineriler tarafından bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren 1 ay içerisinde KMTS kayıt işlemleri için Darphaneye başvurması zorunludur.</p>

<p>(3) Birinci fıkra uyarınca KMTS kapsamında üretim yapması zorunlu olan rafinerilerce, KMTS kayıt işlemlerinin Darphane tarafından onaylanmasını müteakip 1 ay içerisinde, KMTS kayıt tarihinden önce üretilen ve satışı gerçekleştirilmemiş standart işlenmemiş kıymetli madenler ve basılı kıymetli madenlerin 17 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında KMTS’ye kaydının yapılması zorunludur.</p>

<p>Geçiş hükümleri</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 3- (1) Bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla gayri maddi varlık niteliğindeki dijital kıymetli madenlere dönüştürülmüş olan varlıkların Borsada işlem görmesi için Bakanlığın uygun görüşü aranır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiymetli-maden-standartlari-ve-rafinerileri-hakkinda-teblig-teblig-no-20231de-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="37316"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FUTBOL MENAJERİ HİÇBİR İŞLEM YAPMADAN ÜCRETE HAK KAZANABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/futbol-menajeri-hicbir-islem-yapmadan-ucrete-hak-kazanabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/futbol-menajeri-hicbir-islem-yapmadan-ucrete-hak-kazanabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Münhasırlık Kaydı, Futbolcunun Bağımsız Sözleşme Yapma Hakkı ve Erken Fesih]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Profesyonel futbol sektöründe menajerler; futbolcuların kulüplerle temas kurması, sözleşme görüşmelerinin yürütülmesi, transfer seçeneklerinin değerlendirilmesi ve kariyer planlamasının yapılması bakımından önemli bir işlev üstlenmektedir. Bununla birlikte menajerlik sözleşmelerinin uygulamada çoğunlukla münhasır şekilde düzenlenmesi, menajerin fiilî katkısı bulunmayan işlemlerden de ücret talep edip edemeyeceği sorununu ortaya çıkarmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık özellikle, menajerin sözleşme süresi boyunca herhangi bir kulüple görüşmediği, futbolcuya teklif getirmediği veya sözleşme müzakeresine katılmadığı; buna karşılık futbolcunun kendi imkânlarıyla bir kulüp bularak profesyonel futbolcu sözleşmesi imzaladığı hâllerde belirginleşmektedir. Bu durumda menajer, yalnızca yürürlükteki münhasır menajerlik sözleşmesine dayanarak futbolcunun elde ettiği gelir üzerinden komisyon, cezai şart veya tazminat talep edebilecek midir?</p>

<p>Bu sorunun yalnızca sözleşmeye bağlılık ilkesi üzerinden cevaplandırılması mümkün değildir. Menajerin hangi hizmetleri üstlendiği, ücretin hangi edimin karşılığı olarak kararlaştırıldığı, bu edimlerin fiilen yerine getirilip getirilmediği ve menajerin faaliyetleri ile futbolcunun imzaladığı sözleşme arasında uygun bir illiyet bağı bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ayrıca menajerin hizmet ücreti ile münhasırlığın ihlalinden veya sözleşmenin haklı neden olmaksızın sona erdirilmesinden kaynaklanabilecek cezai şart ve tazminat talepleri birbirinden ayrılmalıdır. Hizmet ücreti, kural olarak yerine getirilmiş bir edimin karşılığıdır. Tazminat ise sözleşmeye aykırılık nedeniyle meydana gelen ve ayrıca ispatlanması gereken zararın giderilmesine yöneliktir.</p>

<p>Bu çalışmada futbol menajerinin fiilî katkısı bulunmayan işlemlerden ücret talep edip edemeyeceği; 5894 sayılı Kanun, TFF Futbol Menajerleri Talimatı, Türk Borçlar Kanunu hükümleri ile TFF Tahkim Kurulu ve CAS kararları çerçevesinde incelenecektir. Özellikle futbolcunun kendi adına hareket etmesi ile münhasır menajerini devre dışı bırakarak başka bir menajerden hizmet alması arasındaki hukuki farklılık üzerinde durulacaktır.</p>

<p><strong>I. FUTBOL MENAJERLİĞİ SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ ÇERÇEVESİ</strong></p>

<p>Futbol menajerliği ilişkisi, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un Ek 2. maddesi ile Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Menajerleri Talimatı’nda özel olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>5894 sayılı Kanun’a göre futbolcu ile menajer arasında imzalanacak sözleşmenin noterde düzenleme şeklinde yapılması ve en fazla iki yıl süreli olması zorunludur. Menajerlik sözleşmesinde menajerlik faaliyetinin kapsamı, bundan kaynaklanan ücret, ödeme koşulları, menajerin edimleri ve fesih hükümleri açıkça gösterilmelidir.[1]</p>

<p>TFF Futbol Menajerleri Talimatı da sözleşmede menajerlik faaliyetinin kapsamı, ücret, ödeme koşulları, menajerin edimleri ve sözleşmenin sona ermesine ilişkin hükümlerin bulunmasını zorunlu tutmaktadır.[2]</p>

<p>Bu düzenlemeler, menajere yalnızca genel ve içeriği belirsiz bir temsil yetkisi verilmesinin yeterli olmadığını göstermektedir. Menajerin hangi hizmetleri vermeyi üstlendiği ve futbolcunun hangi hizmet karşılığında ücret ödeyeceği belirlenebilir olmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla menajerin ücret talebi incelenirken ilk soru yalnızca sözleşmenin yürürlükte olup olmadığı değil, talep edilen ücretin sözleşmede hangi hizmetin karşılığı olarak düzenlendiğidir.</p>

<p>Sözleşmenin bulunması menajerlik ilişkisinin hukuki temelini oluşturur. Ancak sözleşmenin varlığı, kararlaştırılan hizmetlerin yerine getirildiğini kendiliğinden göstermez. Kural olarak ücretin doğumu için sözleşmede tanımlanan ve ücrete bağlanan hizmetin ifa edilmiş olması gerekir.</p>

<p><strong>II. MENAJERLİK SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ ÜCRETİN ŞARTLARINI ETKİLER</strong></p>

<p>Futbol menajerliği sözleşmesinin her durumda yalnızca simsarlık, vekâlet veya hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Sözleşmenin hukuki niteliği, menajerin üstlendiği somut edimlere göre belirlenmelidir.</p>

<p>Menajer yalnızca futbolcunun bir kulüple profesyonel sözleşme kurmasına aracılık etmeyi üstlenmişse ilişki, Türk Borçlar Kanunu’nun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen simsarlık sözleşmesine yaklaşır.</p>

<p>Simsarlık sözleşmesinde simsar, taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânını hazırlamayı veya sözleşmenin kurulmasına aracılık etmeyi üstlenir. TBK m.521 uyarınca simsar, kural olarak ancak faaliyeti sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır.[3]</p>

<p>Bu ücret modelinde yalnızca futbolcunun bir kulüple sözleşme imzalaması yeterli değildir. Menajerin faaliyeti ile kurulan sözleşme arasında uygun bir illiyet bağı bulunmalıdır. Kulüp, futbolcuya menajerden tamamen bağımsız şekilde ulaşmış ve menajer sözleşmenin kurulmasına hiçbir katkı sunmamışsa aracılık faaliyetine dayalı başarı ücretinin koşulları oluşmaz.</p>

<p>Buna karşılık menajerlik sözleşmesi yalnızca transfer aracılığından ibaret olmayabilir. Menajer; kariyer planlaması, futbolcunun kulüplere tanıtılması, gelen tekliflerin değerlendirilmesi, sözleşme müzakeresi, iletişim yönetimi veya sürekli danışmanlık gibi farklı edimler üstlenebilir.</p>

<p>Bu durumda sözleşme, vekâlet ve sürekli iş görme unsurları da taşıyabilir. Menajerin ücrete hak kazanması da yalnızca transferin gerçekleşip gerçekleşmediğine göre değil, ücretin bağlı bulunduğu somut edime göre belirlenir.</p>

<p>Örneğin ücret yalnızca profesyonel futbolcu sözleşmesinin kurulmasına bağlı bir komisyon olarak düzenlenmişse menajerin transfer sürecine katkısı aranır. Buna karşılık sözleşmede transferden bağımsız ve sürekli bir danışmanlık hizmeti açıkça tanımlanmışsa, transfer gerçekleşmese bile gerçekten ifa edilen danışmanlık hizmetinin karşılığı doğabilir.</p>

<p>Ancak “danışmanlık ücreti” başlığının kullanılması tek başına ücret hakkı yaratmaz. Menajerin hangi danışmanlık hizmetlerini verdiğini gösterebilmesi gerekir. Ayrıca TFF’ye bildirilen sözleşmenin dışında, taraflara veya üçüncü kişilere doğrudan ya da dolaylı menfaat sağlayan görünüşteki ek işlemler aracılığıyla kanuni ücret sınırlamalarının ve bildirim yükümlülüklerinin dolanılması mümkün değildir.[4]</p>

<p>Bu nedenle her uyuşmazlıkta ücretin adı değil, hangi edimin karşılığı olduğu ve bu edimin yerine getirilip getirilmediği araştırılmalıdır.</p>

<p><strong>III. MENAJERİN HİZMET ÜCRETİNE HAK KAZANMASININ ŞARTLARI</strong></p>

<p><strong>A. Hizmetin sözleşmede önceden belirlenmiş olması</strong></p>

<p>TFF Futbol Menajerleri Talimatı’na göre menajer, yalnızca ücretin menajerlik sözleşmesinde önceden belirtilen hizmetlere karşılık gelmesi ve menajerlik hizmetinin ifa edildiği tarihte sözleşmenin yürürlükte bulunması hâlinde ücrete hak kazanabilir.[5]</p>

<p>Buna göre menajerin talep ettiği bedelin hangi hizmetin karşılığı olduğu sözleşmeden anlaşılmalıdır.</p>

<p>“Futbolcu, sözleşme süresince imzaladığı bütün sözleşmelerden menajere belirli bir oranda ücret öder.” şeklindeki bir hüküm, menajerin hangi faaliyeti üstlendiğini tek başına açıklamaz. Böyle bir düzenlemenin geçerliliği ve kapsamı değerlendirilirken sözleşmenin bütünü, menajerin edimleri ve Talimat’ın emredici hükümleri birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p>Menajerin yükümlülükleri belirsiz bırakılırken futbolcunun ücret ve cezai şart borçlarının ayrıntılı ve ağır şekilde düzenlenmesi, sözleşmesel dengeyi de tartışmalı hâle getirir. Özellikle menajer tarafından önceden hazırlanarak futbolcuya sunulan standart sözleşmelerde TBK m.20-25 hükümleri uyarınca genel işlem koşulları denetimi gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>B. Kararlaştırılan hizmetin fiilen yerine getirilmiş olması</strong></p>

<p>Talimat, ücret hakkını sözleşmede önceden belirtilen hizmetlere ve bu hizmetlerin ifasına bağlamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle menajerlik sözleşmesinin noterlikçe düzenlenmiş olması, menajerin ücret talep edebilmesi için gerekli olsa da tek başına yeterli değildir. Menajer, talebine dayanak olan hizmeti yerine getirdiğini de ortaya koymalıdır.</p>

<p>Bununla birlikte “hizmet” kavramı yalnızca sözleşmenin imzalandığı anda masada bulunmak şeklinde dar yorumlanmamalıdır. Menajerin futbolcuyu kulübe önermesi, ilk teması kurması, görüntü ve performans verilerini göndermesi, kulübün ilgilenmesini sağlaması veya görüşmeleri başlatması da sözleşmenin kurulmasına katkı sağlayabilir.</p>

<p>Belirleyici olan, yapılan faaliyetin niteliği ve sonradan kurulan profesyonel futbolcu sözleşmesi üzerindeki etkisidir.</p>

<p>Menajerin tek bir e-posta göndermiş olması her durumda yeterli olmayacağı gibi, nihai imzada yer almaması da her durumda ücret hakkını ortadan kaldırmaz. Menajer görüşmeleri başlatmış ve futbolcu daha sonra menajeri devre dışı bırakarak aynı süreci sonuçlandırmışsa, menajerin faaliyeti ile kurulan sözleşme arasındaki bağlantı devam ediyor olabilir.</p>

<p>Buna karşılık futbolcunun kulübü kendi imkânlarıyla bulduğu, kulübün futbolcuya bağımsız olarak ulaştığı ve menajerin bu ilişkiye herhangi bir katkı sunmadığı ispatlanırsa başarı komisyonunun maddi temeli bulunmaz.</p>

<p><strong>C. Faaliyet ile kurulan sözleşme arasında illiyet bağının bulunması</strong></p>

<p>Ücretin transferin veya profesyonel futbolcu sözleşmesinin gerçekleşmesine bağlandığı durumlarda menajerin faaliyeti ile sözleşmenin kurulması arasında uygun illiyet bağı aranmalıdır.</p>

<p>Bu bağ yalnızca kronolojik bir ilişki değildir. Menajerin sözleşme süresince herhangi bir kulüple görüşmüş olması, futbolcunun daha sonra tamamen başka bir kulüple bağımsız şekilde imzaladığı sözleşmeden ücret alması için yeterli olmaz.</p>

<p>Menajerin faaliyeti, en azından kurulan sözleşmenin ortaya çıkmasına etkili olmalıdır.</p>

<p>İlliyet bağı bulunmadığında hizmet ücreti talep edilemez. Ancak bu sonuç, futbolcunun başka bir sözleşmesel yükümlülüğü ihlal etmesi hâlinde menajerin hiçbir talepte bulunamayacağı anlamına gelmez. Başka bir menajerle çalışma yasağının ihlal edilmesi veya sözleşmenin haklı neden olmaksızın feshedilmesi, hizmet ücretinden ayrı olarak sözleşmeye aykırılık ve zarar hükümlerini gündeme getirebilir.</p>

<p><strong>IV. MÜNHASIRLIK KAYDININ SINIRLARI</strong></p>

<p>Münhasırlık kaydı, futbolcunun belirli bir süre içerisinde aynı hizmet alanında başka bir menajeri yetkilendirmemesini amaçlar. Fakat münhasırlık ile futbolcunun kendi adına hareket etme hakkı birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>TFF Futbol Menajerleri Talimatı, temsil edilen kişinin bir menajerin aracılığı olmadan sözleşme müzakeresinde bulunabileceğini ve işlemi sonuçlandırabileceğini açıkça kabul etmektedir.[6]</p>

<p>Talimat ayrıca; futbolcunun menajerin katılımı olmaksızın bağımsız şekilde sözleşme müzakere etme ve akdetme yetkisini sınırlayan veya futbolcunun bağımsız hareket etmesi hâlinde cezai şart, tazminat ya da benzeri bir ödeme yapmasını öngören sözleşme hükümlerini geçersiz saymaktadır.[7]</p>

<p>Bu düzenleme karşısında münhasırlığın iki farklı görünümü ayrıştırılmalıdır.</p>

<p><strong>A. Futbolcunun kendi başına hareket etmesi</strong></p>

<p>Futbolcu; mevcut kulübüyle olan profesyonel sözleşmesinden, koruma döneminden ve transfer mevzuatından kaynaklanan sınırlamalar saklı kalmak üzere, başka bir menajerden hizmet almaksızın kendi adına müzakere yürütebilir ve sözleşme imzalayabilir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle TFF Futbol Menajerleri Talimatı, futbolcuya mevcut sözleşmesini veya transfer kurallarını ihlal etme yetkisi vermemekte; yalnızca sözleşme müzakerelerinde menajer kullanma zorunluluğu bulunmadığını kabul etmektedir.</p>

<p>Futbolcunun bu hakkını yasaklayan veya futbolcunun sırf bağımsız işlem yapması nedeniyle menajere ücret, cezai şart ya da tazminat ödemesini öngören hükümler geçersizdir.</p>

<p>Dolayısıyla menajerin hiçbir katkısı bulunmayan ve futbolcunun kendi imkânlarıyla kurduğu sözleşmeden yalnızca münhasırlık kaydına dayanılarak otomatik komisyon talep edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Sözleşmede bu ödemenin “hizmet ücreti”, “cezai şart”, “götürü tazminat” veya başka bir adla düzenlenmesi sonucu değiştirmez. Hukuki nitelendirmede hükme verilen isim değil, hükmün işlevi esas alınır.</p>

<p>Bir düzenleme gerçekte futbolcunun kendi adına işlem yapma hakkını ekonomik yaptırıma bağlamakta ise Talimat m.7/11 kapsamındaki geçersizlik denetimine tabi olur.</p>

<p><strong>B. Futbolcunun başka bir menajeri devreye sokması</strong></p>

<p>Futbolcunun kendi başına hareket etmesi ile başka bir menajerden hizmet alması aynı değildir.</p>

<p>Geçerli bir münhasır menajerlik sözleşmesine rağmen başka bir menajerin yetkilendirilmesi, sözleşmeye aykırılık oluşturabilir. Böyle bir durumda ilk menajer; geçerli bir cezai şart düzenlemesi bulunuyorsa bunun şartlarının oluştuğunu, cezai şart bulunmuyorsa sözleşmeye aykırılık nedeniyle somut bir zarara uğradığını veya kendi faaliyetinin kurulan sözleşmeye etkili olduğunu ileri sürüyorsa illiyet bağını ispatlamalıdır.</p>

<p>Ancak başka bir menajerin kullanılmış olması dahi ilk menajere otomatik olarak yeni sözleşmenin bütün komisyonunu kazandırmaz. Hizmet ücreti ile münhasırlığın ihlalinden doğan yaptırım birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Talep edilen bedel; sözleşmenin ekonomik yapısı, menajerin gerçekleştirdiği faaliyetler, futbolcunun davranışı ve TBK m.179-182’deki ceza koşuluna ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirebilir.[8]</p>

<p><strong>V. SÖZLEŞMENİN ERKEN FESHİ VE TAZMİNAT</strong></p>

<p>TFF Futbol Menajerleri Talimatı’na göre menajerlik sözleşmesi haklı sebebin varlığı hâlinde derhâl feshedilebilir. Haklı sebep olmaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, diğer tarafın zararını tazmin etmekle yükümlüdür.[9]</p>

<p>Haklı sebep, sözleşmenin sürdürülmesinin dürüstlük kuralı ve iyiniyet ilkesi çerçevesinde taraftan makul şekilde beklenemeyeceği durumlarda ortaya çıkar.</p>

<p>Menajerin futbolcuya uygun bir kulüp bulamaması tek başına haklı fesih sebebi sayılmamalıdır. Menajer, sözleşmede açıkça sonuç taahhüdünde bulunmadıkça transferin gerçekleşmesini garanti etmez. Piyasa koşulları, futbolcunun performansı, yaşı ve kulüplerin sportif tercihleri menajerin kontrolü dışında olabilir.</p>

<p>Buna karşılık menajerin sözleşmede açıkça üstlendiği edimleri uzun süre yerine getirmemesi, futbolcuyla iletişim kurmaması, hiçbir kulüple temas sağlamaması veya kendisinden beklenen özen yükümlülüğünü ağır biçimde ihlal etmesi haklı sebep oluşturabilir.</p>

<p>Burada menajerin istenen sonucu sağlayamaması ile hiçbir faaliyet göstermemesi birbirinden ayrılmalıdır. Sonuç gerçekleşmemiş olsa bile menajer özenli ve sürekli bir faaliyet yürütmüş olabilir. Tersine, sözleşmenin kâğıt üzerinde yürürlükte bulunması menajerin kendi edimlerini yerine getirdiğini göstermez.</p>

<p>Futbolcu sözleşmeyi haklı sebep olmaksızın süresinden önce sona erdirirse menajer zararının giderilmesini talep edebilir. Ancak bu talep, sözleşmenin kalan döneminde gerçekleşme ihtimali bulunan bütün varsayımsal transfer komisyonlarının kazanılmış ücret olarak kabul edilmesi sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Menajer zararını ve sözleşmeye aykırılık ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispatlamalıdır. Devam eden ve sonuçlanmaya yaklaşmış somut bir kulüp görüşmesinin fesih nedeniyle kesilmesi ile ortada hiçbir görüşme yokken gelecekte transfer yapılabileceği varsayımı aynı değildir.</p>

<p>Yoksun kalınan kârın hesaplanmasında TBK m.50-51 uyarınca olayların olağan akışı, kazancın gerçekleşme ihtimali ve somut olayın özellikleri değerlendirilmelidir. Belirsiz, uzak ve spekülatif kazanç ihtimalleri tam ücret tutarında tazminata dönüştürülemez.[10]</p>

<p><strong>VI. SÖZLEŞME SONA ERDİKTEN SONRA ÜCRET DEVAM EDEBİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Menajerlik sözleşmesinin sona ermesi, daha önce usulüne uygun olarak kazanılmış bütün ücret haklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TFF Futbol Menajerleri Talimatı’na göre futbolcu ile kulüp arasındaki sözleşme, menajerlik sözleşmesinden daha uzun süreliyse; futbolcunun açıkça kabul etmesi ve bunun menajerlik sözleşmesinde yer alması şartıyla menajerlik sözleşmesi sona erdikten sonra da hizmet ücreti ödenebilir.[11]</p>

<p>Burada sona erme sonrasında ödenen ücret, menajerin sözleşme bittikten sonra hiçbir hizmet vermeden yeni bir hak kazanması değildir. Ücret, menajerlik sözleşmesi yürürlükteyken verilen hizmet ve müzakere edilen profesyonel futbolcu sözleşmesi nedeniyle doğmuştur; yalnızca ödeme dönemi sonraya uzanmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle sona erme sonrası ücret ile menajerin hiç katılmadığı yeni bir transferden ücret istemesi birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Talimat ayrıca bazı durumlarda menajerin, müzakeresine katıldığı sözleşmeden kaynaklanan henüz vadesi gelmemiş ücretini alma hakkını kaybedeceğini düzenlemektedir.[12] Bu hükümler, ücret hakkının yalnızca menajerlik sözleşmesinin yürürlükte bulunmasına değil; hangi sözleşmenin müzakere edildiğine, futbolcuya fiilen ödeme yapılıp yapılmadığına ve Talimat’ta belirtilen diğer koşullara bağlı olduğunu göstermektedir.</p>

<p><strong>VII. İSPAT YÜKÜ VE DELİLLER</strong></p>

<p>Menajerin ücret talep ettiği uyuşmazlıkta noterlikçe düzenlenen menajerlik sözleşmesini sunması başlangıç noktasıdır; fakat tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Menajer kural olarak; geçerli ve yürürlükte bulunan menajerlik sözleşmesini, ücretin hangi hizmet karşılığında kararlaştırıldığını, bu hizmeti fiilen yerine getirdiğini, başarıya bağlı ücrette faaliyetinin kurulan sözleşmeye etkisini ve talep edilen ücretin miktarı ile hesaplama yöntemini ispatlamalıdır.[13]</p>

<p>Kulüplere gönderilen e-postalar, mesajlaşmalar, futbolcu tanıtım dosyaları, kulüp yetkilileriyle yapılan görüşmeler, hazırlanan sözleşme taslakları, toplantı kayıtları ve transfer belgeleri menajerin faaliyetini gösterebilir.</p>

<p>Menajerin adının profesyonel futbolcu sözleşmesinde bulunması önemli bir delildir. Bununla birlikte tek başına kesin sonuç doğurmaz. Adın bulunması fiilî katkının varlığına, bulunmaması ise katkının yokluğuna dair diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Futbolcu sözleşmeyi haklı sebeple feshettiğini ileri sürüyorsa, bu iddiasının dayanağı olan vakıaları ispatlamalıdır. Cevapsız bırakılan yazışmalar, uzun süre devam eden faaliyetsizlik, yerine getirilmeyen açık yükümlülükler ve yapılan bildirimler bu bakımdan önem taşır.</p>

<p>Futbolcunun kulübü kendi imkânlarıyla bulduğunu ileri sürmesi hâlinde ise kulübün futbolcuya nasıl ulaştığı, görüşmeleri kimin yürüttüğü ve başka bir menajerin sürece katılıp katılmadığı belirlenmelidir.</p>

<p><strong>VIII. TFF VE CAS KARARLARI IŞIĞINDA MÜNHASIRLIK</strong></p>

<p><strong>A. TFF Tahkim Kurulunun 2022/433 sayılı kararı</strong></p>

<p>TFF Tahkim Kurulunun E.2022/307, K.2022/433 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta menajer, yürürlükte bulunan münhasır menajerlik sözleşmesine rağmen futbolcunun kendisini devre dışı bırakarak başka bir kulübe transfer olduğunu ve bu nedenle menajerlik ücretine hak kazandığını ileri sürmüştür.</p>

<p>Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun menajerin talebini reddeden kararı, Tahkim Kurulu tarafından onanmıştır.[14]</p>

<p>Kararın sonucu, somut olayda münhasırlık iddiasının tek başına transfer geliri üzerinden tam komisyon talebinin kabulü için yeterli görülmediğini göstermektedir.</p>

<p>Bununla birlikte karar, münhasırlığın hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı şeklinde yorumlanmamalıdır. Geçerli bir cezai şart veya somut zarar talebi bulunuyorsa bunlar, hizmet ücretinden bağımsız olarak ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong>B. TFF Tahkim Kurulunun 2022/434 sayılı kararı</strong></p>

<p>TFF Tahkim Kurulunun E.2022/310, K.2022/434 sayılı kararında ise sözleşmede standart münhasırlık kaydının ötesine geçen özel bir hüküm bulunmaktadır. Sözleşmede menajerin, futbolcunun imzaladığı ancak menajerin müzakerelerine katılmadığı veya imza sırasında bulunmadığı sözleşmelerden de ücret alacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Tahkim Kurulu, menajerlik ücret alacağı yönünden Uyuşmazlık Çözüm Kurulu kararını kaldırarak menajer lehine ücret alacağına hükmetmiş; futbolcunun cezai şarta ilişkin itirazını ise reddetmiştir.[15]</p>

<p>Bu karar ile 2022/433 sayılı karar aynı hukuki sonucun örnekleri değildir. İlk kararda salt münhasırlık iddiası menajerin talebinin kabulü için yeterli olmamış; ikinci kararda ise menajerin katılmadığı işlemleri de açıkça kapsayan özel sözleşme hükmü belirleyici olmuştur.</p>

<p>Ancak her iki karar da yürürlükteki Haziran 2025 tarihli TFF Futbol Menajerleri Talimatı’ndan önce verilmiştir. Güncel Talimat, futbolcunun menajerin katılımı olmaksızın bağımsız sözleşme yapma hakkını sınırlayan veya bu hakkın kullanılması hâlinde cezai şart, tazminat ve benzeri ödeme öngören hükümleri açıkça geçersiz saymaktadır.</p>

<p>Bu nedenle 2022/434 sayılı karardaki sözleşme serbestisi yaklaşımının, güncel Talimat’ın m.7/10-11 hükümleri dikkate alınmaksızın bugünkü uyuşmazlıklara aynen uygulanması mümkün değildir.</p>

<p><strong>C. CAS 2017/A/5374 sayılı kararı</strong></p>

<p>CAS 2017/A/5374 sayılı uyuşmazlıkta futbolcu ile menajer arasındaki sözleşme, menajere dünya çapındaki transfer faaliyetlerinde münhasır yetki vermekte; futbolcunun başka kişilerin veya kendisinin yardımıyla sözleşme imzalamasını sınırlandırmakta ve ihlal hâlinde yüzde on beş oranında ödeme öngörmekteydi.</p>

<p>Futbolcu, menajerin katılımı bulunmadan bir kulüple sözleşme imzalamıştır.</p>

<p>CAS, genel kural olarak menajerin faaliyetinin futbolcu sözleşmesinin kurulmasına nedensel katkı sağlaması gerektiğini; menajerin katılmadığı bir işlem nedeniyle komisyon talep edebilmesi için ise bu sonucu öngören hükmün açık ve tereddütsüz olması gerektiğini kabul etmiştir.</p>

<p>CAS ayrıca futbolcunun kendi adına hareket etmesinin bütünüyle yasaklanamayacağını ve hiçbir futbolcunun menajer kullanmaya zorlanamayacağını belirtmiştir. Bununla birlikte somut sözleşmedeki mali yaptırımı, sözleşmeye bağlılık ilkesi çerçevesinde uygulamıştır.[16]</p>

<p>Kararda talep edilen bedelin hesabı bakımından da önemli bir sınır çizilmiştir. CAS, menajerin alacağını futbolcunun sözleşmede yazılı bütün varsayımsal geliri üzerinden değil, futbolcunun fiilen elde ettiği gelir üzerinden değerlendirmiştir. Futbolcunun gerçekte kazanmadığı tutarlar üzerinden komisyon ödemesinin ölçüsüz sonuç doğuracağı kabul edilmiştir.</p>

<p>CAS kararı eski FIFA düzenlemeleri, İsviçre hukuku ve somut sözleşme hükümleri çerçevesinde verilmiştir. Güncel TFF Talimatı ise futbolcunun bağımsız sözleşme yapmasını mali yaptırıma bağlayan hükümleri açıkça geçersiz saymaktadır.</p>

<p>Bu nedenle CAS kararındaki sonuç, Türkiye’de güncel Talimat kapsamındaki ulusal bir uyuşmazlığa doğrudan aktarılamaz. Kararın bugünkü önemi daha çok şu iki ayrımı göstermesidir: Olağan münhasırlık kaydı ile menajerin katılmadığı işlemleri açıkça kapsayan özel hüküm aynı değildir. Ayrıca menajerin sözleşmeye dayalı talebi kabul edilse bile hesaplama, futbolcunun fiilen elde ettiği gelir ve somut olayın ekonomik gerçekliği göz ardı edilerek yapılamaz.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Futbol menajerliği sözleşmesinin yürürlükte bulunması, menajere futbolcunun sözleşme süresindeki bütün mesleki kazançları üzerinde koşulsuz bir ücret hakkı vermez.</p>

<p>Menajerin hizmet ücretine hak kazanabilmesi için öncelikle ücretin sözleşmede hangi hizmetin karşılığı olarak kararlaştırıldığı belirlenmeli ve bu hizmetin fiilen yerine getirildiği ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Ücret, profesyonel futbolcu sözleşmesinin kurulmasına veya transfere bağlı bir başarı komisyonu olarak düzenlenmişse, menajerin faaliyeti ile sözleşmenin kurulması arasında uygun bir illiyet bağı aranmalıdır. Menajer herhangi bir kulüple görüşmemiş, müzakereye katılmamış ve sözleşmenin kurulmasına katkı sunmamışsa kural olarak başarı ücretine hak kazanamaz.</p>

<p>Transferden bağımsız danışmanlık veya sürekli temsil hizmeti sözleşmede açıkça tanımlanmış ve fiilen yerine getirilmişse, transfer gerçekleşmese bile bu hizmetlerin karşılığı doğabilir. Ancak hizmetlerin yalnızca “danışmanlık” olarak adlandırılması yeterli değildir.</p>

<p>Münhasırlık kaydı da futbolcunun kendi adına hareket etme hakkı ile başka bir menajerden hizmet alması bakımından farklı sonuç doğurur.</p>

<p>Futbolcu, mevcut sözleşmesi ve transfer mevzuatından kaynaklanan sınırlamalara uymak koşuluyla, başka bir menajer kullanmaksızın kendi adına müzakere yapabilir. Bu hakkı sınırlayan veya futbolcunun bağımsız işlem yapması nedeniyle ücret, cezai şart ya da tazminat öngören hükümler güncel TFF Talimatı uyarınca geçersizdir.</p>

<p>Buna karşılık futbolcunun münhasır sözleşmeye rağmen başka bir menajeri yetkilendirmesi sözleşmeye aykırılık oluşturabilir. Böyle bir durumda ilk menajerin talebi otomatik komisyon değil; somut olayın şartlarına göre faaliyet karşılığı ücret, geçerli cezai şart veya ispatlanan zarar olabilir.</p>

<p>Menajerin ücret alacağı ile sözleşmenin haklı neden olmaksızın sona erdirilmesinden doğan tazminat da birbirinden ayrılmalıdır. Haksız fesih hâlinde menajer somut ve ispatlanabilir zararını isteyebilir; ancak gerçekleşmesi belirsiz gelecekteki bütün transfer komisyonlarını kazanılmış alacak gibi talep edemez.</p>

<p>Sonuç olarak münhasırlık, hizmet ücretinin yerine geçmez. Futbolcunun kendi başına kurduğu ve menajerin hiçbir katkı sunmadığı sözleşme, menajere otomatik komisyon kazandırmaz. Başka bir menajerin devreye sokulması veya sözleşmenin haklı neden olmaksızın feshi ise ücret hakkından farklı olarak sözleşmeye aykırılık, ceza koşulu ve zarar hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ"><img alt="Av. Melih Umut YILDIZELİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/08/melih-umut-yildizeli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ">Av. Melih Umut YILDIZELİ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>DİPNOTLAR</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, Ek m.2/2-3.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Menajerleri Talimatı, Haziran 2025, m.7/7.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.520-521.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[4] 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, Ek m.2/8.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[5] Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Menajerleri Talimatı, m.9/5.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[6] Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Menajerleri Talimatı, m.7/10.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[7] Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Menajerleri Talimatı, m.7/11.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[8] 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.179-182.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[9] Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Menajerleri Talimatı, m.7/12.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[10] 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.50-51.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[11] Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Menajerleri Talimatı, m.9/5.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[12] Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Menajerleri Talimatı, m.9/12.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[13] 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.521; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.190.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[14] Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, E.2022/307, K.2022/433, T.11.11.2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[15] Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, E.2022/310, K.2022/434, T.11.11.2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[16] Court of Arbitration for Sport, CAS 2017/A/5374, Jaroslaw Kolakowski v. Daniel Quintana Sosa, T.10.04.2018.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/futbol-menajeri-hicbir-islem-yapmadan-ucrete-hak-kazanabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/futbol-menajer.jpg" type="image/jpeg" length="48871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ücretli Karayollarında Yabancı Plakalı Araçlara Ait Geçiş Ücretleri ve İdari Para Cezaları ile Cezaların Tahsiline İlişkin Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ucretli-karayollarinda-yabanci-plakali-araclara-ait-gecis-ucretleri-ve-idari-para-cezalari-ile-cezalarin-tahsiline-iliskin-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ucretli-karayollarinda-yabanci-plakali-araclara-ait-gecis-ucretleri-ve-idari-para-cezalari-ile-cezalarin-tahsiline-iliskin-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ücretli Karayollarında Yabancı Plakalı Araçlara Ait Geçiş Ücretleri ve İdari Para Cezaları ile Cezaların Tahsiline İlişkin Yönetmelik, 29 Temmuz 2026 Tarihli ve 33324 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ÜCRETLİ KARAYOLLARINDA YABANCI PLAKALI ARAÇLARA AİT GEÇİŞ ÜCRETLERİ VE İDARİ PARA CEZALARI İLE CEZALARIN TAHSİLİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, ücretli karayollarında yabancı plakalı araçlara ait geçiş ücretleri ve idari para cezaları ile cezaların tahsiline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 25/6/2010 tarihli ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinin sekizinci ve onuncu fıkralarına dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakiye: Abonesi olduğu geçiş ücreti toplama sistemi ile ilişkilendirilmiş hesabında bulunan nakit para veya krediyi,</p>

<p>b) Ceza: 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun, 28/5/1988 tarihli ve 3465 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Dışındaki Kuruluşların Erişme Kontrollü Karayolu (Otoyol) Yapımı, Bakımı ve İşletilmesi ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun, 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun çerçevesinde işletme hakkı verilen veya devredilen otoyollar veya erişme kontrolünün uygulandığı karayollarından geçiş ücretlerini ödemeden geçiş yapan yabancı plakalı araçlarla ilgili olarak işletici şirket tarafından 6001 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin beşinci ve yedinci fıkralarına göre verilen parasal yükümlülüğü,</p>

<p>c) Etiket: Ücretli karayollarını kullanan araçlarda usulüne uygun olarak bulundurulması zorunlu olan ve geçiş ücreti toplama sistemleri ile uyumlu aktif veya pasif elektronik cihazı,</p>

<p>ç) Geçiş ücreti: Ücretli karayolunu kullanmanın karşılığı olarak Geçiş Ücretleri Tarifesine göre kullanıcı tarafından ödenmesi gereken ücreti,</p>

<p>d) Geçiş ücreti toplama sistemleri: Ücretli karayollarında geçiş ücreti toplama amacıyla kurulan Hızlı Geçiş Sistemi (HGS) ve benzeri sistemleri,</p>

<p>e) Geçiş ücretleri tarifesi: Karayolları Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının onayı ile tespit edilen geçiş ücretleri tarifesi ile 4046, 3465, 3996 sayılı kanunlar çerçevesinde işletme hakkı verilen veya devredilen otoyollar veya erişme kontrolünün uygulandığı karayollarının sözleşmelerine göre belirlenen geçiş ücretleri tarifelerini,</p>

<p>f) Hesap: Kullanıcının geçiş ücretini ödeyebilmek için geçiş ücreti toplama sistemlerinin işletilmesi ile ilgili bankacılık hizmeti veren kurum ve kuruluşlarda araç ruhsat bilgileri ile açtırmış olduğu ve geçiş ücreti toplama sistemleriyle ilişkilendirilmiş hesabı,</p>

<p>g) İdari para cezası: 6001 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin birinci ve yedinci fıkralarında kabahat sayılan ve karşılığında idari yaptırım öngörülmüş olan fiiller nedeniyle yabancı plakalı araçlarla ilgili olarak verilen parasal yükümlülüğü,</p>

<p>ğ) İhlalli geçiş: Hâlihazırda hizmet vermekte olan herhangi bir ücret toplama sisteminin abonesi olmaksızın veya abonesi olup yeterli bakiyesi olmayan ya da geçiş ücretini ödemeyen kullanıcının ücretli yol kesiminden yaptığı geçişi,</p>

<p>h) KGM: Karayolları Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>ı) Muhasebe birimi: KGM tarafından işletilen ücretli otoyol ve erişme kontrolünün uygulandığı karayollarına ilişkin ücret ve idari para cezalarının ödenmesi açısından gümrük idarelerinin muhasebe hizmetlerinin yürütüldüğü muhasebe birimleri ile KGM’nin muhasebe hizmetlerini yürüten muhasebe birimlerini; özel otoyol işleticilerince işletilen ücretli otoyol ve erişme kontrolünün uygulandığı karayollarına ilişkin ücret ve cezaların ödenmesi açısından ise gümrük idarelerinin muhasebe hizmetlerinin yürütüldüğü muhasebe birimlerini,</p>

<p>i) Ödeme kanalları: KGM tarafından işletilen ücretli otoyol ve erişme kontrolünün uygulandığı karayollarına ilişkin ücret ve idari para cezalarının ödenebildiği Hazine ve Maliye Bakanlığı (Muhasebat Genel Müdürlüğü), Gelir İdaresi Başkanlığı, KGM ve PTT A.Ş. tarafından sunulan tahsilat kanallarını; özel otoyol işleticilerince işletilen otoyol ve erişme kontrolünün uygulandığı karayollarına ilişkin ücret ve cezaların ödenebildiği özel otoyol işleticileri ve PTT A.Ş.’nin belirlediği tahsilat kanallarını,</p>

<p>j) Ücretli karayolu: Karayolları Genel Müdürlüğü sorumluluğunda işletilen veya 4046, 3465 ve 3996 sayılı kanunlar çerçevesinde işletme hakkı verilen veya devredilen otoyollar veya erişme kontrollü karayollarında geçiş ücreti uygulanan karayolu kesimlerini ve büyük sanat yapılarını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel Hükümler</p>

<p><strong>Geçiş ücreti</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yabancı plakalı araçlar, ücretli karayolundan geçiş yapmaları halinde, Geçiş Ücretleri Tarifesine göre usulüne uygun olarak geçiş ücreti ödemek zorundadır.</p>

<p><strong>Abonelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Yabancı plakalı araç sürücüsünün, geçiş ücretini ödemek için geçiş ücreti toplama sistemlerinden herhangi birinin abonesi olması ve kullanılabilir durumda yeterli bakiyeye sahip etiket bulundurması esastır. Kullanıcı, etiketin sağlam ve çalışır durumda olmasından, araç ön camına uygun bir şekilde yapıştırılmasından ve araç plakalarının temiz ve okunaklı olmasından sorumludur.</p>

<p>(2) HGS hesapları ülke içerisindeki PTT şubeleri, PTT acenteleri ve PTT ile anlaşmalı bankalar ve üye işyerleri üzerinden açılır ve HGS etiketi araç sahibine teslim edilir.</p>

<p><strong>İdari para cezası ve ceza</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Geçiş ücretlerini ödemeden geçiş yaptığı tespit edilen yabancı plakalı araçlara 6001 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin birinci ve yedinci fıkralarına göre KGM tarafından, giriş-çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücretine ilave olarak, bu geçiş ücretinin dört katı tutarında idari para cezası verilir ve idari yaptırım kararı düzenlendiği tarihte tebliğ edilmiş sayılır. Ancak, ödemesiz geçiş tarihini izleyen 15 (on beş) gün içinde yükümlü olduğu geçiş ücretini usulüne uygun olarak ödeyenlerden idari para cezası tahsil edilmez. Ödemesiz geçiş tarihini izleyen on beş günü takip eden otuz gün içinde, geçiş ücreti ile birlikte geçiş ücretinin bir katının idari para cezası olarak ödenmesi halinde idari para cezası bir kat verilmiş sayılır ve bu ceza için ayrıca tebligat yapılmaz. Bu takdirde idari para cezasından 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan indirim hükmü uygulanmaz. Ödemesiz geçiş tarihini izleyen kırk beşinci günden sonra ise geçiş ücreti ödemeden giriş-çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücreti ile birlikte dört katı tutarında idari para cezası tahsil edilir.</p>

<p>(2) 4046, 3465 ve 3996 sayılı kanunlar çerçevesinde işletme hakkı verilen veya devredilen otoyollar veya erişme kontrolünün uygulandığı karayollarından geçiş ücretlerini ödemeden geçiş yapan araç sahiplerine, 6001 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin beşinci ve yedinci fıkralarına göre işletici şirket tarafından geçiş ücreti ödemeden giriş-çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücreti ile birlikte, bu ücretin dört katı tutarında ceza verilir ve düzenlendiği tarihte tebliğ edilmiş sayılır. Ancak, ödemesiz geçiş tarihini izleyen 15 (on beş) gün içinde yükümlü olduğu geçiş ücretini usulüne uygun olarak ödeyenlerden ceza tahsil edilmez. Ödemesiz geçiş tarihini izleyen on beş günü takip eden otuz gün içinde geçiş ücretini ödeyenlerden, ödemekle yükümlü oldukları geçiş ücreti ile birlikte bu ücretin bir katı ceza tahsil edilir. Ödemesiz geçiş tarihini izleyen kırk beşinci günden sonra ise geçiş ücreti ödemeden giriş-çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücreti ile birlikte dört katı tutarında ceza tahsil edilir.</p>

<p><strong>Giriş-çıkış şeritleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Kullanıcı, abonesi olduğu geçiş ücreti toplama sistemine ait giriş ve çıkış şeritlerini kurallarına uygun olarak kullanmak zorundadır. Şayet kullanıcının geçiş yaptığı ücretli karayolunda aynı şeritte birden çok ücret toplama sistemi mevcutsa bu kural uygulanmaz.</p>

<p><strong>Çıkış izni</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Sürücüsünün Türk vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın yabancı plakalı araçlara uygulanacak geçiş ücretleri ile idari para cezaları ve cezalar tebligat şartı aranmaksızın sürücüsü bilgilendirilmek suretiyle tahsil edilir. Otoyol ücret toplama istasyonlarında geçiş ücretini ödemeden geçiş yapan yabancı plakalı araçların geçiş ücreti ve idari para cezaları ile cezaların tahsilatının öncelikli olarak ülke içindeki ödeme kanallarından gerçekleştirilmesi esastır. Buralarda ödeme ve ceza tahsilatı gerçekleştirilemeyen ve ülkeyi terk etmek üzere sınır kapılarına gelen yabancı plakalı araçların geçiş ücreti ve idari para cezaları ile cezalarının plakaya bağlı olarak KGM sistemleri üzerinden esas alınan bilgiler dahilinde Hazine ve Maliye Bakanlığı (Muhasebat Genel Müdürlüğü) sistemi aracılığıyla Ticaret Bakanlığı sisteminde elektronik ortamda görüntülenmesi halinde, borçların tahsili gerçekleşmeden aracın yurt dışına çıkışına gümrük idaresince izin verilmez. Gümrük kapılarında yabancı plakalı araçla ilgili geçiş ücretleri ile idari para cezaları ve cezalar banka/kredi kartlarıyla veya gümrük idarelerinin muhasebe hizmetlerinin yürütüldüğü muhasebe birimlerinin vezneleri ile sınırlı olmak üzere nakit olarak ödenebilir.</p>

<p><strong>Bakiye</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yabancı plakalı araçların halen kullanımda olan ücret toplama sistemlerine abone olarak, açtıracakları hesaplar üzerinden geçiş ücretlerini ödemeleri esastır. Bu hesaplarda geçiş ücretlerini karşılayacak tutarda bakiye bulundurmak araç sahipleri veya sürücülerin sorumluluğundadır.</p>

<p><strong>Veri paylaşımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yabancı plakalı araçlarca ücret ödemeden yapılan geçişlere ait bilgilerin, aracın ülkeyi terkine izin vermemek üzere KGM tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığı (Muhasebat Genel Müdürlüğü) sisteminde veya Hazine ve Maliye Bakanlığı (Muhasebat Genel Müdürlüğü) sistemi aracılığıyla Ticaret Bakanlığı sisteminde plaka bazında görüntülenmesi sağlanır. Ücret toplama sistemlerine ait verilerin plaka bazında iletilmesine yönelik gerekli altyapı ve düzenleme KGM tarafından yapılır. KGM tarafından işletilen ücretli otoyol ve erişme kontrolünün uygulandığı karayollarına ait ücret ve idari para cezalarına ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı (Muhasebat Genel Müdürlüğü) sisteminde oluşan tahsilat bilgileri KGM tarafından elektronik ortamda sorgulanır. İşletici şirket tarafından işletilen otoyol ve erişme kontrolünün uygulandığı karayollarına ait geçiş ücretlerine dair muhasebe birimleri veznelerince yapılan tahsilata ilişkin bilgiler, Hazine ve Maliye Bakanlığı (Muhasebat Genel Müdürlüğü) sistemi üzerinden KGM’ye, gümrük kapılarında banka/kredi kartı ile yapılan tahsilat bilgileri Ticaret Bakanlığı sistemi üzerinden Hazine ve Maliye Bakanlığına (Muhasebat Genel Müdürlüğü) ve KGM’ye bildirilir.</p>

<p><strong>Tahsilat</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) KGM tarafından işletilen geçişi ücretli otoyol ve erişme kontrolünün uygulandığı karayollarını kullanan yabancı plakalı araçların ödemesiz geçişlerine ilişkin geçiş ücretleri, ödeme kanalları aracılığıyla tahsil edilir. Tahsil edilen idari para cezaları genel bütçeye gelir kaydedilir. Geçiş ücreti ise KGM’ye aktarılır.</p>

<p>(2) 4046, 3465 ve 3996 sayılı kanunlar çerçevesinde işletme hakkı verilen veya devredilen otoyollar veya erişme kontrolünün uygulandığı karayollarını kullanan yabancı plakalı araçların ödemesiz geçişlerine ilişkin geçiş ücretleri ve cezaları, çıkış yapmak üzere gümrüklere gelmeden önce ödenmemesi halinde tebligat şartı aranmaksızın sürücüsü bilgilendirilmek suretiyle gümrük kapılarında yetkili birimlerce tahsil edilir. Tahsil edilen tutarların yüzde altmışı hizmet payı olarak genel bütçeye gelir kaydedilir, yüzde kırkı ise ilgili işleticiye aktarılmak üzere tahsilatı izleyen ayın sonuna kadar KGM’ye aktarılır. KGM’ye aktarılan tutar, takip eden yedi iş günü içinde ilgili işleticilerin hesabına aktarılır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) 17/2/2017 tarihli ve 29982 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ücretli Karayollarında Yabancı Plakalı Araçlara Ait Geçiş Ücretleri ve İdari Para Cezalarının Tahsiline İlişkin Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ulaştırma ve Altyapı Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ucretli-karayollarinda-yabanci-plakali-araclara-ait-gecis-ucretleri-ve-idari-para-cezalari-ile-cezalarin-tahsiline-iliskin-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/ulastirma-ve-altyapi-bakanligin.jpg" type="image/jpeg" length="10796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rekabet İhlallerinin Tespitinde Yapay Zekâ Çıktısının Delil Değeri: Rekabet Hukuku Açısından Bir Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-ihlallerinin-tespitinde-yapay-zeka-ciktisinin-delil-degeri-rekabet-hukuku-acisindan-bir-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-ihlallerinin-tespitinde-yapay-zeka-ciktisinin-delil-degeri-rekabet-hukuku-acisindan-bir-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Rekabet hukukundaki ön araştırma ve soruşturma süreçleri, niteliği gereği teşebbüsler üzerinde telafisi güç ve ağır sonuçlar doğurur. Rekabet Kurumu’nun bir teşebbüs hakkında soruşturma açtığının kamuoyuna yansıması; şirketlerin ticari itibarını zedeler, iş ortaklıklarını riske atar ve borsa değerini düşürür. Bunun yanı sıra teşebbüslerin savunma hazırlamak, devasa iktisadi raporlar sunmak ve hukuki danışmanlık almak için harcadığı zaman ve finansal kaynaklar da sürecin getirdiği ek yüklerdir.</p>

<p>Bu durum, idarenin takdir yetkisini kullanırken ölçülülük ilkesine azami özen göstermesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Yapay zeka algoritmaları, rekabet ihlallerinin tespitinde; maliyet yapısı, ham madde tedarik zorlukları veya kapasite yetersizliği gibi pazara özgü objektif iktisadi sebepleri ve birçok parametreyi hukuki bir değerlendirmeye tabi tutamayabilir.</p>

<p>Özellikle kamu ihalelerine ilişkin büyük veri setlerinin algoritmalar aracılığıyla analiz edildiği bir sistemde <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>; belirli teşebbüslerin teklif davranışları bakımından benzer örüntüler taşıdığı tespit edilebilir. Ancak algoritmanın "şüpheli" olarak sınıflandırdığı bu tür benzerlikler, tek başına teşebbüsler arasında hukuka aykırı bir koordinasyon bulunduğunu göstermeyebilir.</p>

<p>Algoritmik sistemler, kendilerine sunulan veriler arasındaki istatistiksel ilişkileri tespit eder. Örneğin: "A şirketi ile B şirketi %90 oranında benzer davranış deseni çiziyor = ihlal şüphesi."</p>

<p>Ancak bu benzerliklerin arkasındaki ekonomik gerekçeleri, piyasa koşullarını ve teşebbüslerin gerçek iradelerini tek başına değerlendiremez.</p>

<p>Nitekim algoritmanın "benzer desenler" veya "şüpheli örüntüler" olarak nitelendirdiği durum, gerçekte piyasa aktörlerinin tamamen bağımsız ve rasyonel iktisadi kararlarının bir sonucu olan paralellik olabilir. Şüpheye dayalı bu paralelliği doğrudan bir "uyumlu eylem" veya "gizli anlaşma" kabul etmek, serbest piyasa mantığıyla ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un amacıyla bağdaşmaz.</p>

<p>Rekabet Kurulu da uygulamasında, yalnızca paralel davranışların uyumlu eylemin varlığı için yeterli olmadığını; teşebbüsler arasındaki bağlantıyı ortaya koyan ek delillerin bulunması gerektiğini kabul etmektedir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Yapay zeka çıktıları, "tek başına" rekabet ihlalinin tespitinde kesin delil olarak kabul edilmemelidir. Yapay zeka yalnızca veri odaklı bir korelasyon (ilişki) sunar; bu durum arkasında hukuka aykırı bir anlaşma olduğunu tek başına göstermez. Aksi ispat yükü teşebbüse yüklenmeden önce idarenin, teşebbüsler arasındaki irtibatı/anlaşmayı sadece yapay zeka algoritmalarıyla değil, pazara özgü ekonomik ve rasyonel gerçeklere de dayanarak somut olgularla ortaya koyması gerekir.</p>

<p>Bu nedenlerle yapay zeka çıktıları, ancak başka maddi olgularla desteklenmesi gereken yardımcı bir emare niteliğinde değerlendirilmelidir. Diğer taraftan idarenin, değerlendirme veya karar süreçlerinde algoritmik analizlere dayanması hâlinde, silahların eşitliği ilkesi gereği algoritmanın hangi parametreleri ve değerlendirme kriterlerini dikkate aldığını teşebbüse açıkça sunması gerekir. Aksi bir tutum, teşebbüsün etkili savunma hakkını kullanmasını güçleştirecek ve hukuki güvenlik ilkesi bakımından sorun doğuracaktır.</p>

<p>Netice itibarıyla, Rekabet Kurumu’nun algoritmik korelasyonları doğrudan; rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan "teşebbüsler arası anlaşma" veya "uyumlu eylem" sayarak hareket etmesi, idari yargı denetiminde kararların "eksik inceleme" ve "hukuki güvenlik ilkesinin ihlali" gerekçeleriyle iptal edilmesine yol açabilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Av. Emir SEZER</strong></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.aa.com.tr/tr/gundem/kamu-ihalelerine-yapay-zekayla-rekabet-denetimi/4010195</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Rekabet Kurulu’nun 14.01.2016 tarih ve 16-02/44-14 sayılı Karar’ı.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-ihlallerinin-tespitinde-yapay-zeka-ciktisinin-delil-degeri-rekabet-hukuku-acisindan-bir-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 18:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/kisisel-bilgis4.jpg" type="image/jpeg" length="98573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['Sahte hakim'den pişkin savunma: Hakimliğe özendim!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sahte-hakimden-piskin-savunma-hakimlige-ozendim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sahte-hakimden-piskin-savunma-hakimlige-ozendim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Silivri'de kendisini hakim olarak tanıtan Kubilay A. ve ona yardım eden 2 şüpheli tutuklandı. Adresinde hakim cübbesi, 1 milyon euroluk senet ve altın ele geçirilen A.'un ifadesinde "Yalan üzerine kurulu bir hayatım var, hakimliğe özendim" dediği öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İstanbul İl Jandarma Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ekiplerinin 24 Temmuz 2026'da düzenlediği operasyonda, kendisini hakim olarak tanıttığı öne sürülen Kubilay A.'un da aralarında bulunduğu şüpheliler gözaltına alındı.</p>

<p>Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda 1 adet hakim cübbesi, 1 milyon euro değerinde senet, 285 gram külçe altın, döviz, borç protokolleri ve dijital materyaller ele geçirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soruşturma dosyasına göre A.'un, günlük yaşamında da kendisini "Adalet Bakanlığı'nda hakim" olarak tanıttığı iddia edildi. Oturduğu mahallede bina önündeki park alanını, "Arabama bomba konulabilir, araç kamera açısında olmalı" gerekçesiyle kullandığı ve bu nedenle çevre sakinlerinin tepkisini çektiği, yaklaşık 5 yıl önce de CİMER'e şikayet edildiği öne sürüldü.</p>

<p>Silivri Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edilen şüphelilerden Kubilay A. suçunu kabul ederken, hakim cübbesini temin ettiği iddia edilen A. B. ile avukat H. A. suçlamaları reddederek kandırıldıklarını savundu.</p>

<p>Mahkeme, kuvvetli suç şüphesi bulunması ve delillerin henüz tam olarak toplanmamış olması gerekçesiyle üç şüphelinin de tutuklanmasına karar verdi.</p>

<p><strong>İFADESİ ORTAYA ÇIKTI</strong></p>

<p>Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Kubilay A.'un "Sosyal medyada kendimi hakim olarak tanıttım. Yalan üzerine kurmuş olduğum bir hayatım var, hakimliğe özendim" dediği öğrenildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sahte-hakimden-piskin-savunma-hakimlige-ozendim</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/untitled-1-17.jpg" type="image/jpeg" length="23014"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KVKK'nın Kamu Tüzel Kişiliğini Haiz Veri Sorumluları Tarafından Kişisel Verilerin İnternet Ortamında Paylaşılmasına İlişkin İlke Kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kvkknin-kamu-tuzel-kisiligini-haiz-veri-sorumlulari-tarafindan-kisisel-verilerin-internet-ortaminda-paylasilmasina-iliskin-ilke-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kvkknin-kamu-tuzel-kisiligini-haiz-veri-sorumlulari-tarafindan-kisisel-verilerin-internet-ortaminda-paylasilmasina-iliskin-ilke-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kamu Tüzel Kişiliğini Haiz Veri Sorumluları Tarafından Kişisel Verilerin İnternet Ortamında Paylaşılması Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun İlke Kararına İlişkin Duyurusu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h3><strong>Kamu Tüzel Kişiliğini Haiz Veri Sorumluları Tarafından Kişisel Verilerin İnternet Ortamında Paylaşılması Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 01/07/2026 Tarihli Ve 2026/1301 Sayılı İlke Kararına İlişkin Kamuoyu Duyurusu</strong></h3>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurumuna (<strong>Kurum</strong>) iletilen çeşitli şikâyet ve ihbarlarda, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel kişiliğini haiz belediyeler, üniversiteler ve benzeri kuruluşlar tarafından yürütülen hizmetler kapsamında kişisel verilerin internet ortamında paylaşıldığı, bu paylaşımların ise 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (<strong>6698 sayılı</strong> <strong>Kanun</strong>) bakımından hukuka aykırılık teşkil edebildiği yönünde iddialar yer almaktadır.</p>

<p>Söz konusu ihbar ve şikayetlerin Kişisel Verileri Koruma Kurulu (<strong>Kurul</strong>) tarafından incelenmesi sonucunda; kamu kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel kişiliğini haiz diğer veri sorumlularının (belediyeler, il özel idareleri, üniversiteler vb.) internet ortamında gerçekleştirdiği kişisel veri paylaşımlarına ilişkin çeşitli tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu kapsamda, bahse konu kişisel veri işleme faaliyetlerinin Kanun’a uygun şekilde yürütülebilmesini teminen kamuoyunun ve ilgili tarafların bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.</p>

<p>Bilindiği üzere, kişisel verilerin işlenmesi; kişisel verilerin ilk elde edilmesinden başlayarak imha edilmesine kadar geçen süreçte kişisel veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi kapsayan geniş bir kavramdır. Bu doğrultuda kişisel veri içeren belgelerin internet ortamında yayımlanması; kişisel verilerin açıklanması ve üçüncü kişiler tarafından erişilebilir hale getirilmesi sonucunu doğurduğundan, Kanun kapsamında bir kişisel veri işleme faaliyeti olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Kurul tarafından yapılan incelemelerde, kamu tüzel kişiliğini haiz veri sorumlularının internet sitelerinde yayımladıkları çeşitli belgelerde; ad ve soyadı, anne ve baba adı, yaş, T.C. kimlik numarası, adres, cep telefonu numarası, doğum yeri, meslek, uzmanlık alanı, görev yeri, unvan/statü, hizmet yılı, sicil numarası, çalışılan birim, askerlik durumu, öğrenim bilgisi, taşınmazlara ilişkin ada/parsel bilgileri, sınav başvuru numarası, KPSS puanı, kabul veya ret bilgisi, başarı durumu, mezun olunan okul bilgisi, doğru-yanlış-net sayıları, başvuru yapılan pozisyon, aday ve öğrenci numarası, sınava katılmama veya kabul edilmeme nedeni, asil-yedek bilgisi, eksik evrak bilgisi, eski hükümlü olma durumu ve benzeri birçok kişisel veriye yer verildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>Kurul, kamu tüzel kişiliğini haiz veri sorumluları tarafından internet ortamında gerçekleştirilen kişisel veri paylaşım faaliyetlerinin 6698 sayılı Kanun ve ilgili ikincil mevzuata uygun şekilde yürütülmesi gerektiğini vurgulamış olup bu kapsamda uyumun sağlanabilmesini teminen;</p>

<p>- İnternet ortamında kişisel veri paylaşımının, Kanun’un 5’inci maddesinde; özel nitelikli kişisel veriler bakımından ise 6’ncı maddesinde düzenlenen geçerli bir kişisel veri işleme şartına dayanması gerektiği,</p>

<p>- Geçerli bir işleme şartının bulunmadığı hallerde kişisel verilerin internet ortamında paylaşılmaması gerektiği,</p>

<p>- Kişisel veri paylaşımının geçerli bir işleme şartına dayanmasının tek başına yeterli olmadığı, veri sorumlularının Kanun’un 4’üncü maddesinde düzenlenen Genel İlkelere de uygun hareket etmesinin zorunlu olduğu,</p>

<p>- Özellikle <strong>“amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma”</strong> ilkesi kapsamında, amacın gerçekleşmesi için gerekli asgari düzeyde kişisel verinin paylaşılması; gerekli olmayan kişisel verilere internet ortamında yer verilmemesi ve bu doğrultuda maskeleme, anonimleştirme ve benzeri tedbirlerin uygulanmasının önem arz ettiği,</p>

<p><strong>- “İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme”</strong> ilkesi gereğince, kişisel veri içeren paylaşımların yayında kalma sürelerinin belirlenmesi ve bu sürelerin sonunda gerekli kaldırma, silme, yok etme veya anonim hale getirme işlemlerinin tesis edilmesi gerektiği,</p>

<p>- İnternet ortamında paylaşılacak kişisel verilere ilişkin Kanun’un 10’uncu maddesi kapsamında aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerektiği ve aydınlatmanın yapıldığının ispat yükünün ise veri sorumlusuna ait olduğu,</p>

<p>- Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca kişisel verilerin güvenliğinin sağlanmasına yönelik gerekli idari ve teknik tedbirlerin alınması gerektiği; internet ortamında gerçekleştirilen kişisel veri paylaşımlarının, verilerin daha sınırlı ortamlarda paylaşılmasına kıyasla daha yüksek veri güvenliği riski taşıdığı ve veri sorumluları tarafından idari ve teknik tedbirler belirlenirken bu durumun gözetilmesi gerektiği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Halihazırda internet ortamında yayımlanmakta olan kişisel veri içeren içeriklerin veri sorumluları tarafından ivedilikle gözden geçirilmesi; geçerli bir işleme şartına dayanmayan veya Kanun’un genel ilkelerine uygun olmayan paylaşımların internet ortamından kaldırılması ya da gerekli maskeleme ve benzeri işlemlerin yapılması, kişisel verilerin işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde ise imha süreçlerinin işletilmesi gerektiği,</p>

<p>- Sınav sonuçları, kura sonuçları ve benzeri duyurularda, somut olayın niteliğine göre hareket edilmesi gerekmekle birlikte mümkün olduğu ölçüde yalnızca ilgili kişilerin kendi sonuçlarına erişebileceği güvenli yöntemlerin tercih edilmesinin uygun olacağı; bu kapsamda e-Devlet platformları veya çift faktörlü kimlik doğrulama yöntemlerinin kullanıldığı platformların tercih edilmesinin uygun olacağı,</p>

<p>- Veri sorumluları bünyesinde, internet siteleri ve sosyal medya platformların kullanılmasından sorumlu çalışanlar başta olmak üzere tüm çalışanların kişisel verilerin korunmasına ilişkin bilgi ve farkındalık düzeylerinin artırılması amacıyla eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerinin düzenli olarak yürütülmesi gerektiği,</p>

<p>- Söz konusu yükümlülüklere uyulmadığının tespiti halinde, somut olayın özellikleri dikkate alınarak gerekli incelemenin yapılacağı ve 6698 sayılı Kanun’un 18’inci maddesi uyarınca ilgili veri sorumluları hakkında idari işlem tesis edileceği</p>

<p>hususlarında kamuoyunun bilgilendirilmesine ve bu kapsamda 6698 sayılı Kanun’un 15’inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca İlke Kararı alınmasına Kurul tarafından karar verilmiştir.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>

<h3><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/20260728-6.pdf" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"><strong>&gt;&gt; Kamu Tüzel Kişiliğini Haiz Veri Sorumluları Tarafından Kişisel Verilerin İnternet Ortamında Paylaşılması Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 01/07/2026 Tarihli Ve 2026/1301 Sayılı İlke Kararı için TIKLAYINIZ</strong></span></a></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KAMU HUKUKU, KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kvkknin-kamu-tuzel-kisiligini-haiz-veri-sorumlulari-tarafindan-kisisel-verilerin-internet-ortaminda-paylasilmasina-iliskin-ilke-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/kvkk-mu.jpg" type="image/jpeg" length="87314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 2020/1262 E., 2025/6408 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20201262-e-20256408-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20201262-e-20256408-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 31/12/2025 tarihli, 2020/1262 E., 2025/6408 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>İKİNCİ DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas No: 2020/1262</strong></p>

<p><strong>Karar No: 2025/6408</strong></p>

<p><br />
<strong>DAVANIN KONUSU:</strong></p>

<p>Davacı tarafından, Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığının 13/03/2020 günlü, 667310 sayılı ''Kıta Kaynağından Kara Havacılık Sınıfına Pilot Adayı Seçimi'' konulu emrinin ekinde yer alan Başvuru Şartları ve Nitelik Belgesi Düzenleme Esaslarının ''Başvuruda Aranan Şartlar'' başlıklı bölümünün (c) alt bendinde yer alan ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' cümlesinin iptali istemiyle dava açılmıştır.</p>

<p><br />
<strong>DAVACININ İDDİALARI:</strong></p>

<p>2010 yılı Eylül ayında başladığı Helikopter Pilot Subay Temel kursundan uçuş safhası esnasında elenerek piyade sınıfına geçiş yaptığı,</p>

<p>2016 yılında yayımlanan 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 6. maddesi ile 926 sayılı Kanun'a eklenen Ek Geçici 93. madde kapsamında yeniden pilotaj eğitimine başvuru hakkı kazandığı,</p>

<p>Anılan KHK gereği ilk kez 2017 yılı Şubat ayında açılan pilot adayı seçimlerine başvuruda bulunmasına ve bu kapsamda 2018 yılı sonuna kadar belirli dönemlerde kursa alım yapılmasına rağmen bu süre zarfında kursa çağrılmadığı,</p>

<p>2019 yılı Şubat ayında yeniden pilot adayı seçimi için başvuruların alındığı, ancak kayıtlı dil notu olmadığından başvuruda bulunamadığı,</p>

<p>2019 yılında açılan başvuruda daha önce kursa tefrik edilip başarısız olmamak şartı aranmadığı için daha önce kursa tefrik edilip başarısız olan ve halen pilot subay temel kursuna devam eden personelin bulunduğu,</p>

<p>16/03/2020 tarihinde açılan başvuruda dil şartını sağlamış olmasına rağmen, bu kez davaya konu düzenleme nedeniyle başvuruda bulunamadığı,</p>

<p>Anılan düzenlemenin Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı olduğu,</p>

<p>Daha önceki yıllarda yapılan alımlarda bu şarta yer verilmediği için haklı beklenti içerisine girdiği,</p>

<p>Dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmektedir.</p>

<p><br />
<strong>DAVALININ SAVUNMASI:</strong></p>

<p>Pilot adayı başvuru ve seçim faaliyetlerinin, KKY 202-6 (A) Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sınıflandırma ve Sınıflandırma Kurulları Yönergesi ve bu Yönerge doğrultusunda yayımlanan Uygulama Emri kapsamında yürütüldüğü,</p>

<p>Yönergenin 11. maddesinde "Kara havacılık sınıfına personel seçimi yapılacak dönem için yayımlanacak olan uygulama emrinde belirtilen ilave şartları taşımak" düzenlemesine yer verildiği,</p>

<p>Davacının 2017 yılı Kara Havacılık Sınıfına geçiş başvurusunda bulunduğu, ancak YDS/e-YDS'den İngilizce dilinde 60 ve yukarısında not almış olmak şartını taşımaması nedeniyle kurslara tefrik edilmediği,</p>

<p>Emsal gösterilen kişilerin başvurularının ilgili dönemde yayımlanan uygulama emrine uygun olduğu,</p>

<p>Daha önceki dönemlerde yayımlanan uygulama emirlerinde yer verilmemesine rağmen dava konusu uygulama emrinde ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' şartının düzenlendiği,</p>

<p>Davacının 2010 yılı Eylül ayında başladığı Helikopter Pilot Subay Temel Kursundan uçuş safhası esnasında elenmesi sebebiyle anılan şartı taşımadığı ve bu nedenle kursa tefrik işleminin yapılmadığı,</p>

<p>Yönergeye istinaden çıkarılan uygulama emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuştur.</p>

<p><br />
<strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ:</strong></p>

<p>Dava konusu düzenlemenin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><br />
<strong>DANIŞTAY SAVCISI DÜŞÜNCESİ:</strong></p>

<p>Dava, Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın 13/03/2020 günlü, 667310 sayılı ''Kıta Kaynağından Kara Havacılık Sınıfına Pilot Adayı Seçimi'' konulu emrinin ekinde yer alan Başvuru Şartları ve Nitelik Belgesi Düzenleme Esaslarının ''Başvuruda Aranan Şartlar'' başlıklı bölümünün (c) alt bendinde yer alan ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' cümlesinin iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>17/08/2016 tarihinde yayımlanan 671 sayılı KHK'nın 6. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen Ek Geçici 93. maddede, "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce herhangi bir nedenle uçuştan ayrılan subaylar, bir yıl içinde başvuruda bulunmaları ve uçuş için gerekli şartları sağlamaları kaydıyla ilgili Kuvvet Komutanlığınca yeniden pilotaj eğitimine alınabilirler. (Ek cümle: 20/11/2017-KHK-696/24 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/20 md.) Bunlardan pilotaj eğitiminde başarılı olanların 30 Ağustos 2016 tarihine kadar subaylıkta geçirdikleri sürelerin yarısı, beş yılı geçmemek üzere uçuş hizmet süresinden sayılır. Pilotaj eğitiminde başarılı olanların yükümlülük süresi, bu eğitime başlama tarihinden itibaren onbeş yıldır. Pilotaj eğitiminde başarısız olanların bu eğitimde geçirdikleri süre, yükümlülük süresine dahil edilir." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>KKY 202-6 (A) Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sınıflandırma ve Sınıflandırma Kurulları Yönergesinin 11. maddesinde, "Kara havacılık sınıfına personel seçimi yapılacak dönem için yayımlanacak olan uygulama emrinde belirtilen ilave şartları taşımak" kuralı yer almıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu doğrultuda yayımlanan Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın 13/03/2020 günlü, 667310 sayılı ''Kıta Kaynağından Kara Havacılık Sınıfına Pilot Adayı Seçimi'' konulu Uygulama emrinin ekinde yer alan Başvuru Şartları ve Nitelik Belgesi Düzenleme Esaslarının ''Başvuruda Aranan Şartlar'' başlıklı bölümünün (c) alt bendinde ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' şartına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, davacının, 2010 yılı Eylül ayında başladığı Helikopter Pilot Subay Temel kursundan uçuş safhası esnasında elenerek piyade sınıfına geçiş yaptığı,2016 yılında yayımlanan 671 sayılı KHK'nın 6. maddesi ile 926 sayılı Kanuna eklenen Ek Geçici 93. madde kapsamında yeniden pilotaj eğitimine başvuru hakkı kazandığı, anılan KHK gereği ilk kez 2017 yılı Şubat ayında açılan pilot adayı seçimlerine başvuruda bulunmasına ve bu kapsamda kursa alımlar 2018 yılı sonuna kadar belirli dönemler içerisinde gruplar halinde devam etmesine rağmen bu süre zarfında kursa çağrılmadığı, 2019 yılı Şubat ayında yeniden pilot adayı seçimi için başvuruların alındığı, ancak kayıtlı dil notu olmadığından başvuruda bulunamadığı,2019 yılında açılan başvuruda daha önce kursa tefrik edilip başarısız olmamak şartı aranmadığı için daha önce kursa tefrik edilip başarısız olan ve halen pilot subay temel kursuna devam eden personelin bulunduğu,16/03/2020 tarihinde açılan başvuruda dil şartını sağlamış olmasına rağmen, bu kez davaya konu düzenleme nedeniyle başvuruda bulunamadığı, anılan düzenlemenin Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı olduğu, daha önceki yıllarda yapılan alımlarda bu şarta yer verilmediği için haklı beklenti içerisine girdiği, dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı iddialarıyla bakılan iş bu davayı açtığı, davalı idarenin ,Pilot adayı başvuru ve seçim faaliyetlerinin KKY 202-6 (A) Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sınıflandırma ve Sınıflandırma Kurulları Yönergesi ve bu Yönerge doğrultusunda yayımlanan Uygulama Emri kapsamında yürütüldüğü, Yönergenin 11. maddesinde "Kara havacılık sınıfına personel seçimi yapılacak dönem için yayımlanacak olan uygulama emrinde belirtilen ilave şartları taşımak" düzenlemesine yer verildiği, davacının 2017 yılı Kara Havacılık Sınıfına geçiş başvurusunda bulunduğu, ancak YDS/e-YDS'den İngilizce dilinde 60 ve yukarısında not almış olmak şartını taşımaması nedeniyle kurslara tefrik edilmediği, emsal gösterilen kişilerin başvurularının ilgili dönemde yayımlanan uygulama emrine uygun olduğu, daha önceki dönemlerde yayımlanan uygulama emirlerinde yer verilmemesine rağmen dava konusu uygulama emrinde ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' şartının düzenlendiği, davacının 2010 yılı Eylül ayında başladığı Helikopter Pilot Subay Temel Kursundan uçuş safhası esnasında elenmesi sebebiyle anılan şartı taşımadığı ve bu nedenle kursa tefrik işleminin yapılmadığı, Yönergeye istinaden çıkarılan uygulama emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı savında bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>1982 Anayasası'nın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinde; "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın 10. maddesinde ifadesini bulan eşitlik ilkesi, birbiriyle aynı hukuki durumda olanlara veya olması gerekenlere ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesinin görünümlerinden biri de düzenli idare ilkesidir. Düzenli idare ilkesi; idarenin düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu alanlarda, bu alanları tüzük, yönetmelik gibi idari metinlerle objektif bir şekilde düzenlemesi ve sürekli uygulamalar ile hukuki istikrarı tesis ederek buna uymasıdır. Anayasa Mahkemesi kararlarında eşitlik ilkesi aynı durumda bulunanlar için haklarda ve ödevlerde, yararlarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve sorumluluklarda, fırsatlarda ve hizmetlerde eşit davranma zorunluluğu olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>Kamu idareleri, yetkileri çerçevesinde düzenleyici tasarruflarla getirdikleri hukuk kurallarını, kamu hizmetinin gerekleri, gereksinimleri gibi nedenlerle ve konuluşundaki yönteme uyularak Anayasa ve yasalara uygun düşmek kaydıyla her zaman değiştirilebilirler ve kaldırabilirler. Bu değişme ve kaldırmalarda doğan yeni durumun, aynı statü içindeki herkese uygulanması Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesinin gereğidir.</p>

<p>Uyuşmazlık konusu olayda, davacı tarafından, Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın 13/03/2020 günlü, 667310 sayılı ''Kıta Kaynağından Kara Havacılık Sınıfına Pilot Adayı Seçimi'' konulu Uygulama emrinin ekinde yer alan Başvuru Şartları ve Nitelik Belgesi Düzenleme Esaslarının ''Başvuruda Aranan Şartlar'' başlıklı bölümünün (c) alt bendinde ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' şartının iptali istenildiği, ancak bu şartın anılan düzenlemenin dayanağı olan 17/08/2016 tarihinde yayımlanan 671 sayılı KHK'nın 6. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen Ek Geçici 93. Maddesi sonrası yayımlanan hiçbir emirde yer almaz iken, hiçbir gerekçe ( gerekliliğin ve zorunluluğun) gösterilmeksizin dava konusu emirde anılan olumsuz şarta yer verildiği görülmüştür.</p>

<p>Bu durumda, gerekçe göstermeksizin tesis edilen dava konusu işlemin ayrıca eşitlik ilkesine de aykırılık tesis ettiğinden iptali gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><br />
<strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacının, Kara Havacılık sınıfının pilot ihtiyacını karşılamak maksadıyla Kara Havacılık Okulu Komutanlığında 2020 yılında açılacak Uçak/Helikopter Pilot Subay Temel Kursuna katılmak için yaptığı başvurunun, Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığının 13/03/2020 günlü, 667310 sayılı ''Kıta Kaynağından Kara Havacılık Sınıfına Pilot Adayı Seçimi'' konulu emrinin ekinde yer alan Başvuru Şartları ve Nitelik Belgesi Düzenleme Esaslarının ''Başvuruda Aranan Şartlar'' başlıklı bölümünün (c) alt bendinde yer alan ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' şartını taşımadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine görülmekte olan dava açılmıştır.</p>

<p><br />
<strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>926 Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 22. maddesinde, sınıflandırma, ilk ve yeniden sınıflandırma olmak üzere ikiye ayrılmış "Sınıflandırma kurulları ve sınıflandırma yönetmeliği" başlıklı 25. maddesinde de, "İlk sınıflandırma ve yeniden sınıflandırma, sınıflandırma kurulları tarafından yapılır. Sınıflandırma kurullarının kuruluşları, çalışma usulleri, kararlarını nasıl alacakları, kurul üyelerinin nitelikleri ve sınıflandırmanın ne zaman ve nasıl yapılacağına ait hususlar sınıflandırma yönetmeliğinde gösterilir." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>23/05/1968 günlü, 12906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri Subay Sınıflandırma Yönetmeliği'nin, 01/06/2012 günlü, 28310 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değiştirilen 13. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte bulunan halinde; "Subay sınıflandırma faaliyeti, işlemleri, vasıtaları ve sınıflandırmanın ne şekilde yapılacağına dair teferruatlı hususlar bu Yönetmelik esaslarına göre Milli Savunma Bakanlığınca, Kuvvet Komutanlıklarınca ve Jandarma Genel Komutanlığınca, hazırlanacak yönergelerde gösterilir. Bu yönergeler şunlardır:</p>

<p>a. Sınıflandırma ve sınıflandırma kurulları yönergesi,</p>

<p>...</p>

<p>Yukarıda belirtilen yönergelerin hazırlanıp yürürlüğe konulmasından Milli Savunma Bakanlığı, ilgili Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı sorumludurlar." düzenlemesi yer almıştır.</p>

<p>KKY 202-6 (A) Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sınıflandırma ve Sınıflandırma Kurulları Yönergesi'nin Kara Havacılık sınıfına başvuracak personelde aranacak şartları düzenleyen 11. maddesinde, "Kara havacılık sınıfına personel seçimi yapılacak dönem için yayımlanacak olan uygulama emrinde belirtilen ilave şartları taşımak" kuralı düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu doğrultuda yayımlanan Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığının 13/03/2020 günlü, 667310 sayılı ''Kıta Kaynağından Kara Havacılık Sınıfına Pilot Adayı Seçimi'' konulu Uygulama Emrinin ekinde yer alan Başvuru Şartları ve Nitelik Belgesi Düzenleme Esaslarının ''Başvuruda Aranan Şartlar'' başlıklı bölümünün (c) alt bendinde ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Temel Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' şartına yer verilmiştir.</p>

<p>17/08/2016 tarihinde yayımlanan 671 sayılı KHK'nın 6. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'na eklenen Ek Geçici 93. maddede ise, "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce herhangi bir nedenle uçuştan ayrılan subaylar, bir yıl içinde başvuruda bulunmaları ve uçuş için gerekli şartları sağlamaları kaydıyla ilgili Kuvvet Komutanlığınca yeniden pilotaj eğitimine alınabilirler. (Ek cümle: 20/11/2017-KHK-696/24 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/20 md.) Bunlardan pilotaj eğitiminde başarılı olanların 30 Ağustos 2016 tarihine kadar subaylıkta geçirdikleri sürelerin yarısı, beş yılı geçmemek üzere uçuş hizmet süresinden sayılır. Pilotaj eğitiminde başarılı olanların yükümlülük süresi, bu eğitime başlama tarihinden itibaren onbeş yıldır. Pilotaj eğitiminde başarısız olanların bu eğitimde geçirdikleri süre, yükümlülük süresine dahil edilir." hükmü yer almaktadır.</p>

<p><br />
<strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yaptığı düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerekli kılan ortak değerdir.</p>

<p><br />
Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin yönetmelik dışında, yönerge, tebliğ, genelge gibi çeşitli adlar altında da düzenleme yapabilmektedir. Ancak bu düzenlemeler arasında "normlar hiyerarşisi" olarak adlandırılan bir ilişki bulunmaktadır.</p>

<p><br />
Normlar hiyerarşisi kuramına göre hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Bu nitelikleri gereği, dayandıkları üst hukuk normlarına aykırı hüküm ihtiva etmeleri mümkün değildir. Bu kuramın en belirgin özelliklerinden biri de, bir düzenlemenin hiyerarşik sıralamada daha altta bulunan bir düzenleme ile değiştirilememesi ve kaldırılamamasıdır. Bu kapsamda idarelerce hazırlanan düzenleyici nitelikteki idari işlemlerin üst hukuk normlarına uygun olması gerekmektedir.</p>

<p><br />
Uyuşmazlıkta, Türk Silahlı Kuvvetlerinde yerine getirilen askeri hizmetin özelliği gereği birçok sınıf bulunduğu, kara havacılık sınıfının da bunlardan biri olduğu, her sınıfın gerektirdiği bedeni, zihni ve teknik kabiliyetlerde farklılıklar olabileceği, dolayısıyla sınıflandırma işlemlerine esas olmak üzere her sınıf için aranacak nitelik ve özelliklerin de birbirinden farklı olduğu, sınıfın özelliğine göre sınıflandırılacak personelde aranacak şartların yönetmelik ile önceden düzenlenmesinin zorluğu dikkate alınarak ilk ve yeniden sınıflandırma işlemlerinin nasıl yapılacağına ilişkin ayrıntılı hususların yönerge ile düzenlenmesine imkan verildiği, iptali istenen Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığının 13/03/2020 günlü, 667310 sayılı ''Kıta Kaynağından Kara Havacılık Sınıfına Pilot Adayı Seçimi'' konulu emrinin ekinde bulunan, Başvuru Şartları ve Nitelik Belgesi Düzenleme Esaslarının ''Başvuruda Aranan Şartlar'' başlıklı bölümünün (c) alt bendinde yer alan, ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Temel Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' şartının ne ilgili Yönetmelikte ne de yönetmeliğin verdiği yetkiye dayanılarak yürürlüğe konulan KKY 202-6 (A) Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sınıflandırma ve Sınıflandırma Kurulları Yönergesinde yer aldığı, bu bağlamda, üst hukuk normlarında yer almayan bir koşulun alt düzenleyici işlem olan dava konusu Emir ile getirilmesinin normlar hiyerarşisine ve hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p><br />
<strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığının 13/03/2020 günlü, 667310 sayılı ''Kıta Kaynağından Kara Havacılık Sınıfına Pilot Adayı Seçimi'' konulu emrinin ekinde bulunan, Başvuru Şartları ve Nitelik Belgesi Düzenleme Esaslarının ''Başvuruda Aranan Şartlar'' başlıklı bölümünün (c) alt bendinde yer alan, ''Başvuru tarihinden önce Uçak/Helikopter Pilot Subay Temel Kursuna tefrik edilip kurstan başarısız olmamak (olumsuz)'' düzenlemesinin İPTALİNE;</p>

<p>2. Aşağıda dökümü yapılan ...-TL yargılama giderinin ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen ...-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, posta ücretinden artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,</p>

<p>3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 31/12/2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile ilgili yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, sınıflandırma ve personel seçimine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi hususunda idareye düzenleme yapma yetkisi tanındığı açıktır.</p>

<p>Anılan Kanun ve Yönetmelik hükümleri, sınıflandırma işlemlerinin çerçevesini belirlemekle birlikte, askeri hizmetin özelliği ve ihtiyaçları doğrultusunda uygulamaya ilişkin ayrıntıların idarece düzenlenmesine engel teşkil etmemektedir. Nitekim askeri hizmet; disiplin, hiyerarşi, fiziki ve zihni yeterlilik ile yüksek teknik beceri gerektiren kendine özgü bir kamu hizmetidir. Özellikle kara havacılık sınıfı gibi yüksek risk ve uzmanlık gerektiren bir alanda personel seçiminde, daha önce pilotaj eğitimine tabi tutulmuş ve başarısız olmuş personelin durumunun değerlendirilmesi, hizmet gerekleri ve kamu yararı ile doğrudan bağlantılıdır.</p>

<p>Bu bağlamda dava konusu şartın, kanunla çizilen çerçeveyi genişletici veya daraltıcı mahiyette yeni bir hak ya da yasak ihdas etmediği; bilakis mevcut düzenlemelerin uygulanmasına yönelik, hizmetin etkinliği ve güvenliği amacıyla getirilen tamamlayıcı bir kriter niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>İdarenin, kamu hizmetinin gerekleri doğrultusunda personel seçimine ilişkin kriterleri belirlerken takdir yetkisine sahip olduğu; bu takdir yetkisinin açık bir hukuka aykırılık bulunmadıkça yargı yerince yerindelik denetimine tabi tutulamayacağı idare hukukunun yerleşik ilkelerindendir.</p>

<p>Bu itibarla, dava konusu düzenlemenin üst normlara aykırı olmadığı, askeri hizmetin niteliği ve kamu yararı gözetilerek idarenin takdir yetkisi çerçevesinde tesis edildiği sonucuna varıldığından, davanın reddi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20201262-e-20256408-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="33352"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37567"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93282"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63004"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="32199"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="99436"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="64599"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="90764"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="83534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="27979"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="56344"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="91720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="53682"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="98292"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
