<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 16 Aug 2026 01:22:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lokman Hekim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/lokman-hekim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/lokman-hekim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokman Hekim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, 16 Ağustos 2026 Tarihli ve 33342 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Lokman Hekim Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>LOKMAN HEKİM ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Lokman Hekim Üniversitesine bağlı Enstitüde yürütülen lisansüstü programlara öğrenci kabul ve kayıt işlemleri ile lisansüstü eğitim öğretim ve sınavlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, Lokman Hekim Üniversitesine bağlı Enstitüde yürütülen tezli ve tezsiz yüksek lisans ile doktora programlarına öğrenci kabulü, kayıt işlemleri, eğitim öğretim süreçleri, ölçme ve değerlendirme faaliyetleri ile sınavlara ilişkin usul ve esasları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar </strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademik kurul: Anabilim/Bilim dalının lisansüstü eğitim öğretim programlarında görev alan öğretim üyeleri ile doktora ünvanına sahip öğretim görevlilerinden oluşan ve anabilim/bilim dalı başkanının başkanlık ettiği kurulu,</p>

<p>b) Akademik takvim: Bir eğitim öğretim yılındaki kayıt, ders, sınav ve benzeri faaliyetlerin süre ve tarihlerini gösteren takvimi,</p>

<p>c) AKTS: Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>ç) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>d) Anabilim dalı: Enstitüde eğitim programı bulunan anabilim dalını,</p>

<p>e) Anabilim dalı başkanı: Enstitüde eğitim programı bulunan anabilim dalı başkanını,</p>

<p>f) Azami süre: Öğrencinin, kayıtlı olduğu lisansüstü programı tamamlamakla yükümlü olduğu en uzun süreyi,</p>

<p>g) Bilim dalı: Anabilim dalı içinde eğitim öğretim, araştırma ve uygulama yapan birimi,</p>

<p>ğ) Doktora yeterlik komitesi: Yeterlik sınavlarını düzenlemek ve yürütmek üzere anabilim dalının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararıyla görevlendirilen beş öğretim üyesinden oluşan komiteyi,</p>

<p>h) Doktora yeterlik sınavı: Derslerini ve seminerini başarıyla tamamlayan öğrencinin; alanındaki temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma derinliğine sahip olup olmadığını ölçen sınavı,</p>

<p>ı) Dönem projesi: Tezsiz yüksek lisans programlarında danışman öğretim üyesinin danışmanlığında yürütülen proje çalışmasını,</p>

<p>i) DUS: Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>j) Enstitü: Lokman Hekim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsünü,</p>

<p>k) Enstitü Kurulu: Enstitüde açılmış eğitim programları bulunan ve öğrenci kaydı yapılmış olan anabilim dalı başkanlarından oluşan kurulu,</p>

<p>l) Enstitü Yönetim Kurulu: Enstitü Müdürünün başkanlığında, enstitü müdür yardımcıları ve Müdürün göstereceği altı aday arasından Enstitü Kurulunca seçilecek üç öğretim üyesinden oluşan kurulu,</p>

<p>m) EUS: Eczacılıkta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>n) Genel başarı notu: Adayların lisansüstü programlara giriş ve kabul işlemlerinde esas alınacak nihai değerlendirme puanını,</p>

<p>o) GMAT: Uluslararası Graduate Management Admission Test sınavını,</p>

<p>ö) GRE: Uluslararası Graduate Record Examination sınavını,</p>

<p>p) İntihal: Bilimsel usullere uygun biçimde gerekli atıfları yapmadan, kaynak göstermeden veya uygun şekilde izin almadan başkalarının fikir, yöntem, veri, eser ve yayınlarını kısmen veya tamamen kendisine aitmiş gibi sunmayı ve yayımlamayı,</p>

<p>r) Mütevelli Heyet: Lokman Hekim Üniversitesi Mütevelli Heyeti,</p>

<p>s) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,</p>

<p>ş) Program: Enstitü bünyesinde anabilim dalı tarafından yürütülen tezli yüksek lisans, tezsiz yüksek lisans veya doktora programını,</p>

<p>t) Rektör: Lokman Hekim Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>u) Senato: Lokman Hekim Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>ü) Tez: Yüksek lisans veya doktora programı kapsamında hazırlanan tezi,</p>

<p>v) Tez izleme komitesi (TİK): Doktora programlarında tez çalışmalarını izlemek, değerlendirmek ve yönlendirmek üzere oluşturulan komiteyi,</p>

<p>y) TUS: Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>z) Uluslararası ortak lisansüstü programı: Yurt dışındaki bir yükseköğretim kurumu ile ortaklaşa yürütülen bir lisansüstü programını,</p>

<p>aa) ÜAK: Üniversitelerarası Kurulu,</p>

<p>bb) Üniversite: Lokman Hekim Üniversitesini,</p>

<p>cc) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Eğitim ve Öğretime İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Öğretim dili</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Lisansüstü programlarda eğitim öğretim dili Türkçedir.</p>

<p>(2) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında anabilim dalının teklifi ve Enstitü Kurulunun kararıyla, lisansüstü programlarda derslerin tamamı veya bir kısmı belirlenen yabancı dilde verilebilir. Türkçe yürütülen derslerde, yabancı dilde yazılmış kaynaklar izlenebilir; ödev ve benzeri çalışmaların yabancı dilde hazırlanması istenebilir. Ayrıca, danışmanın önerisi, anabilim dalı başkanının uygun görüşü ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararıyla proje, tez, rapor ve seminer çalışmaları yabancı dilde hazırlanabilir.</p>

<p>(3) Eğitim öğretimin tamamen veya kısmen yabancı dilde yürütüldüğü lisansüstü programlara kabulde, adayların ilgili yabancı dil yeterliğini belgelemeleri zorunludur.</p>

<p>(4) Aşağıda belirtilen adaylar İngilizce dil yeterliğini sağlamış sayılır:</p>

<p>a) YÖK tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından, ilgili anabilim dalı tarafından belirlenen asgari puanı alanlar.</p>

<p>b) Üniversite tarafından yapılan İngilizce dil yeterlik sınavından ilgili anabilim dalı tarafından belirlenen asgari puanı alanlar.</p>

<p>(5) YÖK tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile YÖK veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarına ait puanlar, YÖK tarafından belirlenen süreler içinde geçerlidir. Söz konusu puanlara ilişkin belgelerin geçerlik süresinin lisansüstü programa başvuru tarihinde dolmamış olması şarttır. Başvuru tarihinde geçerli olan belge, programa kayıt tarihinde de geçerli kabul edilir.</p>

<p>(6) Lisansüstü programlara başvuran adaylardan, İngilizce dil puanı yeterliğini sağlayamayan, ancak diğer başvuru koşullarını sağlayanlara, İngilizce dil yeterliğini sağlamaları için bir yıl süre verilir. Bu süre içinde İngilizce dil yeterliğini sağlayamayanların Üniversite ile ilişiği kesilir. İngilizce dil yeterliğini sağlayan adaylar ise başvurdukları programa yerleştirilir.</p>

<p>(7) Türkçe yürütülen lisansüstü programlara başvuran yabancı uyruklu adaylardan Türkçe dil yeterlik belgesi istenir.</p>

<p><strong>Öğretim süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Lisansüstü programların süreleri 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine tabidir.</p>

<p>(2) Öğrencilerin lisansüstü programa ilk kayıt yaptırdığı tarihten itibaren, kayıtlı olduğu veya kayıt yenilemediği için kayıtsız geçirdiği tüm yarıyıllar program süresi, azami ve ek eğitim öğretim süresine dahildir.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programında geçirilen süre azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(4) Enstitü Yönetim Kurulunca izinli sayılan yarıyıllar, program süresine ve azami süreye dahil edilmez.</p>

<p>(5) Değişim programları ile uluslararası ortak programlar kapsamında yurt içindeki veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarında geçirilen yarıyıllar program süresine ve azami süreye dahildir.</p>

<p>(6) Program süreleri ve azami süreler, 2547 sayılı Kanun, YÖK kararları, 14 üncü, 19 uncu ve 23 üncü madde esasları ve ilgili diğer mevzuatla belirtilen esaslara göre uygulanır.</p>

<p>(7) Kredili derslerini başarıyla tamamlayan, yeterlik sınavında başarılı olan ve tez önerisi kabul edilen; ancak tez çalışmasını bu Yönetmelikte belirtilen azami süreler içinde tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Eğitim öğretim yılı</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Eğitim öğretim yarıyıl esasına göre yürütülür. Bir akademik yıl, güz ve bahar olmak üzere iki yarıyıldan oluşur. Her yarıyıl, yarıyıl sonu sınavları dahil en az on altı haftadır.</p>

<p>(2) Güz ve bahar yarıyılına ek olarak yaz öğretimi açılabilir. Yaz öğretiminin süresi, kapsamı ve uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Enstitü Kurulunun önerisi üzerine Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Bir eğitim öğretim yılına ilişkin kayıt, ders, sınav ve benzeri faaliyetlerin süreleri ve tarihleri akademik takvimde belirlenir.</p>

<p>(4) Yarıyıllarda ve yaz öğretiminde derslerin haftalık programları ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından düzenlenir ve ilan edilir.</p>

<p>(5) Yarıyıllarda ve yaz öğretiminde açılacak dersler, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla belirlenir. Bu derslere ilişkin kontenjanlar, gruplar ve uygulama esasları anabilim dalı başkanlığı tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Lisansüstü eğitim</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Lisansüstü eğitim; tezli ve tezsiz yüksek lisans, doktora ve lisans derecesi ile kabul edilen doktora (bütünleşik doktora) programlarını kapsar.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlar, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından hazırlanır, Enstitü Kurulunun önerisi, Senatonun kararı ve YÖK onayı ile açılır.</p>

<p>(3) Lisansüstü programların müfredatı; ders, laboratuvar, uygulama, atölye, staj, seminer, proje, tez ve benzeri çalışmalardan ve bu çalışmaların yarıyıllara göre dağılımından oluşur.</p>

<p>(4) Lisansüstü programların adı ile eğitim öğretim süresine ilişkin değişiklikler YÖK kararı ve ilgili diğer mevzuat hükümleri kapsamında ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından hazırlanır, Enstitü Kurulunun önerisi üzerine Senato tarafından karara bağlanır.</p>

<p>(5) Lisansüstü programların müfredatında yapılacak değişiklikler ile öğrencilerin bu değişikliklere intibakına ilişkin usul ve esaslar, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından hazırlanır ve Enstitü Kurulu kararıyla belirlenir.</p>

<p><strong>Ulusal ve uluslararası ortak lisansüstü programlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yurt dışındaki ve yurt içindeki yükseköğretim kurumları ile ortak lisansüstü programlar açılabilir.</p>

<p>(2) Uluslararası ortak lisansüstü programlarda eğitim öğretim, 6/10/2016 tarihli ve 29849 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurt Dışı Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Eğitim Öğretim Programlarına Dair Yönetmelik hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p>(3) Ulusal ortak lisansüstü programlarda eğitim öğretim, 22/2/2007 tarihli ve 26442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurtiçindeki Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Programları Tesisi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Değişim programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yurt içindeki ve yurt dışındaki yükseköğretim kurumları ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yapılan ikili veya çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde değişim programları yürütülebilir. Bu programlara ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Öğrenci kabulü ve değerlendirme esasları </strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Lisansüstü programlara öğrenci kabulünde; adayların ilgili program için ilan edilen genel ve özel başvuru koşullarını sağlamaları, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından oluşturulan jürinin yapacağı bilimsel değerlendirmede başarılı bulunmaları ve kabullerinin Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kesinleşmesi esastır. Bilimsel değerlendirme, programın niteliğine göre yazılı sınav ve/veya sözlü sınav şeklinde yapılabilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara başvuracak adayların, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Kurulu tarafından uygun görülen alandan mezun olmaları gerekir. Yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından alınan diplomalar için YÖK’ten denklik veya tanıma belgesi alınması zorunludur.</p>

<p>(3) Yüksek lisans programlarına başvuracak adayların lisans diplomasına sahip olmaları gerekir. Tezli yüksek lisans programlarına başvuran adaylarda, başvurulan programın puan türünde 55 puandan az olmamak kaydıyla Enstitü Kurulu tarafından belirlenen ALES puanı aranır. Lisans eğitimini yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adaylar ile yabancı uyruklu adayların tezli yüksek lisans programlarına başvurularında ALES şartının aranıp aranmayacağı Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programlarına başvuracak adayların lisans diplomasına sahip olmaları gerekir. Bu programlara kabulde aranacak özel koşullar, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi, Enstitü Kurulu kararı ve Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde ilan edilir.</p>

<p>(5) Yüksek lisans derecesine dayalı doktora programlarına başvuracak adaylarda aşağıdaki koşullar aranır:</p>

<p>a) İlgili anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Kurulu tarafından uygun görülen bir tezli yüksek lisans diplomasına sahip olmak.</p>

<p>b) Başvurulan programın puan türünde 55 puandan az olmamak kaydıyla Enstitü Kurulu tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmak. İlgili mevzuat kapsamında kabul edilen programlarda TUS, DUS veya EUS temel puanları ALES yerine değerlendirilebilir.</p>

<p>c) Adayın anadili dışında, YÖK tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından 55 puandan az olmamak üzere Senato tarafından belirlenen puana sahip olmak.</p>

<p>ç) Tıp, diş hekimliği, veteriner ve eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları hariç en az 10 yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre kazanılmış uzmanlık yetkisine sahip olanlar, doktora programlarına başvuru bakımından yüksek lisans derecesine sahip sayılır.</p>

<p>(6) Lisans derecesi ile doktora programlarına başvuracak adaylarda aşağıdaki koşullar aranır:</p>

<p>a) İlgili anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Kurulu tarafından uygun görülen bir lisans diplomasına sahip olmak.</p>

<p>b) Başvurulan programın puan türünde 80 puandan az olmamak kaydıyla Senato tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmak.</p>

<p>c) Lisans genel not ortalamasının 4,00 üzerinden en az 3,00 veya eşdeğeri olması.</p>

<p>ç) Adayın anadili dışında, YÖK tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından 55 puandan az olmamak üzere Senato tarafından belirlenen puana sahip olmak.</p>

<p>(7) Temel Tıp Bilimlerinde doktora programlarına öğrenci kabulünde, Tıp Fakültesi mezunlarının lisans diplomasına ve 50 puandan az olmamak kaydıyla Senato tarafından belirlenen TUS temel tıp puanına veya ALES sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak kaydıyla Senato tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmaları gerekir. Tıp Fakültesi mezunu olmayan adayların ise yüksek lisans diplomasına; diş hekimliği, eczacılık ve veteriner fakülteleri mezunlarının lisans derecesine ve ALES sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak kaydıyla Senato tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmaları gerekir. Temel tıp puanı, TUS Temel Tıp Bilimleri Testi-1 standart puanının 0,7 katsayısı ve Klinik Tıp Bilimleri Testi standart puanının 0,3 katsayısı ile çarpılması ve bu puanların toplanmasıyla hesaplanır.</p>

<p>(8) Doktora, tıpta uzmanlık, diş hekimliğinde uzmanlık, veteriner hekimliğinde uzmanlık veya eczacılıkta uzmanlık mezunlarının doktora programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz. Bu adayların değerlendirilmesinde kullanılmak üzere Senato tarafından, mezun olunan lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın 55’ten düşük, 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın başvuru koşullarında ilan edilir. Bu puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dahil edilir.</p>

<p>(9) Lisans eğitiminin tamamını yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının doktora programlarına başvurularında, ALES sonucu yerine YÖK tarafından ALES’e eşdeğer kabul edilen GRE, GMAT ve benzeri sınav puanları da kabul edilebilir. Bu kapsamda uygulanacak usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(10) Tezli yüksek lisans programlarına başvuran ve değerlendirmeye alınan adayların genel başarı notu; Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde ALES puanının %50’si, lisans genel not ortalamasının %20’si ve yazılı sınav ve/veya sözlü sınav/mülakattan alınan puanın %30’u esas alınarak hesaplanır. Tezli yüksek lisans programında yabancı dil puanı şartı aranması halinde genel başarı notu; ALES puanının %50’si, lisans genel not ortalamasının %10’u, yabancı dil puanının %10’u ve yazılı sınav ve/veya sözlü sınavdan/mülakattan alınan puanın %30’u esas alınarak hesaplanır. Doktora, tıpta uzmanlık, diş hekimliğinde uzmanlık veya eczacılıkta uzmanlık mezunlarının tezli yüksek lisans programlarına başvurularında, genel başarı notu hesaplanırken ALES katkısı yerine Senato tarafından belirlenen puanın %50’si esas alınır.</p>

<p>(11) Tezsiz yüksek lisans programlarına başvuran ve değerlendirmeye alınan adayların genel başarı notu; Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde lisans genel not ortalamasının %50’si ve yazılı sınav ve/veya sözlü sınav/mülakattan alınan puanın %50’si esas alınarak hesaplanır.</p>

<p>(12) Doktora programlarına başvuran ve değerlendirmeye alınan adayların genel başarı notu, Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde aşağıdaki oranlar esas alınarak hesaplanır:</p>

<p>a) ALES puanının veya ilgili program bakımından kabul edilen TUS, DUS ya da EUS temel puanının %50’si; doktora, tıpta uzmanlık, diş hekimliğinde uzmanlık, veteriner hekimliğinde uzmanlık veya eczacılıkta uzmanlık mezunları için ise ALES katkısı yerine Senato tarafından belirlenen puanın %50’si.</p>

<p>b) Yabancı dil puanının %10’u.</p>

<p>c) Yazılı sınav ve/veya sözlü sınav/mülakat değerlendirmesinden alınan puanın %30’u.</p>

<p>ç) Yüksek lisans derecesine dayalı doktora programlarına başvuranlar için yüksek lisans genel not ortalamasının %10’u; lisans derecesine dayalı doktora programlarına başvuranlar ile tıp, diş hekimliği, veteriner ve eczacılık fakülteleri mezunları, hazırlık sınıfları hariç en az 10 yarıyıl süreli lisans diplomasına sahip olanlar veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre kazanılmış uzmanlık yetkisine sahip olanlar için lisans genel not ortalamasının %10’u.</p>

<p>(13) Bilimsel değerlendirmeye katılmayan veya bu değerlendirmeden 100 tam puan üzerinden en az 60 puan alamayan adaylar başarısız sayılır ve bu adaylar için genel başarı notu hesaplanmaz.</p>

<p>(14) Adayların sıralaması genel başarı notuna göre yapılır. Jüri, ilan edilen kontenjanı ve programın özelliklerini dikkate alarak başarılı sayılacak adayları belirler ve sonucu tutanakla anabilim dalı başkanlığına bildirir. Kesin kabul, Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla yapılır. Bilimsel hazırlık programına alınması gereken adaylar jüri tarafından ayrıca belirtilir ve bu adayların kabulü de Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kesinleşir.</p>

<p>(15) Mezun durumda olan veya mezun olabilecek adayların başvurularına ilişkin esaslar; ALES puanının %50’den az olmamak kaydıyla değerlendirmeye alınacağı oranlar ve lisansüstü eğitime öğrenci kabulüne ilişkin diğer usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(16) Yabancı uyruklu adaylar ile lisans eğitiminin tamamını yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adayların lisansüstü programlara kabulüne ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir. Yabancı uyruklu adayların Türkçe dil yeterlik düzeyleri, Senato tarafından belirlenen sınavlardan alınacak puanlar esas alınarak değerlendirilir.</p>

<p>(17) Eğitim dili Türkçe olan programlarda yabancı dil şartı aranıp aranmayacağı; yabancı dil şartı aranması halinde YÖKDİL, eşdeğer kabul edilen sınavlar veya Üniversite Dil Yeterlik Sınavından alınması gereken asgari puan, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi, Enstitü Kurulu kararı ve Senato onayıyla belirlenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(18) Üniversiteye kayıt hakkı kazanan adayların ilk kayıt işlemleri, akademik takvimde belirtilen tarihlerde Öğrenci İşleri Koordinatörlüğü tarafından yapılır. Kayıt hakkı kazanan adaylar, akademik takvimde belirlenen süre içinde kesin kayıtlarını yaptırmak zorundadır. Bu süre içinde kayıt yaptırmayan adaylar, lisansüstü öğrencisi olma hakkından vazgeçmiş sayılır ve herhangi bir hak iddia edemez.</p>

<p>(19) Lisansüstü programlara kabul edilen adayların kayıtlarının kesinleşmesi için aşağıdaki koşullar aranır:</p>

<p>a) Tezli ve tezsiz yüksek lisans programları ile lisans derecesine dayalı doktora programlarına kabul edilenler için lisans diplomasına; yüksek lisans derecesine dayalı doktora programlarına kabul edilenler için tezli yüksek lisans diplomasına sahip olmak.</p>

<p>b) Uluslararası öğrenciler için öğrenim vizesi bakımından engeli bulunmamak.</p>

<p>c) Öğrenci katkı payı veya öğrenim ücretine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmiş olmak.</p>

<p>ç) Üniversite tarafından ilan edilen diğer koşulları yerine getirmiş olmak.</p>

<p>(20) Kayıt için gerekli belgeler Üniversite tarafından ilan edilir. Başvuru ve kayıt için istenen belgelerin aslı veya aslı görülerek Üniversite tarafından onaylanan örneği kabul edilir. Askerlik durumu ve adli sicil kaydına ilişkin işlemler, ilgili mevzuat çerçevesinde adayın beyanı veya Üniversite tarafından ilan edilen belgeler esas alınarak yürütülür.</p>

<p>(21) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı beyan ya da belgelerle Üniversiteye kayıt hakkı kazandığı tespit edilen adayların kayıtları yapılmaz; kayıt yaptırmış olanların ise bulundukları yarıyıla bakılmaksızın kayıtları iptal edilir. Bu kişilere verilmiş diploma dahil tüm belgeler geçersiz sayılır ve haklarında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. Bu kişiler öğrencilik statüsü kazanmış sayılmaz ve öğrencilik haklarından yararlanamaz.</p>

<p>(22) Kayıt işlemlerini tamamlayan öğrencilere öğrenci kimlik belgesi düzenlenir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Lisansüstü Programlar ile İlgili Esaslar</p>

<p><strong>Yüksek lisans programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yüksek lisans programı, tezli ve tezsiz olmak üzere iki şekilde yürütülebilir.</p>

<p>(2) YÖK kararı üzerine Üniversitede; öğretim elemanı ve öğrencilerin aynı mekanda bulunma zorunluluğu olmaksızın, bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı olarak öğretim faaliyetlerinin planlandığı ve yürütüldüğü lisansüstü uzaktan öğretim programları açılabilir. Uzaktan öğretim programları YÖK tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yürütülür.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programının amacı, öğrencinin bilimsel araştırma yaparak bilgiye erişme, bilgiyi değerlendirme ve yorumlama yetkinliği kazanmasını ve bu yetkinliklerini bir yüksek lisans tezi ile akademik bir ürüne dönüştürebilmesini sağlamaktır.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans programı; toplam 21 krediden az olmamak koşuluyla en az yedi ders, bir seminer dersi ve tez çalışmasından oluşur. Seminer dersi ve tez çalışması kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Tezli yüksek lisans programı, 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla seminer dersi dahil en az sekiz ders ve 60 AKTS kredisi tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Öğrenci, en geç danışman atanmasını izleyen dönemden itibaren her yarıyıl tez dönemi için kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans programı derslerinin en az 2,75 genel not ortalaması ile en çok iki yılda başarıyla tamamlanması gerekir.</p>

<p>(5) Tezli yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretim programı olarak yürütülebilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı süresi </strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programının süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kaydolduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın dört yarıyıl olup, program en çok altı yarıyılda tamamlanır.</p>

<p>(2) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde Üniversitenin öngördüğü başarı koşullarını/ölçütlerini yerine getiremeyen; azami süreler içerisinde ise tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Yüksek lisans programından süresinden önce mezun olabilecek öğrenciler ile ilgili düzenlemeler Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programında, enstitü anabilim dalı başkanlığı her öğrenci için Üniversite kadrosunda bulunan bir tez danışmanını birinci yarıyılın başında; öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez konusunu da en geç ikinci yarıyılın sonunda Enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez konusu Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak, bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararı şarttır. Yükseköğretim kurumunda belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde Enstitü Yönetim Kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir.</p>

<p>(3) Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda, ikinci tez danışmanı ilgili enstitü anabilim dalı akademik kurulu önerisi ve ilgili Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla atanabilir. Atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu içinden veya dışından en az doktora, tıpta uzmanlık veya diş hekimliğinde uzmanlık derecesine sahip kişiler arasından seçilir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans tezinin hazırlanması ve sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Yüksek lisans tezi; tez çalışmasının yürütülmesi, tezin hazırlanması ve jüri önünde savunulması aşamalarından oluşur.</p>

<p>(2) Öğrenci, tez danışmanının atanmasını izleyen dönem başından itibaren her yarıyıl tez çalışmasına ve teze ilişkin derslere kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(3) Azami süre içinde tez çalışması ve teze ilişkin derslerden üst üste iki veya aralıklı olarak üç kez U notu alan öğrenci başarısız sayılır. Bu durumda öğrencilerin tez konusu ve/veya tez danışmanı Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla değiştirilir.</p>

<p>(4) Öğrencilerin tez çalışmasını azami süre içinde başarı ile tamamlaması zorunludur.</p>

<p>(5) Tez, Senato tarafından belirlenen tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanır ve jüri önünde sözlü olarak savunulur.</p>

<p>(6) Öğrenci, yüksek lisans tezi savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde düzeltme ile tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü, söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile karar verilmek üzere tez Enstitü Yönetim Kuruluna gönderilir.</p>

<p>(7) Yüksek lisans tez jürisi, tez danışmanı ve ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile atanır. Jüri, biri öğrencinin tez danışmanı, en az biri Üniversite dışından olmak üzere üç veya beş öğretim üyesinden oluşur. Jürinin üç kişiden oluşturulması durumunda ikinci tez danışmanı jüri üyesi olamaz.</p>

<p>(8) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin istenen sayıda nüshasını tez danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin nüshalarını anabilim dalı başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderir.</p>

<p>(9) Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez sınavına alır. Tez sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez sınavı, öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık ortamlarda gerçekleştirilir.</p>

<p>(10) Tez sınavı sonrası jüri tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Bu karar enstitü anabilim dalı başkanlığınca tez sınavını izleyen üç iş günü içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(11) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(12) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç üç ay içinde düzeltmeleri yapılan tezi aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak tezi kabul edilmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(13) Tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması halinde, aynı programın tezsiz yüksek lisans programı varsa tezsiz yüksek lisans programının ders kredi yükü, proje yazımı ve benzeri gereklerini yerine getirmiş olmak kaydıyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Tez sınavında başarılı olmak ve Senato tarafından belirlenen mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, yüksek lisans tezinin ciltlenmiş en az üç kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan yüksek lisans öğrencisine tezli yüksek lisans diploması verilir. Enstitü Yönetim Kurulu, talep edilmesi halinde teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(3) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde yüksek lisans tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Enstitü tarafından YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programı, öğrenciye mesleki konularda bilgi kazandırarak mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını gösterir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programı; toplam 30 krediden ve 60 AKTS’den az olmamak kaydıyla en az 10 ders ile 30 AKTS kredili dönem projesi dersinden oluşur. Öğrenci, dönem projesi dersinin alındığı yarıyılda dönem projesi dersine kayıt yaptırmak ve yarıyıl sonunda yazılı proje ve/veya rapor vermek zorundadır. Dönem projesi dersi kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok üçü, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programındaki derslerin en az 2,75 genel not ortalaması ile tamamlanması gerekir. Ayrıca, başarılı olunabilmesi için danışman onayı almış olan tezsiz yüksek lisans proje dersinden başarılı olunması gerekir.</p>

<p>(5) Dönem projesi ve/veya raporu, Senato tarafından belirlenen tez yazım esaslarına uygun olarak hazırlanır ve danışmanın katıldığı bir oturumda sunulur.</p>

<p>(6) Öğrenci, dönem projesini ve/veya raporunu akademik takvime göre en geç dönem sonunda teslim etmek zorundadır.</p>

<p>(7) Senato tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde program sonunda yeterlik sınavı yapılabilir.</p>

<p>(8) Tezsiz yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretimde de yürütülebilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kaydolduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için, kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın, en az iki yarıyıl, en çok üç yarıyıldır. Bu sürenin sonunda başarısız olan veya programı tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı danışman atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programında enstitü anabilim dalı başkanlığı her öğrenci için ders seçiminde ve dönem projesinin yürütülmesinde danışmanlık yapacak bir öğretim üyesi veya Senato tarafından belirlenen niteliklere sahip doktora, tıpta uzmanlık veya diş hekimliğinde uzmanlık derecesine sahip bir öğretim görevlisini birinci yarıyılın başında belirler.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Kredili derslerini ve dönem projesini başarıyla tamamlayan öğrenciye tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(3) Tezli yüksek lisansa geçiş yapmış öğrenciler için, tezsiz yüksek lisans programında alınan dersler Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılabilir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans programına geçişte akademik takvimde belirtilen başvuru takvimi uygulanır.</p>

<p><strong>Doktora programı </strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Doktora programı, öğrenciye bağımsız araştırma yapmak, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapmak, analiz etmek ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırır.</p>

<p>(2) Doktora programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam 21 krediden ve bir eğitim öğretim yılında 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az 42 kredilik on dört ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplamda en az 300 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(3) Doktora programlarında enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Lisans dersleri ders yüküne ve doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p>(5) Doktora programları ikinci öğretim olarak açılamaz.</p>

<p>(6) Doktora çalışması sonunda hazırlanacak tezin, bilime yenilik getirme, yeni bir bilimsel yöntem geliştirme, bilinen bir yöntemi yeni bir alana uygulama niteliklerinden en az birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p>(7) Doktora programında derslerin en çok dört yarıyılda, lisans derecesi ile kabul edilen doktora programlarında ise en çok altı yarıyılda ve en az 3,00 genel not ortalaması ile başarıyla tamamlanması gerekir. Genel not ortalamasının en az 3,00 olması kaydıyla, doktora programlarında BB notu da geçer not olarak kabul edilir.</p>

<p>(8) Bu süreler sonunda derslerini başarıyla tamamlayamayan veya genel not ortalaması 3,00’ın altında olan öğrenciler başarısız sayılır ve doktora yeterlik sınavına giremez.</p>

<p><strong>Doktora programı süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Doktora programı, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için, kaydolduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın, sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl; lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Doktora programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya Üniversitenin öngördüğü en az genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen on iki veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile doktora programına başvurmuş öğrencilerden, kredili derslerini ve/veya azami süresi içinde tez çalışmasını tamamlayamayanlara ve doktora tez savunma sınavından başarılı olamayanlara tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla, talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Doktora programı tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Enstitü anabilim dalı başkanlığı her öğrenci için Üniversite kadrosunda bulunan bir tez danışmanını ve danışmanla öğrencinin birlikte belirleyeceği tez konusu ile tez başlığını Enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez önerisi Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kesinleştirilir. Tez danışmanı birinci yarıyılın başında atanır.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, doktora, tıpta uzmanlık veya diş hekimliğinde uzmanlık derecesine sahip ve tam zamanlı Üniversite öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak, bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararı şarttır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde, Enstitü Yönetim Kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Diş hekimliği, eczacılık ve tıp fakülteleri anabilim dalları hariç, öğretim üyelerinin doktora programlarında tez yönetebilmesi için, başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezi yönetmiş olmaları gerekir.</p>

<p>(3) Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda ikinci tez danışmanı, ilgili enstitü anabilim dalı akademik kurulu önerisi ve ilgili Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla atanabilir. Atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu içinden veya dışından en az doktora, tıpta uzmanlık veya diş hekimliğinde uzmanlık derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p><strong>Doktora programı yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Bir öğrenci bir yılda en fazla iki kez doktora yeterlik sınavına girer.</p>

<p>(2) Öğrencinin yeterlik sınavına ne zaman gireceği Senato tarafından belirtilir. Ancak, yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci en geç beşinci yarıyılın, lisans derecesi ile kabul edilmiş olan öğrenci en geç yedinci yarıyılın sonuna kadar yeterlik sınavına girmek zorundadır.</p>

<p>(3) Yeterlik sınavları, enstitü anabilim dalı başkanlığı önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla üç yıl süreyle görevlendirilen beş kişilik doktora yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Görev süresi sona eren komite üyeleri yeniden görevlendirilebilir. Gerekli hallerde, aynı usulle komite üyelerinde değişiklik yapılabilir. Doktora yeterlik komitesi, farklı alanlardaki sınavların hazırlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi amacıyla sınav jürileri oluşturur. Sınav jürisi, en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkına sahip olup olmadığı Enstitü Yönetim Kurulu tarafından karara bağlanır. Danışmanın oy hakkının bulunmaması halinde jüri altı öğretim üyesinden oluşturulur. Yeterlik sınavı toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(4) Doktora yeterlik sınavı, yazılı ve sözlü olmak üzere iki bölüm halinde yapılır. Yazılı sınavdan 100 tam puan üzerinden en az 70 puan alan öğrenci sözlü sınava alınır. Yeterlik sınav notu, yazılı sınav notunun %60’ı ile sözlü sınav notunun %40’ının toplamından oluşur ve 100 tam puan üzerinden değerlendirilir. Yeterlik sınavında başarılı sayılabilmek için en az 75 puan alınması gerekir. Doktora yeterlik komitesi, sınav jürisinin önerisini ve öğrencinin yazılı ve sözlü sınavlardaki başarı durumunu değerlendirerek öğrencinin başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, sınav notu ile, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından yeterlik sınavını izleyen üç iş günü içinde tutanakla Enstitüye bildirilir. Doktora yeterlik sözlü sınavı; öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarına açık olarak yapılabilir.</p>

<p>(5) Doktora yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Bu sınavda da başarısız olan öğrencinin doktora programı ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(6) Yeterlik sınavı jürisi, yeterlik sınavını başaran bir öğrencinin, ders yükünü tamamlamış olsa bile, 23 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre şartını ihlal etmeyecek şekilde dördüncü yarıyıldan sonra toplam kredi miktarının üçte birini geçmemek şartıyla ilave dersler almasına karar verebilir. İlave dersleri altıncı yarıyılın sonuna kadar başarıyla tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(7) Lisans derecesi ile doktora programına kabul edilmiş ve en az yedi dersini başarı ile tamamlamış bir öğrenci yüksek lisans programına geçebilir.</p>

<p>(8) Tezli yüksek lisans programına geçişte akademik takvimde belirtilen başvuru takvimi uygulanır.</p>

<p><strong>Doktora programı tez izleme komitesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Yeterlik sınavında başarılı bulunan öğrenci için ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla bir ay içinde bir TİK oluşturulur.</p>

<p>(2) TİK, üç öğretim üyesinden oluşur. Komitede, tez danışmanından başka enstitü anabilim dalı içinden ve dışından birer öğretim üyesi yer alır. İkinci tez danışmanı, TİK üyesi olamaz; ancak talebi halinde komite toplantılarına katılabilir.</p>

<p>(3) TİK’in kurulmasından sonraki dönemlerde, enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile üyelerde değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(4) TİK, ocak-haziran ve temmuz-aralık dönemlerinde birer kez olmak üzere yılda en az iki kez toplanır.</p>

<p><strong>Doktora programı tez önerisi savunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Doktora yeterlik sınavında başarılı olan öğrenci, en geç altı ay içinde tez çalışmasının amacını, yöntemini ve çalışma planını içeren tez önerisini TİK önünde sözlü olarak savunur. Öğrenci, tez önerisine ilişkin yazılı raporu sözlü savunma tarihinden en az on beş gün önce komite üyelerine dağıtır.</p>

<p>(2) TİK, öğrencinin sunduğu tez önerisinin kabulüne, düzeltilmesine veya reddine salt çoğunlukla karar verir. Düzeltme kararı verilmesi halinde öğrenciye bir ay süre tanınır. Bu sürenin sonunda tez önerisi hakkında kabul veya ret yönünde salt çoğunlukla verilen karar, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından işlemin tamamlanmasını izleyen üç iş günü içinde tutanakla Enstitüye bildirilir.</p>

<p>(3) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve/veya tez konusu seçme hakkına sahiptir. Bu durumda yeni bir TİK atanabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen öğrenci üç ay içinde, danışmanını veya tez konusunu değiştiren öğrenci ise altı ay içinde yeniden tez önerisi savunmasına alınır. Tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Tez önerisi kabul edilen öğrenci için TİK, ocak-haziran ve temmuz-aralık dönemlerinde birer kez olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Öğrenci, toplantı tarihinden en az bir ay önce komite üyelerine yazılı rapor sunar. Raporda, o tarihe kadar yapılan çalışmaların özeti ile bir sonraki dönemde yapılacak çalışma planı yer alır. Öğrencinin tez çalışması, komite tarafından başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(5) Tez önerisi savunmasına geçerli bir mazereti olmaksızın birinci fıkrada belirtilen sürede girmeyen öğrenci başarısız sayılarak tez önerisi reddedilir.</p>

<p><strong>Doktora tezinin sonuçlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Doktora tezi, tez çalışması ve sonrasında tezin jüri üyeleri önünde savunulması aşamalarını içerir.</p>

<p>(2) Tez savunma sınavına girebilmek için öğrencinin programda öngörülen tüm dersleri başarıyla tamamlamış, yeterlik sınavında başarılı olmuş ve doktora öğrenimi sürecinde tez konusu ile ilgili olmak kaydıyla, ulusal veya uluslararası indeksler kapsamındaki hakemli bir dergide yayımlanmış ya da kabul belgesi alınmış en az bir araştırma makalesine sahip olması gerekir. Bu makalede öğrencinin birinci yazar olarak, tez danışmanının ise yazarlar arasında yer alması şarttır.</p>

<p>(3) Öğrencinin tez çalışması, TİK tarafından başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Tez çalışmasının tamamlandığı tez danışmanı tarafından onaylanan öğrenci, elde ettiği sonuçları Lokman Hekim Üniversitesi tez yazım kılavuzunda belirtilen esaslara uygun biçimde yazmak zorundadır.</p>

<p>(5) Öğrenci, doktora tezinin savunmasından önce, düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme yapıldıktan sonra tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile karar verilmek üzere tez Enstitü Yönetim Kuruluna gönderilir.</p>

<p>(6) Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için en az üç TİK raporu sunulması gerekir. Tez önerisi raporu TİK raporlarına dahil değildir.</p>

<p>(7) Doktora tez jürisi, danışman ve enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile atanır. Jüri, üçü öğrencinin tez izleme komitesinde yer alan öğretim üyeleri ve en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda Enstitü Yönetim Kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>(8) Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez savunmasına alır. Tez savunma sınavı, tez çalışmasının sunumu ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez savunma toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(9) Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri, dinleyicilere kapalı olarak, tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Jüri kararı, enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından en geç üç iş günü içinde Enstitüye tutanakla bildirilir. Tezi kabul edilen öğrenciler başarılı olarak değerlendirilir. Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde gerekli düzeltmeleri yaparak tezini aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunmada da başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Lisans derecesi ile doktoraya kabul edilmiş olanlardan tezde başarılı olamayanlara, talep etmeleri halinde, tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla, aynı programın tezsiz yüksek lisans programı var ise tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Doktora diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin istenen sayıda nüshasını danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin nüshalarını anabilim dalı başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderir.</p>

<p>(2) Tez savunmasında başarılı olmak ve diğer koşulları da sağlamak kaydıyla doktora tezinin ciltlenmiş en az üç kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenci, doktora diploması almaya hak kazanır. Enstitü Yönetim Kurulu başvuru üzerine teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Doktora diploması üzerinde enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(4) Enstitü tarafından tezin tesliminden itibaren üç ay içinde doktora tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Lisans veya yüksek lisans derecesini, başvurduğu yüksek lisans veya doktora programından farklı bir alanda veya Üniversite dışındaki yükseköğretim kurumlarından almış olan adaylardan, öğrenciliğe kabul için gerekli görülen diğer koşulları sağlayanların, öncelikle kendileri için uygun bulunacak bir bilimsel hazırlık programını tamamlamaları istenebilir.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık programı, lisans veya başka programlarda açılan lisansüstü düzeyindeki derslerden oluşur. Bu dersler, Enstitüye kayıt aşamasında, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi, Enstitü Yönetim Kurulunun kararı ile belirlenir ve öğrenciye bildirilir. Öğrenci, bilimsel hazırlık programında öngörülen derslerin tamamını 100 tam puan üzerinden en az 65 puan alarak başarmakla yükümlüdür. Bu kapsamda alınan dersler, genel not ortalamasının hesabında dikkate alınmaz ve kayıtlı olunan lisansüstü programı tamamlamak için gerekli derslerin yerine sayılmaz. Öğrenci, bilimsel hazırlık derslerinin yanı sıra, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kayıtlı olduğu lisansüstü programa yönelik dersler de alabilir. Yaz öğretimi açılması halinde bilimsel hazırlık dersleri yaz öğretiminde alınabilir. Öğrenci, aldığı derslere devam etmek ve bu derslere ilişkin ölçme ve değerlendirme esaslarına uymak zorundadır.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programında geçirilecek süre en çok iki yarıyıldır. Yaz öğretimi bu süreye dahil edilmez. Bu programda geçirilen süre, yüksek lisans veya doktora programı süresinden sayılmaz. Bu süre, izinli olunan dönemler dışında uzatılamaz; süre sonunda başarılı olamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Bir yüksek lisans ya da doktora programına kayıtlı olan öğrenciler, diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü derslere, kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalı başkanlığının onayı ile özel öğrenci olarak kabul edilebilir. Özel öğrencilik başvuru koşulları ve bu konudaki diğer hükümler Senato tarafından belirlenir. Lisansüstü derslere kabul edilen öğrencilerin özel öğrenci olarak aldığı ve başarılı olduğu derslerin muafiyet işlemleri, kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından yürütülür. Özel öğrencilik için yapılan başvurular, alınacak dersi/dersleri açan anabilim dalı programına kayıt yaptırmak üzere yapılmış başvuru olarak değil, belirli dersleri almak için yapılmış başvuru olarak değerlendirilir.</p>

<p>(2) Özel öğrencilik için yapılan başvurular; programlara yapılan başvuru sayısı, alınmak istenen dersin özelliği ve kapasitesi göz önünde bulundurularak, adayın almak üzere başvurduğu dersi/dersleri açmış bulunan anabilim dalı başkanlığınca değerlendirilir. Özel öğrencilik için yapılan başvuruların değerlendirme sonuçları ilgili Enstitü Yönetim Kurulunda karara bağlanır.</p>

<p>(3) Özel öğrenciler, akademik bakımdan, derslerle ilgili olarak, lisansüstü programa kayıtlı öğrenciler için öngörülen gerekli şartlara uymak zorundadırlar.</p>

<p>(4) Kayıtlı bulundukları dersleri bir kez izleyip, başarı notlarını alan özel öğrencilerin, özel öğrencilik statüleri sona erer. Bir dersi yeniden almak ya da yeni bir ders almak isteyenlerin, o ders için özel öğrenciliğe yeniden başvurmaları ve kabul edilip kayıt yaptırmaları gerekir. Özel öğrencilere, aldıkları dersleri ve başarı notlarını gösterir bir belge, özel öğrencilik statüsü açıkça belirtilerek verilir. Özel öğrenciler için not ortalaması hesaplanmaz.</p>

<p><strong>Ders muafiyeti ve kredi transferi </strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Öğrencilerin mezun olduğu bir lisansüstü programda almış olduğu dersler, başka bir lisansüstü programa, programın adı aynı olsa bile transfer edilemez.</p>

<p>(2) Bir öğrencinin Enstitüye kaydolmadan önceki son beş yıl içinde herhangi bir yükseköğretim kurumundan, programa kayıtlı ya da özel öğrenci olarak aldığı ve başarmış olduğu lisansüstü derslerden kendi bilim alanı ile ilgili olanlar; ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi ve ilgili Enstitü Yönetim Kurulunun onayı ile kayıt yaptırdığı programa transfer edilebilir. Bu şekilde transfer edilecek derslerin kredileri toplamı, öğrencinin kayıtlı bulunduğu lisansüstü programda alması gereken derslerin kredileri toplamının %50'sini geçemez. Aynı Enstitünün aynı anabilim dalında alınmış dersler için bu fıkrada belirtilen kısıtlamalar uygulanmaz.</p>

<p>(3) Başka yükseköğretim kurumlarından alınmış derslere ilişkin ders muafiyetleri, not döküm belgelerinde orijinal ders adı, ders kodu ile yer alır. Alınan dersin kredi ve AKTS kredisi karşılığı ile alınan notun Üniversitedeki eşdeğer harf notu karşılığı, Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tespit edilir.</p>

<p>(4) Bir öğrencinin özel öğrenci statüsünde aldığı lisansüstü dersler dahil olmak üzere, Enstitüye kaydolmadan önceki son beş yıl içinde yurt içi/yurt dışı yükseköğretim kurumlarından almış olduğu ve başarılı kabul edildiği lisansüstü dersler, danışmanın görüşü, enstitü anabilim dalının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararıyla öğrencinin kayıtlı olduğu programa sayılabilir. Ancak, bir öğrencinin kayıt yaptırdığı programdaki zorunlu toplam kredi miktarının %50'sini geçemez.</p>

<p><strong>Yatay geçiş yoluyla öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Üniversite içindeki başka bir anabilim dalında veya başka bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programında en az bir yarıyılı tamamlamış olan başarılı öğrenci, eşdeğer diploma programına Enstitü akademik takviminde belirtilen tarihlerde yatay geçiş başvurusunda bulunabilir. Yatay geçiş başvuruları, ilgili anabilim dalı başkanlığının olumlu ve gerekçeli görüşü alınarak Senato tarafından belirlenen kabul koşulları çerçevesinde değerlendirilir ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla sonuçlandırılır. Tezli yüksek lisansta en geç üçüncü yarıyılın sonuna kadar; doktora programlarında ise yeterlik sınavına kadar yatay geçiş yapılabilir. Öğrenci, kayıtlı olduğu programda yalnızca bir kez yatay geçiş yapabilir. Ders muafiyeti ve intibak işlemleri, 32 nci madde kapsamında gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) Enstitü bünyesinde bir tezsiz yüksek lisans programına devam edenlerden derslerinin tamamından başarılı olanlar, tezli yüksek lisans programı için bu Yönetmelikte belirlenmiş olan asgari şartları yerine getirmek kaydıyla, anabilim dalının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile belirlenen kontenjan dahilinde, tezsiz yüksek lisans eğitimi aldıkları anabilim dalında tezli yüksek lisans programına yatay geçiş yapabilirler. Başvuruda bulunan öğrenciler ALES puanının %50'si ve tezsiz yüksek lisans genel not ortalamasının %50'sinin toplamı esas alınarak sıralanır ve kontenjan dahilinde öğrenci, programa kabul edilir. Tezli yüksek lisansa kayıt hakkı kazanan öğrencilerin tezsiz yüksek lisans programında aldıkları dersler, Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılır. Öğrenci tezli yüksek lisans programına seminer ve tez aşamasından itibaren başlatılır. Tezsiz yüksek lisans programlarından tezli yüksek lisans programlarına geçiş için ilan, Enstitü Yönetim Kurulunca her öğretim dönemi başında yeni kayıt başvuru ilanı ile yapılır.</p>

<p><strong>Yarıyıl kayıtları</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Öğrenciler, her yarıyıl akademik takvimde ilan edilen süreler içinde kayıtlarını yenilemekle yükümlüdür. Belirlenen sürelerde kaydını yenilemeyen öğrenciler kayıtsız duruma düşer ve kayıtlı öğrencilere tanınan haklardan yararlanamaz.</p>

<p>(2) Lisansüstü programa ilk kez kayıt yaptıran öğrenciler, akademik takvimde belirtilen ders ekleme-bırakma süresi içinde de yarıyıl kaydı yaptırabilir.</p>

<p>(3) Yarıyıl kayıt işlemleri; öğrenim ücretinin ödenmesi, geçmiş yarıyıllara ilişkin mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve danışman onayı alınarak ders kaydının yapılması suretiyle tamamlanır.</p>

<p>(4) Yarıyıl kaydını süresi içinde tamamlayan öğrenciler, akademik takvimde belirtilen ders ekleme-bırakma süresi içinde ders ekleyebilir, ders bırakabilir veya grup değişikliği yapabilir. Bu değişikliklerin geçerli olabilmesi için danışman onayı alınması zorunludur.</p>

<p>(5) Öğrenci, danışmanının uygun görüşüyle Enstitünün diğer programlarında açılan derslerden ders seçebilir.</p>

<p>(6) Öğrenci, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla diğer yükseköğretim kurumlarında açılan lisansüstü derslerden ders alabilir. Bu kapsamda yüksek lisans öğrencileri ile yüksek lisans derecesiyle doktora programına kabul edilen öğrenciler en fazla iki ders; lisans derecesiyle doktora programına kabul edilen öğrenciler ise en fazla dört ders seçebilir.</p>

<p>(7) Lisansüstü programın herhangi bir aşamasında ek süre verilen öğrenciler, ek sürelerde de yarıyıl kayıtlarını yenilemek zorundadır.</p>

<p>(8) Kayıtsız duruma düşen öğrencilerden ilgili yarıyılda kayıt yenilemek isteyenler, gerekçelerini belirten ve belgelendiren dilekçeyle en geç ders ekleme-bırakma süresinin bitimine kadar ilgili anabilim dalı başkanlığına başvurur. Mazereti Enstitü Yönetim Kurulunca uygun görülen ve kayıt koşullarını sağlayan öğrencinin yarıyıl kaydı yenilenir.</p>

<p>(9) Azami süre içinde üst üste iki yarıyıl veya aralıklı olarak üç yarıyıl ya da daha fazla süre kayıt yaptırmayan öğrencilerin yeniden kayıt yaptırmaları halinde, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tez konusu ve/veya tez danışmanı yeniden değerlendirilebilir. Bu kapsamda tez konusu veya tez danışmanı değiştirilebilir.</p>

<p>(10) Tezsiz yüksek lisans programları hariç olmak üzere, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez.</p>

<p><strong>Dersler ve kredi değerleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Lisansüstü programlardaki dersler zorunlu ve seçmeli olmak üzere iki gruba ayrılır. Zorunlu dersler müfredatta tanımlanmış ve alınması gereken derslerdir. Seçmeli dersler ise sayısı, türü ve ders grupları müfredatta tanımlanan ve seçimi öğrenciler tarafından yapılan derslerdir.</p>

<p>(2) Derslerin adı, kodu, içeriği, kredi değeri, kategorisi, ön koşulları, eş koşulları, ara sınav ve yarıyıl sonu sınavları ve benzeri özellikleri ile bu özelliklerde yapılacak değişiklikler ilgili enstitü anabilim dalının önerisi üzerine Enstitü Kurulu tarafından kararlaştırılır ve Senato onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(3) Bir dersin kredi değeri, o dersin haftalık teorik ders saatlerinin tamamı ile laboratuvar, uygulama, staj ve benzeri çalışmaların haftalık saatlerinin yarısının toplamından oluşur.</p>

<p>(4) Seminer, uzmanlık alanı, dönem projesi ve tez çalışması ve benzeri kredisiz derslerin haftalık teorik ve uygulamalı saatleri belirlenir; ancak bu derslere kredi değeri verilmez.</p>

<p><strong>Dersten çekilme</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Lisansüstü öğrenciler, akademik takvimde belirlenen süre içinde dersten çekilme işlemi yapabilir. Çekilinen ders, genel not ortalamasının hesabında dikkate alınmaz.</p>

<p><strong>Devam ve sınavlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Öğrenciler derslere, uygulamalara, sınavlara ve öğretim elemanının gerekli gördüğü tüm akademik çalışmalara katılmak zorundadır.</p>

<p>(2) Öğrencilerin ders, uygulama ve benzeri çalışmalara devam durumları, ilgili öğretim elemanı tarafından izlenir ve Öğrenci Bilgi Sistemine işlenir.</p>

<p>(3) Bir yarıyılda her dersten en az bir ara sınav yapılır. Öğretim elemanı; ödev, proje, laboratuvar ve benzeri çalışmaları ara sınav olarak değerlendirebilir. Her yarıyıl sonunda yarıyıl sonu sınavı yapılır. Ders başarı notunun verilmesinde, tüm sınav sonuçları ve yarıyıl içi çalışmaları ile derslere devam ve katılım göz önünde tutulur. Sınavların şekli yarıyıl başında öğretim elemanı tarafından belirlenir ve öğrencilere açıklanır.</p>

<p>(4) Ders başarı notları, Öğrenci Bilgi Sistemine işlenir ve ilan edildikten sonra kesinleşir.</p>

<p>(5) Herhangi bir dersin gereği olan yazılı sınav, proje teslimi, ödev teslimi, sözlü sunum gibi değerlendirmelere katılmayan öğrencilerden mazereti ilgili öğretim elemanı tarafından geçerli görülenlere telafi imkanı verilir.</p>

<p>(6) Gerekli durumlarda ders ve sınavlar, resmi tatiller dışında olmak koşuluyla, hafta içi mesai saatleri bitiminden sonra ve/veya cumartesi ve pazar günlerinde de yapılabilir.</p>

<p><strong>Değerlendirme ve notlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Öğrencilere kayıtlı oldukları yarıyıl sonunda her ders için ders başarı notu verilir.</p>

<p>(2) Ders başarı notu, öğrencinin yarıyıl içinde gösterdiği başarı (ara sınavlar, ödevler, uygulamalı çalışmalar, proje, laboratuvar ve benzeri çalışmalar) ve genel sınavın birlikte değerlendirilmesiyle elde edilir. Ara sınav notunun başarı puanına etkisi %40, genel sınav notunun başarı puanına etkisi %60'tır. Ara sınav ve yarıyıl sonu sınavlarının başarı puanına etki oranı Senato kararı ile değiştirilebilir. Bu durumda genel sınavın ders başarı notuna etki oranı en az %50, en çok %70 olur.</p>

<p>(3) Not ortalaması hesaplarına katılan harf notlarının katsayısı ve puanı aşağıdaki gibidir:</p>

<p><u>Harf Notu</u> <u>Katsayı</u> <u>Puan</u></p>

<p>AA 4,00 90-100</p>

<p>BA 3,50 80-89</p>

<p>BB 3,00 75-79</p>

<p>CB 2,75 70-74</p>

<p>CC 2,50 65-69</p>

<p>DC 2,00 60-64</p>

<p>DD 1,50 50-59</p>

<p>FD 0,50 40-49</p>

<p>FF 0,00 0-39</p>

<p>NA 0,00 *</p>

<p>(4) NA (devam etmedi) notu, derse devam yükümlülüklerini veya ders uygulamalarına ilişkin koşulları yerine getirmeyen ve dönem içi akademik değerlendirmelere katılmayan öğrencilere, öğretim elemanı tarafından takdir olunur. NA notu, not ortalamaları hesabında FF notu işlemi görür.</p>

<p>(5) Ortalamalara katılmayan notlar aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) S (yeterli) notu; kredisiz derslerde ve/veya tez çalışmalarında başarılı olan öğrencilere verilir.</p>

<p>b) U (yetersiz) notu; kredisiz derslerde ve/veya tez çalışmalarında başarısız olan öğrencilere verilir.</p>

<p>c) M (muaf) notu; müfredatta yer alan bazı derslerden muaf olan öğrencilere verilir. Ders muafiyeti ile ilgili esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>ç) I (eksik) notu; dersi veren öğretim elemanının kabul edeceği geçerli bir nedenle ders için gerekli koşulları yarıyıl veya yaz okulu sonunda tamamlayamayan öğrencilere verilir. I notunun, yarıyıl veya yaz okulu notlarının son veriliş tarihinden itibaren bir hafta içinde harf notuna çevrilmesi gerekir. Ancak, özel durumlarda bu süre en geç bir sonraki yarıyılın etkileşimli kayıtlarının başlama tarihine kadar uzatılabilir ve bu süre sonunda harf notuna çevrilmesi gerekir. Özel durumlardaki bu işlemler dersin verildiği enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine ve o enstitü anabilim dalının bağlı bulunduğu birimin yönetim kurulu kararı ile gerçekleştirilir. Süresi içinde harf notuna çevrilmeyen I notu kendiliğinden FF veya U notuna dönüşür. I notu ile ilgili tarihler akademik takvimde belirtilir.</p>

<p><strong>Notların verilmesi, açıklanması ve maddi hata düzeltmeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Yarıyıl sonu ders notları, ilgili öğretim elemanları tarafından akademik takvimde belirtilen tarihlerde verilir.</p>

<p>(2) Notlar, akademik takvimde belirtilen tarihte Öğrenci Bilgi Sistemi üzerinden ilan edilir.</p>

<p>(3) Notlarla ilgili herhangi bir maddi hata başvurusu, dersi veren öğretim elemanının başvurusu ile yarıyıl veya yaz okulu sonu notlarının son veriliş tarihinden itibaren Enstitü akademik takviminde belirtilen süre içerisinde enstitü anabilim dalı başkanlığının onayı ile yapılır. Bu süreyi aşan durumlarda, maddi hata ile düzeltme işlemlerinin dersin verildiği enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine ve o enstitü anabilim dalının bağlı bulunduğu birimin yönetim kurulu kararı ile yapılması gerekir. Maddi hata düzeltme işlemleri ile ilgili tarihler akademik takvimde belirtilir.</p>

<p><strong>Derste başarı ve ders tekrarı</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Derste başarı ve ders tekrarı ile ilgili hususlar aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) Bir dersten başarılı sayılabilmek için o dersten geçer not alınmış olması gerekir; yüksek lisans programlarında CC, DC, DD, FD, FF, NA ve U; doktora programlarında CB, CC, DC, DD, FD, FF, NA ve U başarısız notlardır.</p>

<p>b) Lisansüstü programlara intibak işlemlerinde koşullu geçer notlar başarısız not olarak değerlendirilir ve tekrarlanması gerekir.</p>

<p>c) Bir dersten başarısız notu alan veya bir dersi müfredatta belirtilen yarıyılda almayan/alamayan öğrenciler, bu dersi açıldığı ilk yarıyılda almak zorundadır. Tekrarlanacak seçmeli derslerin yerine müfredat çerçevesinde danışman tarafından uygun bulunan dersler alınabilir.</p>

<p>ç) Öğrenciler, genel not ortalamalarını yükseltmek amacıyla başarılı oldukları dersleri/dersi, ilgili öğretim elemanının onayı ile tekrarlayabilir. Tekrarlanan derslerde, yaz öğretimi dahil önceki not ne olursa olsun en son alınan not geçerli sayılır.</p>

<p><strong>Not ortalamaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Öğrencilerin, her yarıyıl sonunda yarıyıl sonu not ortalaması ile genel not ortalaması hesaplanır ve başarı durumları belirlenir.</p>

<p>(2) Bir dersten kazanılan AKTS kredisi, o dersin AKTS kredisi ile öğrenciye takdir edilen başarı notu katsayısının çarpımıyla bulunan sayıdır.</p>

<p>(3) Yarıyıl not ortalaması, o yarıyıl kaydolunan derslerden kazanılan AKTS kredileri toplamının, kaydolunan derslerin AKTS kredileri toplamına bölünmesiyle elde edilen sayıdır.</p>

<p>(4) Genel not ortalaması, öğrencinin programa girişinden itibaren kaydolunan derslerin tümünden kazanılan AKTS kredileri toplamının, kaydolunan tüm derslerin AKTS kredileri toplamına bölünmesi ile elde edilen sayıdır.</p>

<p>(5) Tekrar edilen derslerde, yaz öğretimi dahil, önceki nota bakılmaksızın en son not esas alınır.</p>

<p>(6) Ortalamaların hesaplanmasında sonuç, virgülden sonra iki hane esas alınır.</p>

<p><strong>Mezuniyet koşulları </strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Lisansüstü programlardan mezun olunabilmesi için;</p>

<p>a) İlgili hükümlerde yer alan başarı koşullarının sağlanması,</p>

<p>b) Yurt dışındaki anlaşmalı yükseköğretim kurumları ile yürütülen uluslararası ortak lisansüstü programlar hariç olmak üzere, kayıtlı olunan son yarıyılın Üniversitede geçirilmesi,</p>

<p>gerekir.</p>

<p><strong>İntihal</strong></p>

<p><strong>MADDE 43- </strong>(1) Yüksek lisans ve doktora tezlerinde ve tezsiz yüksek lisans dönem ödevinde intihalin önlenmesine yönelik esaslar, Enstitü Kurulu kararları ile düzenlenir. İntihal suçunun tespiti sonrasında ilgili makamlara duyurulması zorunludur.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Diploma ve belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 44- </strong>(1) Öğrencilere ve mezunlara verilen diploma ve belgeler ile bunların verilme koşulları aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans diploması: Tezli yüksek lisans programlarından mezuniyet koşullarını sağlayanlara verilir. Tezli yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>b) Tezsiz yüksek lisans diploması: Tezsiz yüksek lisans programlarından mezuniyet koşullarını sağlayanlara verilir. Tezsiz yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>c) Doktora diploması: Doktora veya lisans düzeyi ile öğrenci kabul edilen doktora programlarından mezuniyet koşullarını sağlayanlara verilir. Doktora diploması üzerinde enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>ç) Diploma eki: Akademik ve mesleki yeterliklerin uluslararası düzeyde tanınmasına yardımcı olan ve diplomalara ek olarak verilen bir belgedir.</p>

<p>d) Not çizelgesi: Öğrencilerin Üniversiteye ilk kaydoldukları yarıyıldan itibaren her yarıyılda almış oldukları dersleri, derslerin kredi durumlarını, bu derslerden alınan notları, ilgili yarıyıl not ortalaması ile genel not ortalamasını ve başarı durumlarını gösteren bir belgedir.</p>

<p>e) Öğrenci belgesi: Öğrencinin Üniversiteye kayıt durumunu gösteren bir belgedir.</p>

<p>(2) Tez çalışması savunma sınavında başarılı olmak ve mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, kayıtlı bulunduğu tezli yüksek lisans, doktora programını başarıyla tamamlayan öğrencinin mezuniyetine, ilgili Enstitü Yönetim Kurulunca karar verilir. Öğrenci hakkında mezuniyet kararı alınabilmesi için tez veya çalışmanın, Enstitünün tez yazım kılavuzuna uygun olarak hazırlanmış, basılmış ve ciltlenmiş yeterli sayıda kopyası ile aşağıda belirtilen belgelerin, tez sınavına giriş tarihinden itibaren en geç bir ay içinde Enstitüye eksiksiz olarak teslim edilmiş olması gerekir:</p>

<p>a) Tez çalışmasının elektronik ortamda kaydı.</p>

<p>b) Üniversite kütüphanesi ve YÖK tarafından istenen, tez veya çalışma için doldurulmuş tez veri giriş formu ve izin belgesi.</p>

<p>c) Üniversitece belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde alınan intihal raporu.</p>

<p>(3) Diploma ve belgeler aşağıda belirtilen yetkililer tarafından imzalanır:</p>

<p>a) Diplomalar: Rektör ve Enstitü Müdürü.</p>

<p>b) Diploma eki, not çizelgesi ve öğrenci belgesi: Öğrenci İşleri Müdürü.</p>

<p>(4) Diploma ve belgelerde öğrencinin bağlı bulunduğu Enstitü, enstitü anabilim dalı ve/veya varsa programı belirtilir.</p>

<p>(5) Diplomaların şekli, ölçüleri ve üzerine yazılacak bilgiler Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(6) Diplomaların kaybı halinde bir defaya mahsus olmak üzere, yenisi hazırlanır. Yeni nüsha üzerine ikinci nüsha ibaresi koyulur.</p>

<p>(7) Mezuniyet tarihinden sonra mezunun adı ve/veya soyadının değişmesi durumunda diploma üzerindeki bilgiler değiştirilmez veya yenileri düzenlenmez.</p>

<p><strong>Disiplin</strong></p>

<p><strong>MADDE 45- </strong>(1) Öğrencilerin disiplin işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yapılır.</p>

<p><strong>Burs ve ücretler</strong></p>

<p><strong>MADDE 46- </strong>(1) Öğrenim ücreti, diğer mali yükümlülükler ile burs ve indirim kapsam ve koşulları Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 47- </strong>(1) Öğrenci, haklı ve geçerli mazeretini belgelemek koşuluyla, talebi üzerine ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararıyla lisansüstü öğrenimi süresince bir defada en çok iki yarıyıl, toplamda ise en çok dört yarıyıl süreyle kaydını dondurabilir. Kayıt dondurma süresi azami öğrenim süresine dahil edilmez. Rahatsızlığının ve tedavi sürecinin devam etmesi nedeniyle kayıt dondurma talebinde bulunan öğrenci ile hükümlü öğrencinin mazereti Enstitü Yönetim Kurulunca değerlendirilir. Bu öğrenciler bakımından kayıt dondurma süresi dört yarıyılı aşabilir. Bu süre azami öğrenim süresine dahil edilmez. Kayıt dondurma bakımından haklı ve geçerli kabul edilen mazeretler şunlardır:</p>

<p>a) Öğrencinin sağlık mazeretinin sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi.</p>

<p>b) Öğrencinin doğal afetler nedeniyle öğrenimine ara vermek zorunda kaldığını mahallin en büyük mülki amirince düzenlenen belgeyle belgelenmesi.</p>

<p>c) Öğrencinin tutuklu olması veya yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası almasını gerektirmeyen bir mahkûmiyetinin bulunması.</p>

<p>ç) Öğrencinin herhangi bir nedenle askerlik tecilinin kaldırılması üzerine askere alınması.</p>

<p>d) Öğrencinin mesleği veya lisansüstü çalışmalarıyla ilgili olarak öğrenim amacıyla geçici süreyle yurt dışına gitmesi ya da aynı amaçla yurt içindeki bir kuruluşta geçici süreyle görevlendirilmesi.</p>

<p>e) Öğrencinin birinci derece yakınının hastalığı hâlinde, bu yakının bakımını üstlenecek başka bir kişinin bulunmadığını belgelemesi.</p>

<p>f) Ders yükünü başarıyla tamamlayan öğrencinin tez çalışmasının, cihaz veya malzeme teminindeki güçlükler gibi kendi iradesi dışındaki nedenlerle aksaması.</p>

<p>(2) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere, talepleri hâlinde, doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir. Verilen bu ek süreler azami öğrenim süresine dâhil edilmez.</p>

<p>(3) İzinli sayılmak isteyen öğrenci, mazeretini belirten dilekçesi ve belgeleri ile ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığına en geç ilgili yarıyılın ders ekleme-bırakma süresi bitimine kadar başvurur. Enstitü anabilim dalı başkanlığı izin talebini öğrencinin akademik/tez danışmanının ve enstitü anabilim dalı başkanlığının görüşleriyle birlikte Enstitü Yönetim Kuruluna iletir. Beklenmedik durumlar dışında ders ekleme-bırakma süresi bittikten sonra yapılacak başvurular işleme alınmaz.</p>

<p>(4) Enstitü Yönetim Kurulu kararı, Öğrenci İşleri Müdürlüğüne iletilir ve Öğrenci İşleri Müdürlüğü tarafından işleme alınarak öğrenciye ve ilgili akademik ve idari birimlere bilgi verilir.</p>

<p>(5) İzin süresi biten öğrencilerin akademik durumları, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde Öğrenci İşleri Müdürlüğü tarafından değerlendirilir. Kayıt koşullarını sağlayan öğrenciler akademik takvimde ilan edilen tarihlerde yarıyıl kaydını yaptırabilir.</p>

<p>(6) İzin süresinin bitiminden önce öğrenimine dönmek isteyen öğrencilerin, kayıtlar başlamadan önce bir dilekçe ile ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığına başvurmaları gerekir. Başvuru, öğrencinin akademik/tez danışmanı, enstitü anabilim dalı başkanlığı ve Enstitü Müdürlüğü tarafından değerlendirilerek Öğrenci İşleri Müdürlüğüne iletilir. Öğrencinin durumu ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Kayıt koşullarını sağlayan öğrenciler akademik takvimde ilan edilen tarihlerde yarıyıl kaydını yaptırabilir.</p>

<p><strong>Kayıt sildirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 48- </strong>(1) Öğrenciler istedikleri takdirde Enstitü Müdürlüğüne başvurarak kayıtlarını sildirebilirler. Başvurusu uygun bulunan öğrenciler için Enstitü Yönetim Kurulu kararı alınır.</p>

<p>(2) Üniversiteden kaydını sildiren veya disiplin cezası nedeniyle Üniversite ile ilişiği kesilen öğrencilerin diplomalarını veya dosyalarındaki kendilerine ait belgeleri alabilmeleri için Üniversite tarafından belirlenen kayıt sildirme işlemlerini yapmaları ve mali yükümlülükleri yerine getirmeleri zorunludur.</p>

<p>(3) Kayıt sildiren öğrencilerden tekrar öğrenimlerine dönmek isteyenler, ilgili programa yeniden başvuru yaparlar. Bu başvuru, ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından lisansüstü programlara başvuru ve kabul koşulları çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p><strong>Tebligat</strong></p>

<p><strong>MADDE 49- </strong>(1) Öğrenciye her türlü tebligat, öğrencinin resmi kayıtlarda yer alan posta adresine veya öğrenciye Üniversite tarafından sağlanan e-posta adresine gönderilerek yapılır. Tebligat adresi değişen öğrenci yeni tebligat adresini en geç bir ay içerisinde Öğrenci Bilgi Sistemine kaydetmek zorundadır. Aksi takdirde, Üniversite kayıtlarında bulunan adres geçerli sayılır.</p>

<p>(2) Öğrenci, Üniversite tarafından sağlanan e-posta adresine gönderilen iletileri izlemekle yükümlüdür.</p>

<p><strong>Yönetmelikte hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 50- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde; 2547 sayılı Kanun, ilgili mevzuat hükümleri ile YÖK kararları uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 51- </strong>(1) 2/12/2018 tarihli ve 30613 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lokman Hekim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 52- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 53- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Lokman Hekim Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/lokman-hekim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="31202"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/karadeniz-teknik-universitesi-kadin-ve-aile-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/karadeniz-teknik-universitesi-kadin-ve-aile-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 16 Ağustos 2026 Tarihli ve 33342 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Karadeniz Teknik Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ KADIN VE AİLE ÇALIŞMALARI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Karadeniz Teknik Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Kadınların, ailelerin ve toplumun karşılaştığı eğitim, sağlık, hukuk, ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlara ilişkin bilimsel araştırmalar yürütmek.</p>

<p>b) Kadın, aile, çocuk, ebeveynlik, kuşaklararası ilişkiler, toplumsal cinsiyet eşitliği ve aile refahı konularında farkındalık oluşturmak ve toplumsal duyarlılığı geliştirmek.</p>

<p>c) Kadınların, çocukların ve dezavantajlı bireylerin yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik sosyal, ekonomik ve siyasal stratejiler geliştirmek; bu alanlarda çözüm önerileri sunmak.</p>

<p>ç) Ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma, eğitim, uygulama ve iş birliği faaliyetleri yürütmek; proje, kongre, sempozyum, panel, konferans, çalıştay ve benzeri bilimsel ve toplumsal etkinlikleri düzenlemek, desteklemek, bunlara katılım sağlamak veya paydaş olarak katkıda bulunmak.</p>

<p>d) Üniversite ile toplum arasında bilimsel, kültürel ve sosyal iş birliğini güçlendirmek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Kadın, aile, çocuk, ebeveynlik, toplumsal cinsiyet, aile refahı ve yaşam kalitesi konularında ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel araştırmalar, projeler ve uygulamalar yürütmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleri doğrultusunda toplantı, kongre, sempozyum, panel, konferans, çalıştay ve benzeri etkinlikler düzenlemek, bu tür etkinliklere paydaş olarak katkıda bulunmak ve katılımı desteklemek.</p>

<p>c) Kadın hakları, çocuk hakları, aile refahı ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında eğitim faaliyetleri yürütmek ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirmek, araştırmalar ve projeler yapmak.</p>

<p>ç) Kadınların ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik yaşamda güçlenmelerini desteklemek amacıyla istihdamını artıracak, girişimciliğini teşvik edecek ve mesleki bilgi, yetenek ve becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yürütmek.</p>

<p>d) Kadınların aile ve toplum yaşamındaki rollerini güçlendirmeye, liderlik ve karar alma süreçlerine katılımlarını arttırmaya yönelik eğitim ve mentörlük programları düzenlemek.</p>

<p>e) Aile yapısının korunması ve güçlendirilmesine yönelik eğitim faaliyetleri düzenlemek, danışmanlık ve rehberlik hizmetleri vermek.</p>

<p>f) Aile yapısı, aile ilişkileri, ebeveynlik süreçleri, çocuk ve ergen gelişimi, yaşlılık ve kuşaklararası ilişkiler konularında araştırma ve uygulamalar gerçekleştirmek.</p>

<p>g) Kadına yönelik ve aile içi şiddet başta olmak üzere şiddet türlerinin tanınması, önlenmesi ve müdahale yollarına ilişkin bilinçlendirme ve farkındalık eğitimleri düzenlemek, bu konulara ilişkin araştırmalar yapmak, veri toplamak ve raporlar hazırlamak.</p>

<p>ğ) Şiddet mağdurlarına yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesi amacıyla kamu kurumları, yerel yönetimler, sağlık kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yapmak.</p>

<p>h) Kadın, aile ve toplumsal gelişim alanlarında kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör kuruluşları, araştırma merkezleri ve üniversitelerle iş birliği ağı oluşturmak, iş birliği yapmak, eğitim programları, ortak çalışmalar ve projeler geliştirmek.</p>

<p>ı) Kadın, aile ve çocuk konularında elde edilen bilimsel bilgi ve araştırma sonuçlarını yayımlamak; arşiv, veri tabanı, dokümantasyon ve kaynak merkezi oluşturmak.</p>

<p>i) Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere ülkenin ihtiyaçlarını dikkate alarak kırsal kalkınmaya katkı sağlamak için kırsal kesimdeki kadınların, ailelerin ve dezavantajlı grupların güçlendirilmesine yönelik eğitim, araştırma ve uygulama faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>j) Yurt içi ve yurt dışındaki benzer merkezler ve kuruluşlarla iş birliği geliştirmek, ortak araştırmalar yürütmek ve bilimsel ağlar oluşturmak.</p>

<p>k) Yönetim Kurulunun kararlaştıracağı, Merkezin amaçlarıyla uyumlu diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin çalışmalarının ve idari işlerinin düzenli yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık çalışma planını ve faaliyet raporunu Yönetim Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>d) Merkezin faaliyetlerini dikkate alarak Üniversitenin ilgili birimleri ile Üniversite dışındaki kuruluşlar ile iş birliğinde bulunmak.</p>

<p>e) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce ayrılan veya altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmaları ile ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>b) Merkezin amaçlarını gerçekleştirmek için gerek duyulan çalışma gruplarını kurmak.</p>

<p>c) Merkez çalışmalarıyla ilgili araştırma, inceleme, derleme ve yayın konularındaki proje ve istemleri değerlendirmek.</p>

<p>ç) Yurt içi ve yurt dışı kurumlarla iş birliği içinde, amaç ve etkinlik alanlarına uygun proje, analiz ve inceleme yapmak.</p>

<p>d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu değerlendirmek ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlamak.</p>

<p>e) Danışma Kurulundan gelen önerileri inceleyip karara bağlamak.</p>

<p>f) Merkezin harcama planı ve personel ihtiyaçlarını belirlemek ve Üniversitede ilgili birimlere sunmak.</p>

<p>g) Merkezin çalışma alanına giren diğer konuları görüşüp karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla on beş üyeden oluşur. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, iki yılda en az bir kez ve Müdürün gerekli gördüğü hallerde salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğuyla alınır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleriyle ilgili değerlendirme yapmak ve Yönetim Kuruluna öneride bulunmak.</p>

<p>b) Merkeze çalışmalarında bilimsel ve idari açıdan bilgi, deneyim ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Merkez ile ilgili kuruluş ve sektörler arasında iletişim kurulmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Müdür ve Yönetim Kurulu tarafından Danışma Kurulu gündemine getirilen diğer konularda önerilerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin amaçları doğrultusunda araştırma, proje ve eğitimlerin yapılması amacıyla çalışma grupları oluşturulabilir. Çalışma grubu üyeleri, Müdürün önerisi üzerine Yönetim Kurulu tarafından belirlenir. Çalışma grubu üyeleri, Merkezde yürütülen faaliyetlerde çalışabilecek Üniversite akademik ve idari personeli ile lisansüstü öğrencileri; diğer üniversite ya da kuruluşlarda görev yapan personelden oluşur. Müdür çalışma gruplarının doğal üyesidir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca, Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Demirbaş ve ekipmanlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yürütülen işler için edinilen alet, araç, ekipman ve demirbaşlar Merkezin ve gerektiğinde Üniversitenin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) 28/4/2018 tarihli ve 30405 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/karadeniz-teknik-universitesi-kadin-ve-aile-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="87758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-medipol-universitesi-yapay-zeka-ve-veri-analitigi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-medipol-universitesi-yapay-zeka-ve-veri-analitigi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 16 Ağustos 2026 Tarihli ve 33342 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ankara Medipol Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANKARA MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ YAPAY ZEKA VE VERİ ANALİTİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Ankara Medipol Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Ankara Medipol Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Yapay zeka ve veri analitiği ile ilgili olarak; verinin elde edilmesi, depolanması, mevcut verilerin temizlenmesi, analiz edilmesi, raporlanması, gizliliğinin ve güvenliğinin sağlanması için gerekli faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>b) Kişisel, kurumsal ve ulusal veri analitiğinin sağlanması için gerekli faaliyetlerin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Merkezin amaçları doğrultusunda, ihtiyaç duyulan alanlarda akademik çalışmalar yapmak, eğitim-öğretim faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>ç) Merkezin amaçlarıyla ilgili Üniversitenin kalite ve akreditasyon ile strateji ve eylem planlarında belirtilen hususlarda faaliyetler yürütmek.</p>

<p>d) Merkezin amaçları doğrultusunda, araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütmek ve bu alanlarda yöntem ve teknolojiler geliştirmek.</p>

<p>e) Elde edilen bilimsel ve teknolojik çıktıları katma değerli ürünlere dönüştürmek.</p>

<p>f) Ulusal ve uluslararası boyutta çalışmalar yapmak ve Üniversite, kamu ve sanayi iş birliğini geliştirmek ve bu alanlarda çözüm üretmek.</p>

<p>g) Üniversite içi ve dışı paydaşlar ile iş birliği yapmak, ortak projeler üretmek, ortak raporlar hazırlamak.</p>

<p>ğ) Alanında uzman nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>h) Bilimsel, mesleki ve eğitsel çalışmalarda bulunmak, danışmanlık ve bilgilendirme hizmetleri vermek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Yapay zeka ve veri analitiği alanlarında ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütmek ve projelere katılmak.</p>

<p>b) Bilimsel araştırmalar yapmak ve sonuçlarını yayımlamak.</p>

<p>c) Üniversite-toplum ve üniversite-sanayi iş birliğini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmak.</p>

<p>ç) Bilimsel toplantılar, eğitim programları ve etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>d) Yapay zeka ve veri analitiği alanlarında uygulamalı araştırmalar yürütmek.</p>

<p>e) Teknoloji geliştirilmesine katkı sağlamak ve Merkezin faaliyetleri çerçevesinde ilgili paydaşlarla iş birliği faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>f) Merkezin amaçları kapsamında yapılan eğitim ve araştırma faaliyetleri için gerekli tüm organizasyonları gerçekleştirmek, lisans ve lisansüstü eğitimi desteklemek.</p>

<p>g) Merkezin amaçları doğrultusunda Rektörlükçe verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim üyeleri arasından Rektörün teklifi üzerine Mütevelli Heyeti tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından en çok iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda Müdürün görevi sona erer ve aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir. Görev süresi biten müdür yardımcıları aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkez personelinin düzenli ve verimli çalışmasını sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu ve Danışma Kuruluna başkanlık yapmak.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulu kararlarının uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>d) Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulu toplantılarının gündemlerini hazırlamak.</p>

<p>e) Her yıl sonunda hazırlanan Merkez bütçe tasarısını, faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını Yönetim Kurulunun onayına sunmak.</p>

<p>f) Merkezin iş geliştirme faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>g) Birim yöneticilerini belirlemek ve Yönetim Kurulunun onayına sunmak.</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu tarafından verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye dahil olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine üç ayda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin etkinlikleri ve yönetimiyle ilgili konuları görüşüp karara bağlamak.</p>

<p>b) Merkezin bütçe tasarısını ve çalışma programını görüşerek onaylamak.</p>

<p>c) Her yılın sonunda faaliyet raporu hazırlayıp Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>ç) Merkezin bireysel, kamusal ve kurumlar arası hizmet ilişkilerini belirlemek.</p>

<p>d) Kurumlarla iş birliğine ilişkin anlaşma ve protokolleri şekillendirmek ve Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>e) Merkeze yapılan proje tekliflerini değerlendirmek ve bütçelerini onaylamak.</p>

<p>f) Merkezin uzun vadeli plan ve programını hazırlamak.</p>

<p>g) Merkezin işleyişi için gerekli uygulama birimlerinin sayısı, yapısı ve niteliklerini düzenleyerek Rektör onayına sunmak.</p>

<p>ğ) Merkez çalışmaları sonucunda üretilen her türlü çıktının akademik kullanım hakkını proje yürütücüleri düzeyinde yapılacak sözleşmeler ile araştırmacıların telif hakkı, gizlilik ilkeleri ve isim yayın sıralarını belirlemek.</p>

<p>h) Merkez hizmetleri için sahaya kurulan uzun süreli ya da kalıcı ekipmanların mülkiyet yönetim esaslarını varsa ilgili kuruluşlarla yapılacak mutabakatlara göre belirlemek.</p>

<p>ı) İlgili mevzuat hükümleri doğrultusunda diğer iş ve işlemleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla beş üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce görevden ayrılan üyenin yerine aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez çoğunluk şartı aranmaksızın toplanır.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışma alanına giren konularda Yönetim Kuruluna görüş ve önerilerini bildirmek ve Merkezin ihtiyaç duyduğu alanlarda çalışmalar yapmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Merkezin uygulama birimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) İhtiyaçlar doğrultusunda, Yönetim Kurulunun kararı ile Merkez bünyesinde uygulama birimleri kurulabilir; bunların sayısında ve yapılarında değişiklik yapılabilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca, Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yürütülen işler için edinilen alet, araç, ekipman ve demirbaşlar Merkezin ve gerektiğinde Üniversitenin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ankara Medipol Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-medipol-universitesi-yapay-zeka-ve-veri-analitigi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/yapay-zeka.jpg" type="image/jpeg" length="34040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MOTORLU KARA TAŞITI KİRALAMASINDA HASAR VE DEĞER KAYBI SORUMLULUĞUNUN YENİ REJİMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasiti-kiralamasinda-hasar-ve-deger-kaybi-sorumlulugunun-yeni-rejimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasiti-kiralamasinda-hasar-ve-deger-kaybi-sorumlulugunun-yeni-rejimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[15 Ağustos 2026 Tarihli Yönetmeliğin Sigorta Hukuku Boyutu: Bağımsız Ekspertiz Şartı, Yargı Kararı Olmadan Değer Kaybı Tahsili Yasağı ve İşletmenin Güvence Yükümlülüğü]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ticaret Bakanlığınca hazırlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik,</span></a></strong> 15 Ağustos 2026 tarihli ve 33341 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna dayanılarak çıkarılan ve 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek olan Yönetmelik; ilk bakışta bir sektör düzenlemesi — yetki belgesi, asgari filo, bilgi sistemi ve platform yükümlülükleri — görünümündedir. Ne var ki metnin 12 ilâ 16. maddelerinde kurulan yapı, uygulamacılar bakımından çok daha önemli bir dönüşüme işaret etmektedir: kiralık araç hasarlarına ilişkin uyuşmazlıkların ispat ve tahsil rejimi, sigorta hukukunun yerleşik standartlarına bağlanmaktadır. Bu çalışmada Yönetmeliğin sigorta ve tazminat hukuku pratiğine dokunan hükümleri incelenecek; özellikle değer kaybı talebinin yargı kararı şartına bağlanması hükmünün doğurduğu sorular tartışılacaktır.</p>

<p><strong>II. HASAR SORUMLULUĞUNDA YENİ İSPAT REJİMİ: BAĞIMSIZ EKSPERTİZ VE BELGE ZİNCİRİ</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 16. maddesi, kiracıdan hasar veya arıza bedeli talep edilebilmesini dört kademeli bir ispat düzenine bağlamıştır. İlk olarak, meydana gelen hasarın ve maliyet tutarının 'yetkili ve bağımsız bir ekspertiz raporu' ile belgelendirilmesi zorunludur; işletmenin kendi personeli veya doğrudan ya da dolaylı bağlantılı kişilerce hazırlanan raporlar ispat aracı olarak kullanılamaz (m. 16/5). İkinci olarak, taşıt teslim belgesi ve taşıt iade belgesi düzenlenmeyen kiralamalarda ve iade belgesinde belirtilmeyen hasarlar için kiracıdan bedel talep edilemez (m. 16/6); fiziki karşılaşma olmaksızın yapılan iadelerde, aracın bırakılmasından sonra oluşan hasarlardan kiracı sorumlu tutulamaz (m. 16/7). Üçüncü olarak, kira süresi içinde ortaya çıkan arızaların kiracıdan kaynaklandığını ispat külfeti işletmeye yüklenmiş; ispat edilemeyen arızanın kiracıdan kaynaklanmadığı karine olarak kabul edilmiştir (m. 16/4). Nihayet, kiracıdan kaynaklanmayan hasar ve arızalarda onarım masrafı, değer kaybı ve kira (kazanç) kaybı adı altında hiçbir bedel istenemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (m. 16/8).</p>

<p>Bu yapı, sigorta hukukçularına tanıdık gelecektir: bağımsız eksper raporu şartı, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ekosistemindeki tarafsız hasar tespiti anlayışının kiralama ilişkisine taşınmasıdır. Uygulamada işletmelerin kendi 'hasar tespit tutanakları' ve anlaşmalı servis proforma faturalarıyla yürüttükleri tahsilat pratiği, 2027 itibarıyla ispat gücünü yitirecektir.</p>

<p><strong>III. YÖNETMELİĞİN EN ÇARPICI HÜKMÜ: YARGI KARARI OLMADAN DEĞER KAYBI TAHSİLİ YASAĞI</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 16. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca; 'işletme ve kiracının anlaşmaya vardığı durumlar hariç olmak üzere, sigorta tahkim kararı veya ilam niteliğinde başka bir karar olmadan değer kaybı nedeniyle kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.' Hüküm, kiralama sektöründeki en yaygın ve en tartışmalı uygulamayı — depozitodan veya kredi kartı provizyonundan re'sen 'değer kaybı' kesintisi yapılmasını — doğrudan yasaklamaktadır. Değer kaybı, niteliği gereği ancak teknik bilirkişilikle belirlenebilen bir zarar kalemidir; götürü tutarların tek taraflı tahsili, hem genel işlem koşulları denetimi hem de tüketici hukukundaki haksız şart yaptırımı karşısında zaten kırılgandı. Yönetmelik bu kırılganlığı açık bir yasağa dönüştürmüş ve tahsilatı yargısal denetim şartına bağlamıştır.</p>

<p>Bununla birlikte hükmün kaleme alınış biçimi iki soruyu beraberinde getirmektedir. Birincisi terminolojiye ilişkindir: fıkrada 'sigorta tahkim kararı' ifadesine yer verilmiştir; oysa 5684 sayılı Kanun m. 30 uyarınca Sigorta Tahkim Komisyonu, sigorta ettiren veya sigortadan menfaat sağlayan kişilerle riziko üstlenen taraf arasındaki uyuşmazlıkları çözer. İşletme ile kiracı arasındaki hasar uyuşmazlığı bir sigorta sözleşmesi uyuşmazlığı olmadığından, kiracıya karşı doğrudan tahkim yolunun nasıl işletileceği açık değildir; hükmün, işletmenin kaskocusu ile arasındaki tahkim sürecinin sonucunun kiracıya yansıtılması hâlini mi, yoksa ilama eşdeğer belge türlerini örnekleme amacını mı taşıdığı uygulamada tartışılacaktır. İkincisi, 'anlaşmaya varılan durumlar' istisnasının sınırıdır: kira sözleşmesine önceden konulan matbu 'değer kaybını kabul' klozlarının bu istisnayı dolanma aracı hâline gelmesi riski mevcuttur. Kanaatimizce, tüketici işlemi niteliğindeki kiralamalarda müzakere edilmemiş matbu kabul hükümleri, 6502 sayılı Kanun m. 5 uyarınca haksız şart denetimine tabi olacak ve istisna dar yorumlanacaktır; aksi yorum, hükmü kâğıt üzerinde bırakır.</p>

<p><strong>IV. İŞLETMENİN GÜVENCE YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE KASKO GENEL ŞARTLARIYLA PARALELLİK</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 16/10. maddesi, kira süresi boyunca kiracının ve ek sürücünün hasar kaynaklı mali sorumluluklarının işletme tarafından güvence altına alınmasını zorunlu kılmakta; işletmenin bu yükümlülüğü kasko sigortasıyla yerine getirebileceğini belirtmektedir. Kural olarak kiracıdan onarım masrafı, değer kaybı ve kira kaybı istenemeyecek; istisnalar ise sınırlı sayıda sayılmıştır: alkol veya uyuşturucu etkisinde kullanım, kırmızı ışık ihlali, güvenlik şeridinin usulsüz kullanımı, ters şeritten seyir, yarış/hız denemesi ve kasıtlı savrulma manevraları gibi ciddi güvenlik riski oluşturan ihlaller; kasten verilen zararlar; aracın kiracının kusuruyla yetkisiz kişilerce kullanılması ve yasa dışı faaliyetlerde kullanım. Kimlik tespitinin engellenmesi amacıyla kaza yerinin terk edilmesi ve resmi kaza tespit tutanağı düzenlenmemesi hâllerinde de güvence yükümlülüğü devre dışı kalmaktadır.</p>

<p>Bu istisna kataloğu, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartlarındaki teminat dışı hâller ve sigortacının rücu sebepleriyle belirgin biçimde örtüşmektedir. Düzenleme böylece kiralama ilişkisini kasko mantığına yaklaştırmakta; kiracıyı âdeta 'sigortalı sürücü' konumuna taşımaktadır. Uygulamada bu paralellik, kasko rücu davalarında geliştirilen içtihadın — örneğin ağır kusur ve illiyet değerlendirmelerinin — kiralama uyuşmazlıklarına da yol göstereceği anlamına gelir.</p>

<p><strong>V. DEPOZİTO, İKAME ARAÇ VE DİĞER KORUYUCU HÜKÜMLER</strong></p>

<p>Yönetmelik; depozitoyu kira süresine göre üç ilâ yedi günlük kira bedeliyle sınırlamış, çek ve senet gibi borç doğurucu belgelerin depozito olarak alınmasını yasaklamış ve iade süresini taşıt iadesini izleyen yedi günle bağlamıştır (m. 14). Teslimde kolayca tespit edilemeyen hasarlar ile olağan kullanım izleri için depozitodan kesinti yapılamayacağının açıkça belirtilmesi (m. 14/5), uygulamadaki 'iade sonrası keşfedilen çizik' ihtilaflarını kaynağında kurutmaya yöneliktir. Kiracıdan kaynaklanmayan ve sürüş güvenliğini etkileyen arızalarda işletmeye eş değer ikame araç tahsis yükümlülüğü getirilmesi (m. 16/2) ise, tazminat hukukundaki araç mahrumiyeti kavramının sözleşmesel karşılığı olarak okunabilir. Kiracının yalnızca kira bedelini ödemekle taşıtın kasko ve zorunlu mali sorumluluk sigortasından yararlanacağı, bunun ek şart veya bedele bağlanamayacağı hükmü (m. 13/5) ile kiralamanın ek güvence paketi satışına bağlanması yasağı (m. 17/3) da tüketiciyi koruyucu niteliktedir.</p>

<p><strong>VI. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ</strong></p>

<p>Yönetmelik, kiralık araç hasar uyuşmazlıklarında fiilen 'kendi tespitini kendi tahsil eden' işletme modelini sona erdirmekte; ispatı bağımsız ekspertize, değer kaybı tahsilini yargısal denetime, kiracının sorumluluğunu ise kasko benzeri bir güvence rejimine bağlamaktadır. Sigorta hukuku pratiği açısından üç sonuç öngörülebilir: kiralama kaynaklı tüketici uyuşmazlıklarının bir bölümünün niteliği değişerek idari denetim ve yaptırım alanına kayması; işletmelerin kasko teminatlarını ve sözleşme setlerini 1 Ocak 2027'ye kadar yeni rejime uyarlaması zorunluluğu; ve m. 16/9'daki 'sigorta tahkim kararı' ile 'anlaşma' istisnasının kapsamı üzerinde yoğunlaşacak bir içtihat tartışması. Geçiş hükümleri uyarınca mevcut işletmelerin 1 Temmuz 2027'ye kadar yetki belgesi alması, platform sözleşmelerinin de aynı tarihe kadar uyarlanması gerekmektedir. Kuralların etkinliği, Bakanlık denetimlerinin ve idari para cezalarının fiilen işletilmesine bağlı olacaktır; ancak metnin ispat rejimine ilişkin tercihleri, tüketici lehine açık ve isabetli bir yön çizmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran"><img alt="Av. Melih Küçükcankurtaran" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran">Av. Melih Küçükcankurtaran</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- </span><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik</span></a><span style="color:#999999"> (RG 15.08.2026, S. 33341), özellikle m. 12-17, Geçici m. 1, m. 23.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun m. 16, 18; 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun m. 11, 12; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 5; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun kira ve haksız fiil hükümleri.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasiti-kiralamasinda-hasar-ve-deger-kaybi-sorumlulugunun-yeni-rejimi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 23:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/kiralik-aa.jpg" type="image/jpeg" length="71184"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Horlama, Dağınıklık, Titizlik Kusur Sayılır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, günlük hayatta basit gibi görünen ancak evlilik birliği içinde zamanla ciddi hukuki sonuçlara yol açabilen davranışların boşanma davalarında kusur sayılıp sayılmayacağını ele alıyoruz. Horlama, dağınıklık, aşırı titizlik, düzen takıntısı, ev işlerini paylaşmamak, eve maddi katkı sunmamak, kişisel alanı ihmal etmek gibi davranışların Türk Medeni Kanunu kapsamında nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’na göre eşler, birlikte yaşama, karşılıklı sadakat, saygı, yardımlaşma ve evlilik birliğinin huzurunu koruma yükümlülüğü altındadır. Bu nedenle tek başına horlama, dağınıklık ya da titizlik her zaman boşanma sebebi veya kusur olarak kabul edilmez. Ancak bu davranışlar uzun süreli bir huzursuzluk yaratıyor, eşin yaşamını zorlaştırıyor, psikolojik baskıya dönüşüyor ve evlilik birliğini temelinden sarsıyorsa, mahkemeler tarafından kusur olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Videoda özellikle horlamanın hangi durumlarda tıbbi bir sorun olarak kabul edildiği, ne zaman evlilik birliğini etkileyen bir unsur haline geldiği; dağınıklığın hangi aşamada eşe karşı duyarsızlık ve saygısızlık olarak yorumlanabildiği; aşırı titizlik ve obsesif davranışların psikolojik şiddet boyutuna nasıl ulaşabildiği detaylı şekilde ele alınmaktadır. Ayrıca hâkimin kusur değerlendirmesi yaparken davranışların sıklığına, yoğunluğuna, taraflar üzerindeki etkisine ve evlilik birliği üzerindeki sonuçlarına nasıl baktığı açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma davalarında önemli olan davranışın adı değil, evlilik birliği üzerindeki etkisidir. Küçük gibi görünen alışkanlıklar zamanla sürekli tartışmaya, saygının kaybolmasına ve evliliğin çekilmez hale gelmesine yol açıyorsa, bu durum hukuki anlamda kusur olarak kabul edilebilir. Videoda kusurun ispatında mesajlaşmaların, tanık beyanlarının, psikolog raporlarının ve diğer delillerin nasıl değerlendirildiğine de yer verilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası açmayı düşünenler, çekişmeli boşanma sürecinde kusur kavramını merak edenler ve evlilikte hangi davranışların hukuki sonuç doğurabileceğini öğrenmek isteyenler için bilgilendirici ve yol gösterici bir içeriktir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UJCdfKREVi0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80298"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milletlerarası Miras Hukukunda Mirasın Paylaşılması: Türk Vatandaşlarının Yurt Dışındaki Mirasları ve Yabancıların Türkiye’deki Mirasları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milletlerarasi-miras-hukukunda-mirasin-paylasilmasi-turk-vatandaslarinin-yurt-disindaki-miraslari-ve-yabancilarin-turkiyedeki-miraslari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milletlerarasi-miras-hukukunda-mirasin-paylasilmasi-turk-vatandaslarinin-yurt-disindaki-miraslari-ve-yabancilarin-turkiyedeki-miraslari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Öz</strong></p>

<p>Uluslararası nitelik taşıyan miras uyuşmazlıkları, mirasbırakanın vatandaşlığı, yerleşim yeri, mirasçıların bulunduğu ülkeler, terekeye dâhil malların konumu, taşınmazların bulunduğu ülke, vasiyetnamenin şekli ve uygulanacak hukuk gibi birçok unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Mirasbırakanın yabancı olması, mirasın tamamına otomatik olarak yabancı hukukun uygulanacağı anlamına gelmediği gibi; mirasçıların Türk vatandaşı olması da her durumda Türk hukukunun uygulanmasını sağlamaz.</p>

<p>Türkiye bakımından temel düzenleme, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’dur. Bu düzenlemeye göre kural olarak miras, ölenin millî hukukuna tâbidir. Ancak Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukuku uygulanır. Mirasın açılması sebepleri, mirasın kazanılması ve paylaşılması ise terekenin bulunduğu ülke hukukuna tâbi tutulmuştur. Bu sistem, mirasın tek bir hukukla değil, malvarlığı unsurlarının niteliği ve bulunduğu ülkeye göre farklı hukuklarla ilişkilendirilebilmesine imkân tanır.</p>

<p>Bu makalede Türkiye’de bulunan Türk vatandaşlarının yurt dışındaki mirasları ile Türkiye’de malvarlığı bulunan yabancıların miraslarının paylaşılması; uygulanacak hukuk, görevli ve yetkili mahkeme, mirasçılık belgesi, taşınır ve taşınmaz mallar, vasiyetname, tenfiz ve tanıma, vergi ve uygulamadaki sorunlar bakımından incelenmektedir.</p>

<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>Uluslararası hareketliliğin artmasıyla birlikte kişilerin birden fazla ülkeyle hukuki bağ kurması olağan hâle gelmiştir. Bir kişi Türkiye’de doğmuş, Türk vatandaşı veya çifte vatandaş olabilir; başka bir ülkede yerleşebilir, çalışabilir, banka hesabı açabilir, şirket kurabilir, taşınır veya taşınmaz mal edinebilir ve ölümünden sonra mirasçıları farklı ülkelerde bulunabilir. Bu tür durumlarda mirasın paylaşılması, yalnızca Türk Medeni Kanunu hükümlerinin uygulanacağı basit bir iç hukuk meselesi olmaktan çıkar.</p>

<p>Örneğin Türk vatandaşı bir kişinin Almanya’da bulunan banka hesabı, Fransa’daki taşınmazı ve Türkiye’deki taşınmazı bulunabilir. Bu kişinin ölümünden sonra mirasçılarının bir kısmı Türkiye’de, bir kısmı ise yabancı ülkede yaşıyor olabilir. Aynı şekilde yabancı bir kişinin Türkiye’de taşınmazı, Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirkette payı ve kendi ülkesinde banka hesabı bulunabilir. Bu durumda hangi ülke hukukunun uygulanacağı, hangi mahkemenin görevli ve yetkili olduğu, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de geçerli olup olmayacağı ve mirasçıların hangi belgeleri sunacağı ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p>Milletlerarası miras hukukunda üç temel soru öne çıkar:</p>

<p>1. Miras ilişkisine hangi ülke hukuku uygulanacaktır?</p>

<p>2. Mirasın paylaşılması hangi ülkede ve hangi mahkeme önünde yapılacaktır?</p>

<p>3. Yabancı ülkede verilen miras kararı veya mirasçılık belgesi Türkiye’de doğrudan geçerli olacak mıdır?</p>

<p>Bu soruların tek bir cevabı yoktur. Mirasbırakanın millî hukuku, terekenin bulunduğu yer, malvarlığının taşınır veya taşınmaz olması, mirasçıların vatandaşlığı, vasiyetnamenin düzenlenme şekli, mirasbırakanın son yerleşim yeri ve ilgili devletler arasında milletlerarası sözleşme bulunup bulunmadığı sonucu etkiler.</p>

<p>Bu nedenle uluslararası miras uyuşmazlıklarında “mirasbırakan yabancıysa yabancı hukuku uygulanır” veya “mal Türkiye’deyse her durumda Türk hukuku uygulanır” şeklindeki genel kabuller doğru değildir. Uygulanacak hukuk, her bir mal ve hukuki mesele bakımından ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p><strong>2. Milletlerarası Miras Hukukunun Temel İlkeleri</strong></p>

<p>Türkiye’de uluslararası miras uyuşmazlıklarının temel hukuki kaynağı 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’dur. Kanunun mirasa ilişkin düzenlemesi, farklı hukuki meseleleri farklı bağlama noktalarına bağlamaktadır.</p>

<p><strong>5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun – Mirasın Uygulanacak Hukuku</strong></p>

<p><strong>Mirasın uygulanacak hukuku</strong></p>

<p>1. Miras ölenin millî hukukuna tâbidir. Türkiye'de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır.</p>

<p>2. Mirasın açılması sebeplerine, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler terekenin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.</p>

<p>3. Türkiye'de bulunan mirasçısız tereke Devlete kalır.</p>

<p>4. Ölüme bağlı tasarrufun şekline 7 nci madde hükmü uygulanır. Ölenin millî hukukuna uygun şekilde yapılan ölüme bağlı tasarruflar da geçerlidir.</p>

<p>5. Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti, tasarrufta bulunanın, tasarrufun yapıldığı andaki millî hukukuna tâbidir.</p>

<p>Bu hüküm birkaç farklı bağlantı kuralı getirmektedir. İlk cümlede mirasın genel olarak ölenin millî hukukuna tâbi olduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte Türkiye’de bulunan taşınmazlar için özel bir kural getirilmiş ve Türk hukukunun uygulanacağı düzenlenmiştir. Ayrıca mirasın açılması, kazanılması ve paylaşılması yönünden terekenin bulunduğu ülke hukukuna atıf yapılmıştır.</p>

<p>Bu nedenle miras uyuşmazlığında önce hukuki meselenin ne olduğu belirlenmelidir. Mirasçının kim olduğu, miras payının hangi oranda bulunduğu, saklı pay, mirastan çıkarma veya mirasçılıktan yoksunluk gibi meseleler ile terekenin fiilen paylaşılması ve belirli bir malın devri aynı hukuki konu değildir. Her biri bakımından farklı bağlama kuralları gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>3. Mirasbırakanın Millî Hukuku ve Terekenin Bulunduğu Yer Hukuku</strong></p>

<p>Uluslararası miras hukukunda “millî hukuk” kavramı, kural olarak mirasbırakanın vatandaşı olduğu devletin hukukunu ifade eder. Mirasbırakan Türk vatandaşıysa Türk hukuku, başka bir devletin vatandaşıysa kural olarak o devletin hukuku gündeme gelir. Ancak millî hukuk bağlantısı tek başına bütün miras işlemlerini açıklamaz.</p>

<p>Mirasbırakanın millî hukuku özellikle mirasçılık sıfatı, miras payları ve mirasın genel esasları bakımından önem taşıyabilir. Buna karşılık taşınmazın bulunduğu ülke hukuku, taşınmazın mülkiyetinin devri, tapu siciline tescil, ayni hakların kurulması ve taşınmazın fiilen paylaşılması bakımından belirleyici hâle gelebilir.</p>

<p>5718 sayılı Kanun’daki sistem şu şekilde açıklanabilir:</p>

<p>• Mirasın genel statüsü bakımından mirasbırakanın millî hukuku dikkate alınır.</p>

<p>• Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukuku uygulanır.</p>

<p>• Mirasın açılması, kazanılması ve paylaşılması yönünden terekenin bulunduğu ülke hukuku önem taşır.</p>

<p>• Vasiyetnamenin şekli, ayrıca kanunda öngörülen şekil kuralları çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>• Vasiyet yapma ehliyeti, vasiyetin yapıldığı andaki millî hukuka bağlanır.</p>

<p>Bu kuralların uygulanmasında “tereke” kavramı önemlidir. Tereke, mirasbırakanın ölümüyle mirasçılara geçen malvarlığı, haklar, alacaklar ve borçların bütününü ifade eder. Ancak tereke tek bir ülkede bulunmayabilir. Bu durumda tereke, Türkiye’deki taşınmazlar, yurt dışındaki taşınmazlar, banka hesapları, şirket payları, araçlar, fikrî haklar ve diğer malvarlığı unsurlarına ayrılarak incelenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Türk Vatandaşının Yurt Dışında Bulunan Mirası</strong></p>

<p>Türk vatandaşı bir mirasbırakanın yurt dışında malvarlığı bulunması hâlinde ilk olarak mirasbırakanın vatandaşlığı ve malvarlığı unsurlarının bulunduğu ülke tespit edilmelidir.</p>

<p>Örneğin mirasbırakan Türk vatandaşı olup Almanya’da bir taşınmaza sahipse, Türkiye’deki mirasçılık ilişkisi ile Almanya’daki taşınmazın intikali aynı hukuki işlem olmayabilir. Türk mahkemesi mirasçılık belgesi düzenleyebilir; ancak bu belgenin Almanya’daki tapu sicilinde işlem yapılabilmesi için Almanya hukukundaki tanıma, tercüme, apostil ve tescil koşullarının yerine getirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Yurt dışındaki malvarlığının paylaşılmasında şu hususlar önemlidir:</p>

<p><strong>4.1. Yurt Dışındaki Taşınmazlar</strong></p>

<p>Taşınmazların bulunduğu ülke, mülkiyet ve tapu işlemleri bakımından genellikle güçlü bir bağlantı noktasıdır. Yabancı ülkedeki taşınmazın mirasçılar adına geçirilmesi, satılması veya paylaştırılması için o ülkenin tapu, vergi ve miras hukuku kurallarına uyulması gerekebilir.</p>

<p>Türk mahkemesinden alınan mirasçılık belgesi, yurt dışında her zaman kendiliğinden geçerli olmayabilir. Belgenin:</p>

<p>• Kesinleşmiş veya kullanılabilir nitelikte olması,</p>

<p>• Apostil şerhi taşıması veya konsolosluk tasdikinden geçirilmesi,</p>

<p>• Yabancı ülkenin kabul ettiği usule göre tercüme edilmesi,</p>

<p>• Gerekirse yabancı mahkemede tanıma veya tenfiz sürecinden geçirilmesi,</p>

<p>gerekebilir.</p>

<p>Taşınmazın bulunduğu ülkede ortaklığın giderilmesi, satış, tescil veya mirasın intikali için ayrıca yerel bir avukatla çalışılması gerekebilir. Türkiye’de açılan bir miras paylaşımı davasının, yabancı ülkedeki tapu sicilini kendiliğinden değiştirmesi beklenmemelidir.</p>

<p><strong>4.2. Yurt Dışındaki Banka Hesapları</strong></p>

<p>Banka hesapları taşınmazlardan farklı olarak taşınır malvarlığı veya alacak hakkı niteliğinde değerlendirilebilir. Ancak bankanın bulunduğu ülkenin miras, bankacılık, vergi ve kara para aklama mevzuatı da devreye girebilir.</p>

<p>Mirasçıların bankaya başvurabilmesi için çoğu zaman şu belgeler istenir:</p>

<p>• Ölüm belgesi,</p>

<p>• Mirasçılık belgesi veya yabancı ülkede kabul edilen probate belgesi,</p>

<p>• Vasiyetname,</p>

<p>• Mirasçıların kimlik ve pasaport belgeleri,</p>

<p>• Vergi numarası veya vergi clearance belgesi,</p>

<p>• Apostilli ve tercümeli belgeler,</p>

<p>• Vekâletname,</p>

<p>• Mirasçıların banka tarafından talep edilen uyum ve kimlik belgeleri.</p>

<p>Banka hesabının bulunduğu ülke, hesap sahibinin ölümünü ve mirasçılık sıfatını kendi hukukuna göre değerlendirebilir. Türkiye’den alınan belgeler, yabancı bankanın iç prosedürleri bakımından yeterli olmayabilir.</p>

<p><strong>4.3. Yurt Dışındaki Şirket Payları</strong></p>

<p>Mirasbırakanın yabancı ülkede kurulu bir şirkette pay sahibi olması hâlinde, payın miras yoluyla intikali şirketin kuruluş ve pay sahipliği hukukuna göre ayrıca incelenebilir. Şirket sözleşmesinde pay devrini, ortaklığa kabulü, ölüm hâlinde payın değerinin ödenmesini veya diğer ortakların önalım haklarını düzenleyen hükümler bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle şirket payının mirasçılara geçmesi ile payın şirket kayıtlarında mirasçılar adına tescil edilmesi farklı işlemlerdir. Mirasçılık belgesi, mirasçının sıfatını gösterse de şirket kayıtlarında değişiklik yapılması için şirketin kurulduğu ülkenin kanuni ve sözleşmesel şartlarının yerine getirilmesi gerekebilir.</p>

<p><strong>5. Yabancı Mirasbırakanın Türkiye’deki Mirasının Paylaşılması</strong></p>

<p>Yabancı bir kişinin Türkiye’de bulunan malvarlığının miras yoluyla intikalinde, malın niteliği ve bulunduğu yer belirleyici olur. Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukukunun uygulanacağına ilişkin özel düzenleme bulunmaktadır.</p>

<p><strong>5718 Sayılı Kanun – Türkiye’de Bulunan Taşınmazlara Türk Hukukunun Uygulanması</strong></p>

<p><strong>Miras ölenin millî hukukuna tâbidir. Türkiye'de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır.</strong></p>

<p>Bu düzenleme, yabancı mirasbırakanın Türkiye’de bulunan taşınmazları bakımından Türk hukukunun önemini ortaya koyar. Ancak yabancının Türkiye’de taşınır malları, banka hesapları veya şirket payları bulunuyorsa aynı değerlendirme doğrudan yapılamaz. Bu malvarlığı unsurları için mirasbırakanın millî hukuku, terekenin bulunduğu ülke hukuku ve ilgili özel düzenlemeler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yabancı mirasbırakanın Türkiye’de taşınmaz bırakması hâlinde şu konular önem taşır:</p>

<p>• Mirasçıların kimler olduğu,</p>

<p>• Mirasçıların hangi oranlarda hak sahibi olduğu,</p>

<p>• Vasiyetnamenin bulunup bulunmadığı,</p>

<p>• Taşınmazın tapu kaydı,</p>

<p>• Yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin sınırlamalar,</p>

<p>• Karşılıklılık veya özel kanuni kısıtlamalar,</p>

<p>• Tapu intikali için gerekli belgeler,</p>

<p>• Veraset ve intikal vergisi,</p>

<p>• Taşınmazın satılması veya ortaklığın giderilmesi,</p>

<p>• Mirasçılar arasında uyuşmazlık bulunup bulunmadığı.</p>

<p>Yabancı mirasçının Türkiye’de taşınmazı miras yoluyla edinmesi ile yabancının taşınmazı satın alması aynı hukuki işlem değildir. Miras yoluyla intikalde miras hukuku ve taşınmazın bulunduğu yer hukuku; satışta ise ayrıca yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin kurallar gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>6. Türk Hukukunda Miras Paylarının Belirlenmesi</strong></p>

<p>Mirasbırakanın Türk hukukuna tâbi olduğu durumlarda miras paylarının belirlenmesinde Türk Medeni Kanunu’nun miras hükümleri uygulanır. Sağ kalan eş, altsoy, ana ve baba zümresi, büyük ana ve büyük baba zümresi ile diğer mirasçılar bakımından kanuni mirasçılık sırası ve paylar dikkate alınır.</p>

<p>Mevcut mevzuat kaynağında Türk Medeni Kanunu’nun altsoy ve halefiyetle ilgili şu düzenlemesi yer almaktadır:</p>

<p><strong>Türk Medeni Kanunu – Altsoy ve Halefiyet Yoluyla Mirasçılık</strong></p>

<p><strong>Mirasbırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur.</strong></p>

<p><strong>Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar.</strong></p>

<p><strong>Mirasbırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.</strong></p>

<p>Bu düzenlemeye göre çocuklar arasında kural olarak eşitlik esastır. Mirasbırakandan önce ölen çocuğun altsoyu, belirli şartlarla onun yerine geçebilir. Böylece miras payının doğrudan yalnızca hayatta kalan çocuklar arasında değil, halefiyet ilişkisine göre altsoy dalları arasında da hesaplanması mümkün olur.</p>

<p>Ancak bu kural, her uluslararası miras uyuşmazlığında otomatik olarak uygulanmaz. Öncelikle mirasın Türk hukukuna tâbi olup olmadığı belirlenmelidir. Mirasbırakan yabancıysa ve miras ilişkisi yabancının millî hukukuna tâbi ise, miras payları bakımından yabancı hukukun kuralları farklı olabilir.</p>

<p>Örneğin bazı hukuk sistemlerinde eşin miras payı Türk hukukundan farklı düzenlenebilir; bazı sistemlerde evlatlık ilişkisi, evlilik dışı çocuk, mirastan çıkarma, vasiyetname ve saklı pay kuralları farklı olabilir. Bu nedenle yabancı hukukun uygulanması gereken hâllerde, o hukukun güncel metni ve gerektiğinde uzman hukukçu veya hukukî bilirkişi görüşü dosyaya sunulmalıdır.</p>

<p><strong>7. Mirasçılık Belgesi ve Uluslararası Miras İşlemleri</strong></p>

<p>Mirasçılık belgesi, mirasçıların kim olduğunu ve miras paylarını gösteren önemli bir belgedir. Türkiye’de düzenlenen mirasçılık belgesi, özellikle Türk vatandaşlarının Türkiye’deki miras işlemlerinde temel belge niteliğindedir. Ancak belgenin yurt dışında kullanılabilmesi için belgenin kullanılacağı ülkenin hukukuna göre ek işlemler gerekebilir.</p>

<p>Mirasçılık belgesi bakımından şu ayrım yapılmalıdır:</p>

<p>• Belgenin Türkiye’de düzenlenmesi: Türk makamları veya mahkemeleri önünde yürütülebilir.</p>

<p>• Belgenin yurt dışında kullanılması: Apostil, tercüme, tanıma veya yerel makam onayı gerekebilir.</p>

<p>• Yabancı ülkeden alınan mirasçılık belgesinin Türkiye’de kullanılması: Belgenin Türk makamlarınca kabulü için tanıma, tenfiz veya ilgili idari işlemler gündeme gelebilir.</p>

<p>• Mirasçılık sıfatının uyuşmazlık konusu olması: Mirasçılık belgesinin iptali veya yeni mirasçılık belgesi verilmesi davası açılabilir.</p>

<p>Görevli ve yetkili mahkeme bakımından, mirasın paylaşılması ve mirasçılar arasındaki bazı miras uyuşmazlıklarında mirasbırakanın son yerleşim yeri önem taşır.</p>

<p><strong>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu – Miras Davalarında Kesin Yetki</strong></p>

<p><strong>(1) Aşağıdaki davalarda, ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir:</strong></p>

<p><strong>a) Terekenin paylaşılmasına, yapılan paylaşma sözleşmesinin geçersizliğine, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine, miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasında terekenin yönetiminden kaynaklanan davalar.</strong></p>

<p><strong>b) Terekenin kesin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar.</strong></p>

<p><strong>(2) Terekede bulunan bir mal hakkında açılmak istenen istihkak davası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında mal nerede bulunuyorsa, orada da açılabilir.</strong></p>

<p><strong>(3) Mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda, mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.</strong></p>

<p>Bu hüküm, mirasın paylaşılması, miras sözleşmesinin geçersizliği, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisi gibi uyuşmazlıklarda mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesini esas almaktadır. Ancak uluslararası uyuşmazlıklarda yalnızca Türk hukukundaki yetki kuralına bakmak yeterli olmayabilir. Yabancı ülkede bulunan taşınmaz veya malvarlığı bakımından ilgili ülkenin mahkemeleri de kendisini yetkili görebilir.</p>

<p><strong>8. Mirasın Paylaşılması ve Terekenin Tasfiyesi</strong></p>

<p>Mirasın paylaşılması, mirasçıların tereke üzerindeki ortaklığının sona erdirilmesi ve her mirasçıya düşen mal veya değerin belirlenmesi işlemidir. Tereke birden fazla ülkede bulunuyorsa paylaşımın iki farklı boyutu olabilir:</p>

<p>1. Miras paylarının hesaplanması</p>

<p>2. Her ülkedeki malvarlığının fiilen intikal ettirilmesi veya satılması</p>

<p>Miras payları tek bir hukuka göre belirlense bile, malların fiilen devri farklı ülkelerin tapu, banka, şirket ve vergi kurallarına tabi olabilir. Örneğin Türkiye’deki taşınmazın intikali Türk tapu sistemi üzerinden yapılırken, İtalya’daki taşınmaz için İtalyan tapu ve vergi makamlarının prosedürü uygulanabilir.</p>

<p>Mirasçılar anlaşabiliyorsa, paylaşım sözleşmesi yaparak malların aralarında nasıl bölüştürüleceğini belirleyebilir. Ancak sözleşmenin geçerliliği, şekli ve uygulanacağı ülke bakımından ayrıca değerlendirme gerekir. Özellikle taşınmazların bulunduğu ülkede resmi şekil, noter veya tapu makamı önünde işlem yapılması zorunluluğu bulunabilir.</p>

<p>Mirasçılar anlaşamıyorsa şu yollar gündeme gelebilir:</p>

<p>• Terekenin tespiti,</p>

<p>• Mirasçılık belgesinin alınması,</p>

<p>• Mirasçılık belgesinin iptali,</p>

<p>• Terekenin paylaşılması davası,</p>

<p>• Ortaklığın giderilmesi,</p>

<p>• Vasiyetnamenin iptali,</p>

<p>• Tenkis davası,</p>

<p>• Miras sebebiyle istihkak davası,</p>

<p>• Yabancı mahkeme kararının tanınması veya tenfizi,</p>

<p>• Banka hesapları ve şirket payları için ayrı idari veya adli başvurular.</p>

<p>Terekenin tamamının tek bir dava dosyasında çözülebileceği varsayımı her zaman doğru değildir. Türkiye’deki taşınmazın paylaşımı Türkiye’de, yurt dışındaki taşınmazın paylaşımı ise taşınmazın bulunduğu ülkede yürütülebilir.</p>

<p><strong>9. Yabancı Hukukun Uygulanması</strong></p>

<p>Türk mahkemesi, uyuşmazlık bakımından yabancı hukukun uygulanması gerektiği sonucuna varırsa, yabancı hukukun içeriğinin belirlenmesi gerekir. Uygulamada yabancı hukukun metni, resmi tercümesi, konsolosluk belgeleri, uzman görüşü, hukukî bilirkişi raporu veya ilgili ülkenin resmi makamlarından alınan belgeler kullanılabilir.</p>

<p>Yabancı hukukun uygulanması gereken bir dosyada yalnızca “mirasbırakan yabancıydı” demek yeterli değildir. Şu hususlar belgelenmelidir:</p>

<p>• Mirasbırakanın ölüm tarihindeki vatandaşlığı,</p>

<p>• Varsa çifte vatandaşlık durumu,</p>

<p>• Son yerleşim yeri,</p>

<p>• Mirasbırakanın yabancı hukuktaki aile ve miras statüsü,</p>

<p>• Yabancı hukuka göre mirasçıların kim olduğu,</p>

<p>• Miras payları,</p>

<p>• Vasiyetnamenin geçerliliği,</p>

<p>• Saklı pay veya zorunlu mirasçılık kuralları,</p>

<p>• Mirasın kabulü veya reddi usulü,</p>

<p>• Yabancı ülkedeki taşınmaz veya banka işlemlerinin koşulları.</p>

<p>Yabancı hukuk belirsiz veya eksik sunulursa, yargılama uzayabilir. Mahkemenin yabancı hukuku araştırması gerekebilir. Tarafların da uygulanması gereken yabancı hukuku anlaşılır, güncel ve doğrulanabilir belgelerle ortaya koyması önemlidir.</p>

<p><strong>10. Vasiyetname ve Ölüme Bağlı Tasarruflar</strong></p>

<p>Vasiyetname, uluslararası miras uyuşmazlıklarında en çok sorun oluşturan konulardan biridir. Vasiyetnamenin yapıldığı ülke, mirasbırakanın vatandaşlığı, vasiyetnamenin düzenlenme tarihi, şekli ve mirasbırakanın ehliyeti birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>5718 sayılı Kanun bakımından:</p>

<p>• Ölüme bağlı tasarrufun şekli için kanunun ilgili şekil hükmü uygulanır.</p>

<p>• Mirasbırakanın millî hukukuna uygun düzenlenen ölüme bağlı tasarruflar da geçerli kabul edilebilir.</p>

<p>• Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti, tasarrufu yapan kişinin tasarruf tarihindeki millî hukukuna bağlanır.</p>

<p>Bu kurallar, vasiyetnamenin yalnızca Türkiye’de noter önünde yapılmasının gerekli olduğu anlamına gelmez. Yurt dışında düzenlenen bir vasiyetname, düzenlendiği ülkenin şekil şartlarına ve uygulanacak milletlerarası özel hukuk kurallarına uygunsa Türkiye’de dikkate alınabilir. Ancak vasiyetnamenin Türkiye’de uygulanabilmesi için tercüme, apostil, tanıma, tenfiz veya mahkeme incelemesi gerekebilir.</p>

<p>Vasiyetname bakımından ayrıca şu iddialar ileri sürülebilir:</p>

<p>• Vasiyetnamenin sahte olduğu,</p>

<p>• Mirasbırakanın vasiyetname düzenleme ehliyetinin bulunmadığı,</p>

<p>• İrade sakatlığı bulunduğu,</p>

<p>• Vasiyetnamenin zorla veya hileyle düzenlendiği,</p>

<p>• Şekil şartlarına uyulmadığı,</p>

<p>• Saklı payın ihlal edildiği,</p>

<p>• Vasiyetnamenin sonraki tarihli bir tasarrufla ortadan kaldırıldığı.</p>

<p>Bu iddiaların hangi hukuka göre değerlendirileceği, vasiyetnamenin türüne ve uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmelidir.</p>

<p><strong>11. Tanıma ve Tenfiz Sorunu</strong></p>

<p>Yabancı bir mahkeme veya makam tarafından verilen miras kararı, Türkiye’de her zaman doğrudan hüküm ve sonuç doğurmaz. Kararın Türkiye’de icra edilebilmesi veya Türk hukuk düzeninde kesin hüküm etkisi yaratabilmesi için tanıma veya tenfiz davası gerekebilir.</p>

<p>Tanıma, yabancı kararın Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil etkisinden yararlanmasını sağlar. Tenfiz ise yabancı mahkeme kararının Türkiye’de icra edilebilir hâle gelmesine yöneliktir.</p>

<p>Örneğin yabancı mahkeme:</p>

<p>• Mirasçılık sıfatını belirlemiş,</p>

<p>• Miras paylarını tespit etmiş,</p>

<p>• Bir taşınmazın mirasçılara bırakılmasına karar vermiş,</p>

<p>• Terekenin paylaşılması yönünde hüküm kurmuş,</p>

<p>• Mirasçıların banka hesabındaki haklarını belirlemiş olabilir.</p>

<p>Bu kararların Türkiye’de uygulanması için kararın kesinleşmiş olması, usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi, Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve ilgili diğer şartları taşıması aranabilir. Türk mahkemesi, yabancı kararın esasını yeniden yargılamaz; ancak tanıma veya tenfiz şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini inceler.</p>

<p>Yurt dışında bulunan Türk taşınmazları bakımından ise Türk mahkemelerinin kararları da yabancı ülkede otomatik olarak uygulanmayabilir. Türkiye’den alınan mirasçılık belgesi veya mahkeme kararı, taşınmazın bulunduğu ülkede yerel usule göre tanıtılmalıdır.</p>

<p><strong>12. Türk ve Yabancı Mirasın Karşılaştırılması</strong></p>

<p>Türk miras hukukunda altsoy bakımından çocuklar arasında eşitlik ilkesi kabul edilmiştir. Mirasbırakandan önce ölen çocuğun altsoyunun halefiyet yoluyla onun yerine geçmesi de düzenlenmiştir. Ancak yabancı hukuklarda bu sistemin farklı biçimde düzenlenmesi mümkündür.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>İnceleme Konusu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk Hukukunda Genel Yaklaşım</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yabancı Hukuk Bakımından</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Mirasçılık</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Kanuni mirasçılık ve ölüme bağlı tasarruf hükümleri uygulanır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Mirasbırakanın millî hukuku veya ilgili ülke hukuku uygulanabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Çocukların miras payı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Çocuklar eşit olarak mirasçıdır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Ülkeye göre eşitlik, cinsiyet, soybağı veya temsil kuralları farklılaşabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Halefiyet</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Önce ölen çocuğun altsoyu, kanuni şartlarla onun yerine geçer.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yabancı hukukun halefiyet hükümleri ayrıca araştırılır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türkiye’deki taşınmaz</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukuku uygulanır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yabancı mirasbırakanın millî hukuku taşınmaz bakımından doğrudan uygulanmayabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yurt dışındaki taşınmaz</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk mirasçılık belgesi gerekebilir; fiilî intikal yerel hukuka tabidir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Taşınmazın bulunduğu ülkenin tapu ve miras kuralları uygulanabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Vasiyetname</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk hukukundaki şekil ve ehliyet kuralları ile milletlerarası özel hukuk kuralları değerlendirilir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Düzenlendiği ülkenin şekil kuralları ve mirasbırakanın millî hukuku önem taşıyabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Mahkeme kararı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk mahkemesi kararı Türkiye’de uygulanır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yabancı ülkede tanıma veya tenfiz gerekebilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Vergilendirme</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk vergi mevzuatı ve malvarlığının bulunduğu ülkenin vergi kuralları birlikte incelenir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Çifte vergilendirmeyi önleme sözleşmeleri önem taşıyabilir.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><br />
Bu karşılaştırma, yabancı miras hukukunun tek tip olmadığını göstermektedir. Her ülkenin mirasçılık, vasiyetname, saklı pay, eşin konumu, evlatlık, evlilik dışı çocuklar ve mirasın kabulü konusunda farklı kuralları olabilir. Bu nedenle belirli bir ülkenin hukuku hakkında değerlendirme yapılırken o ülkenin güncel mevzuatı ayrıca araştırılmalıdır.</p>

<p><strong>13. Mirasın Paylaşılmasında Vergi ve Harçlar</strong></p>

<p>Uluslararası miras işlemlerinde yalnızca miras hukuku değil, vergi hukuku da dikkate alınmalıdır. Türkiye’de bulunan malların miras yoluyla intikali veraset ve intikal vergisi bakımından sonuç doğurabilir. Yurt dışında bulunan mallar bakımından ise malın bulunduğu ülkenin vergi mevzuatı uygulanabilir.</p>

<p>Aynı miras unsuru bakımından iki ülkede vergi yükümlülüğü doğması mümkündür. Bu durumda:</p>

<p>• Mirasbırakanın vergi mukimliği,</p>

<p>• Mirasçının vergi mukimliği,</p>

<p>• Malın bulunduğu ülke,</p>

<p>• Taşınmazın bulunduğu ülke,</p>

<p>• Banka hesabının bulunduğu ülke,</p>

<p>• Türkiye ile ilgili ülke arasında çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması bulunup bulunmadığı,</p>

<p>• Verginin mirasbırakanın ölümüne mi, intikale mi, satışa mı bağlandığı,</p>

<p>incelenmelidir.</p>

<p>Taşınmazın miras yoluyla intikalinden sonra satılması hâlinde, miras yoluyla intikal vergisinden ayrı olarak satıştan doğan vergi sonuçları doğabilir. Mirasçılar taşınmazı satmadan önce vergi, tapu ve harç yükümlülüklerini hesaplamalıdır.</p>

<p>Yabancı ülkedeki banka hesabı veya taşınmaz için de o ülkenin miras vergisi, emlak vergisi, intikal harcı veya bildirim yükümlülüğü bulunabilir. Bu nedenle miras paylaşımı tamamlanmadan önce vergi danışmanı veya ilgili ülke hukukunu bilen uzmanla çalışılması yararlı olur.</p>

<p><strong>14. Mirasın Reddi ve Borçlardan Sorumluluk</strong></p>

<p>Miras, yalnızca malvarlığından değil, borçlardan da oluşabilir. Uluslararası miraslarda borçların hangi ülke hukukuna göre mirasçılara geçtiği, mirasın kabulü veya reddi için hangi sürenin uygulanacağı ve ret beyanının hangi makam önünde yapılacağı önemlidir.</p>

<p>Mirasbırakanın birden fazla ülkede borcu bulunabilir. Türkiye’de yapılan mirasın reddi beyanı, yabancı ülkedeki alacaklılar veya mahkemeler bakımından her zaman yeterli olmayabilir. Aynı şekilde yabancı ülkede yapılan miras reddi de Türkiye’deki miras işlemlerinde ayrıca tanınmaya veya değerlendirmeye tabi tutulabilir.</p>

<p>Mirasçılar mirası kabul etmeden önce şu hususları araştırmalıdır:</p>

<p>• Türkiye’deki banka borçları,</p>

<p>• Vergi borçları,</p>

<p>• Şirket borçları,</p>

<p>• Kredi ve ipotekler,</p>

<p>• Yurt dışındaki kredi ve vergi borçları,</p>

<p>• Devam eden davalar,</p>

<p>• Kefalet ve garanti yükümlülükleri,</p>

<p>• Taşınmaz üzerindeki rehin ve hacizler.</p>

<p>Mirasın reddi süresi ve usulü bakımından Türk hukuku ile yabancı hukuk farklı olabilir. Bu nedenle ölüm tarihinden itibaren sürelerin geçirilmemesi ve her ülkedeki ret işleminin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>15. Miras Ortaklığı ve Ortaklığın Giderilmesi</strong></p>

<p>Mirasçılar, mirasın paylaşımına kadar tereke üzerinde birlikte hak sahibi olabilirler. Mirasçılar arasında anlaşma sağlanamadığında, terekeye dâhil malların satılması, aynen bölünmesi veya bedelinin paylaştırılması gündeme gelebilir.</p>

<p>Türkiye’de bulunan bir taşınmaz bakımından ortaklığın giderilmesi davası açılabilir. Ancak mirasçılardan birinin yurt dışında bulunması, davanın tebligat ve temsil sürecini uzatabilir. Yabancı mirasçının adresinin tespiti, dava dilekçesinin tercümesi, uluslararası tebligat ve vekâletname işlemleri önem taşır.</p>

<p>Yurt dışındaki taşınmaz için ise Türkiye’deki ortaklığın giderilmesi kararı doğrudan uygulanmayabilir. Taşınmazın bulunduğu ülkenin mahkemesine veya ilgili tapu makamına başvurulması gerekebilir.</p>

<p>Mirasçılar anlaşarak paylaşım yapmak isterse, her ülkenin şekil şartları ve tapu prosedürleri kontrol edilmelidir. Türkiye’de imzalanan bir paylaşım sözleşmesinin yabancı ülkede uygulanabilmesi için apostil, tercüme ve tanıma işlemleri gerekebilir.</p>

<p><strong>16. Çifte Vatandaşlık ve Vatansızlık Hâlleri</strong></p>

<p>Mirasbırakanın çifte vatandaş olması, uygulanacak hukukun tespitini güçleştirebilir. Çifte vatandaş kişinin hangi vatandaşlık hukukuna bağlanacağı, ilgili milletlerarası özel hukuk kurallarına göre belirlenir. Kişinin fiilen yaşadığı ülke, sürekli ve gerçek yerleşim yeri, vatandaşlık bağlarının niteliği ve somut uyuşmazlığın türü önem kazanabilir.</p>

<p>Bir kişi hem Türk hem de başka bir devletin vatandaşıysa, Türk makamları önündeki işlemlerde Türk vatandaşlığının etkileri ayrıca incelenebilir. Ancak bu durum, her malvarlığı unsuru bakımından Türk hukukunun otomatik uygulanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Vatansız kişiler bakımından ise millî hukuk bağlantısı kurulamayabileceğinden, ikamet yeri veya başka bir bağlama kuralı gündeme gelebilir. Bu tür uyuşmazlıklarda kişinin statüsü, yerleşim yeri ve terekenin bulunduğu ülke ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır.</p>

<p><strong>17. Uygulamada Gerekli Belgeler</strong></p>

<p>Uluslararası miras işlemlerinde belge eksikliği, işlemlerin uzamasına ve ek masraflara neden olabilir. Dosyanın başlangıcında aşağıdaki belgelerin toplanması yararlı olur:</p>

<p>• Ölüm belgesi,</p>

<p>• Mirasbırakanın nüfus kayıt örneği,</p>

<p>• Pasaport ve vatandaşlık belgeleri,</p>

<p>• Çifte vatandaşlık belgeleri,</p>

<p>• Yerleşim yeri belgeleri,</p>

<p>• Mirasçılık belgesi,</p>

<p>• Vasiyetname veya miras sözleşmesi,</p>

<p>• Tapu kayıtları,</p>

<p>• Banka hesap bilgileri,</p>

<p>• Şirket ortaklık ve pay sahipliği belgeleri,</p>

<p>• Sigorta poliçeleri,</p>

<p>• Borç ve kredi belgeleri,</p>

<p>• Yabancı ülkeden alınan mahkeme veya noter kararları,</p>

<p>• Apostil şerhli belgeler,</p>

<p>• Yeminli tercümeler,</p>

<p>• Vekâletnameler,</p>

<p>• Vergi ve harç ödeme belgeleri.</p>

<p>Belgelerin hangi ülkede kullanılacağına göre apostil veya konsolosluk tasdiki gerekebilir. Her ülke aynı belge biçimini kabul etmediğinden, belge hazırlanmadan önce ilgili ülkenin resmi makamlarından güncel prosedür öğrenilmelidir.</p>

<p><strong>18. Uygulamada Karşılaşılan Başlıca Sorunlar</strong></p>

<p>Uluslararası miras paylaşımında en sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:</p>

<p><strong>18.1. Yanlış Hukukun Uygulanması</strong></p>

<p>Mirasçılar, mirasbırakanın Türk vatandaşı olması nedeniyle bütün mirasın Türk hukukuna göre paylaşılacağını düşünebilir. Oysa yurt dışındaki taşınmazlar veya terekenin bulunduğu ülkedeki paylaşım işlemleri bakımından yerel hukuk belirleyici olabilir.</p>

<p><strong>18.2. Vasiyetnamenin Tanınmaması</strong></p>

<p>Yurt dışında düzenlenen vasiyetnamenin Türkçe tercümesi yapılmış olsa bile, belgenin şekil şartlarına veya tanıma koşullarına uygun olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p><strong>18.3. Mirasçılık Belgesinin Yetersiz Kalması</strong></p>

<p>Türkiye’de alınan mirasçılık belgesi, yabancı ülkedeki tapu veya banka işlemi için tek başına yeterli olmayabilir. Yerel makamlar ek belge, mahkeme kararı veya probate işlemi talep edebilir.</p>

<p><strong>18.4. Tebligat Sorunları</strong></p>

<p>Yurt dışında yaşayan mirasçıların adreslerinin doğru bildirilmemesi veya uluslararası tebligat prosedürünün uygulanmaması, kararın sonradan tartışmalı hâle gelmesine neden olabilir.</p>

<p><strong>18.5. Vergi ve Bildirim Eksiklikleri</strong></p>

<p>Mirasçılar mirasın paylaşılmasıyla ilgilenirken vergi beyanı, taşınmaz bildirimi veya banka bildirimlerini ihmal edebilir. Bu durum gecikme faizi, vergi cezası veya işlem engeli doğurabilir.</p>

<p><strong>18.6. Miras Borçlarının Gözden Kaçırılması</strong></p>

<p>Yurt dışındaki borçların ve vergilerin araştırılmaması, mirasçıların beklenmeyen borçlarla karşılaşmasına yol açabilir.</p>

<p><strong>19. Hukuki Strateji ve İzlenecek Yol</strong></p>

<p>Uluslararası miras dosyalarında doğru strateji, dava açmadan önce kapsamlı bir tereke ve hukuk araştırması yapmaktır. Pratik olarak şu sıra izlenebilir:</p>

<p>1. Mirasbırakanın ölüm tarihi, vatandaşlığı ve son yerleşim yeri belirlenmelidir.</p>

<p>2. Terekeye dâhil tüm mallar ülke ve mal türü bakımından sınıflandırılmalıdır.</p>

<p>3. Türkiye’de bulunan taşınmazlar ile yurt dışındaki taşınmazlar ayrı dosyalanmalıdır.</p>

<p>4. Mirasçılık ilişkisi ve miras payları belirlenmelidir.</p>

<p>5. Vasiyetname, miras sözleşmesi veya başka ölüme bağlı tasarruflar araştırılmalıdır.</p>

<p>6. Mirasbırakanın borçları ve vergi yükümlülükleri tespit edilmelidir.</p>

<p>7. Her malvarlığı unsuru bakımından uygulanacak hukuk belirlenmelidir.</p>

<p>8. Yabancı hukukun güncel ve resmi belgeleri temin edilmelidir.</p>

<p>9. Türkiye’deki mirasçılık belgesi veya dava süreci başlatılmalıdır.</p>

<p>10. Yurt dışındaki taşınmaz, banka ve şirket işlemleri için yerel hukuk prosedürü yürütülmelidir.</p>

<p>11. Gerekirse yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tanınması veya tenfizi talep edilmelidir.</p>

<p>12. Vergi ve harç yükümlülükleri yerine getirilmelidir.</p>

<p>Bu işlemlerin tek bir ülkede yürütülmesi çoğu zaman mümkün değildir. Türkiye’de bir miras hukuku avukatı ile malvarlığının bulunduğu ülkelerde görev yapan yerel hukukçular arasında koordinasyon kurulması gerekebilir.</p>

<p><strong>20. Sonuç</strong></p>

<p>Yurt dışında bulunan kişilerin mirasının paylaşılması veya yabancıların Türkiye’deki mirasının intikali, birden fazla hukuk sisteminin kesiştiği karmaşık bir alandır. Mirasbırakanın vatandaşlığı, son yerleşim yeri, terekenin bulunduğu ülke, malın taşınır veya taşınmaz olması, vasiyetnamenin şekli ve mirasçıların durumu birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Türkiye’de temel yaklaşım, mirasın kural olarak ölenin millî hukukuna tâbi olmasıdır. Bununla birlikte Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukuku uygulanır. Mirasın açılması, kazanılması ve paylaşılması bakımından terekenin bulunduğu ülke hukuku da önem taşır. Bu nedenle aynı tereke içerisinde yer alan farklı mallar bakımından farklı hukukların uygulanması mümkündür.</p>

<p>Türk hukukunda çocukların eşit mirasçılığı ve halefiyet yoluyla mirasçılık gibi kurallar bulunurken, yabancı hukuk sistemlerinde farklı miras payları, vasiyetname kuralları, eşin miras hakkı, saklı pay ve mirasın reddi düzenlemeleri olabilir. Bu nedenle yabancı miras hukukunun uygulanması gereken dosyalarda ilgili ülke hukukunun güncel ve güvenilir biçimde ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Mirasçılık belgesi almak, mirasın bütün ülkelerde otomatik olarak paylaşılacağı anlamına gelmez. Türkiye’de verilen belge yurt dışında; yurt dışında verilen karar veya belge de Türkiye’de tanıma, tenfiz, apostil, tercüme ve yerel idari işlem gerektirebilir. Özellikle taşınmazlar bakımından malın bulunduğu ülkenin tapu ve mahkeme sistemi belirleyici olabilir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak, uluslararası mirasın paylaşımında önce uygulanacak hukuk, sonra görevli ve yetkili makam, ardından belge, vergi ve intikal prosedürü belirlenmelidir. Tereke ülkeler arasında bölünmüşse, her ülke bakımından ayrı fakat koordineli bir hukuki süreç yürütülmelidir.</strong></p>

<p><strong>Sonuç / Özet</strong></p>

<p>• Mirasbırakanın yabancı olması, bütün mirasa otomatik olarak yabancı hukukun uygulanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>• Türk vatandaşı bir kişinin yurt dışındaki mirası bakımından malın bulunduğu ülkenin hukuku ve Türk milletlerarası özel hukuk kuralları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>• Yabancı bir kişinin Türkiye’de bulunan taşınmazları bakımından Türk hukuku önem taşır.</p>

<p>• Türkiye’de alınan mirasçılık belgesi, yurt dışında her zaman doğrudan uygulanamaz.</p>

<p>• Yabancı ülkeden alınan miras kararlarının Türkiye’de kullanılabilmesi için tanıma veya tenfiz gerekebilir.</p>

<p>• Tereke, taşınmaz, banka hesabı, şirket payı ve diğer malvarlığı unsurları bakımından ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p>• Miras paylaşımı öncesinde borçlar, vergiler, vasiyetname, tapu kayıtları ve mirasçıların tamamı araştırılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milletlerarasi-miras-hukukunda-mirasin-paylasilmasi-turk-vatandaslarinin-yurt-disindaki-miraslari-ve-yabancilarin-turkiyedeki-miraslari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/terazi/terazks.jpg" type="image/jpeg" length="52398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6100 Sayılı HMK’da Katı Şekilciliğin Mahkemeye Erişim Hakkını İhlali ve Doktrinel Yaklaşımlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6100-sayili-hmkda-kati-sekilciligin-mahkemeye-erisim-hakkini-ihlali-ve-doktrinel-yaklasimlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6100-sayili-hmkda-kati-sekilciligin-mahkemeye-erisim-hakkini-ihlali-ve-doktrinel-yaklasimlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu çalışma, Türkiye’de HMK’nın uygulamadaki şekilci yönlerinin adalete erişim hakkını nasıl sınırladığını inceler. Öncelikle HMK’daki temel şekil kuralları ve son yıllardaki değişiklikler özetlenir; ardından doktrinde ortaya konan eleştiriler, adli yardım ve dezavantajlı grupların durumuna ilişkin ampirik bulgular ile Anayasa Mahkemesi ve baro/akademik çevrelerin değerlendirmeleri tartışılır. Son bölümde, şekilcilikten kaynaklanan engelleri hafifletecek reform ve uygulama önerileri sunulmaktadır.</p>

<p><strong>Giriş </strong></p>

<p><strong>Sorun ve Önemi</strong></p>

<p>Adalete erişim, demokratik hukuk devletinin temel taşlarından biridir. Somut olarak mahkemeye ulaşma, davanın etkin olarak görülmesi, kararın icrası ve kararın uygulanabilir olması bu hakkın boyutlarını oluşturur. Ancak uygulama açısından usul kurallarının (şekil kurallarının) aşırı katı veya karmaşık olması, fiilen hak aramayı zorlaştırabilmektedir. Bu durum sadece bireysel mağduriyete yol açmakla kalmaz; hukuka güven duygusunu ve hukukun etkinliğini de zayıflatır. Bu bağlamda HMK’nın şekilci uygulamalarının değerlendirilmesi hem akademik hem de politika yapıcılar için öncelikli bir meseledir. (<a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3930916?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Mahkemeye Erişim Hakkının Anayasa Mahkemesi ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>HMK’da şekilcilik: kısa tanım ve son değişikliklerin etkisi</strong></p>

<p>HMK (6100 sayılı Kanun) ile yargılama süreçlerine birçok şekli düzenleme getirilmiş; süreler, dava dilekçesi şekli, tebligat-usulü, kesin yetki kuralları ve istinaf/temyiz prosedürleri gibi konularda ayrıntılı hükümler konulmuştur. 2020 ve çevresinde yapılan değişikliklerle bazı kurallar yeniden düzenlenmiş; uygulamada ise bir kısım değişikliğin şekilci yaklaşımı güçlendirdiği ve erişimi zorlaştırdığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Özellikle 2020’deki düzenlemelerin, uygulamada yeni karmaşıklıklar ve hak arama yollarında belirsizlikler yarattığı vurgulanmaktadır. (<a href="https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-hukuk-muhakemeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-7251-sayili-kanun-hakkinda-degerlendirme-1938?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="hukuk muhakemeleri kanunu'nda değişiklik yapılmasına ...">Türkiye Barolar Birliği Dergisi</a>)</p>

<p><strong>Doktrindeki ana tartışma başlıkları</strong></p>

<p><strong>1. Şekil vs. öz (formalizm–materializm)</strong>: Bazı yazarlar HMK’daki ayrıntılı şekil şartlarının hukukun öngörülebilirliğini ve usul disiplinini sağladığını savunurken; diğerleri bu kuralların soyut bir “usul güvenliği” sağlamaktan çok, pratikte hak aramayı zorlaştırdığını ileri sürer. Doktrindeki bir kesim, şekilsel gerekliliklerin olumlu işlevlerine atıf yaparken, aşırı katılığın adalete erişimi daralttığını vurgular. (<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/981653?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU'NUN TADİLİ İHTİYACI ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>2. Süreler ve tebligat sorunu</strong>: HMK’da öngörülen kısa süreler, eksik veya yanlış tebligat hâlinde hakkın kaybedilmesine yol açabileceği gibi, avukat olmayan veya hukuki bilgisi sınırlı olan vatandaş için davayı takip etmeyi zorlaştırır. Bu noktada adli yardım ve kolaylaştırıcı mekanizmaların yetersizliği eleştiri konusudur. (<a href="https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Adalete_Erisim_Icin_Yerelden_Oneriler.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Adalete Erişim İçin Yerelden Öneriler">TESEV</a>)</p>

<p><strong>3. Hak arama yollarının karmaşıklığı</strong>: Özellikle tüketici hukuku, arabuluculuk, tahkim seçenekleri ve mahkemeye başvuru yollarının iç içe geçtiği alanlarda düzenlemelerin basit, erişilebilir ve yönlendirici olması gerekir. Doktrinde, karmaşık düzenlemelerin sıradan vatandaşın hangi yolu izleyeceğini karmaşıklaştırdığı ve bunun sonuçta erişimi azalttığı görüşü yaygındır.</p>

<p><strong>4. Dezavantajlı grupların etkilenişi</strong>: Kadınlar, engelliler, kırsal kesimdekiler ve ekonomik yönden dezavantajlılar için şekilsel engellerin daha ağır sonuçlar doğurduğu; hukuki okuryazarlık eksikliği, ulaşım ve tebligat sorunları, adli yardım hususundaki pratik zorlukların bir arada olmasının engelleri katladığı belirtilir. Bu hususlar çeşitli sivil toplum raporlarında ve akademik çalışmalarda vurgulanmıştır. (<a href="https://adaleteerisim.org/core/public/uploads/yarg%C4%B1-uygulamalar%C4%B1n%C4%B1n-haritaland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-raporu%28tasar%C4%B1m%29.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Türkiye'de Dezavantajlı Grupların Adalete Erişim Sorunu">adaleteerisim.org</a>)</p>

<p><strong>Uygulama örnekleri ve ampirik bulgular</strong></p>

<p><strong>- Adli yardım ve uygulama boşlukları</strong>: Medeni yargıda adli yardımın kapsamı, uygulama kolaylığı ve HMK uyumu konularında yerel raporlar, adli yardım mekanizmalarının pratikte yeterince erişilebilir olmadığını göstermektedir. Bu durum, özellikle maddi imkânı kısıtlı kişilerin usul kuralları karşısında savunmasız kalmasına yol açmaktadır. (<a href="https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Adalete_Erisim_Icin_Yerelden_Oneriler.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Adalete Erişim İçin Yerelden Öneriler">TESEV</a>)</p>

<p><strong>- Dezavantajlı grupların haritalanması</strong>: 2023–2024 dönemine ait sivil toplum çalışmaları, dezavantajlı grupların karşılaştığı hukuki ve toplumsal engelleri haritalamış; şekli engellerin (usul süreleri, tebligat, dilekçe şekli) en azından eşitlikçi bir yaklaşım gözetilerek sadeleştirilmesi gerektiğini raporlamıştır. (<a href="https://adaleteerisim.org/core/public/uploads/yarg%C4%B1-uygulamalar%C4%B1n%C4%B1n-haritaland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-raporu%28tasar%C4%B1m%29.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Türkiye'de Dezavantajlı Grupların Adalete Erişim Sorunu">adaleteerisim.org</a>)</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi ve yüksek mahkemeler perspektifi</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı organları, mahkemeye erişim hakkının kapsamı ve mahkeme önünde etkin korunma ilkesi üzerine kararlar yayınlamış; mahkemeye erişim hakkının sadece dava açma değil, etkili sonuç alma ve kararın uygulanabilmesi boyutlarını da içerdiği tekrarlanmıştır. Bu yargısal içtihatların ışığında şekil kurallarının yorumu ve uygulanmasında insan hakları odaklı hassasiyet gerektiği belirtilmektedir. Uygulamada ise aşırı formalizmin hak arama özgürlüğünü daraltmaması gerektiği yönünde doktrinsel çağrılar bulunmaktadır. (<a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3930916?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Mahkemeye Erişim Hakkının Anayasa Mahkemesi ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>Eleştirilerin özeti — neden “erişimi zorlaştırıyor”?</strong></p>

<p><strong>1. Bilgi asimetrisi</strong>: Şekil ve usul kurallarını bilen avukatla bilmeyen sıradan vatandaş arasındaki bilgi farkı, hak kayıplarına neden olabilir.</p>

<p><strong>2. Zaman ve maliyet</strong>: Kısa süreler, sık usul hataları ve düzeltme imkanlarının sınırlılığı, davanın maliyetini ve karmaşıklığını arttırır; bu da maddi yönden zayıf tarafları caydırır.</p>

<p><strong>3. Bürokratik engeller</strong>: Karmaşık dilekçe şekilleri, elektronik başvuru uygulamalarının sınırlılıkları veya tebligat sorunları somut engeller yaratır.</p>

<p><strong>4. Hukuki güvencenin fiili zayıflığı</strong>: Teorik olarak korunan hakların fiilen kullanılabilir olmaması, adaletin meşruiyetine zarar verir. Bu başlıklar akademik ve sivil toplum raporlarında ortak eleştiri konusudur. (<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/981653?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU'NUN TADİLİ İHTİYACI ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>Reform ve politika önerileri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşağıdaki öneriler, literatürde sıkça dile getirilen ve uygulamada esneklik sağlayabilecek adımları özetlemektedir:</p>

<p><strong>1. Usulü sadeleştirme ve önceliklendirme</strong>: Özellikle tüketici ve küçük alacak davalarında dilekçe ve takip süreçlerinin basitleştirilmesi; zorunlu arabuluculuk/alternatif çözüm yollarının erişilebilir kılınması. (Lexpera Blog)</p>

<p><strong>2. Sürelerde esneklik ilkesi ve hakkaniyetçi yorum</strong>: Sürelerin katı uygulanmasında hakimlerin daha geniş takdir yetkisine sahip olmasına imkân veren düzenlemeler; tebligat eksikliğinde düzeltme yollarının öngörülmesi. (<a href="https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-hukuk-muhakemeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-7251-sayili-kanun-hakkinda-degerlendirme-1938?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="hukuk muhakemeleri kanunu'nda değişiklik yapılmasına ...">Türkiye Barolar Birliği Dergisi</a>)</p>

<p><strong>3. Adli yardımın güçlendirilmesi ve yerelden erişim çözümleri</strong>: Adli yardım kapsamının genişletilmesi, yerel düzeyde başvuru merkezleri, mobil hak arama birimleri ve elektronik başvuru kolaylıkları. (<a href="https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Adalete_Erisim_Icin_Yerelden_Oneriler.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Adalete Erişim İçin Yerelden Öneriler">TESEV</a>)</p>

<p><strong>4. Hukuki okuryazarlığın artırılması</strong>: Basit rehberler, örnek dilekçe bankaları, adliyelerde yeterli yönlendirme (özellikle kırsal ve dezavantajlı gruplar için). (<a href="https://adaleteerisim.org/core/public/uploads/yarg%C4%B1-uygulamalar%C4%B1n%C4%B1n-haritaland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-raporu%28tasar%C4%B1m%29.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Türkiye'de Dezavantajlı Grupların Adalete Erişim Sorunu">adaleteerisim.org</a>)</p>

<p><strong>5. Yargısal içtihadın yönlendirici kullanımı</strong>: Yargıtay ve AYM düzeyinde, şekilsel usul konularında uygulamada birlik sağlamak üzere açıklayıcı içtihat politikalarının benimsenmesi. (<a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3930916?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Mahkemeye Erişim Hakkının Anayasa Mahkemesi ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>HMK’nın taşıdığı şekil kuralları hukuki düzenin öngörülebilirliği ve usul düzeni açısından önemli işlevler üstlenir. Ancak doktrindeki ve saha çalışmalarındaki ortak bulgu, bu kuralların <strong>aşırı katı</strong> veya <strong>karmaşık</strong> uygulamalarının vatandaşların adalete erişimini fiilen zorlaştırdığı yönündedir. Her usul kuralı katı şekilci olarak yorumlanmasa da çalışmanın ana fikri, 6100 Sayılı HMK’da bir bütün olarak katı şekilci bir tutum benimsenmek suretiyle vatandaşların adalete erişiminin zorlaştırıldığı yönündedir. Kanun koyucu, yasa çalışmaları sürecinde, tamamen metodik bir perspektifle yaklaşmamalı, vatandaşların yargı yoluna başvururken yaşadıkları maddi- manevi zorlukları, psikolojik olarak yıpranmış durumlarını göz önünde bulundurmalıdır. Yargı sistemi, katı kurallarla vatandaşı boğmamalıdır. Hak ihlalini tespit amacıyla başvurulan yüksek yargı mercii olan Anayasa Mahkemesi’nin, bireysel başvurulardaki katı şekilci tutumunun hak ihlaline sebebiyet vermesi başlı başına hukuk sistemimizdeki çelişkili durumlardandır. Mahkemeye erişimin sağlanması yalnızca hukuki normların varlığı değil, bu normların vatandaşın günlük koşullarına uygun şekilde yorumlanması ve uygulanması ile mümkündür. Hak arama yolları ve başvurular olabildiğince basitleştirilmelidir. Başvuru kabul şartları esnekleştirilmelidir. Vatandaşların gündelik hayatın koşturmacasında birçok sorumlulukla mücadele ettiği göz önünde bulundurulup, daha empatik bir bakış açısıyla yaklaşılmalıdır. Adli yardımın kapsamı genişletilmeli ve prosedür basitleştirilmelidir. Bu nedenle hem mevzuat düzeyinde sadeleştirme ve esneklik getirecek düzenlemeler hem de uygulama düzeyinde adli yardım, hukuki okuryazarlık ve yargısal duyarlılık politikaları bütüncül bir yaklaşımla hayata geçirilmelidir. (<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/981653?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU'NUN TADİLİ İHTİYACI ...">DergiPark</a>)</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI"><img alt="Av. Vefa VARLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/03/vefa-varli-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI">Av. Vefa VARLI</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· Anayasa Mahkemesi. <i>Adil yargılanma hakkı — Karar Özetleri.</i> Anayasa Mahkemesi Yayını. (Derleme ve karar özetleri). Erişim: Anayasa Mahkemesi yayın kataloğu. </span><a href="https://www.anayasa.gov.tr/media/8996/adil_yargilanma_hakki_karar_ozetleri.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/usulsuz-tebligat-dosyaya-vekalet-sunarak-ihaleden-haberdar-olma" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. <strong>E.2018/12-411</strong> (Tebligat usulü ve tebligattan haberdar olma durumunun etkisi)</span></a><span style="color:#999999">. Karar özeti ve değerlendirmeler. (İçtihat örneği). </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/usulsuz-tebligat-dosyaya-vekalet-sunarak-ihaleden-haberdar-olma" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/usulsuz-tebligat-dosyaya-vekalet-sunarak-ihaleden-haberdar-olma)</span></a></strong></p>

<p><span style="color:#999999">· Türkiye Barolar Birliği. <i>Adli Yardım Yönetmeliği (Güncel metin).</i> (Barolar Birliği düzenlemesi; adli yardım büroları, temsilci atamaları ve uygulama esasları). (2024 metin güncellemesi). </span><a href="https://d.barobirlik.org.tr/mevzuat/avukata_ozel/yonetmelikler/2012/adli_yardim_yon_2024.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Baro Birlik+1</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· DergiPark (akademik makale). “Adalete Erişim Hakkı Çerçevesinde Bir İnceleme”. (2024). (Adalete erişim kapsamı, dezavantajlı gruplar ve erişim engelleri üzerine akademik analiz). </span><a href="https://dergipark.org.tr/tr/pub/akdhfd/issue/85841/1463542?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">DergiPark</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Yılmaz, E. “Hukuk Muhakemeleri Kanununun Getirdikleri” (HMK değerlendirmesi). DergiPark, 2011. (HMK’nın getirdiği yenilikler ve uygulamadaki etkiler). </span><a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/397839?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">DergiPark</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· CEID / İlgili sivil toplum raporu. <i>Adalete Erişimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği — Haritalama ve Değerlendirme Raporu.</i> (Adli yardım, yerel uygulamalar ve dezavantajlı gruplara erişim haritalaması). </span><a href="https://ceidizler.ceid.org.tr/dosya/adalete-erisim-genis-ozetsonpdf.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">CEİD İzler</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Adalet Bakanlığı / Mağdur Bilgi Portalı. <i>Adli Yardım uygulamaları ve e-devlet üzerinden adli yardım başvuru duyuruları.</i> (Uygulama örnekleri ve erişim kolaylaştırma adımları). </span><a href="https://magdur.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/adli-yardim-basvuru-formu-e-devlet-uzerinden-erisime-acildi23082021084359?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">magdur.adalet.gov.tr</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Yetim, S. “Yargı Kararlarına Erişim Hakkı” (makale). DergiPark. (Yargı kararlarının erişilebilirliği ve şeffaflık yaklaşımları). </span><a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/155561?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">DergiPark</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6100-sayili-hmkda-kati-sekilciligin-mahkemeye-erisim-hakkini-ihlali-ve-doktrinel-yaklasimlar-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 17:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/terazi.jpg" type="image/jpeg" length="90246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Müteahhidin Geç Teslimi Arsa Sahibinin Hakları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesinde-muteahhidin-gec-teslimi-arsa-sahibinin-haklari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesinde-muteahhidin-gec-teslimi-arsa-sahibinin-haklari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Müteahhidin Geç Teslimi Arsa Sahibinin Hakları</strong></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, arsa sahibinin arsasını yükleniciye devretmesi; yüklenicinin ise bunun karşılığında bağımsız bölümler inşa ederek belirli bir kısmını arsa sahibine teslim etmesi esasına dayanır. Bu sözleşmelerin en kritik unsurlarından biri teslim süresidir. Müteahhidin inşaatı sözleşmede kararlaştırılan tarihte tamamlayıp teslim etmemesi, temerrüt (gecikme) sonucunu doğurur ve arsa sahibine hem kanundan hem de sözleşmeden kaynaklanan önemli haklar tanır.</p>

<p>Bu yazıda, müteahhidin süresinde teslim yapmaması halinde arsa sahibinin ileri sürebileceği temel hukuki talepler ayrıntılı olarak incelenmektedir.</p>

<p><strong>1. Gecikme Nedeniyle Kira Tazminatı</strong></p>

<p>Müteahhidin en sık karşılaştığı sorumluluklardan biri kira tazminatıdır. İnşaat zamanında teslim edilmediğinde arsa sahibi, kullanabileceği veya kiraya verebileceği bağımsız bölümden mahrum kalır. Bu nedenle uğradığı kira kaybını yükleniciden talep edebilir.</p>

<p><strong>Kira bedeli nasıl belirlenir?</strong></p>

<p>İki ihtimal vardır:</p>

<p>- Sözleşmede kira bedeli belirlenmişse: Tarafların kararlaştırdığı aylık tutar uygulanır.</p>

<p>- Belirlenmemişse: Mahkeme, bilirkişi aracılığıyla taşınmazın bulunduğu bölgedeki emsal rayiç kira bedelini tespit eder.</p>

<p>Örneğin teslim tarihi 1 Ocak 2025 iken bina 1 Ocak 2026'da teslim edilmişse, arsa sahibi 12 aylık rayiç kira bedelini isteyebilir.</p>

<p><strong>2. Gecikme Cezası (Cezai Şart)</strong></p>

<p>Birçok kat karşılığı inşaat sözleşmesinde şu tür hükümler yer alır:</p>

<p>“Yüklenici, teslimin geciktiği her gün için 5.000 TL cezai şart ödemeyi kabul eder.”</p>

<p>Bu düzenleme, cezai şart olarak adlandırılır ve sözleşmesel bir güvencedir.</p>

<p><strong>Kira tazminatı ile birlikte istenebilir mi?</strong></p>

<p>Evet. Eğer sözleşmede “cezai şart kira tazminatı yerine geçer” şeklinde açık bir hüküm bulunmuyorsa, uygulamada çoğu durumda arsa sahibi hem:</p>

<p>- gecikme nedeniyle kira tazminatını,</p>

<p>- hem de sözleşmede düzenlenen cezai şartı</p>

<p>birlikte talep edebilir. Ancak her somut olayda sözleşmenin lafzı ve taraf iradesi ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>3. Eksik ve Kusurlu İşlerin Tamamlatılması</strong></p>

<p>Gecikme çoğu zaman yalnızca süre aşımıyla sınırlı değildir. İnşaat eksik bırakılmış veya teknik şartnameye aykırı imal edilmiş olabilir.</p>

<p>Bu durumda arsa sahibinin önemli hakları bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Nama ifa talebi</strong></p>

<p>Mahkemeden alınacak izinle arsa sahibi, eksik işleri başka bir yükleniciye yaptırabilir. Bu yöntem hukukta nama ifa olarak adlandırılır.</p>

<p>Süreç genel olarak şöyledir:</p>

<p>1. Eksik işler bilirkişi tarafından tespit edilir.</p>

<p>2. Mahkemeden tamamlama yetkisi istenir.</p>

<p>3. İşler üçüncü kişiye yaptırılır.</p>

<p>4. Yapılan masraflar asıl yükleniciden tahsil edilir.</p>

<p><strong>Kusurlu imalatlar</strong></p>

<p>Eksik işlerden ayrı olarak; hatalı izolasyon, ayıplı tesisat, standart dışı malzeme gibi kusurlu imalatların giderim bedeli de yükleniciden talep edilebilir.</p>

<p><strong>4. Sözleşmenin Feshi veya Sözleşmeden Dönme</strong></p>

<p>Müteahhidin ağır gecikmesi her zaman tazminatla çözülemeyebilir. Bazı durumlarda arsa sahibi sözleşmeyi sona erdirme hakkına da sahiptir.</p>

<p><strong>A. Geriye etkili fesih (Sözleşmeden dönme)</strong></p>

<p>İnşaat henüz başlangıç aşamasındaysa veya ekonomik amacına ulaşacak seviyeye gelmemişse, sözleşmeden dönme gündeme gelebilir.</p>

<p>Sonuçları şunlardır:</p>

<p>- Müteahhide devredilen tapuların iadesi istenir.</p>

<p>- Taraflar aldıklarını geri verir.</p>

<p>- Yüklenici, hak ettiği ölçüde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talepte bulunabilir.</p>

<p><strong>B. İleriye etkili fesih</strong></p>

<p>İnşaat büyük ölçüde tamamlanmışsa, sözleşmenin tamamen geçmişe etkili kaldırılması hakkaniyete uygun olmayabilir.</p>

<p>Bu durumda:</p>

<p>- Yüklenici tamamladığı iş oranında hak kazanır.</p>

<p>- Hak ettiği bağımsız bölüm veya arsa payı korunabilir.</p>

<p>- Tamamlanmayan kısımlar üzerindeki haklar arsa sahibinde kalır.</p>

<p>Yargısal uygulamada, inşaatın gerçekleşme oranı ve ekonomik tamamlanmışlık seviyesi büyük önem taşır; tek başına belirli bir yüzde her olay için kesin kural değildir.</p>

<p><strong>5. Müspet ve Menfi Zarar Tazmini</strong></p>

<p>Tazminat talepleri yalnızca kira kaybıyla sınırlı değildir. Arsa sahibinin uğradığı zarar, sözleşmenin devam edip etmemesine göre farklı nitelik kazanabilir.</p>

<p><strong>Müspet zarar</strong></p>

<p>Sözleşme ayakta kalırken talep edilen zarardır. Amaç, arsa sahibini sözleşme gereği zamanında teslim gerçekleşmiş olsaydı bulunacağı ekonomik duruma getirmektir.</p>

<p>Buna örnek olarak:</p>

<p>- kira kaybı,</p>

<p>- taşınmazın geç tesliminden doğan gelir kaybı,</p>

<p>- ispatlanabilen diğer ekonomik zararlar</p>

<p>gösterilebilir.</p>

<p><strong>Menfi zarar</strong></p>

<p>Sözleşme feshedildiğinde gündeme gelir. Amaç, arsa sahibini bu sözleşmeyi hiç yapmamış olsaydı bulunacağı duruma yaklaştırmaktır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>- yapılan noter ve hukuki masraflar,</p>

<p>- proje nedeniyle katlanılan giderler,</p>

<p>- kaçırılan başka bir yükleniciyle sözleşme yapma fırsatından doğan zararlar</p>

<p>uygun şartlarda talep konusu olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Arsa Sahibinin Dava Açmadan Önce Yapması Gerekenler</strong></p>

<p>Hak kaybı yaşamamak için gecikmenin belgelenmesi büyük önem taşır. Özellikle şu belgelerin korunması önerilir:</p>

<p>- Kat karşılığı inşaat sözleşmesi</p>

<p>- Teslim tarihini gösteren protokoller</p>

<p>- Tapu kayıtları</p>

<p>- Ruhsat ve yapı kullanma izin belgeleri</p>

<p>- Eksik işleri gösteren fotoğraf ve videolar</p>

<p>- İhtarname ve yazışmalar</p>

<p>- Emsal kira araştırmaları</p>

<p>Çoğu uyuşmazlıkta dava öncesinde noter aracılığıyla gönderilecek temerrüt ihtarnamesi, ispat açısından önemli bir delil oluşturur.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde teslim süresine uyulmaması, arsa sahibine yalnızca tek bir talep değil, birbirinden bağımsız ve birlikte kullanılabilen çeşitli hukuki haklar sağlar. Gecikme nedeniyle kira tazminatı, sözleşmedeki cezai şart, eksik ve kusurlu işlerin bedeli, nama ifa, sözleşmenin feshi ile müspet veya menfi zararların tazmini bunların başlıcalarıdır.</p>

<p>Her uyuşmazlıkta sözleşmenin hükümleri, teslim tarihi, inşaatın gerçekleşme oranı ve tarafların davranışları farklı sonuçlar doğurabileceğinden, dava stratejisinin somut olaya göre belirlenmesi büyük önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ"><img alt="Av. Emrah GOLGİYAZ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ">Av. Emrah GOLGİYAZ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesinde-muteahhidin-gec-teslimi-arsa-sahibinin-haklari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/terazi/bina-ev-sozlemsd.jpg" type="image/jpeg" length="57340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2025/4520 E., 2026/265 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 16.01.2026 tarihli, 2025/4520 E., 2026/265 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/4520 E., 2026/265 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:İnfaz Hakimliği<br />
SAYISI: 2024/1797 (E), 2024/... (K)<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>Kasten yaralama suçundan ... 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 21.12.2022 tarihli ve 2021/411 Esas, 2022/608 Karar sayılı kararı ile 3 yıl 4 ay hapis cezasına hükümlü ...'ın, bu cezasının infazı sırasında, koşullu salıverilme tarihine kadar kalan süresinin denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına dair ... İnfaz Hâkimliğinin 31.01.2024 tarihli ve 2024/786 Esas, 2024/820 Karar sayılı kararını müteakip, hükümlünün yasal süre içerisinde denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurmadığından bahisle hakkında verilen denetimli serbestlik kararının kaldırılmasına, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 105/A-6-a maddesi uyarınca açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine ilişkin ... İnfaz Hâkimliğinin 09.09.2023 tarihli ve 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı kararı ile ilgili olarak;</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 29.05.2025 tarihli ve ... sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.06.2025 tarihli ve 2025/70031 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü;</p>

<p><br />
<strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.06.2025 tarihli ve 2025/70031 sayılı kanun yararına bozma isteminin;<br />
"... İnfaz Hâkimliğinin 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı karar tarihinin 09.09.2023 olarak gösterilmiş olmasının yazım hatasından kaynaklanan maddi hatta niteliğinde olduğu ve mahallinde alınacak ek karar ile düzeltilebileceği gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>... İnfaz Hâkimliğinin 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı kararı ile hükümlünün yasal süre içerisinde denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurmadığından bahisle hükümlü hakkında verilen denetimli serbestlik kararının kaldırılmasına ve hükümlünün 5275 sayılı Kanun'un 105/A-6-a maddesi uyarınca açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilmiş ise de,<br />
Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28.06.2024 tarihli ve 2024/4104 Esas, 2024/4805 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere,</p>

<p>Somut olayda, ... Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve hükümlünün 05.02.2024 tarihine kadar ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne müracaat etmesi gerektiğine dair 31.01.2024 tarihli ve 2024/78 sayılı Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne Nakil ve Tebliğ Tebellüğ Belgesine göre, yabancı uyruklu olan hükümlünün serbest bırakılmayıp, aynı tarihte idari işlemler için Jandarma personeline teslim edildiği ve teslim alının hükümlünün ... İl Göç İdaresine götürüldüğü, İl Göç İdaresinin 01.02.2024 tarihli kararı ile sınırdışı edilmesine, ayrıca hakkında 6 ay süreyle idari gözetim kararı uygulanmasına karar verildiği ve Geri Gönderme Merkezine götürüldüğü anlaşılmakla, iradesi dışında hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etme imkanının fiilen imkansız olması nedeniyle, karar tarihi itibariyle yabancı uyruklu hükümlü hakkında yapılan idari işlemlerin sonucu araştırılarak sonucuna göre hükümlünün hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir."</p>

<p>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin, (1), (2) ve (3) üncü fıkraları;</p>

<p>(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.</p>

<p>(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.</p>

<p>(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.<br />
Şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>2. İnfaz Hakimliğinin 09.09.2023 tarihli ve 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı kararı ile daha önce cezasının şartla tahliye tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilmesine karar verilen hükümlünün, yasal süresi içerisinde denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etmediği gerekçesiyle, hakkında verilen denetimli serbestlik kararının kaldırılmasına, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin 6. fıkrasının (a) bendi gereğince açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilmiş ise de, ... Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve hükümlünün 05.02.2024 tarihine kadar ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne müracaat etmesi gerektiğine dair 31.01.2024 tarihli ve 2024/78 sayılı Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne Nakil ve Tebliğ Tebellüğ Belgesine göre, yabancı uyruklu olan hükümlünün serbest bırakılmayıp, idari işlemler için Jandarma personeline teslim edildiği ve teslim alının hükümlünün İl Göç İdaresine götürüldüğü, İl Göç İdaresinin 01.02.2024 tarihli kararı ile sınırdışı edilmesine, ayrıca hakkında 6 ay süreyle idari gözetim kararı uygulanmasına karar verildiği ve Geri Gönderme Merkezine götürüldüğü anlaşılmakla, iradesi dışında hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etme imkanının fiilen imkansız olması nedeniyle, karar tarihi itibariyle yabancı uyruklu hükümlü hakkında yapılan idari işlemlerin sonucu araştırılarak sonucuna göre hükümlünün hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen İnfaz hakimliği kararı Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi açıklanan bu sebeple yerinde görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,</p>

<p>2. ... İnfaz Hâkimliğince verilen 09.09.2023 tarihli ve 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı kararın 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>16.01.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 17:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="97183"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2017/146 E. ve 2017/481 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 05.06.2017 tarihli, 2017/146 E., 2017/2079 K. sayılı kararı ve 05/06/2017 tarihli, 2017/481 E., 2017/2067 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/146 E., 2017/2079 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>(KANUN YARARINA BOZMA)</strong></p>

<p>Nitelikli cinsel saldırı ve muhtelif suçlardan Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/07/2014 tarihli ve 2014/934 değişik iş sayılı içtima Kararıyla, 32 yıl 76 ay 14 gün hapis cezasına hükümlü ...'un, şartla tahliye tarihine kadar olan cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına ilişkin Balıkesir İnfaz Hâkimliğinin 16/11/2015 tarihli ve 2015/1418 esas, 2015/1416 sayılı Kararını müteakip, hükümlünün 04/07/2016 tarihinde başka suçtan tutuklanarak Burhaniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna alındığından bahisle denetimli serbestlik tedbirinin tutuklanma tarihi itibariyle infazının durdurulmasına ve tahliye olduğunda denetimli serbestlik tedbiri uygulanamayan bakiye cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına dair Burhaniye İnfaz Hâkimliğinin 03/08/2016 tarihli ve 2016/1063 esas, 2016/1129 sayılı Kararı ile ilgili olarak;</p>

<p>Bilindiği üzere ceza infaz kurumlarında hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle hükümlünün lehine kesinleşen hapis cezası hükümlerinin infaz edilmesi gerektiği, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin "Denetimli serbestlik kararlarının değiştirilmesi, durdurulması veya kaldırılması" başlıklı 45. maddesindeki "(3) Bu Yönetmeliğin dördüncü kısmının ikinci ve dördüncü bölümü ile beşinci kısmının üçüncü ve dördüncü bölümünde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında yükümlünün işlediği bir suç nedeniyle; tutuklanması veya mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanması ya da askere alınması durumunda mahkemece aksine bir hüküm de verilmez ise yükümlülüğün yerine getirilmesi durdurulur. Yükümlü denetim süresi içerisinde serbest bırakılır veya askerlik hizmeti sona ererse yükümlülüğün yerine getirilmesine devam edilir. Denetim süresinin sonunda yükümlünün mahpusluk halinin veya askerlik durumunun devam etmesi durumunda dosya kapatılarak mahkemesine gönderilir. Ceza infaz kurumunda veya askerlikte geçirilen süreler denetim süresinden sayılır. Bu süre içinde rehberlik kapsamında verilen yükümlülüğün yerine getirilmesinde mahkemeye verilecek raporlar ceza infaz kurumu ile işbirliği içerisinde hazırlanır. Hâkime gönderilecek rapora esas olmak üzere üç ayda bir kişinin gelişimi ve davranışları hakkında ceza infaz kurumu idaresinden bilgi istenir." şeklindeki amir hüküm uyarınca da yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında hükümlünün işlediği bir suç nedeniyle tutuklanması durumunda, yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulacağı, ancak ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin denetim süresinden sayılacağının belirtilmesi karşısında, tutuklanma halinde<br />
hem yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulması, hem de ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin denetim süresinden sayılacağının belirtilmesinin çelişkili olduğu düşünülse de, kanun koyucunun yukarıda da belirtildiği üzere hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle kesinleşen hapis cezasının infaz edilmesinin amaçlandığı, diğer bir deyişle tutuklama kararının infaz edilmeyip, tutuklama kararı sona erene kadar denetimli serbestlik şeklinde infaz edilen kesinleşmiş hükmün kapalı ceza infaz kurumunda infazına devam edilmesi gerektiği cihetle, tutukluluk hali sona erdiğinde denetimli serbestlik tedbiri uygulanamayan bakiye cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 19.12.2016 gün ve 94660652-105-10-12798-2016-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Burhaniye İnfaz Hâkimliğinin 03/08/2016 tarihli ve 2016/1063 esas, 2016/1129 sayılı Kararının 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/481 E., 2017/2067 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>(KANUN YARARINA BOZMA)</strong></p>

<p><br />
Nitelikli hırsızlık ve muhtelif suçlardan İzmir 25. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/09/2016 tarihli ve 2016/220 değişik iş sayılı içtima Kararıyla, 9 yıl 72 ay 25 gün hapis cezasına hükümlü ...'nun, şartla tahliye tarihine kadar olan cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına ilişkin İzmir 1. İnfaz Hâkimliğinin 08/09/2016 tarihli ve 2016/7480 esas, 2016/7345 sayılı Kararını müteakip, hükümlünün 04/10/2016 tarihinde başka suçtan tutuklanması üzerine, denetimli serbestlik kararının kaldırılması talebinin reddine dair İzmir 1. İnfaz Hâkimliğinin 01/11/2016 tarihli ve 2016/7480 esas, 2016/7345 sayılı ek Kararına yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/11/2016 tarihli ve 2016/1760 değişik iş sayılı Kararı ile ilgili olarak;</p>

<p>Mercii İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince, infaz hakimliğinin kararında usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığından bahisle itirazın reddine karar verilmiş ise de;<br />
Bilindiği üzere ceza infaz kurumlarında hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle hükümlünün lehine kesinleşen hapis cezası hükümlerinin infaz edilmesi gerektiği, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin "Denetimli serbestlik kararlarının değiştirilmesi, durdurulması veya kaldırılması" başlıklı 45. maddesindeki "(3) Bu Yönetmeliğin dördüncü kısmının ikinci ve dördüncü bölümü ile beşinci kısmının üçüncü ve dördüncü bölümünde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında yükümlünün işlediği bir suç nedeniyle; tutuklanması veya mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanması ya da askere alınması durumunda mahkemece aksine bir hüküm de verilmez ise yükümlülüğün yerine getirilmesi durdurulur. Yükümlü denetim süresi içerisinde serbest bırakılır veya askerlik hizmeti sona ererse yükümlülüğün yerine getirilmesine devam edilir. Denetim süresinin sonunda yükümlünün mahpusluk halinin veya askerlik durumunun devam etmesi durumunda dosya kapatılarak mahkemesine gönderilir. Ceza infaz kurumunda veya askerlikte geçirilen süreler denetim süresinden sayılır. Bu süre içinde rehberlik kapsamında verilen yükümlülüğün yerine getirilmesinde mahkemeye verilecek raporlar ceza infaz kurumu ile işbirliği içerisinde hazırlanır. Hâkime gönderilecek rapora esas olmak üzere üç ayda bir kişinin gelişimi ve davranışları hakkında ceza infaz kurumu idaresinden bilgi istenir." şeklindeki amir hüküm uyarınca da yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında yükümlünün işlediği bir suç nedeniyle tutuklanması durumunda yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulacağı, ancak ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin denetim süresinden sayılacağının belirtildiği, burada tutuklanma halinde hem yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulması, hem de ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin denetim süresinden sayılacağının belirtilmesinin çelişki içerdiği düşünülse de, kanun koyucunun yukarıda da belirtildiği üzere hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle hükümlünün lehine kesinleşen hapis cezasının infaz edilmesinin amaçlandığı, diğer bir deyişle tutuklama kararının infaz edilmeyip, tutuklama kararı kaldırılıncaya kadar denetimli serbestlik şeklinde infaz edilen kesinleşmiş hükmün kapalı ceza infaz kurumunda infazına devam edilmesi gerektiği cihetle, anılan kararda denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına dair kararın geri alınması talebinin reddine karar verildiği gözetilmeksizin, itirazın bu yönden kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 18/01/2017 gün ve 94660652-105-35-14738-2016-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;</p>

<p><br />
<strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/11/2016 tarihli ve 2016/1760 değişik iş sayılı Kararının 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="68015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hükümlünün Yurtdışında Tutuklanması Halinde Denetimli Serbestliğin Akıbeti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukumlunun-yurtdisinda-tutuklanmasi-halinde-denetimli-serbestligin-akibeti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukumlunun-yurtdisinda-tutuklanmasi-halinde-denetimli-serbestligin-akibeti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.105/A uyarınca cezasının infazına denetimli serbestlik ile devam eden hükümlünün, yurtdışına çıkması ve yurtdışında tutuklanması halinde, denetimli serbestlikten kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi fiilen mümkün olamayacaktır. Bu durumda; hükümlünün yurtdışında tutuklu bulunması halinin geçerli mazeret olarak kabul edilip edilmeyeceği, denetimli serbestlik kararının kaldırılıp kaldırılmayacağı veya denetimli serbestliğe ara vermenin mümkün olup olmadığı konusunda tereddüt yaşanabilmektedir. İnfaz Kanununda ve Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nde bu durumu açıkça düzenleyen bir hüküm bulunmadığından; mevcut düzenlemelerin, denetimli serbestlik tedbirinin maksadına ve “hükümlü lehine yorum” ilkesine uygun şekilde tatbiki ile sonuca varılması gereklidir.</p>

<p><strong>I- Denetimli Serbestlikte Hükümlünün Yurtdışına Çıkabilmesi Mümkün mü?</strong></p>

<p><strong>Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği m.43/5’de;</strong> hükümlünün, hakkında belirlenen yükümlülükleri etkisiz kılacak veya aksatacak şekilde müdürlüğün yetki sınırları dışına izinsiz çıkamayacağı belirtilmiş olup, izin prosedürü ve süresi düzenlenmiştir. Buna göre; denetimli serbestlik süresince toplam 15 günü aşmamak kaydıyla, haklı mazereti bulunan hükümlüye 5 güne kadar izin verilebilmektedir. Bu süre kısıtlaması, hükümlünün ikinci derece dahil kan veya kayın hısımlarından birisinin veya eşinin ölümü veya ağır hastalığı halinde uygulanmayacaktır. İzinde geçen süreler infazdan sayılmaktadır.</p>

<p><strong>Hükümlünün denetimli serbestlik süresince izin almaksızın yurtdışına çıkmasına engel bir düzenleme bulunmamaktadır. Burada tek şart, hükümlünün yükümlülüklerini aksatmamasıdır. </strong>Örneğin; haftada bir gün imza atma yükümlülüğü olan hükümlü, izin almasına gerek olmaksızın, bu yükümlülüğü aksatmadan yurtdışına gidip gelebilecektir. Yükümlülüklerini aksatacağı süre kadar yurtdışında kalacaksa, izin alması gerekecektir. Aksi halde, yükümlülüğün ihlali sözkonusu olacaktır. Ancak bu ihlal tek başına denetimli serbestliği kaldıran bir sebep değildir. Hükümlü; bir yıl içerisinde yükümlülüklerini kasıtlı olarak üç kez ihlal ederse, ilk ve ikinci ihlalinde uyarılacak ve üçüncü ihlalde dosyası kapatılarak hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilecektir. Çünkü bu durumda, İnfaz Kanunu m.105/A-6-b ile Yönetmelik m.44/3’de ve m.87/1’de düzenlenen “yükümlülüklere uymamakta ısrar hali” gerçekleşmiş olacaktır<a href="http://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p><strong>Özetle;</strong> hükümlünün, denetimli serbestlik süresince yurtdışına çıkabilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>II- Hükümlünün Başka Suçtan Tutuklanması, Denetimli Serbestlik Yükümlülükleri Yönünden Geçerli Mazeret Sayılır mı?</strong></p>

<p>Hükümlünün denetimli serbestlik kapsamında yükümlülüklerini yerine getirememesi iradesi dışında gelişen bir nedene dayanmakta ise (örneğin tutukluluk, yabancının idari gözetim alına alınması veya hastalık halleri), bu durum geçerli bir mazeret olarak kabul edilmelidir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 16.01.2026 tarihli, 2025/4520 E. ve 2026/265 K.</strong> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari" rel="dofollow">sayılı kararı</a>nda;</strong> idari gözetim altına alınan yabancı hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat imkanının fiilen imkansız olduğu durumlarda, bu durum araştırılmadan denetimli serbestlik kararının kaldırılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254886-e-20259625-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 26.12.2025 tarihli, 2025/4886 E. ve 2025/9625 K. sayılı kararın</a>da;</strong> hükümlünün gözaltına alınması ve hastanede yatan anne ve babasının yanında refakatçi olarak kalması hallerinin geçerli mazeret kapsamında değerlendirilerek ihlal sayılmaması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>III- Yükümlülüklerin Yerine Getirilememesi Hakkında Düzenlemeler ve Yargıtay’ın Görüşü</strong></p>

<p><strong>Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği m.45/1’de; </strong>denetimli serbestlik kararının, hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi, infazının mümkün olmaması, hükümlünün tutuklanması, hapis cezasının infazına başlanması gibi haller gerçekleştiğinde, denetimli serbestlik kararının değiştirilmesinin, kaldırılmasının veya uygun olan başka karar verilmesinin yargı merciinden talep edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Bu hükümde; denetimli serbestlik kararının değiştirilmesinden, kaldırılmasından veya uygun olan başka karar verilmesinden kastın ne olduğu belirsizdir. Maddede; yükümlülüklerin değiştirilmesi, kaldırılması veya uygun başka bir yükümlülük yüklenmesinden söz edilmemektedir.</strong> İnfaz Kanunu m.105/A’da ise; denetimli serbestlik kararının verilmesi, geçici veya tümü ile kaldırılması düzenlenmektedir. Dolayısıyla; Yönetmelik m.45/1’de yer alan denetimli serbestlik kararını değiştirme, kaldırma veya uygun başka karar vermenin ne şekilde mümkün olabileceği izaha muhtaçtır. <strong>Özellikle denetimli serbestlik kararının kaldırılması yönünden; İnfaz Kanunu m.105/A’da sınırlı sayıda düzenlenen sebepleri aşacak şekilde Yönetmelik m.45/1’in tatbiki normlar hiyerarşisine göre mümkün değildir.</strong> <strong>Bu sebeple, hükmün öngörülebilir şekilde yeniden düzenlenmesi isabetli olacaktır.</strong></p>

<p><strong>Yönetmelik m.45/3’de; </strong>tutuklanma halinde yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulacağına dair düzenleme yer almakta ise de, bu hükmün İnfaz Kanunu m.105/A uyarınca verilen denetimli serbestlik kararlarının infazı sırasında tatbiki mümkün değildir. Çünkü hükümde; <i>“Bu Yönetmeliğin dördüncü kısmının ikinci ve dördüncü bölümü ile beşinci kısmının ikinci ve üçüncü bölümünde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında yükümlünün işlediği bir suç nedeniyle; tutuklanması veya mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanması ya da askere alınması durumunda yargı mercii tarafından aksine bir hüküm de verilmez ise yükümlülüğün yerine getirilmesi durdurulur.” </i>düzenlemesi yer almakta olup, İnfaz Kanunu m.105/A uyarınca verilen denetimli serbestlik kararları, Yönetmeliğin beşinci kısmının birinci bölümünde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Yönetmelik m.47/4’de; </strong>denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlü hakkında, başka bir suçtan dolayı tutuklama kararı verilmesi halinde dosyanın kapatılacağı ve durumun Cumhuriyet başsavcılığına bildirileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Yönetmelik m.80/6’da ise;</strong> denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlünün başka bir suçtan tutuklanması halinde, tutukluluk hali ortadan kalktığında, önceki denetimli serbestlik süresinin kaldığı yerden işlemeye devam edeceği düzenlenmiştir. <strong>Buna karşılık,</strong> <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 05.06.2017 tarihli, 2017/481 E. ve 2017/2067 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>"kanun koyucunun yukarıda da belirtildiği üzere hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle hükümlünün lehine kesinleşen hapis cezasının infaz edilmesinin amaçlandığı, diğer bir deyişle tutuklama kararının infaz edilmeyip, tutuklama kararı kaldırılıncaya kadar denetimli serbestlik şeklinde infaz edilen kesinleşmiş hükmün kapalı ceza infaz kurumunda infazına devam edilmesi gerektiği”</i><strong> belirtilmiştir. Aynı gerekçelerle<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"> Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 05.06.2017 tarihli, 2017/146 E. ve 2017/2079 K. sayılı kararı</a>nda;</strong><i> "tutukluluk hali sona erdiğinde denetimli serbestlik tedbiri uygulanamayan bakiye cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle"</i><strong> </strong>kanun yararına bozma talebi kabul edilmiştir.<strong> Bu kararların içeriğinde ayrıca Yönetmelik m.45/3 kanun yararına bozma talep gerekçesinde gösterilmişse de, bu hükmün tatbikine yukarıda açıklanan nedenlerle imkan bulunmamaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın bu görüşü kabul edildiğinde, Yönetmelik m.80/6’nın tatbiki fiilen imkansız hale gelmektedir.</strong></p>

<p><strong>Denetimli serbestliğin şarta bağlı ve geçici olarak kaldırılması halini düzenleyen diğer bir hüküm, İnfaz Kanunu m.105/A-7 ve Yönetmelik m.87/2’de yer almaktadır. Yönetmelik m.87/2’de; </strong>hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı kamu davası açılması halinde, infaz hakiminden hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesinin talep edileceği belirtilmiş olup,<strong> İnfaz Kanunu m.105/A-7’de</strong> infaz hakimine bu konuda takdir yetkisi verilmiştir. Ayrıca; hükümlünün yargılandığı davada, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi halinde, infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam edileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Denetimli serbestlikte iken bir başka cezası sebebiyle ceza infaz kurumuna alınan hükümlünün durumu ile ilgili olan Yönetmelik m.87/3’de;</strong> başka bir mahkumiyet kararı nedeniyle ceza infaz kurumuna alınan hükümlünün kaydının kapatılacağı ve koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi yönünden toplama kararı alınması ve müteakip infaz işlemlerinin buna göre yapılması amacıyla dosyanın hükümlünün bulunduğu ceza infaz kurumuna gönderilmek üzere Cumhuriyet başsavcılığına iletileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Özetle; </strong>Yönetmelikte net olan yegane husus, denetimli serbestlikte iken bir başka suçtan tutuklanan hükümlü hakkında dosyanın denetimli serbestlik müdürlüğünce kapatılacağı, tutukluluk hali sona erdiğinde önceki denetimli serbestlik süresinin işlemeye devam edeceğidir. <strong>Bununla birlikte; Yargıtay’ın yaklaşımı, </strong>cezanın infazının öncelikli olduğu ve tutuklama süresince hükümlünün cezaevinde kaldığı sürelerin infazdan sayılması gerektiği yönündedir.</p>

<p><strong>Yargıtay’ın görüşü her ne kadar Yönetmelik hükümlerini gözardı etse de; kısaca imza yükümlülüğü olarak tanımlanan tedbirin “belirli bir bölgede gözetim ve denetim altında bulundurma” olduğu, hükümlünün bir başka suçtan tutuklu olduğu durumda da bu tedbirden beklenen amacın gerçekleşeceği, imza atamadığından bahisle denetimli serbestlik kararının kaldırılmasının isabetli olmayacağı dikkate alındığında, kabul edilebilir görünmektedir. Ancak hükümlünün; bir başka suçtan tutuklu olup, bu sürelerin infazdan sayılıp tutukluluktan sayılmaması halinde, azami tutukluluk süreleri yönünden bu durum hükümlü lehine olmayacaktır. Dolayısıyla; tutukluluk haline öncelik verilip, denetimli serbestliğe ara verilmesinin de makul olduğu düşünülebilir. Kanaatimizce, Yönetmelik m.80/6 yerinde bir düzenlemedir.</strong></p>

<p><strong>IV- Yurtdışında Tutuklanan Hükümlünün İmza Yükümlülüğü ve Denetimli Serbestlik Kararı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Denetimli serbestlikle cezasını infaz eden hükümlünün yurtdışına çıkması ve yurtdışında bir başka suçtan tutuklanması halinde; imza yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, "mazeretsiz ve kasıtlı" bir ısrar değil, tutukluluktan kaynaklanan zorunlu bir devamsızlıktır. Tutukluluk hali geçici bir engel niteliğinde olup, denetimli serbestliğin devamının hükümlünün tahliyesi sonrasına bırakılması mümkündür.</p>

<p>Yukarıda yer verdiğimiz Yönetmelik hükümleri ve Yargıtay kararları; hükümlünün yurtdışında tutuklanması halinde ne şekilde uygulama yapılacağı konusunda bir çözüm yolu sunmamaktadır. Mevcut yasal düzenlemelere göre; hükümlünün yurtdışında tutuklulukta geçirdiği sürelerin, yurtiçinde kesintiye uğrayan infazdan sayılacağına dair bir kabule imkan bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> en isabetli çözüm, denetimli serbestliğe ara verilmesine dair düzenleme yapılması ve tutukluluk hali sona erdiğinde yurda dönüp yükümlülüklerine kaldığı yerden devam etmesinin sağlanmasıdır. <strong>Bu doğrultuda; İnfaz Kanunu m.105/A ile ilgili düzenlemeleri içeren Yönetmeliğin beşinci kısmının birinci bölümünün de Yönetmelik m.45/3 kapsamına alınması ve Yönetmelik m.80/6 ile birlikte uygulanması düşünülebilir.</strong> Hükümlünün yurtdışında tutuklu olması; denetimli serbestlik yükümlülüğünün iradi ihlali değil, yabancı bir devletin gözetimi altında bulunma halidir. Bu sürede, denetimli serbestlik dosyasının kapatılması yerine askıya alınması ve hükümlünün tahliyesi sonrası yurda dönüşünde infazın kaldığı yerden devam etmesi, hem cezasızlık algısını önleyecek ve hem de infazın sürekliliği ilkesine uygun olacaktır.</p>

<p><strong>Son olarak;</strong> yurtdışında tutuklanma halinin, denetimli serbestlikte ve sonrasında koşullu salıverilmede de aranan iyi hal şartı yönünden engel teşkil edip etmeyeceği sorusu akla gelebilir. Hükümlünün bir başka suçtan tutuklanması, “masumiyet/suçsuzluk karinesi” dikkate alındığında tek başına iyi halin bulunmadığını göstermez. Denetimli serbestlik kararının kaldırılmasını gerektiren sebepler arasında, hükümlünün bir başka suçtan tutuklanması da sayılmamaktadır. Bununla birlikte; İnfaz Kanunu m.89 uyarınca yapılan iyi hal değerlendirmesinde, “hükümlünün toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı” ve “tekrar suç işleme eğilimi olup olmadığı” kriterleri yönünden olumsuz kanaate gerekçe gösterilmesi ihtimali de bulunmaktadır. Bu konuda kesin bir kural koymak yerine, her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılması yerinde olacaktır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] </span></a><span style="color:#999999">Konu ile ilgili ayrıntılar için, </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Denetimli Serbestlikte Yükümlülük İhlali”</span></a></strong><span style="color:#999999"> başlıklı yazımıza </span><a href="https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen</span></a><span style="color:#999999"> adresinden erişilebilir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukumlunun-yurtdisinda-tutuklanmasi-halinde-denetimli-serbestligin-akibeti-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/yazar/ersan-sen-yazdi1-2024-tokmak-kelesp.jpg" type="image/jpeg" length="49135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kiralık araçlarda yeni dönem: Yaş ve kilometre sınırı geliyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiralik-araclarda-yeni-donem-yas-ve-kilometre-siniri-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiralik-araclarda-yeni-donem-yas-ve-kilometre-siniri-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı'nın yeni yönetmeliğiyle araç kiralama işletmelerine yetki belgesi zorunluluğu getirilirken, kiralanabilecek araçlara yaş ve kilometre sınırı uygulanacak. Düzenleme 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">“Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik” </span></a></strong>Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle araç kiralama sektöründe işletmelerin faaliyet koşullarından kiralanabilecek araçların özelliklerine, depozito uygulamasından ilan platformlarının sorumluluklarına kadar çeşitli kurallar belirlendi.</p>

<p>Buna göre ticari faaliyet kapsamında motorlu kara taşıtı kiralayan işletmelerin yetki belgesi alması gerekecek. Yetki belgesi için işletmelerin vergi mükellefi ve meslek odasına kayıtlı olması şartı aranacak. Kiralama sorumlusunun ise 18 yaşını doldurmuş olması, en az ilköğretim mezunu olması ve mesleki yeterlilik belgesine sahip bulunması gerekecek.</p>

<p><strong>KİRALIK ARAÇLARDA YAŞ VE KİLOMETRE SINIRI</strong></p>

<p>Yönetmelikle kiralanabilecek araçların yaşına ve kilometresine sınır getirildi.</p>

<p>Klasik araçlar dışında 6 yaşından büyük taşıtlar kiraya verilemeyecek. Elektrikli araçlarda kilometre sınırı 300 bin, diğer araçlarda ise 180 bin kilometre olacak.</p>

<p>Ağır hasar kayıtlı, muayenesi geçerli olmayan veya zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar da kiralamaya konu edilemeyecek. Periyodik bakımı zamanında yapılmayan araçların ise bakımları tamamlanmadan kiralanması mümkün olmayacak.</p>

<p><strong>FİLO İÇİN ASGARİ ARAÇ ŞARTI</strong></p>

<p>Araç kiralama işletmelerinin sahip olması gereken asgari araç sayısı da faaliyet gösterilen bölgeye göre belirlenecek.</p>

<p>Büyükşehirlerin nüfusu 30 bini aşan ilçelerinde faaliyet gösteren işletmelerin en az 10 araçlık filosu bulunacak. Bu araçlardan en az 5'inin işletme adına tescilli olması ve en az 2 aracın hibrit veya yalnızca elektrik motorlu olması gerekecek. Hibrit veya elektrikli araçlardan en az birinin Türkiye'de üretilmiş olması şartı aranacak.</p>

<p>Nüfusu 30 bini geçmeyen ilçeler ile büyükşehir olmayan illerde ise en az 5 araçlık filo şartı uygulanacak. Bu araçların en az 2'sinin işletme adına tescilli olması gerekecek.</p>

<p><strong>DEPOZİTOYA ÜST SINIR</strong></p>

<p>Yeni düzenlemeyle araç kiralamalarında alınabilecek depozito tutarı da sınırlandırıldı.</p>

<p>6 gün ve daha kısa kiralamalarda en fazla 3 günlük, 7 ila 29 günlük veya haftalık kiralamalarda ise en fazla 7 günlük kira bedeli tutarında depozito alınabilecek.</p>

<p>Depozitonun, kira sözleşmesinin sona ermesi ve aracın iade edilmesinin ardından 7 gün içinde iade edilmesi gerekecek. Kiracıdan depozito karşılığında çek, senet, teminat mektubu veya benzeri borç doğurucu belgeler alınamayacak.</p>

<p>Olağan kullanımdan kaynaklanan aşınma ve yıpranmalar nedeniyle depozitodan kesinti yapılamayacak. Kiracıdan hasar bedeli talep edilebilmesi için hasarın ve maliyetinin yetkili ve bağımsız ekspertiz raporuyla belgelenmesi gerekecek.</p>

<p><strong>KİRALIK ARAÇ İLANLARINA YENİ KURALLAR</strong></p>

<p>İlan platformları ve aracı platformlara da yeni yükümlülükler getirildi.</p>

<p>Platformlar, yetki belgesi bulunmayan işletmelerin üyelik veya kayıt işlemlerine izin veremeyecek. Ayrıca işletmenin ilana konu aracı kiralama yetkisinin bulunduğunu ilan yayımlanmadan önce doğrulamak zorunda olacak.</p>

<p>Araç ilanlarında ise marka, ticari ad, cins, tip, model yılı, enerji türü, donanım, segment ve kilometre bilgilerinin yanı sıra detaylı görsellerin bulunması gerekecek.</p>

<p><strong>REZERVASYONLARDA YENİ HAKLAR</strong></p>

<p>Ön ödemeli rezervasyonlarda da tüketicilerin hakları düzenlendi.</p>

<p>Rezervasyonun teslim saatinden önceki 24 saat dışında iptal edilmesi halinde tüketiciden iptal bedeli alınamayacak. Rezervasyon kapsamında ödenen kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin işlemler de iptal tarihini izleyen 7 gün içinde yapılacak.</p>

<p>İşletmeler ayrıca kiralama hizmetini ek sigorta, kasko veya hasar güvencesi gibi başka bir mal veya hizmeti satın alma şartına bağlayamayacak. Kiracının talep etmesi halinde çocuk bağlama sistemi sağlanacak; trafik, güvenlik ve mevsim koşullarının gerektirdiği durumlarda kış lastiği kullanılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DÜZENLEME NE ZAMAN YÜRÜRLÜLÜĞE GİRECEK?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow">Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik,</a> 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>

<p>Halen faaliyet gösteren işletmelerin faaliyetlerine devam edebilmesi için 1 Temmuz 2027'ye kadar yetki belgesi alması gerekecek. Mevcut işletmeler açısından bazı araç sayısı ve araç niteliklerine ilişkin şartların uygulanması için ise 1 Ocak 2028'e kadar süre tanınacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiralik-araclarda-yeni-donem-yas-ve-kilometre-siniri-geliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/oto-luks.jpg" type="image/jpeg" length="39697"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/916 E., 2023/108 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.02.2023 tarihli, 2021/916 E., 2023/108 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2021/916 E., 2023/108 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/95 E., 2020/248 K.<br />
KARAR : Davanın kabulüne</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ... 10. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili; müvekkilinin 25.10.2013 tarihinde davalı sigorta şirketi nezdinde bir yıllık gelir koruma sigortası yaptırdığını, 03.03.2005 tarihinden bu yana çalıştığı işyerindeki iş sözleşmesinin 06.06.2014 tarihinde feshedildiğini, bu hususta işe iade davası açtığını, davalıdan talep edilen işsizlik teminatının müvekkiline ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak 2.000,00 TL’nin mevduata uygulanan en yüksek faiz ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 09.09.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 4.500,00 TL’ye çıkarmıştır.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili; sigorta poliçesindeki teminat tutarının belirli olması nedeniyle eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, delillerin dosyaya sunulmadığını, derdest olan işe iade davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, poliçe şartlarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.<br />
İlk Derece Mahkemesi Kararı:</p>

<p>6. ... 10. Tüketici Mahkemesinin 24.01.2019 tarihli ve 2015/2236 Esas, 2019/46 Karar sayılı kararı ile; dosya arasına alınan ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporuna göre davacının on ay işsiz kaldığı, bu nedenle 10.225,26 TL'ye hak kazandığı, ancak sigorta şirketinin poliçe teminat limiti ile bağlı olarak ödeme yapması gereken miktarın 4.500,00 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 2.000,00 TL'nin dava tarihinden, 2.500,00 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.01.2020 tarihli ve 2019/2214 Esas 2020/296 Karar sayılı kararı ile; “…1- Dava, Gelir Koruma Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi belirsiz alacak ve tespit davasını düzenlemektedir. Anılan madde, "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." hükmünü içermektedir.</p>

<p>Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna yada objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.</p>

<p>Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. 6100 sayılı HMK’nın 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır.</p>

<p>Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.</p>

<p>Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.</p>

<p>Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>6100 sayılı HMK ile birlikte, belirsiz alacak davası açma imkanı tanınmak suretiyle belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı da sınırlandırılmıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı HMK ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü belirsiz alacak davası, zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir.</p>

<p>Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır. Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı kanunun dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; davacı taraf, dava dilekçesinde, işsizlik sigortası nedeniyle ödenmesi gereken sigorta tazminatını talep etmiştir. Davacının elindeki belgelerle işsiz kaldığı sürenin ve tazminatın belirlenebilir nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda uyuşmazlık belirlenebilir nitelikte bulunmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, mahkemece, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. ... 10. Tüketici Mahkemesinin 08.07.2020 tarihli ve 2020/95 Esas, 2020/248 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; dava dilekçesi ekinde sigorta poliçesinin sunulmadığı, bu belgelerin dosyaya davalı tarafça sunulduğu, poliçenin matbu olarak davalı tarafından düzenlendiği, bir nüshanın davacıya verildiği yönünde bir kayıt yahut belgenin bulunmadığı, poliçeden bir nüshanın davacıya verildiğini ispat külfetinin davalıya ait olduğu, davacının beyan dilekçesinde davalı sigorta şirketi tarafından poliçe nüshası kendisine verilmediğinden ve bu nedenle davanın açıldığı sırada poliçe teminat limitinin ne kadar olduğunun tespiti ve hesaplanması mümkün olamadığından davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğinin belirtildiği, eldeki dava açılıp sigorta şirketi tarafından sigorta belgeleri dosyaya sunulduktan sonra davacı tarafın sigorta poliçesinin içeriğine ve teminat tutarının ne kadar olduğuna vakıf olduğunun kabulünün gerektiği, davacının poliçe şartları ile teminat tutarını dava açarken bildiğini gösteren delilin dosyada bulunmadığı, bu sebeple belirsiz alacak davası açma şartlarının mevcut olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinde gelir koruma sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminatın tahsili istemiyle açılan davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107 nci maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmiş olması karşısında, talep edilen tazminat miktarının belirlenebilir nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının anılan tazminat yönünden belirsiz alacak davası olarak eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.</p>

<p>13. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan HMK’nın 107 nci maddesinde (7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki hâlinde) yer alan; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindeki düzenleme 7251 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi ile madde başlığı “Belirsiz alacak davası”; 2 nci fıkrası “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmiş; maddenin 3 üncü fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>14. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır.</p>

<p>15. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.</p>

<p>16. Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacının kendisinden beklenememesi, bunun olanaksız olması ve açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.</p>

<p>17. Madde gerekçesinde; “Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hâllerde yalnızca tespit yahut kısmi eda ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir.” şeklindeki açıklamayla alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir.</p>

<p>18. Bu kıstaslar; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;</p>

<p>i. Davacının kendisinden beklenememesi,</p>

<p>ii. Bunun olanaksız olması,</p>

<p>iii. Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.</p>

<p>19. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır.</p>

<p>20. Bir talep konusunun belirli olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli ve 2016/22-2177 Esas, 2018/29 Karar, 07.03.2018 tarihli ve 2014/22-2350 Esas, 2018/439 Karar, 28.03.2018 tarihli ve 2015/22-127 Esas, 2018/559 Karar; 16.04.2019 tarihli ve 2017/17-1099 Esas, 2019/460 Karar, 02.07.2019 tarihli ve 2016/22-1610 Esas, 2019/841 Karar, 16.05.2019 tarihli ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar, 19.12.2019 tarihli ve 2018/22-1122 Esas, 2019/1413 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.</p>

<p>21. Uyuşmazlığın niteliği itibariyle üzerinde durulması gereken diğer hususlar ise dava şartları, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar, hukuki yarar, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve hâkimin Türk hukukunu resen uygulama ödevi kavramları üzerinde kısaca durmak gerekir.</p>

<p>22. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir.</p>

<p>23. Dava şartları HMK’nın 114 üncü maddesinde; "Dava şartları şunlardır:</p>

<p>a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.</p>

<p>b) Yargı yolunun caiz olması.</p>

<p>c) Mahkemenin görevli olması.</p>

<p>ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.</p>

<p>d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.</p>

<p>e) Dava takip yetkisine sahip olunması.</p>

<p>f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.</p>

<p>g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.</p>

<p>ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.</p>

<p>h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.</p>

<p>ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.</p>

<p>i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.</p>

<p>(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." şeklindeki hükümle düzenleme altına alınmıştır. Bu hükme göre, dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır.</p>

<p>24. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”. Bu düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hâkim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre ise; dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.</p>

<p>25. Dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar HMK'nın 119 uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda maddenin birinci fıkrasının 1inci bendi uyarınca dava dilekçesinde;</p>

<p>a) Mahkemenin adı.</p>

<p>b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.</p>

<p>ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.</p>

<p>e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.</p>

<p>f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.</p>

<p>g) Dayanılan hukuki sebepler.</p>

<p>ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.</p>

<p>h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası bulunması gerekir. Bu unsurların bir kısmı dava dilekçesinde mutlaka bulunması gereken zorunlu unsurlardır. Bazıları ise dava dilekçesinde bulunması zorunlu olmayan, ihtiyari niteliktedir. Zorunlu unsurlar davanın temelini oluşturur; bunlar hukuki güvenlik ve açıklığı sağladığından kamu yararı amacı taşır. Hâkimin tarafların talebine ve uyuşmazlığın esasına uygun inceleme yaparak karar vermesini temin etmesi yanında davalının da etkili savunma yapmasına hizmet etmek sureti ile onun menfaatini korur.</p>

<p>26. Öte yandan HMK’nın 119/2 nci maddesi uyarınca "Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır". Şu hâlde mahkemenin adı, dava konusu ve değeri, vakıalar, deliller ve hukuki sebepler dışında kalan unsurlardan herhangi birinin eksik bırakılmış, yazılmamış olması durumunda, hâkim tarafından verilen bir haftalık kesin süre içerisinde eksikliğin tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir.</p>

<p>27. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. HMK’nın sözü edilen maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 135).</p>

<p>28. Hukuki yarar, dava şartlarından olup HMK'nın 114 üncü maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21). Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır. Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 Esas, 1982/914 Karar, 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 Esas, 1996/542 Karar, 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 Esas, 1999/946 Karar, 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 Esas, 2011/352 Karar ve 01.02.2012 tarihli 2011/10-642 Esas, 38 Karar sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da benimsenmiştir.</p>

<p>29. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında 25.10.2013 tarihli gelir koruma sigorta poliçesinin düzenlendiği, davacının çalıştığı işyerinde iş sözleşmesinin 06.06.2014 tarihinde feshi sonrasında taraflar arasında akdedilen sigorta poliçesindeki işsizlik teminatı kapsamında tazminatın talep edildiği, anılan bedelin ödenmemesi üzerine belirsiz alacak davası olarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Taraflar arasında düzenlenen gelir koruma sigorta poliçesinde, eldeki davada talep edilen istek dışı işsizlik teminatının ne şekilde hesaplanacağına ilişkin 3.3.1. sayılı maddenin ikinci paragrafında; anılan teminat için aylık tazminat tutarının sigortalı davacının aylık brüt gelirinin yarısı ile sınırlandırıldığı, "Azami Olay Başı Tazminat Adedi" ve "Azami Toplam Aylık Tazminat Adedi" ile sınırlı olmak üzere sigorta süresi içerisinde sigortalı davacının işsiz kalması durumunda sigortacı davalının 120 günlük istisna süresi hariç olmak üzere, bekleme süresinin tamamlanması şartıyla aralıksız devam eden 40 günlük istek dışı işsizlik süreleri için aylık tazminat ödemesinde bulunacağı, 30 günden kısa süreli dönemler için gün esaslı tazminat tutar ödemesi yapılmayacağı düzenlenmiştir. Poliçesinin "Teminat Bilgileri" başlığı altında ise eldeki dava konusu olan tazminata ilişkin teminat tutarının 4.500,00 TL ile sınırlandırıldığı görülmüştür. Poliçede işsizlik teminatının hesaplama esaslarını belirten 3.3.1. maddesinde geçen istisna süresi, yine poliçenin "Tanımlar" başlıklı 2 nci maddesinin (a) bendinde istek dışı işsizlik teminatının işlerlik kazanması için poliçe başlangıç tarihinden itibaren geçmesi gereken ve teminat kapsamında olmayan süreyi ifade ettiği düzenlenmiştir. Aynı maddenin (e) bendinde ise bekleme süresi; ilk aylık tazminat ödemesinin yapılabilmesi için işsizlik rizikosunun gerçekleştiği tarihten itibaren ilgili hâlin aralıksız olarak sürmesi gereken 30 günlük süreyi ifade ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>31. İstek dışı işsizlik teminatı kapsamında talep edilen tazminat tutarının hesabında esas alınacak olan davacının aylık brüt ücreti ise dosya arasına alınan bilirkişi raporunda 2.451,12 TL olarak belirlenmiş olup bu bedel davacının işten ayrıldığı sırada ödenen kıdem ve ihbar tazminatına dair bordroda kayıt altına alınan miktardır. Öte yandan davacıya ait maaş bordrolarından davacının işten ayrıldığı tarihteki 2014 yılı Haziran ayı bordrosunda ücreti 2.321,90 TL, 2014 yılı Mayıs ücret bordrosunda ise 2.316,08 TL olarak görülmekle davacının brüt ücret miktarının dönemsel anlamda değişikliğe uğradığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında dosya içeriğinden davacının işsiz kaldığı süre on ay olarak belirlenmiştir.</p>

<p>32. Bu hususlardan hareketle davacıya ait brüt ücret miktarından farklı dönemlerde ve farklı etkenler sebebiyle yapılan kesintilerin gösterdiği değişiklikler, taraflar arasındaki sigorta poliçesinde istek dışı işsizlik teminat tutarının hesabında gözetilecek esaslar ve bu esaslara ilişkin olarak yapılacak aylık ve toplam tazminat hesabının karmaşık niteliği nazara alındığında somut olayda talep edilen tazminat miktarının tamamının dava açıldığı tarihte davacı tarafından belirlenebilir niteliği haiz olmadığı, bu belirmenin davacıdan beklenemeyeceği, talep edilen tazminat tutarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mahkemece yapılacak tahkikat sonrasında mümkün olduğu açıktır. Nitekim mahkemece yapılan araştırma neticesinde davacının brüt ücret miktarı ve işsiz kaldığı süre netleştirilmesi sonrasında taraflar arasındaki sigorta poliçesinin 3.3.1. maddesindeki esaslar çerçevesinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinden alacak miktarı belirlenmiş, belirlenen miktarın poliçedeki 4.500,00 TL'lik teminat tutarının üstünde olduğunun belirlenmesi sonrasında talep edilen 2.000,00 TL tazminat miktarı davacı vekilinin sunduğu 09.09.2016 tarihli dilekçeyle 4.500,00 TL'ye yükseltilmiştir.</p>

<p>33. Ayrıca sigorta poliçesinin bir örneğinin davacıya teslim edildiğine dair dosyada herhangi bir kayıt mevcut olmamakla bu husustaki ispat yükünün davalı sigortacıya ait olduğunun kabulü zorunludur. Zira matbu olarak düzenlenen sigorta poliçesinden bir nüshanın davacı sigortalıya teslim edilmesi neticesinde davacı, talep ettiği tazminat tutarının hesabına ilişkin yönteme vakıf olacaktır. Ancak taraflar arasında düzenlenen sigorta poliçesinin davalı sigortacı tarafından davacı sigortalıya teslim edildiği hususu ispatlanmamış olması nedeniyle teminat tutarı ve poliçe şartları hakkında bilgi sahibi olunmadığından davacıdan, talep ettiği tazminat tutarını objektif olarak belirleyebilmesi beklenemez.</p>

<p>34. Bu itibarla dava dilekçesinde gelir koruma sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminatın tahsili istemiyle açılan eldeki davada talep edilen tazminat tutarının davacı tarafından objektif anlamda belirlenebilir nitelikte değildir. Bu sebeple davacının, anılan tazminat talebi yönünden eldeki davayı HMK'nın 107 nci maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak açmakta hukuki yararı mevcuttur.</p>

<p>35. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacının işsiz kaldığı süreyi ve brüt ücretini bilemeyeceğinin ileri sürülemeyeceği, zira işverenin her ay ücret pusulasının bir örneğini davacıya verdiğinin kabul edilmesi gerektiği, yine davacının işsiz kaldığı süreyi bildiği, davacının ücret bordrosundaki net ve brüt ücreti üzerinden yapabileceği basit bir hesapla altı aylık tazminat tutarının teminat limiti olan 4.500,00 TL'den yukarıda olduğunu bilebileceği, ayrıca sigortalı davacının poliçenin bir örneğini almadığına dair kabulün hayatın olağan akışına ve somut olaya ilişkin fiili karineye açıkça aykırı olduğu, bu sebeplerle HMK'nın 107 nci maddesi kapsamında belirsiz alacak davası açılamayacağı, somut olayda HMK'nın 107 nci maddesi koşullarının bulunmadığı, dolayısıyla koşulları oluşmadan belirsiz alacak davası olarak açılan eldeki davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği, bu itibarla Özel Daire bozma kararının yerinde olduğundan direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>36. Hâl böyle olunca; mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.</p>

<p>37. Ne var ki, Özel Dairece davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Direnme uygun olduğundan davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>"K A R Ş I O Y"</strong></p>

<p>Gelir koruma sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılamayacağı ilk derece mahkemesi ile Yargıtay ilgili dairesi arasında uyuşmazlık konusudur.</p>

<p>Alacağın dayanağı sigorta poliçesi incelendiğinde, altı ayı geçmemek şartıyla işsiz kalınan her ay için çalışırken alınan brüt ücretin yarısı kadar ve her hâlükarda 4.500,00 TL ile sınırlı olmak kaydıyla tazminat öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna göre talep ve dava konusu edilecek alacağın miktarını belirleyebilmek için bilinmesi gereken iki husus vardır ki bunlardan birincisi işsiz kalınan süre, diğeri ise çalışırken alınan ücrettir.</p>

<p>Dosyadaki bilgi ve belgelere göre 06.06.2014 – 07.04.2015 tarihleri arasında 10 ay süre ile işsiz kaldığı anlaşılan davacının işsiz kaldığı süreyi bilmediği düşünülemez.</p>

<p>Diğer taraftan bir kişinin brütte olsa ücretini bilmediği de düşünülemez şöyle ki İş Kanunu'nun 37 nci maddesinde yer verilen “işveren işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula vermek zorundadır” hükmü uyarınca akside iddia edilmediğine göre işçiye her ay ücret pusulasının bir örneğinin verildiği kabul edilir. Ancak bir an için böyle olmadığı varsayılsa bile en kötü ihtimalde dahi net ücretini bilmediği düşünülemez. Davacı işçinin tamamında çalıştığı son ay olan 2014 yılı Mayıs ayına ait dosyada mevcut bordroya bakıldığında son brüt ücret 2.316,08 TL, net ücret ise 1.686,73 TL olup poliçedeki altı aylık üst limit de dikkate alındığında altı ay karşılığı olarak eğer poliçede ayrıca bir üst limit olmasaydı hak edilen tazminat tutarı en kaba hesapla dahi her hâl ve şartta poliçedeki rakamsal üst limit olan 4.500,00 TL’den fazladır (Brütten hesaplansa 6.948,24 TL, netten hesaplansa 5.060,19 TL).</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle, eldeki davanın, kolayca belirlenebilir tutar olan 4.500,00 TL üzerinden tam eda davası veya bir kısmı dava edilerek kısmî dava olarak açılması gerekirken HMK’nın 107 inci maddesindeki “davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyememe” hâli mevcut olmadığı yani belirsiz alacak davası açmanın ön koşulu gerçekleşmediği hâlde belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi bu yönüyle incelendiğinde davacı vekilinin niçin belirsiz alacak davası açtıkları bir başka ifadeyle talep ettikleri alacağın miktarını neden belirleyemedikleri hususunda hiçbir açıklamada bulunmadığı da görülmektedir.</p>

<p>Mahkeme direnme kararı verirken dava konusu edilen alacağın o aşamada belirlenebilir olmadığı gerekçesi yanında poliçenin bir nüshasının davacı işçiye verildiğinin davalı tarafından ispatlanamadığı, dava değerinin belirlenebilmesi için poliçedeki bilgilere ihtiyaç duyulduğu gerekçelerine dayanmışsa da öncelikle dava dilekçesinde bu şekilde bir açıklama yoktur. Diğer taraftan davaya dayanak sigorta poliçesi de trafik, kasko, hayat, sağlık sigortası gibi bir sigortadır ve sigorta yaptıranın poliçenin bir örneğini almadığı görülüp duyulmuş bir şey değildir. Bu iddia hayatın olağan akışına ve bu duruma ilişkin fiili karineye açıkça aykırı olup, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı olanı iddia edendedir ki dosyada böyle bir ispatta yoktur.<br />
Açıklanan nedenlerle somut olay bakımından belirsiz alacak davası açmanın şartları bulunmadığından özel dairenin bu hususa yönelik saptama ve bozması yerindedir.<br />
Diğer taraftan Özel Daire bozmasında, belirsiz alacak davası açıldığı hâlde somut olay bakımından belirsiz alacak davası açmanın yasal koşullarının bulunmadığı saptandıktan sonra davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğine de işaret edilmiş olmakla meselenin bu yönüyle de tartışılması gerekmektedir.</p>

<p>Mesele bu yönüyle irdelendiğinde söylenebilecekler ise şu şekildedir:</p>

<p>Belirsiz alacak davası, 2011 yılında yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun ile mevzuatımıza girmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesine göre;</p>

<p>“(1)Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır”.</p>

<p>Belirsiz alacak davası, davacının dava açtığı anda miktar veya değerini tam ve kesin olarak belirleyemediği alacağının tümünün hüküm altına alınması amacıyla açtığı bir dava türüdür (Pekcanıtez, Hakan, Belirsiz Alacak Davası, 2011, s.59; Simil, Cemil, Belirsiz Alacak Davası, ..., 2013, s. 23, 111). Söz konusu dava, başlangıçta miktarı bilinmese de, niteliği itibariyle tam eda davasıdır (Pekcanıtez, s. 31; Simil, s. 23, 111).</p>

<p>Belirsiz alacak davası açılmak suretiyle davacıya hem maddi hukuka hem de usûl hukukuna ilişkin pek çok imkân tanınmaktadır. Söz konusu imkânlar dikkate alındığında davacı ile davalı arasındaki dengenin, davacı lehine bozulduğu görülmektedir. Özellikle usul hukukuna ilişkin sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, belirsiz alacak davasının silahların eşitliği ilkesi ile çeliştiği de söylenebilir (Atalı, Murat/Ermenek, .../Erdoğan, Ersin, Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022, s. 331). Bu nedenle, belirsiz alacak davası, talep sonucunu tam ve kesin olarak belirleyemeyenlere (kuruşlandıramayanlara) tanınmış, istisnai bir dava türü olarak kabul edilir. Belirsiz alacak davası, sadece davanın açıldığı anda alacağın miktarının kesin olarak belirlenmesinin imkânsız veya bunun davacıdan beklenemeyecek olması durumunda açılabilir. Bunun dışındaki hiçbir neden belirsiz alacak davasının açılmasına imkân tanımamaktadır (Simil, s. 86-87).</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinde talep sonucunu belirleyemeyen alacaklı bakımından bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacı, özel bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. Maddenin gerekçesinde bu durum “… bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez...” şeklinde ifade edilmiştir. Kanun koyucunun alacaklının bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacını “hukuki yarar” olarak değerlendirdiği hiçbir duraksamaya yer vermeyecek kadar açık ve nettir. Buna göre talep sonucunu belirleyemeyen kişinin ancak bu dava türünde korunma ihtiyacı, dolayısıyla hukuki yararından söz edilebilir.</p>

<p>Başka bir anlatımla, talep sonucunu belirleyebilen kişi böyle bir dava açamaz.</p>

<p>Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesinin birinci fıkrasında, davanın koşullarından biri olarak “hukuki ilişkiyi …belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir” denilmiştir. Doktrinde de Türk hukukunda mehaz İsviçre hukukundan farklı olarak, belirsiz alacak davası açan davacının hukuki ilişkiyi göstermesinin zorunlu kılınmasının, belirli alacaklar için de belirsiz alacak davasının açılmasının engellenmesi amacını taşıdığı ifade edilmektedir (Simil, s. 238-239). Davacının hukuki ilişkiyi ortaya koyması, belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunup bulunmadığını belirler. Çünkü alacağın miktarı belirli ise veya belirlenebilir nitelikte ise davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır.<br />
Eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır. Ancak şüphe hâlinde eda davalarında da hukuki yararın olup olmadığı inceleme konusu yapılır (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder, Medenî Usul Hukuku, 24. Baskı, Ankara 2013, s. 250). Belirtelim ki, 107 nci maddede belirsiz alacak davası açan alacaklının hukuki ilişkiyi belirtmek zorunda olmasının açıkça düzenlenmesi, bu davada davacının dava açtığı anda hukukî yararının bulunup bulunmadığının mahkemece özel olarak incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Belirsiz alacak davasında davacının, hukuki ilişkiyi belirtmesi, gerçekten dava açtığı anda alacağın miktarının belirli veya belirlenebilir olup olmadığının tespitini sağlamaktadır. Hâkim, talebin miktarının belirlenmesinin imkânsız veya davacıdan beklenemez olduğunu ancak davacının dava dilekçesinde ortaya koyacağı hukuki ilişkiye göre tespit edebilecektir. Bu nedenle, belirsiz alacak davası bir eda davası olmasına rağmen, bu davada hukuki yararın varlığı asıl olarak kabul edilemez. Mahkeme, özel olarak davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığını incelemek zorundadır. Bu nedenle belirsiz alacak davası için aranan “hukuki yarar”, eda davalarında aranan hukuki yarardan farklıdır.</p>

<p>Kuşkusuz alacaklının belirsiz alacak davası açmak için eda davalarında aranan genel hukuki yararının varlığı kabul edilebilir. Ancak belirsiz alacak davası için davacının eda davaları için gerekli hukuki yararından başka bu dava türüne özgü yukarıda açıklanan “özel hukuki yararı” da bulunmalıdır. Nitekim benzer durum tespit davaları için de söz konusu olup kanun koyucu genel hukuki yarar dışında, tespit davalarının özelliği gereği hukuki yararı (güncel hukuki yarar) özel olarak belirtmiştir (HMK.m.106/2). Bu da göstermektedir ki, kanun koyucu özel durumlar için hak aramak bakımından özel dava şartları ve bu çerçevede özel hukuki yararı aramaktadır. Keza kanun koyucunun bu şekilde özel hukuki yararın varlığını aradığı başkaca durumlar da vardır. Kanun koyucunun özel hukuki yararı aradığı bu durumları göz ardı edip, genel hukuki yararı esas alarak mahkemeye erişim hakkını belirlemek mümkün değildir, en azından kanun koyucunun iradesine aykırı olacaktır.</p>

<p>Mahkemeye yöneltilmiş bir talepte, hukuki yararın varlığından söz edilebilmesi için, iddia düzeyinde de olsa bir “sübjektif hakkın varlığı” yanında, buna ilişkin mahkemeye müracaatın hukuki himaye için “yeterli” ve başvurulan yolun “gerekli” olması gerekir. Belirsiz alacak davasının açıldığı durumda, bir hak mevcut olduğu gibi nihai tahlilde bir eda davası olması dolayısıyla cebri icraya elverişli bir hüküm ortaya çıkaracağı için başvurulan yolun yeterli olduğu söylenebilir. Ancak, belirsiz alacak davası açılmasının “gerekli” olarak değerlendirilebilmesi için davacının talep sonucunu sayısal olarak ifade edemiyor (veya etmesinin imkânsız) olması gerekir. Dava açtığı tarihte talep sonucunu belirleyebilen davacının, belirsiz alacak davası açması “gerekli” değildir ve bu nedenle, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yoktur.</p>

<p>Belirtilmelidir ki, salt eda davası niteliğinden hareketle belirsiz alacak davası açan kişinin hukuki yararının mevcut olduğunun kabulü de davanın niteliğine uygun düşmemektedir. Çünkü genel bir kabul ile eda davalarında hukuki yararın daima mevcut olduğu şeklinde bir sonuca varılamaz. Örneğin, elinde ilâm niteliğinde bir belge bulunan kimsenin, belgeye konu alacağı için bir eda davası açması hâlinde, bu davanın da yine hukuki yarar yokluğundan reddi gerekir. Zira kişinin bu yola başvurması “gerekli” değildir. Görüldüğü üzere salt bir eda talebi de hukuki yararın mevcudiyeti için yeterli olmaz.</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un 114 üncü maddesinde dava şartları belirtilmiş olup, bunların arasında “hukuki yarar” da sayılmıştır. Aynı Kanun’un 115 inci maddesine göre sonradan tamamlanması mümkün olmayan dava şartlarının eksikliği hâlinde, davacıya herhangi bir süre verilmeden, davanın usulden reddine karar verilir. Hukuki yarar sonradan tamamlanabilen dava şartlarından değildir. Hukuki yarar eksikliğinin sonradan tamamlanamayacak bir dava şartı olduğu Yargıtayın çok eski yıllara dayanan yerleşik bir uygulamasıdır (Y4HD, 11.10.2001, 5014/9347; YHGK, 31.03.2004, 411/477; Y4HD, 04.02.2002, 385/1835; Y1HD, 31.12.1979, 14213/15362; Y4HD, 01.12.1997, 6509/11434; Y13HD, 06.04.1981, 917/2464; YHGK, 11.03.1998, 176/217; Y13HD, 06.04.1981, 917/2464; YHGK, 02.04.2003, 7-256/269). Ayrıca belirtelim ki dava türü değiştirilerek de hukuki yarar şartı tamamlanamaz. Zaten kanunda da dava şartı noksanlığının tamamlanması bir genel ilke olmayıp “… dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise …” süre verilmesi öngörülmüştür ki, Yargıtay yerleşik uygulaması hukuki yararın bu kapsamda olmadığıdır.</p>

<p>Dava açmakta hukuki yararı olmayan bir kişi dava hakkına dayanarak dava açabilse de davada hukuki yararı yoksa, dava esastan incelenmeden reddedilir. Böylelikle hukuki yarar, haksız dava açmak suretiyle dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturmaktadır. Dava hakkının hiçbir ölçü ve sınırlama olmaksızın kullanılması kabul edilemez. Yargıtay da eskiden beri hukukî yararın dava şartı olduğunu kabul etmekte ve bir kişinin dava hakkına sahip olmasının dava açabilmesi için yeterli olmadığını, ayrıca o kişinin o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasının gerektiğini ifade etmektedir: “Bir kişinin dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Davanın dinlenebilmesi (esasına girebilmesi) için gerekli, şartlardan birisi ve en önemlisi, davacının o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasıdır. O kişinin dava açmakta korunmaya değer bir hukuki yararı yoksa, davanın bu yönden esasa girilmeden reddi gerekir. Çünkü hukuki yarar dava şartıdır ve mahkeme dava şartlarını kendiliğinden (re'sen) incelenmekle görevlidir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 30.05.2001 tarihli ve 2001/443 Esas, 2001/458 Karar sayılı kararı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun aynı yöndeki diğer bir kararı için bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2006 tarihli ve 2006/729 Esas, 2006/723 Karar sayılı kararı).</p>

<p>Bu açıklamalar karşısında emsal nitelik taşıyan kararların bir kısmında yer verilen “… Esasen eda davalarında hukuki yararın bulunduğu kural olarak kabul edilir…belirsiz alacak davasının da bir eda davası olduğu hususu gözetildiğinde bir alacağın belirsiz alacak davasına konu edilmesinde hukuki yararın bulunmadığının söylenmesi güçtür… Sonuç olarak, belirsiz alacak kapsamına girmediği değerlendirilen bir alacağın belirsiz alacak davasına konu edilmesinde hukuki yararın bulunmadığı yorumu -belirsiz alacak davasının da bir eda davası olduğu hususu dikkate alındığında- makul olarak öngörülebilecek bir yorum olarak değerlendirilmemiştir…” şeklindeki değerlendirmeye katılmak mümkün değildir. Çünkü belirsiz alacak davasına özgü özel hukuki yararı dikkate almadan, salt eda davası niteliğinden hareketle belirsiz alacak davası açan kişinin hukuki yararının bulunduğuna yönelik değerlendirme davanın niteliğine uygun düşmemektedir.</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un 31 inci maddesine göre “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir”. Somut olayda olduğu gibi, belirsiz alacak davası olarak açıldığı açıkça belirtilen bir davada dava türü bakımından aydınlatılması gereken belirsiz yahut çelişkili bir durumdan söz edilemez. Bu sebeple sözü edilen hükmün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Diğer yandan, 6100 sayılı Kanun’un “Dava dilekçesinin içeriği” kenar başlığını taşıyan 119 uncu maddesinde dava dilekçesinde yer alması gereken unsurlar belirtilmiş; bazı unsurların eksikliği hâlinde davacıya eksikliği tamamlaması için süre verilmesi, verilen süre içinde eksiklik tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.<br />
Davacının talep sonucunda asgari bir miktar belirterek ve açıkça belirsiz alacak davası açtığını ifade ederek açtığı bir davada, dava türü bakımından dava dilekçesinde bir eksiklikten söz edilemez. Başka bir anlatımla, açıkça belirsiz alacak davası açtığını belirten davacının dava dilekçesinde bu anlamda bir eksiklikten bahsedilemez. Yukarıda belirtildiği üzere 6100 sayılı Kanun’un 119 uncu maddesi, dava dilekçesindeki bazı eksikliklerin tamamlattırılması ile ilgili olup, dava türünün değiştirilmesine imkân veren bir düzenleme değildir. Belirtmek gerekir ki, eksikliğin tamamlattırılması ile yanlış açılan davanın doğru dava türüne dönüştürülmesi tamamen farklı hususlardır. Medeni yargılama sistemimizde yanlış açılan davanın hâkim tarafından doğru dava türüne dönüştürülmesine imkân veren bir düzenleme bulunmamaktadır. Öyle ki, ıslah ile dahi dava türü değiştirilemez (YHGK 02.03.2021 tarih ve 2017/9-432 Esas 2021/184 Karar). Hâkim yanlış olanı doğruya çevirtemez, taraf yerine irade oluşturamaz. Davadaki eksikliği diğer tarafın aleyhine olacak şekilde düzeltemez veya bu yolu açamaz.</p>

<p>Açıkça belirsiz alacak davası olarak açılan davada dava türü bakımından dava dilekçesinde bir eksiklikten söz edilemeyeceğinden bu durumda 6100 sayılı Kanun’un 119 uncu maddesinin uygulanmasından da söz edilemez. Kanun’da öngörülen özel hukuki yarar şartı bulunmadığı hâlde belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın 115 inci madde gereğince usulden reddedilmesi gerekir. HGK’nın bazı kararlarında bu durumda 6100 sayılı Kanun’un dava dilekçesindeki eksikliklerin tamamlattırılmasıyla ilgili 119 uncu maddesi hükmünün uygulanması gereğinden söz etmesi, yukarıda açıklandığı üzere Kanun’un ne sözüne ne de sistemine uygun düşmektedir.</p>

<p>Özel dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi, dava hakkının ortadan kaldırılması ve dolayısıyla mahkemeye erişim hakkının ihlali anlamında yorumlanamaz. Çünkü hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddedilen dava, yukarıda belirtilen kanun düzenlemesi uyarınca açılmaması gereken bir davadır. Anayasanın 36 ncı maddesinde belirtildiği üzere “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”. Buna göre usulüne uygun açılan bir dava söz konusu olduğunda ancak mahkemeye erişim hakkından söz edilebilir.</p>

<p>Davanın hukuki yarar eksikliği nedeniyle usulden reddedilmesi hâlinde, mahkemeye erişim hakkı sınırlandırılmaktadır, ancak bu sınırlama, davalının adil yargılanma hakkının (silahların eşitliği ilkesi boyutuyla) korunmasına yönelik meşru bir amaç taşır ve ölçüsüz bir sınırlama da değildir. Zira usulden ret kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, ilgili eksiklik giderilerek söz konusu davanın, doğru bir şekilde yeniden açılması mümkündür.</p>

<p>Kanundaki özel hukuki yararı göz ardı ederek bir tarafın mahkemeye erişim hakkını korumak gerekçesiyle diğer taraf aleyhine sonuç doğuracak şekilde dengenin bozulması, silahların eşitliği, savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesine de yol açacaktır. Zira, belirsiz alacak davasında davacıya henüz somutlaştırıp tam belirtmediği bir alacağı için dava açma imkânı sağlanarak hak arama ve mahkemeye erişimde avantaj sağlanmıştır. Karşı taraf aslında dava açılırken tam olarak bilmediği bir talep için savunma yapmak durumunda bırakılmaktadır. İşte bu sebeple kanun koyucu davacıya tanınan bu avantaj ve imkânı, özel bir dava şartıyla çizmiş ve sınırlandırmıştır.</p>

<p>Hukuk sistemimiz, davanın usulden reddedilmesi nedeniyle alacağın zamanaşımına uğraması durumunda davacının mağduriyetini önleyecek bir hukuki çareye de yer vermiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun “Davanın reddinde ek süre” kenar başlığını taşıyan 158 inci maddesine göre “Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir”. Yargıtayın kapatılan 22. Hukuk Dairesi ve 9. Hukuk Dairesi belirsiz alacak davası olarak açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi hâlinde davacının Türk Borçlar Kanunu’nun 158 inci maddesinin öngördüğü imkândan yararlanabileceğine karar vermiştir (Y22HD, 29.11.2018, 15434/25756; Y22HD, 24.10.2019, 7815/19996; Y22HD, 21.01.2020, 2016/27790-2020/825; Y9HD, 28.06.2021, 6019/10945). Yargıtayın bu uygulaması doktrinde de kabul görmüş ve belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi hâlinde alacaklının TBK m. 158’deki ek süre içinde usulüne uygun şekilde alacağın tamamı için tam eda davası açabileceği ifade edilmiştir (Simil, Cemil, Yargıtay Kararları Işığında Belirsiz Alacak Davası ve Kısmî Dava ile İlgili Sorunlar, Medenî Usûl ve İcra İflâs Hukukunun Güncel Sorunları II, Lexpera Semineri, ... 2020, s. 111-112). Bu nedenle, belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinin, davacının mahkemeye erişim hakkını engellediğini kabul etmek mümkün değildir. Davacının, belirli veya belirlenebilir alacağının tamamı için usulüne uygun şekilde tam eda davası açmasına usuli açıdan bir engel bulunmamaktadır.</p>

<p>Davanın açıldığı anda bulunması gereken ve tamamlanması mümkün olmayan dava şartlarından olan hukuki yararın bulunmadığı anlaşıldığında davanın usulden reddedilmesi, daha sonra usulüne uygun şekilde açılacak yeni bir davada düzeltilebilir bir yanlışlığa da işaret eder. Davacı daha sonra usulüne uygun dava açarak yanlışını düzeltmiş olacaktır.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesine kaynaklık teşkil eden İsviçre Medeni Usul Kanunu’nun 85 inci maddesi açısından, Zürih Kantonu Yüksek Mahkemesi, şartları olmadığı hâlde açılan belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiş; buradaki hatanın, dilekçedeki basit bir şekli eksiklik olarak değerlendirilerek İsviçre Medeni Usul Kanunu’nun 132 nci maddesinin uygulanamayacağını ifade etmiş, keza hâkimin davayı aydınlatma ödevinin de (İsviçre MUK m. 56) uygulama alanı bulamayacağını belirtmiştir (Obergericht des Kantons Zürich, 20.10.2015, LB150038). Söz konusu kararda, dava şartı eksikliğinin bulunduğu davaların, bu nedenle reddedilmesinin usûl ekonomisine aykırı olduğu gerekçesiyle AİHS m. 6 ve Federal Anayasa’nın 29 uncu maddesine dayanılamayacağı ifade edilmiştir. Keza İsviçre Federal Mahkemesi de 2020 yılında verdiği bir kararında, şartları olmadığı hâlde açılan belirsiz alacak davasında, hâkimin davayı aydınlatma ödevine dayalı olarak tarafın talebini düzeltmesine imkân veremeyeceğini, bunun silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu belirtmiş, ayrıca taraf adına doğru bir hukuki himaye talebi formüle etmenin, mahkemenin görevi olmadığını ifade etmiştir (İsviçre Federal Mahkemesi, 15.06.2020, 4A_502/2019).</p>

<p>Sonuç olarak, yukarıda izah olunan gerekçelerle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin “ ... davacı taraf, dava dilekçesinde, işsizlik sigortası nedeniyle ödenmesi gereken sigorta tazminatını talep etmiştir. Davacının elindeki belgelerle işsiz kaldığı sürenin ve tazminatın belirlenebilir nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda uyuşmazlık belirlenebilir nitelikte bulunmaktadır. Bu itibarla, mahkemece, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi doğru görülmemiş, ...” şeklindeki bozması usul ve yasaya uygun olup direnme kararı hatalı olduğundan, usul ve yasaya uygun olmayan direnme kararının bozulması gerekir düşüncesiyle aksi yöndeki sayın çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="16256"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILDI: SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI UYUŞMAZLIKLARINDA YENİ DÖNEM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/belirsiz-alacak-davasi-kaldirildi-sigorta-ve-trafik-tazminati-uyusmazliklarinda-yeni-donem-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/belirsiz-alacak-davasi-kaldirildi-sigorta-ve-trafik-tazminati-uyusmazliklarinda-yeni-donem-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILDI: SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI UYUŞMAZLIKLARINDA YENİ DÖNEM</strong></p>

<p></p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>16 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun, Türk medeni usul hukukunun 2011'den bu yana en çok tartışılan kurumlarından birini — 6100 sayılı HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını — yürürlükten kaldırdı. Değişikliğin en geniş etki alanı, kurumun en yoğun kullanıcısı olan tazminat yargılamasıdır: araç değer kaybı, sürekli ve geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve destekten yoksun kalma tazminatı gibi, miktarı ancak yargılama içinde alınacak bilirkişi raporuyla belirlenebilen sigorta ve trafik uyuşmazlıklarının tamamına yakını, on beş yıldır belirsiz alacak davası kalıbıyla açılmaktaydı.</p>

<p>Bu çalışmada; kaldırılan kurumun tazminat pratiğindeki işlevi, yerine ikame edilen güçlendirilmiş kısmi dava modeli (HMK m. 109/4), geçiş hükümlerinin derdest dosyalara etkisi ve aynı Kanunla TBK m. 55'e eklenen faiz ile oransal mahsup kuralları; yürürlüğün ilk ayında dava pratiğinin içinden gözlemlerle değerlendirilecektir. Belirtmek gerekir ki değişikliğe ilişkin istinaf ve Yargıtay uygulaması henüz oluşmamıştır; bu yazı, kaçınılmaz olarak bir "ilk dönem" okumasıdır.</p>

<p><strong>II. KALDIRILAN KURUM: BELİRSİZ ALACAK DAVASININ TAZMİNAT PRATİĞİNDEKİ İŞLEVİ</strong></p>

<p>Belirsiz alacak davasının varlık sebebi, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirlemenin davacıdan beklenemediği veya bunun imkânsız olduğu hâllerdi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; kurumun en önemli işlevlerini, davacıyı yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğraması risklerinden koruması olarak özetlemiş; alacağın belirli mi belirsiz mi olduğunun kategorik değil, her somut olayın özelliğine göre değerlendirileceğini vurgulamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari" rel="dofollow">(HGK, 2021/916 E., 2023/108 K., 22.02.2023)</a>. Öte yandan bir davada bilirkişi incelemesine gidilecek olması, tek başına belirsiz alacak davası açılabilmesi için yeterli görülmemiş; davacı dava açarken alacağını belirleyebiliyorsa belirsiz alacak davasının dinlenemeyeceği kabul edilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171099-e-2019460-k-sayili-karari" rel="dofollow">(HGK, 2017/17-1099 E., 2019/460 K., 16.04.2019).</a></p>

<p>Bu içtihadi çerçevenin pratikteki maliyeti küçümsenmeyecek boyuttaydı: "alacak belirli miydi?" tartışması, yıllarca dava şartı (hukuki yarar) düzleminde usulden ret kararlarına, daireler arasında ölçüt farklarına ve davacılar bakımından öngörülemezliğe yol açtı. Tazminat davaları bu tartışmanın görece dışında kalmıştı; zira kusur oranına, aktüeryal hesaba ve rayiç tespitine bağlı bir alacağın dava anında belirlenmesi beklenebilir değildi. Yine de kurumun kaldırılmasının sessiz bir kazancı şimdiden not edilmelidir: yeni rejimde davacı "belirsizlik" nitelendirmesini savunmak zorunda olmadığından, bu dava şartı tartışması yeni açılan davalar bakımından büyük ölçüde tarihe karışmıştır.</p>

<p><strong>III. YENİ REJİM: GÜÇLENDİRİLMİŞ KISMİ DAVA (HMK m. 109/4)</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra şöyledir: "Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır."</p>

<p>Düzenleme, belirsiz alacak davasının sağladığı iki temel korumayı kısmi dava çatısı altına taşımaktadır. Birincisi usul ekonomisidir: talep artırımı için ıslaha gerek yoktur; artırım iddianın genişletilmesi yasağının dışına çıkarılmıştır. İkincisi zamanaşımı korumasıdır: artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayıldığından, kısmi davanın klasik zaafı olan "artırılan kısım zamanaşımına uğradı" def'i, yeni davalar bakımından dayanaksız kalmaktadır. Bu iki özellik birlikte değerlendirildiğinde m. 109/4, belirsiz alacak davasının işlevsel mirasçısıdır; kaybolan şey koruma değil, kurumun adı ve dava şartı tartışmasıdır.</p>

<p>Bununla birlikte yeni modelin iki kritik sınırı vardır. Artırım hakkı bir defaya mahsustur ve tahkikat sona erene kadar kullanılabilir. Bu sınırlar, tazminat pratiğinde artırım zamanlamasını stratejik bir karar hâline getirmektedir: bilirkişi kök raporuyla yetinip erken artırım yapan taraf, rapora itirazlar üzerine alınacak ek rapor veya yeni heyet raporu alacağı daha yüksek belirlediğinde ikinci bir artırım imkânı bulamayacaktır. Doğru uygulama, artırımın kural olarak hesap tartışması kapandıktan — kesin rapor yahut ek rapor aşaması tamamlandıktan — sonra, tahkikat bitmeden kullanılmasıdır.</p>

<p><strong>IV. GEÇİŞ HÜKÜMLERİ: DERDEST DOSYALAR VE ESKİ KAZALAR</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun'un geçiş hükmü (Geçici Madde 1/10) uyarınca, yürürlükten kaldırılan HMK m. 107, kaldırılma tarihinden önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder. Buna göre 16 Temmuz 2026'dan önce belirsiz alacak davası olarak açılmış sigorta ve tazminat dosyaları, talep artırımı ve faiz rejimi dâhil eski usulle yürüyecek; değişiklik yalnızca bu tarihten sonra açılan davaları etkileyecektir. Uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta, iki rejimin uzun bir süre yan yana yaşayacağıdır: aynı avukatın portföyünde bugün hem m. 107 usulüne tabi derdest dosyalar hem de m. 109/4'e göre açılmış yeni dosyalar bulunmaktadır ve iki gruptaki artırım mekanikleri birbirinden farklıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. AYNI KANUNUN GÖZDEN KAÇAN AYAĞI: TBK m. 55'TE FAİZ VE ORANSAL MAHSUP</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle TBK m. 55'e eklenen fıkralar, bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatlarının hesap ve faiz rejimini doğrudan etkilemektedir. İlk kural faizi ikiye bölmektedir: tazminatın, zarar görenin kazancının bilindiği döneme ilişkin kısmına olay tarihinden; kazancın bilinemediği (varsayımsal) döneme ilişkin kısmına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecektir. İkinci kural, tahkikat başlayana kadar ifa amacıyla yapılan ödemelerin — uygulamada tipik olarak sigorta şirketinin kısmi ödemelerinin — ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir.</p>

<p>Oransal mahsup kuralı, sigortacının erken tarihli kısmi ödemesinin yıllar sonra hesaplanan güncel tazminattan nominal (TL-TL) düşülmesinin yarattığı adaletsizliğe yasal bir formül getirmesi bakımından isabetlidir; aynı yönde gelişen içtihadi arayışları kanunlaştırmıştır. Buna karşılık faizin ikiye bölünmesi, zarar görenin aktüeryal hesabın ağırlıklı bölümünü oluşturan gelecek dönem zararında faiz başlangıcını karar tarihine ötelediğinden, uzun süren yargılamalarda mağdur aleyhine ciddi bir faiz kaybı doğurmaya elverişlidir; hükmün uygulama alanı ve "kazancın bilinebildiği dönem" ayrımının nasıl çizileceği, ilk içtihatların en çok tartışacağı sorun olacaktır. Önemle not edilmelidir ki geçiş hükmü uyarınca bu yeni kurallar yalnızca 16 Temmuz 2026'dan sonra meydana gelen zarar doğurucu olaylara uygulanır; bu tarihten önceki kazalarda eski rejim geçerlidir.</p>

<p><strong>VI. SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI PRATİĞİ İÇİN İLK DÖNEM GÖZLEMLERİ</strong></p>

<p>Yürürlüğün ilk ayına ilişkin uygulama gözlemlerimiz üç noktada toplanabilir. Birincisi ve en acili, dilekçe şablonlarının güncellenmesi zorunluluğudur: mülga m. 107'ye dayanılarak "belirsiz alacak davası" olarak açılan yeni bir dava, yürürlükte olmayan bir usul hükmüne dayanacaktır. Büromuz pratiğinde dahi değişikliğin hemen ertesinde hazırlanan taslaklarda eski kalıbın sehven kullanıldığı ve son okumada yakalandığı vakidir; meslektaşların özellikle hazır şablonlarla çalışırken usul dayanağını m. 109'a uyarlamaları gerekir. Doğru kalıp; alacağın küçük bir kısmının fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava olarak talep edilmesi, bilirkişi raporuyla miktar belirlendikten sonra m. 109/4'teki tek seferlik artırım hakkının kullanılmasıdır.</p>

<p>İkincisi harç ve masraf planlamasıdır: peşin nispi harç dava edilen kısım üzerinden alınmakta, artırımda tamamlama harcı ödenmektedir; bu yönüyle maliyet dengesi belirsiz alacak dönemindekine yakındır. Üçüncüsü, Sigorta Tahkim Komisyonu yargılamasına yansımadır: tahkimde talep artırımı zaten kısmi talep mantığıyla yürüdüğünden kopuş sert olmayacaktır; ancak 5684 sayılı Kanun m. 30 çerçevesindeki tahkim pratiğinde m. 109/4'ün kıyasen uygulanma biçimi ve artırım dilekçelerine bağlanacak sonuçlar, hakem heyetleri içtihadıyla netleşecektir. Bedesten ve emsal karar sistemlerinde 7589 sonrası usule ilişkin yayımlanmış istinaf/temyiz kararı bu yazının kaleme alındığı tarihte henüz bulunmamaktadır; ilk bozma ve kaldırma kararlarının, erken/eksik artırım ile derdest dosyalarda rejim karıştırılması sorunlarından çıkması kuvvetle muhtemeldir.</p>

<p><strong>VII. SONUÇ</strong></p>

<p>Belirsiz alacak davasının kaldırılması, ilk bakışta tazminat davacısı aleyhine bir daralma gibi görünse de; m. 109/4'ün getirdiği ıslahsız ve zamanaşımı korumalı tek seferlik artırım mekanizması, kurumun tazminat pratiğindeki işlevini büyük ölçüde ikame etmekte, üstelik "alacak belirli miydi?" eksenindeki dava şartı tartışmasını da sonlandırmaktadır. Asıl dikkat edilmesi gereken iki alan; artırım hakkının tek seferlik yapısının gerektirdiği zamanlama disiplini ile TBK m. 55'in yeni faiz ve oransal mahsup kurallarının 16 Temmuz 2026 sonrası olaylarda hesap pratiğine etkisidir. İki rejimin yan yana yaşayacağı geçiş döneminde, dosyanın hangi rejime tabi olduğunun her işlemde ayrıca doğrulanması, meslek pratiğinin yeni bir refleksi hâline gelmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran"><img alt="Av. Melih Küçükcankurtaran" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran">Av. Melih Küçükcankurtaran</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 7589 sayılı Kanun m. 18, 20 ve Geçici Madde 1/10 (RG: Temmuz 2026); 6100 sayılı HMK m. 107 (mülga), m. 109; 6098 sayılı TBK m. 55; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/916, K. 2023/108, T. 22.02.2023.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171099-e-2019460-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/17-1099, K. 2019/460, T. 16.04.2019.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/belirsiz-alacak-davasi-kaldirildi-sigorta-ve-trafik-tazminati-uyusmazliklarinda-yeni-donem-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/arac-anahtar-ter.jpg" type="image/jpeg" length="19201"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik, 15 Ağustos 2026 Tarihli ve 33341 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MOTORLU KARA TAŞITLARININ KİRALANMASI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, motorlu kara taşıtlarının kiralanması faaliyetlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, gerçek veya tüzel kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerini, yetki belgesinin verilmesi, tadili ve iptali ile Bilgi Sisteminin kurulması ve işletilmesine ilişkin usul ve esasları, motorlu kara taşıtlarının kiralanmasında işletme ve kiracının hak ve yükümlülüklerini, elektronik ortamda yapılan ön ödemeli rezervasyon ve kiralamaları, ilan platformları ve aracı platformların haksız ticari uygulama ve sorumluluklarını, motorlu kara taşıtı kiralama ilanlarına ilişkin ilke, kural ve yükümlülükler ile motorlu kara taşıtı kiralamalarına ilişkin Bakanlık, yetkili idare ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarını kapsar.</p>

<p>(2) Uzun süreli kiralamalar, kiracısı tüketici niteliğini haiz olmayan kısa süreli kiralamalar, paylaşımlı kiralamalar ve kamp taşıtı kiralamaları bu Yönetmeliğin kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 14/1/2015 tarihli ve 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (ç) bentleri, 23/10/2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrası ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 446 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;</p>

<p>a) Aracı platform: Başkalarına ait motorlu kara taşıtlarının kiralanmasına yönelik ilanların yayımlanmasına elektronik ortam sağlayan ve bu ortam üzerinden rezervasyon veya ödeme yapılmasına ya da kira sözleşmesi kurulmasına imkân sağlayan aracı hizmet sağlayıcıyı,</p>

<p>b) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>c) Bilgi Sistemi: Motorlu Kara Taşıtı Kiralama Bilgi Sistemini,</p>

<p>ç) Depozito: Kira bedelinin ödenmesini ve kiracının sözleşmeden doğan diğer mali yükümlülüklerini yerine getirmesini garanti altına alan, işletme veya aracı platform tarafından kredi kartı, banka kartı ya da ön ödemeli kart üzerinden ön provizyon veya blokaj şeklinde alınan ya da Bakanlıkça belirlenen diğer yöntemlerle tahsil edilen bedeli,</p>

<p>d) ESBİS: Esnaf ve Sanatkâr Bilgi Sistemini,</p>

<p>e) İl müdürlüğü: Ticaret il müdürlüğünü,</p>

<p>f) İlan platformu: Başkalarına ait motorlu kara taşıtlarının kiralanmasına yönelik ilanların yayımlanmasına elektronik ortam sağlayan aracı hizmet sağlayıcıyı,</p>

<p>g) İşletme: Motorlu kara taşıtı kiralamasıyla iştigal eden esnaf ve sanatkâr işletmesi, ticari işletme ve ticaret şirketleri ile bunların şubelerini,</p>

<p>ğ) Kısa süreli kiralama: Aynı kiracıya tek seferde veya kesinti bulunmayan dönemler halinde en fazla yirmi dokuz gün süreyle verilen motorlu kara taşıtı kiralama hizmetini,</p>

<p>h) Kira sözleşmesi: İşletmenin tasarruf yetkisini haiz olduğu motorlu kara taşıtını, belirli bir süre ve bedel karşılığında kiracının kullanımına bırakmayı, kiracının da taşıtı sözleşme şartlarına uygun şekilde kullanmayı ve kira bedeli ödemeyi taahhüt ettiği, işletme ve kiracının hak ve yükümlülüklerini belirleyen sözleşmeyi,</p>

<p>ı) Kiracı: Kira sözleşmesine taraf olan tüketiciyi,</p>

<p>i) Klasik motorlu kara taşıtı: Model yılına göre otuz yaşın üzerinde olan, üretildiği dönemin tasarım ve teknoloji anlayışını yansıtmasına bağlı olarak tarihi, estetik ve koleksiyon değeri bulunan, orijinal parçalarını büyük ölçüde koruyan veya aslına uygun olarak restore edilen ve halihazırda seri üretimi yapılmayan motorlu kara taşıtını,</p>

<p>j) MERSİS: Merkezi Sicil Kayıt Sistemini,</p>

<p>k) Meslek odası: İlgili esnaf ve sanatkârlar odası ile ticaret ve sanayi odasını, ticaret ve sanayi odalarının ayrı kurulduğu yerlerde ticaret odasını,</p>

<p>l) Mesleki yeterlilik belgesi: Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından onaylanarak bireyin bilgi, beceri ve yetkinliğini ifade eden motorlu kara taşıtı kiralama danışmanı (Seviye 4) ulusal yeterliliğine dayalı belgeyi,</p>

<p>m) Motorlu kara taşıtı: 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 3 üncü maddesinde tanımlanan ve tescil belgesinde sınıfı M1, M1G, N1 ve N1G olan taşıtları,</p>

<p>n) Motorlu kara taşıtı kiralama danışmanı: İşletmeye sözleşmeyle bağlı kiralama personelini,</p>

<p>o) Motorlu kara taşıtı kiralama faaliyeti: İşletmenin tasarruf yetkisini haiz olduğu motorlu kara taşıtını, belirli bir bedel karşılığında süreli olarak kiracının kullanımına bırakmasına ilişkin faaliyetler bütününü,</p>

<p>ö) Motorlu kara taşıtı kiralama sorumlusu: Motorlu kara taşıtı kiralamasıyla iştigal eden gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerini, ticaret şirketleri ve diğer tüzel kişi tacirler ile şubelerde ise bu faaliyetleri yürüten yetkili temsilcileri,</p>

<p>p) Paylaşımlı kiralama: Fiziki olarak karşı karşıya gelinmeksizin internet sitesi, mobil site veya mobil uygulama üzerinden üyelik sözleşmesi kapsamında başlatılan ve sonlandırılan, genellikle bireysel kullanıma yönelik olarak dakikalık veya saatlik verilen ve kiralamaya konu taşıtın sabit teslim noktalarına bağlı kalınmaksızın ortak bir taşıt havuzundan serbestçe teslim alınabildiği ve iade edilebildiği motorlu kara taşıtı kiralama hizmetini,</p>

<p>r) Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>s) Uzun süreli kiralama: Aynı kiracıya tek seferde veya kesinti bulunmayan dönemler halinde otuz gün veya daha uzun süreyle verilen motorlu kara taşıtı kiralama hizmetini,</p>

<p>ş) Yetki belgesi: Motorlu kara taşıtı kiralamasıyla iştigal edilebilmesi için Bakanlık tarafından işletme adına düzenlenen belgeyi,</p>

<p>t) Yetkili idare: İş yeri açma ve çalışma ruhsatını vermeye yetkili belediye veya il özel idareleri ile diğer idareleri,</p>

<p>u) Yetkili satıcı: Üretici veya distribütör ile aralarında kurulan sözleşme kapsamında tescilsiz motorlu kara taşıtı perakende ticaretiyle iştigal eden gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yetki Belgesine İlişkin Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Yetki belgesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Yetki belgesi olmadan ticari faaliyet kapsamında motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunulamaz. Aksi Bakanlıkça tespit edilmedikçe her bir motorlu kara taşıtı kiralama işlemi ticari faaliyet kabul edilir.</p>

<p>(2) Yetki belgesi, işletmenin bulunduğu yerdeki il müdürlüğü tarafından Bilgi Sistemi üzerinden verilir, tadil ve iptal edilir.</p>

<p>(3) Yetki belgesinde işletmenin MERSİS numarası ve MERSİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile ticaret ünvanına veya ESBİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile işletme sahibinin adı, soyadı ve T.C. kimlik numarasına veya yabancı kimlik numarasına yer verilir.</p>

<p>(4) Yetki belgesi, her bir işletme için ayrı ayrı düzenlenir ve devredilemez.</p>

<p><strong>Yetki belgesi verilmesinde aranan şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) İşletmeye yetki belgesi verilebilmesi için;</p>

<p>a) Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olunması,</p>

<p>b) Meslek odasına kayıtlı olunması,</p>

<p>c) Meslek odası ve vergi kayıtlarındaki faaliyet konuları arasında motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinin bulunması,</p>

<p>ç) İş yerinin yetkili satıcılık, sigortacılık, yol yardım ve çekici hizmetleri ile lastik ve aksesuar satışı gibi faaliyetler dışında mesleki ya da ticari faaliyet veya ikamet amacıyla kullanılmaması,</p>

<p>d) Yetki belgesi başvurusunda bulunan motorlu kara taşıtı kiralama sorumlusunun;</p>

<p>1) On sekiz yaşını doldurmuş olması,</p>

<p>2) En az ilköğretim mezunu olması,</p>

<p>3) İflas etmemiş veya iflas etmiş olsa bile 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre itibarının yerine gelmiş olması,</p>

<p>4) Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme, işkence, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, insan ticareti, kasten öldürme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, fuhuş, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olması,</p>

<p>5) Mesleki yeterlilik belgesine sahip olması,</p>

<p>e) İşletmenin kiralamaya konu taşıtlarının;</p>

<p>1) Bilgi Sistemine kaydedilmiş olması,</p>

<p>2) Büyükşehir belediyesi olan illerin nüfusu otuz bini geçen ilçelerinde faaliyet gösterilmesi halinde, birinin Türkiye’de üretilmesi koşuluyla asgari iki adet hibrit veya yalnızca elektrik motorlu olmak üzere, en az beşi işletme adına tescilli ve kalanı kiralama yoluyla temin edilebilen asgari on adet; nüfusu otuz bini geçmeyen ilçeler ile büyükşehir belediyesi olmayan illerde faaliyet gösterilmesi halinde ise en az ikisi işletme adına tescilli olmak üzere kalanı kiralama yoluyla temin edilebilen asgari beş adet olması,</p>

<p>3) Klasik olanlar hariç olmak üzere, model yılına göre altı yaşın üzerinde olmaması ve elektrik motorlu taşıtlarda üç yüz bin, diğer taşıtlarda ise yüz seksen bin kilometreyi aşmamış olması,</p>

<p>4) Ağır hasar kayıtlı olmaması, muayene geçerlilik süresinin dolmamış olması ve zorunlu mali sorumluluk sigortasının bulunması,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(2) Şube adına yapılan yetki belgesi başvurusunda;</p>

<p>a) Birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerinde belirtilen vergi kaydına ilişkin şartların merkez tarafından sağlanması durumunda şube tarafından da sağlandığı kabul edilir.</p>

<p>b) Şube adına yetki belgesi düzenlenebilmesi için, birinci fıkranın (e) bendinin (2) numaralı alt bendinde belirtilen asgari taşıt sayısı şartlarının merkez tarafından her bir şube için ayrıca sağlanması gerekir.</p>

<p>(3) Bakanlık, yetki belgesi verilmesi için mesleki eğitim şartı getirmeye ve bu eğitime ilişkin usul ve esasları ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>(4) Bakanlık, büyükşehir belediyesi olmayan illerde faaliyet gösteren işletmeler için asgari hibrit ve elektrik motorlu taşıt sayılarını illerin nüfus ve ticari potansiyelleri ile tüketici taleplerini dikkate alarak belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>(5) Birinci fıkranın (e) bendinin (2) numaralı alt bendinin uygulanmasında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan bir önceki takvim yılının son gününe ait nüfus verileri dikkate alınır.</p>

<p><strong>Yetki belgesinin verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Yetki belgesi başvurusu, yetki belgesi verilmesinde aranan şartların taşındığını gösteren belgelerle birlikte Bilgi Sistemi üzerinden yapılır.</p>

<p>(2) İlgili kurum ve kuruluşların elektronik bilgi sistemlerinden sağlanabilen belgeler, bu sistemlerden temin edilir ve işletme adına elektronik ortamda oluşturulan dosyada diğer başvuru evrakı ile birlikte saklanır.</p>

<p>(3) Yetki belgesi verilmesinde aranan şartları taşıdığı tespit edilen işletme adına, başvuru tarihinden itibaren on gün içinde yetki belgesi düzenlenir.</p>

<p>(4) Yetki belgesi başvurusunun reddedilmesi durumunda, Bilgi Sisteminde ret gerekçelerine yer verilir ve başvuru sahibinin bu gerekçelere erişimine imkân sağlanır.</p>

<p><strong>Yetki belgesinin tadili</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Yetki belgesi, 5 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen bilgilerden herhangi birinde değişiklik olması durumunda, değişikliğin gerçekleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde işletme tarafından Bilgi Sistemi üzerinden yapılan başvuru üzerine tadil edilir.</p>

<p>(2) Tadil başvurusu, başvuru tarihinden itibaren on gün içinde sonuçlandırılır. Başvuru sonucuna Bilgi Sisteminde yer verilir ve başvuru sahibinin bu sonuca erişimine imkân sağlanır.</p>

<p><strong>Yetki belgesinin iptali</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Yetki belgesi;</p>

<p>a) 6 ncı maddede belirtilen şartlardan herhangi birini kaybeden işletmenin, Bilgi Sistemi üzerinden başvuruda bulunması veya bu şartlardan herhangi birinin kaybedildiğinin Bakanlıkça tespit edilmesi ve on günden az olmayacak şekilde verilen süre içinde şartların yeniden sağlanamaması durumlarında,</p>

<p>b) 8 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen süre içinde tadil başvurusunda bulunulmaması nedeniyle Bilgi Sistemi üzerinden veya yazılı olarak Bakanlıkça yapılan uyarıya rağmen on gün içinde tadil başvurusunda bulunulmaması durumunda,</p>

<p>c) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket eden işletmeye Bilgi Sistemi üzerinden veya yazılı olarak Bakanlıkça yapılan uyarıya rağmen, on günden az olmayacak şekilde verilen süre içinde aykırılığın ortadan kaldırılmaması veya aynı takvim yılı içinde aykırılığın tekrarlanması durumlarında,</p>

<p>iptal edilir.</p>

<p>(2) Yetki belgesinin iptal edilmesi durumunda, Bilgi Sisteminde iptal gerekçelerine yer verilir ve başvuru sahibinin bu gerekçelere erişmesine imkân sağlanır.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (c) bendi gereğince yetki belgesi iptal edilen işletmeye ve işletme sahibi ile işletmeyi temsile yetkili kişilerin sahibi veya temsile yetkili olduğu diğer işletmelere iptal tarihinden itibaren bir yıl süreyle yetki belgesi verilmez.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Kiralama Faaliyetlerine İlişkin Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Kira sözleşmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Motorlu kara taşıtı kiralamasında işletme ile kiracı arasında yazılı olarak veya elektronik ortamda kira sözleşmesi yapılır ve sözleşmenin bir nüshası taşıt tesliminden önce işletme tarafından kiracıya verilir veya elektronik ortamda gönderilir.</p>

<p>(2) Kira sözleşmesinin kurulmasından önce işletme tarafından kiracıya yazılı olarak veya elektronik ortamda ön bilgilendirmede bulunulur. Ön bilgilendirmede asgari olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:</p>

<p>a) İşletme, kiracı ve bildirilmesi durumunda ek sürücünün tanıtıcı bilgileri ile iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Hizmetin ve kiralamaya konu taşıtın temel nitelikleri.</p>

<p>c) Her bir hizmetin bedeli ile toplam kira bedeli.</p>

<p>ç) İşletme ve kiracının kiralamaya ilişkin hak ve yükümlülükleri.</p>

<p>d) Kiralamanın başlangıç ve bitiş tarihleri ile taşıtın teslim tarihi, saati ve yeri.</p>

<p>e) Kira sözleşmesinin fesih koşulları.</p>

<p>(3) Kira sözleşmesi, sözleşmenin taraflarca imzalanması veya işletmenin sözleşme teklif ve şartlarını kiracının elektronik ortamda kabulü ile kurulur. Kira sözleşmesinde asgari olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:</p>

<p>a) İşletmenin yetki belgesi, MERSİS ve vergi kimlik numaraları, MERSİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile ticaret ünvanı veya ESBİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile adı, soyadı ve T.C. kimlik numarası ya da yabancı kimlik numarası ile vergi kimlik numarası.</p>

<p>b) Kiracının gerçek kişi olması durumunda adı, soyadı, T.C. kimlik numarası ve sürücü belgesi bilgileri veya yabancı ise pasaport ülke ismi ve pasaport numarası veya yabancı kimlik numarası ile adres ve diğer iletişim bilgileri; tüzel kişi olması durumunda ünvan ve vergi numarası ile adres ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>c) Kiralanan taşıtı kullanacak ek sürücü veya sürücülerin ad ve soyadları, T.C. kimlik veya yabancı ise pasaport ülke ismi ve pasaport numaraları veya yabancı kimlik numaraları, sürücü belgesi bilgileri ile adres ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>ç) Kiralanan taşıtın markası, cinsi, tipi, model yılı, vites türü ve kilometresi ile enerji türü ve seviyesi.</p>

<p>d) Kiralama hizmeti, navigasyon, çocuk bağlama sistemi, ek sürücü, hızlı geçiş, kasko sigortası teminat kapsamı, teminat dışı haller, muafiyet durumları, ferdi kaza sigortası, asistans hizmetleri gibi bedelli ve bedelsiz verilen hizmetlere ilişkin açıklamalar ile her bir hizmetin bedeli ve toplam kira bedeli.</p>

<p>e) Depozito tutarı ve depozitonun hangi durumlarda kullanılacağına, iadesine ve iade süresine ilişkin açıklamalar.</p>

<p>f) Yol yardımı, geç teslimat, kilometre aşımı, otoyol ve köprü geçiş ücretleri ve trafik cezaları ile enerji tamamlama giderlerine ilişkin açıklamalar.</p>

<p>g) Kiracının veya ek sürücünün hasar kaynaklı mali sorumluluklarının kasko sigortası teminatıyla güvence altına alınması durumunda, kiralamaya konu taşıtın kasko poliçesinde yer alan muafiyet bedeli ve bu bedeli aşan tutarın hangi durumlarda kiracıdan talep ve tahsil edileceğine ilişkin açıklamalar.</p>

<p>ğ) Kira süresi içinde taşıtta oluşan hasar ve arızadan kiracının sorumlu olduğu durumlar.</p>

<p>h) Sözleşmenin işletme ve kiracı tarafından tek taraflı feshedilebileceği durumlar.</p>

<p>(4) Kira sözleşmesinin aracı platform üzerinden kurulması durumunda, ön bilgilendirmede bulunulması ve sözleşmenin gönderilmesinden işletme ve aracı platform müştereken sorumludur. Aracı platformun sorumluluğu, işletme tarafından kendisine iletilen bilgi ve belgelerin kiracıya tam ve doğru olarak aktarılmasıyla sınırlıdır.</p>

<p>(5) İşletme, yazılı veya elektronik ortamda kira sözleşmesinin kurulmasından önce kiracıya ve kiralama şartlarına ilişkin kontrollerini yapmakla yükümlüdür. Sözleşmenin kurulmasından sonra haklı bir sebep olmaksızın işletme tarafından kiralamadan vazgeçilemez.</p>

<p>(6) Yazılı olarak veya elektronik ortamda uzatma onayı alınmasına rağmen geçerli sözleşmenin hüküm ve şartlarının değiştirildiği yeni bir sözleşme yapılmaması durumunda, kira süresinin aynı hüküm ve şartlarla uzadığı kabul edilir.</p>

<p><strong>Elektronik ortamda yapılan ön ödemeli rezervasyonlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Ön ödemeli rezervasyonlarda işletme tarafından kiracının onayı alınmak suretiyle rezervasyon formu düzenlenir. Rezervasyon formunun bir nüshası, onayın alındığı ve ön ödemenin yapıldığı tarihte işletme tarafından elektronik ortamda kiracıya iletilir. Kira sözleşmesinin aracı platform üzerinden kurulması durumunda, formun düzenlenmesi ve kiracıya iletilmesinden işletme ve aracı platform müştereken sorumludur. Aracı platformun sorumluluğu, işletme tarafından kendisine iletilen bilgi ve belgelerin kiracıya tam ve doğru olarak aktarılmasıyla sınırlıdır.</p>

<p>(2) Rezervasyon formunda asgari olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:</p>

<p>a) İşletme, kiracı ve bildirilmesi durumunda ek sürücünün tanıtıcı bilgileri ile iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Hizmetin ve kiralamaya konu taşıtın temel nitelikleri.</p>

<p>c) Ayrı ayrı hizmet bedelleri ve toplam kira bedeli ile ön ödeme tutarı.</p>

<p>ç) İşletme ve kiracının kiralamaya ilişkin hak ve yükümlülükleri.</p>

<p>d) Kiralamanın başlangıç ve bitiş tarihleri ile taşıtın teslim tarihi, saati ve yeri.</p>

<p>e) Rezervasyon değişikliği ve iptaline ilişkin açıklamalar.</p>

<p>(3) İşletme, rezervasyonun kiracı tarafından onaylanmasından hemen önce, rezervasyon onayının ön ödeme yükümlülüğü anlamına geldiği hususunda kiracıyı açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu bilgilendirmenin yapılmaması durumunda, kiracı rezervasyonla bağlı ve ön ödeme yapmakla yükümlü değildir.</p>

<p>(4) Rezervasyon formunun düzenlenmiş olması, kira sözleşmesinin kurulması ve taraflara verdiği yükümlülüklerin yerine getirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>(5) Rezervasyon formunda belirtilen kiralamaya ilişkin hususların, formun kiracı tarafından onaylanmasından sonra işletme veya aracı platform tarafından tek taraflı değiştirilmemesi esastır. Ancak, haklı bir sebep bulunması ve kiracının gecikmeksizin bilgilendirilmesi koşuluyla, kiralamaya ilişkin hususlarda tek taraflı değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(6) Ön ödemeli rezervasyonlarda taşıt, rezervasyon formunda belirtilen tarih, saat ve yerde kiracıya teslim edilir. İşletme tarafından haklı bir sebep gösterilmeden bu yükümlülüğün yerine getirilmesinden kaçınılamaz ve rezervasyon iptal edilemez.</p>

<p>(7) Ön ödemeli rezervasyonlarda kiralama tarihi, saati ve yeri ile kiralamaya konu taşıtın segmenti, rezervasyonun yapıldığı tarihte kiracı tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden değiştirilebilir veya rezervasyon iptal edilebilir. Rezervasyonun bu fıkra kapsamında iptal edilmesi durumunda;</p>

<p>a) Kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez. Bu hüküm, teslim saatinden önceki yirmi dört saat içinde iptal edilen rezervasyonlar hakkında uygulanmaz. Bu durumda, rezervasyon formunda belirtilmiş olması koşuluyla, kiracıdan en fazla bir günlük kira bedeli tutarında iptal bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>b) Kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, iptal tarihini izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(8) Rezervasyon formunda belirtilen tarih ve saatte taşıtın kiracı tarafından mazeret belirtilmeksizin teslim alınmaması durumunda kiralamaya konu taşıt, bir ila altı günlük kiralamalarda en az on iki saat, yedi gün ve üzeri kiralamalarda en az bir gün süreyle başka bir kiracıya kiraya verilemez. Bu sürelere uyulmadan taşıtın başka bir kiracıya kiraya verilmesi durumunda, kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun kesintisiz iadesine ilişkin iş ve işlemler, taşıtın yeniden kiraya verildiği tarihi izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(9) Sekizinci fıkrada belirtilen bekleme sürelerinin sonuna kadar mazeret belirtilmeksizin taşıtın teslim alınmaması durumunda işletme tarafından, ön ödeme tutarından kira sözleşmesinde belirtilen tutar veya oranda kesinti yapılarak rezervasyon iptal edilebilir. Bu durumda kesinti tutarı, bir ila altı günlük kiralamalarda bir günlük, yedi gün ve üzeri kiralamalarda üç günlük kira bedelinden fazla olamaz. Kesintiden sonra kalan kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, iptal tarihini izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(10) Beşinci ve altıncı fıkralar ile 10 uncu maddenin beşinci fıkrasının uygulanmasında, kaza, hırsızlık veya teknik arıza gibi nedenlerle taşıtın kullanılamaz durumda olması ya da doğal afet veya zorlayıcı hal gibi işletmenin kontrolü dışında ve kusuru olmaksızın gerçekleşen durumlar haklı sebep kabul edilir.</p>

<p><strong>Taşıt teslimi ve iadesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Motorlu kara taşıtı kiralamalarında, kiralanan taşıt işletme tarafından kira sözleşmesine uygun şekilde kiracıya teslim edilir.</p>

<p>(2) Rezervasyon formunda belirtilen segmentte bir taşıtın teslim tarihi ve saatinde mevcut olmaması veya kiralamaya hazır bulunmaması durumlarında, kiracıdan ek bedel talep edilmeksizin eş değer veya daha üst segment bir taşıtın işletme tarafından kiracıya teslim edilmesi esastır. Eş değer veya daha üst segment bir taşıt temin edilememesi durumunda, kiracının yazılı veya elektronik ortamda onayı alınmak suretiyle daha alt segment bir taşıt kiracıya teslim edilir. Onay verilmemesi durumunda, rezervasyon kiracı tarafından bedelsiz olarak iptal edilebilir.</p>

<p>(3) Kiralanan taşıt işletme tarafından kiracıya teslim edilirken, taşıtın mevcut hasar ve arızalarını gösteren taşıt teslim belgesi düzenlenir ve belgenin bir nüshası kiracıya verilir veya elektronik ortamda gönderilir.</p>

<p>(4) İşletme tarafından taşıt iade alınırken, taşıtın hasarsız teslim alındığını veya iade anındaki hasar durumunu gösteren taşıt iade belgesi düzenlenir ve belgenin bir nüshası kiracıya verilir veya elektronik ortamda gönderilir. Bu hüküm, taşıt iadesinin fiziki olarak karşı karşıya gelinmeden yapılması durumunda uygulanmaz. Bu durumda, taşıtın işletme tarafından fiilen teslim alındığı gün içinde taşıt iade belgesi düzenlenerek kiracıya elektronik ortamda gönderilir.</p>

<p>(5) Kiralanan taşıt iade alındıktan sonra işletme tarafından taşıtın içi gecikmeksizin kontrol edilir. Taşıtta kaldığı tespit edilen her türlü eşya aynı gün kiracıya bildirilir ve bildirim tarihinden itibaren en az bir ay süreyle işletmenin iş yerinde muhafaza edilir. Kira sözleşmesiyle daha uzun bir süre belirlenmemiş olması durumunda işletme, bir aylık sürenin sonuna kadar kiracı tarafından teslim alınmayan eşyadan sorumlu değildir.</p>

<p>(6) Kira sözleşmesinde açıkça belirtilen durumlar dışında, taşıtın kararlaştırılan teslim tarihinden ve saatinden önce iadesi kiracıdan talep edilemez.</p>

<p><strong>Kira bedeli ve diğer hizmet bedelleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) İşletme, kira bedeli ile birlikte bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmayan ve kira sözleşmesinde yer verilen diğer hizmetler için kiracıdan hizmet bedeli talep ve tahsil edebilir. Kira ve diğer hizmet bedelleri, işletme veya aracı platform tarafından banka ve kredi kartı ile ön ödemeli kartlardan, havale veya elektronik fon transferi yoluyla ya da Bakanlıkça belirlenen diğer yöntemlerle tahsil edilir.</p>

<p>(2) İşletme tarafından bir günün altındaki saatlik kiralamalarda en az yirmi, bir ila altı günlük kiralamalarda günlük en az yüz elli, yedi ila yirmi dokuz günlük veya haftalık kiralamalarda günlük en az yüz kilometre olacak şekilde kilometre sınırları ve bu sınırlara göre farklı kira bedelleri belirlenebilir. Kilometre aşımı durumunda işletme tarafından üçüncü fıkrada belirtilen hususlara göre kiracıdan ek hizmet bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(3) İşletme tarafından kiracıya, işletmenin kiralama faaliyetlerini yürüttüğü iş yerlerinden herhangi birinde veya kiralamanın yapıldığı iş yerinin bulunduğu il sınırları içinde kiracı tarafından belirlenen bir adreste taşıtı teslim alma ve iade etme imkânı sunulması durumunda, belgelendirilen mesafe, enerji tüketimi, yıpranma ve eskime, operasyon ve bakım maliyeti ile diğer maliyetlere göre kiracıdan ek hizmet bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(4) Kiracının talebi üzerine ek sürücü bilgilerine kira sözleşmesinde yer verilmesi durumunda, ek sürücünün teşkil ettiği risk düzeyine göre kiracıdan ek hizmet bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(5) Kiracı ve sözleşmeyle belirlenen ek sürücü, yalnızca kira bedelini ödemek suretiyle taşıtın kasko, işletme güvencesi ve zorunlu mali sorumluluk sigortasından yararlanır. Bunlardan yararlanılması başka bir şart veya bedele bağlanamaz.</p>

<p>(6) Kiracı tarafından talep edilmesi durumunda, hızlı geçiş sistemi işletme tarafından bedelsiz olarak kiracının kullanımına sunulur. Kira süresi içinde hızlı geçiş sisteminin kullanılması durumunda işletme tarafından kiracıdan geçiş ücreti talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(7) Kira dönemine ilişkin geçiş ücreti ve enerji tamamlama gibi nedenlerle, bunların tutarı ile sözleşmede belirtilen ve işletme tarafından belgelendirilen ek maliyet tutarları dışında kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(8) Bir saate kadar taşıt iadesi gecikmelerinde kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(9) Bakanlık, işletme tarafından verilen hizmetler karşılığında alınan hizmet bedellerinin üst sınırlarını belirlemeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Depozito</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) İşletme tarafından taşıt sınıfına göre kiracıdan altı gün ve altındaki kiralamalarda en fazla üç günlük, yedi ila yirmi dokuz günlük veya haftalık kiralamalarda ise en fazla yedi günlük kira bedeli tutarında depozito alınabilir.</p>

<p>(2) Kiracının, kira sözleşmesinde onayının alınması ve tahsilattan önce bilgilendirilmesi koşuluyla;</p>

<p>a) Kira ve diğer hizmet bedellerinin ödenmemesi veya eksik ödenmesi durumunda, ödenmeyen kira ve diğer hizmet bedelleri,</p>

<p>b) Geç teslim süresine bağlı ilave kira ve diğer hizmet bedelleri ile kilometre aşım bedeli,</p>

<p>c) Taşıtın iadesinden sonra ortaya çıkan kira dönemine ait otoyol ve köprü geçiş ücretleri ve diğer kural ihlali bedelleri,</p>

<p>ç) Enerji tamamlama gideri,</p>

<p>d) Kiracının kusuru nedeniyle taşıtta meydana gelen ve kasko veya işletme güvencesi kapsamı dışında kalan hasar ve zararlar,</p>

<p>depozitodan karşılanır.</p>

<p>(3) Kiracıdan depozito olarak çek, senet, teminat mektubu, kefaletname veya benzeri borç doğurucu belge alınamaz.</p>

<p>(4) Bu Yönetmelikte özel olarak belirtilen durumlar hariç olmak üzere, depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, kira sözleşmesinin sona erdiği ve taşıtın iade edildiği tarihi izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(5) Taşıt tesliminde kolayca tespit edilmesi mümkün olmayan arıza veya çizik ve göçük gibi hasarlar ile olağan kullanımdan kaynaklanan ve kabul edilebilir sınırlar içinde kalan aşınma ve yıpranmalar nedeniyle depozitodan kesinti yapılamaz ve kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p><strong>Kiralamaya konu taşıtlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bilgi Sistemine kaydedilmeyen ve yetki belgesi verilmesinde aranan nitelikleri haiz olmayan taşıtlar kiraya verilemez.</p>

<p>(2) 14/5/2020 tarihli ve 31127 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunlar İçin Tasarlanan Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerin Genel Güvenliği ve Korunmasız Karayolu Kullanıcılarının ve Yolcuların Korunması ile İlgili Tip Onayı Yönetmeliği (AB/2019/2144) ve ilgili diğer mevzuat hükümleri kapsamında düzenlenen ilgili güvenlik standartlarına uygun olmayan taşıtlar kiraya verilemez.</p>

<p>(3) Periyodik bakımı zamanında yaptırılmayan taşıtlar, periyodik bakımları yapıldıktan sonra kiraya verilebilir.</p>

<p><strong>Hasar ve arıza</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Kira süresi içinde taşıtta meydana gelen hasar ve arızalar, kiracı tarafından gecikmeksizin işletmeye bildirilir. Sürüş ve taşıt güvenliğini veya kiracının can güvenliğini etkileyecek nitelikte olan hasar ve arızalarda, kiracının bildirimi üzerine taşıt, işletme tarafından zararın artmasını engellemeye yönelik tedbirler alınarak güvenli şekilde onarım noktasına ulaştırılır veya bunun için gerekli destek kiracıya sağlanır.</p>

<p>(2) Kiracıdan kaynaklanmadığı açıkça belli olan ve sürüş ve taşıt güvenliğini veya kiracının can güvenliğini etkileyecek nitelikte olan hasar ve arızalarda, kiracının bildirimi üzerine işletme tarafından mümkün olan en kısa sürede kiracıya eş değer bir ikame taşıt tahsis edilir. Bunun mümkün olmaması durumunda, hasar ve arızanın meydana geldiği gün dâhil olmak üzere, kalan kira süresine ilişkin kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, hasar veya arızanın meydana geldiği tarihi izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(3) İşletme tarafından, hasar ve arıza durumlarında kiracının her an kolayca bildirimde bulunabilmesini sağlamak üzere, internet tabanlı en az bir iletişim yöntemi veya telefon aracılığıyla iletişim imkânı sunulur. Bu kapsamda, sürekli ve erişilebilir bir bildirim altyapısı oluşturulur.</p>

<p>(4) Kira süresi içinde taşıtta meydana gelen arızalarda, işletme tarafından ispatlanmadığı sürece arızanın kiracıdan kaynaklanmadığı kabul edilir.</p>

<p>(5) Kiracıdan hasar veya arıza bedeli talep edilebilmesi için meydana gelen hasarın ve maliyet tutarının yetkili ve bağımsız bir ekspertiz raporu ile belgelendirilmesi zorunludur. İşletmenin kendi personeli veya doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı olduğu kişi ya da kuruluşlarca hazırlanan raporlar ispat aracı olarak kullanılamaz.</p>

<p>(6) Taşıt teslim belgesi ve taşıt iade belgesi düzenlenmeyen kiralamalar ile taşıt iade belgesinde belirtilmeyen hasar ve arızalar için kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez. Taşıt teslim belgesi kiracıya zamanında verilmeyen veya elektronik ortamda gönderilmeyen kiralamalarda, taşıt iadesinde veya sonrasında taşıtta kiracıdan kaynaklanan hasar ve arıza olduğu ileri sürülemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(7) Fiziki olarak karşı karşıya gelinmeden yapılan taşıt iadelerinde, sözleşmeye uygun şekilde taşıtın bırakılmasından sonra taşıtta meydana gelen hasar ve arızadan kiracı sorumlu tutulamaz.</p>

<p>(8) Kiracıdan kaynaklanmayan hasar veya arıza durumlarında; onarım masrafı, değer kaybı, onarım süresince oluşabilecek kira kaybı ve benzeri gerekçelerle kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(9) İşletme ve kiracının anlaşmaya vardığı durumlar hariç olmak üzere, sigorta tahkim kararı veya ilam niteliğinde başka bir karar olmadan değer kaybı nedeniyle kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(10) Kira süresi boyunca geçerli olmak üzere, kiracının veya ek sürücünün hasar kaynaklı mali sorumlulukları işletme tarafından güvence altına alınır. Bu yükümlülük kapsamında, aşağıda belirtilen zararlar dışında kiracı veya ek sürücüden onarım masrafı, değer kaybı, onarım süresince oluşabilecek kira kaybı ve benzeri gerekçeler ile herhangi bir bedel talep veya tahsil edilemez. İşletme, tedavi veya can güvenliği gibi mücbir sebep halleri hariç olmak üzere, kimlik tespitinin engellenmesi amacıyla kaza yerinin terk edilmesi veya resmi trafik kazası tespit tutanağı düzenlenmemesi durumlarında bu yükümlülüğe tabi değildir. İşletme, yükümlülüğünü kasko sigortası teminatıyla yerine getirebilir. Aşağıdaki zararlarda işletmenin hasar kaynaklı mali sorumlulukları güvence altına alma yükümlülüğü bulunmaz:</p>

<p>a) Alkollü veya uyuşturucu madde etkisinde taşıt kullanılması, kırmızı ışıkta geçilmesi, güvenlik şeridinin usulsüz kullanılması, ters şeritten gidilmesi, yarış veya hız denemesi yapılması ve herhangi bir zorunluluk olmaksızın karayollarında dönüş kuralları dışında bilerek ve isteyerek el freninin çekilmesi suretiyle veya başka yöntemlerle taşıtın ani olarak yönünün değiştirilmesi ya da kendi etrafında döndürülmesi gibi ciddi güvenlik riski oluşturan trafik kuralı ihlalleri sonucunda oluşan zararlar.</p>

<p>b) Kiracı veya ek sürücü tarafından ya da bunların sorumlu olduğu veya birlikte yaşadığı kişilerce kasten verilen zararlar.</p>

<p>c) Taşıtın, kiracının veya ek sürücünün kusuru nedeniyle yetkisiz kişilerce kullanılması sonucunda oluşan zararlar.</p>

<p>ç) Taşıtın yasa dışı faaliyetlerde kullanılması sonucunda oluşan zararlar.</p>

<p><strong>İşletmenin diğer yükümlülükleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Kiralanan taşıtın cinsine göre geçerli ve uygun sınıf sürücü belgesi ibraz etmeyen kişilere taşıt kiralanamaz.</p>

<p>(2) 12 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında; rezervasyonun kiracı tarafından iptal edilmesi durumunda kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun, alt segment bir taşıt teslim edilmesi durumunda ise farka ilişkin tüm bedellerin iadesine ilişkin iş ve işlemler, rezervasyonun iptal veya taşıtın teslim tarihini izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(3) Kiralama hizmeti, işletmeden veya üçüncü kişilerden ek sigorta, kasko, hasar güvencesi gibi herhangi bir mal veya hizmet alma şartına bağlanamaz.</p>

<p>(4) Kira süresi içinde taşıtın periyodik bakımının gerekmesi durumunda, taşıt bakımı işletme tarafından yaptırılır ve bakım süresi, herhangi bir bedel talep edilmeksizin kira süresine eklenir.</p>

<p>(5) Trafik ve kiracı güvenliği ile mevsim şartlarının gerekli kılması halinde kış lastiği; kiracı tarafından taşıt tesliminden en az iki gün önce talep edilmesi halinde uygun nitelik, standart ve hijyen şartlarına sahip çocuk bağlama sistemi sağlanır.</p>

<p>(6) Kira sözleşmesinde açıkça belirtilen koşulların gerçekleşmesi nedeniyle kira sözleşmesinin işletme tarafından tek taraflı feshedilmesi durumunda, fesih kararı gecikmeksizin yazılı veya elektronik ortamda kiracıya bildirilir.</p>

<p>(7) Mesleki yeterlilik belgesine sahip olmayan kişiler motorlu kara taşıtı kiralama sorumlusu veya danışmanı olarak istihdam edilemez.</p>

<p>(8) Kiracının makul karar verme yeteneğini azaltan, ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozan ve normal şartlarda taraf olmayacağı bir ticari ilişkinin tarafı olmasına sebep olan, haksız veya hukuka aykırı ticari uygulamalarda bulunulamaz.</p>

<p><strong>Kiralık motorlu kara taşıtı ilanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) İlan platformları ile aracı platformlar aşağıdaki hususlara uymakla yükümlüdür:</p>

<p>a) İşletmenin üyeliğinin veya kaydının yapılmasından ve yenilenmesinden önce Bilgi Sistemi üzerinden yetki belgesi kontrolü yapmak ve yetki belgesine sahip olmayan işletmenin üyeliğine veya kaydına izin vermemek.</p>

<p>b) İşletmenin yetki belgesi numarasının ve yetki belgesindeki işletme adının, gerçek kişinin tam ad ve soyadı veya tam ad ve soyadının/soyadlarının baş harflerinin ve tüzel kişinin tescilli ünvanının ilanlarda gösterilmesini sağlamak.</p>

<p>c) İşletmenin ilana konu taşıta ilişkin ilan verme yetkisinin bulunduğunu, ilanı yayımlamadan önce Bilgi Sistemi üzerinden doğrulamak.</p>

<p>ç) İlanlara ilişkin talep ve şikâyetlerin internet tabanlı iletişim yöntemlerinden en az biri ve telefon aracılığıyla iletebilmesi için müşteri hizmetleriyle iletişim imkânı sunmak. Bu talep ve şikâyetlerin etkin şekilde yönetilerek sonuçlandırılmasını sağlamak.</p>

<p>d) Piyasa yapısını bozucu veya tüketiciyi yanıltıcı ilanları önlemeye yönelik tedbirleri almak.</p>

<p>(2) İşletmeler, elektronik ortamdaki ilanlarında aşağıdaki hususlara uymakla yükümlüdür:</p>

<p>a) Taşıtın markası, ticari adı, cinsi, tipi, model yılı ve enerji türüne, donanım, segment ve kilometre bilgilerine ve detaylı görsellerine yer vermek.</p>

<p>b) Yanıltıcı bilgi ve belgelere yer vermemek.</p>

<p>c) Taşıtın havalimanı, tren garı veya otobüs terminalinde teslim edileceğinin belirtildiği ancak işletmenin ilgili alanlarda merkez veya şubesinin bulunmadığı durumlarda, ilanın kolayca görünür bir yerinde bu hususu belirtmek.</p>

<p><strong>Haksız ticari uygulamalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) İlan platformu ve aracı platform tarafından haksız ticari uygulamalarda bulunulamaz. Bu platformların, hizmet sunduğu işletmelerin ticari faaliyetlerini önemli ölçüde bozan, makul karar verme yeteneğini azaltan veya belirli bir kararı almaya zorlayarak normal şartlarda taraf olmayacağı bir ticari ilişkinin tarafı olmasına sebep olan uygulamalarının haksız olduğu kabul edilir.</p>

<p>(2) Aracı platformun aşağıdaki uygulamaları her durumda haksız ticari uygulama kabul edilir:</p>

<p>a) Kiracı tarafından iletilen ve kiralama işlemi için gerekli olan bilgilerin işletmeye zamanında ve eksiksiz olarak iletilmemesi.</p>

<p>b) İşletme tarafından sunulan mal ve hizmetlerin, kiralama sürecinde doğrudan veya dolaylı olarak aynı elektronik ortam üzerinden bir bedel karşılığında kiracıya sunulması.</p>

<p>c) İşletme tarafından sunulmayan mal ve hizmetlerin, işletme tarafından sunuluyormuş gibi veya bu yönde izlenim oluşturacak şekilde sunulması.</p>

<p>ç) İşletme ve kiracıdan elde edilen verilerin, aracılık hizmetlerinin sunulması ve geliştirilmesi hariç olmak üzere;</p>

<p>1) İşletmelerle rekabet edilirken kullanılması.</p>

<p>2) İşletme ve kiracıdan yazılı olarak veya elektronik ortamda önceden onay alınmaksızın pazarlama, reklam, iletişim, promosyon ve benzeri faaliyetlerde kullanılması.</p>

<p>d) Kiralama işlemi nedeniyle işletmeye yapılması gereken ödemenin, en geç kira ve diğer hizmet bedellerinin aracı platformun tasarrufuna girdiği ve taşıtın kiracıya teslim edildiği tarihten itibaren beş iş günü içinde eksiksiz olarak yapılmaması. Bu hüküm, kiracının işletmeye yapılacak ödemeye itiraz etmesi durumunda uygulanmaz.</p>

<p>e) İşletmenin kampanyalı mal veya hizmet sunumuna zorlanması.</p>

<p>f) İşletmeyle olan ticari ilişkinin koşullarının, yazılı şekilde veya elektronik ortamda yapılan aracılık sözleşmesiyle belirlenmemesi ya da bu sözleşmenin açık, anlaşılır ve işletme tarafından kolay erişilebilir olmasının sağlanmaması.</p>

<p>g) İşletmenin aleyhine olacak şekilde aracılık sözleşmesi hükümlerinde geçmişe yönelik değişiklik yapılması.</p>

<p>ğ) Herhangi bir hizmet verilmediği veya verilen hizmetin türü ve hizmet bedelinin tutar ya da oranı aracılık sözleşmesinde belirtilmediği hâlde işletmeden bedel alınması.</p>

<p>h) Aracılık sözleşmesinde herhangi bir nesnel ölçüte yer verilmediği hâlde ya da kamu kurumlarına veya adli mercilere başvurulduğu gerekçesiyle işletmenin sıralama ya da tavsiye sisteminde geriye düşürülmesi, işletmeye sunulan hizmetin kısıtlanması, askıya alınması veya sonlandırılması gibi yaptırımlar uygulanması.</p>

<p>ı) İşletmenin ticari ilişkilerinin, alternatif kanallardan mal veya hizmet sunumunun ya da reklam faaliyetlerinin kısıtlanması.</p>

<p>i) İşletmenin herhangi bir kişiden mal veya hizmet teminine zorlanması.</p>

<p>j) Kiralama işleminin sözleşme hükümlerine uygun olarak kiracı tarafından iptal edilmesi durumunda işletmeden hizmet bedeli talep ve tahsil edilmesi.</p>

<p>k) Bu fıkrada belirtilen uygulamalara imkân sağlayan hükümlere aracılık sözleşmesinde yer verilmesi.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Bilgi Sistemi ve entegrasyon</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetleri ile kiralamaya konu taşıtların takip ve kontrolü amacıyla Bakanlık tarafından Bilgi Sistemi oluşturulur.</p>

<p>(2) Yetki belgesine sahip işletmelerin güncel listesine Bilgi Sistemi üzerinden erişilir.</p>

<p>(3) Bakanlıkça gerekli görülen bilgi ve belgeler, belirlenen usul ve esaslara uygun şekilde ilgili kurum ve kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler tarafından Bilgi Sistemine aktarılır.</p>

<p>(4) Yetki belgesi verilmesinden sonra;</p>

<p>a) Satın alınan veya kiralanmak suretiyle temin edilen taşıtlar, kiralamaya konu edilmeden önce işletme tarafından Bilgi Sistemine kaydedilir.</p>

<p>b) İşletmenin tasarrufundan çıkan taşıtların kaydı işletme tarafından Bilgi Sisteminden silinir.</p>

<p>(5) Bilgi Sistemi, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının erişimine açılabilir ve ihtiyaç duyulan diğer bilgi sistemlerine entegre edilebilir.</p>

<p><strong>Müşterek ilke ve kurallar</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) İşletmeler, aracı platformlar ve ilan platformları aşağıdaki hususlara uymakla yükümlüdür:</p>

<p>a) Aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ile haksız veya hukuka aykırı ticari uygulamalarda bulunmamak. Kiracının kiralama tercihlerini etkileyecek nitelikteki bilgileri kiracıdan gizlememek ve kiracıyı, yasa dışı veya etik olmayan uygulamalara yönlendirmemek.</p>

<p>b) Motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerinin geliştirilmesi, piyasa aksaklıklarının giderilmesi veya ortaya çıkmasının önlenmesi ve tüketicinin korunması gibi amaçlarla Bakanlıkça alınan tedbirlere ve verilen talimatlara uymak.</p>

<p>c) Kira sözleşmeleri ile kiralamaya ilişkin diğer belge ve formları, işlemin veya kira sözleşmesinin yapıldığı tarihten itibaren beş yıl süreyle fiziki olarak veya elektronik ortamda doğru ve eksiksiz şekilde saklamak ve her an incelemeye hazır bulundurmak. Bakanlıkça talep edilen bilgi ve belgeleri talebe uygun şekilde Bakanlığa sunmak.</p>

<p><strong>Denetim ve idari yaptırım hükümleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Bakanlık, motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerinin takip ve kontrolü, kayıt dışı faaliyetlerin önlenmesi, hizmet kalitesinin artırılması ve tüketicinin korunması amaçları doğrultusunda her türlü tedbiri almaya ve bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik denetim yapmaya yetkilidir. Bakanlık denetim yetkisini il müdürlükleri aracılığıyla da kullanabilir.</p>

<p>(2) Yetkili idareler, Bakanlığın talebi üzerine, bu Yönetmelik kapsamında ön inceleme mahiyetinde denetim yapmakla görevlidir. Bu kapsamda yapılan denetimin sonuçları, denetimin sonuçlandığı tarihten itibaren on beş gün içinde il müdürlüğüne bildirilir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 6563 sayılı Kanunun 12 nci maddesi ve 6585 sayılı Kanunun 18 inci maddesinde öngörülen idari para cezaları Bakanlıkça uygulanır. Bakanlık, 6585 sayılı Kanunun 18 inci maddesinde öngörülen idari para cezası uygulama yetkisini il müdürlüklerine devredebilir.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunan işletmelerin, faaliyetlerine devam edebilmeleri için 1/7/2027 tarihine kadar yetki belgesi almaları gerekir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihi itibarıyla motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetine ilişkin vergi veya meslek odası kaydı bulunan ya da motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunduğunu belgeleyen ve yetki belgesi başvurusunun yapıldığı tarihe kadar faaliyetine kesintisiz devam eden;</p>

<p>a) Gerçek kişi işletmeleri adına o tarihteki işletme sahibi,</p>

<p>b) Tüzel kişi işletmeleri ve şubeler adına o tarihte motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerini yürüten yetkili temsilcilerden biri,</p>

<p>tarafından yapılan yetki belgesi başvurularında, 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (d) bendinin (2), (3) ve (4) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartlar aranmaz.</p>

<p>(3) 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinin (2) ve (3) numaralı alt bentleri ile 15 inci maddenin ikinci fıkrası, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetine ilişkin vergi veya meslek odası kaydı bulunan ya da motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunduğunu belgeleyen ve yetki belgesi başvurusunun yapıldığı tarihe kadar faaliyetine kesintisiz devam eden işletmeler hakkında 1/1/2028 tarihine kadar uygulanmaz.</p>

<p>(4) 18 inci maddenin birinci fıkrasında aracı platform ile ilan platformları için öngörülen yükümlülükler, 1/1/2028 tarihine kadar uygulanmaz. Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilan platformlarına veya aracı platformlara üye olan ya da kayıt yaptıran işletmelerin bu tarihe kadar yetki belgesi almamaları durumunda üyeliklerine son verilir ya da kayıtları silinir.</p>

<p>(5) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilan platformları veya aracı platformlar ile işletmeler arasında kurulan sözleşmeler, 1/7/2027 tarihine kadar bu Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilir.</p>

<p>(6) Bakanlık bu maddede belirtilen süreleri bir yıla kadar uzatmaya yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Bu Yönetmelik 1/1/2027 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/oto-arac-anahtar.jpg" type="image/jpeg" length="94028"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-yuksek-teknoloji-enstitusu-yapay-zeka-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-yuksek-teknoloji-enstitusu-yapay-zeka-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Ağustos 2026 Tarihli ve 33341 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünden:</strong></p>

<p><strong>İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ YAPAY ZEKA UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Enstitü: İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünü,</p>

<p>c) Merkez (İYTE-YAZMER): İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>ç) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>d) Rektör: İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörünü,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; yapay zekâ ile ilgili konularda araştırmalar yapmak, disiplinler arası çalışmaları teşvik ve organize etmektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Yapay zekâ ile ilgili konularda bilimsel ve teknolojik araştırma yapmak.</p>

<p>b) Bölümler arası ortak araştırmaları desteklemek ve organize etmek.</p>

<p>c) Enstitüde yapılan yüksek lisans ve doktora tez çalışmaları ile diğer araştırmalarda, araştırmacıların Merkezin olanaklarından yararlanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında kamu kurumları ve özel kuruluşlara danışmanlık ve eğitim hizmetleri vermek; seminerler, çalıştaylar ve konferanslar düzenlemek.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında ulusal ve uluslararası araştırma kuruluşlarıyla iş birliği yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Enstitünün tam zamanlı görev yapan öğretim üyeleri arasından üç yıllık süre için Rektör tarafından görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usul ile yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi ile Rektör tarafından bir müdür yardımcısı görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün kendisine vereceği görevleri yapar. Görevinden ayrılan müdür yardımcısının yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usul ile yenisi görevlendirilebilir. Müdürün görev süresi sona erdiğinde veya herhangi bir sebeple görevinden ayrıldığında müdür yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p>(3) Müdür, görevi başında olmadığı takdirde müdür yardımcısını vekil bırakabilir; bu şekilde Müdürlüğe altı aya kadar vekâlet edilebilir. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunu toplantıya davet etmek ve Kurula başkanlık etmek.</p>

<p>c) Merkez personelinin ve fiziki alt yapının düzenli bir şekilde, kuruluş ve gelişme amaçlarına uygun olarak çalışmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulu kararlarının uygulanmasını, gerekli koordinasyonu ve denetimi sağlamak.</p>

<p>d) Yurt içinde ve yurt dışındaki kuruluşlarla iş birliği protokolleri hazırlayıp onay için Rektöre sunmak.</p>

<p>e) Her yıl sonunda, Merkezin çalışmaları hakkında faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını Yönetim Kurulunun onayını aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür ve Enstitüde tam zamanlı görev yapan ve yapay zeka ile ilgili konularda yayınları, araştırmaları, uygulama deneyimi ve çalışmaları bulunan öğretim üyeleri arasından;</p>

<p>a) Rektör tarafından görevlendirilen bir,</p>

<p>b) Mühendislik Fakültesi Dekanı tarafından Fakülte Kurulu görüşü alınarak önerilecek beş kişi arasından Rektör tarafından seçilecek üç,</p>

<p>c) Fen Fakültesi Dekanı tarafından Fakülte Kurulu görüşü alınarak önerilecek üç kişi arasından Rektör tarafından seçilecek iki,</p>

<p>ç) Mimarlık Fakültesi Dekanı tarafından Fakülte Kurulu görüşü alınarak önerilecek iki kişi arasından Rektör tarafından seçilecek bir,</p>

<p>üye dahil olmak üzere toplam sekiz üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu; Müdürün çağrısı üzerine en az iki ayda bir salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Yönetim Kurulu gerekli hallerde Müdürün daveti üzerine de toplanabilir. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu toplantısına, iki kez arka arkaya veya toplam üç kez mazeretsiz olarak katılmayan üyenin görevi sona ermiş sayılır. Görev süresi dolmadan ayrılan, görevi sona eren veya altı aydan fazla bir süre ile Enstitü dışında görevlendirilen bir üyenin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere ait olduğu kontenjandaki yöntemle görevlendirme yapılır. Görevi sona eren üyeler yeniden görevlendirilebilir. Müdür yardımcısı, eğer Yönetim Kurulu üyesi değilse Yönetim Kurulu toplantılarına oy hakkı olmaksızın katılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyeti ve yönetimi ile ilgili konularda karar almak.</p>

<p>b) Merkeze bağlı laboratuvarların ve cihazların kullanım ilkelerini belirlemek.</p>

<p>c) Enstitüde bölümler arasında iş birliğini gerektiren çalışmaların yürütülmesini sağlamak amacı ile protokoller düzenlemek.</p>

<p>ç) Bir önceki yıla ait faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını değerlendirmek ve Rektöre iletilmek üzere karara bağlamak.</p>

<p>d) Merkezin bütçe önerilerini hazırlayarak Rektöre sunmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Enstitü içinden veya dışından bilim adamları, sanayiciler, kamu ve özel kuruluşların temsilcileri arasından Yönetim Kurulu tarafından önerilen ve Rektör tarafından görevlendirilen üyelerle birlikte en fazla dokuz üyeden oluşur. Danışma Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Süresi biten üye aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında yılda en az bir kere toplanır; toplantılarda toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmaları konusunda görüşlerini bildirmek ve yeni çalışma alanları üzerinde Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi çerçevesinde Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-yuksek-teknoloji-enstitusu-yapay-zeka-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="83576"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2023/4629 E., 2026/3072 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234629-e-20263072-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234629-e-20263072-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 30.03.2026 tarihli, 2023/4629 E., 2026/3072 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/4629 E., 2026/3072 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1279 E., 2023/701 K.<br />
SUÇLAR : Şantaj, hakaret, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme<br />
HÜKÜMLER: Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesince hakaret suçundan kurulan ve 5237 sayılı TCK'nın 58/6-7 maddeleri uyarınca mükerrirliğine karar verilen sanık hakkında Bölge Adliye Mahkemesince ikinci kez mükerrirlik uygulanması nedeniyle hakaret suçundan kurulan hükmün temyizinin mümkün olduğu belirlenmiştir.</p>

<p>Sanığın hakaret suçuna yönelik temyiz isteminin reddine dair ek kararın sanık tarafından temyiz edilmediği belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 125/2-1-4, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 3 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerirliğe, tehdit suçundan TCK'nın 106/1-2.cümle, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 30 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerrirliğe karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince sanığın ve katılan vekilinin istinaf başvuruları üzerine duruşmalı yapılan inceleme sonunda 5271 sayılı CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükümleri kaldırılarak sanık hakkında hakaret suçundan, TCK'nın 125/4, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 3 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez mükerirliğe, şantaj suçundan, TCK'nın 107/2-1, 52/2, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez mükerirliğe, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan TCK'nın 136/1, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez mükerirliğe karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının ve sanığın temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri; şantaj suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına, eylemin basit tehdit suçunu oluşturduğuna, hakaret ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun birlikte işlenmesi nedeniyle fikri içtima hükümleri uyarınca hakaret suçundan ayrıca ceza verilmemesi gerektiğine, sanığın temyiz sebepleri; atılı suçları işlemediğine, sabıka kaydının bulunması nedeniyle savunmasına itibar edilmediğine, katılanın da kendisine hakaret ettiğine, katılanın da cezalandırılması gerektiğine, olayların karşılıklı olduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; bir dönem evinde yardımcı olarak çalışan katılanın evinden hırsızlık yaptığı iddiası ile şikâyetçi olduktan sonra, katılanın daha önce Facebook üzerinden yayınladığı resmi,......adlı Facebook hesabından "bu kadını yayalım bu kadın evlere temizliğe diye gidip hırsızlık yapıyor benim canım yandı sizlerin yanmasın" şeklindeki ifadeler ile paylaşıp, "aldıklarını getir yoksa seni rezil ederim, o işe gittiğin yerlere boy boy fotoğrafını asarım, sürüm sürüm sürüneceksin, utanmaz" şeklinde mesaj atan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 1 25... /1-2. cümlesindeki hakaret ve tehdit suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşmalı yapılan inceleme sonunda, sanığın katılana ait kişisel veri kapsamındaki resmini katılanın rızası dışında hırsızlık yaptığı iddiası ile paylaşması eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu ve aynı Kanun'nun 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğu, "aldıklarını getir yoksa seni rezil ederim, o işe gittiğin yerlere boy boy fotoğrafını asarım" şeklindeki mesaj içeriğinin de TCK'nın 107/1. maddesinde düzenlenen şantaj suçunu oluşturduğu kabul edilerek ve İlk Derece Mahkemesi hükümleri kaldırılarak, sanık hakkında hakaret, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve şantaj suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiş, sanığın adli sicil kaydında yer alan mahkûmiyeti ile ikinci kez mükerrer olduğu belirlenerek sanık hakkında ikinci kez mükerrirlik uygulanmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong><br />
A. Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme Veya Ele Geçirme ve Şantaj Suçlarından Kurulan Hükümlere Yönelik Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının ve Sanığın Temyiz İstemleri Yönünden<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla,... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin kararında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>B. Hakaret Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemi Yönünden<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı anlaşılmakla, Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki temyiz sebeplerinin reddine, ancak;</p>

<p>Dosya kapsamına göre; sanığın katılanın daha önce Facebook üzerinden yayımladığı resmi,......adlı Facebook hesabından "bu kadını yayalım bu kadın evlere temizliğe diye gidip hırsızlık yapıyor benim canım yandı sizlerin yanmasın" şeklindeki ifadeler ile paylaşması şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın, katılanın daha önce internet üzerinden paylaşmasından dolayı kişisel veri kapsamında olan resmini katılanın rızası dışında hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması sebebiyle hukuka aykırı olarak paylaşması sebebiyle 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun ve katılanın hırsızlık yaptığının iddia edilmesinden dolayı katılanın onur şeref ve saygınlığının rencide edilmesi nedeniyle de aynı Kanun'un 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçunun oluştuğu, TCK'nın 44/1. maddesindeki fikri içtima hükümleri uyarınca bir fiil ile birden fazla suç işleyen sanık hakkında daha ağır ceza gerektiren verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması ile yetinilmesi ve hakaret suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmasına rağmen hakaret suçundan yazılı şekilde ayrıca mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca bozma ilâmının gerekçesine göre... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>30.03.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234629-e-20263072-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="41456"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2023/4733 E., 2026/957 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234733-e-2026957-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234733-e-2026957-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2023/4733 E., 2026/957 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/4733 E., 2026/957 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1621 E., 2023/636 K.<br />
SUÇLAR : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun kabulü ile; İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak kurulan beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (5271 sayılı Kanun) 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (5237 sayılı Kanun) 136/1, 43/2, 62... . maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "...sanığın, hukuka aykırılık bilinci ile hareket etmemesi, atılı suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince BERAATİNE..." dair karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca temyiz isteminin reddi ile hükmün onanması kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Katılan vekilinin temyiz istemi, sanık ...'nin ele geçirdiği müvekkiline ve dosyadaki diğer katılanlara ait olan kişisel verilerin yer aldığı nüfus kayıt örneğini eşi ...'in kuzeni olan ...'e mesajla göndermek suretiyle kişisel verileri yaydığına; yüklenen suçu işlediğine; sanığın TCK'nın 136/1, 43/2-1, 53 maddeleri uyarınca cezalandırılması yasaya ve hukuka uygun olduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; sanık kendisini aldattığını düşündüğü eşi ...'e karşı açmış olduğu boşanma davası dosyasından, ...'in beraber olduğunu düşündüğü katılan ...'e ait aile nüfus kayıt örneğinin fotoğrafını kendisine inanmayan tanık ...'e gönderdiği olayda sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak "...sanığın, kendisine ve aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırı altında ve başkaca şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde iken, kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlayıp, boşanma davasına sunmak amacı ile aile içi geçimsizliğin kaynağının, sanığın eşinin güven sarsıcı ve olumsuz davranışları olduğunu ispatlama amacını taşıyan, bu düşüncesi doğrulamak amacıyla, ilgileri nedeni ile kendisini suçlayan akrabalarına karşı haklılığını ispatlamak amacı ile eşinin teyzesinin oğlu ...'na gönderdiği eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı..." gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi uyarınca sanığın beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong><br />
5237 sayılı Kanunun 136/1. maddesinde belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.</p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 Esas, 2014/331 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı Kanunun 1 35... . maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri 5237 sayılı Kanunun 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.</p>

<p>5237 sayılı Kanunun 136/1. maddesinin, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir.</p>

<p>Bu noktada belirtmek gerekir ki, kişisel verilerin, üzerinde yazılı olduğu belgenin bulunduğu yerden alınması ya da kaydedilmiş haliyle başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi, böylece istenildiğinde tekrar kullanılabilmesi olanağını sağlayan her türlü faaliyet, kişisel verileri “ele geçirme” kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; sanığın katılan ... ve ailesinin kişisel veri niteliğindeki nüfus bilgilerini içerir aile nüfus kayıt örneğinin fotoğrafını katılanların bilgisi ve rızası dışında tanık ...'e göndermesi eylemi ile sanık hakkında zincirleme şekilde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi,</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanunun 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanunun 304/2-b. maddesi uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234733-e-2026957-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="23895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANAN SANIĞIN BEYANLARININ DELİL DEĞERİ VE GÜVENİLİRLİĞİ SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-beyanlarinin-delil-degeri-ve-guvenilirligi-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-beyanlarinin-delil-degeri-ve-guvenilirligi-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza hukukunun amacı, hukuka uygun deliller ile maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaca ulaşmakta delilin hukuka uygun elde edilmesi kadar, denetlenebilir ve güvenilir olması gerekmektedir. Türk ceza muhakemesi sisteminde hakimin delilleri serbestçe değerlendirmesi yetkisi bulunsa da bu yetki sınırsız değildir. Hakim vereceği kararda vicdani kanaatinin objektif ve denetlenebilir delillere dayandığını gerekçelendirmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanığın aynı dosyada yargılanan diğer sanıklar hakkında verdiği beyanların hangi ölçüde hükme esas alınabileceği, öğretide ve yargı uygulamasında tartışmalı konuların başında gelmektedir. Özellikle örgütlü suçlar ve uyuşturucu ticareti suçlarında etkin pişmanlık kurumunun yaygın olarak uygulanması, bu tartışmayı daha da önemli hâle getirmiştir.</p>

<p>Doktrin ve yargı kararları, etkin pişmanlıktan yararlanan kişinin beyanını sıradan bir tanık beyanından ayırır. Kişinin ceza indirimi alma arzusu, beyanın tarafsızlığını zedelemektedir. Bu nedenle, beyan sahibinin "hukuki menfaati" bulunduğu gerçeği, mahkemenin güvenilirlik değerlendirmesinde ilk sırada yer almak zorundadır. Etkin pişmanlıktan faydalanan sanığın başkaca bir sanık hakkındaki beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Alınması halinde adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi zedelenmiş olacaktır. Etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın beyanları, dosyanın bütünü içinde; tutarlılık, samimiyet, menfaat saiki, somutlaştırılabilirlik ve diğer delillerle uyum bakımından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Etkin pişmanlık; işlenmiş bir suçta fail tarafından, suçun delillerini ve iş birliği yaptığı kişilerin adli makamların öğrenmesinden önce ortaya çıkartılmasını sağlamak ve / veya zararın giderilmesini teşvik etmek amacıyla uygulanan bir kurumdur.</p>

<p>Belirli şartların gerçekleşmesi halinde failin cezasında indirim yapılmasına veya tamamen cezasızlığına karar verilmesine imkan sağlamaktadır.</p>

<p>Etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen fail vermiş olduğu beyanlarda belirli şartları sağlamak koşuluyla soruşturma ve kovuşturma makamını ikna edebilecektir. Yargılama da failin hukuki durumunu önemli ölçüde etkiyecek bu hususta failin yargı erklerini ikna etme çabasında daha fazla indirim alabilmek adına başkalarını suçlama niteliğinde beyanlarda bulunma motivasyonu oldukça yüksektir.</p>

<p><strong>UYUŞTURUCU SUÇLARINDA ETKİN PİŞMANLIK MÜESSESİ</strong></p>

<p>Etkin pişmanlık Madde 192- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.</p>

<p>(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.</p>

<p>(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.</p>

<p>(4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/16 md.) Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279 uncu ve 280 inci maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz.</p>

<p>Buna göre; yalnızca isim vermek, soyut isnatta bulunmak veya sanığın zaten makamlarca bilinen hususları tekrarlaması her olayda yeterli değildir. Beyanın, somut olayda suçun ya da suç ortaklarının ortaya çıkarılmasına gerçek ve elverişli bir katkı sunup sunmadığı araştırılmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başka sanık aleyhindeki beyanın mahkûmiyete esas alınabilmesi için özellikle şu hususlar araştırılmalıdır:</p>

<p>- Beyanın soyut bir suçlamadan ibaret olup olmadığı,</p>

<p>- Beyan sahibinin etkin pişmanlıktan yararlanma veya kendi cezasını azaltma yönünde menfaatinin bulunup bulunmadığı,</p>

<p>- Beyanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında tutarlı olup olmadığı,</p>

<p>- Fiziki takip, iletişim tespit tutanakları, kriminal rapor, arama ve el koyma bulguları, tanık anlatımları veya sanığın ikrarı gibi bağımsız delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı,</p>

<p>- Beyanın sanığın örgütsel konumu veya olay hakkındaki gerçek bilgi kapasitesiyle uyumlu olup olmadığı,</p>

<p>- Beyan sahibinin duruşmada dinlenilerek sanığa soru sorma ve beyanı tartışma imkânı verilip verilmediği.</p>

<p>Burada asıl mesele, etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın beyanının hiçbir delil değeri bulunmadığını ileri sürmek değildir. Aksine, bu beyanın <strong>delil olarak değerlendirilebileceği ancak güvenilirliğinin ayrıca ve titizlikle denetlenmesi gerektiği</strong> kabul edilmelidir. Delilin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması, onun aynı zamanda doğru ve güvenilir olduğu anlamına gelmemektedir. Özellikle kişinin kendi ceza sorumluluğunu azaltabilecek bir hukuki menfaatinin bulunduğu hâllerde, beyanın güvenilirliği ayrıca sorgulanmalıdır.</p>

<p>Bu kapsamda mahkemenin yapması gereken; etkin pişmanlık beyanını diğer delillerden soyutlayarak değil, dosyanın bütünü içerisinde değerlendirmek ve beyanın hangi ölçüde bağımsız delillerle doğrulandığını açıkça ortaya koymaktır. Beyanın hükme esas alınması hâlinde ise neden güvenilir kabul edildiği, hangi objektif delillerle desteklendiği ve savunmanın bu beyana yönelik itirazlarının neden kabul edilmediği gerekçeli kararda somut biçimde açıklanmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak, <strong>etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanığın başka bir sanık aleyhindeki beyanı, mahkûmiyetin otomatik ve tartışmasız bir delili olarak değil; hukuki menfaat, tutarlılık, somutluk, bilgi kaynağı ve bağımsız delillerle doğrulanabilirlik, denetlenebilirlik kriterleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir delil olarak kabul edilmelidir.</strong> Ceza muhakemesinin amacı yalnızca suçun ortaya çıkarılması değil, suçlunun hukuka uygun ve güvenilir delillerle belirlenmesidir. Bu nedenle etkin pişmanlık kurumunun suçla mücadelede sağladığı imkân ile sanığın adil yargılanma hakkı arasında kurulacak denge, ceza adaletinin güvenilirliği bakımından belirleyici öneme sahip olmaktadır.</p>

<p>Nihayetinde, bir kişinin daha az ceza almasını veya cezasız kalmasını sağlayabilecek bir hukuki menfaat karşılığında verdiği beyanın, başka bir kişinin özgürlüğünü ve ceza sorumluluğunu belirleyen tek ve belirleyici delil hâline getirilmesi, ceza muhakemesinin temel güvenceleri bakımından son derece dikkatli yaklaşılması gereken bir durumdur. <strong>Mahkûmiyet, bir başkasının suçlayıcı anlatımına değil; bu anlatımın güvenilirliğini ortaya koyan, birbirini tamamlayan ve her türlü makul şüpheyi aşan delil bütününe dayanmalıdır.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cigdem-cetin" title="Av. Çiğdem ÇETİN"><img alt="Av. Çiğdem ÇETİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/09/cigdem-cetin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cigdem-cetin" title="Av. Çiğdem ÇETİN">Av. Çiğdem ÇETİN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-beyanlarinin-delil-degeri-ve-guvenilirligi-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/avukat-kelepceasdaas.jpg" type="image/jpeg" length="37927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME SUÇUNDA (TCK 136) 'KİŞİSEL VERİ' KAVRAMI VE YARGITAY KARARLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/verileri-hukuka-aykiri-olarak-verme-veya-ele-gecirme-sucunda-tck-136-kisisel-veri-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/verileri-hukuka-aykiri-olarak-verme-veya-ele-gecirme-sucunda-tck-136-kisisel-veri-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Anayasa'nın 20. maddesine göre, </strong>''<i>Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında</i></p>

<p><i>bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.</i>''</p>

<p><strong>KİŞİSEL VERİ NEDİR?</strong></p>

<p><strong>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) m. 3/1-d: </strong>''<i>Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade eder.</i>''</p>

<p><strong>Maddenin gerekçesinde ise; </strong>"<i>Kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda sadece bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi onun kesin teşhisini sağlayan bilgiler değil, aynı zamanda kişinin fiziki, ailevi, ekonomik, sosyal ve sair özelliklerine ilişkin bilgiler de kişisel veridir. Bir kişinin belirli veya belirlenebilir olması, mevcut verilerin herhangi bir şekilde bir gerçek</i></p>

<p><i>kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin tanımlanabilir hale getirilmesini ifade eder. Yani verilerin; kişinin fiziksel, ekonomik, kültürel, sosyal veya psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik, vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlayan tüm hâlleri kapsar. İsim, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme özellikleri nedeniyle kişisel verilerdir.</i>" açıklamasına yer</p>

<p>verilmiştir.</p>

<p><strong>“Kişisel veri” </strong>kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı,</p>

<p>istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı,</p>

<p>yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4733 E. , 2026/957 K.)</strong></p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 E. , 2014/331 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere; TCK'nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi</p>

<p>fiilleri TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme</p>

<p>suçunu oluşturur. <strong>Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. </strong>Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun</p>

<p>uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması gerekir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4733 E. , 2026/957 K.)</strong></p>

<p><strong>KİŞİSEL VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME SUÇU (TCK 136)</strong></p>

<p>Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 136. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme</p>

<p><strong>Madde 136- </strong><i>(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>(2) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır.</i></p>

<p>TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, <strong>seçimlik hareketli bir suç </strong>olarak düzenlenmiştir. Hukuka aykırı olarak kişisel verilerin</p>

<p>başkasına verilmesi, kişisel verilerin yayılması ve kişisel verilerin ele geçirilmesi şeklindeki seçimlik hareketlerin birinin gerçekleştirilmesiyle suç işlenmiş olacaktır.</p>

<p><strong>Kişisel verileri bir başkasına verme seçimlik hareketinde</strong>, maddede geçen "başkası"</p>

<p>gerçek bir kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilecek, veriler bu kişilere elden, posta ya da internet üzerinden elektronik posta ile vb. şekillerde verilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde vermek; "üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine</p>

<p>eriştirmek, iletmek, düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek"</p>

<p>şeklinde açıklanmıştır. Bu seçimlik harekette verilerin hukuka uygun ya da aykırı yöntemle elde edilmiş olmasının önemi bulunmamakta olup önemli olan husus verme eyleminin hukuka aykırı olmasıdır.</p>

<p><strong>Kişisel verileri yayma seçimlik hareketi de </strong>internet üzerindeki bir web sitesinde kişisel verileri yayınlamak, birçok kişiye elektronik posta ile ya da telefondan kısa mesajla</p>

<p>göndermek, yazılı ya da görsel medyada yayınlamak gibi çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde yaymak; "birçok kimseye duyurmak, çevreye dağılmasına sebep olmak" olarak açıklanmıştır.</p>

<p><strong>Kişisel verilerin ele geçirilmesi seçimlik hareketi </strong>ise kişisel verilerin kayıtlı olduğu belgelerin alınması ya da kayıtlı olduğu bilişim sisteminden ele geçirilmesi gibi şekillerde gerçekleştirilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde ele geçirmek; "yakalamak, sahibi olmak ve gizlenmek istenen bir şeyi elde etmek" şeklinde tanımlanmıştır. Ele geçirme fiili, başkasının hâkimiyeti altında bulunan bir kişisel verinin, failin hâkimiyeti altına girmesi ile gerçekleşmiş olacaktır. Görüldüğü üzere ele geçirmek seçimlik hareketinde, önceki iki seçimlik hareketten farklı olarak fail tarafından bir başkasına kişisel veri aktarımı söz konusu değildir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-ceza-genel-kurulunun-2021384-e-2023367-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/384 E. , 2023/367 K.)</strong></a></p>

<p><strong>YARGITAY KARARLARI</strong></p>

<p>• Bir dönem evinde yardımcı olarak çalışan katılanın evinden hırsızlık yaptığı iddiası ile şikâyetçi olduktan sonra, katılanın daha önce Facebook üzerinden yayınladığı resmi,........ adlı Facebook hesabından "bu kadını yayalım bu kadın evlere temizliğe diye gidip hırsızlık yapıyor benim canım yandı sizlerin yanmasın" şeklindeki ifadeler ile paylaşması 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4629 E. , 2026/3072 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın katılana şantaj yapmak amacıyla sosyal medya hesabından elde ettiği katılanın baş kısmına ait fotoğrafı çıplak kadın vücuduna montajlaması ve katılana göndermesi 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1536 E. , 2026/3395 K.)</strong></p>

<p>• Sanık ve katılanın sosyal medya üzerinden bir süre yazıştığı, sanığın, katılanın evine gelme teklifinin katılan tarafından kabul edilmemesi üzerine oluşan husumetin sonucu olarak açtığı İnstagram hesabında katılana ait fotoğrafı ve telefon numarasını kullanarak, "beni arayın, bana koyun" şeklinde paylaşımda bulunması 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1456 E. , 2026/3399 K.)</strong></p>

<p>• Sanık tarafından, katılana ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafların, katılanın rızası dahilinde çekilmiş olsun ya da olmasın, rızasına aykırı şekilde başkalarının görgüsüne sunulması nedeniyle sanığa yüklenen ve sübut bulan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken, dosya kapsamına uygun düşmeyen yetersiz gerekçelerle sanık hakkında beraat kararı verilmesi, Kanun’a aykırıdır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/2237 E. , 2022/4318 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın haber yapmak amaçlı mağdurlara ait maaş bordrolarının fotoğrafını yayınladığı, mağdurlara ait isim ve sicil numaralarının kapatılmış olduğu, ancak banka hesap numaralarının kapatılmadan paylaşılması neticesinde mağdurların bu haber kaynaklı çalıştıkları yer ile sorunlar yaşadıkları olayda, sanık hakkında ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçu sübut bulmuştur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/8699 E. , 2026/3417 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, belediye başkanı olan katılan tarafından asılsız haber yaptığı gerekçesi ile aranıp hakaret ve tehdit edildiğine dair katılanın telefon konuşmasını kaydedip ... adlı internet sitesinde "GÜRGENTEPE BELEDİYE BAŞKANI ...'İN GAZETECİYE ETTİĞİ KÜFÜRLER VE HAKARETLER" başlığı ile katılanın kişisel veri kapsamında olan resmiyle birlikte paylaşması ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2026/516 E. , 2026/3982 K.)</strong></p>

<p>• Katılanın günlük kıyafetleriyle poz vermiş şekilde çektirdiği profil resminin, onunla aynı yurtta kalan sanık tarafından çıktısı alınıp, A4 kağıdına basılmış bu resmin, katılana şaka</p>

<p>yapmak amacıyla, yurt yakınındaki bir otobüs durağına asılmasından dolayı sanığın eylemi 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesindeki ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/2309 E. , 2026/1977 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, katılana ait Facebook hesabının şifresini, onun bilgisi ve rızası dışında ele geçirmesi TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasındaki ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/5072 E. , 2022/6245 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, katılana ait evin bulunduğu taşınmaza ilişkin ada parsel numarası, sorgu ekranı ve katılanın evine ait görüntüyü rıza dışında Twitter ve İnstagram hesaplarında paylaşması, TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasında düzenlenen 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1730 E. , 2024/4771 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın; katılanın konakladığı, ikamet ettiği, kiralık araç kullandığı, telefon, şirket, UYAP, tapu, silah, pasaport ve SGK bilgilerini sorguladığının ve katılanın eski sevgilisi olan tanığa bu bilgileri sağladığı olayda, ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçu oluşmuştur. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/8484 E. , 2026/3419 K.)</p>

<p>• Sanığın, müştekilere ait kredi kartı bilgilerini kendi adına olan Facebook hesabında paylaştığı olayda; Yerel Mahkemece, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 136/1 maddesindeki kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/2965 E. , 2024/2278 K.)</strong></p>

<p>• ATM cihazına yerleştirdiği kart kopyalama ve kamera düzenekleri ile cihazda işlem yapan kişilere ait kartların manyetik şerit bilgilerini ve şifrelerini hukuka aykırı olarak ele geçirmekten ibaret eyleminin, zincirleme şekilde TCK'nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturduğuna ilişkin yerel mahkemenin kabulünde dosya kapsamına göre bir isabetsizlik görülmemiştir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2015/13192 E. , 2017/3451 K.)</strong></p>

<p>• Boşandığı eşi olan katılanın kullandığı GSM numarasına ait kullanım bilgilerini içeren HTS kayıtlarını katılanın rızası dışında internet üzerinden yayınlanmasına konu olayda; katılanın kim ile ne zaman, hangi sıklıkla, hangi süreyle görüştüğüne ilişkin görüşme dökümlerini içerir HTS raporları kişisel veri kapsamında olup, kişisel veri niteliğindeki HTS raporlarını hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı olarak internet üzerinden yayınlayan sanığın sübut bulan eylemi, 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/2118 E. , 2024/1408 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, katılan ve ailesinin kişisel veri niteliğindeki nüfus bilgilerini içerir aile nüfus kayıt örneğinin fotoğrafını katılanların bilgisi ve rızası dışında tanık ...'e göndermesi eylemi ile sanık hakkında zincirleme şekilde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi, hukuka aykırıdır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4733 E. , 2026/957 K.)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Bir devlet hastanesinin bilgi işlem biriminde çalışan sanığın, aynı hastanede tedavi gören ve kayınvalidesi olan katılana ait hasta bilgi formu ile röntgen filmini, katılanı vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde kasten yaralayıp, onu tehdit ettiği iddiasıyla açılan ve Adana 12. Asliye Ceza Mahkemesinin ... esasına kayden görülmekte olan davanın ... tarihli duruşmasında, mahkemeye delil olarak sunduğu olayda; Gerektiğinde ilgili hastaneden mahkemece temin edilebilecek nitelikteki belge örneklerini, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ili<strong>ş</strong>kin hakkında bir delil bulunmayan sanığın, katılanın ayağında mevcut olan kırığın onu darp etmesinden kaynaklanmadığına, katılanın daha önce temizlik yaparken ayağının kırıldığına dair açıklamalarını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı anlaşıldığından, sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2017/3928 E. , 2018/3190 K.)</strong></p>

<p>• İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; katılanın meçhul şüphelilerce darp edilmesi üzerine, bu eyleme ilişkin fotoğrafların katılan tarafından kendi sosyal medya hesabında paylaşılmasının ardından sanığın söz konusu fotoğrafları alıp kendi sosyal medya hesabında yayımladığı iddiasına konu olayda, fotoğrafların ele geçirilmesinde ve paylaşılmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gibi sanığın hukuka aykırı hareket ettiğini bilmediği ya da bilebilecek durumda olmadığı gözetilerek eylemin kanunda suç olarak tanımlanmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, katılana ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafların daha önce kendi hesabından paylaşılmış olmasının bu fotoğrafların kişisel veri olma özelliğini değiştirmeyeceği ve üçüncü kişilere anılan fotoğrafları katılanın rızası dışında yayımlama hakkı da tanımayacağı belirtilmiş, ayrıca sanığın savunmasında anılan sosyal medya hesabının suç tarihinden önce çalındığını beyan ettiği anlaşılmış ise de dosyada mevcut araştırma raporunda, paylaşımın yapıldığı hesabın sanığa ait olduğunun belirlendiği, kaldı ki sanığın söz konusu hesabın çalındığına dair bir müracaatının da bulunmadığı gözetildiğinde savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu kanaatine varılarak, İlk Derece Mahkemesinin beraat kararının kaldırılması ile sanığın 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1319 E. , 2026/3680 K.)</strong></p>

<p>• İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; katılanın maliki olduğu bağımsız bölümün yer aldığı site yönetimini temsilen sanığa karşı dava açtığı, akabinde sanık tarafından 207 kişinin üye olduğu sitenin sosyal medya grubunda katılanın adı, soyadı, T.C. kimlik numarası ve adresinin bulunduğu dava dilekçesini paylaştığı iddiasına konu olayda, sanığın üzerine atılı suçu işlediği sabit görüldüğünden mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, sanığın, katılan tarafından site yönetiminin ... tarihli olağan genel kurulunda alınan kararların iptali talebiyle site yönetimini temsilen kendisine karşı açtığı dava dilekçesini paylaşırken, katılanı tahkir edecek bir dil kullanmadığı ve site sakinlerini bilgilendirme amacı ile hareket ettiği anlaşıldığından, hukuka aykırılık bilinci bulunmadığı değerlendirilen sanık hakkında beraat kararı verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1596 E. , 2026/3677 K.)</strong></p>

<p>• ‘’... Kamu kurumlarında görev yapan ve görev yaptıkları kuruma ait bilişim sistemindeki kişisel verilere hizmet gereği erişme yetkisi verilen kişilerin; görevlerinin kapsamına ve niteliğine göre hizmetin yerine getirilmesi ile hiçbir ilgisi bulunmadığı hâlde, <u>merak, beğeni</u> <u>vb. saiklerle</u>, sistemde yer alan kişisel verileri sorgulamak ve bu verilere salt duyu organları aracılığıyla vakıf olmaktan ibaret eylemlerinin, 5237 sayılı TCK kapsamında suç oluşturmayacağı değerlendirilmiştir.’’ <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/6769 E. , 2026/3078 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, kendisine görevi gereği verilen şifre ile Polis Bilgi Ağı (POLNET) üzerinden Cumhurbaşkanı olan katılanın kişisel verilerini sorgulama yapmaktan ibaret yargılama konusu eyleminde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı kabul edilerek sanık hakkında 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/6769 E. , 2026/3078 K.)</strong></p>

<p>• Polis memuru olan sanığın, boşanma aşamasındaki eşi olan katılanın bilgilerini POL-NET sistemi üzerinden veri tabanının güvenliği nedeniyle kendisine verilen şifreyi kullanıp, sistemde sorgulama yapmadan ibaret eylemi 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunun yasal unsurlarını oluşturmaz. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/3475 E. , 2025/1653 K)</strong></p>

<p>• Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğünde memur olarak çalışan sanığın, kurumu tarafından kendisine verilen kullanıcı şifresi ile Kimlik Paylaşım Sistemi (KPS)’ye erişim sağlayarak dönemin İçişleri Bakanı olan katılanın kimlik ve adres bilgilerine baktığının tespit edildiği olayda; sanığa sistemde kayıtlı kişilerin kimlik ve adres sorgulamalarını yapması için kullanıcı şifresinin çalıştığı kurum tarafından verilmesi, sisteme girmek için özel gayret sarf etmemiş olması, katılanın kamuya mal olan kişiliği nedeniyle kimlik ve adres bilgilerine kolaylıkla erişilebilmesi, sanığın merak saiki ile bu bilgileri sadece okumuş olup başkalarıyla paylaşmaması, ayrıca hukuka aykırı bir amaç gütmemesi ve ele geçirildiği iddia edilen kişisel verilerin kapsam ve niteliği ile sanığın hukuka aykırılık bilinciyle hareket etmediği yönündeki savunması birlikte değerlendirildiğinde; incelemeye konu olay görevin gereklerine uygun olmayan disiplin soruşturması gerektiren eylemin suç teşkil etmediği kabul edilmelidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-ceza-genel-kurulunun-2021384-e-2023367-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu: 2021/384 E. , 2023/367 K.)</strong></a></p>

<p>• Sosyal Güvenlik Kurumu Sivas İl Müdürlüğünde kamu görevlisi olarak çalışan sanığın kendisine kurum tarafından tahsis edilmiş şifre ile katılan Cumhurbaşkanı ...'ın Kimlik Paylaşım Sistemi (KPS) üzerinden kişisel bilgilerini sorgulamasının sabit olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesince, 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince duruşmasız yapılan inceleme sonunda, sanık tarafından yapılan sorgulamalarla ilgili olarak kayıt ya da çıktı alınmadığı, bilgilerin hiç bir kişi ve kurumlarla paylaşılmadığı ve yayılmadığı, sadece “görüntülemekten” ibaret eylemin “kişisel verileri ele geçirme” olarak kabul edilemeyeceği ayrıca söz konusu kişisel verileri, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığa, basit bir kod ve şifre sayesinde, sistemde yer alan tüm verilere erişebilme imkanının verilmiş olması ve veri içeriklerinin sanıktan gizlenmemiş olması karşısında, sanığın merak saikiyle sistemde sorgulama yaparken, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığı da kabul edilemeyeceğinden, sanığa isnat edilen eylemde, TCK'nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun oluşmadığı kabul edilerek İlk Derece Mahkemesinin kararındaki mahkûmiyete ilişkin bölümlerin sanığın 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine ilişkin hüküm ile değiştirilmesi suretiyle hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/482 E. , 2024/7576 K.)</strong></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Hukukumuzda ''kişisel veri'' kavramının geniş yorumlandığı, kamuya açık veya kolaylıkla erişilebilir nitelikteki verilerin dahi somut olayın özelliklerine göre suçun konusunu oluşturabileceği görülmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, kişisel veriye erişimin veya sorgulamanın tek başına her durumda suç oluşturmadığı; her somut olayın kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği Yargıtay kararlarında ortaya konulmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER"><img alt="Av. Emir SEZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/emir-sezer.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER">Av. Emir SEZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/verileri-hukuka-aykiri-olarak-verme-veya-ele-gecirme-sucunda-tck-136-kisisel-veri-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/kisisel-v-la.jpg" type="image/jpeg" length="15138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA MUHAKEMESİNDE GİZLİ SORUŞTURMACI: HUKUKİ SINIRLAR VE HAK İHLALLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-gizli-sorusturmaci-hukuki-sinirlar-ve-hak-ihlalleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-gizli-sorusturmaci-hukuki-sinirlar-ve-hak-ihlalleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasının temel amacı maddi hakikati ortaya çıkarmaktır. Maddi hakikati ortaya çıkarma sürecinde bazı işlemler yapılmakta ve bazı tedbirlere başvurulmaktadır. Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi de ceza yargılamasında düzenlenen koruma tedbirlerinden bir tanesidir. Gizli soruşturmacı bir koruma tedbiri olduğu için araç olma, geçici olma, kanuni dayanağının olması ve zorunluluk gibi diğer koruma tedbirleri için düzenlen şartların mevcut olması gerekmektedir. Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi koruma tedbiri CMK m.139 da düzenlenmiştir.</p>

<p>CMK m. 139/1 şu şekilde düzenlenmiştir: “<strong> </strong><i>Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir.” </i>Söz konusu düzenlemeden de anlaşılacağı gibi gizli soruşturmacı görevlendirilebilmesi için somut delile dayanan kuvvetli suç şüphesi ve başka surette delil elde edilmemesi şartları aranmaktadır. Başka suretle delil elde edilmesi imkanı var ise gizli soruşturmacı görevlendirilmesi hukuka aykırı olur. Söz konusu madde de <i>kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir </i>hükmü gereği , görevlendirilecek gizli soruşturmacının kamu görevlisi olması gerekmektedir. Kamu görevlisi tanımı TCK m.6 da düzenlenmiştir. Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak tanımlanmıştır. Yine söz konusu fıkrada <i>Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir </i>denilmek suretiyle kim tarafından karar verileceği de açık bir şekilde düzenlenmiştir. Burada bahsedilen hakim , Sulh Ceza Hakimliğini ifade etmektedir.</p>

<p>Gizli soruşturmacı yalnızca soruşturma evresinde görevlendirilebilir , kovuşturma evresinde bu şekilde bir görevlendirmenin yapılması mümkün değildir. Gizli soruşturmacı soruşturma faaliyeti yürüten bir kamu görevlisidir. Gizli soruşturmacı örgüt ile ilgili her türlü araştırmada bulunmak ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delil toplamakla yükümlüdür. Gizli soruşturmacı örgütün halihazırda işlemekte olduğu suçtan dolayı sorumlu tutulmaz.</p>

<p>Gizli soruşturmacı kimseyi suç işlemeye yönlendiremez, azmettiremez, teşvik ve tahrik edemez. Gizli soruşturmacının davranışlarının kişiyi suça teşvik veya azmettirip azmettirmediğini saptamak için AİHM Mahkemesi tarafından bazı kriterler düzenlenmiştir.</p>

<p>Örnek vermek gerekirse; Gizli soruşturmacı şüpheliye baskı uygulayıp uygulamadığını, Şüphelinin başta kabul etmemesine rağmen gizli soruşturmacının teklifinde ısrarcı olup olmadığını, şüpheli ile defalarca bağlantı kurulup kurulmadığını, gizli soruşturmacının ısrarlı şekilde talepte bulunup bulunmadığını , uyuşturucu madde ticareti için gizli soruşturmacının fiyat yükseltip yükseltmediği gibi kriterlere bakılmaktadır.</p>

<p>Aynı soruşturma ile ilgili birden fazla gizli soruşturmacı görevlendirilebilir. Kişi sınırlandırılması yoktur. Soruşturmanın gereklerine göre birden fazla soruşturmacı görev alabilir. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesinin herhangi bir süre sınırlandırılması da yoktur. Gizli soruşturmacı soruşturmanın amacı ve soruşturmanın özelliği ile uyumlu bir süre için görevlendirilmelidir.</p>

<p>CMK m. 139 da gizli soruşturmacının görevi ile ilgili açık şekilde düzenleme yapılmıştır. Soruşturmacının kimliği değiştirilebilir. Bu kimlikle hukukî işlemler yapılabilir. Kimliğin oluşturulması ve devam ettirilmesi için zorunlu olması durumunda gerekli belgeler hazırlanabilir, değiştirilebilir ve kullanılabilir. Soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar ve diğer belgeler ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında muhafaza edilir. Soruşturmacının kimliği, görevinin sona ermesinden sonra da gizli tutulur. Soruşturmacı, kovuşturma evresinde tanık olarak dinlenmesinin zorunlu olması halinde, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan veya ses ya da görüntüsü değiştirilerek özel ortamda dinlenir. Bu durumda 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9 uncu maddesi hükmü kıyasen uygulanır. Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür. Hâkim, soruşturmacının Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188) suçu bakımından kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde delil toplamak amacıyla ses veya görüntü kaydı yapmasına izin verebilir. Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz. Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz. Suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler derhâl yok edilir.</p>

<p>Gizi Soruşturmacı ancak aşağıda sayılan suçlar için görevlendirilebilir. (CMK m. 139/7)Söz konusu suçlar şu şekilde düzenlenmiştir:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</p>

<p>2. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),</p>

<p>3. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315).</p>

<p>b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.</p>

<p>c) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.</p>

<p>Konu İle İlgili Yargıtay Kararları Şu Şekildedir:</p>

<p>· <i>“…Gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olmadığının tespiti halinde “suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusunda faaliyette bulunamayacaklarından bu yöntemle elde edilen bilgilerin delil olarak değerlendirilemeyeceği</i>…”(<strong>Y20CD-K.2019/3929)</strong></p>

<p>· <i>“…Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararları ile gizli soruşturmacılar tarafından yapılan güven alımına ilişkin tutanağın, gizli soruşturmacı raporunun ve sesli kayıt var ise kayıt dökümünün dosya içerisinde bulunmadığı anlaşıldığından, anılan kararların, tutanak ve raporların aslı ya da onaylı örneklerinin denetime olanak verecek şekilde dosya içerisine konularak okunup diyecekleri sorulduktan sonra sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması, bozma nedenidir…”</i><strong> (Y20CD-K.2019/4051)</strong></p>

<p>· <i>“…Yargılama dosyasının incelenmesi sonucu tespit edilen hukuka aykırılıklar: I-Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararlardaki hukuka aykırılıklar: CMK’nın suç tarihinde yürürlükte bulunan “Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” başlıklı 139. maddesine göre; “Madde 139-(1) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı kararı ile kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir.” maddeye göre gizli soruşturmacı görevlendirilmesi için; 1-Suç, kanunda sayılan ve gizli soruşturmacı kullanılabilecek suçlardan olmalıdır,2- Suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, 3- Başka yolla delil elde edilme imkânının bulunmaması, 4-Hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararının bulunması,5- Suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir suç olması gereklidir.Somut olayda; … Emniyet Müdürlüğü tarafından gizli soruşturmacı görevlendirilmesi istenirken, “Mersin ili dâhilinde bulunan uyuşturucu sokak satıcılarının deşifre edilmesi ve suç unsuru ile birlikte yakalanmalarına yönelik çalışmalardan söz edilmiş, fail/failler veya fiiller somut olarak belirtilmemiştir. Oysaki gizli soruşturmacı görevlendirilmesi için olay somutlaştırılmalı, soruşturma konusu suçun işlenmiş ya da işlenmekte olması gereklidir. Somut olayda ise bir nevi önleme amaçlı gizli soruşturmacı görevlendirilmiştir. Aslında belli bir olay veya failin izlenmediği, fiil işlenmeden önce karar alındığı anlaşılmaktadır.Suç işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunup bulunmadığı ve başka surette delil elde etme imkânı olup olmadığı konusunda bir araştırma yapılıp yapılmadığı da bilinmediği için bu koşulların varlığı da bilinmemektedir. Dava konusu suç “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188) olduğu halde örgütlü işlenmiş bir suç değildir ve CMK’nın 139/4. maddesinin ifadesine göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilmesi de mümkün değildir.14.02.2007 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 4.maddesindeki tanımlara göre: “Başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması hâli: Soruşturma veya kovuşturma sırasında diğer tedbirlere başvurulmuş olsa bile sonuç alınamayacağı hususunda bir beklentinin varlığı veya başka yöntemlerden biri veya birkaçının uygulanmasına rağmen delil elde edilememesi ve delillere ancak bu Yönetmelikte düzenlenen tedbirlerle ulaşılabilecek olmasını,” ifade etmektedir. Mersin 1. ve 6. Sulh Ceza Mahkemelerinin gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararlarında kanun hükmünü tekrarlamaktan başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Sözü edilen kararlar Anayasa’nın 141. ve CMK’nın 34. maddelerine aykırı kararlardır Sözü edilen Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 4. maddesindeki tanımlara göre: Gizli soruşturmacı: “Gerektiğinde örgüt içine sızmak, gözetlemek, izlemek, örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve örgütün işlediği suçlarla ilgili iz, eser, emare ve delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla görevlendirilen kamu görevlisi,”dir. Kışkırtıcı ajan ise, “insanları bazı suçları işlemeye sürüklemekle görevli kişi”dir. Kışkırtıcı ajan ile gizli soruşturmacının yaptığı eylemler farklılık arz etmektedir. Gizli soruşturmacı, hiçbir zaman azmettiren konumunda olmayıp, bulunduğu örgütün içerisinde iken delilleri toplamakta, kışkırtıcı ajan ise suç işleyen kişinin ortaya çıkarılması için suç işlemeye azmettirmektedir.… ve Sulh Ceza Mahkemelerinin gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararları hukuka aykırı olduğu gibi, gizli soruşturmacıların somut olaydaki çalışmaları da sanıkları suç işlemeye sürükleyen kışkırtıcı ajan tarzında oluşu nedeniyle hukuka aykırıdır. Soruşturma safhasındaki hukuka aykırılıklar nedeniyle sanıkların adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir…” </i><strong>(Yargıtay 20. Ceza Dairesi, 2015/13889 E., 2015/4086 K.)</strong></p>

<p>· <i>“…Sanık atılı suçu "örgüt faaliyeti çerçevesinde işlemediğinden” bu suçla ilgili gizli soruşturmacı atanması kanuna aykırıdır. Ancak kolluk görevlisi “suçu ve failini belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusundaki genel görevi kapsamında, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmese de, uyuşturucu ticareti yapma suçu ile ilgili olarak, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde alabilir. Bu şekilde elde edilen delil gizli soruşturmacının adli kolluk görevlisi olması halinde hukuka uygundur…”(</i><strong>20. Ceza Dairesi 2015/61 E. , 2015/3471 K.)</strong></p>

<p>· <i>“…Gizli soruşturmacının 20/08/2014 tarihinde sanıktan 30 TL karşılığı 2 adet MDMA içeren uyuşturucu hap satın alması üzerine sanığın "satmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçu belirlenmiş ve bu suçun delili elde edilmiştir. Buna rağmen, başka bir gizli soruşturmacının sanıktan tekrar 05/09/2014 tarihinde 15 TL verip 1 adet MDMA içeren uyuşturucu hap satın alması gereksiz olduğu gibi görevleri kapsamında da değildir. Öte yandan, gizli soruşturmacıların asıl amacı "uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak" değil, "suçu ve failini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmekten ibarettir." Bu nedenlerle gizli soruşturmacı tarafından sanıktan ikinci kez uyuşturucu madde alınması, ayrıca suç oluşturmayacağı ve gerçek anlamda bir "alım - satım" söz konusu olmadığı gözetilmeden atılı suçun zincirleme olarak işlendiği kabul edilerek, sanığın cezasının TCK’nın 43. maddesi ile artırılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, Kanuna aykırıdır…”</i> <strong>(20. Ceza Dairesi 2015/61 E. , 2015/3471 K.)</strong></p>

<p>· <i>“…CMK’nın 217. maddesine göre; yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan delillere dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir. Dosya kapsamına göre, Manisa 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli 2013/891 D.İş sayılı gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararında "...GS439, GS455, GS456, GS462, GS463, GS464 kod nolu görevlilerin gizli soruşturmacı olarak görevlendirilmesine..." ibaresinin yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda; gizli soruşturmacının kamu görevlisi ya da adli kolluk görevlisi olup olmadığı belirlenerek, kolluk görevlisi ise tanık olarak dinlenmesinden sonra, sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, bu hususlar gözetilmeden hüküm kurulması bozma sebebidir<strong>…”(</strong></i><strong>10. Ceza Dairesi 2020/5723 E. , 2020/4272 K.)</strong></p>

<p>· “…Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ve teknik araçlarla izleme yapılmasına dair karar, gizli soruşturmacı alım tutanakları, gizli soruşturmacı raporları, görüntü CD'si çözüm tutanakları ile tüm dava dosyası kapsamına göre; 17.02.2023 tarihli eylemde sanık ...'ün cep telefonu bilgisini gizli soruşturmacıyla paylaştığı, alıcı olarak davranan gizli soruşturmacının, sanık ile telefon irtibatı kurarak hazırladığı 24.03.2023 tarihli raporda <strong>''kral napıyorsun''</strong> şeklinde yazması üzerine sanığın "<strong>iyiyim sen napıyorsun başkan"</strong> şeklinde cevap verdiği, gizli soruşturmacının <strong>''iyi kral müsait misin bugün''</strong> şeklinde yazmasına karşılık olarak sanık ...'ün <strong>''evet nereden geleceksin''</strong> şeklinde cevap yazdığı, gizli soruşturmacının <strong>''abi ben gelmek üzereyim geçenki yere''</strong> ve sonrasında <strong>''ya abi dönüş yapsana kaç dakika oldu gözünü seveyim''</strong> demesi üzerine sanık ...'ün belirttiği yerde buluşulduğu ve sanık ...'ın yönlendirmesiyle inceleme dışı sanık ...'in belirlenen yere geldiği ve gizli soruşturmacıya beyaz renkli poşet içinde esrar maddesini sattığı, yine 28.03.2023 tarihinde alıcı olarak davranan gizli soruşturmacının, sanık ile telefon irtibatı kurarak hazırladıkları raporda <strong>''bugün olmaz mı kral, şeker alayım 2 tane hap''</strong> şeklinde yazarak iletişime geçtiği, sanık ...'ün <strong>''neredesin''</strong> cevabı üzerine gizli soruşturmacının <strong>''yola çıkacam ona göre, haber bekliyorum senden''</strong> şeklinde yazdığı, sanık ...'ün belirttiği yerde buluşulduğu ve sanık ...'ın gizli soruşturmacıya beyaz renkli poşet içinde metamfetamin maddesini sattığı, gizli soruşturmacının yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada sanığa WhatsApp uygulaması üzerinden mesaj yazmak suretiyle suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu, bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve Anayasanın 38/6. ve Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 206/2.a maddeleri uyarınca hükme esas alınamayacağının gözetilmediği, …” <strong>(8. Ceza Dairesi 2024/26121 E. , 2025/7591)</strong></p>

<p>· <strong><i>“…</i></strong><i>Suçun sübutunun tespiti için sanıklardan uyuşturucu madde alma - temin etme eylemini gerçekleştiren gizli soruşturmacılar kolluk görevlisi ise "suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama" konusunda faaliyette bulunabileceklerinden, öncelikle gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olup olmadığının sorulması, gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olmadığının tespiti halinde “suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusunda faaliyette bulunamayacaklarından bu yöntemle elde edilen bilgilerin delil olarak değerlendirilemeyeceği, adli kolluk görevlisi ise 6763 sayılı yasa ile değişiklikten önceki CMK'nın 139/3. maddesi hükmü de gözetilerek, gizli soruşturmacıların tanık olarak dinlenilip sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir…”</i> <strong>(20. Ceza Dairesi 2019/3301 E. , 2020/1786 K.)</strong></p>

<p>· <i>“…Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarih, 2014/462 esas, 2015/135 karar ve 2014/848 esas, 2015/136 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; gizli soruşturmacının 11.06.2013 tarihinde sanık ...’dan suç konusu uyuşturucu maddeyi satın alması üzerine sanığın ''satmak için uyuşturucu madde bulundurma'' suçu belirlenmiş ve bu suçun delili elde edilmiştir. Buna rağmen, gizli soruşturmacının sanıktan farklı tarihlerde tekrar uyuşturucu madde satın alması gereksiz olduğu gibi görevi kapsamında da değildir. Öte yandan, gizli soruşturmacıların asıl görevi ''uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak'' değil, ''suçu ve failini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmekten ibarettir.'' Bu nedenlerle gizli soruşturmacı tarafından sanıktan birden çok kez uyuşturucu madde satın alınmasının, ayrıca suç oluşturmayacağı ve gerçek anlamda bir ''alım-satım'' söz konusu olmadığı gözetilmeden atılı suçun zincirleme olarak işlendiği kabul edilerek, sanığın cezasının TCK'nın 43. maddesi ile artırılması, bozma sebebidir...”</i> (10. Ceza Dairesi 2019/2547 E. , 2020/7703 K.)</p>

<p>· Dava konusu suç uyuşturucu madde ticareti yapma suçu olduğu halde, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suç olmadığı, zira 5271 sayılı CMK'nın 139/4. maddesine göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği; yine aynı Kanun'un "Teknik Araçlarla İzleme" başlıklı 140. maddesindeki düzenlemeye göre, sanığın teknik araçlarla izlenmesine ilişkin bir karar bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve CMK'nın 140. maddesi uyarınca ayrıca bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme ve görüntüleme ve ses alma işlemi yapılamayacağı gözetilmeden elde edilen deliller hukuka aykırı olup hükme esas alınamaz<strong>.(10. Ceza Dairesi 2025/9556 E. 2025/13956 K.)</strong></p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi bir koruma tedbiridir. Koruma tedbirleri için gerekli olan tüm şartlar gizli soruşturmacı görevlendirilmesi için de geçerlidir. Gizli soruşturmacı suç işleyemez, şüphelileri suç işlemeye teşvik, tahrik ve azmettiremez. Gizli soruşturmacının yasada düzenlenmiş görev süresi yoktur. Soruşturma işlemlerinin gereklerine göre görevlendirilebilir. Gizli soruşturmacı yasada belirtilen suçlar için görevlendirilebilir. Gizli soruşturmacı görevlendirilebilmesi için hâkim kararı gereklidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Av. Mehmet Emin KÜLTÜR</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-gizli-sorusturmaci-hukuki-sinirlar-ve-hak-ihlalleri</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/tokfmas.jpg" type="image/jpeg" length="19814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22433"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38594"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87695"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66262"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15894"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="37630"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="33735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="28088"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="82877"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="76532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="60522"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="39254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="22643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="34360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="29299"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
