<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 16 Aug 2026 23:21:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['Fırat Baraj'ın katili kadın kılığında kaçtı' iddiası!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/firat-barajin-katili-kadin-kiliginda-kacti-iddiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/firat-barajin-katili-kadin-kiliginda-kacti-iddiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mardin'de öldürülen hukuk fakültesi öğrencisi Fırat Baraj cinayetine ilişkin yeni bir iddia ortaya çıktı. Buna göre, katil zanlısı olaydan birkaç saat sonra saklandığı yerden ailesinin ve akrabalarının yardımıyla çıkarıldı. Üzerinde de kadın kıyafetleri vardı. Acılı ailenin iddiasına göre katil zanlısı yurt dışına kaçırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mardin'de 22 Aralık 2025 tarihinde öldürülen hukuk fakültesi öğrencisi Fırat Baraj cinayetine ilişkin yeni bir iddia ortaya çıktı.</p>

<p>Show Haber'den Uğur Alaattinoğlu'nun haberine göre korkunç olayda Baraj, İstanbul'dan memleketi Mardin'e gitmiş, iddiaya göre miras anlaşmazlığı yüzünden kuzenleri tarafından öldürülmüştü.</p>

<p>Cinayetin ardından failler kaçtı. Show Haber'in ulaştığı yeni görüntülerde tetiği çeken kuzenin nasıl kaçırıldığı gün yüzüne çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İddiaya göre katil zanlısı olaydan birkaç saat sonra saklandığı yerden hem ailesinin hem de akrabalarının yardımıyla çıkarıldı. Üzerinde de kadın kıyafetleri vardı. Acılı ailenin iddiasına göre katil zanlısı yurt dışına kaçırıldı. Öte yandan katil zanlısının ölümle tehdit etiği anlar da kameraya yansımıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/firat-barajin-katili-kadin-kiliginda-kacti-iddiasi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-187.jpg" type="image/jpeg" length="89916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HUKUK CAMİASINDA HİTAP VE UNVAN KULLANIMI ÜZERİNE BAZI GÖZLEMLER - I: MÜVEKKİL Mİ, MÜŞTERİ Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-camiasinda-hitap-ve-unvan-kullanimi-uzerine-bazi-gozlemler-i-muvekkil-mi-musteri-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-camiasinda-hitap-ve-unvan-kullanimi-uzerine-bazi-gozlemler-i-muvekkil-mi-musteri-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Meslek pratiğinde birçok hukukçunun hitap ve unvan kullanımı konusunda kendi fikirleri ve uygulamaları mevcuttur. Bu seride, hukuk camiasının farklı paydaşlarına yönelik hitap ve unvan kullanımı konusundaki görüşlerimi sırasıyla paylaşacağım.</p>

<p>“Müvekkil mi, müşteri mi” tartışması bir dönem hukuk camiasında yoğun şekilde tartışılmış olsa da şu anda hukukçuların büyük çoğunluğunca müvekkil kelimesinin kullanıldığı görülmektedir. Yazılı tartışmalarda özellikle Av. Mehmet GÜN tarafından ortaya atılan müşteri kelimesinin daha doğru olduğu yönündeki tez yaygın kabul görmemiştir. Ancak uygulama bu şekilde oturmuş olsa da müşteri kelimesinin kullanımının neden isabetli olmadığını izah etmekte de fayda var.</p>

<p>Bu kapsamda müşteri kelimesinin daha doğru bir kullanım olduğunu savunanların ileri sürdükleri argümanlara cevap vermek gerekirse:</p>

<p><strong>II. Avrupa dillerinde “client” kelimesinin kullanılması nedeniyle müşteri kelimesinin daha doğru bir kullanım olduğu görüşüne karşı cevaplar</strong></p>

<p>Müşteri kelimesinin daha doğru bir kullanım olduğunu savunan görüşün en önemli argümanı, İngilizce ve Fransızca gibi dillerde “client” kelimesinin kullanılıyor olmasıdır. Ancak “client” kelimesinin Türkçe tam karşılığı bulunmamakla birlikte, en yakın çevirisi de müşteri kelimesi değildir.</p>

<p>Müşteri kelimesi, iştira eden / satın alan manalarına gelirken, müvekkil kelimesi ise vekil kılan manasına gelmektedir.</p>

<p>Oxford Sözlüğüne göre “client” kelimesinin kökeni Latince “cliens”, “client” kelimesidir. Bu kelime de yine “itaat etmek”, “duymak” manalarına gelen “cluere” kelimesinden türemiştir. Tarihsel olarak ise bir kimsenin koruması altında olan kişiye “client” denilmektedir.</p>

<p>Le Petit Robert sözlüğüne göre ise client kelimesi ilk olarak Roma'da Patrici’lerin koruması altında olan Pleb’ler için kullanılmıştır. Dolayısıyla kelime “protégé” (fr: korunan) kelimesiyle eş anlamlıdır. Bu sebeple client kelimesinin müvekkil manasına yakın olan kullanımının, müşteri manasındaki kullanımından çok daha eski olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>İngilizcede genel olarak profesyonel hizmet alan kişiler için “client”, ticari mal veya standart hizmet satın alan kişiler için ise “customer” kelimesi tercih edilir. Fransızca kullanımda ise client kelimesi hem hizmet alan hem de mal alan kişi için kullanılır. Dolayısıyla client kelimesinin İngilizcedeki kullanımı, Fransızcadaki kullanıma göre Latince kökenine daha yakındır.</p>

<p>Ayrıca İngilizcedeki “client state” (bağımlı devlet) gibi ifadelerden anlaşıldığı üzere bu kelime, Türkçedeki “müşteri” kelimesinden çok farklı bir anlam taşımaktadır. Kelimenin İngilizcedeki esas anlamı “korunan” “hizmet alan” gibi ifadelere daha yakındır.</p>

<p>Öte yandan bu kelimenin bilgisayar biliminde bir server’dan veri alan bilgisayar için kullanıldığını da ekleyelim. Server kelimesinin hizmet veren manasına gelmesi, client kelimesinin hizmet alan manasına gelmesiyle tutarlı bir durumdur.</p>

<p>Görülmektedir ki “client” kelimesinin birinci manası müşteri (iştira eden, satın alan) değil, profesyonel birinden hizmet ve tavsiye alandır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dolayısıyla benim kanaatime göre client kelimesinin Türkçede tam bir karşılığı bulunmamaktadır. Ancak her ne kadar tarihsel olarak anlam değişikliği olmuş olsa bile “client” kelimesinin Türkçeye “müvekkil” olarak çevrilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyorum. Zira kelimenin tarihsel olarak ilk kullanımı “korunan” manasını taşımaktadır ve “müşteri” (iştira eden, satın alan) kelimesi aynı derinlikten uzaktır. Arapça gibi bazı dillerde "muhami" (himaye eden) kelimesinin avukat manasında kullanılması da bu durumla tutarlıdır.</p>

<p>Bu sebeple, özellikle İngilizce ve Fransızcada “client” kelimesinin kullanılması nedeniyle Türkçede de müşteri denilmesi gerektiği yönündeki görüşün dilbilimi açısından bir karşılığı bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>III. Müşteri kelimesinin daha ticari bir çağrışımı bulunması nedeniyle tercih edilmesi gerektiği görüşüne karşı cevaplar</strong></p>

<p>Müşteri kelimesinin kullanımını savunan bazı avukatlar, bu kelimenin ticari çağrışımı bulunması nedeniyle daha dürüst bir ifade olduğunu ve bu nedenle tercih edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Benim kanaatime göre ise tam olarak bu sebeple müvekkil kelimesi daha doğru bir kullanımdır. Sebebi ise yine avukatlık mesleğinin tarihinde saklı.</p>

<p>Avukatlık mesleğinin tarihsel kökeni Antik Roma ve Atina’ya dayanmaktadır. Bu dönemde bir başkasının davasında yardımcı olan ve yine avukat olarak nitelendirilebilecek hatiplerin para almaları önce ayıp karşılanmıştır. M. Ö. 204 yılında çıkan bir Roma kanununa göre ise avukatlık faaliyetleri için para almak yasaklanmıştır. Bu kanun çok kere göz ardı edilmiş ve İmparator Claudius döneminde çıkan yeni bir yasayla avukatlık ücreti almak serbest bırakılmıştır. Ayrıca bugünkü uygulamanın tersine avukatlık asgari ücret tarifesi yerine azami ücret tarifesi getirilmiştir.</p>

<p>Avukatlık mesleğinin ilk ortaya çıkışında ücret alma yasağı uygulanması elbette günümüze uyarlanabilir bir durum değildir. Nitekim avukatlık ücreti, avukatlık sözleşmesinin kurucu unsurlarındandır ve özel istisnaları hariç olmak üzere Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin altında iş kabul etmek yasak ve etik dışıdır. Ancak mesleğin esas fonksiyonunun ticari çağrışımı baskın olan bir kelimenin içine sıkıştırılması, mesleğin kamu hizmeti sıfatını taşıyan yönü ve onuruyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Meslek mensupları tarafından avukatlık mesleği çok kereler kutsal meslek olarak sınıflandırılmaktadır. Bu haliyle adaletin tesisinde kurucu unsurlardan olan ve vazgeçilmez bir mesleğin ticari çağrışımlardan uzak tutulması gerekmektedir. Nitekim ideal bir avukatlık hizmetinde ücret konusu müvekkille sadece bir sefer konuşulur ve edimlerin vaktinde ifasıyla yeniden açılmaz. Dolayısıyla bazen yıllarca süren dava süreçlerinde sadece bir defa konuşulan ücret unsurunu önceleyen müşteri kelimesinin kullanımı mesleki açıdan tutarsız bir manzara ortaya çıkaracaktır.</p>

<p>Bu nedenlerle, müvekkil kelimesinin 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu md. 1’e göre bir kamu hizmeti olan avukatlık mesleğinin fonksiyonunu daha doğru yansıttığı görüşündeyim.</p>

<p><strong>IV. Mevzuatın kelime tercihi</strong></p>

<p>Başta 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu olmak üzere yürürlükteki ve mülga mevzuatın hiçbir yerinde müşteri kelimesi tercih edilmemiştir. Akan hayattaki kullanımın mevzuata uygun olması ise, gelenekselliğin korunması gerektiğini düşündüğüm hukuk lisanı için önemlidir.</p>

<p>Mevzuattaki kullanım ve kelime tercihlerinin pratik kullanımla bağdaşması ise hem doğru dilekçe yazım tekniği açısından hem de karar yazımı açısından mühimdir. Örnek vermek gerekirse “delil yetersizliği” ifadesi mevzuatta bulunmazken “suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması” ifadesi doğrudan CMK md. 223/2-b hükmünde yer almaktadır. Bu haliyle bir gerekçeli kararda ya da dilekçede “delil yetersizliği” ifadesinin kullanımı eleştiri konusu olmaktadır. Nitekim HSK Müfettiş Tavsiyelerinde sıklıkla mevzuatla uyumlu terminolojinin tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>V. Netice</strong></p>

<p>Sonuç olarak, “müvekkil” ve “müşteri” kelimeleri arasındaki tercih nihayetinde bir terminoloji meselesi olmakla birlikte, yukarıda açıklanan tarihsel, dilbilimsel ve mesleki nedenlerle avukatlık ilişkisini daha doğru ifade eden “müvekkil” kelimesinin tercih edilmesinin daha doğru olduğu görüşündeyim.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/enes-malik-kilic.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/enes-malik-kilic.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Enes Malik KILIÇ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-camiasinda-hitap-ve-unvan-kullanimi-uzerine-bazi-gozlemler-i-muvekkil-mi-musteri-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 17:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/avukat-mu-erk.jpg" type="image/jpeg" length="41484"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SÜREÇ KANUNU 'AF' OLARAK DEĞERLENDİRİLEBİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/surec-kanunu-af-olarak-degerlendirilebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/surec-kanunu-af-olarak-degerlendirilebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süreç Kanununun Hukuki Niteliği]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1) ​Cezanın Ertelenmesi ile ‘Affın’ farkları; süreç kanunu açısından inceleme</strong></p>

<p>İlk olarak süreç kanununun hukuki niteliği değerlendirilmelidir. Süreç kanununun lafzı incelendiğinde kanunun, cezanın ertelenmesi (TCK m.51) müessesesi üzerine inşa edildiği görülmektedir. Şu kadar ki, söz konusu kanun, TCK m. 51’in özel görünüş biçimine benzemektedir. Sonraki kanun öncekini ilga eder ilkesi (<i>lex posterior derogat legi priori</i>) gereği TCK’deki düzenleme ile süreç kanunu arasında birçok farklılık bulunması, kanun koyucunun erteleme müessesine yeni bir bakış açısı getirdiğini ortaya koyar. Kaldı ki eldeki kanun, eski ceza kanunlarını ilga da etmemiş, eski rejimlere göre özel konumda olan yeni bir infaz rejimi yaratmıştır. Bu durumda eski rejimleri lex generalis (genel hüküm), yeni rejimi ise lex specialis (özel hüküm) olarak düşünmek daha isabetlidir. Bu sebeple kimi hususlar tabi ki aynıdır örneğin cezaların belirli süreler için ertelenmesi, verilen cezanın erteleme süresi sonunda infaz edilmiş sayılması, kişinin erteleme süresi içerisinde başka bir suç işlememe yükümlülüğü (süreç kanununda ‘terör’ suçu olarak belirtilmiştir) süreç kanunundaki ‘erteleme’ müessesinin TCK m. 51 anlamında bir erteleme olduğunu ortaya koyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Süreç kanununun niteliğini bu sebeple ‘af’ olarak nitelendirmek birçok açıdan hatalıdır. Şöyle ki;</p>

<p>Erteleme süresi içerisinde kişi suç işleyemez. Yeni suçun işlenmesi halinde hem ertelenen cezanın ertelemesi ortadan kalkar hem de son işlenen suç için ayrı bir dava açılır (TCK m.51/7, süreç kanunu m.5/2, 6/4). Hal böyle olunca kişi hem eski hem yeni suçundan yani iki farklı suçtan cezalandırmaya tabi tutulur. Eğer bu kanun bir ‘af’ kanunu olsaydı, kişi sadece yeni işlediği suç için cezalandırılırdı. Genel af halinde ise kişinin yeni suçu tekerrüre dahi esas alınamazdı çünkü genel af ile ‘<i>hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar</i>.’( TCK m.65/1).</p>

<p>Yukarıdaki iddiaya cevap olarak ise süreç kanununun bir ‘koşullu af’ olduğu öne sürülmüştür. AYM’ye göre af, koşullu yapılabilir. Mahkemeye göre <i>‘Anayasa koyucu, Anayasa’nın 87. maddesinde TBMM’nin genel ve özel af ilânına karar verme yetkisini bu af türlerinin koşullu veya koşulsuz olması yönünden sınırlandırmamıştır. Bu itibarla TBMM’nin aftan yararlanmayı koşula bağlamasının önünde anayasal bir engel bulunmamaktadır.’ </i><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-202044-e-202041-k-sayili-karari" rel="dofollow">(AYM, E.2020/44, K.2020/41, 17/7/2020, § 21)</a></strong></p>

<p>Özel af içinse mahkeme başka bir içtihadında ‘<i>müebbet ağır hapis cezasına veya şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim öngörülmesi, ikinci paragrafında da, birinci paragraf hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi dolmuş olanların <u>belirli bir süre suç işlememe (bozucu infisahi) koşuluna</u> <u>bağlanması, getirilen düzenlemenin toplu ve şartlı özel af niteliğinde olduğunu</u> <u>göstermektedir.</u></i><u>’</u>şeklinde belirtmiştir. <strong><a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-200299-e-200251-k-sayili-karari" rel="dofollow">(AYM, E.2002/99, K.2002/51, 28/5/2002)</a></strong></p>

<p>Burada ayırt edilmesi gereken iki husus vardır. Süreç kanunu, hiçbir cezadan ‘indirim’ veya cezanın infazını tamamen ortadan kaldırma gibi bir düzenleme içermemektedir. Yeni kanuna göre yapılan, kişinin aldığı cezaya bakılmadan<sup>1</sup>, salt suç tipi üzerinden bir değerlendirme ile ‘erteleme’ kararı vermektir. Hangi suçun kaç yıl ile cezasının indirildiği veya hangi suçun infazının tamamen ‘ortadan kalktığına’ dair hiçbir hüküm yoktur. Diğer husus ise verilen örnekte kişinin cezası infaz edilmiş de ‘sayılmamaktadır’, infaz süresi kanun ile 'indirilmektedir’, kişi zaten kalan cezasının infazını ‘tamamladığı’ için tahliye olmuştur. Eldeki kanunda ise hükümlüler, öngörülen erteleme süresinin sonunda cezalarını ‘infaz etmiş’ sayılırlar (m. 6/4). Dolayısıyla cezayı 'infaz etmiş olma' hali AYM kararındaki kanunda<sup>2</sup> en başta, süreç kanununda ise en sondadır. İlkindeki denetim süresi ise sadece kişinin iyi halli kalması için bir caydırma aracıdır.</p>

<p>Anayasa mahkemesi verilen ilk kararında bu tür düzenlemelerde asıl dikkat edilmesi gereken hususun kanunun neyi değiştirdiğini, hedef aldığını vurgulamıştır. Mahkemeye göre ‘<i>Her ne şekilde adlandırılmış olursa olsun cezanın infazıyla bağlantılı bir düzenlemenin özel af niteliğinde olup olmadığı konusunda tespit edilmesi gereken temel husus <u>düzenlemenin</u> <u>gerçekte cezanın kendisini mi etkilediği yoksa cezanın infaz şeklini mi belirlediğidir</u>. Buna göre eğer düzenleme suç ve cezanın kapsamına ilişkin olarak cezanın ortadan kaldırılmasını, azaltılmasını veya türünü değiştirmek suretiyle hafifletilmesini öngörüyorsa bunun bir özel af düzenlemesi, suç ve cezanın kapsamına yönelik olmayıp sadece cezanın infaz şeklini düzenlemeye yönelik ise bunun bir infaz düzenlemesi olduğu söylenebilir</i>.<strong><a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-202044-e-202041-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (AYM, E.2020/44, K.2020/41, 17/7/2020, § 24)</a></strong></p>

<p>Mahkemeye göre cezanın ‘kendisinin’ etkilendiği durumlar özel af olarak görülebilir. Süreç kanunu ise hiçbir cezanın ‘kendisini’ etkilememektedir, sadece cezanın infaz biçimini ele almaktadır. Cezaların ertelenmesi, kişinin cezasının hafifletilmediği, indirilmediğini veya ortadan kaldırılmadığını anlamına gelir. Gerçekleşen hukuki işlem sadece, cezaya dokunmaksızın, hükümlülerin infazının ertelenmesidir. Bu sebeple bu kanuna özel af demek isabetli değildir.</p>

<p><strong>2) ​Memnu hakların iadesi sorunu</strong></p>

<p><strong>A) ​Adli sicil kanunu ile süreç kanunu arasındaki farklar</strong></p>

<p>Adli sicil kanununda memnu hakların iadesi için oldukça farklı bir sistem öngörülmüş, süreç kanununda ise daha hızlı fakat kendine özgün bir yol belirlenmiş. Adli sicil kanuna göre özel affa uğramış bir kişi örneğin 10 sene hapis cezasına çarptırılmışsa, memnu hakların iadesi talebinde bulunabilmesi için hükmün kesinleştiği tarihten itibaren 13 sene geçmiş olması gereklidir (5352 13/A-2) Bu hesapla 2020 yılında hüküm giymiş bir kişi ancak 2033 yılında memnu hakların iadesi talebinde bulunabilir. Süreç kanununa göre ise kişinin serbest bırakıldığı tarih esas alınıp üstüne süre eklenmesi ile başvuru tarihi bulunur. Verilen örnekte kişi 2026 yılında serbest bırakılırsa üzerine 2 yıl daha eklenecek ve 2028’de memnu hakların iadesi yolu açılacaktır (m.7/4-b). Verilen örnekte kişi ‘özel af’ için öngörülen sürenin 5 sene öncesinde memnu haklarını kazanabilecektir. Fakat asıl fark süreler değildir, zamanlamadır. ‘Özel af’ ile serbest kalan bir kişi, ne zaman serbest bırakıldığına bakılmaksızın cezasının infazının bittiği yıla 3 sene daha ekleyip bir başvuruda bulunması gerekecektir. Yani cezasının yılı dolmadan kişi başvuruda bulunamayacaktır. Süreç kanununda ise gösterildiği üzere kişinin cezasının dolduğu yıl geçmeden yıllar önce bile memnu hakların iadesi yoluna kavuşabilir.</p>

<p>Bir başka fark ise Adli sicil kanununa göre memnu hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir (m.13/A-3) iken süreç kanununda görevli merci infaz hakimliğidir (m. 7/4-b). Dolayısıyla memnu hakların iadesine adli sicil kanununa göre yeri geldiğinde asliye ve ağır ceza mahkemeleri bakacak iken süreç kanununda görevli hakimlik infaz hakimliğidir. Kaldı ki adli sicil kanununda başvurucu, memnu hakların sahibi iken süreç kanununda başvurucu ‘kurul’dur.</p>

<p>Hakimlerin karar vermede uygulayacağı usuller de iki kanunda farklıdır. Adli sicil kanununa göre ‘Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması’ gerekir (13/A-1,b). Süreç kanununda ise tartışmalı şekilde hakimin hangi kriterlere göre karar vereceği belirtilmemiştir. Bu eksiklik ciddi bir sorun olarak eleştirilebilse de süreç kanununun, özel affın sonucu uygulanacak adli sicil kanunu ile hukuki gerçekliğinin aynı olmadığını tekrar ortaya koymuştur.</p>

<p>Bunca esaslı fark, süreç kanunu ile özel af sonucu uygulanan adli sicil kanunun birbirine benzemez iki ayrı sistem kurduğunu gösterir. Biri diğerinin özel hükmü değildir çünkü ortada geri verilenin memnu haklar olması haricinde hiçbir benzerlik yoktur. Hesaplama sistemleri farklıdır ve görevli mahkemeler de farklıdır. Başvuru usulü farklıdır, yargılamada uygulanacak kriterler farklıdır. Dolayısıyla bu açıdan dahi süreç kanununu ‘af’ kanunu olarak nitelendirmek isabetli değildir.</p>

<p><strong>B) ​Memnu hakların iadesinin ‘Af’ müessesi ve Süreç kanunu ile ilişkisi</strong></p>

<p>Memnu hakların iadesinin etkisini, süreç kanununda iki şekilde ele almak gerekmektedir. İlk olarak genel affa değinmekte fayda vardır. Genel affın en önemli ayırt edici özelliği af sonucu, hükmolunan cezaların bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkmasıdır. Bu, kişinin adli sicilinin temizlenmesi ve yasaklı tüm haklarına geri kavuşması anlamına gelir. Süreç kanununda ise kanundan faydalanan kişilerin bahsedilen hukuki statüye kavuşacakları garanti edilmemiştir. Kanuna göre infaz hakimliği, hakların iadesi konusunda karar verir. Dolayısıyla kişinin memnu haklarına kavuşacağı garanti altında değildir. Bu kanun ile tahliye edilen fakat gerekli başvuruya rağmen memnu hakları iade edilmeyen bir kişinin durumunda bu kanunu genel af olarak nitelemek hukuki açıdan garabettir. Kanuna göre bu senaryo elbette ki mümkündür. Kaldı ki tek sorun memnu hakların iadesi de değildir. Adli sicil kaydının silinerek hükmün arşive kaldırılacağına dair süreç kanununda hiçbir ibare yoktur. Oysa genel af halinde kişinin adli sicil kaydı silinmelidir.<sup>3</sup> Eldeki kanuna göre ise bu gerçekleşmeyecektir. Tüm bu nedenlerden ötürü hükmolunan cezanın bütün neticelerinin ortadan kalktığı iddia edilemez.</p>

<p>Peki özel af için ne denilebilir? Özel af halinde ‘<i>Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir.‘ </i>( TCK m.65/3). Dolayısıyla yukarıdaki örnekte kişi memnu haklarını geri alamayan kişi bu açıdan özel affın bu şartını taşımış gibi gözükebilir. Peki diğer ihtimal gerçekleştiğinde yani tahliye olan kişi memnu haklarını geri aldığında ne olacaktır? Özel affa göre bu kişinin hak yoksunlukları devam etmesi gereklidir fakat kişi bu hakları geri alabilmiştir. Bu sefer de yukarıdaki örneğin tersine çevrildiği durumda kanun özel af olarak nitelendirilemez.</p>

<p><strong>3) Devlet cezalandırma yetkisinden vazgeçmemektedir</strong></p>

<p>Taslak metnin 3/1 maddesine göre <i>‘Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez’. </i>Aynı zamanda ‘<i>Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir.</i>’ Affedilen ‘suçların’ delilleri neden muhafaza edilmeye devam edilir? Kanuna göre 10 yıla varan erteleme süresi içerisinde, dosyaların tekrar açılması durumunda eldeki deliller sanıklar aleyhine kullanılabilecektir. Kanunun bu tutumuna bile bakılarak mevcut düzenlemeye ‘af’ demek nasıl bir tutarlılıktır? Özellikle ‘genel af’ ile tüm hüküm ve sonuçları kalkmış bir dosyanın delillerinin halen muhafaza edilmesinin mantığını ‘hukukçular’ nasıl izah edecektir?</p>

<p>Davanın affa uğramış olması ise dava zamanaşımını kesen/durduran bir unsur değildir. TCK m.51’de öngörülen erteleme müessesi de esasen dava zamanaşımını kesen/durduran bir düzenleme değildir. Fakat bu kanun TCK m.51’in özel hükmü niteliğinde olduğu için kanun kapsamındaki suçlarda erteleme kararının zamanaşımını durduracağı düzenlenebilir. TCK</p>

<p>m.51 kapsamındaki ertelemenin, kural olarak, iki yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde uygulanabildiği de göz önüne alındığında ve azami denetim süresinin 3 yıl olduğu gözetildiğinde, zamanaşımına dair kanun koyucunun bir hüküm getirme ihtiyacı gözetmediği düşünülebilir. Dahası kanun koyucunun bu husus aklına dahi gelmemiş olabilir. Fakat yeni kanunla özel hüküm niteliğindeki erteleme rejimi, müebbet hapis cezalarını dahi kapsadığı için ve aynı zamanda erteleme süresi 10 yılı bulabildiği için zamanaşımını durduran bir hüküm konulmuştur. Dolayısıyla kanunun amacı herhangi bir şekilde ‘suçları’ ‘affa’ uğratmak değil, cezanın infazını ertelemektir.</p>

<p><strong>4) Erteleme Kararını ve Memnu Hakların İadesi Hakkında karar veren Yargıdır, ‘Affı’ çıkaran ise Yasama ve Yürütmedir.</strong></p>

<p>Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise genel ve özel af ilanına karar vermek meclisin görevidir (Any m.87). CB’de özel affa karar verebilir (Any. m.104). Af, yürütme ve yasamanın verdiği bir karar iken eldeki kanuna göre karar yargı eliyle verilir. Affın yargısal sonuçlar doğurmasına rağmen bir yargı işlemi değil, yasama ve yürütme işlemi olduğuna da değinilmiştir.<sup>4</sup> Eldeki kanunda ise erteleme kararını meclis veya CB değil, dosyaya bakan hakim/ savcı veya kesin hüküm halinde infaz hakimi verir (m 3/2, 6/1).</p>

<p>Bu noktada erteleme kararı için yargı mercilerinin takdir yetkisi olmadığı, koşulları oluşursa erteleme kararın verilmesinin zorunlu olduğundan gerektiğinden bahisle asıl işlemin yargı tarafından yapılmadığını iddia etmek de isabetli değildir. Örnek olarak Ceza soruşturmalarında savcılıkların soruşturma yükümlülüklerinin bulunması ( CMK m.160) veya ceza hukukunda düzenlenen suçların birçoğunda devlet için cezalandırma zorunluluğunun bulunması durumlarında da yargı makamlarının takdir yetkisi yoktur. Ceza ve Muhakeme kanunu özellikle devletin cezalandırma yükümlülüğünden kaçamaması için söz konusu kanunlara amir hükümler yerleştirmiştir. O halde elinde yeterli delil bulunan bir cumhuriyet savcısının iddianame düzenleyip mahkemeye sunması ve mahkemenin de gerekli kovuşturmayı yürütmesi halinde ortada bir yargısal işlem yoktur, bu bir yasama işlemidir denilebilir mi ?</p>

<p>Süreç kanunu da buna benzer bir düzenlemedir, erteleme kararı verilmesi noktasında yargı makamlarının ‘takdiri’ olmasa da dosyadaki koşulların varlığını değerlendiren ve kararı veren yargı makamlarıdır. En önemlisi ise ‘eksik’ görülen takdir yetkisi zaten memnu hakların iadesi usulünde mevcuttur. Kanunun lafzında infaz hakiminin talep halinde kesin olarak olumlu karar vermesini gerektiren hiçbir ibare yoktur; anlaşıldığı kadarıyla infaz hakimi kendi takdiri ile bir sonuca ulaşacaktır. Memnu hakların iade edilmediği durumda bunun bir genel af, iade edildiği durumda ise bunun bir özel af olmayacağı ise izah edilmiştir.</p>

<p><strong>5) ​‘Düşme’ veya ‘KYOK’kararı bir af düzenlemesinin sonucu mudur ?</strong></p>

<p>Kanunun 5/2. Maddesine göre derdest dosyalarda ‘<i>Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme karan verilir</i>’.</p>

<p>Düşme kararı genel af halinde verilir. Özel af halinde verilmez. Fakat burada ayırt edici husus her düşme kararı verilen dosyanın affa uğrayıp uğramadığıdır. Bu noktada HAGB rejimi önemli bir örnek teşkil eder. 5271 sayılı kanunun 231/10. Maddesine göre <i>‘Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.’ </i>Mantık açısından süreç kanunu ile HAGB rejimi arasında benzerlikler vardır. İlkinde ‘erteleme’ ikincisinde ise ‘denetim’ süresi öngörülmüştür fakat kovuşturma evresindeki bir dosyanın sonucu her iki kanuna göre ‘düşme’ olacaktır. Dolayısıyla bu kanunu HAGB rejimine benzetmek, ‘affa’ benzetmekten daha isabetli görünmektedir.</p>

<p>Soruşturma aşamasında ise aslında CMK 171/2,3 maddeler zaten kamu davasının ertelenmesi rejimini düzenlemiştir. Süreç kanunu ile CMK’de düzenlenen teknik detaylar elbetteki farklıdır fakat izah edildiği üzere yeni kanun, eski kanunun özel hükmüdür. Aynı maddenin 4. fıkrasına göre ‘<i>Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez.’ </i>Görüleceği üzere süreç kanunu ile hali hazırdaki CMK maddeleri zaten ortak/ paralel hükümler içermektedir. Süreç kanununda da erteleme süresi içerisinde dava zamanaşımı işlemez (m. 3/1), tekrar ‘terör’ suçu işlenmesi halinde kamu davası açılır (m. 5/2).</p>

<p>Sonuç olarak süreç kanununu bir ‘af’ yasası olduğunu iddia edenler şu sorulara cevap vermelidir; HAGB rejimi aynı gerekçe ile neden bir ‘af’ rejimi değildir? Cezanın ve soruşturmanın ertelenmesi rejimleri neden ‘af’ düzenlemeleri sayılmazlar? Kişinin hapse girmemesi ve bunun sonucunda cezasının infaz edilmiş sayılması veya dava hakkında düşme kararı verilmesi veya KYOK verilmesi bir ‘af’ ise CMK ve TCK sistemlerindeki diğer düzenlemeleri 'Af'tan ayıran farklılık nelerdir?</p>

<p>Bir başlangıç olarak tüm eksikliklerine rağmen olumlu gördüğüm bu kanunun ülkemize barışı getirmesi dileğiyle.</p>

<p><strong>Av. Sait Bager MERVAN</strong></p>

<p><span style="color:#999999">-----</span></p>

<p><span style="color:#999999">1 Kişinin mahkum olduğu ceza miktarına sadece erteleme süresini belirlemek için bakılır. Ayrıca kasten öldürme suçu ve 2005 yılından önce işlenen müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet cezaları kanun kapsamının dışındadır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2 4616 sayılı kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999">3 5352 sayılı kanun madde 9 /1 ‘Adlî sicildeki bilgiler; d) Genel af, Halinde Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce silinerek, arşiv kaydına alınır’</span></p>

<p><span style="color:#999999">4 Fatih Selami Mahmutoğlu and Serra Karadeniz, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi (2nd edn, Beta Basım Yayım 2021) sayfa 1528.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/surec-kanunu-af-olarak-degerlendirilebilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-jjdkfa1aa.jpg" type="image/jpeg" length="37480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2002/99 E., 2002/51 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-200299-e-200251-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-200299-e-200251-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 28.5.2002 tarihli, 2002/99 esas - 2002/51 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2002/99</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2002/51</strong></p>

<p><strong>Karar Günü : 28.5.2002</strong></p>

<p><strong>Resmi gazete tarih/sayı:6.11.2002-24928</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN : </strong>Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>21.05.2002 günlü, 4758 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun"un 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 2. bendinin, Anayasa'nın 87. maddesine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.</p>

<p><strong>II- YASA METİNLERİ</strong></p>

<p><strong>A- İptali İstenilen Yasa Kuralı</strong></p>

<p>4758 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun"un 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin dava konusu 2. bendi şöyledir:</p>

<p>"2. Müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanların veya şahsî hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsî hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin tâbi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıl indirilir. İndirim, verilen her bir ceza için ayrı ayrı değil, toplam ceza üzerinden bir defaya mahsus yapılır. Ancak bir kişinin muhtelif suçlarından dolayı cezaları ayrı ayrı tarihlerde verilmiş olsa bile, bu cezaların toplamı üzerinden yapılacak indirim on yılı geçemez.</p>

<p>Birinci paragraf hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi dolmuş olanlar, iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve istemleri olmaksızın derhal; toplam cezaları on yıldan fazla olanlar kalan cezalarını çektikten sonra şartla salıverilirler."</p>

<p><strong>B- Dayanılan Anayasa Kuralı</strong></p>

<p>İptal isteminde dayanılan Anayasa kuralı şöyledir:</p>

<p><strong>"MADDE 87.-</strong> (Değişiklik : 03.10.2001 - 4709/28 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi<strong> </strong>vermek; bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak,Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir."</p>

<p><strong>III- İLK İNCELEME</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Nurettin TURAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve Enis TUNGA'nın katılımlarıyla 28.5.2002 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından, işin esasının incelenmesine, oybirliğiyle karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV- ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleriyle diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi tarafından kimi kuralları iptal edilen 4616 sayılı Yasa ile dava konusu 4758 sayılı Yasa'nın isimlerinde "af" sözcüğüne yer verilmediği, ancak hukuksal metinlerin niteliklerinin belirlenmesinde adlarına değil içeriklerine bakılarak değerlendirme yapılması gerektiği, nitekim Anayasa Mahkemesi'nin 4616 sayılı Yasa'yla ilgili kararında da yasanın adı değil içeriği üzerinde durularak, 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 2. bendindeki düzenlemenin, bağlı oldukları infaz kurallarına göre çekmeleri gereken toplam cezalarından ya da toplam hükümlülük sürelerinden on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi ya da hükümlülük süresi dolmuş olanlar yönünden "toplu özel af" niteliğinde bulunduğunun açıkça vurgulandığı, 4616 sayılı Yasa'nın 1.maddesinin 2. bendi ile bu bendin 4758 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenen metni arasında öz yönünden bir fark olmadığı, her iki düzenlemede de ceza ya da cezalardan on yıllık indirim öngörüldüğü, aralarındaki farkın on yıllık indirimin "toplam cezadan ya da hükümlülük süresinden " mi,yoksa "infaz kurallarına göre çekilmesi gereken süreden" mi yapılacağına ilişkin olduğu, bu durum, her iki düzenlemenin nitelikleri yönünden aralarında fark bulunmadığını gösterdiğinden, infaz hükümlerine göre çekilmesi gereken toplam cezadan on yıllık indirim yapılmasının "toplu özel af" olarak nitelendirilmesi gerektiği, Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında belirtilen Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesinin, Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında vurgulandığı gibi, yalnız hüküm fıkrasını değil, gerekçesini de kapsadığı, "toplu özel af" niteliğindeki bir düzenlemenin Anayasa'nın değişik 87. maddesi uyarınca üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun oyu ile kabul edilmesinin zorunlu bulunduğu, bu nedenle, 174 oyla kabul edilen dava konusu kuralın Anayasa'nın 87. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.</p>

<p>Anayasa'da, yasalaşma süreci özel usullere bağlanmış olan yasama işlemlerinin başka isimler altında ve farklı yöntemler uygulanarak oluşturulması durumunda, Anayasa koyucunun iradesinin tam anlamıyla etkili ve egemen kılınabilmesi için bu işlemlerin anayasal denetimlerinin gerçek nitelik ve içerikleri gözetilerek yapılması gerekir.</p>

<p>4616 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun"un 1. maddesinin bir bölümünün Mahkememizin 18.7.2001 günlü, Esas 2001/4, Karar 2001/332 sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine bu maddenin yeniden düzenlenen dava konusu 2. bendine göre, tâbi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezaları esas alınmak suretiyle, müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanların veya şahsî hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsî hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin bu cezalarından on yıl indirilecektir. İndirim, verilen her bir ceza için ayrı ayrı değil, toplam ceza üzerinden bir defaya mahsus yapılacak, bir kişinin muhtelif suçlarından dolayı cezaları ayrı ayrı tarihlerde verilmiş olsa bile, bu cezaların toplamı üzerinden yapılacak indirim on yılı geçemeyecektir. Çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi dolmuş olanlar, iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve istemleri olmaksızın derhal, toplam cezaları on yıldan fazla olanlar ise kalan cezalarını çektikten sonra şartla salıverileceklerdir.</p>

<p>Dava konusu kuralla Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda düzenleme yapılırken, esas alınacak cezanın hangi ceza olduğu belirtilmiş, kimi ifade değişiklikleri dışında iptal kararından önceki bend ile öz yönünden bir farklılık yaratılmamıştır.</p>

<p>Şartla salıvermenin en önemli unsurları, cezanın belirli bir süresinin cezaevinde çekilmiş olması ve hükümlünün bu süre içerisinde iyi hal göstermesidir. Dava konusu 2. bent ile 10 yıla kadar hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olan hükümlülerin iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın salıverilmelerine olanak tanınması ise, bu düzenlemenin şartla salıverilme olarak kabulünü engellemektedir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 98. maddesine göre, cezayı ortadan kaldırma veya azaltma ya da değiştirme özellikleri bulunan "özel af", toplu ve şartlı da olabilmektedir.</p>

<p>2. bendin ilk paragrafında, müebbet ağır hapis cezasına veya şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim öngörülmesi, ikinci paragrafında da, birinci paragraf hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi dolmuş olanların belirli bir süre suç işlememe (bozucu infisahi) koşuluna bağlanması, getirilen düzenlemenin toplu ve şartlı özel af niteliğinde olduğunu göstermektedir.</p>

<p>4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 8. bendinde, Yasa'nın yayımı tarihinden sonra cezaevinin disiplinini bozucu hareketlerinden dolayı disiplin cezası almış olanların, tüzük hükümlerine göre disiplin cezaları kaldırılmadığı sürece 1. madde hükümlerinden yararlanamayacaklarının belirtilmesi nedeniyle bu hükümlülerin cezalarının bir bölümünü cezaevinde geçirmeleri ise uygulama koşulu olduğundan 2. bendin içerdiği düzenlemenin "özel af" niteliğini etkilememektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 18.7.2001 günlü E: 2001/4, K: 2001/332 sayılı kararıyla 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin dava konusu kuralla öz yönünden farklılık içermeyen 2. bendindeki düzenlemenin de toplu ve şartlı özel af olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Anayasa'nın 3.10.2001 günlü 4709 sayılı Yasa ile değiştirilen 87. maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilanına karar vermek Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Buna göre, "af" niteliğindeki yasama işlemlerinin TBMM üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile yasalaşması gerektiği açıktır. Dava konusu kural ise bu oran gözetilmeyerek 174 oyla yasalaşmıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 4758 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenen 2. bendi Anayasa'nın 87. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p><strong>V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI</strong></p>

<p>21.12.2000 günlü, 4616 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun"un 1. maddesinin 21.5.2002 günlü, 4758 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenen 2. bendinin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU ile Enis TUNGA'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 28.5.2002 gününde karar verildi.</p>

<p><strong>VI- SONUÇ</strong></p>

<p>21.12.2000 günlü, 4616 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun"un 1. maddesinin 21.5.2002 günlü, 4758 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenen 2. bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 28.5.2002 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkan</p>

   <p>Mustafa BUMİN</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="33%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Haşim KILIÇ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Samia AKBULUT</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Yalçın ACARGÜN</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Sacit ADALI</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Nurettin TURAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Fulya KANTARCIOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ertuğrul ERSOY</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Tülay TUĞCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="50%">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="50%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ahmet AKYALÇIN</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Enis TUNGA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="0">
   <td width="236"></td>
   <td width="118"></td>
   <td width="118"></td>
   <td width="236"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Hukukun üstünlüğü esasına dayanan hukuk devletinde, yargı kararıyla Anayasa'ya aykırılığı saptanarak iptal edilen bir kuralın yürürlüğünü sürdürmesi düşünülemeyeceğinden iptal kararının doğal olarak, verildiği tarihte yürürlüğe girmesi gerekir. Ancak, Anayasa'nın 153. maddesine göre, kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Kararlar gerekçeleri yazıldıktan sonra Resmî Gazete'de yayımlandıklarından, kararın verilmesiyle Resmî Gazete'de yayımlanması farklı tarihlere rastlamaktadır.</p>

<p>İptal kararı ile bunun gerekçesinin yazılarak Resmî Gazete'de yayımlanması arasında geçen zaman içinde, kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlâl edici nitelikte boşluk doğmasına yol açarak, süre verilmesini zorunlu kılan durumlar dışında, iptal edilen bir kuralın yürürlükte kalmasının, çerçevesi Anayasa ile belirlenmiş hukuk düzenine giderilmesi olanaksız zararlar vereceği açıktır.</p>

<p>Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın gereği olduğundan, giderilmesi olanaksız durum ve zarar doğduğunun kabulü için, verilen iptal kararının somut olarak hak ve özgürlükleri etkilemesi zorunlu değildir. Çünkü, Anayasa'ya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksanamaz.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, sanığın veya hükümlünün yararına olan kuralın geriye yürümesi, bu bağlamda iptal edilse de uygulanmasına devam olunması gibi ceza hukukunun kendine özgü, genel kurallara istisna oluşturan uygulamaları, Anayasa'ya aykırılığı ve bunun neden olduğu giderilmesi olanaksız durum ve zararları ortadan kaldırmayacağından yürürlüğün durdurulması isteminin reddi yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="100%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="100%">
   <p>Üye</p>

   <p>Fulya KANTARCIOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY YAZISI</strong></p>

<p>T.C.K.nun 2. maddesi ışığında, lehe kanun olarak, 4758 sayılı Yasa'nın 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenmiş ve yasa kapsamında bulunan suçlara uygulanabilirliği hukuken mümkün olsa da, iptaline karar verilmesi nedeniyle yürürlüğünün durdurulmayıp, kararın yazılıp Resmî Gazete'de yayımlanıncaya kadar, hukuksal yaşamını sürdürmesine izin verilmesi anlamına gelen, yürürlüğün durdurulmasına ilişkin istemin reddi kararı, iptal kararının nitelik ve içeriğiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Erteleme, cezanın ferdileştirilmesi ve şartlı salıverilme ise cezanın infazı aşamasında uygulanacak hukuksal kurumlar olduğuna göre, bu aşamaya gelmemiş yargılama süreci içinde henüz hükmolunmamış veya infazına geçilmemiş ceza yaptırımlarının, yerine getirilmesini engelleyen tasarruflar, adı ne olursa olsun koşullu özel af niteliğindedir.</p>

<p>Yargısal denetime açık ertelemede, kişi lehine olumlu koşulların varlığı, şartlı salıverilmede ise, hükmolunan cezanın öngörülen oranda yerine getirilmesi, koşulu aranırken "iyi halli olup olmadığına" dahi bakılmaksızın bu yasanın uygulanabilirliği bu kabulü doğrulamakta ve pekiştirmektedir.</p>

<p>Hukuken ve fiilen af sonucunu doğurmaya elverişli yasaların çıkarılmasında uyulması zorunlu 3/5 kuralına uyulmaması, bu tasarrufun kanun gücünde ve etkisinde olmadığının, yasalaştığı andan itibaren uygulama ve yaptırım gücünün sakatlığının kabulünü zorunlu kılar.</p>

<p>Soyut norm denetiminde, Anayasa'ya açık aykırılığı saptanan ve iptaline karar verilen bir kural işlemin hükümle birlikte yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmemesi, belli bir süre için de olsa, hukuken sakat bir kuralın yaşamına izin verilmesi anlam ve sonucunu doğurur.</p>

<p>Baskın özelliği tedbir olan, yürürlüğün durdurulması kararlarının, hukuksal yönden bir boşluk doğurmayacak ve bu boşluğun doldurulması için yasama organına süre verilmesinin zorunlu olmadığı durumlarda, iptalle birlikte alınması gerekir düşüncesindeyim.</p>

<p>Giderilmesi güç ya da olanaksız durum ya da zararların doğması veya iptal kararının sonuçsuz kalması koşulları oluşmasa bile, bu önleme başvurulması için Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kuralın iptal olasılığının güçlüğünün bile yeterli sayıldığı yolundaki baskın görüş ışığında iptalin gerçekleşmesi realitesinden hareketle, yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi kaçınılmazdır.</p>

<p>Olayımızda, adı ne olursa olsun, gerçekte şartlı özel af niteliğindeki 4758 sayılı Kanun'un, Anayasamızın 87. maddesinde açıklanan koşullara uyulmaksızın kabulü, bu Yasa'nın adeta yok hükmünde değerlendirilmesini hukuken zorunlu kıldığından, iptal kararı alınmasına karşın, yeni bir yapılanmayı ve bu amaçla Yasama Organına süre verilmesini de gerektirmeyen, bu kural işlemin yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin istemin reddi yolundaki çoğunluk görüşüne karşıyım.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="98">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="98">
   <p>Üye</p>

   <p>Enis TUNGA</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-200299-e-200251-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="38977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/44 E., 2020/41 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202044-e-202041-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202044-e-202041-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/7/2020 tarihli, 2020/44 esas - 2020/41 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı:2020/44</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı:2020/41</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi:17/7/2020</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih – Sayı:7/10/2020 - 31267</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 135 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU</strong>: 14/4/2020 tarihli ve 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> Tümünün,</p>

<p><strong>B.</strong> Tümünün iptaline karar verilmemesi hâlinde 52. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen geçici 6. maddesinin,</p>

<p>şekil bakımından Anayasa’nın 87. ve 88. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN</strong></p>

<p>İptali talep edilen Kanun şöyledir:</p>

<p><strong><i>“CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</i></strong></p>

<p><strong><i><u>Kanun No. 7242</u> <u>Kabul Tarihi: 14/4/2020</u></i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 1- 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Bu Kanun, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemlere veya bunlarla ilgili faaliyetlere ya da Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara yönelik şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin hâkim veya mahkeme tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz hâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsar.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 2- 4675 sayılı Kanunun 2 nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“İnfaz hâkimliklerinin kuruluşu ve yetkisi</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 2- Bu Kanunla ve diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca infaz hâkimliği kurulur.</i></strong></p>

<p><strong><i>İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde birden fazla infaz hâkimliği kurulabilir. Bu durumda infaz hâkimlikleri numaralandırılır. Müstakilen infaz hâkimliğine atanan hâkimler, adli yargı adalet komisyonlarınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.</i></strong></p>

<p><strong><i>İnfaz hâkimliği bulunduğu il veya ilçenin adı ile anılır.</i></strong></p>

<p><strong><i>İnfaz hâkimliğinin yargı çevresi, kurulduğu il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idari sınırlarıdır.</i></strong></p>

<p><strong><i>Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan infaz hâkimliğinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenir.</i></strong></p>

<p><strong><i>Coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir infaz hâkimliğinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca karar verilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>İnfaz hâkimliğinin yetkisi, hükmün infazına ilişkin işlemin yapıldığı yere göre belirlenir.</i></strong></p>

<p><strong><i>Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında idarece yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlere ilişkin yapılan şikâyetler bakımından işlemin yapıldığı veya faaliyetin gerçekleştiği ceza infaz kurumunun bulunduğu yer infaz hâkimliği yetkilidir.</i></strong></p>

<p><strong><i>İnfaz hâkimliğinde bir yazı işleri müdürü ile yeteri kadar personel bulunur.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 3- 4675 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan “Yüksek” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 4- 4675 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına (4) numaralı bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş ve diğer bent numarası buna göre teselsül ettirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“5. Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan şikâyetleri incelemek.</i></strong></p>

<p><strong><i>6. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin mahsup, ceza zamanaşımı ve hükümlünün ölümü hâllerinde verilecek kararlar da dahil olmak üzere hâkim veya mahkeme tarafından verilmesi gerekli kararları almak ve işleri yapmak.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 5- 4675 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasına “ilgili faaliyetlerin” ibaresinden sonra gelmek üzere “ya da Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararların” ibaresi ile “gerekçesiyle bu” ibaresinden sonra gelmek üzere “karar,” ibaresi, dördüncü fıkrasına “başvurulması,” ibaresinden sonra gelmek üzere “verilen kararın,”, “doğması ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “karar,” ve “gerçekleşmesi durumunda” ibaresinden sonra gelmek üzere “karar,” ibaresi eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 6- 4675 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına “kalan bir” ibaresinden sonra gelmek üzere “karar,” ibaresi ve üçüncü fıkrasına “yerinde görürse,” ibaresinden sonra gelmek üzere “verilen kararın veya” ibaresi eklenmiş, dördüncü fıkrasında yer alan “4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu” ibaresi “4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu” şeklinde, beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde ve altıncı fıkrasında yer alan “kurulduğu yer” ibaresi “yargı çevresinde bulunduğu” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“İnfaz hâkiminin kararlarına karşı şikâyetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren yedi gün içinde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. Kanunlarda infaz hâkiminin onayına tabi olduğu belirtilen hususlarda da bu hüküm uygulanır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 7- 4675 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“GEÇİCİ MADDE 2- Bu Kanunun 6 ncı maddesinin beşinci fıkrası ile 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinin beşinci fıkrası, 48 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi, 105/A ve 110 uncu maddeleri hariç olmak üzere, bu maddeyi ihdas eden Kanunla, İnfaz Hâkimliği Kanunu ve Türk Ceza Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda infaz hâkimliğinin kuruluş, görev, yetki ve işleyişine ilişkin yapılan değişiklikler veya infaz hâkimliğine yeni görevler veren düzenlemeler, 1/9/2020 tarihinden itibaren uygulanır. Bu tarihe kadar; mevcut hükümlerin uygulanmasına devam olunur, infaz hâkimliklerine bu maddeyi ihdas eden Kanunla değişiklik yapmak suretiyle verilen görevler bakımından mahkemelerin mevcut görev ve yetkileri devam eder, belirtilen işler bu mahkemelerce sonuçlandırılır ve bu tarihe kadar yapılan şikâyet, başvuru ve talepler bakımından infaz hâkimliğinin görevine girdiğinden dolayı yetkisizlik veya görevsizlik kararı verilemez.</i></strong></p>

<p><strong><i>Bu maddeyi ihdas eden Kanunla infaz hâkimliğinin kuruluş, görev, yetki ve işleyişine ilişkin yapılan değişiklikler nedeniyle olağan veya olağanüstü kanun yolu incelemesinde bozma kararı verilemez.</i></strong></p>

<p><strong><i>Bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan değişikliklerin uygulanacağı tarihe kadar, iş ve kadro durumu dikkate alınarak, 2 nci maddenin değiştirilen hükümlerine göre infaz hâkimlikleri kurulur ve faaliyete geçirilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 8- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “hükmü veren mahkeme” ibaresi “infaz hâkimliği” ve yedinci fıkrasında yer alan “hükmü veren mahkemece” ibaresi “infaz hâkimliğince” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 9- 5237 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “hakim” ibaresi “infaz hâkimi”, beşinci fıkrasında yer alan “hakime” ibaresi “infaz hâkimine” ve yedinci fıkrasında yer alan “hakimin” ibaresi “infaz hâkiminin” şeklinde değiştirilmiş ve yedinci fıkrasına “çektirilmesine” ibaresinden sonra gelmek üzere “infaz hâkimliğince” ibaresi eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 10- 5237 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine “ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere “denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da” ibaresi ve ikinci cümlesine “cezası ertelenen” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen” ibaresi eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 11- 5237 sayılı Kanunun 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki bent ve “oranında” ibaresinden sonra gelmek üzere “, (f) bendi bakımından ise bir kat” ibaresi eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“f) Canavarca hisle,”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 12- 5237 sayılı Kanunun 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “onaltı” ibaresi “onsekiz” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 13- 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “iki yıldan altı yıla” ibaresi “dört yıldan sekiz yıla” ve ikinci fıkrasında yer alan “bir yıldan üç yıla” ibaresi “iki yıldan dört yıla” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 14- 5237 sayılı Kanunun 241 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “beş yıla kadar hapis ve” ibaresi “altı yıla kadar hapis ve beşyüz günden” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(2) Suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 15- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin mülga dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(4) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adlî kontrol kararı verebilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 16- 5271 sayılı Kanunun 112 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de tutuklama kararı verebilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 17- 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 18- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(2) Aşağıdaki hâllerde hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir:</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar ile ikinci defa mükerrir olanlar ve koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen infaz edilenler hariç olmak üzere, kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanlar.</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanlar.</i></strong></p>

<p><strong><i>c) Adlî para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler.</i></strong></p>

<p><strong><i>d) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanlar.</i></strong></p>

<p><strong><i>(3) Hükümlülerin kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ayrılmalarına 89 uncu madde uyarınca yapılan değerlendirme sonucunda karar verilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(4) Toplam on yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkûm olanların kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ayrılmalarına ilişkin idare ve gözlem kurulu kararları, infaz hâkiminin onayından sonra uygulanır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“(5) Doğrudan açık ceza infaz kurumuna alınanlar dahil olmak üzere bu kurumlarda bulunan hükümlülerden;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Firar edenler veya başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı verilenler idare ve gözlem kurulu kararıyla,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Kınamadan başka bir disiplin cezası alıp, bu cezası kesinleşmiş olanlar veya asayiş ve düzenin sağlanması amacıyla disiplin cezası kesinleşmemiş olsa bile eylemi kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar idare ve gözlem kurulu kararıyla,</i></strong></p>

<p><strong><i>c) Açık ceza infaz kurumu şartlarına veya çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları saptananlar idare ve gözlem kurulunun kararı ve infaz hâkiminin onayıyla,</i></strong></p>

<p><strong><i>kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilirler.</i></strong></p>

<p><strong><i>(6) Hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre, açık ceza infaz kurumlarına ayrılıp ayrılmamalarına, açık ceza infaz kurumlarında geçirecekleri sürelere, kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan açık ceza infaz kurumlarına alınmalarına, doğrudan açık ceza infaz kurumlarına alınanların kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 19- 5275 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesine “itibaren” ibaresinden sonra gelmek üzere “bir yıl” ibaresi eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 20- 5275 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasına “gelmesi veya” ibaresinden sonra gelmek üzere “hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olmaları ya da” ibaresi eklenmiş ve fıkrada yer alan “altı ayı” ibaresi “bir yılı” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 21- 5275 sayılı Kanunun 19 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(4) Hakkında yakalama emri çıkarılan hükümlünün yakalanabilmesi amacıyla gerektiğinde konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama yapılabilmesi bakımından Ceza Muhakemesi Kanununun 119 uncu maddesi hükümleri uygulanır. Hâkim tarafından verilecek arama kararları sulh ceza hâkimi tarafından verilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 22- 5275 sayılı Kanunun 30 uncu maddesine dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiş, maddenin mevcut beşinci fıkrasına “esasları” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile beşinci fıkra kapsamında çalıştırılacak hükümlülere uygulanmayacak kısıtlayıcı hükümler” ibaresi eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(5) Açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler, ceza infaz kurumu görevlilerinin denetiminde, kamu kurum ve kuruluşlarının iş alanlarında, geceleyin bu kurum ve kuruluşlar tarafından barındırılmak suretiyle çalıştırılabilirler. Bu şekilde çalıştırılan süre, azami süre sınırına bakılmaksızın 105/A maddesi uyarınca denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilecek süreye ilave edilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 23- 5275 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Hükümlünün duruşma, sağlık, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle geçici olarak kurum dışında bulunduğu yerler de bu fıkranın uygulanması bakımından kurum olarak kabul edilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 24- 5275 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“f) Kurum idaresine bildirilen telefon numarası aracılığıyla ya da teknik müdahale ile başka bir hatta yönlendirme yapmak suretiyle görüşme hakkı olmayan kişilerle görüşmek.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 25- 5275 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“n) Kuruma alkol sokmak, kurumda alkol bulundurmak veya kullanmak.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 26- 5275 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendine “temizliğini” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya kendi yaşam alanının temizliğini” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkranın (ı) bendinde yer alan “Kurum” ibaresi “Resmî kurumlardan, kurum” şeklinde değiştirilmiş, beşinci fıkrasının (g) bendine “teşhir etmek” ibaresinden sonra gelmek üzere “ya da bulundurmak” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki (j) bendi eklenmiş, yedinci fıkrasında yer alan “İznin ertelenmesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya ziyaretlerin kapalı şekilde yaptırılması” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkrada yer alan “kadar ertelenmesidir.” ibaresi “kadar ertelenmesi veya kapalı ceza infaz kurumlarında açık ziyaretlerin altmış güne kadar kapalı şekilde yaptırılmasıdır.” şeklinde ve aynı fıkranın (e) bendinde yer alan “ve yeni gelenlere satmak.” ibaresi “veya satmak ya da maddi menfaat karşılığı diğer çocuklara kullandırmak.” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki (r) bendi eklenmiş, sekizinci fıkrasının birinci cümlesine “altı ay” ibaresinden sonra gelmek üzere “, bu fıkrada sayılan disiplin eylemlerinin ikinci veya daha fazla tekrarı hâlinde ise bir yıl” ibaresi ve aynı fıkranın (a) bendine “dışında” ibaresinden sonra gelmek üzere “başkasını neticesi sebebiyle ağırlaşmış şekilde yaralamak ya da” ibaresi eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“j) Başkasına ait eşyaya kasten zarar vermek.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“r) Kurumda güvenlik amacıyla oluşturulan teknik, mekanik veya elektronik cihaz ya da sistemleri kasten etkisiz veya çalışamaz hâle getirmek yahut amacı dışında kullanmak.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 27- 5275 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “iki gün” ibaresi “beş gün” şeklinde ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(3) Soruşturma en geç onbeş gün içinde tamamlanır. Firar hâlinde bu süre hükümlünün yakalandığının öğrenildiği tarihte başlar. Düzenlenen rapor ve ekleri disiplin kuruluna sunulur. Soruşturma süresi eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre infaz hâkiminin yazılı onayı ile yedi güne kadar uzatılabilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“(8) Disiplin soruşturması hükümlünün barındırıldığı ceza infaz kurumu disiplin kurulu tarafından yapılır. Hükümlünün ceza infaz kurumu dışındaki eylemleri nedeniyle yapılacak disiplin soruşturması, hükümlünün eylem öncesi en son barındırıldığı ceza infaz kurumu disiplin kurulu tarafından yapılır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 28- 5275 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “kaldırılması için gerekli süre içinde” ibaresi “infazı tamamlanıp kaldırılması için dördüncü fıkrada belirtilen süreler geçinceye kadar” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasının (a) bendine “Hücreye koyma” ibarelerinden sonra gelmek üzere “ve odaya kapatma” ibaresi eklenmiş ve fıkranın (c) bendinde yer alan “yerine ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası iki katı süreyle uygulanır.” ibaresi “yerine 44 üncü maddenin ikinci fıkrasının uygulandığı hâllerde iki ay, üçüncü fıkrasının uygulandığı hâllerde dört ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası uygulanır.” şeklinde ve altıncı fıkrasında yer alan “Disiplin kurulu,” ibaresi “Çocuğun bulunduğu kurumun disiplin kurulu,” ve “vermiş olduğu cezayı” ibaresi “verilen disiplin cezasını” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 29- 5275 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde yer alan “iki” ibaresi madde metninden çıkarılmış, bende “vasisiyle” ibaresinden sonra gelmek üzere “ya da ana veya babasıyla birlikte kardeşiyle” ibaresi ve fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“l) Çocuk hükümlüler için kurum bünyesinde gerçekleştirilen tören veya anma günü ya da doğum günlerinde çocukların ailelerinin de etkinliklere katılması sağlanabilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>m) Çocuk hükümlünün yanında kalacağı bir yakınının olmaması nedeniyle kullanamadığı özel izinler yerine kurum idaresinin uygun gördüğü gün kadar eğitimevinin bulunduğu il sınırları içinde gündüzleri iznini geçirmesi ve gece eğitimevinde kalması imkânı verilebilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>n) Çocuk eğitimevinde kalan hükümlünün hafta sonunda bir gün, kurum idaresinin uygun gördüğü süre kadar, kurum dışına çıkmasına izin verilebilir.</i></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><i>o) Çocuk eğitimevinde kalan hükümlü, kamu kurum ve kuruluşlarının gençlik kampı veya gençlik merkezi gibi imkânlarından yararlandırılabilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 30- 5275 sayılı Kanunun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“c) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması,”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 31- 5275 sayılı Kanunun 61 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Ayrıca, hükümlüler kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı kütüphanelerde bulunan ve 62 nci maddedeki şartları taşıyan yayınlardan yararlandırılabilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 32- 5275 sayılı Kanunun 62 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(3) Kurum disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran yahut müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“(4) Basın İlân Kurumu aracılığıyla resmî ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazeteler, ceza infaz kurumuna kabul edilmez. Ancak ilan ve reklamın geçici süreyle kesilmesi hâli, bu hükmün dışındadır. Yabancı dilde yayımlanmış gazete ve dergilerin ceza infaz kurumuna kabul edilmesinde Adalet Bakanlığı yetkilidir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 33- 5275 sayılı Kanunun 66 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına “ağır hastalık” ibaresinden sonra gelmek üzere “, salgın hastalık” ibaresi eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 34- 5275 sayılı Kanunun 69 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“MADDE 69- (1) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlü, iki ayda bir kez, ayrıca dinî bayram, yılbaşı veya kendi doğum günlerinde dışarıdan gönderilen ve kurum güvenliği için tehlikeli olmayan bir hediyeyi kabul etme hakkına sahiptir. Çocuk ve altmış beş yaşını tamamlamış hükümlüler ile beraberinde çocuğu bulunan kadın hükümlüler, idare ve gözlem kurulu tarafından alınacak karar doğrultusunda belirtilen zaman dilimi dışında da hediye kabul edebilir. Bunun esas ve usulleri yönetmelikle belirlenir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 35- 5275 sayılı Kanunun 76 ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(2) Bu maddenin uygulanmasına ve sınavlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 36- 5275 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Hükümlülerin değerlendirilmesi ve iyi hâlin belirlenmesi</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 89- (1) Hükümlüler, ceza infaz kurumlarında bulundukları tüm aşamalarda, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında idare ve gözlem kurulu tarafından iyi hâlin belirlenmesine esas olmak üzere en geç altı ayda bir değerlendirmeye tabi tutulur.</i></strong></p>

<p><strong><i>(2) Birinci fıkra uyarınca yapılacak değerlendirmede, infazın tüm aşamalarında hükümlülerin katıldığı iyileştirme ve eğitim-öğretim programları ile spor ve sosyal faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer hükümlü ve tutuklular ile ceza infaz kurumu görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlığı, ceza infaz kurumu kuralları ile kurum bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu ve aldığı disiplin cezaları dikkate alınır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(3) Toplam on yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkûm olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin değerlendirmelerde idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet başsavcısı veya belirleyeceği bir Cumhuriyet savcısı başkanlık eder. Ayrıca, idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet başsavcısı tarafından belirlenen bir izleme kurulu üyesi ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı il veya ilçe müdürlükleri tarafından belirlenen birer uzman kişi katılır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(4) İdare ve gözlem kuruluna Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile izleme kurulundan katılan üyelere katıldıkları her bir toplantı günü için memur maaş katsayısının (500) rakamı ile çarpılması sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(5) Kanunlarda iyi hâlliliğin arandığı durumlarda, hükümlülerin tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi bakımından bu madde hükümleri uygulanır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(6) Açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri bir yılı geçemez.</i></strong></p>

<p><strong><i>(7) İdare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmelere esas olacak ilkeler ve kurulun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları ile tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri yönetmelikle düzenlenir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 37- 5275 sayılı Kanunun 92 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan” ibaresi “Terör ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen” ve “hâkim” ibaresi “sulh ceza hâkimi” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 38- 5275 sayılı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “beşte birini” ibaresi “onda birini” ve ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “bir defaya” ibaresi “asgari bir ay arayla toplam iki defaya” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 39- 5275 sayılı Kanunun 95 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç güne” ibaresi “yedi güne” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Hastalık veya doğal afet gibi zorunlu hâllerde bu izinler birleştirilerek kullandırılabilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 40- 5275 sayılı Kanunun 97 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, ikinci fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Salgın hastalık, doğal afet, savaş veya seferberlik durumunda bu sebeplerden dolayı izinden dönemeyen veya geç dönen hükümlülere ceza verilmez.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“(3) İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler ile firar eden hükümlülere bir daha özel izin verilmez.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 41- 5275 sayılı Kanunun 98 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“MADDE 98- (1) a) Mahkûmiyet hükmünün yorumunda duraksama olursa veya sonradan yürürlüğe giren kanun hükmünün Türk Ceza Kanununun 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirse, hükmü veren mahkemeden,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa ya da cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülürse, infaz hâkimliğinden,</i></strong></p>

<p><strong><i>duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için karar istenir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(2) Birinci fıkra uyarınca yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak, mahkeme veya infaz hâkimliği olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 42- 5275 sayılı Kanunun 99 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “mahkemeden” ibaresi “infaz hâkimliğinden” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 43- 5275 sayılı Kanunun 100 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “mahkemeden” ibaresi “infaz hâkimliğinden” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 44- 5275 sayılı Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasına “mahkemeden” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya infaz hâkimliğinden” ibaresi eklenmiş ve maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(2) 99 uncu madde gereğince cezaların toplanması gerektiğinde bu hususta hüküm verme yetkisi, en fazla cezaya hükmetmiş bulunan mahkemenin bulunduğu yer infaz hâkimliğine, bu durumda birden çok infaz hâkimliği yetkili ise son hükmü vermiş olan mahkemenin bulunduğu yer infaz hâkimliğine aittir. En fazla cezanın;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilmesi hâlinde Ankara infaz hâkimliğince,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilmesi hâlinde bölge adliye mahkemesinin bulunduğu il infaz hâkimliğince,</i></strong></p>

<p><strong><i>c) Bölge adliye mahkemesi tarafından duruşma açmak suretiyle verilmesi hâlinde ise hükmü kaldırılan ilk derece mahkemesinin bulunduğu yer infaz hâkimliğince,</i></strong></p>

<p><strong><i>bu hususta karar verilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 45- 5275 sayılı Kanunun 105 inci maddesinin birinci fıkrasına “ücretsiz olarak” ibaresinden sonra gelmek üzere “iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere” ibaresi ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiş, ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“(2) Denetimli serbestlik müdürlükleri, bölgelerinde bulunan bu tür kurumlardan hükümlüleri ne suretle çalıştırabileceklerine dair bilgi alırlar ve hizmetler listesini oluştururlar.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 46- 5275 sayılı Kanunun 105/A maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde, altıncı fıkrasında yer alan “üç” ibaresi “beş” ve “kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine,” ibaresi “açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine, denetimli serbestlik müdürlüğünün bulunduğu yer” şeklinde değiştirilmiş, yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş ve sekizinci fıkrasında yer alan “kapalı” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(1) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(2) Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi hâlli hükümlüler, diğer şartları da taşımaları hâlinde, birinci fıkrada düzenlenen infaz usulünden yararlanabilirler.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“(7) Hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı kamu davası açılmış olması hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hâkimi tarafından, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebilir. Kovuşturma sonucunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi hâlinde, hükümlünün cezasının infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam olunmasına infaz hâkimi tarafından karar verilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 47- 5275 sayılı Kanunun 106 ncı maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan “Adlî” ibaresi “16 ncı madde hükümleri saklı kalmak üzere, adlî” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 48- 5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “üçte ikisini” ibaresi “yarısını” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiş; dördüncü fıkrasında yer alan “dörtte üçünü” ibaresi “üçte ikisini” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş; altıncı fıkrasında yer alan “sürenin yarısı” ibaresi “süre” şeklinde değiştirilmiş; dokuzuncu fıkrasında yer alan “Hâkim,” ibaresi “İnfaz hâkimi,” ve “hâkime” ibaresi “infaz hâkimine” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiş; onuncu fıkrasında yer alan “Hâkim,” ibaresi “İnfaz hâkimi,” şeklinde değiştirilmiş; onbirinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; onikinci fıkrasında yer alan “hâkimin” ibaresi “infaz hâkiminin” şeklinde değiştirilmiş; onüçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan “kalan cezasının aynen,” ibaresi “başlamak ve hak ederek tahliye tarihini geçmemek koşuluyla sonraki işlediği her bir suç için verilen hapis cezasının iki katı sürenin,” şeklinde değiştirilmiş ve fıkranın (b) bendine “koşuluyla” ibaresinden sonra gelmek üzere “ihlalin niteliğine göre” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkraya “Ceza infaz kurumunda” ibaresinden sonra gelmek üzere “aynen” ibaresi eklenmiş; onbeşinci fıkrasında yer alan “mahkemesi,” ibaresi “mahkemesinin bulunduğu yer infaz hâkimliği,” ve “belirlenen ilk derece mahkemesi” ibaresi “belirlenen infaz hâkimliği” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Ancak, Türk Ceza Kanununun;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82 ve 83) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (madde 87, fıkra iki, bent d) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</i></strong></p>

<p><strong><i>c) İşkence suçundan (madde 94 ve 95) ve eziyet suçundan (madde 96) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</i></strong></p>

<p><strong><i>d) Cinsel saldırı (madde 102, ikinci fıkra hariç), reşit olmayanla cinsel ilişki (madde 104, ikinci ve üçüncü fıkra hariç) ve cinsel taciz (madde 105) suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</i></strong></p>

<p><strong><i>e) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (madde 102, 103, 104 ve 105) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar,</i></strong></p>

<p><strong><i>f) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlardan (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</i></strong></p>

<p><strong><i>g) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar,</i></strong></p>

<p><strong><i>h) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (madde 326 ilâ 339) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</i></strong></p>

<p><strong><i>cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“Koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“İnfaz hâkimi ayrıca, iki yılı geçmemek üzere denetim süresi içinde hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenecek yükümlülüklere tabi tutulmasına karar verebilir. Bu karar gereğince denetimli serbestlik müdürlüğü, risk ve ihtiyaçlarını dikkate alarak hükümlüyü;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Belirli bir bölgede denetim ve gözetim altında bulundurma,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Belirlenen yer veya bölgelere gitmeme,</i></strong></p>

<p><strong><i>c) Belirlenen programlara katılma,</i></strong></p>

<p><strong><i>yükümlülüklerinden bir veya birden fazlasına tabi tutar. Denetimli serbestlik müdürlüğü hükümlünün risk ve ihtiyaçlarını dikkate alarak yükümlülükleri değiştirebilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“(11) Hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hâkimliğine verilir. İnfaz hâkimi, bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir; raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 49- 5275 sayılı Kanunun 108 inci maddesinin birinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bent buna göre teselsül ettirilmiş, teselsül ettirilen (d) bendinde yer alan “dörtte üçünün,” ibaresi “üçte ikisinin,” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya ve üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler sırasıyla eklenmiş, dördüncü ve altıncı fıkralarında yer alan “Hâkim,” ibareleri “İnfaz hâkimi,” şeklinde değiştirilmiş ve dokuzuncu fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“c) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuziki yılının,”</i></strong></p>

<p><strong><i>“Ancak, koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“Hükümlü hakkında ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanacağı hükümde belirtilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“Ancak, süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 50- 5275 sayılı Kanunun 110 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“MADDE 110- (1) İnfaz hâkimi, hükümlünün talebi üzerine kasten işlenen suçlarda toplam bir yıl altı ay, taksirle öldürme suçu hariç olmak üzere taksirle işlenen suçlarda ise toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Her hafta cuma günleri saat 19.00’da girmek ve pazar günleri aynı saatte çıkmak suretiyle hafta sonları,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Hafta sonları hariç, her gün saat 19.00’da girmek ve ertesi gün saat 07.00’de çıkmak suretiyle geceleri,</i></strong></p>

<p><strong><i>Ceza infaz kurumlarında çektirilmesine karar verebilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(2) Mahkûmiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukukî sorumlulukları saklı kalmak üzere;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Kadın, çocuk veya altmışbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları toplam bir yıl,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Yetmiş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları toplam iki yıl,</i></strong></p>

<p><strong><i>c) Yetmişbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları toplam dört yıl,</i></strong></p>

<p><strong><i>veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(3) Toplam beş yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olan veya adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen hükümlülerden 16 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirlenen usule göre maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği tespit edilenlerin cezasının konutunda çektirilmesine infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(4) Doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçen ve toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olan ya da adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen hükümlü kadınların cezasının konutunda çektirilmesine infaz hâkimi tarafından karar verilebilir. Bu fıkra uyarınca talepte bulunulabilmesi için kadının doğurduğu tarihten itibaren bir yıl altı ay geçmemiş olması gerekir. Konutta infaza karar verdikten sonra çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa infaz hâkimi konutta infaz uygulamasına ilişkin kararını kaldırır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(5) Cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesine karar verilenler hakkında tabi oldukları infaz rejimine göre koşullu salıverilme hükümleri uygulanır. Ancak, 105/A maddesi hükümleri uygulanmaz.</i></strong></p>

<p><strong><i>(6) Cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesi kararı, infaza başlandıktan sonra da verilebilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(7) İnfaz hâkimi talep üzerine, cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesi sırasında bu usulün uygulanmasına son verebilir. Özel infaz usulünün gereklerine geçerli bir mazeret olmaksızın uyulmaması hâlinde ise bu usulün uygulanmasına son verilir ve bu hâlde infaza açık ceza infaz kurumunda devam edilir. Özel infaz usulüne göre geçirilen süre, infaz aşamasında mahsup edilir. Bu fıkranın uygulandığı hâllerde 105/A maddesi hükümleri uygulanmaz.</i></strong></p>

<p><strong><i>(8) Bu madde hükümlerine göre verilen kararlara itiraz yolu açıktır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(9) Üçüncü ve dördüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Terör suçları ile örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçlarından ya da örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkûm olanlar,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar,</i></strong></p>

<p><strong><i>c) Adlî para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler,</i></strong></p>

<p><strong><i>d) Koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen infaz edilenler,</i></strong></p>

<p><strong><i>hakkında uygulanmaz.</i></strong></p>

<p><strong><i>(10) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 51- 5275 sayılı Kanunun 116 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “66” ibaresi “65” ve üçüncü fıkrasında yer alan “bir defaya” ibaresi “asgari bir ay arayla toplam iki defaya” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 52- 5275 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“GEÇİCİ MADDE 6- (1) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından; 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu (madde 87, fıkra iki, bent d), işkence suçu (madde 94 ve 95), eziyet suçu (madde 96), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere, 105/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıl”lık süre, “üç yıl” olarak uygulanır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(2) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Sıfır-altı yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile yetmiş yaşını bitirmiş hükümlüler hakkında 105/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “iki yıl”lık süre, “dört yıl” olarak uygulanır.</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken süreler, azami süre sınırına bakılmaksızın 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilebilir. Ağır hastalık, engellilik veya kocama hâli, Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca veya Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen bir raporla belgelendirilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, iyi hâlli olmak koşuluyla kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler hakkında da uygulanır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(4) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, üç gün; onsekiz yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 53- 5275 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“GEÇİCİ MADDE 9- (1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde ve 220 nci maddesinde düzenlenen suçlardan, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan ve 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlardan hükümlü ve tutuklu olanlar ile Kanunun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan hükümlü ve tutuklular hakkında verilenler hariç olmak üzere; 30/3/2020 tarihinden önceki eylemler nedeniyle Kanunun 39 ilâ 46 ncı maddeleri uyarınca verilen disiplin cezası ve tedbirleri, infaz edilmeleri kaydıyla 48 inci maddedeki süre ve karar şartı aranmaksızın idare ve gözlem kurulunca verilecek iyi hâl kararı üzerine kaldırılır. 55 inci madde hükümleri saklıdır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 89 uncu maddede yapılan değişiklikler, 1/1/2021 tarihinden itibaren uygulanır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(3) 105/A maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “beş gün”lük süre, 1/1/2021 tarihine kadar “yirmibeş gün” olarak uygulanır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(4) 5237 sayılı Kanunun 102, 103, 104, 105 ve 188 inci maddelerinde düzenlenen suçlardan 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 28/6/2014 tarihinden önce işlenmiş olanlar için verilen süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(5) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle, açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlüler, 105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler ve 106 ncı madde veya diğer kanunlar uyarınca denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlüler, 31/5/2020 tarihine kadar izinli sayılır. Salgının devam etmesi hâlinde bu süre, Sağlık Bakanlığının önerisi üzerine Adalet Bakanlığı tarafından her defasında iki ayı geçmemek üzere üç kez uzatılabilir. Bu fıkra uyarınca izinli sayılanlar hakkında 95 ve 97 nci madde hükümleri uygulanır.</i></strong></p>

<p><strong><i>(6) Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere, toplam hapis cezası on yıldan az olanlar bir ayını, on yıl ve daha fazla olanlar ise üç ayını kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş olan iyi hâlli hükümlülerden ilgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarına bir yıl veya daha az süre kalanlar, talepleri hâlinde açık ceza infaz kurumlarına gönderilebilirler. Bu hükümlüler, açık ceza infaz kurumlarında barındırılır. İlgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya, beşinci fıkrada belirtilen süreler içinde hak kazandıkları takdirde beşinci fıkra uyarınca izinli sayılırlar. Beşinci fıkrada belirtilen sürenin tamamlanmasından sonra ise açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanıp kazanmadıklarına bakılmaksızın, 95 inci maddede düzenlenen izin hakkından yararlanırlar. Bu fıkra hükmü 31/12/2020 tarihine kadar uygulanır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 54- 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(3) Denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından takip edilen çocuk için adli kontrol süresince rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir ve çocuk hakkında yapılacak ihtiyaç değerlendirmesine göre iyileştirme çalışmaları yürütülür.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 55- 3/7/2005 tarihli ve 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanununun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “maddesine” ibaresi “maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c), (e), (j), (k) ve (l) bentleri ile 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerine” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 56- 5402 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “maddesine” ibaresi “maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c), (e), (j), (k) ve (l) bentleri ile Çocuk Koruma Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerine” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 57- 5402 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının; (a) bendinin (3) numaralı alt bendi yürürlükten kaldırılmış, (c) bendinde yer alan “ve altıncı fıkrası gereğince meslek veya sanatın icrasının yasaklanması ya da sürücü belgesinin geri alınması” ibaresi madde metninden çıkarılmış, (e) bendine “mahkeme,” ibaresinden sonra gelmek üzere “infaz hâkimi,” ibaresi eklenmiş ve (h) bendinde yer alan “ikinci ve üçüncü” ibaresi “ikinci, üçüncü ve dördüncü” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 58- 5402 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “hâkime” ibaresi “infaz hâkimine” şeklinde değiştirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 59- 5402 sayılı Kanunun 15/A maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Bu izleme, rızası alınmak koşuluyla şüpheli, sanık ve hükümlüye ait elektronik cihazlar kullanılmak suretiyle de yapılabilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 60- 5402 sayılı Kanunun 26 ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(4) Denetimli serbestlik tedbiri altında bulunan ve denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından muhtaç durumda olduğu tespit edilen yükümlülerin, kamuya yararlı bir işte ücretsiz çalıştırılma yükümlülüğünü yerine getirirken mutat vasıta ile yaptıkları yol giderleri müdürlük bütçesinden, iaşe giderleri ise çalıştırıldıkları kurum bütçesinden karşılanabilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 61- 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Eşyanın değerinin hafif olması hâlinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması hâlinde ise üçte birine kadar indirilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 62- 5607 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“(2) Yedinci fıkrası hariç, 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) Soruşturma evresi sona erinceye kadar ödediği takdirde, hakkında bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, hakkında bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza üçte bir oranında,</i></strong></p>

<p><strong><i>indirilir. Bu husus, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından şüpheliye ihtar edilir. Soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“(3) İkinci fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde uygulanmaz.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 63- 5607 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“GEÇİCİ MADDE 12- (1) Haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olanlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine ödedikleri takdirde Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan düzenlemeden faydalanabilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte bu Kanunun kapsamına giren suçlardan dolayı kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan, 3 üncü ve 5 inci maddede bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalar hakkında bozma kararı verilir. Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 64- 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “hukuk fakültesi ve adalet meslek yüksek okulu” ibaresi “hukuk fakültesi, adalet meslek yüksek okulu veya meslek yüksekokullarının adalet veya ceza infaz ve güvenlik hizmetleri programı, lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan” şeklinde değiştirilmiş, maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve maddenin mevcut ikinci fıkrasına “esaslar” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile sınav kurullarının oluşumu” ibaresi eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Bakanlıkça, birinci fıkranın (a) bendinin (1) numaralı alt bendindeki görevlerin bir kısmı veya tamamının Bakanlık bünyesinde oluşturulacak sınav kurullarınca yerine getirilmesine de karar verilebilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 65- 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“Ancak, süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 66- 6/8/1997 tarihli ve 4301 sayılı Ceza İnfaz Kurumları İle Tutukevleri İşyurtları Kurumuna İlişkin Bazı Mali Hükümlerin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “hükümlülere” ibaresi “hükümlü ve tutuklulara” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasına “çalışma yapan” ibaresinden sonra gelmek üzere “hükümlü, tutuklu,” ibaresi eklenmiş, dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>“İşyurtlarının yıllık bilançolarında tahakkuk edecek her türlü faaliyet dışı gelirleri ve faizler hariç olmak üzere kârlarının %30’unu aşmamak üzere;</i></strong></p>

<p><strong><i>a) İşyurtlarında görevli personel, işçi ve hükümlüler ile tutuklulara, yıllık net ücretinin %50’sini geçmemek üzere memur maaş katsayısının (10.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktara kadar ve çalıştıkları süre ile yaptıkları işin özellik ve güçlüğüne göre,</i></strong></p>

<p><strong><i>b) Yukarıda belirtilen bent uyarınca dağıtılan kâr payından kalan miktar işyurtları kurumunda toplanarak, bu miktardan işyurdu faaliyetlerinde çalışmayıp sözleşmeli olarak çalışanlar da dahil olmak üzere fiilen ceza infaz kurumlarında çalışan personele, yıllık net ücretinin %10’unu geçmemek üzere memur maaş katsayısının, (4.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktara kadar ve çalıştıkları süreye göre,</i></strong></p>

<p><strong><i>İşyurtları Yüksek Kurulu kararı ile kâr payı ödenebilir. Bu fıkranın (a) bendi kapsamında yapılan kâr payı ödemesi (b) bendine göre yapılacak kâr payı ödemesinden az olamaz. Ödemeler, çalışmayı takip eden bütçe yılında ve bir defada yapılır.”</i></strong></p>

<p><strong><i>“Dördüncü fıkrada ödenebileceği belirtilen kâr payından kalan miktar içinden ayrıca üstün gayret ve başarı gösteren işyurdu çalışanları ile tutuklu ve hükümlülere, sözleşmeli olarak çalışanlar da dahil olmak üzere ceza infaz kurumunda çalışan personele İşyurtları Yüksek Kurulu kararı ile kâr payı ödeme tavanının %30’una kadar teşvik ödemesi yapılabilir.”</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 67- 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 68- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 69- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.”</i></strong></p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Serdar ÖZGÜLDÜR, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ’in katılımlarıyla 6/5/2020 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Volkan HAS tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Af Kurumunun Anayasal Çerçevesi</strong></p>

<p>3. Anayasa’nın 87. maddesinde <i>“…Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek…”, </i>Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Madde metninde ve gerekçesinde af kavramından ne anlaşılması gerektiğine dair bir hususa ise yer verilmemiştir.</p>

<p>4. Bununla birlikte anılan madde gözetildiğinde anayasa koyucunun af kurumunun genel af ve özel af olmak üzere iki farklı türünün bulunduğunu kabul ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>1. Özel Af</strong></p>

<p>5. Anayasa koyucu af yetkisini sadece TBMM’ye değil belli sınırlar dahilinde Cumhurbaşkanı’na da tanımıştır. Bu kapsamda Anayasa’nın Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerini düzenlendiği 104. maddesinin on altıncı fıkrasında “<i>Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır</i>.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan düzenlemede <i>“…af…”</i> ibaresine açıkça yer verilmemiş olsa da burada Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkinin af yetkisi olduğunda, hususi olarak da özel af yetkisi olduğunda tereddüt bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).</p>

<p>6. Anayasa’nın anılan hükmünden hareketle özel af kurumunun birtakım özelliklerinin ortaya konulması mümkündür. Söz konusu Anayasa kuralında Cumhurbaşkanı’na tanınan özel af yetkisi, bazı niteliklere sahip kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak olarak belirtilmiştir. Buna göre özel af kurumunun cezayı hafifletme veya kaldırma sonucunu doğurduğu söylenebilir. Anılan hususun özel affın bir sonucu olması karşısında gerek Cumhurbaşkanı gerekse TBMM tarafından özel affa karar verilmiş olsun, karar veren makamdan bağımsız olarak özel af cezayı hafifletme ya da kaldırma niteliğine sahiptir.</p>

<p>7. Özel af kurumunun cezayı hafifletme veya kaldırma anlamına geldiği tespit edildiğine göre bundan hareketle özel affın neyi ifade ettiğine ilişkin daha ayrıntılı belirlemelerin yapılması mümkündür.</p>

<p>8. Özel af, öncelikle cezayı konu almaktadır. Bu itibarla özel affın varlığından bahsedilebilmesi için soruşturma ve kovuşturma aşamaları tamamlanarak verilmiş, kesin veya kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının varlığı gerekir. Zira Anayasa’nın 38. maddesinin masumiyet karinesini düzenleyen dördüncü fıkrasında “<i>Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.</i>” denilmiştir. Anılan hüküm uyarınca suçluluğun hükmen sabit olması, diğer bir ifadeyle mahkûmiyet, kesin veya kesinleşmiş bir kararın varlığıyla mümkün olur. Dolayısıyla bu af türü konu aldığı cezayı gerektiren suçu ve bu suç nedeniyle yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturmayı ortadan kaldırmamakta, söz konusu suç nedeniyle soruşturma ve kovuşturma açılmasına engel olmamaktadır.</p>

<p>9. Özel affın olası sonuçlarından biri olan cezanın hafifletilmesi cezanın miktarında azaltma ya da cezanın türünün daha hafif bir ceza ile değiştirilmesi (örneğin hürriyeti bağlayıcı cezanın adli para cezasına dönüştürülmesi) şeklinde olabilir. Zira her iki hâlde de verilmiş olan cezanın af öncesi durumda infaz edilmesiyle kişi üzerinde doğuracağı etki, özel af sonrası yukarıda belirtilen çerçevede cezada yapılacak değişikliğe kıyasla daha ağırdır. Buna göre cezanın hafifletilmesinin cezanın miktarını azaltmayı ve daha hafif bir ceza türüne dönüştürmeyi kapsadığı sonucuna varmak gerekir.</p>

<p>10. Özel affın olası diğer sonucu olan cezanın kaldırılmasının ise affa konu edilen cezanın hiç infaz edilmeyecek şekilde tamamen ortadan kaldırılması olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>11. Buna göre özel affın, kesin veya kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla hükmedilen cezayı, miktarını azaltmak veya daha hafif bir ceza ile değiştirmek suretiyle hafifleten ya da hiç infaz edilmeyecek şekilde ortadan kaldıran bir yasama veya yürütme işlemi olduğu söylenebilir.</p>

<p><strong>2. Genel Af</strong></p>

<p>12. Özel aftan farklı olarak genel af konusunda Anayasa’da anılan kurumun neyi ifade ettiğini doğrudan tespit etmeye yarayacak herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Yine de mevcut Anayasa hükümlerinden hareketle bu kurumun hukuki niteliğini tespit etmek mümkündür.</p>

<p>13. Öncelikle Anayasa’nın 87. maddesinde <i>“…genel ve özel af…”</i> ibarelerine yer verildiği gözetildiğinde genel affın, özel aftan farklı bir kurum olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>14. Öte yandan <i>genel</i> sıfatının <i>özel</i> sıfatına kıyasla, nitelendirdiği ismin daha geniş kapsama sahip olduğuna işaret ettiğinde tereddüt bulunmamaktadır. Buna göre Anayasa koyucunun genel af ibaresinden murat ettiği kapsamın, özel affa kıyasla daha geniş olduğunun tespitinin yapılması mümkündür.</p>

<p>15. Af yetkisinin kullanılması, netice itibarıyla devletin cezalandırma yetkisinden geçici olarak feragat etmesi anlamına gelmektedir (AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001). Bu çerçevede af bazen sadece kesinleşmiş cezaları kaldıran, azaltan veya daha hafif bir ceza türü ile değiştiren, bazen de kamu davasını düşüren veya mahkûmiyeti bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran bir kamu hukuku tasarrufu olarak oraya çıkmaktadır. Buna göre kesinleşmiş cezaları kaldıran, azaltan veya daha hafif bir ceza türü ile değiştiren düzenlemeler özel af niteliğindeyken bir fiil nedeniyle yapılan soruşturma ve kovuşturmayı ve varsa mahkûmiyeti, hükmedilmiş ise cezaları bütün neticeleriyle birlikte ortadan kaldıran affın genel af niteliğini taşıdığını söylemek mümkündür (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).</p>

<p>16. Genel af, henüz kesin mahkûmiyetle sonuçlanmayan suçları kapsamına almışsa kamu davasını, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan suçları kapsamına almışsa hükmedilen cezaları bütün neticeleriyle birlikte ortadan kaldırır (AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).</p>

<p>17. Bu çerçevede özel af sadece cezaya yönelik iken genel affı, suçu konu alan, suç nedeniyle soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engelleyen, başlanmışsa soruşturma ve kovuşturmayı, hükmedilmişse mahkumiyeti, verilmişse cezayı tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran bir hukuki tasarruf olarak nitelendirmek mümkündür.</p>

<p><strong>3. Genel ve Özel Affa İlişkin Ortak Nitelikler</strong></p>

<p><strong>a. Sadece Geçmişe Etkili Olma</strong></p>

<p>18. Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suç ve cezaların kanuniliği ilkesi gereği bir fiilin suç olarak kabul edilmesi ve suç kabul edildiğinde bunun için verilecek cezanın ne olacağının belirlenmesi kanunla olur. Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere “<i>Hukuk devletinde suç ve ceza yargılamasına ilişkin kurallar, Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları ile ülkenin sosyal ve kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, … konusunda takdir yetkisine … sahiptir.</i>” (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 104). Kanun koyucu suç ve ceza siyasetini belirleme konusundaki bu genel yetkisi kapsamında suç olan bir fiilin suç olmamasına ya da suç olarak devam etse bile cezasının daha hafif olmasına karar verebilir. TBMM, bunu nitelikli karar nisabı gerektirmeyen Anayasa’nın 87. maddesindeki <i>kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak</i> şeklindeki genel yetkisini kullanarak yapar. Bu şekilde yapılacak lehe bir düzenleme, sadece kanunun yürürlüğe girmesinden sonraki olaylara uygulanmayacak, Anayasa’nın 38. maddesi gereği geçmişe de yürüyecek, geçmişte işlenmiş olan suçlar, bu suçlar nedeniyle yapılan soruşturma ve kovuşturmalar, hükmedilmişse mahkumiyetler ve verilmişse cezaları da etkileyecektir (AYM, E.2019/9, K. 2019/27, 11/4/2019, § 18).</p>

<p>19. Öte yandan anayasa koyucu Anayasa’nın 87. maddesinde TBMM’ye genel anlamda kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak yetkisi dışında ve bu yetkiden farklı olarak <i>genel ve özel af ilânına karar vermek</i> yetkisi de tanımıştır. Bu yetkinin kullanılması da yukarıda açıklandığı üzere suç nedeniyle yapılan soruşturmaları ve kovuşturmaları, hükmedilmiş mahkûmiyetleri ve verilmiş olan cezaları etkilemektedir. Ayrıca bu yetkinin kullanılması anayasa koyucu tarafından nitelikli karar nisabına bağlanmıştır. Buna göre anayasa koyucunun genel olarak suç ve ceza siyasetini belirleme kapsamında kanunla bir fiilin suç olmaktan çıkarılması ya da cezasının hafifletilmesi yetkisi ile af yetkisini birbirinden ayrı gördüğü anlaşılmaktadır. Bu farkın ne olduğunun ortaya konulması af kurumunun varlığının tespiti bakımından kritik öneme sahiptir.</p>

<p>20. Genel suç ve ceza siyasetini belirleme kapsamında kanunla bir fiilin suç olmaktan çıkarılması ya da cezasının hafifletilmesi yetkisinden farklı olarak af yetkisini kullanan yasama organı, genel olarak bir fiili suç olmaktan çıkarmamakta ya da cezasında bir değişiklik yapmamakta, suç ve ceza aynı kalmakla birlikte sadece geçmişe yönelik olarak belli bir dönemde işlenmiş olan o fiilden dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılmasını, mahkûmiyet kararı ve ceza verilmesini ya da verilen cezanın infaz edilmesini engellemektedir. Kısacası genel suç ve ceza siyasetini belirleme kapsamında suç ve cezayla ilgili yapılan lehe kanunlar geleceğe ve geçmişe, af ise sadece geçmişte belli bir döneme ilişkin etki doğurmaktadır (benzer yönde bkz AYM, E.2004/92, K.2008/119, 12/6/2008).</p>

<p><strong>b. Koşula Bağlanabilme</strong></p>

<p>21. Anayasa koyucu, Anayasa’nın 87. maddesinde TBMM’nin genel ve özel af ilânına karar verme yetkisini bu af türlerinin koşullu veya koşulsuz olması yönünden sınırlandırmamıştır. Bu itibarla TBMM’nin aftan yararlanmayı koşula bağlamasının önünde anayasal bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 18/7/2001 tarihli ve E.2001/4, K.2001/332 sayılı kararında da şu ifadelere yer verilmiştir:</p>

<p>“<i>Genel affın şarta bağlı olarak düzenlenmesi mümkündür. Şahsi hakların tazmin edilmesi veya belirli bir süre içerisinde başvurulması şeklinde bir mükellefiyeti yerine getirmeye mecbur tutularak taliki şartlar sözkonusu olabileceği gibi, sanık veya hükümlünün aftan yararlandıktan sonra belli bir süre ile suç işlememesi şeklinde infisahi şartlar da genel af tasarruflarında yer alabilir. (…)</i></p>

<p><i>Genel afta olduğu gibi özel af tasarruflarında da geciktirici (taliki) veya bozucu (infisahi) şartlara yer verilebilir.</i>”</p>

<p><strong>4. Cezaların İnfazına İlişkin Düzenlemelerin Af Yönünden Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>22. Kanun koyucunun bir düzenlemeyi cezaların infazı kapsamında ele alması, afla ilgili anayasal denetim bakımından bir önem taşımamaktadır. Önemli olan husus düzenlemenin anayasal özerk yorum çerçevesinde belirlenen af kavramının unsurlarını taşıyıp taşımadığıdır (benzer yöndeki yaklaşım için bkz. AYM, E.1966/7, K.1966/46, 19/12/1966). Anayasa'da, yasalaşma süreci özel usullere bağlanmış olan yasama işlemlerinin başka isimler altında ve farklı yöntemler uygulanarak oluşturulması durumunda, Anayasa koyucunun iradesinin tam anlamıyla etkili ve egemen kılınabilmesi için bu işlemlerin anayasal denetimlerinin gerçek nitelik ve içerikleri gözetilerek yapılması gerekir (AYM, E.2002/99, K.2002/51, 28/5/2002).</p>

<p>23. Bu kapsamda bir düzenlemenin öngördüğü kurumun niteliği belirlenirken ilk olarak af ile cezaların infazına ilişkin müesseselerin suça etki, suçun soruşturulması ve kovuşturulması, mahkûmiyetten ziyade kesin veya kesinleşmiş cezalara etki yönünden değerlendirilmesi gerekir. Zira cezaların infazına ilişkin düzenlemeler kural olarak kesin veya kesinleşmiş cezalar yönünden yapılmaktadır.</p>

<p>24. Bu bağlamda genel af cezanın tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını, özel af ise cezanın kaldırılması veya hafifletilmesini konu alır. Ceza ile bağlantılı durumlarda özel af <i>cezayı</i> konu alır, yoksa cezanın <i>ne şekilde infaz edileceği</i> ile ilgili değildir. Dolayısıyla her ne şekilde adlandırılmış olursa olsun cezanın infazıyla bağlantılı bir düzenlemenin özel af niteliğinde olup olmadığı konusunda tespit edilmesi gereken temel husus düzenlemenin gerçekte <i>cezanın kendisini mi etkilediği </i>yoksa<i> cezanın infaz şeklini mi belirlediğidir</i>. Buna göre eğer düzenleme suç ve cezanın kapsamına ilişkin olarak cezanın ortadan kaldırılmasını, azaltılmasını veya türünü değiştirmek suretiyle hafifletilmesini öngörüyorsa bunun bir özel af düzenlemesi, suç ve cezanın kapsamına yönelik olmayıp sadece cezanın infaz şeklini düzenlemeye yönelik ise bunun bir infaz düzenlemesi olduğu söylenebilir.</p>

<p><strong>B. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>25. Koşullu salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti bağlayıcı cezadan kanunun gösterdiği bir kısmını iyi hâlle ve kurallara uyarak geçirmiş bulunan hükümlünün konulmuş olan şartlara riayet etmediği takdirde geri alınması koşuluyla ceza infaz kurumunda geçireceği süreyi tamamıyla bitirmeden, infaz hâkimince alınacak bir kararla salıverilmesini ve böylece serbest hayata dönmesini ya da bu hayata geçişin kolaylaştırılmasını sağlayan bir hukuki kurumdur (benzer yönde bkz. AYM,<strong> </strong>E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).</p>

<p>26. Koşullu salıverilmenin en önemli ögeleri, cezanın belirli bir kısmının ceza infaz kurumunda infaz edilmiş olması, hükümlünün bu süre içinde iyi hâl göstermesi, koşullu salıverildikten sonra denetim süresine tabi tutulması ve koşullu salıverilmenin gereklerine uyulmaması durumunda koşullu salıverilme kararının geri alınabilmesidir (benzer yönde bkz. AYM,<strong> </strong>E.1991/15, K.1991/22, 19/7/199;<strong> </strong>E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).</p>

<p>27. Denetimli serbestlik de belirli şartları taşıyan hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek ve bu suretle yeniden suç işlenme olasılığını azaltmak amacıyla koşullu salıverilme tarihinden belirli bir süre önce ceza infaz kurumundan salıverilmelerini ve koşullu salıverilme tarihine kadar hükümlülere, kişiye göre belirlenmiş denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını öngören bir hukuki kurumdur (benzer yönde bkz. AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013; E.2014/14, K.2014/77, 9/4/2014; E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018, § 13).</p>

<p>28. 7242 sayılı Kanun’un dava konusu 52. maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesi değiştirilmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrası 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve söz konusu fıkra uyarınca istisna tutulmayan suçlar bakımından 5725 sayılı Kanun’un 105/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan <i>bir yıl</i>lık sürenin <i>üç yıl</i> olarak uygulanmasını öngörmektedir. Bu itibarla 105/A maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre hükümlünün denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilmesi için koşullu salıverilmesine en az bir yıl kalmış olması gerekmekte iken 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve istisna tutulmayan suçlar bakımından geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrası, koşullu salıverilmeye en az üç yıl kalınmış olması durumunda da denetimli serbestlik tedbirinden yararlanılmasını mümkün kılmıştır. Böylece kural, hükümlünün ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken süreyi iki yıl kısaltmıştır.</p>

<p>29. Geçici 6. maddenin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde ise 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve söz konusu fıkra uyarınca istisna tutulmayan suçlar bakımından sıfır-altı yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile yetmiş yaşını bitirmiş hükümlüler hakkında Kanun’un 105/A maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan <i>iki yıl</i>lık sürenin <i>dört yıl</i> olarak uygulanması hükme bağlanmaktadır. Bu itibarla 105/A maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendine göre sıfır-altı yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlünün denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilmesi için koşullu salıverilmesine en az iki yıl kalmış olması gerekmekte iken 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve istisna tutulmayan suçlar bakımından geçici 6. maddenin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi, koşullu salıverilmeye en az dört yıl kalınmış olması durumunda da denetimli serbestlikten yararlanılmasını mümkün kılmıştır. Böylece kural, sıfır-altı yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken süreyi iki yıl kısaltmıştır.</p>

<p>30. Anılan bent, Kanun’un 105/A maddesinden farklı olarak yetmiş yaşını bitirmiş hükümlüler bakımından da ilk kez özel bir süre belirlemiş ve söz konusu hükümlülerin de koşullu salıverilmelerine en az dört yıl kalmış olmaları durumunda denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmalarını mümkün kılmıştır. Yetmiş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmelerine 105/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan genel süre uyarınca en az bir yıl kalınmış olması durumunda denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilecekleri gözetildiğinde anılan bentle 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve istisna tutulmayan suçlar bakımından yetmiş yaşını bitirmiş hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirmeleri gereken sürenin üç yıl kısaltıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>31. Geçici 6. maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve söz konusu fıkra uyarınca istisna tutulmayan suçlar bakımından maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken sürelerin azami süre sınırına bakılmaksızın Kanun’un 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabileceği; ağır hastalık, engellilik veya kocama hâlinin Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca veya Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen bir raporla belgelendirileceği hükme bağlanmaktadır.</p>

<p>32. Benzer koşulları taşıyan hükümlülerin denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmaları için gereken süre Kanun’un 105/A maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde belirtilmiştir. Anılan bende göre maruz kaldıkları ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen hükümlüler, koşullu salıverilmelerine en az üç yıl kalması hâlinde denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilirler. Geçici 6. maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi ise söz konusu durumda olan hükümlülerin altmışbeş yaşını bitirmiş olmaları şartını da öngörmek suretiyle 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve istisna tutulmayan suçlar bakımından cezanın belirli bir kısmının ceza infaz kurumunda infaz edilmiş olması şartı aranmaksızın denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmalarını mümkün kılmıştır.</p>

<p>33. Geçici 6. maddenin (3) numaralı fıkrası, (1) ve (2) numaralı fıkra hükümlerinin iyi hâlli olmak koşuluyla kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler hakkında da uygulanacağını öngörmektedir. Bu itibarla Kanun’un 105/A maddesine göre denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilmek için gereken, hükümlünün açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması ya da açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarını taşıması koşulu geçici 6. maddenin (1) ve (2) numaralı hükümlerinden yararlanmak için aranmayacaktır. Buna karşılık denetimli serbestlik tedbirinin belirleyici unsurlarından olan iyi hâl koşulu kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler bakımından da aranmaya devam edilecektir.</p>

<p>34. Geçici 6. maddenin (4) numaralı fıkrasında ise 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir günün üç gün, onsekiz yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir günün iki gün olarak dikkate alınacağı hükme bağlanmaktadır.</p>

<p>35. Kanun’un 107. maddesinin (5) numaralı fıkrasında koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği bir günün iki gün olarak dikkate alınacağı belirtilmiş, onbeş onsekiz yaş aralığında bulunan hükümlü için ise herhangi bir özel hükme yer verilmemiştir. Bu itibarla geçici 6. maddenin (4) numaralı fıkrası 30/3/2020 tarihine kadar işlenen tüm suçlar bakımından onbeş yaşından önceki hükümlüler için bir günün iki gün yerine üç gün olarak, onbeş onsekiz yaş aralığında bulunan hükümlüler için de bir günün bir gün yerine iki gün olarak dikkate alınmasını öngörmektedir. Bu itibarla küçük yaştaki hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumunda geçirmeleri gereken süre dolaylı olarak kısaltılmış olmaktadır.</p>

<p><strong>C. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>36. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu Kanun’un 52. maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici 6. maddesi uyarınca istisna olarak belirtilen suçlar hariç olmak üzere 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlardan mahkûmiyeti bulunan hükümlülerin daha kısa süre ceza infaz kurumunda kalmak suretiyle denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmalarının sağlandığı, bu itibarla anılan hükümlülerin infaz edilecek ceza miktarında indirim yapıldığı, istisnai ve geçici bir düzenleme olan söz konusu maddenin öngördüğü kurumun bu özellikleri sebebiyle özel toplu af niteliğinde olduğu, Anayasa’nın 87. maddesi uyarınca af ilanını konu alan kanunların kabulü için TBMM üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gerektiği, dava konusu Kanun’un kabulünde ise bu nitelikli çoğunluğun aranmadığı belirtilerek kuralların şekil bakımından Anayasa’nın 87. ve 88. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Ç. Şekil Bakımından Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgileri nedeniyle Anayasa’nın 96. maddesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p>38. Kanunların esas bakımından Anayasa’ya uygunluk denetimi, kanunun maddi olarak (hukuk dünyasında yarattığı değişiklik itibarıyla) Anayasa’ya uygun olup olmadığını ifade etmektedir. Şekil bakımından uygunluk ise teklifin kanunlaşabilmesi için, diğer bir anlatımla kanun olarak varlık kazanabilmesi için Anayasa’da öngörülen usullere uyulup uyulmadığının denetimidir.</p>

<p>39. Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında kanunların şekil bakımından denetlenmesinin son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususu ile sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>40. Anayasa'nın 148. maddesinin gerekçesinde de Genel Kurul tarafından yapılan son oylamadan önce vücut bulan şekil bozukluklarını Genel Kurulun bildiği veya bilmesi gerektiğinin varsayıldığı belirtilerek son oylamadan önce yapılan şekil bozukluklarının iptale neden olamayacağı ifade edilmiş ve “<i>Genel Kurulun oylama yapıp kanunu kabul etmesi, şekil bozukluğunu, o kanunu kabul etmemek için yeterli neden saymadığı yolunda bir irade tecellisidir. En büyük organ genel kuruldur. Onun iradesi hilafına bir sonuç çıkarmak hukukun ana esaslarına aykırı düşer. Bu nedenle son oylamadan önceki şekil bozuklukları, iptal sebebi sayılmamıştır.” </i>denilmiştir.</p>

<p>41. Anayasa'nın <i>“Toplantı ve karar yeter sayısı”</i> başlıklı 96. maddesinde <i>“Türkiye Büyük Millet Meclisi, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasada başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz.” </i>denilmektedir. Bu çerçevede TBMM’nin bütün işlerinde üye tamsayısının en az üçte biri olan 200 milletvekiliyle toplanması, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar vermesi ve karar yeter sayısının hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlası olan 151 milletvekilinden az olmaması gerekmektedir.</p>

<p>42. Anayasa’nın 87. maddesinde <i>“…Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek…”, </i>TBMM’nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Böylece anayasa koyucu af ilanını konu alan kanunlar bakımından Anayasa’nın 96. maddesinde belirtilen karar yeter sayısından ayrılmış ve bu konuda özel bir karar yeter sayısı öngörmüştür.</p>

<p>43. Bu itibarla karar yeter sayısı bakımından dava konusu Kanun hakkında Anayasa’nın hangi hükmünün uygulanacağının belirlenmesi için Kanun’un öngördüğü kurumun hukuki niteliğinin ortaya konması gerekmektedir. Bu konuda belirleyici konumda olan ise Kanun’un dava konusu 52. maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici 6. maddesinin öngördüğü düzenlemenin hukuki niteliğidir.</p>

<p>44. Geçici 6. maddenin suçu konu alan, suç nedeniyle soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engelleyen, başlanmışsa soruşturma ve kovuşturmayı, hükmedilmişse mahkûmiyeti, verilmişse cezayı tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran bir niteliğinin bulunmadığı, bu yönüyle genel af niteliği taşımadığı açıktır. Bu çerçevede anılan maddenin öngördüğü kurumun özel af niteliğinde olup olmadığı incelenmelidir.</p>

<p>45. Yukarıda belirtildiği üzere bir düzenlemenin özel af niteliğini taşıdığının kabul edilebilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan birinci düzenlemenin sadece geçmişe yönelik olmasıdır. İkinci ise düzenlemenin cezayı ortadan kaldırmak, miktarını azaltmak veya türünü değiştirerek hafifletmek suretiyle cezanın kapsamına etki etmesidir.</p>

<p>46. Buna göre sadece geçmişe yönelik olan düzenleme kesin veya kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla hükmedilen cezanın miktarını azaltıyor veya daha hafif bir ceza ile değiştirmek (örneğin hapis cezasını para cezasına çevirmek) suretiyle hafifletiyor ya da hiç infaz edilmeyecek şekilde ortadan kaldırıyor ise bunun özel af olarak nitelendirilmesi gerekir. Ancak cezanın miktarında ve türünde herhangi bir değişikliğe neden olmayıp sadece çeşitli gerekçelerle cezanın infaz şeklini/rejimini değiştiren/belirleyen düzenlemelerin özel af olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.</p>

<p>47. Geçici 6. maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarıyla belirli bir tarihe kadar işlenmiş ve istisna tutulmamış suçlar bakımından daha kısa süre ceza infaz kurumunda kalınmak suretiyle denetimli serbestlik tedbirinden yararlanılması mümkün kılınmaktadır. (3) numaralı fıkrada ise (1) ve (2) numaralı fıkra hükümlerinin iyi hâlli olmak koşuluyla kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>48. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise belirli bir tarihe kadar işlenen suçlar bakımından, tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir günün üç gün, onsekiz yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir günün iki gün olarak dikkate alınması hükme bağlanmaktadır.</p>

<p>49. Geçici 6. maddenin (1), (2) ve (4) numaralı fıkralarının kapsamının belirli bir tarihe kadar işlenmiş suçlarla sınırlı tutulması, (3) numaralı fıkrada ise (1) ve (2) numaralı fıkralara atfen düzenleme yapılması, kurallarda özel affın unsurlarından biri olan sadece geçmişe yönelik olma şartının bulunduğunu göstermektedir. Buna karşın söz konusu unsurun varlığı, anılan hükümlerin öngördüğü kurumun af olarak kabulü için yeterli olmayıp yukarıda belirtildiği üzere cezanın kapsamında etkili olma şartının da gerçekleşmesi gerekir.</p>

<p>50. Hükümlünün geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkrasının (a) bendinden yararlanabilmesi için cezasının belirli bir kısmının ceza infaz kurumunda infaz edilmiş olması ve bu süreyi iyi hâlli olarak geçirmesi gerekmektedir. Yine hükümlü salıverildikten sonra bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulacak ve gereklerini yerine getirmediği takdirde ceza infaz kurumuna geri dönme ihtimali varlığını sürdürecektir.</p>

<p>51. Geçici 6. maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise belirli bir tarihe kadar işlenmiş ve istisna tutulmamış suçlar bakımından, maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken sürelerin azami süre sınırına bakılmaksızın 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilebileceği öngörülmek suretiyle cezanın belirli bir kısmının ceza infaz kurumunda infaz edilmiş olması şartının bu koşullarda bulunan hükümlüler bakımından aranmasından vazgeçildiği görülmektedir.</p>

<p>52. Denetimli serbestlik tedbirinin en önemli amaçlarından birinin cezanın infazının kişiselleştirilmesini sağlamak olduğu gözetildiğinde bu amaçla uyumlu olarak ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin ceza infaz kurumu koşullarında tutulmasının zorluğu gözönünde bulundurularak bu tür hükümlüler bakımından cezanın belirli bir kısmının ceza infaz kurumunda infaz edilmiş olması şartı aranmadan denetimli serbestlik tedbirine başvurulabilmesine imkân tanınmasıyla cezanın infazının kişiselleştirilmesi amacının sağlanmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>53. Kaldı ki söz konusu bentte <i>“…infaz edilebilir.”</i> ibaresine yer verildiği gözetildiğinde anılan koşulları taşıyan hükümlü hakkında dahi denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesinin zorunlu olmayıp bu konuda infaz hâkiminin takdir yetkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Yine bu çerçevede denetimli serbestlik tedbirinin belirleyici unsurlarından olan, hükümlünün iyi hâlli olma şartı da aranmaya devam edilecektir.</p>

<p>54. Öte yandan salıverildikten sonra hükümlünün bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulması ve gereklerine uyulmaması durumunda denetimli serbestlik tedbirinin uygulanarak cezanın infazı kararının geri alınabilmesi bu kapsamdaki hükümlüler bakımından da geçerli olacaktır.</p>

<p>55. Hükümlünün geçici 6. maddenin (4) numaralı fıkrasından yararlanabilmesi için de 107. madde uyarınca cezanın belirli bir kısmının ceza infaz kurumunda infaz edilmiş olması ve hükümlünün bu süre içinde iyi hâl göstermesi gerekmekte, koşullu salıverildikten sonra da hükümlü denetim süresine tabi tutulabilmekte ve gereklerine uyulmaması durumunda koşullu salıverilme kararı geri alınabilmektedir. Bu itibarla söz konusu fıkra kapsamına giren hükümlüler de koşullu salıverilmeye ilişkin var olan aynı şartları sağlamaları hâlinde koşullu salıverilmeden aynı hüküm ve sonuçlarla yararlanabileceklerdir.</p>

<p>56. Bu çerçevede kuralların istisna kapsamına alınan suçlar dışında hükümlülerin denetimli serbestlik ve koşullu salıverme kurumlarından yararlandırılmak suretiyle ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi önceki kanuni düzenlemeye göre kısalttığı, ancak -infaz edilecek- toplam ceza miktarında bir değişikliğe neden olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>57. Burada açıklığa kavuşturulması gereken temel husus, bir cezanın infaz edildiğinden söz edilebilmesi için ceza süresinin mutlaka ceza infaz kurumunda geçirilmesinin gerekip gerekmediğidir. Zira ceza süresinin birtakım alternatif infaz usulleriyle ceza infaz kurumu dışında geçirilmesi cezanın infazı kapsamında kabul edilecek ise dava konusu kuralların cezanın miktarında veya niteliğinde dolayısıyla cezada bir değişiklik yaratmadığı, kuralların cezaya ilişkin değil cezanın infaz biçimine ilişkin olduğu sonucuna ulaşılacaktır.</p>

<p>58. Geçmişte cezanın infazıyla ilgili sınırlı hukuki kurumlara yer verilmiş iken modern ceza hukukundaki gelişmelerin bunları çeşitlendirdiği gözlemlenmektedir. Bu bağlamda insan psikolojisinin doğasını keşfetme, suç davranışının kaynaklarını daha iyi anlama ve toplumsal düzenin sağlanmasına yönelik psikolojik ve sosyolojik verilerin modern ceza hukukunda uygulanmasıyla cezanın infaz biçimine ilişkin kurumlarda ciddi değişiklikler ve çeşitlilikler meydana gelmiş, eskiden sadece ceza infaz kurumlarında infaz usulleriyle cezalar yerine getirilirken zamanla bu usullerde değişiklikler yapılmış, özellikle çeşitli ölçütler esas alınarak cezanın infazının kişiselleştirilmesi yöntemleri geliştirilmiştir.</p>

<p>59. Nitekim cezaların tümünün belli kapalı yerlerde tutulması suretiyle çektirilmesi anlayışından, önce cezanın bir kısmının açık ceza infaz kurumunda çektirilmesi rejimine geçildiği, son dönemlerde ise artık cezanın konutta infaz edilmesi veya başkaca yükümlülükler belirlenmek suretiyle ceza infaz kurumu dışında infaz edilmesi yöntemlerinin diğer yöntemlerle birlikte uygulandığı görülmektedir. Anılan yöntemlerle hem cezanın ödeticiliği hem de ıslah edicilik özelliklerinin aynı anda uygulanmaya devam edildiği örneklere sadece ülkemizde değil başka ülkelerde de başvurulduğu bilinmektedir. Bu yönüyle modern ceza ve infaz hukukunun dinamik bir yapıya sahip olduğu, bu kapsamda cezanın tek tip olarak ceza infaz kurumunda infaz edilmesi dışında yeni uygulamaların tartışıldığı, bunların hayata geçirildiği, bir kısmından olumlu sonuç alınarak bunların uygulanmasına devam edildiği, bir kısmında ise değişikliklere gidildiği görülmektedir.</p>

<p>60. Dava konusu kurallarda denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme kurumlarından yararlanmak suretiyle hükümlülerin ceza infaz kurumundan önceki kanuni düzenlemelere nazaran daha erken tahliye edilmesi ve cezanın kalan kısmının ceza infaz kurumu dışında infaz edilmesi öngörülmektedir. Bu çerçevede anılan kurumların cezanın ceza infaz kurumunda çektirilmesine alternatif bir infaz usulü niteliği taşıyıp taşımadığının tespiti dava konusu kuralların da anılan niteliğe sahip olup olmadıklarının belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>61. Denetimli serbestlik tedbiri kurumu ilk kez 5/4/2012 tarihli ve 6291 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la hukuk sistemimize girmiştir. Denetimli serbestlik, içeriğinde kısmi değişiklikler yapılsa da özü itibariyle aynı anlayış temelinde infaz sistemi içinde önemli bir kurum olarak işlev görmeye devam etmektedir. Bu kurumun cezanın infaz rejimlerinden/şekillerinden birini oluşturup oluşturmayacağının irdelenebilmesi için kısaca hangi esaslara göre işlediğinin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>62. 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesi uyarınca denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilmesi için hükümlünün; talebinin bulunması, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması (ya da açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamadığı için kapalı infaz kurumunda bulunması), koşullu salıverilmesine belli bir süre kalması, iyi hâlli olması ve ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimince hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu tedbir otomatik olarak uygulanamamakta (bu konudaki etraflı değerlendirmeler için bkz. <i>Mithat Bakikuşağı</i>, B. No: 2013/4682, 17/9/2014), anılan tedbirden hükümlünün faydalanabilmesi için Kanun’daki koşulların yerine getirilmesi gerekmekte ve ancak bu koşulların yerine getirildiğine hükmeden infaz hâkiminin kararıyla hükümlü denetimli serbestlikten yararlanabilmektedir.</p>

<p>63. Denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlünün; koşullu salıverilme tarihine kadar kamuya yararlı bir işte ücretsiz olarak çalıştırılması, bir konut veya bölgede denetim ve gözetim altında bulundurulması, belirlenen yer veya bölgelere gitmemesi, belirlenen programlara katılması yükümlülüklerinden bir veya birden fazlasına tabi tutulmasına denetimli serbestlik müdürlüğünce karar verilmekte ve hükümlünün risk ve ihtiyaçları dikkate alınarak yükümlülükleri değiştirilebilmektedir.</p>

<p>64. Hükümlünün hakkında belirlenen yükümlülüklere, denetimli serbestlik müdürlüğünün hazırladığı denetim ve iyileştirme programına, denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerileriyle hakkında hazırlanan denetim planına uymamakta ısrar etmesi veya ceza infaz kurumuna geri dönmek istemesi hâlinde ise denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezasının infazı için açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine, denetimli serbestlik müdürlüğünün bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar verilmektedir.</p>

<p>65. Ayrıca hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı kamu davası açılmış olması hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hâkimi tarafından, hükümlünün ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebilmektedir.</p>

<p>66. Denetimli serbestliğe başvurulmasının nedeni ise Kanun’un gerekçesinde açıklandığı üzere “…<i>hükümlülerin; yeniden suç işleme risklerinin azaltılması, sosyal hayata hazırlamasına imkân sağlanması, tahliye şartlarına uyumunun gerçekleştirilmesi ve toplumsal kurallara uyma becerilerinin…</i>” geliştirilmesidir.</p>

<p>67. Buna göre denetimli serbestlikte salıverilen hükümlü üzerinde devletin denetim ve gözetim yetkisi devam etmekte, bu bağlamda örneğin cezasını konutta geçirme yükümlülüğü altında bırakılabilmektedir. Konutu terk etmeme yükümlülüğü altına sokulan hükümlünün ayrıca kamuda yararlı bir işte ücretsiz çalıştırılması veya bir eğitim programına devam etmesine de karar verilebilmektedir. Hükümlü anılan yükümlülüklere aykırı davrandığında veya kasıtlı yeni bir suç işlediğinde ise tekrar ceza infaz kurumuna gönderilebilmektedir.</p>

<p>68. Bu çerçevede kişinin denetimli serbestlikten yararlanabilmesi için aranan koşulların ceza infaz kurumunun disiplinini, cezanın amacına uygun olarak infazını, kişiselleştirilmesini, ıslah edici fonksiyonunun güçlendirilmesini sağlamaya dönük olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan kişinin ceza infaz kurumu dışında geçirdiği süre çeşitli yükümlülükler uygulanmak suretiyle geçirilmekte, bu konuda Kanun’da cezanın hem ödeticiliği hem de ıslah ediciliği unsurlarının sağlanmasına yönelik tedbirlerin alınmasına imkân tanınmış bulunmaktadır.</p>

<p>69. Koşullu salıverilme ise 5271 sayılı Kanun’un 107. maddesinde düzenlenmiş olup bu kurum da genel olarak denetimli serbestlikle benzer nitelikler taşımaktadır.</p>

<p>70. Tüm bu hususlar dikkate alındığında gerek denetimli serbestliğin gerekse koşullu salıverilmenin cezanın ceza infaz kurumunda geçirilmesine alternatif bir ceza infaz usulü/rejimi niteliği taşıdığı sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>71. Bu açıklamalar çerçevesinde geçici 6. maddenin hükümlünün çektirilmesi gereken toplam ceza miktarında bir değişikliğe neden olmadığı, ceza infaz kurumundan kendiliğinden salıverilmesine yol açmadığı, bu kapsamda hükümlünün iyi hâlli olması şartının arandığı, anılan şart gerçekleşse dahi salıverilme kararı bakımından hâkimin takdir yetkisinin bulunduğu, (1), (2) ve (3) numaralı fıkra hükümlerinden yararlanmak için ayrıca hükümlünün talebinin varlığının gerektiği, salıverilme sonrasında da devletin hükümlü üzerindeki gözetim ve denetim yetkisinin devam ettiği, bu bağlamda hükümlüye bir veya birden fazla yükümlülük yüklenebileceği, gereklerine uygun davranılmadığı veya yeniden suç işlendiği takdirde salıverilme kararının geri alınmak suretiyle hükümlünün cezasının infazına ceza infaz kurumunda devam edilebileceği gözetildiğinde geçici 6. maddenin cezanın kapsamına ilişkin bir düzenleme olmayıp cezanın infaz usulüne yönelik hükümler öngördüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>72. Anılan nedenlerle geçici 6. maddenin öngördüğü kurumun af niteliğinde olmadığı, bu itibarla söz konusu maddenin değiştirilmesini öngören dava konusu 52. maddeyi ihtiva eden dava konusu 7242 sayılı Kanun’un toplantı ve karar yeter sayısı bakımından Anayasa’nın 96. maddesine tabi olduğu görülmektedir.</p>

<p>73. Kanun'un görüşülmesine ilişkin TBMM Genel Kurul tutanaklarının incelenmesinden teklifin tümü üzerindeki oylamanın açık oylama yöntemiyle yapıldığı görülmektedir. Yapılan açık oylama sonucunda 279 kabul ve 51 ret oyunun kullanıldığı gözetildiğinde son oylamanın Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülen çoğunlukla yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>74. Açıklanan nedenlerle son oylamasının Anayasa'da öngörülen çoğunlukla yapıldığı açık olan Kanun, Anayasa'nın 96. maddesine aykırı değildir. Bu itibarla Kanun’un ve 52. maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un değiştirilen geçici 6. maddesinin şekil bakımından iptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 87. ve 88. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>75. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>14/4/2020 tarihli ve 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> Tümüne,</p>

<p><strong>B.</strong> 52. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen geçici 6. maddesine,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 16/7/2020 tarihli ve E.2020/44, K.2020/41 sayılı kararla reddedildiğinden bu maddeye ve Kanun’a ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE 17/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>14/4/2020 tarihli ve 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> Tümünün,</p>

<p><strong>B.</strong> 52. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen geçici 6. maddesinin,</p>

<p>şekil bakımından Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ile Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 17/7/2020 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkan</p>

   <p>Zühtü ARSLAN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Burhan ÜSTÜN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Celal Mümtaz AKINCI</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>M. Emin KUZ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="48%">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="51%">
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="48%">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="51%">
   <p>Üye</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğu 14/4/2020 tarihli ve 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (a) tümünün, (b) tümünün iptal edilmemesi durumunda 52. maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen geçici 6. maddesinin şekil bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasına ilişkin iptal taleplerini reddetmiştir.</p>

<p>2. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nin af yetkisi Anayasa’nın 87. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin ilk halinde yer alan “Anayasanın 14üncü maddesindeki fiillerden dolayı hüküm giyenler hariç olmak üzere, genel ve özel af ilanına…karar vermek” şeklindeki düzenleme 2001 yılında değiştirilmiştir. Değişiklikle bir yandan Anayasa’nın 14. maddesindeki fiiller de af kapsamına alınmış, diğer yandan da af kararının nitelikli çoğunlukla karara bağlanması öngörülmüştür. Buna göre “üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek”, TBMM’nin yetkileri arasındadır.</p>

<p>3. Af niteliğindeki kararların beşte üç çoğunlukla alınmasına yönelik anayasal hüküm denetim konusu kanunun hukuki niteliğinin belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Başka bir ifadeyle kanun koyucunun adlandırmasından bağımsız olarak çıkarılan düzenlemenin af niteliğinde olup olmadığı şekil bakımından anayasaya uygunluk denetiminde belirleyici rol oynamaktadır.</p>

<p>4. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bir düzenlemenin af niteliğinde olup olmadığını belirlerken Anayasa’dan hareket etmek gerekir. Kanunlardaki tanımlar esas alınarak yapılan bir anayasallık denetimi anayasa yargısının doğasıyla bağdaşmaz. Zira bu durum kanunun Anayasa’ya değil kanuna uygunluğunu denetleme anlamına gelebilecek, kanun koyucunun af tanımında yapacağı muhtemel değişiklikler konuyla ilgili yorumların da değişmesine yol açabilecektir. Bu nedenle anayasal bir kurum olan affın Anayasa’dan hareketle özerk bir tanımının yapılması gerektiği hususunda çoğunlukla aynı görüşteyim (§ 22).</p>

<p>5. Bu kapsamda Anayasa’nın 87. maddesinde TBMM’nin üye tamsayısının beşte üçünün oyuyla karar vereceği af suç ve/veya cezalara yönelik hukuki tasarruflardır. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında affı şu şekilde tanımlamıştır: “Af bazen sadece kesinleşmiş cezaları kaldıran, hafifleten veya değiştiren, bazen de kamu davasını düşüren veya mahkûmiyeti bütün sonuçlarıyla birlikte yok sayan bir kamu hukuku tasarrufudur. Bu genel tanım affın iki şekilde ortaya çıktığını göstermektedir. Bunlardan biri mahkûmiyet ve kamu davasını ortadan kaldıran genel af, diğeri de sadece cezaya etki eden özel aftır” (AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001. Ayrıca bkz. AYM, E.2004/92, K.2008/119, 12/6/2008).</p>

<p>6. Diğer yandan özel affın cezaya nasıl etki ettiğini ortaya koymak gerekir. Anayasa’nın 104. maddesinin on altıncı fıkrasına göre Cumhurbaşkanı “Sürekli hastalık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır”. Cumhurbaşkanına tanınan bu yetkinin bir özel af yetkisi olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de “Anayasa’nın 87. ve 104. maddelerine göre ferdi özel af çıkarma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı’na… aittir” demek suretiyle bu hususu teyit etmiştir (AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).</p>

<p>7. Dolayısıyla özel affın cezaya etkisi hükmedilen cezayı hafifletme veya kaldırma şeklinde tezahür edebilir. Anayasa Mahkemesi özel affı, genel aftan farklı olarak, suça değil cezaya etki eden bir hukuki tasarruf olarak nitelendirmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, “Kamu davasına ve mahkûmiyete etkisi olmaması, yalnız ceza üzerine etkili olması nedeniyle özel af sadece cezayı kısmen veya tamamen düşüren bir sebeptir” (AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).</p>

<p>8. Eldeki davada Mahkememiz çoğunluğu, özel affı bu kez anayasal hükümlerden hareketle “kesin veya kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla hükmedilen cezayı, miktarını azaltmak veya daha hafif bir ceza ile değiştirmek suretiyle hafifleten ya da hiç infaz edilmeyecek şekilde ortadan kaldıran bir yasama veya yürütme işlemi” olarak tanımlamıştır (§ 11). Bu özel af tanımının isabetli olduğunu belirtmek gerekir.</p>

<p>9. Şu hâlde dava konusu kuralların hükmedilen cezaları ne şekilde etkilediğine, cezaların infaz şeklinden ziyade onları hafifleten veya kaldıran bir yönünün olup olmadığına bakılmalıdır. Kısacası düzenleme, cezanın infaz şeklini değil de kendisini etkiliyorsa bunun af niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>10. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 7. maddesi kapsamında suç ve cezada kanunilik ilkesini yorumlarken “ceza” ile “cezanın infaz şekli” arasındaki ayrıma dikkat çekmiş, ikincisinin 7. madde kapsamı dışında kaldığını belirtmiştir. Del Río Prada/İspanya kararında farklı suçlardan üç bin yılı aşan hapis cezasına mahkûm edilen başvurucunun toplam otuz yıl olarak kabul edilen infaz süresinin, yüksek mahkemece yerleşik içtihat ve uygulamadan farklı olarak işlenen her bir suç için indirim süresinin hesaplanması ve bu suretle fiilen infaz süresinin uzatılmasında “ceza” ve “cezanın infaz şekli” ayrımı değerlendirilmiştir. AİHM bu kararında söz konusu ayrımı yapmanın her zaman kolay olmadığını, bununla birlikte, cezanın infaz şekli ya da uygulanması kapsamında kabul edilen kimi düzenlemeler ya da yargı kararlarının cezanın kapsamını etkileyebileceğini vurgulamıştır. AİHM somut olayda cezanın infazına değil kapsamına yönelik, başka bir ifadeyle başvurucunun aleyhine olacak şekilde aldığı cezaya etki eden bir içtihat değişikliği söz konusu olduğundan, şikayetin aleyhe ceza hükümlerinin geçmişe uygulanmasını meneden Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğine karar vermiştir (Del Río Prada/İspanya [BD], B.No: 42750/09, 21/10/2013, § 85, 89).</p>

<p>11. Dava konusu geçici 6. maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarıyla 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve istisna kapsamına girmeyen suçlar bakımından denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak ve bazı hükümlüler yönünden koşullu salıverme sürelerinin hesaplanması değiştirilmek suretiyle ceza infaz kurumlarında geçirilmesi gereken süreler kısaltılmıştır. Esasen bazı suçlar bakımından ceza infaz süresinin kısaltılmasından ziyade hiç cezaevinde kalınmadan cezanın infazından bahsetmek gerekir. Örneğin istisna kapsamına girmeyen suçlardan birinden kesinleşmiş mahkumiyete bağlı olarak altı (6) yıl hapis cezasıyla cezalandırılan bir kişi, dava konusu kurallardan önce 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca cezasının iki (2) yılını ceza infaz kurumunda çektikten sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle serbest bırakılacaktı. Buna karşılık geçici 6. maddenin (1) nolu fıkrası denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması için 105/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “bir yıl”lık süreyi “üç yıl”a çıkardığı için, kesinleşmiş mahkûmiyete bağlı olarak altı (6) yıl kesinleşmiş hapis cezasına çarptırılan kişi ceza infaz kurumunda kalmadan cezayı infaz etmiş sayılacaktır.</p>

<p>12. Denetimli serbestlik kurumunun amacı, hapis cezasına mahkûm edilen hükümlünün cezasının bir kısmını ceza infaz kurumunda geçirdikten sonra, bazı şartlar altında yeniden topluma kazandırılması için serbest bırakılmasını sağlamaktır. Nitekim bu amaç 5275 sayılı Kanun’un 3. maddesinde, “hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak” şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>13. Dava konusu geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrası, istisna kapsamında olmayan suçlardan dolayı altı yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilenlerin ceza infaz kurumunda kalmadan cezalarının infazına imkân tanımaktadır. Bu haliyle kuralın cezanın infaz şekline değil, bizzat kapsamına yönelik olduğu açıktır. Zira kural, bir anlamda hapis cezasını daha hafif mahiyetteki “seçenek yaptırımlar”a dönüştürmektedir. Geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrasından yararlanarak altı (6) yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilenler, 5275 sayılı Kanun’un (5) numaralı fıkrasına göre denetim süresi içinde “kamuya yararlı bir işte çalıştırılma” veya “belirlenen yer veya bölgelere gitmeme” gibi yükümlülüklere katlanmak durumundadır. Ancak bu yükümlülüklerin bir kısmı, aynı zamanda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50. maddesinde yer alan “kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” arasında bulunmaktadır. Bu madde uyarınca kısa süreli hapis cezası, sözgelimi, “belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya” veya “kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya” çevrilebilmektedir.</p>

<p>14. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, altı (6) yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilen hükümlülerin cezaevine girmeden cezalarının infaz edilmesine imkân sağlayan geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrası, cezanın kapsamına etki eden ve bir anlamda onu daha hafif seçenek yaptırımlara dönüştürerek hafifleten, bu nedenle de özel af niteliğinde olan bir düzenlemedir.</p>

<p>15. Geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrasının şekil bakımından Anayasa’ya aykırı olduğuna dair bu gerekçeler, aynı maddenin (2) ve (4) numaralı fıkraları için de geçerlidir. Bilhassa (2) numaralı fıkranın (b) bendine değinmek gerekir. Bu kural, istisna tutulmayan suçlar bakımından maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmış beş yaşını bitirmiş hükümlülerin azami süre sınırına bakılmaksızın tüm hürriyeti bağlayıcı cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilebileceğini öngörmektedir. Esasen bu düzenleme, Anayasa’nın 104. maddesinin on altıncı fıkrasında Cumhurbaşkanı’na tanınan “özel af” yetkisine oldukça benzemektedir. Buna göre Cumhurbaşkanı “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır”. Dava konusu kuralla cezaları infaz edilen kişileri Cumhurbaşkanı Anayasa’nın 104. maddesiyle kendisine verilen özel af yetkisini kullanarak affetmiş olsaydı hemen hemen aynı sonuç ortaya çıkacaktı. Bu da kuralın gerçekte cezaya etki eden, bir anlamda cezayı hafifleten, dolayısıyla af niteliğinde bir düzenleme olduğunu göstermektedir.</p>

<p>16. Özel affın özerk yorumundan hareketle ulaşılan bu sonuç, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında yaptığı değerlendirmelerle de uyumludur. Nitekim Anayasa Mahkemesi on (10) yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilenlerin ceza infaz kurumlarında kalmadan tahliyesini öngören 4616 sayılı Kanun’la getirilen düzenlemenin af niteliğinde olduğunu belirlerken, düzenlemenin “10 yıldan az mahkûmiyetlerde cezaevine hiç girmeyen mahkûmlara da şartlı salıverme olanağı sağlamakta” olduğuna dikkat çekmiştir (AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001). Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi, 4758 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 4616 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 2. bendinin “şartla salıverme” değil af niteliğinde olduğunu, bu nedenle Anayasa’nın 87. maddesine göre TBMM üye tamsayısının beşte üçünün çoğunluğuyla kabul edilmesi gerektiğini belirterek, kuralı şekil bakımından Anayasa’ya aykırı bulmuştur (AYM, E.2002/99, K.2002/51, 28/5/2002).</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında affın tanımında esas aldığı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri de dava konusu kuralların af mahiyetinde olduğunu teyit etmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Af” kenar başlıklı 65. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adlî para cezasına çevrilebilir” denmektedir. Belirtmek gerekir ki, bu fıkra kanun tasarısında o dönemde yürürlükte olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 98. maddesiyle uyumlu olarak “Özel af, cezayı ortadan kaldırır veya azaltır veya değiştirir. Özel af, kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde aksi yazılı olmadıkça fer’î cezaları da etkiler.” şeklindeyken Adalet Komisyonu tarafından mevcut haline dönüştürülmüştür. Bu değişikliğin gerekçesinde “özel affın mahiyeti[nin] açık bir şekilde ortaya konulmuş” olduğu, “özel af ile sadece hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebileceği, infaz kurumunda çektirilecek sürenin kısaltılabileceği”nin kabul edildiği belirtilmiştir (bkz. Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı 664), TBMM Tutanak Dergisi, Dönem: 22, Yasama Yılı: 2, s.472).</p>

<p>18. Af niteliğindeki kanuni düzenlemelerin çok önemli toplumsal ve siyasal sonuçlarının olduğu bilinmektedir. Ceza politikalarının belirlenmesinde suç işlenmesinin önlenmesi, caydırıcılık, suçluların ıslahı ve toplum vicdanının tatmini gibi amaçlar gözetilmektedir. Çok sık şekilde af niteliğinde düzenlemelerin yapılması, bu amaçların gerçekleşmesini engelleyebileceği gibi kamu vicdanını da yaralayabilir. Tam da bu nedenle anayasa koyucu TBMM’de genel ve özel affa karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluk öngörmüştür. Böylece farklı toplumsal kesimleri ve görüşleri temsil eden siyasi partiler arasında belli ölçüde uzlaşmanın sağlanması hedeflenmiştir.</p>

<p>19. Dava konusu kuralların af niteliğinde olmadığının kabulü Anayasa’nın 87. maddesini işlevsiz ve anlamsız hale getirecektir. Bu yolla beşte üç çoğunluğa gerek duyulmaksızın, şartla salıverme ya da denetimli serbestlik adı altında belli suçlardan mahkûm olanların cezaları değiştirilebilecek, hafifletilebilecek veya tamamen ortadan kaldırılabilecektir. Mahkememiz çoğunluğunun kararı maalesef bu yolu açmaktadır. Gerçekten de 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “bir yıl”lık süreyi değiştirmek suretiyle çok uzun süreli hapis cezalarına çarptırılan hükümlülerin bile ceza infaz kurumlarına girmeden cezalarını infaz etmeleri ya da çok az süre cezaevinde kalmak suretiyle serbest bırakılmaları mümkün olabilecektir. Bunun da Anayasa’nın 87. maddesiyle bağdaşmayacağı her türlü izahtan varestedir.</p>

<p>20. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Kanun’un af niteliğinde bir düzenleme olan geçici 6. maddesi Anayasa’nın 87. maddesi uyarınca TBMM üye tamsayısının beşte üçünün çoğunluğu ile kabul edilmediğinden şekil bakımından Anayasa’ya aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>21. Diğer yandan af niteliğinde olan bir düzenlemenin içinde bulunduğu herhangi bir Kanun’un bir bütün olarak beşte üç çoğunlukla kabul edilmesi gerekir. Nitekim Anayasa’nın 87. maddesindeki değişikliğin bir gereği olarak 2003 yılında TBMM İçtüzüğü’nün 92. maddesinde de bu yönde bir değişiklik yapılmıştır. Bu maddeye göre “Genel veya özel af ilanını içeren tekliflerin Genel Kurulda kabulü Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile mümkündür. Gerekli çoğunluk, söz konusu tekliflerin afla ilgili maddelerinde ve tümünün oylanmasında ayrı ayrı aranır”. Anayasa Mahkemesi de 2005 yılında verdiği bir kararında, 5272 sayılı Kanun’un tümünün oylamasından sonra af içeren Geçici Madde 4’ün gerekli nitelikli çoğunluk sağlanamadığı için metinden çıkarılması üzerine artık söz konusu Kanun’un farklılaştığını, bu nedenle tümünün yeniden oylanması gerektiğini, bu yapılmadığı için de kanunun şekil bakımından Anayasa’ya aykırı hale geldiğini belirtmiştir (AYM, E.2004/118, K.2005/8, 18/1/2005).</p>

<p>22. Dava konusu Kanun’un geçici 6. maddesinin af niteliğinde bir düzenleme olduğu tespiti ışığında bu maddeyi içeren Kanun’un tümünün de beşte üç çoğunlukla kabul edilmesi gerekirdi. Bu nedenle 7242 sayılı Kanun’un tümü de şekil bakımından Anayasa’nın 87. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>23. Açıklanan gerekçelerle, dava konusu Kanun’un tümünün ve geçici 6. maddesinin şekil yönünden Anayasa’ya aykırı olmaları sebebiyle iptal edilmeleri gerektiğini düşündüğümden çoğunluğun red yönündeki görüşüne katılmıyorum.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p>Başkan</p>

   <p>Zühtü ARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. 14.4.2020 tarihli ve 7241 sayılı Kanunun 52. maddesiyle 5275 sayılı Kanunun Geçici 6. maddesinin iptali istenen ilgili hükümlerinin şekil yönünden incelenmesinde Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu çoğunluğu tarafından, özel af niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle kuralların şekil yönünden Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiştir. Çoğunluk gerekçesine katılmama nedenlerim aşağıda açıklanmaktadır.</p>

<p>2. İptali istenen kuralların genel af niteliğinde olmadığı hususunda bir tartışma bulunmamaktadır. Tartışma, infaz düzenlemesi görünümlü olan kuralların özel af niteliğinde olup olmamasıyla ilgilidir. Anayasal denetimde ölçü norm olamayacak ise de yasama organının bu kavramla ilgili iradesini ortaya koyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 65. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında özel af; “<i>Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adli para cezasına çevrilebilir. Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir.”</i> biçiminde açıklanmıştır. Bu düzenlemeye göre özel affın hapis cezasının hukuki sonuçlarına etkisi bulunmamakta ise de cezanın kaldırılmasına, azaltılmasına veya hafifletilmesine yönelik düzenlemeler özel af niteliğinde görülebilecektir. Başka deyişle geçmişteki bir dönem mahkumiyet kararlarıyla sınırlı olarak hapis cezaları üzerinde; infaza engel olan veya cezaevinde kalmaya son verme veya süresini kısaltma sonucunu doğuran veya hapis cezasını para cezasına veya tedbire dönüştüren düzenlemeler özel af niteliği taşıyacaktır. Öte yandan aynı hükme göre özel af kapsamında hapis cezaları para cezasına dönüştürülebilecek iken, özel affın ceza hukuku alanındaki adli para cezaları üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle özel affın temelde hapis cezalarına yönelik düzenlemeleri kapsayacağı söylenebilir. Özel af hapis cezasının niteliğini veya süresini değiştirmekle birlikte hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmamaktadır. Özel affa uğrasa dahi hükümlü hakkındaki mahkumiyet kararı, buna bağlı hukuki sonuçları doğurur. Bu anlamda özel af mahkumiyetin adli sicilden silinmesini gerektirmez, diğer bir suçun cezasının belirlenmesinde mahkumiyet kararı olarak dikkate alınır. Örneğin sonraki suçun ertelenmesinde engel teşkil edebilir veya mükerrirlik uygulamasında (TCK m. 58) dikkate alınır. Yine özel affa rağmen cezaya bağlı hak yoksunlukları eder, müsadere hükmü uygulanır. Anayasada ise genel ve özel af tanımlanmamıştır. Ancak Anayasanın 104. maddesinde bazı nedenlerle Cumhurbaşkanına tanınan özel nitelikli af yetkisinin cezaların hafifletilmesine veya kaldırılması sonucunu doğuracağı belirtilmektedir. Bu hükmün 87. maddedeki özel af yönünden de emsal alınabileceği söylenebilir.</p>

<p>3. İnfazın ön şartı kesinleşmiş mahkumiyet kararının bulunmasıdır. İnfaz hukukunun en önemli anayasal temelini ise Anayasadaki “insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulmama” hakkı (m. 17/3) oluşturmaktadır. Mahkumiyet kararlarının infazında anılan yasağa ve yasa gereği sınırlandırılsa dahi bazı anayasal temel hak ve özgürlüklere riayet edilmesi gerekmektedir. Öte yandan Hapis cezalarının infazının iki amacı bulunmaktadır. İlki, suçların önlenmesidir. Önleme amacının da iki boyutu bulunmaktadır. Özel önleme adı verilen ilk boyutuyla işlenen suçun yaptırımı uygulanarak failin toplumsal düzeni bozan fiiliyle yüzleşip ıslah olmasını sağlamak ve gelecekte tekrar suç işlemesini önlemek, caydırmaktır. İkinci boyutu, suç karşılığı ceza uygulanmasının üçüncü kişileri suç işlemekten caydırıcı etkiye sahip olmasıdır (genel önleme). Cezalandırmanın ikinci amacı ise suçlunun infaz süreci sonunda sosyalleşmesi, sorumluluk sahibi bir birey olarak yeniden topluma kazandırılmasını sağlamaktır.</p>

<p>4. Geçici 6. maddede yapılan değişiklikte şartlı salıverme ve denetimli serbestlik adı verilen infaz kurumları üzerinden bir düzenleme yapılmaktadır. Bu nedenle öncelikle anılan infaz kurumlarının kanundaki düzenleniş şekillerine ve niteliklerine değinilmelidir.</p>

<p>5. Şartlı salıverme 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 107. maddesinde düzenlenen bir infaz müessesesidir. Şartlı salıverme, cezasının önemli bir kısmı iyi halli olarak infaz edilmiş olan hükümlünün, kalan süresini suç işlememek ve bazı yükümlülüklere uygun davranmak suretiyle özgür geçirmesini sağlamaktadır. Denetim süresi yükümlülüklere uygun ve iyi halli olarak geçirildiği takdirde ceza infaz edilmiş sayılmaktadır (m. 107/14). Dolayısıyla şartlı salıverme bir infaz hukuku kurumudur. Anılan maddede şartlı salıverme için süreli hapis cezasına mahkum edilenlerin hapis cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çekmeleri gerekmekteydi. Ancak 107/2. madde, 7242 sayılı Kanunun 48. maddesi ile değiştirilerek bu süre yarıya indirilmiştir. Bu haliyle yerindeliği bakış açısına göre eleştirilse dahi değişiklik kapsamındaki düzenlemenin genel ve herkese uygulanan bir infaz hukuku düzenlemesi olduğu söylenmelidir. Hatta son değişiklikten önce 15.8.2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nın 32. maddesi ile yürürlüğe konulan geçici 6. madde uyarınca bazı suçlar hariç olmak üzere 1.7.2016 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından; 107/2. maddedeki üçte ikilik oranın ‘yarısı’ şeklinde uygulanacağı kabul edilmişti.</p>

<p>6. Diğer bir infaz müessesesi olan <i>denetimli serbestlik </i>de infaz sürecinde hükümlüyü topluma kazandırma modellerinden biridir. Bu yolla cezasının önemli bir kısmının infazı tamamlanmış olan hükümlülerin kalan süreyi toplumsal çevresi içerisinde ve fakat infaz görevlilerinin denetimi altında geçirmesi imkanı verilerek, infaz sonrası topluma uyum sağlama kabiliyetlerinin artırılması, madde bağımlılarının rehabilite edilmesi amaçlanmaktadır. Böylece hükümlülere son infaz sürecini sosyal kurallarla uyumlu yaşayabildiklerini gösterme fırsatı tanınmaktadır. AYM bir infaz müessesesi olan denetimli serbestlikle ilgili Kanunun 105/A maddesini incelerken bu kurumun; “suçlunun kişiliğindeki gelişmeleri gözlemleyerek cezasının koşullu salıvermeden önceki bir yılını dışarıda geçirmesini sağlayan bir tedbir” (AYM 26.12.2013, 2013/133 E.- 2013169 K.) olduğunu ifade etmiştir. Yine “Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması ile de hükümlülerin; yeniden suç işleme risklerinin azaltılması, sosyal hayata hazırlanmalarına imkan sağlanması, tahliye şartlarına uyumun gerçekleştirilmesi, toplumsal kurallara uyma becerilerinin geliştirilmesi…amaçlandığı” sözleriyle (AYM 9.4.2014, 2014/4 E. – 2014/77 K.; AYM 5.7.2018, 2017/170 E. – 2018/77 K.) bu kurumun yeni bir infaz rejimi olduğunu kabul etmiştir.</p>

<p>7. Bununla birlikte denetimli serbestlik uygulamasıyla hükümlülerin özgürlüklerinin kısıtlanma hali sona erdirildiğinden, bu kurumun ceza adaleti sisteminin bütünlüğünü bozmayacak ve amaçlarını gerçekleştirmesini önlemeyecek bir biçimde kurgulanması önem taşımaktadır. Örneğin ceza ve infaz hukukunun en önemli iki amacından birini oluşturan ‘önleme’ amacını işlevsiz hale getirebilecek bir düzenlemenin ilgili kuralı infaz hukuku kurumu olmaktan çıkartıp, kanundaki yaptırımı ‘dönüştürdüğü’ söylenebilir. 5275 sayılı Kanunun 105/A maddesi uyarınca açık cezaevinde veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine <i><u>bir yıl</u></i> veya daha az kalan iyi halli hükümlünün talebi halinde, cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilebilmektedir. Aynı maddenin 2. ve 3. fıkralarında ise sıfır-altı yaş grubu çocuğu bulunanlar için bu süre <u>iki yıl</u>; ağır hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyenler bakımından ise <u>üç yıl</u> olarak uygulanacaktır. 14.4.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanunun 52. maddesiyle, 5275 sayılı İnfaz Kanununun geçici 6/1-3. maddesi ile; aynı Kanunun 105/A maddesindeki koşullu salıvermelerine kalan bir yıllık süre üç yıl, iki yıllık süre 4 yıl ve üç yıllık süre ise azami süre sınırı” aranmaksızın şeklinde değiştirilerek denetimli serbestlik hükmünün uygulanması imkanı getirilmiştir. Geçici 6. maddenin diğer fıkraları da getirilen atıfeti tamamlayıcı işlev görmektedir. Ayrıca belirtilmelidir ki geçici 6. madde ile getirilen değişikliğin anlaşılabilmesi için 5275 sayılı Kanunun koşullu salıvermeye ilişkin 107. maddesinde yapılan değişiklikle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>8. Öncelikle belirtilmelidirki genel ceza hukuku veya infaz düzenlemeleriyle af kurallarını ayıran ilk ölçüt, af düzenlemelerinin geçmişe yönelik belirli ve sınırlı bir süreyi kapsıyor oluşudur. Geçmişle sınırlı bir düzenleme ceza yaptırımını da etkiliyorsa bu durum affı akla getirir. Nitekim AYM de bir kararında; suçlar, yaptırımları ve infaz rejimiyle ilgili kanunların yerine göre geleceğe ve geçmişe yönelik etkiler doğurmasına karşın, affın ise sadece geçmişteki belli bir dönemle sınırlı bir etki doğurduğu ifade edilmiştir (AYM 13.3.1979, 1978/67 E. – 1979/14K). Mahkeme diğer bir kararında da 5237 sayılı TCK’nın imar kirliliğine neden olma suçunu düzenleyen 184. maddesinin etkin pişmanlık halinde kamu davasının açılmayacağı, açılmışsa davanın düşeceği ve mahkum olunan cezanın sonuçlarıyla ortadan kalkacağı yönündeki 5. fıkrasını incelerken kuralın geçmişe yönelik olmadığını belirterek düzenlemenin af niteliğinde bulunmadığına karar vermiştir (AYM 12.6.2008, 2004/92 E. – 2008/119). İncelemeye konu Geçici 6. maddedeki değişiklikler de kanunda “30 Mart 2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından” yapılmıştır. Bu düzenleme uyarınca anılan tarihe kadar işlenen suçlardan, birinci ve ikinci fıkralarda istisna tutulmayan tüm suçlara ilişkin olarak gerek kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kesinleşmiş hapis cezaları, gerekse sonraki tarihlerde kesinleşecek hapis cezaları kapsama girmektedir.</p>

<p>9. Mahkeme çoğunluğu tarafından ifade edilen gerekçede “denetimli serbestlik ve koşullu salıverme yoluyla ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin kısaltıldığı ancak infaz edilecek toplam ceza miktarında değişiklik yapılmadığı” belirtilmektedir (par. 56). Ayrıca düzenlemenin özel af niteliğinde olmadığı görüşüne dayanak olarak; söz konusu hukuki kurumların uygulanış özelliklerinden hareketle bu kurumların alternatif bir ceza infaz rejimi olduğu vurgulanmakta ve iyi halin aranması, hakim kararının gerekmesi ve devletin denetim yetkisi kapsamında gerektiğinde kararın geri alınarak hükümlünün infaz kurumuna geri dönebileceği nedenlerine dayanılmaktadır (par. 7-71).</p>

<p>10. 5275 sayılı Kanunun 107. maddesinde yapılan değişiklikle birlikte tarih ve suç türü bakımından kapsama giren suçlardan verilecek mahkûmiyet hükümleri nedeniyle koşullu salıverilmesine üç yıl veya dört yıl kalanların infaz kurumundan çıkmaları mümkün kılınmaktadır. 107. maddedeki düzenleme geçmişteki suçlara özgülenmeyip geleceği yönelik olduğundan af niteliğinde olduğu söylenemeyecektir. Bununla birlikte Geçici 6. maddedeki düzenlemeler ile birlikte uygulandığında örneğin; birinci fıkra yönünden 6 yıl hapis cezasına mahkum edilen kimse hapis cezası hiç infaz edilmeden salıverilebilmektedir. Diğer fıkra yönünden bu sonuç 8 yıl hapis cezası bakımından söz konusudur. Öte yandan salıverilmenin iyi hal şartına bağlanması, kuralın özel af sayılmasını önlemediği gibi AYM’nin bir kararında belirtildiği üzere bu durum şartlı af olarak nitelenmektedir (AYM 28.5.2002, 2002/99 E. – 2002/51 K.). Ayrıca infaz kurumundan salıverilen hükümlülere denetim tedbiri uygulanması düzenlemenin infaz rejimi görünümü taşımasını sağlıyor ise de kuralların hukuki ve pratik sonuçları dikkate alındığında bu hususun da özel af niteliğine mani teşkil etmediği söylenmelidir. Görüldüğü gibi geçici 6. maddeyle Kanunun 105/A maddesine getirilen istisnaların belirlenmesinde suçun vasfına özgü bir ayrım yapılmadığı gibi hükümlünün ceza miktarına bağlı bir oranlama da getirilmemiş ve koşullu salıverilme için kişiliğinin gözlenmesini sağlayabilecek yeterli bir süre infaz kurumunda kalması aranmaksızın kesin ve maktu süreler öngörülmüştür. Bu durum, düzenlemelerin yer aldığı hukuki kurumlar ne olursa olsun pratikte mahkumiyet kararına konu yaptırımın niteliğinin değiştirilmesine ve adeta cezasızlığa yol açmaktadır. Diğer taraftan yukarıda özel af tanımı dolayısıyla belirtildiği üzere geçmişe yönelik olarak hapiste kalınan süreyi kısaltma sonucunu doğuran düzenlemeler özel af niteliğindedir. Geçici 6. madde ile sağlanan şey de tam anlamıyla budur.</p>

<p>11. Anayasada af kanunlarının geniş bir toplumsal ve siyasal mutabakat içerisinde kabul edilmesi amacıyla nitelikli çoğunluk öngörülmüştür. Ne var ki yasama organı bu yöntemi tercih etmeyerek infaz kanunlarındaki infaz hukuku kurumlarını değiştirmek suretiyle aynı sonuçları elde etmeyi isteyebilmektedir. Nitekim incelenen kurallar uyarınca 6 veya 8 yıl hapis cezasına mahkum edilen hükümlüler hakkındaki hapis cezalarının neredeyse tamamı infaz kurumunda kalmaksızın infaz edilmiş sayılmaktadır. Yine anılan kurallara göre daha fazla hapis cezasına mahkum edilenlerin hapis cezalarından ise aynı miktarda indirim yapılması söz konusu olmaktadır. Denetimli serbestlik ve şartlı tahliye kurumlarıyla hapis cezaları üzerinde bu boyutta hukuki ve fiili değişikliklerin sağlanıyor olması, incelenen düzenlemeleri şeklen infaz görünümlü yapıyor ise de düşüncemize göre belirtilen hususlar kuralın özel af olarak nitelenmesini önlememektedir. Zira geçici 6. maddedeki kurallar cezaların infaz biçimini düzenleme amacını aşıp, infaz müesseseleri aracılığıyla, mahkumiyet kararlarına konu teşkil eden hapis cezalarını başkalaştırıp, çok daha hafif nitelikli bir yaptırıma dönüştürmektedir. Bu sonuç ise anayasal anlamı bir tarafa, Ceza Kanununun 65. maddesi yönünden dahi özel bir af niteliğine yol açmaktadır.</p>

<p>12. Belirli hal ve şartlardaki hükümlüler yönünden makul gerekçelerle denetimli serbestlik veya şartla tahliye kurumlarının kapsamını genişletmeye Kanun koyucunun elbette takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu tür bir düzenleme, nitelikleri gerektiriyorsa bir kısım suç tipleriyle ilgili olarak da yapılabilir. Ancak böyle bir düzenlemenin hapis cezalarını anlamsız kılar bir biçimde ve süreli olarak (geçmişte işlenen suçlarla sınırlı biçimde) yapılması, bunları genel nitelikli infaz düzenlemesi olmaktan çıkararak özel af niteliğine dönüştürebilmektedir. Esasen bu husus AYM tarafından bir kararında; “af yasalarıyla, …. temel yasaların suçlara ve cezalara göre kurduğu dengeyi bozmak, af kurumunun geleneksel hukuki yapısına da uygun düşmemektedir” sözleriyle ifade edilmiştir (AYM 13.3.1979, 1978/67 E. – 197914 K.). Geçici 6. maddenin, 107/2. maddeyle birlikte uygulanması sonucunda bir taraftan örneğin 6 yıl hapis cezası bulunan hükümlünün cezasının yarısı koşullu salıverme kurumu gereği düşülmekte, öte yandan geçici altıncı maddeyle kalan yarısı da denetimli serbestlik yoluyla atıfete mazhar kılınarak kişi hiç cezaevinde kalmadan 6 yıllık ve diğer fıkra yönünden 8 yıllık hapis cezasını infaz etmesi imkanı tanınmaktadır. Esasen böyle bir durumda iyi hal koşulunun gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği de açıktır. Çünkü iyi halin izlenmesi için bu hukuki kurumun amacına uygun bir süre hapiste kalma şartı, geçici hükümle ortadan kaldırılmaktadır. Böylece koşullu salıverme kurumunun gereği olan; <u>hapis cezasının belli bir kısmı infaz edilmiş ve bu sürede iyi hali gözlenmiş olan hükümlünün</u> gözetim şartıyla salıverilmesi şeklinde olması gereken yasal ve doktrinde belirtilen anlam ve kapsamı (bkz. AYM 19.7.1991, 1991/15 E. – 1991/122 K.; 21.10.1992, 1992/43 E. – 1992/49 K.) boşaltılmaktadır.</p>

<p>13. Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin gereği olarak devletin temel hakların korunmasını temin etmek, kamu barışını, güvenliğini, sağlığını korumak amacıyla etkin bir adalet sistemi kurma yükümlülüğü bulunmaktadır. Suçluların takibi, yargılanması ve kanunda öngörülen yaptırımlara tabi tutulması, suçların önlenmesi ve suçlunun topluma kazandırılması amaçlarına uygun bir hukuk düzeninin ve yargı sisteminin kurulması da hukuk devleti ilkesinin bir gereğini oluşturmaktadır. Kanun koyucunun suç ve yaptırımlar konusundaki politikayı belirleme ve düzenleme yönündeki geniş takdir yetkisinin bulunduğu Mahkememizin sayısız kararlarında ifade edilmiştir. Ancak bu yetkinin anayasada belirtilen ilgili kurallar doğrultusunda kullanılması gerektiği de açıktır. Af düzenlemelerine ilişkin kural da bunlardan biridir. İnfaz hukuku kurumlarını amaçlarından saptıracak, kanunlarda suçlar için öngörülen yaptırımları neredeyse şekle dönüştürebilecek düzenlemeler, doğrudan ceza miktarında veya niteliğinde değişiklik yapılmasa dahi ceza adaleti sistemini işlevsiz kılabilecektir. Belirtilen türdeki düzenlemeler kanunlardaki suçlar ve yaptırımlar arasındaki dengeyi bozabilecek, suç mağdurlarının hak arama özgürlüklerini zedeleyebilecek, Anayasa ile mahkemelere verilen görev ve yetkileri anlamsız kılabilecektir. Elbette Anayasa uyarınca toplumsal ihtiyaçlara bağlı olarak yasama organının belirli bir tarihe kadar işlenen suçlara özgü olarak özel af düzenlemesi yapma yetkisi bulunmaktadır. Bu yetki Anayasa’da belirtilen usul izlenerek kullanılabilecektir. Öte yandan incelenen kuralda olduğu gibi mahkûmiyet hükmünde veya belirlenen cezada doğrudan bir değişiklik yapılmamakla birlikte cezayı neredeyse ortadan kaldıran hukuksal değişiklikler de özel af niteliği taşıyabilir. Nitekim özel affın tanımına ilişkin değinilen Mahkememiz kararlarında açıklanan ilkeler gereği, incelenen kurallar mahkûmiyet kararında hüküm altına alınan 6 ila 8 yıl miktarındaki hapis cezalarını dönüştürmekte en azından hafifletmekte ve infaz kurumunda kalma süresini ortadan kaldırarak adeta cezasızlık sonucunu doğurmaktadır. Böyle bir sonucun doğrudan hapis cezası üzerinde değişiklik yapılarak veya infaz kuralları üzerinden dolaylı biçimde yapılması arasında fark gözetilmemelidir.</p>

<p>14. Sonuç olarak bir düzenlemenin af sayılabilmesi için iki temel unsur aranmaktadır. İlki, kuralın geçmişe yönelik sınırlı süreli bir düzenleme olmasıdır. İkincisi ise düzenlemenin kesin hükümle belirlenen cezanın çekilmemesini sonuçlaması ya da miktarı veya niteliği itibarıyla cezanın hafifletilmesine neden olmasıdır. Geçici altıncı maddedeki hükümler, yukarıda belirtilen infaz kurumları üzerinden birlikte oluşturdukları sonuçları yönünden her iki unsuru da bünyesinde barındırmaktadır. Çoğunluk kararında ulaşılan sonucun aksine, incelenen kuralların özel af niteliğinde bulunması ve oylamada Anayasanın 87. maddesinde belirtilen nitelikli çoğunluk şartına uyulmaması nedeniyle şekil bakımından Anayasaya aykırılık nedeniyle iptal edilmesi gerektiği görüşüyle oy kullandım.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="18%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="18%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="18%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="18%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. 14/4/2020 tarihli ve 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 52. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen dava konusu geçici 6. maddesinin af düzenlemesi içerdiği ancak Anayasa’da af ile ilgili oy nisabı kuralına uyulmadığı gerekçesiyle şekil yönünden Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla iptal davası açılmıştır.</p>

<p>2. Anayasa’nın 87. Maddesine göre “<i>genel ve özel af ilânına karar vermek</i>” için “<i>Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu</i>”nun kabul oyu gereklidir. Dolayısıyla genel ve özel af ilanı için nitelikli bir çoğunluk Anayasa koyucu tarafından aranmaktadır. Hem bu madde metninde hem de gerekçesinde af kavramının bir tanımı ve nasıl anlaşılması gerektiği hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Dolayısıyla, burada çözüme kavuşturulması gereken sorun dava konusu kuralın anlam ve kapsamını belirleyerek af niteliği taşıyıp, taşımadığının tespit edilmesidir.</p>

<p>3. Kanun koyucu iptali istenen kuralla düzenlenen hususları <i>af</i> olarak değil, cezaların infazına ilişkin müesseselerden “denetimli serbestlik” ve “şartla tahliye” (koşullu salıverilme) olarak nitelendirmiştir.</p>

<p>4. Anayasa’nın 104. maddesinin on altıncı fıkrasında Cumhurbaşkanının görevleri arasında “<i>Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.”</i> düzenlemesine yer verilmiştir. Burada Cumhurbaşkanına tanınan özel af yetkisinin bazı niteliklere sahip kişilerin cezalarını hafifletmeyi veya kaldırmayı içermesinden hareketle özel af kavramının cezayı hafifletme ve kaldırmayı kapsadığını söyleyebiliriz. Bu maddede ifade edilen Cumhurbaşkanına ait özel af yetkisinin ceza hafifletme veya kaldırma özelliğinin Anayasa’nın 87. maddesinde geçen TBMM’nin sahip olduğu özel af yetkisi açısından da geçerli olduğunu Anayasa’nın sistematik yorumuna dayanarak söylemek mümkündür.</p>

<p>5. Genel af ise özel affa göre daha geniş bir kapsama sahiptir. Anayasa Mahkemesi bir kararında (E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001) aşağıdaki tespitleri yapmıştır:</p>

<p><i>“Af bazen sadece kesinleşmiş cezaları kaldıran, hafifleten veya değiştiren, bazen de kamu davasını düşüren veya mahkûmiyeti bütün sonuçlarıyla birlikte yok sayan bir kamu hukuku tasarrufudur. Bu genel tanım affın iki şekilde ortaya çıktığını göstermektedir. Bunlardan biri mahkûmiyet ve kamu davasını ortadan kaldıran genel af, diğeri de sadece cezaya etki eden özel aftır.”</i></p>

<p>6. Daha yakın tarihli bir kararda ise (E.2004/92, K.2008/119, 12/6/2008) Anayasa Mahkemesi af kavramını şu şekilde tanımlamıştır:</p>

<p><i>“Af, önceden ve belli bir zamana kadar işlenmiş olan, suç teşkil eden fiiller için ceza vermek hakkını ortadan kaldıran, verilmiş olan cezaların kısmen veya tamamen infazını önleyen, bazen de kamu davasını düşüren veya mahkûmiyeti bütün sonuçlarıyla birlikte yok sayan yetkili mercilerce yapılmış hukuki tasarruflardır.”</i></p>

<p>7. Yukarıdaki kararlar ışığında, iptali talep edilen kuralın geçmişe yönelik olup olmadığının ve suç veya cezayı etkileyip etkilemediğinin belirlenmesi konumuz açısından hayati bir öneme haizdir.</p>

<p>8. Geçici 6. maddenin (1), (2) ve (4) numaralı fıkraların başında, anılan fıkralardaki düzenlemelerin hangi döneme ilişkin olduğunu belirtmek için “<i>30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından</i>” ibarelerine, (3) numaralı fıkrada ise (1) ve (2) numaralı fıkralara atfen bir düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre dava konusu fıkraların tamamı geçmişe dönük, belli bir döneme kadar işlenmiş olan suçları kapsamaktadır.</p>

<p>9. Geçici 6. maddenin (1), (2) ve (4)<strong> </strong>numaralı fıkralarına baktığımızda hiçbiri açık bir şekilde, doğrudan cezayı hafifletmemekte ya da kaldırmamaktadır. Kanun koyucu söz konusu fıkralardaki düzenlemeleri cezaların infazı kapsamında denetimli serbestlik ve şartlı tahliye müesseseleri olarak kabul etmiştir. Bununla birlikte, kanun koyucunun bu nitelemesinin ötesine geçilerek, adı geçen düzenlemelerin af özelliği taşıyıp taşımadıklarının da incelenmesi anayasallık denetimi açısından önem taşımaktadır.</p>

<p>10. Bu çerçevede yukarıda sayılan fıkralar, suçu konu alarak suç nedeniyle soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engelleyen; başlanmışsa soruşturma ve kovuşturmayı, hükmedilmişse mahkumiyeti, verilmişse cezayı tüm<u> </u>sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran bir düzenleme getirmediğinden genel af niteliği taşımamaktadır. Bu tespitten sonra söz konusu fıkraların kesin veya kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla hükmedilen cezayı, miktarını azaltmak veya daha hafif bir ceza ile değiştirmek suretiyle hafifleten ya da hiç infaz edilmeyecek şekilde ortadan kaldıran bir özel af olup olmadığına da bakmak gerekmektedir.</p>

<p>11. Cezaların infazına ilişkin kurallar 5275 sayılı Kanun’a göre, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan bir hükümlünün cezasının önemli bir kısmını ceza infaz kurumunda geçirdikten sonra kalan kısmında denetimli serbestlik tedbiri ve koşullu salıverilme imkânlarından yararlanması mümkündür. Bunlar cezanın infaz şekline ilişkin hususlar olup, cezanın tamamının ceza infaz kurumunda kalmak şeklinde çektirilmemesinin kesin ve kesinleşmiş bir mahkûmiyetin sonucu olarak verilen cezanın kapsamını etkilemediği söylenebilir.</p>

<p>12. İlgili mevzuat gereğince hükümlünün denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı yönteminden yararlanabilmesi için koşullu salıverilmesine en az bir yıl kalmış olması gerekirken, geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrası hükümlünün ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken süreyi iki yıl kısaltmaktadır<i>.</i> Bu durum kesin veya kesinleşmiş olan mahkûmiyete bağlı olarak hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılan hükümlüler bakımından, normal infaz rejimine kıyasla hiç ceza infaz kurumunda kalmadan hürriyeti bağlayıcı cezasının infaz edilmesi sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>13. Hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılmanın doğal sonucu hükümlünün ceza infaz kurumunda tutulmasıdır. Dava konusu geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrası 6 yıl ve daha az hapis cezasına mahkûm edilen hükümlülerin bu cezayı doğal sonucu olan ceza infaz kurumunda hiç kalmadan infaz etmelerine olanak sağlamaktadır. Bu şekilde cezaya mahkûm edilenler denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz imkânından yararlanabileceklerdir. Dolayısıyla bu fıkrayla getirilen düzenleme gerçekte cezanın infaz şeklinden ziyade cezanın kendisini etkilemektedir.</p>

<p>14. Dava konusu kural, 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve söz konusu fıkra uyarınca istisna tutulmayan suçlar bakımından hükmedilmiş 6 yıl ve daha az hapis cezası ile 5237 sayılı Kanun’un 50. maddesi uyarınca hükmedilen belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma ve kamuya yararlı bir işte çalıştırılma seçenek yaptırımlarını büyük ölçüde aynılaştırmakta, gerçekte hapis cezasınının doğasını değiştirerek onu daha hafif başka bir yaptırıma dönüştürmektedir.</p>

<p>15. Bu değerlendirmeleri dikkate aldığımızda geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrasındaki düzenlemenin, cezanın infaz şekline ilişkin olmadığı, cezanın kapsamını etkilediği, adeta daha hafif bir cezaya dönüştürerek cezayı hafiflettiği ve özel af niteliğinde olduğu görülmektedir.</p>

<p>16. Geçici 6. maddenin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine göre koşullu salıverilmesine 4 yıl kalan hükümlüler bakımından denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına imkân getirildiğinden ve olağan durumda şartla tahliye süresi cezanın yarısı kadar olduğundan, bu kez 8 yıl ve daha az hapis cezası almış hükümlüler örneği üzerinden geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrasında belirtilen Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri bu kural yönünden de geçerli olacaktır.</p>

<p>17. Geçici 6. maddenin (2) Numaralı Fıkrasının (b) Bendi, geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrasının yukarıda belirtilen sonuçlarını, 30/3/2020 tarihine kadar işlenen ve söz konusu fıkra uyarınca istisna tutulmayan suçlar bakımından, maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülere verilen süre sınırı olmaksızın tüm hürriyeti bağlayıcı cezalar yönünden doğurmaktadır. Dolayısıyla geçici 6. maddenin (1) numaralı fıkrasına ilişkin olarak yukarıda belirtilen Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri dava konusu bu kural için de söz konusudur.</p>

<p>18. Geçici 6. maddenin (4) numaralı fıkrası diğer fıkralardaki denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı sürenin kısaltılmasından farklı olarak, bazı hükümlüler yönünden şartla tahliye süresini kısaltılmaktadır. Dolayısıyla bu kural tek başına ele alındığında söz konusu hükümlüler yönünden ceza infaz kurumunda kalınacak süreyi tamamen ortadan kaldıracak bir sonuç doğurmamakta, bu süreyi azaltmaktadır.</p>

<p>19. Cezaların infazına ilişkin olarak yapılan düzenlemelerin gerçekte af niteliğinde olup olmadığını belirlemek için tespit edilmesi gereken temel husus bunların gerçekte infaz şekline mi ilişkin olduğu yoksa cezanın kapsamını mı etkilediğidir. Aynı sorun infaza ilişkin düzenlemelerle ilgili olarak suç ve cezaların kanuniliği ilkesi bağlamında da ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun çözümü için AİHM cezanın infazı şekli-cezanın kapsamının değiştirilmesi kıstasını uygulamaktadır. Strazburg Mahkemesi <i>Del Río Prada/İspanya</i> kararında (§ 111) şartla tahliye süresinde yapılan değişikliği, cezanın kapsamının değiştirilmesi olarak kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi de <i>Metin Durmaz</i> kararında (B. No: 2013/7764, 25/3/2015, §39) anılan AİHM kararına da atfen Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ile şartla tahliyenin geri alınması bağlamında benzer bir yaklaşımını benimsemiştir.</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesi norm denetimi çerçevesinde verdiği bir kararında da (E.2002/99, K.2002/51, 28/5/2002) yaptığı değerlendirme sonucu kanun koyucunun şartla salıverme olarak nitelendirdiği bir düzenlemeyi af niteliğinde kabul edip gerekli karar nisabına uyulmaması nedeniyle iptal etmiştir. Anılan kararda şu ifadelere yer verilmiştir:</p>

<p><i>“2. bendin ilk paragrafında, müebbet ağır hapis cezasına veya şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim öngörülmesi, ikinci paragrafında da, birinci paragraf hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi dolmuş olanların belirli bir süre suç işlememe (bozucu infisahi) koşuluna bağlanması, getirilen düzenlemenin toplu ve şartlı özel af niteliğinde olduğunu göstermektedir.”</i></p>

<p>21. Yukarıda değinilen Anayasa Mahkemesi kararları ve AİHM kararı dikkate alındığında cezanın ceza infaz kurumunda çektirileceği süreyi etkileyen şartla tahliye süresine ilişkin düzenlemelerin cezanın infaz şeklini belirleyen değil, cezanın kapsamını değiştiren düzenlemeler olarak kabul edilmesi gerekir. Buna göre <i>onbeş yaş altı ile onbeş onsekiz yaş aralığındaki hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirdiği süreler bakımından şartla tahliye süresini kısaltan </i>dava konusu<i> </i>geçici 6. maddenin (4) numaralı fıkrasındaki düzenlemenin cezanın miktarını azaltmak suretiyle hafiflettiği ve bu nedenle özel af niteliğini taşıdığı açıktır.</p>

<p>22. Dava konusu geçici 6. maddenin (1), (2) ve (4) numaralı fıkralarının özel af niteliği taşıdıkları kanaatine varıldığından, bu fıkraların kanunlaşması için Anayasa’nın 87. maddesine göre “<i>Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu</i>”nun kabul oyu vermiş olması gerekir. İlgili TBMM Genel Kurul tutanaklarının incelenmesi sonucunda teklifin tümü üzerindeki oylamanın açık oylama yöntemiyle yapıldığı ve oylama sonucunda 279 kabul ve 51 ret oyu kullanıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla son oylamada Anayasa’nın 87. maddesi uyarınca aranan nitelikli karar çoğunluğu kuralına uyulmamıştır.</p>

<p>23. Açıklanan nedenlerle yukarıda belirtilen fıkralarının şekil bakımından Anayasa’nın 87. maddesine aykırı olduğu ve iptaline karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmadık.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Celal Mümtaz AKINCI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 14.4.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun’un şekil bakımından Anayasa’nın 87. ve 88. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali talebi ile açılan davada Anayasa Mahkemesi çoğunluğunca bahse konu Kanun’un geçici 6. maddesinin af niteliğinde olmadığı, bu itibarla dava konusu 7242 sayılı Kanun’un toplantı ve karar yeter sayısı bakımından Anayasa’nın 96. maddesine tabi olduğu şeklindeki görüşe katılmamaktayız.</p>

<p>2. Bilindiği üzere ceza hukukundaki af kurumu hakkında oldukça farklı değerlendirmeler yapılmakta, demokratik hukuk devletinde çıkarılan af kanunları da farklı kesimlerce değişik tepkilerle karşılanmaktadır. Bunun içindir ki ülkemizde af ile ilgili olarak anayasa koyucu da bazı hassasiyetlere dikkat çekmektedir.</p>

<p>3. Bu bağlamda Anayasa’da af ile ilgili en önemli vurgulardan birisi Anayasa’nın 87. maddesinde yer almaktadır. Buna göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin ancak üye tamsayısının beşte üçlük çoğunluk oyu ile genel veya özel af ilanına karar verebileceği öngörülmektedir. 2001 Anayasa değişikliği ile getirilen bu yenilik sayesinde af kanununun normal kanunlardan daha yüksek bir yetersayısı ile çıkarılması esası benimsenerek af kanunlarının çıkarılması zorlaştırılmaya çalışılmıştır.</p>

<p>4. Bu tarihten sonraki zamanlarda da çıkarılan kimi kanunlar af niteliğinde görülerek Anayasa Mahkemesi önüne taşınmış ve bu kanuni düzenlemeler dolayısıyla Mahkeme af ile ilgili değerlendirmelerde bulunmuştur.</p>

<p>5. Elbette ki af kanunu çıkarma Anayasa’da öngörülen esaslara uygun olmak şartı ile kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun koyucu öncelikle af ile ilgili düzenlemeleri şekil şartı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üçlük çoğunluğunun oyu ile kabul etmek zorundadır.</p>

<p>6. Dava konusu Kanun adında da ifade edildiği üzere ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ilgili olarak kimi kanunlarda değişiklikler yapmaktadır. Bu bağlamda dava konusu Kanunun özellikle geçici 6. maddesi af boyutu ile daha fazla tartışmaların merkezinde oturmaktadır. Bu maddedeki fıkralarda 30.03.2020 tarihine kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenen bazı suçları işleyenler bakımından 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanundaki denetimli serbestlik ve koşullu salıverme ile ilgili esaslı değişiklikler yapılmaktadır.</p>

<p>7. Her ne kadar dava konusu geçici 6. madde bir infaz düzenlemesi gibi görünse de sonuç itibariyle kapsamına aldığı suçlar yönüyle cezaların çektirilmesinde esaslı değişiklikler öngörmektedir. Bu yönü ile de kişilerin cezaevinde kalacakları süreleri de kısaltan yenilikleri bünyesinde barındırmaktadır.</p>

<p>8. Anayasa Mahkemesi çoğunluğu tarafından bu hususlar bir infaz rejimi olarak nitelendirilmekte olup bu kanunun af kanunu niteliği taşımadığı, cezanın infazına yönelik hükümler niteliğinde olduğu kanaatine şu gerekçeyle ulaşılmıştır:</p>

<p>“<i>Bu açıklamalar çerçevesinde geçici 6. maddenin hükümlünün çektirilmesi gereken toplam ceza miktarında bir değişikliğe neden olmadığı, ceza infaz kurumundan kendiliğinden salıverilmesine yol açmadığı, bu kapsamda hükümlünün iyi hâlli olması şartının arandığı, anılan şart gerçekleşse dahi salıverilme kararı bakımından hâkimin takdir yetkisinin bulunduğu, (1), (2) ve (3) numaralı fıkra hükümlerinden yararlanmak için ayrıca hükümlünün talebinin varlığının gerektiği, salıverilme sonrasında da devletin hükümlü üzerindeki gözetim ve denetim yetkisinin devam ettiği, bu bağlamda hükümlüye bir veya birden fazla yükümlülük yüklenebileceği, gereklerine uygun davranılmadığı veya yeniden suç işlendiği takdirde salıverilme kararının geri alınmak suretiyle hükümlünün cezasının infazına ceza infaz kurumunda devam edilebileceği gözetildiğinde geçici 6. maddenin cezanın kapsamına ilişkin bir düzenleme olmayıp cezanın infaz usulüne yönelik hükümler öngördüğü anlaşılmaktadır.”</i> (§ 71).</p>

<p>9. Bu görüşe katılmak mümkün değildir. Zira dava konusu geçici 6. maddeyi esas alan bir infaz rejimine göre bazı kişilerin 6 yıla kadar olan hapis cezaları bu kişiler hiçbir şekilde ceza infaz kurumunda kalmadan sadece denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilebilecektir. Böylelikle dava konusu düzenleme bu kişiler yönüyle hapis cezasını kişiye hiç çektirmeden daha hafif yaptırımlara dönüştürmektedir.</p>

<p>10. Nitekim Anayasa Mahkemesi bir kararında müebbet ağır hapis cezasına veya şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim öngörülmesini ve çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi dolmuş olanların belirli bir süre suç işlememe (bozucu infisahi) koşuluna bağlanmasını toplu ve şartlı özel af niteliğinde kabul ettiğini ifade etmiştir (Bkz.: E.S.: 2002/99, K.S.: 2002/51, K.T.: 28.5.2002. Benzer bir başka Anayasa Mahkemesi kararı için bkz.: E.S.: 2001/4, K.S.:2001/332, K.T.: 18.7.2001)</p>

<p>11. Dava konusu geçici 6. maddede infaz düzenlemesi kapsamına alınan suçlar ile bu maddeden faydalanamayacak olanlar kanun koyucu tarafından hiçbir somut kriter öngörülmeden tamamen takdiri bir şekilde düzenlenmiştir. Geçici 6. madde kapsamına alınan suçlar yine Kanun hükmündeki “30/03/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından” şeklinde belli bir tarih esas alınarak farklı bir infaz rejimine tabi tutulmaktadır.</p>

<p>12. Öncelikle dava konusu hükmün geçmişe yönelik bir düzenleme öngördüğü ve tüm suçlardan ziyade belli suçları kapsamına aldığı ifade edilmelidir. Ancak bu hükmün çoğunluk kararında da ifade edildiği üzere suçu konu alan, suç nedeniyle soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engelleyen, başlanmışsa soruşturma ve kovuşturmayı, hükmedilmişse mahkumiyeti, verilmişse cezayı tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran bir hukuki tasarruf (§ 17) olarak nitelendirilemeyeceğinden genel af olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte dava konusu hükmün suçu ortadan kaldırmasa bile çekilecek cezayı bazı suçlar yönünden azaltması ve hatta bazı kişiler açısından hiçbir şekilde cezaevine girmeyecek şekilde infaza tabi tutması yönü ile bu hükmün bir özel af niteliğinde olduğu açıktır. Dolayısıyla dava konusu kanun hükmünün salt denetimli serbestlik şeklindeki bir infazın ötesine geçen ve cezayı hafifleten yönü ile özel af sonucunu doğuran boyutu bulunduğu rahatlıkla fark edilmektedir.</p>

<p>13. Nitekim çoğunluk kararında da bu hususa “kuralların istisna kapsamına alınan suçlar dışında hükümlülerin denetimli serbestlik ve koşullu salıverme kurumlarından yararlandırılmak suretiyle ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi önceki kanuni düzenlemeye göre kısalttığı” şeklinde vurgu yapılmıştır. Ancak infaz edilecek toplam ceza miktarında bir değişikliğe neden olmadığına değinilerek af kanunu olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (§ 56).</p>

<p>14. Çoğunluk kararında daha sonra modern ceza infaz rejiminde cezaların tümünün belli kapalı yerlerde tutulması suretiyle çektirilmesi anlayışından, önce cezanın bir kısmının açık ceza infaz kurumunda çektirilmesi rejimine geçildiği, son dönemlerde ise artık cezanın konutta infaz edilmesi veya başkaca yükümlülükler belirlenmek suretiyle ceza infaz kurumu dışında infaz edilmesi yöntemlerinin diğer yöntemlerle birlikte uygulandığı, bu yönüyle modern ceza ve infaz hukukunun dinamik bir yapıya sahip olduğu, bu kapsamda cezanın tek tip olarak ceza infaz kurumunda infaz edilmesi dışında yeni uygulamaların tartışıldığı, bunların hayata geçirildiği, bir kısmından olumlu sonuç alınarak bunların uygulanmasına devam edildiği, bir kısmında ise değişikliklere gidildiği ifade edilmektedir (§§ 58-59).</p>

<p>15. Her ne kadar çoğunluk kararında dava konusu geçici 6. maddenin bir infaz düzenlemesi olduğu, cezanın miktarı ve türünde bir değişiklik yapmadığı ifade ediliyorsa da bahse konu düzenlemenin bu kapsamdan başka çekilecek hapis cezasını azaltmakta veya cezanın türünü de hafifletmekte olduğunu vurgulamak gerekir. Yine ifade etmek gerekir ki modern ceza hukukunda cezaların infazı ile ilgili farklı ve yeni usuller keşfedilip uygulamaya konulmakta ise de bu alandaki cezai yaptırımlardan en caydırıcısı halen hapis yaptırımıdır. Zira hapis cezasının şahsi hürriyeti kısıtlayan boyutu onu halen en etkili ve caydırıcı cezai yaptırım olarak göstermektedir.</p>

<p>16. Bunun içindir ki anayasa yargısında af kanunları denetlenirken, anayasal özerk yorum çerçevesinde üzerinde asıl odaklanılması gereken hususların içerisinde hapis cezası şeklindeki cezai yaptırımın süresinin azaltılması veya başka yaptırımlara dönüştürülmesinin söz konusu olup olmaması halen en önemli başlıklardan birisi olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu bağlamda dava konusu düzenlemenin kişilerin cezaevinde kalacakları süreleri de azaltan yenilikleri bünyesinde barındırmakta olduğu dikkate alındığında bu yönüyle bahse konu kanuni düzenlemenin bir özel af kanunu niteliği taşıdığı görülmektedir.</p>

<p>17. Bu nedenle af niteliğinde olan dava konusu geçici 6. maddenin, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3/5’lik oyçokluğu ile kabul edilmediğinden, şekil yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali gerektiği kanaatinde olduğumuz için Mahkememiz çoğunluk görüşüne katılamamaktayız.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>5275 sayılı Kanunun 7242 sayılı Kanunla değiştirilen geçici 6. maddesinin ve buna bağlı olarak 7242 sayılı Kanunun tümünün şekil bakımından Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Çoğunluğun red gerekçesinde; geçici 6. maddede yapılan değişiklikle, belli bir tarihe kadar işlenmiş ve istisna tutulmamış suçlar bakımından daha kısa sürede denetimli serbestlik tedbiri uygulanması öngörülerek bu kapsamdaki hükümlülerin ceza infaz kurumundaki infaz sürelerinin kısaltıldığı, bir düzenlemenin hükümlülerin ceza infaz kurumundan salıverilmeleri sonucunu doğurmasının af niteliğinde olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, geçici 6. maddede yapılan değişiklikte denetimli serbestlik müessesesinin bütün unsurlarının korunduğu, bu itibarla mezkûr düzenlemenin af niteliğinde bulunmadığı ve karar yeter sayısı bakımından Anayasanın 87. maddesine değil, 96. maddesine tâbi olduğu, bu maddeye göre de karar yeter sayısının sağlandığı belirtilerek, şekil bakımından iptal talebi reddedilmiştir.</p>

<p>Anayasanın 96. maddesinde; TBMM’nin, Anayasada başka bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar vereceği, ancak karar yeter sayısının hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamayacağı hükme bağlanarak karar yeter sayısına ilişkin genel ilke belirlenmiştir. Anayasanın 87. maddesinde ise; TBMM’nin genel ve özel af ilânına üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun karar verebileceği belirtilerek, 96. maddede karar yeter sayısı konusunda öngörülen genel ilkeye bir istisna getirilmiştir.</p>

<p>Anayasanın 87. maddesinde veya başka bir hükmünde genel ve özel affın bir tanımına yer verilmemekte, Anayasada böyle bir tanım yapılmış olmasına gerek de bulunmamaktadır. Buna karşılık Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre -aşağıda da açıklanacağı üzere- Anayasaya uygunluk denetimi, bu denetime konu olan kurallardaki müesseselerin gerçek nitelik ve içerikleri tespit edilerek gerçekleştirilmektedir.</p>

<p>Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesine göre, Anayasada yasalaşma süreci özel usullere bağlanmış olan yasama işlemlerinin başka isimler altında ve farklı usuller uygulanarak oluşturulması hâlinde, Anayasa koyucunun iradesinin tam anlamıyla etkili ve hâkim kılınabilmesi için bu tasarrufların anayasal denetiminin gerçek nitelik ve içerikleri gözetilerek yapılması gerekir (örn. olarak bkz. 28/5/2002 tarihli ve E.2002/99, K. 2002/51 sayılı karar).</p>

<p>Bu sebeple, dava konusu kanun hükümleri hakkında da, karar yeter sayısı bakımından Anayasanın hangi hükümlerinin uygulanacağının belirlenmesi için dava konusu maddenin anlam ve kapsamının, dolayısıyla kanunun öngördüğü müessesenin hukukî niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, daha önce 4616 sayılı Kanundaki “düzenlemenin hükümlülere getirdiği yarar cezaevinde kalma süresini belirli koşullarla kısaltması veya hiç cezaevine girmeden cezanın infazını sağlamasıdır” diyerek “toplu özel af” niteliğinde olduğuna karar vermiş (18/7/2001 tarihli ve E. 2001/4, K. 2001/332 sayılı karar); bu Kanunun iptal edilmesinden sonra çıkarılan 4758 sayılı Kanunla ilgili olarak yaptığı değerlendirmede de, düzenlemenin aynı hususları kapsaması yanında belirli bir süre suç işlememe şartına bağlanmasının “toplu ve şartlı özel af” niteliğinde olduğunu belirterek -ilk kararından yaklaşık üç ay sonra değiştirilen- Anayasanın 87. maddesinde af için öngörülen karar yeter sayısının sağlanmaması nedeniyle, incelenen kuralın şekil bakımından Anayasaya aykırı olduğuna hükmetmiştir (28/5/2002 tarihli ve E. 2002/99, K. 2002/51 sayılı karar).</p>

<p>Böylece Mahkememiz, her iki kanunla yapılan düzenlemenin de yasama organınca yapılan adlandırmasını değil, içeriğine göre yaptığı değerlendirmeyi esas alarak sonuca ulaşmış ve mezkûr kanunların genel ve sürekli nitelik taşımayan geçici nitelikteki hükümlerinin özel af niteliğinde olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Bu itibarla, geçici 6. maddede yapılan düzenlemenin hukukî niteliğinin belirlenmesine ilişkin olarak yapılacak değerlendirmede de, yukarıdaki kararlarımızda bu müesseselere nasıl bir anlam verildiği gözönünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Yukarıda da belirtildiği üzere, Anayasa Mahkemesinin 2001 ve 2002 yıllarında verdiği mezkûr kararlarda, geçici bir hükümle cezaevinde kalma süresini kısaltan veya cezaevine hiç girmeden cezanın infazına imkân veren düzenlemelerin özel af niteliğinde olduğuna hükmedilmiş; doktrinde de yaygın şekilde -yukarıda aktarılan kararımıza konu 4616 sayılı Kanun da dahil olmak üzere- cezaların infazıyla ilgili geçici nitelikteki düzenlemelerin af niteliğinde olduğu belirtilmiştir (örn. olarak bkz. M. Ruhan Erdem, Ceza Hukukunda Cezaların Ertelenmesine İlişkin Düzenlemelere Anayasal Bakış, Anayasa Yargısı, S. 18, Ankara 2001, s. 37-38; Timur Demirbaş, Af Tartışmaları ve 4616 sayılı “23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun”, Anayasa Yargısı, S. 18, Ankara 2001, s. 96; Adem Sözüer, Türk Hukukunda Af, 4454 ve 4616 Sayılı Kanunlarda Öngörülen Şartla Salıverilme ve Ertelemeye İlişkin Hükümlerin Hukuksal Niteliği ile Bu Hükümlerin Anayasaya Uygunluğu Sorunu, Anayasa Yargısı, S.18, Ankara 2001, s. 219 vd.; Doğan Soyaslan, Af, Anayasa Yargısı, S.18, Ankara 2001, s. 430-431).</p>

<p>Diğer taraftan söz konusu düzenlemenin af niteliğinde olup olmadığının tespitinde, Mahkememizin yukarıda belirtilen kararlarından sonra yürürlüğe konulan ve mezkûr içtihadımız ile bilimsel görüşlerin de dikkate alınması suretiyle düzenlendiği anlaşılan 5237 sayılı Kanunun 65. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir” hükmünün de, Anayasanın 87. maddesinde geçen “özel af”fın belirlenmesinde gözönünde bulundurulması gerekmektedir.</p>

<p>Mahkememizin birçok kararında da, Anayasaya uygunluk denetiminin önemli bir safhasını oluşturan “incelenen kuralın anlam ve kapsamının belirlenmesinde” kuralın bulunduğu kanunun diğer hükümleri ve ilgili diğer kanunların -özellikle temel kanunların- hükümlerinin gözönünde bulundurulacağı belirtilmektedir.</p>

<p>Mesela yakın tarihli bir kararımızda “kuralın anlam ve kapsamının anlaşılabilmesi için sadece lafzıyla değil içinde bulunduğu metnin tümü gözönünde tutularak yorumlanması… kuralın amacının araştırılarak amacına uygun yorumlanması gerekir. Ayrıca yargı içtihatlarıyla şekillenen … temel ilkelerin de kuralın yorumunda gözününde bulundurulması gerekmektedir” denilerek kuralın anlam ve kapsamı belirlenirken (11/4/2019 tarihli ve E. 2019/8, K. 2019/26 sayılı karar); başka bir kararımızda da, 5237 sayılı Kanunun 103. maddesindeki bazı hükümlerin Anayasaya uygunluk denetiminde hükmün anlam ve kapsamının belirlenmesi için Kanunun 6. maddesindeki “çocuk” tanımı aktarılarak Anayasaya uygunluk denetimi buna göre yapılmıştır (15/5/2019 tarihli ve E. 2017/135, K. 2019/35 sayılı karar). (19) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin bir hükmünün Anayasaya uygunluk denetiminde de, iptali talep edilen kuralın anlam ve kapsamı belirlenirken 5018 sayılı Kanunun 3. maddesindeki “bütçe” tanımı ile 12. maddesindeki “bütçe türleri ve bunların kapsamı” esas alınmıştır (11/6/2020 tarihli ve E. 2018/155, K. 2020/27 sayılı karar).</p>

<p>Örnekleri daha da çoğaltılabilecek bu kararlardan da anlaşılacağı üzere, incelenen hükmün anlam ve kapsamının belirlenmesi Anayasaya uygunluk denetiminin bir parçasıdır ve dava konusu kurala ilişkin bu denetimde anayasal ilkelerle birlikte Mahkememizin kararlarından, hukukun genel ilkelerinden, yargısal ve bilimsel içtihatlardan yararlanılması yanında 5237 sayılı Kanunun 65. maddesi de gözönünde bulundurulmalıdır. Anılan maddenin, düzenlemenin anlam ve kapsamının belirlenmesinde gözönünde bulundurulması kanunun kanunla denetlenmesi anlamına gelmeyeceği gibi söz konusu özerk anayasal yorumun gereğidir.</p>

<p>Çoğunluğun red gerekçesinde de, incelenen kuralın öngördüğü kurumun hukukî niteliğinin belirlenmesi amacıyla dava konusu maddenin anlam ve kapsamının ortaya konulması gerektiği ifade edilerek, 5271 sayılı Kanunun 107. maddesindeki koşullu salıverilme ve 5275 sayılı Kanunun 105/A maddesindeki denetimli serbestlik müesseselerinin açıklanmasına ve kuralın denetimli serbestlik müessesesine ilişkin bir düzenleme öngördüğü sonucuna varılırken Kanunun denetimli serbestlik şartlarını düzenleyen 105/A maddesine göre değerlendirme yapılmasına, bu yönüyle de düzenlemenin af getirmediğinin belirtilmesine karşılık, Mahkememizin önceki kararlarına ve 5237 sayılı Kanunun 65. maddesindeki tanıma ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Kararda sadece, bir özel af türü olan sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarının Cumhurbaşkanı tarafından hafifletilmesi veya kaldırılması hükmüne atıfla bir tanım getirilerek, “gerek Cumhurbaşkanının gerekse TBMM’nin kararıyla olsun özel affın cezayı hafifletme veya kaldırma niteliğine sahip olduğu” belirtilmiştir. Böylece incelenen kuralın cezayı ortadan kaldırmak veya kısaltmak suretiyle cezanın kapsamına etki etmediği, sadece cezanın infaz şeklini değiştirerek ceza infaz kurumunda geçirilecek sürenin kısaltıldığı ifade edilmek suretiyle kuralın anlam ve kapsamı 5237 sayılı Kanundan ve önceki kararlarımızdan farklı olarak belirlenmiştir. Bu anlam ve kapsam belirleme usulüne katılmak mümkün değildir.</p>

<p>Kuşkusuz, bir infaz rejimi olan denetimli serbestlikte de cezalar infaz edildiğinden, sadece infaz şeklinin değiştirilmesi sebebiyle hükümlülerin ceza infaz kurumlarından salıverilmeleri sonucunu doğurması, düzenlemenin öngördüğü kurumun af niteliğinde olduğunun kabulü için yeterli değildir. Başka bir anlatımla, kanunda düzenlenen suçu ve cezayı ortadan kaldıran veya fiil için öngörülen cezayı azaltan yasal değişikliklerin sonucu olarak hükümlülerin cezaevlerinden tahliye edilmesini Anayasanın 87. maddesi anlamında af olarak nitelendirmek isabetli olmadığı gibi infaz rejimini düzenleyen genel ve sürekli hükümlerde yapılan değişikliklerle, örneğin hükümlülerin şartla salıverilme veya denetimli serbestlik müesseselerinden yararlanabilmeleri için cezaevinde geçirmeleri gereken sürelerin kısaltılmasının sonucu olarak salıverilmelerinin de 87. madde kapsamında af olarak nitelendirilmesi doğru olmaz.</p>

<p>Buna karşılık, denetimli serbestlik rejimi ile ilgili olduğunda tartışma bulunmayan bir kuralın -5275 sayılı Kanunun denetimli serbestlik şartlarını düzenleyen 105/A maddesinde öngörülen şartlar ve cezaevinde infaz edilmesi gereken süreler değiştirilmeden- sadece belli bir tarihe kadar işlenmiş suçlardan verilen cezaları kapsayan geçici nitelikte bir düzenleme içermesi; başka bir ifadeyle, yukarıda belirtilen sonuçları doğurmasına karşılık bunu genel ve sürekli nitelik taşımayan bir düzenleme ile gerçekleştirmesi, özel af niteliğinde olduğunu gösterir.</p>

<p>Nitekim, iptali talep edilen geçici 6. maddede, 30/3/2020 tarihine kadar işlenen bazı suçlardan hükümlü olanlar bakımından cezaların denetimli serbestlik yoluyla infaz edilmesi için kalan sürelerin iki veya üç katı olarak uygulanması öngörülerek cezaevinde infaz edilmesi gereken ceza sürelerinin kısaltıldığı, bazı suçlar bakımından ise kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Mesela mezkûr maddenin (1) numaralı fıkrası, altı yıl ve daha az hapis cezasına mahkûm edilenlerin bu cezalarının ceza infaz kurumlarında hiç kalmadan infaz edilmesine imkân sağlamaktadır. Özetle, geçici 6. madde, hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son vermesi veya infaz kurumunda çektirilecek süreyi kısaltması ve bunu genel ve sürekli nitelik taşımayan geçici nitelikteki düzenlemelerle yapması nedeniyle özel af niteliğinde bir hüküm getirmektedir. Aksinin kabulü, özel af için nitelikli çoğunluk öngören Anayasanın 87. maddesinin ve Anayasa koyucunun buna ilişkin iradesinin etkisiz kılınması sonucunu doğurur.</p>

<p>Bu sebeple Anayasanın 87. maddesinde öngörülen nitelikli çoğunluk tarafından kabul edilmesi gereken geçici 6. madde bakımından bu karar yeter sayısının sağlanmadığında ise tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan yerleşik içtihadımıza göre bir kanunun herhangi bir maddesinin şekil bakımından iptali -kanun maddelerinin hepsi üzerinde tek bir oylama yapılmış ise- kanunun tümünün de iptalini gerektirmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, geçici 6. madde ile yapılan düzenlemede özel af getirilmesine rağmen Anayasanın 87. maddesinde öngörülen nitelikli çoğunluğun sağlanmaması nedeniyle geçici 6. maddenin ve buna bağlı olarak Kanunun tümünün şekil bakımından Anayasaya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun red yönündeki kararına katılmıyorum.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p>Üye</p>

   <p>M. Emin KUZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202044-e-202041-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="31759"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşten Çıkarıldığınızda Kıdem ve İhbar Tazminatı Hakkınızı Nasıl Hesaplarsınız?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isten-cikarildiginizda-kidem-ve-ihbar-tazminati-hakkinizi-nasil-hesaplarsiniz-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isten-cikarildiginizda-kidem-ve-ihbar-tazminati-hakkinizi-nasil-hesaplarsiniz-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşten çıkarıldığınızda elinize geçmesi gereken tutar, sandığınızdan daha net kurallara bağlı: İş Kanunu’na göre kıdem tazminatı, <strong>her tam çalışma yılı için 30 günlük giydirilmiş brüt ücret</strong> üzerinden hesaplanır. Yani 5 tam yılını dolduran bir çalışan, kabaca <strong>5 aylık brüt maaşına yakın</strong> bir kıdem tazminatına hak kazanır. Buna rağmen danışma görüşmelerinde en sık gördüğümüz durum, çalışanların bu hakkı ya hiç hesaplamamış ya da yalnızca çıplak maaş üzerinden, yani eksik, hesaplamış olması.</p>

<p>Bu yazımda kıdem ve ihbar tazminatının kimlere ödendiğini, doğru hesabın nasıl yapıldığını ve tazminatınız ödenmezse hangi adımları atacağınızı <strong>sade bir dille</strong> anlatıyoruz. Amaç, masaya otururken hakkınızın kaç lira olduğunu bilerek oturmanız.</p>

<p><strong>Kıdem Tazminatına Kimler Hak Kazanır?</strong></p>

<p>Kıdem tazminatının ilk şartı nettir: Aynı işverene bağlı olarak <strong>en az 1 tam yıl</strong> çalışmış olmak. İkinci şart ise iş sözleşmesinin, kanunda sayılan hâllerden biriyle sona ermesidir. İşveren sizi haklı bir neden olmaksızın işten çıkarırsa kıdem tazminatına hak kazanırsınız; buna karşılık işveren, ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık gibi <strong>haklı bir nedenle</strong> feshi ispatlarsa kıdem ödenmeyebilir.</p>

<p>Somut bir örnek: Bahçelievler’de bir zincir markette <strong>3 yıldır kasiyer</strong> olarak çalışan Hasan, “performans düşüklüğü” gerekçesiyle işten çıkarıldı. Performans düşüklüğü, işverene kıdem tazminatını ödememe hakkı vermez, Hasan hem kıdem hem de ihbar tazminatına hak kazanır. Üstelik kendi istifa eden çalışan bile bazı durumlarda kıdem alabilir: <strong>ücretin ödenmemesi</strong> gibi haklı nedenle fesih, erkek çalışanın askerlik nedeniyle ayrılması, kadın çalışanın evlilik tarihinden itibaren 1 yıl içinde ayrılması ve emeklilik bu istisnaların başında gelir.</p>

<p>Fesih gerekçesinin doğru değerlendirilmesi, tazminat hakkının ilk adımıdır.</p>

<p><strong>Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?</strong></p>

<p>Peki ama hesap tam olarak nasıl yapılıyor? Formül şu: <strong>Son giydirilmiş brüt ücret × çalışılan tam yıl sayısı</strong>. Yıldan artan aylar ve günler de oranlanarak hesaba katılır. Buradaki kritik kavram “giydirilmiş ücret”: Çıplak brüt maaşınıza <strong>yol, yemek, düzenli ikramiye ve prim</strong> gibi süreklilik taşıyan ödemelerin eklenmiş hâlidir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihadı da düzenli ve sürekli sağlanan bu menfaatlerin hesaba dahil edilmesi yönündedir.</p>

<p><strong>Kıdem Tazminatı Formülü</strong></p>

<p><strong>Kıdem tazminatı = Son giydirilmiş brüt ücret × tam yıl sayısı</strong><br />
Yıldan artan süreler gün bazında oranlanır. Giydirilmiş ücrete yol, yemek ve düzenli ikramiyeler dahildir; tutar, her yıl güncellenen <strong>kıdem tazminatı tavanını</strong> aşamaz (Ağustos 2026 itibarıyla güncel tavan rakamını mutlaka kontrol edin).</p>

<p>Şöyle düşünün: Güngören’de bir tekstil atölyesinde <strong>4 tam yıl</strong> çalışan Meryem’in çıplak brüt maaşının yanında her ay düzenli yol ve yemek ödemesi var. Meryem’in kıdem tazminatı, yalnızca maaşı üzerinden değil; yol ve yemek eklenmiş <strong>giydirilmiş brüt ücretinin 4 katı</strong> üzerinden hesaplanır. Aradaki fark, 4 yıllık kıdemde ciddi bir tutara ulaşır.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Kıdem tazminatından gelir vergisi kesilmez; yalnızca <strong>damga vergisi</strong> düşülür. İhbar tazminatı ise gelir vergisine tabidir. Bordronuzda kıdem tazminatınızdan gelir vergisi kesildiğini görürseniz bu, itiraz edebileceğiniz bir hesap hatasıdır. (Ağustos 2026 itibarıyla geçerli düzenleme.)</p>

<p><strong>İhbar Tazminatı: Süreler ve Hesap</strong></p>

<p>Şimdi gelelim ihbar tazminatına. İş Kanunu’nun 17. maddesine göre işveren, sözleşmeyi feshetmeden önce kıdeminize göre <strong>2 ila 8 hafta</strong> arasında değişen bir bildirim süresi tanımak zorundadır. Bu süre tanınmadan işten çıkarılırsanız, o sürenin ücreti <strong>ihbar tazminatı</strong> olarak ödenir. Örneğin 2 yıllık kıdemi olan bir çalışan önceden bildirim yapılmadan çıkarılırsa, 6 haftalık giydirilmiş brüt ücreti tutarında ihbar tazminatı talep edebilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Kıdem Süresi</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>İhbar Süresi</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>6 aydan az</p>
   </td>
   <td>
   <p>2 hafta</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>6 ay, 1,5 yıl</p>
   </td>
   <td>
   <p>4 hafta</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>1,5 yıl, 3 yıl</p>
   </td>
   <td>
   <p>6 hafta</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>3 yıldan fazla</p>
   </td>
   <td>
   <p>8 hafta</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Önemli bir ayrıntı: İhbar tazminatı <strong>iki yönlü</strong> işler. Bildirim süresine uymadan aniden istifa eden çalışandan da işveren ihbar tazminatı talep edebilir. Ayrılık kararı verdiyseniz bile süreleri gözeterek hareket etmek, karşı taleple uğraşmanızı önler. Sürelerin kanuni dayanağı için 4857 sayılı İş Kanunu’nun resmî metnine bakabilirsiniz.</p>

<p>Bordro, mesaj ve ödeme dekontlarını baştan derlemek, hesabınızı sağlam temele oturtur.</p>

<p><strong>Hesaplamada Sık Yapılan 4 Hata</strong></p>

<p>Uygulamada en sık karşılaştığımız hatalar şunlar:</p>

<p><strong>- Çıplak ücretten hesap:</strong> Yol, yemek, düzenli prim ve ikramiyeler unutulur; tazminat olduğundan düşük çıkar.</p>

<p><strong>- Bordrodaki düşük ücrete itibar etmek:</strong> Ücretin bir kısmı elden ödeniyorsa, gerçek ücret tanık ve banka kayıtlarıyla ispatlanabilir, hesap gerçek ücretten yapılır.</p>

<p><strong>- Artan ayları saymamak:</strong> 3 yıl 7 ay çalışan biri yalnızca 3 yıl üzerinden değil, 7 aylık oran da eklenerek tazminat alır.</p>

<p><strong>- Tavanı bilmemek:</strong> Yüksek maaşlı çalışanlarda kıdem tazminatı, her yıl güncellenen yasal tavanla sınırlıdır; tavan üstü hesap yanıltıcı olur.</p>

<p>Bu nedenle işvereninizin önünüze koyduğu ibranameyi imzalamadan önce hesabı <strong>bağımsız olarak</strong> kontrol etmek, gerekiyorsa bir avukata danışmak, en güvenli yoldur. Unutmayın: Eksik hesapla imzalanan belge, sonradan hak aramayı zorlaştırabilir.</p>

<p><strong>Tazminat Ödenmezse: Arabuluculuk ve Dava Yolu</strong></p>

<p>İşçilik alacaklarında <strong>2018’den beri</strong> dava açmadan önce <strong>arabulucuya başvurmak zorunludur</strong> (dava şartı). Arabuluculuk görüşmeleri çoğu zaman haftalar içinde sonuçlanır ve anlaşma tutanağı mahkeme kararı gücünde belge niteliği taşır, kalıcı çözüm çoğu zaman burada, masada kurulur.</p>

<p><strong>Tazminat Ödenmediğinde İzlenecek 4 Adım</strong></p>

<p><strong>1. Belgeleri toplayın:</strong> Bordrolar, banka dökümleri, mesajlar, işe giriş-çıkış kayıtları</p>

<p><strong>2. Yazılı talep edin:</strong> İşverene noter veya iadeli taahhütlü yazı ile alacaklarınızı bildirin</p>

<p><strong>3. Arabulucuya başvurun:</strong> Adliyelerdeki arabuluculuk bürosuna başvuru ücretsizdir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Anlaşma olmazsa dava:</strong> Son tutanakla birlikte iş mahkemesinde alacak davası açılır</p>

<p>Süre konusunda da rahat ama tedbirli olun: Kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarında zamanaşımı <strong>5 yıldır</strong> (25 Ekim 2017 sonrası fesihler için geçerli düzenleme). Yine de deliller tazeyken beklemeden harekete geçmek her zaman lehinizedir.</p>

<p><strong>Deneme süresinde işten çıkarılırsam tazminat alabilir miyim?</strong></p>

<p>Deneme süresi içinde (en fazla 2 ay, toplu iş sözleşmesiyle 4 aya kadar) yapılan fesihlerde ihbar tazminatı doğmaz; kıdem tazminatı için de zaten <strong>1 yıllık çalışma şartı</strong> sağlanmamış olur. Ancak çalışılan günlerin ücreti ve fazla mesai gibi alacaklar her durumda ödenmelidir.</p>

<p><strong>İşveren tazminatı taksitle ödemeyi teklif ederse kabul etmeli miyim?</strong></p>

<p>Taksitli ödeme ancak <strong>yazılı ve güvenceli</strong> bir plana bağlanırsa düşünülebilir. Ödeme planına uyulmazsa kalan tutar için icra ve dava yolu açıktır; imzalayacağınız her belgeyi öncesinde bir avukata göstermenizde yarar var.</p>

<p><strong>SGK primlerim eksik yatırılmışsa tazminat hesabım değişir mi?</strong></p>

<p>Tazminat, SGK’ya bildirilen ücretten değil <strong>gerçek giydirilmiş ücretinizden</strong> hesaplanır. Gerçek ücret; tanık beyanı, banka hareketleri ve meslek odası ücret araştırmasıyla ispatlanabilir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Kıdem tazminatı için <strong>1 tam yıl</strong> çalışma şarttır; formül, her tam yıl için 30 günlük giydirilmiş brüt ücrettir.</p>

<p>- Giydirilmiş ücrete <strong>yol, yemek ve düzenli ikramiyeler</strong> dahildir, çıplak maaştan yapılan hesap eksiktir.</p>

<p>- İhbar süresi kıdeme göre <strong>2 ila 8 hafta</strong> arasında değişir ve iki taraf için de bağlayıcıdır.</p>

<p>- Dava öncesi <strong>arabuluculuk zorunludur</strong>; uyuşmazlıkların önemli bölümü bu aşamada çözülür.</p>

<p>- Kıdem ve ihbar alacaklarında zamanaşımı <strong>5 yıldır</strong>; belgelerinizi baştan toplayıp gecikmeden harekete geçin.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isten-cikarildiginizda-kidem-ve-ihbar-tazminati-hakkinizi-nasil-hesaplarsiniz-1</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/isci4a.jpg" type="image/jpeg" length="28081"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Ekonomik Şiddet Kusur mudur, Nasıl Ispatlanır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğerini maddi yönden baskı altına alması, parasal gücü bir kontrol ve tahakküm aracı olarak kullanması ve ekonomik bağımlılık yaratmasıdır. Çoğu zaman fiziksel şiddet kadar görünür değildir; ancak etkisi son derece derin ve yıkıcıdır. Çalışmaya izin verilmemesi, kazanılan paraya el konulması, eve para bırakılmaması, tüm harcamaların denetlenmesi, temel ihtiyaçların kasıtlı olarak karşılanmaması gibi davranışlar ekonomik şiddetin tipik örnekleri arasında yer alır.</p>

<p>Ekonomik şiddetin ispatında en önemli unsur, bu davranışların süreklilik göstermesi ve hayatın olağan akışına aykırı olmasıdır. Mahkemeler tekil ve geçici durumlar yerine, sistematik bir baskının varlığına odaklanır.</p>

<p>Bu tür şiddetin ispatında en sık başvurulan deliller mesajlaşmalar ve WhatsApp yazışmalarıdır. “Para vermiyorum”, “Çalışmanı istemiyorum”, “Harcadığın her kuruşu bana soracaksın” gibi ifadeler, mahkeme tarafından doğrudan ekonomik baskı olarak değerlendirilir ve güçlü delil niteliği taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Banka kayıtları da ekonomik şiddetin ispatında önemli bir yer tutar. Evin giderlerinin uzun süre karşılanmaması, eşin maaşına el konulması, hesaplara gelen paranın sürekli diğer eş tarafından çekilmesi, kartların alınması ya da borçların tek tarafa yüklenmesi banka hareketleriyle açıkça ortaya konulabilir. Nafakanın ödenmemesi veya paranın tehdit ve baskı aracı olarak kullanılması da dekontlarla desteklendiğinde güçlü delil oluşturur.</p>

<p>Tanık beyanları ekonomik şiddetin ispatında bir diğer önemli unsurdur. Aile bireyleri, komşular, iş arkadaşları veya yakın çevredeki kişiler, ekonomik baskıya tanıklık etmişse mahkemede bu durumu doğrulayabilir. Özellikle “eve para bırakılmıyordu”, “çalışmasına izin verilmiyordu”, “maaşı tamamen elinden alınıyordu” şeklindeki anlatımlar hâkim açısından dikkate alınır.</p>

<p>Faturalar, kira ödemeleri, alışveriş fişleri ve karşılanmayan temel ihtiyaçlara ilişkin belgeler de ekonomik şiddetin ispatında kullanılabilir. Bazı durumlarda ekonomik baskı, aileyi aç bırakma boyutuna kadar ulaşabilir ve bu halde hâkim, durumu ağır kusur olarak değerlendirir.</p>

<p>Polis tutanakları ve resmi şikâyet kayıtları da ekonomik şiddetin varlığını gösteren deliller arasında yer alır. Ayrıca yoğun ekonomik baskı nedeniyle yaşanan psikolojik çöküş hallerinde psikolog veya psikiyatri raporları, ekonomik şiddetin etkisini ortaya koymak açısından önemlidir.</p>

<p>Hâkim tüm bu delilleri birlikte değerlendirirken ekonomik şiddetin sistematik olup olmadığına, süreklilik gösterip göstermediğine, tarafın maddi gücüne rağmen aileye katkı sağlayıp sağlamadığına ve paranın bir tahakküm aracı olarak kullanılıp kullanılmadığına bakar. Ekonomik şiddet birçok boşanma kararında ağır kusur olarak kabul edilir ve nafaka, velayet ile maddi ve manevi tazminat kararlarını doğrudan etkiler.</p>

<p>Sonuç olarak ekonomik şiddet; mesajlar, banka kayıtları, tanık beyanları, faturalar, resmi tutanaklar ve sağlık raporlarıyla çok yönlü şekilde ispatlanabilir. Aileye bilerek ekonomik baskı uygulanması ve paranın güç unsuru haline getirilmesi, Türk Medeni Kanunu kapsamında ciddi bir kusur olarak değerlendirilir ve boşanma davasının sonucunu doğrudan etkiler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/s0HJ8TCblOQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lokman Hekim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/lokman-hekim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/lokman-hekim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokman Hekim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, 16 Ağustos 2026 Tarihli ve 33342 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Lokman Hekim Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>LOKMAN HEKİM ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Lokman Hekim Üniversitesine bağlı Enstitüde yürütülen lisansüstü programlara öğrenci kabul ve kayıt işlemleri ile lisansüstü eğitim öğretim ve sınavlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, Lokman Hekim Üniversitesine bağlı Enstitüde yürütülen tezli ve tezsiz yüksek lisans ile doktora programlarına öğrenci kabulü, kayıt işlemleri, eğitim öğretim süreçleri, ölçme ve değerlendirme faaliyetleri ile sınavlara ilişkin usul ve esasları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar </strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademik kurul: Anabilim/Bilim dalının lisansüstü eğitim öğretim programlarında görev alan öğretim üyeleri ile doktora ünvanına sahip öğretim görevlilerinden oluşan ve anabilim/bilim dalı başkanının başkanlık ettiği kurulu,</p>

<p>b) Akademik takvim: Bir eğitim öğretim yılındaki kayıt, ders, sınav ve benzeri faaliyetlerin süre ve tarihlerini gösteren takvimi,</p>

<p>c) AKTS: Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>ç) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>d) Anabilim dalı: Enstitüde eğitim programı bulunan anabilim dalını,</p>

<p>e) Anabilim dalı başkanı: Enstitüde eğitim programı bulunan anabilim dalı başkanını,</p>

<p>f) Azami süre: Öğrencinin, kayıtlı olduğu lisansüstü programı tamamlamakla yükümlü olduğu en uzun süreyi,</p>

<p>g) Bilim dalı: Anabilim dalı içinde eğitim öğretim, araştırma ve uygulama yapan birimi,</p>

<p>ğ) Doktora yeterlik komitesi: Yeterlik sınavlarını düzenlemek ve yürütmek üzere anabilim dalının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararıyla görevlendirilen beş öğretim üyesinden oluşan komiteyi,</p>

<p>h) Doktora yeterlik sınavı: Derslerini ve seminerini başarıyla tamamlayan öğrencinin; alanındaki temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma derinliğine sahip olup olmadığını ölçen sınavı,</p>

<p>ı) Dönem projesi: Tezsiz yüksek lisans programlarında danışman öğretim üyesinin danışmanlığında yürütülen proje çalışmasını,</p>

<p>i) DUS: Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>j) Enstitü: Lokman Hekim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsünü,</p>

<p>k) Enstitü Kurulu: Enstitüde açılmış eğitim programları bulunan ve öğrenci kaydı yapılmış olan anabilim dalı başkanlarından oluşan kurulu,</p>

<p>l) Enstitü Yönetim Kurulu: Enstitü Müdürünün başkanlığında, enstitü müdür yardımcıları ve Müdürün göstereceği altı aday arasından Enstitü Kurulunca seçilecek üç öğretim üyesinden oluşan kurulu,</p>

<p>m) EUS: Eczacılıkta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>n) Genel başarı notu: Adayların lisansüstü programlara giriş ve kabul işlemlerinde esas alınacak nihai değerlendirme puanını,</p>

<p>o) GMAT: Uluslararası Graduate Management Admission Test sınavını,</p>

<p>ö) GRE: Uluslararası Graduate Record Examination sınavını,</p>

<p>p) İntihal: Bilimsel usullere uygun biçimde gerekli atıfları yapmadan, kaynak göstermeden veya uygun şekilde izin almadan başkalarının fikir, yöntem, veri, eser ve yayınlarını kısmen veya tamamen kendisine aitmiş gibi sunmayı ve yayımlamayı,</p>

<p>r) Mütevelli Heyet: Lokman Hekim Üniversitesi Mütevelli Heyeti,</p>

<p>s) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,</p>

<p>ş) Program: Enstitü bünyesinde anabilim dalı tarafından yürütülen tezli yüksek lisans, tezsiz yüksek lisans veya doktora programını,</p>

<p>t) Rektör: Lokman Hekim Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>u) Senato: Lokman Hekim Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>ü) Tez: Yüksek lisans veya doktora programı kapsamında hazırlanan tezi,</p>

<p>v) Tez izleme komitesi (TİK): Doktora programlarında tez çalışmalarını izlemek, değerlendirmek ve yönlendirmek üzere oluşturulan komiteyi,</p>

<p>y) TUS: Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>z) Uluslararası ortak lisansüstü programı: Yurt dışındaki bir yükseköğretim kurumu ile ortaklaşa yürütülen bir lisansüstü programını,</p>

<p>aa) ÜAK: Üniversitelerarası Kurulu,</p>

<p>bb) Üniversite: Lokman Hekim Üniversitesini,</p>

<p>cc) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Eğitim ve Öğretime İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Öğretim dili</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Lisansüstü programlarda eğitim öğretim dili Türkçedir.</p>

<p>(2) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında anabilim dalının teklifi ve Enstitü Kurulunun kararıyla, lisansüstü programlarda derslerin tamamı veya bir kısmı belirlenen yabancı dilde verilebilir. Türkçe yürütülen derslerde, yabancı dilde yazılmış kaynaklar izlenebilir; ödev ve benzeri çalışmaların yabancı dilde hazırlanması istenebilir. Ayrıca, danışmanın önerisi, anabilim dalı başkanının uygun görüşü ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararıyla proje, tez, rapor ve seminer çalışmaları yabancı dilde hazırlanabilir.</p>

<p>(3) Eğitim öğretimin tamamen veya kısmen yabancı dilde yürütüldüğü lisansüstü programlara kabulde, adayların ilgili yabancı dil yeterliğini belgelemeleri zorunludur.</p>

<p>(4) Aşağıda belirtilen adaylar İngilizce dil yeterliğini sağlamış sayılır:</p>

<p>a) YÖK tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından, ilgili anabilim dalı tarafından belirlenen asgari puanı alanlar.</p>

<p>b) Üniversite tarafından yapılan İngilizce dil yeterlik sınavından ilgili anabilim dalı tarafından belirlenen asgari puanı alanlar.</p>

<p>(5) YÖK tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile YÖK veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarına ait puanlar, YÖK tarafından belirlenen süreler içinde geçerlidir. Söz konusu puanlara ilişkin belgelerin geçerlik süresinin lisansüstü programa başvuru tarihinde dolmamış olması şarttır. Başvuru tarihinde geçerli olan belge, programa kayıt tarihinde de geçerli kabul edilir.</p>

<p>(6) Lisansüstü programlara başvuran adaylardan, İngilizce dil puanı yeterliğini sağlayamayan, ancak diğer başvuru koşullarını sağlayanlara, İngilizce dil yeterliğini sağlamaları için bir yıl süre verilir. Bu süre içinde İngilizce dil yeterliğini sağlayamayanların Üniversite ile ilişiği kesilir. İngilizce dil yeterliğini sağlayan adaylar ise başvurdukları programa yerleştirilir.</p>

<p>(7) Türkçe yürütülen lisansüstü programlara başvuran yabancı uyruklu adaylardan Türkçe dil yeterlik belgesi istenir.</p>

<p><strong>Öğretim süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Lisansüstü programların süreleri 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine tabidir.</p>

<p>(2) Öğrencilerin lisansüstü programa ilk kayıt yaptırdığı tarihten itibaren, kayıtlı olduğu veya kayıt yenilemediği için kayıtsız geçirdiği tüm yarıyıllar program süresi, azami ve ek eğitim öğretim süresine dahildir.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programında geçirilen süre azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(4) Enstitü Yönetim Kurulunca izinli sayılan yarıyıllar, program süresine ve azami süreye dahil edilmez.</p>

<p>(5) Değişim programları ile uluslararası ortak programlar kapsamında yurt içindeki veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarında geçirilen yarıyıllar program süresine ve azami süreye dahildir.</p>

<p>(6) Program süreleri ve azami süreler, 2547 sayılı Kanun, YÖK kararları, 14 üncü, 19 uncu ve 23 üncü madde esasları ve ilgili diğer mevzuatla belirtilen esaslara göre uygulanır.</p>

<p>(7) Kredili derslerini başarıyla tamamlayan, yeterlik sınavında başarılı olan ve tez önerisi kabul edilen; ancak tez çalışmasını bu Yönetmelikte belirtilen azami süreler içinde tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Eğitim öğretim yılı</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Eğitim öğretim yarıyıl esasına göre yürütülür. Bir akademik yıl, güz ve bahar olmak üzere iki yarıyıldan oluşur. Her yarıyıl, yarıyıl sonu sınavları dahil en az on altı haftadır.</p>

<p>(2) Güz ve bahar yarıyılına ek olarak yaz öğretimi açılabilir. Yaz öğretiminin süresi, kapsamı ve uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Enstitü Kurulunun önerisi üzerine Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Bir eğitim öğretim yılına ilişkin kayıt, ders, sınav ve benzeri faaliyetlerin süreleri ve tarihleri akademik takvimde belirlenir.</p>

<p>(4) Yarıyıllarda ve yaz öğretiminde derslerin haftalık programları ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından düzenlenir ve ilan edilir.</p>

<p>(5) Yarıyıllarda ve yaz öğretiminde açılacak dersler, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla belirlenir. Bu derslere ilişkin kontenjanlar, gruplar ve uygulama esasları anabilim dalı başkanlığı tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Lisansüstü eğitim</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Lisansüstü eğitim; tezli ve tezsiz yüksek lisans, doktora ve lisans derecesi ile kabul edilen doktora (bütünleşik doktora) programlarını kapsar.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlar, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından hazırlanır, Enstitü Kurulunun önerisi, Senatonun kararı ve YÖK onayı ile açılır.</p>

<p>(3) Lisansüstü programların müfredatı; ders, laboratuvar, uygulama, atölye, staj, seminer, proje, tez ve benzeri çalışmalardan ve bu çalışmaların yarıyıllara göre dağılımından oluşur.</p>

<p>(4) Lisansüstü programların adı ile eğitim öğretim süresine ilişkin değişiklikler YÖK kararı ve ilgili diğer mevzuat hükümleri kapsamında ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından hazırlanır, Enstitü Kurulunun önerisi üzerine Senato tarafından karara bağlanır.</p>

<p>(5) Lisansüstü programların müfredatında yapılacak değişiklikler ile öğrencilerin bu değişikliklere intibakına ilişkin usul ve esaslar, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından hazırlanır ve Enstitü Kurulu kararıyla belirlenir.</p>

<p><strong>Ulusal ve uluslararası ortak lisansüstü programlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yurt dışındaki ve yurt içindeki yükseköğretim kurumları ile ortak lisansüstü programlar açılabilir.</p>

<p>(2) Uluslararası ortak lisansüstü programlarda eğitim öğretim, 6/10/2016 tarihli ve 29849 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurt Dışı Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Eğitim Öğretim Programlarına Dair Yönetmelik hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p>(3) Ulusal ortak lisansüstü programlarda eğitim öğretim, 22/2/2007 tarihli ve 26442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurtiçindeki Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Programları Tesisi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Değişim programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yurt içindeki ve yurt dışındaki yükseköğretim kurumları ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yapılan ikili veya çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde değişim programları yürütülebilir. Bu programlara ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Öğrenci kabulü ve değerlendirme esasları </strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Lisansüstü programlara öğrenci kabulünde; adayların ilgili program için ilan edilen genel ve özel başvuru koşullarını sağlamaları, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından oluşturulan jürinin yapacağı bilimsel değerlendirmede başarılı bulunmaları ve kabullerinin Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kesinleşmesi esastır. Bilimsel değerlendirme, programın niteliğine göre yazılı sınav ve/veya sözlü sınav şeklinde yapılabilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara başvuracak adayların, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Kurulu tarafından uygun görülen alandan mezun olmaları gerekir. Yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından alınan diplomalar için YÖK’ten denklik veya tanıma belgesi alınması zorunludur.</p>

<p>(3) Yüksek lisans programlarına başvuracak adayların lisans diplomasına sahip olmaları gerekir. Tezli yüksek lisans programlarına başvuran adaylarda, başvurulan programın puan türünde 55 puandan az olmamak kaydıyla Enstitü Kurulu tarafından belirlenen ALES puanı aranır. Lisans eğitimini yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adaylar ile yabancı uyruklu adayların tezli yüksek lisans programlarına başvurularında ALES şartının aranıp aranmayacağı Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programlarına başvuracak adayların lisans diplomasına sahip olmaları gerekir. Bu programlara kabulde aranacak özel koşullar, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi, Enstitü Kurulu kararı ve Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde ilan edilir.</p>

<p>(5) Yüksek lisans derecesine dayalı doktora programlarına başvuracak adaylarda aşağıdaki koşullar aranır:</p>

<p>a) İlgili anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Kurulu tarafından uygun görülen bir tezli yüksek lisans diplomasına sahip olmak.</p>

<p>b) Başvurulan programın puan türünde 55 puandan az olmamak kaydıyla Enstitü Kurulu tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmak. İlgili mevzuat kapsamında kabul edilen programlarda TUS, DUS veya EUS temel puanları ALES yerine değerlendirilebilir.</p>

<p>c) Adayın anadili dışında, YÖK tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından 55 puandan az olmamak üzere Senato tarafından belirlenen puana sahip olmak.</p>

<p>ç) Tıp, diş hekimliği, veteriner ve eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları hariç en az 10 yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre kazanılmış uzmanlık yetkisine sahip olanlar, doktora programlarına başvuru bakımından yüksek lisans derecesine sahip sayılır.</p>

<p>(6) Lisans derecesi ile doktora programlarına başvuracak adaylarda aşağıdaki koşullar aranır:</p>

<p>a) İlgili anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Kurulu tarafından uygun görülen bir lisans diplomasına sahip olmak.</p>

<p>b) Başvurulan programın puan türünde 80 puandan az olmamak kaydıyla Senato tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmak.</p>

<p>c) Lisans genel not ortalamasının 4,00 üzerinden en az 3,00 veya eşdeğeri olması.</p>

<p>ç) Adayın anadili dışında, YÖK tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından 55 puandan az olmamak üzere Senato tarafından belirlenen puana sahip olmak.</p>

<p>(7) Temel Tıp Bilimlerinde doktora programlarına öğrenci kabulünde, Tıp Fakültesi mezunlarının lisans diplomasına ve 50 puandan az olmamak kaydıyla Senato tarafından belirlenen TUS temel tıp puanına veya ALES sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak kaydıyla Senato tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmaları gerekir. Tıp Fakültesi mezunu olmayan adayların ise yüksek lisans diplomasına; diş hekimliği, eczacılık ve veteriner fakülteleri mezunlarının lisans derecesine ve ALES sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak kaydıyla Senato tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmaları gerekir. Temel tıp puanı, TUS Temel Tıp Bilimleri Testi-1 standart puanının 0,7 katsayısı ve Klinik Tıp Bilimleri Testi standart puanının 0,3 katsayısı ile çarpılması ve bu puanların toplanmasıyla hesaplanır.</p>

<p>(8) Doktora, tıpta uzmanlık, diş hekimliğinde uzmanlık, veteriner hekimliğinde uzmanlık veya eczacılıkta uzmanlık mezunlarının doktora programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz. Bu adayların değerlendirilmesinde kullanılmak üzere Senato tarafından, mezun olunan lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın 55’ten düşük, 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın başvuru koşullarında ilan edilir. Bu puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dahil edilir.</p>

<p>(9) Lisans eğitiminin tamamını yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının doktora programlarına başvurularında, ALES sonucu yerine YÖK tarafından ALES’e eşdeğer kabul edilen GRE, GMAT ve benzeri sınav puanları da kabul edilebilir. Bu kapsamda uygulanacak usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(10) Tezli yüksek lisans programlarına başvuran ve değerlendirmeye alınan adayların genel başarı notu; Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde ALES puanının %50’si, lisans genel not ortalamasının %20’si ve yazılı sınav ve/veya sözlü sınav/mülakattan alınan puanın %30’u esas alınarak hesaplanır. Tezli yüksek lisans programında yabancı dil puanı şartı aranması halinde genel başarı notu; ALES puanının %50’si, lisans genel not ortalamasının %10’u, yabancı dil puanının %10’u ve yazılı sınav ve/veya sözlü sınavdan/mülakattan alınan puanın %30’u esas alınarak hesaplanır. Doktora, tıpta uzmanlık, diş hekimliğinde uzmanlık veya eczacılıkta uzmanlık mezunlarının tezli yüksek lisans programlarına başvurularında, genel başarı notu hesaplanırken ALES katkısı yerine Senato tarafından belirlenen puanın %50’si esas alınır.</p>

<p>(11) Tezsiz yüksek lisans programlarına başvuran ve değerlendirmeye alınan adayların genel başarı notu; Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde lisans genel not ortalamasının %50’si ve yazılı sınav ve/veya sözlü sınav/mülakattan alınan puanın %50’si esas alınarak hesaplanır.</p>

<p>(12) Doktora programlarına başvuran ve değerlendirmeye alınan adayların genel başarı notu, Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde aşağıdaki oranlar esas alınarak hesaplanır:</p>

<p>a) ALES puanının veya ilgili program bakımından kabul edilen TUS, DUS ya da EUS temel puanının %50’si; doktora, tıpta uzmanlık, diş hekimliğinde uzmanlık, veteriner hekimliğinde uzmanlık veya eczacılıkta uzmanlık mezunları için ise ALES katkısı yerine Senato tarafından belirlenen puanın %50’si.</p>

<p>b) Yabancı dil puanının %10’u.</p>

<p>c) Yazılı sınav ve/veya sözlü sınav/mülakat değerlendirmesinden alınan puanın %30’u.</p>

<p>ç) Yüksek lisans derecesine dayalı doktora programlarına başvuranlar için yüksek lisans genel not ortalamasının %10’u; lisans derecesine dayalı doktora programlarına başvuranlar ile tıp, diş hekimliği, veteriner ve eczacılık fakülteleri mezunları, hazırlık sınıfları hariç en az 10 yarıyıl süreli lisans diplomasına sahip olanlar veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre kazanılmış uzmanlık yetkisine sahip olanlar için lisans genel not ortalamasının %10’u.</p>

<p>(13) Bilimsel değerlendirmeye katılmayan veya bu değerlendirmeden 100 tam puan üzerinden en az 60 puan alamayan adaylar başarısız sayılır ve bu adaylar için genel başarı notu hesaplanmaz.</p>

<p>(14) Adayların sıralaması genel başarı notuna göre yapılır. Jüri, ilan edilen kontenjanı ve programın özelliklerini dikkate alarak başarılı sayılacak adayları belirler ve sonucu tutanakla anabilim dalı başkanlığına bildirir. Kesin kabul, Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla yapılır. Bilimsel hazırlık programına alınması gereken adaylar jüri tarafından ayrıca belirtilir ve bu adayların kabulü de Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kesinleşir.</p>

<p>(15) Mezun durumda olan veya mezun olabilecek adayların başvurularına ilişkin esaslar; ALES puanının %50’den az olmamak kaydıyla değerlendirmeye alınacağı oranlar ve lisansüstü eğitime öğrenci kabulüne ilişkin diğer usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(16) Yabancı uyruklu adaylar ile lisans eğitiminin tamamını yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adayların lisansüstü programlara kabulüne ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir. Yabancı uyruklu adayların Türkçe dil yeterlik düzeyleri, Senato tarafından belirlenen sınavlardan alınacak puanlar esas alınarak değerlendirilir.</p>

<p>(17) Eğitim dili Türkçe olan programlarda yabancı dil şartı aranıp aranmayacağı; yabancı dil şartı aranması halinde YÖKDİL, eşdeğer kabul edilen sınavlar veya Üniversite Dil Yeterlik Sınavından alınması gereken asgari puan, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi, Enstitü Kurulu kararı ve Senato onayıyla belirlenir.</p>

<p>(18) Üniversiteye kayıt hakkı kazanan adayların ilk kayıt işlemleri, akademik takvimde belirtilen tarihlerde Öğrenci İşleri Koordinatörlüğü tarafından yapılır. Kayıt hakkı kazanan adaylar, akademik takvimde belirlenen süre içinde kesin kayıtlarını yaptırmak zorundadır. Bu süre içinde kayıt yaptırmayan adaylar, lisansüstü öğrencisi olma hakkından vazgeçmiş sayılır ve herhangi bir hak iddia edemez.</p>

<p>(19) Lisansüstü programlara kabul edilen adayların kayıtlarının kesinleşmesi için aşağıdaki koşullar aranır:</p>

<p>a) Tezli ve tezsiz yüksek lisans programları ile lisans derecesine dayalı doktora programlarına kabul edilenler için lisans diplomasına; yüksek lisans derecesine dayalı doktora programlarına kabul edilenler için tezli yüksek lisans diplomasına sahip olmak.</p>

<p>b) Uluslararası öğrenciler için öğrenim vizesi bakımından engeli bulunmamak.</p>

<p>c) Öğrenci katkı payı veya öğrenim ücretine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmiş olmak.</p>

<p>ç) Üniversite tarafından ilan edilen diğer koşulları yerine getirmiş olmak.</p>

<p>(20) Kayıt için gerekli belgeler Üniversite tarafından ilan edilir. Başvuru ve kayıt için istenen belgelerin aslı veya aslı görülerek Üniversite tarafından onaylanan örneği kabul edilir. Askerlik durumu ve adli sicil kaydına ilişkin işlemler, ilgili mevzuat çerçevesinde adayın beyanı veya Üniversite tarafından ilan edilen belgeler esas alınarak yürütülür.</p>

<p>(21) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı beyan ya da belgelerle Üniversiteye kayıt hakkı kazandığı tespit edilen adayların kayıtları yapılmaz; kayıt yaptırmış olanların ise bulundukları yarıyıla bakılmaksızın kayıtları iptal edilir. Bu kişilere verilmiş diploma dahil tüm belgeler geçersiz sayılır ve haklarında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. Bu kişiler öğrencilik statüsü kazanmış sayılmaz ve öğrencilik haklarından yararlanamaz.</p>

<p>(22) Kayıt işlemlerini tamamlayan öğrencilere öğrenci kimlik belgesi düzenlenir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Lisansüstü Programlar ile İlgili Esaslar</p>

<p><strong>Yüksek lisans programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yüksek lisans programı, tezli ve tezsiz olmak üzere iki şekilde yürütülebilir.</p>

<p>(2) YÖK kararı üzerine Üniversitede; öğretim elemanı ve öğrencilerin aynı mekanda bulunma zorunluluğu olmaksızın, bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı olarak öğretim faaliyetlerinin planlandığı ve yürütüldüğü lisansüstü uzaktan öğretim programları açılabilir. Uzaktan öğretim programları YÖK tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yürütülür.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programının amacı, öğrencinin bilimsel araştırma yaparak bilgiye erişme, bilgiyi değerlendirme ve yorumlama yetkinliği kazanmasını ve bu yetkinliklerini bir yüksek lisans tezi ile akademik bir ürüne dönüştürebilmesini sağlamaktır.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans programı; toplam 21 krediden az olmamak koşuluyla en az yedi ders, bir seminer dersi ve tez çalışmasından oluşur. Seminer dersi ve tez çalışması kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Tezli yüksek lisans programı, 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla seminer dersi dahil en az sekiz ders ve 60 AKTS kredisi tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Öğrenci, en geç danışman atanmasını izleyen dönemden itibaren her yarıyıl tez dönemi için kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans programı derslerinin en az 2,75 genel not ortalaması ile en çok iki yılda başarıyla tamamlanması gerekir.</p>

<p>(5) Tezli yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretim programı olarak yürütülebilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı süresi </strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programının süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kaydolduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın dört yarıyıl olup, program en çok altı yarıyılda tamamlanır.</p>

<p>(2) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde Üniversitenin öngördüğü başarı koşullarını/ölçütlerini yerine getiremeyen; azami süreler içerisinde ise tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Yüksek lisans programından süresinden önce mezun olabilecek öğrenciler ile ilgili düzenlemeler Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programında, enstitü anabilim dalı başkanlığı her öğrenci için Üniversite kadrosunda bulunan bir tez danışmanını birinci yarıyılın başında; öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez konusunu da en geç ikinci yarıyılın sonunda Enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez konusu Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak, bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararı şarttır. Yükseköğretim kurumunda belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde Enstitü Yönetim Kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir.</p>

<p>(3) Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda, ikinci tez danışmanı ilgili enstitü anabilim dalı akademik kurulu önerisi ve ilgili Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla atanabilir. Atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu içinden veya dışından en az doktora, tıpta uzmanlık veya diş hekimliğinde uzmanlık derecesine sahip kişiler arasından seçilir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans tezinin hazırlanması ve sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Yüksek lisans tezi; tez çalışmasının yürütülmesi, tezin hazırlanması ve jüri önünde savunulması aşamalarından oluşur.</p>

<p>(2) Öğrenci, tez danışmanının atanmasını izleyen dönem başından itibaren her yarıyıl tez çalışmasına ve teze ilişkin derslere kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(3) Azami süre içinde tez çalışması ve teze ilişkin derslerden üst üste iki veya aralıklı olarak üç kez U notu alan öğrenci başarısız sayılır. Bu durumda öğrencilerin tez konusu ve/veya tez danışmanı Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla değiştirilir.</p>

<p>(4) Öğrencilerin tez çalışmasını azami süre içinde başarı ile tamamlaması zorunludur.</p>

<p>(5) Tez, Senato tarafından belirlenen tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanır ve jüri önünde sözlü olarak savunulur.</p>

<p>(6) Öğrenci, yüksek lisans tezi savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde düzeltme ile tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü, söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile karar verilmek üzere tez Enstitü Yönetim Kuruluna gönderilir.</p>

<p>(7) Yüksek lisans tez jürisi, tez danışmanı ve ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile atanır. Jüri, biri öğrencinin tez danışmanı, en az biri Üniversite dışından olmak üzere üç veya beş öğretim üyesinden oluşur. Jürinin üç kişiden oluşturulması durumunda ikinci tez danışmanı jüri üyesi olamaz.</p>

<p>(8) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin istenen sayıda nüshasını tez danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin nüshalarını anabilim dalı başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderir.</p>

<p>(9) Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez sınavına alır. Tez sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez sınavı, öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık ortamlarda gerçekleştirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(10) Tez sınavı sonrası jüri tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Bu karar enstitü anabilim dalı başkanlığınca tez sınavını izleyen üç iş günü içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(11) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(12) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç üç ay içinde düzeltmeleri yapılan tezi aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak tezi kabul edilmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(13) Tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması halinde, aynı programın tezsiz yüksek lisans programı varsa tezsiz yüksek lisans programının ders kredi yükü, proje yazımı ve benzeri gereklerini yerine getirmiş olmak kaydıyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Tez sınavında başarılı olmak ve Senato tarafından belirlenen mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, yüksek lisans tezinin ciltlenmiş en az üç kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan yüksek lisans öğrencisine tezli yüksek lisans diploması verilir. Enstitü Yönetim Kurulu, talep edilmesi halinde teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(3) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde yüksek lisans tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Enstitü tarafından YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programı, öğrenciye mesleki konularda bilgi kazandırarak mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını gösterir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programı; toplam 30 krediden ve 60 AKTS’den az olmamak kaydıyla en az 10 ders ile 30 AKTS kredili dönem projesi dersinden oluşur. Öğrenci, dönem projesi dersinin alındığı yarıyılda dönem projesi dersine kayıt yaptırmak ve yarıyıl sonunda yazılı proje ve/veya rapor vermek zorundadır. Dönem projesi dersi kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok üçü, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programındaki derslerin en az 2,75 genel not ortalaması ile tamamlanması gerekir. Ayrıca, başarılı olunabilmesi için danışman onayı almış olan tezsiz yüksek lisans proje dersinden başarılı olunması gerekir.</p>

<p>(5) Dönem projesi ve/veya raporu, Senato tarafından belirlenen tez yazım esaslarına uygun olarak hazırlanır ve danışmanın katıldığı bir oturumda sunulur.</p>

<p>(6) Öğrenci, dönem projesini ve/veya raporunu akademik takvime göre en geç dönem sonunda teslim etmek zorundadır.</p>

<p>(7) Senato tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde program sonunda yeterlik sınavı yapılabilir.</p>

<p>(8) Tezsiz yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretimde de yürütülebilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kaydolduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için, kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın, en az iki yarıyıl, en çok üç yarıyıldır. Bu sürenin sonunda başarısız olan veya programı tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı danışman atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programında enstitü anabilim dalı başkanlığı her öğrenci için ders seçiminde ve dönem projesinin yürütülmesinde danışmanlık yapacak bir öğretim üyesi veya Senato tarafından belirlenen niteliklere sahip doktora, tıpta uzmanlık veya diş hekimliğinde uzmanlık derecesine sahip bir öğretim görevlisini birinci yarıyılın başında belirler.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Kredili derslerini ve dönem projesini başarıyla tamamlayan öğrenciye tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(3) Tezli yüksek lisansa geçiş yapmış öğrenciler için, tezsiz yüksek lisans programında alınan dersler Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılabilir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans programına geçişte akademik takvimde belirtilen başvuru takvimi uygulanır.</p>

<p><strong>Doktora programı </strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Doktora programı, öğrenciye bağımsız araştırma yapmak, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapmak, analiz etmek ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırır.</p>

<p>(2) Doktora programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam 21 krediden ve bir eğitim öğretim yılında 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az 42 kredilik on dört ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplamda en az 300 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(3) Doktora programlarında enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Lisans dersleri ders yüküne ve doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p>(5) Doktora programları ikinci öğretim olarak açılamaz.</p>

<p>(6) Doktora çalışması sonunda hazırlanacak tezin, bilime yenilik getirme, yeni bir bilimsel yöntem geliştirme, bilinen bir yöntemi yeni bir alana uygulama niteliklerinden en az birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p>(7) Doktora programında derslerin en çok dört yarıyılda, lisans derecesi ile kabul edilen doktora programlarında ise en çok altı yarıyılda ve en az 3,00 genel not ortalaması ile başarıyla tamamlanması gerekir. Genel not ortalamasının en az 3,00 olması kaydıyla, doktora programlarında BB notu da geçer not olarak kabul edilir.</p>

<p>(8) Bu süreler sonunda derslerini başarıyla tamamlayamayan veya genel not ortalaması 3,00’ın altında olan öğrenciler başarısız sayılır ve doktora yeterlik sınavına giremez.</p>

<p><strong>Doktora programı süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Doktora programı, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için, kaydolduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın, sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl; lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Doktora programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya Üniversitenin öngördüğü en az genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen on iki veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile doktora programına başvurmuş öğrencilerden, kredili derslerini ve/veya azami süresi içinde tez çalışmasını tamamlayamayanlara ve doktora tez savunma sınavından başarılı olamayanlara tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla, talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Doktora programı tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Enstitü anabilim dalı başkanlığı her öğrenci için Üniversite kadrosunda bulunan bir tez danışmanını ve danışmanla öğrencinin birlikte belirleyeceği tez konusu ile tez başlığını Enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez önerisi Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kesinleştirilir. Tez danışmanı birinci yarıyılın başında atanır.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, doktora, tıpta uzmanlık veya diş hekimliğinde uzmanlık derecesine sahip ve tam zamanlı Üniversite öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak, bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararı şarttır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde, Enstitü Yönetim Kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Diş hekimliği, eczacılık ve tıp fakülteleri anabilim dalları hariç, öğretim üyelerinin doktora programlarında tez yönetebilmesi için, başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezi yönetmiş olmaları gerekir.</p>

<p>(3) Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda ikinci tez danışmanı, ilgili enstitü anabilim dalı akademik kurulu önerisi ve ilgili Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla atanabilir. Atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu içinden veya dışından en az doktora, tıpta uzmanlık veya diş hekimliğinde uzmanlık derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p><strong>Doktora programı yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Bir öğrenci bir yılda en fazla iki kez doktora yeterlik sınavına girer.</p>

<p>(2) Öğrencinin yeterlik sınavına ne zaman gireceği Senato tarafından belirtilir. Ancak, yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci en geç beşinci yarıyılın, lisans derecesi ile kabul edilmiş olan öğrenci en geç yedinci yarıyılın sonuna kadar yeterlik sınavına girmek zorundadır.</p>

<p>(3) Yeterlik sınavları, enstitü anabilim dalı başkanlığı önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla üç yıl süreyle görevlendirilen beş kişilik doktora yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Görev süresi sona eren komite üyeleri yeniden görevlendirilebilir. Gerekli hallerde, aynı usulle komite üyelerinde değişiklik yapılabilir. Doktora yeterlik komitesi, farklı alanlardaki sınavların hazırlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi amacıyla sınav jürileri oluşturur. Sınav jürisi, en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkına sahip olup olmadığı Enstitü Yönetim Kurulu tarafından karara bağlanır. Danışmanın oy hakkının bulunmaması halinde jüri altı öğretim üyesinden oluşturulur. Yeterlik sınavı toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(4) Doktora yeterlik sınavı, yazılı ve sözlü olmak üzere iki bölüm halinde yapılır. Yazılı sınavdan 100 tam puan üzerinden en az 70 puan alan öğrenci sözlü sınava alınır. Yeterlik sınav notu, yazılı sınav notunun %60’ı ile sözlü sınav notunun %40’ının toplamından oluşur ve 100 tam puan üzerinden değerlendirilir. Yeterlik sınavında başarılı sayılabilmek için en az 75 puan alınması gerekir. Doktora yeterlik komitesi, sınav jürisinin önerisini ve öğrencinin yazılı ve sözlü sınavlardaki başarı durumunu değerlendirerek öğrencinin başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, sınav notu ile, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından yeterlik sınavını izleyen üç iş günü içinde tutanakla Enstitüye bildirilir. Doktora yeterlik sözlü sınavı; öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarına açık olarak yapılabilir.</p>

<p>(5) Doktora yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Bu sınavda da başarısız olan öğrencinin doktora programı ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(6) Yeterlik sınavı jürisi, yeterlik sınavını başaran bir öğrencinin, ders yükünü tamamlamış olsa bile, 23 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre şartını ihlal etmeyecek şekilde dördüncü yarıyıldan sonra toplam kredi miktarının üçte birini geçmemek şartıyla ilave dersler almasına karar verebilir. İlave dersleri altıncı yarıyılın sonuna kadar başarıyla tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(7) Lisans derecesi ile doktora programına kabul edilmiş ve en az yedi dersini başarı ile tamamlamış bir öğrenci yüksek lisans programına geçebilir.</p>

<p>(8) Tezli yüksek lisans programına geçişte akademik takvimde belirtilen başvuru takvimi uygulanır.</p>

<p><strong>Doktora programı tez izleme komitesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Yeterlik sınavında başarılı bulunan öğrenci için ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla bir ay içinde bir TİK oluşturulur.</p>

<p>(2) TİK, üç öğretim üyesinden oluşur. Komitede, tez danışmanından başka enstitü anabilim dalı içinden ve dışından birer öğretim üyesi yer alır. İkinci tez danışmanı, TİK üyesi olamaz; ancak talebi halinde komite toplantılarına katılabilir.</p>

<p>(3) TİK’in kurulmasından sonraki dönemlerde, enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile üyelerde değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(4) TİK, ocak-haziran ve temmuz-aralık dönemlerinde birer kez olmak üzere yılda en az iki kez toplanır.</p>

<p><strong>Doktora programı tez önerisi savunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Doktora yeterlik sınavında başarılı olan öğrenci, en geç altı ay içinde tez çalışmasının amacını, yöntemini ve çalışma planını içeren tez önerisini TİK önünde sözlü olarak savunur. Öğrenci, tez önerisine ilişkin yazılı raporu sözlü savunma tarihinden en az on beş gün önce komite üyelerine dağıtır.</p>

<p>(2) TİK, öğrencinin sunduğu tez önerisinin kabulüne, düzeltilmesine veya reddine salt çoğunlukla karar verir. Düzeltme kararı verilmesi halinde öğrenciye bir ay süre tanınır. Bu sürenin sonunda tez önerisi hakkında kabul veya ret yönünde salt çoğunlukla verilen karar, ilgili anabilim dalı başkanlığı tarafından işlemin tamamlanmasını izleyen üç iş günü içinde tutanakla Enstitüye bildirilir.</p>

<p>(3) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve/veya tez konusu seçme hakkına sahiptir. Bu durumda yeni bir TİK atanabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen öğrenci üç ay içinde, danışmanını veya tez konusunu değiştiren öğrenci ise altı ay içinde yeniden tez önerisi savunmasına alınır. Tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Tez önerisi kabul edilen öğrenci için TİK, ocak-haziran ve temmuz-aralık dönemlerinde birer kez olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Öğrenci, toplantı tarihinden en az bir ay önce komite üyelerine yazılı rapor sunar. Raporda, o tarihe kadar yapılan çalışmaların özeti ile bir sonraki dönemde yapılacak çalışma planı yer alır. Öğrencinin tez çalışması, komite tarafından başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(5) Tez önerisi savunmasına geçerli bir mazereti olmaksızın birinci fıkrada belirtilen sürede girmeyen öğrenci başarısız sayılarak tez önerisi reddedilir.</p>

<p><strong>Doktora tezinin sonuçlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Doktora tezi, tez çalışması ve sonrasında tezin jüri üyeleri önünde savunulması aşamalarını içerir.</p>

<p>(2) Tez savunma sınavına girebilmek için öğrencinin programda öngörülen tüm dersleri başarıyla tamamlamış, yeterlik sınavında başarılı olmuş ve doktora öğrenimi sürecinde tez konusu ile ilgili olmak kaydıyla, ulusal veya uluslararası indeksler kapsamındaki hakemli bir dergide yayımlanmış ya da kabul belgesi alınmış en az bir araştırma makalesine sahip olması gerekir. Bu makalede öğrencinin birinci yazar olarak, tez danışmanının ise yazarlar arasında yer alması şarttır.</p>

<p>(3) Öğrencinin tez çalışması, TİK tarafından başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Tez çalışmasının tamamlandığı tez danışmanı tarafından onaylanan öğrenci, elde ettiği sonuçları Lokman Hekim Üniversitesi tez yazım kılavuzunda belirtilen esaslara uygun biçimde yazmak zorundadır.</p>

<p>(5) Öğrenci, doktora tezinin savunmasından önce, düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme yapıldıktan sonra tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile karar verilmek üzere tez Enstitü Yönetim Kuruluna gönderilir.</p>

<p>(6) Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için en az üç TİK raporu sunulması gerekir. Tez önerisi raporu TİK raporlarına dahil değildir.</p>

<p>(7) Doktora tez jürisi, danışman ve enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile atanır. Jüri, üçü öğrencinin tez izleme komitesinde yer alan öğretim üyeleri ve en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda Enstitü Yönetim Kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>(8) Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez savunmasına alır. Tez savunma sınavı, tez çalışmasının sunumu ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez savunma toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(9) Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri, dinleyicilere kapalı olarak, tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Jüri kararı, enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından en geç üç iş günü içinde Enstitüye tutanakla bildirilir. Tezi kabul edilen öğrenciler başarılı olarak değerlendirilir. Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde gerekli düzeltmeleri yaparak tezini aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunmada da başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Lisans derecesi ile doktoraya kabul edilmiş olanlardan tezde başarılı olamayanlara, talep etmeleri halinde, tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla, aynı programın tezsiz yüksek lisans programı var ise tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Doktora diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin istenen sayıda nüshasını danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin nüshalarını anabilim dalı başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderir.</p>

<p>(2) Tez savunmasında başarılı olmak ve diğer koşulları da sağlamak kaydıyla doktora tezinin ciltlenmiş en az üç kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenci, doktora diploması almaya hak kazanır. Enstitü Yönetim Kurulu başvuru üzerine teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Doktora diploması üzerinde enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(4) Enstitü tarafından tezin tesliminden itibaren üç ay içinde doktora tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Lisans veya yüksek lisans derecesini, başvurduğu yüksek lisans veya doktora programından farklı bir alanda veya Üniversite dışındaki yükseköğretim kurumlarından almış olan adaylardan, öğrenciliğe kabul için gerekli görülen diğer koşulları sağlayanların, öncelikle kendileri için uygun bulunacak bir bilimsel hazırlık programını tamamlamaları istenebilir.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık programı, lisans veya başka programlarda açılan lisansüstü düzeyindeki derslerden oluşur. Bu dersler, Enstitüye kayıt aşamasında, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi, Enstitü Yönetim Kurulunun kararı ile belirlenir ve öğrenciye bildirilir. Öğrenci, bilimsel hazırlık programında öngörülen derslerin tamamını 100 tam puan üzerinden en az 65 puan alarak başarmakla yükümlüdür. Bu kapsamda alınan dersler, genel not ortalamasının hesabında dikkate alınmaz ve kayıtlı olunan lisansüstü programı tamamlamak için gerekli derslerin yerine sayılmaz. Öğrenci, bilimsel hazırlık derslerinin yanı sıra, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kayıtlı olduğu lisansüstü programa yönelik dersler de alabilir. Yaz öğretimi açılması halinde bilimsel hazırlık dersleri yaz öğretiminde alınabilir. Öğrenci, aldığı derslere devam etmek ve bu derslere ilişkin ölçme ve değerlendirme esaslarına uymak zorundadır.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programında geçirilecek süre en çok iki yarıyıldır. Yaz öğretimi bu süreye dahil edilmez. Bu programda geçirilen süre, yüksek lisans veya doktora programı süresinden sayılmaz. Bu süre, izinli olunan dönemler dışında uzatılamaz; süre sonunda başarılı olamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Bir yüksek lisans ya da doktora programına kayıtlı olan öğrenciler, diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü derslere, kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalı başkanlığının onayı ile özel öğrenci olarak kabul edilebilir. Özel öğrencilik başvuru koşulları ve bu konudaki diğer hükümler Senato tarafından belirlenir. Lisansüstü derslere kabul edilen öğrencilerin özel öğrenci olarak aldığı ve başarılı olduğu derslerin muafiyet işlemleri, kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından yürütülür. Özel öğrencilik için yapılan başvurular, alınacak dersi/dersleri açan anabilim dalı programına kayıt yaptırmak üzere yapılmış başvuru olarak değil, belirli dersleri almak için yapılmış başvuru olarak değerlendirilir.</p>

<p>(2) Özel öğrencilik için yapılan başvurular; programlara yapılan başvuru sayısı, alınmak istenen dersin özelliği ve kapasitesi göz önünde bulundurularak, adayın almak üzere başvurduğu dersi/dersleri açmış bulunan anabilim dalı başkanlığınca değerlendirilir. Özel öğrencilik için yapılan başvuruların değerlendirme sonuçları ilgili Enstitü Yönetim Kurulunda karara bağlanır.</p>

<p>(3) Özel öğrenciler, akademik bakımdan, derslerle ilgili olarak, lisansüstü programa kayıtlı öğrenciler için öngörülen gerekli şartlara uymak zorundadırlar.</p>

<p>(4) Kayıtlı bulundukları dersleri bir kez izleyip, başarı notlarını alan özel öğrencilerin, özel öğrencilik statüleri sona erer. Bir dersi yeniden almak ya da yeni bir ders almak isteyenlerin, o ders için özel öğrenciliğe yeniden başvurmaları ve kabul edilip kayıt yaptırmaları gerekir. Özel öğrencilere, aldıkları dersleri ve başarı notlarını gösterir bir belge, özel öğrencilik statüsü açıkça belirtilerek verilir. Özel öğrenciler için not ortalaması hesaplanmaz.</p>

<p><strong>Ders muafiyeti ve kredi transferi </strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Öğrencilerin mezun olduğu bir lisansüstü programda almış olduğu dersler, başka bir lisansüstü programa, programın adı aynı olsa bile transfer edilemez.</p>

<p>(2) Bir öğrencinin Enstitüye kaydolmadan önceki son beş yıl içinde herhangi bir yükseköğretim kurumundan, programa kayıtlı ya da özel öğrenci olarak aldığı ve başarmış olduğu lisansüstü derslerden kendi bilim alanı ile ilgili olanlar; ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi ve ilgili Enstitü Yönetim Kurulunun onayı ile kayıt yaptırdığı programa transfer edilebilir. Bu şekilde transfer edilecek derslerin kredileri toplamı, öğrencinin kayıtlı bulunduğu lisansüstü programda alması gereken derslerin kredileri toplamının %50'sini geçemez. Aynı Enstitünün aynı anabilim dalında alınmış dersler için bu fıkrada belirtilen kısıtlamalar uygulanmaz.</p>

<p>(3) Başka yükseköğretim kurumlarından alınmış derslere ilişkin ders muafiyetleri, not döküm belgelerinde orijinal ders adı, ders kodu ile yer alır. Alınan dersin kredi ve AKTS kredisi karşılığı ile alınan notun Üniversitedeki eşdeğer harf notu karşılığı, Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tespit edilir.</p>

<p>(4) Bir öğrencinin özel öğrenci statüsünde aldığı lisansüstü dersler dahil olmak üzere, Enstitüye kaydolmadan önceki son beş yıl içinde yurt içi/yurt dışı yükseköğretim kurumlarından almış olduğu ve başarılı kabul edildiği lisansüstü dersler, danışmanın görüşü, enstitü anabilim dalının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararıyla öğrencinin kayıtlı olduğu programa sayılabilir. Ancak, bir öğrencinin kayıt yaptırdığı programdaki zorunlu toplam kredi miktarının %50'sini geçemez.</p>

<p><strong>Yatay geçiş yoluyla öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Üniversite içindeki başka bir anabilim dalında veya başka bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programında en az bir yarıyılı tamamlamış olan başarılı öğrenci, eşdeğer diploma programına Enstitü akademik takviminde belirtilen tarihlerde yatay geçiş başvurusunda bulunabilir. Yatay geçiş başvuruları, ilgili anabilim dalı başkanlığının olumlu ve gerekçeli görüşü alınarak Senato tarafından belirlenen kabul koşulları çerçevesinde değerlendirilir ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla sonuçlandırılır. Tezli yüksek lisansta en geç üçüncü yarıyılın sonuna kadar; doktora programlarında ise yeterlik sınavına kadar yatay geçiş yapılabilir. Öğrenci, kayıtlı olduğu programda yalnızca bir kez yatay geçiş yapabilir. Ders muafiyeti ve intibak işlemleri, 32 nci madde kapsamında gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) Enstitü bünyesinde bir tezsiz yüksek lisans programına devam edenlerden derslerinin tamamından başarılı olanlar, tezli yüksek lisans programı için bu Yönetmelikte belirlenmiş olan asgari şartları yerine getirmek kaydıyla, anabilim dalının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile belirlenen kontenjan dahilinde, tezsiz yüksek lisans eğitimi aldıkları anabilim dalında tezli yüksek lisans programına yatay geçiş yapabilirler. Başvuruda bulunan öğrenciler ALES puanının %50'si ve tezsiz yüksek lisans genel not ortalamasının %50'sinin toplamı esas alınarak sıralanır ve kontenjan dahilinde öğrenci, programa kabul edilir. Tezli yüksek lisansa kayıt hakkı kazanan öğrencilerin tezsiz yüksek lisans programında aldıkları dersler, Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılır. Öğrenci tezli yüksek lisans programına seminer ve tez aşamasından itibaren başlatılır. Tezsiz yüksek lisans programlarından tezli yüksek lisans programlarına geçiş için ilan, Enstitü Yönetim Kurulunca her öğretim dönemi başında yeni kayıt başvuru ilanı ile yapılır.</p>

<p><strong>Yarıyıl kayıtları</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Öğrenciler, her yarıyıl akademik takvimde ilan edilen süreler içinde kayıtlarını yenilemekle yükümlüdür. Belirlenen sürelerde kaydını yenilemeyen öğrenciler kayıtsız duruma düşer ve kayıtlı öğrencilere tanınan haklardan yararlanamaz.</p>

<p>(2) Lisansüstü programa ilk kez kayıt yaptıran öğrenciler, akademik takvimde belirtilen ders ekleme-bırakma süresi içinde de yarıyıl kaydı yaptırabilir.</p>

<p>(3) Yarıyıl kayıt işlemleri; öğrenim ücretinin ödenmesi, geçmiş yarıyıllara ilişkin mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve danışman onayı alınarak ders kaydının yapılması suretiyle tamamlanır.</p>

<p>(4) Yarıyıl kaydını süresi içinde tamamlayan öğrenciler, akademik takvimde belirtilen ders ekleme-bırakma süresi içinde ders ekleyebilir, ders bırakabilir veya grup değişikliği yapabilir. Bu değişikliklerin geçerli olabilmesi için danışman onayı alınması zorunludur.</p>

<p>(5) Öğrenci, danışmanının uygun görüşüyle Enstitünün diğer programlarında açılan derslerden ders seçebilir.</p>

<p>(6) Öğrenci, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla diğer yükseköğretim kurumlarında açılan lisansüstü derslerden ders alabilir. Bu kapsamda yüksek lisans öğrencileri ile yüksek lisans derecesiyle doktora programına kabul edilen öğrenciler en fazla iki ders; lisans derecesiyle doktora programına kabul edilen öğrenciler ise en fazla dört ders seçebilir.</p>

<p>(7) Lisansüstü programın herhangi bir aşamasında ek süre verilen öğrenciler, ek sürelerde de yarıyıl kayıtlarını yenilemek zorundadır.</p>

<p>(8) Kayıtsız duruma düşen öğrencilerden ilgili yarıyılda kayıt yenilemek isteyenler, gerekçelerini belirten ve belgelendiren dilekçeyle en geç ders ekleme-bırakma süresinin bitimine kadar ilgili anabilim dalı başkanlığına başvurur. Mazereti Enstitü Yönetim Kurulunca uygun görülen ve kayıt koşullarını sağlayan öğrencinin yarıyıl kaydı yenilenir.</p>

<p>(9) Azami süre içinde üst üste iki yarıyıl veya aralıklı olarak üç yarıyıl ya da daha fazla süre kayıt yaptırmayan öğrencilerin yeniden kayıt yaptırmaları halinde, ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tez konusu ve/veya tez danışmanı yeniden değerlendirilebilir. Bu kapsamda tez konusu veya tez danışmanı değiştirilebilir.</p>

<p>(10) Tezsiz yüksek lisans programları hariç olmak üzere, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez.</p>

<p><strong>Dersler ve kredi değerleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Lisansüstü programlardaki dersler zorunlu ve seçmeli olmak üzere iki gruba ayrılır. Zorunlu dersler müfredatta tanımlanmış ve alınması gereken derslerdir. Seçmeli dersler ise sayısı, türü ve ders grupları müfredatta tanımlanan ve seçimi öğrenciler tarafından yapılan derslerdir.</p>

<p>(2) Derslerin adı, kodu, içeriği, kredi değeri, kategorisi, ön koşulları, eş koşulları, ara sınav ve yarıyıl sonu sınavları ve benzeri özellikleri ile bu özelliklerde yapılacak değişiklikler ilgili enstitü anabilim dalının önerisi üzerine Enstitü Kurulu tarafından kararlaştırılır ve Senato onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(3) Bir dersin kredi değeri, o dersin haftalık teorik ders saatlerinin tamamı ile laboratuvar, uygulama, staj ve benzeri çalışmaların haftalık saatlerinin yarısının toplamından oluşur.</p>

<p>(4) Seminer, uzmanlık alanı, dönem projesi ve tez çalışması ve benzeri kredisiz derslerin haftalık teorik ve uygulamalı saatleri belirlenir; ancak bu derslere kredi değeri verilmez.</p>

<p><strong>Dersten çekilme</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Lisansüstü öğrenciler, akademik takvimde belirlenen süre içinde dersten çekilme işlemi yapabilir. Çekilinen ders, genel not ortalamasının hesabında dikkate alınmaz.</p>

<p><strong>Devam ve sınavlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Öğrenciler derslere, uygulamalara, sınavlara ve öğretim elemanının gerekli gördüğü tüm akademik çalışmalara katılmak zorundadır.</p>

<p>(2) Öğrencilerin ders, uygulama ve benzeri çalışmalara devam durumları, ilgili öğretim elemanı tarafından izlenir ve Öğrenci Bilgi Sistemine işlenir.</p>

<p>(3) Bir yarıyılda her dersten en az bir ara sınav yapılır. Öğretim elemanı; ödev, proje, laboratuvar ve benzeri çalışmaları ara sınav olarak değerlendirebilir. Her yarıyıl sonunda yarıyıl sonu sınavı yapılır. Ders başarı notunun verilmesinde, tüm sınav sonuçları ve yarıyıl içi çalışmaları ile derslere devam ve katılım göz önünde tutulur. Sınavların şekli yarıyıl başında öğretim elemanı tarafından belirlenir ve öğrencilere açıklanır.</p>

<p>(4) Ders başarı notları, Öğrenci Bilgi Sistemine işlenir ve ilan edildikten sonra kesinleşir.</p>

<p>(5) Herhangi bir dersin gereği olan yazılı sınav, proje teslimi, ödev teslimi, sözlü sunum gibi değerlendirmelere katılmayan öğrencilerden mazereti ilgili öğretim elemanı tarafından geçerli görülenlere telafi imkanı verilir.</p>

<p>(6) Gerekli durumlarda ders ve sınavlar, resmi tatiller dışında olmak koşuluyla, hafta içi mesai saatleri bitiminden sonra ve/veya cumartesi ve pazar günlerinde de yapılabilir.</p>

<p><strong>Değerlendirme ve notlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Öğrencilere kayıtlı oldukları yarıyıl sonunda her ders için ders başarı notu verilir.</p>

<p>(2) Ders başarı notu, öğrencinin yarıyıl içinde gösterdiği başarı (ara sınavlar, ödevler, uygulamalı çalışmalar, proje, laboratuvar ve benzeri çalışmalar) ve genel sınavın birlikte değerlendirilmesiyle elde edilir. Ara sınav notunun başarı puanına etkisi %40, genel sınav notunun başarı puanına etkisi %60'tır. Ara sınav ve yarıyıl sonu sınavlarının başarı puanına etki oranı Senato kararı ile değiştirilebilir. Bu durumda genel sınavın ders başarı notuna etki oranı en az %50, en çok %70 olur.</p>

<p>(3) Not ortalaması hesaplarına katılan harf notlarının katsayısı ve puanı aşağıdaki gibidir:</p>

<p><u>Harf Notu</u> <u>Katsayı</u> <u>Puan</u></p>

<p>AA 4,00 90-100</p>

<p>BA 3,50 80-89</p>

<p>BB 3,00 75-79</p>

<p>CB 2,75 70-74</p>

<p>CC 2,50 65-69</p>

<p>DC 2,00 60-64</p>

<p>DD 1,50 50-59</p>

<p>FD 0,50 40-49</p>

<p>FF 0,00 0-39</p>

<p>NA 0,00 *</p>

<p>(4) NA (devam etmedi) notu, derse devam yükümlülüklerini veya ders uygulamalarına ilişkin koşulları yerine getirmeyen ve dönem içi akademik değerlendirmelere katılmayan öğrencilere, öğretim elemanı tarafından takdir olunur. NA notu, not ortalamaları hesabında FF notu işlemi görür.</p>

<p>(5) Ortalamalara katılmayan notlar aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) S (yeterli) notu; kredisiz derslerde ve/veya tez çalışmalarında başarılı olan öğrencilere verilir.</p>

<p>b) U (yetersiz) notu; kredisiz derslerde ve/veya tez çalışmalarında başarısız olan öğrencilere verilir.</p>

<p>c) M (muaf) notu; müfredatta yer alan bazı derslerden muaf olan öğrencilere verilir. Ders muafiyeti ile ilgili esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>ç) I (eksik) notu; dersi veren öğretim elemanının kabul edeceği geçerli bir nedenle ders için gerekli koşulları yarıyıl veya yaz okulu sonunda tamamlayamayan öğrencilere verilir. I notunun, yarıyıl veya yaz okulu notlarının son veriliş tarihinden itibaren bir hafta içinde harf notuna çevrilmesi gerekir. Ancak, özel durumlarda bu süre en geç bir sonraki yarıyılın etkileşimli kayıtlarının başlama tarihine kadar uzatılabilir ve bu süre sonunda harf notuna çevrilmesi gerekir. Özel durumlardaki bu işlemler dersin verildiği enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine ve o enstitü anabilim dalının bağlı bulunduğu birimin yönetim kurulu kararı ile gerçekleştirilir. Süresi içinde harf notuna çevrilmeyen I notu kendiliğinden FF veya U notuna dönüşür. I notu ile ilgili tarihler akademik takvimde belirtilir.</p>

<p><strong>Notların verilmesi, açıklanması ve maddi hata düzeltmeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Yarıyıl sonu ders notları, ilgili öğretim elemanları tarafından akademik takvimde belirtilen tarihlerde verilir.</p>

<p>(2) Notlar, akademik takvimde belirtilen tarihte Öğrenci Bilgi Sistemi üzerinden ilan edilir.</p>

<p>(3) Notlarla ilgili herhangi bir maddi hata başvurusu, dersi veren öğretim elemanının başvurusu ile yarıyıl veya yaz okulu sonu notlarının son veriliş tarihinden itibaren Enstitü akademik takviminde belirtilen süre içerisinde enstitü anabilim dalı başkanlığının onayı ile yapılır. Bu süreyi aşan durumlarda, maddi hata ile düzeltme işlemlerinin dersin verildiği enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi üzerine ve o enstitü anabilim dalının bağlı bulunduğu birimin yönetim kurulu kararı ile yapılması gerekir. Maddi hata düzeltme işlemleri ile ilgili tarihler akademik takvimde belirtilir.</p>

<p><strong>Derste başarı ve ders tekrarı</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Derste başarı ve ders tekrarı ile ilgili hususlar aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) Bir dersten başarılı sayılabilmek için o dersten geçer not alınmış olması gerekir; yüksek lisans programlarında CC, DC, DD, FD, FF, NA ve U; doktora programlarında CB, CC, DC, DD, FD, FF, NA ve U başarısız notlardır.</p>

<p>b) Lisansüstü programlara intibak işlemlerinde koşullu geçer notlar başarısız not olarak değerlendirilir ve tekrarlanması gerekir.</p>

<p>c) Bir dersten başarısız notu alan veya bir dersi müfredatta belirtilen yarıyılda almayan/alamayan öğrenciler, bu dersi açıldığı ilk yarıyılda almak zorundadır. Tekrarlanacak seçmeli derslerin yerine müfredat çerçevesinde danışman tarafından uygun bulunan dersler alınabilir.</p>

<p>ç) Öğrenciler, genel not ortalamalarını yükseltmek amacıyla başarılı oldukları dersleri/dersi, ilgili öğretim elemanının onayı ile tekrarlayabilir. Tekrarlanan derslerde, yaz öğretimi dahil önceki not ne olursa olsun en son alınan not geçerli sayılır.</p>

<p><strong>Not ortalamaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Öğrencilerin, her yarıyıl sonunda yarıyıl sonu not ortalaması ile genel not ortalaması hesaplanır ve başarı durumları belirlenir.</p>

<p>(2) Bir dersten kazanılan AKTS kredisi, o dersin AKTS kredisi ile öğrenciye takdir edilen başarı notu katsayısının çarpımıyla bulunan sayıdır.</p>

<p>(3) Yarıyıl not ortalaması, o yarıyıl kaydolunan derslerden kazanılan AKTS kredileri toplamının, kaydolunan derslerin AKTS kredileri toplamına bölünmesiyle elde edilen sayıdır.</p>

<p>(4) Genel not ortalaması, öğrencinin programa girişinden itibaren kaydolunan derslerin tümünden kazanılan AKTS kredileri toplamının, kaydolunan tüm derslerin AKTS kredileri toplamına bölünmesi ile elde edilen sayıdır.</p>

<p>(5) Tekrar edilen derslerde, yaz öğretimi dahil, önceki nota bakılmaksızın en son not esas alınır.</p>

<p>(6) Ortalamaların hesaplanmasında sonuç, virgülden sonra iki hane esas alınır.</p>

<p><strong>Mezuniyet koşulları </strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Lisansüstü programlardan mezun olunabilmesi için;</p>

<p>a) İlgili hükümlerde yer alan başarı koşullarının sağlanması,</p>

<p>b) Yurt dışındaki anlaşmalı yükseköğretim kurumları ile yürütülen uluslararası ortak lisansüstü programlar hariç olmak üzere, kayıtlı olunan son yarıyılın Üniversitede geçirilmesi,</p>

<p>gerekir.</p>

<p><strong>İntihal</strong></p>

<p><strong>MADDE 43- </strong>(1) Yüksek lisans ve doktora tezlerinde ve tezsiz yüksek lisans dönem ödevinde intihalin önlenmesine yönelik esaslar, Enstitü Kurulu kararları ile düzenlenir. İntihal suçunun tespiti sonrasında ilgili makamlara duyurulması zorunludur.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Diploma ve belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 44- </strong>(1) Öğrencilere ve mezunlara verilen diploma ve belgeler ile bunların verilme koşulları aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans diploması: Tezli yüksek lisans programlarından mezuniyet koşullarını sağlayanlara verilir. Tezli yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>b) Tezsiz yüksek lisans diploması: Tezsiz yüksek lisans programlarından mezuniyet koşullarını sağlayanlara verilir. Tezsiz yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>c) Doktora diploması: Doktora veya lisans düzeyi ile öğrenci kabul edilen doktora programlarından mezuniyet koşullarını sağlayanlara verilir. Doktora diploması üzerinde enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>ç) Diploma eki: Akademik ve mesleki yeterliklerin uluslararası düzeyde tanınmasına yardımcı olan ve diplomalara ek olarak verilen bir belgedir.</p>

<p>d) Not çizelgesi: Öğrencilerin Üniversiteye ilk kaydoldukları yarıyıldan itibaren her yarıyılda almış oldukları dersleri, derslerin kredi durumlarını, bu derslerden alınan notları, ilgili yarıyıl not ortalaması ile genel not ortalamasını ve başarı durumlarını gösteren bir belgedir.</p>

<p>e) Öğrenci belgesi: Öğrencinin Üniversiteye kayıt durumunu gösteren bir belgedir.</p>

<p>(2) Tez çalışması savunma sınavında başarılı olmak ve mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, kayıtlı bulunduğu tezli yüksek lisans, doktora programını başarıyla tamamlayan öğrencinin mezuniyetine, ilgili Enstitü Yönetim Kurulunca karar verilir. Öğrenci hakkında mezuniyet kararı alınabilmesi için tez veya çalışmanın, Enstitünün tez yazım kılavuzuna uygun olarak hazırlanmış, basılmış ve ciltlenmiş yeterli sayıda kopyası ile aşağıda belirtilen belgelerin, tez sınavına giriş tarihinden itibaren en geç bir ay içinde Enstitüye eksiksiz olarak teslim edilmiş olması gerekir:</p>

<p>a) Tez çalışmasının elektronik ortamda kaydı.</p>

<p>b) Üniversite kütüphanesi ve YÖK tarafından istenen, tez veya çalışma için doldurulmuş tez veri giriş formu ve izin belgesi.</p>

<p>c) Üniversitece belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde alınan intihal raporu.</p>

<p>(3) Diploma ve belgeler aşağıda belirtilen yetkililer tarafından imzalanır:</p>

<p>a) Diplomalar: Rektör ve Enstitü Müdürü.</p>

<p>b) Diploma eki, not çizelgesi ve öğrenci belgesi: Öğrenci İşleri Müdürü.</p>

<p>(4) Diploma ve belgelerde öğrencinin bağlı bulunduğu Enstitü, enstitü anabilim dalı ve/veya varsa programı belirtilir.</p>

<p>(5) Diplomaların şekli, ölçüleri ve üzerine yazılacak bilgiler Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(6) Diplomaların kaybı halinde bir defaya mahsus olmak üzere, yenisi hazırlanır. Yeni nüsha üzerine ikinci nüsha ibaresi koyulur.</p>

<p>(7) Mezuniyet tarihinden sonra mezunun adı ve/veya soyadının değişmesi durumunda diploma üzerindeki bilgiler değiştirilmez veya yenileri düzenlenmez.</p>

<p><strong>Disiplin</strong></p>

<p><strong>MADDE 45- </strong>(1) Öğrencilerin disiplin işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yapılır.</p>

<p><strong>Burs ve ücretler</strong></p>

<p><strong>MADDE 46- </strong>(1) Öğrenim ücreti, diğer mali yükümlülükler ile burs ve indirim kapsam ve koşulları Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 47- </strong>(1) Öğrenci, haklı ve geçerli mazeretini belgelemek koşuluyla, talebi üzerine ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararıyla lisansüstü öğrenimi süresince bir defada en çok iki yarıyıl, toplamda ise en çok dört yarıyıl süreyle kaydını dondurabilir. Kayıt dondurma süresi azami öğrenim süresine dahil edilmez. Rahatsızlığının ve tedavi sürecinin devam etmesi nedeniyle kayıt dondurma talebinde bulunan öğrenci ile hükümlü öğrencinin mazereti Enstitü Yönetim Kurulunca değerlendirilir. Bu öğrenciler bakımından kayıt dondurma süresi dört yarıyılı aşabilir. Bu süre azami öğrenim süresine dahil edilmez. Kayıt dondurma bakımından haklı ve geçerli kabul edilen mazeretler şunlardır:</p>

<p>a) Öğrencinin sağlık mazeretinin sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi.</p>

<p>b) Öğrencinin doğal afetler nedeniyle öğrenimine ara vermek zorunda kaldığını mahallin en büyük mülki amirince düzenlenen belgeyle belgelenmesi.</p>

<p>c) Öğrencinin tutuklu olması veya yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası almasını gerektirmeyen bir mahkûmiyetinin bulunması.</p>

<p>ç) Öğrencinin herhangi bir nedenle askerlik tecilinin kaldırılması üzerine askere alınması.</p>

<p>d) Öğrencinin mesleği veya lisansüstü çalışmalarıyla ilgili olarak öğrenim amacıyla geçici süreyle yurt dışına gitmesi ya da aynı amaçla yurt içindeki bir kuruluşta geçici süreyle görevlendirilmesi.</p>

<p>e) Öğrencinin birinci derece yakınının hastalığı hâlinde, bu yakının bakımını üstlenecek başka bir kişinin bulunmadığını belgelemesi.</p>

<p>f) Ders yükünü başarıyla tamamlayan öğrencinin tez çalışmasının, cihaz veya malzeme teminindeki güçlükler gibi kendi iradesi dışındaki nedenlerle aksaması.</p>

<p>(2) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere, talepleri hâlinde, doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir. Verilen bu ek süreler azami öğrenim süresine dâhil edilmez.</p>

<p>(3) İzinli sayılmak isteyen öğrenci, mazeretini belirten dilekçesi ve belgeleri ile ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığına en geç ilgili yarıyılın ders ekleme-bırakma süresi bitimine kadar başvurur. Enstitü anabilim dalı başkanlığı izin talebini öğrencinin akademik/tez danışmanının ve enstitü anabilim dalı başkanlığının görüşleriyle birlikte Enstitü Yönetim Kuruluna iletir. Beklenmedik durumlar dışında ders ekleme-bırakma süresi bittikten sonra yapılacak başvurular işleme alınmaz.</p>

<p>(4) Enstitü Yönetim Kurulu kararı, Öğrenci İşleri Müdürlüğüne iletilir ve Öğrenci İşleri Müdürlüğü tarafından işleme alınarak öğrenciye ve ilgili akademik ve idari birimlere bilgi verilir.</p>

<p>(5) İzin süresi biten öğrencilerin akademik durumları, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde Öğrenci İşleri Müdürlüğü tarafından değerlendirilir. Kayıt koşullarını sağlayan öğrenciler akademik takvimde ilan edilen tarihlerde yarıyıl kaydını yaptırabilir.</p>

<p>(6) İzin süresinin bitiminden önce öğrenimine dönmek isteyen öğrencilerin, kayıtlar başlamadan önce bir dilekçe ile ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığına başvurmaları gerekir. Başvuru, öğrencinin akademik/tez danışmanı, enstitü anabilim dalı başkanlığı ve Enstitü Müdürlüğü tarafından değerlendirilerek Öğrenci İşleri Müdürlüğüne iletilir. Öğrencinin durumu ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Kayıt koşullarını sağlayan öğrenciler akademik takvimde ilan edilen tarihlerde yarıyıl kaydını yaptırabilir.</p>

<p><strong>Kayıt sildirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 48- </strong>(1) Öğrenciler istedikleri takdirde Enstitü Müdürlüğüne başvurarak kayıtlarını sildirebilirler. Başvurusu uygun bulunan öğrenciler için Enstitü Yönetim Kurulu kararı alınır.</p>

<p>(2) Üniversiteden kaydını sildiren veya disiplin cezası nedeniyle Üniversite ile ilişiği kesilen öğrencilerin diplomalarını veya dosyalarındaki kendilerine ait belgeleri alabilmeleri için Üniversite tarafından belirlenen kayıt sildirme işlemlerini yapmaları ve mali yükümlülükleri yerine getirmeleri zorunludur.</p>

<p>(3) Kayıt sildiren öğrencilerden tekrar öğrenimlerine dönmek isteyenler, ilgili programa yeniden başvuru yaparlar. Bu başvuru, ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından lisansüstü programlara başvuru ve kabul koşulları çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p><strong>Tebligat</strong></p>

<p><strong>MADDE 49- </strong>(1) Öğrenciye her türlü tebligat, öğrencinin resmi kayıtlarda yer alan posta adresine veya öğrenciye Üniversite tarafından sağlanan e-posta adresine gönderilerek yapılır. Tebligat adresi değişen öğrenci yeni tebligat adresini en geç bir ay içerisinde Öğrenci Bilgi Sistemine kaydetmek zorundadır. Aksi takdirde, Üniversite kayıtlarında bulunan adres geçerli sayılır.</p>

<p>(2) Öğrenci, Üniversite tarafından sağlanan e-posta adresine gönderilen iletileri izlemekle yükümlüdür.</p>

<p><strong>Yönetmelikte hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 50- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde; 2547 sayılı Kanun, ilgili mevzuat hükümleri ile YÖK kararları uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 51- </strong>(1) 2/12/2018 tarihli ve 30613 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lokman Hekim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 52- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 53- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Lokman Hekim Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/lokman-hekim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="25223"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/karadeniz-teknik-universitesi-kadin-ve-aile-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/karadeniz-teknik-universitesi-kadin-ve-aile-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 16 Ağustos 2026 Tarihli ve 33342 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Karadeniz Teknik Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ KADIN VE AİLE ÇALIŞMALARI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Karadeniz Teknik Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Kadınların, ailelerin ve toplumun karşılaştığı eğitim, sağlık, hukuk, ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlara ilişkin bilimsel araştırmalar yürütmek.</p>

<p>b) Kadın, aile, çocuk, ebeveynlik, kuşaklararası ilişkiler, toplumsal cinsiyet eşitliği ve aile refahı konularında farkındalık oluşturmak ve toplumsal duyarlılığı geliştirmek.</p>

<p>c) Kadınların, çocukların ve dezavantajlı bireylerin yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik sosyal, ekonomik ve siyasal stratejiler geliştirmek; bu alanlarda çözüm önerileri sunmak.</p>

<p>ç) Ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma, eğitim, uygulama ve iş birliği faaliyetleri yürütmek; proje, kongre, sempozyum, panel, konferans, çalıştay ve benzeri bilimsel ve toplumsal etkinlikleri düzenlemek, desteklemek, bunlara katılım sağlamak veya paydaş olarak katkıda bulunmak.</p>

<p>d) Üniversite ile toplum arasında bilimsel, kültürel ve sosyal iş birliğini güçlendirmek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Kadın, aile, çocuk, ebeveynlik, toplumsal cinsiyet, aile refahı ve yaşam kalitesi konularında ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel araştırmalar, projeler ve uygulamalar yürütmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleri doğrultusunda toplantı, kongre, sempozyum, panel, konferans, çalıştay ve benzeri etkinlikler düzenlemek, bu tür etkinliklere paydaş olarak katkıda bulunmak ve katılımı desteklemek.</p>

<p>c) Kadın hakları, çocuk hakları, aile refahı ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında eğitim faaliyetleri yürütmek ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirmek, araştırmalar ve projeler yapmak.</p>

<p>ç) Kadınların ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik yaşamda güçlenmelerini desteklemek amacıyla istihdamını artıracak, girişimciliğini teşvik edecek ve mesleki bilgi, yetenek ve becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yürütmek.</p>

<p>d) Kadınların aile ve toplum yaşamındaki rollerini güçlendirmeye, liderlik ve karar alma süreçlerine katılımlarını arttırmaya yönelik eğitim ve mentörlük programları düzenlemek.</p>

<p>e) Aile yapısının korunması ve güçlendirilmesine yönelik eğitim faaliyetleri düzenlemek, danışmanlık ve rehberlik hizmetleri vermek.</p>

<p>f) Aile yapısı, aile ilişkileri, ebeveynlik süreçleri, çocuk ve ergen gelişimi, yaşlılık ve kuşaklararası ilişkiler konularında araştırma ve uygulamalar gerçekleştirmek.</p>

<p>g) Kadına yönelik ve aile içi şiddet başta olmak üzere şiddet türlerinin tanınması, önlenmesi ve müdahale yollarına ilişkin bilinçlendirme ve farkındalık eğitimleri düzenlemek, bu konulara ilişkin araştırmalar yapmak, veri toplamak ve raporlar hazırlamak.</p>

<p>ğ) Şiddet mağdurlarına yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesi amacıyla kamu kurumları, yerel yönetimler, sağlık kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yapmak.</p>

<p>h) Kadın, aile ve toplumsal gelişim alanlarında kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör kuruluşları, araştırma merkezleri ve üniversitelerle iş birliği ağı oluşturmak, iş birliği yapmak, eğitim programları, ortak çalışmalar ve projeler geliştirmek.</p>

<p>ı) Kadın, aile ve çocuk konularında elde edilen bilimsel bilgi ve araştırma sonuçlarını yayımlamak; arşiv, veri tabanı, dokümantasyon ve kaynak merkezi oluşturmak.</p>

<p>i) Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere ülkenin ihtiyaçlarını dikkate alarak kırsal kalkınmaya katkı sağlamak için kırsal kesimdeki kadınların, ailelerin ve dezavantajlı grupların güçlendirilmesine yönelik eğitim, araştırma ve uygulama faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>j) Yurt içi ve yurt dışındaki benzer merkezler ve kuruluşlarla iş birliği geliştirmek, ortak araştırmalar yürütmek ve bilimsel ağlar oluşturmak.</p>

<p>k) Yönetim Kurulunun kararlaştıracağı, Merkezin amaçlarıyla uyumlu diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin çalışmalarının ve idari işlerinin düzenli yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık çalışma planını ve faaliyet raporunu Yönetim Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>d) Merkezin faaliyetlerini dikkate alarak Üniversitenin ilgili birimleri ile Üniversite dışındaki kuruluşlar ile iş birliğinde bulunmak.</p>

<p>e) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce ayrılan veya altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmaları ile ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>b) Merkezin amaçlarını gerçekleştirmek için gerek duyulan çalışma gruplarını kurmak.</p>

<p>c) Merkez çalışmalarıyla ilgili araştırma, inceleme, derleme ve yayın konularındaki proje ve istemleri değerlendirmek.</p>

<p>ç) Yurt içi ve yurt dışı kurumlarla iş birliği içinde, amaç ve etkinlik alanlarına uygun proje, analiz ve inceleme yapmak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu değerlendirmek ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlamak.</p>

<p>e) Danışma Kurulundan gelen önerileri inceleyip karara bağlamak.</p>

<p>f) Merkezin harcama planı ve personel ihtiyaçlarını belirlemek ve Üniversitede ilgili birimlere sunmak.</p>

<p>g) Merkezin çalışma alanına giren diğer konuları görüşüp karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla on beş üyeden oluşur. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, iki yılda en az bir kez ve Müdürün gerekli gördüğü hallerde salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğuyla alınır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleriyle ilgili değerlendirme yapmak ve Yönetim Kuruluna öneride bulunmak.</p>

<p>b) Merkeze çalışmalarında bilimsel ve idari açıdan bilgi, deneyim ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Merkez ile ilgili kuruluş ve sektörler arasında iletişim kurulmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Müdür ve Yönetim Kurulu tarafından Danışma Kurulu gündemine getirilen diğer konularda önerilerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin amaçları doğrultusunda araştırma, proje ve eğitimlerin yapılması amacıyla çalışma grupları oluşturulabilir. Çalışma grubu üyeleri, Müdürün önerisi üzerine Yönetim Kurulu tarafından belirlenir. Çalışma grubu üyeleri, Merkezde yürütülen faaliyetlerde çalışabilecek Üniversite akademik ve idari personeli ile lisansüstü öğrencileri; diğer üniversite ya da kuruluşlarda görev yapan personelden oluşur. Müdür çalışma gruplarının doğal üyesidir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca, Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Demirbaş ve ekipmanlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yürütülen işler için edinilen alet, araç, ekipman ve demirbaşlar Merkezin ve gerektiğinde Üniversitenin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) 28/4/2018 tarihli ve 30405 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karadeniz Teknik Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/karadeniz-teknik-universitesi-kadin-ve-aile-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="34020"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-medipol-universitesi-yapay-zeka-ve-veri-analitigi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-medipol-universitesi-yapay-zeka-ve-veri-analitigi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 16 Ağustos 2026 Tarihli ve 33342 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ankara Medipol Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANKARA MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ YAPAY ZEKA VE VERİ ANALİTİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Ankara Medipol Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Analitiği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Ankara Medipol Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Ankara Medipol Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Yapay zeka ve veri analitiği ile ilgili olarak; verinin elde edilmesi, depolanması, mevcut verilerin temizlenmesi, analiz edilmesi, raporlanması, gizliliğinin ve güvenliğinin sağlanması için gerekli faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>b) Kişisel, kurumsal ve ulusal veri analitiğinin sağlanması için gerekli faaliyetlerin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Merkezin amaçları doğrultusunda, ihtiyaç duyulan alanlarda akademik çalışmalar yapmak, eğitim-öğretim faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>ç) Merkezin amaçlarıyla ilgili Üniversitenin kalite ve akreditasyon ile strateji ve eylem planlarında belirtilen hususlarda faaliyetler yürütmek.</p>

<p>d) Merkezin amaçları doğrultusunda, araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütmek ve bu alanlarda yöntem ve teknolojiler geliştirmek.</p>

<p>e) Elde edilen bilimsel ve teknolojik çıktıları katma değerli ürünlere dönüştürmek.</p>

<p>f) Ulusal ve uluslararası boyutta çalışmalar yapmak ve Üniversite, kamu ve sanayi iş birliğini geliştirmek ve bu alanlarda çözüm üretmek.</p>

<p>g) Üniversite içi ve dışı paydaşlar ile iş birliği yapmak, ortak projeler üretmek, ortak raporlar hazırlamak.</p>

<p>ğ) Alanında uzman nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>h) Bilimsel, mesleki ve eğitsel çalışmalarda bulunmak, danışmanlık ve bilgilendirme hizmetleri vermek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Yapay zeka ve veri analitiği alanlarında ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütmek ve projelere katılmak.</p>

<p>b) Bilimsel araştırmalar yapmak ve sonuçlarını yayımlamak.</p>

<p>c) Üniversite-toplum ve üniversite-sanayi iş birliğini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmak.</p>

<p>ç) Bilimsel toplantılar, eğitim programları ve etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>d) Yapay zeka ve veri analitiği alanlarında uygulamalı araştırmalar yürütmek.</p>

<p>e) Teknoloji geliştirilmesine katkı sağlamak ve Merkezin faaliyetleri çerçevesinde ilgili paydaşlarla iş birliği faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>f) Merkezin amaçları kapsamında yapılan eğitim ve araştırma faaliyetleri için gerekli tüm organizasyonları gerçekleştirmek, lisans ve lisansüstü eğitimi desteklemek.</p>

<p>g) Merkezin amaçları doğrultusunda Rektörlükçe verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim üyeleri arasından Rektörün teklifi üzerine Mütevelli Heyeti tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından en çok iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda Müdürün görevi sona erer ve aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir. Görev süresi biten müdür yardımcıları aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkez personelinin düzenli ve verimli çalışmasını sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu ve Danışma Kuruluna başkanlık yapmak.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulu kararlarının uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>d) Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulu toplantılarının gündemlerini hazırlamak.</p>

<p>e) Her yıl sonunda hazırlanan Merkez bütçe tasarısını, faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını Yönetim Kurulunun onayına sunmak.</p>

<p>f) Merkezin iş geliştirme faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>g) Birim yöneticilerini belirlemek ve Yönetim Kurulunun onayına sunmak.</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu tarafından verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye dahil olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine üç ayda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin etkinlikleri ve yönetimiyle ilgili konuları görüşüp karara bağlamak.</p>

<p>b) Merkezin bütçe tasarısını ve çalışma programını görüşerek onaylamak.</p>

<p>c) Her yılın sonunda faaliyet raporu hazırlayıp Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>ç) Merkezin bireysel, kamusal ve kurumlar arası hizmet ilişkilerini belirlemek.</p>

<p>d) Kurumlarla iş birliğine ilişkin anlaşma ve protokolleri şekillendirmek ve Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>e) Merkeze yapılan proje tekliflerini değerlendirmek ve bütçelerini onaylamak.</p>

<p>f) Merkezin uzun vadeli plan ve programını hazırlamak.</p>

<p>g) Merkezin işleyişi için gerekli uygulama birimlerinin sayısı, yapısı ve niteliklerini düzenleyerek Rektör onayına sunmak.</p>

<p>ğ) Merkez çalışmaları sonucunda üretilen her türlü çıktının akademik kullanım hakkını proje yürütücüleri düzeyinde yapılacak sözleşmeler ile araştırmacıların telif hakkı, gizlilik ilkeleri ve isim yayın sıralarını belirlemek.</p>

<p>h) Merkez hizmetleri için sahaya kurulan uzun süreli ya da kalıcı ekipmanların mülkiyet yönetim esaslarını varsa ilgili kuruluşlarla yapılacak mutabakatlara göre belirlemek.</p>

<p>ı) İlgili mevzuat hükümleri doğrultusunda diğer iş ve işlemleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla beş üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce görevden ayrılan üyenin yerine aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez çoğunluk şartı aranmaksızın toplanır.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışma alanına giren konularda Yönetim Kuruluna görüş ve önerilerini bildirmek ve Merkezin ihtiyaç duyduğu alanlarda çalışmalar yapmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Merkezin uygulama birimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) İhtiyaçlar doğrultusunda, Yönetim Kurulunun kararı ile Merkez bünyesinde uygulama birimleri kurulabilir; bunların sayısında ve yapılarında değişiklik yapılabilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca, Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yürütülen işler için edinilen alet, araç, ekipman ve demirbaşlar Merkezin ve gerektiğinde Üniversitenin kullanımına tahsis edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ankara Medipol Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-medipol-universitesi-yapay-zeka-ve-veri-analitigi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/yapay-zeka.jpg" type="image/jpeg" length="13241"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MOTORLU KARA TAŞITI KİRALAMASINDA HASAR VE DEĞER KAYBI SORUMLULUĞUNUN YENİ REJİMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasiti-kiralamasinda-hasar-ve-deger-kaybi-sorumlulugunun-yeni-rejimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasiti-kiralamasinda-hasar-ve-deger-kaybi-sorumlulugunun-yeni-rejimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[15 Ağustos 2026 Tarihli Yönetmeliğin Sigorta Hukuku Boyutu: Bağımsız Ekspertiz Şartı, Yargı Kararı Olmadan Değer Kaybı Tahsili Yasağı ve İşletmenin Güvence Yükümlülüğü]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Ticaret Bakanlığınca hazırlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik,</span></a></strong> 15 Ağustos 2026 tarihli ve 33341 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna dayanılarak çıkarılan ve 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek olan Yönetmelik; ilk bakışta bir sektör düzenlemesi — yetki belgesi, asgari filo, bilgi sistemi ve platform yükümlülükleri — görünümündedir. Ne var ki metnin 12 ilâ 16. maddelerinde kurulan yapı, uygulamacılar bakımından çok daha önemli bir dönüşüme işaret etmektedir: kiralık araç hasarlarına ilişkin uyuşmazlıkların ispat ve tahsil rejimi, sigorta hukukunun yerleşik standartlarına bağlanmaktadır. Bu çalışmada Yönetmeliğin sigorta ve tazminat hukuku pratiğine dokunan hükümleri incelenecek; özellikle değer kaybı talebinin yargı kararı şartına bağlanması hükmünün doğurduğu sorular tartışılacaktır.</p>

<p><strong>II. HASAR SORUMLULUĞUNDA YENİ İSPAT REJİMİ: BAĞIMSIZ EKSPERTİZ VE BELGE ZİNCİRİ</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 16. maddesi, kiracıdan hasar veya arıza bedeli talep edilebilmesini dört kademeli bir ispat düzenine bağlamıştır. İlk olarak, meydana gelen hasarın ve maliyet tutarının 'yetkili ve bağımsız bir ekspertiz raporu' ile belgelendirilmesi zorunludur; işletmenin kendi personeli veya doğrudan ya da dolaylı bağlantılı kişilerce hazırlanan raporlar ispat aracı olarak kullanılamaz (m. 16/5). İkinci olarak, taşıt teslim belgesi ve taşıt iade belgesi düzenlenmeyen kiralamalarda ve iade belgesinde belirtilmeyen hasarlar için kiracıdan bedel talep edilemez (m. 16/6); fiziki karşılaşma olmaksızın yapılan iadelerde, aracın bırakılmasından sonra oluşan hasarlardan kiracı sorumlu tutulamaz (m. 16/7). Üçüncü olarak, kira süresi içinde ortaya çıkan arızaların kiracıdan kaynaklandığını ispat külfeti işletmeye yüklenmiş; ispat edilemeyen arızanın kiracıdan kaynaklanmadığı karine olarak kabul edilmiştir (m. 16/4). Nihayet, kiracıdan kaynaklanmayan hasar ve arızalarda onarım masrafı, değer kaybı ve kira (kazanç) kaybı adı altında hiçbir bedel istenemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (m. 16/8).</p>

<p>Bu yapı, sigorta hukukçularına tanıdık gelecektir: bağımsız eksper raporu şartı, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ekosistemindeki tarafsız hasar tespiti anlayışının kiralama ilişkisine taşınmasıdır. Uygulamada işletmelerin kendi 'hasar tespit tutanakları' ve anlaşmalı servis proforma faturalarıyla yürüttükleri tahsilat pratiği, 2027 itibarıyla ispat gücünü yitirecektir.</p>

<p><strong>III. YÖNETMELİĞİN EN ÇARPICI HÜKMÜ: YARGI KARARI OLMADAN DEĞER KAYBI TAHSİLİ YASAĞI</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 16. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca; 'işletme ve kiracının anlaşmaya vardığı durumlar hariç olmak üzere, sigorta tahkim kararı veya ilam niteliğinde başka bir karar olmadan değer kaybı nedeniyle kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.' Hüküm, kiralama sektöründeki en yaygın ve en tartışmalı uygulamayı — depozitodan veya kredi kartı provizyonundan re'sen 'değer kaybı' kesintisi yapılmasını — doğrudan yasaklamaktadır. Değer kaybı, niteliği gereği ancak teknik bilirkişilikle belirlenebilen bir zarar kalemidir; götürü tutarların tek taraflı tahsili, hem genel işlem koşulları denetimi hem de tüketici hukukundaki haksız şart yaptırımı karşısında zaten kırılgandı. Yönetmelik bu kırılganlığı açık bir yasağa dönüştürmüş ve tahsilatı yargısal denetim şartına bağlamıştır.</p>

<p>Bununla birlikte hükmün kaleme alınış biçimi iki soruyu beraberinde getirmektedir. Birincisi terminolojiye ilişkindir: fıkrada 'sigorta tahkim kararı' ifadesine yer verilmiştir; oysa 5684 sayılı Kanun m. 30 uyarınca Sigorta Tahkim Komisyonu, sigorta ettiren veya sigortadan menfaat sağlayan kişilerle riziko üstlenen taraf arasındaki uyuşmazlıkları çözer. İşletme ile kiracı arasındaki hasar uyuşmazlığı bir sigorta sözleşmesi uyuşmazlığı olmadığından, kiracıya karşı doğrudan tahkim yolunun nasıl işletileceği açık değildir; hükmün, işletmenin kaskocusu ile arasındaki tahkim sürecinin sonucunun kiracıya yansıtılması hâlini mi, yoksa ilama eşdeğer belge türlerini örnekleme amacını mı taşıdığı uygulamada tartışılacaktır. İkincisi, 'anlaşmaya varılan durumlar' istisnasının sınırıdır: kira sözleşmesine önceden konulan matbu 'değer kaybını kabul' klozlarının bu istisnayı dolanma aracı hâline gelmesi riski mevcuttur. Kanaatimizce, tüketici işlemi niteliğindeki kiralamalarda müzakere edilmemiş matbu kabul hükümleri, 6502 sayılı Kanun m. 5 uyarınca haksız şart denetimine tabi olacak ve istisna dar yorumlanacaktır; aksi yorum, hükmü kâğıt üzerinde bırakır.</p>

<p><strong>IV. İŞLETMENİN GÜVENCE YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE KASKO GENEL ŞARTLARIYLA PARALELLİK</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 16/10. maddesi, kira süresi boyunca kiracının ve ek sürücünün hasar kaynaklı mali sorumluluklarının işletme tarafından güvence altına alınmasını zorunlu kılmakta; işletmenin bu yükümlülüğü kasko sigortasıyla yerine getirebileceğini belirtmektedir. Kural olarak kiracıdan onarım masrafı, değer kaybı ve kira kaybı istenemeyecek; istisnalar ise sınırlı sayıda sayılmıştır: alkol veya uyuşturucu etkisinde kullanım, kırmızı ışık ihlali, güvenlik şeridinin usulsüz kullanımı, ters şeritten seyir, yarış/hız denemesi ve kasıtlı savrulma manevraları gibi ciddi güvenlik riski oluşturan ihlaller; kasten verilen zararlar; aracın kiracının kusuruyla yetkisiz kişilerce kullanılması ve yasa dışı faaliyetlerde kullanım. Kimlik tespitinin engellenmesi amacıyla kaza yerinin terk edilmesi ve resmi kaza tespit tutanağı düzenlenmemesi hâllerinde de güvence yükümlülüğü devre dışı kalmaktadır.</p>

<p>Bu istisna kataloğu, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartlarındaki teminat dışı hâller ve sigortacının rücu sebepleriyle belirgin biçimde örtüşmektedir. Düzenleme böylece kiralama ilişkisini kasko mantığına yaklaştırmakta; kiracıyı âdeta 'sigortalı sürücü' konumuna taşımaktadır. Uygulamada bu paralellik, kasko rücu davalarında geliştirilen içtihadın — örneğin ağır kusur ve illiyet değerlendirmelerinin — kiralama uyuşmazlıklarına da yol göstereceği anlamına gelir.</p>

<p><strong>V. DEPOZİTO, İKAME ARAÇ VE DİĞER KORUYUCU HÜKÜMLER</strong></p>

<p>Yönetmelik; depozitoyu kira süresine göre üç ilâ yedi günlük kira bedeliyle sınırlamış, çek ve senet gibi borç doğurucu belgelerin depozito olarak alınmasını yasaklamış ve iade süresini taşıt iadesini izleyen yedi günle bağlamıştır (m. 14). Teslimde kolayca tespit edilemeyen hasarlar ile olağan kullanım izleri için depozitodan kesinti yapılamayacağının açıkça belirtilmesi (m. 14/5), uygulamadaki 'iade sonrası keşfedilen çizik' ihtilaflarını kaynağında kurutmaya yöneliktir. Kiracıdan kaynaklanmayan ve sürüş güvenliğini etkileyen arızalarda işletmeye eş değer ikame araç tahsis yükümlülüğü getirilmesi (m. 16/2) ise, tazminat hukukundaki araç mahrumiyeti kavramının sözleşmesel karşılığı olarak okunabilir. Kiracının yalnızca kira bedelini ödemekle taşıtın kasko ve zorunlu mali sorumluluk sigortasından yararlanacağı, bunun ek şart veya bedele bağlanamayacağı hükmü (m. 13/5) ile kiralamanın ek güvence paketi satışına bağlanması yasağı (m. 17/3) da tüketiciyi koruyucu niteliktedir.</p>

<p><strong>VI. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ</strong></p>

<p>Yönetmelik, kiralık araç hasar uyuşmazlıklarında fiilen 'kendi tespitini kendi tahsil eden' işletme modelini sona erdirmekte; ispatı bağımsız ekspertize, değer kaybı tahsilini yargısal denetime, kiracının sorumluluğunu ise kasko benzeri bir güvence rejimine bağlamaktadır. Sigorta hukuku pratiği açısından üç sonuç öngörülebilir: kiralama kaynaklı tüketici uyuşmazlıklarının bir bölümünün niteliği değişerek idari denetim ve yaptırım alanına kayması; işletmelerin kasko teminatlarını ve sözleşme setlerini 1 Ocak 2027'ye kadar yeni rejime uyarlaması zorunluluğu; ve m. 16/9'daki 'sigorta tahkim kararı' ile 'anlaşma' istisnasının kapsamı üzerinde yoğunlaşacak bir içtihat tartışması. Geçiş hükümleri uyarınca mevcut işletmelerin 1 Temmuz 2027'ye kadar yetki belgesi alması, platform sözleşmelerinin de aynı tarihe kadar uyarlanması gerekmektedir. Kuralların etkinliği, Bakanlık denetimlerinin ve idari para cezalarının fiilen işletilmesine bağlı olacaktır; ancak metnin ispat rejimine ilişkin tercihleri, tüketici lehine açık ve isabetli bir yön çizmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran"><img alt="Av. Melih Küçükcankurtaran" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran">Av. Melih Küçükcankurtaran</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- </span><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik</span></a><span style="color:#999999"> (RG 15.08.2026, S. 33341), özellikle m. 12-17, Geçici m. 1, m. 23.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun m. 16, 18; 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun m. 11, 12; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 5; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun kira ve haksız fiil hükümleri.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasiti-kiralamasinda-hasar-ve-deger-kaybi-sorumlulugunun-yeni-rejimi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 23:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/kiralik-aa.jpg" type="image/jpeg" length="46091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Horlama, Dağınıklık, Titizlik Kusur Sayılır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, günlük hayatta basit gibi görünen ancak evlilik birliği içinde zamanla ciddi hukuki sonuçlara yol açabilen davranışların boşanma davalarında kusur sayılıp sayılmayacağını ele alıyoruz. Horlama, dağınıklık, aşırı titizlik, düzen takıntısı, ev işlerini paylaşmamak, eve maddi katkı sunmamak, kişisel alanı ihmal etmek gibi davranışların Türk Medeni Kanunu kapsamında nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’na göre eşler, birlikte yaşama, karşılıklı sadakat, saygı, yardımlaşma ve evlilik birliğinin huzurunu koruma yükümlülüğü altındadır. Bu nedenle tek başına horlama, dağınıklık ya da titizlik her zaman boşanma sebebi veya kusur olarak kabul edilmez. Ancak bu davranışlar uzun süreli bir huzursuzluk yaratıyor, eşin yaşamını zorlaştırıyor, psikolojik baskıya dönüşüyor ve evlilik birliğini temelinden sarsıyorsa, mahkemeler tarafından kusur olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Videoda özellikle horlamanın hangi durumlarda tıbbi bir sorun olarak kabul edildiği, ne zaman evlilik birliğini etkileyen bir unsur haline geldiği; dağınıklığın hangi aşamada eşe karşı duyarsızlık ve saygısızlık olarak yorumlanabildiği; aşırı titizlik ve obsesif davranışların psikolojik şiddet boyutuna nasıl ulaşabildiği detaylı şekilde ele alınmaktadır. Ayrıca hâkimin kusur değerlendirmesi yaparken davranışların sıklığına, yoğunluğuna, taraflar üzerindeki etkisine ve evlilik birliği üzerindeki sonuçlarına nasıl baktığı açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma davalarında önemli olan davranışın adı değil, evlilik birliği üzerindeki etkisidir. Küçük gibi görünen alışkanlıklar zamanla sürekli tartışmaya, saygının kaybolmasına ve evliliğin çekilmez hale gelmesine yol açıyorsa, bu durum hukuki anlamda kusur olarak kabul edilebilir. Videoda kusurun ispatında mesajlaşmaların, tanık beyanlarının, psikolog raporlarının ve diğer delillerin nasıl değerlendirildiğine de yer verilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası açmayı düşünenler, çekişmeli boşanma sürecinde kusur kavramını merak edenler ve evlilikte hangi davranışların hukuki sonuç doğurabileceğini öğrenmek isteyenler için bilgilendirici ve yol gösterici bir içeriktir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UJCdfKREVi0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99626"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milletlerarası Miras Hukukunda Mirasın Paylaşılması: Türk Vatandaşlarının Yurt Dışındaki Mirasları ve Yabancıların Türkiye’deki Mirasları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milletlerarasi-miras-hukukunda-mirasin-paylasilmasi-turk-vatandaslarinin-yurt-disindaki-miraslari-ve-yabancilarin-turkiyedeki-miraslari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milletlerarasi-miras-hukukunda-mirasin-paylasilmasi-turk-vatandaslarinin-yurt-disindaki-miraslari-ve-yabancilarin-turkiyedeki-miraslari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Öz</strong></p>

<p>Uluslararası nitelik taşıyan miras uyuşmazlıkları, mirasbırakanın vatandaşlığı, yerleşim yeri, mirasçıların bulunduğu ülkeler, terekeye dâhil malların konumu, taşınmazların bulunduğu ülke, vasiyetnamenin şekli ve uygulanacak hukuk gibi birçok unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Mirasbırakanın yabancı olması, mirasın tamamına otomatik olarak yabancı hukukun uygulanacağı anlamına gelmediği gibi; mirasçıların Türk vatandaşı olması da her durumda Türk hukukunun uygulanmasını sağlamaz.</p>

<p>Türkiye bakımından temel düzenleme, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’dur. Bu düzenlemeye göre kural olarak miras, ölenin millî hukukuna tâbidir. Ancak Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukuku uygulanır. Mirasın açılması sebepleri, mirasın kazanılması ve paylaşılması ise terekenin bulunduğu ülke hukukuna tâbi tutulmuştur. Bu sistem, mirasın tek bir hukukla değil, malvarlığı unsurlarının niteliği ve bulunduğu ülkeye göre farklı hukuklarla ilişkilendirilebilmesine imkân tanır.</p>

<p>Bu makalede Türkiye’de bulunan Türk vatandaşlarının yurt dışındaki mirasları ile Türkiye’de malvarlığı bulunan yabancıların miraslarının paylaşılması; uygulanacak hukuk, görevli ve yetkili mahkeme, mirasçılık belgesi, taşınır ve taşınmaz mallar, vasiyetname, tenfiz ve tanıma, vergi ve uygulamadaki sorunlar bakımından incelenmektedir.</p>

<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>Uluslararası hareketliliğin artmasıyla birlikte kişilerin birden fazla ülkeyle hukuki bağ kurması olağan hâle gelmiştir. Bir kişi Türkiye’de doğmuş, Türk vatandaşı veya çifte vatandaş olabilir; başka bir ülkede yerleşebilir, çalışabilir, banka hesabı açabilir, şirket kurabilir, taşınır veya taşınmaz mal edinebilir ve ölümünden sonra mirasçıları farklı ülkelerde bulunabilir. Bu tür durumlarda mirasın paylaşılması, yalnızca Türk Medeni Kanunu hükümlerinin uygulanacağı basit bir iç hukuk meselesi olmaktan çıkar.</p>

<p>Örneğin Türk vatandaşı bir kişinin Almanya’da bulunan banka hesabı, Fransa’daki taşınmazı ve Türkiye’deki taşınmazı bulunabilir. Bu kişinin ölümünden sonra mirasçılarının bir kısmı Türkiye’de, bir kısmı ise yabancı ülkede yaşıyor olabilir. Aynı şekilde yabancı bir kişinin Türkiye’de taşınmazı, Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirkette payı ve kendi ülkesinde banka hesabı bulunabilir. Bu durumda hangi ülke hukukunun uygulanacağı, hangi mahkemenin görevli ve yetkili olduğu, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de geçerli olup olmayacağı ve mirasçıların hangi belgeleri sunacağı ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p>Milletlerarası miras hukukunda üç temel soru öne çıkar:</p>

<p>1. Miras ilişkisine hangi ülke hukuku uygulanacaktır?</p>

<p>2. Mirasın paylaşılması hangi ülkede ve hangi mahkeme önünde yapılacaktır?</p>

<p>3. Yabancı ülkede verilen miras kararı veya mirasçılık belgesi Türkiye’de doğrudan geçerli olacak mıdır?</p>

<p>Bu soruların tek bir cevabı yoktur. Mirasbırakanın millî hukuku, terekenin bulunduğu yer, malvarlığının taşınır veya taşınmaz olması, mirasçıların vatandaşlığı, vasiyetnamenin düzenlenme şekli, mirasbırakanın son yerleşim yeri ve ilgili devletler arasında milletlerarası sözleşme bulunup bulunmadığı sonucu etkiler.</p>

<p>Bu nedenle uluslararası miras uyuşmazlıklarında “mirasbırakan yabancıysa yabancı hukuku uygulanır” veya “mal Türkiye’deyse her durumda Türk hukuku uygulanır” şeklindeki genel kabuller doğru değildir. Uygulanacak hukuk, her bir mal ve hukuki mesele bakımından ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p><strong>2. Milletlerarası Miras Hukukunun Temel İlkeleri</strong></p>

<p>Türkiye’de uluslararası miras uyuşmazlıklarının temel hukuki kaynağı 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’dur. Kanunun mirasa ilişkin düzenlemesi, farklı hukuki meseleleri farklı bağlama noktalarına bağlamaktadır.</p>

<p><strong>5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun – Mirasın Uygulanacak Hukuku</strong></p>

<p><strong>Mirasın uygulanacak hukuku</strong></p>

<p>1. Miras ölenin millî hukukuna tâbidir. Türkiye'de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır.</p>

<p>2. Mirasın açılması sebeplerine, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler terekenin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.</p>

<p>3. Türkiye'de bulunan mirasçısız tereke Devlete kalır.</p>

<p>4. Ölüme bağlı tasarrufun şekline 7 nci madde hükmü uygulanır. Ölenin millî hukukuna uygun şekilde yapılan ölüme bağlı tasarruflar da geçerlidir.</p>

<p>5. Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti, tasarrufta bulunanın, tasarrufun yapıldığı andaki millî hukukuna tâbidir.</p>

<p>Bu hüküm birkaç farklı bağlantı kuralı getirmektedir. İlk cümlede mirasın genel olarak ölenin millî hukukuna tâbi olduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte Türkiye’de bulunan taşınmazlar için özel bir kural getirilmiş ve Türk hukukunun uygulanacağı düzenlenmiştir. Ayrıca mirasın açılması, kazanılması ve paylaşılması yönünden terekenin bulunduğu ülke hukukuna atıf yapılmıştır.</p>

<p>Bu nedenle miras uyuşmazlığında önce hukuki meselenin ne olduğu belirlenmelidir. Mirasçının kim olduğu, miras payının hangi oranda bulunduğu, saklı pay, mirastan çıkarma veya mirasçılıktan yoksunluk gibi meseleler ile terekenin fiilen paylaşılması ve belirli bir malın devri aynı hukuki konu değildir. Her biri bakımından farklı bağlama kuralları gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>3. Mirasbırakanın Millî Hukuku ve Terekenin Bulunduğu Yer Hukuku</strong></p>

<p>Uluslararası miras hukukunda “millî hukuk” kavramı, kural olarak mirasbırakanın vatandaşı olduğu devletin hukukunu ifade eder. Mirasbırakan Türk vatandaşıysa Türk hukuku, başka bir devletin vatandaşıysa kural olarak o devletin hukuku gündeme gelir. Ancak millî hukuk bağlantısı tek başına bütün miras işlemlerini açıklamaz.</p>

<p>Mirasbırakanın millî hukuku özellikle mirasçılık sıfatı, miras payları ve mirasın genel esasları bakımından önem taşıyabilir. Buna karşılık taşınmazın bulunduğu ülke hukuku, taşınmazın mülkiyetinin devri, tapu siciline tescil, ayni hakların kurulması ve taşınmazın fiilen paylaşılması bakımından belirleyici hâle gelebilir.</p>

<p>5718 sayılı Kanun’daki sistem şu şekilde açıklanabilir:</p>

<p>• Mirasın genel statüsü bakımından mirasbırakanın millî hukuku dikkate alınır.</p>

<p>• Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukuku uygulanır.</p>

<p>• Mirasın açılması, kazanılması ve paylaşılması yönünden terekenin bulunduğu ülke hukuku önem taşır.</p>

<p>• Vasiyetnamenin şekli, ayrıca kanunda öngörülen şekil kuralları çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>• Vasiyet yapma ehliyeti, vasiyetin yapıldığı andaki millî hukuka bağlanır.</p>

<p>Bu kuralların uygulanmasında “tereke” kavramı önemlidir. Tereke, mirasbırakanın ölümüyle mirasçılara geçen malvarlığı, haklar, alacaklar ve borçların bütününü ifade eder. Ancak tereke tek bir ülkede bulunmayabilir. Bu durumda tereke, Türkiye’deki taşınmazlar, yurt dışındaki taşınmazlar, banka hesapları, şirket payları, araçlar, fikrî haklar ve diğer malvarlığı unsurlarına ayrılarak incelenmelidir.</p>

<p><strong>4. Türk Vatandaşının Yurt Dışında Bulunan Mirası</strong></p>

<p>Türk vatandaşı bir mirasbırakanın yurt dışında malvarlığı bulunması hâlinde ilk olarak mirasbırakanın vatandaşlığı ve malvarlığı unsurlarının bulunduğu ülke tespit edilmelidir.</p>

<p>Örneğin mirasbırakan Türk vatandaşı olup Almanya’da bir taşınmaza sahipse, Türkiye’deki mirasçılık ilişkisi ile Almanya’daki taşınmazın intikali aynı hukuki işlem olmayabilir. Türk mahkemesi mirasçılık belgesi düzenleyebilir; ancak bu belgenin Almanya’daki tapu sicilinde işlem yapılabilmesi için Almanya hukukundaki tanıma, tercüme, apostil ve tescil koşullarının yerine getirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Yurt dışındaki malvarlığının paylaşılmasında şu hususlar önemlidir:</p>

<p><strong>4.1. Yurt Dışındaki Taşınmazlar</strong></p>

<p>Taşınmazların bulunduğu ülke, mülkiyet ve tapu işlemleri bakımından genellikle güçlü bir bağlantı noktasıdır. Yabancı ülkedeki taşınmazın mirasçılar adına geçirilmesi, satılması veya paylaştırılması için o ülkenin tapu, vergi ve miras hukuku kurallarına uyulması gerekebilir.</p>

<p>Türk mahkemesinden alınan mirasçılık belgesi, yurt dışında her zaman kendiliğinden geçerli olmayabilir. Belgenin:</p>

<p>• Kesinleşmiş veya kullanılabilir nitelikte olması,</p>

<p>• Apostil şerhi taşıması veya konsolosluk tasdikinden geçirilmesi,</p>

<p>• Yabancı ülkenin kabul ettiği usule göre tercüme edilmesi,</p>

<p>• Gerekirse yabancı mahkemede tanıma veya tenfiz sürecinden geçirilmesi,</p>

<p>gerekebilir.</p>

<p>Taşınmazın bulunduğu ülkede ortaklığın giderilmesi, satış, tescil veya mirasın intikali için ayrıca yerel bir avukatla çalışılması gerekebilir. Türkiye’de açılan bir miras paylaşımı davasının, yabancı ülkedeki tapu sicilini kendiliğinden değiştirmesi beklenmemelidir.</p>

<p><strong>4.2. Yurt Dışındaki Banka Hesapları</strong></p>

<p>Banka hesapları taşınmazlardan farklı olarak taşınır malvarlığı veya alacak hakkı niteliğinde değerlendirilebilir. Ancak bankanın bulunduğu ülkenin miras, bankacılık, vergi ve kara para aklama mevzuatı da devreye girebilir.</p>

<p>Mirasçıların bankaya başvurabilmesi için çoğu zaman şu belgeler istenir:</p>

<p>• Ölüm belgesi,</p>

<p>• Mirasçılık belgesi veya yabancı ülkede kabul edilen probate belgesi,</p>

<p>• Vasiyetname,</p>

<p>• Mirasçıların kimlik ve pasaport belgeleri,</p>

<p>• Vergi numarası veya vergi clearance belgesi,</p>

<p>• Apostilli ve tercümeli belgeler,</p>

<p>• Vekâletname,</p>

<p>• Mirasçıların banka tarafından talep edilen uyum ve kimlik belgeleri.</p>

<p>Banka hesabının bulunduğu ülke, hesap sahibinin ölümünü ve mirasçılık sıfatını kendi hukukuna göre değerlendirebilir. Türkiye’den alınan belgeler, yabancı bankanın iç prosedürleri bakımından yeterli olmayabilir.</p>

<p><strong>4.3. Yurt Dışındaki Şirket Payları</strong></p>

<p>Mirasbırakanın yabancı ülkede kurulu bir şirkette pay sahibi olması hâlinde, payın miras yoluyla intikali şirketin kuruluş ve pay sahipliği hukukuna göre ayrıca incelenebilir. Şirket sözleşmesinde pay devrini, ortaklığa kabulü, ölüm hâlinde payın değerinin ödenmesini veya diğer ortakların önalım haklarını düzenleyen hükümler bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle şirket payının mirasçılara geçmesi ile payın şirket kayıtlarında mirasçılar adına tescil edilmesi farklı işlemlerdir. Mirasçılık belgesi, mirasçının sıfatını gösterse de şirket kayıtlarında değişiklik yapılması için şirketin kurulduğu ülkenin kanuni ve sözleşmesel şartlarının yerine getirilmesi gerekebilir.</p>

<p><strong>5. Yabancı Mirasbırakanın Türkiye’deki Mirasının Paylaşılması</strong></p>

<p>Yabancı bir kişinin Türkiye’de bulunan malvarlığının miras yoluyla intikalinde, malın niteliği ve bulunduğu yer belirleyici olur. Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukukunun uygulanacağına ilişkin özel düzenleme bulunmaktadır.</p>

<p><strong>5718 Sayılı Kanun – Türkiye’de Bulunan Taşınmazlara Türk Hukukunun Uygulanması</strong></p>

<p><strong>Miras ölenin millî hukukuna tâbidir. Türkiye'de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır.</strong></p>

<p>Bu düzenleme, yabancı mirasbırakanın Türkiye’de bulunan taşınmazları bakımından Türk hukukunun önemini ortaya koyar. Ancak yabancının Türkiye’de taşınır malları, banka hesapları veya şirket payları bulunuyorsa aynı değerlendirme doğrudan yapılamaz. Bu malvarlığı unsurları için mirasbırakanın millî hukuku, terekenin bulunduğu ülke hukuku ve ilgili özel düzenlemeler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yabancı mirasbırakanın Türkiye’de taşınmaz bırakması hâlinde şu konular önem taşır:</p>

<p>• Mirasçıların kimler olduğu,</p>

<p>• Mirasçıların hangi oranlarda hak sahibi olduğu,</p>

<p>• Vasiyetnamenin bulunup bulunmadığı,</p>

<p>• Taşınmazın tapu kaydı,</p>

<p>• Yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin sınırlamalar,</p>

<p>• Karşılıklılık veya özel kanuni kısıtlamalar,</p>

<p>• Tapu intikali için gerekli belgeler,</p>

<p>• Veraset ve intikal vergisi,</p>

<p>• Taşınmazın satılması veya ortaklığın giderilmesi,</p>

<p>• Mirasçılar arasında uyuşmazlık bulunup bulunmadığı.</p>

<p>Yabancı mirasçının Türkiye’de taşınmazı miras yoluyla edinmesi ile yabancının taşınmazı satın alması aynı hukuki işlem değildir. Miras yoluyla intikalde miras hukuku ve taşınmazın bulunduğu yer hukuku; satışta ise ayrıca yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin kurallar gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>6. Türk Hukukunda Miras Paylarının Belirlenmesi</strong></p>

<p>Mirasbırakanın Türk hukukuna tâbi olduğu durumlarda miras paylarının belirlenmesinde Türk Medeni Kanunu’nun miras hükümleri uygulanır. Sağ kalan eş, altsoy, ana ve baba zümresi, büyük ana ve büyük baba zümresi ile diğer mirasçılar bakımından kanuni mirasçılık sırası ve paylar dikkate alınır.</p>

<p>Mevcut mevzuat kaynağında Türk Medeni Kanunu’nun altsoy ve halefiyetle ilgili şu düzenlemesi yer almaktadır:</p>

<p><strong>Türk Medeni Kanunu – Altsoy ve Halefiyet Yoluyla Mirasçılık</strong></p>

<p><strong>Mirasbırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur.</strong></p>

<p><strong>Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar.</strong></p>

<p><strong>Mirasbırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.</strong></p>

<p>Bu düzenlemeye göre çocuklar arasında kural olarak eşitlik esastır. Mirasbırakandan önce ölen çocuğun altsoyu, belirli şartlarla onun yerine geçebilir. Böylece miras payının doğrudan yalnızca hayatta kalan çocuklar arasında değil, halefiyet ilişkisine göre altsoy dalları arasında da hesaplanması mümkün olur.</p>

<p>Ancak bu kural, her uluslararası miras uyuşmazlığında otomatik olarak uygulanmaz. Öncelikle mirasın Türk hukukuna tâbi olup olmadığı belirlenmelidir. Mirasbırakan yabancıysa ve miras ilişkisi yabancının millî hukukuna tâbi ise, miras payları bakımından yabancı hukukun kuralları farklı olabilir.</p>

<p>Örneğin bazı hukuk sistemlerinde eşin miras payı Türk hukukundan farklı düzenlenebilir; bazı sistemlerde evlatlık ilişkisi, evlilik dışı çocuk, mirastan çıkarma, vasiyetname ve saklı pay kuralları farklı olabilir. Bu nedenle yabancı hukukun uygulanması gereken hâllerde, o hukukun güncel metni ve gerektiğinde uzman hukukçu veya hukukî bilirkişi görüşü dosyaya sunulmalıdır.</p>

<p><strong>7. Mirasçılık Belgesi ve Uluslararası Miras İşlemleri</strong></p>

<p>Mirasçılık belgesi, mirasçıların kim olduğunu ve miras paylarını gösteren önemli bir belgedir. Türkiye’de düzenlenen mirasçılık belgesi, özellikle Türk vatandaşlarının Türkiye’deki miras işlemlerinde temel belge niteliğindedir. Ancak belgenin yurt dışında kullanılabilmesi için belgenin kullanılacağı ülkenin hukukuna göre ek işlemler gerekebilir.</p>

<p>Mirasçılık belgesi bakımından şu ayrım yapılmalıdır:</p>

<p>• Belgenin Türkiye’de düzenlenmesi: Türk makamları veya mahkemeleri önünde yürütülebilir.</p>

<p>• Belgenin yurt dışında kullanılması: Apostil, tercüme, tanıma veya yerel makam onayı gerekebilir.</p>

<p>• Yabancı ülkeden alınan mirasçılık belgesinin Türkiye’de kullanılması: Belgenin Türk makamlarınca kabulü için tanıma, tenfiz veya ilgili idari işlemler gündeme gelebilir.</p>

<p>• Mirasçılık sıfatının uyuşmazlık konusu olması: Mirasçılık belgesinin iptali veya yeni mirasçılık belgesi verilmesi davası açılabilir.</p>

<p>Görevli ve yetkili mahkeme bakımından, mirasın paylaşılması ve mirasçılar arasındaki bazı miras uyuşmazlıklarında mirasbırakanın son yerleşim yeri önem taşır.</p>

<p><strong>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu – Miras Davalarında Kesin Yetki</strong></p>

<p><strong>(1) Aşağıdaki davalarda, ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir:</strong></p>

<p><strong>a) Terekenin paylaşılmasına, yapılan paylaşma sözleşmesinin geçersizliğine, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine, miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasında terekenin yönetiminden kaynaklanan davalar.</strong></p>

<p><strong>b) Terekenin kesin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar.</strong></p>

<p><strong>(2) Terekede bulunan bir mal hakkında açılmak istenen istihkak davası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında mal nerede bulunuyorsa, orada da açılabilir.</strong></p>

<p><strong>(3) Mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda, mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.</strong></p>

<p>Bu hüküm, mirasın paylaşılması, miras sözleşmesinin geçersizliği, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisi gibi uyuşmazlıklarda mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesini esas almaktadır. Ancak uluslararası uyuşmazlıklarda yalnızca Türk hukukundaki yetki kuralına bakmak yeterli olmayabilir. Yabancı ülkede bulunan taşınmaz veya malvarlığı bakımından ilgili ülkenin mahkemeleri de kendisini yetkili görebilir.</p>

<p><strong>8. Mirasın Paylaşılması ve Terekenin Tasfiyesi</strong></p>

<p>Mirasın paylaşılması, mirasçıların tereke üzerindeki ortaklığının sona erdirilmesi ve her mirasçıya düşen mal veya değerin belirlenmesi işlemidir. Tereke birden fazla ülkede bulunuyorsa paylaşımın iki farklı boyutu olabilir:</p>

<p>1. Miras paylarının hesaplanması</p>

<p>2. Her ülkedeki malvarlığının fiilen intikal ettirilmesi veya satılması</p>

<p>Miras payları tek bir hukuka göre belirlense bile, malların fiilen devri farklı ülkelerin tapu, banka, şirket ve vergi kurallarına tabi olabilir. Örneğin Türkiye’deki taşınmazın intikali Türk tapu sistemi üzerinden yapılırken, İtalya’daki taşınmaz için İtalyan tapu ve vergi makamlarının prosedürü uygulanabilir.</p>

<p>Mirasçılar anlaşabiliyorsa, paylaşım sözleşmesi yaparak malların aralarında nasıl bölüştürüleceğini belirleyebilir. Ancak sözleşmenin geçerliliği, şekli ve uygulanacağı ülke bakımından ayrıca değerlendirme gerekir. Özellikle taşınmazların bulunduğu ülkede resmi şekil, noter veya tapu makamı önünde işlem yapılması zorunluluğu bulunabilir.</p>

<p>Mirasçılar anlaşamıyorsa şu yollar gündeme gelebilir:</p>

<p>• Terekenin tespiti,</p>

<p>• Mirasçılık belgesinin alınması,</p>

<p>• Mirasçılık belgesinin iptali,</p>

<p>• Terekenin paylaşılması davası,</p>

<p>• Ortaklığın giderilmesi,</p>

<p>• Vasiyetnamenin iptali,</p>

<p>• Tenkis davası,</p>

<p>• Miras sebebiyle istihkak davası,</p>

<p>• Yabancı mahkeme kararının tanınması veya tenfizi,</p>

<p>• Banka hesapları ve şirket payları için ayrı idari veya adli başvurular.</p>

<p>Terekenin tamamının tek bir dava dosyasında çözülebileceği varsayımı her zaman doğru değildir. Türkiye’deki taşınmazın paylaşımı Türkiye’de, yurt dışındaki taşınmazın paylaşımı ise taşınmazın bulunduğu ülkede yürütülebilir.</p>

<p><strong>9. Yabancı Hukukun Uygulanması</strong></p>

<p>Türk mahkemesi, uyuşmazlık bakımından yabancı hukukun uygulanması gerektiği sonucuna varırsa, yabancı hukukun içeriğinin belirlenmesi gerekir. Uygulamada yabancı hukukun metni, resmi tercümesi, konsolosluk belgeleri, uzman görüşü, hukukî bilirkişi raporu veya ilgili ülkenin resmi makamlarından alınan belgeler kullanılabilir.</p>

<p>Yabancı hukukun uygulanması gereken bir dosyada yalnızca “mirasbırakan yabancıydı” demek yeterli değildir. Şu hususlar belgelenmelidir:</p>

<p>• Mirasbırakanın ölüm tarihindeki vatandaşlığı,</p>

<p>• Varsa çifte vatandaşlık durumu,</p>

<p>• Son yerleşim yeri,</p>

<p>• Mirasbırakanın yabancı hukuktaki aile ve miras statüsü,</p>

<p>• Yabancı hukuka göre mirasçıların kim olduğu,</p>

<p>• Miras payları,</p>

<p>• Vasiyetnamenin geçerliliği,</p>

<p>• Saklı pay veya zorunlu mirasçılık kuralları,</p>

<p>• Mirasın kabulü veya reddi usulü,</p>

<p>• Yabancı ülkedeki taşınmaz veya banka işlemlerinin koşulları.</p>

<p>Yabancı hukuk belirsiz veya eksik sunulursa, yargılama uzayabilir. Mahkemenin yabancı hukuku araştırması gerekebilir. Tarafların da uygulanması gereken yabancı hukuku anlaşılır, güncel ve doğrulanabilir belgelerle ortaya koyması önemlidir.</p>

<p><strong>10. Vasiyetname ve Ölüme Bağlı Tasarruflar</strong></p>

<p>Vasiyetname, uluslararası miras uyuşmazlıklarında en çok sorun oluşturan konulardan biridir. Vasiyetnamenin yapıldığı ülke, mirasbırakanın vatandaşlığı, vasiyetnamenin düzenlenme tarihi, şekli ve mirasbırakanın ehliyeti birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>5718 sayılı Kanun bakımından:</p>

<p>• Ölüme bağlı tasarrufun şekli için kanunun ilgili şekil hükmü uygulanır.</p>

<p>• Mirasbırakanın millî hukukuna uygun düzenlenen ölüme bağlı tasarruflar da geçerli kabul edilebilir.</p>

<p>• Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti, tasarrufu yapan kişinin tasarruf tarihindeki millî hukukuna bağlanır.</p>

<p>Bu kurallar, vasiyetnamenin yalnızca Türkiye’de noter önünde yapılmasının gerekli olduğu anlamına gelmez. Yurt dışında düzenlenen bir vasiyetname, düzenlendiği ülkenin şekil şartlarına ve uygulanacak milletlerarası özel hukuk kurallarına uygunsa Türkiye’de dikkate alınabilir. Ancak vasiyetnamenin Türkiye’de uygulanabilmesi için tercüme, apostil, tanıma, tenfiz veya mahkeme incelemesi gerekebilir.</p>

<p>Vasiyetname bakımından ayrıca şu iddialar ileri sürülebilir:</p>

<p>• Vasiyetnamenin sahte olduğu,</p>

<p>• Mirasbırakanın vasiyetname düzenleme ehliyetinin bulunmadığı,</p>

<p>• İrade sakatlığı bulunduğu,</p>

<p>• Vasiyetnamenin zorla veya hileyle düzenlendiği,</p>

<p>• Şekil şartlarına uyulmadığı,</p>

<p>• Saklı payın ihlal edildiği,</p>

<p>• Vasiyetnamenin sonraki tarihli bir tasarrufla ortadan kaldırıldığı.</p>

<p>Bu iddiaların hangi hukuka göre değerlendirileceği, vasiyetnamenin türüne ve uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmelidir.</p>

<p><strong>11. Tanıma ve Tenfiz Sorunu</strong></p>

<p>Yabancı bir mahkeme veya makam tarafından verilen miras kararı, Türkiye’de her zaman doğrudan hüküm ve sonuç doğurmaz. Kararın Türkiye’de icra edilebilmesi veya Türk hukuk düzeninde kesin hüküm etkisi yaratabilmesi için tanıma veya tenfiz davası gerekebilir.</p>

<p>Tanıma, yabancı kararın Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil etkisinden yararlanmasını sağlar. Tenfiz ise yabancı mahkeme kararının Türkiye’de icra edilebilir hâle gelmesine yöneliktir.</p>

<p>Örneğin yabancı mahkeme:</p>

<p>• Mirasçılık sıfatını belirlemiş,</p>

<p>• Miras paylarını tespit etmiş,</p>

<p>• Bir taşınmazın mirasçılara bırakılmasına karar vermiş,</p>

<p>• Terekenin paylaşılması yönünde hüküm kurmuş,</p>

<p>• Mirasçıların banka hesabındaki haklarını belirlemiş olabilir.</p>

<p>Bu kararların Türkiye’de uygulanması için kararın kesinleşmiş olması, usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi, Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve ilgili diğer şartları taşıması aranabilir. Türk mahkemesi, yabancı kararın esasını yeniden yargılamaz; ancak tanıma veya tenfiz şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini inceler.</p>

<p>Yurt dışında bulunan Türk taşınmazları bakımından ise Türk mahkemelerinin kararları da yabancı ülkede otomatik olarak uygulanmayabilir. Türkiye’den alınan mirasçılık belgesi veya mahkeme kararı, taşınmazın bulunduğu ülkede yerel usule göre tanıtılmalıdır.</p>

<p><strong>12. Türk ve Yabancı Mirasın Karşılaştırılması</strong></p>

<p>Türk miras hukukunda altsoy bakımından çocuklar arasında eşitlik ilkesi kabul edilmiştir. Mirasbırakandan önce ölen çocuğun altsoyunun halefiyet yoluyla onun yerine geçmesi de düzenlenmiştir. Ancak yabancı hukuklarda bu sistemin farklı biçimde düzenlenmesi mümkündür.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>İnceleme Konusu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk Hukukunda Genel Yaklaşım</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yabancı Hukuk Bakımından</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Mirasçılık</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Kanuni mirasçılık ve ölüme bağlı tasarruf hükümleri uygulanır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Mirasbırakanın millî hukuku veya ilgili ülke hukuku uygulanabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Çocukların miras payı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Çocuklar eşit olarak mirasçıdır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Ülkeye göre eşitlik, cinsiyet, soybağı veya temsil kuralları farklılaşabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Halefiyet</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Önce ölen çocuğun altsoyu, kanuni şartlarla onun yerine geçer.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yabancı hukukun halefiyet hükümleri ayrıca araştırılır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türkiye’deki taşınmaz</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukuku uygulanır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yabancı mirasbırakanın millî hukuku taşınmaz bakımından doğrudan uygulanmayabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yurt dışındaki taşınmaz</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk mirasçılık belgesi gerekebilir; fiilî intikal yerel hukuka tabidir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Taşınmazın bulunduğu ülkenin tapu ve miras kuralları uygulanabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Vasiyetname</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk hukukundaki şekil ve ehliyet kuralları ile milletlerarası özel hukuk kuralları değerlendirilir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Düzenlendiği ülkenin şekil kuralları ve mirasbırakanın millî hukuku önem taşıyabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Mahkeme kararı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk mahkemesi kararı Türkiye’de uygulanır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Yabancı ülkede tanıma veya tenfiz gerekebilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Vergilendirme</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Türk vergi mevzuatı ve malvarlığının bulunduğu ülkenin vergi kuralları birlikte incelenir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="189">
   <p>Çifte vergilendirmeyi önleme sözleşmeleri önem taşıyabilir.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><br />
Bu karşılaştırma, yabancı miras hukukunun tek tip olmadığını göstermektedir. Her ülkenin mirasçılık, vasiyetname, saklı pay, eşin konumu, evlatlık, evlilik dışı çocuklar ve mirasın kabulü konusunda farklı kuralları olabilir. Bu nedenle belirli bir ülkenin hukuku hakkında değerlendirme yapılırken o ülkenin güncel mevzuatı ayrıca araştırılmalıdır.</p>

<p><strong>13. Mirasın Paylaşılmasında Vergi ve Harçlar</strong></p>

<p>Uluslararası miras işlemlerinde yalnızca miras hukuku değil, vergi hukuku da dikkate alınmalıdır. Türkiye’de bulunan malların miras yoluyla intikali veraset ve intikal vergisi bakımından sonuç doğurabilir. Yurt dışında bulunan mallar bakımından ise malın bulunduğu ülkenin vergi mevzuatı uygulanabilir.</p>

<p>Aynı miras unsuru bakımından iki ülkede vergi yükümlülüğü doğması mümkündür. Bu durumda:</p>

<p>• Mirasbırakanın vergi mukimliği,</p>

<p>• Mirasçının vergi mukimliği,</p>

<p>• Malın bulunduğu ülke,</p>

<p>• Taşınmazın bulunduğu ülke,</p>

<p>• Banka hesabının bulunduğu ülke,</p>

<p>• Türkiye ile ilgili ülke arasında çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması bulunup bulunmadığı,</p>

<p>• Verginin mirasbırakanın ölümüne mi, intikale mi, satışa mı bağlandığı,</p>

<p>incelenmelidir.</p>

<p>Taşınmazın miras yoluyla intikalinden sonra satılması hâlinde, miras yoluyla intikal vergisinden ayrı olarak satıştan doğan vergi sonuçları doğabilir. Mirasçılar taşınmazı satmadan önce vergi, tapu ve harç yükümlülüklerini hesaplamalıdır.</p>

<p>Yabancı ülkedeki banka hesabı veya taşınmaz için de o ülkenin miras vergisi, emlak vergisi, intikal harcı veya bildirim yükümlülüğü bulunabilir. Bu nedenle miras paylaşımı tamamlanmadan önce vergi danışmanı veya ilgili ülke hukukunu bilen uzmanla çalışılması yararlı olur.</p>

<p><strong>14. Mirasın Reddi ve Borçlardan Sorumluluk</strong></p>

<p>Miras, yalnızca malvarlığından değil, borçlardan da oluşabilir. Uluslararası miraslarda borçların hangi ülke hukukuna göre mirasçılara geçtiği, mirasın kabulü veya reddi için hangi sürenin uygulanacağı ve ret beyanının hangi makam önünde yapılacağı önemlidir.</p>

<p>Mirasbırakanın birden fazla ülkede borcu bulunabilir. Türkiye’de yapılan mirasın reddi beyanı, yabancı ülkedeki alacaklılar veya mahkemeler bakımından her zaman yeterli olmayabilir. Aynı şekilde yabancı ülkede yapılan miras reddi de Türkiye’deki miras işlemlerinde ayrıca tanınmaya veya değerlendirmeye tabi tutulabilir.</p>

<p>Mirasçılar mirası kabul etmeden önce şu hususları araştırmalıdır:</p>

<p>• Türkiye’deki banka borçları,</p>

<p>• Vergi borçları,</p>

<p>• Şirket borçları,</p>

<p>• Kredi ve ipotekler,</p>

<p>• Yurt dışındaki kredi ve vergi borçları,</p>

<p>• Devam eden davalar,</p>

<p>• Kefalet ve garanti yükümlülükleri,</p>

<p>• Taşınmaz üzerindeki rehin ve hacizler.</p>

<p>Mirasın reddi süresi ve usulü bakımından Türk hukuku ile yabancı hukuk farklı olabilir. Bu nedenle ölüm tarihinden itibaren sürelerin geçirilmemesi ve her ülkedeki ret işleminin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>15. Miras Ortaklığı ve Ortaklığın Giderilmesi</strong></p>

<p>Mirasçılar, mirasın paylaşımına kadar tereke üzerinde birlikte hak sahibi olabilirler. Mirasçılar arasında anlaşma sağlanamadığında, terekeye dâhil malların satılması, aynen bölünmesi veya bedelinin paylaştırılması gündeme gelebilir.</p>

<p>Türkiye’de bulunan bir taşınmaz bakımından ortaklığın giderilmesi davası açılabilir. Ancak mirasçılardan birinin yurt dışında bulunması, davanın tebligat ve temsil sürecini uzatabilir. Yabancı mirasçının adresinin tespiti, dava dilekçesinin tercümesi, uluslararası tebligat ve vekâletname işlemleri önem taşır.</p>

<p>Yurt dışındaki taşınmaz için ise Türkiye’deki ortaklığın giderilmesi kararı doğrudan uygulanmayabilir. Taşınmazın bulunduğu ülkenin mahkemesine veya ilgili tapu makamına başvurulması gerekebilir.</p>

<p>Mirasçılar anlaşarak paylaşım yapmak isterse, her ülkenin şekil şartları ve tapu prosedürleri kontrol edilmelidir. Türkiye’de imzalanan bir paylaşım sözleşmesinin yabancı ülkede uygulanabilmesi için apostil, tercüme ve tanıma işlemleri gerekebilir.</p>

<p><strong>16. Çifte Vatandaşlık ve Vatansızlık Hâlleri</strong></p>

<p>Mirasbırakanın çifte vatandaş olması, uygulanacak hukukun tespitini güçleştirebilir. Çifte vatandaş kişinin hangi vatandaşlık hukukuna bağlanacağı, ilgili milletlerarası özel hukuk kurallarına göre belirlenir. Kişinin fiilen yaşadığı ülke, sürekli ve gerçek yerleşim yeri, vatandaşlık bağlarının niteliği ve somut uyuşmazlığın türü önem kazanabilir.</p>

<p>Bir kişi hem Türk hem de başka bir devletin vatandaşıysa, Türk makamları önündeki işlemlerde Türk vatandaşlığının etkileri ayrıca incelenebilir. Ancak bu durum, her malvarlığı unsuru bakımından Türk hukukunun otomatik uygulanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Vatansız kişiler bakımından ise millî hukuk bağlantısı kurulamayabileceğinden, ikamet yeri veya başka bir bağlama kuralı gündeme gelebilir. Bu tür uyuşmazlıklarda kişinin statüsü, yerleşim yeri ve terekenin bulunduğu ülke ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır.</p>

<p><strong>17. Uygulamada Gerekli Belgeler</strong></p>

<p>Uluslararası miras işlemlerinde belge eksikliği, işlemlerin uzamasına ve ek masraflara neden olabilir. Dosyanın başlangıcında aşağıdaki belgelerin toplanması yararlı olur:</p>

<p>• Ölüm belgesi,</p>

<p>• Mirasbırakanın nüfus kayıt örneği,</p>

<p>• Pasaport ve vatandaşlık belgeleri,</p>

<p>• Çifte vatandaşlık belgeleri,</p>

<p>• Yerleşim yeri belgeleri,</p>

<p>• Mirasçılık belgesi,</p>

<p>• Vasiyetname veya miras sözleşmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Tapu kayıtları,</p>

<p>• Banka hesap bilgileri,</p>

<p>• Şirket ortaklık ve pay sahipliği belgeleri,</p>

<p>• Sigorta poliçeleri,</p>

<p>• Borç ve kredi belgeleri,</p>

<p>• Yabancı ülkeden alınan mahkeme veya noter kararları,</p>

<p>• Apostil şerhli belgeler,</p>

<p>• Yeminli tercümeler,</p>

<p>• Vekâletnameler,</p>

<p>• Vergi ve harç ödeme belgeleri.</p>

<p>Belgelerin hangi ülkede kullanılacağına göre apostil veya konsolosluk tasdiki gerekebilir. Her ülke aynı belge biçimini kabul etmediğinden, belge hazırlanmadan önce ilgili ülkenin resmi makamlarından güncel prosedür öğrenilmelidir.</p>

<p><strong>18. Uygulamada Karşılaşılan Başlıca Sorunlar</strong></p>

<p>Uluslararası miras paylaşımında en sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:</p>

<p><strong>18.1. Yanlış Hukukun Uygulanması</strong></p>

<p>Mirasçılar, mirasbırakanın Türk vatandaşı olması nedeniyle bütün mirasın Türk hukukuna göre paylaşılacağını düşünebilir. Oysa yurt dışındaki taşınmazlar veya terekenin bulunduğu ülkedeki paylaşım işlemleri bakımından yerel hukuk belirleyici olabilir.</p>

<p><strong>18.2. Vasiyetnamenin Tanınmaması</strong></p>

<p>Yurt dışında düzenlenen vasiyetnamenin Türkçe tercümesi yapılmış olsa bile, belgenin şekil şartlarına veya tanıma koşullarına uygun olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p><strong>18.3. Mirasçılık Belgesinin Yetersiz Kalması</strong></p>

<p>Türkiye’de alınan mirasçılık belgesi, yabancı ülkedeki tapu veya banka işlemi için tek başına yeterli olmayabilir. Yerel makamlar ek belge, mahkeme kararı veya probate işlemi talep edebilir.</p>

<p><strong>18.4. Tebligat Sorunları</strong></p>

<p>Yurt dışında yaşayan mirasçıların adreslerinin doğru bildirilmemesi veya uluslararası tebligat prosedürünün uygulanmaması, kararın sonradan tartışmalı hâle gelmesine neden olabilir.</p>

<p><strong>18.5. Vergi ve Bildirim Eksiklikleri</strong></p>

<p>Mirasçılar mirasın paylaşılmasıyla ilgilenirken vergi beyanı, taşınmaz bildirimi veya banka bildirimlerini ihmal edebilir. Bu durum gecikme faizi, vergi cezası veya işlem engeli doğurabilir.</p>

<p><strong>18.6. Miras Borçlarının Gözden Kaçırılması</strong></p>

<p>Yurt dışındaki borçların ve vergilerin araştırılmaması, mirasçıların beklenmeyen borçlarla karşılaşmasına yol açabilir.</p>

<p><strong>19. Hukuki Strateji ve İzlenecek Yol</strong></p>

<p>Uluslararası miras dosyalarında doğru strateji, dava açmadan önce kapsamlı bir tereke ve hukuk araştırması yapmaktır. Pratik olarak şu sıra izlenebilir:</p>

<p>1. Mirasbırakanın ölüm tarihi, vatandaşlığı ve son yerleşim yeri belirlenmelidir.</p>

<p>2. Terekeye dâhil tüm mallar ülke ve mal türü bakımından sınıflandırılmalıdır.</p>

<p>3. Türkiye’de bulunan taşınmazlar ile yurt dışındaki taşınmazlar ayrı dosyalanmalıdır.</p>

<p>4. Mirasçılık ilişkisi ve miras payları belirlenmelidir.</p>

<p>5. Vasiyetname, miras sözleşmesi veya başka ölüme bağlı tasarruflar araştırılmalıdır.</p>

<p>6. Mirasbırakanın borçları ve vergi yükümlülükleri tespit edilmelidir.</p>

<p>7. Her malvarlığı unsuru bakımından uygulanacak hukuk belirlenmelidir.</p>

<p>8. Yabancı hukukun güncel ve resmi belgeleri temin edilmelidir.</p>

<p>9. Türkiye’deki mirasçılık belgesi veya dava süreci başlatılmalıdır.</p>

<p>10. Yurt dışındaki taşınmaz, banka ve şirket işlemleri için yerel hukuk prosedürü yürütülmelidir.</p>

<p>11. Gerekirse yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tanınması veya tenfizi talep edilmelidir.</p>

<p>12. Vergi ve harç yükümlülükleri yerine getirilmelidir.</p>

<p>Bu işlemlerin tek bir ülkede yürütülmesi çoğu zaman mümkün değildir. Türkiye’de bir miras hukuku avukatı ile malvarlığının bulunduğu ülkelerde görev yapan yerel hukukçular arasında koordinasyon kurulması gerekebilir.</p>

<p><strong>20. Sonuç</strong></p>

<p>Yurt dışında bulunan kişilerin mirasının paylaşılması veya yabancıların Türkiye’deki mirasının intikali, birden fazla hukuk sisteminin kesiştiği karmaşık bir alandır. Mirasbırakanın vatandaşlığı, son yerleşim yeri, terekenin bulunduğu ülke, malın taşınır veya taşınmaz olması, vasiyetnamenin şekli ve mirasçıların durumu birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Türkiye’de temel yaklaşım, mirasın kural olarak ölenin millî hukukuna tâbi olmasıdır. Bununla birlikte Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukuku uygulanır. Mirasın açılması, kazanılması ve paylaşılması bakımından terekenin bulunduğu ülke hukuku da önem taşır. Bu nedenle aynı tereke içerisinde yer alan farklı mallar bakımından farklı hukukların uygulanması mümkündür.</p>

<p>Türk hukukunda çocukların eşit mirasçılığı ve halefiyet yoluyla mirasçılık gibi kurallar bulunurken, yabancı hukuk sistemlerinde farklı miras payları, vasiyetname kuralları, eşin miras hakkı, saklı pay ve mirasın reddi düzenlemeleri olabilir. Bu nedenle yabancı miras hukukunun uygulanması gereken dosyalarda ilgili ülke hukukunun güncel ve güvenilir biçimde ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Mirasçılık belgesi almak, mirasın bütün ülkelerde otomatik olarak paylaşılacağı anlamına gelmez. Türkiye’de verilen belge yurt dışında; yurt dışında verilen karar veya belge de Türkiye’de tanıma, tenfiz, apostil, tercüme ve yerel idari işlem gerektirebilir. Özellikle taşınmazlar bakımından malın bulunduğu ülkenin tapu ve mahkeme sistemi belirleyici olabilir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak, uluslararası mirasın paylaşımında önce uygulanacak hukuk, sonra görevli ve yetkili makam, ardından belge, vergi ve intikal prosedürü belirlenmelidir. Tereke ülkeler arasında bölünmüşse, her ülke bakımından ayrı fakat koordineli bir hukuki süreç yürütülmelidir.</strong></p>

<p><strong>Sonuç / Özet</strong></p>

<p>• Mirasbırakanın yabancı olması, bütün mirasa otomatik olarak yabancı hukukun uygulanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>• Türk vatandaşı bir kişinin yurt dışındaki mirası bakımından malın bulunduğu ülkenin hukuku ve Türk milletlerarası özel hukuk kuralları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>• Yabancı bir kişinin Türkiye’de bulunan taşınmazları bakımından Türk hukuku önem taşır.</p>

<p>• Türkiye’de alınan mirasçılık belgesi, yurt dışında her zaman doğrudan uygulanamaz.</p>

<p>• Yabancı ülkeden alınan miras kararlarının Türkiye’de kullanılabilmesi için tanıma veya tenfiz gerekebilir.</p>

<p>• Tereke, taşınmaz, banka hesabı, şirket payı ve diğer malvarlığı unsurları bakımından ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p>• Miras paylaşımı öncesinde borçlar, vergiler, vasiyetname, tapu kayıtları ve mirasçıların tamamı araştırılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milletlerarasi-miras-hukukunda-mirasin-paylasilmasi-turk-vatandaslarinin-yurt-disindaki-miraslari-ve-yabancilarin-turkiyedeki-miraslari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/terazi/terazks.jpg" type="image/jpeg" length="82268"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6100 Sayılı HMK’da Katı Şekilciliğin Mahkemeye Erişim Hakkını İhlali ve Doktrinel Yaklaşımlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6100-sayili-hmkda-kati-sekilciligin-mahkemeye-erisim-hakkini-ihlali-ve-doktrinel-yaklasimlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6100-sayili-hmkda-kati-sekilciligin-mahkemeye-erisim-hakkini-ihlali-ve-doktrinel-yaklasimlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu çalışma, Türkiye’de HMK’nın uygulamadaki şekilci yönlerinin adalete erişim hakkını nasıl sınırladığını inceler. Öncelikle HMK’daki temel şekil kuralları ve son yıllardaki değişiklikler özetlenir; ardından doktrinde ortaya konan eleştiriler, adli yardım ve dezavantajlı grupların durumuna ilişkin ampirik bulgular ile Anayasa Mahkemesi ve baro/akademik çevrelerin değerlendirmeleri tartışılır. Son bölümde, şekilcilikten kaynaklanan engelleri hafifletecek reform ve uygulama önerileri sunulmaktadır.</p>

<p><strong>Giriş </strong></p>

<p><strong>Sorun ve Önemi</strong></p>

<p>Adalete erişim, demokratik hukuk devletinin temel taşlarından biridir. Somut olarak mahkemeye ulaşma, davanın etkin olarak görülmesi, kararın icrası ve kararın uygulanabilir olması bu hakkın boyutlarını oluşturur. Ancak uygulama açısından usul kurallarının (şekil kurallarının) aşırı katı veya karmaşık olması, fiilen hak aramayı zorlaştırabilmektedir. Bu durum sadece bireysel mağduriyete yol açmakla kalmaz; hukuka güven duygusunu ve hukukun etkinliğini de zayıflatır. Bu bağlamda HMK’nın şekilci uygulamalarının değerlendirilmesi hem akademik hem de politika yapıcılar için öncelikli bir meseledir. (<a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3930916?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Mahkemeye Erişim Hakkının Anayasa Mahkemesi ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>HMK’da şekilcilik: kısa tanım ve son değişikliklerin etkisi</strong></p>

<p>HMK (6100 sayılı Kanun) ile yargılama süreçlerine birçok şekli düzenleme getirilmiş; süreler, dava dilekçesi şekli, tebligat-usulü, kesin yetki kuralları ve istinaf/temyiz prosedürleri gibi konularda ayrıntılı hükümler konulmuştur. 2020 ve çevresinde yapılan değişikliklerle bazı kurallar yeniden düzenlenmiş; uygulamada ise bir kısım değişikliğin şekilci yaklaşımı güçlendirdiği ve erişimi zorlaştırdığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Özellikle 2020’deki düzenlemelerin, uygulamada yeni karmaşıklıklar ve hak arama yollarında belirsizlikler yarattığı vurgulanmaktadır. (<a href="https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-hukuk-muhakemeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-7251-sayili-kanun-hakkinda-degerlendirme-1938?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="hukuk muhakemeleri kanunu'nda değişiklik yapılmasına ...">Türkiye Barolar Birliği Dergisi</a>)</p>

<p><strong>Doktrindeki ana tartışma başlıkları</strong></p>

<p><strong>1. Şekil vs. öz (formalizm–materializm)</strong>: Bazı yazarlar HMK’daki ayrıntılı şekil şartlarının hukukun öngörülebilirliğini ve usul disiplinini sağladığını savunurken; diğerleri bu kuralların soyut bir “usul güvenliği” sağlamaktan çok, pratikte hak aramayı zorlaştırdığını ileri sürer. Doktrindeki bir kesim, şekilsel gerekliliklerin olumlu işlevlerine atıf yaparken, aşırı katılığın adalete erişimi daralttığını vurgular. (<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/981653?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU'NUN TADİLİ İHTİYACI ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>2. Süreler ve tebligat sorunu</strong>: HMK’da öngörülen kısa süreler, eksik veya yanlış tebligat hâlinde hakkın kaybedilmesine yol açabileceği gibi, avukat olmayan veya hukuki bilgisi sınırlı olan vatandaş için davayı takip etmeyi zorlaştırır. Bu noktada adli yardım ve kolaylaştırıcı mekanizmaların yetersizliği eleştiri konusudur. (<a href="https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Adalete_Erisim_Icin_Yerelden_Oneriler.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Adalete Erişim İçin Yerelden Öneriler">TESEV</a>)</p>

<p><strong>3. Hak arama yollarının karmaşıklığı</strong>: Özellikle tüketici hukuku, arabuluculuk, tahkim seçenekleri ve mahkemeye başvuru yollarının iç içe geçtiği alanlarda düzenlemelerin basit, erişilebilir ve yönlendirici olması gerekir. Doktrinde, karmaşık düzenlemelerin sıradan vatandaşın hangi yolu izleyeceğini karmaşıklaştırdığı ve bunun sonuçta erişimi azalttığı görüşü yaygındır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Dezavantajlı grupların etkilenişi</strong>: Kadınlar, engelliler, kırsal kesimdekiler ve ekonomik yönden dezavantajlılar için şekilsel engellerin daha ağır sonuçlar doğurduğu; hukuki okuryazarlık eksikliği, ulaşım ve tebligat sorunları, adli yardım hususundaki pratik zorlukların bir arada olmasının engelleri katladığı belirtilir. Bu hususlar çeşitli sivil toplum raporlarında ve akademik çalışmalarda vurgulanmıştır. (<a href="https://adaleteerisim.org/core/public/uploads/yarg%C4%B1-uygulamalar%C4%B1n%C4%B1n-haritaland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-raporu%28tasar%C4%B1m%29.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Türkiye'de Dezavantajlı Grupların Adalete Erişim Sorunu">adaleteerisim.org</a>)</p>

<p><strong>Uygulama örnekleri ve ampirik bulgular</strong></p>

<p><strong>- Adli yardım ve uygulama boşlukları</strong>: Medeni yargıda adli yardımın kapsamı, uygulama kolaylığı ve HMK uyumu konularında yerel raporlar, adli yardım mekanizmalarının pratikte yeterince erişilebilir olmadığını göstermektedir. Bu durum, özellikle maddi imkânı kısıtlı kişilerin usul kuralları karşısında savunmasız kalmasına yol açmaktadır. (<a href="https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Adalete_Erisim_Icin_Yerelden_Oneriler.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Adalete Erişim İçin Yerelden Öneriler">TESEV</a>)</p>

<p><strong>- Dezavantajlı grupların haritalanması</strong>: 2023–2024 dönemine ait sivil toplum çalışmaları, dezavantajlı grupların karşılaştığı hukuki ve toplumsal engelleri haritalamış; şekli engellerin (usul süreleri, tebligat, dilekçe şekli) en azından eşitlikçi bir yaklaşım gözetilerek sadeleştirilmesi gerektiğini raporlamıştır. (<a href="https://adaleteerisim.org/core/public/uploads/yarg%C4%B1-uygulamalar%C4%B1n%C4%B1n-haritaland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-raporu%28tasar%C4%B1m%29.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Türkiye'de Dezavantajlı Grupların Adalete Erişim Sorunu">adaleteerisim.org</a>)</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi ve yüksek mahkemeler perspektifi</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı organları, mahkemeye erişim hakkının kapsamı ve mahkeme önünde etkin korunma ilkesi üzerine kararlar yayınlamış; mahkemeye erişim hakkının sadece dava açma değil, etkili sonuç alma ve kararın uygulanabilmesi boyutlarını da içerdiği tekrarlanmıştır. Bu yargısal içtihatların ışığında şekil kurallarının yorumu ve uygulanmasında insan hakları odaklı hassasiyet gerektiği belirtilmektedir. Uygulamada ise aşırı formalizmin hak arama özgürlüğünü daraltmaması gerektiği yönünde doktrinsel çağrılar bulunmaktadır. (<a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3930916?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Mahkemeye Erişim Hakkının Anayasa Mahkemesi ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>Eleştirilerin özeti — neden “erişimi zorlaştırıyor”?</strong></p>

<p><strong>1. Bilgi asimetrisi</strong>: Şekil ve usul kurallarını bilen avukatla bilmeyen sıradan vatandaş arasındaki bilgi farkı, hak kayıplarına neden olabilir.</p>

<p><strong>2. Zaman ve maliyet</strong>: Kısa süreler, sık usul hataları ve düzeltme imkanlarının sınırlılığı, davanın maliyetini ve karmaşıklığını arttırır; bu da maddi yönden zayıf tarafları caydırır.</p>

<p><strong>3. Bürokratik engeller</strong>: Karmaşık dilekçe şekilleri, elektronik başvuru uygulamalarının sınırlılıkları veya tebligat sorunları somut engeller yaratır.</p>

<p><strong>4. Hukuki güvencenin fiili zayıflığı</strong>: Teorik olarak korunan hakların fiilen kullanılabilir olmaması, adaletin meşruiyetine zarar verir. Bu başlıklar akademik ve sivil toplum raporlarında ortak eleştiri konusudur. (<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/981653?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU'NUN TADİLİ İHTİYACI ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>Reform ve politika önerileri</strong></p>

<p>Aşağıdaki öneriler, literatürde sıkça dile getirilen ve uygulamada esneklik sağlayabilecek adımları özetlemektedir:</p>

<p><strong>1. Usulü sadeleştirme ve önceliklendirme</strong>: Özellikle tüketici ve küçük alacak davalarında dilekçe ve takip süreçlerinin basitleştirilmesi; zorunlu arabuluculuk/alternatif çözüm yollarının erişilebilir kılınması. (Lexpera Blog)</p>

<p><strong>2. Sürelerde esneklik ilkesi ve hakkaniyetçi yorum</strong>: Sürelerin katı uygulanmasında hakimlerin daha geniş takdir yetkisine sahip olmasına imkân veren düzenlemeler; tebligat eksikliğinde düzeltme yollarının öngörülmesi. (<a href="https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-hukuk-muhakemeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-7251-sayili-kanun-hakkinda-degerlendirme-1938?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="hukuk muhakemeleri kanunu'nda değişiklik yapılmasına ...">Türkiye Barolar Birliği Dergisi</a>)</p>

<p><strong>3. Adli yardımın güçlendirilmesi ve yerelden erişim çözümleri</strong>: Adli yardım kapsamının genişletilmesi, yerel düzeyde başvuru merkezleri, mobil hak arama birimleri ve elektronik başvuru kolaylıkları. (<a href="https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Adalete_Erisim_Icin_Yerelden_Oneriler.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Adalete Erişim İçin Yerelden Öneriler">TESEV</a>)</p>

<p><strong>4. Hukuki okuryazarlığın artırılması</strong>: Basit rehberler, örnek dilekçe bankaları, adliyelerde yeterli yönlendirme (özellikle kırsal ve dezavantajlı gruplar için). (<a href="https://adaleteerisim.org/core/public/uploads/yarg%C4%B1-uygulamalar%C4%B1n%C4%B1n-haritaland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-raporu%28tasar%C4%B1m%29.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Türkiye'de Dezavantajlı Grupların Adalete Erişim Sorunu">adaleteerisim.org</a>)</p>

<p><strong>5. Yargısal içtihadın yönlendirici kullanımı</strong>: Yargıtay ve AYM düzeyinde, şekilsel usul konularında uygulamada birlik sağlamak üzere açıklayıcı içtihat politikalarının benimsenmesi. (<a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3930916?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="Mahkemeye Erişim Hakkının Anayasa Mahkemesi ...">DergiPark</a>)</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>HMK’nın taşıdığı şekil kuralları hukuki düzenin öngörülebilirliği ve usul düzeni açısından önemli işlevler üstlenir. Ancak doktrindeki ve saha çalışmalarındaki ortak bulgu, bu kuralların <strong>aşırı katı</strong> veya <strong>karmaşık</strong> uygulamalarının vatandaşların adalete erişimini fiilen zorlaştırdığı yönündedir. Her usul kuralı katı şekilci olarak yorumlanmasa da çalışmanın ana fikri, 6100 Sayılı HMK’da bir bütün olarak katı şekilci bir tutum benimsenmek suretiyle vatandaşların adalete erişiminin zorlaştırıldığı yönündedir. Kanun koyucu, yasa çalışmaları sürecinde, tamamen metodik bir perspektifle yaklaşmamalı, vatandaşların yargı yoluna başvururken yaşadıkları maddi- manevi zorlukları, psikolojik olarak yıpranmış durumlarını göz önünde bulundurmalıdır. Yargı sistemi, katı kurallarla vatandaşı boğmamalıdır. Hak ihlalini tespit amacıyla başvurulan yüksek yargı mercii olan Anayasa Mahkemesi’nin, bireysel başvurulardaki katı şekilci tutumunun hak ihlaline sebebiyet vermesi başlı başına hukuk sistemimizdeki çelişkili durumlardandır. Mahkemeye erişimin sağlanması yalnızca hukuki normların varlığı değil, bu normların vatandaşın günlük koşullarına uygun şekilde yorumlanması ve uygulanması ile mümkündür. Hak arama yolları ve başvurular olabildiğince basitleştirilmelidir. Başvuru kabul şartları esnekleştirilmelidir. Vatandaşların gündelik hayatın koşturmacasında birçok sorumlulukla mücadele ettiği göz önünde bulundurulup, daha empatik bir bakış açısıyla yaklaşılmalıdır. Adli yardımın kapsamı genişletilmeli ve prosedür basitleştirilmelidir. Bu nedenle hem mevzuat düzeyinde sadeleştirme ve esneklik getirecek düzenlemeler hem de uygulama düzeyinde adli yardım, hukuki okuryazarlık ve yargısal duyarlılık politikaları bütüncül bir yaklaşımla hayata geçirilmelidir. (<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/981653?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" title="HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU'NUN TADİLİ İHTİYACI ...">DergiPark</a>)</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI"><img alt="Av. Vefa VARLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/03/vefa-varli-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI">Av. Vefa VARLI</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· Anayasa Mahkemesi. <i>Adil yargılanma hakkı — Karar Özetleri.</i> Anayasa Mahkemesi Yayını. (Derleme ve karar özetleri). Erişim: Anayasa Mahkemesi yayın kataloğu. </span><a href="https://www.anayasa.gov.tr/media/8996/adil_yargilanma_hakki_karar_ozetleri.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/usulsuz-tebligat-dosyaya-vekalet-sunarak-ihaleden-haberdar-olma" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. <strong>E.2018/12-411</strong> (Tebligat usulü ve tebligattan haberdar olma durumunun etkisi)</span></a><span style="color:#999999">. Karar özeti ve değerlendirmeler. (İçtihat örneği). </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/usulsuz-tebligat-dosyaya-vekalet-sunarak-ihaleden-haberdar-olma" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/usulsuz-tebligat-dosyaya-vekalet-sunarak-ihaleden-haberdar-olma)</span></a></strong></p>

<p><span style="color:#999999">· Türkiye Barolar Birliği. <i>Adli Yardım Yönetmeliği (Güncel metin).</i> (Barolar Birliği düzenlemesi; adli yardım büroları, temsilci atamaları ve uygulama esasları). (2024 metin güncellemesi). </span><a href="https://d.barobirlik.org.tr/mevzuat/avukata_ozel/yonetmelikler/2012/adli_yardim_yon_2024.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Baro Birlik+1</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· DergiPark (akademik makale). “Adalete Erişim Hakkı Çerçevesinde Bir İnceleme”. (2024). (Adalete erişim kapsamı, dezavantajlı gruplar ve erişim engelleri üzerine akademik analiz). </span><a href="https://dergipark.org.tr/tr/pub/akdhfd/issue/85841/1463542?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">DergiPark</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Yılmaz, E. “Hukuk Muhakemeleri Kanununun Getirdikleri” (HMK değerlendirmesi). DergiPark, 2011. (HMK’nın getirdiği yenilikler ve uygulamadaki etkiler). </span><a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/397839?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">DergiPark</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· CEID / İlgili sivil toplum raporu. <i>Adalete Erişimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği — Haritalama ve Değerlendirme Raporu.</i> (Adli yardım, yerel uygulamalar ve dezavantajlı gruplara erişim haritalaması). </span><a href="https://ceidizler.ceid.org.tr/dosya/adalete-erisim-genis-ozetsonpdf.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">CEİD İzler</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Adalet Bakanlığı / Mağdur Bilgi Portalı. <i>Adli Yardım uygulamaları ve e-devlet üzerinden adli yardım başvuru duyuruları.</i> (Uygulama örnekleri ve erişim kolaylaştırma adımları). </span><a href="https://magdur.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/adli-yardim-basvuru-formu-e-devlet-uzerinden-erisime-acildi23082021084359?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">magdur.adalet.gov.tr</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Yetim, S. “Yargı Kararlarına Erişim Hakkı” (makale). DergiPark. (Yargı kararlarının erişilebilirliği ve şeffaflık yaklaşımları). </span><a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/155561?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">DergiPark</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6100-sayili-hmkda-kati-sekilciligin-mahkemeye-erisim-hakkini-ihlali-ve-doktrinel-yaklasimlar-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 17:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/terazi.jpg" type="image/jpeg" length="31721"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Müteahhidin Geç Teslimi Arsa Sahibinin Hakları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesinde-muteahhidin-gec-teslimi-arsa-sahibinin-haklari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesinde-muteahhidin-gec-teslimi-arsa-sahibinin-haklari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Müteahhidin Geç Teslimi Arsa Sahibinin Hakları</strong></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, arsa sahibinin arsasını yükleniciye devretmesi; yüklenicinin ise bunun karşılığında bağımsız bölümler inşa ederek belirli bir kısmını arsa sahibine teslim etmesi esasına dayanır. Bu sözleşmelerin en kritik unsurlarından biri teslim süresidir. Müteahhidin inşaatı sözleşmede kararlaştırılan tarihte tamamlayıp teslim etmemesi, temerrüt (gecikme) sonucunu doğurur ve arsa sahibine hem kanundan hem de sözleşmeden kaynaklanan önemli haklar tanır.</p>

<p>Bu yazıda, müteahhidin süresinde teslim yapmaması halinde arsa sahibinin ileri sürebileceği temel hukuki talepler ayrıntılı olarak incelenmektedir.</p>

<p><strong>1. Gecikme Nedeniyle Kira Tazminatı</strong></p>

<p>Müteahhidin en sık karşılaştığı sorumluluklardan biri kira tazminatıdır. İnşaat zamanında teslim edilmediğinde arsa sahibi, kullanabileceği veya kiraya verebileceği bağımsız bölümden mahrum kalır. Bu nedenle uğradığı kira kaybını yükleniciden talep edebilir.</p>

<p><strong>Kira bedeli nasıl belirlenir?</strong></p>

<p>İki ihtimal vardır:</p>

<p>- Sözleşmede kira bedeli belirlenmişse: Tarafların kararlaştırdığı aylık tutar uygulanır.</p>

<p>- Belirlenmemişse: Mahkeme, bilirkişi aracılığıyla taşınmazın bulunduğu bölgedeki emsal rayiç kira bedelini tespit eder.</p>

<p>Örneğin teslim tarihi 1 Ocak 2025 iken bina 1 Ocak 2026'da teslim edilmişse, arsa sahibi 12 aylık rayiç kira bedelini isteyebilir.</p>

<p><strong>2. Gecikme Cezası (Cezai Şart)</strong></p>

<p>Birçok kat karşılığı inşaat sözleşmesinde şu tür hükümler yer alır:</p>

<p>“Yüklenici, teslimin geciktiği her gün için 5.000 TL cezai şart ödemeyi kabul eder.”</p>

<p>Bu düzenleme, cezai şart olarak adlandırılır ve sözleşmesel bir güvencedir.</p>

<p><strong>Kira tazminatı ile birlikte istenebilir mi?</strong></p>

<p>Evet. Eğer sözleşmede “cezai şart kira tazminatı yerine geçer” şeklinde açık bir hüküm bulunmuyorsa, uygulamada çoğu durumda arsa sahibi hem:</p>

<p>- gecikme nedeniyle kira tazminatını,</p>

<p>- hem de sözleşmede düzenlenen cezai şartı</p>

<p>birlikte talep edebilir. Ancak her somut olayda sözleşmenin lafzı ve taraf iradesi ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>3. Eksik ve Kusurlu İşlerin Tamamlatılması</strong></p>

<p>Gecikme çoğu zaman yalnızca süre aşımıyla sınırlı değildir. İnşaat eksik bırakılmış veya teknik şartnameye aykırı imal edilmiş olabilir.</p>

<p>Bu durumda arsa sahibinin önemli hakları bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Nama ifa talebi</strong></p>

<p>Mahkemeden alınacak izinle arsa sahibi, eksik işleri başka bir yükleniciye yaptırabilir. Bu yöntem hukukta nama ifa olarak adlandırılır.</p>

<p>Süreç genel olarak şöyledir:</p>

<p>1. Eksik işler bilirkişi tarafından tespit edilir.</p>

<p>2. Mahkemeden tamamlama yetkisi istenir.</p>

<p>3. İşler üçüncü kişiye yaptırılır.</p>

<p>4. Yapılan masraflar asıl yükleniciden tahsil edilir.</p>

<p><strong>Kusurlu imalatlar</strong></p>

<p>Eksik işlerden ayrı olarak; hatalı izolasyon, ayıplı tesisat, standart dışı malzeme gibi kusurlu imalatların giderim bedeli de yükleniciden talep edilebilir.</p>

<p><strong>4. Sözleşmenin Feshi veya Sözleşmeden Dönme</strong></p>

<p>Müteahhidin ağır gecikmesi her zaman tazminatla çözülemeyebilir. Bazı durumlarda arsa sahibi sözleşmeyi sona erdirme hakkına da sahiptir.</p>

<p><strong>A. Geriye etkili fesih (Sözleşmeden dönme)</strong></p>

<p>İnşaat henüz başlangıç aşamasındaysa veya ekonomik amacına ulaşacak seviyeye gelmemişse, sözleşmeden dönme gündeme gelebilir.</p>

<p>Sonuçları şunlardır:</p>

<p>- Müteahhide devredilen tapuların iadesi istenir.</p>

<p>- Taraflar aldıklarını geri verir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Yüklenici, hak ettiği ölçüde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talepte bulunabilir.</p>

<p><strong>B. İleriye etkili fesih</strong></p>

<p>İnşaat büyük ölçüde tamamlanmışsa, sözleşmenin tamamen geçmişe etkili kaldırılması hakkaniyete uygun olmayabilir.</p>

<p>Bu durumda:</p>

<p>- Yüklenici tamamladığı iş oranında hak kazanır.</p>

<p>- Hak ettiği bağımsız bölüm veya arsa payı korunabilir.</p>

<p>- Tamamlanmayan kısımlar üzerindeki haklar arsa sahibinde kalır.</p>

<p>Yargısal uygulamada, inşaatın gerçekleşme oranı ve ekonomik tamamlanmışlık seviyesi büyük önem taşır; tek başına belirli bir yüzde her olay için kesin kural değildir.</p>

<p><strong>5. Müspet ve Menfi Zarar Tazmini</strong></p>

<p>Tazminat talepleri yalnızca kira kaybıyla sınırlı değildir. Arsa sahibinin uğradığı zarar, sözleşmenin devam edip etmemesine göre farklı nitelik kazanabilir.</p>

<p><strong>Müspet zarar</strong></p>

<p>Sözleşme ayakta kalırken talep edilen zarardır. Amaç, arsa sahibini sözleşme gereği zamanında teslim gerçekleşmiş olsaydı bulunacağı ekonomik duruma getirmektir.</p>

<p>Buna örnek olarak:</p>

<p>- kira kaybı,</p>

<p>- taşınmazın geç tesliminden doğan gelir kaybı,</p>

<p>- ispatlanabilen diğer ekonomik zararlar</p>

<p>gösterilebilir.</p>

<p><strong>Menfi zarar</strong></p>

<p>Sözleşme feshedildiğinde gündeme gelir. Amaç, arsa sahibini bu sözleşmeyi hiç yapmamış olsaydı bulunacağı duruma yaklaştırmaktır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>- yapılan noter ve hukuki masraflar,</p>

<p>- proje nedeniyle katlanılan giderler,</p>

<p>- kaçırılan başka bir yükleniciyle sözleşme yapma fırsatından doğan zararlar</p>

<p>uygun şartlarda talep konusu olabilir.</p>

<p><strong>Arsa Sahibinin Dava Açmadan Önce Yapması Gerekenler</strong></p>

<p>Hak kaybı yaşamamak için gecikmenin belgelenmesi büyük önem taşır. Özellikle şu belgelerin korunması önerilir:</p>

<p>- Kat karşılığı inşaat sözleşmesi</p>

<p>- Teslim tarihini gösteren protokoller</p>

<p>- Tapu kayıtları</p>

<p>- Ruhsat ve yapı kullanma izin belgeleri</p>

<p>- Eksik işleri gösteren fotoğraf ve videolar</p>

<p>- İhtarname ve yazışmalar</p>

<p>- Emsal kira araştırmaları</p>

<p>Çoğu uyuşmazlıkta dava öncesinde noter aracılığıyla gönderilecek temerrüt ihtarnamesi, ispat açısından önemli bir delil oluşturur.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde teslim süresine uyulmaması, arsa sahibine yalnızca tek bir talep değil, birbirinden bağımsız ve birlikte kullanılabilen çeşitli hukuki haklar sağlar. Gecikme nedeniyle kira tazminatı, sözleşmedeki cezai şart, eksik ve kusurlu işlerin bedeli, nama ifa, sözleşmenin feshi ile müspet veya menfi zararların tazmini bunların başlıcalarıdır.</p>

<p>Her uyuşmazlıkta sözleşmenin hükümleri, teslim tarihi, inşaatın gerçekleşme oranı ve tarafların davranışları farklı sonuçlar doğurabileceğinden, dava stratejisinin somut olaya göre belirlenmesi büyük önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ"><img alt="Av. Emrah GOLGİYAZ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ">Av. Emrah GOLGİYAZ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesinde-muteahhidin-gec-teslimi-arsa-sahibinin-haklari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/terazi/bina-ev-sozlemsd.jpg" type="image/jpeg" length="52824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2025/4520 E., 2026/265 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 16.01.2026 tarihli, 2025/4520 E., 2026/265 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/4520 E., 2026/265 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:İnfaz Hakimliği<br />
SAYISI: 2024/1797 (E), 2024/... (K)<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>Kasten yaralama suçundan ... 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 21.12.2022 tarihli ve 2021/411 Esas, 2022/608 Karar sayılı kararı ile 3 yıl 4 ay hapis cezasına hükümlü ...'ın, bu cezasının infazı sırasında, koşullu salıverilme tarihine kadar kalan süresinin denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına dair ... İnfaz Hâkimliğinin 31.01.2024 tarihli ve 2024/786 Esas, 2024/820 Karar sayılı kararını müteakip, hükümlünün yasal süre içerisinde denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurmadığından bahisle hakkında verilen denetimli serbestlik kararının kaldırılmasına, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 105/A-6-a maddesi uyarınca açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine ilişkin ... İnfaz Hâkimliğinin 09.09.2023 tarihli ve 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı kararı ile ilgili olarak;</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 29.05.2025 tarihli ve ... sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.06.2025 tarihli ve 2025/70031 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü;</p>

<p><br />
<strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.06.2025 tarihli ve 2025/70031 sayılı kanun yararına bozma isteminin;<br />
"... İnfaz Hâkimliğinin 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı karar tarihinin 09.09.2023 olarak gösterilmiş olmasının yazım hatasından kaynaklanan maddi hatta niteliğinde olduğu ve mahallinde alınacak ek karar ile düzeltilebileceği gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>... İnfaz Hâkimliğinin 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı kararı ile hükümlünün yasal süre içerisinde denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurmadığından bahisle hükümlü hakkında verilen denetimli serbestlik kararının kaldırılmasına ve hükümlünün 5275 sayılı Kanun'un 105/A-6-a maddesi uyarınca açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilmiş ise de,<br />
Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28.06.2024 tarihli ve 2024/4104 Esas, 2024/4805 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olayda, ... Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve hükümlünün 05.02.2024 tarihine kadar ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne müracaat etmesi gerektiğine dair 31.01.2024 tarihli ve 2024/78 sayılı Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne Nakil ve Tebliğ Tebellüğ Belgesine göre, yabancı uyruklu olan hükümlünün serbest bırakılmayıp, aynı tarihte idari işlemler için Jandarma personeline teslim edildiği ve teslim alının hükümlünün ... İl Göç İdaresine götürüldüğü, İl Göç İdaresinin 01.02.2024 tarihli kararı ile sınırdışı edilmesine, ayrıca hakkında 6 ay süreyle idari gözetim kararı uygulanmasına karar verildiği ve Geri Gönderme Merkezine götürüldüğü anlaşılmakla, iradesi dışında hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etme imkanının fiilen imkansız olması nedeniyle, karar tarihi itibariyle yabancı uyruklu hükümlü hakkında yapılan idari işlemlerin sonucu araştırılarak sonucuna göre hükümlünün hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir."</p>

<p>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin, (1), (2) ve (3) üncü fıkraları;</p>

<p>(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.</p>

<p>(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.</p>

<p>(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.<br />
Şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>2. İnfaz Hakimliğinin 09.09.2023 tarihli ve 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı kararı ile daha önce cezasının şartla tahliye tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilmesine karar verilen hükümlünün, yasal süresi içerisinde denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etmediği gerekçesiyle, hakkında verilen denetimli serbestlik kararının kaldırılmasına, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin 6. fıkrasının (a) bendi gereğince açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilmiş ise de, ... Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve hükümlünün 05.02.2024 tarihine kadar ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne müracaat etmesi gerektiğine dair 31.01.2024 tarihli ve 2024/78 sayılı Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne Nakil ve Tebliğ Tebellüğ Belgesine göre, yabancı uyruklu olan hükümlünün serbest bırakılmayıp, idari işlemler için Jandarma personeline teslim edildiği ve teslim alının hükümlünün İl Göç İdaresine götürüldüğü, İl Göç İdaresinin 01.02.2024 tarihli kararı ile sınırdışı edilmesine, ayrıca hakkında 6 ay süreyle idari gözetim kararı uygulanmasına karar verildiği ve Geri Gönderme Merkezine götürüldüğü anlaşılmakla, iradesi dışında hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etme imkanının fiilen imkansız olması nedeniyle, karar tarihi itibariyle yabancı uyruklu hükümlü hakkında yapılan idari işlemlerin sonucu araştırılarak sonucuna göre hükümlünün hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen İnfaz hakimliği kararı Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi açıklanan bu sebeple yerinde görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,</p>

<p>2. ... İnfaz Hâkimliğince verilen 09.09.2023 tarihli ve 2024/1797 Esas, 2024/... Karar sayılı kararın 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>16.01.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 17:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="98763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2017/146 E. ve 2017/481 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 05.06.2017 tarihli, 2017/146 E., 2017/2079 K. sayılı kararı ve 05/06/2017 tarihli, 2017/481 E., 2017/2067 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/146 E., 2017/2079 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>(KANUN YARARINA BOZMA)</strong></p>

<p>Nitelikli cinsel saldırı ve muhtelif suçlardan Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/07/2014 tarihli ve 2014/934 değişik iş sayılı içtima Kararıyla, 32 yıl 76 ay 14 gün hapis cezasına hükümlü ...'un, şartla tahliye tarihine kadar olan cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına ilişkin Balıkesir İnfaz Hâkimliğinin 16/11/2015 tarihli ve 2015/1418 esas, 2015/1416 sayılı Kararını müteakip, hükümlünün 04/07/2016 tarihinde başka suçtan tutuklanarak Burhaniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna alındığından bahisle denetimli serbestlik tedbirinin tutuklanma tarihi itibariyle infazının durdurulmasına ve tahliye olduğunda denetimli serbestlik tedbiri uygulanamayan bakiye cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına dair Burhaniye İnfaz Hâkimliğinin 03/08/2016 tarihli ve 2016/1063 esas, 2016/1129 sayılı Kararı ile ilgili olarak;</p>

<p>Bilindiği üzere ceza infaz kurumlarında hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle hükümlünün lehine kesinleşen hapis cezası hükümlerinin infaz edilmesi gerektiği, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin "Denetimli serbestlik kararlarının değiştirilmesi, durdurulması veya kaldırılması" başlıklı 45. maddesindeki "(3) Bu Yönetmeliğin dördüncü kısmının ikinci ve dördüncü bölümü ile beşinci kısmının üçüncü ve dördüncü bölümünde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında yükümlünün işlediği bir suç nedeniyle; tutuklanması veya mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanması ya da askere alınması durumunda mahkemece aksine bir hüküm de verilmez ise yükümlülüğün yerine getirilmesi durdurulur. Yükümlü denetim süresi içerisinde serbest bırakılır veya askerlik hizmeti sona ererse yükümlülüğün yerine getirilmesine devam edilir. Denetim süresinin sonunda yükümlünün mahpusluk halinin veya askerlik durumunun devam etmesi durumunda dosya kapatılarak mahkemesine gönderilir. Ceza infaz kurumunda veya askerlikte geçirilen süreler denetim süresinden sayılır. Bu süre içinde rehberlik kapsamında verilen yükümlülüğün yerine getirilmesinde mahkemeye verilecek raporlar ceza infaz kurumu ile işbirliği içerisinde hazırlanır. Hâkime gönderilecek rapora esas olmak üzere üç ayda bir kişinin gelişimi ve davranışları hakkında ceza infaz kurumu idaresinden bilgi istenir." şeklindeki amir hüküm uyarınca da yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında hükümlünün işlediği bir suç nedeniyle tutuklanması durumunda, yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulacağı, ancak ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin denetim süresinden sayılacağının belirtilmesi karşısında, tutuklanma halinde<br />
hem yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulması, hem de ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin denetim süresinden sayılacağının belirtilmesinin çelişkili olduğu düşünülse de, kanun koyucunun yukarıda da belirtildiği üzere hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle kesinleşen hapis cezasının infaz edilmesinin amaçlandığı, diğer bir deyişle tutuklama kararının infaz edilmeyip, tutuklama kararı sona erene kadar denetimli serbestlik şeklinde infaz edilen kesinleşmiş hükmün kapalı ceza infaz kurumunda infazına devam edilmesi gerektiği cihetle, tutukluluk hali sona erdiğinde denetimli serbestlik tedbiri uygulanamayan bakiye cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 19.12.2016 gün ve 94660652-105-10-12798-2016-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Burhaniye İnfaz Hâkimliğinin 03/08/2016 tarihli ve 2016/1063 esas, 2016/1129 sayılı Kararının 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/481 E., 2017/2067 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>(KANUN YARARINA BOZMA)</strong></p>

<p><br />
Nitelikli hırsızlık ve muhtelif suçlardan İzmir 25. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/09/2016 tarihli ve 2016/220 değişik iş sayılı içtima Kararıyla, 9 yıl 72 ay 25 gün hapis cezasına hükümlü ...'nun, şartla tahliye tarihine kadar olan cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına ilişkin İzmir 1. İnfaz Hâkimliğinin 08/09/2016 tarihli ve 2016/7480 esas, 2016/7345 sayılı Kararını müteakip, hükümlünün 04/10/2016 tarihinde başka suçtan tutuklanması üzerine, denetimli serbestlik kararının kaldırılması talebinin reddine dair İzmir 1. İnfaz Hâkimliğinin 01/11/2016 tarihli ve 2016/7480 esas, 2016/7345 sayılı ek Kararına yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/11/2016 tarihli ve 2016/1760 değişik iş sayılı Kararı ile ilgili olarak;</p>

<p>Mercii İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince, infaz hakimliğinin kararında usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığından bahisle itirazın reddine karar verilmiş ise de;<br />
Bilindiği üzere ceza infaz kurumlarında hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle hükümlünün lehine kesinleşen hapis cezası hükümlerinin infaz edilmesi gerektiği, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin "Denetimli serbestlik kararlarının değiştirilmesi, durdurulması veya kaldırılması" başlıklı 45. maddesindeki "(3) Bu Yönetmeliğin dördüncü kısmının ikinci ve dördüncü bölümü ile beşinci kısmının üçüncü ve dördüncü bölümünde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında yükümlünün işlediği bir suç nedeniyle; tutuklanması veya mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanması ya da askere alınması durumunda mahkemece aksine bir hüküm de verilmez ise yükümlülüğün yerine getirilmesi durdurulur. Yükümlü denetim süresi içerisinde serbest bırakılır veya askerlik hizmeti sona ererse yükümlülüğün yerine getirilmesine devam edilir. Denetim süresinin sonunda yükümlünün mahpusluk halinin veya askerlik durumunun devam etmesi durumunda dosya kapatılarak mahkemesine gönderilir. Ceza infaz kurumunda veya askerlikte geçirilen süreler denetim süresinden sayılır. Bu süre içinde rehberlik kapsamında verilen yükümlülüğün yerine getirilmesinde mahkemeye verilecek raporlar ceza infaz kurumu ile işbirliği içerisinde hazırlanır. Hâkime gönderilecek rapora esas olmak üzere üç ayda bir kişinin gelişimi ve davranışları hakkında ceza infaz kurumu idaresinden bilgi istenir." şeklindeki amir hüküm uyarınca da yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında yükümlünün işlediği bir suç nedeniyle tutuklanması durumunda yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulacağı, ancak ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin denetim süresinden sayılacağının belirtildiği, burada tutuklanma halinde hem yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulması, hem de ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin denetim süresinden sayılacağının belirtilmesinin çelişki içerdiği düşünülse de, kanun koyucunun yukarıda da belirtildiği üzere hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle hükümlünün lehine kesinleşen hapis cezasının infaz edilmesinin amaçlandığı, diğer bir deyişle tutuklama kararının infaz edilmeyip, tutuklama kararı kaldırılıncaya kadar denetimli serbestlik şeklinde infaz edilen kesinleşmiş hükmün kapalı ceza infaz kurumunda infazına devam edilmesi gerektiği cihetle, anılan kararda denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına dair kararın geri alınması talebinin reddine karar verildiği gözetilmeksizin, itirazın bu yönden kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 18/01/2017 gün ve 94660652-105-35-14738-2016-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/11/2016 tarihli ve 2016/1760 değişik iş sayılı Kararının 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="50552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hükümlünün Yurtdışında Tutuklanması Halinde Denetimli Serbestliğin Akıbeti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukumlunun-yurtdisinda-tutuklanmasi-halinde-denetimli-serbestligin-akibeti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukumlunun-yurtdisinda-tutuklanmasi-halinde-denetimli-serbestligin-akibeti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.105/A uyarınca cezasının infazına denetimli serbestlik ile devam eden hükümlünün, yurtdışına çıkması ve yurtdışında tutuklanması halinde, denetimli serbestlikten kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi fiilen mümkün olamayacaktır. Bu durumda; hükümlünün yurtdışında tutuklu bulunması halinin geçerli mazeret olarak kabul edilip edilmeyeceği, denetimli serbestlik kararının kaldırılıp kaldırılmayacağı veya denetimli serbestliğe ara vermenin mümkün olup olmadığı konusunda tereddüt yaşanabilmektedir. İnfaz Kanununda ve Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nde bu durumu açıkça düzenleyen bir hüküm bulunmadığından; mevcut düzenlemelerin, denetimli serbestlik tedbirinin maksadına ve “hükümlü lehine yorum” ilkesine uygun şekilde tatbiki ile sonuca varılması gereklidir.</p>

<p><strong>I- Denetimli Serbestlikte Hükümlünün Yurtdışına Çıkabilmesi Mümkün mü?</strong></p>

<p><strong>Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği m.43/5’de;</strong> hükümlünün, hakkında belirlenen yükümlülükleri etkisiz kılacak veya aksatacak şekilde müdürlüğün yetki sınırları dışına izinsiz çıkamayacağı belirtilmiş olup, izin prosedürü ve süresi düzenlenmiştir. Buna göre; denetimli serbestlik süresince toplam 15 günü aşmamak kaydıyla, haklı mazereti bulunan hükümlüye 5 güne kadar izin verilebilmektedir. Bu süre kısıtlaması, hükümlünün ikinci derece dahil kan veya kayın hısımlarından birisinin veya eşinin ölümü veya ağır hastalığı halinde uygulanmayacaktır. İzinde geçen süreler infazdan sayılmaktadır.</p>

<p><strong>Hükümlünün denetimli serbestlik süresince izin almaksızın yurtdışına çıkmasına engel bir düzenleme bulunmamaktadır. Burada tek şart, hükümlünün yükümlülüklerini aksatmamasıdır. </strong>Örneğin; haftada bir gün imza atma yükümlülüğü olan hükümlü, izin almasına gerek olmaksızın, bu yükümlülüğü aksatmadan yurtdışına gidip gelebilecektir. Yükümlülüklerini aksatacağı süre kadar yurtdışında kalacaksa, izin alması gerekecektir. Aksi halde, yükümlülüğün ihlali sözkonusu olacaktır. Ancak bu ihlal tek başına denetimli serbestliği kaldıran bir sebep değildir. Hükümlü; bir yıl içerisinde yükümlülüklerini kasıtlı olarak üç kez ihlal ederse, ilk ve ikinci ihlalinde uyarılacak ve üçüncü ihlalde dosyası kapatılarak hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilecektir. Çünkü bu durumda, İnfaz Kanunu m.105/A-6-b ile Yönetmelik m.44/3’de ve m.87/1’de düzenlenen “yükümlülüklere uymamakta ısrar hali” gerçekleşmiş olacaktır<a href="http://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p><strong>Özetle;</strong> hükümlünün, denetimli serbestlik süresince yurtdışına çıkabilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>II- Hükümlünün Başka Suçtan Tutuklanması, Denetimli Serbestlik Yükümlülükleri Yönünden Geçerli Mazeret Sayılır mı?</strong></p>

<p>Hükümlünün denetimli serbestlik kapsamında yükümlülüklerini yerine getirememesi iradesi dışında gelişen bir nedene dayanmakta ise (örneğin tutukluluk, yabancının idari gözetim alına alınması veya hastalık halleri), bu durum geçerli bir mazeret olarak kabul edilmelidir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 16.01.2026 tarihli, 2025/4520 E. ve 2026/265 K.</strong> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254520-e-2026265-k-sayili-karari" rel="dofollow">sayılı kararı</a>nda;</strong> idari gözetim altına alınan yabancı hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat imkanının fiilen imkansız olduğu durumlarda, bu durum araştırılmadan denetimli serbestlik kararının kaldırılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20254886-e-20259625-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 26.12.2025 tarihli, 2025/4886 E. ve 2025/9625 K. sayılı kararın</a>da;</strong> hükümlünün gözaltına alınması ve hastanede yatan anne ve babasının yanında refakatçi olarak kalması hallerinin geçerli mazeret kapsamında değerlendirilerek ihlal sayılmaması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>III- Yükümlülüklerin Yerine Getirilememesi Hakkında Düzenlemeler ve Yargıtay’ın Görüşü</strong></p>

<p><strong>Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği m.45/1’de; </strong>denetimli serbestlik kararının, hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi, infazının mümkün olmaması, hükümlünün tutuklanması, hapis cezasının infazına başlanması gibi haller gerçekleştiğinde, denetimli serbestlik kararının değiştirilmesinin, kaldırılmasının veya uygun olan başka karar verilmesinin yargı merciinden talep edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Bu hükümde; denetimli serbestlik kararının değiştirilmesinden, kaldırılmasından veya uygun olan başka karar verilmesinden kastın ne olduğu belirsizdir. Maddede; yükümlülüklerin değiştirilmesi, kaldırılması veya uygun başka bir yükümlülük yüklenmesinden söz edilmemektedir.</strong> İnfaz Kanunu m.105/A’da ise; denetimli serbestlik kararının verilmesi, geçici veya tümü ile kaldırılması düzenlenmektedir. Dolayısıyla; Yönetmelik m.45/1’de yer alan denetimli serbestlik kararını değiştirme, kaldırma veya uygun başka karar vermenin ne şekilde mümkün olabileceği izaha muhtaçtır. <strong>Özellikle denetimli serbestlik kararının kaldırılması yönünden; İnfaz Kanunu m.105/A’da sınırlı sayıda düzenlenen sebepleri aşacak şekilde Yönetmelik m.45/1’in tatbiki normlar hiyerarşisine göre mümkün değildir.</strong> <strong>Bu sebeple, hükmün öngörülebilir şekilde yeniden düzenlenmesi isabetli olacaktır.</strong></p>

<p><strong>Yönetmelik m.45/3’de; </strong>tutuklanma halinde yükümlülüğün yerine getirilmesinin durdurulacağına dair düzenleme yer almakta ise de, bu hükmün İnfaz Kanunu m.105/A uyarınca verilen denetimli serbestlik kararlarının infazı sırasında tatbiki mümkün değildir. Çünkü hükümde; <i>“Bu Yönetmeliğin dördüncü kısmının ikinci ve dördüncü bölümü ile beşinci kısmının ikinci ve üçüncü bölümünde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında yükümlünün işlediği bir suç nedeniyle; tutuklanması veya mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanması ya da askere alınması durumunda yargı mercii tarafından aksine bir hüküm de verilmez ise yükümlülüğün yerine getirilmesi durdurulur.” </i>düzenlemesi yer almakta olup, İnfaz Kanunu m.105/A uyarınca verilen denetimli serbestlik kararları, Yönetmeliğin beşinci kısmının birinci bölümünde düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yönetmelik m.47/4’de; </strong>denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlü hakkında, başka bir suçtan dolayı tutuklama kararı verilmesi halinde dosyanın kapatılacağı ve durumun Cumhuriyet başsavcılığına bildirileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Yönetmelik m.80/6’da ise;</strong> denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlünün başka bir suçtan tutuklanması halinde, tutukluluk hali ortadan kalktığında, önceki denetimli serbestlik süresinin kaldığı yerden işlemeye devam edeceği düzenlenmiştir. <strong>Buna karşılık,</strong> <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 05.06.2017 tarihli, 2017/481 E. ve 2017/2067 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>"kanun koyucunun yukarıda da belirtildiği üzere hapis cezasına mahkumiyet hükmü infaz edilirken kişinin başka suçtan tutuklanması halinde, öncelikle hükümlünün lehine kesinleşen hapis cezasının infaz edilmesinin amaçlandığı, diğer bir deyişle tutuklama kararının infaz edilmeyip, tutuklama kararı kaldırılıncaya kadar denetimli serbestlik şeklinde infaz edilen kesinleşmiş hükmün kapalı ceza infaz kurumunda infazına devam edilmesi gerektiği”</i><strong> belirtilmiştir. Aynı gerekçelerle<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2017146-e-ve-2017481-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"> Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 05.06.2017 tarihli, 2017/146 E. ve 2017/2079 K. sayılı kararı</a>nda;</strong><i> "tutukluluk hali sona erdiğinde denetimli serbestlik tedbiri uygulanamayan bakiye cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle"</i><strong> </strong>kanun yararına bozma talebi kabul edilmiştir.<strong> Bu kararların içeriğinde ayrıca Yönetmelik m.45/3 kanun yararına bozma talep gerekçesinde gösterilmişse de, bu hükmün tatbikine yukarıda açıklanan nedenlerle imkan bulunmamaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın bu görüşü kabul edildiğinde, Yönetmelik m.80/6’nın tatbiki fiilen imkansız hale gelmektedir.</strong></p>

<p><strong>Denetimli serbestliğin şarta bağlı ve geçici olarak kaldırılması halini düzenleyen diğer bir hüküm, İnfaz Kanunu m.105/A-7 ve Yönetmelik m.87/2’de yer almaktadır. Yönetmelik m.87/2’de; </strong>hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı kamu davası açılması halinde, infaz hakiminden hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesinin talep edileceği belirtilmiş olup,<strong> İnfaz Kanunu m.105/A-7’de</strong> infaz hakimine bu konuda takdir yetkisi verilmiştir. Ayrıca; hükümlünün yargılandığı davada, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi halinde, infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam edileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Denetimli serbestlikte iken bir başka cezası sebebiyle ceza infaz kurumuna alınan hükümlünün durumu ile ilgili olan Yönetmelik m.87/3’de;</strong> başka bir mahkumiyet kararı nedeniyle ceza infaz kurumuna alınan hükümlünün kaydının kapatılacağı ve koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi yönünden toplama kararı alınması ve müteakip infaz işlemlerinin buna göre yapılması amacıyla dosyanın hükümlünün bulunduğu ceza infaz kurumuna gönderilmek üzere Cumhuriyet başsavcılığına iletileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Özetle; </strong>Yönetmelikte net olan yegane husus, denetimli serbestlikte iken bir başka suçtan tutuklanan hükümlü hakkında dosyanın denetimli serbestlik müdürlüğünce kapatılacağı, tutukluluk hali sona erdiğinde önceki denetimli serbestlik süresinin işlemeye devam edeceğidir. <strong>Bununla birlikte; Yargıtay’ın yaklaşımı, </strong>cezanın infazının öncelikli olduğu ve tutuklama süresince hükümlünün cezaevinde kaldığı sürelerin infazdan sayılması gerektiği yönündedir.</p>

<p><strong>Yargıtay’ın görüşü her ne kadar Yönetmelik hükümlerini gözardı etse de; kısaca imza yükümlülüğü olarak tanımlanan tedbirin “belirli bir bölgede gözetim ve denetim altında bulundurma” olduğu, hükümlünün bir başka suçtan tutuklu olduğu durumda da bu tedbirden beklenen amacın gerçekleşeceği, imza atamadığından bahisle denetimli serbestlik kararının kaldırılmasının isabetli olmayacağı dikkate alındığında, kabul edilebilir görünmektedir. Ancak hükümlünün; bir başka suçtan tutuklu olup, bu sürelerin infazdan sayılıp tutukluluktan sayılmaması halinde, azami tutukluluk süreleri yönünden bu durum hükümlü lehine olmayacaktır. Dolayısıyla; tutukluluk haline öncelik verilip, denetimli serbestliğe ara verilmesinin de makul olduğu düşünülebilir. Kanaatimizce, Yönetmelik m.80/6 yerinde bir düzenlemedir.</strong></p>

<p><strong>IV- Yurtdışında Tutuklanan Hükümlünün İmza Yükümlülüğü ve Denetimli Serbestlik Kararı</strong></p>

<p>Denetimli serbestlikle cezasını infaz eden hükümlünün yurtdışına çıkması ve yurtdışında bir başka suçtan tutuklanması halinde; imza yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, "mazeretsiz ve kasıtlı" bir ısrar değil, tutukluluktan kaynaklanan zorunlu bir devamsızlıktır. Tutukluluk hali geçici bir engel niteliğinde olup, denetimli serbestliğin devamının hükümlünün tahliyesi sonrasına bırakılması mümkündür.</p>

<p>Yukarıda yer verdiğimiz Yönetmelik hükümleri ve Yargıtay kararları; hükümlünün yurtdışında tutuklanması halinde ne şekilde uygulama yapılacağı konusunda bir çözüm yolu sunmamaktadır. Mevcut yasal düzenlemelere göre; hükümlünün yurtdışında tutuklulukta geçirdiği sürelerin, yurtiçinde kesintiye uğrayan infazdan sayılacağına dair bir kabule imkan bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> en isabetli çözüm, denetimli serbestliğe ara verilmesine dair düzenleme yapılması ve tutukluluk hali sona erdiğinde yurda dönüp yükümlülüklerine kaldığı yerden devam etmesinin sağlanmasıdır. <strong>Bu doğrultuda; İnfaz Kanunu m.105/A ile ilgili düzenlemeleri içeren Yönetmeliğin beşinci kısmının birinci bölümünün de Yönetmelik m.45/3 kapsamına alınması ve Yönetmelik m.80/6 ile birlikte uygulanması düşünülebilir.</strong> Hükümlünün yurtdışında tutuklu olması; denetimli serbestlik yükümlülüğünün iradi ihlali değil, yabancı bir devletin gözetimi altında bulunma halidir. Bu sürede, denetimli serbestlik dosyasının kapatılması yerine askıya alınması ve hükümlünün tahliyesi sonrası yurda dönüşünde infazın kaldığı yerden devam etmesi, hem cezasızlık algısını önleyecek ve hem de infazın sürekliliği ilkesine uygun olacaktır.</p>

<p><strong>Son olarak;</strong> yurtdışında tutuklanma halinin, denetimli serbestlikte ve sonrasında koşullu salıverilmede de aranan iyi hal şartı yönünden engel teşkil edip etmeyeceği sorusu akla gelebilir. Hükümlünün bir başka suçtan tutuklanması, “masumiyet/suçsuzluk karinesi” dikkate alındığında tek başına iyi halin bulunmadığını göstermez. Denetimli serbestlik kararının kaldırılmasını gerektiren sebepler arasında, hükümlünün bir başka suçtan tutuklanması da sayılmamaktadır. Bununla birlikte; İnfaz Kanunu m.89 uyarınca yapılan iyi hal değerlendirmesinde, “hükümlünün toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı” ve “tekrar suç işleme eğilimi olup olmadığı” kriterleri yönünden olumsuz kanaate gerekçe gösterilmesi ihtimali de bulunmaktadır. Bu konuda kesin bir kural koymak yerine, her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılması yerinde olacaktır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] </span></a><span style="color:#999999">Konu ile ilgili ayrıntılar için, </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Denetimli Serbestlikte Yükümlülük İhlali”</span></a></strong><span style="color:#999999"> başlıklı yazımıza </span><a href="https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yukumluluk-ihlali-ersan-sen</span></a><span style="color:#999999"> adresinden erişilebilir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukumlunun-yurtdisinda-tutuklanmasi-halinde-denetimli-serbestligin-akibeti-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/yazar/ersan-sen-yazdi1-2024-tokmak-kelesp.jpg" type="image/jpeg" length="88738"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kiralık araçlarda yeni dönem: Yaş ve kilometre sınırı geliyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiralik-araclarda-yeni-donem-yas-ve-kilometre-siniri-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiralik-araclarda-yeni-donem-yas-ve-kilometre-siniri-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı'nın yeni yönetmeliğiyle araç kiralama işletmelerine yetki belgesi zorunluluğu getirilirken, kiralanabilecek araçlara yaş ve kilometre sınırı uygulanacak. Düzenleme 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">“Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik” </span></a></strong>Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle araç kiralama sektöründe işletmelerin faaliyet koşullarından kiralanabilecek araçların özelliklerine, depozito uygulamasından ilan platformlarının sorumluluklarına kadar çeşitli kurallar belirlendi.</p>

<p>Buna göre ticari faaliyet kapsamında motorlu kara taşıtı kiralayan işletmelerin yetki belgesi alması gerekecek. Yetki belgesi için işletmelerin vergi mükellefi ve meslek odasına kayıtlı olması şartı aranacak. Kiralama sorumlusunun ise 18 yaşını doldurmuş olması, en az ilköğretim mezunu olması ve mesleki yeterlilik belgesine sahip bulunması gerekecek.</p>

<p><strong>KİRALIK ARAÇLARDA YAŞ VE KİLOMETRE SINIRI</strong></p>

<p>Yönetmelikle kiralanabilecek araçların yaşına ve kilometresine sınır getirildi.</p>

<p>Klasik araçlar dışında 6 yaşından büyük taşıtlar kiraya verilemeyecek. Elektrikli araçlarda kilometre sınırı 300 bin, diğer araçlarda ise 180 bin kilometre olacak.</p>

<p>Ağır hasar kayıtlı, muayenesi geçerli olmayan veya zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar da kiralamaya konu edilemeyecek. Periyodik bakımı zamanında yapılmayan araçların ise bakımları tamamlanmadan kiralanması mümkün olmayacak.</p>

<p><strong>FİLO İÇİN ASGARİ ARAÇ ŞARTI</strong></p>

<p>Araç kiralama işletmelerinin sahip olması gereken asgari araç sayısı da faaliyet gösterilen bölgeye göre belirlenecek.</p>

<p>Büyükşehirlerin nüfusu 30 bini aşan ilçelerinde faaliyet gösteren işletmelerin en az 10 araçlık filosu bulunacak. Bu araçlardan en az 5'inin işletme adına tescilli olması ve en az 2 aracın hibrit veya yalnızca elektrik motorlu olması gerekecek. Hibrit veya elektrikli araçlardan en az birinin Türkiye'de üretilmiş olması şartı aranacak.</p>

<p>Nüfusu 30 bini geçmeyen ilçeler ile büyükşehir olmayan illerde ise en az 5 araçlık filo şartı uygulanacak. Bu araçların en az 2'sinin işletme adına tescilli olması gerekecek.</p>

<p><strong>DEPOZİTOYA ÜST SINIR</strong></p>

<p>Yeni düzenlemeyle araç kiralamalarında alınabilecek depozito tutarı da sınırlandırıldı.</p>

<p>6 gün ve daha kısa kiralamalarda en fazla 3 günlük, 7 ila 29 günlük veya haftalık kiralamalarda ise en fazla 7 günlük kira bedeli tutarında depozito alınabilecek.</p>

<p>Depozitonun, kira sözleşmesinin sona ermesi ve aracın iade edilmesinin ardından 7 gün içinde iade edilmesi gerekecek. Kiracıdan depozito karşılığında çek, senet, teminat mektubu veya benzeri borç doğurucu belgeler alınamayacak.</p>

<p>Olağan kullanımdan kaynaklanan aşınma ve yıpranmalar nedeniyle depozitodan kesinti yapılamayacak. Kiracıdan hasar bedeli talep edilebilmesi için hasarın ve maliyetinin yetkili ve bağımsız ekspertiz raporuyla belgelenmesi gerekecek.</p>

<p><strong>KİRALIK ARAÇ İLANLARINA YENİ KURALLAR</strong></p>

<p>İlan platformları ve aracı platformlara da yeni yükümlülükler getirildi.</p>

<p>Platformlar, yetki belgesi bulunmayan işletmelerin üyelik veya kayıt işlemlerine izin veremeyecek. Ayrıca işletmenin ilana konu aracı kiralama yetkisinin bulunduğunu ilan yayımlanmadan önce doğrulamak zorunda olacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araç ilanlarında ise marka, ticari ad, cins, tip, model yılı, enerji türü, donanım, segment ve kilometre bilgilerinin yanı sıra detaylı görsellerin bulunması gerekecek.</p>

<p><strong>REZERVASYONLARDA YENİ HAKLAR</strong></p>

<p>Ön ödemeli rezervasyonlarda da tüketicilerin hakları düzenlendi.</p>

<p>Rezervasyonun teslim saatinden önceki 24 saat dışında iptal edilmesi halinde tüketiciden iptal bedeli alınamayacak. Rezervasyon kapsamında ödenen kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin işlemler de iptal tarihini izleyen 7 gün içinde yapılacak.</p>

<p>İşletmeler ayrıca kiralama hizmetini ek sigorta, kasko veya hasar güvencesi gibi başka bir mal veya hizmeti satın alma şartına bağlayamayacak. Kiracının talep etmesi halinde çocuk bağlama sistemi sağlanacak; trafik, güvenlik ve mevsim koşullarının gerektirdiği durumlarda kış lastiği kullanılacak.</p>

<p><strong>DÜZENLEME NE ZAMAN YÜRÜRLÜLÜĞE GİRECEK?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow">Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik,</a> 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>

<p>Halen faaliyet gösteren işletmelerin faaliyetlerine devam edebilmesi için 1 Temmuz 2027'ye kadar yetki belgesi alması gerekecek. Mevcut işletmeler açısından bazı araç sayısı ve araç niteliklerine ilişkin şartların uygulanması için ise 1 Ocak 2028'e kadar süre tanınacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiralik-araclarda-yeni-donem-yas-ve-kilometre-siniri-geliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/oto-luks.jpg" type="image/jpeg" length="28340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/916 E., 2023/108 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.02.2023 tarihli, 2021/916 E., 2023/108 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2021/916 E., 2023/108 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/95 E., 2020/248 K.<br />
KARAR : Davanın kabulüne</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ... 10. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili; müvekkilinin 25.10.2013 tarihinde davalı sigorta şirketi nezdinde bir yıllık gelir koruma sigortası yaptırdığını, 03.03.2005 tarihinden bu yana çalıştığı işyerindeki iş sözleşmesinin 06.06.2014 tarihinde feshedildiğini, bu hususta işe iade davası açtığını, davalıdan talep edilen işsizlik teminatının müvekkiline ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak 2.000,00 TL’nin mevduata uygulanan en yüksek faiz ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 09.09.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 4.500,00 TL’ye çıkarmıştır.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili; sigorta poliçesindeki teminat tutarının belirli olması nedeniyle eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, delillerin dosyaya sunulmadığını, derdest olan işe iade davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, poliçe şartlarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.<br />
İlk Derece Mahkemesi Kararı:</p>

<p>6. ... 10. Tüketici Mahkemesinin 24.01.2019 tarihli ve 2015/2236 Esas, 2019/46 Karar sayılı kararı ile; dosya arasına alınan ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporuna göre davacının on ay işsiz kaldığı, bu nedenle 10.225,26 TL'ye hak kazandığı, ancak sigorta şirketinin poliçe teminat limiti ile bağlı olarak ödeme yapması gereken miktarın 4.500,00 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 2.000,00 TL'nin dava tarihinden, 2.500,00 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.01.2020 tarihli ve 2019/2214 Esas 2020/296 Karar sayılı kararı ile; “…1- Dava, Gelir Koruma Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi belirsiz alacak ve tespit davasını düzenlemektedir. Anılan madde, "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." hükmünü içermektedir.</p>

<p>Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna yada objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.</p>

<p>Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. 6100 sayılı HMK’nın 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır.</p>

<p>Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.</p>

<p>Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.</p>

<p>Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>6100 sayılı HMK ile birlikte, belirsiz alacak davası açma imkanı tanınmak suretiyle belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı da sınırlandırılmıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı HMK ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü belirsiz alacak davası, zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir.</p>

<p>Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır. Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı kanunun dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; davacı taraf, dava dilekçesinde, işsizlik sigortası nedeniyle ödenmesi gereken sigorta tazminatını talep etmiştir. Davacının elindeki belgelerle işsiz kaldığı sürenin ve tazminatın belirlenebilir nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda uyuşmazlık belirlenebilir nitelikte bulunmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, mahkemece, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. ... 10. Tüketici Mahkemesinin 08.07.2020 tarihli ve 2020/95 Esas, 2020/248 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; dava dilekçesi ekinde sigorta poliçesinin sunulmadığı, bu belgelerin dosyaya davalı tarafça sunulduğu, poliçenin matbu olarak davalı tarafından düzenlendiği, bir nüshanın davacıya verildiği yönünde bir kayıt yahut belgenin bulunmadığı, poliçeden bir nüshanın davacıya verildiğini ispat külfetinin davalıya ait olduğu, davacının beyan dilekçesinde davalı sigorta şirketi tarafından poliçe nüshası kendisine verilmediğinden ve bu nedenle davanın açıldığı sırada poliçe teminat limitinin ne kadar olduğunun tespiti ve hesaplanması mümkün olamadığından davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğinin belirtildiği, eldeki dava açılıp sigorta şirketi tarafından sigorta belgeleri dosyaya sunulduktan sonra davacı tarafın sigorta poliçesinin içeriğine ve teminat tutarının ne kadar olduğuna vakıf olduğunun kabulünün gerektiği, davacının poliçe şartları ile teminat tutarını dava açarken bildiğini gösteren delilin dosyada bulunmadığı, bu sebeple belirsiz alacak davası açma şartlarının mevcut olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinde gelir koruma sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminatın tahsili istemiyle açılan davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107 nci maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmiş olması karşısında, talep edilen tazminat miktarının belirlenebilir nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının anılan tazminat yönünden belirsiz alacak davası olarak eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.</p>

<p>13. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan HMK’nın 107 nci maddesinde (7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki hâlinde) yer alan; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindeki düzenleme 7251 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi ile madde başlığı “Belirsiz alacak davası”; 2 nci fıkrası “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmiş; maddenin 3 üncü fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>14. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır.</p>

<p>15. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.</p>

<p>16. Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacının kendisinden beklenememesi, bunun olanaksız olması ve açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.</p>

<p>17. Madde gerekçesinde; “Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hâllerde yalnızca tespit yahut kısmi eda ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir.” şeklindeki açıklamayla alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir.</p>

<p>18. Bu kıstaslar; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;</p>

<p>i. Davacının kendisinden beklenememesi,</p>

<p>ii. Bunun olanaksız olması,</p>

<p>iii. Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.</p>

<p>19. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır.</p>

<p>20. Bir talep konusunun belirli olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli ve 2016/22-2177 Esas, 2018/29 Karar, 07.03.2018 tarihli ve 2014/22-2350 Esas, 2018/439 Karar, 28.03.2018 tarihli ve 2015/22-127 Esas, 2018/559 Karar; 16.04.2019 tarihli ve 2017/17-1099 Esas, 2019/460 Karar, 02.07.2019 tarihli ve 2016/22-1610 Esas, 2019/841 Karar, 16.05.2019 tarihli ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar, 19.12.2019 tarihli ve 2018/22-1122 Esas, 2019/1413 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.</p>

<p>21. Uyuşmazlığın niteliği itibariyle üzerinde durulması gereken diğer hususlar ise dava şartları, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar, hukuki yarar, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve hâkimin Türk hukukunu resen uygulama ödevi kavramları üzerinde kısaca durmak gerekir.</p>

<p>22. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir.</p>

<p>23. Dava şartları HMK’nın 114 üncü maddesinde; "Dava şartları şunlardır:</p>

<p>a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.</p>

<p>b) Yargı yolunun caiz olması.</p>

<p>c) Mahkemenin görevli olması.</p>

<p>ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.</p>

<p>d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.</p>

<p>e) Dava takip yetkisine sahip olunması.</p>

<p>f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.</p>

<p>g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.</p>

<p>ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.</p>

<p>h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.</p>

<p>ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.</p>

<p>i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.</p>

<p>(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." şeklindeki hükümle düzenleme altına alınmıştır. Bu hükme göre, dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır.</p>

<p>24. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”. Bu düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hâkim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre ise; dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.</p>

<p>25. Dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar HMK'nın 119 uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda maddenin birinci fıkrasının 1inci bendi uyarınca dava dilekçesinde;</p>

<p>a) Mahkemenin adı.</p>

<p>b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.</p>

<p>ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.</p>

<p>e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.</p>

<p>f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.</p>

<p>g) Dayanılan hukuki sebepler.</p>

<p>ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.</p>

<p>h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası bulunması gerekir. Bu unsurların bir kısmı dava dilekçesinde mutlaka bulunması gereken zorunlu unsurlardır. Bazıları ise dava dilekçesinde bulunması zorunlu olmayan, ihtiyari niteliktedir. Zorunlu unsurlar davanın temelini oluşturur; bunlar hukuki güvenlik ve açıklığı sağladığından kamu yararı amacı taşır. Hâkimin tarafların talebine ve uyuşmazlığın esasına uygun inceleme yaparak karar vermesini temin etmesi yanında davalının da etkili savunma yapmasına hizmet etmek sureti ile onun menfaatini korur.</p>

<p>26. Öte yandan HMK’nın 119/2 nci maddesi uyarınca "Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır". Şu hâlde mahkemenin adı, dava konusu ve değeri, vakıalar, deliller ve hukuki sebepler dışında kalan unsurlardan herhangi birinin eksik bırakılmış, yazılmamış olması durumunda, hâkim tarafından verilen bir haftalık kesin süre içerisinde eksikliğin tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir.</p>

<p>27. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. HMK’nın sözü edilen maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 135).</p>

<p>28. Hukuki yarar, dava şartlarından olup HMK'nın 114 üncü maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21). Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır. Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 Esas, 1982/914 Karar, 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 Esas, 1996/542 Karar, 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 Esas, 1999/946 Karar, 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 Esas, 2011/352 Karar ve 01.02.2012 tarihli 2011/10-642 Esas, 38 Karar sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da benimsenmiştir.</p>

<p>29. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında 25.10.2013 tarihli gelir koruma sigorta poliçesinin düzenlendiği, davacının çalıştığı işyerinde iş sözleşmesinin 06.06.2014 tarihinde feshi sonrasında taraflar arasında akdedilen sigorta poliçesindeki işsizlik teminatı kapsamında tazminatın talep edildiği, anılan bedelin ödenmemesi üzerine belirsiz alacak davası olarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Taraflar arasında düzenlenen gelir koruma sigorta poliçesinde, eldeki davada talep edilen istek dışı işsizlik teminatının ne şekilde hesaplanacağına ilişkin 3.3.1. sayılı maddenin ikinci paragrafında; anılan teminat için aylık tazminat tutarının sigortalı davacının aylık brüt gelirinin yarısı ile sınırlandırıldığı, "Azami Olay Başı Tazminat Adedi" ve "Azami Toplam Aylık Tazminat Adedi" ile sınırlı olmak üzere sigorta süresi içerisinde sigortalı davacının işsiz kalması durumunda sigortacı davalının 120 günlük istisna süresi hariç olmak üzere, bekleme süresinin tamamlanması şartıyla aralıksız devam eden 40 günlük istek dışı işsizlik süreleri için aylık tazminat ödemesinde bulunacağı, 30 günden kısa süreli dönemler için gün esaslı tazminat tutar ödemesi yapılmayacağı düzenlenmiştir. Poliçesinin "Teminat Bilgileri" başlığı altında ise eldeki dava konusu olan tazminata ilişkin teminat tutarının 4.500,00 TL ile sınırlandırıldığı görülmüştür. Poliçede işsizlik teminatının hesaplama esaslarını belirten 3.3.1. maddesinde geçen istisna süresi, yine poliçenin "Tanımlar" başlıklı 2 nci maddesinin (a) bendinde istek dışı işsizlik teminatının işlerlik kazanması için poliçe başlangıç tarihinden itibaren geçmesi gereken ve teminat kapsamında olmayan süreyi ifade ettiği düzenlenmiştir. Aynı maddenin (e) bendinde ise bekleme süresi; ilk aylık tazminat ödemesinin yapılabilmesi için işsizlik rizikosunun gerçekleştiği tarihten itibaren ilgili hâlin aralıksız olarak sürmesi gereken 30 günlük süreyi ifade ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>31. İstek dışı işsizlik teminatı kapsamında talep edilen tazminat tutarının hesabında esas alınacak olan davacının aylık brüt ücreti ise dosya arasına alınan bilirkişi raporunda 2.451,12 TL olarak belirlenmiş olup bu bedel davacının işten ayrıldığı sırada ödenen kıdem ve ihbar tazminatına dair bordroda kayıt altına alınan miktardır. Öte yandan davacıya ait maaş bordrolarından davacının işten ayrıldığı tarihteki 2014 yılı Haziran ayı bordrosunda ücreti 2.321,90 TL, 2014 yılı Mayıs ücret bordrosunda ise 2.316,08 TL olarak görülmekle davacının brüt ücret miktarının dönemsel anlamda değişikliğe uğradığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında dosya içeriğinden davacının işsiz kaldığı süre on ay olarak belirlenmiştir.</p>

<p>32. Bu hususlardan hareketle davacıya ait brüt ücret miktarından farklı dönemlerde ve farklı etkenler sebebiyle yapılan kesintilerin gösterdiği değişiklikler, taraflar arasındaki sigorta poliçesinde istek dışı işsizlik teminat tutarının hesabında gözetilecek esaslar ve bu esaslara ilişkin olarak yapılacak aylık ve toplam tazminat hesabının karmaşık niteliği nazara alındığında somut olayda talep edilen tazminat miktarının tamamının dava açıldığı tarihte davacı tarafından belirlenebilir niteliği haiz olmadığı, bu belirmenin davacıdan beklenemeyeceği, talep edilen tazminat tutarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mahkemece yapılacak tahkikat sonrasında mümkün olduğu açıktır. Nitekim mahkemece yapılan araştırma neticesinde davacının brüt ücret miktarı ve işsiz kaldığı süre netleştirilmesi sonrasında taraflar arasındaki sigorta poliçesinin 3.3.1. maddesindeki esaslar çerçevesinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinden alacak miktarı belirlenmiş, belirlenen miktarın poliçedeki 4.500,00 TL'lik teminat tutarının üstünde olduğunun belirlenmesi sonrasında talep edilen 2.000,00 TL tazminat miktarı davacı vekilinin sunduğu 09.09.2016 tarihli dilekçeyle 4.500,00 TL'ye yükseltilmiştir.</p>

<p>33. Ayrıca sigorta poliçesinin bir örneğinin davacıya teslim edildiğine dair dosyada herhangi bir kayıt mevcut olmamakla bu husustaki ispat yükünün davalı sigortacıya ait olduğunun kabulü zorunludur. Zira matbu olarak düzenlenen sigorta poliçesinden bir nüshanın davacı sigortalıya teslim edilmesi neticesinde davacı, talep ettiği tazminat tutarının hesabına ilişkin yönteme vakıf olacaktır. Ancak taraflar arasında düzenlenen sigorta poliçesinin davalı sigortacı tarafından davacı sigortalıya teslim edildiği hususu ispatlanmamış olması nedeniyle teminat tutarı ve poliçe şartları hakkında bilgi sahibi olunmadığından davacıdan, talep ettiği tazminat tutarını objektif olarak belirleyebilmesi beklenemez.</p>

<p>34. Bu itibarla dava dilekçesinde gelir koruma sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminatın tahsili istemiyle açılan eldeki davada talep edilen tazminat tutarının davacı tarafından objektif anlamda belirlenebilir nitelikte değildir. Bu sebeple davacının, anılan tazminat talebi yönünden eldeki davayı HMK'nın 107 nci maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak açmakta hukuki yararı mevcuttur.</p>

<p>35. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacının işsiz kaldığı süreyi ve brüt ücretini bilemeyeceğinin ileri sürülemeyeceği, zira işverenin her ay ücret pusulasının bir örneğini davacıya verdiğinin kabul edilmesi gerektiği, yine davacının işsiz kaldığı süreyi bildiği, davacının ücret bordrosundaki net ve brüt ücreti üzerinden yapabileceği basit bir hesapla altı aylık tazminat tutarının teminat limiti olan 4.500,00 TL'den yukarıda olduğunu bilebileceği, ayrıca sigortalı davacının poliçenin bir örneğini almadığına dair kabulün hayatın olağan akışına ve somut olaya ilişkin fiili karineye açıkça aykırı olduğu, bu sebeplerle HMK'nın 107 nci maddesi kapsamında belirsiz alacak davası açılamayacağı, somut olayda HMK'nın 107 nci maddesi koşullarının bulunmadığı, dolayısıyla koşulları oluşmadan belirsiz alacak davası olarak açılan eldeki davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği, bu itibarla Özel Daire bozma kararının yerinde olduğundan direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>36. Hâl böyle olunca; mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.</p>

<p>37. Ne var ki, Özel Dairece davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Direnme uygun olduğundan davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>"K A R Ş I O Y"</strong></p>

<p>Gelir koruma sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılamayacağı ilk derece mahkemesi ile Yargıtay ilgili dairesi arasında uyuşmazlık konusudur.</p>

<p>Alacağın dayanağı sigorta poliçesi incelendiğinde, altı ayı geçmemek şartıyla işsiz kalınan her ay için çalışırken alınan brüt ücretin yarısı kadar ve her hâlükarda 4.500,00 TL ile sınırlı olmak kaydıyla tazminat öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>Buna göre talep ve dava konusu edilecek alacağın miktarını belirleyebilmek için bilinmesi gereken iki husus vardır ki bunlardan birincisi işsiz kalınan süre, diğeri ise çalışırken alınan ücrettir.</p>

<p>Dosyadaki bilgi ve belgelere göre 06.06.2014 – 07.04.2015 tarihleri arasında 10 ay süre ile işsiz kaldığı anlaşılan davacının işsiz kaldığı süreyi bilmediği düşünülemez.</p>

<p>Diğer taraftan bir kişinin brütte olsa ücretini bilmediği de düşünülemez şöyle ki İş Kanunu'nun 37 nci maddesinde yer verilen “işveren işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula vermek zorundadır” hükmü uyarınca akside iddia edilmediğine göre işçiye her ay ücret pusulasının bir örneğinin verildiği kabul edilir. Ancak bir an için böyle olmadığı varsayılsa bile en kötü ihtimalde dahi net ücretini bilmediği düşünülemez. Davacı işçinin tamamında çalıştığı son ay olan 2014 yılı Mayıs ayına ait dosyada mevcut bordroya bakıldığında son brüt ücret 2.316,08 TL, net ücret ise 1.686,73 TL olup poliçedeki altı aylık üst limit de dikkate alındığında altı ay karşılığı olarak eğer poliçede ayrıca bir üst limit olmasaydı hak edilen tazminat tutarı en kaba hesapla dahi her hâl ve şartta poliçedeki rakamsal üst limit olan 4.500,00 TL’den fazladır (Brütten hesaplansa 6.948,24 TL, netten hesaplansa 5.060,19 TL).</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle, eldeki davanın, kolayca belirlenebilir tutar olan 4.500,00 TL üzerinden tam eda davası veya bir kısmı dava edilerek kısmî dava olarak açılması gerekirken HMK’nın 107 inci maddesindeki “davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyememe” hâli mevcut olmadığı yani belirsiz alacak davası açmanın ön koşulu gerçekleşmediği hâlde belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi bu yönüyle incelendiğinde davacı vekilinin niçin belirsiz alacak davası açtıkları bir başka ifadeyle talep ettikleri alacağın miktarını neden belirleyemedikleri hususunda hiçbir açıklamada bulunmadığı da görülmektedir.</p>

<p>Mahkeme direnme kararı verirken dava konusu edilen alacağın o aşamada belirlenebilir olmadığı gerekçesi yanında poliçenin bir nüshasının davacı işçiye verildiğinin davalı tarafından ispatlanamadığı, dava değerinin belirlenebilmesi için poliçedeki bilgilere ihtiyaç duyulduğu gerekçelerine dayanmışsa da öncelikle dava dilekçesinde bu şekilde bir açıklama yoktur. Diğer taraftan davaya dayanak sigorta poliçesi de trafik, kasko, hayat, sağlık sigortası gibi bir sigortadır ve sigorta yaptıranın poliçenin bir örneğini almadığı görülüp duyulmuş bir şey değildir. Bu iddia hayatın olağan akışına ve bu duruma ilişkin fiili karineye açıkça aykırı olup, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı olanı iddia edendedir ki dosyada böyle bir ispatta yoktur.<br />
Açıklanan nedenlerle somut olay bakımından belirsiz alacak davası açmanın şartları bulunmadığından özel dairenin bu hususa yönelik saptama ve bozması yerindedir.<br />
Diğer taraftan Özel Daire bozmasında, belirsiz alacak davası açıldığı hâlde somut olay bakımından belirsiz alacak davası açmanın yasal koşullarının bulunmadığı saptandıktan sonra davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğine de işaret edilmiş olmakla meselenin bu yönüyle de tartışılması gerekmektedir.</p>

<p>Mesele bu yönüyle irdelendiğinde söylenebilecekler ise şu şekildedir:</p>

<p>Belirsiz alacak davası, 2011 yılında yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun ile mevzuatımıza girmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesine göre;</p>

<p>“(1)Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır”.</p>

<p>Belirsiz alacak davası, davacının dava açtığı anda miktar veya değerini tam ve kesin olarak belirleyemediği alacağının tümünün hüküm altına alınması amacıyla açtığı bir dava türüdür (Pekcanıtez, Hakan, Belirsiz Alacak Davası, 2011, s.59; Simil, Cemil, Belirsiz Alacak Davası, ..., 2013, s. 23, 111). Söz konusu dava, başlangıçta miktarı bilinmese de, niteliği itibariyle tam eda davasıdır (Pekcanıtez, s. 31; Simil, s. 23, 111).</p>

<p>Belirsiz alacak davası açılmak suretiyle davacıya hem maddi hukuka hem de usûl hukukuna ilişkin pek çok imkân tanınmaktadır. Söz konusu imkânlar dikkate alındığında davacı ile davalı arasındaki dengenin, davacı lehine bozulduğu görülmektedir. Özellikle usul hukukuna ilişkin sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, belirsiz alacak davasının silahların eşitliği ilkesi ile çeliştiği de söylenebilir (Atalı, Murat/Ermenek, .../Erdoğan, Ersin, Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022, s. 331). Bu nedenle, belirsiz alacak davası, talep sonucunu tam ve kesin olarak belirleyemeyenlere (kuruşlandıramayanlara) tanınmış, istisnai bir dava türü olarak kabul edilir. Belirsiz alacak davası, sadece davanın açıldığı anda alacağın miktarının kesin olarak belirlenmesinin imkânsız veya bunun davacıdan beklenemeyecek olması durumunda açılabilir. Bunun dışındaki hiçbir neden belirsiz alacak davasının açılmasına imkân tanımamaktadır (Simil, s. 86-87).</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinde talep sonucunu belirleyemeyen alacaklı bakımından bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacı, özel bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. Maddenin gerekçesinde bu durum “… bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez...” şeklinde ifade edilmiştir. Kanun koyucunun alacaklının bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacını “hukuki yarar” olarak değerlendirdiği hiçbir duraksamaya yer vermeyecek kadar açık ve nettir. Buna göre talep sonucunu belirleyemeyen kişinin ancak bu dava türünde korunma ihtiyacı, dolayısıyla hukuki yararından söz edilebilir.</p>

<p>Başka bir anlatımla, talep sonucunu belirleyebilen kişi böyle bir dava açamaz.</p>

<p>Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesinin birinci fıkrasında, davanın koşullarından biri olarak “hukuki ilişkiyi …belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir” denilmiştir. Doktrinde de Türk hukukunda mehaz İsviçre hukukundan farklı olarak, belirsiz alacak davası açan davacının hukuki ilişkiyi göstermesinin zorunlu kılınmasının, belirli alacaklar için de belirsiz alacak davasının açılmasının engellenmesi amacını taşıdığı ifade edilmektedir (Simil, s. 238-239). Davacının hukuki ilişkiyi ortaya koyması, belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunup bulunmadığını belirler. Çünkü alacağın miktarı belirli ise veya belirlenebilir nitelikte ise davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır.<br />
Eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır. Ancak şüphe hâlinde eda davalarında da hukuki yararın olup olmadığı inceleme konusu yapılır (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder, Medenî Usul Hukuku, 24. Baskı, Ankara 2013, s. 250). Belirtelim ki, 107 nci maddede belirsiz alacak davası açan alacaklının hukuki ilişkiyi belirtmek zorunda olmasının açıkça düzenlenmesi, bu davada davacının dava açtığı anda hukukî yararının bulunup bulunmadığının mahkemece özel olarak incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Belirsiz alacak davasında davacının, hukuki ilişkiyi belirtmesi, gerçekten dava açtığı anda alacağın miktarının belirli veya belirlenebilir olup olmadığının tespitini sağlamaktadır. Hâkim, talebin miktarının belirlenmesinin imkânsız veya davacıdan beklenemez olduğunu ancak davacının dava dilekçesinde ortaya koyacağı hukuki ilişkiye göre tespit edebilecektir. Bu nedenle, belirsiz alacak davası bir eda davası olmasına rağmen, bu davada hukuki yararın varlığı asıl olarak kabul edilemez. Mahkeme, özel olarak davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığını incelemek zorundadır. Bu nedenle belirsiz alacak davası için aranan “hukuki yarar”, eda davalarında aranan hukuki yarardan farklıdır.</p>

<p>Kuşkusuz alacaklının belirsiz alacak davası açmak için eda davalarında aranan genel hukuki yararının varlığı kabul edilebilir. Ancak belirsiz alacak davası için davacının eda davaları için gerekli hukuki yararından başka bu dava türüne özgü yukarıda açıklanan “özel hukuki yararı” da bulunmalıdır. Nitekim benzer durum tespit davaları için de söz konusu olup kanun koyucu genel hukuki yarar dışında, tespit davalarının özelliği gereği hukuki yararı (güncel hukuki yarar) özel olarak belirtmiştir (HMK.m.106/2). Bu da göstermektedir ki, kanun koyucu özel durumlar için hak aramak bakımından özel dava şartları ve bu çerçevede özel hukuki yararı aramaktadır. Keza kanun koyucunun bu şekilde özel hukuki yararın varlığını aradığı başkaca durumlar da vardır. Kanun koyucunun özel hukuki yararı aradığı bu durumları göz ardı edip, genel hukuki yararı esas alarak mahkemeye erişim hakkını belirlemek mümkün değildir, en azından kanun koyucunun iradesine aykırı olacaktır.</p>

<p>Mahkemeye yöneltilmiş bir talepte, hukuki yararın varlığından söz edilebilmesi için, iddia düzeyinde de olsa bir “sübjektif hakkın varlığı” yanında, buna ilişkin mahkemeye müracaatın hukuki himaye için “yeterli” ve başvurulan yolun “gerekli” olması gerekir. Belirsiz alacak davasının açıldığı durumda, bir hak mevcut olduğu gibi nihai tahlilde bir eda davası olması dolayısıyla cebri icraya elverişli bir hüküm ortaya çıkaracağı için başvurulan yolun yeterli olduğu söylenebilir. Ancak, belirsiz alacak davası açılmasının “gerekli” olarak değerlendirilebilmesi için davacının talep sonucunu sayısal olarak ifade edemiyor (veya etmesinin imkânsız) olması gerekir. Dava açtığı tarihte talep sonucunu belirleyebilen davacının, belirsiz alacak davası açması “gerekli” değildir ve bu nedenle, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yoktur.</p>

<p>Belirtilmelidir ki, salt eda davası niteliğinden hareketle belirsiz alacak davası açan kişinin hukuki yararının mevcut olduğunun kabulü de davanın niteliğine uygun düşmemektedir. Çünkü genel bir kabul ile eda davalarında hukuki yararın daima mevcut olduğu şeklinde bir sonuca varılamaz. Örneğin, elinde ilâm niteliğinde bir belge bulunan kimsenin, belgeye konu alacağı için bir eda davası açması hâlinde, bu davanın da yine hukuki yarar yokluğundan reddi gerekir. Zira kişinin bu yola başvurması “gerekli” değildir. Görüldüğü üzere salt bir eda talebi de hukuki yararın mevcudiyeti için yeterli olmaz.</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un 114 üncü maddesinde dava şartları belirtilmiş olup, bunların arasında “hukuki yarar” da sayılmıştır. Aynı Kanun’un 115 inci maddesine göre sonradan tamamlanması mümkün olmayan dava şartlarının eksikliği hâlinde, davacıya herhangi bir süre verilmeden, davanın usulden reddine karar verilir. Hukuki yarar sonradan tamamlanabilen dava şartlarından değildir. Hukuki yarar eksikliğinin sonradan tamamlanamayacak bir dava şartı olduğu Yargıtayın çok eski yıllara dayanan yerleşik bir uygulamasıdır (Y4HD, 11.10.2001, 5014/9347; YHGK, 31.03.2004, 411/477; Y4HD, 04.02.2002, 385/1835; Y1HD, 31.12.1979, 14213/15362; Y4HD, 01.12.1997, 6509/11434; Y13HD, 06.04.1981, 917/2464; YHGK, 11.03.1998, 176/217; Y13HD, 06.04.1981, 917/2464; YHGK, 02.04.2003, 7-256/269). Ayrıca belirtelim ki dava türü değiştirilerek de hukuki yarar şartı tamamlanamaz. Zaten kanunda da dava şartı noksanlığının tamamlanması bir genel ilke olmayıp “… dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise …” süre verilmesi öngörülmüştür ki, Yargıtay yerleşik uygulaması hukuki yararın bu kapsamda olmadığıdır.</p>

<p>Dava açmakta hukuki yararı olmayan bir kişi dava hakkına dayanarak dava açabilse de davada hukuki yararı yoksa, dava esastan incelenmeden reddedilir. Böylelikle hukuki yarar, haksız dava açmak suretiyle dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturmaktadır. Dava hakkının hiçbir ölçü ve sınırlama olmaksızın kullanılması kabul edilemez. Yargıtay da eskiden beri hukukî yararın dava şartı olduğunu kabul etmekte ve bir kişinin dava hakkına sahip olmasının dava açabilmesi için yeterli olmadığını, ayrıca o kişinin o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasının gerektiğini ifade etmektedir: “Bir kişinin dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Davanın dinlenebilmesi (esasına girebilmesi) için gerekli, şartlardan birisi ve en önemlisi, davacının o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasıdır. O kişinin dava açmakta korunmaya değer bir hukuki yararı yoksa, davanın bu yönden esasa girilmeden reddi gerekir. Çünkü hukuki yarar dava şartıdır ve mahkeme dava şartlarını kendiliğinden (re'sen) incelenmekle görevlidir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 30.05.2001 tarihli ve 2001/443 Esas, 2001/458 Karar sayılı kararı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun aynı yöndeki diğer bir kararı için bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2006 tarihli ve 2006/729 Esas, 2006/723 Karar sayılı kararı).</p>

<p>Bu açıklamalar karşısında emsal nitelik taşıyan kararların bir kısmında yer verilen “… Esasen eda davalarında hukuki yararın bulunduğu kural olarak kabul edilir…belirsiz alacak davasının da bir eda davası olduğu hususu gözetildiğinde bir alacağın belirsiz alacak davasına konu edilmesinde hukuki yararın bulunmadığının söylenmesi güçtür… Sonuç olarak, belirsiz alacak kapsamına girmediği değerlendirilen bir alacağın belirsiz alacak davasına konu edilmesinde hukuki yararın bulunmadığı yorumu -belirsiz alacak davasının da bir eda davası olduğu hususu dikkate alındığında- makul olarak öngörülebilecek bir yorum olarak değerlendirilmemiştir…” şeklindeki değerlendirmeye katılmak mümkün değildir. Çünkü belirsiz alacak davasına özgü özel hukuki yararı dikkate almadan, salt eda davası niteliğinden hareketle belirsiz alacak davası açan kişinin hukuki yararının bulunduğuna yönelik değerlendirme davanın niteliğine uygun düşmemektedir.</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un 31 inci maddesine göre “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir”. Somut olayda olduğu gibi, belirsiz alacak davası olarak açıldığı açıkça belirtilen bir davada dava türü bakımından aydınlatılması gereken belirsiz yahut çelişkili bir durumdan söz edilemez. Bu sebeple sözü edilen hükmün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Diğer yandan, 6100 sayılı Kanun’un “Dava dilekçesinin içeriği” kenar başlığını taşıyan 119 uncu maddesinde dava dilekçesinde yer alması gereken unsurlar belirtilmiş; bazı unsurların eksikliği hâlinde davacıya eksikliği tamamlaması için süre verilmesi, verilen süre içinde eksiklik tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.<br />
Davacının talep sonucunda asgari bir miktar belirterek ve açıkça belirsiz alacak davası açtığını ifade ederek açtığı bir davada, dava türü bakımından dava dilekçesinde bir eksiklikten söz edilemez. Başka bir anlatımla, açıkça belirsiz alacak davası açtığını belirten davacının dava dilekçesinde bu anlamda bir eksiklikten bahsedilemez. Yukarıda belirtildiği üzere 6100 sayılı Kanun’un 119 uncu maddesi, dava dilekçesindeki bazı eksikliklerin tamamlattırılması ile ilgili olup, dava türünün değiştirilmesine imkân veren bir düzenleme değildir. Belirtmek gerekir ki, eksikliğin tamamlattırılması ile yanlış açılan davanın doğru dava türüne dönüştürülmesi tamamen farklı hususlardır. Medeni yargılama sistemimizde yanlış açılan davanın hâkim tarafından doğru dava türüne dönüştürülmesine imkân veren bir düzenleme bulunmamaktadır. Öyle ki, ıslah ile dahi dava türü değiştirilemez (YHGK 02.03.2021 tarih ve 2017/9-432 Esas 2021/184 Karar). Hâkim yanlış olanı doğruya çevirtemez, taraf yerine irade oluşturamaz. Davadaki eksikliği diğer tarafın aleyhine olacak şekilde düzeltemez veya bu yolu açamaz.</p>

<p>Açıkça belirsiz alacak davası olarak açılan davada dava türü bakımından dava dilekçesinde bir eksiklikten söz edilemeyeceğinden bu durumda 6100 sayılı Kanun’un 119 uncu maddesinin uygulanmasından da söz edilemez. Kanun’da öngörülen özel hukuki yarar şartı bulunmadığı hâlde belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın 115 inci madde gereğince usulden reddedilmesi gerekir. HGK’nın bazı kararlarında bu durumda 6100 sayılı Kanun’un dava dilekçesindeki eksikliklerin tamamlattırılmasıyla ilgili 119 uncu maddesi hükmünün uygulanması gereğinden söz etmesi, yukarıda açıklandığı üzere Kanun’un ne sözüne ne de sistemine uygun düşmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özel dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi, dava hakkının ortadan kaldırılması ve dolayısıyla mahkemeye erişim hakkının ihlali anlamında yorumlanamaz. Çünkü hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddedilen dava, yukarıda belirtilen kanun düzenlemesi uyarınca açılmaması gereken bir davadır. Anayasanın 36 ncı maddesinde belirtildiği üzere “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”. Buna göre usulüne uygun açılan bir dava söz konusu olduğunda ancak mahkemeye erişim hakkından söz edilebilir.</p>

<p>Davanın hukuki yarar eksikliği nedeniyle usulden reddedilmesi hâlinde, mahkemeye erişim hakkı sınırlandırılmaktadır, ancak bu sınırlama, davalının adil yargılanma hakkının (silahların eşitliği ilkesi boyutuyla) korunmasına yönelik meşru bir amaç taşır ve ölçüsüz bir sınırlama da değildir. Zira usulden ret kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, ilgili eksiklik giderilerek söz konusu davanın, doğru bir şekilde yeniden açılması mümkündür.</p>

<p>Kanundaki özel hukuki yararı göz ardı ederek bir tarafın mahkemeye erişim hakkını korumak gerekçesiyle diğer taraf aleyhine sonuç doğuracak şekilde dengenin bozulması, silahların eşitliği, savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesine de yol açacaktır. Zira, belirsiz alacak davasında davacıya henüz somutlaştırıp tam belirtmediği bir alacağı için dava açma imkânı sağlanarak hak arama ve mahkemeye erişimde avantaj sağlanmıştır. Karşı taraf aslında dava açılırken tam olarak bilmediği bir talep için savunma yapmak durumunda bırakılmaktadır. İşte bu sebeple kanun koyucu davacıya tanınan bu avantaj ve imkânı, özel bir dava şartıyla çizmiş ve sınırlandırmıştır.</p>

<p>Hukuk sistemimiz, davanın usulden reddedilmesi nedeniyle alacağın zamanaşımına uğraması durumunda davacının mağduriyetini önleyecek bir hukuki çareye de yer vermiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun “Davanın reddinde ek süre” kenar başlığını taşıyan 158 inci maddesine göre “Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir”. Yargıtayın kapatılan 22. Hukuk Dairesi ve 9. Hukuk Dairesi belirsiz alacak davası olarak açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi hâlinde davacının Türk Borçlar Kanunu’nun 158 inci maddesinin öngördüğü imkândan yararlanabileceğine karar vermiştir (Y22HD, 29.11.2018, 15434/25756; Y22HD, 24.10.2019, 7815/19996; Y22HD, 21.01.2020, 2016/27790-2020/825; Y9HD, 28.06.2021, 6019/10945). Yargıtayın bu uygulaması doktrinde de kabul görmüş ve belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi hâlinde alacaklının TBK m. 158’deki ek süre içinde usulüne uygun şekilde alacağın tamamı için tam eda davası açabileceği ifade edilmiştir (Simil, Cemil, Yargıtay Kararları Işığında Belirsiz Alacak Davası ve Kısmî Dava ile İlgili Sorunlar, Medenî Usûl ve İcra İflâs Hukukunun Güncel Sorunları II, Lexpera Semineri, ... 2020, s. 111-112). Bu nedenle, belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinin, davacının mahkemeye erişim hakkını engellediğini kabul etmek mümkün değildir. Davacının, belirli veya belirlenebilir alacağının tamamı için usulüne uygun şekilde tam eda davası açmasına usuli açıdan bir engel bulunmamaktadır.</p>

<p>Davanın açıldığı anda bulunması gereken ve tamamlanması mümkün olmayan dava şartlarından olan hukuki yararın bulunmadığı anlaşıldığında davanın usulden reddedilmesi, daha sonra usulüne uygun şekilde açılacak yeni bir davada düzeltilebilir bir yanlışlığa da işaret eder. Davacı daha sonra usulüne uygun dava açarak yanlışını düzeltmiş olacaktır.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesine kaynaklık teşkil eden İsviçre Medeni Usul Kanunu’nun 85 inci maddesi açısından, Zürih Kantonu Yüksek Mahkemesi, şartları olmadığı hâlde açılan belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiş; buradaki hatanın, dilekçedeki basit bir şekli eksiklik olarak değerlendirilerek İsviçre Medeni Usul Kanunu’nun 132 nci maddesinin uygulanamayacağını ifade etmiş, keza hâkimin davayı aydınlatma ödevinin de (İsviçre MUK m. 56) uygulama alanı bulamayacağını belirtmiştir (Obergericht des Kantons Zürich, 20.10.2015, LB150038). Söz konusu kararda, dava şartı eksikliğinin bulunduğu davaların, bu nedenle reddedilmesinin usûl ekonomisine aykırı olduğu gerekçesiyle AİHS m. 6 ve Federal Anayasa’nın 29 uncu maddesine dayanılamayacağı ifade edilmiştir. Keza İsviçre Federal Mahkemesi de 2020 yılında verdiği bir kararında, şartları olmadığı hâlde açılan belirsiz alacak davasında, hâkimin davayı aydınlatma ödevine dayalı olarak tarafın talebini düzeltmesine imkân veremeyeceğini, bunun silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu belirtmiş, ayrıca taraf adına doğru bir hukuki himaye talebi formüle etmenin, mahkemenin görevi olmadığını ifade etmiştir (İsviçre Federal Mahkemesi, 15.06.2020, 4A_502/2019).</p>

<p>Sonuç olarak, yukarıda izah olunan gerekçelerle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin “ ... davacı taraf, dava dilekçesinde, işsizlik sigortası nedeniyle ödenmesi gereken sigorta tazminatını talep etmiştir. Davacının elindeki belgelerle işsiz kaldığı sürenin ve tazminatın belirlenebilir nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda uyuşmazlık belirlenebilir nitelikte bulunmaktadır. Bu itibarla, mahkemece, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi doğru görülmemiş, ...” şeklindeki bozması usul ve yasaya uygun olup direnme kararı hatalı olduğundan, usul ve yasaya uygun olmayan direnme kararının bozulması gerekir düşüncesiyle aksi yöndeki sayın çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="40156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILDI: SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI UYUŞMAZLIKLARINDA YENİ DÖNEM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/belirsiz-alacak-davasi-kaldirildi-sigorta-ve-trafik-tazminati-uyusmazliklarinda-yeni-donem-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/belirsiz-alacak-davasi-kaldirildi-sigorta-ve-trafik-tazminati-uyusmazliklarinda-yeni-donem-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILDI: SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI UYUŞMAZLIKLARINDA YENİ DÖNEM</strong></p>

<p></p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>16 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun, Türk medeni usul hukukunun 2011'den bu yana en çok tartışılan kurumlarından birini — 6100 sayılı HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını — yürürlükten kaldırdı. Değişikliğin en geniş etki alanı, kurumun en yoğun kullanıcısı olan tazminat yargılamasıdır: araç değer kaybı, sürekli ve geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve destekten yoksun kalma tazminatı gibi, miktarı ancak yargılama içinde alınacak bilirkişi raporuyla belirlenebilen sigorta ve trafik uyuşmazlıklarının tamamına yakını, on beş yıldır belirsiz alacak davası kalıbıyla açılmaktaydı.</p>

<p>Bu çalışmada; kaldırılan kurumun tazminat pratiğindeki işlevi, yerine ikame edilen güçlendirilmiş kısmi dava modeli (HMK m. 109/4), geçiş hükümlerinin derdest dosyalara etkisi ve aynı Kanunla TBK m. 55'e eklenen faiz ile oransal mahsup kuralları; yürürlüğün ilk ayında dava pratiğinin içinden gözlemlerle değerlendirilecektir. Belirtmek gerekir ki değişikliğe ilişkin istinaf ve Yargıtay uygulaması henüz oluşmamıştır; bu yazı, kaçınılmaz olarak bir "ilk dönem" okumasıdır.</p>

<p><strong>II. KALDIRILAN KURUM: BELİRSİZ ALACAK DAVASININ TAZMİNAT PRATİĞİNDEKİ İŞLEVİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Belirsiz alacak davasının varlık sebebi, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirlemenin davacıdan beklenemediği veya bunun imkânsız olduğu hâllerdi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; kurumun en önemli işlevlerini, davacıyı yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğraması risklerinden koruması olarak özetlemiş; alacağın belirli mi belirsiz mi olduğunun kategorik değil, her somut olayın özelliğine göre değerlendirileceğini vurgulamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari" rel="dofollow">(HGK, 2021/916 E., 2023/108 K., 22.02.2023)</a>. Öte yandan bir davada bilirkişi incelemesine gidilecek olması, tek başına belirsiz alacak davası açılabilmesi için yeterli görülmemiş; davacı dava açarken alacağını belirleyebiliyorsa belirsiz alacak davasının dinlenemeyeceği kabul edilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171099-e-2019460-k-sayili-karari" rel="dofollow">(HGK, 2017/17-1099 E., 2019/460 K., 16.04.2019).</a></p>

<p>Bu içtihadi çerçevenin pratikteki maliyeti küçümsenmeyecek boyuttaydı: "alacak belirli miydi?" tartışması, yıllarca dava şartı (hukuki yarar) düzleminde usulden ret kararlarına, daireler arasında ölçüt farklarına ve davacılar bakımından öngörülemezliğe yol açtı. Tazminat davaları bu tartışmanın görece dışında kalmıştı; zira kusur oranına, aktüeryal hesaba ve rayiç tespitine bağlı bir alacağın dava anında belirlenmesi beklenebilir değildi. Yine de kurumun kaldırılmasının sessiz bir kazancı şimdiden not edilmelidir: yeni rejimde davacı "belirsizlik" nitelendirmesini savunmak zorunda olmadığından, bu dava şartı tartışması yeni açılan davalar bakımından büyük ölçüde tarihe karışmıştır.</p>

<p><strong>III. YENİ REJİM: GÜÇLENDİRİLMİŞ KISMİ DAVA (HMK m. 109/4)</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra şöyledir: "Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır."</p>

<p>Düzenleme, belirsiz alacak davasının sağladığı iki temel korumayı kısmi dava çatısı altına taşımaktadır. Birincisi usul ekonomisidir: talep artırımı için ıslaha gerek yoktur; artırım iddianın genişletilmesi yasağının dışına çıkarılmıştır. İkincisi zamanaşımı korumasıdır: artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayıldığından, kısmi davanın klasik zaafı olan "artırılan kısım zamanaşımına uğradı" def'i, yeni davalar bakımından dayanaksız kalmaktadır. Bu iki özellik birlikte değerlendirildiğinde m. 109/4, belirsiz alacak davasının işlevsel mirasçısıdır; kaybolan şey koruma değil, kurumun adı ve dava şartı tartışmasıdır.</p>

<p>Bununla birlikte yeni modelin iki kritik sınırı vardır. Artırım hakkı bir defaya mahsustur ve tahkikat sona erene kadar kullanılabilir. Bu sınırlar, tazminat pratiğinde artırım zamanlamasını stratejik bir karar hâline getirmektedir: bilirkişi kök raporuyla yetinip erken artırım yapan taraf, rapora itirazlar üzerine alınacak ek rapor veya yeni heyet raporu alacağı daha yüksek belirlediğinde ikinci bir artırım imkânı bulamayacaktır. Doğru uygulama, artırımın kural olarak hesap tartışması kapandıktan — kesin rapor yahut ek rapor aşaması tamamlandıktan — sonra, tahkikat bitmeden kullanılmasıdır.</p>

<p><strong>IV. GEÇİŞ HÜKÜMLERİ: DERDEST DOSYALAR VE ESKİ KAZALAR</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun'un geçiş hükmü (Geçici Madde 1/10) uyarınca, yürürlükten kaldırılan HMK m. 107, kaldırılma tarihinden önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder. Buna göre 16 Temmuz 2026'dan önce belirsiz alacak davası olarak açılmış sigorta ve tazminat dosyaları, talep artırımı ve faiz rejimi dâhil eski usulle yürüyecek; değişiklik yalnızca bu tarihten sonra açılan davaları etkileyecektir. Uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta, iki rejimin uzun bir süre yan yana yaşayacağıdır: aynı avukatın portföyünde bugün hem m. 107 usulüne tabi derdest dosyalar hem de m. 109/4'e göre açılmış yeni dosyalar bulunmaktadır ve iki gruptaki artırım mekanikleri birbirinden farklıdır.</p>

<p><strong>V. AYNI KANUNUN GÖZDEN KAÇAN AYAĞI: TBK m. 55'TE FAİZ VE ORANSAL MAHSUP</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle TBK m. 55'e eklenen fıkralar, bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatlarının hesap ve faiz rejimini doğrudan etkilemektedir. İlk kural faizi ikiye bölmektedir: tazminatın, zarar görenin kazancının bilindiği döneme ilişkin kısmına olay tarihinden; kazancın bilinemediği (varsayımsal) döneme ilişkin kısmına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecektir. İkinci kural, tahkikat başlayana kadar ifa amacıyla yapılan ödemelerin — uygulamada tipik olarak sigorta şirketinin kısmi ödemelerinin — ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir.</p>

<p>Oransal mahsup kuralı, sigortacının erken tarihli kısmi ödemesinin yıllar sonra hesaplanan güncel tazminattan nominal (TL-TL) düşülmesinin yarattığı adaletsizliğe yasal bir formül getirmesi bakımından isabetlidir; aynı yönde gelişen içtihadi arayışları kanunlaştırmıştır. Buna karşılık faizin ikiye bölünmesi, zarar görenin aktüeryal hesabın ağırlıklı bölümünü oluşturan gelecek dönem zararında faiz başlangıcını karar tarihine ötelediğinden, uzun süren yargılamalarda mağdur aleyhine ciddi bir faiz kaybı doğurmaya elverişlidir; hükmün uygulama alanı ve "kazancın bilinebildiği dönem" ayrımının nasıl çizileceği, ilk içtihatların en çok tartışacağı sorun olacaktır. Önemle not edilmelidir ki geçiş hükmü uyarınca bu yeni kurallar yalnızca 16 Temmuz 2026'dan sonra meydana gelen zarar doğurucu olaylara uygulanır; bu tarihten önceki kazalarda eski rejim geçerlidir.</p>

<p><strong>VI. SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI PRATİĞİ İÇİN İLK DÖNEM GÖZLEMLERİ</strong></p>

<p>Yürürlüğün ilk ayına ilişkin uygulama gözlemlerimiz üç noktada toplanabilir. Birincisi ve en acili, dilekçe şablonlarının güncellenmesi zorunluluğudur: mülga m. 107'ye dayanılarak "belirsiz alacak davası" olarak açılan yeni bir dava, yürürlükte olmayan bir usul hükmüne dayanacaktır. Büromuz pratiğinde dahi değişikliğin hemen ertesinde hazırlanan taslaklarda eski kalıbın sehven kullanıldığı ve son okumada yakalandığı vakidir; meslektaşların özellikle hazır şablonlarla çalışırken usul dayanağını m. 109'a uyarlamaları gerekir. Doğru kalıp; alacağın küçük bir kısmının fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava olarak talep edilmesi, bilirkişi raporuyla miktar belirlendikten sonra m. 109/4'teki tek seferlik artırım hakkının kullanılmasıdır.</p>

<p>İkincisi harç ve masraf planlamasıdır: peşin nispi harç dava edilen kısım üzerinden alınmakta, artırımda tamamlama harcı ödenmektedir; bu yönüyle maliyet dengesi belirsiz alacak dönemindekine yakındır. Üçüncüsü, Sigorta Tahkim Komisyonu yargılamasına yansımadır: tahkimde talep artırımı zaten kısmi talep mantığıyla yürüdüğünden kopuş sert olmayacaktır; ancak 5684 sayılı Kanun m. 30 çerçevesindeki tahkim pratiğinde m. 109/4'ün kıyasen uygulanma biçimi ve artırım dilekçelerine bağlanacak sonuçlar, hakem heyetleri içtihadıyla netleşecektir. Bedesten ve emsal karar sistemlerinde 7589 sonrası usule ilişkin yayımlanmış istinaf/temyiz kararı bu yazının kaleme alındığı tarihte henüz bulunmamaktadır; ilk bozma ve kaldırma kararlarının, erken/eksik artırım ile derdest dosyalarda rejim karıştırılması sorunlarından çıkması kuvvetle muhtemeldir.</p>

<p><strong>VII. SONUÇ</strong></p>

<p>Belirsiz alacak davasının kaldırılması, ilk bakışta tazminat davacısı aleyhine bir daralma gibi görünse de; m. 109/4'ün getirdiği ıslahsız ve zamanaşımı korumalı tek seferlik artırım mekanizması, kurumun tazminat pratiğindeki işlevini büyük ölçüde ikame etmekte, üstelik "alacak belirli miydi?" eksenindeki dava şartı tartışmasını da sonlandırmaktadır. Asıl dikkat edilmesi gereken iki alan; artırım hakkının tek seferlik yapısının gerektirdiği zamanlama disiplini ile TBK m. 55'in yeni faiz ve oransal mahsup kurallarının 16 Temmuz 2026 sonrası olaylarda hesap pratiğine etkisidir. İki rejimin yan yana yaşayacağı geçiş döneminde, dosyanın hangi rejime tabi olduğunun her işlemde ayrıca doğrulanması, meslek pratiğinin yeni bir refleksi hâline gelmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran"><img alt="Av. Melih Küçükcankurtaran" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran">Av. Melih Küçükcankurtaran</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 7589 sayılı Kanun m. 18, 20 ve Geçici Madde 1/10 (RG: Temmuz 2026); 6100 sayılı HMK m. 107 (mülga), m. 109; 6098 sayılı TBK m. 55; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/916, K. 2023/108, T. 22.02.2023.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171099-e-2019460-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/17-1099, K. 2019/460, T. 16.04.2019.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/belirsiz-alacak-davasi-kaldirildi-sigorta-ve-trafik-tazminati-uyusmazliklarinda-yeni-donem-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/arac-anahtar-ter.jpg" type="image/jpeg" length="12730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik, 15 Ağustos 2026 Tarihli ve 33341 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MOTORLU KARA TAŞITLARININ KİRALANMASI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, motorlu kara taşıtlarının kiralanması faaliyetlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, gerçek veya tüzel kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerini, yetki belgesinin verilmesi, tadili ve iptali ile Bilgi Sisteminin kurulması ve işletilmesine ilişkin usul ve esasları, motorlu kara taşıtlarının kiralanmasında işletme ve kiracının hak ve yükümlülüklerini, elektronik ortamda yapılan ön ödemeli rezervasyon ve kiralamaları, ilan platformları ve aracı platformların haksız ticari uygulama ve sorumluluklarını, motorlu kara taşıtı kiralama ilanlarına ilişkin ilke, kural ve yükümlülükler ile motorlu kara taşıtı kiralamalarına ilişkin Bakanlık, yetkili idare ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarını kapsar.</p>

<p>(2) Uzun süreli kiralamalar, kiracısı tüketici niteliğini haiz olmayan kısa süreli kiralamalar, paylaşımlı kiralamalar ve kamp taşıtı kiralamaları bu Yönetmeliğin kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 14/1/2015 tarihli ve 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (ç) bentleri, 23/10/2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrası ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 446 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;</p>

<p>a) Aracı platform: Başkalarına ait motorlu kara taşıtlarının kiralanmasına yönelik ilanların yayımlanmasına elektronik ortam sağlayan ve bu ortam üzerinden rezervasyon veya ödeme yapılmasına ya da kira sözleşmesi kurulmasına imkân sağlayan aracı hizmet sağlayıcıyı,</p>

<p>b) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>c) Bilgi Sistemi: Motorlu Kara Taşıtı Kiralama Bilgi Sistemini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Depozito: Kira bedelinin ödenmesini ve kiracının sözleşmeden doğan diğer mali yükümlülüklerini yerine getirmesini garanti altına alan, işletme veya aracı platform tarafından kredi kartı, banka kartı ya da ön ödemeli kart üzerinden ön provizyon veya blokaj şeklinde alınan ya da Bakanlıkça belirlenen diğer yöntemlerle tahsil edilen bedeli,</p>

<p>d) ESBİS: Esnaf ve Sanatkâr Bilgi Sistemini,</p>

<p>e) İl müdürlüğü: Ticaret il müdürlüğünü,</p>

<p>f) İlan platformu: Başkalarına ait motorlu kara taşıtlarının kiralanmasına yönelik ilanların yayımlanmasına elektronik ortam sağlayan aracı hizmet sağlayıcıyı,</p>

<p>g) İşletme: Motorlu kara taşıtı kiralamasıyla iştigal eden esnaf ve sanatkâr işletmesi, ticari işletme ve ticaret şirketleri ile bunların şubelerini,</p>

<p>ğ) Kısa süreli kiralama: Aynı kiracıya tek seferde veya kesinti bulunmayan dönemler halinde en fazla yirmi dokuz gün süreyle verilen motorlu kara taşıtı kiralama hizmetini,</p>

<p>h) Kira sözleşmesi: İşletmenin tasarruf yetkisini haiz olduğu motorlu kara taşıtını, belirli bir süre ve bedel karşılığında kiracının kullanımına bırakmayı, kiracının da taşıtı sözleşme şartlarına uygun şekilde kullanmayı ve kira bedeli ödemeyi taahhüt ettiği, işletme ve kiracının hak ve yükümlülüklerini belirleyen sözleşmeyi,</p>

<p>ı) Kiracı: Kira sözleşmesine taraf olan tüketiciyi,</p>

<p>i) Klasik motorlu kara taşıtı: Model yılına göre otuz yaşın üzerinde olan, üretildiği dönemin tasarım ve teknoloji anlayışını yansıtmasına bağlı olarak tarihi, estetik ve koleksiyon değeri bulunan, orijinal parçalarını büyük ölçüde koruyan veya aslına uygun olarak restore edilen ve halihazırda seri üretimi yapılmayan motorlu kara taşıtını,</p>

<p>j) MERSİS: Merkezi Sicil Kayıt Sistemini,</p>

<p>k) Meslek odası: İlgili esnaf ve sanatkârlar odası ile ticaret ve sanayi odasını, ticaret ve sanayi odalarının ayrı kurulduğu yerlerde ticaret odasını,</p>

<p>l) Mesleki yeterlilik belgesi: Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından onaylanarak bireyin bilgi, beceri ve yetkinliğini ifade eden motorlu kara taşıtı kiralama danışmanı (Seviye 4) ulusal yeterliliğine dayalı belgeyi,</p>

<p>m) Motorlu kara taşıtı: 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 3 üncü maddesinde tanımlanan ve tescil belgesinde sınıfı M1, M1G, N1 ve N1G olan taşıtları,</p>

<p>n) Motorlu kara taşıtı kiralama danışmanı: İşletmeye sözleşmeyle bağlı kiralama personelini,</p>

<p>o) Motorlu kara taşıtı kiralama faaliyeti: İşletmenin tasarruf yetkisini haiz olduğu motorlu kara taşıtını, belirli bir bedel karşılığında süreli olarak kiracının kullanımına bırakmasına ilişkin faaliyetler bütününü,</p>

<p>ö) Motorlu kara taşıtı kiralama sorumlusu: Motorlu kara taşıtı kiralamasıyla iştigal eden gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerini, ticaret şirketleri ve diğer tüzel kişi tacirler ile şubelerde ise bu faaliyetleri yürüten yetkili temsilcileri,</p>

<p>p) Paylaşımlı kiralama: Fiziki olarak karşı karşıya gelinmeksizin internet sitesi, mobil site veya mobil uygulama üzerinden üyelik sözleşmesi kapsamında başlatılan ve sonlandırılan, genellikle bireysel kullanıma yönelik olarak dakikalık veya saatlik verilen ve kiralamaya konu taşıtın sabit teslim noktalarına bağlı kalınmaksızın ortak bir taşıt havuzundan serbestçe teslim alınabildiği ve iade edilebildiği motorlu kara taşıtı kiralama hizmetini,</p>

<p>r) Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>s) Uzun süreli kiralama: Aynı kiracıya tek seferde veya kesinti bulunmayan dönemler halinde otuz gün veya daha uzun süreyle verilen motorlu kara taşıtı kiralama hizmetini,</p>

<p>ş) Yetki belgesi: Motorlu kara taşıtı kiralamasıyla iştigal edilebilmesi için Bakanlık tarafından işletme adına düzenlenen belgeyi,</p>

<p>t) Yetkili idare: İş yeri açma ve çalışma ruhsatını vermeye yetkili belediye veya il özel idareleri ile diğer idareleri,</p>

<p>u) Yetkili satıcı: Üretici veya distribütör ile aralarında kurulan sözleşme kapsamında tescilsiz motorlu kara taşıtı perakende ticaretiyle iştigal eden gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yetki Belgesine İlişkin Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Yetki belgesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Yetki belgesi olmadan ticari faaliyet kapsamında motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunulamaz. Aksi Bakanlıkça tespit edilmedikçe her bir motorlu kara taşıtı kiralama işlemi ticari faaliyet kabul edilir.</p>

<p>(2) Yetki belgesi, işletmenin bulunduğu yerdeki il müdürlüğü tarafından Bilgi Sistemi üzerinden verilir, tadil ve iptal edilir.</p>

<p>(3) Yetki belgesinde işletmenin MERSİS numarası ve MERSİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile ticaret ünvanına veya ESBİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile işletme sahibinin adı, soyadı ve T.C. kimlik numarasına veya yabancı kimlik numarasına yer verilir.</p>

<p>(4) Yetki belgesi, her bir işletme için ayrı ayrı düzenlenir ve devredilemez.</p>

<p><strong>Yetki belgesi verilmesinde aranan şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) İşletmeye yetki belgesi verilebilmesi için;</p>

<p>a) Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olunması,</p>

<p>b) Meslek odasına kayıtlı olunması,</p>

<p>c) Meslek odası ve vergi kayıtlarındaki faaliyet konuları arasında motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinin bulunması,</p>

<p>ç) İş yerinin yetkili satıcılık, sigortacılık, yol yardım ve çekici hizmetleri ile lastik ve aksesuar satışı gibi faaliyetler dışında mesleki ya da ticari faaliyet veya ikamet amacıyla kullanılmaması,</p>

<p>d) Yetki belgesi başvurusunda bulunan motorlu kara taşıtı kiralama sorumlusunun;</p>

<p>1) On sekiz yaşını doldurmuş olması,</p>

<p>2) En az ilköğretim mezunu olması,</p>

<p>3) İflas etmemiş veya iflas etmiş olsa bile 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre itibarının yerine gelmiş olması,</p>

<p>4) Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme, işkence, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, insan ticareti, kasten öldürme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, fuhuş, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olması,</p>

<p>5) Mesleki yeterlilik belgesine sahip olması,</p>

<p>e) İşletmenin kiralamaya konu taşıtlarının;</p>

<p>1) Bilgi Sistemine kaydedilmiş olması,</p>

<p>2) Büyükşehir belediyesi olan illerin nüfusu otuz bini geçen ilçelerinde faaliyet gösterilmesi halinde, birinin Türkiye’de üretilmesi koşuluyla asgari iki adet hibrit veya yalnızca elektrik motorlu olmak üzere, en az beşi işletme adına tescilli ve kalanı kiralama yoluyla temin edilebilen asgari on adet; nüfusu otuz bini geçmeyen ilçeler ile büyükşehir belediyesi olmayan illerde faaliyet gösterilmesi halinde ise en az ikisi işletme adına tescilli olmak üzere kalanı kiralama yoluyla temin edilebilen asgari beş adet olması,</p>

<p>3) Klasik olanlar hariç olmak üzere, model yılına göre altı yaşın üzerinde olmaması ve elektrik motorlu taşıtlarda üç yüz bin, diğer taşıtlarda ise yüz seksen bin kilometreyi aşmamış olması,</p>

<p>4) Ağır hasar kayıtlı olmaması, muayene geçerlilik süresinin dolmamış olması ve zorunlu mali sorumluluk sigortasının bulunması,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(2) Şube adına yapılan yetki belgesi başvurusunda;</p>

<p>a) Birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerinde belirtilen vergi kaydına ilişkin şartların merkez tarafından sağlanması durumunda şube tarafından da sağlandığı kabul edilir.</p>

<p>b) Şube adına yetki belgesi düzenlenebilmesi için, birinci fıkranın (e) bendinin (2) numaralı alt bendinde belirtilen asgari taşıt sayısı şartlarının merkez tarafından her bir şube için ayrıca sağlanması gerekir.</p>

<p>(3) Bakanlık, yetki belgesi verilmesi için mesleki eğitim şartı getirmeye ve bu eğitime ilişkin usul ve esasları ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>(4) Bakanlık, büyükşehir belediyesi olmayan illerde faaliyet gösteren işletmeler için asgari hibrit ve elektrik motorlu taşıt sayılarını illerin nüfus ve ticari potansiyelleri ile tüketici taleplerini dikkate alarak belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>(5) Birinci fıkranın (e) bendinin (2) numaralı alt bendinin uygulanmasında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan bir önceki takvim yılının son gününe ait nüfus verileri dikkate alınır.</p>

<p><strong>Yetki belgesinin verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Yetki belgesi başvurusu, yetki belgesi verilmesinde aranan şartların taşındığını gösteren belgelerle birlikte Bilgi Sistemi üzerinden yapılır.</p>

<p>(2) İlgili kurum ve kuruluşların elektronik bilgi sistemlerinden sağlanabilen belgeler, bu sistemlerden temin edilir ve işletme adına elektronik ortamda oluşturulan dosyada diğer başvuru evrakı ile birlikte saklanır.</p>

<p>(3) Yetki belgesi verilmesinde aranan şartları taşıdığı tespit edilen işletme adına, başvuru tarihinden itibaren on gün içinde yetki belgesi düzenlenir.</p>

<p>(4) Yetki belgesi başvurusunun reddedilmesi durumunda, Bilgi Sisteminde ret gerekçelerine yer verilir ve başvuru sahibinin bu gerekçelere erişimine imkân sağlanır.</p>

<p><strong>Yetki belgesinin tadili</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Yetki belgesi, 5 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen bilgilerden herhangi birinde değişiklik olması durumunda, değişikliğin gerçekleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde işletme tarafından Bilgi Sistemi üzerinden yapılan başvuru üzerine tadil edilir.</p>

<p>(2) Tadil başvurusu, başvuru tarihinden itibaren on gün içinde sonuçlandırılır. Başvuru sonucuna Bilgi Sisteminde yer verilir ve başvuru sahibinin bu sonuca erişimine imkân sağlanır.</p>

<p><strong>Yetki belgesinin iptali</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Yetki belgesi;</p>

<p>a) 6 ncı maddede belirtilen şartlardan herhangi birini kaybeden işletmenin, Bilgi Sistemi üzerinden başvuruda bulunması veya bu şartlardan herhangi birinin kaybedildiğinin Bakanlıkça tespit edilmesi ve on günden az olmayacak şekilde verilen süre içinde şartların yeniden sağlanamaması durumlarında,</p>

<p>b) 8 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen süre içinde tadil başvurusunda bulunulmaması nedeniyle Bilgi Sistemi üzerinden veya yazılı olarak Bakanlıkça yapılan uyarıya rağmen on gün içinde tadil başvurusunda bulunulmaması durumunda,</p>

<p>c) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket eden işletmeye Bilgi Sistemi üzerinden veya yazılı olarak Bakanlıkça yapılan uyarıya rağmen, on günden az olmayacak şekilde verilen süre içinde aykırılığın ortadan kaldırılmaması veya aynı takvim yılı içinde aykırılığın tekrarlanması durumlarında,</p>

<p>iptal edilir.</p>

<p>(2) Yetki belgesinin iptal edilmesi durumunda, Bilgi Sisteminde iptal gerekçelerine yer verilir ve başvuru sahibinin bu gerekçelere erişmesine imkân sağlanır.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (c) bendi gereğince yetki belgesi iptal edilen işletmeye ve işletme sahibi ile işletmeyi temsile yetkili kişilerin sahibi veya temsile yetkili olduğu diğer işletmelere iptal tarihinden itibaren bir yıl süreyle yetki belgesi verilmez.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Kiralama Faaliyetlerine İlişkin Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Kira sözleşmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Motorlu kara taşıtı kiralamasında işletme ile kiracı arasında yazılı olarak veya elektronik ortamda kira sözleşmesi yapılır ve sözleşmenin bir nüshası taşıt tesliminden önce işletme tarafından kiracıya verilir veya elektronik ortamda gönderilir.</p>

<p>(2) Kira sözleşmesinin kurulmasından önce işletme tarafından kiracıya yazılı olarak veya elektronik ortamda ön bilgilendirmede bulunulur. Ön bilgilendirmede asgari olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:</p>

<p>a) İşletme, kiracı ve bildirilmesi durumunda ek sürücünün tanıtıcı bilgileri ile iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Hizmetin ve kiralamaya konu taşıtın temel nitelikleri.</p>

<p>c) Her bir hizmetin bedeli ile toplam kira bedeli.</p>

<p>ç) İşletme ve kiracının kiralamaya ilişkin hak ve yükümlülükleri.</p>

<p>d) Kiralamanın başlangıç ve bitiş tarihleri ile taşıtın teslim tarihi, saati ve yeri.</p>

<p>e) Kira sözleşmesinin fesih koşulları.</p>

<p>(3) Kira sözleşmesi, sözleşmenin taraflarca imzalanması veya işletmenin sözleşme teklif ve şartlarını kiracının elektronik ortamda kabulü ile kurulur. Kira sözleşmesinde asgari olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:</p>

<p>a) İşletmenin yetki belgesi, MERSİS ve vergi kimlik numaraları, MERSİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile ticaret ünvanı veya ESBİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile adı, soyadı ve T.C. kimlik numarası ya da yabancı kimlik numarası ile vergi kimlik numarası.</p>

<p>b) Kiracının gerçek kişi olması durumunda adı, soyadı, T.C. kimlik numarası ve sürücü belgesi bilgileri veya yabancı ise pasaport ülke ismi ve pasaport numarası veya yabancı kimlik numarası ile adres ve diğer iletişim bilgileri; tüzel kişi olması durumunda ünvan ve vergi numarası ile adres ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>c) Kiralanan taşıtı kullanacak ek sürücü veya sürücülerin ad ve soyadları, T.C. kimlik veya yabancı ise pasaport ülke ismi ve pasaport numaraları veya yabancı kimlik numaraları, sürücü belgesi bilgileri ile adres ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>ç) Kiralanan taşıtın markası, cinsi, tipi, model yılı, vites türü ve kilometresi ile enerji türü ve seviyesi.</p>

<p>d) Kiralama hizmeti, navigasyon, çocuk bağlama sistemi, ek sürücü, hızlı geçiş, kasko sigortası teminat kapsamı, teminat dışı haller, muafiyet durumları, ferdi kaza sigortası, asistans hizmetleri gibi bedelli ve bedelsiz verilen hizmetlere ilişkin açıklamalar ile her bir hizmetin bedeli ve toplam kira bedeli.</p>

<p>e) Depozito tutarı ve depozitonun hangi durumlarda kullanılacağına, iadesine ve iade süresine ilişkin açıklamalar.</p>

<p>f) Yol yardımı, geç teslimat, kilometre aşımı, otoyol ve köprü geçiş ücretleri ve trafik cezaları ile enerji tamamlama giderlerine ilişkin açıklamalar.</p>

<p>g) Kiracının veya ek sürücünün hasar kaynaklı mali sorumluluklarının kasko sigortası teminatıyla güvence altına alınması durumunda, kiralamaya konu taşıtın kasko poliçesinde yer alan muafiyet bedeli ve bu bedeli aşan tutarın hangi durumlarda kiracıdan talep ve tahsil edileceğine ilişkin açıklamalar.</p>

<p>ğ) Kira süresi içinde taşıtta oluşan hasar ve arızadan kiracının sorumlu olduğu durumlar.</p>

<p>h) Sözleşmenin işletme ve kiracı tarafından tek taraflı feshedilebileceği durumlar.</p>

<p>(4) Kira sözleşmesinin aracı platform üzerinden kurulması durumunda, ön bilgilendirmede bulunulması ve sözleşmenin gönderilmesinden işletme ve aracı platform müştereken sorumludur. Aracı platformun sorumluluğu, işletme tarafından kendisine iletilen bilgi ve belgelerin kiracıya tam ve doğru olarak aktarılmasıyla sınırlıdır.</p>

<p>(5) İşletme, yazılı veya elektronik ortamda kira sözleşmesinin kurulmasından önce kiracıya ve kiralama şartlarına ilişkin kontrollerini yapmakla yükümlüdür. Sözleşmenin kurulmasından sonra haklı bir sebep olmaksızın işletme tarafından kiralamadan vazgeçilemez.</p>

<p>(6) Yazılı olarak veya elektronik ortamda uzatma onayı alınmasına rağmen geçerli sözleşmenin hüküm ve şartlarının değiştirildiği yeni bir sözleşme yapılmaması durumunda, kira süresinin aynı hüküm ve şartlarla uzadığı kabul edilir.</p>

<p><strong>Elektronik ortamda yapılan ön ödemeli rezervasyonlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Ön ödemeli rezervasyonlarda işletme tarafından kiracının onayı alınmak suretiyle rezervasyon formu düzenlenir. Rezervasyon formunun bir nüshası, onayın alındığı ve ön ödemenin yapıldığı tarihte işletme tarafından elektronik ortamda kiracıya iletilir. Kira sözleşmesinin aracı platform üzerinden kurulması durumunda, formun düzenlenmesi ve kiracıya iletilmesinden işletme ve aracı platform müştereken sorumludur. Aracı platformun sorumluluğu, işletme tarafından kendisine iletilen bilgi ve belgelerin kiracıya tam ve doğru olarak aktarılmasıyla sınırlıdır.</p>

<p>(2) Rezervasyon formunda asgari olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:</p>

<p>a) İşletme, kiracı ve bildirilmesi durumunda ek sürücünün tanıtıcı bilgileri ile iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Hizmetin ve kiralamaya konu taşıtın temel nitelikleri.</p>

<p>c) Ayrı ayrı hizmet bedelleri ve toplam kira bedeli ile ön ödeme tutarı.</p>

<p>ç) İşletme ve kiracının kiralamaya ilişkin hak ve yükümlülükleri.</p>

<p>d) Kiralamanın başlangıç ve bitiş tarihleri ile taşıtın teslim tarihi, saati ve yeri.</p>

<p>e) Rezervasyon değişikliği ve iptaline ilişkin açıklamalar.</p>

<p>(3) İşletme, rezervasyonun kiracı tarafından onaylanmasından hemen önce, rezervasyon onayının ön ödeme yükümlülüğü anlamına geldiği hususunda kiracıyı açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu bilgilendirmenin yapılmaması durumunda, kiracı rezervasyonla bağlı ve ön ödeme yapmakla yükümlü değildir.</p>

<p>(4) Rezervasyon formunun düzenlenmiş olması, kira sözleşmesinin kurulması ve taraflara verdiği yükümlülüklerin yerine getirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>(5) Rezervasyon formunda belirtilen kiralamaya ilişkin hususların, formun kiracı tarafından onaylanmasından sonra işletme veya aracı platform tarafından tek taraflı değiştirilmemesi esastır. Ancak, haklı bir sebep bulunması ve kiracının gecikmeksizin bilgilendirilmesi koşuluyla, kiralamaya ilişkin hususlarda tek taraflı değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(6) Ön ödemeli rezervasyonlarda taşıt, rezervasyon formunda belirtilen tarih, saat ve yerde kiracıya teslim edilir. İşletme tarafından haklı bir sebep gösterilmeden bu yükümlülüğün yerine getirilmesinden kaçınılamaz ve rezervasyon iptal edilemez.</p>

<p>(7) Ön ödemeli rezervasyonlarda kiralama tarihi, saati ve yeri ile kiralamaya konu taşıtın segmenti, rezervasyonun yapıldığı tarihte kiracı tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden değiştirilebilir veya rezervasyon iptal edilebilir. Rezervasyonun bu fıkra kapsamında iptal edilmesi durumunda;</p>

<p>a) Kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez. Bu hüküm, teslim saatinden önceki yirmi dört saat içinde iptal edilen rezervasyonlar hakkında uygulanmaz. Bu durumda, rezervasyon formunda belirtilmiş olması koşuluyla, kiracıdan en fazla bir günlük kira bedeli tutarında iptal bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>b) Kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, iptal tarihini izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(8) Rezervasyon formunda belirtilen tarih ve saatte taşıtın kiracı tarafından mazeret belirtilmeksizin teslim alınmaması durumunda kiralamaya konu taşıt, bir ila altı günlük kiralamalarda en az on iki saat, yedi gün ve üzeri kiralamalarda en az bir gün süreyle başka bir kiracıya kiraya verilemez. Bu sürelere uyulmadan taşıtın başka bir kiracıya kiraya verilmesi durumunda, kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun kesintisiz iadesine ilişkin iş ve işlemler, taşıtın yeniden kiraya verildiği tarihi izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(9) Sekizinci fıkrada belirtilen bekleme sürelerinin sonuna kadar mazeret belirtilmeksizin taşıtın teslim alınmaması durumunda işletme tarafından, ön ödeme tutarından kira sözleşmesinde belirtilen tutar veya oranda kesinti yapılarak rezervasyon iptal edilebilir. Bu durumda kesinti tutarı, bir ila altı günlük kiralamalarda bir günlük, yedi gün ve üzeri kiralamalarda üç günlük kira bedelinden fazla olamaz. Kesintiden sonra kalan kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, iptal tarihini izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(10) Beşinci ve altıncı fıkralar ile 10 uncu maddenin beşinci fıkrasının uygulanmasında, kaza, hırsızlık veya teknik arıza gibi nedenlerle taşıtın kullanılamaz durumda olması ya da doğal afet veya zorlayıcı hal gibi işletmenin kontrolü dışında ve kusuru olmaksızın gerçekleşen durumlar haklı sebep kabul edilir.</p>

<p><strong>Taşıt teslimi ve iadesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Motorlu kara taşıtı kiralamalarında, kiralanan taşıt işletme tarafından kira sözleşmesine uygun şekilde kiracıya teslim edilir.</p>

<p>(2) Rezervasyon formunda belirtilen segmentte bir taşıtın teslim tarihi ve saatinde mevcut olmaması veya kiralamaya hazır bulunmaması durumlarında, kiracıdan ek bedel talep edilmeksizin eş değer veya daha üst segment bir taşıtın işletme tarafından kiracıya teslim edilmesi esastır. Eş değer veya daha üst segment bir taşıt temin edilememesi durumunda, kiracının yazılı veya elektronik ortamda onayı alınmak suretiyle daha alt segment bir taşıt kiracıya teslim edilir. Onay verilmemesi durumunda, rezervasyon kiracı tarafından bedelsiz olarak iptal edilebilir.</p>

<p>(3) Kiralanan taşıt işletme tarafından kiracıya teslim edilirken, taşıtın mevcut hasar ve arızalarını gösteren taşıt teslim belgesi düzenlenir ve belgenin bir nüshası kiracıya verilir veya elektronik ortamda gönderilir.</p>

<p>(4) İşletme tarafından taşıt iade alınırken, taşıtın hasarsız teslim alındığını veya iade anındaki hasar durumunu gösteren taşıt iade belgesi düzenlenir ve belgenin bir nüshası kiracıya verilir veya elektronik ortamda gönderilir. Bu hüküm, taşıt iadesinin fiziki olarak karşı karşıya gelinmeden yapılması durumunda uygulanmaz. Bu durumda, taşıtın işletme tarafından fiilen teslim alındığı gün içinde taşıt iade belgesi düzenlenerek kiracıya elektronik ortamda gönderilir.</p>

<p>(5) Kiralanan taşıt iade alındıktan sonra işletme tarafından taşıtın içi gecikmeksizin kontrol edilir. Taşıtta kaldığı tespit edilen her türlü eşya aynı gün kiracıya bildirilir ve bildirim tarihinden itibaren en az bir ay süreyle işletmenin iş yerinde muhafaza edilir. Kira sözleşmesiyle daha uzun bir süre belirlenmemiş olması durumunda işletme, bir aylık sürenin sonuna kadar kiracı tarafından teslim alınmayan eşyadan sorumlu değildir.</p>

<p>(6) Kira sözleşmesinde açıkça belirtilen durumlar dışında, taşıtın kararlaştırılan teslim tarihinden ve saatinden önce iadesi kiracıdan talep edilemez.</p>

<p><strong>Kira bedeli ve diğer hizmet bedelleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) İşletme, kira bedeli ile birlikte bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmayan ve kira sözleşmesinde yer verilen diğer hizmetler için kiracıdan hizmet bedeli talep ve tahsil edebilir. Kira ve diğer hizmet bedelleri, işletme veya aracı platform tarafından banka ve kredi kartı ile ön ödemeli kartlardan, havale veya elektronik fon transferi yoluyla ya da Bakanlıkça belirlenen diğer yöntemlerle tahsil edilir.</p>

<p>(2) İşletme tarafından bir günün altındaki saatlik kiralamalarda en az yirmi, bir ila altı günlük kiralamalarda günlük en az yüz elli, yedi ila yirmi dokuz günlük veya haftalık kiralamalarda günlük en az yüz kilometre olacak şekilde kilometre sınırları ve bu sınırlara göre farklı kira bedelleri belirlenebilir. Kilometre aşımı durumunda işletme tarafından üçüncü fıkrada belirtilen hususlara göre kiracıdan ek hizmet bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(3) İşletme tarafından kiracıya, işletmenin kiralama faaliyetlerini yürüttüğü iş yerlerinden herhangi birinde veya kiralamanın yapıldığı iş yerinin bulunduğu il sınırları içinde kiracı tarafından belirlenen bir adreste taşıtı teslim alma ve iade etme imkânı sunulması durumunda, belgelendirilen mesafe, enerji tüketimi, yıpranma ve eskime, operasyon ve bakım maliyeti ile diğer maliyetlere göre kiracıdan ek hizmet bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(4) Kiracının talebi üzerine ek sürücü bilgilerine kira sözleşmesinde yer verilmesi durumunda, ek sürücünün teşkil ettiği risk düzeyine göre kiracıdan ek hizmet bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(5) Kiracı ve sözleşmeyle belirlenen ek sürücü, yalnızca kira bedelini ödemek suretiyle taşıtın kasko, işletme güvencesi ve zorunlu mali sorumluluk sigortasından yararlanır. Bunlardan yararlanılması başka bir şart veya bedele bağlanamaz.</p>

<p>(6) Kiracı tarafından talep edilmesi durumunda, hızlı geçiş sistemi işletme tarafından bedelsiz olarak kiracının kullanımına sunulur. Kira süresi içinde hızlı geçiş sisteminin kullanılması durumunda işletme tarafından kiracıdan geçiş ücreti talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(7) Kira dönemine ilişkin geçiş ücreti ve enerji tamamlama gibi nedenlerle, bunların tutarı ile sözleşmede belirtilen ve işletme tarafından belgelendirilen ek maliyet tutarları dışında kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(8) Bir saate kadar taşıt iadesi gecikmelerinde kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(9) Bakanlık, işletme tarafından verilen hizmetler karşılığında alınan hizmet bedellerinin üst sınırlarını belirlemeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Depozito</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) İşletme tarafından taşıt sınıfına göre kiracıdan altı gün ve altındaki kiralamalarda en fazla üç günlük, yedi ila yirmi dokuz günlük veya haftalık kiralamalarda ise en fazla yedi günlük kira bedeli tutarında depozito alınabilir.</p>

<p>(2) Kiracının, kira sözleşmesinde onayının alınması ve tahsilattan önce bilgilendirilmesi koşuluyla;</p>

<p>a) Kira ve diğer hizmet bedellerinin ödenmemesi veya eksik ödenmesi durumunda, ödenmeyen kira ve diğer hizmet bedelleri,</p>

<p>b) Geç teslim süresine bağlı ilave kira ve diğer hizmet bedelleri ile kilometre aşım bedeli,</p>

<p>c) Taşıtın iadesinden sonra ortaya çıkan kira dönemine ait otoyol ve köprü geçiş ücretleri ve diğer kural ihlali bedelleri,</p>

<p>ç) Enerji tamamlama gideri,</p>

<p>d) Kiracının kusuru nedeniyle taşıtta meydana gelen ve kasko veya işletme güvencesi kapsamı dışında kalan hasar ve zararlar,</p>

<p>depozitodan karşılanır.</p>

<p>(3) Kiracıdan depozito olarak çek, senet, teminat mektubu, kefaletname veya benzeri borç doğurucu belge alınamaz.</p>

<p>(4) Bu Yönetmelikte özel olarak belirtilen durumlar hariç olmak üzere, depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, kira sözleşmesinin sona erdiği ve taşıtın iade edildiği tarihi izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(5) Taşıt tesliminde kolayca tespit edilmesi mümkün olmayan arıza veya çizik ve göçük gibi hasarlar ile olağan kullanımdan kaynaklanan ve kabul edilebilir sınırlar içinde kalan aşınma ve yıpranmalar nedeniyle depozitodan kesinti yapılamaz ve kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p><strong>Kiralamaya konu taşıtlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bilgi Sistemine kaydedilmeyen ve yetki belgesi verilmesinde aranan nitelikleri haiz olmayan taşıtlar kiraya verilemez.</p>

<p>(2) 14/5/2020 tarihli ve 31127 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunlar İçin Tasarlanan Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerin Genel Güvenliği ve Korunmasız Karayolu Kullanıcılarının ve Yolcuların Korunması ile İlgili Tip Onayı Yönetmeliği (AB/2019/2144) ve ilgili diğer mevzuat hükümleri kapsamında düzenlenen ilgili güvenlik standartlarına uygun olmayan taşıtlar kiraya verilemez.</p>

<p>(3) Periyodik bakımı zamanında yaptırılmayan taşıtlar, periyodik bakımları yapıldıktan sonra kiraya verilebilir.</p>

<p><strong>Hasar ve arıza</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Kira süresi içinde taşıtta meydana gelen hasar ve arızalar, kiracı tarafından gecikmeksizin işletmeye bildirilir. Sürüş ve taşıt güvenliğini veya kiracının can güvenliğini etkileyecek nitelikte olan hasar ve arızalarda, kiracının bildirimi üzerine taşıt, işletme tarafından zararın artmasını engellemeye yönelik tedbirler alınarak güvenli şekilde onarım noktasına ulaştırılır veya bunun için gerekli destek kiracıya sağlanır.</p>

<p>(2) Kiracıdan kaynaklanmadığı açıkça belli olan ve sürüş ve taşıt güvenliğini veya kiracının can güvenliğini etkileyecek nitelikte olan hasar ve arızalarda, kiracının bildirimi üzerine işletme tarafından mümkün olan en kısa sürede kiracıya eş değer bir ikame taşıt tahsis edilir. Bunun mümkün olmaması durumunda, hasar ve arızanın meydana geldiği gün dâhil olmak üzere, kalan kira süresine ilişkin kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, hasar veya arızanın meydana geldiği tarihi izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(3) İşletme tarafından, hasar ve arıza durumlarında kiracının her an kolayca bildirimde bulunabilmesini sağlamak üzere, internet tabanlı en az bir iletişim yöntemi veya telefon aracılığıyla iletişim imkânı sunulur. Bu kapsamda, sürekli ve erişilebilir bir bildirim altyapısı oluşturulur.</p>

<p>(4) Kira süresi içinde taşıtta meydana gelen arızalarda, işletme tarafından ispatlanmadığı sürece arızanın kiracıdan kaynaklanmadığı kabul edilir.</p>

<p>(5) Kiracıdan hasar veya arıza bedeli talep edilebilmesi için meydana gelen hasarın ve maliyet tutarının yetkili ve bağımsız bir ekspertiz raporu ile belgelendirilmesi zorunludur. İşletmenin kendi personeli veya doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı olduğu kişi ya da kuruluşlarca hazırlanan raporlar ispat aracı olarak kullanılamaz.</p>

<p>(6) Taşıt teslim belgesi ve taşıt iade belgesi düzenlenmeyen kiralamalar ile taşıt iade belgesinde belirtilmeyen hasar ve arızalar için kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez. Taşıt teslim belgesi kiracıya zamanında verilmeyen veya elektronik ortamda gönderilmeyen kiralamalarda, taşıt iadesinde veya sonrasında taşıtta kiracıdan kaynaklanan hasar ve arıza olduğu ileri sürülemez.</p>

<p>(7) Fiziki olarak karşı karşıya gelinmeden yapılan taşıt iadelerinde, sözleşmeye uygun şekilde taşıtın bırakılmasından sonra taşıtta meydana gelen hasar ve arızadan kiracı sorumlu tutulamaz.</p>

<p>(8) Kiracıdan kaynaklanmayan hasar veya arıza durumlarında; onarım masrafı, değer kaybı, onarım süresince oluşabilecek kira kaybı ve benzeri gerekçelerle kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(9) İşletme ve kiracının anlaşmaya vardığı durumlar hariç olmak üzere, sigorta tahkim kararı veya ilam niteliğinde başka bir karar olmadan değer kaybı nedeniyle kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(10) Kira süresi boyunca geçerli olmak üzere, kiracının veya ek sürücünün hasar kaynaklı mali sorumlulukları işletme tarafından güvence altına alınır. Bu yükümlülük kapsamında, aşağıda belirtilen zararlar dışında kiracı veya ek sürücüden onarım masrafı, değer kaybı, onarım süresince oluşabilecek kira kaybı ve benzeri gerekçeler ile herhangi bir bedel talep veya tahsil edilemez. İşletme, tedavi veya can güvenliği gibi mücbir sebep halleri hariç olmak üzere, kimlik tespitinin engellenmesi amacıyla kaza yerinin terk edilmesi veya resmi trafik kazası tespit tutanağı düzenlenmemesi durumlarında bu yükümlülüğe tabi değildir. İşletme, yükümlülüğünü kasko sigortası teminatıyla yerine getirebilir. Aşağıdaki zararlarda işletmenin hasar kaynaklı mali sorumlulukları güvence altına alma yükümlülüğü bulunmaz:</p>

<p>a) Alkollü veya uyuşturucu madde etkisinde taşıt kullanılması, kırmızı ışıkta geçilmesi, güvenlik şeridinin usulsüz kullanılması, ters şeritten gidilmesi, yarış veya hız denemesi yapılması ve herhangi bir zorunluluk olmaksızın karayollarında dönüş kuralları dışında bilerek ve isteyerek el freninin çekilmesi suretiyle veya başka yöntemlerle taşıtın ani olarak yönünün değiştirilmesi ya da kendi etrafında döndürülmesi gibi ciddi güvenlik riski oluşturan trafik kuralı ihlalleri sonucunda oluşan zararlar.</p>

<p>b) Kiracı veya ek sürücü tarafından ya da bunların sorumlu olduğu veya birlikte yaşadığı kişilerce kasten verilen zararlar.</p>

<p>c) Taşıtın, kiracının veya ek sürücünün kusuru nedeniyle yetkisiz kişilerce kullanılması sonucunda oluşan zararlar.</p>

<p>ç) Taşıtın yasa dışı faaliyetlerde kullanılması sonucunda oluşan zararlar.</p>

<p><strong>İşletmenin diğer yükümlülükleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Kiralanan taşıtın cinsine göre geçerli ve uygun sınıf sürücü belgesi ibraz etmeyen kişilere taşıt kiralanamaz.</p>

<p>(2) 12 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında; rezervasyonun kiracı tarafından iptal edilmesi durumunda kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun, alt segment bir taşıt teslim edilmesi durumunda ise farka ilişkin tüm bedellerin iadesine ilişkin iş ve işlemler, rezervasyonun iptal veya taşıtın teslim tarihini izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(3) Kiralama hizmeti, işletmeden veya üçüncü kişilerden ek sigorta, kasko, hasar güvencesi gibi herhangi bir mal veya hizmet alma şartına bağlanamaz.</p>

<p>(4) Kira süresi içinde taşıtın periyodik bakımının gerekmesi durumunda, taşıt bakımı işletme tarafından yaptırılır ve bakım süresi, herhangi bir bedel talep edilmeksizin kira süresine eklenir.</p>

<p>(5) Trafik ve kiracı güvenliği ile mevsim şartlarının gerekli kılması halinde kış lastiği; kiracı tarafından taşıt tesliminden en az iki gün önce talep edilmesi halinde uygun nitelik, standart ve hijyen şartlarına sahip çocuk bağlama sistemi sağlanır.</p>

<p>(6) Kira sözleşmesinde açıkça belirtilen koşulların gerçekleşmesi nedeniyle kira sözleşmesinin işletme tarafından tek taraflı feshedilmesi durumunda, fesih kararı gecikmeksizin yazılı veya elektronik ortamda kiracıya bildirilir.</p>

<p>(7) Mesleki yeterlilik belgesine sahip olmayan kişiler motorlu kara taşıtı kiralama sorumlusu veya danışmanı olarak istihdam edilemez.</p>

<p>(8) Kiracının makul karar verme yeteneğini azaltan, ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozan ve normal şartlarda taraf olmayacağı bir ticari ilişkinin tarafı olmasına sebep olan, haksız veya hukuka aykırı ticari uygulamalarda bulunulamaz.</p>

<p><strong>Kiralık motorlu kara taşıtı ilanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) İlan platformları ile aracı platformlar aşağıdaki hususlara uymakla yükümlüdür:</p>

<p>a) İşletmenin üyeliğinin veya kaydının yapılmasından ve yenilenmesinden önce Bilgi Sistemi üzerinden yetki belgesi kontrolü yapmak ve yetki belgesine sahip olmayan işletmenin üyeliğine veya kaydına izin vermemek.</p>

<p>b) İşletmenin yetki belgesi numarasının ve yetki belgesindeki işletme adının, gerçek kişinin tam ad ve soyadı veya tam ad ve soyadının/soyadlarının baş harflerinin ve tüzel kişinin tescilli ünvanının ilanlarda gösterilmesini sağlamak.</p>

<p>c) İşletmenin ilana konu taşıta ilişkin ilan verme yetkisinin bulunduğunu, ilanı yayımlamadan önce Bilgi Sistemi üzerinden doğrulamak.</p>

<p>ç) İlanlara ilişkin talep ve şikâyetlerin internet tabanlı iletişim yöntemlerinden en az biri ve telefon aracılığıyla iletebilmesi için müşteri hizmetleriyle iletişim imkânı sunmak. Bu talep ve şikâyetlerin etkin şekilde yönetilerek sonuçlandırılmasını sağlamak.</p>

<p>d) Piyasa yapısını bozucu veya tüketiciyi yanıltıcı ilanları önlemeye yönelik tedbirleri almak.</p>

<p>(2) İşletmeler, elektronik ortamdaki ilanlarında aşağıdaki hususlara uymakla yükümlüdür:</p>

<p>a) Taşıtın markası, ticari adı, cinsi, tipi, model yılı ve enerji türüne, donanım, segment ve kilometre bilgilerine ve detaylı görsellerine yer vermek.</p>

<p>b) Yanıltıcı bilgi ve belgelere yer vermemek.</p>

<p>c) Taşıtın havalimanı, tren garı veya otobüs terminalinde teslim edileceğinin belirtildiği ancak işletmenin ilgili alanlarda merkez veya şubesinin bulunmadığı durumlarda, ilanın kolayca görünür bir yerinde bu hususu belirtmek.</p>

<p><strong>Haksız ticari uygulamalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) İlan platformu ve aracı platform tarafından haksız ticari uygulamalarda bulunulamaz. Bu platformların, hizmet sunduğu işletmelerin ticari faaliyetlerini önemli ölçüde bozan, makul karar verme yeteneğini azaltan veya belirli bir kararı almaya zorlayarak normal şartlarda taraf olmayacağı bir ticari ilişkinin tarafı olmasına sebep olan uygulamalarının haksız olduğu kabul edilir.</p>

<p>(2) Aracı platformun aşağıdaki uygulamaları her durumda haksız ticari uygulama kabul edilir:</p>

<p>a) Kiracı tarafından iletilen ve kiralama işlemi için gerekli olan bilgilerin işletmeye zamanında ve eksiksiz olarak iletilmemesi.</p>

<p>b) İşletme tarafından sunulan mal ve hizmetlerin, kiralama sürecinde doğrudan veya dolaylı olarak aynı elektronik ortam üzerinden bir bedel karşılığında kiracıya sunulması.</p>

<p>c) İşletme tarafından sunulmayan mal ve hizmetlerin, işletme tarafından sunuluyormuş gibi veya bu yönde izlenim oluşturacak şekilde sunulması.</p>

<p>ç) İşletme ve kiracıdan elde edilen verilerin, aracılık hizmetlerinin sunulması ve geliştirilmesi hariç olmak üzere;</p>

<p>1) İşletmelerle rekabet edilirken kullanılması.</p>

<p>2) İşletme ve kiracıdan yazılı olarak veya elektronik ortamda önceden onay alınmaksızın pazarlama, reklam, iletişim, promosyon ve benzeri faaliyetlerde kullanılması.</p>

<p>d) Kiralama işlemi nedeniyle işletmeye yapılması gereken ödemenin, en geç kira ve diğer hizmet bedellerinin aracı platformun tasarrufuna girdiği ve taşıtın kiracıya teslim edildiği tarihten itibaren beş iş günü içinde eksiksiz olarak yapılmaması. Bu hüküm, kiracının işletmeye yapılacak ödemeye itiraz etmesi durumunda uygulanmaz.</p>

<p>e) İşletmenin kampanyalı mal veya hizmet sunumuna zorlanması.</p>

<p>f) İşletmeyle olan ticari ilişkinin koşullarının, yazılı şekilde veya elektronik ortamda yapılan aracılık sözleşmesiyle belirlenmemesi ya da bu sözleşmenin açık, anlaşılır ve işletme tarafından kolay erişilebilir olmasının sağlanmaması.</p>

<p>g) İşletmenin aleyhine olacak şekilde aracılık sözleşmesi hükümlerinde geçmişe yönelik değişiklik yapılması.</p>

<p>ğ) Herhangi bir hizmet verilmediği veya verilen hizmetin türü ve hizmet bedelinin tutar ya da oranı aracılık sözleşmesinde belirtilmediği hâlde işletmeden bedel alınması.</p>

<p>h) Aracılık sözleşmesinde herhangi bir nesnel ölçüte yer verilmediği hâlde ya da kamu kurumlarına veya adli mercilere başvurulduğu gerekçesiyle işletmenin sıralama ya da tavsiye sisteminde geriye düşürülmesi, işletmeye sunulan hizmetin kısıtlanması, askıya alınması veya sonlandırılması gibi yaptırımlar uygulanması.</p>

<p>ı) İşletmenin ticari ilişkilerinin, alternatif kanallardan mal veya hizmet sunumunun ya da reklam faaliyetlerinin kısıtlanması.</p>

<p>i) İşletmenin herhangi bir kişiden mal veya hizmet teminine zorlanması.</p>

<p>j) Kiralama işleminin sözleşme hükümlerine uygun olarak kiracı tarafından iptal edilmesi durumunda işletmeden hizmet bedeli talep ve tahsil edilmesi.</p>

<p>k) Bu fıkrada belirtilen uygulamalara imkân sağlayan hükümlere aracılık sözleşmesinde yer verilmesi.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Bilgi Sistemi ve entegrasyon</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetleri ile kiralamaya konu taşıtların takip ve kontrolü amacıyla Bakanlık tarafından Bilgi Sistemi oluşturulur.</p>

<p>(2) Yetki belgesine sahip işletmelerin güncel listesine Bilgi Sistemi üzerinden erişilir.</p>

<p>(3) Bakanlıkça gerekli görülen bilgi ve belgeler, belirlenen usul ve esaslara uygun şekilde ilgili kurum ve kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler tarafından Bilgi Sistemine aktarılır.</p>

<p>(4) Yetki belgesi verilmesinden sonra;</p>

<p>a) Satın alınan veya kiralanmak suretiyle temin edilen taşıtlar, kiralamaya konu edilmeden önce işletme tarafından Bilgi Sistemine kaydedilir.</p>

<p>b) İşletmenin tasarrufundan çıkan taşıtların kaydı işletme tarafından Bilgi Sisteminden silinir.</p>

<p>(5) Bilgi Sistemi, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının erişimine açılabilir ve ihtiyaç duyulan diğer bilgi sistemlerine entegre edilebilir.</p>

<p><strong>Müşterek ilke ve kurallar</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) İşletmeler, aracı platformlar ve ilan platformları aşağıdaki hususlara uymakla yükümlüdür:</p>

<p>a) Aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ile haksız veya hukuka aykırı ticari uygulamalarda bulunmamak. Kiracının kiralama tercihlerini etkileyecek nitelikteki bilgileri kiracıdan gizlememek ve kiracıyı, yasa dışı veya etik olmayan uygulamalara yönlendirmemek.</p>

<p>b) Motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerinin geliştirilmesi, piyasa aksaklıklarının giderilmesi veya ortaya çıkmasının önlenmesi ve tüketicinin korunması gibi amaçlarla Bakanlıkça alınan tedbirlere ve verilen talimatlara uymak.</p>

<p>c) Kira sözleşmeleri ile kiralamaya ilişkin diğer belge ve formları, işlemin veya kira sözleşmesinin yapıldığı tarihten itibaren beş yıl süreyle fiziki olarak veya elektronik ortamda doğru ve eksiksiz şekilde saklamak ve her an incelemeye hazır bulundurmak. Bakanlıkça talep edilen bilgi ve belgeleri talebe uygun şekilde Bakanlığa sunmak.</p>

<p><strong>Denetim ve idari yaptırım hükümleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Bakanlık, motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerinin takip ve kontrolü, kayıt dışı faaliyetlerin önlenmesi, hizmet kalitesinin artırılması ve tüketicinin korunması amaçları doğrultusunda her türlü tedbiri almaya ve bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik denetim yapmaya yetkilidir. Bakanlık denetim yetkisini il müdürlükleri aracılığıyla da kullanabilir.</p>

<p>(2) Yetkili idareler, Bakanlığın talebi üzerine, bu Yönetmelik kapsamında ön inceleme mahiyetinde denetim yapmakla görevlidir. Bu kapsamda yapılan denetimin sonuçları, denetimin sonuçlandığı tarihten itibaren on beş gün içinde il müdürlüğüne bildirilir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 6563 sayılı Kanunun 12 nci maddesi ve 6585 sayılı Kanunun 18 inci maddesinde öngörülen idari para cezaları Bakanlıkça uygulanır. Bakanlık, 6585 sayılı Kanunun 18 inci maddesinde öngörülen idari para cezası uygulama yetkisini il müdürlüklerine devredebilir.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunan işletmelerin, faaliyetlerine devam edebilmeleri için 1/7/2027 tarihine kadar yetki belgesi almaları gerekir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihi itibarıyla motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetine ilişkin vergi veya meslek odası kaydı bulunan ya da motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunduğunu belgeleyen ve yetki belgesi başvurusunun yapıldığı tarihe kadar faaliyetine kesintisiz devam eden;</p>

<p>a) Gerçek kişi işletmeleri adına o tarihteki işletme sahibi,</p>

<p>b) Tüzel kişi işletmeleri ve şubeler adına o tarihte motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerini yürüten yetkili temsilcilerden biri,</p>

<p>tarafından yapılan yetki belgesi başvurularında, 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (d) bendinin (2), (3) ve (4) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartlar aranmaz.</p>

<p>(3) 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinin (2) ve (3) numaralı alt bentleri ile 15 inci maddenin ikinci fıkrası, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetine ilişkin vergi veya meslek odası kaydı bulunan ya da motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunduğunu belgeleyen ve yetki belgesi başvurusunun yapıldığı tarihe kadar faaliyetine kesintisiz devam eden işletmeler hakkında 1/1/2028 tarihine kadar uygulanmaz.</p>

<p>(4) 18 inci maddenin birinci fıkrasında aracı platform ile ilan platformları için öngörülen yükümlülükler, 1/1/2028 tarihine kadar uygulanmaz. Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilan platformlarına veya aracı platformlara üye olan ya da kayıt yaptıran işletmelerin bu tarihe kadar yetki belgesi almamaları durumunda üyeliklerine son verilir ya da kayıtları silinir.</p>

<p>(5) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilan platformları veya aracı platformlar ile işletmeler arasında kurulan sözleşmeler, 1/7/2027 tarihine kadar bu Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilir.</p>

<p>(6) Bakanlık bu maddede belirtilen süreleri bir yıla kadar uzatmaya yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Bu Yönetmelik 1/1/2027 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/oto-arac-anahtar.jpg" type="image/jpeg" length="79587"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55260"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="82671"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="87884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="19127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="23675"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="49512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="90612"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="69194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="67682"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="18492"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="40409"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
