<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 19 Sep 2026 23:31:29 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin İnternette Unutulma Hakkı Üzerine Kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-internette-unutulma-hakki-uzerine-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-internette-unutulma-hakki-uzerine-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 10.12.2018 tarihli, 2018/7735 E., 2018/13080 K. sayılı kararı ile 08/04/2019 tarihli, 2019/18935 E., 2019/6882 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/7735 E., 2018/13080 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>"www.sabah.com.tr" isimli internet adresinde 14/07/2007 tarihinde "http://arsiv.sabah.com.tr/2007/07/14/haber,.... html" URL adresinde yayımlanan "Gizli Kasa Siyasetçi" başlıklı yazı sebebiyle ilgilisi ... vekilinin erişimin engellenmesi ile cevap ve düzeltme başvurusunun reddine dair Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/12/2016 tarihli ve 2016/7052 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/02/2017 tarihli ve 2017/1169 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 25.10.2018 gün ve 3696 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ve ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/11/2018 gün ve KYB. 2018/87775 sayılı ihbarnamesi dairemize gönderilmekle okundu.</p>

<p>Anılan ihbarnamede;<br />
Dosya kapsamına göre, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nun 9/1. maddesinde “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, itiraz merciince erişimin engellenmesi talep edilen haberde kişilik haklarına saldırı olmadığından bahisle itirazın reddine ilişkin karar verilmiş ise de;</p>

<p>Benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 05/06/2017 tarihli ve 2016/15510 esas, 2017/5325 karar sayılı ilâmında yer alan, " Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/06/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir : "...Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir..." Yukarıda yapılan açıklamalar ve genel ilkeler bağlamında somut olay değerlendirildiğinde; başvuruya konu haberlerin ilk kez yayınlandıkları tarihte, her hangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmalarının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu hâliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, başvuranların beraat etmeleri sonucu, aradan geçen dokuz yıl sonra, haberin "güncellik" değerini yitirdiği, dolayısıyla haberin o tarihte "gerçeklik ve doğruluk" kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı, habere konu olan yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona ermesiyle birlikte, habere konu olan kişiler için haksızlık içeren durumun, toplum tarafından öğrenilmesinin, geçmişte gerçeklik ve doğruluk payı varmış gibi ifşa edilmesi anlamına gelebileceği, dolayısıyla adı geçen habere istenildiği zaman ulaşılmasının, toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği, başvuranların beraatle sonuçlanan bir yargı sürecinde gözaltına alınması ve tutuklanması süreçlerine dair haberin basının arşivinde bulunmasının, haberin kamu yararı için gelecekte hatırlanması veya istatistiki açıdan değerlendirilmeye alınması gibi işlevi de taşımadığı, dolayısıyla haberin yayında kalmasının, toplumun ilerlemesi, gelişmesi için bir katkı sağlamayacağı gibi, kamu yararına toplum hafızasında yer etmesi gibi bir etkisi de olmadığı, haberin içeriğini oluşturan kişilerin; toplumu temsil ve topluma hizmet etme gayesiyle seçilmiş veya atanmış siyasilerden olmadığı gibi, topluma kendini anlatma ve toplumu aydınlatma gayesiyle eser veren sanatçılardan veya aydınlardan da olmaması nedeniyle, suç geçmişlerine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmediği, ayrıca bu bilgilerin sadece devletin belirli organlarınca kayıt altında tutulabileceğinin, başvuranların isimlerinin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "örgüt, fuhuş ve insan ticareti" gibi kelimelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetlerine karşı bir eylem olduğu gibi, bu nedenle gözaltına alındıkları bilgisinin arşivlenmesinin kişisel verilerin izinsiz olarak işlenmesi ve yayınlanması anlamına geleceği, yukarıda yer alan değerlendirmeler karşısında, başvuranların istememesine rağmen, geçmişlerinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranların kişilik haklarını zedelediği, sonuç ve kanaatine varıldığından ..." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,</p>

<p>Talepte bulunanın bahse konu olay nedeni ile yargılanması sonucunda, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/10/2016 tarihli ve 2015/91 esas, 2016/314 sayılı kararının kesinleşmiş olduğu ve ilgili haber içeriğinde başvuranın isminin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "uluslararası uyuşturucu çetesi, çetenin gizli kasası, gizli kasa siyasetçi, çetenin yargı ve emniyet ayağındaki sorunlarını çözdürdükleri" gibi ifadelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetine karşı bir eylem olduğu ve başvuranın istememesine rağmen, geçmişinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranın kişilik hakkını zedelediği anlaşılmakla, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesinin uygulanma şartları;</p>

<p>- İnternet ortamında yapılan bir yayın olması,</p>

<p>- Yapılan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların "kişilik haklarının" ihlal edilmesidir.<br />
İlgili kanun maddesiyle, kişilik hakkı ihlal edilenlerin "erişimin engellenmesi" konulu taleplerini içerik veya yer sağlayıcısından veya bu hususta karar almaya görevli ve yetkili Sulh Ceza Hakimliğinden doğrudan isteyebileceği, alınan kararların mahkemece erişim sağlayıcıları birliğine gönderilerek derhal yerine getirilmesi, erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından kaldırılması halinde hakim kararlarının da kendiliğinden ortadan kalkacağı ve bu hususta alınacak hakim kararlarının yerine getirilmemesi halinde uygulanacak değişik ceza yaptırımları düzenlenmiştir.</p>

<p>19.12.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanun'la değişik 5651 sayılı Kanun'da yer alan "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesinde köklü değişiklikler yapılmış, Kanun'un eski halindeki gibi haberin kaldırılması veya düzeltme ve cevap metninin belli bir süre yayınlanması gibi tedbirler kaldırılmıştır.</p>

<p>Somut uyuşmazlığa gelince, başvuranın 16.12.2016 üst yazı tarihli dilekçesindeki talebinin reddine karar veren Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliğince, dilekçeyle ulaşılmak istenen sonucun, olayın hukuki nitelemesinin ve uygulanacak ilgili mevzuatın hatalı yapılması suretiyle başvuranın talebinin hem ilgili yazının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olmadığından hem de başvuranın adı geçen gazeteye noterlik kanalıyla yapmış olduğu bildirim usulüyle kaldırma başvurusunun tebliğini takip edecek şekilde ilgili gazetenin 3 günlük nüshalarının dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği görülmektedir. Başvuran vekilinin, karardaki gibi bir zorunluluk olmadığı ve haberin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğu gerekçesiyle yaptığı itiraz üzerine karar veren Ankara 3. Sulh Ceza mahkemesi tarafından ise gerekçesiz bir şekilde kararda bir isabetsizlik olmadığından bahisle itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Kanun Yararına Bozma gerekçesinin; internet üzerinden yapılan yayınlara erişimin engellenmesi konusuyla ve özellikle de 19.12.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanun'la değişik 5651 sayılı Kanun'la doğrudan ilgili olmayan 5187 sayılı Kanun'un 14. ve 18. maddelerine dair Yargıtay 7. Ceza Dairesinin emsal niteliğinde bir kararına dayandığı, ancak Dairemizin somut olayla benzer mahiyette bir davada vermiş olduğu 05.06.2017 tarihli, 2016/15510 E.- 2017/5325 K. sayılı "unutulma hakkı" konulu güncel kararı ile benzer şekilde, haberin "basın özgürlüğü" veya "unutulma hakkı" sınırları içinde kalıp kalmadığının, başvuranın Kanun değişikliğinden sonraki talebinin bir "erişimin engellenmesi" talebi olarak kabul edilip edilmeyeceğinin de değerlendirilmesi sonucu Kanun Yararına Bozma talebine konu somut olay hakkında sağlıklı bir karar verilebileceği değerlendirilmektedir.<br />
Kanun yararına bozma yolunda incelenerek çözülmesi gereken uyuşmazlık; 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yazılı olduğu üzere, internet yoluyla (2007 yılında) yapılan ve başvuru anına (2018 yılında) kadar (yaklaşık 11 yıldır) halen erişime açık olan yayın içeriğindeki haberlerin, talep edenlerin "kişilik haklarını" bu haliyle ihlal edip etmediği, başvuranlar hakkında yapılan haberin güncelliğini yitirmesinin bu duruma bir etkisi olup olmadığıyla, güncel olmasa bile sadece gerçekleri yorumsuz biçimde yazan haberlerin erişiminin engellenip engellenemeyeceğidir.</p>

<p>Yukarıda anlatılan sorunun sağlıklı bir değerlendirmeyle çözülebilmesi için, ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat, AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ışığında; "ifade ve basın özgürlüğü" ve "kişisel verilerin korunması bağlamında unutulma hakkı" kavramlarının üzerinde kısaca durulması gerekmektedir.</p>

<p><strong>I- İFADE VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ</strong></p>

<p>İfade özgürlüğü; insanın özgürce bilgi ve düşünce sahibi olabilme, zihninde oluşturduğu düşünce ve kanaatlerinden ötürü kınanmama, bunları meşru şekil ve yöntemlerle dışa vurma imkan ve özgürlüğüdür. İfadenin, genellikle dış dünyayı gören, duyan, yorumlamaya ve algılamaya çalışan bir kişi veya toplum gibi gerçek bir muhatabı, bazen de cansız varlıklar veya bizzat kendisi gibi muhatapları vardır. İfadeye anlam veren onun muhatabıdır.</p>

<p>Basın Özgürlüğü; ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olmak üzere, insanların bilgiye ulaşma ve fikir elde edebilme yönündeki en önemli araçlardan olan basının, yazılı, görsel veya işitsel araçlarla sunduğu ve kamu hizmetini gerçekleştirme yolunda sahip olduğu özgürlüktür. Basının, geniş imkanları olan bir organizasyon olması, ona bireylere nazaran daha büyük bir muhatap sayısı (kitlesi) sağlamaktadır. Bu nedenle basının ifade özgürlüğünü kullanırken muhatabı üzerinde yarattığı etkinin boyutları da düşünülerek yaptığı işe bir kamu hizmeti ayrıcalığı tanınmış, bu ayrıcalıkla birlikte bahşedilen güvenilirliği, yapılan işten doğan sorumluluğun da büyük olmasını beraberinde getirmiştir.</p>

<p>Şüphesiz ifade ve basın özgürlüğü de diğer temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. İfade ve Basın Özgürlüğünün sınırlanması, başta AİHS'nin 10/2. maddesi olmak üzere uluslararası ve ulusal mevzuatta düzenleme altına alınmıştır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "ifade özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde;</p>

<p>"1- Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.</p>

<p>2- Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."</p>

<p>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ulusal makamların bu takdir yetkisini sözleşmenin 10. maddesiyle bağdaşır şekilde kullanıp kullanmadıklarını önüne gelen davalar aracılığıyla denetlemektedir. O halde, ulusal makamlar, ifade özgürlüğünün sınırlanması ile ilgili takdir yetkilerini kullanırken;</p>

<p>- Sınırlamanın kanunda öngörülüp öngörülmediği, açıkça tanımlanıp tanımlanmadığı,</p>

<p>- Sınırlamanın AİHS'nin 10/2. maddesinde yazılı veya yasada öngörülen meşru amaçlara uygun olup olmadığı,</p>

<p>- Sınırlamanın çağdaş demokratik toplumun gereklerine uygun olup olmadığı,</p>

<p>- Sınırlamada aşırıya gidilmemesi (orantılı ve ölçülü olunması), hususlarını gözetmek zorundadırlar.</p>

<p>Meşru amaç deyiminden; genellikle sözleşmenin 10/2. maddesinde yazılı kamu güvenliği, toplumsal ahlak ve ülkelerin kanunlarında mevcut sair durumlar kastedilmektedir.</p>

<p>Çağdaş demokratik toplumun gerekleri tanımı ile anlatılmaya çalışılan ise; topluma sunulan, sınırlanmaması, kınanmaması, özgür bırakılması gereken ifadenin veya haberin; toplumun ilgisini çeken, güncel ve kamunun yararını güden bir tartışmayı içermesi ile halkı kin ve düşmanığa sevketmemesi, şiddete teşvik etmemesi, nefret veya ayrımcılık içermemesi, suçu ve suçluyu övmemesi, terör veya ayrılıkçı hareketleri övmemesi, meşrulaştırıp yüceltmemesi, başkalarının kişilik haklarını, onur, şeref ve saygınlığını, hakaret, sövme veya benzer yollarla zedelememesi gibi gerekliliklerdir.</p>

<p>Her ne kadar doktrinde bu konuda üye devletlerin aynı ölçüleri benimsemeleri gerektiği savunulmakta ise de değer yargıları ülkeden ülkeye değişmektedir. Çağdaş ülkelerin çoğunda; iftira, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemekte, suç sayılmak suretiyle cezalandırılmaktadırlar.<br />
Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli ve etkin yollarından birisi basındır. Basın özgürlüğü; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından olduğu kadar gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip kişi ve kitleler açısından da temel hak niteliğindedir (Centro Europa 7 S.R.L. ve Di Stefano, § 131). Böylelikle, basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür, diğer yönüyle ise, bu özgürlük, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Bu şekilde basın kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından birincil derecede önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “kamunun (kamu düzeninin) bekçisi” görevini yapabilir.</p>

<p>Çoğunlukçu, özgürlükçü, demokratik toplumlarda, düşünceyi açıklama özgürlüğü; sadece genel kabul gören ve zararsız veya önemsiz sayılan düşünceler yönünden değil, aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen kural dışı, hatta rahatsız edici, endişe verici, sarsıcı düşünceler için de geçerlidir.</p>

<p>Toplumun ve insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek, doğru ve gerçeğe uygun bilgiler ile donatmak, yaşanan sorun, olay ve oluşumlar hakkında kamuoyunu nesnel bir biçimde aydınlatmak, düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu suretle denetlemek durumunda olan basının sahip olduğu hakkı hukuka uygun bir biçimde kullandığının kabulü için; açıklama, eleştiri ve değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği unutulmamalıdır.</p>

<p>Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Şüphesiz ifade özgürlüğünü kullanan kişilerin (gazeteciler vb...) bu özgürlüğü kullanırken “görev ve sorumlulukları” da vardır. Sözleşme'nin 10. maddesinin gazetecilere tanıdığı güvence, gazetecilerin gazeteci deontolojisine saygı içinde “doğru ve güvenilir” bilgiler sunmaları anlamında iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna bağlıdır (Goodwin, § 39; Mc Vicar, § 83-86; Colombani, § 65).<br />
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin 07/02/2012 tarihli Von Hannover-Almanya (no.2) ( BD, no.40660/08 ve 60641/08 ) kararında;</p>

<p>"... 108. İfade özgürlüğü hakkı ile özel hayata saygı hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak içtihattan çıkan ve mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler aşağıda sayılmıştır.</p>

<p>i.) Genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı:<br />
109. Birinci temel unsur makale veya fotoğrafların basında çıkmasının genel yarar nitelikli bir tartışmaya yapacağı katkıdır (Von Hannover, yukarıda geçen, § 60; Leempoel &amp; S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 68; ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 46). Genel yarar konusu olan şeylerin belirlenmesi davanın şartlarına bağlıdır. Ancak Mahkeme sadece yayımın siyasi konular ya da işlenen suçlarla ilgili olduğu durumlarda (White, yukarıda geçen, § 29; Egeland ve Hanseid/Norveç, no 34438/04, § 58, 16 Nisan 2009; Leempoel &amp; S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 72) değil, ama aynı zamanda yayımın sporu ya da ekran artistlerini ilgilendirdiği durumlarda da (Nikowitz ve Verlagsgruppe News GmbH/Avusturya, no 5266/03, § 25, 22 Şubat 2007; Colaço Mestre ve SIC – Sociedade Independente de Comunicação, S.A./Portekiz, nos 11182/03 ve 11319/03, §</p>

<p>28, 26 Nisan 2007; ve Sapan/Türkiye, no 44102/04, § 34, 8 Haziran 2010) böyle bir yararın varlığını kabul ettiğini hatırlatmanın faydalı olduğu kanaatindedir. Buna karşın bir Cumhurbaşkanının evlilikle ilgili olası problemleri ya da ünlü bir şarkıcının mali sorunlarının genel yarar nitelikli bir tartışma kapsamında kaldığı kabul edilmemiştir (Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 52, ve Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, § 43).</p>

<p>ii.) Hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve röportajın konusu:</p>

<p>110. Hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği bir önceki kriterle bağlantılı önemli başka bir kriter oluşturmaktadır. Burada normal bireyler ile kamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusal alanda hareket eden bireyleri ayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayan bir kişi özel hayat hakkına ilişkin özel bir korumadan yararlanmayı talep edebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler için böyle bir şey söz konusu değildir (Minelli/İsviçre (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 14991/02, 14 Haziran 2005, ve Petrenco, yukarıda geçen, § 55). Mesela resmi bir görev yerine getiren siyasi kişilikler hakkında demokratik toplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek olaylardan bahseden bir röportajı, böyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin özel hayatıyla ilgili detaylar üzerine yapılan bir röportajla bir tutamayız (Von Hannover, yukarıda geçen, § 63, ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 47).” şeklinde yapılan tespitlerle, ifade özgürlüğü bakımından değerlendirilmeye alınan haberin mahiyeti ve habere konu olan kişinin özellikleri bakımından ayrıntılı değerlendirmeler yapılmış ve bu konuda habere ve kişiye özgü birtakım kriterler de belirlenmiştir.</p>

<p>Son olarak, AİHM'nin 02/02/2016 tarihli Erdener &amp; Türkiye kararında;<br />
"... Bir kişinin kişilik haklarını zedeleyebilecek sözlerin niteliğine ilişkin olarak, Mahkeme, olgular ile değer yargıları arasında geleneksel olarak bir ayrım yapmaktadır. Olguların gerçekliği ispat edilebilse de, değer yargılarının doğruluğunu kanıtlamak mümkün değildir. Bir açıklama, değer yargısı olarak değerlendirildiğinde, müdahalenin orantılılığı yeterli bir olgusal dayanağın varlığına bağlı olabilmektedir, zira bu türden bir dayanak bulunmadığında, değer yargısının abartılı/aşırı olduğu da ortaya çıkabilmektedir. (bk., örnek olarak, Feldek/Slovakya, No. 29032/95, §§ 75-76, AİHM 2001-VIII, I Avgi Publishing and Press Agency S.A. ve Karis/Yunanistan, No. 15909/06, § 26, 5 Haziran 2008, Mustafa Erdoğan ve diğerleri/Türkiye, No. 346/04 ve 39779/04, § 36, 27 Mayıs 2014, ve Morar/Romanya, No. 25217/06, § 59, 7 Temmuz 2015)..Mahkeme, ifade özgürlüğünün, "yalnızca hoş karşılanan veya zararsız ya da önemsenmez olarak görülen "bilgiler" veya "düşünceler" için değil, aynı zamanda "hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici" olanlar için de geçerli olduğunu hatırlatmaktadır. (yukarıda anılan Morice kararı, § 161)..Mahkeme, ihtilaf konusu sözler bağlamında okunan, yukarıda anılan cümlenin, büyük tartışmalara yol açmasına rağmen, Başbakan'ın Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi edilme şeklini eleştiren kişisel bir görüş kapsamına girdiğini tespit etmektedir. Başvuran tarafından yerel mahkemeler önünde sunulan belgeleri dikkate alarak, Mahkeme, bu görüşün yeterli bir olgusal dayanağa dayandığı ve davaya ilişkin koşullarla yakından ilişkili olduğu kanısına varmaktadır...Bununla birlikte, Mahkeme, tüzel kişinin kişilik haklarına ilişkin menfaatler ile gerçek kişinin kişilik haklarına ilişkin menfaatler arasında bir farklılık olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme bu bağlamda, tüzel kişinin kişilik haklarına ilişkin menfaatlerin ahlaki boyuttan yoksun olduğunu tekrarlamaktadır (yukarıda anılan Kharlamov kararı, § 25)..." şeklinde değer yargısı ile maddi olguların birbirinden ayrılması gerektiğinden, şayet sınırlamaya konu edilen haberde, sırf kişiden kişiye değişen ve ispatlanması mümkün olmayan değer yargılarından hareketle bir takım sözler (iyi, kötü, çirkin, yakışıklı, şık olmadı, yakışmadı, çelişkili, manidar, tutarsız v.b.) sarf edilmişse bunun düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, ancak maddi olgularla desteklenemeyen ve ispatlanamayan "abartılı" değer yargıları ile ifade özgürlüğü arasında mutlaka ayrıma gidilmesi gerektiğinden bahsetmiştir.</p>

<p>Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.</p>

<p>Ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin, dolayısıyla ifade ve basın özgürlüğünün de sınırlanmasında esas alınması gereken kurallar başta 13. maddesi olmak üzere Anayasa'da düzenlenmektedir. Buna göre temel hak ve hürriyetler;</p>

<p>- Özlerine dokunulmaksızın</p>

<p>- Yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak</p>

<p>- Ancak kanunla sınırlanabilir.</p>

<p>- Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</p>

<p>Ancak olağanüstü hal, sıkıyönetim veya savaş halinde dahi kişilerin sert çekirdek hakları olan; yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz, kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz, suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.</p>

<p>T.C. Anayasası'nın "Düşünce ve kanaat hürriyeti başlıklı" 25. maddesinde;</p>

<p>"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.</p>

<p>Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.",</p>

<p>T.C. Anayasası'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinde;</p>

<p>"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.<br />
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.</p>

<p>Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.</p>

<p>Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.",</p>

<p>T.C. Anayasası'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesinde;</p>

<p>"Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.</p>

<p>Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.</p>

<p>Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır..."</p>

<p>şeklinde ifade ve basın özgürlüğü kavramlarının içeriği, kapsamı, sınırları ve kullanılması düzenleme altına alınmıştır.</p>

<p>T.C. Anayasası'nın "Düzeltme ve cevap hakkı" başlıklı 32. maddesi;</p>

<p>"Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.<br />
Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir." ,<br />
5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi başlıklı 9. maddesi;</p>

<p>(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.</p>

<p>(2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde cevaplandırılır.</p>

<p>(3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.</p>

<p>(4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir.</p>

<p>(5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir.</p>

<p>(6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.</p>

<p>(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.</p>

<p>(8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir.</p>

<p>(9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır.</p>

<p>(10) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hükmünü amirdir.</p>

<p>Basın yoluyla işlenen suçlar nedeniyle görülen davalarda göz önünde bulundurulması gereken "basın özgürlüğü" kavramının içeriği ve hukuka uygunluk nedenlerine dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.02.2007 tarihli, 2007/7-28 E. - 2007/34 K. sayılı kararında;</p>

<p>"Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır.</p>

<p>Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır.</p>

<p>Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir."</p>

<p>Haber verme hakkının hukuka uygun bir biçimde kullanılabilmesi için gereken ölçütler dört başlık altında toplanmaktadır.</p>

<p>Bunlar;</p>

<p>1- Haber gerçek olmalı,</p>

<p>2- Haber güncel olmalı,</p>

<p>3- Haberin verilmesinde kamu yararı bulunmalı,</p>

<p>4- Haberin veriliş biçimi ile özü arasında düşünsel bir bağ bulunmalıdır.</p>

<p>Bu unsurlar eleştiri hakkı yönünden de geçerlidir. Yani eleştirinin olabilmesi için, yazının gerçek olgulara dayanması, güncel bulunması ve bu haberin verilmesinde kamu yararı bulunması koşullarına bağlıdır..."</p>

<p>şeklinde gözetilmesi gereken temel kriterlerden bahsedilmiştir.</p>

<p>Hal böyleyken, kendisinden düzeltme ve tekzip metni talep edilen mahkemece yapılması gereken, öncelikle tekzip metni yayınlanması talebiyle gelen dosyada mevcut haberin, (içeriğinde hakaret, iftira veya tehdit gibi başkaca atıflarda bulunulmasa, suç unsuru içermese bile) 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 14. maddesi kapsamında "...kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılıp yapılmadığı.."nın tespit edilmesi, bu yönde ifadeler yoksa talebin reddi, bu yönde bir ihlal varsa o halde haberde ikincil inceleme konusu olan hukuka uygunluk nedeninin olup olmadığıyla, haberin "ifade ve basın özgürlüğü" kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesidir.</p>

<p>5187 sayılı Basın Kanunu'na göre, tekzip metni kararının alınması ve tekzibin yayınlanmasının sıkı şekil şartları ve kurallarına bağlanmasının amacı, kişinin haklarını ihlal ettiği okunduğu anda belli olan haberlerin acele biçimde haberi veren kişi tarafından geri alınması, düzeltilmesi ve saldırının daha fazla mağduriyete neden olmamasıdır. Bu hususta mahkemece verilecek kararda, haber içeriğinden açıkça anlaşılmıyorsa ayrıntılı şekilde haberin suç oluşturup oluşturmadığıyla ilgili bir inceleme veya değerlendirme yapılmasına gerek yoktur.</p>

<p>Kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal eden deyiminden; haberde, üstü örtülü de olsa toplumun geneli tarafından açıkça anlaşılabilen bir muhatabı olan bir kişi hakkında, hakaret, sövme gibi bir ifade, habere konu olan kişiden beklenmeyen ve toplumun değerleri karşısında kınanan bir eylem isnadı veya kişinin toplum içinde sahip olduğu şöhreti sarsacak, kişiyi açıkça küçük düşürücü ifadeler kullanılması, gerçeğe aykırı yayım deyiminden ise; okunduğu anda toplumun geneli tarafından bilinen, maddi gerçeklerle ilgisi olmadığı açıkça anlaşılabilen olgu ve eylemlerin habere konu olan kişi tarafından gerçekleştirildiğine dair haberler anlaşılmalıdır. Haberin gerçekliği, sadece haberin yapıldığı anda bilinen ve görünen maddi gerçekliğe göre değil, toplumun bilgi birikimi, duyarlılık düzeyi ve ilgi alanlarına, toplum hafızasındaki yanılgılı veya yönlendirilmiş algıya göre de değişir. Toplumun genelinin hafızasında, haberin yapıldığı sırada dünya ve ülke genelinde gerçek olduğu bilinen, yaşandığı varsayılan maddi olgulara ve konjonktüre bağlı olarak haberin gerçekliği de değişebilir. Basın özgürlüğü, kişilerin zaten bildiği gerçeklerle değil, henüz öğrenmediği, öğrenilmesinde kamu yararı olan gerçekleri kişilere sunmakla eşdeğer bir görev görür.</p>

<p><strong>II- KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI BAĞLAMINDA UNUTULMA HAKKI</strong></p>

<p>a-) İlgili mevzuat;</p>

<p>Unutulma hakkı Anayasa'mızda açıkça düzenlenmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve ödevleri" başlığı altında düzenlenen 5. maddesinde "insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak" ifadesi ile devlete pozitif bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu yükümlülük bağlamında Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü bağlamında şeref ve itibarının korunması hakkı ve Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile birlikte düşünüldüğünde, devletin bireye geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek “yeni bir sayfa açma” olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır. Özellikle kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında kişisel verilerin silinmesini talep edebilme hakkı, kişilerin geçmişlerinde yaşadıkları olumsuzlukların unutulmasına imkân tanımayı kapsamaktadır. Dolayısıyla Anayasa'da açıkça düzenlenmeyen unutulma hakkı, İnternet vasıtasıyla ulaşılması kolay olan ve dijital hafızada bulunan haberlere erişiminin engellenmesi için Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan unutulma hakkının kabul edilmemesi, İnternet vasıtasıyla kolayca ulaşılabilir ve uzun süre muhafaza edilebilir kişisel veriler nedeniyle başkaları tarafından kişiler hakkında ön yargı oluşturabilmesi nedeniyle manevi varlığının geliştirilmesi için gerekli onurlu bir yaşam sürdürmesine ve manevi bağımsızlığına müdahaleyi sürekli kılmaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengelemeye ilişkin kararlarında Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası temelinde değerlendirme yaptığı gözetilerek unutulma hakkına ilişkin iddiaların İnternet ortamındaki haberlerin kişisel veriler ile arasındaki ilişki dikkate alınarak Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında inceleme yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Öte yandan inceleme konusu olan başvuruya benzer diğer başvurularda devletin bir eylemi söz konusu olmayıp yargı mercilerince başvurucuların kişisel itibarlarına sağlanan korumanın yetersiz olduğu iddia edilmektedir. Anayasa'nın 17. maddesi esas olarak kamu görevlilerinin keyfî müdahalelerine karşı bireyi korumayı amaçlasa da söz konusu madde sadece devletin bu tür müdahalelerde bulunmasından kaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında mündemiç negatif yükümlülüğe, Anayasa'nın 5. maddesi dikkate alınarak bireyin maddi ve manevi varlığına etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülükler eklenebilir. Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini de kapsayacak şekilde kişisel itibarının korunmasını isteme hakkına saygının güvence altına alınması amacıyla birtakım tedbirler alınmasını gerektirebilir (Ahmet Çinko ve Erkan Çelik [GK], B. No: 2013/6237, 3/7/2015, § 39). Bu tedbirlere, kişisel itibarın üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hususunda da başvurulabilir (Kadir Sağdıç, § 40; İlhan Cihaner (2), § 47). Dolayısıyla unutulma hakkı kişilerin manevi varlıklarını geliştirmelerine bir fırsat vermek açısından devletin pozitif yükümlülüğünün bir sonucudur.</p>

<p>T.C. Anayasasının "Özel hayatın gizliliği ve korunması" başlık ve "Özel hayatın gizliliği" alt başlıklı 20. maddesi; "... Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.</p>

<p>Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.</p>

<p>(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/2 md.) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir..." hükmünü amirdir.</p>

<p>b-) Emsal İçtihatlar;</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 03.03.2016 tarihli 2013/5653 başvuru sayılı dosyasında almış olduğu kararda;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"...Haber ve fikirleri iletmedeki hızı ve bunları saklama süresi ve kapasitesi gözetildiğinde İnternet, geleneksel iletişim araçlarından farklı, küresel olarak bilgiye erişim ve iletişim aracıdır. Dünya çapında milyonlarca kullanıcıya hizmet eden merkezi olmayan bu elektronik iletişim ağı, temel hak ve özgürlüklerin kullanımında farklı bir boyut getirmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımında sağladığı imkânlar aynı zamanda temel hak ve özgürlüklere yönelik farklı müdahale yolları ortaya çıkarmıştır. Özellikle bireylerin özel hayatlarına ve manevi bütünlüklerine yönelik olarak çok ciddi müdahale alanları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle geleneksel medyadan farklı olarak İnternet, ortaya çıkardığı riskler açısından farklı bir bakış açısı ile değerlendirilmelidir. Bu bağlamda ilgili hak ve özgürlükler açısından koruma ve ilerleme sağlayabilmek için kaçınılmaz olarak teknolojik gelişmeleri de dikkate alacak farklı bir yaklaşım belirlenmelidir.</p>

<p>İnternet'in yaygınlaşmasından önce kişilerin geçmişlerine ilişkin özel yaşamları zaman içinde kaybolmaktaydı. Bununla birlikte bireylerin geçmişlerinde yaşadıklarına ilişkin herhangi bir kayıt tutulmuşsa da bu kayıtlara ulaşılmasının zorluğu kişilerin geçmişlerinde yaptıkları hatalardan bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmelerine imkân tanımaktaydı. Ancak günümüzde basit bir İnternet araştırması, bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlamak ve/veya hatırlanılmasını istemedikleri hatalarını kolayca ortaya koymaktadır. Bu bağlamda İnternet ortamı, arşivde kalmış ve sadece araştırmacıların veya meraklıların özel çabası ile tespit edilebilecek haberleri kolaylıkla ulaşılabilir hâle getirmiştir. Haber arşivlerine erişimin kolaylaşması kişiler hakkında yapılan haberin unutulmasına fırsat vermeyen bir sanal ortam meydana getirmiştir. Bu durum İnternet'in yaygınlığı ile birlikte değerlendirildiğinde bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlanmasını istemedikleri hususların sürekli olarak kişilerin karşısına çıkması ihtimalini kuvvetlendirmiştir.</p>

<p>İnternet'in yaygın kullanımı ile ortaya çıkan bu durum basının İnternet'i etkin olarak kullanmasıyla beraber ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması arasındaki dengeyi ilkinin lehine bozmuştur. İfade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı, eşit düzeyde koruma gerektiren temel hak ve özgürlüklerdir. Bu nedenle bozulan dengenin her iki temel hak arasında tekrar kurulması zorunluluk olmuştur. İnternet haberciliği ile birlikte unutulmanın zor olduğu günümüzde anılan dengenin tekrar kurulabilmesi şeref ve itibar yönünden bireylerin unutulma hakkının kabul edilmesi ile mümkün olabilir. Bu bağlamda unutulma hakkı adil dengenin kurulması için vazgeçilmez niteliktedir (Avrupa Birliği Adalet Divanı, Google Spain SL, Google Inc/İspanya Kişisel Verilerin Korunması Kurumu, Mario Costeja Gonzales, C-131/12, 13/5/2014)..."</p>

<p>"...Unutulma hakkının İnternet gazete arşivlerindeki her türlü haber yönünden uygulanmasını beklemek mümkün değildir. Nitekim özellikle basın özgürlüğü temelinde gazete arşivinin araştırmacılar, hukukçular veya tarihçiler için önem taşıyan veriler olduğu açıktır. Bu durumda bir İnternet haberinin unutulma hakkı kapsamında İnternet'ten çıkarılabilmesi için;</p>

<p>- yayının içeriği,</p>

<p>- yayında kaldığı süre,</p>

<p>- güncelliğini yitirme,</p>

<p>- tarihsel bir veri olarak kabul edilememe,</p>

<p>- kamu yararına katkısı (toplumsal açıdan haberin değeri, haberin geleceğe ışık tutan niteliği)</p>

<p>- habere konu kişinin siyasetçi veya ünlü olup olmadığı,</p>

<p>- haber veya makalenin konusu, bu bağlamda haberin olgusal gerçekler ya da değer yargısı içerip içermediği, halkın ilgili veriye yönelik ilgisi gibi hususların her somut olay açısından incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yapılacak değerlendirme sonucunda unutulmayı etkin kılacak farklı yöntemler benimsenebilir. 5651 sayılı Kanun'un 6518 sayılı Kanun ile değiştirilen 9. maddesinde erişimin engellenmesinin kapsamının kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb.) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verileceği ve zorunlu olmadıkça İnternet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu bağlamda unutulma hakkı çerçevesinde, ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengenin sağlanması açısından 5651 sayılı Kanun kapsamında yukarıda belirtilen önlemler alınabilir (bkz. § 51). Ancak alınacak tedbirlerin Anayasa'nın 13. maddesi gereğince ölçülülük kriteri esas alınarak yapılması gereklidir. Nitekim kişinin şeref ve itibarına yönelik müdahaleleri unutulma hakkı gereğince engellemek için arşivde arama yapmaya imkân tanıyan haber ile kişi arasında ilişki kuran kişisel verilerin silinmesi, haberin anonim hâle getirilmesi, haber içeriğinin bir kısmına erişimin engellenmesi gibi birçok yöntem benimsenebilir. Bu bağlamda yargının görevinin, İnternet ortamının sağladığı kolaylıkla zamanla kişilerin itibarına yönelik müdahale oluşturan haberleri tamamen ortadan kaldırarak geçmişte meydana gelmiş olayların yeniden yazılmasını sağlamak olmadığı dikkate alınmalıdır. İnternet haber arşivinin bir bütün olarak basın özgürlüğünün koruması altında olduğu unutulmamalıdır..."</p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/06/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir :</p>

<p>"...Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır.</p>

<p>Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir..."</p>

<p>Yukarıdaki açıklamalar ışığında kanun yararına bozmaya konu dosyadaki somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>www.arşiv.sabah.com.tr internet sitesinde halen yayında bulunan "gizli kasa siyasetçi" başlıklı köşe yazısında, İstanbul polisinin 2007 yılında yaptığı "son nokta" operasyonu kapsamında, ilgilinin de aralarında bulunduğu kişilerin gözaltına alındığı, habere konu olan ve ismi açıkça yazılan başvuran Raif Aktarlı'nın, o dönemde hakim savcı ve siyasetçilerle derin ilişkileri olan çete kurucusu ... ve sosyete işkembecisi olarak tanınan ...'un karanlık ilişkileri olduğu ve aynı zamanda çetenin kasası olduğu iddialarına yer verilmiştir. O tarihte soruşturma dosyasından elde edilen bilgilerle yapılan haberin, yargılamanın sona ermesi ve ...'nın bu kişilerle veya kurulduğu iddia edilen çete ile bir bağlantısı olmadığı ve hakkında açılan davada, İstanbul 2.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/91 E. 2016/314 K. Sayılı dosyası ile beraat ettiği, kararın 21.10.2016 günü kesinleştiği, ilgilinin halen kişilerin erişimine açık olarak aynı URL adresinde duran haberin kaldırılması ve düzeltilmesi için sabah gazetesinin sorumlularına noter ihtarnamesi gönderdiği, ancak haberin yayından kaldırılmaması üzerine mahkemeye başvurduğu, Sulh Ceza Hakimliğince başvurunun reddedildiği, haberin kişilik haklarını ihlal etmediği ve ayrıca üç günlük gazete nüshalarının sunulmadığı gerekçeleriyle reddedildiği, itiraz merciinin de gerekçesiz şekilde itirazı reddettiği görülmektedir.</p>

<p>Buna göre;</p>

<p>a-) Başvuruya konu haberin ilk kez yayınlandığı tarihte, her hangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmasının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu haliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği,</p>

<p>b-) Başvuranın beraat etmeleri sonucu, aradan geçen dokuz yıl sonra, haberin "güncellik" değerini yitirdiği, dolayısıyla haberin o tarihte "gerçeklik ve doğruluk" kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı,</p>

<p>c-) Habere konu olan yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona ermesiyle birlikte, habere konu olan kişi için haksızlık içeren durumun, toplum tarafından öğrenilmesinin, geçmişte gerçeklik ve doğruluk payı varmış gibi ifşa edilmesi anlamına gelebileceği, dolayısıyla adı geçen habere istenildiği zaman ulaşılmasının, toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği,</p>

<p>d-) Başvuranın, beraatle sonuçlanan bir yargı sürecinde gözaltına alınması ve tutuklanması süreçlerine dair haberin basının arşivinde bulunmasının, haberin kamu yararı için gelecekte hatırlanması veya istatistiki açıdan değerlendirilmeye alınması gibi işlevi de taşımadığı, dolayısıyla haberin yayında kalmasının, toplumun ilerlemesi, gelişmesi için bir katkı sağlamayacağı gibi, kamu yararına toplum hafızasında yer etmesi gibi bir etkisi de olmadığı,</p>

<p>e-) Haberin içeriğini oluşturan kişi; toplumu temsil ve topluma hizmet etme gayesiyle seçilmiş veya atanmış siyasetçilerden olmadığı gibi, topluma kendini anlatma ve toplumu aydınlatma gayesiyle eser veren sanatçılardan veya aydınlardan da olmaması nedeniyle, suç geçmişine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmediği, ayrıca bu bilgilerin sadece devletin belirli organlarınca kayıt altında tutulabileceği,</p>

<p>f-) Başvuranın isminin açıkça yazılması suretiyle "uyuşturucu çetesi, gizli kasa, örgüt" gibi kelimelerin yanında anılmaya devam etmesinin, kişilik haklarını ihlal eder bir eylem olduğu gibi, bu nedenle gözaltına alındığı bilgisinin arşivlenmesinin kişisel verilerin izinsiz olarak işlenmesi ve yayınlanması anlamına geleceği,</p>

<p>g-) Yukarıda yer alan değerlendirmeler karşısında, başvuranın istememesine rağmen, geçmişinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranın kişilik haklarını zedelediği sonuç ve kanaatine varılmakla,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/02/2017 tarihli ve 2017/1169 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nun 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yukarıda yazılı bozma nedenine göre;</p>

<p>"http://arsiv.sabah.com.tr/2007/07/14/haber,F1D20ECA415D4F14BBCF12B8D3091E8A.html" URL adresinde yayımlanan "Gizli Kasa Siyasetçi" başlıklı yazıya erişimin engellenmesine, karardan bir suretin erişim sağlayıcıları birliğine gönderilmesine, 10.12.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/18935 E., 2019/6882 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Başvuru sahibi ... hakkında,<br />
https://www.haberturk.com/gundem/haber/1283257-yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan -feto-sorusturmasinda-gozaltina-alindi,<br />
https://www.star.com.tr/guncel/yetenek-sizsiniz-hakan-akdogan-ne-oldu--96-son-durum-haber-1136759/,<br />
https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-erdogana-feto-gozaltisi-1355159/,<br />
http://www.medyafaresi.com/haber/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan-fetoden-gozaltina-alindi/787755,<br />
http://www.ensonhaber.com/erciyes-universitesinde-feto-operasyonu-2016-08-17.html,<br />
https://www.kamusaati.com/gundem/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan-a-feto-gozaltisi-h12075.html,<br />
https://www.yeniakit.com.tr/haber/hakan-akdogan-gozaltina-alindi-203381.html,<br />
http://www.yeniakit.com.tr/video/akit-haber-desifre-etti-kripto-acun-18229.html,<br />
https://www.sabah.com.tr/gundem/2016/08/17/fetonun-finalisti-gozaltinda,<br />
http://www.trol.tv/feto-cu-cikti-yetenek-sizsiniz-turkiye-nin-o-unlu-ismi-tutuklandi-2,<br />
https://www.haberler.com/yetenek-sizsiniz-yarismacisi-feto-den-gozaltinda-8705200-haberi/,<br />
https://www.haber365.com.tr/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan-fetoden-gozaltinda-video3349.html,<br />
-https://www.facebook.com/Haberturk/photos/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdo%C4%9Fan-fet%C3%B6-soru%C5%9Fturmas%C4%B1-kapsam%C4%B1nda-g%C3%B6zalt%C4%B1na-/1216585468384847/,<br />
-http://www.tevhidigundem.biz/erciyes-universitesi-feto-operasyonu-hakan-akdogan-gozaltinda-465v.htm,<br />
-http://www.kamuajans.com/guncel/yetenek-sizsinizde-ikinci-fetocu-h500246.html,<br />
-https://www.dailymotion.com/video/x4p1pjy,<br />
-https://www.timeturk.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-den-gozaltinda/haber-252941,<br />
-https://www.ntv.com.tr/yasam/acun-ilicalidan-feto-aciklamasi,Tz2YjKbjTEK20ek-V8wLKg,<br />
-http://t24.com.tr/haber/kayserideki-feto-operasyonunda-yetenek-sizsinizin-finalisti-de-gozaltina-alindi,355441,<br />
-https://www.mynet.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-sorusturmasindan-gozaltina-alindi-90164-mymagazin,<br />
-https://onedio.com/haber/darbe-sorusturmasi-icin-kendisini-hedef-gosteren-ahmet-hakan-a-acun-un-cevabi-sert-oldu--726719,<br />
-http://www.karar.com/gundem-haberleri/yetenek-sizsiniz-finalistine-gozalti-221079,<br />
-http://annevekadin.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan-feto-den-gozaltinda_sf6_3095.html,<br />
-https://eksisozluk.com/hakan-akdogan--251683?p=5,<br />
-http://beyazgazete.com/haber/2016/8/17/erciyes-universitesi-nde-feto-operasyonu-3428187.html,<br />
-http://www.haber7.com/unlulerin-dunyasi/haber/2080146-yetenek-sizsinizin-finalisti-hakan-akdogan-kimdir,<br />
-https://www.korkusuzmedya.com/medya/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan-feto-den-gozaltinda-h139130.html,<br />
-http://www.gazetevatan.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-den-gozaltina-alindi-977384-gundem/,<br />
-https://www.samsunbihaber.com/haber/yetenek-sizsiniz-hakan-akdogan-fetoden-gozaltinda-10768,<br />
https://www.istiklal.com.tr/foto-galeri/yetenek-sizsiniz-turkiyenin-o-unlu-ismi-fetocu-cikti/53701,<br />
https://www.istiklal.com.tr/hakan-akdogan-haberleri,<br />
http://www.internethaber.com/milli-cimnastikciye-feto-gozaltisi-1707605h.htm,<br />
https://www.istiklal.com.tr/haber/yetenek-sizsiniz-yarismasi-finalisti-de-gozaltinda/50443,<br />
http://www.yenihaberden.com/yetenek-sizsinizdeki-konyali-yarismaci-fetoden-gozaltina-alindi-228868h.htm,<br />
https://kimdir.tv/hakan-akdogan/hakan-akdogan-gozalti/,<br />
https://tr.sputniknews.com/turkiye/201608171024421658-yetenek-sizsiniz-feto-gozalti/,<br />
https://www.trhaberler.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan-fetoden-gozaltinda-video_163383.html/,<br />
http://www.polishaber.net/kayseride-feto-operasyonu-31180h.htm,<br />
http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video_haber/585781/Atalay_Demirci_den_sonra__ Yetenek_Sizsiniz_ _finalisti_de_gozaltinda.html,<br />
http://www.on5yirmi5.com/haber/guncel/olaylar/199988/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltinda.html,<br />
https://www.memurlar.net/haber/605640/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-den-gozaltinda.html,<br />
http://www.marmaragazetesi.com/atalaydan-sonra-bomba-bir-isim-daha-fetocu-cikti-95991h.htm,<br />
http://www.muhalefet.biz/gundem/feto/35679/,<br />
https://www.turkiyeegitim.com/Hakan-Akdo%C4%9Fan-g%C3%B6zalt%C4%B1-haberleri.htm,<br />
https://www.turkiyeegitim.com/ikinci-atalay-demirci-vakasi-78391h.htm,<br />
http://www.finansgundem.com/haber/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltinda/1110991,<br />
http://www.tvyazar.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan-feto-den-gozaltina-alindi_26518.htm,<br />
http://www.kayserigundem.com.tr/aktuel/hakan-akdogan-gozaltina-alindi-h18699.html<br />
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yetenek-sizsiniz-finalisti-de-gozaltina-alindi-144276h.htm<br />
http://www.sanalbasin.com/atalaydan-sonra-bomba-bir-isim-daha-fetocu-cikti-15104433/<br />
https://odatv.com/bu-da-mi-tesaduf-acun-ilicali-1708161200.html,<br />
https://www.ogretmenlersitesi.com/magazin/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltinda/32210/,<br />
https://www.f5haber.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltina-alindi-fotogaleri-13705/4,<br />
https://www.birgun.net/haber-detay/acun-ile-ahmet-hakan-in-feto-cu-kavgasi-buyuyor-124861.html,<br />
http://www.haberexen.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltinda-915033h.htm,<br />
http://www.merhabahaber.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-erdogana-gozalti-866340h.htm<br />
https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2016/08/19/acun-ile-ahmet-hakanin-feto-kavgasi/,<br />
http://www.gazeteciler.com/haber/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetden-gzaltna-alnd/256972,<br />
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/editorunsectikleri/395179.aspx,<br />
https://www.trthaber.com/haber/gundem/erciyes-universitesinde-feto-operasyonu-266647.html,<br />
https://www.agridahaber.com/gundem/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-den-gozaltina-alindi-h83465.html,<br />
https://www.ogunhaber.com/asayis/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan-fetoden-gozaltinda-648685h.html,<br />
https://www.hilalhaber.com/feto039nun-cimnastikcisi-tutuklandi_d37965.html,<br />
http://www.cukurovaexpres.com/magazin/atalay-dan-sonra-bomba-bir-isim-daha-feto-cu-cikti-h64963.html,<br />
http://www.neotempo.com/gundem/yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-akdogan-gozaltina-alindi,<br />
https://www.egehaber.com/gundem/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-den-gozaltina-alindi-h113173.html,<br />
http://www.habername.com/haber-erciyes-universitesinde-feto-operasyonu-117302.htm,<br />
https://www.samsunhaber.com/magazin/yetenek-sizsiniz-turkiye-yarismacisi-gozaltina-alindi-h5009.html,<br />
http://www.kayserianadoluhaber.com.tr/yazar/kayseri-haberler-fetopdy_sorusturmasinida _yetenek_sizsiniz_yarismasinin_finalisti_akdogan_da_adliyede-14773.aspx,<br />
https://www.61saat.com/gundem/erciyes-universitesi-nde-feto-operasyonu-h328110.html,<br />
http://www.gphaber.com/guncel/erciyes-universitesinde-feto-operasyonu-yetenek-sizsiniz-finalisti-hakan-erdogana-gozalti-h38582.html,<br />
https://medyanoz.org/Haber/13337/ACUN-ILICALI,<br />
https://www.sondakikaturk.com.tr/asayis/yetenek-sizsiniz-in-bir-yarismacisina-daha-feto-gozaltisi-h2891.html,<br />
http://www.samsunbulten.com/acun-ilicali-buna-da-mi-tesaduf-diyecek-5519h.htm,<br />
https://m.sadecehaber.com/gundem/ahmet-hakan-acuna-neden-dokunulmuyor.amp,<br />
http://www.ajansinternet.com/haber/iste-hakan-akdoganin-gosterisi-h3091.html,<br />
https://www.uludagsozluk.com/k/acun-%C4%B1l%C4%B1cal%C4%B1-ya-neden-dokunulmuyor-sorunsal%C4%B1/,<br />
http://www.haberself.com/h/51068/,<br />
https://www.ajanshaber.com.tr/yetenek-sizsiniz-de-feto-soku-haber-378026,<br />
http://www.bursahakimiyet.com.tr/haber/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-den-gozaltina-alindi-149766.html,<br />
https://kazete.com.tr/haber/yetenek-sizsiniz-finalistine-feto-gozaltisi-49280,<br />
http://www.habereses.com/yetenek-sizsiniz-turkiyenin-o-unlu-ismi-fetocu-cikti-p6-g8935.html,<br />
http://www.oncevatan.com.tr/guncel/erciyes-universitesinde-feto-operasyonu-h97817.html,<br />
http://www.adaletbiz.com/guncel/acun-ile-ahmet-hakan-in-feto-cu-kavgasi-buyuyor-h89228.html,<br />
http://www.kayserinews.com/yetenek-sizsiniz-yarismasinda-finale-kalan-hakan-gozaltina-alindi-628716h.htm,<br />
http://www.newsankara.com/haber/yetenek-sizsiniz-finalistlerinde-feto-alarmi-2373.html,<br />
https://www.haber5.com/feto-cu-cikti-yetenek-sizsiniz-turkiye-nin-o-unlu-ismi-gozaltina-alindi/13065/,<br />
https://www.ahaber.com.tr/galeri/turkiye/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltina-alindi/2,<br />
http://www.egemeclisi.com/haber/49053/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltina-alindi.html,<br />
http://www.evrenselgazete.com/haber/97048/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltina-alindi.html,<br />
http://www.haberzamani.com/haber/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-pyd-sorusturmasinda-gozaltina-alindi,<br />
http://www.diyarbakirsoz.com/yasam/32-personel-daha-mahkemeye-cikarildi-159558,<br />
http://www.haberhatti.com.tr/asayis/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-den-gozaltina-alindi-h13902.html,<br />
https://www.aa.com.tr/tr/15-temmuz-darbe-girisimi/erciyes-universitesinde-76-akademik-ve-idari-personel-gozaltina-alindi/630255,<br />
https://www.komplohaber.com/gundem/erciyes-universitesi-nde-feto-operasyonu-h26474.html,<br />
https://www.herhaber.com/hakan-akdo%C4%9Fan-haberleri.htm,<br />
https://www.herhaber.com/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltina-alindi-60112h.htm,<br />
http://www.tuzlapress.com/haber/7738/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltina-alindi.html,<br />
https://www.medyatava.com/haber/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltina-alindi_139975,<br />
http://www.haberartiturk.com/unlu-yetenek-feto-operasyonunda-gozaltinda-62633h.htm,<br />
http://haberthy.com/index.php/2018/04/20/fetocu-cikti-yetenek-sizsiniz-turkiyenin-o-unlu-ismi-tutuklandi/,<br />
http://fb.enguncelvideo.com/feto-cu-cikti-yetenek-sizsiniz-turkiye-nin-o-unlu-ismi-tut-uklandi,<br />
https://www.olay.com.tr/fet%C3%B6-haberleri.htm?page=77,<br />
https://www.olay.com.tr/yetenek-sizsiniz-finalisti-fetoden-gozaltinda-82484h.htm,<br />
http://haberincepte.com/fetocu-cikti-yetenek-sizsiniz-turkiyenin-o-unlu-ismi-tutuklandi/,<br />
http://kayseriyenihaber.com/haber/erude-aciga-alinan-100-personelden-48i-gozaltina-alindi/3471/,<br />
https://divamagazin.com/isim-de-gozaltinda/hakan_akdogan/,<br />
http://www.buyukkayseri.com/haber/-eruden-32-kisi-savcilikta-33541.html,<br />
http://www.adana01haber.com/ikinci-atalay-demirci-vakasi-34419h.html,<br />
https://medium.com/@sedagorkemli/yetenek-sizsiniz-finalistineg%C3%B6zalt%C4%B1-kayseride-y%C3%BCr%C3%BCt%C3%BClen-fet%C3%B6-c55d392faf74,<br />
http://www.ogretmenlerajans.com/gundem/details/3723/yetenek-sizsiniz-turkiye-nin-o-unlu-ismi-tutuklandi,<br />
https://www.milatgazetesi.com/arsiv/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-den-gozaltinda/haber-92277,<br />
https://www.denizpostasi.com/index.php/kayseri/19-manset/8685-fet%C3%B6-operasyonlar%C4%B1-s%C3%BCr%C3%BCyor,<br />
http://www.haberpi.com/haber-62607-Ahmet-Hakan-ile-Acunun-FETO-kavgasi-buyuyor.html,<br />
http://www.habertam.com/magazin/ninja-warrior-turkiyenin-sunucusu-fetoden-gozaltina-alindi-haberi-41611,<br />
http://arthaber.net/kayseride-ogretim-gorevlisi-olan-yeteneksizsiniz-turkiye-finalisti-de-gozaltinda/,<br />
http://www.kibrismanset.com/turkiye/feto-den-gozaltinda-h152442.html,<br />
https://www.haberoran.com/atalay-demirciden-sonra-o-yarismacida-fetoden-gozaltina-alindi-2861,<br />
http://www.bursaport.com/haber/erciyes-universitesi-nde-feto-operasyonu-76-gozalti-78141.html,<br />
https://www.haber3.com/guncel/yetenek-sizsiniz-finalistine-feto-gozaltisi-haberi-4406066,<br />
https://vehaber.org/haber/19307/yarismacilari-tutuklanan-acun-ilicalidan-feto-aciklamasi.html,<br />
http://www.guncel724.com/gundem-haberleri/atalay-demirciden-sonra-o-isimde-gozaltina-alindi-5255.html,<br />
http://kabevideolari.com/feto-cu-cikti-yetenek-sizsiniz-turkiye-nin-o-unlu-ismi-tutuklandi,<br />
http://www.medyaradar.com/hurriyet-yazarindan-ahmet-hakana-acun-ilicali-tepkisi-bu-dupeduz-hedef-gostermektir-haberi-409337,<br />
https://www.gecce.com.tr/haber-yetenek-sizsiniz-finalisti-gozaltinda,<br />
http://www.gazetebursa.com.tr/gundem/yetenek-sizsiniz-finalisti-feto-den-gozaltinda-h5640.html,<br />
http://www.demokrasihaber.com/genel/yetenek-sizsiniz-finalisti-de-feto-cu-cikti-h105.html,<br />
https://www.msn.com/tr-tr/haber/turkiye/yetenek-sizsiniz-finalisti-de-g%C3%B6zalt%C4%B1na-al%C4%B1nd%C4%B1/ar-BBvItsS?li=BBplYy0,<br />
http://www.gazeteguncel.com/acun-ilicali-polemigi-73992h.htm,<br />
http://ednews.net/tr/news/security/64220-yetenek-sizsinizden-bir-gozalti-daha,<br />
http://diyarbakiramed.com/yetenek-sizsiniz-turkiye-nin-o-unlu-ismi-feto-cu-cikti-cok-sasiracaksiniz/6,<br />
https://www.medyabey.com/ahmet-hakana-bir-ayar-da-acun-ilicalidan/,<br />
https://www.google.com.tr/search?q=hakan+akdo%C4%9Fan+fet%C3%B6&amp;source=lnms&amp;tbm=isch&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwj3_fiQpZreAhVNDOwKHUzwBMoQ_AUIDigB&amp;biw=1366&amp;bih=636,<br />
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/darbe-basarili-olsaydi-cumhurbaskani-kim-olacakti-40198602,<br />
https://www.google.com.tr/search?biw=1366&amp;bih=636&amp;ei=v-LNW-icCsb3kwWarZioBQ&amp;q=hakan+akdo%C4%9Fan+fet%C3%B6&amp;oq=hakan+akdo%C4%9Fan+fet%C3%B6&amp;gs_l=psy-ab.3..35i39k1.11597.14846.0.15506.9.9.0.0.0.0.268.1154.0j4j2.6.0....0...1c.1.64.psy-ab..3.6.1151...0j0i67 k1j0i22i30k1j33i160k1.0.7fKKyIEI33w,</p>

<p>İsimli internet sitelerinde yayımlanan ve başvuran ...'ın FETÖ/PDY terör örgütü kapsamında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındığına yönelik haberler sebebiyle ilgilisi ... vekilinin erişimin engellenmesi talebinin reddine dair Kayseri 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 07/11/2018 tarihli ve 2018/4069 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Kayseri 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/11/2018 tarihli ve 2018/6000 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 13.02.2019 gün ve 587 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ve ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.02.2019 gün ve KYB. 2019/16820 sayılı ihbarnamesi dairemize gönderilmekle okundu.</p>

<p>Anılan ihbarnamede;</p>

<p>Dosya kapsamına göre, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nun 9/1. maddesinde “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, itiraz merciince erişimin engellenmesi talep edilen haberlerde kamu yararı, toplumsal ilgi, güncellik, gerçeklik, konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık (öz-biçim dengesi) açısından hukuka aykırı bir durumun olmadığı ayrıca söz konusu haberlerin talepte bulunanın kişilik haklarını ihlâl edici mahiyette haber içermediği, Anayasal bir hak olan haber alma ve haber verme hürriyetinin sınırları dahilinde olduğundan bahisle itirazın reddine ilişkin karar verilmiş ise de;</p>

<p>Benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 10/12/2018 tarihli ve 2018/7735 esas, 2018/13080 karar sayılı ilâmında yer alan, " Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/6/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir : "...Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir..." Yukarıda yapılan açıklamalar ve genel ilkeler bağlamında somut olay değerlendirildiğinde; başvuruya konu haberlerin ilk kez yayınlandıkları tarihte, her hangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmalarının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu hâliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, başvuranların beraat etmeleri sonucu, aradan geçen dokuz yıl sonra, haberin "güncellik" değerini yitirdiği, dolayısıyla haberin o tarihte "gerçeklik ve doğruluk" kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı, habere konu olan yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona ermesiyle birlikte, habere konu olan kişiler için haksızlık içeren durumun, toplum tarafından öğrenilmesinin, geçmişte gerçeklik ve doğruluk payı varmış gibi ifşa edilmesi anlamına gelebileceği, dolayısıyla adı geçen habere istenildiği zaman ulaşılmasının, toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği, başvuranların beraatle sonuçlanan bir yargı sürecinde gözaltına alınması ve tutuklanması süreçlerine dair haberin basının arşivinde bulunmasının, haberin kamu yararı için gelecekte hatırlanması veya istatistiki açıdan değerlendirilmeye alınması gibi işlevi de taşımadığı, dolayısıyla haberin yayında kalmasının, toplumun ilerlemesi, gelişmesi için bir katkı sağlamayacağı gibi, kamu yararına toplum hafızasında yer etmesi gibi bir etkisi de olmadığı, haberin içeriğini oluşturan kişilerin; toplumu temsil ve topluma hizmet etme gayesiyle seçilmiş veya atanmış siyasilerden olmadığı gibi, topluma kendini anlatma ve toplumu aydınlatma gayesiyle eser veren sanatçılardan veya aydınlardan da olmaması nedeniyle, suç geçmişlerine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmediği, ayrıca bu bilgilerin sadece devletin belirli organlarınca kayıt altında tutulabileceğinin, başvuranların isimlerinin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "örgüt, fuhuş ve insan ticareti" gibi kelimelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetlerine karşı bir eylem olduğu gibi, bu nedenle gözaltına alındıkları bilgisinin arşivlenmesinin kişisel verilerin izinsiz olarak işlenmesi ve yayınlanması anlamına geleceği, yukarıda yer alan değerlendirmeler karşısında, başvuranların istememesine rağmen, geçmişlerinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranların kişilik haklarını zedelediği, sonuç ve kanaatine varıldığından ..." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,</p>

<p>Talepte bulunan ... hakkında FETÖ/PDY terör örgütü kapsamında yürütülen soruşturma neticesinde, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca 08/06/2018 tarihli ve 2018/30989 soruşturma, 2018/16293 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiğinin anlaşılması karşısında, ilgili haber içeriğinde başvuranın isminin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "...'dan sonra bomba bir isim daha Fetöcü çıktı, Yeteneksizdeki ikinci Fetöcü, Yeteneksiniz Türkiye'nin o ünlü ismi Fetöcü çıktı, Fetö'nün finalisti gözaltında" gibi ifadelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetine karşı bir eylem olduğu ve başvuranın istememesine rağmen, geçmişinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranın kişilik hakkını zedelediği anlaşılmakla, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesinin uygulanma şartları;</p>

<p>- İnternet ortamında yapılan bir yayın olması,</p>

<p>- Yapılan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların "kişilik haklarının" ihlal edilmesidir.</p>

<p>İlgili kanun maddesiyle, kişilik hakkı ihlal edilenlerin "erişimin engellenmesi" konulu taleplerini içerik veya yer sağlayıcısından veya bu hususta karar almaya görevli ve yetkili Sulh Ceza Hakimliğinden doğrudan isteyebileceği, alınan kararların mahkemece erişim sağlayıcıları birliğine gönderilerek derhal yerine getirilmesi, erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından kaldırılması halinde hakim kararlarının da kendiliğinden ortadan kalkacağı ve bu hususta alınacak hakim kararlarının yerine getirilmemesi halinde uygulanacak değişik ceza yaptırımları düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre, incelemeyi yapacak hakim, öncelikle yukarıda yazılı mevzuat gereği, başvuran kişinin belirttiği internet URL adresleri üzerinden yapılan yayınlar nedeniyle kişilik haklarının ihlal edilip edilmediğini belirleyecektir. İnternet yayını dolayısıyla kişilik haklarına yönelen bir ihlal varsa bu kez de mahkemeden istenen "erişimin engellenmesi" tedbirinin, gerek güncel AİHM kararları gerekse başta Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay olmak üzere yüksek mahkemelerce verilen emsal kararlarda belirtilen kriterler gözetilerek, internet yoluyla yayın yapan kişilerin, "ifade ve basın özgürlüğü"nü ihlal etmeyecek ölçüde kullanılmasına, objektif ve gerekçeli bir şekilde karar verilmesi gerekecektir.</p>

<p>İfade ve Basın Özgürlüğüne, kişilik hakları, kişisel verilerin korunması ve unutulma hakkı kavramlarına dair ulusal ve uluslararası mevzuat, doktrin ve başta Anayasa Mahkemesinin 03.03.2016 tarihli, 2013/5653 bireysel başvuru sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2015 tarihli, 2014/4-56 E. ve 2015/1679 K. sayılı kararı, Dairemizin 24.09.2018 tarihli, 2018/3318 E., 2018/9281 K. ve 05.06.2017 tarihli, 2016/15510 E., 2017/5325 K. sayılı kararları olmak üzere, emsal nitelikteki yüksek mahkeme kararlarında; yargı organlarının görevinin, internet haber arşivinin herhangi bir gerekçe olmaksızın ve tamamen ortadan kaldırılması değil, internet arşivinde kişilerin şeref ve saygınlığına yönelen, kişisel verilerinin kamu yararına katkı sağlamayacak şekilde işlendiği, ayrıca güncelliğini yitiren ve tarihsel bir veri olarak da kabul edilemeyecek yayınların, kişilerin talebi halinde "unutulma hakkı" kapsamında artık herkesin erişimine açık halde tutulmasının engellenmesi olduğu değerlendirilmektedir.</p>

<p>Kanun yararına bozma talebine konu somut olayda; başvuran, FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği şüphesiyle 17.08.2016 tarihinde gözaltına alındığını, 9 gün sonra serbest bırakıldığını, ancak "Yeteneksizsiniz Türkiye" adlı yarışmada finalist olduğu için halkın gözü önünde isminin büyük bir şöhrete ulaşması nedeniyle değişik tarihlerde değişik haberlere konu olduğunu, hakkında yürütülen soruşturma sonucunda Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 08.06.2018 günü "kovuşturmaya yer olmadığı" kararı verildiğini, bu nedenle internet ortamında yapılan haberlerin kişilik hakkını ihlal ettiğini, bu nedenlerle erişiminin engellenmesine karar verilmesi için başvurduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>Yukarıda yazılı mevzuat ve emsal kararlarda belirtildiği üzere, somut uyuşmazlığın çözümü için yerel mahkemece yapılması gerekenler; öncelikle Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmak suretiyle, başvuran hakkında dosyada mevcut 08.06.2018 günlü "kovuşturmaya yer olmadığı" kararı fotokopisinin aslı gibi onaylı bir suretinin dosyaya gönderilmesinin istenmesi, devamla başvuranın dilekçesinde belirtilen URL adresleri üzerinde bir bilirkişi marifetiyle araştırma yapılarak haber paylaşımları içerisinde başvuranın FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklandığını hatırlatacak nitelikte, başvuranın fotoğrafı ve adının da yer aldığı tüm haberlerin tespit edilmesi ve nihayet bu haberler üzerinde yapılacak inceleme sonucu, başvuranın kişilik haklarını ihlal eden, güncelliğini yitiren ve üzerinde kamu yararı kalmayan tüm haberlerin ayrı ayrı belirlenerek tespit olunacak URL adreslerindeki yayınlara, kişisel verilerin korunması ve unutulma hakkı kapsamında, 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi gereği erişimin engellenmesine karar verilmesi ile gereği için kararın bir suretinin ilgili mercilere gönderilmesi gerekirken başvuranın talebinin gerekçesiz şekilde reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Kayseri 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/11/2018 tarihli ve 2018/6000 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nun 309/4-a. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yukarıda yazılı bozma nedenine göre; merci tarafından yapılacak gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden bir karar vermek suretiyle müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, 08/04/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-internette-unutulma-hakki-uzerine-kararlari</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="26342"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnternette Unutulma Hakkı Nedir ve Nasıl Kullanılır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/internette-unutulma-hakki-nedir-ve-nasil-kullanilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/internette-unutulma-hakki-nedir-ve-nasil-kullanilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[A) İnternet Unutmaz ama Hukuk Unutturabilir

Günümüz dünyasında internet içerikleri, silinmezlerse küresel biçimde sonsuza kadar varlıklarını sürdürebilme potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla dışarıdan bir müdahalede bulunulmazsa, internet unutmamaktadır.

Günün birinde internette yer alan bilg...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A) İnternet Unutmaz ama Hukuk Unutturabilir</strong></p>

<p>Günümüz dünyasında internet içerikleri, silinmezlerse küresel biçimde sonsuza kadar varlıklarını sürdürebilme potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla dışarıdan bir müdahalede bulunulmazsa, internet unutmamaktadır.</p>

<p>Günün birinde internette yer alan bilgilerinizin silinmesini isterseniz; site-uygulamayı işletenlere veya verileri barındıran sunucuları işletenlere başvurarak, içeriğin kaldırılmasını ve unutulmayı talep edebilirsiniz. Fakat talebiniz kabul edilmediğinde <i>(ki çoğu zaman edilmez) </i>elinizde tek bir yol olacaktır: ‘Hukuki Süreci İşletmek’</p>

<p><strong>B) Unutulma Hakkı Nedir?</strong></p>

<p>İnsanların geçmişinde başkalarının hatırlamasını ve hatta kendilerinin bile hatırlamak istemeyecekleri, acı ya da utanç verici yaşanmışlıklar olması mümkündür. Hukukun ise insanlara bu yaşanmışlıkları en azından dış dünyada unutturabilecek araçları sunması gerekir. Anayasa Mahkemesi, konuya dair şöyle diyor: <i>“…<u>devletin bireye</u> geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek <u>“yeni bir sayfa açma” olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır</u>.”<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20135653-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><strong>[1]</strong></a></i></p>

<p>Daha şiirsel bulduğum, 1931 tarihli bir ABD Yüksek Mahkeme kararı ise şöyle diyor: ‘‘<i>Çarmıhtaki hırsızın bile son anlarında tövbe etmesine izin verilmekteydi. <u>Davacının değişim yaşadıktan sonra geçmiş yaşamındaki tatsız olayların davalılar tarafından yayınlanmasının</u>, gerçek ismiyle birleştiğinde, bizim bildiğimiz herhangi bir ahlak veya etik standardı tarafından haklı çıkarılmadığına ve <u>devredilemez hakkının doğrudan bir ihlali olduğuna</u> inanıyoruz. …</i>”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p>1931 tarihli kararda ‘devredilemez hak’ denilen şey, Locke eksenli tabii hukuk doktrininin ABD anayasasına yansıması olan ‘mutlu ve onurlu yaşam’ hakkıdır.<a name="_Hlk63304033"><strong> </strong></a>Anayasamızın başlangıç hükümlerinde de vatandaşların onurlu bir hayat sürdürme hakkına sahip olduğu zikredilmektedir. Unutulamamak ise bu onurlu yaşam hakkını, kişinin elinden almaktadır. <u>Dolayısıyla unutulma hakkı, en başta kişinin onurlu bir hayat sürebilmesi için sahip olduğu bir kişilik hakkı niteliğindedir.</u> <u>Unutulma hakkı, aynı zamanda şeref ve itibar ile kişisel verilere dair haklarla da bağlantılıdır.</u></p>

<p><u>Burada çok önemli bir noktayı hatırlatmak isterim. Unutulma hakkına konu internet içerikleri, özünde hukuka aykırı değildir. Zira bu içerikler şayet hukuka aykırı olsalardı, yayınlandıkları ilk gün kaldırılabilirlerdi. Fakat böyle olmadığı için ancak ‘unutulma’ noktasında değerlendirilebilmektedirler.</u> Dolayısıyla unutulma hakkına konu içerikler özünde hukuka uygun olan, bu şekilde uzun süredir yayınlanan fakat hukuka uygunluğunu sağlayan basın-ifade hürriyetinin, bir zaman sonra ‘başvuru sahibinin kişilik hakkı karşısında artık hukuken korunamaz hale geldiği durumlarda mevcut olur.</p>

<p><strong>C) Kaç Yılda Unutulursunuz?</strong></p>

<p>Yukarıda değindiğim üzere unutulma hakkının konusu içerikler, temelde hukuka uygundur ve fakat bir süre sonra halen yayında olmaları, ilgilinin onurlu yaşam hakkına-şeref ve itibarına-kişisel verilere dayalı haklarına karşı hukuka uygunluğunu sürdüremez hale gelir. Dolayısıyla buradaki süreyi önceden kesin biçimde belirtmek mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin Yargıtay bir kararında hukuka uygun bir haberin, habere konu olaydan dolayı verilen beraat kararından dokuz yıl geçmesiyle güncellik unsurunu yitireceğini ve unutulma hakkının tecelli edeceğini belirtmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-internette-unutulma-hakki-uzerine-kararlari" rel="dofollow">[3] </a>Basın hürriyeti-unutulma hakkı çatışmasının değerlendirildiği bir başka kararda ise Yargıtay, soruşturmaya yönelik yapılan haberin takipsizlik kararından sonra güncelliğini yitirdiğine karar vermiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-internette-unutulma-hakki-uzerine-kararlari" rel="dofollow">[4]</a></p>

<p><strong>D) Unutulma Hakkı Nasıl Kullanılır?</strong></p>

<p><strong>1) 5651 s. Kanun Artık Bu Konuda Görevini Yitirmiştir </strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin 5651 s. Kanun’u resmen budayan iptal kararı, kanunun 9. maddesini tamamen iptal etmiştir. İptalinden önceki halinde ise madde, unutulma hakkına yönelik çok önemli değişikliklere uğramış ve arama motorlarına yönelik adın ilişkilendirilmemesi kararını dahi düzenlemişti. Fakat bu düzenleme iptal edildi. Bunun da ötesinde, temelde bir kişilik hakkı ihlali olan unutulamamak, kişilik haklarına dair 9. madde iptal edildiği için 5651 s. Kanun nazarında sahipsiz kaldı.</p>

<p>Bu konuda yalnızca madde 9/A noktasında Siber Güvenlik Başkanlığı’na <i>‘özel hayatın gizliliği-kişisel veriler-unutulma hakkı bağı’ </i>ileri sürülerek bir başvuruda bulunma imkanı kalmıştır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Ancak 9/A maddesinde acil durumlar için öngörülen bu norma unutulma hakkı noktasında bel bağlamak, akıllıca olmayacaktır.</p>

<p><strong>2) İlgililerden Talep Edebilirsiniz</strong></p>

<p>İçeriklerinizi yayınlayan ilgililere, unutulmak istediğinizi ve bunları kaldırmaları gerektiğini söyleyebilir, noterden ihtarname dahi çekebilirsiniz. Google gibi bu konuda ayrı bir platform kurarak unutulma hakkı taleplerini kabul eden arama motorlarına unutulma hakkına yönelik başvurularda da bulunabilirsiniz. İfade etmek isterim ki arama motorlarına yapacağınız başvurularda başarı şansınız daha yüksek olacaktır. Ancak her iki yolda da özellikle unutulmasını istediğiniz içerikler ifade-basın hürriyetine konuysa, uyarı/talep yöntemiyle sonuca ulaşmanın oldukça zor olduğunu belirtmek isterim.</p>

<p><strong>3) Unutulma Hakkı Davası Açmak</strong></p>

<p>Talep/uyarılarınızdan olumlu sonuç alamadığınızda yapabileceğiniz en önemli şey, unutulma hakkınızı kullanmak için bir dava açmak ve ilgili içeriklerin kaldırılmasını-erişime engellenmesini talep etmektir. Bu noktada TMK hükümlerine dayanarak, kişilik hakkına yapılan haksız saldırının sonlandırılması talebiyle asliye hukuk mahkemesinde bir dava açılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>4) Arama Motorlarına Yönelik Kişisel Verileri Koruma Kurulu’na Başvuru Yapabilirsiniz</strong></p>

<p>Unutulma hakkı noktasında yapılabilecek diğer şey, yalnızca kişisel verilere dair mevzuat çerçevesinde ‘‘işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması’’ sebebiyle, Kurul’a bir başvuru yapmak ve yayından kaldırma kararı aldırtmaktır. Kurul kararına uymamak idari para cezasını gerektirdiği için ilgili, kararın gereğini kuvvetle muhtemel yerine getirecektir.</p>

<p>Buradaki en büyük sorun ise şudur: Kurul, basın hürriyeti ve ifade hürriyeti noktasında yapılan başvuruları kabul etmemektedir. Kurul yalnızca arama motorlarını veri sorumlusu ve yaptıkları faaliyeti de veri işleme faaliyeti olarak kabul etmiş, bunlara yönelik ‘ad-soyad endeksten çıkarma’ kararları almaktadır. 2023/2185 s. kararında, ifade ve basın hürriyetinin kanundan istisna tutulduğunu ve dolayısıyla bu yöndeki başvuruları kabul etmediğini dile getirmiştir.</p>

<p><strong>E) Unutulma Hakkı 5651 s. Kanun’a Geri Gelmeli Mi? Yoksa Yetki Hukuk Yargısında mı Kalmalı?</strong></p>

<p>Adın ilişkilendirilmemesi yani örneğin Google aramalara ‘ad-soy ad’ girince ilgili haberin-içeriğin gösterilmemesine dair bir kararın 5651 s. Kanun’a geri getirilmesine taraftar değilim. Bu tür bir uygulamanın Kişisel Verileri Koruma Kurulu’na bırakılmasına da taraftar değilim. Özellikle kurul kararlarına yönelik idari yargıya başvurulacak olması, idari bir yargıcın kişilik haklarına ilişkin hukuki tartışmaları çözüme bağlamasına sebep olacağı için sakıncalıdır.</p>

<p>İçeriğin internet ortamından tamamen kaldırılması veya erişime engellenmesine yönelik ‘unutulma hakkı temelli’ taleplerin de 5651 s. Kanun’a dayanılarak yapılamaması gerektiğini ve bu durumda çelişmeli bir hukuk yargısının doğru yol olacağını düşünüyorum. Zira sulh ceza hakimliği, acilen müdahale edilmesi gereken açık hukuka aykırılıklara ilişkin yetkili olabilir. Halbuki unutulma hakkı noktasında böyle bir durum yoktur ve ilgili içerik zaten yıllardır yayın halindedir. Dolayısıyla burada adil yargılanma hakkı gereğince hukuk mahkemelerinin yetkili olması mantıklıdır. Ancak hukuk mahkemelerinin erişimin engellenmesi talepli ihtiyati tedbir kararı vermeme yönünde bir uygulama geliştirdiklerini ve bunun kanaatimce hatalı olduğunu da belirtmek isterim.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN"><img alt="Av. Alp ÖZTEKİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/alp-oztekin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN">Av. Alp ÖZTEKİN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20135653-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20135653-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, N.B.B. Başvurusu, Başvuru no: 2013/5653</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Alp Öztekin, Türk İnternet Hukuku, Seçkin, Ankara, 2023, s. 899</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-internette-unutulma-hakki-uzerine-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3] 19. CD 2018/7735 E. 2018/13080 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-internette-unutulma-hakki-uzerine-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4] 19. CD 2019/18935 E. 2019/6882 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Ben bu normun dar yorumlanması gerektiğini ve yalnızca özel hayatın gizliliğine yönelik uygulanabileceği, kişisel verileri kapsamadığı kanaatindeyim.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/internette-unutulma-hakki-nedir-ve-nasil-kullanilir-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/internet-tokmafa.jpg" type="image/jpeg" length="76938"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargı Kararlarıyla İmar Kanunu’nun 32. Maddesi Kapsamında Yıkım Kararına İtiraz, İptal Davası ve Yürütmenin Durdurulması]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargi-kararlariyla-imar-kanununun-32-maddesi-kapsaminda-yikim-kararina-itiraz-iptal-davasi-ve-yurutmenin-durdurulmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargi-kararlariyla-imar-kanununun-32-maddesi-kapsaminda-yikim-kararina-itiraz-iptal-davasi-ve-yurutmenin-durdurulmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1. İmar Kanunu’na Göre Yıkım Kararı

Türk hukukunda yıkım, yaklaşık yirmi ayrı kanunda farklı sebep ve usullerle düzenlenmiştir. Bu yüzden ilk soru, yapının ruhsatlı olup olmadığı değil, hangi kanuna tabi olduğudur. Cevap; yapının niteliğine, bulunduğu alanın hukuki statüsüne ve taşınmazın mülkiye...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. </strong><strong>İmar Kanunu’na Göre Yıkım Kararı</strong></p>

<p>Türk hukukunda yıkım, yaklaşık yirmi ayrı kanunda farklı sebep ve usullerle düzenlenmiştir. Bu yüzden ilk soru, yapının ruhsatlı olup olmadığı değil, hangi kanuna tabi olduğudur. Cevap; yapının niteliğine, bulunduğu alanın hukuki statüsüne ve taşınmazın mülkiyet rejimine göre değişir.</p>

<p>İmar hukukunun görevi açıktır: Can ve mal güvenliğini sağlamak, şehir düzenini, çevreyi ve estetik değerleri korumak, hukuka aykırı yapılaşmaya izin vermemek. Fakat bu amaç, idareye dilediği yapıyı, dilediği zamanda ve dilediği usulle yıkma yetkisi vermez. Yıkım, bir yapının fiziksel ve ekonomik varlığını sona erdiren, mülkiyet hakkı üzerinde çoğu zaman geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuran ağır bir işlemdir. Üstelik imar alanlarının yeterince üretilemediği, barınma ihtiyacının büyüdüğü, benzer yapılara farklı işlemler uygulandığı ve geçici düzenlemelerin yeni çelişkiler yarattığı bir ülkede her yıkım kararı hukuki yönden daha sıkı incelenmelidir. Bu nedenle yapının bulunduğu yerde yürürlükte olan imar yönetmeliği, çevre düzeni planı ve diğer imar planları birlikte incelenerek yapılaşma hakları ile varsa ruhsat muafiyetleri belirlenmelidir.</p>

<p>İmar Kanunu’nun 32. maddesine dayanılması veya yapının ruhsatsız olması tek başına yeterli değildir. Aykırılık açıkça ortaya konulmalı, karar yetkili makam tarafından alınmalı, kanuni usul eksiksiz izlenmeli ve yıkım kural olarak yalnızca mevzuata aykırı kısımla sınırlı tutulmalıdır. Bu çalışmada, yıkım kararını sakatlayan hukuki hatalar ile itiraz, iptal davası ve yürütmenin durdurulması yollarının zamanında ve etkili biçimde nasıl kullanılacağı, yargı kararları üzerinden anlatılacaktır.</p>

<p><strong>2. İmar Kanunu’nun 32. Maddesine Göre Yıkım Süreci</strong></p>

<p>İmar Kanunu’nun 32. maddesine göre süreç, imar aykırılığının tespitiyle başlar. Yapının mevcut durumu yapı tatil tutanağıyla belirlenir, yapı mühürlenir ve inşaat derhal durdurulur. Tutanak yapı yerine asılır; bir nüshası muhtara, bir nüshası Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne gönderilir. Aykırılık ayrıca tapunun beyanlar hanesine kaydedilmek üzere en geç yedi gün içinde tapu müdürlüğüne bildirilir.</p>

<p>Ardından yapının ruhsata bağlanıp bağlanamayacağı veya aykırılığın giderilip giderilemeyeceği incelenir. Bunun mümkün olması hâlinde yapı sahibine en çok bir aylık süre verilir. Bu süre içinde ruhsat alınır veya aykırılık giderilirse mühür kaldırılarak inşaatın devamına izin verilir. Yapının ruhsata bağlanamayacağı veya aykırılığın giderilemeyeceği belirlenirse bir aylık süre beklenmez; belediye encümeni veya il idare kurulu kararı üzerine yıkım ilgili idarece gerçekleştirilir.</p>

<p>Süreç kısaca şöyledir:</p>

<p><strong>tespit → tutanak → mühürleme → bildirim → ruhsata bağlanabilirlik incelemesi → gerekiyorsa bir aylık süre → yetkili kurul kararı → yıkım</strong></p>

<p><strong>3. Hangi Hâllerde Yıkım Kararı Verilebilir?</strong></p>

<p>Bir yapının “kaçak” olarak nitelendirilmesi, tek başına yıkım için yeterli değildir. Önce yapının ruhsata tabi olup olmadığı, hangi kısmının mevzuata aykırı bulunduğu, aykırılığın ne zaman yapıldığı ve giderilip giderilemeyeceği belirlenmelidir. Yıkım ancak usulüne uygun bir yapı tatil tutanağına ve açık, somut, ölçülebilir tespitlere dayanabilir.</p>

<p><strong>3.1. Ruhsatsız Yapılar</strong></p>

<p>Kanunda öngörülen istisnalar dışında bütün yapılar ruhsata tabidir. Ancak yapının ruhsatsız olması, doğrudan yıkılması için tek başına yeterli değildir; önce ruhsata bağlanıp bağlanamayacağı belirlenmelidir.</p>

<p>Yapı ruhsata bağlanabilecek durumdaysa yapı sahibi, tebliğ tarihinden itibaren en çok bir ay içinde ruhsat almalıdır. Yalnızca ruhsat başvurusu yapılması yapıyı ruhsatlı hâle getirmez ve yıkımı engellemez. Danıştay da kanuni süresi içinde ruhsat alınmayan yapı hakkında verilen yıkım kararını hukuka uygun bulmuştur <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2015/1172, K.2018/3871, 22.5.2018). </strong>Yapının ruhsata bağlanamayacağı açıkça belirlenmişse bir aylık süre beklenmez. Ancak bu sonucun teknik ve hukuki gerekçeleri somut olarak ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>3.2. Ruhsat Ve Eki Projelere Aykırı Yapılar</strong></p>

<p>Ruhsatlı bir yapı; mimari, statik, elektrik ve mekanik projelerine uygun biçimde inşa edilmelidir. Projede bulunmayan ilaveler, kapalı alan artışları, yeni bağımsız bölümler, kat ilaveleri ve taşıyıcı sistemi etkileyen değişiklikler yıkıma konu olabilir.</p>

<p>Aykırılık giderilebilir veya tadilat ruhsatına bağlanabilir durumdaysa yapı sahibine süre verilmelidir. Süre sonunda aykırılık giderilmezse kural olarak yalnızca projeye aykırı kısmın yıkımına karar verilir. Yapının tamamı ancak aykırılığın bütün yapıyı etkilemesi veya aykırı kısmın ruhsatlı bölümlere zarar verilmeden ayrılmasının teknik olarak mümkün olmaması hâlinde yıkılabilir.</p>

<p><strong>3.3. Ruhsat Süresi Dolduktan Sonra Yapılan Kısımlar</strong></p>

<p>İmar Kanunu’nun 29. maddesine göre ruhsat tarihinden itibaren iki yıl içinde yapıya başlanmaz veya yapı beş yıl içinde tamamlanmazsa ruhsat hükümsüz hâle gelir. Bundan sonra inşaata devam edilebilmesi için ruhsatın yenilenmesi gerekir.</p>

<p>Ancak ruhsat süresinin dolması, o tarihe kadar ruhsata uygun biçimde yapılan bütün kısımların yıkılmasını gerektirmez. Yıkıma esas alınabilecek bölümler, ruhsat hükümsüz kaldıktan sonra yapılan veya başından beri projeye aykırı olan kısımlardır.</p>

<p>Danıştay, yapının ruhsat süresi içinde ulaştığı seviye ile bu süreden sonra yapılan bölümler belirlenmeden yapının tamamının ruhsatsız kabul edilemeyeceğine karar vermiştir<strong> (Danıştay 14. Dairesi, E.2015/2958, K.2018/5521, 20.9.2018).</strong></p>

<p><strong>3.4. Sonradan Yapılan İlaveler Ve Esaslı Tadilatlar</strong></p>

<p>Ruhsatına uygun tamamlanan bir yapıya sonradan ruhsatsız ilave yapılması veya yapıda esaslı tadilata gidilmesi hâlinde 32. madde uygulanabilir. Taşıyıcı sistemi, yapı alanını, bağımsız bölüm sayısını, ortak alanları, kullanım amacını veya ruhsat eki projeleri değiştiren işlemler esaslı tadilat sayılır ve ruhsata tabidir.</p>

<p>Buna karşılık boya, badana, sıva, kaplama, tesisat onarımı ve kiremit aktarılması gibi basit tamirler ruhsat gerektirmez. Açılır-kapanır katlanır cam panel, korkuluk, pergola, çardak veya kameriye, bölme duvar ve pencere değişimi de mevzuatta belirtilen sınırlar içinde ruhsattan muaftır. Yapının tabi olduğu imar planı, yerel imar yönetmeliği ve alanın özel mevzuatı saklıdır.</p>

<p>Burada imalata verilen ad değil, ortaya çıkan sonuç önemlidir. Etrafı açık ve hafif bir pergola ruhsat gerektirmezken, aynı yerin duvarlarla çevrilerek kapalı kullanım alanına dönüştürülmesi ruhsata tabi olabilir. Benzer şekilde balkonun katlanır camla kapatılması kural olarak ruhsat gerektirmez; balkonun odaya katılması veya bağımsız bölüm alanının büyütülmesi ise esaslı tadilat sayılabilir.</p>

<p><strong>3.5. Yapı Kullanma İzni Bulunan Yapılardaki Aykırılıklar</strong></p>

<p>Yapı kullanma izni, yapıyı sonradan yapılan ruhsatsız imalatlara karşı korumaz. İskân alındıktan sonra yapılan ilave ve esaslı tadilatlar, diğer ruhsat aykırılıkları gibi durdurulabilir ve yıkıma konu edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aykırılık yapının ilk inşa edildiği tarihten beri mevcutsa durum farklıdır. Yapı mevcut hâliyle kullanma izni almış ve aykırı kısmın yıkılması ruhsatlı bölümlere de zarar verecekse, yapı kullanma izni hukuk dünyasında varlığını sürdürürken doğrudan yıkım kararı verilmesi mümkün olmayabilir. Danıştay, bu nitelikteki bir olayda yapı kullanma izni iptal edilmeden alınan yıkım kararını hukuka aykırı bulmuştur <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2016/8816, K.2018/5828, 2.10.2018).</strong></p>

<p><strong>Bu nedenle iskânlı yapılarda önce aykırılığın ne zaman meydana geldiği belirlenmelidir.</strong></p>

<p><strong>3.6. İmar Planı Veya Yapı Ruhsatı İptal Edilen Yapılar</strong></p>

<p>İmar planının veya yapı ruhsatının mahkeme kararıyla iptal edilmesi, yapının hukuki dayanağını ortadan kaldırabilir. Ancak bu durumda da yapı tatil tutanağı düzenlenmesi, yapının mühürlenmesi ve yetkili kurul tarafından yıkım kararı alınması gerekir.</p>

<p>Yıkım kararı verilmeden önce yapı bedelinin mutlaka ödenmesi gerektiğine ilişkin genel bir kural yoktur. Yapı sahibinin idareye güvenerek yaptığı harcamalar ve uğradığı zarar, ayrıca açılacak tam yargı davasında değerlendirilir.</p>

<p><strong>3.7. İmar Affı Veya Yapı Kayıt Belgesi Bulunan Yapılar</strong></p>

<p>Geçerli bir Yapı Kayıt Belgesi, kapsadığı yapı hakkında İmar Kanunu uyarınca alınmış yıkım kararları bakımından sonuç doğurur. Ancak bu belge yapıyı bütünüyle ruhsatlı hâle getirmez ve belgeden sonra yapılan yeni imalatları korumaz.</p>

<p>Belgenin yapıyı gerçekten kapsayıp kapsamadığı, yapının 31 Aralık 2017’den önce yapılıp yapılmadığı ve belgenin hâlen geçerli olup olmadığı araştırılmalıdır. Yapı Kayıt Belgesinin hukuka aykırı düzenlendiği düşünülüyorsa kural olarak önce yetkili makam tarafından iptal edilmesi gerekir.</p>

<p>Belgenin koruyucu etkisi esas olarak İmar Kanunu kapsamındaki işlemler yönündendir. Gecekondu Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu veya diğer özel kanunlara dayanan yıkım kararları ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Mülga 2981 sayılı Kanun kapsamında verilen belgeler de yalnızca kapsadıkları bölüm yönünden sonuç doğurmuştur. Danıştay, tapu tahsis belgesi bulunan zemin katı da içine alacak şekilde yapının tamamı hakkında yıkım kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuş; yalnızca belge dışında kalan ruhsatsız katın yıkılabileceğine karar vermiştir <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2011/16129, K.2013/2319, 1.4.2013).</strong></p>

<p><strong>3.8. Yapının Amacı Dışında Kullanılması</strong></p>

<p>Bir yapının ruhsatında belirtilen amaç dışında kullanılması, tek başına İmar Kanunu’nun 32. maddesine göre yıkım sebebi değildir. Çünkü 32. madde, esas olarak ruhsatsız veya ruhsat ve eki projelere aykırı imalatların ortadan kaldırılmasını düzenler. Yapıda fiziksel ya da ruhsata tabi bir değişiklik yapılmadan yalnızca kullanım biçiminin değiştirilmesi hâlinde yıkım kararı verilemez.</p>

<p>Danıştay 6. Dairesi, yapının kullanımına ilişkin aykırılık gerekçe gösterilerek 32. madde uyarınca verilen yıkım kararında hukuka uygunluk bulunmadığına karar vermiştir <strong>(Danıştay 6. Dairesi E.1998/3254, K.1999/3159, 9.6.1999).</strong></p>

<p>Bununla birlikte kullanım değişikliği için ruhsatsız imalat yapılmışsa bu imalatlar ayrıca yıkıma konu olabilir. Kullanım aykırılığı; işyeri ruhsatının iptali, faaliyetin durdurulması veya başka idari yaptırımlar uygulanması sonucunu da doğurabilir.</p>

<p><strong>3.9. Küçük Ölçü Farkları Ve Kabul Edilebilir Hata</strong></p>

<p>Ruhsat eki projedeki ölçüler ile yapının gerçek ölçüleri arasındaki her fark yıkımı gerektirmez. Yapının konumunu, alanını ve temel imar şartlarını etkilemeyen çok küçük sapmalar uygulamada “kabil-i tecviz hata” olarak kabul edilebilmektedir.</p>

<p>Mevzuatta bütün yapılar için geçerli sabit bir hata oranı bulunmamaktadır. Bu nedenle uygulamada kullanılan binde beş gibi oranlar genel ve bağlayıcı bir kural değildir. Ölçü farkının kabul edilebilir olup olmadığı; yapının büyüklüğü, parsel içindeki konumu, çekme mesafeleri, taşıyıcı sistemi ve komşu taşınmazlara etkisi göz önünde bulundurularak teknik incelemeyle belirlenmelidir.</p>

<p>Danıştay 6. Dairesi, kabul edilebilir hata değerlendirmesinin ancak yapının kendi parseli içinde kalması ve proje aykırılığının çok küçük olması hâlinde yapılabileceğini; komşu parsele taşan yapılarda bu ilkenin uygulanamayacağını kabul etmiştir <strong>(Danıştay 6. Dairesi E.1993/3323, K.1994/1794, 3.5.1994).</strong></p>

<p><strong>3.10. Komşu Parsele Taşan Yapılar</strong></p>

<p>Bir yapının komşu parsele taşması hem imar hukuku hem de özel hukuk bakımından sonuç doğurur. Türk Medeni Kanunu’nun 725. maddesindeki taşkın yapı hükümleri, taşınmaz malikleri arasındaki mülkiyet sorununa çözüm sağlayabilir. Ancak bunun çözülmesi tek başına yeterli değildir; yapının imar planına, çekme mesafelerine ve diğer yapılaşma şartlarına da uygun olması gerekir.</p>

<p>Taşkın kısmın giderilmesi veya yapının ruhsata bağlanması hukuken ve teknik olarak mümkünse İmar Kanunu’nun 32. maddesindeki süre uygulanır. Bu süre içinde gerekli izinler alınmaz veya aykırılık giderilmezse yıkım kararı verilebilir. Yapının ruhsata bağlanması mümkün değilse komşu malikin rızası da yıkımı önlemez. Danıştay, komşu parsele taşan yapının küçük ölçü farkı kapsamında korunamayacağına karar vermiştir <strong>(Danıştay 6. Dairesi, E.1993/3323, K.1994/1794, 3.5.1994).</strong></p>

<p><strong>4. Yıkım Kararında Usul, Yetki ve Yıkım Giderleri</strong></p>

<p>Bir yapının ruhsatsız veya projeye aykırı olması, yıkım için tek başına yeterli değildir. İmar Kanunu’nun 32. maddesindeki süreye, yetki kurallarına ve diğer usul şartlarına da uyulmalıdır. Bu kurallardaki hata, yıkım kararının iptaline yol açabilir.</p>

<p><strong>4.1. Bir Aylık Süre</strong></p>

<p>Yapı tatil tutanağının yapı yerine asılmasından sonra yapı sahibine, ruhsat alması veya aykırılığı gidermesi için en çok bir ay süre tanınır. Tutanakta süre belirtilmemişse kanundaki bir aylık sürenin verildiği kabul edilir. Yapının ruhsata bağlanmasının veya aykırılığın giderilmesinin mümkün olduğu hâllerde bu süre dolmadan yıkım kararı alınamaz.</p>

<p>Danıştay, yapı tatil tutanağında İmar Kanunu’nun 32. maddesine göre işlem yapılacağının belirtilmesini yeterli görmüş; bir ay beklenmeden alınan yıkım kararını hukuka aykırı bulmuştur <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2015/8585, K.2018/5653, 25.9.2018).</strong></p>

<p>İdare daha sonra ayrıca süre vermişse bu sürenin de dolması beklenmelidir. Danıştay, encümen kararıyla verilen otuz günlük süre sona ermeden alınan yıkım kararını hukuka aykırı bulmuştur <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2015/415, K.2018/4184, 29.5.2018).</strong></p>

<p>Yapının ruhsata bağlanamayacağı veya aykırılığın giderilemeyeceği açıkça belirlenmişse bir aylık süre beklenmez. Ancak idare, bunun teknik ve hukuki gerekçelerini kararda göstermelidir.</p>

<p><strong>4.2. Yıkım Kararını Verecek Makam</strong></p>

<p><strong>4.2.1. Belediye Sınırları İçerisinde Yetki</strong></p>

<p>Belediye sınırları içinde yıkım kararı verme yetkisi belediye encümenine aittir. Belediye başkanı, başkan yardımcısı, imar müdürlüğü, yapı kontrol müdürlüğü veya başka bir belediye birimi encümen yerine yıkım kararı veremez.</p>

<p>Danıştay, park ve bahçeler müdürlüğü tarafından tesis edilen yıkıma yönelik işlemi, belediye encümeni tarafından alınmadığı için hukuka aykırı bulmuştur <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2018/2440, K.2018/6052, 9.10.2018)</strong>. İmar ve şehircilik müdürlüğünün yıkım uygulanacağını bildiren işlemi de aynı gerekçeyle iptal edilmiştir <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2015/8153, K.2018/4532, 11.6.2018).</strong></p>

<p>Encümen kararının kaldırılması veya geri alınması için yapılan başvuruyu da kural olarak encümen karara bağlamalıdır. Danıştay, bu başvurunun imar ve şehircilik müdürlüğü tarafından reddedilmesini yetki yönünden hukuka aykırı bulmuştur <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2015/6534, K.2018/4508, 7.6.2018).</strong></p>

<p>Belediye sınırları dışında yıkım kararı il idare kurulu tarafından alınır. Özel kanunlara tabi alanlarda ise yetkili idare ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p><strong>4.2.2. Büyükşehirlerde Yetki</strong></p>

<p>Büyükşehirlerde genel yetki, yapının bulunduğu ilçe belediyesine aittir. Ruhsat, yapı tatil tutanağı, mühürleme ve yıkım işlemleri kural olarak ilçe belediyesi tarafından yürütülür. Danıştay da ilçe sınırları içindeki yapılara ilişkin imar işlemlerinde ilçe belediyesinin yetkili olduğuna karar vermiştir <strong>(Danıştay 6. Dairesi, E.1990/2033, K.1991/2083, 22.10.1991).</strong></p>

<p>Ancak 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 11. maddesine göre büyükşehir belediyesi, ilçe belediyelerinin imar uygulamalarını denetleyebilir. Tespit edilen aykırılığın giderilmesi için ilçe belediyesine üç ayı geçmemek üzere süre verir. Bu sürede gerekli işlem yapılmazsa büyükşehir belediyesi İmar Kanunu’nun 32. ve 42. maddelerindeki yetkileri kullanabilir.</p>

<p>Büyükşehir belediyesinin bu yetkisi genel değil, ilçe belediyesinin hareketsiz kalması üzerine doğan ikincil bir yetkidir.</p>

<p><strong>4.2.3. Bakanlığın Yetkisi</strong></p>

<p>İmar Kanunu’nun 32. maddesi, ilgili idarenin hareketsiz kalması hâlinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına da yıkım yetkisi vermektedir.</p>

<p>Yapı mevzuata uygun hâle getirilmediği hâlde tutanaktan itibaren iki ay içinde yıkım kararı alınmaz veya alınan karar altı ay içinde uygulanmazsa Bakanlık yapıyı yıkabilir ya da yıktırabilir. Bu durumda yıkım gideri, <strong>görevini zamanında yerine getirmeyen ilgili idareden yüzde yüz fazlasıyla tahsil edilir. </strong>Tahsil edilemeyen tutar, ilgili idarenin merkezi bütçeden aldığı paylardan kesilebilir.</p>

<p><strong>4.2.4. Alışveriş Merkezleri</strong></p>

<p>6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesine göre büyükşehirlerde alışveriş merkezlerine yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni verme yetkisi büyükşehir belediyesine aittir. Bu nedenle alışveriş merkezlerine ilişkin imar ve yıkım işlemlerinde de büyükşehir belediyesinin yetkili olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>4.2.5. Organize Sanayi Bölgeleri</strong></p>

<p>Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği’nin 44. maddesine göre OSB tüzel kişiliği, bölgedeki yapılaşmanın plana ve mevzuata uygunluğunu denetler.</p>

<p>OSB, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıyı tespit ederek katılımcıya aykırılığı gidermesi için otuz gün süre verir. Aykırılık giderilmezse durum belediye sınırları içinde belediyeye, dışında valiliğe bildirilir. İmar Kanunu’nun 32. ve 42. maddelerine göre gerekli işlemler bu idarelerce tesis edilir. Yıkım, Bakanlığın talimatı üzerine valilik veya kaymakamlık tarafından gerçekleştirilir ve gider yapı sahibinden alınır.</p>

<p><strong>4.2.6. Kıyı ve Sahil Şeritleri</strong></p>

<p>3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 14. maddesine göre kıyılardaki ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapılar hakkında İmar Kanunu hükümleri uygulanır.</p>

<p>Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 19 ve 20. maddeleri uyarınca denetim ve uygulama, belediye sınırları içinde belediye, dışında valilik tarafından yürütülür. Yapının kıyıda bulunması; yapı tatil tutanağı, mühürleme, süre ve yetkili makam gibi 32. maddede öngörülen usulleri ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong>4.3. Yıkım giderleri</strong></p>

<p>İmar Kanunu’nun 32. maddesine göre yıkım idare tarafından yapılırsa gerçek gider yapı sahibinden tahsil edilir. Kanunda bu giderin yüzde yirmi fazlasıyla alınacağına ilişkin bir hüküm yoktur.</p>

<p>Danıştay, yıkım giderinin yüzde yirmi fazlasıyla tahsil edilmesine ilişkin kısmı hukuka aykırı bulmuş; bu durumda işlemin tamamının değil, yalnızca fazla tahsilata ilişkin bölümünün iptal edilmesi gerektiğini kabul etmiştir <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2015/5384, K.2018/4678, 12.6.2018).</strong></p>

<p>Yıkım kararının hukuka uygunluğu incelenirken yalnızca yapının imar durumu değil; ilgilisine tanınan süre, işlemi tesis eden idare, kararı alan makam ve yıkım giderine ilişkin hükümler de birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>5. Yıkım Kararına Karşı Kimler Dava Açabilir?</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesine göre iptal davası, işlem nedeniyle menfaati ihlal edilen kişiler tarafından açılabilir. Bu menfaatin meşru, kişisel ve güncel olması gerekir.</p>

<p>Yıkım kararı doğrudan yapıya yönelik olduğundan taşınmaz maliki, yapı sahibi ve kararın muhatabı dava açabilir. Ancak işlemin hangi yapı veya bağımsız bölüm hakkında verildiği açıkça belirlenmelidir. Danıştay, tutanakta gösterilen bağımsız bölüm ile davacıya ait bölümün örtüşmediği bir uyuşmazlıkta, yapı malikinin tereddüde yer bırakmayacak biçimde belirlenmemesi nedeniyle yıkım işlemini hukuka aykırı bulmuştur <strong>(Danıştay 14. Dairesi, 6.3.2014).</strong></p>

<p>Dava açma hakkı yalnızca malike ait değildir. Yıkımın uygulanması hâlinde kullanım veya işletme hakkı doğrudan etkilenecek kiracı da iptal davası açabilir. Danıştay, yıkıma konu yapıda işyeri ruhsatıyla faaliyet gösteren kiracının işlemle meşru, kişisel ve güncel ilişkisinin bulunduğunu kabul etmiştir <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2011/9654, K.2012/2931, 18.4.2012).</strong></p>

<p>Yıkım kararı ile imar para cezası bu bakımdan birbirinden ayrılır. Yıkım, yapıya yönelik olduğu için malik, yapı sahibi ve kiracı gibi işlemden doğrudan etkilenen kişilerce dava konusu edilebilir. İmar para cezası ise kişisel bir yaptırımdır; kural olarak yalnızca adına düzenlenen kişi tarafından dava konusu edilebilir.</p>

<p><strong>6. Yıkım Kararına İtiraz, Dava Açma Süresi ve Görevli Mahkeme</strong></p>

<p>Yıkım kararına karşı dava açmadan önce idareye başvurmak zorunlu değildir. İlgili kişi doğrudan iptal davası açabileceği gibi, 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca kararın kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesi için isteğe bağlı idari başvuruda da bulunabilir.</p>

<p>Yıkım kararlarına karşı açılacak davalarda görevli mahkeme idare mahkemesidir. Aynı Kanun’un 34. maddesi uyarınca yetkili mahkeme ise kural olarak taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Dava, kararın yazılı olarak bildirilmesini izleyen günden itibaren 60 gün içinde açılmalıdır. Karar kendisine tebliğ edilmeyen kiracı gibi doğrudan ilgililer bakımından sürenin başlangıcı, somut olayın özelliklerine göre kararın öğrenildiği tarih esas alınarak belirlenebilir. (Danıştay Dergisi, Sayı 158)</p>

<p>İdari başvuru 60 günlük dava açma süresi içinde yapılırsa işlemekte olan süre durur. İdare başvuruyu reddeder veya 30 gün içinde cevap vermezse süre kaldığı yerden yeniden işlemeye başlar; başvurudan önce geçen günler de süre hesabına katılır.</p>

<p>İdari başvuru veya iptal davası, yıkım kararının uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. Yıkımın dava sonuçlanıncaya kadar uygulanmaması için mahkemeden ayrıca yürütmenin durdurulması istenmeli ve bu yönde karar alınmalıdır.</p>

<p><strong>7. Yıkım Kararına Karşı Yürütmenin Durdurulması Kararı Nasıl Alınır? </strong></p>

<p>Yıkım kararına karşı dava açılması, işlemi kendiliğinden durdurmaz. Yapının dava sonuçlanmadan yıkılmasını önlemek için ayrıca yürütmenin durdurulması istenmelidir.</p>

<p>2577 sayılı Kanun’un 27. maddesine göre bunun için iki şart birlikte aranır: İşlem açıkça hukuka aykırı olmalı ve uygulanması telafisi güç veya imkânsız zarar doğurmalıdır. Yıkım, yapıyı ortadan kaldıran ve geri dönüşü olmayan bir işlem olduğundan zarar şartı kural olarak vardır. Asıl mesele, açık hukuka aykırılığı güçlü biçimde ortaya koymaktır.</p>

<p>Yıkım kararı; yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden incelenmelidir. Yetkisiz makam, eksik yapı tatil tutanağı, kanuni sürenin beklenmemesi, ruhsat gerektirmeyen bir imalatın veya ruhsatlı bölümlerin yıkıma konu edilmesi açık hukuka aykırılık oluşturabilir. Danıştay; süre dolmadan alınan kararı <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2015/8585, K.2018/5653, 25.9.2018)</strong>, yetkisiz belediye birimince tesis edilen işlemi <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2018/2440, K.2018/6052, 9.10.2018)</strong> ve yeterli tespit içermeyen tutanağa dayanan yıkım kararını hukuka aykırı bulmuştur <strong>(Danıştay 14. Dairesi, E.2015/2958, K.2018/5521, 20.9.2018).</strong></p>

<p>Bu aykırılıklar; tutanak, encümen kararı, ruhsat, proje, fotoğraf ve teknik raporlarla belgelenmeli, benzer yüksek yargı kararlarıyla desteklenmelidir. Böylece yürütmenin durdurulmasının iki şartının da gerçekleştiği mahkemeye açıkça gösterilebilir.</p>

<p>Dava sonunda yıkım kararı iptal edilebilir, dava reddedilebilir veya işlemin yalnızca hukuka aykırı kısmı iptal edilebilir. Karar dava sırasında kaldırılır ya da yapı ruhsata bağlanırsa karar verilmesine yer olmadığına hükmedilebilir. Yapı daha önce yıkılmışsa, iptal kararı uğranılan zararın tazmini için açılacak tam yargı davasına dayanak oluşturabilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Bir yapının ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olması, her yıkım kararını kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Kararın doğru idare ve yetkili makam tarafından, kanuni süreler gözetilerek ve açık, somut tespitlere dayanılarak alınması gerekir. Bunun yanında, işlemin iptaline yol açabilecek diğer hukuka aykırılıkların ve idare hukukunun genel ilkelerine aykırı bir yön bulunup bulunmadığının da dikkatle araştırılması gerekir. Tespit edilen bütün aykırılıklar birlikte değerlendirilmeli, gerekli hukuki yollar eksiksiz ve zamanında kullanılmalıdır. Dava açılması yıkımı kendiliğinden durdurmaz. Yıkım geri alınamaz; hukuki koruma, yapı ayaktayken sağlanmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargi-kararlariyla-imar-kanununun-32-maddesi-kapsaminda-yikim-kararina-itiraz-iptal-davasi-ve-yurutmenin-durdurulmasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/kentsel-donusumafasa.jpg" type="image/jpeg" length="95130"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Ofhr1d4UISA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82741"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHAM’ın İhlal Kararı Nedeniyle Yargılamanın Yenilenmesi ve AYM’nin Denetimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihamin-ihlal-karari-nedeniyle-yargilamanin-yenilenmesi-ve-aymnin-denetimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihamin-ihlal-karari-nedeniyle-yargilamanin-yenilenmesi-ve-aymnin-denetimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerini düzenleyen 311. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde; “Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerini düzenleyen 311. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde;</strong> <i>“Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması”</i> halinde, kararın kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde yargılamanın yenilenmesinin istenebileceği öngörülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hükümden anlaşılacağı üzere, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin bir hak veya hürriyetle ilgili ihlali tespit etmesi tek başına yargılamanın yenilenmesi için yeterli olmayıp, tespit edilen ihlalin ceza hükmünün verilmesiyle bağlantılı olması ve bu ihlalin hükmün esasını etkilediğinin İHAM kararından anlaşılması gerekmektedir. Nitekim sözkonusu düzenleme, İHAM tarafından tespit edilen hak ihlalinin yeniden yapılacak yargılama ile ortadan kaldırılmasına imkan sağlamayı amaçlamaktadır.</p>

<p>Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olup olmadığına hükmü veren mahkemece duruşma yapılmaksızın karar verilmekte (CMK m. 318/1, 318/3), istemin reddine ilişkin kararlara karşı ise itiraz edilebilmektedir (CMK m. 319/3).</p>

<p>CMK m. 311/1-f’ye dayanan yenileme istemlerinin reddine dair kararlara karşı doğrudan, istemin kabul edilmesi halinde yeniden yapılan yargılama neticesinde verilen karara karşı ise olağan kanun yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmak mümkündür. Bu durumda AYM; İHAM tarafından incelenip karara bağlanan ihlal iddialarını yeniden değerlendirmemekte, yalnızca İHAM kararında tespit edilen ihlalin yeniden yapılan yargılamada giderilip giderilmediğini denetlemektedir.</p>

<p>İHAM’ın tespit ettiği ihlalin tam olarak giderilebilmesi için, kararda ortaya koyulan ihlal nedenlerinin yetkili mahkemece iyi tahlil edilmesi önem taşımaktadır. Örneğin; AYM tarafından karara bağlanan <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132750-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Sıddıka Dülek ve diğerleri</i></a> (<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132750-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">B. No: 2013/2750, 17/2/2016)</a> vakasında, başvurucuların İHAM’ın tespit ettiği yaşam hakkı ihlaline dayanarak sundukları yenileme istemi reddedilmiş ve AYM, ret kararının gerekçesinde İHAM kararı ile örtüşmeyen kabul ve değerlendirmelerin bulunduğunu, bu durumda ihlal kararının gereğinin yerine getirildiğinin söylenemeyeceğini belirterek, ret kararı nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><i>Azime Işık</i> (B. No: 2020/3050, 11/6/2024) vakasında ise; İHAM tarafından tespit edilen adil/dürüst yargılanma hakkı ihlaline istinaden yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuş, talep kabul edilerek yeniden yargılama yapılmış, ancak İHAM’ın ihlal nedeni olarak kabul ettiği husus (müdafi hazır bulundurulmadan alınan ifadenin belirleyici delil olarak kullanılması) yeniden yapılan yargılamada da giderilmemiştir. AYM bu vakada, ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediği gerekçesiyle müdafi yardımından yararlanma hakkı ile bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>AYM, daha yakın tarihli <i>Zülküf Murat Kahraman</i> (B. No: 2022/80972, 1/7/2026) kararında ise; İHAM’ın ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesinin yanında, yargılamanın yenilenmesi isteminin makul sürede incelenmediği gerekçesiyle yeni bir ihlal kararı vermiştir. Karara konu olayda, katıldığı bir gösteri yürüyüşü nedeniyle Türk Ceza Kanunu m.220/6’da düzenlenen, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkum olan başvurucu, iç hukuk yollarını tükettikten sonra İHAM’a bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>İHAM önündeki süreç devam ederken ve bu suçtan verilen cezanın infazı tamamlanmadan, 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a istinaden uyarlama yargılaması yapılmış, bu kapsamda infazın durdurulmasına ve başvurucu hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bu gelişmelerden sonra kararını açıklayan İHAM, TCK m.220/6’daki düzenlemenin kanunilik koşulunu sağlamadığı gerekçesiyle başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (<i>Zülküf Murat Kahraman/Türkiye</i>, B. No: 65808/10, 16/7/2019). İHAM kararında; infazın durdurulması kararı ile uyarlama yargılamasında başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğine dair bir kabul bulunmadığını, bu nedenle başvurucunun mağdur sıfatının uyarlama yargılamasından sonra da devam ettiğini belirtmiştir.</p>

<p>İHAM’ın ihlal kararının ardından başvurucu, CMK m. 311/1-f uyarınca yargılamanın yenilenmesini talep etmişse de bu talep yetkili mahkemece reddedilmiştir. Ret kararının gerekçesinde, uyarlama yargılaması sonucunda TCK m. 220/6’da düzenlenen suçtan ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiği, sözkonusu kararın adli sicile işlenmediği ve dolayısıyla yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>Bu karara karşı yapılan bireysel başvuruyu inceleyen AYM ise; İHAM’ın uyarlama yargılamasının sonucunu da hesaba katarak yaptığı değerlendirmede başvurucunun mağdur sıfatının devam ettiğine karar verdiğini, yetkili mahkemenin İHAM tarafından yapılan bu tespiti dikkate almaksızın ceza verilmesine yer olmadığına dair kararı gerekçe göstererek istemi reddettiğini, bu koşullarda ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediğinin açık olduğunu, ayrıca yargılamanın yenilenmesi istemi hakkında yaklaşık 2 yıl 3 ay gibi uzun bir sürede karar verildiğini, oysa bu tür taleplerin niteliği itibarıyla ivedilikle sonuçlandırılması gerektiğini belirterek, başvurucunun Anayasa m.34’de güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>AYM’nin bu kararlardaki yaklaşımının, bireysel başvuru yolunun amaç ve işlevi ile uyumlu olduğunu belirtmek gerekmektedir.</strong> Nitekim İHAM tarafından verilen bir ihlal kararının ardından yargılamanın yenilenmesi, şekli bir güvence olmayıp ihlalin ortadan kaldırılmasını ve giderim sağlanmasını amaçlamaktadır. Son örnekteki gibi infazın durdurulması veya uyarlama yargılaması sonucunda kişiye ceza verilmemesi yahut yeniden yapılan bir yargılamada başvurucu lehine bir karar verilmesi, başlı başına İHAM’ın tespit ettiği ihlalin giderildiği anlamına gelmemektedir. İHAM, ancak hak ihlalinin iç hukukta açıkça tanınması ve giderilmesi halinde kişinin mağdur sıfatının sona ereceğini kabul etmektedir. Bu koşullar sağlanmadıkça; başvurucuların ihlal iddialarının bireysel başvuru yolu kapsamında AYM tarafından incelenmesi, temel hak ve özgürlüklerin etkili şekilde korunması yükümlülüğünün gereğidir. Öte yandan AYM’nin; İHAM’ın ihlal kararının gereğinin yerine getirilip getirilmediğini incelemekle yetinmesi, aynı konuda iki Mahkeme arasında farklı yorumların ortaya çıkmasının önlenmesi açısından yerinde bir yaklaşımdır.</p>

<p><strong>Bu tür ihlallerin yaşanmaması için, yeniden yargılama istemlerini değerlendiren mahkemelerin ihlal kararlarına salt şekilsel açıdan yaklaşmaması, bu kararlarda yer alan ihlal nedenlerini özenle tahlil etmesi ve meseleye temel hak ve özgürlükler ekseninde yaklaşması önemlidir.</strong> Aksi takdirde; yukarıdaki örneklerde sözkonusu olduğu gibi, İHAM’dan sonra AYM’nin de devreye girmesi kaçınılmaz olmaktadır. Bu durumda; bir yandan AYM’nin iş yükü artmakta, diğer yandan uzun yıllar sonra İHAM tarafından tespit edilen bir hak ihlalinin giderilmesi için fazladan birkaç yıl daha beklemek gerekmektedir. Bu duruma tek bir örnek vermek gerekirse, <i>Zülküf Murat Kahraman</i> vakasında başvurucu 2009 yılında mahkum edilmiş, 2010 yılında İHAM’a başvurmuş, İHAM’ın ihlal kararı 2019 yılında açıklanmış, başvurucu 2020 yılında yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş, bu talep 2022 yılında reddedilmiş, başvurucu bu kez AYM’ye başvurmuş, AYM ihlal kararını 2026 yılında açıklamış ve “yeniden yargılama yapılmasına” karar vermiştir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow " target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihamin-ihlal-karari-nedeniyle-yargilamanin-yenilenmesi-ve-aymnin-denetimi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yazar/ersan-sen-yazdi1-aym8.jpg" type="image/jpeg" length="37828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2013/2750 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132750-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132750-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/2/2016 tarihli ve 2013/2750 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">SIDDIKA DÜLEK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2013/2750)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 17/2/2016</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">R.G. Tarih ve Sayı: 25/3/2016-29664</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Burhan ÜSTÜN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Erdal TERCAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hasan Tahsin GÖKCAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kadir ÖZKAYA</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör Yrd.</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Halil İbrahim DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Basvurucular</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Sıddıka DÜLEK</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Kazim DÜLEK</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Leyla PEKER</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Hetem DÜLEK</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Barış DÜLEK</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Nazime DÜLEK</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Necla POLAT</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Birol YENCE</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuru, askerde intihar olayı hakkında açılan tam yargı davasının reddedilmesi sonrasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi üzerine yapılan yargılamanın yenilenmesi isteminin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) tarafından etkili ve yeterli inceleme yapılmaksızın reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II. BAŞVURU SÜRECİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Başvuru 24/4/2013 tarihinde Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 11/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Bölüm Başkanı tarafından 28/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi çin Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/3/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 6/4/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 13/4/2015 tarihinde ibraz etmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Olaylar</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Bayram Dülek'in Askerliğe Alınması ve Ölümü</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Başvuruculardan Sıddıka Dülek ve Kazım Dülek’in oğlu, diğer başvurucuların kardeşi Bayram Dülek distimik bozukluk tanısı olarak adlandırılan psikolojik bir rahatsızlıktan muzdarip iken 2/5/2006 tarihinde İzmir-Yenifoça 7. Jandarma Eğitim Alay Komutanlığı emrinde jandarma komando olarak askerlik hizmetini ifaya başlamıştır. Bayram Dülek, zorunlu askerlik hizmetine başlamadan önce psikolojik muayenenin de dâhil olduğu rutin tıbbi muayeneden geçmiştir. Bayram Dülek, bu sağlık muayenesi sırasında özel bir hastanece düzenlenen sağlık raporunu doktorlara sunarak psikolojik sorunları olduğunu beyan etmiştir. Doktorlar, Bayram Dülek’in askerlik hizmetini yapmaya elverişli olduğu kanısına varmışlardır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. Bayram Dülek, askerliğe başlarken doldurduğu bilgi formunda kronik bir psikiyatrik sorun nedeniyle sıkıntı yaşadığını belirtmiştir. Birlik doktoru tarafından 30/5/2006 ve 31/5/2006 tarihlerinde muayene edilen Bayram Dülek, <i>distimik</i><i> bozukluk</i> teşhisiyle hastaneye sevk edilmiştir. Bayram Dülek 2/6/2006 tarihinde İzmir Asker Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde muayene edilmiştir. Hastaya <i>askerlik hayatına adapte olma sürecine bağlı olarak oluşan anksiyete </i>teşhisi koyan doktorlar, tıbbi tedavinin bir ay boyunca devamına ve Bayram Dülek’in beş gün istirahatına karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. Bayram Dülek, 16/6/2006 tarihinde birlik doktoru tarafından tekrar muayene edilmiştir. Doktor raporunda hastanın <i>distimik</i><i> bozukluk</i> nedeniyle sıkıntı yaşamaya devam ettiği ve intihar eğilimi olduğu belirtilmiş, hastanın 19/6/2006 tarihinde İzmir Asker Hastanesine sevk edilmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Bayram Dülek 19 Haziran 2006 tarihinde sabah saat 05.30'da askerlik yaptığı komutanlığın hizmet binasının alt katında koğuşlar mahallinde bulunan tuvaletler bölümünde asılı hâlde ölü olarak bulunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Başvurucuların AYİM'de Açtığı Tam yargı Davası</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Başvurucular söz konusu olay nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 9/1/2007 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına başvurmuştur. Bakanlığın 6/2/2007 tarihli cevap yazısında, müteveffanın Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde görev yapması nedeniyle bu konunun İçişleri Bakanlığınca değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bu yazı üzerine başvurucular 21/2/2007 tarihinde İçişleri Bakanlığına müracaat etmiş fakat bu başvurudan olumlu bir netice alamamışlardır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13. İdari müracaatları reddedilen başvurucular, AYİM'e sundukları 11/7/2007 tarihli dilekçelerinde özetle yakınlarının askerliğe hiç alınmaması ya da iyileştiği sabit oluncaya kadar alınmaması gerektiği hâlde sağlıklı bir tıbbi inceleme yapılmaksızın askerliğe alındığını, yakınlarının askerliğe alınması üzerine görevli komutanlara yakınları hakkında gerekli bilgiler verilmesine rağmen tedavi için herhangi bir işlem yapılmadığını belirterek tam yargı davası açmışlardır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14. Başvurucuların açtığı tam yargı davası, AYİM İkinci Dairesinin 12/12/2007 tarihli ve E.2007/828, K.2007/1035 sayılı kararıyla olayda idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15. Başvurucular 30/1/2008 tarihli dilekçe ile özetle anılan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yakınları hakkında askerliğe elverişli olduğuna dair rapor düzenlenmesinin bile idareye sorumluluk yüklemek için yeterli olduğunu, bu yanlışın yakınlarının birliğe teslim olmasını takiben en geç sevk edildiği hastanede düzeltilmesi ve askerliğe elverişlilik açısından verilen ilk kurul kararının düzeltilerek yakınlarının iyileşme süreci tamamlanana kadar birliğine teslim edilmemesi gerektiğini belirterek karar düzeltme talebinde bulunmuştur. AYİM İkinci Dairesi 12/3/2008 tarihli ve Gensek No.2008/521, E.2008/293 sayılı karar ile <i>"Davacıların, kararın düzeltilmesi istemini içeren dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler yerinde görüldüğü..." </i>gerekçesiyle karar düzeltme talebinin kabulüne ve verilen kararın kaldırılmasına karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16. Karar düzeltme talebinin kabul edilmesi üzerine yargılamaya devam eden AYİM İkinci Dairesi, Bayram Dülek'in askere alınması aşamasında İzmir Asker Hastanesindeki tanı ve tedavisinde idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalında görevli üç profesörden oluşan bilirkişi heyetinden rapor almıştır. Alınan raporda özetle müntehirin önceden psikiyatrik rahatsızlığının (distimik bozukluk) olduğu, bu rahatsızlığın intihar düşüncelerine yol açabildiği, bunun bünyesel bir durum olduğu, askerliğin buna neden olmaması yanında stres sıkıntısını artırabileceği, teşhis ve tedavide herhangi bir ihmal ve gecikmenin olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17. Bilirkişi raporunu esas alan AYİM İkinci Dairesi 8/10/2008 tarihli ve E.2008/293, K.2008/967 sayılı kararı ile idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18. Başvurucular önceki dilekçelerinde ileri sürdüğü iddiaları yineleyerek ikinci defa karar düzeltme talebinde bulunmuştur.Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 28/1/2009 tarihli ve E.2009/112, K.2009/88 sayılı kararıyla <i>"Davacı vekilinin, kararın düzeltilmesi istemini içeren dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler yerinde görülmediği gibi düzeltilmesi istenen karar Kanuna ve Usule uygun bulunduğu..."</i> gerekçesiylereddedilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. AİHM'in İhlal Kararı ve Sonrasında Yaşanan Süreç</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19. Başvurucular davalarının reddedilmesi üzerine yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM'e başvuru yapmıştır. AİHM İkinci Dairesi özetle somut olayda askerî makamların Bayram Dülek’in intihar etmesine neden olabilecek gerçek ve yakın bir tehlikenin varlığını bilip bilmedikleri ya da bilmelerinin gerekip gerekmediği, bu tehlikeyi bilmeleri hâlinde ise bunu önlemek için kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yerine getirip getirmedikleri hususlarının araştırılması gerektiğini, dolayısıyla askerî makamlara düşen pozitif yükümlülükler ışığında somut olayın koşullarının inceleneceğini, Bayram Dülek’in ruhsal bir hastalıktan muzdarip olduğu ve psikolojik sorunlarından doktorlarınhaberdar edildiği hususunda tartışmanın bulunmadığını, Bayram Dülek’te bulunan<i> distimik bozukluğun</i> ayrıca tıbbi raporlarla da kanıtlandığını, Bayram Dülek’in ifadelerine ve kendisi hakkında düzenlenen tıbbi rapora rağmen doktorlarca askerlik hizmetine elverişli olduğu kanaatine varıldığını, asker adayı bir gencin sağlık durumunun askerlik hayatına uyumlu olup olmadığını veya fiziksel ve ruhsal bütünlüğü için bunun hangi ölçüde risk oluşturabileceğini tespit etmek amacıyla kişinin hastalıklarını ve bu hastalıkların önemini ve derecesini belirlemeye çalışmalarının doktorlardan beklenmesinin makul olacağını, olayların meydana geldiği sırada uygulanan iç hukuk kuralları gereğince askerliğe geçici olarak elverişli olmayanlar için askerliğin ertelenmesi gibi tedbirlerin öngörüldüğünü; askerliğin ertelenmesini gerektiren, askerliğe elverişsiz olduğunu gösteren hastalık ve arızalar listesinin ilgili yönetmeliğin ekinde bulunduğunu,<i> distimi </i>gibi bir ruhsal hastalığı bulunan ve ardından intihar eden kişinin yetkili makamlarca askerlik hizmetine elverişli olduğuna (üstelik komando olarak) karar verilmesi gerçeğinin bile uygulanan mevzuatta eksiklikler bulunduğu kanaatine ulaşılması için yeterli olduğunu, davanın koşulları çerçevesinde Hükûmetin, psikolojik sorunlarını paylaşan askerlerin uygun muayeneye tabi tutuldukları yönündeki iddiasına özellikle ağırlık verilemeyeceğini, Bayram Dülek'in askere alınmasının ve askerlik hizmetini sürdürmeye devam etmesinin ruhsal ve fiziksel bütünlüğü konusunda gerçek bir risk oluşturduğunu askerî makamların bilmeleri gerektiğini, askerliğe alınma sistemindeki aksaklıklar ve bu aksaklıkların neticeleri sonucunda meydana gelen olumsuz durumlar nedeniyle Sözleşmeci devletin sorumlu olması gerektiğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 2. maddesinde tanımlanan yaşam hakkının ihlal edildiğine, başvurucuların tazminat talebinde bulunmadıkları gerekçesiyle tazminat konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir (<i>Dülek</i><i> ve diğerleri/Türkiye</i>, B. No: 31149/09, 3/11/2011, §§ 47-56)</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20. Başvurucular AİHM kararının 3/2/2012 tarihinde kesinleştiğini beyan edip 18/5/2012 tarihli dilekçeyle yeniden AYİM'e başvurarak yargılamanın yenilenmesi, kendilerine maddi ve manevi tazminat ödenmesi isteminde bulunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21. Başvurucuların yargılamanın yenilenmesi istemi, AYİM İkinci Dairesinin 7/11/2012 tarihli ve E.2012/885, K.2012/1054 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"... AİHM'ce verilen kararların demokratik bir hukuk devletindeki adil yargılanma hakkı uygulamalarının doğru bir biçimde belirlenmesinde önemli bir yol gösterici olduğu anlaşılmakta ise de; AİHM kararında "dosya kapsamı karşısında İnsan Hakları Mahkemesi, Bayram'ın fiziksel ve psişik dokunulmazlığı için askere alınmasının gerçek risk oluşturduğunu askeri makamların bilmesi gerekirdi şeklinde yorum yapmak suretiyle askeri makamların haksızlığı kanısına varmıştır. Söz konusu ölümde ana nedenin mağdurun düşüncesizliği ve kabahati olarak değerlendirilmeksizin İnsan Hakları Mahkemesi, askeri hizmet için celp edilenlerin askere alınma sistemindeki zaafiyetten ve bunun sonuçlarından davalı Devleti sorumlu tutmuştur." şeklinde gerekçe belirtmiş ise de; davacılar vekillerinin 01.06.2007 tarihinde İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesinde açtıkları dava ile ilgili dilekçeleri incelendiğinde, tazminat taleplerine dayanak olarak hem askere alınmaması gerekirken alınması, hem de askerlik hizmeti sırasında gerekli özenin gösterilmemesinin gösterildiği, askere alınmaması gerekirdi şeklinde gerekçe gösterilerek yapılan talebin işlemden kaynaklanan tazminat davası olduğu, bu talebin de süresinde 1602 sayılı AYİM Kanununun 35'inci maddesi uyarınca 60+60 içerisinde açılmamasından dolayı (intihar olayı 19.06.2006 tarihinde meydana gelmiş, davalı idareye 09.01/2007 tarihinde müracaat edilmiştir) davanın süre aşımından dolayı incelenemeyeceği, reddinin gerektiği, bu sebeple Dairemizce dava konusu olayın sadece askerlik hizmeti sırasındaki özen yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği noktasından değerlendirildiği, Dairemizin 08.10.2008 tarih ve 2008/293 E., 2008/967 K. sayılı kararında, "davacının askerlik hizmetine kısa bir süre önce başlamış olduğu da göz önüne alınarak, intihar olayında askerlik görevinin neden ve etkisinin olmadığı, zararlı sonucu doğuran eylem ile hizmet arasında illiyet bağının bulunmadığı, davalı idareye yüklenebilecek bir nedensellik bağının mevcut olmadığı, davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluk şartlarının mevcut olmadığı" gerekçesiyle davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddedildiği anlaşılmakla, davacılar vekillerinin beyan ettiği AİHM'nin 03.11.2011 tarih ve 31149/09 sayılı kararının gerekçesinin işbu davada uygulanamayacağı, yargılamanın iadesi isteminin reddinin gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22. Başvurucular 26/12/2012 tarihli dilekçelerinde özetle AİHM kararının çok dar bir kapsamda değerlendirildiğini; AİHM'in sadece askerliğe alımdaki zaafiyetten dolayı ihlal bulduğu, askerliğe alındıktan sonraki eylemlerle ilgili olarak ihlal bulmadığı şeklindeki bir yaklaşımın doğru olmadığını, davanın Bayram Dülek'in ölümüne sebebiyet verilmesi nedeniyle açıldığını belirterek kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23. Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 20/2/2013 tarihli ve E.2013/251, K.2013/208 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmışöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">" (...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">...1602 sayılı Kanunun 66'ıncı maddesinin ... 1'inci fıkrasında, "Daireler ile Daireler Kurulundan verilen kararlar hakkında bir defaya mahsus olmak üzere kararın düzeltilmesi istenebilir." denilmektedir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu konuya ilişkin AYİM 07.02.1977 gün ve E:1976/2, K.1977/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da karar düzeltme yoluna bir defa gelinebileceğini vurgulamıştır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Doğaldır ki; yargılamanın bir fasit daireye dönüştürülmemesi amacının ürünü olan bu uygulamalar; Özellikle;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">A- Karar düzeltme yoluna bir defa gelinmesi,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">B- Esasen olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın reddine dair karara karşı karar düzeltme yolunun kapatılması ve yargılamanın ilanihaye devamına son verilmesi kabul değerlendirmesi şeklinde istikrar bulmuştur.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Diğer yandan, kararın düzeltilmesi yolu, yargılama sürecinin kesin hükümle sonuçlanmadan önce verilen nihai kararlara karşı kabul edilmiş olan "olağan kanun yolu" niteliğindedir. Yargılamanın yenilenmesi yolu ise yargılama sürecinin kesin hükümle sonuçlanmasından sonra söz konusu olan "olağan üstü" kanun yoludur. Dava konusu olayda da kesin bir şekilde sonuçlanmış yargısal bir süreç söz konusu olup 1602 sayılı Kanunun 64'üncü maddesi uyarınca başvurulacak kanun yolu "yargılamanın yenilenmesi" yoludur. Davacılar bu yola başvurup, talebi reddedildiğine göre artık yargılamanın kesin bir biçimde sonuçlanmasından önceki evreye ilişkin bir kanun yolu olan "kararın düzeltilmesi" yoluna başvurulmasına olanak kalmadığından, davacıların yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine dair karara karşı karar düzeltme isteminin inceleme kabiliyeti bulunmamaktadır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle; yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine dair kararın karar düzeltme isteminin inceleme kabiliyeti bulunmadığından REDDİNE (...) karar verildi."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24. Anılan karar 26/3/2013 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25. Başvurucular 24/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İlgili Hukuk</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun <i>“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Görevleri</i>” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27. 1602 sayılı Kanun’un <i>“İhtiyari müracaat ve idari makamların sükütu</i>” başlıklı 35. maddesişöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"a) İhtiyari müracaat:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kesinişlemyapmayayetkilimakamlarcatesisedilenidariişlemleringerialınması, kaldırılması,değiştirilmesiveyayenibirişlemyapılması;üstmakamdan, yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlar ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">B) İdari makamların sükutu:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir eylem veya işlemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Bu halde yetkili makamlar en çok altmış gün içinde bir cevap verirler.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu süre içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bitiminden itibaren idari dava açma süresi içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler. Dava açılmayan haller ile davanın altmış günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyle dilekçenin reddi halinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra cevap verilirse,bunun tebliğinden itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başlar.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Müracaatçıya kayıt tarihi ve sayısını gösterir imzalı ve mühürlü pulsuz bir alındı kağıdı verilir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28. 1602 sayılı Kanun’nun <i>“Dava açma süresi</i>” başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29. 1602 sayılı Kanun’nun <i>“İptal ve tam yargı davaları</i>” başlıklı 42. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İlgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davaları ile birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı, icra tarihinden itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler. </span></i><i><span size="2" style="color:#010000">Bu halde de ilgililerin 35 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30. 1602 sayılı Kanun’nun <i>“Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması</i>” başlıklı 43. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31. 1602 sayılı Kanun’nun <i>“Kararın düzeltilmesi</i>” başlıklı 66. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Daireler ile Daireler Kurulundan verilen kararlar hakkında bir defaya mahsus olmak üzere, ilamın tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde aşağıda yazılı sebepler dolayısiyle kararın düzeltilmesi istenebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda karşılanmamış olması;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) Bir ilamda birbirine aykırı hükümler bulunması;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kanunun 45 inci maddesine göre verilen kararların düzeltilmesi işlemi kabul edilerek davaya yeniden bakılması ve esas hakkında karar verilmesi halinde de karar düzeltilmesi isteminde bulunulabilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Daireler ile Daireler Kurulu, kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle bağlıdır.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32. 1602 sayılı Kanun’un <i>“Yargılamanın iadesi” </i>başlıklı 64. maddesi, başvuru konusu kararın verildiği tarihte şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Daireler ile Daireler Kurulundan verilen kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyle yargılamanın iadesi istenebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) Zorlayıcı sebepler dolayısiyle veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) Karara esas olarak alınan belgenin sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu, mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da yargılamanın iadesini isteyen kimsenin, karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesin hüküm halini alan bir kararla bozularak ortadan kalkması;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyan ve ihbarda bulunduğunun, hükümle tahakkuk etmesi;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">f) Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler huzuru ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">g) Çekilmeye mecbur olan Başkan veya üyenin katılması ile karar verilmiş olması;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">h) Tarafları ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir karar verilmesine sebep olabilecek bir madde yokken, aynı Daire veya diğer Daireler yahut Daireler Kurulu tarafından evvelki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33. 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca 1602 sayılı Kanun'un yargılamanın yenilenmesi kanun yolunu düzenleyen 64. maddesine aşağıdaki hükümler eklenmiştir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"(Ek: 11/4/2013-6459/2 md.) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(Ek fıkra: 11/4/2013-6459/2 md.) Birinci fıkranın (ı) bendi kapsamına giren kararlar hakkında yargılamanın iadesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34. 1602 sayılı Kanun’un <i>“Muhakemenin iadesinde süre</i>” başlıklı 64. maddesi, başvuru konusu kararın verildiği tarihte şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Muhakemenin iadesinde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun süreye ait hükümleri benzetme yolu ile uygulanır.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35. 1602 sayılı Kanun’un 56. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun hakimin davaya bakmaktan memnuiyetini gerektiren haller, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, bağlılığı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım ve duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri uygulanır.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun <i>"Yargılamanın iadesi sebepleri"</i> başlıklı 375. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Aşağıdaki sebeplere dayanılarak yargılamanın iadesi talep edilebilir:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...) "</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37. 6100 sayılı Kanun'un "Süre" başlıklı 377. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Yargılamanın iadesi süresi;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">375 inci maddenin birinci fıkrasının(i) bendinde yazılı sebepten dolayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararının tebliğ edildiği,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">tarihten</span></i><i><span size="2" style="color:#010000"> itibaren üç ay ve her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)"</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun <i>"Yargılamanın yenilenmesi"</i> başlıklı 53. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi istenebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(Ek: 15/7/2003-4928/6 md.) Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Yargılamanın yenilenmesi süresi, (1) numaralı fıkranın (h) bendinde yazılı sebep için on yıl, (1) numaralı fıkranın (ı) bendinde yazılı sebep için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl ve diğer sebepler için altmış gündür. Bu süreler, dayanılan sebebin istemde bulunan yönünden gerçekleştiği tarihi izleyen günden başlatılarak hesaplanır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39. Ölüm olayının meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan 86/11092 sayılı mülga Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Bu Yönetmeliğe bağlı ekler aşağıda gösterilmiştir:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1) Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli general, amiral, üstsubay, subay,yedek subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, askeri öğrenci, yedek subay aday ları, yükümlüler ve erlerin sağlık yeteneklerine göre gruplandırmalarını gösteren Hastalık ve Arızalar listesi."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40. Anılan Yönetmelik'in "Gruplandırma" başlıklı 6. maddesi şöyledir.</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Askerlik çağına giren yükümlüler, askerlik yoklamasında veya askeri hastanelerin sağlık kurullarında, askerliğe elverişli olanlar ve askerliğe elverişli olmayanlar olmak üzere gruplandırılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1) Askerliğe elverişli olanlar: Sağlık yetenekleri bakımından hiç bir hastalık ve arızası bulunmayanlar ile hastalık ve arızaları, Hastalık ve Arızalar Listesinin A dilimine girenlerdir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">2) Askerliğe elverişli olmayanlar: Hastalık ve arızaları, Hastalık ve Arızalar Listesinin B ve D dilimlerine girenlerdir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41. Anılan Yönetmelik'in 15. maddesi şöyledir.</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Askere alındıktan sonra askeri hastanelerin sağlık kurullarından "Askerliğe elverişli değildir" kararı alan erler, raporlarının onaylanmasını beklemek üzere bu hastaneler tarafından yerli kayıtlı bulunduğu askerlik şubesi emrine gönderilir. Ayrıca durum ilgililerin birliğine duyurulur. Terhis işlemleri, raporları ilgili makamlarca onaylanıp askerlik şubesine geldikten sonra yapılır. "Askerliğe elverişli değildir" kararı alanlar gerektiğinde ilgili makamlarca yeniden askeri hastanelerin sağlık kurullarına muayeneye gönderilerek alacakları son rapor kararına göre, (160-1) T.S.K. Personelinin Sağlık Muayeneleri Yönergesi gereğince işlem görürler. "Askerliğe elverişli değildir" kararı alanlar emsalinin çağ dışı kalma tarihine kadar Milli Savunma Bakanlığı`nca gerektiğinde tekrar muayene ettirilerek alacakları son rapor kararına göre işlem görürler."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42. Anılan Yönetmelik'in 16. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Geçici hastalık veya arızaları olan yükümlülerle er ve erbaşlara aşağıdaki işlemlerden biri yapılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1) Ertesi yıla bırakma,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">2) Sevki geciktirme,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">3) Hava değişimi.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu işlemleri gerektiren hastalık ve arızalar bu yönetmeliğin arızalar listesinin C dilimlerinde gösterilmiştir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43. Anılan Yönetmelik'e ekli Hastalık ve Arızalar Listesi'nin <i>"Ruh Sağlığı ve Hastalıkları"</i> üst başlıklı 15. ila 18. maddelerinderuh sağlığı bozukluklarının farklı çeşitleri A, B, C ve D şeklinde kısımlara ayrılarak ayrıntılı şekilde belirtilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulu’nun 7/2/1977 tarihli ve E.1976/2, K.1977/2 sayılı içtihadı birleştirme kararı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“(…)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1602 sayılı As.Yük.İd.Mah. K 66/7 maddesinde öngörülen bütün şartlara uygun biçimde yapılacak karar düzeltme istemi ve bu isteme bağlı inceleme her iki tarafın iddia, defi ve itirazların muhassalası olarak sonuçlanacağından 2 nci kez aynı mercice inceleme sonunda tesisi edilen karar: hakadalet-nasafet-uygulama-açılarından yargısal yolla bir kere daha değerlendirilmekte dolayısiyle kanun yoluna müracaattan umulan fayda bu aşamada kesinlikle tahakkuk ettirilmektedir</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Karşı tarafın savunma yapmaması (cevap vermemesi) karar düzeltmeye ait incelemede cevap hakkında feragatı tazammum eylediğinden bu husus karar düzeltme müessesesinin usuli veçhesine ayrı bir yorum getirebilecek muhtevada gözükememektedir ayrıca karar düzeltmeye ilişkin olmak üzere yasaca alınması öngörülen savunmadan beklenen fayda ile savunmanın sağlayacağı hukuki yardımın nitelik ve içeriği karşısında diğer tarafın savunma yapmaması fakat aleyhine karar tesis edildiği anda karar düzeltme yoluna başvurması bir ölçüde hakkın kötüye kullanılması yorumunda vücut verebilecek bir mahiyet arzetmektedir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Karar düzeltme yoluyla düzeltilen kararın yeni bir karar, yeni bir ilam olarak kabulü kanun yolunda fasit bir dairenin doğumuna neden olabileceğinden ''...Daire ve Daireler kurulundan verilen kararlar: ibaresine geniş bir yorum getirmek kanun koyucunun maksadını aşmaktadır. Özellikle kararı tesis edenle karar düzeltme istemini 'tetkik eden merci aynı olduğundan ve düzeltme istemi konusunu aynı mahiyetteki daire veya daireler kurulu kararı teşkil ettiğinden, düzeltme isteminin kabulü halinde tesis edilen kararı yeni bir karar olarak değil düzeltilen kararın yerini alan bir karar şeklinde 'yorumlayıp değerlendirmek gerekmektedir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1602 sayılı AS. Yük. İd. Mah. K. 66/2. maddesinde yer alan ''. ...kanunun 45 nci maddesine göre kararların düzeltilmesi işlemi kabul edilerek davaya yeniden bakılması ve esas hakkında karar verilmesi halinde de karar düzeltilmesi isteminde bulunulabilir.'' biçimindeki istisnai hükümde karar düzeltme yoluna bir defa gelinebileceği ilkesini doğrulamaktadır .</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">SONUÇ:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle, 1602 sayılı Askeri Yüksek idare Mahkemesi K. 66 nci madde hükmünün öngördüğü biçimde karar düzeltmeye bir defaya mahsus olmak üzere gelinebileceğine, (…) oy çokluğuyla karar verildi.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45. AYİM Üçüncü Daire Başkanlığının 9/3/2004 tarihli veE.2003/775, K.2004/263 sayılı kararı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“(…)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Dosyanın incelenmesinden, davacının 04.02.2002 tarihinde kayda giren dilekçesinde; Askerlik hizmet süresinin borçlanılması istemi kabul edilerek malulen emekli aylığı bağlanılması işlemi yapılması gerekirken toptan ödeme yapılması işleminin iptali istemiyle dava açtığı, Ayim 1. D.nin 24.12.2002 tarih E. 2002/790, K. 2002/1738 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği, davacının kararın düzeltilmesi isteminde bulunduğu, 26.12.2002 tarih ve 104 sayılı AYİM Başkanlar Kurulu kararıyla emeklilik konusunda açılan davaların 2 nci Daire tarafından bakılmasına karar verildiği, bu nedenle karar düzeltme talebinin 2 nci Daire tarafından incelendiği, Ayim 2 nci Dairesinin 11.06.2003 tarih E. 2003/601, K.2003/513 sayılı kararıyla kararın düzeltilmesi istemi kabul edilerek, işlemin iptaline karar verildiği, bu kez davalı idare kararın düzeltilmesi isteminde bulunduğu, AYİM Başkanlar Kurulunun 20.06.2003 tarih ve 107 sayılı kararıyla Daireler arasında yeniden işbölümü yapılarak Emeklilik konusunda açılan davaların 3. Dairede bakılacağının hükme bağlanması üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulunun 07.02.1977 tarih ve E. 1976/2, K.1977/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında (RG. 15.5.1977, Sayı:15938), 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 66 ncı maddesi uyarınca karar düzeltmeye bir defaya mahsus olmak üzere gelinebileceği hüküm altına alınmıştır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle; İNCELEME KABİLİYETİ BULUNMAYAN KARARIN DÜZELTİLMESİ İSTEMİNİN REDDİNE ..."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46. AYİM Birinci Daire Başkanlığının 19/4/2004 tarihli veE.2004/489, K.2004/554 sayılı kararı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“(…)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Söz konusu kanun maddesinde karar düzeltme isteminin ancak bir defaya mahsus istenebileceği açıkça belirtilmiş olup bunun tek istisnası 1602 Sayılı Kanunun 45nci maddesinde düzenlenen ve ilk inceleme üzerine verilecek kararlara ilişkin olarak yapılan karar düzeltme isteminin kabulü ile esastan ayrı bir karar verilmesi durumudur. Davacı vekilinin talebinin bu istisnai kapsam içinde kalmadığı açıktır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Yargılamanın yenilenmesi yolu olağanüstü bir kanun yoludur. Bu olağanüstü kanun yolu ile ulaşılmak istenen amaç, 1602 Sayılı Kanunun 64ncü maddesinde belirtilen şartlar kapsamında hukuka aykırı kararların düzeltilmesine yöneliktir. Bu olağanüstü karar yolunun (yargılamanın yenilenmesi) kullanılması üzerine yargı yeri tarafından verilen karara karşı “Karar Düzeltme” talebiyle tekrar inceleme istenmesi hukuken mümkün gözükmemektedir. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 14 Mart 1952 gün ve E:1952/3, K:1952/86 sayılı Kararı ve AYİM 1. D.nin 12 Eylül 2000 gün ve E:2000/762, K:2000/799 sayılı, 13 Nisan 2004 gün ve E: 2004/473, K:2004/536 sayılı Kararları da bu yöndedir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Davacı, AYİM Birinci Dairesinin 05 Mart 2002 gün ve E.2001/727, K.2002/340 sayılı Kararının kanuna aykırılığını ileri sürerek, 13 Haziran 2002 günü kayda geçen dilekçesi ile düzeltilmesini istemiş, istemi Dairemizin 24 Eylül 2002 gün ve E.2002/1369, K.2002/1228 sayılı Kararı ile reddedilmiş, 27 Ekim 2003 günü kayda geçen dilekçesi ile de yargılamanın yenilenmesi talebiyle başvuruda bulunmuş, koşulları bulunmadığı gerekçesi ile bu istemi Dairemizin 20 Ocak 2004 gün ve E.2004/113, K.2004/108 sayılı Kararı ile reddedilmiştir. </span></i><i><span size="2" style="color:#010000">Bu durumda, olağanüstü kanun yolu bir kez kullanıldığından davacı vekilinin yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin kararın düzeltilmesi yönündeki 19 Şubat 2004 tarihinde AYİM’de kayda giren isteminin inceleme kabiliyeti bulunmamaktadır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle, Davacının yargılamanın yenilenmesi isteminin reddi hakkındaki kararın düzeltilmesine ilişkin talebinin inceleme kabiliyeti bulunmadığından REDDİNE (…)”</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47. Mahkemenin 17/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucuların İddiaları</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48. Başvurucular yakınları Bayram Dülek'in kendi hayatına son verecek derecede akıl hastası olmasına ve bu durumun yetkililer tarafından bilinmesine rağmen askere alındığını ve askerde de gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle kişinin intihar ederek canına kıydığını, bunun üzerine AYİM nezdinde açtıkları tam yargı davasının olayda idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, davalarının reddedilmesi üzerine AİHM'e yaptıkları başvuru neticesinde AİHM tarafından yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini, AİHM kararı sonrasında AYİM'e yaptıkları yargılamanın yenilenmesi isteminin AYİM tarafından incelenmekle birlikte taleplerinin yine reddedildiğini; yargılamanın yenilenmesi istemlerinin reddine ilişkin kararda Bayram Dülek'in askerliğe alınmaması gerektiği yönündeki iddialarının idari işlemden kaynaklanan tazminat davası olarak değerlendirilerek bu şikâyetin süresi içinde yapılmadığının, askerlik hizmeti sırasındaki özen yükümlülüğün yerine getirilmediği yönündeki iddialarının ise AİHM'in askerliğe alım sistemindeki zaafiyet nedeniyle ihlal kararı verdiği için AİHM kararının bu şikâyete uygulanamayacağının kabul edildiğini, AYİM'in AİHM gerekçesinden sadece bir bölüme atıf yaparak ve bu atfı da keyfî biçimde yorumlayarak ret kararı verdiğini; AİHM kararında devletin sadece askerliğe alım sistemindeki zaafiyetten değil, bununsonuçlarından da sorumlu tutulduğunu, askerliğe alınma bir idari işlem olarak kabul edilse bile askerliğin başlamasından itibaren yaşam hakkına ilişkin riskin ve olası sonuçlarının üstlenilmeye devam edilmesinin aynı zamanda haksız bir eylem olduğunu, öte yandan askerlik hizmeti döneminde de kişi için gerekli özenin gösterilmediğini belirterek Anayasa'nın 12., 17., 40. ve 125. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminat ile yargılama giderlerinin tazmini taleplerinde bulunmuşlardır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Değerlendirme</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak incelendiğinde başvurucuların temel olarak yaşam hakkının ihlal edildiği AİHM kararıyla sabit olan olay nedeniyle uğramış oldukları maddi ve manevi zararın AYİM tarafından yeterli ve etkili bir inceleme yapılmaması nedeniyle tazmin edilememesinden şikâyet ettikleri anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucuların tüm iddialarının AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği meselesi yönünden Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50. Bireysel başvuruların, Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine doğrudan veya diğer mahkemeler yahut yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılması gerekmektedir (<i>Yasin Yaman</i>, B. No: 2012/1075, 12/2/2013, §§ 18, 19).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen dikkate alınması gereken bir başvuru koşuludur (<i>Taner Kurban</i>, B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52. Yukarıda belirtilen hükümler uyarınca bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Bu yönüyle başvuru yollarının tüketilmesi ile başvuru süresine ilişkin koşullar arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin; başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması gerekir (<i>Taner Kurban</i>, § 20). Başka bir deyişle söz konusu şikâyet için etkili bir giderim sağlama yetkisi ve görevi bulunmayan organlara veya mercilere, uygun olmayan başvurularda bulunmak suretiyle kısıtlı olan başvuru süresi genişletilemez. Bu nedenle olayın özel şartları içinde etkisiz ve yetersiz olan bir kanun yolunun tüketilmesi şartı aranmaksızın her bir başvuru yolunun somut başvurular açısından etkili olup olmadığının münferiden denetlenmesi gerekmektedir (<i>Hasip</i><i> Kaplan</i>, B. No: 2013/4681, 30/6/2014, § 23)</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53. Başvuru konusu olayda yargılamanın yenilenmesi istemi AYİM İkinci Dairesinin 7/11/2012 tarihli kararı ile reddedilen başvurucuların bu karara karşı yaptığı karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 20/2/2013 tarihli kararı ile öz olarak karar düzeltme isteminin bir defaya mahsus olmak üzere istenebileceği ve yargılamanın yenilenmesi isteminin reddi kararından sonra karar düzeltme talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle (bkz. § 23) incelenmeksizin reddedilmiştir. Başvurucular, karar düzeltme taleplerinin reddine ilişkin kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucuların karar düzeltme talebinin incelenmeksizin reddedildiği dikkate alındığında öncelikle otuz günlük bireysel başvuru süresinin hangi karardan itibaren başlayacağının belirlenmesi gerekmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">54. 1602 sayılı Kanun’nun <i>“Kararın düzeltilmesi” </i>başlıklı 66. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı <i>"Daireler ile Daireler Kurulundan verilen kararlar hakkında bir defaya mahsus olmak üzere, (...) kararın düzeltilmesi istenebilir."</i> şeklindedir. AYİM Genel Kurulunun karar düzeltme ile ilgili 7/2/1977 tarihli içtihadı birleştirme kararında özetle karar düzeltme yoluyla düzeltilen kararın yeni bir karar olarak kabul edilmesi hâlinde kanun yolunda fasit bir dairenin doğumuna neden olunacağı, '<i>'...Daireler ve Daireler kurulundan verilen kararlar" </i>ibaresine geniş bir yorum getirmenin kanun koyucunun maksadını aşacağı, kararı tesis edenle karar düzeltme istemini tetkik eden merci aynı olduğundan ve düzeltme istemi konusunu aynı mahiyetteki Daire veya Daireler Kurulu kararları teşkil ettiğinden karar düzeltme isteminin kabulü hâlinde tesis edilen kararı yeni bir karar olarak değil; düzeltilen kararın yerini alan bir karar şeklinde değerlendirmenin gerektiği, dolayısıyla karar düzeltme yoluna ancak bir defa gelinebileceğinin kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir (bkz. § 44).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">55. AYİM, anılan içtihadı birleştirme kararından sonra istikrarlı bir şekilde karar düzeltme yoluna ancak bir defa gelinebileceğini belirtmiş ve ikinci defa yapılan karar düzeltme taleplerini incelemeksizin reddetmiştir. AYİM, ikinci kez yapılan karar düzeltme talebinin incelenememesinin tek istisnası olarak 1602 Sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca ilk inceleme üzerine verilecek kararlara karşı yapılan karar düzeltme talebinin kabulü ile esastan ayrı bir karar verilmesi durumunu kabul etmektedir. AYİM, söz konusu istisna bulunmadığı takdirde aynı yargılamada ikinci defa yapılan karar düzeltme talebini incelemeksizin reddetmektedir (bkz. § 45, 46)</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">56. Anayasa Mahkemesi; AYİM Daire ve Daireler Kurulundan verilen kararlar hakkında bir defaya mahsus olmak üzere kararın düzeltilmesinin istenebileceğini öngören 1602 sayılı Kanun'un 66. maddesini, AYİM Genel Kurulunun 7/2/1977 tarihli içtihadı birleştirme kararını ve bu karar doğrultusunda başlayan istikrarlı uygulamayı dikkate aldığında birinci karar düzeltme talebinin kabul edilmesinden sonra AYİM tarafından verilen sonraki karar ile başvuru yollarının tüketildiğini ve otuz günlük bireysel başvuru süresinin bu kararın tebliğinden itibaren başlaması gerektiğini değerlendirmektedir. Çünkü AYİM, ikinci kez karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde karar düzeltme isteminin esası hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamakta; kararın düzeltilmesine ilişkin talebin inceleme kabiliyeti bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar vermektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">57. 1602 sayılı Kanun'un konuyla ilgili maddeleri ile AYİM uygulaması yukarıda belirtilen şekilde olmakla birlikte her birbaşvurunun somut koşullarının, başvuru yollarının tüketilmesi kuralı ile otuz gün kuralı yönünden ayrıca dikkate alınması gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">58. Somut olayda başvurucuların açtığı tam yargı davası, AYİM İkinci Dairesinin 12/12/2007 tarihli kararı ile esastan reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucuların yaptığı ilk karar düzeltme talebi, AYİM İkinci Daire Başkanlığının 12/3/2008 tarihli kararı ile kabul edilmiş ancak başvurucuların davası aynı Dairenin 8/10/2008 tarihli ilamı ile yine esastan reddedilmiştir. Başvurucular anılankarara karşı ikinci defa karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvurucular tarafından aynı davada ikinci defa karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmasına rağmen AYİM 28/1/2009 tarihli ve E.2009/112, K.2009/88 sayılı kararında <i>"Davacı vekilinin, kararın düzeltilmesi istemini içeren dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler yerinde görülmediği gibi düzeltilmesi istenen karar Kanuna ve Usule uygun bulunduğu..."</i> gerekçesiyle başvurucuların karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir. Yani AYİM, başvurucuların aynı yargılamada yaptığı ikinci karar düzeltme talebi hakkında incelemeksizin ret kararı vermemiş, aksine başvurucuların karar düzeltme talebini incelemiş ancak kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle ret kararı vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">59. Başvurucular AİHM'in ihlal kararından sonra yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunmuş, yargılamanınn yenilenmesi istemlerinin reddi üzerine bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurmuştur. Ancak AYİM, öz olarak ikinci defa karar düzeltme yoluna başvurulamayacağı ve yargılamanın yenilenmesi isteminin reddi kararından sonra karar düzeltme talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle başvurucuların karar düzeltme talebinin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">60. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere AYİM, AİHM'in ihlal kararından önceki süreçte başvurucuların ikinci defa yaptığı karar düzeltme talebini incelemiş iken AİHM'in ihlal kararından sonraki süreçte yargılamanın yenilenmesi isteminin reddi üzerine yapılan karar düzeltme talebini, ikinci defa karar düzeltme yoluna başvurulamayacağı ve yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karşı karar düzeltme yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle incelemeksizin reddetmiştir. </span><span style="color:#010000">Başvurucuların AİHM'in ihlal kararından önceki ikinci karar düzeltme talebi hakkında incelenmeksizin ret karar verilmediği ve bu talebin reddedilmiş olsa bile esastan incelendiği dikkate alındığında başvurucuların yargılamanın yenilenmesi isteminin reddi kararından sonra tekrardan inceleneceği kanaatiyle karar düzeltme yoluna başvurmasının somut olayın koşulları bağlamında makul olduğu değerlendirilmiştir. Aksi bir yorum, aşırı şekilci davranılması nedeniyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olabilecektir. Açıklanan nedenlerle yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin karara karşı yapılan karar düzeltme talebi hakkında verilen kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde yapılan bireysel başvurunun süresi içinde yapıldığı kabul edilmelidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">61. 6216 Sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişilerin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (<i>Sadık Koçak ve diğerleri</i>, B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 65). Başvuru konusu olayda müteveffa Bayram Dülek, başvuruculardan Kazım Dülek ile Sıddıka Dülek'in oğlu ve diğer başvurucuların kardeşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından da bir eksiklik bulunmamaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">62. Açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Esas Yönünden</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">63. Başvurucular psikolojik rahatsızlığı bulunan yakınları Bayram Dülek'in yetkililerin ihmali neticesinde askerde intihar ettiğini, AYİM nezdinde açtıkları tam yargı davasının reddedilmesi üzerine AİHM'e yaptıkları başvuru neticesinde AİHM tarafından yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini, AİHM'in ihlal kararı sonrasında AYİM'e yaptıkları yargılamanın yenilenmesi isteminin etkili ve yeterli bir şekilde incelenmemesi nedeniyle mağduriyetlerinin giderilmediğini belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">64. Bakanlığın görüş yazısında; başvurucular tarafından yaşam hakkının ihlal edildiğiyönünde bir şikâyetin dile getirilmemesi nedeniyle yaşam hakkı kapsamında bir görüş sunulmayacağı, sadece mahkemeye erişim hakkı kapsamında görüş sunulacağı, hukuki konularda mahkemelerde dava açma hakkı anlamına gelen mahkemeye erişim hakkının mahkemeye gitme hakkını da içine aldığı ancak mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olmayıp zımni birtakım sınırlamalara tabi olduğu, devletlerin bu konuda belirli bir takdir payına sahip olduğu, mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olduğu takdirde Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşabileceği, mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak aşırı gevşeklikten kaçınmaları gerektiği, temyize başvurma ve dava açma gibi yollar için birtakım sürelerin öngörülmesinin hukuki güvenlik ilkesine hizmet ettiği belirtilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">65. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili olarak başvurucuların AİHM'in ihlal kararı üzerine AYİM nezdinde yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunduğu 18 Mayıs 2012 tarihinde, kararın Sözleşme'nin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verilmesinin ve hükmün bu aykırılığa dayanmasının AİHM'in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olmasının, 1602 sayılı Kanun'da yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasında sayılmadığı; bununla birlikte başvurucuların taleplerinin AYİM tarafından değerlendirildiği ancak başvurucuların taleplerinin AYİM tarafından idari işlemden kaynaklanan tazminat davası olarak değerlendirildiği ve askerliğe alınma işlemine karşı süresi içinde dava açılmadığı gerekçesiyle AİHM kararının uygulanmasının mümkün olmadığına karar verildiği, yapılacak değerlendirmede de açıklanan hususların dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">66. Başvurucular 13/4/2015 tarihli cevap dilekçelerinde özetle Bakanlık görüşünde her ne kadar yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmedikleri belirtilmiş ise de başvuru formunda Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının açıkça ihlal edildiğini ileri sürdüklerini, Bayram Dülek'in artık hayatta olmaması nedeniyle ihlalinin sonuçlarının ancak Bayram Dülek'in desteğinden yoksun kalan ve ölümü nedeniyle dayanılmaz acı çeken yakınlarının zararlarının giderilmesi ile ortadan kaldırılacağını, AYİM'in davalarını idari işlemden kaynaklanan tazminat davası olarak nitelendirmesinin anayasal haklarını ihlal ettiğini bildirmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">67. Anayasa’nın <i>“Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”</i> başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">68. Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla 4/11/1950 tarihinde imzalanan Sözleşme 10/3/1954 tarihli ve 6366 sayılı Kanun'la Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve onay belgesinin 18/5/1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tevdi edilmesiyle Türkiye açısından yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun 22/1/1987 tarihli ve 87/11439 sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel başvuru hakkı, 25/9/1989 tarihli ve 89/14563 sayılı kararı ile de AİHM'in zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece Türkiye, Sözleşme'de bulunan temel hak ve özgürlükleri güvence altına alma yükümlülüğünü kabul etmiş ve yargı yetkisi içinde bulunan tüm bireylere, hukuken bağlayıcı nitelikte ihlal kararı verebilecek bir uluslararası mahkemeye başvuru yapabilme hakkını tanımıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">69. Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin etkili bir şekilde korunması, AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmesi ile mümkündür. AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmemesi, Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı anlamına gelir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">70. Sözleşme tarafından güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı yönündeki şikâyetlerin incelenmesi ise Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasını bireysel başvuru yoluyla incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde korunmasını öngören Anayasa'nın amacı ile bağdaşmaz. Bu sebeple AİHM tarafından verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği Anayasa Mahkemesince incelenmelidir. Ancak Anayasa Mahkemesince yapılacak bu inceleme, olayların baştan itibaren yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil; AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ile ilgili sınırlı bir inceleme olacaktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">71. AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı, temel hak ve özgürlüklerin teoride olduğu gibi pratikte de etkili bir şekilde korunabilmesi amacıyla gerek 5271 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun'da gerekse 2577 sayılı Kanun'da yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu kapsamda ayrıca 6459 sayılı Kanun ile 1602 sayılı Kanun'un 64. maddesine yeni bir fıkra eklenmiş ve AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı, 1602 sayılı Kanun’da da yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">72. Derece mahkemeleri, yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açılmış olan davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmelidir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği derinlik ve özende bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet; yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (<i>Cemil Danışman</i>, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; <i>Filiz Aka</i>, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 33). Derece mahkemelerinin yaşam hakkı ile ilgili davalarda göstermek zorunda olduğu makul derecede ivedilik ve özen şartı, AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi isteminin incelenmesinde de kuşkusuz geçerlidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">73. Somut olayda, Bayram Dülek'in ölümünde idarenin kusuru bulunduğu gerekçesiyle açılan tam yargı davasının reddedilmesi ve anılan kararın kesinleşmesi üzerine başvurucular tarafından yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM'e başvuru yapılmış ve AİHM tarafından yaşam hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verilmiştir. Başvurucular, AİHM'in ihlal kararından sonra yargılamanın yenilenmesi ve kendilerine tazminat ödenmesi talebiyle AYİM'e başvuruda bulunmuş ancak başvurucuların talepleri reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">74. Başvuru konusu olayda tartışılması gereken esas mesele, AİHM'in ihlal kararı sonrasında yargılamanın yenilenmesi istemiyle AYİM'e başvuran başvurucuların yaşam hakkı kapsamında ileri sürdüğü hususların etkili ve yeterli bir şekilde incelenip incelenmediği, AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğidir. Yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalarda, derece mahkemeleri tarafından Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği derinlik ve özende bir inceleme yapılması gerektiğinden ve derece mahkemelerince ihlalin tespit edilmesi ile bu ihlalin uygun ve yeterli bir biçimde giderilmesi hâlinde mağdurluk statüsü ortadan kalkabileceğinden, yaşam hakkının ihlal edildiği AİHM kararıyla sabit olan olay hakkında AYİM'in etkili ve yeterli bir inceleme yapmaması nedeniyle yaşam hakkı bağlamında adil bir tazminin sağlanamadığı yönündeki iddia, yaşam hakkının usuli boyutu yönünden incelenecektir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">75. Görülmekte olan bir davadaki delilleri değerlendirmek ve hukuk kurallarını yorumlamak, kural olarak derece mahkemelerinin işi olmakla birlikte yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalarda derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu husus dikkate alındığında AYİM'in yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin kararının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme içerip içermediğinin ve AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğinin Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekmektedir. Böyle bir inceleme, Anayasa ile Anayasa Mahkemesine verilen temel haklardan birinin ihlal edilip edilmediğini inceleme görevinin yerine getirilmesi bakımından gereklidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">76. 6459 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 1602 sayılı Kanun'un yargılamanın yenilenmesi kanun yolunu düzenleyen 64. maddesine <i>"Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması" </i>eklenmiş ve AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı, 1602 sayılı Kanun uyarınca yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiştir. </span><span style="color:#010000">Ancak başvurucuların yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunduğu 18/5/2012 tarihinde, AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı 1602 sayılı Kanun'da yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak açıkça gösterilmemektedir. Bununla birlikte başvurucuların yargılamanın yenilenmesi istemi, 1602 sayılı Kanun'da AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararının yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak gösterilmediği gerekçesiyle değil; AİHM kararında yer verilen gerekçelerin başvuru konusu davaya uygulanamayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Yani AYİM, zımni de olsa AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararının yargılamanın yenilenmesi sebebini oluşturacağını kabul etmiş ancak AİHM kararında yer verilen gerekçelerin önündeki davaya uygulanamayacağı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">77. AYİM İkinci Dairesinin 7/11/2012 tarihli yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine dair kararının gerekçesinde, başvurucuların ilk dava dilekçelerinde hem Bayram Dülek'in askerliğe alınmasından hem de askerlik hizmeti sırasında gerekli özenin gösterilmemiş olmasından şikâyet ettiği, Bayram Dülek'in askerliğe alınmaması gerektiği yönündeki şikâyetin işlemden kaynaklanan tazminat davası niteliğinde olduğu ve davanın 1602 sayılı Kanun'un 35. maddesinde öngörülen 60+60 günlük yasal süresi içinde açılmaması nedeniyle incelenemeyeceği, bu nedenle sadece askerlik hizmeti sırasında gerekli özenin gösterilip gösterilmediği yönünden incelemenin yapılacağı, AİHM kararında askerliğe alım sistemindeki zafiyetten ihlal bulunması nedeniyle AİHM gerekçesinin bu davaya uygulanamayacağı belirtilmiştir (bkz. § 21). AYİM'in gerekçesi dikkate alındığında AİHM tarafından sadece askerliğe alım sistemindeki zafiyetten ihlal bulunduğu ancak askerlik sırasındaki özen yükümlülüğü yönünden herhangi bir ihlal bulunmadığı kabulünden hareketle değerlendirmeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir kabul üzerine yapılan değerlendirme neticesinde de AİHM'in ihlal kararının başvurucuların askerlik hizmeti sırasındaki özen yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönündeki şikâyetine uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır. Başvurucuların, Bayram Dülek'in askerliğe alınmaması gerektiği yönündeki şikâyetinin ise işlemden kaynaklanan tazminat davası niteliğinde olduğu fakat 1602 sayılı Kanun'un 35. maddesi gereğince bu şikâyetin süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle incelenemeyeceğine karar verildiği anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">78. Öncelikle belirtmek gerekir ki AİHM'in sadece askerliğe alım sistemindeki aksaklıklardan ihlal bulduğu ancak askerlik sırasında gösterilmesi gereken özen yükümlülüğü yönünden herhangi bir ihlalin bulmadığı kabulüyle yapılacak değerlendirmeler, AİHM kararıyla örtüşmeyen sonuçlara yol açabilecektir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">79. Bu durumda AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğinin ve Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği derinlikte bir inceleme yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi bakımından AYİM'in, sadece askerliğe alım sistemindeki zafiyetten ihlal bulunduğu ancak askerlik sırasındaki özen yükümlülüğü yönünden herhangi bir ihlal bulunmadığı yönündeki kabulünün ve Bayram Dülek'in askerliğe alınmaması gerektiği yönündeki şikâyetin süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin incelenmesi gerekmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">80. AİHM kararında, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan Yönetmelik'e ve bu Yönetmelik'in ekinde yer alan Hastalık ve Arızalar Listesi'ne vurgu yapıldığı, Hastalık ve Arızalar Listesi'nin 15. ile 18. maddeleri arasında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları bölümünün B ve D kısımlarında yer alan hastalıkların bulunması hâlinde <i>"Askerliğe elverişli değildir." </i>kararının verilebileceğine, C kısmında yer alan hastalıkların bulunması hâlinde ise <i>"ertesi yıla bırakma"</i>, <i>"sevki geciktirme" </i>ve <i>"hava değişimi" </i>kararlarının verilebileceğine işaret edildiği, <i>distimi</i> gibi bir ruhsal hastalığı bulunan ve ardından intihar eden kişinin yetkili makamlarca askerlik hizmetine elverişli olduğuna (üstelik komando olarak) karar verilmesi gerçeğinin bile uygulanan Yönetmelik'te eksiklikler bulunduğu kanaatine ulaşılması için yeterli olduğu, davanın koşulları çerçevesinde Hükûmetin, psikolojik sorunlarını paylaşan askerlerin uygun muayeneye tabi tutuldukları yönündeki iddiasına özellikle ağırlık verilemeyeceği, Bayram Dülek'in askerliğe alınmasının ve askerlik hizmetini sürdürmeye devam etmesinin, ruhsal ve fiziksel bütünlüğü konusunda gerçek bir risk olusturduğunu askerî makamların bilmeleri gerektiği, askerliğe alım sistemindeki aksaklıklar ve bu aksaklıkların sonucunda meydana gelen olumsuz durumlar nedeniyle sorumlu olması gerekenin Sözleşmeci devlet olduğu değerlendirmelerinin yapıldığı görülmektedir (<i>Dülek</i><i> ve diğerleri/Türkiye, </i>§§ 52-55).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">81. AİHM'in ihlal kararı dikkate alındığında ihlalin sadece askerliğe alım sistemindeki aksaklıklardan kaynaklandığına dair bir tespit bulunmadığı, <i>"distimi gibi bir hastalığı olan kişinin askerliğe alınması gerçeğinin bile uygulanan hukuki düzenlemelerde eksiklik bulunduğu kanaatine ulaşılması için yeterli olduğu" </i>şeklindeki gerekçenin sadece askerliğe alım sistemindeki aksaklıklara dayanılarak ihlal kararı verildiği şeklinde yorumlanamayacağı, bu gerekçenin mevzuattaki güvencelere aykırı şekilde askerliğe alınan ve sonrasında intihar eden kişi bakımından askerlik sırasındaki özen yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğini incelemenin bir manasının bulunmadığını vurgulamak için kullanıldığı, nitekim AİHM kararında<i> distimi</i> gibi bir rahatsızlığı bulunan ve bu hastalığı yetkililerce bilinen bir kişinin askere alınmasının ve askerlik hizmetini sürdürmeye devam etmesinin ihlal sebebi olarak gösterildiği; karardasadece askerliğe alınmaya değil, askerliğin devam ettirilmesine de vurgu yapıldığı, tüm bu hususlar dikkate alındığında hastalığından dolayı askerliğe alınmaması gereken bir kişinin askerliğe alınmasında ihlal bulunmasına rağmen askerliği sürdürmesinde, üstelik bu kişinin askerlik hizmeti sırasında da doktor muayenesinden ve İzmir Asker Hastanesinin kontrolünden geçirilmesine (bkz. §§ 9, 10) ve ilgili Yönetmelik gereği hastalık durumuna ve derecesine göre hava değişimi gibi tedbirlerden yararlanma imkânının bulunmasına rağmen böyle bir imkândan yararlandırılmamasında ihlal bulunmadığının kabul edilmesinin AİHM kararıyla örtüşmediği, dolayısıyla ihlalin sadece askerliğe alım sistemindeki aksaklıklar nedeniyle bulunduğu kabulüne dayanılarak verilen yargılamanın yenilenmesi isteminin reddi kararının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özende bir inceleme içermediği, AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">82. AYİM, ayrıca Bayram Dülek'in askerliğe alınmaması gerektiği yönündeki şikâyetin süre aşımı nedeniyle incelenmeksizin reddine karar vermiştir. AYİM, yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin karardan önce başvurucuların bu iddiasını iki defa esastan incelemiş ve her iki incelemenin sonucunda da idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Ancak AYİM; AİHM'in ihlal kararı sonrasında anılan şikâyeti, işlemden kaynaklanan tazminat davası olarak nitelendirmiş ve bu şikâyetin süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin reddine karar vermiştir. AYİM'in bu yorumu, öngörülemez ve oldukça katı bir yorum olup ihlalin uygun ve yeterli bir biçimde giderilmesini oldukça zorlaştırmakta ve AİHM tarafından verilen ihlal kararının sonuçlarını etkisiz bırakmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">83. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usuli boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">84. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">85. Başvurucular, Sıddıka Dülek için 10.000 TL maddi ve 40.000 TL manevi tazminat, Kazım Dülek için 15.000 TL maddi ve 40.000 TL manevi tazminat ve diğer başvurucuların her biri için 30.000 TL manevi tazminat ile şimdiye kadar yaptıkları vekâlet ücretinin tazmini için 25.000 TL ve yargılama giderlerinin tazmini için 7.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">86. Başvurucuların yargılamanın yenilenmesi istemi hakkında etkili ve yeterli bir inceleme yapılmadığından yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">87. Yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM İkinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">88. Başvurucular tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla birlikte yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucuların ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucuların tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">89. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>HÜKÜM</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM İkinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">D. Başvurucuların tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesinin başvurucuların ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından tazminat taleplerinin REDDİNE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREK OLARAK ÖDENMESİNE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17/2/2016</span><span style="color:#010000"> tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132750-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-75.jpg" type="image/jpeg" length="29973"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Chatbotlara Kişisel Veri Yazmanın KVKK Açısından Taşıdığı Riskler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/chatbotlara-kisisel-veri-yazmanin-kvkk-acisindan-tasidigi-riskler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/chatbotlara-kisisel-veri-yazmanin-kvkk-acisindan-tasidigi-riskler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 itibarıyla günlük hayatın parçası haline gelen yapay zeka sohbet botları, artık yalnızca metin yazma değil; iş, sağlık ve aile ile ilgili özel sorunları da dinliyor. Kişisel Verileri Koruma Kurumu'nun 24 Kasım 2025 tarihinde yayımladığı "Üretken Yapay Zekâ ve Kişisel Verilerin Korunması Rehberi...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 itibarıyla günlük hayatın parçası haline gelen yapay zeka sohbet botları, artık yalnızca metin yazma değil; iş, sağlık ve aile ile ilgili özel sorunları da dinliyor. Kişisel Verileri Koruma Kurumu'nun <strong>24 Kasım 2025</strong> tarihinde yayımladığı "Üretken Yapay Zekâ ve Kişisel Verilerin Korunması Rehberi (15 Soruda)" tam da bu ihtiyaçtan doğdu. Kullanıcılar bir sohbet botuna T.C. kimlik numarasından hastalık geçmişine kadar pek çok bilgiyi düşünmeden yazabiliyor, ancak bu paylaşımın hukuki bir karşılığı var.</p>

<p>Peki bir sohbet botuna yazdığınız cümle, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) açısından nasıl değerlendiriliyor? Bu yazıda hem yasal çerçeveyi hem de günlük hayatta karşılaşabileceğiniz somut riskleri ele alıyoruz.</p>

<p><strong>Sohbet Botlarına Neler Anlatıyoruz?</strong></p>

<p>Bir sohbet botuna "iş sözleşmemi incele", "bu tahlil sonucunu yorumla" ya da "boşanma sürecimde ne yapmalıyım" diye yazan bir kullanıcı, aslında farkında olmadan <strong>kimlik, sağlık, aile ve mali verisini</strong> üçüncü bir sisteme aktarmış olur. Örneğin İstanbul'da bir çalışan, işveren tarafından gönderilen ihtar yazısını olduğu gibi kopyalayıp bir yapay zeka aracına yapıştırdığında; hem kendisinin hem de işverenin adı, unvanı, tarih ve olay detayları o sistemin sunucularına ulaşır.</p>

<p>Bu tür paylaşımlar tek seferlik gibi görünse de, sohbet geçmişi çoğu zaman <strong>hesaba bağlı olarak saklanır</strong> ve modelin eğitiminde kullanılabilir. Kullanıcı bunu her zaman fark etmez, çünkü arayüz sıradan bir mesajlaşma uygulaması kadar sade görünür.</p>

<p><strong>KVKK Sohbet Botlarını Kapsar mı? Açık Rıza Sorunu</strong></p>

<p>6698 sayılı Kanun'un 5. maddesi, kişisel verilerin ilgili kişinin <strong>açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği</strong> temel kuralını koyar; kanunlarda açıkça öngörülme, bir hakkın tesisi veya sözleşmenin ifası gibi sınırlı istisnalar dışında bu kural geçerlidir. Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun 2022/1358 sayılı kararında da bu ilke, işleme şartlarının dar yorumlanması gerektiği vurgusuyla hatırlatılmıştır.</p>

<p>Bir sohbet botuna kimlik bilgisi yazan kullanıcı, çoğu durumda bu işlemenin hangi amaçla, ne kadar süreyle ve kimlerle paylaşılacağı konusunda <strong>aydınlatılmamış</strong> olur. Sağlık verisi gibi özel nitelikli bir bilgi söz konusuysa (örneğin bir tahlil sonucunun fotoğrafını yükleyip yorum istemek), Kanun'un öngördüğü daha sıkı koruma rejimi devreye girer ve açık rıza şartı çok daha kritik hale gelir.</p>

<p>Sohbet botuna yazılan her mesaj, sistemin sunucularına ulaşan bir veri işleme faaliyetidir.</p>

<p><strong>Yurt Dışına Veri Aktarımı: Sunucular Nerede?</strong></p>

<p>Türkiye'de en çok kullanılan sohbet botlarının (ör. ChatGPT, Gemini, Copilot) sunucu altyapısı büyük ölçüde <strong>yurt dışında</strong> konumlanmıştır. Bu durum, Kanun'un 9. maddesi kapsamında "kişisel verilerin yurt dışına aktarılması" hükümlerini gündeme getirir; zira kullanıcının yazdığı veri, Türkiye sınırları dışındaki bir sunucuya iletilmektedir.</p>

<p>Bir örnek verelim: Ankara'da bir muhasebeci, müşterisine ait fatura ve vergi kimlik bilgilerini içeren bir tabloyu "özetler misin" diyerek bir yapay zeka aracına yüklerse, bu işlem yalnızca kendi kişisel verisini değil, <strong>üçüncü kişilerin verisini</strong> de yurt dışına taşımış olur. Böyle bir aktarımda muhasebecinin, hem kendi açık rızasının hem de müşterisinin rızasının ya da yasal bir dayanağının bulunup bulunmadığını değerlendirmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>En Riskli Paylaşımlar: Kimlik, Sağlık ve Mali Bilgiler</strong></p>

<p>Uygulamada en sık karşılaşılan riskli paylaşımlar şunlardır:</p>

<p>- T.C. kimlik numarası, adres, doğum tarihi gibi doğrudan kimliklendirici bilgiler</p>

<p>- Tahlil sonucu, teşhis, reçete gibi sağlık verileri</p>

<p>- IBAN, kredi kartı numarası veya maaş bordrosu gibi mali bilgiler</p>

<p>- Boşanma, velayet veya ceza soruşturmasına ilişkin dosya detayları</p>

<p>Bu tür veriler bir kez paylaşıldığında geri çekilmesi çoğu zaman mümkün olmaz. Kişisel verisi bu şekilde yayılan bir kişi, ileride kimlik hırsızlığı veya dolandırıcılık girişimiyle karşılaşırsa, cezai ve hukuki başvuru yollarına başvurmak durumunda kalabilir.</p>

<p><strong>İşyerinde "Gölge Yapay Zeka" (Shadow AI) Tehlikesi</strong></p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurumu'nun 2026 yılı içinde yayımladığı rehberlerde dikkat çekilen bir başka başlık, çalışanların işveren onayı olmadan kurumsal verileri sohbet botlarına yazması, yani <strong>"gölge yapay zeka" (Shadow AI)</strong> kullanımıdır. Bir insan kaynakları çalışanının, işten çıkarılan bir personelin özlük dosyasını "nasıl bir fesih yazısı hazırlarım" diyerek bir yapay zeka aracına aktarması, hem kendisini hem de işvereni veri sorumlusu sıfatıyla karşı karşıya bırakabilir.</p>

<p>Bu noktada önemle belirtelim: bir kişinin özel hayatına ilişkin bilgilerin izinsiz şekilde üçüncü kişilerle ya da sistemlerle paylaşılması, aynı zamanda kişilik haklarına yönelik bir ihlal olarak da değerlendirilebilir; bu durumda hem idari hem de hukuki sorumluluk gündeme gelebilir.</p>

<p>Paylaşılan veri geri alınamaz; bu yüzden karar vermeden önce durup düşünmek önemlidir.</p>

<p><strong>Ne Yapılmalı? Pratik Öneriler</strong></p>

<p>Sohbet botlarını tamamen kullanmamak gerçekçi bir çözüm değil; ancak bilinçli kullanım riski büyük ölçüde azaltır. Öncelikle <strong>veri minimizasyonu</strong> ilkesini uygulamak, yani yalnızca sorunun çözümü için gerçekten gerekli olan bilgiyi paylaşmak en temel adımdır. İsim, kimlik numarası veya IBAN gibi doğrudan kimliklendirici unsurları metinden çıkarıp genel bir senaryo üzerinden soru sormak çoğu zaman yeterlidir.</p>

<p>İkinci olarak, kurum içinde çalışanların yapay zeka araçlarını hangi verilerle kullanabileceğine dair net bir politika belirlemek, gölge yapay zeka riskini azaltır. Üçüncüsü, üçüncü kişilere ait veri paylaşılacaksa (örneğin bir müşteri veya hasta bilgisi), o kişinin rızası ya da yasal bir dayanak olup olmadığı önceden değerlendirilmelidir. Son olarak, sohbet geçmişinin saklanmasını sınırlayan ayarlar varsa bunların etkinleştirilmesi, veri işleme süresini kısaltarak riski düşürür.</p>

<p>Bu adımların hiçbiri sohbet botlarının faydasını ortadan kaldırmaz; sadece kullanımı <strong>bilinçli ve ölçülü</strong> hale getirir. Kişisel veri bir kez paylaşıldığında kontrolü kaybedilebileceğinden, paylaşmadan önce durup "bu bilgi gerçekten gerekli mi" diye sormak, uzun vadede en güvenli yaklaşımdır.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/chatbotlara-kisisel-veri-yazmanin-kvkk-acisindan-tasidigi-riskler-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/chatbot-juridique.jpg" type="image/jpeg" length="94094"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tasfiye Süreci: Şirket ve Kooperatiflerde Hukuki, Mali ve Vergisel Boyutlarıyla Kapsamlı Bir Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasfiye-sureci-sirket-ve-kooperatiflerde-hukuki-mali-ve-vergisel-boyutlariyla-kapsamli-bir-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasfiye-sureci-sirket-ve-kooperatiflerde-hukuki-mali-ve-vergisel-boyutlariyla-kapsamli-bir-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giriş

Ticari hayatın doğal akışı içinde şirketler zaman zaman ekonomik nedenlerle, ortaklık yapısındaki değişiklikler sebebiyle ya da stratejik tercihler doğrultusunda faaliyetlerine son verme kararı alabilmektedir. Ancak uygulamada sıkça karşılaşılan önemli bir yanılgı, şirketin ticari faaliyetl...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ticari hayatın doğal akışı içinde şirketler zaman zaman ekonomik nedenlerle, ortaklık yapısındaki değişiklikler sebebiyle ya da stratejik tercihler doğrultusunda faaliyetlerine son verme kararı alabilmektedir. Ancak uygulamada sıkça karşılaşılan önemli bir yanılgı, şirketin ticari faaliyetlerini durdurmasının hukuki ve vergisel yükümlülüklerini de kendiliğinden sona erdirdiği düşüncesidir.</p>

<p>Oysa bir şirketin veya kooperatifin hukuken tamamen ortadan kalkabilmesi için tasfiye sürecinin mevzuata uygun şekilde yürütülmesi ve ticaret sicilinden terkin işleminin tamamlanması gerekir. Tasfiye süreci; şirketin mal varlığının paraya çevrilmesi, alacaklarının tahsil edilmesi, borçlarının ödenmesi ve varsa kalan tasfiye bakiyesinin ortaklara dağıtılması işlemlerinin bütününü ifade eder.</p>

<p>Mesleki uygulamada tasfiye dosyaları üzerinde çalışırken en çok karşılaştığımız sorunlardan biri, tasfiye kararı alındıktan sonra vergi beyannamelerinin verilmesine gerek olmadığı yönündeki yanlış kanaattir. Oysa tasfiye süreci boyunca şirketin vergi mükellefiyeti devam etmekte ve beyannamelerin zamanında verilmemesi ciddi mali sonuçlar doğurabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle tasfiye sürecinde beyannamelerin zamanında ve doğru şekilde verilmesi, hem şirketin hem de tasfiye memurunun ileride karşılaşabileceği mali ve hukuki risklerin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Tasfiyenin Hukuki Niteliği ve Türleri</strong></p>

<p>Tasfiye, şirketin faaliyet konusunu gerçekleştirme amacından çıkarak malvarlığını tasfiye etme amacına yöneldiği özel bir hukuki süreçtir. Tasfiye kararıyla birlikte şirket “tasfiye halinde” sıfatını kazanır ve ticaret unvanına “Tasfiye Halinde” ibaresi eklenir.</p>

<p>Tasfiyenin temel amacı:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Şirketin aktif ve pasiflerinin tespit edilmesi,</li>
 <li>Alacakların tahsil edilmesi,</li>
 <li>Varlıkların paraya çevrilmesi,</li>
 <li>Borçların ödenmesi,</li>
 <li>Kalan tasfiye bakiyesinin ortaklara dağıtılmasıdır.</li>
</ul>

<p>Tasfiye farklı şekillerde gerçekleşebilir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Adi tasfiye: Ortakların veya genel kurulun iradesiyle şirketin sona erdirilmesidir.</li>
 <li>İflas tasfiyesi: Şirketin borçlarını ödeyememesi nedeniyle iflas hükümlerine göre yürütülen tasfiyedir.</li>
 <li>Mahkeme kararıyla tasfiye: Kanunda öngörülen özel sebeplerle mahkeme tarafından verilen tasfiye kararıdır.</li>
</ul>

<p><strong>Tasfiye Sürecinin Aşamaları</strong></p>

<p><strong>1. Tasfiye kararının alınması</strong></p>

<p>Tasfiye süreci, şirket ortaklarının veya kooperatif genel kurulunun tasfiye kararı almasıyla başlar. Kararda tasfiyenin başlangıç tarihi, tasfiye memuru veya memurlarının kimler olduğu ve sürecin nasıl yürütüleceği belirlenir.</p>

<p><strong>2. Ticaret siciline tescil ve ilan</strong></p>

<p>Tasfiye kararı ticaret siciline tescil edilir ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilir. Bu ilan, üçüncü kişilerin ve özellikle alacaklıların tasfiyeden haberdar edilmesi açısından büyük önem taşır.</p>

<p><strong>3. Tasfiye başlangıç bilançosunun hazırlanması</strong></p>

<p>Tasfiye tarihi itibarıyla şirketin mali durumu tespit edilir. Aktifler, pasifler, alacaklar, borçlar ve varsa dava konusu varlıklar belirlenerek tasfiye başlangıç bilançosu hazırlanır.</p>

<p><strong>Tasfiye başlangıç bilançosu, tasfiye tarihindeki şirket veya kooperatifin mali durumunu gösteren temel finansal tablodur. Bu bilanço, tasfiye memurlarının şirketin aktiflerini, pasiflerini, alacaklarını ve borçlarını tespit ederek tasfiye işlemlerini sağlıklı şekilde yürütebilmesi açısından büyük önem taşır. Aşağıdaki örnek bilanço, tasfiye başlangıç bilançosudur.</strong></p>

<p>Örnek Bilançoyu dikkatlerinize sunuyoruz.</p>

<p>Aşağıdaki örnek, 1 Eylül 2026 tarihinde tasfiyeye giren bir limited şirket için hazırlanmış örnek bir tasfiye başlangıç bilançosudur.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/174461173dfaaa-3.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>2 </strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/174461173dfaaa1-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Bilanço kalemlerinin değerlendirilmesi</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Nakit ve banka hesapları: Tasfiye tarihindeki kasa ve banka mevcutlarıdır.</li>
 <li>Ticari alacaklar: Şirketin müşterilerden veya diğer borçlulardan olan alacaklarını gösterir.</li>
 <li>Stoklar: Tasfiye sürecinde satılarak paraya çevrilecek emtia ve mamulleri ifade eder.</li>
 <li>Demirbaşlar ve taşıtlar: Şirketin maddi duran varlıklarıdır; tasfiye sürecinde satışa konu olabilir.</li>
 <li>Ticari borçlar ve banka kredileri: Tasfiye sürecinde öncelikle ödenmesi gereken yükümlülükler arasında yer alır.</li>
 <li>Vergi ve SGK borçları: Kamu alacakları niteliğinde olup tasfiye sürecinde dikkatle takip edilmelidir.</li>
 <li>Sermaye ve geçmiş yıl kârları: Şirketin öz kaynak yapısını gösterir ve tasfiye bakiyesinin hesaplanmasında dikkate alınır.</li>
</ul>

<p><strong>4. Alacaklılara çağrı</strong></p>

<p>Tasfiye memurları, alacaklıları alacaklarını bildirmeye davet eder. Bilinen alacaklılara ayrıca yazılı bildirim yapılır. Alacaklı çağrısı genellikle üç kez ilan yoluyla gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>5. Alacakların tahsili ve varlıkların paraya çevrilmesi</strong></p>

<p>Şirketin üçüncü kişilerden olan alacakları tahsil edilir; demirbaşlar, stoklar, araçlar ve gayrimenkuller satılarak nakde dönüştürülür. Bu işlemlerin tamamı muhasebe kayıtlarına alınmalı ve vergisel sonuçları dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>6. Borçların ödenmesi</strong></p>

<p>Elde edilen nakit, şirketin borçlarının ödenmesinde kullanılır. Vergi borçları, SGK prim borçları, banka kredileri, tedarikçi borçları ve çalışan alacakları bu aşamada kapatılır.</p>

<p><strong>7. Tasfiye sonu bilançosu ve bakiye dağıtımı</strong></p>

<p>Tüm işlemler tamamlandıktan sonra tasfiye sonu bilançosu hazırlanır. Borçlar ödendikten sonra kalan tutar, ana sözleşme hükümlerine ve ortaklık paylarına göre ortaklara dağıtılır.</p>

<p><strong>8. Ticaret sicilinden terkin</strong></p>

<p>Tasfiye işlemleri tamamlandığında şirketin ticaret sicilinden silinmesi için terkin başvurusu yapılır. Terkin işlemiyle birlikte şirketin tüzel kişiliği sona erer.</p>

<p><strong>Tasfiye Sürecinde Beyan ve Vergisel Yükümlülükler</strong></p>

<p>Tasfiye kararı alınması, şirketin vergi mükellefiyetini kendiliğinden sona erdirmez. Şirketin vergi dairesi nezdindeki yükümlülükleri, ticaret sicilinden terkin tarihine kadar devam eder. Bu nedenle tasfiye sürecinde beyannamelerin zamanında ve doğru şekilde verilmesi büyük önem taşır.</p>

<p><strong>Kurumlar vergisi beyannamesi</strong></p>

<p>Tasfiye halindeki sermaye şirketleri, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında kurumlar vergisi mükellefi olmaya devam eder.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Tasfiye süreci birden fazla takvim yılına yayılmışsa, her tasfiye dönemi için ayrı kurumlar vergisi beyannamesi verilir.</li>
 <li>Tasfiye başlangıcından ilgili dönemin sonuna kadar oluşan kazanç veya zarar hesaplanır.</li>
 <li>Varlık satışlarından doğan kârlar kurum kazancına dahil edilir.</li>
 <li>Tasfiye sonunda ayrıca tasfiye sonu kurumlar vergisi beyannamesi düzenlenir.</li>
</ul>

<p><strong>Katma değer vergisi (KDV) beyannamesi</strong></p>

<p>Tasfiye sürecinde yapılan mal ve hizmet satışları, demirbaş satışları, stok satışları ve gayrimenkul satışları KDV’ye tabi olabilir.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Her vergilendirme dönemi için KDV beyannamesi verilmeye devam edilir.</li>
 <li>Varlık satışlarından doğan hesaplanan KDV beyan edilir.</li>
 <li>İndirilecek KDV’ler mevzuata uygun şekilde dikkate alınır.</li>
 <li>Gayrimenkul satışlarında istisna hükümleri veya özel KDV uygulamaları ayrıca değerlendirilmelidir.</li>
</ul>

<p><strong>Muhtasar ve prim hizmet beyannamesi</strong></p>

<p>Şirketin tasfiye sürecinde çalışanı bulunması veya stopaja tabi bir ödeme yapması halinde Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi verilmelidir.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Ücret ödemeleri üzerinden gelir vergisi stopajı hesaplanır.</li>
 <li>Kira, serbest meslek ödemesi ve benzeri stopajlı ödemeler beyan edilir.</li>
 <li>SGK prim bildirimi ve tahakkuku bu beyanname kapsamında yerine getirilir.</li>
</ul>

<p><strong>Geçici vergi beyannamesi</strong></p>

<p>Tasfiye halindeki kurumlarda geçici vergi uygulaması, tasfiyenin başladığı tarihe ve ilgili dönem mevzuatına göre değerlendirilmelidir. Her dönem için geçici vergi yükümlülüğü doğup doğmadığı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p><strong>Diğer beyannameler ve bildirimler</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Damga Vergisi Beyannamesi: Tasfiye sürecinde damga vergisine tabi kağıt düzenlenmesi halinde verilir.</li>
 <li>Ba-Bs Formları: İlgili dönemde bildirim sınırlarını aşan mal ve hizmet alım-satımları varsa düzenlenir.</li>
 <li>SGK Bildirimleri: İşçi çıkışları, prim borçları ve işyeri kapanış işlemleri SGK mevzuatına uygun şekilde tamamlanır.</li>
</ul>

<p><strong>Kısa Bir Uygulama Örneği</strong></p>

<p>Uygulamada karşılaşılan bir örnek üzerinden konuyu somutlaştırmak faydalı olacaktır. Örneğin, 1 Eylül 2026 tarihinde tasfiyeye giren bir limited şirketin tasfiye süreci 15 Mart 2027 tarihinde tamamlanmış olsun. Bu durumda şirket:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>2026 yılı tasfiye dönemi için kurumlar vergisi beyannamesi vermeye devam edecektir.</li>
 <li>Tasfiye süresince yapılan demirbaş ve stok satışları nedeniyle KDV beyannameleri düzenlenecektir.</li>
 <li>Çalışan bulunması halinde muhtasar ve prim hizmet beyannameleri verilecektir.</li>
 <li>2027 yılında tasfiye tamamlandığında ayrıca tasfiye sonu kurumlar vergisi beyannamesi verilecektir.</li>
</ul>

<p>Bu örnek, tasfiye kararının alınmasının beyannameleri sona erdirmediğini; aksine tasfiye tamamlanıncaya kadar vergisel yükümlülüklerin devam ettiğini açıkça göstermektedir.</p>

<p><strong>Ortaklara Dağıtılan Tasfiye Bakiyesinin Vergisel Boyutu</strong></p>

<p>Tasfiye sonunda borçlar ödendikten sonra ortaklara dağıtılan tutarın vergisel niteliği önemlidir. Bu tutarın:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Sermaye iadesi niteliğinde olması halinde, vergisel sonuç farklı değerlendirilebilir.</li>
 <li>Kâr payı niteliğinde değerlendirilmesi halinde ise gelir vergisi stopajı ve ortakların beyan yükümlülüğü gündeme gelebilir.</li>
 <li>Şirketin geçmiş dönem kârları, öz sermaye yapısı ve tasfiye bilançosundaki hesaplar birlikte incelenmelidir.</li>
</ul>

<p>Bu nedenle tasfiye bakiyesinin ortaklara dağıtımı yapılmadan önce muhasebe kayıtları ve vergisel sonuçlar dikkatle analiz edilmelidir.</p>

<p><strong>SGK ve Çalışan İşlemleri</strong></p>

<p>Tasfiye sürecinde çalışanların durumu ayrıca önem taşır. Şirketin çalışanı bulunuyorsa:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>İşten çıkış bildirgeleri süresinde verilmelidir.</li>
 <li>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretleri hesaplanmalıdır.</li>
 <li>Bu ödemelere ilişkin vergi ve SGK kesintileri doğru şekilde yapılmalıdır.</li>
 <li>İşyeri dosyasının SGK nezdinde kapatılması için gerekli işlemler tamamlanmalıdır.</li>
</ul>

<p>Mesleki uygulamada, SGK işyeri kapanış işlemlerinin vergi dairesi kapanış işlemleriyle eş zamanlı takip edilmemesi nedeniyle sonradan prim borcu veya idari para cezası ile karşılaşıldığı görülmektedir.</p>

<p><strong>Defter ve Belge Saklama Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Tasfiye sürecinin tamamlanması ve şirketin ticaret sicilinden terkin edilmesi, defter ve belge saklama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Vergi Usul Kanunu uyarınca defter ve belgeler yasal süre boyunca saklanmalıdır.</li>
 <li>Türk Ticaret Kanunu kapsamında ticari defterlerin muhafaza yükümlülüğü devam eder.</li>
 <li>Tasfiye sonrasında olası vergi incelemeleri veya hukuki uyuşmazlıklar için belgelerin erişilebilir şekilde korunması önemlidir.</li>
</ul>

<p><strong>Tasfiye Memurunun Sorumlulukları</strong></p>

<p>Tasfiye memuru, tasfiye sürecinin merkezinde yer alan kişidir. Başlıca sorumlulukları şunlardır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Şirketin malvarlığını korumak ve yönetmek,</li>
 <li>Alacakları tahsil etmek ve borçları ödemek,</li>
 <li>Gerekli beyannameleri süresinde vermek,</li>
 <li>Muhasebe kayıtlarını düzenli tutmak,</li>
 <li>Tasfiye sonu bilançosunu hazırlamak,</li>
 <li>Ticaret sicilinden terkin işlemlerini tamamlamaktır.</li>
</ul>

<p>Tasfiye memurunun bu yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde, vergi cezaları, gecikme faizleri ve hukuki sorumluluk gündeme gelebilir. Bu nedenle tasfiye memurunun süreci mali müşavir desteğiyle yürütmesi büyük önem taşır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/174461173dfaaa2.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Uygulamada Gözden Kaçabilecek Hususlar</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Geçmiş dönem vergi borçları, cezalar ve gecikme faizleri kontrol edilmelidir.</li>
 <li>SGK prim borçları ve idari para cezaları kapatılmalıdır.</li>
 <li>Varlık satışlarının KDV ve kurumlar vergisi etkisi doğru hesaplanmalıdır.</li>
 <li>Bilinen alacaklılara yazılı bildirim yapılmalı ve ilan süreçleri usulüne uygun yürütülmelidir.</li>
 <li>Defter ve belgelerin yasal saklama süresi boyunca muhafaza edilmesi sağlanmalıdır.</li>
 <li>Vergi dairesi ve SGK nezdindeki kapanış işlemleri tamamlanmadan terkin işlemi sonuçlandırılmamalıdır.</li>
</ul>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Tasfiye süreci, şirketin faaliyetlerinin sona ermesinden çok daha kapsamlı bir hukuki ve mali işlemler bütünüdür. Sürecin doğru yürütülmesi için ticaret sicili işlemleri, alacaklı çağrıları, varlık satışları, borç ödemeleri ve özellikle beyan süreçleri eksiksiz şekilde takip edilmelidir.</p>

<p>Tasfiye kararının alınmasıyla başlayan süreç, ticaret sicilinden terkin ile sona erer. Ancak bu süreçte vergi mükellefiyeti devam ettiğinden, KDV, kurumlar vergisi, muhtasar ve prim hizmet beyannameleri ile diğer vergisel yükümlülüklerin zamanında yerine getirilmesi zorunludur.</p>

<p>Uygulamada en çok gözden kaçan hususlar; tasfiye bakiyesinin vergisel niteliği, geçmiş dönem kamu borçlarının kontrolü, SGK işlemlerinin tamamlanması ve defter-belge saklama yükümlülüğüdür. Bu nedenle tasfiye işlemlerinin, mali müşavir ve gerektiğinde hukuk uzmanı desteğiyle yürütülmesi; hem ortakların hem de tasfiye memurlarının ileride doğabilecek mali ve hukuki risklerden korunması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Sağlıcakla Kalınız</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/omer-kokluce.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Ömer KÖKLÜCE</strong></p>

<p><strong>Mali Müşavir • Sosyal Güvenlik Uzmanı</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><span style="color:#999999">Türk Ticaret Kanunu m. 543–548</span></li>
 <li><span style="color:#999999">Kooperatifler Kanunu m. 46–60</span></li>
 <li><span style="color:#999999">Vergi Usul Kanunu</span></li>
 <li><span style="color:#999999">Kurumlar Vergisi Kanunu</span></li>
 <li><span style="color:#999999">Katma Değer Vergisi Kanunu</span></li>
 <li><span style="color:#999999">Sosyal Güvenlik mevzuatı ve ilgili ikincil düzenlemeler</span></li>
</ul>

<p><span style="color:#999999">Bu yazımız, tasfiye sürecinin genel çerçevesini açıklamak amacıyla hazırlanmıştır. Uygulamada şirket türü, tasfiyenin başlangıç tarihi ve güncel mevzuat değişiklikleri dikkate alınarak işlem yapılması gerekir.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasfiye-sureci-sirket-ve-kooperatiflerde-hukuki-mali-ve-vergisel-boyutlariyla-kapsamli-bir-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/terazi-veraset-ilamia.jpg" type="image/jpeg" length="39954"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖNCEDEN HASARLI YA DA BOYALI ARAÇTA DEĞER KAYBI: "AYNI BÖLGEDEN İKİNCİ HASAR" SAVUNMASININ SINIRLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/onceden-hasarli-ya-da-boyali-aracta-deger-kaybi-ayni-bolgeden-ikinci-hasar-savunmasinin-sinirlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/onceden-hasarli-ya-da-boyali-aracta-deger-kaybi-ayni-bolgeden-ikinci-hasar-savunmasinin-sinirlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi İptalleri Sonrasında Önceki Hasar Kayıtlarının Değer Kaybı Hesabındaki Yeri ve Bölge Adliye Mahkemesi Uygulamasındaki İki Çizgi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Trafik kazasından kaynaklanan değer kaybı uyuşmazlıklarında sigorta şirketlerinin en sık başvurduğu savunmalardan biri, zarar gören aracın kaza öncesinde de hasar görmüş olduğu, hatta aynı bölgeden hasar aldığı ve bu nedenle yeni kazanın araçta "yeni ve müstakil" bir değer kaybı doğurmadığı iddiasıdır. Bu savunma, TRAMER kaydı bulunan ya da bir parçası boyalı olan her araçta neredeyse otomatik biçimde ileri sürülmekte; bilirkişi raporlarında ise kimi zaman hiçbir hesap yapılmaksızın "önceden hasarlı, değer kaybı oluşmaz" biçiminde bir sonuca dönüşmektedir.</p>

<p>Sorun görünürde teknik bir hesap meselesi gibi dursa da, arka planında normatif bir tercih yatmaktadır: Değer kaybı, parça bazında mı yoksa aracın piyasa değerindeki fark üzerinden mi ölçülecektir? Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın ekindeki hesap yöntemi ilk yaklaşımı benimsemiş; Anayasa Mahkemesi'nin iki iptal kararı ise bu yöntemin kanuni dayanağını ortadan kaldırmıştır. Buna rağmen bölge adliye mahkemesi uygulamasında, "aynı bölgeden önceki hasar bulunan araçta değer kaybı oluşmaz" biçiminde, parça bazlı yaklaşımın izlerini taşıyan bir kural hâlâ yaşamaktadır. Bu çalışmada önce normatif çerçeve, ardından güncel içtihattaki iki farklı çizgi ele alınacak; sonuçta önceki hasarın değer kaybı hesabında nasıl konumlandırılması gerektiğine ilişkin bir değerlendirme ölçütü önerilecektir.</p>

<p><strong>I. NORMATİF ÇERÇEVE: GENEL ŞARTLAR EKİNDEKİ YÖNTEMDEN GERÇEK ZARAR İLKESİNE</strong></p>

<p>Değer kaybı, Türk Borçlar Kanunu m. 49 anlamında haksız fiilden doğan bir malvarlığı zararıdır ve tazminat hukukunun temel ilkesi olan gerçek zararın giderilmesi esasına tabidir. Yargıtay'ın yerleşik tanımıyla değer kaybı, aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş piyasa değeri ile onarılmış hâldeki piyasa değeri arasındaki farktır. Bu tanımın belirleyici özelliği, ölçünün parça değil araç olması; sorunun "hangi parça değişti" değil, "bu araç ikinci el piyasasında artık kaç liraya satılır" biçiminde sorulmasıdır.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinde 6704 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların "bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan Genel Şartlarda öngörülen usul ve esaslara" tabi olduğu hükme bağlanmış, Genel Şartlar'ın Ek-1'inde de değer kaybının hesabına ilişkin bir yöntem düzenlenmişti. <a href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinin-belirlenmesinde-yurutmeye-yetki-veren-bazi-kurallarin-iptali" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 17.07.2020 tarihli ve E. 2019/40, K. 2020/40 sayılı kararı</a>yla 90. maddedeki Genel Şartlar ibarelerini, tazminatın kapsam ve hesabının idari düzenlemeye bırakılmasının kanunilik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir.</p>

<p>Kanun koyucu bunun üzerine 7327 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle 90. maddeye, değer kaybı tazminatının "aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak" hesaplanacağını öngören bir cümle ile uygulamaya ilişkin usul ve esasların Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirleneceğini öngören bir fıkra eklemiş; Genel Şartlar da 04.12.2021 tarihli değişiklikle bu çerçevede yeniden düzenlenmiştir. Ancak<a href="https://www.hukukihaber.net/deger-kaybi-destekten-yoksun-kalma-ve-surekli-sakatlik-tazminatlarinin-belirlenme-esaslarini-duzenleyen-kurallarin-iptali" rel="dofollow"> Anayasa Mahkemesi 29.12.2022 tarihli ve E. 2021/82, K. 2022/167 sayılı kararı</a>yla (RG 14.02.2023, S. 32104) 90. maddenin birinci fıkrasına eklenen bu ikinci cümleyi Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiş; ikinci fıkrayı da uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle 6216 sayılı Kanun m. 43/4 uyarınca iptal etmiştir.</p>

<p>Bu iki iptalin birlikte sonucu açıktır: Değer kaybının hesabında ne Genel Şartlar ekindeki yöntemin ne de "hasara uğrayan parçalar" ölçütünü kanun düzeyine taşıyan 7327 sayılı Kanun cümlesinin bir dayanağı kalmıştır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin isabetle belirttiği üzere, iptal sonrasında değer kaybı tazminatı öncelikle Karayolları Trafik Kanunu'nun, orada düzenlenmeyen hususlarda Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiile ilişkin hükümlerine göre belirlenecek; Genel Şartlar'ın Kanun'un kapsamını daraltan ya da genişleten hükümleri uygulanmayacaktır (Ankara BAM 35. HD, E. 2022/710, K. 2023/416, 22.03.2023). İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi de poliçe tarihi itibarıyla eski ya da yeni Genel Şartlar'ın yürürlükte olmasının sonucu değiştirmediğini, iptal kararından sonra değer kaybının yeni Genel Şartlar'a göre hesaplanmasının mümkün olmadığını kabul etmiştir (İzmir BAM 11. HD, E. 2024/100, K. 2026/970, 05.06.2026). Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti uygulaması da aynı yöndedir; Heyet, Genel Şartlar ve ekindeki hesaplama yöntemlerinin dayanak maddesinin iptal edildiğini, bu yöntemlerin doğrudan hesaplamaya esas alınamayacağını belirtmektedir (STK İtiraz Hakem Heyeti, 2026/İHK-22659, 17.03.2026).</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin güncel içtihadı bu çerçeveyi somutlaştırmaktadır: Değer kaybı hesabında aracın markası, modeli, yaşı, kilometresi, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği ile birlikte "boyanmış olan yerler ve hasarlı bölgelerin özelliği" dikkate alınmalı; kaza öncesi ikinci el rayiç değeri ile onarım sonrası rayiç değer arasındaki fark bulunmalıdır. Daire, kasko bedelinin belirli bir yüzdesi gibi oranlamaya dayanan hesapları bu nedenle denetime elverişsiz saymaktadır (Yargıtay 4. HD, E. 2024/3822, K. 2024/10404, 05.11.2024).</p>

<p>Bu noktada altı çizilmesi gereken husus şudur: Yargıtay'ın ölçütünde "boyanmış yerler ve hasarlı bölgeler", değer kaybını dışlayan bir unsur olarak değil, aracın kaza öncesi rayicini belirleyen ve dolayısıyla farkın büyüklüğünü etkileyen bir unsur olarak yer almaktadır. Önceki hasar, hesabın girdisi olduğu hâlde sonucu değildir.</p>

<p><strong>II. ÖNCEKİ HASARIN HESAPTAKİ YERİ: "GİRDİ" Mİ, "SONUÇ" MU?</strong></p>

<p>Serbest piyasa farkı ilkesi tutarlı biçimde uygulandığında önceki hasarın hesaba etkisi kendiliğinden ortaya çıkar. Kaza öncesinde TRAMER kaydı bulunan ya da bir parçası boyalı olan aracın kaza öncesi ikinci el rayici, aynı marka-model-yıl-kilometredeki hasarsız araca göre zaten düşüktür. Bilirkişi bu düşük rayici belirledikten sonra, yeni kazanın ve onarımının bu rayici daha da düşürüp düşürmediğini sorar. Sonuç, önceki hasarın niteliğine göre değişir: Önceki hasar hafif ve başka bölgede ise yeni kaza büyük ölçüde "ilk ciddi hasar" etkisi yaratır; önceki hasar aynı bölgede ve benzer ağırlıkta ise ikinci onarımın alıcı algısına ek etkisi sınırlı kalır; önceki hasar aracı zaten en alt fiyat bandına çekmişse (ağır hasar kaydı gibi) ek düşüş ölçülemeyecek kadar küçük olabilir. Bu üç ihtimal de aynı yöntemin farklı girdilere verdiği farklı sonuçlardır; hiçbiri hesabı yapmadan varılabilecek sonuçlar değildir.</p>

<p>Genel Şartlar ekindeki yöntem ise bu mantığı tersine çevirmekteydi. Parça bazlı hesap, daha önce hasar görüp işlem görmüş parçaları hesabın dışında bıraktığından, aynı parçadan ikinci hasarda sonuç tanım gereği sıfıra yaklaşmaktaydı. Uygulamada sigorta şirketlerinin "mükerrer hasar nedeniyle değer kaybı oluşmaz" savunmasının kaynağı da budur: Savunma, Anayasa Mahkemesi'nce dayanağı ortadan kaldırılan bir hesap yönteminin sonucunu, yöntemin kendisinden bağımsız bir hukuk kuralı gibi sunmaktadır.</p>

<p><strong>III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ UYGULAMASINDA İKİ ÇİZGİ</strong></p>

<p><strong><i>1. "Hesaplanır" çizgisi: Önceki hasar incelenmeden değer kaybı ne kabul ne de reddedilebilir</i></strong></p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin 2025 ve 2026 tarihli kararları bu çizginin en açık örnekleridir. Daire, aracın kaza tarihinden önce karıştığı kazalar varsa bu kazalar sonucu oluşan hasarların hem aracın kaza tarihindeki değerine etkisinin hem de "söz konusu kaza kayıtları olan araçta meydana gelen kaza neticesinde değer kaybı meydana gelip gelmeyeceği, gelecek ise ne miktarda geleceğinin" denetime elverişli bir raporla belirlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. Bilirkişinin "dosya muhtevasına göre aracın kaza öncesine ait herhangi bir hasar kaydı bulunmamaktadır" demekle yetindiği, TRAMER kayıtları ve önceki hasar dosyaları getirtilmeden değer kaybına hükmedilen bir dosyada karar bu gerekçeyle kaldırılmıştır (Ankara BAM 35. HD, E. 2024/1376, K. 2025/1547, 04.12.2025).</p>

<p>Aynı Daire, arka kısmı yedi ay önce hasar görmüş bir araçta, önceki hasarın niteliği ve etkisi incelenmeksizin verilen değer kaybı kararını da aynı ilkeyle kaldırmıştır (Ankara BAM 35. HD, E. 2025/17, K. 2026/132, 29.01.2026). Bu kararın önemi, "aynı bölgeden ikinci hasar" olgusunun mahkemece peşin bir ret sebebi olarak değil, bilirkişinin cevaplaması gereken bir soru olarak ele alınmasındadır: Değer kaybı doğmuş mudur, doğmuşsa ne kadardır?</p>

<p>Bu çizgide önceki hasar, davacının talebini düşüren ya da tamamen ortadan kaldıran bir olgu olabilir; ancak bu sonuç ancak somut bir hesapla ulaşılabilecek bir sonuçtur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin, kaza öncesinde ciddi bir kaza geçirmiş araçta bilirkişinin "önceki hasarlar dikkate alındığında değer kaybı oluşmaz" yönündeki gerekçeli tespitine dayanarak verilen ret kararını onaması bu bakımdan çizgiyle çelişmez; aksine hesabın yapılıp sıfır sonucuna ulaşılmasının meşru bir ihtimal olduğunu gösterir (Ankara BAM 26. HD, E. 2024/526, K. 2025/1638, 18.12.2025).</p>

<p><strong><i>2. "Aynı bölge → değer kaybı yok" çizgisi: Bir per se kuralın doğuşu</i></strong></p>

<p>Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 06.07.2026 tarihli kararı ise başka bir yaklaşımı temsil eder. Daire, Yargıtay'ın kapatılan 17. Hukuk Dairesi'nin 22.03.2018 tarihli bir kararına atıfla, "araçta kaza sonucu değer kaybı oluşmadığının belirlenmesinde, aracın söz konusu kaza öncesinde karıştığı trafik kazaları nedeniyle yine aynı bölgeden hasar görmüş olması koşulunun arandığını" belirtmiş; önceki hasarın da ön bölgeden olduğu ve benzer onarım-boya işlemi yapıldığı bir dosyada, "iki hasar sonrası yapılan tamir işlemlerinin aynı mahiyette kabul edilebilmesi için bire bir aynı parçalar ve aynı tamir işlemine ilişkin olması zorunlu olmayıp aynı bölgeden ve benzer şekilde bir hasar oluşması ve tamir işlemi yapılmasının yeterli olduğu" gerekçesiyle değer kaybı talebinin reddini onamıştır. Kararın en dikkat çekici cümlesi, "aracın aynı bölgeden ikinci kez hasar almasının aracın satışı sırasında değerine etki etmeyeceği" tespitidir (Antalya BAM 13. HD, E. 2024/1685, K. 2026/1029, 06.07.2026).</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi de, dokuz önceki hasar kaydı bulunan ve dava konusu kazada hasarlanan motor kaputu, sol ön çamurluk ve ön panelin önceki kazalarda da hasarlanıp değiştiği tespit edilen bir araçta, "değer kaybına etki edecek derecede zarar gören parçaların dava konusu kazadan önceki kazalarda da hasar görüp değiştiği, bu nedenle artık değer kaybı zararı oluştuğunun kabul edilemeyeceği" gerekçesiyle ret kararını onamıştır (Ankara BAM 35. HD, E. 2024/965, K. 2025/1413, 13.11.2025). Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti'nin yukarıda anılan kararında da, önceki hasarlar değerlendirilerek yapılan 40.000 TL'lik değer kaybı hesabı onanmakla birlikte, gerekçede "geçmişte aynı bölgeden aynı mahiyette hasara uğrayan araçta değer kaybı oluşmayacaktır" biçiminde genel bir cümleye yer verilmiştir.</p>

<p>Bu kararların ortak özelliği, önceki hasarla yeni hasar arasındaki bölgesel örtüşmeyi, piyasa etkisini ölçmeye gerek bırakmayan bir sonuç kuralı olarak ele almalarıdır. Antalya kararı bunu açıkça bir "koşul" olarak formüle etmekte; üstelik örtüşmenin parça bazında değil bölge ve işlem benzerliği bazında aranmasıyla kuralın uygulama alanını genişletmektedir.</p>

<p><strong><i>3. Ara bir yaklaşım: Yaş, kayıt sayısı ve ispat yükü</i></strong></p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 08.05.2026 tarihli kararı, iki çizgi arasında üçüncü bir yol açmaktadır. Daire, değer kaybının "araç gereği gibi onarılsa dahi meydana gelen kazanın kişilerin araç alım satımındaki tercihlerine etkisi çerçevesinde" belirleneceğini; kazanın aracın mevcut durumu itibarıyla alım-satım tercihlerine etkisinin olmayacağı ya da sınırlı olacağı hâllerde değer kaybından söz edilemeyeceğini ve bu ihtimalde davacının, kazanın aracında değer kaybı doğurduğunu somut delillerle kanıtlamakla yükümlü olduğunu kabul etmiştir. On yedi yaşında ve sekiz önceki kaza kaydı bulunan bir araçta dokuzuncu kazanın alım-satım tercihlerine etkisinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle değer kaybı talebi reddedilmiştir (Ankara BAM 26. HD, E. 2024/1419, K. 2026/858, 08.05.2026).</p>

<p>Bu karar, sonucu bölgesel örtüşmeye değil piyasa etkisine bağlaması bakımından ilk çizgiye yakındır; ancak belirli bir eşik aşıldığında ispat yükünü fiilen davacıya yüklemesiyle ondan ayrılır.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME: PER SE KURALIN ELEŞTİRİSİ</strong></p>

<p>"Aynı bölgeden önceki hasar bulunan araçta değer kaybı oluşmaz" kuralı, dört yönden eleştiriye açıktır.</p>

<p>Birincisi, kural gerçek zarar ilkesiyle bağdaşmaz. Değer kaybının ölçüsü aracın piyasa değerindeki fark ise, bu farkın bulunup bulunmadığı ancak piyasaya bakılarak anlaşılabilir. Aynı bölgeden ikinci hasarın satış değerine "etki etmeyeceği" yönündeki tespit, ampirik bir önermedir ve dosyadan dosyaya değişebilir. İkinci el piyasasında alıcının gördüğü şey "aynı bölge" değil, TRAMER dökümündeki iki ayrı hasar kaydı, iki ayrı onarım tarihi ve toplam hasar tutarıdır. İki kayıtlı aracın tek kayıtlı araca göre daha düşük değerlendirileceği, en azından çürütülmesi gereken bir başlangıç varsayımıdır.</p>

<p>İkincisi, kural Anayasa Mahkemesi'nce dayanağı ortadan kaldırılan parça bazlı hesap mantığının içtihat yoluyla yeniden kurulması anlamına gelir. Genel Şartlar ekindeki yöntemin uygulanamayacağı konusunda bölge adliye mahkemeleri ve Sigorta Tahkim Komisyonu görüş birliği içindedir; ancak aynı yöntemin "daha önce işlem görmüş parça hesaba katılmaz" sonucunun, bu kez "aynı bölgeden hasar görmüş araçta değer kaybı oluşmaz" biçiminde yaşatılması, iptal kararlarının etkisini dolaylı yoldan sınırlamaktadır. Kaldı ki 7327 sayılı Kanun'la 90. maddeye eklenen ve "hasara uğrayan parçaları" ölçütünü kanunlaştırmaya çalışan cümle de iptal edilmiştir.</p>

<p>Üçüncüsü, "aynı bölge" kavramı belirsizdir ve kararlar arasında farklı tanımlanmaktadır. Ankara 35. Hukuk Dairesi'nin 2025/1413 sayılı kararında ret gerekçesi, değer kaybına etki edecek parçaların önceki kazalarda "hasar görüp değiştiği" tespitine dayanmaktadır; yani örtüşme parça ve işlem düzeyinde aranmıştır. Antalya 13. Hukuk Dairesi ise bire bir aynı parça ve aynı işlemi zorunlu görmemiş, bölge ve benzerlikle yetinmiştir. Bir aracın "ön bölgesi" tampon, kaput, çamurluklar, ön panel, farlar ve şase uçlarını kapsar; önceki kazada tamponu boyanmış bir aracın yeni kazada kaputu ve ön paneli değişmişse iki hasar "aynı bölgeden" sayılacak mıdır? Bu belirsizlik, kuralın uygulanmasını bilirkişinin nitelendirme tercihine bırakmakta ve öngörülebilirliği azaltmaktadır.</p>

<p>Dördüncüsü, kural ispat yükü dağılımını bozmaktadır. Değer kaybının varlığını ve miktarını ispat yükü kural olarak zarar görene aittir (TMK m. 6, HMK m. 190); ancak "araç zaten hasarlıydı, yeni kazanın değere etkisi yoktur" savunması, zararın doğmadığına ilişkin bir itiraz olmayıp zararın sebebine ve miktarına ilişkin bir indirim savunmasıdır. Bu savunmanın olgusal temelini (önceki hasarın niteliği, ağırlığı, hangi parçaların hangi işlemle onarıldığı) ortaya koymak, önceki hasar dosyasına ulaşma imkânı da bulunan sigortacıya düşer. Per se kural, sigortacıyı bu külfetten kurtararak TRAMER'deki bir kayıt satırını ret için yeterli hâle getirmektedir.</p>

<p>Öte yandan "hesaplanır" çizgisinin de bir sınırı olmalıdır. Ağır hasar kaydı bulunan ya da kısa aralıklarla çok sayıda kaza geçirmiş araçlarda her yeni kazanın ölçülebilir bir ek değer kaybı doğurduğunu varsaymak da gerçekçi değildir. Ankara 26. Hukuk Dairesi'nin 2026/858 sayılı kararındaki "alım-satım tercihlerine etki" ölçütü bu bakımdan doğru soruyu sormaktadır; eleştiriye açık olan yön, bu ölçütün belirli bir yaş ve kayıt sayısı eşiğinde ispat yükünü kendiliğinden davacıya kaydırmasıdır.</p>

<p><strong>V. ÖNERİLEN DEĞERLENDİRME ÖLÇÜTÜ</strong></p>

<p>Yukarıdaki içtihat birlikte okunduğunda, önceki hasarın değer kaybı hesabında üç aşamalı bir sorgulamayla konumlandırılması hem gerçek zarar ilkesine hem de hesap disiplinine uygun düşer.</p>

<p>Birinci aşamada önceki hasar somutlaştırılmalıdır. TRAMER dökümü tek başına yeterli değildir; önceki hasarın tarihi, tutarı, hangi parçaların onarılıp hangilerinin değiştiği, boya kalınlık ölçümleri ve o hasara ilişkin eksper raporu dosyaya getirtilmelidir. Ankara 35. Hukuk Dairesi'nin 2025/1547 sayılı kararında önceki hasar dosyaları celbedilmeden verilen kararın kaldırılması bu aşamanın zorunluluğunu göstermektedir. Aynı gereklilik davacı için de geçerlidir: Önceki hasarı gizlemek yerine belgeleyerek sunmak, hem bilirkişinin hesabını hem de raporun denetime elverişliliğini güçlendirir.</p>

<p>İkinci aşamada örtüşmenin derecesi belirlenmelidir. Bu belirleme bölge etiketiyle değil, işlem düzeyinde yapılmalıdır: Önceki hasarda boyanan parça yeni kazada değişmişse, önceki hasarda onarılan parça yeni kazada şase ya da taşıyıcı elemanlara kadar uzanan bir hasara konu olmuşsa, iki hasarın "aynı mahiyette" olduğu söylenemez. Örtüşme ancak aynı parçaların aynı düzeyde işlem gördüğü hâllerde tamdır; bunun dışındaki hâllerde kısmi örtüşme, değer kaybını ortadan kaldırmaz, miktarını etkiler.</p>

<p>Üçüncü aşamada piyasa etkisi ölçülmelidir. Bilirkişi, kaza öncesi rayici önceki hasarı da yansıtacak biçimde belirledikten sonra, iki hasar kayıtlı onarılmış aracın emsal ilanlar ve piyasa araştırmasıyla ulaşılan rayicini bulmalı ve farkı hesaplamalıdır. Sonuç sıfır çıkabilir; ancak bu sonuç, Ankara 26. Hukuk Dairesi'nin 2025/1638 sayılı kararında olduğu gibi, gerekçeli bir hesabın ürünü olmalıdır. "Aynı bölgeden hasar aldığı anlaşıldığından değer kaybı oluşmamıştır" cümlesi, hesap yerine geçen bir sonuç olarak HMK m. 279/2'nin aradığı gerekçeli ve denetime elverişli rapor niteliğini taşımaz.</p>

<p>Bu ölçüt, ispat yükü dağılımını da netleştirir: Zarar gören, aracın kaza öncesi ve sonrası rayiçlerini ve aradaki farkı ispatla yükümlüdür; önceki hasarın bu farkı ortadan kaldırdığı savunması ise olgusal temeliyle birlikte sigortacı tarafından ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Önceden hasarlı ya da boyalı araçta değer kaybı sorunu, Anayasa Mahkemesi'nin 2020 ve 2022 tarihli iptal kararlarıyla normatif düzeyde çözülmüş görünmektedir: Değer kaybı, Genel Şartlar ekindeki parça bazlı yöntemle değil, Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiil hükümleri ve gerçek zarar ilkesi çerçevesinde, aracın piyasa değerindeki fark üzerinden hesaplanır. Bu yöntemde önceki hasar, hesabın bir girdisidir; kaza öncesi rayici düşürür ve dolayısıyla farkın büyüklüğünü etkiler, ancak farkın bulunup bulunmadığını hesaptan önce belirlemez.</p>

<p>Buna karşılık bölge adliye mahkemesi uygulamasında, "aynı bölgeden önceki hasar bulunan araçta değer kaybı oluşmaz" biçiminde, parça bazlı yaklaşımın izlerini taşıyan bir per se kural varlığını sürdürmektedir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2026 tarihli kararı bu kuralı bir "koşul" olarak formüle etmiş ve örtüşmeyi bölge düzeyinde arayarak uygulama alanını genişletmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin 2025-2026 tarihli kararları ise önceki hasarın ancak somut bir hesapla değerlendirilebileceğini, değer kaybının doğup doğmadığının ve miktarının bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerektiğini kabul ederek gerçek zarar ilkesine daha uygun bir çizgi izlemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanaatimizce ikinci çizgi tercih edilmelidir. Önceki hasarın belgelendiği, örtüşmenin işlem düzeyinde belirlendiği ve piyasa etkisinin emsal araştırmasıyla ölçüldüğü üç aşamalı bir değerlendirme, hem sigortacının haklı itirazlarına (ağır hasarlı ya da çok sayıda kayıtlı araçlarda ölçülemeyen ek zarar) hem de zarar görenin gerçek zararına cevap verir. Per se kural ise, iptal edilen bir hesap yönteminin sonucunu içtihat yoluyla yaşatmakta ve TRAMER'deki bir kayıt satırını hesap yerine geçirmektedir. İçtihat farklılığının Yargıtay 4. Hukuk Dairesi önüne taşınması hâlinde, Dairenin "boyanmış yerler ve hasarlı bölgelerin özelliği dikkate alınarak" fark hesabı yapılması yönündeki yerleşik ölçütünün, önceki hasarı bir ret sebebi değil bir hesap girdisi olarak konumlandırdığı gözetilmelidir.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinin-belirlenmesinde-yurutmeye-yetki-veren-bazi-kurallarin-iptali" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E. 2019/40, K. 2020/40, 17.07.2020 (RG 20.10.2020, S. 31280).</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/deger-kaybi-destekten-yoksun-kalma-ve-surekli-sakatlik-tazminatlarinin-belirlenme-esaslarini-duzenleyen-kurallarin-iptali" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E. 2021/82, K. 2022/167, 29.12.2022 (RG 14.02.2023, S. 32104).</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/3822, K. 2024/10404, 05.11.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, E. 2022/710, K. 2023/416, 22.03.2023.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, E. 2024/965, K. 2025/1413, 13.11.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, E. 2024/1376, K. 2025/1547, 04.12.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, E. 2025/17, K. 2026/132, 29.01.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, E. 2024/526, K. 2025/1638, 18.12.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, E. 2024/1419, K. 2026/858, 08.05.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2024/1685, K. 2026/1029, 06.07.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/100, K. 2026/970, 05.06.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti, 2026/İHK-22659, 17.03.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 90 (6704 ve 7327 sayılı Kanunlarla değişik hâli); 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 49-52; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190, 279; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 6.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları (RG 14.05.2015; 04.12.2021 değişikliği) ve Ek-1.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/onceden-hasarli-ya-da-boyali-aracta-deger-kaybi-ayni-bolgeden-ikinci-hasar-savunmasinin-sinirlari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/kaza-trafik-arac-1.jpg" type="image/jpeg" length="29364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-geleneksel-ve-tamamlayici-tip-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-geleneksel-ve-tamamlayici-tip-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 19 Eylül 2026 Tarihli ve 33375 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Merkez: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>b) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>c) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ç) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>d) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını analitik olarak değerlendirmek.</p>

<p>b) Geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında araştırmacıların yetiştirilmesini desteklemek.</p>

<p>c) Tıp eğitimi esnasında öğrencilere geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını tanıtmak.</p>

<p>ç) Geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında eğitimler düzenlemek.</p>

<p>d) Merkezde gerçekleştirilecek araştırmalar sonunda Türkiye’de bulunan endemik tıbbi bitki türlerinin ekonomik ürünlere dönüştürülmesi için çalışmalar yapmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Sağlık Bakanlığı tarafından kabul edilmiş olan geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını bilimsel yöntemlerle araştırmak, uygulamak ve öğretmek.</p>

<p>b) Dünyada kabul gören geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını araştırarak uygulanabilirliğini tespit etmek.</p>

<p>c) Geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinin sadece bu alanda yetkilendirilmiş hekimler tarafından uygulanmasını temin etmek için eğitimler düzenlemek.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili diğer araştırma merkezleri ve laboratuvarlarla iş birliği içinde araştırmalar yapmak.</p>

<p>d) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel araştırma projeleri hazırlamak.</p>

<p>e) Merkezin amaçlarına yönelik gerçekleştirilen yurt içi ve yurt dışındaki bilimsel çalışma ve projeleri desteklemek, ulusal ve uluslararası kongre, konferans, sempozyum, seminer, panel, kurs ve benzeri etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>f) Merkezin amaçlarına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından en çok iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zaman yardımcılarından birini vekil olarak bırakır.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkez tarafından desteklenen araştırma projelerinin işleyişini izlemek ve denetlemek.</p>

<p>c) Merkez çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin kısa, orta ve uzun vadeli amaç ve politikalarını, araştırmalar ile ilgili plan ve programlarını hazırlamak ve Yönetim Kurulunun onayına sunmak.</p>

<p>d) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantıların gündemini hazırlamak, toplantılara başkanlık etmek ve toplantılarda alınan kararları uygulamak.</p>

<p>e) Her faaliyet dönemi sonunda Merkezin yıllık çalışma raporunu, bir sonraki yıla ait çalışma programını ve bütçe önerisini hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>f) Merkezin finans kaynaklarının geliştirilmesi ve bunların en uygun biçimde kullanımını sağlamak amacıyla girişimlerde bulunmak.</p>

<p>g) Merkezin amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik Merkeze bağlı çalışma gruplarının oluşturulması için Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.</p>

<p>ğ) Merkez faaliyetlerini yürütmek üzere gerekli her türlü akademik, idari, teknik ve diğer personel ihtiyacını tespit etmek, görevlendirilmeleri için Rektöre teklifte bulunmak.</p>

<p>h) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Rektör tarafından görevlendirilen iki üye ile birlikte toplam en fazla beş üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üyeler yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine iki ayda bir üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Müdür gerekli gördüğü durumlarda Yönetim Kurulunu toplantıya çağırabilir. Oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır. Yönetim Kurulu toplantılarına oy hakkı olmamak şartıyla birim sorumluları davet edilebilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmaları ve yönetimi ile ilgili kararları almak.</p>

<p>b) Merkez bünyesinde oluşturulacak çalışma gruplarının kuruluş ve çalışma ilkeleri ile ilgili usul ve esasları belirlemek.</p>

<p>c) Merkez bünyesinde oluşturulan çalışma grupları arasındaki koordinasyonu ve denetimi sağlamak.</p>

<p>ç) Sunulan projelerin Merkezin amaçlarına uygun olup olmadığına karar vermek ve uygun projeler için çalışma ortamı hazırlamak.</p>

<p>d) Merkezin amaçlarına yönelik yurt içi ve yurt dışı bilimsel iş birliği önerilerini karara bağlamak.</p>

<p>e) Müdürün getireceği diğer konuları görüşüp karara bağlamak.</p>

<p>f) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Merkezin amaçlarının gerçekleştirilebilmesi için Müdürün önerisi üzerine Yönetim Kurulunun kararı ile Rektör tarafından çalışma grupları oluşturulabilir.</p>

<p>(2) Çalışma gruplarında görev alacak personel, çalışma gruplarının görevleri ile çalışma usul ve esasları Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) 27/3/2014 tarihli ve 28954 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adnan Menderes Üniversitesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-geleneksel-ve-tamamlayici-tip-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="82166"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: 'Çalışan hakim ve savcıyla, çalışmayan hakim ve savcıyı birbirinden ayıracağız']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-calisan-hakim-ve-savciyla-calismayan-hakim-ve-savciyi-birbirinden-ayiracagiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-calisan-hakim-ve-savciyla-calismayan-hakim-ve-savciyi-birbirinden-ayiracagiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, atama terfi döneminde özellikle gecikmeye sebebiyet veren, vermiş olduğu kararlar başarısız olan, istikrarsız olan, mesaiye riayet etmeyen hakim ve savcıların eksi puan olacaklarını ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>13. Yargı Paketi’nin ekim ayında çıkarılmasının planlandığını belirten Adalet Bakanı Akın Gürlek, yeni pakette özellikle yargılamaların hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler üzerinde çalışıldığını vurgulayarak, “Sizlerden gelen öneriler mutlaka Ankara'da bizim mevzuat ekibimizle birlikte kanun paketine işleniyor. 13. Yargı Paketinde de yargının hızlanması adına mutlaka bu konuda çalışmalar yapacağız.” dedi.</p>

<p>Yargıda atama ve terfi sisteminde gidilen değişikliği hatırlatan Bakan Gürlek, “Bu bizim için önemli bir sistem. Bu neden önemli? Biz öncelikli olarak meslektaşlarımızın makul süre içerisinde, hedef süre içerisinde dosyaların karara bağlanmasını çok önemsiyoruz” dedi.</p>

<p>Dosyalarda adaletli karar vermenin önemli olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, “Hızlı karar vermek demek sadece hızlı bir şekilde dosyayı bitirmek değil, aynı zamanda da adaletli karar vermek gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p>Adana Adliyesini ziyaret eden Bakan Gürlek, il ziyaretlerinde yaptıkları meslektaş buluşmalarına çok önem verdiklerini ifade etti.</p>

<p>Bu ziyaretler sayesinde hakim ve savcıların sorunlarını gözlemleyebildiklerini ifade eden Bakan Gürlek, bu konuları not alıp çözüm aradıklarını belirtti.</p>

<p><strong>“13. YARGI PAKETİNDE DE YARGININ HIZLANMASI KONUSUNDA ÇALIŞMALAR YAPACAĞIZ”</strong></p>

<p><a name="_Hlk240637989">13. Yargı Paketi’nin ekim ayında çıkarılmasının planlandığını belirten Bakan Gürlek, yeni pakette özellikle yargılamaların hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler üzerinde çalışıldığını vurgulayarak, “Sizlerden gelen öneriler mutlaka Ankara'da bizim mevzuat ekibimizle birlikte kanun paketine işleniyor. 13. Yargı Paketinde de yargının hızlanması adına mutlaka bu konuda çalışmalar yapacağız.” dedi. </a></p>

<p><strong>YENİ ATAMA VE TERFİ SİSTEMİ</strong></p>

<p>Yargıda atama ve terfi sisteminin de gidilen değişikliği hatırlatan Bakan Gürlek, “Yeni bir sisteme geçtik. Artık doğu batı ayrımı yok. Artık tamamen yargının etkinliği ve verimliliğine göre meslektaşlarımız tercihlerini yapacak. Atamalarında öncelikli olarak puanlama sistemine geçildi. Bu bizim için önemli bir sistem. Bu neden önemli? Biz öncelikli olarak meslektaşlarımızın makul süre içerisinde, hedef süre içerisinde dosyalarda karar bağlanmasına çok önemsiyoruz” dedi.</p>

<p><strong>“HIZLI DEĞİL ADALETLİ KARAR VERİN”</strong></p>

<p>Dosyalarda adaletli karar vermenin önemli olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, “Hızlı karar vermek demek sadece hızlı bir şekilde dosyayı bitirmek değil, aynı zamanda da adaletli karar vermek gerekiyor. Yani vermiş olduğunuz kararların istinaftan ya da Yargıtay’dan onanması da size artı puan olarak gelecek. Bunlara özellikle çok dikkat ediyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>BAKAN GÜRLEK’TEN HEDEF SÜRE VURGUSU</strong></p>

<p>Yeni dönemde meslektaşların hedef süre içerisinde karar vermesini istediklerini belirten Bakan Gürlek, “Şu an biliyorsunuz 27 bin 500 kişilik bir teşkilatız. Bu teşkilatta bunlar çok küçük bir oran ama biz bu oranın sanki Türkiye'nin tamamına yansımış gibi bir algı yürütülmesinden olumsuz etkileniyoruz. Bu yüzden biz kesinlikle artık yeni dönemde meslektaşlarımızın hedef süre içerisinde karar vermesini istiyoruz. Verdiği kararların isabetli olmasını istiyoruz. Bu konuda özellikle terfide de, mesleki başarıda da, ünvanlı görevlerde de artık bu puan sistemine göre tamamen ünvanlı görevlere geçeceğiz” dedi.</p>

<p><strong>HIZLI YARGI İÇİN 135 ALO ADALET DEVREDE</strong></p>

<p>Vatandaşların adalet hizmetlerine ilişkin taleplerine daha hızlı muhatap bulabilmesi amacıyla 135 Alo Adalet sistemini hayata geçirdiklerini anlatan Bakan Gürlek, vatandaşların özellikle dosyalarının gecikme nedenleri konusunda doğrudan bilgi alabilmelerinin amaçlandığını kaydetti.</p>

<p><strong>“ÇALIŞAN VE ÇALIŞMAYAN HAKİM-SAVCIYI BİR BİRİNDEN AYIRACAĞIZ”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, atama terfi döneminde özellikle gecikmeye sebebiyet veren, vermiş olduğu kararlar başarısız olan, istikrarsız olan, mesaiye riayet etmeyen hakim ve savcıların eksi puan olacaklarını ifade etti.</p>

<p>Atama ve terfilerde buna riayet edeceklerini belirten Bakan Gürlek, “Çünkü biz çalışan hakim ve savcıyla çalışmayan hakim ve savcı meslektaşlarımızın birbirinden ayrılması istiyoruz. Özellikle hepiniz özverili çalışıyorsunuz. Ben ailenizden, çoluğunuzdan çocuğunuzdan vakit ayırarak mesaiye riayet ettiğinizde evinize dosya götürdüğünüzü, büyük fedakarlık yaptığınızı biliyorum bu konuda meslektaşlarımızın büyük çoğunluğu bu şekilde ama maalesef dosyaya çalışmayan, hedef süreye uymayan mesleğin gerektirdiği adaba, vakara, aykırı davranışta bulunan meslektaşlarımız da var” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“BİZ BÜYÜK BİR AİLEYİZ”</strong></p>

<p>Yargı mensuplarının görüş ve taleplerini dinleyen Adalet Bakanı Gürlek, çalışma şartlarının iyileştirilmesine büyük önem verdiklerini kaydetti. Adana’daki lojman ihtiyacının giderilmesi için çalışma başlatıldığını belirten Bakan Gürlek, ihtiyaç doğrultusunda 60 lojmanın alınması konusunda talimat verdiklerini belirterek, lojman sorununun kısa sürede çözülmesini hedeflediklerini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargı mensuplarından dosyaların sonuçlandırılmasında hedef sürelere hassasiyet göstermelerini isteyen Bakan Gürlek, “Sonuçta biz büyük bir aileyiz. Sizler de bu ailenin bir ferdisiniz. Hepiniz özverili çalışıyorsunuz. Fedakarlık gösteriyorsunuz.” diyerek hakim ve savcılara çalışmalarından dolayı teşekkür etti.</p>

<p><strong>ADANA’YA YENİ HAKİMEVİ</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, Adana’daki hakim ve savcıların sosyal imkanlarını geliştirmek amacıyla yeni bir Hakimevi projesinin de başlatılacağını açıkladı. Projenin mesleğin onuruna yakışır nitelikte olacağını belirten Bakan Gürlek, hakim ve savcıların yanı sıra diğer kamu görevlilerinin de tesisten yararlanabilmesinin hedeflendiğini söyledi. Bakan Gürlek, bu buluşmaların temel amacının sahadaki sorunları yerinde dinlemek ve çözüm üretmek olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:</p>

<p>“Burada çok güzel, sizlere yakışır, mesleğin onuruna yakışır bir hakimevi projesini başlatıyoruz. Sosyal anlamda hakimlerimiz, savcılarımız, diğer kamu kurumu mensupları gibi inşallah oradan da yararlanabilecek.”</p>

<p>Programa, Adalet Bakan Yardımcıları Sedat Ayyıldız, Abdullah Aydoğdu, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Adalet Komisyonu Başkanı Savaş Tek ve yargı mensupları katıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-calisan-hakim-ve-savciyla-calismayan-hakim-ve-savciyi-birbirinden-ayiracagiz</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 21:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/18092026-adana-adliye-bannerjpg18-09-20265-44-pm.jpeg" type="image/jpeg" length="50755"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul BAM’da kritik görev değişiklikleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bamda-kritik-gorev-degisiklikleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bamda-kritik-gorev-degisiklikleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde görev yapan çok sayıda hâkim ve daire başkanının görev ve yetkilerini yeniden belirledi. 17 Eylül 2026 tarihli kararla bazı hâkimler farklı hukuk ve ceza dairelerinde görevlendirilirken, 8 hâkimin yeniden inceleme talebi ise iş ve kadro durumu dikkate alınarak reddedildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne (BAM) ilişkin 17 Eylül 2026 tarihli ve 1785 sayılı kararını yayımladı. Kararla İstanbul BAM bünyesinde görev yapan hâkim ve daire başkanlarının mevcut yetkileri yeniden düzenlendi.</p>

<p>HSK, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde 25 hâkim ve daire başkanının görev ve yetkilerini yeniden düzenledi. Sekiz hâkimin yeniden inceleme talebi ise reddedildi.</p>

<p><strong>İŞTE O LİSTE:</strong></p>

<p><strong>GÖREV VE YETKİ DEĞİŞİKLİĞİ</strong></p>

<p>1-) 3. Ceza Dairesi Üyesi Mehmet Asmaoğlu, 41. Ceza Dairesi Üyeliğine</p>

<p>2-) 19. Ceza Dairesi Üyesi Eda Bulut, 3. Ceza Dairesi Üyeliğine</p>

<p>3-) 21. Ceza Dairesi Üyesi Esmehan Akdemir, 22. Ceza Dairesi Üyeliğine</p>

<p>4-) 22. Ceza Dairesi Üyesi Dilek Öz Eyüpoğlu, Genel yetkiye</p>

<p>5-) 24. Ceza Dairesi Başkanı Muhammed Zafer Terzi, 24. Ceza Dairesi Başkanlığına ilaveten Yüksek İhtisas yetkisine</p>

<p>6-) 33. Hukuk Dairesi Üyesi Emin Cevahiroğlu, 42. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>7-) 6. Hukuk Dairesi Üyesi Veysel Bülbül, 11. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>8- 15. Hukuk Dairesi Üyesi Dr. Abdullah Ok, 14. Hukuk Dairesi 2. Heyet Başkanlığına</p>

<p>9-) 17. Hukuk Dairesi Üyesi Ebubekir Uslu, 69. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>10-) 18. Hukuk Dairesi Üyesi Neslihan Okudur, 66. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>11-) 27. Hukuk Dairesi Üyesi Süheyla Akkaş, 29. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>12-) 28. Hukuk Dairesi Üyesi Erdal Yıldırır, Genel yetkiye</p>

<p>13-) 29. Hukuk Dairesi Üyesi Cahide Bayramoğlu Bulur, 27. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>14-) 33. Hukuk Dairesi Üyesi Kezban Çetin, 34. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>15-) 34. Hukuk Dairesi Üyesi Recep Gürbüz, 60. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>16-) 39. Hukuk Dairesi Üyesi Aykut Güzeltunç, Genel yetkiye</p>

<p>17-) 53. Hukuk Dairesi Üyesi Mustafa Akın, 70. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>18-) 60. Hukuk Dairesi Üyesi Hüseyin Sert, 28. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>19-) 62. Hukuk Dairesi Üyesi Semanur Karahan, 65. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>20-) 68. Hukuk Dairesi Başkanı Göksal Kayapınar, 70. Hukuk Dairesi Başkanlığına</p>

<p>21-) 69. Hukuk Dairesi Başkanı Sevgi Yüce, 68. Hukuk Dairesi Başkanlığına</p>

<p>22-) 69. Hukuk Dairesi Üyesi Cüneyt Gökoğlu, 62. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>23-) 70. Hukuk Dairesi Başkanı Haydar Aydın, 28. Hukuk Dairesi Başkanlığına</p>

<p>24-) 70. Hukuk Dairesi Üyesi Süleyman Serhan Çınar, 53. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>25-) BAM Daire Başkanı Berrin Memiş, 69. Hukuk Dairesi Başkanlığına</p>

<p><strong>YENİDEN İNCELEME TALEPLERİ REDDEDİLENLER</strong></p>

<p>26-) 31. Hukuk Dairesi Üyesi Dr. Adnan Çavuş, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>27-) 40. Hukuk Dairesi Üyesi Merve Yılmaz, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>28-) 41. Hukuk Dairesi Başkanı Eray Utku, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>29-) 14. Hukuk Dairesi Üyesi Hatice Güneyli, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>30-) 14. Hukuk Dairesi Üyesi İpek Pakel, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>31-) 14. Hukuk Dairesi Üyesi Esra Pınar Çelik, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>32-) 70. Hukuk Dairesi Üyesi Gülseda Arslan Ege, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>33-) 70. Hukuk Dairesi Üyesi Ferit Tekin, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<h3><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/istanbul-b-a-m-karar-1785.pdf" rel="nofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 17.09.2026 Tarihli ve 1785 Sayılı Kararı</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bamda-kritik-gorev-degisiklikleri</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 21:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="15337"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA YARGILAMASINDA USUL BİR ŞEKİL MESELESİ DEĞİLDİR: SAVUNMA HAKKI, DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE SANIĞIN SON SÖZÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-usul-bir-sekil-meselesi-degildir-savunma-hakki-delillerin-tartisilmasi-ve-sanigin-son-sozu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-usul-bir-sekil-meselesi-degildir-savunma-hakki-delillerin-tartisilmasi-ve-sanigin-son-sozu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza yargılamasında mahkemenin temel amacı maddi gerçeğe ulaşmak ve hukuka uygun bir hüküm kurmaktır. Ancak kanaatimizce ceza muhakemesini diğer yargılama alanlarından ayıran en önemli hususlardan biri, doğru sonuca ulaşmanın tek başına yeterli kabul edilmemesidir.

Sonuç kadar, o sonuca hangi usu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasında mahkemenin temel amacı maddi gerçeğe ulaşmak ve hukuka uygun bir hüküm kurmaktır. Ancak kanaatimizce ceza muhakemesini diğer yargılama alanlarından ayıran en önemli hususlardan biri, doğru sonuca ulaşmanın tek başına yeterli kabul edilmemesidir.</p>

<p>Sonuç kadar, o sonuca hangi usulle ulaşıldığı da önemlidir. Çünkü ceza yargılamasında devlet, birey üzerindeki en ağır yetkilerini kullanmaktadır. Kişi tutuklanabilmekte, özgürlüğünden uzun yıllar mahrum bırakılabilmekte, malvarlığına müdahale edilebilmekte ve mahkûmiyetin sonuçlarını hayatının geri kalanında taşıyabilmektedir. Böylesine ağır sonuçlar doğuran bir yargılamada Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen usul hükümlerinin “şekli kurallar” olarak görülmesi mümkün değildir.</p>

<p>Kanaatimizce bu kuralların her biri, devletin cezalandırma yetkisinin karşısına konulmuş hukuki güvencelerdir.</p>

<p><a name="Xde9cf83d3a89650041b6449a40f6fedbbc16a4f"><strong>Adil Yargılanma Hakkı Sadece Bağımsız Bir Mahkeme Önünde Yargılanmak Değildir</strong></a></p>

<p>Adil yargılanma hakkının temel dayanakları Anayasa’nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesidir. Ancak adil yargılanma hakkını yalnızca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkı olarak anlamamak gerekir.</p>

<p>Silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, isnadı öğrenme, müdafi yardımından yararlanma, delilleri tartışabilme, savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma, gerekçeli karar ve kişinin mahkeme önünde kendisini etkili biçimde savunabilmesi bu hakkın birbirini tamamlayan unsurlarıdır.</p>

<p>Bu nedenle bir ceza yargılamasında sanığın duruşma salonunda fiziksel olarak bulunması, savunma hakkının kullanıldığı anlamına gelmez.</p>

<p>Sanık oradadır; fakat konuşmasına imkân verilmiyorsa, delillere ilişkin açıklamaları dinlenmiyorsa veya söylemek istediği hususlar mahkemece gereksiz görülerek daha baştan sınırlandırılıyorsa, savunma hakkının şeklen değil etkin olarak kullanılıp kullanılmadığı tartışılmalıdır.</p>

<p><a name="cmk-m.-216-ve-delillerin-tartışılması"><strong>CMK m. 216 ve Delillerin Tartışılması</strong></a></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 216. maddesi, delillerin ortaya konulmasından sonra sözün kimlere ve hangi sıra içerisinde verileceğini düzenlemektedir.</p>

<p>Bu düzenleme basit bir duruşma sırası değildir. Kanaatimizce CMK m. 216’nın temelinde, mahkeme hükmünü kurmadan önce iddia ve savunmanın dosyadaki deliller hakkındaki son değerlendirmelerini gerçekten dinleme yükümlülüğü bulunmaktadır.</p>

<p>Ceza yargılamasında sanığın savunması, yalnızca; “Beraatimi istiyorum.” Veya “Tahliyemi talep ediyorum.” cümlelerinden ibaret görülemez.</p>

<p>Sanık, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasına karşı açıklama yapabilir, dosyadaki bir delilin neden kendisi aleyhine değerlendirilemeyeceğini anlatabilir, bir tanık beyanındaki çelişkiye dikkat çekebilir, olayın mahkemece gözden kaçırıldığını düşündüğü bir yönünü açıklayabilir.</p>

<p>Hatta bazen bütün dosyanın değerlendirilmesini değiştirebilecek tek bir husus, sanığın o aşamada söyleyeceği birkaç cümlede ortaya çıkabilir. Bu ihtimal dahi savunmanın gerçekten dinlenmesini gerekli kılar.</p>

<p><a name="X5457fcb27cba5362cbc34cef47e7bb60e6d9b9e"><strong>Geçtiğimiz Günlerde Bir Ağır Ceza Mahkemesindeki Gözlemimiz</strong></a></p>

<p>Geçtiğimiz günlerde bir Ağır Ceza Mahkemesinde kendi duruşmamızı beklerken başka bir dosyanın karar duruşmasına tanık olduk.</p>

<p>Yargılanan iki sanık vardı.</p>

<p>Mahkeme başkanı, sanık müdafini dinledikten sonra esas hakkındaki savunmaları bağlamında ilk sanığa, “Beraatini ve tahliyeni istiyorsun, doğru mu?” şeklinde bir soru yöneltti. Sanık bir cevap vermeden diğer sanığa da aynı mahiyette sordu. Sanıkların cevabı gelmeden son söz aşamasına geçerek sanıklara ;” Son söz olarak beraatini ve tahliyeni istiyorsun, doğru mu?” şeklinde sordu. Sanıklardan yine bir cevap gelmedi.</p>

<p>Dikkatimizi çeken husus şuydu: Sanıkların esas hakkındaki savunmalarını kendi cümleleriyle ortaya koymalarına imkân verilmediği gibi, son söz aşamasında da söylemek istedikleri başka bir husus bulunup bulunmadığı gerçek anlamda sorulmadı.</p>

<p>Sanıklardan herhangi bir açıklama alınmadan duruşma sona erdirildi.</p>

<p>Mahkeme bir sanık hakkında 15 yıl, diğer sanık hakkında ise 12 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetti.</p>

<p>Elbette dosyanın esasına, delillerine ve verilen mahkûmiyet kararlarının maddi yönden doğru olup olmadığına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmıyoruz. Üzerinde durduğumuz konu tamamen başka: Bu kadar ağır bir mahkûmiyet kararı verilmeden hemen önce sanıkların söyleyecekleri gerçekten dinlenmiş midir? <a name="Xcb32f6e899f699e49686e2046adcb2cadc3dfd4">“Beraatini ve Tahliyeni İstiyorsun, Doğru mu?” esas hakkındaki savunma savunma yerine geçer mi?</a></p>

<p>Kanaatimizce bu sorunun üzerinde özellikle durulmalıdır. Sanığın ne söyleyeceğini mahkemenin önceden varsayması ile sanığın kendisini ifade etmesine imkân tanınması aynı şey değildir. “Beraatini istiyorsun, doğru mu?” şeklindeki bir soru, sanığın savunmasının sonucunu ifade edebilir. Fakat savunmanın içeriğini karşılamaz. Çünkü sanık yalnızca beraatini istemez; neden beraat etmesi gerektiğini de anlatabilir.</p>

<p>*Savcının mütalaasındaki bir değerlendirmeye cevap verebilir.</p>

<p>*Bir delile itiraz edebilir.</p>

<p>*Daha önce yeterince açıklayamadığı bir hususu açıklayabilir.</p>

<p>*Müdafinin savunmasına ekleme yapabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>*Mahkemenin olay hakkındaki değerlendirmesini değiştirebilecek bir ayrıntıyı ilk kez dile getirebilir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde savunma hakkının anlamı da tam olarak burada ortaya çıkar: Mahkemenin sanığın ne söyleyeceğini tahmin etmesi, sanığı dinlemenin yerine geçemez.</p>

<p><a name="son-söz-neden-sanığa-aittir"><strong>Son Söz Neden Sanığa Aittir?</strong></a></p>

<p>CMK m. 216/3’te hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verileceği açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu hüküm kanaatimizce ceza muhakemesinin en sade fakat en önemli güvencelerinden biridir.</p>

<p>“Son söz” bir formalite değildir.</p>

<p>Sanığın mahkeme hükmünü açıklamadan hemen önce, herhangi bir aracı olmaksızın doğrudan doğruya hüküm verecek hâkimlere hitap edebilmesidir.</p>

<p>Sanığın müdafii uzun ve ayrıntılı bir savunma yapmış olabilir.</p>

<p>Dosyada yüzlerce sayfalık dilekçeler bulunabilir.</p>

<p>Sanık yargılama boyunca defalarca dinlenmiş de olabilir.</p>

<p>Bunların hiçbiri son söz hakkını gereksiz hâle getirmez. Çünkü Kanun, son sözü müdafiye değil, sanığa vermiştir.</p>

<p>Bize göre bunun çok önemli bir nedeni vardır: Ceza yargılamasının sonunda hakkında hüküm kurulacak kişi sanıktır. Mahkûmiyet kararı verilirse cezaevine girecek kişi de odur. Dolayısıyla mahkemenin hüküm vermeden hemen önce ona söylemek istediği son bir şey olup olmadığını sorması yalnızca kanuni bir zorunluluk değil, adil yargılamanın doğal sonucudur.</p>

<p><a name="X342d8abf7e891a797054288f0c940b1b1ad041c"><strong>Belki de İlk Defa Çok Önemli Bir Şey Söyleyecektir</strong></a></p>

<p>“Sanık zaten daha önce savunmasını yaptı, son sözde ne söyleyebilir?” şeklinde bir yaklaşım kanaatimizce isabetli değildir.</p>

<p>Şöyle ki;</p>

<p>*Belki sanık o ana kadar söylemediği önemli bir hususu söyleyecektir. Belki Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasında ilk kez ileri sürülen bir değerlendirmeye cevap verecektir.</p>

<p>*Belki müdafiinin gözden kaçırdığı bir noktayı açıklayacaktır.</p>

<p>*Belki bir tanık beyanındaki çelişkiyi hatırlatacaktır.</p>

<p>*Belki olayın hukuki niteliğini değiştirmeyecek ama cezanın bireyselleştirilmesinde önem taşıyabilecek bir hususu dile getirecektir.</p>

<p>Mahkeme bütün bunları önceden bilemez. Zaten savunma hakkının varlık nedeni de budur. Mahkeme, sanığın söyleyeceği sözün önemli olup olmadığına onu dinlemeden karar veremez.</p>

<p><a name="Xb0dd2c00f1723eb56733c0b6adfcac972650405"><strong>Duruşmanın Yönetilmesi Yetkisi ile Savunmanın Sınırlandırılması Aynı Şey Değildir</strong></a></p>

<p>Şüphesiz duruşmayı mahkeme başkanı yönetir.</p>

<p>Sanığın veya müdafiinin konuyla ilgisiz, tekrara dayalı ve yargılamayı gereksiz yere uzatan açıklamalarının belirli ölçüler içinde sınırlandırılması mümkündür. Ancak duruşmanın düzenini sağlama yetkisi ile savunmanın içeriğini mahkemenin belirlemesi birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Uygulamada zaman zaman sanık savunmasına başladığında; “Konuya gel.”, “Bunları anlatma.”, “O kısmı geç.”, “Bize olayı anlat.” şeklindeki müdahalelere rastlanmaktadır.</p>

<p>Elbette her müdahalenin savunma hakkının ihlali olduğu söylenemez. Fakat sanığın anlatmak istediği hususun isnat edilen fiille, olayın öncesiyle, kastla, hukuka uygunluk nedenleriyle, haksız tahrikle veya delillerin değerlendirilmesiyle bağlantısı bulunuyorsa mahkemenin daha dikkatli davranması gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü bazen olayın “öncesi”, olayın kendisinden daha önemli olabilir.</p>

<p>Sanığın; “Oraya geleceğim ama önce şunu anlatmam gerekiyor.” demesi gerçekten dinlenmeye değer bir savunmanın başlangıcı olabilir.</p>

<p><a name="meramını-anlatabilme-hakkı"><strong>Meramını Anlatabilme Hakkı</strong></a></p>

<p>Savunma hakkının özü kanaatimizce kişinin meramını anlatabilmesidir.</p>

<p>Bu ifade günlük dilde basit görünse de ceza muhakemesi açısından oldukça derin bir anlam taşır.</p>

<p>Sanık yalnızca kendisine yöneltilen sorulara “evet” veya “hayır” cevabı veren bir yargılama objesi değildir. Yargılamanın süjesidir.</p>

<p>Olayı kendi perspektifinden anlatabilmeli, suçlamaya cevap verebilmeli, deliller hakkındaki görüşünü açıklayabilmeli ve mahkemenin hükmünü etkileyebileceğini düşündüğü hususları ortaya koyabilmelidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin savunma hakkına ilişkin yaklaşımında da sanığa mahkemenin vereceği kararı etkileyebilme imkânının sağlanması önem taşımaktadır.</p>

<p>Savunmanın gerçekten dinlenmediği bir sistemde çelişmeli yargılamadan söz etmek güçleşir.</p>

<p><a name="usul-kuralları-neden-bu-kadar-önemlidir"><strong>Usul Kuralları Neden Bu Kadar Önemlidir?</strong></a></p>

<p>Ceza yargılamasında zaman zaman; “Sonuç zaten değişmeyecekti.”, “Sanık zaten suçlu.” , “Avukatı zaten savunmasını yaptı.”, “Sanık daha önce dinlendi.” gibi düşüncelerle bazı usul kurallarının önemsizleştirildiğine rastlanmaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce asıl tehlike burada başlamaktadır. Usul kuralının uygulanıp uygulanmayacağı, mahkemenin o kuralın sonucu değiştirip değiştirmeyeceğine ilişkin tahminine bırakılamaz. Çünkü savunma hakkının amacı yalnızca mahkemenin yanlış karar vermesini önlemek değildir. Aynı zamanda sanığın, kendisi hakkında karar verilen sürece gerçek anlamda katılmasını sağlamaktır.</p>

<p>Hukuk devleti açısından meşru bir mahkûmiyet, yalnızca maddi bakımdan doğru olduğu düşünülen mahkûmiyet değildir. Usulüne uygun bir yargılama sonunda verilen mahkûmiyettir. Onun içindir ki “usul esastan önce gelir”</p>

<p><a name="X237c8a5e05b36b5d3de50cf8ab41924710a13e7"><strong>Mahkûmiyet Kararı Kadar Mahkûmiyete Giden Yol da Hukuka Uygun Olmalıdır</strong></a></p>

<p>Ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşılması kuşkusuz temel amaçlardan biridir. Ancak maddi gerçeğe ulaşmak, usul güvencelerinden vazgeçilmesini haklı göstermez.</p>

<p>Hukuka aykırı delilin kullanılmaması, sanığın müdafi yardımından yararlanması, delillerin tartışılması, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma alınması, son sözün sanığa verilmesi ve hükmün gerekçeli olması birbirinden bağımsız teknik ayrıntılar değildir. Bunların tamamı aynı temel düşüncenin sonucudur: Devlet cezalandırırken de hukukla bağlıdır. Kanaatimizce ceza muhakemesinin gerçek anlamı da burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Bir kişinin suçlu olduğuna dair kuvvetli bir kanaate sahip olunabilir. Dosyadaki deliller mahkûmiyeti güçlü biçimde destekliyor da olabilir. Hatta sonuç itibarıyla verilen mahkûmiyet kararı maddi bakımdan doğru dahi olabilir. Fakat bunların hiçbiri sanığın savunmasının alınmamasını, delilleri tartışma imkânının sınırlandırılmasını veya son söz hakkının şeklen geçiştirilmesini meşru hâle getirmez. Çünkü adil yargılanma hakkı yalnızca doğru karar verilmesini güvence altına almaz. Aynı zamanda o kararın adil bir yargılama sonunda verilmesini güvence altına alır.</p>

<p>Bize göre ceza yargılamasında unutulmaması gereken temel ilke şudur: Adalet, yalnızca hüküm fıkrasında ortaya çıkmaz. Adalet, hükme kadar geçen bütün yargılama sürecinde gerçekleştirilir.</p>

<p>Bu nedenle sanığa söz vermek, savunmasını dinlemek ve hükümden önce son sözünü gerçekten söylemesine imkân tanımak ceza muhakemesinin ve hukuk devletinin gereğidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-usul-bir-sekil-meselesi-degildir-savunma-hakki-delillerin-tartisilmasi-ve-sanigin-son-sozu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/durusma-terazi-savunma.jpg" type="image/jpeg" length="17239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay'da kritik seçim sonuçlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitayda-kritik-secim-sonuclandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitayda-kritik-secim-sonuclandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay'da 2 Temmuz'da başlayıp 8 tur süren Birinci Başkanlık Kurulu seçimleri sonuçlandı. Başkan Ömer Kerkez'in öncülüğündeki listeden yalnızca 11. Hukuk Dairesi Başkanı Orhan Sekmen kurula girebilirken, geri kalan 7 asıl üyeliği bağımsız adaylar kazandı. Yeni üyelerin hangi dairede görev yapacağından tetkik hakimlerinin dağılımına kadar geniş bir yetki alanına sahip olan kurul, önümüzdeki dönemde Yargıtay'ın idari işleyişini şekillendirecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıtay'da 2 Temmuz'da başlayan ve 8 tur süren Birinci Başkanlık Kurulu seçimleri tamamlandı. Seçim sonuçları, yüksek yargının önümüzdeki dönemdeki idari işleyişini doğrudan etkileyecek nitelikte.</p>

<p>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Rauf Karasu'nun paylaştığı değerlendirmeye göre, seçimi bu denli stratejik kılan unsur, kurulun sahip olduğu geniş yetki ve görev alanı oldu.</p>

<p><strong>Birinci Başkanlık Kurulu En Kritik Yetkisi: Daire Belirleme</strong></p>

<p>Birinci Başkanlık Kurulu'nun en önemli yetkisi, Yargıtay'a yeni seçilen üyelerin hangi dairelerde görev alacağını belirlemek. Kurul ayrıca zorunlu hallerde mevcut üyelerin dairelerini ve görev yerlerini de değiştirebiliyor.</p>

<p><strong>Seçim Sonuçları: 7 Koltuğu Bağımsız Adaylar Aldı</strong></p>

<p>Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez'in öncülük ettiği listeden yalnızca 11. Hukuk Dairesi Başkanı Orhan Sekmen kurula girmeyi başardı. Geriye kalan 7 asıl üyelik, bağımsız adaylar tarafından kazanıldı.</p>

<p><strong>Kurula seçilen bağımsız üyeler şöyle:</strong></p>

<p>Mustafa Kurtaran (3. Ceza Dairesi Başkanı)</p>

<p>Seraceddin Göktaş (9. Hukuk Dairesi Başkanı)</p>

<p>Yaşar Şimşek (7. Ceza Dairesi Başkanı)</p>

<p>Mehmet Boran (5. Hukuk Dairesi Üyesi)</p>

<p>Mustafa Erol (7. Hukuk Dairesi Üyesi)</p>

<p>Erdoğan İshakoğlu (7. Ceza Dairesi Üyesi)</p>

<p>Şerafettin Saka (9. Ceza Dairesi Üyesi)</p>

<p>Sonuçlar, yüksek yargıdaki farklı dinamikleri yansıtırken, kurul çalışmalarında geniş tabanlı bir uzlaşma zemini oluşturdu.</p>

<p><strong>Kurulun Yasal Yapısı Nasıl?</strong></p>

<p>2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 10. maddesine göre kurul, 1 başkan ve 8 asıl üyeden oluşuyor. Çalışmalarda aksama yaşanmaması için ayrıca 4 yedek üye (2 daire başkanı, 2 Yargıtay üyesi) belirleniyor.</p>

<p><strong>Kurulun asıl üye yapısı şöyle:</strong></p>

<p><strong>Başkan: </strong>Yargıtay Birinci Başkanı (kurula başkanlık eder)</p>

<p><strong>Asıl Üyeler (8 kişi): </strong>4 daire başkanı ve 4 Yargıtay üyesi</p>

<p><strong>Kurulun Temel Görev ve Yetkileri</strong></p>

<p>Kurulun aldığı kararlar, yüksek yargı mekanizmasının işleyişini ve kurumsal dengelerini doğrudan etkiliyor. Kurulun başlıca idari görevleri şöyle sıralanıyor:</p>

<p><strong>Üye ve daire düzenlemeleri:</strong> Yeni seçilen üyelerin hangi dairelerde görev alacağını planlamak.</p>

<p><strong>Görev yeri değişikliği:</strong> Zorunlu hallerde üyelerin dairelerini ve görev yerlerini belirlemek.</p>

<p><strong>Tetkik hakimlerinin yönetimi: </strong>Yargıtay tetkik hakimlerinin çalışacağı daireleri ve kurulları belirlemek, iş bölümünü organize etmek.</p>

<p><strong>Yasal incelemeler: </strong>Yargıtay yöneticilerinin (Birinci Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları, üyeler, Cumhuriyet Başsavcısı ve vekili) mesleki mevzuata ve onura ilişkin süreçlerinde ön veya ilk soruşturmaları yürütmek.</p>

<p><strong>Geniş Mutabakat Bekleniyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurulda kararlar en az 5 üyenin salt çoğunluğuyla alınıyor. Bu durum, Yargıtay Birinci Başkanı Ömer Kerkez'in başkanlık edeceği yeni dönemde, farklı listelerden seçilen bağımsız üyelerin de katılımıyla idari kararların geniş kurumsal mutabakat ve denge içinde alınmasına işaret ediyor. (memurlar.net)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitayda-kritik-secim-sonuclandi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 16:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="28577"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["13. Yargı Paketi Ekim ayında Meclise gelecek"]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/13-yargi-paketi-ekim-ayinda-meclise-gelecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/13-yargi-paketi-ekim-ayinda-meclise-gelecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, "13. Yargı Paketi inşallah Ekim ayında Meclise gelecek. Özellikle burada yargının hızlanması alanında bir kısım düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Gürlek, “Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” programı kapsamında Adana’ya bir ziyaret gerçekleştirdi.</p>

<p>Valilik ziyaretinin ardından AK Parti Adana İl Başkanlığına geçen Bakan Gürlek, burada yaptığı konuşmada ev sahipliği için Adana İl Başkanı Mustafa Özkan’a ve teşkilat mensuplarına teşekkür etti.</p>

<p>Bakan Gürlek, özellikle Terörsüz Türkiye sürecinin vatandaşlara anlatılması hususunda teşkilat buluşmalarının önemine değindi.</p>

<p>Terörsüz Türkiye sürecinde Adana'da bütün vatandaşların huzurlu bir şekilde yaşadıklarını ifade eden Bakan Gürlek, “Kardeşçe yaşadıkları bir süreç. Biz özellikle Terörsüz Türkiye sürecinde bu yasanın yapım aşamasında görev aldık, Adalet Bakanlığı olarak. Büyük bir çoğunlukla da mecliste 467 milletvekilimizin çoğunluğuyla kabul edildi. Şu an özellikle ikinci aşama başlayacak biliyorsunuz. Milli Güvenlik Kurulu tarafından örgütün tamamen tasfiyesi ve tasdikinden sonra artık bu yasa yürürlüğe girecek” dedi.</p>

<p>Bu kapsamda Adana'ya geldiklerini ifade eden Bakan Gürlek, “Adana'da zaten yıllardan beri farklı coğrafyalardan gelen insanlarımız kardeşçe huzur içinde yaşıyor. Beraber düğünlere katılıyor. Birbirlerinin cenazelerine gidiyor. Beraber halay çekiyorlar. Adana her anlamda huzurlu” diye konuştu.</p>

<p><strong>“YASA, ÖRGÜTÜN TASFİYESİ VE SİLAHLARINI BIRAKTIKTAN SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK”</strong></p>

<p>Tunceli’den Diyarbakır’a, Adana’dan diğer şehirlere kadar Türkiye’nin her bölgesinin huzur ve istikrardan faydalanacağını belirten Bakan Gürlek, Terörsüz Türkiye sürecinin ekonomik ve sosyal sonuçlarının da olacağını söyledi. Süreç kapsamında yapılacak düzenlemelerde şehit aileleri ve gazilerin hassasiyetlerinin gözetildiğini vurgulayan Bakan Gürlek, düzenlemenin uygulanması için örgütün tasfiye edilmesi ve silahların bırakılması şartını vurguladı. Adalet Bakanı Gürlek, “Biz bu sürece çok önem veriyoruz. Bu süreçte özellikle en başta fedakarlık gösteren şehitlerimizi, yakınlarını ve gazilerimizi de incitmeden bir düzenleme yaptık. Kesinlikle burada örgütün tasfiye ve silahlarını bıraktıktan sonra bu yasa yürürlüğe giriyor. Elimizden geldiğince biz Adalet Bakanlığı olarak bu yasanın yürürlüğe girdikten sonraki süreci de takip ediyoruz.” diye konuştu.</p>

<p><strong>“SÜRECİN SAHADAKİ YANSIMALARI OLUMLU”</strong></p>

<p>Ziyaret ettikleri illerde sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleriyle bir araya geldiklerini belirten Bakan Gürlek, sürecin sahadaki yansımalarını yakından takip ettiklerini söyledi.</p>

<p>Bakan Gürlek, Iğdır ziyareti sırasında bir Caferi dedenin kendisine Ağrı Dağı çevresindeki değişimi anlattığını belirterek, “Iğdır ziyaretimizde sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderlerimizle bir buluşma yapmıştık. Orada bir Caferi dedemiz bana şunu söylemişti. Biliyorsunuz Ağrı Dağı hepimizin baktığı hepimizin gördüğü aynı zamanda üç ilden görülen heybetli bir dağ. Aynı zamanda Ağrı Dağı mitolojide kutsallık addedilen bir dağ. Dedi ki o Caferi dedesi, ‘Şu gördüğümüz dağa biz önceden sadece bakıyorduk. Etrafından gecenin belirli saatleri geçmekten korkuyorduk. Çünkü güvenlik gerekçesiyle akşamları gidemiyorduk. Ama şu an Terörsüz Türkiye sürecinde bu dağa hafta sonları ailemizle gidip piknik yapıyoruz.’ Gerçekten bu sözler beni çok etkiledi.” diye konuştu.</p>

<p>Vatandaşların sürece yaklaşımına ilişkin gözlemlerini de paylaşan Bakan Gürlek, sahada Terörsüz Türkiye ile ilgili memnuniyet gördüklerini belirterek, sürecin Türkiye için hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni etti.</p>

<p><strong>“VATANDAŞLARIMIZ MAKUL SÜRE İÇERİSİNDE GECİKMEKSİZİN ÖNGÖRÜLEBİLİR BİR ŞEKİLDE ADALET ANLAYIŞINDAN YARARLANACAK”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, hâkim ve savcıların sorunlarını yerinde dinlediklerini söyledi. Yargının hızlandırılmasının öncelikli çalışma alanlarından biri olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, ekim ayında yeni yasal düzenlemelerin Meclis gündemine geleceğini ifade ederek şöyle konuştu:</p>

<p>“13. Yargı Paketi inşallah Ekim ayında Meclise gelecek. Özellikle burada yargının hızlanması alanında bir kısım düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor. Bir kısım düzenlemeler yaptık. Biz vatandaşlarımızın makul süre içerisinde gecikmeksizin öngörülebilir bir şekilde adalet anlayışından yararlanmasını temenni ediyoruz. Bu konuda önemli adımlar attık. İnşallah yargılamalar kısa sürede sonuçlanacak.”</p>

<p><strong>“BÜYÜK ÖLÇÜDE SOKAK ÇETELERİ SORUNUNU ORTADAN KALDIRDIK”</strong></p>

<p>Sokak çetelerine yönelik yapılan operasyonlara da değinen Bakan Gürlek, “Özellikle Adana Başsavcılığımız ve Adana Emniyet Müdürlüğümüz bünyesinde sokak çetelerine operasyon yaptık. Vatandaşlarımızın bu kapsamda özellikle bazı sokak çetelerinden dolayı huzur ve güven anlamında endişeleri vardı. Çok şükür şu an bu konuda büyük ölçüde sokak çeteleri sorunu ortadan kaldırıldı” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bakan Gürlek, Cumhuriyet Başsavcılarına sokak çeteleriyle, terör, uyuşturucuyla ve sanal bahisle mücadele konusunda genelge gönderdiklerini hatırlattı. Bakan Gürlek, bütün Cumhuriyet Başsavcılıklarının bu genelge riyasetinde operasyon yaptıklarını kaydetti.</p>

<p>Bu ziyaretler sayesinde hakim ve savcıların sorunlarını gözlemleyebildiklerini ifade eden Bakan Gürlek, bu konuları not alıp çözüm aradıklarını belirtti.</p>

<p><strong>“13. YARGI PAKETİNDE DE YARGININ HIZLANMASI KONUSUNDA ÇALIŞMALAR YAPACAĞIZ”</strong></p>

<p><a name="_Hlk240637989">13. Yargı Paketi’nin ekim ayında çıkarılmasının planlandığını belirten Bakan Gürlek, yeni pakette özellikle yargılamaların hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler üzerinde çalışıldığını vurgulayarak, “Sizlerden gelen öneriler mutlaka Ankara'da bizim mevzuat ekibimizle birlikte kanun paketine işleniyor. 13. Yargı Paketinde de yargının hızlanması adına mutlaka bu konuda çalışmalar yapacağız.” dedi. </a></p>

<p><strong>YENİ ATAMA VE TERFİ SİSTEMİ</strong></p>

<p>Yargıda atama ve terfi sisteminin de gidilen değişikliği hatırlatan Bakan Gürlek, “Yeni bir sisteme geçtik. Artık doğu batı ayrımı yok. Artık tamamen yargının etkinliği ve verimliliğine göre meslektaşlarımız tercihlerini yapacak. Atamalarında öncelikli olarak puanlama sistemine geçildi. Bu bizim için önemli bir sistem. Bu neden önemli? Biz öncelikli olarak meslektaşlarımızın makul süre içerisinde, hedef süre içerisinde dosyalarda karar bağlanmasına çok önemsiyoruz” dedi.</p>

<p><strong>“HIZLI DEĞİL ADALETLİ KARAR VERİN”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyalarda adaletli karar vermenin önemli olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, “Hızlı karar vermek demek sadece hızlı bir şekilde dosyayı bitirmek değil, aynı zamanda da adaletli karar vermek gerekiyor. Yani vermiş olduğunuz kararların istinaftan ya da Yargıtay’dan onanması da size artı puan olarak gelecek. Bunlara özellikle çok dikkat ediyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>BAKAN GÜRLEK’TEN HEDEF SÜRE VURGUSU</strong></p>

<p>Yeni dönemde meslektaşların hedef süre içerisinde karar vermesini istediklerini belirten Bakan Gürlek, “Şu an biliyorsunuz 27 bin 500 kişilik bir teşkilatız. Bu teşkilatta bunlar çok küçük bir oran ama biz bu oranın sanki Türkiye'nin tamamına yansımış gibi bir algı yürütülmesinden olumsuz etkileniyoruz. Bu yüzden biz kesinlikle artık yeni dönemde meslektaşlarımızın hedef süre içerisinde karar vermesini istiyoruz. Verdiği kararların isabetli olmasını istiyoruz. Bu konuda özellikle terfide de, mesleki başarıda da, ünvanlı görevlerde de artık bu puan sistemine göre tamamen ünvanlı görevlere geçeceğiz” dedi.</p>

<p><strong>HIZLI YARGI İÇİN 135 ALO ADALET DEVREDE</strong></p>

<p>Vatandaşların adalet hizmetlerine ilişkin taleplerine daha hızlı muhatap bulabilmesi amacıyla 135 Alo Adalet sistemini hayata geçirdiklerini anlatan Bakan Gürlek, vatandaşların özellikle dosyalarının gecikme nedenleri konusunda doğrudan bilgi alabilmelerinin amaçlandığını kaydetti.</p>

<p><strong>“ÇALIŞAN VE ÇALIŞMAYAN HAKİM-SAVCIYI BİR BİRİNDEN AYIRACAĞIZ”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, atama terfi döneminde özellikle gecikmeye sebebiyet veren, vermiş olduğu kararlar başarısız olan, istikrarsız olan, mesaiye riayet etmeyen hakim ve savcıların eksi puan olacaklarını ifade etti.</p>

<p>Atama ve terfilerde buna riayet edeceklerini belirten Bakan Gürlek, “Çünkü biz çalışan hakim ve savcıyla çalışmayan hakim ve savcı meslektaşlarımızın birbirinden ayrılması istiyoruz. Özellikle hepiniz özverili çalışıyorsunuz. Ben ailenizden, çoluğunuzdan çocuğunuzdan vakit ayırarak mesaiye riayet ettiğinizde evinize dosya götürdüğünüzü, büyük fedakarlık yaptığınızı biliyorum bu konuda meslektaşlarımızın büyük çoğunluğu bu şekilde ama maalesef dosyaya çalışmayan, hedef süreye uymayan mesleğin gerektirdiği adaba, vakara, aykırı davranışta bulunan meslektaşlarımız da var” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“BİZ BÜYÜK BİR AİLEYİZ”</strong></p>

<p>Yargı mensuplarının görüş ve taleplerini dinleyen Adalet Bakanı Gürlek, çalışma şartlarının iyileştirilmesine büyük önem verdiklerini kaydetti. Adana’daki lojman ihtiyacının giderilmesi için çalışma başlatıldığını belirten Bakan Gürlek, ihtiyaç doğrultusunda 60 lojmanın alınması konusunda talimat verdiklerini belirterek, lojman sorununun kısa sürede çözülmesini hedeflediklerini kaydetti.</p>

<p>Yargı mensuplarından dosyaların sonuçlandırılmasında hedef sürelere hassasiyet göstermelerini isteyen Bakan Gürlek, “Sonuçta biz büyük bir aileyiz. Sizler de bu ailenin bir ferdisiniz. Hepiniz özverili çalışıyorsunuz. Fedakarlık gösteriyorsunuz.” diyerek hakim ve savcılara çalışmalarından dolayı teşekkür etti.</p>

<p><strong>ADANA’YA YENİ HAKİMEVİ</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, Adana’daki hakim ve savcıların sosyal imkanlarını geliştirmek amacıyla yeni bir Hakimevi projesinin de başlatılacağını açıkladı. Projenin mesleğin onuruna yakışır nitelikte olacağını belirten Bakan Gürlek, hakim ve savcıların yanı sıra diğer kamu görevlilerinin de tesisten yararlanabilmesinin hedeflendiğini söyledi. Bakan Gürlek, bu buluşmaların temel amacının sahadaki sorunları yerinde dinlemek ve çözüm üretmek olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:</p>

<p>“Burada çok güzel, sizlere yakışır, mesleğin onuruna yakışır bir hakimevi projesini başlatıyoruz. Sosyal anlamda hakimlerimiz, savcılarımız, diğer kamu kurumu mensupları gibi inşallah oradan da yararlanabilecek.”</p>

<p>Programa, Adalet Bakan Yardımcıları Sedat Ayyıldız, Abdullah Aydoğdu, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Adalet Komisyonu Başkanı Savaş Tek ve yargı mensupları katıldı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/13-yargi-paketi-ekim-ayinda-meclise-gelecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/akin-gurlek-3.jpeg" type="image/jpeg" length="81725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[LİMİTED ŞİRKETTE PAY DEVRİ NASIL YAPILMALIDIR? GEÇERLİLİK İÇİN ARANAN ŞARTLAR NELERDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/limited-sirkette-pay-devri-nasil-yapilmalidir-gecerlilik-icin-aranan-sartlar-nelerdir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/limited-sirkette-pay-devri-nasil-yapilmalidir-gecerlilik-icin-aranan-sartlar-nelerdir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Limited şirket 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 573. maddesinde " - Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur." şeklinde tanımlanmıştır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Limited şirketlerde ortak sıfatı aslen veya devren kazanılır. Kuruluşta ve sermaye artırımında, birleşme ve tür değiştirmede edinilen pay aslen kazanılmıştır. Devren kazanma ise genel olarak payın pay devir sözleşmesi ile devralınmasıdır. Limited şirketlerde ortaklık payı kanunen devredilebilirlik niteliği taşımakla birlikte anonim şirketlerin aksine payın devri zorlaştırılmıştır. Bunun temel sebebi ise limited şirketlerin kanun koyucu tarafından birbirini tanıyan kişilerle kurulan bir şirket türü olarak tasarlanmış olmasıdır.</p>

<p>Limited şirkette esas sermaye payı kanunen devredilebilen bir haktır. <strong>Esas sermaye payının devri ortak sıfatının devri anlamına gelmektedir</strong>. Limited şirket kurulduktan sonra aynı ortaklarla devam etmeyebilir. Limited şirkette payın devri gerek ortaklar arasında gerekse üçüncü kişilerle yapılabilmektedir. Ancak esas sermaye payının geçiş hallerinin usul ve esasları 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilmiştir.</p>

<p>Limited şirketlerde pay devri 6102 sayılı TTK'nun 595. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin yazılış şekli itibariyle emredici nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Anılan madde;'' <i>Esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır. Ayrıca devir sözleşmesinde, ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri; rekabet yasağı ağırlaştırılmış veya tüm ortakları kapsayacak biçimde genişletilmiş ise, bu husus, önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin koşullara da belirtilir. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şarttır. Devir bu onayla geçerli olur</i>.'' hükmünü haizdir. Bu madde ile esas sermaye payının devri ve devir borcu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılmasını ve taraf imzalarının noterce onanması gerektiğini belirtmiştir. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı gerektiği, devrin ortaklar genel kurulunun vereceği onay ile birlikte geçerli hale geleceği, şirket sözleşmesinde başkaca bir düzenleme olmaması halinde ortaklar genel kurulunun sebep göstermeksizin onayı reddedebileceği, hatta şirket sözleşmesiyle sermaye pay devrinin yasaklanabileceği, şirket sözleşmesi devri yasaklamış veya genel kurul onay vermeyi reddetmişse, ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkının olduğu 6102 sayılı TTK'da düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>1. Pay Devir Sözleşmesinde Noter Onayı Geçerlilik Şartıdır</strong></p>

<p>TTK m. 595/1 uyarınca esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noterce onanması gerekir. Burada öngörülen şekil, ispat şartı değil, doğrudan doğruya geçerlilik şartıdır. Dolayısıyla kanunda öngörülen şekle uyulmayan bir pay devir sözleşmesi, tarafların gerçek iradelerini taşısa dahi kural olarak hukuki sonuç doğurmaz. Bu nedenle adi yazılı bir belgeyle yapılan anlaşmanın, tek başına limited şirket payının devrini gerçekleştirdiğinden söz edilemez.</p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/5753E. 2026/2690K.</strong> Sayılı ilamıyla istinaf mahkemesinin alıntısı yapılan kararını hukuka uygun bulmuştur.<i>;’’ Davalı şirkete tebligat yapıldığının kabul edildiği 04.05.2017 tarihinden itibaren TTK 595/7 maddesinin öngörülen şekilde davalı şirket genel kurulunun davacı başvurusunu reddettiği yasal delillerle ispat edilmediğinden dava tarihi itibariyle davalı şirketin, davacıya ait esas sermaye payının diğer davalıya geçtiğine onay verdiğinin kabulü gerekmektedir. Limited şirketlerde pay devrinin 6102 sayılı TTK'nın 595. maddesinde düzenlendiği, anılan maddenin yazılış şekli itibariyle emredici nitelikte olduğu, öngörülen şeklin devir sözleşmesi bakımından bir geçerlilik şartı olduğu, taraflar arasında düzenlenmiş olan sözleşme ve davanın dayanağı davalı tarafça imzası inkar edilen 27.03.2020 tarih, 2020/301 sayılı genel kurul kararı altındaki ve bila tarihli "limited şirket hisse devir sözleşmesi" altındaki imzanın davalıya ait olduğu kabul edilse dahi, noterden devri onaylayan tamamlayıcı işlem mahiyetinde olmayan işbu genel kurul kararının (belgenin) ve devir sözleşmesinin ancak devir vaadi olarak değerlendirilebileceği, vaat sözleşmelerinin asıl sözleşmenin şekil şartına tabi olacağı, yani <strong>hisse devrini içeren anlaşmanın adi yazılı şekilde yapıldığı, noterden imzaların onaylanmadığı</strong>, 6102 sayılı TTK’nın 595. maddesiyle getirilen şekil şartına uyulmadığı, bu düzenlemenin devri taahhüt eden ön akitler açısından da geçerlilik şartı olduğu, yasanın aradığı geçerlilik şartına uyulmadığı için anlaşmanın geçersiz olduğu, bu nedenle davacının geçersiz olan anlaşmanın aynen ifasını talep edemeyeceği, noter onayına yönelik şekil sağlamadığından devrin onaylandığı genel kurul kararının tek başına devir sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceği, somut olayda devre ilişkin sözleşmenin noter tarafından tasdik edilmediği ve TTK'nın 595. maddesindeki şartlara uygun düzenlenmeyen hisse devir sözleşmesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 12. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca geçersiz olduğu, ortada geçerli bir hisse devri sözleşmesi bulunmadığı, bu bağlamda hisse devrinin geçerli olması için kanunun aradığı emredici şekil şartının somut olayda gerçekleşmediği, devre ilişkin sözleşme adi yazılı olup, taraflar arasında TTK'nın 595. maddesindeki şartlara uygun, imzaları noterce onanmış bir esas pay devrine ilişkin bir sözleşme bulunmadığı, mahkemece davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken yukarıda yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği.’’</i></p>

<p><strong>2. Noter Onaylı Sözleşme Tek Başına Yeterli Değildir</strong></p>

<p>Pay devir sözleşmesinin usulüne uygun biçimde düzenlenmesi, her durumda payın derhal devralana geçtiği anlamına gelmez. Şirket sözleşmesinde aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece, TTK m. 595 gereğince ortaklar genel kurulunun onayı da gereklidir. Devir, genel kurulun onayıyla geçerli hale gelir. Bu yönüyle pay devri, yalnızca devreden ile devralanın karşılıklı iradelerinden oluşan basit bir sözleşme ilişkisi olarak değerlendirilmemelidir. Şirketin ve mevcut ortakların hukuki konumunu etkileyen kendine özgü bir işlem söz konusudur. Pay devir sözleşmesinin şirkete bildirilmesi de bu aşamada önem taşır. Zira genel kurulun devri değerlendirebilmesi ve onay prosedürünün işletilebilmesi için devir işleminin şirkete intikal etmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Genel Kurulun Üç Ay İçinde Karar Vermemesi</strong></p>

<p>Kanuna uygun pay devri sözleşmesinin yapılmasıyla esas sermaye payı devralana geçmemektedir. Şirketin bu devre onay vermesi ve bunun için pay devrinin şirkete bildirilmesi gerekmektedir. 6102 sayılı TTK'da devrin bildirimine ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamasına rağmen; tarafların devir sözleşmesi ile istedikleri amaca ulaşmaları ancak şirketin devre onay vermesi ile mümkün olduğundan, payın devri sözleşmesinin genel kurulun onayına sunulabilmesi için şirkete bildirilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TTK m. 595/7, genel kurulun onayına ilişkin önemli bir düzenleme içermektedir. Buna göre, <strong>başvurudan itibaren üç ay içerisinde genel kurul tarafından reddedilmeyen devir, onaylanmış sayılır. </strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/428 E., 2022/2613 K. sayılı kararında da bu husus açıkça ortaya konulmuştur. Kararda, <strong>genel kurulun açık bir kararla onay vermesinin yanında, kanunda öngörülen üç aylık süre içerisinde ret kararı verilmemesinin de onay sonucunu doğuracağı kabul edilmiştir. </strong><i>" Limited ortaklıkta payın devri TTK m 595'de düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, pay devri, sözleşmesinin yazılı ve imzası noterden tasdikli şekilde yapılması, pay devrinin ortağa bildirimi ve genel kurulun onayı ile gerçekleşir. Genel kurulun devre onayı açık ve örtülü şekilde olabilir. Açık onay genel kurulun toplanarak, açıkça devri onaylaması suretiyle olur. Buna karşın TTK 595/VII 'de kanun koyucu örtülü olarak onay anlamına gelen bir faraziyeye işaret etmiştir. Buna göre başvurudan itibaren üç ay içerisinde genel kurul reddetmediği takdirde, onay vermiş sayılır. Böylece 3 aylık sürenin geçmesiyle, bu sürenin sonu itibarıyla pay da devralana geçmiş olur ve ortaklık hak ve yükümlülükleri de devralan tarafından ihtisap edilir. Ayrıca devre onay genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer almaktadır(TTK m 616/1-9</i>)."</p>

<p><strong>4. Adi Yazılı “Hisse Devir Sözleşmesi” Her Zaman Pay Devrini Gerçekleştirmez</strong></p>

<p>Uygulamada taraflar arasında noter dışında imzalanan belgelerin “hisse devir sözleşmesi”, “pay devir protokolü” veya benzeri isimlerle düzenlendiği görülmektedir. Ancak belgenin başlığından ziyade içeriği ve hukuki niteliği önem taşır. Eğer adi yazılı belge doğrudan esas sermaye payının devrini içeriyorsa, TTK m. 595'teki noter onayına ilişkin geçerlilik şartının yerine getirilmesi gerekir. Bu şart sağlanmadan düzenlenen belge, payın devrini sağlayan geçerli bir sözleşme olarak kabul edilemez. <strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 2022/2023 E., 2025/702 K. sayılı kararında da noter onayı bulunmayan pay devir sözleşmesinin, tarafların imzaları inkâr edilmemiş olsa dahi geçerli bir pay devri meydana getirmeyeceği değerlendirilmiştir. Aynı kararda, noter onayını içermeyen belgenin ancak devir vaadi niteliğinde değerlendirilebileceği; ancak devir vaadinin de asıl sözleşmenin şekline tabi olduğu belirtilmiştir. </strong></p>

<p><strong>5. Payın Bedeline İlişkin Ayrı Sözleşme Geçerli Olabilir</strong></p>

<p>Bununla birlikte, pay devrinin kendisi ile payın bedeli ve ödeme koşullarının birbirinden ayrılması gerekir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 2022/790 E., 2025/302 K. sayılı kararında, limited şirket <strong>payının devrine ilişkin noter onaylı sözleşmeden ayrı olarak, devir bedelinin miktarını ve ödeme şeklini belirleyen bir sözleşmenin adi yazılı şekilde düzenlenebileceği kabul edilmiştir. </strong>Bu ayrım önemlidir. Çünkü <strong>noter onayına tabi olan işlem, esas sermaye payının devridir. Buna karşılık, tarafların kendi aralarında pay bedelinin hangi miktarda ve hangi vadelerde ödeneceğini düzenlemeleri, aynı şekil şartına tabi olmayabilir. </strong>Nitekim kararda, noterlikte düzenlenen pay devir sözleşmesinden ayrı olarak yapılan ve bedelin ödenmesine ilişkin hükümler içeren adi yazılı sözleşmenin geçerli olabileceği kabul edilmiştir. <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2012/1847 E., 2013/15799 K. ve 2013/3050 E., 2013/19136 K. sayılı kararları da bu ayrımı desteklemektedir. : ’’</strong><i>Limited şirket hisse devir işlemlerinde <strong>bedel veya alacak bakımından ayrı bir sözleşmenin yapılabileceği ve bu sözleşmenin TTK'nın 595. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılma şartı aranmamaktadır.</strong> Davacı ile davalı arasında yapılan 19/11/2013 tarihli adi yazılı sözleşmedeki imzanın davalıya ait olduğu belirlenmiştir, ancak davalı bu sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Bu sözleşme, davacının paylarının belli bir bedel karşılığı belirlenen vadelerle ödenme koşuluyla davalıya devredileceğini düzenlemektedir. Sözleşme, devir bedelinin miktarının tespitine ve ne şekilde ödeneceğine ilişkin olduğundan geçerlidir. Başka bir ifadeyle noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesindeki bedelin alındığına ilişkin kaydın aksinin davacı tarafça sunulan ve imzası inkar edilmeyen protokolle ispatlanması mümkündür. Dolayısıyla limited şirket hisse devir bedeli ve bunun ödeme şekline ilişkin sözleşmenin ayrı olarak, adi yazılı şekilde düzenlenebileceği, devir bedeline ve ödeme şekline ilişkin hisse devir şekli olan noterde imzaların onaylanmasının bir geçerlilik şartı olmadığı, yüksek yargı kararlarında içtihat edilmiştir (Yargıtay 11. HD'nin 2012/1847 E., 2013/15799 K. sayılı ve 16/09/2013 tarihli ilamı). Ayrıca Yargıtay 11. HD'nin 2013/3050 E. ve 2013/19136 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, resmi şekilde düzenlenen pay devrinden ayrı olarak pay bedelinin ve ödeme şeklini düzenleyen bu tür sözleşmelerin düzenlenebileceği ve adi yazılı şekilde düzenlenen sözleşmeyle devir bedeli ve vadeleri gösterildiğinden, tarafların noterde düzenlenen belgede, bedelde muvazaa yaptıkları kabul edilmelidir. Bu kabul karşısında artık, noterde düzenlenen sözleşme makbuz hükmünde de kabul edilemeyeceğinden 25.000-TL de mahsup edilemeyecektir. Bu nedenle mahkemece, bedel belirleyen 19/11/2013 tarihli sözleşmeye itibar edilerek, karar verilmesi isabetli bulunmuştur (Yargıtay 11. HD'nin 2023/2454 E., 2024/5013 K. sayılı ve 13/06/2024 tarihli ilamı).’’</i></p>

<p><strong>6. Geçersiz Devir Sözleşmesinin Sonuçları</strong></p>

<p>TTK m. 595'te öngörülen şekle uyulmaması halinde yalnızca payın devri gerçekleşmemekle kalmaz; tarafların geçersiz sözleşmeye dayanarak sözleşmenin aynen ifasını veya sözleşmeden kaynaklanan bazı fer'î talepleri ileri sürmeleri de mümkün olmayabilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 2020/1721 E., 2023/1825 K. sayılı kararında, <strong>kanunun öngördüğü şekle uygun olmayan hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğu ve buna bağlı cezai şartın da talep edilemeyeceği değerlendirilmiştir</strong>. Bununla birlikte, geçersiz sözleşme kapsamında tarafların birbirlerine <strong>verdikleri edimlerin sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iadesinin gündeme gelebileceği belirtilmiştir. ;’’</strong><i> Limited şirket hisse devir sözleşmeleri 6102 sayılı TTK'nın 595. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noterce onanması şart olduğu gibi, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun da onayı şarttır. O halde, TTK'nın 595. maddesindeki şartlara uygun düzenlenmeyen hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğu ve buna bağlı olarak da sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın da geçersiz olduğu gözetilerek cezai şart alacağının ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Diğer taraftan geçersiz sözleşme nedeniyle taraflarca sözleşme kapsamında ifa edilen edimler sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iade edilmesi gerektiğinden mahkeme tarafından asıl dosya davacısı yönünden sözleşme kapsamında ödenen kaparo alacağına dair talebin kabulünde ve hisse devir sözleşmesinin ticari nitelikte olması nedeniyle TTK 8.maddesi kapsamında avans faizi işletilmesi ile birleşen dava yönünden ise şirket sözleşmede yer almasa dahi menfi tespit davası kesinleşmiş olduğundan verilen hükümde bir isabetsizlik görülmediğinden taraf vekillerinin istinaf başvurusunun redde gerektiği sonucuna varılmıştır.’’</i></p>

<p><strong>Özetlemek gerekirse limited şirkette pay devrinin hukuken geçerli ve tamamlanmış sayılabilmesi için sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noter tarafından onaylanması , devrin şirket ve diğer ortaklar nezdinde hüküm doğurması ve pay devrinin geçerlilik kazanabilmesi için ise şirket Genel Kurulu'nun onayı şartına bağlı olduğu, şirket genel kurul onayı alındıktan sonra devir işleminin şirketin pay defterine işlenmesi ve ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmesi gerektiği açıktır. </strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/limited-sirkette-pay-devri-nasil-yapilmalidir-gecerlilik-icin-aranan-sartlar-nelerdir-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themsisiaf.jpg" type="image/jpeg" length="28304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/18553 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 6/5/2026 tarihli ve 2021/18553 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>B. </strong><strong>A.</strong><strong> BAŞVURUSU</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/18553)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 6/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ayşenur TUNCER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Şakir DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, soruşturma dosyasındaki bilgilerin ele geçirilmesine yönelik şikâyet hakkında etkili bir ceza soruşturması yapılmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Kurtalan belediye başkanı olarak görev yapan başvurucu hakkında terör örgütü propagandası yapma, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme veya aşağılama, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından 2019 yılında soruşturma başlatılmıştır. Anılan soruşturma kapsamında yazılan talimat doğrultusunda 15/5/2020 tarihinde Kurtalan Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun evinde ve işyerinde arama izni verilmesine, arama sırasında ve sonucunda gerek soruşturmaya konu atılı suça ilişkin gerekse soruşturma konusu atılı suçla ilgisi olmayıp başka bir suçun işlendiğini gösterir delil elde edildiğinde muhafaza altına alınmasına ve el konulmasına karar verilmiştir. Belirtilen bu karara istinaden yapılan arama sırasında başvurucunun evinde ele geçirildiği iddia edilen bir ajandada bomba yapımı ile ilgili not bulunduğu şeklindeki haberlerin tüm basın ve sosyal medya mecralarında yer aldığını iddia eden başvurucu, hakkında gizlilik kararı verilen soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin izni ve rızası olmaksızın basına verildiğinden bahisle şikâyetçi olmuştur.</p>

<p>3. Başsavcılık tarafından gizliliğin ihlali suçu hakkında yürütülen soruşturmada Siirt İl Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet Müdürlüğü) müzekkere yazılarak soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kişilere yönelik araştırma yapılması, açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesi ve tespit edilen kişilerin savunmalarının alınması istenmiştir. Emniyet Müdürlüğünce müzekkere cevabında özetle bahse konu paylaşımın internet üzerinden birçok platformda paylaşıldığının görüldüğü ancak paylaşımın ilk olarak kim tarafından hangi tarih, saat ve çevrim içi sistemde paylaşıldığının kesin olarak tespitinin imkânlar dâhilinde mümkün olmadığı, bu nedenle tespit yapılamadığı bildirilmiştir.</p>

<p>4. Yapılan soruşturma sonucunda Başsavcılık tarafından 10/12/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararda yapılan tahkikat neticesinde Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen araştırma tutanağında soruşturma konusu olan fotoğrafın ilk kullanıcı tarafından hangi tarih, saat ve çevrim içi sistemde paylaşıldığının kesin olarak tespitini yapabilecek sistemin bünyelerinde bulunmadığı ve bu sebeple ilgili kullanıcının tespitinin yapılamadığı belirtildiğinden şüphelinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespitinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca soruşturmanın devamı hâlinde yeni delillere ulaşmanın teknik ve hukuki açıdan mümkün olmadığı, daimî arama kararı verilerek zamanaşımı süresince dosyanın elde tutulmasının pratik bir yarar sağlama ihtimalinin olmadığı vurgulanmıştır. Bunun yanında failin tespit edilme imkânı olmadığından kolluk görevlilerinin üç ayda bir failin tespit edilemediğine dair düzenleyeceği tutanakların dosya kapsamına alınmasının dosyanın gereksiz belgelerle kabartılması ile gereksiz iş ve emeğe neden olacağı, bu durumun usul ekonomisine uygun olmayacağı kanaatine ulaşıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, anılan kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde arama sonucunda elde edildiği belirtilen bilgi ve belgelerin kuvvetle muhtemel evde aramayı yapan polis memurları tarafından basına verildiğini, soruşturma sırasında elde edilen notların yeğenine ait olduğunun ve yeğeninin silahlı güvenlik sertifikası almak için gittiği kursta tuttuğu notlar olduğunun ortaya çıktığını vurgulamıştır. Bununla birlikte başvurucu, toplumda infial yaratacak şekilde asılsız iddialara yol açan, kendisinin yazılı ve görsel basında <i>bombacı başkan</i> olarak lanse edilmesine neden olan fotoğrafların yapılan ev araması sırasında çekildiğinin açık olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak başvurucu, aramaya katılan hiçbir polis memurunun ifadesinin alınmadığını ve olaydan sorumlu olan ilgili Emniyet Müdürlüğünün vermiş olduğu cevap sonucunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiğini ifade ederek soruşturma gizliliğini ihlal eden faillerin eylemleri nedeniyle lekelenmeme hakkının ihlal edildiğine işaret etmiştir.</p>

<p>6. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) 31/12/2020 tarihli kararıyla itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Hâkimlik, kararında faili meçhul şüpheli hakkında verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nihai kararı 7/3/2021 tarihinde tebellüğ ettikten sonra 5/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>8. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>9. Başvurucu; hakkındaki soruşturma sırasında yapılan aramada elde edilen belgenin fotoğrafının kalmış olduğu evde çekildiğini, bu fotoğrafın basın ve yayın organları tarafından yayımlandığını, kuvvetle muhtemel evde aramayı yapan polis memurları tarafından basına verildiğini ifade etmiştir. Bu nedenle yapmış olduğu şikâyet kapsamında ise başvurucu; etkili bir soruşturma yürütülmediğini, soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi nedeniyle hakkında asılsız haberler yapıldığını, Başsavcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p>11. Anayasa’nın<i> "Özel hayatın gizliliği"</i> başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz." </i></p>

<p>12. Somut olayda başvurucunun şikâyetlerinin özü, özel hayatına ve özel hayatının gizliliğine yönelik saldırılara karşı devletin pozitif yükümlülüklerine uygun şekilde etkili bir soruşturma sürecinin yürütülmediği iddiasıdır. Dolayısıyla başvurunun Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>14. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan hakka karşılık gelmektedir (Ş.K. [2. B.], B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel hayatın eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğu belirtilmektedir. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle kaçınılmaktadır (C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 62).</p>

<p>15. Anayasa'nın 20. maddesinde koruma altına alınan özel hayata saygı hakkı bağlamında devlet, kişilerin özel ve aile hayatına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin haksız saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Özel hayat, geniş bir kavram olup bu kavramın kapsayıcı bir tanımının yapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram; kişinin maddi ve manevi bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel yaşamı gibi unsurları korumaktadır. Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular da bu hakkın içinde yer almaktadır (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 61; Ömür Kara ve Onursal Özbek [2. B.], B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 43).</p>

<p>16. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, K.T. 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, K.T. 31/3/1987; Serap Tortuk [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 32).</p>

<p>17. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan hak kapsamında devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin haklarını kamusal makamların yanı sıra diğer bireylerin eylemlerinden kaynaklanabilecek müdahalelere karşı yargısal tedbirler alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak bu yükümlülüğün yöntemi konusunda devletin geniş takdir yetkisinin bulunduğu açıktır (Ali Çığır [1. B.], B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 33; Erol Kumcu [2. B.], B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 33). Geniş takdir yetkisi kapsamında yerine getirilmesi beklenen söz konusu pozitif yükümlülük, özellikle olayın kim tarafından nasıl gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli kılan durumların bulunması hâlinde etkili soruşturma yapılmasını ve haklarının korunmasını göz ardı etmeyen bir kovuşturma süreci yürütülmesini içerir. Her durumda soruşturmalar ya da yargılamalar neticesinde yargısal makamlarca ulaşılan sonuçların ihlal edildiği ileri sürülen hakkın içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (benzer şekilde değerlendirmeler için bkz. Alper Erarslan [GK], B. No: 2018/16857, 29/9/2022, § 29; Cem Özberk [GK], B. No: 2020/15944, 20/3/2025, § 26).</p>

<p>18. Somut olayda başvurucu, hakkındaki soruşturma kapsamında elde edilen belgelerin bilgisi ve rızası olmaksızın başkalarıyla paylaşılması üzerine soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Yürütülen soruşturma sonucunda ise Başsavcılık, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararda Emniyet Müdürlüğünden gelen müzekkere cevabına istinaden failin tespit edilme imkânı olmadığı gerekçesine yer verildiği görülmektedir. Buna karşılık başvurucunun, hakkındaki soruşturma kapsamında yapılan arama sırasında elde edilen delillerin fotoğrafının çekilip basına verilmesinde Emniyet Müdürlüğünde görevli polislerin sorumlu olduğu yönünde iddiasının bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>19. Başsavcılık tarafından yapılan soruşturmada sadece Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak soruşturmanın gizliliğini ihlal eden şüphelilerin tespitinin yapılması istenmiş olup Emniyet Müdürlüğünün cevabına göre şüphelilerin tespitinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşılık başvurucunun şikâyetinde ise basın, yayın ve sosyal medya aracılığıyla yayımlanan fotoğrafların arama sırasında çekildiğine ilişkin iddianın ileri sürüldüğü görülmüştür. Bunun yanında başvurucunun itiraz dilekçesinde aramaya katılan hiçbir polis memurunun ifadesinin alınmadığına ve iddiaları hakkında yeterli araştırma yapılmadığına vurgu yaptığı gibi şikâyetin tarafı olan Emniyet Müdürlüğünün müzekkere cevabının verilen karara esas alındığı yönünde itirazlarının da bulunduğu tespit edilmiştir. İtiraz aşamasında Hâkimlik tarafından verilen kararda da ileri sürülen usuli eksikliklere ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı görülmekle aşamalarda verilen kararlarda başvurucunun iddialarının ve itirazlarının karşılandığını söylemek mümkün görünmemektedir. Bu hususlarla beraber söz konusu delillere ait fotoğrafların ne suretle ele geçirildiğinin araştırılmaması, başvurucu tarafından şüpheli olabilecekleri iddia edilen kişilerin ifadesinin alınması konusunda başvurucunun taleplerinin karşılanmamasının soruşturmanın açıklığını temin etmediğine ve soruşturma sürecinde başvurucunun usule ilişkin güvencelerden yeterli şekilde yararlandırılmadığına işaret etmek gerekmektedir.</p>

<p>20. Böylelikle, somut başvuruya konu olan süreçte verilen kararların başvurucunun özel hayata saygı hakkının içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçe içermediği, gereken araştırmaların yapılmadığı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüğün gerektirdiği şartların somut olayda yerine getirilmediği anlaşıldığından Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altında bulunan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. GİDERİM</strong></p>

<p>22. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 1.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>23. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri <i>Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup şüpheli kişi veya kişiler hakkında mutlaka kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmayla ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.</p>

<p>25. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2020/2275) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 16:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="13682"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/18352 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118352-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118352-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 6/6/2024 tarihli ve 2021/18352 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>B. A. VE B. H. I. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/18352)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 6/6/2024</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Tuğçe TAKCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Şakir DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. PKK/KCK terör örgütünün 2013 yılındaki toplantısında KCK örgütlenmesinde değişiklik yapılarak KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı ve KONGRA-GEL başkanlıklarının eş başkanlık sistemi ile yönetilmesi kararı alındığı, 2019 yılındaki yerel seçimlere eş başkan adayları ile girileceğinin tespit edildiği bilgileri sonrasında Siirt Belediyesinin sosyal medya hesaplarında, Siirt Belediyesinin başkan adayı olarak başvurucu B. H.I. ve eş başkan adayı R.K. ile Kurtalan Belediyesinin başkan adayı olarak başvurucu B. A. ve eş başkan adayı olarak E.B.nin gösterildiği belirtilmiştir. Aday olan diğer kişilerin sosyal medya hesaplarından eş başkanlık adı altında paylaşımlarının bulunması, reklam panolarında Siirt Halkların Demokratik Partisi (HDP) belediye başkanı aday tanıtımlarında ve afişlerde eş başkanlıktan bahsedilip bu kişilerin başkan adayları olarak belirtilmesi, miting ve toplantılarda eş başkanlık bahsiyle tanıtım yapılması gibi tespitler üzerine başvurucular ve diğer şüpheliler hakkında Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından 2019 yılında soruşturma başlatılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucular müsnet suçlardan 15/5/2020 ile 18/5/2020 tarihleri arasında gözaltına alınmıştır. Başvurucuların ifadelerinin alınmasının ardından Başsavcılık 19/5/2020 tarihinde başvurucuların terör örgütüne üye olma ve terör örgütünün propagandası yapma suçlarından tutuklanmaları talebinde bulunmuştur. Talepte, başvurucuların atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin var olduğu, soruşturmada gelinen aşamada henüz dinlenilmemiş tanıkların olduğu ve başvurucuların bu tanıklar üzerinde baskı kurabilme ihtimallerinin ayrıca kaçma şüphelerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama nedenlerinin de mevcut olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>4. i. Başvurucu B. H. I.hakkındaki tutuklama talebinde aşağıdaki eylemler isnat konusu edilmiştir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- 2/2/2019 tarihinde HDP İl Başkanlığının Siirt merkez ve ilçe belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısında terör örgütü propagandası içeren konuşma yapması</p>

<p>- 1/3/2019 tarihinde HDP Siirt İl Başkanlığı tarafından Mart 2019'da yapılacak olan mahallî idareler seçimi nedeniyle gerçekleştirilen Kadın Seçim İrtibat Bürosunun açılışında terör örgütü propagandası içeren konuşma yapması</p>

<p>- 8/3/2019 tarihinde HDP'nin Dünya Kadınlar Günü nedeniyle organize ettiği toplantıya HDP Siirt Belediyesinin başkan adayı olarak katılıp terör örgütü propagandası içeren konuşma yapması</p>

<p>-<strong> </strong>23/10/2019 tarihinde HDP Genel Merkezinin düzenlediği ve terör örgütü propagandasının yapıldığı basın açıklamasına, oturma ve ses çıkarma eylemine katılması</p>

<p>- 31/3/2019 Mahallî İdareler Seçimleri sonrasında Siirt Belediyesine PKK/KCK terör örgütüyle irtibatlı olan, PKK/KCK lehine fedakârlık gösteren kişilerin mensup olduğu aileyi ifade eden "<i>değer ailesi"</i> üyeleri olduğu değerlendirilen 89 kişinin işe alınması ve bu hususun eş başkanlığa dair gizli tanık beyanında da dile getirilmesi</p>

<p>- 31/3/2019 Mahallî İdareler Seçimleri sonrasında Siirt Belediyesi birimlerine PKK/KCK terör örgütü ile irtibatlı sekiz kişinin kanunlara ve mevzuata aykırı olarak eş müdür sıfatıyla görevlendirilmeleri</p>

<p>- Siirt Belediyesine ait hizmet aracının 8/1/2020 tarihinde Diyarbakır Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda terör suçlarından mahpus olan bir şahsı ziyaret etmek için tahsis edilmesi</p>

<p>- 31/3/2019 Mahallî İdareler Seçimleri sonrasında Siirt Belediyesinde mevzuata aykırı olarak belediye başkanlığı makamına daha önce kamu hizmetlerinden men kaydı olduğu tespit edilen R.K.nın ve sonrasında P.T.nin eş belediye başkanı olarak belirlenip belediye iş ve işlemlerinde bu şahısların eş belediye başkanı olarak faaliyet göstermeleri ve bu hususun eş başkanlıkla ilgili olarak gizli tanık beyanında da dile getirilmesi</p>

<p>-<strong> </strong>18/3/2019 tarihinde Abdullah Öcalan'a uygulanan sözde tecridin kaldırılması için sözde feda eylemi yapan bir terör örgütü üyesinin defnedilmesine ilişkin olarak düzenlenen basın açıklamasına Siirt Belediyesi eş başkan adayı olarak başvurucu B. H. I. ve R.K.nın katılması</p>

<p>-<strong> </strong>10/8/2019 ve 25/9/2019 tarihlerinde Siirt Belediyesine ait taziye evinin düzenlenen operasyonda etkisiz hâle getirilen bir terör örgütü üyesinin yakınlarına taziye için tahsis edilmesi</p>

<p>- 1/4/2019 tarihinde PKK/KCK terör örgütüne müzahir yayın yapan ve Türkiye'de erişimi yasaklı olan bir internet haber sitesinde yayımlanan haber programına bağlanarak PKK/KCK terör örgütü propagandası içeren röportaj vermesi</p>

<p>- 9/10/2019 tarihinde operasyonda etkisiz hâle getirilen bir terör örgütü üyesinin taziyesine Siirt Belediyesi eş başkanı olarak başvurucu B. H. I.ile Kurtalan Belediyesi eş başkanı E.B.nin katılması</p>

<p>- 6/1/2020 tarihinde<strong> </strong>Siirt Belediyesine ait hizmet aracının terör suçlarından mahpus iken Gümüşhane Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliye olan bir terör örgütü üyesinin Gümüşhane'den Siirt'e getirilmesi için tahsis edilmesi</p>

<p>- Abdullah Öcalan'ın sözde tecridine yönelik olarak L.G. tarafından başlatılan açlık grevine destek vermek amacıyla Batman HDP il binası içinde gerçekleştirilen eyleme katılması ve burada yapılan aramada ele geçirilen dijital materyallerde örgütsel çok sayıda fotoğrafın tespit edilmesi</p>

<p>- Başvurucu B.H.I.'ın evinde ve Siirt Belediyesinde yapılan aramada PKK/KCK terör örgütüyle ilişkili gazete, dergi, kitap gibi belgelerin ele geçirilmesi</p>

<p>- Sosyal medya hesabından "<i>Bizim bildiğimiz pınarlardan su akar, sizin Barış Pınar'ı Harekatınızın vaadi kan, gözyaşı ve ölüm #savasahayır; İt is time to stand against the war and occupation in Rojava towards Kurdish, people who defeated ISIS!, Don't be blind and deaf to what happens in Rojava and raise your voice, before it is too late!</i>" gibi paylaşımlarda bulunması, yine sosyal medya hesabından eş başkanlıkla ilgili paylaşımlarda bulunması</p>

<p>ii. Başvurucu B.A.hakkındaki tutuklama talebinde aşağıdaki eylemler isnat konusu edilmiştir:</p>

<p>- 31/3/2019 Mahallî İdareler Genel Seçimleri sonrasında Kurtalan Belediyesi başkanı seçilmesine rağmen mevzuata aykırı şekilde ve PKK/KCK terör örgütünün talimatları doğrultusunda Kurtalan Belediyesine belediye eş başkanı olarak E.B.nin görevlendirilmesi ve eş başkan sıfatıyla Kurtalan Belediyesini yönetmeleri, sosyal medya hesaplarında eş başkanlıkla ilgili paylaşımlar yapması</p>

<p>- İkamet adresinde yapılan aramada bomba hazırlanışına/etkisine ilişkin metinlerin (<i>09 Mart 2009 Pazartesi, not, bombada anahtar sistemi Anahtar sistemi 3 ayrılır. 1 Mekanik Sistem, 2 Elektronik Sistem, 3 Bubi tuzağı, Bomba patlaması esnasında alınan tedbirler Mesafe en az 100 metredir. Patlama Etkileri 1 Isı etkisi 2 Parça etkisi 3 Basınç etkisi Mektup Bomba Katlanmaz kesinlikle)</i> yer aldığı ajandanın ele geçirilmesi</p>

<p>- Sosyal medya hesabından "<i>Bizim Kürdistan'da Kürt olarak doğmamızın bizimle bir alakası yok bu tamamen Allah'ın tercihi idi bu yüzden bize Müslümanlık adı altında zulüm edip Allah'ın tercihine karşı çıkanlar Allah'a şirk koşuyor ve biz kürtler onlar Allah'a havale ediyoruz Allah bu ramazan gününde belalarını versin (âmin) ; Bu Türkler ilginç bir millet Afrika da Kürt devleti kurulsa ilk itiraz edecek olan Türklerdir Irak'ta özerk bir Kürt devleti kuruluyor itiraz ediyorlar Suriye kantonlara itiraz ediyorlar biri bunlara Osmanlı'nın yıllar yıllar önce yıkıldığını hatırlatmalı Azez senin babanın toprağı değilki düşmesine izin verip vermemek sana kalsın</i>" gibi paylaşımlarda bulunması</p>

<p>- Sosyal medya hesabında Abdullah Öcalan'ın ve bazı terör örgütü mensuplarının fotoğraflarını paylaşması ve öldürülen terör örgütü mensuplarından şehit olarak bahsetmesi</p>

<p>5. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği 19/5/2020 tarihli kararla "<i>... atılı suçları işlediklerine yönelik kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunması, delillerin tam olarak toplanmamış oluşu, şüphelilerin bu nedenle delilleri karartma şüphesinin taşıyor olması ancak dosyadaki mevcut delil durumuna göre şüpheliler hakkında en ağır tedbirlerden olan tutuklama tedbirinin ölçülü olmayacağı, ayrıca ülkemizde ve dünyada mevcut olan salgın hastalık süreci dikkate alınarak ve tutuklama yerine daha etkin adli kontrol tedbirlerinin de amaca hizmet edebileceği kanaatine varılarak...</i>" gerekçesiyle başvurucular hakkındaki tutuklama talebinin reddine, başvurucular hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve konutu terk etmeme<strong> </strong>adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasına ve kovuşturmanın bitimine kadar adli kontrol tedbirinin devam etmesine karar vermiştir.</p>

<p>6. Başsavcılık adli kontrol kararına itiraz ederek başvurucuların tutuklanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği 20/5/2020 tarihinde itirazı yerinde görmeyerek dosyayı Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine iletmiştir. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği 25/5/2020 tarihinde itirazı reddetmiştir.</p>

<p>7. Başvurucular hakkındaki konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri elektronik kelepçeyle uygulanmıştır. Başsavcılık tarafından başvurucu B.H. I. hakkında uygulanan konutu terk etmeme adli kontrol tedbirine B. H. I.'ın bir yakının trafik kazası geçirmesi nedeniyle 21/11/2021-21/12/2021 tarihleri arasında ara verilmesine, sonra tedbirin aynen uygulanmasına devam edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu B. H. I.'ın konutu terk etmeme adli kontrol tedbirine itirazı Siirt Sulh Ceza Hâkimliğince kararda isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle 1/6/2020 tarihinde yerinde görülmemiştir. Dosyanın iletildiği Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğince 2/6/2020 tarihinde itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>9. Başsavcılık 29/6/2020 tarihinde İçişleri Bakanlığına yazdığı müzekkereyle, Siirt, Kurtalan ve Baykan Belediyelerine kayyım ataması gerçekleştirilmesi nedeniyle başvurucular ve diğer bazı kişiler hakkında müfettiş görevlendirilmesini, Siirt ve bahse konu ilçelerinin eş başkanlık esasına göre yönetilip yönetilmediği, Belediyeye ait araçlar, taziye evleri, binalar, tesisler, ödenekler gibi Belediye kaynaklarının terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılıp kullanılmadığı ve terör örgütüne yardım niteliğinde tahsis edilip edilmediği, terör örgütü ile iltisaklı, irtibatlı şahısların bu Belediyelerde işe alınıp alınmadığının araştırılmasını talep etmiştir. Ayrıca seçilmiş Belediye Başkanlarına mevzuatın tanımış olduğu görev ve yetkinin eş başkan sıfatı ile diğer kişiler tarafından kullanılıp kullanılmadığı, Belediye Başkanlıklarında eş müdür görevlendirilip görevlendirmediği, belediye kaynakları ile PKK/KCK silahlı terör örgütünün yasaklı yayınlara abonelik yapılıp yapılmadığı, bu yayınların satın alınıp alınmadığı hususlarının da araştırılıp tüm bu hususlarda rapor düzenlenerek iletilmesi talebinde bulunmuştur. UYAP üzerinden yapılan incelemede bu müzekkerenin cevabına rastlanmamıştır.</p>

<p>10. Başvurucu B. H. I.'ın konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına dair talebi soruşturmanın devam etmesi, atılı suç yönünden kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, aradan geçen süre ve mevcut delil durumu dikkate alındığında adli kontrol altına alındığı tarihten bu yana başvurucunun hukuki durumunda herhangi bir değişiklik olmaması gerekçesiyle Siirt Sulh Ceza Hâkimliğince 10/12/2020 tarihinde reddedilmiştir.</p>

<p>11. Başvurucuların konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına dair talepleri aynı gerekçeyle (bkz. § 10) Siirt Sulh Ceza Hâkimliğince 12/2/2021, 11/3/2021 ve 12/4/2021 tarihlerinde reddedilmiştir. İtirazlar Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine iletilmiş; aynı Hâkimlikçe kuvvetli suç şüphesinin varlığına dair kanaatin isabetli olduğu, suçun vasıf ve mahiyeti, suç için öngörülen ceza miktarı gözetildiğinde söz konusu tedbirin orantılı olduğunun değerlendirildiği gerekçesiyle itirazların reddine karar verilmiştir.</p>

<p>12. Başvurucular, Siirt Sulh Ceza Hakimliğince 11/3/2021 tarihinde verilen itirazın reddi kararı sonrasında dosyanın iletildiği Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğince aynı tarihte verilen itirazların reddi kararını 10/4/2021 tarihinde elektronik tebligat yolu ile öğrendiklerini bildirerek 29/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>13. Bireysel başvuru sonrasında ise başvurucuların konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına dair talepleri aynı gerekçeyle (bkz. § 10) Siirt Sulh Ceza Hâkimliğince 5/7/2021 ve 19/10/2021 tarihlerinde reddedilmiştir.</p>

<p>14. Siirt İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 11/10/2021 tarihinde Siirt, Baykan ve Kurtalan Belediye Başkanlıklarında gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen rapor Başsavcılığa iletilmiştir.</p>

<p>15. Başsavcılık 29/11/2021 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başvurucular ve diğer beş şüpheli hakkında kamu davası açmıştır. İddianamede başvurucular hakkındaki tutuklama talebinde yer alan delillerle aynı olan, güvenlik güçlerince düzenlenen 2019 ve 2020 tarihli tutanaklara, sosyal medya araştırmalarına, 2019 tarihinde görevlendirilen İçişleri Bakanlığı müfettişinin raporuna, gizli tanık beyanına, belediye binalarında gerçekleşen aramalarda ele geçirilen dokümanlara ve başvurucuların Başsavcılık nezdindeki ifadelerine dayanıldığı, suç isnadına dayanak teşkil eden son soruşturma işleminin 15/5/2020 tarihinde Siirt ve ilçe belediyelerinde yapılan arama işlemi olduğu görülmüştür. İddianamede, Siirt Belediyesi sosyal medya hesaplarında ve başvurucuların herkese açık sosyal medya hesaplarında eş başkanlık adı altında paylaşımların bulunması, reklam panolarında Siirt HDP Belediyesi başkanlık aday tanıtımlarında eş başkanlık vurgusu yapılarak başvurucuların belediye başkanlığı adaylarının reklamının yapılması, düzenlenen miting ve toplantılardaki konuşmalarda eş başkanlık adı altında tanıtımın yapılması, seçim sonrasında elde edilen belediye başkanlığı görevinin eş başkanlık adı altında başka kişilerle paylaşılması, belediyelerde PKK/KCK silahlı terör örgütü tarafından sözde "<i>değer ailesi</i>" olarak tanımlanan kişilerin işe alınmaları nedeniyle başvurucuların eylemlerinin ideolojik sempati düzeyinde kalmadığı ve eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğun bulunduğu, bu nedenle şüpheliler ile PKK/KCK silahlı terör örgütü arasında organik bağın kurulduğu iddialarına yer verilmiştir.</p>

<p>16. Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 9/12/2021 tarihli tensip kararında başvurucular hakkında uygulanan adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada aynen devam etmesine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 29/12/2021 tarihinde, başvurucu B.A.'ün talebi üzerine, hakkında uygulanan konutu terk etmeme adli kontrol tedbirine 30/12/2021-5/1/2022 tarihleri arasında ara verilmesine, sonrasında tedbirin aynen uygulanmasına devam edilmesine karar vermiştir.</p>

<p>17. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucuların talebi üzerine 19/1/2022 tarihli kararla başvurucular hakkında uygulanan konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına ve haklarında yurt dışı çıkış yasağı, belirli günlerde en yakın güvenlik birimine başvurarak imza atma şeklindeki adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 12/5/2022 tarihinde, belirli günlerde en yakın güvenlik birimine başvurarak imza atma tedbirinin de kaldırılarak yurt dışı çıkış yasağının devamına karar vermiştir. Yargılama Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde devam etmektedir.</p>

<p>18. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>19. Başvurucular; 2019 yılından bu yana yürütülen soruşturmanın sürüncemede kaldığını, iddianame düzenlenmediğini, soruşturmanın ilerlememesine rağmen haklarında bir yılı aşkın süredir konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri uygulanarak hürriyetlerinin kısıtlandığını, bu tedbir süresinin ölçüsüz olduğunu, konutu terk etmeme tedbirine hükmedilen karar ile bu tedbirin devamına dair kararların ilgili ve yeterli gerekçe içermediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>20. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucular hakkındaki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırıldığının ve başvurucuların tazminat davası yolunu tüketmediklerinin başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinde gözetilmesi gerektiği, başvurucular hakkında uygulanan koruma tedbirinin süresi, soruşturmanın karmaşıklığı ve şüpheli sayısının fazla olması karşısında orantılı olup olmadığının ve derece mahkemelerinin takdir payının gözönüne alınarak başvurucuların özgürlüğünü tutuklamadan çok daha az sınırlayıcı nitelikteki adli kontrol tedbirine karar verilmesinin ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular; Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, suç işlediklerine dair kuvvetli belirti bulunmadığını, dosyanın karmaşık olmadığını, şüpheli sayısının az olduğunu, soruşturma dosyasında iki yıl boyunca herhangi bir soruşturma işlemi yapılmadığını, iki yıla yakın süre haklarında konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin uygulanmasının ölçülü olmadığını ve bunun seçilme haklarına engel teşkil ettiğini belirtmiştir.</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi konutu terk etmeme tedbirinin niteliği, uygulanış şekli ve özellikleri itibarıyla hareket serbestîsi üzerindeki sınırlayıcı etkisinin derece ve yoğunluk olarak seyahat özgürlüğüne göre oldukça ileri bir boyutta olduğu, dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır (<i>Esra Özkan Özakça </i>[GK],<i> </i>B. No: 2017/32052, 8/10/2020,<i> </i>§§ 68-76). Bu kapsamda başvurucuların iddialarının özünün ilgili ve yeterli olmayan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale oluşturan adli kontrol tedbirinin devam ettirilmesine ve bu tedbirin makul süreyi aşmasına ilişkin olduğu değerlendirilmiş ve bu şikâyet Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi, hakkında konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri uygulanan başvurucunun 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesindeki tazminat davası iç hukuk yolunu tükettikten sonra yaptığı bireysel başvuruya ilişkin <i>E.Y.</i> ([GK], B. No: 2018/10482, 14/12/2022, § 48) kararında, 5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde adli kontrolün tazminat talep edilebilecek koruma tedbirleri arasında sayılmadığını, dolayısıyla konutu terk etmeme tedbiri bakımından etkili bir tazminat yolunun bulunmadığını tespit etmiştir. Bu bakımından somut başvuruda başvuru yollarının tüketilmesine dair kabul edilebilirlik kriteri bakımından bir eksiklik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla açıkça dayanaktan yoksun olmayıp kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>23. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına konutu terk etmeme şeklinde müdahale teşkil eden bir tedbirin hukuki olup olmadığı değerlendirilirken bu tedbirin tutuklamaya alternatif bir koruma (adli kontrol) tedbiri olarak kabul edilmesi, dolayısıyla tıpkı tutuklama kararlarında olduğu gibi konutu terk etmeme tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (<i>Esra Özkan Özakça, </i>§ 78).</p>

<p>24. Adli kontrol tedbirinin devam ettirilmesinde de bu nedenlere dayanılması ve bu nedenlerin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler ilgili ve yeterli görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir (<i>Muhammet Enes Sezgin, </i>B. No: 2020/14085, 19/1/2022,<i> </i>§ 52).</p>

<p>25. Bu kriterlerin konutu terk etmeme tedbirinin uygulanması için mevcut olup olmadığının takdiri öncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın şartları dikkate alınarak özellikle tedbirin uygulanmasına ilişkin süreç ve bu husustaki yargı mercii kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (<i>Esra Özkan Özakça, </i>§ 84).</p>

<p>26. Başvurucular hakkında 19/5/2020 tarihli karar ile konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmiş, 19/1/2022 tarihinde ise söz konusu tedbirin uygulanmasına son verilmiştir.</p>

<p>27. Başvurucular hakkında silahlı terör örgütü üyeliği isnadıyla yürütülen soruşturma dosyası incelendiğinde, başvurucuların silahlı terör örgütünün talimatları doğrultusunda hareket ettiklerine dayanak olarak mahallî idareler seçimindeki eş başkanlık vurgusuna dair sosyal medyadaki ve adaylık tanıtım faaliyetlerindeki paylaşımlarına, seçim sonrasında görevlendirildikleri Belediyelerdeki usulsüz olduğu iddia edilen faaliyetlerine, silahlı terör örgütünün propagandası olduğu iddia edilen konuşmalarına, aramalarda ele geçirilen delillere dayanıldığı görülmektedir (detaylı anlatım için bkz. §§ 4, 15). Başvurucular hakkındaki adli kontrol tedbiri ve bu tedbirin devamı kararlarında atıf yapılan ve/veya soruşturma dosyasında bulunduğu ifade edilen delillerin içeriği dikkate alındığında adli kontrol tedbirinin ön şartı olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak anılan kararların ilgili ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>28. Bu aşamada, başvurucular hakkında uygulanan adli kontrol tedbiri ve tedbirin devam ettirilmesinin meşru amacına dair gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığının, gerekçelerin ilgili ve yeterli görülmesi halinde ise yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediğinin incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>29. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği 19/5/2020 tarihinde<i> </i>delillerin tam olarak toplanmamış olması, başvurucuların delilleri karartma şüphesini taşımaları, dosyadaki delil durumuna göre tutuklama tedbirinin ölçülü olmayacağı ve salgın hastalık süreci nedeniyle tutuklama yerine daha etkin adli kontrol tedbirlerinin de amaca hizmet edebileceğini değerlendirerek başvurucular hakkında konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar vermiştir (bkz. § 5). Başvurucuların itirazları ise soruşturmanın devam ediyor olması, aradan geçen süre ve mevcut delil durumu dikkate alındığında adli kontrol altına alındıkları tarihten bu yana başvurucuların hukuki durumlarında herhangi bir değişiklik olmaması, suçun vasıf ve mahiyeti, suç için öngörülen ceza miktarı gözetilerek tedbirin orantılı olması şeklindeki benzer gerekçelerle reddedilmiş ve söz konusu tedbirin uygulanmasına devam edilmiştir (bkz. §§ 10, 11).</p>

<p>30. Bu bilgiler çerçevesinde, salgın hastalık şartları da gözetilerek başvurucuların özgürlüğünü tutuklama tedbirinden daha az sınırlayıcı nitelikteki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar vermesi ilk aşamada uygun görünmektedir. Ancak bu tarihten sonraki soruşturma süreci incelendiğinde, başvurucular hakkında bu tedbire hükmedilen 19/5/2020 tarihinden sonra Başsavcılık tarafından 29/6/2020 tarihinde İçişleri Bakanlığına rapor hazırlanması için talepte bulunulduğu, bu raporun cevabının ulaştığına dair bir bilgiye soruşturma dosyasında rastlanmadığı, iddianamede de 2019 tarihli müfettiş raporuna değinildiği, ancak talep konusu olan rapordan bahsedilmediği (bkz. §§ 9, 15) görülmüştür. Yine, 19/5/2020 tarihi sonrasında Siirt İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 11/10/2021 tarihli dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen raporun Başsavcılığa iletildiği görülmüştür (bkz. § 14). Bu rapordan da iddianamede bahsedilmemiştir. İddianamede bahsedilen delillerin başvurucular hakkında tutuklama talebinde bulunulması sırasında dayanılan delillerle aynı olduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 4, 15). Tüm bu bilgiler ışığında başvurucuların soruşturma evresindeki itirazlarının reddine dair Sulh Ceza Mahkemesi kararlarında başvurucular hakkındaki konutu terk etmeme tedbirine devam edilmesinin makul olduğunu ortaya koyan yeterli gerekçe bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>31. Kovuşturma evresinde ise 9/12/2021 tarihli tensip kararında başvurucular hakkındaki başvuruya konu tedbirin devamına karar verilmiş fakat kararda buna ilişkin hiç bir gerekçe belirtilmemiştir (bkz. § 16). Bundan 40 gün sonra ise başvurucuların talebi üzerine 19/1/2022 tarihinde söz konusu tedbirin kaldırılarak başvurucular hakkında imza atma ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir (bkz. § 17). Ağır Ceza Mahkemesince daha sonrasında diğer adli kontrol tedbirlerine hükmedildiği de gözetilerek başvurucular hakkında herhangi bir gerekçe gösterilmeden söz konusu tedbirin uygulanmasına devam edilmesine karar verilmesinin de makul olmadığı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeye ulaşmada başvurucular hakkında 1 yıl 8 ay süreyle konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri uygulanmış olması da dikkate alınmıştır.</p>

<p>32. Sonuç olarak, başvurucular hakkında konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin devam ettirilmesinin meşru amaçlarına dair kararların yeterli gerekçe içermemesi nedeniyle bu tedbirin uygulanmasına belirtilen süreyle devam edilmesinin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediğinin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>34. Başvurucular, ihlalin tespiti ve her biri için ayrı ayrı 1.000.000 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>35. Başvuruda, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucular hakkındaki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirleri 19/1/2022 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla bu yönüyle ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat ödenmesi dışında yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>36. Başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Başvuruculara net 20.000 TL manevi tazminatın AYRI AYRI ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>D. 487,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.287,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Siirt Sulh Ceza Hâkimliği (Sorgu No: 2020/113) ile Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2021/326) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/6/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118352-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="38594"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİNİN İHLALİ DURUMUNDA ETKİLİ SORUŞTURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sorusturmanin-gizliliginin-ihlali-durumunda-etkili-sorusturma-yukumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sorusturmanin-gizliliginin-ihlali-durumunda-etkili-sorusturma-yukumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Soruşturmanın gizliliği, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden birisidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesine göre, “Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir”. Usul işlemlerinin gizl...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Soruşturmanın gizliliği, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden birisidir. <strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesine göre, </strong><i>“Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir”.</i> Usul işlemlerinin gizliliği; delillerin muhafaza edilmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve nihayetinde ceza adaletinin sağlanması açısından hayati önem taşır. Soruşturmanın gizliliği, sonuçta şüphelinin lekelenmeme hakkını da korur.</p>

<p>Burada bahsettiğimiz gizlilik, bazı suçlar bakımından soruşturmanın amacının tehlikeye düşürülmesinin önüne geçilebilmesi için öngörülen CMK m.153/2 gereğince savunma tarafına karşı verilen kısıtlılık kararı yoluyla soruşturma dosyaya erişim yasağı getirilmesi değildir. CMK m.153/2’de öngörülen kısıtlılık savunma hakkına yöneliktir. Kısıtlılığın maksadı; müdafiin ve dolayısıyla şüphelinin dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma hak ve yetkisi sınırlanarak, Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hakimi kararı ile soruşturmanın amacının tehlikeye düşürülmesinin önüne geçilmesidir. CMK m.153/2’de sayılan suçlar yönünden sıkça başvurulan kısıtlılık yöntemi, maalesef savunmayı soruşturma aşamasında çaresiz ve savunmasız bırakabilmektedir. Bu konuda en ciddi eleştiri; savunmaya karşı kısıtlılık kararına rağmen, soruşturmaya ilişkin birçok bilginin ve belgenin kamuoyu ile paylaşılması bakımından yapılmaktadır.</p>

<p>CMK m.157’de düzenlenen gizlilik ise; savunma hakkına zarar vermemek suretiyle soruşturma evresinde gerçekleşen usul işlemlerinin gizliliği ve bu yolla delillerin korunması, en önemlisi de soruşturulan kişilerin, yani şüphelilerin temel hak ve hürriyetlerinin gözetilmesidir.</p>

<p><strong>“Soruşturmanın gizliliği” ilkesi,</strong> şüphelinin ve soruşturma ile ilgili diğer kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından da önemli bir işleve sahiptir. Soruşturmanın gizliliğinin ihlali, şüphelinin masumiyet/suçsuzluk karinesinin veya daha geniş bir çerçevede lekelenmeme hakkının zedelenmesine yol açabileceği gibi şüpheli, mağdur, tanık ve diğer üçüncü kişilerin şeref ve itibarları ile özel hayatlarının korunmasını da tehlikeye atabilir.</p>

<p>Soruşturmanın gizliliğinin ihlali; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Bölümünde, 285. maddenin birinci fıkrasında suç olarak tanımlanmıştır. <strong>Bu hükme göre, </strong><i>“Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır”.</i> Maddenin gerekçesinde de soruşturma evresindeki gizliliğin, <i>“ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük, gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluk” olduğu ve ‘suçsuzluk karinesinin sağlam tutulabilmesi’ açısından “vazgeçilmez.” </i>nitelik taşıdığı belirtilmektedir.</p>

<p>Bu önemine rağmen, ülkemizde “soruşturmanın gizliliği” ilkesinin ihlal edildiği birçok vaka ile karşılaşılmaktadır. Bilhassa kamuoyunda tanınan kişilerle veya geniş ilgi uyandıran olaylarla ilgili soruşturmalarda; kolluk beyanları, savcılık ifadeleri, tanık anlatımları, tapeler, video kayıtları, fotoğraflar ile kişilerin özel hayatlarına ilişkin bilgi ve belgeler henüz soruşturma devam ederken kamuoyu ile paylaşılabilmektedir. Bu tür paylaşımlar, daha yargılama başlamadan kişiler hakkında suçlu oldukları yönünde bir kanaatin oluşmasına ve dolayısıyla olası bir yargılamanın sağlıklı biçimde yürütülmesinin güçleşmesine yol açabileceği gibi, bilgi ve belgelerin yayımlanması suretiyle kişilerin itibarsızlaştırılmasına ve mahremiyetlerinin ihlal edilmesine de neden olabilmektedir.</p>

<p>Elbette halkın haber alma hakkı ve basın özgürlüğü, demokratik toplumlarda vazgeçilmez güvencelerdir ve ceza muhakemesinin şeffaf ve denetlenebilir biçimde yürütülmesine önemli katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte; bu hak ve özgürlükler, soruşturma evresinde gizli tutulması gereken bilgi ve belgelerin sınırsız biçimde kamuoyuna aktarılmasını meşru hale getirecek şekilde yorumlanmamalıdır. Burada öne çıkan; basın özgürlüğü ve haber alma hakkının sağladığı güvencelerin kapsamı içinde kalan haber ve değerlendirmeler değil, bu hak ve özgürlüklerin sınırlarını aşarak, soruşturmanın gizliliğini ihlal eden ve kişilerin temel haklarını doğrudan etkileyebilen paylaşımlardır. Kamu yararı ile birey yararı arasında bir denge gözetilmesi gerektiği gibi, bilhassa kişinin özel hayatının gizliliği ve korunması hakkı ile suçsuzluk/masumiyet karinesi ve onun bir yansıması olan lekelenmeme hakkı muhakkak gözetilmelidir. Bu gözetmenin, suçlanan veya kamuoyunda merak uyandıran veya ilgi çeken bireye bir üstünlük veya bir imtiyaz tanıma amacı taşıdığı söylenemez. Soruşturmanın gizliliğinin kabulünde ve suçlanan kişinin masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkına saygı gösterilmesinin beklenmesinde haklı bir sebep ve meşru bir amaç vardır. Basit şüphe ile başlayan soruşturmada amaç! delillerin kaybolmaması, karartılmaması ve bunun yanında da henüz “şüpheli” konumunda olan kişiler ile ailelerinin lekelenmeme haklarının korunmasıdır.</p>

<p><strong>Peki buna rağmen soruşturmanın gizliliğinin ihlaline teşebbüs edilmesi veya bu ihlalin gerçeklemesi ve devam etmesi halinde devletin yükümlülükleri nelerdir? </strong>Devletin, bu tür ihlalleri önlemenin yanı sıra kişilerin temel haklarını ve hürriyetlerini korumaya yönelik pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Devlet, kişilerin lekelenmeme hakkını, şeref ve itibarlarını ve özel hayatlarını üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korumak için gerekli hukuki ve fiili tedbirleri almakla yükümlüdür. Ancak devletin yükümlülüğü bununla da sınırlı değildir. Bir kişinin özel hayatına yönelik bir saldırının gerçekleşmesi, örneğin soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle özel hayata ilişkin bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması halinde, devletin söz konusu ihlali etkili biçimde soruşturması ve sorumluların tespit edilmesi için gerekli çabayı göstermesi gerekmektedir. Başta yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında gündeme gelen etkili soruşturma yükümlülüğü, özel hayata saygı hakkının korunması bakımından da geçerli bir usul güvencesi niteliğindedir.</p>

<p>Dolayısıyla; soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği bir durumda, yalnızca ihlalin gerçekleşmesini önlemeye yönelik tedbirlerin alınması değil, gerçekleşen ihlalin etkili biçimde soruşturulması ve sorumluların ortaya çıkarılması da devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">AYM, <i>Baran Akgül</i> kararı</a>nda (<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">B. No: 2021/18553, 6/5/2026</a>), bu ilkeler ışığında; </strong>soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği yönündeki bir şikayet karşısında kamu makamlarının etkili bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karara konu olayda, belediye başkanı olan başvurucu hakkında yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında evinde ve işyerinde arama yapılmış, arama sırasında ele geçirildiği ileri sürülen ve bomba yapımına ilişkin olduğu ileri sürülen bir nota ait fotoğraf kısa süre içinde basında ve sosyal medyada yayımlanmıştır. Başvurucu; gizli yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen bu bilgi ve belgelerin soruşturmanın gizliliği ihlal edilerek basına verildiğini, bu nedenle kamuoyunda “bombacı başkan” olarak lanse edildiğini belirterek, sorumlular hakkında şikayette bulunmuştur. Ancak yapılan soruşturmada; paylaşımın ilk kaynağının teknik olarak tespit edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, başvurucunun bu karara yaptığı itiraz da reddedilmiştir.</p>

<p><strong>AYM’ye göre,</strong> soruşturmanın bu şekilde sonuçlandırılması etkili soruşturma yükümlülüğünü karşılamamıştır. Başvurucunun; fotoğrafların arama sırasında çekildiği ve aramaya katılan polis memurlarınca basına verildiği yönündeki somut iddiaları yeterince araştırılmamış, özellikle aramaya katılan polis memurlarının ifadelerine başvurulmamıştır. Bunun yanında; soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kişinin tespit edilemediğine ilişkin Emniyet Müdürlüğü cevabı, başvurucunun işaret ettiği somut kişiler ve olaylar üzerinde ayrıca bir araştırma yapılmaksızın soruşturmaya son verilmesinin temelini oluşturmuştur.</p>

<p>AYM; başvurucunun iddia ve itirazlarının karşılanmadığını, gereken araştırmaların yapılmadığını ve verilen kararların özel hayata saygı hakkının içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli bir gerekçe içermediğini belirterek Anayasanın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>AYM’nin bu kararı,</strong> soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesinin sıradanlaşmasının ve bu tür ihlallerin etkili biçimde araştırılmamasının kabul edilemeyeceğine ilişkin önemli bir hatırlatma niteliğindedir. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin yetkili olmayan kişilerin veya kamuoyunun bilgisine sunulması, yalnızca yürütülen soruşturmanın güvenilirliğini değil, kişilerin temel haklarını da doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle, soruşturmanın gizliliğinin korunmasına yönelik mevcut güvencelerin etkili biçimde uygulanması ve ihlal halinde sorumluların tespitine yönelik gerekli adımların atılması önem taşımaktadır. Hukuk devletinde, kişilerin mahremiyetini ve itibarını zedeleyen bu tür ihlallerin olağanlaştırılmasının önüne geçilmelidir.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken; </strong>“Gizliliğin ihlali” başlıklı TCK m.285’de tanımlanan soruşturmanın gizliliğinin ihlali suçunun ceza sorumluluğu bakımından gözden geçirilip güçlendirilmesi ve bu suçu işleyenlere karşı maddenin etkin şekilde kullanılması gerektiğini belirtmek isteriz. Bir yandan soruşturmanın gizliliğinin ihlalini suç sayan hükümler varken, diğer yandan TCK m.285’de tanımlanan suçun unsurlarını oluşturan fiillere karşı kayıtsız kalınması, soruşturmanın gizliliğinin ihlalinin artmasına ve bu suçla korunan hukuki yararın gözardı edilmesine yol açabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sorusturmanin-gizliliginin-ihlali-durumunda-etkili-sorusturma-yukumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/yazar/ersan-sen-2025-4.jpg" type="image/jpeg" length="62684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Fonu Tartışması: Çalışanın Hakkı Ne Yönde Değişebilir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kidem-tazminati-fonu-tartismasi-calisanin-hakki-ne-yonde-degisebilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kidem-tazminati-fonu-tartismasi-calisanin-hakki-ne-yonde-degisebilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İşçiler için en güçlü güvence olan kıdem tazminatı, 2026 yılının ikinci yarısında yeniden Meclis gündemine taşınıyor. Orta Vadeli Program'da yer alan "Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi" (TES) çalışması, işverenin her ay çalışan ücretinin yüzde 8,33'ünü bir fona aktarmasını öngören modeli yeniden masaya...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşçiler için en güçlü güvence olan <strong>kıdem tazminatı</strong>, 2026 yılının ikinci yarısında yeniden Meclis gündemine taşınıyor. Orta Vadeli Program'da yer alan "Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi" (TES) çalışması, işverenin her ay çalışan ücretinin <strong>yüzde 8,33'ünü</strong> bir fona aktarmasını öngören modeli yeniden masaya yatırdı. Bu, on yılı aşkın süredir kapanıp açılan kıdem tazminatı fonu tartışmasının belki de en somut aşaması. Peki bu değişiklik gerçekleşirse, çalışanın bugün sahip olduğu hak ne yönde değişebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bugün Kıdem Tazminatı Hangi Kurala Göre Ödeniyor?</strong></p>

<p>Öncelikle mevcut sistemi hatırlamakta fayda var. Türkiye'de kıdem tazminatı, 2003 yılında yürürlükten kalkan 1475 sayılı eski İş Kanunu'nun <strong>14. maddesine</strong> göre düzenlenmeye devam ediyor; çünkü 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi bu tek maddeyi yürürlükte bırakmış durumda. Yani yirmi yılı aşkın süredir, yeni kanunda kendine yer bulamayan ama hâlâ geçerliliğini koruyan bir madde üzerinden milyonlarca çalışanın hakkı korunuyor.</p>

<p>Bu sistemde çalışan, işveren tarafından haksız yere veya geçerli bir neden gösterilmeden işten çıkarıldığında, en az bir yıllık kıdemi varsa, her tam yıl için otuz günlük brüt ücreti tutarında tazminat almaya hak kazanıyor. Örneğin Bahçelievler'de sekiz yıldır aynı imalathanede çalışan bir işçi işten çıkarılırsa, sekiz yıllık kıdemine karşılık gelen tutarı -2026 yılı tavanı olan <strong>64.948,77 TL</strong>'yi aşmamak kaydıyla- toplu ve derhal almaya hak kazanır. Bu miktarın nasıl bulunduğunu kıdem ve ihbar tazminatı hesaplama yöntemiyle ayrıntılı görmek mümkün. Sistemin bugünkü en somut güvencesi tam olarak bu: hak, işten ayrılır ayrılmaz nakit ve toplu şekilde çalışanın eline geçiyor.</p>

<p><strong>2026'da Fon Tartışması Neden Yeniden Alevlendi?</strong></p>

<p>Kıdem tazminatı fonu fikri yeni değil; 2000'li yılların ortasından bu yana defalarca gündeme gelip rafa kalktı. Ancak 2026 farklı bir görüntü çiziyor: Orta Vadeli Program'da TES'in <strong>yılın ikinci yarısında</strong> yasal çerçeveye kavuşturulması hedef olarak yazıldı ve işveren katkı oranı olarak <strong>yüzde 8,33</strong> rakamı somut biçimde telaffuz edilmeye başlandı. Bu detay, tartışmayı soyut bir "olabilir mi" sorusundan, "nasıl kurgulanacak" sorusuna taşıdı.</p>

<p>İşçi konfederasyonlarının tepkisi de bu nedenle daha sert. Türk-İş cephesinden "Kıdem Tazminatı Fonu bizim için grev sebebidir" açıklaması yapılırken, işveren tarafını temsil eden TİSK'in de mevcut haliyle modele mesafeli durduğu kamuoyuna yansıdı. Nadiren görülen bu ortak çekince, aslında tartışmanın salt teknik değil, güven meselesi olduğunu gösteriyor: taraflar fonun kim tarafından yönetileceğinden, kesintilerin nereye gideceğinden ve çekim koşullarının ne olacağından emin değil.</p>

<p>Mevcut sistemde kıdem tazminatı hakkı, iş sözleşmesi ve bordro kayıtlarına dayanıyor.</p>

<p><strong>Çalışanın Kazanılmış Hakkı Gerçekten Tehlikede mi?</strong></p>

<p>Burada asıl kritik soru şu: Bir fon sistemine geçilirse, bugüne kadar biriken kıdem süreleri ne olacak? Diyelim ki on iki yıldır bir tekstil atölyesinde çalışan Ayşe Hanım, fon yürürlüğe girdiğinde işinde kalmaya devam ediyor. Geçmiş on iki yılın hakkı "kazanılmış hak" sayılıp aynen saklı mı tutulacak, yoksa yeni sisteme devredilip fondan çekim koşullarına mı tabi olacak? Bu sorunun bugün için net bir yasal cevabı yok; tasarı henüz kanunlaşmadı.</p>

<p>Mevcut sistemin çalışan lehine en güçlü yönü, hakkın <strong>işten ayrılır ayrılmaz nakit ve toplu</strong> olarak ödenmesi. Fon modelinde tartışılan senaryolarda ise ödemenin emeklilik yaşına kadar fonda kalması veya belirli koşullarla çekilebilmesi gündemde. Bu fark, işini kaybeden ve o anda nakde ihtiyaç duyan bir çalışan için hayati önemde; kısa vadeli ihtiyaç ile uzun vadeli tasarruf mantığı burada doğrudan çatışıyor.</p>

<p>Türk hukukunda "kazanılmış hak" ilkesi, geriye yürüme yasağıyla birlikte anayasal güvence altında kabul edilir; bir düzenleme, önceden doğmuş bir hakkı geriye dönük olarak ortadan kaldıramaz. Bu nedenle yeni sistem yürürlüğe girse dahi, tasarının bugüne kadar biriken kıdemleri açıkça koruyan bir geçiş hükmü içermesi hukuken beklenen bir zorunluluktur; aksi bir düzenleme ciddi anayasal tartışmalara açık olur.</p>

<p><strong>Hangi Yaklaşım Çalışanı Daha İyi Korur?</strong></p>

<p>Kanaatimizce tartışmanın odağı bugün yanlış kurgulanıyor: Mesele "fon olsun mu olmasın mı" değil, "hangi güvenceler olmadan bir fon sistemine hiç geçilmemeli" sorusu olmalı. Bir fon modelinin çalışan açısından kabul edilebilir sayılması için en az iki koşulun tartışmasız biçimde yasa metnine yazılması gerekir: geçmişe dönük kıdemlerin dokunulmaz şekilde saklı tutulması ve işten çıkarılma anında -uzun vadeli birikim beklenmeden- tazminata fiilen erişilebilmesi.</p>

<p>Bu iki güvence sağlanmadan yürürlüğe giren bir düzenleme, çalışanın bugünkü en somut hakkını belirsiz bir gelecek vaadine dönüştürme riski taşır. Öte yandan fonun iyi kurgulanmış bir versiyonu, bugün sık karşılaşılan "işveren kapandı, tazminat alınamadı" riskini de ortadan kaldırabilir. Yani sorun modelin kendisinde değil; güvencesiz ve aceleyle uygulanmasında.</p>

<p>Fon tartışması, çalışanın işini kaybettiği anda paraya erişimini doğrudan etkileyecek bir konu.</p>

<p><strong>Süreç Netleşene Kadar Çalışan Ne Yapmalı?</strong></p>

<p>Yasa henüz Meclis'ten geçmediği için bugün için geçerli olan hâlâ mevcut sistemdir. Çalışanların şu an yapması gereken, mevcut haklarını doğru takip etmek: iş sözleşmesi, bordrolar ve varsa fesih bildirimleri gibi belgeleri düzenli saklamak bu süreçte en pratik adım. Kıdem süresinin doğru hesaplanması, ileride herhangi bir uyuşmazlıkta elinizdeki en güçlü delil olur.</p>

<p>Yasal değişiklik yürürlüğe girdiğinde ise geçiş hükümlerine -özellikle mevcut kıdemlerin hangi şekilde korunacağına- dikkatle bakılmalı. Bu tür düzenlemelerde geçiş maddeleri, çoğu zaman esas maddeler kadar belirleyici olur.</p>

<p>Kısaca bugünden itibaren dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıralamak mümkün:</p>

<p>- İş sözleşmesi, bordro ve varsa zam/unvan değişikliği yazışmalarını eksiksiz saklamak</p>

<p>- İşe giriş tarihini ve kesintisiz çalışma süresini gösteren belgeleri güncel tutmak</p>

<p>- Yasal değişiklik yürürlüğe girdiğinde geçiş hükümlerini ve mevcut kıdeme etkisini takip etmek</p>

<p>Sürecin nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecek; ancak çalışanın bugünkü hakkının hangi güvencelerle yeni sisteme devredileceği, tartışmanın en can alıcı noktası olmaya devam edecek.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kidem-tazminati-fonu-tartismasi-calisanin-hakki-ne-yonde-degisebilir-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/isci-para4.jpg" type="image/jpeg" length="52828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98924"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖDENMEYEN NAFAKA ZAMANLA UNUTULUR MU?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/odenmeyen-nafaka-zamanla-unutulur-mu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/odenmeyen-nafaka-zamanla-unutulur-mu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mahkeme nafakaya hükmetmiş olmasına rağmen nafaka ödenmeyip aylar hatta yıllar boyunca ödenmeyen nafakalar birikiyorsa, hak sahibi ne yapabilir? Bu biriken nafakaların hukuki durumu ne olur?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Burada karşımıza ‘’<strong>birikmiş nafaka</strong>’’ kavramı çıkmaktadır. Brikmiş nafaka; muaccel olmuş, yani ödenme günü gelmiş ancak ödenmeyerek birikmiş nafaka alacaklarının toplamıdır. Örneğin üç yıl boyunca nafakanın hiç ödenmediğini düşünelim. Her ay ödenmesi gereken miktar zamanında ödenmedikçe, borç katlanarak birikmeye devam eder. Peki üç yılın sonunda ortaya çıkan bu toplam miktar için hak sahibi ne yapabilir?</p>

<p>Başka bir ifade ile anlatacak olursak, mahkemenin nafakaya hükmetmesi nafakanın hak sahibinin hesabına geçmesi için tek başına yeterli olmaz. Ancak bu kararın rızaen yerine getirilmemesi halinde hak sahibinin alacağını tahsil edebilmesi için başvurabileceği hukuki yollar bulunmaktadır. Nafaka ödenmediğinde hak sahibi icra yoluna başvurup alacağını tahsil edebilir. İcra takibinde hangi döneme ilişkin nafaka alacağının talep edildiğinin açıkça ortaya konulması oldukça önem taşımaktadır.</p>

<p>Peki hak sahibi icraya başvurduğunda yalnızca içinde bulunulan ayın nafakasını mı isteyebilir, yoksa geçmiş üç yılın ödenmeyen tüm nafakalarını da talep edebilir mi?</p>

<p>Burada önemli bir ayrım vardır. Hak sahibinin ‘’Nasılsa mahkeme kararı elimde, istediğim zaman ödenmeyen nafakalarımı tahsil ederim’’ düşüncesiyle uzun süre beklemesi, her durumda aynı hukuki sonucu doğurmayabilir. Çünkü nafaka alacakları bakımından da dikkat edilmesi gereken özel bir durum bulunmaktadır. Hukukumuzda birikmiş nafaka alacaklarında 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre nafaka alacağı zaman geçtikçe her ay ayrı ayrı tahakkuk ettiğinden, icra takip tarihinden geriye doğru 10 yıldan eski olan birikmiş nafaka alacakları zamanaşımına uğrayabilir. Dolayısıyla birikmiş nafaka alacağının varlığı kadar, bu alacağın ne zaman doğduğu ve ne zaman talep edildiği de hayati önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nafaka borcu, diğer alacaklardan farklı olarak kanun tarafından özel bir yaptırımla korunmuştur. İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi uyarınca; icra takibine rağmen nafaka borcunu ödemeyen borçlu aleyhine, alacaklının şikâyeti üzerine 3 aya kadar tazyik hapsi verilebilir. Ancak kamuoyunda bilinenin aksine her ödenmeyen nafaka hapis cezası getirmez. Hukuken tazyik hapsi verilebilmesi için ödenmeyen borcun geçmiş yıllara ait birikmiş borç değil, kesinleşmiş icra takibine rağmen ödenmeyen son 3 aya ait güncel nafaka borcu olması şarttır. Öte yandan, nafaka 1 ay bile ödenmediğinde İcra Ceza Mahkemesine başvurulabilse de bu şikâyet hakkı sürelidir. Şikâyetin, ödenmeme durumunun öğrenilmesinden itibaren 3 ay ve her hâlde borcun doğduğu tarihten itibaren 1 yıl içinde yapılması gerekir. Son olarak belirtmek gerekir ki tazyik hapsi bir ödemeye zorlama tedbiridir; dolayısıyla borçlu ilgili borcu ödediği an derhal tahliye edilir.</p>

<p>Ödenmeyen nafaka zamanla unutulmaz; ancak hukuki hakların zamanında kullanılması şarttır. "Nasıl olsa ilamım var" diyerek hakkı zamanaşımına uğratmamak ve cezai yaptırım imkânlarını kaybetmemek adına, ödenmeyen nafakalar için vakit kaybetmeksizin ilamlı icra takibi başlatmak ve gerekli hukuki adımları atmak en sağlıklı yol olacaktır.</p>

<p><strong>Av. Begüm GÜREL &amp; Hukuk Fakültesi Öğrencisi Beyza NUR</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/odenmeyen-nafaka-zamanla-unutulur-mu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/nafakas-bosanma.jpg" type="image/jpeg" length="75330"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32555"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32547"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76940"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18223"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98075"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;
                                

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="32826"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="38177"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="38280"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="52572"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="75196"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="71911"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="51126"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="37973"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="62885"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="25132"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
