<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 30 Apr 2026 02:13:23 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesinde Sınır Nerede?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gizli-sorusturmaci-gorevlendirilmesinde-sinir-nerede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gizli-sorusturmaci-gorevlendirilmesinde-sinir-nerede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suçla mücadelede devletin elindeki en tartışmalı araçlardan biri gizli soruşturmacıdır. Hukuka uygun kullanıldığında etkin bir delil toplama yöntemi olan bu tedbir, sınırların aşılması durumunda provokatör ajanlığa dönüşmekte ve ceza yargılamasının temel ilkelerini zedelemektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gizli soruşturmacı, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesinde düzenlenmiş özel bir koruma tedbiridir. Maddenin 1. fıkrası şu hükmü içermektedir: "Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir." Bu hüküm iki temel koşul öngörmektedir. Birincisi, suçun işlendiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphenin varlığı; ikincisi ise başka yollarla delil elde edilememesi. Her iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur; bunlardan birinin eksikliği tedbirin hukukiliğini baştan ortadan kaldırır. <strong>Bu tedbirin uygulanmasında ölçülülük ve orantılılık ilkeleri belirleyici olmalıdır.</strong></p>

<p>Gizli soruşturmacı ile elde edilen delillerin hukukiliği bakımından bazı temel sorunlar bulunmaktadır. Uygulamada en çok sorun yaratan husus gizli soruşturmacı ile provokatör ajan arasındaki farktır.</p>

<p>Kanun, gizli soruşturmacının yetki sınırlarını açıkça belirlemiştir. CMK m. 139/5 uyarınca gizli soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez; bu kapsamda kışkırtma ve tahrik yasaktır. Gizli soruşturmacı, halihazırda devam eden bir suç faaliyetine sızarak mevcut durumu gözlemler ve delil toplar. Buna karşılık provokatör ajan, suç işleme kastı bulunmayan bir kişiyi teşvik ederek suça yönlendirir ve suçun oluşumunda aktif rol oynar. Aradaki fark teorik değil, doğrudan hukuki sonuç doğuran bir ayrımdır. Nitekim TBMM Adalet Komisyonu gerekçesinde de gizli soruşturmacının hiçbir zaman azmettiren konumunda olamayacağı açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p>Yargıtay, provokatör ajan yoluyla elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını istikrarlı biçimde kabul etmektedir. Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde, kolluğun pasif gözlem sınırını aşarak sanığı suça yönlendirdiği durumlarda elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı yönünde yerleşik bir içtihadın bulunduğu görülmektedir. Nitekim<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018328-e-2021312-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2018/328 E., 2021/312 K. sayılı kararı</a></strong>nda, gizli soruşturmacının ancak suça teşvik etmeksizin elde ettiği delillerin hukuka uygun olacağı belirtilmiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2024/3321 E., 2024/19593 K. sayılı kararında ise, kolluğun pasif izleme sınırını aşarak sanığı suça yönlendirdiği durumda mahkûmiyet değil beraat kararı verilmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AİHM içtihadı da aynı yöndedir. Teixeira de Castro / Portekiz kararıyla başlayan bu içtihat çizgisi, Büyük Daire'nin Ramanauskas / Litvanya kararıyla ilkeler bütününe kavuşmuş; Bannikova / Rusya kararıyla da pekiştirilmiştir. Ramanauskas davasında, öncesinde herhangi bir suç belirtisi bulunmayan bir kişinin polis müdahalesiyle suça yönlendirildiği tespit edilmiş; bu nedenle AİHS m. 6/1'in ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Mahkeme ayrıca, kışkırtmanın varlığını ispat yükünün iddia makamına ait olduğunu ve kamu yararı gerekçesinin dahi bu sonucu değiştirmeyeceğini açıkça ortaya koymuştur.</p>

<p>Gizli soruşturmacı görevlendirmesi hâkim kararına dayanmalıdır. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı kararı ile kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Gizli soruşturmacı somut ve devam eden bir soruşturma kapsamında görevlendirilebilir; önleme amaçlı görevlendirme CMK m. 139 kapsamında mümkün değildir. Nitekim <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-201516382-e-20161077-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 2015/16382 E., 2016/1077 K. sayılı kararı</a></strong>nda, somut bir suç şüphesi bulunmaksızın, adeta önleme amacıyla gizli soruşturmacı görevlendirilmesinin CMK m. 139 kapsamında mümkün olmadığı ve bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Gizli soruşturmacının tutanakları kural olarak tek başına mahkûmiyet kararına dayanak oluşturamaz. Yargıtay içtihadı, görevlinin müdahalesinden önce failin suç işleme hazırlığında olduğunun bağımsız ve nesnel delillerle desteklenmesini aramaktadır. Ses veya görüntü kaydı, tanık beyanı ya da teknik takip verisi gibi destekleyici unsurlardan yoksun; salt soruşturmacı anlatımına dayanan dosyalarda ispat koşulunun karşılandığından söz edilemez.</p>

<p>Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar kendiliğinden teknik araçlarla izleme kararını kapsamaz. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-201516382-e-20161077-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 20. Ceza Dairesi de 2015/16382 E., 2016/1077 K. sayılı kararı</a></strong>nda aynı ilkeyi benimsemiştir. Kararda, gizli soruşturmacı görevlendirme kararına dayanılarak, CMK m. 140 kapsamında ayrıca bir hâkim kararı alınmaksızın teknik araçlarla izleme yapılamayacağı; buna rağmen elde edilen ses ve görüntü kayıtlarına dayanılarak hüküm kurulmasının mümkün olmadığı açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında, gizli soruşturmacı görevlendirilmesinin hukuka uygunluğu kadar, görevlendirilen kişilerin hukuki statüsünün de elde edilen delillerin geçerliliği bakımından belirleyici olduğu kabul edilmektedir. Kararlar birlikte değerlendirildiğinde, gizli soruşturmacı şartlarının bulunmadığı hallerde kolluk görevlilerinin hangi statüyle hareket ettiğinin açıklığa kavuşturulmasının zorunlu olduğu; bu statünün belirlenemediği veya kanuni sınırlar içinde kalınmadığı durumlarda elde edilen delillerin hukuka aykırı sayılacağı yönünde yerleşik bir yaklaşımın benimsendiği görülmektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2019243-e-20217282-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2019/243 E., 2021/7282 K. sayılı kararı</a></strong>nda da, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi şartlarının bulunmadığı durumlarda öncelikle bu kişilerin adli kolluk görevlisi olup olmadığının araştırılması gerektiği; adli kolluk görevlisi olmadıklarının anlaşılması halinde elde edilen bilgilerin delil olarak değerlendirilemeyeceği, adli kolluk görevlisi olduklarının kabulü halinde ise tanık olarak dinlenmeleri gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında, bazı suçlar bakımından örgüt şartı aranmaksızın gizli soruşturmacı görevlendirilmesine imkân tanınmış ve uygulama katalog suç sistemi üzerinden şekillenmiştir. Bu nedenle güncel durumda gizli soruşturmacı tedbirinin kapsamı, örgüt kavramından ziyade kanunun açıkça belirlediği suç tipleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Soruşturmanın hangi suç tipine yönelik başlatıldığı, CMK m. 139 kapsamında katalog suç şartının sağlanıp sağlanmadığının tespiti açısından belirleyicidir. Katalog dışında kalan bir suç tipine ilişkin şüpheyle başlatılan soruşturmada gizli soruşturmacı görevlendirmesi, suçun sonraki aşamalarda nasıl nitelendirildiğinden bağımsız olarak baştan hukuka aykırıdır.</p>

<p>Gizli soruşturmacı uygulamalarının hukuka aykırılığı yalnızca delilin geçerliliğini değil, suç vasfını ve cezanın belirlenmesini de doğrudan etkileyebilir. Özellikle zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı dosyalarda, kolluk müdahalesinin etkisiyle birden fazla eylemin gerçekleştirilmesi halinde, bu eylemlerin failin iradesine mi yoksa kolluğun yönlendirmesine mi dayandığı ayrıca değerlendirilmelidir. Kolluk müdahalesiyle oluşturulan veya genişletilen eylem sayısına dayanılarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması, ceza adaleti ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.</p>

<p>Gizli soruşturmacı, suçla mücadelede meşru ve zorunlu bir araçtır. Ancak bu araç, CMK m. 139'un öngördüğü sıkı koşullara tam anlamıyla uymadığı anda hukuki meşruiyetini yitirir. Kişinin suç işleme kastı yokken devlet eliyle bu kasta yönlendirilmesi; suç yaratıp ardından cezalandırmak, hukuk devletinin değil tuzağın mantığıdır. Bu tür durumlarda elde edilen deliller CMK m. 217/2 uyarınca hukuka aykırı sayılmalı ve CMK m. 206/2-a kapsamında reddedilmelidir. Bu sebeple gizli soruşturmacı görevlendirme kararından operasyonun her aşamasına kadar bu denetim eksiksiz yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Av. Yiğitcan ŞAHİN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gizli-sorusturmaci-gorevlendirilmesinde-sinir-nerede</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 00:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5haa.jpg" type="image/jpeg" length="30169"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Hayriye Tülin Çakın vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-hayriye-tulin-cakin-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-hayriye-tulin-cakin-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Hayriye Tülin Çakın (4171) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. HAYRİYE TÜLİN ÇAKIN (4171) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>18.03.1971 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Hayriye Tülin ÇAKIN (4171) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 30.04.2026 Perşembe günü Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah'tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Hayriye Tülin Çakın 1" class="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/hayriye-tulin-cakin-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="850" height="988"></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-hayriye-tulin-cakin-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 23:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/hayriye-tulin-cakin.jpg" type="image/jpeg" length="68830"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2019/243 E., 2021/7282 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2019243-e-20217282-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2019243-e-20217282-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 10.06.2021 tarihli, 2019/243 E., 2021/7282 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/243 E., 2021/7282 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : BURSA 6. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hükümler : Mahkûmiyet</p>

<p>Dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>A-Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde:</p>

<p>1-Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan CMK'nın 139. maddesine göre gizli soruşturmacı görevlendirilebilmesi için işlenen suçun kanunda sayılan ve gizli soruşturmacı kullanılabilecek suçlardan olması, suçun işlendiği konusunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka yolla delil elde etme imkanının bulunmaması, suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir suç olması gerekmektedir.<br />
Somut olayda dava konusu suçun, uyuşturucu madde ticareti yapma suçu olduğu ancak örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suç olmadığı; 6763 sayılı yasa ile değişiklikten önceki CMK'nın 139. maddesinin 4. fıkrasına göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği dosya kapsamından anlaşılmıştır.</p>

<p>Yapılan soruşturma işlemleri, kovuşturma kapsamı ve tüm dosya içeriğine göre sonuç olarak;<br />
Suçun sübutunun tespiti için sanıktan uyuşturucu madde alma - temin etme eylemini gerçekleştiren gizli soruşturmacılar kolluk görevlisi ise "suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama" konusunda faaliyette bulunabileceklerinden, öncelikle gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olup olmadığının sorulması, gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olmadığının tespiti halinde “suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusunda faaliyette bulunamayacaklarından bu yöntemle elde edilen bilgilerin delil olarak değerlendirilemeyeceği, adli kolluk görevlisi ise 6763 sayılı yasa ile değişiklikten önceki CMK'nın 139/3. maddesi hükmü de gözetilerek tanık olarak dinlenilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>2-Bursa Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nce suç konusu maddelerden alınan şahit numunenin müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>3-Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazı bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>B-Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde:</p>

<p>1-Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan CMK'nın 139. maddesine göre gizli soruşturmacı görevlendirilebilmesi için işlenen suçun kanunda sayılan ve gizli soruşturmacı kullanılabilecek suçlardan olması, suçun işlendiği konusunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka yolla delil elde etme imkanının bulunmaması, suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir suç olması gerekmektedir.<br />
Somut olayda dava konusu suçun, uyuşturucu madde ticareti yapma suçu olduğu ancak örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suç olmadığı; 6763 sayılı yasa ile değişiklikten önceki CMK'nın 139. maddesinin 4. fıkrasına göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği dosya kapsamından anlaşılmıştır.</p>

<p>Yapılan soruşturma işlemleri, kovuşturma kapsamı ve tüm dosya içeriğine göre sonuç olarak;<br />
Suçun sübutunun tespiti için sanıktan uyuşturucu madde alma - temin etme eylemini gerçekleştiren gizli soruşturmacılar kolluk görevlisi ise "suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama" konusunda faaliyette bulunabileceklerinden, öncelikle gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olup olmadığının sorulması, gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olmadığının tespiti halinde “suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusunda faaliyette bulunamayacaklarından bu yöntemle elde edilen bilgilerin delil olarak değerlendirilemeyeceği, adli kolluk görevlisi ise 6763 sayılı yasa ile değişiklikten önceki CMK'nın 139/3. maddesi hükmü de gözetilerek, gizli soruşturmacıların tanık olarak dinlenilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kabule göre;</p>

<p>2-Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28.04.2015 tarih, 2014/462 esas, 2015/135 karar ve 2014/848 esas, 2015/136 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; gizli soruşturmacının 11.06.2013 tarihinde sanık ...’ndan suç konusu uyuşturucu maddeyi satın alması üzerine sanığın ''satmak için uyuşturucu madde bulundurma'' suçu belirlenmiş ve bu suçun delili elde edilmiştir. Buna rağmen, gizli soruşturmacının sanıktan farklı tarihlerde tekrar uyuşturucu madde satın alması gereksiz olduğu gibi görevi kapsamında da değildir. Öte yandan, gizli soruşturmacıların asıl görevi ''uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak'' değil, ''suçu ve failini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmek"ten ibarettir. Bu nedenlerle gizli soruşturmacı tarafından sanıktan birden çok kez uyuşturucu madde satın alınmasının, ayrıca suç oluşturmayacağı ve gerçek anlamda bir ''alım-satım''ın söz konusu olmadığı gözetilmeden atılı suçun zincirleme olarak işlendiği kabul edilerek, sanığın cezasının TCK'nın 43. maddesi ile artırılması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3-Bursa Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nce suç konusu maddelerden alınan şahit numunenin müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>4-Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 10.06.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2019243-e-20217282-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 23:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="96353"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 2015/16382 E., 2016/1077 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-201516382-e-20161077-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-201516382-e-20161077-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 24/02/2016 tarihli, 2015/16382 E., 2016/1077 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>20. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2015/16382 E., 2016/1077 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : Ağır Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hüküm : Mahkûmiyet</p>

<p>Dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>Yargılama dosyasının incelenmesi sonucu tespit edilen hukuka aykırılıklar:</p>

<p>I- Gizli Soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararlardaki hukuka aykırılıklar:<br />
5271 sayılı CMK’nın suç tarihinde yürürlükte bulunan “Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” başlıklı 139. maddesine göre; “Madde 139-(1) soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye Ağır Ceza Mahkemesince oybirliğiyle karar verilir.</p>

<p>Maddeye göre gizli soruşturmacı görevlendirilmesi için;</p>

<p>1-Suç, kanunda sayılan ve gizli soruşturmacı kullanılabilecek suçlardan olmalıdır.</p>

<p>2-Suçun işlendiği konusunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması,</p>

<p>3- Başka yolla delil elde edilme imkânının bulunmaması,</p>

<p>4- Ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi,</p>

<p>5- Suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir suç olması</p>

<p>Gereklidir.</p>

<p>Somut olayda; ...Emniyet Müdürlüğü tarafından gizli soruşturmacı görevlendirilmesi istenirken, “... ili dâhilinde bulunan uyuşturucu sokak satıcılarının deşifre edilmesi ve suç unsuru ile birlikte yakalanmalarına yönelik çalışmalar”dan söz edilmiş, fail/failler veya fiiller somut olarak belirtilmemiştir. Oysa ki gizli soruşturmacı görevlendirilmesi için olay somutlaştırılmalı, soruşturma konusu suçun işlenmiş ya da işlenmekte olması gereklidir. Somut olayda ise bir nevi önleme amaçlı Gizli Soruşturmacı görevlendirilmiştir. Aslında belli bir olay veya failin izlenmediği, fiil işlenmeden önce karar alındığı anlaşılmaktadır.<br />
Suç işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunup bulunmadığı ve başka surette delil elde etme imkânı olup olmadığı konusunda bir araştırma yapılıp yapılmadığı da bilinmediği için bu koşulların varlığı da bilinmemektedir.</p>

<p>Dava konusu suç “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188) olduğu halde örgütlü işlenmiş bir suç değildir ve CMK'nın 139/4. maddesinin ifadesine göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilmesi de mümkün değildir.</p>

<p>14.02.2007 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 4. maddesindeki tanımlara göre: “Başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması hâli: soruşturma veya kovuşturma sırasında diğer tedbirlere başvurulmuş olsa bile sonuç alınamayacağı hususunda bir beklentinin varlığı veya başka yöntemlerden biri veya birkaçının uygulanmasına rağmen delil elde edilememesi ve delillere ancak bu Yönetmelikte düzenlenen tedbirlerle ulaşılabilecek olmasını,” ifade etmektedir.</p>

<p>... ve...Ağır Ceza Mahkemelerinin gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararlarında kanun hükmünü tekrarlamaktan başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Sözü edilen kararlar Anayasa'nın 141. ve CMK’nın 34. maddelerine aykırı bir karardır.</p>

<p>II- Teknik Araçlarla izleme konusundaki hukuka aykırılıklar:</p>

<p>CMK’nın “Teknik Araçlarla İzleme” başlıklı 140. maddesine göre;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Madde 140-(1) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir:<br />
Maddeye göre; Şüpheliler hakkında teknik araçlarla izleme kararı verilebilmesi için:</p>

<p>1- Suç kanunda sayılan suçlardan olmalıdır.</p>

<p>2-Suçun işlendiği konusunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması,</p>

<p>3- Başka yolla delil elde edilme imkânının bulunmaması,</p>

<p>4- Ağır ceza mahkemesi tarafından oy birliğiyle kararı,</p>

<p>Gereklidir.</p>

<p>Olayımızda sanıkların 5271 sayılı CMK’nın 140. maddesindeki düzenlemeye göre teknik araçlarla izlenmelerine ilişkin suç tarihi ve öncesine ait bir karar bulunmamaktadır. CMK’nın 139. maddesine göre alınan Gizli Soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve CMK’nın 140. maddesine göre sanıklar hakkında ayrıca bir karar alınmadan Teknik Araçlarla izleme yapılamaz. Buna rağmen teknik araçlarla izleme, görüntü ve ses kayıtları yapılmıştır.</p>

<p>Mahkemece olayların sübutu gizli soruşturmacının faaliyetleri ile teknik izlemeye dayandırılmıştır. CMK’nın 217. maddesine göre; Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan teknik izlemelerle elde edilen delillere dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir.<br />
Ancak gelinen aşamada gizli soruşturmacı olarak atanan kamu görevlilerinin kolluk görevlisi olup olmadıkları araştırılarak, kolluk görevlisi olmalarının tespiti halinde tanık olarak dinlenmeleri gereklidir.</p>

<p><strong>SONUÇ OLARAK:</strong></p>

<p>1-Hukuka aykırı olarak alınan gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar ve buna dayalı işlemler sonucu elde edilen yasak delillerin hükme dayanak yapılamayacağı, teknik araçlarla izleme konusunda karar alınmadan yapılan ve bu nedenle hukuka aykırı olan görüntülü ve sesli kayıtlara dayanılarak hüküm kurulamayacağı ancak gelinen aşamada gizli soruşturmacı olarak atanan kamu görevlilerinin kolluk görevlisi olup olmadıkları araştırılarak, kolluk görevlisi olmalarının tespiti halinde tanık olarak beyanları alındıktan sonra sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>2-Kabule göre de;</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih ve E.2014/140; K.2015/85 sayılı kararının 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK'nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ... ve sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları ile sanık .... müdafiinin duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin BOZULMASINA, hükmolunan hapis cezasının süresi ile tutuklama tarihine göre sanıkların salıverilmelerine ilişkin taleplerin reddine, 24/02/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p><strong>TEFHİM TUTANAĞI: </strong>24.02.2016 tarihinde verilen bu karar ... Cumhuriyet savcısı .... katılımıyla ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık Y.. K.. müdafii Avukat.. ... yokluğunda 03.03.2016 tarihinde, açık olarak okunup anlatıldı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-201516382-e-20161077-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 23:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="12240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2018/328 E., 2021/312 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018328-e-2021312-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018328-e-2021312-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarihli, 2018/328 E., 2021/312 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2018/328 E., 2021/312 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 20. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi</p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ...'ın TCK’nın 188/3, 52/2, 53, 54 ve 58/6-7. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.04.2016 tarihli ve 79-160 sayılı hükmün, sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza Dairesince 29.03.2017 tarih ve 2242-2039 sayı ile;</p>

<p>"Sanık hakkında 30.07.2015 tarihinde işlediği ileri sürülen 'uyuşturucu madde ticareti yapma' suçu nedeniyle 04.08.2015 tarihinde düzenlenen iddianame ile açılan kamu davası üzerine Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince 2015/338 Esas, 2015/498 Karar sayılı dosyada yargılama yapıldığı, bu dosya yönünden ise sanığın 17.03.2015 tarihinde işlediği iddia olunan 'uyuşturucu madde ticareti yapma' suçu nedeniyle 02.02.2016 tarihinde iddianame düzenlendiği, her iki suç tarihi arasında hukuki kesintinin oluşmadığı anlaşıldığından; Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2015/338 Esas, 2015/498 Karar sayılı dava dosyası derdest ise aralarındaki bağlantı nedeniyle her iki dava dosyasının birleştirilmesi, hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise dosyasının getirtilerek bu dosya içine konması; tüm deliller birlikte değerlendirilip, eylemlerinin tek suç, iki ayrı suç ya da zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra sanığın hukukî durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 19.09.2017 tarih ve 212-328 sayı ile; sanığın TCK’nın 188/3, 188/4-a, 43/1, 62, 52/2, 53, 54 ve 58/6-7. maddeleri uyarınca 15 yıl 7 ay 15 gün hapis ve 120 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, cezasının mükerrelere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve kesinleşen Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyasında hükmolunan 12 yıl 6 ay hapis ve 100 TL adli para cezasının mahsubu ile sonuç cezanın 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 20 TL adli para cezası olarak belirlenmesine, bu kararın da Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza Dairesince 19.02.2018 tarih ve 147-1056 sayı ile oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyesi M. F. Ateş; "TCK'nın 43. maddesindeki zincirleme suçun oluşabilmesi için aynı suç işleme kararı ile Kanun'un aynı hükmünün birden fazla ihlal edilmesi yani birden fazla suçun bulunması, bu suçların aynı tipte suç olması, suçların aynı kişiye veya topluma karşı değişik zamanlarda işlenmesi ya da aynı suçun tek fiille birden fazla kişiye karşı işlenmesi gerekir.</p>

<p>Sanığın bir suç işleme kararı kapsamında suçu işlediğinin belirlenmesinde suçların işleniş biçimi, maddi konusunda benzerlik olup olmadığı, suçların işlendiği yerler arasındaki ilişki, suçlar arasındaki zaman aralığı ve bir suçla ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılmasından veya hüküm verilmesinden sonra diğer suçun işlenip işlenmediği gibi ölçütlerden yararlanılır.</p>

<p>TCK'nın 188/3. maddesi kapsamında 'uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin, ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden bulunduran kişi on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.' yani uyuşturucu madde ticareti yapma suçu maddede sayılan seçimlik hareketlerin biri ya da birkaçının işlenmesi hâlinde oluşur. Fakat aynı suçu işleme kararının belirlenmesinde suçun işleniş şekli, suçlar arasında zaman aralığı, suçun maddi konusunun benzerliği gibi ölçütlerde faydalanıldığı için dosyamıza konu olayda sanık 17.03.2015 tarihinde gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen kolluk görevlisine iki paket daralı 3 gram, net 0,7 gram esrarı satmıştır. Yüksek Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 06.04.2017 tarih, 2017/138 esas ve 2017/1349 karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 24.06.2016 tarih, 2016/227 esas ve 2016/272 karar sayılı dosyasında ise sanık ..., diğer sanık Ömer Şen ile birlikte 30.07.2015 tarihinde kullanıcı Mehmet Köse isimli şahsa iki pakette daralı 420 gram eroin ile iki adet MDMA aktif maddesi içeren hap satmıştır.</p>

<p>Sanığın her iki eylemi arasında dosyamızdaki suçun iddianame tarihinin 02.02.2016, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılaması yapılıp, kesinleşen suçun iddianame tarihinin 04.08.2015 olması karşısında hukuki kesinti oluşmamış ise de; fiili kesinti oluşmuştur. Zira iki eylem arasında 4, 5 ay gibi uzun bir zaman aralığı olduğu gibi hem işleniş şekilleri farklı hem de her iki suçun konusu da nitelik itibarıyla uyuşturucu madde olmakla birlikte bizim dosyamızdaki olayda esrar, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasındaki olayda ise eroin ve MDMA içeren tablet olması nedeniyle birbirinden farklı uyuşturucu maddelerdir. Dolayısıyla sanık her iki dosyaya konu olaylardaki suçları işlerken aynı suç işleme kararı ile hareket etmemiş, 17.03.2015 tarihinde gizli soruşturmacıya esrar sattıktan 4, 5 ay gibi uzun bir zaman geçtikten sonra suç işleme kararını yenileyerek 30.07.2015 tarihinde diğer sanık Ömer Şen ile birlikte kullanıcı Mehmet Köse'ye eroin ve MDMA içeren tablet satması eylemleri iki ayrı suçu oluşturduğundan sanık hakkında 17.03.2015 tarihli eylemi nedeniyle yargılaması yapılan bu dosya da müstakilen mahkûmiyet kararı verilmesi gerekirken Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılaması yapılan 30.07.2015 suç tarihli eylemi ile bu eylemin TCK'nın 43. maddesindeki zincirleme suç hükümlerinin oluşturması sebebiyle, TCK'nın 43. maddesi uygulanarak ek ceza verilmesi suretiyle verilen hükmün bozulması gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 02.04.2018 tarih ve 2017/62960 sayı ile;<br />
"...TCK'nın 43. maddesindeki zincirleme suçun oluşabilmesi için aynı suç işleme kararı ile Kanun'un aynı hükmünün birden fazla ihlal edilmesi yani birden fazla suçun bulunması, bu suçların aynı tipte suç olması, suçların aynı kişiye veya topluma karşı değişik zamanlarda işlenmesi ya da aynı suçun tek fiille birden fazla kişiye karşı işlenmesi gerekir.</p>

<p>Sanığın bir suç işleme kararı kapsamında suçu işlediğinin belirlenmesinde suçların işleniş biçimi, maddi konusunda benzerlik olup olmadığı, suçların işlendiği yerler arasındaki ilişki, suçlar arasındaki zaman aralığı ve bir suçla ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılmasından veya hüküm verilmesinden sonra diğer suçun işlenip işlenmediği gibi ölçütlerden yararlanılır.</p>

<p>TCK'nın 188/3. maddesi kapsamında 'uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin, ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden bulunduran kişi on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.' yani uyuşturucu madde ticareti yapma suçu maddede sayılan seçimlik hareketlerin biri ya da birkaçının işlenmesi hâlinde oluşur. Fakat aynı suçu işleme kararının belirlenmesinde suçun işleniş şekli, suçlar arasında zaman aralığı, suçun maddi konusunun benzerliği gibi ölçütlerde faydalanıldığı için dosyamıza konu olayda sanık 17.03.2015 tarihinde gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen kolluk görevlisine iki paket daralı 3 gram, net 0,7 gram esrarı satmıştır. Yüksek Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 06.04.2017 tarih, 2017/138 esas ve 2017/1349 karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 24.06.2016 tarih, 2016/227 esas ve 2016/272 karar sayılı dosyasında ise sanık ..., diğer sanık Ömer Şen ile birlikte 30.07.2015 tarihinde kullanıcı Mehmet Köse isimli şahsa iki pakette daralı 420 gram eroin ile iki adet MDMA aktif maddesi içeren hap satmıştır.</p>

<p>Sanığın her iki eylemi arasında dosyamızdaki suçun iddianame tarihinin 02.02.2016, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılaması yapılıp, kesinleşen suçun iddianame tarihinin 04.08.2015 olması karşısında hukuki kesinti oluşmamış ise de; fiili kesinti oluşmuştur. Zira iki eylem arasında 4, 5 ay gibi uzun bir zaman aralığı olduğu gibi, hem işleniş şekilleri farklı hem de her iki suçun konusu da nitelik itibariyle uyuşturucu madde olmakla birlikte bizim dosyamızdaki olayda esrar, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasındaki olayda ise eroin ve MDMA içeren tablet olması nedeniyle birbirinden farklı uyuşturucu maddelerdir. Dolayısıyla sanık her iki dosyaya konu olaylardaki suçları işlerken aynı suç işleme kararı ile hareket etmemiş, 17.03.2015 tarihinde gizli soruşturmacıya esrar sattıktan 4,5 ay gibi uzun bir zaman geçtikten sonra suç işleme kararını yenileyerek 30.07.2015 tarihinde diğer sanık Ömer Şen ile birlikte kullanıcı Mehmet Köse'ye eroin ve MDMA içeren tablet satması eylemleri iki ayrı suçu oluşturduğundan, sanık hakkında 17.03.2015 tarihli eylemi nedeniyle yargılaması yapılan bu dosya da müstakilen mahkûmiyet kararı verilmesi gerekirken, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılaması yapılan 30.07.2015 suç tarihli eylemi ile bu eylemin TCK'nın 43. maddesindeki zincirleme suç hükümlerinin oluşturması sebebiyle TCK'nın 43. maddesi uygulanarak eksik ceza verilmesi suretiyle verilen hükmün bozulması gerektiği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 20. Ceza Dairesince 21.05.2018 tarih ve 2171-2351 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, 17.03.2015 tarihinde işlediği uyuşturucu madde ticareti yapma eylemi nedeniyle 02.02.2016 tarihli iddianameyle dava açılan ve 30.07.2015 tarihinde işlediği uyuşturucu madde ticareti yapma eylemi nedeniyle 04.08.2015 tarihinde dava açılması sonrasında 06.04.2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılan Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.06.2016 tarih ve 227-272 sayılı ilamına konu eylemlerinin, iki ayrı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de müzakere sırasında Ceza Genel Kurulu Üyesi ...'in "suç tarihi itibarıyla, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında işlenmediği anlaşılan uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin olarak CMK'nın 139. maddesi uyarınca 'gizli soruşturmacı' görevlendirilmesinin mümkün olup olmadığının, bu bağlamda gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen kamu görevlilerinin adli kolluk görevlisi olup olmadıklarının tespiti ile adli kolluk görevlisi olduklarının anlaşılması durumunda tanık olarak dinlenmelerinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının tartışılması gerektiğini" ileri sürmesi üzerine, Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu konunun değerlendirilmesi gerekmiştir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>17.03.2015 tarihli olay tutanağı ve gizli soruşturmacılarca düzenlenen rapor ile 14.10.2015 tarihli kimlik tespit tutanağı içeriklerine göre;</p>

<p>Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince uyuşturucu madde ticareti yapan "torbacı" tabir edilen sokak satıcılarına ve uyuşturucu organizasyonu içerisinde bulunan şahıslara yönelik mahkemelerden alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve teknik araçlarla izleme kararlarına istinaden yapılan çalışmalar neticesinde projeli çalışmalar ile şüpheli şahıslar hakkında yakalamaların yapıldığı, fakat yakalanan uyuşturucu madde satıcılarının yakınları veya aile üyelerinin eylemlere devam ettikleri, telefon kullanmamaya özen göstermek, sık sık telefon değiştirmek, başka şahısları uyuşturucu madde satma işi için kullanmak, satış yerleri yakınlarında gözcü kullanmak, önceki tarihlerde gerçekleştirilen operasyonlar nedeniyle kullanıcı şahısları yakalanmaları durumunda ne yapacakları ve ne şekilde hareket edecekleri konusunda bilgilendirmek suretiyle uyuşturucu madde satışına devam ettikleri hususunda bilgiler elde edildiği,</p>

<p>Elde edilen bilgiler doğrultusunda şüpheliler ve faaliyetlerinin tespit edilebilmesi ile suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla talep üzerine Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.01.2015 tarihli ve 75 değişik iş sayılı kararına istinaden gizli soruşturmacı görevlendirildiği,</p>

<p>17.03.2015 tarihinde hedef şahıslara yönelik yapılan çalışmalar sırasında; Kiremithane Mahallesi, Ecz. Haşim Dalkılıç Caddesi, 2645 Sokak karşısına gelen görevlileri saat 14.19.58'de bir şahsın el işareti yaparak yanına çağırdığı, yanına gidilen şahsın görevlilere hangi uyuşturucu maddeyi alacaklarını sormak için "Ney" diyerek teklifte bulunduğu, görevlilerin "Cigara" şeklinde cevap verdikleri, şahsın görevlilerden 20 TL alarak uzaklaştığı, kısa bir süre sonra tekrar gelen ve sağ elinde (2) adet iddia yazılı kâğıda sarılı içerisinde yeşil renkli bitki parçaları bulunan maddeleri görevlilere verip saat 14.22.19 itibarıyla olay yerinden hızla uzaklaştığı,</p>

<p>Tespit edilen görüntüler ve yapılan araştırmalar sonucunda, 17.03.2015 tarihinde gerçekleşen uyuşturucu madde satışını yapan şahsın ... olduğunun belirlendiği,</p>

<p>Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.01.2015 tarihli ve 75 değişik iş sayılı gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararının dosyada mevcut olduğu,</p>

<p>Adana Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen 02.04.2015 tarihli raporda; 17.03.2015 tarihinde ele geçen net 1,8 gram ağırlığındaki tohumlu, yeşil renkli bitki parçalarından net 0,7 gram esrar elde edilebileceğinin bildirildiği,</p>

<p>06.04.2016 havale tarihli bilirkişi raporunda; teknik araçla kayda alınan şahısla gerçekleşen görüşmeler sırasındaki görüntüler ve alınan maddeye ilişkin fotoğraf ile uyuşturucu madde satıcısı ile alıcı konumundaki görevliler arasında geçen, uyuşturucu madde satıcısının "Ne vereyim" diye sorması üzerine alıcı konumundaki görevlilerin "Cigara, cigara" şeklinde cevap verdiklerinin belirtildiği,</p>

<p>08.03.2016 tarihli oturumda; sanığın boynunun sağ tarafında akrep şeklinde dövme olduğuna, bu dövmenin fotoğraflarda da kısmen görüldüğüne ilişkin gözlemde bulunulduğu,</p>

<p>İtiraza konu edilen, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 04.08.2015 tarihli ve 17784-1667 sayılı iddianamesi ile; sanık ...'ın dava dışı sanık Ömer Şen ile birlikte 30.07.2015 tarihinde işledikleri iddia olunan uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 37/1. maddesi yollamasıyla 188/3, 188/4-a, 53, 54, 58 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı,</p>

<p>Yapılan yargılama sonucunda Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2015 tarihli ve 338-498 sayılı kararı ile; sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3, 188/4-a, 52/2, 53, 58, ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis ve 100 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmolunduğu,</p>

<p>Resen de temyize tabi olan hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 29.04.2016 tarih ve 1094 1409 sayı ile “bozulmasına” karar verildiği,</p>

<p>Bozmaya uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sonucunda Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.06.2016 tarihli ve 227-272 sayılı kararı ile; sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3, 188/4-a, 62, 52/2, 53, 58, ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 100 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmolunduğu,</p>

<p>Hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 06.04.2017 tarih ve 138-1349 sayı ile “onanmasına” karar verilmesi suretiyle kesinleştiği,</p>

<p>Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 04.08.2015 tarihli ve 17784-1667 sayılı iddianamesine konu olayın; “29.07.2015 tarihinde alınan istihbari bilgide; Sarıçam Mahallesi, 2426. Sokak ile Yeniköprü civarında Ömer Şen isimli şahsın, uzun boylu, zayıf yapılı, renkli gözlü, boynunda dövme olan, 25 yaşlarında bir şahıs ile birlikte uyuşturucu madde sattığı, Ömer Şen'in eroin almaya gelen şahısları boynunda dövme olan şahsa yönlendirdiği, bu şahsın da uyuşturucu maddeleri 2405. Sokak üzerinde Hal Camisinin yanındaki çocuk parkına gizlediğinin öğrenilmesi üzerine, 30.07.2015 tarihinde bahsi geçen yere gelen görevlilerin eşkâle uyan ve daha sonra yapılan kimlik tespitinde ... olduğu anlaşılan sanığı saat 10.46 sıralarında gördükleri, bu şahsın yanına saat 11.05 sıralarında Ömer Şen'in geldiği, ...'ın Hal Camisinin yanında bulunan çocuk parkını kontrol ettikten sonra Ömer Şen'in yanına oturduğunun, 12.10 sıralarında 44 KT 448 plaka sayılı araç ile gelen iki şahsın Semih ve Ömer'in yanında durduğu, yolcu koltuğunda oturan ve daha sonradan yapılan kimlik tespitinde Mehmet Köse olduğu anlaşılan şahsın Ömer Şen ile görüşmesinden sonra Ömer Şen'in ...'a bir şeyler söylediği, ...'ın da ayakkabısı içinden çıkardığı beyaz kâğıdı Mehmet Köse'ye verip bu şahıstan parayı aldığı, takibi yapılarak durdurulan aracı kullanan şahsın ise Ali Bayram Dağdeviren olduğunun tespit edildiği, Mehmet Köse'nin yapılan üst aramasında kemer kısmına saklanmış şekilde suça konu eroin ve tabletlerin ele geçirildiği” şeklinde olduğu,</p>

<p>Adana Kriminal Polis Laboratuvarının 02.09.2015 tarihli raporunda; 30.07.2015 tarihinde ele geçirilen net 0,08 gram krem renkli toz maddenin eroin, biri mavi diğeri yeşil renkli tabletlerin ise MDMA etken maddesi içerdiklerinin belirtildiği,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanık savunmalarında; uyuşturucu madde kullandığını, 17.03.2015 tarihinde uyuşturucu almak amacıyla bahsi geçen yere gittiğini, kimseye uyuşturucu satmadığını, gösterilen fotoğraflardaki şahsın kendisi olduğunu, fotoğrafların da uyuşturucu madde almak için gittiğinde çekilmiş olabileceğini, gizli soruşturmacının "Cigara" diye seslenmesi üzerine, kâğıda sarılı bir şeyi seri bir şekilde gizli soruşturmacıya uzattığına ilişkin ses ve görüntü kaydı mevcut ise de parmak izinin çıkmadığını, ayrıca gizli soruşturmacılara uyuşturucu madde satması durumunda kendisine verilen paranın seri numarasının alınıp üzerinde ele geçirilmesi gerekirken bunun yapılmadığını savunmuştur.</p>

<p>Ön sorunun sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi için 5271 sayılı CMK'nın “Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” başlığını taşıyan 139. maddesine ve bu madde kapsamında yapılan değişikliklere, “gizli soruşturmacı” görevlendirilebilmesinin şartlarına ve kimlerin gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebileceği ile bu kişilerin hukuki statülerinin ne olduğu hususlarının değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun suç tarihinde yürürlükte bulunan "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139. maddesi;</p>

<p>“(1) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oy birliği aranır.</p>

<p>(2) Soruşturmacının kimliği değiştirilebilir. Bu kimlikle hukukî işlemler yapılabilir. Kimliğin oluşturulması ve devam ettirilmesi için zorunlu olması durumunda gerekli belgeler hazırlanabilir, değiştirilebilir ve kullanılabilir.</p>

<p>(3) Soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar ve diğer belgeler ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında muhafaza edilir. Soruşturmacının kimliği, görevinin sona ermesinden sonra da gizli tutulur.</p>

<p>(4) Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür.</p>

<p>(5) Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz.</p>

<p>(6) Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz. Suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler derhâl yok edilir.</p>

<p>(7) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1.Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</p>

<p>2. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),</p>

<p>3. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315).</p>

<p>b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.” şeklindeyken, 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürülüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 27. maddesi ile CMK'nın 139. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle" ibaresi "hâkim tarafından" şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın son cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve yedinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan "Uyuşturucu" ibaresi "Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu" şeklinde düzenlenmiş, 25.08.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 694 sayılı KHK'nın 142. maddesiyle yapılan ve 08.03.2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7078 sayılı Kanun'un 137. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan CMK'nın 139. maddesinin üçüncü fıkrasına “Soruşturmacı, kovuşturma evresinde tanık olarak dinlenmesinin zorunlu olması halinde, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan veya ses ya da görüntüsü değiştirilerek özel ortamda dinlenir. Bu durumda 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9 uncu maddesi hükmü kıyasen uygulanır.” cümleleri eklenmek suretiyle madde güncel hâlini almıştır.</p>

<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonunca kanuna eklenen madde gerekçesinde “Kışkırtıcı ajan kullanılmasının hukuk devleti ilkesi bakımından büyük sorunlar yaratması karşısında, batı ülkelerinde giderek artan ve buna paralel olarak da toplum hayatında tamiri kabil olmayan yaralar açan organize suçlulukla mücadelede gizli soruşturma yapan bir görevliden yararlanma düşüncesi ortaya çıkmıştır. Gizli soruşturmacı, kışkırtıcı ajan değildir. Bunun kışkırtıcı ajandan en önemli farkı, gizli soruşturmacının hiç bir zaman azmettiren durumunda bulunamamasıdır.</p>

<p>Gizli soruşturmacı, görevi sırasında suç işlemeyecektir.</p>

<p>Gizli soruşturmacının, içine girdiği örgüt içerisinde uzun süre kalabilmesi, onun 'uydurma kimlik' sahibi olması ve bu kimlik altında bazı işlemlerde bulunabilmesine de bağlıdır.</p>

<p>Karşılaştırmalı hukukta, bu tedbirler vasıtasıyla bireyin temel hak ve özgürlüklerine ağır biçimde müdahale edilmesi nedeniyle, tedbire karar verme yetkisi konusunda özel yetki kuralları öngörülmüştür” denilmektedir.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin, “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin (ç) bendinde gizli soruşturmacının; “Gerektiğinde örgüt içine sızmak, gözetlemek, izlemek, örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve örgütün işlediği suçlarla ilgili iz, eser, emare ve delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla görevlendirilen kamu görevlisini” ifade ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 139. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 4. maddesinin (ç) bendi içeriği birlikte değerlendirildiğinde; gizli soruşturmacının sadece 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen suçların örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeleri şartıyla görevlendirilebileceği, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlar için ise gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumun tek istisnasını ise “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” suçları oluşturmaktadır. 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürülüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 27. maddesi ile CMK'nın 139. maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan "Uyuşturucu" ibaresinin "Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu" şeklinde değiştirilmesiyle birlikte artık bu tarih itibarıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (TCK’nın 188. maddesi) suçları bakımından örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın gizli soruşturmacı görevlendirilmesi mümkün hâle getirilmiştir.</p>

<p>Nitekim öğretideki hakim görüş de; 6763 sayılı Kanun’un 27. maddesi ile yapılan değişiklik öncesi hâline göre 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesinin, anılan maddenin yedinci fıkrasında belirtilen suçların ancak bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi hâlinde mümkün olduğu yönündedir (Ersan Şen, Türk Hukuku'nda Telefon Dinleme-Gizli Soruşturmacı-X Muhbir, SeçkinYayınevi, Ankara, 2013, 6. Bası, s.236; Bahri Öztürk-Behiye Eker Kazancı-Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2013, 1. Bası, s.244, Veli Özer Özbek, Türk Hukuku’nda Gizli Soruşturmacının Ceza Sorumluluğu, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, Cilt. 2, Sayı.1-2, s. 147-148).</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilebilmesi için;</p>

<p>a) Suçun, kanunda sayılan ve gizli soruşturmacı kullanılabilecek suçlardan olması,</p>

<p>b) Suçun, “örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir suç” veya “örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” suçu olması,</p>

<p>c) Suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması,</p>

<p>d) Başka yolla delil elde edilme imkânının bulunmaması,</p>

<p>e) Hâkim kararının bulunması,</p>

<p>f) Gizli soruşturmacı olarak görevlendirilecek kişinin bir kamu görevlisi olması,</p>

<p>Gereklidir.</p>

<p>Ancak kolluk görevlilerinin, CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delilleri toplamak amacıyla, alıcı rolüne girerek, suça azmettirmeden veya teşvik etmeden şüpheliden uyuşturucu madde satın alması mümkündür.</p>

<p>Bu durumlarda adli kolluk görevlisinin 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesi uyarınca değil, 160 ve devamı maddeleri uyarınca görevlendirilmesi yeterlidir (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, 9. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 474). Gizli görevlinin işlenen veya işlenmek üzere olan suçu ortaya çıkartmak için şüphelilerle temas kurarak suçüstü yakalanmalarını sağlaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun bulunmuştur (AİHM’nin Ludi/İsviçre, 15.06.1992 gün ve 12433/1986 sayılı kararı). Ancak görevlinin suç işlemeye niyeti olmayan kişileri suç işlemeye teşvik ve azmettirmesi AİHS’nin ihlali olarak kabul edilmiştir (AİHM’nin Teixeira de Castro/Portekiz, 09.06.1998 gün ve 25829/94 sayılı kararı).</p>

<p>Öte yandan, ceza muhakemesinin amacı her somut olayda, kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK gerekse 5271 sayılı CMK adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın, suç tarihi olan 17.03.2015 tarihinde, gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen kamu görevlilerine 20 TL karşılığında uyuşturucu madde sattığı iddia edilen olayda;</p>

<p>Sanığa isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması ve 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürülüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 27. maddesi ile CMK'nın 139. maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan "Uyuşturucu" ibaresini "Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu" şeklinde değiştiren düzenlemenin 17.03.2015 olan suç tarihi itibarıyla henüz yürürlüğe girmemiş olması nedeniyle, mahkemece 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesi uyarınca "gizli soruşturmacı" görevlendirilmesine karar verilmesi hukuka uygun olmayıp, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde satın alan kamu görevlilerinin kolluk görevlisi olmaları durumunda gizli soruşturmacı değil "gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi" olarak kabul edilmeleri gerekmektedir. Bu görevlilerin ancak suça azmettirmeden veya teşvik etmeden elde ettiği deliller hukuka uygun olacak ve hükme esas alınabilecektir.</p>

<p>Sanık hakkında CMK’nın 140. maddesi gereğince teknik araçla izlenmesine dair verilmiş bir karar bulunmadığı hâlde gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak teknik araçla izleme ve kayıt altına alma işlemi yapıldığının, Yerel Mahkemece de 17.03.2015 tarihli eyleme ilişkin olarak suçun sübutunun, gizli soruşturmacılarca yapılan faaliyet sonucu düzenlenen rapora ve teknik araçla izleme sonucu elde edilen kayıtlara dayandırıldığının, CMK'nın 217. maddesi uyarınca hukuka uygun şekilde elde edilen her türlü delil ile suçun ispatı gerektiğinin, hukuka uygun olmayan teknik araçla izleme sonucu elde edilen delillere dayanılarak sübuta gidilmesinin ise mümkün olmadığının, sanığın da atılı bulunan uyuşturucu madde ticareti yapma suçlamasını kabul etmediğinin anlaşılması karşısında; gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen kamu görevlilerinin adli kolluk görevlisi olup olmadıklarının araştırılması, "gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlileri" olduklarının tespiti hâlinde suç konusu esrarı satın aldıkları şahsın sanık olup olmadığına, olayın ne şekilde gerçekleştiğine dair somut olaya ilişkin tanık olarak dinlenmeleri, sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma olanağının tanınması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği hâlde bu hususlar gözetilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.<br />
Ulaşılan bu sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 19.02.2018 tarihli ve 147-1056 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.09.2017 tarihli ve 212-328 sayılı hükmünün, gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen kamu görevlilerinin adli kolluk görevlisi olup olmadıklarının araştırılması, "gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlileri" olduklarının tespiti hâlinde suç konusu esrarı satın aldıkları şahsın sanık olup olmadığına, olayın ne şekilde gerçekleştiğine dair somut olaya ilişkin tanık olarak dinlenmeleri ile sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma olanağının tanınması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018328-e-2021312-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 23:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="75027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesinde Status Quo Bias]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-status-quo-bias-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-status-quo-bias-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde karar verme süreci yalnızca delillerin hukuki değerlendirilmesinden ibaret değildir. Dosyanın ilk kuruluş biçimi, iddianamenin anlatısı, tutuklama kararının dili, bilirkişi raporunun otoritesi ve esas hakkındaki mütalaanın yönlendirici etkisi, yargılamanın ilerleyen aşamalarında güçlü bir “mevcut durum” üretir. Bu mevcut durum, çoğu zaman açıkça savunulmayan fakat fiilen korunan bir kanaat zemini yaratır. Karar psikolojisinde <strong>status quo bias</strong> olarak adlandırılan bu eğilim, kişilerin ve kurumların mevcut durumu değiştirmek yerine onu sürdürmeye yatkın olmalarını ifade eder. Ceza muhakemesinde bu yanlılık, dosya konforu, kanaat ataleti, tutukluluğun devamı refleksi, bilirkişi raporuna aşırı bağlılık ve mütalaaya uyum şeklinde görünür hale gelir. Hibrit Kopuş Savunması bakımından sorun, yalnızca mahkemeye yeni delil veya yeni argüman sunmak değildir. Asıl mesele, dosyada kurulmuş mevcut kanaat düzeninin hangi yoğunlukta ve hangi stratejik araçlarla kırılacağıdır. Bu makale, status quo bias kavramını ceza muhakemesi pratiği içinde incelemekte ve Hibrit Kopuş Savunması’nın bu atalete karşı geliştirebileceği kopuş stratejilerini tartışmaktadır.</p>

<p><strong>I. Giriş: Ceza Muhakemesinde Mevcut Durumun Görünmeyen İktidarı</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi, çoğu zaman hakikatin serbestçe araştırıldığı, delillerin duruşmada tartışıldığı ve hâkimin kararını yalnızca yargılama sürecinin sonunda oluşturduğu bir alan olarak tasavvur edilir. Normatif model de büyük ölçüde bu varsayım üzerine kuruludur. Bu modele göre iddia, savunma ve yargılama makamı; delillerin huzurda tartışıldığı, tarafların dinlendiği, savunmanın etkin biçimde katıldığı ve kanaatin duruşma içinde oluştuğu bir muhakeme düzeninde hareket eder.</p>

<p>Ancak ceza muhakemesinin fiilî işleyişi, her zaman bu normatif idealle örtüşmez. Duruşma, çoğu kez bütünüyle boş ve tarafsız bir başlangıç noktası değildir. Aksine, duruşma başlamadan önce dosya belirli bir anlatı düzeni içinde kurulmuştur. Kolluk tutanakları olayın ilk dilini üretmiş; savcılık iddianamesi bu dili hukuki bir çerçeveye yerleştirmiş; tutuklama veya adli kontrol kararları kişi hakkında ilk yargısal izlenimi oluşturmuş; bilirkişi raporları teknik hakikat iddiası taşımış; esas hakkındaki mütalaa ise yargılamanın sonuna doğru karar ihtimalini belirli bir hatta toplamıştır.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde savunma, çoğu zaman boş bir alana konuşmaz. Savunma, önceden kurulmuş bir alana konuşur. Daha doğrusu savunma; kendisinden önce konuşmuş metinlere, tutanaklara, raporlara, kararlara, isnatlara ve kanaat izlerine karşı konuşur. Duruşma salonunda söz alan müdafi, yalnızca iddia makamıyla değil, dosyanın daha önce üretmiş olduğu anlam düzeniyle de karşı karşıyadır.</p>

<p>İşte <strong>status quo bias</strong>, bu noktada ceza muhakemesi bakımından özel bir önem kazanır. Çünkü mahkemenin önünde yalnızca deliller değil, aynı zamanda dosyanın önceden kurulmuş hali vardır. Bu kurulu hal, zamanla kendisini koruyan zihinsel ve kurumsal bir statükoya dönüşebilir. Dosya nasıl kurulmuşsa öyle devam etsin; tutuklama verilmişse devam etsin; bilirkişi raporu gelmişse esas alınsın; iddianame olayı nasıl vasıflandırmışsa değerlendirme o çerçevede kalsın; mütalaa nasıl kurulmuşsa hüküm de ona yaklaşsın. Böylece mevcut durum, açıkça savunulmasa bile fiilen korunan bir yargısal konfor alanı üretir.</p>

<p>Bu eğilim her zaman bilinçli bir tarafgirlikten doğmaz. Çoğu zaman insan zihninin, yargısal rutinin ve kurumsal işleyişin doğal ataletiyle ilgilidir. Mevcut olanı değiştirmek; yeni bir değerlendirme yapmayı, önceki kabulü sorgulamayı, dosyayı yeniden okumayı, savunmanın itirazlarını gerçekten tartmayı ve bazen önceki kararların isabetsizliğini zımnen kabul etmeyi gerektirir. Bu ise yoğun iş yükü, dosya merkezli pratik, kesintili duruşmalar ve karar verme baskısı altında her zaman kolay değildir.</p>

<p>Bu noktada status quo bias, ceza muhakemesinde yalnızca psikolojik bir yanlılık değil, aynı zamanda usulî ve kurumsal bir sorun olarak görünür hale gelir. Çünkü mevcut dosya düzeni, kimi zaman delillerin serbestçe tartışıldığı bir alan olmaktan çıkar; delillerin önceden kurulmuş anlatıya göre okunduğu bir çerçeveye dönüşür. Savunma ise tam da bu çerçeveyi sorguladığı ölçüde rahatsız edici, yavaşlatıcı ve bozucu bir işlev üstlenir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından temel mesele burada başlar. Savunmanın görevi, yalnızca yeni delil sunmak veya mevcut delillere itiraz etmek değildir. Asıl görev, dosyada oluşmuş mevcut kanaat düzenini fark etmek, bu düzenin hangi aşamada kurulduğunu teşhis etmek ve onu hangi yoğunlukta kırmak gerektiğini belirlemektir.</p>

<p>Bu nedenle bu çalışmanın merkezindeki soru şudur:</p>

<p><strong>Savunma, dosyada oluşmuş mevcut kanaat düzenini nasıl fark eder, nasıl teşhis eder ve hangi dereceyle kırar?</strong></p>

<p>Başka bir ifadeyle:<br />
<strong>Müdafi, dosya konforu ile kanaat ataleti arasında sıkışmış bir ceza muhakemesinde, ne zaman uyumlu kalmalı, ne zaman mikro müdahalede bulunmalı, ne zaman açık kopuşa geçmeli ve ne zaman statükonun artık adil yargılanma hakkını zedelediğini kayda bağlamalıdır?</strong></p>

<p><strong>II. Status Quo Bias Nedir?</strong></p>

<p><strong>Status quo bias</strong>, kişinin veya kurumun mevcut durumu değiştirmek yerine onu korumaya eğilim göstermesidir. Bu yanlılıkta mevcut olan, çoğu zaman tarafsız, doğal veya kendiliğinden doğru bir başlangıç noktası gibi kabul edilir. Oysa mevcut durum da bir tercihin, bir önceki kararın, kurulmuş bir anlatının ve belli bir kurumsal işleyişin ürünüdür. Başka bir ifadeyle statüko, masum bir zemin değil; geçmişte yapılmış seçimlerin bugüne taşınmış biçimidir.</p>

<p>İnsan zihni, özellikle belirsizlik altında, mevcut durumu korumayı çoğu zaman daha güvenli görür. Çünkü değişiklik, yalnızca yeni bir tercihte bulunmak anlamına gelmez; aynı zamanda önceki tercihin, önceki kabulün veya önceki kanaatin sorgulanması anlamına gelir. Bu nedenle mevcut durumun değiştirilmesi zihinsel emek, sorumluluk, gerekçelendirme ve risk üstlenmeyi gerektirir. Buna karşılık mevcut durumun sürdürülmesi, daha az maliyetli ve daha az tartışmalı bir seçenek gibi görünür.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bu eğilim çok daha güçlü işler. Çünkü ceza yargılaması, birbirinden kopuk ve bağımsız aşamalardan oluşmaz. Her aşama, kendisinden önce gelen aşamanın ürettiği metinler, kararlar ve kanaat izleri üzerine kurulur. Kolluk fezlekesi savcılık anlatısını etkiler; savcılık iddianamesi mahkemenin ilk okumasını biçimlendirir; tutuklama kararı sonraki tutukluluk incelemelerine psikolojik bir ağırlık taşır; bilirkişi raporu teknik değerlendirme alanını daraltabilir; esas hakkındaki mütalaa ise hükme giden son zihinsel yolu belirli bir hatta yoğunlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle ceza dosyasında mevcut durum, basit bir usulî veri olmaktan çıkar. Zamanla bir <strong>kanaat zemini</strong> haline gelir. Bu zemin, yargılamanın görünür dilinde çoğu zaman açıkça ifade edilmez. Mahkeme veya karar verici doğrudan “ben mevcut durumu değiştirmek istemiyorum” demez. Fakat dosyanın işleyişi, ara kararların dili, delil taleplerine verilen cevaplar ve tutukluluğun devamına ilişkin gerekçeler çoğu zaman şu örtük kabule yaklaşır:</p>

<p><strong>“Dosya zaten böyle kurulmuş; bu aşamadan sonra bu kurulumu değiştirmek için çok güçlü bir sebep gerekir.”</strong></p>

<p>Savunma açısından tehlike tam da burada başlar. Çünkü savunmanın sunduğu alternatif ihtimal, yalnızca iddia makamının ileri sürdüğü görüşle değil, dosyanın bütün yerleşik ağırlığıyla mücadele etmek zorunda kalır. Müdafi, yalnızca “başka bir yorum mümkündür” demez; aynı zamanda “mevcut yorumun kendisi de sorgulanmalıdır” demek zorunda kalır.</p>

<p>Bu nedenle status quo bias, ceza muhakemesinde yalnızca bireysel bir karar hatası değildir. Aynı zamanda dosya merkezli yargılama pratiğinin ürettiği kurumsal bir atalet biçimidir. Bir kez kurulmuş isnat, bir kez verilmiş tutuklama kararı, bir kez kabul edilmiş bilirkişi raporu veya bir kez şekillenmiş mütalaa, kendisini sonraki aşamalarda yeniden üretme eğilimi gösterebilir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından bu yanlılık, savunmanın stratejik konumunu doğrudan etkiler. Çünkü savunma çoğu zaman yalnızca yanlış bir delil değerlendirmesine karşı çıkmaz; önceden kurulmuş dosya düzeninin “normal” ve “doğal” kabul edilmesine karşı çıkar. Bu nedenle müdafi, status quo bias karşısında iki ayrı düzeyde hareket etmek zorundadır: Bir yandan mevcut delil ve iddialara cevap verir; diğer yandan bu delil ve iddiaların içinde yer aldığı kurulu kanaat zeminini görünür kılar.</p>

<p>Başka bir ifadeyle savunmanın görevi, yalnızca statükoya aykırı bir sonuç istemek değildir. Savunmanın daha temel görevi, statükonun kendisinin de bir tercih, bir kurgu ve bir yargısal alışkanlık olduğunu göstermektir. Çünkü mevcut durum görünmez kaldıkça, ona karşı çıkmak da zorlaşır. Savunma önce görünmeyeni görünür kılmalı; sonra hangi yoğunlukta kopuş gerektiğine karar vermelidir.</p>

<p><strong>III. Ceza Muhakemesinde Status Quo’nun Kuruluşu</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde status quo bir anda oluşmaz. Genellikle aşama aşama kurulur. Her aşama, kendisinden sonraki aşamanın zihinsel başlangıç noktasını belirler. Dosya, ilk andan itibaren yalnızca belge biriktirmez; aynı zamanda anlam biriktirir. Bu anlam birikimi zamanla bir muhakeme alışkanlığına, ardından da korunması daha kolay görülen bir dosya statükosuna dönüşür.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde mevcut durum, yalnızca “dosyada bulunan belgeler” değildir. Mevcut durum; olayın nasıl adlandırıldığı, şüphelinin hangi kimlik içinde konumlandırıldığı, mağdur veya müşteki beyanının hangi ağırlıkla kayda geçirildiği, delillerin hangi sırayla dizildiği, hangi ihtimallerin merkeze alındığı ve hangi ihtimallerin kenara itildiğiyle birlikte oluşur.</p>

<p>Başka bir ifadeyle dosya, daha ilk aşamada yalnızca maddi vakıaları taşıyan pasif bir kap değildir. Dosya, vakıaları belirli bir anlam düzeni içinde kuran aktif bir metinler bütünüdür.</p>

<p><strong>1. Kolluk Tutanakları: İlk Dilin Kuruluşu</strong></p>

<p>Ceza dosyasındaki ilk anlatı çoğu zaman kolluk tutanaklarıyla kurulur. Olayın nasıl adlandırıldığı, şüphelinin nasıl konumlandırıldığı, mağdur veya müştekinin anlatısının nasıl kayda geçtiği, delillerin hangi sırayla dizildiği ve ilk izlenimin hangi kavramlarla üretildiği, sonraki tüm muhakeme aşamaları üzerinde etki doğurabilir.</p>

<p>Bu etki yalnızca teknik bir kayıt etkisi değildir. Kolluk tutanağı, çoğu zaman olayın ilk dilini üretir. Olay henüz mahkeme önüne gelmeden önce, dosya içinde belirli bir anlatı yönü kazanır. Bu nedenle tutanak, yalnızca “ne olduğuna” ilişkin bir kayıt değil; çoğu zaman “olan şeyin nasıl anlaşılması gerektiğine” ilişkin ilk çerçevedir.</p>

<p>Bir olay “kavga” olarak mı yazılmıştır, “planlı saldırı” olarak mı? Bir temas “itme” midir, “kasten darp” mıdır? Bir para hareketi “miras ilişkisi içinde ihtilaflı tasarruf” mudur, yoksa doğrudan “hırsızlık” mıdır? Bir telefon görüşmesi “olağan iletişim” midir, “örgütsel irtibat” mıdır? Bir sosyal medya paylaşımı “eleştiri” midir, “tehdit” midir? Bir susma hali “şaşkınlık” mıdır, “soğukkanlılık” mıdır?</p>

<p>Bu sorular yalnızca kelime seçimiyle ilgili değildir. Ceza muhakemesinde kelimeler, çoğu zaman deliller kadar etkili olabilir. Çünkü ilk kelime, sonraki bakışı yönlendirir. Dosyanın ilk kavramları, olayın hangi kategori içinde algılanacağını, şüphelinin hangi rol içinde görüleceğini ve hangi ihtimallerin daha baştan zayıf kabul edileceğini belirleyebilir.</p>

<p>Bu yönüyle kolluk tutanakları, ceza muhakemesinde çoğu zaman ilk çıpa işlevi görür. Ancak status quo bias bakımından mesele yalnızca çıpalama değildir. Çıpa etkisi, ilk bilginin sonraki değerlendirmeyi etkilemesini ifade eder. Status quo bias ise bu ilk dilin zamanla dosyanın “normal hali” haline gelmesiyle ilgilidir. Başlangıçta yalnızca bir anlatı tercihi olan ifade, ilerleyen aşamalarda sanki olayın doğal ve tartışmasız karşılığıymış gibi işlemeye başlayabilir.</p>

<p>Bir kere “tehlikeli”, “örgütlü”, “kaçma şüphesi bulunan”, “delilleri karartma ihtimali olan”, “müşteki beyanını doğrulayan”, “soğukkanlı”, “planlı”, “ısrarlı”, “kamu düzenini bozan” gibi ifadeler dosyaya girdiğinde, savunma artık yalnızca olayı tartışmaz. Aynı zamanda bu ilk dilin ürettiği statükoyu da tartışmak zorunda kalır.</p>

<p>Çünkü bu kavramlar, çoğu zaman dosyada yalnızca betimleyici ifadeler olarak kalmaz. Zamanla kararların gerekçesine, iddianamenin anlatısına, tutuklama değerlendirmesine, bilirkişi sorularına ve hatta hükmün diline sızabilir. Böylece ilk tutanak dili, sonraki aşamalarda kendisini tekrar eden bir kanaat diline dönüşür.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından bu nedenle kolluk tutanağı, yalnızca usulî bir belge değildir. O, dosya statükosunun ilk sahnesidir. Müdafi, bu sahnede kurulan dili dikkatle okumalıdır. Hangi kelime olguyu anlatıyor, hangi kelime yorum yüklüyor? Hangi ifade tarafsız kayıt, hangi ifade suçlayıcı anlam taşıyor? Hangi kavram delile dayanıyor, hangi kavram delilin önüne geçiyor?</p>

<p>Savunmanın ilk müdahalesi de çoğu zaman buradan başlamalıdır. Çünkü ilk dil sorgulanmadan sonraki statükoyu kırmak zorlaşır. Kolluk tutanağındaki yorum yüklü ifadeler, iddianamede hukuki vasıflandırmaya; tutuklama kararında risk gerekçesine; mütalaada mahkûmiyet talebine dönüşebilir.</p>

<p>Bu nedenle savunma, kolluk tutanaklarına karşı yalnızca “eksik düzenlenmiştir” veya “gerçeğe aykırıdır” demekle yetinmemelidir. Daha güçlü müdahale, tutanağın olay dilini tartışmaya açmaktır:</p>

<p><strong>“Bu dosyada ilk andan itibaren olay, nötr bir vakıa diliyle değil; suçlayıcı ve yönlendirici bir kavram setiyle kayda geçirilmiştir.”</strong></p>

<p>Bu cümle, yalnızca bir tutanak itirazı değildir. Aynı zamanda dosyanın ilk statükosuna yöneltilmiş stratejik bir kopuş hamlesidir. Savunma burada mahkemeye şunu hatırlatır: Dosyada mevcut olan her ifade, kendiliğinden hakikat değildir; bazı ifadeler, hakikat iddiası taşıyan ilk anlatı tercihleridir.</p>

<p>Ve ceza muhakemesinde ilk anlatı sorgulanmadan, sonraki kanaatin gerçekten bağımsız biçimde oluştuğunu söylemek güçleşir.</p>

<p>İddianame, ceza muhakemesinde yalnızca kamu davasını açan teknik bir metin değildir. Aynı zamanda olayın devlet eliyle kurulmuş ilk hukuki anlatısıdır. Bu nedenle iddianame, sadece “suçlama” işlevi görmez; olayı belirli bir anlam düzenine yerleştiren, delilleri belirli bir sıraya sokan ve sanığı belirli bir suç tipinin muhatabı olarak konumlandıran güçlü bir çerçeveleme metnidir.</p>

<p>Kolluk aşamasında üretilen ham anlatı, iddianameyle birlikte hukuki vasıflandırma kazanır. Artık olay yalnızca “şu oldu, bu yaşandı” düzeyinde değildir. Olay, belirli bir suç tipinin unsurları içinde okunmaya başlanır. Şüpheli, dosya dili içinde artık yalnızca olayın tarafı değil; belirli bir suçun faili olarak kurgulanır. Deliller de çoğu zaman bu vasıflandırmayı destekleyecek biçimde dizilir, seçilir ve anlamlandırılır.</p>

<p>Bu noktada iddianamenin en güçlü etkisi, yalnızca ne söylediğinde değil, neyi dışarıda bıraktığında ortaya çıkar. Çünkü iddianame çoğu zaman alternatif ihtimalleri metnin merkezine almaz. Olayın başka türlü açıklanabilme ihtimali, sanığın lehine yorumlar, deliller arasındaki boşluklar, müşteki beyanındaki zayıflıklar veya hukuki nitelendirme tartışmaları metnin kenarında kalabilir. Böylece iddianame, bir yandan suçlamayı kurarken diğer yandan dosyanın hangi ihtimaller etrafında dönmeyeceğini de belirler.</p>

<p>İddianamenin kabulüyle birlikte bu anlatı, mahkeme dosyasının resmi başlangıç metni haline gelir. Bu andan itibaren yargılama teorik olarak tarafsız bir muhakeme alanında başlar görünse de fiilen iddianamenin kurduğu anlatı zemininde hareket eder. Mahkeme, dosyayla ilk karşılaşmasını çoğu zaman iddianamenin olay örgüsü, delil sıralaması ve hukuki vasıflandırması üzerinden yapar. Bu nedenle iddianame, yalnızca yargılamanın başlangıç belgesi değil; mahkemenin ilk bakışını şekillendiren anlatısal bir eşiktir.</p>

<p>Status quo bias bakımından iddianamenin önemi burada belirginleşir. İddianameyle birlikte dosyada ikinci bir statüko oluşur: Olay artık belli bir suç tipi etrafında kurulmuş, deliller bu suç tipini destekleyen bir düzen içinde sıralanmış, sanık da bu düzenin faili olarak yerleştirilmiştir. Bundan sonra savunmanın her alternatif açıklaması, çoğu zaman bu resmi başlangıç anlatısına karşı sonradan gelen bir itiraz gibi algılanabilir.</p>

<p>Oysa savunmanın anlatısı, iddianamenin tali eki değildir. Savunma, iddianamenin çizdiği çerçevenin içinde yalnızca boşluk dolduran bir unsur olarak görülemez. Ceza muhakemesinde savunma, olayın başka türlü kurulabileceğini, delillerin başka türlü okunabileceğini ve hukuki vasıflandırmanın tartışmaya açık olduğunu göstermekle yükümlü kurucu bir muhakeme öznesidir.</p>

<p>Bu nedenle savunmanın görevi bu aşamada yalnızca “iddianame hatalıdır” demek değildir. Daha derin görev, iddianamenin hangi varsayımlar üzerine kurulduğunu göstermektir. Hangi olgu başlangıç kabulü yapılmıştır? Hangi beyan merkezileştirilmiştir? Hangi delil belirleyici hale getirilmiştir? Hangi alternatif ihtimal görünmez kılınmıştır? Hangi kavramlar sanığı baştan belirli bir ahlaki veya cezai konuma yerleştirmiştir?</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından iddianame, bu yüzden sadece cevap verilecek bir metin değildir; çözülmesi gereken bir anlatı örgüsüdür. Müdafi, iddianameyi yalnız maddi hata, hukuki hata veya eksik delil açısından değil; kurduğu hikâye, seçtiği kavramlar, dışladığı ihtimaller ve ürettiği dosya statükosu bakımından da okumalıdır.</p>

<p>Çünkü iddianame bazen açıkça güçlü olduğu için değil, yargılamanın resmi başlangıç metni olduğu için güçlüdür. Onun gücü, yalnızca delillerinden değil, başlangıç konumundan gelir. Status quo bias tam da bu başlangıç konumunu koruma eğiliminde ortaya çıkar. Mahkeme, farkında olmadan iddianamenin çizdiği hatta kalabilir; delilleri o hat içinde tartabilir; savunmanın sunduğu alternatifleri ise “mevcut dosya düzenini değiştirmek için yeterli mi?” sorusuyla değerlendirebilir.</p>

<p>Bu nedenle savunmanın stratejik cümlesi şuna yaklaşmalıdır:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, iddianame olayın kendisi değil, olayın iddia makamı tarafından kurulmuş bir yorumudur. Bu yorumun hükme esas alınabilmesi için, savunmanın ortaya koyduğu alternatif ihtimallerin gerçek anlamda tartışılması gerekir.”</strong></p>

<p>Bu cümle, iddianameye yalnızca karşı çıkmaz; iddianamenin statüko üretici gücünü de görünür kılar. Savunma burada mahkemeye şunu hatırlatır: Yargılama, iddianame anlatısının doğrulanması süreci değildir. Yargılama, iddianamenin de savunma anlatısının da deliller ışığında sınandığı bir muhakeme alanı olmak zorundadır.</p>

<p>Aksi halde duruşma, hakikatin serbestçe araştırıldığı bir yer olmaktan çıkar; iddianamede kurulmuş anlatının yargısal onay sahnesine dönüşür. Hibrit Kopuş Savunması’nın iddianameye yönelik temel müdahalesi de tam burada başlar: Savunma, iddianamenin ürettiği resmi başlangıç konforunu bozar ve mahkemeyi dosyayı yeniden, başka ihtimallere açık biçimde okumaya davet eder.</p>

<p><strong>3. Tutuklama Kararı: Geçici Tedbirin Kalıcı Kanaate Dönüşmesi</strong></p>

<p>Tutuklama, hukuken geçici, istisnai ve ölçülü uygulanması gereken bir koruma tedbiridir. Ancak ceza muhakemesinin fiilî işleyişinde tutuklama kararı, çoğu zaman yalnızca özgürlüğü sınırlayan geçici bir tedbir olarak kalmaz; dosyanın en güçlü statüko üreticilerinden birine dönüşür. Çünkü tutuklama, kişi hakkında yalnızca usulî bir sonuç doğurmaz. Aynı zamanda dosyada güçlü bir suç şüphesi, risk, tehlikelilik ve yargısal ciddiyet izlenimi yaratır.</p>

<p>Bu nedenle tutuklama kararı, ceza muhakemesinde çift yönlü bir etki üretir. Bir yandan sanığın özgürlüğünü sınırlar; diğer yandan dosyanın psikolojik ağırlığını artırır. Tutuklu dosya, çoğu zaman tutuksuz dosyadan farklı okunur. Sanığın duruşmaya ceza infaz kurumundan getirilmesi, salondaki fiziksel konumu, kelepçe ve güvenlik tedbirleri, dosyanın algısal ağırlığı, yargılama makamı üzerinde açık veya örtük bir etki doğurabilir.</p>

<p>Bir kişi tutuklandığında, sonraki yargılama aşamalarında görünmez fakat etkili bir varsayım devreye girebilir:</p>

<p><strong>“Madem tutuklandı, dosyada ciddi bir şey olmalı.”</strong></p>

<p>Bu varsayım, özellikle tutukluluğun devamı kararlarında daha belirgin hale gelir. İlk tutuklama kararı verildikten sonra, sonraki incelemelerde mevcut durum artık özgürlük değil, tutukluluktur. Böylece tahliye kararı, yalnızca bir koruma tedbirinin kaldırılması olarak değil; önceki yargısal değerlendirmenin değiştirilmesi olarak algılanabilir. Bu da karar verici üzerinde ek bir gerekçelendirme baskısı oluşturur.</p>

<p>Status quo bias tam da burada çalışır. Çünkü tutukluluğun devamı, mevcut durumun sürdürülmesidir. Tahliye ise mevcut durumu değiştiren aktif bir karardır. Devam kararı, çoğu zaman daha güvenli, daha risksiz ve daha az tartışmalı görünür. Oysa ceza muhakemesinin özgürlük lehine kurulması gereken mantığında asıl olağan olan özgürlüktür; tutuklama ise istisnadır. Ancak status quo bias, bu normatif dengeyi tersine çevirebilir: Bir kez tutuklama kararı verildiğinde, istisna olan tedbir fiilen yeni olağan haline gelebilir.</p>

<p>Bu durumun en tehlikeli sonucu, tutukluluğun kendi kendini gerekçelendiren bir yapıya dönüşmesidir. İlk tutuklama kararında kullanılan gerekçeler, sonraki incelemelerde yeniden tekrar edilir. “Kuvvetli suç şüphesi”, “delilleri karartma ihtimali”, “kaçma şüphesi”, “suçun vasıf ve mahiyeti”, “mevcut delil durumu” gibi ifadeler, her yeni incelemede somut olarak yenilenmeden kullanıldığında, tutukluluk gerçek bir değerlendirme konusu olmaktan çıkar; dosyanın korunması gereken mevcut hali haline gelir.</p>

<p>Bu noktada savunmanın görevi yalnızca tahliye talep etmek değildir. Savunma, tutukluluğun nasıl bir statükoya dönüştüğünü görünür kılmalıdır. Her tutukluluk incelemesinin, önceki kararın otomatik tekrarı değil; yeni, somut, güncel ve bireyselleştirilmiş bir değerlendirme olması gerektiğini vurgulamalıdır. Çünkü koruma tedbiri, zaman geçtikçe aynı gerekçelerle değil, ancak güncelliğini koruyan somut nedenlerle sürdürülebilir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından bu aşamada müdafi, tutukluluğun devamı kararlarını yalnızca sonuç bakımından değil, gerekçelendirme biçimi bakımından da tartışmalıdır. Sorulması gereken temel sorular şunlardır:</p>

<p>Tutuklama kararından sonra hangi yeni olgu ortaya çıkmıştır?<br />
Delillerin ne kadarı toplanmıştır?<br />
Kaçma şüphesini gösteren somut davranış nedir?<br />
Delil karartma ihtimali hangi güncel olguya dayanmaktadır?<br />
Adli kontrol neden yetersiz görülmektedir?<br />
Önceki gerekçeler sadece tekrar mı edilmiştir, yoksa gerçekten yeniden mi değerlendirilmiştir?</p>

<p>Bu sorular, tutukluluğun statüko etkisini kırmaya yöneliktir. Çünkü savunma yalnızca “müvekkilim tahliye edilsin” demekle yetinirse, mevcut tutukluluk halinin kurumsal ağırlığı içinde kaybolabilir. Buna karşılık savunma, tutukluluğun devam kararının hangi yönlerden otomatikleştiğini gösterdiğinde, mahkemeyi mevcut durumu yeniden düşünmeye zorlar.</p>

<p>Bu bağlamda savunmanın stratejik cümlesi şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, tutukluluğun devamı yönünde önceki gerekçelerin tekrarı, koruma tedbirinin güncel ve somut koşullar bakımından yeniden değerlendirildiği anlamına gelmez. Bu aşamada tartışılması gereken husus, ilk tutuklama kararının doğru olup olmadığı değil; bugün itibarıyla tutukluluğun hâlâ zorunlu, ölçülü ve güncel nedenlere dayalı olup olmadığıdır.”</strong></p>

<p>Bu cümle, tutukluluğun status quo bias içindeki yerini doğrudan hedef alır. Çünkü savunma burada mevcut durumu değiştirme talebini soyut bir özgürlük talebi olarak değil, her incelemenin bağımsız ve güncel yapılması gerektiği yönünde usulî bir zorunluluk olarak kurar.</p>

<p>Tutuklama kararının statükoya dönüşmesi, yargılamanın geri kalanını da etkiler. Tutuklu sanık, yalnızca özgürlüğünden yoksun kişi değildir; dosyanın algısal merkezinde suç şüphesi güçlenmiş kişi olarak da yer alabilir. Bu nedenle tutukluluk, yalnızca koruma tedbiri hukuku bakımından değil, mahkemenin karar psikolojisi bakımından da önemlidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada iki yönlü bir strateji izlemelidir. Birinci yön, tahliye talebini somut ve güncel olgularla desteklemektir. İkinci yön ise tutukluluğun dosyada oluşturduğu kanaat etkisini kırmaktır. Çünkü bazen sorun yalnızca sanığın özgürlüğünden yoksun bırakılması değildir; tutukluluk halinin, sanığın suçluluğuna ilişkin örtük bir algı üretmesidir.</p>

<p>Bu nedenle savunma, tutuklama kararını geçici bir tedbir olmaktan çıkarıp kalıcı bir kanaat dayanağına dönüştüren her dili dikkatle izlemelidir. “Tutuklu dosya”, “ağır dosya”, “zaten tutuklu”, “mevcut halin devamı” gibi ifadeler, yargılamada masumiyet karinesini zayıflatan ve status quo bias’ı besleyen işaretler olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sonuç olarak tutuklama, ceza muhakemesinde en güçlü statüko üreticilerinden biridir. Bir kez verildiğinde, yalnızca kişinin özgürlüğünü değil, dosyanın okunma biçimini de etkiler. Bu nedenle Hibrit Kopuş Savunması bakımından tutukluluğa karşı mücadele, yalnızca tahliye mücadelesi değildir. Aynı zamanda geçici tedbirin kalıcı kanaate dönüşmesine karşı verilen bir muhakeme mücadelesidir.</p>

<p><strong>4. Bilirkişi Raporu: Teknik Metnin Hakikat Statükosuna Dönüşmesi</strong></p>

<p>Bilirkişi raporu, ceza muhakemesinde hâkimin sahip olmadığı özel veya teknik bilgi alanlarında aydınlatıcı işlev gören bir değerlendirme aracıdır. Bu yönüyle bilirkişi, yargılamanın yerine geçen bir karar makamı değil; mahkemeye teknik yardım sunan bir usul aktörüdür. Ancak ceza muhakemesinin fiilî işleyişinde bazı bilirkişi raporları, yalnızca teknik görüş olmaktan çıkarak dosyanın merkezî hakikat metni haline gelebilir.</p>

<p>Özellikle teknik, mali, dijital, tıbbi, kriminal, trafik, imza, bilişim veya muhasebe incelemesi içeren dosyalarda bu risk daha belirgindir. Çünkü mahkeme, uzmanlık gerektiren alanlarda raporun sonuç kısmını çoğu zaman güvenli bir karar zemini olarak görme eğilimindedir. Rapor dosyaya girdiğinde, dosyanın karmaşık tarafları sanki açıklığa kavuşmuş gibi algılanabilir. Böylece teknik metin, yalnızca bilgi veren bir araç olmaktan çıkar; dosyanın karar verilebilir hale geldiği izlenimini üretir.</p>

<p>Status quo bias burada teknik otoriteyle birleşir. Rapor bir kez dosyaya girdikten sonra onu tartışmaya açmak, ek rapor almak, yeni bilirkişi incelemesi yaptırmak, raporlar arasındaki çelişkileri gidermek veya uzmanlık sınırlarını sorgulamak mahkeme açısından zahmetli ve zaman alıcı görünebilir. Mevcut raporun korunması ise daha kolay, daha hızlı ve daha yönetilebilir bir yol olarak belirebilir.</p>

<p>Böylece dosyada örtük bir eğilim doğar:</p>

<p><strong>“Rapor gelmiş; dosya teknik olarak tamamlanmış.”</strong></p>

<p>Bu cümle açıkça söylenmese bile yargılamanın işleyişinde hissedilebilir. Savunmanın rapora yönelik itirazları bazen dosyayı uzatan, kararı geciktiren veya teknik alanı gereksiz yere karmaşıklaştıran talepler gibi algılanabilir. Oysa bilirkişi raporu, tartışılmadan hakikat statüsüne yükseltilemez. Teknik görüş, ancak tarafların itirazlarına açıldığı, yöntemsel sınırları gösterildiği ve mahkeme tarafından hukuki değerlendirmeye tabi tutulduğu ölçüde hükme esas alınabilir.</p>

<p>Bu nedenle savunmanın görevi, bilirkişi raporunu yalnızca sonuç kısmı üzerinden tartışmak değildir. Daha derin ve etkili savunma, raporun bilgi üretme biçimini sorgular. Rapor hangi verilere dayanmıştır? İnceleme konusu doğru belirlenmiş midir? Bilirkişi, uzmanlık alanının sınırları içinde mi kalmıştır? Kullanılan yöntem denetlenebilir midir? Rapor, alternatif açıklamaları değerlendirmiş midir? Eksik veriyle kesin sonuç kurulmuş mudur? Varsayımlar açıkça gösterilmiş midir? Sonuç ile dayanaklar arasında mantıksal bağ var mıdır?</p>

<p>Bu sorular, bilirkişi raporunu teknik otorite zırhından çıkarıp muhakeme içinde tartışılabilir bir metne dönüştürür. Çünkü bilirkişi raporu da nihayetinde bir metindir; belirli verileri seçer, belirli yöntemleri kullanır, belirli varsayımlar yapar ve belirli sonuçlara ulaşır. Bu nedenle raporun teknik dili, onun tartışılmaz olduğu anlamına gelmez. Aksine teknik dil, daha dikkatli bir denetimi zorunlu kılar.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından bilirkişi raporu, dosyada oluşan teknik statükonun en önemli kaynaklarından biridir. Müdafi burada yalnızca “rapora itiraz ediyoruz” demekle yetinmemelidir. Çünkü soyut rapor itirazı, çoğu zaman dosya konforunu sarsmaz. Savunma, raporun hangi nedenle yetersiz olduğunu, hangi noktada varsayıma dayandığını, hangi delili dışarıda bıraktığını, hangi soruya cevap vermediğini ve hangi teknik sınırı aştığını somut biçimde göstermelidir.</p>

<p>Bu bağlamda savunmanın stratejik cümlesi şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, dosyada bilirkişi raporu bulunması, teknik meselenin gerçekten aydınlatıldığı anlamına gelmez. Raporun sonucu kadar, bu sonuca hangi veriyle, hangi yöntemle ve hangi varsayımla ulaşıldığı da tartışılmalıdır.”</strong></p>

<p>Bu cümle, bilirkişi raporunun statüko etkisini kırmaya yöneliktir. Çünkü mahkemeye, raporun varlığı ile hakikatin aydınlatılması arasında otomatik bir eşitlik kurulamayacağını hatırlatır.</p>

<p>Bilirkişi raporunun hakikat statükosuna dönüşmesi, özellikle raporun sonuç bölümünün hükme doğrudan taşınması halinde daha da tehlikeli hale gelir. Mahkeme, bilirkişinin teknik tespitlerini hukuki değerlendirme süzgecinden geçirmeden benimserse, yargılama makamı teknik metnin gölgesinde kalır. Bu durumda bilirkişi fiilen karar vericiye yaklaşır; mahkeme ise raporu onaylayan makam görüntüsü kazanır.</p>

<p>Oysa ceza muhakemesinde hüküm, bilirkişi raporunun sonucu üzerine değil; duruşmada tartışılmış, savunmanın itirazlarına açılmış ve mahkeme tarafından serbestçe değerlendirilmiş deliller üzerine kurulmalıdır. Bilirkişi raporu da bu tartışmanın dışında tutulamaz. Raporun sonuç kısmı, duruşma salonuna kapalı bir teknik hüküm gibi getirilemez.</p>

<p>Bu nedenle Hibrit Kopuş Savunması, bilirkişi raporuna karşı üç aşamalı bir müdahale geliştirmelidir.</p>

<p>İlk aşama, <strong>raporun yöntemini görünür kılmaktır.</strong> Müdafi, raporun yalnızca ne dediğini değil, nasıl dediğini tartışmalıdır. Çünkü yöntem saklı kaldığında sonuç otorite kazanır.</p>

<p>İkinci aşama, <strong>raporun sınırlarını göstermektir.</strong> Bilirkişi hangi konuda görüş bildirebilir, hangi konuda mahkemenin yerine geçemez, hangi noktada teknik değerlendirme hukuki nitelendirmeye dönüşmüştür? Bu sınır çizilmediğinde bilirkişi raporu, yargısal kanaatin yerine geçebilir.</p>

<p>Üçüncü aşama ise <strong>raporun statüko etkisini kırmaktır.</strong> Savunma, raporun dosyayı kapatan değil, tartışmayı açan bir metin olması gerektiğini vurgulamalıdır. Eğer rapor çelişkili, eksik, varsayıma dayalı veya denetlenemez ise ek rapor, yeni bilirkişi incelemesi, uzman görüşü veya duruşmada bilirkişinin dinlenmesi talep edilmelidir.</p>

<p>Bu müdahale, çoğu zaman mikro düzeyde başlar. Önce raporun belirli bir cümlesi, belirli bir veri eksikliği, belirli bir yöntem sorunu hedef alınır. Eğer mahkeme bu itirazları karşılamadan raporu hükme esas alma eğilimi gösterirse, savunma daha açık bir kopuş diline geçmelidir:</p>

<p><strong>“Bu rapor, savunmanın yöntemsel itirazları karşılanmadan hükme esas alınırsa, teknik değerlendirme yargısal denetimin yerine geçmiş olacaktır.”</strong></p>

<p>Bu cümle, rapor itirazını basit bir usul talebi olmaktan çıkarır; adil yargılanma, delillerin tartışılması ve hükmün denetlenebilirliği meselesine taşır.</p>

<p>Sonuç olarak bilirkişi raporu, ceza muhakemesinde hem aydınlatıcı hem de yanıltıcı bir işleve sahip olabilir. Doğru kullanıldığında teknik alanı anlaşılır kılar; yanlış kullanıldığında ise teknik otorite perdesi altında dosyanın statükosunu güçlendirir. Raporun varlığı, hakikatin bulunduğunu göstermez. Bazen yalnızca hakikat iddiasının teknik bir dile büründüğünü gösterir.</p>

<p>Bu nedenle Hibrit Kopuş Savunması bakımından bilirkişi raporuyla mücadele, yalnızca rapora karşı çıkmak değildir. Asıl mesele, teknik metnin tartışılmaz hakikat metnine dönüşmesini engellemektir. Çünkü bilirkişi raporu tartışılmadan hükme esas alınıyorsa, duruşma artık delillerin tartışıldığı bir muhakeme alanı olmaktan çıkar; teknik statükonun yargısal onay sahnesine dönüşür.</p>

<p>Esas hakkındaki mütalaa, ceza muhakemesinde hükümden önceki en güçlü yönlendirici metinlerden biridir. Mütalaa, savcılık makamının yargılama sonunda ulaştığı görüşü ifade eder. Bu yönüyle teorik olarak taraflardan birinin nihai değerlendirmesidir. Ancak uygulamada çoğu zaman bundan daha fazlasını ifade eder: Mahkeme açısından “karara en yakın metin” işlevi görebilir.</p>

<p>Bu nedenle esas hakkındaki mütalaa, ceza dosyasında status quo bias’ın son ve yoğunlaşmış biçimini üretir. Çünkü bu aşamada dosya artık yalnızca açılmış, anlatılmış veya teknik olarak değerlendirilmiş değildir; belirli bir hüküm ihtimaline doğru yönelmiştir. Kolluk tutanağının ilk dili, iddianamenin hukuki anlatısı, tutuklama kararının kanaat izi, bilirkişi raporunun teknik ağırlığı ve duruşma boyunca verilen ara kararlar, mütalaa ile birlikte sonuç cümlesine yaklaşır.</p>

<p>Mütalaa, bu bakımdan yalnızca savcının görüşü değildir. Çoğu zaman dosyada birikmiş kanaatin hukuki form içinde yoğunlaştığı son metindir. Bu nedenle savunmanın esas hakkında beyanı da yalnızca mütalaaya verilen cevap değildir. Savunma, bu aşamada dosyanın bütün geçmişiyle hesaplaşır. Artık karşısında yalnızca iddianame yoktur; yargılama boyunca oluşmuş kanaat birikimi vardır.</p>

<p>Bu noktada savunmanın işi zordur. Çünkü mütalaa, hükümden hemen önce gelir. Duruşmanın psikolojik ritmi bakımından dosya artık tamamlanmış, deliller toplanmış, taraflar dinlenmiş ve karar aşamasına yaklaşılmış görünür. Böyle bir anda savunmanın itirazı, bazen süreci yeniden açmaya çalışan geç kalmış bir müdahale gibi algılanabilir. Oysa esas hakkında savunma, ceza muhakemesinin tali bir formalitesi değil; hükümden önceki son kurucu savunma alanıdır.</p>

<p>Status quo bias burada şu biçimde işler:</p>

<p><strong>“Mütalaa verilmiş; dosya artık hükme hazır.”</strong></p>

<p>Bu örtük kabul, savunma açısından son derece tehlikelidir. Çünkü mütalaanın verilmiş olması, dosyanın gerçekten tartışıldığı, savunmanın esaslı itirazlarının karşılandığı veya alternatif ihtimallerin değerlendirildiği anlamına gelmez. Mütalaa bazen yalnızca iddianame anlatısını devam ettirir. Bazen bilirkişi raporunu tartışmasız biçimde merkeze alır. Bazen tutuklama kararlarında oluşan risk dilini hüküm diline taşır. Bazen de savunmanın yargılama boyunca yaptığı itirazları hiç karşılamadan mevcut dosya düzenini sonuç talebine dönüştürür.</p>

<p>Bu nedenle savunma, bu aşamada yalnızca “mütalaaya katılmıyoruz” demekle yetinemez. Bu cümle, çoğu zaman son statükoyu kırmaya yetmez. Daha etkili savunma, mütalaanın hangi delilleri tartışmadan kabul ettiğini, hangi savunma argümanlarını görmezden geldiğini, hangi çelişkileri kapattığını, hangi alternatif ihtimalleri dışladığını ve hangi dosya statükosunu hükme taşımaya çalıştığını göstermelidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından esas hakkındaki mütalaaya karşı verilecek cevap, yalnızca sonuç odaklı değil, yapı sökücü olmalıdır. Müdafi, mütalaanın kurduğu hüküm ihtimalini parçalara ayırmalı; bu ihtimalin hangi varsayımlar üzerine kurulduğunu tek tek göstermelidir. Mütalaa, “mahkûmiyet gerekir” diyorsa savunma şu soruları görünür kılmalıdır:</p>

<p>Bu sonuç hangi delile dayanıyor?<br />
Bu delil duruşmada gerçekten tartışıldı mı?<br />
Savunmanın bu delile yönelik itirazları karşılandı mı?<br />
Lehe deliller neden dışarıda bırakıldı?<br />
Çelişkili beyanlar nasıl giderildi?<br />
Bilirkişi raporundaki yöntemsel sorunlar neden değerlendirilmedi?<br />
Alternatif olay kurguları neden reddedildi?<br />
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi neden uygulanmadı?</p>

<p>Bu sorular, mütalaanın son statüko etkisini kırmaya yöneliktir. Çünkü savunma burada mütalaayı yalnızca karşıt bir görüş olarak değil, dosyanın mevcut kanaatini hükme taşıyan bir metin olarak ele alır.</p>

<p>Bu aşamada stratejik cümle şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, esas hakkındaki mütalaa savunmanın temel itirazlarını karşılamadan mevcut dosya anlatısını sonuç cümlesine dönüştürmektedir. Oysa hüküm, dosyada birikmiş kanaatin otomatik sonucu olarak değil, duruşmada gerçekten tartışılmış delillerin serbest ve gerekçeli değerlendirilmesiyle kurulmalıdır.”</strong></p>

<p>Bu cümle, mütalaaya karşı basit bir itiraz değildir. Aynı zamanda mütalaanın statüko üretici işlevini açığa çıkarır. Savunma, mahkemeye şunu hatırlatır: Mütalaa hüküm değildir; mütalaa, tartışılması gereken son iddia metnidir.</p>

<p>Esas hakkında savunmanın en önemli görevi, mütalaayı hüküm öncesi tartışılmaz bir eşik olmaktan çıkarmaktır. Çünkü mütalaa tartışılmazsa, savunmanın son sözü şekli bir usul adımına dönüşür. Bu durumda duruşmanın son aşaması, gerçek bir muhakeme alanı olmaktan çıkar; önceden oluşmuş kanaatin hükme bağlandığı bir geçiş merasimine dönüşür.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu noktada dereceli bir strateji kurmalıdır. Eğer mütalaa savunmanın argümanlarını kısmen dikkate almış, delilleri tartışmış ve mahkemenin hâlâ açık olduğu bir alan bırakmışsa, savunma ölçülü ve analitik bir dille cevap verebilir. Bu birinci veya ikinci derece müdahaledir.</p>

<p>Ancak mütalaa, iddianame anlatısını neredeyse aynen tekrar ediyor, savunmanın delil itirazlarını görmezden geliyor, bilirkişi raporunu tartışmasız kabul ediyor veya alternatif ihtimalleri hiç değerlendirmiyorsa, savunma daha açık bir kopuş diline geçmelidir. Bu durumda mesele yalnızca mütalaanın hatalı olması değildir; mütalaa, yargılamanın bütün statükosunu hükme taşıyan bir araç haline gelmiştir.</p>

<p>Daha ileri durumda, mütalaa savunmayı tamamen görünmez kılmışsa, lehe delilleri dışarıda bırakmışsa, çelişkileri kapatmışsa ve mahkûmiyet talebini yalnızca dosyanın mevcut ağırlığına dayandırmışsa, savunma bunu adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkı ve delillerin tartışılması ilkesi bakımından açıkça kayda geçirmelidir.</p>

<p>Bu aşamada kullanılabilecek daha güçlü ifade şudur:</p>

<p><strong>“Savunmanın esaslı itirazları karşılanmadan ve lehe deliller tartışılmadan verilen mütalaa, dosyada önceden oluşmuş kanaati hükme taşımaya yöneliktir. Bu haliyle mütalaa, delillerin tartışılması sürecini tamamlayan değil, tartışılmamış hususları kapatan bir metin niteliği taşımaktadır.”</strong></p>

<p>Bu dil, dördüncü dereceye yaklaşan kontrollü bir kopuş dilidir. Mahkemeyi suçlamaz; fakat usulî sorunu görünür kılar. Savunma, artık sadece beraat veya lehe hüküm talep etmez. Aynı zamanda hükmün kurulacağı zeminin problemli olduğunu ortaya koyar.</p>

<p>Esas hakkındaki mütalaa karşısında savunmanın bir diğer önemli görevi, dosyanın zaman çizgisini yeniden kurmaktır. Çünkü mütalaa çoğu zaman dosyayı belirli bir sona doğru sıkıştırır. Savunma ise bu sonun zorunlu olmadığını göstermelidir. Bunun için yargılama boyunca görünmez kalan kırılma noktaları yeniden hatırlatılmalıdır:</p>

<p>İlk tutanak dili nasıl kurulmuştur?<br />
İddianame hangi varsayımla yazılmıştır?<br />
Tutuklama kararı hangi risk dilini dosyaya taşımıştır?<br />
Bilirkişi raporu hangi eksiklikleri barındırmaktadır?<br />
Savunmanın hangi talepleri reddedilmiştir?<br />
Hangi deliller hiç tartışılmamıştır?<br />
Hangi şüphe alanları giderilmeden kalmıştır?</p>

<p>Bu yeniden kurma faaliyeti, esas hakkında savunmayı pasif bir cevap olmaktan çıkarır. Savunma, mütalaanın çizdiği sonuca mahkûm olmadığını gösterir. Dosyanın başka türlü okunabileceğini, hatta okunması gerektiğini ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak esas hakkındaki mütalaa, ceza muhakemesinde status quo bias’ın en yoğun görünümlerinden biridir. Çünkü mütalaa, yargılamanın sonunda gelir ve dosyada birikmiş kanaati hükme en yakın noktada toplar. Bu yüzden savunmanın bu aşamadaki görevi, yalnızca mütalaaya karşı çıkmak değildir. Asıl görev, mütalaanın hangi statükoyu hükme taşımaya çalıştığını görünür kılmaktır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından esas hakkında savunma, son sözden önceki son kopuş imkânıdır. Müdafi bu imkânı yalnızca “katılmıyoruz” cümlesiyle tüketmemelidir. Mütalaayı çözmeli, dayanaklarını ayırmalı, eksiklerini göstermeli, kapattığı ihtimalleri yeniden açmalı ve mahkemeyi şu temel soruyla karşı karşıya bırakmalıdır:</p>

<p><strong>Bu hüküm, gerçekten duruşmada tartışılmış delillerden mi doğacaktır, yoksa dosyada önceden kurulmuş kanaatin son statükosundan mı?</strong></p>

<p><strong>IV. Dosya Konforu: Yargısal Ataletin Pratik Adı</strong></p>

<p>Status quo bias’ın ceza muhakemesindeki en somut karşılığı <strong>dosya konforu</strong>dur. Dosya konforu, mahkemenin dosyayı zaten kurulmuş haliyle güvenli, yönetilebilir ve karar verilebilir görmesidir. Bu konfor alanında dosya, karmaşık bir hakikat araştırması olmaktan çıkar; okunmuş, özetlenmiş, raporlanmış, vasıflandırılmış ve hükme elverişli hale getirilmiş bir nesneye dönüşür.</p>

<p>Bu nedenle dosya konforu yalnızca zihinsel bir rahatlık değildir. Aynı zamanda yargısal işleyişin pratik ekonomisiyle de ilgilidir. Yoğun iş yükü, duruşmaların kısa aralıklarla görülmesi, dosya sayısının fazlalığı, ara kararların hızla kurulması ve gerekçelendirme baskısı, mahkemeyi çoğu zaman dosyanın mevcut düzeni içinde karar vermeye yöneltebilir. Bu durumda dosya, tartışılması gereken bir muhakeme alanı olmaktan çok, sonuçlandırılması gereken bir iş yükü birimi gibi algılanma tehlikesi taşır.</p>

<p>Dosya konforu tam da burada başlar. Dosya zaten okunmuştur, iddianame zaten kurulmuştur, tutuklama veya adli kontrol kararı zaten verilmiştir, bilirkişi raporu zaten gelmiştir, tanıklar büyük ölçüde dinlenmiştir, mütalaa zaten sunulmuştur. Böyle bir aşamada savunmanın yaptığı her ciddi itiraz, yalnızca bir hukuki görüş olarak değil, dosyanın yerleşik akışına yönelik bir müdahale olarak hissedilebilir.</p>

<p>Savunma ise çoğu zaman bu konforu bozar.</p>

<p>Çünkü savunma şunu söyler:</p>

<p><strong>“Dosya sandığınız kadar tamamlanmış değil.”</strong></p>

<p><strong>“Bu rapor tartışılmadan hükme esas alınamaz.”</strong></p>

<p><strong>“Bu tanık beyanı güvenilir kabul edilemez.”</strong></p>

<p><strong>“Bu tutukluluk gerekçesi artık güncel değildir.”</strong></p>

<p><strong>“Bu iddianame anlatısı alternatif ihtimalleri dışlamıştır.”</strong></p>

<p><strong>“Bu mütalaa, savunmanın esaslı itirazlarını karşılamamıştır.”</strong></p>

<p>Bu cümleler yalnızca hukuki itiraz değildir. Aynı zamanda dosyanın rahat akışına yöneltilmiş müdahalelerdir. Savunma, mahkemenin önündeki dosyayı yeniden karmaşıklaştırır; basitleştirilmiş kanaat düzenini bozar; kapatılmış görünen soruları yeniden açar. Bu nedenle savunma, içerik bakımından haklı olsa bile usul psikolojisi bakımından dirençle karşılaşabilir.</p>

<p>Çünkü dosya konforu mahkemeye hız sağlar; savunma ise yavaşlatır.</p>

<p>Dosya konforu karar vermeyi kolaylaştırır; savunma kararın gerekçelendirme maliyetini artırır.</p>

<p>Dosya konforu mevcut anlatıyı korur; savunma o anlatının çatlaklarını görünür kılar.</p>

<p>Dosya konforu, delilleri bir sonuca doğru dizer; savunma delillerin başka türlü okunabileceğini gösterir.</p>

<p>Dosya konforu, hükmü yaklaştırır; savunma hükümden önce durmayı, yeniden bakmayı ve tartışmayı talep eder.</p>

<p>Bu nedenle dosya konforu ile savunma arasında yapısal bir gerilim vardır. Savunma, muhakemenin doğal unsuru olmakla birlikte, dosya merkezli pratik içinde çoğu zaman “akışı bozan unsur” gibi algılanabilir. Oysa savunmanın tam da işlevi budur: Akışı bozmak, eğer o akış önceden kurulmuş bir kanaatin hükme dönüşmesine hizmet ediyorsa, savunmanın görevi bu rahatlığı rahatsız etmektir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından dosya konforu, yalnızca bir uygulama sorunu değildir. Bu, savunmanın stratejik olarak müdahale etmesi gereken bir yargısal atalet biçimidir. Müdafi, mahkemenin dosyayı hangi noktada tamamlanmış, güvenli ve karar verilebilir gördüğünü teşhis etmelidir. Çünkü kopuşun derecesi, dosya konforunun yoğunluğuna göre belirlenir.</p>

<p>Eğer mahkeme hâlâ tartışmaya açıksa, savunma ölçülü bir dille eksik noktaları gösterebilir. Eğer mahkeme dosyanın mevcut düzenini korumaya başlamışsa, mikro müdahalelerle kanaatin hızını kesmek gerekir. Eğer dosya konforu savunmanın delil taleplerini, rapor itirazlarını veya mütalaaya cevap hakkını etkisizleştiriyorsa, artık daha açık bir kopuş dili zorunlu hale gelir.</p>

<p>Bu bağlamda savunmanın temel stratejik cümlesi şuna yaklaşır:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, bu dosya karar verilebilir görünmektedir; ancak karar verilebilir görünmesi, gerçekten aydınlatılmış olduğu anlamına gelmez.”</strong></p>

<p>Bu cümle, dosya konforunun merkezine yönelir. Çünkü ceza muhakemesinde en tehlikeli anlardan biri, dosyanın tamamlanmış gibi göründüğü fakat savunmanın esaslı itirazlarının henüz gerçekten tartışılmadığı andır.</p>

<p>Dosya konforu, mahkemeye şu hissi verir:</p>

<p><strong>“Artık dosya bitti.”</strong></p>

<p>Savunma ise şu soruyu sorar:</p>

<p><strong>“Dosya gerçekten bitti mi, yoksa yalnızca mevcut anlatı hükme hazır hale mi getirildi?”</strong></p>

<p>İşte Hibrit Kopuş Savunması’nın dosya konforuna müdahalesi tam da bu soruda yoğunlaşır. Savunma, mahkemeyi mevcut düzenin rahatlığından çıkarıp muhakemenin asıl yüküyle karşı karşıya bırakır: Deliller gerçekten tartışıldı mı? Savunmanın itirazları gerçekten karşılandı mı? Alternatif ihtimaller gerçekten dışlandı mı? Şüphe gerçekten giderildi mi? Yoksa dosya, kendi statükosu içinde hükme elverişli hale mi getirildi?</p>

<p>Sonuç olarak dosya konforu, ceza muhakemesinde status quo bias’ın pratik adıdır. Bu konfor, yargılamayı hızlandırabilir; fakat aynı zamanda savunmanın etkili katılımını daraltabilir. Bu nedenle savunma, dosya konforuna karşı yalnızca itiraz eden değil, dosyanın yeniden düşünülmesini sağlayan kurucu bir müdahale geliştirmelidir.</p>

<p>Çünkü ceza muhakemesinde adalet, dosyanın rahatça kapanmasında değil; kapanmadan önce gerçekten tartışılmış olmasındadır.</p>

<p><strong>V. Kanaat Ataleti: Bir Kez Oluşan Yargısal İzlenimin Devam Etmesi</strong></p>

<p>Status quo bias’ın ikinci önemli görünümü <strong>kanaat ataleti</strong>dir. Kanaat ataleti, yargılama makamının bir kez oluşmuş izlenimi değiştirmekte zorlanmasıdır. Bu kanaat henüz kesin hüküm haline gelmemiştir; açıkça nihai karar olarak da ifade edilmemiştir. Fakat dosyanın okunma biçimini, delillerin ağırlıklandırılmasını, savunma taleplerine verilen tepkiyi ve duruşmanın psikolojik yönünü etkiler.</p>

<p>Bu nedenle kanaat ataleti, çoğu zaman görünmez bir yargısal direnç biçimidir. Mahkeme açıkça “kanaatim oluştu” demez. Ancak dosyanın akışı, soruların yönü, ara kararların gerekçesi, delil taleplerine yaklaşım ve tutanak dili, kanaatin hangi yöne doğru yerleştiğini gösterebilir. Savunma açısından asıl mesele, bu donma anını fark etmektir.</p>

<p>Kanaat ataleti özellikle şu durumlarda belirginleşir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Sanık hakkında erken aşamada güçlü olumsuz kanaat oluşmuşsa,</li>
 <li>Tutuklama kararı dosyada psikolojik ağırlık yaratmışsa,</li>
 <li>Müşteki beyanı baştan doğru kabul edilmişse,</li>
 <li>Bilirkişi raporu dosyanın merkezine yerleşmişse,</li>
 <li>Mahkeme ara kararlarıyla belirli bir yöne doğru ilerlemişse,</li>
 <li>Savcılık mütalaası mahkemenin zihinsel beklentisine uygun düşmüşse.</li>
</ul>

<p>Bu hallerde savunmanın sunduğu her yeni açıklama, dosyanın baştan kurulmuş anlam düzeniyle karşılaşır. Savunma bir delil gösterir; fakat o delil, mevcut kanaatin süzgecinden geçirilerek okunur. Savunma bir çelişkiye işaret eder; fakat çelişki, dosyanın genel ağırlığı içinde önemsizleştirilebilir. Savunma alternatif bir ihtimal sunar; fakat bu ihtimal, “mevcut kanaati değiştirmeye yeterli mi?” sorusuyla karşılanabilir.</p>

<p>Oysa ceza muhakemesinde mesele, savunmanın mevcut kanaati değiştirecek kadar güçlü olup olmadığı değildir. Asıl mesele, kanaatin deliller duruşmada gerçekten tartışıldıktan sonra oluşup oluşmadığıdır. Eğer kanaat yargılamanın erken bir aşamasında donmuşsa, sonraki duruşma işlemleri hakikati araştıran işlemler olmaktan çıkıp, o kanaati teyit eden veya ona uyum sağlayan adımlara dönüşebilir.</p>

<p>Bu nedenle savunma, yalnızca delil sunmaz. Savunma, kanaatin donduğu yeri bulmak zorundadır.</p>

<p>Çünkü kanaat nerede donmuşsa, kopuş da oradan başlamalıdır.</p>

<p>Eğer kanaat iddianamede donmuşsa, savunma iddianamenin anlatı yapısını hedeflemelidir. İddianamenin hangi varsayımlarla kurulduğu, hangi ihtimalleri dışladığı, hangi kavramlarla sanığı baştan belirli bir konuma yerleştirdiği gösterilmelidir.</p>

<p>Eğer kanaat tutuklama kararında donmuşsa, savunma tutukluluğun devam kararlarını otomatik tekrar olmaktan çıkarmalıdır. Her incelemede yeni, somut, güncel ve bireyselleştirilmiş gerekçe aranmalıdır. Tutukluluk, geçici tedbir olmaktan çıkıp sanığın suçluluğuna ilişkin örtük bir kanaat dayanağına dönüşmemelidir.</p>

<p>Eğer kanaat bilirkişi raporunda donmuşsa, savunma raporun teknik otoritesini yöntemsel tartışmaya açmalıdır. Raporun yalnızca sonucu değil; verisi, yöntemi, varsayımı, kapsamı, uzmanlık sınırı ve alternatif açıklamaları tartışılmalıdır.</p>

<p>Eğer kanaat mütalaada donmuşsa, savunma mütalaanın eksik, seçici ve statükoyu sürdüren yapısını göstermelidir. Mütalaa hüküm değildir; savunmanın esaslı itirazları karşılanmadan mevcut dosya anlatısının sonuç cümlesine dönüştürülmesi kabul edilemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın temel sezgisi burada ortaya çıkar: Savunma, yalnızca içerik üretmez; kanaatin oluşum yerini teşhis eder. Çünkü yanlış yerde yapılan doğru savunma bile etkisiz kalabilir. Kanaat bilirkişi raporunda donmuşken yalnızca sanığın kişisel özelliklerini anlatmak, kanaati çözmeye yetmeyebilir. Kanaat tutuklama kararında donmuşken yalnızca iddianamedeki vasıflandırmaya itiraz etmek eksik kalabilir. Kanaat mütalaada donmuşken sadece genel beraat talebiyle yetinmek, son statükoyu kırmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle Hibrit Kopuş Savunması, kanaat ataletine karşı önce teşhis, sonra müdahale önerir. Müdafi şu soruları sormalıdır:</p>

<p><strong>Mahkemenin zihinsel başlangıç noktası neresi?</strong></p>

<p><strong>Dosyada hangi metin veya karar merkezi ağırlık kazanmış durumda?</strong></p>

<p><strong>Savunmanın hangi itirazı sürekli çevrede bırakılıyor?</strong></p>

<p><strong>Hangi delil tartışılmadan doğru kabul ediliyor?</strong></p>

<p><strong>Hangi ihtimal daha baştan zayıf veya imkânsız sayılıyor?</strong></p>

<p>Bu sorular, kanaat ataletinin haritasını çıkarır. Harita çıkarılmadan kopuş derecesi belirlenemez. Çünkü her dosyada aynı sertlikte savunma yapılmaz; her kanaat aynı noktada donmaz; her statüko aynı araçla kırılmaz.</p>

<p>Kanaat ataleti hafifse, birinci derece uyumlu savunma yeterli olabilir. Mahkemeye eksik nokta gösterilir, alternatif okuma sunulur, dosyanın daha dikkatli değerlendirilmesi istenir. Kanaat daha belirginleşmişse, ikinci derece mikro müdahaleler gerekir: kısa itirazlar, tutanak kayıtları, delil tartışması talepleri, bilirkişi raporunun belirli noktalarına yönelen teknik sorular. Kanaat artık dosyanın bütün akışını belirliyorsa, üçüncü derece açık müdahale zorunlu hale gelir. Savunma, mevcut okumanın tarafsız olmadığını ve dosyanın belirli bir kanaat düzeni içinde ilerlediğini açıkça göstermelidir.</p>

<p>Daha ileri hallerde, kanaat ataleti savunmanın etkili katılımını engelliyorsa, dördüncü veya beşinci derece kopuş gündeme gelir. Bu aşamada mesele yalnızca yanlış değerlendirme değil; adil yargılanma, delillerin tartışılması, gerekçeli karar hakkı ve savunmanın etkili dinlenmesi meselesidir.</p>

<p>Bu bağlamda savunmanın stratejik cümlesi şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, bu dosyada tartışılması gereken yalnızca delillerin içeriği değildir; bu delillerin hangi ön kabul ve hangi yerleşmiş kanaat düzeni içinde okunduğudur.”</strong></p>

<p>Bu cümle, kanaat ataletini görünür kılar. Savunma, mahkemeye “kanaatinizi değiştirin” demekten daha fazlasını söyler: “Kanaatin hangi aşamada oluştuğunu ve hangi metinlerle beslendiğini birlikte tartışalım” der.</p>

<p>Sonuç olarak kanaat ataleti, ceza muhakemesinde status quo bias’ın en kritik biçimlerinden biridir. Çünkü kanaat bir kez donduğunda, yargılamanın sonraki aşamaları görünüşte açık olsa bile fiilen daralmış olabilir. Savunmanın görevi, bu daralmayı fark etmek, kanaatin donduğu yeri bulmak ve kopuşu tam oradan başlatmaktır.</p>

<p>Zira ceza muhakemesinde etkili savunma, yalnızca ne söyleyeceğini bilen savunma değildir. Etkili savunma, mahkemenin hangi noktada duymayı bıraktığını da teşhis edebilen savunmadır.</p>

<p>Status quo bias, ceza muhakemesinde tek bir noktada ortaya çıkmaz. Dosyanın farklı aşamalarında, farklı usul kurumları ve karar pratikleri içinde kendisini gösterir. Bazen tutukluluğun devamı refleksinde, bazen iddianame anlatısının korunmasında, bazen bilirkişi raporuna aşırı yaslanmada, bazen mütalaaya uyum eğiliminde, bazen de ara kararların kendi yönünü üretmesinde görünür hale gelir.</p>

<p>Bu görünümlerin ortak noktası şudur: Bir kez oluşmuş mevcut durum, sonraki aşamalarda kendisini korumaya başlar. Başlangıçta geçici olan kalıcılaşır; tartışılabilir olan doğal kabul edilir; incelenmesi gereken şey, sanki zaten incelenmiş gibi işlem görür.</p>

<p><strong>1. Tutukluluğun Devamı Refleksi</strong></p>

<p>Tutuklama kararı verildikten sonra, sonraki incelemelerde tahliye yerine tutukluluğun devamına karar verilmesi çoğu zaman daha kolay bir yol gibi görünür. Çünkü artık mevcut durum tutukluluktur. Tahliye kararı ise bu mevcut durumu değiştiren aktif bir müdahaledir. Bu müdahale daha fazla gerekçelendirme, daha fazla sorumluluk ve kimi zaman daha fazla risk algısı doğurur.</p>

<p>Bu nedenle status quo bias, tutukluluk alanında özellikle tehlikelidir. Zira tutuklama, hukuken geçici ve istisnai bir koruma tedbiri olmasına rağmen, bir kez uygulandığında kendi devamını meşrulaştıran bir yapıya dönüşebilir. İlk tutuklama kararında kullanılan gerekçeler, sonraki incelemelerde yeniden üretilir; önceki kararın dili, sonraki kararın gerekçesi haline gelir. Böylece her inceleme, bağımsız bir değerlendirme olmaktan çıkıp, önceki tutukluluk statüsünün onaylanmasına yaklaşır.</p>

<p>Bu noktada asıl tehlike, istisnanın fiilen olağan hale gelmesidir. Ceza muhakemesinde başlangıç noktası özgürlük olmalıdır. Tutuklama, ancak zorunlu, ölçülü, somut ve güncel gerekçelerle başvurulabilecek istisnai bir tedbirdir. Fakat bir kez tutuklama kararı verildiğinde, psikolojik başlangıç noktası değişebilir: Artık mahkemenin önünde özgürlüğü kısıtlanmamış bir kişi değil, zaten tutuklu bulunan bir sanık vardır. Böylece özgürlük değil, tutukluluk mevcut durum haline gelir.</p>

<p>Status quo bias’ın yön değiştiren etkisi burada görülür. Normatif olarak korunması gereken mevcut durum özgürlüktür. Fiilî olarak korunan mevcut durum ise tutukluluk olabilir. Bu tersine dönüş, savunmanın özellikle görünür kılması gereken noktadır.</p>

<p>Tutukluluğun devamı kararlarında kullanılan kalıp ifadeler, bu statüko etkisini daha da güçlendirebilir: “Suçun vasıf ve mahiyeti”, “mevcut delil durumu”, “kuvvetli suç şüphesinin devam etmesi”, “kaçma şüphesi”, “delilleri karartma ihtimali” gibi gerekçeler, somutlaştırılmadan tekrar edildiğinde, tutukluluk gerçek bir değerlendirme konusu olmaktan çıkar. Önceki kararın dili, sonraki kararın yerine geçer.</p>

<p>Oysa her tutukluluk incelemesi, önceki kararın otomatik kontrolü değil; bugünün koşullarında yeniden yapılması gereken bağımsız bir değerlendirmedir. Zamanın geçmesi, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi, bilirkişi raporlarının gelmesi, sanığın duruşmadaki tutumu, adli kontrol imkânları ve dosyanın geldiği aşama ayrı ayrı tartışılmalıdır. Çünkü tutukluluğun devamı, ilk tutuklama kararının gölgesinde değil, güncel zorunluluk üzerinden gerekçelendirilmelidir.</p>

<p>Savunma burada yalnızca tahliye talep etmekle yetinmemelidir. Tahliye talebi, status quo bias’ı kırmak için yeterli olmayabilir. Savunma, mahkemeye asıl soruyu sordurmalıdır:</p>

<p><strong>Tutukluluğun devamı gerçekten yeni, somut ve güncel gerekçelere mi dayanıyor, yoksa önceki kararın statükosu mu korunuyor?</strong></p>

<p>Bu soru, tutukluluğun devamı refleksini görünür kılar. Çünkü mesele yalnızca sanığın dışarı çıkıp çıkmaması değildir. Mesele, koruma tedbirinin kendi ataletiyle mi sürdüğü, yoksa her defasında gerçekten yeniden mi değerlendirildiğidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından bu alandaki müdahale dereceli olmalıdır. İlk aşamada savunma, ölçülü ve teknik bir dille güncellik vurgusu yapabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, tutukluluğun devamı bakımından önceki gerekçelerin tekrarından ziyade, bugün itibarıyla tedbirin neden hâlâ zorunlu olduğunun somut olarak değerlendirilmesini talep ediyoruz.”</strong></p>

<p>Eğer mahkeme aynı kalıp gerekçeleri sürdürürse, savunma ikinci derece mikro müdahaleye geçmelidir. Tutanakta özellikle şu hususların yer alması sağlanmalıdır: delillerin önemli ölçüde toplanmış olduğu, tanıklar dinlenmişse delil karartma ihtimalinin zayıfladığı, kaçma şüphesine ilişkin somut davranış bulunmadığı, adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağının açıklanmadığı.</p>

<p>Daha ileri aşamada, tutukluluk artık kendi kendini tekrar eden bir statüko haline gelmişse, savunma açık kopuş dilini kullanmalıdır:</p>

<p><strong>“Tutukluluğun devamı yönünde önceki kararların aynı gerekçelerle tekrar edilmesi, tutuklamanın istisnai bir koruma tedbiri olmaktan çıkıp dosyanın olağan statüsüne dönüşmesine neden olmaktadır.”</strong></p>

<p>Bu cümle, yalnızca tahliye istemez; tutukluluğun karar psikolojisindeki yerini de tartışmaya açar. Çünkü savunma burada mahkemeye şu ayrımı hatırlatır: Tutuklama bir peşin kanaat değildir. Tutuklu yargılama, sanığın suçluluğuna ilişkin örtük bir doğrulama aracı olarak işleyemez.</p>

<p>Sonuç olarak tutukluluğun devamı refleksi, ceza muhakemesinde status quo bias’ın en sert ve en hak sınırlayıcı görünümlerinden biridir. Geçici tedbir, bir kez uygulandıktan sonra kendi varlığını gerekçelendiren bir yargısal alışkanlığa dönüşebilir. Hibrit Kopuş Savunması’nın görevi, bu alışkanlığı görünür kılmak ve mahkemeyi her incelemede şu temel soruya döndürmektir:</p>

<p><strong>Bugün itibarıyla tutukluluk gerçekten zorunlu mu, yoksa yalnızca mevcut tutukluluk halinin devamı mı tercih ediliyor?</strong></p>

<p>Mahkeme, yargılamaya çoğu zaman iddianamenin sunduğu anlatıyla başlar. Bu anlatı, yalnızca olayların sıralanışını değil, aynı zamanda olayın nasıl anlaşılması gerektiğini de etkiler. İddianame; hangi olgunun merkeze alınacağını, sanığın hangi rol içinde görüleceğini, müşteki veya mağdur beyanının hangi ağırlıkla konumlandırılacağını ve delillerin hangi anlam alanı içinde değerlendirileceğini belirleyen ilk resmî çerçevedir.</p>

<p>Bu nedenle iddianame, ceza muhakemesinde yalnızca dava açan metin değildir; yargılamanın başlangıç hikâyesidir. Mahkeme dosyayla ilk temasını çoğu zaman bu hikâye üzerinden kurar. Olay, iddianamenin diliyle tanımlanır; deliller, iddianamenin sıralamasıyla görünür hale gelir; sanık, iddianamenin çizdiği figür içinde mahkeme önüne çıkar.</p>

<p>Status quo bias burada, iddianame çerçevesinin sorgulanmadan korunması şeklinde ortaya çıkar. İddianamenin kurduğu anlatı, yargılamanın doğal başlangıç noktası gibi kabul edildiğinde, savunmanın alternatif anlatısı dosyanın eşit kurucu unsuru olarak değil, sonradan gelen bir karşı çıkış gibi algılanabilir. Böylece iddianame “asıl hikâye”, savunma ise “itiraz” haline gelir.</p>

<p>Oysa ceza muhakemesinde savunma anlatısı, iddianame anlatısının tali eki değildir. Savunma, yalnızca iddianamenin eksiklerini tamamlayan veya hatalarını gösteren bir reaksiyon makamı olarak görülemez. Savunma da olayın başka türlü kurulabileceğini, delillerin başka bir anlam düzeni içinde okunabileceğini ve sanığın iddianamede çizilen rol dışında anlaşılması gerektiğini ortaya koyan kurucu bir muhakeme öznesidir.</p>

<p>İddianame anlatısının korunması, özellikle bazı dosyalarda çok güçlü bir etki doğurur. Örneğin iddianame sanığı baştan “planlayıcı”, “örgütleyici”, “tehlikeli”, “ısrarlı”, “soğukkanlı” veya “kaçma eğiliminde” bir figür olarak kurmuşsa, sonraki deliller de çoğu zaman bu figürü doğrulayacak biçimde okunabilir. Savunmanın sunduğu alternatifler ise “bu tabloyu değiştirmeye yeterli mi?” sorusuna sıkışabilir.</p>

<p>Bu noktada savunmanın görevi, yalnızca iddianamenin yanlış olduğunu söylemek değildir. Daha güçlü savunma, iddianamenin bir anlatı kurduğunu ve bu anlatının da tartışmaya açık olduğunu göstermelidir. Hangi olgu başa alınmıştır? Hangi delil merkeze yerleştirilmiştir? Hangi ifade yüklenmiştir? Hangi ihtimal dışarıda bırakılmıştır? Hangi kavram, sanığın fiilini açıklamaktan çok sanığı etiketlemeye başlamıştır?</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada iddianamenin kurduğu mevcut durumu bozar. Sanığın yalnızca iddianame içindeki figür olmadığını, olayın başka türlü okunabileceğini, delillerin alternatif anlamlara açık olduğunu ve hükmün iddianamenin doğrulanması üzerine değil, duruşmada gerçekten tartışılmış deliller üzerine kurulması gerektiğini gösterir.</p>

<p>Bu bağlamda savunmanın stratejik cümlesi şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, iddianame olayın kendisi değil, iddia makamının olaya verdiği hukuki ve anlatısal anlamdır. Savunmanın ortaya koyduğu alternatif açıklamalar tartışılmadan, iddianame anlatısının dosyanın doğal hali gibi kabul edilmesi mümkün değildir.”</strong></p>

<p>Bu cümle, iddianameye cepheden saldırmaktan çok, onun statüko üretici işlevini görünür kılar. Çünkü sorun yalnızca iddianamenin doğru veya yanlış olması değildir. Sorun, iddianamenin yargılamanın başlangıç metni olma avantajıyla kendisini doğal, savunmayı ise istisnai göstermesidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından iddianame anlatısının korunmasına karşı müdahale, çoğu zaman ikinci ve üçüncü derece arasında seyreder. Eğer mahkeme savunmanın alternatif okumasına açıksa, ölçülü bir anlatı düzeltmesi yeterli olabilir. Ancak iddianame dili duruşmanın bütün akışına egemen olmuşsa, savunma daha açık biçimde şunu göstermelidir:</p>

<p><strong>“Bu dosyada yargılama, iddianamenin kurduğu çerçevenin doğrulanması şeklinde ilerlememelidir; deliller, bu çerçevenin dışında kalan ihtimaller bakımından da tartışılmalıdır.”</strong></p>

<p>Sonuç olarak iddianame anlatısının korunması, ceza muhakemesinde status quo bias’ın en erken ve en etkili görünümlerinden biridir. Çünkü ilk resmî hikâye, sonraki bütün bakışları etkileyebilir. Savunma bu hikâyeyi yalnızca cevaplanacak bir metin olarak değil, çözülmesi ve gerekirse kırılması gereken bir statüko olarak görmelidir.</p>

<p>Zira adil yargılama, iddianamenin mahkeme önünde tekrar edilmesi değildir. Adil yargılama, iddianamenin de savunma anlatısının da deliller karşısında gerçekten sınandığı yerdir.</p>

<p>Bilirkişi raporu dosyaya girdikten sonra, mahkeme açısından güçlü bir karar kolaylaştırıcısına dönüşebilir. Özellikle teknik karmaşıklığın yüksek olduğu, dosya yoğunluğunun arttığı ve mahkemenin özel bilgi gerektiren alanlarda doğrudan değerlendirme yapmakta zorlandığı dosyalarda, raporun sonuç kısmı dosyanın merkezine yerleşir. Böylece bilirkişi raporu, yalnızca yardımcı bir teknik görüş olmaktan çıkar; hükme giden yolun en güvenli zemini gibi algılanmaya başlar.</p>

<p>Status quo bias burada teknik otoriteyle birleşir. Rapor bir kez dosyaya girdiğinde, mahkeme açısından mevcut durum artık “teknik meselenin aydınlatıldığı” kabulüdür. Bu kabulden dönmek; ek rapor almak, yeni bilirkişi incelemesi yaptırmak, uzman görüşünü değerlendirmek, raporun çelişkilerini tartışmak veya bilirkişiyi duruşmada dinlemek anlamına gelir. Bunların her biri dosyayı yeniden açar, karar sürecini yavaşlatır ve mevcut teknik konforu bozar.</p>

<p>Bu nedenle savunmanın rapora yönelik itirazları bazen “dosyayı uzatma”, “teknik meseleyi gereksiz yere tartışma” veya “karara bağlanmış bir hususu yeniden açma” gibi algılanabilir. Oysa bilirkişi raporunun tartışılması, savunmanın tali değil asli hakkıdır. Çünkü teknik görüş, tartışılmadan hakikat statüsüne yükseltilemez.</p>

<p>Bilirkişi raporunun varlığı, raporun doğru olduğu anlamına gelmez. Raporun sonuç kısmı bulunması, yönteminin denetlenebilir olduğu anlamına gelmez. Raporun teknik kavramlar kullanması, varsayımlarının isabetli olduğunu göstermez. Raporun kesin bir dille yazılmış olması, şüpheyi ortadan kaldırdığı anlamına gelmez. Teknik metin de her metin gibi seçer, dışlar, yorumlar ve sonuç kurar.</p>

<p>Bu nedenle savunma, bilirkişi raporuna karşı yalnızca “itiraz ediyoruz” demekle yetinmemelidir. Rapora karşı etkili savunma, raporun teknik otoritesini parçalara ayırmalıdır: Veri nereden alınmıştır? İnceleme yöntemi nedir? Bilirkişi hangi soruya cevap vermiştir? Hangi soruya cevap vermemiştir? Alternatif açıklamalar değerlendirilmiş midir? Uzmanlık sınırı aşılmış mıdır? Teknik tespit ile hukuki nitelendirme birbirine karıştırılmış mıdır? Sonuç, dayanaklardan gerçekten çıkmakta mıdır?</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından bu müdahale, dosyanın teknik statükosunu kırmaya yöneliktir. Çünkü bilirkişi raporuna yaslanma, mahkemeye karar kolaylığı sağlar; fakat savunmanın itirazları tartışılmadan bu kolaylık hükme dönüşürse, yargılama teknik metnin onay sahnesine evrilir. Mahkeme bilirkişinin sonucunu kendi gerekçesi gibi benimsediğinde, bilirkişi fiilen karar vericiye yaklaşır; savunma ise teknik hakikat iddiasına karşı konuşan zayıf bir unsur gibi görünür.</p>

<p>Savunmanın kurması gereken temel nokta şudur:</p>

<p><strong>“Teknik görüş, tartışılmadan hakikat statüsüne yükseltilemez.”</strong></p>

<p>Bu cümle, rapor itirazının merkezine yerleştirilmelidir. Çünkü mesele yalnızca raporun hatalı olup olmadığı değildir. Mesele, raporun tartışılabilir bir delil olmaktan çıkarılıp dosyanın kapatıcı metnine dönüştürülmesidir.</p>

<p>Bu bağlamda savunmanın stratejik cümlesi şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, dosyada bilirkişi raporu bulunması teknik meselenin kesin biçimde aydınlatıldığı anlamına gelmez. Raporun sonucu kadar, bu sonuca hangi veriyle, hangi yöntemle, hangi varsayımla ve hangi uzmanlık sınırı içinde ulaşıldığı da tartışılmalıdır.”</strong></p>

<p>Daha güçlü bir kopuş diline ihtiyaç duyulduğunda ise savunma şu noktayı kayda bağlamalıdır:</p>

<p><strong>“Savunmanın yöntemsel itirazları karşılanmadan bilirkişi raporunun hükme esas alınması, teknik görüşün yargısal denetimin yerine geçirilmesi sonucunu doğuracaktır.”</strong></p>

<p>Bu ifade, bilirkişi raporuna itirazı basit bir teknik uyuşmazlık olmaktan çıkarır; delillerin tartışılması, savunmanın etkili katılımı ve gerekçeli karar denetimi meselesine taşır.</p>

<p>Sonuç olarak bilirkişi raporuna yaslanma, ceza muhakemesinde status quo bias’ın en yaygın görünümlerinden biridir. Çünkü teknik rapor, mahkemeye güvenli bir karar zemini sunar. Ancak bu güvenli zemin, tartışılmamış varsayımlar, eksik veriler veya denetlenmemiş yöntemler üzerine kurulmuşsa, hakikate değil yalnızca teknik görünümlü bir statükoya hizmet eder.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın görevi, bu teknik statükoyu görünür kılmak ve raporu yeniden muhakemenin içine çekmektir. Çünkü bilirkişi raporu da duruşmada tartışılacak bir delildir; duruşmanın yerine geçen sessiz bir hüküm metni değildir.</p>

<p><strong>4. Mütalaaya Uyum Eğilimi</strong></p>

<p>Esas hakkındaki mütalaa, hükümden önceki en güçlü yargısal yönlendirmelerden biridir. Mahkeme mütalaayla bağlı değildir; ancak pratikte mütalaa, karar ihtimalini belirli bir hatta yoğunlaştırabilir. Çünkü mütalaa, yargılamanın sonunda gelir; dosyada toplanmış delilleri, önceki kanaatleri, iddianame anlatısını ve savcılık makamının son değerlendirmesini hükme en yakın noktada birleştirir.</p>

<p>Status quo bias burada, mütalaanın çizdiği hattın korunması şeklinde işler. Mütalaa verildiğinde dosya psikolojik olarak karar aşamasına yaklaşmış görünür. Bu aşamadan sonra savunmanın son beyanı, bazen gerçek bir muhakeme imkânı olarak değil, artık oluşmuş kanaati değiştirmeye çalışan geç kalmış bir müdahale gibi algılanabilir. Oysa esas hakkında savunma, ceza muhakemesinin son formalitesi değildir; hükümden önce savunmanın dosyayı yeniden kurabildiği en kritik alandır.</p>

<p>Bu nedenle esas hakkındaki savunma, yalnızca maddi olay savunması olmamalıdır. Aynı zamanda mütalaanın kurduğu son statükoya karşı stratejik bir kopuş metni olmalıdır. Savunma, mütalaanın hangi delilleri tartışmadan kabul ettiğini, hangi savunma itirazlarını karşılamadığını, hangi lehe hususları dışarıda bıraktığını ve hangi çelişkileri kapatarak hükme yürüdüğünü göstermelidir.</p>

<p>Mütalaaya uyum eğilimi özellikle mütalaa iddianameyi tekrar ettiğinde, bilirkişi raporunu sorgusuz esas aldığında, müşteki beyanındaki çelişkileri tartışmadığında veya savunmanın yargılama boyunca yaptığı talepleri görünmez kıldığında belirginleşir. Bu durumda mütalaa, yalnızca savcılık görüşü olmaktan çıkar; dosyada önceden oluşmuş kanaatin hükme taşınma aracına dönüşür.</p>

<p>Savunma burada “mütalaaya katılmıyoruz” cümlesiyle yetinirse, son statükoyu kırmakta zorlanır. Çünkü bu cümle, mütalaanın yapısını çözmez; yalnızca sonucuna karşı çıkar. Oysa Hibrit Kopuş Savunması bakımından etkili cevap, mütalaanın kurduğu yolu parçalarına ayırmalıdır: Hangi kabulden başlamıştır? Hangi delili merkezileştirmiştir? Hangi delili sessizce dışarıda bırakmıştır? Hangi şüphe alanını kapatmıştır? Hangi savunma argümanına hiç temas etmemiştir?</p>

<p>Bu bağlamda savunmanın stratejik cümlesi şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, esas hakkındaki mütalaa savunmanın temel itirazlarını karşılamadan mevcut dosya anlatısını sonuç cümlesine dönüştürmektedir. Oysa hüküm, mütalaanın çizdiği hattın korunmasıyla değil, duruşmada gerçekten tartışılmış delillerin gerekçeli değerlendirilmesiyle kurulmalıdır.”</strong></p>

<p>Daha güçlü bir kopuş dili gerektiğinde ise şu ifade kullanılabilir:</p>

<p><strong>“Savunmanın esaslı itirazları ve lehe deliller tartışılmadan mütalaanın hükme en yakın metin gibi kabul edilmesi, dosyada önceden oluşmuş kanaatin yargısal karara taşınması sonucunu doğuracaktır.”</strong></p>

<p>Bu cümleler, mütalaayı hedef alırken mahkemeyi doğrudan suçlamaz; fakat son statükoyu görünür kılar. Savunma burada şunu söyler: Mütalaa hüküm değildir. Mütalaa da tartışmaya açık bir iddia metnidir. Mahkeme, mütalaayı değil, delillerin duruşmada tartışılmış halini esas almalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak mütalaaya uyum eğilimi, status quo bias’ın hükme en yakın görünümüdür. Çünkü dosya artık kapanmak üzeredir; mahkeme karar vermeye yaklaşmıştır; savunma ise bu son anda dosyanın gerçekten tamamlanıp tamamlanmadığını sorgular. Hibrit Kopuş Savunması’nın görevi, esas hakkında savunmayı sıradan bir son beyan olmaktan çıkarıp, mütalaanın kurduğu son statükoya karşı bilinçli bir kopuş metnine dönüştürmektir.</p>

<p><strong>5. Ara Kararların Kendi Yönünü Üretmesi</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında ara kararlar da güçlü biçimde status quo üretir. Çünkü ara kararlar yalnızca duruşmanın o anki akışını düzenleyen teknik kararlar değildir; aynı zamanda dosyanın ileride hangi delil alanı içinde değerlendirileceğini belirleyen eşik kararlarıdır. Bir tanığın dinlenmemesine, bir delilin toplanmamasına, ek rapor alınmamasına, keşif yapılmamasına, HTS kayıtlarının veya kamera görüntülerinin getirtilmemesine ilişkin kararlar, zamanla dosyanın sınırlarını daraltır.</p>

<p>Bu daralma çoğu zaman ilk anda fark edilmez. Çünkü ara karar, hüküm gibi nihai değildir; geçici, teknik ve usulî görünür. Fakat ceza muhakemesinde birçok nihai sonuç, daha önce verilmiş ara kararların çizdiği sınırlar içinde doğar. Hangi delilin dosyaya gireceği, hangi tanığın dinleneceği, hangi çelişkinin giderileceği, hangi teknik incelemenin yapılacağı ve hangi ihtimalin araştırılacağı ara kararlarla belirlenir.</p>

<p>Bu nedenle ara kararlar, dosyanın görünmez mimarisini kurar.</p>

<p>Bir tanık dinlenmediğinde yalnızca bir kişi dinlenmemiş olmaz; olayın başka türlü anlatılma ihtimali de zayıflar. Bir kamera kaydı getirtilmediğinde yalnızca teknik bir delil eksik kalmaz; olayın objektif olarak yeniden kurulma imkânı da daralır. Ek rapor alınmadığında yalnızca yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmamış olmaz; mevcut raporun teknik statükosu güçlenir. Keşif yapılmadığında yalnızca olay yeri görülmemiş olmaz; anlatıların mekânsal doğruluğunu sınama imkânı da kaybolur.</p>

<p>Status quo bias burada önceki ara kararların korunması şeklinde işler. Mahkeme bir kez delil talebini reddettiğinde, savunma aynı talebi daha sonra yinelediğinde önceki kararın çizdiği hatta kalma eğilimi gösterebilir. Çünkü talebin kabulü, yalnızca yeni bir delil toplanması anlamına gelmez; önceki ret kararının isabetini yeniden düşünmeyi de gerektirir. Bu nedenle önceki ara karar, sonraki değerlendirme üzerinde görünmez bir ağırlık oluşturur.</p>

<p>Savunma açısından tehlike tam da buradadır. Eğer ara kararlar yalnızca o günkü usul işlemleri olarak görülürse, ileride hükmün kurulacağı dosya alanının nasıl daraltıldığı fark edilmeyebilir. Oysa her ara karar, hükmün dayanacağı malzemenin kapsamını belirler. Bu nedenle savunma, ara kararları yalnızca “kabul” veya “ret” sonucuna göre değil, dosyanın gelecekteki statükosuna etkisi bakımından da değerlendirmelidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından ara kararlara karşı müdahale, özellikle tutanak stratejisiyle birlikte düşünülmelidir. Savunma, reddedilen her delil talebinin hangi savunma hakkı bakımından önemli olduğunu, hangi şüpheyi gidermeye yönelik olduğunu ve hükmün denetlenebilirliği açısından neden gerekli olduğunu açıkça kayda geçirmelidir. Çünkü bugün reddedilen delil, yarın gerekçeli kararda “dosya kapsamı” denilerek yok sayılabilir.</p>

<p>Bu bağlamda savunmanın stratejik cümlesi şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, bu delil talebi yalnızca duruşmanın uzatılmasına yönelik değildir; hükme esas alınacak dosya kapsamının eksiksiz oluşması ve savunmanın ileri sürdüğü alternatif ihtimalin denetlenebilmesi bakımından zorunludur.”</strong></p>

<p>Daha güçlü bir kopuş dili gerektiğinde ise şu ifade kullanılabilir:</p>

<p><strong>“Savunmanın bu delil talebinin reddi, yalnızca bugünkü duruşmanın akışını değil, ileride kurulacak hükmün delil temelini de belirleyecektir. Bu nedenle talebimizin hangi somut gerekçeyle reddedildiğinin tutanağa geçirilmesini istiyoruz.”</strong></p>

<p>Bu cümle, ara kararın statüko üretici etkisini görünür kılar. Savunma burada mahkemeye şunu hatırlatır: Delil talebinin reddi, basit bir usul ekonomisi kararı değildir; dosyanın sınırlarını çizen ve hükmün malzemesini belirleyen bir işlemdir.</p>

<p>Ara kararların kendi yönünü üretmesi, özellikle kesintili duruşmalar ve heyet değişiklikleri bakımından daha da önemlidir. Çünkü önceki ara kararlar, sonraki duruşmalarda dosyanın olağan akışı gibi kabul edilebilir. Yeni gelen üye veya değişen heyet, dosyayı mevcut ara kararlar üzerinden okuyabilir. Böylece önceki ret kararları, yeni değerlendirmelerin başlangıç noktası haline gelir.</p>

<p>Bu nedenle savunma, ara kararların oluşturduğu yolu sürekli izlemelidir. Dosya hangi taleplerin reddiyle daraldı? Hangi deliller hiç toplanmadı? Hangi tanıklar dışarıda kaldı? Hangi teknik incelemeler yapılmadı? Hangi ihtimaller araştırılmadığı için zayıf göründü? Bu sorular, ara kararların oluşturduğu statükoyu teşhis etmeye yarar.</p>

<p>Sonuç olarak ara kararlar, ceza muhakemesinde status quo bias’ın sessiz ama etkili görünümlerinden biridir. Çünkü hüküm çoğu zaman yalnızca nihai değerlendirmeyle değil, önceki ara kararların oluşturduğu dosya sınırları içinde kurulur. Hibrit Kopuş Savunması’nın görevi, bu sınırları fark etmek, daraltıcı ara kararları kayda bağlamak ve gerektiğinde dosyanın kapatılmadan önce yeniden açılması için stratejik müdahalede bulunmaktır.</p>

<p>Zira ceza muhakemesinde bazen hüküm, son duruşmada değil; daha önce reddedilen delil taleplerinde şekillenmeye başlar.</p>

<p><strong>VII. Hibrit Kopuş Savunması’nın Status Quo Bias’a Müdahalesi</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, status quo bias karşısında tek tip bir savunma dili önermez. Çünkü her statüko aynı yoğunlukta değildir. Bazı dosyalarda mevcut kanaat henüz tam olarak sertleşmemiştir; mahkeme savunmanın itirazlarını dinlemeye ve dosyayı yeniden okumaya açıktır. Bazı dosyalarda ise iddianame anlatısı, tutuklama kararı, bilirkişi raporu, ara kararlar veya mütalaa öyle güçlü bir yargısal atalet üretmiştir ki, sıradan savunma dili bu statükoyu sarsmaya yetmez.</p>

<p>Bu nedenle Hibrit Kopuş Savunması, status quo bias’a karşı <strong>dereceli bir müdahale sistemi</strong> kurar. Müdafi, dosyadaki mevcut kanaat düzeninin ne kadar sertleştiğini, mahkemenin savunmaya ne ölçüde açık olduğunu, delil tartışmasının gerçekten yapılıp yapılmadığını ve önceki kararların dosyayı ne kadar kapattığını teşhis ederek savunma derecesini belirler.</p>

<p>Bazen dosya konforu yumuşak bir hatırlatmayla sarsılabilir. Bazen kısa ve hedefli mikro müdahaleler gerekir. Bazen açık biçimde dosya statükosunun tarafsız olmadığı gösterilmelidir. Bazen de mesele artık yalnızca delil değerlendirmesi olmaktan çıkar; savunma hakkının etkili kullanımı, delillerin tartışılması, gerekçeli karar denetimi ve adil yargılanma hakkı düzeyinde kayda bağlanması gereken bir usulî krize dönüşür.</p>

<p>Bu yüzden Hibrit Kopuş Savunması’nın temel sorusu şudur:</p>

<p><strong>Bu dosyada mevcut statüko hangi yoğunlukta kurulmuştur ve savunma bu statükoyu hangi dereceyle kırmalıdır?</strong></p>

<p><strong>1. Birinci Derece: Uyum İçinde Fark Ettirme</strong></p>

<p>Birinci derecede savunma, mahkemeyle doğrudan çatışmaya girmeden mevcut durumun sorunlu olduğunu gösterir. Dil ölçülü, teknik, dosya merkezli ve işbirliğine açıktır. Savunma burada mahkemeye meydan okumaz; mahkemenin dosyayı yeniden görmesini sağlamaya çalışır.</p>

<p>Bu derece özellikle mahkemenin henüz direnç göstermediği, savunmanın dinlenebilir olduğu, dosya konforunun sertleşmediği ve kanaat ataletinin başlangıç aşamasında bulunduğu durumlarda uygundur. Müdafi, yargılamanın ritmini bozmaz; fakat dosyanın rahat akışı içinde görünmez kalan eksikleri işaret eder.</p>

<p>Bu düzeyde kullanılabilecek cümle şudur:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, mevcut dosya kapsamı ilk bakışta bu yönde bir izlenim doğurmakla birlikte, savunma olarak özellikle şu üç hususun değerlendirme dışı kaldığını düşünüyoruz.”</strong></p>

<p>Bu cümle, dosya statükosunu cepheden hedef almaz. Mahkemeyi doğrudan bir hata ile itham etmez. Fakat mevcut okumanın eksik olduğunu gösterir. Böylece savunma, mahkemenin yüzünü koruyan; fakat dosyanın yeniden düşünülmesini sağlayan bir müdahale geliştirir.</p>

<p>Birinci derece savunmanın amacı, mahkemeyi mevcut dosya düzeninden hafifçe uzaklaştırmaktır. Bu aşamada müdafi, “dosya yanlış okunuyor” demekten ziyade, “dosyada henüz tam olarak görülmemiş noktalar var” der. Bu ton, özellikle hâkimin savunmaya açık olduğu dosyalarda etkilidir.</p>

<p>Ancak birinci derecenin de sınırı vardır. Eğer mahkeme bu ölçülü dili dikkate almıyor, savunmanın işaret ettiği eksikleri görmezden geliyor veya dosyanın mevcut akışını korumakta ısrar ediyorsa, savunma aynı düzeyde kalmamalıdır. Uyum, etkisizliğe dönüşmemelidir.</p>

<p><strong>2. İkinci Derece: Mikro Müdahale ve Kanaat Yavaşlatma</strong></p>

<p>İkinci derecede savunma, status quo’nun karar üretme hızını yavaşlatır. Amaç, mahkemenin mevcut dosya akışı içinde otomatik karar vermesini engellemektir. Bu aşamada savunma, büyük kopuşlar üretmez; ancak küçük, hedefli ve stratejik müdahalelerle dosyanın kendiliğinden hükme doğru akmasına izin vermez.</p>

<p>Bu düzeyde kullanılabilecek araçlar şunlardır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Kısa ve hedefli itirazlar,</li>
 <li>Tutanak hassasiyeti,</li>
 <li>Delil tartışması talebi,</li>
 <li>Bilirkişi raporunun yöntemsel eksikliklerine işaret,</li>
 <li>Tutukluluk incelemesinde güncellik vurgusu,</li>
 <li>Mütalaadaki eksik karşılamaların kayda geçirilmesi,</li>
 <li>Ara kararların gerekçelendirilmesini isteme,</li>
 <li>Savunmanın dışarıda bırakılan ihtimallerini kısa cümlelerle hatırlatma.</li>
</ul>

<p>Burada savunma şunu yapar: Dosyanın kendiliğinden akmasına izin vermez. Küçük müdahalelerle mahkemenin zihinsel otomatiğini bozar. Çünkü status quo bias çoğu zaman büyük karar anlarında değil, küçük geçişlerde işler. Bir tanık dinlenmeden geçilir, bir rapor tartışılmadan kabul edilir, bir tutukluluk gerekçesi tekrar edilir, bir mütalaa cevapsız bırakılır. Savunma bu küçük geçiş noktalarında müdahale ederek kanaatin hızını keser.</p>

<p>Bu düzeyde stratejik cümle şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, bu hususun hükme etkili olabileceğini düşündüğümüzden, savunma olarak bu itirazımızın tutanağa geçirilmesini ve değerlendirmede dikkate alınmasını talep ediyoruz.”</strong></p>

<p>Bu cümle sert değildir; fakat kayıt oluşturur. Mahkemeyi durdurur, düşündürür ve ileride gerekçeli karar denetimi için zemin hazırlar.</p>

<p>İkinci derece, Hibrit Kopuş Savunması’nın en pratik alanlarından biridir. Çünkü her dosyada radikal bir müdahale gerekmez; çoğu zaman doğru yerde yapılan küçük bir tutanak hamlesi, doğru anda sorulan kısa bir soru veya raporun tek bir yöntemsel eksikliğine yapılan vurgu, dosya statükosunu sarsmaya yeter.</p>

<p>Mikro müdahalenin amacı mahkemeyi yenmek değil, kanaatin erken kapanmasını önlemektir.</p>

<p><strong>3. Üçüncü Derece: Açık Müdahale ve Statükonun Teşhiri</strong></p>

<p>Üçüncü derecede savunma artık dosya statükosunu açıkça tartışır. Mevcut durumun tarafsız olmadığını, önceki metinlerin ve kararların kanaat üretmiş olduğunu ifade eder. Bu aşamada savunma, yalnızca eksik noktalara işaret etmez; dosyanın hangi anlatı içinde kapandığını gösterir.</p>

<p>Bu derece özellikle iddianame anlatısının yargılamanın merkezine yerleştiği, bilirkişi raporunun tartışılmaz hakikat metnine dönüştüğü, tutuklama kararının dosyada sürekli bir psikolojik ağırlık yarattığı, mütalaanın savunma argümanlarını görmezden geldiği veya ara kararların dosyayı belirli bir hatta kapattığı durumlarda önem kazanır.</p>

<p>Üçüncü derece savunma dili şu şekilde kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, bu dosyada iddianame anlatısı yargılamanın başından itibaren olayın tek mümkün açıklaması gibi işlemektedir. Oysa savunmanın sunduğu alternatif ihtimaller tartışılmadan mevcut iddia anlatısının hükme esas alınması, delillerin gerçekten duruşmada tartışıldığı anlamına gelmeyecektir.”</strong></p>

<p>Bu dil, mahkemeyi doğrudan suçlamaz. Fakat dosyanın mevcut halinin tarafsız olmadığını gösterir. Savunma burada, “bizim görüşümüz de dikkate alınsın” demekten daha ileri bir noktaya geçer. Şunu söyler:</p>

<p><strong>“Dosyanın mevcut düzeni, zaten belirli bir kanaati taşımaktadır; bu kanaat tartışılmadan hükme varılamaz.”</strong></p>

<p>Üçüncü derece, açık müdahale derecesidir. Bu aşamada savunma, dosya konforunu rahatsız eder. Mahkemenin rahatça hükme gitmesini zorlaştırır. Çünkü savunma, hükmün kurulacağı zemini tartışmaya açar.</p>

<p>Bu derece özellikle esas hakkında savunma aşamasında güçlüdür. Çünkü mütalaa, çoğu zaman dosyanın son statükosunu üretir. Savunma, bu aşamada yalnızca mütalaaya cevap vermez; mütalaanın hangi dosya statükosunu hükme taşımaya çalıştığını da gösterir.</p>

<p><strong>4. Dördüncü Derece: Sert Kopuş ve Usulî Krizin Kayıt Altına Alınması</strong></p>

<p>Dördüncü derecede savunma, status quo bias’ın artık savunma hakkını etkisizleştirdiğini ileri sürer. Bu aşamada mesele yalnızca delil değerlendirmesi değildir. Artık usul güvencelerinin işlevsizleşmesi, savunmanın etkili katılımının zayıflaması ve delillerin gerçekten tartışılmadan hükme taşınması söz konusudur.</p>

<p>Bu derece, kontrollü fakat sert bir savunma dilini gerektirir. Savunma burada mahkemeyi kişisel olarak hedef almaz; fakat yargılamanın yapısal sorununu açıkça kayda geçirir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p><strong>“Savunmanın delil toplama ve delilleri tartışma talepleri karşılanmadan, mevcut bilirkişi raporunun tartışmasız biçimde hükme esas alınması halinde, yargılama yalnızca dosyada önceden kurulmuş kanaatin onaylanmasına dönüşecektir.”</strong></p>

<p>Bu cümle, artık sıradan bir itiraz değildir. Savunma burada usulî krizi görünür kılar. Mahkemeye, verilen kararların yalnızca bugünkü duruşmayı değil, hükmün adilliğini ve denetlenebilirliğini de etkileyeceğini hatırlatır.</p>

<p>Dördüncü derecede savunmanın özellikle şu araçları kullanması gerekir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Tutanak kaydı talebi,</li>
 <li>Ara karar gerekçesinin açık yazılmasını isteme,</li>
 <li>CMK 215-216-217 bağlamında delillerin tartışılması talebi,</li>
 <li>Savunmanın temel itirazlarının karşılanmasını isteme,</li>
 <li>Gerekçeli karar denetimine esas olacak kayıt oluşturma,</li>
 <li>Adil yargılanma hakkı bağlamında açık itiraz,</li>
 <li>Lehe delillerin tartışılmamasının kayda geçirilmesi.</li>
</ul>

<p>Bu aşamada savunmanın amacı yalnızca mahkemeyi ikna etmek değildir. Aynı zamanda dosya içi ve üst yargı denetimi için sağlam bir kayıt oluşturmaktır. Çünkü bazen mahkeme mevcut statükoyu sürdürmekte kararlıdır. Böyle durumlarda savunma, dosyanın o anki akışını değiştiremese bile ihlalin görünür hale gelmesini sağlamalıdır.</p>

<p>Dördüncü derece şu durumda devreye girer: Mahkemenin mevcut durumu sürdürme eğilimi, savunmanın etkili katılımını zayıflatıyorsa.</p>

<p>Bu nedenle dördüncü derece, öfke dili değildir; usulî alarm dilidir.</p>

<p><strong>5. Beşinci Derece: Radikal Kopuş ve Üst Norm Stratejisi</strong></p>

<p>Beşinci derece, status quo bias’ın yargılamanın bütün adilliğini zedelediği durumlara ilişkindir. Burada savunma, dosya içi tartışmanın ötesine geçerek meseleyi anayasal ve insan hakları düzeyinde kayda bağlar. Artık sorun yalnızca belirli bir delilin eksik değerlendirilmesi, bir tanığın dinlenmemesi veya bir raporun tartışılmaması değildir. Sorun, yargılamanın bütünüyle önceden kurulmuş dosya statükosunun hükme dönüştürülmesi sürecine evrilmesidir.</p>

<p>Bu aşamada temel iddia şudur:</p>

<p><strong>Yargılama, delillerin gerçek anlamda tartışıldığı bir muhakeme olmaktan çıkmış; önceden kurulmuş dosya statükosunun hükme dönüştürüldüğü bir sürece evrilmiştir.</strong></p>

<p>Beşinci derece, her dosyada ve kolayca kullanılacak bir strateji değildir. Çünkü radikal kopuş yüksek yoğunluklu bir müdahaledir. Yanlış zamanda kullanıldığında savunmanın meşruiyetini zayıflatabilir, mahkeme ile gereksiz çatışma üretebilir veya dosyanın asıl tartışma zeminini gölgeleyebilir. Bu nedenle beşinci derece, ancak zorunluluk, orantılılık ve savunmanın etkisizleşmesi ölçütleri birlikte gerçekleştiğinde gündeme gelmelidir.</p>

<p>Bu derece özellikle şu durumlarda önem kazanır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Savunmanın sistematik biçimde dinlenmemesi,</li>
 <li>Delil taleplerinin gerekçesiz veya kalıp gerekçelerle reddedilmesi,</li>
 <li>Bilirkişi raporunun itirazlar karşılanmadan hükme esas alınması,</li>
 <li>Mütalaanın savunma argümanlarını bütünüyle görmezden gelmesi,</li>
 <li>Mahkemenin kanaatini dosyanın mevcut statüsüne hapsetmesi,</li>
 <li>Lehe delillerin tartışma dışı bırakılması,</li>
 <li>Duruşmanın yalnızca önceden oluşmuş kanaati onaylayan bir sahneye dönüşmesi.</li>
</ul>

<p>Bu durumda savunma, meseleyi artık yalnızca dosya içi taktik düzeyde ele alamaz. Adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, gerekçeli karar hakkı, delillerin tartışılması ve etkili savunma hakkı düzeyinde kayıt oluşturmalıdır.</p>

<p>Bu aşamada kullanılabilecek stratejik cümle şudur:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, savunmanın esaslı talepleri ve itirazları karşılanmadan mevcut dosya düzeni üzerinden hükme gidilmesi, bu yargılamayı delillerin tartışıldığı bir muhakeme olmaktan çıkarıp, önceden oluşmuş kanaatin onaylandığı bir sürece dönüştürecektir. Bu hususu adil yargılanma hakkı ve etkili savunma hakkı kapsamında açıkça kayda geçiriyoruz.”</strong></p>

<p>Bu cümle, beşinci derecenin karakterini gösterir. Savunma burada artık yalnızca kararın yanlış olabileceğini söylemez; yargılamanın adil muhakeme niteliğinin zedelendiğini ileri sürer.</p>

<p>Radikal kopuşun amacı mahkemeyi provoke etmek değildir. Amaç, savunmanın artık etkisizleştirildiği noktada yargılamanın meşruiyet krizini görünür kılmaktır. Bu nedenle beşinci derece, kontrollü, soğukkanlı ve üst normlara yaslanan bir dille kurulmalıdır.</p>

<p><strong>VIII. Derece Seçiminin Ölçütleri</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından asıl ustalık, hangi dereceye ne zaman geçileceğini bilmektir. Çünkü gereğinden düşük derece savunmayı etkisizleştirir; gereğinden yüksek derece ise savunmanın meşruiyetini zedeleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle müdafi şu ölçütleri dikkate almalıdır:</p>

<p><strong>Birincisi, mahkemenin savunmaya açıklığıdır.</strong><br />
Mahkeme dinliyorsa ve delil tartışmasına alan açıyorsa, ilk dereceler yeterli olabilir. Ancak savunma sürekli kesiliyor, talepler gerekçesiz reddediliyor veya itirazlar tutanağa geçirilmiyorsa derece yükselmelidir.</p>

<p><strong>İkincisi, statükonun kaynağıdır.</strong><br />
Kanaat iddianamede mi, tutuklama kararında mı, bilirkişi raporunda mı, mütalaada mı, yoksa ara kararlarda mı donmuştur? Kopuş, kanaatin donduğu yere yönelmelidir.</p>

<p><strong>Üçüncüsü, savunmanın etkisizleşme düzeyidir.</strong><br />
Savunma hâlâ dosyanın okunma biçimini etkileyebiliyorsa yumuşak müdahale yeterli olabilir. Fakat savunma artık yalnızca şeklen dinleniyor ve dosya mevcut statükosuyla hükme gidiyorsa sert kopuş gerekir.</p>

<p><strong>Dördüncüsü, kayıt ihtiyacıdır.</strong><br />
Bazı durumlarda mahkemeyi ikna etmek mümkün olmasa bile tutanak ve üst yargı denetimi için açık kayıt oluşturmak gerekir. Bu, özellikle dördüncü ve beşinci derecede belirleyicidir.</p>

<p><strong>Beşincisi, orantılılıktır.</strong><br />
Her statüko radikal kopuş gerektirmez. Savunma, kopuş derecesini dosyadaki ihlalin ağırlığına göre belirlemelidir. Hibrit Kopuş Savunması’nın gücü, sürekli sertlikte değil; doğru zamanda doğru yoğunlukta müdahalede bulunmasındadır.</p>

<p><strong>IX. Sonuç: Statükoyu Kırmak İçin Önce Onu Teşhis Etmek Gerekir</strong></p>

<p>Status quo bias karşısında savunmanın görevi, yalnızca mevcut sonuca itiraz etmek değildir. Savunmanın asıl görevi, o sonucun hangi dosya düzeni, hangi kanaat ataleti ve hangi yargısal konfor alanı içinde üretildiğini göstermektir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu nedenle savunmayı tek sesli bir karşı çıkış olarak değil, dereceli ve teşhis temelli bir müdahale sistemi olarak kurar. Müdafi, bazen uyum içinde fark ettirir; bazen mikro müdahaleyle kanaatin hızını keser; bazen açık biçimde statükoyu teşhir eder; bazen sert kopuşla usulî krizi kayda geçirir; bazen de radikal kopuşla meseleyi üst normlar düzeyine taşır.</p>

<p>Çünkü ceza muhakemesinde adil yargılanma, yalnızca savunmanın konuşmasına izin verilmesi değildir. Savunmanın gerçekten duyulması, itirazlarının gerçekten tartışılması ve dosyanın mevcut statükosunun hükme otomatik biçimde taşınmaması gerekir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın status quo bias karşısındaki temel cümlesi şudur:</p>

<p><strong>“Bu dosyada mesele yalnızca hangi sonuca varılacağı değildir; bu sonuca hangi yerleşmiş kanaat düzeni içinde varıldığıdır.”</strong></p>

<p></p>

<p><strong>X. Status Quo Bias’a Karşı Savunma Cümleleri</strong></p>

<p>Bu başlık pratikte çok önemlidir. Çünkü status quo bias çoğu zaman soyut bir kavram olarak değil, duruşma içinde kurulacak cümlelerle görünür hale gelir.</p>

<p>Savunma şu tür cümlelerle dosya konforunu sarsabilir:</p>

<p><strong>Tutukluluk bakımından:</strong></p>

<p>“Sayın Mahkeme, tutukluluğun devamı yönünde önceki gerekçelerin tekrarı, koruma tedbirinin güncel ve somut koşullar bakımından yeniden değerlendirildiği anlamına gelmez.”</p>

<p><strong>Bilirkişi raporu bakımından:</strong></p>

<p>“Dosyada bilirkişi raporu bulunması, raporun yöntemsel olarak tartışıldığı ve savunmanın teknik itirazlarının karşılandığı anlamına gelmemektedir.”</p>

<p><strong>İddianame anlatısı bakımından:</strong></p>

<p>“İddianame, olayın yalnızca bir yorumunu sunmaktadır. Savunmanın ortaya koyduğu alternatif ihtimaller tartışılmadan bu yorumun hükme esas alınması, delil değerlendirmesini tek yönlü hale getirecektir.”</p>

<p><strong>Mütalaa bakımından:</strong></p>

<p>“Esas hakkındaki mütalaa, savunmanın temel itirazlarını karşılamadan mevcut dosya anlatısını sonuç cümlesine dönüştürmektedir.”</p>

<p><strong>Ara kararlar bakımından:</strong></p>

<p>“Savunmanın delil taleplerinin reddi, yalnızca bugünkü duruşmanın değil, hükme esas alınacak dosya kapsamının da sınırlarını belirlemektedir. Bu nedenle talebimizin gerekçeli biçimde değerlendirilmesini istiyoruz.”</p>

<p>Bu cümlelerin ortak özelliği şudur: Savunma, yalnızca talepte bulunmaz; mevcut durumun neden tarafsız olmadığını da gösterir.</p>

<p><strong>XI. Status Quo Bias ve Gerekçeli Karar Sorunu</strong></p>

<p>Status quo bias’ın en kritik etkilerinden biri gerekçeli kararda ortaya çıkar. Çünkü gerekçeli karar, yalnızca hükmün hukuki açıklaması değildir; aynı zamanda yargılama sürecinde hangi delillerin nasıl değerlendirildiğini, hangi savunma itirazlarının neden kabul edilmediğini ve mahkemenin kanaate hangi muhakeme zinciriyle ulaştığını göstermesi gereken temel metindir.</p>

<p>Ancak mahkeme dosyanın mevcut halini büyük ölçüde koruyarak hüküm kurmuşsa, gerekçe de çoğu zaman bu mevcut durumu meşrulaştıran bir metne dönüşebilir. Böyle bir durumda gerekçeli karar, kararın gerçekten nasıl oluştuğunu açıklamak yerine, zaten varılmış sonucun hukuki dil içinde yeniden kurulmasına hizmet eder. Başka bir ifadeyle gerekçe, muhakemenin izini göstermek yerine kanaatin geriye doğru inşa edilmiş açıklamasına dönüşür.</p>

<p>Bu risk, ceza muhakemesinde son derece önemlidir. Çünkü status quo bias etkisi altında verilen bir hükümde, dosyanın yerleşik anlatısı gerekçeli kararın omurgası haline gelebilir. İddianame anlatısı hüküm diline taşınır; bilirkişi raporunun sonucu yeterli görülür; müşteki beyanı merkezileştirilir; tutuklama kararlarında oluşan risk dili hükmün arka planına sızar; mütalaanın çizdiği hat kararın yönünü belirler. Buna karşılık savunmanın temel itirazları çoğu zaman ya hiç karşılanmaz ya da genel ve kalıp ifadelerle geçiştirilir.</p>

<p>Bu durumda gerekçeli kararın en sorunlu yönü, seçici bir delil anlatısı üretmesidir. Yalnızca hükme uygun deliller görünür hale getirilir; hükmü zorlaştıran çelişkiler, lehe deliller, alternatif ihtimaller ve savunmanın esaslı açıklamaları karar metninin çevresinde bırakılır. Böylece karar, dosyanın bütününü tartışan bir muhakeme metni olmaktan çıkar; mevcut kanaati doğrulayan bir sonuç metnine dönüşür.</p>

<p>Oysa gerekçeli kararın işlevi, varılmış sonucu süslemek değildir. Gerekçeli karar, mahkemenin hükme hangi nedenle, hangi delil değerlendirmesiyle ve hangi hukuki bağlantılarla ulaştığını denetlenebilir biçimde göstermelidir. Mahkeme yalnızca mahkûmiyete veya beraate götüren delilleri sıralamakla yetinemez; savunmanın esaslı iddialarını neden kabul etmediğini de açıklamak zorundadır. Çünkü savunma itirazları karşılanmadan yazılan gerekçe, görünüşte uzun olsa bile muhakeme bakımından eksik kalır.</p>

<p>Status quo bias bu nedenle yalnızca duruşma pratiğiyle sınırlı değildir. Gerekçeli kararın yapısını da etkiler. Duruşmada tartışılmadan kabul edilen her anlatı, gerekçeli kararda doğal gerçeklik gibi yer bulabilir. Rapor tartışılmadan hükme esas alınmışsa, gerekçede teknik hakikat gibi görünür. Mütalaa savunmayı karşılamadan hükme yön vermişse, gerekçede kararın doğal sonucu gibi belirir. Ara kararlarla dışarıda bırakılan deliller ise karar metninde hiç yokmuş gibi sessizleşir.</p>

<p>Bu nedenle savunma, gerekçeli karar sorununu hükümden sonra fark edilecek bir mesele olarak görmemelidir. Gerekçeli kararın denetlenebilirliği, duruşma aşamasında inşa edilir. Savunmanın yaptığı her itiraz, her delil talebi, her rapor eleştirisi, her tutanak müdahalesi ve her mütalaa cevabı, ileride gerekçeli kararın eksiklerini görünür kılacak kayıt malzemesidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından bu nokta hayati önemdedir. Çünkü savunma yalnızca bugünkü mahkemeye konuşmaz; aynı zamanda yarının istinaf ve temyiz denetimine de konuşur. Duruşma salonunda kurulan kayıt, üst yargı bakımından “savunma bunu söyledi mi, mahkeme bunu karşıladı mı, bu itiraza gerekçeli kararda cevap verildi mi?” sorularının temelini oluşturur.</p>

<p>Bu bağlamda savunmanın stratejik cümlesi şöyle kurulabilir:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, bu husus yalnızca bugünkü delil tartışması bakımından değil, ileride kurulacak hükmün gerekçeli ve denetlenebilir olması bakımından da önemlidir. Savunmanın bu itirazının gerekçeli kararda karşılanabilmesi için tutanağa açıkça geçirilmesini talep ediyoruz.”</strong></p>

<p>Bu cümle, savunmanın kayıt stratejisini açık hale getirir. Müdafi burada yalnızca o anki itirazını dile getirmez; mahkemeye gelecekteki gerekçe yükümlülüğünü de hatırlatır.</p>

<p>Daha güçlü bir kopuş dili gerektiğinde ise şu ifade kullanılabilir:</p>

<p><strong>“Savunmanın esaslı itirazları karşılanmadan mevcut dosya anlatısı üzerinden hüküm kurulması halinde, gerekçeli kararın denetlenebilirliği ciddi biçimde zedelenecektir. Bu nedenle itirazlarımızın ve delil taleplerimizin açık biçimde değerlendirilmesini talep ediyoruz.”</strong></p>

<p>Bu ifade, status quo bias ile gerekçeli karar arasındaki ilişkiyi görünür kılar. Çünkü mesele yalnızca mahkemenin hangi sonuca varacağı değildir; o sonuca varırken savunmanın karşı anlatısını gerçekten tartışıp tartışmadığıdır.</p>

<p>Gerekçeli karar sorunu özellikle “geriye doğru gerekçelendirme” riskinde yoğunlaşır. Mahkeme önce kanaate varmış, sonra bu kanaati destekleyen delilleri gerekçeye yerleştirmişse, karar metni görünüşte tutarlı olabilir. Fakat bu tutarlılık, gerçek bir muhakeme sürecinden değil, sonucun sonradan düzenlenmiş anlatısından kaynaklanır. Bu durumda gerekçe, kararın nedeni olmaktan çıkar; kararın savunusu haline gelir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, bu riski duruşma içinde öngörmelidir. Eğer mahkeme savunmanın temel itirazlarını karşılamadan dosyayı kapatmaya yöneliyorsa, müdafi gerekçeli karar denetimi bakımından açık kayıt oluşturmalıdır. Hangi delil tartışılmadı? Hangi lehe husus değerlendirilmedi? Hangi çelişki giderilmedi? Hangi bilirkişi itirazı karşılanmadı? Hangi mütalaa eksik kaldı? Hangi ara karar dosyayı daralttı?</p>

<p>Bu sorular duruşmada kayda geçirilmediğinde, gerekçeli karardaki eksiklikler daha sonra soyut itirazlar gibi görünebilir. Ancak savunma bunları zamanında ve açık biçimde tutanağa bağlamışsa, gerekçeli kararın hangi noktada savunmayı karşılamadığı daha net ortaya çıkar.</p>

<p>Sonuç olarak status quo bias, ceza muhakemesinde yalnızca hükme giden yolu değil, hükmün gerekçelendirilme biçimini de etkiler. Dosyanın mevcut statükosu kararın zeminini oluşturduğunda, gerekçeli karar bu statükoyu hukuki dile çeviren bir metne dönüşebilir. Bu nedenle savunma, gerekçeyi hükümden sonra bekleyen pasif bir denetim alanı olarak değil, duruşma aşamasında kurulacak aktif bir kayıt stratejisinin sonucu olarak görmelidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın bu bağlamdaki temel cümlesi şudur:</p>

<p><strong>“Bugün tutanağa geçirilmeyen savunma, yarın gerekçeli kararda karşılanmayan savunmaya dönüşür.”</strong></p>

<p><strong>X. Sonuç: Savunmanın Görevi Statükoyu Görünür Kılmaktır</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde <strong>status quo bias</strong>, görünmez ama güçlü bir etkidir. Dosya bir kez kurulduktan sonra, onu değiştirmek giderek zorlaşır. İlk tutanaklar olayın dilini, iddianame suçlamanın hukuki hikâyesini, tutuklama kararları kişi hakkındaki ilk yargısal ağırlığı, bilirkişi raporları teknik hakikat iddiasını, ara kararlar dosyanın sınırlarını, esas hakkındaki mütalaa ise hükme en yakın son statükoyu üretir.</p>

<p>Bu nedenle ceza dosyası, yalnızca belgelerin toplandığı pasif bir alan değildir. Dosya, zamanla kendi yönünü, kendi alışkanlığını ve kendi ağırlığını oluşturur. Başlangıçta tartışılabilir olan ifadeler, ilerleyen aşamalarda doğal kabul gibi işlemeye başlayabilir. Geçici tedbir kalıcı kanaat izine; teknik rapor tartışılmaz hakikat metnine; iddianame anlatısı olayın kendisine; mütalaa ise hükmün öncülüne dönüşebilir.</p>

<p>Savunma açısından asıl tehlike de burada başlar. Çünkü savunma, çoğu zaman yalnızca iddia makamının argümanlarıyla değil, dosyanın önceden kurulmuş bütün ağırlığıyla mücadele eder. Bu nedenle savunmanın görevi yalnızca karşı argüman üretmek değildir. Savunmanın daha derin görevi, mevcut dosya düzeninin nasıl kurulduğunu, hangi varsayımlara dayandığını, hangi ihtimalleri dışladığını ve hangi kanaat ataletiyle sürdürüldüğünü görünür kılmaktır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması tam da bu nedenle önemlidir. Çünkü o, savunmayı tek tonlu bir itiraz pratiği olarak değil; dosyanın psikolojik, kurumsal ve anlatısal yapısını okuyabilen stratejik bir müdahale biçimi olarak kurar. Müdafi, yalnızca “itiraz ediyoruz” diyen kişi değildir. Müdafi, dosyanın nerede kapandığını, kanaatin nerede donduğunu, mahkemenin hangi metne yaslandığını ve savunmanın hangi noktada etkisizleşme riskiyle karşı karşıya kaldığını teşhis eden kişidir.</p>

<p>Status quo bias karşısında savunma bazen uyumlu bir dille mahkemeye eksikliği gösterir. Bazen mikro müdahalelerle kanaatin hızını keser. Bazen açık biçimde dosya statükosunu teşhir eder. Bazen sert kopuşla usulî krizi kayda geçirir. Bazen de radikal kopuşla meseleyi adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama ve gerekçeli karar hakkı düzeyine taşır.</p>

<p>Bu dereceli yapı, savunmanın gücünü sürekli sertlikten değil, doğru zamanda doğru yoğunluğu seçebilmesinden alır. Çünkü her dosya aynı şekilde kapanmaz; her kanaat aynı noktada donmaz; her statüko aynı araçla kırılmaz. Bazen bir cümle yeterlidir. Bazen bir tutanak kaydı gerekir. Bazen bir bilirkişi itirazı dosyanın teknik konforunu sarsar. Bazen mütalaaya verilen cevap, yargılamanın son statükosunu kıran temel metne dönüşür.</p>

<p>Ceza muhakemesinde adil yargılanma, yalnızca tarafların konuşmasına izin verilmesi değildir. Aynı zamanda, önceden kurulmuş kanaatlerin gerçekten tartışmaya açılmasıdır. Savunmanın dinlenmiş görünmesi yetmez; savunmanın ileri sürdüğü ihtimallerin, itirazların ve delil taleplerinin muhakeme içinde gerçek bir karşılık bulması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle savunma, dosyanın mevcut haline mahkûm değildir.</p>

<p>Savunma, dosyanın kaderini değiştirme iddiasıdır.</p>

<p>Dosya ne kadar kurulmuş görünürse görünsün, savunmanın görevi o kuruluşun doğal, zorunlu ve tartışılmaz olmadığını göstermektir. Çünkü ceza muhakemesinde hakikat, dosyanın ilk kurulduğu yerde değil; o kuruluşun duruşmada gerçekten sınandığı yerde aranmalıdır.</p>

<p>Ve bazen en etkili savunma cümlesi şudur:</p>

<p><strong>“Sayın Mahkeme, bu dosyada sorun yalnızca delillerin eksik değerlendirilmesi değildir; sorun, dosyanın baştan beri aynı kanaat düzeni içinde okunmasıdır.”</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-status-quo-bias-1</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 23:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tokmak-kis.jpg" type="image/jpeg" length="27670"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukata Yönelik Silahlı Saldırıların Hukuki Niteliği: Hâkim ve Savcılara Saldırı ile Kesişen Noktalar, Nitelikli Hâller ve Uygulama Sorunları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukata-yonelik-silahli-saldirilarin-hukuki-niteligi-hakim-ve-savcilara-saldiri-ile-kesisen-noktalar-nitelikli-haller-ve-uygulama-sorunlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukata-yonelik-silahli-saldirilarin-hukuki-niteligi-hakim-ve-savcilara-saldiri-ile-kesisen-noktalar-nitelikli-haller-ve-uygulama-sorunlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bursa’nın Gürsu ilçesinde, borcunu ödemediği gerekçesiyle hakkında icra takibi başlatılan bir kişinin; alacaklı konumundaki işletme sahibi Elif Çalışkan ile avukat olan kız kardeşi Hatice Kocaefe’ye tabancayla ateş ettiği, avukatın yaşamını yitirdiği ve diğer mağdurun dizinden yaralandığı olay kamuoyuna yansımıştır. Bu çalışma; icra takibi gibi “adli işlemler” bağlamında avukata yönelen saldırıların, ceza hukuku ve avukatlık mevzuatı ışığında nasıl nitelendirileceğini; avukata yönelik saldırının hangi ölçüde hâkim ve savcılara yönelik saldırı rejimiyle kesiştiğini; özellikle Avukatlık Kanunu m.57 ve TCK m.82/1-g’nin uygulama koşullarını ve delillendirme sorunlarını tartışmaktadır.</p>

<p><strong>1. Giriş: “Avukata saldırı”nın sıradan şiddet suçu olmaktan çıkması</strong></p>

<p>Avukata yönelik saldırılar, her zaman yalnızca bir bireyin yaşam hakkı veya vücut dokunulmazlığına yönelen eylemler olarak kalmaz. Saldırı, avukatın yürüttüğü mesleki faaliyeti hedef alıyor ve bu faaliyet yargısal sürece (dava, savunma, icra takibi gibi) bağlı ise, şiddetin etkisi “taraflar arası husumet” sınırını aşarak adalet hizmetinin işleyişine sirayet eder. Bu nedenle Türk hukukunda avukatın konumu, bazı alanlarda “özel koruma” mantığıyla güçlendirilmiştir.</p>

<p>Somut olayda saldırı gerekçesinin “icra takibi başlatılması” olarak aktarılması, değerlendirmeyi doğrudan şu sorulara yöneltir: (i) Avukatın hedef alınması, görevi nedeniyle mi gerçekleşmiştir? (ii) Bu bağ kurulabiliyorsa öldürme/yaralama suçlarında nitelikli hâller gündeme gelir mi? (iii) Avukatlık Kanunu m.57’nin “hâkimlere karşı suç hükümleri uygulanır” hükmü, olaya nasıl yansır?</p>

<p><strong>2. Avukatın yargı düzenindeki yeri ve icra takibinin niteliği</strong></p>

<p>Avukatlık Kanunu m.1, avukatlığı “kamu hizmeti ve serbest bir meslek” olarak niteler. Ceza hukuku bakımından ise kritik ayrım, avukatın her faaliyetinin değil; özellikle “yargısal faaliyete iştirak” eden işlerinin (dava takip, savunma, adli işlemleri takip) yargı fonksiyonuyla ilişkisidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, icra takibi yürütmenin “adli işlemleri takip etmek” kapsamında olduğuna ve bu bağlamda avukatların “yargı görevi yapan” tanımı içinde ele alındığına işaret etmektedi<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-guveni-kotuye-kullanma-sucundan-cezalandirilmasi-istemi-avukatin-eyleminin-zimmet-sucu-kapsaminda-degerlendirilmesi" rel="dofollow">r (CGK 2021/287 K.)</a></strong>. Bu yaklaşım, icra takibi nedeniyle avukatın hedef alınması iddiasında “görev bağlantısı”nı tartışmanın merkezine yerleştirir.</p>

<p>İcra takibi, borcun devletin cebri icra gücüyle tahsilini sağlayan, icra daireleri üzerinden yürüyen ve yargısal denetime açık bir süreçtir. Avukat bu süreçte müvekkili adına icra dosyasını takip eder, tebligat/haciz/satış gibi işlemleri yürütür ve çoğu zaman borçlunun tepkisi “alacağa” değil “takibi yürüten avukata” yönelir. Bu olgu, saldırının “kişisel husumet” mi yoksa “takibi durdurma/sindirme” mi amacıyla yapıldığının araştırılmasını zorunlu kılar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Avukatlık Kanunu m.57: Hâkimlere karşı suç hükümlerinin avukata uygulanması</strong></p>

<p>Avukatlık Kanunu m.57; görev sırasında veya yapılan görevden dolayı avukata karşı işlenen suçlarda, hâkimlere karşı suçlara ilişkin hükümlerin uygulanacağını düzenleyerek normatif bir koruma sağlar. Bu hüküm iki düzeyde önem taşır:</p>

<p>1) <strong>Simgesel ve sistemik düzey:</strong> Savunma fonksiyonuna saldırının, yargı fonksiyonuna saldırı olduğu kabulünü güçlendirir. Hâkim–savcı–avukat üçlüsünün yargısal faaliyet içindeki bütünleyici rolü vurgulanır.</p>

<p>2) <strong>Uygulama düzeyi:</strong> TCK’da bazı suçlarda mağdurun sıfatı veya fiilin kamu göreviyle bağlantısı, cezayı ağırlaştıran nitelikli hâl doğurur. Avukata saldırının “görev nedeniyle” işlendiği saptanırsa, bu nitelikli hâllerin tartışılması daha güçlü bir zemine oturur.</p>

<p>Önemle belirtilmelidir: m.57, öldürme suçu bakımından otomatik olarak “nitelikli öldürme”yi zorunlu kılan bir düzenleme değildir. Ancak m.57, mahkemelerin olaya bakışını “sıradan bir husumet cinayeti” kalıbından çıkarıp “yargı fonksiyonunu etkileyen saldırı” çerçevesine taşımada kuvvetli bir yorum dayanağıdır.</p>

<p><strong>4. Kasten öldürme ve “kamu görevi nedeniyle” nitelikli hâl (TCK m.82/1-g)</strong></p>

<p>Somut olayda avukatın ölmesi nedeniyle temel suç tipi, kasten öldürmedir (TCK m.81). Bunun yanında TCK m.82/1-g, öldürmenin “kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle” işlenmesini nitelikli hâl sayar ve ağırlaştırılmış müebbet yaptırım öngörür. Avukatın “icra takibi/adli işlem” nedeniyle hedef alınması, bu hükmün tartışılmasına elverişlidir.</p>

<p>Ancak burada kritik olan, “avukat kamu görevlisidir” gibi soyut bir kabule dayanmak değil; <strong>“nedeniyle” bağının</strong> somutlaştırılmasıdır. Uygulamada şu deliller belirleyici olur: failin icra takibine ilişkin tehditleri (ör. “dosyayı kapat”, “takibi kaldır”), tebligat/haciz/satış gibi işlemlerle zaman yakınlığı, avukatın dosyadaki rolü (asıl vekil mi, sadece eşlik eden kişi mi), saldırının hedef seçimi (neden doğrudan avukat?). Bu bağın güçlü biçimde ortaya konulması, m.82/1-g uygulamasının meşruiyetini ve kanunilik ilkesine uygunluğunu sağlar.</p>

<p><strong>5. İkinci mağdur açısından suç vasfı: teşebbüs–yaralama ayrımı</strong></p>

<p>Elif Çalışkan’ın dizinden yaralanması, otomatik olarak “kasten yaralama” sonucunu doğurmaz. Failin öldürme kastıyla ateş edip etmediği; atış sayısı, mesafe, hedef alınan bölge, eylemin sürdürülüp sürdürülmediği, olayın kesilme nedeni gibi unsurlarla belirlenir. Eğer öldürme kastıyla icraya başlanmış ve ölüm neticesi failin elinde olmayan nedenlerle gerçekleşmemişse, kasten öldürmeye teşebbüs (TCK m.35) tartışılacaktır. Öldürme kastı ispatlanamazsa kasten yaralama (TCK m.86) gündeme gelir. Bu ayrım, soruşturmanın adli tıp raporları ve olay yeri delilleriyle derinleştirilmesini gerektirir.</p>

<p><strong>6. Sonuç</strong></p>

<p>İcra takibi gibi yargısal süreçlerle bağlantılı bir nedenle avukatın hedef alınması, ceza hukuku bakımından yalnızca “bir kişiye karşı işlenmiş şiddet” olarak değil; savunma fonksiyonunu ve yargının işleyişini etkileyen bir saldırı olarak değerlendirilmelidir. Avukatlık Kanunu m.57 bu değerlendirmeyi normatif düzeyde destekler. TCK m.82/1-g bakımından ise kilit mesele, saldırının avukatın yürüttüğü icra takibi nedeniyle işlendiğinin delillerle ortaya konulmasıdır. Bu bağ kurulabildiği ölçüde, avukata yönelik saldırının hâkim ve savcıya yönelik saldırılarda görülen “yargı fonksiyonunu koruma” yaklaşımıyla kesiştiği söylenebilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukata-yonelik-silahli-saldirilarin-hukuki-niteligi-hakim-ve-savcilara-saldiri-ile-kesisen-noktalar-nitelikli-haller-ve-uygulama-sorunlari-1</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/baro/avuik-ks.jpg" type="image/jpeg" length="40890"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İcra takibi başlatan avukatı öldürdü! Alacaklıyı yaraladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/icra-takibi-baslatan-avukati-oldurdu-alacakliyi-yaraladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/icra-takibi-baslatan-avukati-oldurdu-alacakliyi-yaraladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa’nın Gürsu ilçesinde H.Ç., borcunu ödemediği için hakkında icra takibi başlatan soğuk hava deposu sahibi Elif Çalışkan ile avukat kız kardeşi Hatice Kocaefe’yi (26) tabancayla vurdu. Avukat Kocaefe hayatını kaybederken, Çalışkan ise dizinden yaralandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, dün saat 17.00 sıralarında, Gürsu ilçesi Ağaköy Mahallesi'nde meydana geldi. İddiaya göre H.Ç., soğuk hava deposu bulunan Elif Çalışkan’a armut sattı. Ödemesini yapan Çalışkan’dan ihracatta kullanılan 5 milyon TL’lik armut kasası satın alan H.Ç. ise borcunu ödemedi. Çalışkan, İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat olan kız kardeşi Hatice Kocaefe aracılığıyla hukuki süreç başlatınca, H.Ç. ile aralarında husumet oluştu. Yine iddiaya göre kız kardeşleri telefonda tehdit eden H.Ç., hakkında başlatılan icra takibinin geri çekilmesini istedi. Çalışkan ile Kocaefe olumsuz yanıt verip, hukuki sürecin devam edeceğini belirtti.</p>

<p>2 kız kardeş, babaları Rahmi Kocaefe ve erkek kardeşleri Muammer Kocaefe ile birlikte sahibi oldukları soğuk hava deposuna yürüyerek gittikleri sırada, otomobille önlerini kesen H.Ç. tarafından silahla ateş açıldı. Şüpheli otomobille kaçarken, Elif Çalışkan dizinden Hatice Kocaefe ise göğsünden yaralandı.</p>

<p>İhbarla bölgeye jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Hatice Kocaefe ambulansla kaldırıldığı Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Tedaviye alınan Elif Çalışkan’ın sağlık durumunun ise iyi olduğu öğrenildi.</p>

<p>Çalışma başlatan jandarma ekipleri, olaya ilişkin 2 kişiyi gözaltına aldı. Saldırgan H.Ç.’nin yakalanması için de çalışmaların sürdüğü bildirildi.</p>

<p>Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.</p>

<p><strong>SALDIRI KAMERADA</strong></p>

<p>Bursa’nın Gürsu ilçesinde H.Ç.’nin, borcunu ödemediği için hakkında icra takibi başlatan soğuk hava deposu sahibi Elif Çalışkan'ı yaralayıp, avukat kız kardeşi Hatice Kocaefe’yi (26) tabancayla vurarak öldürdüğü saldırının güvenlik kamerası görüntüsü ortaya çıktı. Soğuk hava deposunun güvenlik kamerasına yansıyan görüntüde iki kız kardeşin yanlarında babaları ve erkek kardeşleriyle depodan çıkıp, toprak yolda yürüdüğü sırada, mahalle yolunda ilerleyen siyah otomobilden ateş açıldığı, kurşunların isabet ettiği kardeşlerin yere yığıldığı görüldü. Silah sesiyle birlikte çevredeki hayvanların koşarak uzaklaştığı, Elif Çalışkan’ın dizine isabet eden kurşuna rağmen yerden kalkıp, babası ve erkek kardeşiyle birlikte, ağır yaralanan kız kardeşi Hatice Kocaefe’ye yardıma gittiği anlar da görüntüye yansıdı. Silah seslerini duyan çevredekilerin de yardıma koştuğu görüldü.</p>

<p><strong>KEŞİF YAPMIŞ</strong></p>

<p>Öte yandan H.Ç.’nin saldırıdan önce mahallede 16 AGB 45 plakalı otomobiliyle 3-4 kez tur atıp, keşif yaptığı anlar ile saldırıyı düzenleyip, kaçtığı anlar da kameraya yansıdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAKAN GÜRLEK'TEN AÇIKLAMA</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, Bursa'da Avukat Hatice Kocaefe'nin öldürülmesine ilişkin sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Bursa’da menfur bir saldırı sonucu Avukat Hatice Kocaefe’nin hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrendim. Avukatlarımız, yargının kurucu unsurlarından biri olarak adaletin sağlanmasında hayati bir rol üstlenmektedir. Bu onurlu mesleğe yönelen her saldırı, adalete ve hukuk devletine yönelmiş bir tehdittir. Hayatını kaybeden genç avukat arkadaşımıza Allah’tan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına ve tüm hukuk camiamıza başsağlığı, yaralanan vatandaşımıza acil şifalar diliyorum. Bu alçak saldırının failleri hukuk önünde mutlaka hesap verecek; savunma makamına yönelen hiçbir tehdide asla müsamaha gösterilmeyecektir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"AVUKAT HATİCE KOCAEFE’NİN KATLEDİLMESİ TOPLUMSAL ŞİDDET VE İTİBARSIZLAŞTIRMANIN SONUCUDUR"</strong></p>

<p>Türkiye Barolar Birliği'nden yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı; "28 Nisan 2026 tarihinde İstanbul Barosu üyesi meslektaşımız Av. Hatice Kocaefe, Bursa’nın Gürsu ilçesinde aynı zamanda müvekkili olan kardeşi ile birlikte uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede ne yazık ki yaşamını yitirmiştir. Acımız ve öfkemiz büyüktür.</p>

<p>Meslektaşımızın hayatını kaybetmesine neden olan bu cinayet ülkede artan şiddet ikliminin, hukuk tanımazlığın, adalete olan inancın zayıflatılmasının ve kamu yetkisini kullanan kişiler de dahil olmak üzere avukatı itibarsızlaştırarak şiddete açık hale getiren sorumsuzca yaklaşımların can alıcı bir sonucudur. Bugünkü tablo bir rastlantı değil, avukatlık mesleğinin sistematik bir biçimde hedef alınmasına yönelik birikimin yansımasıdır.</p>

<p>Avukatı yargı mensubu olarak görmek yerine müvekkili ile özdeşleştirerek uyuşmazlığın tarafı haline getirmek, yurttaşın hak arama özgürlüğünü, hukukun üstünlüğünü ve nihayetinde toplumsal barışı hedef almaktır. Yargısal faaliyete kurşun sıkan yaklaşıma karşı etkili yaptırımların uygulanmaması olası faillere cesaret vermektedir. Caydırıcı yasal düzenlemelerin ısrarla hayata geçirilmemesi, duruşma salonlarından haciz mahallerine kadar her alanda can güvenliği riskini artırmaktadır.</p>

<p>Savunmaya dönük saldırıların tüm yurttaşlarımızın hak arama hürriyetine dönük olduğunu ısrarla vurgulamakla birlikte, avukatlara ve avukatlık mesleğine yönelen şiddetin son bulması için TBMM’ye ve Adalet Bakanlığı’na sunduğumuz öneriler çerçevesinde bütüncül politikalar geliştirilmesinin zorunlu olduğunu tekrar ifade ederiz.</p>

<p>Faili ya da faillerin yakalanması ve en ağır cezaya çarptırılması için hukuki süreci sonuna kadar takip edeceğimizi belirtir, meslektaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, kederli ailesine ve tüm hukuk camiasına başsağlığı dileriz."</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/icra-takibi-baslatan-avukati-oldurdu-alacakliyi-yaraladi</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-126.jpg" type="image/jpeg" length="66809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanlığı taşra personeli, merkez teşkilatında görevlendirilecek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakanligi-tasra-personeli-merkez-teskilatinda-gorevlendirilecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adalet-bakanligi-tasra-personeli-merkez-teskilatinda-gorevlendirilecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanlığı, merkez teşkilatındaki hizmet etkinliğini artırmak ve kurumsal kapasiteyi güçlendirmek amacıyla taşra teşkilatında görev yapan personelin merkez birimlerinde görevlendirileceğini duyurdu. Başvuru süreci bugün itibarıyla başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü, merkez teşkilatındaki hizmet verimliliğini artırmak ve kurumsal kapasiteyi güçlendirmek amacıyla taşra teşkilatında görev yapan personeli merkez birimlerinde görevlendireceğini duyurdu. 28 Nisan itibarıyla başlayan süreçte, başvurular Bakanlığın resmi internet sitesi üzerinden elektronik ortamda alınacak.</p>

<p><i>İlgili duyuru şöyle;</i></p>

<p><strong>Taşra Teşkilatında Görev Yapan Personelin Merkez Teşkilatında Görevlendirilmesine İlişkin Duyuru</strong></p>

<p>Bakanlığımız merkez teşkilatında yürütülen hizmetlerin etkinliğinin artırılması, kurumsal bilgi ve tecrübenin değerlendirilmesi ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi amacıyla taşra teşkilatında görev yapan personel arasından Bakanlık merkez teşkilatı birimlerine görevlendirme yapılacaktır.<br />
<strong>Başvuru yapacak personelin aşağıda belirtilen alanlardaki yetkinlikleri öncelikli olarak değerlendirilecektir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>İşe alım süreçlerinde (ilan hazırlama, aday tarama ve değerlendirme organizasyonu) deneyim sahibi olmak,</li>
 <li>İntibak, hizmet birleştirme, kazanılmış hak aylığı ve emeklilik hizmet süresi hesaplama, terfi gibi özlük işlemleri hakkında bilgi ve deneyim sahibi olmak,</li>
 <li>İhale, bütçe, maaş gibi mutemetlik işlemlerinde bilgi ve tecrübe sahibi olmak,</li>
 <li>Elektronik belge yönetimi süreçlerine hâkim olmak,</li>
 <li>MS Office programlarını etkin düzeyde kullanabilmek,</li>
 <li>Yazılım geliştirme, veri tabanı yönetimi veya web tasarım alanlarında yetkinlik sahibi olmak,</li>
 <li>Yapay zeka araçlarını kullanma konusunda deneyim sahibi olmak,</li>
 <li>İstatistik, veri analizi ve raporlama konularında bilgi sahibi olmak,</li>
 <li>Basın, iletişim ve metin yazarlığı alanlarında yetkinliği bulunmak,</li>
 <li>Grafik tasarım, video prodüksiyon, fotoğraf veya kamera alanlarında yetkinlik sahibi olmak,</li>
 <li>Mimari ve teknik çizim alanlarında deneyim sahibi olmak,</li>
 <li>Proje yazımı ve yönetimi hakkında bilgi sahibi olmak,</li>
 <li>Kriz ve afet yönetimi hakkında deneyim sahibi olmak.</li>
</ul>

<p><strong>BAŞVURU ŞARTLARI</strong></p>

<ul>
 <li><strong>Kadrolu memur</strong> statüsünde görev yapıyor olmak,</li>
 <li>İcra, ceza infaz kurumları ve denetimli serbestlik müdürlükleri <strong>personeli olmamak.</strong></li>
</ul>

<p><strong>BAŞVURU ŞEKLİ VE SÜRESİ</strong><br />
Başvurular, <strong>28.04.2026</strong> tarihinden itibaren <a href="https://personel.adalet.gov.tr" rel="nofollow" target="_blank"><strong>personel.adalet.gov.tr</strong></a> adresinde yer alan <strong>Personel Yetkinlik Formunu</strong> doldurmak suretiyle elektronik ortamda yapılacaktır.<br />
<br />
<strong>DEĞERLENDİRME ve GÖREVLENDİRME</strong><br />
• <strong>Ön Değerlendirme:</strong> Eğitim durumu, mesleki deneyim, sertifikalar ve başvuruda belirtilen yetkinlikler çerçevesinde ön değerlendirme yapılacaktır.<br />
• <strong>Uygulamalı Değerlendirme:</strong> Ön değerlendirme neticesinde başvurusu uygun görülen personelin beyan ettikleri yetkinlikler uygulamalı olarak değerlendirilecektir.<br />
• <strong>Görevlendirme:</strong> Süreci başarıyla tamamlayan personel, hizmet gerekleri ve idari ihtiyaçlar doğrultusunda Bakanlık merkez birimlerine görevlendirilecektir.<br />
Duyurulur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakanligi-tasra-personeli-merkez-teskilatinda-gorevlendirilecek</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/yargi/adalet-4va.jpg" type="image/jpeg" length="70718"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Başkanlığına Ayhan Tuncal yeniden seçildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesi-baskanligina-ayhan-tuncal-yeniden-secildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesi-baskanligina-ayhan-tuncal-yeniden-secildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay'da 12. Hukuk Dairesi Başkanlığı seçimleri sona erdi. Mevcut başkan Ayhan Tuncal ile aynı daire üyesi Şanver Keleş arasında geçen seçim maratonu 7. turda tamamlandı. Ayhan Tuncal 168 oyla yeniden başkanlığa seçildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıtay bünyesinde bir süredir devam eden 12. Hukuk Dairesi Başkanlığı seçimleri sonuçlandı. Mevcut başkan Ayhan Tuncal, gerçekleştirilen oylamada yeniden başkanlığa seçildi.</p>

<p>Seçim sonuçlarına göre Ayhan Tuncal, toplam 168 oy alarak 12. Hukuk Dairesi Başkanlığı görevine seçildi.</p>

<p><strong>AYHAN TUNCAL KİMDİR?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1 Kasım 1966 tarihinde Bağyaka'da doğan Tuncal, Aydın İmam Hatip Lisesini bitirerek, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1990 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini İzmir'de kısa dönem olarak yaptı. Aydın ve Muğla hakim adayı olarak mesleğe başlayan Tuncal; sırasıyla Koçarlı, Çaykara, Kurtalan, Nazilli ve Antalya Hakimliği görevlerinde bulundu.</p>

<p>Evli ve üç çocuk babası olan Tuncay, 22 Aralık 2011 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilen Ayhan Tuncal, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 10 Nisan 2018 tarihinde ilk kez, 13 Nisan 2022 tarihinde ikinci kez Yargıtay On İkinci Hukuk Dairesi Başkanlığına seçildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesi-baskanligina-ayhan-tuncal-yeniden-secildi</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-k.jpg" type="image/jpeg" length="79793"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HSK'dan yeni kararname: 34 hâkim ve savcının görev yeri değişti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hskdan-yeni-kararname-34-hakim-ve-savcinin-gorev-yeri-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hskdan-yeni-kararname-34-hakim-ve-savcinin-gorev-yeri-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[HSK Birinci Dairesi, 29 Nisan 2026 tarihli ve 966 sayılı kararnamesiyle 34 hâkim ve savcının görev yerini yeniden belirledi. Kararname kapsamında Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemeleri ve il savcılıklarına önemli atamalar yapıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi, 29 Nisan 2026 tarihinde adli yargı mensuplarını kapsayan yeni bir atama kararnamesi yayımladı. 966 sayılı kararname ile 34 hâkim ve savcının görev yeri değiştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay'a Yeni Atamalar</strong></p>

<p>Kararname ile birçok isim Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı'na atandı. Adalet Bakanlığı'nda görev yapan tetkik hakimleri ve bölge adliye mahkemesi üyeleri arasından seçilen isimler arasında Seyit Ahmet Alperen, Fettah Çavuş, Tahsin Mutlu, Kenan Uzun, Yurdagül Keskin, Hakan Yelek ve Yasin Yıldırım yer aldı. Hanak Cumhuriyet Savcısı Rezzan Yıldız ise Yargıtay Tetkik Hakimliği'ne getirildi.</p>

<p><strong>Bölge Adliye Mahkemelerine Atamalar</strong></p>

<p>Ankara, İstanbul, İzmir ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcılıklarına da yeni isimler atandı. Yargıtay Tetkik Hakimi Merve Özcan, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Üyeliği'ne yükseltildi. Bakırköy Hakimi Özgür Kuzulu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne, İzmir Cumhuriyet Savcısı Beyhan Karakaşlı ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne atandı.</p>

<p><strong>Antalya'da Yoğun Hareketlilik</strong></p>

<p>Kararname kapsamında en fazla atama Antalya yargı çevresinde yaşandı. Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği'ne Behçet Tufan Turan, Mehdi Özçoban, Gamze Amalı ve Ahmet Kuşak atanırken; Antalya Cumhuriyet Savcılığı'na Zübeyde Dalgülge Şengül, Doğancan İnce, Yasir Aksoy, Yunus Emre Özdemir ve Alperen Kizizoğlu görevlendirildi. Gürkan Kütük ve Fatih Arıcıgil ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı'na getirildi.</p>

<p><strong>Diğer Önemli Atamalar</strong></p>

<p>Bakırköy Hakimi Pınar Şafak, Bakırköy Ticaret Mahkemesi Başkanlığı'na atanırken Adalet Bakanlığı Tetkik Hakimi Özlem Parlar Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na, Nevşehir Cumhuriyet Savcısı Hilmi Kahveci ise Karacabey Cumhuriyet Başsavcılığı'na getirildi.</p>

<p><strong><i>İşte görev yeri değişen 34 hakim ve savcının listesi</i></strong></p>

<p><img alt="Hsk1" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/hsk1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="850" height="1242"></p>

<p><img alt="Hsk2" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/hsk2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="850" height="410"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hskdan-yeni-kararname-34-hakim-ve-savcinin-gorev-yeri-degisti</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/yargi/hsk-hakim.jpg" type="image/jpeg" length="70106"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK CEZA MUHAKEMESİNDE BELİRLEYİCİ DELİLİN TANIK BEYANI OLMASININ İSPAT KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-muhakemesinde-belirleyici-delilin-tanik-beyani-olmasinin-ispat-kapsaminda-degerlendirilmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-muhakemesinde-belirleyici-delilin-tanik-beyani-olmasinin-ispat-kapsaminda-degerlendirilmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinin temel amacı, isnat edilen fiile ilişkin maddi gerçeğe hukuka uygun usullerle ulaşmak ve bu suretle adil bir yargılama sonucunda doğru bir hüküm tesis etmektir. Bu amaç doğrultusunda muhakeme makamlarının başvurduğu en önemli araç delildir. Delil, muhakeme konusu olayın aydınlatılmasını ve isnadın ispat edilip edilemeyeceğinin ortaya konulmasını sağlayan temel ispat vasıtasıdır. Türk ceza muhakemesi hukukunda, Anayasa’nın 138. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesinde ifadesini bulan vicdani delil sistemi benimsenmiş; hâkimin hukuka uygun olarak elde edilmiş ve duruşmada tartışılmış delilleri vicdanî kanaatiyle serbestçe değerlendirmesi kabul edilmiştir. Bununla birlikte, delil serbestisi ilkesi sınırsız değildir. Delilin hukuka uygun elde edilmiş olması, duruşmada ortaya konulup tartışılması ve akla, mantığa, hayatın olağan akışına uygun bir biçimde değerlendirilmesi zorunludur. Bu çerçevede ceza muhakemesinde ispat faaliyeti, yalnızca şekli bir doğrulamadan ibaret olmayıp, sanığın suçluluğu hakkında kuşkudan arınmış bir vicdanî kanaatin oluşmasını sağlayan usulî ve maddi bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Bu genel yapı içerisinde tanık beyanı, ceza muhakemesinin en eski, en yaygın ve en tartışmalı delil türlerinden birini oluşturmaktadır. Çünkü tanık beyanının kaynağı insandır; insan hafızası, algısı, dikkat seviyesi, psikolojik durumu, taraflarla ilişkisi ve olayın gerçekleştiği koşullar, beyanın doğruluğu ve güvenilirliği üzerinde doğrudan etki gösterebilmektedir. Bu sebeple tanık beyanı, bir yandan maddi gerçeğe ulaşmada vazgeçilmez bir işlev görmekte; diğer yandan yanlış değerlendirilmesi hâlinde adil yargılanma hakkını zedeleyebilecek riskler de taşımaktadır. Nitekim özellikle olayın tek veya belirleyici delilinin bir tanık anlatımından ibaret olduğu hâllerde, bu beyanın hangi koşullarda alındığı, savunma tarafından sorgulanıp sorgulanamadığı, mahkemenin tanığın tavır ve tepkilerini doğrudan gözlemleyip gözlemlemediği ve beyanın diğer delillerle desteklenip desteklenmediği hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle, tanık beyanının yalnızca içerik bakımından değil; elde edilme, ikame edilme ve değerlendirilme usulü bakımından da incelenmesi gerekir.</p>

<p>Bu çalışmanın konusu, ceza muhakemesinde tanık beyanının özellikle mahkeme hükmünün kurulmasında belirleyici delil niteliği kazandığı durumlarda sahip olduğu ispat gücünün ve mahkeme tarafından hangi ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin ortaya konulmasıdır. Bu kapsamda öncelikle ceza muhakemesinde delil ve ispat kavramları ile vicdani ispat sisteminin niteliği incelenmiş; ardından tanık kavramı, tanığın muhakemedeki işlevi ve doğrudan doğruyalık ilkesi çerçevesinde tanığın duruşmada dinlenmesinin önemi ele alınmıştır. Devamında tanık beyanının güvenilirliğini etkileyen hukuki ve fiili unsurlar değerlendirilmiş; son olarak ise CMK m. 210 ve m. 211 hükümleri, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları ile öğretideki görüşler ışığında, tek veya belirleyici delil niteliğindeki tanık beyanının hükme esas alınmasının şartları tartışılmıştır. Çalışmanın temel problemi, ceza muhakemesinde tanık beyanının ne zaman ve hangi koşullarda mahkûmiyete elverişli bir ispat vasıtası olarak kabul edilebileceği; buna karşılık hangi hâllerde savunma hakkı, çelişmeli yargılama ilkesi ve doğrudan doğruyalık gereği ek usulî güvencelerin zorunlu hâle geldiğinin belirlenmesidir. Bu yönüyle çalışma, yalnızca teorik bir tartışmayı değil, uygulamada sıkça karşılaşılan ve hükmün adilliğini doğrudan etkileyen bir sorunu incelemeyi amaçlamaktadır.</p>

<p><strong>1. CEZA MUHAKEMESİNDE DELİL VE İSPAT KAVRAMLARI</strong></p>

<p><strong>1.1. Ceza Muhakemesinde Delil Kavramı Ve Delil Serbestisi</strong></p>

<p>“Delil” sözcüğü Arapça kökenli olup, insanı aradığı gerçeğe ulaştırabilecek nitelikteki iz, kanıt ya da emareyi ifade etmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Ceza muhakemesine ilişkin kanunlarda delillerin elde edilmesi, değerlendirilmesi ve benzeri hususlara ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olmasına rağmen, Ceza muhakemesinin nihai amacı olan maddi gerçeğe ulaşma aracı olan delillerin 1983 tarihli Polisin Adli Görevlerinin Yerine Getirilmesinde Delillerin Toplatılması, Muhafazası Ve İlgili Yerlere Gönderilmesi Hakkında Yönetmelik <a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>haricinde açık bir tanımı yapılmamıştır. Delil öğretide kabul edilen tanıma göre; muhakeme konusu olayın veya durumun gerçekleşip gerçekleşmediğini ispata yarayan araçtır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Ceza muhakemesinde bir şeyin delil olarak kabul edilebilmesi için; hukuka uygunluk, gerçeklik, akılcılık, erişilebilirlik, güvenilirlik, olayı temsil etme ve müştereklik özellikleri taşıması gerekir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>Delillerin özellikleri ve delillerin çeşitleri çalışmanın kapsamına alınmadığından detaylı olarak incelenmeyecektir. Ceza muhakemesinde vicdani ispat sistemi geçerli olduğundan, ceza muhakemesinin sonunda vicdani kanaatin oluşmasını sağlayacak hukuka, ahlaka uygun olan her şey delil olarak kullanılabilir. Bu duruma delil serbestisi adı verilir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Çalışmanın konusu bağlamında belirtmek gerekir ki; Ceza muhakememizde her ne kadar delil serbestisi geçerli olsa ve hakimin takdir yetkisi bulunsa da<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a>, kaynağı insan olan beyan delillerine ihtiyatla yaklaşılması gerekir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p><strong>1.2. Ceza Muhakemesinde İspat Ve İspatın Nispiliği</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde ispat edilmesi gereken iki tür uyuşmazlık bulunmaktadır. Bunlardan ilki maddi ceza hukukuna ilişkin konular, ikincisi ise ceza muhakemesi hukukuna ilişkin konulardır. Suçun işlenip işlenmediği ve işlenmişse kim tarafından işlendiği hususu birinci gruba örnek teşkil ederken; tanıklıktan çekinme hakkını sanığın eşi olduğu gerekçesiyle kullanan kişinin gerçekten sanığın eşi olup olmadığının tespiti ise ikinci gruba örnek olarak gösterilebilir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 138 birinci fıkrasında yer alan “<i>Hâkimler… vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler</i>” düzenlemesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 217 birinci fıkrasında yer alan <i>“…deliller hâkimin vicdanı kanaatiyle serbestçe takdir edilir</i>” şeklindeki düzenleme, Türk ceza muhakemesinde ispat konusunda kabul edilen sistemin, “<i>vicdani delil/ispat sistemi</i>” olduğunu göstermektedir. <a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> Ancak hemen belirtelim ki, bu durum hâkimin keyfi hareket edebileceği anlamına gelmemekte delil olabilecek ispat vasıtalarının delil olarak değerlendirilebilmesi için ilk bölümde bahsettiğimiz bazı özellikleri taşıması da gerekmektedir. Aksi takdirde bu ispat vasıtalarına dayanılarak hüküm tesis edilemeyecektir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p>İspat ölçüleri ceza muhakemesinin evrelerine göre farklılık göstermektedir. Soruşturma evresini yürüten Cumhuriyet savcısının, bir fiil nedeniyle kamu davasının açılıp açılmayacağı hususunda karar verebilmesi için belirli bir ispat seviyesine ulaşması yeterli görülürken; kovuşturma evresinin sonunda mahkemenin mahkûmiyet kararı verebilmesi için suçun sanık tarafından işlendiğinin tam bir şekilde ispat edilmesi gerekmektedir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Şüphe derecelerinin detaylı incelenmesi çalışmamız kapsamına alınmamıştır.</p>

<p>İspatın tam olarak gerçekleşmiş olması, uyuşmazlığa konu olgular bakımından herhangi bir kuşkunun kalmamasını ifade etmektedir. Bununla birlikte, ispat faaliyetini gerçekleştiren kişilerin farklılaşması ulaşılan sonuçların da değişmesine yol açabilmektedir. Bu durum, özellikle ceza muhakemesi hukukunda <strong>ispatın nispiliği</strong> kavramının gündeme gelmesine neden olmaktadır. Bu bağlamda önem arz eden husus, hâkimin vicdani kanaat sistemini uygularken sübjektif kanaatinde herhangi bir boşluk veya çelişkinin bulunmaması, boşlukların akıl ve mantık kuralları ile doldurulup gerekçelendirilmesidir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> İspatın nispiliği dikkate alındığında, beyanına itibar edilmeyen her tanığın yalan tanıklık suçundan sorumlu tutulması mümkün değildir. Aynı şekilde, hâkimin tanık anlatımını reddetmeye yönelik takdiri, temyiz merciinin denetim alanı dışında kalmaktadır. Yargılamanın yenilenmesi kurumunun sınırlı bir çerçevede düzenlenmiş olması da bu yaklaşımın bir yansımasıdır. Bu bağlamda, ispat faaliyetinin hedefi maddi gerçeğin birebir tespiti değil, gerçeğe ilişkin yargısal bir kanaatin oluşturulmasıdır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>

<p><strong>2. TANIK BEYANI VE CEZA MUHAKEMESİNDEKİ YERİ</strong></p>

<p><strong>2.1. Tanık Kavramı Ve Tanığın Ceza Muhakemesindeki İşlevi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesine ilişkin kanunlarda tanık kavramından ne anlaşılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Doktrinde Tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, ispat konusu olay hakkında beş duyu organı ile algılamalarını beyanı ile ifade eden kimse olarak tanımlanmaktadır. Ceza muhakemesinde tanıklık yalnızca muhakeme konusu fiile ilişkin değil aynı zamanda da fiili ve cezai sonuçlarına ilişkin etkili olabilecek her olaya ilişkin olabilir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>Bu noktada ceza muhakemesinde delil olan tanık beyanının, daha önce bahsettiğimiz delillerin sahip olması gereken genel özellikleri taşıması gerektiğini de belirtmek gerekir. Tanık beyanı olayın bir parçasını veya bütününü temsil edebilir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p>Ceza muhakemesinde hâkim, hukuka uygun yollardan elde edilmiş ve duruşmada ortaya konularak tartışılmış olan delili vicdani kanaatine göre değerlendirmeye alacak ve o delilin olayı yansıtıp yansıtmadığına karar verecektir. Hâkim gerekçesini mantık kurallarına göre iyi hazırlamak ve hükümde gösterdiği sürece vicdani kanaatini bahsettiğimiz ölçüde kullanmakta serbesttir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Ceza muhakemesinde maddi olayın tanığı olan kimselerin beyanlarına itibar edip etmemek de hâkimin vicdani kanaatinin büyük ölçüde etkili olduğunu belirtmek gerekir. Bu kapsamda hakimin tanığın beyanlarının çelişkili olduğu ve çelişkilerinin giderilmediği, tanığın taraflı şekilde beyan verdiği ve yorum kattığı, görgü tanığı olmadığı ve duyum üzerine beyan verdiği, diğer deliller ile ilişkisi değerlendirildiğinde olağan hayat akışı ile örtüşmediği gibi gerekçelerle tanıklık yaptığı olgunun ispatlanamadığına karar verebileceği gibi dosyadaki tüm deliller aksini işaret ederken veya dosyada başkaca bir delil bulunmamasına karşın hakimin vicdani kanaat sistemi ile tanık beyanına itibar etmesi de mümkündür. Bu nedenle, tanık beyanları, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında ve ispat faaliyetinde önemli bir fonksiyon icra etmektedir.</p>

<p><strong>2.2. Doğrudan Doğruyalık İlkesi Ve Tanığın Duruşmada Dinlenmesinin Önemi</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu m. 43 kapsamında tanık dinlemeye yetkili olan makam, soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme, naip hâkim veya istinabe olunan hakimdir. <strong>Ceza Muhakemesi Kanunun m.217’nun birinci fıkrasında yer alan,</strong> <i>“Hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.” </i> hükmü genel itibariyle delillerin ortaya konulması ve değerlendirilmesinde doğrudan doğruyalık veya diğer bir ifade ile vasıtasızlık ilkesinin bensimsendiğini göstermektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulu-2017523-e-2020373-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu 24.09.2020 tarihli, 2017/10-523 E. ve 2020/373 K. sayılı kararı</a>nda; <i>“Bir kimse hakkında mahkumiyet kararı verilmeden önce tüm deliller duruşmada ortaya konulmalı, sanığa ve müdafisine bu delillere karşı etkin şekilde itiraz edebilme olanağı tanınmalıdır. Bu kapsamda sanığa ve müdafisine, aleyhine beyanda bulunan tanığın beyanına karşı itiraz etmek ve soru sormak için yeterli ve tam bir imkân tanınmalıdır. Tanığın taraflarca duruşmada sorgulanmasını sağlamak, devletin de görevidir. Sanık ve müdafisi tarafından sorgulanmasına imkan tanınmayan bir tanığın beyanına dayandırılan mahkûmiyet hükmü, tanık beyanının ispat gücünü, sorgulanabilirliği ve inandırıcılığı yönünden tartışmalı hale getireceğinden savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde görülecek ve AİHS'in 6. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturacaktır.” </i>gerekçesine yer vererek, tanığın mahkeme huzurunda dinlenmesinin önemine dikkat çekmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 15.02.2024 tarihli<a href="https://www.hukukihaber.net/hakkaniyete-uygun-yargilanma-hakkinin-ihlal-edilmesi-aym" rel="dofollow"> Erdal Sonduk (Başvuru No: 2020/23093) kararı</a>nda mahkûmiyet hükmüne esas teşkil eden tanıkların dinlendiği celselere katılmayan heyet başkanı ve bir üyenin, tanıkların güvenilirliği konusunda bizzat fikir sahibi olamaması doğrudan doğruyalık ilkesinin ihlali sayılmıştır. Anayasa Mahkemesi kararında, AİHM'in <i>Cutean/Romanya</i> kararına<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> atıf yaparak, hâkim değişikliği durumunda telafi edici tedbirlerin (yedek hâkim bulundurma, video kayıt izletme veya tanığı yeniden dinleme) alınmamasını hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. İşbu karar her ne kadar hâkim değişikliğinin doğrudan doğruyalık üzerindeki etkisine ilişkin olsa da doğrudan doğruyalık ilkesinin geçerli olduğu ceza muhakememizin her aşaması için önem arz eden bir karardır. Bu karar nazara alındığında görevsizlik kararı verdiği hallerde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi durumunda, görevsizlik kararı verilene değin yapılan işlemlerin, ikame edilen ve tartışılan delillerin yine tutanak halinde görevli mahkemeye gönderileceği nazara alındığında bu noktada da doğrudan doğruyalık ilkesi nazara alınarak görevli ve kararı verecek mahkemenin delilleri yeniden ikame etmesi ve deliller ile temas etmesi gerektiği düşüncesindeyiz.</p>

<p>Çalışmamızın konusu olan tanık beyanı hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun m.210’un birinci fıkrasında; <i>“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez</i>.” hükmüne yer verilmiştir. Bu kapsamda, kural olarak maddi olayın delilinin bir tanığın beyanlarına dayanması hâlinde, tanığın ceza muhakemesinin soruşturma evresinde dinlenmiş olsa dahi ikamesi mümkün olduğu müddetçe kovuşturma aşamasında, yani duruşmada bizzat dinlenmesi zorunlu olup aksi hukuka aykırılık teşkil edeceği kanun koyucu tarafından açıkça düzenlenmiş durumdadır.</p>

<p>Kanun koyucunun bu düzenleme ile, özellikle mahkemenin hükmünü yüzyüzelik, sözlülük ve doğrudanlık (vasıtasızlık) ilkelerine uygun bir biçimde oluşturmasını amaçladığı madde gerekçesinde de vurgulanmıştır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p><strong>3. TANIK BEYANININ GÜVENİLİRLİĞİNİ ETKİLEYEN HUSUSLAR</strong></p>

<p>Ceza muhakememizde temel yaklaşım bir kimsenin tanık olduğu olayın tamamı veya bir kısmını tam ve doğru olarak hatırlayamaması mümkün iken, istemeden gerçeğe aykırı bir beyanda bulunmasının mümkün olmadığıdır.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> Muhakemede tanıkların kasten yanlış beyanda bulunmasını önleyen yalan tanıklığın suç sayılması(TCK m.272), tanıklıktan çekinme hakkı (CMK m. 45,46,48), hiç kimse kendisi ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamayacağı güvencesi (Anayasa m. 38), yemin (CMK m.54-55) gibi bir takım kanuni tedbirlere yer vermek suretiyle her zaman doğru bir tanık beyanına ulaşılabileceği düşünülmektedir. <a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a>Öte yandan insan hafızası ile kayıtlı olan bilgilerin zaman içinde değişime uğradığı, insan olması sebebiyle tanıkların da olayları algılamalarının değişebileceği ve maddi olaya ilişkin verilerin bilinç dışı olarak tasnif edilip insan beynine kaydedildiği de yadsınamaz bir gerçektir.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a> Bu noktada vicdani kanaati ile karar verecek hakimin kaynağı insan olan beyan delilleri ile doğrudan doğruya temas etmesi, tanıkların hem kendi anlatımlarındaki hem de birden fazla tanık var ise birbirlerinin anlatımlarındaki çelişki ve tutarlılıkları ortaya koyması hangi tanığın beyanının ne ölçüde ve hangi yönden etkilenmiş olabileceği konusunda değerlendirme yapması önem arz etmektedir.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu m. 208 uyarınca kovuşturma aşamasında tanıklar dinlenmek üzere, tek tek duruşma salonuna alınır, dinlenir ve dinlenen tanık duruşma salonunda kalır. Dinlenen tanık ancak ve ancak mahkeme başkanı veya hakimin izni ile duruşma salonundan ayrılır. Kanun koyucunun bu düzenlemesinin nedeni de; tanıkların birbirleri ile yüzleştirmelerine ihtiyaç duyulması ihtimalidir.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a><a name="3.1.1._Türk_Mevzuatı_Açısından_Görüntü_A"></a><a name="_bookmark26"></a><strong> </strong>Ceza Muhakemesi m.208’de yer alan<strong> </strong>düzenlemenin hakimin vicdani kanaatinin oluşturulması ve adil yargılanma hakkı kapsamında yerinde olduğu kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>4. CEZA MUHAKEMESİNDE BELİRLEYİCİ DELİL OLARAK TANIK BEYANININ İSPAT GÜCÜ VE DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>Öğretide bir görüş, Ceza Muhakemesi Kanunu m.210’un birinci fıkrasının yalnızca olayın tek delilinin tek bir tanık beyanından ibaret bulunduğu hâllerle sınırlı olarak anlaşılmaması gerektiğini, tanık beyanı dışında sanık ikrarı, bilirkişi raporu veya sair deliller mevcut olsa dahi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve şüphenin yenilmesi bakımından tanığın mahkeme huzurunda dinlenmesinin zorunlu olduğunu ileri sürmekte olup bu görüşe göre, anılan hüküm tüm tanık delilleri bakımından genel bir doğrudan dinleme kuralı getirmekte; Ceza Muhakemesi Kanunu m. 211’de düzenlenen istisnalar ise olayın tek tanığı veya birden fazla tanığı bulunup bulunmadığına bakılmaksızın bütün tanık beyanları yönünden uygulanabilmektedir.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a> Bu çerçevede, örneğin olayın tek tanığının ölmesi, akıl hastalığına tutulması veya bulunduğu yerin tespit edilememesi hâlinde, Ceza Muhakemesi Kanunu m. 211’in birinci fıkrası kapsamında önceki ifadelerinin okunarak delil olarak değerlendirilmesi mümkün kabul edilmektedir.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a>Buna karşılık diğer görüşte, Ceza Muhakemesi Kanunu m.210’un birinci fıkrasının lafzı ve amacı gereği, yalnızca olayın tek delilinin bir tanık açıklamasından ibaret olduğu hâllere özgü istisnai ve sıkı bir koruma sağladığı, bu nedenle maddedeki “mutlaka dinlenir” ibaresinin genel değil, sınırlı bir zorunluluğa işaret ettiği savunulmakta olup bu görüş uyarınca, kural olarak tanıkların duruşmada dinlenmesi esas olmakla birlikte, Ceza Muhakemesi Kanunu m. 211’de belirtilen istisnai durumların varlığı hâlinde önceki beyanların okunması mümkündür; ancak olayın tek veya belirleyici delili bir tanık beyanı ise, doğrudanlık ilkesinin zedelenmemesi için bu tanığın mahkeme huzurunda dinlenmesi zorunlu sayılmalıdır.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-201221799-e-ve-20162085-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 30.06.2016 tarihli, 2012/21799 E. ve 2016/2085 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“olayın tek tanığı olan ve beyanı hükme esas alınan N. Ç.’ın sanık ve müdafiine soru sorma olanağı da tanınmak suretiyle CMK’nın 210. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tanık olarak dinlenmesi, daha sonra tüm deliller birlikte tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması,” </i>ifadelerine yer verilerek, olayın ispatının bir görgü tanığının beyanlarına dayandırıldığı hallerde, söz konusu tanığın duruşmada bizzat dinlenmesinin zorunlu olduğu<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a>; bu kapsamda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6/3-d maddesi ile güvence altına alınan ve Ceza Muhakemesi Kanunu m. 210 birinci fıkrasında düzenlenen, sanık ve müdafiine tanığa soru yöneltme hakkının tanınmasının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ifade edilmektedir.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a> Kararda aksi yönde bir uygulamanın ise eksik araştırma ile hüküm kurulması sonucunu doğuracağı ve bu durumun hükmün hukuka aykırılığına yol açacağı kabul edilmektedir. Bu itibarla, öğretideki tartışma devam etmekle birlikte, uygulamada baskın eğilimin Ceza Muhakemesi Kanununun m. 210 birinci fıkrası hükmünü olayın tek veya belirleyici delilinin tanık beyanı olduğu durumlarla sınırlı yorumlamak, buna karşılık diğer hâllerde Ceza Muhakemesi Kanunu m. 211’deki istisna rejimini devreye sokmak yönünde olduğu söylenebilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-18-ceza-dairesi-201914889-e-20207116-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 18. Ceza Dairesi 11.06.2020 tarihli, 2019/14889 E. ve 2020/7116 K. sayılı kararı</a>nda<i>; “Ceza Muhakemeleri Kanununun temel ilkelerinden birisi olan doğrudan doğruyalık ilkesinin bir gereği olarak hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırılabilir. Mahkeme huzurunda temel ilke olmakla birlikte bazı durumlarda talimatla dinleme veya eski ifadelerin bulunduğu tutanakların okunması ile yetinilmesinin yeterli olduğu istisnai haller de kabul edilmiştir. CMK’nın 211. maddesi uyarınca, tanığın bulunduğu yer öğrenilemezse dinlenmesi yerine daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir. Ancak, CMK’nın 210/1. maddesi uyarınca olayın delili bir tanığın açıklanmasından ibaret ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenir daha önce yapılan dinleme sonucu düzenlenen tutanağın okunması dinleme</i> <i>yerine geçmez denilerek doğrudan doğruyalık ilkesine bu durumda istisna tanınmamıştır.”</i> ifadelerine yer vermiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik yaklaşımına göre, sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama veya sorgulatma imkânına sahip olması adil yargılanma hakkının asli unsurlarındandır. Mahkeme, bu konuda özellikle <a href="https://www.hukukihaber.net/mahkumiyette-tek-veya-belirleyici-delilinin-sorgulanamayan-tanik-beyani-olmasi-453629" rel="dofollow">Ali Rıza Telek kararında[28]</a>, kovuşturma sırasında delillerin kural olarak aleni duruşmada ve sanığın huzurunda tartışılması gerektiğini; mahkûmiyetin yalnızca veya belirleyici ölçüde sanığın sorgulama imkânı bulamadığı kişilerin ifadelerine dayandırılması hâlinde savunma hakkının ağır biçimde zedeleneceğini vurgulamıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin <a href="https://www.hukukihaber.net/mahkumiyette-tek-veya-belirleyici-delilinin-sorgulanamayan-tanik-beyani-olmasi-453629" rel="dofollow">Onur Urbay kararı</a>nda, sanığa olayın kendi anlatımını sunma ve bazı delillerini ileri sürme imkânı tanınmış olmasının her zaman yeterli bir telafi mekanizması oluşturmayacağını; mahkûmiyette belirleyici ağırlığı bulunan tanığın duruşmada dinlenmemesinin, başka sınırlı güvencelerle giderilemeyebileceğini belirtmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/mahkumiyette-tek-veya-belirleyici-delilinin-sorgulanamayan-tanik-beyani-olmasi-453629" rel="dofollow">[29]</a> Benzer şekilde Metin Akdemir kararında da, tanıkların neden bizzat ya da en azından SEGBİS aracılığıyla, sanık ve müdafiinin soru sorabileceği bir usulle dinlenmediğinin ortaya konulamaması; yalnızca yazılı beyanların dosyaya alınmasıyla yetinilmesi; mahkemenin tanığın tavır ve tepkilerini doğrudan gözlemleyememesi ve savunmanın beyanın güvenilirliğini sınayamaması, yargılamanın hakkaniyetini zedeleyen unsurlar olarak değerlendirilmiştir. <a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a></p>

<p>Dolayısıyla konuya ilişkin Anayasa mahkemesinin yerleşik içtihatlarından mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici beyan söz konusuysa, ulaşılabilir durumdaki tanığın mümkünse duruşmada, bu mümkün değilse en azından savunmanın etkin katılımını sağlayacak şekilde dinlenmesi gerekir; aksi hâlde önceki beyanın okunması veya kaydın izletilmesi, tek başına adil yargılanma güvencelerini karşılamayacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, esasen tanığın duruşmada dinlenmemesinin adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediğini değerlendirirken üç aşamalı bir test uygulamakta olup; buna göre önce tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı, ardından sorgulanamayan tanık beyanının mahkûmiyet bakımından tek veya belirleyici delil niteliğinde olup olmadığı, son olarak da savunmanın maruz kaldığı dezavantajı giderecek yeterli dengeleyici güvencelerin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Bu çerçevede, yalnızca soruşturma aşamasında alınmış beyanların veya yazılı tutanakların duruşmada okunmasıyla yetinilmesi, özellikle beyan hükme götüren temel delil niteliğindeyse, kural olarak yeterli kabul edilmemektedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/belirleyici-delilin-tanik-beyani-olmasi-ve-tanigi-sorgulama-hakki" rel="dofollow">[31]</a></p>

<p>Bizim görüşümüze göre de; Ceza Muhakemesi Kanunu m.211, m.210 birici fıkrasının istisnası olmayıp özel hüküm niteliği taşıyan Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 birinci fıkrası, Ceza Muhakemesi Kanunu m.211’in istisnası niteliğindedir. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 211; birden fazla tanığın varlığı veya olayın diğer delillerle ispatının mümkün olduğu hallerde tanık veya tanıklardan birisinin beyanının duruşmada alınamaması halinde, bu tanığın önceki beyanının okunmasına ilişkin bir istisna getirmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 birinci fıkrası; olayın delilinin tek bir tanığın beyanından ibaret görülmesi halinde, bu tanığın önceki beyanının m.211’de yer alan istisnalara dayanılarak okunmasına izin vermemektedir. Bu kapsamda belirleyici delilin tek tanık olduğu dosyalarda soruşturma evresinde beyanı alınmış olup da duruşmada dinlenilemeyen tanığın yalnızca beyanına dayanarak mahkumiyet hükmü tesis edemeyeceği düşüncesindeyiz.</p>

<p>Bu noktada, maddi olayın sübutu ile mahkûmiyet hükmünün esas itibarıyla mağdur çocuğun beyanına dayandığı ve bu beyanın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 236. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca sesli ve görüntülü şekilde kayıt altına alındığı durumlarda, anılan kaydın duruşmada yalnızca dinletilmesi veya izletilmesinin tek başına yeterli kabul edilip edilemeyeceği özel bir önem arz etmektedir. Her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 210. maddesinin birinci fıkrasının lafzında, olayın delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması hâlinde, daha önce alınmış yazılı beyan veya tutanağın okunmasının dinleme yerine geçemeyeceği düzenlenmiş ise de; öğretide, bu hükmün salt lafzî bir yaklaşımla yorumlanmaması, bilakis sanığın yüz yüzelik, doğrudan doğruyalık ve çelişmeli yargılama ilkeleri çerçevesinde sahip olduğu usulî güvencelerin bir görünümü olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu nedenle, hükme esas alınan tek mağdur veya tanığın ulaşılabilir durumda bulunduğu hâllerde, soruşturma evresinde alınmış ses ve görüntü kaydının duruşmada izletilmesiyle yetinilmesi isabetli görülmemeli; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve savunma hakkının etkin kullanılabilmesi bakımından, ilgili kişinin duruşmada bizzat dinlenmesi ve sanık ile müdafiine soru yöneltme imkânının tanınması gerektiği kabul edilmelidir.<a href="https://www.hukukihaber.net/olayin-delilinin-bir-tanigin-aciklamalarindan-ibaret-olmasi" rel="dofollow">[32]</a></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde delil serbestisi ve vicdani ispat sistemi kabul edilmiş olmakla birlikte, bu sistem hâkime sınırsız ve keyfî bir takdir yetkisi tanımamaktadır. Aksine, hâkimin vicdanî kanaati ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş, duruşmada ortaya konulmuş, savunmanın tartışmasına açılmış ve akıl-mantık süzgecinden geçirilmiş deliller üzerinden oluşturulabilir. Bu bağlamda tanık beyanı, ceza muhakemesinde önemli ve çoğu zaman belirleyici bir delil türü olmakla birlikte, insan kaynaklı yapısı nedeniyle özel bir dikkat ve titizlikle değerlendirilmesi gereken bir ispat vasıtasıdır. Tanığın olayı algılama biçimi, hafızasının sınırlılıkları, taraflarla ilişkisi, olay sonrası etkilenme ihtimali, anlatımındaki çelişkiler ve beyanın diğer delillerle uyumu, bu delilin güvenilirliğini doğrudan etkileyen unsurlardır. Dolayısıyla tanık beyanı, tek başına şekli varlığı nedeniyle değil; iç tutarlılığı, dış destek unsurları ve hukuka uygun ikame edilme biçimi birlikte değerlendirilerek hükme esas alınmalıdır.</p>

<p>Çalışmada ulaşılan temel sonuçlardan biri, CMK m. 210/1 hükmünün, olayın tek veya belirleyici delilinin bir tanık açıklaması olduğu durumlarda, doğrudan doğruyalık ve çelişmeli yargılama ilkeleri bakımından özel bir güvence işlevi gördüğüdür. Olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaretse, bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi ve sanık ile müdafiine soru sorma olanağının tanınması gerekir. Tanığın önceki beyan tutanağının okunması ya da yalnızca yazılı anlatımla yetinilmesi, bu zorunluluğun yerine geçtiği şeklinde değerlendirilemez. CMK m. 211’de düzenlenen istisnalar ise, kuralın ortadan kaldırılması sonucunu değil, ancak bazı istisnai hâllerde önceki beyanların delil olarak kullanılabilmesini ifade eder. Ne var ki bu istisnaların, olayın tek veya belirleyici delili olan tanık bakımından geniş yorumlanması; savunma hakkını, sorgulama hakkını ve adil yargılanma güvencelerini zedeleme tehlikesi taşır. Bu nedenle m. 211’in uygulanmasında, m. 210’un koruyucu işlevi mutlaka gözetilmeli; özellikle mahkûmiyetin esasen tek tanık anlatımına dayandığı dosyalarda, önceki beyanın okunmasıyla yetinilerek mahkûmiyet kurulması kabul edilmemelidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirildiğinde de, mahkûmiyetin yalnızca veya belirleyici ölçüde sorgulanamayan bir tanık beyanına dayandırılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlal edilme riski bulunduğu açıkça görülmektedir. Tanığın duruşmada hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı, beyanın hüküm bakımından tek veya belirleyici nitelikte olup olmadığı ve savunmanın maruz kaldığı dezavantajı giderecek dengeleyici güvencelerin mevcut bulunup bulunmadığı; bu konuda yapılacak anayasal ve usulî değerlendirmede belirleyici ölçütlerdir.</p>

<p>Özellikle ulaşılabilir durumdaki tanığın duruşmada veya en azından savunmanın etkin katılımını sağlayacak bir yöntemle dinlenmemesi, yalnızca önceki ses-görüntü kaydının izletilmesiyle yetinilmesi ya da beyanın dosyaya okunmak suretiyle alınması, tek başına yeterli bir telafi mekanizması olarak kabul edilmemelidir. Sonuç olarak ceza muhakemesinde tanık beyanı, maddi gerçeğe ulaşmada vazgeçilmez bir araç olmakla birlikte; tek veya belirleyici delil niteliği kazandığı anda, yalnızca bir ispat vasıtası değil aynı zamanda savunma hakkı, doğrudan doğruyalık ilkesi ve hakkaniyete uygun yargılanma bakımından sıkı usulî güvencelere tabi bir delil hâline gelmektedir. Bu sebeple, mahkemelerin tanık beyanını değerlendirirken sadece “ne söylendiğine” değil, aynı zamanda “nasıl, hangi koşullarda ve hangi güvenceler altında söylendiğine” odaklanmaları, ceza muhakemesinin adalet işlevinin bir gereğidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nur-nihal-tavlan" title="Av. Nur Nihal TAVLAN"><img alt="Av. Nur Nihal TAVLAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/nur-nihal-tavlan-saroglu.JPG" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nur-nihal-tavlan" title="Av. Nur Nihal TAVLAN">Av. Nur Nihal TAVLAN ŞAROĞLU</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, www.tdk.gov.tr, E.T. 11.03.2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> 1983 tarihli Polisin Adli Görevlerinin Yerine Getirilmesinde Delillerin Toplatılması, Muhafazası Ve İlgili Yerlere Gönderilmesi Hakkında Yönetmelik Madde 3’te delil; “<i>Meydana gelen bir suçun aydınlatılması ve suç sanıklarının tespitine yarayan her türlü ispat vasıtası”</i> olarak tanımlanmıştır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Nurullah Kunter/ Feridun Yenisey/ Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, B.16, Beta Yayınevi, İstanbul, 2008, s.617.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Centel, Nur/Zafer, Hamide: Ceza Muhakemesi Hukuku 14.Baskı, İstanbul 2017, s.235-236.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Kunter/Yenisey/Nuhoğlu,s.620.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Cansu Akgül Çürük, Ceza Muhakemesinde Tanık Beyanı Ve Delil Değeri(Yüksek Lisans Tezi, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021), s.12-13.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Harika Canpolat, Taraf Beyanı Vasıtasıyla Delil İkamesi(Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,2024),s.263-271.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Ali Şafak-Vahit Bıçak, Ceza Muhakemesi Hukuku ve Polis, Roma Yayınevi, Ağustos 2005, s. 277.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Centel, Nur/Zafer, Hamide: Ceza Muhakemesi Hukuku 14.Baskı, İstanbul 2017, s. 761.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Bahri Öztürk, “Ses veya Görüntü Kaydeden Araçlarla Yapılan Tespitlerin Ceza Muhakemesi Hukukunda Değeri”, Prof. Dr. Seyiullalı Edis’e Armağan, 2000, s. 9.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Yusuf Başlar, Hacettepe HFD, 12(2), 2022, s. 1396.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> DOĞAN, Koray, Ceza Muhakemesinde Belirsizlik Kuşkudan Sanık Yararlanır İlkesi “in dubio pro reo”, 2. Basım, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2018, s. 34.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> Yusuf Başlar, Hacettepe HFD, 12(2), 2022, s.1393.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Centel/Zafer, s. 256.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> Bahri Öztürk/ Durmuş Tezcan/Mustafa Ruhan Erdem, vd., Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, B.10, Seçkin Yayınevi, Ankara,2016, s.312.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> Centel/Zafer, s. 759.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> AİHM Cutean/Romanya, B. No:53150/12, 02/12/2014, s.61 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> CMK Tasarısı’nda m. 210’u karşılayan düzenlemenin gerekçesinde, söz konusu hükmün delillerin doğrudan doğruyalığı ilkesini vurgulamak amacıyla kaleme alındığı ve m. 211’deki istisnalar dışında olayın delili olan tanığın duruşmada dinlenmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay içtihatlarında da olduğu gibi yalan olduğu netleşmemiş tanık beyanına itibar edilmesi gerektiğine ilişkin bkz. Yargıtay 4. C.D., E.2013/2720, K. 2015/61, T. 05.01.2015.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> Devrim Güngör, Ceza Muhakemesinde Tanık Beyanının Delil Değeri Üzerine Bazı Tespit Ve Değerlendirmeler, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt:6, Sayı 2, Yıl 2015, s.309.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> Devrim Güngör, Ceza Muhakemesinde Tanık Beyanının Delil Değeri Üzerine Bazı Tespit Ve Değerlendirmeler, s.310.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> Centel/Zafer, s. 742-743.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> H. Karakehya, “Ceza Muhakemesinde Suçluluğun İspatının Tek Delile Dayanması”, Haluk Konuralp Anısına Armağan, C. II, Ankara, Yetkin Yayınları, 2009, s. 1010.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> D. Soyaslan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 2010, s. 399.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> Karakehya, 2009, s. 1011.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. <i>AYM, İsmet Özkorul Başvurusu, B. No: 2013/7582, 11/12/2014, S.47.</i> (CMK 210/1'in doğrudan doğruyalık ilkesini somutlaştırdığı hakkında)., <i>Yargıtay 17. CD, 13.05.2019, 2019/5671 E., 2019/7194 K.</i> (Tek tanık beyanının okunmasıyla yetinilemeyeceği hakkında).</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> <i>Zehra Yılmaz, 5271 Sayılı CMK Kapsamında Doğrudan Soru Yöneltme, (Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Medipol Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020), S.105 vd. , Cangül Altundiş, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tanıklık, (Yüksek Lisans Tezi, Çankaya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020 )</i><i> </i>,S.69 vd.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/mahkumiyette-tek-veya-belirleyici-delilinin-sorgulanamayan-tanik-beyani-olmasi-453629" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/mahkumiyette-tek-veya-belirleyici-delilinin-sorgulanamayan-tanik-beyani-olmasi-453629" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, B.N. 2013/2630, T. 30.12.2024.,</span></a><span style="color:#999999"> R.G. Tarih-Sayı: 28/3/2015-29309.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/mahkumiyette-tek-veya-belirleyici-delilinin-sorgulanamayan-tanik-beyani-olmasi-453629" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[29]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/mahkumiyette-tek-veya-belirleyici-delilinin-sorgulanamayan-tanik-beyani-olmasi-453629" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, B.N. 2014/6222</span></a><span style="color:#999999">, T. 06.03.2019., R.G. Tarih ve Sayı: 28/3/2019x-30728.</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">[30]</span></a><span style="color:#999999"> Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, B.N. 2020/3964, T. 21.09.2022., R.G. Tarih ve Sayı: 21/10/2022-31990.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/belirleyici-delilin-tanik-beyani-olmasi-ve-tanigi-sorgulama-hakki" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[31]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/belirleyici-delilin-tanik-beyani-olmasi-ve-tanigi-sorgulama-hakki" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/belirleyici-delilin-tanik-beyani-olmasi-ve-tanigi-sorgulama-hakki</span></a><span style="color:#999999"> (E.T.23.03.2026)</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/olayin-delilinin-bir-tanigin-aciklamalarindan-ibaret-olmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[32]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/olayin-delilinin-bir-tanigin-aciklamalarindan-ibaret-olmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/olayin-delilinin-bir-tanigin-aciklamalarindan-ibaret-olmasi</span></a><span style="color:#999999"> (E.T.:23.03.2026)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-muhakemesinde-belirleyici-delilin-tanik-beyani-olmasinin-ispat-kapsaminda-degerlendirilmesi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/gizli-tanik-5.jpg" type="image/jpeg" length="59571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA - KUSURUN HATALI BELİRLENMESİ - MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-kusurun-hatali-belirlenmesi-maddi-ve-manevi-tazminat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-kusurun-hatali-belirlenmesi-maddi-ve-manevi-tazminat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kabul Edilen ve Gerçekleşen Kusurlu Davranışlara Göre Evlilik Birliğinin Sarsılmasına Sebebiyet Veren Olaylarda Erkeğin Ağır Kadının Az Kusurlu Olduğunun Kabulü Gerektiği - Mahkemece Tarafların Sosyal ve Ekonomik Durumları Tazminata Esas Olan Fiilin Ağırlığı İle 4721 SK 4. Maddesiyle 6098 Sayılı TBK 50. ve 51. Maddelerinde Düzenlenen "Hakkaniyet Kuralları" da Dikkate Alınarak Davalı-Karşı Davacı Kadın Yararına Uygun Miktarda Maddî ve Manevî Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
YARGITAY<br />
2. HUKUK DAİRESİ<br />
E. 2024/10521<br />
K. 2025/7055<br />
T. 10.9.2025</strong></p>

<p><strong>BOŞANMA</strong> ( Kabul Edilen ve Gerçekleşen Kusurlu Davranışlara Göre Evlilik Birliğinin Sarsılmasına Sebebiyet Veren Olaylarda Erkeğin Ağır Kadının Az Kusurlu Olduğunun Kabulü Gerektiği - Mahkemece Tarafların Sosyal ve Ekonomik Durumları Tazminata Esas Olan Fiilin Ağırlığı İle 4721 SK 4. Maddesiyle 6098 Sayılı TBK 50. ve 51. Maddelerinde Düzenlenen "Hakkaniyet Kuralları" da Dikkate Alınarak Davalı-Karşı Davacı Kadın Yararına Uygun Miktarda Maddî ve Manevî Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği )</p>

<p><strong>KUSURUN HATALI BELİRLENMESİ</strong> ( Tarafların Evlilik Birliğinin Sarsılmasında Eşit Kusurlu Oldukları Yönündeki Değerlendirmenin Dosya Kapsamına Aykırı Olduğu/Erkeğin Kadına Göre Daha Ağır Kusurlu Olduğunun Kabulü Gerektiği )</p>

<p><strong>MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT</strong> ( Kadının Ağır veya Eşit Kusurlu Olmadığı Durumda Tazminat Talebinin Reddinin Hatalı Olduğu/Tarafların Sosyal ve Ekonomik Durumları ile Hakkaniyet Kuralları Gözetilerek Kadın Yarına Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği )</p>

<p>4721/m.174</p>

<p>6098/m.50</p>

<p><strong>ÖZET: </strong>1-Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar birliğin sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre evlilik birliğinin sarsılmasına sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle iken, hatalı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2-4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı- karşı davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği ve erkeğin gerçekleşen kusurlu davranışlarının kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmıştır. O halde Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 Sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. ve 51. maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davalı- karşı davacı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu isteğin reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>DAVA : </strong>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, kadının davasının kabulü, velayet, reddedilen tazminat talepleri, tedbir nafakası ve yoksulluk nafakası yönünden; davalı-davacı kadın vekili tarafından ise kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, reddedilen tazminat talepleri, yargılama gideri ve vekâlet ücreti yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR : </strong>1.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delillerin takdirinde hata görülmemesine göre davacı- davalı erkek vekilinin tüm, davalı -davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesince taraflarca karşılıklı açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda birliğin sarsılmasına sebep olan olaylarda kadının tam kusurlu olduğu belirtilerek kadının davasının reddine, erkeğin davsının ise kabulüyle tarafların boşanmalarına ve fer'îlere karar verilmiş, kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin "ayrılık döneminde çocukları arayıp sormadığı, ihtiyaçları ile ilgilenmediği, çocukları görmeye gelmediği, kadının ailesine rencide edici sözler söylediği", kadının ise erkeğe "hakaret ettiği" vakıalarının sabit olduğu, gerçekleşen bu kusurlu davranışlara göre ise tarafların birliğin sarsılmasında eşit kusurlu oldukları kabul edilerek istinaf başvurusu kısmen kabul edilmiş, kabul edilen yönlerden İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden kısmen esas hakkında hüküm tesis edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar birliğin sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre evlilik birliğinin sarsılmasına sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle iken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3.4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki (2) numaralı paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı- karşı davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği ve erkeğin gerçekleşen kusurlu davranışlarının kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmıştır. O halde Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 Sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. ve 51. maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davalı- karşı davacı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde isteğin reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi ve kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talebi yönlerinden kadın yararına BOZULMASINA</p>

<p>2.Davacı- davalı erkek vekilinin tüm, davalı-davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 6100 Sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ...'ye yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ..'ya iadesine</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.09.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">kazanci.com</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-kusurun-hatali-belirlenmesi-maddi-ve-manevi-tazminat</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiitay404-1.jpg" type="image/jpeg" length="14227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Garame İpoteği: Hukuki Niteliği, Kurulumu ve İcra Sürecinde Ortaya Çıkan Sorunlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/garame-ipotegi-hukuki-niteligi-kurulumu-ve-icra-surecinde-ortaya-cikan-sorunlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/garame-ipotegi-hukuki-niteligi-kurulumu-ve-icra-surecinde-ortaya-cikan-sorunlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İpotek, taşınmazın teminat gösterilmesi suretiyle alacağın güvence altına alınmasını sağlayan en temel ayni teminatlardan biridir. Klasik ipotek sisteminde alacaklılar arasında öncelik sırası esastır; alacağın tahsili, derece ve sıra kuralları çerçevesinde gerçekleştirilir. Bununla birlikte uygulamada, birden fazla alacaklının aynı taşınmaz üzerinde eşit derecede teminat altına alınmak istendiği durumlarda, farklı bir yapı olan garame ipoteği gündeme gelmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Garame ipoteği, birden fazla alacaklının aynı taşınmaz üzerinde aynı derece ve aynı şartlarla ipotek hakkı tesis ettikleri ve satış bedelinden alacakları oranında paylaştıkları bir teminat modelidir. Bu yönüyle garame ipoteği, klasik öncelik sisteminin istisnasını oluşturmakta; alacaklılar arasında öncelik değil, eşitlik esasına dayanan bir paylaşım öngörmektedir.</p>

<p>Bu yapının temel amacı, özellikle finansman ilişkilerinde birden fazla alacaklının aynı teminattan birlikte yararlanabilmesini sağlamak ve alacaklılar arasında denge kurmaktır. Ancak bu eşitlik ilkesi, uygulamada her zaman öngörülebilir sonuçlar doğurmamakta; özellikle icra aşamasında çeşitli uyuşmazlıklara zemin hazırlayabilmektedir.</p>

<p>Garame ipoteğinin kurulumu, tarafların açık iradesine bağlıdır. Tapu sicilinde ipoteğin tesisine ilişkin kayıtlarda, alacaklıların aynı derece içinde ve garame esasına göre teminat altına alındığının açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Aksi halde ipoteğin klasik derece sistemine tabi olduğu kabul edilir.</p>

<p>Uygulamada karşılaşılan sorunların önemli bir kısmı, ipoteğin kuruluş aşamasında ortaya çıkmaktadır. Garame iradesinin açıkça ortaya konulmaması veya tapu kaydının bu hususu tereddüde yer bırakmayacak şekilde yansıtmaması, icra aşamasında alacaklılar arasında ciddi ihtilaflara yol açabilmektedir.</p>

<p>Garame ipoteğinin en kritik yansıması, taşınmazın paraya çevrilmesi sürecinde görülmektedir. İcra takibi sonucunda satıştan elde edilen bedel, alacaklılar arasında öncelik sırasına göre değil, alacak miktarları oranında paylaştırılmaktadır.</p>

<p>Yargıtay da aynı derecede yer alan ipotek alacaklıları arasında satış bedelinin paylaştırılmasına ilişkin uyuşmazlıklarda garame ilkesinin uygulanması gerektiğini istikrarlı şekilde kabul etmektedir. Yüksek Mahkeme, aynı derecede ipotek hakkına sahip alacaklılar arasında öncelik ilişkisi kurulamayacağını ve paylaştırmanın oran esasına göre yapılması gerektiğini vurgulamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte uygulamada icra müdürlükleri nezdinde yapılan paylaştırmalarda farklı hesaplama yöntemlerine rastlanabilmekte; bu durum sıra cetveline itiraz davalarının artmasına neden olmaktadır. Özellikle alacak kalemlerinin kapsamı ve fer’ilerin paylaşıma dahil edilmesi konuları tartışmalıdır.</p>

<p>Kanaatimce garame ipoteği, alacaklılar arasında eşitliği sağlamayı amaçlamakla birlikte, uygulamada bu eşitliğin sağlanabilmesi büyük ölçüde sözleşme ve tapu kurgusunun açıklığına bağlıdır. Kuruluş aşamasındaki belirsizlikler, icra aşamasında çözülemeyen uyuşmazlıklara dönüşmektedir.</p>

<p>İpotek kaldırma süreci bakımından da garame ipoteği özellik arz etmektedir. Alacaklılardan birinin alacağının sona ermesi halinde ipoteğin kısmen kaldırılması gündeme gelebilmekte; bu durumda diğer alacaklıların haklarının nasıl etkileneceği önem kazanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak garame ipoteği, doğru kurgulandığında önemli bir teminat aracı olmakla birlikte, uygulamada dikkatli düzenlenmediği takdirde ciddi uyuşmazlıklara yol açabilecek niteliktedir. Bu nedenle kuruluş aşamasında açık düzenleme yapılması ve icra sürecine ilişkin ihtimallerin önceden öngörülmesi büyük önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" rel="nofollow" title="Filiz Sutcigil"><img alt="Filiz Sutcigil" height="202" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Filiz Sütçigil</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/leasing-sat-geri-kirala-islemleri-gercekten-bir-kiralama-mi-hukuki-niteligi-ve-uygulama-riskleri" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"><strong>&gt;&gt; Leasing (Sat-Geri Kirala) İşlemleri Gerçekten Bir Kiralama mı? Hukuki Niteliği ve Uygulama Riskleri</strong></span></a></p>

<h2 itemprop="description"></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/garame-ipotegi-hukuki-niteligi-kurulumu-ve-icra-surecinde-ortaya-cikan-sorunlar</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/business-and-law-course-banner.jpg" type="image/jpeg" length="73648"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Muhakemesinde Omission Bias: Yapılmayanın Görünmezliği ve Savunmanın İhmal Edileni Sahneye Taşıma Görevi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-omission-bias-yapilmayanin-gorunmezligi-ve-savunmanin-ihmal-edileni-sahneye-tasima-gorevi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-omission-bias-yapilmayanin-gorunmezligi-ve-savunmanin-ihmal-edileni-sahneye-tasima-gorevi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesinde Omission Bias: Yapılmayanın Görünmezliği ve Savunmanın İhmal Edileni Sahneye Taşıma Görevi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde hakikat arayışı yalnızca dosyada mevcut olan deliller, beyanlar, tutanaklar ve raporlar üzerinden kurulmaz. Aynı zamanda dosyada yer almayan, araştırılmayan, toplanmayan, tartışılmayan ve gerekçede cevaplanmayan unsurlar da yargısal kanaatin oluşumunda belirleyici rol oynar. Ancak ceza yargılaması pratiğinde yapılan işlemler çoğu zaman görünür hale gelirken, yapılmayan işlemler nötr bir boşluk gibi algılanır. İşte <i>omission bias</i>, yani ihmal yanlılığı, bu noktada ceza muhakemesi bakımından kritik bir bilişsel ve usulî sorun olarak karşımıza çıkar.</p>

<p>Omission bias, insan zihninin aktif eylemlerden doğan sonuçları daha kolay fark etmesine, buna karşılık eylemsizlikten, ihmalden veya araştırma eksikliğinden doğan sonuçları daha az görünür ve daha az sorumlu kabul etmesine dayanır. Ceza muhakemesinde bu yanlılık; toplanmayan delilin eksiklik olarak değil yokluk olarak görülmesi, dinlenmeyen tanığın dosyaya etkisinin fark edilmemesi, araştırılmayan alternatif fail ihtimalinin görünmez kalması, lehe delillerin tartışılmamasının sıradan bir usul tercihi gibi algılanması ve gerekçede cevaplanmayan savunma argümanlarının hüküm üzerindeki etkisinin silinmesi biçiminde ortaya çıkar.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu bağlamda savunmayı yalnızca dosyada mevcut delillere cevap veren bir faaliyet olarak değil, dosyanın sustuklarını görünür kılan stratejik bir müdahale biçimi olarak konumlandırır. Savunmanın görevi, yalnızca “dosyada ne var?” sorusunu değil, aynı zamanda “dosyada ne yok, neden yok ve bu yokluk kimin aleyhine sonuç doğuruyor?” sorusunu sormaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>I. Giriş: Ceza Muhakemesinde Görünmeyen Eksiklik Sorunu</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi çoğu zaman dosyada bulunanlar üzerinden konuşur. İddianame vardır, kolluk tutanağı vardır, müşteki beyanı vardır, bilirkişi raporu vardır, HTS kaydı vardır, kamera görüntüsü vardır, mütalaa vardır. Mahkeme de doğal olarak önüne konulan bu materyal üzerinden kanaat oluşturmaya yönelir.</p>

<p>Fakat ceza muhakemesinin en kritik sorularından biri bazen dosyada bulunanlara değil, bulunmayanlara ilişkindir.</p>

<p>Hangi kamera kaydı alınmadı?<br />
Hangi tanık dinlenmedi?<br />
Hangi HTS verisi çözümlenmedi?<br />
Hangi baz istasyonu analizi yapılmadı?<br />
Hangi parmak izi araştırılmadı?<br />
Hangi alternatif fail ihtimali hiç sorgulanmadı?<br />
Hangi lehe delil iddianamede yer bulmadı?<br />
Hangi savunma argümanı gerekçeli kararda cevaplanmadı?</p>

<p>Bu sorular çoğu zaman dosyanın kenarında kalır. Çünkü yargılama pratiği görünür olanı sever. Yazılmış olan, okunmuş olan, tutanağa geçmiş olan, rapora bağlanmış olan, mütalaaya girmiş olan unsur daha güçlü görünür. Buna karşılık yapılmamış işlem, toplanmamış delil ve sorulmamış soru çoğu zaman görünmez kalır.</p>

<p>İşte <i>omission bias</i> tam da bu görünmezlik alanında işler. İnsan zihni aktif bir eylemden doğan sonucu daha kolay fark eder; fakat yapılmayan bir işlemden doğan sonucu aynı güçle algılamaz. Oysa ceza muhakemesinde yapılmayan şeyler de hüküm doğurur. Hatta bazen yapılan işlemlerden daha belirleyici hale gelir.</p>

<p>Bir delilin toplanmaması yalnızca dosyada eksiklik yaratmaz; aynı zamanda dosyada tek taraflı bir görünürlük düzeni kurar. Bir tanığın dinlenmemesi sadece bir beyanın yokluğu değildir; bazen mevcut beyanların karşılıksız kalmasıdır. Bir savunma argümanının gerekçede cevaplanmaması yalnızca yazım eksikliği değildir; savunmanın muhakeme içindeki etkisinin silinmesidir.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde “yokluk” hiçbir zaman bütünüyle nötr değildir. Dosyada olmayan şey, bazen dosyada olan şeyin olduğundan daha güçlü görünmesine neden olur. Toplanmayan lehe delil, mevcut aleyhe delilin tartışmasızlaşmasına yol açabilir. Dinlenmeyen tanık, dinlenen tanığın beyanını tek hakikat gibi gösterebilir. Araştırılmayan alternatif ihtimal, iddia makamının olay örgüsünü zorunlu tek açıklama haline getirebilir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından bu alan son derece önemlidir. Çünkü savunmanın görevi yalnızca iddianın görünen kısmına cevap vermek değildir. Savunma, dosyanın görünmeyen mimarisini de açığa çıkarmalıdır. Dosya yalnızca içerdiği belgelerle değil, dışarıda bıraktığı ihtimallerle de hüküm kurar.</p>

<p>Bu nedenle omission bias karşısında savunmanın temel sorusu şudur:</p>

<p><strong>Bu dosyada yapılmayan ne, toplanmayan ne, sorulmayan ne, tartışılmayan ne ve bu ihmal kimin aleyhine kanaat üretmektedir?</strong></p>

<p><strong>II. Omission Bias Nedir?</strong></p>

<p>Omission bias, genel anlamıyla insanların aktif eylemlerden doğan zararları, ihmallerden veya eylemsizlikten doğan zararlara göre daha ağır, daha görünür ve daha sorumlu kabul etme eğilimidir. Başka bir ifadeyle, yapılan bir şeyin sonucu daha kolay fark edilir; yapılmayan bir şeyin sonucu ise çoğu zaman doğal akış, kader, eksiklik, unutkanlık veya önemsiz ayrıntı gibi algılanır.</p>

<p>Bu yanlılık gündelik hayatta da sık görülür. Bir kişi yanlış bir karar verdiğinde bu kararın sonucu kolayca ona bağlanır. Fakat hiç karar vermediğinde veya gerekli müdahaleyi yapmadığında doğan sonuç aynı açıklıkla görülmez. Oysa bazen hareketsizlik de en az eylem kadar sonuç doğurur.</p>

<p>Ceza muhakemesinde omission bias daha ciddi bir sorun haline gelir. Çünkü burada ihmal edilen şey sıradan bir ayrıntı değil, kişinin özgürlüğünü, lekelenmeme hakkını, adil yargılanma hakkını ve mahkemenin maddi gerçeğe ulaşma imkânını etkileyen bir unsurdur.</p>

<p>Bir soruşturma makamı delil topladığında dosyada görünür bir faaliyet oluşur. Fakat toplamadığı deliller görünmez kalır. Kolluk bir tutanak düzenlediğinde bu tutanak dosyada güçlü bir metne dönüşür. Fakat tutanağa alınmayan ayrıntılar, sorulmayan sorular ve gidilmeyen ihtimaller çoğu zaman tartışma dışı kalır. Mahkeme bir tanığı dinlediğinde o tanık beyanı dosyaya girer. Fakat dinlenmeyen tanığın ne söyleyebileceği çoğu zaman “varsayım” gibi görülür.</p>

<p>Bu noktada savunma, omission bias’ın doğurduğu en temel tehlikeyi görmelidir: <strong>Dosyada bulunmayan şey, sanki hiç var olmamış gibi kabul edilir.</strong> Oysa ceza muhakemesinde bulunmayan her şeyin neden bulunmadığı da tartışma konusudur.</p>

<p>Bir kamera kaydı gerçekten yok mudur, yoksa zamanında istenmediği için mi silinmiştir?<br />
Bir tanık gerçekten önemsiz midir, yoksa dinlenmediği için mi önemsiz görünmektedir?<br />
Bir bilirkişi incelemesi gerçekten gereksiz midir, yoksa yapılmadığı için mi dosya tek yönlü kalmıştır?<br />
Bir alternatif fail ihtimali gerçekten zayıf mıdır, yoksa hiç araştırılmadığı için mi zayıf görünmektedir?</p>

<p>Bu sorular, savunmanın omission bias karşısındaki temel çalışma alanını oluşturur. Çünkü ihmalin görünmezliği, çoğu zaman iddianın görünür gücünü artırır.</p>

<p><strong>III. Ceza Muhakemesinde Omission Bias’ın Beş Görünümü</strong></p>

<p><strong>1. Toplanmayan Delilin Yokluk Değil, İhmal Olarak Görülmemesi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri, toplanmayan delilin yok sayılmasıdır. Dosyada bir kamera kaydı yoksa, çoğu zaman sanki o kamera hiç olmamış gibi davranılır. HTS analizi yapılmamışsa, sanki bu analiz dosyaya katkı sunmayacakmış gibi kabul edilir. Parmak izi, DNA, dijital materyal veya baz verisi araştırılmamışsa, sanki bunlar zaten önemsizmiş gibi değerlendirme yapılabilir.</p>

<p>Oysa delilin dosyada bulunmaması ile delilin gerçekte mevcut olmaması aynı şey değildir. Delil, zamanında istenmediği için kaybolmuş olabilir. Gerekli teknik inceleme yapılmadığı için dosyaya girmemiş olabilir. Soruşturma makamı yalnızca iddiayı destekleyen delillere yoğunlaştığı için lehe ihtimaller dışarıda bırakılmış olabilir.</p>

<p>Bu noktada omission bias şöyle işler: Toplanmamış delil, dosyanın dışında kaldığı için zihinsel olarak da etkisizleşir. Mahkeme önüne gelen dosyada ne varsa onunla düşünür; olmayan delilin neden olmadığı üzerinde yeterince durmayabilir. Böylece soruşturma eksikliği, zamanla delil yokluğu gibi görünmeye başlar.</p>

<p>Bu savunma açısından çok tehlikelidir. Çünkü aleyhe deliller dosyada somut biçimde görünürken, lehe olabilecek fakat toplanmamış deliller soyut talep gibi algılanır. İddia makamının eksik araştırması, sanığın aleyhine delil zayıflığı olarak değil, savunmanın ispatlanmamış iddiası olarak görülebilir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada şu ayrımı ısrarla kurmalıdır:</p>

<p><strong>Delilin dosyada bulunmaması, o delilin önemsiz olduğunu değil; çoğu zaman araştırma faaliyetinin eksik kaldığını gösterir.</strong></p>

<p>Savunma, toplanmayan delili soyut biçimde istemekle yetinmemelidir. O delilin dosya içindeki işlevini, hangi ihtimali aydınlatacağını, mevcut kanaati nasıl test edeceğini ve yokluğunun neden sanık aleyhine sonuç doğurduğunu göstermelidir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Sayın Mahkeme, olay yerinde kamera bulunup bulunmadığı araştırılmamış; varsa görüntülerin muhafazası için zamanında işlem yapılmamıştır. Bu eksiklik, yalnızca dosyanın teknik bir boşluğu değildir. Çünkü iddia anlatısının olayın başlangıç anına ilişkin kısmı, yalnızca müşteki beyanına dayanmaktadır. Kamera kaydının toplanmamış olması, bu beyanın doğrulanma veya çürütülme imkânını ortadan kaldırmıştır. Bu ihmalin sanık aleyhine yorumlanması mümkün değildir.”</p>

<p>Bu ifade, toplanmayan delili görünür hale getirir. Savunma, “kamera kaydı yok” demekle kalmaz; “kamera kaydının yokluğu nasıl oluştu ve bu yokluk kimin aleyhine kullanılamaz?” sorusunu mahkemenin önüne koyar.</p>

<p><strong>2. Dinlenmeyen Tanığın Dosya Kanaatine Etkisinin Fark Edilmemesi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde tanık beyanları çoğu zaman dosyanın seyrini belirler. Ancak yalnızca dinlenen tanıklar değil, dinlenmeyen tanıklar da dosyanın kaderini etkiler. Çünkü bir tanığın dinlenmemesi, dosyadaki mevcut beyanların karşılıksız kalmasına neden olabilir.</p>

<p>Bir olayda yalnızca müşteki tarafın tanıkları dinlenmiş, sanık lehine bilgi verebilecek kişiler dinlenmemiş olabilir. Olay yerinde bulunan bağımsız kişiler araştırılmamış olabilir. Kolluk aşamasında ismi geçen fakat sonradan dosyaya çağrılmayan kişiler bulunabilir. Sanığın bildirdiği tanıklar “sonuca etkili olmayacağı” gerekçesiyle reddedilmiş olabilir.</p>

<p>Burada omission bias şöyle çalışır: Dinlenen tanığın beyanı dosyada somut bir metindir. Dinlenmeyen tanığın beyanı ise varsayımsal görünür. Mahkeme, dosyada mevcut olan beyanı daha gerçek, daha somut ve daha değerlendirilebilir kabul eder. Dinlenmeyen tanığın dosyaya ne katabileceği ise belirsiz görüldüğü için çoğu zaman önemsenmez.</p>

<p>Oysa bu yaklaşım, savunma hakkı bakımından ciddi bir sorun doğurur. Çünkü savunmanın tanığı dinlenmeden, mahkeme onun gerçekten önemsiz olup olmadığını bilemez. Bir tanığın beyanının hükme etkili olmayacağı, çoğu zaman ancak o tanık dinlendikten sonra anlaşılabilir. Önceden “sonuca etkili olmaz” demek, bazen savunmanın delil üretme hakkını zihinsel bir kestirmeyle sınırlamak anlamına gelir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada dinlenmeyen tanığı yalnızca “tanık listesi” olarak değil, dosyadaki eksik anlatı parçası olarak sunmalıdır. Savunma, tanığın hangi olay kesitini açıklayacağını, mevcut beyanlarla hangi noktada çelişki veya tamamlayıcılık kuracağını, neden dosyanın sonucuna etkili olabileceğini somutlaştırmalıdır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Tanık Ahmet’in dinlenmesi, savunmanın soyut bir talebi değildir. Bu tanık olayın yalnızca sonrasına değil, olaydan önce taraflar arasında geçen konuşmaya da vakıftır. Dosyada mevcut müşteki beyanı olayın başlangıç sebebini tek yönlü açıklamaktadır. Bu tanık dinlenmeden, olayın başlangıç bağlamı eksik kalacaktır.”</p>

<p>Bu tür bir müdahale, omission bias’ın etkisini azaltır. Çünkü dinlenmeyen tanık artık soyut bir isim değil, dosyanın eksik kalan sahnesini tamamlayacak bir unsur olarak görünür hale gelir.</p>

<p><strong>3. Araştırılmayan Alternatif Fail veya Alternatif Olay Örgüsünün Görünmez Kalması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde iddianame çoğu zaman belirli bir olay örgüsü kurar. Bu örgü içinde fail, mağdur, hareket, zaman, yer, kast ve sonuç belirli bir düzene yerleştirilir. Ancak bir olay örgüsünün kurulmuş olması, onun tek mümkün açıklama olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı dosyalarda alternatif fail ihtimali hiç araştırılmamış olabilir. Bazı dosyalarda olayın başka bir şekilde gerçekleşmiş olabileceği ihtimali göz ardı edilmiş olabilir. Bazı dosyalarda sanık aleyhine kurulan anlatı, diğer ihtimaller dışlandığı için değil, yalnızca onlar hiç araştırılmadığı için güçlü görünür.</p>

<p>Omission bias burada çok tehlikeli çalışır. Araştırılmayan alternatif ihtimal, zamanla gerçek dışı veya önemsiz gibi görünmeye başlar. Oysa alternatif ihtimalin zayıf olması ile hiç araştırılmamış olması aynı şey değildir. Araştırılmamış bir ihtimalin zayıf olduğu söylenemez; çünkü onun zayıflığı da ancak araştırmayla ortaya konulabilir.</p>

<p>Özellikle maddi delilin sınırlı olduğu, beyanların çelişkili olduğu, olay yerinin kalabalık olduğu, dijital izlerin eksik incelendiği veya suçun zaman aralığının belirsiz olduğu dosyalarda alternatif fail ve alternatif olay örgüsü ihtimalleri büyük önem taşır.</p>

<p>Savunmanın burada yapması gereken şey, “başkası yapmış olabilir” gibi soyut bir iddia ortaya atmak değildir. Bu, çoğu zaman mahkeme nezdinde zayıf kalır. Hibrit Kopuş Savunması, alternatif ihtimali dosyanın içinden üretmelidir. Yani mevcut delillerdeki boşlukları, çelişkileri, zaman uyumsuzluklarını, teknik eksiklikleri ve araştırılmayan kişileri göstererek alternatif ihtimali somutlaştırmalıdır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Savunma, soyut biçimde alternatif fail iddiasında bulunmamaktadır. Ancak dosyada olay saatinde aynı bölgede bulunduğu tespit edilen kişilerin araştırılmadığı, kamera güzergâhının tamamının incelenmediği ve müşteki beyanında geçen üçüncü kişinin kimliğinin belirlenmediği görülmektedir. Bu eksiklikler giderilmeden, isnadın sanık üzerinde kesinleştiği kabul edilemez.”</p>

<p>Bu cümle, alternatif fail ihtimalini spekülasyon olmaktan çıkarıp soruşturma eksikliği düzeyine taşır. Böylece yapılmayan araştırma görünür hale gelir.</p>

<p><strong>4. Lehe Delilin Tartışılmamasının Usul Hatası Değil, Dosya Tercihi Gibi Görülmesi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde lehe delillerin toplanması ve tartışılması, savunma hakkının merkezinde yer alır. Ancak uygulamada kimi zaman lehe deliller dosyanın kenarında kalır. İddianame aleyhe deliller etrafında kurulur; mütalaa bu çerçeveyi devam ettirir; mahkeme de kararında ağırlıklı olarak aleyhe unsurları tartışır. Lehe deliller ise ya hiç değerlendirilmez ya da genel ifadelerle geçiştirilir.</p>

<p>Omission bias burada şu şekilde işler: Lehe delilin tartışılmaması aktif bir hata gibi algılanmaz. Mahkeme, “dosyada mahkûmiyete yeterli delil var” diyerek lehe delillerin ayrıntılı tartışılmamasını önemsiz görebilir. Oysa ceza muhakemesinde mesele yalnızca aleyhe delillerin varlığı değildir. Lehe delillerin bu aleyhe delilleri nasıl zayıflattığı da tartışılmalıdır.</p>

<p>Bir sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilirken, savunmanın ileri sürdüğü lehe ihtimallerin neden kabul edilmediği açıklanmalıdır. Aksi halde gerekçe, yalnızca mahkûmiyeti destekleyen unsurların sıralandığı tek taraflı bir metne dönüşür. Bu da vicdani kanaatin gerçekten tüm dosya üzerinden mi, yoksa yalnızca seçilmiş deliller üzerinden mi kurulduğu sorusunu doğurur.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada lehe delilin sadece varlığını değil, tartışılmamasının yarattığı usulî sakatlığı vurgulamalıdır. Savunma, lehe delilin hükme etkisini görünür hale getirmeli ve mahkemeyi bu delile cevap vermeye zorlamalıdır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Savunma tarafından sunulan mesaj kayıtları, olayın tehdit olarak değil, karşılıklı tartışma bağlamında geliştiğini göstermektedir. Bu kayıtlar değerlendirilmeden yalnızca müşteki beyanına dayanılması, dosyadaki lehe delilin tartışma dışı bırakılması sonucunu doğuracaktır.”</p>

<p>Bu tür bir müdahale, mahkemenin lehe delili görmezden gelmesini zorlaştırır. Çünkü savunma, lehe delili hüküm açısından belirleyici bir tartışma noktasına dönüştürmüştür.</p>

<p><strong>5. Gerekçede Cevaplanmayan Savunmanın Hüküm Üzerindeki Etkisinin Silinmesi</strong></p>

<p>Omission bias’ın en ağır görünümlerinden biri gerekçeli kararda ortaya çıkar. Savunma yargılama boyunca çok sayıda argüman ileri sürebilir. Delil çelişkilerini gösterebilir, tanık beyanlarını tartışabilir, bilirkişi raporuna itiraz edebilir, hukuki vasıflandırmaya karşı çıkabilir, alternatif olay örgüsü sunabilir. Fakat mahkeme kararında bu argümanlara açıkça cevap verilmezse, savunmanın yargılama içindeki varlığı karar metninde silikleşir.</p>

<p>Bu durum, yalnızca yazım tekniği sorunu değildir. Çünkü gerekçe, hükmün denetlenebilirliğini sağlar. Mahkeme savunmanın temel itirazlarını neden reddettiğini açıklamadığında, hem taraflar kararın neden verildiğini anlayamaz hem de üst mahkeme sağlıklı denetim yapamaz.</p>

<p>Omission bias burada şöyle işler: Cevaplanmayan savunma argümanı, sanki önemsizmiş gibi görünür. Kararda yer almayan husus, kararın dışında kalır. Böylece savunmanın yargılama boyunca kurduğu itiraz hattı, hüküm metninde yok olur. Bu yokluk çoğu zaman mahkemenin aktif bir tercihi gibi değil, kararın doğal sadeleşmesi gibi algılanır.</p>

<p>Oysa bazı savunma argümanlarının cevaplanmaması, hükmün merkezini etkiler. Örneğin sanığın olay yerinde bulunmadığına ilişkin teknik veri tartışılmamışsa, kastın oluşmadığına dair savunma değerlendirilmemişse, hukuka aykırı delil itirazına cevap verilmemişse, alternatif fail ihtimali gerekçede dışlanmamışsa, kararın ikna ediciliği ve denetlenebilirliği zayıflar.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu nedenle yalnızca duruşma sırasında değil, hüküm sonrası aşamada da omission bias’a karşı çalışır. İstinaf ve temyiz dilekçelerinde savunmanın cevaplanmayan argümanları sistematik biçimde gösterilmelidir.</p>

<p>Şu tarz bir başlık kullanılabilir:</p>

<p><strong>“Mahkeme Kararında Cevaplanmayan Esaslı Savunma Noktaları”</strong></p>

<p>Altında her savunma argümanı ayrı ayrı gösterilebilir:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Kamera kaydının olay başlangıcını göstermediği itirazı cevaplanmamıştır.</li>
 <li>Tanık beyanları arasındaki çelişki tartışılmamıştır.</li>
 <li>Sanık lehine HTS verisinin isnatla bağdaşmadığı değerlendirilmemiştir.</li>
 <li>Hukuki vasıflandırmaya ilişkin savunma gerekçede karşılanmamıştır.</li>
 <li>Lehe delillerin neden hükme esas alınmadığı açıklanmamıştır.</li>
</ol>

<p>Bu yöntem, gerekçedeki ihmalin görünmez kalmasını engeller. Savunma, mahkemenin sustuğu noktaları üst yargı önünde yeniden konuşturur.</p>

<p><strong>IV. Dosyanın Sessiz Alanları: Savunmanın Asıl Çalışma Zemini</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde dosyanın sessiz alanları vardır. Bunlar ilk bakışta görülmez. Bazen klasörün arasında kaybolur, bazen tutanağa hiç girmez, bazen duruşmada sorulmaz, bazen mütalaada yok sayılır, bazen gerekçede cevaplanmaz. Fakat bu sessiz alanlar, dosyanın gerçek anlamını değiştirebilir.</p>

<p>Savunmanın en önemli görevlerinden biri bu sessiz alanları tespit etmektir. Çünkü iddia makamı çoğu zaman kendi anlatısını kuran delilleri görünür hale getirir. Savunma ise bu anlatının dışında bırakılanları, gölgede kalanları ve araştırılmayanları sahneye taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle savunma stratejisinde şu sorular mutlaka sorulmalıdır:</p>

<p>Dosyanın en güçlü görünen delili hangi eksiklik nedeniyle güçlü görünüyor?<br />
Hangi delil toplanmış olsaydı mevcut kanaat değişebilirdi?<br />
Hangi tanık dinlenmediği için tek taraflı anlatı oluştu?<br />
Hangi teknik inceleme yapılmadığı için iddia kolaylaştı?<br />
Hangi lehe husus mütalaada hiç karşılanmadı?<br />
Hangi savunma argümanı gerekçede suskunlukla geçiştirildi?</p>

<p>Bu sorular, savunmanın klasik delil tartışmasını aşan daha derin bir alana geçmesini sağlar. Çünkü savunma artık yalnızca dosyadaki metinlerle değil, dosyanın boşluklarıyla da çalışmaktadır.</p>

<p>Burada önemli bir nokta vardır: Savunma her eksikliği aynı yoğunlukta büyütmemelidir. Her yapılmayan işlem hükme etkili değildir. Her dinlenmeyen tanık dosyanın kaderini değiştirmez. Her toplanmayan delil mahkûmiyeti sakatlamaz. Bu nedenle Hibrit Kopuş Savunması, eksiklikleri stratejik öneme göre ayırmalıdır.</p>

<p>Üç tür eksiklik vardır:</p>

<p><strong>Birinci tür eksiklik:</strong> Dosyanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek esaslı eksiklikler.<br />
Örneğin olay yerindeki kamera kaydının alınmaması, alternatif fail ihtimalinin araştırılmaması, sanığın olay yerinde olmadığını gösterebilecek HTS verisinin incelenmemesi.</p>

<p><strong>İkinci tür eksiklik:</strong> Dosyanın bağlamını değiştirebilecek tamamlayıcı eksiklikler.<br />
Örneğin olay öncesi konuşmaların araştırılmaması, taraflar arasındaki önceki ilişkinin eksik bırakılması, tanıkların yalnızca olay sonrasına ilişkin dinlenmesi.</p>

<p><strong>Üçüncü tür eksiklik:</strong> Teknik veya usulî görünse de üst yargı denetimi bakımından önem taşıyan eksiklikler.<br />
Örneğin savunma taleplerinin gerekçesiz reddi, lehe delil taleplerinin tutanağa eksik geçirilmesi, delil tartışmasının sınırlanması.</p>

<p>Savunma bu ayrımı yaptığında, mahkeme nezdinde daha güçlü görünür. Çünkü her şeyi aynı anda ve aynı ağırlıkta söyleyen savunma, bazen asıl önemli noktayı zayıflatır. Hibrit Kopuş Savunması’nın gücü, eksikliği yalnızca bulmasında değil, onun stratejik ağırlığını doğru belirlemesindedir.</p>

<p><strong>V. Omission Bias Karşısında Hibrit Kopuş Savunmasının Müdahale Dereceleri</strong></p>

<p><strong>1. Birinci Derece: Eksikliği Nazikçe İşaretleme</strong></p>

<p>Bazı dosyalarda mahkeme delil toplamaya açıktır. Henüz kanaat sertleşmemiştir. Savunmanın talepleri dinlenmektedir. Böyle durumlarda savunma eksikliği çatışmacı bir dille değil, tamamlayıcı bir dille sunabilir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Sayın Mahkeme, dosyanın daha sağlıklı değerlendirilebilmesi için olay yerindeki kamera kayıtlarının araştırılmasını talep ediyoruz.”</p>

<p>Bu dil uyumludur. Mahkemeyi suçlamaz. Eksikliği “adil ve tam değerlendirme” ihtiyacı üzerinden kurar. Birinci derece savunma özellikle yargılamanın erken aşamalarında işlevseldir.</p>

<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Nazik dil, belirsiz dil olmamalıdır. Savunma talebinin neye hizmet ettiği açıkça gösterilmelidir. “Tanıklarımız dinlensin” demek yerine, “tanık şu hususu açıklayacaktır” denmelidir. “Kamera kayıtları istensin” demek yerine, “kamera kaydı olayın başlangıç anını gösterecektir” denmelidir.</p>

<p><strong>2. İkinci Derece: Eksikliği Tutanaklaştırma</strong></p>

<p>Mahkeme savunmanın delil talebini geçiştiriyor, eksikliği önemsiz görüyor veya talebi gerekçesiz reddediyorsa, savunma ikinci dereceye geçmelidir. Bu aşamada amaç, eksikliği duruşma tutanağına açık ve denetlenebilir biçimde geçirmektir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Savunma olarak, olay yerindeki kamera kayıtlarının celbini talep ettiğimizi; bu kayıtların olayın başlangıç anını ve tarafların konumunu gösterebilecek nitelikte olduğunu; talebimizin reddi halinde bunun savunma hakkı bakımından eksiklik oluşturacağına ilişkin beyanımızın zapta geçirilmesini talep ederiz.”</p>

<p>Bu cümle, omission bias’a karşı çok değerlidir. Çünkü yapılmayan işlemi görünür hale getirir. Artık eksiklik yalnızca dosyanın dışında kalan bir boşluk değildir; tutanakta kayda bağlanmış bir savunma meselesidir.</p>

<p>Tutanaklaştırma, Hibrit Kopuş Savunması’nın en önemli mikro müdahale araçlarından biridir. Çünkü ceza muhakemesinde birçok ihmal, tutanağa girmediği için üst yargı önünde görünmez hale gelir. Savunma, ihmali görünür kılmak istiyorsa önce kayıt altına almalıdır.</p>

<p><strong>3. Üçüncü Derece: Delil Tartışmasını Zorunlu Kılma</strong></p>

<p>Bazı durumlarda eksiklik yalnızca talep düzeyinde bırakılmamalıdır. Savunma, mahkemeyi delil tartışmasına zorlamalıdır. Özellikle aleyhe delil güçlü görünüyorsa ve lehe delil toplanmamışsa, savunma bu dengesizliği açıkça tartışmalıdır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Bu dosyada müşteki beyanı mahkûmiyet için merkezî delil olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu beyanı test edebilecek kamera kaydı araştırılmamış, olay yerinde bulunan bağımsız tanıklar dinlenmemiş ve teknik veriler dosyaya getirtilmemiştir. Test edilmemiş bir beyanın, araştırılmamış lehe ihtimaller aleyhine kesin delil gibi kabul edilmesi mümkün değildir.”</p>

<p>Bu artık daha açık bir müdahaledir. Savunma, sadece eksik delil istememekte; mevcut delilin neden bu eksiklikler nedeniyle zayıf olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Üçüncü derece müdahale, özellikle mahkemenin dosyada mevcut aleyhe delile aşırı ağırlık verdiği durumlarda kullanılmalıdır. Çünkü omission bias çoğu zaman aleyhe delilin olduğundan güçlü görünmesine neden olur. Savunma bu görünürlüğü dengelemek zorundadır.</p>

<p><strong>4. Dördüncü Derece: Adil Yargılanma ve Silahların Eşitliği İtirazı</strong></p>

<p>Eğer mahkeme savunmanın esaslı delil taleplerini sürekli reddediyor, lehe delilleri tartışmıyor, gerekçe göstermiyor veya savunmanın dosyayı dengeleme imkânını fiilen sınırlıyorsa, mesele artık basit delil eksikliği olmaktan çıkar. Adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği sorunu haline gelir.</p>

<p>Bu aşamada savunma daha net bir normatif çerçeve kurmalıdır:</p>

<p>“Savunmanın olayın aydınlatılması bakımından zorunlu gördüğü delil taleplerinin gerekçesiz reddedilmesi, yargılamanın yalnızca iddia makamı tarafından görünür kılınan deliller üzerinden yürütülmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu durum silahların eşitliği ve etkili savunma hakkı bakımından ciddi sakınca yaratmaktadır.”</p>

<p>Bu ifade, eksikliği bireysel bir talep olmaktan çıkarır; yargılamanın adilliği sorununa dönüştürür. Dördüncü derece kopuşun amacı mahkemeyle kavga etmek değil, yargılamanın normatif sınırlarını hatırlatmaktır.</p>

<p>Bu aşamada savunma özellikle şu hususları tutanağa geçirmelidir:</p>

<p>Delil talebinin konusu,<br />
Delilin hangi vakıayı aydınlatacağı,<br />
Talebin neden esaslı olduğu,<br />
Reddin hangi savunma hakkı sonucunu doğurduğu,<br />
Bu hususun üst yargı denetimine taşınacağı.</p>

<p>Böylece ihmal görünmez kalmaz. Savunma, yapılmayan işlemi yargılamanın meşruiyet sorununa bağlar.</p>

<p><strong>5. Beşinci Derece: Sistematik Eksiklik Üzerinden Meşruiyet Tartışması</strong></p>

<p>Bazı dosyalarda omission bias münferit bir eksiklik olarak değil, yargılamanın bütününe yayılan sistematik bir sorun olarak karşımıza çıkar. Soruşturma yalnızca aleyhe delilleri toplamış olabilir. Lehe delil talepleri sürekli reddedilmiş olabilir. Tanık dinletme hakkı fiilen sınırlanmış olabilir. Teknik incelemeler yapılmamış olabilir. Mahkeme kararında savunmanın temel argümanları cevaplanmamış olabilir.</p>

<p>Bu durumda savunma, artık tek tek eksiklikleri değil, yargılamanın genel yapısını tartışmaya açmalıdır. Çünkü sorun yalnızca “şu delil eksik” değildir; sorun, yargılamanın iddia merkezli, tek yönlü ve savunmayı etkisizleştiren bir yapıya dönüşmesidir.</p>

<p>Beşinci derece müdahale dikkatli kullanılmalıdır. Her eksiklik sistem kırılması değildir. Fakat eksiklikler bir araya gelerek savunmanın etkili katılımını ortadan kaldırıyorsa, savunma bunu açıkça ortaya koymalıdır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Bu yargılama sürecinde savunmanın bildirdiği esaslı deliller toplanmamış, lehe tanıklar dinlenmemiş, teknik inceleme talepleri karşılanmamış ve mevcut aleyhe delillerin güvenilirliğini test edecek imkânlar sağlanmamıştır. Bu haliyle yargılama, maddi gerçeği tüm yönleriyle araştıran bir süreç olmaktan uzaklaşmış; iddia makamı tarafından kurulan anlatının doğrulanması biçimine dönüşmüştür.”</p>

<p>Bu sert bir ifadedir. Ama bazı dosyalarda gerekli olabilir. Hibrit Kopuş Savunması’nın beşinci derecesi, yargılamanın artık olağan savunma araçlarıyla dengelenemediği durumlarda devreye girer.</p>

<p><strong>VI. Omission Bias’a Karşı Savunmanın Kullanabileceği Hazır Müdahale Cümleleri</strong></p>

<p>Savunma pratiği bakımından aşağıdaki cümleler, omission bias’a karşı kullanılabilecek stratejik kalıplar olarak değerlendirilebilir:</p>

<p>“Dosyada bu delilin bulunmaması, delilin önemsiz olduğunu değil, araştırma faaliyetinin eksik kaldığını göstermektedir.”</p>

<p>“Toplanmayan delilin yokluğu, sanık aleyhine yorumlanamaz.”</p>

<p>“Savunmanın talep ettiği delil, soyut bir araştırma talebi değil, iddia anlatısını test edecek esaslı bir delildir.”</p>

<p>“Dinlenmeyen tanığın beyanının sonuca etkili olmayacağı, tanık dinlenmeden peşinen kabul edilemez.”</p>

<p>“Bu dosyada mevcut aleyhe delil, araştırılmayan lehe ihtimaller nedeniyle olduğundan daha güçlü görünmektedir.”</p>

<p>“Alternatif fail ihtimali soyut bir varsayım olarak değil, dosyada araştırılmamış somut boşluklar üzerinden ileri sürülmektedir.”</p>

<p>“Lehe deliller tartışılmadan yalnızca aleyhe delillerin sıralanması, vicdani kanaatin bütün dosya üzerinden değil, seçilmiş deliller üzerinden kurulduğu izlenimini doğuracaktır.”</p>

<p>“Savunmanın esaslı itirazlarına gerekçeli kararda cevap verilmemesi, hükmün denetlenebilirliğini zayıflatmaktadır.”</p>

<p>“Dosyanın ne içerdiği kadar, neyi dışarıda bıraktığı da yargısal kanaat bakımından önemlidir.”</p>

<p>“Savunmanın talebi, eksik bırakılan ihtimalin yargılamanın konusu haline getirilmesidir.”</p>

<p>Bu cümlelerin ortak yönü şudur: Yapılmayan işlemi görünür kılar. İhmali sessiz bir boşluk olmaktan çıkarıp, hukuki tartışmanın merkezine taşır.</p>

<p><strong>VII. Sonuç: Savunma, Dosyanın Sustuklarını Konuşturma Sanatıdır</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde omission bias, yapılmayanın görünmezliği sorunudur. Toplanmayan delil, dinlenmeyen tanık, araştırılmayan ihtimal, tartışılmayan lehe unsur ve cevaplanmayan savunma argümanı; çoğu zaman yargılamanın kenarında kalır. Fakat bu kenarda kalış, masum değildir. Çünkü dosya yalnızca içerdiği delillerle değil, dışarıda bıraktığı ihtimallerle de kanaat üretir.</p>

<p>Bu nedenle savunmanın görevi yalnızca dosyadaki aleyhe delillere cevap vermek değildir. Savunma, dosyanın sessiz alanlarını açığa çıkarmalıdır. Hangi delilin toplanmadığını, hangi tanığın dinlenmediğini, hangi ihtimalin araştırılmadığını, hangi lehe argümanın tartışılmadığını ve hangi savunma noktasının gerekçede cevapsız bırakıldığını göstermelidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu bağlamda savunmayı aktif bir görünürleştirme faaliyeti olarak kurar. Savunma, ihmal edileni sahneye taşır. Dosyanın sustuklarını konuşturur. Yok sayılan ihtimalleri hukuki tartışmanın konusu haline getirir. Böylece yargılamayı yalnızca mevcut delillerin okunması olmaktan çıkarıp, mevcut olmayan ama araştırılması gereken delillerin de sorgulandığı gerçek bir muhakeme alanına dönüştürür.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bazen en belirleyici delil dosyada bulunan değil, dosyada neden bulunmadığı açıklanamayan delildir. Bazen en önemli tanık dinlenen değil, neden dinlenmediği gerekçelendirilemeyen tanıktır. Bazen hükmün en zayıf noktası, yazılan gerekçede değil, cevaplanmayan savunma argümanındadır.</p>

<p>Bu nedenle omission bias karşısında savunmanın temel cümlesi şudur:</p>

<p><strong>Dosyanın sessizliği, hakikatin yokluğu değil; çoğu zaman araştırmanın eksikliğidir.</strong></p>

<p>Ve Hibrit Kopuş Savunması’nın bu alandaki en güçlü ilkesi şöyle formüle edilebilir:</p>

<p><strong>Savunma, yalnızca dosyada görünenle mücadele etmez; dosyada görünmez bırakılanı da yargılamanın merkezine taşır.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-omission-bias-yapilmayanin-gorunmezligi-ve-savunmanin-ihmal-edileni-sahneye-tasima-gorevi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/terazi/themis-kitap-efkm.jpg" type="image/jpeg" length="19855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞYERİNDE KENDİSİNE TALİMAT VEREN BAŞKA BİR YÖNETİCİNİN BULUNMADIĞI BANKA MÜDÜRÜNÜN FAZLA ÇALIŞMA ALACAĞI TALEBİNİN REDDİ GEREKMEKTE OLUP BU DURUMDA KARŞI TARAF LEHİNE VEKÂLET ÜCRETİNE HÜKMEDİLECEKTİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kendisine-talimat-veren-baska-bir-yoneticinin-bulunmadigi-banka-mudurunun-fazla</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kendisine-talimat-veren-baska-bir-yoneticinin-bulunmadigi-banka-mudurunun-fazla" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Somut uyuşmazlıkta; davacıların işyerinde banka müdürü olarak çalıştıkları ve aynı yerde davacılara talimat veren başka bir yöneticinin de bulunmadığı sabittir. Mahkemelerce fazla çalışma alacaklarının reddi yerinde ise de bu sonuç, içtihat değişikliğinden kaynaklanmamaktadır. Hâl böyle olunca ispat edilemeyen fazla çalışma alacağının reddi hâlinde, davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği açıktır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/7997</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/8076</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 20.10.2025</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİ TALEBİ</strong></p>

<p><strong>VEKÂLET ÜCRETİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Somut uyuşmazlıkta; davacıların işyerinde banka müdürü olarak çalıştıkları ve aynı yerde davacılara talimat veren başka bir yöneticinin de bulunmadığı sabittir. Mahkemelerce fazla çalışma alacaklarının reddi yerinde ise de bu sonuç, içtihat değişikliğinden kaynaklanmamaktadır. Hâl böyle olunca ispat edilemeyen fazla çalışma alacağının reddi hâlinde, davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği açıktır.</p>

<p><strong>I. BAŞVURU</strong></p>

<p>Başvurucu vekili dilekçesinde; Yargıtay 9. Hukuk Dairesince Eylül 2020 tarihi itibarıyla işçilik alacakları ile ilgili olarak köklü içtihat değişikliğine gidildiğini, işyerinde şube müdürü olarak çalışan işçilerin fazla çalışma alacağı talebiyle açtıkları davalarda içtihat değişikliği nedeniyle ret kararları verilip davalı lehine vekâlet ücretine hükmedildiğini, davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu bu konuda ... Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 07.05.2025 tarihli ve 2023/743 Esas, 2025/968 Karar sayılı kararında; davacının fazla çalışma alacağı reddedilmesine rağmen davalı lehine vekâlet ücretine hükmedildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 62. Hukuk Dairesinin 05.03.2025 tarihli ve 2024/1987 Esas, 2025/190 Karar sayılı dosyasında da fazla çalışma alacağının reddine karar verildiği, davalı lehine verilen vekâlet ücretinin ise 08.05.2025 tarihli tavzih kararı ile kaldırıldığını, her iki Daire kararı arasında uyuşmazlık bulunduğunu belirterek uyuşmazlığın giderilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI</strong></p>

<p>... Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 19.09.2025 tarihli ve 2025/24 Esas, 2025/24 Karar sayılı kararı ile; uyuşmazlığın giderilmesi talebinin kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 07.05.2025 tarihli ve 2023/743 Esas, 2025/968 Karar sayılı dosyası ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 62. Hukuk Dairesinin 05.03.2025 tarihli ve 2024/1987 Esas, 2025/190 Karar sayılı kararları arasında uyuşmazlık bulunduğu, uyuşmazlığın ... Bölge Adliyesi Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği yönündeki kararı benimsenerek giderilmesi için 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un (5235 sayılı Kanun) 35/3.maddesi uyarınca Yargıtay 9. Hukuk Dairesine başvurulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR</strong></p>

<p>A. ... Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 07.05.2025 Tarihli ve 2023/7 43... /968 Karar Sayılı Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararları ile; davacının davalı işyerinde 10.04.2006 tarihinden itibaren şube müdürü olarak çalıştığı, son olarak ... Şubesi müdürü olarak görev yaptığı, bu sebeple bulunduğu yerde en üst düzey yönetici sıfatıyla çalıştığının ve yetki alanı gereğince çalışma düzenini kendisinin belirleyebilecek konumda olduğunun anlaşılmasına göre davacının fazla çalışma ücreti talebinin reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde verilen kabul kararının hatalı olduğu gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmış ve davalı lehine reddedilen alacaktan dolayı vekâlet ücreti takdir edilerek yeniden hüküm kurmak suretiyle davanın kısmen kabulüne kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından tavzih talebinde bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ek karar ile gerekçeli kararının tashihini ve tavzihini gerektirir aykırılık veya maddi hatta bulunmadığı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Bölge Adliye Mahkemesi ilâmları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin kararı öncesinde de Yargıtay ve ilk derece mahkemelerinde şube müdürlerinin fazla çalışma alacağı talebiyle açılan davaların kabulü ve reddine dair kararların bulunduğu, davacının bulunduğu yerde en üst düzey yönetici sıfatıyla çalışmış olduğu, yetki alanı gereğince çalışma düzenini kendisi belirleyebilecek konumda bulunduğu, fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği, fazla çalışma ücreti alacağı talebinin reddinden kaynaklı davacı aleyhine vekâlet ücreti takdir edilmesinde aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle talep reddedilmiştir.</p>

<p>B. ... Bölge Adliye Mahkemesi 62. Hukuk Dairesinin 03.05.20 25... /19 87... /190 Karar Sayılı Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararları ile; davacının davalı bankada şube müdürü olduğu, Bu konuda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Bölge Adliye Mahkemesi Kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemine dair 2023/6171 Esas, 2023/4908 Karar sayılı ilâmı dikkate alındığında, davacının zamanaşımına rastlamayan dönemde davalı Bankada şube müdürü olarak görev yapması sebebiyle bulunduğu yerde en üst düzey yönetici sıfatıyla çalışmış olduğu, yetki alanı gereğince çalışma düzenini kendisinin belirleyebilecek konumda olduğu, fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusu kabul edilmiş, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilerek davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından tavzih talep edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının kurulan hükmün tamamlanmasına ilişkin talebi Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Bölge Adliye Mahkemesi ilâmları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemine dair 2023/6171 Esas, 2023/4908 Karar sayılı ilâmı doğrultusunda yerinde bulunmasa da; somut davada fazla çalışma ücreti yönünden verilen kararın aynı zamanda Yargıtay ve Dairenin değişen uygulamasından kaynaklandığı, bu nedenle kararının (7) numaralı bendindeki davalı lehine hükmedilen 30.000,00 TL'nin kaldırılması gerektiği, dava açıldığı tarihte Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemine dair 2023/6171 Esas, 2023/4908 Karar sayılı ilâmı henüz ortada bulunmadığından davalı lehine vekâlet ücretine hükmolunmayacağı gerekçeleriyle davalı lehine hükmedilen vekâlet ücreti kaldırılarak tavzih talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, işyerinde üst düzey yönetici olarak çalışan işçinin fazla çalışma alacağı konusunda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin içtihat değişikliğinin bulunup bulunmadığı ve talebin reddi nedeniyle davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği konularındadır.</p>

<p>1.Uyuşmazlığın esasına yönelik değerlendirmeden önce, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesine dayanan taleplerle ilgili olarak dosyanın ilgili Daireye gönderilmesine karar verdiği sırada, uyuşmazlığın hangi daire görüşü doğrultusunda veya ne şekilde giderilmesi gerektiğine yönelik görüş bildirip bildiremeyeceği ele alınmalıdır. İlgili hükümde, uyuşmazlığın giderilmesinin gerekçeli olarak istenmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun kendi aralarında toplanacakları ve kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini isteyecekleri düzenlenmiştir. Kanun'daki "kendi görüşleri" ifadesinden anlaşılması gereken husus, Başkanlar Kurulunun Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasında uyuşmazlık bulunup bulunmadığı yönündeki görüşüdür. Uyuşmazlığın giderilmesinin gerekip gerekmediği veya hângi daire kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiği yönündeki karar, Yargıtay ilgili hukuk dairesince verilir. Keza ilgili daire uyuşmazlığı mutlaka uyuşmazlık konusu daire kararları çerçevesinde ele alıp gidermek zorunda değildir. Gerektiği takdirde uyuşmazlığın, bölge adliye mahkemesi kararlarında belirtilen gerekçelerden farklı gerekçe ile de giderebilir. Başkanlar Kurulunun uyuşmazlığın hangi bölge adliye mahkemesinin kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiği konusunda bir görüş ortaya koyması, ilgili yasal düzenlemeye aykırı olduğu gibi yargısal bir faaliyette bulunulması anlamına geleceğinden yerinde de değildir. Somut olayda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunca daire kararları arasında uyuşmazlık bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile yetinilmesi gerekirken, uyuşmazlığın hangi daire görüşü doğrultusunda giderilmesi gerektiğinin belirtilmesi isabetsiz olup eleştirilmiştir.</p>

<p>2.Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin başvurunun dayanağı özetle üst düzey yöneticilerin fazla çalışma ücretleri konusunda içtihat değişikliği olup olmadığı, içtihat değişikliği mevcut ise önceki içtihada güvenerek dava açanlar aleyhine vekâlet ücretine hükmedilip hükmedilmeyeceği noktasındadır. Bu çerçevede öncelikle değerlendirilmesi gereken husus, başvuru konusu dosyalar bakımından içtihat değişikliği bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>Dairemizin yerleşik uygulamasına göre işyerinde üst düzey yönetici konumda çalışan işçi, görev ve sorumluluklarının gerektirdiği ücretinin ödenmesi durumunda, ayrıca fazla çalışma ücretine hak kazanamaz. Bununla birlikte üst düzey yönetici konumunda olan işçiye aynı yerde görev ve talimat veren bir başka yönetici ya da şirket ortağı bulunması hâlinde, işçinin çalışma gün ve saatlerini kendisinin belirlediğinden söz edilemeyeceğinden, yasal sınırlamaları aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti talep hakkı doğar. Üst düzey yönetici bakımından şirketin yöneticisi veya yönetim kurulu üyesi tarafından fazla çalışma yapması yönünde bir talimatın verilip verilmediğinin de araştırılması gerekir. İşyerinde yüksek ücret alarak görev yapan üst düzey yöneticiye işveren tarafından fazla çalışma yapması yönünde açık bir talimat verilmemişse, görevinin gereği gibi yerine getirilmesi noktasında kendisinin belirlediği çalışma saatleri sebebiyle fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu noktada belirtmek gerekir ki belirli bir ünvanda çalışan kişinin sırf bu ünvan nedeniyle peşinen üst düzey yönetici olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bunun için her somut olay bakımından yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre ayrı ayrı değerlendirme yapılarak sonuca gidilmelidir.</p>

<p>Daha önce Dairemizin 04.04.2023 tarihli ve 2023/6171 Esas, 2023/4908 Karar sayılı ilâmı ile ... Bölge Adliye Mahkemelerinin ilgili Daireleri arasındaki uyuşmazlığın "...Dosya içeriklerine göre davacıların davalı Bankalarda şube müdürü olarak görev yapmaları sebebiyle bulunduğu yerde en üst düzey yönetici sıfatıyla çalışmış oldukları, yetki alanı gereğince çalışma düzenlerini kendilerinin belirleyebilecek konumda oldukları anlaşılmakla; fazla çalışma ücreti talep edemeyeceklerinin kabulü gerekmektedir." şeklindeki gerekçeyle "davacının üst düzey yönetici olması nedeniyle fazla çalışma alacağına hak kazanamayacağı yönündeki ... Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesinin 15.09.2022 tarihli ve 2019/549 Esas, 2022/1372 Karar sayılı kararı doğrultusunda giderilmesine," karar verilmiştir. Somut uyuşmazlığa özgü olan söz konusu karar, Dairemizin üst düzey yöneticilerin fazla çalışma ücreti talep edemeyecekleri yönündeki yerleşik uygulamasına uygun olup bir içtihat değişikliği şeklinde de değerlendirilemez.</p>

<p>Bu açıklamalara göre başvuru konusu kararlar değerlendirildiğinde; somut uyuşmazlıkta; davacıların işyerinde banka müdürü olarak çalıştıkları ve aynı yerde davacılara talimat veren başka bir yöneticinin de bulunmadığı sabittir. Mahkemelerce fazla çalışma alacaklarının reddi yerinde ise de bu sonuç, içtihat değişikliğinden kaynaklanmamaktadır. Hâl böyle olunca ispat edilemeyen fazla çalışma alacağının reddi hâlinde, davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği açıktır.</p>

<p>Dairemizce ... Bölge Adliye Mahkemesinin farklı dairelerinin kararları arasındaki uyuşmazlığın, ... Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 07.05.2025 tarihli ve 2023/743 Esas, 2025/968 Karar sayılı ilâmı doğrultusunda giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>1. ... Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu tarafından iletilen işyerinde üst düzey yönetici olarak görev yapan işçilerin fazla çalışma alacağının reddi hâlinde davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği yönündeki uyuşmazlığın; ... Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 07.05.2025 tarihli ve 2023/743 Esas, 2025/968 Karar sayılı ilâmı doğrultusunda giderilmesine;</p>

<p>2. Dosyanın ... Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,</p>

<p>3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,</p>

<p>20.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kendisine-talimat-veren-baska-bir-yoneticinin-bulunmadigi-banka-mudurunun-fazla</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitadyayd1.jpg" type="image/jpeg" length="67110"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Emlak satışında yeni dönem! Tapuda elden ödeme dönemi bitti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/emlak-satisinda-yeni-donem-tapuda-elden-odeme-donemi-bitti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/emlak-satisinda-yeni-donem-tapuda-elden-odeme-donemi-bitti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resmi Gazete'de yayımlanan düzenlemeye göre, taşınmaz alım satımında ödemelerin bankalar ve yetkili finans kuruluşları aracılığıyla oluşturulan "ödeme sistemi" üzerinden yapılması zorunlu hale getirildi. Bu sistemin kullanımı 1 Temmuz 2026 tarihine kadar zorunlu değil. Ancak bu tarihten sonra zorunlu hale gelecek. Bakanlığın ise bu tarihi üç aya kadar uzatma yetkisi bulunuyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hazine Bakanlığı tarafından hazırlanan "Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlandı. Yönetmelikleri birlikte gayrimenkul ticaretinde ilişkin kurallarda düzenleme yapıldı.</p>

<p>Düzenlemeye göre, emlak alım-satım işlemlerine ödemenin bir kısmı ya da tamamı bankalar ve Bankacılık Kanunu kapsamında faaliyet gösteren finansal kuruluşlar tarafından oluşturulan "ödeme sistemi" üzerinden yapılacak.</p>

<p>Düzenlemeye göre, taşınmaz satış bedelinin bir kısmının veya tamamının bankalar ya da finansman ve tasarruf finansman şirketleri tarafından kredilendirilmesi halinde, kredi tutarı dışındaki geri kalan ödeme bu sistem üzerinden yapılacak.</p>

<p><strong>HİZMET BEDELİ ALINACAK</strong></p>

<p>Bu kapsamda, satış işlemlerinde krediyle karşılanmayan tutarların güvenli ve kayıtlı bir şekilde aktarılması zorunlu hale getirilecek.</p>

<p>Ayrıca bu sistemi kullananlardan bir hizmet bedeli alınacak ve bu bedel satıcıya aktarılan tutardan düşülecek.</p>

<p>Bakanlığın açıkladığı yönetmelikle, söz konusu ödeme sisteminin usul ve esasları ile birlikte bu sürecin takibi ve teknik sorunların çözümü Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından belirleneceği ifade edildi.</p>

<p>Düzenlemeyle işletme adresi, ticaret unvanı veya faaliyet konusuna ilişkin değişikliklerin belirli süreler içinde bildirilmesi zorunlu hale getirilirken, değişikliklerde yetki belgesinin de yenilenmesinin gerekli olacağı belirtildi.</p>

<p>Bu sistemin kullanımı 1 Temmuz 2026 tarihine kadar zorunlu değil. Ancak bu tarihten sonra zorunlu hale gelecek. Bakanlığın ise bu tarihi üç aya kadar uzatma yetkisi bulunuyor.</p>

<p>Bu yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girecek ve hükümlerini Ticaret Bakanı yürütecek.</p>

<p>---</p>

<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TAŞINMAZ TİCARETİ HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>5/6/2018 tarihli ve 30442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “verilmesi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “tadili,” ibaresi ve “yükümlülükleri,” ibaresinden sonra gelmek üzere “ödeme sisteminin kurulması, işletilmesi ve taşınmaz satışında ödeme sisteminin gerçek ve tüzel kişiler tarafından kullanılmasına ilişkin usul ve esasları,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “verilir,” ibaresinden sonra gelmek üzere “tadil edilir,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıda şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Yetki belgesinin tadili ve yenilenmesi</p>

<p>MADDE 8- (1) Yetki belgesi, ticaret ünvanı veya işletme adı değişikliği hariç olmak üzere, içeriğindeki bilgilerden herhangi birinde değişiklik olması durumunda tadil edilir. Ticaret ünvanı veya işletme adının değişmesi durumunda yetki belgesi yenilenir.</p>

<p>(2) Tadil ve yenileme başvurusu, değişikliğin gerçekleştiği tarihten itibaren on gün içinde Bilgi Sistemi üzerinden yapılır ve il müdürlüğünce başvuru tarihinden itibaren on gün içinde sonuçlandırılır.</p>

<p>(3) İşletme adresinin değişmesi nedeniyle yetki belgesinin tadili veya ticaret ünvanının veya işletme adının değişmesi nedeniyle yetki belgesinin yenilenmesi durumunda, yetki belgesinin tadil edildiği veya yenilendiği tarihten itibaren on gün içinde, o işletmenin sözleşmeli işletmelerinin yetki belgeleri de herhangi bir başvuruya gerek olmaksızın tadil edilir veya yenilenir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “içinde” ibarelerinden sonra gelmek üzere “tadil veya” ibareleri eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Ödeme sistemi</p>

<p>EK MADDE 1- (1) İşletmelerin ve diğer gerçek veya tüzel kişilerin taşınmaz satışlarında ödemenin bir kısmının veya tamamının nakit, havale, elektronik fon transferi veya Bakanlıkça belirlenen diğer ödeme yöntemleriyle yapılması halinde taşınmaz satış bedeli, taşınmaz mülkiyeti ile satış bedelinin eş zamanlı el değiştirmesini sağlayacak şekilde oluşturulan ödeme sistemi üzerinden ödenir.</p>

<p>(2) Taşınmaz satış bedelinin bir kısmının veya tamamının 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununda tanımlanan banka veya 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanununda tanımlanan finansman ve tasarruf finansman şirketleri tarafından kredilendirilmesi halinde kredi tutarı haricindeki ödemeler için ödeme sistemi kullanılır.</p>

<p>(3) Ödeme sistemi üzerinden yapılan her işlemde kullanım bedeli alınır. Kullanım bedeli satıcıya aktarılan taşınmaz satış bedelinden mahsup edilir.</p>

<p>(4) Ödeme sistemine ilişkin her türlü iş ve işlemin takibi, teknik sorunların tespiti ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi amacıyla Bakanlık ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ilgili birim temsilcilerinden oluşan bir komisyon oluşturulur.</p>

<p>(5) Ödeme sisteminin kurulmasına ve işletilmesine, sisteme dahil olmayacak taşınmaz satışlarına, verilen hizmetler karşılığında alınacak kullanım bedeli ile bu bedelin paylaşımına ve dördüncü fıkrada belirtilen komisyonun kuruluşuna, çalışmasına, görev ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esaslar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlık tarafından belirlenir ve Bakanlığın resmî internet sayfasında duyurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(10) 1/7/2026 tarihine kadar yapılacak taşınmaz satışlarında ek 1 inci maddede belirtilen ödeme sisteminin kullanılması zorunlu değildir. Bakanlık bu tarihi üç aya kadar uzatmaya yetkilidir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/emlak-satisinda-yeni-donem-tapuda-elden-odeme-donemi-bitti</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/tapu-anahtarkapak-100718.jpg" type="image/jpeg" length="41409"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM, bireysel başvuruda 'yapay zeka'yı devreye alıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-bireysel-basvuruda-yapay-zekayi-devreye-aliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-bireysel-basvuruda-yapay-zekayi-devreye-aliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, hâkim ve savcılara, “Cesur, doğru olun. Hâkim ve savcıların üzerinde kul hakkı olmamalıdır” uyarısında bulunurken “Eylül itibarıyla bireysel başvuru formlarının okunması, özetlenmesi ve kategorize edilmesi aşamasında yapay zekâyı devreye almayı hedefliyoruz” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa Mahkemesi 64. Kuruluş Yıldönümü ve Ant İçme Töreni’ne katıldı. Törende yeni üye Şaban Kazdal yemin ederken cübbesi AYM Başkanı Kadir Özkaya tarafından giydirildi. Özkaya, törende yaptığı konuşmada özetle şöyle dedi.</p>

<p><strong>ADALETLİ OLMAK ÖMRÜ UZATIR</strong></p>

<p>“AYM, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan ve hukukun üstünlüğünü somutlaştıran bir teminat makamıdır. Bir insan uzun ömürlü olmak isterse adaletli olsun. Devletlerde de durum aynıdır. Adaletli olmak ömrü uzatır. Hâkim ve savcılar daima cesur olmalıdırlar, doğru olmalıdırlar. Hiçbir zaman beklenti ve kaygılarının etkisiyle doğruluktan sapmamalıdırlar. Oturdukları makamda daima doğru karar vermek için oturduklarını unutmamalıdırlar. Bunun asli görevleri olduğunu hiç hatırdan çıkarmamalıdırlar. Tanıklarla, avukatlarla ya da görev gereği diyalog kurdukları kişilerle ilişkilerinde sabırlı, nazik ve vakur olmalıdırlar. İşyükü ve zaman baskısı ya da başka bir nedenle yargılama süreçlerinde usul hatası yapmamalıdırlar. Hiçbir zaman bulanık bir mantıkla hareket etmemelidirler. Asla akılcılıktan uzak bir muhakeme yürütme yöntemi kullanmamalıdırlar. Adaletin tesisinde hamasete, husumete, kindarlığa, kayırmacılığa ve hatta duygusallığa yer olmadığını asla unutmamalıdırlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KUL HAKKI İBADETLE AFFOLMAZ</strong></p>

<p>Kul hakkı ile Allah’ın huzuruna gitmekten daha korkunç bir şey olmadığını hiç hatırdan çıkarmamalıdırlar. Kimseyi aldatmamalı, kimseye de aldanmamalıdırlar. Bu bağlamda hâkim ve savcılar gösterişten, riyadan, haramdan, yalandan şiddetle kaçınmalıdırlar. Üzerlerinde kul hakkı olmamalıdır. Kul hakkı çok önemlidir, ibadetle affolmaz. Dolayısıyla bir gram helalin yıllarca peşinden koşmalı, meccanen bir ton haram gelecek olsa ona sırtını çevirmelidirler. Unutmayalım ki haram kazancı Cenabıallah düzgün bir yere sarf ettirmez. Ayrıca şunu da bilelim ki midede haram lokma olursa ne takva ne de fetva kurtarır. Haram yiyen insanların gönül gözleri gerçeği göremez. Zira bir ağızda, midede haram lokma olduğu sürece o ağzın, o midenin sahibinin basireti her tarafa kapalıdır. Haram ile abat olanın sonu berbat olur.</p>

<p><strong>AHİRETTE HESABI ÇOK DAHA GÜÇ</strong></p>

<p>Kıymetli hâkim ve savcı kardeşlerim; "Haram helal ver Allah’ım. Yiyemezsem al Allah’ım. Aciz kuluna ver Allah’ım. Yarın öte yanda hesabını sor Allah’ım. Ateş topuzu ile kafama vur Allah’ım" anlayış ve tercihi ile bazıları her şeyi dünyada istiyor; hem hesabını ahirete bırakarak hem de ahirette sorulacak hesabı hafife alarak. Oysa bir şekilde bu dünyada kurtarmış olmak, ahiret hesabının da kurtarıldığı anlamına gelmez. Unutmayalım ve inanalım ki ahiretin hesabı çok daha güç ve çetin olacaktır.”</p>

<p><strong>YAPAY ZEKÂNIN SONUÇLARI</strong></p>

<p>Özkaya, bireysel başvuru sisteminin kabulünden bu yana 700 bini aşkın başvuru yapıldığını, başvuruları karşılama oranının yüzde 111’e ulaştığını söyledi: “Eylül itibarıyla bireysel başvuru formlarının okunması, özetlenmesi ve kategorize edilmesi aşamasında yapay zekâyı devreye almayı hedefliyoruz. Yapay zekânın ürettiği sonuçlara hiçbir şekilde hukuki bir değer atfetmeyeceğiz. Yapay zekâdan raportörlerimiz yalnızca hazırlık aşamasında faydalanacak; nihai hukuki değerlendirme ve karar her zaman olduğu gibi insan aklına ve vicdanına ait olacaktır.”</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, artan iş yüküne rağmen başvuruların etkin ve makul sürede sonuçlandırılabilmesi amacıyla çeşitli tedbirler alınmaya devam edildiğini, yargı süreçlerinde teknolojinin daha etkin kullanımı, yapay zekâ destekli analiz imkânlarının geliştirilmesi, dijital başvuru sistemlerinin güçlendirilmesi ve başvuruların daha hızlı işlenmesine yönelik uygulamalara ağırlık verildiğini söyledi.</p>

<p>2026 yılı Eylül ayı itibarıyla bireysel başvuru formlarının okunması, özetlenmesi ve kategorize edilmesi aşamasında yapay zekânın devreye alınmasının hedeflendiğini açıklayan Başkan Kadir Özkaya, “Yapay zekânın ürettiği sonuçlara hiçbir şekilde hukuki bir değer atfetmeyeceğiz. Yapay zekâdan raportörlerimiz, yalnızca hazırlık aşamasında faydalanacak; nihai hukuki değerlendirme ve karar, her zaman olduğu gibi insan aklına ve vicdanına ait olacaktır.” dedi.<img alt="Adsız-125" height="553" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-125.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="999" /></p>

<p>Özkaya, İsrail’i de eleştirerek “Adil olmazsan, hak ile olmazsan, dünyada ne kadar güçlü olursan ol, gücün ne kadar büyük olursa olsun Cenabıallah’ın yanında bir sinek kadar bile olamazsın. Ancak gerçek hak ile olursan, adalet üzere olursan dünyadaki en süper güç bile senin yanında sinek kadar olur” dedi.</p>

<p><strong>ERDOĞAN AYM’DE ANT İÇME TÖRENİNE KATILDI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin 64’üncü kuruluş yıldönümü ve yeni üye Şaban Kazdal’ın ant içme törenine katıldı. Törende Kazdal’ın ant içmesinin ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, cübbesini giydirdi. Erdoğan, yeni Anayasa Mahkemesi üyesi Kazdal’ı tebrik etti. Kazdal’ın çocukları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elini öptü. (Oya Armutçu / Hürriyet)</p>

<p><img alt="Adsız-124" height="496" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-124.jpg" width="900" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-bireysel-basvuruda-yapay-zekayi-devreye-aliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 09:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aym77af.jpg" type="image/jpeg" length="34180"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Bitki Adı ile Anılan Yağlar Tebliği (Tebliğ No: 2012/29)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-bitki-adi-ile-anilan-yaglar-tebligi-teblig-no-201229nde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-bitki-adi-ile-anilan-yaglar-tebligi-teblig-no-201229nde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Bitki Adı ile Anılan Yağlar Tebliği (Tebliğ No: 2012/29)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2026/14), 29 Nisan 2026 Tarihli ve 33238 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRK GIDA KODEKSİ BİTKİ ADI İLE ANILAN YAĞLAR TEBLİĞİ (TEBLİĞ NO: 2012/29)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/14)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 12/4/2012 tarihli ve 28262 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Bitki Adı ile Anılan Yağlar Tebliği (Tebliğ No: 2012/29)’nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “29/12/2011 tarihli ve 28157 3 üncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliğine” ibaresi “19/2/2020 tarihli ve 31044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliğine” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “29/12/2011 tarihli ve 28157 3 üncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliğinde” ibaresi “13/10/2023 tarihli ve 32338 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliğinde” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “29/12/2011 tarihli ve 28157 3 üncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Bulaşanlar Yönetmeliğinde” ibaresi “5/11/2023 tarihli ve 32360 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Bulaşanlar Yönetmeliğinde” şeklinde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Tebliğin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “29/12/2011 tarihli ve 28157 3 üncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliği’nde” ibaresi “27/9/2021 tarihli ve 31611 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliğinde” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Tebliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “29/12/2011 tarihli ve 28157 3 üncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliğinde” ibaresi “13/2/2025 tarihli ve 32812 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliğinde” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Tebliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “29/12/2011 tarihli ve 28157 3 üncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda ile Temas Eden Madde ve Malzemeler Yönetmeliğinde” ibaresi “5/4/2018 tarihli ve 30382 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda ile Temas Eden Madde ve Malzemelere Dair Yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Tebliğin 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “29/12/2011 tarihli ve 28157 3 üncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliğinde” ibaresi “26/1/2017 tarihli ve 29960 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliğinde” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Tebliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Gıda, Tarım ve Hayvancılık” ibaresi “Tarım ve Orman” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Tebliğin EK-1’inde yer alan Bitkisel Yağların Gaz Likit Kromatografi ile Tespit Edilen Yağ Asitleri Kompozisyonu (Toplam yağ asitleri yüzdesi olarak) tablosundaki ayçiçek yağı (yüksek oleik asitli) sütununun palmitoleik C16:1 satırında yer alan “TED-0,1” ibaresi “TED-0,2” şeklinde, aynı sütunun stearik C18:0 satırında yer alan “2,9-6,2” ibaresi “1,9-6,2” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Tebliğin Ek-2’sinde yer alan Diğer Kalite Kriterleri tablosundaki “Peroksit Sayısı” ibaresi “Peroksit Değeri” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Tebliğin Ek-4’ünde yer alan Bitkisel Yağların Sterol Kompozisyonu (Toplam sterol yüzdesi olarak) tablosundaki fındık yağı satırının delta-5-avenasterol sütununda yer alan “1,0-5,1” ibaresi “1,0-7,0” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-bitki-adi-ile-anilan-yaglar-tebligi-teblig-no-201229nde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligin.jpg" type="image/jpeg" length="84089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/elektrik-piyasasi-lisans-yonetmeliginde-degisiklik-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/elektrik-piyasasi-lisans-yonetmeliginde-degisiklik-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 29 Nisan 2026 Tarihli ve 33238 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan:</strong></p>

<p><strong>ELEKTRİK PİYASASI LİSANS YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 2/11/2013 tarihli ve 28809 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 5 inci maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(4) Üçüncü fıkra kapsamında yapılacak işlemlerde Kurul kararı ile belirlenen yükümlülüklerin süresi içerisinde yerine getirilmemesi halinde, eskisinin devamı mahiyetinde yeni lisans verilmesi uygun bulunan tüzel kişiye Kanunun 16 ncı maddesinde öngörülen yaptırımlar uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Önlisans veya lisans sahibi tüzel kişilerin ilgili mevzuat hükümlerine aykırı davranması veya Kurul kararı ile belirlenen yükümlülüklerini süresi içerisinde yerine getirmemesi durumunda, söz konusu aykırılık için ilgili mevzuatta ayrıca bir düzenlemeye yer verilmemiş olması halinde, fiilin niteliğine göre Kanunun 16 ncı maddesinde öngörülen yaptırımlar uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(15) Görevli tedarik şirketleri dışındaki tedarik lisansı sahibi tüzel kişiler, şirket ünvanında dağıtım lisansı sahibi şirketlerin bölge adına yer veremez ve dağıtım şirketleri ile aynı marka ve logoyu kullanamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34/A maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(7) Toplayıcı lisansı sahibi tüzel kişiler, şirket ünvanında dağıtım lisansı sahibi şirketlerin bölge adına yer veremez ve dağıtım şirketleri ile aynı marka ve logoyu kullanamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 43 üncü maddesinin on altı, on yedi, yirmi bir ve yirmi ikinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“Tedarik veya toplayıcı lisansı sahibi şirketlerin ünvan ayrıştırması</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 47- (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 34 üncü maddenin on beşinci fıkrası veya 34/A maddesinin yedinci fıkrası kapsamına aykırılıkları bulunan tüzel kişiler, durumlarını 31/12/2026 tarihine kadar söz konusu mevzuat hükümlerine uygun hale getirmekle yükümlüdürler.</p>

<p>Lisans alma bedeli ve lisans tadil bedelinin artırımlı uygulanmasının iptali</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 48- (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilgili mevzuat çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmemiş olan tüzel kişiler hakkında, 43 üncü maddenin bu maddeyi ihdas eden Yönetmelik ile mülga edilen fıkraları kapsamında işlem tesis edilmeyenler için, 27 nci maddenin birinci fıkrası çerçevesinde işlem tesis edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/elektrik-piyasasi-lisans-yonetmeliginde-degisiklik-4</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="11174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89633"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27563"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19365"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42831"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41496"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36596"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13020"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="10765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="28040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="47162"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="73677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="70723"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="56318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="49450"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="49600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="15292"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="51314"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
