<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 01:14:45 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Galata Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-galata-universitesi-turkce-ogretimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-galata-universitesi-turkce-ogretimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Galata Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 07 Nisan 2026 Tarihli ve 33217 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Galata Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL GALATA ÜNİVERSİTESİ TÜRKÇE ÖĞRETİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 19/10/2020 tarihli ve 31279 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Galata Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yurt dışından gelecek yabancı uyruklu öğrencilere” ibaresi “yurt dışından veya yurt içinden gelen öğrencilere” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 6- (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Yurt içinde Türkçe ve dil öğrenim faaliyetleri yapmak ve bunun yanında yabancı uyruklu kişilere Türkiye’yi ve Türk kültürünü tanıtmak; bu doğrultuda ilgili mevzuat hükümlerine göre şubeler açmak.</p>

<p>b) Türkçe öğretimi konusunda uygulamalar ve araştırmalar yaparak programlar hazırlayıp yöntemler geliştirmek ve bu konu doğrultusunda yurt içindeki ve yurt dışındaki çeşitli kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmalar yapmak.</p>

<p>c) Türkçe öğretimi alanında bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularla ilgili çalışmaların yapılmasını, yaptırılmasını ve teşvik edilmesini sağlamak; bu kapsamda gerçekleştirilen araştırmaları kamuoyuna duyurmak, seminer, kurs ve toplantılar düzenlemek ve konuya ilişkin raporlar hazırlamak.</p>

<p>ç) Dil öğrenimi alanında faaliyet yapan ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak; Merkezin amaçları doğrultusunda ulusal ve uluslararası düzeyde ortak kongre, seminer, çalıştay, toplantı, eğitim ve benzeri etkinliklerle sertifikalı veya sertifikasız eğitim programları düzenlemek ve yürütmek.</p>

<p>d) Kamu ve özel kuruluşlara, faaliyet alanlarına ilişkin konularda, ilgili mevzuat çerçevesinde danışmanlık hizmeti vermek; Türkçeyi öğretmek, yabancılara Türkiye’yi ve Türk kültürünü tanıtmak amacıyla yurt içi ve yurt dışında geziler düzenlemek, öğretim elemanlarına ve öğrencilere ödüller vermek, dil öğrenimini teşvik etmek amacıyla kursiyerlere burs vermek.</p>

<p>e) Yurt dışındaki üniversitelerin Türkoloji bölümü öğrencilerine ve Türkiye’deki üniversitelerin Türk Dili, dil bilim ve yabancı diller son sınıf öğrencilerine ve mezunlarına mesleki tecrübeye yönelik uygulama programları düzenlemek, gerektiğinde bu çalışmalarla ilgili sertifikalar vermek.</p>

<p>f) Merkezin amaçlarının gerçekleşmesine hizmet edecek şekilde Türkçe öğrenimine ve öğretimine yönelik öğretim araçlarını hazırlamak; kitap, dergi, bülten, rapor, proje, broşür yayımlamak; bu amaçla yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli fuarlara katılarak tanıtım masaları açmak.</p>

<p>g) Türkçe öğretimi konusundaki gelişmeleri yakından izlemek amacıyla yurt içinde ve yurt dışında çeşitli seminer, çalıştay ve benzeri etkinlikler düzenlemek ve bu tür çalışmalara katılmak.</p>

<p>ğ) Merkez faaliyetleri ile ilgili arşiv merkezi oluşturmak.</p>

<p>h) Araştırma, inceleme, proje ve eğitim faaliyetlerinin gerçekleşmesinde yerli ve yabancı uzmanlardan yararlanmak.</p>

<p>ı) Türkçe öğretimini yaygınlaştırmak için uzaktan eğitim programlarını ve sınavlarını hazırlamak, bunları yurt içinde ve yurt dışında uygulamak, yurt dışındaki çeşitli üniversite ve dil merkezleriyle iş birliği yaparak öğrenci ve öğretim elemanı değişimini ve eğitim araçlarının paylaşımını sağlamak.</p>

<p>i) Türkçe öğretiminin verimli hale getirilmesi için kursiyerlerin ana dili ile Türkçe arasında karşılaştırmalı çalışmalar yapmak.</p>

<p>j) Kurum ve kuruluşların istekleri doğrultusunda dil sınavları düzenlemek.</p>

<p>k) Kursiyerlerin Türkçe öğrenimini geliştirmeye yönelik sosyal ve kültürel destekli kurslar açmak.</p>

<p>l) Türkçe öğretimiyle ilgili projeler geliştirmek ve bu alanda hazırlanan ulusal ve uluslararası projelerde yer almak.</p>

<p>m) Merkezde Türkçe öğrenen yabancı uyruklu öğrencilerin Türk öğrencilerle tanışıp kaynaşmalarını sağlamak amacıyla sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlemek; koro, konuşma kulübü, gösteri ve kültürel geziler gibi çeşitli çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>n) Yabancı öğrencilerin yalnızca Türkçe dil yeterliliği kazanmalarına yönelik bir öğretim sisteminin ötesine geçerek; Türk kültürü, Türk tarihi ve yaşadıkları çevrenin kültürel mirasının öğretilmesini de sağlamak.</p>

<p>o) Merkezin amacına uygun diğer faaliyetleri düzenlemek.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“c) Danışma Kurulu.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Yönetim Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin tam zamanlı öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilen üç üye ile birlikte toplam dört üyeden oluşur.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğe 11 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Danışma Kurulu ve görevi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MADDE 11/A- (1) Danışma Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Danışma Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Görevi sona eren üye yeniden aynı usulle görevlendirilebilir. Üyeliğin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu yılda en az bir kez toplanır, toplantılarda toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmalarıyla ilgili görüş ve önerilerde bulunmaktır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğe 12 nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“Birim sorumluları</p>

<p>MADDE 12/A- (1) Merkezde, öğretilen Türkçeye ait eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yürütülmesi için öğrenci sayısına göre birimler oluşturulur ve birim sorumluları görevlendirilir. Söz konusu birimlerin kurulması ile ilgili esaslar Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Birim sorumlusu, Müdür tarafından öğretim elemanları arasından üç yıl için görevlendirilir. Süresi biten birim sorumlusu aynı yöntemle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>Birim sorumlularının görevleri</p>

<p>MADDE 12/B- (1) Birim sorumlularının görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezde eğitim-öğretimi planlamak bilimsel çalışmaları düzenlemek, izlemek.</p>

<p>b) Öğretim elemanlarını gelişmeler konusunda bilgilendirmek, yönlendirmek ve görevlendirmek, sınav sorularının hazırlanması, ölçme-değerlendirme gibi eğitim öğretimle ilgili teknik ilkeleri belirlemek, uygulamaları denetlemek.</p>

<p>c) Merkez birimleri ile ortak çalışmalar yürütmek, hizmet içi eğitim çalışmalarını düzenlemek ve yürütmek.</p>

<p>ç) Kendi birimi ile ilgili eğitim-öğretim etkinliklerini denetlemek ve öğretim elemanlarının başarı durumlarını izlemek.</p>

<p>(2) Birim sorumluları bu çalışmaların programlanması ve uygulamasından doğrudan Müdüre karşı sorumludur.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Galata Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-galata-universitesi-turkce-ogretimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="83102"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2016/17846 E., 2017/1760 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-201617846-e-20171760-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-201617846-e-20171760-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 07/03/2017 tarihli, 2016/17846 E., 2017/1760 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>21. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/17846 E., 2017/1760 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>Davacı, davalı Kurum işleminin iptaliyle, 6111 sayılı Yasa ile getirilen teşvikten yararlanmaları gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.</p>

<p>Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Dava, sigorta prim teşviğinden geriye dönük olarak yararlanmak için yapılan başvurunun reddine ilişkin Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık, davacı şirketin, 6111 sayılı Kanun ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen Geçici 10. madde ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği md. 103/4.f. hükümlerine dayanarak, geçmiş dönemlere ilişkin olarak 5510 sayılı Yasa'nın 81/1- (ı) maddesini seçmiş olduğu aylık prim uygulamasını düzelterek sigorta prim teşvikinden yararlanmak için yaptığı başvurunun, davalı Kurum tarafından 18/03/2015 tarih ve 2015/10 sayılı İç Genelgesi gerekçe gösterilerek red edilmesi nedeniyle, davalı Kurum kararının iptali ile davacı şirketin anılan yasa ve yönetmelik hükümleri çerçevesinde ilgili sigorta prim teşviki uygulamasından geçmiş dönemler bakımından yararlanma hakkı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) bendinde düzenlenen prim teşviği, 5510 sayılı Kanuna 5763 sayılı Kanun'un 24.maddesi ile eklenmiş olup 01/10/2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunun geçici 10. maddesinde düzenlenen prim teşviği ise 6111 sayılı Kanunun 74.maddesi ile eklenmiş olup 13/02/2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 103/4. maddesi "Daha önce Kuruma belge türü veya kanun numarası hatalı seçilerek verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerine ilişkin düzeltme amaçlı olarak yasal süresi dışında verilen aylık prim ve hizmet belgeleri, düzeltme ile fiili hizmet süresi zammı kazandırma hali hariç, belgede kayıtlı sigortalılar ve bu sigortalıların prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazanç tutarının aynı olması kaydıyla, ayrıca incelemeye gerek kalmaksızın işleme alınır. Bu nitelikte verilen aylık prim ve hizmet belgelerine idarî para cezası uygulanmaz. Sonradan düzeltme amaçlı verilen belge ile fiili hizmet süresi zammı kazandırılması halinde, söz konusu belgenin işleme alınmasında bu maddenin yukarıdaki fıkralarında belirtilen usul izlenir." şeklindedir.</p>

<p>Anayasa’nın 138. maddesinde de yer alan, "Normlar hiyerarşisi" ilkesi uyarınca, hukuk kuralları yukarıdan aşağıya doğru "Anayasa", "Kanun", "Kanun Hükmünde Kararname", "Tüzük", "Yönetmelik" ve "Diğer alt düzenleyici işlemler (Yönerge, Genelge vb.)" şeklinde sıralanmakta olup, alt kademe yer alan bir normun üst kademedeki norma aykırı olması ya da onun kapsamını aşan düzenlemeler içermesi mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>Somut olayda, Mahkeme kararında ve Kurum işleminde belirtilen 18/03/2015 tarihli 2015/10 sayılı genelgede "Sigortalının aynı ayda/ dönemde birden fazla sigorta primi teşviki kapsamına girmesi durumunda işverenlerin bu sigortalıyı cari aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesi düzenlendiği tarihte tercih edecekleri herhangi bir sigorta primi teşviki kapsamında ilgili kanun numarası seçmek suretiyle yasal süre içinde kuruma bildirmeleri mümkün bulunmaktadır. Bununla birlikte sigorta teşvik primlerine ilişkin yasal düzenlemelerde yer alan usul ve esaslar belirlenmesine ilişkin hükümler dikkate alınarak ilgili Bakanlık ve kuruluşların görüşleri alınmak suretiyle konu yeniden değerlendirilmiş olup bundan böyle aylık prim hizmet belgelerinin tercih edilen sigorta primi teşvikine ilişkin kanun numarası seçmek suretiyle düzenlenip teşvikten yararlandıktan sonra teşvik priminin değiştirilmesi yönünde talepler işleme alınmayacaktır." şeklindeki düzenleme ile Kanunun ve Yönetmeliğin , ilgililere tanıdığı imkânın, daraltıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgulara göre davanın kabulüne karar verilmesi yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.</p>

<p>O hâlde; davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07/03/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-201617846-e-20171760-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="29909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/101 esas - 2024/232 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024101-esas-2024232-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024101-esas-2024232-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 25/12/2024 tarihli, 2024/101 esas - 2024/232 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2024/101</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2024/232</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 25/12/2024</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih – Sayı : 27/3/2025 - 32854</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının “<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>”<i> </i>bölümünün,</p>

<p><strong>B.</strong> 7. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin altıncı fıkrasının,</p>

<p>Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın idare adına tescili davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kurallarının da yer aldığı;</p>

<p><strong>1.</strong> 10. maddesinin on dördüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>14 üncü maddede belirtilen süre içinde, <strong><u>kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır</u></strong><u>.</u></i>”</p>

<p><strong>2. </strong>14. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Dava hakkı</i></p>

<p><i>Madde 14 – (Değişik: 24/4/2001 - 4650/7 md.)</i></p>

<p><i>Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir.</i></p>

<p><i>İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür.</i></p>

<p><i>İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır.</i></p>

<p><i>İdare, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği günden itibaren otuz gün içinde maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açabilir.</i></p>

<p><i>İdare tarafından, bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan malike ve zilyede karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik, tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa mirasçıları da dahil edilmek suretiyle devam olunur.</i></p>

<p><strong><i><u>Açılan davaların sonuçları dava açmayanları etkilemez.</u></i></strong>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 30/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Kanun’un 10. Maddesinin On Dördüncü Fıkrasının “<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>”<i> </i>Bölümünün İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde kamulaştırma işleminin satın alma usulüyle gerçekleşmemesi hâlinde mahkemece taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespiti ile idare adına tescili düzenlenmektedir.</p>

<p>4. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre idare, söz konusu Kanun’un 7. maddesinde öngörülen usulde topladığı bilgi ve belgelerle Kanun’un 8. maddesi uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle bu bedelin peşin veya 3. maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında idare adına tesciline karar verilmesini ister.</p>

<p>5. 10. maddenin ikinci fıkrasında, mahkemenin idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlenen duruşma gününü dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneğini de ekleyerek taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiyeyle veya adresleri bulunamayanlara ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağıracağı belirtilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının (f) bendinde ise meşruhatlı davetiye ile 14. maddede öngörülen süre içerisinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açanların dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde kamulaştırma işleminin kesinleşeceği ve mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceğinin hak sahiplerine bildirileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>6. 10. maddenin beşinci fıkrasında ise mahkemece belirlenen günde yapılacak duruşmada hâkimin taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları anlaşmaya davet edeceği, anlaşmanın sağlanamaması hâlinde anılan maddenin sekizinci fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri uyarınca işlem yapacağı belirtilmiştir.</p>

<p>7. Sekizinci fıkraya göre idarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı hâlinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilecek ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilecektir. Anılan fıkraya göre ayrıca tescil hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır.</p>

<p>8. 25. maddenin birinci fıkrasında kamulaştırılan taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesinin mahkemece verilen tescil kararıyla olacağı belirtilmiştir.</p>

<p>9. 14. maddede kamulaştırma işlemine ilişkin dava hakkı düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10. madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazeteyle yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabileceği; ikinci fıkrasında idari yargıda açılan davaların öncelikle görüleceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>10. 10. maddenin on dördüncü fıkrasında ise 14. maddede belirtilen sürede, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde mahkemece, idari yargıda açılan davanın bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılacağı belirtilmiştir. Anılan fıkranın “<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>”<i> </i>bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>2. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda açılan davada yürütmenin durdurulması kararı verilmemesi hâlinde bu davanın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında bekletici mesele yapılamayacağının düzenlendiği, dolayısıyla hukuk mahkemesinde görülen davanın idari yargıda görülen davadan önce sonuçlanması hâlinde hak kayıplarının ortaya çıkabileceği, zira bedel tespiti ve tescil davasında tescile ilişkin kararın kesin nitelikte olduğu, kişilerin kamulaştırma işleminin iptali hâlinde kamulaştırılan taşınmazla ilgili yolsuz tescil davası açma imkânları olsa dahi bu durumun kişiler açısından aşırı bir külfete neden olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>13. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır (AYM, E.2021/128, K.2022/68, 1/6/2022, §§ 17, 18).</p>

<p>14. Anayasa’nın 40. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.</i>” denilmiştir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 16).</p>

<p>15. Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını güvence altına almaktadır (AYM, E.2023/167, K.2024/115, 30/5/2024, § 32; E.2020/30, K.2023/12, 25/1/2023, § 186; E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019, § 31).</p>

<p>16. Kural idare mahkemesinde görülen iptal davasında yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde söz konusu davanın hukuk mahkemesinde görülen kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tesciline ilişkin davada bekletici mesele yapılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>17. Dolayısıyla kurala göre kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin davada yürütmenin durdurulması kararının verilmemesi hâlinde hukuk mahkemesinin yargılamaya devam ederek kamulaştırma bedelinin tespitine ve taşınmazın idare adına tesciline karar vermesi söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>18. Öte yandan iptal davasının bekletici mesele yapılması hususunda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “<i>Bekletici sorun</i>” müessesesinin hukuk mahkemesince uygulanma imkânının bulunduğu düşünülse dahi bu hükmün zorlayıcı nitelikte olmadığı, bu bakımdan güvence teşkil etmediği açıktır.</p>

<p>19. Ayrıca 2942 sayılı Kanun’un “<i>Dava hakkı</i>” başlıklı 14. maddesinin “<i>İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür.</i>” şeklindeki ikinci fıkrası hükmü de idari yargıdaki iptal davasının adli yargıda görülen bedel tespiti ve tescil davasından önce karara bağlanmasını garanti etmemektedir.</p>

<p>20. Bu itibarla hak sahibinin anılan Kanun’un 14. maddesinde belirtilen şekilde kamulaştırma işlemine karşı açtığı iptal davasında yürütmenin durdurulması kararı verilmemesi hâlinde bu davanın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında bekletici mesele yapılmaması ve hukuk mahkemesince de davanın iptal davasından önce karara bağlanması mümkündür. Bu durumda bedel tespitine ve taşınmazın idare adına tesciline hükmedilmesi nedeniyle kamulaştırma işlemine karşı sonradan verilen bir iptal kararının bedel tespiti ve tescil kararı üzerinde herhangi bir etkisinin olmayacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>21. Kanun’un 10. maddesinin sekizinci fıkrasında ise hukuk mahkemesince verilen tescil hükmünün kesin olduğu, 25. maddesinin birinci fıkrasında da mülkiyetin mahkemece verilen tescil kararı ile idareye geçeceği hüküm altına alınmıştır. Bu bakımdan, kamulaştırma işleminin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi hâlinde tespit ve tescil kararının hukuki dayanağının ortadan kalkmasına rağmen taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesi söz konusu olabilecektir.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında da belirtildiği üzere Kanun’un 10. maddesinin on dördüncü fıkrası uyarınca kamulaştırma işleminin iptali talebiyle açılan davada yürütmeyi durdurma kararı verilmesi hâlinde anılan davanın adli yargı mercilerince bekletici mesele yapılması öngörülmüş ise de yürütmeyi durdurma kararının makul bir süre içinde verilmemesi veya yürütmeyi durdurma talebinin reddedilmesi hâlinde davanın esastan kabul edilmek suretiyle kamulaştırma işleminin iptal edilmesi de mümkündür.</p>

<p>23. Bu bağlamda adli yargıda açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ile tescil davasının kamulaştırma işleminin iptali talebiyle idari yargıda açılan davanın sonucu beklenmeksizin neticelenmesi durumunda idari yargı mercilerince verilen iptal kararının sonuç doğurması için malik belli külfetlere katlanmak zorunda kalabilmektedir. Başka bir ifadeyle kamulaştırma işleminin hukuka uygunluğunun denetimi ile kamulaştırma bedelinin tespitinin farklı yargı kollarında gerçekleştirilmesi anılan işlemin hukuka uygunluğuna ilişkin denetimin etkililiğini zedeleyebilmektedir. Dolayısıyla kamulaştırma bağlamındaki uyuşmazlıkların farklı yargı kollarında karara bağlanması, idari yargıda görülen davanın adli yargı mercilerince bekletici mesele yapılmasının ise yürütmeyi durdurma kararı verilmesi durumuna özgülenmesi nedeniyle mülkiyet hakkını güvence altına alan etkili bir yöntemin geliştirilemediği ve yapısal bir sorunun bulunduğu anlaşılmaktadır (bu yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Tarık Yüksel</i> [GK], B. No: 2019/1255, 10/11/2022, §§ 69-72; <i>Ali Kömürcü ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2019/2890, 25/10/2023, §§ 94-97).</p>

<p>24. Kamulaştırma işlemine karşı iptal davasının açılması kamulaştırmaya konu taşınmazın mülkiyetinin korunması amacını taşımaktadır. Bu kapsamda kamulaştırma işlemiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak meydana gelen müdahaleye ilişkin ihlal iddialarının etkili bir şekilde ileri sürülebilmesi de ancak kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce bu kararın hukuka uygunluğunun idari yargı mercilerince denetlenmesiyle mümkün olabilecektir.</p>

<p>25. Kuralda yürütmeyi durdurma kararı verilmesi hâli dışında kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce kamulaştırma kararının hukuka uygunluğunun idari yargı mercilerince denetlenmesine yönelik olarak herhangi bir güvence öngörülmemiştir. Dolayısıyla kamulaştırma kararına karşı etkili bir yargısal denetim yapılması imkânını tanımayan kural, devletin, mülkiyet hakkına yönelik ihlal iddialarının dile getirilmesinde gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturma yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>26. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 35. ve 40 maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>B. Kanun’un 14. Maddesinin Altıncı Fıkrasının İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>27. 2942 sayılı Kanun’un 14. maddesinde kamulaştırmaya konu taşınmazın malikleri tarafından kamulaştırma işlemine karşı açılabilecek iptal davası ile malikler ve idare tarafından maddi hatalara karşı açılan düzeltim davası düzenlenmiştir.</p>

<p>28. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette paydaşların tek başına dava haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>29. Maddenin itiraz konusu altıncı fıkrasında ise iptal ve maddi hataların düzeltilmesi davalarının sonuçlarının dava açmayanları etkilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>2. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>30. Başvuru kararında özetle;<strong> </strong>itiraz konusu kurala göre idari yargı mercilerince verilen ve kesin hüküm niteliğinde olan kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin kararın dava açmayanlar yönünden hüküm doğurmamasının idari yargıda dava açmayan hissedarların hukuka aykırı olduğuna karar verilen kamulaştırma işleminden etkilenmeleri sonucunu doğuracağı, bu durumun kişilerin mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ölçüsüz bir şekilde sınırladığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>31. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 46. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>32. Kurala göre paylı veya elbirliği şeklinde mülkiyete konu olan taşınmazlarda kamulaştırma işlemi yapıldığı takdirde, hissedarların işleme karşı açtıkları kamulaştırmanın iptali veya maddi hatalara ilişkin düzeltim davalarında verilen kararlar dava açmayan hissedarlar bakımından herhangi bir sonuç doğurmayacaktır. Böylece dava açmayan hissedarların mülkiyetinde olan taşınmaz üzerinde kamulaştırma işlemi sonuçlarını doğurabilmektedir. Buna göre kuralla, belirtilen mülkiyet türlerinde hissedarlardan birinin veya bir kısmının açtığı davalarda özellikle lehe karar verilmesi hâlinde kararın dava açmayan hissedarlar yönünden sonuç doğurmaması öngörülmek suretiyle bu kişilerin mülkiyet hakkına yönelik sınırlama getirilmektedir.</p>

<p>33. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.</p>

<p>34. Anayasa’nın anılan maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir.</p>

<p>35. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak ancak kanunla sınırlanabilir.</p>

<p>36. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.</p>

<p>37. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>38. Kural, açılan davaların sonuçlarının dava açmayanları etkilemeyeceğini düzenlemektedir. Kuralın yer aldığı 14. maddede maliklerin ve idarenin açacağı davaların hangileri olduğu belirtilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında ise iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette paydaşların tek başına dava haklarının olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla paydaşların açacağı iptal veya maddi hataların düzeltilmesi davalarının sonuçlarının dava açmayan paydaşlar yönünden sonuç doğurmayacağı hususunda tereddüt bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda kuralın herhangi bir belirsizlik içermediği, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu açıktır.</p>

<p>39. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Öte yandan taşınmazdan yoksun bırakma şeklindeki mülkiyet hakkına yönelik ağır bir sınırlama sayılabilecek kamulaştırma işlemi Anayasa’nın 46. maddesinde özel birtakım güvenceler öngörülerek düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında “<i>Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir</i>” denilmektedir. Buna göre kamulaştırma ancak kamu yararının gerektirdiği hâllerde kanunla gösterilen usul ve esaslara uygun olarak ve karşılığı peşin ödenmek şartıyla devlet veya kamu tüzel kişiliklerince yapılabilir.</p>

<p>40. 2942 sayılı Kanun’un 14. maddesinin dördüncü fıkrasında iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette, hak sahiplerinin tek başına dava haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır. Esasen söz konusu mülkiyet biçimlerinde -fiilî bir paylaşım yapılmamışsa- kamulaştırılan taşınmazda hissedarın zeminde fiilen hak sahibi olduğu yerin hangi kısmına karşılık geldiği belli değildir. Başka bir ifadeye fiilen taşınmazın taksim edilmediği hâllerde her bir hissedar taşınmazın tamamı üzerinde tasarruf yetkisine sahiptir.</p>

<p>41. Bunun yanında kamulaştırma işlemi taşınmazın tamamı ya da bir kısmı üzerinde gerçekleşse de her bir hissedarın söz konusu işlem nedeniyle hakkı etkilenmektedir. Bu yönüyle kamulaştırma işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesiyle birlikte mahkemenin hukuka aykırılık tespiti dava açan ya da açmayan kamulaştırmaya konu taşınmazın tüm hissedarları bakımından geçerli olmaktadır. Nitekim bu husus iptal davasının amacıyla da yakından ilgilidir. Zira iptal davasıyla hukuka aykırı olan idari işlemin doğduğu anda etki ettiği alanın tamamı bakımından geçersiz kılınması sağlanır.</p>

<p>42. Esas itibarıyla Kanun’un 14. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen “<i>İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır.</i>” hükmü de gözetildiğinde, kanun koyucunun, belirtilen mülkiyet biçimleri kapsamında zorunlu dava arkadaşlığı müessesine kamulaştırma bakımından bir istisna getirdiği görülmektedir. Nitekim ortada tek bir idari işlem olduğundan hak sahiplerinden birinin açacağı davanın bu işlemin hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından yeterli olacağı açıktır. Bu bakımdan verilen kararın dava açmayan hissedarların da malik olduğu kamulaştırılan taşınmaz üzerinde sonuç doğuracağı hususunda şüphe bulunmamaktadır.</p>

<p>43. Ancak kural, yargı mercilerinin iptal kararıyla birlikte kamulaştırma işleminin kanuni dayanaktan yoksun hâle geldiği tespit edilmesine rağmen maliklerin mülkü üzerinde sonuç doğurmaya devam etmesine neden olmakta, anayasal veya yasal koşulları sağlamadığı için iptal edilen kamulaştırma işlemini dava açmayan paydaşlar yönünden geçerli kılmaktadır. Bu bakımdan anayasal güvenceleri karşılamadığı gerekçesiyle iptal edilen kamulaştırma işleminin sonuç doğurmasına imkân tanıyan kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın anayasal bağlamda meşru bir amaca dayandığı söylenemez.</p>

<p>44. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın, Anayasa’nın 36. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ </strong></p>

<p>45. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>46. 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 2942 Kanun’un 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının “<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>” bölümünün iptali nedeniyle anılan fıkranın kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının;</p>

<p><strong>1. </strong>“<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>”<i> </i>bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p><strong>2. </strong>Kalan kısmının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> 7. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin altıncı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p>25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024101-esas-2024232-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="54722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kamulaştırma Davaları (İdari Yargı – Adli Yargı Ayrımı, Uygulama Sorunları, İçtihat ve Doktrin Çerçevesinde İnceleme)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-davalari-idari-yargi-adli-yargi-ayrimi-uygulama-sorunlari-ictihat-ve-doktrin-cercevesinde-inceleme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-davalari-idari-yargi-adli-yargi-ayrimi-uygulama-sorunlari-ictihat-ve-doktrin-cercevesinde-inceleme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Giriş: Kamulaştırma Davalarının “Çift Yargı Kolu” Üzerinden Kurulması</strong></p>

<p>Kamulaştırma, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin, <strong>kamu yararı</strong> amacıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmazlara müdahale ederek mülkiyeti bedel karşılığı devralmasını sağlayan, doğrudan mülkiyet hakkına temas eden bir kurumdur. Türkiye’de kamulaştırma rejimi, <strong>Anayasa m.46</strong> ile güvenceye alınmış; usul ve esaslar ise <strong>2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu</strong> ile detaylandırılmıştır.</p>

<p>Kamulaştırma uyuşmazlıklarının karakteristik özelliği, yargısal denetimin “tek bir dava/tek bir yargı kolu” içinde toplanmamış olmasıdır. Kamulaştırmanın bir yönüyle <strong>idari işlem</strong> niteliği taşıması (kamu yararı kararı, kamulaştırma kararı, yetki, usul, sebep, maksat denetimi) idari yargıyı; diğer yönüyle mülkiyetin bedel karşılığı devri, tescil ve bedel tespiti gibi sonuçlar doğurması adli yargıyı sistemin merkezine yerleştirir. Bu karma model, teorik olarak “uzmanlık ve fonksiyon ayrımı” sunsa da uygulamada zaman zaman <strong>hak arama özgürlüğü</strong> ve <strong>mülkiyet hakkının etkin korunması</strong> bakımından gerilimler üretir.</p>

<p>Bu çalışmada, kamulaştırma davaları; (i) idari yargı boyutu, (ii) adli yargı boyutu, (iii) bekletici mesele ve eşgüdüm problemleri, (iv) güncel içtihat eğilimleri ve (v) doktrindeki tartışmalar üzerinden sistematik biçimde incelenecektir. Ayrıca bu sürümde, önceki metne ek olarak, “uygulamada dikkat edilmesi gereken kritik noktalar ve kontrol listeleri” ayrı bir bölümde toplanmıştır.</p>

<p><strong>2. Kamulaştırmanın İdari Aşaması ve İdari Yargıda Dava Konuları</strong></p>

<p><strong>2.1. Kamulaştırma İşleminin İdari İşlem Niteliği</strong></p>

<p>Kamulaştırma süreci idare bakımından “kamu gücüne dayalı” ve tek yanlıdır. Kamu yararı kararı alınması, kamulaştırma kararının verilmesi, taşınmazın belirlenmesi, şerh işlemleri ve satın alma usulünün işletilmesi gibi safhalar idarenin kamu gücü ayrıcalıkları içinde yer alır. Bu işlemler, hukuka uygunluk denetimine elverişli oldukları ölçüde idari yargının iptal denetimine konu olur.</p>

<p>İdari yargı denetiminin kapsamı, <strong>2577 sayılı İYUK m.2</strong>’nin çizdiği sınırlar içindedir: idari yargı yerindelik denetimi yapamaz; yalnızca yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarından hukuka uygunluğu inceler.</p>

<p><strong>2.2. İdari Yargıda Açılan Başlıca Davalar</strong></p>

<p>Kamulaştırmada idari yargı boyutu pratikte ağırlıkla “iptal davası” şeklinde görünür. Tipik dava konuları:</p>

<p>• Kamu yararı kararının hukuka aykırılığı,</p>

<p>• Kamulaştırma kararının yetki/amaç yönünden sakatlığı,</p>

<p>• Kamulaştırmanın ölçülülük ve gereklilik yönünden tartışılması,</p>

<p>• Usul eksiklikleri (tebligat, araştırma, satın alma usulünün gereği gibi denenmemesi gibi) ve şekil sakatlıkları.</p>

<p>Kamulaştırmanın iptali istemi, malikin temel hedefi bakımından “mülkiyetin korunması” ile yakından ilişkilidir. Ancak iptal davası sürerken, idarenin aynı taşınmaz için adli yargıda bedel tespiti ve tescil davası açabilmesi; iki yargı kolu arasında eşzamanlı ilerleyen süreçler yaratır.</p>

<p><strong>3. Kamulaştırmanın Adli Aşaması: Bedel Tespiti ve Tescil Davası (Asliye Hukuk)</strong></p>

<p><strong>3.1. Davanın Niteliği ve Amaç</strong></p>

<p>2942 sayılı Kanun m.10, satın alma usulü ile sonuç alınamazsa idarenin taşınmazın bulunduğu yer <strong>Asliye Hukuk Mahkemesi</strong>’ne başvurarak:<br />
 </p>

<p>• kamulaştırma bedelinin tespitini,</p>

<p>• bedelin ödenmesi karşılığında taşınmazın idare adına tescilini</p>

<p>istemesini öngörür.</p>

<p>Bu dava, yalnızca parasal bir uyuşmazlık değildir; aynı zamanda tescil hükmüyle mülkiyetin idareye geçmesini sağlayan “sonuç doğurucu” bir yargılama türüdür. Bu nedenle adli yargıdaki süreç, kamulaştırmanın fiilen tamamlanmasında merkezi rol oynar.</p>

<p><strong>3.2. Tescil Hükmünün Kesinliği – Bedel Yönünden Kanun Yolu</strong></p>

<p>Kanun m.10’da yer alan düzenleme gereği tescil hükmü kesin nitelikte kurulabilmekte; buna karşılık “bedele ilişkin” kanun yolu hakları saklı tutulmaktadır. Bu yapı, uygulamada şu tartışmayı doğurur: “Tescil kesinleşiyor ama iptal davası devam ediyorsa ne olacak?” İşte bu noktada bekletici mesele ve yürütmenin durdurulması kurumları kilit hale gelir.</p>

<p>Burada ayrıca güncel bir “normatif kırılma” not edilmelidir: 2942 sayılı Kanun m.10’daki belirli bir fıkra (metinde “ondördüncü fıkra” olarak işaretlenen kısım) <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024101-esas-2024232-karar-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 25/12/2024 tarihli E.2024/101, K.2024/232 sayılı kararı </a>ile iptal edilmiştir.</strong> Bu iptal, özellikle iki yargı kolu arasındaki koordinasyon sorununun anayasal düzlemde tartışılmasının pratik önemini artırmıştır.</p>

<p><strong>4. Görev Ayrımı: “İdari İşlem – Bedel/Tapu” Ayrımının İçtihattaki Karşılığı</strong></p>

<p>Karma sistemin hukuki temeli, içtihatta açık biçimde görülür:</p>

<p>• Uyuşmazlık Mahkemesi, kamulaştırma bedeli ve bedele ilişkin itirazların adli yargıda görülmesini, kanun koyucunun açık tercihi olarak vurgular.</p>

<p>• Danıştay, kamulaştırma işlemlerinin idari işlem niteliğini ve idari uyuşmazlıkların kural olarak idari yargıda çözülmesi gerektiğini; ancak tapu siciline ilişkin tescil/terkin gibi alanların adli yargı görevinde kaldığını belirtir.</p>

<p>Bu yaklaşım, “kamulaştırma işleminin hukuka uygunluğu” ile “kamulaştırma bedeli/tescil” uyuşmazlıklarını sistematik biçimde ayırır; fakat iki alanın pratikte birbirine temas etmesi nedeniyle eşgüdüm mekanizmaları zorunlu hale gelir.</p>

<p><strong>5. Bekletici Mesele, Yürütmenin Durdurulması ve Yapısal Sorun Tartışması</strong></p>

<p><strong>5.1. Bekletici Mesele Mantığı</strong></p>

<p>Kamulaştırmaya karşı idari yargıda iptal davası açılması halinde, adli yargıda görülen bedel tespiti ve tescil davasında “idari yargı sonucunun beklenmesi” fikri, çelişkili kararların önlenmesi ve mülkiyet hakkının etkin korunması bakımından önem taşır.</p>

<p><strong>5.2. Yürütmenin Durdurulması Kararının Zamanlaması</strong></p>

<p>Uygulamada adli yargının bekletici mesele yapma eğilimi, sıklıkla “idari yargıdan yürütmenin durdurulması kararı alınması” koşuluna bağlanmıştır. Ancak yürütmenin durdurulması kararının:</p>

<p>• makul sürede verilememesi,</p>

<p>• reddedilmesi,</p>

<p>• usule ilişkin sebeplerle gecikmesi</p>

<p>gibi durumlarda, adli yargı dosyası ilerleyip tescil gerçekleşebilir. Bu durumda idari yargıda sonradan gelen iptal kararının fiili ve hukuki etkileri bakımından malik aleyhine “ek külfetler” doğabilir.</p>

<p><strong>5.3. Anayasa Mahkemesi’nin “Etkililik” Vurgusu ve Yapısal Problem Tespiti</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin norm denetimi kararlarında, kamulaştırma bağlamındaki uyuşmazlıkların farklı yargı kollarında görülmesinin, idari yargıdaki hukuka uygunluk denetiminin etkililiğini zayıflatabildiği; bu nedenle yapısal bir sorun alanı doğabildiği değerlendirilmiştir. Mahkeme, adli yargıdaki tescil/bedel davasının, idari yargıdaki iptal davası beklenmeksizin sonuçlanmasının, iptal kararının sonuç doğurması için maliki külfetlere katlanmak zorunda bırakabildiğini belirtmektedir.</p>

<p>Bu değerlendirme, doktrindeki “kamulaştırma yargılamasında bütüncül koruma” arayışlarıyla paraleldir: İptal davası ile tescil/bedel davası arasındaki ilişkinin daha net ve hak koruyucu bir modele kavuşturulması gerekliliği, hem akademik tartışmalarda hem de pratikte gündemdedir.</p>

<p><strong>6. Doktrinsel Tartışmalar: Karma Modelin Avantajları ve Eleştirileri</strong></p>

<p><strong>6.1. Karma Modelin Avantaj Argümanları</strong></p>

<p>Karma modelin savunulabilen yönleri şunlardır:</p>

<p>• İdari yargı, idari işlemin unsurlarına odaklanan uzmanlaşmış bir hukuka uygunluk denetimi yapar.</p>

<p>• Adli yargı, mülkiyetin devri, tapu sicili, bedel tespiti gibi özel hukuka yakın sonuçlarda kurumsal deneyime sahiptir.</p>

<p>• Bedel tespiti gibi teknik konular, bilirkişilik ve keşif mekanizmaları üzerinden adli yargıda yoğunlaşmıştır.</p>

<p><strong>6.2. Eleştiriler ve Sorun Alanları</strong></p>

<p>Buna karşılık doktrin ve uygulamada öne çıkan eleştiriler:</p>

<p>• Parçalı koruma: Malik, mülkiyet hakkını korumak için iki ayrı yargı kolunda paralel ve masraflı bir süreç yürütmek zorunda kalır.</p>

<p>• Zamanlama riski: Tescil gerçekleştiğinde iptal davasının kazanılması bile pratikte geri dönüşü zorlaştırabilir.</p>

<p>• Etkin başvuru hakkı tartışması: İdari yargıdaki denetimin “sonuca etkili” olup olmadığı tartışma konusu olabilir.</p>

<p>• Çelişkili karar ihtimali: İdari yargı işlemi hukuka aykırı bulurken adli yargı tescil/bedel sürecini tamamlamış olabilir.</p>

<p>Doktrinde önerilen çözümler arasında:</p>

<p>• Adli yargıda görülen tescil/bedel davasında, iptal davası açıldığının belgelendiği hallerde (veya belirli eşik koşulların varlığında) otomatik/yarı otomatik bekletici mesele mekanizması,</p>

<p>• Yürütmenin durdurulması kararına bağımlılığın azaltılması,</p>

<p>• Yargı kolları arasında bilgi akışının hızlandırılması ve sistemik koordinasyon,</p>

<p>• Kamulaştırma yargılamasında tek dosya/tek yargı kolu olmasa bile “sonuca etkili” bir bütüncül model<br />
gibi yaklaşımlar yer alır.</p>

<p><strong>7. Seçilmiş İçtihat Eğilimleri: Görev, Tescil, Tapu ve Bedel Ekseni</strong></p>

<p>Bu bölümde, Apilex veri setinde yer alan içtihatların ortaya koyduğu ana eğilimler özetlenebilir:</p>

<p>1) <strong>Uyuşmazlık Mahkemesi</strong>: Kamulaştırmada “bedel” uyuşmazlıkları adli yargıda görülür; kanun koyucu karma düzeni açıkça benimsemiştir.</p>

<p>2) <strong>Danıştay</strong>: Kamulaştırma işlemleri idari işlem olmakla birlikte; tapu kayıtlarına ilişkin tescil/terkin gibi işlemler adli yargının görev alanıyla temas eder.</p>

<p>3) <strong>Anayasa Mahkemesi</strong>: Farklı yargı kolları arasında bölünmüş yapının, belirli şartlarda mülkiyet hakkının etkin korunması bakımından yapısal sorun doğurabildiği yönünde değerlendirmeler yapmıştır.</p>

<p><strong>8. Uygulamada Kritik Noktalar ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar (Ek Bölüm)</strong></p>

<p>Bu ek bölüm, çalışmanın “salt teorik çerçeve” olmasının ötesinde, kamulaştırma dosyalarında en sık hak kaybına yol açan noktaları ve iyi uygulama önerilerini derli toplu sunar.</p>

<p><strong>8.1. Süre Yönetimi ve Tebligat/İlan Kaynaklı Hak Kayıpları</strong></p>

<p>Kamulaştırma Kanunu m.14’teki 30 günlük süre, pratikte en kritik risk alanıdır. Bu sürenin başlangıcı çoğu dosyada “tebligat tarihi” gibi görünse de, adres tespiti, ilanen tebligat, birden çok malik, mirasçılık ilişkileri, paylı mülkiyet/iştirak gibi olgular süre hesabını karmaşıklaştırır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada dikkat edilmesi gereken temel ilkeler:</p>

<p>• Tebligat mazbatası, tebliğ alındısı, “bila tebliğ” şerhleri ve ilan küpürlerinin dosyaya alınması; ilan tarihinin açıkça belirlenmesi.</p>

<p>• Paydaş/ortak maliklerden birinin tebligat alması hâlinde, diğerleri bakımından süre başlangıcı tartışmalarının somut olayla gerekçelendirilmesi.</p>

<p>• 30 günün kaçırılması hâlinde iptal davasının dinlenmemesi riski bulunduğundan, şüpheli durumlarda “ihtirazi” şekilde dava açılıp süre tartışmasının yargılamada yürütülmesi.</p>

<p>Bu alan, “esas hakkaniyet” tartışmasından önce “usulden kaybetme” riskinin yüksek olduğu başlıktır.</p>

<p><strong>8.2. Yürütmenin Durdurulması (YD) Stratejisi: Dosyanın Kader Anı</strong></p>

<p>Kamulaştırma iptal davasında YD, çoğu olayda iptal davasının <strong>sonuca etkili</strong> olabilmesini sağlayan kaldıraçtır. Çünkü adli yargıda tescil hükmünün kesinliği nedeniyle, tescil bir kere gerçekleştiğinde “eski hâle dönüş” pratikte zorlaşır; ayrıca malik açısından ek dava ve ek külfet doğurabilir.</p>

<p>YD talebinde özellikle güçlü argümanlar:</p>

<p>• Tescilin kesinliği ve tapu siciline etkisi,</p>

<p>• Taşınmazın özel nitelikleri (tek konut, işletme, tek geçim kaynağı tarım arazisi),</p>

<p>• Projenin ilerlemesiyle fiili geri dönüşün imkânsızlaşması (yol, altyapı, inşaat vb.),</p>

<p>• İşlemin açık hukuka aykırılığına dair “belgeye dayalı” iddialar (yetki, usul eksikliği, ölçülülük).</p>

<p>YD’nin kabulü, adli yargıda bekletici mesele tartışmalarında da dosyaya pratik üstünlük sağlayabilir.</p>

<p><strong>8.3. Bekletici Mesele ve Koordinasyon: İki Yargı Kolu Arasında “Zamanlama” Yönetimi</strong></p>

<p>Klasik uygulama kalıbı, adli yargıda bekletici mesele kararının çoğunlukla “YD varlığı” ile ilişkilendirilmesi eğilimidir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirmeleri, yalnız YD koşuluna bağlılığın bazı durumlarda “etkili başvuru” ve “mülkiyet hakkı” bakımından sorun doğurabildiğini göstermektedir.</p>

<p>Bu nedenle uygulamada önerilen koordinasyon adımları:</p>

<p>• İdari yargıda iptal davası açıldığında, dava dilekçesi ve esas numarasının adli yargı dosyasına derhal sunulması.</p>

<p>• YD talebinin varlığı/yokluğu, reddi veya inceleme aşamaları konusunda adli yargı mahkemesinin düzenli bilgilendirilmesi.</p>

<p>• Adli yargıdaki keşif/bilirkişi süreçleri hızlandığında, idari yargıdaki yargılamanın “ivedilik” vurgusu ile yürütülmesi; gerektiğinde itiraz/üst merci mekanizmalarının (İYUK m.27 itiraz) kullanılması.</p>

<p>Bu alan, bir “tek cümlelik talep” değil, dosyaya yayılmış disiplinli takip gerektirir.</p>

<p><strong>8.4. Bedel Tespiti Yargılamasında Delil ve Bilirkişi Yönetimi</strong></p>

<p>Adli yargıda bedel tespiti davasının belirleyici unsuru çoğu dosyada bilirkişi raporudur. Bu nedenle:<br />
• Emsal seçimi (arsa) veya gelir yaklaşımı verileri (tarla) konusunda dosyaya “somut, karşılaştırılabilir” veri sokmak,</p>

<p>• Bilirkişi raporuna itirazı, sadece “düşük bedel” şeklinde değil; yöntem, emsal uygunluğu, imar durumu, satış tarihi, yüzölçümü, paydaşlık, takyidatlar ve yapı/muhdesat unsurları gibi başlıklarda somutlaştırmak,</p>

<p>• Gerekirse ek rapor/yeniden bilirkişi talebini dosyadaki belirli hesap hatalarına ve metodoloji sorunlarına bağlamak,</p>

<p>bedel yönünden başarı şansını ciddi biçimde artırır.</p>

<p><strong>8.5. Görev, Husumet ve Talep Sonucu: “Doğru Yerde, Doğru Talep” Kuralı</strong></p>

<p>Kamulaştırma uyuşmazlıklarında görev ayrımı net gibi görünse de, taleplerin yanlış formüle edilmesi (örneğin bedel tespiti argümanlarını iptal davasında; iptal argümanlarını bedel davasında belirleyici unsur gibi kurmak) esasa etkili risk doğurabilir.</p>

<p>Temel pratik kural:</p>

<p>• İdari yargıda: işlemin unsurlarına dayalı iptal ve gerekiyorsa YD,</p>

<p>• Adli yargıda: bedel tespiti, bilirkişi itirazları, emsal/gider/verim tartışmaları ve tescil süreci takip edilmelidir.</p>

<p><strong>9. Uygulamada Stratejik Noktalar (Avukatlık Pratiği Perspektifi)</strong></p>

<p><strong>9.1. Süre Yönetimi</strong></p>

<p>Kamulaştırma Kanunu m.14’teki 30 günlük süre, pratikte en kritik risk alanıdır. Tebligat/ilan tarihinin doğru tespiti, iptal davası açma süresinin kaçırılmaması gerekir.</p>

<p><strong>9.2. Paralel Süreç Yönetimi ve Delillendirme</strong></p>

<p>İptal davasında işlemin unsurlarına ilişkin deliller (plan, kamu yararı gerekçesi, alternatifler, ölçülülük) öne çıkar. Adli yargıda bedel tespitinde ise emsal satışlar, imar durumu, gelir yaklaşımı, üzerindeki muhdesat, takyidatlar, fiili kullanım gibi unsurlar önem kazanır.</p>

<p><strong>9.3. Bekletici Mesele / Koordinasyon</strong></p>

<p>İdari yargıda açılan iptal davasının adli yargı dosyasına zamanında bildirilmesi; yürütmenin durdurulması talebinin gerekçelendirilmesi; adli yargıdaki tescil riskini azaltmada pratik önem taşır.</p>

<p><strong>10. Sonuç Yerine: Kamulaştırma Davalarında “Etkin Koruma” Hedefi</strong></p>

<p>Kamulaştırma davaları, Türkiye’de mülkiyet hakkının en yoğun test edildiği alanlardan biridir. Sistem, idari işlem denetimini idari yargıya; bedel ve tescili adli yargıya dağıtan karma bir model üzerinde yükselir. Bu model, teorik olarak fonksiyonel görünse de uygulamada tescilin kesinliği, bekletici mesele tartışmaları, yürütmenin durdurulmasının zamanlaması ve iptal kararının fiili etkileri bakımından sorunlar doğurabilir.</p>

<p>Güncel içtihatlar, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirmeleri, sistemin mülkiyet hakkını “etkin biçimde” koruyacak şekilde daha koordineli ve sonuç odaklı işletilmesi gereğini gündemde tutmaktadır. Doktrinsel öneriler de bu doğrultuda; parçalı yargısal korumayı azaltacak, süreklilik ve bütünlük sağlayacak mekanizmaların geliştirilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-davalari-idari-yargi-adli-yargi-ayrimi-uygulama-sorunlari-ictihat-ve-doktrin-cercevesinde-inceleme-1</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="31556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2016/4052 E., 2019/288 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20164052-e-2019288-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20164052-e-2019288-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 05.02.2019 tarihli, 2016/4052 E., 2019/288 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>23. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/4052 E., 2019/288 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Davacı vekili, davalıların murisi olan kişinin kredi borcu olduğunu, mirasçılarına birkaç kez başvurduğunu, sonuç alamayınca ... takibi başlatıldığını, takibin iptalini, %20 ... inkar tazminatı, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekili, yetki itirazında bulunduklarını, borcun zaman aşımına uğradığını, senet üzerindeki murise ait olduğu iddia edilen imzaya itiraz ettiklerini, murisin memur olduğunu, tarım işi ile uğraşmadığını bu nedenle kredi kullanmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; takip konusu borç senedinin muhtar ve aza tarafından tasdik edilmiş olmasından dolayı ilam niteliğinde olduğu, davacının elinde ilam niteliğinde belgenin olmasına rağmen ilamsız ... takibi yapmasının İİK’nın 32. maddesine ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir. Dava konusu belgenin ilam niteliğinde olması nedeniyle İİK 38. maddesi yollamasıyla 32. maddesi uyarınca ilamların icrası yoluyla takip edilebilir ise de aksinin yapılamayacağı yani ilamsız ... takibine konu edilemeyeceğine ilişkin bir düzenleme kanunda yer almamaktadır. 26.05.2017 gün ve 2017/2 esas, 2017/3 karar sayılı ... İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararında elinde ilam olan alacaklarının ilamsız takip yoluna başvurulamayacağına karar verilmiş ise de bu kararın ilam niteliğinde belgeleri kapsamaması da göz önünde bulundurularak davacının dava konusu senet nedeniyle ilamsız takip yapabileceğinin kabulü ile sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 05.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20164052-e-2019288-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="63793"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin bu haftaki gündemi belli oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-gundemi-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-gundemi-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin bu haftaki Bölümler gündemi belli oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2></h2>

<h2><span style="color:#c0392b"><strong>8 Nisan 2026 - Bölüm Toplantısı Gündemi</strong></span><br />
 </h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>İlan Tarihi</td>
   <td>Toplantı Tarihi</td>
   <td>Sonuç Tarihi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>27.3.2026</td>
   <td>8.4.2026</td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Sıra No</strong></td>
   <td><strong>Başvuru No</strong></td>
   <td><strong>Konusu</strong></td>
   <td><strong>Sonuç</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>1</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2018/26768</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru; sınır dışı etme kararı verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkı ile kötü muamele yasağının ve bu yasakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının, idari gözetim altında tutma nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>2</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/71595</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>3</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/86748</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru; kurum kararında kullanılan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin, bilgisayar veya yazı makinesi kullanma talebinin reddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesi, ifade hürriyeti ve eğitim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>4</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/76401</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, avukat olan başvurucunun belge inceleme talebini reddeden noter hakkındaki şikâyetiyle ilgili disiplin soruşturması açılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>5</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/99659</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, işe iade davasında delillerin hatalı şekilde değerlendirilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve uzun süren yargılama nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>6</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/90210</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, işe iade davasında altı aylık kıdem koşulunun sağlanmasına rağmen kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td width="246"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>7</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2023/40077</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, işçilik alacaklarının tazmini talebiyle açılan davada uyuşmazlığın esasına yönelik bir inceleme yapılmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>8</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/82264</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumu dışına gönderilmek istenen dokümanın gönderilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>9</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/86967</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, başvurucunun diploma denkliği verilmemesi işlemine karşı açtığı davada iptal kararı verilmesinden sonra Yükseköğretim Kurumu tarafından başvurucunun isteminin farklı bir sebeple reddedilmesi nedeniyle eğitim ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>10</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/47916</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, yabancı dil sınavında alınan puan şüpheli bulunarak sınav sonucunun geçersiz sayılması nedeniyle eğitim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>11</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/106568</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, işverene gönderilen elektronik postada sarf edilen sözlerden dolayı iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>12</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2023/2832</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda kullanılmasına imkân tanınan savunma hazırlama programının amacına uygun kullanılmamasından ötürü kınama cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>13</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/79032</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, kamudan bilgi edinme talebinin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>14</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2023/32552</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, sosyal medya hesabı üzerinden yapılan paylaşımlardan dolayı terör örgütü propagandası yapma suçundan mahkûm edilme nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>15</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2023/4107</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru; ceza infaz kurumunda slogan atılması nedeniyle disiplin cezası verilmesinin ifade özgürlüğünü, duruşmada hazır bulunma talebinin reddedilmesinin ise duruşmada hazır bulunma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>16</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2020/35109</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru; darbe teşebbüsü sırasında gerçekleştirilen suç oluşturmayan eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, duruşmada savunma yapılması amacıyla yeterli süre verilmemesi nedeniyle de savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>17</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2019/7900</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>18</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/101919</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, ceza davasında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>19</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/82319</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, idari para cezasının iptal edilmesi talebiyle sulh ceza hâkimliğine yapılan başvuruda karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>20</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/57596</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, karar sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>21</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/76048</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>22</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/104137</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>23</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/94542</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, karar sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>24</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/94304</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>25</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2021/26033</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>26</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2023/97640</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>27</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2025/53384</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru, hekim olan kişinin soruşturma izni alınmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>28</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2022/40416</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru; haksız gözaltı ve tutuklama işlemlerinden doğan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>29</strong></td>
   <td width="112">
   <p>2021/11082</p>
   </td>
   <td width="414">
   <p>Başvuru; haksız gözaltına alma işlemlerinden doğan maddi ve manevi zarların tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı ile yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<h2><strong><span style="color:#c0392b">9 Nisan 2026 - Bölüm Toplantısı Gündemi</span></strong></h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>İlan Tarihi</td>
   <td>Toplantı Tarihi</td>
   <td>Sonuç Tarihi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>27.3.2026</td>
   <td>9.4.2026</td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Sıra No</strong></td>
   <td><strong>Başvuru No</strong></td>
   <td><strong>Konusu</strong></td>
   <td><strong>Sonuç</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>1</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/75743</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, sürekli işçi kadrosuna geçirilme talebinin reddi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>2</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/46340</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru; işçilik alacaklarının tazmini talebiyle açılan davalarda, uyuşmazlığın esasına yönelik bir inceleme yapılmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>3</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2024/25362</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca verilen tedbir kararına yönelik esaslı iddiaların itiraz mercii tarafından karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>4</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2023/28594</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>5</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/78121</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, dilekçenin reddi kararı üzerine yenilenen dava dilekçesinde aynı yanlışlıkların bulunduğu belirtilerek davanın reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>6</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/17358</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru; askerî disiplin cezasına karşı açılan davanın yargı yolunun kapalı olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, psikolojik taciz nedeniyle de maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td width="246"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>7</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/68717</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, iptal davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>8</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/44330</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru; özel bir şirketin kurucu temsilcisi olan ortağın özel eğitim kurumu açma başvurusunun reddine dair işleme karşı açtığı davada, davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>9</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2021/53220</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, imar plan değişikliğine yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>10</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/91853</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, manevi zararın tazmini talebiyle açılan davada uyuşmazlığın esasına yönelik bir inceleme yapılmadan ret kararı verilmesi nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>11</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/106059</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, işe iade davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>12</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2021/56992</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, mahkemece hatalı sonuca ulaşılması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının; ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararda esaslı iddiaların karşılanmaması, istinaf mahkemesi tarafından verilen kararda gerekçenin kısa olması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>13</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/37628</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru; katılma yoluyla istinaf talebinin incelenmemesi nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>14</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/49859</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru; iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında, ıslah talebinin zamanaşımından dolayı reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>15</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2023/8346</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, infaz hâkimliğine yapılan başvurunun esasının incelenmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>16</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2023/38847</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru; menfi tespit davasında adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>17</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2023/80398</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca itiraz mercii tarafından verilen tedbir kararının gerekçesiz olması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, başvurucu hakkında şiddet uygulayan ifadesinin kullanılması nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>18</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2023/73979</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru; idare aleyhine açılan tazminat davasında adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>19</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2023/108273</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvurular, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarında başvurucuların karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarının karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ve Anayasa'da güvence altına alınan diğer hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>20</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/81816</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>21</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/41175</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, müdafiye daha önce tebliğ edilen istinaf dairesi kararının asil tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde temyiz edilmediği belirtilerek temyiz isteminin reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>22</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/63157</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, idari para cezasının iptal edilmesi talebiyle sulh ceza hâkimliğine yapılan başvuruda karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>23</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/56577</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, yargılandığı mahkemede basit yargılama usulüne karşı mahkemenin hatasından dolayı karara itiraz etmesi üzerine yasal indirimden faydalanamaması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda adil yargılanma hakkı kapsamında başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>24</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/73153</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, yargılamada dinlenmesi talep edilen tanığın mahkeme huzurunda dinlemeden ve kamera kayıtlarının dosyaya getirtilmeden karar verilmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>25</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/101350</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, idari para cezasının iptal edilmesi talebiyle sulh ceza hâkimliğine yapılan başvuruda karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>26</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2022/93521</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>27</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2021/11089</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru; haksız gözaltına alma işlemlerinden doğan maddi ve manevi zarların tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı ile yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>28</strong></td>
   <td width="110">
   <p>2023/65051</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Başvuru, gözaltında geçirilen sürelerin hükmedilen ceza süresinden mahsup edilmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-gundemi-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/h-f-n-cd-h-f-ws-a-a-sje9.jpg" type="image/jpeg" length="34436"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/40 esas - 2025/261 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202540-esas-2025261-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202540-esas-2025261-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/12/2025 tarihli, 2025/40 esas - 2025/261 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/40</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2025/261</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 11/12/2025</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 6/4/2026-33216</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 130 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>24/12/2024 tarihli ve (171) numaralı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

<p><strong>A. </strong>5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,</p>

<p><strong>B. </strong>7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>C. </strong>9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “<i>…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…</i>” bölümünün,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 12. maddesiyle;</p>

<p><strong>1. </strong>Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının,</p>

<p><strong>2. </strong>Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesinin,</p>

<p>Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11., 70., 104., 106., 123., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;</p>

<p><strong>1.</strong> 5. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Teşkilat </i></p>

<p><i>Madde 5-(1) Enstitü; merkez teşkilatından meydana gelir.</i></p>

<p><i>(2) Enstitü teşkilatı; Genel Müdürlük, Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulundan oluşur.</i></p>

<p><strong><i><u>(3) Genel Müdürlüğün hizmet birimleri ve bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esasları, bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde belirtilen faaliyet alanı ile görev ve yetkilere uygun olarak Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.</u></i></strong>”</p>

<p><strong>2.</strong> 7. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Yönetim Kurulu</i></p>

<p><i>MADDE 7-(1) Yönetim Kurulu, Enstitünün karar organıdır ve başkanı Bakandır.</i></p>

<p><i>(2) Yönetim Kurulu dokuz üyeden oluşur <strong><u>ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</u></strong></i></p>

<p><i>(3) Yönetim Kurulu en az iki ayda bir toplanır.</i>”</p>

<p><strong>3.</strong> 9. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Danışma Kurulu</i></p>

<p><i>MADDE 9-(1) Danışma Kurulu; Bakanın görevlendireceği Bakan Yardımcısının başkanlığında, Bakanlıktan iki üye, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığından birer <strong><u>üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş</u></strong> üyeden oluşur.</i></p>

<p><i>(2) Danışma Kurulu yılda en az dört kez toplanır.</i></p>

<p><i>(3) İhtiyaç duyulması halinde alanında uzman kişiler Danışma Kuruluna davet edilebilir.</i>”</p>

<p><strong>4. </strong>12. maddesi ve CBK’ya ekli (1) ve (2) sayılı Listeler şöyledir:</p>

<p>“<strong><i><u>Kadrolar</u></i></strong></p>

<p><strong><i><u>MADDE 12- (1) Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelinin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvele Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmiştir.</u></i></strong>”<i> </i></p>

<p><strong><i>(1) </i></strong><strong><i>SAYILI LİSTE</i></strong></p>

<p><strong><i>KURUMU: </i></strong><i>AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI: </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İPTAL EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Mütercim</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Memur</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>8</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Bilgisayar işletmeni</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>11</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sekreter</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Şoför</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>8</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Koruma ve Güvenlik Görevlisi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>4</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyolog Çalışmacı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyolog Çalışmacı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Psikolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>EÖH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Öğretmen</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>İstatistikçi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>4</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>İstatistikçi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Programcı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>6</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>YH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Hizmetli</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>36</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><i>(2) SAYILI LİSTE</i></strong></p>

<p><strong><i>KURUMU: </i></strong><i>AİLE ENSTİTÜSÜ</i><i> </i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI: </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İHDAS EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Genel Müdür</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Daire Başkanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>4</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sayman</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Mütercim</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Memur</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Memur</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Bilgisayar İşletmeni</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Bilgisayar İşletmeni</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sekreter</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Şoför</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Koruma ve Güvenlik Görevlisi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>4</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyal Çalışmacı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyal Çalışmacı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Psikolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Psikolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>EÖH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Öğretmen</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>İstatistikçi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>İstatistikçi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Kütüphaneci</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Programcı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>YH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Hizmetli</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>35</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/3/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi </strong></p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13).</p>

<p><strong>B. CBK’nın 5. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi </strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam </strong></p>

<p>4. Aile Enstitüsü (Enstitü) aile yapısının ve değerlerinin korunması, güçlendirilmesi, ailenin sosyal refahının artırılması, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, şehit yakını, gazi ve gazi yakınıyla ilgili politikalara veri oluşturmaya yönelik tüm Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (Bakanlık) faaliyetlerini kapsayan araştırmaları yürütmek ve CBK ile ilgili diğer mevzuatta verilen görev ve yetkileri yerine getirmek üzere Bakanlığa bağlı bir kuruluş olarak kurulmuştur.</p>

<p>5. (171) numaralı CBK’da Enstitünün kuruluş, teşkilat, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin hususlar düzenlenmiştir.</p>

<p>6. Anılan CBK’nın 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında Enstitünün merkez teşkilatından meydana geldiği, (2) numaralı fıkrasında da Enstitü teşkilatının Genel Müdürlük, Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulundan oluştuğu belirtilmiştir. Anılan maddenin dava konusu (3) numaralı fıkrasında ise Genel Müdürlüğün hizmet birimleri ve bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esaslarının bu CBK’da belirtilen faaliyet alanı ile görev ve yetkilere uygun olarak Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi </strong></p>

<p>7. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla idareye genel, sınırları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu </strong></p>

<p><strong>a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi </strong></p>

<p>8. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11. ve 123. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>9. Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatı ile Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşların, bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının, kamu tüzel kişiliklerinin kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasına ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapılarıyla ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının “<i>Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.</i>”<i> </i>ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının “<i>Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.</i>”<i> </i>şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2019/71, K.2020/82, 30/12/2020, § 27; E.2018/134, K.2021/13, 3/3/2021, § 30; E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2018/133, K.2021/70, 13/10/2021, § 22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10).</p>

<p>10. Bu bağlamda Enstitü Genel Müdürlüğünün hizmet birimleri ve bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceğini öngören, dolayısıyla Enstitünün teşkilat yapısıyla ilgili düzenleme getiren kural yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>11. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>13. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 106. maddesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p>14. Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında bakanlıkların ve bu kapsamda onların bağlı kuruluşlarının görevleri ve yetkilerinin CBK’yla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. CBK’ya tanınan bu asli yetkinin başka bir idari işleme bırakılması mümkün değildir. Bununla birlikte yürütme organının CBK çıkarmaya yetkili olduğu konuya ilişkin her türlü ayrıntıyı CBK ile düzenlemesi ve bu düzenlemelerin gereğini bizzat yerine getirmesi gerekli olmayıp CBK ile konuya ilişkin temel kuralları belirledikten ve genel çerçeveyi çizdikten sonra bu çerçevenin içinde kalan hususları, düzenleyici nitelikteki diğer işlemlerle belirlemesi ve bu düzenlemeler kapsamında yerine getirilmesi gerekli tasarrufları da ilgili idareye bırakması mümkündür.</p>

<p>15. (171) numaralı CBK’nın 5. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarında Enstitünün Genel Müdürlük, Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulundan oluşan merkez teşkilatından meydana geldiği belirtilmiş; dava konusu (3) numaralı fıkrasında ise Genel Müdürlüğün hizmet birimleri ile ve bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esaslarının, bu CBK’da belirtilen faaliyet alanı ile görev ve yetkilere uygun olarak Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>16. Enstitünün kuruluş amacı, görev ve yetkileri ile teşkilatı anılan CBK’nın 3 ila 10. maddelerinde belirlenmiş, kuralla Genel Müdürlüğün hizmet birimleri ile bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esaslarının da anılan maddelerde belirtilen faaliyet alanı ile görev ve yetkilere uygun olarak Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>17. Bu itibarla Enstitünün hizmet birimleri ile görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisine ilişkin temel ilkeler belirlenmiş ve genel çerçeve çizilmiştir.</p>

<p>18. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 106. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 106. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>C. </strong><strong>CBK’nın 7. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “<i>…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</i>” İbaresinin İncelenmesi </strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>19. (171) numaralı CBK’nın 7. maddesinde Enstitü Yönetim Kurulunun oluşumu düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Yönetim Kurulunun Enstitünün karar organı olduğu ve başkanının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı (Bakan) olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>20. Maddenin (2) numaralı fıkrasında Yönetim Kurulunun dokuz üyeden oluşacağı ve üyelerinin Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirleneceği öngörülmüştür. Söz konusu fıkrada yer alan “<i>…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</i>” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>21. (3) numaralı fıkrada Yönetim Kurulunun en az iki ayda bir toplanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>22. Anılan CBK’nın 8. maddesinde ise Enstitünün yıllık çalışma programını kabul etmek, Enstitünün politika önerileri ile strateji ve hedeflerini karara bağlamak, Danışma Kurulunun tavsiye kararlarını görüşüp karara bağlamak ve Enstitünün performans ile hizmet kalite standartlarını karara bağlamak Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>İptal Talebinin Gerekçesi </strong></p>

<p>23. Dava dilekçesinde özetle; Enstitü Yönetim Kuruluna atama şartlarını düzenleyen dava konusu kuralın temel hak ve özgürlüklerle ilgili olduğu, idarenin bütünlüğü içinde yer alan kamu görevlilerinin atanmasına, görev sürelerinin tespitine ve atanma şartlarının belirlenmesine ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, Bakana sınırları belirsiz bir atama yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 70., 104., 106. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong><strong> </strong></p>

<p><strong>a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>24. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 70., 106. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>25. Dava konusu kuralla Enstitünün karar organı olan Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından Bakanlığın üst kademe yöneticileri arasından belirlenmesi öngörülmüştür.</p>

<p>26. Kamu kurum ve kuruluşlarının karar organlarının belirlenmesi, oluşumu ve bu karar organlarında kamu personelinin görevlendirilmesine ilişkin düzenlemeler idarenin teşkilat yapısıyla ilgili olup idarenin kuruluş ve görevlerinin belirlenmesinin bir parçasını oluşturmaktadır. Bu itibarla Enstitünün Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından Bakanlığın üst kademe kamu yöneticileri arasından belirlenmesini öngören kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci cümlesinde belirtilen yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>27. Kural, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevler ile ilgili herhangi bir düzenleme de içermemektedir.</p>

<p>28. (171) numaralı CBK’nın 7. maddesinde Enstitü Yönetim Kurulunun en az iki ayda bir toplanmasının öngörüldüğü ve Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri gözetildiğinde kural gereğince Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından belirlenmesinin atama niteliğinde sonuç doğuracağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>29. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında memurlar ve diğer kamu görevlilerinin atanmalarına ilişkin hususların münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür.</p>

<p>30. Ancak Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında “[Üst kademe kamu yöneticilerinin] <i>atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.</i>” denilmek suretiyle üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usul ve esasları, Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca CBK ile düzenlenebileceği özel olarak belirtilen konular arasında gösterilmiştir.</p>

<p>31. Bu bağlamda üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usul ve esaslarının düzenlenmesi kapsamındaki konularla sınırlı olmak üzere anılan hususlarda Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca CBK ile düzenleme yapılabilir.</p>

<p>32. <i>Üst kademe kamu yöneticileri</i> kavramının neyi ifade ettiğine yönelik olarak Anayasa’da genel ve soyut bir tanımlama yapılmamış ya da herhangi bir ölçüte yer verilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesince bu anayasal kavramın kendi bağlamı içinde özerk bir biçimde yorumlanması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girmesinden önceki dönemde verdiği bir kararında üst kademe yönetici kavramını yorumlamıştır. Anayasa Mahkemesi 10/1/1985 tarihli ve 3149 sayılı Üst Kademe Yöneticilerinin Yetiştirilmesi Hakkında Kanun’un, üst kademe kamu yöneticilerini <i>daire başkanı</i>nı da içine alacak şekilde sayma yoluyla belirleyen kapsam maddesini de (2. madde) denetlediği kararında üst kademe kamu yöneticileri kavramının belirlenmesinde esas alınacak her durumda geçerli, değişmez ve mutlak ölçütler bulmanın zorluğuna dikkat çekmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi anılan kararında <i>kamu politikasının tayinine katılma</i>, <i>seçimle gelmemekle birlikte etkin bir otoriteye sahip olma</i> ve <i>kuruluşunun en üst düzeyinde bulunma</i> gibi bazı ölçütlerin önerilmesine rağmen üst kademe yöneticilerinin kimler olduğunun doktrinde ve kanunlarda açıklığa kavuşturulmadığını, esasen bunun çok zor olduğunu ve bu zorluğu dikkate alan kanun koyucunun da bunları bir bir saymak yolunu tercih ettiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre üst kademe kamu yöneticilerine dair bir tanım yapılsaydı dahi tam anlamıyla bir tanım olmayacak ve takdire yine de elverişli bulunacaktı (AYM, E.1985/3, K.1985/8, 18/6/1985).</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesinin anılan kararında vurgulandığı üzere bu kavramın tanımlanmasında güçlükler bulunsa da özellikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girmesinden sonra anayasal bir kavrama da dönüşmüş olduğu gözetildiğinde bunun belli bir çerçeveye kavuşturulması bir zorunluluktur (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 80).</p>

<p>34. Genel anlamda bir tanımlama yapılacak olursa Anayasa’da yer verilen üst kademe kamu yöneticileri kavramının belirli bir kamu hizmetini yürüten kamu kuruluşunun hiyerarşik bakımdan üst düzeylerinde görev alan ve aynı zamanda o hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir otoriteye, yetki ve sorumluluğa sahip olan kişileri ifade ettiği söylenebilir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 81).</p>

<p>35. Bu itibarla kurum içinde klasik anlamda belirli bir sevk ve idare, başka bir deyişle yönetim yetkisine sahip olmakla birlikte kurumun görev ve yetkileri çerçevesindeki politikaların belirlenmesi sürecine katılmayan, yönetim yetkisi bu politikaları uygulamakla sınırlı olan yöneticilerin ya da kurumun hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının tayininde sadece istişari nitelikte rol üstlenen kişilerin üst kademe kamu yöneticisi olarak kabulü mümkün değildir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 82).</p>

<p>36. Anayasa Mahkemesi bir kuralın üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesine ilişkin olup olmadığını CBK koyucunun nitelendirmesinden bağımsız olarak, yukarıda tespit edilen ilkeler çerçevesinde her bir kural özelinde özerk şekilde ele alıp nihai olarak denetleme görevinin kendisine ait olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 83).</p>

<p>37. Bu bağlamda Enstitü Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından belirlenmesini öngören kuralın üst kademe kamu yöneticilerine ilişkin bir düzenleme olup olmadığının, başka bir deyişle bu kişilerin üst kademe kamu yöneticisi niteliği taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>38. Kuralda düzenlenen Enstitü Yönetim Kurulunun Bakanlığın bir bağlı kuruluşu olarak teşkilatlandırılan Enstitünün karar organı olarak anılan kuruluşun üstlendiği görev ve yetkilerin yerine getirilmesinde belirleyici ve bağlayıcı nitelikte karar alma yetki ve sorumluluğuna sahip bir birim olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Yönetim Kurulu ve bunu oluşturan üyelerin, Enstitü teşkilatı içinde ve özelinde anılan kamu kuruluşunun hiyerarşik bakımdan üst düzeylerinde görev alan ve aynı zamanda kuruluşun görev ve yetki alanıyla ilgili kararların belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir yetki ve sorumluluğa sahip oldukları şüphesizdir. Bu itibarla Enstitü Yönetim Kurulu üyelerinin üst kademe kamu yöneticisi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>39. Buna göre kuralın üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usul ve esaslarıyla ilgili bir düzenleme öngörmesi sebebiyle Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan maddenin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>40. Enstitü Yönetim Kurulu üyelerini atamaya yetkili makamın belirlenmesine yönelik olarak yürürlükte herhangi bir kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Bu itibarla kural, kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin değildir.</p>

<p>41. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>42. Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin Cumhurbaşkanı tarafından <i>atanacağı</i> belirtilerek bu konuda Cumhurbaşkanı tek başına yetkili kılınmıştır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının üst kademe yöneticilerini atama yetkisi bir başka makamın onayına tabi tutulamayacağı gibi bir başka makamın teklifine de bağlı kılınamaz (AYM, E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 45). Üst kademe kamu yöneticilerinin bizzat Cumhurbaşkanı tarafından atanması Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde benimsenen temel esaslardan biridir. Kendilerini atayan Cumhurbaşkanı ile göreve gelmeleri esası benimsenen üst kademe kamu yöneticilerinin Cumhurbaşkanı ile birlikte görev yapıp onunla birlikte görevden gitmeleri yönündeki yaklaşım da bu ilkenin bir sonucudur (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 69). Dolayısıyla üst kademe kamu yöneticisi olan Yönetim Kurulu üyelerini atama yetkisinin de münhasıran Cumhurbaşkanına ait olduğu açıktır.</p>

<p>43. Bu itibarla kuralla üst kademe kamu yöneticisi olan Enstitü Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından atanmasının öngörülmesi Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>44. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 104. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>Ç. </strong><strong>CBK’nın 9. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının “…<i>üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…</i>” Bölümünün İncelenmesi </strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>45. (171) numaralı CBK’nın 9. maddesinde Enstitü Danışma Kurulunun oluşumu düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Danışma Kurulunun Bakanın görevlendireceği bakan yardımcısının başkanlığında, Bakanlıktan iki üye, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığından birer üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam on beş üyeden oluşması öngörülmüştür. Söz konusu fıkranın “<i>…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…</i>” bölümü dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>46. Maddenin (2) numaralı fıkrasında Danışma Kurulunun yılda en az dört kez toplanacağı, (3) numaralı fıkrasında ise ihtiyaç duyulması hâlinde alanında uzman kişilerin Danışma Kuruluna davet edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>47. Söz konusu CBK’nın 10. maddesinde ise Enstitünün yıllık faaliyetlerini değerlendirmek ve Enstitü çalışmaları hakkında Yönetim Kuruluna görüş bildirmek, Yönetim Kuruluna Enstitü çalışmalarının etkinliğini artırıcı tavsiye kararları sunmak ve Enstitü tarafından hazırlanan bilimsel araştırma, yayın ve benzeri çalışmalar hakkında Yönetim Kuruluna görüş bildirmek Danışma Kurulunun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>İptal Talebinin Gerekçesi </strong></p>

<p>48. Dava dilekçesinde özetle; Danışma Kurulu üyelerinin kamu görevlisi olması nedeniyle bu göreve atanma şartlarını düzenleyen dava konusu kuralın CBK ile düzenlenmesi yasak alana ilişkin olduğu, münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği, atama yetkisine ilişkin çerçevenin belirlenmediği, yürütme organına Anayasa’ya aykırı bir yetkinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 70., 104., 106. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong><strong> </strong></p>

<p>49. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 70., 106. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>50. (171) numaralı CBK’nın 9. maddesinde Enstitü Danışma Kurulunun yılda en az dört kez toplanmasının öngörüldüğü ve Danışma Kurulunun görev ve yetkileri gözetildiğinde Danışma Kurulu üyelerinin bir kısmının Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenmesini öngören dava konusu kuralın <i>atama</i> ile ilgili düzenleme içerdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>51. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında memurların ve diğer kamu görevlilerinin atanmalarına ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi öngörüldüğünden öncelikle Danışma Kurulu üyelerinin kamu görevlisi olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>52. Kamu hizmeti, geniş tanımıyla devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri altında ortak gereksinimleri karşılamak ve kamu yararını sağlamak için topluma sunulmuş sürekli ve düzenli etkinliklerdir.</p>

<p>53. Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde memur ve/veya diğer kamu görevlilerinden hangisinin çalıştırılacağına ilişkin tercih, kanun koyucunun takdir alanı içindedir. Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında yer alan <i>diğer kamu görevlileri</i> kavramı, söz konusu asli ve sürekli görevlerde kamu hukuku ilişkisiyle çalışan fakat memur olmayan kişileri kapsamaktadır.</p>

<p>54. Bakanlığın bağlı kuruluşu olan Enstitünün anılan CBK’nın 4. maddesinde belirtilen görevlerinin kamu hizmeti niteliğinde olduğu açıktır. Enstitünün Danışma Kurulu üyelerinin ailenin korunmasına ilişkin asli sorumluluğu bulunan bir alanda görev yaptıkları, Enstitünün karar organı olan Yönetim Kuruluna görüş ve tavsiyelerde bulunmak görev ve yetkisine sahip oldukları ve üyelik görevinin geçici bir nitelik taşımayıp sürekli olduğu dikkate alındığında üyelerin yerine getireceği görevin asli ve sürekli nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Enstitü Danışma Kurulu üyelerinin <i>diğer kamu görevlisi</i> statüsünde olduğu sonucuna varılmıştır (benzer değerlendirme için bkz. AYM, E.2021/27, K.2023/26, 16/2/2023 § 22).</p>

<p>55. Kuralda Danışma Kurulunun yedi üyesinin Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenmesi öngörüldüğünden anılan üyelerin kamu görevlileri arasından seçilmesi zorunluluğunun da bulunmadığı görülmektedir. Dolayısıyla kural Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına dair düzenleme öngörmektedir.</p>

<p>56. Öte yandan Danışma Kurulunun Enstitü faaliyetleri bakımından belirleyici ve bağlayıcı nitelikte karar alma yetki, sorumluluk ve otoritesine sahip olmayıp sadece istişari bir görev üstlendiği gözetildiğinde Kurul üyelerinin üst kademe kamu yöneticisi olarak nitelendirilemeyeceği açıktır.</p>

<p>57. Bu itibarla Danışma Kurulunun yedi üyesinin Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenmesini öngören kural hem kamu hizmetine girme hakkına ilişkin olup hem de münhasıran kanunla yapılması gereken bir düzenleme niteliği taşımaktadır.</p>

<p>58. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca aynı fıkranın birinci ve dördüncü cümleleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p>Kural konu bakımından Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca içerik yönünden incelenmemiştir.<strong> </strong></p>

<p><strong>D. </strong><strong>CBK’nın 12. Maddesiyle Ekli (1) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İptal Edilerek (2) Numaralı CBK’ya</strong><strong> Ekli (I) Sayılı Cetvel'in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bölümünden Çıkarılmasının ve Ekli (2) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İhdas Edilerek Anılan CBK’ya</strong><strong> Ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü Bölümü Olarak Eklenmesinin İncelenmesi</strong><strong> </strong></p>

<p><strong>1. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>59. Dava dilekçesinde özetle; genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden kamu görevlilerinin kadrolarının ihdasına ve iptaline ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, kadroya bağlı olarak kamu görevlilerine yapılacak harcamalar ve ayrılacak ödeneklerin aynı zamanda bütçeyle ilgili olduğu, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda CBK çıkarıldığı, Anayasa Mahkemesince dava konusu kurallarla içerik ve kapsam bakımından benzer düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmedildiği, CBK çıkarma yetkisinin anayasal çerçeve dışında kullanıldığı, yürütme organına Anayasa’ya aykırı bir yetkinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<strong> </strong></p>

<p><strong>2. </strong><strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu </strong></p>

<p><strong>a. Kuralların Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>60. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 128., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>61. (171) numaralı CBK’nın dava konusu 12. maddesiyle ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılması ve (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesi öngörülmektedir.</p>

<p>62. Anayasa Mahkemesi; bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaline dair düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının ”<i>Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.</i>”<i> </i>ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının “<i>Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.</i>”<i> </i>şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10).</p>

<p>63. Bakanlığa ilişkin kadroların iptali ve Bakanlığın bağlı kuruluşu olan Enstitüye kadro ihdasını öngören, dolayısıyla anılan kurumların teşkilat yapısıyla ilgili bir düzenleme getiren kurallar yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>64. Bu itibarla kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>65. Kurallarla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralların kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>66. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>b. Kuralların İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>67. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>68. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri <i>belirlilik</i> ilkesidir.<i> </i>Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke,<i> </i>yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir.</p>

<p>69. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2022/113, K.2023/112, 22/6/2023, § 29; E.2018/125, K.2020/4, 22/1/2020, § 28).</p>

<p>70. Dava konusu kurallarla Bakanlığa ve Enstitüye ilişkin olarak ihdas ve iptal edilen kadrolar ve bu kadroların sayıları açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiğinden kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal eden bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>71. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>72. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>73. (171) numaralı CBK’nın;</p>

<p>- 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</i>” bölümünün iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu ibareye ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra,</p>

<p>- 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “<i>…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…</i>” bölümünün<strong> </strong>iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu bölüme ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra,</p>

<p>yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>74. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>24/12/2024 tarihli ve (171) numaralı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>1.</strong> 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.”</i> ibaresine,</p>

<p><strong>2. </strong>9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının <i>“…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…”</i> bölümüne,</p>

<p>yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu bölüme ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>1.</strong> 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasına,</p>

<p><strong>2.</strong> 12. maddesiyle;</p>

<p><strong>a.</strong> Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmasına,</p>

<p><strong>b.</strong> Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesine,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 11/12/2025 tarihli ve E.2025/40, K.2025/261 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya, eklemeye ve çıkarmaya ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>11/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>24/12/2024 tarihli ve (171) numaralı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

<p><strong>A.</strong> 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının konu bakımından yetki ve içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.”</i> ibaresinin;</p>

<p><strong>1.</strong> Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>2. </strong>İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün<strong> </strong>Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>C. </strong>9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının <i>“…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…”</i> bölümünün konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün<strong> </strong>Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 12. maddesiyle;</p>

<p><strong>1.</strong> Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının;</p>

<p><strong>a.</strong> Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>b.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>2.</strong> Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesinin;</p>

<p><strong>a.</strong> Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>b.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>11/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="0">
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. CBK’nın iptali talep edilen 12. maddesiyle; ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılması; ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesi, düzenlenmektedir. Dolayısıyla kural kadro ihdası veya iptali alanında düzenleme yapmaktadır.</p>

<p>2. Benzer düzenlemeler içeren ve daha önce Mahkememiz tarafından incelenen 60 numaralı CBK ile 1 numaralı CBK’nın ilgili maddelerinde yapılan değişikliklerin iptal isteminin reddine dair E. 2021/91 - K. 2021/106 sayılı, yine 2020/29 E. – 2022/155 K. sayılı ve 2018/149 E. – 2022/163 ve E. 2022/68 – K. 2024/26 sayılı kararlara yazdığım karşıoy gerekçelerim yukarıda belirtilen düzenlemeler bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla incelenen kural ile ekli listeyle kadro ihdası ve eklenmesi yönündeki kuralın yasak alanda düzenleme yaptığı ve konu bakımından yetki yönünden Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğu, 24/12/2024 tarihli ve (171) numaralı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 12. maddesiyle; ekli (1) sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının ve ekli (2) sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek anılan Cetvel’e “Aile Enstitüsü” bölümü olarak eklenmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.</p>

<p>2. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisinin sınırları açık ve kesin biçimde belirlenmiştir. Anılan fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” hükmü, yürütmeye tanınan düzenleme yetkisinin anayasal çerçevesini oluşturan emredici bir sınırlamadır.</p>

<p>3. Anayasa’nın 128. maddesinde ise; devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği, bu personelin niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hak ve yükümlülüklerinin, statülerinin ve özlük haklarının kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anılan düzenleme, kamu personel rejiminin temel unsurlarının kanunilik ilkesine tâbi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>4. Dava konusu 12. maddeyle; bir kısım kadroların iptal edilmesi suretiyle mevcut bir bakanlık teşkilatından çıkarılması, diğer bir kısım kadroların ise ihdas edilerek yeni bir kurumsal yapı olan Aile Enstitüsü bünyesinde (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’e eklenmesi öngörülmektedir. Bu yönüyle düzenleme, yalnızca teşkilat yapılanmasına ilişkin olmayıp, kamu hizmetlerinin hangi kadro ve unvanlar aracılığıyla, kaç personel eliyle yürütüleceğini belirleyen asli nitelikte bir kamu personel düzenlemesi niteliği taşımaktadır.</p>

<p>5. Kadro ihdası ve iptali, kamu görevlilerinin statüsüyle doğrudan bağlantılıdır. Kadroların belirlenmesi, kamu hizmetinin sürekliliği, personel rejiminin yapısı ve kamu görevlerinin ifa biçimi üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Bu nedenle söz konusu düzenlemelerin, Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir alana ilişkin olduğu açıktır.</p>

<p>6. Öte yandan kadro ihdası ve iptali, kamu maliyesi bakımından da sonuç doğuran işlemlerdir. Kadro ihdası, kamu harcaması yapılmasını ve bütçeden ödenek tahsis edilmesini zorunlu kılar. Bu yönüyle dava konusu düzenleme, Anayasa’nın 161. maddesinde güvence altına alınan bütçe hakkını ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu alandaki asli yetkisini doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>7. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yoluyla, mali sonuç doğuran ve kamu personel rejiminin temel unsurlarını belirleyen düzenlemelerin yapılması, yürütme organının yasama organına tanınmış anayasal yetki alanına müdahalesi sonucunu doğurur. Bu durum, yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesinin yanı sıra kuvvetler ayrılığı ilkesini de zedelemektedir.</p>

<p>8. Ayrıca dava konusu düzenleme, kamu hizmetine girme hakkı üzerinde de dolaylı ancak etkili sonuçlar doğurmaktadır. Kamu görevlerinin hangi kadrolar aracılığıyla yürütüleceğinin belirlenmesi, bireylerin kamu hizmetine girme imkânlarını etkileyen yapısal bir düzenlemedir. Bu nedenle, Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında da değerlendirilmesi gereken bir niteliğe sahiptir.</p>

<p>9. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural ile yapılan düzenleme, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına, 128. maddesine ve 161. maddesine aykırı olduğu kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 24/12/2024 tarihli ve (171) sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.”</i> cümlesinin, içerik yönünden Anayasa’nın 104. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz nedenlerle, söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk tarafından iptal gerekçesinde, söz konusu hükmün üst kademe yöneticisi olan yönetim kurulunu düzenlediği, Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre, üst kademe yöneticilerinin Cumhurbaşkanı tarafından atanması gerektiği, bu yetkinin bir başka makama bırakılamayacağı, dava konusu kuralda yetkinin Bakana bırakıldığı, bu nedenle söz konusu kuralın Anayasanın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>2017 yılında Anayasa’nın 104., 105. ve 106. maddelerinde 6771 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş olup, bizzat Anayasa tarafından Cumhurbaşkanına asli bir yetki tanınarak Kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında, Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği belirtildikten sonra, kararname çıkarılamayacak alanlar sınırlı sayıda olmak üzere belirtilmiştir. Cumhurbaşkanı’na yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarma yetkisinin genel olarak verilmesinin yanı sıra Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde belirtilen kimi konuların CBK ile düzenleneceği ayrıca ifade edilmiştir. Bu kapsamda Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların; 106. maddesinin on birinci fıkrasında bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının; 108. maddesinin dördüncü fıkrasında Devlet Denetleme Kurulunun işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işlerinin; 118. maddesinin altıncı fıkrasında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevlerinin CBK’larla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasında ise kamu tüzel kişiliğinin kanunla veya CBK ile kurulacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri sayılırken, <i>“Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.”</i> hükmüne yer verilmiştir. Bu hükmün doğru yorumlanması, dava konusu kuralın Anayasa’ya uygunluğu denetiminde önem arz etmektedir. Öncelikle anılan kuralla, üst kademe yöneticilerinin atanması, görevden alınması ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi konusunda Cumhurbaşkanına geniş bir takdir yetkisi verildiği anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanına tanınan bu takdir yetkisi kapsamında üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usûl ve esasları (3) numaralı CBK’da düzenlenmiştir. Anılan CBK’nın <i>“Amaç ve kapsam”</i> başlıklı 1. maddesinde bu CBK’nın amacının üst kademe kamu yöneticileri ile ilgili usûl ve esaslar ile kamu kurum ve kuruluşlarında atama usûl ve esaslarını belirlemek olduğu hükme bağlanmıştır. (3) sayılı CBK’da I ve II sayılı cetvellerde sayma suretiyle belirlenen üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usul ve esasları düzenlenmiştir.</p>

<p>(3) sayılı CBK’nın <i>“Atama usulü” </i>başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında <i>“(Değişik birinci cümle: RG-31/8/2024-32648-CK-162/1 md.) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kadro, pozisyon ve görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı kararıyla atama yapılır. Bu fıkrada sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlere, ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılır. Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan bu yetkisini alt kademedeki yöneticilere devredebilir.”</i> düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, üst kademe yöneticilerinin belirlenmesi, atanması ve görevden alınması konusunda geniş takdir yetkisini haiz Cumhurbaşkanı tarafından, I ve II sayılı Cetvellerde yer alan kadroların üst kademe yöneticisi kadroları olarak kabul edildiği, sayılmayan kadroların ise üst kademe yönetici kadroları olarak kabul edilmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>(3) sayılı CBK’nın I veya II sayılı Cetvelinde Aile Enstitüsü Yönetim Kuruluna ilişkin herhangi bir düzenleme öngörülmemiştir. Üst kademe yöneticilerinin kim olduğu ve atanma usul ve esaslarının belirlenmesi hususunda Cumhurbaşkanının geniş bir takdir yetkisini haiz olduğu nazara alındığında, (3) sayılı CBK’nın 2. maddesinde yer alan,<i> “Bu fıkrada sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlere, ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılır” </i>düzenlemesi uyarınca, I veya II sayılı cetvelde yer almayan üst kademe yöneticilerinin yine bizatihi Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile Bakan tarafından görevlendirileceğinin kararlaştırılmasında içerik açısından Anayasa’nın 104. maddesine aykırılık söz konusu değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, içerik açısından Anayasa’nın 104. maddesine aykırı olmadığından ve iptal talebi reddedilmesi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 24/12/2024 tarihli ve (171) sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 9.maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “..<i>üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş..</i>” cümlesinin, konu yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim nedenlerle, söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumdan iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk tarafından iptal gerekçesinde, danışma kurulunun istişari bir kurul olması nedeniyle üst kademe yöneticisi sayılamayacağı, Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca Danışma Kurulu üyelerinin diğer kamu görevlisi sıfatını haiz olduğu, bu nedenle aynı madde (Anayasa m.128) uyarınca münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiğinden dava konusu kuralın konu yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>2017 yılında Anayasanın 104., 105. ve 106. maddelerinde 6771 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş olup, bizzat Anayasa tarafından Cumhurbaşkanına asli bir yetki tanınarak Kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında, Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği belirtildikten sonra, kararname çıkarılamayacak alanlar sınırlı sayıda olmak üzere belirtilmiştir. Söz konusu fıkraya göre, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyeceği gibi Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Yine, Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.</p>

<p>Anayasanın kabul ettiği bu düzenleyici kural koyma yetkisinin Anayasanın birçok maddesi ile çelişmesi ya da yorum ihtiyacının doğması halinde, kural olarak Anayasanın bir hükmünün diğer hükümlere göre önceliğinin olmadığı kabul edilecektir. Çelişkinin giderilmesi için yorum yapılırken, sonradan yürürlüğe konulan Anayasal düzenlemelerin amaçları göz önünde tutulmalıdır. Yine, istisnai bir düzenleme içeren hükmün dar yorumlanması teoride ve uygulamada genel kabul görmüş bir yorum ilkesi olduğundan Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında Kararname ile düzenlenemeyeceği belirtilen “<i>münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konular” </i>cümlesinin dar yorumlanması zorunludur. Bu çerçevede Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında “<i>kanunla düzenlenen” değil</i> “<i>münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konular</i>” ifadesi kullanıldığından, Anayasanın diğer maddelerinde kanunla düzenleneceği belirtilen hususların artık Kararname ile düzenlenemeyeceği gibi bir yorum yapılması ya da sonuç çıkarılması mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki Anayasa Mahkemesi, 23.01.2020 tarihli ve 2019/78 E., 2020/6 K. sayılı Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’na ilişkin kararında; “20. <i>Genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerinde kadro ve pozisyon esastır. Bu hizmetleri yürüten memur ve diğer kamu görevlileri kendilerine özgü statüye sahiptir. Görevleri dışında da kamu hizmetleri statüsünün bir bölümü olan bu statü hükmüne tabi olurlar ve resmî sıfat ve yetkilerini korurlar. Oysa Kurul, Cumhurbaşkanlığı teşkilatı içinde Cumhurbaşkanına bağlı icrai bir karar alma ve bunu uygulatma yetkisi olmayan tamamıyla istişari nitelikte bir birim olarak düzenlenmiştir. Kurul üyelerinin ancak kurul hâlinde çalıştıkları, tek başlarına bir hizmet yapmadıkları, kamu hizmetlerine geçici ve arızi olarak katıldıkları, görevin ifası sırasında devletin emredici gücünün kullanılmadığı, <strong>Kurulda yer alacak üyeler için kadro ve pozisyonun belirlenmediği, bu üyeler ile merkezî idare arasında tam bir statüer ilişkinin kurulmadığı, söz konusu Kurul üyelerinin Kurul üyeliği dışında başka meslek ve uğraşlarına devam edebildikleri anlaşılmaktadır.</strong> Bu itibarla Kurul üyelerinin yaptıkları görev, Anayasa’nın 128. maddesi anlamında devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli bir görev niteliğinde değildir. <strong>Dolayısıyla Kurul üyelerinin belirlenmesi hususu münhasıran kanunla düzenlenmeyi gerektiren bir konu değildir.”</strong> </i>gerekçelerine yer vererek, Kararname ile istişare kurulu üyelerinin düzenlenebileceği ve üyelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenebileceği, bu hususun Anayasa’nın 104. maddesine aykırı olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>Dava konusu 171 sayılı Kararnamenin 9. maddesi incelendiğinde, söz konusu maddede sadece Kurulun oluşumunun düzenlendiği, Danışma Kurulu üyeleri için ekli sayılı listede kadro ihdas edilmediği, bu kişilerin mevcut görev ve uğraşına devam edebileceği, Kurulun yılda en az 4 kez toplanacak bir organ olup, görevinin süreklilik arzetmediği, bu anlamda Danışma Kurulu üyelerinin yaptıkları görevin, Anayasa’nın 128. maddesi anlamında devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli bir görev niteliğinde olmadığı açıkça görülmektedir. Hal böyle iken, işbu dava açısından da Anayasa Mahkemesinin 2019/78 E., 2020/6 K. sayılı kararından ayrılmayı gerektirecek bir durum söz konusu değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, konu bakımından Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasına aykırı olmadığından ve iptal talebi reddedilmesi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202540-esas-2025261-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="18903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/87 esas - 2025/253 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202587-esas-2025253-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202587-esas-2025253-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/12/2025 tarihli, 2025/87 esas - 2025/253 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/87</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2025/253</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 11/12/2025</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 6/4/2026-33216</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Elbistan İnfaz Hâkimliği</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU: </strong>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçun işlenmesi nedeniyle ertelenen hapis cezasının infazı talebiyle yapılan başvuruda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong><strong> İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ </strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 51. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Hapis cezasının ertelenmesi</i></p>

<p><i>Madde 51-<strong> </strong>(1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;</i></p>

<p><i>a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,</i></p>

<p><i>b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,</i></p>

<p><i>gerekir.</i></p>

<p><i>(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi halinde, infaz hâkimi kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.</i></p>

<p><i>(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.</i></p>

<p><i>(4) Denetim süresi içinde;</i></p>

<p><i>a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,</i></p>

<p><i>b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,</i></p>

<p><i>c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,</i></p>

<p><i>mahkemece karar verilebilir.</i></p>

<p><i>(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek infaz hâkimine verir.</i></p>

<p><i>(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.</i></p>

<p><strong><i><u>(7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar verilir.</u></i></strong></p>

<p><i>(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI,<strong> </strong>Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN,<strong> </strong>Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 27/3/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5237 sayılı Kanun’un 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu kurala göre hükümlü hakkında daha önce verilen ertelenmiş cezanın kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesi için hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi ya da kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi gerekmektedir.</p>

<p>4. Bakılmakta olan davanın konusunu ise hakkında ertelenmiş hapis cezası verilen hükümlünün denetim süresi içinde yeni bir kasıtlı suç işlemesi nedeniyle ertelenen cezanın kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilmesi talebi oluşturmaktadır.</p>

<p>5. Bu itibarla hükümlünün kendisine yüklenen yükümlülüklere infaz hâkiminin uyarılarına rağmen uymamakta ısrar etmesi hâlinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>6. Öte yandan anılan fıkrada yer alan “<i>Hükümlünün denetim süresi içinde…</i>” ibaresi ve fıkranın “<i>…halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hakimliğince karar verilir.</i>”<i> </i>bölümü, uygulanacak kural olan “<i>…kasıtlı bir suç işlemesi…</i>” ibaresinin yanı sıra bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olmayan “<i>…veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi…</i>” bölümü yönünden geçerli, ortak kural niteliğindedir. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin fıkrada yer alan “<i>...kasıtlı bir suç işlemesi</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>7. Açıklanan nedenlerle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>A.</strong> “<i>…veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi…</i>” bölümünün itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bölüme ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p><strong>B. </strong>Kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan fıkrada yer alan “<i>…kasıtlı bir suç işlemesi…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>8. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralı ve bunun gerekçesi ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:<strong><i> </i></strong></p>

<p><strong>A. On Yıllık Süre Sorunu</strong></p>

<p>9. Anayasa’nın “<i>Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi</i>” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.</i>” denilmiştir.</p>

<p>10. 6216 sayılı Kanun’un “<i>Başvuruya engel durumlar</i>” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “<i>Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.</i>”<i> </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>11. 5237 sayılı Kanun’un 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan “<i>...kasıtlı bir suç işlemesi...</i>” ibaresi “<i>sırf askeri suçlar</i>” yönünden incelenmiş ve Anayasa Mahkemesinin 20/7/2022 tarihli ve E.2022/53, K.2022/91 sayılı kararıyla esastan reddedilmiştir. Bu karar 10/8/2022 tarihli ve 31919 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itiraz başvurusu üzerine işin esasına girilerek iptal talebi reddedilen kurala ilişkin olarak yeni bir başvurunun yapılabilmesi için ret kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı 10/8/2022 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenle kurala yönelik başvurunun “<i>sırf askeri suçlar</i>” yönünden on yıllık yasak nedeniyle Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.</p>

<p><strong>B. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>13. 5237 sayılı Kanun’un “<i>Hapis cezasının ertelenmesi</i>” başlıklı 51. maddesinde mahkemelerce hükmolunacak hapis cezalarının ertelenmesine ilişkin hükümler yer almaktadır. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında söz konusu cezanın ertelenmesine ilişkin şartlar düzenlenmiştir. Buna göre işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Sanık hakkında hükmedilen adli para cezasının ertelenmesi ise mümkün değildir.</p>

<p>14. Ayrıca söz konusu fıkraya göre erteleme kararının verilebilmesi için kişinin daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması ve suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekmektedir.</p>

<p>15. Bununla birlikte maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca hapis cezasının ertelenmesi mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartına bağlı tutulabilecektir.</p>

<p>16. (8) numaralı fıkrada hükümlünün denetim süresini yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirmesi durumunda ertelenen hapis cezasının infaz edilmiş sayılacağı belirtilmiştir. (7) numaralı fıkrada ise hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere uymamakta ısrar etmesi hâlinde ertelenen cezanın kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkrada yer alan “<i>…kasıtlı bir suç işlemesi…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>C. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>17. Başvuru kararında özetle; erteleme kurumuyla suçlunun özgürlüğü kısıtlanmaksızın, ceza infaz kurumunun olumsuz etkilerinden korunarak ıslah edilmesinin amaçlandığı, buna karşılık itiraz konusu kural kapsamında denetim süresi içinde işlediği kasıtlı suç nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen sanık hakkındaki ertelenmiş hapis cezasının kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilmesinin ertelemenin amacıyla bağdaşmadığı, bu nedenle kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında orantısızlığın bulunduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>18. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>19. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de <i>belirlilik</i> ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25; E.2022/9, K.2022/80, 21/6/2022, § 11).</p>

<p>20. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleriyle bunların infazına ilişkin kurallar, Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçları gözönüne alınarak saptanacak suç siyasetine göre belirlenir. Buna göre hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı ile infaza ilişkin yasal düzenlemeler temelde devletin suç politikasına bağlı bir konudur.</p>

<p>21. Suç ve ceza yönünden sınırları belirtilen bu takdir alanı, ceza sisteminin tamamlayıcı bölümünü oluşturan infaz hukuku için de geçerlidir. Nitekim suç siyasetinde kanun koyucunun takdir yetkisine sahip olmasını gerektiren nedenlerin tamamı infaz hukuku alanında da aynen geçerlidir. Bu nedenle kanun koyucu erteleme kurumu, koşulları ertelenen cezanın infaz edilmesini gerektiren hâlleri anayasal hükümlere, toplumsal koşul ve gereklere göre serbestçe belirleyebilir (benzer yönde bkz. AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, §§ 186, 187).</p>

<p>22. Çağdaş ceza hukukunda ceza yaptırımlarının belirlenmesindeki temel amaç ise suçlunun ıslahı, yeniden suç işlemesinin ve toplum için sürekli bir tehlike olmasının önüne geçmek, dolayısıyla topluma tekrar yararlı bir birey hâline getirilmesini sağlamaktır. Cezanın infaz edilmesi ise kişiye gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla etkili bir uyarıda bulunmak suretiyle onun etkin pişmanlık duymasını sağlamayı amaçlamaktadır. Mahkemelerde hükmolunan cezanın infazıyla hükümlünün gelecekte sosyal sorumluluğa sahip olarak suçsuz bir hayat sürmeye yatkın duruma getirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında suçlar için ceza yanında ya da yerine bir kısım tedbirin uygulanması da söz konusu olmaktadır. Bu kapsamda sanık hakkında hükmolunacak olan hapis cezasının ertelenebilmesi ile suçlunun toplum içinde özgürlüğü kısıtlanmadan, ceza infaz kurumlarının olumsuz etkilerinden de kurtarılarak, toplumla sosyal bağları koparılmadan ve her şeyden de önemlisi hayatın normal akışı değişmeden ıslah edilmesi amaçlanmaktadır. Cezaların kişiselleştirilmesine yönelik bu düzenlemeler, kamu yararının da bir gereğidir (AYM, E.2022/53, K.2022/91, 20/7/2022, § 15; E.2012/9, K.2012/103, 5/7/2012).</p>

<p>23. İtiraz konusu kural, denetim süresi içinde yeni kasıtlı bir suç işlenmesi hâlinde ertelenen hapis cezasının kısmen ya da tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesini düzenlemektedir. Hapis cezasının ertelenmesi kurumu belirli şartların sağlanması durumunda, suç olarak düzenlenmiş fiili işleyenlerin lehine öngörülmüş bir imkândır.</p>

<p>24. 5237 sayılı Kanun’un “<i>Kast</i>” başlıklı 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ceza yargılaması sonunda verilebilecek hükümlerin beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşme kararları olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>26. Ceza verilmesine yer olmadığı kararları ise anılan maddenin (3) ve (4) numaralı fıkralarında düzenlenmiştir. Maddenin (3) numaralı fıkrasında sanık hakkında yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağırlık ve dilsizlik hâli ya da geçici nedenlerin bulunması, yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hâli ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi, meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması, kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi hâllerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla mahkemece ceza verilmesine yer olmadığı kararı verileceği belirtilmiştir.</p>

<p>27.<i> </i>(4) numaralı fıkrada ise işlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık sebebinin varlığı, karşılıklı hakaret, işlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı dolayısıyla faile ceza verilmemesi hâllerinde, ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla anılan fıkraya göre sanık tarafından işlenen suç, ceza mahkemesince sabit bulunmasına rağmen fıkrada sayılan cezasızlık hâllerinden birinin varlığı nedeniyle fail cezalandırılamayacaktır.</p>

<p>28. Bu itibarla (3) numaralı fıkrada belirtilen nedenlere dayalı olarak verilen ceza verilmesine yer olmadığı kararlarının kural kapsamında yer almadığı anlaşılmaktadır. Zira anılan fıkra uyarınca söz konusu karar, sanığın <i>kusurunun bulunmaması</i> nedeniyle verilmekte olup bu gibi durumlarda suçun manevi unsuru olan kastın varlığı aranmamaktadır. Başka bir deyişle suçun bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi durumu söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte (4) numaralı fıkrada belirtilen nedenlere dayalı olarak verilen ceza verilmesine yer olmadığı kararlarının ise kural kapsamında yer aldığı açıktır.</p>

<p>29. Anılan fıkra kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilebilmesi için sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit olması gerekmektedir. Dolayısıyla sanığın suçu işlediği mahkemece tespit edildiği hâlde fıkrada sayılan sebeplerin varlığı nedeniyle cezalandırılmaması söz konusu olmaktadır. Bu durumda suçun manevi unsuru olan kasıt unsuru gerçekleşmekte olup kuralda yer verilen “<i>kasıtlı bir suç işlenmesi</i>” şartı yerine getirilmektedir. Bu hâlin ise sanığın Anayasa’nın 38. maddesinde öngörülen <i>masumiyeti</i>ni ortadan kaldırdığı söylenemez. Bunun yanı sıra (6) numaralı fıkraya göre mahkemece yüklenen suçun işlendiğinin sabit olması hâlinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirlerine hükmedildiğinde ise sanığın -masumiyetinin ortadan kalkması dışında- ayrıca yaptırıma maruz kaldığı açıktır.</p>

<p>30. Bu itibarla (4) numaralı fıkra kapsamında mahkeme tarafından sanığın suçu işlediği tespit edilerek belirtilen nedenlerle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verildiği hâllerde kişi hakkındaki ertelenmiş hapis cezasının kısmen ya da tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>31. Bu bağlamda kuralın kapsamının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle hukuki belirlilik ilkesiyle çelişmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>32. Öte yandan kanun koyucu, anılan takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke ise <i>elverişlilik</i>, <i>gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, <i>orantılılık</i> ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.</p>

<p>33. Kural kapsamında denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi hâlinde erteleme ile tanınan imkânın ortadan kaldırılmasının bu süre içinde yeniden suç işlenmesinin önlenmesi suretiyle kamu düzeninin sağlanması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Kuralda öngörülen düzenlemenin yeni bir suçun işlenmesinde caydırıcı ve önleyici bir etkiye sahip olacağı gözetildiğinde kuralın anılan amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.</p>

<p>34. Bununla birlikte kuralda erteleme kararının geri alınmasının hükümlünün denetim süresi içinde işlediği yalnızca kasıtlı suçlar yönünden uygulanacağı açıktır. Başka bir ifadeyle hükümlünün denetim süresinde kasıt dışındaki kusurluluk hâllerinde suç işlediği sabit olsa dahi ertelenen cezanın kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilmesi mümkün değildir.</p>

<p>35. Ayrıca kural, kasıtlı bir suç işlenmesi hâlinde ertelenen hapis cezasının mutlaka ceza infaz kurumunda aynen çektirilmesini öngörmemekte, bu konuda hâkime takdir yetkisi tanımaktadır. Bu kapsamda hâkimin cezanın kısmen infaz kurumunda çektirilmesine de karar vermesi mümkündür. Nitekim kuralın gerekçesinde de “<i>Maddenin onuncu fıkrası, denetim süresi içinde hükümlünün hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren kasıtlı bir cürüm işlemesi veya kendisine yüklenen davranış yükümlerini ihlâl etmesi veya denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasından kaçması hâllerinde ne yapılacağını göstermektedir. Bu takdirde hâkim ertelenen cezanın ya tamamen veya kısmen infazına karar verecektir. Bunun anlamı şudur ki, hükümlü bu hâlde mutlaka cezanın tümünü çekecek değildir.</i>”<i> </i>denilerek bu hususa vurgu yapılmıştır.</p>

<p>36. Diğer yandan kural, tüm kasıtlı suçlara aynı sonucu bağlamakta olup bu suçlara öngörülen cezalar yönünden de herhangi bir ayrım ya da istisna düzenlememektedir. Bu itibarla kuralla ulaşılmak istenen amaç ile bireylere yüklenen külfet arasındaki makul dengenin sağlandığı gözetildiğinde kural kapsamında denetim süresi içinde işlenen kasıtlı suçlar nedeniyle ertelenmiş cezanın infaz hâkimliğince çektirilmesine karar verilmesinin meşru amaç bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla kanun koyucunun takdir yetkisi içinde yer alan kuralın hukuk devleti ilkesiyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>37. Öte yandan hiç kuşkusuz her düzenlemede olduğu gibi kuralın da uygulanmasıyla ilgili olarak bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Bu bağlamda mevcut uyuşmazlıklara ilişkin sorunların her somut olayın özellikleri dikkate alınarak kuralın amacına uygun şekilde yorumlanması suretiyle mahkeme içtihatlarıyla çözülmesi gerekmektedir. Bu itibarla kuraldan ziyade kuralın uygulanması ile ilgili olarak ortaya çıkabilecek sorunlar anayasallık denetiminin konusu dışında kalmaktadır.</p>

<p>38. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan <i>“...kasıtlı bir suç işlemesi...”</i> ibaresinin;</p>

<p><strong>A.</strong> <i>“Sırf askeri suçlar”</i> yönünden iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> <i>“Diğer suçlar”</i> yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>11/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="0">
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…kasıtlı bir suç işlemesi</i>…” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığına dair Mahkememizin çoğunluk görüşüne, aşağıda açıklanan nedenlerle iştirak edilmemiştir.</p>

<p>2. Dava konusu kural, erteleme süresi içinde kasıtlı olarak işlenen suçları kapsamakta olup, bu kapsamda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin (4) numaralı fıkrasında belirtilen nedenlere dayalı olarak verilen <i>“ceza verilmesine yer olmadığı”</i> kararları da uygulama alanı bulmaktadır.</p>

<p>3. Hapis cezasının ertelenmesi kurumu; işlediği suçtan pişmanlık duyan hükümlünün, özgürlüğü kısıtlanmaksızın ceza infaz kurumlarının olumsuz etkilerinden korunarak topluma yeniden kazandırılmasını ve ıslah edilmesini amaçlayan bir ceza hukuku müessesesidir. Bu amaç doğrultusunda, denetim süresinin iyi hâlli geçirilmesi hâlinde cezanın infaz edilmiş sayılması öngörülmüş; böylece cezanın bireyi dışlayan değil, topluma entegre eden bir işlev üstlenmesi hedeflenmiştir.</p>

<p>4. İtiraz konusu kural uyarınca, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlendiğinin tespiti hâlinde, bu suç nedeniyle sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olsa dahi ertelenmiş hapis cezasının kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesi mümkündür.</p>

<p>5. Bu durum, fiilin haksızlık içeriğinin kanun koyucu tarafından cezalandırılmaya değer görülmediği hâllerde dahi önceki hapis cezasının fiilen infaz edilmesi sonucunu doğurabilmektedir. Ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen bir fiilin, ertelemenin bozulmasına gerekçe yapılması; erteleme kurumunun ıslah edici, bireyselleştirici ve topluma kazandırıcı amacıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>6. Bu hâlde ertelenmiş cezanın infazı, yeni fiil nedeniyle doğrudan bir ceza verilmemesine rağmen dolaylı ve ağır bir cezalandırma etkisi yaratmaktadır. Ceza hukukunun son çare (ultima ratio) olma niteliğiyle bağdaşmayan bu sonuç, cezalandırma ile hedeflenen meşru amaçları aşmaktadır.</p>

<p>7. Çoğunluk görüşünde vurgulanan, ertelenmiş cezanın kısmen veya tamamen infazı konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmış olması, ölçülülük sorununu ortadan kaldırmamaktadır. Zira ölçülülük denetiminde belirleyici olan, yalnızca takdir yetkisinin varlığı değil; bu yetkinin kullanılmasına imkân veren normatif tetikleme koşullarının meşru amaçla kurduğu ilişkinin makullüğüdür. Ceza verilmesini gerektirmeyen bir fiilin, özgürlüğü bağlayıcı bir cezanın infazına yol açabilmesi, araç ile amaç arasındaki dengeyi bozmaktadır.</p>

<p>8. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesi, belirli koşulların varlığı hâlinde hapis cezasının ertelenmesine imkân tanımaktadır. Buna göre sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının iki yıl veya daha az olması (on sekiz yaş altı ve altmış beş yaş üstü kişiler bakımından üç yıl), sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan üç aydan fazla hapis cezası almamış bulunması ve tekrar suç işlemeyeceği yönünde mahkemede kanaat oluşması hâlinde hapis cezası ertelenebilmektedir. Adli para cezaları ise bu kapsamda ertelenemez.</p>

<p>9. TCK’nın 51. maddesinin (7) numaralı fıkrası uyarınca, denetim süresi içinde kesinleşmiş mahkûmiyetle sonuçlanan kasıtlı bir suç işlemesi tespiti hâlinde, ertelenmiş hapis cezasının kısmen veya tamamen infazına karar verilebilmektedir. Anayasa Mahkemesi önünde bulunan uyuşmazlık, bu fıkrada yer alan “…denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi…” ibaresinin anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>10. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesi kapsamında verilen “ceza verilmesine yer olmadığı” kararları bakımından ise bir ayrım yapılmaktadır. Kusurun bulunmadığı hâllerde verilen 223. maddenin (3) numaralı fıkrası kapsamındaki kararlarda kasıt unsuru mevcut olmadığından, bu tür fiiller ertelemenin bozulmasına yol açmamaktadır.</p>

<p>11. Buna karşılık 223. maddenin (4) numaralı fıkrası kapsamında, fiilin suç oluşturduğu ve failin kusurlu olduğu tespit edilmekte; ancak etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık ya da benzeri özel nedenlerle ceza verilmemektedir. Bu durumda kişi suçu işlemiş sayıldığından, somut olayın özelliklerine göre kasıt unsuru var kabul edilebilmekte ve ertelemenin bozulabilmesi mümkün hâle gelmektedir.</p>

<p>12. TCK’nın 51. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “kasıtlı bir suç işlemesi hâlinde infaz” ibaresi, kapsamı itibarıyla belirsizlik içermektedir. Anılan ibarenin, ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin kararları da kapsayıp kapsamadığı hususu açık ve öngörülebilir değildir. Bu belirsizlik, bireyin hangi davranışı sonucunda ertelenmiş cezanın infaz edileceğini makul bir açıklıkla öngörememesine yol açmaktadır. Ayrıca, normun bu haliyle hâkime geniş ve sınırları belirlenmemiş bir takdir alanı tanıması, kanunilik ilkesi ile hukuk devleti ilkesinin (AY m.2) gerektirdiği belirlilik ve öngörülebilirlik şartlarıyla bağdaşmamaktadır. Bu belirsizlik, uygulamada oluşabilecek yorum birliğiyle giderilebilecek nitelikte olmayıp, doğrudan normun lafzından kaynaklanan yapısal bir öngörülemezlik içermektedir.</p>

<p>13. Öte yandan, TCK’nın 51. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca verilen infaz kararı, şeklen bir infaz işlemi olarak nitelendirilse dahi, maddi sonuçları itibarıyla önceki mahkûmiyetin hukuki durumunu değiştiren ve kişi aleyhine yeni bir sonuç doğuran cezalandırıcı bir işlem niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda, infaz kararının dayanağını oluşturan “kasıtlı suç işlenmesi” olgusunun, yeni bir yargılama sonucunda verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmüyle sabit olmaksızın hukuki sonuç doğurması, yargı yetkisinin sınırlarının belirsiz biçimde genişletilmesi sonucunu doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p>14. Bu durum, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılmasını öngören Anayasa’nın 9. maddesi ile ceza sorumluluğunun şahsiliği ve suçluluğun hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına ilişkin güvenceleri içeren Anayasa’nın 38. maddesi bakımından anayasal sorunlar barındırmaktadır. Zira, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmaksızın bireyin özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğuran bir mekanizmanın işletilmesi, hakimlik teminatı ve masumiyet karinesi ile bağdaşmamaktadır. Zira mahkûmiyet hükmüyle sabit olmayan bir fiilin, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğurması, masumiyet karinesinin dolaylı biçimde bertaraf edilmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p>15. Bu bağlamda, denetim süresi içinde işlenen ve hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen bir fiil nedeniyle kişinin yeni bir ceza ile karşılaşmamasına rağmen, önceki ertelenmiş hapis cezasının infaz edilmesi sonucunun doğabilmesi, dolaylı bir cezalandırma etkisi yaratabilmektedir. Özellikle fiilin haksızlık içeriğinin düşük olması sebebiyle ceza verilmemesinin tercih edildiği durumlarda, bu sonucun ölçülülük ilkesi bakımından aşırı olduğu açıktır.</p>

<p>16. Bu yönüyle kural, hukuk devleti ilkesinin ayrılmaz bir unsuru olan orantılılık alt ilkesini ihlal etmekte; erteleme kurumunun amacını aşan, öngörülemez ve ağır sonuçlar doğurarak Anayasa’nın 2. maddesiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>17. Bu itibarla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan “…denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi…” ibaresinin; yalnızca ceza verilmesini gerektiren ve mahkûmiyetle sonuçlanan fiillerle sınırlı olacak şekilde daraltıcı yorumlanması, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen fiillerin ertelemenin bozulmasına otomatik olarak dayanak yapılmaması gerekmektedir. Ayrıca, hâkime tanınan takdir yetkisinin ölçülülük ilkesine uygun kullanılabilmesi için, fiilin haksızlık içeriği, cezasızlık nedeni ve erteleme kurumunun ıslah edici amacıyla kurduğu ilişkinin gerekçede açıkça ortaya konulması zorunlu olmalıdır. Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında kalan susma hakkı ve yakınları suçlamama güvencesini zedeleyebilecek uygulamaların açıkça dışlanması ise hukuk devleti ilkesinin ve temel hak güvencelerinin korunması bakımından kaçınılmazdır. Aksi yorum, cezasız bırakılması bilinçli olarak tercih edilen fiillerin, dolaylı bir yaptırım aracına dönüştürülmesi sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>18. Bununla birlikte dava konusu kural, yalnızca Anayasa’nın 2. maddesi bağlamında değil, Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan kendini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlamaya zorlanmama hakkı bakımından da ciddi bir anayasal sorun doğurmaktadır.</p>

<p>19. 5237 sayılı Kanun’un 284. maddesinin (2) ve (4) numaralı fıkraları birlikte değerlendirildiğinde; üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenen bir suça ilişkin delilleri bildirmeyen kişi hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda kişi, hukuken suç işlediği kabul edilse dahi, kanun koyucunun açık iradesiyle cezalandırılmamaktadır. Ancak denetim süresi içinde bulunan bir hükümlü bakımından, bu tür bir fiil nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi hâlinde dahi dava konusu kural gereğince erteleme kararının kaldırılması ve önceki hapis cezasının infaz edilmesi riski ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>20. Bu risk, kişiyi ertelenmiş cezasının infaz edilmemesi için yakınları aleyhine beyanda bulunmaya veya delil göstermeye zorlayabilecek niteliktedir. Böyle bir sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan “hiç kimsenin kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı” ilkesinin dolanılması anlamına gelmektedir. Bu sonuç, soyut ve istisnai bir ihtimal olmayıp, kuralın normatif yapısından doğrudan kaynaklanan ve makul şekilde öngörülebilir bir baskı mekanizmasıdır.</p>

<p>21. Kişinin ceza tehdidi altında olmaksızın susma hakkını kullanabildiği bir durumda dahi, ertelenmiş cezanın infazı tehdidiyle karşı karşıya bırakılması, anayasal güvencenin fiilen işlevsiz hâle gelmesine yol açmaktadır.</p>

<p>22. Bu itibarla dava konusu kural, her ne kadar hâkime takdir yetkisi tanımakta ise de belirli durumlarda bireyi anayasal olarak yasaklanmış bir davranışa zorlayabilecek dolaylı ve ağır sonuçlar doğurmakta hem hukuk devleti ilkesini hem de Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan temel hakkı zedelemektedir.</p>

<p>23. Açıklanan nedenlerle, 5237 sayılı Kanun’un 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan “…kasıtlı bir suç işlemesi…” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu kanaatine ulaşıldığından, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202587-esas-2025253-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="96857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/63800 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202163800-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202163800-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 4/11/2025 tarihli ve 2021/63800 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>UMAY TEKSTİL KUMAŞÇILIK SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/63800)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 4/11/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/4/2026 - 33216</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Burak TOPALOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Umay Tekstil Kumaşçılık Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Belma ŞEN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, ecrimisil istemiyle açılan davada sonuca etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 28/12/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p><strong>A. Olayın Arka Planı</strong></p>

<p>5. Başvurucu, İstanbul ili Beylikdüzü ilçesi Yakuplu Mahallesi 169 ada 2 parsel sayılı taşınmazı 1/7/2002 tarihinde yapılan kira sözleşmesi ile kiralamıştır.</p>

<p>6. Taşınmazın 1/3 hissesi 19/1/2007 tarihinde ihale usulü ile satılmıştır. İhaleye ilişkin ihalenin feshi davası açılmıştır. Açılan dava sonucunda ihalenin feshine yönelik şikâyetin reddine karar verilmiş, karar 13/10/2014 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>7. İhalenin feshi davasının kesinleşmesi sonrası taşınmazın 1/3 hissesini devralan A.R.D. 21/11/2014 tarihinde ihtarname göndererek taşınmazın 1/3 hissesinin yeni maliki olduğunu, ihtarnamenin tebliğinden itibaren ilgili hisseye ait kira bedelinin kendisine ödenmesini istediğini başvurucuya bildirmiştir.</p>

<p>8. İntifa hakkı sahibinin mirasçısı İ.O. taşınmazın 1/3 hissesini devralan A.R.D. aleyhine taşınmazı intifa hakkı ile aldığını ancak yeni oluşturulan tapuda intifa hakkının yer almadığını ileri sürerek 9/12/2014 tarihinde yolsuz tescil davası açmıştır. Yargılama sonucunda Büyükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi davanın reddine karar vermiştir. Karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, karar henüz kesinleşmemiştir.</p>

<p>9. Bu gelişmeler sonrası başvurucu, kiralanan taşınmazın mülkiyetinin ihtilaflı olduğu gerekçesiyle taşınmazın 1/3 hissesine isabet eden kira bedelini ödemek için Büyükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesinden 6/1/2015 tarihinde tevdi mahalli belirlenmesi talebinde bulunmuştur. Büyükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesi tevdi mahalli tayini talebinin kabulüne, taşınmazın kira bedellerinin T.C. Ziraat Bankası Beylikdüzü Şubesinde açılacak hesaba yatırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>10. Başvurucu, bu karar üzerine taşınmazın 1/3 hissesine düşen kira bedellerini tevdi mahalline yatırmıştır. Taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. tevdi mahalli kararının kaldırılması, biriken kira bedellerinin kendisine ödenmesi yönünde karar verilmesi için tevdi mahalli kararını veren mahkemeye birçok defa talepte bulunmuş ancak bu yöndeki talepler mahkeme tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. başvurucuya 5/1/2016 tarihli ihtarname göndererek kira bedellerinin tarafına ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p>11. Taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. bu girişimler sonrası talep ettiği kira bedellerini tahsil edemeyince 16/3/2016 tarihinde tevdi mahalline yatırılan kira bedelleri üzerinde hak sahibi olduğu iddiasıyla anılan bedellerin tarafına ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesi taşınmaz hakkında açılan yolsuz tescil davasını (bkz. § 8) bekletici mesele yapmıştır. Yargılama derdesttir.</p>

<p><strong>B. Bireysel Başvuruya Konu Yargılama Süreci</strong></p>

<p>12. Başvurucu aleyhine taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. taşınmazda fuzuli şagil olduğu iddiasıyla 24/1/2018 tarihinde Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) ecrimisil istemli dava açmıştır. Mahkeme, davanın reddine karar vermiş; karar gerekçesinde önceki dönemde yapılan kira sözleşmesinin yeni malik yönünden de bağlayıcı olduğunu, dolayısıyla aralarında bir kira ilişkisinin mevcut olması nazara alınarak davacı yeni malikin başvurucunun haksız kullanımı iddiasıyla ecrimisil talep edemeyeceğini belirtmiştir.</p>

<p>13. Taşınmazın 1/3 hissesini devralan davacı yeni malik A.R.D. karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (Daire) davacının istinaf başvurusunun kabulüne ve Mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Daire, kararının gerekçesinde<i> "...davalının taşınmazdaki kullanımının 2002 yılında taşınmazda tam malik olan dava dışı H.O. ile yapılan kira sözleşmesine dayandığı, 2014 yılındaki ihtarname tarihine kadar iyiniyetli olduğu ve haksız şagil konumunda olmadığı kabul edilse de ihtarnamenin tebliğinden 15 gün sonrası artık davacının payı yönünden diğer paydaşla mevcut kira ilişkisi gereği davacıya ödeme yükümlülüğünün doğduğu, tevdi mahalli tayin edilerek kiranın 1/3 payının tevdi mahalline yatırılmış olması ödeme yükümlülüğünün sona erdiği anlamına gelmeyeceği, bu tarihten dava tarihine kadarki süre yönünden alacak miktarının tespiti ile hüküm altına alınması gerektiği</i>[ni]<i>"</i> belirtmiştir. Bu nedenlerle ihtarnamenin tebliğinden on beş gün sonrasından dava tarihine kadarki süre yönünden alacak miktarının tespiti ile hüküm altına alınması gerektiği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>14. Başvurucu, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 19/10/2021 tarihinde Daire kararının onanmasına kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>15. Başvurucu, nihai kararı 30/11/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>İlgili Mevzuat</strong></p>

<p>16. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 310. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olur."</i></p>

<p>17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 995. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır."</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Yargıtay İçtihadı</strong></p>

<p>18. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/9/2021 tarihli ve E.2017/1-2100, K.2021/1084 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... ecrimisilde bir malın hak sahibinin izni ve rızası dışında kötü niyetli olarak işgal ve kullanımından kaynaklanan bir tazminat söz konusu iken, kira ilişkisinde kiralayan ile kiracının karşılıklı anlaşması ve belli bir bedel karşılığında malın kullanımı dolayısıyla bir alacak hakkı söz konusudur. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/6/2021 tarihli ve E.2020/8-720, K.2021/802 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>Ecrimisile gelince; gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 1945/22 E, 1950/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Yine bahsi geçen İçtihadı Birleştirme Kararında; başkasının gayrimenkulünü haksız olarak zaptedip kullanmış olan kötüniyetli kimsenin o gayrimenkulü elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereleri tazminle mükellef olduğu, bir zarara uğramamış malik veya zilyede ecrimisil adı veya başka bir ad altında herhangi bir tazminat vermekle mükellef olmadığı sonucuna varılmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira bedeli, en fazlası mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan vekullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>20. Anayasa Mahkemesinin 4/11/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları</strong></p>

<p>21. Başvurucu; yeni malikin kendisini kiracı olarak kabul ettiğini, gönderdiği ihtarnamede işgale son verilmesine yönelik bir talepte bulunmadığını, kiracı olarak kabul edildiğinden aleyhinde ecrimisile hükmedilemeyeceğini, 6098 sayılı Kanun'un 310. maddesinin birinci fıkrası gereği yeni malikin kira sözleşmesinin tarafı olduğunu, kira ödediği dönemler için ayrıca ecrimisil ödemek zorunda bırakıldığını, hatalı bir şekilde faize hükmedildiğini, temyiz başvurusunun gerekçesiz reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkı ile hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>22. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p>23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özü, esaslı itirazları karşılanmadan ve ecrimisil talebinin şartları tartışılmadan davanın kabul edilmesine ilişkindir. Başvurucunun şikâyetlerinin gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>25. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (<i>M.B.</i> [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).</p>

<p>26. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>27. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz</i> [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>28. Bir yargı merciinin aynı maddi veya hukuki olguyla ilgili başka bir yargısal karardan farklı bir sonuca ulaşması hâlinde de bunun dayanaklarını gerekçeli kararında göstermesi beklenir. Anayasa'da güvenceye bağlanan tüm temel hak ve özgürlüklerin yorumunda gözetilmesi gereken temel bir ilke olarak düzenlenen hukuk devleti ilkesi, yargı organlarının aynı maddi veya hukuki olgularla ilgili çelişkili kararlar vermekten mümkün olduğunca kaçınmasını gerekli kılar. Aynı maddi veya hukuki vakıalarla ilgili farklı kararlar verilmesi hukuk devleti ilkesini zedeleyebileceği gibi kişilerin hukuka olan inancını da zayıflatabilir. Bu nedenle bir maddi veya hukuki vakıa ile ilgili olarak yargısal nitelikte bir kimse lehine karar verildiği ancak yargı merciinin aynı olgu hakkında bu karardan farklı bir sonuca ulaştığı durumlarda bunun gerekçesinin belirtilmesi gerekir. Yargı merciinin bu gibi durumlarda gerekçe gösterme yükümlülüğü kişilerin hukuka olan güvenlerinin sarsılmaması için hayati öneme sahiptir (<i>Mehmet Okyar </i>[2. B.], B. No: 2017/38342, 13/2/2020, § 29).</p>

<p>29. Ecrimisil gerek öğretide gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup 8/3/1950 tarihli ve E.1945/22, K.1950/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararında fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleriyle kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarıyla haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır.</p>

<p>30. Ecrimisil kira alacağından tamamen farklı hukuki niteliktedir. Ecrimisilde bir malın hak sahibinin izni ve rızası dışında kötü niyetli olarak işgal ve kullanımından kaynaklanan bir tazminat söz konusuyken kira ilişkisinde kiralayanla kiracının anlaşması ve belli bir bedel karşılığında malın kullanımı dolayısıyla bir alacak hakkı söz konusudur (bkz. §§ 18, 19).</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>31. Somut olayda taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. başvurduğu çeşitli hukuki yollarda (bkz. §§ 7, 10, 11) başvurucunun kiracılık sıfatını kabul ettiğine dair beyanlarda ve taleplerde bulunmuştur. Başvurucu da taşınmazda kira sözleşmesine istinaden bulunduğunu vurgulamıştır. Başvurucu, taşınmazın aynının ihtilaflı olması nedeniyle ileride hukuk davalarıyla karşılaşmamak adına önlem alarak Büyükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesinden tevdi mahalli talebinde bulunmuş, 6098 sayılı Kanun'un 187. maddesi kapsamında kira borcunu Büyükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen hesaba yatırmıştır. Diğer bir ifadeyle hukuk düzeninin kendisine sağladığı imkânlar çerçevesinde kira borcunu ödeme niyetinde olduğunu göstermiştir. Taşınmazın 1/3 hissesine ait mülkiyetin ihtilaflı olması nedeniyle tevdi mahalli tayini talep etmiş ve bu hisseye düşen kira bedellerini tevdi mahalline depo etmiştir.</p>

<p>32. Yargılama sonucunda Daire, başvurucu aleyhine ecrimisil bedeline hükmetmiştir. Daire gerekçesinde (bkz. § 13) yeni malik A.R.D. tarafından gönderilen ihtarnamenin başvurucuya tebliğ edilmesini esas alarak başvurucunun fuzuli şagil olduğu sonucuna varmıştır. Ancak ihtarnamenin içeriği gerekçeli kararda tartışılmamıştır. İhtarnamenin içeriğinde başvurucunun kiracılık sıfatı kabul edilmiş ve taşınmazdan tahliyesi talep edilmemiştir. Yeni malik A.R.D. kira bedellerinin tarafına ödenmesini istemiştir. İhtarnamenin içeriği başvurucunun ihtarnamenin tebliğinden sonraki hukuki durumu açısından önemlidir. Uyuşmazlığın esasına ilişkin etkili olan bu iddia yeterli ve ilgili gerekçe ile karşılanmamıştır. Ayrıca aynı taşınmaza ilişkin olup başka bir kiracıya karşı açılan ecrimisil davasının reddine ilişkin karara karşı yapılan istinaf başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesinin 5/10/2021 tarihli ve E.2021/2107, K.2021/2072 sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Daire gerekçeli kararda neden ilgili karardan farklı bir sonuca ulaştığını değerlendirmemiştir.</p>

<p>33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM </strong></p>

<p>34. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 444.207,86 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>35. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>36. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>37. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine (E.2019/1106, K.2020/1560) iletilmek üzere Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2018/44, K.2019/112) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202163800-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aymdf.jpg" type="image/jpeg" length="92677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/2003 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20202003-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20202003-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 18/9/2025 tarihli ve 2020/2003 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ÖZLEM GÜNER GÜRLEK VE MEHMET BARTU GÜRLEK BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/2003)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 18/9/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/4/2026 - 33216</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Mehmet Yavuz YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>1. Özlem GÜNER GÜRLEK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>2. Mehmet Bartu GÜRLEK</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, idari işlemin iptali talebiyle açılan davanın sonucuna etkili esaslı itirazların gerekçeli kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 6/1/2020 tarihinde tarafından yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu; İskenderun Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesinde doktor öğretim üyesi olarak görev yapmaktayken araştırmacısı olduğu <i>"Türkiye Denizlerinde Bulunan Kaya Balıkları Türlerine Ait Popülasyonların Genetik Yapılarının Belirlenmesi"</i> başlıklı proje kapsamında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumuna (TÜBİTAK/Kurum/İdare) başvurmuştur.</p>

<p>7. Yapılan başvuru üzerine projede etik kural ihlali olup olmadığının incelenmesi için projenin TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kuruluna (Kurul) sevk edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>8. Kurul tarafından yapılan inceleme sonucunda bir çalışmadan çıkan sonuçlar yapay olarak bölünerek birden fazla yayın çıkarıldığı, etik ihlallerin proje yürütücüsü ve araştırmacıları tarafından gerçekleştirildiği,2, 3, 4 ve 5 numaralı poster ve bildiri şeklindeki yayınlarda dilimleme olarak tanımlanan etik ihlali olduğu tespit edilmiştir. Bunun üzerine İdarece başvurucu hakkında TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu Yönetmeliği (Yönetmelik) gereğince bir yıl süreyle yaptırım uygulanmasına, bu kapsamda başvurucunun desteklenme kararı verilen veya yürütülmekte olan her türlü proje ve etkinlikteki görevlerinin sonlandırılarak söz konusu yaptırım süresince yapılacak yeni başvurularının kabul edilmemesine, Kurumun yayın organlarında, yayın ve Kurum destekli toplantılarda sunum yapmamasına karar verilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, anılan işlemin iptali talebiyle Ankara 6. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 14/8/2018 tarihli kararla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Mahkemeye sunulan 9/1/2019 tarihli bilirkişi raporunda, tek bir çalışmadan çıkan sonuçların yapay olarak bölünerek birden fazla yayın çıkarma çabasına girildiği, etik ihlallerin proje yürütücüsü ve araştırmacıları tarafından gerçekleştirildiği sonucuna varılarak başvurucunun 2, 3, 4 ve 5 numaralı yayınlarında etik ihlali olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Başvurucu, bilirkişi raporundaki ifadelerin sonuç cümlesiyle uyuşmadığını, teknik hatalar içerdiğini ve farklı bir üniversiteden başka bir bilirkişi heyeti ile yeniden inceleme yapılması gerektiğini belirterek bilirkişi raporuna 28/1/2019 tarihinde itiraz etmiştir. Başvurucu, itiraz dilekçesinde;</p>

<p>- Ceza almasına sebep olan proje çıktılarının grup onayı alındıktan sonra konunun uzmanı proje izleyici danışman tarafından incelenerek sorunsuz olarak kabul edildiği, projenin ilerleyen aşamalarında bir değişiklik yapılmadığı,</p>

<p>- Derginin internet sitesinde çalıştay özet kitabının olduğu gibi yayımlandığı, çalıştaya katılan ve bildiri sunan tüm katılımcıların özetlerinin elektronik ortamda ulaşılabilir hâle getirildiği, bunun bir suç veya etik ihlali oluşturmadığı,</p>

<p>- Çalıştayda duvara asılan posterde<i> MtDNA D-loop</i> and <i>Cyt Regions</i> terimi yerine <i>MtDNA regions</i> ifadesinin yazılmasının neden sorun teşkil ettiğinin açıklanmadığı,<i> MtDNA regions</i> teriminin zaten<i> mtDNA D-loop</i> and <i>Cyt B</i> genlerini kapsayacağı belirtilerek teknik değerlendirme hatasına sebebiyet verildiği,</p>

<p>- Proje başlığı ile proje tanıtım posteri başlığının aynı olup tamamen projeyi tanıtmaya ilişkin olduğu, hiçbir bilimsel veri kullanılmadığı ancak hiçbir sonuç içermeyen posterin sonuç içeriyor gibi gösterilmesi suretiyle raporda teknik hata yapıldığı,</p>

<p>- Yapılan çalışmanın diğer popülasyon genetiği çalışması veya türün tanıtım posteri ile ilişkilendirilemeyeceği, çalışmaların hiçbirinde veri veya sonuç bulunmadığı, dolayısıyla bunların hiçbirinin yayın olmadığı,</p>

<p>- Çalışmanın <i>epinephelus aeneusun</i> (lahaz balığı) popülasyonlarının incelendiği bir poster olduğu, diğer poster veya bildirilerle ilişkisi olmadığı, posterde herhangi bir sonuca yer verilmediği,</p>

<p>- 3 numaralı çalışmada herhangi bir proje verisi bulunmadığı, bilirkişilerin olmayan verilerden <i>duplikasyon</i> (kopyalama) yapıldığı sonucuna ulaşmasının teknik bir hata olduğu,</p>

<p>- 3 ve 4 numaralı çalışmalarda 2 ve 5 numaralı çalışmadaki türlerin isimlerinin bulunmasının doğal olduğu, bunun sebebinin 3 numaralı çalışma projenin tanıtım posteri olduğu için proje dâhilinde çalışılması planlanan tüm türlerin isimlerinin bu posterde geçtiği ve projeden üretilen herhangi bir verinin yer almadığı,</p>

<p>- 5 numaralı çalışmada tüm türlerin birbirinden farkını ortaya çıkarmanın hedeflendiği bir barkodlama amaçlandığı, 2 ve 5 numaralı çalışmaların ise popülasyon çalışması olduğu, 2, 3, 4 ve 5 numaralı poster ve bildirilerin gerek bilimsel gerek teknik olarak birlikte yayımlanabilmesinin imkânsız olduğu hususlarını dile getirmiştir.</p>

<p>10. Mahkeme, anılan raporu hükme esas almak için uygun ve yeterli bularak davanın reddine 26/2/2019 tarihinde karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Dava konusu uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, bilirkişi raporunda özetle; 'Projeden üretildiği tespit edilen 2,3,4 ve 5 no'lu posterlerin tamamının proje yürütücüsünün düzenleme kurulu başkanı olduğu ve proje araştırmacılarının düzenleme komitesinde bulunduğu 'International Grouper Workshop' kapsamında 7-8 Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleştirildiği, 2 numaralı posterin 'Population Genetic Analysis of the Dusky Grouper Epinephelus marginatus using Sequence Analysis of mtDNA D-loop and Cyt b Regions' olduğu, 3 numaralı sözlü sunumun 'Population Genetic Analysis of Grouper Species (Epinephelus spp.) in Turkish Seas' olduğu, 4 numaralı posterin 'Barcoding and Genetic Diversity Pattern of Groupers (Epinephelus spp.) from Turkish Marine Waters', 5 numaralı posterin 'Genetic Characterisation of Populations of White Grouper Ephinephelus aeneus from the Eegean and Mediterranean Costs of Turkey Through Analyses of mtDNA' olduğu, bu sunumların çalıştaydaki diğer sunumlarla birlikte, proje yürütücüsünün editörü olduğu, proje araştırmacılarının Editörler Kurulunda bulunduğu 'National and Engineering Sciences' Dergisinin Volume 1 No.3 sayısında İngilizce özet olarak yayımlandığı, 3 ve 4 numaralı çalışmalarda sunulan veriler birbirlerinin aynısı olup, 4 numaralı posterde verilen genlerin tamamının 3 numaralı posterde üzeri kapalı olarak verilen mitokondriyal genoma ait olduğu, bu durumun aynı verilerin ve sonuçların birden fazla yayında verilmesi kapsamında değerlendirildiği,2 numaralı çalışmada 'Epinephelus marginatus' 5 numaralı çalışmada ise 'Epinephelus aeneus' türlerinin 3 ve 4 numaralı çalışmaların içerisindeki türler içerisinden ayrı bir çalışma gibi sunulduğu, bu durumun tek bir çalışmadan çıkan sonuçları yapay olarak bölerek birden fazla yayın çıkarma çabasına girilmesi kapsamında değerlendirildiği, etik ihlallerin proje yürütücüsü ve araştırmacıları tarafından gerçekleştirildiği, 2,3,4 ve 5 numaralı yayınlarda etik ihlali bulunduğu' sonuç ve kanaatine varıldığı görülmektedir.</i></p>

<p><i>Bu durumda, anılan rapor, gerek hazırlayan heyetin yetkinliği, gerekse içeriğindeki analitik yaklaşım ve uyuşmazlığın çözümüne ışık tutacak verilerin ortaya konulmuş olması bakımından Mahkememizce hükme esas almak için uygun ve yeterli bulunduğundan, davacının araştırmacısı olduğu projede TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu Yönetmeliği'nin 9.1.d maddesinde belirtilen 'dilimleme' şeklindeki etik kural ihlalinin oluştuğu anlaşılmış olup, davacı hakkında 1 yıl süreyle yaptırım uygulanmasına, Kurumca destekleme kararı verilen veya yürütülmekte olan her türlü proje ve etkinlikteki görevlerinin sonlandırılmasına, söz konusu yaptırım süresince Kuruma yapacağı yeni başvuruların kabul edilmemesine, Kurum yayın organlarında yayın ve Kurum destekli toplantılarda sunum yapmamasına ilişkin olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır." </i></p>

<p>11. Başvurucu, mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde; bilirkişi raporuna itirazının dikkate alınmadığını, ceza almasına neden olan 4 poster bildiri özetinin ortak yazarlarından iki kişiye etik ihlali konusunda ceza verilmediğini, bunun bir çelişki oluşturduğunu iddia etmiştir. İstinaf talebini inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi (Daire) 14/11/2019 tarihli kararıyla başvurucunun iddialarına yönelik herhangi bir gerekçe belirtmeksizin istinaf talebini kesin olarak reddetmiş ve hüküm kesinleşmiştir.</p>

<p>12. Nihai karar, başvurucuya 5/12/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>İlgili Mevzuat</strong></p>

<p>13. 17/07/1963 tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun'a dayanılarak hazırlanan Yönetmelik'in<i> "Etik kurallara aykırı davranışlar"</i> başlıklı 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:</p>

<p><i>"Dilimleme: Bir araştırmanın sonuçlarını, araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun olmayan biçimde parçalara ayırarak birden fazla sayıda yayın yapmak veya yayın yapmak için girişimde bulunmak,"</i></p>

<p>14. Aynı Yönetmelik'in 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:</p>

<p>"<i>Etik kurallara aykırı davranışın kasıt ya da ağır ihmal sonucu gerçekleşmesi, inandırıcı ve yeterli belgelerle ispatlanması durumunda; Başkanlık onay tarihinden başlamak üzere söz konusu eylemin niteliği, kusurun ağırlığı ve yaptırım kararının sonuçları da dikkate alınarak kişilere:</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>'Tekrar yayım' veya 'Dilimleme' hallerinde bir yıldan iki yıla kadar yaptırım uygulanmasının Başkana önerilmesine Kurul tarafından karar verilir."</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları</strong></p>

<p>15. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ilk dönem içtihadında mağdurun başvuru öncesi veya sonrası ölmüş olmasına göre bir ayrım yapmamakta iken içtihadını değiştirmiş, mağdurun başvurudan önce ölmesi durumunda daha katı bir inceleme yapacağını açık olarak belirtmiştir. Mağdurun başvuru sırasında ölümü hâlinde uygulanacak ilkeleri esas itibarıyla <i>Malhous/Çek Cumhuriyeti</i> ((k.k.) [BD], B. No: 33071/96, 13/12/2000) kararında ortaya koymuştur. AİHM'e göre ölen başvurucun adına başvuruyu devam ettirmek isteyenin başvuruyu sürdürme isteğiyle takip edebileceği tek şey<i> maddi menfaat </i>değildir. AİHM, önüne getirilen insan hakları davalarının genellikle manevi bir boyutunun da olduğunu, bu sebeple başvurucunun yakınlarının başvurucunun ölümünden sonra dahi adaletin sağlanmasını temin etme bakımından <i>meşru bir menfaatleri</i> olabileceğini belirtmiştir. AİHM'e göre bu durum özellikle de başvurunun gündeme getirdiği temel meselenin başvurucu ve mirasçılarının kişiliği ve çıkarlarını aşarak diğer kişileri etkileyebilmesi durumunda daha da geçerlidir. <i>Ergezen/Türkiye</i> (B. No: 73359/10, 8/4/2014) kararında bu ilke şu şekilde açıklanmıştır:</p>

<p><i>"29. Somut olayda olduğu gibi, Sözleşme’den doğan haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle mağdur olduğunu ileri süren kişi Mahkemeye bizzat başvurduğu takdirde, kişisel tercihi doğrultusunda Sözlesme’nin 34. maddesi uyarınca bireysel basvuru hakkını kullanmaktadır. Dolayısıyla, kendisine başvurulan Mahkeme de harekete geçmektedir. Sözleşme bakımından mağdur olduğu kabul edilebilecek bir kişinin mirasçılarının, bu kişinin ölümünden sonra Mahkemeye başvuruda bulunmaları halinde durum böyle değildir. ... Mahkeme içtihadına göre, bir başvurucunun Mahkemeye müracaat ettiği tarihten sonra hayatını kaybetmesi halinde bile, müteveffanın mirasçılarının yargılamanın sürdürülmesi yönündeki iradelerini belirtmeleri veya Mahkemenin Sözlesme’nin 37. maddesinin 1. fıkrası uyarınca başvurunun incelenmesinin devamının gerekli olduğuna karar vermesi durumunda, vefat eden başvuranın ileri sürdüğü iddialar bağlamında, Mahkemenin müteveffanın haklarının Sözleşmeci Devlet tarafından ihlal edilip edilmediğini tespit etmekle görevli olabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Benzer durumlarda, belirleyici husus, Hükümetin ileri sürdüğü gibi söz konusu hakların yargılamanın sürdürülmesini isteyen mirasçılara devredilip devredilemeyeceği değil; aksine ilgililerin başvuranın Mahkemeye müracaat ederek kişisel hakkını kullanma isteğine dayanan başvuru hakkında Mahkeme tarafından karar verilmesini talep edebilmek için doğal olarak meşru menfaatlerinin bulunup bulunmadığını tespit etmektir."</i></p>

<p>16. AİHM'in mağdurun başvuru sırasında ölmesi ve mirasçılarının başvuruyu devam ettirmeleri hâlinde söz konusu ilkeyi uyguladığı bazı örnek kararlar şöyledir:</p>

<p>- Bir ceza davasında jürinin birbiriyle çelişen iki uzman raporundan birine niçin itibar ettiğinin gerekçelendirilmemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi kapsamında şikâyet edildiği<i> Gaggl/Avustury</i>a (B. No: 63950/19, 8/11/2022) kararında başvurucunun kocasının başvuruyu devam ettirebileceği kabul edilmiştir (aynı kararda bkz. § 35).</p>

<p>- Masumiyet karinesinin ihlali iddiasıyla ilgili <i>Stefanov/Bulgaristan </i>(B. No: 26198/13, 2/2/2021) kararında mağdur statüsü ile ilgili içtihadın değiştiği açıklandıktan sonra başvurucunun oğlunun bu başvuruyu devam ettirebileceği belirtilmiştir (aynı kararda bkz. §§ 15-17).</p>

<p>- Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bir başvuruda başvurucunun ölümü üzerine mirasçılarının başvuruyu devam ettirebilecekleri sonucuna varılmıştır (<i>Ergezen/Türkiye</i>, §§ 27-30).</p>

<p>- Başvurucudan babalık davasında zorunlu olarak genetik örnek alınması ile ilgili olarak Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan <i>Mifsud/Malta</i> (B. No: 62257/15, 29/1/2019, §§ 38-40) başvurusunda başvurucunun eşinin başvuruyu devam ettirebileceğine karar verilmiştir.</p>

<p>- Evlenme hakkı ile ilgili <i>Delecolle/Fransa</i> (B. No: 37646/13, 25/10/2018, §§ 35-40) kararında başvurucunun nişanlısının başvuruyu devam ettirebileceği kabul edilmiştir.</p>

<p>- Mahkemeye erişim hakkının şikâyet edildiği<i> Ryabikina/Rusya</i> (B. No: 44150/04, 7/6/2011, §§ 19-21) kararında başvurucunun oğlunun başvuruyu devam ettirebileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>17. Anayasa Mahkemesinin 18/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>18. Başvurucu; davada ileri sürdüğü iddiaların incelenmediğini, sunduğu uzman görüşlerine ve iddialarına neden kıymet verilmediğinin açıklanmadığını, Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde rapora karşı itirazlarının dikkate alınmadığını, Mahkeme tarafından açıkça keyfî ve hukuka aykırı karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>19. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurularda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmadıkça bireysel başvuru yolunda inceleme yapılamayacağına ilişkin kararları hatırlatılmıştır. Görüş ekinde TÜBİTAK Başkanlığının yazılı görüşleri de Anayasa Mahkemesine gönderilmiştir. İdare görüşünde kamu görevinden uzaklaştırılan birinin başvurucu hakkında rapor düzenlemesinin söz konusu olmadığı, adı geçen kişinin hâlen kamu görevlisi olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Başvurunun İncelenmesine Devam Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Ön Sorun</strong></p>

<p>20. Somut olayda<i> dilimleme</i> suretiyle etik ihlali yaptığı gerekçesiyle Kurul tarafından başvurucu hakkında yaptırım uygulanmasına karar verilmiştir. Başvurunun incelemesi devam ederken başvurucu Mevlüt Gürlek 29/6/2022 tarihinde vefat etmiştir.</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi<i> Abdurrahman Beycur ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2023/76490, 31/7/2025) kararında başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra vefat etmesi hâlinde bireysel başvurudan haberi olmayan mirasçılarının hak kaybına uğramaması için yapılması gerekenler hususunda genel ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, vefat eden olan başvurucunun mirasçısı olduğunu bilgi ve belgeleriyle ispat eden kişilerin makul bir süre içinde bireysel başvuruyu takip etme iradesini ortaya koymaları hâlinde -mirasçıların menfaatlerinin olup olmadığını da gözeterek- başvurunun incelenmesine devam edilebileceğini belirtmiştir.</p>

<p>22. Başvurucunun mirasçıları Özlem Güner Gürlek ve Mehmet Bartu Gürlek 12/12/2023 tarihli dilekçeyle bireysel başvuruya devam etmek istediklerini bildirmiştir. Somut başvuru yukarıdaki ilkeler ışığında incelendiğinde bireysel başvuruya konu yargılamanın sonucuna bağlı olarak başvurucunun mirasçılarının başvuruya devam etmelerini haklı kılabilecek maddi menfaatlerinin olduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun mirasçılarının maddi menfaatleri yanında başvurunun sonuçlandırılması bakımından manevi menfaatleri de olduğu açıktır. Başvuruyu devam ettirmek istediklerini bildiren bu kişiler, bireysel başvuru açısından başvurucu sıfatını sahip olmuş ancak anlatım kolaylığı açısından Mevlüt Gürlek başvurucu olarak nitelendirilmeye devam edilmiştir. Başvurucunun annesi Müzeyyen Gürlek ise başvurunun devamı yönünde bir talepte bulunmadığından başvurucu olarak kabul edilmemiştir.</p>

<p><strong>C.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>23. Anayasa'nın "<i>Hak arama hürriyeti</i>" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları kararın sonucuna etki edebilecek esaslı iddiaların karşılanmamasına yönelik olduğundan başvuru adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p>26. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kural olarak adil bir yargılama sürecini sağlamaya yönelik teminatlar içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını güvence altına almamakta, diğer bir ifadeyle adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (<i>Erdal Sonduk</i> [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, § 38).</p>

<p>27. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve buna uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmaz. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesi için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>28. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz</i> [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>29. Mahkemeye sunulan 9/1/2019 tarihli bilirkişi raporunda başvurucunun 2, 3, 4 ve 5 numaralı yayınlarında etik ihlali bulunduğu tespiti yapılmıştır. Başvurucu, rapora 28/1/2019 tarihinde itiraz etmiş; proje verisi içermeyen yayınlarına ilişkin olarak bilirkişilerin olmayan verilerden yola çıkarak duplikasyon yapıldığı sonucuna ulaşmasının açık bir teknik hata olup böylelikle hatalı sonuçlara varıldığını iddia etmiştir. Ayrıca yayınlarında neden etik ihlalin bulunmadığına yönelik olarak uyuşmazlığın sonucuna etkili, ayrı ve açık yanıt gerektirebilecek argümanlarını sıralamıştır (bkz. § 9). Mahkeme 26/2/2019 tarihli kararında başvurucunun bilirkişi raporuna yönelik itirazlarına karşı herhangi bir gerekçe belirtmemiş; sadece bilirkişi heyeti ve raporunun yetkin olduğuna değinerek rapordaki sonuca göre kararını vermiştir. İstinaf başvurusu üzerine Daire, başvurucunun iddialarına ilişkin bir gerekçeye yer vermeksizin istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir. Yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>31. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile maddi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan </i>([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>33. Diğer taraftan bu ihlal kararının davanın esasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği vurgulanmalıdır. Zira gerekçeli karar hakkı, taraflara yargılama sırasında ileri sürdükleri iddiaların yeterince incelenip incelenmediğini bilmelerine imkân sağlayan bir güvence olup yargılama sonucuna yönelik bir teminat sağlamaz. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiği ihlal gerekçelerini gözeterek ve söz konusu iddiayla ilgili olarak yeniden bir değerlendirme yaparak gereken kararı vermek yine yargılama mercilerinin takdirindedir.</p>

<p>34. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Ankara 6. İdare Mahkemesine (E.2018/1783, K.2019/423) GÖNDERİLMESİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. 446,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/9/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Başvuru, idari işlemin iptali nedeniyle açılan davada sonucuna etkili iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olup, Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>Yerel mahkemenin gerekçeli kararında, başvurucunun idari davaya konu ettiği uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgi gerektirdiği, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu belirtilmiş ve bilirkişi raporu uyarınca etik kurul ihlalinin bulunduğunun kabulü ile idari işlemin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun, bilirkişi raporuna yaptığı itirazın temelini, bilirkişi raporunun hatalı olduğu, etik kurul ihlali olmadığı iddiaları oluşturmakta olup, başvurucu tarafından ileri sürülen itirazlar zaten dava dilekçesinde ileri sürülen iddialarla paralellik arzetmektedir. Yerel mahkeme bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunu belirterek, başvurucunun rapora karşı yaptığı itirazların da raporda karşılandığını ifade etmiş olmaktadır.</p>

<p>Dava konusu uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden, bilirkişi raporuna karşı başvurucu tarafından yapılan itirazın esaslı olup olmadığının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi ve başvurucunun bilirkişi raporuna karşı yaptığı itirazın esaslı görülerek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir.</p>

<p>Buna göre, somut olayda bilirkişi raporunda belirtilen gerekçeleri hüküm kurmaya elverişli gören yerel mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya keyfilik mevcut olmadığından, işbu bireysel başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, başvuru hakkında öncelikle kabul edilemezlik kararı verilmesi gerekmektedir. Bir an için çoğunluk görüşü uyarınca başvurunun esasının incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılırsa, yerel mahkemenin gerekçesi yeterli olduğundan, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği kabul edilmelidir.</p>

<p>Son olarak belirtmek gerekir ki, idari yargıda görülen davanın konusunu başvurucunun bir yıl süreyle TÜBİTAK projelerinden yasaklanması, bu süre zarfında yeni başvuru yapmaması, Kurum tarafından desteklenen mevcut projelerdeki görevinin sonlandırılması, bu süre zarfında Kurum yayın organlarında ve desteklenen toplantılarda yayın ve sunum yapmaması oluşturmakta olup, başvurucu bireysel başvuru sonrasında vefat etmiş olduğundan artık giderim olarak yeniden yargılama kararı verilmesi de mümkün değildir. Öyle ki, bireysel başvuruya devam eden başvurucu mirasçılarının işlemin iptal edilmesi halinde onun adına TÜBİTAK projesine başvurması veya Kurum tarafından mahrum kılınan diğer hakları kullanması mümkün olmayacağından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle çoğunluk görüşünde kabul edilen giderim sonucuna da katılmak mümkün olmamıştır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20202003-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="88919"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nüfusu 2.000’in Altına Düşen Belediyelerin Köye Dönüştürülmesini Öngören Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/nufusu-2000in-altina-dusen-belediyelerin-koye-donusturulmesini-ongoren-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/nufusu-2000in-altina-dusen-belediyelerin-koye-donusturulmesini-ongoren-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 15/1/2026 tarihinde E.2025/182 numaralı dosyada, 7551 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11. maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Dava Konusu Kural</strong></p>

<p>Dava konusu kuralda, nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesi öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Dava dilekçesinde özetle; kuralın kamu yararına yönelik olmadığı, yapılacak dönüşümün belde ya da köylerdeki nüfus kaybını artıracağı ve nüfusun büyükşehirler gibi daha kalabalık idari birimlerde yoğunlaşmasına neden olacağı, dinamik bir yapıya sahip olan nüfus sayım sistemi verilerine dayalı olarak idari yapıların ani değişimlere uğramasının hukuki belirlilik ve güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>5393 sayılı Belediye Kanunu’nda ya da kanun düzeyinde farklı bir mevzuatta belediyelerin veya köylerin kurulması ile tüzel kişiliklerinin kaldırılmasına hangi makam tarafından hangi usulde karar verileceğine ilişkin olarak herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bununla birlikte belediyelerin kurulması ve tüzel kişiliklerinin kaldırılmasının kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle (CBK) yapılması anayasal bir zorunluluk olduğundan kural uyarınca nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülme usulü de kanunla veya CBK’yla gerçekleştirilecektir. Bu itibarla kuralda Anayasa’nın 123. maddesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>Mahallî idarelerden olan belediyenin köye dönüştürülmesine ilişkin düzenlemeler içeren kuralın mahallî idarelerin özerkliği ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Kural kapsamında belediyelerin tüzel kişilikleri kaldırılırken yöre halkının beş yıllık seçim dönemi için ortaya çıkan iradesinin dönem sonuna kadar geçerliliğine dokunulmadığı gibi tüzel kişiliği kaldırılan belediye halkının yeni seçim döneminde yine yerinden yönetim birimi olan köy tüzel kişiliğinin organlarını oluşturmak üzere seçme hakkını kullanmasına imkân tanındığı da görülmektedir. Dolayısıyla kuralla belediyelerin tüzel kişilikleri sona erdirilirken Anayasa’nın 127. maddesinde belirtilen özerkliğin korunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>5393 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasının iki ila beşinci cümleleri ile anılan maddenin üçüncü fıkrasında belediyelerin köye dönüştürülmesine ilişkin usul ve esasa ayrıntılı olarak yer verildiği görülmüştür. Kuralın bu yönüyle kapsamının açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Kanun koyucu, mahallî idarenin oluşumu ve nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bu bağlamda kanun koyucu, mahallî idarelerin kuruluş esaslarını, maddi ve usule ilişkin çerçeveyi belirlemek koşuluyla ölçek sorununu dikkate alarak daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet sağlamak amacıyla bir belediyenin ya da köyün tüzel kişiliğini kaldırabilir; belediyeyi köye, köyü belediyeye dönüştürebilir. Dolayısıyla kuralla daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet sağlamak amacıyla nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesinde kamu yararı dışında bir amaç gözetildiği söylenemez.</p>

<p>Sonuç olarak nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesinin usul ve esaslarının kanunda düzenlendiği ve belediyelerin tüzel kişiliğinin kaldırılmasının ilk mahallî idareler seçimlerinde uygulanmasının öngörüldüğü gözetildiğinde kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında ihdas edildiği anlaşılan kuralın hukuk devleti ilkesi ile kamu tüzel kişiliğinin kanunla kaldırılması ve mahallî idarelerin özerkliği ilkeleriyle çelişen bir yönü bulunmadığı kanaatine varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar vermiştir.</p>

<p>---</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/182</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/9</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 15/1/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 6/4/2026-33216</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 133 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>18/6/2025 tarihli ve 7551 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11. maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 127. ve 166. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 14. maddesiyle 5393 sayılı Kanun’un 11. maddesinin yeniden düzenlenen iptali talep edilen birinci cümlesinin de yer aldığı ikinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(İptal birinci cümle: Anayasa Mahkemesinin 7/12/2023 tarihli ve E.:2018/117; K.:2023/212 sayılı Kararı ile) (Yeniden Düzenlenen cümle:18/6/2025-7551/14 md.) </i><strong><i><u>Nüfusu 2.000’in altına düşen belediyeler köye dönüştürülür.</u></i></strong><i> Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin tasfiyesi il özel idaresi tarafından yapılır. Bu belediyenin taşınır ve taşınmaz malları ile hak, alacak ve borçları ilgili köy tüzel kişiliğine intikal eder. İntikal eden borçların karşılanamayan kısımları il özel idaresi tarafından üstlenilir ve vali tarafından İller Bankasına bildirilir. İller Bankası bu miktarı, takip eden ayın genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının belediyelere ayrılan kısmından keserek ilgili il özel idaresi hesabına aktarır.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Emre DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 5393 sayılı Kanun’un belediyelerin kuruluş esaslarının düzenlendiği 4. maddesinde nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde belediye kurulabileceği, il ve ilçe merkezlerinde ise belediye kurulmasının zorunlu olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>4. Anılan Kanun’un 11. maddesinde belediye tüzel kişiliğinin sona ermesine ilişkin esaslara yer verilmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının dava konusu birinci cümlesinde nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürüleceği, iki ila beşinci cümlelerinde ise tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin tasfiyesinin il özel idaresi tarafından yapılacağı, bu belediyenin taşınır ve taşınmaz malları ile hak, alacak ve borçlarının ilgili köy tüzel kişiliğine intikal edeceği, intikal eden borçların karşılanamayan kısımlarının il özel idaresi tarafından üstlenileceği ve vali tarafından İller Bankasına bildirileceği, İller Bankasının bu miktarı, takip eden ayın genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının belediyelere ayrılan kısmından keserek ilgili il özel idaresi hesabına aktaracağı belirtilmiştir.</p>

<p>5. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının birinci ve üçüncü cümlelerinde, köye dönüşen yerlerde il özel idaresi veya köylere hizmet götürme birlikleri tarafından içme suyu, kanalizasyon, temizlik, çöp toplama, ulaşım, itfaiye ve diğer hizmetlerin yürütülmesi için gerekli tedbirlerin alınacağı, ihtiyaç durumuna göre bu hizmetleri yürütmek üzere hizmet birimlerinin kurulabileceği, mahallî hizmetlerin aksamadan yürütülmesi için vali veya kaymakamların ilgili kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlayacağı ve gerekli tedbirleri alacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>6. Öte yandan Kanun’un 12. maddesinin ikinci fıkrasında, belediye tüzel kişiliğinin kaldırılmasına veya bir beldenin köye dönüştürülmesine dair kararın ilk mahallî idareler seçimlerinde uygulanacağı ve seçimlerin bu yerlerin yeni durumlarına göre yapılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>B. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>7. Dava dilekçesinde özetle; nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin doğrudan köye dönüştürülmesini öngören dava konusu kuralın kamu yararına yönelik olmadığı, böyle bir dönüşümün belde ya da köylerdeki nüfus kaybını artıracağı ve nüfusun büyükşehirler gibi daha kalabalık idari birimlerde yoğunlaşmasına neden olacağı, dinamik bir yapıya sahip olan nüfus sayım sistemi verilerine dayalı olarak idari yapıların ani değişimlere uğramasının hukuki belirlilik ve güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 127. ve 166. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>8. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 123. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>9. Anayasa’nın 123. maddesinde “<i>İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir./ İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır./ Kamu tüzelkişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.</i>” denilmektedir. Buna göre kamu tüzel kişiliği ancak kanunla ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle (CBK) kurulabilir. Aynı şekilde bir kamu tüzel kişiliği ancak kanunla ya da CBK’yla kaldırılır (AYM, E.2018/117, K.2023/212, 7/12/2023, § 1544).</p>

<p>10. Anayasa’nın anılan maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kamu tüzel kişiliğinin kanunla veya CBK ile kurulacağı şeklindeki düzenleme kamu tüzel kişiliğine sahip belediyelerin kuruluşu bakımından da geçerlidir. Diğer bir ifadeyle belediyelerin de kanunla veya CBK ile kurulması zorunludur (AYM, E.2018/117, K.2023/212, 7/12/2023, § 1546).</p>

<p>11. Dava konusu kuralda nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesi öngörülmektedir. 5393 sayılı Kanun’da ya da kanun düzeyinde farklı bir mevzuatta belediyelerin veya köylerin kurulması ile tüzel kişiliklerinin kaldırılmasına hangi makam tarafından hangi usulde karar verileceğine ilişkin olarak herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bununla birlikte belediyelerin kurulması ve tüzel kişiliklerinin kaldırılmasının kanunla veya CBK’yla yapılması anayasal bir zorunluluk olduğundan kural uyarınca nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülme usulü de kanunla veya CBK’yla gerçekleştirilecektir. Bu itibarla kuralda Anayasa’nın 123. maddesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>12. Öte yandan kuralla mahallî idarelerden olan belediyenin köye dönüştürülmesinin mahallî idarelerin özerkliği ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>13. Anayasa’nın<i> </i>“<i>Mahallî idareler</i>”<i> </i>başlıklı 127. maddesinin birinci fıkrasında mahallî idarelerin il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları yine kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileri olduğu belirtilmiştir. Belediye, Türk idari teşkilatı içinde yer alan bir birim olarak doğrudan Anayasa ile oluşturulmuştur. Başka bir ifadeyle belediye, anayasal bir kurum olup kamu tüzel kişiliğini de bizzat ve doğrudan Anayasa’dan almaktadır (AYM, E.2018/117, K.2023/212, 7/12/2023, § 1543).</p>

<p>14. Anayasa’nın anılan maddesinin ikinci fıkrasında mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilmekte, üçüncü fıkrasında ise mahallî idare seçimlerinin yine Anayasa’nın 67. maddesindeki esaslara göre beş yılda bir yapılacağı öngörülmektedir. Buna göre kanun koyucu, Anayasa’nın anılan maddesindeki koşullar çerçevesinde yapılan seçimlerle oluşan, yöre halkının beş yılla sınırlı iradesini gözetecektir (AYM, E.2005/95, K.2007/5, 24/1/2007).</p>

<p>15. Anayasa’da merkezî yönetim-yerel yönetim ayrımının yapılması, yerel yönetimlerin karar organlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması, kararlarını kendi organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgü bütçelerinin bulunması, yerel yönetimlere görevleri ile orantılı gelir kaynaklarının sağlanması gibi yetki ve ayrıcalıkların tanınmış olması mahallî idarelerin özerkliklerinin göstergesidir. Özerklik, kişi ve kuruluşların kanunla belirlenen sınırlar içinde kalmak şartıyla kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder (AYM, E.2019/112, K.2020/35, 25/6/2020, §§ 30, 31).</p>

<p>16. Anılan Kanun’un 12. maddesinin ikinci fıkrasında, Kanun’un 11. maddesinde geçen bir beldenin köye dönüştürülmesine dair kararın ilk mahallî idare seçimlerinde uygulanması ve seçimlerin bu yerlerin yeni durumlarına göre yapılması öngörülmektedir. Kural kapsamında belediyelerin tüzel kişilikleri kaldırılırken Anayasa’nın 67. ve 127. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince yöre halkının beş yıllık seçim dönemi için ortaya çıkan iradesinin dönem sonuna kadar geçerliliğine dokunulmadığı gibi tüzel kişiliği kaldırılan belediye halkının yeni seçim döneminde yine yerinden yönetim birimi olan köy tüzel kişiliğinin organlarını oluşturmak üzere seçme hakkını kullanmasına imkân tanındığı da görülmektedir. Dolayısıyla kuralla belediyelerin tüzel kişilikleri sona erdirilirken Anayasa’nın 127. maddesinde belirtilen özerkliğin korunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>17. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>18. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri <i>belirlilik</i> ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir. Belirlilik ilkesi hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi birçok kararında belirlilik ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade ettiğini, yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirliliğin sağlanabileceğini, asıl olanın muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığı olduğunu vurgulamıştır (AYM, E.2019/96, K.2022/17, 24/2/2022, § 47).</p>

<p>20. Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasının iki ila beşinci cümleleri ile anılan maddenin üçüncü fıkrasında belediyelerin köye dönüştürülmesine ilişkin usul ve esasa ayrıntılı olarak yer verildiği görülmektedir. Kuralın bu yönüyle kapsamının açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>21. Bununla birlikte hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekmekte olup kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, E.2020/46, K.2023/149, 13/9/2023, § 20).</p>

<p>22. Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın ihdasında kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarlarının gözetilip gözetilmediği incelenir. Diğer bir anlatımla bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, E.2020/46, K.2023/149, 13/9/2023, § 21).</p>

<p>23. Kanun koyucu, mahallî idarenin oluşumu ve nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bu bağlamda kanun koyucu, mahallî idarelerin kuruluş esaslarını, maddi ve usule ilişkin çerçeveyi belirlemek koşuluyla ölçek sorununu dikkate alarak daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet sağlamak amacıyla bir belediyenin ya da köyün tüzel kişiliğini kaldırabilir; belediyeyi köye, köyü belediyeye dönüştürebilir (AYM, E.2005/95, K.2007/5, 24/1/2007).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>24. Dolayısıyla kuralla daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet sağlamak amacıyla nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesinde kamu yararı dışında bir amaç gözetildiği söylenemez.</p>

<p>25. Bu itibarla nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesinin usul ve esaslarının kanunda düzenlendiği ve belediyelerin tüzel kişiliğinin kaldırılmasının ilk mahallî idareler seçimlerinde uygulanmasının öngörüldüğü gözetildiğinde kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında ihdas edildiği anlaşılan kuralın hukuk devleti ilkesi ile kamu tüzel kişiliğinin kanunla kaldırılması ve mahallî idarelerin özerkliği ilkeleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>26. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 166. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>27. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>18/6/2025 tarihli ve 7551 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11. maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesine yönelik iptal talebi 15/1/2026 tarihli ve E.2025/182, K.2026/9 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümleye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 15/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>18/6/2025 tarihli ve 7551 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11. maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE 15/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/nufusu-2000in-altina-dusen-belediyelerin-koye-donusturulmesini-ongoren-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aym77af.jpg" type="image/jpeg" length="52557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Yargılamasında Usul Güvenceleri - İyi Uygulamalar(!)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-usul-guvenceleri-iyi-uygulamalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-usul-guvenceleri-iyi-uygulamalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ceza Yargılamasında Usul Güvenceleri - İyi Uygulamalar(!)<br />
(Procedural Safeguards in Criminal Proceedings - Good Practices)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Modern ceza yargılaması tam olarak bir itibarsızlaştırma töreni midir?</strong></p>

<p></p>

<p>Kuşkusuz, ceza adaleti mekanizmasında yargılama, önemli bir evre oluşturmakta; “gerçeği garanti etme yeterliliği” vaat etmekte ve bunu sağlayan hukuka uygun hüküm verilmesi gerekmektedir. Önemli olan yöntemin güvenilir ve adil olduğunun (veya kullanılan diğer yöntemlerden daha kötü olmadığını) yeterince gösteren bilginin kamuoyunda yer etmesidir. Bu süreçte, <i>insan onurunun</i><sup> </sup>korunması merkezi bir konumdadır. Ayni derecede önemli olan ceza adaleti sistemine ait her özel niteliğin şu iki yönlü soru ile irdelenmesidir: Hangi işleve hizmet için var olduğudur? Ve bu işlev yeterince yerine getiriliyor mu?</p>

<p>Ceza yargılamasında bir tarafta nesnel dünyanın varlığı; öte yandan, tüm algıların öznelliği karşısında gerçeklere/hakikate ulaşıldığı nasıl saptanmaktadır sorusu güncelliğini korumaktadır. Bu durumda “adaletin” psikolojik gerçekler karşısında sınanması zamanı gelmedi mi? Hâkimler aldıkları hukuk eğitimi ile halktan farklı bir karar verme yetisine mi sahiptirler? Hâkimler, halktan düşünce, muhakeme ve karar almada farklı bir görüntü mü vermektedirler? Davada olguların saptanması sürecinde, diğer mesleklerde bu tür işleri yapanlarla karşılaştırıldığında algılama süreçleri farklı mıdır? İşte tüm bu soruların yanıtları belirinceye kadar hâkimlere özgü özel bir <i>hükmetme psikolojisi</i> olup olmadığını bilemeyeceğiz.</p>

<p>Anayasa tarafından güvence altına alınmış pek çok hak ve özgürlüğün korunması da ceza yargılama sistemi içinde olduğundan “ceza yargılaması Anayasa’nın sismografı” görevini ifa etmekte; suçsuz sanıkların mahkumiyetini önlemekte, CAS’taki aktörlerin davranışlarını biçimlendirmektedir. Hukuka aykırı itiraf ve onun tüm meyveleri dışlanmaktadır (Anayasa md. 38/6, CMK md. 148). Hâkim, önüne gelen davada olguların gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini veya doğru olup olmadığını, elde edilen kanıtlar toplamından oluşan “makul bir hikâyeye” bağlı olarak karara varacaktır. Hikâye yeteri kadar makul ise, gerçek olduğu kabul edilebilir. Doğruluk gerçekten doğmaktadır. Süreçte her sanığın derdini anlatabilmesi, ne istediğini söyleyebilmesi suretiyle yargılamanın gidişine etki edebilme fırsatı sağlanmalıdır. Araştırmaların belgelediği, kişiler süreçte onurlu ve saygınlık içinde işlem gördükleri, sesini duyurabildikleri, kendi hikayelerini söyleyebildikleri ve söylediklerinin hâkimce ciddiye alındığı hissettiklerinde, sonuç aleyhlerine olsa bile daha fazla memnuniyet hissedecekler ve sonucu saygı ile karşılayacaklardır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a></p>

<p>Dengeli bir adalet dağılımı için, ceza adaleti psikolojiye dayalı olmak zorundadır. Ve <i>bir suçun neden işlendiği </i>yargılamada da kısmen yanıtlandırılabilecek bir sorudur. Ancak, burada saptanabilecek husus, insan bilincinde açığa çıkan saikler ölçüsünde bir belirleme olacaktır. <i>Bilinç</i><strong> </strong><i>dışı saikler </i>(<i>dark motives</i>) ise karanlıkta kalacaktır. Bu nedenle, suçlunun tüm iyi niyetine karşın mantıklı nedenleri içeren bir açıklamayı her zaman yapabilmesi mümkün olamayacaktır. Özetle, insan davranışları genellikle birbirine zıt saikler sonucu oluşmaktadır.</p>

<p>Hâkim, önüne gelen davada olguların gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini veya doğru olup olmadığını, elde edilen kanıtlar toplamından oluşan “makul bir hikâyeye” bağlı olarak karara varacaktır. Hikâye yeteri kadar makul ise, gerçek olduğu kabul edilebilir. Doğruluk gerçekten doğmaktadır. Yalnız bu süreçte “olgu kuşkuculuğu” görüşünün açıkça sergilediği üzere, olgular hakkındaki tüm bilgilerimizin yargı sürecinde kategorik ithamlara dayanak olacak nitelikte olmadığı; kendi saiklerini tam olarak anlayamayan insanların başkalarını harekete geçiren duygu ve yoksunlukları nasıl anlayabilecekleri göz ardı edilmemelidir (<i>In dubio pro reo</i>). “<i>Doğruluk o kadar büyük bir şeydir ki, bizi kendisine ulaştıracak olan hiçbir şeyi önemsemezlik etmemeliyiz” (Montaigne:207).</i></p>

<p>Süreçte her sanığın derdini anlatabilmesi, ne istediğini söyleyebilmesi suretiyle yargılamanın gidişine etki edebilme fırsatı sağlanmalıdır. Araştırmaların belgelediği, kişiler süreçte onurlu ve saygınlık içinde işlem gördükleri, sesini duyurabildikleri, kendi hikayelerini söyleyebildikleri ve söylediklerinin hâkimce ciddiye alındığı hissettiklerinde, sonuç aleyhlerine olsa bile daha fazla memnuniyet hissedecekler ve sonucu saygı ile karşılayacaklardır.</p>

<p>Yalnız yargıdaki iş yükü ve temposu da objektiflik/tarafsızlığı etkileyebilmektedir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">2</a> Yinelersek, fiziki güç gibi aklı güç de tükenmektedir. Arkası arkasına rasyonel karar vermek durumunda kalan hâkimlerde “aklı enerji” eksikliği bir yan etki olarak belirebilmektedir. İnsanlara özgü olan bu olgu sosyal psikolog Roy F. Baumeister’in “ego tükenişi” (ego depletion) olgusundan- öncesi Freud hipotezi olarak bilinen bir çıkarımdır. Teori, ben veya ego enerjisi transferini içeren akli faaliyetlere dayalıdır. Baumeister’in yaptığı bir seri testlerin verdiği en iyi bir örnek sabun gibi irade gücünün tükenebileceğidir. Ellerinizi defalarca yıkadığınızda sabun tükenir. Fiziki yorgunluk sonucu olarak beyin çaktırmadan ve farkına varmaksızın kısa devreler yapmaya ve bilişsel düşünmeye az yer verme eğilimindedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/1744611737s-4.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /><br />
<strong>CAS-Ceza adaleti sistemi</strong></p>

<p></p>

<p>Bir ceza adalet sisteminin temel işlevinin genelde topluma ve özelde zanlı/sanık/hükümlülere ceza usulünde yer alan <i>de-jure</i> ilkelere sadık kalınacağı sinyalini vermesidir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a> Böyle bir algının tüketicilerde yer etmesi sisteme özgü tretman/tasarruflar/kararların kısa ve uzun devrede kabullenilmesi; olumlu bir algı ve geri besinin toplumda dile getirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda ceza usulünde güven/ meşruluk modeline aşağıda yer verilmiştir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/h-epu-f30ak-a-a-fb6-fo.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>İnsan Haklarının temeli bakımından insanlık onuru (<i>human dignity</i>) referans olmaktadır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a> Bu kavramın iki ilkesi bulunmaktadır:</p>

<p>· Ahlaki varsayım olarak insan yaşamı oldukça önemlidir; diğer bir anlatımla, değerli olan bir şeydir.</p>

<p>· Sorumluluk olarak yer almakta; insanın kendi onuruna saygı duyması, iyi bir yaşamın ne olduğu hakkında bir fikir ve inanç sahibi olarak yaşamındaki başarının ne olacağı konusunda sorumluluk sahibi olmadır. Saldım cayıra Mevla’m kayıra türü kaderci bir felsefe yerine sorumlu bir yaşama doğru kendini disipline etmesi söz konusudur. İnsan çocukluk çağında, vesayet altında iken yönlendirilebilir. Bunun ötesinde başkalarının dikte ettirmesine gereksinme ve gerek bulunmamaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/174461173df.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Ceza adaleti sistemine egemen olan model suç kontrol modeli yerine adil yargılanma hakkı modelidir. Suç kontrol modeli bireysel haklardan ziyade suçun ve kamu düzeninin hızlı ve etkili bir şekilde bastırılmasını önceliklendirmekte; suçun erken tespiti, yüksek mahkûmiyet oranları ve suçu caydırmak için ağır cezalar üzerine odaklanan bir sistemdir. Bu model, genişletilmiş kolluk yetkilerini ve proaktif, reaktif kolluk uygulamalarını desteklemektedir. Buna karşın adil yargılama modeli, olası devlet baskısına karşı bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasını vurgular ve yasal verimlilikten ziyade usule uygunluğu önceliklendirir. Adil bir yargılamada suçluluk kanıtlanana kadar masumiyet karinesi esas alınmakta ve avukatlık hakkı ve yasadışı aramalara karşı korunma gibi Anayasaya bağlılığı sağlar.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/174461173hhd.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Ceza yargılamasında usul güvenceleri, adil yargılanma hakkı kapsamında şüpheli/sanığın haklarını koruyan, maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen temel kurallardır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">6</a> Masumiyet karinesi, çelişmeli yargılama, savunma hakkı, çapraz sorgulama, aleniyet ve makul sürede yargılanma en temel güvencelerdir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">7</a> Mahkeme, demokratik bir toplumda şüpheliye/sanığa ve halka ceza yargılamalarında mahkemelerin “yargıya” güven duygusu aşılamasını beklemektedir. Demokratik bir toplumda cezai yargılamalar söz konusu olduğunda mahkemelerin sanığa ve halkın büyük bir kesimine aşılaması gereken işte bu güvendir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">8</a></p>

<p><strong>Sistem (!)</strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/h-epu-f30ak-a-a-fb6-fseg.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ceza yargılamasındaki usuli güvenceleri esas olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. Maddesi (Adil Yargılanma Hakkı) ve 5. Maddesi (Özgürlük ve Güvenlik Hakkı) üzerinden şekillendirmektedir. Mahkeme, yargılamanın sadece sonucuna değil, bir bütün olarak adil olup olmadığına ("proceedings as a whole") odaklanmaktadır.</p>

<p>AİHM içtihatları uyarınca ceza yargılamasında mutlaka bulunması gereken temel güvenceler şunlardır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Savunmayı Hazırlama Hakkı (Madde 6/3): Sanığa, suçlamanın niteliği ve nedeni hakkında anladığı bir dilde ayrıntılı bilgi verilmeli, savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve imkân tanınmalıdır.</li>
</ul>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Avukat Yardımından Yararlanma: Sanığın kendi seçtiği bir avukat tarafından savunulma veya maddi imkânı yoksa ücretsiz adli yardım alma hakkı vardır. Salduz v. Türkiye kararı, gözaltının ilk evresinden itibaren avukata erişimin önemini vurgulayan temel kararlardandır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">9</a></li>
 <li>Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama: Savunma makamı, iddia makamı ile aynı koşullar- da delil sunma ve tanık sorgulama imkanına sahip olmalıdır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">10</a></li>
 <li>Masumiyet Karinesi: Kişi, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır. Kamusal makamlar, yargılama bitmeden kişiyi suçlu ilan eden beyanlardan kaçınmalıdır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">11</a></li>
 <li>Tercüman Yardımı: Sanık, mahkemede kullanılan dili anlamıyorsa ücretsiz tercüman yardımın- dan yararlanma hakkına sahiptir.</li>
</ul>

<p>Mahkemedeki güncel ve tematik gelişmeler (2024-2026) ise şunlardır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Dijital Deliller ve Şifreli İletişim (EncroChat/SkyECC): Mahkeme şu an Silgir v. Almanya ve Hoeven v. Hollanda gibi davalar üzerinden, şifreli telefon verilerinin ceza yargılamasın- da delil olarak kullanılmasının özel hayatın gizliliği (Madde 8) ve adil yargılanma (Madde 6) haklarını ihlal edip etmediğini incelemektedir.</li>
 <li>Yargı Mensuplarının Güvenceleri: Alparslan Altan v. Türkiye kararında Mahkeme, hâkimlerin tutuklanması süreçlerinde usuli güvencelerin (örneğin ağır cezalık suçüstü hali/flagrante delicto yorumu) daraltılmasının kuvvetler ayrılığı ilkesine zarar verdiğine hükmetmiştir.</li>
 <li>Çocukların Korunması: Çocuk sanıklar için yargılamanın kapalı yapılması, ebeveyn katılımı ve avukat yardımının zorunlu olması gibi ek güvenceler vurgulanmaktadır.</li>
 <li>Yargılamanın Yenilenmesi: AİHM'in ihlal kararı vermesi durumunda, üye devletlerin çoğunda iç hukukta yargılamanın yenilenmesi imkânı tanınmaktadır.</li>
</ul>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/1744611737saw.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Tüm sorun aşağıda yer alan <strong>de jure</strong> usul normları ve ilkelerinin <strong>de facto</strong> ne derece uygulandıklarının sorgulanmamasında yatmaktadır:<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">12</a></p>

<p>· Kamu davası açılması için ön görülen ölçüt fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunması,<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">13</a></p>

<p>· Şüphelinin müdafii yoksa hâkim veya mahkemenin istemi üzerine, baro tarafından bir müdafi görevlendirilmesi,</p>

<p>· Gözaltı süresinin, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçmemesi,<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title=""><strong>14</strong></a><strong> </strong></p>

<p>· Soruşturma evresinde <strong>çağrı üzerine gelmeyen</strong> veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlene- bileceği.</p>

<p>· <strong>Kuvvetli suç şüphesinin</strong> varlığını gösteren <strong>somut delillerin</strong> ve <strong>bir tutuklama nedeninin bulunması</strong> halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebileceği,</p>

<p>· Yalnızca adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemeyeceği- <a href="https://www.hukukihaber.net/tutuklama-enlasyonu-inflation-in-the-pre-trial-detention" rel="dofollow">https://hukukihaber.net/Tutuklama-Enflasyonu,</a></p>

<p>· Tutuklama istemlerde mutlaka gerekçe gösterilmesi ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilmesi,</p>

<p>· Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayalı olması; bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamayacağı,</p>

<p>· Cumhuriyet savcısının, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, <strong>şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri</strong> toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olması,</p>

<p>· Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda <strong>yeterli şüphe</strong> oluştur- duğunda Cumhuriyet savcısınca bir iddianame düzenlemesi,</p>

<p><strong>CMK Madde 174 Uyarınca İade Edilen İddianame Sayısı (2015-2024)</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2015</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2016</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2017</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2018</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2019</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2020</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2021</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2022</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2023</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>2024</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="52">
   <p>26 044</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>26 168</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>35 595</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>40 060</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>50 612</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>42 130</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>54 726</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>67 948</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>75 776</p>
   </td>
   <td valign="top" width="52">
   <p>81 790</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>İddianame, Almanya’daki ceza yargılamasında kritik bir aşama olup, Savcılık, suçlamaların mahkemede kanıtlanabileceğine inanıyorsa iddianame düzenler.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">15</a></p>

<p>· İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin yalnızca <strong>aleyhine</strong> olan hususlar değil,<strong> lehine</strong> olan hususların da ileri sürülmesi,<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">16</a></p>

<p>· Hâkimin, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabile ceği ve delillerin hâkimin <strong>vicdani kanaatiyle</strong> serbestçe takdir edileceği,<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">17</a> (Alman ceza yargılamasında, ispat standardı, "makul şüpheyi" ortadan kaldıran yüksek bir kesinlik derecesi gerektirir ve bu da hâkimin mahkûmiyet kararı vermesine olanak tanımaktadır. Mutlak kesinlik gerektirmeyip, ancak kalan tüm şüpheleri ortadan kaldıran bir inanç düzeyi gerektirmektedir).</p>

<p>Ayrıca bkz. <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-adaletinde-adli-hata-bilinci-awareness-of-judicial-error-in-criminal-justice" rel="dofollow">https://hukukihaber.net/Ceza-Adaletinde-Adli-Hata-Bilinci</a></p>

<p></p>

<p><strong>Karar türlerine göre ceza mahkemeleri “dosya” sayıları (2015-2024)</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="88">
   <p><a name="_Hlk225957040"><strong>Türü</strong></a></p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2015</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2017</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2019</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2021</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2022</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2023</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2024</p>
   </td>
   <td valign="top" width="43">
   <p>% (!)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="88">
   <p><strong>Mahkûmiyet</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>624 388</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>525 476</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>733 099</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>877 296</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>867 397</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>881 669</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>991 455</p>
   </td>
   <td valign="top" width="43">
   <p>72,4</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="88">
   <p><strong>Beraat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>394 548</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>299 130</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>383 033</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>393 985</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>375 232</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>360 049</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>378 251</p>
   </td>
   <td valign="top" width="43">
   <p>27,6</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/174461sdgsd.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Ceza Mahkemelerindeki Mahkûmiyet/Beraat sayısı ve % oranı (2024)</strong></p>

<p><strong><u>Sanık</u> Toplam</strong> M B</p>

<p>1,274,461 809 124 465 337<br />
%63,5 % 36,5</p>

<p><strong>Ağır Ceza Mahkemelerindeki M/B oranlarındaki sanık sayısı ve (%) oranı(2024)</strong><br />
Mahkûmiyet- 136,836 % 59<br />
Beraat 93,222 % 40,5<br />
Toplam 230,058 100</p>

<p><strong>Yargıtay Ceza Daireleri onama/bozma sayısı (%) oranı (2024)</strong></p>

<p>Onama 67 627 %58, 2</p>

<p>Bozma 43 855 %37,7</p>

<p>Kısmen Onama/Bozma 4 764 %4,1</p>

<p>Toplam 116,246 100</p>

<p></p>

<p>· Mahkûmiyet hükmünün<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">18</a> gerekçesinde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve <strong>hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin</strong> ayrıca ve açıkça gösterilmesi.</p>

<p><strong>Avrupa Birliği Direktifi</strong></p>

<p>Suç işlediğinden şüphelenilen veya suçlanan kişilere, sahip oldukları haklar ve suçlamanın içeriği ve niteliği açısından verilecek bilgilere ilişkin olarak AB topraklarının tamamında uygulanabilir ortak asgari standartlar oluşturmayı amaçlayan 2012/13/EU1 sayılı Avrupa Birliği Direktifini sergilemekte yarar görülmüştür.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">19</a></p>

<p><strong>Ceza yargılamasında bilgi edinme hakkı</strong>, savunma hakkının temel bileşenlerinden birini oluşturmakta ve bu hakkın kullanımında araçsal bir rol oynamaktadır. Ancak bu hakkın somutlaştırılması, konuya ilişkin çeşitli uluslararası metinlerde özel olarak tanınması için yeterli görülmüştür: Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (Madde 2019, 14.3.a/) ile Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesi (Madde 5.2 ve 6.3.a/) tamamlanan bu hak Avrupa Birliği çerçevesinde, Temel Haklar Şartı'nın 48.2. maddesindeki genel hükümle de desteklenmektedir.</p>

<p><strong>Uygulanacak Standart</strong></p>

<p>Direktifin 3. maddesi, üye devletleri, şüphelilerin veya sanıkların, maddede belirtilen asgari usul haklarına ilişkin bilgileri derhal almalarını sağlamakla yükümlü kılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi' nin içtihatlarına (Tala Tunç v. Türkiye<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">20</a> ve Panovitsc v. Kıbrıs<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">21</a> davaları) uygun olarak, yetkililer, şüphelileri ücretsiz hukuki yardım gibi hakları konusunda bilgilendirmek için aktif bir tutum sergilemeli ve şüphelilerin haklarını tam olarak bilmelerini sağlamak için tüm makul adımları atmalıdır.</p>

<p>Direktifin 3. maddesi, bazı asgari usul haklarını listelemektedir: (a) Avukata erişim hakkı; (b) Ücretsiz hukuki danışmanlık alma hakkı ve bu danışmanlığı alma koşulları; (c) Suçlamadan haberdar olma hakkı; (d) Tercüme ve çeviri hakkı; (e) Sessiz kalma hakkı.</p>

<p>Bu düzenleme, asgari düzeyde bir içerik olup, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ulusal hukuk ve yetkili mahkemelerin yorumuna göre uygulanabilir Avrupa Birliği mevzuatından kaynaklanan diğer usul haklarına ilişkin verilmesi gereken bilgileri sınırlamamaktadır (20. madde). Bu nedenle, örneğin, bir Devletin mevzuatı şüphelinin dokunulmazlığını öngörüyorsa, şüpheliye bu konuda bilgi verilmelidir ki, dilerse bu dokunulmazlıktan feragat edebilsin.</p>

<p><strong>Tutuklunun Hakları Hakkında Bilgi Edinim Hakkına İlişkin İyi Uygulamalar</strong></p>

<p><strong>Uygulanacak Standart</strong></p>

<p>Direktifin 4. maddesi, üye devletleri, özgürlüklerinden mahrum bırakılan kişilere, soruşturma altında olan herkesin sahip olduğu temel usul haklarının yanı sıra gözaltında tutuldukları sürede kendilerine yardımcı olan özel haklar hakkında bilgi içeren yazılı bir haklar bildirgesini derhal sağlamaya mecbur kılmaktadır. Basit ve anlaşılır bir dilde yazılması ve anladıkları bir dilde verilmesi gereken bu haklar bildirgesi, gözaltındaki kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılma süresinin tamamı boyunca elinde bulunabilir.</p>

<p><strong>Zamanlama ve Usul</strong></p>

<p>Bilgiler, süreç boyunca derhal ve en geç şüpheli veya sanık kişinin kolluk veya diğer yetkili makam tarafından ilk resmi sorgusundan önce verilmelidir. Bu bilgiler verildikten sonra, yetkililerin, davanın özel koşulları veya ulusal mevzuatta belirlenen özel normlar gerektirmedikçe, bu bilgileri tekrar etme zorunluluğu yoktur (20. madde). Yalnız yetkili makam, ifade aldıktan sonra soruşturmanın daha sonraki bir aşamasında DNA örneklerinin alınmasına onay verirse, kendilerine haklarının ve özellikle örnek alınmasına onay vermenin veya vermemenin sonuçlarının yanı sıra, yetkili makamın üye devletlerinin mevzuatıyla öngörülen rıza olmaksızın emir almış olabileceği olasılığının da tekrar bildirilmesi gerekebilir. <strong> </strong></p>

<p>Gözaltına alınan kişinin haklarına ilişkin bilgiler mümkün olan en kısa sürede verilmelidir; bu, normalde polis karakollarına varışta yazılı bir tebligat yoluyla ve (Yönerge tarafından açıkça zorunlu kılınmasa da) içeriğinin sözlü açıklamasıyla birlikte gerçekleştirilir. Ayrıca, hakların süreç sırasında nasıl kullanılabileceğine dair ayrıntıları da içermelidir.</p>

<p>Haklar okunduktan sonra, tutuklu, haklar beyanını içeren yazılı belgeyi imzalamak zorundadır ve bu belgeyi, özgürlüğünden mahrum bırakıldığı süre boyunca yanında bulundurmasına izin verilir (madde 4.1. son hali). Tutuklunun haklar beyannamesine sahip olması, Direktifin genel kuralı uyarınca bir gerekliliktir. Yalnızca istisnai durumlarda ve polis raporunda belirtilmesi gereken haklı nedenlerle (örneğin, tutuklunun çarşafla kendine zarar verme riski) Direktifte yer alan gerekliliği karşılamak için alternatif bir çözüm kullanılabilir: Bilgilere her zaman erişebilme olanağı sağlanmalıdır.</p>

<p>Tutuklu olarak kendilerine tanınan ve aşağıda (Madde 4'ün 2. ve 3. bölümlerinde) listelenen özel haklar şunlardır:</p>

<p>· Davaya ilişkin materyallere erişim hakkı;</p>

<p>· Üçüncü bir şahsı ve/veya konsolosluk yetkililerini bilgilendirme hakkı; daha sonra 22 Ekim 2013 tarihli 2013/48/AB Direktifi sonucunda, özgürlükten mahrum bırakılma sırasında onlarla iletişim kurma hakkını da içerecek şekilde genişletilmiştir.</p>

<p>· Acil tıbbi bakıma erişim hakkı;</p>

<p>· Mahkemeye çıkarılmadan önce özgürlükten mahrum bırakılmanın azami süresi;</p>

<p>· Ulusal hukuk uyarınca, gözaltının hukuka uygunluğunu sorgulama, gözden geçirme veya geçici tahliye talebinde bulunma imkanları.</p>

<p><strong>Biçimi </strong></p>

<p>2012/13 sayılı Direktifin 22. maddesinde belirtildiği üzere, “şüpheliler veya sanıklar gözaltına alındığında veya özgürlüklerinden mahrum bırakıldığında, bu kişilerin haklarını anlamalarına yardımcı olmak amacıyla, kolay anlaşılır bir şekilde hazırlanmış yazılı bir Haklar Mektubu aracılığıyla geçerli usul hakları hakkında bilgi verilmelidir”.</p>

<p>Bilgiler yazılı olarak verilmelidir, ancak içeriği tutukluya açıklanmalı ve alıcının kişisel koşullarına bağlı olarak anlaşılabilir ve erişilebilir bir dilde olmasına özen gösterilmelidir.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">22</a></p>

<p><strong>İtiraz Hakkı</strong></p>

<p>Gözaltına alınan kişi ve/veya avukatı, ulusal mevzuatta öngörülen usullere uygun olarak, polis makamının yükümlülüklerini yerine getirmemesini itiraz etme hakkına sahiptir (Madde 8.2). Bu çözüm yolları (sağlanması gereken haklar beyanında açıkça belirtilmelidir) habeas corpus olabilir. Madde 8.2'de belirlenen hakka saygı gösterilmesi, Üye Devletler için yeni mekanizmalar veya itiraz yolları oluşturma yükümlülüğü getirmese de (36. gerekçe), bilgi vermeyi reddetmeyi veya Direktifin gerekleri- ne uymadan bilgi vermeyi kınamak için özel ve uygun bir çözüm yoluna sahip olmak son derece arzu edilir.</p>

<p>Gözaltına alınan kişi ve/veya avukatı, ulusal mevzuatta öngörülen usullere uygun olarak, polis makamının yükümlülüklerini yerine getirmemesini itiraz etme hakkına sahiptir (madde 8.2). Bu çözüm yolları (sağlanması gereken haklar beyanında açıkça belirtilmelidir) habeas corpus olabilir. Madde 8.2'de belirlenen hakkın saygı gösterilmesi, Üye Devletler için yeni mekanizmalar veya itiraz yolları oluşturma yükümlülüğü getirmese de (36. gerekçe), bilgi vermeyi reddetmeyi veya Direktifin gereklerine uymadan bilgi vermeyi kınamak için özel ve uygun bir çözüm yoluna sahip olmak son derece arzu edilir.</p>

<p><strong>Tutuklama</strong></p>

<p><strong>Uygulanacak Normlar</strong></p>

<p>Yönergenin 6. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, gözaltına alınan veya özgürlüğünden mahrum bırakılan her kişinin, tutuklanma nedenleri ve işlediğinden şüphelenilen veya suçlandığı suç da dahil olmak üzere, derhal bilgilendirilme hakkı bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Zamanlama ve İçerik</strong></p>

<p>Şüpheli suçla ilgili bilgiler, devam eden soruşturmaları sınırlamamak kaydıyla, gözaltına alınan kişiye derhal ve polisin ilk resmi sorgulamasından geç olmamak üzere verilmelidir. Suç teşkil eden fiillerin (biliniyorsa tarih ve saat dahil) yanı sıra tutuklamayı haklı kılan objektif nedenler de belirtilmelidir. Gözaltına alınan kişiye atfedilen fiiller ve özgürlüğünden mahrum bırakılma nedenlerine ilişkin bilgiler, geçici yasal sınıflandırmayı içermeli ve tutuklamanın ön koşullarıyla ilgili olmalıdır; bu nedenle, gözaltına alınan kişinin iddia edilen suç eylemlerine katılımına ilişkin belirtilerin veya şüphelerin ve tutuklama ihtiyacını belirleyen koşulların tanımlanmasını gerektirir.</p>

<p><strong>Biçim </strong></p>

<p>Bilgilendirme yalnızca sözlü olamaz, daha genel ve alışılmış "haklar hakkında bilgilendirme" ile de değiştirilemez. Gözaltına alınan kişiye teslim edilecek bir belgede resmileştirilmelidir ve bu belge, hakları hakkında bilgi içeren belgeyle aynı olabilir. Her durumda, bu bilgilendirmenin verildiği tarih ve saat de ifadeye kaydedilmelidir. Gözaltına alınan kişi dili anlamıyorsa, tutuklamaya yol açan olayları içeren yazılı belgenin nasıl verileceği konusunda ek bir sorun ortaya çıkar; hakları hakkında bilgi, anladıkları bir dilde hemen verilebilir (anladıkları bir dile çevrilmiş bir haklar mektubu mevcutsa), ancak bu diğer bilgi, ifadeyi verecek kişiye yardımcı olacak tercüman ve avukat gelene kadar verilemez.</p>

<p><strong>Suçlamaya İlişkin Bilgi Alma Hakkına Dair İyi Uygulamalar </strong></p>

<p>8.1 Uygulanacak Norm Direktifin 6. maddesi, Üye Devletleri, şüpheli veya suçlanan kişinin, şüphe veya suçlamanın ilgili olduğu suç hakkında bilgi almasını sağlamakla yükümlü kılar.</p>

<p>8.2 Zamanlama ile ilgili olarak, Direktif, suçlamaya ilişkin bilgilerin derhal verilmesini gerektiren genel bir hüküm içerir, ancak belirli bir sınırlama ile: en geç suçlamanın içeriği mahkemede sunulduğunda (madde 6.3). Avrupa Adalet Divanı, bu anla ilgili olarak, bunun, sanığın (ve yalnızca ve uygun olduğunda yasal temsilcisinin değil) suçlama hakkında etkin bilgiye sahip olduğu ve savunma hakkını etkin bir şekilde kullanabileceği an olduğunu açıklığa kavuşturmuştur.</p>

<p><strong>Suçlamaya İlişkin Savunma Dosyasındaki Materyallere Erişim Hakkına İlişkin İyi Uygulamalar</strong></p>

<p><strong>Uygulanacak Norm </strong></p>

<p>Direktifin 7. maddesi, sanık veya şüpheli kişinin veya avukatının, yetkili makamların elinde bulunan tüm maddi delillere erişim hakkına sahip olmasını gerektirmektedir. Bu hakkın güvence altına alınması, sürecin adilliğini sağlamayı ve savunmayı hazırlamayı amaçlamaktadır (madde 7.1). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatları, Beraru, <a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">23</a> Matyjek <a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">24</a> ve Luboch<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">25</a> davalarındaki kararlar gibi bu hakkı ayrıntılı olarak ele almıştır; aynı şekilde Kolev<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">26</a> ve Moro<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">27</a> kararlarında da bu konuya değinmiştir.</p>

<p>AB Adalet Divanı, Kolev ve diğerleri (1) kararında, söz konusu Direktifin 6. maddesinin (3) fıkrasının, savcılık raporu hâkime sunulduktan sonra, ancak hâkimin suçlamanın esasını incelemeye başlamasından ve tartışmaya başlamasından önce veya hatta bu tartışmalar devam ederken ancak olayın bildirim aşamasından önce, savunmaya suçlamaya ilişkin ayrıntılı bilgilerin iletilmesini engellemediğini, ancak hâkimin savunma haklarına saygı ve sürecin adilliğini garanti altına almak için gerekli tüm önlemleri alması şartıyla, daha fazla değişiklik yapılması gerektiğini belirtmiştir (AB Adalet Divanı'nın 5 Haziran 2018 tarihli kararı, Kolev ve diğerleri (1), C-612/15, AB: C: 2018: 392).</p>

<p>Bu bağlamda, Direktif, dosyadaki materyallere erişimin reddedilebilmesi için belirli noktalara uyulmasını gerektirir (Madde 7.4):</p>

<p>(a) Adil yargılanma hakkını tehlikeye atmaması;</p>

<p>(b) Sınırlamanın yalnızca belirli materyalleri etkilemesi (dolayısıyla dosyanın tamamını değil);</p>

<p>(c) Aşağıdaki nedenlerden birinin meydana gelmesi:</p>

<p>· Başka bir kişinin yaşamına veya temel haklarına ciddi bir tehdit oluşturan bir durum veya</p>

<p>· Önemli bir kamu yararını savunmak için kesinlikle gerekli olan bir durum (örneğin devam eden bir soruşturmayı engelleme riski olduğunda) veya</p>

<p>· Ulusal güvenliğin ciddi şekilde tehlikeye atılabileceği bir durum.</p>

<p></p>

<p>(d) Sınırlamanın bir yargı kararı veya en azından alınan kararın yargısal incelemesi sonucunda benimsenmesi.</p>

<p>Yönerge ayrıca, ceza yargılaması sırasında yetkili makamların eline daha fazla maddi delil geçebileceğini ve bunların incelenebilmesi için zamanında erişim izni verilmesi gerektiğini kabul etmektedir (Madde 7.3). Örneğin, çalınan cüzdanın suçun işlendiği yerin yakınında, ancak şüphelinin ifadesinden sonra gizlenmiş olarak bulunması durumunda, bunun şüpheliye veya avukatına önceden bildirilmesi gerektiği açıktır.</p>

<p>Cüzdanda suçlayıcı veya tam tersine beraat ettirici nitelikte deliller bulunabilir ve bunlar yargılamanın adil olduğunun garantisi açısından çok önemlidir (eğer bunlar arasında şüphelinin parmak izleri varsa, olayla hiçbir ilgilerinin olmadığını kanıtlamak daha zor olacaktır; parmak izlerinin yokluğu beraat için belirleyici olabilir). Bu gibi durumlarda, savunmanın savunma hakkını ve yargılamanın adilliğini sağlamak için, savunmacıya bu yeni maddi delillere erişim için etkili bir olanak sunulmasını sağlamak, ulusal hâkimin sorumluluğundadır.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">28</a></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Modern ceza usul kanunlarının kuralları şu ikili gerekliliği karşılamalıdır: Ceza adaletinin etkinliği sağlanmalı ve tüketicilerin insan hakları ve onuru korunmalı; kişisel özgürlük hakkına ilişkin herhangi bir zorlayıcı tedbirin uygulanması için temel şart, bir kişinin suç işlediğine dair sağlam temelli veya makul bir şüphenin varlığı olmalıdır.</p>

<p>Yargılama sürecinde suçluluk makul kuşku ötesinde ispatlanmalıdır. Bu yaklaşım, açıkça bir tür hakikati ötekine tercih ettiğinden bilimdeki <i>objektif hakikat</i> arayışı ile tutarsızdır. Makul kuşku ötesi ölçütü, masum bir insanın mahkumiyetinin suçlu bir insanın serbest kalmasından daha kötü olduğu temel değer yargısına dayalıdır. Ceza yargısına genelde belirsizlik koşulları altında alınacak karar söz konusudur. Bu yargılamaya özgü nitelikte (örneğin kuşku sanık lehine yorumlanır ilkesi, masumiyet ilkesi) hukukun sanık tarafında olmasıdır. Ne var ki ceza hâkimleri bu temel değerin ne derece ağırlıklı olması gerektiğini dile getirmekte isteksizdirler.</p>

<p>Modern ceza yargılaması bir itibarsızlaştırma töreni olmaktan çıkarılmalıdır. Mahkeme, demokratik bir toplumda şüpheliye/sanığa ve halka ceza yargılamalarında mahkemelerin “yargıya” güven duygusu aşılamasını beklemektedir. Mahkemeler, temelsiz saldırılara karşı korunmalıdır. Ama Mahkemeler, diğer bütün kamu kurumları gibi, eleştiriden ve denetimden muaf değildirler. Özgürlüğü kısıtlanan kişiler de aynı haklardan yararlanırlar. <a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">29</a></p>

<p>Ceza yargılamasında ise hukuka aykırı elde edilen kanıtların kullanılması yasağı (exclusionary rules) vardır. Hukuka aykırı itiraf ve onun tüm meyveleri dışlanmaktadır (Anayasa md. 38/6, CMK md. 148). Bu yasak yalnızca kısa dönemli hakikat elde etmek amacına hizmet yanında hakikatle ilişkisi olmayan önemli değerler (mahremiyet, hukuka aykırı müdahalelerden özgürlük, akıl ve vücut bütünlüğü) dizinine de hizmet için tasarlanmıştır.<sup> </sup>Yargılama öncesi uygulama da zorunlu bir hakikat arayışı değildir. Nitekim, <strong>modern hiçbir itham sistemi her ne pahasına olursa olsun hakikate ulaşmak üzere yapılandırılmamıştır</strong>. Nitekim, Türkiye’de hakikat arayışı sanığın sessiz kalma hakkı, kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya delil göstermeye zorlanamaz normlarıyla sınırlandırılmıştır.</p>

<p>Bir grup davalarda yargılama süresinin uzunluğu ve bazı davaların zaman aşımından düşmesi<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">30</a> adalete güveni zedeleyici bir niteliğe bürünmüştür. Bu durumu gidermek üzere; dava yönetimi bağlamında mahkemeye gelen işlerin kamu güvenliği ve korunması açısından önem derecesine göre sınıflandırı- larak, önem derecesi yüksek olanlara öncelik verilmesi yöntemine işlerlik kazandırılması rasyonel bir çözüm olacaktır (CMUK. 206,2<i>- Devlet ve Hükümet nüfuzunu kıran ve adabı umumiye aleyhinde olan suçlar ile yağma ve yol kesmek ve adam kaldırmak ve öldürmek cürümleri diğerlerinden önce görülür.” (Differentiated Case Management). </i>Bu fıkraya yeni CMK. 175. maddesinde yer verilmemiş ve ceza usulü yönetimsel açıdan önemli bir ölçütten yoksun bırakılmıştır<i>. </i>Öte yandan<i> </i>duruşmaların uzaması, hâkim değişikliği nedeni ile <strong>kanıtların doğrudan doğruluğu</strong> ilkesini de zedelemektedir.</p>

<p>Yargıdaki iş yükü çıkmazına kalıcı bir çözüm getirmek, kuşkusuz, siyasetin temel odaklarından biri olmalıdır. Sisteme en son çare olarak (<i>ultima ratio</i>) başvurulması ilkesi doğrultusunda çareler üretilmeli (Avrupa Konseyi Rec. 87-18); ceza adaleti esnek bir yapıya kavuşturulmalı, kanunilik geleneğinin egemen olduğu teknik kuralların ağırlığı kadar genel ilkelere de işlevsellik kazandırılmalıdır. Esneklik sağlama doğrultusunda Alman Ceza Usulü kanunu (<i>Strafprozersordung</i>) 153-154. maddelerinde hâkim- lere tanınan davayı sonlandırma yetkisi (Savcının uygun görmesi/talep etmesi üzerine) benimsenmeli-dir.</p>

<p>Bu bağlamda hukuk felsefesi akımlarından “Gerçekçiliğin” gerektirdiği sanat, yargılama sürecinin her aşamasında yer alan çoklu seçeneklerin farkına varmaktır. Şöyle ki, gerçekleri bulmak çok sayıda kararı gerektirmektedir: Hangi tanıkların dinlenmesi, hangi delillerin kabul edilmesi veya hariç tutulması, hangi tanıklara inanılması, çelişen anlatıların nasıl uzlaştırılacağı ve hangi gerçeklerin dikkate alınacağı- nın belirlenmesi; çözülmesi gereken hukuki konu veya konuların belirlenmesi, konunun veya konuların belirlenmesine yardımcı olabilecek ilke veya kurallar saptanmasıdır.<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">31</a></p>

<p>Hukuki Gerçekçilik akımın öncülerinden olan hâkim B. Cardozo’nın ilginç saptamaları şöyledir: Kuşkusuz, bilim adamları gibi hâkimler de keşfi (discovery) gerekçeden (justification) ayırmaktadırlar. Ne var ki, sosyal bilim adamların dan çok azı, nihai sonuca erişmede giderilen tüm kuşkuları ve potansi- yel kusurları sıralamaktadır. Aynı saptama hukuki karar ve görüşler için de geçerlidir.<a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">32</a></p>

<p>Konuya hukuk sosyolojisi değerleriyle yaklaşıldığında da ortaya çıkan tablo farklı değildir: Usul hukuku, bir bakıma, biçimsellikten ibaret gözüküyorsa da biçimin özgürlüğün ikiz kardeşi olarak keyfiliğe set çektiği unutulmamalıdır (Jhering). Amaç işlevselliği göz ardı edilmemelidir. F. Carrara’nin belirttiği gibi “maddi ceza hukukuna eklenecek çok az bir şey olduğundan, bu hukuk yerine ceza usulü etüdüne yoğunlaşmalıdır. İşte usul hukukuna özgü soyut irdelemeler ve entelektüel oluşumlar bir yana bırakıldığında, gerçekte bu hukukun, kamu düzenini sağlamak amacıyla yargı gücüne verilmiş <i>işlevsel bir sosyal araç</i> olduğu ortaya çıkmaktadır.<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">33</a> Mevcut araçlar/biçimler adli denetim işlevini yeterince görüyorsa, sırf başka ülkelere benzemek uğruna yapay oluşumlar yaratmaya gerek var mıdır? Diğer bir anlatımla, çok azı ile verimli bir sonuç elde edilebilecekken fazlasını istemek boş bir çaba değil midir? <i>Entia non multiplicande praete necessitatem:</i> Varlıklar ya da ilkeler, gereksiz olarak arttırılmamalıdır (<i>Occam’ın Usturası</i>). Hukukçular ve akademisyenler, zihni patinaj yerine, çabalarını artık adaletin etkili ve kaliteli bir şekilde gerçekleşmesi ve adalete susamış insanların/kamu vicdanının tatmin edilmesi çarelerine yöneltmelidirler.</p>

<p>Özetle, yargılama <i>diyalektik bir süreç</i> olmalıdır. Demokrasi de bunu gerektirmektedir. İşte <i>özgürlük</i>, <i>eşitlik</i> ve<i> adillik</i> taahhüdü olan demokrasi, ancak bu niteliklerin birleşimiyle adalete dönüşüm sağlayabilmekte; toplumsal yaşam ve insanlar güvence altına alınabilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Savcının görevi, yasalarda ifade edilen halkın haklarını savunmak ve suçlananlara adil bir yargılama sağlamaktır. <strong>William O. Douglas</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong>Ceza<strong> </strong>muhakemesinin gayesi için bkz. Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu. <strong>Ceza Muhakemesi Hukuku</strong>, 3. Bası, Seçkin, 2015, s.59. Fundamentals of German Criminal Procedure Law-Johanna Rinceanu<strong> </strong>(14.02.2026)<strong> YouTube </strong>Ayrıca bkz. S. Selçuk. “Hukukun gözünde ‘kesinlikle geçersiz duruşma’ların insanlarımıza yaşattığı çileler – VII” <strong>T 24 (</strong>22/07/2024). Rapor "Avrupa yargı sistemleri- CEPEJ Değerlendirme raporu- 2024 Değerlendirme döngüsü (2022 verileri)" Ayrıca bkz.<strong> </strong>The Murder Trial YouTube</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> E. Allan Lind, Tom R. Tryler. <strong>The Social Psychology of Procedural Justice</strong>, Plenum, New York, 1988; A. Lıenhard-D. Kettiger. Mahkemelerin Dava Yükü Yönetimi Üzerine Araştırma: Yöntemsel Sorular (Çev. İ. Aksel) <strong>Küresel Bakış,</strong> Yıl:1, Cilt:1, Sayı:1, Nisan 2011. Talat Kırış. “Hukukta Malpraktis” <strong>T24 </strong>(19/01/2022): “Hâkim bağımsızlığı elbette adaletin temel taşlarından biridir. Ancak ben nasıl bir beyin cerrahisi uzmanı olarak temel prensipleri hiçe sayıp kafama göre ameliyat yapamazsam, yargıçlar da verdikleri kararlarda evrensel hukuk prensiplerine, Anayasamıza uygun kararlar vermek zorundadır”.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargida-objektiflik-tarafsizlik-objectivity-impartiality-in-adjudication" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Yargıda-Objektiflik-Tarafsızlık</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Mustafa T. Yücel </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargilama-sosyolojisi-the-sociology-of-adjudication" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Yargılama-Sosyolojisi</span></a><span style="color:#999999"> Davalar, kuşkusuz, farklılık gösterir; hiçbir iki dava birbirine tamamen benzememektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. <i>Why procedural justice matters: Tom R. Tyler</i>, youtube: Ceza usulüne egemen olması gereken dört anahtar nitelikli sorun: Tarafların davaları sunabilme fırsatı; hâkimlerin tarafsızlığı zedeleyici davranışlardan kaçınması, insanlara ve hakları a saygı gösterilmesi ve kürsünün güvenirliğidir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> Fikret İlkiz. “Yargının etik kaygısı yok mu?” <strong>T24</strong> (25/09/2023). Taha Akyol. “Yargı güce boyun eğiyor mu?” <strong>Karar </strong>(29/03/2026): HSK’nın, görülmekte olan davalara müdahale ederek belirli dosyaları, HSK’nın o dava için atadığı hâkimlerin bakması, yargı bağımsızlığını ihlal eden en ağır müdahale yollarından biridir. <i>Yargı bağımsızlığı ve tarafsız adalet kültürü olmadan, adalet tecelli etmez. </i>“<strong>Tabii hâkim ilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına; başka bir anlatımla, sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel oluşturur</strong>.” (AYM Karar No: 2015/12) Suçun işlenmesinden sonra… yargıç atanması” Anayasanın 37. maddesinin ihlalidir ve temelinde “sistem sorunu” vardır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Sedat Ergin. “Anayasa Mahkemesi Başkanı’ndan adil yargılanma hakkı uyarısı” <strong>Hürriyet</strong> (13/01/2022) s.10. <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 6. Madde Rehberi-Adil Yargılanma Hakkı </strong>(Ceza Hukuku Yönü), 2014. TBB ve Avrupa Konseyi. <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Ceza Yargılaması Kurum ve Kavramları</strong>, 2008. Mehmet Y. Yılmaz. “İftihar edilecek bir tablo değil” <strong>T24 (</strong>17/12/2025): İHM verilerine göre 2024’te aleyhinde en fazla dava başvurusu bulunan ülke Türkiye. Türkiye, en fazla ihlali “özgürlük ve güvenlik hakkına karşı” yapmış. İkinci sırada “ifade özgürlüğü ihlalleri” var. Üçüncü sırada ise “adil yargılanma hakkının ihlali” geliyor.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Vatandaşa Davası için Makul Süre Belgesi. “Adalet Bakanı Gül, yargıda sessiz devrimin en önemli ilk adımını şöyle açıkladı” (!?) <strong>Hürriyet </strong>(11/09/2021), s.13. Anayasa Mahkemesi (AYM) verilerine göre, 23 Eylül 2012-31 Aralık 2025 döneminde yapılan bireysel başvurularda en çok ihlal kararı %66,8 ile<strong> "Makul Sürede Yargılanma Hakkı"</strong> alanında verilmiştir. Bu kapsamda 56,443 ihlal kararı çıkarken, <strong>"Adil Yargılanma Hakkı"</strong> %10,4 ile ikinci sırada yer almaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Fikret İlkiz. “El sallamak yasak ve yargı” <strong>T 24 </strong>(16/03/2026): Üye devletler için <strong>“Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Hukuki Kuralların Düzenlenmesi” </strong>hakkındaki Tavsiye Kararı No. R (2003) 13,<strong> Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi</strong>’nin <i>10 Temmuz 2003 tarihli 848’inci toplantısında kabul edilmiştir.</i> Mehmet Y. Yılmaz. “Bu kadar uzun yargılama olur mu?” <strong>T24</strong> (1612/2025). Fikret İlkiz. “Masum sayılma hakkı” <strong>T24</strong> (15/12/2025).<strong> </strong>Mustafa T. Yücel.<strong> </strong></span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-capraz-sorgulama-cross-examination-in-criminal-procedure" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Ceza-Muhakemesinde-Çapraz-Sorgulama</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-adaleti-sisteminde-insan-haklari-human-rights-in-the-criminal-justice-system" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Ceza-Adaleti-Sisteminde-İnsan-Hakları</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Avukata Erişim ve Adli Yardım (2013/48 ve 2016/1919 sayılı Direktifler)</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Fikret İlkiz. “Gizli tanık ve gizli soruşturma” <strong>T24</strong> (7/04/2025).</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> Sedat Ergin. “Anayasa Mahkemesi Başkanı’ndan Masumiyet Karinesi Uyarısı” <strong>Hürriyet</strong> (11/11/2021), s.12.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> Avrupa Parlamentosuna, Konseye, Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesine ve Bölgeler Komitesine Sunulan Komisyon Bilgilendirmesi <strong>AB Genişleme Politikasına İlişkin 2022 Bilgilendirmesi</strong>- Türkiye Raporu: Tüm adli süreçlerde, usulî güvenceler de dâhil olmak üzere, özellikle masumiyet karinesi, cezai sorumluluğunun şahsiliği, hukuki belirlilik, savunma hakkı, adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği ve etkili itiraz hakkını da içeren temel hakların tam olarak gözetilmesini sağlaması gerekmektedir.<strong> </strong>Hukuki gerekçe ve somut delillerin eksikliği nedeniyle yargı kararları ve iddianamelerin kalitesine ilişkin endişeler devam etmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> İsmet Berkan. “Sanıklar değişir ama polisin yöntemleri hiç değişmez” <strong>Hürriyet</strong> (20/12/2013), s.10</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> Avrupa Konseyi. RECOMMENDATION No. R (80) 11 OF THE COMMITTEE OF MINISTERS TO MEMBER STATES CONCERNING CUSTODY PENDING TRIAL (Adopted by the Committee of Ministers on 27 June 1980 at the 321st meeting of the Ministers' Deputies): Son Çare İlkesi: Gözaltı, yalnızca adaletin çıkarları için gerekli olduğunda kullanılmalıdır (örneğin, kaçma tehlikesi, delilleri engelleme veya ciddi bir suçu tekrarlama). <strong>Gözaltı/tutuklama</strong>, masumiyet karinesi ve özgürlük hakkını kısıtlamakta, devletin bir kişiye karşı alabileceği en sert önlemlerden biri olarak yıkıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Gözaltına alınan/tutuklanan kişiler ailelerinden ve arkadaşlarından ayrılmakta, işlerini ve evlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmakta ve itibarları zedelenebilmektedir. Tutukluluk bir hâkimin bir kişiyi nasıl algıladığını ve bu da davanın sonucunu etkileyebilir. Cezaevi, birey üzerinde fiziksel, zihinsel ve duygusal bir etkiye sahiptir ve bu da bir hâkim tarafından nasıl algılandığı üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilir. Ceza verirken, hâkimler ayrıca bir kişiyi tutuklama kararını geriye dönük olarak gerekçelendirme ihtiyacı hissedebilir ve bu nedenle hapis cezası verme olasılığı daha yüksek olabilir.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cezaevi-paradoksu-the-prison-paradox" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Cezaevi-Paradoksu</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">15</span></a><span style="color:#999999"> Mehmet Y. Yılmaz. “Şüpheden savcının yararlandığı bir yargılama” T<strong>24</strong>(27/03/2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa Tören Yücel </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-adaletinde-adli-hata-bilinci-awareness-of-judicial-error-in-criminal-justice" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Ceza-Adaletinde-Adli-Hata-Bilinci</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> Yargılama sürecinde hükme esas olacak kanıt açısından vazedilen standartlar da, “açık ve ikna edici kanıt” (<i>clear and convincing evidence)/ “vicdani kanaat” </i>ile “makul kuşku ötesinde”(<i>beyond reasonable doubt</i>), güncelliğini korumaktadır. A.B.D’de hâkimler bu ölçütlere sayısal değer vermeyi reddettiler. Böylece ABD hukuk sistemi, kanıt açısından ülkemizde olduğu gibi kurallardan çok standartlara sahip bulunmaktadır. Aksi halde, örneğin “makul kuşku ötesi” standardı için örneğin %97 oranındaki suçluluk kesinliği gerektirdiği şeklindeki sayısal değer ön görülmesi, bu standardın, çok farklı bağlamlarda, farklı suçlar, kolluktaki farklı davranışlar ile farklı sanıklar için tek bir formülün anlamsız olabileceğidir. İşte makul kuşku standardı bireysel durumları kapsayabilme imkânı sağlamakta ve bu sonuçta tek bir sayıya göre onun avantajlı yanını oluşturmaktadır.<strong> Ceza Muhakemesi Kanunu </strong>(5271), Madde 217.-(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin <i>vicdanî kanaatiyle</i> serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Vicdani kanaat kanun koyucu tarafından <u>akla dayalı izlenim</u> (krş.<i>Fransız Ceza Usulü</i> md.353,<i>Belçika Ceza Usulü</i> md.342) olarak tanımlanmıştır. <i>Makul kuşku</i> için Bkz. <i>Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği</i> Madde 6, <strong>R.G</strong>. 1/06/2005- 25832. Vicdanı kanıt sistemi için Bkz. Y.Ünver. “Ceza Yargılaması Hukukunda İspata İlişkin Bir Yargıtay İBKZ:’nın İncelenmesi” <strong>İst.Üniv.HFM</strong> C.LV, Sayı.1-2, 1995-1996, ss.183-215. Suçun her öğesinin makul kuşku ötesinde kanıtlanması gereğinin eleştirisi için bkz. Y.Lee. “Reasonable Doubt and Moral Elements” <strong>The Journal of Criminal Law and Criminology</strong>, Vol.105, no.1,2016, ss.1-39. 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerine göre 2024'te 117. sırada bulunan Türkiye, bir sıra daha gerileyerek 143 ülke arasında 118. sırada yer aldı-Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project - WJP).</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">18</span></a><span style="color:#999999"> Fikret İlkiz. “Yargılanmaya başlayan yargıçlar hüküm kurar” <strong>T 24</strong> (18/11(2024). Bir mahkemenin hâkim veya hakimleri değiştikten sonra yeni hâkim veya hâkimler, eskiden dinlenilmiş şahitleri yeniden dinlemek zorundadır. Bu yapılmadan sadece dosyayı okuyarak karar vermeleri “adil yargılanma hakkı”nın ihlalidir! (Anayasa Mahkemesi. B. No: 2020/23093, Karar: 15 Şubat 2024). Mehmet Y. Yılmaz. “Delilsiz suçlamayla 30 yıl hapis!” <strong>T 24</strong> (1/05/2025).</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">19</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. Coral Arangüena Fanego, Montserrat de Hoyos Sancho, Alejandro Hernández López (Editors). <strong>Procedural Safeguards for Suspects and Accused Persons in Criminal Proceedings Good Practices Throughout the European Union</strong>, Springer, 2021.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">20</span></a><span style="color:#999999"> Judgment of March 27, 2007, case Talat Tunc v. Turkey, CE: ECHR: 2007: 0327JUD003243296.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">21</span></a><span style="color:#999999"> Judgment of December11, 2008, case Panovits v. Cyprus, CE: ECHR:2008:1211JUD000426804.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">22</span></a><span style="color:#999999"> ECtHR ruling of December 11, 2008, case Panovits v. Cyprus, CE: ECHR: 2008: 1211JUD000426804; of April 5, 2011, case Saman v. Turkey, CE: ECHR: 2011: 0405JUD003529205</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">23</span></a><span style="color:#999999"> Judgment of March 18, 2014, case Beraru v. Romania, CE: ECHR: 2014: 0318JUD004010704.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">24</span></a><span style="color:#999999"> Judgment of April 24, 2007, case Matyjek v. Poland, CE: ECHR: 2007: 0424JUD003818403.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">25</span></a><span style="color:#999999"> Judgment of January 15, 2008, case Luboch v. Poland, CE: ECHR: 2008: 0115JUD003746905.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">26</span></a><span style="color:#999999"> CJEU ruling of June 5, 2018, Kolev et al. (1), C-612/15, EU: C: 2018: 392. Similarly, in its subsequent judgment of February 12, 2020, Kolev et al.(2), C-704/18, EU: C: 2020: 92, §§ 20–22.</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">27</span></a><span style="color:#999999"> CJEU ruling of June 13, 2019, Moro, C-646/17, EU: C: 2019: 489.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">28</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Yapay Zekâ Yasası (AI Act) ve Adalet Sistemi (2025-2026)</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Yeni kabul edilen <strong>AB Yapay Zekâ Yasası (2024/1689)</strong>, ceza adaleti üzerinde doğrudan etkilidir:</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Yasaklı Uygulamalar (Şubat 2025):</strong> Kolluk kuvvetleri tarafından bireylerin suç işleme riskini öngören "tahminleyici polislik" (predictive policing) sistemlerinin kullanımı Şubat 2025'ten itibaren yasaklanmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Yüksek Riskli Sistemler (Ağustos 2026):</strong> Mahkeme kararlarının hazırlanmasında veya kanıtların güvenilirliğinin değerlendirilmesinde kullanılan yapay zekâ araçları "yüksek riskli" kategorisine alınmış olup, Ağustos 2026'dan itibaren sıkı denetimlere tabi olacaktır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999">29</span></a><span style="color:#999999"> “<strong>Tabii hâkim ilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına; başka bir anlatımla, sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel oluşturur</strong>.” (AYM Karar No: 2015/12) Suçun işlenmesinden sonra… yargıç atanması” Anayasanın 37. maddesinin ihlalidir ve temelinde “sistem sorunu” vardır. Ayrıca bkz. Michael Stolleis.<strong> Yasanın Gözü</strong>, Ayrıntı, 2021.</span><a name="_Hlk224371445"><span style="color:#999999"> </span></a><span style="color:#999999">Mehmet Y. Yılmaz. “Öngörülebilir” diyor ki öngörebiliyoruz zaten!” <strong>T24</strong> (13/02/2026): “Beğenilmeyen kararları veren hâkimleri kararname dönemlerini bile beklemeden tayin et, yargılama sırasında mahkeme heyetlerinde değişiklikler yap, hâkimler savcıların astı gibi davransınlar, kendilerine verilen tutuklama emirlerini tartışmadan kabul etsinler, savcılar sanıkların lehine olan deliller ile ilgilenmesinler, hâkimler de bunu soruşturmasınlar vs.” Sedat Ergin “Bir fotoğrafın Türk yargısı hakkında bize anlattıkları” Oksijen 10/11/2025: “Anayasa Mahkemesi Temel Haklar Alanındaki Kararların Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi Ortak Projesi.” Bu proje neyin göstergesidir!?</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">30</span></a><span style="color:#999999"> Zaman aşımı ile düşen çeşitli suçlardan (özellikle yolsuzluk) dava örnekleri için bk. O. Ekşi. “Adaletimiz çalışıyor” <strong>Hürriyet</strong> (27/07/2006) s.1,23; AİHM’since <i>kamu davasının zaman aşımına girmeden sonuçlandırılması amacıyla koşulların ciddiyetinin gerektirdiği pozitif tedbirlerin alınması gerektiği ilkesi benimsenmiştir. </i>Bk. Türkmen/ Türkiye davası <strong>RG</strong>, 27/03/2008-26829. Bkz. “20 yıllık isyan davasında karar” <strong>Hürriyet</strong> (9/03/2017) s.3.</span></p>

<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><span style="color:#999999">31</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yalan-ve-taniklik-psikolojisi-the-psychology-of-lies-and-witnesses-mustafa-toren-yucel" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Yalan-ve-Tanıklık-Psikolojisi</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title=""><span style="color:#999999">32</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Mustafa T. Yücel. Hukuk Felsefesinin İşlevi, Yetkin, 2026, s.98</span></p>

<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title=""><span style="color:#999999">33</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/usul-hukuku-ve-demokrasi-procedural-law-and-democracy" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net(Usul-Hukuku-ve-Demokrasi,</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/kulturel-kaliplar-ve-yargilama-cultural-patterns-and-adjudication" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Kültürel-Kalıplar-ve-Yargılama</span></a><span style="color:#999999"> Yargı Sistemi Üzerine Tüketici Anketi, Yargılama Sürecinde Karara Bağlanan Dava Oranları ile Süre Saptama Formülleri ve CEPEJ. Adli Zaman Yönetimi (Saturn) Rehber İlkeleri için bkz. Mustafa T. Yücel. <strong>Yargı Sistemi Üzerine Denemeler, </strong>Seçkin, 2019.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-usul-guvenceleri-iyi-uygulamalar</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-terazsaaad.jpg" type="image/jpeg" length="39801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2021/7985 E., 2021/7346 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217985-e-20217346-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217985-e-20217346-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 19.10.2021 tarihli, 2021/7985 E., 2021/7346 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/7985 E., 2021/7346 K.</strong></p>

<p>"İçtihat Metni"<br />
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi<br />
DAVA TÜRÜ : Boşanma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, erkek tarafından açılan boşanma davasının reddine karar verilmiş, bu karar, davacı erkek tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince yapılan inceleme sonucunda ; davacı erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, davalı kadının ise eşinin iş arkadaşlarını arayarak davacının kendilerinin eşi ile ilişkisi olduğunu söylediği, davacının iş arkadaşlarını, idari işler müdürü ve işletme müdürünü arayarak eşinin iş arkadaşı ile ilişkisi olduğunu söyleyip rahatsız ettiği ve işten çıkarılmasına sebep olduğu, köy meydanında eşine bağırıp hakaret ettiği, buna göre; TMK'nın 166/2 maddesindeki koşulların oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nun 166/1-2. maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Ayrıca, davacı erkek tarafından, Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) 2016/985 esas sayılı dosyası ile boşanma davası açıldığı, bölge adliye mahkemesince davalı kadına yüklenen; eşinin iş arkadaşlarını, idari işler müdürü ve işletme müdürünü arayarak eşinin iş arkadaşı ile ilişkisi olduğunu söyleyip rahatsız ettiği vakıalarına bu davada da dayanıldığı ve erkeğin 11.11.2016 tarihinde bu boşanma davasından feragat ettiği anlaşılmaktadır. Boşanma davasından feragat, önceki kusurlu davranışların affedilip, en azından hoşgörüyle karşılandığı ve bu nedenle yeniden birlikte yaşama isteğine ilişkin bir irade açıklaması niteliğindedir. Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar ise boşanma sebebi olamaz.Feragat tarihinden sonra da davalı kadından kaynaklanan boşanmaya sebep olabilecek kusurlu davranışlar kanıtlanamamıştır. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 19.10.2021 (Salı)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217985-e-20217346-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="49869"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çankırı Karatekin Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cankiri-karatekin-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cankiri-karatekin-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çankırı Karatekin Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 06 Nisan 2026 Tarihli ve 33216 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çankırı Karatekin Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>16/2/2025 tarihli ve 32815 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çankırı Karatekin Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 7- (1) Lisansüstü programlara alınacak ulusal ve uluslararası öğrenci kontenjanları ve aday öğrencilerde aranacak nitelikler ilgili EABDAK/EASDAK’nın teklifi, EYK’nın kararı ve Senatonun onayı ile belirlenir. Enstitü tarafından ilan edilir.</p>

<p>(2) Öğrencilerin kabul edileceği programlar, kontenjanlar, başvuru koşulları, başvuru için gerekli belgeler ve diğer şartlar Enstitü tarafından ilan edilir. Bu ilanda, uluslararası adaylar ve yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için ayrılan kontenjanlar da ayrıca belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Seminer dersinin ders dönemi içerisinde alınıp başarılması gerekir. Seminer dersinin değerlendirilmesi danışman tarafından yapılır ve seminer dersi ile ilgili olarak hazırlanan formlar EABD/EASD tarafından Enstitüye iletilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(9) Seminer, uzmanlık alan dersi, tez çalışması, doktora yeterlik sınavına hazırlık, doktora tez önerisi ve dönem projesi dersleri için ara sınav ve yarıyıl sonu sınavı şartı aranmaz. Bu dersler, Başarılı (BŞ) veya Başarısız (BŞZ) olarak değerlendirilir. BŞ ve BŞZ notları genel akademik başarı not ortalamasına katılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Enstitüye kayıt yaptıran her öğrenci için ders seçiminde ve dönem projesinin yürütülmesinde danışmanlık yapacak bir öğretim üyesi veya Senato tarafından belirlenen niteliklere sahip doktora derecesine sahip bir öğretim elemanı EABDAK/EASDAK’nın önerisi ve EYK’nın kararıyla en geç birinci yarıyılın sonuna kadar atanır.”</p>

<p>“(3) Kurum değiştiren ve emekliye ayrılan öğretim üyelerinin başlamış olan danışmanlıkları, danışmanın en geç bir ay içerisinde Enstitüye yazılı talebi ve EYK’nın onaylaması halinde süreç tamamlanıncaya kadar devam eder.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin ikinci, beşinci ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Tezli yüksek lisans programı, bir eğitim öğretim yılında 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla en az biri bilimsel araştırma yöntemleri ve yayın etiği konularını içeren bir ders olmak üzere en az yedi ders, bir seminer dersi, uzmanlık alan dersi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur.”</p>

<p>“(5) Tezli yüksek lisans programlarında öğrenci, alacağı dersleri öncelikle kayıtlı olduğu programın dersleri arasından alır. İhtiyaç olması halinde çalışma konusu ile ilgili olmak kaydıyla, danışmanın önerisi ve EABDAK/EASDAK’nın onayı ile kayıtlı olduğu programın ders yüküne sayılmak üzere Enstitünün diğer programlarından en fazla iki ders alabilir.”</p>

<p>“(8) Öğrenci, danışman ataması yapıldığı dönemden itibaren (bilimsel hazırlık dönemi hariç) her yarıyıl uzmanlık alan dersine kayıt yaptırmak zorundadır. Uzmanlık alan dersleri öğretim üyesinin EYK kararınca öğrencinin danışmanlığına atandığı tarihte başlar ve öğrencinin mezuniyetine kadar devam eder. Uzmanlık alan dersinin açılması ve sürdürülmesine ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından çıkarılan yönergeye göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Yüksek lisans programının mezuniyet yükümlülüklerini yerine getirdikleri takdirde programın süresinden önce mezun olabilecek öğrenciler ile ilgili düzenlemeler Senato tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Danışman, atandığı dönemden itibaren, danışmanlığını yaptığı kayıtlı öğrenciler için her yarıyıl ve yaz döneminde uzmanlık alan dersi verir.</p>

<p>(4) Öğrencinin veya danışmanın gerekçeli yazılı talebi üzerine, ders veya tez aşamasında ilgili EABDAK/EASDAK’nın teklifi ve EYK’nın kararı ile danışman değişikliği yapılabilir. Ancak danışman değişiklikleri, Enstitü akademik takviminde yer alan zaman diliminde yapılır.</p>

<p>(5) Kurum değiştiren ve emekliye ayrılan öğretim üyelerinin başlamış olan danışmanlıkları, danışmanın en geç bir ay içerisinde Enstitüye yazılı talebi ve EYK’nın onaylaması halinde süreç tamamlanıncaya kadar devam eder.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(1) Öğrenci, danışmanıyla beraber belirlediği tez konusunu en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar Enstitü tarafından belirlenen formata uygun şekilde hazırlar ve ilgili EABDAK/EASDAK’ye sunar. Tez konusu ve önerisi, EABDAK/EASDAK’de görüşüldükten sonra EYK’nın kararı ile kesinleşir. Tez önerisini vermeyen öğrenci takip eden yarı yıllar içerisinde, tez önerisi EYK’nın kararı ile kesinleşene kadar, tez çalışması derslerine kayıt yaptıramaz.”</p>

<p>“(3) Tez önerisi Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kabul edilen öğrenciler, tez çalışmalarıyla ilgili bilgileri Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Yayın ve Dokümantasyon Daire Başkanlığındaki Tez Veri Giriş Formunu doldurarak bir nüshasını Enstitüye teslim eder.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 32 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tezli yüksek lisans programındaki öğrenci, tezini Enstitünün yazım kurallarına uygun olarak hazırlamak ve Enstitü tarafından akademik takvimde her yarıyıl ilan edilen son tarihe kadar jüri önünde sözlü olarak savunmak zorundadır.</p>

<p>(2) Yüksek lisans tez jürisi, tez savunma sınav tarihi ve yeri EABDAK/EASDAK’nın önerisi ve EYK’nın kararı ile belirlenir. Yüksek lisans tez savunma jürileri en az biri başka bir yükseköğretim kurumundan olmak üzere, danışman dâhil üç veya beş asıl ve ayrıca birisi öncelikli olarak EABD/EASD öğretim üyeleri arasından, diğeri başka bir yükseköğretim kurumundan olmak üzere iki yedek öğretim üyesinden oluşur. Jürinin üç kişiden oluşması durumunda ikinci tez danışmanı jüri üyesi olamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Doktora programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için bir eğitim öğretim yılında toplam 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla ders döneminde bir dersin bilimsel araştırma teknikleri ile araştırma ve yayın etiği konularını içermesi şartıyla (daha önce lisansüstü programlarında alınmamış ise), en az yedi ders, seminer, uzmanlık alan dersi, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az kırk iki kredilik 14 ders, bir dersin bilimsel araştırma teknikleri ile araştırma ve yayın etiği konularını içermesi şartıyla, seminer, uzmanlık alan dersi, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 300 AKTS kredisinden oluşur.”</p>

<p>“(4) Doktora programlarında öğrenci, alacağı dersleri öncelikle kayıtlı olduğu programın dersleri arasından alır. İhtiyaç olması halinde çalışma konusu ile ilgili olmak kaydıyla, tez danışmanının önerisi, EADB/EASD’nin onayı ile kayıtlı olduğu programın ders yüküne sayılmak üzere programla ilişkili diğer programlardan en fazla dört ders alabilir. Yüksek lisans programında alınan dersler doktora programında tekrar alınamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 38 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(5) Doktora programının mezuniyet yükümlülüklerini yerine getirdikleri takdirde programın süresinden önce mezun olabilecek öğrenciler ile ilgili düzenlemeler Senato tarafından yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 39 uncu maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Danışman, danışmanı olduğu öğrenciler için her yarıyıl ve yaz döneminde yasal süresi dâhilinde EYK tarafından atandığı dönemden itibaren, kayıtlı olan öğrenciler için uzmanlık alan dersi verir. Her öğrenci danışmanı tarafından açılan uzmanlık alan dersini almak zorundadır. Uzmanlık alan dersleri öğretim üyesinin EYK kararınca öğrencinin danışmanlığına atandığı tarihte başlar ve öğrencinin mezuniyetine kadar devam eder. Uzmanlık alan dersinin açılması ve sürdürülmesine ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından çıkarılan yönergeye göre yürütülür.</p>

<p>(4) Öğrencinin veya danışmanın gerekçeli yazılı talebi üzerine, ders veya tez aşamasında ilgili EASDAK/EABDAK’nın teklifi ve EYK’nın kararı ile danışman değişikliği yapılabilir. Ancak danışman değişiklikleri, akademik takvimde yer alan zaman diliminde yapılır.</p>

<p>(5) Kurum değiştiren ve emekliye ayrılan öğretim üyelerinin başlamış olan danışmanlıkları, danışmanın en geç bir ay içerisinde Enstitüye yazılı talebi ve EYK’nın onaylaması halinde süreç tamamlanıncaya kadar devam eder.</p>

<p>(6) Danışmanın Üniversitedeki görevinden ayrılması veya altı ay ya da daha uzun süreli il dışı/yurt dışı görevlendirilmesi durumunda, yerine EABDAK/EASDAK’nın önerisi ve EYK’nın onayı ile yeni bir danışman atanır. Önceki danışman, ikinci danışman olarak devam edebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 40 ıncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 40- (1) Yeterlik sınavı, derslerini ve seminerini tamamlayan öğrencinin alanındaki temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma derinliğine sahip olup olmadığının ölçülmesidir. Doktora programının ders yükümlülüklerini başarıyla tamamlayan ve 4,00 üzerinden en az 3,00 GABNO elde eden öğrenciler yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar.</p>

<p>(2) Öğrenci, en geç beşinci yarıyılın sonuna kadar yeterlik sınavına girmek zorundadır. Lisans derecesi ile girilen doktora programları için bu süre en geç yedinci yarıyılın sonuna kadardır. Geçerli bir mazereti olmaksızın yeterlik sınavına girmeyen öğrenci başarısız sayılır.</p>

<p>(3) Doktora programında, yeterlik sınavına başvurabilmek için öğrenci, ilgili yarıyılda açılan doktora yeterlik sınavına hazırlık dersine kayıt yaptırmak zorundadır. Dersin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Bir öğrenci en fazla iki kez doktora yeterlik sınavına girebilir. Öğrencinin yeterlik sınavına ne zaman gireceği Senato tarafından kabul edilen Enstitü akademik takvimi ile belirlenir. Akademik takvimde belirtilen tarih aralığında olmak koşuluyla yeterlik sınavının tarihi ilgili EABDAK/EASDAK’nın teklifi ve EYK’nın kararı ile belirlenir.</p>

<p>(5) Yeterlik sınavları, Enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı tarafından önerilen, görev süreleri EYK tarafından belirlenip onaylanan beş kişilik doktora yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Sınav jürisi en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere, danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda ilgili yönetim kurulu karar verir. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü derece kan ve kayın hısımlar sınav jürisi olarak görev alamaz. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Yeterlik sınavı toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(6) Yeterlik sınavı; yazılı ve sözlü sınavdan oluşur. Yazılı sınavda 100 üzerinden en az 70 puan alarak başarılı olan öğrenci sözlü sınava alınır. Sözlü sınavda sorulan sorular ve cevapları yazılı olarak kayıt altına alınır. Sözlü sınav, dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır. Dinleyiciler; öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşabilir. Yeterlik sınav notu, yazılı sınav notunun %60’ı ile sözlü sınav notunun %40’ının toplamı olup 100 tam puan üzerinden değerlendirilir. Öğrencinin yeterlik sınavından başarılı sayılması için en az 75 puan alması gerekir. Başarılı olan öğrenci için yeterlik sınavına hazırlık dersi Başarılı (BŞ) notu danışmanı tarafından öğrenci bilgi sistemine girilir. Komite kararı, sınav evrakları ve Enstitüye iletilmesi gereken formlar EABD/EASD Başkanlığınca en geç üç iş günü içerisinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(7) Yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci için yeterlik sınavına hazırlık dersi için BŞZ notu danışmanı tarafından öğrenci bilgi sistemine girilir. Öğrenci başarısız olduğu bölüm/bölümlerden bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Bu sınavda da başarısız olan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(8) Yeterlik sınavı jürisi, yeterlik sınavını başaran bir öğrencinin, ders yükünü tamamlamış olsa bile toplam kredi miktarının üçte birini geçmemek şartıyla fazladan ders/dersler almasını isteyebilir. Öğrenci, Enstitü kararıyla belirlenecek dersleri başarmak zorundadır. İlgili dersleri yeterlik sınavını takip eden yarıyılın sonuna kadar başaramayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> Aynı Yönetmeliğin 41 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) TİK, biri danışman olmak üzere üç öğretim üyesinden oluşur. Kalan iki üyenin biri ilgili EABD/EASD içinden, diğeri ise öncelikli olarak bir başka yükseköğretim kurumundan veya Üniversite içindeki başka bir EABD/EASD’den seçilir. TİK üyelerinin uzmanlık alanlarının tez konusu ile uyumlu olmasına dikkat edilir. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü derece kan ve kayın hısımlar tez izleme komitesinde görev alamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin birinci ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(1) Doktora yeterlik sınavını başarıyla tamamlayan öğrenci, takip eden bir sonraki dönem tez önerisi savunma sınavına başvurabilmek için açılan doktora tez önerisi dersine kayıt yaptırmak zorunda olup, en geç altı ay içinde, yapacağı araştırmanın amacını, kapsamını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan tez önerisini TİK önünde sözlü olarak savunur. Öğrenci, tez önerisi ile ilgili yazılı bir raporu sözlü savunmadan en az on beş gün önce komite üyelerine teslim eder. Sözlü savunma sınavının tarihi, yeri ve saati TİK tarafından belirlenir ve EABD/EASD başkanlığınca Enstitüye bildirilir.”</p>

<p>“(5) Tez önerisi kabul edilen öğrenci için tez izleme komitesi, Ocak-Haziran dönemini değerlendirmek için Haziran ayında ve Temmuz- Aralık dönemini değerlendirmek için Aralık ayında birer defa olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Öğrenci, toplantı tarihinden en az bir ay önce komite üyelerine yazılı bir rapor sunar. Bu raporda o ana kadar yapılan çalışmaların özeti ve bir sonraki dönemde yapılacak çalışma planı belirtilir. Öğrencinin tez çalışması, komite tarafından başarılı veya başarısız olarak belirlenir. TİK raporunu güz yarıyılı için Aralık ayında, bahar yarıyılı için Haziran ayında vermeyen ve komisyon önünde sunmayan öğrenci başarısız kabul edilir, bu durumda öğrencinin başarısız olduğuna ilişkin TİK tutanağı danışman tarafından düzenlenerek Enstitüye teslim edilir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.”</p>

<p>“(6) Tez önerisi savunmasına geçerli bir mazereti olmaksızın iki kez girmeyen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(7) Doktora tez önerisi dersinin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 43 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Doktora programındaki öğrenci, tezini Enstitünün yazım kurallarına uygun olarak hazırlamak ve Enstitü tarafından akademik takvimde her yarıyıl için ilan edilen son tarihe kadar jüri önünde sözlü olarak savunmak zorundadır.</p>

<p>(2) Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için en az üç başarılı tez izleme komitesi raporu sunulması gerekir. TİK raporu ile başarılı sayılan öğrenci, ilgili dönemin uzmanlık alan ve tez çalışması dersinden başarılı sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin 44 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Doktora tez savunma sınavında başarılı olan öğrenci, tezin jüri üyelerince imzalanmış bir ciltli kopyası ile dijital kopyasını, Enstitü tarafından istenen diğer belgelerle birlikte sınavdan itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eder. Tezi şekil yönünden uygun bulunan ve diğer belgeleri de tam olan öğrenciye doktora diploması verilir. EYK, başvuru üzerine teslim süresini en fazla bir ay uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, gerekli şartları sağlayana kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami sürenin dolması halinde öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Aynı Yönetmeliğin 46 ncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Uluslararası öğrencilerin başvuru kabul, kayıt ve benzeri iş ve işlemlerinde, ilgili mevzuat hükümleri ile Senato tarafından kabul edilen Üniversite tarafından çıkarılan yönerge hükümleri esas alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cankiri-karatekin-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="35729"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL’DA AVUKATLAR GÜNÜ YÜRÜYÜŞÜ: SAVUNMA SUSMADI, SUSMAYACAK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-avukatlar-gunu-yuruyusu-savunma-susmadi-susmayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbulda-avukatlar-gunu-yuruyusu-savunma-susmadi-susmayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu, 5 Nisan Avukatlar Günü ve kuruluşunun 148’inci yıl dönümünü Taksim’de düzenlenen tören ve yürüyüşle kutladı. Cumhuriyet Anıtı’nda gerçekleştirilen törenin ardından avukatlar, cübbeleriyle İstiklal Caddesi boyunca yürüyerek baro binasına ulaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tören kapsamında saygı duruşunda bulunulurken, İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu tarafından anıta çelenk bırakıldı. Ardından toplanan avukatlar, “Savunma susmadı, susmayacak” ve “Hak, hukuk, adalet” sloganları eşliğinde yürüyüşe geçti.</p>

<p><strong>Baro binasına “Savunmadayız” pankartı</strong></p>

<p>Avukatların baro binasına ulaşmasıyla birlikte binadan “Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ve insan hakları için 148 yıldır savunmadayız” yazılı pankart açıldı. Pankart, törene katılanlar tarafından uzun süre alkışlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kaboğlu: “Demokrasinin de bekçisiyiz”</strong></p>

<p>Baro binası önünde konuşan İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, avukatlığın yalnızca bir meslek olmadığını, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olduğunu vurguladı.</p>

<p>Kaboğlu, “Bağımsız baro ve özgür avukat, tüm yurttaşların hak ve özgürlükleri içindir. Bu nedenle Avukatlar Günü’nü sadece meslektaşlarımız için değil, toplumun tamamı için bir hak ve özgürlük günü olarak görüyoruz” dedi.</p>

<p>Türkiye’de 200 bini aşkın avukatın bulunduğunu hatırlatan Kaboğlu, “Bizler insan haklarına dayanan laik ve demokratik Cumhuriyetin bekçileriyiz. Aynı zamanda demokrasinin de bekçisiyiz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Uluslararası sempozyumla birlikte kutlama</strong></p>

<p>Kutlamalar yalnızca tören ve yürüyüşle sınırlı kalmadı. 3-4 Nisan tarihlerinde düzenlenen “Adil Yargılanma ve Savunma Hakkı Uluslararası Sempozyumu”nun ardından, Avukatlar Günü çeşitli etkinliklerle devam etti. Yerli ve yabancı hukukçuların katıldığı sempozyumda adil yargılanma hakkı üzerine fikir alışverişinde bulunuldu.</p>

<p>Günün sonunda ise etkinlikler müzik dinletisi eşliğinde devam etti.</p>

<p><strong>Savunma var oldukça hukuk yaşayacak</strong></p>

<p>İstanbul Barosu’nun 148 yıllık geçmişine vurgu yapılan etkinliklerde verilen ortak mesaj ise dikkat çekiciydi: "Savunma makamının bağımsızlığı ve avukatların özgürlüğü, yalnızca mesleğin değil, toplumun tamamının güvencesi olmaya devam ediyor."</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/1a9a9930-424a-4de2-9ca7-4c32ea58b0af.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-avukatlar-gunu-yuruyusu-savunma-susmadi-susmayacak</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/115b4fd0-8ef7-47c3-8bb6-ff3f531529cd.jpg" type="image/jpeg" length="55673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özel Muhakeme Usulleri Uygulanarak Verilen Hükümlerin Tekerrür ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kurumları Bakımından İncelenmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ozel-muhakeme-usulleri-uygulanarak-verilen-hukumlerin-tekerrur-ve-hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-kurumlari-bakimindan-incelenmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ozel-muhakeme-usulleri-uygulanarak-verilen-hukumlerin-tekerrur-ve-hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-kurumlari-bakimindan-incelenmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu yazıda özel muhakeme usullerinden olan seri muhakeme usulü ve basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlerin, tekerrüre esas alınıp alınamaması ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel olup olmadığı hukuki bir açıdan değerlendirmeye çalışılmıştır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki; yukarıda belirtilen özel muhakeme usulleri olan seri muhakeme usulü ve basit yargılama usulü 2019 yılında yapılan 7188 sayılı kanun değişikliği ile ceza muhakemesi hukuku sistemimize 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 ila 252.maddeleri arasında dahil olunmuştur. İki kurumun getiriliş amacına bakıldığında, esasen kanun koyucu tarafından, nitelik ve ceza miktarı olarak basit ve hafif görülen birtakım suçların yargılamasının, şüpheli/ sanığın birtakım haklarından feragat etmesi sonucu hakkında tayin olunacak cezadan belli bir oranda indirim yapılması ve bu şekilde yargılama faaliyetin en azından bu kapsamda basit olarak görülen suçlar bakımından bir an önce yapılıp sonlandırılması ile yargının iş yükünün azaltılmasıdır.</p>

<p>Her iki kurumun hukuki niteliğine ilişkin öğreti ve Yargıtay tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Şöyle ki; öğretide yer alan bir görüşe göre, esasen basit yargılama usulü tipik bir 1412 sayılı Kanunda yer alan ceza kararnamesinin belli başlı değişiklikler yapılmak suretiyle 5271 sayılı Kanunu ihdas edilmiş şeklidir (1). Öğretide yer alan bir diğer görüşe göre ise seri muhakeme usulü, aslında mülga kanundaki sulh ceza hakiminin ceza kararnamesinin modifiye edilmiş bir türü olduğu ileri sürülmüştür (2). Bu konuda Yargıtay ise bir kararında, seri muhakeme usulüne ilişkin düzenlemeler incelendiğinde ceza kararnamesine benzer bir düzenleme olduğu belirtilmiştir (3). Kanaatimce bu hususta ceza kararnamesine ilişkin mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 386 ila 391.maddeleri incelendiğinde, hafif suçlarda uygulanması ve itiraz halinde duruşma açılması gibi benzerlikler dikkate alınıp, söz konusu kurumun belli başlı yasal düzenlemeler dışında mer’i 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 251 ila 252.maddeleri arasında düzenlenen basit yargılama usulüne tekabül etmektedir.</p>

<p>Her iki muhakeme usulü uygulanarak verilen hükümlerin tekerrüre esas alınıp alınamayacağına ilişkin meseleye değinmek gerekirse; bu konuda Yargıtay’ın iki ceza dairesi tarafından farklı kararlar verilmiştir. Şöyle ki Yargıtay 6.CD tarafından bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında oluşan içtihat farklılığını gidermek üzere 5235 sayılı Kanunun 35.maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine verdiği kararında; <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun20116-84-e-201155-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulunun ceza kararnamesine ilişkin 19.04.2011 tarihli ve E.2011/6-84 K.2011/55 içtihadı</a>na dayanarak, seri muhakeme usulü uygulanarak verilen hükmün sonradan işlenen suçlar bakımından tekerrüre esas alınamayacağı belirtilmiştir (4). Ancak<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235184-e-20242260-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 12.CD dairesi </a>tarafından ise kanun yararına bozma başvurusu üzerine verdiği kararında; seri muhakeme usulü uygulanarak verilen hükmün sonradan işlenen suçlar bakımından tekerrüre esas alınabileceğine karar verilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235184-e-20242260-k-sayili-karari" rel="dofollow">(5)</a>. Basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümler bakımında ise, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6.CD tarafından</a>, yapılan temiz başvurusu üzerine; “…ilgili ilamın basit yargılama usulüne göre uygulanıp verilmiş olması tekerrür hükümlerinin uygulanmasına engel bulunmamakla birlikte aleyhe temyiz olmadığından bu husus eleştiri konusu edilmekle yetinilmiştir…”şeklinde belirtmek suretiyle basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlerin sonradan işlenen suçlar bakımından tekerrüre esas alınabileceğine karar verilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari" rel="dofollow">(6).</a></p>

<p>Kanaatimce Yargıtay 6.CD tarafından seri muhakeme usulüne ilişkin verdiği kararında dayandığı Ceza Genel Kurul kararı ve yukarıda açıklanan öğretideki görüşler uyarınca; esasen basit yargılama usulün ceza kararnamesine muadil bir muhakeme usulü olduğu, belli başlı değişiklikler dışında basit yargılama usulünde pekte bir değişiklik yapılmadığı, Ceza Genel Kurulunun ceza kararnamesine ilişkin söz konusu kararında da belirtildiği üzere “…Bu yargılamanın en önemli özelliği, sanık davet edilip sorgusu yapılmadan ve kanıtlar ortaya konulup tartışılmadan, evrak üzerinden karar verilmesidir. Bir başka anlatımla duruşma açılarak yüz yüze yargılama yapılmadan, mevcut kanıtlarla yetinilmek suretiyle dosya üzerinden karar verilmektedir. Bu yolla basit işlerin çabuk çözümlenmesi, mahkemelerin iş yüklerinin hafifletilmesi, basit suçların yargılamalarının hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır…” Mülga 1412 sayılı Kanuna göre mer’i 5271 sayılı Kanunda basit yargılama usulüne ilişkin olarak bu konuda yapılan en önemli değişiklikler ise şu şekilde açıklanabilir: CMK m.251/2 uyarınca; “Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde mahkemece iddianame; sanık, mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını iki hafta içinde yazılı olarak bildirmeleri istenir. Tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususu da belirtilir. <strong>Ayrıca, toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilir.</strong><sup>”</sup><sup> </sup>Bu durumda mahkemeye mülga 1412 sayılı Kanundan ve aynı zamanda mer’i 5271 sayılı Kanunun seri muhakeme usulüne ilişkin 250.maddesinden farklı olarak, mahkeme hakimine iddia ve savunma makamların sunduğu delillerle bağlı olmadığı ve bu hususta ayrıca toplanması gereken belgeler bakımından delil araştırma faaliyeti yapması gerektiği belirtilmiştir. Bir diğer farklılık ise; mülga 1412 sayılı Kanundan farklı olarak 7499 sayılı Kanun ile değişik CMK 252/2 uyarınca; “İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır.” Bu durumda mülga kanundan farklı olarak itiraz üzerine dosyanın bir başka hakim veya mahkemeye gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Ancak yine de söz konusu Ceza Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere ‘sanığın sorgusu yapılmadan ve kanıtlar ortaya konulup tartışılmadan, evrak üzerinden karar verilmektedir’ ve kanun yolu olarak da istinaf veya temyiz değil, itiraz olarak varlığını sürdürmüştür.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar ve söz konusu Ceza Genel Kurul kararı bir arada değerlendirildiğinde, basit yargılama usulünün ceza kararnamesinin muadili olduğu, dolayısıyla bu usul uygulanarak verilen hükümlerin tekerrüre esas alınmaması gerektiği kanaatindeyim. Aynı şekilde seri muhakeme usulü uygulanarak verilen hükümler de tekerrüre esas alınmamalıdır. Şöyle ki; seri muhakeme usulünde talepname önüne gelen asliye ceza mahkemesi hakimi hiçbir delil araştırma faaliyetine giremeden, ancak yeterli şüphenin oluşmasıyla teklif edilip oluşturulan talepnameye bağlı olarak bir karar vermektedir. Ceza Genel Kurulu (ve aynı şekilde 6.CD) içtihadında ayrıca verdiği karara destek olarak CMK 272/3’ü göstermektedir. Söz konusu hüküm uyarınca; “…c) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere, Karşı istinaf yoluna başvurulamaz. Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.” Bu durumda Ceza Genel Kurulu ve 6.CD seri muhakeme usulü (CGK kararı bakımından ceza kararnamesi) uygulanarak verilen hükümlere karşı kanun yolunun itiraz olması, istinaf veya temyiz olmaması, yani dikey değil yatay bir kanun yolu öngörülmüş olması sebebiyle bu nitelikte verilen hükümlerin tekerrüre esas alınmaması gerektiğini belirtmiştir. Seri muhakeme usulüne ilişkin CMK m.250/14 uyarıca; “Dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii, itirazı üçüncü ve dokuzuncu fıkralardaki şartlar yönünden inceler.” İtirazın incelenme şekline ilişkin CMK m.268 ile 271 uyarınca bu hususta itiraz mercii tarafından dosya üzerinden bir karar verilmektedir. Basit yargılama usulü uygulanarak verilen kararlar da CMK m.252/1 uyarınca itiraz kanun yoluna tabidir. Ancak bu durumda seri muhakeme usulünden farklı olarak itiraz mercii dosya üzerinden değil, CMK m.252/2 uyarınca duruşma açarak genel hükümlere göre yargılamaya devam edecektir ve bu şekilde verilen karara karşı ise CMK 252/5 uyarınca, genel hükümlere göre kanun yoluna (istinaf/ temyiz) başvurulabilir. Ancak seri muhakeme usulünde ise itiraz merci tarafından verilen karar CMK 271/4 uyarınca kesin niteliktedir. Ancak bu durumda basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlerin tekerrüre esas alınıp alınamayacağı sorusuna tekrar yanıt aranacak olursa, Ceza Genel Kurulunun ceza kararnamesine ilişkin yukarıdaki içtihadı uyarınca; “…Ceza Genel Kurulunun 10.06.2003 gün ve 184-186 sayılı kararında da belirtildiği üzere; ceza kararnamesi ile verilen kararlar temyiz yasa yoluna değil, CYUY'nın 390. maddesi gereğince itiraz yasa yoluna tâbidir. İtiraz edilmeyen veya süresinde yapılan itirazın reddedilmesi halinde kesinleşen ceza kararnameleri, son karar niteliğini aldığından hükmün sonuçlarını doğuracak ve infaz edilecektir. Diğer taraftan yerleşmiş ve tartışmasız yargısal kararlarla da; temyiz yasa yoluna tabi olmayan kararların tekerrüre esas alınamayacağı, dolayısıyla da ceza kararnamesi ile verilen cezaların da tekerrüre esas olamayacağı kabul edilmiştir. O halde yerel mahkemece sanık hakkında daha önce ceza kararnamesi ile verilip infaz edilmiş cezanın tekerrüre esas alınması usul ve yasaya aykırı olup, yerel mahkeme hükmünün, belirtilen yasaya aykırılıklar nedeniyle bozulması gerekirken Özel Dairece onanmasına karar verilmesi isabetsizdir…” Söz konusu içtihat uyarınca da verilen hükmün kesin olmayıp itiraz kanun yoluna tabi olması o hükmün tekerrüre esas alınabileceği anlamına gelmeyeceği, bu durumda dolaylı olarak dikey kanun yolu incelemesine tabi olması gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Her iki muhakeme usulü uygulanarak verilen hükümlerin, hükmün açıklamasının geri bırakılmasına karar verilmesine engel olup olmadığına ilişkin meseleye değinmek gerekirse; 5271 sayılı Kanunun 231.maddesinin 6.fıkrasının (a) bendi uyarınca; “Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması…”gerekir. Ancak ayrıntıları <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20114-522-e-201271-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulunun 28.02.2012 tarihli ve 2011/4-522 Esas, 2012/71 Karar sayılı kararı</a>nda açıkladığı üzere; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın itirazı üzerine, “…Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ceza kararnamesi ile verilmiş olan hükümlülüğün, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir… Bu nedenle, sanığın ceza kararnamesi ile verilmiş olan mahkûmiyetinin, 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasına engel olmayacağına ilişkin Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir…” Söz konusu içtihattan da anlaşılacağı üzere ceza kararnamesi uygulanarak verilen hükümlerin daha sonra işlenen suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin önünde yasal bir engel değildir.</p>

<p>Yukarıda ceza kararnamesine ilişkin yapılan açıklamalar ve öğreti ile yargısal içtihatlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, aynen tekerrüre ilişkin açıklamalarım doğrultusunda seri muhakeme usulü ve basit yargılama usulüne uygulanarak verilen hükümlerin daha sonra işlenen suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin önünde yasal bir engel teşkil etmediği ancak bu durumda mahkeme hakimince, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması noktasında söz konusu takdiri hükmü uygulamama gerekçesi olarak değerlendirilebileceği kanaatindeyim. Son olarak belirtmek gerekir ki; CMK m.231/8 uyarınca; “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” Söz konusu hüküm ile <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020353-e-2023662-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulunun E.2020/3-353, K.2023/662 Karar sayılı kararı</a>nda belirttiği üzere suç tarihi fark etmeksizin ‘denetim süresi içinde kasıtlı bir suç nedeniyle kişi hakkında bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.’ Peki bu durumda kişi hakkında seri muhakeme usulü uygulanıp verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı daha sonra denetim süresi içinde verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına engel teşkil eder mi, sorusu akıllara gelmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere ceza kararnamesi uygulanıp verilen mahkumiyetler dahi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel olmazken, seri muhakeme usulü uygulanıp verilen ve hüküm niteliğinde dahi olmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı daha sonra denetim süresi içinde verilebilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal engel teşkil etmeyeceği, “yeniden suç işlemeyeceği” hususunda kanaatinin oluşmaması olarak değerlendirilebileceği kanaatindeyim.</p>

<p><strong>Mehmet KUTLU</strong></p>

<p><strong>Savcı Yardımcısı</strong></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">1. a. Yener ÜNVER/ Hakan HAKERİ: Ceza Muhakemesi Hukuku, 21.Baskı, Ankara: Adalet Yayıncılık, 2023, s.47</span></p>

<p><span style="color:#999999">b. Bahri ÖZTÜRK: Basit Yargılama Usulüne ilişkin Adalet Bakanlığının youtube adlı program üzerinden video paylaşımı</span></p>

<p><span style="color:#999999">c. Hakan KAŞKA: Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Basit Muhakeme, Türkiye Barolar Birliği Dergisi</span></p>

<p><span style="color:#999999">2. Feridun YENİSEY/ Ayşe NUHOĞLU: Ceza Muhakemesi Hukuku, 10.Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2022, s.890-898-900-901</span></p>

<p><span style="color:#999999">3. 6.CD, E.2025/4862, K.2025/11678; E.202/6421, K.2026/1925 (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">4. 6.CD, E.2025/4862, K.2025/11678; E.202/6421, K.2026/1925 (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır.)</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235184-e-20242260-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999">. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235184-e-20242260-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">12.CD, E.2023/5184, K.2024/2260</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235184-e-20242260-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235184-e-20242260-k-sayili-karari)</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999">. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">6.CD E.2023/20603, K.2025/6557</span></a><span style="color:#999999"> (</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari)</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ozel-muhakeme-usulleri-uygulanarak-verilen-hukumlerin-tekerrur-ve-hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-kurumlari-bakimindan-incelenmesi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 16:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/terazi-veraset-ilamia.jpg" type="image/jpeg" length="51754"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2020/353 E., 2023/662 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020353-e-2023662-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020353-e-2023662-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 13.12.2023 tarihli, 2020/353 E., 2023/662 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2020/353 E., 2023/662 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İTİRAZ<br />
İtirazname No : 2020/45578<br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 180-181</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Nitelikli kasten yaralama suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2, 86/3-a, 62/1 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Silifke Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2019 tarih ve 180-181 sayı ile kurulan ve cezanın miktarı itibarıyla kesin olan hükme yönelik Adalet Bakanlığının 18.09.2019 tarihli ve 8653 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27.09.2019 tarihli ve 92784 sayılı İhbarnamede; "Sanığın üzerine yüklenen suçu 25.10.2018 tarihinde işlediği, adli sicil kaydında görülen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 28.12.2018 tarihinde kesinleştiği, bu sebeple anılan kararın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel olmadığı" gerekçesiyle kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 21.10.2019 tarih ve 14059-19056 sayı ile; "Sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nin 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken daha önce hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verildiğinden söz edildiği, sanığın adli sicil kaydındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 18.12.2018 tarihinde kesinleştiği, inceleme konusu suç nedeniyle 19.03.2019 tarihinde karar verilirken sanığın hakkında daha önceden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar bulunduğundan 6545 sayılı kanunla değişik 5271 sayılı CMK’nin 231/8. maddesinin 2. cümlesindeki 'Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez' şeklindeki düzenlemeye göre; mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır" şeklindeki gerekçeyle kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 04.06.2020 tarih ve 45578 sayı ile; "Sanık ... hakkında 27.09.2018 tarihinde işlediği trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan kamu davası açılmış, Silifke 4. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 18.12.2018 tarihinde sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar verilmiş ve 28.12.2018 tarihinde bu karar kesinleşmiştir. Kanun yararına bozmaya konu kasten yaralama suçu ise 28.12.2018 tarihinden önce 25.10.2018 tarihinde işlenmiştir. Kanaatimizce suç tarihi itibariyle henüz verilmeyen ve kesinleşmeyen bir karar dikkate alınarak 5271 sayılı CMK'nin 231. maddesinin 8. fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmemesi gerekmektedir. Yargılama konusu suçun işlendiği tarih itibari ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel bir durum olmamasına rağmen sadece bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanmasına yasal olarak yer olmadığı şeklindeki gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesi usul ve kanuna aykırıdır. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili verdiği 25.06.2019 tarihli ve32-500, 20.06.2019 tarihli ve 1413-489, 11.12.2018 tarihli ve 197-632, 02.10.2018 tarihli ve 392-389, 23.01.2018 tarihli ve 962-16 kararlarında ve benzer birçok ilamında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanığa ilişkin şartları arasında 'yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması' hususunu saymış, sanığın ancak denetim süresi içinde ikinci kez suç işlemesi halinde yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemeyeceğini belirtmiştir. Aksine bir düşünce, suç tarihinden sonra işlenen başka bir eylem nedeniyle sanığın ceza hukuku bağlamında sorumlu olması sonucunu doğurur. Bu sorumluluk hukuk devletlerinin vazgeçilmezi olan hukuki güvenlik ilkesi ile de bağdaşmaz.</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Silifke 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü inceleyen Yüksek Dairece, ihbarname içeriğinde belirtilen kanun yararına bozma talebi kabul edilerek anılan kararın 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekirken, talebin reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı görüldüğü" düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 14.09.2020 tarih ve 19083-10530 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hüküm tarihinde, önceden işlediği suç nedeniyle bir kez hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olan sanık hakkında, ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Sanık hakkında, 27.09.2018 tarihinde işlemiş olduğu trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılması istemiyle Silifke Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 15.10.2018 tarihli ve 1528-1288 sayılı iddianameyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu, Silifke 4. Asliye Ceza Mahkemesince 18.12.2018 tarih ve 388-487 sayı ile; sanığın TCK’nın 179/2, 62/1 maddeleri uyarınca 7 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, ancak CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin verilen kararın itiraz edilmeksizin 28.12.2018 tarihinde kesinleştiği,</p>

<p>Sanık hakkında henüz işlediği ilk suçtan açılan kamu davası görülmeye devam ederken, 25.10.2018 tarihinde eşine karşı işlediği nitelikli kasten yaralama suçundan cezalandırılması istemiyle Silifke Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 13.02.2019 tarihli ve 515-450 sayılı iddianameyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu, Silifke 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.03.2019 tarih ve 180-181 sayı ile sanığın TCK’nın 86/2, 86/3-a, 62/1, 52/2, 52/4 maddeleri uyarınca 3000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin hükmün sanığın yüzüne karşı tefhim edildiği ve cezanın miktarı itibarıyla kesin olduğu,<br />
Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler<br />
CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu; denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve CMK'nın 231/8. maddesi uyarınca belirlenebilecek yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün, aynı Kanun'un 223/10. maddesi uyarınca ortadan kaldırılarak kamu davasının düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle CMK'nın 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, 5560 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi de değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.</p>

<p>Başlangıçta yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması düzenlemesi; 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile CMK'nın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş; 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle, CMK'nın 231. maddesinin 6. fıkrasının sonuna; "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez" cümlesi, 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle, aynı maddenin 8. fıkrasına; "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi, son olarak 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle de aynı maddenin 12. fıkrasına; "İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." cümlesi eklenmek suretiyle son şeklini almıştır.</p>

<p>Buna göre; adı geçen maddenin 8. fıkrasına, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle eklenen cümle uyarınca, daha önceden hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve kasten işlediği başka bir suçtan yeni bir hüküm kurulacak olan sanık hakkında, önceki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesiyle başlayan denetim süresi içinde ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecektir. Nitekim 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesinin gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere; "yapılan değişiklikle, kişinin işlediği ikinci suçun denetim süresi içinde işlenip işlenmediğinin bir önemi bulunmaksızın, denetim süresi içinde aynı sanık hakkında bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilememesi" amaçlanmaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın 38. maddesinde düzenleme altına alınan suç ve cezaların kanuniliği ilkesi çerçevesinde, suç ve cezaların geçmişe yürütülemeyeceği ve sanık aleyhine sonuç doğuramayacağı ilkeleri ile TCK'nın 7. maddesinde suçun işlendiği zaman yürürlükte olan Kanun ile sonradan yürürlüğe giren Kanun hükümlerinin farklı olması hâlinde fail lehine uygulama yapılacağını düzenleyen lehe kanun uygulaması bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde; 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih olan 28.06.2014 tarihinden önce işlenmiş bir suç nedeniyle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen bir sanığın, yine 28.06.2014 tarihinden önce kasten işlediği bir diğer suç nedeniyle ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesinden yararlanması önünde, suç tarihi esas alınarak maddede yazılı diğer şartların varlığı ve mahkemenin takdiri koşuluyla bir engel bulunmadığı düşünülebilir ise de; önceden işlediği bir suç nedeniyle hakkında birinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen sanığın, işlediği bir diğer kasıtlı suçtan verilecek karar tarihinde adli sicil kaydında, önceden verilmiş ve kesinleşmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar bulunduğunun ve denetim süresinin başladığının sabit olması karşısında; yargılandığı ikinci suçu birinci suçtan önce, denetim süresi içinde veya denetim süresinden önce işleyip işlememesinin bir önemi bulunmaksızın; sanık hakkında kuralın yürürlüğe girdiği 28.06.2014 tarihi ve sonrasındaki bir tarihte yürürlükte olan 6545 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/8. maddesi uyarınca ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Buna rağmen doktrinde, 6545 sayılı Kanun'la yapılan değişikliğin madde gerekçesinde yazılı hususun aksine, denetim süresi içinde ikinci bir suçun işlenmiş olması hâlinde ilk hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın ikinci hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini engelleyeceğini savunan ve bu hususun aynı zamanda birinci hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın sonucu olarak kabul eden yazarlar da bulunmaktadır (Centel, Nur, - Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 19. Bası, Beta Basım, Yayım, Dağıtım, İstanbul, 2020, s.875-879). Hatta bazı yazarlar; ceza usul kurallarına ilişkin derhal uygulanabilirlik ilkesi gereği, 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle CMK'nın 231/8. maddesine eklenen, daha önceden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin usuli engel oluşturacağı kuralının, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi karşısında; bu engelin sadece 28.06.2014 tarihinden sonra verilip kesinleşen bir hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının geri bırakılması kararının sonucu olarak uygulanabileceğini de ileri sürmektedir (Şahbaz, İbrahim, Açıklamalı-İçtihatlı Ceza Muhakemesi Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2020, s.2386).</p>

<p>Ancak, CMK'nın 231/8. maddesinin ikinci cümlesinin; "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha ... karar verilemez." şeklinde düzenlenmesi ve buradan hareketle yapılacak lafzî ve amaçsal (gai) yoruma göre, denetim süresi içinde sözcük öbeğinden sonra araya konulan virgül (,) ve madde gerekçesinde diğer suçun işlendiği tarihin önemli olmadığının açıkça belirtilmesi karşısında; bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi önündeki kanuni ve usuli engelin; ikinci yargılamaya konu olan ve kasten işlenen bir diğer suçun tarihine göre değil, herhangi bir sebeple ilk hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesinden sonra diğer kasıtlı suçtan dolayı görülen yargılamada verilecek karar tarihi esas alınarak gözetilmesi gerekmektedir. Kaldı ki; birinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmeyle birlikte başlayan denetim süresi içinde kasten yeni bir suç daha işleyen veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranan sanık hakkında daha önceden açıklanması geri bırakılan hükmün; uygulamanın düzenlendiği tarihten bugüne yürürlükte olan CMK'nın 231/11. maddesi uyarınca açıklanmasına karar verileceğinin de göz ardı edilmemesi gerekmektedir.</p>

<p>Keza, Anayasa Mahkemesi de; 26.06.2015 tarih ve 29398 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 17.06.2015 tarihli ve 23-56 sayılı kararıyla; 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle CMK'nın 231/8. maddesine eklenen ikinci cümlenin iptaline dair başvurunun; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı mahkûmiyeti bulunmayan kişilerin, toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve yararlı bir birey olarak tekrar topluma kazandırılması amacıyla belli koşullara bağlı olarak tanınan bir imkân olup kişilere her durumda mutlaka sağlanması gereken bir hak teşkil etmediği, kanun koyucunun hangi koşullar altında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceğini belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olanların bu kurumdan yararlanamayacağı ve sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi hâlinde açıklanması geri bırakılan hükmün mahkeme tarafından açıklanacağı göz önünde bulundurulduğunda; itiraz konusu kuralın da kurumun ihdas ediliş amacıyla çelişmediği, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için gerekli olan koşullardan birisini düzenlediği, ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilememesi kuralının bir yaptırım olmayıp bu kurumdan yararlanma şartlarının gerçekleşmemesinin bir sonucu olduğu" gerekçesiyle reddine karar vermiştir.</p>

<p>Daha önceden işlediği bir suç nedeniyle hakkında bir kez hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen bir sanık hakkında, işlediği taksirli bir suç nedeniyle açılan davada ise; 6545 sayılı Kanun'la CMK'nın 231/8. maddesine eklenen cümledeki sınırlamaya tabi olmaksızın ve yine maddede yazılı diğer şartların varlığı koşuluyla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi ise her zaman mümkün olabilecektir.</p>

<p>Öte yandan, önceden işlediği suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmesiyle başlayan beş yıllık denetim süresi içinde CMK'nın 231/10. maddesinde yazılı düşme kararı verilmesi şartlarını taşıyan veya hakkında açılan kamu davasının düşmesine karar verilen bir sanığın, denetim süresi bittikten sonra kasten işlediği bir diğer suçtan dolayı yapılan yargılama sonucu; adli sicil kaydında önceden verilen ve düşme kararı verilmesi şartlarını taşıyan birinci hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunsa dahi; CMK'nın 231. maddesinde yazılı koşulların varlığı hâlinde, sanık hakkında yeni bir hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi mümkün olabilecektir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 01.06.2023 tarihli ve 120-107 sayılı kararıyla, CMK’nın 231/5. maddesinin birinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan ikinci ve üçüncü cümleleri ile aynı maddenin 6. fıkrası birinci cümlesinin, 7. fıkrasının, 8. fıkrasının birinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerinin, 9,10,11,13 ve 14. fıkralarının da iptaline karar verilmiş ise de; anılan kararın Resmî Gazete’de yayımından itibaren bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, 01.08.2023 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandığı ve 01.08.2024 tarihine kadar yeniden düzenleme yapılana kadar hâlen yürürlükte olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümezliği ve usul kurallarının derhal uygulanabilirliği ilkeleri uyarınca; iptal kararı yürürlüğe girinceye kadar eskiden verilmiş ve kesinleşmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların, yürürlükteki Kanun hükümlerine göre değerlendirilerek sanık lehine sonuçlarını doğurmaya devam edeceği ve iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar ilgili Kanun hükmünde herhangi bir değişiklik yapılmaması hâlinde artık hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği tartışmasızdır.</p>

<p>B. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme<br />
27.09.2018 tarihinde işlediği trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu (ilk suç) nedeniyle Silifke Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.10.2018 tarihinde düzenlenen iddianame ile hakkında kamu davası açılan sanığın; 25.10.2018'de eşine karşı nitelikli kasten yaralama suçunu (ikinci suç) işlediği, ilk suç nedeniyle açılan kamu davasında Silifke 4. Asliye Ceza Mahkemesince 18.12.2018 tarih ve 388-487 sayı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararın 28.12.2018 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştiği, daha sonra işlediği ikinci suç nedeniyle Silifke Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 13.02.2019 tarihli iddianameyle açılan kamu davasında Silifke 2. Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2019 tarih ve 180-181 sayı ile sanığın (eşine karşı) nitelikli kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/2, 86/3-a, 62/1, 52/2, 52/4. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına kesin olarak karar verildiği ve bu tarihte sanığın adli sicil kaydında ilk suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanığın, gerek ilk suçu işlediği 27.09.2018 tarihinde ve bu suç nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği 18.12.2018 tarihli karar sırasında gerekse ikinci suçu işlediği 25.10.2018 tarihinde ve bu suç nedeniyle kurulup kanun yararına bozmaya konu edilen 19.03.2019 tarihli ikinci hükmün kurulduğu sırada, 6545 sayılı Kanun'la CMK'nın 231/8. maddesine eklenen ve önceden hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine dair cümlenin yürürlükte bulunduğu, dolayısıyla maddenin lafzı ve gerekçesi gözetildiğinde; kasten işlediği ikinci suç nedeniyle, birinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmesiyle başlayan beş yıllık denetim süresi içinde, sanık hakkında ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülmeyen itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmesi önünde engel bulunmadığı düşüncesiyle itirazın kabulü yönünde karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.12.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020353-e-2023662-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="76002"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2011/4-522 E., 2012/71 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20114-522-e-201271-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20114-522-e-201271-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28.02.2012 tarihli, 2011/4-522 E., 2012/71 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2011/4-522 E., 2012/71 K.</strong></p>

<p><strong>CEZA KARARNAMESI</strong></p>

<p><strong>TEKERRÜR</strong></p>

<p><strong>HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERI BIRAKILMASI</strong></p>

<p><strong>TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 95</strong></p>

<p><strong>ÇOCUK KORUMA KANUNU (5395) Madde 23</strong></p>

<p><strong>CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 390<br />
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 388<br />
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 386<br />
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 305<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 231<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 58<br />
1982 ANAYASASI (2709) Madde 36<br />
ADLİ SİCİL KANUNU (5352) Geçici Madde 2<br />
ADLİ SİCİL KANUNU (MÜLGA) (3682) Madde 8</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>ÖZET:</strong> 1412 SAYILI CYUY’DE YER ALAN DÜZENLEMELERE GÖRE CEZA KARARNAMESİ İLE VERİLEN VE USULÜNE UYGUN OLARAK KESİNLEŞMİŞ BULUNAN MAHKUMİYETLERİN SON KARAR NİTELİĞİNDE BİR HÜKÜM OLDUĞUNDA KUŞKU BULUNMAMAKTA İSE DE, GENEL YARGILAMA KURALLARINDAN FARKLI VE KENDİNE ÖZGÜ İSTİSNAİ BİR YARGILAMA YÖNTEMİ İLE VERİLMİŞ OLMALARI, TEMYİZE TABİ OLMAMALARI NEDENİYLE TEKERRÜRE ESAS ALINMAMALARI, DOĞURDUĞU SAKINCALAR NEDENİYLE BU KURUMA 5271 SAYILI CYY’DE YER VERİLMEMESİ, AİHM TARAFINDAN BU YÖNTEMİN ADİL YARGILAMA İLKESİNE AYKIRI OLDUĞUNA KARAR VERİLMESİ GİBİ HUSUSLAR GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA, CEZA KARARNAMESİ İLE VERİLEN MAHKUMİYETLERİN HÜKMÜN AÇIKLANMASI­NIN GERİ BIRAKILMASINA ENGEL OLUŞTURMAYACAKLARININ KABULÜ GEREKİR.</p>

<p>Tehdit suçundan sanık Remzi’nin 5237 sayılı TCY’nın 106/1, 62 ve 50/1-a maddeleri uyarınca 3000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Foça Sulh Ceza Mahkemesince verilen 15.02.2007 gün ve 289-66 sayılı hükmün, sanık müdafaii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 17.10.2011 gün ve 16391-17531 sayı ile;</p>

<p>“…2- Tehdit suçundan kurulan hükmün ise;</p>

<p>Sanığın sabıka kaydında yer alan eski hükümlülük kararının, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil etmeyen ceza kararnamesinden ibaret olması nedeniyle;</p>

<p>08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesi uyarınca, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi” zorunluluğundan diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay C. Başsavcılığı ise 28.11.2011 gün ve 144382 sayı ile;</p>

<p>“Çözümlenmesi gereken sorun, kasten işlenen suçtan dolayı ceza kararnamesi ile verilen hükümlülüğün hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel oluşturan nitelikte olup olmayacağının belirlenmesine ilişkindir…</p>

<p>‘Ceza kararnamesi’ genel yargılama kurallarından farklı kuralları bulunan, kendine özgü hızlandırılmış bir yargılama yöntemidir. Bu yargılamanın en önemli özelliği, sanık davet edilip sorgusu yapılmadan ve kanıtlar ortaya konulup tartışılmadan, evrak üzerinden karar verilmesidir. Bir başka anlatımla duruşma açılarak yüz yüze yargılama yapılmadan, mevcut kanıtlarla yetinilmek suretiyle dosya üzerinden karar verilmektedir. Bu yolla basit işlerin çabuk çözümlenmesi, mahkemelerin iş yüklerinin hafifletilmesi, basit suçların yargılamalarının hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır.</p>

<p>Ceza kararnamesi ile verilen kararlar temyiz yasa yoluna değil, CYUY’nın 390. maddesi gereğince itiraz yasa yoluna tabidir. İtiraz edilmeyen veya süresinde yapılan itirazın reddedilmesi halinde kesinleşen ceza kararnameleri, son karar niteliğini aldığından hükmün sonuçlarını doğuracak, infaz edilecektir. Bu kararlar için kesinleştiklerinde yazılı emir yasa yoluna başvurulması olanaklıdır.</p>

<p>Öte yandan, CYUY’nın 305. maddesi ile temyize tabi hükümler belirlenmiş ve temyize tabi olmayan hükümler hakkında ise, olağanüstü bir yasa yolu olan yazılı emir yoluna başvurabileceği ve tekerrüre esas alınamayacağı esası getirilmiştir. Yine yerleşmiş yargısal kararlarda da belirtildiği üzere, bu yasa maddesinin uygulanmasında, Yargıtay yolunun açık olduğu hükümler, ittihaz edildikleri anda kesin hüküm etkisini taşı­madıklarından yukarıda sayılan diğer koşulların da gerçekleşmesi halinde tekerrüre esas alınacaklardır. Ancak temyiz yasa yoluna tabi olmayan kararların tekerrüre esas alınamayacağı, dolayısıyla da ceza kararnamesi ile verilen cezaların da tekerrüre esas olamayacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Ne var ki, ceza kararnamesi ile verilen kararların 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddesindeki düzenleme ve yerleşmiş yargısal kararlara göre tekerrüre esas alınamayacağı konusunda bir duraksama bulunmamakta ise de; anılan kararların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil edip etmeyeceğinin tartışılması gerekmektedir.</p>

<p>Esasen ceza kararnameleri ile verilen hükümlülükler hükmün bütün sonuçlarını taşımakta ve infaz edilmektedir. Açılan bir kamu davasında kanıtların hüküm vermeye yeterli olması halinde yasada sayılan koşullara uygun olarak hakimin ceza kararnamesi düzenlemesi olanaklıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak, ceza kararnamesi düzenlemek veya duruşma açmak hakimin takdirinde olup, bu takdire dayalı olarak verilen kararlardan birinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına esas alınarak diğerinin alınmaması eşitlik ilkesine aykırı olacaktır. Aynı nitelikte suç işleyen kişiler arasında bu şekilde eşitsizlik yaratılması, ceza adaletine olan güveni de sarsacak niteliktedir. Kaldı ki, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını düzenleyen CMK 231. maddesinde ceza kararnamesiyle verilen mahkumiyet kararları ile ilgili açık bir hüküm de bulunmamakta yalnızca sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması koşulu aranmaktadır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar ışığında adli sicil kaydında kasten yaralama suçundan ceza kararnamesi ile kurulan bir mahkumiyet hükmü bulunması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanık hakkında uygulanması koşulları oluşmadığından, Özel Dairece bu konunun bozma nedeni sayılması isabetli olmayıp, yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi gerekir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ceza kararnamesi ile verilmiş olan hükümlülüğün, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;</p>

<p>Yerel mahkemece 15.02.2007 tarihli karar ile, sanık hakkında 14.08.2006 tarihinde işlemiş olduğu tehdit suçundan sonuç olarak 3000 Lira adli para cezasına hükmedildiği, hükmün açıklanmasının geriye bırakılması hususunda bir değerlendirmenin yapılmadığı,</p>

<p>Adli sicil kaydına göre, sanık hakkında Foça Sulh Ceza Mahkemesince 21.03.2002 gün ve 283-44 sayılı ceza kararnamesi ile, kasten yaralama suçundan 765 sayılı TCY’nin 456/4 ve 19. maddeleri uyarınca verilen 142.365.600 Lira ağır para cezasının 647 sayılı Yasanın 6. maddesi gereğince ertelendiği ve bu hükmün 14.06.2002 tarihinde kesinleştiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunun çözümü açısından öncelikle hükmün açık­lanmasının geri bırakılması ve ceza kararnamesi kurumlarının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile kabul edilmiş olup, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.</p>

<p>Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden şikayete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, şikayete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu müessese Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere, tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.</p>

<p>5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Yasalar ile 5271 sayılı CYY’nin 231. maddesinde gerçekleştirilen değişiklikler sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;</p>

<p>1) Suça ilişkin;</p>

<p>a- Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması,</p>

<p>b- Suçun, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap yasalarında yer alan suçlardan bulunmaması</p>

<p>2) Sanığa ilişkin;</p>

<p>a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması,</p>

<p>b- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,</p>

<p>c- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,</p>

<p>d- Sanığın bu kurumun uygulanmasını kabul etmesi,</p>

<p>Koşullarının varlığı gerekmektedir.</p>

<p>Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklan­masının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.</p>

<p>5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 6. fıkrasının (a) bendinde öngörülen daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmama koşulu açısından herhangi bir ayrım gözetilmediğinden, hükmolunan cezanın hapis veya adli para cezası olmasının da herhangi bir önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 250-13 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı üzere, 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden, önceki mahkumiyetin 765 sayılı TCY’nin 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağı haller veya 3682 sayılı Adli Sicil Yasasının 8 ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasasının geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan önceki mahkumiyetler, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkum edilen sanıklar yönünden ise, 5237 sayılı TCY’de tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin geçmiş olması halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde engel bir neden olarak kabul edilemeyecektir. Ancak, yasal engel oluşturmayan bu mahkumiyetlerin yargılama mercilerince, subjektif koşulun ele alınmasında sanığın suç işleme eğilimi açısından değerlendirmeye esas alınmasına da bir engel bulun­mamaktadır.</p>

<p>Ceza kararnamesinin kurumunun ise ayrıca ele alınıp değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>5271 sayılı CYY’de yer almayan ceza kararnamesine ilişkin 1412 sayılı CYUY’nın 386. maddesinde; “Sulh mahkemelerinin görevi içinde bulunan suçlara sulh hakimi, duruşma yapmaksızın bir ceza kararnamesi ile karar verebilir.</p>

<p>Bu ceza kararnamesi ile ancak hafif veya ağır para cezasına veya nihayet üç aya kadar hafif hapis veya bir meslek ve sanatın icrasının tatiline veya müsadereye yahut bunlardan bir kaçına veya hepsine hükmedilebilir.</p>

<p>Ceza kararnamesiyle hükmedilecek hafif hapis cezası yerine ‘Cezaların infazı hakkında Kanun’ gereğince para cezası da hükmolunabilir”,</p>

<p>388. maddesinde; “Ceza kararnamesi tertip edilmiş olan cezadan başka işlenmiş olan suçu, tatbik edilen kanun maddelerini sübut delillerini ve kararnamenin tebliği tarihinden itibaren sekiz gün içinde sulh mahkemesine bir istida takdimi veya bu hususta bir zabıt varakası yapılmak üzere mahkeme katibine yapılacak bir beyan ile itiraz olunabileceği ve aksi halde ceza kararnamesinin icra edileceğini ihtiva eder. Bu zabıt varakası hakime tasdik ettirilir.</p>

<p>Mahkum, müddet bitmeden evvel itirazından vazgeçebilir”,</p>

<p>390. maddesinde; “Ceza kararnamesi ile hafif hapis cezasına hükmedilmişse itiraz üzerine duruşma yapılır. Şu kadar ki, sanık duruşmadan evvel itirazından vazgeçerse duruşmaya mahal kalmaz.</p>

<p>Duruşmada sanığı müdafii temsil edebilir. Hakim itiraz üzerine vereceği hükümde evvelki karar ile bağlı değildir.</p>

<p>Ceza kararnamesiyle hafif veya ağır para cezasına ya da muayyen bir meslek veya sanatın tatiline veya müsadereye yahut bunlardan birkaçına veya hepsine hükmedilmişse itiraz üzerine asliye mahkemesi başkan veya hakimi 301, 302 ve 303. madde hükümlerine göre itirazı inceler. Bu halde itiraz dilekçesinin verilmesi, aleyhine itiraz olunan ceza kararnamesinin icrasını durdurur” şeklinde düzenlemeler bulunmaktadır.</p>

<p>Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin 22.10.2004 gün ve 25621 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 30.06.2004 gün ve 481-91 sayılı kararı ile; “…Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 390. maddesinde ceza kararnamelerinin özelliği gereği farklı bir düzenleme yapıldığı görülmektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında, ceza kararnamesi ile hafif hapis cezasına hükmedilmişse itiraz üzerine duruşma yapılacağı öngörülmüştür. Bu durumda genel usul kurallarının uygulanacağı açıktır. Maddenin üçüncü fıkrasında ise, diğer ceza ve yaptırımlar yönünden bu olanak ortadan kaldırılarak itirazın duruşma yapılmaksızın evrak üzerinden karara bağlanması kabul edilmiştir. Bu düzenlemeden, ceza kararnamesiyle hükmedilebilecek hafif hapis dışındaki ceza ve yaptırımların, özgürlüğü bağlayıcı ceza kadar önemli görülmediği anlaşılmakta ise de, para cezalarının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesi, ayrıca, bunlara cezalandırma amacıyla hükmedilmesi, bu ceza ve yaptırımlara muhatap olan ve bunu kabul etmeyerek itiraz hakkını kullanan sanıklara hafif hapis cezasını içeren ceza kararnamelerinde olduğu gibi duruşma açılarak adil yargılanma ve savunma hakkının tanınmasını zorunlu kılmaktadır… Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural, Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır” gerekçesiyle, 1412 sayılı CYUY’nın 390. maddesinin 3. fıkrasının iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın “Uyum Hükümleri” başlıklı ikinci bölümünde yer alan 10. maddesi ile, “(1) Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce verilip henüz kesinleşmemiş ceza kararnamesi ile sonuçlandırılan dava dosyaları, mahkemesince re’sen ele alınarak duruşmalı yargılama yapılır” hükmü getirilmek suretiyle, 01 Haziran 2005 tarihinden önce verilen ve henüz kesinleşmeyen ceza kararnamesine ilişkin uygulama yöntemine son verilerek 5271 sayılı Yasaya uyumlu hale getirilmiştir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 19.04.2011 gün ve 84-55 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere; 5271 sayılı CYY’de yer verilmeyen sulh ceza hakiminin ceza kararnamesi, genel yargılama kurallarından farklı kuralları bulunan, kendine özgü hızlandırılmış bir yargılama yöntemidir. Bu yar­gılamanın en önemli özelliği, sanık davet edilip sorgusu yapılmadan ve kanıtlar ortaya konulup tartışılmadan, evrak üzerinden karar verilmesidir. Bir başka anlatımla duruşma açılarak yüz yüze yargılama yapılmadan, mevcut kanıtlarla yetinilmek suretiyle dosya üzerinden incelemeyle karar verilmektedir. Bu yolla mahkemelerin iş yüklerinin hafifletilmesi ve basit suçların yargılamalarının hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır.</p>

<p>Ceza kararnamesi ile verilen kararlar temyiz yasa yoluna değil, 1412 sayılı CYUY’nin 390. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabidir. İtiraz edilmeyen veya süresinde yapılan itirazın reddedilmesi halinde kesinleşen ceza kararnameleri, son karar niteliğini aldığından hükmün sonuçlarını doğuracak ve infaz edilecektir.</p>

<p>Bununla birlikte yerleşmiş yargısal kararlarla da; temyiz yasa yoluna tabi olmayan kararların tekerrüre esas alınamayacağı, dolayısıyla ceza kararnamesi ile verilen cezaların da tekerrüre esas olamayacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Öte yandan, Anayasa’nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu öngörülmüş, yine Anayasamızın 90. maddesi uyarınca iç hukuk kuralı haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde adil yargılanma hakkı hükme bağlanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ülkemiz aleyhine açılmış olan birçok davada (Piroğlu ve Karakaya/Türkiye, no:36370/02; Dağlı/Türkiye, no:28888/02; Karahanoğlu/Türkiye, no:74341/01; Mevlüt Kaya/Türkiye, no:1383/02; Taner/Türkiye, no:38414/02; Yeşilyurt ve Tutar/Türkiye, no:8296/05; Oyman/Türkiye, no:39856/02; Nurhan Yılmaz/Türkiye, no:16741/04; Akbulut/Türkiye, no:7076/05) aynı yöndeki başvuruları inceleyerek; “…Mahkeme, olay zamanında yürürlükte olan ilgili iç hukuk kurallarına uygun olarak başvuranın yargılanması sırasında açık duruşmaya yer verilmediğini gözlemler… Başvurana, davasını gören mah­kemeler önünde kendisini bizzat ya da avukatı vasıtasıyla savunma imkanı tanınmamıştır. Bu nedenle mahkeme, başvuranın cezai kovuşturmaya aktif olarak katılmadığı kanaatindedir… Yukarıda belirtilenler ışığında mahkeme, adli merciler tarafından uygulanan usulün başvuranın savunma haklarını tam olarak kullanmasını engellediği ve dolayısıyla yargılamayı adil olmayan bir hale getirdiğine karar vermiştir” gerekçesiyle ceza kararnamesi ile verilen hükümlerde AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>1412 sayılı CYUY’de yer alan düzenlemelere göre ceza kararnamesi ile verilen ve usulüne uygun olarak kesinleşmiş bulunan mahkumiyetlerin son karar niteliğinde bir hüküm olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, genel yargılama kurallarından farklı ve kendine özgü istisnai bir yargılama yöntemi ile verilmiş olmaları, temyize tabi olmamaları nedeniyle tekerrüre esas alınmamaları, doğurduğu sakıncalar nedeniyle bu kuruma 5271 sayılı CYY’de yer verilmemesi, AİHM tarafından bu yöntemin adil yargılama ilkesine aykırı olduğuna karar verilmesi gibi hususlar gözönüne alındığında, ceza ka­rarnamesi ile verilen mahkumiyetlerin hükmün açıklanmasının geri bıra­kılmasına engel oluşturmayacaklarının kabulü hakkaniyete uygun düşecektir.</p>

<p>Bu nedenle, sanığın ceza kararnamesi ile verilmiş olan mahkumiyetinin, 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasına engel olmayacağına ilişkin Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk düşüncesine katılmayan on Genel Kurul üyesi; “itirazının kabulü gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>S o n u ç:</strong> Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2012 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20114-522-e-201271-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="39530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2011/6-84 E., 2011/55 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun20116-84-e-201155-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun20116-84-e-201155-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.04.2011 tarihli, 2011/6-84 E., 2011/55 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2011/6-84 E. , 2011/55 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname : 2011/27593<br />
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi : KARAMAN Asliye Ceza<br />
Günü : 26.03.2003<br />
Sayısı : 61-222</p>

<p>Sanık C.E.'nin inceleme dışı bırakılan sanıklar S.D.ve H. B.ile birlikte işlemiş olduğu hırsızlık suçundan eylemine uyan 765 sayılı TCY'nın 492/1-son, 522, 59/2 ve 81/1-3. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay 27 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Karaman Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.03.2003 gün ve 61–222 sayılı hükmün, sanık müdafiince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 20.11.2006 gün ve 2551–11586 sayı ile, onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay C. Başsavcılığı ise 25.03.2011 gün ve 27593 sayı ile;<br />
“Sanık hakkında tekerrür hükümleri uygulanırken tekerrüre konu edilen Karaman Sulh Ceza Mahkemesinin 2001/94 esas, 2001/68 sayılı kararı, hüküm niteliğinde olmayıp, ceza kararnamesi olduğundan, tekerrüre esas olamayacağı, adli sicil kaydında da sanığın başkaca tekerrüre esas alınabilecek kaydı bulunmamasına göre, sanık hakkında tekerrür hükümleri uygulanamayacağının gözetilmemesi nedeniyle bozma kararı yerine, onama kararı verilmesi, isabetsiz görülmekle” görüşüyle, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini itiraz yasa yoluyla talep etmiştir.<br />
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>İnceleme, sanık C. E. hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ceza kararnamesi ile hükmolunan cezaların tekerrür hükümlerinin uygulanmasında nazara alınıp alınamayacağının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğine göre;<br />
Yerel mahkeme tarafından sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasında esas alınan karar, Karaman Sulh Ceza Mahkemesinin 06.02.2001 gün ve 94-68 sayılı, 765 sayılı TCY'nın 456/4 ve 457/1. maddeleri uyarınca 121.680.000 lira ağır para cezasına ilişkin ceza kararnamesi olup, bu kararnamenin itiraz edilmemesi nedeniyle kesinleştiği ve 18.09.2001 tarihinde de infaz edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>5271 sayılı CYY da düzenlenmemiş olan Sulh Ceza Hakiminin ceza kararnamesi 1412 sayılı CYUY'nın 386 ila 391. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, genel yargılama kurallarından farklı kuralları bulunan, kendine özgü hızlandırılmış bir yargılama yöntemidir. Bu yargılamanın en önemli özelliği, sanık davet edilip sorgusu yapılmadan ve kanıtlar ortaya konulup tartışılmadan, evrak üzerinden karar verilmesidir. Bir başka anlatımla duruşma açılarak yüz yüze yargılama yapılmadan, mevcut kanıtlarla yetinilmek suretiyle dosya üzerinden karar verilmektedir. Bu yolla basit işlerin çabuk çözümlenmesi, mahkemelerin iş yüklerinin hafifletilmesi, basit suçların yargılamalarının hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Genel Kurulunun 10.06.2003 gün ve 184-186 sayılı kararında da belirtildiği üzere; ceza kararnamesi ile verilen kararlar temyiz yasa yoluna değil, CYUY'nın 390. maddesi gereğince itiraz yasa yoluna tâbidir. İtiraz edilmeyen veya süresinde yapılan itirazın reddedilmesi halinde kesinleşen ceza kararnameleri, son karar niteliğini aldığından hükmün sonuçlarını doğuracak ve infaz edilecektir.</p>

<p>Diğer taraftan yerleşmiş ve tartışmasız yargısal kararlarla da; temyiz yasa yoluna tabi olmayan kararların tekerrüre esas alınamayacağı, dolayısıyla da ceza kararnamesi ile verilen cezaların da tekerrüre esas olamayacağı kabul edilmiştir. O halde yerel mahkemece sanık hakkında daha önce ceza kararnamesi ile verilip infaz edilmiş cezanın tekerrüre esas alınması usul ve yasaya aykırı olup, yerel mahkeme hükmünün, belirtilen yasaya aykırılıklar nedeniyle bozulması gerekirken Özel Dairece onanmasına karar verilmesi isabetsizdir.</p>

<p>İtiraz nedeni konusunda varılan bu sonuç ve yerel mahkeme hükmünün, itiraz yasa yolu üzerine Ceza Genel Kurulunca belirtilen Yasaya aykırılık nedeniyle bozulmasına karar verilmiş bulunduğu nazara alındığında, Özel Daire onama kararı ile kesinleşen ilamın ortaya çıkan bu yeni durum karşısında zamanaşımı yönünden de değerlendirilmesi zorunluluğu doğmuştur. Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere, Ceza Genel Kurulunca inceleme yapılırken, Özel Daire kararının hukuka aykırı görülerek kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün esastan veya usulden bozulması halinde, itirazın kabulü ile dava derdest hale geleceğinden, dava zamanaşımı süresinin dolduğunun saptanması durumunda kamu davasının düşmesine de karar verilmesi gerekmektedir. İnceleme konusu yapılan olayda, her ne kadar sanık hakkında 765 sayılı TCY'nın 493/1-son. maddesi uyarınca kamu davası açılmış ise de, yerel mahkeme tarafından mahallinde yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporuna göre sanığın eyleminin anılan Yasanın 492. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen geceleyin bina dahilinden hırsızlık suçunu oluşturduğu, dosya içeriği itibariyle de daha ağır bir suçu oluşturma olasılığı bulunmadığı, 765 sayılı TCY’nın 492/1-son maddesinde düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasını gerektirmesi, 765 sayılı TCY’nın 102. maddesinin 4. fıkrasında, beş seneden fazla olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda olağan dava zamanaşımı süresinin 5 yıl olarak belirlenmesi, zamanaşımını kesen en son işlemin ise 26.03.2003 tarihli yerel mahkeme mahkûmiyet kararı olması karşısında, 765 sayılı TCY'nın 102/4. maddesi uyarınca mahkumiyet kararının verildiği 26.03.2003 tarihinden itibaren 5 yıllık olağan zamanaşımı, dosyanın Ceza Genel Kuruluna intikalinden çok önce 26.03.2008’de dolmuş bulunmaktadır.Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire onama kararının sanık C. E. yönünden kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün de sanık C.E. yönünden bozulmasına, ancak zamanaşımı gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık C.E. hakkında açılmış bulunan kamu davasının 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 322 ve 5271 sayılı CYY’nın 223. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 20.11.2006 gün ve 2551–11586 sayılı onama kararının sanık C.E. yönünden KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Karaman Asliye Ceza Mahkemesinin 26.03.2003 gün ve 61–222 sayılı kararının sanık C. E. yönünden BOZULMASINA, ancak itirazın kabulü ile kamu davası derdest hale gelmiş olmakla, zamanaşımını kesen en son işlem olan 26.03.2003 tarihli yerel mahkeme mahkumiyet kararından itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi, dosyanın Ceza Genel Kuruluna intikalinden önce dolmuş olup, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesi uyarınca karar verilmesi olanaklı bulunduğundan, sanık Cemal Eski hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasının 765 sayılı TCY’nın 102/4 ve 5271 sayılı CYY’nın 223. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,</p>

<p>4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.04.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun20116-84-e-201155-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="34570"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2023/20603 E., 2025/6557 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 23.06.2025 tarihli, 2023/20603 E., 2025/6557 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/20603 E., 2025/6557 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/762 E. 2023/1270 K<br />
SUÇ : Birden fazla kişi tarafından silahla yağma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzelterek esastan reddi kararı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong><br />
A. İlk Derece<br />
Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.02.2022 tarihli, 2021/86 Esas ve 2022/43 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-c, 168/3-2. cümle, 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 11 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstinaf<br />
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 05.07.2023 gün ve 2022/762 Esas 2023/1270 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmasına dair bölümün hükümden çıkartılmasıyla düzelterek esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Sanık müdafiinin temyiz istemi, yerel mahkemenin hükmünün objektif değerlendirmeden uzak, eksik ve hatalı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Her ne kadar sanık hakkında tekerrüre esas alınan Gaziantep 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/182 esas, 2020/205 karar sayılı ilamının incelenmesinde; yargılamanın basit yargılama usulüne göre yapılıp karar verildiğinin anlaşıldığı, bu nedenle bu ilamın tekerrüre esas olamayacağı halde tekerrüre esas alınmasının yasaya aykırı bulunması nedeniyle sanık hakkında verilen cezada tekerrür hükümlerinin uygulanmasına dair bölümün hükümden çıkartılmasıyla düzelterek esastan red kararı verilmişse de, ilgili ilamın basit yargılama usulüne göre uygulanıp verilmiş olması tekerrür hükümlerinin uygulanmasına engel bulunmamakla birlikte aleyhe temyiz olmadığından bu husus eleştiri konusu edilmekle yetinilmiştir.</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda eleştiri dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle,<br />
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 05.07.2023 tarihli ve 2022/762 E. 2023/1270 K sayılı kararında, sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 289. maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda eleştiri dışında hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,<br />
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 23.06.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202320603-e-20256557-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="96024"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71146"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38004"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62929"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95531"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56137"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97770"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutukluluk Süreleri Nelerdir Ve Hangi Suçlarda Hangi Süreyle Uygulanır? CMK 102]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutukluluk-sureleri-nelerdir-ve-hangi-suclarda-hangi-sureyle-uygulanir-cmk-102</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutukluluk-sureleri-nelerdir-ve-hangi-suclarda-hangi-sureyle-uygulanir-cmk-102" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi çerçevesinde tutukluluk sürelerini tüm ayrıntılarıyla ele alıyoruz. Tutuklamanın ne anlama geldiğini, hangi şartlarda uygulanabileceğini, azami süre sınırlarını, katalog suçlarda öngörülen istisnaları ve çocuklar için getirilen özel hükümleri açıklıyoruz. Ayrıca, AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin uzun tutukluluk konusundaki ihlal kararlarını da değerlendiriyoruz.</p>

<p>⚖️ Videoda Yanıt Bulacağınız Sorular</p>

<p>Tutuklama nedir, hangi koşullarda uygulanır?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen suçlarda tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Ağır ceza kapsamındaki suçlarda azami tutukluluk süresi nedir?<br />
Katalog suçlarda neden 5 yıla kadar tutuklama öngörülmektedir?<br />
Terör suçlarında ve toplu suçlarda süreler nasıl belirlenir?<br />
Çocuklar için özel tutukluluk süreleri nasıl hesaplanır?<br />
Tutukluluk uzatma kararları hangi gerekçelerle verilebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda tespit ettiği hak ihlalleri nelerdir?</p>

<p>📖 Öne Çıkan Başlıklar</p>

<p>Masumiyet karinesi ve hukuk devleti ilkesi<br />
CMK 102 kapsamında azami süreler<br />
Ağır ceza ve katalog suçlarda farklı uygulamalar<br />
Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda tutuklama<br />
Çocuklara özgü düzenlemeler (15 yaş altı – 18 yaş altı)<br />
Adli kontrol ve alternatif tedbirler<br />
Somut gerekçe şartı ve uzatma kararlarının sınırları<br />
AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutukluluk-sureleri-nelerdir-ve-hangi-suclarda-hangi-sureyle-uygulanir-cmk-102</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Jan 2026 22:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/K4ofKL-dTLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10223"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="88351"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="68645"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="81092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="31593"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="34300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="39239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="25112"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="94686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="67412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="54634"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
