<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 20 Aug 2026 21:24:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Durumunda İnternet İçeriğinin Erişime Engellenmesi ve Kaldırılması]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ozel-hayatin-gizliligini-ihlal-durumunda-internet-iceriginin-erisime-engellenmesi-ve-kaldirilmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ozel-hayatin-gizliligini-ihlal-durumunda-internet-iceriginin-erisime-engellenmesi-ve-kaldirilmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A) İnternet Ortamında Özel Hayat Alanının Boyutu</strong></p>

<p>Özel hayat alanı kavramı, en başta kişinin yalnız kendisinin yahut kendi inisiyatifiyle belirli kişilerin bilgisi dahilindeki hayatını nitelemektedir. Ancak bu kavram, yalnızca bir evin yahut odanın içinde dışarıya kapalı gerçekleşen hayatı kapsamaz. Dolayısıyla, Yargıtay’ın da <i>‘‘Özel hayat kavramının; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamı’’</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> şeklinde açıkladığı bu kavramın alanı oldukça genişleyebilmektedir.</p>

<p>Bilinmesi gerekir ki özel hayatın gizliliğine dair hakkın koruma alanı, ünlüler ya da siyasetçiler gibi kamuya mal olmuş kişiler için daha dardır. Dolayısıyla kamuyu ilgilendiren durumlarda üstün kamusal yarar, özel hayatın gizliliğine dair hakka baskın tutulabilmektedir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Ancak burada da kamuya mal olmuş kişilerin özel hayat alanına dair internet içeriklerinin bilinmesinde kamusal bir yarar yoksa, özel hayatın gizliliğine dair hakkın ihlal edilmiş olacağı açıktır<a href="https://www.hukukihaber.net/basin-yoluyla-kisilik-haklarina-saldiri-sebebiyle-manevi-tazminat" rel="dofollow">.[3]</a></p>

<p>Özel hayatın gizliliğini ihlal, sosyal medya içerikleri üzerinden yapılabileceği gibi bir haber içeriğinden de kaynaklanabilir. Pornografik bir içerik olabileceği<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> gibi özel bir anın fotoğrafının sosyal medyada paylaşılmasından ve hatta bilahare silinmemesinden bile kaynaklanabilir. Örnek bir olayda, özel bir ana dair fotoğrafın tarafların rızasıyla aleni olmayan bir sosyal medya hesabında paylaşılması ve daha sonra tarafların arası bozulup diğerinin fotoğrafın silinmesini istemesine rağmen silinmemesi durumunda, ilgili paylaşımın özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğine karar verilmiştir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p><strong>B) Erişimin Engellenmesinde Siber Güvenlik Başkanlığı’na Başvuru İmkanı ve Sulh Ceza Hakimliği Süreci</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5651 s. Kanun’un 9/A maddesi, özel hayatın gizliliğine dair ihlallerde ivedi bir koruma yolu olarak mağdurların BTK’ya doğrudan başvuru imkanını getirmişti. Bilahare bu başvuruların yapılacağı muhatap, 2026 yılında Siber Güvenlik Başkanlığı olarak değiştirilmiştir. Sorun şudur ki maddede yalnızca erişimin engellenmesi düzenlenmiş, içerik/URL tabanlı erişim engeli tatbik edilemediği<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> veya VPN ve benzeri vasıtalarla engel aşıldığı zaman sorunu esastan çözecek olan içeriğin kaldırılmasına dair bir karara yer verilmemiştir.</p>

<p>BTK görevliyken, başvurular E-Devlet üzerinden yapılabiliyordu. Mevcut portal halen açık durumdadır ve başvurular yapılabilmektedir. Bu başvuruların SGB’na gönderilmesi söz konusu olabilir. Ayrıca SGB’nın bir ihbar kabul servisi <i>‘https://siberguvenlik.gov.tr/ihbar’</i> mevcuttur. Başvurular, pekala yazılı dilekçe ile de yapılabilir.</p>

<p>SGB başkanı, başvuruyu inceleyip kabul yönünde bir idari karar verdiğinde, bunun gereğinin yapılması ve içeriğin erişime engellenmesi için durumu Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne bildirecektir. Bu yöndeki idari kararlara karşı idari yargıya başvurulabileceği kanaatimdeyim. <i>(Zira idari işlem kuramı çerçevesinde ortada icrai ve bağımsız bir idari işlem bulunmaktadır. SGB başkanının kararı ile ESB doğrudan engelleme yapmak zorundadır. Başkanın kararının yerine getirilmesi herhangi bir ek imza/karara bağlı değildir. İkinci olarak, Anayasa md. 125 gereğince doğrudan Anayasa’da düzenlenen istisnalar dışında idari işlemler yargı yolu dışında bırakılamaz.)</i></p>

<p>Mağdurlar SGB’na başvurduktan sonra 24 saat içinde, aynı başvuruyu sulh ceza hakimliğine iletmek zorundadır. Hakimlik başvuruyu değerlendirip özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğine karar verecek ve kararını doğrudan SGB’na iletecektir. Başvuru yapılmaması veya hakimliğin olumsuz bir karar vermesi durumunda, başkanın engelleme kararı kendiliğinden kalkacaktır. Kanunda açıkça belirtildiği üzere sulh ceza hakimliği kararına karşı CMK hükümleri uyarınca itiraz kanun yoluna gidilmesi mümkündür.</p>

<p>5651 s. Kanun md. 9/A’nın 8. fıkrasında, ‘gecikmede sakınca’ bulunması durumunda SGB başkanının, ESB’yi aracı kılmadan doğrudan erişim engeli kararı vererek, kararın gereğini erişim sağlayıcılara tatbik ettirmesine dair bir düzenleme mevcuttur. İnternet ortamının doğası, özünde gecikmede sakıncayı barındırmaktadır. Dolayısıyla bu düzenlemenin problemli olduğunu belirtmek gerekir. Burada gecikmede sakıncanın neye göre belirleneceği belli değildir. Basit-ağır ihlal değerlendirilmesi yapılabilir ise de basit biçimde özel hayatın gizliliğini ihlal eden bir içerik de dakikalar içerisinde yüzbinlerce kişiye ulaşabilir, tekrar tekrar paylaşılabilir ve dolayısıyla pekala gecikmede sakınca doğurabilir. Ne şekilde olacağı belli olmasa da gecikmede sakınca tespiti üzerine başkan bir karar verecek ve kararı 24 saat içerisinde sulh ceza hakimliği onayına doğrudan sunulacaktır.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki kanunun 9. maddesinin iptal gerekçeleri göz önünde bulundurulduğunda, Anayasa Mahkemesi’nin yorumu karşısında 9/A maddesinin de sorunlu olduğu ortadadır. Öncelikle bu maddenin koruma alanı belirsizdir. Öyle ki Anayasa md. 20’nin başlığı özel hayatın gizliliği olmakla birlikte, 2010 yılında yapılan değişiklikle birlikte bu madde içerisine kişisel verilere dair hak da eklenmiştir. 5651 s. Kanun md. 9/A’da yalnızca ‘özel hayatın gizliliğini ihlal’ kavramı kullanılmaktadır ve dolayısıyla maddenin kapsamına kişisel verilerin girip girmediği şüphelidir. Anayasa md. 13 ve hukuk devletinin temel esasları gereğince, bir hakkın sınırlandırılmasına yönelik düzenlemelerde daima dar yorum yapılması gerektiği için madde 9/A’nın lafzında kişisel veriler açıkça zikredilmediğinden, ilgili maddenin kişisel verileri kapsamaması gerektiği söylenebilir.</p>

<p><strong>C) Erişimin Engellenmesi ve İçeriğin Kaldırılması İçin Asliye Hukuk Mahkemesine Başvuru İmkanı</strong></p>

<p>5651 s. Kanun md. 9/A, yalnızca erişimin engellenmesini düzenlemiştir. Erişim engelleri ise yalnızca erişim sağlayıcının hizmet verdiği alanı kapsadığı ve VPN vb. yollarla kolayca aşılabildiği için özünde nihai çözüm değildir. Hak ihlalinin önüne tamamen geçebilmek ve içeriğin internet ortamından kaldırılmasını sağlamak amacıyla TMK hükümlerine göre asliye hukuk mahkemesinde kişilik hakkını koruyucu davaların açılması gerekmektedir. Öyleyse evvela özel hayatın gizliliğini ihlal durumunda, içeriğin kaldırılması için asliye hukukta dava açmak gerekmektedir.</p>

<p>İkinci olarak 5651 s. Kanun’a dayanarak yapılan başvurulardan bir sonuç alınamamışsa, erişimin engellenmesi talebiyle de asliye hukukta dava açılması mümkündür. 5651 s. Kanun’da düzenlenen hususlarda hukuk mahkemelerinin yetkili olmadığı yönünde içtihatlar mevcut olsa da<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Anayasa Mahkemesi’nin de belirttiği üzere adil yargılanma hakkının bir bileşeni olan çelişmeli yargılanma hakkı gereğince, kişilerin ayrıca çelişmeli hukuk yargısında da erişim engeli talepli davalar açması mümkündür<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">.[8]</a></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" title="Av. Alp ÖZTEKİN"><img alt="Av. Alp ÖZTEKİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/alp-oztekin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" title="Av. Alp ÖZTEKİN">Av. Alp ÖZTEKİN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> 12. CD 2013/14391 E. 2014/4498 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> AİHM, Hannover v. Germany</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/basin-yoluyla-kisilik-haklarina-saldiri-sebebiyle-manevi-tazminat" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/basin-yoluyla-kisilik-haklarina-saldiri-sebebiyle-manevi-tazminat" rel="dofollow"><span style="color:#999999">4. HD 2016/3324 E. 2018/274 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> 12. CD 2014/12673 E. 2015/4274 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> 12. CD 2017/150 E. 2017/6231 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> 5651 s. Kanun md. 9/A’nın 4. fıkrasında, engellemenin yalnızca içerik/URL tabanlı yapılabileceği belirtilmiştir. Her nedense düzenlemenin 7. fıkrası, erişim engeline konu içerik kaldırılmış ise erişim engelinin kendiliğinden kalkacağını düzenlemektedir. Fakat aynı maddenin 4. fıkrasında zaten engellemenin ancak içerik tabanlı yapılabileceği zikredilmiştir. Yani içerik kaldırıldığı zaman zaten ortada erişim engeline konu bir URL adresi kalmayacaktır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> 19. CD 2017/3289 E. 2018/1063 K.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[8] AYM, C.K Başvurusu, Başvuru no: 2014/19685</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ozel-hayatin-gizliligini-ihlal-durumunda-internet-iceriginin-erisime-engellenmesi-ve-kaldirilmasi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/internet-erisim-engelleme-yayin-yasak.jpg" type="image/jpeg" length="51238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLİĞİ BAĞLAMINDA İCRA TEŞKİLATINDA MESLEKİ YETERLİLİK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-baglaminda-icra-teskilatinda-mesleki-yeterlilik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-baglaminda-icra-teskilatinda-mesleki-yeterlilik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İcra ve iflas daireleri tarafından gerçekleştirilen eylem ve işlemlerin, hukuk devleti ilkesinin kamusal bir görünümü ve yargısal faaliyetin devamı niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Zira mahkemeler tarafından verilen kararların hukuk düzeni içerisinde gerçek bir karşılık bulabilmesi, bu kararların doğru, eksiksiz ve zamanında infaz edilmesine bağlıdır.</p>

<p>Bu yönüyle icra ve iflas müdürlükleri yalnızca alacağın tahsil edildiği idari birimler olarak kabul edilemez. İcra müdürlükleri; hukuk mahkemelerince verilen kararlarının infaz edildiği, borçlunun malvarlığına doğrudan müdahalede bulunulduğu, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin gözetildiği, üçüncü kişilerin mülkiyet iddialarının takip hukukuna yansımasının belirlendiği ve mülkiyet hakkı başta olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğün sınırlandırılabildiği önemli bir kamusal görev alanıdır.</p>

<p>Nitekim daha önce kaleme aldığımız <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/icra-mudurunun-takdir-yetkisi-ve-siniri" rel="dofollow">“İcra Müdürü’nün Takdir Yetkisi ve Sınırı” </a></strong>başlıklı çalışmada da ifade edildiği üzere, icra müdürünün takdir yetkisinin kanun hükmünün önüne geçirilmesi, uygulama birliğini ortadan kaldırmakta; aynı konuda farklı icra daireleri, hatta kimi zaman aynı karar verici tarafından birbirinden tamamen farklı kararların verilmesine neden olabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle tartışılması gereken husus yalnızca icra müdürlerinin sahip olduğu takdir yetkisinin kapsamı değildir. İcra müdürü ve icra müdür yardımcılarının göreve hangi eğitim ve mesleki yeterlilikle başladıkları, atama sonrasında ne kadar süreyle uygulamalı eğitime tabi tutuldukları ve görev devam ederken değişen mevzuat ile içtihatlar karşısında nasıl desteklendikleri değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>İCRA PERSONELİ SAYISI ARTTI; MESLEKİ EĞİTİM AYNI ÖLÇÜDE GELİŞTİ Mİ?</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan Adalet İstatistikleri esas alındığında, icra müdürü ve icra müdür yardımcısı sayısının 2016 yılında 2.672 iken 2025 yılında 4.657’ye yükseldiği görülmektedir. Buna göre dokuz yıllık dönemde icra müdürü ve icra müdür yardımcısı sayısı 1.985 kişi artmış; sayısal büyüme yaklaşık yüzde 74 olarak gerçekleşmiştir.</p>

<p>Yine ilk defa 2020 yılında ayrı bir kadro ve istihdam yapısına kavuşan icra kâtibi sayısı 3.822 iken, 2025 yılı itibarıyla 5.294 icra kâtibi istihdam edilmektedir. Bu alandaki sayısal artış ise 1.472 kişi ve yaklaşık yüzde 38,5 oranındadır.</p>

<p>Personel sayısındaki değişimin, aynı dönemde icra hukuk mahkemelerine yansıyan şikâyet dosyaları ve yıl içinde işlem gören icra dosyalarının hacmiyle birlikte değerlendirilmesi, icra teşkilatının niceliksel büyümesini daha sağlıklı biçimde ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>Tablo 1. İcra Hukuk Mahkemelerindeki Şikâyet Dosyaları, İcra Personeli ve İşlem Gören İcra Dosyaları (2016–2025)</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/174461173dfaa-12.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p>

<p><i>Kaynak: T.C. Adalet Bakanlığı, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü, Adalet İstatistikleri (2016–2025), </i>Adalet İstatistikleri Yayın Arşivi</p>

<p>Resmî veriler, 2016–2025 döneminde şikâyet türündeki icra hukuk mahkemesi dosyalarının 58.145’ten 80.078’e yükseldiğini; başka bir ifadeyle yaklaşık yüzde 37,7 oranında arttığını göstermektedir. Aynı dönemde yıl içinde işlem gören icra dosyası sayısı 25,225 milyondan 33,034 milyona çıkarak yaklaşık yüzde 31 oranında artmış; icra müdürü ve müdür yardımcısı sayısındaki artış ise yaklaşık yüzde 74 olarak gerçekleşmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte verilerin yıllar itibarıyla doğrusal bir seyir izlemediği görülmektedir. Şikâyet dosyası sayısı 2022 yılında 91.373 ile işlem gören icra dosyası sayısı ise 2023 yılında 36,847 milyon ile dönemin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bununla birlikte milyonlarca dosyanın işlem gördüğü ve her yıl on binlerce şikâyet başvurusunun incelendiği bir sistemde, personel artışının meslek öncesi eğitim, uygulamalı yetiştirme, rotasyon ve sürekli hizmet içi eğitimle desteklenmesinin zorunlu olduğunu somut biçimde ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>İCRA MÜDÜRÜNÜN TAKDİR YETKİSİ SINIRSIZ BİR YORUM YETKİSİ DEĞİLDİR</strong></p>

<p>İcra müdürünün önüne gelen her talebi hiçbir inceleme yapmadan kabul etmesi beklenemeyeceği gibi, kanunda bulunmayan gerekçeler oluşturarak talebi reddetmesi de düşünülemez.</p>

<p>Takdir yetkisi; kanunun açıkça düzenlemediği, uygulayıcıya somut olayın özelliklerini değerlendirme imkânı tanıdığı alanlarda kullanılabilir. Bununla birlikte bu yetki hiçbir şekilde keyfî bir karar verme özgürlüğü anlamına gelmez.</p>

<p>İcra müdürü tarafından verilen kararın; İcra ve İflas Kanunu’na, takip yolunun niteliğine, Anayasa’da düzenlenen ölçülülük ilkesine, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesine, işlemin amacı ve somut olayın özelliklerine uygun olması gerekir.</p>

<p>İcra müdürü, kendisini kanun koyucu yerine koyarak kanunda bulunmayan şartlar meydana getiremez. Kanunun açık hükmünü kişisel hukuk anlayışı doğrultusunda daraltamaz veya genişletemez. Kanunun çözümünü mahkemeye bıraktığı bir uyuşmazlığı kendisi sonuçlandıramaz.</p>

<p>İcra ve iflas müdürlüklerince yapılan işlemlere karşı İİK m.16 kapsamında şikâyet yolunun kabul edilmiş olması da müdürlük kararlarının yargı denetimine tabi olduğunu ve takdir yetkisinin hukuk kurallarıyla sınırlandırıldığını göstermektedir.</p>

<p>Bu bakımdan asıl sorun, icra müdürüne takdir yetkisi tanınmış olması değil; bu yetkinin hangi hâllerde, ne ölçüde ve hangi gerekçelerle kullanılacağının uygulamada yeterince bilinmemesidir.</p>

<p><strong>İCRA DOSYALARINDA DEVİR YÜKÜ VE ELDEN ÇIKARILMA SÜRESİ</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığının 2025 yılı verileri, iş yükünün yalnızca yıl içinde işlem gören dosya sayısıyla değil, gelecek yıla devreden dosya stoku ve bu stokun elden çıkarılma süresiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. 2025 yılında icra dairelerinde 33.034.679 gelen dosyaya karşılık 8.959.318 dosya sonuçlandırılmış, 24.075.361 dosya gelecek yıla devretmiştir.</p>

<p><strong>Şekil 1. İcra Dosyalarında Gelen, Çıkan ve Gelecek Yıla Devreden Dosyalar ile Devreden Dosyaların Elden Çıkarılma Süresi</strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/174461173dfaaa.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><i>Kaynak: T.C. Adalet Bakanlığı, Adalet İstatistikleri 2025, Tablo 61 (İcra ve İflas Daireleri Dosya Sayıları) ve Tablo 18 (Devreden Dosyaların Elden Çıkarılma Süresi).</i></p>

<p>2016 yılında 18.054.213 olan gelecek yıla devreden icra dosyası sayısının 2025 yılında 24.075.361’e ulaşması, dokuz yıllık dönemde 6.021.148 dosyalık ve yaklaşık yüzde 33,4 oranında artışa işaret etmektedir. Öte yandan devreden dosyaların elden çıkarılma süresi 2024 yılında 992 gün iken 2025 yılında yüzde 2 artarak 1.012 güne yükselmiştir. Resmî istatistiklere göre 2025 yılında adalet sisteminin evreleri arasında en uzun elden çıkarılma süresi icra ve iflas dairelerinde gerçekleşmiştir.</p>

<p>Bu göstergeler, gecikmenin nedenini veya tek tek müdürlük kararlarının hukuki niteliğini kendiliğinden açıklamaz. Bununla birlikte devreden dosya stokunun büyüklüğü ve elden çıkarılma süresinin uzunluğu; personel planlaması, iş dağılımı, süreç standardizasyonu, meslek öncesi uygulamalı eğitim ve sürekli hizmet içi eğitimin birlikte ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Takip talebinin incelenmesi, haciz, satış, sıra cetveli, dosya hesabı ve ilamlı icra gibi alanlarda kararların zamanında ve hukuka uygun biçimde verilmesi, dosyaların gereksiz şekilde sistemde kalmasının önlenmesi bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLİĞİ BÜROLARI İLE İCRA TEŞKİLATININ KESİŞEN YÖNLERİ</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından hazırlanan <a href="https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-rehberi-yayimlandi" rel="dofollow">Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının Kuruluş ve Faaliyetlerine İlişkin Rehber</a>, doğrudan icra ve iflas dairelerinin işleyişini düzenleyen bir metin değildir. Rehberin kurduğu yapı, mahkemeler ve Cumhuriyet başsavcılıkları bakımından yargı hizmetlerinin etkinliğini artırmayı ve makul sürede yargılanma hakkını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Ancak mahkeme kararlarının fiilen sonuç doğurmasını sağlayan cebrî icra aşamasındaki gecikmeler ve uygulama farklılıkları, aynı etkinlik hedefinin icra teşkilatı yönünden de ayrıca ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p><strong>HSK REHBERİNDEN - KURUMSAL AMAÇ (s. 2)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının temel amacı; yargılama ve soruşturma süreçlerindeki idari ve organizasyondan kaynaklanan gecikmeleri tespit etmek, bu süreçlerin etkinliğini artırmak ve esas itibarıyla sorunlara mahallinde çözüm üretmektir.”</p>

<p>Rehberde benimsenen bu yaklaşım, icra hizmetleri bakımından yalnızca personel sayısına odaklanmanın yeterli olmadığını teyit etmektedir. Nitekim 2025 yılında icra dairelerinde 24.075.361 dosyanın gelecek yıla devretmesi ve devreden dosyaların elden çıkarılma süresinin 1.012 güne ulaşması; iş akışlarının, görev dağılımının, karar ve işlem bekleme sürelerinin, bürolar arası koordinasyonun ve personelin mesleki yeterliliğinin birlikte değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p><strong>HSK REHBERİNİN ÖNGÖRDÜĞÜ ARAÇLAR - ÖZET (s. 3-4, 6-7)</strong></p>

<p>Rehber; objektif ölçütlere dayalı sayısal veriler üzerinden etkinlik ve verimlilik analizi yapılmasını, ortalama görülme ve dosya bekleme süreleri ile hedef sürelere uyumun izlenmesini, uzun süren dosyalardaki yapısal ve uygulama kaynaklı sorunların erken aşamada belirlenmesini, UYAP kayıtları ve istatistikî verilerden yararlanılmasını ve alınan tedbirlerin etkisinin düzenli olarak takip edilmesini öngörmektedir.</p>

<p>Bu araçların icra teşkilatına uyarlanması hâlinde değerlendirme yalnızca toplam dosya veya personel sayısıyla sınırlı kalmamalıdır. Takip talebinin incelenmesi, ödeme ve icra emrinin düzenlenmesi, haciz ve istihkak işlemleri, satışa hazırlık, sıra cetveli, dosya borcu hesabı ve ilamlı icra gibi aşamalarda taleplerin ne kadar sürede sonuçlandırıldığı; hangi müdürlük kararlarının şikâyet üzerine kaldırıldığı ve hangi konularda tekrarlanan hata kümelerinin oluştuğu anonimleştirilmiş ve toplulaştırılmış veriler üzerinden izlenmelidir. Böylece iş yükünden kaynaklanan gecikme ile bilgi veya uygulama eksikliğinden doğan gecikme birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>HSK REHBERİNDEN - MESLEKİ EĞİTİM VE İHTİSASLAŞMA (s. 4)</strong></p>

<p>Rehber, uygulamaların ve içtihatların düzenli biçimde izlenmesini; teknik ve mesleki konularda personelin eğitim ihtiyacı duyduğu alanların belirlenmesini ve ihtisaslaşmaya ilişkin ihtiyaçların raporlanmasını da yargı hizmetlerinin etkinliğini artıran araçlar arasında göstermektedir.</p>

<p>Bu tespit, icra müdürleri yönünden önerilen uzun süreli meslek öncesi eğitim, uygulamalı yeterlilik sınavı, zorunlu büro rotasyonu ve sürekli hizmet içi eğitim modelini kurumsal bakımdan desteklemektedir. Eğitim programlarının içeriği soyut ve değişmez bir müfredata değil; icra mahkemelerince kaldırılan müdürlük kararlarının konularına, tekrarlanan şikâyet sebeplerine, işlem bekleme sürelerine ve uygulamada en çok tereddüt yaşanan alanlara göre düzenli olarak güncellenmelidir. Hukuk fakültelerinin nitelikli öğretim üyeleri ile tecrübeli icra müdürlerinin katkısı da bu veri temelli eğitim döngüsünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır.</p>

<p><strong>HSK REHBERİNDEN - YETKİ SINIRI (s. 3, 6)</strong></p>

<p>Rehber, büro faaliyetlerinin yargılama ve soruşturma süreçlerinin içeriğine müdahale edilmeksizin yürütüleceğini; bu faaliyetlerin teftiş, denetim, araştırma, inceleme veya soruşturma niteliği taşımadığını özellikle vurgulamaktadır.</p>

<p>Aynı sınır icra teşkilatı bakımından geliştirilecek etkinlik modelinde de korunmalıdır. Etkinlik ve verimlilik izlemesi, icra müdürünün somut dosyadaki kararının yerine geçmemeli; İİK m.16 kapsamındaki şikâyet denetimine alternatif bir başvuru yolu oluşturmamalıdır. Mevcut Rehber de icra müdürlüğü işlemlerine karşı yeni bir kanun yolu veya doğrudan denetim yetkisi ihdas etmemektedir. Ancak kurumsal izlemenin görevi; tek tek dosyalarda hukuki sonuç doğuran karar vermek değil, gecikme ve hata örüntülerini toplulaştırılmış veriler üzerinden görünür kılmak, ihtiyaç duyulan idari tedbirleri ve eğitim alanlarını belirlemek olmalıdır.</p>

<p>Bu çerçevede yargı hizmetlerinin etkinliğini arttırabilmek adına Adalet Bakanlığı bünyesinde icra ve iflas dairelerine özgü bir “İcra Hizmetlerinin Etkinliği ve Mesleki Gelişimi İzleme Modeli” oluşturulması gerekmektedir. Model; dosya ve talep bekleme sürelerini izlemeli, satış ve ilamlı icra başta olmak üzere gecikmeye açık süreçler için ölçülebilir hedefler belirlemeli, uygulama farklılıklarını raporlamalı, personel ve ihtisaslaşma ihtiyacını somut verilerle ortaya koymalı ve elde edilen sonuçları hizmet içi eğitim programlarına aktarmalıdır. Böyle bir yapı, yargısal denetimin yerine geçmeden uygulama birliği ile hesap verebilirliği güçlendirecektir.</p>

<p>İcra teşkilatında görev yapan personel sayısının artırılması, artan iş yükünün karşılanması bakımından kuşkusuz önemlidir. Ancak personel sayısındaki artışın tek başına icra hizmetlerinin daha nitelikli, daha hızlı ve hukuka daha uygun şekilde yerine getirildiği anlamına gelmeyeceği açıktır.</p>

<p>İcra ve iflas dairelerinde asıl ihtiyaç, yalnızca daha fazla sayıda personelin görevlendirilmesi değil; görev ve yetkisinin sınırlarını bilen, verdiği kararın borçlu, alacaklı ve üçüncü kişiler üzerindeki sonuçlarını öngörebilen, kanun hükümleri ile yüksek yargı içtihatlarını birlikte değerlendirebilen nitelikli uygulayıcıların yetiştirilmesidir.</p>

<p>İcra müdürünün verdiği yanlış bir kararın yalnızca dosya içerisinde kalan basit bir memur işlemi olmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Hatalı bir müdürlük kararı nedeniyle ticari işletmenin banka hesapları bloke edilebilir, borçlu olmadığı hâlde üçüncü kişinin malı muhafaza altına alınabilir, kıymetli bir taşınmazın satışı geciktirilebilir, mahkeme ilamının infazı fiilen imkânsız hâle getirilebilir veya taraflar gereksiz yere icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurmak zorunda bırakılabilir. Dolayısıyla personel sayısındaki artış, meslek öncesi ve meslek içi eğitimle desteklenmediği sürece uygulamadaki hukuki sorunların ortadan kaldırılması bakımından yeterli olmaz.</p>

<p><strong>PİLOT İCRA MODELİNİN YETKİN PERSONEL YETİŞTİRME BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>Yeni icra dairesi modelinde birden fazla icra dairesi tek çatı altında birleştirilmiş; işlemlerin esas, haciz, satış, mali işlemler, danışma ve arşiv gibi uzmanlaşmış alt bürolar eliyle yürütülmesi benimsenmiştir. Adalet Bakanlığı, bu modelle işlerin hızlandırılmasını, uygulama birliğinin sağlanmasını ve hukuki hataların azaltılmasını amaçlamaktadır.</p>

<p>İş bölümü ve uzmanlaşma, yoğun dosya sayısının yönetilmesi ve işlemlerin belirli standartlar içinde yürütülmesi bakımından önemli faydalar sağlayabilir. Ancak bu modelin hizmetin hızlı yürütülmesi bakımından sağladığı yarar ile yetkin icra personeli yetiştirme kapasitesi birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bir icra kâtibi veya müdür yardımcısının uzun yıllar yalnızca esas, haciz, satış ya da mali işlemler bürosunda görevlendirilmesi, kişinin takip dosyasını başlangıcından paraların paylaştırılmasına kadar bütün aşamalarıyla öğrenmesini güçleştirmektedir. Yalnızca takip açılışı yapan personel satış ve sıra cetveli uygulamasından; yalnızca haciz taleplerini değerlendiren personel ise dosya hesabı, tahsilat ve harç işlemlerinden uzak kalabilmektedir.</p>

<p>Bu şekilde gerçekleştirilen dar görev uzmanlaşması, belirli bir işlemin hızlı yapılmasını sağlayabilirse de icra ve iflas hukukuna bütüncül biçimde hâkim, dosyanın her aşamasında karar verebilecek yetkin bir icra müdürü veya müdür yardımcısı yetiştirmeye elverişli olmamaktadır.</p>

<p>Nitekim Adalet Bakanlığının devam projesine ilişkin açıklamasında da küçük ve orta ölçekli mahaller için tasarlanan modelin yoğun iş yüküne sahip büyük mahallerde başarı ihtimalinin düşük olduğunun değerlendirilerek farklı bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. <a href="https://iidb.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/icra-dairelerinin-etkinliginin-arttirilmasi-devam-projesi-faz-ii" rel="nofollow">Faz II projesi</a>, modelin uygulamanın ihtiyaçlarına göre sürekli gözden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Pilot sistem, yalnızca işlerin bürolar arasında bölüştürüldüğü bir organizasyon modeli olarak uygulanmamalıdır. Aynı zamanda personelin yetişmesini sağlayacak zorunlu rotasyon sistemi kurulmalıdır. İcra kâtibi ve müdür yardımcıları belirli sürelerle esas, haciz, satış, mali işlemler ve sıra cetveliyle ilgili birimlerde görev yapmalı; bir takip dosyasının bütün aşamalarını öğrenmeden sürekli olarak tek bir büroda çalıştırılmamalıdır.</p>

<p>Rotasyon sonunda her personelin; takip talebini inceleyebilmesi, ödeme ve icra emri düzenleyebilmesi, haciz ve istihkak prosedürünü uygulayabilmesi, satış işlemlerini yürütebilmesi, dosya borcunu hesaplayabilmesi, sıra cetveli hazırlayabilmesi, tahsilat ve harç işlemlerini sonuçlandırabilmesi sağlanmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla pilot icra modelinin uzmanlaşma hedefi korunmakla birlikte, bu uzmanlaşmanın personeli yalnızca tek bir işleme mahkûm eden dar bir görev tanımına dönüşmesi engellenmelidir. Etkin bir icra teşkilatı, yalnızca aynı işlemi hızlı yapan personelle değil; takip hukukunu bütün aşamalarıyla bilen, işlemler arasındaki hukuki bağlantıyı kurabilen ve gerektiğinde farklı birimlerde sorumluluk üstlenebilen nitelikli uygulayıcılarla kurulabilir.</p>

<p>Bu çerçevede öncelikle, mevzuata sonradan dâhil edilen başmüdürlük uygulamasının görev, yetki ve sorumlulukları bakımından yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. İcra dairelerinin kurumsal yapısı içerisinde hangi somut ihtiyacı karşıladığı ve işleyişe ne ölçüde katkı sağladığı açıkça ortaya konulmayan; görevlendirme ölçütleri mesleki deneyim, liyakat ve uygulama başarısıyla yeterince ilişkilendirilmeyen bu düzenleme, işlevsel bir yönetim kademesi oluşturmaktan ziyade belirsiz bir görev alanı meydana getirmektedir. Bu durum, uzun yıllar boyunca nitelikli hizmet sunan icra müdürleri, müdür yardımcıları ve icra kâtiplerinin mesleki motivasyonunu ve kurumsal aidiyetini zedeleyebileceği gibi, rotasyon ve yetkinlik esaslı personel politikasının amaçlarıyla da bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>İLK ATAMADA EĞİTİM SÜRESİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİ </strong></p>

<p>İcra müdürü, müdür yardımcıları ile katiplerinin ilk atamalarından sonra verilen yaklaşık iki haftalık eğitimin, görevin kapsamı ve taşıdığı hukuki sorumluluk karşısında yeterli olmadığı açıktır.</p>

<p>İcra müdüründen göreve başladığı andan itibaren; icra ve iflas hukuku, kambiyo senetleri, şirketler ve ticaret hukuku, borçlar hukuku, tebligat, haciz ve istihkak, konkordato ve iflas, elektronik satış, icra harçları, sıra cetveli, paraların paylaştırılması ve mahkeme kararlarının infazı gibi son derece geniş ve teknik alanlarda yeterli bilgi ve uygulama becerisine sahip olması beklenmektedir.</p>

<p>Bu kadar kapsamlı bir görev alanının iki haftalık yarı teorik eğitimle öğrenilmesi mümkün değildir. Yazılı sınavda başarılı olmak da adayın karmaşık bir icra dosyasını doğru değerlendirebileceğini, uygulanacak prosedürü isabetli biçimde belirleyebileceğini veya tarafların hak ve menfaatleri arasında kanuna uygun bir denge kurabileceğini tek başına göstermemektedir.</p>

<p>Bu nedenle yazılı sınavda başarılı olarak mesleğe kabul edilen icra müdür yardımcısının doğrudan ve tek başına karar verme sorumluluğuyla karşı karşıya bırakılması yerine, Türkiye Adalet Akademisi benzeri kurumsal bir eğitim merkezinde en az altı ay süreyle teorik ve uygulamalı adaylık eğitimine tabi tutulması daha doğru olacaktır. Bu süreçte adaylara yalnızca kanun hükümleri anlatılmamalı; gerçek veya örnek dosyalar üzerinden kambiyo senetlerinin incelenmesi, haciz ve istihkak prosedürü, satış işlemleri, harçların hesaplanması, tebligat, sıra cetveli ve ilamlı takiplerin infazı konularında fiilî eğitim verilmelidir.</p>

<p>Altı aylık eğitim sürecinin sonunda adaylar yeniden yazılı ve uygulamalı bir yeterlilik sınavına alınmalı; mesleğe kesin kabul, yalnızca bu sınavda başarılı olanlar yönünden gerçekleştirilmelidir. İlk değerlendirmede yeterli başarıyı sağlayamayan adaylara belirli bir süre ek eğitim ve ikinci sınav imkânı tanınması; tekrarlanan değerlendirmelerde de gerekli yeterliliği gösteremeyenlerin ise icra müdür yardımcılığı görevine kesin olarak atanmaması düşünülmelidir.</p>

<p>Böyle bir sistemde temel amaç adayları cezalandırmak değil, son derece önemli kamusal yetkiler kullanan kişilerin göreve başlamadan önce gerekli hukuk bilgisine ve uygulama yeterliliğine sahip olduklarını güvence altına almaktır. Bununla birlikte kamu kaynakları kullanılarak uzun süreli ve nitelikli eğitim verilen adayların eğitim sürecine devam etme, sınavlara katılma ve başarı için gerekli özeni gösterme yükümlülükleri de açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p>Adaylıktan haklı bir neden bulunmaksızın ayrılan veya kendisine sağlanan ek eğitim ve sınav imkânlarına rağmen gerekli mesleki yeterliliği kazanamayan kişiler yönünden, eğitime başlanırken açıkça bildirilen ve kanunla belirlenen ölçülü koşullar çerçevesinde, kamu tarafından karşılanan eğitim giderlerinin kısmen ya da tamamen geri istenebilmesi değerlendirilebilir. Böylece hem adayların eğitim sürecine daha ciddi ve sorumlu biçimde katılması sağlanabilir hem de kamu kaynaklarının etkin kullanılması bakımından başarı ve liyakat odaklı bir eğitim modeli kurulabilir.</p>

<p><strong>HİZMET İÇİ EĞİTİMLER UYGULAMAYA UYGUN HÂLE GETİRİLMELİ</strong></p>

<p>İcra ve iflas hukuku, kanun değişiklikleri ve yüksek yargı içtihatlarıyla sürekli gelişen bir hukuk alanıdır. Bir icra müdürünün yıllar önce öğrendiği bilgilerle meslek hayatının tamamını sürdürmesi beklenemez.</p>

<p>Bu nedenle hizmet içi eğitimler istisnai ve şekli bir faaliyet olmaktan çıkarılmalı; zorunlu, sürekli ve ölçülebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.</p>

<p>Eğitim programlarına hukuk fakültelerinin medeni usul ve icra-iflas hukuku, ticaret hukuku, borçlar hukuku ve mali hukuk alanlarında uzman öğretim üyeleri davet edilmelidir. Akademik bilgi ile uygulama arasında doğrudan bir bağ kurulmalı; eğitimler yalnızca kanun maddelerinin okunmasından ibaret bırakılmamalıdır.</p>

<p>Bunun yanında, icra müdürlüğü görevinde uzun yıllar çalışmış; haciz, satış, kambiyo senetleri, istihkak, sıra cetveli, konkordato ve iflas uygulamalarında önemli birikim kazanmış gerçek uygulayıcılardan mutlaka yararlanılmalıdır.</p>

<p>Uygulamada karşılaşılan sorunları en iyi bilen kişiler, yıllarca bu dosyalar hakkında karar vermiş olan tecrübeli icra müdürleridir. Bu kişilerin mesleki birikiminin yeni atanan personele aktarılmaması önemli bir kayıptır. Ayrıca icra mahkemeleri tarafından kaldırılan müdürlük kararları belirli aralıklarla incelenmeli; hangi konularda daha fazla hata yapıldığı tespit edilmeli ve hizmet içi eğitimlerin içeriği bu sonuçlara göre hazırlanmalıdır.</p>

<p>Takip talebi, kambiyo senetleri, hacizde istihkak, ipoteğin paraya çevrilmesi, konkordato, iflas, satış, harç, ilamlı icra ve tebligat gibi alanlarda ayrı uzmanlık eğitimleri ve sertifika programları oluşturulması da uygulama birliğine katkı sağlayacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-baglaminda-icra-teskilatinda-mesleki-yeterlilik-1</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazdv.jpg" type="image/jpeg" length="50160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ONANAN CEZA SERİ MUHAKEME İÇİN BOZULDU: CEZA GENEL KURULU'NDAN YARIM CEZAYA GERİYE ETKİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/onanan-ceza-seri-muhakeme-icin-bozuldu-ceza-genel-kurulundan-yarim-cezaya-geriye-etki-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/onanan-ceza-seri-muhakeme-icin-bozuldu-ceza-genel-kurulundan-yarim-cezaya-geriye-etki-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>28 Mayıs 2015 günü Samsun'da bir olayın ardından açılan soruşturmada, sanıklardan birinin üzerinde yasak nitelikte bıçak bulunuyor. Aynı iddianameyle üç suç birden yargı önüne geliyor: kamu görevlisine hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve bu bıçak. Yerel mahkeme aynı yıl içinde, 3 Aralık 2015'te hükmünü kuruyor; bıçak suçundan 5 ay hapis ve 400 lira adli para cezası.</p>

<p>Dosya Yargıtay'a çıkıyor ve orada yedi yıl bekliyor. 10 Ekim 2022'de onanıyor. Normal şartlarda hikâye burada biter.</p>

<p>Bitmedi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, onamadan iki ay sonra itiraz yoluna başvurdu; gerekçe, dosyanın Yargıtay'da beklediği yıllarda Anayasa Mahkemesi'nin sessizce değiştirdiği bir kuraldı. Ceza Genel Kurulu 22 Ekim 2025'te oy birliğiyle itirazı kabul etti, onama kararını kaldırdı ve 2015 tarihli hükmü bozdu<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023172-e-2025426-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (<strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/172, K.2025/426, T.22.10.2025</strong>).</a></p>

<p><strong>II. SAMSUN 2015: AYNI İDDİANAMEDEKİ ÜÇ SUÇ</strong></p>

<p>Olayın ceza hukuku bakımından sıradan görünen tarafı, on yıl sonra kararı ilginç kılan tarafıyla aynı. Sanık hakkında yasak niteliği haiz bıçak taşımaktan 6136 sayılı Kanun'un 15/1. maddesi uygulandı. Bu fıkra, Kanun'un 4. maddesinde yazılı bıçak ve benzeri aletleri satan, taşıyan veya bulunduranlar için altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmi beş günden az olmamak üzere adli para cezası öngörüyor.</p>

<p>Cezanın miktarı küçük. Ama 6136 sayılı Kanun'un 15. maddesinin ilk üç fıkrası, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinde sayılan seri muhakeme kataloğunun içinde. Yani bu suç, savcılığın şüpheliye teklif ettiği ve müdafi huzurunda kabul edilmesi hâlinde uygulanan özel usule tabi. O usulün pratik sonucu da şu: savcı temel cezayı belirledikten sonra yarı oranında indirim uygulayarak yaptırımı tespit ediyor.</p>

<p>Bu usul 2015'te yoktu. 7188 sayılı Kanun'la 2019 sonunda getirildi ve 1 Ocak 2020'den itibaren uygulanmaya başlandı. Kanun koyucu, geçmiş dosyaların yeni usulle yeniden ele alınmasını istemediği için Ceza Muhakemesi Kanunu'na bir geçiş hükmü koydu: geçici 5. maddenin (d) bendi, 1 Ocak 2020 itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme ve basit yargılama usullerinin uygulanmayacağını söylüyordu.</p>

<p>Samsun dosyası bu tarifin tam ortasındaydı. Hüküm 2015'te kurulmuştu.</p>

<p><strong>III. GEÇİCİ 5/d ÜÇ AŞAMADA NASIL SÖKÜLDÜ</strong></p>

<p>Bu geçiş hükmünün bugünkü hâline bakan biri, metinde tuhaf bir sadeleşme görür. Sebebi, hükmün tek seferde değil, üç ayrı Anayasa Mahkemesi kararıyla parça parça budanmış olması.</p>

<p>Önce basit yargılama usulü sırasını aldı. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202016-esas-202033-karar-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 25 Haziran 2020 tarihli E.2020/16, K.2020/33 sayılı kararı</a>yla "kovuşturma evresine geçilmiş" ibaresini, <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202081-esas-20214-karar-sayili-karari" rel="dofollow">14 Ocak 2021 tarihli E.2020/81, K.2021/4 sayılı kararı</a>yla da "hükme bağlanmış" ibaresini bu usul yönünden iptal etti. Gerekçe her ikisinde de aynı yerde toplanıyordu: basit yargılamada sonuç ceza dörtte bir oranında indiriliyorsa, kural artık salt bir usul tercihi değildir.</p>

<p>Sıra seri muhakemeye 2022'de geldi. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-24012022-tarih-ve-202087-e-202244-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 21 Nisan 2022 tarihli E.2020/87, K.2022/44 sayılı kararı</a>yla aynı bentteki "kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış" ibarelerini bu kez seri muhakeme yönünden iptal etti; karar 2 Ağustos 2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Ceza Genel Kurulu'nun kararında aktarılan gerekçenin kilit cümlesi şu:</p>

<p><i>"...itiraz konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış, dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını öngörmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesini ihlal etmektedir."</i></p>

<p>Geriye sadece "kesinleşmiş dosyalar" kaldı. Yani bugün geçici 5/d, yalnızca 1 Ocak 2020 itibarıyla hükmü kesinleşmiş dosyalar bakımından ayakta.</p>

<p>Samsun dosyasının kaderini belirleyen ayrıntı da burada. Hüküm 2015'te kurulmuştu ama 1 Ocak 2020 itibarıyla henüz kesinleşmemişti; temyiz incelemesi sürüyordu. Üstelik onama, iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından sonraki bir tarihte, 10 Ekim 2022'de yapılmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. YARIM CEZA, USUL MESELESİ MİDİR</strong></p>

<p>Kararın teorik ağırlığı bu başlıkta. Ceza muhakemesi kurallarında kural derhal uygulanırlıktır; yeni kural, lehe ya da aleyhe olduğuna bakılmaksızın yürürlüğe girdiği andan itibaren yapılacak işlemlere uygulanır ve eski kural zamanında yapılmış işlemleri geçersiz kılmaz. Maddi ceza hukukunda ise Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinin ikinci fıkrası gereği failin lehine olan kanun geçmişe etkili biçimde uygulanır.</p>

<p>İki rejim arasındaki sınır, kuralın hangi kanunda yazdığına bakılarak çizilemiyor. Ceza Genel Kurulu bu ayrımı doğrudan kuruyor:</p>

<p><i>"Seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır."</i></p>

<p>Uygulamada bu cümlenin karşılığı somut. Bir kurum, adı ve yeri itibarıyla muhakemeye ait olsa bile, sonuç cezayı doğrudan ve zorunlu olarak aşağı çekiyorsa artık lehe kanun ilkesinin alanına giriyor. Belirleyici olan kurumun etiketi değil, cezaya dokunup dokunmadığı.</p>

<p>Kurul aynı çizgiyi kısa süre önce trafik dosyasında da işlemişti. 16 Şubat 2016 tarihli bir trafik güvenliğini tehlikeye sokma olayında, hüküm 2022'de onanmış, Başsavcılık aynı Anayasa Mahkemesi kararına dayanarak itiraz etmiş ve Ceza Genel Kurulu itirazı kabul ederek onamayı kaldırmıştı <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023382-e-202514-k-sayili-karari" rel="dofollow">(<strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/382, K.2025/14, T.08.01.2025</strong>)</a>. Samsun kararı, on ay sonra aynı ilkeyi 6136 sayılı Kanun kapsamındaki bir suça taşıyor.</p>

<p>Burada üzerinde durulması gereken bir başka nokta, Özel Daire'nin direnci. 4. Ceza Dairesi, Başsavcılık itirazını 6 Şubat 2023'te yerinde görmeyerek dosyayı Genel Kurul'a yolladı; trafik dosyasında da 12. Ceza Dairesi aynı tutumu almıştı. İki farklı daire, aynı gerekçeyle iki kez ikna olmadı. Kanaatimizce bunun sebebi, dairelerin derhal uygulanırlık kuralını tek başına yeterli görmesi ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geçmişe yürümeyeceğine ilişkin Anayasa'nın 153. maddesindeki hükmü öne çıkarmasıdır. Genel Kurul'un yaklaşımı ise iptal kararının geçmişe yürütülmesi değil; henüz kesinleşmemiş bir dosyada, iptal sonrası yapılacak usul işleminin iptalle ortaya çıkan hukuka tabi olmasıdır. Fark ince ama sonuç bakımından belirleyici.</p>

<p><strong>V. AYNI MANTIĞIN TERS YÖNÜ: 7331 DARALTMASI</strong></p>

<p>Kararın en öğretici kısmı, mahkemenin aynı ilkeyi ters yönde de işletmiş olması.</p>

<p>Seri muhakeme usulü 2021'de daraltıldı. 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinin on birinci fıkrasına şu cümle eklendi:</p>

<p><i>"Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz."</i></p>

<p>Samsun dosyasında sanık, bıçak suçunun yanı sıra hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından da mahkûm edilmişti ve bu iki suç seri muhakeme kataloğunda yer almıyor. Bugün işlenmiş bir olayda bu hüküm kapıyı kapatırdı.</p>

<p>Kurul bu sonuca varmadı. Eklenen cümlenin kapsamı daralttığını, dolayısıyla sanık aleyhine sonuç doğurduğunu ve bu niteliğiyle ancak yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanabileceğini kabul etti. Suç 2015'te işlendiğine göre, 2021 tarihli daraltma bu dosyaya işlemez.</p>

<p>Böylece tek bir kararda ilkenin iki yüzü de görünüyor: lehe olan geriye yürüyor, aleyhe olan yürümüyor. Muhakeme kuralı sayılan bir hüküm cezayı etkilediği anda, zaman bakımından uygulanma rejimi de maddi ceza hukukununkine dönüyor.</p>

<p>Bu tespitin bugüne bakan bir uzantısı var. 21 Kasım 2024 tarihli 7533 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle, seri muhakeme kataloğunda yer alan 6136 sayılı Kanun'un 13. maddesine ilişkin ibare "birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları" iken "üçüncü fıkrası" şeklinde değiştirildi; yani 13. maddenin birinci ve beşinci fıkralarındaki suçlar kapsam dışına çıkarıldı. Bu da kapsamı daraltan, dolayısıyla aleyhe bir değişiklik. Ceza Genel Kurulu'nun 7331 için kurduğu mantık aynen geçerliyse, söz konusu değişikliğin yürürlüğünden önce işlenmiş fiiller bakımından eski kataloğun uygulanması gerekir. Elinde bu tarihten önceye ait bir 6136 dosyası bulunan meslektaşın bakması gereken yer burasıdır.</p>

<p><strong>VI. HANGİ DOSYADA BU KAPI AÇIK</strong></p>

<p>Karar, uygulamada üç soruyu peş peşe sormayı gerektiriyor.</p>

<p><strong>Birincisi, suç kataloğa giriyor mu.</strong> Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinin birinci fıkrası tahdidi bir liste veriyor: hakkı olmayan yere tecavüz, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, trafik güvenliğini tehlikeye sokma, gürültüye neden olma, parada sahtecilik, mühür bozma, resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, kumar için yer ve imkân sağlama, başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması; ayrıca 6136 sayılı Kanun, Orman Kanunu'nun 93/1, 1072 sayılı Kanun'un 2 ve Kooperatifler Kanunu'nun ek 2. maddesindeki belirli suçlar. Liste kıyasa kapalı.</p>

<p><strong>İkincisi, hüküm 1 Ocak 2020 itibarıyla kesinleşmiş miydi.</strong> İptallerden sonra geçici 5/d'nin ayakta kalan tek engeli bu. Kesinleşmemiş dosyada kovuşturmaya geçilmiş veya hüküm kurulmuş olması tek başına engel değil.</p>

<p><strong>Üçüncüsü, aleyhe bir kapsam değişikliği araya girmiş mi ve suç tarihi bu değişiklikten önce mi.</strong> 7331 ve 7533 sayılı Kanunlarla yapılan daraltmalar bu soruya giriyor.</p>

<p>Talebin biçimine de dikkat etmek gerekir. Seri muhakeme usulünün uygulanmasını savcılık teklif eder ve teklifin şüpheli tarafından müdafi huzurunda kabul edilmesi şarttır; müdafi bulunmadan verilen kabul beyanı sonuç doğurmaz. Yargılaması süren bir dosyada doğrudan yapılacak iş, mahkemeden dosyanın bu usul bakımından değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılığına tevdiini talep etmektir. Mahkemece kurulan hükme karşı itiraz yolu açıktır; ancak itiraz mercii incelemesini 250. maddenin üçüncü ve dokuzuncu fıkralarındaki şartlarla sınırlı yapar.</p>

<p>Usulün kapalı olduğu hâller de var. Yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı hâllerinde uygulanmaz; şüpheliye adresinde ulaşılamaması hâlinde de. Buna karşılık fıkrada yer alan "sağır ve dilsizlik" ibaresi <a href="https://www.hukukihaber.net/sagir-ve-dilsiz-kisiler-hakkinda-seri-muhakeme-ve-basit-yargilama-usullerinin-uygulanmamasini-ongoren-kurallarin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi'nin 5 Kasım 2024 tarihli E.2024/66, K.2024/188 sayılı kararı</a>yla iptal edilmiştir; bu grup bakımından artık kanuni bir engel bulunmuyor. Ayrıca suç iştirak hâlinde işlenmişse şüphelilerden birinin kabul etmemesi tüm dosyayı usul dışına çıkarıyor.</p>

<p><strong>VII. SONUÇ</strong></p>

<p>Samsun dosyasında bozma, sanığa doğrudan bir indirim vermiyor. Verdiği şey, hukuki durumunun seri muhakeme bakımından yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu. Dosya mahalline döndüğünde savcılık teklifi yapılacak, sanık müdafi huzurunda kabul ederse mahkeme yarı oranında indirilmiş yaptırım üzerinden hüküm kuracak.</p>

<p>Kararın kalıcı tarafı bu tek dosyanın sonucu değil, kurduğu ölçüt. Bir muhakeme kurumunun sonuç ceza üzerinde zorunlu ve doğrudan bir indirim etkisi varsa, o kurum artık salt derhal uygulanırlık rejimine bırakılamıyor; lehe kanunun geçmişe yürümesi ilkesi devreye giriyor, aleyhe daraltma ise geriye işlemiyor. Ceza Genel Kurulu bu çizgiyi 2025 yılı içinde iki ayrı suç tipinde tekrarladı.</p>

<p>Uygulama açısından çıkarılacak sonuç yalın. Yıllardır Yargıtay'da bekleyen, katalog kapsamındaki bir suça ilişkin ve 1 Ocak 2020 itibarıyla kesinleşmemiş her dosyada bu değerlendirme yapılmalıdır. Onama kararı verilmiş olması da tek başına engel değildir; nitekim bu dosyada Genel Kurul'un kaldırdığı şey, üç yıl önce verilmiş bir onama kararıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023172-e-2025426-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">– Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/172, K.2025/426, T.22.10.2025</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023382-e-202514-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">– Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/382, K.2025/14, T.08.01.2025</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-24012022-tarih-ve-202087-e-202244-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">– Anayasa Mahkemesi, E.2020/87, K.2022/44, T.21.04.2022 </span></a><span style="color:#999999">(RG: 02.08.2022, S.31911)</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202016-esas-202033-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">– Anayasa Mahkemesi, E.2020/16, K.2020/33, T.25.06.2020</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202081-esas-20214-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">– Anayasa Mahkemesi, E.2020/81, K.2021/4, T.14.01.2021</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sagir-ve-dilsiz-kisiler-hakkinda-seri-muhakeme-ve-basit-yargilama-usullerinin-uygulanmamasini-ongoren-kurallarin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">– Anayasa Mahkemesi, E.2024/66, K.2024/188, T.05.11.2024</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">– 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.250, geçici m.5</span></p>

<p><span style="color:#999999">– 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.7</span></p>

<p><span style="color:#999999">– 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun m.15</span></p>

<p><span style="color:#999999">– 7188 sayılı Kanun m.23, m.31; 7331 sayılı Kanun m.22; 7533 sayılı Kanun m.34</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/onanan-ceza-seri-muhakeme-icin-bozuldu-ceza-genel-kurulundan-yarim-cezaya-geriye-etki-1</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="61354"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/382 E., 2025/14 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023382-e-202514-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023382-e-202514-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 08.01.2025 tarihli, 2023/382 E., 2025/14 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/382 E., 2025/14 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İtirazname No : 2023/21831</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 797-56</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 179/3. maddesi delaletiyle 179/2, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Ankara Batı 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.04.2016 tarihli ve 184-426 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 13.10.2021 tarih ve 5249-6872 sayı ile; "Sanığa isnat edilen eylemin, 5237 sayılı TCK'nın 179. maddesinin 2-3. fıkralarında düzenlenen 'trafik güvenliğini tehlikeye sokma' suçuna ilişkin olduğu, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu için TCK'nın 179. maddesinin 2. fıkrasında temel ceza miktarının 'üç aydan iki yıla kadar hapis cezası' olarak belirlendiği; 5271 sayılı CMK'nın, 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan 'basit yargılama usulü' başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; 'Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.' şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan '01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.' şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25.06.2020 tarihli ve 16-33 sayılı ve 16.03.2021 tarihli 31425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 14.01.2021 tarihli ve 81-4 sayılı iptal kararları ile '...kovuşturma evresine geçilmiş..., ...hükme bağlanmış...' ibarelerinin, aynı bentte yer alan '..basit yargılama usulü...' yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle;</p>

<p>Kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan kesinleşmiş hükümler haricindeki düzenlemelerin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; 'mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.' şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararlarının neticeleri itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin ve CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK'nın 7. maddesi ile CMK'nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle, sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, 'basit yargılama usulü' yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Ankara Batı 6. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında basit yargılama usulünün uygulanmasına yer olmadığına karar verildikten sonra 27.01.2022 tarih ve 797-56 sayı ile, sanığın bir önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verildiği, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 15.12.2022 tarih ve 2255-10110 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 22.03.2023 tarih ve 21831 sayı ile; "Sanığın üzerine atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçunun CMK'nın 250. maddesine göre seri muhakeme usulü kapsamında yargılamasının yapılması gerektiği, suç tarihinin 16.02.2016 olup 02 Ağustos 2022 tarih, 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı ilamı ile 7188 Sayılı Kanun'un 31. maddesi ile 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na eklenen geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan '...01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile ... uygulanmaz...' hükmünün '...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış...' ibaresinin '...seri muhakeme usulü...' yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, Yargıtay 12. CD.'nin 15.12.2022 tarihli ve 2255-10110 sayılı kararının Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra olduğu, sanık hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan, seri muhakeme usulünün uygulanmaması nedeniyle, ilk derece mahkemesinin kararının bozulması yerine onanması sureti ile verilen kararı hukuka aykırılık oluşturduğu," düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 05.07.2023 tarih ve 2829-2427 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Özel Dairenin onama kararından önce 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile CMK'ya 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetildiğinde, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden tayin edilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığına ilişkin değerlendirmenin Yerel Mahkemece mi yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler<br />
24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile CMK'nın mülga 250. maddesi başlığı ile birlikte;<br />
"Seri muhakeme usulü</p>

<p>(1) Soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra),</p>

<p>2. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170),</p>

<p>3. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra),</p>

<p>4. Gürültüye neden olma (madde 183),</p>

<p>5. Parada sahtecilik (madde 197, ikinci ve üçüncü fıkra),</p>

<p>6. Mühür bozma (madde 203),</p>

<p>7. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206),</p>

<p>8. Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228, birinci fıkra),</p>

<p>9. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (madde 268),<br />
suçları.</p>

<p>b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar.</p>

<p>c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç.</p>

<p>d) 13/12/1968 tarihli ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen suç.</p>

<p>e) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç.</p>

<p>(2) Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirir.</p>

<p>(3) Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır.</p>

<p>(4) Cumhuriyet savcısı, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirler.</p>

<p>(5) Dördüncü fıkra uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesine göre seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya 51 inci maddesine göre ertelenebilir.</p>

<p>(6) Bu maddeye göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde 231 inci madde kıyasen uygulanabilir.</p>

<p>(7) Bu madde kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(8) Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder. Talep yazısında;</p>

<p>a) Şüphelinin kimliği ve müdafii,</p>

<p>b) Mağdur veya suçtan zarar görenlerin kimliği ile varsa vekili veya kanuni temsilcisi,</p>

<p>c) İsnat olunan suç ve ilgili kanun maddeleri,</p>

<p>d) İsnat olunan suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,</p>

<p>e) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,</p>

<p>f) İsnat olunan suçu oluşturan olayların özeti,</p>

<p>g) Üçüncü fıkrada belirtilen şartların gerçekleştiği,</p>

<p>h) Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış ise bunlara ilişkin hususlar ve güvenlik tedbirleri,<br />
gösterilir.</p>

<p>(9) Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılır.</p>

<p>(10) Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hâllerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamaz.</p>

<p>(11) Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz.</p>

<p>(12) Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde uygulanmaz.</p>

<p>(13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz.</p>

<p>(14) Dokuzuncu fıkra kapsamında Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir.</p>

<p>(15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, anılan Kanun'un</p>

<p>31. maddesiyle de CMK'ya;</p>

<p>"(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla;<br />
...</p>

<p>c) 250 nci maddede düzenlenen seri muhakeme usulü ile 251 ve 252 nci maddelerde düzenlenen basit yargılama usulüne ilişkin hükümler, 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanır.</p>

<p>d) 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz..." biçiminde geçici 5. madde eklenerek 01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanmaması öngörülmüştür.</p>

<p>14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle CMK'nın 250. maddesinin dördüncü fıkrasına "temel cezadan" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve koşulları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan" ibaresi, sekizinci fıkrasına "Bu fıkraya aykırı olarak düzenlendiği, belirlenen yaptırımda maddi hata yapıldığı, yaptırım hakkında 231 inci veya Türk Ceza Kanununun 50 nci ve 51 inci maddelerinin uygulanmasında objektif koşulların gerçekleşmediği ya da teklif edilen cezanın mahiyetine uygun bir güvenlik tedbiri belirtilmediği anlaşılan talep yazısı, eksikliklerin tamamlanması amacıyla mahkemece Cumhuriyet başsavcılığına iade edilir. Cumhuriyet savcısı tarafından eksiklikler tamamlandıktan ve hatalı noktalar düzeltildikten sonra talep yazısı yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderilir.", onbirinci fıkrasına ise "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz." cümleleri eklenmiş, dokuzuncu fıkrasında yer alan "şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda" ibaresi "şartların gerçekleştiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda" şeklinde, ondördüncü fıkrası ise "Dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii, itirazı üçüncü ve dokuzuncu fıkralardaki şartlar yönünden inceler." olarak değiştirilmiş ve madde son şeklini almıştır.<br />
Seri muhakeme usulü, CMK'nın 250. maddesinde tahdidi olarak sayılan suçlarla sınırlı olmak üzere belirli şartlarda uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yoludur. Bahse konu suçlarla ilgili yürütülen soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmemesi ve anılan maddede yer alan şartların gerçekleştiğinin anlaşılması hâlinde Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri seri muhakeme usulü hakkında şüpheliyi bilgilendirecek, bu usulün uygulanması için Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan teklifin müdafi huzurunda şüpheli tarafından kabul edilmesi hâlinde ise bu usul uygulanacaktır. Dolayısıyla seri muhakeme usulü, belirli uyuşmazlıklarda uygulama girişiminde bulunulması zorunlu olan ve bu nedenle aynı zamanda muhakeme şartı oluşturan, özel bir ceza muhakemesi türüdür (Hakan Karakehya-Asuman İnce Tunçer, "Seri Muhakeme Usulünün Adil Yargılanma Hakkı ve Diğer Bazı Anayasal İlkeler Açısından Değerlendirilmesi," Hacettepe HFD, 11(1) 2021, s.11)</p>

<p>Bu usulün uygulanması durumunda Cumhuriyet savcısı, TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan ve şartları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirledikten sonra seri muhakeme usulünün uygulanmasını görevli mahkemeden talep edecektir. Mahkemece şüpheli müdafi huzurunda dinledikten sonra Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanmasının şüpheliye teklif edildiği, şüphelinin müdafi huzurunda teklifi kabul ettiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere CMK'nın 250. maddesinin dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda hüküm kurulacak aksi hâlde talep reddedilip soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilecektir.</p>

<p>Bu bağlamda seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.</p>

<p>Öte yandan Anayasa Mahkemesince 21.04.2022 tarih ve 87-44 sayı ile;</p>

<p>"30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında itiraz konusu kuralın bulunduğu bentte yer alan '...kovuşturma evresine geçilmiş...', '...hükme bağlanmış...' ibarelerinin 'basit yargılama usulü yönünden' iptaline karar vermiştir (AYM; E.2020/16, K.2020/33, 25.06.2020, §§ 23-27; E.2020/81, K.2021/4, 14/1/2021, §§ 27</p>

<p>28.). Anılan kararlarda, kesinleşmiş yargı kararıyla sonuçlanmamış yargılamalarda yeni muhakeme usulünün uygulanabilir olduğunun tespiti yapılmıştır. Bununla birlikte basit yargılama usulünün uygulanması durumunda sonuç cezanın sanık lehine indirilmesinin zorunlu olması nedeniyle kural için suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında lehe kanunun geçmişe yürütülmesi ilkesinin geçerli olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda söz konusu kararlarda belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma aşamasında olan veya hükme bağlanmış dosyalarda lehe hükümler içeren basit yargılama usulünün uygulanmasını önleyen kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle bağdaşmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>31. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin ve öngörülen çarelerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği de tartışmasızdır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28.02.2013.).</p>

<p>32. İtiraz konusu kural, belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş ya da hükme bağlanmış dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanamayacağını öngörmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere Kanun’un 250. maddesinin (4) numaralı fıkrası seri muhakeme usulünün uygulanması sonucunda yaptırımın yarı oranında indirilerek belirlenmesini öngörmektedir. Buna göre itiraz konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış, dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını öngörmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesini ihlal etmektedir. Kuralın bu niteliği ve yargılama üzerindeki etkisi dikkate alındığında Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve E.2020/16, K.2020/33 ile 14/1/2021 tarihli ve E.2020/81, K.2021/4 sayılı kararlarında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum söz konusu değildir.</p>

<p>33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır..." gerekçesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Bu aşamada uyuşmazlığın sağlıklı şekilde çözüme kavuşturulması bakımından, ceza normu ile muhakeme normu farkı, derhal uygulanırlık ilkesi ve Anayasa Mahkemesinin ceza muhakemesi normuna ilişkin olarak verdiği iptal kararlarının geçmişe yürüyüp yürümeyeceği konularına doktrin ve yargı kararları çerçevesinde kısaca değinilmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>Bir kuralın ceza muhakemesi hukukuna mı yoksa maddi ceza hukukuna mı dâhil olduğunu anlamak için kuralın hangi yasada yer aldığına bakmak yeterli değildir. Kural olarak suç ve yaptırımları öngören normlar ceza hukuku normları, suç iddiasının araştırılıp ceza verilmesinde izlenecek yöntemi gösteren kurallar ise muhakeme hukuku kurallarıdır. Ceza muhakemesi işlemlerini düzenleyen kuralların büyük bir kısmı sadece usul ilişkisini düzenlerken bir kısmı da usul ilişkisiyle birlikte aynı zamanda ceza ilişkisini de karma olarak düzenlerler. Kural olarak muhakeme kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanma ilkesi geçerlidir. Ancak bu ilkenin, eski ve yeni hal arasında haksızlıklara yol açacağı öngörülüyorsa, en doğru yolun geçiş dönemi için yasayla istisnai hükümler konulması olacağı kabul edilebilir(Nur Centel/Hanife Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Kitabevi, 19. Baskı, İstanbul, 2020, s.61).</p>

<p>Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasını gösteren TCK'nın 7. maddesinde iki önemli ilkeden söz edilebilir; ceza hukuku kuralları yürürlüğe girdiği andan itibaren ileriye etkili olarak uygulanırken yeni suç yaratan veya failin durumunu ağırlaştıran kanunlar geçmişe etkili olmaz; ancak eski ve yeni kanunda failin lehine olan kanun geçmişe etkili sonuç doğurur. Ceza muhakemesi hukukuna ilişkin bir kanun yürürlüğe girdiği zaman ise kural olarak failin lehine veya aleyhine olduğuna bakılmaksızın derhal uygulanır. Muhakeme hukuka dair bu kuralın istisnası; yeni durumda ortaya çıkacak bir takım haksızlıkların önlenmesi için kabul edilen kazanılmış haklardır. Örneğin; eski muhakeme kuralının uygulandığı hâlde usulen belirlenen süre bir hafta iken sonraki durumda bu süre 5 güne indirilmişse ve başvuru hakkı sahibinin eski hâldeki süreye güvenerek başvuru yapmamış ise ortaya çıkan adil olmayan durum nedeniyle kazanılmış haktan bahsetmek mümkün olabilecek, süre 15 güne çıkarılmışsa bu kez henüz kullanılmamış olan başvuru hakkı yeni duruma göre değerlendirilebilecektir (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, 16. Baskı, Ankara, 2021, s.143-149).</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin bir normun Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle vermiş olduğu iptal kararı, iptal edilen hükmün yürürlükten kaldırılmasının yanı sıra yürürlük sonrasında uygulanmasını da önleyerek tesir eder. Anayasa'nın 153/5. maddesi, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının, kuralın iptal edilmeden önce uygulandığı zamanlara (geçmişe) dokunmayacağını (yürümeyeceğini) hüküm altına almıştır. Muhakeme normları ile muhakeme dışı normların zaman bakımından uygulanması arasında fark vardır. Muhakeme dışı normlar TCK'nın 7. maddesinde düzenlenen yürürlük öncesi uygulanırlık ile yürürlük sonrası uygulanırlık hâllerinde eski yeni kanun karşılaştırması sonucu lehe kanun ilkesine tâbi iken, muhakeme normları için söz konusu olan yürürlük sonrası uygulanırlık ya da derhâl uygulanırlık kuralıdır. Derhâl uygulanırlık kuralının istisnası her ne kadar kazanılmış hak olarak kabul edilse de bu hâlde daima lehe sonuç doğuracak bir durum akla gelmekte, hâlbuki önceden yapılmış bir muhakeme işlemi lehe de olsa aleyhe de olsa geçerli sayılmalı ve yeni kanuna göre tekrarlanmamalıdır (Feridun Yenisey/Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, 9. Baskı, Ankara, 2021, s.106-108) .</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 26.03.2013 tarihli ve 1515-102 ile 05.04.2011 tarihli ve 262-35 sayılı kararlarında açıkça belirtildiği üzere; Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş hükümleri nasıl etkileyeceği sorunu, usul kanunlarının zaman bakımından uygulanması ile ilgilidir.<br />
Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında genel ilke usul işlemlerinin, işlemin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan usul kanununa tabi olacağıdır. Bir usul işlemine o sırada yürürlükte bulunan usul kanunu hükümlerinin uygulanmasına derhâl uygulama ilkesi denilmektedir.</p>

<p>Bir usul işlemine sonradan yürürlüğe giren usul kanununun uygulanmasına geçmişe yürüme (makable şümul), yürürlükten kaldırılan eski usul kanunu hükümlerinin, sonraki usul işlemlerine uygulanmasına ise eski kanunun ileriye yürümesi ilkesi olarak adlandırılmaktadır.</p>

<p>Ceza yargılamasında kural, derhâl uygulamadır. O hâlde ceza yargılaması sırasında kanun değişikliği olduğunda yeni kanun uygulanmalıdır. Ancak, bu durum eski usul kanunu zamanında yapılmış işlemlerin geçersiz sayılması sonucunu doğurmaz. Yeni kanunun eski kanuna göre daha mükemmel olduğu görüşünden hareketle, eski kanuna göre yapılmış işlemlerin yenilenmesi kabul edilirse, birçok işlemin yeniden yapılamayacağı gerçeği maddi olarak ortaya çıkar, zira birçok işlemin yeni kanuna göre tekrar yapılma imkânı artık ortadan kalkmış olabilir. Kaldı ki eski kanun zamanında yapılmış işlemlerin yenilenmesi, uyuşmazlıkları tekrar canlandıracak, bundan da kamu düzeni zarar görecektir.</p>

<p>Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan ve aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhâl uygulanma ilkesinin sonucu olarak;</p>

<p>a- Usul işlemleri kural olarak yürürlükteki kanuna göre yapılacaktır.</p>

<p>b- Yürürlükte olan kanuna göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren bir kanun nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.</p>

<p>c- Yeni kanunun yürürlüğünden ya da Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra yapılması gereken usul işlemleri ise yeni kanuna ya da iptal kararıyla ortaya çıkan usule tâbi olacaktır.</p>

<p>d- Muhakeme usulüne ilişkin çıkarılan yeni kanunun uygulanmasında, bu kanun veya değişikliğin sanığın lehine ya da aleyhine sonuç doğurmasına bakılmayacaktır.</p>

<p>B. Hukuki Değerlendirme<br />
Seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirmesi, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile CMK'ya 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi, sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün anılan bentte belirtildiği şekilde 01.01.2020 tarihi itibarıyla kesinleşmemiş ve Anayasa Mahkemesinin 02.08.2022 tarihinde yayımlanan iptal kararından sonra Özel Dairece onanmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu ve buna ilişkin değerlendirmenin Özel Dairece yapılması gerektiği kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 15.12.2022 tarih ve 2255-10110 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Ankara Batı 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.01.2022 tarihli ve 797-56 sayılı hükmünün, seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.01.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023382-e-202514-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="72277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/172 E., 2025/426 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023172-e-2025426-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023172-e-2025426-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.10.2025 tarihli, 2023/172 E., 2025/426 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2023/172 E., 2025/426 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İtirazname No : 2022/151167</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 574-934</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Yasak niteliği haiz bıçak taşıma suçundan sanığın 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 15/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52/2, 53/1 ve 54. maddeleri gereğince 5 ay hapis ve 400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesince 03.12.2015 tarih ve 574-934 sayı ile verilen hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 10.10.2022 tarih ve 16673-19173 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 22.12.2022 tarih ve 151167 sayı ile; "...Sanığa atılı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 6136 sayılı Kanun’un 15/1. maddesi gereğince kurulan mahkûmiyet hükmünden sonra ancak Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin ilamının tarihinden önce Anayasa Mahkemesinin 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 21.04.2022 tarihli ve 2020/87 Esas, 2022/44 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan '...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış...' ibaresinin '...seri muhakeme usulü...' yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olması ve yargılama konusu suçun seri muhakeme usulüne tabi olması karşısında, sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinde düzenlenen seri muhakeme usulünün uygulanabilmesi için yerel mahkemece dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle, ayrıca 08.07.2021 tarihli 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 250. maddesinin 11. fıkrasına eklenen ek cümle gereğince seri muhakeme usulünün bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanabilmesi mümkün değil ise de, sanık hakkında kurulan diğer mahkûmiyet hükümlerinin niteliğine ve oluşa göre 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçunun birlikte işlenen suç olarak kabul edilemeyeceği ve suç tarihine göre de 5271 sayılı CMK’nın 250. maddesinin 11. fıkrasının engel oluşturmayacağı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 06.02.2023 tarih ve 17320-785 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında yasak niteliği haiz bıçak taşıma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yasak niteliği haiz bıçak taşıma suçu bakımından sanık hakkında seri muhakeme usulünün uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığının, bu bağlamda seri muhakeme usulünün uygulanmasına ilişkin olarak sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLGU</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca 01.10.2015 tarih ve 8378-7019 sayı ile; sanık ile inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... hakkında inceleme dışı katılanlar ... ve ...'ya yönelik zincirleme şekilde işlenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından, sanık hakkında ayrıca yasak niteliği haiz bıçak taşıma suçundan cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açıldığı, suç tarihinin ise 28.05.2015 olarak gösterildiği,</p>

<p>Yapılan yargılama sonucunda Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesince 03.12.2015 tarih ve 574-934 sayı ile; sanık ile inceleme dışı sanıkların zincirleme şekilde ve birden fazla kişi ile birlikte işlenen görevi yaptırmamak için direnme ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret suçlarından, sanığın ise ayrıca yasak niteliği haiz bıçak taşıma suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiği,</p>

<p>Bu hükümlerin, sanık müdafii ile inceleme dışı sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 10.10.2022 tarih ve 16673-19173 sayı ile onanmasına karar verildiği,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Uyuşmazlık konusunun çözümü için öncelikle seri muhakeme usulünün hukuki niteliğine ve ceza hukuku kurallarının zaman bakımından uygulanması müessesine değinilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 18.09.2024 tarihli ve 384-248; 08.01.2025 tarihli ve 382-14 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; seri muhakeme usulü 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesi ile CMK'nın mülga 250. maddesinin başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmesi ile sisteme dahil edilmiştir. 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 22. maddesi ile de bu usulün kapsamını daraltmaya yönelik olarak CMK'nın 250. maddesinin on birinci fıkrasına "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz." cümlesi eklenmiştir. Bu suretle bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde seri muhakeme usulünün uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Seri muhakeme usulü belirli uyuşmazlıklarda uygulama girişiminde bulunulması zorunlu olan ve bu nedenle de aynı zamanda muhakeme şartı oluşturan özel bir ceza muhakemesi türüdür (Hakan Karakehya-Asuman İnce Tunçer, "Seri Muhakeme Usulünün Adil Yargılanma Hakkı ve Diğer Bazı Anayasal İlkeler Açısından Değerlendirilmesi," Hacettepe HFD, 11(1) 2021, s.11).</p>

<p>Bu usulün uygulanması durumunda Cumhuriyet savcısı, TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan ve şartları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı tespit etmesinin ardından seri muhakeme usulünün uygulanmasını görevli mahkemeden talep edecektir. Mahkemece şüpheli müdafi huzurunda dinledikten sonra Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanmasının şüpheliye teklif edildiği, şüphelinin müdafi huzurunda teklifi kabul ettiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere CMK'nın 250. maddesinin dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda hüküm kurulacak aksi hâlde talep reddedilip soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilecektir.</p>

<p>Bu bağlamda seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte TCK'nın "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesinin ikinci fıkrası; "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur." şeklinde düzenlenmiş olup bu hükümde ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin "ileriye etkili olma" prensibine ve bu durumun istisnasını oluşturan, "failin lehine olan kanunun geçmişe etkili olması", "geçmişe etkili uygulama" veya "geçmişe yürürlük" ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren kanun, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Öte yandan, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile; ceza muhakemesinin ilerleyişine ilişkin aşamalar göz önüne alınarak seri muhakeme usulünün tatbikini sınırlamak amacıyla CMK'ya 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle "1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz." şeklinde eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Bu kararın gerekçesi de "...Kanun’un 250. maddesinin (4) numaralı fıkrası seri muhakeme usulünün uygulanması sonucunda yaptırımın yarı oranında indirilerek belirlenmesini öngörmektedir. Buna göre itiraz konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış, dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını öngörmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesini ihlal etmektedir." şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>B. Hukuki Değerlendirme<br />
Seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirmesi, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile CMK'ya 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi, sanık hakkında yasak niteliği haiz bıçak taşıma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün anılan bentte belirtildiği şekilde 01.01.2020 tarihi itibarıyla kesinleşmemiş ve Anayasa Mahkemesinin 02.08.2022 tarihinde yayımlanan iptal kararından sonra Özel Dairece onanmış olması ve suç tarihinden sonra 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle CMK'nın 250. maddesinin on birinci fıkrasına eklenen "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz." şeklindeki düzenlemenin seri muhakeme usulünün kapsamını daraltmaya yönelik olması sebebiyle sanık aleyhine sonuç doğurması, bu nedenle de anılan Kanun'un yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar hakkında uygulanabilecek nitelikte bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde yasak niteliği haiz bıçak taşıma suçu bakımından sanık hakkında seri muhakeme usulünün uygulanma şartlarının oluştuğu, bu bağlamda seri muhakeme usulünün uygulanmasına ilişkin olarak sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 10.10.2022 tarihli ve 16673-19173 sayılı onanma kararının yasak niteliği haiz bıçak taşıma suçu bakımından KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesince 03.12.2015 tarih ve 574-934 sayı ile yasak niteliği haiz bıçak taşıma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün, seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023172-e-2025426-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="15692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin, evlilik birliğini sona erdirme konusunda, ortak irade göstermesi ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde, anlaşmaya varması hâlinde açılan, dava türüdür.</p>

<p>Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi konular, taraflar arasında, önceden, karara bağlanmış olmalıdır.</p>

<p>Uygulamada, anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına kıyasla, oldukça kısa sürede, sonuçlanır.</p>

<p>Genellikle dava açıldıktan sonra, tek celsede, sonuçlanır. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre, değişmekle birlikte, anlaşmalı boşanma davası, çoğu zaman birkaç hafta ile, birkaç ay içinde, kesinleşebilir.</p>

<p>Bu tür davalarda, en önemli husus, tarafların, duruşmada, bizzat hazır bulunmaları ve, boşanma iradelerini, hâkim huzurunda, açıkça, beyan etmeleridir.</p>

<p>Hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığını ve yapılan anlaşmanın, hukuka ve özellikle, çocukların üstün yararına, uygun olup olmadığını, denetler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anlaşmalı boşanmada, taraflar arasında, velayet konusunda anlaşma varsa, hâkim, çocuğun menfaatine aykırı bir durum, görmediği sürece, bu anlaşmayı, kabul eder.</p>

<p>Nafaka ve tazminat konusunda yapılan düzenlemeler de, hâkim tarafından, makul bulunmalıdır. Aksi hâlde hâkim, anlaşmalı boşanmaya karar vermeyip, davayı, çekişmeli boşanmaya, dönüştürebilir.</p>

<p>Kararın verilmesinden sonra, tarafların, istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması hâlinde, karar, kısa sürede, kesinleşir.</p>

<p>Böylece, anlaşmalı boşanma davası, hem zaman, hem de yıpranma açısından, taraflar için, en hızlı sonuçlanan, boşanma yoludur.</p>

<p>Özetle, anlaşmalı boşanma davası, gerekli şartlar sağlandığında kısa sürede tamamlanan ve tek duruşmada sona eren bir hukuki süreçtir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/__Z3Q8uzTNU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetten Vazgeçme Davayı Düşürür mü? Şikayete Bağlı Suçlarda, Sonuçları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sikayetten-vazgecme-davayi-dusurur-mu-sikayete-bagli-suclarda-sonuclari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sikayetten-vazgecme-davayi-dusurur-mu-sikayete-bagli-suclarda-sonuclari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şikayetten Vazgeçme Davayı Düşürür mü? 

Şikayete Bağlı Suçlarda, Sonuçları 

Av. Aysel ABA KESİCİ yazdı...

https://www.hukukihaber.net/sikayetten-vazgecme-davayi-dusurur-mu-sikayete-bagli-suclarda-sonuclari]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen suçların önemli bir bölümü, mağdurun şikayetine bağlı suçlar arasında yer alıyor; <strong>2026 itibarıyla</strong> bu suçlarda mağdur, fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren <strong>6 aylık şikayet süresi</strong> içinde şikayetini geri çekme hakkına sahip. Peki bu geri çekme adımı, görülmekte olan bir ceza davasını gerçekten sona erdiriyor mu, yoksa yargılama başka bir şekilde devam ediyor mu?</p>

<p>Cevap, suçun türüne, yargılamanın hangi aşamada olduğuna ve sanığın vazgeçmeyi kabul edip etmediğine göre değişiyor. Bu yazıda <strong>şikayetten vazgeçmenin</strong> hukuki sonuçlarını, hangi suçlarda davayı düşürdüğünü ve vazgeçtikten sonra geri dönüşün mümkün olup olmadığını adım adım ele alıyoruz.</p>

<p><strong>Şikayete Bağlı Suçlar Nedir, Resen Kovuşturulan Suçlardan Farkı Ne?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza hukukunda suçlar iki büyük gruba ayrılır: <strong>resen kovuşturulan suçlar</strong> savcılık şikayet olmasa da harekete geçer; <strong>şikayete bağlı suçlarda</strong> ise soruşturmanın başlaması ve devam etmesi mağdurun şikayetine bağlıdır. Basit yaralama, hakaret, konut dokunulmazlığının ihlali gibi suçlar genellikle bu ikinci gruptadır.</p>

<p>Örneğin işyerinde çalışan Mehmet Bey'e bir iş arkadaşı tarafından hakaret edildiğini düşünelim. Mehmet Bey şikayetçi olmazsa savcılık dosyayı kendiliğinden açamaz; şikayet süresi geçtikten sonra bu hak da düşer. Bu noktada <strong>hangi suçun şikayete bağlı olduğunu bilmek</strong>, sürecin başında atılacak adımlar için belirleyicidir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="3"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Özellik</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Şikayete Bağlı Suç</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Resen Kovuşturulan Suç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Soruşturma başlar mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Şikayet varsa</p>
   </td>
   <td>
   <p>Şikayet aranmaz</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Vazgeçme etkisi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Davayı düşürebilir</p>
   </td>
   <td>
   <p>Etkisi yoktur</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Örnek suçlar</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hakaret, basit yaralama, konut dokunulmazlığı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kasten öldürme, uyuşturucu ticareti</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Şikayetten vazgeçme dilekçesi imza altına alınırken</p>

<p><strong>Şikayetten Vazgeçme Nasıl Yapılır? Süreç ve Şekil Şartları</strong></p>

<p>Şikayetten vazgeçme, sözlü değil <strong>yazılı bir dilekçeyle</strong> ve açık, koşulsuz bir irade beyanıyla yapılmalıdır. Dilekçe soruşturma aşamasındaysa savcılığa, kovuşturma aşamasındaysa davanın görüldüğü mahkemeye sunulur.</p>

<p><strong>Vazgeçme Süreci Adım Adım</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Vazgeçme iradesini içeren dilekçe hazırlanır.</p>

<p><strong>2.</strong> Dilekçe soruşturma veya kovuşturma makamına sunulur.</p>

<p><strong>3.</strong> Kamu davası açılmışsa sanığın vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorulur.</p>

<p><strong>4.</strong> Sanık kabul ederse mahkeme <strong>düşme kararı</strong> verir.</p>

<p>Ayşe Hanım'ın eski komşusu hakkında açtığı tehdit davasını örnek alalım. Kovuşturma aşamasında pişman olup vazgeçmek istediğinde, dilekçesini doğrudan davaya bakan mahkemeye sunması ve <strong>sanığın da bu vazgeçmeyi kabul etmesi</strong> gerekiyor; aksi halde dava kaldığı yerden devam ediyor.</p>

<p><strong>Şikayetten Vazgeçmenin Dava Üzerindeki Etkisi: Düşme mi, Beraat mi?</strong></p>

<p>Burada sık karıştırılan bir nokta var: şikayetten vazgeçme sonucunda çıkan karar <strong>beraat değil, düşme kararıdır</strong>. Beraat, sanığın suçsuz bulunduğu anlamına gelirken düşme kararı, davanın usuli bir sebeple sona erdirildiği anlamına gelir.</p>

<p>Kovuşturma evresinde sanık vazgeçmeyi kabul etmezse, yargılama <strong>normal seyrinde devam eder</strong> ve mahkeme delilleri değerlendirerek beraat veya mahkumiyet kararı verebilir.</p>

<p>Kasten yaralama davasında sanık, mağdurun vazgeçmesini kabul etmeyip yargılamanın devam etmesini isteyebilir. Bu durum genellikle sanığın masumiyetini ispatlamak istemesinden kaynaklanır ve mahkeme süreci normal seyrinde ilerler.</p>

<p><strong>Hangi Suçlarda Şikayetten Vazgeçme Davayı Düşürür?</strong></p>

<p>Şikayetten vazgeçmenin dava düşürücü etkisi <strong>sadece şikayete bağlı suçlarda</strong> geçerlidir. Basit yaralama, hakaret, konut dokunulmazlığının ihlali, güveni kötüye kullanmanın bazı halleri ve ısrarlı takip gibi suçlar bu kapsamda değerlendirilir.</p>

<p>Adliye pratiğinde şikayete bağlı suç dosyalarının önemli bir kısmı, taraflar arasındaki <strong>anlaşma veya vazgeçme yoluyla</strong> soruşturma ya da kovuşturma aşamasında sona eriyor. Bu da tarafları uzun yargılama süreçlerinden koruyan pratik bir yol sunuyor.</p>

<p>Buna karşılık <strong>kasten öldürme, cinsel saldırı, uyuşturucu madde ticareti</strong> gibi resen kovuşturulan suçlarda şikayetten vazgeçmenin herhangi bir etkisi yoktur; mağdur şikayetini geri çekse dahi dava aynı şekilde devam eder. İşyerinde yaşanan basit bir itiş kakış sonucu oluşan hafif yaralanmada mağdur vazgeçerse dava düşebilirken, aynı olayda ağır yaralanma söz konusuysa suç niteliği değişebilir ve resen kovuşturma kapsamına girebilir.</p>

<p><strong>Şikayetten Vazgeçtikten Sonra Geri Dönebilir misiniz?</strong></p>

<p>Şikayetten vazgeçme, <strong>kayıtsız ve şartsız</strong> olmak zorundadır; bir kez yapıldıktan sonra tek taraflı olarak geri alınamaz. Bu nedenle dilekçeyi imzalamadan önce sonuçlarının iyi değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Vazgeçme dilekçesini imzaladıktan bir hafta sonra pişman olan bir mağdurun “fikrimi değiştirdim, davaya devam etmek istiyorum” demesi hukuken mümkün değildir; mahkeme düşme kararını verdikten sonra aynı olay için yeniden dava açılamaz. Bu yüzden vazgeçme kararını vermeden önce bir avukattan görüş almak, ileride telafisi olmayan sonuçların önüne geçebilir.</p>

<p><strong>Uzlaşma ile Şikayetten Vazgeçme Arasındaki Fark</strong></p>

<p>Şikayetten vazgeçme ile <strong>uzlaştırma</strong> sık karıştırılan iki farklı kurumdur. Uzlaştırma kapsamındaki suçlarda dosya, taraflar arasında resmi bir uzlaştırmacı eşliğinde görüşme yapılması için önce uzlaştırma bürosuna gönderilir; taraflar anlaşırsa dava buradan düşer.</p>

<p>Şikayetten vazgeçmede ise böyle bir arabulucu süreç zorunlu değildir, mağdur doğrudan iradesini beyan eder. Örneğin komşular arasındaki bir hakaret olayında taraflar uzlaştırma bürosunda bir araya gelip anlaşabileceği gibi, mağdur süreç başlamadan da doğrudan şikayetinden vazgeçebilir; sonuç davanın düşmesi olsa da izlenen yol farklıdır.</p>

<p>Şikayetten vazgeçme öncesi hukuki danışma önemlidir</p>

<p><strong>Şikayetimden vazgeçtim ama sanık kabul etmedi, ne olur?</strong></p>

<p>Kovuşturma aşamasında sanığın onayı olmadan dava düşmez; yargılama normal seyrinde devam eder ve mahkeme mevcut delilleri değerlendirerek kararını verir.</p>

<p><strong>Şikayetten vazgeçme her suçta davayı bitirir mi?</strong></p>

<p>Hayır, sadece kanunda açıkça şikayete bağlı olduğu belirtilen suçlarda etkilidir; resen kovuşturulan suçlarda vazgeçmenin herhangi bir hukuki sonucu yoktur.</p>

<p><strong>Vazgeçme dilekçesi nereye verilir?</strong></p>

<p>Soruşturma aşamasındaysa ilgili savcılığa, kovuşturma aşamasında dava açılmışsa davaya bakan mahkemeye sunulur.</p>

<p>Özetle: <strong>şikayetten vazgeçme</strong> her davayı otomatik olarak düşürmez; suçun türüne, yargılama aşamasına ve sanığın onayına bağlı bir sonuçtur. Kararı vermeden önce hangi suçla karşı karşıya olduğunuzu ve sürecin geri dönüşü olmadığını netleştirmek, ileride pişmanlık yaşamamanız için kritik önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sikayetten-vazgecme-davayi-dusurur-mu-sikayete-bagli-suclarda-sonuclari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/terazi/themis-kitap-efkm.jpg" type="image/jpeg" length="17151"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları rehberi yayımlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-rehberi-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-rehberi-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hakimler ve Savcılar Kurulunca “Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının Kuruluş ve Faaliyetlerine İlişkin Rehber” yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>HSK'dan yapılan açıklamada "IV. Yargı Reformu Stratejisi kapsamında, yargı hizmetlerinin etkinliğinin artırılması, yargılama süreçlerinin hızlandırılması ve makul sürede yargılanma hakkının güçlendirilmesi amacıyla çeşitli idari ve yapısal tedbirlerin hayata geçirilmesi öngörülmüş olup performans ve verimliliğe ilişkin uygulamaya yönelik faaliyetleri yürütmek üzere “Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları” oluşturulması planlanmıştır.</p>

<p>Bu çerçevede, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 18.02.2026 tarihli ve 2026/280 sayılı kararı ile; makul sürede yargılanma hakkının güçlendirilmesi, hedef süre uygulamaları başta olmak üzere performans ve verimliliğe ilişkin araç ve süreçlerin etkin şekilde yürütülmesi, ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile Adalet Bakanlığı ve yereldeki yargısal faaliyetler arasında kurumsal koordinasyonun sağlanması amacıyla, adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri adalet komisyonları bünyesinde Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları kurulmasına yönelik prensip kararı alınmıştır.</p>

<p>Bu doğrultuda, 30.07.2026 tarih ve E-43807993-601.01-340 sayılı Olur ile mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı gözetilerek; Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Adalet Komisyonları ile Bölge Adliye Mahkemeleri ve Bölge İdare Mahkemeleri Adalet Komisyonları bünyesinde mülhakat adliyeleri de kapsayacak şekilde Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları kurulmuş; büroların görev ve çalışma esasları belirlenmiştir." denildi.</p>

<p><strong>UZUN SÜREN DAVALAR TESPİT EDİLECEK</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı;</p>

<p>"Hakim ve Savcılar Kurulumuz tarafından 4. Yargı Reformu Stratejimiz doğrultusunda hayata geçirdiğimiz Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının görev ve işleyişinde uygulama birliğini sağlamak amacıyla hazırlanan "Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları Rehberi" yayımlandı.</p>

<p>Bu bürolarımızla;</p>

<p>•⁠ ⁠Uzun süren dava ve soruşturmaların nedenlerini erken aşamada tespit edecek,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>•⁠ ⁠Hedef süre uygulamasını ve yargı süreçlerindeki gecikmeleri yakından takip edecek,</p>

<p>•⁠ ⁠İdari ve organizasyonel sorunlara mahallinde çözüm üretecek,</p>

<p>•⁠ ⁠Kurumlar arası koordinasyonu güçlendirecek,</p>

<p>•⁠ ⁠Alo Adalet 135 üzerinden vatandaşlarımızdan gelen başvuruları etkin şekilde değerlendireceğiz.</p>

<p>Tüm çalışmalarımızı mahkemelerin bağımsızlığına, hâkimlik teminatına ve yargısal süreçlere müdahale etmeme ilkesine titizlikle bağlı kalarak yürüteceğiz.</p>

<p>Teknolojinin imkânlarından da yararlanarak vatandaşlarımız ile yargı birimleri arasındaki bağı güçlendirecek; gecikmeyen, etkin ve erişilebilir adalet anlayışımızı daha da ileri taşıyacağız.</p>

<p>Rehberin yargı teşkilatımıza ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum."</p>

<h3><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burosu-rehberpdf.pdf" rel="dofollow">&gt;&gt; “Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının Kuruluş ve Faaliyetlerine İlişkin Rehber” için <span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-rehberi-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/h-q-g-e-o-z-n-w0-a-ac-j-d-o.jpg" type="image/jpeg" length="37073"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YOLDAKİ TOPRAK YIĞINI, EKSİK İŞARETLEME VE BELEDİYENİN SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yoldaki-toprak-yigini-eksik-isaretleme-ve-belediyenin-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yoldaki-toprak-yigini-eksik-isaretleme-ve-belediyenin-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Kentlerde yürütülen yol yapım ve bakım çalışmaları, gerekli işaretleme ve güvenlik önlemleri alınmadığında sürücüler için ciddi bir tehlike kaynağına dönüşmektedir. Gece vakti aydınlatılmamış ve işaretlenmemiş bir çalışma alanındaki toprak yığınına, çukura veya malzeme birikintisine çarpan araç sahibinin zararını kimden ve hangi yargı kolunda isteyeceği sorusu, uygulamada hâlâ tereddüt doğurmaktadır. Bu yazıda; Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.02.2026 tarihli, 2025/97 E., 2026/87 K. sayılı güncel kararı ekseninde, karayolunun yapım ve bakımından sorumlu idarenin hukuki sorumluluğu, görevli yargı yolu tartışması ve talep edilebilecek zarar kalemlerinin sınırları ele alınmaktadır. Anılan uyuşmazlık tarafımızca takip edilmiş olup karar, ilk derece hükmü niteliğindedir ve istinaf kanun yolu açıktır.</p>

<p><strong>I. OLAY VE KARARIN ÖZETİ</strong></p>

<p>Uyuşmazlığa konu olayda sürücü, gece saat 20.00 sularında şehir içi bir caddede seyir hâlindeyken yol çalışması yürütülen kesime gelmiş; herhangi bir uyarı levhası, duba, reflektif işaretleme veya yönlendirme bulunmaksızın yol üzerinde bırakılan toprak birikintisine çarpmıştır. Kaza tespit tutanağında, yolun yapım ve bakımından sorumlu kuruluşun yeterli işaretleme ve dubalama yapmadığı için kusurlu olduğu, sürücünün ise kusurunun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Yargılamada alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında; kazanın asli ve tam sorumlusunun yolun yapım ve bakımından sorumlu büyükşehir belediyesi olduğu, olayın doğrudan hizmet kusuru kapsamında değerlendirildiği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 10. maddesi ile idareye yüklenen yol güvenliğini sağlayıcı işaretleme yükümlülüğünün hiç yerine getirilmemesinin "hizmetin hiç işlememesi" niteliğinde ağır hizmet kusuru oluşturduğu, sürücü yönünden ise öngörülebilirlik, fark edilebilirlik ve kaçınabilirlik unsurlarının hiçbirinin gerçekleşmediği belirtilmiştir. Mahkeme bu tespitler doğrultusunda davayı hasar bedeli ve araç mahrumiyeti yönünden kabul etmiş; 259.456,09 TL onarım bedeli ile 8.160,00 TL araç mahrumiyet bedelinin kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı belediyeden tahsiline hükmetmiş, değer kaybı talebini ise aşağıda ayrıca inceleneceği üzere reddetmiştir.</p>

<p><strong>II. SORUMLULUĞUN HUKUKİ DAYANAĞI</strong></p>

<p>Karayolunun yapım ve bakımı ile görevli kuruluşlar, karayolu yapısını trafik güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmakla; yapım, bakım ve onarım çalışmalarının sürdürüldüğü yol kesimlerinde trafik güvenliğini tehlikeye düşürecek her türlü durumu önceden işaretlemekle yükümlüdür. Şehir içi yollarda bu yükümlülük belediyelere aittir. Trafik işaretlerinin ve güvenlik önlemlerinin amacı, sürücünün tehlikeyi zamanında fark edip uygun manevrayla tedbir alabileceği bir sistemin kurulmasıdır. Bu sistemin hiç kurulmamış olması, öğretide ve içtihatta hizmet kusurunun en ağır görünümü olan "hizmetin hiç işlememesi" hâli olarak nitelendirilmektedir.</p>

<p>Uygulamada idarelerin sıkça başvurduğu savunma, çalışmanın ihale edilen yüklenici tarafından yürütüldüğü ve sözleşme uyarınca güvenlik önlemlerinin yükleniciye ait olduğudur. İncelenen kararda bu savunma isabetli biçimde reddedilmiştir: İdarenin yüklenici ile yaptığı sözleşme, zarar gören üçüncü kişiye karşı olan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Denetim ve koordinasyon sorumluluğu devredilemez; sözleşmeyle yükleniciye bırakılan uygulama sorumluluğu, ancak idare ile yüklenici arasındaki iç ilişkide (rücuen) hüküm ifade eder. Zarar gören bakımından idare ve yüklenici, müteselsilen sorumludur.</p>

<p><strong>III. GÖREVLİ YARGI YOLU: UYGULAMADAKİ KARMAŞA</strong></p>

<p>Bu tür davalarda uygulamanın en çetrefilli sorunu, uyuşmazlığın adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görüleceğidir. Zarar, idarenin hizmet kusurundan doğmaktadır; klasik yaklaşım, hizmet kusuruna dayalı tazminat istemlerinin idari yargıda tam yargı davasıyla ileri sürülmesini gerektirir. Nitekim <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 06.04.2021 tarihli, 2017/1098 E., 2021/422 K. sayılı kararı</a></strong>nda, yoldaki çukura düşen araç bakımından yol bakım ve onarım hizmetinin kusurlu işletilmesine dayanan davanın kural olarak idari yargıda görülmesi gerektiğini ifade etmiştir.</p>

<p>Buna karşılık 2918 sayılı KTK'nın 110. maddesinin birinci fıkrası, "bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının" adli yargıda görüleceğini açıkça düzenlemektedir. Karayolu güvenliğinin sağlanmasına ilişkin yükümlülükler de KTK'da düzenlendiğinden, Uyuşmazlık Mahkemesinin yerleşik kararlarında, KTK kapsamındaki trafik güvenliği yükümlülüklerinin ihlalinden doğan uyuşmazlıkların — hizmet kusuruna dayanılmış olsa dahi — adli yargıda görülmesi gerektiği kabul edilmektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 16.11.2021 tarihli, 2018/99 E., 2021/1421 K. sayılı kararı</a></strong>nda, yol bakım çalışmasında gerekli işaretlemelerin yapılmaması nedeniyle açılan tazminat davası bakımından bu çizgiyi izlemiştir. Yakın tarihli bir örnek olarak<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 08.11.2023 tarihli, 2022/16605 E., 2023/12068 K. sayılı kararı</a></strong>nda; yol üzerine bırakılan kaldırım taşına çarpılması olayında KTK m. 110 uyarınca adli yargının görevli olduğunu belirterek ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararını bozmuştur.</p>

<p>Görüldüğü üzere içtihat tablosu tümüyle yeknesak değildir; ölçüt, zararın KTK ile idareye yüklenen trafik güvenliği yükümlülüklerinin ihlalinden doğup doğmadığıdır. Yol üzerindeki fiziki engel, işaretleme eksikliği ve çalışma alanı güvenliği KTK'nın doğrudan düzenleme alanında kaldığından, bu tip uyuşmazlıklarda adli yargıda dava açılması hem Uyuşmazlık Mahkemesi istikrarına hem de güncel Yargıtay uygulamasına uygundur. İncelenen kararda da görev itirazı benimsenmemiş ve uyuşmazlık asliye hukuk mahkemesince esastan çözülmüştür. Yine de uygulayıcının, yargı yolu itirazıyla karşılaşma ve zaman kaybı riskini hesaba katarak dava stratejisini kurması gerekir.</p>

<p><strong>IV. ZARAR KALEMLERİ VE SINIRLARI</strong></p>

<p>1. Hasar (onarım) bedeli: Zararın temel kalemi, aracın onarım giderleridir. Kararda, bağımsız ekspertiz raporundaki kalemlerin piyasa rayiçleriyle karşılaştırmalı olarak doğrulanması dikkat çekicidir; bilirkişi, yetkili ve özel servislerden alınan onarım teklifleri ile parça katalog bedellerini raporla kıyaslayarak talebin fahiş olmadığını ortaya koymuştur. Yargıtay uygulamasında, hasarın kaza ile uyumlu olduğu ve onarım bedelinin gerçek ve makul olduğu tespit edilmişse tazminat talebinin reddi mümkün değildir (Yargıtay 17. HD, 07.06.2018, 2017/3377 E., 2018/6322 K.).</p>

<p>2. Araç mahrumiyeti: Aracından yoksun kalan malik, ikame ulaşım için katlandığı veya katlanacağı makul gideri isteyebilir. Burada ölçüt, aracın fiilen kaç günde onarıldığı değil, makul koşullarda kaç günde onarılabileceğidir; zarar sorumlusunun, kendisiyle illiyet bağı bulunmayan gecikmelerden (servis yoğunluğu, parça tedarik süreci gibi) sorumlu tutulması mümkün değildir. İncelenen kararda bilirkişi, onarım iş kalemlerini tek tek süreye bağlayarak makul onarım süresini belirlemiş; emsal segmentteki araçların günlük kiralama bedelinden aracın yaşına göre amortisman indirimi ve yakıt benzeri zorunlu giderler düşülerek günlük net mahrumiyet bedeli hesaplanmıştır. Bu yöntem, mahrumiyet zararının soyut beyanlarla değil, denetlenebilir teknik verilerle kanıtlanması gerektiğini gösteren iyi bir örnektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Değer kaybının sınırı: Kararın belki de en öğretici yönü, yüksek tutarlı hasara rağmen değer kaybı talebinin reddedilmiş olmasıdır. Araçta değer kaybının doğabilmesi için hasar gören bölgenin daha önce hasarlanmamış olması aranır; daha önce hasar görüp onarılan parça ve bölgelerin aynı nitelikte yeniden hasarlanması hâlinde, aracın ikinci el değerine yansıyan ilave bir azalma — mükerrer bir değer kaybı — oluşmaz. Yerleşik uygulama bu yöndedir ve güncel istinaf kararlarında da sürdürülmektedir (örn. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari" rel="dofollow">Antalya BAM 13. HD, 06.07.2026, 2024/1685 E., 2026/1029 K.</a></strong>: aynı bölgeden önceden hasarlanmış araçta sonraki kaza nedeniyle değer kaybı oluşmayacağı). Somut olayda aracın geçmişe dönük çok sayıda hasar kaydının bulunması ve güncel hasarın büyük ölçüde aynı bölgelere isabet etmesi karşısında değer kaybı talebi reddedilmiştir. Uygulayıcı için çıkarılacak ders açıktır: Değer kaybı otomatik bir kalem değildir; dava öncesinde aracın TRAMER ve eksper kayıtları üzerinden hasar geçmişi mutlaka incelenmeli, talep buna göre şekillendirilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>İncelenen karar; işaretlenmeyen yol çalışması alanında meydana gelen tek taraflı kazalarda (i) yolun yapım ve bakımından sorumlu belediyenin "hizmetin hiç işlememesi" düzeyindeki hizmet kusuru nedeniyle zararın tamamından sorumlu tutulabileceğini, (ii) yüklenici sözleşmesinin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğini, (iii) KTK'nın 110. maddesi ekseninde bu uyuşmazlıkların adli yargıda çözülebildiğini ve (iv) zarar kalemlerinin — özellikle değer kaybının — teknik sınırlarının titizlikle denetlendiğini ortaya koymaktadır. Araç sahipleri yönünden pratik öneri; kaza anında kolluk çağrılarak çalışma alanının işaretsiz hâlinin tutanak ve fotoğraflarla belgelenmesi, bağımsız ekspertiz raporu alınması ve aracın hasar geçmişinin talep stratejisi belirlenmeden önce incelenmesidir. İdareler yönünden ise karar, yol çalışmalarında işaretleme yükümlülüğünün ihale sözleşmeleriyle devredilemeyecek asli bir kamusal görev olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA / KARAR KÜNYELERİ</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi, 05.02.2026, 2025/97 E., 2026/87 K. (ilk derece; istinaf yolu açık)</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 16.11.2021, 2018/99 E., 2021/1421 K. </span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 06.04.2021, 2017/1098 E., 2021/422 K. </span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014731-e-20152366-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 04.11.2015, 2014/731 E., 2015/2366 K. </span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 08.11.2023, 2022/16605 E., 2023/12068 K. </span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 17. HD, 07.06.2018, 2017/3377 E., 2018/6322 K.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Antalya BAM 13. HD, 06.07.2026, 2024/1685 E., 2026/1029 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 10, 13, 14, 110</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yoldaki-toprak-yigini-eksik-isaretleme-ve-belediyenin-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/terad1.jpg" type="image/jpeg" length="69255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antalya BAM 2024/1685 E., 2026/1029 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Bölge Adliye Mahkemesi'nin 06/07/2026 tarihli, 2024/1685 E., 2026/1029 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
13. HUKUK DAİRESİ<br />
TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
İSTİNAF KARARI</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ:ALANYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ:06/02/2024<br />
DAVA:Maddi Tazminat (Trafik Kazasından Kaynaklanan)<br />
KARAR TARİHİ:06/07/2026<br />
KARAR YAZIM TARİHİ:10/07/2026</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonucunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1-son cümle uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi;</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ<br />
DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 31/08/2021 tarihinde, davalı ... Sigorta AŞ nezdinde zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı ve diğer davalı ...'e ait ve bu davalı idaresindeki ... plaka sayılı araç ile davacıya ait ... plaka sayılı araç arasında meydana gelen trafik kazası sonucunda davacı aracında maddi hasar oluştuğu ve aracın değer kaybına uğradığı, davalının kusuru sonucunda kazanın gerçekleştiğini beyanla ve fazlaya dair hakkı saklı tutulması kaydıyla 100,00 TL değer kaybı zararının temerrüt tarihlerinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>DAVALI CEVABININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davalı ... Sigorta AŞ vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; talebin zamanaşımına uğradığı, kazaya karışan ... plakalı aracın müvekkili nezdinde trafik sigorta poliçesi bulunduğu, sorumluluklarının sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında, sigorta genel şartları kapsamında ve azami poliçe limitiyle sınırlı olduğu, kusurun ve zararının usulünce ispatı gerektiği, soruşturma aşamasında tarafların uzlaşmış olması halinde tazminat davası açılamayacağı, dava öncesi temerrüt oluşmadığı, dava öncesi bir tarihten faiz istemini ve yasal faiz dışında faiz nevinin kabul edilmediği, dava açılmasına müvekkilinin sebebiyet vermediğinden yargılama gideriyle müvekkilinin sorumlu tutulmaması gerektiğini beyanla davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>DELİLLER:</strong></p>

<p>Trafik kazası tespit tutanağı, kusur raporu, tüm dosya kapsamı.</p>

<p><strong>İDM KARARININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; uyuşmazlık konusu olaya ilişkin ATK Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığından temin edilen kusur raporunda davalı sürücünün %100 kusurlu olduğu, davacıya ait araç park halinde olduğundan davacı yana herhangi bir kusur yüklenmediği, tazminat bilirkişi raporunda alternatifli hesaplama yapıldığı ve bunlardan ilki sigorta genel şartlarına ekli formül dikkate alınarak 1.412,87 TL araç değer kaybı zararı saptandığı, ikinci olarak ise serbest piyasa koşuluna göre değer kaybı zararı bulunmadığının belirtildiği, davacıya ait aracın markası, modeli, kilometresi, geçmiş hasar kayıtları, dava öncesi kazadan evvel 4 adet kazaya daha karışmış olması ve aynı bölgeden hasar almış olması, hasarın boyutu ve diğer olgulara göre somut kaza nedeniyle davacıya ait araçta değer kaybı oluşmadığı gerekçesiyle sübuta ermeyen davanın reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İSTİNAF NEDENLERİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkiline ait aracın daha evvel aynı bölgeden hasar almış olmasından dolayı bu kaza nedeniyle yeniden değer kaybı oluşmadığı benimsenmiş ise de esasen bu değerlendirmenin hatalı olduğunu, zira önceki kazada değişmeyen orijinal parçaların bulunduğunu, daha düşük miktarlı hasarla neticelenen kazalar olduğunu, kaldı ki sigorta genel şartlarına ekli formüle göre yapılan hesaplamada değer kaybı tespit edildiğini, genel şartlar dikkate alınarak saptanan miktarın her halükarda serbest piyasa koşullarına göre belirlenen zarardan düşük çıktığını, tazminat raporunun hatalı hazırlandığını, rapora yönelik itirazların da mahkemece dikkate alınmadığını, dosyaya sunulan uzman görüşü ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmediğini beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAFA CEVAP:</strong></p>

<p>Davalılar istinafa cevap vermemiştir.</p>

<p><strong>G E R E K Ç E</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, trafik kazası sonucu araç hasarından kaynaklı araç değer kaybı talebine dayalı maddi tazminat isteğine ilişkindir.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi gereğince kasten veya taksirle başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesi gereği motorlu araç işleteni doğan zararlardan sürücü ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91, 97 ve 99. maddeleri gereği trafik kazasına ve zarara sebebiyet veren motorlu aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, yasa ve genel sigorta şartları kapsamına dahil maddi zararlardan işletenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.</p>

<p>Davacı, çift taraflı trafik kazası sonucu aracının hasarlandığını ve araçta değer kaybı oluştuğunu ileri sürerek bu kazadan dolayı oluşan maddi zararının karşı aracın sürücüsü ve maliki ile zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olan davalılardan tahsilini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yürütülen yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde gösterilen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılan istinaf incelemesi sonucunda;</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre. araç değer kaybı zararı belirlenirken yapılması gereken; aracın kaza tarihi itibariyle serbest piyasa koşullarına göre hasarsız haldeki 2. el değerinin belirlenmesi ve aracın tamir edilmesinden sonra, aracın yaşı, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği ile aynı bölgeden daha önceden hasar alıp almadığı dikkate alındığında yine serbest piyasa koşullarında 2. el değerinde ne kadarlık bir azalma olacağının belirlenmesinden ibarettir.</p>

<p>Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 22/03/2018 gün ve ... esas, ... karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere araçta kaza sonucu değer kaybı oluşmadığının belirlenmesinde, davacıya ait aracın söz konusu kaza öncesinde karıştığı trafik kazaları nedeniyle yine aynı bölgeden hasar görmüş olması koşulu aranmaktadır.<br />
Somut dosyada sigorta eksperi bilirkişiden alınan raporda araç değer kaybı olup olmayacağının Yargıtay'ın ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına uygun bir şekilde belirlendiği, davacının aracının 07/04/2020 tarihli hasarının da aracın ön bölgesinden olduğu, o hasar sonrasında aynı şekilde onarım ve boya işlemleri yapıldığı, bu haliyle davacının aracındaki 07/04/2020 tarihli hasar gören bölge ile somut davaya konu kazada hasar gören bölgelerin ve tamir için yapılan işlemlerin aynı mahiyette olduğu ve bilirkişinin bu hususa yönelik değerlendirmesinin isabetli olduğu, zira iki hasar sonrası yapılan tamir işlemlerinin aynı mahiyette kabul edilebilmesi için, bire bir aynı parçalar ve aynı tamir işlemine ilişkin olması zorunlu olmayıp aynı bölgeden ve benzer şekilde bir hasar oluşması ve tamir işlemi yapılmasının yeterli olduğu, bu durum itibarı ile aynı bölgeden daha önce hasar almış olan araçta sonraki kaza nedeniyle değer kaybı oluşmayacağı yönündeki tespitin de dosya kapsamıyla uyumlu olduğu, zira aracın aynı bölgeden ikinci kez hasar almasının aracın satışı sırasında değerine etki etmeyeceği, bu itibarla alınan bilirkişi raporunun taraf, mahkeme ve istinaf denetimine açık ve hükme esas almaya elverişli olduğunun anlaşılmasına göre, davacı vekilinin bilirkişi raporuna ve tazminat miktarına yönelen istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; ilk derece mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı ve davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-1) bendi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>1-Davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkra (b-1) bendi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-Davacı tarafından peşin yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı ile 427,60 TL istinaf karar harcının Hazineye gelir kaydına, bakiye 304,40 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak Hazineye verilmesine,</p>

<p>3-Yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4-Artan istinaf gider avansının yatıranlara iadesine,</p>

<p>5-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iadesi, harç tahsil/ iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 Sayılı HMK'nun 362. maddesi (1-a) bendi uyarınca 06/07/2026 tarihinde KESİN olmak üzere oy birliğiyle ile karar verildi.<br />
....</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/antalya-bolge-adliye-1.jpg" type="image/jpeg" length="23070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/16605 E., 2023/12068 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 08.11.2023 tarihli, 2022/16605 E., 2023/12068 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/16605 E., 2023/12068 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
(Kapatılan Pendik 1. Sulh Hukuk Mahkemesi )<br />
SAYISI : 2009/1426 Esas, 2010/261 Karar<br />
HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabül</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın Metropol İnşaat Tur.Plastik Veteriner San. ve Dış. Tic. Ltd. Şirketi bakımından kabulüne, davalı ... açısından görev yönünden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemesi kararının davacı vekili ve davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic Ltd Şti tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; kurumlarına ait olan aracın 24.02.2005 tarihinde Pendik Aydos Hilal Konutları 5A ve 5B bölgesi sosyal tesisleri yolu üzerinde dik vaziyette bırakılan kaldırım taşına çarpmak suretiyle hasarlandığını, araçta 6.096,97 TL hasar meydana geldiğini, trafik jandarma ekiplerince tutulan krokili kaza yeri tespit tutanağında davalıların asli kusurlu olarak 5/8 oranında kusur verildiğini, kazaya neden olan taşın oraya konulmasından Kiptaş AŞ ve yüklenicisi Baysel İnşaat Turizm Taşımacılık Temizlik Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin sorumlu olduğu bilgisine ulaşılmış ve bu şirketlere karşı dava açılmış ise de adı geçen kurumlara karşı mahkemenin 2006/1455 Esas sayılı dosyası ile husumet yokluğu nedeni ile ret kararı verildiğini, kararın Yargıtay 7 Hukuk Dairesi tarafından onandığını ve kararda davalıların sorumlu olduğunun açıkça belirtildiğini beyanla, fazlaya ilişkin dava hakkı saklı kalmak kaydı ile 3.810,60 TL hasar bedelinin yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; hizmet kusuruna dayalı açılacak davalarda görevli mahkemenin idari yargı olduğunu , zamanaşımı def'ini ileri sürdüklerini, söz konusu yolda kaza tarihi itibari ile çalışma yapılmadığını ve diğer davalı şirket ile aralarında bir ilgi olmadığını, aksi düşünülse dahi Başkanlıkça ihale edilmiş işlerde sorumlunun müteahhit firma olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalı Metropol İnşaat Turizm Plastik Veteriner Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, olay yerinde çalışmaları bulunmadığını, olayın trafik kazası olmayıp hasarın oluşmasında kendilerinin sorumluluğunun olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin 2006/1455 Esas sayılı dosyasından verilen kararda Belediye yönünden ve Baysal İnşaat şirketi ile olayın ilgisinin olmadığı, eyleme sebebiyet veren firmanın Metropol İnşaat şirketi olduğunun belirlendiği ve husumet yönünden davanın reddine karar verildiği, söz konusu dosyasının Yargıtaydan geçerek kesinleştiği, yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde davacıya ait araç sürücüsünün %37,5 oranında kusurlu, davalı şirketin ise %62,5 kusurlu bulunduğu, meydana gelen hasarın 3.810,60 TL olduğu, davacı tesislerinde meydana gelen hasarın, davalı idarenin görev kapsamında kalan kanal çalışması sırasında meydana geldiği, kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediyenin kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükumlerine tabi olmadığı, hizmet kusurundan dolayı açılan davaların, İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunu'nun 2 nci maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerektiği, görev kurallarının kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınmasının zorunlu olduğu, davalılar arasındaki eser sözleşmesinde davalı belediyenin yapılan işi kontrol ve denetim yetkisi olduğunun anlaşıldığı, davalı ... Büyük Şehir Belediye Başkanlığının işle olan bağlantısı kesilmediğine göre söz konusu iş nedeniyle meydana gelen zararlardan iş sahibi sıfatıyla sorumlu olacağı ancak davaya konu edilen zararın ödetilmesi için davalı ... aleyhine açılan davaya bakma görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesi ile davalı Beledıye Baskanlıgı yonunden davanın görev yönünden reddine, diğer davalı şirket açısından ise davanın kabulü ile 3.810,60 TL hasar miktarının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic. Ltd Şti. temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1-Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalı ... yönünden verilen görevsizlik kararının hatalı olduğu gerekçesi ile kararın bozulmasını talep etmiştir.<br />
2-Davalı Metropol İnn. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic. Ltd Şti. vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ edilmediği, kaza ve oluşan hasar ile ilgilerinin olmadığı, davanın tarafı olamayacakları, zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediği gerekçeleri ile kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davacı idareye ait aracın, 24.02.2005 tarihinde kaldırım taşına çarpması sonucu meydana gelen hasar bedeli talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 inci maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 10 ve 110'uncu maddeleri,</p>

<p>3. Değerlendirme</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; dosyaya sunulan ihale dokümanları, gelen yazı cevapları aynı mahkemeye ait 2009/1426 E. sayılı dosyada haksız eyleme sebep olan şirketin davalı Metropol Limited Şirketi olduğunun beyan edilmesinin anlaşılmasına anılan davadaki kararın 05.05.2009 da kesinleşip eldeki davanın 15.06.2009 da fail öğrendikten itibaren iki yıl içinde açılmış bulunmasına göre davalı şirketin haksız eylemden sorumlu olduğunun anlaşılmasına, davanın zamanaşımı süresi içinde açılmış olmasına göre davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic. Ltd Şti vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Davacı vekilinin temyizine gelince;</p>

<p>KTK'nın 10 uncu maddesi "Bu Kanunla belediyelere verilen görevler il ve ilçe trafik komisyonları ve mahalli trafik birimleri ile işbirliği yapılarak yürütülür.</p>

<p>a) Kuruluş<br />
Her belediye başkanlığı bünyesinde, hizmet kapasitesi gözönünde tutularak İçişleri Bakanlığınca tespit edilecek ölçülere ve genel hükümlere göre, belediye trafik şube müdürlüğü, şefliği veya memurluğu kurulur.<br />
b) Görev ve yetkiler<br />
1. Yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak,<br />
2. Gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmak,<br />
3. Karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve denetlemek,<br />
4. Karayolunda trafik için tehlike teşkil eden engelleri gece veya gündüze göre kolayca görülebilecek şekilde işaretlemek veya ortadan kaldırmak,<br />
5. Yol yapısı veya işaretleme yetersizliği yüzünden trafik kazalarının vukubulduğu yerlerde, yetkililerce teklif edilen tedbirleri almak,<br />
6. Çocuklar için trafik eğitim tesisleri yapmak veya yapılmasını sağlamak,<br />
7. Bu Kanun ve bu Kanuna göre çıkarılan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmak." hükmünü haizdir.</p>

<p>Aynı Kanun'un 110 uncu maddesi ise "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.<br />
" şeklindedir.</p>

<p>Yasama belgeleri ile anılan düzenlemenin gerekçesine bakıldığında, KTK'nın uygulanması gereken sorumluluk davalarında bir karmaşanın söz konusu olduğu, bu karmaşanın adli yargı yerlerinin görevli olduğu belirlenmek suretiyle giderilmek istendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dosya kapsamından, dava konusu olayın yol üzerine bırakılan kaldırım taşına çarpma suretiyle meydana geldiği anlaşıldığından, Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da istikrarlı şekilde izah edildiği üzere uyuşmazlığın çözüm yeri adli yargı yeri olup davalı ... için de işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirir.</p>

<p><strong>V.KARAR</strong></p>

<p>1-Değerlendirme bölümünün (1) nolu bendinde açıklanan sebeplerle davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic. Ltd Şti vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2-Değerlendirme bölümünün (2) nolu bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic Ltd Şti ve davacıya iadesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>08.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="25368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/731 E., 2015/2366 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014731-e-20152366-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014731-e-20152366-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.11.2015 tarihli, 2014/731 E., 2015/2366 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2014/731 E., 2015/2366 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki “rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.11.2012 gün ve 2012/6 E., 2012/247 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 13.05.2013 gün ve 2013/2610 E. - 2013/6944 K. sayılı ilamı ile;</p>

<p>“...Davacı vekili, müvekkili şirkete kasko sigortalı aracın, yol üzerinde bulunan çukur ve toprak yığınına çarparak devrilmesi sonucu hasarlandığını, sigortalı araçta meydana gelen 19.832,00 TL hasar bedelinin müvekkili tarafından sigortalısına ödendiğini, yolun bakım ve onarımından davalı belediyenin sorumlu olduğunu belirterek TTK'nun 1301. maddesi gereğince 19.832,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, kazaya neden olduğu ileri sürülen çukur ve toprak yığınına hangi kurum veya kişinin neden olduğunun belirsiz olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulüne, 11.899,20 TL tazminatın 24/09/2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, 6762 sayılı TTK.’nun 1301. maddesinden (6102 sayılı TTK'nun 1472. maddesi) kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacıya zorunlu trafik sigortalı aracın, yol üzerindeki çukur ve toprak yığını nedeniyle tek taraflı kaza yapması sonucu hasarlandığı iddiasıyla ... aleyhine dava açılmış olup, davada hizmet kusuruna dayanılmıştır. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediyeler, kamu hizmeti sırasında verdikleri zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildirler. Kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerin kullanılması sırasında oluşan zararlar niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar olup, bu zararların tazmini amacıyla hizmet kusurlarına dayalı olarak İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun’un 2. maddesi hükmü uyarınca idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden (re'sen) dikkate alınması zorunludur. O halde mahkemece, adli yargının yargı yolu bakımından görevsiz bulunması nedeniyle dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…”<br />
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacıvekili, müvekkiline kasko sigorta poliçesi ile sigortalı aracın davalı kurumun sorumluluğunda olan karayolunda yapılan çalışma nedeni ile hasara uğradığını ileri sürerek sigortalısına yapmış olduğu ödemenin rücuen tazminini talep etmiş, mahkemece davalı kurumun kısmen kusurunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda gösterilen nedenlerle bozulmuştur.</p>

<p>Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamu kurumu niteliğindeki davalı kurumun yol çalışması hizmetinin kusurlu olarak verilmesi nedeni ile oluşan araç hasarının tazmini istemine yönelik olarak açılan davanın idari yargı mı yoksa adli yargı yerinde mi görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.<br />
Somut olaydaki uyuşmazlığın çözümü bakımından hizmet kusuru kavramı ve uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.<br />
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu; diğeri ise, idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır.</p>

<p>İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru; idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde bir takım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır (SARICA Ragıp, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, “Hizmet Kusuru ve Karakterleri”, Y. 1949, C. 15, S. 4, s. 858; ATAY Ender Etem, İdare Hukuku, Ankara 2006, s. 571; YILDIRIM Turan, İdari Yargı, İstanbul 2008, s. 253 ).</p>

<p>Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bu üç durum; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir.</p>

<p>Buna göre idare kural olarak yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının “b” bendi gereğince “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” idari yargı yerinde tam yargı davası açabilecektir. Yine İYUK 15/I-a maddesinde ise, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği de hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Hizmet kusuruna ilişkin bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığın temelini oluşturan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 110. maddesindeki düzenlemeye değinmekte yarar bulunmaktadır.</p>

<p>2918 sayılı KTK’nın 11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrası “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Özellikle maddede metninde geçen “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları” ibaresinin farklı yorumlanmasının yargı yoluna ilişkin ihtilafı doğurduğu görülmektedir.</p>

<p>Buradan hareketle 2918 sayılı KTK’da sorumluluğa ilişkin düzenlemelerin hangi hallerde, kime/kimlere yönelik olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.<br />
2918 sayılı KTK’da hukuki sorumluluğa ilişkin düzenlemeler “Hukuki Sorumluluk ve Sigorta” başlıklı 8. kısımda 85 ve devamı maddelerinde yer almaktadır. 85. maddenin 1. fıkrası “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” şeklindedir.</p>

<p>Bunun yanında yine Kanunun “Devlete ve Kamu Kuruluşlarına Ait Araçlar” başlıklı 106. maddesi “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır. Bu kuruluşlar, 85 inci maddenin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere 101 inci maddedeki şartları haiz milli sigorta şirketlerine mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdürler” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Görüldüğü gibi KTK’da sorumluluğa yönelik düzenlemeler 85 ve devamı maddelerinde yer almakta olup sorumlu olarak motorlu araç işleteni (gerçek ya da farazi işleten olabilir) ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi belirlenmiştir. Buna göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır”. Özellikle 106. maddede belirtildiği üzere kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluk da 85 ve devamı maddeleri gereğince işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi kılınmıştır.</p>

<p>Anlaşılmaktadır ki, yapılan değişiklik ile 2918 sayılı KTK’dan doğan sorumluluk davalarının, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların neden olduğu zararlara ilişkin olanları da dahil olmak üzere adli yargı yerinde görüleceği, zarar görenin kamu görevlisi olmasının da sözkonusu Kanun hükmünün uygulanmasını önlemeyeceği öngörülmüştür.</p>

<p>Burada vurgulanması gereken husus ister özel hukuk isterse kamu hukuku kişisi olsun 2918 sayılı KTK gereğince sorumluluğu ancak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi sıfatı ile sözkonusu olabilmektedir. İşleten tanımı ise KTK’nun 3. maddesinde “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır” şeklinde yapılmıştır.</p>

<p>Buna ilaveten, KTK’nun 110. maddesindeki 6099 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yapılan değişiklik gerekçesinin değerlendirilmesi de sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır. Gerçekten 110. maddede yapılan değişikliğin genel gerekçesinde “…Karayolları Trafik Kanunu, kamuya ait araçların karayolu üzerindeki seyrini (m.85, 86, 90, 106, 109 ve diğ.) kendi kapsamına almış ve bu nevi araçların sebebiyet verdikleri zararların tazmini davaları -doğru olarak- adli yargıda görülmüştür…”; madde gerekçesinde ise “…Komisyon; Kanunun kamu araçlarının karayolundaki seyrini ve bu sırada oluşan haksız fiilleri özel hukuka bağlı kılmış olması karşısında (m.106), bu tür fiillerden kaynaklanan davaların adli yargıda görülmesini, bu kabulün kaçınılmaz sonucu olarak görmektedir… Sonuç olarak, kamuya ait olan araçların sebebiyet verdiği trafik kazaları ile hemzemin geçitlerde meydana gelen tren-trafik kazaları Karayolları Trafik Kanununa bağlı kılınmış, bu uyuşmazlıklarda görevin adli yargıda olduğu yönünde düzenleme yoluna gidilmiştir…” şeklinde kanun koyucunun amacı ortaya koyulmuştur.</p>

<p>Görüldüğü gibi, anılan değişiklikle “kamu araçlarının” verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğuna ilişkin olarak 2918 sayılı Kanunun amacına uygun biçimde adli yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiş, hizmet kusurundan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların da bu kapsamda değerlendirileceğine yönelik her hangi bir ifadeye yer verilmemiştir.</p>

<p>Ayrıca değinilmesi gereken diğer bir husus KTK’da kuruluşlar ve komisyonlara verilen görev ve yetkilere ilişkin sorumluluğun bu Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekip gerekmediğidir. 5216 ve 5393 sayılı kendi kuruluş yasaları yanında Büyükşehir Belediyeleri ve Belediyeler KTK’nın 10. maddesinde de genel olarak karayollarını emniyetle kullanılmasını sağlamakla görevli ve yetkili kılınmıştır. KTK’da yalnızca Belediyelerin değil, Kanun’un 2. Kısmının 4 ila 12. maddelerinde karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzen ve güvenliğini sağlamak, trafik güvenliğini ilgilendiren gerekli önlemleri belirlemek ve motorlu araçlar ile ilgili idari işlemleri düzenlemek amacı ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ve Karayolları Genel Müdürlüğü’nün de görev ve yetkileri sayılmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte 2918 sayılı KTK’da diğer kamu idareleri ve Belediyelerin trafik düzeni ve trafik güvenliği ile ilgili üstlendikleri kamu hizmetlerinden dolayı hukuki sorumluluğu düzenlenmiş değildir. Yani Büyükşehir Belediyeleri ve Belediyelerin karayolu yapım, bakım ve işletilmesi şeklindeki kamu hizmetleri gibi diğer kamu kuruluşlarının kendi görev alanlarındaki kamu hizmetlerinin, idare hukuku ilke ve kurallarına göre yürütüleceği, anılan kuruluşların idari işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıkların da Anayasa’nın 125. Maddesi ve 2577 sayılı İYUK’nın 2. maddesine göre idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği noktasında duraksama bulunmamaktadır.</p>

<p>Yukarıdan beri yapılan açıklamalar değerlendirildiğinde, KTK’dan doğan sorumluluk davaları 85 ve devamı maddelerinde düzenlenen “motorlu aracın işletilmesinin” sonucu doğan zararlar nedeni ile “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin” sorumlu olduğu davalardır. Yani KTK 106 gereğince Devlet ve diğer kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların işletilmesi nedeniyle araç işleticisi sıfatıyla (KTK 85 gereğince) kamu idareleri ve kuruluşlarına karşı açılacaklar da dahil bütün araç sahibi ve işleticilerine karşı açılan davalar adli yargı kolunun görev alınana girmektedir. Buna karşın kamu idareleri ve kuruluşlarının trafik güvenliği ve düzenini sağlamak amacıyla gerek kendi kuruluş yasaları gerekse 2918 sayılı KTK’ya göre yürüttükleri hizmetlerin, kamu hizmeti niteliğini taşıması ve yukarıda sözü edilen KTK’da görevlendirilen kamu idare ve kuruluşlarının sorumluluklarına ilişkin her hangi bir düzenlemenin ayrıca KTK’da yer almaması dikkate alındığında, trafik düzeni ve güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı iddia edilen zararların tazmini istemiyle ilgili idarelere karşı açılan davalar idari yargı kolunun görev alanına girmektedir.</p>

<p>Benzer bir uyuşmazlıkta aynı ilkeler Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26.02.2015 tarih, 2015/493 Esas, 2015/557 Karar sayılı ilamında da benimsenmiş ve idari yargı kolunun görevli olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>Yapılan bu açıklamalar sonucu somut olay değerlendirildiğinde, davacıya kasko sigorta poliçesi ile sigortalı aracın davalı ... Belediyesinin trafik güvenliği bakımından yolun yapımı ve onarımı sırasında gerekli önlemleri almaması nedeni ile hasara uğradığını iddia etmiş olması bakımından KTK’nın 85 ve devamı maddelerinde düzenlenen işletenin hukuki sorumluluğuna değil, davalı idare tarafından görevlerinin tam ve eksiksiz yerine getirilmediği yani yürütülen kamu hizmetinin kusurlu işletildiği, meydana gelen kazada hizmet kusuru bulunduğu iddiasından kaynaklandığından uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görevinde bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından, KTK’nun 110. maddesindeki “bu Kanundan doğan sorumluluk davaları” ibaresi ile hizmet kusuruna dayalı olarak açılan davalarda da görevli yargı kolunun adli yargı olduğu ve rücu davalarının idari yargıda görülebilecek dava çeşitlerinden olmadığı belirtilerek yerel mahkeme direnme kararının yerinde olduğu ileri sürülmüş ise de; bu görüşler yukarıda belirtilen ve ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1472. maddesi (6762 sayılı TTK m. 1301) gereğince kanundan doğan ve halefiyet hakkına dayalı olarak sigorta şirketi tarafından açılan bir dava olduğundan tam yargı davasının ancak her hangi bir idari eylem ve işlemden dolayı kişisel hakkı doğrudan muhtel olan kişisel hakkın sahiplerince açılabileceği şartının da yerine gelmiş olduğu değerlendirildiğinden Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>O halde, hizmet kusuruna dayalı olarak açılan davada idari yargı kolunun görevli olduğu yönündeki Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>S O N U Ç : </strong>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcını yatırana geri verilmesine 04.11.2015 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Yerel Mahkeme ile Yargıtay Özel Dairesi arasındaki uyuşmazlık; yol kusuru nedeniyle (yol çalışması hizmetinin kusurlu olması nedeniyle) araç hasarının tazmini istemiyle açılan davanın görüleceği yargı yerinin idari yargı mı, yoksa adli yargı mı? olduğu noktasındadır.<br />
Uyuşmazlıkta uygulanacak kanun maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110. maddesidir. Anılan kanunun 11.01.2011 gün ve 6099 sayılı kanunla değişik son metni şöyledir.</p>

<p>"İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kurumları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez." Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafık kazalarında da bu kanun hükümleri uygulanır.</p>

<p>Düzenleme ile; bu kanundan doğan tüm sorumluluk davaları işleteni, sahibi, sürücüsü kim olursa olsun, zarar görenin kimliğine bakılmaksızın, ister tek taraflı olsun isterse iki taraflı olsun veya yol kusurundan kaynaklansın, kara yolu üzerinde gerçekleşmesi şartıyla Adli Yargı görevli kılınmıştır. Bununla, değişiklikten önceki uygulamada ortaya çıkan askeri yargı, idari yargı, adli yargı ayrımının kaldırılması ve bu şekilde uygulamada yeknesaklığın sağlanması amaçlanmıştır.</p>

<p>Yeni düzenlemenin Anayasaya aykırılığı ileri sürülerek iptali için hem idari hem de adli yargı tarafından Anayasa Mahkemesi önüne getirilmiştir.</p>

<p>Yüksek Mahkeme, Elazığ 2. İdare Mahkemesi tarafından yapılan başvuruyu, 08.12.2011 tarih ve 2011/124-160 sayılı kararıyla Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle Reddine karar vermiştir.</p>

<p>Maddenin yargısal denetimi, Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ile Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurusu üzerine yapılmış ve işin esası yüksek mahkemece incelenmiştir.</p>

<p>Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuru nedeni özetle şöyledir. Dava konusu olan 2918 Sayılı Kanunun 110. maddesindeki kural, idari yargının görev alanına giren aynı kanunun 7/1-a maddesine göre idari işlemlerle ve eylemlerle yerine getirilen kamu hizmetlerinden dolayı veya eksik ve ayıplı hizmet ifasından doğan hukuki uyuşmazlıkların çözümünün adli yargı yerlerine bırakmakla Anayasanın belirlediği idari ve adli yargı ayrımına aykırılık oluşturmaktadır.</p>

<p>Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuru nedeni ise özetle şöyledir.</p>

<p>2918 Sayılı Kanunun 110. maddesinde yapılan değişiklikle, aynı kanunun 1. maddesi delaletiyle aynı kanunun 7. maddesi de madde kapsamına alındığından; yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarından ve hemzemin geçitte meydana gelen kazalar nedeniyle uğranılan maddi-manevi zararların tazmini istemiyle açılan davalarda adli yargı yerleri görevli ve yetkili kılınmış, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren açılan davalar adli yargı yerlerinde görülmeye başlanmış,<br />
Ve Uyuşmazlık Mahkemesinin yol kusurundan kaynaklanan tazminat davasının Adli Yargı yerinde görülmesine dair 06.02.2012 tarih ve 2012/3-29 sayılı, aracın yolda bulunan çukura düşmesi sonucu uğranılan zararın tazmini için açılan davanın adli yargı yerinde görülmesine dair 06.02.2012 tarih ve 2011/256 Esas 2012/25 Karar sayılı, aracın yoldaki logar kapağına çarpması sonucu oluşan zararın tazmini için açılan davanın adli yargı yerinde görülmesine dair 04.06.2012 tarih ve 2012/101 E-2012/133 K sayılı kararlarının bulunduğunu, oysa idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan davaların idari yargıda görülmesi gerektiği şeklindedir.<br />
Yüksek Mahkemece; özetle, itiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı kolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı kolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemelerin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öte yandan; 2918 sayılı Kanunda tanımlanan kara yolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi aynı kara yolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayrımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur, gerekçesiyle Anayasaya aykırılık itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu bağlamda; Uyuşmazlık Mahkemesinin, az yukarıda itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçesine aldığı kararları dışında, yol kusurundan kaynaklanan davalara yönelik çok sayıda kararı mevcuttur. Örneğin 14.01.2013 tarih ve 2015/58-161 sayılı, aynı tarih ve 2012/326 E 2013/36 K sayılı, 01.04.2014 tarih ve 2014/473-510 sayılı kararlarında; özetle, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren değişik 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesinin benzer bir konuda idare mahkemesinin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen kanun maddesinin, kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözüm yerinin Adli Yargı olduğunu belirterek Adliye Mahkemelerince verilen görevsizlik kararlarını kaldırmıştır. Yüksek mahkeme bu yoldaki kararlarını istikrarlı bir biçimde sürdürmektedir.</p>

<p>Konuya ilişkin olarak, benzer dosyalarda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.04.2012 tarih ve 2012/4-45-284, 04.07.2012 tarih ve 2012/4-261-441 sayılı içtihatlarında da aynı görüşün benimsendiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Hal böyle olunca, somut olay yönünden de görevli yargı yeri Adli Yargı olup, Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Bu husus 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı kanunla değişik 110. maddesiyle açıkça belirlenmiştir. Düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığı Anayasa Mahkemesi kararı ile sabittir. Uyuşmazlık Mahkemesinin sapma göstermeyen istikrarlı kararları da aynı mahiyettedir. Bu husus, az yukarıda anılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatlarıyla da benimsenmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Mahkemelerin görevi ancak kanunla belirlenir. Ve kamu düzenini ilgilendiren kurallardan olup, yargılamanın her aşamasında istek üzerine yada re'sen gözetilmesi gerekir. Mahkemenin direnme kararı yerindedir. Onanması gerekirken, bozulmasına dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne katılmıyorum.</p>

<p>Aksinin kabulü halinde; yargılamanın hiç arzu edilmeyecek şekilde, gereksiz yere uzamasına neden olunacak ve nihayetinde dosya dönüp dolaşıp yeniden adli yargı önüne gelecektir.</p>

<p>Zira, Uyuşmazlık Mahkemesi kanunundaki prosedüre göre, somut olayda dava dosyası şöyle bir seyir izleyecektir. Çoğunluk görüşünün benimsediği şekilde yerel mahkemenin işin esasını inceleyen ısrar kararı, görev yönünden bozulunca, yerel mahkeme tarafından zorunlu olarak bozma ilamına uyularak, davanın idari yargının görevli olması nedeniyle usulden reddine (görevsizlik kararı) karar verilecektir.</p>

<p>İş bu davanın kesinleşmesinden sonra, davacı idari yargıda tazminat davası açacaktır. Ancak, az yukarıda açıklandığı üzere, idari yargı tarafından da adli yargı yeri görevli diye görevsizlik kararı verilecektir.</p>

<p>Aynı konuda iki ayrı yargı kolu arasında verilip kesinleşen iki ayrı görevsizlik kararı olunca da dosya Uyuşmazlık Mahkemesi önüne gelecek ve uyuşmazlık mahkemesi adli yargının görevsizlik kararını kaldırarak dosyayı adli yargıya yani ilk kararı veren asliye hukuk mahkemesine gönderecektir. Asliye hukuk mahkemesi yargıtayca bozulan ilk kararını verecektir. Temyizi halinde bu defa Yargıtayca işin esası incelenecektir.</p>

<p>Yargılamanın mümkün olan en kısa zamanda ve az masrafla sonuçlandırılması ilkesinin Anayasa ve muhakeme yasalarına geçtiği hususu da gözetilerek, yerel mahkemenin işin esasını inceleyen ısrar kararı esastan incelenmeli ve görev nedeniyle bozulmamalıydı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014731-e-20152366-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="32298"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1098 E., 2021/422 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.04.2021 tarihli, 2017/1098 E., 2021/422 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay </strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/1098 E., 2021/422 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili 08.03.2013 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkiline kasko sigortası ile sigortalanan aracın yolda bulunan çukura düşmesi sonucu hasarlandığını, yol üzerinde uyarı levhası konulmadığından idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu, hasar bedeli sigortalısına ödendikten sonra müvekkili şirket tarafından davalı aleyhine ... 3. İdare Mahkemesinin 2012/1176 E. sayılı dosyasıyla açılan idari davanın görev yönünden reddine karar verildiğini ileri sürerek davalının kusuruna isabet eden 3.023TL hasar bedelinin başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili 17.09.2013 tarihli cevap dilekçesinde; yol üzerindeki çukurun ... Genel Müdürlüğü tarafından açıldığından sorumluluklarının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:</p>

<p>6. ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.11.2014 tarihli ve 2014/275 E., 2014/497 K. sayılı kararı ile; kazanın meydana geldiği yerin Büyükşehir Belediyesinin sorumluluk alanı içerisinde kaldığı ve aracın yolun ortasında bulunan çukura düşmesi nedeniyle davalının %75 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2.267,25TL'nin 07.08.2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 01.12.2015 tarihli ve 2015/4406 E., 2015/13101 K. sayılı kararı ile;<br />
“…Dava, trafik kazasından kaynaklanan ve hizmet kusuruna dayanılarak, davalı ... aleyhinde açılan rücuen tazminat istemine ilişkin olduğundan idari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun'un 2. maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Esasen 2918 sayılı KTK.nun hukuki sorumluluğa ilişkin 85 ve onu izleyen maddelerinde araç işletenin sorumluluğu düzenlenmiş olup idarenin kusurundan kaynaklanan sorumluluğu bu yasa kapsamı dışında tutulmuştur.</p>

<p>2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesinde, "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.</p>

<p>(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Dosya kapsamına göre, davacılar tarafından aynı istemli davanın öncesinde idari yargıda açıldığı, ... 3.İdare Mahkemesi'nin 2012/1176 E 2012/738 K. sayılı kararı ile, Adli Yargı'nın görevli olması nedeniyle görevsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, ... 3. İdare Mahkemesinin bu kararının kesinleşip kesinleşmediği dosya kapsamından belli değildir.</p>

<p>Bu durumda eldeki davada, kendisine ikinci dava açılan ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin, ... 3. İdare Mahkemesinin iş bu dosyasını bulunduğu yerden getirterek görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediğini araştırması, ... 3. İdare Mahkemesinin kararının kesinleşmiş olması halinde elinde derdest bulunan dava dosyasındaki yargılamayı durdurmak suretiyle (UMK m. 19/I), dosyayı kül halinde, yargı yolu uyuşmazlığının çözümlenmesi açısından Uyuşmazlık Mahkemesine göndermesi, verilecek kararı bekleyerek sonucuna göre karar vermesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar vermiş olması bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:</p>

<p>9. ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.06.2016 tarihli ve 2016/119 E., 2016/185 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:</p>

<p>10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın yargı yolu bakımından adli yargıda mı, yoksa idari yargıda mı çözümlenmesi gerektiği, idari yargıda görülmesi gerektiğinin kabulü hâlinde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un (UMK) 19. maddesi gereğince aynı konuya ilişkin idare mahkemesinde daha önce açılmış bulunan kararın kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılarak kesinleşmiş ise yargı yolu uyuşmazlığının çözümlenmesi açısından dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>13. Yargı yolu kavramı, açılan bir davanın o hukuk sistemine dâhil yargı kollarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Adli yargı ile idari yargı, eş söyleyişle hukuk mahkemeleri ile idare mahkemeleri arasındaki ilişki yargı yolu ilişkisidir. Bu münasebet kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her aşamasında res'en araştırılmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-b maddesi uyarınca da yargı yolunun caiz olması hususu dava şartı olarak sayılmıştır.</p>

<p>14. Mahkemelerin görev ve yetkileri ancak kanunla düzenlenebilir ( 2709 s. ANY m 142, HMK m 1). Adli yargı kolu kapsamına girip, hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekli olan davalarda görev, genel olarak HMK ve 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiş, ticaret mahkemelerinin görevine ise 6102 sayılı Kanun’da yer verilmiştir. Özel mahkemelerin görev ve yetkisi ise ilgili özel kanunlarında yer almıştır. Yargı yolu gibi, görev de kamu düzenine ilişkin bir husus olup res'en araştırılır.</p>

<p>15. HMK’nın “Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev” başlıklı 3. maddesi Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarihli ve 2011/35 E., 2012/23 K. sayılı kararı ile; “…Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakârlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez…” gerekçeleriyle Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.</p>

<p>16. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da (KTK) görev ve sorumluluğa ilişkin birtakım düzenlemeler bulunmaktadır. KTK’da hukuki sorumluluğa ilişkin düzenlemeler “Hukuki Sorumluluk ve Sigorta” başlıklı 8. kısımda 85 ve devamı maddelerinde yer almakta olup, sorumlu olarak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi belirlenmiştir. Buna göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi hâlinde, “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır”. Kanun’un 106. maddesinde ise, kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluk da 85. ve devamı maddeleri gereğince işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi kılınmıştır. Görüldüğü gibi, özel hukuk ya da kamu hukuku kişisi olması fark etmeksizin KTK gereğince sorumluluk ancak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi sıfatı ile sınırlı tutulmuştur. Kanun, dolayısıyla kanun koyucu, idarenin hizmet kusurunu kapsam dışında tutmuştur.</p>

<p>17. KTK’nın “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrasında ise aynen; “ İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.”şeklinde düzenleme getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>18. Maddenin başlığı daha evvel “Yetkili mahkeme” iken, bu başlık 11.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile yukarıdaki şekilde değiştirilmiştir. Bu değişiklik gerekçesinin değerlendirilmesi de uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayacaktır. Maddenin taslak gerekçesinde; “…İdari ve Adli Yargı kolları arasındaki görev uyuşmazlıkları, trafik kazalarından kaynaklanan davaların görülmesinde sürekli bir belirsizliğe, gecikmelere ve hak kayıplarına yol açmaktadır. Teklif, sözü edilen belirsizlikleri, hukuk devletinin ve trafik/tehlike sorumluluğunun yapısal özelliği içinde gidermektedir. Zarar görenin kamu görevlisi olması, adli yargı görevini etkilemez. Karayolları Trafik Kanunu, ne kamu araçları ve ne de o araçlar içinde bulunan zarar gören kamu görevlileri bakımından -doğru olarak- bir ayırım yapmamıştır. Yasanın amacı, karayolu trafiğinin ve araçların ürettikleri risklere dayalı hukukta yeknesak çözüm düzeni oluşturmaktır. Yargısal görev (usul) de bu amacın dışında değildir. Bir başka yönüyle teklif, yargı sistemindeki "görevsizlik tartışmalarının yükünü" ortadan kaldırmakta ve hak arama özgürlüğü ile adil yargılanma hakkını güçlendirmektedir. Görev kuralını üretme münhasır yetkisi, anayasaya aykırı olmamak kaydı ile yasama organına aittir (Any.m.142)…” ibareleri dikkat çekmekte iken; komisyonun değişiklik gerekçesinde ise değişikliğin amacı net bir şekilde belirtilerek; “… Sonuç olarak, kamuya ait olan araçların sebebiyet verdiği trafik kazaları ile hemzemin geçitlerde meydana gelen tren-trafik kazaları Karayolları Trafik Kanununa bağlı kılınmış, bu uyuşmazlıklarda görevin adli yargıda olduğu yönünde düzenleme yoluna gidilmiştir. Ayrıca Karayolları Trafik Kanununun sorumluluk hukuku yönünden benimsediği "işleten" terimi ile (m. 85) yine aynı Kanunda kamuya ait araçlar yönünden benimsenen "aidiyet" terimi (m.106) arasında sorumluluk bağı yönünden bir ayrıma gidilemeyeceği hususunun Kanun düzeyinde açıklığa kavuşturulması ve kamuya aidiyetin kategorik farklılığı (mülkiyet, sınırlı ayni hak, sözleşmeye dayalı kullanım vb.) işleten kavramıyla bağdaştığı sürece ayrı bir sonuç doğurmayacağı hususları göz önünde bulundurulmuş ve mülkiyetin yanında diğer tiplerin de kapsanması amacıyla Karayolları Trafik Kanununun değiştirilmesi öngörülen 110 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "İşleteni" ibaresinden sonra gelmek üzere " veya sahibi" ibaresi eklenmiştir. Komisyon, bu tür kazalarda, zarar görenin kamu görevlisi olması hallerinde, farklı bir görev kuralı üretilmesinin özel hukukun sağladığı daha avantajlı duruma karşın, eşitlik ilkesine aykırı olacağı düşüncesiyle farklı bir düzenlemeye gitmemiştir…” ifadelerine yer verilmiştir.</p>

<p>19. Kısaca özetlemek gerekir ise, 110. maddede yapılan değişiklik ile “kamu araçlarının” verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğuna ilişkin olarak 2918 sayılı Kanun’un amacına uygun biçimde adli yargıda görülüp çözümlenmesi esası benimsenmiş, bu çözümün adli ve idari yargı görev ayrımına ilişkin anayasal normlarla da uyum içinde olduğu vurgulanmış, düzenlemede, taslak ve komisyon gerekçelerinde, hizmet kusurundan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların da bu kapsamda değerlendirileceğine yönelik her hangi bir ifadeye yer verilmemiştir.</p>

<p>20. İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (İYUK) çizilerek, Kanun’un 2. maddesinde; “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” idari yargı yerinde tam yargı davası açabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>21. İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu, diğeri ise idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır.</p>

<p>22. İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru, idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde birtakım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır (Sarıca, R: ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Hizmet Kusuru ve Karakterleri, Y. 1949, C. 15, S. 4, s. 858; Atay, E.E.: İdare Hukuku, ... 2006, s. 571; Yıldırım, T.: İdari Yargı, ... 2008, s. 253).</p>

<p>23. Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bunlar; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir.</p>

<p>24. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir. İYUK’un 2. maddesine göre, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak "tam yargı" davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir.</p>

<p>25. Kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetlerine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemler ise özel hukuk alanına ilişkin olduğundan, bunlar idari eylem ve işlem olarak nitelendirilemezler. Kamu idare ve kurumlarının, kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde veya ondan doğan eylemlerinde hizmet unsuru söz konusu olduğu hâlde, özel hukuk tüzel kişisi olarak yürütülen faaliyetler sırasında meydana gelen zararlardan ötürü ilgili kamu tüzel kişisinin sorumluluğunun özel hukuk hükümleri ve ilkeleri uyarınca belirlenmesi gerekir.</p>

<p>26. Uyuşmazlık Mahkemesinin 06.12.1999 tarihli ve 1999/38 E. 1999/40 K. sayılı kararında; “İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu” vurgulandıktan sonra; “Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde ‘idari dava türleri’ arasında sayılan ‘idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası’ kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağına” işaret edilmiş ve idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak açılan davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>27. Zira bir kamu kurumunun görevlerinden olan bir işi yapmayı kararlaştırması idari bir karar olduğu gibi, bu kararı yerine getirmek üzere plan ve projeler yapıp, o plan ve projeler gereğince işi görmesi de kararın neticesi olan birer idari eylemdir.</p>

<p>28. Ayrıca 11.02.1959 tarihli ve 1958/17 E., 1959/15 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı gibi, kamu kuruluşlarının verdikleri kararlar sonunda plan ve projesine uygun olmak üzere tesisler yaptırmış olmaları, bu tesisleri kullanmaları veya bu tesislere bakmaları sebebiyle fertlerin uğramış oldukları zararların tazminine yönelik davalar tam yargı davası olarak idari yargı mercilerince çözümlenecektir. Öte yandan, yapılan işlerin plan veya projelere aykırı olması hâlinde ortada idari kararın tatbikine ilişkin bir fiil bulunmadığından, bu iddia ile açılmış bir dava ancak haksız fiilden doğan bir dava olarak ele alınacaktır.</p>

<p>29. O hâlde, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların çözümü, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine; idarece herhangi bir hakka haksız müdahalede bulunulduğu, plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak zararın tazmini davalarının haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre çözümü ise adli yargı yerine ait olacaktır. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2014 tarihli ve 2013/4-415 E., 2014/199 K.; 16.10.2018 tarihli ve 2017/4-1458 E., 2018/1437 K.; 22.09.2020 tarihli ve 2017/3149 E., 2020/648 K.sayılı kararlarında da benimsenmiştir.</p>

<p>30. Eldeki davada, sigortalı aracın yolda bulunan çukura düşmesi sonucu hasarlandığı, kaza yerinin davalı ... Başkanlığının sorumluluk alanı içinde kaldığı, yol üzerinde uyarı levhası bulunmadığı ve idarenin hizmet kusuru nedeniyle oluşan zarardan sorumlu olduğu ileri sürülmüştür. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 13. maddesinde Büyükşehir Belediyesinin “…yetki alanındaki mahalleleri ilçe merkezine bağlayan yollar, meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarımı sağlamak…” ile görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Davalının yol bakım ve onarımına ilişkin hizmeti temelinde ifade olunan zararın, hizmet kusuru teşkil eden eyleme dayandığı hususu ise kuşkusuzdur. Hizmet kusuruna dayalı olarak açılan bu davanın tam yargı davası ile idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Ne var ki, davacı işbu dava açılmadan önce idari yargıda tam yargı davası açmıştır. Davacının ilk davadaki talebi, ... 3. İdare Mahkemesinin 2012/1176 E., 2012/738 K. sayılı kararı ile, adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.</p>

<p>31. UMK’nın 19. maddesi; “Adli ve idari yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.<br />
(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir.” hükmünü içermektedir.</p>

<p>32. UMK’nın 19. maddesi uyarınca, ikinci mahkeme konumunda olan yerel mahkemece (... 8. Asliye Hukuk Mahkemesi); ... 3. İdare Mahkemesinin görevsizliğe konu dava dosyasının bulunduğu yerden getirtilerek görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, ... 3. İdare Mahkemesinin kararının kesinleşmiş olması hâlinde ise, elinde derdest bulunan dava dosyasındaki yargılama durdurulmak suretiyle gerekçeli başvuru kararı ile dosyaların yargı yolu uyuşmazlığının çözümlenmesi açısından Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi, Uyuşmazlık Mahkemesi kararına kadar eldeki işin incelemesinin ertelenmesi ve görevli mercii belirlendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; KTK’nın 110. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra Uyuşmazlık Mahkemesince verilen istikrarlı kararlarda, bu Kanun kapsamında açılan uyuşmazlıklarda hizmet kusuruna dayanıldığına bakılmaksızın adli yargıda görülmesinin gerektiğinin belirtildiği, somut olayda; davacılar tarafından yolun bakım ve onarımının davalıda bulunduğu, davalının gerekli uyarı levhaları bulundurmadığından sigortalı aracın çukura düştüğü, idarenin trafik kazasında kusurlu olduğunun ileri sürüldüğü, davalı idarenin varsa kusurunun ve sorumluluğunun 2918 sayılı Kanun uyarınca belirleneceği ve bu Kanun’un 110. maddesinde de başvurulacak yargı yolunun adli yargı olduğunun açıkça düzenlendiği, Anayasa Mahkemesinin 26.12.2013 tarihli ve 2013/68 E., 2013/165 K. sayılı kararında belirtildiği gibi aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesinin kamunun yararına olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>34. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>HUMK’nın 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 06.04.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Uyuşmazlık davanın yargı yolu bakımından adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.<br />
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK)’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır. Bu hükme göre, idari davalar; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardır.<br />
Bu nedenle idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak “tam yargı” davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.</p>

<p>Yargı yolu ve görev kamu düzeninden olup, kanun koyucu bazı uyuşmazlıkların çözüm yerini, kamu veya özel hukuk ayrımı yapılmadan, adli yargının görev alanı olarak belirleyebilir. Bu düzenlemelerden biri de Karayolları Trafik Kanunu’nun 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi olup, maddenin birinci fıkrası “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” hükmünü düzenlemiştir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun:</p>

<p>1. maddesinde; Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önemleri belirlemek olduğu,</p>

<p>2. maddesinde; bu Kanunun trafik ile ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu Kanunun karayollarında uygulanacağı,</p>

<p>10. maddesinde; yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret ve levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın belediye trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu,</p>

<p>Belirtilmiştir.</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi;</p>

<p>“… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirttiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuku alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması hâlinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinden hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” gerekçesi ile Anayasa’ya aykırılık itirazını reddetmiştir (Anayasa Mahkemesinin 26.12.2013 tarih ve E. 2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014 Sayı: 28954, s.136-147).<br />
Anayasa’nın 158. maddesinin son fıkrasında “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158. maddesi uyarınca, tüm yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.</p>

<p>Nitekim Anayasa Mahkemesi, 6100 sayılı HMK’nın “Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemelerince bakılacağı” düzenlemesi ile ilgili 3. maddeyi iptal ederken, “Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında koruma kapsamını genişleten kavramlardır. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez” gerekçesine dayanmıştır (Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarih ve E. 2011/35, K. 2012/23 sayılı kararı. R.G.19.05.2012, Sayı: 28297)</p>

<p>Uyuşmazlık Mahkemesi de Anayasa Mahkemesi kararındaki gerekçelerle “ 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafik ile ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine” karar vermiştir (30.11.2015 gün ve 2015/7753 Esas, 2015/771 Karar, 11.04.2016 gün ve 2016/7163 Esas, 2016/210 Karar, 24.09.2018 gün ve 2018/530 Esas, 2018/467 Karar).</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra Uyuşmazlık Mahkemesi anılan yasa kapsamında çıkan uyuşmazlıklarda hizmet kusuru olsun ya da olmasın idareye karşı açılan davalarda uyuşmazlığın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğine istikrarlı olarak devam etmektedir ( 26.04.2019 gün ve 2019/290 Esas, 2019/356 Karar).<br />
Açıklanan nedenlerle; uyuşmazlıkta adli yargı yerinin görevli olduğu düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki düşüncesine katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="95221"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/99 E., 2021/1421 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.11.2021 tarihli, 2018/99 E., 2021/1421 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2018/99 E., 2021/1421 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili nöbetçi asliye ticaret mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; müvekkiline kasko sigortalı aracın davalının yol bakım çalışması yaparken yola mucur dökmesi ve işaretleme yapmaması nedeniyle kaza yaparak hasarlandığını, kazanın meydana gelmesinde davalının kusurlu olduğunu, aynı kazadan ötürü Ankara 17. İdare Mahkemesinin 20.12.2012 tarihli ve 2012/173 E, 2012/2167 K. sayılı kararı ile idare mahkemesinin görevsizliğine karar verildiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla sigortalısına ödenen 2.780TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın tam yargı davası olarak idari yargıda görülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.01.2013 tarihli ve 2012/740 E., 2013/1 K. sayılı kararı ile; dava dilekçesinin görev yönünden reddi ile talep hâlinde dosyanın görevli olan nöbetçi asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, süresinde verilen talep ile dosya Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.</p>

<p>7. Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.02.2014 tarihli ve 2013/182 E., 2014/89 K. sayılı kararı ile; her ne kadar Özel Dairece adli yargının görevsiz olduğundan bahisle mahkeme kararları bozulmakta ise de, bu hususun sonuçta hem idari yargıda hem adli yargıda verilen kararlar nedeniyle Uyuşmazlık Mahkemesine gittiği ve Uyuşmazlık Mahkemesinin de 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 110. maddesinin açık hükmü nedeniyle adli yargının görevli olduğunu belirttiği, yargıya başvuran kişinin en kısa sürede hakkını alması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2.061,31TL’nin 11.10.2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince değişen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>9. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 12.06.2014 tarihli ve 2014/9715 E., 2014/9694 K. sayılı kararı ile;<br />
“…Dava, davalı idare aleyhinde yol bakım çalışması nedeniyle gerekli işaretlemeleri yapmaması sebebine (hizmet kusuruna) dayanılarak açılan rücuen tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Yargı yolu kavramı, bir hukuk sisteminde, herhangi bir davanın o hukuk sistemine dahil yargı haklarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Uyuşmazlığın hangi yargı kolunda bakılacağı hususu, davanın genel şartlarından olup mahkemece resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>Bir kamu hizmeti görmekle yükümlü davalı idareye 2918 sayılı KTK'nun 7/a maddesinde; karayollarında mal ve can güvenliği yönünden gerekli işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırma görevleri verilmiş bulunmaktadır. Bu görevin 2918 sayılı yasada verilmiş olması bunun ihlali nedeniyle oluşacak zarardan dolayı idarenin Özel Hukuk hükümlerine tabi olacağı sonucunu doğurmaz. Hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar yönünden idare aleyhine tam yargı davasının idari yargı yerinde açılması gereklidir. Esasen 2918 Sayılı Yasanın hukuki sorumluluğa ilişkin 85. v.d. maddelerinde araç işletenin sorumluluğu bu yasa kapsamı dışında tutulmuştur.</p>

<p>Dosya kapsamına göre, aynı konuda Ankara 17. idare mahkemesinde görülen dava hakkında da 20.12.2012 gün, 2012/173 E-2012/2167 K sayılı kararı ile adli yargı yolunun görevli olduğu gerekçesi ile davanın görev yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu'nun 19. maddesinde "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Bu durumda mahkemece, idari yargının görevli olduğu nazara alınarak Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu'nun 19. maddesi gereğince işlem yapılması gerekirken işin esasına girilerek yazılı olduğu gibi hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
10. Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.11.2014 tarihli ve 2014/516 E., 2014/486 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
11. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong><br />
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın yargı yolu bakımından adli yargıda mı, yoksa idari yargıda mı çözümlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
13. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>14. Yargı yolu kavramı, açılan bir davanın o hukuk sistemine dâhil yargı kollarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Adli yargı ile idari yargı, eş söyleyişle hukuk mahkemeleri ile idare mahkemeleri arasındaki ilişki yargı yolu ilişkisidir. Bu münasebet kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen araştırılmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-b maddesi uyarınca da yargı yolunun caiz olması hususu dava şartı olarak sayılmıştır.</p>

<p>15. Mahkemelerin görev ve yetkileri ancak kanunla düzenlenebilir (Anayasa m 142, HMK m. 1). Adli yargı kolu kapsamına girip, hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekli olan davalarda görev, genel olarak HMK ve 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiş, ticaret mahkemelerinin görevine ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) yer verilmiştir. Özel mahkemelerin görev ve yetkisi ise ilgili özel kanunlarında yer almıştır. Yargı yolu gibi, görev de kamu düzenine ilişkin bir husus olup re’sen araştırılır.</p>

<p>16. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev” başlıklı 3. maddesi Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarihli ve 2011/35 E.., 2012/23 K. sayılı kararı ile ve “…Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakârlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez…” gerekçeleriyle Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.</p>

<p>17. Karayolları Trafik Kanunu’nda da görev ve sorumluluğa ilişkin birtakım düzenlemeler bulunmaktadır. KTK’da hukukî sorumluluğa ilişkin düzenlemeler “Hukuki Sorumluluk ve Sigorta” başlıklı 8. kısımda 85 ve devamı maddelerinde yer almakta olup sorumlu olarak; motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi belirlenmiştir. Buna göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi hâlinde, “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır”. Kanun’un 106. maddesinde ise, kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluk da 85 ve devamı maddeleri gereğince işletenin hukukî sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi kılınmıştır. Görüldüğü gibi, özel hukuk ya da kamu hukuku kişisi olması fark etmeksizin KTK gereğince sorumluluk ancak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi sıfatı ile sınırlı tutulmuştur. Kanun, dolayısıyla kanun koyucu, idarenin hizmet kusurunu kapsam dışında tutmuştur.</p>

<p>18. Karayolları Trafik Kanunu’nun “Görevli ve yetkili mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrasında ise aynen; “ İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.</p>

<p>19. Maddenin başlığı daha evvel “Yetkili mahkeme” iken, bu başlık 11.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile yukarıdaki şekilde değiştirilmiştir. Bu değişiklik gerekçesinin değerlendirilmesi de uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayacaktır. Maddenin taslak gerekçesinde; “…İdari ve Adli Yargı kolları arasındaki görev uyuşmazlıkları, trafik kazalarından kaynaklanan davaların görülmesinde sürekli bir belirsizliğe, gecikmelere ve hak kayıplarına yol açmaktadır. Teklif, sözü edilen belirsizlikleri, hukuk devletinin ve trafik/tehlike sorumluluğunun yapısal özelliği içinde gidermektedir. Zarar görenin kamu görevlisi olması, adli yargı görevini etkilemez. Karayolları Trafik Kanunu, ne kamu araçları ve ne de o araçlar içinde bulunan zarar gören kamu görevlileri bakımından -doğru olarak- bir ayırım yapmamıştır. Yasanın amacı, karayolu trafiğinin ve araçların ürettikleri risklere dayalı hukukta yeknesak çözüm düzeni oluşturmaktır. Yargısal görev (usul) de bu amacın dışında değildir. Bir başka yönüyle teklif, yargı sistemindeki "görevsizlik tartışmalarının yükünü" ortadan kaldırmakta ve hak arama özgürlüğü ile adil yargılanma hakkını güçlendirmektedir. Görev kuralını üretme münhasır yetkisi, anayasaya aykırı olmamak kaydı ile yasama organına aittir (Any.m.142)…” ibareleri dikkat çekmekte iken; komisyonun değişiklik gerekçesinde ise değişikliğin amacı net bir şekilde belirtilerek; “… Sonuç olarak, kamuya ait olan araçların sebebiyet verdiği trafik kazaları ile hemzemin geçitlerde meydana gelen tren-trafik kazaları Karayolları Trafik Kanununa bağlı kılınmış, bu uyuşmazlıklarda görevin adli yargıda olduğu yönünde düzenleme yoluna gidilmiştir. Ayrıca Karayolları Trafik Kanununun sorumluluk hukuku yönünden benimsediği "işleten" terimi ile (m. 85) yine aynı Kanunda kamuya ait araçlar yönünden benimsenen "aidiyet" terimi (m.106) arasında sorumluluk bağı yönünden bir ayrıma gidilemeyeceği hususunun Kanun düzeyinde açıklığa kavuşturulması ve kamuya aidiyetin kategorik farklılığı (mülkiyet, sınırlı ayni hak, sözleşmeye dayalı kullanım vb.) işleten kavramıyla bağdaştığı sürece ayrı bir sonuç doğurmayacağı hususları göz önünde bulundurulmuş ve mülkiyetin yanında diğer tiplerin de kapsanması amacıyla Karayolları Trafik Kanununun değiştirilmesi öngörülen 110 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "İşleteni" ibaresinden sonra gelmek üzere " veya sahibi" ibaresi eklenmiştir. Komisyon, bu tür kazalarda, zarar görenin kamu görevlisi olması hallerinde, farklı bir görev kuralı üretilmesinin özel hukukun sağladığı daha avantajlı duruma karşın, eşitlik ilkesine aykırı olacağı düşüncesiyle farklı bir düzenlemeye gitmemiştir…” ifadelerine yer verilmiştir.</p>

<p>20. Kısaca özetlemek gerekir ise, 110. maddede yapılan değişiklik ile “kamu araçlarının” verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğuna ilişkin olarak 2918 sayılı Kanun’un amacına uygun biçimde adli yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiş, bu çözümün adli ve idari yargı görev ayrımına ilişkin anayasal normlarla da uyum içinde olduğu vurgulanmış, düzenlemede, taslak ve komisyon gerekçelerinde, hizmet kusurundan kaynaklanan hukukî uyuşmazlıkların da bu kapsamda değerlendirileceğine yönelik herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir.</p>

<p>21. İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (İYUK) çizilerek, Kanun’un 2. maddesinde; “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar”ın idari yargı yerinde tam yargı davası açabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>22. İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu, diğeri ise idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır.</p>

<p>23. İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru, idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde birtakım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır (Sarıca, Ragıp: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Hizmet Kusuru ve Karakterleri, Y. 1949, C. 15, S. 4, s. 858; Atay, Ender Ethem: İdare Hukuku, Ankara 2006, s. 571; Yıldırım, Turhan.: İdari Yargı, İstanbul 2008, s. 253).</p>

<p>24. Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bunlar; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir.</p>

<p>25. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukukî ve maddi hayattaki görünümleridir. İYUK’un 2. maddesine göre, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak "tam yargı" davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir.</p>

<p>26. Kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetlerine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemler ise özel hukuk alanına ilişkin olduğundan, bunlar idari eylem ve işlem olarak nitelendirilemezler. Kamu idare ve kurumlarının, kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde veya ondan doğan eylemlerinde hizmet unsuru söz konusu olduğu hâlde, özel hukuk tüzel kişisi olarak yürütülen faaliyetler sırasında meydana gelen zararlardan ötürü ilgili kamu tüzel kişisinin sorumluluğunun özel hukuk hükümleri ve ilkeleri uyarınca belirlenmesi gerekir.</p>

<p>27. Uyuşmazlık Mahkemesinin 06.12.1999 tarihli ve 1999/38 E. 1999/40 K. sayılı kararında; “İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu” vurgulandıktan sonra; “Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde ‘idari dava türleri’ arasında sayılan ‘idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası’ kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağına” işaret edilmiş ve idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak açılan davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>28. Zira bir kamu kurumunun görevlerinden olan bir işi yapmayı kararlaştırması idari bir karar olduğu gibi, bu kararı yerine getirmek üzere plan ve projeler yapıp, o plan ve projeler gereğince işi görmesi de kararın neticesi olan birer idari eylemdir.</p>

<p>29. Ayrıca 11.02.1959 tarihli ve 1958/17 E., 1959/15 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı gibi, kamu kuruluşlarının verdikleri kararlar sonunda plan ve projesine uygun olmak üzere tesisler yaptırmış olmaları, bu tesisleri kullanmaları veya bu tesislere bakmaları sebebiyle fertlerin uğramış oldukları zararların tazminine yönelik davalar tam yargı davası olarak idari yargı mercilerince çözümlenecektir. Öte yandan, yapılan işlerin plan veya projelere aykırı olması hâlinde ortada idari kararın tatbikine ilişkin bir fiil bulunmadığından, bu iddia ile açılmış bir dava ancak haksız fiilden doğan bir dava olarak ele alınacaktır.</p>

<p>30. O hâlde, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların çözümü, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine; idarece herhangi bir hakka haksız müdahalede bulunulduğu, plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak zararın tazmini davalarının haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre çözümü ise adli yargı yerine ait olacaktır. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2014 tarihli ve 2013/4-415 E., 2014/199 K.; 16.10.2018 tarihli ve 2017/4-1458 E., 2018/1437 K.; 22.09.2020 tarihli ve 2017/17- 3149 E., 2020/648 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.</p>

<p>31. Yeri gelmiş iken Karayolları Trafik Kanunu’nda kuruluşlar ve komisyonlara verilen görev ve yetkilere ilişkin sorumluluğun bu Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekip gerekmediğinin de irdelenmesi gerekmektedir. ... 6001 sayılı kuruluş Kanunu yanında KTK’nın 7. maddesinde de genel olarak karayollarını emniyetle kullanılmasını sağlamakla görevli ve yetkili kılınmıştır. KTK’da yalnızca Karayolları Genel Müdürlüğünün değil, Kanun’un 2. Kısmının 4 ila 12. maddelerinde karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzen ve güvenliğini sağlamak, trafik güvenliğini ilgilendiren gerekli önlemleri belirlemek ve motorlu araçlar ile ilgili idari işlemleri düzenlemek amacı ile başka kurumların da görev ve yetkileri sayılmıştır. Bununla birlikte 2918 sayılı KTK’da diğer kamu idareleri ve Karayolları Genel Müdürlüğünün trafik düzeni ve trafik güvenliği ile ilgili üstlendikleri kamu hizmetlerinden dolayı hukukî sorumluluğu düzenlenmiş değildir. Yani Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolu yapım, bakım ve işletilmesi şeklindeki kamu hizmetleri gibi diğer kamu kuruluşlarının kendi görev alanlarındaki kamu hizmetlerinin, idare hukuku ilke ve kurallarına göre yürütülmesi, anılan kuruluşların idari işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıkların da Anayasa’nın 125. maddesi ve İYUK’un 2. maddesine göre idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>32. Somut uyuşmazlıkta, davalının yol bakım çalışması yaparken yola mucur dökmesi ve işaretleme yapmamasına ilişkin hizmetinin ve temelinde ifade olunan zararın, hizmet kusuru teşkil eden eyleme dayandığı hususu ise kuşkusuzdur. Hizmet kusuruna dayalı olarak açılan bu davanın tam yargı davası ile idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Ne var ki dosya kapsamından aynı konuda Ankara 17. İdare Mahkemesinin 20.12.2012 tarihli ve 2012/173 E., 2012/2167 K. sayılı kararı ile adli yargı yolunun görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>33. 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi;<br />
“Adli ve idari yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.<br />
Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir.” hükmünü haizdir.</p>

<p>34. Bu durumda mahkemece, idari yargının görevli olduğu nazara alınarak 2247 sayılı Kanun’un 19. maddesi gereği işlem yapılması gerekirken işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.</p>

<p>35. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; KTK’nın 110. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra Uyuşmazlık Mahkemesince verilen istikrarlı kararlarda, bu Kanun kapsamında açılan uyuşmazlıklarda hizmet kusuruna dayanıldığına bakılmaksızın adli yargıda görülmesi gerektiğinin belirtildiği, davalının görevlerinin KTK ile düzenlendiği, varsa kusurunun ve sorumluluğunun KTK uyarınca belirleneceği ve bu Kanun’un 110. maddesinde de başvurulacak yargı yolunun adli yargı olduğunun açıkça düzenlendiği, Anayasa Mahkemesinin 26.12.2013 tarihli ve 2013/68 E., 2013/165 K. sayılı kararında belirtildiği gibi aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesinin kamunun yararına olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>36. Öte yandan dava tarihinin “31.12.2012” olmasına rağmen direnme kararının başlığında "15.10.2014" olarak yazılması, mahallinde her zaman düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edildiğinden esasa etkili görülmemiş ve bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>37. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>38. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,<br />
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.11.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Davacı müvekkiline kasko sigortalı aracın davalının yol bakım çalışması yaparken yola mucur dökmesi ve işaretleme yapmaması nedeniyle kaza yaparak hasarlandığını, kazanın meydana gelmesinde davalının kusurlu olduğunu, aynı kazadan ötürü Ankara 17. İdare Mahkemesinin 2012/173 E., 2012/2167 K. sayılı kararı ile İdare Mahkemesinin görevsizliğine karar verildiğini ileri sürerek, fazlaya dair haklarını saklı tutarak sigortalısına ödenen 2.780,00TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 2.061,31TL’nin 11.10.2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince değişen oranlarda yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 12.06.2014 gün 2014/9715 E., 2014/9694 K. sayılı kararı ile “Mahkemece, idari yargının görevli olduğu nazara alınarak Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu’nun 19.maddesi gereğince işlem yapılması gerekirken, işin esasına girilerek yazılı olduğu gibi hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuş, mahkemece adli yargı yolunun görevli olduğu olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br />
Uyuşmazlık davanın yargı yolu bakımından adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK)’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır. Bu hükme göre, idari davalar; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardır.<br />
Bu nedenle idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak “tam yargı” davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukukî ve maddi hayattaki görünümleridir.</p>

<p>Yargı yolu ve görev kamu düzeninden olup, kanun koyucu bazı uyuşmazlıkların çözüm yerini, kamu veya özel hukuk ayrımı yapılmadan, adli yargının görev alanı olarak belirleyebilir. Bu düzenlemelerden biri de Karayolları Trafik Kanunu’nun 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi olup, maddenin birinci fıkrası “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” hükmünü düzenlemiştir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun:<br />
1. maddesinde; Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önemleri belirlemek olduğu,</p>

<p>2. maddesinde; bu Kanunun trafik ile ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu Kanunun karayollarında uygulanacağı,</p>

<p>10. maddesinde; yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret ve levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın belediye trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu,<br />
belirtilmiştir.</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi;</p>

<p>“… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirttiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuku alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması hâlinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinden hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” gerekçesi ile Anayasa’ya aykırılık itirazını reddetmiştir (Anayasa Mahkemesinin 26.12.2013 tarih ve E. 2013/68 K. 2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014 Sayı: 28954, s.136-147).<br />
Anayasa’nın 158. maddesinin son fıkrasında “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158. maddesi uyarınca, tüm yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.</p>

<p>Nitekim Anayasa Mahkemesi, 6100 sayılı HMK’nın “Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemelerince bakılacağı” düzenlemesi ile ilgili 3. maddeyi iptal ederken, “Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında koruma kapsamını genişleten kavramlardır. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez” gerekçesine dayanmıştır (Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarih ve E.2011/35, K. 2012/23 sayılı kararı. R.G.19.05.2012, Sayı:28297).</p>

<p>Uyuşmazlık Mahkemesi de Anayasa Mahkemesi kararındaki gerekçelerle “2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafik ile ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine” karar vermiştir (30.11.2015 gün ve 2015/7753 Esas, 2015/771 Karar, 11.04.2016 gün ve 2016/7163 Esas, 2016/210 Karar, 24.09.2018 gün ve 2018/530 Esas, 2018/467 Karar).</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra Uyuşmazlık Mahkemesi anılan yasa kapsamında çıkan uyuşmazlıklarda hizmet kusuru olsun ya da olmasın idareye karşı açılan davalarda uyuşmazlığın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğine istikrarlı olarak devam etmektedir (26.04.2019 gün ve 2019/290 Esas, 2019/356 Karar).</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; uyuşmazlıkta adli yargı yerinin görevli olduğu düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki düşüncesine katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 17:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="17840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHTİYAÇ SEBEBİYLE TAHLİYE DAVASINDA UYGULAMAYA DAİR BİLGİLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-sebebiyle-tahliye-davasinda-uygulamaya-dair-bilgiler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-sebebiyle-tahliye-davasinda-uygulamaya-dair-bilgiler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İhtiyaç sebebiyle tahliye davası, kiraya verenin kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler için gerçekten kullanma zorunluluğu bulunduğu hâllerde başvurulan bir tahliye yoludur. Bu dava, özellikle konut ve çatılı işyeri kiralarında sık gündeme gelir. Ancak uygulamada en çok hata, ihtiyacın varlığından çok, sürenin ve ihtarın nasıl hesaplanacağı noktasında yapılır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Borçlar Kanunu’na göre belirli süreli ve belirsiz süreli kira sözleşmelerinde aynı kurallar uygulanmaz. Bu ayrım, hem ihtar zorunluluğunu hem de dava açma süresini doğrudan etkiler. Bu nedenle “1 yıllık sözleşme bitti, artık belirsiz süreliye döndü” şeklindeki pratik yaklaşım doğru değildir. Bilindiği üzere konut ve çatılı işyeri kiralarında 1 yıllık süre bitince sözleşme belirsiz süreli hale gelmez. Türk Borçlar Kanunu’na göre sözleşme, aynı şartlarla <strong>1 yıl daha uzamış</strong> sayılır.</p>

<p>Bu noktada Yargıtay’ın yaklaşımı nettir. 1 yıllık kira sözleşmesi dolduğunda ilişki belirsiz süreli hâle gelmiş sayılmaz; TBK 347 uyarınca uzama rejimi içinde devam eder. Bu ayrım önemlidir. Çünkü ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında süre hesabı, belirsiz süreli sözleşme mantığıyla değil, sözleşmenin uzama dönemi esas alınarak yapılır.</p>

<p><strong>İhtar ne zaman zorunludur, ne zaman değildir?</strong></p>

<p>İhtiyaç sebebiyle tahliye davasında ihtar her durumda zorunlu değildir. Belirli süreli sözleşmelerde kiraya veren, kural olarak sözleşme süresinin sonunda ve TBK 350’de öngörülen bir aylık süre içinde dava açabilir. Bu durumda, sözleşmenin sona ereceği tarihi bekleyip süre içinde dava açmak çoğu zaman yeterlidir.</p>

<p>Ancak bazı hâllerde ihtar önem kazanır. Özellikle sözleşmede taraflarca kararlaştırılmış bir bildirim şartı varsa, bu şarta uyulup uyulmadığı ayrıca incelenir. Bunun yanında yeni malik bakımından TBK 351 çerçevesinde bir aylık yazılı bildirim şartı özel olarak düzenlenmiştir. Yani her tahliye sebebinin bildirim rejimi aynı değildir.</p>

<p><strong>Belirsiz süreli kira sözleşmesinde dava açma süresi</strong></p>

<p>Belirsiz süreli konut kira sözleşmelerinde kiraya verenin, genel hükümlere göre (TBK .328 vd.) fesih ihbar sürelerine uyulmak suretiyle belirlenecek sona erme tarihinden itibaren 1 ay içinde dava açması gerekir. Ancak önce zorunlu dava şartı olan arabuluculuk kurumuna başvuru zorunludur. Arabuluculukta geçen süre dava açma süresine eklenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sözleşmenin başlangıcı belirli, süresi belirsiz ise fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içerisinde dava açılmalıdır. TBK 329 hükmü gereği taraflar, yerel adetlere göre belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle bir adet yok ise altı aylık kira dönemi sonu için üç aylık fesih bildirim süresine uyarak feshedebilir. Sözleşme ister yazılı ister sözlü yapılmış olsun, süresi kanıtlanamadığında bu sözleşme belirsiz süreli sözleşme olarak kabul edilir. Uygulamada en çok karıştırılan husus altı aylık kira dönemlerinin tespiti ile üç aylık fesih bildirim sürelerinin tayinidir. Çoğu dava bu sürelere uyulmadığından reddolunmaktadır. Bu hususta bir örneklendirme ile konuyu netleştirmek isteriz. Örneğin: Kira başlangıcı 01.01.2026 olsun, fesih dönemleri 1. Dönem sonu 30.06.2026, 2. Dönem sonu 31.12.2026 tir. Bu dönem sonları için sözleşmeye son verilmek istenir ise 1. Dönem sonu için üç ay öncesine tekabül eden 31.03.2026 , 2. Dönem sonu için ise 31.09.2026 tarihi öncesinde fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması ile dönem sonu tarihlerinden itibaren bir ay içinde tahliye davalarının açılması gerekir.</p>

<p><strong>İhtiyaç kimler için ileri sürülebilir? Birden fazla konutun varlığı davayı engeller mi?</strong></p>

<p>TBK 350, ihtiyacın kimler için ileri sürülebileceğini sınırlı biçimde saymıştır. Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu ve kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler için konut veya işyeri ihtiyacı ileri sürülebilir. Bu sayım dışına çıkılamaz.</p>

<p>İhtiyacın ayrıca gerçek, samimi ve zorunlu olması gerekir. Geçici, ileride doğabilecek veya salt tahliye amacıyla ileri sürülen ihtiyaç yeterli değildir. Davanın açıldığı tarihte ihtiyaç mevcut olmalı ve yargılama sırasında da devam etmelidir.</p>

<p>Kiraya verenin birden fazla evi bulunması ise tek başına davayı otomatik olarak engellemez. Önemli olan, kiraya verenin elindeki diğer taşınmazın ihtiyacı gerçekten karşılayıp karşılamadığıdır. Eğer kiraya verenin başka taşınmazı olsa bile o taşınmaz ihtiyaca elverişli değilse, ihtiyaç iddiası yine kabul görebilir. Buna karşılık, kiraya verenin mevcut taşınmazı ihtiyaçla bağdaşan bir seçenek olarak duruyorsa, mahkeme ihtiyaç iddiasını daha sıkı değerlendirir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İhtiyaç sebebiyle tahliye davasında başarı, yalnızca “ihtiyacım var” demekle sağlanmaz. Sözleşmenin belirli mi belirsiz mi olduğu, ihtarın ne zaman yapıldığı, tebliğin ne zaman gerçekleştiği, dava açma süresinin kaçırılıp kaçırılmadığı ve ihtiyacın gerçekten zorunlu olup olmadığı birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Kısaca söylemek gerekirse: 1 yıllık konut kira sözleşmesi süresi dolunca kendiliğinden belirsiz süreliye dönüşmez; birer yıllık uzama düzeni içinde devam eder. İhtarın zorunlu olup olmadığı, hangi tahliye sebebine dayanıldığına göre değişir. İhtar gerekiyorsa posta tarihi değil, kiracının eline ulaşma tarihi önemlidir. İhtiyaç ise soyut değil, somut; geçici değil, gerçek ve devam eden bir ihtiyaç olmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle ihtiyaç sebebiyle tahliye davası açılmadan önce sözleşme tarihi, tebliğ tarihi ve dava tarihi birlikte kontrol edilmelidir. En küçük tarih hatası, doğru bir ihtiyacı bile usulen sonuçsuz bırakabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kardelen-durmus" title="Av. Kardelen DURMUŞ"><img alt="Av. Kardelen DURMUŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Kardelen-DURMU%C5%9E.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kardelen-durmus" title="Av. Kardelen DURMUŞ">Av. Kardelen DURMUŞ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-sebebiyle-tahliye-davasinda-uygulamaya-dair-bilgiler-1</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-ev-bina-kitaps.jpg" type="image/jpeg" length="99446"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kaliforniya avukatların yapay zekâ kullanımını meslek kurallarına taşımaya hazırlanıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kaliforniya-avukatlarin-yapay-zeka-kullanimini-meslek-kurallarina-tasimaya-hazirlaniyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kaliforniya-avukatlarin-yapay-zeka-kullanimini-meslek-kurallarina-tasimaya-hazirlaniyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaliforniya Eyalet Barosu, avukatların yapay zekâ kullanımından doğan sorumluluklarını meslek etiğinin temel kuralları içine açık biçimde yerleştirmeye hazırlanırken, revize edilen düzenleme önerisinin ikinci kamuoyu görüş süreci 6 Ağustos'ta sona erdi.</p>

<p>Teklif henüz bağlayıcı değil. Ancak kabul edilmesi halinde yapay zekâ kullanımı; avukatın mesleki yetkinliği, müvekkille iletişimi, sır saklama yükümlülüğü, mahkemeye karşı dürüstlüğü ve hukuk bürolarındaki gözetim sorumluluğu bakımından mevcut meslek kurallarının doğrudan konusu haline gelecek. Nihai değişikliklerin yürürlüğe girebilmesi için Kaliforniya Yüksek Mahkemesi'nin onayı gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baronun önerisi yapay zekâ kullanımını yasaklamıyor. Bunun yerine temel yaklaşım, teknolojinin değişmesine rağmen avukatın mesleki sorumluluğunun değişmediği varsayımına dayanıyor.</p>

<p>Revize taslağa göre avukatın, yapay zekâ kullanımının girdiler ve çıktılar dahil bütün yönleri üzerinde mesleki muhakemesini kullanması gerekiyor. Müvekkillere, mahkemelere veya diğer taraflara hukuki kaynak gösterildiğinde ise atıf yapılan karar ve diğer kaynakların gerçekten var olduğu ve doğru biçimde aktarıldığı doğrulanmalı.</p>

<p>Bu yaklaşım, son yıllarda ABD mahkemelerinde üretken yapay zekâ sistemlerinin uydurduğu karar ve içtihatların dilekçelere girmesiyle görünür hale gelen bir mesleki sorumluluk sorununa yanıt niteliği taşıyor.</p>

<p><strong>Gizli verinin AI sistemine verilmesi ayrıca değerlendirilecek</strong></p>

<p>Teklifin dikkat çeken bölümlerinden biri avukat-müvekkil gizliliğine ilişkin.</p>

<p>Taslak, gizli bilginin bir teknoloji veya yapay zekâ sistemi tarafından avukatın sır saklama yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde erişilmesi, saklanması veya kullanılması konusunda önemli bir risk yaratılmasını da hukuki değerlendirmeye dahil ediyor.</p>

<p>Avukatın değerlendirmesi gereken unsurlar arasında hizmet sağlayıcının veriyi saklayıp saklamadığı, verilerin model eğitimi amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, sistemin güvenlik önlemleri ve bilgilere yetkisiz kişiler veya üçüncü tarafların erişebilme ihtimali bulunuyor.</p>

<p>Böylece düzenleme, “gizli bilgiyi yapay zekâya verme” sorununu yalnızca kullanıcının ekrana ne yazdığı üzerinden değil, kullanılan hizmetin arkasındaki veri işleme mimarisi üzerinden ele alıyor.</p>

<p>Taslak ayrıca avukatların yapay zekâ kullanımı nedeniyle müvekkillerini ne zaman bilgilendirmeleri gerektiğini değerlendirirken teknolojinin yeniliğini, kullanımın risk ve yararlarını, hukuki işin kapsamını ve müvekkilin konuya ilişkin bilgi düzeyini dikkate almalarını öngörüyor.</p>

<p><strong>Hukuk bürolarına kurum düzeyinde sorumluluk</strong></p>

<p>Öneri bireysel avukatın davranışıyla sınırlı değil.</p>

<p>Yönetici ve gözetici konumdaki avukatların, hukuk bürolarında yapay zekânın uygun kullanımı için iç politika ve prosedürler oluşturması; avukat olmayan çalışanların teknoloji kullanımının da gerekli talimat ve gözetim altında tutulması öngörülüyor.</p>

<p>Bu hüküm, yapay zekâyı yalnızca bir avukatın kullandığı kelime işlemci veya arama motoruyla eşdeğer gören yaklaşımdan ayrılıyor. Özellikle araştırma yapabilen, dosya okuyabilen, belge hazırlayabilen ve başka yazılım sistemleriyle işlem yapabilen yapay zekâ ajanlarının yaygınlaşması, teknoloji kullanımını hukuk büroları açısından kurumsal bir risk yönetimi konusu haline getiriyor.</p>

<p>Kaliforniya Yüksek Mahkemesi de 2025'te Barodan mevcut yapay zekâ rehberinin meslek kurallarına aktarılmasını değerlendirirken “agentic”, yani belirli görevleri daha bağımsız biçimde yerine getirebilen yapay zekâ sistemlerini de dikkate almasını istemişti.</p>

<p><strong>İlke yeni değil, kurallara aktarılması önemli</strong></p>

<p>Teklifin dayandığı “AI kullanılabilir ancak mesleki sorumluluk avukatta kalır” ilkesi ABD hukuk sistemi için bütünüyle yeni değil.</p>

<p>Amerikan Barolar Birliği (ABA), Temmuz 2024'te yayımladığı ilk resmî üretken yapay zekâ etik görüşünde yetkinlik, gizlilik, müvekkilin bilgilendirilmesi ve ücretlendirme dahil mevcut meslek kurallarının AI kullanımında da uygulanacağını açıklamıştı. Kaliforniya da 2023'ten beri avukatlar için üretken yapay zekâ rehberine sahip.</p>

<p>Yeni olan, bu ilkelerin rehber niteliğindeki tavsiyelerin ötesine geçerek meslek kurallarının yetkinlikten sır saklamaya, mahkemeye karşı dürüstlükten büro içi gözetim yükümlülüğüne kadar altı ayrı alanına yerleştirilmesinin tartışılması.</p>

<p>Kaliforniya bu konuda tek örnek de değil. Rhode Island Yüksek Mahkemesi Haziran ayında avukatların üretken yapay zekâ kullanımına ilişkin meslek kurallarında değişiklik yaparak ABD'de giderek genişleyen düzenleyici eğilime katıldı.</p>

<p><strong>İlk taslaktaki sert doğrulama dili değişti</strong></p>

<p>Kaliforniya'daki sürecin bir başka dikkat çekici yönü, ilk kamuoyu görüşlerinden sonra metnin değiştirilmesi oldu.</p>

<p>İlk taslak, yapay zekâ çıktılarının avukat tarafından bağımsız biçimde incelenmesi ve doğrulanmasına daha genel bir yükümlülük getiriyordu. Haziran ayında ikinci görüş sürecine çıkarılan metin ise avukatın girdiler ve çıktılar dahil bütün AI kullanımı üzerinde mesleki muhakemesini kullanmasını esas alırken, açık doğrulama yükümlülüğünü özellikle hukuki kaynak ve atıflar bakımından belirginleştirdi.</p>

<p>Değişiklik, yapay zekâ kullanan avukatın her teknik çıktıyı aynı yöntemle denetlemesi yerine, mesleki riskin niteliğine göre insan muhakemesi ve doğrulama sorumluluğunu öne çıkaran daha esnek bir düzenlemeye yönelimi gösteriyor.</p>

<p><strong>Türkiye'deki tartışmayla dikkat çekici paralellik</strong></p>

<p>Kaliforniya'daki çalışma Türkiye bakımından elbette çok uzak. Ancak Türkiye Barolar Birliği'nin daha iki ay önce açıkladığı yapay zekâ çalışmalarıyla önemli paralellikler taşıyor.</p>

<p>TBB'nin 20 Haziran'da kamuoyuyla paylaştığı “Avukatlar İçin Yapay Zekâ Kullanımı Tavsiye Rehberi” ile çalıştay sonuçlarında insan denetimi, AI çıktılarının doğrulanması, meslek sırrının korunması, kişisel veri güvenliği, şeffaflık ve nihai mesleki sorumluluğun avukatta kalması temel ilkeler arasında sıralandı.</p>

<p>TBB ayrıca hukuk alanında yapay zekâ kullanımına özgü meslek kuralları ve etki standartlarının geliştirilmesini önerdi.</p>

<p>Türkiye'de avukatların özen ve güven yükümlülüğü ile meslek sırrının korunması gibi temel sorumlulukları zaten Avukatlık Kanunu ve meslek kurallarından kaynaklanıyor. Kişisel verilerin yapay zekâ sistemlerinde işlenmesi ise KVKK mevzuatına tabi. Kişisel Verileri Koruma Kurumu da 2025 sonunda üretken yapay zekâ ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin özel bir rehber yayımladı.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye açısından temel düzenleme sorusu, yapay zekâ kullanımında mesleki sorumluluğun bulunup bulunmadığından çok, mevcut genel yükümlülüklerin yeni teknolojiler karşısında <strong>hangi somut davranış standartlarına çevrileceği</strong> olabilir.</p>

<p>Kaliforniya önerisi bu açıdan; hukuki kaynakların doğrulanması, kullanılan yapay zekâ hizmetinin veri saklama ve model eğitimi politikalarının incelenmesi, müvekkile yapılacak açıklamanın koşullarının belirlenmesi ve hukuk bürolarında yazılı AI kullanım politikalarının oluşturulması gibi daha operasyonel kurallar için örnek oluşturabilir.</p>

<p>Taslak doğrudan bir kayıt tutma yükümlülüğü getirmiyor. Ancak bu yaklaşımın ileride hukuk bürolarında bir tür <strong>“AI denetim izi”</strong> uygulamasını teşvik etmesi mümkün.</p>

<p>Böyle bir sistemde hangi yapay zekâ aracının kullanıldığı, gizli veya kişisel verilerin hangi koşullarda işlendiği, hangi hukuki kaynakların insan tarafından doğrulandığı ve nihai belgenin kim tarafından denetlendiği kayıt altına alınabilir.</p>

<p>Bu tür kayıtlar yalnızca hata önleme aracı değil, bir uyuşmazlık halinde avukatın gerekli mesleki özeni gösterip göstermediğinin ortaya konulmasında da önem kazanabilir.</p>

<p>Kaliforniya'daki düzenleme sürecinin ortaya koyduğu temel çizgi ise şimdilik daha yalın: <strong>Yapay zekâ işi hızlandırabilir ve bazı görevleri üstlenebilir; fakat mesleki muhakeme, gizlilik ve nihai sorumluluk avukattan yapay zekâ sistemine devredilemiyor.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kaliforniya-avukatlarin-yapay-zeka-kullanimini-meslek-kurallarina-tasimaya-hazirlaniyor-1</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 13:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/baro/yapay-avukat21.jpg" type="image/jpeg" length="26723"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mirası Reddetmek İçin 3 Aylık Süre: Kaçırırsanız Ne Olur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mirasi-reddetmek-icin-3-aylik-sure-kacirirsaniz-ne-olur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mirasi-reddetmek-icin-3-aylik-sure-kacirirsaniz-ne-olur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir yakınınızı kaybettiğinizde miras olarak yalnızca ev, araba veya birikim kalmaz; <strong>borçlar da mirasçıya geçer</strong>. İşte bu yüzden <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 606. maddesi</strong>, mirasçıya mirası reddetmek için yalnızca <strong>3 aylık bir süre</strong> tanır, ve bu süre çoğu ailenin haberi bile olmadan işlemeye başlar.</p>

<p>Süre dolduğunda ne olur? Kanunun cevabı nettir: reddetmeyen mirasçı, mirası <strong>borçlarıyla birlikte kayıtsız şartsız kazanmış sayılır</strong>.</p>

<p><strong>3 Aylık Süre Ne Zaman Başlar?</strong></p>

<p>Kural olarak süre, <strong>yasal mirasçılar için mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihte</strong> işlemeye başlar. Çoğu aile için bu, vefat günüdür. Mirasçı olduğunuzu daha sonra öğrendiğinizi ispat edebiliyorsanız (örneğin uzak bir akrabanın mirasçısı olduğunuzu aylar sonra fark ettiyseniz), süre <strong>öğrenme tarihinden</strong> itibaren hesaplanır.</p>

<p>Somut örnek: Bahçelievler'de yaşayan Meltem, babasını mart ayında kaybetti. Cenazeden haftalar sonra kapıya gelen ödeme emriyle babasının <strong>kredi ve kefalet borçlarını</strong> öğrendi. Meltem'in 3 aylık süresi borçları öğrendiği gün değil, <strong>ölümü öğrendiği gün</strong> başladı, yani takvim, o farkında olmadan zaten işliyordu.</p>

<p>Vasiyetnameyle mirasçı atanan kişiler içinse süre, <strong>vasiyetin kendilerine resmen bildirildiği tarihten</strong> itibaren işler. Önemli bir sebep varsa (örneğin terekenin karmaşık olması, yurt dışında yaşamanız) sulh hukuk hâkiminden <strong>sürenin uzatılmasını</strong> da isteyebilirsiniz;</p>

<p>Ret kararı vermeden önce terekenin gerçek tablosunu, mal, alacak ve borçları, çıkarmak ilk adımdır.</p>

<p><strong>Ret Beyanı Nasıl Yapılır? Adım Adım</strong></p>

<p>Mirasın reddi bir dilekçeyle biter ama öncesinde küçük bir araştırma gerektirir. Ret beyanı, <strong>mirasbırakanın son yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesine</strong> yazılı veya sözlü olarak yapılır ve <strong>kayıtsız şartsız</strong> olmalıdır, "borç çıkarsa reddediyorum" gibi şartlı beyan geçersizdir.</p>

<p><strong>Adım Adım Ret Süreci</strong></p>

<p><strong>1. Terekenin fotoğrafını çekin:</strong> Bankalar, tapu, araç kaydı, icra dosyaları ve vergi borçlarını araştırın; borç mu mal mı ağır basıyor görün</p>

<p><strong>2. Süreyi işaretleyin:</strong> Ölümü öğrendiğiniz tarihten itibaren 3 ay içinde başvurmalısınız</p>

<p><strong>3. Sulh hukuk mahkemesine beyan verin:</strong> Mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesine kayıtsız şartsız ret beyanınızı sunun</p>

<p><strong>4. Kaydı ve belgeyi alın:</strong> Ret beyanı mahkemenin özel kütüğüne işlenir; talep ederseniz reddi gösteren belge verilir</p>

<p>Şöyle bir soru sorun kendinize: "Reddetmek gerçekten kârlı mı?" Tereke her zaman göründüğü kadar borçlu olmayabilir. Örneğin ölen yakınınız işçiyse, ödenmemiş kıdem tazminatı alacağı da terekeye dahildir ve mirasçılara geçer. Bu yüzden karar vermeden önce <strong>aktif ve pasifin tam listesini</strong> çıkarmak, aceleyle reddetmekten çok daha güvenlidir.</p>

<p><strong>Süreyi Kaçırırsanız Ne Olur?</strong></p>

<p>Sürenin dolması sessiz ama ağır bir sonuç doğurur: mirası <strong>kayıtsız şartsız kabul etmiş sayılırsınız</strong>. Bu andan itibaren mirasbırakanın borçlarından yalnızca kalan mallarla değil, <strong>kendi kişisel malvarlığınızla da</strong> sorumlu olursunuz. Yani babanızdan kalan borç için sizin maaşınıza ve evinize haciz gündeme gelebilir.</p>

<p>Peki her şey bitti mi? Hayır. Kanun bir istisna tanır: <strong>hükmen ret</strong>. Ölüm tarihinde mirasbırakanın <strong>ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise</strong> miras, hiçbir beyana gerek olmadan reddedilmiş sayılır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre bu durum <strong>süreye bağlı olmadan</strong> tespit davasıyla ileri sürülebilir; alacaklının açtığı davada savunma olarak da dile getirilebilir.</p>

<p><strong>Hükmen Ret İçin Aranan Tablo</strong></p>

<p>• <strong>Borca batıklık ölüm anında mevcut olmalı:</strong> Tereke borçları, malvarlığını açıkça aşıyor olmalı</p>

<p>• <strong>Açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olmalı:</strong> Çevrece bilinen ödeme güçlüğü ya da aciz belgesi, sonuçsuz icra takipleri gibi resmi kayıtlar</p>

<p>• <strong>Mirasçı terekeyi sahiplenmemiş olmalı:</strong> Tereke mallarını kullanan, benimseyen mirasçı bu korumayı kaybeder</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="3"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Özellik</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Gerçek Ret (Beyanla)</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Hükmen Ret</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Süre</p>
   </td>
   <td>
   <p>Öğrenmeden itibaren 3 ay</p>
   </td>
   <td>
   <p>Süreye bağlı değil (tespit davası)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Şart</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kayıtsız şartsız beyan yeterli</p>
   </td>
   <td>
   <p>Ölüm anında borca batıklık ispatı gerekli</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Nereye yapılır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tespit davası veya alacaklıya karşı savunma</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Risk</p>
   </td>
   <td>
   <p>Süre kaçarsa hak düşer</p>
   </td>
   <td>
   <p>İspat yükü mirasçıda, sonuç davaya bağlı</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Ret mi, hükmen ret mi, yoksa kabul mü? Doğru strateji terekenin tablosuna göre dosya bazında belirlenir.</p>

<p><strong>Dikkat: Ret Hakkınızı Düşüren Davranışlar</strong></p>

<p>Kanunun en az bilinen tuzağı budur: 3 aylık süre dolmasa bile, <strong>tereke işlerine karışan mirasçı ret hakkını kaybeder</strong>. Terekenin olağan yönetimini aşan işler yapan, tereke mallarını gizleyen veya <strong>kendine mal eden</strong> mirasçı artık mirası reddedemez.</p>

<p>Buna karşılık her işlem hakkı düşürmez. <strong>Cenaze masraflarını karşılamak</strong>, terekeyi korumaya yönelik acil önlemler almak veya bozulacak malları satmak gibi olağan işlemler, Yargıtay uygulamasında ret hakkını ortadan kaldırmaz. Kritik çizgi şudur: <strong>koruyan işlem serbest, sahiplenen işlem yasak</strong>.</p>

<p><strong>Reddettiğinizde Miras Kime Geçer?</strong></p>

<p>Ret bencilce bir kaçış değil, zincirleme sonuç doğuran bir işlemdir. Yasal mirasçılardan biri reddederse payı, <strong>kendisi hiç sağ değilmiş gibi</strong> kendi mirasçılarına, çoğu zaman <strong>çocuklarına</strong>, geçer. Yani siz reddettiğinizde borçlu tereke bu kez çocuğunuzun kapısını çalar.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Anne-baba borçlu bir mirası reddettiğinde süreç bitmez: pay <strong>çocuklara, hatta torunlara</strong> geçer. Küçük çocuklar adına ret beyanını <strong>veli olarak anne-baba birlikte</strong> verir; ihmal edilirse borç, aile içinde kuşak kuşak dolaşabilir. En yakın yasal mirasçıların <strong>tamamı</strong> reddederse tereke, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir ve borçlar kalan mallardan ödenir.</p>

<p>Bir uyarı da alacaklılar cephesinden: kendi borcunu ödeyemeyecek durumda olan mirasçı, <strong>alacaklılarından mal kaçırmak için</strong> mirası reddederse, alacaklılar <strong>6 ay içinde</strong> reddin iptalini dava edebilir. Ret kararını "borçtan kurtulma taktiği" olarak değil, terekenin gerçek tablosuna dayanan bir tercih olarak kurgulamak gerekir.</p>

<p>Son olarak şunu hatırlatalım: miras meseleleri çoğu zaman kardeşler arasında gerilim üretir. Kimin reddedeceği, kimin taşınmazı devralacağı, borçların nasıl paylaşılacağı gibi konularda <strong>arabuluculuk yoluyla aile içi bir mutabakat</strong> kurmak, yıllarca sürecek davalardan çok daha kalıcı bir çözümdür.</p>

<p><strong>3 aylık süre uzatılabilir mi?</strong></p>

<p>Evet. <strong>Önemli sebeplerin varlığı hâlinde</strong> sulh hukuk hâkimi, yasal süreyi uzatabilir veya yeni bir süre tanıyabilir. Terekenin dağınık olması, yurt dışında yaşamak veya borçların geç ortaya çıkması bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Reddetmek için tüm mirasçıların anlaşması gerekir mi?</strong></p>

<p>Hayır. Ret <strong>kişisel bir haktır</strong>; her mirasçı kendi adına karar verir. Bir kardeş reddederken diğeri mirası kabul edebilir, reddedenin payı kendi altsoyuna geçer, o da yoksa diğer mirasçılara kalır.</p>

<p><strong>Cenaze masrafını ödemek ret hakkımı düşürür mü?</strong></p>

<p>Hayır. Cenaze ve defin giderlerini karşılamak <strong>ahlaki bir görev</strong> sayılır ve terekeyi sahiplenme olarak değerlendirilmez. Buna karşılık tereke malını satmak, kiraya vermek veya üzerinize geçirmek ret hakkını <strong>düşürebilir</strong>.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Mirası reddetme süresi <strong>3 aydır</strong> ve kural olarak ölümü öğrendiğiniz gün başlar.</p>

<p>- Ret beyanı, mirasbırakanın son yerleşim yerindeki <strong>sulh hukuk mahkemesine kayıtsız şartsız</strong> yapılır.</p>

<p>- Süre kaçarsa miras borçlarıyla birlikte <strong>kabul edilmiş sayılır</strong>; tek istisna, borca batık terekede <strong>hükmen rettir</strong>.</p>

<p>- Tereke malını <strong>sahiplenen mirasçı</strong> (satan, üzerine geçiren) ret hakkını kaybeder; cenaze masrafı gibi olağan işlemler hakkı düşürmez.</p>

<p>- Reddedilen pay <strong>çocuklara geçer</strong>, gerekiyorsa küçükler adına da ret beyanı verilmelidir.</p>

<p>- Aile içi paylaşım gerilimlerinde <strong>arabuluculukla kalıcı çözüm</strong> her zaman masada tutulmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mirasi-reddetmek-icin-3-aylik-sure-kacirirsaniz-ne-olur-1</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/1000061621.jpg" type="image/jpeg" length="14210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TASARRUF FİNANSMAN SÖZLEŞMELERİNDE CAYMA HAKKI - ORGANİZASYON ÜCRETİNİN İADESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasarruf-finansman-sozlesmelerinde-cayma-hakki-organizasyon-ucretinin-iadesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasarruf-finansman-sozlesmelerinde-cayma-hakki-organizasyon-ucretinin-iadesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2026/2876, K. 2026/2703 sayılı kararı, tasarruf finansman sözleşmesi fesihlerinde (14 günlük cayma süresinden sonra) organizasyon ücretinin iade edilmemesini haksız şart olarak değerlendirmemiştir. Ayrıca, birikimlerin 6 aylık süre dolmadan iade edilmemesinin hukuki yarar yokluğu oluşturduğu ve vadesi gelmeyen alacaklar için dava açılamayacağı vurgulanmıştır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2026/2876 E., 2026/2703 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/399 E., 2025/229 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; davacı ile davalı arasında 30.09.2023 tarihinde 33.000,00 TL organizasyon ücreti ödemeli, 300.000,00 TL finansman tutarlı sözleşme yapıldığını, davalının sözleşme uyarınca davacı şirkete 33.000,00 TL organizasyon ücreti ve 24.000,00 TL taksit bedeli olmak üzere toplam 57.000,00 TL ödeme yaptığını, davalı tarafından 23.10.2024 tarihli fesih talepli Hakem Heyeti başvurusu uyarınca ayrılma işlemleri başlatıldığını, sözleşme ve tasarruf finansman mevzuatı uyarınca sözleşmeyi fesheden üyeye organizasyon ücreti kesintisi yapılarak yasal 6 aylık süresi içerisinde iade ödemesi yapıldığını, iade ödemesi bakımından henüz muaccel olmuş bir borç bulunmadığını, ... İl Tüketici Hakem Heyetinin 0...7 66 numaralı kararında uyuşmazlığa ilişkin hiçbir inceleme yapılmadan kabul kararı verildiğini belirterek, ... İl Tüketici Hakem Heyetinin 27.11.2024 tarihli ve 0...7 66 karar sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı, cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyl; taraflar arasındaki sözleşmede organizasyon hizmet bedelinin haricinde kalan bedellerin iadesi yönünden ayrılma dilekçesinin verildiği tarihten itibaren 6 aylık bir süre öngörülmüş ise de sözleşmenin matbu şekilde tek yanlı davalı şirket tarafından düzenlendiği ve taraflarca müzakere edildiğinin davalı tarafından ispat edilemediği, tüketicinin katlanması beklenemeyecek uzunlukta ve aleyhine olacak şekilde iade süresinin belirlendiği, söz konusu sözleşme hükmünün haksız şart kapsamında kaldığı ve geçersiz olduğu, bu sebeple dava tarihi itibariyle davalı şirkete yapılan ödemeler yönünden davacının alacağı muaccel olduğu, organizasyon bedeli olan 33.000,00 TL'ye oranlanması neticesi hesaplanan 57.000-8.700,61=48.299,39 TL dışındaki ödenmiş bedelin davalı tüketiciye iadesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile Giresun İl Tüketici Hakem Heyetinin 27.11.2024 tarihli ve 0...7 66 sayılı kabul kararının 48.299,39 TL yönünden onanmasına, bakiye kısım yönünden kararın iptaline, kararın bir örneğinin ... İl Tüketici Hakem Heyetine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; Mahkemece, haksız şart olduğu kabul edilen hükümlerin haksız şart niteliğinde olmayıp yasal düzenlemelere dayandığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 30.09.2023 tarihinde imzalanıp hakeme başvuru tarihi olan 23.10.2024 tarihinde feshedildiği, imza ve fesih tarihinde yürürlükte bulunan 6361 sayılı Kanunun 39/A maddesinin 4. fıkrası hükmüne göre organizasyon ücretinin kısmen de olsa iadesine karar verilemeyeceği ve Hakem Heyetine başvuru tarihinde fesih hakkı kullanıldığı kabul edilen sözleşmede Hakem Heyetine başvuru tarihi itibarıyla talep edilebilir ve vadesi gelmiş tasarruf bedeli alacağının bulunmadığı dikkate alınarak davanın kabulü ile Hakem Heyeti kararının iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen tasarruf finansman sözleşmesinin feshi ile ödenen bedellerin iadesi talebinin Tüketici Hakem Heyetince kabul edilmesi sonucu Tüketici Hakem Heyeti kararının iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 5/1. maddesine göre, haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.<br />
6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu'nun 07.03.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7292 sayılı Kanunla değişik 39/A maddesinde;</p>

<p>"(1) Tasarruf finansman sözleşmesi, belirli bir tasarruf tutarı ve dönemine bağlı olarak önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimi için müşteriye finansman kullanma hakkı veren, şirkete ise müşteriye ait birikmiş tasarruf tutarını yönetme, geri ödeme ve finansman kullandırma yükümlülüğü ile organizasyon ücreti alma hakkı veren, faizsiz finansman esaslarına göre düzenlenen sözleşmedir.</p>

<p>(2) Tasarruf finansman sözleşmesi, yazılı veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir.</p>

<p>(3) Müşteri, sözleşme imzalanmasını takip eden on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin tasarruf finansman sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir. Müşterinin söz konusu cayma hakkını kullanması hâlinde şirket, organizasyon ücreti dâhil, müşteriden aldığı tutarın tamamını cayma kararının bildirilmesinden itibaren on dört gün içinde iade etmekle yükümlüdür.</p>

<p>(4) Müşteri, tasarruf finansman sözleşmesinin tasarruf dönemi bitimine kadar sözleşmede fesih hakkına sahiptir. Şirket, müşterinin sözleşmede fesih hakkını kullanması hâlinde organizasyon ücreti bedeli dışında kalan toplam birikim tutarını, Kurulca belirlenecek süre içerisinde müşteriye iade etmekle yükümlüdür. Müşterinin talebi ile tahsisat ileriki bir tarihe ertelenebilir, erteleme hâlinde müşterinin sözleşmedeki hak ve yükümlülükleri saklı kalır. Tasarruf finansman sözleşmeleri, müşterinin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumu haricinde, şirket tarafından tek taraflı olarak feshedilemez.</p>

<p>(5) Tasarruf finansman sözleşmelerinde asgari olarak tutarlara, vadeye, organizasyon ücretine, gelir, maliyet ve masraflara, konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimine yönelik tasarruf etme ve finansman kullandırma dönem ve koşullarına, iade süre ve şartlarına, temerrüde, cayma hakkının kullanımına, sözleşmenin sona ermesine, feshine, mirasçılara intikaline, üçüncü taraflara devrine, tarafların hak ve yükümlülüklerine ilişkin hükümler yer alır. Şirketler tasarruf finansman sözleşmeleri kapsamında taahhüt ettikleri yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Sözleşme kapsamında müşterinin bilgilendirilmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir." düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Tasarruf Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliği'nin 17/8. maddesinde "Müşterinin, Kanunun 39/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sözleşmeden cayma hakkını kullanması durumunda organizasyon ücreti de dâhil hiçbir kesinti yapılmaksızın yaptığı tüm ödemeler cayma kararının şirkete bildirilmesinden itibaren on dört gün içinde müşteriye iade edilir. (Değişik cümle:RG-29/12/2023-32414) Müşterinin sözleşmede fesih hakkını kullanması durumunda tasarrufunun iadesi, iade talep tarihinden itibaren azami altı ay içerisinde müşterinin veya yasal temsilcisinin göstereceği kendi veya yasal temsilcisinin adına açılmış banka hesabına defaten yapılır." şeklindedir.</p>

<p>Dairemizin yerleşmiş içtihatlarında "07.03.2021 tarihli ve 31416 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7292 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun; 1. maddesi ile 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (j) bendi;“ j) Organizasyon ücreti: Müşterilerin tasarruf finansman sözleşmesi kapsamında tasarruf finansman faaliyeti ve tasarruf fon havuzunun yönetimi karşılığında ödeyecekleri tutarı,";7. maddesi ile aynı Kanun’a eklenen 39/A maddesinin birinci fıkrası; "Tasarruf finansman sözleşmesi, belirli bir tasarruf tutarı ve dönemine bağlı olarak önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimi için müşteriye finansman kullanma hakkı veren, şirkete ise müşteriye ait birikmiş tasarruf tutarını yönetme, geri ödeme ve finansman kullandırma yükümlülüğü ile organizasyon ücreti alma hakkı veren, faizsiz finansman esaslarına göre düzenlenen sözleşmedir." hükmünü içermektedir.<br />
Açıklanan bu kanun hükümleri yürürlüğe girmeden önce, tüketici ile şirket arasında akdedilen tasarruf finansman sözleşmesinin feshedilmiş olması (veya feshi için mahkemeye başvurulmuş olması) koşuluyla, tüketici tarafından açılan (alacak veya itirazın iptali istemli) davalarda, tüketici tarafından şirkete ödenmiş olan organizasyon ücretinin iade edilmesi gerektiğine" karar verilmiştir (Emsal; Dairemizin 2020/3408 E. 2021/6024 K. sayılı onama kararı).</p>

<p>Dosyanın incelenmesinde, taraflar arasında imzalanan sözleşmede yer alan organizasyon ücretinin tamamının iade edilmeyeceğine ilişkin düzenleme ile bedel iadesi yönünden ayrılma dilekçesinin verildiği tarihten itibaren 6 aylık süre öngörülmesinin haksız şart niteliğinde olduğu kabul edilerek organizasyon ücretinin davalının sözleşmede kaldığı süreye göre oranlanarak kısmen iadesi ile ödenen taksit tutarının tamamına ilişkin alacağın muaccel olduğuna karar verildiği, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 7.1.4. maddesinde müşterinin fesih hakkını kullanması hâlinde organizasyon ücreti bedeli dışında kalan toplam birikim tutarının yazılı fesih talebinin ulaştığı tarihten itibaren 6 ay içerisinde iade edileceğinin düzenlendiği, söz konusu sözleşme hükmünün yukarıda yer alan yasal düzenlemeler ışığında haksız şart olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır (Emsal: Dairemizin 07.04.2025 tarihli ve 2024/2697 E., 2025/1925 K. sayılı onama ilamı, 09.02.2026 tarihli ve 2025/3435 E., 2026/490 K. sayılı onama ilamı, 30.03.2026 tarihli ve 2025/4564 E., 2026/1722 K. sayılı ilamı, 02.03.2026 tarihli ve 2025/4004 E., 2026/1098 K. sayılı ilamı).</p>

<p>O halde Mahkemece, haksız şart olduğu kabul edilen hükümlerin haksız şart niteliğinde olmayıp yasal düzenlemelere dayandığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 30.09.2023 tarihinde imzalanıp Hakeme başvuru tarihi olan 23.10.2024 tarihinde feshedildiği, imza ve fesih tarihinde yürürlükte bulunan 6361 sayılı Kanunun 39/A maddesinin 4. fıkrası hükmüne göre organizasyon ücretinin kısmen de olsa iadesine karar verilemeyeceği ve Hakem Heyetine başvuru tarihinde fesih hakkı kullanıldığı kabul edilen sözleşmede hakem heyetine başvuru tarihi itibarıyla talep edilebilir ve vadesi gelmiş tasarruf bedeli alacağının bulunmadığı, muaccel hale gelmemiş alacak için dava açılmasında hukuki yararın olmadığı dikkate alınarak davanın kabulü ile Hakem Heyeti Kararının iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğundan Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının HMK’nın 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere HMK'nın 362/2 maddesi gereği KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasarruf-finansman-sozlesmelerinde-cayma-hakki-organizasyon-ucretinin-iadesi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="28667"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA EŞLERDEN BİRİNİN BİLGİSAYARDAN ELDE ETTİĞİ DELİLİN HUKUKA UYGUNLUĞU, SADECE DELİLİN İÇERİĞİNE BAKILARAK KARARLAŞTIRILAMAZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasinda-eslerden-birinin-bilgisayardan-elde-ettigi-delilin-hukuka-uygunlugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasinda-eslerden-birinin-bilgisayardan-elde-ettigi-delilin-hukuka-uygunlugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilgisayarın tarafların ortak kullanımda olup olmadığının, ortak kullanımda değilse kimin kullanımında olduğunun, şifresinin bulunup bulunmadığının, şifresi var ise eşler tarafından bilinip bilinmediğinin araştırılarak, çıkarılacak sonuca göre delillerin hukuka aykırı olup olmadığı değerlendirilerek erkeğin davası hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>2. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2024/9995</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/5421</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Karar Tarihi: 28.05.2025</strong></p>

<p><strong>DELİLLERİN HUKUKA AYKIRI OLUP OLMADIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p><strong>EŞLERDEN BİRİNİN BİLGİSAYARDAN ELDE ETTİĞİ DELİLİN HUKUKA UYGUNLUĞU</strong></p>

<p><strong>ŞİFRE KORUMASI</strong></p>

<p><strong>EKSİK İNCELEME SONUCU HÜKÜM TESİSİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar erkek tarafından sunulan delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmediği kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de dosyanın incelenmesinde dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında davalı -karşı davacı erkeğin "...kadının çocukluk aşkı olan N. E. isimli kişi ile onu aldattığını, kadın ile ortak kullandıkları bilgisayarda çalışırken ortak bilgisayarda kayıtlı şifreleri üzerinden açılan mail kutusunda fotoğraf önizlemesinin gözüne iliştiğini, açtığında kadının N. E. ile dudak dudağa fotoğrafını gördüğünü ..." beyan ettiği, davacı -karşı davalı kadının da "... erkeğin kendi telefonunda bulunan bahse konu fotoğrafları ve ses kayıtlarını kendisinin haberi olmadan ve iznini almadan aldığını, ortada özel hayatın gizliliğinin ihlalinin söz konusu olduğunu, erkeğin söz konusu fotoğraflarda ve ses kayıtlarında oynama yaptığını..." beyan etmesi karşısında dosyaya ibraz edilen fotoğrafların nasıl elde edildiğinin, bilgisayardan elde edildiği iddiası dikkate alındığında bilgisayarın tarafların ortak kullanımda olup olmadığının, ortak kullanımda değilse kimin kullanımında olduğunun, şifresinin bulunup bulunmadığının, şifresi var ise eşler tarafından bilinip bilinmediğinin araştırılarak, çıkarılacak sonuca göre delillerin hukuka aykırı olup olmadığı değerlendirilerek erkeğin davası hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>SAYISI : 2023/1253 E., 2024/1334 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 16. Aile Mahkemesi</p>

<p>SAYISI : 2019/487 E., 2022/1746 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından karşı davasının reddi, kusur belirlemesi ve reddedilen manevî tazminat talebi yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak karşılıklı açılan boşanma davalarının İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda boşanmaya sebep olan olaylarda kadının ağır, erkeğin ise az kusurlu olduğu belirtilerek her iki davanın da kabulüyle tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın davacı -davalı kadın vekili tarafından; kusur belirlemesi, erkeğin davasının kabulü, aleyhine hükmedilen manevi tazminat, kendi tazminat ve yoksulluk nafakası talebinin reddine yönelik olarak davalı - davacı erkek tarafından ise; kusur belirlemesi, lehine hükmedilen manevi tazminatın miktarı ve kadın lehine hükmedilen tedbir nafakasına yönelik olarak istinafı üzerine istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince; kadına izafe edilen "sadakatsizlik" vakıasına yönelik erkeğin, ses kayıtlarına, kadının bilgisayarından elde ettiğini beyan ettiği rezervasyon kayıtları ile fotoğraflara hukuka uygun şekilde eriştiğinin görgüye dayalı tanık anlatımları ve dosya kapsamı ile ispat edilemediği, bu delillerin hukuka aykırı yolla elde edildiği, yine kadın tanıklarının tarafların ayrılmalarına neden olan son olaylara ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı, beyanlarının genel, soyut, yer ve zaman belirtilmeyen, duyuma dayalı beyanlar oluğu, bu nedenle kadın tanıklarının beyanlarının da hükme esas alınmasının doğru olmadığı, bu durumda her iki davanın da reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değil ise de; kadının kabul edilen davasında kurulan boşanmaya ilişkin hüküm istinafa getirilmediğinden hükmün boşanmaya ilişkin bölümünün kesinleştiği belirtilerek başvurunun kısmen kabulü ile yeniden hüküm tesisine, erkeğin karşı davasının ve manevi tazminat talebinin reddine, karşı dava yönünden harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin kadına yükletilmesine karar verilmiş, karar davalı- karşı davacı erkek vekili tarafından yukarıda sınırlandırıldığı şekilde temyiz edilmiştir.</p>

<p>01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat hakkı” başlığını taşıyan 189.maddesinin 2.fıkrasında yer alan; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.02.2012 gün ve 2011/2-703 E- 2012/70 K. sayılı ilamına göre; "... Bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması ve hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re’sen göz önüne alınması ve delilin her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde, diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir.Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için, gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de Hukuk Genel Kurulu Kararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir. Bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir..."</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar erkek tarafından sunulan delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmediği kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de dosyanın incelenmesinde dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında davalı -karşı davacı erkeğin "...kadının çocukluk aşkı olan N. E. isimli kişi ile onu aldattığını, kadın ile ortak kullandıkları bilgisayarda çalışırken ortak bilgisayarda kayıtlı şifreleri üzerinden açılan mail kutusunda fotoğraf önizlemesinin gözüne iliştiğini, açtığında kadının N. E. ile dudak dudağa fotoğrafını gördüğünü ..." beyan ettiği, davacı -karşı davalı kadının da "... erkeğin kendi telefonunda bulunan bahse konu fotoğrafları ve ses kayıtlarını kendisinin haberi olmadan ve iznini almadan aldığını, ortada özel hayatın gizliliğinin ihlalinin söz konusu olduğunu, erkeğin söz konusu fotoğraflarda ve ses kayıtlarında oynama yaptığını..." beyan etmesi karşısında dosyaya ibraz edilen fotoğrafların nasıl elde edildiğinin, bilgisayardan elde edildiği iddiası dikkate alındığında bilgisayarın tarafların ortak kullanımda olup olmadığının, ortak kullanımda değilse kimin kullanımında olduğunun, şifresinin bulunup bulunmadığının, şifresi var ise eşler tarafından bilinip bilinmediğinin araştırılarak, çıkarılacak sonuca göre delillerin hukuka aykırı olup olmadığı değerlendirilerek erkeğin davası hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>28.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasinda-eslerden-birinin-bilgisayardan-elde-ettigi-delilin-hukuka-uygunlugu</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="95706"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY’DAN FAZLA ÖDENEN KİRANIN GERİ ALINMASINA İLİŞKİN ÖNEMLİ KARAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-fazla-odenen-kiranin-geri-alinmasina-iliskin-onemli-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-fazla-odenen-kiranin-geri-alinmasina-iliskin-onemli-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kiracının 'elektrik kesme ve tahliye tehdidi' altında fazla kira ödediği iddiasıyla açtığı davada önemli bir karara imza attı. Daire, kiracının talebini "istirdat" olarak nitelendirmesinin mahkemeyi bağlamayacağını belirterek, fazla ödenen kira bedellerinin sebepsiz zenginleşme kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetti. Daire ayrıca avukatlık ücretinin dava değerini aşacak şekilde belirlenmesini de usul ve yasaya aykırı buldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kiracılar açısından dikkat çeken karar Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nden geldi. Daire, kira sözleşmesi kapsamında fazla ödendiği ileri sürülen bedellerin iadesine ilişkin davanın, yalnızca “istirdat davası” şartları oluşmadığı gerekçesiyle reddedilemeyeceğine hükmetti.</p>

<p><strong>KİRACI 9 BİN 822 LİRA İADE İSTEDİ</strong></p>

<p>Polatlı 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne açılan davada kiracı, 3 Ağustos 2022 başlangıç tarihli kira sözleşmesi kapsamında kira ödemelerini düzenli olarak yaptığını belirtti.</p>

<p>Kiracı, kiraya verenin eşinin bildirdiği hesaba ve taraflar arasındaki fiili mutabakata göre her ayın 15’inde ödeme yaptığını savundu. Ancak davalı tarafın ekonomik gerekçelerle tahliye ve elektrik kesme tehditlerinde bulunduğunu, kira dönemi içinde hukuka aykırı şekilde sürekli artış talep ederek kendisinden fazla ödeme aldığını ileri sürdü.</p>

<p>Kiracı ayrıca, Ağustos 2024 kira bedelinin ödenmediği iddiasıyla hakkında tahliye talepli icra takibi başlatıldığını belirtti.</p>

<p>2024 Kasım ayına kadar yapılan ödemeler dikkate alınarak 9 bin 822 lira fazla ödeme yaptığını savunan kiracı, bu tutarın 15 Ekim 2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kendisine iade edilmesini istedi.</p>

<p>Davalı taraf ise ödemelerin rızaen yapıldığını ve davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etti.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ DAVAYI REDDETTİ</strong></p>

<p>Polatlı 2. Sulh Hukuk Mahkemesi, davacının talebini “istirdat davası” olarak değerlendirdi.</p>

<p>Mahkeme, istirdat davasının ancak kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında ve cebri icra tehdidi altında yapılan ödemeler için açılabileceği görüşüne vardı.</p>

<p>Kiracının son ödemeyi ödeme emri henüz tebliğ edilmeden ve takip kesinleşmeden yaptığı gerekçesiyle dava reddedildi.</p>

<p>Mahkeme ayrıca, dava değeri 9 bin 822 lira olmasına rağmen davalı lehine <strong>18 bin lira vekalet ücretine</strong> hükmetti.</p>

<p><strong>YARGITAY: TALEBİN ADI MAHKEMEYİ BAĞLAMAZ</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına temyiz istemini inceleyen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 5 Mayıs 2026 tarihli kararında ilk derece mahkemesinin yaklaşımını hukuka aykırı buldu.</p>

<p>Daire, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26 ve 33. maddelerine dikkat çekerek, hakimin tarafların talep sonucuyla bağlı olduğunu ancak olayların hukuki nitelendirmesini ve uygulanacak hukuk kurallarını kendisinin belirlemek zorunda olduğunu vurguladı.</p>

<p>Yargıtay’a göre burada söz konusu olan, kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında cebri icra tehdidi altında ödenen paranın geri alınması değil.</p>

<p>Uyuşmazlık, kira ilişkisi kapsamında hukuki bir sebep olmaksızın fazla tahsil edildiği ileri sürülen kira bedellerinin iadesine ilişkin.</p>

<p>Bu nedenle kiracının talebini “istirdat” olarak adlandırması mahkemeyi bağlamıyor.</p>

<p><strong>“SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME” OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİ</strong></p>

<p>Yargıtay, söz konusu talebin İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen istirdat davası kapsamında değil, sebepsiz zenginleşme ve fazla ödemenin iadesine dayalı genel hükümlere tabi bir alacak davası olarak değerlendirilmesi gerektiğine karar verdi.</p>

<p>Daire, ilk derece mahkemesinin davanın esasını incelemesi, tarafların delillerini değerlendirmesi ve sonucuna göre karar vermesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Yargıtay, yalnızca istirdat davasının şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesini ise usul ve yasaya aykırı buldu.</p>

<p><strong>18 BİN LİRALIK VEKALET ÜCRETİNE DE İTİRAZ</strong></p>

<p>Yargıtay kararında dikkat çeken bir diğer nokta ise vekalet ücretine ilişkin oldu.</p>

<p>Dava değerinin 9 bin 822 lira olmasına karşın davalı lehine 18 bin lira vekalet ücreti verilmesinin, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne aykırı olduğu belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KARAR KANUN YARARINA BOZULDU</strong></p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına temyiz istemini kabul ederek Polatlı 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozdu.</p>

<p>Kararın bir örneği Adalet Bakanlığı’na gönderilirken dosya da ilk derece mahkemesine gönderildi.</p>

<p>Yargıtay’ın kararı, 19 Ağustos 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.</p>

<p>---</p>

<p><i>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2026 tarihli, 2026/3039 E., 2026/2767 K. sayılı kararı</i><br />
 </p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2026/3039 E., 2026/2767 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/248 E., 2025/626 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin 03.08.2022 başlangıç tarihli kira sözleşmesi kapsamında kira bedellerini kiraya veren davalının eşi tarafından bildirilen hesaba ve taraflar arasındaki fiilî mutabakat gereği her ayın 15’inde ödediğini, davalı tarafın ekonomik gerekçeler ile tahliye ve elektrik kesme tehditleriyle dönem içinde hukuka aykırı şekilde sürekli artış talep ederek fazla ödeme aldığını, ardından Ağustos 2024 kira bedelinin ödenmediği iddiasıyla usulsüz tebligata dayalı tahliye talepli icra takibi başlattığını, kira bedellerini uzun süre tahsil eden davalının eşinin sonradan “kiraya veren değilim” diyerek ödenen bedelleri iade etmeye çalıştığını, davalının ödeme kabul etmemesi nedeniyle alacaklının temerrüdünün oluştuğunu ve tevdi yeri tayin edildiğini ileri sürerek; bu süreçte 2024 Kasım ayına kadar yapılan ödemeler yönünden davalıya fazla ödenen 9.822,00 TL’nin 15.10.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte istirdadına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; davanın süresinde açılmadığını, rızaen ödeme yapılmış olması nedeniyle açılan davada hukuki yarar bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istirdat davası açılabilmesi için ödemenin kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında ve cebri icra tehdidi altında yapılmış olması gerektiği, somut olayda ise davacının istirdadını talep ettiği son ödemeyi 15.10.2024 tarihinde henüz ödeme emri kendisine tebliğ edilmeden ve hakkında kesinleşmiş bir icra takibi bulunmadan yaptığı, bu nedenle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (2004 sayılı Kanun) kapsamında istirdat davasının takip hukukuna ilişkin şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 26... . maddeleri uyarınca hâkimin tarafların talep sonucu ile bağlı olmakla birlikte vakıaların hukuki tavsifini ve uygulanacak hukuk kurallarını resen belirlemekle yükümlü olduğu, somut olayda dava dilekçesindeki istemin 2004 sayılı Kanunun 72. maddesi kapsamında bir istirdat davası olmayıp, fazla ödenen kira bedelinin tahsiline ilişkin alacak davası niteliğinde bulunduğu gözetilmeksizin ve ayrıca dava değeri 9.822,00 TL olmasına rağmen davalı lehine bu miktarı aşacak şekilde 18.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, istirdat istemine ilişkindir.</p>

<p>6100 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca; taraflar yalnızca maddi vakıaları ileri sürmekle yükümlü olup, bu vakıaların hukuki tavsifini yapmak ve uygulanacak hukuk kurallarını belirlemek hâkimin görevidir. Bu kapsamda hâkim, ileri sürülen vakıaların hukuki mahiyetini resen belirlemekle yükümlüdür.</p>

<p>Öte yandan aynı Kanunun 26. maddesi gereğince hâkim talep sonucu ile bağlı ise de, talebin hangi hukuki sebebe dayandığını tarafların kullandığı kavramlarla sınırlı şekilde değerlendiremez.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacının talebi, kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında cebri icra tehdidi altında ödenen bir paranın geri alınmasına değil, kira ilişkisi kapsamında hukuki sebep olmaksızın fazla tahsil edildiği ileri sürülen kira bedellerinin iadesine ilişkindir. Davacının dava dilekçesinde talebini “istirdat” olarak nitelendirmiş olması mahkemeyi bağlamayacak olup, istemin hukuki niteliğinin, 2004 sayılı Kanunun 72. maddesinde düzenlenen istirdat davası olarak değil, sebepsiz zenginleşmeye ve fazla ödemenin iadesine dayalı genel hükümler çerçevesinde bir alacak davası olarak değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Hal böyle olunca Mahkemece; davacının amacının fazla ödendiği ileri sürülen kira bedellerinin iadesinin sağlanması olduğu, bu kapsamda uyuşmazlığın esası incelenerek taraf delilleri değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, yalnızca 2004 sayılı Kanunun 72. maddesi kapsamında düzenlenen istirdat davasının şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kabule göre de; dava değeri 9.822,00 TL olmasına rağmen davalı lehine 18.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi de, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine aykırılık teşkil etmekte olup, vekâlet ücretinin, reddedilen dava değerini aşacak şekilde belirlenmesi de usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanunun 363/1 maddesine dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 363/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,<br />
05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-fazla-odenen-kiranin-geri-alinmasina-iliskin-onemli-karar</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargitadyada4.jpg" type="image/jpeg" length="84383"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/5682 E., 2026/2834 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255682-e-20262834-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255682-e-20262834-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 06.05.2026 tarihli, 2025/5682 E., 2026/2834 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5682 E., 2026/2834 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/817 E., 2025/1418 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/105 E., 2025/63 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; müvekkilinin murisi eşi ...'dan ... Merkez ... Köyü 1 44... parsel sayılı taşınmazın 2/8 hissesinin müvekkiline, kalan hisselerin ise dava dışı çocukları ... ve ...'e miras yolu ile kaldığını, dava dışı ...'in hissesini bedeli karşılığında 05.03.2018 tarihinde müvekkiline sattığını, taşınmazın tapuda arsa olarak görünmesine rağmen üzerinde 2 katlı bahçeli villa tarzında yazlık olarak kullanılan bir yapı bulunduğunu, binanın giriş katının uzun zamandan beri müvekkili, üst katını da oğlu ... tarafından kullanıldığını, müvekkili oğlu ...'in hissesini satın aldıktan birkaç ay sonra diğer oğlu ...'ın müvekkiline aralarında husumet ve küslük bulunan kardeşi ...'in kullanmasına mani olmak üzere bu yerin üst katının kendi intifasında kalması için baskı yapmaya başladığını, ailenin uzun zamandan beri muhasebeciliğini ve mali müşavirliğini yapan davalının ofisinde ve ailenin uzun yıllardan beri avukatlığını yapan dava dışı avukatın ofisinde taşınmazın hukuki konumunu konuşup tartıştıklarını, en sonunda müvekkilinin vefatından sonra bu yerin intifa hakkının ...'a bırakılması için müvekkilinin ikna edildiğini, intifa hakkının verilmesi için tapuya gittiklerinde dava dışı avukat ile oğluna ve davalı mali müşavire güvendiği için evrakları okumadan imzaladığını, tapudan geldikten sonra davalı ile oğlu ...'ın bu işin bir de adi sözleşmesi var diyerek bilmediği, okumadığı ve içeriğinde ne yazılı olduğu anlatılmayan bir A4 kağıdına yazılı başka bir evrakı da müvekkiline imzalattırdıklarını, müvekkilinin 74 yaşında olduğunu, kendisine olaylar anlatılsa idrak edecek yapıda olduğunu, ancak hiçbir ücret almadan baskı ve hile neticesinde intifa hakkını değil kendi üstündeki hissesinin tamamının davalıya satış işlemi yapıldığını, müvekkiline satış işlemi olacağının tapuda dahi söylenmediğini, müvekkilinin satış işlemden herhangi bir haberi ve bilgisinin olmadığını, iki kardeş arasında ileride niza ve huzursuzluk çıkmasın diye üst katın intifa hakkını oğlu ...'a verilmesi hususunda işlem yaptığını sanarak tapuya gittiğini, yaptıkları araştırma ile dava dışı oğlu ... tarafından davalı aleyhine ... Asliye Hukuk Mahkemesinde şufa hakkı davası açıldığını ve davaya konu yerin hisselerinin tamamının ...'a geçtiğini öğrendiklerini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 1.000,00 TL taşınmaz bedelinin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, taşınmazın güncel bedelinin denkleştirici adalet ilkesi gereğince belirlenerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 1.000,00 TL'nin devir tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 15.01.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle dava değerini 428.125,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; davaya konu satış işleminin 28.06.2018 tarihinde yapıldığını, davanın ise 22.08.2019 tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 39. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin dolmasından sonra açıldığını, dava değerinin 2.000,00 TL olarak gösterildiğini, satış işleminin ise 100.000,00 TL bedelle yapıldığını, eksik harcın tamamlaması için kesin süre verilmesi gerektiğini, davacının iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının 28.06.2018 tarihli tapu resmi senedindeki imzasını ve yazısını inkar etmediğini, tapu müdürlüklerinde yapılan işlemlerin belirli usul ve esaslar dahilinde tarafların her konuda resmi görevlilerce aydınlatılması ile yapıldığını, davacının taşınmazını müvekkiline sattığını bildiğini, taşınmaz hakkında davacının dava dışı oğlu diğer taşınmaz hissedarının ön alım davası açtığını, taşınmazın müvekkilinin elinden rızası hilafına gittiğini ve taşınmazla ilgili bir tasarrufta bulunamadığını, müvekkilinin hile yapmasını gerektirecek bir niyetinin olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 25.06.2021 tarihli kararıyla; davacının aldatıldığını ileri sürmesi karşısında davalının hak düşürücü süre itirazında bulunduğu, davacının dava tarihinden önce bu hususu öğrenmiş olduğuna dair davalı tarafından herhangi bir delil sunulmadığı ve savunmasını ispat edemediği, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, dinlenen davacı tanıklarından ve taraf beyanlarından murisin vefatından sonra dava dışı oğullar ... ve ...'in arasının iyi olmadığı, ancak yaz tatili için taşınmaza geldikleri, taşınmaz nedeniyle oluşan hasımlık nedeni ile ortaklığın giderilmesi davası açıldığı, davacının işlem tarihinde 74 yaşında olduğu, yaşının aldatılmaya ve yanıltılmaya uygun olduğu, davacıya eşinden emekli maaşı kaldığı ve herhangi bir ekonomik sıkıntısının olmadığı, yazlık evindeki payını satması için herhangi bir nedeninin bulunmadığı, ailenin muhasebecisi olup aile fertlerince yıllardan beri tanınan davalının taşınmazın 2 ayrı kat olmasına rağmen paylaşılmadığını bildiği yada bilebilecek durumda olduğu, yazlık bir evin 5/8 payını satın alması için bir nedeninin bulunmadığı, satın aldıktan sonra da yazlık evi hiç kullanmadığı ve oturmadığı, yine 2017 yılındaki ortaklığın giderilmesi davasında taşınmazın tamamına 580.000,00 TL fiyat biçilmiş iken hiç kimsenin 5/8 payını 1 yıl sonra 100,000,00 TL bedelle satmayacağı, dava konusu işlemden sonra taşınmazda 3/8 payı bulunan dava dışı ...'ın, davalıya davacının paylarının satışını sağladıktan sonra açtığı ön alım davası ile taşınmazın tamamına sahip olduğu, davacının iradesinin davalı ve dava dışı oğlu tarafından hile yapılıp hataya düşürülerek fesada uğratıldığı, davacının gerçek iradesinin yaşlı olmasını da gözeterek oğullarının ve kendisinin 2 katlı evin ayrı ayrı kullanımını sağlamak amacıyla intifa hakkı devri olduğu, bu hususta resmi memur önünde yapılsa dahi hata/hile hukuksal nedeninin ileri sürülebileceği, dava dışı oğlu ...'ın amacının ise taşınmazın mülkiyetinin tamamını alarak davacı annesi ve arasının bozuk olduğu kardeşi ...'in yazlıktan yararlanmasının önüne geçmek olduğu, alınan oluşa uygun bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle değerinin 685.000,00 TL olarak belirlendiği, davacı 5/8 oranındaki payına isabet eden bedelin 428.125,00 TL'nin olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 2.000,00 TL'nin dava ve 426.125,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 27.02.2024 tarihli kararıyla; aşırı yararlanma ve aldatma nedenlerine ilişkin öğrenme olgusunun maddi bir durumu ifade ettiği ve öğrenmenin ne zaman gerçekleştiği hususunun tanıkla ispat edilebileceği, tapudaki resmi senet tarihi 28.06.2018 ve dava tarihinin 22.08.2019 olduğu, davacı gerçekte satım sözleşmesi imzaladığını 2019 yılında bayramlaşmaya gelen yakınlarından öğrendiğini belirttiği, davacı tanığı ...'in ise; dava dışı abisi ile tartışmalarının karakola intikal etmesi neticesinde, karakolda abisinin evin tapusunu aldığını söylemesi üzerine satımdan haberdar olduklarını belirttiği, ancak öğrenme tarihini belirtmediği, Mahkemece tanıktan söz konusu tarih sorulmadığı gibi belirtilen karakol ifadelerinin de araştırılmadığı, Mahkemece davacı tanığı yeniden dinlenilerek davacı tarafın tapuda satım yaptığını ne zaman öğrendiği tarih belirtilmek suretiyle sorularak, tanığın bir önceki ifadesinde geçen ilgili karakol/jandarma evrakları celp edilerek, taşınmazın devrini gösterir akit tablosu, tapu kütüğü sayfası, resmi senet sureti varsa sağlık kurulu raporunun ilgili tapu müdürlüğünden celp edilerek, ilgili Belediye Başkanlığından taşınmaza ilişkin 2018 yılından itibaren yapılan ödemelere ilişkin kayıtlar celp edilerek, şufa davasına ilişkin dosya celp edilerek, davacı tarafça aşamalarda davalı ve dava dışı oğlu hakkında hileye dayalı olarak Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu belirtildiğinden varsa soruşturma dosyası celp edilerek sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava dışı ...'ın 27.07.2019 tarihli kolluk ifadesinde "Babam rahmetli olduktan sonra ben bu evi bedelini ödeyerek satın aldım, evin tapusu benim üzerimedir" şeklinde beyanda bulunduğu, davacı tanığı ...'in 27.07.2019 tarihli kolluk ifadesinde; "Burası benim annemin evi, ben istediğim zaman gelirim. Kardeşim ...'ın bahsettiği gibi orası sadece kendi üzerine tapulu yeri değil." şeklinde beyanda bulunduğu, davacının 27.07.2019 tarihli kolluk ifadesinde; "Burası benim evim, istediğim zaman torunum buraya gelip gidebilir, seni ilgilendirmez." şeklinde beyanda bulunduğu, davacının ifade tarihi itibariyle dava konusu yerdeki hissesini devrettiğinden haberdar olmadığı, davacı tanığı ...'in, bu olaydan sonra tapuda yaptıkları araştırmada devir işlemini öğrendiklerini beyan ettiği, dava dışı ... hakkında dolandırıcılık suçundan ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/11905 E. soruşturma sayılı dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, davacının dava konusu taşınmazın sadece dava dışı oğlu ... adına kayıtlı olduğunu öğrendiği en erken tarihin 27.07.2019 olarak kabul edilmesi halinde, davanın 22.08.2019 tarihinde bir yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı, davaya konu satış tarihinde davacının yetmiş yaşının üzerinde olduğu, satış işlemi esnasında tapu idaresince herhangi bir sağlık raporu aldırılmadığı, dinlenen tanık beyanlarıyla da sabit olduğu üzere; davacının taşınmazın alt katını, dava dışı oğlu ...'ın ise üst katını kullandığı, davacının oğulları arasındaki anlaşmazlığın yine tanık beyanlarıyla doğrulandığı, davacının tapuda yapılan işleme ilişkin iradesinin taşınmazın üst katında dava dışı oğlu ...'a intifa hakkı tanınmasına ilişkin olduğu hususunun da yine tanık beyanlarıyla doğrulandığı, davalı yanca her ne kadar davacının satış işleminden haberdar olduğu ve işlemin resmi belge niteliğinde olduğu savunulmuş ise de, işlemin karşı tarafı olan davalının aile dostları ve muhasebecileri olduğu, işlem sırasında davacının dava dışı oğlu ...'ın da yanlarında olduğu, davacının yaşı, beraberinde gelen oğlunun varlığı ve davalının aile dostları ve muhasebecileri oluşu, davalının dava konusu taşınmaza ilişkin vergi gibi hiçbir ödemede bulunmayışı, taşınmazın devir tarihinden sonra da kesintisiz şekilde davacı yanca kullanılmaya devam edildiği, davalı yanca davacıya satış bedeli olarak ödemede bulunulduğunun davalı yanca ispatlanamadığı, davacının davalı yan ve dava dışı oğlu ...'ın intifa hakkı tesis edileceğine ilişkin hileli hareketleri sonucu aldatılarak iradesinin sakatlandığı, 28.06.2018 tarihli satış işleminden tam bir hafta sonra dava dışı ... tarafından davalı aleyhine ön alım davası ikame edildiği ve davalının bu davaya cevap vermediği gibi duruşmalara da katılmadığı, davalı ile dava dışı ...'ın taşınmazın tamamının dava dışı ...'a geçişini sağlamak veya kolaylaştırmak maksadıyla danışıklı şekilde hileli hareketler sergiledikleri gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 1.000,00 TL'nin dava ve 427.125,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dinlenen tanık beyanlarına göre, davacı ile davalının eskiye dayalı olarak davalının muhasebecileri olmasından kaynaklı tanışıklıklarının bulunduğu, davacının dava dışı oğlu ...'la kullanım hakkı ile ilgili tapu sicil müdürlüğünde işlem yaptığını zannettiği, gerçekte davalıya taşınmaz hissesinin devrinin yapıldığını bilmediğinin ileri sürüldüğü, dinlenen tanık beyanlarına göre de davacının kullanım hakkının kendisinde olduğunu beyan ettiği, 27.07.2019 tarihinde Jandarmada alınan beyanında da davacının evin kendisine ait olduğunu beyan ettiği, bu itibarla davacının tapuda yapılan işlemin davalıya hisse devrine ilişkin olduğunu bilmediği, tapuda belirtilen satım bedeli, bilirkişi tarafından satım tarihi itibariyle taşınmazın belirlenen rayiç değeri, davalının söz konusu rayiç bedeli ödediğine ilişkin bir savunmada bulunmadığı gibi tapuda belirtilen 100.000,00 TL bedeli resmi senette ispat edildiği üzere ödediğini iddia ettiği söz konusu devir bedelinin taşınmazın belirlenen rayiç bedelinin oldukça altında olduğu, hayatın olağan akışında söz konusu bedel ile alım satımın yapılmayacağı, tapudaki devir işleminden sonra davacının dava konusu taşınmazı kullanmaya devam ettiği, taşınmazın davalı tarafça kullanılmadığı gibi taşınmazın boşaltılması yönünde davacıya ihtar yapıldığının da iddia edilmediği, böylece davacının hile iddiasını ispat ettiği, Mahkemece belirlenen rayiç bedelin tahsiline ilişkin kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, bilirkişi tarafından dava tarihi itibariyle belirlenen bedelin makul olduğu, ancak Mahkemece taşınmazın dava dışı ...'a geçişini sağlamak ve kolaylaştırmak maksadıyla danışıklı şekilde davalı ile dava dışı ...'ın hileli işlem yaptığı kabul edilerek hüküm tesis edilmiş ise de, dosyada dava dışı ...'ın taraf olarak bulunmadığı, davada taraf sıfatı bulunmayan kişinin de davaya dahil edilerek gerekçe oluşturulmasının yerinde olmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, gerekçenin mezkur şekilde düzeltilmesi ve davanın kabulü ile, 1.000,00 TL'nin dava ve 427.125,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili; davacının 14.08.2020 tarihinde verdiği ifadesinde "Evin kendime ait hissemi oğlum ...'a verdim." dediğini, davacıya işlemin satış olduğuna dair tapu müdürlüğünden kısa mesaj gönderildiğini, davacının bu mesaja rağmen işlemin satış olduğunu bilmediği iddiasının inandırıcı olmadığını, müvekkilinin taşınmazı aldıktan hemen sonra kendisine şufa davası açıldığından, emlak vergisi yatırma, evde düzenleme yapma ya da ikamet etmek gibi bir fırsatının olmadığını, şufa davasında davayı takip etmeme hakkını kullanmasının aleyhine değerlendirilemeyeceğini, davacının tasarruf</p>

<p>ehliyeti olmadığı yönünde iddiasının bulunmadığını, müvekkilinin dava konusu evde oturmamasının gerekçe yapılamayacağını, davacının imzaladığı tapu senedinde satış parasını aldığını açıkça beyan ettiğini, ödeme hususunda ispat yükünün Mahkemece hatalı değerlendirildiğini, dinlenen tanıkların davacının dava dışı ...'tan oturma hakkı aldığını belirttiklerini, tanık ...'in konuta satılık tabelası asıldığında, davacının "Nasılsa oturma hakkı bende, ben oturma hakkını aldım" dediğini, dava dilekçesinde davacının ...'a intifa hakkı vermek için tapuya gittiğinin iddia edildiğini, Mahkemenin bu şekilde çelişkili beyanlardan hangisine itibar ettiğini gerekçesinde açıklamadığını, davacının hile nedeni olarak sunduğu olayın belirsiz olduğunu, davacının tapu dairesine oğlu ...'a intifa hakkı vermek için mi, kendisine intifa hakkı almak için mi gittiğinin çelişkili olduğunu, davacının 2019 yılı Kurban Bayramında bayramlaşmaya gelen komşularından taşınmazın satıldığını öğrendiği beyan etmesine rağmen tanıkların ...'ın karakolda biz bu taşınmazı satın aldık demesi üzerine davacının taşınmazın satıldığını öğrendiğini beyan ettiklerini, davacının resmi senetteki imzayı inkar etmediğini, resmi senet tanzimi esnasında mevzuat gereği resmi görevlinin irade beyanlarından tarafların karşılıklı olarak bilgi sahibi olduğundan emin olması gerektiğini, tarafların resmi senet altını okudum yazarak imzaladıklarını, davacının oğlu diğer taşınmaz hissedarının, müvekkili hakkında ön alım davası açtığını, taşınmazın zaten müvekkilinin elinden rızası hilafına çıktığını, müvekkilinin taşınmazla ilgili bir tasarrufta bulunamadığını, müvekkilinin hile yapmasını gerektirecek bir niyeti olmadığını, müvekkilinin işlemler sonrasında zenginleşmediğini, davacının taşınmazın piyasa bedelinin talep etmesinin mümkün olmadığını, gerekçeli karara göre bu işlemden haksız kazanç elde eden, tüm hile ve aldatmaları yaptığı iddia edilen kişinin davacının oğlu dava dışı ... olduğunu, davacının kendisini aldattığını iddia ettiği oğluna karşı dava açmadığını, davanın belirsiz alacak davası olmadığını ve ıslahın hak düşürücü süre içerisinde yapılmadığını, hak düşürücü süre itirazlarının değerlendirilmediğini, taşınmazın tapuda arsa olarak kayıtlı olduğunu, intifa hakkının verilmesinin söz konusu olmadığını, konutun değerine yaptıkları itirazın haksız olarak reddedildiğini, belirlenen değerin fahiş olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, hileyle iradesi sakatlanarak tapuda devir yapıldığı iddiasıyla rayiç bedel iadesi istemine ilişkindir.<br />
Temyiz edilen kararda belirtilen gerekçeye, özellikle davacının taşınmazdaki hissesinin rayiç değerinin çok altında davalıya devredildiği, taşınmazın davalı tarafça kullanılmadığı gibi taşınmazın boşaltılması yönünde davacıya herhangi bir ihtar da yapılmadığı, taşınmazın davalıya devir tarihinden sonra da davacının kesintisiz kullanımında olduğu, davalının satış bedelini ödediğini ispat edemediği, dava dışı ... tarafından davalı aleyhine açılan ön alım davasında davalının davaya cevap vermediği gibi duruşmalara da katılmadığı, hisseli taşınmazın davalı tarafça rayiç değerinin çok altında alınmasının ve taşınmazı hiç kullanılmadan hisselerini ön alım davası takip edilmeyerek dava dışı ...'a geçmesine sebebiyet vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dosyaya kazandırılan bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, dava konusu taşınmazın davacının elinden hile ile çıktığının ispat edildiğinin anlaşılmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255682-e-20262834-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="46114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Boşanma Davasında Hangi Soruları Sorar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında hâkimin hangi soruları, hangi amaçla yönelttiğini ve bu soruların hukuki anlamını ele aldım. Boşanma yargılamasında hâkim, evlilik birliğinin neden sona erme noktasına geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için sistematik ve yönlendirici sorular sorar. Bu soruların amacı tarafları zorlamak değil, ileri sürülen iddiaların gerçekliğini, sürekliliğini ve evlilik birliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olmasına göre sorular değişebilse de temel çerçeve çoğu dosyada aynıdır.</p>

<p>Hâkim öncelikle evliliğin genel seyrini anlamaya yönelik sorular yöneltir. Evliliğin ne zamandır sorunlu olduğu, ilk ciddi problemlerin ne zaman başladığı, sorunların geçici mi yoksa kalıcı mı hale geldiği ve evliliği kurtarmaya yönelik bir çaba gösterilip gösterilmediği bu aşamada değerlendirilir. Amaç, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını tespit etmektir.</p>

<p>Kusur iddialarının bulunduğu dosyalarda hâkim, bu iddiaları somutlaştırmaya yönelik ayrıntılı sorular sorar. Fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, aldatma, ilgisizlik, eve bakmama ya da aile müdahalesi gibi iddiaların hangi tarihlerde, hangi sıklıkta ve ne şekilde yaşandığı açıklattırılır. Böylece soyut anlatımlar yerine somut olaylara dayalı bir hukuki değerlendirme yapılır.</p>

<p>Çocuk bulunan dosyalarda ise sorular daha hassas bir noktaya odaklanır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, kiminle yaşadığı, bakım ve ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, ebeveynlerle kurduğu bağ ve ruhsal durumu sorgulanır. Bu değerlendirmede esas alınan ölçüt anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nafaka, velayet ve maddi ya da manevi tazminat taleplerinin bulunduğu hallerde hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını anlamaya yönelik sorular yöneltir. Çalışma durumu, düzenli gelir, yaşam standartları ve giderler bu kapsamda ele alınır. Son aşamada ise hâkim, tarafların boşanma iradelerinin kesin olup olmadığını ve evliliğin fiilen sona erip ermediğini değerlendirir. Tüm bu soruların amacı dosyaya uygun, adil ve hakkaniyete dayalı bir karar verebilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BcgV0SzllhI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında WhatsApp Yazışmalarının Delil Niteliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüzde en sık kullanılan iletişim araçlarından biri WhatsApp olduğu için tartışmalar, kırgınlıklar, özür mesajları, duygusal konuşmalar hatta aldatmaya ilişkin izler çoğu zaman bu uygulama üzerinden ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında son yılların en güçlü dijital delilleri arasında yer almaktadır. Ancak her mesajın otomatik olarak delil sayılmadığını ve hukuki sınırlar içinde elde edilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak gerekir.</p>

<p>WhatsApp mesajları, hukuka uygun şekilde elde edilmişse mahkeme tarafından delil olarak kabul edilir. Ancak hâkim bu yazışmaları kesin delil olarak değil, takdir yetkisi kapsamında değerlendirir. Mesajların içeriği, tarihlerinin tutarlılığı, olayla bağlantısı ve dosyadaki diğer delillerle uyumu birlikte ele alınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuka uygunluk bakımından temel ilke şudur: Kişi, tarafı olduğu yazışmaları delil olarak sunabilir. Kendi telefonunuza gelen, sizin yazdığınız ya da size gönderilen mesajlar hukuka uygundur. Buna karşılık eşin telefonunun şifresini kırarak mesajlara ulaşmak, izinsiz şekilde telefonu ele geçirmek, gizli takip uygulamaları kullanmak hukuka aykırıdır. Bu şekilde elde edilen mesajlar mahkeme tarafından reddedilebildiği gibi ayrıca cezai sorumluluk da doğurabilir.</p>

<p>Ortak kullanılan cihazlarda görülen WhatsApp mesajları ise farklı değerlendirilir. Aynı evde herkesin kullandığı tablet, bilgisayar veya ortak telefon üzerinden görülen yazışmalar çoğu zaman hukuka uygun kabul edilir. Çünkü bu durumda özel hayatın gizliliğine yönelik doğrudan bir ihlal bulunmaz.</p>

<p>WhatsApp yazışmaları boşanma davalarında özellikle aldatma, hakaret, tehdit, ekonomik şiddet, fiziksel şiddet sonrası gönderilen özür mesajları, evi terk ettiğini kabul eden yazışmalar ve çocuğun bakımıyla ilgili tartışmalarda güçlü delil niteliği taşır. Bazen tek bir mesajın bile davanın seyrini tamamen değiştirdiği görülmektedir.</p>

<p>Ekran görüntüleri de delil olarak kabul edilebilir. Ancak tarih ve saat bilgilerinin görünür olması, konuşma bütünlüğünün bozulmamış olması ve mesajların karşı tarafa ait numarayla örtüşmesi gerekir. Hâkim şüphe duyarsa bilirkişi incelemesi yapılabilir, telefon yedekleri ve teknik kayıtlar incelenebilir. Bu nedenle sahte veya manipüle edilmiş ekran görüntüleri genellikle kolayca tespit edilir.</p>

<p>Karşı taraf mesajı inkâr ederse teknik inceleme süreci devreye girer. Bilirkişi, mesajların gönderim kayıtlarını, metadata bilgilerini, zaman damgalarını ve veri bütünlüğünü inceler. Mesajların silinip silinmediği ya da değiştirilip değiştirilmediği kısa sürede ortaya çıkarılabilir.</p>

<p>Tarafı olunmayan, üçüncü kişilere ait özel yazışmaların delil olarak sunulması ise mümkün değildir. Bu durum kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi anlamına gelir ve mahkemeler tarafından kabul edilmez.</p>

<p>Sonuç olarak WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında doğru ve hukuka uygun şekilde kullanıldığında son derece etkili bir delildir. Ancak belirleyici olan yalnızca mesajın içeriği değil, elde ediliş şekli ve olayla açık bağlantısının kurulabilmesidir. Bazı durumlarda tek bir mesaj, bazı durumlarda ise diğer delillerle birlikte davanın yönünü tamamen değiştirebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jVREWCUhxFI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Ekonomik Şiddet Kusur mudur, Nasıl Ispatlanır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğerini maddi yönden baskı altına alması, parasal gücü bir kontrol ve tahakküm aracı olarak kullanması ve ekonomik bağımlılık yaratmasıdır. Çoğu zaman fiziksel şiddet kadar görünür değildir; ancak etkisi son derece derin ve yıkıcıdır. Çalışmaya izin verilmemesi, kazanılan paraya el konulması, eve para bırakılmaması, tüm harcamaların denetlenmesi, temel ihtiyaçların kasıtlı olarak karşılanmaması gibi davranışlar ekonomik şiddetin tipik örnekleri arasında yer alır.</p>

<p>Ekonomik şiddetin ispatında en önemli unsur, bu davranışların süreklilik göstermesi ve hayatın olağan akışına aykırı olmasıdır. Mahkemeler tekil ve geçici durumlar yerine, sistematik bir baskının varlığına odaklanır.</p>

<p>Bu tür şiddetin ispatında en sık başvurulan deliller mesajlaşmalar ve WhatsApp yazışmalarıdır. “Para vermiyorum”, “Çalışmanı istemiyorum”, “Harcadığın her kuruşu bana soracaksın” gibi ifadeler, mahkeme tarafından doğrudan ekonomik baskı olarak değerlendirilir ve güçlü delil niteliği taşır.</p>

<p>Banka kayıtları da ekonomik şiddetin ispatında önemli bir yer tutar. Evin giderlerinin uzun süre karşılanmaması, eşin maaşına el konulması, hesaplara gelen paranın sürekli diğer eş tarafından çekilmesi, kartların alınması ya da borçların tek tarafa yüklenmesi banka hareketleriyle açıkça ortaya konulabilir. Nafakanın ödenmemesi veya paranın tehdit ve baskı aracı olarak kullanılması da dekontlarla desteklendiğinde güçlü delil oluşturur.</p>

<p>Tanık beyanları ekonomik şiddetin ispatında bir diğer önemli unsurdur. Aile bireyleri, komşular, iş arkadaşları veya yakın çevredeki kişiler, ekonomik baskıya tanıklık etmişse mahkemede bu durumu doğrulayabilir. Özellikle “eve para bırakılmıyordu”, “çalışmasına izin verilmiyordu”, “maaşı tamamen elinden alınıyordu” şeklindeki anlatımlar hâkim açısından dikkate alınır.</p>

<p>Faturalar, kira ödemeleri, alışveriş fişleri ve karşılanmayan temel ihtiyaçlara ilişkin belgeler de ekonomik şiddetin ispatında kullanılabilir. Bazı durumlarda ekonomik baskı, aileyi aç bırakma boyutuna kadar ulaşabilir ve bu halde hâkim, durumu ağır kusur olarak değerlendirir.</p>

<p>Polis tutanakları ve resmi şikâyet kayıtları da ekonomik şiddetin varlığını gösteren deliller arasında yer alır. Ayrıca yoğun ekonomik baskı nedeniyle yaşanan psikolojik çöküş hallerinde psikolog veya psikiyatri raporları, ekonomik şiddetin etkisini ortaya koymak açısından önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim tüm bu delilleri birlikte değerlendirirken ekonomik şiddetin sistematik olup olmadığına, süreklilik gösterip göstermediğine, tarafın maddi gücüne rağmen aileye katkı sağlayıp sağlamadığına ve paranın bir tahakküm aracı olarak kullanılıp kullanılmadığına bakar. Ekonomik şiddet birçok boşanma kararında ağır kusur olarak kabul edilir ve nafaka, velayet ile maddi ve manevi tazminat kararlarını doğrudan etkiler.</p>

<p>Sonuç olarak ekonomik şiddet; mesajlar, banka kayıtları, tanık beyanları, faturalar, resmi tutanaklar ve sağlık raporlarıyla çok yönlü şekilde ispatlanabilir. Aileye bilerek ekonomik baskı uygulanması ve paranın güç unsuru haline getirilmesi, Türk Medeni Kanunu kapsamında ciddi bir kusur olarak değerlendirilir ve boşanma davasının sonucunu doğrudan etkiler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/s0HJ8TCblOQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40876"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Horlama, Dağınıklık, Titizlik Kusur Sayılır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, günlük hayatta basit gibi görünen ancak evlilik birliği içinde zamanla ciddi hukuki sonuçlara yol açabilen davranışların boşanma davalarında kusur sayılıp sayılmayacağını ele alıyoruz. Horlama, dağınıklık, aşırı titizlik, düzen takıntısı, ev işlerini paylaşmamak, eve maddi katkı sunmamak, kişisel alanı ihmal etmek gibi davranışların Türk Medeni Kanunu kapsamında nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’na göre eşler, birlikte yaşama, karşılıklı sadakat, saygı, yardımlaşma ve evlilik birliğinin huzurunu koruma yükümlülüğü altındadır. Bu nedenle tek başına horlama, dağınıklık ya da titizlik her zaman boşanma sebebi veya kusur olarak kabul edilmez. Ancak bu davranışlar uzun süreli bir huzursuzluk yaratıyor, eşin yaşamını zorlaştırıyor, psikolojik baskıya dönüşüyor ve evlilik birliğini temelinden sarsıyorsa, mahkemeler tarafından kusur olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Videoda özellikle horlamanın hangi durumlarda tıbbi bir sorun olarak kabul edildiği, ne zaman evlilik birliğini etkileyen bir unsur haline geldiği; dağınıklığın hangi aşamada eşe karşı duyarsızlık ve saygısızlık olarak yorumlanabildiği; aşırı titizlik ve obsesif davranışların psikolojik şiddet boyutuna nasıl ulaşabildiği detaylı şekilde ele alınmaktadır. Ayrıca hâkimin kusur değerlendirmesi yaparken davranışların sıklığına, yoğunluğuna, taraflar üzerindeki etkisine ve evlilik birliği üzerindeki sonuçlarına nasıl baktığı açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma davalarında önemli olan davranışın adı değil, evlilik birliği üzerindeki etkisidir. Küçük gibi görünen alışkanlıklar zamanla sürekli tartışmaya, saygının kaybolmasına ve evliliğin çekilmez hale gelmesine yol açıyorsa, bu durum hukuki anlamda kusur olarak kabul edilebilir. Videoda kusurun ispatında mesajlaşmaların, tanık beyanlarının, psikolog raporlarının ve diğer delillerin nasıl değerlendirildiğine de yer verilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası açmayı düşünenler, çekişmeli boşanma sürecinde kusur kavramını merak edenler ve evlilikte hangi davranışların hukuki sonuç doğurabileceğini öğrenmek isteyenler için bilgilendirici ve yol gösterici bir içeriktir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UJCdfKREVi0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43714"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27155"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27080"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="32497"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="36226"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="60148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="44016"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="45395"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="78745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="97203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="86011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="73923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="90507"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
