<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 01 Jun 2026 17:19:18 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK CEZA HUKUKUNDA ŞİKÂYET KURUMU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-hukukunda-sikayet-kurumu-uygulama-notlari-kritik-detaylar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-hukukunda-sikayet-kurumu-uygulama-notlari-kritik-detaylar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uygulama Notları & Kritik Detaylar]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Şikâyet Süresi ve Şekli (TCK m.73)</strong></p>

<p><strong>- 6 Aylık Hak Düşürücü Süre:</strong> Şikâyete tabi suçlarda şikâyet süresi 6 aydır. Bu süre, hak düşürücü süre olup zamanaşımını kesen veya durduran nedenlerden etkilenmez.</p>

<p><strong>- Sürenin Başlangıcı:</strong> Süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden itibaren başlar.</p>

<p><strong>- Sürekli ve Zincirleme Suçlarda Süre:</strong> Temadi eden (kesintisiz) suçlarda süre temadinin (kesintinin) bittiği tarihte; şikâyete tabi zincirleme bir suçta ise 6 aylık şikâyet süre son fiilin ve failin öğrenildiği tarihten itibaren başlar.</p>

<p><strong>- Üst Sınır (Zamanaşımı) ve Hakaret Suçu İstisnası:</strong></p>

<p>- Genel Kural: Fail veya fiil geç öğrenilse bile, suçun asli dava zamanaşımı süresi dolmuşsa artık şikâyet hakkı kullanılamaz.</p>

<p>- Hakaret Suçu İstisnası (TCK m.73/2 - Ek Cümle: 7/11/2024-7531/14 md.): Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, fail veya fiil ne zaman öğrenilirse öğrenilsin, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez. 2 yıllık mutlak üst sınır geçtikten sonra fiil veya fail öğrenilse bile şikâyet hakkı düşer. (9. Yargı Paketi ile bu iki yıllık mutlak sınır sadece hakaret suçuna özgülenmiştir).</p>

<p><strong>- Şekil Serbestisi:</strong> Şikâyet yazılı (dilekçe ile) yapılabileceği gibi, kollukta veya savcılıkta tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak da yapılabilir. Duruşmada sözlü olarak şikayetçi olunduğunun duruşma zaptına geçirilmesi de geçerlidir.</p>

<p><strong>- Tüzel Kişilerde Şikâyet (Şirket, Dernek, Vakıf):</strong> Suçtan zarar gören bir tüzel kişi ise, şikâyet hakkı tüzel kişinin kendisine aittir; ortaklar veya üyeler şahsen bu hakkı kullanamaz. Şikâyet, suçun işlendiği veya öğrenildiği tarihte tüzel kişiyi temsile yetkili olan organlar (şirket müdürü, yönetim kurulu vb.) tarafından yapılır. Başvuru esnasında güncel imza sirküleri veya yetki belgesinin sunulması geçerlilik şartıdır. Temsilcinin süreç içinde değişmesi şikâyeti düşürmez, yeni temsilci davayı takip edebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>2. Şikâyet Hakkının Şahsiliği, Kapsamı ve İstisnaları</strong></p>

<p><strong>- Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Hak:</strong> Şikâyet hakkı kural olarak şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Bu nedenle miras yoluyla bir başkasına miras hukuku anlamında "tereke" gibi devrolmaz ve sözleşmeyle bir başkasına devredilemez.</p>

<p><strong>- Hak Sahibi Kimdir?:</strong> Şikâyet hakkı sadece suçun doğrudan mağduruna ait değildir. Suçtan ekonomik, bedensel veya manevi olarak olumsuz etkilenen "suçtan zarar görene" de aittir. Yargıtay, kişinin "suçtan zarar gören" sıfatını incelerken, <i>"Suç ile kişinin uğradığı zarar arasında doğrudan, nedensellik bağına dayalı bir ilişki var mı?"</i> sorusuna bakar.</p>

<p><strong>- Mirasçılara Geçiş Kuralları (Genel Kural ve İstisnası):</strong> Şikâyet hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlı olduğundan, kural olarak mağdurun şikâyet etmeden ölmesi halinde bu hak mirasçılara geçmez ve şikâyet hakkı düşer.</p>

<p><strong>- İstisna (Ölüm Halinde Şikâyet - TCK m.131/2):</strong> Mağdur, kendisine yönelik hakaret suçu hakkında şikâyette bulunmadan ölürse; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoyu (anne, baba, büyükanne, büyükbaba), altsoyu (çocuklar, torunlar), eşi veya kardeşleri kanundan doğan kendi haklarına dayanarak doğrudan şikâyette bulunabilir.</p>

<p><strong>- Malvarlığına Yönelik Suçlar:</strong> Güveni kötüye kullanma veya hırsızlık gibi suçlarda mağdur hayattayken şikâyet etmeden ölürse, şikâyet hakkı miras yoluyla intikal etmez. Ancak Yargıtay, ölümle birlikte malvarlığı üzerinde elbirliği mülkiyeti kurulduğundan, mirasçıların 'suçtan doğrudan zarar gören' sıfatını kazanacağını ve kalan şikâyet süresi içinde kendi adlarına şikâyet hakkını kullanabileceklerini kabul etmektedir (TCK m.167 atıfları saklı kalmak kaydıyla)</p>

<p><strong>- Davaya Katılma / Müdahale (CMK m.243):</strong> Mağdur ölmeden önce şikâyet hakkını kullanmış ve ceza davası açılmışsa (kamu davasına katılmış olsun veya olmasın), mağdurun ölümü ile dava düşmez; yargılama devam eder. Mağdurun ölümü üzerine mirasçılar, ölenin haklarını savunabilmek, davayı takip edebilmek ve kanun yollarına (istinaf/temyiz) başvurabilmek amacıyla CMK m.243 uyarınca davaya katılma (müdahale) hakkına sahiptir.</p>

<p><strong>3. Yaş Küçüklüğü, Vesayet ve İradelerin Yarışması</strong></p>

<p><strong>- Ayırt Etme Gücü (Mümeyyizlik):</strong> Şikâyet hakkında asıl olan yaş değil, ayırt etme gücüdür. Yargıtay uygulamasında genellikle 15 yaşını doldurmuş çocukların ayırt etme gücü olduğu kabul edilir ve şikâyet hakkını bizzat kullanırlar.</p>

<p><strong>- İradelerin Yarışması (Kritik Yargıtay Kriteri):</strong> Ayırt etme gücüne sahip çocuğun iradesi şahsına sıkı sıkıya bağlıdır. Çocuk bizzat şikayetçi olmadığını veya vazgeçtiğini beyan ettiği andan itibaren, velinin/vasinin aksi yöndeki şikayet iradesi davayı sürdürmeye yetmez.</p>

<p><strong>- Uygulama:</strong> Mümeyyiz küçük henüz şikayet hakkını kullanmamışken velisi şikayetçi olmuşsa, küçük daha sonra duruşmada "Şikayetçi değilim/Vazgeçiyorum" dediği an çocuğun iradesine üstünlük tanınır ve dava düşer (YCGK Kararları doğrultusunda).</p>

<p><strong>- Veli İradesinin Sınırı (15 Yaş Altı / Mümeyyiz Olmayan Çocuk):</strong> Çocuk ayırt etme gücüne sahip değilse şikâyet hakkı veli/vasidedir. Ancak velinin, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı olacak şekilde şikâyetçi olmaması veya vazgeçmesi halinde bu iradeye değer verilmez; mahkemece temsil kayyımı atanması yoluna gidilir.</p>

<p><strong>- Çıkar Çatışması ve Temsil Kayyımı</strong> : Suçun faili veli/vasi ise veya veli faili koruyorsa; küçüğe barodan <strong>zorunlu vekil</strong> (CMK m.234/2) istenir ve vesayet makamınca <strong>temsil kayyımı</strong> atanması sağlanır.</p>

<p><strong>4. Şikâyetten Vazgeçme (Feragat) ve Hukuki Sonuçları</strong></p>

<p><strong>- Zaman Sınırı:</strong> Şikâyetten vazgeçme, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Hüküm kesinleştikten sonra (infaz aşamasında) yapılan vazgeçme, ceza mahkumiyetinin sonuçlarını ortadan kaldırmaz ve infazı durdurmaz.</p>

<p><strong>- Vazgeçmeden Vazgeçme Yasağı:</strong> Şikâyetten vazgeçme, bozucu yenilik doğuran bir haktır. Bu nedenle vazgeçmeden vazgeçmek (rücu etmek) hukuken mümkün değildir.</p>

<p><strong>- Takipsizlik Durumu:</strong> Kovuşturma aşamasında müştekinin duruşmaya gelmemesi veya davayı takip etmemesi, şikâyetten vazgeçtiği anlamına gelmez. Vazgeçmenin tutanağa açıkça geçmesi veya imzalı yazılı beyanla sunulması şarttır.</p>

<p><strong>- Suçlar Yönünden Bölünebilirlik:</strong> Müşteki, aynı dilekçede birden fazla şikâyete tabi suçtan bahsetmişse (Örn: Hem tehdit hem hakaret), suçlardan biri yönünden şikâyetinden vazgeçip diğeri yönünden yargılamaya devam edilmesini isteyebilir.</p>

<p>- Ceza davasında şikâyetten vazgeçilmiş olması, aksine açık bir feragat yoksa, hukuk mahkemesinde maddi/manevi tazminat davası açma hakkını ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong>Uygulama Notu 1 </strong>: Uygulamada sadece "Şikâyetçi değilim" beyanı, hukuk mahkemelerince zımni feragat olarak yorumlanabilmektedir. Bu nedenle tutanağa mutlaka "Şikâyetimden vazgeçiyorum; ancak şahsi, hukuki ve mali tazminat haklarımı saklı tutuyorum" şeklinde şerh düşülmelidir.</p>

<p><strong>Uygulama Notu 2 : Duruşmada</strong> veya dilekçede <i>"Sanık borcunu öderse şikayetimden vazgeçerim"</i> veya <i>"Protokol şartlarının yerine getirilmesi kaydıyla vazgeçiyorum"</i> denilmemelidir. Vazgeçme beyanı yapıldığı an kesin sonuç doğurur; karşı taraf şartı yerine getirmese bile vazgeçmeden dönülemez. Pratik çözüm, uzlaşma/ödeme gerçekleştikten sonra vazgeçme dilekçesi sunmaktır.</p>

<p>- Vazgeçmenin Kabulü Şartı (TCK m.73/4): Şikâyetten vazgeçme, sanık tarafından kabul edilirse davayı düşürür. Sanık vazgeçmeyi kabul etmezse yargılamaya devam olunur; çünkü sanığın beraat ederek aklanma hakkı vardır.</p>

<p><strong>Uygulama Notu 3 :</strong> Vazgeçme beyanında bulunulduğu esnada sanık duruşmada hazır değilse veya henüz savunması alınmamışsa, dosya hemen düşürülmez. Mahkemece sanığa "vazgeçmeyi kabul edip etmediğini beyan etmesi için" süre verilir, muhtıra çıkarılır veya duruşma günü tebliğ edilir. Sanık açıkça reddetmediği sürece dava düşer.</p>

<p><strong>5. Avukatın Vekaletname Yetkisi</strong></p>

<p>- Özel Yetki Şartı: Genel dava vekaletnamelerinde "şikâyetten vazgeçme" yetkisi matbu olarak yer alsa da duruşmada vekil olarak şikâyetten vazgeçilebilmesi veya şikâyetten feragat edilebilmesi için vekaletnamede bu hususta açık ve özel yetkinin bulunması zorunludur. Aksi halde asilin bizzat beyanı veya özel yetkili vekaletname aranır. (Şikâyette bulunmak için ise özel yetki aranmaz, genel vekaletname yeterlidir).</p>

<p><strong>6. Suçun Vasıf Değiştirmesi, Nitelikli Haller ve İştirak</strong></p>

<p>- Suçun Vasıf Değiştirmesi: Şikâyete tabi bir suçla başlayan soruşturma/kovuşturma sürecinde, suçun resen soruşturulan bir suça dönüşmesi halinde (örn. basit yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamaya dönüşmesi), şikâyetten vazgeçilse dahi kamu davası düşmez, yargılamaya devam edilir.</p>

<p><strong>- Nitelikli Hallerde Şikâyet Unsuru: </strong>Bir suçun basit halinin şikâyete tabi olması, nitelikli halinin de şikâyete tabi olacağı anlamına gelmez. Örneğin; basit hırsızlık (gece vakti veya bina içinde işlenirse) nitelikli hale gelir ve şikâyet aranmaksızın resen soruşturulur.</p>

<p><strong>- İştirak Halinde Sirayet (TCK m.73/5):</strong> Suç birden fazla kişi tarafından iştirak halinde işlenmişse, mağdurun sanıklardan/şüphelilerden biri hakkında şikâyetten vazgeçmesi, hepsine sirayet eder ve tüm sanıklar yönünden düşme kararı verilir.</p>

<p><strong>- Sirayetin Sınırı:</strong> Vazgeçmenin sirayeti, suçun tüm failler yönünden şikâyete tabi kalmaya devam ettiği durumlarda geçerlidir. Eğer faillerden birinin sıfatı veya fiili işleme biçimi suçu resen takibi gereken bir suça dönüştürüyorsa, şikâyete tabi kalan diğer ortaklar yönünden vazgeçme sirayet etkisi doğurmaz.</p>

<p>- Örnek: Kasten yaralama suçunun iştirak halinde, faillerden biri tarafından mağdurun eşine, diğer ortak (yabancı üçüncü kişi) tarafından ise mağdura karşı işlenmesi halinde; fail olan eş yönünden suç resen takip edilir (TCK m.86/3-a). Mağdurun yabancı olan diğer ortak hakkındaki şikayetinden vazgeçmesi, suçu resen takip edilen eşe sirayet etmez.</p>

<p><strong>- İstisna (Fiile Yönelik Şikâyet):</strong> Şikâyet dilekçesinde sadece bir failin adının zikredilmesi şikâyet sirayeti anlamına gelmez; çünkü şikâyet "fiile" yöneliktir ve zamanaşımı içinde diğer failler de sürece dahil edilebilir. Ancak "vazgeçme" şüpheliler arasında ayrım yapılarak şahsileştirilemez, yapıldığı an tüm failleri kapsar.</p>

<p><strong>7. Şikâyet ve Uzlaştırma İlişkisi</strong></p>

<p><strong>- Uzlaşma Teklifi:</strong> Şikâyete tabi suçların büyük bir kısmı uzlaştırma kapsamındadır. Şüpheliye veya sanığa uzlaşma teklif edilmesi ya da bu teklifin kabul edilmesi şikâyetten vazgeçme anlamına gelmez. Uzlaşma süreci olumsuz sonuçlanırsa şikâyet süreci kaldığı yerden devam eder. Uzlaşmanın sağlanması halinde ise şikâyet hakkı sona erer ve dava düşer.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Av. Büşra KOÇ</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kanunlar :</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 73, m. 131, m. 167.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 234, m. 243, m. 253.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargıtay Kararları :</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- Ceza Genel Kurulu 2018/589 E. , 2020/421 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 19. Ceza Dairesi 2015/22199 E. , 2017/6734 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 4. Ceza Dairesi 2015/9435 E. , 2017/21353 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Doktrin :</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- ÖZGENÇ, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- CENTEL, Nur / ZAFER, Hamide / ÇAKMUT, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayıncılık, İstanbul.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- ARTUK, Mehmet Emin / GÖKCEN, Ahmet / YENİDÜNYA, Ahmet Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-hukukunda-sikayet-kurumu-uygulama-notlari-kritik-detaylar</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis-1.jpg" type="image/jpeg" length="18571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özel Sağlık Sigortası ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortasında Ödeme (Provizyon) Reddi - Sigorta Şirketi Ödeme Yapmazsa İzlenmesi Gereken Yol]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ozel-saglik-sigortasi-ve-tamamlayici-saglik-sigortasinda-odeme-provizyon-reddi-sigorta-sirketi-odeme-yapmazsa-izlenmesi-gereken-yol-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ozel-saglik-sigortasi-ve-tamamlayici-saglik-sigortasinda-odeme-provizyon-reddi-sigorta-sirketi-odeme-yapmazsa-izlenmesi-gereken-yol-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><a name="viewer-zhac21240"></a> Özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası sistemi, modern sağlık hukukunun en önemli güvence mekanizmalarından biridir. Kişiler bu sigortaları yalnızca özel hastanede muayene olabilmek için değil; ağır hastalık, yüksek maliyetli ameliyat, kanser tedavisi, yoğun bakım süreci veya ani sağlık krizleri karşısında ekonomik olarak korunabilmek amacıyla yaptırmaktadır. Özellikle son yıllarda özel hastane ücretlerinin ciddi şekilde artması nedeniyle sağlık sigortaları birçok kişi açısından lüks olmaktan çıkmış, fiilen bir güvenlik sistemi haline dönüşmüştür.</p>

<p><a name="viewer-8sfaj1242"></a> Ne var ki uygulamada en büyük sorunlardan biri, sigorta şirketlerinin tam da sigortalının en zor döneminde ödeme yapmayı reddetmesidir. Özellikle ameliyat, kanser tedavisi, ileri cerrahi müdahale veya yüksek bedelli tıbbi işlemler sonrasında verilen “provizyon reddi” kararları, uygulamada son derece ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Üstelik bu ret kararları çoğu zaman yalnızca ekonomik sonuç doğurmamakta; ağır hastalıkla mücadele eden sigortalı üzerinde ciddi psikolojik baskı da oluşturmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-75his1244"></a> Birçok kişi, sigorta şirketinin “ödemiyoruz” cevabını nihai ve değiştirilemez bir karar sanmaktadır. Oysa hukuken durum çoğu zaman bundan çok farklıdır. Sigorta şirketlerinin verdiği her ret kararı hukuka uygun değildir. Nitekim uygulamada Tüketici Hakem Heyetleri, Tüketici Mahkemeleri, Bölge Adliye Mahkemeleri, Yargıtay ve Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından sigortalı lehine verilmiş çok sayıda emsal karar bulunmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-4c3sr1246"></a> Bu yazıda özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası kapsamında ortaya çıkan provizyon reddi uyuşmazlıkları; tüketici hukuku, sigorta hukuku ve Yargıtay kararları ışığında detaylı şekilde incelenecektir. Yazı hazırlanırken, kanser ameliyatı bedelinin sigorta şirketi tarafından reddedilmesine ilişkin örnek bir tüketici hakem heyeti kararındaki hukuki ve tıbbi tartışmalardan teorik olarak yararlanılmıştır.</p>

<p><a name="viewer-ovro310460"></a><a name="zel-salk-sigortasnn-gerek-ilevi-nedir-ov"></a><strong>Özel Sağlık Sigortasının Gerçek İşlevi Nedir?</strong></p>

<p><a name="viewer-39trx1250"></a> Sağlık sigortasının temel mantığı, kişinin gelecekte ortaya çıkabilecek sağlık risklerine karşı ekonomik koruma sağlamasıdır. Sigortalı kişi yıllarca düzenli prim öderken, aslında gelecekte yaşayabileceği ağır sağlık giderlerine karşı güvence satın almaktadır.</p>

<p><a name="viewer-352sl1252"></a> Bu nedenle sağlık sigortası sözleşmeleri yalnızca teknik ticari belgeler olarak değerlendirilemez. Uygulamada mahkemeler, bu sözleşmeleri aynı zamanda güven ilişkisine dayanan tüketici işlemleri olarak yorumlamaktadır. Çünkü sigortalı, sözleşmeyi çoğu zaman uzman sigortacılık bilgisiyle değil; şirketin sunduğu güven duygusuyla imzalamaktadır.</p>

<p><a name="viewer-1iox61254"></a> Özellikle kanser, kalp hastalığı, ortopedik operasyonlar, kadın hastalıkları ameliyatları, omurga cerrahisi ve yoğun bakım süreçleri gibi ağır tedavi giderlerinde sigortalının temel beklentisi, poliçe kapsamında güvence altında olmaktır. Bu nedenle sigorta şirketlerinin poliçe hükümlerini aşırı dar yorumlaması ve ödeme yapmamak amacıyla geçmiş yıllardaki basit tıbbi kayıtları “mevcut hastalık” gibi göstermeye çalışması, birçok olayda dürüstlük kuralı ile bağdaşmamaktadır.</p>

<p><a name="viewer-7led61256"></a><a name="provizyon-reddi-ne-demektir-7led6125"></a><strong>Provizyon Reddi Ne Demektir?</strong></p>

<p><a name="viewer-ydrda1258"></a> Provizyon, hastanenin sigorta şirketinden ödeme onayı istemesidir. Hastane ameliyat veya tedavi öncesinde sigorta şirketine başvurur; şirket ise poliçe kapsamını inceleyerek ödeme onayı verir ya da işlemi reddeder.<a name="viewer-0whj01260"></a> Bazı durumlarda sigortalı ameliyatı kendi imkanlarıyla yaptırır ve sonrasında sigorta şirketinden geri ödeme talep eder. Ancak uygulamada sigorta şirketleri bu talepleri de reddedebilmektedir.</p>

<p><a name="viewer-onqdl1262"></a>Özellikle şu gerekçeler uygulamada sıkça kullanılmaktadır:</p>

<p><a name="viewer-ztrjg1266"></a>· Poliçe öncesi hastalık iddiası,</p>

<p><a name="viewer-7d8ra1269"></a>· Beyan yükümlülüğünün ihlali savunması,</p>

<p><a name="viewer-2ty391272"></a>· Geçmişte mevcut olduğu ileri sürülen rahatsızlıklar,</p>

<p><a name="viewer-bc2j11275"></a>· İstisna kapsamı iddiaları,</p>

<p><a name="viewer-5o7051278"></a>· Ön tanı veya eski tetkik kayıtları,</p>

<p><a name="viewer-f2nlu1281"></a>· Bekleme süresi savunmaları,</p>

<p><a name="viewer-d1jue1284"></a>· Kronik hastalık istisnası,</p>

<p><a name="viewer-5oz431287"></a>· Eksik evrak gerekçesi.</p>

<p><a name="viewer-a8y4r1289"></a>Ancak burada kritik nokta şudur: Sigorta şirketinin ileri sürdüğü ret gerekçesini somut ve bilimsel verilerle ispatlaması gerekir. Salt “eski kayıt var” demek tek başına yeterli değildir.</p>

<p><a name="viewer-x2nqw1291"></a><a name="polie-ncesi-hastalk-savunmas-her-zaman-g"></a><strong>“Poliçe Öncesi Hastalık” Savunması Her Zaman Geçerli midir?</strong></p>

<p>Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri bu şekilde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle sağlık sigortası uyuşmazlıklarında sigorta şirketleri yıllar önce yapılmış rutin kontrolleri, iyi huylu bulguları veya geçici şikayetleri sonradan ortaya çıkan ağır hastalıklarla ilişkilendirmeye çalışabilmektedir. Mahkemelerin bu konuda oldukça dikkatli değerlendirme yapması gerekmektedir.</p>

<p><a name="viewer-c5ojg1297"></a> Örnek bir uyuşmazlıkta sigorta şirketi, yıllar önce mamografi sevki amacıyla sisteme girilmiş “mastodini” ve “memede tanımlanmamış kitle” kodlarını gerekçe göstererek kanser ameliyatının poliçe öncesi hastalıktan kaynaklandığını ileri sürmüştür. Ancak dosyaya sunulan uzman hekim görüşlerinde, o dönemdeki bulguların yalnızca iyi huylu kistik yapılar olduğu ve yıllar sonra gelişen invaziv meme kanseriyle hiçbir tıbbi bağlantısının bulunmadığı ayrıntılı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p><a name="viewer-xn1x41299"></a> Bu tür uyuşmazlıklarda temel mesele, geçmiş kayıt ile mevcut hastalık arasında gerçek bir illiyet bağı bulunup bulunmadığıdır. Eğer geçmişteki bulgu yalnızca rutin kontrol niteliğindeyse veya iyi huylu bir yapıysa, bunun yıllar sonra ortaya çıkan ağır hastalıkla otomatik olarak aynı süreç kabul edilmesi hukuken mümkün olmayabilir.</p>

<p><a name="viewer-vaajj1301"></a><a name="n-tan-ile-kesin-hastalk-ayn-ey-deildir-v"></a><strong>Ön Tanı ile Kesin Hastalık Aynı Şey Değildir.</strong></p>

<p><a name="viewer-ac45v1303"></a> Uygulamada sigorta şirketlerinin en sık yaptığı hatalardan biri, ön tanıları kesin hastalık gibi değerlendirmektir. Oysa hekimler çoğu zaman yalnızca tetkik isteyebilmek veya sistemsel işlem yapabilmek amacıyla geçici kodlar kullanmaktadır. Bu kodların varlığı tek başına kesin hastalık anlamına gelmez.</p>

<p><a name="viewer-7jmnw1307"></a><strong> </strong><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2010/8758, K. 2012/994, T. 30.01.2012 tarihli kararında; ön tanıların somut tıbbi verilerle kesin tanıya dönüşmemesi halinde bunların sigortalılık öncesi hastalık olarak değerlendirilemeyeceği açık biçimde belirtilmiştir. </strong>Bu karar uygulamada son derece önemlidir. Çünkü birçok provizyon reddi dosyasında sigorta şirketleri yalnızca sistemde görünen ICD kodlarına dayanarak ödeme yapmaktan kaçınmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-mricu1311"></a><a name="ispat-yk-kime-aittir-mricu131"></a><strong>İspat Yükü Kime Aittir?</strong></p>

<p><a name="viewer-sj2hb1313"></a> 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1409 uyarınca, rizikonun teminat dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir. Başka bir ifadeyle, sigorta şirketi “bu hastalık poliçe kapsamı dışındadır” diyorsa bunu somut delillerle kanıtlamak zorundadır. Şirket yalnızca varsayımlarla hareket edemez. Özellikle şu hususların bilimsel ve hukuki olarak ortaya konulması gerekir:</p>

<p><a name="viewer-2sq9j1319"></a>· Hastalığın gerçekten poliçe öncesinde mevcut olup olmadığı,</p>

<p><a name="viewer-01nub1322"></a>· Sigortalının bunu bilip bilmediği,</p>

<p><a name="viewer-ya7801325"></a>· Bilmesine rağmen kasten gizleme yapıp yapmadığı,</p>

<p><a name="viewer-h8nda1328"></a><strong>· </strong>Geçmiş bulgu ile mevcut hastalık arasında tıbbi süreklilik bulunup bulunmadığı.</p>

<p><a name="viewer-7ag8x1330"></a><strong> </strong><strong>Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin E. 2017/5511, K. 2019/10649, T. 14.11.2019 tarihli kararında; sigortalının hastalığını kasten gizlediğinin ispatlanamadığı durumlarda sigorta şirketinin savunmasının kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır.</strong></p>

<p><a name="viewer-7by561332"></a><strong> Yine Sigorta Tahkim Komisyonu’nun K. 2011/125, T. 18.02.2011 tarihli kararında; basit kistlerin sigortalı tarafından “hastalık” olarak değerlendirilip ayrıca beyan edilmesinin beklenemeyeceği ifade edilmiştir.</strong></p>

<p><a name="viewer-si4gv1334"></a><a name="iyi-huylu-bulgular-sonradan-ortaya-kan-k"></a><strong>İyi Huylu Bulgular Sonradan Ortaya Çıkan Kanserle Aynı Hastalık Sayılır mı?</strong></p>

<p><a name="viewer-vcfz61336"></a> Bu sorunun cevabı çoğu olayda hayırdır. <strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin E. 2019/3421, K. 2022/1550, T. 15.12.2022 tarihli kararında; geçmiş yıllardaki iyi huylu meme bulgularının daha sonra ortaya çıkan meme kanseriyle aynı hastalık olarak değerlendirilemeyeceği açıkça kabul edilmiştir.</strong> Kararda, ilk bulguların basit ve belirgin değişiklikler olduğu; sonraki bulguların ise ciddi kanser şüphesi taşıdığı belirtilmiştir.</p>

<p><a name="viewer-kgahe1340"></a> Benzer şekilde <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2009/49, K. 2010/6024, T. 27.05.2010 tarihli kararında da yıllar önce alınan iyi huylu kist ile sonradan gelişen kanser arasında illiyet bağı bulunmadığı ifade edilmiştir.</strong></p>

<p><a name="viewer-cnldn1342"></a> Bu kararlar, sağlık sigortası uyuşmazlıklarında “aynı hastalık” değerlendirmesinin yalnızca geçmiş kayıtların varlığına göre değil; bilimsel ve tıbbi süreklilik kriterlerine göre yapılması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><a name="viewer-o66ur1344"></a><a name="zel-salk-sigortas-uyumazlklarnda-grevli-"></a><strong>Özel Sağlık Sigortası Uyuşmazlıklarında Görevli Mahkeme Hangisidir?</strong></p>

<p><a name="viewer-qetjp1346"></a> 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında sigorta sözleşmeleri tüketici işlemi kabul edilmektedir. Bu nedenle özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası kaynaklı uyuşmazlıklarda görevli mahkeme kural olarak Tüketici Mahkemesi’dir. Tüketici mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri tüketici mahkemesi sıfatıyla görev yapmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-xwn0s1350"></a><strong> </strong><strong>İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E. 2018/243, K. 2019/127 sayılı kararı ile İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E. 2017/1264, K. 2019/152 sayılı kararlarında da sigorta poliçesinden doğan uyuşmazlıkların tüketici işlemi olduğu açıkça belirtilmiştir.</strong></p>

<p><a name="viewer-skfxi1352"></a><a name="tketici-hakem-heyeti-bavurusu-ne-zaman-z"></a><strong>Tüketici Hakem Heyeti Başvurusu Ne Zaman Zorunludur?</strong></p>

<p><a name="viewer-a9wni1354"></a> Uyuşmazlığın miktarı yani parasal sınırı burada belirleyici olmaktadır. 2026 yılı için tüketici hakem heyeti parasal sınırı 186.000,00 TL olarak belirlenmiştir. Bu sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda önce Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurulması gerekir. Parasal sınırı aşan uyuşmazlıklarda ise arabuluculuk şartı da gözetilerek doğrudan Tüketici Mahkemesi’nde dava açılabilir.</p>

<p><a name="viewer-1w6qr1360"></a> Ancak tüketici hakem heyeti kararları kesin değildir. Taraflar, bu kararlara karşı Tüketici Mahkemesi’nde itiraz yoluna başvurabilmektedir. Bu nedenle hakem heyeti süreci çoğu zaman uyuşmazlığın ilk aşaması niteliğindedir.</p>

<p><a name="viewer-4xtcr1362"></a><a name="sigorta-tahkim-komisyonu-alternatifi-4xt"></a><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu Alternatifi</strong></p>

<p><a name="viewer-awffa1364"></a> Sağlık sigortası uyuşmazlıklarında Sigorta Tahkim Komisyonu da önemli bir alternatif çözüm yoludur. Özellikle daha hızlı karar alınabilmesi nedeniyle uygulamada sıkça tercih edilmektedir.</p>

<p><a name="viewer-ftu5j1366"></a> Bununla birlikte her olay için en doğru yol tahkim olmayabilir. Özellikle yüksek tutarlı ve yoğun bilirkişi incelemesi gerektiren dosyalarda doğrudan tüketici mahkemesinde dava açılması daha güçlü bir strateji oluşturabilmektedir. Bu nedenle başvuru yolu belirlenirken somut olayın özelliklerinin dikkatli değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><a name="viewer-n4jpb1368"></a><a name="sigortal-hangi-belgeleri-saklamaldr-n4jp"></a><strong>Sigortalı Hangi Belgeleri Saklamalıdır?</strong></p>

<p><a name="viewer-6z4de1370"></a> Uygulamada davaların sonucu çoğu zaman tıbbi kayıtların niteliğine göre şekillenmektedir. Özellikle aşağıdaki belgeler büyük önem taşımaktadır:</p>

<p><a name="viewer-34ufq1374"></a>· Poliçe ve özel şartlar,</p>

<p><a name="viewer-w1sw91377"></a>· Provizyon ret yazısı,</p>

<p><a name="viewer-5o0tt1380"></a>· Hastane faturaları,</p>

<p><a name="viewer-fndtf1383"></a>· Epikriz raporları,</p>

<p><a name="viewer-q2gxw1386"></a>· Patoloji sonuçları,</p>

<p><a name="viewer-mws601389"></a>· MR, tomografi ve ultrason kayıtları,</p>

<p><a name="viewer-ty0u91392"></a>· Önceki yıllara ait tetkikler,</p>

<p><a name="viewer-beyrv1395"></a>· Uzman hekim görüşleri,</p>

<p><a name="viewer-17apy1398"></a>· Sigorta şirketiyle yapılan yazışmalar,</p>

<p><a name="viewer-cki3q1401"></a>· İtiraz dilekçeleri.</p>

<p><a name="viewer-e4gr51403"></a>Örnek olayda üç ayrı uzman hekim görüşü alınmış ve geçmişteki iyi huylu bulgular ile mevcut kanser arasında bağlantı bulunmadığı bilimsel raporlarla ortaya konulmuştur. Bu tür raporlar uygulamada son derece etkili delil niteliği taşıyabilmektedir.</p>

<p><a name="viewer-knqwq1405"></a><a name="sonu-sigorta-irketinin-ret-karar-nihai-d"></a><strong>Sonuç: Sigorta Şirketinin Ret Kararı Nihai Değildir</strong></p>

<p><a name="viewer-3nn8q1407"></a> Özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası sisteminin özü, sigortalıyı ağır sağlık giderleri karşısında korumaktır. Bu nedenle sigorta şirketlerinin poliçe hükümlerini aşırı dar yorumlayarak ödeme yapmaktan kaçınması, birçok olayda hukuki denetime tabi tutulmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-qf8421409"></a> Özellikle geçmişteki rutin kontrollerin, iyi huylu bulguların veya kesinleşmemiş ön tanıların yıllar sonra ortaya çıkan ağır hastalıklarla otomatik olarak ilişkilendirilmesi; Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında çoğu zaman yeterli görülmemektedir.</p>

<p><a name="viewer-umyax1411"></a> Bu nedenle ameliyat, kanser tedavisi veya yüksek maliyetli sağlık giderleri sigorta şirketi tarafından reddedilen sigortalıların; ret kararını kesin sonuç gibi görmemesi, uzman görüşü alması ve süreci profesyonel şekilde değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle doğru tıbbi raporlar ve güçlü hukuki argümanlarla birçok provizyon reddi işleminin iptal edilebildiği uygulamada açık şekilde görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY"><img alt="Av. Servet AKSOY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/servet-aksoy.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY">Av. Servet AKSOY</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ozel-saglik-sigortasi-ve-tamamlayici-saglik-sigortasinda-odeme-provizyon-reddi-sigorta-sirketi-odeme-yapmazsa-izlenmesi-gereken-yol-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/sigorta.jpg" type="image/jpeg" length="57381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ VE DANIŞTAY KARARLARI IŞIĞINDA ELEKTRONİK TEBLİGATIN HUKUKİ GEÇERLİLİĞİ VE DERDEST DAVALARA ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-ve-danistay-kararlari-isiginda-elektronik-tebligatin-hukuki-gecerliligi-ve-derdest-davalara-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-ve-danistay-kararlari-isiginda-elektronik-tebligatin-hukuki-gecerliligi-ve-derdest-davalara-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Teknolojik gelişmelerin kamu idaresine entegrasyonu kapsamında yürürlüğe giren elektronik tebligat uygulaması, son dönemde yüksek yargı organlarının odak noktası haline gelmiştir. Anayasa Mahkemesinin, Vergi Usul Kanunu’nun 107/a maddesinde düzenlenen hükme göre Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik tebligat konusunda verilen yetkiyi iptal etmesinin ardından, Danıştay 3. Dairesi de bu iptal kararının derdest, yani görülmekte olan davalar üzerindeki etkisini tayin eden önemli bir karara imza atmıştır. Bu makalede, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile bu karar sonrası Danıştay’ın, yürürlüğü ertelenen iptal kararlarının derdest davalara etkisi yönündeki yaklaşımı incelenmiştir.</p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Kamu idaresi, bazen mükellefin beyanı üzerine bazen de resen kendisi bir idari işlem tesis eder. Tesis edilen bu idari işlemin hukuki bir yansımasının olabilmesi ve muhatabı üzerinde sonuç doğurabilmesi için ilgilisine usulüne uygun bir şekilde bildirilmesi, yani tebliğ edilmesi gerekir. Nitekim tesis edilen idari işlem karşısında, idarenin karşısında bulunan kişilerin hak arama gibi temel haklarını kullanmasının önünde dolaylı da olsa bir engel olmaması şarttır.</p>

<p>213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/a maddesi ile vergi sistemimize dahil edilen elektronik tebligat (e-tebligat) sistemi, idareye hız, maliyet avantajı ve işlem kolaylığı sağlamak amacıyla tasarlansa da uygulamanın yasal çerçevesinin belirsizliği, idareye tanınan sınırsız düzenleme yetkisi ve "varsayımsal tebliğ" süreleri nedeniyle sıklıkla eleştirilmekteydi. Bu eleştiriler neticesinde,<a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow"> Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarihli ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararı</a> ile Danıştay 3. Dairesi’nin 06.04.2026 tarihli ve E: 2024/4288, K: 2026/1632 sayılı kararı, elektronik tebligata ilişkin yeni hukuki tartışmalara ve görüş ayrılıklarına sebebiyet vermiştir.</p>

<p><strong>II. <a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">ANAYASA MAHKEMESİNİN 15.01.2026 TARİHLİ VE E: 2025/94, K: 2026/11 SAYILI KARARI</a></strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarihli ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararı</a>nda özetle; Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, <i>“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”</i> hükmüne yer verilmek suretiyle hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı belirtilmiştir. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğu; bu hakkın, hukuki bir uyuşmazlığın karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesini de kapsadığı vurgulanmıştır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolunun yargı mercileri önünde dava açma hakkını kullanması olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>Kararın devamında; idari mercilerin ilgililere tebligat yapmasıyla birlikte, tebliğe konu işleme karşı hak düşürücü nitelikte olan dava açma süresinin işlemeye başladığı ve bu süreler geçirildikten sonra yargı mercileri nezdinde dava açma hakkının yitirildiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, iptale konu olan elektronik tebligat düzenlemesinin mükellefleri elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlaması ile bu adrese yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanmasının mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirdiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin elektronik ortamda tebliği konusunda; kimlere elektronik ortamda tebligat yapılabileceği, elektronik adres kullanma imkânının geniş olmadığı yer, faaliyet ve sektörlerin durumunun gözetilip gözetilmeyeceği, elektronik adres kullanma zorunluluğunun hangi koşullarda başlayacağı ve sona ereceği gibi hususların kanunda açıkça düzenlenmediği görülmüştür. Kanun; tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında Bakanlığın yetkili olduğunu hüküm altına almakta, ancak bu yetkinin sınırlarına ilişkin temel ilkeleri ortaya koymamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, temel ilke ve esaslar kanunda belirlenmeksizin elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında idareye yetki tanınmasının, mahkemeye erişim hakkının kanunla sınırlanması ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varılmış olup<a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow"> Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarihli ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararı</a>nda elektronik tebligat sistemini değil Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen geniş ve sınırları çizilmemiş düzenleme yetkisini iptal etmiştir.</p>

<p><strong>III. DANIŞTAY 3. DAİRESİ’NİN 06.04.2026 TARİHLİ VE E: 2024/4288, K: 2026/1632 SAYILI KARARI VE HUKUKİ ANALİZİ</strong></p>

<p>Danıştay 3. Dairesinin önüne gelen uyuşmazlıkta idare; geçmiş dönemlere ait vergi borçları için mükellefe e-tebligat yoluyla ödeme emri göndermiş ve mükellefin banka hesaplarına haciz koymuştur. Mükellef ise Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen düzenlemeye dayanılarak yapılan elektronik tebligatların hukuki sonuç doğuramayacağını, bu nedenle ödeme emirlerine dayanak teşkil eden tebliğ sürecinin geçerli olmadığını ileri sürmüştür. Danıştay 3. Dairesi, önüne gelen bu uyuşmazlık kapsamında iki kritik hukuki değerlendirmede bulunmuştur.</p>

<p>Bunlardan ilki; tebligatın sadece dijital bir dosya gönderimi değil, kişinin işlemden haberdar olmasını ve yargısal haklarını kullanmasını sağlayan temel bir usul işlemi olduğu ve yasal dayanağı iptal edilen e-tebligatların hukuki sonuç doğurmayacağıdır. İkincisi ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararında hükmettiği erteleme kararının derdest davaları korumayacağı; yani AYM'nin iptal kararının yürürlüğünü ertelemiş olmasının, mahkemelerin önünde görülmekte olan davalarda Anayasa'ya aykırı normun uygulanmaya devam edileceği anlamına gelmeyeceğine yönelik değerlendirmedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki yürürlüğü erteleme hükmü, idare tarafından <i>"3 Ocak 2027'ye kadar mevcut e-tebligat sistemi aynen geçerlidir ve hukuki sonuç doğurur"</i> şeklinde yorumlanmıştır. Ancak Danıştay 3. Dairesi, 06.04.2026 tarihli kararında farklı bir sonuca ulaşarak alışılmış uygulamadan farklı yorumlanabilecek bir yaklaşım sergilemiştir.</p>

<p><strong>A. AYM İptal Kararlarının Derdest Davalara Doğrudan Etkisi</strong></p>

<p>Danıştay kararından, Anayasa'nın 153. maddesindeki geriye yürümezlik ilkesinin derdest davalara uygulanmayacağı yönünde bir yaklaşımın benimsendiği anlaşılmaktadır. Danıştay kararında örtülü olarak şu anayasal yaklaşımı benimsemiştir: Bir kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu AYM tarafından tescil edildikten sonra, yürürlük tarihi ileriye ertelenmiş olsa dahi, mahkemeler önlerindeki uyuşmazlıkta Anayasa’ya aykırı olduğu bilinen bir normu uygulayarak karar veremezler. Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi (Anayasa m. 11), hakimlerin Anayasa'ya aykırı normu görmezden gelmesini ve uyuşmazlığı anayasal ilkelere göre çözmesini emreder.</p>

<p><strong>B. İdari İşlemlerde Sakatlık ve Sebep-Sonuç İlişkisi</strong></p>

<p>Danıştay 3. Dairesi, somut olayda vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emri ve buna bağlı haciz işlemlerini incelerken idari anlamda bir illiyet bağı kurmuştur. Tesis edilen işlemlere ve ortaya çıkan sonuca bakıldığında şu üç aşamalı zincir karşımıza çıkmaktadır:</p>

<p><strong>1. Birinci Aşama (Tebligat):</strong> Hacze ve ödeme emrine dayanak teşkil eden e-tebligat, Anayasa Mahkemesi kararı ile anayasaya aykırı bulunan yetki normuna dayanılarak yapıldığı için hukuken usulsüz ve geçersiz kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>2. İkinci Aşama (Ödeme Emri):</strong> 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca, usulüne uygun bir tebligat ile kesinleşmeyen vergi borcu için ödeme emri düzenlenemez. Tebligat geçersiz olduğu için ödeme emri de kurucu unsurundan mahrum kalmış ve hukuken sakatlanmıştır.</p>

<p><strong>3. Üçüncü Aşama (Haciz):</strong> Haciz; geçerli bir ödeme emrinin varlığına ve bu emre rağmen borcun ödenmemesine bağlı bir icrai işlemdir. Ödeme emri hukuken geçersiz kılındığında, bu işlemin üzerine inşa edilen haciz işlemi de temelini kaybetmiş, yani hukuki dayanaktan yoksun hale gelmiştir.</p>

<p>Danıştay, bu sebep-sonuç zinciri uyarınca, alt derece mahkemesinin kararını; esasa ilişkin tebligatın anayasal düzeyde sakatlanması ve bu sakatlığın hacze sirayet etmesi gerekçesiyle bozmuştur.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ, DEĞERLENDİRME VE YASAL ÇÖZÜM ÖNERİSİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin, Vergi Usul Kanunu'nun 107/a maddesinde yer alan ve Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik tebligat konusunda geniş düzenleme yetkisi tanıyan hükmü; mükellefleri zorunlu kılma, e-posta adresine yapılan tebligata doğrudan hukuki sonuç bağlama ve yetki sınırlarını kanunda açıkça belirlememe gerekçeleriyle iptal etmesi vergi yargısında yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. İptal kararının yürürlüğü 03.01.2027 tarihine bırakılmış olsa da Danıştay 3. Dairesi, e-tebligatın kişinin idari işlemden haberdar olmasını sağlayan temel bir usul işlemi olduğunu ve iptal edilen bir norma dayanan tebligatların derdest davalarda hukuki sonuç doğuramayacağını karara bağlamıştır.</p>

<p>Özetle, hem Anayasa Mahkemesinin iptal kararı hem de Danıştay 3. Dairesi'nin emsal niteliğinde değerlendirilebilecek kararı birlikte değerlendirildiğinde, Danıştay 3. Dairesinin yaklaşımı doğrultusunda, elektronik tebligata dayalı işlemlerin hukuka uygunluğu derdest davalarda daha yoğun şekilde tartışılabilecek bir hukuki mesele haline gelmiştir. Önümüzdeki günlerde Vergi Dava Daireleri Kurulunun (VDDK) bu konuda vereceği emsal nitelikteki kararların, hem idare hukuku hem de vergi hukuku uygulamaları açısından yön gösterici ve büyük bir öneme haiz olacağı aşikârdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe gireceği 03.01.2027 tarihine kadar vergi sisteminde kalıcı bir kaosun yaşanmaması ve Danıştay'ın benimsediği zincirleme sakatlık yaklaşımının idari işleyişi kilitlememesi adına, kanun koyucunun (TBMM) ivedilikle anayasal sınırlara uygun yeni bir yasal düzenleme yapması gerekmektedir.</p>

<p>Yapılacak yasal düzenlemede şu temel ilkelerin gözetilmesi hukuki güvenliği yeniden tesis edecektir:</p>

<p><strong>- Yetki Sınırlarının Belirlenmesi: </strong>Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen elektronik tebligata ilişkin düzenleme yetkisi kaldırılmalı; e-tebligatın zorunlu tutulacağı mükellef grupları, faaliyet kolları, ciro eşikleri gibi ayırıcı nitelikler doğrudan kanun metninde düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>- Dijital Altyapı ve Sektörel Muafiyetler:</strong> İnternet ve bilgisayar altyapısının yetersiz olduğu bölgeler, belirli yaş grupları veya dijital dönüşümünü tamamlayamamış küçük esnaf/sektörler için kanuni muafiyet veya geçiş süreçleri öngörülmelidir.</p>

<p><strong>- Varsayımsal Sürelerin Esnetilmesi:</strong> Sisteme düşen tebligatın 5. günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacağına dair "varsayımsal tebliğ" kuralı, mükellefin hak arama hürriyetini kısıtlamayacak şekilde, "mücbir sebep" veya "haklı mazeret" hallerinde tebliğ tarihinin esnetilmesine imkân tanıyacak yasal düzenlemelerle donatılmalıdır.</p>

<p><strong>- Alternatif Bildirim Mekanizmaları:</strong> E-tebligat yapılan mükellefe, hak düşürücü sürelerin gözden kaçmasını engellemek amacıyla SMS veya kişisel e-posta gibi kanallarla "bilgilendirme amaçlı" ek bildirimlerin yapılması kanuni bir zorunluluk haline getirilmelidir.</p>

<p><strong>Mehmet YEMİŞEN</strong><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-ve-danistay-kararlari-isiginda-elektronik-tebligatin-hukuki-gecerliligi-ve-derdest-davalara-etkisi</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/yargi/aym-danistay.jpg" type="image/jpeg" length="57563"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrük Vergilerinin İadesi ve Uyuşmazlık Yönetimi: Mevzuat, Yargı Pratiği ve Stratejik Savunma Rehberi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruk-vergilerinin-iadesi-ve-uyusmazlik-yonetimi-mevzuat-yargi-pratigi-ve-stratejik-savunma-rehberi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruk-vergilerinin-iadesi-ve-uyusmazlik-yonetimi-mevzuat-yargi-pratigi-ve-stratejik-savunma-rehberi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Türkiye, coğrafi konumu gereği küresel ticaretin kavşağında yer alırken, gümrük mevzuatı da Avrupa Birliği Gümrük Müfredatı ile uyumlu ancak kendine has sert yaptırımları olan bir yapı arz eder. Gümrük uyuşmazlıklarını yönetmek, sadece hukuki değil, yüksek derecede teknik bir uzmanlık gerektirir. İthalat işlemlerinde eşyanın cinsine, menşeine veya kıymetine yönelik yapılan hatalı değerlendirmeler, mükelleflerin haksız yere yüksek vergiler ödemesine yol açarak mülkiyet hakkı ihlallerine zemin hazırlamaktadır. Bu makalede, 4458 sayılı Gümrük Kanunu (GK) çerçevesinde geri verme ve kaldırma mekanizmaları, kıymet ve tarife uyuşmazlıklarının esası ile yargısal çözüm yolları ilgili mevzuat maddeleriyle birlikte kapsamlı olarak ele alınacaktır.</p>

<p><strong>II. GÜMRÜK UYUŞMAZLIKLARININ ÜÇ ANA ÇATIŞMA BÖLGESİ</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıkları, teknik mahiyetleri gereği tipik olarak kamu otoritesinin mali haklarını koruma saiki ile yükümlünün mülkiyet hakkı ve ticari serbestisi arasındaki gerilimden doğmakta olup, doktrinde ve uygulamada <strong>üç ana çatışma bölgesinde</strong> yoğunlaşmaktadır. Bu temel ihtilaf alanları; eşyanın cins ve niteliğinin belirlendiği <strong>tarife (GTİP) tespiti</strong>, eşyanın iktisadi değerinin takdir edildiği <strong>gümrük kıymeti</strong> ve eşyanın ticaret politikası önlemlerine tabi olup olmadığını belirleyen <strong>menşe tespiti </strong>süreçleridir.</p>

<p>Bu üçlü yapı, vergi tahakkukunun matrahını ve oranını doğrudan tayin etmesi hasebiyle gümrük idaresi ile mükellef arasındaki hukuki uyuşmazlıkların ağırlık merkezini oluşturur. Söz konusu unsurlardan herhangi birinde meydana gelen bir hata veya yorum farkı, yalnızca ek vergi tahakkuklarına değil, aynı zamanda kaçakçılık mevzuatı çerçevesinde ağır idari ve adli yaptırımların uygulanmasına da sebebiyet verebilecek bir potansiyele sahiptir.</p>

<p><strong>1. Gümrük Kıymeti: "Görünmeyen" Detaylar ve Matrahın Genişletilmesi</strong></p>

<p>Kıymet uyuşmazlıkları, idarenin takdir yetkisini katı bir şekilde kullandığı "en gri" alandır. İdare genellikle "satış bedeli" (transaction value) yöntemini bir kenara bırakıp ikame yöntemlerle matrahı yükseltme eğilimindedir.</p>

<p><strong>a) Royalti ve Lisans Ödemeleri:</strong> Gümrük mevzuatı uyarınca <strong>royalti ve lisans ücretleri</strong>, ithal edilen eşyanın gümrük kıymetine dahil edilmesi gereken unsurlar arasında en karmaşık hukuki ve teknik değerlendirmelere tabi olan kalemlerden biridir.</p>

<p>Royalti veya lisans ödemesinin gümrük kıymetine eklenebilmesi için iki temel koşulun kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir: Ödemenin <strong>ithal edilen eşya ile ilgili olması</strong> ve bu ödemenin eşyanın <strong>satış koşulu (condition of sale)</strong> olarak yerine getirilmesi. Bu bağlamda, marka kullanımı, patent hakları veya teknik bilgi (know-how) karşılığında yapılan ödemeler, eğer eşyanın Türkiye'ye ihraç amacıyla satışının ayrılmaz bir parçası niteliğindeyse, Gümrük Kanunu'nun 27 inci maddesi uyarınca vergi matrahına dahil edilir. Ancak, eşyanın ithalinden sonraki çoğaltma hakları veya sadece yurt içindeki dağıtım ağını kullanma hakkı gibi eşyanın asli niteliğiyle doğrudan bağı olmayan ödemeler, kural olarak kıymet unsuru sayılmazlar. Bu ayrım, gümrük idaresi ile mükellefler arasında özellikle "ekonomik değerin hangi aşamada oluştuğu" noktasında ciddi hukuki uyuşmazlıklara zemin hazırlamakta; uyuşmazlıkların çözümü ise sözleşme metinlerinin derinlemesine analizini ve ekonomik gerçeklik ilkesinin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p><strong>b) İlişkili Kişiler Arası Ticaret:</strong> İlişkili kişiler arası ticaret konusu ithal edilen eşyanın gümrük kıymetinin "satış bedeli" yöntemine göre belirlenip belirlenemeyeceği noktasında temel bir uyuşmazlık odağı teşkil eder. Gümrük Kanunu çerçevesinde taraflar arasında sermaye, yönetim veya akrabalık bağı bulunması, kural olarak satış bedelinin reddi için tek başına yeterli bir sebep olmasa da; gümrük idaresi, bu ilişkinin <strong>fiyatı etkileyip etkilemediğini</strong> denetleme yetkisine haizdir.</p>

<p>Bu denetim, "emsallere uygunluk" (arm’s length) ilkesi çerçevesinde yürütülür. İdarenin, transfer fiyatlandırması yoluyla gümrük matrahının aşındırıldığına dair iddialarına karşı mükellef; taraflar arasındaki ilişkinin fiyat oluşumuna müdahale etmediğini, kullanılan yöntemin sektör normlarına uygun olduğunu ve belirlenen bedelin eşyanın gerçek ekonomik değerini yansıttığını ispat külfeti altındadır. Bu noktada, OECD rehberleri ışığında hazırlanan <strong>Transfer Fiyatlandırması Raporları</strong>, karşılaştırılabilir fiyat analizleri ve dünya piyasa verileri, yargılama sürecinde idari işlemin yerindeliğini denetleyen mahkemeler için en somut ve teknik delil niteliğini taşır. Dolayısıyla uyuşmazlıkların çözümü, gümrük tekniği ile mali hukuk prensiplerinin entegre bir şekilde analiz edilmesini gerektiren multidisipliner bir mahiyete sahiptir.</p>

<p><strong>c) Nakliye ve Sigorta (CIF Değer):</strong> Gümrük kıymetinin tespitinde temel alınan <strong>CIF (Cost, Insurance, and Freight)</strong> değeri, eşyanın gümrük birliğine giriş noktasına kadar katettiği mesafedeki ekonomik maliyetinin tam olarak vergilendirilmesini amaçlayan bütüncül bir matrah belirleme yöntemidir.</p>

<p>CIF Değeri, eşyanın sadece çıplak satış bedelinin değil, varış noktasına ulaşana kadar üzerine eklenen lojistik artı değerlerin de mali yükümlülüğe dahil edilmesi ilkesine dayanır. Bu kapsamda, özellikle ticari değeri olmadığı varsayılan "bedelsiz" numunelerin ithalatında, gümrük idaresi ile yükümlüler arasında ciddi hukuki ihtilaflar baş göstermektedir. Gümrük mevzuatı, eşyanın faturasında bir bedel yazmasa dahi, vergilendirmede "matrahsızlık" olamayacağı karinesiyle hareket ederek, benzer eşyaların verilerinden hareketle bir <strong>emsal kıymet</strong> belirlenmesini zorunlu kılar. Bu durum, eşyanın mülkiyetinin devri aşamasında bir ödeme yapılmamış olsa bile, gümrük hattını geçen her eşyanın objektif bir ekonomik değerle temsil edilmesi gerektiği yönündeki kamusal mali disiplinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, nakliye ve sigorta giderlerinin bu emsal bedele eklenmesiyle oluşan nihai matrah, uyuşmazlıkların çözümünde teknik analiz ve piyasa verilerinin karşılaştırılmasını zorunlu kılan bir uzmanlık alanı teşkil eder.</p>

<p><strong>d) Gözetim Uygulaması:</strong> Gümrük hukukunda <strong>gözetim uygulaması</strong>, belirli eşya gruplarının ithalatında yerli üreticinin korunması veya dış ticaret dengesinin gözetilmesi amacıyla, eşyanın gerçek satış bedelinden bağımsız olarak idarece belirlenen asgari bir birim kıymet üzerinden vergilendirilmesini ifade eder.</p>

<p>Bu uygulama, eşyanın fiili satış bedeli ile gözetim tebliğindeki referans fiyat arasındaki farkın "yurt dışı gider" gibi gösterilerek matraha dahil edilmesiyle <strong>fiktif bir kıymet</strong> oluşturulmasına yol açmaktadır. Bu durum, verginin kanuniliği ve mülkiyet hakkı ilkeleri çerçevesinde doktrinde sert eleştirilere tabi tutulmaktadır; zira gümrük vergilerinin eşyanın gerçek ekonomik değeri üzerinden alınması asıldır. Danıştay’ın istikrar kazanan güncel içtihatları da, idarenin gözetim tebliğleri aracılığıyla vergi matrahını tek taraflı ve emredici şekilde yükseltme yetkisinin sınırsız olmadığını vurgulamaktadır. Yargı mercileri, eşyanın gerçek kıymetinin gümrük idaresine sunulan tevsik edici belgelerle (fatura, banka dekontu, sözleşme vb.) ispatlanabildiği durumlarda, sırf gözetim belgesi alınamadığı veya referans fiyatın altında kalındığı gerekçesiyle yapılan ek tahakkukları hukuka aykırı bulmakta ve mükellefin mülkiyet hakkının korunması yönünde bir eğilim sergilemektedir.</p>

<p><strong>2. Tarife (GTİP) Sınıflandırması: "Kelimelerin Savaşı"</strong></p>

<p>Gümrük hukukunda <strong>tarife tespiti</strong>, uyuşmazlıkların teknik ve mali açıdan en yoğunlaştığı mecrayı teşkil eder. Eşyanın Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu’nun (GTİP) belirlenmesi, yalnızca istatistiki bir sınıflandırma işlemi değil, doğrudan ödenecek vergi oranını, ticaret politikası önlemlerini ve eşyanın ithalinin yasak ya da izne tabi olup olmadığını tayin eden temel hukuki işlemdir. İdarenin bir eşyayı, yükümlünün beyan ettiğinden farklı ve daha yüksek vergi oranına tabi bir pozisyona sınıflandırması, mülkiyet hakkı üzerinde ani ve ağır bir mali yük oluşturarak gümrük uyuşmazlıklarının fitilini ateşlemektedir.</p>

<p>Bu uyuşmazlıkların çözümünde hukuk normlarının hiyerarşisi kadar, teknik yorum metinlerinin otoritesi de belirleyicidir. Tarife sınıflandırması yapılırken, Türk Gümrük Tarife Cetveli'nin ayrılmaz bir parçasını oluşturan <strong>Gümrük Tarifesi Yorum Genel Kuralları</strong>, Dünya Gümrük Örgütü (DGÖ) tarafından yayımlanan <strong>İzahname notları</strong> ve Avrupa Birliği (AB) Kombine Nomanklatür İzahnameleri temel alınır. Bu metinler, eşyanın objektif niteliklerine, kullanım amacına ve teknik karakterine göre hangi pozisyonda yer alması gerektiğini belirleyen evrensel standartlar sunar. Mahkemeler ve gümrük idaresi, uyuşmazlık konusu eşyanın tanımını yaparken bu rehberlerin lafzi ve sistematik yorumuna dayanmak zorundadır; zira bu metinlerin dışına çıkılması hukuki belirlilik ilkesini zedelemektedir.</p>

<p>Özellikle kimyevi maddeler, gıda ürünleri ve karmaşık alaşımlar söz konusu olduğunda, tarife tespiti hukuki bir yorumun ötesine geçerek <strong>teknik analiz ve tahlil</strong> safhasına evrilir. Gümrük laboratuvarlarından alınan tahlil raporları, eşyanın kimyasal kompozisyonunu ve dolayısıyla tarife pozisyonunu belirleyen merkezî delil niteliğindedir. Bu noktada usul hukuku kritik bir önem arz eder: Yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen tahlil sonuçlarına karşı itiraz ederek <strong>ikinci tahlil</strong> talep etme hakları bulunmaktadır. Ancak bu hak, tebliğ tarihinden itibaren başlayan <strong>15 günlük hak düşürücü süreye</strong> tabi kılınmıştır. Bu sürenin geçirilmesi, tahlil sonucunun kesinleşmesine ve dolayısıyla tarife uyuşmazlığında yükümlünün teknik açıdan savunmasız kalmasına neden olan, geri dönüşü güç idari bir sonuç doğurur.</p>

<p><strong>3. Menşe İhtilafları ve Sonradan Kontrol (Post-Clearance Audit)</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıklarının en dinamik alanlarından birini teşkil eden <strong>menşe ihtilafları</strong>, eşyanın iktisadi milliyetinin tespiti üzerinden Ek Mali Yükümlülük (EMY) veya İlave Gümrük Vergisi (İGV) gibi korumacı dış ticaret önlemlerinden muafiyet sağlanıp sağlanamayacağına odaklanır. Özellikle <strong>A.TR dolaşım belgeleri</strong> veya <strong>EUR.1 menşe ispat belgeleri</strong> kapsamında yürütülen sonradan kontrol süreçlerinde; gümrük idaresinin, menşe kuralının özüne ilişkin bir ihlalden ziyade, belgenin tanzimindeki mühür eksikliği, imza uyuşmazlığı veya ibraz süreleri gibi <strong>"şekli eksiklikler"</strong> nedeniyle tercihlerden yararlanma hakkını reddetmesi, uyuşmazlıkların ana kaynağını oluşturmaktadır. Akademik doktrinde, usul hatasından kaynaklanan bu tür ret işlemlerinin, eşyanın gerçek menşeini değiştirmeyeceği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu savunulsa da; idare, uluslararası anlaşmaların lafzi hükümlerine dayanarak bu belgelerin geçerliliğini sıkı bir denetime tabi tutmaktadır.</p>

<p>Gümrük işlemlerinde "beyanın esas olması" ilkesinin doğal bir uzantısı olan <strong>sonradan kontrol (post-clearance audit)</strong> mekanizması ise, idarenin eşya gümrükten çekildikten sonra da denetim yetkisini muhafaza etmesini sağlar. İdare, eşyanın serbest dolaşıma girişinden itibaren <strong>üç yıllık hak düşürücü süre</strong> içerisinde, yükümlünün ticari defterlerini, banka kayıtlarını ve operasyonel belgelerini geriye dönük olarak inceleme yetkisine haizdir. Bu süreçte sadece gümrük beyannamesi değil; tedarikçiyle yapılan yazışmalar, ödeme dekontları, teknik kataloglar ve üretim reçeteleri gibi tamamlayıcı unsurlar, beyanın doğruluğunu ispatlayan merkezî deliller olarak kabul edilir. Dolayısıyla, sonradan kontrol uyuşmazlıklarında savunmanın başarısı, firmanın arşivleme disiplinine ve ithalat işlemine konu olan mali ve teknik veri akışını beyanname ile ne ölçüde ilişkilendirebildiğine doğrudan bağlıdır.</p>

<p><strong>III- GERİ VERME VE KALDIRMA MÜESSESELERİNİN HUKUKİ REJİMİ</strong></p>

<p>Gümrük vergilerinin iadesi süreci, kanunilik ilkesinin bir gereği olarak Gümrük Kanunu (GK) 211 ila 217 inci maddeleri ve Gümrük Yönetmeliği (GY) 499ila 511 inci maddelerinde yer alan düzenlemelerle sıkı şartlara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>1. Temel Kavramlar ve Yasal Metinler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gümrük Kanunu’nun 211 inci maddesi;</p>

<p><strong>Madde 211:</strong> " 1. Kanunen ödenmemeleri gerektiği halde ödenmiş olduğu belirlenen gümrük vergileri geri verilir. Kanunen tahakkuk ettirilmemeleri gerektiği halde tahakkuk ettirilen gümrük vergileri kaldırılır.</p>

<p>Ancak, kanunen ödenmemesi veya tahakkuk ettirilmemesi gereken gümrük vergileri ilgili kişinin kasten yaptığı bir tahrifat veya ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması sonucunda ödenmiş veya tahakkuk ettirilmişse, bu vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına ilişkin talepler kabul edilmez.</p>

<p>2. Kanunen ödenmemeleri gereken gümrük vergileri, söz konusu vergilerin yükümlüye tebliğ edilmesi ve ilgilinin üç yıl içinde gümrük idaresine müracaatı üzerine geri verilir veya kaldırılır.</p>

<p>Kontrol ve denetleme sonucunda, geri verme veya kaldırma hallerinden birinin tespiti durumunda, aynı süre içinde geri verme veya kaldırma işlemi doğrudan yapılır.</p>

<p>Bu süre mücbir sebep veya beklenmeyen hallerde uzatılabilir.".</p>

<p>hükmünü haizdir.</p>

<p>Bu kapsamda iki temel müessese mevcuttur:</p>

<p><strong>a) Geri Verme (Refund):</strong> Gümrük Kanunu kapsamında <strong>geri verme (refund)</strong> müessesi, hukuken tahakkuk ettirilmemesi gereken bir gümrük vergisinin, mükellef tarafından kısmen veya tamamen ödenmiş olması durumunda, söz konusu tutarın idare tarafından yükümlüye iadesini ifade eden bir hak arama yoludur.</p>

<p>Geri verme, vergilendirmede yasallık ve hakkaniyet ilkelerinin bir gereği olarak tecelli eder. Geri verme süreci, genellikle beyan edilen veri ile fiili durum arasındaki uygunsuzluklar, hesaplama hataları veya eşyanın gümrük rejimine tabi tutulması aşamasında ortaya çıkan maddi ve hukuki yanlışlıklar neticesinde tetiklenir. Kanun koyucu, bu mekanizma ile devletin mal varlığına haksız bir şekilde giren tutarların iadesini hüküm altına alarak, idarenin sebepsiz zenginleşmesinin önüne geçmeyi ve mükellefin mülkiyet hakkını korumayı amaçlamaktadır. Bu işlem, yalnızca nakdi bir iade olarak değil, aynı zamanda hatalı vergilendirme işleminin geriye dönük olarak düzeltilmesi işlevini de haizdir.</p>

<p><strong>b) Kaldırma (Remission):</strong> Gümrük mevzuatında <strong>kaldırma (remission)</strong> müessesi, henüz ödenmemiş olan ancak hukuken tahakkuk ettirilmiş gümrük vergilerinin, belirli kanuni gerekçelerin varlığı halinde tahsilinden vazgeçilmesi işlemini ifade eden bir idari tasarruftur.</p>

<p><strong>Kaldırma,</strong> vergi borcunu sona erdiren hallerden biri olup, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki dengenin gözetilmesi ilkesine dayanır. Bu kurum, özellikle beyan edilen eşyada hata yapılması, eşyanın gümrük gözetimi altındayken beklenmeyen bir hal veya mücbir sebep neticesinde hasar görmesi ya da imha olması gibi durumlarda, mükellef üzerindeki haksız mali yükün bertaraf edilmesini sağlar. Geri vermeden (refund) temel farkı, verginin henüz fiilen ödenmemiş olmasıdır; dolayısıyla burada bir iade işleminden ziyade, tahakkuk etmiş borcun hukuki varlığına son verilmesi söz konusudur. Bu mekanizma, idarenin vergilendirme yetkisini adalet ve hakkaniyet sınırları içerisinde kullanmasını sağlayan, usul ekonomisi ve mükellef hakları açısından kritik öneme sahip bir denetim ve düzeltme aracıdır.</p>

<p><strong>2. "Hata" Kavramının Sınırları ve İspat Külfeti</strong></p>

<p>Gümrük idaresi tarafından geri verme işleminin yapılabilmesi için, verginin ödendiği tarihte "kanunen ödenmemesi gerektiğinin" anlaşılması gerekmektedir. Ancak yargı pratiğinde, basit bir yazım hatası ile hukuki yorum farkı arasındaki çizgi uyuşmazlığın kaderini belirler. Gümrük idaresi, kendi yorumuyla tahsil ettiği vergiyi kolay kolay "hata" olarak kabul etmez. Bu noktada, eşyanın teknik özelliklerini kanıtlayan ekspertiz raporları, Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) veya üniversite görüşleri mahkemede ispat delili olarak kullanılabilecektir.</p>

<p><strong>3. Hak Düşürücü Süreler</strong></p>

<p>Gümrük Kanunu uyarınca geri verme ve kaldırma taleplerinde <strong>hak düşürücü süreler</strong>, hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleri gereği idari sürecin sonsuza kadar açık kalmasını engelleyen, kamu düzenine ilişkin kesin sürelerdir.</p>

<p>Gümrük Kanunun 215 inci maddesi uyarınca bu süre, gümrük vergilerinin yükümlüye tebliğ edildiği tarihten itibaren <strong>üç yıl</strong> olarak belirlenmiştir. Bu süre, maddi hata veya hesaplama yanlışı gibi nedenlerle fazla tahakkuk ettirilen vergilerin iadesi için tanınan kanuni başvuru koridorunu ifade eder. Hak düşürücü sürenin niteliği gereği, bu zaman zarfı geçtikten sonra yapılan başvurular, idarece esasa girilmeksizin usulden reddedilir ve yargı mercileri tarafından da re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Ancak, söz konusu sürelerin mücbir sebep veya beklenmeyen haller neticesinde geçirilmiş olması durumunda, yükümlünün bu durumu kanıtlaması kaydıyla sürenin uzatılması mümkündür. Ayrıca, yargı kararları veya uzlaşma gibi özel hukuki durumlar neticesinde ortaya çıkan iade haklarında, sürelerin başlangıcı ve işleyişi genel hükümlerden ayrılarak ilgili hukuki işlemin kesinleşme tarihine göre revize edilmektedir.</p>

<p><strong>IV. GÜMRÜK KABAHATLERİ VE CEZA YARGISI AYRIMI</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıkları, tek bir fiilin hem mali hem de cezai sonuçlar doğurabildiği, bu yönüyle <strong>idari ve adli yargının kesişim noktasında</strong> yer alan karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu uyuşmazlıklar, fiilin niteliğine göre iki temel yargı yoluna dahil olmaktadır:</p>

<p><strong>1. Vergi Yargısı (İdari Kulvar):</strong> Gümrük idaresinin yaptığı denetimler sonucunda; tarife, kıymet veya menşe hataları nedeniyle ortaya çıkan vergi farkları ve buna bağlı olarak kesilen idari para cezaları (Gümrük Kanunu m. 234-238) vergi yargısının konusudur. Burada temel amaç, devletin uğradığı vergi kaybının telafi edilmesi ve mevzuata aykırı beyanda bulunan yükümlünün idari bir yaptırımla cezalandırılmasıdır. Uyuşmazlıklar, idari itiraz sürecinin ardından <strong>Vergi Mahkemelerinde</strong> karara bağlanır. Bu yargılama türünde kusur şartından ziyade, beyan ile fiili durum arasındaki nesnel uyumsuzluk esastır.</p>

<p><strong>2. Ceza Yargısı (Adli Kulvar):</strong> İthalat veya ihracat işlemindeki aykırılığın, sadece bir mevzuat hatası değil, aynı zamanda <strong>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu</strong> kapsamında bir suç teşkil ettiği iddiası varsa süreç adli yargıya taşınır. "Bilerek ve isteyerek" gümrük denetimi dışına mal çıkarma, sahte belge kullanma veya yanıltıcı işlemlerle gümrük vergilerini kısmen veya tamamen ödememe gibi fiiller bu kapsamdadır. <strong>Asliye Ceza Mahkemelerinde</strong> görülen bu davalarda, vergi yargısının aksine "kast" unsuru aranır ve hürriyeti bağlayıcı cezalar (hapis cezası) ile adli para cezaları gündeme gelir.</p>

<p><strong>Non Bis In Idem İlkesi ve Hukuki Tartışmalar</strong></p>

<p>Gümrük hukukunun en tartışmalı konularından biri, <strong>"Non Bis In Idem"</strong> (aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz) ilkesidir. Bir mükellefin tek bir hatalı işlemi nedeniyle hem Gümrük Kanunu uyarınca ağır idari para cezalarına maruz kalması hem de aynı fiil nedeniyle Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında ceza mahkemesinde yargılanması, bu evrensel hukuk ilkesiyle çeliştiği gerekçesiyle sıkça Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına konu olmaktadır.</p>

<p><strong>- AYM'nin Yaklaşımı:</strong> Anayasa Mahkemesi, güncel kararlarında "idari" ve "cezai" yaptırımların toplam ağırlığının, kişi üzerinde aşırı ve orantısız bir yük oluşturup oluşturmadığını incelemektedir.</p>

<p><strong>- Hukuki Çatışma:</strong> İdari para cezalarının bazen gümrüklenmiş değerin üç katı gibi çok yüksek meblağlara ulaşması, bu cezaların nitelik olarak "cezai" karakter taşıdığı argümanını güçlendirmekte; dolayısıyla aynı fiil için ikinci bir ceza yargılaması yapılmasını hukuki belirlilik ve hakkaniyet açısından tartışmalı hale getirmektedir.</p>

<p><strong>V. STRATEJİK SAVUNMA: İDARİ İTİRAZ VE YARGISAL SÜREÇ</strong></p>

<p>Hukuki uyuşmazlıklara ilişkin genel ilkeye uygun olarak Gümrük uyuşmazlıklarında da usul, esastan önce gelir; idari aşamada yapılan bir usul hatasının yargıda telafisi mümkün olmayabilir</p>

<p><strong>1. İhtirazi Kayıt ve Uzlaşma Seçeneği</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıklarının çözümünde, idari ve yargısal yolların etkin kullanımı, yükümlülerin mali risklerini yönetebilmesi açısından stratejik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda <strong>ihtirazi kayıt</strong>, gümrük idaresinin belirlediği vergi tahakkukuna veya uygulama esaslarına katılmayan yükümlünün, bu işleme karşı dava açma hakkını saklı tutarak vergiyi ödemesini sağlayan bir usul hukuku aracıdır. "Şartlı beyan" niteliğinde olan bu kayıt, özellikle gözetim uygulamaları veya tartışmalı tarife tespitleri gibi durumlarda, ödemenin "hataen" değil, idarenin zorlamasıyla yapıldığını belgeler. İhtirazi kayıt konulmadan yapılan bir beyan, hukuken "verginin kabullenilmesi" olarak yorumlanabilir; bu durum ise ileride açılacak bir iade davasında, ödemenin rızayla yapıldığı gerekçesiyle davanın usulden reddedilmesi gibi ciddi hukuki engellere yol açabilir.</p>

<p>Diğer yandan, gümrük idaresi ile yargı yoluna gitmeksizin mutabakata varmayı sağlayan <strong>uzlaşma (Gümrük Kanunu m. 244)</strong> müessesi, uyuşmazlıkların hızlı ve ekonomik bir şekilde tasfiyesini amaçlayan alternatif bir çözüm yöntemidir. Uzlaşma mekanizması dâhilinde yükümlü, henüz kesinleşmemiş vergi asılları ve bunlara bağlı cezalar için idareye başvurarak pazarlık masasına oturma hakkına sahiptir. Uygulamada, uzlaşma sonucunda cezalarda %90’a, vergi asıllarında ise %50’ye varan kayda değer indirimler alınabilmektedir. Bu yöntem, özellikle yargılama giderlerinden kaçınmak ve ticari faaliyetlerin belirsizliğini bir an önce sonlandırmak isteyen firmalar için rasyonel bir tercih oluşturur.</p>

<p>Ancak uzlaşma yolunun en kritik hukuki sonucu, uyuşmazlığın nihai olarak sona ermesidir. Gümrük mevzuatı uyarınca, taraflar arasında <strong>uzlaşma tutanağı</strong> imzalandığı anda uyuşmazlık konusu borç kesinleşir ve bu tutanağa karşı herhangi bir idari merciye başvurulamaz veya vergi mahkemelerinde dava açılamaz. Dolayısıyla yükümlü, uzlaşma masasına oturmadan önce davanın kazanılma ihtimali ile uzlaşma sonucunda elde edilecek indirim avantajını titizlikle analiz etmelidir. Bu karar süreci, hakkın özünden vazgeçme ile mali külfetin hafifletilmesi arasında yapılan bir denge muhakemesi niteliğindedir.</p>

<p><strong>2. İdari İtiraz Süreci (GK m. 242)</strong></p>

<p>Gümrük hukukunda <strong>idari itiraz süreci</strong>, uyuşmazlıkların yargı mercilerine taşınmadan önce idarenin kendi işlemlerini denetlemesine imkân tanıyan zorunlu bir ön aşamadır. Gümrük Kanunu’nun 242 inci maddesi ile düzenlenen bu mekanizmada en dikkat çekici husus, <strong>15 günlük "kritik" itiraz süresidir.</strong> Genel vergi hukukunda yer alan 30 günlük dava açma veya itiraz sürelerinin aksine, gümrük mevzuatındaki bu daraltılmış takvim, dış ticaret işlemlerinin süratiyle uyumlu bir disiplin öngörür. Ek tahakkuk (ek vergi) veya para cezası kararlarının yükümlüye tebliğinden itibaren başlayan bu sürenin herhangi bir nedenle kaçırılması, idari işlemin kesinleşmesine yol açarak hakkın özüne ilişkin dava açma imkânını ortadan kaldıran mutlak bir hak kaybı doğurur.</p>

<p>Sürecin işletilmesinde gözetilmesi gereken bir diğer temel unsur ise <strong>hiyerarşik silsile</strong> kuralıdır. Gümrük hukukunda itirazlar, kararı tesis eden birimin kendisi yerine, hiyerarşide onun bir üstünde yer alan merciye yöneltilmelidir. Uygulamada bu makam genellikle ilgili <strong>Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü</strong> olmaktadır. Yükümlünün doğrudan vergi mahkemesinde dava açmadan önce bu idari merciiye başvurması, davanın usulden reddedilmemesi için yasal bir zorunluluktur (idari merci tecavüzü). Bu hiyerarşik denetim mekanizması, idarenin kendi içindeki yeknesaklığı sağlamasına ve teknik hataların yargı yükü oluşturmadan düzeltilmesine hizmet eder. İdari itirazın reddi halinde ise, ret kararının tebliğinden itibaren 30 gün içinde yargı yolu açılmış olur.</p>

<p><strong>3. Yargı Aşaması (İYUK m. 7)</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıklarının nihai çözüm mercii olan <strong>yargı aşaması</strong>, idari itiraz sürecinin olumsuz neticelenmesi üzerine 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) çerçevesinde şekillenir. İdari itirazın reddine ilişkin kararın yükümlüye tebliğ edilmesinden itibaren başlayan <strong>30 günlük dava açma süresi</strong>, hak arama hürriyetinin gümrük yargılamasındaki zamansal sınırıdır. Bu evrede, <strong>yürütmenin durdurulması (YD)</strong> mekanizması hayati bir işlev görür; zira İYUK m. 27 uyarınca vergi mahkemelerinde dava açılması, tahsilat işlemlerini kendiliğinden durdursa da idare, kamu alacağını güvence altına almak adına teminat gösterilmesi gibi zorlayıcı idari mekanizmaları devreye sokabilmektedir. Bu süreçte mahkemeden alınacak açık bir yürütmeyi durdurma kararı, mükellefin ticari devamlılığını ve likiditesini koruyan en güçlü hukuki kalkandır.</p>

<p>Gümrük davalarının teknik doğası gereği, mahkemeler genellikle karmaşık tarife veya kıymet uyuşmazlıklarını aydınlatmak için bilirkişi incelemesine başvurmaktadır. Ancak bilirkişi raporları her zaman somut gerçeği yansıtmayabilir; bu noktada Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 293 üncü madde uyarınca sunulan <strong>"Teknik Mütalaa" (uzman görüşü)</strong> stratejik bir önem arz eder. Yükümlünün, alanında uzman akademisyenler veya teknik müşavirlerden aldığı bu bilimsel görüş, bilirkişi raporundaki teknik hataları çürütmek ve hâkimi davanın esasına ilişkin ikna etmek adına hayati bir delil niteliği taşır. Özellikle laboratuvar analizleri veya uluslararası ticaret teamülleriyle ilgili ihtilaflarda, doğru yapılandırılmış bir teknik mütalaa, yargılamanın seyrini yükümlü lehine değiştirebilecek en etkili savunma araçlarından biridir.</p>

<p><strong>4. İade Sürecinde Faiz ve Anayasal Haklar</strong></p>

<p>Gümrük idaresi tarafından haksız veya fazla tahsil edilen vergilerin iadesinde <strong>faiz </strong>uygulanması, yalnızca mali bir ekleme değil, Anayasa'nın 35 inci maddesinde düzenlenen <strong>mülkiyet hakkının</strong> korunmasının hukuki bir gereğidir. Geçmiş uygulamalarda idare, iade işlemlerinde faiz ödemekten kaçınmakta veya yalnızca dava açma tarihinden itibaren faiz yürütmekteydi. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin mülkiyet hakkına ilişkin verdiği emsal kararlar, bu yaklaşımı kökten değiştirmiştir. Yüksek Mahkeme, paranın satın alma gücündeki azalmanın (enflasyon) yükümlü üzerinde bırakılmasını "kamu yararı ile bireysel mülkiyet hakkı arasındaki dengenin bozulması" olarak nitelendirmiş; devletin haksız yere elinde tuttuğu meblağın, tahsil edildiği tarihten iade edildiği tarihe kadar geçen süre için nemalandırılmasını zorunlu kılmıştır.</p>

<p>Hukuki uygulama çerçevesinde bu nemalandırma, 6183 sayılı Kanun uyarınca belirlenen <strong>"tecil faizi"</strong> oranı üzerinden gerçekleştirilir. Vergi mahkemeleri ve Danıştay da güncel içtihatlarında, mülkiyet hakkının özüne müdahale edilmemesi adına, iadenin sadece anapara olarak değil, paranın zaman değerini karşılayacak şekilde yapılmasını hüküm altına almaktadır. Bu durum, yükümlünün mülkiyetindeki eksilmenin tam olarak tazmin edilmesini sağlayarak, idari işlemlerden doğan zararların giderilmesinde "tam yargı" prensibiyle paralel bir koruma koridoru oluşturur. Dolayısıyla, gümrük uyuşmazlıkları neticesinde elde edilen iade haklarında faiz talebi, mülkiyet hakkının ihlalini engelleyen anayasal bir güvence niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ: PROAKTİF GÜMRÜK YÖNETİMİ</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıklarında sürdürülebilir bir başarı, hukuki ihtilafların ortaya çıkmasından sonra yürütülen savunma süreçlerinden ziyade, sevkiyat öncesi planlamayı kapsayan <strong>proaktif gümrük yönetimi</strong> stratejileriyle kazanılır. Bu stratejinin en güçlü enstrümanları, idare ile yükümlü arasındaki teknik belirsizlikleri henüz işlem tesis edilmeden ortadan kaldıran <strong>Bağlayıcı Tarife Bilgisi (BTB)</strong> ve <strong>Bağlayıcı Menşe Bilgisi (BMB)</strong> mekanizmalarıdır. Bu belgeler, eşyanın sınıflandırılması ve menşei konusunda idareyi yasal olarak bağlayarak, sonradan kontrol süreçlerinde karşılaşılabilecek ağır vergi asılları ve usulsüzlük cezalarına karşı sarsılmaz bir hukuki koruma kalkanı sağlar. Önleyici hukuk prensiplerinin gümrük işlemlerine tatbik edilmesi, sadece mali riskleri minimize etmekle kalmaz, aynı zamanda dış ticaret işlemlerinde öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik ilkesini tesis eder.</p>

<p>Bununla birlikte, uyuşmazlığın kaçınılmaz hale geldiği durumlarda başarı; usul hukukunun katı disiplinine sadakat, teknik delillerin mukavemeti ve idari itiraz aşamasındaki isabetli nitelendirmelerin kümülatif etkisiyle şekillenir. Gümrük hukukunda <strong>15 günlük itiraz süresi</strong> gibi daraltılmış takvimler, en haklı davaların bile usulden kaybedilmesine neden olabilecek kadar kritiktir. Yargılama aşamasında ise, laboratuvar sonuçlarından uluslararası izahnamelere kadar uzanan teknik delil setinin, uzman mütalaalarıyla desteklenerek mahkemeye sunulması gerekir. İdari itiraz safhasında yapılan doğru hukuki teşhisler, davanın temel kolonlarını oluşturduğundan; bu süreçte sergilenen teknik yetkinlik ve usuli titizlik, karmaşık dış ticaret uyuşmazlıklarının mükellef lehine sonuçlanmasını sağlayan en temel unsurdur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-havva-altan" title="Av. Havva ALTAN"><img alt="Av. Havva ALTAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/WhatsApp-Image-2021-10-01-at-15.52.55.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-havva-altan" title="Av. Havva ALTAN">Av. Havva ALTAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruk-vergilerinin-iadesi-ve-uyusmazlik-yonetimi-mevzuat-yargi-pratigi-ve-stratejik-savunma-rehberi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/themis-ter.jpg" type="image/jpeg" length="19150"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DEVLETİN GÜVENLİĞİNE VE SİYASAL YARARLARINA İLİŞKİN BİLGİLERİ AÇIKLAMA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/devletin-guvenligine-ve-siyasal-yararlarina-iliskin-bilgileri-aciklama-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/devletin-guvenligine-ve-siyasal-yararlarina-iliskin-bilgileri-aciklama-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama” başlıklı madde 329:</strong> <i>“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.</i></p>

<p><i>(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa, faile on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir.</i></p>

<p><i>(3) Fiil, failin taksiri sonucu meydana gelmiş ise birinci fıkrada yazılı olan halde, faile altı aydan iki yıla, ikinci fıkrada yazılı hallerden birinin varlığı halinde ise üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir”</i>.</p>

<p><strong>Madde gerekçesine göre; </strong><i>“Madde, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge ya da vesika içeriklerindeki bilgilerin ‘siyasal veya askeri casusluk’ maksadıyla temin edilmesini cezalandırmaktadır.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir; kamu sağlığına ilişkin, mali veya milletin maneviyatına ilişkin gizli kalması gereken bütün bilgiler casusluğun kapsamı içindedir.</i></p>

<p><i>Askeri casusluktan maksat ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askeri bilgilerin toplanmasıdır.</i></p>

<p><i>Suçun maddi unsuru, bilgilerin temin edilmesidir. Maddi unsuru oluşturan hareket, esasen var olan bilgilerin ele geçirilmesi yani bu maksatla çaba gösterilerek teminidir.</i></p>

<p><i>Suçun oluşması için failde kastın yanı sıra, özel bir maksadın varlığı aranacaktır. Bilgilerin siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temini gerekmektedir.</i></p>

<p><i>Suçun konusunu oluşturan bilgilerin, ‘nitelikleri itibarıyla’ gizli kalması gerekli bilgiler olmalıdır. Vatandaşların haber alma, aydınlanma haklarını saklı tutmak için ‘bilgilerin nitelikleri itibarıyla’ gizli kalmaları zorunluluğuna işaret edilmiştir. Gizliliği gerekli kılan husus Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararlarıdır. Bu itibarla bilgilerin, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları ile yakından ilgili bulunma ve bunların elde edilmelerinin sözkonusu değerleri tehlikeye sokabilecek nitelikte olması gereklidir.</i></p>

<p><i>Maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde suçun nitelikli halleri gösterilmiştir. Bunlardan birincisi fiilin Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devlet yararına işlenmesi yani failde Türkiye ile savaş halinde olan bir devlet yararına iş görme amacının varlığıdır.</i></p>

<p><i>İkinci nitelikli hal ise, fiilin Devletin savaş hazırlıkları veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye sokmuş bulunması veya fiilin savaş sırasında işlenmiş olmasıdır.</i></p>

<p><i>‘Devletin savaş etkinliği’ ibaresi Devletin savaş bakımından bütün güç, kudret ve yeteneklerini, olanaklarını kapsamaktadır”</i>.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.329; TCK m.327’de düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri temin suçunun bir sonrasını, yani gizli bilgileri hukuka uygun veya aykırı şekilde elinde tutan failin açıklamasını suç olarak tanımlamıştır. 329. madde ile korunan hukuki yarar, Devletin ve Ülkenin güvenliğidir. Suçun maddi unsuru; failin gizli bilgileri aleni olarak açıklaması veya ifşası olarak tanımlanmayıp, fail tarafından Devlet sırlarının bir veya birden fazla kişiye bildirilmesi olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>Fail, Devlete duyduğu kızgınlıkla veya bağlı olduğu veya sempati duyduğu bir yere hizmet amacıyla sahip olduğu Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlara ilişkin gizli bilgileri doğrudan veya dolaylı yolla yabancı devlete açıklayabilir. Suçun oluşması için; failin, gizli bilgileri sahip olduğu özel kastla bir başkasına veya birkaç kişiye açıklaması veya paylaşması yeterli olup, bu bilgilerin yabancı devlete veya yabancı yasal veya yasal olmayan yapılanmaya ulaşması veya ulaştırılması şart değildir. Failin, gizli bilgileri taşıdığı özel casusluk kastı ile başkasına veya bir suç veya terör örgütüne aktarması yeterlidir.</p>

<p>Kanun koyucu suçun oluşmasında, failde özel kastı aramamış ve genel suç işleme kastı ile failin gizli bilgileri yetkisiz kişi veya kişilere naklini yeterli görmüştür. Böylece kanun koyucu, gizli bilgileri temin ve açıklama fiillerini ayrı icra hareketleri ile işlenebilen ayrı unsurlara sahip suçlar olarak tanımlamıştır.</p>

<p>Bilgileri açıklama suçunun basit hali hakkında; temin suçuna göre daha fazla ceza öngörülse de, aynı yöntemin somut tehlikeyi suç sayan suçu nitelikli hallerinde dikkate alınmadığını, burada Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçunun nitelikli haline nazaran daha bir ceza sorumluluğunun öngörüldüğünü ifade etmek isteriz.</p>

<p>Kanun koyucu; hareketin bilinip istenerek, fakat ondan doğan neticenin istenmeyerek işlendiği kusur türü olana taksirle, yani tedbirsizlik ve dikkatsizlik, meslek sanatta acemilik, kural, emir ve talimatlara uyulmaması suretiyle işlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama fiilini de meselenin önemine binaen suç saymış ve gizli bilgileri yetki alanlarında tutan, koruması ve başkaları paylaşmaması gereken herkesten tüm özeni göstermesini istemiştir. Kanun koyucu, yazımıza konu TCK m.327, m.328 ve m.330’da taksir derecesinde sübjektif kusurdan dolayı ceza sorumluluğuna yer vermemiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/devletin-guvenligine-ve-siyasal-yararlarina-iliskin-bilgileri-aciklama-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/terazi/themis-kitap-efkm.jpg" type="image/jpeg" length="83300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin CMK m. 134’ün İptali Kararı Doğrultusunda CMK m. 135’in de Anayasa'ya Uygunluğunun Tekrardan Ele Alınma Zorunluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-cmk-m-134un-iptali-karari-dogrultusunda-cmk-m-135in-de-anayasaya-uygunlugunun-tekrardan-ele-alinma-zorunlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-cmk-m-134un-iptali-karari-dogrultusunda-cmk-m-135in-de-anayasaya-uygunlugunun-tekrardan-ele-alinma-zorunlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 2023/128 Esas ve 2026/36 Karar sayılı kararı </a></strong>ile CMK m. 134’ün iptaline karar verilmiştir. Bu iptal kararı Resmi Gazete’de yayınlanma tarihinden dokuz (9) ay sonra (25/02/2027’de) yürürlüğe girecektir. Kararın kısa bir özetini ve konuya ilişkin hukuki değerlendirmelerimi sunmak isterim.</p>

<p>Öncelikle kararda, belirli hususlar özelinde CMK m. 134’ün Anayasa’ya uygunluğu denetlenmiştir.</p>

<p><strong>1. Husus:</strong> AYM tarafından CMK m. 134’te yer alan “başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması” kavramının belirsiz ve öngörülemez olduğu yönünde yapılan iddialar incelenmiştir. Bu incelemede, kanun yapma tekniği bakımından kanun hükümlerinin soyut ve genel nitelikte olmasının olağan bir durum olduğu belirtilmiştir. Kanun koyucu tarafından, somut olayın özelliklerine göre değişebilecek tüm çözümlerin önceden tek tek sayılmasının mümkün olmadığı vurgulanarak, CMK m. 134’ün mevcut haliyle kanunilik şartını taşıdığı tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>2. Husus:</strong> CMK m. 134’ün 2. fıkrasında düzenlenen dijital materyallere elkoyma işleminin gerekliliği ele alınmış; AYM tarafından bu tedbirin ceza yargılaması hukukunun maddi gerçeğe ulaşma şeklindeki meşru amacına hizmet ettiği ve bu doğrultuda gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>3. Husus:</strong> Temel hak ve özgürlüklere müdahale eden koruma tedbirlerinde keyfiliğin önüne geçilebilmesi için birtakım denetim mekanizmalarının bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Bu kapsamda, CMK m. 134’te düzenlenen koruma tedbirine karşı CMK m. 267 uyarınca itiraz edilebileceği, dolayısıyla ilgili hükmün Anayasa’nın 20. maddesinin 2. fıkrasına uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca, AYM, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi yönünden CMK m. 134’te düzenleme olmadığı yönündeki başvurunun da reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>4. Husus:</strong> Kişiler, özel hayatın gizliliğine saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına (Anayasa madde 20/3: <i>Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.</i>) sahiptir.</p>

<p>Başvuru asıl olarak, CMK m. 134’ün Anayasa’nın 20. maddesinin 2. fıkrasına tam olarak uyumlu olup olmadığıyla ilgilidir.</p>

<p><strong><u>4. Husus Kapsamındaki Değerlendirmeye Göre;</u></strong></p>

<p><strong>a.</strong> AYM tarafından; bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama ve elkoymayı düzenleyen CMK m. 134 bu açıdan ele alındığında, tedbirin kapsam ve sınırlarının herhangi bir tereddüte yer bırakmayacak açıklıkta düzenlendiği belirtilmiştir. Bununla birlikte, CMK m. 134’ün maddi gerçeğe ulaşmak isteyen ceza yargılaması hukukunda Anayasa'nın 20. maddesinin doğru şekilde uygulanmasına katkı sağlayacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>b.</strong> Anayasa Mahkemesi; kişisel verilerin işlenmesine ilişkin düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesinde şeffaflık, veri güvenliği, amaçla sınırlılık, veri minimizasyonu ve etkili yargısal denetim gibi güvencelerin varlığının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Bu kapsamda Mahkeme; arama ve dijital verilerin incelenmesine ilişkin usullerde arama nedeninin açıkça gösterilmesi, ilgililerin bilgilendirilmesi ve müdafi huzurunda işlem yapılabilmesi ile elde edilen verilerin tutanağa bağlanması gibi güvencelerin öngörülmüş olmasının, kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf ve denetlenebilir şekilde yürütülmesini sağladığını değerlendirmiştir.</p>

<p><strong>c.</strong> Kararda, ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında elde edilen kişisel verilerin ayrı bir veri tabanında tutulmayıp dava dosyası kapsamında muhafaza edildiği belirtilmiştir. Bu nedenle, savunma hakkı ve adil yargılanma ilkeleri gereğince, ilgili kişinin kendisine ait verilere erişiminin kural olarak engellenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca arama ve elkoyma işlemlerinin şüphelinin katılımına açık olması da bu değerlendirmeyi destekleyen unsurlar arasında gösterilmiştir.</p>

<p><strong>d.</strong> CMK m. 134/4 uyarınca, dijital materyallerin bir kopyasının ilgiliye yahut müdafiine verileceğine dair düzenlemenin bulunması sebebiyle, hükmün bu yönüyle Anayasa’nın 20. maddesinin 2. fıkrasına uygun olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>İhlal gerekçesi yapılan husus;</strong></p>

<p>AYM’nin, CMK m. 134’ün 1 ve 2. fıkralarını (ve kararda belirtildiği üzere dolaylı olarak 3. ve 4. fıkralarını) Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bulmasının temel sebebi; kişisel verilerin saklanma süresinin belirlenmemesi, bu verilerin nasıl saklanacağına dair bir düzenlemeye yer verilmemesi, kişisel nitelikteki bu veriler silinmezse ilgilinin haklarının ne olduğunun açıkça düzenlenmemesi ve yetkili merciin tespitindeki belirsizliktir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesine ilişkin yaptığı değerlendirmede; adil yargılanma ve maddi gerçeğe ulaşma ilkeleri doğrultusunda, ceza soruşturma veya kovuşturmalarında kişisel verilerin delil olarak saklanmasının gerekli olduğunu belirtmiştir. Mahkeme; kesin hüküm sonrasında veya infaz sürecinde dahi, yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yolları ihtimaline binaen verilerin silinemediği durumlarda, veri işlemenin sınırlandırılması (arşivleme, erişim engelleme gibi) gerektiğini ifade etmiştir. Bu hususta AB 2016/680 sayılı Direktif’e de atıfta bulunulmuştur.</p>

<p>Buna karşın AYM; söz konusu verilerin kesin hükümden sonra saklanma ve silinme süreleri ile ilgili usullere, veriler süresi içinde imha edilmezse ilgili kişilerin sahip olduğu haklara dair kanun düzeyinde açık bir düzenleme bulunmadığını ve yetkili merciin neresi olduğuna ilişkin bir belirleme yapılmadığını tespit etmiştir.</p>

<p>Bu hususa ilişkin olarak belirtmek isterim ki, kanaatimce, <a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">AYM’nin yukarıdaki iptal kararı</a>na konu olan bazı hususlar CMK m. 135 kapsamında düzenlenen koruma tedbiri için de geçerlidir. Benzer hususların her iki koruma tedbiri için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Yani, CMK m. 135’in de benzer hususlarda iptaline karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü, CMK m. 135/6’nın son cümlesine bakıldığı zaman düzenlemenin aynen <i>“...Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir</i>.” şeklinde olduğu görülmektedir. CMK m. 134’ün iptal gerekçeleri ele alındığında; yukarıda ifade edildiği üzere, kişisel verilerin saklanma süresinin belirlenmemesi, bu verilerin nasıl saklanacağına dair bir düzenlemeye yer verilmemesi, kişisel nitelikteki bu veriler silinmezse ilgilinin haklarının ne olduğunun açıkça düzenlenmemesi ve yetkili merciin tespitindeki belirsizliğin olması Anayasa’ya aykırı bulunmuş olup aynı eksikliklerin CMK m. 135 için de olduğu açıkça ortadadır.</p>

<p>Fakat, Anayasa Mahkemesi, Manisa 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 04/12/2004 günlü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesinin 25/05/2005 günlü 5353 sayılı Yasa’nın 17. maddesiyle değiştirilen 1 numaralı fıkrası ile 3 numaralı fıkrasının Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerine aykırılığı iddiasıyla iptalini istediği bir başvuruyla yaptığı değerlendirme ile CMK m. 135’in Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. AYM, 2005 tarihli bu kararında “<i>135. maddenin (3) numaralı fıkrasında da birinci fıkra hükmüne göre verilen tedbir kararında, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresinin belirtileceği ifade edilerek, uygulanacak tedbirin yoruma gerek kalmayacak şekilde açık olmasını sağlayacak bilgilerin kararda yer alması koşulu getirilmiş; tedbir kararının en çok üç ay için verilebileceği, bu sürenin bir defa daha uzatılabileceği, ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, sürenin hâkim kararıyla bir aydan fazla olmamak üzere müteaddit defalar uzatılabileceği hükme bağlanarak, tedbir süresinin üst sınırı ve ihtiyaç duyulması halinde bu sürenin uzatılmasıyla ilgili esaslar belirlenmiştir. Buna göre, yasa koyucu telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetine müdahale niteliği taşıması nedeniyle tedbir süresinin üst sınırını altı ay olarak belirlemiş, ancak örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak bu sürenin bir aydan fazla olmamak üzere hâkim kararıyla müteaddit defalar uzatılabileceğini kabul etmiştir.</i>” gerekçesiyle CMK m. 135’in Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla, AYM’nin CMK m. 134’ün iptal gerekçesi incelendiğinde CMK m. 135’in de aynı gerekçeyle iptalinin mümkün olduğunu söylemek yerinde olacaktır.</p>

<p>Öncelikle, CMK m. 134’ün uygulanırken kanaatimce Anayasa’nın 13. ve 20/2,3. maddeleri dışında, 20. maddesinin 1. fıkrasının da sıklıkla ihlal edildiği sabit olup mevcut düzenlemenin de bu ihlale zemin hazırladığı kabul edilmelidir. AYM’nin bu hususa dair de bir değerlendirme yapması gerekirdi. Bilgisayarlardaki tüm verilerin kopyalanarak aranması, soruşturma konusu dışındaki kişisel bilgileri de açığa çıkararak özel hayatın gizliliğini ihlal edebilmektedir. Nitekim AİHM, Craxi/İtalya kararında, suçla ilgisi olmayan verilerin mahkemede aleni bir şekilde ortaya konulmasını AİHS’in 8. maddesine aykırı bulmuştur. Bireyin özel ve aile hayatına saygı hakkını korumak adına; kolluk fezlekesinde sadece suçla ilgili deliller belirtilmeli ve Cumhuriyet savcısı tarafından, iddianame düzenlenmeden önce soruşturma kapsamı dışında kalan tüm ilgisiz verilerin imha edilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Bir diğer husus ise, AYM her ne kadar CMK m. 134/4 uyarınca şüpheliye ya da müdafiine (kanun koyucu her ne kadar “vekiline” kavramını kullanmışsa da bu kavram hukuk terminolojisi açısından yanlıştır, bu husus da düzeltilebilir) verilerin bir kopyasının verileceğini ifade etmişse de, kanun koyucu tarafından hüküm tekrardan ele alınırken bazı sakıncaların da giderilmesi gerekmektedir. Özellikle çocuk pornografisi veya başkalarına ait kredi kartı ve kişisel verileri içeren depolama aygıtlarının bir örneğinin şüpheliyle paylaşılması, bu hassas verilerin yayılmasına yol açarak yeni suçların işlenmesine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Üçüncüsü ise, hem CMK 134’te hem de CMK 135’te “derhâl imha” kavramı mevcuttur. Aslında AYM’nin CMK 134 için yaptığı değerlendirmedeki tüm olumsuz şartlar CMK 135’te de mevcuttur. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) veya beraat hükmünün kesinleşmesiyle birlikte iletişimin denetlenmesine dair kayıtların derhâl imha edilmesi yaklaşımı, yeterli bir hukuki güvence sağlamamaktadır. Çünkü bu kararlar; kanun yararına bozma, AYM veya AİHM'e bireysel başvuru gibi ortalama iki yıl süren olağanüstü denetim mekanizmalarına konu edilebilmektedir.</p>

<p>Bu gerekçeyle, hem yargısal denetimin etkinliğini sağlamak hem de olası bir yeniden yargılamada delil bütünlüğünü korumak adına, elde edilen kayıtların kesinleşme tarihinden itibaren makul bir süre (örneğin iki yıl) daha muhafaza edilmesi gerekmektedir. Önerilen bu yaklaşım, özel hayatın korunması ile ceza adaleti sisteminin işlevselliği arasında ölçülü ve dengeli bir çözüm sunabilir. Bu açıdan aynı aykırılık CMK 135’te de bulunmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Coşkun GENÇ</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-cmk-m-134un-iptali-karari-dogrultusunda-cmk-m-135in-de-anayasaya-uygunlugunun-tekrardan-ele-alinma-zorunlulugu</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasam.jpg" type="image/jpeg" length="61941"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ASKERİ CEZA HUKUKUNDA ZİMMET SUÇU (ASCK M. 131 KAPSAMINDA ASKERİ EŞYAYI KAYBETME SUÇU)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/askeri-ceza-hukukunda-zimmet-sucu-asck-m-131-kapsaminda-askeri-esyayi-kaybetme-sucu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/askeri-ceza-hukukunda-zimmet-sucu-asck-m-131-kapsaminda-askeri-esyayi-kaybetme-sucu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Askeri ceza hukukunda zimmet suçu, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde düzenlenmiştir. Bu suç haricinde zaman zaman mahkemelerin suçu nitelendirirken AsCK m. 131/1 yerine AsCK m. 144 dalaletiyle TCK m. 257 kapsamında görevi kötüye kullanma suçu özelinde değerlendirme yaptığına da uygulamada rastlanılmaktadır. Anılan düzenleme uyarınca, askeri bir hizmet yaparken veya vazifeyi suistimal ederek, bir hizmet veya vazifeden dolayı kendisine tevdi ya da emanet edilmiş para veya kıymeti ne olursa olsun bir eşyayı yahut kendisine tevdi edilmemiş olsa dahi her türlü askeri erzak, eşya ve hayvanları çalanlar, zimmetine geçirenler, ihtilas edenler veya satanlar cezalandırılmaktadır. Bu yönüyle askeri zimmet suçu, hem failin statüsü hem de suça konu malın askeri hizmetle bağlantısı bakımından genel zimmet suçundan ayrılan özel bir düzenleme niteliğindedir.</p>

<p>Yargı kararlarında, Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 247. maddesinde yer alan zimmet suçunun özel bir hali olduğu belirtilmektedir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 22.05.2019 tarihli, 2019/29132 Esas ve 2019/8818 Karar sayılı kararı</a>nda da bu husus vurgulanmıştır. Bununla birlikte askeri zimmetin, yalnızca TCK’daki zimmet suçunun tekrarı olmadığı; askeri hizmetin gerekleri, failin askeri statüsü, malın askeri hizmete tahsis edilmiş olması ve Askeri Ceza Kanunu’nun kendine özgü özelliği çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Zimmet suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisinin, görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü bulunduğu malı, kendisinin veya başkasının yararına zimmetine geçirmesi gerekir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20236784-e-20239488-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 05.10.2023 tarihli, 2023/6784 Esas ve 2023/9488 Karar sayılı kararı</a>nda da suçun oluşumu bakımından, göreve bağlı zilyetlik veya koruma ve gözetim yükümlülüğü ile malın fail tarafından kendisinin ya da başkasının yararına geçirilmesi şartlarına işaret edilmiştir.</p>

<p>Askeri zimmet suçunda failin belirlenmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü zimmet, herkes tarafından işlenebilen genel bir suç değildir. Failin belirli bir hukuki statüye sahip olması gerekir. Genel zimmet suçu bakımından bu statü kamu görevlisi olmak iken, askeri zimmet suçu bakımından askeri hizmetle ve Askeri Ceza Kanunu’nun uygulama alanıyla bağlantılı bir fail söz konusudur. Bu nedenle failin asker kişi olup olmadığı, askeri hizmetin yürütülmesiyle bağlantısı, malın kendisine hangi görev nedeniyle teslim edildiği veya failin bu mal üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Askeri ceza hukukundaki zimmet düzenlemesi yalnızca muvazzaf askerlerle sınırlı değildir. Belirli koşullarda Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda görev yapan sivil personel de bu suçun faili olabilmektedir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi’nin 24.10.2018 tarihli, 2017/2159 Esas ve 2018/1659 Karar sayılı kararında; mutemet olarak görev yapan sivil memurun görevi gereği kendisine emanet edilen parayı zimmetine geçirmesi, Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.</p>

<p>Zimmet suçunun maddi konusu, para veya ekonomik değer taşıyan bir eşya olabileceği gibi, askeri zimmet bakımından askeri erzak, askeri eşya ve hayvanlar da suçun konusunu oluşturabilir. Bu yönüyle Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesi, askeri hizmetin niteliğini dikkate alan daha geniş ve özel bir koruma alanı meydana getirmektedir. Askeri hizmete tahsis edilmiş olan malın hukuka aykırı şekilde alınması, satılması, ihtilas edilmesi veya zimmete geçirilmesi, yalnızca malvarlığına ilişkin bir ihlal değil; aynı zamanda askeri hizmetin güven düzenini de ilgilendiren bir fiildir.</p>

<p>Yargı kararlarına yansıyan olaylarda askeri zimmet suçunun farklı görünümleri bulunmaktadır. Komutanlık adına açılan ve er ya da erbaş harçlıkları ile yolcu taşıma giderleri için kullanılan hesaplardan resmi evrakta tahrifat yapılarak para aktarılması örnek verilebilir. Bu tür olaylarda birlik hesapları üzerinde işlem yapma yetkisinin kötüye kullanılması, askeri hizmet kapsamında tevdi edilen paranın amacı dışında kullanılması veya failin kendisine yahut başkasına menfaat sağlaması zimmet suçunu gündeme getirmektedir.</p>

<p>Kantin gelirleri ve kantin açıkları da askeri zimmet suçuna konu olabilen alanlardandır. Kantin işletme talimatına aykırı hareket edilmesi, kantin açığına sebebiyet verilmesi veya kantin paralarının zimmete geçirilmesi hususları <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20191402-e-20196335-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 19.06.2019 tarihli, 2019/1402 Esas ve 2019/6335 Karar sayılı kararı</a> ile <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 01.07.2019 tarihli, 2019/23940 Esas ve 2019/10299 Karar sayılı kararı</a>nda ele alınmıştır. Ancak kantin açığı bulunan her olayda doğrudan zimmet suçunun oluştuğu söylenemez. Paranın kim tarafından tahsil edildiği, kayıtların nasıl tutulduğu, failin mal edinme kastıyla hareket edip etmediği ve açığın hangi fiilden kaynaklandığı somut delillerle ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Avans mutemetliği, muhasebe işlemleri, EFT yetkisi ve birlik banka hesapları da askeri zimmet bakımından uygulamada önem arz eden alanlardır. Muhasebeci veya mutemet olarak görev yapan personelin, birlik banka hesapları üzerindeki para çekme ya da EFT yetkisini kötüye kullanması halinde zimmet suçu gündeme gelebilir. Bu kapsamda<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202121031-e-20236409-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.06.2023 tarihli, 2021/21031 Esas ve 2023/6409 Karar sayılı kararı </a>ile <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu’nun 27.12.2013 tarihli, 2013/260 Esas ve 2013/266 Karar sayılı kararı </a>uygulamada dikkat çekmektedir.</p>

<p>Akaryakıtın tahsis amacı dışında kullanılması da askeri zimmet suçu kapsamında değerlendirilebilen fiiller arasındadır. Örneğin; askerlik şubesi kalorifer tankındaki mazotun yetkisiz biçimde özel bir şirkete aktarılması eylemi, malın tahsis amacı dışında kişilere verilmesi nedeniyle zimmet suçu kapsamında ele alınmıştır. Bu tür olaylarda malın askeri hizmete tahsis edilmiş olması, failin bu mal üzerinde görev nedeniyle tasarruf imkanına sahip bulunması ve malın tahsis amacı dışına çıkarılması belirleyici niteliktedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Zimmet suçunda kast unsuru önemlidir. Suçun oluşabilmesi için yalnızca malda eksiklik bulunması yeterli değildir. Failin mal edinme kastıyla hareket etmesi gerekir. <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20085-96-e-2009203-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.07.2009 tarihli, 2008/96 Esas ve 2009/203 Karar sayılı kararı</a>nda, muhasebe kayıtlarında borç olarak görünen bir para yönünden mal edinme kastı ispatlanamadığı takdirde zimmet suçundan söz edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu nedenle askeri zimmet dosyalarında kayıt eksikliği, kasa açığı, muhasebe uyuşmazlığı veya idari düzensizlik tespit edilmesi tek başına mahkumiyet için yeterli görülmemelidir.</p>

<p>Zimmet suçunda failin malı geçici olarak kullanıp daha sonra iade etme iradesiyle hareket ettiği durumlar, kullanma zimmeti bakımından ayrıca değerlendirilir. Kullanma zimmetinde failin mal üzerinde kalıcı olarak malik gibi tasarrufta bulunma iradesi değil, geçici kullanım ve iade iradesi gündeme gelir. Ancak bu ayrımın yapılabilmesi için olayın oluş şekli, kullanım süresi, iadenin kendiliğinden yapılıp yapılmadığı, failin eylemi gizleyip gizlemediği ve malın ekonomik değerinde azalma meydana gelip gelmediği birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Zimmet suçunun hileli davranışlarla işlenmesi halinde suçun niteliği ağırlaşmaktadır. Suçun açığa çıkmasını engellemeye yönelik hileli davranışlar, kayıtların değiştirilmesi, sahte belge düzenlenmesi veya denetim mekanizmasını yanıltmaya elverişli işlemler bu kapsamda değerlendirilebilir. <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024198-e-2025286-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu’nun 25.06.2025 tarihli, 2024/198 Esas ve 2025/286 Karar sayılı kararı</a>nda, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışların nitelikli hal kapsamında değerlendirildiği belirtilmiştir. Ayrıca zimmet eylemi sırasında sahte belge düzenlenmesi halinde, Türk Ceza Kanunu’nun 212. maddesi uyarınca sahtecilik suçundan da ayrıca değerlendirme yapılabileceği kabul edilmektedir. Bu husus Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi’nin 24.10.2018 tarihli, 2017/2159 Esas ve 2018/1659 Karar sayılı kararında da yer almaktadır.</p>

<p>Askeri zimmet bakımından Askeri Ceza Kanunu ile Türk Ceza Kanunu arasındaki sistematik farklar da gözetilmelidir. TCK m. 247’de hileli davranışlarla zimmet suçunun işlenmesi nitelikli zimmet olarak düzenlenmişken, askeri ceza hukuku bakımından hileli davranışların değerlendirilmesi Askeri Ceza Kanunu’nun özel düzenlemesi çerçevesinde yapılmalıdır. Bu nedenle askeri zimmet olaylarında TCK’daki hükümler doğrudan uygulanmamalı; Askeri Ceza Kanunu’nun özel hüküm niteliği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesi kapsamında eylemin niteliğine göre az vahim hal hükümlerinin uygulanması da mümkündür.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 01.07.2019 tarihli, 2019/23940 Esas ve 2019/10299 Karar sayılı kararı</a>nda, eylemin niteliğine göre Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1. maddesindeki az vahim hal hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bu nedenle zararın miktarı, eylemin işleniş biçimi, failin kastı, malın niteliği ve olayın askeri hizmet üzerindeki etkisi cezanın belirlenmesinde dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Askeri mahkemelerin kaldırılmasından sonra Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesi kapsamındaki zimmet suçlarına ilişkin yargılama adli yargı tarafından yapılmaktadır. Bu suçlar, asker kişi tarafından askerlik hizmetinin yürütülmesi sırasında işlenen askeri nitelikte suç kapsamında değerlendirildiğinden, yargılama yetkisi ağır ceza mahkemelerine aittir. Birden fazla ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerde ise 1 numaralı ağır ceza mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmektedir. Bu husus Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 09.02.2021 tarihli, 2017/5289 Esas ve 2021/467 Karar sayılı kararı ile <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 22.05.2019 tarihli, 2019/29132 Esas ve 2019/8818 Karar sayılı kararı</a>nda ifade edilmiştir. Temyiz incelemesinin ise Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından yapıldığı C<a href="http://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari" rel="dofollow">eza Daireleri Başkanlar Kurulu’nun 27.12.2013 tarihli, 2013/260 Esas ve 2013/266 Karar sayılı kararı</a>nda belirtilmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda özellikle devir-teslim süreçlerinde askeri personelin azami özen göstermesi gerekmekteedir. Zira askeri zimmet isnadı, yalnızca hapis cezası değil; aynı zamanda meslekten çıkarma ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğin kesilmesi gibi ağır idari sonuçlar da doğurabilmektedir. Zimmet, askeri personel ve özellikle uzman erbaşlar bakımından yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçlar arasında değerlendirilmektedir. Bu tür bir suçtan mahkumiyet, meslekten çıkarma veya sözleşme feshi sonucunu doğurabilmektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20219830-e-20254703-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 2. Dairesi’nin 23.10.2025 tarihli, 2021/9830 Esas ve 2025/4703 Karar sayılı kararı</a>nda bu husus değerlendirilmiştir. Bununla birlikte disiplin mevzuatında yapılan değişiklikler ve lehe hüküm uygulaması da ayrıca dikkate alınmalıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20217166-e-20233743-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 2. Dairesi’nin 21.06.2023 tarihli, 2021/7166 Esas ve 2023/3743 Karar sayılı kararı </a>bu yönüyle önem taşımaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak askeri ceza hukukunda zimmet suçu, failin statüsü, malın askeri hizmetle bağlantısı, göreve bağlı zilyetlik, koruma ve gözetim yükümlülüğü, mal edinme kastı ve eylemin işleniş biçimiyle birlikte değerlendirilmesi gereken özel bir suç tipidir. Askeri hizmetin niteliği gereği, bu suç yalnızca kamu malvarlığını değil, aynı zamanda askeri hizmetin güven ve disiplin düzenini de ilgilendirmektedir. Bu nedenle askeri zimmet isnadı bulunan dosyalarda, her mal eksikliği veya her idari usulsüzlük doğrudan zimmet olarak kabul edilmemeli; failin görev ilişkisi, mal üzerindeki yetkisi, kastı, hileli davranış bulunup bulunmadığı ve somut olayın tüm özellikleri birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ferhat-caliskan-av-firat-acar" title="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR"><img alt="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/tokmak-terazi_1.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ferhat-caliskan-av-firat-acar" title="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR">Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/askeri-ceza-hukukunda-zimmet-sucu-asck-m-131-kapsaminda-askeri-esyayi-kaybetme-sucu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/84218-1-22102023171244.jpg" type="image/jpeg" length="85356"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2. Dairesi'nin 2021/7166 E., 2023/3743 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20217166-e-20233743-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20217166-e-20233743-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2. Dairesi'nin 21/06/2023 tarihli, 2021/7166 E., 2023/3743 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İKİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2021/7166<br />
Karar No : 2023/3743</strong></p>

<p>KARARIN DÜZELTİLMESİNİ İSTEYEN (DAVACI) : ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü<br />
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın onanmasına dair Danıştay Beşinci Dairesinin 11/01/2018 günlü, E:2016/17898, K:2018/2174 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem : Dava; polis memuru olan davacının, Kayseri İli, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinde sayman mutemedi olarak görev yapmakta iken zimmet suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... günlü, ... sayılı Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : ... İdare Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyadaki bilgi ve belgelerle disiplin soruşturma evrakının birlikte değerlendirilmesinden, davacının hakkında soruşturma açılmasına ve disiplin cezasına neden olan fiileri işlediğinin alınan tanık ifadeleri ve diğer bilgi/belgelerle sübuta ermesi, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararı ile, davacının zimmet suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezaladırılmasına karar verilmiş olması nedeniyle eylemlerinin karşılığı olarak tesis edilen dava konusu disiplin cezasında hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine hükmedilmiştir.</p>

<p>Daire Kararının Özeti : Davacının temyiz başvurusu üzerine Danıştay Beşinci Dairesinin 11/01/2018 günlü, E:2016/17898, K:2018/2174 sayılı kararıyla; İdare Mahkemesi kararı onanmıştır.</p>

<p>KARAR DÜZELTME TALEBİNDE<br />
BULUNANIN İDDİALARI : Davacı tarafından; dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN CEVABI : Cevap verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; Danıştay Beşinci Dairesi tarafından, Danıştay Başkanlık Kurulunun 18/12/2020 günlü, K:2020/62 sayılı kararının "Ortak Hükümler" kısmının 6. fıkrası uyarınca, ayrıca bir gönderme kararı verilmeksizin Dairemize iletilen dosyada, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Beşinci Dairesinin 11/01/2018 günlü, E:2016/17898, K:2018/2174 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlığın esası yeniden incelendi:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, davacının Kayseri ... İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli olduğu sırada 22/03/2011 tarihinde yapılan denetimde motorlu araç tescil ve trafik belgelerinin eksik olduğunun tespit edilmesi üzerine başlatılan soruşturma neticesinde, davacının sayman mutemetliği görevinden 04/03/2011 tarihinde alındığı, buna rağmen yerine görevlendirilen polis memuru ...'ye devir teslim işlemini gerçekleştirmemesi üzerine kasa açılarak yapılan motorlu araç tescil ve trafik belgelerinin sayımında; zimmette olması gereken evrakların eksik olduğu, belgelerin seri numaralarının incelenmesinde ... seri numaralı tescil belgeleri ile ... ve ... seri numaralı trafik belgelerinin Mal Müdürlüğüne yatırıldığına dair belgelerin olmadığı, Pol-Net sisteminde yapılan sorgulamada; Mal Müdürlüğüne yatırılmayan belgelerin sistemde kayıtlı olduğu ve kullanıldığının tespit edildiği, 23/03/2011 tarihli ... Emniyet Müdürlüğünce oluşturulan denetim komisyonu tarafından ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinde görevli davacının sayman mutemedi olarak görev yaptığı 30/09/2009 tarihinden 10/03/2011 tarihine kadar olan süreçte, motorlu araçlar trafik ve tescil belgelerinin Mal Müdürlüğünden teslim alınması, iş sahiplerine ücreti karşılığında satılarak belgelerin parasal değerinin Mal Müdürlüğüne tekrar teslim edilmesi konusunda yapılan incelemede; 291 adet tescil belgesi, 452 adet trafik belgesinin eksik olduğu ve değerli kağıt bedellerinin Mal Müdürlüğüne yatırılmadığı, bu belgelerin toplam tutarının 44.834,00 TL olduğunun tespit edildiği, davacının 07/03/2011 tarihinde Polis Merkezi Amirliğine atamasının yapıldığı, 10/03/2011 tarihinde Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinden ilişiğinin kesildiği ve 08/03/2011 ve 09/03/2011 tarihli Develi Mal Müdürlüğüne hitaben yazılan evrakların büro amiri tarafından imzalanması gerekirken davacı tarafından yetkisi olmadığı halde büro amirinin yerine imzalanarak işlem gördüğü, yine aynı şekilde Polis Merkezi Amirliğinde çalışmasına rağmen 15/03/2011 tarihinde Develi Mal Müdürlüğüne hitaben yazıyı hazırlayarak Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amiri yerine yetkisi olmadığı halde evrakı imzaladığı, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinde görevli davacının Pul ve Değerli Kağıtların Bayiler ve Yetkili Memurlar Vasıtası İle Sattırılmasına ve Bayilere Satış Aidatı Verilmesine Dair Yönetmelik hükümleri gereğince değerli kağıt kapsamındaki trafik ve tescil belgelerini satmak ve bedellerini Develi Mal Müdürlüğüne yatırmak konusunda yasal yetki ve sorumluluğunun (Yönetmelik 11. madde gereği kefaletinin) bulunduğu, ... İlçe Emniyet Müdürlüğünün 30/09/2009 tarihli yazısıyla Sayman Mutemedi olarak görevlendirildiğinin İlçe Mal Müdürlüğüne bildirildiği, dolayısıyla mevzuatın amir hükümleri karşısında yetkili ve kendisine teslim edilen değerli kağıtlardan sorumlu ve borçlu olduğu, bu borcunun kefalet onayının iptal edildiği 09/03/2011 tarihine kadar devam ettiği, olayda davacının zimmet suçunu işlediğini kabulü ve zimmete konu 41.216,00 TL tutarındaki bedelin Develi Mal Müdürlüğüne yatırıldığı anlaşıldığından, eylemine uyan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinde yer alan "Zimmet" suçunu işlediği gerekçesiyle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılması, aynı Tüzüğün 15. maddesinin uygulanmasına yer olmadığı yönünde getirilen teklif doğrultusunda tesis edilen dava konusu işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla, davacı hakkında zimmet suçundan 2 yıl, 6 ay hapis cezasına hükmedildiği ve temyiz aşamasında onanarak kesinleştiği görülmüştür.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>Uyuşmazlığa konu disiplin cezasının tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinde; "Hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, kalpazanlık, kasden adam öldürme, veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira" fiilleri meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 13/01/2016 günlü, E:2015/85, K:2016/3 sayılı kararı ile; Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü uyarınca verilen dava konusu disiplin cezasının yasal dayanağı olan, 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 83. maddesinin birinci cümlesinin, "yaptırım konusu eylemleri yasal düzeyde belirlememesi ve bireylerin hangi somut olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkan tanımaması nedeniyle, Anayasa'nın 38. ve 128. maddelerine aykırı olduğu" gerekçesiyle iptaline karar verilmiş ve anılan madde, 08/03/2018 günlü, 30354 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7068 sayılı "Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Kabul Edilmesine Dair Kanun"un 37. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>Öte yandan, 7068 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre resen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezaları, bu Kanun hükümleri uyarınca verilmiş addolunur." hükmüne yer verildiğinden, dava konusu uyuşmazlığın bu Kanun uyarınca incelenip çözümlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>7068 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, disiplin cezası verilmesini gerektirecek fiiller sayma suretiyle belirtilmiş, ancak bu fiiller arasında davacının cezalandırılmasına dayanak olan "zimmet" fiilline yer verilmemiş; bir başka ifadeyle emniyet teşkilatı personelinin disiplin suç ve cezalarını düzenleyen yeni Kanun uyarınca davacıya isnat edilen eylem disiplin cezasını gerektiren bir eylem olmaktan çıkarılmıştır.</p>

<p>Ceza Hukuku kökenli bir ilke olan lehe olan hükmün uygulanması ilkesi; işlendiği zamanın hukuki normları uyarınca suç sayılan bir fiil sonradan yürürlüğe giren bir düzenleme ile suç olmaktan çıkarılmış bulunuyorsa veya sonradan yürürlüğe giren düzenleme suçun işlendiği zaman mevcut olan düzenlemeye göre suçlunun lehinde ise, sonraki normun daha önce işlenmiş olan fiillere uygulanmasını öngörmektedir.</p>

<p>Kural olarak idari işlemlerin yargısal denetimi, tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmaktadır. Bu anlamda, idari işlem niteliğindeki disiplin yaptırımının da tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yargısal denetiminin yapılması gerekmekte ise de, ilke olarak suç ve cezada lehe olan normun uygulanması kuralının disiplin cezaları yönünden de geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla fiilin işlendiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat ile daha sonra yürürlüğe giren mevzuat hükümleri farklı ise, disiplin cezası ile cezalandırılacak olan kişilerin lehine olan mevzuat hükmü dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Ancak, lehe hükmün uygulanması amacıyla verilecek bir iptal kararının, davacının eylemine uyan başka bir disiplin cezasının uygulanmasına engel olmayacağı da açıktır.</p>

<p>Bu bağlamda, davacının disiplin cezası ile cezalandırılmasına temel olan ve Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinde yer alan "zimmet" fiilli, mevcut hukuki durum itibarıyla 7068 sayılı Kanun ile herhangi bir cezai yaptırıma bağlanmayarak disiplin suçu olmaktan çıkarıldığından, davacı hakkında tesis edilen dava konusu disiplin cezasında hukuka uyarlık; davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.</p>

<p>Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 02/05/2019 günlü, E:2018/1314, K:2019/2098 sayılı; 16/03/2020 günlü, E:2019/2706, K:2020/765 sayılı ve 28/01/2021 günlü, E:2020/3248, K:2021/145 sayılı kararları da bu yöndedir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE;</p>

<p>2. ... İdare Mahkemesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın, 2577 sayılı Kanun’un temyize konu kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle 49/1-b maddesi uyarınca BOZULMASINA;</p>

<p>3. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin 3622 sayılı Kanun ile değişik 3. fıkrası uyarınca ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 21/06/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinde; "... zimmet ..." fiili meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar arasında sayılmış; 9. maddesinde memurluktan çıkarma cezası için Devlet Memurları Kanunu hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>08/03/2018 günlü, 30354 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7068 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesi ile "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre re'sen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezaları bu Kanun hükümleri uyarınca verilmiş addolunur." kuralı getirilmiştir.</p>

<p>7068 sayılı Kanun'da, Tüzük'ün 8/6. maddesinde sayılan fiillere (Hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, kalpazanlık, kasden adam öldürme veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira) ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş; anılan Kanun'un 9. maddesinde, Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller ile ilgili olarak 657 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>7068 sayılı Kanun'un atıfta bulunduğu 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-g maddesinde, "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiili, Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren tutum ve davranışlar arasında sayılmıştır.<br />
09/05/2014 günlü, 28995 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 16/01/2014 günlü, E:2013/110, K:2014/8 sayılı kararıyla; "Dava konusu kuralda belirsiz olduğu ileri sürülen “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerin” tümünün önceden öngörülmesinin ve tespitinin olanaksız olduğu ve söz konusu hareketlerin tek tek ortaya konulmasının mümkün olmadığı, normun daha kesin ve açık bir düzenlemeye olanak tanımaması nedeniyle kullanıldığı anlaşıldığından anılan kavramların kullanılmasında belirlilik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır."<br />
...<br />
"İdarenin faaliyetleri çok çeşitli, karmaşık ve değişken olduğundan disiplin cezasını gerektirecek fiillerin tümünün kanunda tek tek belirlenmesi güçtür. Kuralın incelenmesinden de görüleceği üzere memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler denilmek suretiyle disiplin cezası gerektiren fiil ve hareketlerin çerçevesinin çizildiği anlaşılmaktadır." gerekçesiyle 657 sayılı Kanun'un 125/E-g maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>Anayasa'nın milletvekili seçilme yeterliğini düzenleyen 76. maddesinin 2. fıkrasında "zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas" gibi suçlar, yüz kızartıcı suçlar olarak sayılmış; eylemin yüz kızartıcı olup olmadığına ilişkin belirleme yapılmıştır.</p>

<p>Öte yandan, idare hukuku alanında, kural olarak idari işlemlerin yargısal denetimi tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmaktadır. İdari işlem niteliğindeki disiplin cezasının da tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yargısal denetiminin yapılması gerekmekte ise de, lehe olan normun uygulanması ilkesinin disiplin cezaları yönünden de geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla, fiilin işlendiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat ile daha sonra yürürlüğe giren mevzuat hükümleri farklı ise disiplin cezası ile cezalandırılacak olan kişilerin lehine olan mevzuat hükmü dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Bu kapsamda, davacıya isnat edilen fiilin, 657 sayılı Kanun'un "Devlet memurluğundan çıkarma" cezasını gerektiren fiil ve hallerin sayıldığı 125. maddesinin 1. fıkrasının E bendinin (g) alt bendinde yer verilen "Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiili kapsamında olduğu, bu nedenle dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinin "Devlet memurluğundan çıkarma" cezasından daha hafif bir yaptırım olan "meslekten çıkarma" cezasını gerektirmesi nedeniyle sonraki düzenlemenin davacı açısından lehe bir hüküm getirmediği anlaşıldığından davacının eyleminin, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükmü uyarınca işin esasına yönelik olarak yapılan değerlendirmede, davalı idarece davacıya isnat edilen zimmet suçunun aynı zamanda ceza hukuku kapsamında bir suç olması ve Türk Ceza Kanunu'nda açıkça tanımlanmış olması nedeniyle yapılacak ceza yargılaması sonucunda suçun işlendiğinin sabit görülüp kişinin cezalandırılması halinde "zimmet" suçunun işlendiğinden bahsetmek mümkün olacaktır.</p>

<p>Dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile soruşturma raporunun birlikte değerlendirilmesinden, davacının "zimmet" suçunu işlediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Kaldı ki, UYAP kayıtlarının incelenmesinden; davacının disiplin cezasıyla cezalandırılmasına neden olan "zimmet" suçundan adli yargı yerinde açılan ceza davasında, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı karar ile, davacının 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezaladırılmasına karar verildiği, bu kararın temyiz aşamasında onanarak kesinleştiği görülmekte olup, tesis edilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla; davacının karar düzeltme istemi kabul edilerek, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine ilişkin mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20217166-e-20233743-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/danistays.jpg" type="image/jpeg" length="77302"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2. Dairesi'nin 2021/9830 E., 2025/4703 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20219830-e-20254703-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20219830-e-20254703-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2. Dairesi'nin 23.10.2025 tarihli, 2021/9830 E., 2025/4703 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İKİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2021/9830<br />
Karar No : 2025/4703</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem : Dava; Trabzon İl Jandarma Komutanlığında görev yapmakta iken 17/04/2017 tarihinde emekli olan davacı tarafından, İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığında maliye astsubay olarak görev yaptığı 03/12/2012 - 28/07/2017 tarihleri arasında erbaş ve er hesaplarından usülsüz olarak kendi hesabına para transferi yaptığından bahisle hakkında yapılan disiplin soruşturması sonucunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-g hükmü uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... günlü, ... sayılı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : ... İdare Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla; dava dosyasının incelenmesinden; davacının İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığında ... olarak görev yaptığı 03/12/2012 - 28/07/2017 tarihleri arasında, erbaş ve er hesaplarından usülsüz olarak kendi hesabına para transferi yaptığı iddiası ile ilgili olarak başlatılan disiplin soruşturması sonucu hazırlanan soruşturma raporunda; davacının, İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığı adına ... Bankasına açılan "erbaş ve er harçlık ve yolcu taşıma giderleri" hesabından usülsüz olarak şahsi hesabına toplamda 105.598,36,00-TL para aktardığının tespit edilmesi nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-g maddesi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarılmasının önerildiği, dava konusu ... günlü, ... sayılı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla davacının Devlet memurluğundan çıkarılmasına karar verilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı; olayda, dava dosyasında bulunan soruşturma raporu, eki ifade tutanakları ve diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, davacıya isnat edilen eylemlerin sübuta erdiği, davacının mesleğiyle bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici fiilinin Devlet memuruna ve bilhassa askerlik mesleğine duyulan itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte olduğu sonuç ve kanaatine ulaşıldığından, davacının, eylemine uyan 657 sayılı Kanun'un 125/E-(g) maddesi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile tecziyesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu kararıyla; uyuşmazlığa konu olay sebebiyle davacı hakkında adli yargıda açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararla, sanığın (davacının) İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığında ... olarak görev yaptığı dönemde Komutanlık adına açılan ve er/erbaş harçlık ve yolcu taşıma giderleri için kullanılan banka hesaplarından 105.612,36,00 TL parayı resmi evrakta tahrifat yapmak suretiyle uhdesine geçirdiği, zimmet ve resmi evrakta sahtecilik suçlarını işlediği sabit olduğundan, eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247/1 maddesi uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün ve 204/2 maddesi uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğinin anlaşıldığı; öte yandan, davalı idare tarafından fiilin/suçun öğrenilmesi üzerine süresi içerisinde soruşturmacı tayin edilerek davacı hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı, davacının ve ilgililerin ifadeleri incelenmek suretiyle soruşturma raporu düzenlenerek, Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi gerektiği yönünde kanaat bildirildiği, bu doğrultuda, davacının yazılı savunması alınmak suretiyle Devlet memurluğundan çıkarma cezası vermeye yetkili makam olan İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından dava konusu işlemin tesis edildiğinin de dosya kapsamından anlaşıldığı, davacıya isnat edilen fiil yargı kararı ve usulüne uygun olarak yürütülen disiplin soruşturması ile sabit olduğundan Devlet memurluğundan çıkarılma ile tecziyesine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun belirtilen gerekçeyle reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : </strong>Davacı tarafından; Eylül 2011 ile Temmuz 2017 tarihleri arasında İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığında diğer görevinin yanı sıra maliye astsubayı olarak da görev yaptığı, söz konusu dönemde, görev yaptığı acemi birliğine atanan askerlerin yaklaşık % 30'unun banka hesaplarının açılmadığı ve banka kartlarının teslim edilmediği, bu durumda olan askerlerin harçlık ödemelerinden yararlanamadığı, sürecin bazen 3-4 ayı bulduğu, harçlıklarını alamayan askerlerin temel ihtiyaçlarını temin edememesi nedeniyle mağdur duruma düşmeleri üzerine kendisine müracaat ederek mağduriyetlerinin çözülmesini istedikleri, çözüm olarak kendi hesabından para çekerek bu askerlere ödediği, askerlere kendi hesabından ödediği parayı da daha sonra onların hesabından kendi hesabına virman ettiği, bu ödemelere ilişkin evrakı titizlikle tuttuğu ve görev yerindeki klasöre koyduğu, askeri evrakın örneğinin alınması ve birlik dışına çıkarılması suç olduğundan bu evrakın şu anda kendi elinde bulunmadığı, Trabzon iline atandıktan sonra yerine gelen personelin anılan evrakı imha ederek üstlerine bilgi verdiği, konuya ilişkin olarak zimmet ve kamu görevlisinin resmi evrakta sahteciği suçlarını işlediği gerekçesiyle ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında hakkında açılan kamu davasında henüz karar verilmediği, yüz kızartıcı ve utanç verici bir suç işlemediği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN CEVABI : Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının açıklamalı olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
Öte yandan, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile UYAP kayıtlarının incelenmesinden; uyuşmazlığa konu olay sebebiyle adli yargıda açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E. ... K. ... sayılı kararıyla davacı hakkında "zimmet" ve "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçlarını işlediğinin sübuta erdiğinden bahisle verilen mahkumiyete ilişkin hükmün, ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla istinaf isteminin reddine karar verilmek suretiyle kesinleştiği görülmekte olup, davacının disiplin soruşturmasına konu olan eyleminin ceza hukuku anlamında da sübuta erdiği açıktır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın yukarıda belirtilen açıklama ile ONANMASINA,</p>

<p>3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan davacı üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7035 sayılı Kanun ile değişik 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 23/10/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>7068 sayılı Kanun'un "Devlet memurluğundan çıkarma" başlıklı 9. maddesinde, Devlet memurluğundan çıkarma cezası uygulanacak fiiller ve bu cezayı verme yetkisi ile ilgili olarak 657 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-(g) maddesinde, "Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller arasında sayılmıştır.</p>

<p>09/05/2014 günlü, 28995 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 16/01/2014 günlü, E:2013/110, K:2014/8 sayılı kararında da; "657 sayılı Kanun'un 125/E-(g) maddesinde yer alan kuralın, .... fıkrada genel bir belirleme yapılmadığı, disiplin cezası gerektiren hareketlerin, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak derecede yüz kızartıcı ve utanç verici olması gerektiği düzenlenerek çerçevesinin çizildiği, kaldı ki; kural dayanak alınarak tesis edilen idari işlemlere karşı yargı yolu açık olup belirsiz olduğu ileri sürülen kavramlar ve bu kavramların belirttiği hareketler yargı kararları yoluyla da somutlaştırıldığından, Anayasa'nın 2, 38 ve 128. maddelerine aykırı olmadığına" karar verilmiştir.</p>

<p>Yasa ile yüz kızartıcı olan eylemlerin hangileri olduğuna dair genel bir belirleme yapılmamış ise de; bazı kanunlarda yüz kızartıcı suçlara ilişkin düzenlemeler yer almış olup, bu düzenlemelerin; 657 sayılı Kanun'un 125/E-(g) maddesinde yer alan "yüz kızartıcı" kavramının somutlaştırılmasında esas alınıp, belirlilik ve öngörülebilirliğin sağlanacağı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Eylem tarihinden önce yürürlükte bulunan 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun (17/02/2004 - 5085 Kanun 7. md) 12. maddesinde; "Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, cürüm tasniî, ırza geçmek, sarkıntılık, kız, kadın veya erkek kaçırmak, fuhşiyata tahrik, gayri tabiî mukarenet, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçlar ile... mahkûm olanlar" hükmüne yer verilerek, "zimmet" ve "sahtecilik" fiilleri yüz kızartıcı sayıldığından, davacıya atfedilen bu eylemin sübut bulması halinde; 657 sayılı Kanun'un 125/E-(g) maddesi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi, hukuksal denetimin de bu çerçevede yapılması gerekir.<br />
Bu durumda; yüz kızartıcı hal ve davranışlar nedeniyle verilen disiplin cezasına ilişkin temyize konu kararın yukarıda aktarılan gerekçe de eklenerek onanması gerektiğinden, gerekçe yönünden karara katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20219830-e-20254703-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/danif4s.jpg" type="image/jpeg" length="13616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/198 E., 2025/286 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024198-e-2025286-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024198-e-2025286-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.06.2025 tarihli, 2024/198 E., 2025/286 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/198 E., 2025/286 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İtirazname No : 2022/36281</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 5. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza<br />
SAYISI : 134-120</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanıklar ... ve ...'in zimmet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan TCK’nın 204/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ... ve sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.12.2013 tarih ve 10255-11668 sayı ile Mal Müdürlüğünün temyiz isteminin reddine, sanıklar hakkında TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddelerinin uygulanmaması eleştirisi ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargılamanın yenilenmesi sonucu yapılan yargılamada sanıkların zimmet suçundan TCK’nın 247/1, 248/2 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 20 gün hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan TCK’nın 204/2, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve mahsuba, her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2014 tarihli ve 221-284 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.12.2021 tarih ve 3823-6164 sayı ile;<br />
"Mahkemece, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçu yönünden '...dinlenen tanık beyanlarından suçun sübutunu etkileyecek somut delil elde edilememesi, ayrıca aradan geçen zaman nedeniyle bir kısım tanıkların farazi beyanlarına itibar edilmediği...' şeklindeki gerekçeyle, önceki mahkûmiyet hükümlerinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığının kabul edilmesi karşısında, önceki hükümlerin aynen onaylanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yeniden hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 323/1. maddesine muhalefet edilmesi,</p>

<p>Sanıklar hakkında zimmet suçundan kurulan hükümler yönünden CMK'nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesine konu edilen ve sanıklar müdafilerince dosyaya ibraz edilen, sanık ... tarafından 13.06.2008 tarihinde 10.007,56 TL, sanık ... tarafından ise 16.06.2008 tarihinde 104,00 TL'nin Köylere Hizmet Götürme Birliğinin 697-********-5003 numaralı hesabına zimmete konu miktarın yasal faiziyle birlikte Ziraat Bankası aracılığıyla ödendiğine dair belgelerin ilgili bankadan doğruluğunun teyit ettirilerek, ödemeyi gösteren banka hareketlerinin ve dekontların dosya arasına konulmasından sonra sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 248. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.03.2022 tarih ve 36281 sayı ile; sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunmadığı, sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve dava zamanaşımının gerçekleştiği görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 28.11.2022 tarih ve 2137-13812 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunca 01.03.2023 tarih ve 35-113 sayı ile; Yerel Mahkemenin CMK’nın 315. maddesinin ikinci fıkrasına muhalefet edilerek yeniden yargılama kapsamında verdiği karar ile anılan kararın bozulmasına ilişkin Özel Daire kararları hukuki değerden yoksun olup yargılamanın yenilenmesi istemine konu sebeplerle birlikte itirazın, Yerel Mahkemenin 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı kararının onanmasına ilişkin Özel Dairenin 03.12.2013 tarihli ve 10255-11668 sayılı kararına yönelik olarak yapılabileceği gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, esası incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.05.2023 tarih ve 36281 sayı ile; ''...Sanıklar ..., ... haklarında düzenlenen 30.07.2009 tarihli ve 2009/532 Esas sayılı iddianamede, sanıklar hakkında 'Zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da sanık ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak sanıkların 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca sanık ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece sanıkların görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdiklerinden' bahisle dava açıldığı hâlde gerekçeli kararda sübutu kabul edilen haksız alınan huzur hakları ilgili evrakta sahtecilik suçundan açılmış bir dava bulunmadığı ve bu hususta dava da açtırılmadığı hâlde, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi suretiyle CMK'nın 225. maddesine aykırı davranılması,<br />
Sanıklar hakkında, zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da sanık ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak sanıkların 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca sanık ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece sanıkların görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri iddiası ile açılan kamu davasında, yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyet kararı verilmiş ise de; dosya arasında bulunan 06.01.2010 tarihli Sayıştay emekli uzman denetçilerinden alınan bilirkişi kurulu raporu, sanıkların aşamalarda birbirlerini doğrulayan savunmaları, tanık olarak ifadelerine başvurulan birlik üyelerinin beyanları ile tüm evrak kapsamına göre sanıkların eylemlerinin bütün hâlinde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 28.12.2023 tarih, 6189-12725 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;</p>

<p>1- Sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı,</p>

<p>2- Sanıkların eylemlerinin zimmet suçunu mu yoksa görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğu,</p>

<p>3- Eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği,</p>

<p>Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Yapılan soruşturma sonucunda; Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.07.2009 tarih ve 532-42 sayı ile sanıklar ... ve ... hakkında; "…... eski kaymakamı, hâlen ... ... ilçesi Kaymakamı olan şüpheli ...'ın ... ilçesinde görev yaptığı dönemde yine ... Kaymakamlığı yazı işleri müdürü olarak görev yapan şüpheli ... ile birlikte … Köylere Hizmet Götürme Birliğinden yaptıkları toplantı sayısından fazla toplantı yapmış gibi huzur hakkı ücreti alarak zimmet suçu işledikleri ...Zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da şüpheli ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak şüphelilerin 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca şüpheli ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece şüphelilerin görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri,</p>

<p>Resmî evrakta sahtecilik ve kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçu kapsamında; şüpheli ...'ın tayin olup atandığı yere gitmeden önce yanında annesi bulunmadığı hâlde annesi yanındaymış gibi sürekli görev yolluğu bildiriminde bulunduğu, bu bildirim karşısında sürekli görev yolluğu ödemesine esas olmak üzere ödeme emri belgesi düzenlendiği ve bu belgeye istinaden şüpheli ...'a, annesi için ... Mal Müdürlüğünce yolluk ödemesi yapıldığı, şüpheli ...'in de belgelerde imzasının bulunduğu, suçu birlikte işledikleri, durumun müfettiş raporuyla anlaşılması üzerine henüz soruşturma başlamadan şüpheli ...'ın haksız ödemeyi ... Mal Müdürlüğüne iade ettiği, böylece şüphelilerin birlikte evrakta sahtecilik ve kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçlarını işledikleri" gerekçesiyle kamu davası açıldığı, sanıkların eylemlerine uyan sevk maddelerinin; "5237 sayılı TCK'nın 247/1, 204/2, 158/1-e, 168/1 ve 53'' olarak gösterildiği, suçların "Zimmet, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık'' olarak belirtildiği, sonuç kısmında ise açıkça sanıkların "yukarıda yazılı sevk maddeleri gereğince cezalandırılmalarına'' karar verilmesinin talep edildiği,</p>

<p>Yerel Mahkemece 20.05.2010 tarih ve 134-120 sayı ile sanık ... hakkında iddianamenin son paragrafında belirtilen sanık ...’ın annesi için haksız görev yolluğu aldığı iddiasıyla ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanık ... hakkında soruşturma izni alınmasının talep edilmesi için ayırma kararı verildiği, sanık ... için ise nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararının temyiz edilmeksizin kesinleştiği ve bu eylemle ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan sanık ... hakkında hüküm kurulmasının unutulduğu, yargılama neticesinde "İddianamede haksız alınan huzur hakları için sadece zimmet suçu istenmiş ise de bu suçun işlenmesi için yukarıda anlatıldığı şekilde sahte evrakta tanzim edilmesi nedeniyle TCK 212. maddesi gereği aynı zamanda evrakta sahtecilik suçundan da sanıklar cezalandırılmıştır." gerekçesiyle sanıkların TCK’nın 247/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan ve TCK’nın 204/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına karar verildiği, hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddelerinin uygulanmaması eleştirisi ile onandığı,</p>

<p>İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin 11.04.2008 tarihli ve ... sayılı raporuna göre; ... ilçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğinin 2006 ve 2007 yıllarına ait hesap, iş ve işlemleriyle ilgili 2006 yılında 24, 2007 yılında 19 toplantı yapıldığı, birlik başkanı olan sanık ...’a aylık ödeme olarak 5.186,15 TL, huzur hakkı olarak 10.249,05 TL; sanık ...’e aylık ücret olarak 4.246,55 TL, huzur hakkı olarak ise 85,30 TL ödendiği, sanık ...’ın ... Köylere Hizmet Götürme Birliği Tüzüğü’nün 19. maddesi uyarınca düzenli aylık aldığı, 2006 yılında birlik başkanlığı nedeniyle 31 adet, 2007 yılında 21 adet toplantı oturum ücreti aldığı, 31.03.2006-06.04.2006 tarihleri arasında raporlu olmasına rağmen 05.04.2006 tarihli toplantıya, 28.07.2006-05.08.2006 tarihleri arasında raporlu olduğu hâlde 02.08.2006 tarihli toplantıya, 30.03.2007-07.04.2007 tarihleri arasında raporlu olmasına rağmen 04.04.2007 tarihli toplantıya, 31.07.2007-09.08.2007 tarihleri arasında raporlu olduğu hâlde 01.08.2007 tarihli toplantıya katılmış gibi toplantı tutanaklarını imzaladığı ve huzur hakkı aldığı, kaymakamların 5355 sayılı Mahalli İdareler Birlikleri Kanunu’nun 18 ve 22. maddeleri uyarınca huzur hakkı yanında ayrıca maaş alamayacakları, birlik encümen üyesi olmayan yazı işleri müdürü sanık ...’in de huzur hakkı ücreti almasının mümkün olmadığı, sanık ...’ın raporlu olduğu günlerde aldığı ve fazladan almış olduğu huzur hakkının 3.654,20 TL olduğu, sanık ...'ın huzur hakkı ve aylık olmak üzere toplam 8.840,35 TL, sanık ...’in ise haksız olarak 85,30 TL huzur hakkı ücreti aldığı,</p>

<p>Sayıştay emekli uzman denetçileri tarafından düzenlenen 06.01.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; Köylere Hizmet Götürme Birliğinin doğal başkan ve üyelerinin huzur hakkı ücreti almalarının yasal olduğu, kaymakamın birliğin başkanı olması nedeniyle huzur hakkı ücreti almasına yasal olarak engel bulunmadığı, yasaların öngördüğü üzere yılda 24 toplantı karşılığında huzur hakkı ücreti alabileceği, birlik başkanı kaymakamın 2006-2007 yılları için toplam alacağı huzur hakkı ücretinin 48 toplantı karşılığı alınacak ücreti geçmemesi gerektiği hâlde 52 defa aldığının görüldüğü, fazladan alınan 4 günlük huzur hakkı ücretinin iade edildiği, sanık ...’in sehven bir defa huzur hakkı ücreti aldığı ve iade ettiği,</p>

<p>... Kaymakamlığı Mal Müdürlüğünün 25.03.2010 tarihli ve 32 sayılı yazısına göre; sanık ...'ın mal müdürlüğüne herhangi bir iadede bulunmadığı, sanık ...'in ise 1.200 TL geri ödemesinin olduğu,</p>

<p>... Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğünün 25.06.2008 tarihli ve 829 sayılı yazısına göre; ... Kaymakamlığının 13.06.2008 tarihli yazısı ekinde gönderilen sanık ...’a ait kişi borcunun kurumun hesabına yatırıldığının bildirildiği, sanık ...’ın ... Kaymakamlığına hitaben verdiği dilekçenin, şahsına çıkarılan 8.840,35 TL’nin faizi ile birlikte 10.007,56 TL olarak 13.06.2008 tarihinde ... İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğinin Ziraat Bankası ... Şubesi hesabına yatırıldığına ilişkin olup ekinde banka makbuzunun bulunduğu, yine sanık ...’in aynı banka hesabına 16.06.2008 tarihinde 104 TL yatırdığına ilişkin banka makbuzunun olduğu,</p>

<p>... Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğünün 09.12.2009 tarihli ve 1354 sayılı yazısına göre; sanık ...’a ... Sağlık Ocağı Tabibliğince 31.03.2006 tarihinde altı günlük, 28.07.2006 tarihinde sekiz günlük, 29.11.2006 tarihinde yedi günlük, 30.03.2007 tarihinde sekiz günlük, 31.07.2007 tarihinde on günlük doktor raporları verildiği,<br />
Mülkiye Başmüfettişi tarafından tanzim edilen 20.03.2008 tarihli tespit tutanağına göre; 2006 yılındaki birlik encümen karar defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarının karşılaştırılması sonucu; 24 adet toplantı yapıldığı, bunlar arasında 05.04.2006 ve 02.08.2006 tarihli toplantıların da olduğu, 2007 yılında ise 19 adet toplantı yapıldığı, bunların arasında 01.08.2007 tarihli toplantının da olduğu, sanık ...’ın 31.03.2006 tarihinde altı gün sağlık raporu aldığı, 06.04.2006 tarihinde görevine başladığı, 31.07.2007 tarihinde on gün sağlık raporu aldığı ve 09.08.2007 tarihinde görevine başladığı bilgilerine ulaşıldığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tanık ...; 2006-2007 yılında il genel meclis üyesi ve Köylere Hizmet Götürme Birliği üyesi olduğunu, ayda iki üç kez gündemdeki konuları görüşüp toplantı yaptıklarını, ayda en fazla iki kez huzur hakkı ücreti alındığını, yazı işleri müdürü olan sanık ...’in huzur hakkı ücretini hesaplayıp banka hesabına yatırdığını, sanık ...’ın bu toplantılar nedeniyle huzur hakkı ücreti alıp almadığını bilmediğini, hesabına kaç toplantı için ne kadar para yatırıldığını bilmediğini, bir yılda en fazla 24 toplantı karşılığı huzur hakkı ücreti aldıklarını,</p>

<p>Tanık ...; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği üyesi olduğunu, ayda en fazla kaç kez toplantı yapılabileceği konusunda bilgisinin olmadığını, toplantı sonrası üyelere para ödendiğini, sanık ...’a ödeme yapılıp yapılmadığını bilmediğini, o tarihe kadar yapılmamış işler yerine getirildiğinden sanık ...’ın çok yoğun olduğunu, sanık ...’in toplantı ücretlerini hesaplayıp hesabına yatırdığını, toplantıya sanıklar ile ... köyü muhtarı ve il genel meclisinden iki üyenin katıldıklarını, toplantıda konuşulup karara bağlanmayan hiçbir konunun karar defterine yazılmadığını, ayda iki, bazen de üç kez toplantı yaptıklarını,</p>

<p>Tanık ...; il genel meclisi üyesi ve birlik üyesi olduğunu, her ay iki toplantı yapıldığını, katıldığı toplantılarda kaymakam başkanlığında iki il genel meclisi üyesi, iki de muhtar olmak üzere toplam beş kişinin bulunduğunu, sanık ...’in de tutanakları tanzim etmek üzere yer aldığını, görüşülen konuların karar defterine yazıldığını, kaymakamlığa daha sonra geldiklerinde karar defterini imzaladıklarını, yapılan toplantıları deftere yazdıklarını, belirtilen kadar para aldıklarını,</p>

<p>İfade etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ...; olay tarihinde ... Kaymakamı olarak görev yaptığını, o dönemlerde köylere hizmet götürme ve benzer bir çok proje olduğundan çok yoğun çalıştıklarını, bir kaymakam olarak fiziki olarak dahi çalıştığını, bir çok projeyi bitirdiklerini, askere gitmemek için rapor aldığı 3-4 günlük sürede bile fiilen ilçede çalıştığını, raporu işleme konulduğundan ilçede ... Kaymakamının görevlendirildiğini, evrakı onun imzaladığını fakat fiilen işleri kendisinin takip ettiğini, yaptıkları toplantıyı rapor bitiminden bir gün sonra yaptıklarını hatırladığını, toplantı yapılmadan yapılmış gibi evrak düzenlemediklerini, yılda en fazla 24 toplantı karşılığı huzur hakkı ücreti aldıklarını, yazı işleri müdürünün hazırlamış olduğu ödeme emrini sehven imzaladığını, askere gitmemek için rapor aldığından ve fiilî olarak çalıştığından bu dönem için de huzur hakkı ücreti ödendiğini müfettiş denetiminde öğrendiğini, sanık ...’in aynı zamanda yazı işleri müdürlüğü, yeşil kart, korucu fon ve köylere hizmet götürme birliğinin işlerine baktığı için çok yoğun olduğunu, bu tür işleri takip edecek başka eleman olmadığı için evrakı düzenleyen personelin tarihi yanlış atmış olabileceğini, ayrıca rutin çalışmalara devam edip o tarihlerde toplantı yaptıklarını, toplantılarda ... Köyü Muhtarı ..., ... Köyü Muhtarı ..., Encümen Üyeleri ... ve ...’in de olduklarını, toplantı başı alınan 213 TL için bu yola başvurmayacağını, suç işleme kastının olmadığını, kamu zararının tamamını suçsuz olmasına rağmen ödediğini,<br />
Sanık ...; yazı işleri müdürü olup 4-5 yıl kadar kaymakamlıkta tek olarak çalıştığını, Köylere Hizmet Götürme Birliği ve Kaymakamlığın bütün birimlerine baktığını, yoğunluktan dolayı gerekli kontrolleri yapamadığını, mesai saatleri dışında sürekli çalışmasına rağmen işleri yetiştiremediğini, sanık ...’ın emrini yerine getirdiğini, kendisinin memur olduğunu, 2006 ve 2007 yılında Köylere Hizmet Götürme Birliği müdürü olduğunu, ayda en az iki toplantı yaptıklarını, üç toplantı yaptıkları zamanların da olduğunu, birlik toplantılarına katılanlara yılda 24 toplantı karşılığını geçmemek üzere huzur hakkı ücreti ödenmesinin yasal olduğunu, ayrıca sanık ...’a birlik toplantıları nedeniyle maaşının da ödendiğini, bu süreçte toplam 43 adet toplantı yapılmasına rağmen işlerin yoğun olmasından dolayı 52 adet toplantı karşılığı ödeme yaptığını, sanık ...'ın raporlu olduğu günlerde toplantı tutanağını sehven imzalama iş olabileceğini, söz konusu toplantıları yaptıklarını, sürekli ilçede olan ve çalışan sanık ...’ın rapor aldığını dahi bilmediğini, bu süre içerisinde toplantı yaptıklarından ödenek evrakını düzenlediğini, olayın maddi hatadan kaynaklandığını,</p>

<p>Savunmuşlardır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>1- Sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı;<br />
Konu ile ilgili düzenlemeler şöyledir:</p>

<p>Anayasa:</p>

<p>"A. Hak arama hürriyeti<br />
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.",<br />
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi:<br />
"Adil Yargılanma hakkı<br />
...</p>

<p>3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:</p>

<p>a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden<br />
en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek,...",</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu:<br />
"Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi<br />
Madde 225- (1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.</p>

<p>(2) - Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.",<br />
"Kamu davasını açma görevi</p>

<p>Madde 170- (1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.</p>

<p>(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.</p>

<p>(3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;</p>

<p>a) Şüphelinin kimliği,</p>

<p>b) Müdafii,</p>

<p>c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,</p>

<p>d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanunî temsilcisi,</p>

<p>e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,</p>

<p>f) Şikâyette bulunan kişinin kimliği,</p>

<p>g) Şikâyetin yapıldığı tarih,</p>

<p>h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,</p>

<p>i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,</p>

<p>j) Suçun delilleri,</p>

<p>k) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,<br />
Gösterilir.</p>

<p>(4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır; yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmez.</p>

<p>(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.</p>

<p>(6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.",</p>

<p>"Suçun niteliğinin değişmesi</p>

<p>Madde 226 - (1) "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.</p>

<p>(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.</p>

<p>(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.</p>

<p></p>

<p>(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.",<br />
Türk Ceza Kanunu</p>

<p>"Resmi belgede sahtecilik<br />
Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Ceza kovuşturmasının başlaması ve yargılamanın icrası, usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame ya da iddianame yerine geçen belgenin varlığına, yani açılmış bir kamu davasının mevcudiyetine bağlıdır. Zira davasız yargılama olmaz. Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir (CMK madde 170/1). Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler (CMK Madde 170/2). İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır (CMK Madde 170/4). Yasanın öngördüğü şartlara uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame/dava açan belge, davayı hem açar hem de sınırlarını tayin eder. Yargılama ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında icra edilir. Hüküm de iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir (CMK Madde 225).</p>

<p>Anılan düzenlemeler, bir yönüyle yargılamanın konu ve sınırlarını belirlerken diğer yandan da adil yargılanma hakkı (Anayasa madde 36, İHAS madde 6/3-a) bağlamında savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin teminatlarını oluşturur.</p>

<p>Şöyle ki; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir (Anayasa madde 36). Bir suç ile itham edilen herkes kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek (İHAS madde 6/3-a) hakkına sahiptir. Savunma hakkı, öncelikle ithamın öğrenilmesi ile mümkün olur ve etkili biçimde kullanılabilir. Bu durumda Sözleşmenin, ithamı öğrenmenin asgari standardını, yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinin, ayrıntılı ve anlaşılabilir bir dille açıklanması olarak belirlediği söylenmelidir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin istikrar kazanmış uygulamalarına göre ve tartışma konusu bağlamında iddianamede eylemle ilgili olarak açılmış bir davanın varlığından bahsedebilmek için; isnat edilen fiil (suç), fiilin dayandığı maddi olgular (İnceoğlu Sibel Adil Yargılanma Hakkı s.315 Ofner and Hopfinger/Austria, Appl. No 524/59 617/59 23.11.1962) ile bu maddi olguların hukuki nitelendirilmesine (İnceoğlu age s.315 Brozicek/Italy) açıkça ve anlaşılır biçimde (CGK 06.11.2007 tarihli ve 213-224, 16.4.2013 tarihli ve 49-146 sayılı) yer verilmesi gerekir. Hukuki nitelendirme/vasıflandırma; isnat edilen fiilin (suçun), maddi olgularla birlikte açıkça ve anlaşılır biçimde anlatılmak ön şartıyla, suç adının ve/veya sevk maddesinin gösterilmiş olmasını da zorunlu kılar (CGK 10.5.2022 tarihli ve 495-317).</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarına (CGK 13.5.1997 tarihli ve 76-114, 13.3.2018 tarihli ve 902-97, 24.3.2022 tarihli ve 527-208 sayılı) göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan dolaylı olarak söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olay bağlamında değil doğrudan ve bağımsız olarak açıklanması gerekir.</p>

<p>Mamafih, fiille bağlı olan mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir (CMK madde 225). Davaya konu edilen ve sabit görülen fiilin hukuki vasıflandırılması mahkemeye ait bir yetkidir. Ancak sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez (CMK madde 226). Bu nedenle mahkeme, sübut bulan fiilin, iddianamede anlatılan suçu değil ve fakat bir başka suçu oluşturduğu düşüncesinde ise CMK'nın 226. maddesi gereğince durumdan sanığı haberdar edip (ek) savunmasını sormalıdır. Her halûkârda, hukuki vasfı değiştiği kabul edilen fiilin, öncelikle yukarıda yer verilen usule uygun biçimde iddianamede anlatılmış olması gerekir. Aksi hâlde iddianamede usulünce anlatılmayan bir fiille ilgili olarak CMK'nın 226. maddesi gereğince sanığa (ek) savunmasının sorulması suretiyle hüküm kurulamaz (CGK 09.10.2007 tarihli ve 44-200, 20.01.2004 tarihli ve 313-6 sayılı).</p>

<p>Diğer taraftan, kamu davasını açma görevi doğrudan doğruya Cumhuriyet savcısına verilmiş olup, mahkemelerin ve yargıçların Cumhuriyet savcılarının bir kişi hakkında kamu davası açma hususundaki takdirlerini zorlamaları olanaklı değildir. Öğreti ve yerleşmiş yargısal kararlarda da bir kişi ile ilgili dava açılmasının sağlanmasının mahkemenin görevi olmadığı, bu noktada mahkemenin rolünün yalnızca suç duyurusunda bulunmak olabileceği görüşü benimsenmiştir. Açılmış bir dava nedeniyle devam eden bir yargılama sırasında başka bir suç şüphesi ya da şüpheli kimliğine ulaşmaları halinde mahkemece suç duyurusunda bulunulacak, görülmekte olan bir dava ile ilgili bağlantılı olabilecek ve derdest yargılamayı da etkileyebilecek bir hâl var ise suç duyurusu sonucunda dava açılması hâlinde görülmekte olan dava ile birleştirilmek suretiyle sonucuna göre tüm delillerin birlikte tartışılması yoluna gidilecektir (CGK 02.10.2012 tarihli ve 1020-1799 sayılı).<br />
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen iddianamede; sanıkların resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/2. maddesi uyarınca "yazılı sevk maddeleri gereğince cezalandırılmalarının'' istenmesi, anlatım bölümünde "…... eski kaymakamı, hâlen ... ... ilçesi Kaymakamı olan şüpheli ...'ın ... ilçesinde görev yaptığı dönemde yine ... Kaymakamlı yazı işleri müdürü olarak görev yapan şüpheli ... ile birlikte … Köylere Hizmet Götürme Birliğinden yaptıkları toplantı sayısından fazla toplantı yapmış gibi huzur hakkı ücreti alarak zimmet suçu işledikleri ....Zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da şüpheli ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak şüphelilerin 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca şüpheli ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece şüphelilerin görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri," hususlarına yer verilmek suretiyle müsnet kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunun unsurlarını oluşturan fiilin nelerden ibaret olduğunun açıklanmaması, iddianamenin son paragrafında sanık ...’ın annesi için haksız görev yolluğu aldığı iddiasıyla ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanık ... hakkında soruşturma izni alınmasının talep edilmesi için ayırma kararı verilmesi, sanık ... için nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararının temyiz edilmeksizin kesinleşmesi ve bu eylemle ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan sanık ... hakkında hüküm kurulmasının unutulması, Yerel Mahkeme tarafından da "İddianamede haksız alınan huzur hakları için sadece zimmet suçu istenmiş ise de bu suçun işlenmesi için yukarıda anlatıldığı şekilde sahte evrakta tanzim edilmesi nedeniyle TCK 212. maddesi gereği aynı zamanda evrakta sahtecilik suçundan da sanıklar cezalandırılmıştır." gerekçesine yer verilmesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; zimmete konu olduğu belirtilen bir olayın açıklanması sırasında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçuna konu olabilecek başkaca olaylardan söz edilmesinin, o olaylar hakkında dava açıldığını göstermediğini ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunmadığı kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usule uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>2- Sanıklarının eylemlerinin zimmet suçunu mu yoksa görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğu;<br />
Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. maddesi;</p>

<p>"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmişken, suç tarihinden sonra 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun'un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "Kazanç" ibareleri "Menfaat", birinci fıkrasında yer alan "Bir yıldan üç yıla kadar" ibaresi "Altı aydan iki yıla kadar", ikinci fıkrasında yer alan "Altı aydan iki yıla kadar" ibaresi "Üç aydan bir yıla kadar" ve üçüncü fıkrasında yer alan "Birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmek suretiyle,</p>

<p>"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hâlini almış, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.<br />
Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen kazanç ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan menfaat olarak değiştirilmiştir.</p>

<p>Doktrinde de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).</p>

<p>Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır.</p>

<p>Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).</p>

<p>Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.</p>

<p>Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde ekonomik bir zarar olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.</p>

<p>Zimmet suçu ise TCK'nın 247. maddesinde;</p>

<p>"(1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir." şeklinde düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Madde ile kamu görevlisinin görevi dolayısıyla kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu mallar üzerinde görevinin gerekleriyle bağdaşmayan bir surette tasarrufta bulunması, bu malları kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi suç olarak tanımlanmıştır. Zimmete geçirme, suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı ifade eder. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, zimmet suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın kamu görevlisinin şahsının veya bir başkasının zimmetine geçirilmiş olması arasında fark bulunmamaktadır.</p>

<p>Maddenin ilk fıkrasında zimmet suçunun basit şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrada, suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâl olarak öngörülmüş, böylece hileli davranışlarla işlenen zimmet suçu, ayrı bir suç olarak değil, basit zimmet suçunun nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Diğer taraftan 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun "Ortak hükümler" başlıklı 22. maddesinin son fıkrası;<br />
"Köylere hizmet götürme birliklerinin birlik meclisleri hariç olmak üzere, birlik meclisi ile birlik encümeninin başkan ve üyelerine meclis ve encümen toplantılarına katıldıkları her gün için birlik başkanına (5000), encümen üyelerine (2000), meclis üyelerine (1500) gösterge rakamının Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçmemek üzere, birlik meclisi tarafından belirlenecek miktarda huzur hakkı ödenebilir. Ancak, huzur hakkı ödenecek gün sayısı, bir yıl içinde yirmidört günü geçemez." biçiminde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br />
... Köylere Hizmet Götürme Birliğince 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığı hâlde birlik başkanı olan kaymakam sanık ...’ın; 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığına denk gelen ücreti; yazı işleri müdürü olan sanık ...’in ise bir kez oturum ücreti aldığı, sanık ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri de aldığı, böylelikle sanıkların birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri kabul edilen olayda;</p>

<p>Sanık ...’ın görev yaptığı sürede işlerinin ve projelerin yoğun olduğu gerekçesiyle askere gitmemek için rapor almakla birlikte raporlu olduğu dönemde de çalışmaya devam ettiğini, bu yüzden raporlu olduğu dönemdeki birlik toplantılarını imzaladığını, kaymakamlıkta çalıştığına ilişkin bir kısım evrakı sunduğunu ve sehven adına fazla ödeme yapıldığını savunması, bu hususun sanık ...’in savunması ve tanık beyanları ile de doğrulanması, yapılan toplantı karşılığı alınması gereken huzur hakkı ücretinin 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 22. maddesinin son fıkrası uyarınca bir yıl içinde yirmi dört günü geçemeyeceği hâlde fazladan toplantı ücreti ve huzur hakkı alınmasının sehven gerçekleştiği yönündeki sanık savunmalarının aksine kanıtlanamaması ve iddianame içeriğinde birlikten maaş alınmasıyla ilgili bir anlatımda bulunulmayıp yalnızca haksız yere huzur hakkı ücreti alındığının belirtilmesi karşısında; sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık ...'ın ... ilçesi kaymakamı olarak görev yaptığı, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu'nun 18/2. maddesi uyarınca, ... Köye Hizmet Götürme Birliğinin doğal başkanı olduğu, aynı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, harcama yetkilisi bulunduğu, sanık ...'in de gerçekleştirme görevlisi olduğundan, özgü suç olan zimmet suçunu işleyebilecekleri tespit edilmiştir.</p>

<p>Köye Hizmet Götürme Birliğinin 09.05.2007 tarihli 98/26 teftiş layihasına göre, maaş almasına yönelik yasal düzenleme olmadığı, birlik başkanı olarak alınan maaşı kişi borcu olduğu, geri alınması gerektiği yazılı olmasına karşın, 30.06.2007 tarihli Birlik Meclisinde karar alınıp kişi borcunu kaldırıp, Birlik Başkanının maaş almasına devam kararı alınmıştır. Sonuç itibarıyla 5.816,15 TL haksız maaş aldığı sabittir.</p>

<p>Ayrıca, Birliğin kayıtlarının incelenmesinde, 2006 yılında 24, 2007 yılında da 19 adet Birlik Encümen toplantısı yapılmasına karşın, 2006 yılında 31 toplantı, 2007 yılında ise 21 toplantı karşılığı ücret aldığı, sonuç itibarıyla sanık ...'ın 3.654,2 TL, sanık ...'in 85.30 TL haksız huzur hakkı aldığı tespit edilmiştir.<br />
Bu huzur hakkı ödemelerinde, 5355 sayılı Yasa'nın 22/son maddesindeki 'Ancak huzur hakkı ödenecek gün sayısı, bir yıl içinde yirmidört günü geçemez.' emredici hükmünü ihlal eder şekilde haksız huzur hakkı alınmıştır.</p>

<p>Mahkemece haksız alınan maaş ve huzur hakkının, sanıkların görevleri gereği, gözetim ve denetimleri altında bulunan, kamuya ait parayı zimmetine geçirdikleri isabetli olarak kabul edilerek zimmet suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.</p>

<p>TCK 257/1 hükmü 'Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevlerinin aykırı hareket etmek suretiyle' işlenebilecek bir suç olup, sanıkların eylemi 'zimmet' suçunun yasal unsurları oluşturduğundan, Sayın çoğunluğun 'zimmet' mahkûmiyetine konu fiilleri, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur kabulüne katılmıyorum.",</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanıkların eylemlerinin zimmet suçunu oluşturduğu,<br />
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>3- Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;<br />
... Köylere Hizmet Götürme Birliğinin teftişi üzerine 11.04.2008 tarihli teftiş raporunun düzenlendiği ve sanıklar hakkında 15.05.2008 tarihinde soruşturma izninin verildiği, sanık ... tarafından karara itiraz edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesince 25.06.2008 tarih ve 143-145 sayı ile itirazın reddedildiği,<br />
Siirt Cumhuriyet Başsavcılığının 30.07.2009 tarihli ve 1340-532 sayılı iddianamesi ile; sanıkların TCK’nın 247/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları ve hak yoksunluklarına karar verilmesi istemiyle kamu davası açıldığı,</p>

<p>Siirt Ağır Ceza Mahkemesince 20.05.2010 tarih ve 134-120 sayı ile; sanıkların TCK’nın 247/1, 62 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verildiği, hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.12.2013 tarih ve 10255-11668 sayı ile mal müdürlüğünün temyiz isteminin reddine; TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddesinin uygulanmaması eleştirisi ile de onanmasına karar verildiği, yargılamanın yenilenmesi sonucu yapılan yargılamada sanıkların zimmet suçundan TCK’nın 247/1, 248/2, 62 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 3 yıl 20 gün hapis ve hak yoksunluklarına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2014 tarihli ve 221-284 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.12.2021 tarih ve 3823-6164 sayı ile bozulması sonrası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 22.03.2021 tarih ve 36281 sayı ile; sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve dava zamanaşımının gerçekleştiği görüşüyle itiraz yoluna başvurulduğu, Ceza Genel Kurulunca 01.03.2023 tarih ve 35-113 sayı ile; Yerel Mahkemenin yeniden yargılama kapsamında verdiği karar ile anılan kararın bozulmasına ilişkin Özel Daire kararının hukuki değerden yoksun olup kaldırılmasına, yargılamanın yenilenmesi istemine konu sebeplerle birlikte itirazın, Yerel Mahkemenin 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı kararının onanmasına ilişkin Özel Dairenin 03.12.2013 tarihli ve 10255-11668 sayılı kararına yönelik yapılabileceği gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, esası incelenmeksizin reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ise 29.05.2023 tarih ve 36281 sayı ile; hukukî süreç kısmında ayrıntısıyla belirtildiği üzere itiraz yoluna başvurduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2012 tarihli ve 978-250 sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.06.2011 tarihli ve 94-133; 22.11.2011 tarihli ve 203-238 sayılı kararlarında; Yargıtay ilgili Ceza Dairesince bir mahkûmiyet hükmü onanmakla kesinleşeceğinden, kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımının bu aşamada sona ereceği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine yapılan incelemede, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü hâlinde, Özel Daire onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hâle gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği ve dava zamanaşımının buna göre hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;<br />
İncelemeye konu dosyada, 08.10.2007 tarihli eylemle ilgili olarak sanıklar hakkında 20.05.2010 tarihli mahkûmiyet hükmünün 03.12.2013 tarihinde Özel Dairece onandığı, Yerel Mahkemenin yeniden yargılama kapsamında verdiği karar ile anılan kararın bozulmasına ilişkin Özel Daire kararının Ceza Genel Kurulunca hukuki değerden yoksun olması sebebiyle kaldırılmasına karar verildiği, bu nedenle Özel Dairenin onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hâle gelmesi üzerine yargılamanın süreceği ve Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde inceleme tarihi itibarıyla dava zamanaşımının dolduğundan söz edilmesi olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Dairenin sanıklar hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından verilen onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve zimmet suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usule uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunmaması ve sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 03.12.2013 tarihli ve 10255-11668 sayılı sanıklar hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından verilen onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Siirt Ağır Ceza Mahkemesinin 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve zimmet suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usule uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunmaması ve sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede, birinci uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu yönünden ilk müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 25.06.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla, ön sorun konusu yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024198-e-2025286-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="29081"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2008/5-96 E., 2009/203 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20085-96-e-2009203-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20085-96-e-2009203-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14.07.2009 tarihli, 2008/5-96 E., 2009/203 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2008/5-96 E., 2009/203 K.</strong></p>

<p><strong>NİTELİKLİ ZİMMET<br />
YETKİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Nitelikli zimmet suçundan sanıklar Ö... U...... Ç..... ve Ö... B.....’in beraatlarına, sanık H.... M....’nin ise, lehine olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCY’nın 247/1, 43/1, 248/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 53. maddenin uygulanmasına ilişkin, Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesince 11.06.2007 gün ve 161-261 sayı ile verilen hükmün o yer C.savcısı, katılan kurum vekili, sanık H..... müdafii ve diğer sanıklardan Turhan müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 17.03.2008 gün ve 12874-2011 sayı ile;</p>

<p>“Ö... U...... Ç..... ve Ö... B.....’in 1998/707 Esas sayılı 27.04.1998 ve 16.08.1999 tarihli asıl ve ek iddianameye konu zimmet suçlarından beraetlerine dair hükümlerin incelenmesinde;</p>

<p>Sanıkların H.... M.... ile işbirliği yaptıklarını, görüştüklerini veya talimat verdiklerini gösteren şüpheden öte mahkûmiyetlerine yeter somut ve tarafsız kanıtın bulunmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki bu sanıkların cezalandırılması gerektiği yönündeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraet hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,</p>

<p>Sanık H.... M....’nin 1998/707 Esas sayılı 27.04.1998 tarihli iddianameye konu zimmet suçundan mahkûmiyetiyle ilgili hükmün incelemesinde;</p>

<p>Amaç ve faaliyetleri arasında turizm maksatlı yerli ve yabancı tekne, yatlara konaklama, bakım, onarım ve servis hizmeti verilmesi de bulunan T..... A.Ş’nin K..... Marinası Müdürü olan sanık H.... M....’nin diğer sanık Ö... U...... Ç.....’in hissedarı olduğu M..... M......Holding A.Ş’ye ait D.... ve P........adlı iki teknenin bakım ve onarımı için tahakkuk ettirilen ve işletmede tutulan tekne hesap ve kontrol kartlarına kaydedilen toplam 84.566 DM’nin de alınmayarak kurum zararına neden olunduğu, anılan tutar ödenip kurumun muhasebe kayıtlarına intikal ettirilmediği halde olaya basında yer verilmesi üzerine personele talimat vererek 70.097.61 DM karşılığı 1355.010.805 Lira tahsil edilmiş gibi geçmiş tarihli dört adet sahte tahsil fişi ile borcu bulunmadığına dair 16.09.1994 tarih ve 1994/933 sayılı işletme yazısı düzenlettiği oluşa uygun olarak sabit görülmüş ise de; işletmenin sözleşme gereği yaptığı işin karşılığı olan ücretin tahsil edilmemesi nedeniyle zimmet suçunun unsurlarının bulunmadığı, ancak suç tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve özelleştirme programına alınan kuruluş personeli olmasından dolayı 4046 sayılı Yasanın 7/3. maddesi gereğince memur sayılan sanığın alacak tahsil edilmemiş olmasına rağmen ödenmiş gibi birden çok tahsil fişi ve borcu bulunmadığına ilişkin belge düzenlettirme fiillerinin zincirleme biçimde resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu gözetilmeden, nitelendirmede yanılgıya düşülerek zimmetten hüküm kurulması,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Güvenlik tedbiri olup, kazanılmış hakka konu olmadığı dikkate alındığında, suçun 5237 sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi nedeniyle hakkında 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi”</p>

<p>” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 18.04.2008 gün ve 208501 sayı ile;</p>

<p>“1- Suç tarihi itibariyle sanık H.... M....’nin T..... A.Ş’ye bağlı Kuşadası M.....Müdürü, sanık Ö... B.....’in T..... Genel Müdürü olarak görev yaptıkları, sanık Ö... U...... Ç.....’in ise dönemin Başbakan’ının eşi ve M..... M......Holding A.Ş’nin büyük hissedarı olduğu ve ticaretle uğraştığı, M..... M......A.Ş’ye ait D.... ve P........isimli iki teknenin Kuşadası M.....İşletmesinde bakım onarımının yapıldığı ve bu hizmet karşılığı tahakkuk ettirilen ve işletmede kayıt altına alınan tekne hesap ve kontrol kartlarına kaydedilen hizmet bedelinden toplam 84.566 DM’nin eksik alınarak müdahil kurumun zarara uğratıldığı ve aynı oranda da M..... M......A.Ş’nin haksız olarak zenginleştirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık H.... M....’nin tek başına karar vererek bu kadar yüksek bir meblağı almaması hayatın olağan akışına aykırı düşmektedir. Sanık H..... ve Ömer’in diğer sanığın siyasi gücünden çekinerek ve istikbal beklentisi içine girerek sanık Ö...'inde azmettirmesi ile iştirak halinde suça konu parayı almadıkları ve M..... M......Holding A.Ş’nin zimmetinde bıraktıkları sübuta ermektedir.</p>

<p>2- Sanıkların üzerine atılı ‘</p>

<p>‘basit zimmet’ suçu, müdahil kurumun sunmuş olduğu hizmet karşılığı M..... M......Holding A.Ş. adına tahakkuk eden ve kesinleşen borcun 84.566 DM’lik kısmının bir daha alınmamak üzere affedilmesi veya silinmesi ile sübuta ermiş ve suç tamamlanmıştır. Nitekim, tahakkuk eden borcun tamamı tahsil edilmiş gibi işlem yapılmış ve suça konu alacak M..... A.Ş’nin zimmetinde haksız olarak kalmıştır. Burada, sanıkların kastı ve amacı, M..... A.Ş. adına tahakkuk eden bu borcu bir daha ödememek üzere içetmek ve borç hanesinden silmektir. Eğer sanıkların böyle bir kastı olmasa, suça konu bu alacak Kuşadası M.....İşletmesinin muhasebe kayıtlarında alacak olarak ve M..... M......A.Ş’nin kayıtlarında da borç olarak gözükmesi gerekirdi. Böyle bir durumda da, ‘</p>

<p>‘hizmet sözleşmesinden kaynaklanan borç’ ilişkisinden söz edilebilirdi.</p>

<p>Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesi bozma ilamında ‘</p>

<p>‘... işletmenin sözleşme gereği yaptığı işin karşılığı olan ücretin tahsil edilmemesi nedeniyle zimmet suçunun unsurlarının bulunmadığına…</p>

<p>…’ karar vermiş ise de; sanıkların amacı ve kastı hizmet sözleşmesinden doğan paranın bir kısmını bir daha ödenmemek üzere içetmek ve üzerine sünger çekmek olduğundan artık burada sadece ‘</p>

<p>‘hizmet sözleşmesinden doğan bir alacaktan’ sözetmek mümkün değildir. Şayet, tahakkuk eden ve kesinleşen borcun bir kısmı tahsil edildikten sonra bakiye kalan suça konu para da tahsil edilmemiş borç olarak işletme muhasebe kayıtlarında gözükse idi, ancak o zaman ‘</p>

<p>‘işletmenin sözleşme gereği yaptığı işin karşılığı olan ücretin tahsil edilmemesinden’ sözedilebilirdi. Sanıkların fikir birliği içinde ve iştirak halindeki kasıtları, suça konu parayı bir daha tahsil edilmemek üzere, tüm muhasebe kayıtlarından da düşerek içetmek ve M..... A.Ş’nin zimmetine geçmesini sağlamaktır.</p>

<p>3- Sanıkların üzerine atılı ‘</p>

<p>‘zimmet’ suçu işlenip tamamlandıktan sonra, bu olayın basında yer alması üzerine sanık H.... M....’nin Ankara'ya geldiği ve diğer iki sanıkla görüşerek olayı örtbas etmek için, Kuşadası M.....İşletme Müdürlüğü personeline telefonla talimat vererek suça konu paraya karşılık olarak 70.097.61 DM’nin karşılığı toplam 1.355.010.805 TL tahsil edilmiş gibi geçmiş tarihli dört adet sahte tahsil fişi ile M..... A.Ş’nin müdahil kuruma borcunun bulunmadığına dair 16.09.1994 tarih ve 1994/933 sayılı işletme yazısı düzenlettiği ve sanıkların böylece ‘</p>

<p>‘teselsülen resmi evrakta sahtecilik’ suçunu da işledikleri ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Sanıkların, müdahil kurum adına tahakkuk eden suça konu parayı bir daha almamak üzere M..... A.Ş’nin zimmetinde kalmasını sağlamaları sonucu ‘</p>

<p>‘basit zimmet’ suçunun oluştuğu ve sübuta erdiği, sanıkların üzerine atılı bu suçun ortaya çıkmasından sonra, zimmet suçunu örtbas etmek ve gizlemek amacıyla ayrıca resmi evrakta sahtecilik suçunu da işledikleri anlaşılmakla; bu iki eylemin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü, öncelikle zimmet suçu oluşmuş ve sübuta ermiş ve bu suçun ortaya çıkmasından sonra, sanıklar resmi evrakta sahtecilik suçunu da işlemişlerdir”</p>

<p>” görüşüyle itiraz yasayoluna başvurarak, Özel Daire kararının, sanık H.... M....’nin üzerine atılı “</p>

<p>“zimmet”</p>

<p>” suçuna ilişkin verilen bozmaya ilişkin bölümünün kaldırılarak bu sanık hakkında verilen hükmün onanmasına ve sanıklar Ö... U...... Ç..... ve Ö... B.....'in üzerine atılı “</p>

<p>“zimmet”</p>

<p>” suçuna yönelik onamaya ilişkin bölümünün kaldırılması ve bu sanıklar hakkındaki hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;</p>

<p>1- Sanıklardan H.... M....’nin eyleminin resmi evrakta sahtecilik suçuna mı, yoksa zimmet suçuna mı uyduğunun,</p>

<p>2- Sanıklar Ö... U...... Ç..... ile Ö... B.....’in, diğer sanığın eylemlerine katılıp katılmadıklarının,</p>

<p>belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>Birinci uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;</p>

<p>İncelenen dosya içeriğine göre;</p>

<p>TBMM’ce 13.02.1996 tarihinde, S... H.... Paşa Yalısı’nda meydana gelen yangının nedenlerini ve T..... Genel Müdürlüğüyle ilgili yolsuzluk iddialarını araştırmak amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuş olup, T..... A.Ş’ne ait bütün işletmeler komisyon bünyesinde görevlendirilen müfettişler eliyle incelenmiş, saptanan usulsüzlükleri içeren 275 sayfalık bir rapor hazırlanarak her bir usulsüz işlemle ilgili olarak C.savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmuştur.</p>

<p>Sanıklardan H.... M.... savunmalarında, suçlamaları kabul etmediğini, iddianamede anlatılan olayların siyasi platforma çekilen asılsız suçlamalar olduğunu, T..... müfettişlerinin denetiminde herhangi bir usulsüzlük tespit edilmediğini, aleyhine ifade verenlerin taltif edildiğini, K...... M.....’na ait faks cihazı ve bazı eşyaları sanık Ö... U...... Ç.....’in çiftliğine göndermediğini, jet skileri diğer sanığın oğluna kullandırmadığı gibi, çalıştığı işyerinde jet skilerin kaydının bulunmadığını, 2 adet teknenin onarım işleri nedeniyle kendisinin eski tarihli fatura kesilmesini söylemediğini, K..... M......’na ait evrakların Elmadağ Dağ Otelindeki Genel Müdürlük arşivine kaldırılmasından haberinin olmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>TBMM Araştırma Komisyonunca görevlendirilen T..... Teftiş Kurulu Müfettişi G..... E..... tarafından düzenlenen 10.06.1996 gün ve 61-1 sayılı raporda, sonuç olarak;</p>

<p>“Ç..... ailesine ait P........ve D.... isimli teknelere T..... Kuşadası M.....İşletmesi tarafından bağlama ve çekme-atma hizmeti verilerek çeşitli bakım-onarım işlerinin gerçekleştirildiği, bu işler nedeniyle P........teknesi için düşük işçilik ücreti tahakkuk ettirilirken, D.... teknesinden işçilik ücreti alınmadığı, bakım-onarım işlerinde kullanılan malzemelere düşük oranda kâr konulduğu, dışarıya yaptırılan işler için alınan iş bedelinin %30’u oranındaki M.....komisyonunun hiç alınmadığı,</p>

<p>Söz konusu teknelere toplam 303.213 DM borç tahakkuk ettirildiği ve bu borcun 218.647 DM’lık kısmının çeşitli tarihlerde tahsil edildiği, teknelerin işletmeye halen 84.566 DM borçlu bulundukları, bu borç tutarına, alınmayan işçilik ücretleri ile dışarıya yaptırılan işler nedeniyle tahakkuk ettirilmeyen komisyonların ilave edilmesi halinde, teknelerin toplam borcunun yaklaşık olarak 114.000 DM’a ulaştığı,</p>

<p>Basında P........teknesiyle ilgili olarak ücretsiz bakım-onarım yapılıyor şeklinde haberler çıkması üzerine, işletme tarafından P........teknesinin borcu bulunmasına karşın, borcu yoktur şeklinde yazı verildiği ve düzenlenen sahte tahsil fişleriyle tekneden 70.067,61 DM karşılığı 1.355.010.805 Liranın tahsil edilmiş gibi gösterilerek, basında çıkacak olumsuz yayınların önlenmesine çalışıldığı,</p>

<p>İşletmeye ait faks cihazının dönemin işletme müdürü H.... M....’nin talimatıyla Ö... Ç.....’e ait Kuşadası’ndaki çiftlik evine götürüldüğü ve orada kullanıldığının tespit edildiği, belirtilmiştir.</p>

<p>Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanı H....Y..... Tarafından düzenlenen 17.08.1998 günlü raporda ise; M..... M......Holding A.Ş’nin 1994 yılı defter ve belgeleri üzerinden yapılan incelemeler sonucunda, tahsil fişlerinin yasal defterlere kaydedilmediği, bu belgelerin şirketin 1994 yılı belgeleri arasında yer almadığı ve yasal defterlere göre şirketin bu tahsil fişleri ile ilgili olarak anılan tarihlerde herhangi bir ödemede bulunmadığının belirlendiği bildirilmiştir.</p>

<p>T..... Genel Müdürlüğü vekili aracılığıyla 31.07.1996 tarihinde M..... M......A.Ş. hakkında, 84.565 DM alacak için, Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 1996/4034 sayılı dosyasında ilamsız takip yürütmüş, borçlu şirketin 13.08.1996 tarihinde borca itiraz etmesi üzerine takip durmuş, ancak T..... Genel Müdürlüğü dosyaya gönderdiği 12.11.1996 günlü yazı ile alacağın peyder pey tahsil edildiğinden bahisle takibin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>T..... Genel Müdürlüğü ayrıca, 01.12.1997 tarihinde bakiye alacak olan 23.384 DM için aynı İcra Müdürlüğünde 1997/6993 sayılı dosyada icra takibi yürütmüş olup, borçlu şirketin 15.12.1997 tarihinde borca itiraz etmesi üzerine takip durmuştur.</p>

<p>Yerel Mahkemece sorulması üzerine, T..... Genel Müdürlüğünce 07.05.1999 ve 99/73 sayı ile;</p>

<p>Müfettiş raporunda yer alan T..... Kuşadası M.....İşletmesine ait faks cihazının, alındıktan birkaç ay sonra dönemin işletme müdürü H.... M....’nin talimatıyla, Ö... U...... Ç.....’e ait Kuşadası’ndaki çiftlik evine kurdurulduğu iddiası ile ilgili olarak, söz konusu cihazın 1996 yılına kadar işletme kayıtlarında mevcut olarak gösterildiği, işletmenin 06.11.1997 tarihi itibariyle özelleştirilmesi nedeniyle düzenlenen kapanış mizanı ile kırık-kayıp hesabına aktarılarak kayıtlardan düşüldüğü,</p>

<p>Ayrıca Ç..... ailesine ait P........ve D.... adlı teknelerin bakım ve onarımının yapıldığı dönemde jet ski deniz aracının 18.585 DM karşılığında Ç..... ailesi adına satın alınıp, bakım ve onarım borçlarının takip edildiği karta kaydedildiği, işletmenin demirbaş kaydına girmediği,</p>

<p>Söz konusu teknelerin bağlama ve bakım-onarım borçlarının tahsili amacıyla icra takibi yapıldığı, 84.450 DM’lik kısmının M..... M......Holding A.Ş’den 17.10.1996 tarihinde tahsil edildiği, daha sonra tespit edilen 23.384 DM tutarındaki borca ilişkin belgelere itiraz edilmesi üzerine, belgelerin usulsüz olarak düzenlenmesinden sorumlu olan dönemin işletme müdürü H.... M....’den bu tutarın tahsili için icra takibi başlatıldığı bildirilmiştir.</p>

<p>Yerel Mahkemece, emekli Sayıştay Uzman Denetçilerinden oluşan 3 kişilik bilirkişi kurulundan aldırılan raporda özetle;</p>

<p>Söz konusu tekneler M..... M......Holding A.Ş’ye aittir. Sanık Ö... U...... Ç....., P........ve D.... isimli teknelerin maliki olan M..... A.Ş’nin hissedarıdır. Teknelerin bakım ve onarımları için Holding ile Kuşadası M.....işletmesi arasında sözleşme akdedilmiş ve teknelerde 1994-1995 yıllarında bakım onarım yapılmıştır.</p>

<p>Bakım onarım işleri için tahakkuk ettirilen bedeller, tekne hesap ve servis kontrol kartlarına kaydedilmiştir. İlgili kartlara bakım-onarım masrafları dışında konaklama, yemek, telefon gibi ücretler de kaydedilmiştir. Bakım-onarımın devamı sırasında M..... A.Ş. tarafından M.....işletmesine çeşitli tarihlerde banka havalesi yoluyla avans niteliğinde ödemeler yapılmıştır.</p>

<p>Dava dosyasında tekne kayıtlarının müteaddit defalar düzenlendiği, orijinal kartların dosyada bulunmadığı, T..... Müfettişleri tarafından mühür ve imza edilerek tasdik edilen kartların yeniden düzenlenerek dosyaya konulan kartlar olduğu, tekne kayıtlarında, iş kalemleriyle ilgili iş sahibine ait iş emirleri/onay belgeleri ile dayanağını oluşturan imzalı belge asıllarının dosyada bulunmadığı, T..... Genel Müdürlüğünün söz konusu kartlara göre 84.566 DM alacak iddiasıyla yaptığı icra takibine karşı M..... A.Ş. tarafından dosyaya ihtirazı kayıtla 85.450 DM ve 181.875.378 TL. ödendiği ve borcun kapatıldığı, bundan sonra T..... Genel Müdürlüğünün yeniden 23.384 DM bakiye alacak iddiasıyla icra takibine geçtiği, ancak takibin M..... A.Ş’nin borca itirazı üzerine durduğu, bu itiraza karşılık T..... Genel Müdürlüğünün dava açmadığı, M..... A.Ş. ile T..... işletmesi arasındaki hukuki ilişkinin BK’nun 355 ve müteakip maddelerinde düzenlenmiş istisna akti kapsamında bir ilişki olduğu;</p>

<p>Dava konusu olayda, teknelerle ilgili iş bedelinin iş sahibi (M..... A.Ş.) tarafından müteahhide (T..... Kuşadası M.....işletmesi) tam olarak ödenip ödenmediği konusunda ihtilaf olduğu, 84.566 DM bakiye alacak iddiasıyla M..... A.Ş. aleyhine yapılan icra takibinde M..... Holding A.Ş’nin gerçekte borcu olmadığı, ancak konunun siyasi istismar konusu yapılmaması için talep edilen fatura tutarı ödeyeceğini bildirdiği ve ihtirazı kayıtla ödediği, T..... Genel Müdürlüğünün bu tutarı tahsil ettikten sonra 23.384 DM bakiye alacak iddiasıyla bir kez daha yaptığı icra takibinde M..... A.Ş’nin itirazı ile durduğu, bu nedenle istisna akdi kapsamında yapılan iş bedelinin tam olarak ödenip ödenmediğinin taraflar arasında tartışmalı olduğu, T..... Genel Müdürlüğünün bir kısım alacağını M..... A.Ş’nden tahsil edemediği şeklindeki iddiasında, söz konusu alacağın usulüne uygun ve geçerli belgelerle kanıtlanmasının gerekli ve zorunlu olduğu, bu şekildeki belgelerin dava dosyasında bulunmadığı, zira teknelere yapılan hizmetlerin ilgili tekne kartlarına yazıldığı ve açık hesap olarak görüldüğü, karşılığı ücretlerin de avans olarak alındığı, dava konusunda oluşabilecek zimmet tutarının ise mahsubun ne zaman yapılması gerektiği hakkındaki hükümlere göre tayin olabileceği ve ancak zamanından sonra yapılan ödemelere göre zarar tespitinin yapılabileceği;</p>

<p>Ortada gerçek bir zarar olup olmadığının ve varsa miktarının tespit edilebilmesi için yasal belgelerin dosyada mevcut olması gerektiği, oysa olmadığı, aksi takdirde mevcut bilgi ve belgeler doğrultusunda iddia edilen zararın mevcudiyeti ve miktarı konusunda sağlıklı bir sonuca ulaşmanın mümkün olmadığı,</p>

<p>Kuşadası M......’nda teknelerle ilgili olan iş kalemlerinin dayanağı olan belgelerin;</p>

<p>İş sahibinin talimatı veya iş emri ile onay veya imzasını taşıması gerekirken bulunmadığı,</p>

<p>Tekneye iş yapanın hizmeti bitince imza veya parafının bulunmadığı,</p>

<p>İş tamamlandığında bunu gösteren yetkili görevlinin imza veya parafını taşıması zorunluluğuna uyulmadığı,</p>

<p>Kuşadası T..... M.....işletmesi tarafından M..... A.Ş’ne sözleşme nedeniyle borçlu olduğuna dair ihbar ve ihtarda bulunulmadığı,</p>

<p>Alacak iddiasının tanık beyanları ile değil yasal belgelerle ispat edilmesinin gerekli olduğu,</p>

<p>Duruşmalarda dinlenen birçok tanık tarafından, Kuşadası M.....işletmesinde o dönemde bazı usulsüzlük ve yolsuzluk olaylarının cereyan ettiği, kamu işlemlerinin çok bozuk ve düzensiz bir biçimde yürütüldüğü, teknelerin hesaplarının birçok kez bilerek veya bilmeyerek birbirine karıştırıldığı,</p>

<p>Bu nedenlerle; T..... Genel Müdürlüğünün dava konusu olayda bir zararının olup olmadığının ve var ise miktarının dava dosyasında mevcut belgelere göre saptanmasının mümkün olmadığı, mevcudiyeti ve miktarı belirlenebilir bir kamu zararının tespit edilemediği, ayrıca sanıkların eylemleriyle Devlet idaresine olan itimadın ihlal edildiğine dair bir kanıtın da bulunmadığı, zimmet suçunun maddi unsuru olan “</p>

<p>“mal edinme”</p>

<p>”nin dava konusu olayda oluşmadığı, her üç sanık yönünden de dava dosyasındaki bu suçlama konusu itibariyle zimmet veya ihtilasen zimmetin oluşmasının ve dolayısıyla bu suçlara iştirakin de mümkün olamayacağı kanaatine varıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>Dosyada mevcut, 09.09.1995 ve 11.09.1995 tarihli tutanaklardan, T..... Genel Müdürü olan sanık Ö... B.....’in, 08.09.1995 tarihinde Kuşadası M.....İşletmesini ziyareti sırasında verdiği talimat uyarınca 1992, 1993 ve 1994 yıllarına ait mahsup, tediye, tahsil, gider makbuzları, faturalar vb. ödeme fişleri, muhasebe kontrol raporları, sayım cetvelleri gibi muhasebe evrakı ile 1992 ve 1993 yıllarına ait ön büro tahsil faturaları ve tahsil fişlerinin tamamının T..... AŞ. Genel Müdürlüğünün Ankara, Dağ Oteli İşletmesinde bulunan genel müdürlük arşivine teslim edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yerel Mahkemece sorulması üzerine, T..... Genel Müdürlüğünce 14.05.2001 gün ve 1195 sayılı yazı ile söz konusu tekneler için marinada tutulan hesap ve servis kontrol kartları ile ilgili iş emirleri, kontrol kartlarının dayanağını oluşturan belgelerin, mahkemeye sunulup, adli emanete alındıklarını ve mahkemeye sunulan hesap kontrol kartlarının orijinal olup değiştirilmelerinin söz konusu olmadığı bildirilmiştir. (Söz konusu kartların fotokopileri müfettiş raporunun ekinde yer almakta olup, orijinalleri ise yargılama aşamasında T..... Genel Müdürlüğünce dosyaya ibraz edilmişlerdir.)</p>

<p>Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;</p>

<p>T..... Turizm A.Ş. Kuşadası Marinası İşletme Müdürlüğü’nde, M..... M......Holding A.Ş’ne ait olan P........ve D.... adlı teknelerin 1993-1995 yılları arasında bakımlarının yapıldığı ve burada bağlı bulunduklarında kuşku yoktur. Her iki tekne için yapılan bağlama sözleşmesi çerçevesinde ayrı ayrı hesap kartları açılmış, yapılan bütün harcamalar ile bağlama ve bakım ücretlerinin tamamı bu hesap kartlarında, Alman Markı olarak gösterilmiştir.</p>

<p>Gerek müfettiş raporu, gerekse yargılama aşmasında T..... Genel Müdürlüğünün cevabi yazılarından, her iki teknenin 1993-1995 yılları arasındaki toplam borcunun, 303.213 DM olduğu ve bu borcun 218.647 DM tutarının bu süreçte kesilen faturalar karşılığında tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Ödenenlerden arta kalan 84.566 DM tutarındaki borç ise, söz konusu kartlarda ve muhasebe kayıtlarında görülmektedir.</p>

<p>Basında haberler çıkması üzerine İşletme Müdürü olan sanık H.... M....’nin talimatıyla, geçmiş tarihli olarak 4 adet sahte tahsil fişinin düzenlendiği ve teknelerin borcu bulunmadığına dair yazı hazırlandığı dosya kapsamıyla sabittir. Ancak bu sahte tahsilat fişlerinin ve borcu yoktur belgesinin, her iki şirketin muhasebe kayıtlarına işlenmediği müfettiş raporu içeriğinden, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanı tarafından hazırlanan rapordan ve T..... Genel Müdürlüğünün yazılarından açıkça anlaşılmaktadır.</p>

<p>Nitekim, muhasebe kayıtları doğrultusunda, M..... M......Holding A.Ş. hakkında icra takibi yapıldığı ve kalan borç miktarının tahsil edildiği dosya kapsamıyla sabittir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 25.06.1990 gün ve 174-193 sayılı ve Özel Dairenin bu kararı esas alan yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere; borç olarak muhasebe kayıtlarında görünen bir para yönünden, mal edinme kastının bulunduğundan ve bu suretle zimmet suçunun oluştuğundan söz etmeye olanak yoktur. Bu nedenle somut olayda zimmet suçunun unsurları oluşmadığından, Yerel Mahkemece sanık H.....’ın zimmet suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır.</p>

<p>Ancak sanığın, basında çıkan haberler üzerine borç tahsil edilmediği halde geçmiş tarihli olarak tahsil edilmiş gibi 4 adet tahsilat fişi düzenletmesi ve borcu yoktur şeklinde resmi belge hazırlatmasının, resmi evrakta sahtecilik suçuna uyduğu da açıktır.</p>

<p>O halde Özel Dairece, zimmet suçunun oluşmadığı ve sanığın resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılması gerektiğine ilişen bozma kararı, dosya kapsamına ve yasaya uygun olup isabetlidir.</p>

<p>İkinci uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;</p>

<p>Sanık Ö... U...... Ç..... aşamalardaki savunmalarında suçlamaları reddetmiş, bu suçlamaların siyasi amaçla yıpratma için yapıldığını, T..... A.Ş’ne herhangi bir borçlarının bulunmadığını, olay tarihinden sonra H.... M....’yle herhangi bir görüşme yapmadığını, yatlar için yapılan hizmetlerin bedellerinin düşük gösterilmesi ya da alınmaması konusunda görüşme yapmadığını söylemiştir.</p>

<p>Sanık Ö... B..... ise, T..... Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde, kurumun sağlıklı çalışan bir arşivinin olmadığını, kendisinden önceki dönemlerde arşivi su bastığını, buna ilişkin tutanak tutulduğunu, arşivin düzenli olması için çalıştığını ve bu kuruma bağlı yerlerde arşivin saklanmasını ayrıca birer örneğinin de merkezi arşive gönderilmesini talep ettiğini, iddiaya konu tüm suçlamaların medyanın baskısıyla ortaya atılan iddia, şayia olduğunu, kendisinin hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirtmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanık M...... Ü..., T..... Müfettişi tarafından alınan ve duruşmada da doğru olduğunu bildirdiği 17.05.1996 günlü ifadesinde; 17.09.1995 tarihine kadar T..... Kuşadası M.....İşletme Müdürlüğü’nde muhasebe şefi olarak çalıştığını, daha sonra başka kuruma geçtiğini, P........yatının 1993 yılının Aralık ayında marinaya geldiğini ve bakıma alındığını, bu bakımda kullanılan malzemelerden kâr alınmadığı gibi, işçilik ücretlerinin de düşük gösterildiğini, P........yatına işletme tarafından 2 adet jet ski alındığını, ancak ücretlerinin tahsil edilip edilmediğini bilemediğini, teknenin bakım, onarım, bağlama ve diğer işletme harcamalarından oluşan 2 milyar 700 milyon lira borcunun bulunduğunu ve TBMM KİT Komisyonu toplantılarında bu borç gündeme geldiğinde, borcu yoktur diye yazı verildiğini, ancak borcun hala hesaplarda durmakta olduğunu, teknenin bakım onarım kartı incelenirse bunların görülebileceğini beyan etmiştir.</p>

<p>Tanık B.... Ç......., aşamalardaki ifadelerinde tutarlı bir şekilde; olay tarihlerinde liman hizmet şefliği görevini yürütmekte olduğunu, iki teknenin marinada bakıma girdiklerini, zaman zaman tahsilatlar yapıldığını, ancak miktarını bilemediğini, basında bazı yazılar çıkınca işletme müdürü H.... M....’nin, kendisini çağırıp, “</p>

<p>“biliyorsun Ö...Bey’in teknesi ile ilgili haberler çıkıyor, Ö...Bey zor durumda kalmasın diye bir tahsil fişi keseceğiz, nasıl olsa bedeli gelecek, onun için sen kes”</p>

<p>” diye talimat vermesi üzerine, 7.125 DM tutarındaki ilk tahsil fişini kendisinin kestiğini, bu fişin üzerinde yazan 07.01.1994 tarihinden çok sonra, tahminen Kasım 1994 tarihinde kesildiğini, bundan sonraki fişler için de ikna ve baskı yöntemi uyguladıysa da para gelmediği için tahsilat fişi kesmediğini, ancak başka arkadaşlarına bu fişleri de kestirdiğini, fişlerin kesilmesi konusunda Ö... Ç..... veya başka bir kişiden herhangi bir talimat ya da telkin gelmediğini, anladığı kadarıyla işletme müdürü H.... M....’nin, şirin görünmek için kendi kafasından bu işleri yaptığını, çünkü sonradan ortaya çıktığı gibi bu kişinin gerçek dışı üniversite diploması sunarak işe başladığını, sanık H.....’ın sahte olarak kesilen fişleri sanki tahsil edilmiş gibi Ankara’ya, Genel Müdüre faks çektiğini, aslında Ö... Ç..... tarafından ödemelerin her zaman banka kanalıyla yapıldığını ve hiçbir zaman elden ödeme yapılmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>Ön büro memuru olan ve sahte tahsil fişlerinin diğerlerini kesen A.... M.... da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.</p>

<p>Tanık Y.... A..., aşamalardaki ifadelerinde diğer tanıklar gibi ifade vermiş ve Kuşadası M.....İşletmesinde muhasebe şefi olarak çalıştığını, 16.09.1994 gün ve 94/933 sayılı borcu yoktur belgesini sanık H.... M....’nin, o tarihte işletme müdür yardımcısı olan T..... Ö....’e telefonla talimat vermesi üzerine düzenlediklerini, sanık H.....’ın telefon talimatında parayı elden getireceğini söylemesine rağmen getirmediğini, geçmiş tarihli olarak düzenlenen tahsil fişlerinin ön büro elemanlarınca yine sanık H.....’ın talimatıyla düzenlendiğini ve kullanılmış eski fiş koçanlarında boş bırakılan fişlerin bu işte kullanıldığını bildiğini, olay ortaya çıkınca muhasebe kayıtlarında alacak olarak görünen paranın Genel Müdürlüğe ödendiğini belirtmiştir.</p>

<p>Tanık T..... Ö.... ise, Müfettişe ve C.savcısına verdiği ifadeler ile duruşmada alınan beyanında tutarlı bir şekilde; olayların olduğu tarihlerde T..... Kuşadası M.....Müdürü olduğunu, P........ve D.... teknelerine de diğer teknelere verdikleri şekilde hizmet verdiklerini, teknelerin borcu bulunmasına karşılık o dönemde işletme müdürü olan sanık H.... M....’nin talimatı doğrultusunda borcu yoktur şeklinde belge düzenlediklerini, o gün sanık H.....’ın telefonla talimat verip, “</p>

<p>“ben Ö...Beyin yanındayım, parayı elden getireceğim, belge düzenlensin”</p>

<p>” dediğini, daha sonra kayıtlarda alacak olarak görünen paranın Genel Müdürlük tarafından tahsil edildiğini, söz konusu teknelerin masrafının DM olarak hesaplandığını ve rakam 1 milyar Liraya çıktığında buna ilişkin dokümanı hazırlayıp sanık H.....’a verdiklerini, anladıkları kadarıyla Ö... Ç.....’e şirin görünmek için masrafı 500 milyon Lira olarak bildirmiş olduğunu, sanık H.....’ın işletmeden anlamadığından bu şekilde hatalı davranıp kendilerini de dinlemediğini, bunların muhasebe kayıtlarında sabit olduğunu, görüşmeleri sanık H..... ile Ö... Ç.....’in yaptıklarını söylemiştir.</p>

<p>Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;</p>

<p>Dinlenen tanıkların beyanlarından anlaşılacağı üzere, sanıklar Ö...U..... ve Ö...’in, diğer sanık H..... ile görüşerek talimat verdikleri hususunda bir bilgi vermedikleri, aksine sanık H.....’ın, diğer sanıklara yaranmak için var olan borcu tam olarak bildirmediği gibi, basında haberler çıkınca sahte belgelerin düzenlenmesi için talimat verdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, sanıklar Ö...U....ve Ö....’in, diğer sanığın eylemlerine katıldıklarına ilişkin dosya kapsamında herhangi bir bilgi ve belge bulunmamakta, var olan kanıtlar da sanıkların savunmasını doğrular niteliktedir. Bu nedenle Yerel Mahkemece kanıt yetersizliğine dayalı olarak sanıkların yüklenen suçtan beraatlarına ve Özel Dairece de bu hükümlerin onanmasına karar verilmesi isabetlidir.</p>

<p>Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul üyesi ise; Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının haklı nedenlere dayandığından kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.07.2009 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20085-96-e-2009203-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="63214"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu'nun 2013/260 E., 2013/266 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu'nun 27.12.2013 tarihli, 2013/260 E., 2013/266 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/260 E., 2013/266 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Görevsizlik Kararı veren<br />
Yargıtay Daireleri : 5 ve 11. Ceza Daireleri<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Günü : 29.12.2010<br />
Sayısı : 115-552</p>

<p>Sanık hakkında İzmir Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığının 08.06.2004 gün ve 1104-555 sayılı iddianamesi ile; ihtilasen zimmet ve resmi evrakta sahtecilik suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesince 13.11.2007 gün ve 67-468 sayı ile; eylemin bütün halinde 765 sayılı TCK'nun 339. maddesinde yaptırım altına alınan müteselsilen resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.</p>

<p>Hükmün Askeri savcı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Askeri Yargıtayca 21.04.2009 gün ve 926-967 sayı ile;<br />
"...Sanığın avans mutemetliği görevini yerine getirdiği sırada, sahtecilik eylemi gerçekleştirerek mal edinme hâli söz konusu olduğundan, eylemlerinin ihtilasen zimmet suçuna vücut verebileceği, görevsizlik kararının suç vasfına bağlı görev yönünden hukuka aykırı kurulduğu sonucuna ulaşıldığından" bahisle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesince 10.12.2009 gün ve 737-807 sayı ile; eylemin bütün halinde ihtilasen zimmet suçunu oluşturduğu ve asker olmayan kişi statüsünde olan sanığı yargılama görevinin adli yargı mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine yargılama yapan İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince 29.12.2010 gün ve 115-552 sayı ile; sanığın zimmet suçundan 5237 sayılı TCK'nun 247/1, 247/2 ve 43. maddeleri uyarınca 8 yıl 16 ay 15 gün hapis, resmi belgede sahtecilik suçundan ise aynı kanunun 204/2 ve 43. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.10.2013 gün ve 10435-9667 sayı ile;<br />
"İddianame içeriğine, sevke, temyizin kapsamına ve Yargıtay Kanununun 14. maddesine göre temyiz incelemesi yapma görevinin Yüksek 11. Ceza Dairesine ait bulunduğu",</p>

<p>Dosyanın gönderildiği Yargıtay 11. Ceza Dairesince de 20.11.2013 gün ve 24705-17235 sayı ile;</p>

<p>"...İddianame yerine geçen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesinin görevsizlik kararında Askeri Yargıtay'ın 21.04.2009 gün 926-967 sayılı bozma ilamına uyularak 'müteselsilen ihtilasen zimmet' suçu tavsif edilerek dava açıldığının anlaşılmasına, temyizin kapsamına ve Yargıtay Kanununun 14. maddesine göre temyiz inceleme görevinin Yüksek 5. Ceza Dairesine ait olduğu" gerekçesiyle karşılıklı görevsizlik kararları verilmiştir.</p>

<p>Oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI</strong></p>

<p>Yargıtay 5. ve 11. Ceza Daireleri arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, temyiz incelemesinin hangi Özel Dairece yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava açan belge niteliğindeki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 10.12.2009 gün ve 737-807 sayılı görevsizlik kararında eylemin bütün halinde ihtilasen zimmet suçunu oluşturduğunun belirtilmiş olması ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunun 6110 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 14. maddesindeki;</p>

<p>"Ceza dairelerinde;</p>

<p>a) Daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde dava açılan belgedeki nitelendirme esas alınır. Açıklama ile sevk maddelerinin uyumsuz olduğu durumlarda, açıklamaya itibar edilir" şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, zimmet suçlarına ilişkin olarak verilen hükümleri temyizen inceleme görevi Yargıtay Kanunun 14. maddesi uyarınca Yargıtay 5. Ceza Dairesine aittir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin görevsizlik kararı isabetli olduğundan, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ve dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere 5. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi ise; "temyiz davasına bakma görevinin Yargıtay 11. Ceza Dairesine ait olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 03.10.2013 gün ve 10435-9667 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 27.12.2013 günü oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysa.jpg" type="image/jpeg" length="45052"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2021/21031 E., 2023/6409 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202121031-e-20236409-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202121031-e-20236409-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 21.06.2023 tarihli, 2021/21031 E., 2023/6409 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/21031 E., 2023/6409 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/382 E., 2020/78 K.<br />
SUÇ : Zincirleme Zimmet<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.(Kapatılan) Donanma Komutanlığı Askerî Mahkemesinin, 01.06.2016 tarihli ve 2014/1117 Esas, 2016/303 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında zincirleme zimmet suçundan, 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu'nun (1632 sayılı Kanun) 131 inci maddesinin birinci fıkrası (teşdiden), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 43 üncü maddesinin birinci fıkrası (teşdiden) ve 62 nci maddesi uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Anılan kararın sanık müdafii tarafından temyizi üzerine (Kapatılan) Askerî Yargıtay 4. Dairesinin 17.01.2017 tarihli ve 2017/17 Esas, 2017/41 Karar sayılı ilâmı ile; mahkûmiyet hükmünün usul ve noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Bozma üzerine temyize konu edilen Erdek Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.02.2020 tarihli ve 2017/382 Esas, 2020/78 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında zincirleme zimmet suçundan, 1632 sayılı Kanun'un 131 inci maddesinin birinci fıkrası (teşdiden), 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası (teşdiden), 62 nci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>4. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 05.08.2020 tarihli ve 2020/65895 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz isteği; tanıkların ayrı ayrı ifadelerinin alınması dışında bozma kararının hiçbir gereğinin hukuka uygun olarak yerine getirilmediğine, sanığın eyleminin zimmet suçu olarak nitelendirilmesinin hukuken mümkün olmadığına, teşdiden ceza tayininin haksız ve mesnetsiz olduğuna, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi nedeniyle alt sınırdan uzaklaşılarak arttırım yapılmasının haklı, hukuki ve vicdani sebebinin olmadığına, 5 yıl hapis cezasına hükmedilerek 5237 sayılı Kanun'un 50, 51 ve 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddelerine ilişkin lehe hükümlerin uygulanmasına engel olunduğuna ve kararın bozulması talebine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>Sanığın, Erdek Deniz Üs Komutanlığı bağlısı Erdek Askerî Gazino Müdürlüğünde İkmal ve İdarî Kısım Amiri ve aynı zamanda muhasebeci olarak görevli olması nedeniyle kendisine tevdi olunan birlik banka hesapları üzerinde tasarrufta bulunma, para çekme ve EFT gerçekleştirme yetkisini 13.02.2012-04.07.2014 tarihleri arasında kötüye kullanarak muhtelif zamanlarda aynı suç işleme kararlılığı altında zimmetine para geçirerek 301.489,80 TL tutarında kamu zararına sebebiyet verdiği iddia ve kabul edilen somut olayda; eylemin sübutu halinde 1632 sayılı Kanun'un 131 inci maddesinde düzenlenen zimmet suçunu oluşturması ihtimali nedeniyle, delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Başkaca yönleri incelenmeyen Erdek Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.02.2020 tarihli ve 2017/382 Esas, 2020/78 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği, gerekçe bölümünde açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>21.06.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202121031-e-20236409-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="28490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2019/1402 E., 2019/6335 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20191402-e-20196335-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20191402-e-20196335-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 19/06/2019 tarihli, 2019/1402 E., 2019/6335 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/1402 E., 2019/6335 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : Kara Kuvvetleri Komutanlığı ...Askeri Mahkemesi<br />
(...3. Asliye Ceza Mahkemesi)<br />
(2007/1125 Esas, 2016/1072 Karar)<br />
SUÇ : Görevi kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>Davanın mahkemece CMK'nın 260/1. maddesine göre katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olan Hazineye ve Milli Savunma Bakanlığına 3628 sayılı Yasanın 17 ve 18. maddeleri uyarınca ihbarı mümkün görülmüştür.</p>

<p>.... levazım er olarak görev yapan sanığın,.... Kışlası K-10 Kışla Lojman Kantini şube reyon sorumlusu olarak görevlendirildiği ve kantin işletme talimatına aykırı olarak 01/07/2007-31/07/2007 tarihleri arasındaki sayımda 3.964,20 TL kantin açığına sebebiyet verdiği iddia ve kabul edilen somut olayda; eylemin sübutu halinde 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 131. maddesinde düzenlenen zimmet suçunu oluşturabileceği gözetilerek delillerin takdir ve tartışmasının, davaya bakmanın 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sonuç ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 19/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20191402-e-20196335-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/yargitay-1643.jpg" type="image/jpeg" length="23046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2019/23940 E., 2019/10299 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 01/07/2019 tarihli, 2019/23940 E., 2019/10299 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/23940 E., 2019/10299 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 05 Mayıs 2015 tarihli ve Esas 2008/1532, Karar 2015/304 Müt. sayılı kararı aleyhine Milli Savunma Bakanlığının 21/03/2017 tarihli, ...YRD.: 51393309-9010-1973-17/As. Adlt. ve Kan. Gn. Md. As. Adlt. Czev. ve Müt. D. Rap. Tet. ve İşl. Ş. (26-B-45-17) sayılı “Kanun Yararına Bozma İstemi” konulu yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/03/2019 gün ve 2018/13919 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.</p>

<p>Anılan ihbarnamede;</p>

<p>“1. Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin zimmet suçundan sanık Ord.Er ... hakkındaki 2008/1598 Esas sayılı dava dosyası incelenmiştir.</p>

<p>2. Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin 31 Aralık 2008 tarihli, 2008/1598-1511 Esas ve Karar sayılı hükmü ile; sanığın 31.12.2005-01.02.2006 tarihleri arasında 2.423,30 YTL. tutarındaki kantin parasını zimmetine geçirmek suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCK'nin 131/1'inci maddesi az vahim hal cümlesi ve TCK'nin 62'inci maddeleri uyarınca beş ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 2.423,30 YTL. tutarındaki hazine zararının beş yıllık denetim süresince yirmi taksit halinde tamamen giderilmesi koşuluyla CMK'nin 231'inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Süresi içinde itiraz edilmeyen bu karar, 24 Şubat 2009 tarihi itibariyle kesinleştirilmiştir.</p>

<p>3. Beş yıllık denetim süresi sonunda, Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin 05 Mayıs 2015 tarihli, 2008/1598, 2015/304 Müt. Esas ve Karar sayılı duruşmasız işlere dair kararı ile; hükümlünün kendisi için öngörülen 5 yıllık denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılmış olan 31 Aralık 2008 tarihli, 2008/1598-1511 Esas ve Karar sayılı hükmün ortadan kaldırılmasına ve bu hükme ilişkin davanın düşmesine karar verilmiş; süresi içerisinde temyiz edilmeyen bu karar, 01 Temmuz 2015 tarihi itibariyle kesinleşmiştir.</p>

<p>4. CMK'nin 231'inci maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendine göre; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmektedir. CMK'nin 231'inci maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre ise; aynı maddenin altıncı fıkrasının (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde, sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecektir.</p>

<p>5. Dosyanın incelenmesinde, sanık hakkında 5 yıllık denetim süresinin 24 Şubat 2009 tarihinde işlemeye başladığı ve bu sürenin 24 Şubat 2014 tarihi itibariyle dolduğu; 24 Şubat 2014 tarihine kadar hazine zararının 20 taksit halinde ödenmesi gerektiği; dosya içeriğinden sanığın 27.01.2016 tarihi itibariyle hazine zararının sadece 625.31 TL'sini ödediği, 1.797.99 TL. tutarındaki hazine zararının beş yıllık denetim süresi içerisinde ödenmediği anlaşıldığından 5 yıllık denetim süresi sonunda hükmün açıklanması gerekirken, verilen hükmün ortadan kaldırılmasına ve bu hükme ilişkin davanın düşmesine karar verilmesinin kanuna aykırılık oluşturduğu değerlendirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6. Bu nedenle, bahse konu dava dosyası EK-A’da gönderilmiş olup, Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin 05 Mayıs 2015 tarihli, 2008/1598, 2015/304 Müt. Esas ve Karar sayılı duruşmasız işlere dair kararının bozulması için, 353 sayılı Kanun'un 243'üncü maddesi gereğince Askerî Yargıtay Başkanlığına başvurulması ...” istenilmekle;</p>

<p>Yukarıda sözü edilen kanuni düzenlemeler karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 05 Mayıs 2015 tarihli ve Esas 2008/1532, Karar 2015/304 Müt. sayılı kararının CMK’nin 309/4-c maddesi uyarınca aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılamayı yapılmamak üzere BOZULMASINA, 01/07/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="25798"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2019/29132 E., 2019/8818 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 22/05/2019 tarihli, 2019/29132 E., 2019/8818 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/29132 E., 2019/8818 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/10/2018 tarihli ve 2018/1129 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 01.03.2019 tarihli, 94660652-105-35-16142-2019-Kyb sayılı “Kanun Yararına Bozma İstemi” konulu kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/03/2019 gün ve 2019/23796 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.</p>

<p>Anılan ihbarnamede;</p>

<p>"Urla Cumhuriyet Başsavcılığının 19/02/2013 tarihli ve 2013/239 soruşturma, 2013/196 Esas, 2013/105 sayılı iddianamesi ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 131/1. maddesinde yer alan askeri eşyayı zimmete geçirmek suçundan iddianame tanzim edildiği ve Urla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/07/2018 tarihli kararı ile mahkemenin görevsizliğine karar verildiği anlaşılmakla: atılı suçun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247. maddesinde yer alan zimmet suçunun özel bir hali olduğu ve anılan Kanun tarafından aranan yasal şartların atılı suç yönünden de gerçekleşmesi gerektiği, zimmet suçundan yargılama yapma görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu, Hakim Savcılar Kurulunun 03/06/2017 tarihli ve 831 sayılı kararı ile Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren askeri suçlar yönünden ise 1 numaralı Ağır Ceza Mahkemelerinin görevli olduğu nazara alındığında, iddianameye konu zimmet suçunun yasal şartlarının oluşup oluşmadığı ve diğer sair yönlerden delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli olan ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilerek görevsizlik kararının kaldırılmasında isabet görülmemiştir.” Gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/10/2018 tarihli ve 2018/1129 değişik iş sayılı kararının bozulması istenilmekle;</p>

<p>Yukarıda sözü edilen kanuni düzenlemeler karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/10/2018 tarihli ve 2018/1129 değişik iş sayılı kararının CMK’nin 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 22/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="50470"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2023/6784 E., 2023/9488 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20236784-e-20239488-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20236784-e-20239488-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 05.10.2023 tarihli, 2023/6784 E., 2023/9488 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/6784 E., 2023/9488 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1910 Esas, 2023/52 Karar<br />
SUÇLAR : Zimmet, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve bu suçlara iştirak</p>

<p><strong>HÜKÜMLER :</strong> 1-Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.03.2022 tarihli ve 2016/23 Esas, 2022/55 sayılı Kararı ile; sanıklardan ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından açılan kamu davalarının ölüm nedeniyle düşürülmesine, ... hakkında zincirleme nitelikli zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçlarından, ... hakkında söz konusu suçlara iştirakten mahkumiyet, diğer sanıklar hakkında zimmet suçuna iştirakten beraat,</p>

<p>2-Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararı ile istinaf başvurularının esastan reddi,</p>

<p>3-Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 24.02.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı ek Kararı ile sanıklardan ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından verilen düşme, ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçuna iştirakten verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik katılanlar M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. ve Milli Savunma Bakanlığı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddi kararlarına dair yönelik temyiz istemlerinin reddi.</p>

<p>TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin ve ek kararın onanması, bozma</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararı ile 24.02.2023 tarihli ek Kararının sanıklar ... ve ... müdafileri, katılanlar M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. ile Milli Savunma Bakanlığı vekilleri tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde;</p>

<p>Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 sayılı Kararında açıklandığı üzere; M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. vekilinin yokluğunda verilen ve 13.02.2023 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen kanunî süre içerisinde 15.02.2023 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak aynı Kanun’un 295 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın ve (h) bendinde yer verilen "Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar"ın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar ve aynı Kanun’un 296 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümünde yer alan; “... temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş [ise] …, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder” şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde sanık ... müdafiinin kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçuna iştirakten verilen mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararına yönelik temyiz istemi ile katılan ...B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. vekilinin 24.02.2023 tarihli ek Karara yönelik temyiz istemi yerinde görülmemiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince sanıklardan ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, ... hakkında bu sanığın zimmet suçuna iştirakten verilen mahkumiyet, diğer sanıklar hakkında zimmet suçuna iştirakten verilen beraat hükümlerine yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen istinaf başvurularının esastan reddine dair hükümlerin; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz eden sanıklar ... ve ... müdafiilerinin ve katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrasınca temyiz isteklerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrasına istinaden temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık ... müdafiinin dosya kapsamına göre uygun görülmeyen duruşmalı inceleme talebinin 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesi uyarınca takdiren reddine ve incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.03.2022 tarihli ve 2016/23 Esas, 2022/55 sayılı Kararı ile sanıklardan ... hakkında zimmet suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 247 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 18 yıl 9 ay, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan aynı Kanun'un 204 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına, aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca zimmet suçu yönünden 11 yıl 3 ay, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçu yönünden 3 yıl 1 ay 15 gün süreyle aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında kalan hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına, ... hakkında zimmet suçuna iştirakten 5237 sayılı Kanun'un 247 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 39 uncu ve 43 üncü maddelerinin birinci fıkraları ile 62 nci maddesi uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına karar verilmiş, diğer sanıklar hakkında zimmet suçundan beraat hükümleri kurulmuştur.</p>

<p>2.Temyiz incelemesine konu Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan ... Pet. Dağ. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun reddi ile O yer Cumhuriyet savcısının, katılanlar M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. ile Milli Savunma Bakanlığı vekillerinin ve sanıklar ... ile ... müdafiilerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin temyiz sebepleri, beraat kararlarının, cezada indirim yapılmasına, yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına ve aleyhlerine olan tüm kararların dosya kapsamı ile usul ve yasaya aykırı olduğuna, tüm sanıkların atılı tüm suçları işlediklerinin dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgelere göre sabit olduğuna, cezalarda indirim uygulanmayarak en üst hadden ceza verilmesi gerektiğine, tüm beraat kararlarının kanuna aykırı olduğuna, eksik inceleme ile karar verildiğine, lehlerine vekalet ücreti takdir edilmesi ve zararlarının giderilmesi gerektiğine, bazı sanıklar lehine Hazine aleyhine vekalet ücreti takdirinin yasaya aykırı olduğuna ve sair hususlara ilişkindir.</p>

<p>Sanık ... müdafinin temyiz sebepleri, sahteliği iddia olunan belgelerin iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığına ilişkin inceleme yapılmadığına, özel belge niteliğinde olup olmadığının araştırılmadığına, müvekkiline atfedilen 2014 yılı öncesindeki fiilleri kabul etmediklerine, bilirkişi raporunda kamu zararı belirlenirken 2012-2013 yılları da esas alınmakla hatalı olduğuna, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığına, müvekkilinin fail olarak sorumlu tutulamayacağına, bilirkişi raporunda da müvekkilinin suça iştirak eden olduğunun belirtildiğine, zimmet suçunun unsurlarının gerçekleşmediğine, suça konu malların müvekkilinin hakimiyetine geçmediğine, sadece giriş-çıkış evrakı düzenlediğine, bu fiilleri de ölen sanık ...'nın baskı, telkin ve vaatleri sonucunda gerçekleştirdiğine, fiillerinin en fazla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceğine, kurum için araştırma ile ortaya çıkarılabilen eylemleri açısından zimmetin nitelikli olma vasfının gerçekleşmediğine ilişkindir.</p>

<p>Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri, teftiş aşamasında düzenlenen raporda müvekkilinin iştirakine dair bir tespite yer verilmediğine, dolum ve boşaltım esnasında hazır bulunmayan ve evrak işlerini takip eden müvekkilinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığına, ... haricindeki sanıkların ve suçu ihbar eden kişinin müvekkilini tanımadığına, zimmet suçunun nitelikli olma vasfı bakımından hileli bir davranışının bulunmadığına, yüklenen suçlar özgü suç niteliğinde olmakla bu suçları işlemesinin mümkün olmadığına, iştirakinin de bulunmadığına, sahte belgelerin müvekkili tarafından düzenlenmediğine ve sair hususlara yöneliktir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Sanıklardan ...'nın suç tarihlerinde 5. Ana Bakım Merkezi Komutanlığında sivil memur-levazım ve sıhhiye mal sorumlusu, ...'ın ise suça konu yakıtların taşıma işlerini yapan şirketlerin evrak takip işlerini yürüttüğü, ...'nın 2012, 2013 ve 2014 yıllarında saymanlığını yaptığı birliğe teslim edilmesi gerektiği halde teslimatı yapılmayan kalorifer yakıtı ve motorin nedeniyle toplam 8.509.482,53 TL, görevi sırasında zimmetine verilen ve 18 Şubat 2015 tarihinde yapılan incelemede eksik olduğu tespit edilen malzemeler nedeniyle 833.120,59 TL zimmetten sorumlu olduğu, birliğine teslim edilmeyen yakıtla ilgili sahte teslim belgeleri düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik yaptığı, ...'ın ...'nın 2014 yılı içerisinde işlemiş olduğu yakıt zimmeti suçuna iştirak ettiği iddiasıyla ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından, ...'ın ise bu suçlara iştirakten cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.10.2019 tarihli ve 2019/404 Esas, 2019/335 sayılı Kararı ile 2016/23 Esas sayılı dava ile birleştirilen dosya kapsamında suça konu yakıtların taşıma işlerini yürüten şirket yetkilileri ve şoförleri olarak çalışan diğer sanıklar hakkında yakıt ile ilgili zimmet suçuna iştirakten cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>İlk derece mahkemesince 13.07.2013 tarihli bilirkişi heyet raporu hükme esas alınmak suretiyle sanıklardan ...'nın teslimatı yapılmayan kal-yak ve motorin nedeniyle 8.408.723,77 TL'yi ayrıca 18.02.2015 tarihinde eksik olduğu tespiti yapılan 833.120,59 TL malzeme bedellerini mal edindiği, sahte teslim belgelerini düzenleyerek kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarını işlediği, ...'ın ...'nın bu fiillerine yardım eden olarak iştirak ettiği kabulüyle sanıkların mahkumiyetlerine, diğer sanıkların bu sanıkların fiillerine iştirak ettikleri şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilemediğinden beraatlerine karar verilmiştir.</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik O yer Cumhuriyet savcısının, katılanlar M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. ile Milli Savunma Bakanlığı vekillerinin ve sanıklar ... ile ... müdafiilerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında zimmet suçuna iştirakten verilen beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararı yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Zimmet suçu için kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıl hapis cezası olması karşısında, sanıkların sorgusunun mahkemesince yapılması gerektiği gözetilmeden, bir kısım sanıkların istinabe yoluyla alınan savunmaları ile yetinilmek ve bu şekilde hükümler kurularak 5271 sayılı Kanun'un 196 ncı maddesinin ikinci fıkrasına aykırı davranılmak suretiyle savunma hakları kısıtlanmış ise de sanıkların beraatlerine karar verilmiş olması nedeniyle bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Sanıkların leh ve aleyhlerindeki toplanan tüm kanıtları inceleyip, irdeleyen ve iddianın reddine ilişkin sebepleri karar yerinde ayrı ayrı gösteren, savunmayı tercih nedenlerini açıklayan, aleyhteki kanıtları hükümlülük için yeterli görmeyen mahkemenin beliren takdir ve kanaati ile beraat hükümlerine karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve kanuna uygun olması karşısında katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin temyiz itirazları ile hükümlerde dikkate alınan sair hususlar yönünden eleştiri dışında hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>B. Sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararı yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Sanığın adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin on birinci fıkrası gereğince ele alınması için ilgili mahkemeye ihbarda bulunulması yönünden mahallinde işlem yapılması mümkün görülmüştür.</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerine uyan suç vasfı ile yaptırımların eleştiri dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından sanık müdafiiinin ve katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p>C. Sanıklardan ... hakkında zimmet suçundan, ... hakkında bu suça iştirakten kurulan mahkumiyet ile ... hakkında bu suça iştirakten kurulan beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararları yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre kal-yak, motorin ve taşıma bedellerinin mal edinilmesi iddiası ile ilgili olarak sanıklardan ... ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>Sanık ...'nın görevi sırasında zimmeti kendisine verilen ve 18.02.2015 tarihinde yapılan incelemede eksik olduğu tespit edilen 833.120,59 TL malzemeyi uhdesine geçirdiği iddiası yönünden, aşamalarda sanığın detaylı savunmasının tespit edilmediği, hükme esas alınan 14.07.2017 tarihli bilirkişi heyet raporunda, mahalde yapılan sayımda sanığın hazır bulunmadığı, söz konusu iddianın doğruluğu veya yanlışlığı ile ilgili bir görüş bildirilemediği belirtilerek bu iddia yönünden herhangi bir inceleme yapılmadığı anlaşılmakla; bahse konu iddiaya ilişkin tüm evrakın eksiksiz olarak temini ile sanığın bu iddiaya ilişkin detaylı savunmasının alınması sonrasında dosyanın tüm ekleri ile birlikte 14.07.2017 tarihli raporu düzenleyen heyete tevdii ile bu iddia yönünden ek rapor düzenlettirilmesi ve 18.02.2015 tarihli sayım tutanakları ile eksik olduğu tespiti yapılan malzemelerin sanık tarafından mal edinilip edinilmediğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespiti sonrasında hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu bu iddianın da sübut bulduğu kabulüyle yazılı şekilde uygulama yapılması,</p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 247 nci maddesinde düzenlenen zimmet suçunun oluşması için "Kamu görevlisinin veya özel mevzuatları gereği kamu görevlisi gibi cezalandırılabilen kişilerin görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının yararına zimmetine geçirmesi"nin gerektiği, dava konusu somut olayda sanıklardan ...'nın suç tarihlerinde 5. Ana Bakım Merkezi Komutanlığında sivil memur-levazım ve sıhhiye mal sorumlusu, ...'ın ise yakıt taşıma işlerini yapan şirketlerin evrak takip işlerini yürüttüğü, sanık ...'nın teslim edilmeyen kal-yak ve motorini evrak üzerinden teslim edilmiş gibi göstermek suretiyle mal ve taşıma bedellerini diğer sanık ile birlikte mal edinmesi şeklinde gerçekleşen eylemlerinin, suça konu paraların görevi dolayısıyla sanık ...'ya teslim edilmediği, bu nedenle de fiillerinde yasal tevdi unsurunun gerçekleşmediği, hileli ve yasal olmayan yollarla haksız olarak menfaat sağlandığı anlaşılmakla, sanıkların fiillerinin zincirleme biçimde kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek zincirleme zimmet suçundan yazılı şekilde hükümler kurulması,</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin birinci fıkrasında "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir" şeklinde yer alan düzenleme karşısında, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemden ibaret olduğu, açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu, kamu davasına dayanak teşkil eden Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.01.2016 tarihli ve 2015/19627 Soruşturma, 2016/337 Esas, 2016/27 sayılı İddianamesinde sanık ...'ın, ...'nın 2014 yılı içerisinde işlemiş olduğu akaryakıt zimmeti suçuna iştirak ettiğinin iddia olunduğu, bu sanık yönünden 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin herhangi bir anlatıma yer verilmediği, bu itibarla bu eylemlerle ilgili dava açılmadığı nazara alınarak, söz konusu madde uyarınca usulen kamu davası açılması sağlanmadan belirtilen yıllara ilişkin eylemlerin de sübut bulduğu kabulüyle yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>Sanık ...'ın 08.01.2023 tarihinde öldüğü Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre 5237 sayılı Kanun'un 64 üncü maddesi ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca bir karar verilmesi gerekliliği,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün (B-7) no.lu bendinde 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca cezanın yarısı kadar hak yoksunluğu uygulandığı belirtildiği halde 9 yıl 4 ay 15 gün yerine 11 yıl 3 ay süreyle hak yoksunluğu uygulanmasına karar verilerek çelişkiye düşülmesi,<br />
Sanık ... hakkında hüküm fıkrasının (D-4) no.lu bendinde 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi gereği yapılan artırım sırasında hesap hatası sonucu 10 yıl 15 ay hapis cezası yerine 11 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi,</p>

<p>Sanık ...'nın adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin on birinci fıkrası gereğince ele alınması için ilgili mahkemeye ihbarda bulunulması gerektiğinin göz ardı edilmesi,</p>

<p>Hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>1.Ön inceleme bölümünün ikinci paragrafında açıklanan nedenle katılan ...B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine dair tüm hükümlere, ön inceleme bölümünün üçüncü paragrafında açıklanan nedenle de sanık ... müdafiinin kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçuna iştirakten kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararına yönelik temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle ayrı ayrı REDDİNE,</p>

<p>2.Ön inceleme bölümünün üçüncü paragrafında açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 24.02.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı ek Kararında hukuka aykırılık görülmediğinden katılan ...B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 296 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA,</p>

<p>3.Gerekçe bölümününün (A) ve (B) bentlerinde açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararında sanık ... müdafii ile katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda eleştiriler dışında hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>4.Gerekçe bölümününün (C) bendinde açıklanan nedenlerle sanıklar ... ve ... müdafiileri ile katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı, sanık ... yönünden esası incelenmeyen, Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, bozmada oy birliği gerekçede oy çokluğuyla BOZULMASINA,<br />
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
05.10.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY: </strong></p>

<p>1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun "Askeri şahıslar" başlıklı 3. maddesi; "Askerî şahıslar; Mareşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Millî Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askerî öğrencilerdir.</p>

<p>Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet memurlarının asker kişi sıfatları, 4.1.1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 115 inci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlıdır" hükmünü içermektedir.<br />
Atıfta bulunulan 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 115 inci maddesi ise "Silahlı Kuvvetlerde çalışan sivil memur, müstahdem, müteferrik müstahdem ve gündelikçi sivil personel bu kanunun askerlere tahmil ettiği sorumluluk ve hizmetlerin ifası bakımından:</p>

<p>a) Amir vazifesi alanlar; maiyetindeki bütün askeri ve sivil personele hizmetin icabettirdiği emirleri verebilir.</p>

<p>b) Bütün sivil personel emrinde çalıştıkları askeri amirlere karşı ast durumunda olup bu kanunun 14 üncü maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecburdurlar" hükmünü içermektedir.</p>

<p>1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun Eşyayı ve malları çalan, satan, rehine veren ve alanlar" başlıklı 131. maddesi; "1 - Askeri bir hizmet yaparken veya vazifeyi suistimal ederek bir hizmet veya vazifeden ötürü tevdi veya emanet edilmiş olan para veya kıymeti ne olursa olsun bir eşyayı yahut kendisine tevdi veya emanet edilmiş olmasa bile her türlü askeri erzak, eşya ve hayvanları çalanlar veya zimmetine geçirenler, yahut ihtilas edenler veya satanlar, yahut rehine verenler ve bunları bilerek satın alanlar veya rehin kabul edenler veya gizliyenler beş seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılırlar."</p>

<p>"Son maddeler" başlıklı 192. maddesi; "Askeri Ceza Kanununun 75, 79 uncu maddelerile 78 inci maddesinin C fıkrasının iki numarasında ve askeri eşyayı satın almak, rehin olarak kabul etmek ve gizlemek fiillerine dair 131 inci maddede yazılı suçlar askeri mahkemelere tabi olmıyan siviller tarafından yapılırsa umumi mahkemeler bu kanun hükümlerini tatbik ederler."</p>

<p>24/06/2021 tarih ve 7329 sayılı Askerî Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "... zamanında sivil kişilerin Askerî Ceza Kanununa tâbi suçlarında yargılama mercii:" başlıklı 13. maddesi; "Askerî Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 75, 79, 80, 81, 93, 94, 95, 114 ve 131 inci maddelerinde yazılı suçlar, askerî mahkemelerin yargı yetkisine tâbi olmayan sivil kişiler tarafından ... zamanında işlenirse; bu kişilerin yargılanması, adlî yargı mahkemeleri tarafından, Askerî Ceza Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle yapılır" hükmünü içermektedir.</p>

<p>Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 03/07/2008 tarihli ve 2008/143 -135 sayılı Kararında da sivil memurun ASCK'nın 131/1. maddesinde düzenlenen suçun faili olacağı kabul edilmiştir. Askeri Yargıtay 28/04/2010 tarihli ve 2010/1262-1255 sayılı Kararı ve yerleşmiş uygulamaya göre; "Askeri eşyayı çalmak suçu, ASCK'nın 131/1 inci maddesinde askeri suç olarak düzenlenmekle birlikte, askeri eşyanın asker olmayan kişiler tarafından çalınması halinde de, ASCK'da düzenlenen suçtan uygulama yapılmaktadır. Zira bu suçun sadece asker kişiler tarafından işlenebileceğine dair bir hüküm, madde metninde yer almamaktadır."</p>

<p>Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 2012/3361 Esas, 2012/11045 sayılı Kararında da; "Sanıklar tarafından 3. Hudut Tabur Komutanlığı 4. Hudut Piyade Bölük Komutanlığına bağlı boşaltılmış müfreze karakolu olan ve halen askeri birlik tarafından depo olarak kullanılan yerden askeri eşya niteliğindeki demir kapıları, kalorifer petekleri ve boruları söküp götürmekten ibaret eylemin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 131. maddesinde tanımlanan askeri eşyayı çalmak suçunu oluşturacağı gözetilmeden, nitelendirmede hata ile TCK’nın 142/1-a maddesinde düzenlenen hırsızlık suçundan hüküm kurulması," isabetsiz görülmüştür.</p>

<p>1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun "Askeri şahıslar" başlıklı 3. maddesi, "Son maddeler" başlıklı 192. maddesi ve 24/06/2021 tarih ve 7329 sayılı Askerî Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "... zamanında sivil kişilerin Askerî Ceza Kanununa tâbi suçlarında yargılama mercii:" başlıklı 13. maddesi uyarınca; "Sanık ...'nın görevi sırasında zimmeti kendisine verilen ve 18.02.2015 tarihinde yapılan incelemede eksik olduğu tespit edilen 833.120,59 TL malzemeyi uhdesine geçirdiği iddiası yönünden," eylemlerin sübutu halinde 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 131. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmesi gerekirken, çoğunluğun bu eylemin zimmet suçunu oluşturacağına dair gerekçesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20236784-e-20239488-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="57962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Büyükşehirlerde İlçe Kurulmasının Hukuki Çerçevesi ve Politika Analizi: Türkiye'de Yerel Yönetim Reformunun Önündeki Yapısal Bir Fırsat]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/buyuksehirlerde-ilce-kurulmasinin-hukuki-cercevesi-ve-politika-analizi-turkiyede-yerel-yonetim-reformunun-onundeki-yapisal-bir-firsat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/buyuksehirlerde-ilce-kurulmasinin-hukuki-cercevesi-ve-politika-analizi-turkiyede-yerel-yonetim-reformunun-onundeki-yapisal-bir-firsat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Ahmet Gökay DİNÇER yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Büyükşehirlerde İlçe Kurulmasının Hukuki Çerçevesi ve Politika Analizi:</strong></p>

<p><strong>Türkiye'de Yerel </strong><strong>Y</strong><strong>ö</strong><strong>netim Reformunun Önündeki Yapısal Bir Fırsat</strong></p>

<p><i>Legal </i><i>Framework and Policy </i><i>Analysis </i><i>of </i><i>District </i><i>Formation in </i><i>Metropolitan </i><i>Areas: A Structural Opportunity in Turkey's Local Government Reform Agenda</i></p>

<p><strong>ÖZ</strong></p>

<p><i>Bu makale, Türkiye'de büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ve fiilî ilçe işlevi g</i><i>ö</i><i>ren yerleşimlerin idarî statülerinin güncellenmesi meselesini hukuki, demografik ve politika analizi boyutlarıyla incelemektedir. Anayasa'nın 126. maddesi, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve </i><i>5747,</i><i> </i><i>6360, 6447 sayılı düzenlemelerin oluşturduğ</i><i>u normatif </i><i>çerçeve analiz edilerek, büyükşehir reformu süreçlerinde ilçe kurulmasının yerleşik bir araç olduğu saptanmaktadır. Çalışmada d</i><i>ö</i><i>rt </i><i>ö</i><i>rnek yerleşim </i><i>—</i><i>Ayrancılar (İzmir), Muradiye (Manisa), Kızılpınar (Tekirdağ) ve Turgutreis (Muğla)</i><i>— </i><i>beş </i><i>analitik </i><i>ö</i><i>lçüt üzerinden değerlendirilmektedir: nü</i><i>fus b</i><i>üyüklüğü, mekânsal ayrışma, kamu hizmeti altyapısı, ekonomik uzmanlaşma ve y</i><i>ö</i><i>netişim baskısı. Bulgular, s</i><i>ö</i><i>z konusu yerleşimlerin ilçe kurulması için hukuken ve işlevsel olarak gerekli koşulları büyük </i><i>ö</i><i>lçüde karşıladığını g</i><i>ö</i><i>stermektedir. Makale; merkez-çevre teorisi, </i><i>ö</i><i>lçek ekonomileri ve ç</i><i>ok-d</i><i>üzeyli y</i><i>ö</i><i>netişim literatürü ışığında tartışmayı genişletmekte ve TBMM'ye y</i><i>ö</i><i>nelik kanun teklifi gerekçelerini yapılandırmaktadır.</i></p>

<p><strong>ABSTRACT</strong></p>

<p><i>This article examines the administrative reclassification of settlements functioning de facto as districts within Turkish metropolitan municipality boundaries, analysing the issue through legal, demographic and policy lenses. By mapping the normative framework constituted by Article 126 of the Constitution, Law No. 5442 on Provincial Administration, and Laws Nos. 5747, 6360 and 6447, the study establishes that district formation is an established instrument within metropolitan reform processes. Four case settlements—</i><i>Ayrancılar (İzmir), Muradiye (Manisa), Kızılpınar (Tekirdağ) and </i><i>Turgutreis</i><i> </i><i>(Muğla)</i><i>—</i><i>are </i><i>assessed</i><i> </i><i>against</i><i> </i><i>five</i><i> </i><i>analytical </i><i>criteria: population size, spatial differentiation, public service infrastructure, economic specialisation and governance pressure. Findings indicate that these settlements largely meet the legal and functional prerequisites for district formation. The article situates the discussion within centre-periphery theory, scale economies and multi-level governance literature, and structures the rationale for legislative proposals addressed to the Grand National </i><i>Assembly.</i></p>

<p><strong>1. GİRİŞ</strong></p>

<p>Türkiye'de yerel yönetim reformu, 2000'li yıllardan itibaren hem kuruluş ölçeği hem de hizmet kapasitesi bakımından köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşümün en belirgin mihenk taşları, büyükşehir belediyesi sayısını ve sınırlarını kökten yeniden belirleyen 5747 (2008), 6360 (2012) ve 6447 (2013) sayılı kanunlardır. Söz konusu düzenlemeler yalnızca mevcut idari birimlerin sınırlarını çizmekle kalmamış; aynı zamanda büyükşehir sınırları içinde onlarca yeni ilçe üretmiştir.</p>

<p>Ne var ki bu reformun ortaya çıkardığı yeni idari haritada önemli bir boşluk göze çarpmaktadır: büyükşehir sınırları içinde kalan bazı yerleşimler, onlarca yıllık büyüme ve uzmanlaşma sürecinin ardından nüfus, ekonomi ve kamu hizmetleri bakımından ilçe niteliğine ulaşmış; ancak idarî statüleri bir 'mahalle' ya da 'mahalle kümesi' olarak sabit kalmıştır. Bu çalışma, söz konusu boşluğu sorunlaştırmakta ve dört örnek yerleşim üzerinden çözüm önerisinin hukuki ve politika zeminini inşa etmektedir.</p>

<p>Makalenin temel argümanı şudur: Türkiye hukukunda ilçe kurulması salt nüfus eşiğine bağlı değildir; belirleyici ölçütler coğrafi ayrışma, ekonomik uzmanlaşma ve kamu hizmetlerinin gerekleridir. Bu çok boyutlu ölçüt seti, büyükşehir sınırları içindeki 'nitelikli yerleşimlerin' idarî yeniden yapılanma için güçlü birer dosya oluşturduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>2. TEORİK ÇERÇEVE: ÖLÇEK, YÖNETİŞİM VE İDARİ YAPI</strong></p>

<p><strong>2.1. Merkez-Çevre Teorisi ve Alt-Merkez Olgusu</strong></p>

<p>Merkez-çevre teorisi, kentsel büyümenin tek bir idari ve ekonomik odağa bağımlı kalmadığını; nüfus artışı ve ekonomik uzmanlaşmayla birlikte çevresel bölgelerin kendi 'alt-merkez' özelliklerini kazandığını ileri sürer (Friedmann, 1966; Soja, 1989). Türkiye bağlamında bu teori, büyükşehir reformlarının ardından yeni işlevsel merkezler olarak öne çıkan ve mevcut idari sınırların gerisinde kalan yerleşimlerin analizinde doğrudan uygulanabilir bir çerçeve sunar.</p>

<p>Büyükşehirlerde alt-merkezleşme süreci; barınma, istihdam ve hizmet talebinin belirli düğüm noktalarında yoğunlaşmasıyla kendiliğinden gelişir. Bu düğüm noktaları, zamanla kendi kamusal altyapılarını, ticaret ağlarını ve topluluk pratiklerini üretir. Ayrancılar, Muradiye, Kızılpınar ve Turgutreis bu sürecin somut örnekleridir.</p>

<p><strong>2.2. Ölçek Ekonomileri ve İdari Verimlilik</strong></p>

<p>Yerel yönetim literatüründe ölçek ekonomileri tartışması, optimum belediye büyüklüğünün ne olduğu sorusu etrafında döner. Tiebout (1956) modelinden günümüz çok-düzeyli yönetişim (multi-level governance) yaklaşımlarına uzanan geniş bir yelpazede genel kabul gören öneri şudur: hizmet sunumu, talebin yoğunlaştığı coğrafi birimlerle örtüşen idari birimler aracılığıyla en verimli biçimde gerçekleştirilir.</p>

<p>Türkiye'deki büyükşehir deneyimi, bu önermeyi doğrulamaktadır: 6360 ile il sınırına taşınan büyükşehir belediyesi alanları, yeni kurulan ilçe yapılarıyla birlikte daha etkin hizmet planlaması imkânı yaratmıştır. Bununla birlikte, nüfus artışı mahalle ölçeğini aşan bazı yerleşimlerde tersine bir ölçeksizlik sorunu ortaya çıkmıştır: hizmet birimi çok küçük, sorumluluk alanı ise orantısız biçimde büyüktür.</p>

<p><strong>2.3. Çok-Düzeyli Yönetişim ve Subsidiarite İlkesi</strong></p>

<p>Avrupa Konseyi'nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nda somutlaşan subsidiarite ilkesi, kamu hizmetlerinin vatandaşa en yakın ve hizmeti en etkin sunabilecek yönetim kademesine bırakılmasını öngörür. Türkiye bu şartı 1988'de imzalamış, 1991'de TBMM'de onaylamıştır. Bu çerçevede, fiilî ilçe niteliğine ulaşmış yerleşimlerin idarî statüsünün güncellenmemesi, subsidiarite ilkesiyle doğrudan çelişmektedir.</p>

<p><strong>3. HUKUKİ ÇERÇEVE: ANAYASA, KANUN VE EMSAL</strong></p>

<p><strong>3.1. Anayasal Dayanak: Madde 126</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 126. maddesi, idarî bölünmenin üç temel ölçütle gerçekleştirileceğini açıkça hükme bağlamıştır: coğrafi durum, ekonomik şartlar ve kamu hizmetlerinin gerekleri. Bu üçlü ölçüt, ilçe kurulmasının nüfus eşiğine dayalı mekanik bir hesaplamanın ötesinde bütünleşik bir değerlendirme gerektirdiğini anayasal düzeyde tescillemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Madde 126'nın sistematik yorumu, ilçe kurulmasında kanun koyucuya geniş bir takdir marjı tanıdığını ortaya koymaktadır. Sabit bir nüfus eşiğinin yokluğu, bu durumu teyit eder niteliktedir. Dolayısıyla analitik görev; hangi yerleşimlerin söz konusu üç ölçütü karşıladığını göstermek ve bu doğrultuda kanun koyucuya olgusal zemin sunmaktır.</p>

<p><strong>3.2. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu</strong></p>

<p>5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 2. maddesi, ilçe kurulmasının ve bağlılık değişikliğinin münhasıran kanunla mümkün olduğunu hükme bağlamaktadır. İçişleri Bakanlığı'nın İl İdaresi ve Mülki Bölümler birimlerinin bu başvuruları işleyerek kanun taslağı hazırladığı bilinmektedir. Bu süreç, belediye meclisi kararının değil; teknik dosya + TBMM kanunu zincirinin belirleyici olduğunu göstermektedir.</p>

<p>5442'nin 2. maddesi kapsamındaki işlem; İçişleri Bakanlığı'nın coğrafi, demografik ve hizmet verilerini derlediği teknik bir ön inceleme, ardından Bakanlar Kurulu (ya da günümüzde Cumhurbaşkanlığı) düzeyinde değerlendirme ve son olarak TBMM'de kanunlaşma aşamalarından oluşmaktadır.</p>

<p><strong>3.3. 5393 Sayılı Belediye Kanunu'ndaki Nüfus Eşiği</strong></p>

<p>5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 4. maddesi, belediye kurulabilmesi için 5.000 nüfus eşiği öngörmektedir. Bu eşik, zaman zaman ilçe kurulması için de bir ölçüt olarak yanlış biçimde aktarılmaktadır. Oysa 5393'teki eşik münhasıran belediye kurulmasına ilişkindir; ilçe kurulmasını doğrudan düzenleyen bir kural değildir. İlçe kurulması Anayasa 126 ve 5442/2 zinciriyle gerçekleştiğinden, 5393'teki 5.000 eşiği ancak dolaylı bir referans değeri olarak okunabilir.</p>

<p><strong>3.4. Emsal Kanunlar: 5747, 6360 ve 6447</strong></p>

<p>Büyükşehir reformları içinde yeni ilçe teşekkülünün üç somut emsali mevcuttur:</p>

<p>– 5747 sayılı Kanun (2008): büyükşehir sınırları içinde doğrudan yeni ilçe kurulmasını düzenlemiş; mevcut belediye sınırlarını aşan büyüme alanlarına idari yanıt üretmiştir.</p>

<p>– 6360 sayılı Kanun (2012): on dört yeni büyükşehir kurulurken eş zamanlı olarak yirmi yedi yeni ilçe oluşturmuştur. Kapaklı ve Payas bu kanunla ilçe statüsü kazanan yerleşimlerin başında gelmektedir.</p>

<p>– 6447 sayılı Kanun (2013): Efeler örneğinde görüldüğü üzere merkez ilçelerin yeniden düzenlenmesini mümkün kılmıştır.</p>

<p>Bu üç kanun, büyükşehir reformlarının ilçe yapısını dinamik biçimde yeniden kurmanın meşru bir aracı olduğunu yerleşik hale getirmiştir. Dolayısıyla yeni ilçe kurulması, istisnai değil; aksine kurumsallaşmış bir idarî araçtır.</p>

<p><strong>4. ANALİTİK ÇERÇEVE: BEŞ ÖLÇÜTLÜ DEĞERLENDİRME MODELİ</strong></p>

<p>Anayasa 126, 5442/2 ve emsal kanun uygulamalarından türetilen aşağıdaki beş analitik ölçüt, hem bu makalede hem de politika sürecinde kullanılabilecek bütünleşik bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>Ölçüt</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p><strong>G</strong><strong>ö</strong><strong>stergeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>Ağırlık</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O1. Nüfus / Büyüklük</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>5393 sk. kapsamındaki belediye eşiğinin katları; büyükşehir bağlamında anlamlı eşik ~30.000+</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%20</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O2. Mekânsal Ayrışma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>Ana ilçe merkezine km cinsinden mesafe; bağımsız yerleşim dokusunun varlığı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%20</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O3. Hizmet Altyapısı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>Bağımsız sağlık birimi, okul kapasitesi, teknik altyapı yatırımı yoğunluğu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%25</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O4. Ekonomik Uzmanlaşma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>OSB, turizm bölgesi veya tarım havzasındaki işlevsel rol; özel istihdam profili</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%20</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O5. </strong><strong>Y</strong><strong>ö</strong><strong>netişim </strong><strong>Bask</strong><strong>ısı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>İdari parçalanma (mahalle bölünmesi), belediye yatırım yığılması, hizmet talep yoğunluğu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%15</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu modelin normatif kökü Anayasa 126'daki üçlü ölçüttür; ağırlıklandırma ise emsal uygulama pratiğinden ve yerel yönetim etkinliği literatüründen türetilmiştir. Model; yasama sürecinde teknik dosya hazırlanmasında, akademik çalışmalarda karşılaştırmalı vaka analizinde ve sivil toplum savunuculuk süreçlerinde kullanılabilecek esnek bir çerçeve olarak tasarlanmıştır.</p>

<p><strong>5. ÖRNEK VAKALAR: BULGULAR VE DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>5.1. Ayrancılar (İzmir – Torbalı)</strong></p>

<p>Ayrancılar, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde Torbalı ilçesine bağlı bir mahalledir. İzmir Büyükşehir'in plan belgelerinde 'Ayrancılar Yerleşimi' ayrı bir planlama başlığı altında ele alınmakta; Ayrancılar, Fevzi Çakmak, İnönü ve İstiklal mahallelerinden oluşan çekirdeğin nüfusu plan kararlarında 53.401 olarak verilmekte, öneri plan nüfusu ise 81.363'e ulaşmaktadır. Torbalı Belediyesi ise yerleşimi yaklaşık 60 bin nüfuslu, 'adeta bir şehir' ölçeğinde tanımlamaktadır.</p>

<p>O1 (Nüfus): Belediye ve büyükşehir belgelerindeki veriler 53-81 bin bandına işaret etmektedir; büyükşehir bağlamındaki anlamlı eşiğin belirgin biçimde üzerindedir. O2 (Mekânsal Ayrışma): Torbalı İstasyonu'na yaklaşık 9,5 km mesafe, bağımsız bir yerleşim dokusu üretmiştir. O3 (Hizmet Altyapısı): Belediye hizmet binası, kapalı pazar yeri, atıksu arıtma tesisi ve kapsamlı yol yatırımları mevcuttur. O4 (Ekonomik Uzmanlaşma): Sanayi ile tarımsal üretimin iç içe geçtiği hibrit bir ekonomik yapı gözlemlenmektedir. O5 (Yönetişim Baskısı): Plan hiyerarşisinde müstakil kentsel odak olarak işlenmesi, belediyenin ayrı hizmet noktası kurmuş olması.</p>

<p>Bulgular, Ayrancılar'ın Anayasa 126 ve 5442/2 testini güçlü biçimde karşıladığını göstermektedir. Mevcut idarî statünün yetersizliği, yalnız hizmet kalitesini değil; plan kararlılığını ve yatırım verimliliğini de olumsuz etkilemektedir.</p>

<p><strong>5.2. Muradiye (Manisa – Yunusemre)</strong></p>

<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi açık veri dosyasında 41.361 nüfusla kayıtlı olan Muradiye'nin 2025 yılındaki yerel yönetim beyanlarına göre 57 bin kişiye ulaştığı ifade edilmektedir. Manisa merkeze 20 km mesafede konumlanmış olan yerleşim, Yunusemre Belediyesi'nin kurduğu ek hizmet binası, YEGEM şubesi, sağlık ocağı ve sosyal tesisin yanı sıra Muradiye Organize Sanayi Bölgesi ile entegrasyon sayesinde güçlü bir ekonomik kimlik kazanmıştır.</p>

<p>Muradiye vakasının en çarpıcı boyutu, yerel yönetim belgelerindeki açık itiraftır: 2025 yılındaki resmî halk buluşmasında belediye başkanı, mevcut altyapının çok daha küçük bir nüfus için kurulduğunu ve büyük çaplı yenileme gerektirdiğini ifade etmiştir. Bu beyan, mevcut idarî yapının işlevsizleştiğinin bizzat yerel yönetim tarafından tescillenmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p><strong>5.3. Kızılpınar (Tekirdağ – Çerkezköy)</strong></p>

<p>Kızılpınar, Çerkezköy ilçesine bağlı üç mahalle kümesinden oluşmaktadır: Kızılpınar Atatürk (27.560), Kızılpınar Gültepe (18.621) ve Kızılpınar Namık Kemal. Bir yerleşimin aynı idari isim altında üç mahalleye bölünmüş olması, tek başına yönetişim baskısının boyutunu ortaya koymaktadır. Çerkezköy Belediyesi ilçeyi Türkiye'nin en büyük sanayi merkezlerinden biri olarak tanımlamakta; Kızılpınar bu sanayi havzasının başlıca büyüme cephesini oluşturmaktadır.</p>

<p>Kızılpınar vakasının ayırt edici özelliği, ilçe kurulması gerekçesinin coğrafi uzaklıktan çok işlevsel aşırı büyüme ve idari parçalanmaya dayanmasıdır. Belediye belgelerinde anılan 78-85 km kanalizasyon, 4-5 km yağmursuyu hattı ve aydınlatma yatırımları, tek bir yerleşim için olağandışı bir altyapı yükünü temsil etmektedir.</p>

<p><strong>5.4. Turgutreis (Muğla – Bodrum)</strong></p>

<p>Turgutreis, kalıcı nüfusu yaklaşık 35 bin olan ancak yaz aylarında 350-400 bin kişilik hizmet yükü taşıyan bir kıyı yerleşimidir. Bodrum'un çok-merkezli yapısı içinde batı yarımadasının fiilî hizmet merkezi konumundadır. Bodrum Belediyesi'nin plan kararlarında Turgutreis, çevre mahalleleriyle birlikte ayrı bir planlama kümesi olarak ele alınmaktadır.</p>

<p>Turgutreis vakasının literatürdeki karşılığı, 'sezonluk kentler' (seasonal cities) üzerine gelişen çalışmalarda bulunabilir. Bu yerleşimler; yılın belirli dönemlerinde kalıcı nüfusun çok üzerinde bir yük taşımaları nedeniyle sürekli eksik kapasite ya da aşırı yük ikilemine mahkûmdur. İlçe statüsü, bu sorunun yapısal çözümü için gerekli, ancak tek başına yeterli olmayan bir adımdır.</p>

<p><strong>6. TARTIŞMA: REFORMUN ÖNÜNDEKİ ENGELLER VE FIRSATLAR</strong></p>

<p><strong>6.1. Karşı Argümanlar ve Yanıtları</strong></p>

<p>İlçe kurulmasına yönelik en yaygın karşı argümanlar şu başlıklar altında toplanabilir:</p>

<p><strong><i>a) </i></strong><strong><i>Mali yük iddiası</i></strong></p>

<p>Yeni bir ilçenin kurulması; yeni belediye, muhtarlık ve taşra teşkilatı anlamına geldiğinden kısa vadede malî yük yaratacağı ileri sürülmektedir. Bu iddiaya karşı şu yanıt verilebilir: büyükşehir reformlarının uzun dönem deneyimi, ölçek artışının hizmet birim maliyetlerini düşürdüğünü göstermektedir. Üstelik hizmet yükü zaten mevcut ilçe belediyesindedir; bu yükün yeni bir birime devredilmesi, toplam kamu harcamasını artırmak yerine dağıtmaktadır.</p>

<p><strong><i>b) </i></strong><strong><i>Siyasi parçalanma riski</i></strong></p>

<p>İlçe sayısının artmasının siyasi koordinasyonu güçleştireceği kaygısı da dile getirilmektedir. Ne var ki 6360 sonrasında otuz büyükşehir belediyesi içinde yüzlerce ilçenin eş güdüm içinde çalıştığı görülmektedir; koordinasyon sorunu, ilçe sayısından değil kurumsal tasarım zayıflığından kaynaklanmaktadır.</p>

<p><strong><i>c) </i></strong><strong><i>Nü</i></strong><strong><i>fus eşiği sorunu</i></strong></p>

<p>Turgutreis gibi örneklerde kalıcı nüfusun 'düşük' kalması, zaman zaman ilçe kurulmasına gerekçe oluşturmadığı biçiminde yorumlanmaktadır. Anayasa 126'nın üçlü ölçütü; bu dar yorumu hukuki olarak geçersiz kılmaktadır. 'Kamu hizmetlerinin gerekleri' ölçütü açısından mevsimlik nüfus baskısı, kalıcı nüfus kadar —hatta bazı bağlamlarda daha fazla—belirleyicidir.</p>

<p><strong>6.2. Karşılaştırmalı Perspektif: Avrupa Deneyimi</strong></p>

<p>Avrupa'nın büyükşehir reformları incelendiğinde benzer sorunların farklı araçlarla çözüldüğü görülmektedir. İspanya'nın Barselona modeli, İtalya'nın città metropolitana düzenlemesi ve Fransa'nın métropole yapısı; büyükşehir ölçeğinde katmanlı ve işlevsel bir idarî mimari kurma yolunda köklü deneyimler sunmaktadır. Bu karşılaştırmalı perspektif, Türkiye'deki tartışmayı salt teknik bir mesele olmaktan çıkarmakta ve uluslararası yerel yönetim reform gündemine bağlamaktadır.</p>

<p><strong>7. SONUÇ</strong></p>

<p>Bu makale; Türkiye'de büyükşehir sınırları içindeki nitelikli yerleşimlerin ilçe statüsüne yükseltilmesini hem hukuken mümkün hem de politika açısından gerekli gösteren çok boyutlu bir analiz sunmuştur. Temel bulgular şu başlıklar altında özetlenebilir:</p>

<p>– Türkiye hukukunda ilçe kurulması için sabit bir nüfus eşiği mevcut değildir; belirleyici ölçütler Anayasa 126'da tanımlanmıştır.</p>

<p>– 5747, 6360 ve 6447 sayılı kanunlar, büyükşehir reformları içinde yeni ilçe yaratılmasının yerleşik bir araç olduğunu göstermektedir.</p>

<p>– Ayrancılar ve Muradiye, beş analitik ölçütün dördünü ya da beşini karşılayan güçlü adaylardır.</p>

<p>– Kızılpınar, yönetişim baskısı ve idari parçalanma açısından kayda değer bir dosya sunmaktadır.</p>

<p>– Turgutreis, sezonluk hizmet yükü ve yarımada hinterlandı ekseninden kurulacak özel bir gerekçeyle güçlü bir adaydır.</p>

<p>Politika yapıcılara yönelik başlıca öneriler şunlardır:</p>

<p>– İçişleri Bakanlığı, Anayasa 126 kapsamında standart bir 'nitelikli yerleşim teknik dosyası' formatı geliştirmeli; bu format, belediye veya büyükşehir taleplerini İçişleri kanalına iletecek yolu netleştirmelidir.</p>

<p>– TBMM İçişleri Komisyonu, öncelikli olarak Ayrancılar ve Muradiye dosyalarını gündemine alarak görüşme başlatmalıdır.</p>

<p>– Kızılpınar için Çerkezköy ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'nin üç mahalleyi kapsayan güncel bütünleşik nüfus-hinterland dosyasını tamamlaması beklenmelidir.</p>

<p>– Turgutreis dosyası, sezonluk hizmet yükü verisini içeren özel bir metodolojik çerçeveyle hazırlanmalıdır.</p>

<p>Büyükşehir reformu; yalnız sınır çizmek değil, değişen kentsel gerçekliğe karşılık verebilen dinamik bir idarî yapı kurmak anlamına gelir. Bu makale, söz konusu yapının güncellenmesi için güçlü bir normatif ve analitik gerekçenin mevcut olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>Yasalar, fiili durumun düzenlenmesini ve kaosun engellenmesini sağlar. İdare yasaları açısından ise idari kaosun ortadan kaldırılması ve defacto (fiili) ilçelerin hukuki statüye kavuşturulması elzemdir. Aksi taktirde, büyükşehirlerdeki idari kaos devam eder; fiilen ilçe haline gelen bölgeler gettolaşmaya ve daha büyük problemler oluşturmaya başlarlar.</p>

<p><strong>Av. Ahmet Gökay DİNÇER</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="AvrupaKonseyi1985.AvrupaYerelYöne"></a><strong>Avrupa Konseyi (1985). Avrupa Yerel Y</strong><strong>ö</strong><strong>netimler Özerklik Şartı. Avrupa Antlaşmaları Serisi No. 122, Strasbourg.</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="ÇiçekR.VeGülH.2016.Türkiyede"></a><strong>Çiçek, R. ve Gül, H. (2016). Türkiye'de büyükşehir belediyesi reformları ve 6360 sayılı Kanun: Eleştirel bir değerlendirme. Çağdaş Yerel Y</strong><strong>ö</strong><strong>netimler Dergisi, 25(3), 1-24.</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="FriedmannJ.1966.RegionalDevelopme"></a><strong>F</strong><strong>riedmann,</strong><strong> </strong><strong>J. (1966). </strong><strong>Regional</strong><strong> </strong><strong>Development</strong><strong> </strong><strong>Policy: A </strong><strong>Case</strong><strong> </strong><strong>Study</strong><strong> </strong><strong>of</strong><strong> </strong><strong>Venezuela.</strong><strong> </strong><strong>MIT </strong><strong>Press. </strong><a name="GülerB.A.2012.YeniDüzendeYerel"></a><strong>Gü</strong><strong>ler, B.</strong><strong> </strong><strong>A. (2012). Yeni düzende yerel y</strong><strong>ö</strong><strong>netimler 6360 sayılı yasa. TODAIE Yayınları.</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="İçişleriBakanlığı2024.İlİdaresiVe"></a><strong>İçişleri Bakanlığı (2024). İl İdaresi ve Mülki B</strong><strong>ö</strong><strong>lümler Birimi İşleyiş Esasları. Ankara.</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="ManisaBüyükşehirBelediyesi2024.Mah"></a><strong>M</strong><strong>anisa B</strong><strong>üyükşehir Belediyesi (2024). Mahalle Bazında Nüfus Verisi Açık Veri Dosyası</strong><strong>. [</strong><strong>Çevrimiç</strong><strong>i] </strong>https://acikveri.manisa.bel.tr.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SojaE.W.1989.PostmodernGeographi"></a>Soja, E. W. (1989). Postmodern Geographies: The Reassertion of Space in Critical Social Theory. Verso.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="TekirdağBüyükşehirBelediyesi2023.C"></a>Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi (2023). CBS Plan Belgesi – Kızılpınar. [Çevrimiçi] https:// www.tekirdag.bel.tr.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="TieboutC.M.1956.APureTheoryOf"></a>Tiebout, C. M. (1956). A Pure Theory of Local Expenditures. Journal of Political Economy, 64(5), 416-424.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="TorbalıBelediyesi2024.AyrancılarHi"></a>Torbalı Belediyesi (2024). Ayrancılar Hizmet Bilgileri. [Çevrimiçi] https://www.torbali.bel.tr.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="Tüi̇k2025.AdreseDayalıNüfusKayıtS"></a>TÜİK (2025). Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2025 Sonuçları. [Çevrimiçi] https://data.tuik.gov.tr. <a name="TürkiyeCumhuriyetiAnayasası1982.Ma"></a>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982). Madde 126 – İdarenin Kuruluşu.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıBelediyeKanunu2005.Resm"></a>5393 Sayılı Belediye Kanunu (2005). Resmi Gazete, 13 Temmuz 2005, Sayı: 25874.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıİlİdaresiKanunu1949.Re"></a>5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu (1949). Resmi Gazete, 18 Haziran 1949, Sayı: 7236.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıKanun2008.BüyükşehirBel"></a>5747 Sayılı Kanun (2008). Büyükşehir Belediye Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıKanun2012.OnDörtİldeB"></a>6360 Sayılı Kanun (2012). On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıKanun2013.6360SayılıKa"></a>6447 Sayılı Kanun (2013). 6360 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="YunusemreBelediyesi2025.Muradiyeni"></a>Yunusemre Belediyesi (2025). Muradiye'nin Sorunları El Birliği ile Çözülecek. [Çevrimiçi] https:// www.yunusemre.bel.tr.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/buyuksehirlerde-ilce-kurulmasinin-hukuki-cercevesi-ve-politika-analizi-turkiyede-yerel-yonetim-reformunun-onundeki-yapisal-bir-firsat</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-sozlesmea.jpg" type="image/jpeg" length="60295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İçtihat Araştırmasında Metodoloji]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ictihat-arastirmasinda-metodoloji-celep-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ictihat-arastirmasinda-metodoloji-celep-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son zamanlarda, karar araştırmalarımı tamamlayıp uygun içtihatları dosyaya sunduğum davalarda lehimize kararlar verildiğine sıkça şahit olmaktayım. Çevremde gözlemlediğim kadarıyla pek çok meslektaşımız bu işe metodolojik yaklaşmamakta; herhangi bir strateji geliştirmeksizin yalnızca kelime filtrelemesiyle karar araştırması yapmakla yetinmektedir.</p>

<p>Oysa meseleye iki ayrı başlık altında bakmak gerekir: Milyonlarca karar arasından olayınıza uygun olanı bulmak ayrı bir aşamadır; bulduğunuz emsal içtihadın ilk derece mahkemesince dikkate alınmasını sağlamak ise bambaşka bir beceri gerektirir. Bu ikinci noktanın önemi maalesef yeterince kavranmamaktadır.</p>

<p>Ben de kendi kullandığım ve somut faydalarını gördüğüm bu yöntemi meslektaşlarımla paylaşmayı uygun buldum.</p>

<p><strong>Adım Adım Yöntem</strong></p>

<p>Öncelikle, üzerinde çalıştığınız dosyanın olası bir istinaf incelemesinde hangi Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) ya da Bölge İdare Mahkemesi (BİM) dairesine gideceğini tespit edin. Bu tespiti her iki mahkemenin web sitelerindeki iş bölümü dokümanlarından kolaylıkla yapabilirsiniz.</p>

<p>Tespiti yaptıktan sonra, kelime filtrelemesine geçmeden önce içtihat programınızda ilgili dairenin seçimini yapın. Bu noktada, kullandığınız programın BAM ve BİM özelinde daire filtrelemesine imkân tanıyıp tanımadığını satın almadan önce mutlaka kontrol edin. Yakın zamanda bu özelliğin eksikliği nedeniyle bir içtihat programındaki yıllık aboneliğimi sonlandırmak zorunda kaldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daire seçimini yaptıktan sonra, o dairenin sizin uyuşmazlık türünüze özgü kararlarını inceleyin ve işinize yarayacağını düşündüğünüz kararları dosya içeriğine ekleyin.</p>

<p><strong>Duruşmalarda Dikkat Edilmesi Gereken İki Önemli Nokta</strong></p>

<p>Duruşmada hâkimin dikkatini özellikle şu hususa çekin: Sunduğunuz kararın, dosyanın gideceği istinaf dairesinden çıkmış olduğunu vurgulayın. Deneyimlerime göre bu yaklaşım, hâkimlerin beyanlarımıza daha fazla kulak vermesini sağlamaktadır.</p>

<p>İkinci olarak, duruşmada sunacağınız beyanları hazırlarken seçeceğiniz kelimeleri, tespit ettiğiniz istinaf kararlarındaki söz öbekleri ve ifadelerden kurgulayın. Yargı dilinde aynı kavramın farklı kelimelerle ifade edilmesi, zaman zaman kararın gerekçesini doğrudan etkiler. Kararı yazacak hâkimin zihninde tanıdık bir kavramsal çerçeve oluşturmak bu yüzden büyük önem taşır.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararlarında da Aynı Mantık</strong></p>

<p>Aynı yöntemi Yargıtay kararı ararken de uygulayabilirsiniz; ancak dikkat etmeniz gereken mühim bir detay var. Yargıtay bünyesindeki iş bölümü zaman zaman köklü değişikliklere uğrar. Bu nedenle daima güncel kalmalı ve bu değişiklikleri yakından takip etmelisiniz. Aksi halde, görev alanı değişmiş bir dairenin kararını hatalı şekilde emsal olarak sunabilirsiniz.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Metodolojik hukuk pratiğinin, uzun vadede en güvenilir savunuculuk aracı olduğuna inanıyorum. İş bölümü kararlarını takip etmek, içtihat araştırmasını salt kelime filtrelemesinin ötesine taşımanın en düşük maliyetli ve en doğrudan yollarından biridir. Bu yöntemi vekilliğini yürüttüğüm tüm dosyalarda tutarlı biçimde uygulamaya devam ediyorum.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ziya-celep" title="Av. Ziya CELEP"><img alt="Av. Ziya CELEP" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ziya-celep.png" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ziya-celep" title="Av. Ziya CELEP">Av. Ziya CELEP</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ictihat-arastirmasinda-metodoloji-celep-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/teradhak.jpg" type="image/jpeg" length="13674"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/13151 E., 2016/2168 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513151-e-20162168-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513151-e-20162168-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/02/2016 tarihli, 2015/13151 E., 2016/2168 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/13151 E., 2016/2168 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p><br />
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02/09/2014 tarih ve 2014/11-2014/477 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, davacının ... çalıştığını, davalı ...'ın da olay tarihinde...-...'da çalıştığını, müvekkili davacı ile davalı arasında meydana gelen alacak-borç ilişkisi nedeniyle tarafların ...'da tahkime başvurduklarını ve... Mahkeme Katipliğinin 15.05.2012 tarih ve ... nolu müracaatları ile aralarındaki ihtilafın tahkim marifeti ile çözülmesini talep ettiklerini, mahkeme hakiminin de onayladığı tahkim kararının kesinleştiğini, davalı ...'ın davacı ...'a 23.03.2008 tarihinden bu yana yasal faizi ile birlikte 17.284,00 Euro borçlu olduğunu, yine tahkim kararında açıkça belirtildiği gibi 4.062,91 Euro tahkim masrafından da sorumlu olduğuna karar verildiğini, davalının davacıya 21.346,91 Euro'yu faiz ile birlikte borçlu bulunduğunu, beyan ederek,...-... Mahkeme Katipliğinin 15.05.2012 tarih... nolu... Yargıcı tarafından onaylanan 11.06.2012 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı davaya cevap vermemiştir.</p>

<p>Mahkemece tüm dosya kapsamına göre,... Mahkeme Katipliğinin 15/05/2012 tarih ve... nolu... Yargıcı tarafından onaylanan 11/06/2012 tarihli kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı davalı temyiz etmiştir.</p>

<p>1- Dava, iddianın ileri sürülüş biçimine göre, yabancı hakem kararının tenfizi istemine ilişkindir. Her ne kadar davacı yan vekili, tenfizini talep ettiği kararın hakem (tahkim) kararı niteliğinde olduğunu ileri sürmüş ise de, kararın dava dilekçesine ekli tercümesinde, dava konusu kararın bir “arabuluculuk kararı” olarak belirtildiği görülmüştür. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 5718 sayılı ...l Hukuku Hakkında Kanun'da, yabancı arabulucular tarafından verilen kararların tenfizine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca, 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu'nda da bu yönde bir hükme rastlanılmamıştır. Her ne kadar konuyla ilgili 2008/52 sayılı .... üyesi devletler bakımından, arabuluculuk kararlarının diğer üye devletler nezdinde tenfizine ilişkin bir takım hükümler mevcut ise de, söz konusu yönergenin,.. üyesi bulunmayan ...açısından bağlayıcı nitelikte olup olmadığı da mahkemece değerlendirilmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şu halde, mahkemece, gerektiği takdirde konuyla ve kararın verildiği ülke hukuku ilgili olarak..'ndan yahut anılan Bakanlık aracılığıyla yetkili yabancı makamlardan bilgi alınmak suretiyle, dava konusu kararın niteliği kesin olarak belirlenip bundan sonra tenfizi kabil bir karar olup olmadığı hakkında değerlendirme yapılmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yolda herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>2- Öte yandan, dava konusu kararın yabancı hakem kararı olarak nitelendirilmesi halinde dahi, bu kararların tenfizi için, öncelikle, dava dilekçesi ekinde 5718 sayılı Kanun'un 61. maddesi uyarınca ibrazı gereken bilgi ve belgelerin mevcudiyeti aranmalı, eksik olması halinde ise bu konuda davacıya kesin önel vermek suretiyle sonuca varılmalıdır. Mahkemece bu konuda herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmiş olması, kabul biçimi itibariyle de, yerinde değildir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle, mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29/02/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513151-e-20162168-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="64841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16342"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19178"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76387"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10743"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25426"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27182"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="52148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="30480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="90161"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="16816"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="88637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="55902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="57542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="91785"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="96258"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="30701"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
