<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Apr 2026 02:14:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜNHAL BİRİNCİ SINIF NOTERLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-sinif-noterlikler-17426</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-sinif-noterlikler-17426" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MÜNHAL BİRİNCİ SINIF NOTERLİKLER</strong></p>

<p><strong>(Birinci ilan)</strong></p>

<p>Aşağıda 2025 yılı gayri safi gelirleri ile isimleri yazılı olan noterliklerden birinci sınıf Kocaeli Beşinci Noterliği 15.05.2026 tarihinde, Kahramanmaraş Sekizinci Noterliği 15.05.2026 tarihinde, İstanbul Yirminci Noterliği 30.05.2026 tarihinde, Beyoğlu Dokuzuncu Noterliği 01.06.2026 tarihinde, Bornova Altıncı Noterliği 03.06.2026 tarihinde, Kartal Onbirinci Noterliği 06.06.2026 tarihinde ve Kartal Yedinci Noterliği 08.06.2026 tarihinde yaş tahdidi nedeniyle boşalacaktır.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 22 ve müteakip maddeleri gereğince birinci sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamda alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir. Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p><strong>SIRA NO: NOTERLİĞİN ADI : 2025 YILI GAYRİSAFİ GELİRİ</strong></p>

<p><strong>1</strong> KOCAELİ BEŞİNCİ NOTERLİĞİ 21.609.028,89₺</p>

<p><strong>2</strong> KAHRAMANMARAŞ SEKİZİNCİ NOTERLİĞİ 15.790.472,96₺</p>

<p><strong>3</strong> İSTANBUL YİRMİNCİ NOTERLİĞİ 16.849.700,53₺</p>

<p><strong>4</strong> BEYOĞLU DOKUZUNCU NOTERLİĞİ 16.329.742,83₺</p>

<p><strong>5</strong> BORNOVA ALTINCI NOTERLİĞİ 16.601.263,21₺</p>

<p><strong>6</strong> KARTAL ONBİRİNCİ NOTERLİĞİ 19.166.502,98₺</p>

<p><strong>7</strong> KARTAL YEDİNCİ NOTERLİĞİ 16.575.911,93₺</p>

<p>Keyfiyet Noterlik Kanunu’nun 22 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilân olunur.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-sinif-noterlikler-17426</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/noter-odeme.jpg" type="image/jpeg" length="87730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Konya Büyükşehir Belediyesi İmar Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/konya-buyuksehir-belediyesi-imar-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/konya-buyuksehir-belediyesi-imar-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konya Büyükşehir Belediyesi İmar Yönetmeliği, 17 Nisan 2026 Tarihli ve 33227 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesinden:</strong></p>

<p><strong>KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İMAR YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>

<p><strong>Başlangıç Hükümleri</strong></p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1</strong>- (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Konya Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde plan, fen, sağlık ve sürdürülebilir çevre şartlarına uygun yapı ve yapılaşma ile projelendirmeye ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, uygulama imar planı bulunan alanları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin altıncı kısmının dördüncü bölüm hükümleri ile 3/7/2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 69 uncu maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan tanımların yanı sıra bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bazalı bina: İmar planında belirtilmemiş ise<strong> </strong>ana kitle üzerinde yükselen blok veya aralarında yapı yaklaşma mesafesi bırakılan bloklar bulunan, ana kitle saçak seviyesinden hesaplanan yükselen blokların kat sayısı, ana kitlenin kat sayısı ile eşit veya daha fazla olan yapıyı,</p>

<p>b) Giriş takı: Bu Yönetmelik gereği kontrol kulübesi yapılabilecek parsellerde, binalara 2.00 metreden fazla yaklaşmayan ve parsel sınırına taşmayan kontrol kulübesi ile birlikte tasarlanabilen, parselde ayrıca bir itfaiye aracı geçişine uygun giriş yoksa yüksekliği ve genişliği itfaiye araçlarının parsel içerisine erişimine uygun olan yüksekliği konut ve konut+ticaret kullanımlı parsellerde 6.00 metreyi aşmayan<strong> </strong>diğer yapılarda yüksekliği ilgili idaresi mimari estetik komisyonu tarafından belirlenen sökülüp takılabilir hafif malzemeden yapılan parsel girişini tanımlayan yapıyı (Araç girişi yapılanlarda, itfaiye aracı için net yüksekliğin 4.60 metreyi geçiş alanı genişliğinin ise 4.00 metreyi sağlaması gerekir.),</p>

<p>c) İstinat duvarı: Yol ve bitişik arsa kotlarını da göz önünde bulundurarak, vaziyet planına işlenen, zemin çivili, ankrajlı, kazıklı, keson (derin) kuyulu ve kademeli ve benzeri şeklinde uygulamaları olan, farklı düzeydeki zeminlerde oluşan zemin etkilerini güvenlikle karşılamada, zemini tabii şev açısından daha dik tutmak amacı ile inşa edilen ve düşey veya düşeye yakın duvarı,</p>

<p>ç) Kanal kotu tutanağı (Altyapı durum belgesi): Pis su ve temiz su tesisatının şehir şebeke suyu ve kanalizasyon ile bağlantısının nasıl kurulacağını belirten, Konya Su ve Kanalizasyon İdaresi (KOSKİ) tarafından onaylanmış proje veya raporu,</p>

<p>d) Kat terası: Ana kitle üzerinde yükselen bloklardan arta kalan alan hariç bir alttaki kata göre geri çekilerek inşa edilen katın önünde kalan ve üzeri açık olan, suyun tahliyesi için yeterli eğim verilen, bulunduğu iklim bölgesine uygun ısı ve su yalıtımları yapılan, kullanılmayan kat teraslarında çakıl, toprak, çim ve benzeri doğal örtüler ile kaplanarak iklime uygun bitkilendirilebilen alanı,</p>

<p>e) Mevcut yapı: İnşa edildiği tarihte yürürlükte olan plan ve mevzuat hükümlerine uygun olarak yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden veya yapımı tamamlanan yapı, bina, tesis ve işletmeyi,</p>

<p>f) Süs havuzu: Derinliği 0.50 metreyi geçmeyen ve peyzaj öğesi olarak kullanılan havuzları,</p>

<p>g) Yeşil çatı: Binanın enerji performansını, hava kalitesini ve kent ekolojisini iyileştiren, yağmur suyunun yarattığı problemlere yenilikçi çözümler getiren, çim serilip, çiçeklerle yeşillendirilebilen, küçük bitkilerle donatılabilen çatıları,</p>

<p>ğ) Yol kotu tutanağı: Parselin cephe aldığı yolların varsa tretuvarları ile birlikte kotlarını ve gerekmesi halinde arazi en kesitlerini kotları ile birlikte gösteren belgeyi (Mevcut yollarda siyah kotların, ham yollarda ise mevcut kotlarla birlikte belediyesince hazırlanan ve onaylanan yol projelerine göre bitmiş yolun kaplama üst kotlarının [kırmızı kotlarının] gösterilmesi gereklidir.),</p>

<p>h) Yüzme havuzu: Bina dışında yapıldığında; bu Yönetmeliğin bahçe mesafeleri ile ilgili hükümlerine uyulması kaydı ile gerekli güvenlik ve sağlık önlemleri alınarak binalara bitişik olarak da tasarlanabilen, konut alanlarında yapılması durumunda ticari olarak kullanılmaması şartı ile yapılabilen havuzları,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel İlkeler</p>

<p><strong>Genel ilkeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Genel ilkelere yönelik olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 5 inci maddesine uyulur.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Arsalara İlişkin Hükümler</p>

<p><strong>Parsel büyüklükleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) İmar planında gösterilen çeşitli bölgelerde imar planı ile getirilmiş farklı hükümler yoksa yapılacak ifrazlarda, elde edilecek yeni parsellerin asgari ölçüleri; arazi meyili, yol durumu, mevcut yapılar ve benzeri gibi mevkiin özellikleri ile bu parsellerde yapılması mümkün olan yapıların ölçüleri ve yöresel ihtiyaçları da göz önünde tutularak tespit olunur. Bu tespit sırasında ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarda belirtilen şartlar ihlâl edilemez.</p>

<p>(2) Parsel genişlikleri;</p>

<p>a) Konut ve ticaret bölgelerinde:</p>

<p>1) 4 kata kadar (4 kat dâhil) inşaata müsait yerlerde:</p>

<p>Bitişik nizamda: 6.00 metreden,</p>

<p>Blok başlarında: Yan bahçe mesafesi + 6.00 metreden,</p>

<p>Ayrık nizamda: Yan bahçe mesafeleri toplamı + (6.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>2) 5 kattan 9 kata kadar (9 kat dahil) inşaata müsait yerlerde:</p>

<p>(1) numaralı alt bende göre belirlenen parsel genişliğine ilave her kat için 60 santimetre eklenmek suretiyle bulunan genişlikten az olamaz.</p>

<p>3) 10 veya daha fazla katlı inşaata müsait yerlerde:</p>

<p>Bitişik nizamda: (12.00) metreden,</p>

<p>Blok başlarında: Yan bahçe mesafesi + (12.00) metreden,</p>

<p>Ayrık nizamda: Yan bahçe mesafeleri toplamı + (12.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>b) Yalnız 1 katlı dükkân yapılacak ticaret ve küçük sanayi bölgelerinde:</p>

<p>1) Bitişik nizamda: (5.00) metreden,</p>

<p>2) Blok başlarında: Yan bahçe mesafesi + (5.00) metreden,</p>

<p>3) Ayrık nizamda: Yan bahçe mesafeleri toplamı + (5.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>c) Sanayi bölgelerinde, 30.00 metreden az olamaz.</p>

<p>ç) Akaryakıt istasyonlarında 40.00 metreden az olamaz.</p>

<p>d) Konut dışı kentsel çalışma alanlarında, 40.00 metreden az olamaz.</p>

<p>e) Bu fıkradaki ölçülerin tespitinde, köşe başına rastlayan parsellerde yol tarafındaki yan bahçe yerine, o yol için tayin edilmiş ön bahçe mesafesi alınır.</p>

<p>(3) Parsel derinlikleri:</p>

<p>a) Konut ve ticaret bölgelerinde:</p>

<p>1) Ön bahçesiz nizamda: (13.00) metreden,</p>

<p>2) Ön bahçeli nizamda: Ön bahçe mesafesi + (13.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>b) Ticaret bölgelerinde (Yalnız 1 katlı dükkân yapılması halinde):</p>

<p>1) Ön bahçesiz nizamda: (5.00) metreden,</p>

<p>2) Ön bahçeli nizamda: Ön bahçe mesafesi + (5.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>c) Küçük sanayi bölgelerinde:</p>

<p>1) Ön bahçesiz nizamda: (6.00) metreden,</p>

<p>2) Ön bahçeli nizamda: Ön bahçe mesafesi + (6.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>ç) Sanayi bölgelerinde, 30.00 metreden az olamaz.</p>

<p>d) Akaryakıt istasyonlarında 40.00 metreden az olamaz.</p>

<p>e) Konut dışı kentsel çalışma alanlarında, 40.00 metreden az olamaz.</p>

<p>(4) Parsel alanları, konut dışı kentsel çalışmaları alanlarında 2000 m<sup>2</sup>’den az olamaz.</p>

<p>(5) Bu maddede belirtilmeyen parsel kullanım fonksiyonlarının parsel büyüklükleri, yol durumu, mevcut yapılar ve bu parsellerde yapılması mümkün olan yapıların ölçüleri göz önünde tutularak ilgili idaresince tespit olunur.</p>

<p>(6) Parsel büyüklükleri hakkındaki hükümlere uymayan arsalarda, yeni veya ilave yapı ruhsatı düzenlenemez. Ancak bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce imar uygulaması yapılmış olan ve asgari parsel büyüklüklerine uymayan parsellerde; fen, sanat ve sağlık kuralları ile bu Yönetmeliğin diğer hükümlerine uygun yapı yapılabilir.</p>

<p>(7) Köşe başı parsellerde; en az bir yönde minimum parsel genişliği ve derinliği şartı aranır.</p>

<p><strong>İfraz ve tevhit</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Parselasyon planı bulunan yerlerde, daha sonra plan değişikliği veya revizyonu yapılması halinde bu planlar ile belirlenen; umumi hizmet alanına isabet eden taşınmazlar ile imar istikameti önünde kalan donatı alanları, kamu eline geçmeden tevhit ve ifraz yapılamaz.</p>

<p>(2) Bir imar adasında, mevzuatına uygun binalar dikkate alınarak ve yeni inşa edilecek binaların şematik konumu çizilerek ada bazında etüt yapılıp, ada içindeki parsel dağılımının yapıların estetiği ve sokak silüetini bozmayacak şekilde olduğu ortaya konulmadan, ifraz ve tevhit işlemi yapılamaz.</p>

<p>(3) Mevcut haliyle yapılaşmaya elverişli olmayan parsellere ilişkin olarak, ilgili idarenin tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içerisinde parsellerin maliklerinin kendi aralarında anlaşamadığı veya tebligata cevap verilmediği takdirde resen tevhit ve ifraz yoluyla işlem yapmaya ilgili idare yetkilidir.</p>

<p>(4) İmar planı ile mahreç aldığı yolu kapanan ve imar adası ortasında kalan, yola cephesi bulunmayan parseller ifraz edilemez.</p>

<p>(5) İmar planı ile kapanan yollarda kalan, yola cephesi olmayan parsellere imar yoluna cephe sağlayacak şekilde arazi düzenlemesi yapılmadan kapanan yollar, ifraz ve tevhide konu edilemez veya ayrı bir parsel olarak değerlendirilemez.</p>

<p>(6) Taşkın, heyelan ve kaya düşmesi gibi afet alanlarında bulunan sıhhi ve jeolojik mahzurları olan veya bunlar gibi tehlikeli durumlar arz etmesi yüzünden imar planlarına veya ilgili idarelerce hazırlanmış veya onaylanmış raporlara göre yapı yapılması yasaklanan alanlar ifraz edilemez, bu gibi yerlerde arazi takviyesine matuf tesisler harici yapı yapılamaz. Ancak;</p>

<p>a) Sadece bir kısmı yapılaşmaya yasaklanan alanda kalan parsellerin yapılaşmaya uygun kısımları,</p>

<p>b) Bu fıkradaki nedenlerle ağaçlandırılacak alan olarak gösterilen alanlarda kalan parsellerin yasaklamaya tabi olmayan kısımları,</p>

<p>c) İmar planlarında özel mülkiyet içinde kalıp tarım yapılacak alanların yasaklamaya tabi olmayan kısımları İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün görüşü alınarak,</p>

<p>ifraz edilebilir.</p>

<p>(7) Kademe hattı belirlenen yerlerde imar planında aksine bir hüküm yoksa ifraz ve tevhit zorunlu değildir. Ancak kademe hattı belirlenen imar parsellerindeki ifraz ve tevhit talepleri kademe hattı dikkate alınarak gerçekleştirilir.</p>

<p>(8) Çeşitli kamu ve hizmet tesislerinin yapılması için gereken kamulaştırmalar yüzünden bu hizmet ve tesisler için lüzumlu parçalara ayrılmasını sağlamak üzere yapılacak ifrazlar bu Yönetmelikteki ifraz şartlarına tabi değildir.</p>

<p>(9) Aynı yapı nizamı ve kullanım kararına sahip parsellerin tevhit edilmeleri halinde uygulama imar planında; tevhit sonrası elde edilen parselin taban alanı ve katlar alanı, tevhit öncesi parsellerin ayrı ayrı hesaplanan taban alanları ve katlar alanları toplamını geçemez. Plan üzerinde ölçüsü belirlenmiş blok nizamında olan parsellerin tevhidi halinde, tevhit öncesi parsellerin blok ölçüsü ile belirlenmiş inşaat alanı hakları toplamı aşılamaz.</p>

<p>(10) Yapı nizamı veya kullanım kararı birbirinden farklı parseller ve farklı yollardan cephe alan ara parseller ile imar planında ifraz hattıyla birbirinden ayrılan parseller tevhit edilemez. Ancak bitişik nizam parsellerde, kat sayısı ve imar planı ve bu Yönetmelik ile belirlenen parsel kullanım kararlarının aynı olması şartı ile farklı yollardan cephe alan ara parsellerin tevhidine, ada bazında oluşacak teşekkülat, sokak silüeti ve yapı düzenini bozmaması, ada içi boşluğu bölücü nitelikte olmaması ve tevhid sonrası açığa çıkan kat kazanılmaması şartı ile parsellerin yapılaşma koşulları dikkate alınarak ilgili idaresi izin vermeye yetkilidir.</p>

<p>(11) İmar adasındaki aynı veya farklı yapı nizamı bulunan parsellerin bahçelerinin daha etkin kullanılabilmesi amacıyla; ilgili parsel maliklerinin muvafakati alınmak, her bir parsel sınırı korunmak ve bu sınırlara göre planda verilen yapılaşma koşulları ayrı ayrı uygulanmak kaydıyla, tevhit koşulu olan kot ve cephe sınırlamalarına bakılmaksızın ve parseller tevhit edilmeksizin vaziyet planı idarece onaylanarak ve tapuda beyanlar hanesine şerh düşülerek açık veya tamamen gömülü olmak ve dilatasyonla ayrılmak kaydıyla kapalı, ortak otopark uygulaması yapılabilir.</p>

<p>(12) Aynı yoldan cephe alan ve aralarında 3.50 metre ve daha fazla kot farkı bulunan imar parsellerinin tevhidi halinde parsellerin bitiştiği sınırda bu Yönetmeliğe göre kademe yapılması ve kat adedinin ve bina yüksekliğinin, her kademenin kendi içinde değerlendirilmesi zorunludur.</p>

<p>(13) Maliklerinin talebi üzerine mevcut bitişik parsellerde, uygulamayı kolaylaştırmak ve birbirleri ile olan sınırlarının düzeltilmesine yönelik ifraz ve tevhit işlemlerinde, parsel sayısı değiştirilmemek kaydıyla, bu Yönetmelikte bahsedilen asgari ifraz şartları aranmaz.</p>

<p>(14) Uygulama imar planı ile farklı kat adedi veya yükseklik getirilmiş imar parselleri tevhit edildiği takdirde tevhit edilen parsellere verilen yükseklik değerleri aşılamaz, tevhit edilen parsellerin kesiştiği sınırda plan kararına uygun kademe yapılır.</p>

<p><strong>Parsele ilişkin hükümler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Parselasyon planına göre müstakil yapı yapılmasına müsait tapuya tescilli imar parseli oluşması ve mülkiyet değişikliği olmaması halinde; yapılaşma için, parselasyon planının tamamının tapuya tescil şartı beklenmez.</p>

<p>(2) Parsel büyüklükleri hakkındaki hükümlere uymayan arsalar mevzuat hükümlerine göre yapı yapılmasına müsait hale getirilinceye kadar veya bu mümkün olmadığı takdirde kamulaştırılıncaya kadar, bu parsellerdeki mevzuatına uygun yapılmış mevcut yapıların olduğu gibi kullanılmasına, tadilatına veya imar planına aykırı olmamak kaydıyla işlev değişikliğine izin verilir.</p>

<p>(3) Tamamı umumi hizmetlere ayrılan yerlere rastlayan veya kalan parçası plan ve bu Yönetmelik hükümlerine göre yapı yapılmasına müsait olmayan arsalar, kamulaştırılıncaya kadar sahipleri tarafından olduğu gibi kullanılmaya devam olunur.</p>

<p>(4) Her iki yanındaki komşu parsellerin mevzuatına uygun olarak yapılaşmış olması veya<i> </i>bir tarafındaki komşu parselin mevzuatına uygun olarak yapılaşmış ve diğer tarafında plana göre yol veya kamusal alan bulunması nedeni ile müstakil kalan ve asgari parsel büyüklüklerine uymayan parsellere; fen, sanat ve sağlık kuralları ile bu Yönetmeliğin diğer hükümlerine uygun yapı yapılmasına izin verilir.</p>

<p>(5) İmar planında yapı nizamı belirlenmeyen hallerde ayrık nizam uygulanır.</p>

<p>(6) İmar planlarında spor ve oyun alanları, sosyal ve kültürel tesis alanı, ibadet yeri, resmi kurum alanı, eğitim alanı ve sağlık tesisleri alanı, belediye hizmet alanı olarak ayrılmış ancak yapılaşma koşulları belirlenmemiş parseller için ayrık yapı nizamı şartlarında kat sayısı 3’ü,<strong> </strong>KAKS (Emsal) 0.90’ı geçmemek şartı ile plan notları ve bu Yönetmeliğin ilgili diğer hükümlerine göre uygulama yapılır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yapılaşmaya İlişkin Hükümler</p>

<p><strong>Yol genişliklerine göre bina kat adetleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) 1/10/2017 tarihinden önceki mevcut uygulama imar planlarında kat adetleri veya bina yükseklikleri belirtilmemiş parsellerde;</p>

<p>a) Bina yükseklikleri, 28 inci maddede katın bulunduğu konuma göre ayrı ayrı belirtilmiş olan azami kat yüksekliklerinin aşağıda belirtilen kat adetleri ile çarpımı ile bulunan toplam yüksekliği aşmamak üzere belirlenir:</p>

<p>İmar Planına Göre En Çok Kat Adedi</p>

<p>Yol Genişliği (metre) (Bodrum Hariç)</p>

<p>Yol Genişliği ≤ 7.00 2</p>

<p>7.00&lt; Yol G. ≤ 10.00 3</p>

<p>10.00&lt; Yol G.≤ 12.00 4</p>

<p>12.00&lt; Yol G.≤ 15.00 5</p>

<p>15.00&lt; Yol G.≤ 20.00 6</p>

<p>20.00&lt; Yol G.≤ 25.00 8</p>

<p>25.00&lt; Yol G.≤ 35.00 10</p>

<p>35.00&lt; Yol G.≤ 50.00 14</p>

<p>50.00&lt; Yol Genişliği 17</p>

<p>b) Bu maddenin uygulanmasındaki yol genişlikleri, parselin ön cephesinde yer alan yolun planda belirtilen genişliği veya planda belirtilmemiş ise ön bahçe, yeşil alan, refüj, meydan, otopark, demiryolu, su kanalı gibi unsurları içermeyen yolun genişliği esas alınır ve yollardaki kısmi genişleme ve daralmalar dikkate alınmaz.</p>

<p>c) Kat adetleri, binanın kot aldığı noktaya göre hesaplanır. Ancak artan kat yüksekliğinden faydalanılmak suretiyle binanın hiçbir cephesinde bodrum katlar hariç kat sayısı artırılamaz. İmar planlarında gösterilen bina yüksekliklerinin veya kat adetlerinin birbirlerine tahvillerinde veya neye tekabül ettiklerinin tespitinde bu esaslar ile binanın kot aldığı noktaya en fazla 1.2 metre eklenmek suretiyle belirlenen subasman kotu dikkate alınır.</p>

<p><strong>Binalara kot verilmesine ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) İmar planlarında aksine bir hüküm bulunmaması halinde yoldan kotlandırma esastır.</p>

<p>(2) Kot alınan noktanın tespitinde mevzuatına uygun olarak yapılaşmış sokağa cepheli mevcut teşekkülatın subasman kotları ve gabarileri belirtilerek hazırlanan sokak silueti dikkate alınır.</p>

<p>(3) Bir parselde birden fazla bina yapılması durumunda, arazi yapısına ve yollara uyumlu kotlandırma yapmak için, ilgili idarenin imar birimince onaylanacak vaziyet planına göre her bina için kendisine yakın yoldan veya tabii zeminden kotlandırma yapılır.</p>

<p>(4) Viyadük, köprü gibi parsele giriş çıkış yapılamayan yerlerden, parklardan ve parsele bitişik olmayan yollardan binalara kot verilemez.</p>

<p>(5) Tabii zeminden kotlandırma ile kademelendirme işlemlerinde ada bazında değerlendirme yapılır.</p>

<p><strong>Yoldan kotlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 11</strong>- (1) Binalara parselin kot aldığı yol cephesinin bina köşeleri hizasındaki en yüksek tretuvar seviyesinden kot verilir.<strong> </strong>Ancak; bu kotu aşmamak kaydıyla yapılaşma düzeni, yapı nizamı, kullanım amacı ve cephe alınan yollardaki silüete göre kot alınacak noktanın tespitinde ilgili idare yetkilidir.</p>

<p>(2) Tretuvar seviyesi, kırmızı kota göre belirlenen yol seviyesinin 0.18 metre üstü olarak kabul edilir.</p>

<p>(3) Kotlandırma yapılması için, yolun yapımının tamamlanmış olması veya yol projesinin onaylanarak kırmızı kot çalışmasının yapılması zorunludur.</p>

<p>(4) Henüz oluşmamış yollarda kot talebi halinde bordür/tretuvar üst seviyesi, ilgili idare tarafından 10 iş günü içerisinde hazırlanacak projeye göre belirlenir.</p>

<p>(5) Parselin kot aldığı yolun eğiminden dolayı zemin kat taban kotunun kot alınan noktaya göre en fazla 3.50 metre yükseldiği noktalarda binalarda kademe yapılması mecburidir. Her kademenin kendi hizasındaki en düşük bordür kotundan itibaren yüksekliği en çok 3.50 metre olmak zorundadır. Kademelendirme, kot aldığı noktaya göre olması gerekli saçak seviyesi dikkate alınarak üst katlarda da yapılır.</p>

<p>(6) Kademelendirmede her kademe, cephe boyunca 6.00 metreden aşağı olamaz. Son kademenin 6.00 metreden az olması durumunda bir önceki kademe seviyesine uyulur. Ayrıca her kademedeki bina yüksekliği imar planı ile belirlenen saçak seviyesini geçemez.</p>

<p>(7) Yoldan kotlandırılan binalarda yoldan düşük olan parsellerin arka köşe noktalarının en düşük yol kotundan 3.50 metreden daha fazla kot farkı olması durumunda bina derinliği boyunca beşinci ve altıncı fıkralardaki kademelendirme esaslarına göre kademelendirilir.</p>

<p>(8) İkili blok yapılacak parsellerde kotlandırma, iki parselin birleştiği noktadaki kaldırım üst kotundan yapılır.</p>

<p>(9) % 20’den fazla eğime sahip yollarda; bitişik veya blok nizam uygulanacak yerlerde bina cepheleri toplamı 12.00 metreden düşük olan ara parsellerde bina kotları, bina köşe hizalarındaki en yüksek yol kotundan verilir.</p>

<p>(10) 30.00 metre ve altında olan bina cephe ve derinliklerinde, talep edilmesi halinde; bu maddedeki hükümlere göre yapılması gerekli olan kademe sayısı kadar bina üst katlarında, binanın kademe yapılması gerekli olan cephelerinden her bir kademe için bir alt kata göre en az 6.00 metre geriye çekilmek suretiyle de kademe uygulaması yapılabilir.</p>

<p>(11) Tasarımı gereği özellik arz eden, teknik ve fonksiyonu gereği kademe yapılması mümkün olmayan, sağlık tesisleri, resmi binalar, ibadet yerleri, spor tesisleri, sinema, tiyatro, müze, kütüphane, konferans salonu ve kültür merkezlerinin, kademelendirme ve kotlandırılmasına ilişkin hususlar ilgili imar biriminin etüdü ve ilgili idaresi mimari estetik komisyonunun kararına göre yapılır.</p>

<p><strong>Tabii zeminden kotlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Bir yola cepheli veya birden fazla yola cepheli olup, üzerinde birden fazla yapı yapılması mümkün olan parsellerde veya arazinin meyilli (yüzde onbeşi aşması halinde) olması durumunda veya parselin tabii zemini yoldan yüksek ve ön bahçe mesafesi 10.00 metre veya daha fazla veya parselin tabii zemini yoldan aşağıda ve ön bahçe mesafesi 12.00 metre veya daha fazla ise, yapılaşma düzeni, mevcut teşekkülat ve sokak silüeti dikkate alınarak ilave kat kazanılmaması şartı ile her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak tabii zeminden veya yoldan kot verilmesinde ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(2) Bina köşe kotlarının aritmetik ortalamasının yola göre 3.00 metreden yüksek olması durumunda, tabii zemin kotu, ilgili idarenin imar birimince yapı adasının tamamının bu madde hükümleri çerçevesinde etüt edilmesi ile belirlenir.</p>

<p>(3) Bir yola cepheli veya birden fazla yola cepheli olup, üzerinde birden fazla yapı yapılması mümkün olan parsellerde kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur. Ancak, yola nazaran 3.00 metreden yüksek olan parsellerde, tabii zemin kotu ilgili idarenin imar birimince yapı adasının tamamının kotlandırmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde etüdü ve bunun ilgili idare encümenince kabulü ile yapılır.</p>

<p>(4) Tabii zeminden kotlandırmada, ± 0.00 kotu binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur.</p>

<p><strong>Köşe başı parsellerde kotlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 13</strong>- (1) Köşe başı parsellerde kotlandırma aşağıdaki şekilde yapılır:</p>

<p>a) Yolların farklı genişlikte olduğu durumda geniş yoldan, yolların aynı genişlikte olduğu durumlarda ise, yolların kesiştiği tretuvar üst seviyesinden yolun siluetleri açısından ilgili idaresince değerlendirilerek kotlandırma yapılır.</p>

<p>b) Bu binalarda 11 inci maddenin beşinci ve altıncı fıkralarındaki esaslara göre cepheleri ve derinlikleri boyunca kademelendirme yapılarak düşük kottaki yol için belirlenen bina yüksekliklerine uyulur.</p>

<p><strong>İki yola bakan ara parsellerde kotlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Parselin cepheli olduğu yollar arasında kot farkı bulunması halinde düşük kottaki yol ve yüksek kottaki yolun silüetleri açısından ilgili idaresince değerlendirilerek kotlandırma yapılır.</p>

<p>(2) Bu binalarda 11 inci maddenin beşinci ve altıncı fıkralarındaki esaslara göre cepheleri ve derinlikleri boyunca kademelendirme yapılır.</p>

<p><strong>Bahçe tesviyelerine ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Tabii zemin veya tabii zemin kotuna göre düzenlenmiş tesviye zemin hiçbir şekilde bağımsız bölüm oluşturmak maksadıyla hafredilemez.</p>

<p>(2) Yol cephelerinin otopark olarak düzenlenmesi halinde otopark alanları yol kotuna göre tesviye edilir.</p>

<p>(3) Ön, yan ve arka bahçeler ile kademelerin, birbiri ile veya yol ile bağlantısını sağlayacak merdiven veya rampa düzenlenir.</p>

<p>(4) Bahçe tesviyelerinde oluşacak kademelerde çevre binaların, parseldeki binanın ve bahçelerdeki yaşam alanlarının güvenliğini sağlayacak şekilde, arazinin doğal yapısını bozmadan, teraslandırma yapıldığında teraslar arasında en fazla 2.00 metre kot farkı yapılarak istinat duvarı ve benzeri uygulamalar mühendislik esaslarına göre projelendirilerek yapılır.</p>

<p>(5) Bir parselde birden fazla yapının bulunduğu veya birden fazla parselin bütünleşik olarak projelendirildiği durumlarda, parsel sınırı ile bina cephesi arasında kalan kısımlar, ön cephe, arka cephe ve yan cephelerin tesviye hükümleri esas alınarak otopark giriş çıkışlarını sağlamak şartıyla kendi içerisinde kademelendirilerek tesviye edilebilir.</p>

<p>(6) Bahçe tesviyelerinde engelliler için erişilebilirlik standartlarına uygun düzenlemelerin yapılması zorunludur. Vaziyet planında, yapılan tesviye ve kademe uygulamalarının kot, ölçü ve detayları gösterilir.</p>

<p>(7) Bahçe girişinden bina girişine kadarki güzergâhta yer alan eğimlerin %5’ten fazla olması durumunda öncelikle 30 uncu maddede yer alan ölçü ve özelliklerde rampa düzenlenir. Rampa yapılmasının mümkün olmadığı durumlarda erişilebilirlik mevzuat ve standartlarına uygun diğer tedbirler alınır.</p>

<p>(8) Parselde birden fazla bina yapılması halinde, arazi tanzim şekli; plan notları ve bu maddedeki tesviyelerle ilgili hükümler doğrultusunda ilgili idare imar birimince tespit edilir.</p>

<p><strong>Ön bahçelerin tesviyesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Yoldan kot alan parsellerde;</p>

<p>a) % 15’ten daha az eğimli bir yola cephesi bulunan parsellerin yol cephesinde, parsel sınırı ile bina cephesi arasında kalan kısımlar komşu parsel sınırına kadar yol eğimine göre kaldırım seviyesinde tesviye edilir.</p>

<p>b) % 15’ten fazla eğimli bir yola cephesi bulunan parsellerde, parsel sınırı ile bina cephesi arasında kalan kısım, yaya kaldırımı ile uyumlu olmak ve kademeler arasında en çok 0.175 metre kot farkı olmak üzere tesviye edilir.</p>

<p>(2) Bina yol cephe hatları ile yollar arasında kalan bahçeler yola doğru en fazla % 5 meyil verilerek tesviye edilir.</p>

<p>(3) Köşe başı parsellerin yol cepheleri bina cephe hattı boyunca, komşu parsel sınırına kadar yaya kaldırımı eğimince tesviye edilir.</p>

<p>(4) Otopark giriş eğimleri, istinat duvarı, korkuluk ve benzeri gerekli güvenlik tedbirleri alınmak ve ilk 3.00 metresi % 8 eğimi geçmemek kaydıyla parsel sınırından itibaren başlatılabilir.</p>

<p>(5) Otopark rampaları ön bahçeler boyunca yola paralel yapılamaz. Ancak birden fazla yola cepheli parsellerde zorunlu hallerde bodrum seviyesine inen otopark rampaları yol cephelerine en fazla 1.50 metre yaklaşılması ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınması koşulu ile yola paralel yapılabilir.</p>

<p><strong>Yan bahçelerin tesviyesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17</strong>- (1) Arka bahçe tesviye kotunun ±0.00 kotundan düşük olduğu durumlarda; yan bahçelerde, ön ve arka bahçeler arasında uyum sağlayacak şekilde ve hiçbir biçimde arka bahçe tesviye kotunun altına inilmemek koşuluyla tesviye yapılabileceği gibi kademelendirme de yapılabilir.</p>

<p>(2) Arka bahçe tesviye kotunun ±0.00 kotundan yüksek olduğu durumlarda; yan bahçelerde, ön ve arka bahçeler arasında uyum sağlayacak şekilde ve hiçbir biçimde ±0.00 kotunun altına inilmemek koşuluyla tesviye edilebileceği gibi kademelendirme de yapılabilir.</p>

<p>(3) Köşe başı parsellerin komşu parsele bitişik yan bahçelerinde, komşu parsellerin arka bahçelerinin arka bahçe tesviye kotlarının ve ±0.00 kotunun altına inilmemek koşuluyla tesviye edilebileceği gibi kademelendirme de yapılabilir.</p>

<p><strong>Arka bahçelerin tesviyesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Tabii zemini ±0.00 kotunun üstündeki arka bahçe zemini bu kota kadar kazılabilir. Ancak, kayalık zeminlerde veya parsel arka sınırındaki ortalama tabii zeminin +2.00 kotundan yukarıda olması halinde, gerekli önlemler alınarak bina arka cephesinden itibaren 3.00 metrelik şeridin tesviyesi ile yetinilir.</p>

<p>(2) Tabii zemin kotu ±0.00 kotunun altında kalan arka bahçelerde bina köşelerinden en düşük kottakinin seviyesine kadar kazı yapılabilir. Parselin en düşük arka köşe noktası ile binanın en düşük arka köşe noktası arasındaki kot farkının 1.00 metreden fazla olması durumunda, bina arka cephesinden 3.00 metreden itibaren en düşük kot seviyesinin altına düşülmemek şartıyla, yan bahçeler ve komşu parseller ile uyumlu tesviye ve kademelendirme yapılmasında idarenin ilgili birimi yetkilidir.</p>

<p>(3) Arka bahçelerde 2.00 metreden fazla olmamak ve (±0.00) kotunu geçmemek koşuluyla dolgu yapılabilir.</p>

<p><strong>Parsel kullanım fonksiyonlarına göre yapılaşma koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Parsel kullanım fonksiyonlarına göre yapılaşma koşullarına ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 19 uncu maddesi uygulanır.</p>

<p><strong>Taban alanı </strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Taban alanına ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 20 nci maddesi uygulanır.</p>

<p><strong>Katlar alanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Katlar alanı; bodrum kat, asma kat, çatı arası piyesi ve açık/kapalı çıkmalar dâhil, kullanılabilen bütün katların, katlar alanına dâhil edilmeyen alanları çıktıktan sonraki alanları toplamıdır. Kullanılabilen alanlar deyiminden; konut, işyeri, eğlence ve dinlenme yerleri gibi oturmaya, çalışmaya, eğlenmeye, dinlenmeye veya ibadet etmeye ayrılan alanlar anlaşılır.</p>

<p>(2) Tamamen toprağın altında kalması nedeniyle; 22 nci madde uyarınca emsal hesabına konu edilmeyen alanlar ile kat adedine konu edilmeyen katların hiç bir cephesi kazı ve tesviye yapılarak açığa çıkarılamaz.</p>

<p>(3) Emsal hesabına dâhil edilmeyen alanlar, proje değişikliği ile imar planındaki veya bu Yönetmelikle belirlenen emsal değerini aşacak şekilde emsal hesabına konu alan haline getirilemez, müstakil bağımsız bölüm haline dönüştürülemez ve kat mülkiyeti tesis edilemez.</p>

<p>(4) Uygulama imar planında emsal verilmeyen parsellerde katlar alanı, planla veya bu Yönetmelikle belirlenen; taban alanı katsayısı ile kat adedinin çarpılmasıyla hesaplanır.</p>

<p>(5) Emsal hesaplanırken; subasman seviyesi hariç açığa çıkmayan ve emsal hesabına konu olmayan alanlardan oluşan bodrum katlar dışındaki diğer katlarda alan hesaplarına dâhil edilmeyen kullanımların (boşluk alanları) net alanları dikkate alınır.</p>

<p><strong>Katlar alanı hesabına dâhil edilmeyen kullanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 22</strong>- (1) Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin sekizinci fıkrasında belirtilen esaslar dahilinde; %30 hesabı dahilinde emsal harici olan alanlar;</p>

<p>a) Taban alanına dâhil edilmeyen kullanımlar,</p>

<p>b) Bağımsız bölüm olarak düzenlenmeyen veya bağımsız bölümün eklentisi niteliği taşımayan, yapının ana taşıyıcı sistemleri ile bütünleşik olmayan, bahçe alanının % 10’unu geçmeyen; kameriye, sundurma ile açık havuzlar,</p>

<p>c) 20.00 m²’yi geçmeyen kontrol veya bekçi, güvenlik kulübeleri,</p>

<p>ç) Asgari ölçülerdeki; asansör boşlukları, ışıklıklar, çöp ve atık ayrıştırma bacaları, hava bacaları ve şaftların subasman seviyesinin üstündeki kısımları,</p>

<p>d) Üstü sökülür-takılır hafif malzeme ile örtülü açık oturma yerleri,</p>

<p>e) Bu Yönetmelik uyarınca yapılması zorunlu olan kapıcı dairelerinin her birinin 75 m²’si,</p>

<p>f) Atrium ve galeri boşlukları,</p>

<p>g) Bodrum kat haricinde diğer katlarda yapılan ortak alan niteliğindeki asgari ölçülerde mescit ve müştemilatı,</p>

<p>ğ) Bodrum kat haricinde diğer katlarda yapılan bina için gerekli minimum sığınak alanı,</p>

<p>h) Bodrum kat haricinde diğer katlarda yapılan ortak alan niteliğinde olan ve ortak alandan giriş yapılan, ticari amaç içermeyen, çocuk oyun alanları ve çocuk bakım üniteleri, (yapıların ihtiyacını karşılayacak ortak tek mekan düzenlenmesi) binanın emsal hesabına konu alanın % 3’ünü aşmaması şartıyla toplamda konutlarda en çok 100 m²’si, konut dışı yapılarda 200 m²’si,</p>

<p>ı) Binanın ihtiyacı olan zorunlu otopark alanının binanın bodrumunda veya bahçesinde karşılanamadığı veya bodrum katı bulunmayan binalarda, bodrum kat haricinde diğer katlarda yapılan zorunlu otopark alanları,</p>

<p>i) Yapı yüksekliği 60.50 metreden fazla olan binalar ile özelliği gereği tesisat katı oluşturulması zorunlu binalarda sadece tesisat için oluşturulan tesisat katları,</p>

<p>j) Bina veya tesise ait olan ısıtma, soğutma, tesisat alanı, su sarnıcı, havalandırma sistemleri, haberleşme sistem bacası ve odasının ve enerji verimliliği sistemlerinin bulunduğu alanlar, arıtma tesisi, gri su toplama havuzu, yakıt ve su depoları, trafolar, jeneratör, ısı merkezi, enerji odası, kömürlük, eşanjör ve hidrofor bölümleri,</p>

<p>k) Hayvancılık projelerinde ve enerji tesislerinde üzeri açık tabii zeminden itibaren yüksekliği 2 metreyi aşmayan slaj deposu, gübre çukuru, karıştırma tank ve depolama havuzları ve benzeri tesise ait yardımcı üniteler,</p>

<p>l) Subasman seviyeleri hariç bütün cepheleri toprağın altında kalan bodrum katlarda ve yapıların çatı aralarında yer alan, tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan, bir bağımsız bölümün eklentisi olmayan, ticari amaç içermeyen, sadece binada oturanların kullanımına yönelik, toplamda emsal hesabına konu alanın % 5’ini ve 1000 m²’yi geçmeyen ortak alan niteliğindeki yönetim ve toplantı odaları, spor ve sosyal mekânlar,</p>

<p>m) Subasman seviyeleri hariç bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katlarda yer alan, tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan, ait olduğu bağımsız bölüm brüt alanını aşmayan ve ait olduğu bağımsız bölümün 1/3’ünden az yapılamayan depo amaçlı eklentiler,</p>

<p>n) Kat ve ara sahanlıkları dâhil açık veya kapalı merdiven evi, bağımsız bölüm net alanının %20’sini geçmemek kaydıyla; sökülür-takılır-katlanır (dikey veya yatay) cam panellerle kapatılmış olanlar da dâhil balkonların bina cephe hattı içerisinde 1.50 metre derinliğindeki kısımları ve açık çıkma şartlarını taşıyan kısımları dahil parapet ucuna kadar derinliği toplam 280 cm’yi geçmeyen kısmının,</p>

<p>o) Taşıyıcı sistemi kesme taş yığma bina olarak tasarlanan zemin dâhil 3 katı geçmeyen geleneksel mimari öğeler barındıran yapıların statik tasarım gereği düşey taşıyıcılar da bulunabilen ve bağımsız bölüm net alanının %20’sini geçmeyen balkonları, bu yapıların geleneksel mimari öğesi olan; bahçe ile irtibatı olup gerektiğinde basamak ile çıkılan, binanın girişi ile beraber ya da çıkma veya balkon altında yer alabilen, düşey taşıyıcılar ile desteklenen üst örtüye sahip olabilen taşlık, dış sofa veya eyvan alanları,</p>

<p>ö) Çatı piyeslerinde yer alan bağımsız bölümlere ait çatı terasları,</p>

<p>p) Ortak alan niteliğindeki kullanılan teras çatılar,</p>

<p>r) Subasman seviyeleri hariç açığa çıkmayan bodrum katlarda ve çatı aralarında mimari projesinde belirlenen ortak kullanım alanları,</p>

<p>s)<strong> </strong>Konutlarda dış cepheyle bitişik olmaksızın, yapı kitlesi içerisinde tertiplenen, ortak kat holü ile irtibatlı, diğer mekanlardan bölme elemanları ile ayrılarak oluşturulan her bağımsız bölüm için net alanı 6 m²’yi aşmayan mimari projesinde belirlenen ortak kullanım alanları,</p>

<p>ş) Bitişik nizam veya birden fazla parsele oturan blok nizam parsellerde ön bahçede otoparkın sağlanamaması durumunda bina içinden en az 2.75 metre genişliğinde geçiş yolu düzenlenerek arka bahçede otopark tanzim edilebilmesi için bina kütlesi içerisinde tabii veya tesviye edilmiş zemin kotunu aşmayan arka bahçeye geçiş için kullanılan asgari ölçülerdeki ortak alan,</p>

<p>t) En az 75 adet konut bulunan parsellerde bodrum ve/veya zemin katlarında yer almak veya 5000 m²’den büyük parsellerde istenildiği takdirde bağımsız müstakil bir bina olarak düzenlenmek, taban alanına dahil edilmek üzere; en fazla bir bodrum ve zemin kattan ibaret, toplamda emsal hesabına konu alanın %5’ini ve 1000 m²’yi geçmeyen, bağımsız bölüm oluşturmayan, ticari amaçla kullanılmayan siteye ait ortak spor salonu, toplantı odası ve sosyal tesisler,</p>

<p>u) Tek bağımsız bölümlü fabrika, kültür merkezi, spor tesisi, otel, yurt, sağlık tesisi, eğitim tesisi, dini tesis ve benzeri yapıların bodrum katlarında, ticari amaç içermeyen, yapının ihtiyacına yönelik olarak yapılacak; çamaşırhane, mutfak, revir, teknik servis hizmetleri, spor mekanları ve benzeri müştemilat niteliğindeki alanlar,</p>

<p>katlar alanına dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Bahçe mesafeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Uygulama imar planında, aksine bir hüküm bulunmadığı durumlarda bahçe mesafeleri;</p>

<p>a) Ön bahçe ve yol kenarına rastlayan bahçe mesafeleri ile kamusal alanlara komşu olan bahçe mesafeleri en az 5.00 metredir.</p>

<p>b) Yan bahçe mesafesi en az 3.00 metredir.</p>

<p>c) Arka bahçe mesafesi en az 3.00 metredir.</p>

<p>ç) 1/10/2017 tarihinden önce mevcut planlarla oluşmuş imar planında bitişik veya bitişik-blok nizam olan ve planda yapılaşma koşulları belirlenmemiş olan parsellerde; arka bahçe mesafesi hiç bir yerde arka bahçe sınırına 3.00 metreden fazla yaklaşmamak şartı ile bina yüksekliğinin yarısıdır.</p>

<p>d) 10.00 metreden daha az çıkan bina derinlikleri arka bahçe mesafesi 2.00 metreden az olmamak üzere 10.00 metreye kadar çıkarılabilir. Köşe başına rastlayan parsellerde bina derinliği parselin yüz aldığı yollar üzerindeki komşu parsellere verilecek derinliklere göre belirlenir.</p>

<p>e) Yan ve arka bahçe mesafeleri; tabii veya tesviye edilmiş zeminin üzerinde kalan bodrum katları da dâhil, dörtten fazla katlı binalarda 4 katın üzerindeki her kat için 0.50 metre artırılır. Bu hüküm parsellerin park alanına komşu cephelerinde uygulanmaz.</p>

<p>f) Yan ve arka bahçe mesafelerinin hesabında dikkate alınacak kat adedi o cephede kısmen veya tamamen tabii veya tesviye edilmiş zeminin altında kalan katlar hariç diğer katların toplam yüksekliğinin üçe bölünmesi ile bulunur. 2.50 metreyi aşan artık değerler 1 kat adedine tekabül eder.</p>

<p>g) Bina yüksekliği hesabında, arkasında kullanılan hacim oluşturulmamış istinat duvarları yükseklik hesabına dâhil edilmez.</p>

<p>ğ) Uygulama imar planında aksine bir açıklama getirilmediği takdirde siloların, yapı yaklaşma mesafesinin parsel ön cephesinde 25.00 metreden az olmaması şartı ile silo yüksekliği kadar, diğer cephelerde 10.00 metreden az olmaması şartı ile silo yüksekliğinin en az yarısı kadar mesafe bırakılır.</p>

<p>h) Bu Yönetmelikte yer alan kat adedine bağlı olarak yan ve arka bahçe mesafelerinin 0.50 metre arttırılmasına ilişkin hükümler yapıda bulunan her katta ayrı ayrı değerlendirme yapılarak uygulanamaz. Ancak tek katlı bir ana kitle üzerinde yükselen bina yapılması durumunda ana kitlenin yan ve arka bahçe mesafesi ana kitle yüksekliği esas alınarak belirlenebilir.</p>

<p>ı) Uygulama imar planında aksine bir açıklama getirilmediği takdirde, binanın tabii zemin veya tesviye edilmiş zemindeki en düşük kottaki görünen yüksekliği 60.50 metre veya daha fazla ise; ön, yan ve arka parsel sınırından en az 15.00 metre çekilmek durumundadır. 60.50 metre yükseklikten sonra artan her kat için ön, yan ve arka bahçe mesafelerine 0.50 metre ilave edilir.</p>

<p>i) Çok yüksek yapı, az katlı bir ana kitle üzerinde yükseliyorsa, parsel sınırı ile ana kitlenin parsele en yakın noktası arasındaki mesafe 10.00 metreye kadar düşürülebilir. Ana kitle yüksekliği dâhil yapı yüksekliğinin 60.50 metre olması durumunda yükselen blok ile parsel sınırı arasındaki mesafe en az 15.00 metre olup 60.50 metre yükseklikten sonra artan her kat için bu mesafeye 0.50 metre ilave edilir. Bu maddede ifade edilen ana kitle; en fazla 5 katlı olup kat adedi binanın en düşük kottaki cephesi esas alınarak belirlenir. Bir parselde birden fazla 60.50 metre yükseklikte bina yapılması halinde binalar arasındaki mesafe, 20.00 metre olup, 60.50 metre yükseklikten sonra ilave her 3.00 metre yükseklik için bu mesafeye 0.50 metre ilave edilir. Bu fıkraya göre fazladan bırakılması gereken çekme mesafeleri bir veya birkaç kat birlikte etüt edilerek binada kademelenme yapılmak suretiyle de gerçekleştirilebilir.</p>

<p>j) Bir parselde az katlı ana bir kitle üzerinde birden fazla yükselen bloklar tertiplenmesi halinde, bloklar arasında en az yapının ana kitlesi üzerinde kalan bölümlerinin yüksekliklerine göre bu Yönetmelikte belirlenen iki bina arasındaki yan bahçelerin toplamı kadar mesafe bırakılmak zorundadır.</p>

<p>(2) Tabii veya tesviye edilmiş zeminin altında kalmak ve parsel sınırları dışına taşmamak kaydıyla, ön bahçe statüsünde olmayan yan ve arka bahçe mesafelerinde su deposu, otopark ve mevzuatı gereğince zorunlu miktardaki sığınaklar yapılabilir. Ayrıca ön bahçelerde de tabii veya tesviye edilmiş zeminin altında; parsel sınırına 3.00 metreden fazla yaklaşmamak şartıyla zorunlu otoparklar yapılabilir. Ancak sit alanları ve özel çevre koruma alanlarında, koruma amaçlı uygulama imar planı hükümlerine uyulur.</p>

<p>(3) Ön, yan ve arka bahçelerde; kapalı mekân oluşturmayan ve tüm cepheleri açık, katlı olmayan, bağımsız bölüm veya bağımsız bölümün eklentisi niteliği taşımayan, tabii veya tesviye edilmiş zemin üzerine;</p>

<p>a) Kameriye,</p>

<p>b) Pergola,</p>

<p>c) Süs havuzu,</p>

<p>ç) Çocuk bahçeleri,</p>

<p>d) Bina giriş köprüleri, giriş takları,</p>

<p>e) Oyun ve sportif amaçlı bahçe düzenlemeleri, kontrol kulübesi,</p>

<p>f) Bitişik nizam yapılarda, arka bahçe zemin kotundan en fazla 2.00 metre yükselmek kaydı ile genişliği 1.50 metreyi geçmeyen, binaya bitişik, zemin veya bodrum katların ortak alanlarından arka bahçeye iniş merdivenleri,</p>

<p>yapılabilir.</p>

<p>g) Kameriyeler, bina ve parsel sınırlarına, 2.00 metreden fazla yaklaşamaz. Yüksekliği 3.00 metreyi, kısa kenar uzunluğu 4.00 metreyi aşmaması ve birden fazla yapılması durumunda aralarında 3.00 metre mesafe bulunması şartı aranır.</p>

<p>ğ) Yapı yaklaşma mesafelerini ihlal etmemek ve tamamen gömülü olmak kaydıyla, bahçe içerisinde bodrum katlarda sauna, yüzme havuzu, teknik birimler ve spor salonu ve benzeri yapılabilir.</p>

<p>(4) Ön, yan ve arka bahçelerde trafik güvenliği açısından gerekli tedbirler alınarak kontrol kulübesi yapılabilir.</p>

<p>(5) 27/11/2007 tarihli ve 2007/12937 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmeliğe uyulmak kaydıyla<strong> </strong>bodrum kattan tabii zemin seviyesine ulaşım sağlayan üzeri açık yapılması zorunlu yangın merdivenleri; ön, yan ve arka bahçelerde parsel sınırına 3.00 metreden fazla yaklaşmamak şartıyla düzenlenebilir.</p>

<p>(6) İlgili mevzuata uygun olmak kaydıyla tesislerde yapılmak istenilen kantarlar yol cephelerine 5.00 metreden fazla yaklaşamaz.</p>

<p>(7) Konut altında yer alan işyerlerinin bodrum katta bulunan eklenti depolarına irtibat sağlayan merdivenler, konut kullanımına ayrılan site bahçesinden giriş yapılmaması şartı ile yapı yaklaşma mesafelerine uyularak tertip edilebilir.</p>

<p>(8) Tabii veya tesviye zemin kotu altında bulunan kapalı otoparklara erişim sağlayan otopark rampalarında, yerel iklim koşulları nedeni ile tabii zemin kotundan en çok 2.00 metre yüksekliğinde, yol cephelerine en fazla 1.50 metre yaklaşılması, komşu parsele akıntı verilmemesi şartı ile gerekli koruyucu önlemler alınarak hafif sökülüp takılabilir malzemeden üst örtü yapılabilir.</p>

<p>(9) Konut, konut+ticaret, turizm, eğitim, ibadet, sağlık ve spor parsellerinin bahçe mesafelerinde, binanın zemine oturduğu alanın dışında kalan alanın her 30.00 m<sup>2</sup>’si için yerel iklim ve çevresel koşullara uygun bir ağaç dikilir. Parselin ağaç dikimine uygun olmaması halinde bu fıkrada belirtilen şarta göre hesaplanan sayıda ağaç, ilgili idarenin uygun göreceği, imar planlarında kamunun kullanımına ayrılmış bir alana dikilir.</p>

<p>(10) Mevzuat değişikliği, kullanım amacı değişikliği veya yapıdaki kat veya alan artışları nedeniyle asansör yapılması zorunlu hale gelen mevcut yapılara ilişkin ilave veya tadilat ruhsatı taleplerinde; bina içinde yapılacak tadilatlarla asansör tesis edilememesi halinde, engellilerin de erişiminin sağlanabilmesi için ön, yan ve arka bahçe mesafeleri içinde parsel sınırına en az 1.50 metre mesafe bırakılmak kaydıyla; asgari ölçülerde panoramik asansör veya ulaşılacak katın yüksekliğinin uygun olması halinde (bina subasman seviyesine ulaşan) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca muvafakat alınarak mekanik kaldırma iletme platformu yapılabilir. Ayrıca 634 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen koşulların sağlanması durumu da idarelerce bu kapsamda değerlendirilir.</p>

<p>(11) Eksik katlı yapı ruhsatı taleplerinde, uygulama imar planında belirlenen veya uygulama imar planında belirlenmemişse, bu Yönetmelikteki kat adedi veya bina yüksekliğine göre bu Yönetmelik ile belirlenen bahçe mesafelerine uyulur.</p>

<p>(12) Jeneratörler bulunduğu parseldeki yapıların ihtiyacını karşılamak maksadıyla, yapının cephe aldığı ön bahçede olmaması, parsel sınırına 1.00 metreden fazla yaklaşmaması ve başka amaçla kullanılmaması, çevresinde 1.80 metre tel çit ve benzeri güvenlik önlemleri alınarak tertip edilmesi ve kabinli tip olması ve ses yalıtımı yapılması şartıyla ilgili idaresinin uygun görmesi halinde yan ve arka bahçelerde yapılabilir.</p>

<p>(13) Mevzuat değişikliği veya yapıdaki yükseklik, kat, alan artışları ya da kullanım amacı değişiklikleri nedeniyle yangın merdiveni yapılması zorunlu hale gelen mevcut yapılara ilişkin ilave veya tadilat ruhsatı taleplerinde; bina içinde yapılacak tadilatlarla yangın merdiveni tesis edilememesi halinde, can ve mal güvenliğini teminen parsel sınırına en az 1.50 metre mesafe bırakılmak kaydıyla yan ve arka bahçe mesafeleri içinde, parsel sınırına en az 3.00 metre mesafe bırakılmak kaydıyla ön bahçe mesafeleri içinde Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelikteki koşullara uyulmak suretiyle asgari ölçülerde yangın merdiveni yapılabilir.</p>

<p><strong>Bir parselde birden fazla bina yapılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Uygulama imar planında aksine bir hüküm yoksa bu Yönetmeliğin bahçe mesafeleri ile ilgili hükümlerine uyulması kaydı ile bir parsele, birden fazla bina yapılabilir.</p>

<p>(2) Bir parselde birden fazla binanın projelendirilmesi halinde, binalar arası mesafe her binanın yüksekliğine göre yaklaşma mesafeleri ayrı ayrı tespit edilip toplanmak suretiyle bulunur. Ancak teknik ve fonksiyonu gereği entegre tesis bütünlüğü bulunan tek işletmeye ait olan sanayi tesisleri ve tarımsal amaçlı binalarda; Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmeliğe uyulması kaydıyla tesise ait yardımcı ve ek binalarından oluşan yapılarda tesise ait diğer yapılar ile arasında yapı yaklaşma mesafesi aranmaz. Kamu hizmeti için kullanılan resmî binalar ve ibadet alanlarının yardımcı ve ek binalarından (Minare, şadırvan, güvenlik binası ve benzeri) oluşan yapılarda ana binaya ait diğer yapılar ile arasında yapı yaklaşma mesafesini belirlemeye ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(3) Maliklerin talebi halinde, tapu idareleri aynı kullanım kararını ve yapı nizamını haiz imar parsellerini imar adası içinde tevhit ederek yeni elde edilen imar parselleri üzerinde yatay kat mülkiyeti veya kat irtifakı tesis ederler.</p>

<p><strong>Eksik katlı bina yapılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Planla veya bu Yönetmelikle belirlenen kat adedine veya bina yüksekliğine uygun olarak bahçe mesafesi bırakılmak ve ilgili idarenin uygun görmesi, üçüncü ve dördüncü fıkralarda belirtilen koşullar sağlanmaksızın ilave kat yapılamayacağının ilgilisine tebliğ edilmesi kaydıyla daha az katlı bina yapılabilir. Uygulama imar planlarında bu uygulamanın yapılmasına ilişkin hüküm olması halinde, ilgili idarenin uygun görmesi koşulu aranmaz.</p>

<p>(2) Eksik katlı yapılan binalarda yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi ve enerji kimlik belgesi yapılan kısım için düzenlenir. Daha sonradan tamamlanmak istenmesi halinde, yürürlükteki plan ve mevzuat hükümlerine uygun olarak ilave ruhsat ve binanın tamamı için enerji kimlik belgesi düzenlenmesi zorunludur.</p>

<p>(3) Eksik katlı binalara imar planına aykırı olmamak koşuluyla kat ilavesi yapılabilmesi için; temel ve statik çözümlerin, yangın tedbirlerinin, enerji verimliliğinin, plan ve bu Yönetmelikte gösterilen azami yüksekliğe uygun olması; otopark, sığınak, merdiven, asansör yeri, ışıklık ve diğer yapı elemanlarının da plan ve bu Yönetmelikte gösterilen azami yüksekliğe göre hesaplanması ve bırakılması zorunludur.</p>

<p>(4) Eksik katlı inşa edilen binanın mevcut haliyle veya tadilat yapılarak yürürlükteki plana ve mevzuata uygunluğunun sağlanamaması halinde bina yıkılmadan kat ilavesi yapılmasına izin verilmez.</p>

<p>(5) Eksik katlı binalara yapılacak ilavelerde fenni mesuliyet, temel ve statik hesapları, yangın tedbirleri ve enerji verimliliği konuları da dâhil mevcut yapı ve ilave yapılan kısımları kapsayan teknik rapor düzenlemek suretiyle yapı denetim kuruluşlarınca üstlenilir.</p>

<p>(6) Konut alanlarında en çok 3 kata imarlı ayrık nizam parsellerde, planla veya bu Yönetmelik ile belirlenen taban alanının aşılmaması şartı ile eksik katlı yapı yapılması durumunda üçüncü ve dördüncü fıkralarda belirtilen koşullar sağlanmaksızın ilave kat yapılamayacağının ilgilisine tebliğ edilmesi kaydıyla temel ve statik hesapları, bahçe mesafeleri, otopark, ışıklık, asansör, yangın merdiveni, ruhsat alacağı projesindeki kat adedine ve yüksekliğe göre değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Yapılaşmada idarenin yükümlülükleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) İdareler; tasarrufu altındaki yol, meydan, otopark, park, yaya bölgesi, kaldırım gibi yerler ile bunlar üzerindeki kamu hizmetlerinin yürütülebilmesi için, Türk Standardları Enstitüsü (TSE) standartlarına ve ilgili mevzuatına göre;</p>

<p>a) Bisiklet yolu, otopark, yönlendirme, sinyalizasyon, aydınlatma ve ağaçlandırma uygulamalarıyla ve kent mobilyalarıyla beraber kaldırım ve kavşak düzenlemelerini yapmak veya yaptırmakla,</p>

<p>b) Reklam ve bilgilendirme levha ile pano düzenlemelerini yapmak veya yaptırmakla,</p>

<p>c) Topluma açık yerlerde ihtiyaçların karşılanması amacıyla; büfe, mescit, para çekme makinesi, telefon kulübesi, tuvalet, çeşme ve benzeri tesislerin kurulmasına ilişkin iş ve işlemleri yürütmekle,</p>

<p>ç) Belirli bir süre için düzenlenen sosyal ve kültürel etkinlikler için geçici olarak ihtiyaç duyulan altyapıyı ve geçici olarak talep edilen hafif ve sökülüp takılır malzemeden yapılan fuar, sergi, sahne ve çadır gibi üstyapının kurulması ve kaldırılması için gereken izinlerin verilmesine ilişkin iş ve işlemleri yürütmekle ve güvenlik tedbirlerinin alınmasını sağlamakla,</p>

<p>yükümlüdür.</p>

<p>(2) Muhtarlık, bankamatik, umumi tuvalet, taksi durağı, su, doğalgaz, otobüs bileti, elektrik faturası ve benzeri tahsilat ve satış üniteleri, emlak, tabela, vergi tahsilat merkezleri ve benzeri kamu hizmeti veren birimler, turizm, tanıtma, danışma ve bilgi edinme konularında prefabrik tesisler, kültür ve sanat amaçlı sökülüp takılabilir muvakkat yapılar, kermes ve benzeri sosyokültürel aktiviteler, sosyal hizmet amaçlı dernek, vakıf ve benzeri tüzel kuruluşlara ait teşhir ve satış reyonları, belediye ve şirketlerinin kendi tesislerinde veya kurslarında ürettikleri her türlü ürünlerin satış ve teşhir stantları gibi kamu hizmetlerine yönelik geçici tesisler Belediye Encümen kararı ile yaptırılabilir.</p>

<p>(3) Konya Büyükşehir Belediyesi yetki sınırları dahilinde Büyükşehir Belediye Meclisince belirlenen alanlarda ve caddelerde, yapılarının estetiği ile ilgili kurallar getirmeye, çevre özelliklerine göre yapılar arasında uyum sağlamaya, bina cepheleri ile ilgili kurallar belirlemeye ve bu kuralları uygulamaya yetkilidir.</p>

<p>(4) Birinci fıkrada belirtilenlerin ve her türlü altyapının yapımı ve kullanımı ile bakım ve onarımı sırasında yaya sirkülasyonunun engellenmemesi, engellilerin ve yaşlıların erişiminin, can ve mal güvenliğinin sağlanması zorunludur.</p>

<p>(5) İlgili idareler tarafından yapıların estetiği, rengi, çatı ve cephe kaplaması, yöresel malzeme kullanılması ve yöresel mimarinin dikkate alınmasına ilişkin alınan kararların uygulanmasına yönelik, Belediye Encümen kararı ile yapılan tebligata rağmen kat malikleri tarafından yerine getirilmeyen eskimiş cephe, malzeme, boya ve kaplamasının yenilenmesi iş ve işlemleri, belediye tarafından yerine getirilir. Yapılan işlerin masrafı %20 fazlasıyla kat maliklerinden tahsil edilir.</p>

<p>(6) Klima cihazları, reklam ve tabela, cephelerde yapılacak aydınlatma uygulamaları, binaların mimari projelerinde Konya Büyükşehir Belediyesi Şehir Estetiği, Reklam ve Tabela Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak gösterilir.</p>

<p>(7) Bu madde kapsamında yürütülen çalışmalarda tescilli ve tarihi yapılar ile doğal dokunun korunması esas alınır.</p>

<p>(8) İmar planlarında düzenleme ortaklık payı ve umumi tesis alanlarına ayrılmış olup, imar hakları başka bir imar parselinde karşılanmış taşınmazların hak sahiplerine ait eski bina ve yapılar (enkaz), malikince veya yapı müteahhidince kaldırılmadan yeni parselinde yapı izni (ruhsat) verilemez.</p>

<p>(9) İlgili belediyesince alınmış herhangi bir karar yok ise balkonlarda yapılacak katlanır cam balkon sistemleri, binalardaki her türlü dış aydınlatma, tente, pergola, panjur ve benzeri yapı ruhsatına tabi olmayan uygulamalarda cephe bütünlüğünün sağlanması amacıyla apartman veya site yönetiminin belirleyeceği tek renk, ölçek, form ve malzeme kullanılır.</p>

<p>(10) Sosyal ve kültürel tesis alanı, ibadet yeri, resmî kurum alanı ve eğitim alanlarında, yapılacak yapıların cephe tasarımları ile ilgili Konya Büyükşehir Belediyesi Mimari Estetik Komisyonundan görüş alınır.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yapılara İlişkin Hükümler</p>

<p><strong>Yapı ünite fonksiyonlarına göre yapılaşma koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Yapıda aşağıdaki kullanımların bulunması zorunludur:</p>

<p>a) İlgili mevzuatında öngörülen ölçülerde enerji odası, haberleşme sistem odası ve bacası,</p>

<p>b) Merkezi ısıtma sistemli binalarda ısıtma merkezi klima sistemi veya ısı pompası gibi sistemlerle sağlanmıyor ise kazan dairesi veya kaskat sistemi veya teshin merkezi,</p>

<p>c) Katı yakıt kullanan sobalı binaların bodrum veya zemin katlarında veya bodrum katı bulunmayan binaların ortak alan niteliğini haiz olmak ve eklenti ihdas etmemek kaydıyla bahçelerinde her daire için en az 5.00 m<sup>2</sup>, en fazla 10.00 m<sup>2</sup> odunluk, kömürlük veya depolama yeri,</p>

<p>ç) Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik, 25/8/1988 tarihli ve 19910 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sığınak Yönetmeliği, 22/2/2018 tarihli ve 30340 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Otopark Yönetmeliği, 5/12/2008 tarihli ve 27075 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ve 18/3/2018 tarihli ve 30364 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliğinde binada zorunlu olarak bulunması gereken birimler,</p>

<p>asgari ölçülerde yapılır.</p>

<p>(2)<strong> </strong>Paratonerler, uyarı lambaları, antenler ve zorunlu tesisatlar ile ilgili hükümler şunlardır:</p>

<p>a) İçinde patlayıcı madde bulundurulan yerlerle, sivri veya yüksek bina ve tesislere Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik gereği, TSE standardlarına uygun paratoner konması mecburidir.</p>

<p>b) Antenler merkezi olarak binaların görüntü kirliliğine neden olmayacak şekilde çatıya yerleştirilir.</p>

<p>c) Çok yüksek yapılar ile havaalanı uçuş koridoru üzerinde olan yapılara ilgili belediyesince ve yetkili kamu kuruluşlarınca uygun görülecek yerlerde uyarı lambası tesis edilir.</p>

<p>ç) Enerji odası bulunan yapıların bina girişinde müdahale ekiplerinin, yangın ve deprem ve benzeri tehlike anında dışarıdan kolay ulaşabileceği konumda acil durdurma butonu yapılması zorunludur.</p>

<p>(3) Binaların enerji ihtiyacı için gerekmesi durumunda çevre sağlığı yönünden gerekli koruyucu tedbirler alınarak trafo yeri tesis edilebilir. Trafo mekânları, gerekli güvenlik önlemleri alınarak ve müstakil giriş çıkış sağlanarak mimari proje vaziyet planında gösterilir. Trafonun parseldeki konumu ve parseldeki diğer yapılar ile arasındaki mesafesi, ilgili idaresi mimari estetik komisyonu ve elektrik dağıtım şirketinin uygun görüşü ile trafik güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde belirlenir ve çevresinde tel çit ve benzeri güvenlik önlemleri alınarak parselinde tertip edilir.</p>

<p>(4) İlgili mevzuatına uygun olması şartıyla yapının ihtiyacı için yapılan zorunlu tesisat üniteleri bina kütlesi içerisinde veya yangın güvenliğine ilişkin önlemlerin alınması şartı ile bina cephelerine 3.00 metreden fazla yaklaşmaması şartı ile teras çatılarda düzenlenebilir.</p>

<p>(5) İlgili mevzuatına uygun olmak şartıyla bodrum katı bulunmayan tek katlı ve tek bağımsız bölümden oluşan konutlar hariç, birden fazla bağımsız bölümden oluşan konutlarda bodrum kat dışında diğer katlarda yapılan tesisat şaft ve odaları, asgari ölçüleri sağlaması şartı ile katta bulunan her bağımsız bölüm için en fazla 1.50 m² yapılabilmesinde ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(6) İlgili mevzuatına uygun olmak şartıyla bodrum katta ortak alan bulunan ve en az 8 bağımsız bölümü bulunan konut veya ticari yapılarda en az 6.00 m² büyüklüğünde elektronik haberleşme sistem odası ve üst katlarında ortak kat holü bulunan binalarda, 0.30 m² şaft bacası yapılmasında ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(7) İlgili mevzuatına uygun olmak şartıyla çok yüksek yapılarda veya merkezi klima sistemi ile ısıtma ve soğutma yapılan umumi binalarda, tesisat katı veya mekanik tesisat proje ve hesaplarına uygun olarak mekanik tesisatının gereksinimini karşılayacak tesisat alanı ayrılmasında ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p><strong>Kat yükseklikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) Kat yükseklikleri uygulama imar planında daha fazla belirlenmemiş ise döşeme üst kotundan döşeme üst kotuna olmak üzere en fazla;</p>

<p>a) Ticaret bölgelerinde; zemin katlarda 4.50 metre, asma katlı zemin katlarda 6.00 metre; diğer katlarda 4.00 metre,</p>

<p>b) Ticaretin de yapılabildiği karma alanlarda; zemin katlarda 4.50 metre, asma katlı zemin katlarda 6.00 metre; diğer katlar konut ise 3.60 metre konut harici ise 4.00 metre,</p>

<p>c) Konut bölgelerinde zemin ve normal katlarda 3.60 metre, bodrum hariç 3 katı geçmeyen binalarda ise 4.00 metre,</p>

<p>ç) Zemin katında ticaret yapılabilen konut bölgelerinde ise zemin katlarda 4.50 metre, diğer katlarda 3.60 metre,</p>

<p>d) Konut bölgelerinde; geleneksel mimari öğeler barındıran ve taşıyıcı sistemi kesme taş yığma bina olarak tasarlanan zemin dâhil 3 katı geçmeyen binalarda zemin ve normal katlarda 4.50 metre,</p>

<p>kabul edilerek uygulama yapılabilir.</p>

<p>(2) Bir adada parsellerin en az dörtte üçünün yürürlükteki planın kat adedine göre yapılaşmış olması halinde mevcut teşekkülün kat yükseklikleri dikkate alınarak saçak seviyesi ilgili idaresi tarafından belirlenir. Bitişik nizam veya blok nizam yapılaşma koşullarına sahip bir adada, yapının aynı kullanım kararı ve kat sayısına sahip olan sağında ve solunda bulunan parsellerin mevzuata uygun olarak yapılaşmış olması durumunda bina yüksekliği iki yapının saçak seviyeleri ve kat döşeme hizaları dikkate alınarak ilgili idaresi tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Tesisat katının yüksekliği normal kat yüksekliğini aşamaz. Özelliği gereği tesisat katı zorunluluğu olan 60.50 metreyi aşan binalarda tesisat katının 2.00 metresi bina yüksekliğinden ve yapının kat adedinden sayılmaz.</p>

<p>(4) İskân edilen katların iç yüksekliği, asma katlar hariç 2.60 metreden az olamaz. Ancak hava maniası olan veya enerji nakil hattı geçen parsellerde, planla kat adedi belirlenen parsellerde bu yükseklik 2.40 metreye düşürülebilir.</p>

<p>(5) Yıkanma yeri, banyo, duş, lavabo yeri, tuvalet, kiler, merdiven altı, her türlü iç ve dış geçitler ve iskân edilmeyen bodrum katları ile müştemilât binalarında, iç yükseklik 2.20 metreye kadar düşürülebilir.</p>

<p>(6) Garaj, kalorifer dairesi, odunluk, kömürlük, bodrum katlarda yer alan otoparklar ve benzeri özellik arz eden yerlerin yükseklikleri bu maddede yer alan hükümlere tabi olmayıp, hizmetin gerektirdiği şekilde 2.20 metrenin altında olmamak kaydıyla idaresince tespit ve tayin olunur.</p>

<p>(7) Umuma açık istirahat ve eğlence yeri kapsamında olan gazino, pavyon, meyhane, bar, birahane, içkili lokanta, taverna ve benzeri içkili yerler, sinema, kahvehane ve kıraathaneler ile düğün salonlarının, taban döşemesi üzerinden tavan altına kadar (gerekli havalandırmayı sağlamak şartı ile) yüksekliği 3.50 metreden, internet bilgi hizmet ve konsol oyun salonlarının iç yüksekliği 3.20 metreden az olamaz.</p>

<p>(8) Eğitim, sağlık, sanayi yapıları ile sinema, müze, kültür merkezi, tiyatro ve konferans salonları, katlı otoparklar, düğün salonu, resmî kurum ve kuruşlara ait binalar, spor salonları, ibadet yerleri, otel ve alışveriş merkezi gibi özellik arz eden yapılarda, iç yükseklikler, teknolojik ve mimari gereklere göre imar planında belirlenen bina yüksekliğini aşmamak şartıyla mimari estetik komisyon kararı ile belirlenir.</p>

<p><strong>Yapı piyesleri, ölçüleri ve özellikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 29-</strong> (1) Her müstakil konutta en az aşağıdaki piyesler bulunur:</p>

<p><u>Piyes</u> <u>Dar Kenarı</u> <u>Net Alanı</u></p>

<p>1 oturma odası 3.00 metre 12.0 m<sup>2</sup></p>

<p>1 yatak odası 2.50 metre 9.00 m<sup>2</sup></p>

<p>1 mutfak veya yemek pişirme yeri 1.50 metre 3.30 m<sup>2</sup></p>

<p>1 banyo veya yıkanma yeri 1.50 metre 3.00 m<sup>2</sup></p>

<p>1 tuvalet 1.00 metre 1.20 m<sup>2</sup></p>

<p>(2) 3 veya daha az odalı konutlarda banyo/yıkanma yeri ile tuvalet aynı yerde düzenlenebilir.</p>

<p>(3) Hol ve koridor genişlikleri 1.20 metreden az olamaz. Yaşlı bakım kuruluşlarında hol ve koridorlarda yerden 80 cm yüksekliğinde küpeşte yapılır.</p>

<p>(4) Mutfak nişi ve oda ile banyo ve tuvaletin aynı mekânda düzenlenmesi halinde her mekân için öngörülen en az alanların toplamı kadar alan düzenlenmek zorundadır.</p>

<p>(5) Birinci fıkrada belirtilen bu piyesler ile koridor ölçüleri engellilerin de kullanımını sağlayacak standartlara ve erişilebilirlik mevzuatına uygun olmak zorundadır.</p>

<p>(6) Mutfak, oda ve tuvalet/banyo havalandırmaları aynı boşluğa açılamaz. Ancak, banyo ve tuvalet havalandırmaları aynı boşluğa açılabilir.</p>

<p>(7) Su depoları ve ıslak hacimlerin altında enerji odaları teşkil edilemez.</p>

<p>(8) Islak hacimlerde tefriş yapılması zorunludur.</p>

<p>(9) Konutlarda dilatasyon derzi bağımsız bölüm içerisinden geçemez.</p>

<p>(10) İşyerlerinin dar kenarı 2.00 metreden az olmamak üzere alanı 5 m²’den az olamaz. İşyerlerinde ortak kullanılan veya her bağımsız bölümün içerisinde tuvalet-lavabo yapılması gerekir. Konut alanlarında zemin katta bulunan işyerlerinin içerisinde en az bir adet lavabo-tuvalet bulunması zorunludur. Büroların içerisinde en az bir adet lavabo-tuvalet bulunması zorunludur. Pasajlar, kapalı çarşılar ve alışveriş merkezleri hariç tüm işyerlerinde lavabo, ortak alanda umumi tuvalet ve lavabo yapılması zorunludur. Bağımsız bölüm net alanı 250 m²’yi aşan her işyeri için en az 1 adet lavabo ve tuvalet düzenlenir. Alanı 500 m²’den daha büyük işyerlerinde yeterli sayıda olmak üzere bay ve bayanlar için ayrı ayrı en az birer adet tuvalet ve lavabo yeri ile engelliler için en az bir adet tuvalet yeri ayrılması şarttır.</p>

<p>(11) Binalarda, cephe uzunluğu ve derinliği aşağıdaki şekilde belirlenir:</p>

<p>a) Konut bulunan binalarda, kapalı çıkmalar dahil bina cephe uzunluğu ve derinliğinin (dilatasyonlu binalarda dahil) 70.00 metreyi aşamaz.</p>

<p>b) Sanayi alanlarında ve tarımsal amaçlı yapılarda; bahçe mesafelerinin sağlanması şartı ile cephe uzunluğu ve derinliği 70.00 metreden daha fazla yapılabilmesine ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>c) Diğer kullanım alanlarında, imar planı veya bu Yönetmelikle belirlenen bahçe mesafelerinin ve taban alanının aşılmaması şartı ile mimari estetik komisyonu görüşü alınarak bina cephe uzunluğu ve derinliği 70.00 metreyi geçen yapılar yapılabilir.</p>

<p>ç) Cephe uzunluğu ve derinliği; tek doğrultuda birbirine zıt yöndeki iki cephenin büyük kenarının yataydaki uzunluk ölçüsüdür. Eğrisel veya geniş açılı birden fazla kırık cepheli bloklarda ise kütleyi (65X65 ebadındaki) çevreleyen karenin içinde kalacak şekilde belirlenir.</p>

<p><strong>Bina girişleri ve rampaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 30-</strong> (1) Bina giriş koridoru genişliği, ana merdivene ve asansöre ulaşıncaya kadar dış kapı genişliğinden az olmamak koşuluyla umumi binalarda en az 2.20 metre, diğer binalarda ise en az 1.50 metredir.</p>

<p>(2) Ön bahçe mesafesi 7.00 metre ve daha fazla olan parsellerde tesviye şartlarına uyularak bordür üst seviyesinden en fazla 2.00 metre inilmek veya çıkılmak suretiyle ön bahçeden bina girişi yapılabilir.</p>

<p>(3) Yoldan yüz almayan cephelerden, köprü veya giriş şeridi aksı hizasındaki bordür seviyesinden en fazla 2.00 metre inilmek veya çıkılmak suretiyle giriş yapılabilir.</p>

<p>(4) Yoldan doğrudan giriş alan ön bahçesiz binalarda, girişin hizasındaki bordür taşı üst seviyesinin altında giriş yapılamaz.</p>

<p>(5) Tabii zeminden kotlandırılan parseller birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralardaki şartlara tabi değildir. Girişin, tabii zemine uyumlu olarak düzenlenen merdiven ve rampalarla sağlanması gerekir.</p>

<p>(6) Bölge kat nizamını bozacak şekilde tesviye yapılamaz.</p>

<p>(7) Konut binalarının zemin katlarının dükkân veya mağaza olarak düzenlenmesi halinde dükkân ve mağaza girişlerinin sadece yol cephesinden yapılması gerekir.</p>

<p>(8) Döşeme kaplamalarında kaymayı önleyen, tekerlekli sandalye ve koltuk değneği hareketlerini güçleştirmeyen, standardına uygun malzeme kullanılması zorunludur.</p>

<p>(9) Binalarda ve girişlerinde engellilerin erişimine yönelik TS 9111 Standardına uyulması zorunludur.</p>

<p>(10) Rampaların kenar korumaları, genişlikleri, sahanlıkları, korkuluk ile küpeşte ve kaplama malzemeleri engellilerin de dolaşımına olanak sağlayacak şekilde TS 9111 Standardına uygun yapılmak zorundadır.</p>

<p>(11) Bina girişlerinde engellilere yönelik ön bahçede parsel sınırına kadar giriş rampası veya merdivene bitişik dar kenarı en az 0.90 metre ve alanı en az 1.20 m² engelli asansörü yeri ya da mekanik kaldırma iletme platformu yapılır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle engellilerin kullanımı için farklı uygulama yapılabilir.</p>

<p>(12) Bina girişinde ve bina içinde bulunan rampaların eğimleri aşağıdaki değerlere uygun olmak zorundadır:</p>

<p><u>En fazla yükseklik</u> <u>En fazla eğim</u></p>

<p>15 cm ve daha az 1:12 (% 8)</p>

<p>16-50 cm arası 1:14 (% 7)</p>

<p>51-100 cm arası 1:16 (% 6)</p>

<p>100 cm üzeri 1:20 (% 5)</p>

<p>(13) Rampalarda ve ara sahanlıklarda kesintisiz olarak 0.90 metre yükseklikte 1. düzey ve 0.70 metre yükseklikte 2. düzey, elle tutulduğunda kolay kavranabilecek şekilde 32-45 mm çapında küpeşte bulunmak zorundadır.</p>

<p>(14) Bitişik ve birden fazla parsele oturan blok nizama tabi binalarda; arka bahçeyi ortak olarak kullanmak gayesiyle, bodrum veya zemin kattan müstakil olarak bahçeye çıkış vermek mecburidir.</p>

<p><strong>Merdivenler</strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) Merdiven kolu ve sahanlıklar:</p>

<p>a) Ortak merdiven kolu ve sahanlık genişlikleri konut yapılarında Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hesap edilecek kaçış genişliğinden az olmamak üzere 1.20 metreden, diğer yapılarda 1.50 metreden, konutlarda bağımsız bölüm içindeki merdivenler ise 1.00 metreden az olamaz. Çatıya ve bodrum katlarına ulaşan ortak merdivenler ile servis merdivenlerinde de bu ölçülere uyulur. Bu merdivenler ahşap olamaz.</p>

<p>b) Tek bağımsız bölümlü birden fazla kattan oluşan konutlarda merdiven kolu ve sahanlık genişlikleri 100 cm’ den az olmamak, dükkan ek veya eklenti merdivenlerinde, tescilli yapılar hariç kentsel sit alanlarında alanı 120.00 m²’den az olan parsellerde yapılacak binalarda, toplam yapı inşaat alanı 200 m²’yi ve 2 katı geçmeyen konut dışı binalarda merdiven kolu ve sahanlık genişlikleri 120 cm’den az olmamak şartı ile Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerine ve engelli erişimine uygun olarak düzenlenebilir.</p>

<p>c) Merdiven evlerinin bina cephesinden, çatıdan veya ışıklıktan doğrudan ışık alması ve merdivenlerin çatıya ve bodrumlara ulaştırılması zorunludur. Ancak Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerini sağlamak kaydıyla, bodrum katlarında ortak alan, eklenti ve/veya bağımsız bölüm bulunmayan binalarda, ana merdiveninin bodrum katlara ulaşması zorunlu değildir. 2 katı geçmeyen yapılarda, çatı arasında ortak kullanım alanı bulunmaması şartı ile merdivenlerin çatıya ulaştırılmasına karar vermeye ilgili idaresi yetkilidir. Bu durumda ortak alandan çatı yüzeyine çıkışı sağlayacak sabit veya hareketli çatı çıkış merdivenleri tertiplenir.</p>

<p>ç) Çatıdan ışık alan merdiven evlerinde en az 20 cm kova boşluğu yapılır.</p>

<p>d) Merdiven basamakları ve sahanlık ölçülerine dair TSE standartlarının bu maddede belirtilen ölçü ve miktarlardan küçük olması halinde bu madde hükümleri geçerlidir.</p>

<p>e) Merdivenlerin her iki tarafında da engellilerle ilgili TSE erişilebilirlik standartlarına uygun korkuluk ve küpeşte yapılması, ayrıca sahanlık ve merdiven döşemelerinde ve kaplamalarında da standartlara uyulması zorunludur.</p>

<p>(2) Merdiven basamaklarının ölçüleri ve özellikleri:</p>

<p>a) Basamak yüksekliği 0.175 metreden fazla olamaz.</p>

<p>b) Basamak genişliği 2a+b=60 ila 64 formülüne göre hesaplanır. Formüldeki a: yükseklik, b: genişliktir. Ancak bu genişlik 0.27 metreden az olamaz.</p>

<p>c) Balansmanlı (dengelenmiş) merdivenlerde basamak genişliği en dar kenarda 0.10 metre, basamak ortasında 0.27 metreden az olamaz.</p>

<p>ç) Basamak uçları çıkıntısız (damlalıksız) olmak zorundadır.</p>

<p>d) Ara ve kat sahanlıklarının genişliği merdiven genişliğinden az olamaz.</p>

<p>(3) Binalarda son kattaki bağımsız bölümlerle irtibatlı çatı arası piyeslerine çıkan iç merdivenlerde, birinci ve ikinci fıkralardaki şartlar aranmaz.</p>

<p>(4) Bu Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce yürürlükte olan mevzuata uygun olarak yapılmış yapılara, bu Yönetmelik hükümlerine göre kat ilavesi yapılması halinde mevcut merdiven ölçüleri ilave katlar için de aynen uygulanabilir.</p>

<p>(5) Karma kullanımlı binalarda her kullanım için ayrı merdiven evi düzenlenmesi zorunludur. Bu kullanımların birbirine dönüştürülmesi durumunda yeni oluşan kullanım için bağımsız genel merdiven oluşturulmadan tadilata izin verilmez.</p>

<p>(6) Yüksekliği 1.80 metreden az olan merdiven altları kapatılır.</p>

<p><strong>Işıklıklar ve hava bacaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 32-</strong> (1) Her müstakil ev veya dairede, en az 1 oturma odası ile yatak odalarının doğrudan doğruya hariçten ışık ve hava almaları gereklidir. Bu şekilde ışık ve hava almalarına lüzum olmayan diğer odalarla mutfakların ışıklıktan, yıkanma yeri ve tuvaletlerin ışıklık veya hava bacasından faydalanmaları da mümkündür. Ancak tuvalet ve yıkanma yerleri ile odalar aynı ışıklığa açılamaz.</p>

<p>(2) Işıklıkların;</p>

<p>a) 1 ila 6 katlı binalarda dar kenarı 1.50 metreden ve alanı 4.50 m<sup>2</sup>’den,</p>

<p>b) 7 ve daha fazla katlı binalarda dar kenarı 2.00 metreden ve alanı 9.00 m<sup>2</sup>’den,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>(3) Hava bacasının en az bir kenarı 0.30 metreden, alanı 0.36 m²’den az olmamak ve alanı en fazla 2.00 m² olmak üzere yapılabilir. Bu alan herhangi bir yapı elemanı (baca, kiriş ve benzeri) ile daraltılamaz.</p>

<p>(4) Hava bacaları, şönt baca tipi olarak düzenlenemez.</p>

<p>(5) Asgari ölçüdeki bir ışıklık veya hava bacasından her katta en çok dört piyes faydalanabilir. Bu piyeslerin sayısının artması halinde, dörtten fazla her piyes için ışıklık veya hava bacası ölçüsü aynı oranda arttırılır. Ancak, birinci fıkrada belirtilen şekilde ışık ve hava alması gerekmeyen veya lüzumlu ışık ve havayı bu Yönetmelikte tarif edilen şekilde alması mümkün olan piyeslerden, herhangi bir ışıklık veya hava bacasına pencere açılması, bu ışıklık veya hava bacası ölçülerinin arttırılmasını gerektirmez.</p>

<p>(6) Her binanın lüzumlu ışıklık veya hava bacası, kendi parseli üzerinde bulunur. Komşu bina ve parselin ışıklık veya hava bacasından faydalanmak suretiyle, bu elemanlarının yapılmasına ve ölçülerinin azaltılmasına izin verilmez.</p>

<p>(7) Işıklık ve hava bacaları, bunlara ihtiyacı olan kattan itibaren başlatılabilir. Hava bacalarının ve ışıklıkların bitişik komşu parsele bakan kısımlarının duvar ile kapatılması mecburidir.</p>

<p>(8) Binaların bitişik olması gereken komşu tarafından boydan boya ışıklık yapılması halinde, civarın inşaat nizamına aykırı bir görünüm meydana getirmemek üzere, sokak cephesinde bina yüksekliğince kapatılması mecburidir.</p>

<p>(9) Binalarda banyo, tuvalet ve benzeri kullanım alanlarının havalandırma bacası ile veya mekanik havalandırma ile havalandırılması zorunludur.</p>

<p>(10) Havalandırma bacalarından elektrik ve doğalgaz tesisatı geçirilemez.</p>

<p><strong>Bacalar </strong></p>

<p><strong>MADDE 33-</strong> (1) Kaloriferli binaların konut olarak kullanılan bağımsız bölümlerinin oturma veya yatma hacimlerinin en az birinde ve sıcak su tesisatı bulunmayan banyo ve mutfaklarında, sobalı binalarda ise tuvalet ve koridor hariç tüm piyeslerde duman bacası yapılması zorunludur.</p>

<p>(2) Kaloriferli umumi binaların her katında en az bir adet duman bacası yapılması gereklidir.</p>

<p>(3) Konut olarak kullanılan sobalı binaların ticari kullanımlı bağımsız bölümlerinde birer adet duman bacası yapılması zorunludur.</p>

<p>(4) Bacaların TSE standartlarına uygun olarak yapılması zorunludur.</p>

<p>(5) Yapılarda bina yüksekliğine göre uygun ölçülerde şönt baca yapılabilir. Şönt baca yapılması durumunda tek ve çift katlara ayrı ayrı bağlantı yapılan iki ayrı şönt baca yapılması zorunludur. Bu tip bacalara doğalgaz cihazları bağlanamaz.</p>

<p>(6) Kapıcı dairesi zorunlu olan konut binalarında, evsel atıkların yerinde ayrıştırılmasını teminen ilgili standartlara uygun alanı en az 0.60 m² olan atık ayrıştırma bacası yapılır veya kat sahanlıklarında en az 1.00 m² ortak atık ayrıştırma alanı için yer ayrılır. Atık ayrıştırma bacası bağımsız bölümlerin kat sahanlıklarında en az bir adet yapılabileceği gibi her bağımsız bölüm içinde de yapılabilir. İlgili mevzuata uygun olmak kaydıyla atıkların yerinde ayrıştırılabilmesi için bodrum katta en az 4.00 m² büyüklüğünde baca ile irtibatlı atık ayrıştırma odası tertip edilir. Ayrıca gelişen teknoloji ve sıfır atık projeleri kapsamında ilgili belediyesince şartlar belirlenebilir.</p>

<p>(7) Atık ayrıştırma bacası tesis edilmesi mümkün olamayan mevcut binalarda bahçe mesafeleri içinde TAKS ve KAKS’a dâhil olmaksızın atık ayrıştırma bacası tesis edilebilir.</p>

<p>(8) Şofben, kombi cihazı ve bu gibi ısıtma araçları hayati tehlike arz edecek şekilde yerleştirilemez ve havalandırmadan uzak olan piyeslerle, banyo ve tuvaletlerde yer alamaz.</p>

<p>(9) Sınırları ilgili idare tarafından belirlenecek doğalgaz uygulama bölgeleri içinde inşa edilecek, doğalgazla çalışan cihazların hermetik olmadığı durumlarda çalışan her cihaz için bir müstakil baca yapılır.</p>

<p>(10) Bağımsız bölümlerin mutfaklarında en az bir adet aspiratör bacası yapılır. Bağımsız bölümlerde düzenlenen soba ve aspiratör bacaları, standartlara uygun olarak şönt baca şeklinde düzenlenebilir. Tüm binalarda hermetik cihaz kullanılır.</p>

<p>(11) Kat kaloriferleri kazanı mutfak dışında özel bir bölmeye konulduğunda, bu mahallin en az 6 m<sup>3</sup> hacminde olması, bina dış cephesinden havalandırılması ve bir müstakil bacasının bulunması gerekir.</p>

<p>(12) Isıtmada denge bacalı sistemde olmayan doğalgaz sobalarının kullanılması halinde, her sobanın bu maddede belirlenen esaslara göre düzenlenen ayrı bir bacaya bağlanması gerekir.</p>

<p>(13) Elektrik-haberleşme, mekanik, doğalgaz tesisatları için ortak tesisat bacası kullanılamaz.</p>

<p>(14) Doğalgaz tesisat bacası yapılan binalarda, tesisat bacası çatıda atmosfere açık şekilde planlanmalıdır.</p>

<p>(15) Kalorifer daireleri ve bacalar ile ısıtma ve buhar tesisleri, Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ve Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenir.</p>

<p>(16) Konut altında bulunan duman bacası ihtiyacı olan dükkanlar için bina içerisinde tesis edilmiş en az 50x50 cm ölçülerinde standartlarına uygun baca yapılması ve baca içerisinde yangına dayanıklı duman sızdırmaz boru yapılması zorunludur.</p>

<p><strong>Asansörler</strong></p>

<p><strong>MADDE 34-</strong> (1) Tek bağımsız bölümlü konutlar hariç uygulama imar planına göre kat adedi 3 olan binalarda asansör yeri bırakılması, 4 ve daha fazla olan binalarda ise asansör tesisi zorunludur. İskân edilen veya bağımsız bölüm bulunan bodrum katlar dâhil kat adedi 4 ve daha fazla olan binalarda asansör yapılması zorunludur. Daha az katlı yapılarda da asansör yapılabilir.</p>

<p>(2) Uygulama imar planına göre 10 kat ve üzeri binalarda veya bina giriş katı üzerinde 20’den fazla konut kullanımlı bağımsız bölüm bulunan yapılarda en az 2 adet asansör yapılması zorunludur.</p>

<p>(3) Kullanılabilir katlar alanı tek katlı olan binalar hariç 800 m<sup>2</sup>’den veya kat adedi birden fazla olan umumi binalarda en az bir adet asansör yapılması zorunludur. Ayrıca; iskân edilen her katın emsal alanı 800 m<sup>2</sup>’den ve kat adedi 3’ten fazla olan veya yüksek yapı olan umumi binalarda, dördüncü fıkrada belirtilen asgari ölçülere uygun ve en az 2 adet olmak üzere binanın tipi, kullanım yoğunluğu ve ihtiyaçlarına göre belirlenecek sayıda asansör yapılması zorunludur.</p>

<p>(4) Tek asansörlü binalarda; asansör kabininin dar kenarı 1.20 metre ve alanı 1.80 m<sup>2</sup>’den, kapı net geçiş genişliği ise 0.90 metreden az olamaz. Asansör kapısının açıldığı sahanlıkların genişliği, asansör kapısı sürgülü ise en az 1.20 metre, asansör kapısı dışa açılan kapı ise en az 1.50 metre olmak zorundadır. Birden fazla asansör bulunan binalarda, asansör sayısının yarısı kadar asansörün bu fıkrada belirtilen ölçülerde yapılması şarttır. Tek sayıda asansör bulunması durumunda sayı bir alta yuvarlanır. TSE standartlarının bu fıkrada belirtilen ölçü ve miktarlardan küçük olması halinde; asansör mecburiyeti olmayan binalarda ve imar planına göre kat adedi 3 ve daha az olan konutlarda, taban alanında yapılaşma hakkı 120 m²’nin altında olan parseller ile tek bağımsız bölümlü müstakil konut binalarında, TSE standartlarına uygun daha küçük ölçülerde asansör yapılmasına ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(5) Mevcut binalarda yapılacak tadilatlarda, bu madde hükümlerinin ya da TSE standartlarının uygulanmasında idaresi yetkilidir.</p>

<p>(6) 2 adet asansör yapılması zorunlu olan binalarda, bu asansörlerden en az bir tanesinin herhangi bir tehlike anında, arıza veya elektriklerin kesilmesi halinde zemin kata ulaşıp kapılarını açacak, yangına dayanıklı malzemeden yapılmış, kuyu içinde, duman sızdırmaz nitelikte, kesintisiz bir güç kaynağından veya jeneratörden beslenecek şekilde tesis edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>(7) 10 kat ve üzeri binalarda asansörlerden en az bir tanesi yük, eşya ve sedye taşıma amacına uygun olarak dar kenarı 1.20 metre ve alanı 2.52 m<sup>2</sup>’den, kapı genişliği ise net 1.10 metreden az olmayacak şekilde yapılır.</p>

<p>(8) Binalarda usulüne göre asansör yapılmış olması, bu Yönetmelikte belirtilen şekil ve ölçülerde merdiven yapılması şartını kaldırmaz.</p>

<p>(9) Asansörün yapılması ve işletilmesi ile ilgili hususlarda; bu madde hükümleri de dikkate alınarak, 29/6/2016 tarihli ve 29757 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Asansör Yönetmeliği (2014/33/AB) ve TSE standartları hükümlerine uyulur. Asansör avan projesinin yapının mimari ve statik projelerine uygunluğu denetlenir.</p>

<p>(10) Asansör zorunluluğu bulunan binalarda asansörlerin, bodrum katlar dâhil tüm katlara hizmet vermesi zorunludur. Ancak bağımsız bölüm ya da iskân edilen alan, ortak otopark veya ortak kullanım alanı niteliğinde sosyal birimler bulunmayan bodrum katlara asansörün ulaştırılması zorunlu değildir.</p>

<p>(11) Asansörlere bina girişinden itibaren erişilebilirlik standartlarına uygun engelsiz erişim sağlanması zorunludur.</p>

<p>(12) Asansörler, erişilebilirlik standartlarına uygun gerekli donanımlara sahip olmak zorundadır.</p>

<p>(13) Özellik arz eden binalarda, binanın kat adedi, yapı inşaat alanı, kullanma şekli göz önünde tutularak asansör sayıları ile asgari ölçüleri ilgili idaresince artırılabilir.</p>

<p><strong>Akaryakıt servis istasyonları</strong></p>

<p><strong>MADDE 35-</strong> (1) İmar planlarında akaryakıt servis istasyonu olarak belirlenen alanlarda istasyonlar arası mesafe ve diğer kriterlerle ilgili mevzuata uyulması şartıyla; akaryakıt ve servis istasyonları, CNG otogaz istasyonları, LPG otogaz istasyonları, hidrojen üretim ve dolum istasyonları yapılabilir.</p>

<p>(2) Yapı yüksekliği 2 katı geçmemek şartıyla; istasyonların bünyelerinde kullanıcıların asgari ihtiyaçlarını karşılayacak oto-market, çay ocağı, tuvalet, mescit, büfe, oto elektrik, lastikçi, yıkama yağlama fonksiyonları yer alabilir.</p>

<p>(3) Yakıt tankı ve borulama sistemlerinin bakım, tadilat veya onarımlarının, TSE standartları ve ilgili kurumların görüşü doğrultusunda yapılması zorunludur.</p>

<p>(4) Elektrik enerjisi ile çalışan araçların şarj edilmeleri için, ilgili elektrik kurumunun, olumlu görüşü ile otoparklar, akaryakıt istasyonları veya diğer uygun yerlerde elektrikli araç şarj yeri yapılabilir.</p>

<p>(5) Akaryakıt istasyonları, ilgili mevzuat hükümlerine ve ilgili standartlara uyularak yapılır.</p>

<p><strong>Su depoları </strong></p>

<p><strong>MADDE 36</strong>- (1) Bu Yönetmelikte belirtilen;</p>

<p>a) Çok yüksek yapılarda 30 m<sup>3</sup>’ten,</p>

<p>b) Umumi binalarda; yapı inşaat alanı 200 m²’ye kadar 1 m<sup>3</sup>’ten, 1000 m²’ye kadar 5 m<sup>3</sup>’ten, diğer umumi binalar ve yüksek katlı yapılarda 10<strong> </strong>m<sup>3</sup>’ten,</p>

<p>c) Konut ve ofis binalarında; 4 bağımsız bölüme kadar 1 m<sup>3</sup>’ten, 4 dahil 4-6 bağımsız bölüme kadar 2 m<sup>3</sup>’ten, 7 dahil 7-10 bağımsız bölüme kadar 3 m<sup>3</sup>’ten,</p>

<p>ç) Diğer binalarda 5 m<sup>3</sup>’ten,</p>

<p>az olmamak üzere yapının kullanma amacı, günlük su ihtiyacı, seçilen yangın söndürme sistemi gibi kriterler ile ulusal ve uluslararası standartlara uyulmak ve gerekli drenaj ve yalıtım tedbirleri alınmak şartıyla hacmi belirlenen su deposu bulundurulmasına ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(2) Konut ve ofis binalarında 10 bağımsız bölümden sonraki artan her bağımsız bölüm için su deposu hacmi 0.50 m<sup>3</sup> arttırılır.</p>

<p>(3) Tüm binalarda su deposunun bulunduğu kat itibariyle cazibeli akımın mümkün olmadığı durumlarda hidrofor konulması zorunludur.</p>

<p>(4) Su depoları ve hidrofor, gerekli drenaj ve yalıtım tedbirleri alınarak binanın bodrum ya da çatı katında tertiplenebileceği gibi, aynı koşulları taşımak şartıyla, bina alanı dışında ön, yan ve arka bahçelerde toprağa gömülü şekilde de yerleştirilebilir.</p>

<p>(5) Su depoları, taşıyıcı sistemden bağımsız olarak betonarme, paslanmaz çelik veya ilgili idaresi tarafından uygun görülen sıhhi şartlara uygun benzeri malzemeden yapılır.</p>

<p>(6) Su depoları, sayaç yerleri, hidroforlar ile ilgili uygulamalarda bu Yönetmeliğe aykırı olmamak şartı ile KOSKİ Genel Müdürlüğünün düzenlemelerine uyulur.</p>

<p><strong>Fosseptikler ve bahçe düzenlemeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 37-</strong> (1) Genel olarak pis su kuyuları ile fosseptikler komşu hudutlarına 5.00 metreden fazla yaklaştırılmaz. Ancak bahçe mesafelerinin müsait olmaması halinde özellikle bitişik yapı nizamına tabi yerlerde fenni ve sıhhi mahzur bulunmadığı takdirde bu mesafeleri azaltmaya veya birkaç komşuya ait fosseptikleri bir arada veya bitiştirerek yaptırmaya belediye yetkilidir.</p>

<p>(2) Binaların en düşük kanal bağlantı kotu altında kalan pis su deşarjları ise, deşarj pompalarının elektrik kesintisi durumunda çalışmayacağı göz önünde bulundurularak; boyutları binanın kullanış şekillerine göre muvakkat depolama imkânını veren ayrı bir rögarda toplanır ve motopomp sistemi kullanılarak kanalizasyon şebekesine verilir. Jeneratörden beslenmek kaydıyla motopomp pompa yerine pis su pompası da kullanılabilir.</p>

<p>(3) Uygulamalarda bu Yönetmeliğe aykırı olmamak kaydıyla KOSKİ Genel Müdürlüğünün düzenlemelerine uyulur.</p>

<p>(4) İlgili idarelerce;</p>

<p>a) Konut kullanımına ait bağımsız bölüm sayısı 75’i aşan parsellerde,</p>

<p>b) Ticari binalar ve umumi binalarda, yapı taban alanı dışındaki bahçe alanı 5000 m²’yi aşan parsellerde,</p>

<p>peyzaj projesi istenir.</p>

<p>c) İmalat ve sanayi tesisleri, açık ve kapalı pazar yerleri, açık ve kapalı ticari otoparklar, depo, antrepo, akaryakıt servis istasyonları, tarım ve hayvancılık amaçlı yapılarda peyzaj projesi aranmaz.</p>

<p>ç) Yerleşme bölgesinin özellikleri dikkate alınarak peyzaj projesi istenecek parseller belirlenebilir.</p>

<p><strong>Korkuluklar</strong></p>

<p><strong>MADDE 38-</strong> (1) Binalarda; balkon, teras, galeri boşluğu, sahanlıkların boş kenarları 1’den fazla basamağı bulunan açık merdivenlerde ve rampalarda, istinat duvarı üstünde, 0.50 metreden daha aşağıda veya yukarıda teşekkül etmiş bahçelerde, 1.10 metreden düşük düzenlenmiş bahçe duvarlarında, bulunduğu katın kaplama malzemeleri dahil bitmiş taban döşemesinden itibaren kotu 0.90 metreden az olan pencere boşluklarında, döşeme kotundan itibaren en az 1.10 metre yüksekliğe kadar teknik gereklere ve standartlara uygun olarak korkuluk yapılması mecburidir.</p>

<p>(2) Bina son kat açık teraslarında düzenlenen korkulukların ve parapetlerin gerekli güvenlik önlemlerinin alınması kaydıyla 2.00 metresi bina yüksekliğinden sayılmaz.</p>

<p>(3) Bodrum hariç 1 katı geçen yapılarda, çatı ve balkon parapetlerinde betonarme haricinde güvenlik önlemi açısından tuğla ve benzeri duvar uygulaması yapılamaz. Korkuluklar ve bulunduğu katın taban döşemesinden itibaren kotu 0.90 metreden az olan pencere ve cam cepheler kırılmaz veya kırıldığında dağılmayan malzemeden ve insan çarpması dâhil, tasarım yüklerini karşılayacak taşıyıcı malzeme ve montaj sistemleri ile yapılır.</p>

<p>(4) Korkuluklar düşme, kayma, yuvarlanma gibi sebeplerle insanların can güvenliğini tehlikeye atacak boşluklar içermeyecek şekilde düzenlenir. Boşluklarda, yük altındaki deformasyonlar da dâhil, en fazla 0.10 metre çapında geçişe izin verilir. Yatay korkuluk yapılması halinde merdiven etkisi yaratmayacak şekilde önlemler alınır.</p>

<p><strong>Kapı ve pencereler</strong></p>

<p><strong>MADDE 39-</strong> (1) Bütün yapılarda;</p>

<p>a) Kapı yükseklikleri 2.10 metreden,</p>

<p>b) Kapı net (temiz) genişlikleri bina giriş kapılarında 1.50 metreden, kapıların çift kanatlı olması halinde bir kanat 1.00 metreden,</p>

<p>c) Kapı net (temiz) genişlikleri bağımsız bölüm giriş kapılarında 1.00 metreden, diğer mahallerin kapılarında 0.90 metreden,</p>

<p>az olamaz. Balkon, tuvalet, banyo, lavabo, kiler kapıları 0.80 metreye düşürülebilir.</p>

<p>ç) Döner kapılar, belirtilen ölçülerde yapılacak normal kapıların yanında ilave olarak bulunabilir.</p>

<p>d) Yaşlılar için bina giriş kapıları cepheden ayırt edici malzeme, renk veya desen farklılıkları ile belirgin hale getirilir.</p>

<p>(2) Kapılarda eşik yapılamaz. Eşik yapılması zorunlu hallerde engellilerin hareketini, yangın çıkışlarını ve benzeri eylemleri engellemeyecek önlemler alınır.</p>

<p>(3) Pencerelerde Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğine, 31/5/2017 tarihli ve 30082 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Binaların Gürültüye Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hazırlanan rapor/projedeki şartlara ve TSE standartlarına uyulması zorunludur.</p>

<p>(4) Bitişik ve blok nizama tabi binalarda komşu parsel sınırı üzerindeki bitişik duvarlarda pencere ve kapı açılamaz. Ancak özel mülkiyete tâbi olmayan park, çocuk bahçesi ile oyun alanları olarak aktif yeşil alanlara ayrılmış ve tapu kayıtları terkin edilmiş yerlere pencere açılmasına izin vermeye ilgili belediyesi yetkilidir.</p>

<p>(5) Asansörlü eşya taşımacılığı için, 3 kattan fazla binalarda her bir bağımsız bölümün en az bir balkonunun kapısının eni net 0.90 metreden düşük olamaz.</p>

<p>(6) Bağımsız bölümün tuvalet, banyo ve benzeri ıslak hacimlerinde mekanik havalandırma yapılmadığı takdirde yapılacak havalandırma penceresinin ölçüsü net 0.30 metre x 0.30 metreden az olamaz.</p>

<p>(7) Atriumlu, galeri boşluklu veya iç bahçeli tasarlanan binalarda, bu mekânlara bakan pencere veya camekânların camlarının kırıldığında dağılmayan özellikli olması zorunludur.</p>

<p>(8) Bodrum katlardaki mekânların gün ışığından faydalandırılması ve havalandırılması amacı ile yapılan pencerelerde sel, taşkın ve su baskınlarına karşı tedbirlerin alınmış olması ve bunların zemin seviyesinden en az 0.10 metre yukarıdan başlaması zorunludur.</p>

<p><strong>Çatılar</strong></p>

<p><strong>MADDE 40-</strong> (1) Çatıların, civarındaki cadde ve sokakların mimari karakterine, yapılacak binanın nitelik ve ihtiyacına uygun olması şarttır.</p>

<p>(2) Çatı eğimleri, kullanılacak çatı malzemesi ile yörenin mimari özelliği ve iklim şartları dikkate alınarak ilgili idarenin tasvibi ile tayin edilir. Çatı eğimi içinde kalmak ve silüeti etkilememek kaydıyla çatı örtüsü olarak fotovoltaik paneller de kullanılabilir.</p>

<p>(3) Çatı eğimi ve yüksekliği:</p>

<p>a) Çatı eğimi saçak ucundan hesaplanır. Çatılar parapet üzerine oturtulamaz. Ancak bu maddeye göre hesap edilen azami mahya seviyesi aşılmamak şartıyla; çatı örtüsü saçak yapılması halinde 0.40 metre, aksi halde son kat dış duvar dikey sınırından 0.60 metre içeri çekilmek suretiyle oluşturulan ve 0.60 metreyi geçmeyen iç parapet üzerinden başlatılarak gizli dere uygulaması yapılabilir. Bu uygulamalarda yapılacak dış parapet yüksekliği 1.10 metreyi geçemez.</p>

<p>b) Mahya yüksekliği 5.00 metreyi geçmemek kaydıyla; ayrık binalarda kırma, ikili blok binalarda bloğu ile müşterek kırma, iki taraftan da bitişik binalarda ise ön ve arka cepheye akıntılı beşik çatı kurulacağı varsayılarak en fazla %45 eğime göre belirlenir. Hesaba esas olarak kabul edilen çatı şeklinde, eğim içinde kalmak, bitişik komşu tarafına akıntı verilmemek ve yatay dere yapılmamak şartıyla yapılacak çatı meyli ve şekli serbesttir. Estetik ve teknolojik kaygı ile yapılan farklı çatı tasarımlarında, yörenin mimari özelliği ve mevcut yapılaşmalar dikkate alınarak izin vermeye ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>c) Ayrık veya müstakil olan blok nizamda yapı bütününde tek tarafa eğimli çatı yapılabilir. Bu durumda çatı mahya yüksekliği konut dışı yapılarda 3.00 m’yi, konutlarda 1.80 m’yi geçemez.</p>

<p>ç) Ayrık ve müstakil olan blok nizamlarda,<i> </i>imar planında belirtilen kat sayısı veya bina yüksekliğine göre belirlenen saçak kotu ve hesaplanacak en yüksek mahya kotu ile toplamını aşmamak kaydı ile dış cephe ile çatı birlikte bütünleştirilerek düzenlenebilir. Bu durumda ana mahyaya yükselen (çatı+cephe) eğimi serbesttir.</p>

<p>d) Bodrum hariç 2 katı geçmeyen binalarda çatıdaki değişik çözümlerin kabulünde ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>e) Ayrık veya müstakil olan blok nizamda bodrum hariç 5 katı geçmeyen binalarda hesaba esas eğim içerisinde kalma şartı aranmadan ve en yüksek mahya kotunu geçmemek üzere beşik çatı yapılabilir. Ancak; hesap neticesi en yüksek mahya kotu 3.50 metreden küçük çıktığı takdirde, istenildiğinde çatı eğimi en fazla %45’e kadar olması kaydı ile mahya kotu 3.50 metreye yükseltilerek beşik çatı yapılabilir.</p>

<p>f) 2 katı geçmeyen binalarda; çatılarda son kat dış duvar dikey sınırları dışına taşmayan kapalı mekanların, çatılarının birleştiği çatı eğimi ile aynı eğimde olacak ve çatı ile bütünleşecek şekilde çözülmesi, mahyayı ve toplamda cephe uzunluğunun 1/3’ünü geçmemesi kaydıyla çatı örtüsünü aşmasına izin verilir. Bu durumda yapılacak kapalı mekânlar; bina köşe noktalarına azami 2.00 metre yaklaşabilir.</p>

<p>g) Çatı yüzeyi üzerinde (eşkenar veya ikizkenar) üçgen kesitli saplama pencereler (güvercinlik) saçak ucundan itibaren en az 2.00 metre çekilerek yapılacaktır. Ayrıca pencere tabanı çatı yüzeyinden başlamak üzere en yüksek noktası, çatı yüksekliğinin 1/3’ünü, aynı cephedeki pencerelerin taban genişlikleri toplamı ise, ait olduğu bina cephe boyunun 1/4’ünü geçemez.</p>

<p>(4) Teras çatı kullanımı ve düzenlemesi:<i> </i></p>

<p>a) Teras çatı kullanımı olan binalarda;<i> </i>plan ya da bu Yönetmeliğin öngördüğü kat adedinin aşılmaması şartı ile<strong> </strong>merdiven ve asansörler hariç, kullanılan alanların çatı yüksekliği hesabına esas olan eğim içinde kalması, tamamının teras çatı olarak yapılması ve bu Yönetmeliğin iç yüksekliklerle ilgili şartlarına uyulması ve yapılan mekânların çatılarının da teras çatı olması gerekir.</p>

<p>b) Teras çatılarda 1.10 metre parapet yapılabilir. Teras çatının kullanıma açık olması durumunda 1.10 metre yüksekliğinde parapet veya korkuluk yapılması zorunludur.</p>

<p>c) Teras çatılarda çatı bahçesi olarak düzenleme yapılabilir. Bahçe düzenlemesi yapılabilmesi için gerekli olan 0.50 metre toprak dolgu, parapet yüksekliğine dâhil edilmez. Ortak alan olarak kullanılan teras çatılarda; bahçe düzenlemesi yapılması halinde merdiven evi yanında, bina sakinleri tarafından kullanılmak üzere, tuvalet, lavabo, çay ocağı, bahçe düzenlemesinde kullanılacak malzemeleri depolamak için merdiven evine bitişik, toplam teras alanının %10’unu ve 20 m²’yi geçmeyen ve en fazla 3.00 metre yüksekliğinde kapalı mekân oluşturulabilir. Kapalı mekân bina cephelerine 3.00 metreden fazla yaklaşamaz. Ayrıca rezidans, otel, apart otel gibi konaklama tesislerinin teras çatılarında bina cephelerine 3.00 metreden fazla yaklaşmamak, en fazla 1.50 metre derinliğinde olmak ve parapet kotunu aşmamak koşuluyla açık havuz yapılabilir.</p>

<p>ç) Tamamı umumi, ticari ve sanayi amaçlı binalarda teras çatılar, Otopark Yönetmeliği hükümlerine aykırı olmamak kaydı ile binaya ait açık otopark olarak kullanılabilir.</p>

<p>(5) Çatı arası kullanımı:</p>

<p>a) Çatı aralarına bağımsız bölüm yapılmaz. Bu kısımlarda ancak su deposu, asansör kulesi, iklimlendirme ve kaskat sistemleri de içerebilen tesisat odası yapılabilir.</p>

<p>b) Yangın güvenliğine ilişkin tedbirler alınmak şartıyla son kattaki bağımsız bölümlerle irtibatlı piyesler, yönetim odası, toplantı salonu ile mescit, kapıcı dairesi zorunluluğu bulunan konutların çatı aralarında kapıcı dairesi yapılabilir. Konutlar hariç olmak üzere binaların çatı araları; sergi salonu, toplantı salonu, yemekhane, spor salonu gibi fonksiyonlarda ortak alan olarak kullanılabilir. Konut harici binalarda çatı aralarında iç yükseklik şartının sağlanması durumunda bağımsız bölüm yapılmaması şartı ile binanın ana fonksiyonuna uygun mekanlar yapılabilir.</p>

<p>c) Konut alanında son kattaki bağımsız bölümlerle irtibatlı piyesler, ait olduğu bağımsız bölüm alanını geçmemek ve en az piyes ölçülerini sağlamak şartı ile düzenlenebilir.</p>

<p>ç) Çatı arasındaki mekânlarda, çatı eğimi içerisinde kalmak ve fonksiyonunu sağlamak şartıyla asgari yükseklik şartı aranmaz.</p>

<p>d) Çatıda birden fazla bağımsız bölüme ait birden fazla teras olması halinde birbirleri arasında en az 3.00 metre, bitişik nizam yapılaşmada komşu parsel sınırına 1.50 metre mesafe bırakılması zorunludur.</p>

<p>(6) Üçüncü fıkranın (e), (f) ve (g) bentleri ile dördüncü fıkranın (a) bendi, çatı arasında beşinci fıkranın (b) bendinde belirtilen kullanımların bulunduğu binalarda uygulanabilir.</p>

<p>(7) Merdiven evleri, ışıklıklar, hava bacaları, alın ve kalkan duvarları dördüncü fıkraya göre belirlenen çatı örtüsü düzlemlerini en fazla 0.60 metre aşabilir. Ayrıca zorunlu olan tesisatla ilgili hacimlerin, fotovoltaik panellerin (PV), güneş enerjili su ısıtıcılarının ve çatı pencerelerinin çatı örtüsünü aşmasına ilgili idarece teknik gereklere göre uygun görülecek ölçü ve şekilde izin verilebilir. Asansörlü binalarda TSE standartlarına göre projelendirilecek asansör kulelerinin ve bu bölümlerle birlikte düzenlenen merdiven evlerinin en az ölçülerdeki bölümlerinin, çatı örtüsünü aşmasına da izin verilir.</p>

<p>(8) Çatı arasının aydınlatılması amacıyla; çatı yüzeyine paralel olarak düzenlenen çatı pencereleri kullanıldığında, pencere alan sınırlaması yoktur. Ancak çatı örtüsü 0.20 metreden fazla aşılamaz.</p>

<p>(9) Çatı parapetleri, estetik sağlamak amacıyla statik açıdan gerekli güvenlik önlemlerinin alınması kaydıyla ilgili idaresi mimari estetik komisyonu kararı ile en fazla 2.00 metreye kadar yükseltilebilir.</p>

<p>(10) Tescilli yapılar, anıtlar ile dini yapıların çatı örtüleri ve bunların yapılacak ya da tamir ve tadil edilecek çatı örtüleri bu kayıtlara tabi değildir. Kamu hizmeti için kullanılan resmî binalarla, ibadet yerleri, sağlık ve spor tesisleri, sinema, tiyatro, müze, kütüphane, konferans salonu, kültür merkezi, otel ve alışveriş merkezi yapılarına ait çatıların, civarındaki cadde ve sokakların mimari karakterine, yapılacak binanın nitelik ve ihtiyacına uygun olması ve bu Yönetmelik ile belirlenen çatı arası kullanım alanı şartına uyulması kaydı ile çatı şekli ve eğimleri, kullanılacak çatı malzemesi ile yörenin mimari özelliği ve iklim şartları dikkate alınarak mimari estetik komisyonu görüşü alınarak ilgili idaresince belirlenir.</p>

<p>(11) Belediyeler meclis kararıyla mahallin ve çevrenin özelliklerine göre yapılar arasında uyum sağlamak, güzel bir görünüm elde etmek amacı ile dış cephe boya ve kaplamaları ile çatının malzemesini ve rengini tayin etmeye yetkilidir. Bu yetki, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan yapılar için de kullanılabilir.</p>

<p>(12) Çatı arasının son kat bağımsız bölümü ile birlikte kullanılması amacıyla son kat tavan döşemesi kısmen veya tamamen yapılmayabilir.</p>

<p>(13) Çatı kaplamalarının, çatı kaplamaları altında yer alan yüzeyin ve yalıtımın, çatı taşıyıcı sisteminin; Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olması zorunludur.</p>

<p><strong>Çıkmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 41</strong>- (1) Binalarda taban alanı dışında kendi bahçe hudutları dışına taşmamak şartı ile binanın her cephesinde açık ve kapalı çıkma yapılabilir. Ancak;</p>

<p>a) Kapalı çıkmalar;</p>

<p>1) Parsellerin yol cepheleri ve kamusal alan cephelerinde parsel sınırları içerisinde kalmak koşuluyla yapı yaklaşma sınırından itibaren en fazla 1.50 metre taşacak ve parsel sınırlarına en fazla 3.50 metre yaklaşacak şekilde yapılabilir.</p>

<p>2) Parselin bu Yönetmelikle belirlenen arka ve yan bahçe mesafelerine taşmamak şartıyla yapılabilir.</p>

<p>3) İmar planında bitişik veya blok nizam olan ve planda yapılaşma koşulları belirlenmemiş olan parsellerde; 23 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde belirlenen arka ve yan bahçe mesafelerine taşmamak şartıyla yapılabilir.</p>

<p>b) Açık çıkmalar;</p>

<p>1) Parsellerin yol cephelerinde ve kamusal alan cephelerinde parsel sınırları içerisinde kalmak koşuluyla ve parsel sınırlarına en fazla 3.50 metre yaklaşacak şekilde yapılabilir.</p>

<p>2) Arka ve yan bahçe mesafelerine, parsel sınırlarına 3.00 metreden fazla yaklaşmamak kaydı ile 1.50 metre taşabilir.</p>

<p>3) Bina tabanı zeminde yapı yaklaşma sınırlarından daha içeri çekilerek bu fıkranın (b) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerindeki mesafelere tecavüz etmemek şartı ile istenilen ölçülerde yapılabilir.</p>

<p>4) Birden fazla parsele oturan blok, ikiz veya bitişik nizamda yapılacak açık çıkmalar, komşu parsel sınırına 2.00 metreden fazla yaklaşamaz. Ancak açık çıkmanın komşu sınırından itibaren 1.00 metre genişliğinde kat yüksekliğince duvar ile kapatılması durumunda komşu parsel sınırına bitişik yapılabilir.</p>

<p>5) Açık çıkmaların dış cepheye bakan kısımları parapet ve sökülür, takılır, katlanır (dikey veya yatay) cam paneller harici açık yapılır. Estetik amaçlı yapılan taşıyıcı özellikte olmayan ve kapalı alan oluşturmayan cephe elemanları yapılmasına, yapının mimari karakteri ve cephe özelliğine göre ilgili idaresi izin vermeye yetkilidir.</p>

<p>(2) Açık ve kapalı çıkmaların tabii zeminden veya tesviye edilmiş zeminden çıkma altına kadar en yakın şakûli mesafesi en az 2.40 metre olmak zorundadır. Ön bahçe mesafesi 3 metre ve daha az olan parsellerde; ön bahçeye yapılacak çıkmalarda, yol kotu ile çıkma altı arasındaki düşey mesafe hiçbir yerde 2.40 metreden az olamaz.</p>

<p>(3) Kendi parsel hududu dışına taşmayan, hangi katta yapılırsa yapılsın 0.20 metreyi geçmeyen, kullanım alanına dâhil edilmeyen motif çıkmalar yapılabilir. Bahçe içinde yapılacak üstü açık teras ve zemin kat giriş merdivenleri ile bina cephesinden itibaren genişliği 2.50 metreyi geçmemek, tretuar dışına taşmamak ve en alçak noktası tretuar kotundan en az 2.50 metre yükseklikte yapılacak giriş saçakları çıkma olarak değerlendirilmez. Motif çıkmalar, açık ve kapalı çıkma önüne yapılacak ise motif çıkma da dâhil olmak üzere çıkma genişliği birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde açıklanan hükümlere göre belirlenir.</p>

<p>(4) Bina cephelerinde, mimari projesinde cephe estetiği ve tasarımı göz önünde bulundurulmak ve detay projeleri verilmek, hafif malzemeden yapılmak, parsel sınırına taşmamak ve kapalı mekân oluşturmamak kaydıyla 0.50 metreye kadar yatay veya düşey güneş kırıcı veya estetik amaçlı cephe elemanları yapılabilir. Cephe tasarımı ve mimari gereklilikler dikkate alınarak 0.50 metreyi aşan ve en fazla 1.00 metre genişliğinde gerekli güvenlik önlemleri alınarak kapalı mekan veya kullanım alanı oluşturmayan hafif malzemeden güneş kırıcı veya cephe elamanlarına izin vermeye ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(5) Ruhsata ek mimari projelerde belirtilen bina ve cephe ölçüleri kaba yapı ölçüleri olup, yaklaşma mesafeleri belirlenirken bu ölçüler esas alınacaktır. Bina cephelerinde kullanılacak her türlü kaplama ve benzeri gibi fonksiyonel ve/veya estetik amaçlı cephe malzemeleri parsel sınırı dışına taşamaz.</p>

<p><strong>Saçaklar</strong></p>

<p><strong>MADDE 42-</strong> (1) Uygulama imar planında belirlenmemiş ise parsel sınırına 2.00 metreden fazla yaklaşmamak şartı ile 1.50 metreyi geçmeyen saçak yapılabilir. Ancak saçakların şekli ve genişliği, parsel sınırına 2.00 metreden fazla yaklaşmamak şartı ile yörenin mimari karakterine ve yapılacak yapıların özelliğine göre mimari estetik komisyonu kararı alınarak ilgili idarece tayin edilebilir.</p>

<p>(2) Saçaklar parsel sınırlarını aşamaz.</p>

<p>(3) Hiçbir şekilde parsel sınırlarını aşmamak şartı ile kamu hizmeti için kullanılan resmi binalarla, ibadet yerleri, resmi veya özel eğitim tesisleri, sağlık ve spor tesisleri, sinema, tiyatro, müze, kütüphane, konferans salonu, kültür merkezi, otel ve alışveriş merkezi yapılarında yapılacak saçakların genişliği ve yüksekliğinin, yörenin mimari karakterine ve yapılacak yapıların özelliğine göre mimari estetik komisyonu görüşü alınarak ilgili idaresince belirlenir.</p>

<p><strong>Bahçe sınırlayıcıları</strong></p>

<p><strong>MADDE 43-</strong> (1) Bahçe duvarlarının yüksekliği; binaların yol tarafındaki cephe hatlarının önünde, yoldan kotlandırılan binalarda kaldırım üst kotundan itibaren 0.50 metreyi, yoldan yüksek olup tabii zeminden kotlandırılan binalarda ise parselin yol sınırındaki tabii zemin kotundan itibaren 0.50 metreyi, komşu parsel cephelerinde ise 1.00 metreyi geçemez. Ayrıca üzerlerine görüşü kapatmayacak, can güvenliğini tehdit etmeyecek bahçe sınırlayıcısının toplam yüksekliği 2.00 metreyi aşmayacak şekilde parmaklık veya şeffaf korkuluklar yapılabilir. Bahçe sınırlayıcısı olarak, canlı sağlığını tehlikeye sokan jiletli ve kesici özellik taşıyan tel ve benzerleri kullanılamaz.</p>

<p>(2) Bahçe duvarı detayı ve malzeme özelikleri mimarı projesinde gösterilir. Yığma duvar malzemesi ile yapılan bahçe duvarlarının yüksekliği doğal/tesviye edilmiş zeminden 1.00 metreden fazla olamaz. Yan yüzeylerine aktif bir yük etki eden ve kot farkı 1.50 metreyi aşan bahçe duvarları taş, beton veya betonarme yapılır. Bununla ilgili olarak komşu parsellerin zemin kotları da değerlendirilerek bahçe duvarının statik hesabı yapılmalı ve istinat duvarı olarak projelendirilmelidir.</p>

<p>(3) Eğimli yollarda/arazilerde bahçe duvarı üst kotunun tretuvardan en fazla 1.00 metreyi aştığı durumlarda duvar üstten kademelendirilir. Fazla meyilli ve tehlike arz eden yerlerde uygulanacak şekli takdire idare yetkilidir.</p>

<p>(4) Devletin güvenlik ve emniyeti ile harekât ve savunma bakımından gizlilik veya önem arz eden bina ve tesisler ile okul, hastane, cezaevi, elçilik, sefarethane, açık hava sineması ve benzerleri gibi özellik arz eden bina ve tesislerin bahçe duvarları ile sanayi bölgelerinde yapılacak bahçe duvarları bu madde hükmüne tabi değildir.</p>

<p>(5) Parsellerin yol cephelerinde; ibadet yapılarında, zemin veya bodrum katta bulunan işyerlerinin giriş yapılan cephelerinde ve dördüncü fıkrada belirtilen yapılar hariç umumi binalarda, bahçe duvarı yapılamaz. Ancak işyerlerinin giriş yapılan cepheleri hariç diğer yol cephelerinde yüksekliği 1.00 metreyi aşmayan parmaklık veya çit ve benzeri bahçe sınırlayıcısı yapılabilir. Özellik arz eden durumlarda ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(6) Bahçe duvarlarının yüksekliği; 2 kata imarlı müstakil konutlarda güvenlik ve mahremiyetin sağlanması için binaların yol tarafındaki cephe hatlarının önünde, yoldan kotlandırılan binalarda kaldırım üst kotundan itibaren 1.00 metreyi, yoldan yüksek olup tabii zeminden kotlandırılan binalarda ise parselin yol sınırındaki tabii zemin kotundan itibaren 1.00 metreyi geçemez.</p>

<p>(7) Zemin katlarda, dükkan yapılmasına müsaade edilen yapılarda, yola bakan bahçelerde bahçe duvarı veya yaya trafiğini tehlikeye düşürecek engeller yapılamaz.</p>

<p>(8) Binalara ve ortak alanlara erişimin sağlanması, itfaiye ve benzeri araçların ulaşımı ve yangın açısından gerekli tedbirlerin alınması ve 634 sayılı Kanuna uyulması şartı ile parsel içerisinde kullanım alanlarının sınırlarını belirleyen 1.00 metreyi aşmayan parmaklık, çit veya peyzaj öğeleri yapılabilir.</p>

<p><strong>Kapıcı dairesi, güvenlik ve kontrol kulübeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 44-</strong> (1) Kapıcı dairesi ve güvenlik odası yapılacak binalar:</p>

<p>a) Konut kullanımlı bağımsız bölüm sayısı 40’tan fazla olan ve katı yakıt kullanan kaloriferli veya kalorifersiz binalar için bir adet kapıcı dairesi yapılması zorunludur. Birden fazla yapı bulunan ve toplam bağımsız bölüm sayısı 40’tan fazla olan parsellerde de bu hüküm uygulanır, ancak bağımsız bölüm sayısının 80’i aşması halinde ikinci bir kapıcı dairesi yapılır. Ayrıca, birden fazla yapının bulunduğu parsellerde 60’tan fazla bağımsız bölümü olan her bir bina için mutlaka ayrı bir kapıcı dairesi yapılır.</p>

<p>b) Katı yakıt haricindeki diğer ısıtma sistemleri kullanılan konut kullanımlı binalar için bağımsız bölüm sayısının 60’tan fazla olması halinde bir, 150’den fazla olması halinde 2 kapıcı dairesi yapılması zorunludur. İlave her 150 daire için ek bir kapıcı dairesi yapılır.</p>

<p>c) Sıra evler düzeninde, ayrık, ikiz nizamda tek bağımsız bölümlü 1’den fazla müstakil konut binası bulunan parsellerde kapıcı dairesi yapılması mecburiyeti aranmaz.</p>

<p>ç) Yapı inşaat alanı 2000 m<sup>2</sup>’den fazla olan işyeri ve büro olarak kullanılan binalarda güvenlik odası yapılabilir.</p>

<p>(2) Kapıcı dairelerinin ve güvenlik odalarının ölçü ve nitelikleri:</p>

<p>a) Kapıcı daireleri, doğrudan ışık ve hava alabilecek şekilde düzenlenir.</p>

<p>b) Kapıcı daireleri, iskân edilebilen bodrum katlarda yapılabilir. Taşkın riski taşıyan alanlarda kalan binalarda düzenlenecek kapıcı dairelerinin kapı ve pencere boşluklarının alt seviyesi su taşkın seviyesinin en az 1.50 metre üzerinde olmak zorundadır.</p>

<p>c) Kapıcı dairelerinin toprağa dayalı ve iskân edilebilen bodrum katlarda yapılması halinde, oturma odası ve bir yatak odasının dış mekâna açılması bu mekânların taban döşemesinin üst seviyesinin tabii veya tesviye edilmiş zemine gömülü olmaması, kapı ve pencere açılmak suretiyle, doğal aydınlatma ve havalandırmasının sağlanması sel, taşkın ve su basmasına karşı önlem alınmış olması zorunludur. Kapıcı dairelerinin toprağa gömülü duvarlarında kuranglez yapmak suretiyle kapı ve pencere açılamayacağı gibi, bu duvarlarda pencere açılabilmesi için pencere denizliğinin tabii zeminden veya tesviye edilmiş zeminden en az 0.90 metre yukarıda konumlanması gerekir.</p>

<p>ç) Bina içinde düzenlenen kapıcı daireleri en az brüt 75 m<sup>2</sup>, en fazla 100.00 m²’dir.</p>

<p>d) Bina dışında tertiplenen kapıcı daireleri en fazla brüt 40 m<sup>2</sup> ve tek katlı olmak zorundadır.</p>

<p>e) Kapıcı dairelerinde, konutlarda bulunması zorunlu en az piyes ölçülerinin sağlanması zorunludur.</p>

<p>(3) Güvenlik odası en az 4 m<sup>2</sup> büyüklüğünde, doğrudan ışık ve hava alabilecek şekilde düzenlenir ve en az 1.5 m<sup>2</sup>’lik bir tuvalet yer alır.</p>

<p>(4) Kontrol kulübeleri:</p>

<p>a) Üzerinde birden fazla yapı yapılması mümkün ve yüzölçümü en az 2000 m<sup>2</sup> olan parsellerde, istenmesi halinde, trafik emniyeti bakımından tehlike arz etmemek ve hiçbir şartta parsel sınırını aşmamak kaydıyla bahçe mesafeleri içinde kontrol kulübesi yapılabilir.</p>

<p>b) Kontrol kulübesi 20<strong> </strong>m<sup>2</sup>’yi geçemez.</p>

<p>c) Kontrol kulübesinin yüksekliği tabii veya tesviye edilmiş zeminden itibaren en fazla 4.00 metredir.</p>

<p>ç) Devletin güvenliği bakımından özellik arz eden parsellerde bu fıkrada belirtilen ölçülere uyulma şartı aranmaz.</p>

<p><strong>Portikler</strong></p>

<p><strong>MADDE 45-</strong> (1) Portikli yapıların yapılacağı cadde ve sokaklar uygulama imar planı kararı ile belirlenir.</p>

<p>(2) Genel olarak portik bırakılması gereken yerlerde, portik yüksekliği 3.50 metre, derinliği ise 4.00 metredir. Ancak, civarın teşekkül tarzı ve mevkiin özellikleri dolayısıyla bu miktarlar ilgili idarece değiştirilebilir.</p>

<p>(3) Portiğe ve doğrudan yola açılan bina giriş kapıları dışa açıldığında, gizlenecek kadar bina giriş holüne doğru çekilir.</p>

<p><strong>Fırınlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 46-</strong> (1) 14/7/2005 tarihli ve 2005/9207 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hükümleri saklı kalmak üzere ekmek fırınları; sanayi, küçük sanayi, organize sanayi, konut dışı çalışma alanları ile ticaret bölgelerinde yapılabilir.</p>

<p>(2) Katkılı pide, kebap, simit fırınları, ekmek fırını içermeyen unlu mamüller, geleneksel tandır ocakları ve lokantalar zemin katı işyeri olarak kullanılabilen konut alanlarında, ticaret alanlarında ve konut dışı çalışma alanlarında yapılabilir.</p>

<p>(3) Fırınların tanziminde;</p>

<p>a) Mevcut binalarda ekmek fırını hariç fırın ve tandır yapılması durumunda, 634 sayılı Kanun hükümlerine uyulur.</p>

<p>b) Ekmek fırınları ayrık nizam yapılaşma bölgelerinde ve müstakil olarak yapılır.</p>

<p>c) Projesinde sınıfı belirtilmek zorundadır.</p>

<p>ç) Duvar ve döşemelerinde ısı ve ses yalıtımı uygulanır. Binanın taşıyıcı sisteminin ve fırınla ilgisi olmayan diğer bağımsız bölümlerin ısı değişiminden olumsuz etkilenmemesi için proje müelliflerince veya bu konunun uzmanı teknik elemanlarca hazırlanan rapora göre gerekli tedbir alınır.</p>

<p>d) Mekanik tesisat projelerinde, kanalizasyon bağlantısına, her türlü böcek ve kemirgen girişini önlemek için çekvalf konulur.</p>

<p>e) Baca ölçülerinin hesaplanması, bacaların bina iç duvarlarında tesis edilmesi ve filtre takılması şartı aranır.</p>

<p>f) Trafik açısından ilgili birimin görüşünün alınması gerekir.</p>

<p>g) Tesisin ihtiyacı olan otopark kendi parselinde karşılanır.</p>

<p>ğ) TSE standartlarına uyulur.</p>

<p>h) Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca gerekli</p>

<p>tedbirler alınır.</p>

<p>ı) İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik şartlarına uygun olarak katkılı pide, kebap, simit fırınları, unlu mamüller ve geleneksel tandır ocaklarında; TSE standartlarına uygun olarak fırın bacası ve fırına ait depo yapılır.</p>

<p>i) Üst katlarında konut bulanan zemin kat işyerlerinde tandır ocağı mamulleri üreten mekânlarda en fazla 5 adet tandır yapılabilir.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkra hükümlerine uyulmaması durumunda ruhsat düzenlenemez.</p>

<p><strong>Pasajlar ve alışveriş merkezleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 47-</strong> (1) Ticaret bölgelerinde yapılacak pasajların;</p>

<p>a) Taban döşemesi üzerinden tavan altına kadar olan yüksekliğinin 3.50 metreden, uzunluğunun 30.00 metreden az olmaması,</p>

<p>b) Her biri 1.50 metreden dar olmayan en az 2 giriş-çıkış kapısı ile yeteri kadar havalandırma bacası veya tertibatını haiz bulunması, pasaj giriş ve çıkışlarının erişilebilir olması,</p>

<p>c) Birden fazla katlı olmaları halinde her bir kat arasında bu Yönetmelikte belirtilen şartlara uygun merdiven olması ve erişilebilirlik standartlarına uygun düzenlemelerin yapılması,</p>

<p>ç) Bir kısmı veya diğer katları başka maksatlar için kullanılan binalar içerisinde bulunmaları halinde, diğer esas giriş merdiven, asansör ve geçit gibi tesislerle, bu tesislere ayrılan yerlerin pasaj dışında ve müstakil olarak tertiplenmesi,</p>

<p>gereklidir.</p>

<p>d) Kapasiteye bağlı olarak ilgili idaresince uygun görülen büyüklük ve miktarda çocuk oyun alanı, bay ve bayan tuvaletler, bebek bakım alanları, ilk yardım alanı ve çarşı bütününde 30 m<sup>2</sup>’den küçük olmamak üzere ihtiyacı karşılayacak büyüklükte mescit ayrılır.</p>

<p>e) Büro, iş hanı, pasaj gibi ticari binalarda; kullanma alanı en az 3 m² olmak, 0.20 m² ebadında hava bacasıyla havalandırılmak, bir ateş bacasıyla irtibatlandırılmak kaydıyla çay ocakları bağımsız bölüm olarak düzenlenebilir. Çay ocaklarının nizamı ışıklıktan veya doğrudan ışık ve hava alması halinde hava bacasına gerek yoktur.</p>

<p><strong>Tuvaletler </strong></p>

<p><strong>MADDE 48-</strong> (1) Yarısı kadınlar, yarısı erkekler için olmak üzere; iş hanı, büro, alışveriş merkezi, çarşı, pasaj ve mağaza gibi binalar ile otel, resmî binalar ile sinema, tiyatro gibi umumî binalarda her 50 kişi için en az birer adet tuvalet yapılması zorunludur. Bu yapılarda engellilerin erişiminin sağlanmasına yönelik tedbirler alınarak en az 1 kadın, 1 erkek olmak üzere engellilerin kullanımına ve erişilebilirlik standardına uygun tuvalet ayrılır.</p>

<p>(2) İbadet yerleri, şehirlerarası yollarda yer alan dinlenme tesisleri, meydan ve park gibi yerlerde yapılacak umumî tuvaletlerin en az yarısının, diğer yapılarda ise en az üçte birinin alaturka tuvalet taşlı olması sağlanır.</p>

<p>(3) Tuvaletlerde yeterli sayıda pisuar ve lavabo bulundurulur. Resmî binalar, işyeri, fabrika gibi yerlerde çalışan sayısı, mağaza, alışveriş merkezi, çarşı, pasaj gibi yerlerde tahmini müşteri sayısı, lokanta, sinema, tiyatro gibi yerlerde oturma sayısı, otel ve benzeri konaklama tesislerinde yatak sayısı ve bu hesaplamalara dâhil olarak ziyaretçi sayıları ve diğer farklı özellikler dikkate alınarak yeterli tuvalet ayrılır.</p>

<p>(4) Birden fazla kullanımı haiz binalarda her kullanım için bu maddedeki kriterlere göre ayrı ayrı değerlendirme yapılır. Uluslararası kurallara tabi yapılarda bu Yönetmelikte belirtilenden az olmamak kaydıyla uluslararası kuralların gerektirdiği sayıda tuvalet yapılması zorunludur.</p>

<p>(5) Umumî binalarda çalışan, müşteri ve ziyaretçi gibi tüm kullanıcıların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kapasite hesabına göre belirlenen büyüklük ve sayıda erişilebilirlik standardına uygun engelli tuvaleti yapılır.</p>

<p><strong>Sıfır atık uygulamaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 49-</strong> (1) İlgili mevzuatına uygun olmak kaydıyla ayrık veya müstakil olan blok nizamda; kapıcı dairesi yapılması gerekli olan konut binalarında ve parsel alanı 2000 m²’yi aşan diğer yapılarda atık toplama merkezi yapılabilmesi için en az 2.00x2.00 metre ebatlarında yer tesis edilmesi zorunludur.</p>

<p>(2) Çöp alımı ve nakliyesinin sorunsuz olabilmesi için araç trafiğini engellemeyecek şekilde parselin yol cephesinde veya parsele çöp arabalarının kolaylıkla giriş-çıkış yapılması durumunda parselin uygun yerinde tesis edilmelidir.</p>

<p>(3) Atık toplama merkezleri belediyenin uygun göreceği şekilde konumlandırılır. Bu yerlerin etrafı; yüksekliği 1.50 metre ahşap, tel ve benzeri elemanlarla çevrelendirilir.</p>

<p><strong>Yığma, ahşap, kâgir yapılar ve yapı güvenliğine yönelik şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 50-</strong> (1) Binalar, güncel teknik mevzuat ile fen ve sanat kurallarına uygun olarak;</p>

<p>a) Binayı etkiyebilecek bileşik etkilere karşı yeterli dayanıma sahip olacak ve etkileri güvenli bir şekilde zemine aktarabilecek ve aynı zamanda civar yapılara herhangi bir zarar vermeyecek şekilde,</p>

<p>b) Temel zemininde oluşabilecek oturma, kabarma, büzülme ve donma sebebiyle yapı stabilitesi bozulmayacak biçimde,</p>

<p>tasarlanarak inşa edilmek zorundadır.</p>

<p><strong>Bodrumlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 51-</strong> (1) Katı yakıt kullanan sobalı binaların bodrum veya zemin katlarında veya teknik olarak bodrum kat tesis edilememesi durumunda yüksekliği 2.20 metreyi geçmemek üzere bahçelerinde; ortak alan niteliğini haiz olmak ve eklenti ihdas etmemek, binaya bitişik oldukları takdirde komşu parsel sınırına, aksi halde binaya ve ayrıca komşu parsel sınırına uzaklıkları bu Yönetmelikle veya planla belirlenen miktarlardan az olmaması şartı ile her bağımsız bölüm için en az 5 m<sup>2</sup>, en fazla 10 m<sup>2</sup> odunluk, kömürlük veya depolama yeri ayrılması zorunludur.</p>

<p>(2) Bodrum kapısı tamamen tretuvar üzerinde kalan fazla meyilli yollar dışında yapılacak ön bahçesiz binalarda, yol cephesinde bodrum girişi yapılamaz.</p>

<p>(3) Toprağa dayalı bodrum katlarda bulunan konutlarda oturma odası ve bir yatak odasının, yataklı tesislerde yatak odalarının; taban döşemesinin üst seviyesinin tabii veya tesviye edilmiş zemine gömülü olmaması, doğal aydınlatma ve havalandırmasının pencere açılmak suretiyle sağlanması, sel, taşkın ve su baskınlarına karşı tedbirlerin alınmış olması zorunludur. Bu bağımsız bölümlerin kısmen veya tamamen tabii ve tesviye edilmiş zemin altında kalan duvarlarında pencere açılamaz.</p>

<p>(4) Ticari alanlarda yapılan binaların ticari amaçla kullanılan bodrum katlarında döşemenin zemine gömülü olmama şartı aranmaz. Bu tür binalarda kuranglezle tabi havalandırma sağlanamayan durumlarda suni havalandırmanın sağlanması ile engellilerin dolaşımına olanak sağlayan erişilebilirlik standartlarına uygun rampa, yürüyen bant ve bunlar gibi önlemler alınır.</p>

<p>(5) Konut alanında kalmakla birlikte, ilgili idare meclisince yol boyu ticaret kararı alınan yol güzergâhlarında, zemin katta halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamaya dönük olarak ticaret yapılabilir. Bu kullanımların bodrum katlarında içten bağlantılı piyesleri olabilir. Bu piyesler binanın ortak alanları ve müştemilatlarıyla irtibatlandırılamaz. Ticari kullanımların altında konut yapılamaz. Konut alanlarında zemin katta bağımsız bölüm brüt alanı 100 m<sup>2</sup>’den küçük işyerlerinde; zemin kat ticari kullanımlı bağımsız bölüme ait depo amaçlı eklenti yapılmasına izin verilmez.</p>

<p>(6) Toprağa dayalı tüm bodrum katlarda, dış etkilere karşı ısı ve su yalıtımı yapılması zorunludur.</p>

<p>(7) Bina etrafında mütemadi kuranglez tesis edilemez. Kuranglezlerden giriş çıkış yapılamaz. Ancak, yol cephesinde bulunmayan kuranglezlerinden kaçış amacıyla çıkış tertiplenebilir. Kuranglezlerde sel, taşkın ve su baskınlarına karşı tedbirlerin alınmış olması zorunludur. Kuranglezler, parsel sınırı dışında yapılmaması, binaya bitişik olması ve kolonlara 0.50 m’den fazla yaklaşmaması şartı ile yapılabilir.</p>

<p>(8) Arazi eğiminden faydalanmak amacıyla veya mimari nedenlerle, binalar bloğunun, bir binanın veya bağımsız bir dairenin; belirlenen bina yüksekliğini aşmamak, belirli piyesler için tespit olunan asgari kat yüksekliklerine veya bu Yönetmeliğin diğer hükümlerine aykırı olmamak şartı ile çeşitli katlarda ve/veya farklı taban ve/veya tavan seviyelerinde düzenlenmesi mümkündür. Ayrıca, zemin katların binanın kot aldığı yol cephesi üzerinde bulunmayan piyesleri ile yol cephesinde yer alan piyeslerinin yol cephesinde kalmayan ve piyes derinliğinin yarısını aşmayan bir kısım alanları, zemin kat kotundan farklı kotta düzenlenebilir.</p>

<p><strong>Müştemilatlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 52-</strong> (1) Binaların müştemilat kısımları, mümkün ise binanın bodrumunda, aksi halde bahçede tertiplenir.</p>

<p>(2) 4 tarafı yol ile çevrili istisnai parseller dışında esas binaların yol tarafındaki cephe hatlarına tecavüz eden müştemilat binası yapılamaz. Bu gibi istisnai parsellerde müştemilat binalarının yapılacağı yeri tayine idare yetkilidir.</p>

<p>(3) Müştemilat binalarının;</p>

<p>a) Dar kenarı 4.00 metreden, en yüksek noktasının tabii zeminden yüksekliği 2.50 metreden fazla,</p>

<p>b) Binaya bitişik oldukları takdirde, komşu parsel sınırına, aksi halde binaya ve ayrıca komşu parsel sınırına uzaklıkları bu Yönetmelikle veya planla belirlenen miktarlardan az,</p>

<p>olamaz.</p>

<p>(4) Müştemilat binaları; kapıcı dairesi, bahçıvan odası, garaj, odunluk, kömürlük, mutfak, çamaşırhane ve benzeri hizmetler için olup, maksadı dışında kullanılamaz. Garajlar için araba başına en fazla 20.00 m², kömürlükler için 5.00 m², mutfak ve çamaşırhane içinde en fazla 15.00 m²’lik yer ayrılabilir.</p>

<p>(5) Müştemilatlar mimari projede ve vaziyet planında gösterilir. Bahçede yapılmasının zorunlu olduğu hallerde; bu Yönetmelikte veya planında belirtilen şartlara ve çekme mesafelerine uyularak yapılır.</p>

<p><strong>Mescitler</strong></p>

<p><strong>MADDE 53- </strong>(1) Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c), (ç), (e) ve (h) bentlerinde sayılan yerlerin yanı sıra tersanelerde, 634 sayılı Kanun kapsamındaki toplu yapılarda, organize sanayi-endüstri-teknoloji geliştirme bölgelerindeki yapılarda ve dinlenme tesislerinde kullanıcıların, çalışanların veya müşterilerin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla mescit kullanımı için yeterli mekânlar ayrılır. Mimari projelerde mescit alanı olarak ayrılacak mekânlar gösterilmeksizin ilgili idarece proje onayı yapılamaz ve yapı ruhsatı düzenlenemez.</p>

<p>(2) Birinci fıkra kapsamındaki yerlerde ve diğer yapılarda yapılmak istenilmesi durumunda mescit olarak ayrılacak mekânlar için aşağıda belirtilen şartlar aranır:</p>

<p>a) Yeterli aydınlatma ve iklim koşullarına göre merkezî sistem veya klima ile iklimlendirme sağlanır.</p>

<p>b) Kolay erişilebilir bir konumda bulunması esastır.</p>

<p>c) Kadınlar ve erkekler için ayrı alanlarda abdest almaya ve ibadet etmeye elverişli olacak şekilde tesis ve tanzim edilir. Abdest alınan ıslak hacimlerde tuvalet yer almaz ve ibadet mekânlarına doğrudan geçiş sağlanmaz.</p>

<p>ç) Toplam personel sayısı yüze veya toplam emsale esas alanı 1000 m² kadar olan yerlerde kadın ve erkekler için ayrı ayrı tesis edilen ibadet mekânlarından her birinin net alanı abdest alanı hariç 15 m²’den az olamaz. İlave her yüz personel veya her 3000 m² emsale esas alan için kadınlara ve erkeklere ayrı ayrı olmak üzere on beşer metrekare alan eklenir. Personel sayısına veya emsale esas alana göre yapılan hesaplamadan çok olanı esas alınır.</p>

<p>(3) Birinci fıkrada sayılan kullanımların;</p>

<p>a) Aynı yapı bünyesinde bulunması ve bunlardan birinde ikinci fıkrada belirlenmiş şartları karşılayan nitelikleri haiz mescit bulunması halinde,</p>

<p>b) Yer aldığı parselde veya tesis, kampüs, yerleşke ve benzeri içerisinde ya da toplu yapı kapsamında 250 metre yürüyüş mesafesi dahilinde cami bulunması halinde,</p>

<p>ayrıca mescit bulundurma şartı aranmaz. Bu fıkra yapı sahibince talep edilmesi halinde mescit yapılmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) Birinci fıkra kapsamındaki yapıların bu madde uyarınca denetimi belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, belediye ve mücavir alan sınırları dışında il özel idareleri tarafından yapılır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılacak bildirim üzerine ilgili idarece gerekli tedbirlerin alınması sağlanır.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Projeler ve Yapı İzin Belgeleri</p>

<p><strong>Proje ve yapı izin belgelerine ilişkin hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 54</strong>- (1) Projeler ve yapı izin belgelerine ilişkin hususlarda;</p>

<p>a) Yapı ruhsatına ilişkin genel hükümlere ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 54 üncü maddesi,</p>

<p>b) Yapı ruhsatı işlemlerine ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 55 inci maddesi,</p>

<p>c) Kamu alanlarında yapılacak yapılarda ruhsata ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 56 ncı maddesi,</p>

<p>ç) Yapı projelerine ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57 nci maddesi,</p>

<p>d) Binalarda tasarruf tedbirleri ve iklim değişikliğine dair ilkelere ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57/A maddesi,</p>

<p>e) Esaslı tadilata ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 58 inci maddesi,</p>

<p>f) Yapı ruhsatı gerekmeyen inşai faaliyetlere ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 59 uncu maddesi,</p>

<p>g) İstinat duvarlarına ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 60 ıncı maddesi,</p>

<p>ğ) Muvakkat yapıya ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 61 inci maddesi,</p>

<p>h) Elektronik haberleşme istasyonlarına ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 62 nci maddesi,</p>

<p>ı) Şantiye binaları hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 63 üncü maddesi,</p>

<p>i) Yapı kullanma iznine ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 64 üncü maddesi,</p>

<p>j) Yapı kullanma izinlerinde başvuru sahibinden bilgi ve belge istenmesine ilişkin esaslar hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 65 inci maddesi,</p>

<p>k) Mimari estetik komisyonları hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 66 ncı maddesi,</p>

<p>uygulanır.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Denetime Dair Hükümler</p>

<p><strong>Bakanlığın denetim yetkisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 55</strong>- (1) Bakanlığın denetim yetkisine ilişkin hususlarda Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 67 nci maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Fenni mesuliyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 56</strong>- (1) Fenni mesuliyet hizmetlerine ilişkin hususlarda Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 68 inci maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Yapı yerinde bulundurulması gerekli levha ve belgeler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 57-</strong> (1) Yapı ruhsatı ve ekleri ile şantiye defterinin yapı yerinde bulundurulması zorunludur. Ayrıca inşaat süresince yapı yerinde yapı sahibinin, mimari, statik, mekanik, elektrik, jeoloji, jeofizik ile harita proje müelliflerinin, fenni mesulün ve yapı müteahhidinin isimleri ile pafta ada parsel bilgileri ve yapı ruhsatı numara ve tarihini içeren en az 0.50x0.75 m² boyutlarında bir levhanın, herkesçe rahat görülebilecek bir yerde asılı olarak bulundurulması gerekir. Aksine davranışlarda sorumluluk yapı sahibine ve müteahhidine aittir.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yönetmeliğin Uygulanmasına İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Yönetmeliğin uygulanmasına ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 58</strong>- (1) Yönetmeliğin uygulanmasına ilişkin esaslar hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 69 uncu maddesine uyulur.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamında düzenlenmesi gereken taahhütnameler, tutanaklar, yapı denetim defteri, yapı tatil zaptı, yapı kullanma izin belgesi formu ve yapı ruhsatı formu hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin eklerinde yer alan örnekler ve formlar kullanılır.</p>

<p>DOKUZUNCU BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Bakanlık denetçilerinin yetkilendirilmesi ve özellikleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bakanlık denetçilerinin yetkilendirilmesi ve özellikleri hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin geçici 1 inci maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Mevcut teşekkül</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 2- </strong>(1) Mevcut teşekkül hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin geçici 2 nci maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Mevcut yapı ruhsatı başvuruları</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 3- </strong>(1) Mevcut yapı ruhsatı başvuruları hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin geçici 3 üncü maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Mevcut haberleşme istasyonları</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 4-</strong> (1) Mevcut haberleşme istasyonları hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin geçici 4 üncü maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 59</strong>- (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 60</strong>- (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Konya Büyükşehir Belediye Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/konya-buyuksehir-belediyesi-imar-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="34693"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanallarında Çalışacak Taşıma Araçları Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/koycegiz-golu-ve-dalyan-kanallarinda-calisacak-tasima-araclari-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/koycegiz-golu-ve-dalyan-kanallarinda-calisacak-tasima-araclari-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanallarında Çalışacak Taşıma Araçları Yönetmeliği, 17 Nisan 2026 Tarihli ve 33227 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>KÖYCEĞİZ GÖLÜ VE DALYAN KANALLARINDA ÇALIŞACAK TAŞIMA ARAÇLARI YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanallarında, bölgenin ekolojik değerlerini korumak, çevre kirlenmelerini ve bozulmalarını önlemek gayesiyle denizden kanallara ve kanallara bağlı göl ve göletlere giriş çıkış yapan ve bu alanlarda bulunan teknelerin teknik özelliklerinin belirlenmesi, araç trafiğinin düzenlenmesi ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Köyceğiz Gölü ve Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’e bağlayan Dalyan Kanalları ve bu kanallara bağlantılı tüm göl ve göletlerde kullanılan ve bu sulara denizden giriş ve çıkış yapan teknelerin kullanma, nitelik, teknik donanım esasları ve trafiği ile ilgili kurallar ve bu kuralları uygulayacak Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanalları İdare Kurulu ile Tekne Denetim Komisyonunun görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 19/10/1989 tarihli ve 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>b) Göl: Köyceğiz Gölü’nü ve Dalyan Kanalları ile bağlantılı göl ve göletleri,</p>

<p>c) İdare Kurulu Başkanı: Muğla Valisini,</p>

<p>ç) İl Müdürlüğü: Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünü,</p>

<p>d) Kanallar: Köyceğiz Gölü'nü Akdeniz'e bağlayan Dalyan Kanallarını ve bu kanallara bağlantılı göl ve göletleri,</p>

<p>e) Komisyon: Tekne Denetim Komisyonunu,</p>

<p>f) Kurul: Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanalları İdare Kurulunu,</p>

<p>g) Tekne: Göl ve kanallarda tahsis edildiği gayeye uygun olarak yolcu ve yük taşımak için kullanılan her türlü gemi ile balıkçı gemisi, hizmet gemisi ve özel tekneleri,</p>

<p>ğ) Tekne sürücüsü: Tekneleri sevk ve idare etmeye yetkili, 29/8/2024 tarihli ve 32647 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gemiadamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliği, 11/9/2024 tarihli ve 32659 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İç Sularda Çalışan Gemi ve Su Araçları Yönetmeliği ile Özel Teknelerin Donatımı ve Özel Tekneleri Kullanacak Kişilerin Yeterlikleri Hakkında Yönetmeliğe uygun gerçek kişileri,</p>

<p>h) Valilik: Muğla Valiliğini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>İdare Kurulu ve Komisyonun Teşkili, Yetki ve Görevleri</p>

<p><strong>İdare Kurulunun teşkili</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Kurul; Muğla Valisi veya Vali Yardımcısı başkanlığında, Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ilgili Daire Başkanı, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı Genel Sekreteri, Köyceğiz Kaymakamı, Ortaca Kaymakamı, Köyceğiz Belediye Başkanı, Ortaca Belediye Başkanı ve ilgili liman başkanının iştirakiyle dokuz üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Kurul en az beş üye ile toplanır. Kurul kararları toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde, Kurul Başkanının kullandığı oy yönünde karar alınır.</p>

<p>(3) Kurul, Başkanın daveti üzerine yılda en az bir defa toplanır.</p>

<p>(4) Kurulun sekretarya görevi İl Müdürlüğü tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>İdare Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Kurul, göl ve kanallarda çevrenin kirlenmesini ve tabiatın bozulmasını önlemek için aşağıdaki konularda kararlar alır:</p>

<p>a) Göl ve kanallarda seyredecek teknelerin tipi, tekne boyu sınırlaması ve 17/11/2009 tarihli ve 27409 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gemilerin Teknik Yönetmeliği kapsamında teknenin cinsine göre liman başkanlığınca tespit edilen yolcu kapasitesini geçmemek koşuluyla yolcu sayısını belirlemek.</p>

<p>b) Göl ve kanallarda seyredecek teknelerin sayı sınırlamaları ile bu sayılarda gerektiğinde yapılacak değişiklikleri belirlemek.</p>

<p>c) Göl ve kanallarda tekne trafiği ile ilgili kuralları belirlemek.</p>

<p>ç) Tekne donatı, yolcuları ve mürettebatın uyması gereken kuralları belirlemek.</p>

<p>d) Teknelerin yanaşacakları iskeleleri belirlemek.</p>

<p>e) Teknelere uygulanacak cezai yaptırımları tespit etmek.</p>

<p>f) Bu Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak düzenlemelerin etkili ve süratli bir şekilde uygulanabilmesi için görevli birimler arasında iş birliği ve koordinasyonu tesis etmek.</p>

<p>g) Göl ve kanallarda yürütülen amatör su sporu faaliyetleri ile ilgili gerekli düzenlemeleri yapmak.</p>

<p>ğ) Komisyon çalışmalarını denetlemek.</p>

<p>h) Göl, kanal ve tekneler ile ilgili talepleri değerlendirmek.</p>

<p><strong>Tekne Denetim Komisyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) İl Müdürlüğünden biri başkan diğeri üye olmak üzere iki üye, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığından bir üye, Ortaca Belediye Başkanlığından bir üye ve ilgili liman başkanlığından bir üye olacak şekilde beş kişiden oluşur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Komisyon en az dört üye ile toplanır.</p>

<p>(3) Komisyon oy çokluğu ile karar alır. Oyların eşitliği halinde, Komisyon Başkanının kullandığı oy yönünde karar alınır.</p>

<p>(4) Komisyonun sekretarya görevi Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Tekne Denetim Komisyonunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Tekne Denetim Komisyonunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Koruma-kullanma usul ve esaslarına uyulup uyulmadığını denetlemek.</p>

<p>b) Tür ve habitat kaybına neden olunup olunmadığını denetlemek.</p>

<p>c) Çevre kirliliğinin önlenmesi amacıyla göl ve kanallarda çalışan ve bekleme halindeki teknelerin denetimini yapmak.</p>

<p>ç) Yetkili belediye başkanlığı veya liman başkanlığınca düzenlenmiş rapor ve belgeleri plaka tanzim etmekle görevli birime intikal ettirmek.</p>

<p>d) Teknelerin bu Yönetmelikle sınırlandırılan azami yolcu sayısını denetlemek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Göl ve Kanallarda Çalışacak Teknelerden İstenecek Belgeler ve</p>

<p>Teknelerin Teknik Özellikleri</p>

<p><strong>Tekne belgeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Göl ve kanallarda faaliyet gösteren özel tekneler, 25/9/2014 tarihli ve 29130 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bağlama Kütüğü Uygulama Yönetmeliği kapsamında bağlama kütüğü ruhsatnamesi almak zorundadır.</p>

<p>(2) Göl ve kanallarda faaliyet gösteren ticari faaliyette bulunan yolcu ve araç taşımacılığında kullanılan tekneler, balıkçılık faaliyetinde bulunan tekneler ile diğer teknelerden kanal dışına çıkıp denizde seyredenler Gemilerin Teknik Yönetmeliği kapsamında denize elverişlilik belgesi, sadece kanal ve gölde seyredenler ise gemi boyuna bakılmaksızın İç Sularda Çalışan Gemi ve Su Araçları Yönetmeliği kapsamında iç suya elverişlilik belgesi almak zorundadır.</p>

<p>(3) Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen belgeleri olmayan veya süresi geçmiş olan tekneler göl ve kanalda seyrüsefer yapamaz.</p>

<p><strong>Tekne plakası alınması ve plaka devir işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Tekne plakası alınması veya devrinde Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığına aşağıda belirtilen belgeler ve Kurulun uygun görüşü ile başvuru yapılır:</p>

<p>a) Ticari tekneler için tonilato belgesi.</p>

<p>b) Ticari tekneler için iç suya elverişlilik belgesi veya denize elverişlilik belgesi.</p>

<p>c) Komisyonca gerekli görülen ilave belgeler.</p>

<p><strong>Teknelerin teknik özellikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Göl ve kanallarda seyredecek teknelerin malzemesi, tipi, azami boyu sınırlaması Kurulca belirlenir.</p>

<p>(2) Bir teknenin azami yolcu sayısı tekne plakasında belirtilir. Ticari faaliyet gösteren bir teknenin yolcu kapasitesi Gemilerin Teknik Yönetmeliğine göre, özel teknelerin yolcu kapasitesi ise Özel Teknelerin Donatımı ve Özel Tekneleri Kullanacak Kişilerin Yeterlikleri Hakkında Yönetmeliğe göre belirlenir. Belirlenen yolcu kapasiteleri, Kurul tarafından azaltılabilir.</p>

<p>(3) Teknenin içine monte edilecek en az elli litre hacminde, seviye göstergesi ve hava tahliye devresi olan sintine suyu depolama tankına bağlı sintine suyu tahliye devresi üzerinde sintine tahliye muslukları ve kapaklarının yer alması gerekir.</p>

<p>(4) Mutfak, lavabo veya tuvaletten en az bir tanesini bulunduran teknelerin kişi başına beş litreden az olmamak üzere pis su depolama tankı bulundurmaları zorunludur. Pis su depolama tanklarında pompa tahliye devresi ve kapak olması gerekir.</p>

<p>(5) Tekneler katı ve sıvı atıklarını (atık yağ, sintine suyu ve pis su) izin verilen atık kabul tesisine teslim etmekle yükümlüdür. Katı ve sıvı atıkların (atık yağ, sintine suyu ve pis sularını) göl ve kanallara bırakılması yasaktır. Bu madde hükümlerine uyulmaması halinde 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu hükümlerine göre cezai işlem uygulanır.</p>

<p>(6) Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanallarında seyir yapacak teknelerin elektrikli motorlu, Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanalı ile denizde seyir yapacak teknelerin ise hibrit motor olması zorunludur.</p>

<p>(7) Tekneler, 11/9/2007 tarihli ve 26640 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) Klas-B CS Cihazının Gemilere Donatılmasına ve Özelliklerine Dair Tebliğ kapsamında belirlenen cihazı bulundurmak zorundadır. Komisyona, sistemden izleme yetkisi Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından sağlanır.</p>

<p><strong>Denizde Çatışmayı Önleme Yönetmeliğine uyum</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Teknelerin taşıyacağı fener ve alametlerin, verecekleri seda işaretlerinin, görüşün azaldığı hallerdeki hareketlerinin, yapacakları manevra tarzlarının ve verecekleri tehlike işaretlerinin 11/3/2024 tarihli ve 8258 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Denizde Çatışmayı Önleme Yönetmeliği hükümlerine uygun olması gerekir.</p>

<p><strong>Teknenin plakası ve adı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Tekne kayıt defterinde yazılı olan tekne adı, teknenin her iki baş omuzluğuna açık zemin üzerine koyu renkli, koyu renkli zemin üzerine beyaz renkli harflerle belirgin olarak yazılır.</p>

<p>(2) Teknelerin;</p>

<p>a) Kayıtlı bulundukları yerin adının teknelerin kıç aynasında yazılı olması gerekir.</p>

<p>b) Bağlama kütüğü numarasının teknenin bordasında yazılı olması gerekir.</p>

<p>c) Plakasının Kurulun uygun gördüğü yere asılması ve plaka üzerinde “yolcu kapasitesi…..kişiliktir” ibaresinin yer alması gerekir.</p>

<p><strong>Tekne kayıt defteri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Göle ve kanala elverişlilik belgesi vermekle görevli Büyükşehir Belediye Başkanlığınca tekne kayıt defteri tutulur. Bu deftere;</p>

<p>a) Tekne kayıt sıra numarası, plaka numarası ve adı,</p>

<p>b) Tekne cinsi (balık avlama gemisi, yolcu motoru, özel tekne gibi.),</p>

<p>c) Boyu, eni, derinliği, gross tonilatosu ve net tonilatosu,</p>

<p>ç) Motorlu teknelerde motor cinsi, markası ve beygir gücü, motor seri numarası,</p>

<p>d) Teknenin yapıldığı yer ve tarih,</p>

<p>e) Tekne sahibinin adı, soyadı ve adresi,</p>

<p>f) Teknenin, personel dahil taşıyabileceği azami yolcu sayısı,</p>

<p>g) Teknede bulundurulması gereken sıhhi yardım çantası, can kurtarma simidi, can yeleği, çöp kutusu, yangın söndürme aletlerinin, seyir fenerleri ve aletlerinin cinsi ve adetleri,</p>

<p>ğ) Tekneye tahsis edilen plaka tarihi ve sayısı,</p>

<p>kaydedilir.</p>

<p><strong>Personel yeterlik belgesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Gemiadamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliği hükümleri gereğince gemici veya daha üst derecedeki güverte sınıfına ait yeterlik belgelerinden birine veya İç Sularda Çalışan Gemi ve Su Araçları Yönetmeliği hükümleri gereğince gemi sevk ve idare belgesi (GSİB) ve üstü güverte sınıfı yeterlik belgelerine sahip olanlar bu Yönetmelik kapsamında yer alan tekneleri sevk ve idare edebilir.</p>

<p>(2) Gerekli yeterliliklere haiz olmayanlar, bu Yönetmelik kapsamında yer alan tekneleri sevk ve idare edemezler.</p>

<p><strong>Kürekli tekne sürücüleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Devamlı olarak kürekle sevk ve idare edilebilecek bağlama kütüğü ruhsatına haiz olan ve boyu beş metreyi geçmeyen motorsuz ve yelkensiz tekneleri idare edeceklerin 15 inci maddede yer alan yeterlik belgesini almaları zorunlu değildir. Bu teknelerin taşıyabileceği kişi sayısı en fazla beştir.</p>

<p><strong>Sağlık yoklaması</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Tekne sürücüsü yeterlik belgesini haiz olanlar, yeterlik belgelerini aldıkları tarihten itibaren, her beş yılda bir sağlık yoklamasına tabi tutulurlar. Altmış altı yaş ve üstü tekne kaptanlarından her iki yılda bir tam teşekküllü hastaneden alınmış sağlık raporu istenir.</p>

<p><strong>Motorsuz su sporları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Motorsuz su sporları, Kurulun belirleyeceği usul ve esaslara göre yapılır.</p>

<p>(2) Köyceğiz Gölü’nden kanala giriş koordinatları;</p>

<p>a) 36 51 47 N - 28 37 52 E,</p>

<p>b) 36 51 48 N - 28 38 12 E,</p>

<p>olarak belirlenmiştir.</p>

<p><strong>Kontrol ve denetim</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Tekneler, göl ve kanal sınırları içinde Komisyon tarafından denetlenir. Denetleme için Komisyon üyelerinin çoğunluğunun bulunması yeterlidir. Gerektiğinde Komisyon tarafından Jandarma Asayiş Bot Timi Komutanlığına yetki verilebilir.</p>

<p>(2) Komisyon tarafından aşağıda belirtilen hususlarda denetim yapılır:</p>

<p>a) Koruma-kullanma usul ve esaslarına uyulup uyulmadığı.</p>

<p>b) Teknenin bu Yönetmeliğe ve Kurul kararlarına uygun olarak verilmiş geçerli plakasının bulunup bulunmadığı.</p>

<p>c) Gemiadamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliğine uygun olarak verilmiş gemiadamı yeterlilik belgesi ile özel tekne sürücüleri için geçerli amatör denizcilik belgesinin bulunup bulunmadığı.</p>

<p>ç) Teknedeki yolcu adedinin, göle ve kanala elverişlilik belgesinde yazılı miktardan fazla olup olmadığı.</p>

<p>d) Özel tekne ve özel yatlar hariç olmak üzere, teknede bulunan teçhizat ve donanımların belgelerinde belirtilen sayı ve nitelikte olup olmadığı.</p>

<p>e) Seyir ile ilgili kural ve düzenlemelere uyulup uyulmadığı.</p>

<p>f) Kurul kararlarına uyulup uyulmadığı.</p>

<p>g) 15 inci maddede yer alan yeterlik belgelerinden herhangi birinin bulunup bulunmadığı.</p>

<p>ğ) Sintine ve pis su atıklarını uygun bir şekilde atık alım tesisine verip vermediği.</p>

<p>h) Özel tekne/özel yat cinsindeki teknelerin amacına uygun olarak kullanıldığı, ticari amaçlı olarak kullanılıp kullanılmadığı.</p>

<p>ı) Özel tekne/özel yat cinsindeki teknelerin Özel Teknelerin Donatımı ve Özel Tekneleri Kullanacak Kişilerin Yeterlikleri Hakkında Yönetmelikte yer alan asgari emniyet teçhizatına sahip olup olmadığı.</p>

<p>(3) Kontrollerde bu Yönetmelikte belirtilen niteliklere haiz olmadığı anlaşılan tekneler, tekne plakası iptal edilerek gerekli niteliği kazanıncaya kadar seferden men edilirler. Ayrıca bu Yönetmelik hükümlerine aykırı davrandığı saptanan tekne sahibi ve görevli gemiadamları ile gerçek ve tüzel kişiler hakkında; 1/11/1935 tarihli ve 618 sayılı Limanlar Kanunu, 2872 sayılı Kanun, 10/6/1946 tarihli ve 4922 sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun ve 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununa göre işlem yapılır.</p>

<p>(4) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında Komisyon tarafından mahallinde düzenlenen tutanak, toplanan diğer delillerle birlikte cezai işlem yapılmak üzere ilgili liman başkanlığına gönderilir.</p>

<p><strong>Tekne bağlama ve durak noktaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Teknelerin park yeri, giriş-çıkış ve durak yerleri Kurul tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Bayrak çekme</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Tekneler, güneşin doğuşu ile batışı arasında Türk Bayrağı çekmek zorundadır. Seyir halinde olan tekneler bayraklarını geceleri de çekili bırakabilirler.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde İç Sularda Çalışan Gemi ve Su Araçları Yönetmeliği hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) 8/11/1992 tarihli ve 21399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanallarında Çalışacak Taşıma Araçları Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Elektrikli/hibrit motorlara dönüşüm süreci</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanallarında seyir edecek teknelerin bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde elektrik/hibrit motor ile çalışan teknelere dönüşümü sağlanır. Kurul, bu süreyi bir defaya mahsus olmak üzere iki yıl daha uzatabilir. Bu süre sonunda Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanallarında fosil yakıt ile çalışan teknelerin bulundurulmasına ve seyrine izin verilmez.</p>

<p>(2) Süresi içerisinde elektrikli/hibrit motorlara dönüşümünü tamamlamayan tekneler dönüşümlerini tamamlayıncaya kadar seferden men edilirler. Seferden men edilen teknelerin göl ve kanallarda faaliyet gösterdiğinin tespit edilmesi halinde bu tekneleri kullananlar hakkında ilgili mevzuata göre idari para cezası uygulanır.</p>

<p>(3) Köyceğiz Gölü ve Kanallarda seyir edecek tekneler elektrikli/hibrit motorlu teknelere dönüşünceye kadar;</p>

<p>a) Teknelerde kullanılacak motor gücü en fazla 150 BHP olur. Motorlar teknelere titreşim izolasyonunu sağlayacak özel bir conta sistemi ile bağlanır.</p>

<p>b) Göl ve kanallarda seyredecek teknelerde, benzinli ve dıştan takma iki veya dört zamanlı motorlar kullanılamaz.</p>

<p>c) Egzoz gazları ve egzoz gazı temizleme kalıntıları suya verilmez.</p>

<p>ç) Egzoz çıkışına TSE belgeli çift susturucu ve filtre sistemi takılması mecburidir.</p>

<p>(4) Teknelerin elektrikli/hibrit motora dönüşümüne kadar 11 inci maddenin yedinci fıkrası hükmü uygulanmaz.</p>

<p><strong>Göl ve nehir aracı sürücüsü yeterlik belgeleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce 23 üncü madde ile yürürlükten kaldırılan Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanallarında Çalışacak Taşıma Araçları Yönetmeliği kapsamında düzenlenmiş göl ve nehir aracı sürücüsü yeterlik belgeleri, gemi sevk ve idare belgesi yerine geçer ve talep edilmesi halinde ayrıca gemi sevk ve idare belgesi düzenlenir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı birlikte yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/koycegiz-golu-ve-dalyan-kanallarinda-calisacak-tasima-araclari-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="68550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7577 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7577-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7577-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7577 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 17 Nisan 2026 Tarihli ve 33227 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7577</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 2/4/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 41 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“12. Her türlü şans ve bahis oyunlarına ait ilan ve reklam giderleri.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “kurumları” ibaresinden sonra gelmek üzere “(13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki muafiyet hükmü hariç)” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “gibi kuruluşlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “(Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflarca kurulan yükseköğretim kurumları tarafından işletilenler hariç)” ibaresi ve (4) numaralı fıkrasının (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“ğ) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında taşınmazların kamulaştırmayı yapan Devlet ve kamu tüzel kişilerine devri,”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>6/6/1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “yurt dışına” ibaresi “yurt dışına, serbest bölge içine veya diğer serbest bölgelere” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasına ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Devlet payını yarısına kadar artırmaya veya yarısına kadar indirmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>18/4/2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 9- BOTAŞ’ın, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine vadesi geldiği halde ödenmemiş olan her türlü vergi, fon ve paylar, idari para cezaları ile bunlara bağlı gecikme zammı ve gecikme faizi borçları BOTAŞ’ın Hazineden görevlendirme bedeli alacaklarına karşılık, merkezi yönetim bütçesinin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin mahsup suretiyle, Ticaret Bakanlığınca terkin edilir. Bu kapsamda mahsuba konu olacak borçlara bu maddenin yayımlandığı tarihten sonra feri alacak hesaplanmaz.</p>

<p>BOTAŞ’ın bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine ödemesi gereken her türlü vergi, fon ve paylar, BOTAŞ’ın Hazineden 31/12/2026 tarihi sonuna kadar oluşmuş ve/veya oluşacak görevlendirme alacaklarına karşılık, merkezi yönetim bütçesinin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin mahsup suretiyle Ticaret Bakanlığınca aylık olarak terkin edilir ve terkin edilecek her türlü vergi asıllarına ilişkin feri alacak hesaplanmaz.</p>

<p>İkinci fıkra hükmü uyarınca yapılacak mahsup işlemine konu görevlendirme bedeli hesaplamasında BOTAŞ’ın muhasebe kayıt ve belgeleri esas alınır. Görevlendirme uygulamasının son bulmasını müteakip 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 35 inci maddesinde öngörülen usule uygun olarak yapılan inceleme sonucunda hesaplanan görevlendirme bedelinin Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan terkin tutarlarından az olduğunun tespit edilmesi halinde BOTAŞ tarafından yükümlülükler faizsiz olarak yerine getirilir ve söz konusu tutar genel bütçeye gelir kaydedilir.</p>

<p>Bu madde kapsamında yapılacak mahsup ve terkin işlemleri, terkin kararı alınması nedeniyle mahsup edilecek tutarlar dışında kalan görevlendirme bedellerinin ödenmesine engel teşkil etmez; idarenin bu bedellere ilişkin ödeme yetkisini ortadan kaldırmaz veya zamanını sınırlandırmaz.</p>

<p>Bu madde kapsamında BOTAŞ’ın Hazineden olan görevlendirme bedeli alacağı tutarını tespit etmeye ve mahsup suretiyle yapılacak terkin işlemlerini belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanı yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci maddesine dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (II), (III) ve (IV) sayılı cetveller kapsamındaki kamu idareleri ve bu idarelere bağlı, ilgili ve ilişkili kamu kurum ve kuruluşları ile kurdukları birlik, müessese, şirket ve işletmeler, fonlar, döner sermayeler, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olup özelleştirme kapsam ve programında bulunmayan kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip oldukları her çeşit kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketlerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar, ilgili idarelerin talebi halinde özelleştirme kapsam ve programına alınarak 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun kapsamında özelleştirilebilir. Özelleştirme gelirinin giderler düşüldükten sonra kalan kısmı ilgili idare muhasebe birimi hesabına aktarılır ve bütçesine gelir kaydedilir. Özel bütçeli idarelere kaydedilen gelirler karşılığı ödenek kaydetmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Yatırım niteliğindeki ödenekler yılı yatırım programı ile ilişkilendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen (c) alt bendi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>“c) 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 2.873.900 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler ile engelli sağlık kurulu raporunda ortopedik engelliliği yüzde 40 ve üzeri olup bu engel durumu nedeniyle sürücü belgesi alamayan malûl ve engelliler tarafından,”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>5/5/2005 tarihli ve 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığı ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>“Defterdarın görev ve sorumlulukları</p>

<p>MADDE 26- Defterdar, bulunduğu ilde Hazine ve Maliye Bakanlığının en büyük memuru ve il ve bağlı ilçeler teşkilatının amiri sıfatını haiz olup, bulunduğu ilde Bakanlığın taşra teşkilatındaki işlemlerin mevzuat hükümlerine göre yürütülmesi, denetlenmesi, merkez ve taşradan sorulan soruların cevaplandırılması, kanuna aykırı hareketi görülenler hakkında takibatta bulunulmasından görevli ve sorumludur.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 80 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Aşağıda sayılan;</p>

<p>1) Ayni yardımlar,</p>

<p>2) Ölüm, doğum, evlenme yardımları,</p>

<p>3) Görev yollukları,</p>

<p>4) Seyyar görev, kıdem, ihbar ve kasa tazminatı,</p>

<p>5) İş sonu tazminatı veya kıdem tazminatı mahiyetindeki toplu ödemeler,</p>

<p>6) Keşif ücreti,</p>

<p>7) Kurumca tutarları yıllar itibarıyla belirlenecek çocuk ve aile zamları,</p>

<p>8) İşverenler tarafından sigortalılar için özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen ve aylık toplamı asgari ücretin %30’unu geçmeyen özel sağlık sigortası primi ve bireysel emeklilik katkı payları tutarları,</p>

<p>9) İşverence işyerinde veya müştemilatında yemek verilmeyen durumlarda, çalışılan günlere ait bir günlük yemek bedelinin 300 Türk lirasına kadar olan kısmı,</p>

<p>prime esas kazanca tabi tutulmaz. (9) numaralı alt bentte belirtilen tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (B) fıkrasına göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde hesaplanan tutarın %5’ini aşmayan kesirler dikkate alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“k) Her türlü şans ve bahis oyunlarına ait ilan ve reklam giderleri.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>25/6/2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “240.000” ibaresi “300.000” şeklinde ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve yedinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Birinci fıkra kapsamında tahsil edilen tutarlar Bakanlık merkez muhasebe birimi hesabına yatırılır. Bu tutarın 240.000 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak kısmı genel bütçeye gelir kaydedilir, kalan kısmı Savunma Sanayii Destekleme Fonuna aktarılır.”</p>

<p>“Ek bedel olarak tahsil edilen tutarlar genel bütçeye gelir kaydedilir.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>5/4/2023 tarihli ve 7452 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Kabul Edilmesine Dair Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 2- (1) 6/2/2023 tarihinde meydana gelen depremler nedeniyle genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde yürütülen ulusal ve uluslararası projeler kapsamında üretilen konutlara ve iş yerlerine ilişkin borçlandırma bedellerinin 7269 veya 6306 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi olarak kabul edilenler tarafından, 31/12/2026 tarihine kadar, defaten ödenmesi halinde bu bedele en fazla bir konut için %74, en fazla bir iş yeri için %48 oranında indirim uygulanır.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen projeler kapsamında üretilen iş yerleri bakımından da 7269 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. 6306 sayılı Kanun kapsamındaki alanlarda, 7269 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi olanlara verilecek konut ve iş yerlerinin borçlandırmaları, 6306 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre yapılır.</p>

<p>(3) 12/4/2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun geçici 17 nci maddesi kapsamında belirlenen talep sahipleri tarafından iş yerlerine ilişkin borçlandırma bedellerinin teslim tarihinden itibaren en geç 6 ay içerisinde defaten ödenmesi halinde birinci fıkrada iş yerleri için belirlenen indirim oranı uygulanır. Bu maddenin yürürlük tarihinden önce teslim edilen iş yerleri hakkında bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan 6 aylık süre bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren başlar.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Bu Kanunun;</p>

<p>a) 2 nci maddesi ve 3 üncü maddesi ile 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yapılan değişiklik hükmü 1/1/2027 tarihinde,</p>

<p>b) 3 üncü maddesi ile 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen (ğ) bendi hükmü yayımını izleyen ikinci aybaşında,</p>

<p>c) 4 üncü maddesi 1/1/2026 tarihinden itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>ç) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7577-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="58826"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mısır İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/misir-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/misir-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mısır İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ, 17 Nisan 2026 Tarihli ve 33227 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MISIR İTHALATINDA TARİFE KONTENJANI UYGULANMASINA İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, 16/4/2026 tarihli ve 11166 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Mısır İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar uyarınca mısır ithalatında uygulanacak tarife kontenjanının dağıtım yöntemi ile başvuru ve kullanım usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 14/4/2010 tarihli ve 2010/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Karar ile 16/4/2026 tarihli ve 11166 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Mısır İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karara dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde yer alan;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) Beyanname sırasına göre tahsis yöntemi (BSGTY): Tarife kontenjanının Bakanlıkça, ithalatı gerçekleştirilecek eşyaya dair gümrük beyannamesi tescil numarası sırası esas alınarak tahsis edildiği yöntemi,</p>

<p>c) GTİP: Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunu,</p>

<p>ç) Tarife kontenjanı dönemi: Tarife kontenjanı kapsamında ithalatın yapılabileceği dönemi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı başvuruları ve dağıtımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Ek-1’de tabloda yer alan tarife kontenjanının dağıtımı BSGTY ile tarife kontenjanı dönemi içerisinde yapılır.</p>

<p>(2) Gümrük beyannamesinin tescili esnasında ilgili muafiyet kodunun seçilmesi suretiyle tarife kontenjanından yararlanılacağının beyan edilmesi müracaat hükmündedir.</p>

<p>(3) Tarife kontenjanının tahsisatı, tarife kontenjanı konusu eşyaya ilişkin gümrük beyannamesinin tescil numarası sırası esas alınarak yapılır. Bu şekilde tahsis edilen miktar toplam tarife kontenjanından düşüm yapılarak kontenjanın tamamı tahsis edilir. Tarife kontenjanından faydalanmak üzere talep edilen miktarın mevcut tarife kontenjanı miktarını aşması halinde sistem tarafından bilgilendirme mesajı verilir.</p>

<p>(4) Tarife kontenjanı, bir gümrük beyannamesi kapsamında en fazla Ek-1’de yer alan tablodaki azami miktar sütununda belirtilen miktar kadar kullandırılır. Azami miktarı aşan kısım için ise 31/12/2020 tarihli ve 3350 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan İthalat Rejimi Kararı çerçevesinde söz konusu eşya için tespit edilen gümrük vergisi uygulanır. Söz konusu tarife kontenjanı için beyanname tescil tarihini takip eden 3 gün içerisinde yeniden tarife kontenjanından faydalanılamaz.</p>

<p><strong>Diğer mevzuat hükümleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Bu Tebliğ, tarife kontenjanı kapsamında ithalatı gerçekleşecek eşyanın ithalatının tabi olduğu diğer mevzuat hükümlerinin uygulanmasını engellemez.</p>

<p><strong>Yetki</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Bakanlık bu Tebliğ hükümlerine istinaden, genelgeler çıkarmaya, izin ve talimat vermeye, özel ve zorunlu durumları inceleyip sonuçlandırmaya ve uygulamada ortaya çıkacak ihtilafları idari yoldan çözümlemeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="87" src="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/04/20260417-32_dosyalar/image002.gif" v:shapes="_x0000_i1025" width="465" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/misir-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig-2</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="23529"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kira Tespiti Davalarında Kiracı Lehine İndirim Hakkaniyet midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-tespiti-davalarinda-kiraci-lehine-indirim-hakkaniyet-midir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-tespiti-davalarinda-kiraci-lehine-indirim-hakkaniyet-midir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Mevcut Yargıtay İçtihatlarının Özeti: Hakkaniyet = Kiracı Lehine İndirim</strong></p>

<p>TBK m. 344/3'e göre açılan kira bedelinin tespiti davalarında, bilirkişilerce serbest piyasa koşullarında boş kiraya verilmesi halinde taşınmazın getirebileceği rayiç kira belirlendikten sonra uygulamada "eski kiracı indirimi" olarak da adlandırılan hakkaniyet indirimi yapılmaktadır. Bu indirim, kiralananın serbest piyasa koşullarında boş kiralanabileceği fiyat belirlendikten sonra halihazırda kiracı olan kişiye, eski kiracı olması sebebiyle uygulanan bir indirimdir.</p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 22.09.2021 tarihli, 2021/5455 E. ve 2021/8864 K. sayılı kararında; hak ve nesafete uygun kira belirlenirken, en son ödenen aylık kira bedeline TÜFE oranında artış yapılarak belirlenen kiradan daha düşük olmayacak şekilde taşınmazın boş olarak yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedelinden, davalının eski kiracı olduğu gözetilerek <strong>%5 ile %20 oranında</strong> hakkaniyete uygun indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2017/4780 E., 2018/11917 K. sayılı, 22.11.2018 tarihli ilamında; mahkemece hak ve nesafete uygun kira belirlenirken taşınmazın boş olarak kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedelinden davalının eski kiracı olduğu gözetilerek hakkaniyete uygun indirim yapılmaksızın tespit kararı verilmesinin doğru görülmediği ve kararın bu sebeple bozulduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2013/4407 E., 2013/15048 K. sayılı 07.11.2013 tarihli ilamında ise "yerleşik Yargıtay kararları uyarınca bilirkişilerce belirlenen brüt kira bedelinden mahkemece kiracının uzun süreden beri oturduğu, eski kiracı olduğu nazara alınarak TBK m. 51 ve 52 gereğince kiracı lehine %20 oranında hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken indirim yapılmaksızın bilirkişi tarafından tespit edilen kira bedeline hükmedilmesinin hatalı olduğu" belirtilmiştir.</p>

<p><strong>II. Salt Takdiri (Gerekçesiz) İndirim Yapılması Doğru Mudur?</strong></p>

<p>Hayır. Yargıtay, yalnızca indirim yapılmasını yeterli görmemekte; <strong>indirim oranının neden seçildiğinin kararda gerekçelendirilmesini</strong> de aramaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017974-e-20211058-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.09.2021 tarihli, 2017/974 E. ve 2021/1058 K. sayılı kararı</a>nda; mahkemece bilirkişi tarafından belirlenen kira bedelinden yapılan indirim miktarının yeterli olmadığı ve bu miktara hükmedilme nedenlerine ilişkin gerekçeye kararda yer verilmediği saptanarak bozma yapılmıştır. Karar, "davalının eski kiracı olması nedeniyle hâkim tarafından hak ve nesafete uygun bir kira parasına hükmedilmesi gerekirken sebebi belirtilmeden az indirim yapılarak kira bedelinin tespitine karar verilmesinin doğru olmadığını" açıkça ifade etmektedir.</p>

<p>Aynı kararda mahkemece uygulanan %5 oranındaki indirim Yargıtay tarafından <strong>az bulunmuş</strong> ve bozulmuştur; dolayısıyla Yargıtay hem indirim oranının gerekçesiz bırakılmasını hem de somut koşullara uymayan düşük oranları denetim konusu yapmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017977-e-20211168-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay HGK, 05.10.2021 tarihli 2017/977 E. ve 2021/1168 K. sayılı kararı</a>nda ise hakkaniyet indiriminin davacının talep ettiği miktar üzerinden değil bilirkişi raporunda belirtilen emsal kira bedeli üzerinden yapılması gerektiğini, ancak yapılan indirimin ardından ulaşılan bedelin davacının talep ettiği miktarı aşması halinde taleple bağlılık ilkesi gereği davacının talep ettiği miktara hükmedilmesi gerektiğini karara bağlamıştır.</p>

<p><strong>III. TBK 344/3'teki "Hakkaniyet" Gerçekte Ne Anlama Gelir?</strong></p>

<p>18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre "hak ve nesafet" ilkesi uyarınca kira parasının tespitine karar verilirken; tarafların tüm delilleri ve emsal kira sözleşmeleri dosyaya alınmalı, bilirkişi marifetiyle kiralanan taşınmaz ve emsal taşınmazlar tek tek görülüp incelenmeli, dava konusu yer ile emsaller ayrı ayrı (konumu, çevresi, niteliği, kullanım şekli, kira başlangıç tarihi, kira süreleri vb.) karşılaştırılmalı, emsal kira bedellerinin niçin uygun emsal olup olmadığı somut gerekçelerle açıklanmalı, taşınmazın yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira parası belirlenmeli ve <strong>tarafların kira sözleşmesinden bekledikleri amaçlara uygun makul bir kira parasına</strong> hükmedilmelidir.</p>

<p>Kanun metninde "hakkaniyete uygun biçimde belirlenir" denilmekte; ne "indirimlir" ne de "artırılır" denmektedir. Hakkaniyet, teknik olarak her iki tarafın menfaatini de gözeten dengeli bir belirleme yükümlülüğüdür. Ancak Yargıtay, bu kavramı tarihsel süreç içinde neredeyse tek yönlü biçimde "kiracı lehine indirim" şeklinde yorumlamıştır.</p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 16.03.2017 tarihli, 2017/2781 E. ve 2017/3178 K. sayılı kararında, %0 hakkaniyet indirimi uygulayan hâkimin kararı gerekçesiz bulunarak bozulmuştur; indirim oranını "fahiş" olarak nitelendiren kararlar da mevcuttur.</p>

<p><strong>IV. Hakkaniyet HER ZAMAN İndirim Anlamına Mı Gelir? Kritik Soru</strong></p>

<p>Yargıtay içtihadı bu yönde yerleşmiş olsa da bu yaklaşımın iki önemli zafiyeti vardır:</p>

<p><strong>A) İçtihadın Kökenindeki Sorun</strong></p>

<p>Yargıtay'ın "hakkaniyet = eski kiracı indirimi" yorumu, 18.11.1964 tarihli 2/4 sayılı YİBK'a dayanmaktadır. Bu karar, 1960'lı yıllarda—yüksek enflasyonun ve kira bedellerindeki derin uçurumların olmadığı dönemde—geliştirilmiştir. Günümüz ekonomik koşulları, özellikle 2021-2024 döneminde yaşanan yüksek enflasyon, bu içtihadın uygulanma mantığını tartışmalı kılmaktadır.</p>

<p><strong>B) Tespit Kararının Gecikmiş Etkisi ve Kiraya Veren Mağduriyeti</strong></p>

<p>İşte burada sorunun asıl odak noktasına geliyoruz:</p>

<p>Yargıtay'ın çeşitli kararlarında bu zorunluluk aranmakta; kesinleşmeden icraya konulamayacak olan kira bedelinin tespiti kararında yer alan yargılama giderleri, vekalet ücreti ve kira alacağının faizinin de, kira bedelinin tespit hükmü kesinleşmedikçe icra edilemeyeceği açıkça belirtilmektedir.</p>

<p>Yargıtay HGK'nın 30.05.2001 tarihli, 2001/12-423 E. ve 2001/456 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere "kira tespit kararları kesinleşmeden infaz olunamaz; kararın kendisi kesinleşmedikçe takip yapılamayacağı gibi kararda yazılı yargılama gideri ve vekalet ücreti taleplerinin de karar kesinleşmedikçe infazı istenemez."</p>

<p>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 24.11.1995 tarihli ve 1994/2 E., 1995/2 K. sayılı kararı ile, kira tespiti kararı ile belirgin hale gelen kira farkı alacağına, ihtara gerek kalmaksızın, kira tespit kararının kesinleştiği tarihten itibaren faiz yürütülmesi gerektiğine hükmedilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2019/3890 E. ve 2019/7466 K. sayılı 12.09.2019 tarihli kararında açıkça ifade edildiği üzere; kira tespitine esas kararda istenen fark alacağı, kira tespit kararı kesinleşmeden muaccel olamayacağından, kesinleşmeden önceki dönemler için faiz işletilemez.</p>

<p>Kira tespit davası kararının icraya konulabilmesi için kesinleşmesi şarttır; kararın kesinleşmemesi halinde ilamsız takip de yapılamayacaktır. Ortalama dava süreci 1-2 yıl arasında değişmekte, istinaf aşamasıyla birlikte bu süre daha da uzayabilmektedir.</p>

<p><strong>V. Hükmün Kesinleşmesinin Gecikmesi: İndirim mi Artış mı Hakkaniyete Daha Uygun?</strong></p>

<p>Bu, mevcut Yargıtay içtihadının en büyük açığıdır ve doğrudan eleştiriye açık bir sorundur.</p>

<p>Diyelim ki, kiraya veren, Ocak 2024’ten itibaren, 5000 TL olan kira bedelinin arttırılması talepli kira tespiti davası açmış olsun. Bilirkişi kira bedelini aylık 20.000 TL olarak belirlesin. Mahkeme %10 hakkaniyet indirimi yaparak 18.000 TL'ye hükmetsin. Karar istinaf aşamasından geçerek Ocak 2026’da kesinleşsin.</p>

<p>Bu süre zarfında kiraya veren:</p>

<p>- Kesinleşmeden <strong>icraya koyamamıştır.</strong></p>

<p>- Kesinleşmeden <strong>faiz isteyememiştir.</strong></p>

<p>- Kiracı eski (düşük) bedeli ödemeye devam etmiştir.</p>

<p>- Emsal değerler enflasyon nedeniyle daha da yükselmiş olabilir.</p>

<p><strong>Mevcut içtihadın yarattığı paradoks:</strong></p>

<p>Hakkaniyet indirimi, bilirkişinin tespit ettiği <strong>dava tarihi</strong> emsali üzerinden yapılmaktadır. Oysa tespit kararı 2 yıl sonra kesinleştiğinde bu emsal bedeli zaten eskimiştir ve kiraya veren bu 2 yılın kaybına ayrıca katlanmaktadır. Faiz de ancak kesinleşmeden itibaren işleyeceği için geçmiş dönem için hiçbir telafi yoktur.</p>

<p>Ocak 2024’te için <strong>18.000 TL</strong> olarak tespit edilen kira bedeli, TÜFE oranında arttırılarak Ocak 2025 için <strong>28.531,80 TL</strong>, Ocak 2026 için <strong>38.483,70 TL</strong> olacaktır. Ancak kiraya veren 24 aylık kira farkını ancak <strong>Ocak 2026</strong>’da toplu olarak talep edilecektir.</p>

<p>Ocak 2024’te alamadığı <strong>18.000 TL</strong> kiranın Ocak 2026’daki karşılığı <strong>38.483,70 TL</strong>’dir.</p>

<p>Bu durum kiracılar tarafından da bilindiği için, neredeyse tüm kira tespit davalarında kiracılar istinaf kanun yoluna başvurarak durumu suistimal etmekte ve kiraya verenin kira alacağının erimesine neden olmaktadır.</p>

<p><strong>Yargıtay bu sorunu ele almış mıdır?</strong></p>

<p>Mevcut içtihat, bu dengesizliği tartışmamaktadır.</p>

<p>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 13.04.2016 tarihli, 4721/6720 sayılı ilamında <i>"kira tespit ilamları, kira alacakları yönünden eda hükmü içermediğinden, yargılama gideri ve vekalet ücreti gibi ferileri dışında, ilamlı icra takibi konusu yapılamaz"</i> denilmiştir.</p>

<p>Bu durum uygulamada ciddi sorunlara yol açmaktadır.</p>

<p><strong>Eleştirel Değerlendirme:</strong></p>

<p>İçtihadın "hakkaniyet = indirim" kalıbı, dava türünün yapısal özellikleriyle çelişmektedir. Şöyle ki:</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Gecikmeli etki:</strong> Tespit kararı geçmişe yönelik sonuç doğursa da icra edilebilirlik ancak kesinleşmeyle başlar. Bu yapı kiraya vereni fiilen dezavantajlı kılar.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Faizsiz yoksunluk:</strong> Kiracı, tespit kararı kesinleşene kadar düşük bedeli ödemeye devam eder ve bu düşük ödemelerin farkına faiz işlemez. Bu kayıp doğrudan kiraya verene yüklenmektedir.</p>

<p><strong>3.</strong> <strong>Enflasyonun emsal değeri aşındırması:</strong> Yüksek enflasyon dönemlerinde dava açıldığındaki emsal, karar kesinleştiğinde gerçek değerin altında kalabilir; üstelik bir de üzerinden %5-20 indirim yapılmaktadır.</p>

<p><strong>4.</strong> <strong>İndirim ile artış arasındaki hakkaniyet dengesi:</strong> TBK m. 344/3 metninde "hakkaniyete uygun biçimde belirlenir" ifadesi, hem kiraya verenin hem kiracının menfaatini gözetmeyi emretmektedir. Özellikle kısa süreli kiracılık (5 yılı yeni tamamlamış) ve yüksek enflasyon dönemlerinde, salt indirim yerine <strong>emsale tam yakın ya da bazı koşullarda emsal değerde</strong> tespit yapılması da hakkaniyete aykırı değildir. Nitekim Yargıtay 3. HD, 2017/2781 E. ve 2017/3178 K. sayılı kararında, indirim yapılmamasını "gerekçesizlik" gerekçesiyle bozmuş; ancak teorik olarak çok kısa süreli kiracılıkta indirim oranının sıfıra yaklaşabileceğini de zımnen kabul etmiştir.</p>

<p><strong>VI. Sonuç ve Temel Kararlar Özeti</strong></p>

<p><strong>Özetle:</strong> Yargıtay içtihadında hakkaniyet her zaman kiracı lehine indirim anlamında uygulanmaktadır. Ancak bu yaklaşım; tespit kararının kesinleşmeden icraya konulamaması, geçmiş dönem için faiz işlememesi ve istinaf süreciyle birlikte 2 yılı aşan kesinleşme gecikmesi gözetildiğinde, kiraya veren aleyhine yapısal bir dengesizlik yaratmaktadır.</p>

<p>Hakkaniyet ilkesinin gerçek amacına uygun bir yorumla, özellikle kısa süreli kiracılık ve yüksek enflasyon koşullarında, mahkemenin emsal değere daha yakın ya da minimal indirimle tespit yapması ya da Yargıtay'ın bu gecikme mağduriyetini "hakkaniyet" kapsamında değerlendirmesi çok daha adil bir sonuç yaratacaktır. Ne var ki mevcut içtihat bu yönde henüz bir adım atmış değildir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><strong>Karar Künyesi</strong></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p><strong>İçerik</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><strong>Yargıtay İBK, 18.11.1964, 2/4</strong></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p>Kira bedelinin hak ve nesafete göre belirlenmesi zorunluluğunun temel kaynağı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><strong>Yargıtay İBK, 12.11.1979, 1/3</strong></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p>Kira tespit ilamları kesinleşmeden infaz edilemez.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><strong>Yargıtay İBK, 24.11.1995, 1994/2 E., 1995/2 K.</strong></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p>Faiz ancak kesinleşme tarihinden itibaren işler.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><strong>YHGK, 30.05.2001, 2001/12-423 E., 2001/456 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td width="293">
   <p>Vekalet ücreti ve yargılama giderleri de kesinleşmeden icraya konamaz..</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017974-e-20211058-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>YHGK, 21.09.2021, 2017/974 E., 2021/1058 K.</strong></a></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p>%5 indirim az bulunup bozuldu; gerekçe zorunluluğu vurgulandı.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017977-e-20211168-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>YHGK, 05.10.2021, 2017/977 E., 2021/1168 K.</strong></a></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p>İndirim, davacı talebi üzerinden değil bilirkişi raporu üzerinden yapılmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><strong>Yargıtay 3. HD, 22.09.2021, 2021/5455 E., 2021/8864 K.</strong></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p>%5-20 arası indirim bandı; emsal kira belirlenirken metodoloji.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><strong>Yargıtay 6. HD, 07.11.2013, 2013/4407 E., 2013/15048 K.</strong></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p>İndirim yapılmaması bozma sebebidir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><strong>Yargıtay 8. HD, 13.04.2016, 4721/6720 K.</strong></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p>Kira tespit ilamı eda niteliği taşımadığından ilamlı icraya konu edilemez.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="284">
   <p><strong>Yargıtay 8. HD, 12.09.2019, 2019/3890 E., 2019/7466 K.</strong></p>
   </td>
   <td width="293">
   <p>Kesinleşmeden önceki dönemler için faiz işletilemez.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-selcuk-ateskan" title="Av. Yusuf Selçuk ATEŞKAN"><img alt="Av. Yusuf Selçuk ATEŞKAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yusuf-selcuk-ateskan.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-selcuk-ateskan" title="Av. Yusuf Selçuk ATEŞKAN">Av. Yusuf Selçuk ATEŞKAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-tespiti-davalarinda-kiraci-lehine-indirim-hakkaniyet-midir-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/terazi/bina-ev-sozlemsd.jpg" type="image/jpeg" length="62047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/977 E., 2021/1168 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017977-e-20211168-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017977-e-20211168-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.10.2021 tarihli, 2017/977 E., 2021/1168 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/977 E., 2021/1168 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “kira bedelinin tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının İvedik Cad. No:147/C Demetevler/ Ankara adresindeki mecurda 01.08.2002 tarihinden beri kiracı olarak bulunduğunu, günümüz ekonomik koşulları, aynı semtte benzer nitelikteki işyerlerinin kira bedellerinin dava konusu mecurdan çok fazla olması ve davalının kira sözleşmesinin başlangıcından bugüne kadar düzenli artış yapmaması nedeniyle kira bedelinin arttırılmasını talep etme gereği doğduğunu, kira bedelinin 01.08.2013 tarihinde başlayacak olan yeni dönemde 10.000TL olarak ödenmesi konusunda davalıya Ankara 17. Noterliğinin 26.06.2013 tarihli ve 11322 yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini, ihtarname öncesinde aylık kira bedeli 8.365TL olarak ödenmekte iken ihtarname sonrasında 8.811TL olarak ödendiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın kira bedelinin 01.08.2013 tarihinden itibaren aylık 10.000TL olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin dava konusu mecura 01.08.2002 tarihinde imzalanan kira sözleşmesi gereğince aylık 3.500TL ödemekte iken şu an itibariyle 8.811TL kira bedeli ödediğini, davacının ileri sürdüğü kira bedeline düzenli artış yapılmadığı iddiasının tümüyle gerçek dışı olduğunu, davacı tarafın müvekkili şirket tarafından ödenen kira bedelinin rayiç kira bedellerinin altında kaldığı iddiasına da katılmadıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:</p>

<p>6. Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 17.03.2014 tarihli ve 2013/1045 E., 2014/381 K. sayılı kararı ile; denetime uygun bilirkişi heyeti raporundan davacının kira tespitini istediği mecurun aylık kirasının 01.08.2013 tarihi itibariyle 14.375TL olduğu bildirilmiş ise de; talep 10.000TL olduğundan taleple bağlı kalmak şartıyla 10.000TL olarak tespitine, davalının eski kiracı olması nedeniyle %10 hak ve nesafet indirimi yapılarak karar vermek gerektiği gerekçesiyle taşınmazın aylık kirasının 01.08.2013 tarihinden itibaren 9.000TL olarak tespitine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesinin 05.06.2014 tarihli ve 2014/5991 E., 2014/7501 K. sayılı kararı ile; “…1-) Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p>2-) Taraflar arasında 01/08/2002 başlangıç tarihli ve 8 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Sözleşme ile aylık kira bedelinin 3500 TL olduğu, stopajın kiracı tarafından ödeneceği, kira bedelinin her yıl D.İ.E. tüketici fiyatları yıllık enflasyon oranına göre artırılacağı kararlaştırılmıştır. Davacı tarafından 18/09/2013 tarihinde açılan dava ile 01/08/2013 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin 10.000 TL olarak tespitine karar verilmesi istenmiştir. Mahkemece yargılama sırasında mahallinde keşif yapılarak bilirkişi kurulundan rapor alınmış olup hükme esas alınan bilirkişi raporunda; taşınmazın 01/08/2013 tarihinden itibaren boş olarak brüt 14.375 TL kira bedeli ile kiralanabileceği belirtilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporunda taşınmazın boş olarak kiraya verilmesi halinde getirebileceği bedel olarak belirlenen 14.375 TL miktarı dikkate alınarak ve hak ve nesafet indirimi yapılmak suretiyle talep aşılmaksızın kira bedelinin tespitine karar verilmesi gerekirken, talep edilen miktar üzerinden hak ve nesafet indirimi yapılarak hüküm kurulması doğru değildir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:</p>

<p>9. Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.11.2014 tarihli ve 2014/1276 E., 2014/1455 K. sayılı kararı ile; Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin uygulamalarında kira bedelinin tespiti talep edildiğinde mahkemenin talep edilen kira miktarı ile bağlı olduğu, hak ve nesafet indiriminin bu kira tespiti olayında da uygulanması gerektiği, mahkemenin talep edilenin dışında bir bedel üzerinden hüküm kurarak ve bunun üzerinden de %10 hak ve nesafet indirimi uygulayarak davacının talep ettiği 10.000TL kira bedeline ulaşmasının mümkün olmadığı, davacının ancak gerçeğe uygun bir şekilde kirayı talep edeceği, mahkemece, talep edilen miktar esas alınmak suretiyle hüküm kurulmaya başlanacağı ve bunun üzerinden de hak ve nesafet indirimi yapılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:</p>

<p>10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kira bedelinin tespitine ilişkin eldeki davada, mahkemece, davacı tarafından talep edilen miktar üzerinden mi yoksa bilirkişiler tarafından belirlenen kira bedeli üzerinden mi hak ve nesafet indiriminin yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “kira bedelinin tespiti” davalarının hukuksal niteliği ve kendine özgü özelliklerinin irdelenmesinde yarar vardır.</p>

<p>13. Kira bedelinin tespiti davaları; Anayasa Mahkemesinin, kira sözleşmesinin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun (6570 sayılı Kanun)’un 2 ve 3. maddelerinin iptaline ilişkin kararının 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte yasada doğan boşluğun doldurulması için Yargıtay içtihatları ile getirilmiştir.</p>

<p>14. Kira bedelinin tespiti davalarının konusunu 6570 sayılı Kanun kapsamına giren taşınmaz mallar oluşturur ve bu dava 6570 sayılı Kanun’un uygulandığı yerler ve taşınmazlar için söz konusudur.</p>

<p>15. Kira bedelinin tespiti davaları kiralayan (kiraya veren) tarafından açılabileceği gibi kiracı tarafından da açılabilir.</p>

<p>16. Kira bedelinin tespiti davalarında hüküm bir kira yılına ait kira parasının ne olacağının belirlenmesine ilişkindir. Bu belirleme açık, net ve tam olmalıdır.</p>

<p>17. Kira bedelinin tespiti davalarının en çarpıcı özelliği kamu düzeni ile ilgili olmalarıdır. Bununla ilgili yöntemleri tarafların belirleyemeyeceği yargısal uygulamada kabul edilmiştir.</p>

<p>18. Hâkim, bu davalarda kanun, içtihadı birleştirme kararları ve Yargıtay içtihatları ile belli edilen yöntemlere uygun olarak kira bedelinin tespiti yoluna gitmek zorundadır. Kira parasının tespitinde belirlenen bu ilke dışına çıkılması eşit uygulama ilkesini bozduğu gibi kamu düzeni ile ilgili olan bu davanın yapısına da uygun düşmeyecektir.</p>

<p>19. İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 12.11.1979 tarihli ve 1979/1 E., 1979/3 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, Anayasa Mahkemesince 26.03.1963 tarihinde verilen karar ile 6570 sayılı Kanun’un 2 ve 3. maddelerinin iptaline karar verilmiş ve bu kararın sözü edilen maddeleri yerine yeni bir yasa çıkarılmadan 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine bir yasa boşluğu oluşmuştur.</p>

<p>20. Uygulamada birliği sağlamak için 18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile, kanunda boşluk bulunduğu temelinden hareketle yeni dönemde akdin kira bedeline ilişkin hükmünün yenilenmeyerek kirası belli olmayan bir akit hâline geldiği benimsenmiş ve kira bedelinin sınırlandırılmasına ilişkin boşluğun hâkim tarafından doldurulması gerektiği kararlaştırılmıştır.</p>

<p>21. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesi 01.08.2002 başlangıç tarihli ve 8 yıl süreli olup sözleşmenin 10. maddesinde 5 yıl sonunda tarafların karşılıklı anlaşması sonucu kalan diğer 5 yılın devamına karar verileceği hususu kararlaştırılmıştır. Yine sözleşmenin 3. maddesinde “Her yıl Ağustos ayı ÜFE tüketici fiyatları yıllık enflasyon oranına göre kira artışı yapılacaktır.” hükmü bulunmaktadır. Anılan sözleşme maddesi göz önüne alındığında talep edilen dönem için hak ve nesafet ilkeleri uygulanarak kira bedeli tespit edilecektir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; dava konusu taşınmazın alanı, özellikleri (cephesi, konumu, ticari faaliyeti), semti, çevre faktörleri ile davalının 11 yıllık kiracı olması dikkate alındığında 01.08.2013 tarihi itibariyle boş olarak kiraya verilmesi hâlinde getirebileceği aylık kira bedelinin brüt 14.375TL (net 11.500TL) olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>22. 18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bilirkişilerin taşınmazın serbest şartlarda boş olarak kiraya verilmesi hâlinde getireceğini bildirdikleri kira bedelinden (14.375TL) hak ve nesafet ilkesi gözetilerek uygun ve makul bir indirim yapılarak kira bedelinin tespiti yoluna gidilmesi gerekir. Ancak mahkeme tarafından bilirkişilerce tespit edilen bedel üzerinden değil davacının talep ettiği kira bedeli üzerinden (10.000TL) hak ve nesafete göre bir miktar indirim yapılarak kira bedelinin 9.000TL olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>23. O hâlde, mahkemece; bilirkişi tarafından tespit edilen kira bedelinden (14.375TL) yerleşik Yargıtay uygulamasını da yansıtacak biçimde hak ve nesafet ilkesi uyarınca indirim yapılmalı; davacının talebi de dikkate alınarak talep aşılmaksızın kira bedelinin tespiti yoluna gidilmelidir.</p>

<p>24. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.10.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017977-e-20211168-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 23:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="72897"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/974 E., 2021/1058 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017974-e-20211058-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017974-e-20211058-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.09.2021 tarihli, 2017/974 E., 2021/1058 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/974 E., 2021/1058 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “kira bedelinin tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 14. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin, müvekkiline ait olan binada 01.11.2008 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile kiracı olarak bulunduğunu ve aylık 12.750TL kira ödediğini, kira sözleşmesinin eki olan özel koşulların 10. maddesi gereğince müvekkilinin davalı ile görüştüğünü ancak yeni dönem kira bedeli konusunda anlaşma sağlanamadığını, bunun üzerine Bakırköy 40. Noterliğinin 15.08.2013 tarihli ve 20125 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle kira bedelinin aylık 27.000TL’ye çıkarılmasının bildirildiğini, davalının ihtarnameyi tebellüğ etmesine rağmen kira bedelinde artışa gideceğini beyan etmediğini ileri sürerek 12.750TL olan kira bedelinin yeni dönem için net 27.000TL olarak tespit edilmesine ve tespit edilecek yeni kira bedeli üzerinden, yeni kira dönemine ilişkin işlemiş ve işleyecek kira bedellerinin dava tarihinden itibaren işletilecek bankaların mevduata uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili duruşmadaki beyanında; öncelikle davanın reddini mahkeme aksi kanaatte ise hakkaniyet indirimi yapılmasını istemiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. İstanbul Anadolu 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.06.2014 tarihli ve 2013/708 E., 2014/430 K. sayılı kararı ile; davalının dava konusu taşınmazda 01.11.2008 başlangıç tarihli kira sözleşmesine istinaden kiracı olduğu, sözleşme 5+5 yıl süreli olup 10. maddesinde kira artışlarının ilk yıl %10, sonraki 4 yıl TEFE-TÜFE oranında, sonraki 5 yıl hak ve nesafet kurallarına göre yapılacağının kararlaştırıldığı, 01.11.2013 tarihinde ikinci 5 yıllık kira döneminin başladığı, hak ve nesafete göre kira tespitinin gerektiği, mahallinde yapılan incelemede taşınmazın 6 katlı bir plaza olduğu, işyerinin konumu, alanı, vasfı, yapısal özellikleri, ekonomik şartlar, kira paralarındaki fevkalade artışlar, para değerinin azalması, dükkanın çevresinde meydana gelen sosyal ve ekonomik değişmeler nazara alınarak 01.11.2013 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin brüt 23.750TL (net 19.000TL) olarak tespitinin hak ve nesafet kurallarına da uygun olacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmazın 01.11.2013 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin takdiren brüt 23.750TL (net 19.000TL) olarak tespitine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesinin 25.03.2015 tarihli ve 2015/2728 E., 2015/2998 K. sayılı kararı ile; “…1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.<br />
2. ...Sözleşmenin ilk kurulduğu tarih dikkate alındığında, tespiti istenilen dönem kira parasının hak ve nesafet kurallarına göre tespiti gerekmekte olup, bilirkişilerin taşınmazın serbest şartlarda boş olarak getireceğini bildirdikleri kiradan, mahkemece, uygun ve makul bir indirim yapılarak kira bedelinin tespiti cihetine gidilmesi gerekecektir.<br />
Ancak, hak ve nesafet ilkesi gereğince kira tespitinde bilirkişiler tarafından dava konusu mecurun boş olarak yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira parası net 20.000TL olmakla, davalının eski kiracı olması nedeniyle hakim tarafından hak ve nesafete uygun bir kira parasına hükmedilmesi gerekirken, sebebi belirtilmeden az indirim yapılarak yazılı şekilde tespit kararı verilmesi doğru değildir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. İstanbul Anadolu 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin 08.09.2015 tarihli ve 2015/365 E., 2015/516 K. sayılı kararı ile; her davada kiracılık süresi, taşınmazın nitelikleri, kiraya etkileyen çevresel ve ekonomik faktörler farklı olup bunları yerinde bizzat görerek, gerekli değerlendirmeleri yaparak, hak ve nesafet oranında indirim yapma hususunda takdir hakkının yerel mahkeme hâkimine tanınmış bir yetki ve görev olduğu, eleştiri konusu yapılabilecek mahiyette fahiş fark bulunmaması hâlinde bu takdir hakkının bozma nedeni yapılmış olmasının yerinde görülmediği, bu davalarda hak ve nesafet indiriminin durum ve şartlara göre ortalama yüzde 5-10 oranlarında yapıldığı, somut olayda bilirkişilerin taşınmazın boş olarak kiraya verilmesi hâlinde getirebileceği aylık kira bedelinin net 20.000TL olduğunu tespit ettikleri ve mahkemece kiracılık süresinin 15-20 yıl gibi çok eski olmaması, taşınmazın niteliği, konumu, çevresel ve ekonomik faktörler nazara alınarak ve bu gerekçeler kararda açıkça belirtilerek bilirkişilerce tespit edilen aylık kira bedelinden mahkemece takdiren %5 oranında hak ve nesafet indirimi yapılarak aylık kiranın net 19.000TL olarak tespit edildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Kira bedelinin tespitine ilişkin eldeki davada, bilirkişiler tarafından belirlenen kira bedeli üzerinden mahkemece yapılan hak ve nesafet indiriminin az olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “kira bedelinin tespiti” davalarının hukuksal niteliği ve kendine özgü özelliklerinin irdelenmesinde yarar vardır.</p>

<p>13. Kira bedelinin tespiti davaları; Anayasa Mahkemesinin, kira sözleşmesinin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun (6570 sayılı Kanun)’un 2 ve 3. maddelerinin iptaline ilişkin kararının 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte yasada doğan boşluğun doldurulması için Yargıtay içtihatları ile getirilmiştir.</p>

<p>14. Kira bedelinin tespiti davalarının konusunu 6570 sayılı Kanun kapsamına giren taşınmaz mallar oluşturur ve bu dava 6570 sayılı Kanun’un uygulandığı yerler ve taşınmazlar için söz konusudur.</p>

<p>15. Kira bedelinin tespiti davaları kiralayan (kiraya veren) tarafından açılabileceği gibi kiracı tarafından da açılabilir.</p>

<p>16. Kira bedelinin tespiti davalarında hüküm bir kira yılına ait kira parasının ne olacağının belirlenmesine ilişkindir. Bu belirleme açık, net ve tam olmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>17. Kira bedelinin tespiti davalarının en çarpıcı özelliği kamu düzeni ile ilgili olmalarıdır. Bununla ilgili yöntemleri tarafların belirleyemeyeceği yargısal uygulamada kabul edilmiştir.</p>

<p>18. Hâkim, bu davalarda kanun, içtihadı birleştirme kararları ve Yargıtay içtihatları ile belli edilen yöntemlere uygun olarak kira bedelinin tespiti yoluna gitmek zorundadır. Kira parasının tespitinde belirlenen bu ilke dışına çıkılması eşit uygulama ilkesini bozduğu gibi kamu düzeni ile ilgili olan bu davanın yapısına da uygun düşmeyecektir.</p>

<p>19. İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 12.11.1979 tarihli ve 1979/1 E., 1979/3 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, Anayasa Mahkemesince 26.03.1963 tarihinde verilen karar ile 6570 sayılı Kanun’un 2 ve 3. maddelerinin iptaline karar verilmiş ve bu kararın sözü edilen maddeleri yerine yeni bir yasa çıkarılmadan 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine bir yasa boşluğu oluşmuştur.</p>

<p>20. Uygulamada birliği sağlamak için 18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile, kanunda boşluk bulunduğu temelinden hareketle yeni dönemde akdin kira bedeline ilişkin hükmünün yenilenmeyerek kirası belli olmayan bir akit hâline geldiği benimsenmiş ve kira bedelinin sınırlandırılmasına ilişkin boşluğun hâkim tarafından doldurulması gerektiği kararlaştırılmıştır.</p>

<p>21. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesi 01.01.2008 başlangıç tarihli ve 5+5 yıl süreli olup sözleşmenin 10. maddesinde 5 yıl sonunda tarafların karşılıklı anlaşması sonucu kalan diğer 5 yılın devamına karar verileceği hususu kararlaştırılmıştır. Yine sözleşmenin 10. maddesinde “Her 1 yılsonunda kira bedelleri arttırılacak olup, ilk yıl kira artış oranı %10 olacak, sonraki 4 yıl yeni dönem kira bedelleri, bir önceki kira bedelinin TÜİK’in TEFE/TÜFE endeksinin on iki aylık ortalaması oranında artırılması suretiyle belirlenecektir. Tarafların kalan 5 yılda da anlaşması üzerine kira bedeli kanunların tanıdığı sınırlar içinde hak ve nesafet kuralları çerçevesinde belirlenecektir.” hükmü bulunmaktadır. Anılan sözleşme maddesi göz önüne alındığında talep edilen dönem için hak ve nesafet ilkeleri uygulanarak kira bedeli tespit edilecektir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davaya konu olan taşınmazın konumu, kullanım alanı, vasfı, yapısal özellikleri, ekonomik şartlar, kira paralarındaki fevkalade artışlar, mecur çevresindeki meydana gelen sosyal ve ekonomik değişmeler vb. sebepler dikkate alınarak, çevresindeki emsal taşınmazlardaki kira rayiçlerine göre, 01.11.2013 tarihinden itibaren boş olarak kiraya verilmesi hâlinde getirebileceği aylık kira bedelinin net 20.000TL olduğu tespit edilmiştir. Bilirkişilerin taşınmazın serbest şartlarda boş olarak kiraya verilmesi hâlinde getireceğini bildirdikleri kira bedelinden, mahkemece uygun ve makul bir indirim yapılarak kira bedelinin tespiti yoluna gidilmesi gerekir. Mahkeme tarafından bilirkişilerce tespit edilen bedelden hak ve nesafete göre bir miktar indirim yapılarak kira bedelinin net 19.000TL (brüt 23.750TL) olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>22. 18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca hak ve nesafet ilkesi gözetilerek bilirkişi tarafından belirlenen kira bedelinden yapılan indirim miktarı yeterli olmadığı gibi, bu miktara hükmedilme nedenlerine ilişkin gerekçeye de kararda yer verilmediği görülmektedir. Başka bir anlatımla davalının eski kiracı olması nedeniyle hâkim tarafından hak ve nesafete uygun bir kira parasına hükmedilmesi gerekirken sebebi belirtilmeden az indirim yapılarak kira bedelinin tespitine karar verilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>23. O hâlde, mahkemece; bilirkişi tarafından tespit edilen kira bedelinden yerleşik Yargıtay uygulamasını da yansıtacak biçimde hak ve nesafet ilkesi uyarınca indirim yapılmalı; buna yönelik olarak verilecek kararda denetime elverişli gerekçe yazılmalıdır.</p>

<p>24. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.09.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017974-e-20211058-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 23:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="64242"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2021/1277 E., 2021/935 E. ve 2020/5750 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20211277-e-2021935-e-ve-20205750-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20211277-e-2021935-e-ve-20205750-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 28/02/2022 tarihli, 2021/1277 E., 2022/2337 K. sayılı kararı, 02/03/2022 tarihli, 2021/935 E., 2022/2438 K. sayılı kararı ve 19/04/2022 tarihli, 2020/5750 E., 2022/4039 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/1277 E., 2022/2337 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN;<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Zimmet, görevi kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : Zimmet suçundan mahkumiyet, görevi kötüye kullanma suçundan beraat</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kurulan beraat hükmüne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;</p>

<p>21/05/2009 olan suç tarihinin gerekçeli karar başlığında 21/02/2008 olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir.</p>

<p>Sanığın üzerine atılı suçun 5237 sayılı TCK'nin 257/2. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, son suç tarihi olan 21/05/2009 ile inceleme günü arasında ilaveli dava zamanaşımı süresinin durma süresi eklendiğinde dahi dolduğu anlaşıldığından hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanık hakkında açılan kamu davasının aynı Yasa'nın 322 ve 5271 sayılı CMK'nin 223/8. maddeleri gereğince zamanaşımı sebebiyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>Sanık hakkında zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;</p>

<p>Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17/06/2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ile katılan arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu paranın teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil katılan tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 155/2. maddesinde tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve hükümden sonra 24/10/2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nin 7/2. maddesinin ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur'' hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile değişik CMK'nin 254. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>22/09/2010 olan suç tarihinin gerekçeli karar başlığında 21/02/2008 olarak yazılması suretiyle CMK'nin 232/2-c maddesine aykırı davranılması,<br />
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca sair yönleri incelenmeyen hükmün BOZULMASINA 28/02/2022 tarihinde zimmet suçu yönünden oy çokluğuyla, görevi kötüye kullanma suçu yönünden oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı sanık avukata dava (icra) takibi ile birlikte verilen ahzu kabz yetkisinin “şahsa duyulan güven ilişkisi”ne dayanılarak verilmesi sebebiyle hizmet ilişkisi olduğu ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı kabulüne katılmamamızdır. Gerek 5.CD kararlarında ve gerekse CGK’nin anılan kararında Avukatların TCK’nin 6/1-(c, d) ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesine atıf yapılarak kamu görevlisi olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca, icra memurluğunda yapılan işlemler de adli işlemlerdir. Bu nedenle TCK’nin 247. maddesinin gerekçesi de dikkate alındığında, kamu görevlisi olan avukatların 01/01/2009 tarihinden sonra görevleri nedeniyle zilyetliği kendilerine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü oldukları malları uhdelerinde tutmaları halinde 5237 sayılı TCK’nin 247. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun faili olabilecekleri kabul edilmelidir.<br />
Ayrıca, CGK kararında belirtildiği gibi avukata bir vekaletname ile verilen görevin ikiye bölünmesinin mümkün olamayacağıdır. Vekâlet, bir kişinin başka bir kişiyi kendi adına bir vekil olarak hareket etmesi için atadığı ve böylece vekile, müvekkili adına belirli eylemleri veya işlemleri yerine getirmesi için yetki verilmesiyle, vekil ile asil arasında oluşan karşılıklı ilişki bütünüdür. Yapılan genel vekalet sözleşmesi ile avukata dava açma, açılmış davada vekalet vereni temsil yetkisi verildiği gibi bu dava sonucunda vekalet verenin elde ettiği kazanımların da takip edilmesi yetkisinin verildiği ahzu kabz yetkisinin bu durumu gösterdiği, vekalet verenin kamu adına ve kamu idaresinin güvenilirliği ilkesine göre hareket ettiğini düşündüğü avukatlık kurumuna güvenerek bu yetkiyi verdiği ve avukatın da bu kamu gücü ile kamunun güvenirliğinden güç alarak vekaletini aldığı dava ve işlemleri yürüttüğü, bunun sonucu olarak da vekil edeni temsilen elde ettiği kazanımları uhdesinde tutmadan vekil edene aktarması gerektiği, aksi halde zimmet suçunun oluşacağı, bu sebeple verilen vekaletin bir bütünlük arz ettiği, yapılan vekalet sözleşmesinin ikiye bölünerek bir kısmının kamu adına ve kamu görevlisi olarak, diğer kısmının ise şahsına karşı duyulan güven ilişkisi kapsamında kaldığının kabul edilmesinin mümkün olamayacağı, zimmet suçunun oluşacağı ve bu sebeple işin esasının incelenerek eylemin sübutu halinde kararın onanması kanaatinde olduğumdan çoğunluğun sanığın eyleminin hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/935 E., 2022/2438 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN;<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Zimmet<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi;</p>

<p>Sanığın tayin olunan ceza miktarı itibarıyla yasal koşulları bulunmayan ve süresinden sonra da vaki duruşma isteminin 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 318. maddesi uyarınca REDDİNE ve incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p>Zimmet suçundan açılan kamu davasının mahkemece 3628 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca Hazineye ihbarı mümkün görülmüştür.</p>

<p>Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17/06/2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ile katılan arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu paranın teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil katılan tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 155/2. maddesinde tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve hükümden sonra 24/10/2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nin 7/2. maddesinin ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur'' hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile değişik CMK'nin 254. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ve müdafin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan esası incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA 02/03/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı sanık avukata dava (icra) takibi ile birlikte verilen ahzu kabz yetkisinin “şahsa duyulan güven ilişkisi” ne dayanarak verilmesi sebebiyle hizmet ilişkisi olduğu ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı kabulüne katılmamamızdır. Gerek 5.CD kararlarında ve gerekse CGK’nin anılan kararında Avukatların TCK’nin 6/1-c,d ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddelerine atıf yapılarak kamu görevlisi olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca, icra memurluğunda yapılan işlemler de adli işlemlerdir. Bu nedenle TCK’nin 247. maddesinin gerekçesi de dikkate alındığında, kamu görevlisi olan avukatların 01/01/2009 tarihinden sonra görevleri nedeniyle zilyetliği kendilerine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü oldukları malları uhdelerinde tutmaları halinde 5237 sayılı TCK’nin 247. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun faili olabilecekleri kabul edilmelidir.<br />
Öte yandan, CGK kararında belirtildiği gibi avukata bir vekaletname ile verilen görevin ikiye bölünmesinin mümkün olamayacağıdır. Vekâlet, bir kişinin başka bir kişiyi kendi adına bir vekil olarak hareket etmesi için atadığı ve böylece vekile, müvekkil adına belirli eylemleri veya işlemleri yerine getirmesi için yetki verilmesiyle, vekil ile asil arasında oluşan karşılıklı ilişki bütünüdür. Yapılan genel vekalet sözleşmesi ile avukata dava açma, açılmış davada vekalet vereni temsil yetkisi verildiği gibi bu dava sonucunda vekalet verenin elde ettiği kazanımlarının da takip edilmesi yetkisinin verildiği ahzu kabz yetkisinin bu durumu gösterdiği, vekalet verenin kamu adına ve kamunun güvenilirliği ilkesine göre hareket ettiğini düşündüğü avukatlık kurumuna güvenerek bu yetkiyi verdiği ve avukatın da bu kamu gücü ve kamunun güvenilirliğinden güç alarak vekaletini aldığı dava ve işlemleri yürüttüğü, bunun sonucu olarak da vekil edeni temsilen elde ettiği kazanımları uhdesinde tutmadan vekil edene aktarması gerektiği, aksi halde zimmet suçunun oluşacağı, bu sebeple verilen vekaletin bir bütünlük arz ettiği, yapılan vekalet sözleşmesinin ikiye bölünerek bir kısmının kamu adına kamu görevlisi olarak diğer kısmının şahsa karşı duyulan güven ilişkisi kapsamında kaldığının kabul edilmesinin mümkün olamayacağı, zimmet suçunun oluşacağı ve bu sebeple dosyanın esastan incelenmesi kanaatiyle çoğunluğun eylemin hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı görüşüne katılınmamıştır.</p>

<p></p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/5750 E., 2022/4039 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN;<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Zimmet<br />
HÜKÜM : Beraat<br />
EK TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE : Bozma</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi;<br />
CMK'nin 260/1. maddesine göre katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olan ve 08/01/2015 havale tarihli dilekçesi ile kamu davasına katılma iradesini gösterecek şekilde şikayetinin devam ettiğini beyan ve sanığın cezalandırılmasını talep ettiği halde katılma talebi karara bağlanmayan şikayetçi ...'nun kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve vekili marifetiyle hükmü temyiz etmesi, yine aynı Yasa maddesi uyarınca zimmet suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükmün 23/07/2020 havale tarihli dilekçe ile vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Kanun'un 18. maddesindeki "...Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır" düzenlemesinin verdiği yetkiye ve CMK'nin 237/2. maddesine dayanılarak Hazinenin ve ...'nun katılma taleplerinin ayrı ayrı KABULÜNE karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p>Suç tarihinde İstanbul Barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapan sanığın, katılanın vekilliğini üstlenerek alacağına ilişkin (Kapatılan) Kartal 5. İcra Müdürlüğünün 2012/8433 sayılı dosyası üzerinden yürüttüğü icra takibi sırasında borçludan haricen tahsil ettiği 15.000 TL'den vekalet ücreti ve masraflar düşüldükten sonra kalan 7.000 TL'yi 1 yıl 4 ay geçtikten sonra katılana verdiği iddia edilen somut olayda; şikayet dilekçesi, katılanın soruşturma aşamasındaki ifadesi, icra dosyası ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın alacaklı katılan vekili olarak (Kapatılan) Kartal 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28/12/2010 tarihli, 2007/147 Esas ve 2010/571 Karar sayılı ilamına istinaden 20.000,94 TL alacak için 18/01/2011 tarihinde takip talebinde bulunduğu, sanığın kendisi ile ilgilenmemesi, telefonlarına çıkmaması üzerine yeni bir avukat tayin eden katılanın dosyanın işlemden kaldırıldığını öğrendiği ve takibin yeni vekil tarafından yenilenerek 21/12/2012 tarihinde borçluya yenileme emri tebliğ edilmesi sonrası borçlunun sanığa 23/08/2011 tarihinde 15.000 TL ödediğinden haberdar olduğu ve ardından sanığın katılanın vekiline 7.000 TL'yi 28/12/2012 ve 15/02/2013 tarihlerinde olmak üzere 2 taksit halinde ödediği, böylece haricen tahsil ettiği ve masraflar ile vekalet ücreti düşüldükten sonra kalan 7.000 TL'yi 1 yıl 4 ay süreyle uhdesinde bulundurduğunun sabit olduğu, sübut bulan eyleminin Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17/06/2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ile katılan arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu paranın teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil katılan tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, 5237 sayılı TCK'nin 155/2. maddesinde tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve hükümden sonra 24/10/2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nin 7/2. maddesinin ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur'' hükmü de nazara alınarak, 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile değişik CMK'nin 254. maddesi gereğince aynı Kanun'un 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 19/04/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 1. maddesindeki avukatlığın kamu hizmeti ve yargının kurucu unsurlarından olduğuna ilişkin belirleme, 2. maddesinde yazılı amacı, 76/1 ve 109/1-2. maddelerindeki baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları olduğuna ilişkin hükümler ile 5237 sayılı TCK’nin 6/1-c maddesindeki tanım ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; avukatların, 1136 sayılı Kanun'un 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden kamu görevlisi oldukları kabul edilmelidir (Gökcan, Hasan Tahsin/Artuç, Mustafa. Ceza Hukukunda Kamu Görevlisi ve Özel Soruşturma Usulleri, 4. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2016, s.57). Öğretide de kabul edildiği üzere; TCK’nin 6. maddesi kapsamında, kamusal faaliyet yaptıkları, dolayısıyla kamu görevlisi oldukları konusunda, anılan maddenin gerekçesi karşısında bir kuşku bulunmayan avukatın, görevi sebebiyle kendisine teslim edilen müvekkiline ait parayı veya başka bir eşyayı müvekkiline vermemesi durumunda, zimmet suçunun oluşacağı ifade edilmektedir (Akçin, İhsan. Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar, 2.Baskı, Adalet Yayınevi Ankara (2019), s.50-51; Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Alşahin, M.Emin/Çakır, Kerim. Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18.Baskı, Ankara, (2019), s. 976-977; Artuç, Mustafa. Malvarlığına Karşı Suçlar, 3.Baskı, Adalet Yayınevi Ankara (2018), s.732; Mahmutoğlu, Fatih Selami. Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi. Beta İstanbul (2017), s. 66 (Dipnot 14); Aldemir, Hüsnü. Uygulamada Avukatlık Hukuku, Adalet Yayınevi Ankara (2018), s.700; Gökcan, Hasan Tahsin. Açıklamalı Avukatlık Yasası, 3.Baskı, Adalet Yayınevi Ankara (2012), s.181). Bu nedenle öğreti ve uygulamada kabul edildiği, TCK'nin 247. maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere, zimmete geçirilen malın Devlete veya özel kişilere ait olmasının suçun oluşması bakımından öneminin bulunmadığı, kamu görevlisi olan avukatların 01/01/2009 tarihinden sonra görevleri nedeniyle zilyetliği kendilerine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü oldukları malları uhdelerinde tutmaları halinde 5237 sayılı TCK’nin 247. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun faili olabilecekleri kabul edilmelidir. Bu itibarla çoğunluğun eylemin hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı görüşüne katılınmamıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20211277-e-2021935-e-ve-20205750-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 19:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/yargiyadadv21.jpg" type="image/jpeg" length="99708"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2018/9173 E,, 2020/12292 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20189173-e-202012292-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20189173-e-202012292-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 17/09/2020 tarihli, 2018/9173 E,, 2020/12292 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/9173 E,, 2020/12292 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : Değişen suç vasfına göre; zimmet suçundan mahkumiyet</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:<br />
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>Ancak;</p>

<p>Sanığın suça konu zimmet miktarını cebri icra yoluyla ödediği, gönüllü ödemede bulunmadığı, buna bağlı olarak da yasal şartları oluşmadığı halde hakkında TCK'nın 248. maddesindeki etkin pişmanlık hükmünün uygulanması,<br />
Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı Kararının 24/11/2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle</p>

<p>TCK'nın 53/1. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TCK'nın 53/1-e maddesindeki hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle atılı suçu işleyen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesi uyarınca, ayrıca, cezasının infazından sonra işlemek üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkileri kullanmasının yasaklanmasına karar verilmesi yerine sadece "...avukatlık mesleğini yapmaktan yasaklanmasına" şeklinde sınırlı uygulama yapılması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafin, katılan vekilinin ve O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17/09/2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY:</strong></p>

<p>Avukatlık Kanunu m. 62'de 765 sayılı mülga TCK'ya uyum amacıyla yapılan değişiklik ile maddenin temel yapısı aynı tutulmuş, yalnızca TCK'nın 230'uncu ve 240'ıncı maddeleri yerine 5237 sayılı YTCK'nın 257. maddesine atıf yapılmış; ancak, m. 62 yürürlükten kaldırılmadığı için Avukatlık Kanununun 62'inci maddesi TCK tarafından yürürlüktedir. Yasa koyucu tarafından Avukatlık Kanunu m. 62 iptal edilerek bu hükmün yerine, işledikleri her eylem açısından avukatların zaten TCK m.6/1-c gereğince kamu görevlisi olarak kabul edileceklerinden bahisle herhangi bir düzenleme getirilmeyip, bunun aksine 62'inci maddeyi iptal etmeyip hükmün esasını koruyarak revizyona gittiği gözetildiğinde Avukatlık Kanunu m. 62'nin TCK m. 257 ile sınırlı olacak şekilde bir etki doğurması gerekmektedir. Avukatlık Kanunu m. 62 ile TCK m. 6 aynı konuda hükümler içeren normlar olmayıp Avukatlık Kanunu m. 62 avukatlık mesleğine ilişkin doğrudan ve özel bir norm getirirken, TCK m. 6/1-c, genel olarak kamu görevlisini tanımlamakta, avukatlar için herhangi bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>Avukatın TCK anlamında kamu görevlisi sayılıp sayılmayacağının salt TCK m. 6/1-c'deki tanımdan hareketle her suç tipi açısından genel olarak tespit etmek yerinde olmayacaktır. Avukatın müvekkili ile arasındaki ilişkinin kamu idaresinden ve kamusal otoritenin kullanılmasından bağımsız bir husus olduğu gözden uzak tutulmamalı, avukatın vekalet ilişkisine dayalı olarak hareket ettiği gözetildiğinde bu vekalet ilişkisinin TCK anlamında ortaya çıkan sorunlarda ön planda tutulmasına özen gösterilmesi gerektiği nazara alınmalıdır. Bu durum özellikle avukata karşı görevi nedeniyle işlenen suçlar ile avukat tarafından görevinin ifası kapsamında işlenen suçlar bakımından söz konusu olabilmektedir. Bu bakımdan örneğin, avukatın müvekkiline teslim etmesi gereken maddi değeri kendi malvarlığına dahil etmesi durumunda kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişinin bu eylemden etkilendiğini söylemek mümkün olmayacağından burada zimmet suçunun değil güveni kötüye kullanma suçunun gerçekleştiğini söylemek gerekir.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20189173-e-202012292-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 19:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="17962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2016/3443 E., 2019/6855 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20163443-e-20196855-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20163443-e-20196855-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 08/07/2019 tarihli, 2016/3443 E., 2019/6855 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/3443 E., 2019/6855 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi;<br />
Sanığın süresinden sonra vaki ve sonuç ceza miktarı itibarıyla da koşulları bulunmayan duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p>Mersin Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın, davacı katılan ... vekili sıfatıyla... aleyhine Mersin 2. İş Mahkemesinin 2008/647 Esasına kayden açtığı tazminat ve alacak davası ile davacı katılan vekili sıfatıyla ... aleyhine aynı yer 1. İş Mahkemesinin 2008/725 Esasına kayden açtığı tazminat ve alacak davası devam ederken, davaya konu alacak ve tazminat bedellerine karşılık olarak davalıların vekilinden 26/02/2009 tarihinde haricen 30.000 Türk Lirası almasına rağmen, vekalet ücreti olarak 3.000 Türk Lirasını mahsup ettikten sonra müvekkili müştekiye 22.000 Türk Lirası verip kalan kısmı uhdesinde tutmak suretiyle üzerine atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği kabul edilen somut olayda; sanığın, katılanın başka işlerini de takip ettiği, gerçek bir hesaplaşma halinde alacaklı çıkacağı, karşı taraf vekilinden aldığı 30.000 TL'nin yaklaşık 27.000 TL'sini katılanın talimatları doğrultusunda eşine ve oğluna ödediği, dosyadan feragat nedeniyle karşı vekalet ücreti olarak 1.200 TL, katılanın daveti üzerine Niğde'ye gidilip malik olduğu otobüs üzerindeki haczin satışa dönüşmemesi için alacaklı ile görüşülmesi karşılığı masraf ve danışmanlık ücreti olarak 1.400 TL, ...'da 15.000 TL borçlu olduğu... ile görüşülüp 8.000 TL ödeyerek ibra edileceği konusunda anlaşma sağlanması karşılığında 1.000 TL olmak üzere toplamda 6.600 TL ücret, hapis ve rüçhan hakkı olduğu şeklindeki savunması ve dosyaya sunduğu İş mahkemesindeki dosyalara ilişkin sanıktan katılanın eşi ...'in 21.800 TL ve oğlu ...'in 3.800 TL aldıklarını belirten belgedeki imzaların tanıklar ... ve ... tarafından inkar edilmesi ve sadece 21.800 TL aldıklarını beyan etmeleri karşısında, öncelikle katılanın dinlenerek sanığın savunmasındaki hususlarla ilgili diyeceklerinin sorulması ve ayrıca sanığın ek temyiz dilekçesinde sunduğu avukatlık sözleşmesi kapsamında beyanlarının tespiti ile sanığın sunduğu belgedeki imzaların tanıklar ... ve ...'e ait olup olmadığı hususunda imza incelemesi yaptırılması, sanığın savunmasında belirttiği tanıkların dinlenilmesinden ve gerektiğinde dosyanın kül halinde bilirkişiye tevdi edilerek sanığın hak ettiği alacak miktarına ilişkin olarak rapor aldırılmasından sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
1136 sayılı Kanunun 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve Barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden avukatların kamu görevlisi olduklarında kuşku bulunmadığı, 5237 sayılı TCK'nın 5. maddesinin 01/01/2009 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle anılan Kanunun genel hükümlerine aykırı olan sınırlayıcı nitelikteki Avukatlık Yasasının 62. maddesinin özel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçları açısından zımnen ilga edilmiş sayılmasının gerektiği ve TCK'nın 247. maddesine göre zimmete geçirilen malın devlete veya özel kişilere ait olmasının suçun oluşması bakımından öneminin bulunmadığı da nazara alınarak, sanık avukatın tahsil ettiği parayı müvekkiline vermemesi şeklindeki eyleminin zimmet suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Yüklenen suçu TCK'nın 53/1-e maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ile katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA 08/07/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20163443-e-20196855-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 19:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitay-logo1.jpg" type="image/jpeg" length="81324"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/594 E., 2019/81 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017594-e-201981-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017594-e-201981-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.02.2019 tarihli, 2017/594 E., 2019/81 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/594 E., 2019/81 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Sayısı : 301-319</p>

<p>Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanık ...'in TCK'nın 155/2, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ve 5.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun'un 51. maddesi uyarınca hapis cezasının ertelenmesine ilişkin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14.06.2011 tarihli ve 378-391 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 09.07.2014 tarih ve 21149-13821 sayı ile;</p>

<p>"...Eksik araştırma ile hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yerel Mahkeme ise 21.10.2014 tarih ve 301-319 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.12.2014 tarihli ve 2014/388936 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 170-1543 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 05.04.2017 tarih ve 3827-8774 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daireyle Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>Uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyeleri tarafından Yerel Mahkemece verilen direnme kararına konu hükmün "yeni hüküm" niteliğinde olduğunun ileri sürülmesi üzerine, öncelikle bu hususun Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak görüşülmesi gerekmiştir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen ısrar kararı verilmiş olsa dahi;</p>

<p>a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,</p>

<p>b) Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,</p>

<p>c) Bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak,</p>

<p>d) Önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,</p>

<p>Suretiyle verilen hüküm, direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay'ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hükmün, Özel Dairece; "...Sanığın, katılana danışman avukat olarak vekillik sıfatı ile hizmet edip katılana ait Ankara 29 ve 1. İcra Müdürlüklerinde takip ettiği sırası ile 2008/1314, 2004/1785 esas sayılı dosyalardan dolayı tahsil ettiği uhdesinde bulunan paraları kendisine alıkoyarak katılana vermediği iddia edilen olayda sanığın takip ettiği dosyalarda avukatlık ücretinin ne şekilde belirlendiği ve dosya başına ne kadar olduğu, yaptığı takip masraflarının miktarının ve ne miktar üzerinde hapis hakkı olduğunun tespiti yapılıp ilgili belgeler toplandıktan sonra dosyanın alanında hukukçu bilirkişiden oluşan bilirkişiye tevdi edilerek belirlenen konularda rapor alınıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini," isabetsizliğinden bozulmasından sonra kabule göre yapılan bozma nedenine uyan Yerel Mahkemece; "...1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 166. maddesinin avukata takip ettiği dava sonunda tahsil ettiği parada hapis hakkı tanıdığı sabittir. Yapılan incelemelerde sanığın takip ettiği dosyalar karşılığında aylık 100 TL danışmanlık ücreti alacağı konusunda bir protokol olup bu paranın verilmediği yolunda bir savunma da söz konusu değildir.</p>

<p>Sanık her ne kadar çok sayıda iş takip ettiği yolunda yazılı beyanlar sunmakta ise de; hapis hakkını kullandığı tahsilatın yapıldığı dava ile icra sebebi ile hakettiği bir paranın yapılan protokol karşısında olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki; Türkiye Barolar Birliğince yayınlanmış meslek kurallarının 43. maddesinde; 'Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir. Müvekkil ile ilgili bir hesap varsa uygun sürelerle durum yazı ile bildirilir', 45. maddesinde ise; 'Hapis hakkının alacağı ile orantılı olarak kullanılabileceği' belirtilmiştir.</p>

<p>Yukarıda değinildiği gibi yapılan protokolden başka şirket ile sanık arasında yapılmış bir sözleşme yoktur, buna karşın tarafların karşılıklı beyanlarında 4.669 TL'nin icra dairesinden tahsil edilip katılana verilmediği de anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanığın sicil itibariyle avukatlık mesleğinde kıdemde kazanmış olması sebebi ile Barolar Birliğince yayınlanmış meslek kurallarından haberdar olmadığı savunması dinlenemez.<br />
Sanık avukatın tahsil ettiği paraya karşılık tahakkuk etmiş vekalet ücretlerine karşılık hapis hakkını kullandığına ilişkin ve şikayetçinin bilgilendirildiğine dair her hangi bir yazılı belge mevcut değildir. Avukatın hapis hakkını kullanmadan önce hangi alacağına karşılık hangi paradan ne miktar hapis hakkını kullanacağını müvekkiline bildireceği zorunluluğuna karşın sanık avukatın bu zorunluluğu yerine getirmeksizin ve afaki rakamlarla hapis hakkını kullandığına dair savunmasına itibar edilmediği," şeklinde, bozma kararında tartışılması gereken hususlar değerlendirilerek ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulmuştur.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkemenin son uygulaması direnme kararı niteliğinde olmayıp, eylemli uyma sonucu verilmiş yeni hüküm niteliğindedir. Bu yeni hükmün doğrudan Ceza Genel Kurulunca ele alınması mümkün olmadığından, dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Ulaşılan sonuç karşısında, sanığa atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.10.2014 tarihli ve 301-319 sayılı karar yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.02.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017594-e-201981-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 19:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="30633"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2021/13227 E., 2023/3776 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-202113227-e-20233776-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-202113227-e-20233776-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 30.03.2023 tarihli, 2021/13227 E., 2023/3776 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/13227 E., 2023/3776 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN;<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi</p>

<p>SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık<br />
HÜKÜMLER : 1)Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin 11.07.2019 tarihli ve 2019/93 Esas, 2019/234 sayılı Kararı ile; nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyet,<br />
2)Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 07.04.2021 tarihli ve 2020/2725 Esas, 2021/1444 sayılı Kararı ile; ilk derece mahkemesince atılı suçtan verilen mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanık hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrasınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrasına istinaden temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Ordu Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.02.2019 tarihli ve 2019/2233 Soruşturma, 2019/692 Esas, 2019/50 numaralı İddianamesiyle sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 59 uncu maddesi uyarınca son soruşturmanın açılması kararı verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>2. Ordu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.03.2019 tarihli ve 2019/85 Esas, 2019/142 sayılı Kararı ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 58 inci maddesi uyarınca yargılamasının yapılması ve delillerin takdiri için 1136 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesine göre son soruşturmanın Ünye Ağır Ceza Mahkemesinde açılıp yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.07.2019 tarihli ve 2019/93 Esas, 2019/234 sayılı Kararı ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158 nci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi ile 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 2 yıl hapis ve 250 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluklarına hükmedilmiştir.</p>

<p>4. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 30.09.2020 tarihli ve 2019/4143 Esas, 2020/1809 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusu üzerine, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün, eylemin vasıflandırılmasından sonra sonucuna göre basit yargılama usulünün uygulanması gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>5. Bu karara, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2020 tarihli ve 2020/419 itiraz numaralı yazısı ile 5271 sayılı Kanun'un 308 inci maddesinin (A) fıkrası uyarınca itiraz edilmiş, Samsun BAM 4. Ceza Dairesince 14.10.2020 tarihli ek Karar ile itirazın kabulüne, 30.09.2020 tarihli asıl Kararın kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerinin başlanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>6. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 07.04.2021 tarihli ve 2020/2725 Esas, 2021/1444 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusu üzerine, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanık hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 257 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına hükmolunmuştur.</p>

<p>7. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özet olarak; eylemin nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmesi gerektiği görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz dilekçesi, avukatlık görevinin vekaletname verilmesi ile başlayacağına, sanığa verilmiş vekaletname olmadığından görev suçunun oluşmayacağına ve görev suçundan cezalandırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğundan mahkumiyet kararının bozulması gerektiğine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>Sanığın, katılan adına vekili sıfatıyla boşanma davası açmak üzere 1.200 TL para aldığı, katılanı ikna ederek vekâletname düzenlenmeden noterden ayrılmasını sağladığı ve katılan adına boşanma davası açmadığı ve bu suretle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>Duruşmalı inceleme neticesinde; avukatların kendilerine görevleri gereğince verilen bir işi görmek amacıyla tahsilat yapma yetkilerinin bulunması, olaya konu paranın avukat olan sanığın görevi gereği yapması teklif edilen bir işin görülmesi amacıyla verilmesi, paranın alınması amacıyla katılanı aldatabilecek nitelikte hileli herhangi bir davranış sergilememesi karşısında eylemin dolandırıcılık suçuna konu edilemeyeceği, belirli bir kamu hizmeti görmekte olan sanığın görevinin gereği olarak yerine getirmek zorunda olmasına karşın, katılan adına dava açmayıp hareketsiz kalmak ve katılandan önce katılanın eşi tarafından boşanma davası açılmasına sebep olmak suretiyle katılanın mağdur olmasına yol açtığı ve bu şekilde ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyet hükmü kurulmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Sanığın, katılanın ve babasının iş yerine gelerek boşanma davası ile ilgili bilgi aldıklarını, herhangi bir tahsilat yapmadığını ve boşanma davası açılması için anlaşmadıklarını savunması, katılan, sanığa vekalet ücreti verdiğini ve vekaletname çıkarmak için notere gittiğini, sanığı beklediğini, gelmeyince sanığı aradığını, sanığın vekaletnameyi başka bir noterlik aracılığıyla kendisinin çıkarttıracağını söylemesi üzerine noterlikten ayrıldığını beyan etmiş ise de; noterlerce düzenlenen vekaletname için vekil olacak kişinin hazır bulunmasının gerekmemesi ve vekaletname çıkaracak asil hazır olmadan başka noterden vekalet verilemeyeceği hususları da göz önüne alındığında, katılan ve sanığın dava açılması için anlaştıkları ve katılanın sanığın yönlendirmesi ile noterden ayrıldığına ilişkin her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilememiş olması karşısında, sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan cezalandırılması gerektiğine ilişkin tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.</p>

<p>1136 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi "Bu Kanun ve diğer kanunlar gereğince avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin yahut baroların organlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi kötüye kullanan avukat Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesi hükümlerine göre cezalandırılır" hükmünü içermekte olup dava konusu somut olayda sanık ile katılan arasında vekalet ilişkisi bulunmadığı ve sanığın üzerine atılı görevi kötüye kullanma suçunun yasal unsurları oluşmadığından beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında, 53 üncü maddenin beşinci fıkrası uyarınca, ayrıca, cezasının infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 07.04.2021 tarihli ve 2020/2725 Esas, 2021/1444 sayılı Kararının, gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye farklı gerekçeyle uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava dosyasının, bozmaya konu kararın niteliği de gözetilerek 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>30.03.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-202113227-e-20233776-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 19:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="80513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2020/6607 E., 2022/935 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206607-e-2022935-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206607-e-2022935-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 02/02/2022 tarihli, 2020/6607 E., 2022/935 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/6607 E., 2022/935 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN;<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Zimmet</p>

<p>HÜKÜM : 1)... Ağır Ceza Mahkemesinin 10/05/2018 tarihli ve 2017/324 Esas, 2018/98 sayılı Kararı ile; atılı suçtan mahkumiyet</p>

<p>2)... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 25/10/2018 tarihli ve 2018/2196 Esas, 2018/2437 sayılı Kararı ile; düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddi,</p>

<p>3)... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 03/09/2020 tarihli ve 2018/2196 Esas, 2018/2437 sayılı Ek Kararı ile; temyiz isteminin reddi.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin karar ile temyiz isteminin reddine dair Ek Karar temyiz edilmekle dosya incelendi;<br />
Sanığın usulüne uygun olarak 23/09/2020 tarihinde tebliğ edilen temyiz isteminin reddine dair ek kararı yasal süresi içerisinde 29/09/2020 tarihinde temyiz ettiği, 15/07/2020 tarihli ve 31186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7249 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesine eklenen 5. fıkra ile avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları hakkında CMK’nin 286/2. maddesinin uygulanmayacağı hükmünün getirildiği, ayrıca 7343 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile 1136 sayılı Kanun'a eklenen ve 30/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren geçici 24. madde ile de anılan Yasa'nın 59. maddesinin 5. fıkrasının, bu tarihten itibaren 15 gün içinde talep etmek koşuluyla avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince 15/07/2020 tarihinden önce verilmiş kesin nitelikteki kararları hakkında da uygulanmasına olanak sağlandığı, bu itibarla sanığın bölge adliye mahkemesince verilen kararlara yönelik incelemeye konu temyiz isteminin 1136 sayılı Yasa'nın geçici 24. maddesindeki 15 günlük süre içinde yapılmış talep olduğunun Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde düzenlenen hak arama özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak kabulü gerektiği anlaşılmakla, ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince verilen 03/09/2020 tarihli ek kararın kaldırılmasına ve esasın incelenmesine karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p>Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17/06/2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ile mağdurlar arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu paraların teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil katılan tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 155/2. maddesinde tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı, hükümden sonra 24/10/2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nin 7/2. maddesinin ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur'' hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile değişik CMK'nin 254. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün 5271 sayılı CMK'nin 302/2 ve 307/5. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma kararının içeriği de gözetilerek dosyanın ... Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİNE 02/02/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 1. maddesindeki avukatlığın kamu hizmeti ve yargının kurucu unsurlarından olduğuna ilişkin belirleme, 2. maddesinde yazılı amacı, 76/1 ve 109/1-2. maddelerindeki baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları olduğuna ilişkin hükümler ile 5237 sayılı TCK’nin 6/1-c maddesindeki tanım ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; avukatların, 1136 sayılı Kanun'un 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden kamu görevlisi oldukları kabul edilmelidir (Gökcan, Hasan Tahsin/Artuç, Mustafa. Ceza Hukukunda Kamu Görevlisi ve Özel Soruşturma Usulleri, 4. Baskı, Adalet Yayınevi, ... 2016, s.57). Öğretide de kabul edildiği üzere; TCK’nin 6. maddesi kapsamında, kamusal faaliyet yaptıkları, dolayısıyla kamu görevlisi oldukları konusunda, anılan maddenin gerekçesi karşısında bir kuşku bulunmayan avukatın, görevi sebebiyle kendisine teslim edilen</p>

<p>müvekkiline ait parayı veya başka bir eşyayı müvekkiline vermemesi durumunda, zimmet suçunun oluşacağı ifade edilmektedir (Akçin, İhsan. Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar, 2.Baskı, Adalet Yayınevi ... (2019), s.50-51; Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Alşahin, M.Emin/Çakır, Kerim. Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18.Baskı, ..., (2019), s. 976-977; Artuç, Mustafa. Malvarlığına Karşı Suçlar, 3.Baskı, Adalet Yayınevi ... (2018), s.732; Mahmutoğlu, Fatih Selami. Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi. Beta İstanbul (2017), s. 66 (Dipnot 14); Aldemir, Hüsnü. Uygulamada Avukatlık Hukuku, Adalet Yayınevi ... (2018), s.700; Gökcan, Hasan Tahsin. Açıklamalı Avukatlık Yasası, 3.Baskı, Adalet Yayınevi ... (2012), s.181). Bu nedenle öğreti ve uygulamada kabul edildiği, TCK'nin 247. maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere, zimmete geçirilen malın Devlete veya özel kişilere ait olmasının suçun oluşması bakımından öneminin bulunmadığı, kamu görevlisi olan avukatların 01/01/2009 tarihinden sonra görevleri nedeniyle zilyetliği kendilerine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü oldukları malları uhdelerinde tutmaları halinde 5237 sayılı TCK’nin 247. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun faili olabilecekleri kabul edilmelidir. Bu itibarla işin esası incelenerek bir karar verilmesi görüşünde olduğumdan aksi yöndeki çoğunluk kabulüne iştirak edilmemiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206607-e-2022935-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 19:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="32931"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/6985 E., 2019/9115 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20176985-e-20199115-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20176985-e-20199115-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 30.09.2019 tarihli, 2017/6985 E., 2019/9115 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>15. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/6985 E., 2019/9115 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : TCK.’nın 155/2, 52/2, 53. maddeleri gereğince mahkumiyet</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;<br />
Sanık avukat ...'nın, davacı vekili sıfatıyla takip ettiği Ankara Asliye 3. Hukuk Mahkemesinin 2009/439 esas sayılı manevi tazminat davasında 15/12/2011 tarihli ve 2011/448 sayılı kararla hükmolunan 9.000 Türk lirası manevi tazminat bedelini haricen tahsil ettiği hâlde, alacaklı sıfatıyla takip ettiği Ankara 3. İcra Müdürlüğünün 2010/5528 sayılı dosyasında 10/02/2011 tarihli reddiyat makbuzuna istinaden 81.431,09 Türk lirası tahsil ettiği hâlde, müvekkili katılana vermeyip tamamını haksız olarak uhdesinde tuttuğu böylece hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilen olayda;</p>

<p>1-Sanık ...’nın temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Sanığın yokluğunda verilen hükmün, sorgusunda bildirdiği adrese tebliğe çıkartıldığı, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre 21/01/2013 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, sanığın bu hükmü 1412 sayılı CMUK'nın 310/1 maddesinde belirlenen bir haftalık süre geçtikten sonra 12/02/2014 tarihinde haklı bir nedene dayanmayan eski hale getirme ve temyiz inceleme başvurusunun 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,</p>

<p>2-Katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;</p>

<p>Sanık savunmaları, katılan beyanları ile tüm dosya kapsamından sanığa verilen mahkumiyet hükmünde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 30/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20176985-e-20199115-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 19:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="18036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2018/24939 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201824939-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201824939-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/9/2020 tarihli ve 2018/24939 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>HAKAN TOKATLIOĞLU BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2018/24939)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 16/9/2020</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Burhan ÜSTÜN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Fatih ALKAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hakan TOKATLIOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Özgür İnanç YAĞMUR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, kamudaki görevinden ihraç edilen hukukçunun baro levhasına yazılmasına ilişkin verilen kararın mahkemece iptal edilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 6/8/2018 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</p>

<p>4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Olağanüstü Hal Sürecinde Uygulanan Tedbirler</strong></p>

<p>9. Ülkemizin 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmasına ilişkin süreç, bu teşebbüsün arkasında uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen terör örgütüne ilişkin bilgiler, Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararları, darbe teşebbüsünün bastırılmasının akabinde Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) süreci ve bu süreçte uygulanan tedbirler Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında detaylı şekilde yer almaktadır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-66; <i>Selçuk Özdemir</i> [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; <i>Alparslan Altan</i> [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; ayrıca bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).</p>

<p>10. OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarma tedbirlerinin uygulanmasına da karar verilmiş ve bu konuda genel ve soyut normlar ihdas edilerek alınan tedbirlerin yanı sıra kişiler hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler tesis edilmiştir. Örneğin 1/9/2016 tarihli ve 29818 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (672 sayılı OHAL KHK'sı) 2. maddesiyle, millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan kimi kamu görevlilerinin başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevlerinden çıkarılmalarına karar verilmiştir. Ayrıca aynı maddede; bu kapsamdaki kişilerin mahkûmiyet kararı aranmaksızın memuriyetlerinin alınacağı, bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmeyecekleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmeyecekleri de hüküm altına alınmıştır (Kamu görevinden çıkarma tedbirlerine ilişkin detaylı bilgi için bkz. <i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 56-61).</p>

<p>11. Yine 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı OHAL KHK'sı) 3. ve 4. maddeleri kapsamında kamu görevinden çıkarılanların, uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkan ve üyeliği, müsteşar, hâkim, savcı, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacakları ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları düzenlenmiştir.</p>

<p>12. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS, Sözleşme); Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 50).</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Başvurucunun Baro Levhasına Yazılma Talebine İlişkin Süreç</strong></p>

<p>13. Başvurucu, 1994 yılında hukuk fakültesini bitirmiş ve Ankara Barosunda (Baro) avukatlık stajını tamamlayarak 7/12/1995 tarihinde baro levhasına yazılmıştır. Başvurucunun kaydı, talebi üzerine 14/12/1995 tarihinde baro levhasından silinmiştir.</p>

<p>14. 1995 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde kamu görevine başlayan başvurucu, 15 Temmuz darbe girişiminin gerçekleştiği tarihte 3. sınıf emniyet müdürü unvanıyla görev yapmaktadır. 672 sayılı OHAL KHK'sının 2. maddesiyle, millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY ile aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerine ilişkin açıklanan listede başvurucunun ismine de yer verilmiş ve bu suretle başvurucu 1/9/2016 tarihinde kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>15. Kamu görevinden çıkarılmasının ardından başvurucu, baro levhasına avukat olarak yeniden yazılma talebiyle Bursa Barosuna (Baro) başvurmuştur.</p>

<p>16. Baro, 27/9/2016 tarihinde Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) gönderdiği yazı ile başvurucu hakkında terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma suçu kapsamında bir soruşturmanın bulunup bulunmadığını sormuştur. Başsavcılık tarafından gönderilen 3/10/2016 tarihli cevap yazısında başvurucu hakkında yürütülen herhangi bir ceza soruşturmasının olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>17. Başvurucunun talebi, yasal şartlara uygun olduğu gerekçesiyle Baro Yönetim Kurulunun 2/3/2017 tarihli kararıyla oyçokluğuyla kabul edilmiştir. Söz konusu karar Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunun 19/4/2017 tarihli kararıyla uygun bulunmuştur.</p>

<p>18. TBB tarafından verilen karar, Bakanlık tarafından yerinde görülmeyerek bir daha görüşülmek üzere 27/4/2017 tarihinde TBB'ye geri gönderilmiştir. Geri gönderme kararının gerekçesinde;</p>

<p>i. Başvurucunun Bursa Emniyet Müdürlüğü bünyesinde 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapmakta iken 672 sayılı OHAL KHK'sı ile ihraç edildiği, anılan OHAL KHK'sının 2. maddesi gereğince kamu görevinden çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>ii. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 1. maddesinde avukatlık mesleğinin kamu hizmeti olarak tanımlandığı, yine anılan Kanun'un 2., 38. ve 57. maddelerinin de bu kapsamda hükümler içerdiği, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinde de avukatların yargı görevi yapan kişilerden sayıldığı vurgulanmıştır.</p>

<p>iii. Kamu hizmetinin idare hukuku esaslarına göre çalıştırılan ve kamu görevlisi olarak adlandırılan kişilerce yapılmasının zorunlu olmadığı, kamu hizmetinin bir kısmının kamu görevlisi olarak nitelendirilmesi mümkün olmayan ancak işlevsel anlamda kamu görevi ifa eden serbest meslek grubundaki kişilerce de yerine getirildiği ifade edilmiştir.</p>

<p>iv. Avukatların verdikleri hizmetlerin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, adalet, yargı, hukuk işlerinin kamu hizmetinin en yoğun ve kamu kavramının anlam olarak en önde gelen alanlarından olduğu belirtilmiştir. Kararda; 672 sayılı OHAL KHK'sı ile başvurucu hakkında alınan tedbirin, avukatlık mesleğinin önem ve özelliği, kamu hizmeti niteliği ve avukatın hak ve yetkileri ile işlevsel olarak kamu görevi ifa ettiği hususlarının gözardı edilmemesi ve idare hukuku esaslarına göre kamu görevlisi olarak çalışamamak şeklinde dar yorumlanmaması gerektiği vurgulanmıştır. Böylesi dar bir yorumun OHAL KHK'sının amacıyla bağdaşmadığı ve terörle mücadeleyi sekteye uğratacağı ileri sürülmüş ve söz konusu tedbirin ilgilinin bir daha kamu hizmetinde çalışamamasını da içerdiği ifade edilmiştir.</p>

<p>v. Ayrıca OHAL KHK'sı ile alınan tedbirin yalnızca idare hukuku esaslarına göre kamu görevlisi olarak çalışanlarla sınırlı tutulmasının memur ve hâkim olma niteliğini kaybedenlerin avukat olması sonucunu doğuracağı ve hukuk devletinin işlerliğinin sağlanması açısından yaşamsal bir öneme sahip yargının kurucu unsurlarından olan avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>19. TBB Yönetim Kurulu, 4/5/2017 tarihli kararıyla, önceki kararında ısrar ederek başvurucunun baro levhasına yazılma talebinin kabulüne karar vermiştir. Israr kararının gerekçesinde; Bakanlığın geri gönderme kararının usule ve yasaya uygun olmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>20. Bakanlık, başvurucunun baro levhasına yazılmasına ilişkin TBB Yönetim Kurulu tarafından verilen karara karşı 29/5/2017 tarihinde iptal davası açmıştır. Yürütmenin durdurulması talebini de içeren ve Ankara 15. İdare Mahkemesi (Mahkeme) tarafından kayda alınan dava dilekçesinde;</p>

<p>i. Başvurucunun 672 sayılı OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarıldığı hatırlatılmış ve terör eylemlerinin türüne ve niteliklerine ilişkin 12/4/1991 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında açıklamalarda bulunulmuştur. Ayrıca MGK tarafından 26/2/2014-26/5/2016 tarihleri arasında gerçekleştirilen toplantılarda FETÖ/PDY'nin, millî güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, Devlet içerisinde legal görünüm altında illegal faaliyetler yürüten, yasa dışı ekonomik boyutu bulunan ve diğer terör örgütleri ile işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin yapıldığı ve bu terör örgütü ile tüm kurum ve birimlerin birlikte etkin bir şekilde mücadele edilmesine dair kararların alındığı hatırlatılmıştır.</p>

<p>ii. Devlet organlarına sızan FETÖ/PDY bağlantılı kişilerin sadece demokratik hukuk düzenine tehdit oluşturmakla kalmadıkları, 15/7/2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunmak suretiyle de millî güvenliğe karşı fiilen büyük bir tehdit oluşturdukları ifade edilmiştir. Bu nedenle, darbe teşebbüsünün akabinde Devlet kurumlarının FETÖ/PDY ile iltisakı, irtibatı veya mensubiyeti değerlendirilen kişilerden hızlı bir şekilde arındırılabilmesi amacıyla OHAL KHK'larının çıkarıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>iii. Bu kapsamda yürürlüğe giren 672 sayılı OHAL KHK'sının 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, OHAL KHK'sı ile meslekten veya kamu görevinden çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğinin hükme bağlandığı vurgulanmıştır. Söz konusu meslekten veya kamu görevinden çıkarma tedbirinin, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran olağanüstü tedbir mahiyetinde olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>iv. Yargının kurucu unsurlarından olan avukatlık mesleğinin hukuki sorunların ve anlaşmazlıkların adalete ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, hukuk kurallarının tam olarak uygulanması, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk devletinin işlerliğinin sağlanması bakımından yaşamsal bir öneme ve değere sahip olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda hukuk kurallarının tam olarak uygulanması konusunda yargı organlarına, yetkili kurul ve kurumlara yardımda bulunmanın bağımsız savunmayı serbestçe temsil eden avukatlığın amaçlarından biri olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>v. 1136 sayılı Kanun'un 1. maddesinde avukatlık mesleğinin kamu hizmeti olarak tanımlandığı, yine anılan Kanun'un 2. maddesinde yer alan düzenlemenin avukatlığın kamu hizmeti niteliğinde olması esasına dayandığı ifade edilmiştir. Yine Kanun'un 38. ve 57. maddelerinin mesleğin kamu hizmeti niteliğinde olduğunun bir göstergesi olduğu, 5237 sayılı Kanun'un 6. maddesinin bu durumu teyit ettiği iddia edilmiştir.</p>

<p>vi. Kamu hizmetinin bir kısmının idare tarafından idare hukuku esaslarına göre çalıştırılan ve kamu görevlisi olarak adlandırılan kişilerce gerçekleştirildiği, diğer bir kısmının ise idare hukuku anlamında kamu görevlisi olarak nitelendirilmesi mümkün olmayan ancak işlevsel anlamda kamu görevi ifa eden serbest meslek grubundaki kişilerce yerine getirildiği ifade edilmiştir. Avukatların verdiği hizmetin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.</p>

<p>vii. Anayasa Mahkemesinin 23/6/1989 tarihli bir kararına yer verilerek avukatlık mesleğinin kamu hizmeti ve serbest meslek olarak iki yönlü olduğunun kabul edildiği, adalet, yargı, hukuk işlerinin kamu hizmetinin en yoğun ve kamu kavramının anlam olarak en önde gelen alanı olduğu belirtilmiştir. 672 sayılı OHAL KHK'sı kapsamında meslekten veya kamu görevinden ihraç edilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğine ilişkin olarak alınan tedbirin avukatlık mesleğinin önem ve özelliği, kamu hizmeti niteliği ve avukatın hak ve yetkileri ile işlevsel olarak kamu görevi ifa ettiği hususları gözardı edilerek yorumlanmaması gerektiği ifade edilmiştir. Söz konusu düzenlemenin idare hukuku esaslarına göre kamu görevlisi olarak çalışamamak şeklinde dar yorumlanmasının OHAL KHK'sının amacıyla bağdaşmayacağı ve terörle mücadeleyi sekteye uğratacağı iddia edilmiştir.</p>

<p>viii. Ayrıca, söz konusu tedbirin sadece idare hukuku esaslarına göre kamu görevlisi olarak çalışanlarla sınırlı tutulmasının memur ve hâkim olma niteliğini kaybedenlerin avukat olması sonucunu doğuracağı, hukuk devletinin işlerliğinin sağlanması bakımından hayati önemi bulunan ve yargının kurucu unsurlarından olan avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyeceği vurgulanmıştır. Bu nedenlerle 672 sayılı OHAL KHK'sı ile kamu görevinden ihraç edilen başvurucunun avukat olarak baro levhasına yazılmasının yerinde olmadığı ve TBB Yönetim Kurulu tarafından verilen ısrar kararında hukuki isabet bulunmadığı ileri sürülmüştür.</p>

<p>21. Davalı TBB tarafından sunulan 25/8/2017 tarihli cevap dilekçesinde; başvurucunun baro levhasına yazılma talebinin kabul edilmesine ilişkin verilen kararın ve bu yönde tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği iddia edilmiştir. Cevap dilekçesinde;</p>

<p>i. Kamu hukuku usulüne göre tasarrufta bulunan veya işlem yapanlarla bu işlemlerin yapılmasına kamu hukuku usulü çerçevesinde katkı sunan, bu kişilere faaliyetlerinde yardımda bulunanların kamu görevini ifa ettikleri, kamu hukuku usulüne göre tasarrufta bulunmayan veya işlem yapmayan ve bu faaliyetlere kamu hukuku usulü çerçevesinde yardımda bulunmayanların ise kamu hizmeti gördükleri belirtilmiştir.</p>

<p>ii. Kamu görevi kavramı; yasama ve yargı faaliyetlerinin yanı sıra devletin olmazsa olmaz birincil amaçlarının gerçekleşmesi için devlete özgü, devletçe yapılması zorunlu, egemen gücün, yetkinin ve kamu hukuku kurallarına göre oluşturulan idarenin kullanılmasını ve örgütlenmesini yansıtan etkinlikler bütünlüğü olarak tanımlanmıştır. Kamu hizmeti kavramı ise devletin ikincil amaçlarını gerçekleştirmek için başkalarına da bırakabileceği etkinlikler şeklinde açıklanmıştır. Serbest avukatlar gibi yaptıkları hizmetin kamu hizmeti olduğu yasalarca kabul edilenlerin kamu kesimindeki bir kuruluşta çalışmadıkları sürece kamu görevlisi olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir.</p>

<p>iii. Ayrıca yürütmenin durdurulması için gerekli olan koşulların bulunmadığı ve bu yöndeki talebin reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.</p>

<p>22. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu dilekçe ile davalı TBB yanında davaya müdahale talebinde bulunmuş ve talebi Mahkemece kabul edilmiştir.</p>

<p>23. Mahkeme, 20/9/2017 tarihli kararıyla koşulları oluştuğu gerekçesiyle TBB tarafından tesis edilen işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Söz konusu kararın gerekçesinde;</p>

<p>i. 1136 sayılı Kanun'unda yer alan düzenlemeler dikkate alındığında avukatlık mesleğinin kamu hizmeti yönünün güçlendirildiği ifade edilmiştir.</p>

<p>ii. Devletin egemen gücünü kullanan makamlarda bulunan kişilerden devlet tarafından özel bir sadakat ve güven bağlılığı talep edilmesinin meşru olduğu, avukatların icra ettikleri görev yönünden kamu görevlisi olarak nitelendirilebilecekleri, bu nedenle millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğu gerekçesiyle 672 sayılı OHAL KHK'sı ile ihraç edilen başvurucunun baro levhasına yazılmasına ilişkin talebinin kabul edilmesi yönünde tesis edilen işlemin hukuka uygun olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>iii. Hukuka açıkça aykırı olan söz konusu işlem nedeniyle başvurucunun avukatlık mesleğini icra etmesi durumunda telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>24. Söz konusu karara karşı yapılan itiraz Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin (Bölge İdare Mahkemesi) 19/10/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, İdare Mahkemesince verilen kararın mevzuata aykırı olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>25. Mahkeme, 27/12/2017 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde;</p>

<p>i. Bir hizmetin kamu hizmeti sayılıp sayılmayacağı konusunun yasama organının yetkisinde olduğu, 1136 sayılı Kanun'un 1. ve 2. maddeleri gereğince avukatlık mesleğinin kamu hizmeti yönünün güçlendirildiği ve devletin kamu gücünü kullanan kişilerden sadakat beklentisi içinde olmasının meşru olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>ii. 672 sayılı OHAL KHK'sının FETÖ/PDY ile iltisakı, irtibatı ve mensubiyeti değerlendirilen kişilerin devlet kurumlarının hızlı bir şekilde arındırılması amacıyla yürürlüğe girdiği ve söz konusu tedbirin meslekten ve kamu görevinden ihraç edilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğine ilişkin düzenlemeler içeren söz konusu OHAL KHK'sı kapsamında alındığı ifade edilmiştir.</p>

<p>iii. OHAL KHK'larının meslekten veya kamu görevinden çıkarma, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran olağanüstü tedbir niteliğinde olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda başvurucu hakkında tesis edilen dava konusu işlemin hukuka uygun olmadığı şeklinde değerlendirmelere yer verilmiştir.</p>

<p>26. TBB ve başvurucu, söz konusu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge İdare Mahkemesi, 5/6/2018 tarihli kararıyla, istinaf talebinin kesin olarak reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; İdare Mahkemesince verilen kararın usule ve hukuka uygun olduğu, kaldırılmasını gerektiren bir nedenin bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>27. Nihai karar 6/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>28. Başvurucu, 6/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p>29. İlgili hukuk<i> (ulusal mevzuat, Anayasa Mahkemesince ve idari yargı mercilerince verilen yargı kararları, uluslararası düzenlemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları) </i>için bkz.<i> Tamer Mahmutoğlu</i> [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 37-67.</p>

<p>30. 672 sayılı KHK'da yer alan düzenlemeler, 6/2/2018 tarihli ve 7080 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmış ve aynen kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>31. Mahkemenin 16/9/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvuruyu İnceleme Usulü</strong></p>

<p>32. İlkeleri Anayasa Mahkemesinin <i>Tamer Mahmutoğlu</i> (aynı kararda bkz. §§ 86-91) kararında açılandığı üzere; başvuruyu inceleme usulünün Anayasa’nın OHAL dönemi için öngördüğü denetim rejimine tabi olabilmesi için tedbirin OHAL ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olması ve OHAL süresiyle sınırlı olarak uygulanması gerekir. Dolayısıyla ancak bu iki niteliği taşıyan bir tedbiri konu edinen bireysel başvurunun incelenmesinde OHAL dönemlerinde Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlanmasını ve durdurulmasını düzenleyen 15. maddesi esas alınabilir.</p>

<p>33. Başvuru konusu tedbirin OHAL ilanına neden olan tehditlerin veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. Zira devlet bu tedbirle FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olanların kamu hizmetine girişini engellemeye çalışmaktadır. Ancak somut olaydaki tedbir OHAL döneminin sona ermesinin akabinde uygulanmıştır. Tedbirlerin OHAL'in süresini aştığı durumlara ilişkin yapılacak incelemelerde ise Anayasa’nın 15. maddesi dikkate alınamaz. Bu durumda somut başvuru, Anayasa’nın ilgili hükümleri ile olağan dönemde hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olan 13. maddesi bağlamında incelenecektir. Diğer bir deyişle Anayasa'nın 15. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi mevcut başvuru koşullarında dikkate alınmayacaktır.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>34. Başvurucu;</p>

<p>i. OHAL KHK'sı ile bir daha kamu görevinde istihdam edilmemek üzere ihraç edilmiş olmasının serbest avukatlık mesleğini yapabilmesi yönünden engel oluşturmadığını, buna rağmen Bakanlık tarafından açılan iptal davasında hukuka aykırı şekilde aleyhine karar verildiğini, derece mahkemelerince olayın aydınlatılması amacıyla herhangi bir araştırma yapılmadığını ve taleplerinin dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>ii. Hakkında herhangi bir somut delilin bulunmadığını, birtakım soyut iddialarla kamudan ihraç edildiğini, sonraki süreçte de hakkında verilmiş herhangi bir mahkeme kararı olmamasına rağmen serbest avukat olarak çalışma imkânının hukuka aykırı şekilde ortadan kaldırıldığını ve derece mahkemelerince ön kabule dayalı olarak karar verildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>iii. Yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının güvencelerine aykırı şekilde hareket edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>iv. Söz konusu uygulama ve kararlar nedeniyle özel sektörde dahi çalışmasının engellendiğini, kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayabilecek bir işte çalışmasının ve asgari insan onuruna yakışır şekilde yaşama hakkının elinden alındığını, sivil ölüme terk edildiğini, fişleme yoluyla hakkında elde edilmeye çalışan bilgilerin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir.</p>

<p>v. OHAL KHK'sının amacının ve kapsamının ötesine geçilerek idari işlemler tesis edildiğini ve kararlar verildiğini, hukuk fakültesi mezunu olduğunu, elde ettiği ve yapmaya hak kazandığı avukatlık mesleğini icra edemediğini, gelir etme imkânından mahrum bırakıldığını belirtmiştir.</p>

<p>vi. Bu gerekçelerle özel hayata saygı hakkının, adil yargılanma hakkının, bağımsız mahkemede yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin, çalışma hakkının, eğitim hakkının, mülkiyet hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>35. Bakanlık görüşünde, başvurucunun adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi ve çalışma hakkı kapsamında ileri sürdüğü ihlal iddiaları hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Görüş yazısında, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialar konusunda ise şu değerlendirmelere yer verilmiştir:</p>

<p>i. OHAL KHK'sı kapsamında meslekten veya kamu görevinden çıkarma, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran olağanüstü tedbir niteliğindedir.</p>

<p>ii. Avukat ve avukatlık mesleği, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ederek hukuki sorunların ve anlaşmazlıkların adalete ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, hukuk kurallarının tam olarak uygulanması, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk devletinin işlerliğinin sağlanması bağlamında yaşamsal bir önem ve değere sahiptir. Avukatlık mesleği, 1136 sayılı Kanun kapsamında kamu hizmeti olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>iii. Kamu hizmetinin idare hukuku esaslarına göre çalıştırılan ve kamu görevlisi olarak adlandırılan kişilerce yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Kamu hizmetinin bir kısmı idarece bu esaslara göre çalıştırılan ve kamu görevlisi olarak nitelendirilen kişilerce yerine getirilir. Diğer bir kısmı da idare hukuku anlamında kamu görevlisi olarak nitelendirilmesi mümkün olmayan ancak işlevsel anlamda kamu görevi ifa eden serbest meslek grubundaki kişiler tarafından yerine getirilmektedir.</p>

<p>iv. OHAL KHK'ları, demokratik hukuk devletine karşı sadece tehdit oluşturmakla kalmayan, 15/7/2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunmak suretiyle fiilen demokratik hukuk devletine ve millî güvenliğe karşı büyük bir tehdit oluşturan FETÖ/PDY ile iltisakı, irtibatı ve mensubiyeti değerlendirilen kamu görevlilerinin Devlet kurumlarının hızlı bir şekilde arındırılması amacıyla yürürlüğe girmiştir. Bu kapsamda alınan somut tedbirin, avukatlık mesleğinin önem ve özelliği, kamu hizmeti niteliği ve avukatın hak ve yetkileri ile işlevsel olarak kamu görevi ifa ettiği hususları gözardı edilerek bir daha<i> "kamu hizmetinde çalışamamak"</i> yerine dar yorumlanmak suretiyle idare hukuku esaslarına göre<i> "kamu görevlisi olarak çalışamamak"</i> şeklinde değerlendirilmesi OHAL KHK'larının amacıyla bağdaşmayacaktır. Ayrıca bu durum avukatlık mesleğinin itibarını da zedeleyecektir. Dolayısıyla başvurucunun özel hayata saygı hakkına bir müdahalede bulunulduğu kabul edilse dahi söz konusu müdahalenin yasayla öngörüldüğü ve demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olduğu düşünülmektedir.</p>

<p>36. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanında başvuru dilekçesinde yer alan iddialarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>37. Anayasa’nın<i> "Özel hayatın gizliliği"</i> kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz."</i></p>

<p>38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).</p>

<p>39. Başvurucunun iddialarının, baro levhasına yazılma talebinin TBB tarafından uygun bulunmasına ilişkin verilen kararın İdare Mahkemesince iptal edilmesine, dolayısıyla serbest avukatlık yapmasının engellenmesine ilişkin olduğu görülmektedir. Kişilerin mesleki hayatlarının onların özel hayatlarıyla sıkı bir ilişkisinin olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bununla birlikte öncelikle bu tür işlemlerin mesleki hayata yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda <i>özel hayat</i> kapsamında görülmeye uygun olduğu veya başvuru konusu edilen uyuşmazlıkların hangilerinin bu bağlamda uygulanabilir kabul edileceği hususlarında ölçütler belirlenmesi ve bu ölçütler dikkate alınarak değerlendirmeler yapılması gerekmektedir (<i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 82).</p>

<p>40. Somut başvurunun da bu yönüyle ele alınması ve yapılacak değerlendirmeler neticesinde özel hayata saygı hakkının uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılması durumunda başvurucunun tüm iddialarının özel hayata saygı hakkı bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Uygulanabilirlik Yönünden </strong></p>

<p>41. Anayasa Mahkemesi, önceki birçok kararında özel hayata saygı hakkının kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını içerdiğini, özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına aldığını ve kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir ilişki içinde olduğunu vurgulamıştır (<i>K.Ş.,</i> B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 36; <i>Serap Tortuk,</i> B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 37; <i>Bülent Polat </i>[GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015 § 62; <i>Ata Türkeri, </i>B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 31; <i>Ö.Ç.</i>; B. No: 2014/8203, 21/9/2016, § 50; <i>Haluk Öktem</i> [GK], B. No: 2014/13433, 13/10/2016, § 27; <i>E.G.</i> [GK], B. No: 2014/12428, 13/10/2016, § 34).</p>

<p>42. Anayasa Mahkemesi yakın tarihte açıkladığı <i>Tamer Mahmutoğlu </i>kararında; özel hayata ilişkin hususların kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alındığı durumlarda <i>özel hayata saygı hakkının </i>uygulanabilir olduğuna ve özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanılmaksızın mesleki hayata yönelen müdahalelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi gerekli olan koşulların neler olduğuna ilişkin detaylı değerlendirmelerde bulunmuştur (<i>Tamer Mahmutoğlu,</i> §§ 84-90).</p>

<p>43. Öncelikle belirtilmelidir ki başvurucunun serbest avukatlık faaliyetinde bulunmasının engellenmesine yönelik müdahale özel hayata saygı hakkının otomatik olarak uygulanabilirliğini sağlamaz. Özel hayata saygı hakkının uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılabilmesi için belirtilen kararlarda açıklanan kriterler kapsamında somut olayın değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>44. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucunun mesleki hayatına yönelik olarak alınan tedbirin özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanmadığı görülmektedir. Bununla birlikte başvurucunun mesleki hayatına yönelik müdahalenin onun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşılmaktadır. Zira alınan tedbirin başvurucunun başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı değerlendirilmektedir. Bu durumda sonuca dayalı nedenlerle başvurunun <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>c.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p>46. Özel hayata saygı hakkına yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her zaman mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif yükümlülükler, her durumda özel hayata saygı hakkına keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de özel hayata saygı hakkının korunmasını ve bireyler arası ilişkiler alanında olsa da özel hayata saygının güvencelerini sağlamaya yönelik olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. <i>Adnan Oktar (3)</i>, B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; <i>Ömür Kara ve Onursal Özbek,</i> B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 98).</p>

<p>47. Başvurucunun serbest avukatlık yapmasına imkân sağlayan ve TBB tarafından verilen karar derece mahkemelerince iptal edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun özel hayatına yönelen müdahalenin kamu gücünü kullanan mahkemelerce verilen karardan kaynaklandığı dikkate alındığında başvurunun devletin negatif yükümlülükleri bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmektedir (<i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 99).</p>

<p><strong>(i)</strong> <strong>Müdahalenin Varlığı</strong></p>

<p>48. Başvurucunun baro levhasına yazılması yönünde TBB tarafından tesis edilen işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi, söz konusu kararın Bölge İdare Mahkemesinin 5/6/2018 tarihli kararıyla kesinleşmesi ve bu suretle serbest avukatlık faaliyetinden alıkonulması nedeniyle başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>(ii)</strong> <strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</strong></p>

<p>49. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 20. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın <i>"Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" </i>kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”</i></p>

<p>50. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir. Bu bakımdan öncelikle müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı incelenmelidir.</p>

<p><strong>(1)</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>51. Anayasa uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmüş olması gerekir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre de Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan kanunilik ölçütünün karşılanması için müdahale şekli anlamda bir kanuna dayanmalıdır (<i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri,</i> B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31; <i>Bülent Polat </i>[GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 75; <i>Fatih Saraman</i> [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 65; <i>Turgut Duman</i>, B. No: 2014/15365, 29/5/2019, § 66; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 103).</p>

<p>52. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte; böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı sağlamaktadır (<i>Halime Sare Aysal</i> [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 62; <i>Fatih Saraman, </i>§ 66; <i>Turgut Duman</i>, § 67; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 104).</p>

<p>53. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (<i>Halime Sare Aysal</i>, § 63; <i>Fatih Saraman, </i>§ 67; <i>Turgut Duman</i>, § 68; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 105).</p>

<p>54. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari pratiğin dışında- söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfî müdahalelere karşı bireyi korumak için yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde göstermelidir. Diğer bir anlatımla hukuk sistemi, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde müdahalelerde bulunma yetkisinin verildiğini açık ifadelerle ortaya koyacak nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahalenin muhataplarına müdahaleye zemin hazırlayan koşullar ile müdahalenin sonuçları açısından bir öngörüde bulunabilmeleri imkânı tanımalıdır (<i>Halime Sare Aysal</i>, § 64; <i>Fatih Saraman, </i>§ 68; <i>Turgut Duman</i>, § 69; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 106).</p>

<p>55. Öte yandan her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal mevzuatın sağladığı koruma seviyesi, büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarak anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın öngörülebilirliği sağlayacak şekilde asgari bir kesinlik içermesi zaruridir (<i>Halime Sare Aysal</i>, § 65; <i>Fatih Saraman, </i>§ 69; <i>Turgut Duman</i>, § 70; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 107).</p>

<p>56. Nihayetinde söz konusu koşulların yerine getirilip getirilmediğini denetleyecek merci olan yargı organları, müdahalelere dayanak olarak gösterilen kanuni düzenlemelerin erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte olup olmadığını irdelemekle, en başta da ilgili kanuni düzenlemeleri önlerine gelen davalarda anılan çerçevede kalarak uygulamakla yükümlüdürler (<i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 108).</p>

<p><strong>(2)</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>57. Somut olaya konu olan ve derece mahkemelerince verilen kararlardan kaynaklanan müdahalede, 672 sayılı KHK'da yer alan hükümlerin dayanak alındığı belirtilmektedir. 27/12/2017 tarihli kararında İdare Mahkemesi, kamu görevinden çıkarılan kişilerin 672 sayılı KHK'nın 2. maddesine göre bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceklerini, meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını ifade etmiş ve anılan düzenleme gereğince, 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılan başvurucunun avukat olarak baro levhasına yazılmasına ve avukat unvanını kullanmasına imkân bulunmadığı sonucuna ulaşarak TBB tarafından tesis edilen işlemi iptal etmiştir. Söz konusu karar Bölge İdare Mahkemesinin 5/6/2018 tarihli kararıyla kesinleşmiştir.</p>

<p>58. Derece mahkemelerince verilen iptal kararına dayanak olarak kabul edilen 672 sayılı KHK, 7080 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır. Dolayısıyla başvurucunun baro levhasına yazılmasına ilişkin olarak TBB tarafından tesis edilen işlemin iptal edilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına gerçekleştirilen müdahalenin şekli anlamda bir kanuna dayandırıldığı söylenebilir. Ancak belirtildiği üzere temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına dayanak gösterilen kanunların şeklen var olması, kanunilik ölçütünün karşılandığının kabulü için tek başına yeterli değildir. Ayrıca kanunun müdahaleye imkân sağlayacak şekilde maddi içeriğinin bulunması, sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini içermesi gerekir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 110).</p>

<p>59. Derece mahkemelerince dayanak olarak gösterilen düzenlemede, kamudaki görevlerinden çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmeyecekleri, meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacakları, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları ifade edilmektedir. Ancak başvurucunun<i> avukat</i> unvanını uzman sıfatıyla yerine getirdiği kamu görevi dolayısıyla elde etmediği, kamu görevine girmeden önce de bu unvanının bulunduğu gözönüne alındığında kamu hizmetine girişi yasaklayan söz konusu düzenlemelerin avukatlık unvanının yeniden kullanılmasına ve serbest şekilde icra edilmesine engel teşkil ettiğini söyleyebilmek güçtür. Ayrıca söz konusu hükmün somut olayda nasıl uygulanabilir olduğu konusunda derece mahkemelerince de herhangi bir açıklama yapılmamıştır (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 111).</p>

<p>60. Öte yandan derece mahkemelerince dayanak kabul edilen 672 sayılı KHK'da ve söz konusu KHK'nın kanunlaştığı 7080 sayılı Kanun'da, kamu görevinden çıkarılanlar yönünden<i> "bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler"</i> şeklinde bir hüküm yer almaktadır. Derece mahkemelerinin dava konusu işlemi hukuka aykırı bulmalarının temel gerekçelerinden birinin bu düzenlemeye dayandığı anlaşılmaktadır. Derece mahkemelerine göre, kamu hizmeti yönü güçlendirilen avukatlık mesleği idare hukuku anlamında kamu hizmeti veren diğer serbest mesleklerden önemli ve farklı bir konuma taşındığından söz konusu düzenlemelere göre başvurucunun baro levhasına yazılması mümkün değildir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 112).</p>

<p>61. Müdahalenin dayanağı olarak gösterilen kanun hükmünde yer verilen <i>kamu hizmeti</i> kavramı ve bu kavramın kapsamı yoruma açık ve geniştir. Bu husus yargı kararlarında da vurgulanmaktadır (Danıştay Onuncu Dairesinin 6/2/2002 tarihli ve E.1999/2407, K.2002/347 sayılı kararı). Başta 1136 sayılı Kanun olmak üzere ilgili yasal düzenlemeler dikkate alındığında avukatlığın kamu hizmeti içeren serbest bir meslek olduğu tartışmasızdır. Ayrıca Danıştay ve Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlarda da avukatlık mesleğinin hem bir kamu hizmeti niteliğinin olduğu hem de serbest meslek yönünün bulunduğu vurgulanmaktadır. Söz konusu kararlarda, sadece yürütülen hizmetin kamu hizmeti olmasından hareketle avukatlığın kamu görevlilerinin tabi olduğu kurallara tabi kılınmasının mesleğin niteliği ve gerekleri ile örtüşmeyeceği, kamu hizmeti olarak kabul edilmiş olsa da serbest avukatlık mesleğinin devlet memuriyeti görev ve hizmetleriyle aynı nitelikte görülemeyeceği ve aynı ölçütlere tabi tutulamayacağı da belirtilmektedir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 113).</p>

<p>62. Bu bağlamda müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla kamu hizmeti kapsamında olduğu açık olan avukatlığın<i> istihdam</i> boyutuyla da ele alınması gerekir.</p>

<p>63. Kamu hizmetinde istihdam kavramının kamu görevlilerini kapsadığı konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte özel hukuk sözleşmeleri ile de kamu hizmetinde istihdam mümkün kılınabilir. Ancak kamu görevlisi olmayan, bir idari sözleşmeyle veya ticari ya da sınai nitelikteki bir özel hukuk sözleşmesiyle kamu hizmetinde çalıştırılmayan ve mesleklerini serbest şekilde icra eden avukatların kamu hizmetinde istihdam edildiklerinin kabulü mümkün değildir. Zira belirtilen durumlar olmadığı müddetçe avukatlık kural olarak kamu hiyerarşisine dâhil olmayan serbest bir meslektir. Serbest avukatlığın devletin namına ve hesabına yapılan bir iş olmaması, serbest avukatların baro levhasına kaydolduktan sonra çalışıp çalışmama ve müvekkillerini seçme konusunda kural olarak bağımsız olmaları, devletten herhangi bir maaş almamaları, gelirlerinin müvekkillerinden aldıkları vekâlet ücretinden oluşması, zorunlu müdafilik veya arabuluculuk gibi görevlendirmeler dışında serbest avukatlara devletin mali olarak bir katkısının bulunmaması, serbest avukatlar tarafından yapılan iş ve işlemlerin sonuçlarından devletin mali veya hukuki sorumluluğunun bulunmaması, müvekkilleri ile aralarındaki sözleşmeden kaynaklanan tüm haklara kendilerinin sahip olmaları, yükümlülüklere de kendilerinin katlanması bu yöndeki tespit ve vurguları pekiştirmektedir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 115).</p>

<p>64. Serbest avukatlık mesleğinin anılan nitelikleri ve ilgili düzenlemelerde <i>istihdam edilmeme </i>yasağının söz konusu olduğu dikkate alındığında derece mahkemelerince verilen iptal kararına dayanak olarak gösterilen hükümlerin müdahalenin kanuni dayanağı olarak kabul edilmesi mümkün görünmemektedir. Başka bir anlatımla, somut olayda idari, ticari veya sınai bir sözleşme ile çalıştırılma söz konusu olmadığından başvurucunun baro levhasına yazılması yönünde TBB tarafından tesis edilen işlem, ilgili yasal düzenlemelerde yer alan <i>kamu hizmetinde istihdam edilme yasağı</i> kapsamında kalmamaktadır. Aksine bir yorum ilgili düzenlemelerin yalnızca avukatlık yönünden değil kamu hizmeti kapsamında görülebilecek hekimlik, mühendislik gibi serbest şekilde de icra edilebilen diğer meslekler yönünden uygulanmasına neden olabilir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 116).</p>

<p>65. Belirtildiği üzere özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahalenin Anayasa'nın öngördüğü güvencelere uygun kabul edilebilmesinin ilk ve temel koşulu müdahalenin kanuni dayanağının bulunmasıdır. Somut olayda ise başvurucunun idari, ticari ya da sınai bir sözleşme kapsamında kamu hizmetinde çalıştırılma durumunun olmadığı, başvurucunun istihdam edilmesinden bahsedilemeyeceği ve serbest avukatlığın bir istihdam ilişkisine dayanmadığı dikkate alındığında serbest avukatlık faaliyetini <i>kamu hizmetinde istihdam edilme yasağı</i> kabul eden derece mahkemelerince anılan düzenlemelerin keyfîliğe yol açtığı izlenimi oluşturacak şekilde genişletici ve öngörülemez bir yoruma tabi tutulduğu değerlendirilmektedir. Neticede başvurucunun baro levhasına yazılmamasına yönelik olarak gerçekleştirilen müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>66. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu müdahalenin kanunilik koşulunu sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>d.</strong> <strong>6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden</strong></p>

<p>68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…</i></p>

<p><i>(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."</i></p>

<p>69. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanın yenilenmesine ve lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>70. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Doğan</i> kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (<i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i>, B. No: 2016/12506, 7/11/2019).</p>

<p>71. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 55, 57).</p>

<p>72. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 58, 59; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> §§ 57-59, 66, 67).</p>

<p>73. İncelenen başvuruda, serbest avukatlık mesleğini icra etmekten alıkoyan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu ihlalin mevcut düzenlemelerin derece mahkemelerince öngörülemez şekilde yorumlanmasından, dolayısıyla doğrudan derece mahkemelerinin kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>74. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun şekilde yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>75. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>76. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 15. İdare Mahkemesine (E.2017/1389, K.2017/3522) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>E. 294,70 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201824939-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 19:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasas4.jpg" type="image/jpeg" length="81726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AVUKAT KAMU GÖREVLİSİ MİDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-kamu-gorevlisi-midir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-kamu-gorevlisi-midir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Genel Olarak</strong></p>

<p>“Hükmün kolektif verilmesi” ilkesinin parçası olan ve yargı sistemimizin süjelerinden avukatın kamu hizmeti gördüğü ve Türk Milleti adına gerçekleştirilen yargılamaların bir parçası olduğu tartışmasızdır.</p>

<p>Bununla birlikte; serbest meslek faaliyetinde bulunan avukatın kamu hizmeti görmesi, avukatı “kamu görevlisi” kabul etmek için yeterli değildir. “Suçta ve cezada kanunilik” ilkesine göre, ceza sorumluluğuna yol açacak veya bu sorumluluğu ağırlaştıracak kuralların kanunda açıkça belirtilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avukatın “kamu görevlisi” kabul edilip edilmeyeceği konusunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 6. maddesi incelendiğinde; (c) bendi uyarınca “kamu görevlisi” kavramından, <i>“kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişinin”</i>, ve (d) bendi uyarınca “yargı görevi yapan” kavramından, <i>“yüksek mahkemeler ve adli, idari ve askeri mahkemeler üye ve hakimleri ile cumhuriyet savcısı ve avukatların”</i> anlaşılacağı ifade edilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü üzere kanun metni, kamu görevlisi ile yargı mensubu kavramlarını birbirinden ayrı tutmuş ve bu ayırımda avukatların yargı mensubu olduğunu açıkça ifade etmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte TCK m.6’nın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir: <i>“Kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir. Bu faaliyetin yürütülmesine katılan kişilerin maaş, ücret veya sair bir maddi karşılık alıp almamalarının, bu işi sürekli, süreli veya geçici olarak yapmalarının bir önemi bulunmamaktadır. Bu bakımdan örneğin mesleklerinin icrası bağlamında avukat veya noterin kamu görevlisi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır”</i>.</p>

<p>Her ne kadar gerekçede meslek icrası bakımından avukatların kamu görevlisi olduğu hususunda tereddüt bulunmadığı belirtilmişse de, bunun kabulü, TCK m.6’nın metni ile çelişki oluşturmakta ve bağlayıcı olmayan gerekçeyle, 6. maddenin (d) bendinde yer alan “avukatların” ifadesinin yok sayılmasına neden olmaktadır<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>TCK m.6’nın gerekçesinde; avukatların kamu görevlisi olduğu belirtilmiş olsa da, gerekçede belirtilen nitelikler dikkate alındığında, avukatların kamu görevlisi olduğu sonucuna varılamayacaktır, çünkü avukatların kamusal faaliyette bulunması, Anayasa veya kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş siyasal bir karara dayanmamaktadır. Siyasal karar kavramı, ne baronun avukat atamasını ve ne de avukatın müvekkili ile arasında akdedilen vekaletname sözleşmesini içermektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201824939-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 16.09.2020 tarihli, 2018/24939 başvuru numaralı kararı</a>nın 63 ila 65. paragraflarına göre;</strong> <i>“63. Kamu hizmetinde istihdam kavramının kamu görevlilerini kapsadığı konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte özel hukuk sözleşmeleri ile de kamu hizmetinde istihdam mümkün kılınabilir. Ancak kamu görevlisi olmayan, bir idari sözleşmeyle veya ticari ya da sınai nitelikteki bir özel hukuk sözleşmesiyle kamu hizmetinde çalıştırılmayan ve mesleklerini serbest şekilde icra eden avukatların kamu hizmetinde istihdam edildiklerinin kabulü mümkün değildir. Zira belirtilen durumlar olmadığı müddetçe avukatlık kural olarak kamu hiyerarşisine dahil olmayan serbest bir meslektir. Serbest avukatlığın devletin namına ve hesabına yapılan bir iş olmaması, serbest avukatların baro levhasına kaydolduktan sonra çalışıp çalışmama ve müvekkillerini seçme konusunda kural olarak bağımsız olmaları, devletten herhangi bir maaş almamaları, gelirlerinin müvekkillerinden aldıkları vekalet ücretinden oluşması, zorunlu müdafilik veya arabuluculuk gibi görevlendirmeler dışında serbest avukatlara devletin mali olarak bir katkısının bulunmaması, serbest avukatlar tarafından yapılan iş ve işlemlerin sonuçlarından devletin mali veya hukuki sorumluluğunun bulunmaması, müvekkilleri ile aralarındaki sözleşmeden kaynaklanan tüm haklara kendilerinin sahip olmaları, yükümlülüklere de kendilerinin katlanması bu yöndeki tespit ve vurguları pekiştirmektedir (bkz. Tamer Mahmutoğlu, § 115).</i></p>

<p><i>64. Serbest avukatlık mesleğinin anılan nitelikleri ve ilgili düzenlemelerde istihdam edilmeme yasağının sözkonusu olduğu dikkate alındığında derece mahkemelerince verilen iptal kararına dayanak olarak gösterilen hükümlerin müdahalenin kanuni dayanağı olarak kabul edilmesi mümkün görünmemektedir. Başka bir anlatımla, somut olayda idari, ticari veya sınai bir sözleşme ile çalıştırılma sözkonusu olmadığından başvurucunun baro levhasına yazılması yönünde TBB tarafından tesis edilen işlem, ilgili yasal düzenlemelerde yer alan kamu hizmetinde istihdam edilme yasağı kapsamında kalmamaktadır. Aksine bir yorum ilgili düzenlemelerin yalnızca avukatlık yönünden değil kamu hizmeti kapsamında görülebilecek hekimlik, mühendislik gibi serbest şekilde de icra edilebilen diğer meslekler yönünden uygulanmasına neden olabilir (bkz. Tamer Mahmutoğlu, § 116).</i></p>

<p><i>65. Belirtildiği üzere özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahalenin Anayasanın öngördüğü güvencelere uygun kabul edilebilmesinin ilk ve temel koşulu müdahalenin kanuni dayanağının bulunmasıdır. Somut olayda ise başvurucunun idari, ticari ya da sınai bir sözleşme kapsamında kamu hizmetinde çalıştırılma durumunun olmadığı, başvurucunun istihdam edilmesinden bahsedilemeyeceği ve serbest avukatlığın bir istihdam ilişkisine dayanmadığı dikkate alındığında serbest avukatlık faaliyetini kamu hizmetinde istihdam edilme yasağı kabul eden derece mahkemelerince anılan düzenlemelerin keyfiliğe yol açtığı izlenimi oluşturacak şekilde genişletici ve öngörülemez bir yoruma tabi tutulduğu değerlendirilmektedir. Neticede başvurucunun baro levhasına yazılmamasına yönelik olarak gerçekleştirilen müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır”</i>.</p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararları Işığında Avukatın Ceza Sorumluluğu</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında; TCK m.5’in 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle bu Kanunun genel hükümlerine aykırı ve sınırlayıcı nitelikte olan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 62. maddesinin<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> bu tarih itibariyle zımnen ilga edildiği belirtilmişse de<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20163443-e-20196855-k-sayili-karari" rel="dofollow">[3],</a> avukatların sorumluluğu hakkında yeni bir düzenleme yapılmadıkça, bu konuda boşluk olduğu kabul edilmelidir. <strong>TCK m.6/1-d ve gerekçeden hareketle, avukatların zimmet veya diğer özgü suçlarından dolayı sorumlu tutulmaları hatalıdır.</strong></p>

<p>Avukatın dosyaya, siyasi bir kararla atanmaması veya seçilmemesi nedeniyle, klasik anlamda bir kamu görevlisinden bahsedilemeyeceği, avukatların kamu görevlisi olarak kabul edilmesi halinde, esasında yargılama faaliyetinin yürütülmesi için mevcut olması gereken diğer süjelerin, yani hakim veya savcıların da yargı mensubu olarak değil, kamu görevlisi olarak anlaşılmaları gerektiği sonucunu meydana getirir ki, bu kabul TCK m.6’ya da aykırı olacaktır.</p>

<p>Esasında “Özel kanunlarla ilişki” başlıklı TCK m.5’in 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girmesiyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümlerine aykırı olan ve sınırlayıcı nitelikte kabul edilen 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 62. maddesinin ilga edildiği ve görevden kaynaklanan yetkiyi kötüye kullanma suçu bakımından avukatların sorumluluğunun daha da muğlaklaştığı, bu konuda 1136 sayılı Kanunda özel düzenlemeye gidilmediği görülmektedir. Oysa ceza sorumluluğunun sınırlarının kesin çizilmesinin gerektiği, öngörülebilirliğin ve bireyselleştirmenin ancak bu şekilde sağlanabileceği ve bu sınırların net ortaya koyulamadığı takdirde, farklı veya hatalı uygulamaların ortaya çıkabileceği tartışmasızdır.</p>

<p>Örneğin<img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a name="OLE_LINK3">; müvekkili adına tahsilat işlemini gerçekleştiren, ancak bunun hepsini veya bir kısmını müvekkiline vermeyen avukatın sorumluluğun tespiti bakımından h</a>izmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçlarına bakan Yargıtay 15. Ceza Dairesi, fiilin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu; zimmet suçuna bakan Yargıtay 5. Ceza Dairesi ise, fiilin zimmet suçunu oluşturduğunu ifade etmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20176985-e-20199115-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 30.09.2019 tarihli, 2017/6985 E. ve 2019/9115 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong> <i>“alacaklı sıfatıyla takip ettiği Ankara 3. İcra Müdürlüğünün 2010/5528 sayılı dosyasında 10/02/2011 tarihli reddiyat makbuzuna istinaden 81.431,09 Türk lirası tahsil ettiği halde, müvekkili katılana vermeyip tamamını haksız olarak uhdesinde tuttuğu böylece hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilen olayda; (…) Sanık savunmaları, katılan beyanları ile tüm dosya kapsamından sanığa verilen mahkumiyet hükmünde bir isabetsizlik görülmemiştir”</i>.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a name="OLE_LINK10"><strong>Benzer bir olayda </strong></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20189173-e-202012292-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin kararında ise</a></strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20189173-e-202012292-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[4]</strong>; </strong></a>hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunda yapılan yargılamada değişen suç vasfına göre zimmet suçundan mahkumiyet kararı verildiği, suç vasfına yönelik temyiz itirazlarının reddedildiği, bununla birlikte etkin pişmanlık hükümleri ile TCK m.53/1-e uyarınca bozma kararı verildiği anlaşılmaktadır. Dairenin görüşü, fiilin zimmet suçunu oluşturduğu yönündedir. Kararın karşı oyunda ise; <i>“Avukatın TCK anlamında kamu görevlisi sayılıp sayılmayacağının salt TCK m. 6/1-c’deki tanımdan hareketle her suç tipi açısından genel olarak tespit etmek yerinde olmayacaktır. Avukatın müvekkili ile arasındaki ilişkinin kamu idaresinden ve kamusal otoritenin kullanılmasından bağımsız bir husus olduğu gözden uzak tutulmamalı, avukatın vekalet ilişkisine dayalı olarak hareket ettiği gözetildiğinde bu vekalet ilişkisinin TCK anlamında ortaya çıkan sorunlarda ön planda tutulmasına özen gösterilmesi gerektiği nazara alınmalıdır. Bu durum özellikle avukata karşı görevi nedeniyle işlenen suçlar ile avukat tarafından görevinin ifası kapsamında işlenen suçlar bakımından sözkonusu olabilmektedir. Bu bakımdan <strong>örneğin, avukatın müvekkiline teslim etmesi gereken maddi değeri kendi malvarlığına dahil etmesi durumunda kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişinin bu eylemden etkilendiğini söylemek mümkün olmayacağından burada zimmet suçunun değil güveni kötüye kullanma suçunun gerçekleştiğini söylemek gerekir.”</strong> </i>açıklamasına yer verilmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206607-e-2022935-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin oy çokluğu ile verdiği 02.02.2022 tarihli, 2020/6607 E. ve 2022/935 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17/06/2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ile mağdurlar arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, sözkonusu paraların teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil katılan tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nin 155/2. maddesinde tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı,” </i>gerekçesiyle, avukatın kamu görevlisi olarak kabul edilmediği anlaşılmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20211277-e-2021935-e-ve-20205750-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">[5].</a></p>

<p><strong>Kararda yer alan karşı oya göre ise; </strong>1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesinde avukatlığın kamu hizmeti ve yargının kurucu unsurlarından olduğuna ilişkin belirleme, 2. maddesinde yazılı amacı, m.76/1 ve m.109/1-2’e göre baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğuna ilişkin hükümler ile TCK m.6/1-c’de yer alan tanım ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; avukatların, 1136 sayılı Kanunun m.35/1 ve m.35/A’da yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılacak iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barolar Birliği’nin organlarında ifa ettikleri görev yönünden kamu görevlisi olduklarının kabulünün gerektiği ve yine TCK m.6 uyarınca kamusal faaliyet yaptıkları, dolayısıyla kamu görevlisi olduklarında, anılan maddenin gerekçesi sebebiyle de bir kuşku bulunmayan avukatın, görevi sebebiyle kendisine teslim edilen müvekkiline ait parayı veya başka eşyayı müvekkiline vermemesi durumunda zimmet suçunun oluşacağının kabulü gerekir.</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Görevi kötüye kullanma:” başlıklı 62. maddesinin yürürlükte olup olmadığı konusunda, Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin aşağıda yer verdiğimiz 30.03.2023 tarihli kararında farklı düşündüğünü, verdiği bozma kararının içeriğinden 62. maddenin yürürlükte olduğunu ve avukatlar hakkında uygulanabileceğinin anlaşıldığını ifade etmek isteriz.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-202113227-e-20233776-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 30.03.2023 tarihli, 2021/13227 E. ve 2023/3776 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong> <i>“B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü: Duruşmalı inceleme neticesinde; avukatların kendilerine görevleri gereğince verilen bir işi görmek amacıyla tahsilat yapma yetkilerinin bulunması, olaya konu paranın avukat olan sanığın görevi gereği yapması teklif edilen bir işin görülmesi amacıyla verilmesi, paranın alınması amacıyla katılanı aldatabilecek nitelikte hileli herhangi bir davranış sergilememesi karşısında eylemin dolandırıcılık suçuna konu edilemeyeceği, belirli bir kamu hizmeti görmekte olan sanığın görevinin gereği olarak yerine getirmek zorunda olmasına karşın, katılan adına dava açmayıp hareketsiz kalmak ve katılandan önce katılanın eşi tarafından boşanma davası açılmasına sebep olmak suretiyle katılanın mağdur olmasına yol açtığı ve bu şekilde ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyet hükmü kurulmuştur. (…)</i></p>

<p><i>1136 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi “Bu Kanun ve diğer kanunlar gereğince avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin yahut baroların organlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi kötüye kullanan avukat Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesi hükümlerine göre cezalandırılır.” hükmünü içermekte olup, dava konusu somut olayda sanık ile katılan arasında vekalet ilişkisi bulunmadığı ve sanığın üzerine atılı görevi kötüye kullanma suçunun yasal unsurları oluşmadığından beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,” </i>bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-202113227-e-20233776-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi 30.03.2023 tarihli kararı</a>nda; Bölge Adliye Mahkemesinin, avukatın belirli bir kamu hizmetini görmekle görevli olduğuna dair kabule değinilmediğinden, bu görüşün benimsenmediği anlaşılmakla birlikte, Avukatlık Kanunu m.62 ile ilgili görüşümüzden farklı olarak, Avukatlık Kanunu’nun 62. maddesinin yürürlükte olduğunun kabul edildiği ve buna göre, sanık avukat ile katılan arasında vekalet ilişkisi olması halinde, sanık avukatın üzerine atılı görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanılması suçunun oluşacağı sonucuna varılacağına, kararda yer alan <i>“dava konusu somut olayda sanık ile katılan arasında vekalet ilişkisi bulunmadığı ve sanığın üzerine atılı görevi kötüye kullanma suçunun yasal unsurları oluşmadığından beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden,”</i> gerekçesinin mefhum-u muhalifinden anladığımızı ifade etmek isteriz.</p>

<p><strong>3. Değerlendirme</strong></p>

<p>Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin karşı oyunda yer verilen görüşü benimsemekteyiz. Devlet teşkilatı veya denetimi altında çalışmayan serbest meslek sahibi avukatların davranışlarından dolayı kamu idaresinin güvenilirliğinin ve işleyişinin etkilendiğini belirtmek ve bundan dolayı avukatın Türk Ceza Kanunu anlamında her daim kamu görevlisi sayılacağı sonucuna varmak, “kanunilik” ilkesi ile de bağdaşmamaktadır. “Serbest çalışan” olarak mesleğini icra eden avukatların çoğu zaman müvekkilleri ile arasında vekaletname ilişkisi olduğu da gözönüne alındığında, esasında bu ilişkinin kamudan ziyade avukatın kendisini ilgilendirdiği ve bu kapsamda çıkacak olan uyuşmazlıkların daha ziyade özel hukuk alanına girdiği ifade edilebilir. Örneğin avukat; tahsil ettiği miktarı, avukatlık ücretini aldıktan sonra müvekkiline teslim etmiş, ancak müvekkil tarafından paranın eksik verildiği iddia edilmişse, burada taraflar arasında akdedilen sözleşmeden kaynaklı hukuki bir ihtilaf bulunduğu sonucuna varılmalıdır. Pek tabi bu hallerde, avukatın kastının ne yönde olduğu, yani asıl kastının gerçekten hak ettiğinden fazla bir meblağı zimmetine geçirmek olup olmadığı, müvekkili ile arasında imzalanan sözleşme de dikkate alınarak tespit edilmeye çalışılmalı ve suç işlediği sonucuna varıldığında da, avukat esasında kamu bir görevini yerine getiriyor olsa da, kamuyu temsil etmediğinden, bu fiillerinden dolayı sorumluluğunun Türk Ceza Kanunu’nun “Zimmet” başlıklı 247. maddesinin değil, “Güveni kötüye kullanma” başlıklı 155. maddesinin kapsamında tayin edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yargıtay 5. ve 15. Ceza Daireleri farklı yönde görüşler belirtmiş olsalar da, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, yukarıda ver verdiğimiz açıklamalarla aynı sonuca vararak, benzer fiiller yönünden hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun uygulanması gerektiğini ifade etmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017594-e-201981-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.02.2019 tarihli, 2017/15-594 E., 2019/81 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong> <i>“Sanık avukatın tahsil ettiği paraya karşılık tahakkuk etmiş vekalet ücretlerine karşılık hapis hakkını kullandığına ilişkin ve şikayetçinin bilgilendirildiğine dair herhangi bir yazılı belge mevcut değildir. Avukatın hapis hakkını kullanmadan önce hangi alacağına karşılık hangi paradan ne miktar hapis hakkını kullanacağını müvekkiline bildireceği zorunluluğuna karşın sanık avukatın bu zorunluluğu yerine getirmeksizin ve afaki rakamlarla hapis hakkını kullandığına dair savunmasına itibar edilmediği, şeklinde, bozma kararında tartışılması gereken hususlar değerlendirilerek ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulmuştur. (…)</i></p>

<p><i>Ulaşılan sonuç karşısında, sanığa atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir”</i>.</p>

<p>Bu kararında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, hapis hakkının varlığı ile ilgili araştırmadan sonra yasal unsurları tartışılması gerekli suçun TCK m.155/2’de düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma olduğuna yer verdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> zimmet suçunda kamu idaresinin güvenilirliğini ihlal eden bir durumun olduğu ile sürülse de, kamu görevlisi tanımının İdare Hukuku ile Ceza Hukukunda aynı anlamlara gelmediği, “kanunilik” ilkesi gereğince Ceza Hukuku sınırlarının daha belirgin çizilmesi ile içtihat birliğinin sağlanması gerektiği, uygulamada avukatların kamu görevlisi sayılarak cezalandırılmalarının hatalı olduğu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 62. maddesinin de ilga edildiği ve yerine yeni kanun hükmü getirilmediği kabul edildiğinden yasal boşluk oluştuğu ve bu boşluğun yasa düzenlemesi yapılarak giderilmeden bu uygulamaların düzeltilemeyeceği, mevcut boşluğun kişi aleyhine değerlendirilemeyeceği, kamu görevlisi sorumluğunun yüklenebilmesi için bunun özel düzenleme ile öngörülmesi gerektiği, yeni bir düzenleme olmadığı müddetçe avukatların zimmet, irtikap, denetim görevinin ihmali veya görevi kötüye kullanma suçları gibi özgü suçlardan sorumlu tutulamayacağını, yalnızca rüşvet suçu bakımından TCK m.252/7’de “yargı görevi yapan” ifadesine yer verildiğinden sorumluluğunun gündeme gelebileceğini belirtmek isteriz.</p>

<p>Kabul ettiğimiz görüş doğrultusunda, avukatlara karşı işlenen suçların, örneğin icra emrini gerçekleştirecek olan avukata engel olunduğunda, suçun nitelikli halinin uygulanması gerektiği, ancak avukatın kendisinin Türk Ceza Kanunu tarafından suç olarak vasıflandırılan bir fiili gerçekleştirdiğinde özgü suçların veya suçların nitelikli hallerinin uygulama alanı bulmayacağı nedeniyle, eşitlik hakkına aykırı olduğu görüşü ileri sürülebilirse de, avukatın yargı ilamlarının yerine getirdiği veya savunma makamını temsilen hareket ettiği sırada, esasında kanunlarda yerine getirilmesi gereken görevleri icra ettiği, oysa diğer hallerde kamu adına değil, kendi adına hareket ettiği, bu niteliğin yalnızca kanun maddeleri ile kararların uygulamaya yansıyabilmesi için gerekli olduğu düşüncesi ile görüşümüzün yerinde olduğu sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>Sonsöz;</strong> öngörülebilirliğin ve belirliliğin sağlanması suretiyle temel hak ve hürriyetlerin korunması, ancak “kanunilik” ilkesine göre kanunların çıkarılması ve uygulanması ile mümkündür. Çıkarılan ceza kanunlarında ve bunların tatbikinde; “Suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı TCK m.2’nin gerekleri harfiyen uygulanmadıkça, temel hak ve hürriyetler güvencede olamaz. Bu güvence; kanun koyucunun suç ve ceza normlarını düzenlerken göstereceği özenle olacağı kadar, bundan ötesi ve “kanunilik” prensibinin korunması esas itibariyle yargının görevidir. Günümüzde Ceza Hukuku alanına hakim olan iki ilke vardır; birisi “kanunilik” ve diğeri de “şahsi kusur sorumluluğu” ilkeleri olup, ceza kanunlarının hazırlanmasında ve tatbikinde bu ilkelerden asla taviz verilmemelidir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Mehmet Vedat Ervan</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> 2006 yılında İstanbul’da Vedat Kitapçılık tarafından basılan “Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu Cilt 1 (m.1-140)” adlı eserimizin 23. ila 26. sahifelerinde Ceza Hukuku açısından “memur” ve “kamu görevlisi” kavramlarını ayrıntılı açıklamıştık. Bu kitapta; sadece siyasi kararlara dayalı hizmetlerin kamu adına yürütülmesinin kamusal faaliyet kabul edilemeyeceği, çünkü her kamusal faaliyetin dayanağını bir siyasi karardan almayacağını, kamu görevlisini belirlerken “kamu kudreti” kıstasından hareket edilmesi gerektiğini, kamu hizmetinin ne şekilde verildiğinin veya ücretsiz olup olmamasının önemli olup olmadığını, avukatın “yargı mensubu” veya “yargı görevini yapan” sayıldığı hususunda bir tartışmanın bulunmadığını, yargı mensupları açısından “kamu görevlisi” kavramının “yargı görevini yapan” kavramını da içine alacak genişlikte olduğunu, avukatında “kamu görevlisi” olarak değerlendirilebileceğini, işkence suçunu düzenleyen TCK m.94/2’nin (b) bendinde geçen <i>“Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla” </i>ibaresinde geçen<i> </i>“diğer” kelimesinden hareketle avukatların kamu görevlisi kabul edilebileceğini, kamu hizmeti yürüten, toplumsal savunma yapan, başkalarının haklarını korumak amacıyla iddiada ve savunmada bulunan ve görevi sırasında kamu kudreti kullanan avukatların Ceza Hukuku kapsamında “kamu görevlisi” sayılması gerektiğini ifade etmiş olsak da, işbu çalışmamızda bu görüşün aksini ortaya koyduğumuzu, tartışmaya açtığımızı, avukatın “yargı mensubu” sayılacağını, fakat kamu görevlilerine atıf yapılmadığı sürece sırf kamu hizmeti ifa ettiğinden bahisle serbest çalışan avukatların kamu görevlisi kabul edilemeyeceği yönünde görüşün de güçlü olduğunu, bu sebeple TCK m.94/2-b’de olduğu gibi avukata atıf yapmayan “Zimmet” başlıklı TCK m.247, yine “İrtikap” başlıklı m.250’nin avukatlara uygulanması mümkün değilken, “Rüşvet” başlıklı m.252/7’de yer alan “yargı görevi yapan” kavramından hareketle avukatların rüşvet almasının ve rüşvet suçu işlemesinin mümkün olduğu, “Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” başlıklı m.256’da, yine “Görevi kötüye kullanma” başlıklı m.257’de “avukat” ibaresi geçmediğinden 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda avukatlar tarafından görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında işlenen fiillerle ilgili bu maddelere atıf yapılmadıkça veya özel düzenleme olmadıkça, “kamu görevlisi” sayılmayan avukatlar hakkında “kanunilik” ilkesi gereğince cezalandırma yoluna gidilemez. TCK m.2 sebebiyle kıyas veya kıyasa varan genişletici yorum da yapılamayacağından, bir serbest meslek türü olmakla birlikte kamu hizmeti ifa ettiği kabul edilen ve kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarından olan baroya kayıtlı avukatın, özgü/mahsus suçlardan “fail” veya “müşterek fail” sıfatıyla sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Görevi kötüye kullanma:” başlıklı madde 62:</strong> <i>“Bu Kanun ve diğer kanunlar gereğince avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin yahut baroların organlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi kötüye kullanan avukat Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesi hükümlerine göre cezalandırılır”</i>.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20163443-e-20196855-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> <img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /></span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20163443-e-20196855-k-sayili-karari" name="OLE_LINK13" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 08.07.2019 tarihli, 2016/3443 E., 2019/6855 K. sayılı kararında da; </strong></span></a><i><span style="color:#999999">“davalıların vekilinden 26.02.2009 tarihinde haricen 30.000 Türk Lirası almasına rağmen, vekalet ücreti olarak 3.000 Türk Lirasını mahsup ettikten sonra müvekkili müştekiye 22.000 Türk Lirası verip kalan kısmı uhdesinde tutmak suretiyle üzerine atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği kabul edilen somut olayda (…)1136 sayılı Kanunun 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve Barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden avukatların kamu görevlisi olduklarında kuşku bulunmadığı, 5237 sayılı <img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /></span><a name="OLE_LINK1"><span style="color:#999999">TCK’nın 5. maddesinin 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle anılan Kanunun genel hükümlerine aykırı olan sınırlayıcı nitelikteki Avukatlık Yasasının 62. maddesinin özel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçları açısından zımnen ilga edilmiş sayılmasının gerektiği </span></a><span style="color:#999999">ve TCK’nın 247. maddesine göre zimmete geçirilen malın devlete veya özel kişilere ait olmasının suçun oluşması bakımından öneminin bulunmadığı da nazara alınarak, sanık avukatın tahsil ettiği parayı müvekkiline vermemesi şeklindeki eyleminin zimmet suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması” </span></i><span style="color:#999999">hukuka aykırı görülmüştür.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20189173-e-202012292-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4] Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 17.09.2020 tarihli, 2018/9173 E. ve 2020/12292 K. sayılı kararı.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20211277-e-2021935-e-ve-20205750-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20211277-e-2021935-e-ve-20205750-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin benzer yönde kararları için bkz. 28.02.2022 tarihli, 2021/1277 E. ve 2022/2337 K.</span></a><span style="color:#999999">; </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20211277-e-2021935-e-ve-20205750-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">02.03.2022 tarihli, 2021/935 E. ve 2022/2438 K.</span></a><span style="color:#999999">; </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20211277-e-2021935-e-ve-20205750-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">19.04.2022 tarihli, 2020/5750 E. ve 2022/4039 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-kamu-gorevlisi-midir-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 19:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/baro/avukat-ss.jpg" type="image/jpeg" length="56441"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞTEN AYRILMA SÜRECİNDE İŞÇİNİN HAKLARI - Fesih, Tazminat ve Alacaklara Genel Bakış]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isten-ayrilma-surecinde-iscinin-haklari-fesih-tazminat-ve-alacaklara-genel-bakis-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isten-ayrilma-surecinde-iscinin-haklari-fesih-tazminat-ve-alacaklara-genel-bakis-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşten çıkarıldığını öğrenen ya da artık bu koşullarda çalışamayacağını düşünen bir işçi için ilk an genellikle aynıdır. Kimi zaman kısa bir mesajla, kimi zaman işyerinde yaşanan bir tartışmanın ardından söylenen birkaç cümleyle iş ilişkisi sona erer. O an çoğu işçinin aklında tek bir soru vardır: <strong>“Haklarım ne olacak?”</strong> Ancak bu soru, basit bir meraktan çok, çoğu zaman geri dönülmesi zor hukuki sonuçları olan bir sürecin başlangıcını ifade eder.</p>

<p>İş hukukunda iş sözleşmesinin sona ermesi, tarafların iradesine ve feshin niteliğine göre farklı sonuçlar doğurur. Fesih, işveren tarafından yapılabileceği gibi işçi tarafından da gerçekleştirilebilir. Feshin kimden geldiği, hangi gerekçeye dayandığı ve nasıl yapıldığı; kıdem ve ihbar tazminatı başta olmak üzere birçok alacak kaleminin kaderini belirler. Bu nedenle uygulamada ilk olarak <strong>fesih bildiriminin varlığı, yazılı olup olmadığı ve içeriği</strong> değerlendirilir. Yazılı fesih bildiriminin bulunmadığı hallerde ise feshin hangi tarafça gerçekleştirildiği, çoğu zaman taraflar arasında ciddi bir uyuşmazlık konusu haline gelir.</p>

<p>İşveren tarafından yapılan fesihlerde, feshin haklı nedene mi yoksa geçerli nedene mi dayandığı ayrımı büyük önem taşır. Haklı nedenle fesih, iş sözleşmesini derhal sona erdirme imkânı tanırken; geçerli nedenle fesih, daha hafif nitelikte sebeplere dayanır ve özellikle tazminat hakları bakımından farklı sonuçlar doğurur. <strong>Yargıtay uygulamasında, haklı fesih nedenlerinin dar yorumlandığı; işverenin feshe dayanak yaptığı olayın ağırlığı, işyerindeki etkisi ve işçinin kusurunun somut olay çerçevesinde değerlendirildiği görülmektedir.</strong> Özellikle işyerinde yaşanan tartışmalar, kavga iddiaları veya işçinin davranışlarına dayalı fesihlerde, ilk eylemin kimden geldiği, savunma alınıp alınmadığı ve benzer durumdaki diğer çalışanlara nasıl işlem yapıldığı gibi hususlar önem kazanmaktadır.</p>

<p>İşçi tarafından gerçekleştirilen fesihlerde ise “haklı nedenle fesih” kavramı ön plana çıkar. <strong>Ücretin eksik ya da geç ödenmesi, fazla mesai karşılığının verilmemesi, sigorta primlerinin hiç ya da eksik yatırılması gibi durumlar, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında işçiye haklı nedenle fesih imkânı tanıyan haller arasında kabul edilmektedir.</strong> Ancak bu hakkın varlığı kadar, nasıl kullanıldığı da önemlidir. Fesih bildiriminin zamanı, içeriği ve feshe kadar geçen süreç, işçinin talep edebileceği alacaklar bakımından belirleyici olabilir. Uygulamada sıkça karşılaşılan hatalardan biri, işçinin haklı olduğunu düşünerek herhangi bir yazılı bildirimde bulunmaksızın işyerini terk etmesidir. Bu durum, ilerleyen aşamalarda feshin niteliğine ilişkin ciddi ispat sorunları doğurabilmektedir.</p>

<p>İşçilik alacakları bakımından, hangi alacakların feshe bağlı olduğu, hangilerinin fesihten bağımsız talep edilebileceği ayrımının doğru yapılması gerekir. <strong>Ücret, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil, prim ve ikramiye gibi alacaklar, iş sözleşmesinin sona erme şeklinden bağımsız olarak talep edilebilir. Buna karşılık kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti gibi alacaklar, doğrudan feshin niteliğine bağlıdır. </strong>Yargıtay uygulamasında, bu ayrımın dava dilekçesinde açık ve somut şekilde ortaya konulmaması hâlinde, alacak taleplerinin reddedildiği örneklerle sıkça karşılaşılmaktadır.</p>

<p>İş davalarında ispat meselesi, uyuşmazlığın sonucunu belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bordrolar, ücret ödeme belgeleri, çalışma sürelerine ilişkin kayıtlar, izin formları ve fesih bildirimi gibi belgeler; davanın seyrini doğrudan etkiler. Özellikle imzalı bordrolar ve işyerinde tutulan giriş-çıkış kayıtları, fazla mesai ve ücret alacaklarında belirleyici rol oynar. <strong>Yargıtay kararlarında, yazılı belgelerin varlığı hâlinde tanık beyanlarının sınırlı şekilde dikkate alınabileceği vurgulanmaktadır.</strong> Bu nedenle iş ilişkisinin belgeler üzerinden değerlendirilmesi, dava açılmadan önce yapılması gereken en önemli aşamalardan biridir.</p>

<p>İşçi alacaklarında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunludur. Ancak bu aşama, çoğu zaman yalnızca şekli bir prosedür olarak görülmektedir. Oysa arabuluculuk başvurusunda hangi alacak kalemlerinin talep edildiği, ileride açılacak davanın kapsamını doğrudan belirler<strong>. Uygulamada, arabuluculuk başvurusunda yer almayan alacakların dava konusu yapılması hâlinde, mahkemelerce usulden ret kararları verilebildiği görülmektedir.</strong> Bu yönüyle arabuluculuk süreci, dava öncesi stratejik bir değerlendirme gerektirir.</p>

<p>İş davaları <strong>her ne kadar basit yargılama usulüne tabi olsa da, içerdiği hukuki ve fiili değerlendirmeler bakımından teknik niteliktedir.</strong> Fesih nedeninin doğru tespiti, alacak kalemlerinin ayrıştırılması ve delillerin baştan eksiksiz şekilde sunulması, davanın sonucunu doğrudan etkiler. Uygulamada yapılan pek çok hata, yargılama ilerledikten sonra telafi edilemeyecek niteliktedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşten çıkarıldığı ya da işten ayrılmayı düşündüğü gün, yaşadığı belirsizlikle ne yapacağını bilemeyen bir işçi için süreç karmaşık ve yorucu olabilir. Oysa iş ilişkisinin sona ermesiyle birlikte atılacak adımlar, baştan doğru şekilde planlandığında hem zaman kaybı hem de hak kaybı büyük ölçüde önlenebilir. Bu nedenle işten ayrılma veya işten çıkarılma sonrasında, somut olayın özelliklerine göre <strong>hukuki bir değerlendirme yapılması ve sürecin avukat desteğiyle yürütülmesi</strong>, ileride telafisi güç sonuçların önüne geçilmesi açısından büyük önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER"><img alt="Av. Umut ÖZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/umut-ozer-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER">Av. Umut ÖZER</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isten-ayrilma-surecinde-iscinin-haklari-fesih-tazminat-ve-alacaklara-genel-bakis-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 18:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/isci-adam.jpg" type="image/jpeg" length="87627"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (3)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-3-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-3-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş ve Özet</strong></p>

<p>Aynı başlığı taşıyan <a href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-1" rel="dofollow">yazının birinci bölümünde</a> belirtildiği için tekrar edilmemiştir.</p>

<p><strong>İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>A) Atlamalı Kanun Yolunun <a name="_Hlk227242770">(Temyizin) </a>Gerekip Gerekmediği</strong></p>

<p><strong>Sorun: </strong>İstinafın kesin olan kararlarının yanında temyize tabi olan kararları da vardır.<strong> </strong>Kural olarak CMK’nın, bozma kararları ile kesin kararları dışında kalan kararları temyize tabidir. Başka bir deyişle CMK’nın,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1-</strong> 280/1. maddesinin (e) bendinin delaletiyle 289. maddesindeki <a name="_Hlk227239493">tüm hallerine (bentlerine)</a> ve 280/1. maddesinin (f) bendinde yer alan bozma nedenlerine dayanan bozma kararları ile 286/2. maddesinin tüm hallerinde (bentlerinde) belirtilen kesin kararları dışında kalan kararları,</p>

<p><strong>2-</strong> Kesinlik sınırına bakılmaksızın ismen sayılan (katalog) suçlar nedeniyle verilen kararları,</p>

<p>temyize tabidir. Uygulamada temyize tabi olan bu tür kararların neredeyse tamamına yakını, istinaf incelemesinden sonra taraflarca bir şekilde temyiz ediliyor. Temyize tabi dosyalar için istinafın dosya üzerindeki incelemesi yönünden şunları söylemek mümkündür. Dairenin varsa tebligat veya belge eksikliğinin giderilmesi amacıyla dosyayı ilk derece mahkemesine iade etmesi, bazen ayrıntılı bazen de matbu kararla vardığı hukuki kanaate göre nitelendirme yapması dışında dosyaya bir yenilik getirmiyor. Temyiz incelemesinde Yargıtay, doğal olarak istinaf ceza dairesinin nitelendirmesi ile bağlı değildir. İstinafta dosya üzerinde yapılan inceleme yönünden inceleme süresince dosyanın istinafta beklemesi, karar sürecinin daha da uzaması bakımından isabetli olmadığı ileri sürülebilir. Buna karşılık duruşma açılan hallerde istinaf ceza dairesi gerek usul gerekse de esas yönlerden hataların önemli ölçüde düzeltilmesi suretiyle dosyaya kayda değer yenilik getiriyor.</p>

<p><strong>Öneri:</strong> Konunun tartışılması, örneğin, duruşma açılmasına gerek görülmeyen temyize tabi bu tür dosyaların, bir aylık gibi bir süre içindeki ön inceleme sonucunda, varsa tebligat veya belge eksikliğini gidererek doğrudan temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilebilir. Dosyanın daha erken karara bağlanması açısından bu uygulama yararlı olabilecektir. Böyle bir uygulama Yargıtay’ın iş yükünde bir değişikliğe neden olmayacaktır. Zira bu dosyalar, gecikmeli de olsa nasılsa Yargıtay’a gideceği için fark eden bir şey olmayacaktır. Buna karşılık istinafların işini önemli oranda azaltacaktır. İstinafta duruşma açılması gereken hallerde ise karar sonucuna göre mevcut uygulamanın devam ettirilmesi isabetli olabilir. Çünkü dosya Yargıtay’a gitse bile dosyanın önemli ölçüde eksikliği tamamlandığı için daha az oranda bozma kararı verilmesini, dolayısıyla dosyanın gediş-gelişinin azalmasını sağlayabilir.</p>

<p><a name="_Toc218619869"><strong>B) Gerekçesizlik ve Savunma Hakkının Kısıtlılığı</strong></a></p>

<p><strong>Sorun:</strong> İki kez değişikliğe gidilen 289. maddesindeki (g) ve (h) bentlerindeki bozma nedenlerine dair iki hal yoruma fazla açıktır. Başka bozma ve aynı zamanda gerçekte yasal dayanak olabilen bozma hali de bulunmayan nedenlerin bu iki gerekçeden birisiyle verilmesi yargının hızlı ve etkinliğini olumsuz etkilemektedir. Uyap 2016, 2017 ve kısmen 2018 yılı kayıtlarına bakıldığında istinaf bozmalarının neredeyse tamamına yakınının bu iki nedenden verildiği görülecektir. Bu nedenle değişiklik yapılmış ise de sekiz yıl sonra yapılan değişiklikle tekrar eski hale dönülmüştür. Son değişiklik sonrası Uyap kayıtlarına bakıldığında bu iki halin fazla geniş yorumlanarak neredeyse bozma kararlarının tamamına yakınının bu iki nedenden birine dayandığı görülecektir.</p>

<p><strong>Öneri: </strong>Yargılamaların hızlı ve etkinliği adına yasadaki bozma nedenlerine mümkün olduğunca uyulması ama bu durumun oluşturacağı iş yükünün önlenmesi için istinaflara duruşma yapılmadan da gerektiğinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere eylemin nitelendirmesinin yapılabilmesi, bunun sonucunda beraat veya mahkumiyet hükmünün verilebilmesi, cezanın artırılabilmesine imkan verilmesi.</p>

<p><a name="_Toc204445986"><strong>C) Bir Hükümle Verilen Birden Fazla Cezanın Kanun Yolu</strong></a></p>

<p><strong>Sorun:</strong> Zaman zaman özellikle örgüt faaliyeti kapsamında veya birbiriyle <strong>bağlantılı olarak işlenen suçlarda kanun yolu farklılıkları</strong>na rastlanmaktadır. Zira, bağlantılı eylemlerde veya bir hükümde birden fazla suç için verilen <strong>cezaların toplamı değil, her bir suç yönünden verilen cezalar ayrı olarak dikkate alınarak kanun yoluna gidilebilir</strong>. Bu kural hem hapis cezaları hem de adli para cezaları için geçerlidir. Benzer durum suç örgütü kapsamında veya iştirak halinde işlenen suçlarda da karşımıza çıkabilmektedir.<strong> </strong>Suça göre verilen cezaların ayrı ayrı dikkate alınması hususu, hukuki düzenlemeye aykırı değil ise de kimi zaman hakkaniyete aykırı veya izahı zor olabilen farklı sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<p><strong>Öneri:</strong> Bir dosyadan veya bağlantılı eylemler nedeniyle verilen cezaların toplamı, re'sen istinaf sınırı olan <strong>15 yıl hapis cezasını geçtiğinde</strong> <strong>cezanın ağırlığı, infaz ve olası sonuçları gözetilerek re'sen istinafa tabi tutulması</strong>. Bunun yanında yine farklı kanun yoluna tabi olan birden fazla cezanın <strong>daha lehe (daha üst) kanun yolu varsa buna tabi tutulması </strong>da değerlendirilebilir. Adli para cezaları yönünden de aynı şekilde, bir kararla veya bağlantılı eylemler sonucunda verilen toplam adli para cezası dikkate alınabilir. Bir dosyadan veya bağlantılı eylemler nedeniyle verilen adli para cezalarının toplamı da istinaf sınırını geçtiğinde istinafa tabi tutulmasına imkân veren yasal düzenleme, ceza adalet sistemine daha uygun olabilecektir. En azından istinaf veya temyiz aşamasında olası lehe bozma (düzeltme) kararı ihtimalinin bulunduğu böyle durumlarda, istinafa-temyize başvurulamaması nedeniyle kesinleşen karar için daireye ve/veya ilk derece mahkemesine ya da infazı yapan Cumhuriyet savcısına infazının ertelenmesine (durdurulmasına) imkan verilmesi mümkün olabilir.</p>

<p><strong><a name="_Toc218263525">D) Avukatın Görev Suçu Nedeniyle Verilen Kararın Kanun Yolu</a></strong></p>

<p><a name="_Hlk218365079"><strong>Sorun:</strong></a> Temyize tabi tutulan düzenleme, daha çok bilinen CMK’da değil, 1136 sayılı Kanun’da yapılmıştır. Gerek mahkemelerce gerekse de ilgili avukatlarca bu durumun farkındalığının nispeten daha az olması nedeniyle kararlar kesin olarak verilebiliyor. Bu nedenle ve yanılma suretiyle temyiz kanun yoluna gidilmeyebiliniyor. Bu da yasaya aykırılık, kararın erken kesinleşmesi <a name="_Hlk227243059">ve daha çok avukatlar yönünden </a>hak kaybına neden olabiliyor.</p>

<p><a name="_Hlk218365742"><strong>Öneri: </strong></a>Özellikle farkındalık açısından CMK’nın 286. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendi olarak “Avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları” şeklinde konunun işlenmesi daha yararlı olabilecektir.</p>

<p><a name="_Toc218263517"><strong>E) Vekâlet Ücreti Farklılığı</strong></a></p>

<p><strong>a-Sorun</strong>: <strong>Kısmi durumlarda vekalet ücretinin verilip verilmeyeceği hususlarında farklı uygulamalar olabilmektedir</strong>. Özellikle çek suçlarında yargılama aşamasında ödemenin gerçekleşmesi üzerine verilen davanın düşmesine ilişkin karara karşı müşteki tarafı vekâlet ücreti talebiyle istinafa başvuru yapıyor. Taleplerde, çek keşidecisinin zamanında ödeme yapmaması veya kusurlu hareketi nedeniyle davaya ve dava açılmasından sonra ilerleyen aşamalarda masrafa sebebiyet verdiği ileri sürülerek yargılama masrafı ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği belirtiliyor. İstinafta her iki yönden, başka bir deyişle, vekâlet-yargılama ücretinin sanık veya hazine üzerinde bırakılmasına ya da vekâlet ücreti verilmesine yer olmadığına dair verilen kararlara rast gelmek mümkün olabiliyor. Aynı-çok benzer konunun farklı takdire konu olmasının önlenmesi yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>Öneri: Vekalet ücretine hükmedilebilecek veya hükmedilemeyecek hallerin daha açık olarak mevzuata dâhil edilmesi, </strong>özellikle dava açılmasına sebebiyet verilen hallerde davanın düşmesine kararı verilirken yargılama gideri ile vekâlet ücretinin sanık üzerinde bırakılıp bırakılamayacağı hususunun açıkça mevzuata dâhil edilmesi.</p>

<p><strong>b-Sorun:</strong> <strong>Sadece vekalet ücretinin istinaf konusu yapılması</strong> halinde de farklı uygulamaları görmek mümkündür. Kimi vekalet ücretinin şahsi hak olduğu, bunun (olağanüstü) kanun yoluna konu edilemeyeceği, kimi de edilebileceği görüşünden hareketle farklı sonuçlara varan kararlar verilebiliyor. Şahsi hak olsa bile, mahkeme, vekalet ücreti konusunda bir karar vermemiş ise bu şahsi hakka dair talebi karşılayabilen bir makam olmadığı için, başka bir deyişle mahkeme ek kararla vekalet ücretine karar veremeyeceği için sorun çözülmeden kalabiliyor.</p>

<p><strong>Öneri: </strong>Vekalet ücreti şartları oluştuğu halde her nasılsa mahkeme bu konuda karar vermemiş ise belli bir süre ile talep veya istem üzerine, tıpkı müsadere gibi karar verebilmesi veya konunun tartışılarak bir sonuca bağlanması gerekir.</p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,</strong></p>

<p>Belirtilen uygulamaların, daha hızlı ve etkin yargılama bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-1" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (1)</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#ffffff">-</span></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-2" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (2)</span></a></strong></h3>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynak:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Uygulamada İstinaf Ceza El Kitabı, İstanbul, Filiz Kitabevi, 7.Baskı, 2026</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-3-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 16:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tokmak-kitaps.jpg" type="image/jpeg" length="37332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6890 E., 2026/406 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256890-e-2026406-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256890-e-2026406-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2026 tarihli, 2025/6890 E., 2026/406 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6890 E., 2026/406 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1155 E., 2025/1404 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 21. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/430 E., 2025/114 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davalı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 20.01.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ... ile davalı vekili Avukat ... duruşmaya katıldılar.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.</p>

<p>Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 02.04.2007 tarihinde işe başladığını, 25.02.2020 tarihine kadar düzenli ve sürekli şekilde en son formen olarak çalıştığını, davalı işverenin davacının "... 06... plakalı araca izin alınmaksızın işlem yapıldığı..." gerekçesi ile işten çıkardığını, davacının amirlerinin rızası ve bilgisi dâhilinde böyle bir işlem yaptığını, davacıya alacaklarının ödenmediğini, işten çıkarıldığı tarihte brüt 6.500,00 TL ücreti aldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ve ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili dava dilekçesinde; davacının 02.04.2007 başlangıç tarihli iş sözleşmesi ile teknisyen olarak işe başladığını, iş sözleşmesinin sona erdiği 25.02.2020 tarihinde en son brüt 6.500,00 TL ücret aldığını, formen olması nedeniyle üstlendiği işin süreçlerini, çalışma kurallarını, prosedürleri bildiği hâlde 17.02.2020 tarihinde müvekkili Şirket işyerine turbo arızası nedeniyle gelen müşteriye ait araca garanti kapsamında olmamasına karşın, prosedür ve kurallara aykırı şekilde, herhangi bir onay almaksızın ve bilgi vermeksizin, aynı marka başka bir araç üzerinden garanti işlemi yapmak suretiyle arızalı olan turbo parçasını değiştirdiğini ve maddi değeri 13.730,00 TL+KDV tutarındaki parçayı ücretsiz şekilde taktığını, durumun tespiti üzerine 21.02.2020 tarihinde yazılı savunma vermesinin istendiğini, savunmasında bahse konu eylemi kabul ettiğini; ancak herhangi bir şahsi menfaat temin etmediğini, müşteri memnuniyeti amacıyla bu işi gerçekleştirdiğini savunduğunu, davacının iş sözleşmesi haklı nedenle feshetme kararı verilmek üzere iken davacının bu durumun siciline işleneceğinden çekinerek müvekkili Şirketten önce davranarak 25.02.2020 tarihinde kendi el yazısı ile yazdığı dilekçe ile istifa etmek sureti ile son bulduğunu, her türlü hak ve alacağını aldığına dair ibranameyi imzalayarak işten ayrıldığını, kıdem ve ihbar tazminatı talep hakkı bulunmadığını, işyerinde hafta içi 09.00-18.00 arasında ve ayda 2 cumartesi gününde 10.00-16.30 saatleri arasında çalışıldığını, işyerinin pazar günleri, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde özellikle dinî bayramlarda kapalı olduğunu, ayrıca fazla çalışma ücretlerinin iş sözleşmesinde belirlenen ücrete dâhil olduğunu, hakettiği tüm yıllık ücretli izinlerini kullandığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararı sonrasında hafta tatili ve ücret alacağı talepleri reddedilmek diğer talepler hüküm altına alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; şarta bağlı istifanın kural olarak geçerli olmadığı, uygulamada en çok karşılaşılan şekliyle, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebinin istifa olarak değil ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde bir icap olarak değerlendirilmesi gerektiği, davacı tarafça yasal hakları saklı tutularak ayrılma talebinin, işverene yapılmış bir ikale için icap olarak yorumlanıp işverence bu dilekçenin işleme konulması nedeniyle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacı tanık anlatımı ile davacının haftada bir gün hafta tatilini kullandığı, tanık anlatımlarına göre fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacak hesaplamalarında hata bulunmadığı, iş sözleşmesinde ücret miktarının yazılı olmamasına göre fazla çalışmanın ücrete dâhil kabul edilmemesinin isabetli olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Islah için harcın yatırıldığı tarihten 5 yıl önceki hak ve alacakların zamanaşımına uğradığının kabulü gerektiğini,</p>

<p>2. Davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının savunmasında haklı nedenle feshe konu eylemi kabul ettiğini, haklı nedenle işten çıkartıldığının kayıtlara geçmemesi için istifa ederek işten ayrıldığını, istifa dilekçesinin ikale talebi olarak kabul edilemeyeceğini,</p>

<p>3. İkalede ihbar tazminatının yasal bir hak olarak ödenmeyeceğini,</p>

<p>4. İş sözleşmesinde fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğunun belirtildiğini, bu hususun dikkate alınmamasının hatalı olduğunu,</p>

<p>5. Ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının hesaplanmasında sadece davacı tanık beyanlarının dikkate alınmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık; davacının iş sözleşmesinin ne şekilde sona erdiği, buna bağlı olarak kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanmadığı ile davacının fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının ispat ve hesaplanmasına ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Fesih bildirimi tek taraflı bir irade beyanı olup bu beyan, belirsiz süreli iş sözleşmelerinde süre verilerek sözleşmenin sona erdirilmesinde kullanılabileceği gibi belirli ya da belirsiz süreli sözleşmelerin haklı nedene dayanarak, işçi veya işveren tarafından süre verilmeksizin sona erdirilmesinde de kullanılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmelerinde fesih bildirimi sözleşmeyi belirli bir sürenin geçmesiyle ya da derhâl sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli tek taraflı bir irade beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç doğurur. İş sözleşmelerinde fesih bildiriminde bulunma hakkı, kural olarak her iki tarafa da tanınmıştır. Hukuki niteliği itibarıyla fesih bildirimi, yenilik doğuran bir hak olup beyanın karşı tarafa ulaşması ile sonuç doğurur; bu nedenle karşı tarafın kabulüne gerek yoktur. Hukuk sistemimizde feshin işçi veya işveren tarafından yapılmasına bağlanan hukuki sonuçlar farklı olduğundan fesih bildiriminin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Yine iş sözleşmesinin her iki tarafça feshedilmiş olması hâlinde de ilk önce kimin tarafından feshedildiğinin ortaya konulması gerekmektedir. İş sözleşmesinin kimin tarafından feshedildiği belirlendikten sonra sözleşmeyi sona erdiren bozucu yenilik doğuran hak bu kişi tarafından kullanılmış sayılacağından, feshe bağlanan hukuki sonuçlar kullanan kişiye göre belirlenecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.09.2018 tarihli ve 2015/22-3097 Esas, 2018/1339 Karar sayılı kararı).</p>

<p>İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer.</p>

<p>Bozma sözleşmesi (ikale) yasalarımızda düzenlenmiş değildir. Sözleşme özgürlüğünün bir sonucu olarak daha önce kabul edilen bir hukuki ilişkinin, sözleşmenin taraflarınca sona erdirilmesi mümkündür. Sözleşmenin, doğal yollar dışında tarafların ortak iradesiyle sona erdirilmesi yönündeki işlem ikale olarak adlandırılır.<br />
4857 sayılı İş Kanunu'nda (4857 sayılı Kanun) yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı son bulmasına dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklama (icap), ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile ikale kurulmuş olur.</p>

<p>İkalenin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdirilmesi, iş hukukunu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda iş sözleşmesinin yorumunda olduğu gibi, genel hükümlerin yanı sıra iş hukukundaki “işçi yararına yorum” ilkesi de göz önünde bulundurulacaktır.</p>

<p>6098 sayılı Kanun'un 23... . maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hâllerinin, ikale yönünden titizlikle ele alınması gerekir. Bir işçinin ikale yapma konusundaki icap veya kabulde bulunmasının ardından işveren feshi hâline özgü iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak istemesi ve yasa gereği en çok bir ay içinde işe iade davası açmış olması hayatın olağan akışına uygun düşmez.</p>

<p>İş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu hâlde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde de durmak gerekir. İş ilişkisinin ikale yoluyla sona erdirildiğine dair örnekler mülga 1475 sayılı İş Kanunu ve öncesinde hemen hemen uygulamaya hiç yansımadığı hâlde, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı Kanun sonrasında giderek yaygın bir hâl almıştır. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla fesih gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin bertaraf edilmesi şüphesi ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>İkale yoluyla iş sözleşmesi sona eren işçi; iş güvencesinden yoksun kaldığı gibi, kural olarak feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamayacaktır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında, tarafların ikale yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, ikale yapma konusundaki icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmaktadır. Buna göre ikale icabı işverenden gelmişse kanuni tazminatlarına ilaveten işçiye ek bir menfaatın sağlanması (makul yarar) gerekir. Aksi hâlde iş sözleşmesinin ikale ile sona erdirildiğinden söz edilemez. Buna karşılık ikale icabı işçiden gelmişse işçiye ihbar ve kıdem tazminatının ödenip ödenmemesi tarafların anlaşmasına bağlıdır.</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut uyuşmazlık incelendiğinde; davacı tarafça feshin işveren tarafından yapıldığı ve haklı nedene dayanmadığı, davalı tarafça ise davacının 17.02.2020 tarihinde atölyeye turbo arızası nedeniyle gelen, garantisi olmayan araca garanti kapsamında aynı marka başka bir araç üzerinden garanti işlemi yaparak turbonun bu araca takıldığı, bu nedenle Şirketi 13.730,00 TL+ KDV maddi zarara uğrattığı iddiası ile 21.02.2020 tarihinde davacıdan yazılı savunma istendiği, davacının aynı tarihli yazılı savunmasında özetle; bahsi geçen olayın doğru olduğunu, ancak şahsına ve çevresine maddi ve manevi kazanç sağlamadığını, Şirketi maddi zarara uğratmak niyetinde olmadığını, müşteri memnuniyeti için yaptığını belirttiği, savunması alındıktan sonra ise 25.02.2020 tarihinde istifa ettiği savunulmuştur. Davacı, 25.02.2020 tarihli el yazısı ile hazırladığı istifa dilekçesinde 25.02.2020 tarihi itibarıyla yasal haklarını alarak istifa etmek istediğini belirterek işten ayrılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin 24.11.2024 tarihli kaldırma kararında da belirtildiği üzere, bu dilekçenin baskı ile alındığı ispatlanmış değildir. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davacı tarafça yasal haklarını saklı tutarak ayrılma talebinin işverene ikale için yapılmış bir icap olduğu gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatının hüküm altına alınması gerektiği kabul edilmiş ise de davacının eylemi ve savunması ile tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; istifa dilekçesindeki ifadenin sonuca etkisinin bulunmadığı, davacının işyerinden haklı nedeni olmaksızın istifa ederek ayrıldığı anlaşılmakla kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekli iken yazılı gerekçe ile hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256890-e-2026406-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="52058"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29244"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29090"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33459"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17688"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96896"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96088"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28819"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15848"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93499"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="12674"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="59679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="86278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="55414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="81965"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="33907"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="60048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="53465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="38495"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="36013"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
