<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 01 Jul 2026 13:55:59 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Startup Kurmak Şirket Kurmak Değildir: Fikirden Exit’e Yatırım Yapılabilir Bir Yapı İnşa Etmek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/startup-kurmak-sirket-kurmak-degildir-fikirden-exite-yatirim-yapilabilir-bir-yapi-insa-etmek-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/startup-kurmak-sirket-kurmak-degildir-fikirden-exite-yatirim-yapilabilir-bir-yapi-insa-etmek-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir startup’ın başarısı yalnızca fikrin parlaklığına, ürünün teknik gücüne veya kurucuların vizyonuna bağlı değildir. Gerçek başarı, o fikrin hukuken korunabilir, ticari olarak ölçeklenebilir, yatırımcı açısından denetlenebilir ve exit aşamasında devredilebilir bir yapıya dönüştürülebilmesidir. Çünkü yatırımcı, yalnızca iyi bir fikre değil; mülkiyeti net, riskleri yönetilmiş, fikri hakları korunmuş ve büyümeye hazır bir şirkete yatırım yapar.</p>

<p>Bu nedenle startup kurmak, klasik anlamda bir şirket kurmaktan çok daha fazlasıdır. Bir ticaret şirketi mal veya hizmet satmak için kurulabilir. Ancak startup, çoğu zaman henüz kesinleşmemiş bir iş modelini, tekrar edilebilir ve ölçeklenebilir bir ekonomik yapıya dönüştürmeyi hedefler. Bu süreçte hukuk, yalnızca sorun çıktığında başvurulan bir araç değil; şirketin değerini, yatırım alabilirliğini ve exit potansiyelini belirleyen stratejik bir altyapıdır.</p>

<p><strong>1. Startup ile Klasik Şirket Arasındaki Temel Fark</strong></p>

<p>Klasik şirketlerde ana hedef çoğu zaman düzenli gelir elde etmek, operasyonu sürdürmek ve mevcut pazarda kalıcı olmaktır. Startup ise belirsizlik içinde büyümeye çalışır. Henüz tam doğrulanmamış bir ürün, değişken bir pazar, gelişen teknoloji, yatırım ihtiyacı ve hızlı ölçeklenme hedefi startup’ın doğasında vardır.</p>

<p>Bu nedenle startup’larda yalnızca “şirket kuruldu mu?” sorusu yeterli değildir. Asıl sorular şunlardır:</p>

<p>-Kurucu ortakların hakları net mi?<br />
-Yazılım şirkete mi ait?<br />
-Marka korunuyor mu?<br />
-Kaynak kodların mülkiyeti sözleşmeyle düzenlendi mi?<br />
-Çalışan ve freelancer üretimleri şirkete devredildi mi?<br />
-Cap table yatırımcı girişine uygun mu?<br />
-KVKK ve kullanıcı verisi süreçleri yönetiliyor mu?<br />
-Exit aşamasında devredilebilir bir varlık var mı?</p>

<p>Bu soruların cevabı olumsuzsa, teknik olarak kurulmuş bir şirketten söz edilebilir; ancak yatırım yapılabilir bir startup yapısından söz etmek güçleşir.</p>

<p><strong>2. Kuruluş Aşaması: Doğru Şirket Yapısı Neden Stratejiktir?</strong></p>

<p>Startup’larda kuruluş aşamasında yapılan tercihler, ileride yatırım sürecini, pay devrini, kurucu ortak ilişkilerini ve exit senaryolarını doğrudan etkiler. Bu nedenle şirket türü seçimi yalnızca muhasebesel veya şekli bir tercih olarak görülmemelidir.</p>

<p>Türkiye’de startup’lar açısından Anonim Şirket yapısı, özellikle yatırım süreçlerine uyumluluk bakımından çoğu durumda daha elverişli bir model olarak öne çıkar. Anonim şirketlerde pay yapısının yatırımcı girişine daha uygun şekilde düzenlenebilmesi, pay devri mekanizmalarının kurgulanabilmesi, imtiyazlı pay, sermaye artırımı ve şartlı sermaye artırımı gibi araçların kullanılabilmesi bu tercihi güçlendirir.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde anonim şirketlerde pay devrinin esas sözleşme ile belirli ölçülerde sınırlandırılabilmesi, kurucu ortakların veya stratejik yatırımcıların şirketten kontrolsüz şekilde ayrılmasını önlemek bakımından önemlidir. Özellikle TTK m. 492 ve 493 kapsamında bağlam hükümleriyle pay devrinin belirli şartlara bağlanabilmesi, startup’larda ortaklık yapısının korunması açısından dikkate değerdir.</p>

<p>Ancak burada önemli olan yalnızca Anonim Şirket kurmak değildir. Esas sözleşmenin startup’ın büyüme, yatırım ve exit hedefleriyle uyumlu hazırlanması gerekir. Kuruluşta standart ve kısa bir esas sözleşmeyle yola çıkmak, ileride yatırım turunda daha maliyetli revizyonlar yapılmasına neden olabilir.</p>

<p><strong>3. Kurucu Ortaklar Sözleşmesi: En Pahalı Hata Başta Yapılır</strong></p>

<p>Bir startup’ın en kritik risklerinden biri, teknik veya ticari değil; kurucu ortaklar arasındaki belirsizliktir. Başlangıçta herkes aynı heyecana sahip olabilir. Ancak zaman içinde iş yükü, sermaye katkısı, karar alma biçimi, maaş beklentisi, yeni yatırımcı girişi, ayrılma ihtimali ve fikri mülkiyet hakları tartışma konusu haline gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle kurucu ortaklar sözleşmesi, startup’ın erken aşamadaki en önemli belgelerinden biridir. Bu sözleşmede yalnızca hisse oranları değil; görev ve sorumluluklar, vesting benzeri hak kazanım mekanizmaları, ayrılma halinde payların akıbeti, rekabet yasağı, gizlilik, fikri mülkiyetin şirkete devri, karar alma süreçleri, kilit konularda veto hakları ve uyuşmazlık çözüm yöntemleri açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p>Kurucu ortaklar sözleşmesi yapılmayan yapılarda, iyi bir fikir zamanla kötü yönetilen bir ortaklık ilişkisine dönüşebilir. Özellikle yatırımcı açısından bakıldığında, kurucular arasında belirsiz, yazılı olmayan veya kişisel güvene dayanan ilişkiler ciddi bir kırmızı bayraktır. Çünkü yatırımcı yalnızca ürüne değil, ürünü geliştiren ekibin sürdürülebilirliğine de yatırım yapar.</p>

<p>Bir startup’ın en pahalı hatası, çoğu zaman ürünü geç çıkarması değil; ortaklık yapısını baştan yanlış kurmasıdır.</p>

<p><strong>4. Fikri Mülkiyet: Startup’ın Gerçek Değeri Nerede Saklıdır?</strong></p>

<p>Bir startup’ın değeri çoğu zaman bilançosunda değil, devredilebilir fikri mülkiyetinde saklıdır. Yazılım, marka, algoritma, veri tabanı, tasarım, know-how, kaynak kod, alan adı, ticari sırlar ve müşteri verisi, girişimin gerçek ekonomik değerini oluşturabilir.</p>

<p>Ancak burada sık yapılan temel hata şudur: Girişimciler çoğu zaman “fikrimi nasıl korurum?” sorusuna odaklanır. Oysa hukuk düzeninde soyut fikir tek başına çoğu durumda korunmaz. Korunması gereken şey, fikrin etrafında oluşturulan somut sistemdir: yazılım kodu, arayüz tasarımı, marka, teknik dokümanlar, veri tabanı, ticari sırlar, sözleşmeler, patentlenebilir teknik çözümler ve tescil edilebilir unsurlar.</p>

<p>Özellikle yazılım startup’larında Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu büyük önem taşır. FSEK kapsamında bilgisayar programları, belirli şartlarda “ilim ve edebiyat eseri” olarak korunur. Ancak her yazılım otomatik olarak güçlü bir korumadan yararlanmaz. Yazılımın hukuki korumadan yararlanabilmesi için “hususiyet”, yani özgünlük taşıması gerekir.</p>

<p>Yargı kararlarında da yazılımın eser niteliği, özgünlük ve hak sahipliği konuları startup’lar açısından kritik şekilde ele alınmaktadır. Özgünlük taşımayan, yalnızca genel iş fikrine veya müşteri geri bildirimlerine dayalı yazılım yapılarının eser korumasından yararlanamayabileceği; buna karşılık yoğun emek, teknik geliştirme ve özgün yapı içeren yazılımların eser niteliğinde korunabileceği kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu ayrım yatırımcı açısından son derece önemlidir. Çünkü yatırımcı, yalnızca çalışan bir ürün görmek istemez. O ürünün hukuken korunabilir olup olmadığını, üçüncü kişilerin haklarını ihlal edip etmediğini ve şirket tarafından serbestçe kullanılabilir/devredilebilir olup olmadığını da görmek ister.</p>

<p><strong>5. Yazılım Geliştirilmiş Olması, Hakların Şirkete Ait Olduğu Anlamına Gelmez</strong></p>

<p>Startup’larda en sık karşılaşılan risklerden biri, yazılımın fiilen geliştirilmiş olmasına rağmen hukuken şirkete ait olmamasıdır. Bir yazılımcı, freelancer, ajans, danışman veya eski ekip üyesi tarafından geliştirilen kodların şirkete ait olup olmadığı, ancak sözleşmesel düzenlemeyle netlik kazanır.</p>

<p>FSEK m. 52 uyarınca fikri hakların devri bakımından yazılı sözleşme yapılması ve devredilen hakların açıkça gösterilmesi gerekir. Bu nedenle “ödemeyi yaptık, yazılım bizimdir” düşüncesi her zaman hukuken güvenli değildir. Özellikle kaynak kodların teslimi, kullanım hakkı, çoğaltma hakkı, işleme hakkı, yayma hakkı, üçüncü kişilere devretme veya lisanslama hakkı sözleşmede açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p>Yargı kararlarında da kaynak kodların mülkiyeti ve teslimi konusunda sözleşme hükümlerinin belirleyici olduğu görülmektedir. Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı durumlarda kaynak kodların üreticide kalabileceği, iş sahibinin yalnızca kullanım hakkına sahip olabileceği kabul edilebilmektedir. Buna karşılık sözleşmede açıkça kaynak kod teslimi öngörülmüşse, kodların teslim edilmemesi sözleşmeye aykırılık oluşturabilir.</p>

<p>Bu nokta, startup’ın ölçeklenme ve exit sürecinde hayati önem taşır. Çünkü kaynak kodların kime ait olduğu belirsizse, şirketin ürünü başka müşterilere satması, ürünü lisanslaması, yatırımcıya güven vermesi veya exit aşamasında devretmesi riskli hale gelir.</p>

<p>Bir yazılım startup’ında ürün geliştirilmiş olabilir; ancak yazılım üzerindeki haklar şirkete geçmemişse, yatırımcı açısından ortada devredilebilir bir varlık olmayabilir.</p>

<p><strong>6. Çalışanlar, Freelancer’lar ve Hizmet Buluşları</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Startup’lar çoğu zaman sınırlı bütçeyle büyür. Bu nedenle erken aşamada çalışanlar, part-time yazılımcılar, freelancer’lar, tasarımcılar, danışmanlar ve dış hizmet sağlayıcılarla çalışmak yaygındır. Ancak bu esnek çalışma modeli, doğru sözleşmelerle desteklenmediğinde ciddi fikri mülkiyet riskleri doğurur.</p>

<p>FSEK m. 18 kapsamında çalışanların görevleri sırasında meydana getirdiği eserler üzerindeki mali hakları kullanma yetkisi, aksi kararlaştırılmadıkça işverene ait kabul edilebilir. Ancak uygulamada bunun sınırları önemlidir. Eserin çalışanın iş tanımı kapsamında ve görevin icrası sırasında meydana gelip gelmediği, uyuşmazlık halinde tartışma konusu olabilir.</p>

<p>Bu nedenle iş sözleşmelerinde, yazılım geliştirme sözleşmelerinde ve freelancer sözleşmelerinde fikri mülkiyet devri açıkça düzenlenmelidir. “Şirket adına çalıştı” veya “ücretini aldı” demek, her durumda tüm fikri hakların şirkete geçtiğini göstermeye yetmeyebilir.</p>

<p>Buluşlar bakımından ise 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu çerçevesinde hizmet buluşları ayrıca değerlendirilmelidir. Çalışanın işletmedeki faaliyeti gereği ortaya koyduğu buluşlarda işverenin belirli süreler içinde hak talebinde bulunması, buluşun niteliğinin tespiti ve çalışana makul bedel ödenmesi gibi konular ihmal edilmemelidir. Startup’larda bu süreçlerin kayıt altına alınmaması, ileride şu sorunları doğurabilir:</p>

<p>-Şirket ürünü kullanıyor olabilir; ancak ürünü geliştiren kişi hak iddia edebilir.<br />
-Yatırımcı due diligence sürecinde hak devir zincirini eksik bulabilir.<br />
-Exit aşamasında alıcı şirket, yazılımın devredilebilirliğinden emin olamayabilir.<br />
-Eski çalışan veya freelancer, tazminat veya hak sahipliği iddiasıyla süreci bloke edebilir.</p>

<p>Bu nedenle çalışan ve freelancer sözleşmeleri, startup’larda yalnızca operasyonel belgeler değil; şirket değerini koruyan hukuki enstrümanlardır.</p>

<p><strong>7. MVP ve Ürün Geliştirme Sürecinde Hukuk Neden Ertelenmemelidir?</strong></p>

<p>Startup kültüründe MVP, yani minimum uygulanabilir ürün, hızlı test ve validasyon için kritik bir kavramdır. Girişimciler çoğu zaman ürünü mükemmelleştirmek yerine, pazarda test edilebilir hale getirmeye odaklanır. Bu yaklaşım ticari olarak doğru olabilir. Ancak MVP aşamasında hukuki altyapının tamamen ertelenmesi ciddi riskler yaratabilir.</p>

<p>Ürün henüz test aşamasındayken bile kullanıcı verisi toplanıyorsa, KVKK gündeme gelir. Kullanıcılarla dijital ortamda temas kuruluyorsa kullanım şartları, gizlilik politikası ve açık rıza süreçleri değerlendirilmelidir. Beta kullanıcılarla çalışılıyorsa sorumluluk sınırları, veri işleme süreçleri ve ürünün test niteliği açıkça belirtilmelidir. Ürün bir yazılım veya platform ise lisans koşulları, üçüncü kişi yazılımları, açık kaynak kod kullanımı ve veri güvenliği baştan kontrol edilmelidir.</p>

<p>Bir startup’ın başarısızlığı çoğu zaman kötü fikirden değil, doğrulanmamış varsayımlardan kaynaklanır. Hukuki açıdan ise başarısızlık, çoğu zaman hiç düzenlenmemiş ilişkilerden, belirsiz mülkiyet yapısından ve sonradan toparlanmaya çalışılan sözleşmelerden doğar. Bu nedenle hukuk, MVP sürecinin karşısında değil; onun güvenli şekilde test edilmesini sağlayan bir çerçeve olarak görülmelidir.</p>

<p><strong>8. Yatırım Süreci ve Due Diligence: Yatırımcı Gerçekte Neye Bakar?</strong></p>

<p>Yatırımcı fikre değil; korunabilir, ölçeklenebilir ve denetlenebilir yapıya yatırım yapar. Bu nedenle yatırım sürecinde yalnızca sunum dosyası, büyüme grafikleri veya kullanıcı sayıları yeterli değildir. Yatırımcı, girişimin hukuki altyapısını da inceler.</p>

<p>Due diligence sürecinde özellikle şu konular öne çıkar:</p>

<p>-Şirket türü ve esas sözleşme yatırımcı girişine uygun mu?<br />
-Cap table sade, anlaşılır ve sürdürülebilir mi?<br />
-Kurucu ortaklar arasında sözleşme var mı?<br />
-Fikri mülkiyet hakları şirkete geçmiş mi?<br />
-Yazılımı geliştiren kişilerin hak devirleri tamam mı?<br />
-Marka tescili yapılmış mı?<br />
-Kaynak kodların mülkiyeti açık mı?<br />
-KVKK ve veri işleme süreçleri uyumlu mu?<br />
-Çalışan sözleşmeleri, gizlilik ve rekabet hükümleri yeterli mi?<br />
-Müşteri ve tedarikçi sözleşmeleri devredilebilir mi?<br />
-Devam eden dava, ihtar, ihlal veya hak sahipliği iddiası var mı?</p>

<p>Bu sorulardan birinin bile ciddi risk içermesi, yatırım koşullarını değiştirebilir. Yatırımcı değerlemeyi düşürebilir, yatırım ön şartı koyabilir, belirli riskler için tazminat taahhüdü isteyebilir veya yatırımdan tamamen vazgeçebilir.</p>

<p>Yatırım belgeleri açısından ise dönüştürülebilir borç, pay opsiyonları, ESOP, şartlı sermaye artırımı, pay sahipleri sözleşmesi, yatırım sözleşmesi, imtiyazlı haklar, veto mekanizmaları, ön alım hakları, birlikte satış ve satışa zorlama hükümleri gibi yapılar dikkatle kurgulanmalıdır.</p>

<p>TTK m. 463 ve devamı hükümleri kapsamında şartlı sermaye artırımı, belirli yatırım ve çalışan opsiyon yapılarında önemli bir araç olarak karşımıza çıkar. Ancak bu mekanizmaların her somut olayda şirketin yapısına, yatırım modeline ve pay sahipleri ilişkisine göre değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>9. Operasyonel Riskler: Startup Büyüdükçe Hukuki Riskler de Büyür</strong></p>

<p>Startup erken aşamada küçük bir ekip ve sınırlı kullanıcı kitlesiyle çalışırken birçok risk görünmez kalabilir. Ancak büyüme başladığında bu riskler yatırımcı, müşteri, çalışan, regülatör ve potansiyel alıcılar tarafından görünür hale gelir.</p>

<p>Rekabet yasağı bu risklerden biridir. TBK m. 444 ve 445 çerçevesinde rekabet yasağı, süre, yer ve konu bakımından makul sınırlar içinde düzenlenmelidir. Özellikle kilit çalışanların ayrıldıktan sonra rakip bir girişime geçmesi veya benzer bir ürün geliştirmesi startup açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Ancak rekabet yasağının aşırı geniş düzenlenmesi de geçerlilik sorunlarına yol açabilir.</p>

<p>Veri güvenliği ve KVKK uyumu da ölçeklenme sürecinde önem kazanır. Startup kullanıcı verisi topluyor, analiz ediyor, üçüncü kişilerle paylaşıyor veya yapay zeka sistemlerinde işliyorsa; veri işleme ilkeleri, aydınlatma yükümlülüğü, açık rıza, veri güvenliği, yurt dışına aktarım ve saklama-imha süreçleri dikkatle yönetilmelidir.</p>

<p>Fikri hak ihlalleri bakımından ise lisanssız yazılım kullanımı, açık kaynak kodların lisans şartlarına aykırı kullanımı, üçüncü kişilere ait tasarım veya kodların izinsiz entegrasyonu ciddi tazminat riskleri doğurabilir. FSEK m. 68 kapsamında hak ihlallerinde rayiç bedelin üç katına kadar tazminat talep edilebilmesi, bu riskin finansal boyutunu artırır.</p>

<p>Bu nedenle startup’ın büyümesi yalnızca satış, kullanıcı ve gelir artışıyla ölçülmemelidir. Gerçek ölçeklenme; operasyon, ekip, teknoloji, veri, sözleşme ve fikri mülkiyet altyapısının birlikte büyümesiyle mümkündür.</p>

<p><strong>10. Exit: Şirket Satılabilir mi, Yoksa Varlıklar Devredilebilir mi?</strong></p>

<p>Exit aşamasında asıl soru yalnızca “şirket satılabilir mi?” değildir. Daha doğru soru şudur: Şirketin sahip olduğunu iddia ettiği varlıklar hukuken devredilebilir mi?</p>

<p>Bir yatırımcı veya alıcı şirket, exit sürecinde yalnızca gelir tablosuna, müşteri portföyüne veya büyüme grafiğine bakmaz. Ürünün gerçekten şirkete ait olup olmadığını, kaynak kodların mülkiyetini, yazılım framework’ü ile müşteriye özel geliştirmelerin ayrıştırılıp ayrıştırılmadığını, veri tabanlarının hukuka uygun oluşturulup oluşturulmadığını, çalışan ve freelancer devir sözleşmelerini, lisansları, markaları, patentleri, açık kaynak kod kullanımını ve geçmiş sözleşmelerin sınırlamalarını inceler.</p>

<p>Özellikle yazılım startup’larında framework ile müşteriye özel geliştirilen modüllerin sözleşmede ayrıştırılmaması, şirketin ürünü başka müşterilere sunmasını ve ölçeklenmesini engelleyebilir. Aynı şekilde kaynak kodların daha önceki bir sözleşme, ajans ilişkisi veya freelance çalışma kapsamında üçüncü kişiye ait olması exit sürecinde ciddi risk yaratır.</p>

<p>Exit aşamasında yatırımcının baktığı ilk şey yalnızca büyüme grafiği değil, o büyümenin hukuken kime ait olduğudur.</p>

<p>Bu nedenle exit’e hazırlık satış görüşmesi başladığında değil, şirketin kuruluş gününde başlar. Kuruluşta doğru şirket yapısı, kurucu sözleşmesi, fikri hak devri, çalışan sözleşmeleri, marka koruması, KVKK uyumu ve yatırım belgeleri düzgün kurulmuşsa; exit süreci daha öngörülebilir, daha güvenli ve daha değerli hale gelir.</p>

<p><strong>11. Türkiye Startup Ekosistemi Açısından Hukuki Başlıklar</strong></p>

<p>Türkiye’de startup kuran girişimciler açısından hukuki değerlendirme çok boyutludur. Türk Ticaret Kanunu şirket yapısı, pay devri, sermaye artırımı ve yatırımcı hakları bakımından temel çerçeveyi oluşturur. FSEK yazılım, kaynak kod, veri tabanı ve eser niteliğindeki dijital varlıkların korunması açısından önemlidir. Sınai Mülkiyet Kanunu marka, patent, tasarım ve hizmet buluşları bakımından devreye girer. KVKK kullanıcı verisi, müşteri verisi, çalışan verisi ve dijital ürünlerde veri işleme süreçlerini belirler. TBK ise sözleşmeler, rekabet yasağı, hizmet ilişkileri ve sorumluluk rejimi bakımından önem taşır.</p>

<p>Bunlara ek olarak Rekabet Hukuku, özellikle platform ekonomisi, pazaryeri modelleri, veri temelli iş modelleri, birleşme-devralma süreçleri ve stratejik yatırımcı girişlerinde önem kazanabilir. Teknopark ve 4691 sayılı Kanun kapsamındaki teşvikler ise Ar-Ge ve yazılım geliştirme faaliyetleri bakımından startup’ların maliyet yapısını etkileyebilir.</p>

<p>Ancak teşvik veya vergi avantajı tek başına sağlıklı bir startup yapısı kurmaya yetmez. Teşviklerden yararlanan fakat fikri hak devrini yapmamış, kurucu ortak ilişkilerini düzenlememiş, KVKK uyumunu sağlamamış veya kaynak kod mülkiyetini netleştirmemiş bir girişim, yatırım sürecinde ciddi sorunlarla karşılaşabilir.</p>

<p>Türkiye’de startup hukukunun temel mesajı şudur: Hukuki altyapı, girişimin önünde bir bürokratik yük değil; yatırım alabilirlik, ölçeklenebilirlik ve exit kabiliyeti bakımından değer yaratan bir unsurdur.</p>

<p><strong>12. Girişimciler İçin Hukuki Kontrol Listesi</strong></p>

<p>Startup’ın kuruluşundan yatırım ve exit aşamasına kadar aşağıdaki başlıkların düzenli şekilde kontrol edilmesi gerekir:</p>

<p><strong>Şirket türü ve esas sözleşme:</strong> Şirket yapısı yatırımcı girişine, pay devrine, sermaye artırımına ve büyüme hedeflerine uygun mu?</p>

<p><strong>Kurucular sözleşmesi:</strong> Görev dağılımı, hisse yapısı, ayrılma senaryoları, fikri hak devri, rekabet yasağı ve karar alma mekanizmaları düzenlendi mi?</p>

<p><strong>Marka tescili:</strong> Girişimin adı, ürün adı, logo ve ayırt edici işaretleri koruma altına alındı mı?</p>

<p><strong>Yazılım ve kaynak kod hakları:</strong> Kodların mülkiyeti, kullanım hakkı, devir hakkı, lisanslama hakkı ve kaynak kod teslimi sözleşmeyle netleştirildi mi?</p>

<p><strong>Çalışan ve freelancer hak devirleri:</strong> Yazılımcı, tasarımcı, danışman ve dış hizmet sağlayıcıların ürettiği eserler üzerindeki haklar şirkete geçti mi?</p>

<p><strong>Gizlilik ve rekabet yasağı:</strong> Kurucu ortaklar, çalışanlar, danışmanlar ve iş ortakları bakımından ticari sırlar korunuyor mu?</p>

<p><strong>KVKK uyumu:</strong> Kullanıcı verisi, müşteri verisi ve çalışan verisi bakımından aydınlatma, açık rıza, veri güvenliği ve saklama süreçleri düzenlendi mi?</p>

<p><strong>Müşteri ve tedarikçi sözleşmeleri:</strong> Gelir modeli, hizmet kapsamı, sorumluluk sınırları, lisans koşulları ve fesih hükümleri açık mı?</p>

<p><strong>Cap table düzeni:</strong> Pay sahipliği yapısı sade, anlaşılır ve yeni yatırımcı girişine uygun mu?</p>

<p><strong>Yatırım sözleşmeleri:</strong> Pay sahipleri sözleşmesi, yatırım sözleşmesi, dönüştürülebilir borç, imtiyazlı haklar ve veto mekanizmaları dikkatle kurgulandı mı?</p>

<p><strong>ESOP/pay opsiyon yapısı:</strong> Kilit çalışanları teşvik edecek pay veya opsiyon yapısı hukuken uygulanabilir şekilde tasarlandı mı?</p>

<p><strong>Exit’e uygun IP temizliği:</strong> Marka, yazılım, veri tabanı, kaynak kod, çalışan üretimleri ve üçüncü kişi lisansları devredilebilir durumda mı?</p>

<p><strong>Sonuç: Hukuk, Startup’ın Freni Değil Değerleme Aracıdır</strong></p>

<p>Startup’larda hukuk çoğu zaman maliyet, formalite veya ileride bakılacak bir konu gibi görülür. Oysa doğru bakış açısıyla hukuk, girişimin büyümesini yavaşlatan değil; yatırım alabilirliğini güçlendiren, değerini artıran ve exit ihtimalini mümkün kılan stratejik bir araçtır.</p>

<p>Bir startup’ın parlak bir fikri, güçlü bir ekibi ve çalışan bir ürünü olabilir. Ancak fikri mülkiyet şirkete ait değilse, kurucu ortak ilişkileri belirsizse, çalışan üretimleri devredilmemişse, kaynak kodların mülkiyeti tartışmalıysa ve veri süreçleri uyumsuzsa; bu yapı yatırımcı açısından güvenli olmayabilir.</p>

<p>Startup kurmak şirket kurmak değildir. Startup kurmak; fikri, korunabilir bir varlığa; ürünü, ölçeklenebilir bir modele; şirketi ise yatırım yapılabilir ve devredilebilir bir yapıya dönüştürmektir. Bu nedenle en güçlü startup’lar yalnızca hızlı büyüyenler değil; büyürken hukuki altyapısını da aynı hızda kurabilenlerdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/startup-kurmak-sirket-kurmak-degildir-fikirden-exite-yatirim-yapilabilir-bir-yapi-insa-etmek-1</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 12:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/isci-isveren-arabul-istatis454.jpg" type="image/jpeg" length="45552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Muayene katılım payına zam geldi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/muayene-katilim-payina-zam-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/muayene-katilim-payina-zam-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nde yapılan değişiklikle muayene katılım paylarında yüzde 246 oranında zam yapıldı. Muayene katılım ücreti özel hastanelerde 100 TL, ikinci basamak devlet hastanelerinde 50 TL, eğitim araştırma hastaneleri ve üniversite hastanelerinde 90 TL olacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nde değişiklik yapıldı. Yılın başında 20 TL'den 26 TL'ye çıkartılan ikinci basamak resmi sağlık kurumlarında hekim ve diş hekimi muayenelerinde katılım payı 50 TL'ye çıkartıldı.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı'na bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri ile bu hastanelere bağlı semt poliklinikleri, üçüncü basamak olarak adlandırılan Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler ile devlet üniversitelerine ait tıp fakültesi ve diş hekimliği fakülteleri hastanelerinde ocak ayında 20 TL'den 26 TL'ye çıkartılan katılım payı 90 TL'ye çıkartıldı.</p>

<p>Özel üniversitelere ait tıp fakültesi ve diş hekimliği fakültelerinde ocak ayında 26 TL'ye yükseltilen muayene katılım payı 100 TL'ye çıkartıldı. İkinci ve üçüncü basamak özel hastanelerde 60 TL olan katılım payı ise 100 TL'ye yükseltildi.</p>

<p>Aile hekimleri veya iş yeri hekimlerince sevk edilen hastalardan alınan katılım payına yüzde 50 indirim yapılacak.</p>

<p>Muayene katılım payında zamlı fiyatlar bugünden itibaren yürürlüğe girecek.</p>

<p>Acil haller hariç olmak üzere on gün içerisinde aynı uzmanlık dalında farklı hastanelere yapılan başvurularda muayene katılım paylarından ilave 30 TL alınacak. Daha önce ilave alınan tutar 5 TL idi.</p>

<p>Uzun süre zam yapılmayan muayene katılım payları geçen yıl 5-6 kata varan oranlarda artırılarak 45 TL'ye yükseltilmişti. Yapılan bu artış kamuoyundan tepki çekerken, enflasyonu da artırıcı etkisi olduğu tespiti yapılmıştı. Bunun üzerine zamlar geri alınarak muayene katılım payı 20 TL'ye indirilmişti.</p>

<p></p>

<p><strong>Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>SOSYAL GÜVENLİK KURUMU SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 24/3/2013 tarihli ve 28597 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin 1.8.1 numaralı maddesinde aşağıdaki düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>a) Birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Birinci basamak sağlık hizmeti sunucularında yapılan hekim ve diş hekimi muayenesinden katılım payı alınmayacaktır. Diğer sağlık hizmeti sunucularında yapılan hekim ve diş hekimi muayenesi nedeniyle uygulanacak katılım payı tutarları aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/image002-8.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Sağlık Bakanlığı tarafından sözleşme imzalanmış, görevlendirilmiş veya yetkilendirilmiş aile hekimlerinden, sağlık hizmeti sunucularına sevk edilerek yapılan hekim ve diş hekimi muayenesi nedeniyle uygulanacak katılım payı %50 oranında azaltılarak tahsil edilir.”</p>

<p>b) Altıncı fıkrasında yer alan “5 (beş)” ibareleri “30 (otuz)” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı yürütür.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/muayene-katilim-payina-zam-geldi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/doktor1zad.jpg" type="image/jpeg" length="16102"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Osmangazi ve Çanakkale köprülerinden geçiş ücreti bin 170 liraya, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ise 110 liraya yükseldi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/osmangazi-ve-canakkale-koprulerinden-gecis-ucreti-bin-170-liraya-yavuz-sultan-selim-koprusu-ise-110-liraya-yukseldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/osmangazi-ve-canakkale-koprulerinden-gecis-ucreti-bin-170-liraya-yavuz-sultan-selim-koprusu-ise-110-liraya-yukseldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karayolları Genel Müdürlüğü, Kamu-Özel Sektör İş Birliği kapsamında özel şirketler tarafından işletilen otoyol ve köprü geçiş ücretlerinde tarifelerin yeniden düzenlendiğini bildirdi.

Devlet tarafından işletilen 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri geçiş ücretlerinde ise herhangi bir değişikliğe gidilmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ 110 LİRAYA YÜKSELDİ</strong></p>

<p>Yavuz Sultan Selim Köprüsü geçiş ücretleri 1. sınıf araçlar için 95 liradan 110 liraya 2. sınıf araçlar için 125 liradan 145 liraya, 3. sınıf araçlar için 235 liradan 270 liraya, 4. sınıf araçlar için 595 liradan 690 liraya, 5. sınıf araçlar için 740 liradan 860 liraya, 6. sınıf araçlar (motosiklet) için 65 liradan 75 liraya çıktı.</p>

<p><strong>OSMANGAZİ VE ÇANAKKALE KÖPRÜLERİ BİN 170 LİRA OLDU</strong></p>

<p>Osmangazi Köprüsü geçiş ücretleri 1. sınıf araçlar için 995 liradan 1170 liraya, 2. sınıf araçlar için 1590 liradan 1870 liraya, 3. sınıf araçlar için 1890 liradan 2225 liraya, 4. sınıf araçlar için 2505 liradan 2.950 liraya, 5. sınıf araçlar için 3165 liradan 3720 liraya, 6. sınıf araçlar (motosiklet) için 695 liradan 820 liraya yükseldi.</p>

<p>1915 Çanakkale Köprüsü geçiş ücretleri 1. sınıf araçlar için 995 liradan 1170 liraya, 2. sınıf araçlar için 1245 liradan 1465 liraya, 3. sınıf araçlar için 2240 liradan 2635 liraya, 4. sınıf araçlar için 2490 liradan 2925 liraya 5. sınıf araçlar için 3755 liradan 5560 liraya, 6. sınıf araçlar (motosiklet) için 250 liradan 295 liraya güncellendi.</p>

<p><strong>1915 Çanakkale Köprüsü geçiş ücretleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 995,00 TL'den 1.170,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>2. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 1.245,00 TL'den 1.465,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>3. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 2.240,00 TL'den 2.635,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>4. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 2.490,00 TL'den 2.925,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>5. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 3.755,00 TL'den 5.560,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>6. Sınıf Araçlar (Motosiklet): Geçiş ücreti 250,00 TL'den 295,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p><strong>Osmangazi Köprüsü geçiş ücretleri</strong></p>

<p>1. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 995,00 TL'den 1.170,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>2. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 1.590,00 TL'den 1.870,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>3. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 1.890,00 TL'den 2.225,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>4. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 2.505,00 TL'den 2.950,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>5. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 3.165,00 TL'den 3.720,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>6. Sınıf Araçlar (Motosiklet): Geçiş ücreti 695,00 TL'den 820,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p><strong>Yavuz Sultan Selim Köprüsü geçiş ücretleri</strong></p>

<p>1. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 95,00 TL'den 110,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>2. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 125,00 TL'den 145,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>3. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 235,00 TL'den 270,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>4. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 595,00 TL'den 690,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>5. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 740,00 TL'den 860,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>6. Sınıf Araçlar (Motosiklet): Geçiş ücreti 65,00 TL'den 75,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/6a443d15f0575833-w623xh222.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/osmangazi-ve-canakkale-koprulerinden-gecis-ucreti-bin-170-liraya-yavuz-sultan-selim-koprusu-ise-110-liraya-yukseldi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kopru-osmangazi.webp" type="image/jpeg" length="41603"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6 ayda 31 ülkeden 197 şahıs Türkiye'ye teslim edildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6-ayda-31-ulkeden-197-sahis-turkiyeye-teslim-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6-ayda-31-ulkeden-197-sahis-turkiyeye-teslim-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, 2026 yılının ilk yarısında, adi suçlar ve terör suçları kapsamında Türkiye'nin talebi doğrultusunda 31 farklı ülkeden toplam 197 şahsın ülkemize iadesinin sağlandığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Bakan Gürlek, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı mesajında şu ifadelere yer verdi:</i></p>

<p>"Suç işleyip adaletten kaçabileceğini sananlar, dünyanın neresine saklanırlarsa saklansınlar kendilerini güvende hissedemeyecekler. Adalet Bakanlığı olarak, yurt dışına kaçan suçluların iade süreçlerinin çok daha sıkı, tavizsiz ve anbean takipçisi olacağız.</p>

<p>Bu kararlılığımızın bir neticesi olarak; 2026 yılının ilk yarısında, adi suçlar ve terör suçları kapsamında taleplerimiz doğrultusunda 31 farklı ülkeden toplam 197 şahsın ülkemize iadesi gerçekleştirilmiştir. ve bu kişiler adalete teslim edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İade edilen şahısların 85’i Gürcistan’dan, 52’si Almanya’dan, 9’u Yunanistan’dan, 8’i Karadağ’dan, 6’sı Bulgaristan’dan, 3’ü Hollanda’dan ve 3’ü Kırgızistan’dan ülkemize getirilmiştir.</p>

<p>Hırvatistan, Irak, İngiltere, İtalya, Kazakistan, Kuzey Makedonya ve Polonya’dan ikişer suçlu iade edilirken; Arjantin, Arnavutluk, Azerbaycan, Belarus, Belçika, Bosna Hersek, Ermenistan, Fransa, Kolombiya, Kosova, Macaristan, Moldova, Portekiz, Rusya, Sırbistan, Slovenya ve Ukrayna’dan birer suçlunun iadesi sağlanmıştır.</p>

<p>Buradan net bir şekilde ifade etmek isterim ki; Türkiye’den iade talebinde bulunan ülkelere yönelik değerlendirmelerimizde, onların haklı iade taleplerimize verdikleri yanıtları dikkate alacağız. İadeler konusunda iş birliği sergilenip sergilenmediğine, aramızdaki hukuki yardımlaşma ve mütekabiliyet ilkesine riayet edilip edilmediğine titizlikle bakacağız.</p>

<p>Aziz milletimiz müsterih olsun: Hangi suç örgütüne mensup olursa olsun, hangi ülkeye kaçarsa kaçsın, teröristlerin, organize suç örgütü mensuplarının, dolandırıcıların ve milletimizin huzuruna kasteden suç odaklarının peşini bırakmayacağız.</p>

<p>Adalet Bakanlığımızın yürüttüğü, İçişleri Bakanlığımız ve Dışişleri Bakanlığımızın yakın koordinasyonuyla sürdürülen bu başarılı süreç, ülkemizin kurumsal kapasitesini, diplomatik etkinliğini ve suçla mücadeledeki güçlü iradesini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Suçlular için kaçacak yer yoktur. Türk adaleti er ya da geç gereğini yapacaktır. Suçla mücadele kapsamında iade süreçlerine katkı sağlayan ülkelerin yetkililerine teşekkür ediyor; omuz omuza çalıştığımız İçişleri Bakanlığımıza ve Dışişleri Bakanlığımıza şükranlarımı sunuyorum.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, suçla mücadelede ulusal ve uluslararası düzeydeki eşgüdüm ve iş birliğimizi güçlendirerek tavizsiz bir kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6-ayda-31-ulkeden-197-sahis-turkiyeye-teslim-edildi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="54225"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesine İlişkin KVKK'nun İlke Kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kaza-magdurlarinin-kisisel-verilerinin-islenmesine-iliskin-kvkknun-ilke-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kaza-magdurlarinin-kisisel-verilerinin-islenmesine-iliskin-kvkknun-ilke-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesi Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 20.05.2026 Tarihli ve 2026/1095 Sayılı İlke Kararına İlişkin Kamuoyu Duyurusu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesi Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 20.05.2026 Tarihli ve 2026/1095 Sayılı İlke Kararına İlişkin Kamuoyu Duyurusu</strong></p>

<p>Son dönemde Kurumumuza, “hasar danışmanlığı”, “sigorta takip merkezi” veya benzeri isimlerle faaliyet gösteren kuruluşların temsilcileri, avukatlar yahut kendilerini avukat olarak tanıttığı halde baro levhası sorgulamasında avukat olmadığı anlaşılan kişiler tarafından kaza mağdurlarıyla istekleri dışında iletişime geçildiği yönünde çok sayıda ihbar ve şikâyet iletilmiştir. Bu kapsamda, bahse konu kişisel veri işleme faaliyetlerinin hukuka uygun şekilde yürütülmesi amacıyla kamuoyunun ve sektörün bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.</p>

<p>5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun <strong>(5684 sayılı Kanun)</strong> Ek Madde 6 hükmü uyarınca, sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan talep edilecek tazminat alacakları yalnızca hak sahibine ya da onun resmi vekili olan avukatına ödenebilmektedir. 5684 sayılı Kanun’dan kaynaklanan bu tazminat alacaklarının avukat olmayan üçüncü kişilere ya da hasar danışmanlık şirketi ya da benzer isimlerle faaliyet gösteren oluşumlara devredilmesi hukuken geçersiz olmakla birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu bakımından da suç teşkil edebilecektir. Bu kapsamda kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçiren, paylaşan veya bu veriler üzerinden kazazedeleri arayarak iş takibi teklif eden kişi ve kurumlar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunulabilecek olup ayrıca idari yönden ilgili Bakanlıklara ve Baro Başkanlıklarına da gerekli bildirimler yapılabilecektir.</p>

<p>Ek olarak, kişisel verilerinin izinsiz olarak işlendiğini veya hasar şirketleriyle paylaşıldığını düşünen ilgili kişilerin, Kanun’un 13’üncü maddesi ve devamında düzenlenen usul takip edilerek Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikayette bulunma hakları saklıdır.</p>

<p>Diğer taraftan, sigorta eksperlerinin kişisel veri işleme faaliyetleri; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ve ikincil mevzuat çerçevesinde, hasar tespiti, raporlama ve tazminat süreçlerinin yürütülmesi gibi yasal görevlerin ifasıyla sınırlı ve bu faaliyetlerle doğrudan bağlantılıdır. Sigorta eksperlerinin, mesleki görevlerini icra ederken 6698 sayılı Kanunun 5’inci maddesinde düzenlenen işleme şartlarına dayanarak kişisel veri işleyebilmeleri mümkün olup kendilerine tevdi edilen kişisel verileri yalnızca görevlerinin gerektirdiği amaçlarla kullanmaları, yetkisiz üçüncü kişilerle paylaşmamaları, veri güvenliğine ilişkin teknik ve idari tedbirleri almaları ve mesleki sır saklama yükümlülüğüne azami surette riayet etmeleri zorunludur. Yasal çerçevenin ve mevzuat sınırlarının dışına çıkılarak gerçekleştirilen hukuka aykırı kişisel veri işleme faaliyetleri; 6698 sayılı Kanun uyarınca idari yaptırımlara sebebiyet vermenin yanı sıra, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri (Madde 136 vd.) uyarınca cezai sorumluluk doğurabilecektir.</p>

<p>İş kazaları, trafik kazaları veya benzeri olumsuz olaylar neticesinde; adli/idari soruşturmaların yürütülmesi, mağdurların tedavi süreçlerinin yönetilmesi ve hasara uğrayan araçların onarımı gibi işlemlerin tesisi amacıyla mağdurlara ait kişisel verilerin işlenmesi mümkündür. Ancak faaliyet alanları gereği bu kişisel verileri işleyen veyahut bu verilere erişimi olan veri sorumlularının söz konusu süreçleri Kanun’un 4’üncü maddesi ile 5’inci ve 6’ncı maddelerinde yer alan işleme şartlarına tam bir uyum içinde yürütmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, elde edilen bu kişisel veriler ancak kaza sonrası süreçlerin yönetimi amacıyla sınırlı olarak işlemeye konu edilebilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak,</p>

<p>- Sigortacılık sektörü içerisinde farklı kanallarla işlenmekte olan kişisel verilere hukuka aykırı erişen ve/veya bu verileri 6698 sayılı Kanun hükümleri uyarınca işleyen hasar danışmanlık şirketleri ile yetki sınırlarını aşan eksper, ekspertiz şirketleri veya avukatların herhangi bir işleme şartına dayanmadan kişisel veri işleme faaliyetinde bulunması ve veri sorumlusu sıfatını haiz olduğunun tespiti halinde, ilgili kişilerce Kanun’un 13 ve 14’üncü maddeleri uyarınca Kurula şikayette bulunulabileceğine,</p>

<p>- Sigorta eksperlerinin yasal görevleri doğrultusunda kişisel veri işleme faaliyetinde bulunabileceğine; ancak görevleri gereği işledikleri kişisel verileri yetkisiz üçüncü kişilere aktarmaları durumunda Kanun’a aykırılık oluşacağına ve bu kişisel veri işleme faaliyetlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136’ncı maddesindeki “kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçuna vücut verebileceğine,</p>

<p>- Kaza mağdurlarına ilişkin kişisel verileri uhdesinde bulunduran ve/veya işleyen veri sorumlularının; çalışanlarına yönelik kişisel verilerin korunması konusunda eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerini gerçekleştirmekle birlikte kişisel verilere erişimde asgari yetki prensibi çerçevesinde yetki sınırlaması, rol tabanlı erişim kontrolleri ve log/takip mekanizmaları gibi Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca kişisel verilerin güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri alması gerektiğine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Bahse konu önlemleri almayarak Kanun hükümlerine aykırı şekilde bu uygulamalara devam eden ve bu İlke Kararında belirtilen hususlara uygun hareket etmediği tespit edilen veri sorumluları hakkında, Kanun’un 18’inci maddesi hükümleri çerçevesinde idari işlem tesis edileceği hususunda kamuoyunun bilgilendirilmesine ve konuya ilişkin olarak Kurul tarafından İlke Kararı alınmasına</p>

<p>karar verilmiştir.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>

<p><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kaza-magdurlarinin-kisisel-verilerinin-islenmesine-iliskin-kisisel-verileri-koruma-kurulunun-20052026-tarihli-ve-20261095-sayili-ilke-karari.pdf" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesi Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 20.05.2026 Tarihli ve 2026/1095 Sayılı İlke Kararı</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kaza-magdurlarinin-kisisel-verilerinin-islenmesine-iliskin-kvkknun-ilke-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/kvkk-mu.jpg" type="image/jpeg" length="52023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Erdoğan Fırat vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-erdogan-firat-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-erdogan-firat-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Erdoğan Fırat (8705) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. ERDOĞAN FIRAT (8705) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>12.11.1987 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Erdoğan FIRAT (8705) vefat etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cenazesi, 02.07.2026 Perşembe günü Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/erdogan-firat.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-erdogan-firat-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/erdogan-firat-1.jpg" type="image/jpeg" length="83795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE DAVALARINDA, DAVA ŞARTI OLAN ZORUNLU ARABULUCULUK BAŞVURUSUNUN DAVA AÇMA SÜRESİ İÇERİSİNDE YAPILMASI GEREKİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-nedeniyle-tahliye-davalarinda-dava-sarti-olan-zorunlu-arabuluculuk-basvurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-nedeniyle-tahliye-davalarinda-dava-sarti-olan-zorunlu-arabuluculuk-basvurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusununda, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacaktır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/1495</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/3048</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 26.05.2025</strong></p>

<p><strong>İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE</strong></p>

<p><strong>ZORUNLU ARABULUCULUK</strong></p>

<p><strong>DAVA ŞARTI ARABULUCULUK</strong></p>

<p><strong>HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ:</strong> Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarının belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılabileceğine göre; dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusununda, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacaktır.</p>

<p>(BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ</p>

<p>UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR)</p>

<p>SAYISI: 2025/3 E.,</p>

<p><strong>I. BAŞVURU</strong></p>

<p>Avukat ...’ün 13.01.2015 tarihli başvurusunda; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesinin kararları arasında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 350. maddesine göre; belirli süreli kira sözleşmelerinden kaynaklanan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun dava açma süresinden önce yapılıp yapılamayacağına ilişkin uyuşmazlık bulunduğunu belirterek, söz konusu uyuşmazlığın giderilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI</strong></p>

<p>Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 24.02.2025 tarihli ve 2025/3 E., 2025/8 K. sayılı kararıyla; “Arabuluculuk, özel hukuk uyuşmazlıklarını çözümünde tarafların iradesiyle işleyen alternatif bir çözüm yöntemidir. Bu süreç, dava açmadan önce veya dava açıldıktan sonra başvurulabilecek bir yol olarak kullanılabilir. Arabuluculuğun temel işlevi, mahkemelerin iş yükünü hafifletmektir. Ayrıca uyuşmazlıkların barışçıl, hızlı ve kesin bir şekilde çözümlenmesini amaçlar.</p>

<p>Arabuluculuk zorunlu ve ihtiyari olmak üzere iki kategoriye ayrılmıştır. Zorunlu arabuluculuk, bir dava şartıdır ve dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tamamlanması gereklidir. Aksi takdirde dava usulden reddedilir. Ticari davalar, işe iade davaları ve kira ilişkisinden kaynaklanan davalar zorunlu arabuluculuk şartının arandığı davalardır.</p>

<p>5 Nisan 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7445 sayılı İcra İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 37. maddesi ile kira tespit ve tahliye davaları için zorunlu arabuluculuk şartı getirilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme ile birlikte 1 Eylül 2023 tarihinden sonra açılacak olan kira tespit ve tahliye davalarında, öncelikle arabuluculuk başvurusu yapılması zorunlu hale getirilmiştir. Ancak, uygulamanın yürürlüğe girdiği 1 Eylül 2023 tarihinden önce açılan kira tespit ve tahliye istemli davalarda, arabuluculuk yoluna başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığa konu BAM Daire kararlarında uyuşmazlık, kira davalarında dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun, dava açma süresi gelmeden önce yapılıp yapılamayacağı, dava açma hakkı doğduktan sonra arabuluculuk başvurusunun yapılmasının zorunlu olup olmadığı noktasındadır.</p>

<p>Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2024/3188-2024/3486 E-K. sayılı kararında; ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açmak isteyen kiraya verenin yeni dönem başladıktan sonra bir ay içerisinde arabuluculuk bürosuna başvurması ve son tutanağın düzenlenmesinden itibaren arabuluculuk bürosuna başvuru ile durmuş olan dava süresi kaldığı yerden devam edeceğinden, bir aylık dava süresinden kalan süre içerisinde davasını açması gerektiği, somut olayda ise kira sözleşmesinin tarihi 01.01.2020 tarihi olduğuna göre, yeni dönemin 01.01.2024 tarihinde başlayacağı, davacının arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinin 10.12.2023 tarihi olduğu ve anlaşamama tutanağının da 27.12.2023 tarihinde düzenlendiği, bu durumda arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinin dava açma süresinin başladığı 01.01.2024 tarihinden önce olduğu, dava açma süresi başlamadan önce arabuluculuk bürosuna başvurulması halinde usulüne uygun bir şekilde arabuluculuk sürecinin işleyeceğinden ve zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine geldiğinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle, mahkemece usulüne uygun zorunlu arabuluculuk dava şartı yerine gelmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğinden, istinaf başvurusu kabul edilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilirken,</p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesinin 2024/1098 E-2024/847 sayılı kararında; İlk Derece Mahkemesinin "davacının dava açma hakkının 16.09.2023 tarihinde doğmuş olacağı, dava şartı olan arabuluculuğa da (doğmamış bir hakkın kullanılması söz konusu olamayacağından) en erken bu tarihte başvurabileceği anlaşılmakla, henüz dava açma süresi başlamadan (16.09.2023 tarihinden) önce süresinde olmayacak şekilde 05.09.2023 tarihinde süresi yönünden usulsüz yapılan arabuluculuk başvurusunun, 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunun 18-B/1 maddesi anlamında arabuluculuk dava şartını gerçekleştirdiğinin kabulü mümkün görülmeyerek,...." şeklindeki gerekçe ile verdiği kararın, kanunda dava açma hakkı doğduktan sonra ve dava açma süresi içerisinde arabuluculuğa başvurulacağına ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmadığı, Mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Dava şartı arabuluculuk süreci işlemlerinden önce başlatılan arabuluculuk işlemlerinin ihtiyari arabuluculuk işlemleri olabileceği, bu arabuluculuğun ise dava şartı arabuluculuğa ikame edilip edilmeyeceği noktasında görüş ayrılığı meydana gelmiştir. Bu haliyle her iki BAM kararı arasında arabuluculuğa başvuru yapılması için dava açma hakkının doğmasının gerekip gerekmediği yönünde uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Nitekim kiralananın tahliyesi istemiyle açılan davaların 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na göre, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline getirildiği, ancak kanunda dava açma hakkı doğduktan sonra ve dava açma süresi içerisinde arabuluculuğa başvurulacağına ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmadığı, bu nedenle kararlar arasındaki uyuşmazlığın İstanbul BAM 55. Hukuk Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesi yönünde çoğunluk görüşü hakim olmuştur. ” denilerek, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesi kararı doğrultusunda giderilmesi yönündeki görüşüyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 35. maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR</strong></p>

<p>A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarihli ve 2024/3188 E., 2024/3486 K. sayılı kararı</p>

<p>Bursa 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 25.06.2024 tarihli ve 2024/37 E., 2024/956 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya verenin, davalının 01.01.2024 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kiracı olduğunu, annesinin konut ihtiyacı nedeniyle kiralananın tahliye edilmesinin davalıya bildirildiğini, davalının olumsuz cevap vermesi üzerine 10.12.2013 tarihinde arabuluculuk bürosuna başvurulduğunu, anlaşma sağlanamadığını ve 27.12.2023 tarihinde arabuluculuk son tutanağı düzenlendiğini ileri sürerek; ihtiyaç nedeniyle kiralananın tahliyesine karar verilmesinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince, davacının üst soyu olan annesi için konutu kullanma zorunluluğunun samimi ve gerçek olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verildiği, davalının istinaf yoluna başvurması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “... taraflar arasındaki kira akdinin 01.01.2020 başlangıç tarihli ve 1 yıllık olduğu görülmektedir. Buna göre ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının yeni dönem başlangıcı olan 01.01.2024 tarihinden itibaren bir ay içerisinde açılması gerekir.</p>

<p>Ancak, üstte açıklandığı üzere kira sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na 7445 sayılı Kanunla eklenen 18/B maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmış ve arabuluculuğun dava şartı olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>O halde, arabuluculuğun dava şartı olduğu durumlarda dava şartının yerine geldiğinin kabulü için arabuluculuğa hangi tarihte başvurulması gerektiği değerlendirilmelidir.</p>

<p>Şöyle ki;</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 350. maddesi uyarınca ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda bir ay içinde açılması gerekir. Dava açma süresi kamu düzenindendir. Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2015/8286 Esas, 2016/3259 Karar sayılı kararında bu husus "Davanın yıldan yıla uzayan kira sözleşmesinin süre sonu olan (...) tarihinden sonra dava açılması gerekirken süre sonu beklenmeden erken dava açılmıştır. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkin olup, davalı tarafından ileri sürülmese bile mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulmalıdır. Açılan davanın süresinden önce açılmış olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece işin esasının incelenerek kiralananın tahliyesine karar verilmiş olması doğru değildir." şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>Öte yandan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 15. bendinde "Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez." düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Bu durumda ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açmak isteyen kiraya verenin yeni dönem başladıktan sonra bir ay içerisinde arabuluculuk bürosuna başvurması ve son tutanağın düzenlenmesinden itibaren arabuluculuk bürosuna başvuru ile durmuş olan dava süresi kaldığı yerden devam edeceğinden, bir aylık dava süresinden kalan süre içerisinde davasını açması gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Somut olayda ise kira sözleşmesinin tarihi 01.01.2020 tarihi olduğuna göre, yeni dönem 01.01.2024 tarihinde başlayacaktır. Davacının arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinin 10.12.2023 tarihi olduğu ve anlaşamama tutanağının da 27.12.2023 tarihinde düzenlendiği görülmektedir. Bu durumda arabuluculuk bürosuna başvuru tarihi dava açma süresinin başladığı 01.01.2024 tarihinden öncedir.</p>

<p>Dava açma süresinin emredici hukuk kurallarına göre düzenlendiği ve kamu düzeninden olduğu durumda dava açma süresi başlamadan önce arabuluculuk bürosuna başvurulması halinde usulüne uygun bir şekilde arabuluculuk sürecinin işletildiği ve zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine geldiği söylenemez.</p>

<p>Somut olayda; dava 08.01.2024 tarihinde açılmış olup, dava tarihi yeni dönem başlangıcından itibaren bir ay içinde ise de, dava açma süresi başlamadan arabuluculuk bürosuna başvurulduğundan, henüz dava açma süresi başlamadan yapılan başvurunun dava şartını karşılamadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Buna göre mahkemece usulüne uygun zorunlu arabuluculuk dava şartı yerine gelmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. ” gerekçesiyle; başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, yeniden davanın usulden reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesinin 27.03.2024 tarihli ve 2024/1098 E., 2024/847 K. sayılı Kararı</p>

<p>İstanbul Anadolu 26. Sulh Hukuk Mahkemesinin 31.01.2024 tarihli ve 2023/1311 E., 2024/219 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya verenin, davalının 15.09.2016 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi ile kiracı olduğunu, 2020 yılında kira sözleşmesinin yenilendiğini, kiralanana kızının evlenecek olması nedeniyle ihtiyacı nedeniyle olduğunu, davalıya 17.07.2023 tarihli ihtarname ile konut ihtiyacı nedeniyle kiralananın tahliye edilmesinin ihtar edildiğini, arabuluculuk bürosuna başvurduğu halde uzlaşma sağlanamadığını ileri sürerek, ihtiyaç nedeniyle kiralananın tahliyesine karar verilmesinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince; “Davacının ihtiyaç nedenine dayalı olarak, 15.09.2020 başlangıç tarihli bir yıl süreli kira sözleşmesi ile dava konusu taşınmazda ikamet eden davalının tahliyesi amacı ile 05.09.2023 tarihinde arabulucuya başvurduğu, arabuluculuk sürecinin 15.09.2023 tarihinde sona erdiği ve 25.09.2023 tarihinde tahliye davası açtığı anlaşılsa da;</p>

<p>Taraflar arasındaki kira sözleşmesinin başlangıç tarihinin 15.09.2020 olduğu, TBK'nın 350. maddesine göre ihtiyaç nedenli tahliye davalarının kira dönemi sonunu takip eden bir ay içerisinde, yeni kira döneminin başlangıcının en az bir ay öncesinde ihtar edilmiş olması halinde kira döneminin sonuna kadar açılabileceği yönündeki düzenlemesi ve kira uyuşmazlıklarında arabulucuya başvurmayı dava şartı olarak düzenleyen 6325 Sayılı Kanunun ''Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır..'' şeklindeki 18/B-(1) maddesi birlikte değerlendirildiğinde, davacının dava açma hakkının 16.09.2023 tarihinde doğmuş olacağı, dava şartı olan arabuluculuğa da (doğmamış bir hakkın kullanılması söz konusu olamayacağından) en erken bu tarihte başvurabileceği anlaşılmakla, henüz dava açma süresi başlamadan (16.09.2023 tarihinden) önce süresinde olmayacak şekilde 05.09.2023 tarihinde süresi yönünden usulsüz yapılan arabuluculuk başvurusunun, 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunun 18-B/1 maddesi anlamında arabuluculuk dava şartını gerçekleştirdiğinin kabulü mümkün görülmeyerek” gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “davacının, kiralanın tahliyesi istemiyle açmış olduğu davanın 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na 7445 sayılı Kanunla eklenen 18/B maddesine göre zorunlu arabuluculuğa tabi davalardan olduğu, davanın kanunun yürürlük tarihi olan 01.09.2023'den sonra açılması nedeniyle anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi gerektiği, davacının dava dilekçesine anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağı dava açarken eklediği, 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na göre, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline getirildiği, kanunda, dava açma hakkı doğduktan sonra ve dava açma süresi içerisinde arabuluculuğa başvurulacağına ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmadığı, mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, istinaf sebeplerinin yerinde olduğu'” gerekçesiyle; başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın eksikler tamamlanarak devamı için dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine, kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin yukarıda açıklanan kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlık; 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi uyarınca açılan tahliye davalarında, dava şartı olan arabuluculuk başvurusunun, davanın açılması için kanunda öngörülen süreden önce yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>6098 sayılı Kanun’un 350. maddesinde; “ Kiraya veren, kira sözleşmesini;</p>

<p>1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,</p>

<p>2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise,</p>

<p>belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.” ;</p>

<p>353. maddesinde; “Kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır.”;</p>

<p>6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun (6235 sayılı Kanun) “dava şartı olarak arabulucuk” başlıklı 18/A maddesinin 2. bendinde; “Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. ”;</p>

<p>01.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren aynı Kanunun 18/B maddesinde; “(1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır:</p>

<p>a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. ” düzenlemeleri yer almaktadır.</p>

<p>Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Kira sözleşmeleri sürekli borç doğuran sözleşmelerden olup, 6098 sayılı Kanunda; adi kira, konut ve çatılı işyeri kiraları ve ürün kirası olarak üç bölüm halinde düzenlemiştir. Genel olarak kanuni düzenlemelerde, kira türlerine göre farklılık göstermekle beraber kiracı zayıf taraf kabul edilerek kiraya veren karşısında korunmuştur. Kiracının en çok korunduğu (özellikle kira bedelindeki artışın katı kurallara bağlanıp tahliyenin güçleştirildiği) kira türü, konut ve çatılı iş yeri kiralarıdır.</p>

<p>Belirli süreli kira sözleşmelerinden kaynaklanan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi uyarınca, kira sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde dava açılması gerekir. Kanunun 353. maddesi uyarınca; kiraya veren, daha önce veya en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, davanın bildirimi takip eden uzayan bir kira yılı sonuna kadar açılması gerekir. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkin olup, davalı ileri sürmese bile mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulur. Süresinden önce dava açıldığında, açılan davanın süresinden önce açılmış olması nedeniyle zamansız açılan davanın reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, 01.09.2023 tarihinden itibaren zorunlu (dava şartı) arabuluculuk yöntemi geçerlidir. 6325 sayılı kanun 18/A maddesine göre zorunlu arabuluculuğa başvuru, uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra mahkemeler nezdinde dava açılmadan önce kanuni bir ön koşul olarak aranan dava şartıdır. Tahliye davaları da kira ilişkisinden doğmakla, arabuluculuğa başvuru dava şartı olup, dava açılmazdan önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmadığında dava şartının mevcut olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmelidir.</p>

<p>6325 sayılı Kanunun 1. maddesinde, arabuluculuğun hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde uygulanacak bir çözüm yolu olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle arabuluculuğa başvuru için öncelikle taraflar arasında bir hukuk uyuşmazlığının varlığı, arabuluculuğun bir ön koşuludur. Burada sözü edilen uyuşmazlıktan anlaşılması gereken, 6325 sayılı Kanunun 1.maddesinin ikinci fıkrasında da ifade edildiği üzere, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır.</p>

<p>Taraflar arasında uyuşmazlık çıktığından söz edilebilmesi için; taraflardan birinin diğer tarafa karşı bir hak iddiasında bulunması, bunu ileri sürmesi; ancak karşı tarafın bu iddia ve talebi kabul etmemesi sonucunda kendi aralarında anlaşamamış olmaları gerekir. Taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık bulunmadığı veya uyuşmazlık çıkarılamayacak olan bir dönemde sanki tarafların arasında uyuşmazlık varmış gibi dava şartı arabuluculuğa başvuru yapılarak anlaşmamaya ilişkin son tutanak düzenletilmesi bu arabuluculuk başvurusunu üçüncü kişiler nezdinde müracaat edilmesi gereken formalite niteliğinde olan bir davranış haline getirir. Günümüzde dava şartı arabuluculuk masraflarının Adalet Bakanlığı Bütçesinden karşılanıyor olması karşısında henüz uyuşmazlığın çıkmadığı bir dönemde formaliteden yapılacak bir dava şartı arabuluculuğa başvuru devlet bütçesine yüklenen haksız bir harcama kalemini oluşturacaktır.</p>

<p>Konut ve çatılı iş yeri kiraları bakımından kiracı korunarak TBK 'nun 354. maddesinde dava yolu ile kira sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin hükümlerin kiracı aleyhine değiştirilemeyeceği belirtilmiştir. Kiraya verenin kiracısından ihtiyaç (gereksinim) sebebiyle kiralananı ne zaman tahliyesini isteyebileceği ilgili hükümde belirtildiği halde bu sürelere riayet edilmeksizin çok öncesinde sırf ileride kira süresinin bitiminden sonra kiracının kiralananı tahliye etmeme ihtimaline binaen, bu talebin kabul edilmeyeceği peşin fikriyle tahliye konusunda uyuşmazlık varmış gibi hareket edilip zamanından önce başlatılan zorunlu arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen anlaşmamaya ilişkin son tutanak ve anlaşmama belgesi ilgili kanun kapsamında olan geçerli bir dava şartı arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlendiği kabul edilemez.</p>

<p>Öte yandan, 6098 sayılı Kanun 350/son maddesine göre belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde ihtiyaç (gereksinim) sebebiyle tahliye davalarının, sözleşme süresinin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılabileceği emredici şekilde düzenlenmiş olup, bu husus kamu düzenine ilişkindir. Belirli süreli kira sözleşmelerinde, sözleşme süresi sona ermeden, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten önce kiraya veren kiracıdan dava yolu ile ihtiyaç nedeniyle tahliye isteminde bulunulamayacağı halde bu süreler öncesinde açılacak bir dava, süresinde açılmış bir dava olarak kabul edilmeyeceğine göre, dava şartı olarak arabuluculuğa başvuruda bulunabilmek için de öncelikle uyuşmazlığın doğması, yani kira sözleşmesinin süresinin sona ermesi ve kiraya verenin tahliye davası yolu ile tahliye isteminde bulunma hakkının doğması gerekir. Aksi takdirde henüz tahliye davası açma hakkı bulunmayan kiraya verenin kira süresinin sona ermesinden çok öncesinde dava şartı arabuluculuk başvurusunda bulunduğu durumda bu başvuru tarihi itibariyle şartlarına göre tahliye etmeyi kabul etmeyen kiracının anlaşmamaya ilişkin son tutanağın düzenlenmesi sonrasında sürenin sona ermesine kadar aradan geçen sürede şartlarının değişmesiyle süre bitimi itibariyle tahliyeyi gerçekleştirdiğinde dava açma hakkı doğmadan erken yapılan ve olumsuz olarak neticelenen dava şartı arabuluculuk faaliyeti işlevsiz hale gelecektir. Kiraya verenin tahliye davası açma hakkının doğduğu andan itibaren arabuluculuğa başvurusu ile arabuluculukta geçen süre bakımından dava açma hakkının kullanım süresi bakımından bir kaybı olmayacaktır zira dava şartı arabuluculuğa başvuru ile son anlaşmama tutanağının düzenlenmesine kadarki geçen süre 6325 sayılı kanunun 16/2 maddesi uyarınca zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.</p>

<p>Bu durumda, 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi uyarınca açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarının belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin sonunda , belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılabileceğine göre; dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusununda, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacaktır.</p>

<p>Açıklanan sebeplerle; uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarihli ve 2024/3188 E., 2024/3486 K. sayılı kararının gerekçesinin genel hatları ile Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına uygun olduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın yukarıda açıklandığı şekilde giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1.6098 sayılı Kanun’un 350. maddesi uyarınca, belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun; tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra diğer bir anlatımla dava açma süresi içerisinde yapılması gerektiğine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Dairesince verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine,</p>

<p>2. Dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,</p>

<p>3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,</p>

<p>26.05.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-nedeniyle-tahliye-davalarinda-dava-sarti-olan-zorunlu-arabuluculuk-basvurusu</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="92370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2013/15)’de Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zorunlu-karsiliklar-hakkinda-teblig-sayi-201315de-degisiklik-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-karsiliklar-hakkinda-teblig-sayi-201315de-degisiklik-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2013/15)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sayı: 2026/10), 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından:</strong></p>

<p><strong>ZORUNLU KARŞILIKLAR HAKKINDA TEBLİĞ (SAYI: 2013/15)’DE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(SAYI: 2026/10)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 25/12/2013 tarihli ve 28862 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2013/15)’in 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(2)<strong> </strong>Zorunlu karşılık oranları<strong> </strong>yabancı para yükümlülükler için aşağıdaki gibidir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p><strong><i>Mevduat/katılım fonu (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu hariç)</i></strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>a) Vadesiz, ihbarlı ve 1 aya kadar vadeli</p>
   </td>
   <td width="78">
   <p>%32</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>b) 3 aya kadar, 6 aya kadar, 1 yıla kadar, 1 yıl ve daha uzun vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%28</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p><strong><i>Müstakrizlerin</i></strong><strong><i> fonları</i></strong></p>
   </td>
   <td width="78">
   <p>%25</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p><strong><i>Diğer yükümlülükler (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu dâhil)</i></strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>a) 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%21</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>b) 2 yıla kadar (2 yıl dâhil) vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%10</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>c) 3 yıla kadar (3 yıl dâhil) vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%8</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>ç) 5 yıla kadar (5 yıl dâhil) vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>d) 5 yıldan uzun vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>e) Bankaların 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) vadeli diğer yükümlülüklerinden yurt içi yerleşiklerle yapılan repo işlemlerinden sağlanan fonlar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%25</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 7 nci maddesinin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zorunlu-karsiliklar-hakkinda-teblig-sayi-201315de-degisiklik-3</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/merkez-ban.jpg" type="image/jpeg" length="55344"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/9)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-20269</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-20269" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/9), 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA KOTA VE TARİFE KONTENJANI İDARESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/9)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 30/6/2026 tarihli ve 11487 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Bazı Sanayi Ürünlerinin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar uyarınca, bu Tebliğin Ek-1’indeki tabloda Gümrük Tarife Pozisyonu (GTP) ve tanımları yer alan eşyanın ithalatında açılan tarife kontenjanlarının dağıtımı, yönetimi ile başvuru ve kullanım usul ve esaslarını düzenlemektir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 30/6/2026 tarihli ve 11487 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Bazı Sanayi Ürünlerinin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar ile 14/4/2010 tarihli ve 2010/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Karara dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı dağıtımı başvuru usul ve esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bazı Sanayi Ürünlerinin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar uyarınca, bu Tebliğin Ek-1’indeki tabloda GTP ve tanımları yer alan eşyanın ithalatında karşılarında gösterilen miktarlarda açılan tarife kontenjanlarının dağıtımı, sadece söz konusu eşyayı üretiminde hammadde veya ara mal olarak kullanan sanayicilere, talep toplama yöntemiyle yapılır.</p>

<p>(2) Tarife kontenjanından faydalanabilmek için, sanayiciler tarafından bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren 15 iş günü içerisinde, Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) internet sitesinde (<u>www.ticaret.gov.tr</u>) yer alan “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek elektronik imza ile başvuru yapılır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğ kapsamında elektronik imza sahibi kişilerin firmalar adına başvuru yapmak üzere yetkilendirilmesi, 31/12/2025 tarihli ve 33124 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalat İşlemlerinde Elektronik Başvuru İçin Yetkilendirme Tebliği (İthalat: 2026/19) çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(4) Bu Tebliğ kapsamında yapılan başvurularda, ikinci fıkrada belirtilen “İthalat Belge İşlemleri (İthalatBİS)” sayfasında bulunan “Başvuru İşlemleri” sekmesi altındaki “Yeni Başvuru Girişi” ekranında Belge Türü olarak “TPS-0955-İthal Lisansı (Sanayi)”, Tebliğ/Karar olarak bu Tebliğ seçilir. Başvuru Formunun elektronik olarak doldurulup Ek-3’te yer alan başvuruya eklenmesi gereken belgelerin tam ve eksiksiz bir şekilde sisteme yüklenmesinden sonra yetkili kullanıcı tarafından elektronik imza atılması suretiyle başvuru tamamlanır.</p>

<p>(5) Birden fazla eşya için başvuruda bulunacak firmaların her bir eşya için ayrı bir başvuru yapması gerekmektedir.</p>

<p>(6) Başvuru süresinin dolmasından itibaren başvuruya ait belgelerde eksiklik tespit edilmesi halinde, Bakanlıkça eksikliklerin tamamlanması için 5 iş günü ek süre verilir.</p>

<p><strong>Dağıtım</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Tarife kontenjanı, talep toplama yöntemi ile talep toplama döneminde başvuru yapılmaması veya yeterli miktarda yapılmaması nedeniyle tarife kontenjanı kalması durumunda ise kalan miktar başvuru sırasına göre ilk gelen ilk alır yöntemiyle dağıtılır.</p>

<p>(2) Talep edilen toplam tarife kontenjanı miktarının, açılmış olan tarife kontenjanı miktarı ile eşit veya bu miktardan daha az olması durumunda talepler tam olarak karşılanır.</p>

<p>(3) Talep edilen toplam tarife kontenjanı miktarının açılan tarife kontenjanı miktarından daha fazla olması durumunda ise dağıtım; geçerli başvuru tarih ve sayısı, toplam talep miktarı, fiili sarfiyat, üretim miktarı, üretim kapasitesi, tüketim kapasitesi, toplam ithalat miktarı ve önceki yıllarda kendilerine tahsis edilmiş bulunan tarife kontenjanını kullanma performansları kriterlerinden bir veya birkaçı dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilir.</p>

<p>(4) İlk gelen ilk alır yöntemiyle yapılan dağıtım kapsamında, bir ithal lisansında verilebilecek tarife kontenjanı miktarı toplam kalan tarife kontenjanlarının %10’unu geçemez.</p>

<p>(5) Bir başvuru sahibi adına yeni ithal lisansı düzenlenebilmesi için, söz konusu başvuru sahibi adına en son tahsis edilen ithal lisansının belge tarihi üzerinden en az 15 gün geçmiş olması gerekir.</p>

<p>(6) Tarife Kontenjanlarının başvuru yapılabilecek kalan miktarları İthalat Belge İşlemleri (İthalatBİS) sisteminde yetkili kullanıcılarca görülebilir.</p>

<p><strong>İthal lisansının düzenlenmesi, bildirimi ve kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Tarife kontenjanı kapsamında yapılacak ithalatta Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) düzenlenen ithal lisansı gümrük beyannamesinin tescilinde ilgili gümrük idaresince aranır.</p>

<p>(2) Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde tarife kontenjanı tahsisatı yapılan başvuru sahibi adına ithal lisansı Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) elektronik olarak düzenlenir ve başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirilir. Bildirimde Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) elektronik ortamda (Tek Pencere Sistemi) verilen 23 haneli belge numarası ile belge tarihi yer alır. Başvuru sahibine ayrıca yazılı bildirim yapılmaz.</p>

<p>(3) Bildirimde yer alan belge numarası ve belge tarihi yükümlü tarafından beyannamenin 44 nolu kutusunda “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında beyan edilir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibinin gümrük idaresinde kaydının olmaması nedeniyle, ithal lisansının Tek Pencere Sisteminde kaydının onaylanamaması durumunda, başvuru formunda yer alan e-posta adresine Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) bildirimde bulunulur. Yapılan bildirim üzerine ithalatçı tarafından 5 iş günü içinde gümrük sistemine kayıt yaptırılarak Bakanlığa (İthalat Genel Müdürlüğü) bilgi verilir. Aksi takdirde, yapılmış olan başvuru geçersiz sayılır.</p>

<p>(5) Tarife kontenjanı konusu eşya ancak ithal lisansının geçerlilik süresi içerisinde serbest dolaşıma girebilir.</p>

<p><strong>İthal lisanslarının süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Düzenlenecek ithal lisansları 15/2/2027 tarihine kadar (bu tarih dâhil) geçerlidir.</p>

<p><strong>İthal lisansı devri</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) İthal lisansı kapsamındaki ithalatın, ithal lisansı sahibi firma tarafından yapılması zorunludur. İthal lisansı üçüncü kişilere devredilemez.</p>

<p><strong>İthal lisansının revizesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) İthal lisansının üzerinde kayıtlı hususlara ilişkin olarak ihtiyaç olması halinde, Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) resen değişiklik yapabilir. Adına ithal lisansı düzenlenen firma tarafından, değişiklik talebine ilişkin ilgili bilgi ve belgeler ile birlikte başvurulması halinde, ithal lisansına ilişkin revize talepleri Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) sonuçlandırılır. Söz konusu başvurunun, adına ithal lisansı düzenlenmiş olan firmayı temsil ve ilzama yetkili temsilci veya temsilciler tarafından yapılması gerekir.</p>

<p>(2) İthal lisansının miktarının artırılmasına yönelik talepler değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p><strong>Uygulamaya ilişkin önlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık yetkilidir. Başvuruda sunulan bilgi ve belgelerde tutarsızlık olduğu durumlarda söz konusu tutarsızlık başvuru sahibi tarafından giderilinceye kadar talep karşılanmaz. Bakanlık, gerekli görmesi halinde, elektronik ortamda sunulan bilgi ve belgelerin asılları ile ilave bilgi ve belge isteyebilir.</p>

<p><strong>Yetki</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Bu Tebliğde yer alan hususlarda uygulamaya yönelik önlem almaya, düzenleme yapmaya, düzenlenen ithal lisanslarının iptaline, gerekli durumlarda inceleme yapma veya yaptırmaya Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) yetkilidir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Bu Tebliğde yer almayan hususlarda İthalat Rejimi Kararı ve diğer ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Diğer mevzuat hükümleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Bu Tebliğ, tarife kontenjanı kapsamında ithalatı gerçekleşecek eşyanın ithalatının tabi olduğu diğer mevzuat hükümlerinin uygulanmasını engellemez.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260701-12-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-20269</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="82396"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TİCARİ REKLAM VE HAKSIZ TİCARİ UYGULAMALAR YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>10/1/2015 tarihli ve 29232 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“r) Çevresel beyan: Bir mal veya hizmetin bileşeni, üretimi, piyasaya arz süreci, sunumu, kullanımı ya da bertaraf edilme süreci ile ilgili olarak çevresel fayda sağladığına veya çevreye olumsuz etkisinin azaltıldığı ya da bulunmadığına ilişkin ibare veya görseli,</p>

<p>s) Sosyal medya: Sosyal etkileşim amacıyla kullanıcıların internet ortamında metin, görüntü, ses ve konum gibi içerikleri oluşturmalarına, görüntülemelerine veya paylaşmalarına imkân sağlayan ortamı,</p>

<p>ş) Sosyal medya etkileyicisi: Sosyal medya üzerinden, doğrudan veya dolaylı olarak kendisi ya da reklam veren adına bir mal veya hizmetin tanıtımına yönelik içerik paylaşarak pazarlama iletişiminde bulunan ve bu iletişimi herhangi bir menfaate dönüştüren gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>t) Tüketici değerlendirmeleri: Tüketicilere sunulan bir mal veya hizmetin üretim süreçleri dahil niteliği, tanıtımı, satışı, teslimatı, kredi ve sigorta gibi yan sözleşmeleri ya da kullanımı ile ilişkili olarak yapılan yorumlar ile puan veya yıldız gibi derecelendirme uygulamaları da dahil olmak üzere tüketiciler tarafından internet ortamında yapılan her türlü tüketici deneyimini belirten ifade, onay ve derecelendirmeleri,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin beşinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “ödüller,” ibaresinden sonra gelmek üzere “akademik ünvanlar,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Gıda” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve takviye edici gıdaların” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkranın son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) İndirimden önceki fiyat tespit edilirken mal satışına ilişkin reklamlarda, indirimin başlangıç tarihinden önceki on gün içinde uygulanan en düşük fiyat; meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen mallar ile hizmetlere ilişkin reklamlarda ise indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınır.”</p>

<p>“(5) Bir mal veya hizmetin, satıcı veya sağlayıcı tarafından farklı satış kanalları üzerinden satışa sunulması halinde, indirimli satış reklamında esas alınacak indirimden önceki fiyat, yalnızca indirimin yapıldığı kanaldaki fiyat dikkate alınarak üçüncü fıkra uyarınca belirlenir. Bir satış kanalında uygulanan fiyat, diğer kanallarda yapılacak indirimli satış için esas alınamaz.</p>

<p>(6) Tüketicilerin belirli bir marka ya da satıcı veya sağlayıcı ile olan ilişkilerini güçlendirmek veya sunulan mal veya hizmetleri satın almalarını teşvik etmek gibi amaçlarla oluşturulan sadakat uygulamalarına ilişkin reklamlarda, ilgili sadakat programının tüketiciler tarafından kolaylıkla erişilebilir ya da kullanılabilir olması durumunda bu madde hükümleri uygulanır.</p>

<p>(7) Bir mal veya hizmete ilişkin indirim ya da başka bir fayda sağlanmasını, tüketicilerin belirli miktarda, sayıda, tutarda ya da nitelikte mal veya hizmet satın alma yahut belirli bir işlem gerçekleştirme ve benzeri bir şarta bağlayan koşullu satış reklamlarında mal veya hizmetin miktarının gösterilmesine ilişkin düzenlemeler dışında bu madde hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tüketicileri aldatıcı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve yanıltıcı” ibaresi eklenmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Çevresel beyan içeren reklamlarda belirtilen sertifika ve onayların yetkili kurum ve kuruluşlardan, üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya akredite ya da bağımsız araştırma, test ve değerlendirme kuruluşlarından alınan belgeler ile ispatlanmış olması zorunludur.”</p>

<p>“(5) Çevresel beyan niteliğindeki genel içerikli kavram ve ibareler, reklamlarda açıklama yapılmaksızın ya da o mal veya hizmetin yahut üretim süreçlerinin çevreye etkilerine ilişkin olarak tüketiciler nezdinde belirsizliğe neden olacak şekilde kullanılamaz.</p>

<p>(6) Çevresel beyanların mal veya hizmetin hangi bölüm, parça veya yaşam döngüsündeki hangi süreç ile ilgili olduğuna ilişkin bilgiler reklamda açıkça belirtilmelidir. Çevresel etkilerin ölçüm veya değerlendirme yöntemlerine ilişkin açıklayıcı bilgilere reklamın yayınlandığı alanda ya da bir bağlantı veya uyarı işareti ile tüketicilerin yönlendirilerek ayrıntılı bilgi alabileceği bir internet sitesinde veya açılır ekranda yer verilmesi zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(8) Reklamlarda, tüketicilerin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde etkileyecek şekilde yapay zekâ veya başka bir yazılımın kullanılması yahut yapay zekâ teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde bu husus açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğe 23 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Sosyal medya etkileyicileri aracılığıyla yapılan reklamlar</p>

<p>MADDE 23/A- (1) Sosyal medya etkileyicileri aracılığıyla yapılan reklamların, açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir olması zorunludur.</p>

<p>(2) Sosyal medya etkileyicileri tarafından gerçekleştirilen paylaşımlarda;</p>

<p>a) Reklam verene ait mal veya hizmete ya da reklam verene yönlendirme yapılması,</p>

<p>b) Reklam verenden maddi kazanç veya ücretsiz ya da indirimli mal ya da hizmet gibi faydalar sağlanması,</p>

<p>c) Reklam verene ait mal veya hizmetin tanıtımı amacıyla düzenlenen çekiliş, yarışma veya kampanyalara ilişkin içeriklerin paylaşılması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Reklam verenin düzenlediği bir etkinliğe katılım karşılığında menfaat elde edilerek paylaşımda bulunulması,</p>

<p>gibi durumlarda içeriğin reklam olduğu açıkça belirtilir.</p>

<p>(3) Sosyal medya etkileyicisi aracılığıyla yapılan reklamlarda “Reklam” ya da “Tanıtım” ifadelerinden birine yer verilmesi zorunludur. Bu ifadelerle birlikte reklam verenin adı veya ticaret ünvanına ya da “@[reklam veren] tarafından sağlandı.”, “Ürünleri bana gönderdiği için @[reklam verene] teşekkürler.”, “@[reklam verene] teşekkürler.” şeklinde açıklamalardan birine içerikte yer verilmesi zorunludur.</p>

<p>(4) Sosyal medya etkileyicisi tarafından yapılan paylaşımın reklam olduğuna ilişkin kullanılan etiket ve açıklamalar;</p>

<p>a) Paylaşım içinde kullanılan renklerden ve arka fondan ayırt edilebilir nitelikte ve kolaylıkla okunabilir büyüklükte olmalıdır.</p>

<p>b) Tüketicilerin paylaşımla ilk karşılaştıkları anda kolayca dikkat çekecek şekilde, görünen ekranı kaydırmalarına gerek kalmadan veya tüketicileri başka bir alana yönlendirmeden paylaşımın reklam olduğu anlaşılacak biçimde ve konumda belirtilmelidir.</p>

<p>c) Paylaşımda başka etiket veya açıklamalara yer verilmesi durumunda, bu etiket veya açıklamalardan önce ve bunlardan açıkça ayırt edilebilir şekilde belirtilmelidir.</p>

<p>ç) Paylaşımın yer aldığı mecranın ara yüz ve teknik özellikleri de dikkate alınarak bir yazı ya da simgeyle örtüşmeyecek biçimde sunulmalıdır.</p>

<p>d) İçeriğin birden fazla paylaşıma yayıldığı durumda, her bir paylaşımda yer almalıdır.</p>

<p>e) Reklam içeriğinin farklı paylaşım biçimlerinde yer alması veya bir paylaşım biçiminden diğerine alıntı yapılması durumunda her bir paylaşımda bulunmalıdır.</p>

<p>(5) Yalnızca sesli olarak yapılan paylaşımlarda yayının başında ve yayınlanacak reklamın öncesinde “[reklam veren] hakkında reklam/tanıtım içerir.” ifadesine yer verilmelidir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “ve kar payı” ibareleri “veya kar payı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğe 25 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Hedefli reklamcılık</p>

<p>MADDE 25/A- (1) Satıcı ve sağlayıcılar ya da bunlar adına mesafeli sözleşme kurulmasına aracılık eden aracı hizmet sağlayıcılar tarafından; tüketicilerin çevrimiçi davranışları, tercihlerine ilişkin geçmiş kayıtlar, konum bilgileri, demografik veriler veya benzeri kişisel veriler analiz edilerek belirli kişi veya gruplara özel olarak reklam içeriğinin sunulması faaliyetleri hedefli reklamcılık olarak kabul edilir.</p>

<p>(2) Hedefli reklamcılık, reklamın hangi kriterler kullanılarak ilgili tüketiciye gösterildiğine ve bu kriterlerin nasıl değiştirilebileceğine ilişkin doğrudan ve kolay erişilebilir bilgilerin tüketiciye sunulması koşuluyla gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(3) Tüketicinin çocuk olduğunun bilindiği veya makul olarak bilinmesinin beklendiği durumlarda, kişisel verilere dayalı profilleme yöntemleri kullanılarak hedefli reklam yapılamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “yasadışı bahis” ibaresinden sonra gelmek üzere “, yasadışı şans oyunu” ibaresi eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(10) Takviye edici gıdaların, normal beslenme kapsamında tüketilen gıdaların yerine geçtiği izlenimi uyandırmak suretiyle reklamı yapılamaz.</p>

<p>(11) Beşerî tıbbi ürün, elektronik sigara, tütün mamulleri ve alkollü içkilerin reklamı yapılamaz.</p>

<p>(12) Gerçek bir kişinin yapay zekâ teknolojileri kullanılarak oluşturulmuş dijital kopyasının, gerçeğe aykırı şekilde bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği veya kullandığı izlenimi verdiği ya da tavsiyede bulunduğu reklamlar yapılamaz.</p>

<p>(13) Tüketicilere yönelik mal veya hizmetlerin reklamlarında, önceden ilan edilen objektif kriterlere dayanmayan ve bir menfaat karşılığında verilen ödüllere ilişkin bilgilere yer verilemez.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28/B maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 28/B- (1) İnternet ortamında, satıcı ve sağlayıcılar ya da bunlar adına mesafeli sözleşme kurulmasına aracılık eden aracı hizmet sağlayıcıları tarafından, tüketicilerin bir mal veya hizmete ya da satıcı veya sağlayıcılara ilişkin değerlendirme yapmasına imkân sağlanması durumunda; bu değerlendirmelerin, sadece ilgili mal veya hizmeti satın alanlar tarafından yapılmasına izin verilir. Satın alım sürecine ilişkin doğrulama yapılmasının mümkün olmadığı mecralardan alınan tüketici değerlendirmeleri yayınlanamaz.</p>

<p>(2) Tüketici değerlendirmelerinin yayınlanmasına ilişkin belirlenen esas ve kurallara değerlendirmelerin yayınlandığı alanda ya da bir bağlantı veya uyarı işareti ile tüketicilerin yönlendirildiği açılır ekranda yer verilir. Söz konusu esas ve kurallar, mal veya hizmete ya da ilgili yan sözleşmelere ilişkin değerlendirme yapılmasını engelleyecek ve değerlendirmeleri yalnızca belirli konularla sınırlayacak şekilde belirlenemez.</p>

<p>(3) Tüketici değerlendirmelerinin mal veya hizmet, teslimat, satıcı veya sağlayıcı gibi farklı başlıklar altında ayrı ayrı yayınlanması durumunda bu değerlendirmelerin tümüne aynı alanda açık, anlaşılır, ayırt edilebilir ve kolaylıkla erişilebilir bir şekilde yer verilir.</p>

<p>(4) Tüketici değerlendirmeleri, gerekli incelemeler yapıldıktan sonra olumlu ya da olumsuz ayrımı yapılmaksızın en az bir yıl süre ile herhangi bir yönlendirme yapılmadan tarih, değerlendirme notu, satıcı veya sağlayıcıya göre sıralanma gibi objektif bir ölçüte göre yayınlanır. Belirlenen esas ve kurallar çerçevesinde yayınlanmasına izin verilmeyen tüketici değerlendirmelerine ilişkin hususlar değerlendirmeyi yapan tüketiciye derhal bildirilir.</p>

<p>(5) İlgili mevzuatına aykırı sağlık beyanı içeren tüketici değerlendirmeleri yayınlanamaz.</p>

<p>(6) İnternet ortamında yayınlanan tüketici değerlendirmeleri ancak bu mecrada yer verilen değerlendirmelerin içerik ve derecelendirme konularındaki genel niteliğini yansıtacak şekilde diğer mecralarda yayınlanabilir. Satın alım sürecine ilişkin doğrulamanın yapılmadığı değerlendirmeler reklamlarda kullanılamaz.</p>

<p>(7) Değerlendirme yapılan mal veya hizmet ile ilgili yaşanan tüketici mağduriyetinin satıcı veya sağlayıcı tarafından giderildiğinin tüketici ya da satıcı veya sağlayıcı tarafından bildirilmesi halinde bu durum, gerekli doğrulama yapıldıktan sonra ilk değerlendirmeyle aynı yerde gecikmesizin yayınlanır.</p>

<p>(8) Bir mal veya hizmetin satışını artırmak amacıyla doğru olmayan değerlendirmelerin yapılmasına ya da mal veya hizmeti onaylayan ifadelerin kullanılmasına yönelik gerçek veya tüzel kişiyle anlaşma yapılamaz ya da hizmet satın alınamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28/C maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “en az yetmiş iki saat” ibaresi “kırk sekiz saat” şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Tanınan bu süre içinde cevap verilmediği takdirde, değerlendirme doğrudan yayınlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin “Haksız Ticari Uygulama Olarak Kabul Edilen Örnek Uygulamalar” başlıklı ekinde yer alan “A-Aldatıcı Ticari Uygulamalar” başlıklı bölümünün (13) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Bu Yönetmelik 1/8/2026 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="63085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>PLANLI ALANLAR İMAR YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>3/7/2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“ddddd) Süs havuzu: Suyun farklı formlarda ve ölçülerde hareketlendirilmesi suretiyle oluşturulan, görsel ve estetik amaç taşıyan, mimari yapı ile bütünlük arz eden, yüzme amacıyla kullanılmayan, projenin ihtiyaçları doğrultusunda müellif tarafından tasarlanan ve ilgili idaresince uygun görülen şekil ve ebatlarda yapılabilen havuzu,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; aynı maddenin sekizinci fıkrasına “atrium boşluklarının her katta asgari ölçülerdeki alanı” ibaresinden sonra gelmek üzere “, bağımsız bölüm olarak düzenlenmeyen veya bağımsız bölümün eklentisi niteliği taşımayan, yapının ana taşıyıcı sistemleriyle bütünleşik olmayan, bahçede peyzaj düzenlemesi niteliğinde yapılan pergola ve süs havuzlarının 20 nci maddenin sekizinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen kullanımlarla birlikte bahçe alanının %20’sini geçmeyen kısımları ile giriş saçakları, bahçe ve istinat duvarları, asma katlı zemin katın içinde yer alan asma kat döşemesi hizasındaki boşluk, bir ana kitle üzerinde yükselen bloklardan arta kalan kısımların (baza) üzerinde yer alan, gezilemeyen ve herhangi bir kullanıma konu olmayan, çatı veya çakıl gibi malzeme ile kaplı alanlar” ibaresi eklenmiş; aynı maddenin yirmi yedinci fıkrasına “Tek bağımsız bölümlü konutlar hariç” ibaresinden sonra gelmek üzere “bağımsız bölüm veya ortak alanlar (ısı merkezi, kazan dairesi, elektrik odası, su deposu, iklimlendirme merkezi, jeneratör odası ve benzeri teknik hacimler dışında) veya eklenti bulunan bodrum kat dahil olmak üzere” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“(6) Ayrık veya blok nizam olan yerlerde, uygulama imar planında açıkça belirlenmemiş ise TAKS %40’ı geçemez. KAKS verilmeyen parsellerde, 20 nci maddenin üçüncü fıkrası ve 21 inci maddenin dördüncü fıkrasına göre %40'ı geçmemek üzere yapı yaklaşma mesafelerine göre bulunan taban alanı ile kat adedinin çarpılması sonucu bulunan KAKS değeri içerisinde kalmak ve TAKS %60’ı geçmemek şartıyla yapı yaklaşma mesafelerine göre uygulama yapılır. Yapı yaklaşma mesafeleri ile KAKS verilip TAKS verilmeyen parsellerde de, TAKS %60’ı geçmemek şartıyla, yapı yaklaşma mesafelerine göre uygulama yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı yönetmeliğin 22 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) 5 inci maddenin sekizinci fıkrasında belirtilen esaslar dâhilinde; tek bağımsız bölümlü olsalar dahi umumi bina kapsamında kalan binalarda yer alıp müşterek kullanıma açık olan ve ticari amaç içermeyen; çocuk oyun ve bakım alanları, mescit ve müştemilatı, otopark, son katın üzerindeki herhangi bir kullanıma konu edilmeyen ortak alan niteliğindeki teras çatı emsal hesabı yönünden ortak alan kapsamında değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin birinci ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tek bağımsız bölümlü konutlar hariç, bağımsız bölüm veya ortak alanlar (ısı merkezi, kazan dairesi, elektrik odası, su deposu, iklimlendirme merkezi, jeneratör odası ve benzeri teknik hacimler dışında) veya eklenti bulunan bodrum kat dahil olmak üzere kat adedi 3 olan binalarda asansör yeri bırakılması, 4 ve daha fazla olan binalarda ise asansör tesisi zorunludur. Daha az katlı yapılarda da asansör yapılabilir.”</p>

<p>“(8) Asansör zorunluluğu bulunan binalarda asansörlerin, bodrum katlar dâhil tüm katlara hizmet vermesi zorunludur. Ancak bağımsız bölüm veya ortak alanlar veya eklenti bulunmayan bodrum katlara asansörün ulaştırılması zorunlu değildir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 54 üncü maddesinin beşinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş, on üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“Yeniden ruhsat düzenlenmesi gereken, ruhsat tarihinden itibaren 2 yıl içinde inşasına başlanmış yapılarda; yangın, deprem, ısı ve su yalıtımı, çevre ve enerji verimliliğine ilişkin hususlarda yürürlükteki ilgili mevzuatın, diğer tüm hususlarda yapının ruhsat aldığı tarihteki mevzuatın gerektirdiği tedbirlerin alınması zorunludur. Ruhsat tarihinden itibaren 2 yıl içinde inşasına başlanmamış yapılarda ise, yürürlükteki plan ve mevzuat hükümlerine göre yapıya yeniden ruhsat düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 59 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(5) Bu fıkranın yürürlüğe girmesinden önce yürürlükte olan mevzuata uygun olarak yapılmış bodrum hariç 3 katı geçmeyen tek bağımsız bölüme sahip müstakil konutlarda, fen ve sanat kuralları ile ilgili standartlara uygun olmak, taşıyıcı sistemle ilgili gerekli tedbirlerin alınması, ilgili idaresince gerekli görülen tüm projelerin hazırlanması ve fenni mesuliyetlerinin üstlenildiğine dair taahhütnameler ile birlikte ilgili idarece tadilata izin verilmesi kaydıyla bina içinde asansör ve/veya erişilebilirlik standartlarına uygun kaldırma iletme platformu tesis edilebilir. İlgili mevzuatlarında alınması gerekli izinler saklı kalmak kaydıyla asansörün ve/veya erişilebilirlik standartlarına uygun kaldırma iletme platformunun kullanılabilmesi için ilgili idaresince projelerine, fen ve sanat kurallarına uygun yapıldığının tespiti gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin geçici 3 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(10) Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce ilgili mevzuat doğrultusunda yapımı tamamlanıp yapı kullanma izni almış yapılarda, mevcut yapının emsal ve inşaat alanını, kullanım amacını, tadilata konu olmayan bağımsız bölümlerin arsa paylarını, saçak seviyesi ve yapı yaklaşma mesafelerini ihlal etmemek, binanın taşıyıcı sistemini olumsuz etkilememek, ayrıca yürürlükteki yangın, deprem, ısı ve su yalıtımı, çevre ve enerji verimliliği ile ilgili tedbirlerin alınması kaydıyla yapılacak esaslı tadilat işlemleri, yapı ruhsatının düzenlendiği tarihte yürürlükte olan Yönetmelik hükümlerine göre sonuçlandırılabilir.</p>

<p>(11) Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgilisince 55 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen belgelerin madde hükmündeki şartlara göre temin edilmesi için idareye başvurusu yapılmış olan yapılar, 6306 sayılı Kanun kapsamında noter onaylı inşaat sözleşmesi düzenlenmiş olan yapılar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapım işlerine yönelik ihale kararı veya ihale tarihi alınmış olan yapılar için; bu fıkrayı ihdas eden Yönetmelik ile değiştirilen 5 inci maddenin yirmi yedinci fıkrası ile 34 üncü maddenin birinci ve sekizinci fıkralarındaki hükümler uygulanmaz, bu fıkranın yayımı tarihinden önce yürürlükte olan hükümler uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Ofis/büro kullanım amaçlı bağımsız bölümlerde tadilat</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 7- (1) Bu maddenin yayımı tarihinden önce uygulama imar planı kararı ile konut yapılabileceğine ilişkin hüküm bulunan alanlarda, ofis veya büro amaçlı yapı ruhsatı düzenlenerek yapımına başlanmış veya yapı kullanma izni düzenlenmiş olan yapılarda, parselin tamamında konut kullanım oranı %60’ı geçmeyecek şekilde kullanım amacı değişikliğine yönelik tadilat ruhsatı, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren 1 yıl içinde sonuçlandırmak kaydıyla düzenlenebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="91761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7587 Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7587-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7587-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7587 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7587</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 24/6/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 55 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan tablo aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="521">
   <p><strong>RÜTBELER</strong></p>
   </td>
   <td width="235">
   <p><strong>ORANLAR</strong></p>

   <p><strong>(On binde)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Birinci Sınıf Emniyet Müdürü</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>65</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>İkinci Sınıf Emniyet Müdürü</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>75</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürü</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>90</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürü</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>100</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Emniyet Amiri</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>300</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Başkomiser</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>310</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Komiser</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>320</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Komiser Yardımcısı</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>330</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>3201 sayılı Kanunun geçici 30 uncu maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>3201 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 32- Emniyet Genel Müdürlüğü eğitim ve öğretim kurumlarına girişte aranan sağlık şartlarını taşımadıkları gerekçesiyle eğitim ve öğretim kurumlarından ilişiği kesilenlerden, yargı kararına istinaden eğitim ve öğretime devam ederek mezun olan ve polis memuru veya polis amiri rütbesiyle Emniyet Hizmetleri Sınıfına atanan ancak bilahare sağlık sebeplerine dayanan yargı kararı gereğince Devlet memurluğundan ilişiği kesilmiş olanların, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde Emniyet Genel Müdürlüğüne başvurmaları halinde Genel İdare Hizmetleri Sınıfında durumlarına uygun unvana atamaları yapılır.</p>

<p>Bu madde kapsamında yapılacak olan atamalarda 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesindeki şartlar ile Emniyet Hizmetleri Sınıfı dışında kalan diğer hizmet sınıflarına açıktan yapılacak atamalar için belirlenmiş olan sağlık şartlarına uygunluk aranır.</p>

<p>Bu madde kapsamında yapılacak olan Devlet memurluğuna açıktan atama işlemleri ile ilgili diğer usul ve esaslar Emniyet Genel Müdürlüğünce belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine “Devlete ait” ibaresinden sonra gelmek üzere “engelli ve yaşlı bireylere yönelik bakım ve rehabilitasyon merkezleri,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 113 üncü maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş, mevcut ikinci fıkrasında yer alan “birinci fıkra” ibaresi “bu madde” şeklinde ve mevcut beşinci fıkrasında yer alan “yarısına kadar” ibaresi “birinci fıkra kapsamına girenler bakımından yarısına kadar” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Taksi ile yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunanlardan bu faaliyetlerinden kaynaklanan hasılatlarının tamamını, elektronik ücret toplama sistemleri aracılığı olmaksızın, kullanma zorunluluğu getirilen taksi mali cihazla tespit ve belgelendirmek suretiyle elde edenler de talep etmeleri hâlinde, birinci fıkraya göre tespit edilen kazançları üzerinden vergilendirilir. Bu kapsama girenler, talep tarihini takip eden yılın başından itibaren hasılat esaslı kazanç tespit usulünden en fazla üç yıl süreyle yararlanabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>193 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 94- Ticari kazancı gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükelleflerinin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce sahip oldukları taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakalarını elden çıkarmalarından doğan kazançlar gelir vergisinden müstesnadır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>2/1/1961 tarihli ve 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanuna 35 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“İnternet haber sitelerinin vasıf ve ödevleri:</p>

<p>MADDE 35/A- Resmî ilan ve reklam verilen veya bekleme süresi içindeki internet haber sitelerinin vasıfları:</p>

<p>a) Haber sayısı,</p>

<p>b) İçerik,</p>

<p>c) Kadro,</p>

<p>ç) Okur sayısı,</p>

<p>d) En az yayın hayatı süresi,</p>

<p>bakımlarından ve uygun görülecek diğer yönlerden Basın-İlan Kurumu Genel Kurulunca tespit olunur. Bu Kanunun 35 inci maddesi hükmü internet haber sitelerinin ödevleri bakımından da uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>195 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 49- Bu Kanun ile belirlenmiş vasıf, ödev, yükümlülük ve bu Kanun hükümlerine istinaden Genel Kurul tarafından belirlenen sorumluluklara riayet etmeyen resmî ilan ve reklam yayımlama hakkına sahip veya bekleme süresinde olan gazete, dergi ve internet haber siteleri ile prodüktörler, kamu idare ve teşekkülleri ve 42 nci maddede anılan sair müesseselerin veya bunların iştiraklerinin sorumluları hakkında, diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu madde kapsamında muamele yapılır.</p>

<p>Kurum Yönetim Kurulunca, gazete, dergi ve internet haber sitelerine bu Kanunda öngörülen vasıfları taşımamaları veya ödevleri yerine getirmemeleri halinde ihlalin niteliği, ağırlığı ve süresi gözetilerek bir günden on güne kadar resmî ilan ve/veya reklam kesme müeyyidesi uygulanmasına karar verilir. Ayrıca ilgili gazete, dergi ve internet haber sitesi bu Kanunla temin edilen diğer menfaatlerden de aynı sürelerle faydalandırılmaz.</p>

<p>Bu maddeye göre gazete, dergi ve internet haber sitelerine dair verilecek müeyyide kararı; resmî ilan ve reklam yayımlama hakkı bulunanlar için resmî ilan verilmemesi; yalnız reklam yayımlama hakkı bulunanlar için listeden çıkarılması suretiyle kararın kesinleşmesini müteakip Kurum Genel Müdürlüğünce uygulanır. Bekleme süresindekiler için müeyyide kararı verilmesi halinde bu karar resmî ilan ve reklam yayımlama hakkının kazanılmasından sonra uygulanır.</p>

<p>Müeyyide kararının ilgili gazete, dergi ve internet haber sitesine tebliğinden itibaren bir yıl içinde aynı nitelikte ihlalin ilk tekrarı halinde ihlalin niteliği, ağırlığı ve tekrarı gözetilerek beş günden on beş güne kadar, ikinci tekrarı halinde on günden yirmi güne kadar, üçüncü ve daha fazla tekrarı halinde on beş günden yirmi beş güne kadar ilan ve reklam kesme müeyyidesi uygulanmasına karar verilir.</p>

<p>İhlal süresinin bir ayı aşması halinde yukarıdaki fıkralara göre tespit edilecek müeyyide gün sayısı bir kat artırılır. Birden fazla konuda ihlal varsa her biri için belirlenen günler toplanır. Bir defada toplam uygulanabilecek müeyyide altmış günü aşamaz.</p>

<p>Bu maddenin birinci fıkrasında sayılan düzenlemelere riayet etmeyen prodüktörler ile kamu idare ve teşekkülleri hakkında aşağıdaki işlemler uygulanır:</p>

<p>a) Prodüktörlük müessesesi Yönetim Kurulu kararıyla iki aya kadar kapatılabilir. Kesinleşen karar, o yerdeki valilikçe uygulanır.</p>

<p>b) Kamu idare ve teşekkülleri ile ortaklıklarının sorumluları hakkında, Genel Müdürlüğün bildirimi üzerine kendi mevzuatlarına göre disiplin işlemi uygulanır. İşlem sonucu Kuruma bildirilir; Kurumun bu işlemlere itiraz hakkı saklıdır.</p>

<p>Bu maddeye göre verilen müeyyide kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre yargı yoluna başvurulur.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına dair usul ve esaslar Genel Kurulca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 107/A maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 107/A- Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselerden aşağıda sayılanlar Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurulan elektronik tebligat sistemini kullanmak zorundadır. Bu kimselere, 93 üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, elektronik tebligat sistemi vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilir.</p>

<p>1. Kurumlar vergisi mükellefleri,</p>

<p>2. Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,</p>

<p>3. Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,</p>

<p>4. 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller.</p>

<p>Bu maddenin birinci fıkrası kapsamına girmeyenler, talep etmeleri halinde elektronik tebligat sistemine dâhil olabilirler.</p>

<p>Engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>

<p>Zorunlu veya isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanların elektronik tebligat sisteminden çıkışlarına ilişkin usuller şunlardır:</p>

<p>1. Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>2. Gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>3. Birinci fıkra kapsamında zorunlu olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olan gerçek kişiler mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>4. İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak, elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>5. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>Elektronik ortamda tebligat, tebliğin bu sistem ile muhatabına iletildiği tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yer alan “iki katına” ibaresi “beş katına” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>213 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 38- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanunun 107/A maddesi kapsamında elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, yeni bir başvuru yapmaksızın elektronik tebligat sistemini kullanmaya devam eder.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununa 68 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Disiplin cezaları:</p>

<p>MADDE 68/A- Banka hizmetlerinin yürütülmesinde bu Kanun ile diğer mevzuatta belirtilen görevleri yerine getirmeyen, yasaklanan fiil ve hallerde bulunan Banka personeli hakkında yapılacak disiplin işlemleri sonucunda, ihlalin niteliğine ve sonucun ağırlık derecesine göre bu maddede belirtilen disiplin cezaları uygulanır.</p>

<p>I- Uyarma cezası; Banka personelinin görevinde veya davranışlarında daha dikkatli ve özenli hareket etmesi gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir. Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde Bankaca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmî belge, araç, gereç ve benzerlerinin korunmasında, kullanılmasında ve bakımında kayıtsızlık ve özensizlik göstermek,</p>

<p>b) İzinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın göreve geç gelmeyi veya görevden erken ayrılmayı alışkanlık haline getirmek,</p>

<p>c) Çalışma saatlerinde izinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın görev mahallinden ayrılmak,</p>

<p>ç) İş sahipleri veya görev nedeniyle gelenler dışındaki kimselerle iş başında görüşmeyi alışkanlık haline getirmek,</p>

<p>d) Banka personeli vakarına uymayan tutum veya davranışlarda bulunmak,</p>

<p>e) Görevin iş birliği içinde yapılması ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak,</p>

<p>f) Amirlerinin uyarılarına rağmen, görevi ile ilgisi olmayan işler yapmak,</p>

<p>g) Belirlenen kılık ve kıyafet esaslarına aykırı davranmak,</p>

<p>ğ) Bankaca istenilen veya mevzuat çerçevesinde verilmesi gereken bilgi ve bildirimleri zamanında vermemek,</p>

<p>h) Usulsüz başvuruda veya şikâyette bulunmak.</p>

<p>II- Kınama cezası; Banka personeline görevinde veya davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir. Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde Bankaca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmî belge, araç, gereç ve benzerlerinin korunmasında, kullanılmasında ve bakımında kusurlu davranmak,</p>

<p>b) Verilen emirlere ve görevlere itiraz etmek,</p>

<p>c) Görev başında amirlerine saygısızlık etmek,</p>

<p>ç) Bankaya ait belge, araç, gereç ve benzerlerini özel menfaat sağlamak için kullanmak veya kaybetmek,</p>

<p>d) Banka personeline ve iş sahiplerine karşı kırıcı veya saygısız davranışta bulunmak, çalışma düzen ve huzurunu bozmak,</p>

<p>e) Hizmet dışında Banka personeli sıfatının gerektirdiği itibar ve güven duygusunu zedeleyecek nitelikte davranışlarda bulunmak,</p>

<p>f) Görev gereği almış olduğu avansı süresinde kapatmamak,</p>

<p>g) Banka personeli hakkında küçültücü ve yalan haberler yaymak veya dedikodu yapmak,</p>

<p>ğ) İçinde bulunulan yılın Ocak ayına ait brüt ücretinin iki katını aşan tutarda ücreti haczedilmek, maiyetinden borç almak veya bu kişileri kefil göstermek.</p>

<p>III- Kısa süreli ücret kesintisi cezası; Banka personelinin almakta olduğu ücretinin, 3 ay süre ile %15 oranında kesilmesidir. Kısa süreli ücret kesintisi cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Verilen emir ve görevleri kasıtlı olarak tam ve zamanında yapmamak,</p>

<p>b) Hizmet içinde Banka personeli sıfatının gerektirdiği itibar ve güven duygusunu zedeleyecek nitelikte davranışlarda bulunmak,</p>

<p>c) İzinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın bir veya iki gün göreve gelmemek,</p>

<p>ç) Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ticaretle uğraşmak, çalışma saatleri dışında da olsa gerçek ve tüzel kişilerin herhangi bir işinde ücretli veya ücretsiz olarak çalışmak,</p>

<p>d) Bankadaki görevleri dolayısıyla edindiği bilgileri, kişisel yararına veya üçüncü kişilerin yararına ya da zararına kullanmak,</p>

<p>e) Bankaca düzenlenen Devlet iç borçlanma senetleri ihalelerine katılmak ve birincil piyasadan alım yapmak,</p>

<p>f) Görevleri dolayısıyla çıkar sağlamak, nezaket kurallarının gerektirdiği hediyeler hariç, iş ilişkisinde bulunduğu kimselerden doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye kabul etmek veya borç para istemek, Bankadaki görevi ile ilişkilendirilebilecek şekilde, Banka içindeki veya dışındaki herhangi bir kaynaktan maddi veya maddi olmayan bir çıkar sağlamak,</p>

<p>g) Sıfat ve görevleri dolayısıyla edindiği, Bankaya veya Banka ile ilişkisi olan kişi ve kurumlara ait bilgilerin ve sırların korunmasında gereken özeni göstermemek,</p>

<p>ğ) Bankaya ait belgeleri ilgili amirinin izni ve bilgisi olmaksızın görev yeri dışına çıkarmak,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>h) Başkanlıkça görevlendirilmedikçe, Banka ve görevleri ile ilgili olarak basına, haber ajanslarına, radyo veya televizyon kurumlarına, Banka dışındaki kişi, kurum ya da kuruluşlara bilgi ve demeç vermek veya açıklamada bulunmak,</p>

<p>ı) Bankanın gizli bilgi ve belgelerine dayanarak herhangi bir yayımda bulunmak, Başkanlıkça uygun görülmedikçe; görevleri dolayısıyla öğrendiği bilgilere dayanarak yayımda bulunmak, bankacılığı veya Bankayı ilgilendiren ve genel ekonomik politikaya ilişkin konularda kamuya açık konferans, seminer ve toplantılarda konuşmak,</p>

<p>i) Yetkilerini görevlerinin sınırları dışında kullanmak, yetkilerini aşarak Bankayı bağlayıcı girişim, açıklama, taahhüt veya vaatte bulunmak,</p>

<p>j) Görevle ilgili resmî belge, araç, gereç ve benzerlerini görevin sona ermesine veya Bankaca istenmesine rağmen geri vermemek,</p>

<p>k) Yükümlü bulunduğu devir ve teslim işlerini tamamlamadan görevinden ayrılmak,</p>

<p>l) Görev mahallinde genel ahlak kurallarına uymamak, edep dışı davranışlarda bulunmak.</p>

<p>IV- Uzun süreli ücret kesintisi cezası; Banka personelinin almakta olduğu ücretinin, 6 ay süre ile %30 oranında kesilmesidir. Uzun süreli ücret kesintisi cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Verilen emir ve görevleri kasten yapmamak,</p>

<p>b) İzinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın kesintisiz olarak 3 - 9 gün göreve gelmemek,</p>

<p>c) Göreve sarhoş gelmek, görev yerinde alkollü içki içmek,</p>

<p>ç) Banka personeline veya iş sahiplerine küfretmek, küçük düşürücü hareketlerde bulunmak veya sözler sarf etmek, anılan şahısları alenen tehdit etmek; küfürlü, tehdit edici ve küçük düşürücü sözleri yazılı olarak veya elektronik yolla göndermek,</p>

<p>d) Bankaca istenilen ya da mevzuat çerçevesinde verilmesi gereken bilgilerde ve belgelerde gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmak veya meydana gelen değişiklikleri kasten zamanında bildirmemek,</p>

<p>e) Banka personelini zor duruma düşürmek veya kendi kusurunu örtmek amacı ile resmî bir belgeyi veya dosyayı gizlemek, tahrif etmek veya yok etmek,</p>

<p>f) İzinli bulunduğu sürede Bankaca çeşitli nedenlerle görevine derhal dönmesi kendisine duyurulduğu halde, kabul edilebilir özrü bulunmaksızın göreve başlamamak,</p>

<p>g) Gerçeğe aykırı rapor veya belge düzenlemek,</p>

<p>ğ) Banka personeline karşı; kasıtlı ve sistematik olarak baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunmak, aşağılama, küçümseme, dışlama, kişiliği ve saygınlığı zedeleme, yıldırma gibi eylemler yapmak, Banka personeli hakkında dayanaksız belge düzenlemek,</p>

<p>h) Görevini yerine getirirken ırk, dil, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep, engelli olma ve benzeri sebeplerle ayrımcılık yapmak, kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak,</p>

<p>ı) Herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak.</p>

<p>V- İşe son verme cezası; Banka personelinin bir daha Bankada herhangi bir göreve atanmamak üzere ilişiğinin kesilmesidir. İşe son verme cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Başkanlıkça yetki verilen haller dışında, ekonomik kararların alınmasında Banka ve kamu yararı bakımından gizli kalması gerekli bilgileri ve belgeleri açıklamak, başkalarına vermek veya kendi yararına kullanmak,</p>

<p>b) Banka personeli sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,</p>

<p>c) Savaş, olağanüstü hâl veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,</p>

<p>ç) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş veya affa uğramış ya da ertelenmiş olsa dahi, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlara çevrilmiş cezalar hariç olmak üzere kasten işlenen bir suçtan dolayı, bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasından, bu Kanun ile 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ve 27/12/2020 tarihli ve 7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun hükümlerine göre hapis cezasını gerektiren suçlardan, 5237 sayılı Kanun veya diğer kanunlar uyarınca zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması, tefecilik, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı, kaçakçılık suçlarından veya Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlardan, Devletin güvenliğine karşı suçlardan, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan, milli savunmaya karşı suçlardan, Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluktan, yabancı devletlerle olan ilişkilere karşı suçlardan, kamu güvenine karşı suçlardan, bilişim alanında suçlardan ve vergi kaçakçılığı suçlarından veya bu suçlara iştirakten 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223 üncü maddesi çerçevesinde hükümlü bulunmak,</p>

<p>d) Banka personeline veya iş sahiplerine karşı fiilî saldırıda bulunmak,</p>

<p>e) İzinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın bir yıl içinde toplam 20 gün göreve gelmemek,</p>

<p>f) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi ya da ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları Bankanın herhangi bir yerine asmak ya da teşhir etmek,</p>

<p>g) İdeolojik veya siyasi amaçlarla Bankanın huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,</p>

<p>ğ) İşe girişte istenilen belgelerde tahrifat yaptığı veya işe girmesini engelleyici nitelikteki bir konuda yanıltıcı ve gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu sonradan anlaşılmak,</p>

<p>h) Banka personelinin şerefine ve namusuna dokunacak yalan beyanlarda veya bu şahısları lekelemek kastı ile şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve şikayetlerde bulunmak,</p>

<p>ı) Siyasi partilere üye olmak,</p>

<p>i) 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanuna aykırı eylemlerde bulunmak,</p>

<p>j) Bankanın bilişim sistemlerine yetkisi haricinde girerek programları, verileri veya diğer herhangi bir unsuru ele geçirmek, kullanmak, çoğaltmak, tahrip etmek, değiştirmek, silmek, sisteme yerleştirmek, sistemdeki verilere erişmeyi engellemek, sistemin işlemesine engel olmak veya yanlış biçimde işlemesini sağlamak,</p>

<p>k) Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, Bankanın imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak.</p>

<p>Yukarıda sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibarıyla benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verilir.</p>

<p>Geçmiş hizmetleri sırasında olumlu tutum, davranış ve çalışmaları olan personele verilecek disiplin cezalarında, fiil ve halin niteliği göz önünde bulundurularak, bir derece hafif olanı uygulanabilir.</p>

<p>Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir.</p>

<p>Bu madde ile bu Kanunun 68/B maddesi sözleşmeli personel hakkında da uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>1211 sayılı Kanuna 68 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Disiplin işlemlerine ilişkin diğer hükümler ve görevden uzaklaştırma:</p>

<p>MADDE 68/B- I- Disiplin soruşturması ve savunma hakkı:</p>

<p>a) Disiplin soruşturması Banka denetim elemanları tarafından yapılır.</p>

<p>b) Banka personeli hakkında ceza soruşturması veya kovuşturmasına başlanmış olması, aynı olaydan dolayı disiplin soruşturması yapılmasına ve disiplin cezası verilmesine engel olmaz.</p>

<p>c) Banka personeli hakkında, savunması alınmadan disiplin cezası verilemez. Yedi günlük süre içinde kabul edilebilir bir özre dayanmaksızın savunmasını yapmayan Banka personeli, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.</p>

<p>II- Disiplin cezalarının verilmesi:</p>

<p>a) Disiplin cezaları Disiplin Kurulu tarafından verilir. İşe son verme cezası için ayrıca Banka personelini atamaya yetkili organın onayı gerekir.</p>

<p>b) Disiplin Kurulu ve atamaya yetkili organ, dosyanın kendilerine tevdiinden itibaren 30 gün içerisinde soruşturma evrakına göre kararını verir.</p>

<p>III- Disiplin cezalarının uygulanması ve itiraz:</p>

<p>a) Disiplin cezaları verildiği tarihten itibaren hüküm ifade eder ve derhal uygulanır. Kısa süreli ücret kesintisi ve uzun süreli ücret kesintisi cezaları kapsamında yapılacak kesintiler, Disiplin Kurulu karar tarihini takip eden ay başından itibaren uygulanır.</p>

<p>b) Banka personelinin mahkûm olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz.</p>

<p>c) Bir fiilin diğer kanunlar uyarınca idari yaptırıma bağlanmış olması, aynı fiile bu Kanun kapsamında disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmez.</p>

<p>ç) Uyarma, kınama, kısa süreli ücret kesintisi ve uzun süreli ücret kesintisi cezalarına karşı, Disiplin Kurulu kararının ilgiliye tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunulabilir. İtiraz başvuruları, Yüksek Disiplin Kurulu sıfatıyla atamaya yetkili organ tarafından görüşülmek üzere disiplin işlemlerinin yürütülmesi ile görevli birime yapılır. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir.</p>

<p>d) Yüksek Disiplin Kurulu sıfatıyla atamaya yetkili organ, dosyanın kendisine tevdiinden itibaren 30 gün içerisinde itirazın reddi ya da dosyanın tekrar incelenmek üzere Disiplin Kuruluna gönderilmesi kararı verebilir. Dosya kendisine gönderilen Disiplin Kurulu 30 gün içerisinde cezanın hafifletilmesine ya da kaldırılmasına karar verebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.</p>

<p>IV- Zamanaşımı, disiplin cezalarının kaydedilmesi ve silinmesi:</p>

<p>a) Bu Kanunun 68/A maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin disiplin işlemlerinin yürütülmesi ile görevli birimce öğrenildiği tarihten itibaren;</p>

<p>1) Uyarma, kınama, kısa süreli ücret kesintisi ve uzun süreli ücret kesintisi cezalarında bir ay içinde,</p>

<p>2) İşe son verme cezasında altı ay içinde,</p>

<p>disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.</p>

<p>Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Ancak, ceza muhakemesi süreci devam eden bir fiil nedeniyle disiplin cezası verilmesinin söz konusu olduğu hallerde zamanaşımı süresi mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar.</p>

<p>b) Disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesi hâlinde; kararın Bankaya ulaştığı tarihten itibaren kalan disiplin ceza zamanaşımı süresi içerisinde, zamanaşımı süresinin dolması veya üç aydan daha az süre kalması hâlinde en geç üç ay içerisinde karar gerekçesi dikkate alınarak yeniden disiplin cezası tesis edilebilir.</p>

<p>c) Disiplin cezaları Banka personelinin özlük dosyasına işlenir.</p>

<p>ç) Banka personeli, uyarma ve kınama cezalarının uygulanmasından itibaren beş yıl, kısa süreli ücret kesintisi ve uzun süreli ücret kesintisi cezalarının uygulanmasından itibaren on yıl sonra disiplin işlemlerinin yürütülmesi ile görevli birime yazılı talepte bulunarak disiplin cezalarının özlük dosyasından silinmesini isteyebilir. Banka personelinin bu süreler içerisindeki davranışları isteğini haklı kılacak nitelikte görülürse, talebinin yerine getirilmesine karar verilerek bu karar özlük dosyasına işlenir.</p>

<p>V- Görevden uzaklaştırma:</p>

<p>a) Haklarında ceza soruşturması ya da kovuşturması yapılan, gözaltı veya tutuklama kararı alınan veyahut disiplin soruşturması sırasında görevlerinde kalmalarında sakınca görülen Banka personeli hakkında ihtiyati tedbir niteliğinde görevden uzaklaştırma kararı alınabilir.</p>

<p>b) Görevden uzaklaştırma kararı, Banka personelini atamaya yetkili organlarca alınır. Denetim ve soruşturma sırasında Banka denetim elemanlarınca gerekli görülmesi halinde de Başkanlık tarafından görevden uzaklaştırma kararı alınabilir.</p>

<p>c) Görevden uzaklaştırılan Banka personeli hakkında bu işlemi izleyen yedi iş günü içinde disiplin soruşturması başlatılır.</p>

<p>ç) Görevden uzaklaştırma, disiplin soruşturması ile ilgili olduğu takdirde altı ay devam eder. Bu süreden önce, hakkında bir disiplin cezası verilmeyen ya da işe son verme cezasından başka bir disiplin cezası verilen Banka personeli, bu kararların kesinleşmesi üzerine göreve başlatılır.</p>

<p>Ancak, görevden uzaklaştırma, ceza soruşturmasının veya kovuşturmasının varlığına dayanıyorsa;</p>

<p>1) Kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesi,</p>

<p>2) Hükümden önce kovuşturmanın af ile kaldırılması,</p>

<p>3) Görevle ilgili olsun veya olmasın işe son verme cezası gerektirmeyen bir ceza ile hükümlü olunup cezanın ertelenmesi,</p>

<p>hallerinde bu kararların kesinleşmesine kadar devam edebilir.</p>

<p>d) Görevden uzaklaştırılan Banka personeline görev başında bulunmadığı süre boyunca ücretinin üçte ikisi ödenir. Bu personelin ücret dışında kalan hak ve yükümlülükleri devam eder. Göreve tekrar başlatılan Banka personelinin görevden uzak kaldığı süre içerisinde ücretinden yapılan kesintiler iade edilir. Ancak, işe son verme cezası alan veya görevle ilgili olsun veya olmasın işe son verme cezası gerektiren bir ceza ile mahkûm olanların ücretleri iade edilmez.</p>

<p>VI- Disiplin amirleri ile bunların yetki ve sorumlulukları, Disiplin Kurulunun kuruluşu, üyelerinin görev süresi, görüşme ve karar usulü, bunların yetki ve sorumlulukları ve disiplin işlemlerine ilişkin diğer hususlar yönetmelik ile belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 19 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Bu Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (I) numaralı bendi kapsamında biletle girilen yerlerde, 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış kişilere düzenlenen biletler için vergi alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yerel yönetimlerin taşınmazlarının satışı:</p>

<p>EK MADDE 1- İl özel idareleri ve belediyeler ile bunlar tarafından kurulan mahalli idare birliklerine ait taşınmazların satış bedeli peşin veya taksitle ödenebilir.</p>

<p>Satış bedelinin taksitle ödenebileceği hususunun ihale ilanında belirtilmesi ve ihale üzerinde kalan isteklinin talep etmesi durumunda, ihale sonucu belirlenen satış bedeli; en az %25’i peşin, kalanı en fazla iki yılda ve en fazla 12 taksitle kanuni faiz ile birlikte ödenir. İhale ilanında ödeme şekli, taksit süresi ve sayısı belirtilir.</p>

<p>Taksitli satışlarda taşınmazın satış bedelinden tahsil edilen peşinat düşüldükten sonra kalan tutar ile kanuni faizden ve sözleşmeden doğacak alacakların tamamını karşılayacak tutarda kesin ve süresiz banka teminat mektubu verilmesi veya satışı yapılan taşınmazın üzerinde 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümleri uyarınca idare lehine kanuni ipotek tesis edilmesi halinde, taşınmaz tapuda alıcısı adına devredilir. Bu fıkra uyarınca teminat mektubu verilememesi veya kanuni ipotek tesis edilememesi durumunda taksitlerin tamamı ödenene kadar alıcı adına tapuda taşınmaz devri yapılamaz.</p>

<p>Alıcısı adına mülkiyet devri yapılmayan taşınmazlara ilişkin taksitli satışlarda, alıcı tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, tahsil edilen tutarlardan ihale sırasında alınan geçici teminata isabet eden tutar ilgili idareye irat kaydedilerek kalanı alıcıya aynen iade edilir. Alıcısı adına mülkiyet devri yapılan taşınmazlara ilişkin taksitli satışlarda, alıcı tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ise idarece, teminat mektubu paraya çevrilerek veya ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılarak kalan borç faiziyle birlikte tahsil edilir.</p>

<p>Vadesinde ödenmeyen taksit tutarları, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak faizle birlikte tahsil edilir.</p>

<p>Satış, kira, trampa ve sınırlı ayni hak tesisi işlemleri ihalelerinde ihale konusu olan taşınmazın tahmin edilen bedelinin %3’ünden az olmamak üzere %30’una kadar geçici teminat alınabilir.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve tereddütleri gidermeye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “üç iş günü” ibaresi “on beş iş günü” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “mükerrer 20/B maddesi” ibaresi “mükerrer 20/B ve geçici 94 üncü maddeleri” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>3065 sayılı Kanunun geçici 45 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2025” ibaresi “31/12/2028” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanununa 15 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Adaylarda aranacak şartlar ve sınav</p>

<p>MADDE 15/A- Fakülteye başvuru yapacak adaylarda aşağıdaki şartlar aranır:</p>

<p>a) Türk vatandaşı olmak.</p>

<p>b) Lise ve dengi okullardan mezun olmak.</p>

<p>c) Silah taşımaya veya silahlı görev yapmaya bir engeli bulunmamak.</p>

<p>d) 18 yaşını tamamladıktan sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde, düzeltmeden önceki yaş dikkate alınmak şartıyla, sınavın yapıldığı yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla yirmi iki yaşından gün almamış olmak.</p>

<p>e) İlgili mevzuattaki sağlık şartlarını taşımak.</p>

<p>f) İlgili mevzuatta belirtilen sağlık sebepleri hariç, herhangi bir nedenle polis eğitim kurumlarından çıkarılmamış olmak.</p>

<p>g) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından yapılan Yükseköğretim Kurumları Sınavından Bakanlıkça belirlenen taban puan veya üzerinde puan almış olmak.</p>

<p>h) Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı nedeniyle tedavi görmüş veya görüyor olmamak.</p>

<p>ı) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Üçüncü Kısım Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlardan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçlarından dolayı hakkında herhangi bir adli kovuşturma devam ediyor olmamak veya bu suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemiş olmak.</p>

<p>i) Kumar oynamaktan dolayı idari yaptırım uygulanmamak.</p>

<p>j) Terör örgütleri ile bu örgütlerin uzantılarının eylemlerine, toplantılarına, yürüyüş ve mitinglerine karışmamış, desteklememiş, katılmamış olmak.</p>

<p>k) 5237 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile;</p>

<p>1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak,</p>

<p>2) Affa uğramış olsa bile 5237 sayılı Kanunun İkinci Kitap Birinci Kısım Birinci ve İkinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ile yabancı devletlerle olan ilişkilere karşı suçlardan veya zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar nedeniyle mahkûm olmamak veya bu suçlardan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemiş olmak.</p>

<p>l) Kamu haklarını kullanmaktan yoksun bırakılmış olmamak.</p>

<p>m) Başvuru tarihinde herhangi bir siyasi partiye veya siyasi partilerin yan kuruluşlarına üye olmamak.</p>

<p>Fakülte için sıralamaya esas alınacak yükseköğretim kurumları sınavı, taban puanı ve puan türü Bakanlıkça belirlenir. Başvuranlar arasından eğitime alınacak aday sayısının en fazla beş katı kadar aday fiziki yeterlilik ve mülakat sınavı olmak üzere iki aşamalı sınava tabi tutulur.</p>

<p>Başarılı olmak için fiziki yeterlilik sınavından ve mülakat sınavından yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan almak şarttır. Adayların başarı sıralamasına esas Fakülte giriş puanı; yükseköğretim kurumları sınav puanının %30’u, fiziki yeterlilik sınavı puanının %30’u ve mülakat sınavı puanının %40’ının toplamıdır.</p>

<p>Fakülteye dikey geçiş müracaatında bulunabilmek için adaylarda aşağıdaki şartlar aranır:</p>

<p>a) 18 yaşını tamamladıktan sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde, düzeltmeden önceki yaş dikkate alınmak şartıyla, dikey geçiş sınavlarının yapılacağı yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla yirmi dört yaşından gün almamış olmak.</p>

<p>b) Eğitim kurumundan çıkarma veya uzaklaştırma cezası gerektiren fiil ya da fiiller nedeniyle hakkında devam eden soruşturma işlemi bulunmamak ya da bu fiiller nedeniyle ceza almamış olmak.</p>

<p>c) Genel mezuniyet başarı sıralamasında %30’luk başarı dilimine girmiş olmak ve en az yetmiş beş puan not ortalaması ile mezun durumunda olmak.</p>

<p>Dördüncü fıkradaki şartları taşıyan adaylardan, genel mezuniyet başarı sıralamasına göre dikey geçiş kontenjanı olarak belirlenen sayının iki katı öğrenci en yüksek puandan başlamak üzere aşağıya doğru sıralanarak mülakat sınavına çağrılır. Mülakat sınavında; sınav komisyonu üyelerinin verdiği puanların aritmetik ortalaması en az yetmiş puan olan adaylar başarılı olur. Mülakatta başarılı olan adaylar mezuniyet notlarına göre en yüksek puandan başlamak üzere sıralanır. Mezuniyet notunda eşitlik olması halinde, öncelikle disiplin notu yüksek olan, bunda da eşitliğin bozulmaması halinde yaşı küçük olan aday tercih edilerek Fakülteye kaydı yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>4652 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 4- Polis Amirleri Eğitimi Merkezini oluşturan yönetim kademeleri ve hizmet birimleri; müdür, müdür yardımcıları, şube müdürlükleri, kurullar, bölüm başkanlıkları ve ana bilim dalı başkanlıklarıdır.</p>

<p>Polis Amirleri Eğitimi Merkezi; ilk derece amirlik eğitimine, yöneticilikle ilgili hizmet içi eğitimlerine, yabancı ülke polisleri ile diğer kolluk görevlilerine yönelik eğitim faaliyetlerine, rütbe terfi ve görevde yükselme sınavlarına, Genel Müdürlükçe uygun görülen diğer sınav ve eğitimlere ilişkin işlemleri yürütmek ve eğitim-öğretim hizmetlerinin verimliliğini artırmak için araştırmalar yapmakla görevlidir.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“g) Bu Kanuna göre lisansa tabi faaliyetler ile ilgili olarak, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin (a) ve (b) fıkraları kapsamında; muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile aynı maddenin (ç) fıkrasında yazılı suçların işlendiği ile ilgili vergi incelemesi görevi bulunduğunun Kuruma bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmemesi tedbiri Kurum tarafından uygulanır. Bu tedbirin kaldırılıp kaldırılamayacağı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığından temin edilecek bilgilere göre üç ayda bir değerlendirilir. Ancak bu tedbirin süresi Kuruma yapılan bildirimden itibaren bir yılı geçemez. Bu bent kapsamındaki suçların işlendiğinin anılan Kanunun 367 nci maddesi uyarınca Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi ile birlikte durum, Kuruma da iletilir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleştiğinin veya mahkûmiyet dışında bir hüküm veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinin yargı mercilerinden temin edilecek bilgilerle yahut sair suretlerle Kurumca ıttıla edilmesine kadar söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmez. Kesinleşmiş mahkeme kararına göre lisans sahiplerinin lisansı iptal edilir. Bu bent kapsamında kalan fiillere ilişkin olarak verilen idari para cezaları ödenmediği müddetçe lisansa konu tesis için lisans verilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 61 inci maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Genel Kurul, her yılın mayıs ayının sonuna kadar toplanır. Genel Kurul toplantısının yeri, günü, saati ve gündemi en az otuz gün öncesinden Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir ve Genel Kurul toplantısı tarihine kadar yayımda kalacak şekilde Birlik resmî internet sitesinde duyurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>5174 sayılı Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “mayıs ayı içinde” ibaresi “84 üncü maddenin birinci fıkrasında belirtilen kasım ayını takip eden yılda mayıs ayının sonuna kadar” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiştir.</p>

<p>“Genel Kurul toplantısının yeri, günü, saati ve gündemi en az otuz gün öncesinden Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir ve Genel Kurul toplantısı tarihine kadar yayımda kalacak şekilde Birlik resmî internet sitesinde duyurulur. Mevcut birlik organlarının görevleri Kanunda belirtilen görev sürelerine bağlı olmaksızın yeni organların seçimine kadar devam eder.”</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde, fıkrada yer alan “on dokuz” ibaresi “yirmi üç” şeklinde ve beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “on bir” ibaresi “on üç” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Bakanlığın; Genel Müdürlük, Esnaf, Sanatkârlar ve Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, İç Ticaret Genel Müdürlüğü ve Uluslararası Hizmet Ticareti Genel Müdürlüğü genel müdür yardımcıları arasından görevlendireceği birer üye,”</p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>Bu Kanunun;</p>

<p>a) 18 inci maddesi 31/12/2025 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7587-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="74585"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HSK'dan 49 kişilik yeni kararname]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hskdan-49-kisilik-yeni-kararname</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hskdan-49-kisilik-yeni-kararname" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) 1. Dairesi, bugün gerçekleştirdiği toplantının ardından 49 yargı mensubunu kapsayan yeni kararnameyi yayımladı. Kararnameyle önceki atamalarda tespit edilen eksiklik ve düzeltmeler giderilirken, bazı ağır ceza mahkemesi başkanlarının görev yerleri değiştirildi, bazı Cumhuriyet savcıları ise başsavcı vekilliğine atandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) 1. Dairesi, bugün yaptığı toplantıda 49 hâkim ve Cumhuriyet savcısını kapsayan yeni kararnameyi yayımladı. Kararname kapsamında çeşitli illerde görev yapan yargı mensuplarının görev yerleri yeniden belirlendi.</p>

<p><strong>EKSİKLİKLER GİDERİLDİ, YENİ GÖREVLENDİRMELER YAPILDI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre kararname, daha önce yayımlanan atama kararlarında bulunan eksikliklerin giderilmesi, düzeltmelerin yapılması ve boş kalan kadroların doldurulması amacıyla hazırlandı. Bu kapsamda bazı atamalar revize edilirken, ihtiyaç duyulan görevlere de yeni isimler atandı. Kararnamede bazı ağır ceza mahkemesi başkanlarının görev yerleri değiştirilirken, çeşitli illerde görev yapan bazı Cumhuriyet savcıları da başsavcı vekilliği görevine getirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hskdan-49-kisilik-yeni-kararname</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 23:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/hsk-yeni2.jpg" type="image/jpeg" length="35962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD Yüksek Mahkemesi, Trump'ın doğumla vatandaşlığı iptal etmesini anayasaya aykırı buldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/abd-yuksek-mahkemesi-trumpin-dogumla-vatandasligi-iptal-etmesini-anayasaya-aykiri-buldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/abd-yuksek-mahkemesi-trumpin-dogumla-vatandasligi-iptal-etmesini-anayasaya-aykiri-buldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump'ın 'ülkede doğan herkese vatandaşlık verilmesini sonlandırmak için' göreve gelir gelmez imzaladığı kararname Yüksek Mahkeme tarafından iptal edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trump 20 Ocak 2025'te göreve başlar başlamaz, ABD topraklarında doğan her bebeğe doğrudan vatandaşlık verilmesi uygulamasını kaldırmak istemişti.</p>

<p>Kararnamede, ABD'de yasa dışı veya geçici olarak bulunan ebeveynlerin çocuklarının Amerikan vatandaşı olamayacağı belirtiliyordu.</p>

<p>Fakat Seattle eyaletinde bir yargıç 23 Ocak 2025'te bu kararın yürütmesini durdurdu.</p>

<p>Ardından ABD Yüksek Mahkemesi, "doğumla vatandaşlık hakkını" sınırlandıran kararnamenin anayasaya uygun olup olmadığını ele almayı kabul etti.</p>

<p>Değerlendirme sonucu Yüksek Mahkeme yargıçları üçe karşı altı oyla kararnameyi iptal etti.</p>

<p>Karar, ABD'de yasa dışı yollarla veya geçici statüde bulunan ebeveynlerin çocuklarının, ABD Anayasası uyarınca "doğuştan vatandaş" olduklarını belirten Yüksek Mahkeme Başkanı John Roberts tarafından kaleme alındı.</p>

<p>Roberts karar metninde, ABD İç Savaşı'nın ardından, özgürlüğüne kavuşmuş ve ABD topraklarında doğmuş eski kölelerin vatandaşlık statüsü meselesini çözüme kavuşturmak amacıyla kabul edilen anayasanın 14. maddesinin tarihçesine atıfta bulunuyor.</p>

<p>Roberts, "Vatandaşlık, hem o dönemde hem de günümüzde, haklara sahip olma, yani siyasi topluluğumuza özgürce katılma hakkı anlamına geliyordu. Bu maddeyi hazırlayanlar, bu vaadi 'bu topraklarda özgür doğan herkese' vermişlerdi" yazdı ve "Bizler bugün bu vaadi yerine getiriyoruz" diye ekledi.</p>

<p>Henüz kararla ilgili bir yorum yapmayan Trump, yıllardır doğumla vatandaşlık hakkına son vermeyi göçmenlik politikalarının temel bir unsuru haline getirdi.</p>

<p>2015'te bile bu uygulamayı "yasadışı göç için en büyük cazibe merkezi" olarak nitelendirerek kaldırılması çağrısında bulunmuştu.</p>

<p>Trump birkaç hafta önce, sosyal medyada ABD'nin doğumla vatandaşlık hakkının getirdiği "prangalarla" yaşayamayacağını ifade eden bir paylaşım yapmıştı.</p>

<p>Trump ayrıca, "Bu durum gerek ekonomik gerekse diğer açılardan sürdürülebilir değil, ayrıca dünyada kayda değer hiçbir ülke bu uygulamayı sürdürmüyor" diye eklemişti.</p>

<p>ABD Başkanı, geçmişte gümrük vergileri gibi konularda hedeflerinin Yüksek Mahkeme tarafından engellenmesine öfkeyle tepki göstermişti.</p>

<p>14. madde 1868'de ABD İç Savaşı'nın sona ermesinin ardından yürürlüğe girmişti.</p>

<p>13. maddeyle 1865'te köleliğe son verilmiş, 14. madde ise eski kölelerin vatandaşlık durumunun çözümlenmesi için anayasaya eklenmişti.</p>

<p>14. maddeden önce görülen davalarda Afrika kökenlilerin ABD vatandaşı olamayacağı hükümleri veriliyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu değişiklik, bu tür mahkeme kararlarını geçersiz kılmış ve ABD topraklarında doğan her bireyin ülkenin vatandaşı olma hakkına elde edebilmesini güvence altına almıştı.</p>

<p>1898'de Çin kökenli Wong Kim Ark'ın ABD'ye açtığı dava ile 14. madde, göçmen ailelerinin çocukları açısından emsal oldu.</p>

<p>ABD Yüksek Mahkemesi'nde görülen davada 24 yaşındaki Wong, Çinli bir çiftin çocuğu olarak ABD topraklarında dünyaya gelmesine karşın, ülkeye girişine izin verilmediğini iddia etti ve bunun Anayasa'ya aykırı olduğunu savundu.</p>

<p>O tarihten sonra, bugüne kadar, konuyla ilgili başka bir dava görülmedi. (BBC)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/abd-yuksek-mahkemesi-trumpin-dogumla-vatandasligi-iptal-etmesini-anayasaya-aykiri-buldu</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 21:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/8a8db5f0-7498-11f1-b1a9-bd204fe03b95jpg.webp" type="image/jpeg" length="77505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Gürlek'ten stajyer avukatlara öneriler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlekten-stajyer-avukatlara-oneriler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlekten-stajyer-avukatlara-oneriler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, ziyaretine gelen stajyer avukatlara önerilerde bulunarak, “Stajların çok verimli geçmesi lazım. Stajda mesleğe ne koydunuz koydunuz. Yüksek lisans mutlaka yapın. Dil öğrenmek artık bir ayrıcalık değil, hatta ikinci dil öğrenin. Branşlaşma önemli, bir alanda kendinizi ispatlamanız lazım. Çünkü bunlar ileride işinize yarayacak.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Gürlek, İstanbul 2 No’lu Baro Başkanı Yasin Şamlı ve mesleğe adım atmaya hazırlanan stajyer öğrencileri Bakanlık’ta kabul etti.</p>

<p>Samimi bir atmosferde gerçekleşen görüşmede genç hukukçulara seslenen Bakan Gürlek, avukatlık mesleğinde başarılı olmanın yolunun sürekli gelişimden, uzmanlaşmadan ve sahayı iyi tanımaktan geçtiğini ifade etti.</p>

<p><strong>“MUTLAKA BİR ALANI SEÇİN, O ALANDA KENDİNİZİ YETİŞTİRMEYE ÇALIŞIN”</strong></p>

<p>Staj döneminin meslek hayatı açısından büyük önem taşıdığını belirten Bakan Gürlek, genç hukukçulara şu önerilerde bulundu:</p>

<p>“Stajların çok verimli geçmesi lazım. Stajda mesleğe ne koydunuz koydunuz. Yüksek lisans mutlaka yapın. Dil öğrenmek artık bir ayrıcalık değil, hatta ikinci dil öğrenin. Çünkü bunlar ileride işinize yarayacak. Bir de branşlaşma. Sizin farklı olmanız lazım. Nasıl farklı olacaksınız? Bir alanda kendinizi ispatlamanız lazım. Kendinize bir alan belirleyin, bir yol belirleyin. Mutlaka bir alanı seçin, o alanda kendinizi yetiştirmeye çalışın. İşte yüksek lisans, doktora, dil. Hepinize başarılar diliyorum. Sizin en iyisini yapacağınızdan eminim.” diye konuştu.</p>

<p>Stajyer avukatlara yalnızca ofis tecrübesiyle yetinmemeleri gerektiğini söyleyen Bakan Gürlek, adliyelerde edinilen pratiğin mesleki gelişimde önemli bir yeri olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Adliyenin tozunu yutmak diye bir deyim var. Yani ofis avukatlığı tamam var ama mutlaka adliyede de gidip oradaki ortamı tanımanız lazım. Duruşmalara katılmanız lazım. Kalemdeki personellerle mutlaka bir irtibat kurmanız lazım. Biz o konuda her zaman ne gerekiyorsa yardımcı oluyoruz. Hepinize başarılar diliyoruz.”</p>

<p><strong>“NE GEREKİYORSA BİZ SİZİN YANINIZDAYIZ”</strong></p>

<p>İstanbul 2 Nolu Baro’nun stajyer avukatların eğitimi ve gelişimi için önemli çalışmalar yürüttüğünü dile getiren Bakan Gürlek, Baro Başkanı Yasin Şamlı’ya da teşekkür etti. Adalet Bakanlığı olarak stajyer avukatların yanında olduklarını vurgulayan Bakan Gürlek, “Bizim de Adalet Bakanlığı olarak yapmamız gereken bir şey varsa yanınızdayız. Bizim birçok birimimiz var. Ortaklaşa, istişare de yapabiliriz ya da birimleri ziyaret edebilirsiniz. Ne gerekiyorsa biz sizin yanınızdayız. Aynı yollardan geçtik biz de sizin gibi meslekten mezun olduk, kısa bir süre staj yaptık sonra hakim savcılığa geçtik. Hayat çok hızlı akıyor. Bunu siz de göreceksiniz. Sonra sizin de stajyerleriniz olacak. Rabbim inşallah mahcup etmesin çıktığınız yolda her daim yardımcınız olsun. Bizler yanınızdayız.” diye konuştu.</p>

<p>Toplantı da öğrencilerle tecrübe paylaşımında bulunan Bakan Gürlek, stajyer hukukçuların sorularını da yanıtladı. Bakan Gürlek, toplantının ardından stajyer avukatlarla hatıra fotoğrafı çekildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlekten-stajyer-avukatlara-oneriler</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-161.jpg" type="image/jpeg" length="66047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK VERGİ HUKUKUNDA VERGİ ZİYAI, CEZAİ YAPTIRIMI VE İDARİ/YARGISAL ÇÖZÜM YOLLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-vergi-hukukunda-vergi-ziyai-cezai-yaptirimi-ve-idariyargisal-cozum-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-vergi-hukukunda-vergi-ziyai-cezai-yaptirimi-ve-idariyargisal-cozum-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Vergi ziyaı, Türk vergi sisteminde mükellef veya vergi sorumlularının kanuni ödevlerini zamanında veya eksiksiz bir şekilde yerine getirmemeleri neticesinde ortaya çıkan ve devletin vergi kaybına uğramasıyla sonuçlanan mali nitelikli bir idari kabahattir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 341 ve devamı maddelerinde düzenlenen vergi zıyaı, hem idari yaptırımları hem de fiilin niteliğine göre adli ceza yargılamasını tetikleyen ikili bir hukuki yapıya sahiptir. Bu yazımda, vergi ziyaı kabahatinin unsurları, ceza oranları; iştirak, tekerrür ve içtima gibi ceza hukuku kurumlarının vergi hukukundaki yansımaları ile bu cezalara karşı başvurulabilecek idari ve yargısal çözüm yolları yürürlükteki mevzuat ve usul hukuku ilkeleri çerçevesinde incelenmiştir.</p>

<p><strong>I. GİRİŞ VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE</strong></p>

<p>Vergi hukuku, kamu gücüne dayanarak devletin mali mülk edinme yetkisini ve egemenlik hakkını düzenlerken, anayasal ödev bilinciyle mükelleflere birtakım şekli ve maddi yükümlülükler getirmekte olup bunların ihlali de idari veya cezai yaptırımları beraberinde getirir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun "Cezalar" rejimi içinde yer alan en temel düzenlemelerden biride vergi ziyaıdır.</p>

<p>VUK’un 351. maddesinde düzenlenen ve şekle ve usul kurallarına aykırılığı esas alan usulsüzlük kabahatinden farklı olarak vergi ziyaı, mutlaka bir hazine zararı (vergi kaybı) unsurunu içeren maddi neticeli bir kabahattir. Her ne kadar doktrinde ve bazı yargı kararlarında dil alışkanlığı olarak "vergi ziyaı suçu" ifadesine yer verilse de, hukuki niteliği itibarıyla vergi ziyaı cezası, yargı organlarınca değil vergi idaresi tarafından doğrudan kesilen mali-idari yaptırım niteliğinde bir cezadır.</p>

<p><strong>II. VERGİ ZİYAININ UNSURLARI VE OLUŞUM SÜRECİ</strong></p>

<p><strong>A. Kabahatin Maddi Unsuru: Vergi Kaybı (Ziya)</strong></p>

<p>VUK m. 341 uyarınca vergi ziyaı temelde verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder. Kabahatin maddi unsurunun oluşması için fiilin, vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve oranlar üzerinden hesaplanması işlemi olan tarh aşamasından sonra, ancak verginin ödenebilir aşamaya geldiğini gösteren tahakkuk aşamasından önce gerçekleşmesi ya da bu aşamayı sakatlayacak şekilde gerçekleşmesi gerekir. Buna ilave olarak uygulamada hiç beyanname verilmemesi, eksik beyan verilmesi gibi icrai veya ihmali fiiller neticesinde de vergi ziyaı doğabilir.</p>

<p>Aynı kanun maddesinin devamında (VUK m 341/2) Şahsi, medeni haller veya aile durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile veya sair suretlerle verginin noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere geri verilmesine sebebiyet vermek de vergi ziyaı hükmünde olacağı belirtilmektedir.</p>

<p>Verginin sonradan tahakkuk ettirilmesi, ikmalen/re'sen tarh edilmesi veya haksız iadenin idarece geri alınması, geçmişte işlenen ve tamamlanan kabahatin cezalandırılmasına engel teşkil etmez (VUK m. 341/3). Zira vergi ziyaı doktrindeki baskın anlayışa göre ani bir kabahat olup, verginin kanuni süresinde tahakkuk ettirilmemesiyle vergi ziyaı kabahatinin maddi unsuru gerçekleşmektedir.</p>

<p><strong>B. Fail, İlliyet Bağı ve Manevi Unsur</strong></p>

<p>Vergi ziyaı cezasının muhatabı , vergi kanunlarına göre adına vergi tarh edilen gerçek veya tüzel kişiler ile verginin kesilerek ilgili daireye yatırılmasından sorumlu olan vergi sorumlularıdır. Cezanın kesilebilmesi için, vergi kaybına yol açan hukuka aykırı fiil ile mükellef veya vergi sorumlusunun davranışları arasında doğrudan ve kesintisiz bir illiyet bağı da bulunmalıdır. Hukuka aykırı bir fiil veya usulsüzlük işlenmiş olsa dahi, eğer neticede bir vergi kaybı doğmamışsa vergi ziyaı cezası kesilemez; yalnızca şartları varsa usulsüzlük cezası gündeme gelebilir.</p>

<p>Manevi unsur bakımından ise, normal usulde vergi ziyaı kabahatinin oluşması için failin kastı aranmaz; ihmal, dikkatsizlik veya kusurlu davranış maddi unsurun gerçekleşmesi için yeterlidir. Ancak fiilin kaçakçılık boyutuna ulaştığı durumlarda açıkça kast unsurunun varlığını aramaktadır.</p>

<p><strong>III. FİİLİN NİTELİĞİNE GÖRE CEZA ORANLARI VE VERGİ SUÇLARI</strong></p>

<p>Vergi ziyaı cezalarında kanun koyucu, fiilin hile, aldatma gibi nitelikleri karşılayıp karşılamadığına göre kademeli ve orantılı bir ceza mimarisi belirlemiştir.</p>

<p><strong>A. Normal Usul Olan Vergilendirme Ödevlerine Aykırılıktan Doğan Cezalar </strong></p>

<p>Mükellef veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini bir hile, aldatma vs olmaksızın, ihmal veya eksik ifa etmesi neticesinde ortaya çıkan vergi ziyaında, ziyaa uğratılan verginin bir katı (1 kat) tutarında ceza kesilir (VUK m. 344/1). Örnek vermek gerekirse bir mükellef vermesi gereken bir beyannameyi eksik vermiştir veya matrahra hata yapmıştır bu durumda hile, aldatma veya bunun gibi bir amacı olmayan mükellefe ziyaa uğratıla kısım kadar ceza kesilir.</p>

<p><strong>B. Süresinden Sonra Kendiliğinden Verilen Beyannameler</strong></p>

<p>VUK m. 344/3’te, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden önce, kanuni süresi geçtikten sonra kendiliğinden verilen beyannameler üzerinden tahakkuk eden vergiler için vergi ziyaı cezası yüzde elli (%50) oranında indirimli olarak uygulanacağı belirtilmek suretiyle beyanname süresi geçtikten sonra kendiliğinden beyanname veren mükellefler için bir indirim imkanı getirilmiştir.</p>

<p><strong>C. Nitelikli Usul Olan VUK m. 359 Kapsamındaki Kaçakçılık Fiilleri </strong></p>

<p>Vergi kaybına sebebiyet veren fiil, aynı zamanda VUK m. 359’da tahdidi olarak sayılan kaçakçılık suçlarından birini oluşturuyorsa, bu fiilin yaptırımı olan ceza ağırlaştırılarak ziyaa uğratılan verginin üç katı (3 kat) olarak uygulanır (VUK m. 344/2).</p>

<p><strong>IV. CEZA HUKUKU MÜESSESELERİNİN VERGİ ZİYAI CEZASINA ETKİSİ</strong></p>

<p><strong>A. İştirak (VUK m. 360)</strong></p>

<p>Mükellef veya sorumlu dışındaki üçüncü kişilerin (örneğin mali müşavirler, muhasebe çalışanları veya menfaat ortakları), VUK m. 359’daki kaçakçılık fiillerinin işlenişine bilerek ve isteyerek (kasıtlı olarak) katılmaları halidir. İştirak yaptırımının uygulanabilmesi için asıl failin bu fiili işlemiş ve cezalandırılabilir olması şarttır. Bununla beraber VUK m. 359 uncu maddede yazılı suçların işlenişine iştirak eden suç ortaklarının bu suçların işlenmesinde menfaatinin bulunmaması halinde, Türk Ceza Kanununun suça iştirak hükümlerine göre hakkında verilecek cezanın yarısı indirilir.</p>

<p><strong>B. Tekerrür (VUK m. 339)</strong> Vergi hukukunda tekerrür müessesesi, adli ceza hukukundaki genel hükümlerden farklı şartlara bağlanmıştır. Tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi ve cezanın artırılabilmesi için:</p>

<p><strong>- Önceki cezanın kesinleşmiş olması:</strong> İlk kesilen vergi ziyaı cezasının idari veya yargısal yollarla kesinleşmiş olması gerekir (Cezanın fiilen ödenmiş olması şart değildir).</p>

<p><strong>- Cezaların aynı türden olması:</strong> Sonraki ceza ile önceki cezanın aynı türden olması gerekir. Örneğin; vergi ziyaı cezası ancak başka bir vergi ziyaı cezasına; usulsüzlük cezası ise ancak başka bir usulsüzlük cezasına tekerrür oluşturur. Usulsüzlük cezası vergi ziyaına tekerrür oluşturmaz.</p>

<p>Tekerrüre ilişkin olarak da 7338 sayılı Kanun ile VUK 339’da değişiklikler yapılmıştır buna göre; tekerrür durumunda vergi ziyaı cezası %50, usulsüzlük cezası %25 oranında artırılır. Ancak uygulanacak <strong>artırım tutarı, kesinleşen ilk cezanın tutarını aşamaz.</strong> Ve tekerrürün oluşması için gereken süreler (vergi ziyaında 5 yıl, usulsüzlükte 2 yıl) artık cezanın kesinleştiği yılı "takip eden yılın başından" değil, <strong>kesinleşme tarihini "izleyen günden" itibaren</strong> başlar. Bu sayede tekerrür süreleri kısalmış ve mükellef lehine bir sistem kurulmuştur.</p>

<p><strong>C. İçtima (VUK m. 340)</strong></p>

<p>Türk vergi hukukunda ve ceza yargılamasında "aynı fiilden dolayı iki kez cezalandırılmama" <i>(</i> ilkesi , idari yaptırımlar ile adli cezalar arasında mutlak bir engel oluşturmaz. VUK m. 340 ve m. 367 uyarınca, kaçakçılık suçundan dolayı bir ceza mahkemesinde hapis cezası verilmesi, idari nitelikteki 3 kat vergi ziyaı cezasının uygulanmasına engel teşkil etmez. Yani her iki ceza birbirini etkilemeksizin bağımsız olarak icra edilir.</p>

<p><strong>V. İDARİ ÇÖZÜM YOLLARI</strong></p>

<p><strong>A. İzaha Davet (VUK m. 370)</strong></p>

<p>Vergi idaresi VUK md 370 ile 482 ve 519 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerine dayanarak bazen somut bir ön tespitten veya denetimlerinden yola çıkarak, mükellef hakkında vergi incelemesine başlamadan önce kendisinden incelemeye konu olabilecek hususa yönelik bir açıklama isteyebilir. Davet yazısının tebliğinden itibaren 30 gün içinde mükellef tarafından davete icabet edilerek beyanname verilir ve sonra eğer gerekmişse matrah düzeltilir ve vergi aslı ödenirse, kesilecek vergi ziyaı cezası %80 oranında indrilerek yalnızca %20 oranında kesilir.</p>

<p>- Kaçakçılıkta İstisna: VUK m. 359 kapsamındaki sahtecilik ve tahrifat fiillerinde izaha davet yolu ilkesel olarak kapalıdır. Ancak sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımı, her yıl için ayrı ayrı belirlenen yıllık yasal sınırı geçmeyen veya toplam mal/hizmet alışının %5'ini aşmayan mükellefler bu indirimli müesseseden istifade edebilirler.</p>

<p><strong>B. Pişmanlık ve Islah (VUK m. 371)</strong></p>

<p>Beyana dayalı vergilerde, mükelleflerin kanuna aykırı fiillerini (beyanname vermeme, matrah gizleme vb.), idarenin veya herhangi bir muhbirlenin resmi tespiti ve haberi olmadan önce, kendiliğinden resmi makamlara dilekçe ile bildirmesidir.</p>

<p>Dilekçe tarihinden itibaren 15 gün içinde hiç verilmemiş beyanname verilir veya eksik beyan düzeltilir, vergi aslı ve hesaplanacak "pişmanlık zammı" (gecikme zammı oranında) eksiksiz ödenirse, mükellef adına vergi ziyaı cezası tamamen kalkar (hiç kesilmez). Ayrıca VUK m. 359 kapsamındaki suçlar yönünden de adli takibat yapılmasının önüne geçilir.</p>

<p><strong>VI. YARGISAL VE İDARİ BAŞVURU YOLLARI VE USULÜ</strong></p>

<p>Kendisine vergi ziyaı cezası ihbarnamesi tebliğ edilen mükellef veya vergi sorumlusu, tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük hak düşürücü süre içinde ya idari çözüm yollarını ya da yargısal yolu seçmek zorunda olup her iki yolun aynı anda yürütülmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>A. Doğrudan İptal Davası ve Kendiliğinden Yürütmenin Durdurulması Etkisi</strong></p>

<p>Ceza ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yetkili ve görevli Vergi Mahkemesinde iptal davası açılabilir.</p>

<p>Usul Hukuku Özelliği (İYUK m. 27/3): Genel idari yargıda davanın açılması idari işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmazken; İYUK m. 27/3’te düzenlenen bu kural her işlem için geçerli olmamakla birlikte vergi yargılamasına özgü bir istisna getirmiştir. Buna göre vergi mahkemelerinde vergi ve cezalara karşı açılan iptal davaları, tahsilat işlemlerini dava sonuna kadar kendiliğinden durdurur. Dolayısıyla mükellefin mahkemeden ayrıca tedbir mahiyetinde "yürütmenin durdurulması" kararı talep etmesine gerek yoktur; idare dava sonuçlanana kadar haciz veya takip işlemlerine girişemez.</p>

<p><strong>B. İdari Hataların Düzeltilmesi (VUK m. 116-124)</strong></p>

<p>Cezadaki açık vergi hatalarına, hesap hatalarına veya mükellefiyet durumundaki maddi yanılgılara karşı, vergiyi doğuran olayı takip eden takvim yılından itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi içinde vergi dairesi müdürlüğüne düzeltme başvurusu yapılabilir.</p>

<p>30 günlük dava açma süresi içinde yapılan düzeltme başvuruları, dava açma süresini durdurur; idarenin ret kararı veya zımni reddi üzerine kalan süre içinde vergi mahkemesinde dava ikame edilebilir.</p>

<p><strong>C. Uzlaşma ve Kanuni İndirim Yolları</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p>Müessese</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başvuru Süresi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Şartlar ve Sağlanan Mali Avantaj</p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>VUK m. 376 İndirimi</p>
   </td>
   <td>
   <p>İhbarnameden itibaren 30 Gün</p>
   </td>
   <td>
   <p>Cezaya dava açılmaması ve cezanın yarısının vadesinde veya 6183 sayılı Kanunda belirtilen türden teminat göstererek vadenin bitmesinden itibaren üç ay içinde ödeyeceğini bildirirse, kesilen vergi ziyaı cezasının %50'si doğrudan indirilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Tarhiyat Sonrası Uzlaşma</p>
   </td>
   <td>
   <p>İhbarnameden itibaren 30 Gün</p>
   </td>
   <td>
   <p>Mükellef uzlaşma komisyonuna başvurur. Uzlaşmanın sağlanması halinde, üzerinde uzlaşılan ceza tutarı kesinleşir, dava konusu yapılamaz.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Burada önemli bir ayrıntı bulunmaktadır bu da mükellef ile idare arasında uzlaşma sağlanamaz<i> </i>ise ne olacağıdır<i>.</i> Uzlaşma sağlanamazsa ve dava açma süresi de bitmişse veya 15 günden az kalmışsa, mükellefin hak kaybına uğramaması adına 15 günlük ek dava açma süresi (VUK Ek m. 7) kanunen tanınmıştır. Kaçakçılık fiillerinden doğan 3 katlık vergi ziyaı cezaları uzlaşma kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>VII. GECİKME ZAMMI VE ZAMANAŞIMI SÜRELERİ</strong></p>

<p><strong>A. Gecikme Zammı Uygulaması (6183 s.K. m. 51)</strong></p>

<p>Vergi hukukunun temel prensiplerinden biri uyarınca, "gecikme faizi" (VUK m. 112) yalnızca vergi asıllarına uygulanır; asıl niteliğinde olmayan vergi ziyaı cezasına gecikme faizi yürütülemez. Ancak cezanın idari veya adli süreç sonunda kesinleşip vadesinde ödenmemesi halinde, bir kamu alacağı niteliği kazandığından, 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca her ay için Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen oran üzerinden gecikme zammı hesaplanır.</p>

<p><strong>B. Zamanaşımı Süreleri</strong></p>

<p>- Tarh Zamanaşımı: Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından itibaren 5 yıl içinde ceza ihbarnamesi mükellefe tebliğ edilmezse, idarenin ceza kesme yetkisi zamanaşımına uğrar. Takdir komisyonuna sevk zamanaşımını durduran tek istisnai haldir.</p>

<p>- Tahsil Zamanaşımı (6183 s.K. m. 102): Usulüne uygun kesilen ve kesinleşen vergi ziyaı cezası, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde idare tarafından tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar ve borç ortadan kalkar.</p>

<p><strong>VIII. SONUÇ</strong></p>

<p>Vergi ziyaı kabahati, devlet hazinesinin gelir kaybını önlemek, kamu harcamalarının finansmanını güvence altına almak ve mali adalet dengesini korumak amacıyla kanun koyucu tarafından sıkı şekli şartlara ve ağır mali yaptırımlara bağlanmıştır. Kabahate sebebiyet veren fiilin niteliği (ihmalden doğan normal usul veya hileye dayanan kaçakçılık fiili), hem idari yaptırımın kat sayısını (1 kat veya 3 kat) belirlemekte hem de hürriyeti bağlayıcı ceza riskini doğurarak adli yargıyı harekete geçirmektedir.</p>

<p>Türk vergi sistemi, mükelleflerin haklarını korumak adına idari aşamada Pişmanlık, İzaha Davet, İndirim ve Uzlaşma gibi geniş bir barışçıl seçenek sunmuştur. Bu idari yolların tüketilemediği veya tercih edilmediği durumlarda ise, Vergi Mahkemelerinde açılacak iptal davalarının tahsilat işlemlerini kendiliğinden durdurması, mükellef ile idareyi daha eşit bir konuma getirirken hak arama özgürlüğü bakımından da Türk vergi yargılaması hukukunun mükelleflere sunduğu en hayati ve en güçlü güvencelerden biridir.</p>

<p><strong>Mehmet YEMİŞEN</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKLAR</strong></span></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">213 sayılı Vergi Usul Kanunu.</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">7338 sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">482 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">519 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-vergi-hukukunda-vergi-ziyai-cezai-yaptirimi-ve-idariyargisal-cozum-yollari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/hesapvergi-hukuku.jpg" type="image/jpeg" length="93483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/5152 E., 2025/8447 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20255152-e-20258447-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20255152-e-20258447-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2025 tarihli, 2025/5152 E., 2025/8447 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5152 E., 2025/8447 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/2544 E., 2025/1030 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 60. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/273 E., 2023/336 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.11.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davalı vekili Avukat ... ile karşı taraf vekili Avukat ... geldiler.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.<br />
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı işyerinde çalıştığını, davalı işveren tarafından 30.04.2020 tarihinde iş sözleşmesinin feshedileceğine dair ihbar ve fesih bildirimini imzalattığını, ayrıca davalı tarafından işçilik alacaklarının tahsil edilmesinin engellenmesi amacıyla iradeye fesat karıştırılarak arabuluculuk tutanaklarının imzalatıldığını, arabuluculuk anlaşma tutanaklarının iptalinin gerektiğini, kıdem ve ihbar tazminatının ödenmediğini, ulusal bayram genel tatil günleri dâhil haftanın 7 günü 06.00-19. 00... .00-07.00 arası vardiyalı çalışıldığını, bu çalışma karşılığı ücretlerinin ödenmediğini, yıllık izin kullanmadığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali ile işçilik alacakları davasının tek bir dosyada görülemeyeceğini, davacı ile ihtiyarı arabuluculukla anlaşma yaptıklarını, hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, ücrete ve çalışma koşullarına yönelik imzalı bordroların olduğunu, zamanaşımı def'inin bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ihtiyari arabuluculukla anlaşma tutanağına göre davacının işçilik alacakları kapsamında tutanakta belirtilen ücreti tahsil ettiği, arabuluculuk görüşmelerinin davacının çalıştığı yer olan Kuveyt'te bilgisayar ile görüntülü olarak işverenin hakimiyet alanında gerçekleştirildiği, hatta dörder beşer kişilik gruplar hâlinde görüşme yapıldığı, imzalamayanlara da haklarının verilmeyeceği yönünde baskı kurulduğu, bu nedenlerle ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçerli olmadığı, davalı işverence iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin ispatlanamadığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, tanık beyanlarına göre fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacaklarının ispatlandığı, yıllık izin alacağının bulunmadığı gerekçesi ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu tazminat ve alacaklar yönünden arabuluculuk süreci başlamadan önce taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğuna yönelik dosyada herhangi bir delil mevcut olmadığı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. İhtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talepli tespit davası ve işçilik alacakları istemli davanın birlikte görülemeyeceğini,</p>

<p>2. Tarafların dava konusu alacaklar üzerinde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya vardığını, arabuluculuk anlaşma tutanağını imzaladıklarını, arabuluculuk tutanağı ile anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağını,</p>

<p>3. Davacının ücretinin hatalı olarak hesaplandığını ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; arabuluculuk sürecinin kanuna uygun şekilde yürütülüp yürütülmediği, buna göre dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalinin gerekip gerekmediği ve sonucuna göre davacının dava konusu alacaklara hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır.<br />
Arabuluculuk anlaşma belgesi, borçlar hukuku anlamında bir maddi hukuk sözleşmesi olup bu sözleşmenin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmü bağlamında geçerli olmadığı ileri sürülebilir. Böyle bir durumda, arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı veya usulüne uygun yapılmadığı ya da irade fesadı iddiası ileri sürüldüğünde; ispat yükü davacıya aittir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı vekili tarafından, müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedilmesinden sonra baskı ve zorlama ile müvekkiline ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı imzalatıldığı, bu süreçte iradesinin fesada uğratıldığı, arabuluculuk görüşmesinin önemi ve hukuki boyutu hakkında bilgilendirme yapılmadığı ileri sürülmüş; davalı tarafından ise davacının serbest iradesi ile arabuluculuk tutanaklarını imzaladığı savunulmuştur.</p>

<p>Dosyada dinlenilen davacı tanıkları soyut ve genel nitelikte beyanlarda bulunmuş olup davacının arabuluculuk görüşmelerine, sürece ve irade fesadı iddialarına ilişkin somut tanık anlatımı bulunmamaktadır. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile davacı tanıklarının beyanları ve Daire kararları birlikte değerlendirildiğinde; davacının ihtiyari arabuluculuk tutanağına yönelik irade fesadı iddiasını usulüne uygun olarak ispat edemediği anlaşılmıştır.</p>

<p>Ayrıca davacının arabuluculuk faaliyeti sırasında arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları konusunda bilgilendirildiği, dosyada mevcut arabuluculuk ilk oturum açılış tutanağı, anlaşma tutanağı, arabuluculuk son tutanağından anlaşılmaktadır. Bu durumun aksi de davacı tarafından ispat edilememiştir. O hâlde, İlk Derece Mahkemesince ihtiyari arabuluculuk tutanağı geçerli kabul edilerek bu tutanağın iptaline ve talep edilen alacakların tahsiline yönelik davanın reddi yerine yanılgılı değerlendirme ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline ve dava konusu alacakların kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>I. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Dosya içeriğine göre davacı işçinin davalı Şirkete ait Kuveyt’te bulunan işyerinde 13.12.2018-03.04.2020 tarihleri arasında silindir operatörü olarak çalıştığı ve iş sözleşmesinin davalı işverence feshedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacı işçi, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin baskı altında imzalatılması nedeniyle geçersiz olduğunu iddia ederek ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınması isteğinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı işveren, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir.</p>

<p>Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Alacaklının dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurması zorunluluğu ve arabuluculukta anlaşılan hususlarda dava açılamamasına ilişkin yasal düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını sınırlandırmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de arabuluculuğu hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir yöntem olarak değerlendirmiştir (Anayasa Mahkemesi, 10.07.2013 tarihli ve 2012/94 Esas, 2013/89 Karar; 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı kararları). Anayasa Mahkemesine göre anayasa bu tür yöntemlere başvurulup başvurulamayacağı hususunu, anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde bulundurmak şartıyla kanun koyucunun takdir yetkisine bırakmıştır (AYM, 2017/178 E., 2018/82 K., §16). Dolayısıyla arabuluculuğa ilişkin yasal düzenlemelerin bu çerçevede yorumlanması ve uygulamaların da sözü edilen ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 E., 2018/82 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere “18. İşçi ve işveren ilişkilerinde işçinin işveren karşısında zayıf konumda olduğu genel olarak kabul edilmekte ise de eşitlik, arabuluculuk kurumunun temel özelliklerindendir. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı bendinde tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları düzenlenmiştir. Yine 6325 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrasında arabulucunun taraflar arasındaki eşitliği gözetmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan, ilgili mevzuat gereği iletişim teknikleri yönünden profesyonel, konusunda uzman, eğitimli, tarafsız, güvenilir ve objektif bir kimliğe sahip arabulucu uyuşmazlık çözüm sürecinin tüm aşamalarında taraflar arasında eşitliği gözeterek sürecin sonuçlanmasını sağlayabilecektir.Eşitliğin ön planda tutulduğu bir ortamda, işçi ve işverenin eşit düzeyde ve kendilerini rahatça ifade edebilecekleri şekilde karşılıklı olarak uyuşmazlığa çözüm bulmaları sağlandığında, işveren karşısında zayıf konumda olduğu değerlendirilen işçinin baskı altına alınacağı söylenemez”. Buna göre eşitliğin gözetilmediği, işçinin işverenle eşit düzeyde ve kendisini rahatça ifade edemediği bir ortamda işveren karşısında zayıf durumda olan işçinin baskı altında olmadığı kabul edilemez.</p>

<p>Arabuluculuk çözüm yöntemine başvurulabilmesi için öncelikle taraflar arasında somut bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması gerekir. Çünkü arabuluculuk mevcut olan bir uyuşmazlığın anlaşma yoluyla çözülmesi için başvurulması gereken bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Diğer yandan, arabuluculuk yönteminde uyuşmazlığın uygun bir ortamda ve usulüne uygun olarak müzakere edilmesi şarttır. Özellikle bir tarafın ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf olduğu durumlarda müzakerenin usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi son derece önemlidir.<br />
Kural olarak borçlunun alacaklı ile aralarındaki uyuşmazlığı çözmek için arabuluculuk yöntemine başvurması mümkündür. Bununla birlikte, Dairemize intikal eden dosyalardan, ihtiyari arabuluculuk yoluna çoğunlukla işverenlerin başvurması son derece dikkat çekmektedir. Bu durumun hayatın olağan akışına uygun düştüğünü söylemek zordur. Zira normal olan, alacaklının alacağına kavuşmak için harekete geçmesidir. İhtiyari arabuluculuk yöntemine daha çok işverenlerin başvurması, var olan bir uyuşmazlığı arabuluculuk yoluyla çözmekten çok, salt işçinin mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldırma amacıyla hareket edildiği ihtimalini güçlendirmektedir. Arabuluculuk yöntemi, uyuşmazlığı çözme dışında başka bir amaç için kullanılamaz.</p>

<p>Diğer yandan, iş sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin işlemlerin arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiğine ve böylece uyuşmazlık ortaya çıkmadan bu yola başvurulduğuna sıkça rastlanmaktadır. Kuşkusuz işçinin alacaklarının eksiksiz ödenmesi durumunda işlemin ya da anlaşmanın ne şekilde yapıldığının önemi yoktur. Ancak işçiye alacaklarının kanun ve sözleşme uyarınca ödenmesi gereken miktarın çok altında ödenmesini öngören ve aynı zamanda işçinin dava açma hakkını da ortadan kaldıracak bir anlaşmanın kanuna ve usule uygun yapılması anayasal bir zorunluluktur.</p>

<p>Somut olayda, dosyaya sunulan arabuluculuk son tutanağından telekonferans yöntemi ile işverenin Kuveyt’teki şantiyesinde bulunan davacı ile müzakere yapıldığı ve işçilik alacakları konusunda anlaşmaya varıldığı belirtilmiştir. Dosya içeriğine göre arabulucuya başvuran tarafın işveren olduğu anlaşılmaktadır. Davacı arabuluculuk belgesi imzaladığından habersiz olduğunu, ücretini ve pasaportunu almak için tutanağı imzalamak zorunda kaldığını ileri sürmüştür.</p>

<p>Dosya kapsamına göre arabuluculuk yöntemine başvurulmadan önce davacı işçi ile hangi konuda ve nasıl bir uyuşmazlık çıktığı ortaya konulmuş değildir. Diğer yandan, arabuluculuk görüşmeleri telekonferans ile yapılabilir ise de, işverenin yurt dışındaki şantiyesinde bulunan davacı işçi ile işveren arasında yapıldığı belirtilen müzakerenin usulüne uygun gerçekleştirildiği kabul edilemez. Zira arabuluculuk görüşmelerinde taraflar arasında eşitlik gözetilmemiş; davacı işçinin işverenle eşit düzeyde ve kendisini rahatça ifade edebildiği bir ortam sağlanmamıştır. Kararın açıkladığımız nedenlerle onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20255152-e-20258447-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="95973"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/8443 E., 2025/9371 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258443-e-20259371-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258443-e-20259371-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2025/8443 E., 2025/9371 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/8443 E., 2025/9371 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1428 E., 2025/1808 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 21.08.2008 tarihinde fiilen çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkiline iş sözleşmesinin feshedildiği bilgisi verildiğini, müvekkili çok borçlu olduğunu ve işine devam etmek istediğini söylemesine rağmen işine kesin olarak son verildiğinin kendisine bildirildiğini, müvekkiline tazminatlarını alması için birtakım evrakı imzalaması gerektiği söylenerek Şirketin arabuluculuk işlemlerini yapan arabulucunun ofisine götürüldüğünü, işten atılmanın üzüntüsünü yaşayan ve bundan sonra evini ve ailesini nasıl geçindireceğini düşünen müvekkilinin nereye götürüldüğünü bile bilmeden kendisini bir arabuluculuk ofisinde bulduğunu, kendisine tazminat almak istiyorsa bu evrakı imzalaması gerektiğinin imzalamaz ise tazminat verilmeyeceği isterse yıllarca sürecek mahkeme sürecine gidebileceğinin söylendiğini, arabuluculuk tutanağının aşırı yararlanma (gabin) nedeniyle iptali gerektiğini, arabuluculuk sürecinin olması gerektiği şekilde yürütülmediğini belirterek taraflar arasında düzenlenmiş olan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasında müvekkili davalı Şirkette çalıştığını, taraflar arasında arabuluculuk görüşmesinin 15.11.2022 tarihinde yapıldığını ve davacıya gerekli zamanın verildiğini, davacının isteklerini ve taleplerini özgürce ifade ettiğini, karşılıklı anlaştıklarını, bu anlaşma ile ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının düzenlendiğini, arabulucu tarafından açılış konuşması yapılarak davacıya tüm hukuki bilgilendirmenin yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>Gönen (Balıkesir) 2. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 09.01.2025 tarihli ve 2024/165 Esas, 2025/13 Karar sayılı kararı ile; davacının çalışma süresi olan 2008-2022 döneminde hak edeceği kıdem tazminatının kabaca hesaplanan tutarının dahi ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ile davacı işçiye ödenmesi kararlaştırılan miktarın 2 katına yakın olacağı, davacının talep etmiş olduğu alacak kalemleri dikkate alındığında; edimler arasında açık bir oransızlık bulunduğu, ihtiyari arabuluculuk belgesi üzerinde başvuru numarasının yer almadığı, tüm bu sebeplerle sürecin usulüne uygun olarak yürütülmediğinin anlaşıldığı, anlaşma belgesinin davacı işçi tarafından müzayaka hâlinde imzalandığı, bu şekilde gabin niteliği taşıyan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin arabuluculuğun amacına uygun olmadığı gerekçesiyle taraflar arasında düzenlenmiş olan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 09.01.2025 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2025 tarihli ve 2025/436 Esas, 2025/611 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince tarafların sundukları delillerin usulüne uygun olarak tartışıldığı, verilen kararda usul ve yasaya aykırılık tespit edilmediği, iptali talep edilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının fesih tarihinde düzenlenmiş olması, işveren tarafından dosyaya sunulan özlük dosyasında yer alan işten ayrılış bildirgesinin ihtiyari arabuluculuk tutanağının düzenlendiği tarihten sonra Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ibraz edilmiş olması göz önüne alındığında, aynı tarihi içeren fesih ve arabuluculuk süreçlerinden hangisinin daha önce gerçekleştiğinin tespit edilemediği, evrak içeriklerinden fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, arabuluculuk sürecine başvuru öncesinde iş sözleşmesinin sona erdiğinin mevcut belgelere göre kesin olarak tespit edilemediğinden taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, böyle bir durumda 15.11.2022 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde yer alan, sözleşmenin sona ermesine bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden taraflar arasında bir uyuşmazlık çıktığından söz edilemeyeceği, bu durumda gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı hâlde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olması, ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmayacağı, aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği hâlde yıllık ücretli izin hakkının arabuluculuk anlaşma belgesi ile paraya tahvil edilmesinin de kabul edilemeyeceği, keza iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2025 tarihli kararının süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairenin 01.07.2025 tarihli ve 2025/4671 Esas, 2025/5655 Karar sayılı kararı ile; somut olayda İlk Derece Mahkemesince gabin nedeniyle ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersiz olduğu sonucuna ulaşıldığı hâlde Bölge Adliye Mahkemesince; fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü, taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup görüldüğü gibi Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilmesine rağmen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'da (6100 sayılı Kanun) buna cevaz veren bir düzenlemenin mevcut olmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirildiğine göre Bölge Adliye Mahkemesince, 6100 sayılı Kanun’un 353/1-b(2) hükmü gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken anılan hükme aykırı şekilde davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi isabetli olmayıp usule aykırı olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Kanun’un 353/1-b(2) hükmüne aykırı olduğundan, Kanun'a uygun şekilde karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden bozulmasına, bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince tarafların sundukları delillerin usulüne uygun olarak tartışıldığı, verilen kararda usul ve yasaya aykırılık tespit edilmediği, iptali talep edilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının fesih tarihinde düzenlenmiş olması, işveren tarafından dosyaya sunulan özlük dosyasında yer alan işten ayrılış bildirgesinin ihtiyari arabuluculuk tutanağının düzenlendiği tarihten sonra SGK'ya ibraz edilmiş olması gözönüne alındığında, aynı tarihi içeren fesih ve arabuluculuk süreçlerinden hangisinin daha önce gerçekleştiğinin tespit edilemediği, evrak içeriklerinden fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, arabuluculuk sürecine başvuru öncesinde iş sözleşmesinin sona erdiğinin mevcut belgelere göre kesin olarak tespit edilemediğinden taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, böyle bir durumda, 15.11.2022 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde yer alan, sözleşmenin sona ermesine bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden taraflar arasında bir uyuşmazlık çıktığından söz edilemeyeceği, bu durumda gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı hâlde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olması, ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmayacağı, aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği hâlde yıllık ücretli izin hakkının arabuluculuk anlaşma belgesi ile paraya tahvil edilmesinin de kabul edilemeyeceği, keza iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği, işçinin fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi çalıştığı sırada tahakkuk eden alacaklarının ödenmesi yönünde bir talepte bulunduğu ya da yapılmak istenen ödemeyi reddettiği; bir diğer ifadeyle taraflar arasında bu konuda henüz bir uyuşmazlık çıktığının kanıtlanaması hâlinde, başlatılan arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen son tutanak veya anlaşma belgesi de geçerli kabul edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiğinin kanıtlanamadığı, arabuluculuk tutanağında yer alan alacaklara ilişkin bir muarazanın varlığının ortaya konulmadığı göz ardı edilerek, arabuluculuk sürecinin tarafların eşitliği, arabulucunun tarafsızlığı ve gönüllülük ilkelerine aykırı şekilde yürütüldüğü, anlaşma belgesinin müzayaka hâlinde imzalandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinin gerekçe itibarıyla hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. İş sözleşmesinin arabuluculuk öncesinde veya en geç aynı gün itibarıyla sona erdiğinin sabit olduğu, bu hususun dava dilekçesinde davacı tarafından “işine son verildiğini, tazminat almak için arabuluculuk ofisine götürüldüğünü” beyanı ile de sabit olduğunu, uyuşmazlığın işverenin feshi bildirimiyle doğduğu ve taraflar arasında arabuluculukta çözümlendiğini,</p>

<p>2. Arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olup irade fesadı bulunmadığını, davacının arabuluculuk anlaşma tutanağını serbest iradesiyle imzaladığını,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Arabuluculuk anlaşmasında davacıya 104.534,13 TL ödeme yapıldığını, davacının son ücreti ve çalışma süresi itibarıyla bu tutarın kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık ücretli izin ve diğer taleplerin toplamına denk bir tutar olduğunu, açık oransızlık bulunmadığını, gabin iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki dosya içerisinde mevcut bulunan işe giriş/ayrılış bildirgelerine göre davacının ilk işe giriş tarihi 18.11.2008, ayrılış tarihi ise 27.04.2015 olup bu döneme ilişkin kıdem tazminatının davacı tarafından nakden ve tamamen alındığına dair davacı imzasını içeren kıdem tazminatı bordrosu da dosyada bulunmaktadır. Davacının 02.06.2015 tarihinde tekrar işe girişinin yapıldığı, 15.11.2022 tarihinde ise iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından sona erdirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre uyuşmazlığa konu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin davacının 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin olduğu gözetilmeden, davacının 2008-2022 tarihleri arasındaki tüm çalışma dönemini kapsadığı kabul edilerek değerlendirme yapılması doğru olmamıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenle ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasındaki çalışma dönemi için düzenlenmiş olduğu dikkate alınarak geçerli bir anlaşma belgesi bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Dairemiz uygulamasına göre arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesi, maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Diğer maddi hukuk sözleşmelerinin geçerliliği için gerekli şartlar arabuluculuk anlaşma belgesi bakımından da aranmalıdır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 31.10.2022 tarihli ve 2022/11077 Esas, 2022/13780 Karar sayılı kararı). Anlaşma belgesinin 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmü kapsamında geçerli bir belge olarak kabul edilmesi için gerekli koşullar Dairemizin 10.10.2024 tarihli ve 2024/10147 Esas, 2024/13332 Karar sayılı kararında</p>

<p>açıklanmıştır.<br />
Somut uyuşmazlıkta dava dilekçesi ile davalı işveren tarafından davacıya iş sözleşmesinin feshedildiği bilgisinin verildiği, davacı işçinin borçlarının olması nedeni ile davalı işverene işe devam etmek istediğini söylediği ancak işine kesin olarak son verildiğinin ifade edildiği ve tazminatlarını alabilmesi için bir kısım evrakları imzalaması gerektiği söylenerek Şirketin arabuluculuk işlemlerini yapan arabulucunun ofisine götürüldüğü ifade edilmiştir. Şu hâlde, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından arabuluculuk görüşmesi öncesinde sona erdirildiği hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamakta olup Bölge Adliye Mahkemesince fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığı, taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık çıktığının kanıtlanamaması nedeniyle başlatılan arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen son tutanak veya anlaşma belgesi de geçerli kabul edilemeyeceğine ilişkin değerlendirme hatalı bulunmuştur.</p>

<p>Davacının gabin iddiası üzerinde de durulması gerekir.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Aşırı yararlanma" kenar başlıklı 28. maddesinin “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir." şeklindeki 1. fıkrasında, gabinin unsurları ile sonuçları düzenlenmiştir.</p>

<p>Sözleşmenin taraflarından birinin, gabin hukuksal nedenine dayanarak sözleşmeyle bağlı olmamayı ya da sözleşmenin varlığını korumakla birlikte edimler arasındaki dengesizliğin giderilmesini istemesi hâlinde; gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının somut olayda varlığının irdelenmesi gerekir. Bu bağlamda gabinin kabulü için sözleşmede edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Anlaşma belgesinde anlaşılan miktarla işçinin belge kapsamındaki alacakların karşılaştırılması sonucunda açık bir oransızlık bulunduğu (objektif unsur) tespit edilse dâhi, gerek işçi bakımından gerekse işveren bakımından sübjektif unsurun varlığı aranmalıdır. İşçi bakımından sübjektif unsur; işçinin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle anlaşmaya varmış olması, işveren bakımından sübjektif unsur ise işverenin işçinin bu durumunu bilerek ondan yararlanma kastıyla hareket etmiş olmasıdır.</p>

<p>Dosya içeriğine göre davacının özel durumu olduğu, davalının davacının bu özel durumunu bilerek istismar ettiği (sübjektif unsur) ve edimler arasında açık oransızlık olduğu (objektif unsur) ispatlanmış değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>02.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Dosya içeriğine göre iş sözleşmesi işveren tarafından 14.11.2022 tarihinde feshedilmiştir. Arabuluculuk anlaşma tutanağı da aynı gün imza altına alındığı hâlde tutanakta arabuluculuya başvuru tarihi 15.11.2022 olarak gösterilmiştir. Bu çelişki iş sözleşmesinin feshedildiği gün haklarının ödenmesinin arabuluculuk tutanağını imzalaması şartına bağlandığına ilişkin davacı iddiasını doğrulamaktadır. Arabuluculuk yöntemiyle çözülmesini gerektiren bir uyuşmazlık ortaya çıkmadan davacıya haklarının arabuluculuk anlaşma tutanağını imzalattırılarak ödendiği anlaşılmaktadır. İşçinin dava açma hakkını ortadan kaldırmaya yönelik böyle bir uygulama hukuka uygun kabul edilemez. Aksi yöndeki Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258443-e-20259371-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="74878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2024/2976 E., 2024/4231 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20242976-e-20244231-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20242976-e-20244231-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 06.03.2024 tarihli, 2024/2976 E., 2024/4231 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/2976 E., 2024/4231 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :... Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/244 E., 2023/541 K.<br />
KARAR : Davalı ... yönünden davanın husumet yokluğundan reddi, davalı ... Taahhüt Taşımacılık İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ yönünden davanın kabulü</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen arabuluculuk tutanağının iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı ... Taahhüt Taşımacılık İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ (... Şirketi) vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 21.05.2009 tarihinde ... makineleri bakım ve onarım personeli olarak işe başladığını, dönemsel olarak işten çıkarılıp işe geri alındığını, son olarak 27.02.2019 tarihinde öğleye kadar çalıştığını, öğle saatlerinde kendisine 26.02.2019 tarihi itibarıyla ... sözleşmesinin feshedildiğinin ancak tekrar işe alınacağının davalı işveren personel müdürü .... tarafından sözlü olarak bildirildiğini ve aynı gün saat 13.00-14.00 civarında da maddi haklarını aldığına dair çıkış evrakı imzalaması gerektiği yine .... ve .... tarafından söylenerek okumasına fırsat verilmeden bir çok evrakın imzalatıldığını, aynı şekilde ...'ya ait cam bölmeli odada adı geçen şahıs tarafından maddi haklarını aldığı ve izinlerini kullandığı konusunda arabulucu ile telefonda görüştürülerek arabulucunun kendisine bilgi vermeksizin haklarını alıp almadığının sorulduğunu, "Aldım." demesinin üzerine görüşmenin sonlandırıldığını, arabuluculuğa dair tüm evrakın bilgilendirilmeden, arabulucu ile görüştürülmeden imzalatıldığını ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk süreci usulüne uygun olarak tamamlanmadığından ve irade sakatlığı nedeniyle yok hükmünde olduğundan bu hususun tespitine ve tutanağın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, arabuluculuk görevini kötüye kullandığına ve işverenle birlikte hareket ettiğine yönelik iddiaların kabul edilemez olduğunu, arabuluculuk tutanağında anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde; kanuna göre arabuluculuk tutanağında anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağını, telefonla görüşme yapılmasının geçersizlik sonucunu doğurmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
1. İlk Derece Mahkemesinin 03.07.2020 tarihli kararıyla; davacı ile davalı Şirket arasında imzalanan 27.02.2019 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesinin, sözleşmenin tarafları bakımından bir özel hukuk sözleşmesi olduğu; arabulucuların, arabuluculuk anlaşma belgesinin tarafı olmadığı, davacı ... ile davalı ... Şirketi arasında 27.02.2019 tarihinde işe iade tazminatlarını da içeren bir ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalandığı, söz konusu imzanın davacıya ait olduğu, imzanın inkar edilmediği gerekçesiyle davanın ... yönünden husumetten, diğer davalı yönünden esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>2. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 10.03.2021 tarihli kararıyla uyuşmazlık konusu ihtiyari arabulucuk tutanağının, davacı işçi tarafından iradesi sakatlanarak imzalanıp imzalanmadığı hususunda taraf delilleri toplanmadan karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>3. İlk Derece Mahkemesinin 17.....2022 tarihli kararı ile kaldırma kararı sonrasında Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda 11.02.2022 tarihli E.70188868-663.02-2021/33-300/6439 ... kararına göre davalı ... hakkında "...arabulucudan alınan savunmanın aksine delil bulunmadığı nazara alındığında soyut iddia dışında delil elde edilememiştir. Bu itibarla... işlem yapılmasına yer olmadığına" karar verildiği ve tüm dosya kapsamından davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kaldırma kararı sonrasında dinlenen davacı tanığının, arabuluculuk görüşmelerine ilişkin görgüye dayalı bilgisi bulunmadığı, davalı tanıklarının ise ilgili anlaşma tutanağının işçi tarafından kendi rızası ile düzenlenip imzalandığı yönünde beyanda bulundukları, Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından aynı hususta yürütülen soruşturma sonucunda, soyut iddia dışında delil elde edilemediğinin bildirildiği, uyuşmazlık konusu arabuluculuk tutanağının, davacı işçi tarafından iradesi sakatlanarak imzalandığının ispatlanamamış olması karşısında davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Dairemizin 18.01.2023 tarihli ve 2022/16066 Esas, 2023/875 Karar tarihli ilâmı ile; ... 23. İdare Mahkemesinin 22.12.2022 tarihli ve 2022/865 Esas, 2022/2552 ... kararında uyuşmazlığa konu olayda, davacı ile işvereni arasında düzenlenen arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali istemiyle ... 11. ... Mahkemesinde 2021/407 Esas ... davanın açıldığı, söz konusu dava kapsamında davalı tanığı olarak ifadesine başvurulan Ö.L.T'nin davacının performansından dolayı işten çıkarıldığını, personele arabuluculuk tutanaklarını kendisinin imzalattığını, davacıya da kendisinin imzalattığını, önce arabuluculuk tutanaklarını imzalatıp sonra arabulucu ile görüştürdüğünü ifade ettiği görüldüğünden, arabululucu A.B'nin 6325 ... Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 ... Kanun) gereğince, 27.02.2019 tarihinde davacı ile işvereni arasında telekonferans yöntemiyle gerçekleştirilen ihtiyari arabuluculuk faaliyetinin başında arabuluculuğun esasları, süreci ve sonuçları hakkında davacıyı gerektiği gibi aydınlatması gerekirken bunu yapmadığı, görevini özenle ve tarafsız bir biçimde yerine getirmediği, bu nedenle 6325 ... Kanun'un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası ile ilgili Yönetmelik gereğince arabulucu hakkında işlem yapılması gerekirken adı geçen arabulucu hakkında işlem yapılmasına yer olmadığına şeklinde verilen kararın hukuka uygun bulunmadığına karar verilmiş olup dosya kapsamından arabuluculuk sürecinin 6325 ... Kanun gereğince belirlenen şekilde işletilmediği, tutanağın imzasından sonra arabulucu ile görüştürüldüğünden bu tutanağın arabuluculuk tutanağı vasfını haiz olmadığı anlaşıldığından iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Dairemiz bozma ilâmına uyularak dosya kapsamından arabuluculuk sürecinin 6325 ... Kanun gereğince belirlenen şekilde işletilmediği, tutanağın imzasından sonra arabulucu ile görüştürüldüğünden bu tutanağın arabuluculuk tutanağı vasfını haiz olmadığı anlaşıldığından 27.02.2019 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline, davalı ... yönünden açılan davanın ise davalı ...'un ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinde arabulucu olarak yer aldığı, hukuki uyuşmazlığın tarafları arasında yer almadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın tarafı olmayan davalı ... yönünden davanın husumetten reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; arabuluculuk tutanağının arabuluculuk görüşmeleri sonucunda hazırlanmadığından geçersiz olduğunu, ...'un bizzat geçersiz tutanağı hazırlayan kişi olduğunu, kendi hatasından yararlanamayacağını, ... lehine vekâlet ücreti takdirinin hatalı olduğunu, hükmün bu yönden düzeltilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili temyiz başvuru dilekçesinde arabuluculuk tutanağının usule uygun olduğunu, üzerinde anlaşmaya varılan konularda dava açılamayacağını, davacının tüm haklarından feragat ederek Şirketi ibra ettiğini, davanın reddi gerektiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline ve arabulucu yönünden davanın husumetten reddi ile vekâlet ücretine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. 6325 ... Kanun'un ilgili hükümleri, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 ... Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Davacı vekili ve davalı ... Şirketi vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20242976-e-20244231-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="19692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2021/12911 E., 2022/1387 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202112911-e-20221387-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202112911-e-20221387-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 07/02/2022 tarihli, 2021/12911 E., 2022/1387 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/12911 E., 2022/1387 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>BÖLGE ADLİYE<br />
MAHKEMESİ : ... 47. Hukuk Dairesi<br />
DAVA TÜRÜ : ALACAK</p>

<p>İLK DERECE<br />
MAHKEMESİ : ... Anadolu 23. İş Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davacı ile davalı işveren arasında davaya konu ihtiyari arabuluculuk sözleşmesi 20/03/2019 tarihinde imzalandığını, davacının çalıştığı bir dönemde 02/12/2010 tarihi ile 21/01/2019 tarihinde bir dönemi kapsayacak şekilde bir kısım işçilik alacakları, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, maaş prim alacağı, fazla mesai ücret alacağı, genel tatil ücret alacağı, hafta sonu tatil ücreti alacağı, milli ve dini bayram ücreti alacağı, yıllık izin ücreti alacağı gibi kalemler belirtilip alacak miktarının tespiti dahi yapılmadan toplam 30.000,00 TL karşılığı anlaşma yapıldığı şeklinde tutanak davacıya imzalattığına, tutanaktaki yazılanlar hiçbirisi davacı iradesi ile oluşturmadığı gibi tutanakta yapılanlarla ilgili davacı bilgisi bulunmadığını, davalı şirketin tamamen kötü niyetli olarak davacının 10 seneyi aşkın çalışmalarının karşılıklarını almasını engellemek için davacı iradesi ve bilgisi dışında kendi tanıdıkları arabulucuyu ayarlayarak 4 ile 5 katı alacağını vermemek için davacıyı yanıltarak ihtiyari arabuluculuk sözleşmesini imza ettirdiklerini, davacının bilgisiz ve tecrübesizliğinden faydalandıklarını, davacının 10 yıllık emeğine karşılık ödenmesi taahhüt edilen miktar gerçek alacağının çok altında olduğunu iddia ederek ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davacının 02/12/2010-21/01/2019 tarihleri arasında şoför olarak çalıştığını, davalı ile davacı arasında iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar hakkında ihtiyari arabuluculuğa başvurduğunu, tarafların 20/03/2019 tarihli arabuluculuk tutanağını imzalayarak karşılıklı anlaşmaya vardıklarını, davacının müvekkilinin bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden faydalanıldığından bahisle sözleşmenin iptalini istetiğini ancak iddiasının ispatlayacak hiçbir delil sunmadığını, bir işçinin kıdem tazminatı konusunda bilgisiz olması hayatın olağan akışı içerisinde mümkün olmadığını, davacının eğitimli okuma yazma bilen 10 yılı aşkın iş tecrübesinin olduğunu, bu sebeple davanın bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden yararlanılması gibi bir durum söz konusu olmadığını, davaya konu arabuluculuk tutanağının müzakere edilerek sözleşme hazırlandığını, sözleşmede yazılan bu hususun davacı tarafından bilinmediğinin iddia edilmesinin tamamen kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:<br />
İlk Derece Mahkemesince, davacının brüt ücretinin 7.273,64 TL olduğu ve tanık beyanlarına göre davacının haftanın 33 saat fazla çalışma yapıp: dini ve resmi bayramlarda çalıştığı göz önünde bulundurularak hazırlanan bilirkişi hesap raporu ile tespit edilen toplam işçilik alacağı tutarı ile dava konusu ihtiyari arabuluculuk tutanağında belirtilen tutar arasında oransızlık bulunduğu ve gabinin objektif şartlarının mevcut olduğu; ancak davacının tecrübesizliğinden ve bilgisizliğinden yararlanıldığına ilişkin dosyada delil bulunmadığı, dava konusu olayda gabinin subjektif şartlarının mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İstinaf Başvurusu :<br />
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:<br />
Bölge Adliye Mahkemesince, "Dosyada bulunan arabuluculuk tutanağına göre, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücret alacağı, hafta tatili ücret alacağı, yıllık izin ücreti karşılığı olarak net 30.000,00 TL ödenmesi ve kararlaştırılan ödemenin bunların tam karşılığı olduğu konusunda anlaşıldığı, davacıya ödeme yapıldığı, davacının yaşı, hayat tecrübesi, kıdem süresi ve eğitim durumu itibari ile imzaladığı sözleşmenin sonuçlarını bilebilecek durumda olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı davalı tarafça kandırıldığını belitmişse de, ne şekilde kandırıldığına dair somut bir açıklamada bulunmadığı, arabuluculuğa gitmesi için bir neden bulunmadığını ifade etmişse de, gerek davacı, gerekse davalı tanık beyanlarında davacı ile davalının ihtiyari arabuluculuk görüşmesi yaptığı ve anlaşmaya vardıklarının, davacıya bu konuda baskı yapıldığını görmediklerinin, davacının belirli bir para karşılığında işe devam etmesi hususunda anlaştıklarının ve davacı ve davalı ortak tanığının beyanında da arabuluculuk tutanağının imzalanmasından sonra davacının bir ay kadar çalıştığının ve davalının başka bir şoför aldığının duyması üzerine işi bıraktığının ifade edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Arabuluculuk son tutanağı sahteliği ispatlanıncaya kadar geçerli ilam niteliğindeki belgelerdendir. Sahteliği konusunda bir iddia olmadığı gibi, fiil ehliyetsizliği, kısıtlılık halleri dışında irade fesadına dayalı iddiaların somut ve kesin delillerle ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda, dosyadaki bilgi ve belgeler, tanık anlatımları bir arada değerlendirildiğinde, davacının iradesinin fesada uğratıldığı ve kandırıldığı hususunun somut olarak ortaya konmadığı, dosyada tanık anlatımları ile davacının aylık brüt ücreti ve haftada 33 saat fazla mesai yaptığı ve dini ve milli bayramlarda çalıştığı belirlenerek bilirkişi raporunda tespit edilen toplam işçilik alacağı ile ihtiyari arabuluculuk tutanağında belirtilen tutar arasında oransızlık bulunduğu belirtilmişse de, kesin kayıtlara dayalı olarak bir hesaplama yapılmadığı gibi, davacının tecrübesizliğinden ve bilgisizliğinden yaralandığına dair de dosyada somut delil bulunmadığı, davacı tarafça ileri sürelin iddiaların ispatlanamadığı, mahkemenin bu yöndeki tespit ve değerlendirmelerinin dosya içeriğine uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır" gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz Başvurusu:<br />
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Gerekçe:<br />
Davacı işçi, davalı işveren tarafından başlatılan arabuluculuk görüşmelerinin kanuna uygun yürütülmediğini, hakları konusunda yeterince aydınlatılmadığını ve usulüne uygun bir müzakere ortamı oluşturulmadan tarafların anlaştıklarına ilişkin tutanak düzenlendiğini, düzenlenen tutanağın hangi amaçla oluşturulduğunu ve mahiyetini bilmediğini, bu konuda kendisine herhangi bir bilgi verilmediğini, iş sözleşmesi devam ederken düzenlenen bu tutanağın geçersiz olması gerektiğini iddia ederek anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı işveren, arabuluculuk tutanağının usule uygun olarak düzenlendiğini, iptalini gerektiren bir husus bulunmadığını savunmuştur.<br />
İlk Derece Mahkemesince gabinin objektif şartlarının bulunduğu ancak davacının iradesinin fesada uğratıldığını gösteren bir delil olmadığı kabul edilerek gabinin subjektif şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.</p>

<p>Somut olayda, davacı işçinin davalıya ait işyerinde 01/01/2010- 26/04/2019 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalı işveren tarafından ihtiyari arabuluculuk süreci başlatılarak düzenlenen anlaşma tutanağında davacıya kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, ulusal bayram genel tatil ve yıllık izin ücreti alacaklarına karşılık toplam 30.000,00 TL ödeneceği kararlaştırılmıştır. Tutanağın düzenlendiği 20/03/2019 tarihi itibariyle iş sözleşmesi devam eden davacıya kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti gibi iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı tazminat ve alacakların ödeneceğinden söz edilmesi çelişki oluşturmaktadır. Gerçekten tutanakta belirtildiği üzere 21.01.2019 günü davacının işten çıkışının, 23.01.2019 günü ise tekrar işe girişinin yapılması, bu şekilde gerçekte bir fesih işlemi olmadığı halde avans niteliğinde ödemelerin kıdem ve ihbar tazminatı olarak gösterilmesi, ayrıca iş sözleşmesi sona ermediği halde kullandırılmayan yıllık izin hakkının parasal alacağa dönüştürülmesi kanuna uygun görülemez. Belirtmek gerekir ki, gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı halde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olması ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği halde yıllık ücretli izin hakkının arabulucu anlaşma tutanağı ile paraya tahvil edilmesi de kabul edilemez. Bu nedenle arabuluculuk tutanağının geçersiz olduğunun tespitine karar verilmelidir. Her ne kadar davacı tarafından harca esas değer gösterilerek dava açılmış ise de dava dilekçesinin sonuç kısmında sadece arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesi talep edildiğinden dava niteliği itibariyle tespit davası olup kısmi ıslah suretiyle davanın alacak davasına dönüştürülmesi mümkün değildir. Bu nedenle davanın tespit davası olarak görülüp sonuçlandırılması gerekirken yazılı şekilde sonuca gidilmesi ve davacının istinaf talebinin reddine karar verilmesi hatalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202112911-e-20221387-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="11024"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72667"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50442"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63645"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15404"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70259"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21361"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51687"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89339"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="64881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="93390"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="40210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="81905"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="34421"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="88414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="22918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="56278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="73549"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="32859"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
