<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 13 Jul 2026 00:49:09 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suç Örgütüne Üye Olma Suçu Ne Zaman Oluşur? TCK m.220 Kapsamında Güncel Yargıtay Kararlarıyla Hukuki Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutune-uye-olma-sucu-ne-zaman-olusur-tck-m220-kapsaminda-guncel-yargitay-kararlariyla-hukuki-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suc-orgutune-uye-olma-sucu-ne-zaman-olusur-tck-m220-kapsaminda-guncel-yargitay-kararlariyla-hukuki-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüte üye olma suçu, uygulamada en fazla tartışılan suç tiplerinden biridir. Örgüt üyeliğinin oluşabilmesi için yalnızca örgüt mensuplarıyla irtibat kurulması veya aynı çevrede bulunulması yeterli değildir. Failin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olması, örgüt iradesine bağlı hareket etmesi ve bu ilişkinin somut delillerle ortaya konulması gerekir. Yargıtay kararlarında organik bağ, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ölçütleri belirleyici kabul edilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Organize suçlarla mücadele kamu düzeninin korunması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte örgüt üyeliği suçunun geniş yorumlanması, masumiyet karinesi ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkeleri bakımından sakıncalar doğurabilir. Bu nedenle mahkemeler, her somut olayda örgüt üyeliğinin kanuni unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrı ayrı değerlendirmek zorundadır.</p>

<p><strong>1. TCK m.220'nin Amacı</strong></p>

<p>TCK m.220, henüz işlenmemiş suçların önlenmesini amaçlayan bir tehlike suçudur. Kanun koyucu, belirli bir organizasyon içinde suç işlemeyi hedefleyen yapıları cezalandırarak kamu güvenliğini korumayı amaçlamıştır. Her birlikte hareket eden kişi topluluğu örgüt sayılmaz; devamlılık gösteren bir organizasyon ve suç işleme amacı bulunmalıdır.</p>

<p><strong>2. Örgüt Üyeliğinin Unsurları</strong></p>

<p>Örgüt üyeliği bakımından ilk şart, fail ile örgüt arasında organik bağ bulunmasıdır. Organik bağ, geçici bir ilişkiyi değil, örgütün disiplini içinde devam eden aidiyeti ifade eder. İkinci şart, failin hiyerarşik yapıya bilerek katılmasıdır. Talimat alma, görev üstlenme veya örgütsel faaliyetlere düzenli katılım bu değerlendirmede önem taşır. Üçüncü olarak faaliyetlerin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk göstermesi aranır. Tek bir olay çoğu zaman üyelik için yeterli görülmez.</p>

<p><strong>3. Hangi Davranışlar Tek Başına Yeterli Değildir?</strong></p>

<p>Yargıtay uygulamasında yalnızca telefon görüşmeleri, aynı ortamda bulunmak, akrabalık veya arkadaşlık ilişkisi, ticari ilişki ya da sosyal medya üzerinden iletişim kurulması tek başına örgüt üyeliğini ispatlayan deliller olarak kabul edilmemektedir. Bu tür olgular ancak diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanabilir.</p>

<p><strong>4. Delillerin Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Örgüt üyeliği davalarında dijital materyaller, iletişim kayıtları, tanık beyanları ve fiziki takip tutanakları birlikte değerlendirilir. Ancak hiçbir delil tek başına mutlak kabul edilmez. Mahkemenin görevi, deliller arasında örgütsel bağlılığı ortaya koyan tutarlı bir bütünlük bulunup bulunmadığını incelemektir.</p>

<p><strong>5. Etkin Pişmanlık</strong></p>

<p>TCK m.221 uyarınca örgütten kendi iradesiyle ayrılan ve yetkili makamlara örgütün yapısı ile faaliyetleri hakkında soruşturmayı ilerletecek nitelikte bilgi veren kişiler hakkında cezada indirim veya kanuni şartları varsa cezasızlık uygulanabilir. Etkin pişmanlık için verilen bilginin gerçek, doğrulanabilir ve somut katkı sağlaması gerekir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Suç örgütüne üye olma suçu ağır sonuçlar doğurduğundan, mahkumiyet kararı ancak kanuni unsurların kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanması halinde verilebilir. Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı, salt irtibatı yeterli görmeyip organik bağ, hiyerarşik yapı ve süreklilik kriterlerini birlikte aramaktadır. Bu yaklaşım, hem örgütlü suçlarla etkin mücadeleyi hem de temel hak ve özgürlüklerin korunmasını dengeleyen bir anlayışı yansıtmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ"><img alt="Av. Emrah GOLGİYAZ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ">Av. Emrah GOLGİYAZ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutune-uye-olma-sucu-ne-zaman-olusur-tck-m220-kapsaminda-guncel-yargitay-kararlariyla-hukuki-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="68742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAK ARAMA KÜLTÜRÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hak-arama-kulturu-dasli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hak-arama-kulturu-dasli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>“<i>Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer</i>.”</p>

<p><i>P. DRUCKER</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>A. </strong><strong>GENEL OLARAK</strong></p>

<p>Toplumun ihtiyaçlarına uygun gelişmiş bir hukuk sistemi inşası, ancak hak arama kültürünün gelişmesi ile mümkündür. Gelişmiş hukuk sistemi, her bir vatandaşın, kurallara uyarak ve hakkını arayarak ördüğü devasa kurşun geçirmez bir örümcek ağıdır. Aranmamış her hak ve ihlal edilmesi bir yol haline gelmiş her kural, kimi ne zaman mağdur edeceği belli olmayan kör kurşunlardır.</p>

<p></p>

<p>Mutlaka denk gelmişsinizdir, “<i>avukatım</i>” dediğinizde; “<i>bizim avukatlık işimiz olmaz</i>” cevabına. Bunu bir övünç kaynağı olarak görüp gururla söyleyenler olduğu gibi bu tavra kutsallık atfedip başına “<i>çok şükür</i>” ekleyeler de vardır.</p>

<p></p>

<p>Daha insaflı ve belki hayatın gerçekleriyle yüzleşmiş olanlar ise, “<i>mahkemeye işim düşmesin ama mahkemesiz de kalmayalım</i>” derler. Her ne kadar mahkemenin adını duymak sokağından geçmek istemeseler de mahkemelerin yokluğunun daha beter bir durum olduğunu dile getiren bir tavırdır bu.</p>

<p></p>

<p>Mahkemeleri sadece kaşık çatlı, somurtkan suratlı insanların doldurduğu bunaltıcı bir mekan olarak imgeleyen bu düşünüş şekli mahkemelerin asıl fonksiyonunu anlamaktan oldukça uzaktır.</p>

<p></p>

<p>Bu yaklaşıma sahip olanlar sadece vatandaşlar değil. Hukukçuların birçoğu da mahkemeye yolu düşmeyen insanları “<i>şanslı insan</i>” olarak görüyor. Ayrıca, avukatlık mesleğinin, ücretsiz hizmet alma fırsatçılığına maruz kalmaktan bıkmış bir meslek olduğu da herkesin malumudur. Maalesef, meslektaşlarımızın yolu adliyeye düşen vatandaşlarımıza bakış açısını da bu fırsatçılık tutumu şekillendiriyor.</p>

<p></p>

<p>Dahası, hakimlik ve savcılık görevi icra eden hukukçular da bazen dava sayısının ve iş yükünün aşırı derece artması endişesi ile yeni konuların dava edilmesine sıcak bakmıyorlar. Halbuki, bir konunun dava edilmemesi aynı zamanda hakim ve savcıların o konuyu tartışmasını engelleyen bir husustur. Yeni gelişen alanlarda, mevzuatın statik yapısı toplumsal ihtiyaçların gerisinde kalmaktadır ve bu boşluk ancak yargısal süreçlerin işletilmesi ile doldurulabilir. Üstelik, yargıçlık mesleğinin asıl sanatını konuşturacağı yer de tam burasıdır. Bu nedenle, yeni veya farklı özellik arz eden davalar, hakimlerin meziyetlerini sergilemeleri için de büyük bir fırsat alanı sunar.</p>

<p></p>

<p><strong>B. </strong><strong>UYGARLIK TARİHİ AKSİNİ GÖSTERİYOR</strong></p>

<p>İnsanlık tarihinin gösterdiği gerçeklerden biri de her hayat deneyiminin sadece onu yaşayan tarafından algılanabilen yönlerinin olduğudur. Bu nedenle, insani deneyimlerin hukuk sistemine yansıtılması hayati öneme sahiptir. Aksi takdirde, hukuk ile hayat arasındaki makas giderek açılır ve neticede birbiriyle bağdaştırılması mümkün olmayan “<i>gereklilikler</i>” ortaya çıkar.</p>

<p></p>

<p>İnsan deneyimleri ile uyumlu yaşanabilir bir sisteme sahip olabilmemiz için her birimizin mahkemelere intikal ettirmesi gereken meseleler vardır. Eğer bu meseleleri mahkemelere intikal ettirip adil bir kriter üretilmesi için efor sarf etmezsek, aynı sıkıntıları yüzlerce insan yaşamaya devam eder.</p>

<p></p>

<p><strong>C. </strong><strong>SİSTEM İNŞA ETMEK VE VATANDAŞLIK</strong></p>

<p></p>

<p>Sistem inşa etmek de mi vatandaşın meselesi, o zaman meclis niye var? Dediğinizi duyar gibiyim. Elbette, meclisin temel görevi yasama faaliyetidir ve dolaysıyla ihtiyaç olan kuralları koymak ve gerekli yasaları çıkarmaktır. Fakat, mesele bu kadar basit değil!</p>

<p></p>

<p>Hiçbir insan ve hiçbir uzman, tüm ihtimalleri hesaba katamaz. Hukuk normları da tıpkı bir insanın doğup büyümesi gibi olgunlaşarak meydana gelir. Söz gelimi, şuan yapay zeka ile ilgili temel bir kanun metni yok. Çünkü, yapay zekanın riskleri, yaşatabileceği farklı ihtimaller ve sorunlar henüz yeterince öngörülebilir değil. Şu ana kadar yapay zeka ile ilgili yapılan hukuki çalışmalar ve kodifikasyonlar tıpkı bir bebek gibi emekleme çağında. Yapay zekaya ilişkin sorunlar, ne kadar hızlı şekilde mahkemelere intikal ettirilirse ve ne kadar verimli tartışmalar yapılırsa, o kadar etkin bir yapay zeka hukukumuz olur. İşte bu yüzden, hukuki meselelerin de tıpkı bir insan hayatı gibi bir “<i>olgunlaşma sürecinden</i>” geçtiğini bilmek ve hukuki konuları değerlendirirken olgunlaşma süreçlerini de dikkate almak gerekir, tıpkı bir insanı değerlendirirken onun yaşını ve mesleki tecrübesini dikkate aldığımız gibi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>D. </strong><strong>YARGILAMA SORUNUN TARTIŞMASINI SAĞLAR</strong></p>

<p></p>

<p>Bir ülkenin ve hatta dünyanın, bir konuda sağlam bir fikre varabilmesi, o fikrin etkin, derinlikli ve objektif bir şekilde tartışılmasına bağlıdır. Burada tartışma kavramından kastımız, bir meselenin fikri olarak “<i>kritik</i>” edilmesidir, yoksa ülkemizde neredeyse her önemli meselenin çözümsüzlüğe terk edilmesine yol açan “<i>polemik yöntemi</i>” değildir. Görüş ayrılıklarının derinleşip taraftarlığa dönüştüğü aşamadan sonra objektif bir şekilde fikir çarpışması(tez-antitez) yaşanmasını beklemek gerçekçi olmaz.</p>

<p></p>

<p>O halde, adil bir hukuki norma ihtiyaç duyulan her meselenin hukuki muhakemenin adresi olan mahkemelere taşınması ve verimli bir tartışmaya(<i>kritiğe</i>) tabi tutulması, gelişmiş ve sağlam bir hukuk sistemine sahip olabilmemizin yegâne yolu ve yöntemidir.</p>

<p></p>

<p>Aksi takdirde, sorular cevapsız ve toplum hukuksuz kalır. Bir toplumsal meselenin kurallara bağlanması ve öngörülebilir hale gelmesi ancak davalarla mümkündür. Bunun en tipik örneklerinden biri kira hukukudur. Gerçekten kira sözleşmeleri çok fazla dava konusu olduğu için zengin bir içtihat birikimi mevcuttur. Bu nedenle, bir kiracı ya da kirayaveren hukukçulara danıştığında sorularına detaylı ve tatmin edici cevaplar alabilir, aldığı cevaplara göre tutumunu belirleyebilir. Böylece, kira ilişkisini minimum problemle ve maksimum fayda ile yönetme imkanı bulur. Daha önemlisi, gereksiz kavgalara ve lüzumsuz münakaşalar girip yıpranmaktan kurtulur. Oysa, sorunlarına hukuk içerisinde cevap bulamayan veya etkisiz cevaplar bulan bir kişi, kira ilişkisinin psikolojik yükünü taşımaya devam eder ve maalesef bu yükü artık taşıyamadığı noktada da “<i>istenmeyen vakalar</i>” yaşanır. İstenmeyen vakalar yaşandığında ise “<i>mahkemeye gitmek</i>” bir tercih olmaktan çıkıp bir “<i>mecburiyet</i>” haline gelir.</p>

<p></p>

<p><strong>E. </strong><strong>YARGILAMA KONUSU OLMAYAN MESELELER </strong></p>

<p></p>

<p>Söz gelimi, iş hukuku uygulamasında bayan personellerin “<i>süt izni</i>” haklarına dair birçok hukuki problem ortaya çıkar. Fakat ne içtihatlarda ne de doktrin de bu problemlere yanıt olabilecek bilgiler ve kriterler bulunamaz. Çünkü, süt izni hakkı neredeyse hiçbir zaman bir davaya konu olmaz. Davaya konu olmadığı için de hakkında hukuki düşünceler üretilmez, içtihatlar bulunmaz ve bilgi temin edilemez. En kapsamlı iş hukuku kitaplarında bile süt izni konusu birkaç sayfa ile sınırlıdır. Halbuki, süt izni hakkı hem bebek için hem de anne için çok önemlidir. Dolayısıyla toplumsal hayat açısından çok önemli bir konudur. Ama bu konun mahkemelerde tartışılmasına elverişli bir olgunluğa sahip olmadığımız için hakkında hukuk normu üretilmesi de beklenemez. Neticede, hukuksuz ve sistemsiz kalan bir konu on binlerce bebeği ve anneyi mağdur eder ve etmeye devam eder. Oysa, bir personel süt izni için mahkemeye başvurduğunda aslında işverenine karşı bir eylemde bulunmuş olmaz. O, kendi sorununa hukuki çözüm isteyen bir bireydir ve bunun son derece doğal karşılanması gerekir.</p>

<p></p>

<p>Bugünkü hukuk bilinci seviyemiz ve olgunlaşma düzeyimiz itibariyle, bir personelin hem çalıştığı firmaya dava açması hem de orada çalışmaya devam etmesi tuhaf görünüyor olabilir. Ancak, hak arama temelli davranışların desteklenmesi ve teşvik edilmesi herkes için fayda sağlayan bir kamu menfaatidir. Zira, yarın işveren yahut yakınları da aynı sorunu bir başka firma ile yaşayabilir ve hukuki bir çözüme ihtiyaç duyabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>F. </strong><strong>HAK ARAMA KÜLTÜRÜ BİR ÜTOPYA MI?</strong></p>

<p></p>

<p>Bu makalede anlatılan konular çok ütopik görünebilir. Çünkü, tamamen para kazanma odaklı bir iktisadi sistemin içerisinde yaşıyoruz. Dolayısıyla maddi bir menfaat sağlamadıkça kimse hukuku ve sistemi umursamıyor. Üstelik, iktisadi koşulların bu kadar zorlu olduğu bir ortamda kimseden hak arama kültürü inşa etmesini, hukuk sisteminin gelişimine katkı sağlamasını bekleyemeyiz!</p>

<p></p>

<p>Hak arama kültürü inşa etmek ve sistemin gelişimine katkı sağlamak, bir “<i>iktisadi değer</i>” olarak tanımlanırsa durum değişebilir. Söz gelimi, icatların önünü açan gelişme, icat etme faaliyetinin bir “<i>ekonomik değer</i>” olarak tanımlanması ve ona bir hukuki statü(<i>patent</i>) verilmesi ile gerçekleşmiştir. Dolayısıyla hukuk üretiminin devamı için de benzer formüller düşünülebilir.</p>

<p></p>

<p>Esasen, yapay zekâ ile birlikte bugün avukatlık piyasasında kazanç kaynağı olan dava türlerinin çoğunun biteceği de tahmin edilmektedir. Ancak yapay zekâ insan ilişkilerini ortadan kaldırmayacaktır, aksine farklı bir boyuta taşıyacaktır. Bununla birlikte insan ilişkileri yeni ihtilaflar üretmeye devam edecektir. Uzun sözün kısası, yapay zeka alanında yaşanan gelişmeler de artık standart bir bakış açısından çıkıp yeni bir vizyon ile hak arama meselesini ele almamızı zorunlu kılmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>G. </strong><strong>HUKUK İNŞASI DESTEKLENMESİ GEREKEN BİR ÜRETİM FAALİYETİ</strong></p>

<p></p>

<p>Belki, bu tarz konularda başvurusu ile aslında sisteme katkı sunan ve hukuk inşa edilmesini sağlayan kişilere de bir “<i>devlet teşviği</i>” verilmesi düşünülebilir. Nasıl ki, sporda başarı gösteren bir kişiye teşvik veriliyorsa, belli sektörlerde girişimcilere mali kaynaklar sunuluyorsa, neticede bir hayat meselesini hukuki sisteme getiren, onun ilk kez tartışmasını sağlayan kişiler de aynı şekilde ödüllendirilmeyi hak ediyorlardır. Sadece maddi kaynakları daha ekonomik rakamlara üretenler değil, hayat sorunlarının daha kolay ve adil çözümünü sağlayanlar da kazanç ya da ödül elde etmelidir.</p>

<p></p>

<p>Hak arama kültürünün, böyle bir paradigmaya oturtulması toplumsal hayatımız ve hukuk sistemimiz açısından hayati önem sahip. Tabi ki, bu paradigma değişiminin gerçekleşebilmesi için öncellikle hukukçuların buna öncülük etmesi ve kendilerini bu konuda adeta <i>gönüllü birer eğitmen</i> olarak görmesi gerekir.</p>

<p></p>

<p>Artık şunu kabul etmek zorundayız; standart işlemlere ve kalıplaşmış varsayımlara dayanan tartışmadan(<i>kritik</i>ten) yoksun yargılamalar ile hiçbir yere varamayız. Hukukçular olarak, içinde bulunduğumuz çağda varlığımızı devam ettirebilmek istiyorsak, gerçek sorunları derinlikli analizlerle muhakeme edip adil normlar üretmek zorundayız. Üstelik bunu kalite standartlarına uygun bir yargılama hizmeti ile gerçekleştirmeliyiz.</p>

<p></p>

<p><strong>H. </strong><strong>YAPAY ZEKA BU MAKALE İÇİN NE DEDİ?</strong></p>

<p></p>

<p>Okuyuculara kolaylık olsun diye bir yapay zeka hukuk programından makaleyi mevcut literatür ve içtihatlar çerçevesinde değerlendirmesini istedim, cevabı şunlar oldu:</p>

<p></p>

<p>· “<i>Hak Arama Kültürü</i>” başlıklı makalenin temel iddiaları, Türk hukuk literatüründeki "<i>yaşayan hukuk</i>" ve "<i>hakimin hukuk üretmesi</i>" teorileriyle yüksek derecede uyumludur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>· Yargı kararları, özellikle teknolojinin ve sosyal ihtiyaçların hızla değiştiği alanlarda, kanun koyucunun eksik bıraktığı boşlukları dolduran birer "<i>norm laboratuvarı</i>" işlevi görmektedir. Ancak, hak arama kültürünün gelişmesi için sadece usuli yolların varlığı yeterli değildir; adalete erişimin dijital araçlarla kolaylaştırılması ve avukatların "<i>hukuk mimarı</i>" rolünü üstlenerek stratejik davalar açması gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p>· Süt izni gibi konulardaki "<i>hukuki sessizlik</i>", literatürdeki "<i>etkili başvuru yolu eksikliği</i>” ve "<i>toplumsal ihtiyacın yasama tarafından geç fark edilmesi</i>" riskleriyle doğrudan örtüşmektedir. Bu rapor, hak arama kültürünün güçlendirilmesinin, Türk hukuk sisteminin dinamizmini ve adalet üretim kapasitesini artıracağını teyit etmektedir. Süt iznine değinmese de, makalenin "<i>sessiz kalınan hakların mağduriyet üretmesi</i>" tezini desteklemektedir</p>

<p></p>

<p>· Makalede önerilen "<i>hak arayanlara devlet teşviği verilmesi</i>" hususuna dair somut bir yasal düzenleme veya derinlemesine akademik tartışma tespit edilememiştir. Bu konu literatürde "<i>de lege ferenda</i>" (olması gereken hukuk) düzeyinde bir boşluk olarak durmaktadır.</p>

<p></p>

<p>· Avukatların yapay zekâ sistemlerini sağduyulu ve etik bir şekilde kullanma sorumluluğu, onları sadece uyuşmazlık çözen değil, aynı zamanda "<i>etik ve adil normlar üreten</i>" aktörler haline getirmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-engin-dasli" title="Av. Engin DAŞLI"><img alt="Av. Engin DAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghkghgghh.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-engin-dasli" title="Av. Engin DAŞLI">Av. Engin DAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hak-arama-kulturu-dasli-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/adalet.jpg" type="image/jpeg" length="40053"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yalova-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yalova-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 13 Temmuz 2026 Tarihli ve 33309 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yalova Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>YALOVA ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>1/9/2021 tarihli ve 31585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (s) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“s) TÖMER: Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezini,”</p>

<p>“z) TUS: Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci, yedinci ve sekizinci fıkralarında yer alan “EYK” ibareleri “EK” şeklinde değiştirilmiş, beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(5) Yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programlarına başvuran adayların, başvurduğu programın ALES için aradığı puan türünde/türlerinde, temel tıp bilimlerinde yüksek lisans ve doktora programlarına başvuran adayların ise sayısal ALES puan türünde veya TUS temel tıp puanında, EABD/EASD’nin teklifi ve EK onayı ile belirlenen ve ilanda belirtilen yeterli puana sahip olmaları gerekir.”</p>

<p>“(12) Temel tıp puanı, TUS’un temel tıp bilimleri bölümünden elde edilen standart puanın 0,7 ve klinik tıp bilimleri bölümünden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve altıncı fıkrasında yer alan “EYK” ibaresi “EK” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Başvuru için ön koşul olarak istenmesi halinde, adayın başvurduğu programın ALES için aradığı puan türünde en az 55 puan, temel tıp bilimlerinde yüksek lisans ve doktora programlarına başvuran adayların ise sayısal ALES puan türünde en az 55 puan veya TUS temel tıp puan türünde en az 50 puan olmak üzere EABD/EASD tarafından belirlenen puanı alması gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Başvurduğu programın ALES için aradığı puan türünde en az 55 puan, temel tıp bilimleri için ise sayısal ALES puan türünde en az 55 puan veya TUS temel tıp puan türünde en az 50 puan olmak üzere EABD/EASD’nin belirlediği ve EK’nın onayladığı puana sahip olması,”</p>

<p>“(2) Lisans derecesi ile doktora programına başvurabilmek için adayların; lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3,5 veya muadili bir puan olması ve başvurduğu programın puan türünde en az 100 tam puan üzerinden 85 ALES puanına sahip olmaları gerekir. Adayların temel tıp bilimleri için 85 ALES puanına veya 50 TUS temel tıp puanına sahip olmaları gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(6) Bilimsel hazırlık programı ile ilgili devam zorunluluğu, sınavlar, ders notları, derslerden başarılı sayılma koşulları, ders tekrarı, kayıt silme ve diğer konularda bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “EYK’nın” ibaresi “EK’nın” şeklinde değiştirilmiş ve dördüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan “yüksek lisans” ibaresinden sonra gelmek üzere “için en az 2,50” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, altıncı ve on üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Başka bir yükseköğretim kurumunda lisansüstü bir programa kayıtlı olan öğrenciler, kayıtlı oldukları EABD/EASD başkanlığının onayı ile Enstitüye özel öğrenci olarak başvurabilir. Özel öğrenci olarak lisansüstü derslere kabul edilen öğrencilerin aldığı ve başarılı olduğu derslerin muafiyet işlemleri, kayıtlı oldukları EABD/EASD başkanlığı tarafından yürütülür.”</p>

<p>“(7) Özel öğrenciler, en fazla iki yarıyıl ve her yarıyıl en fazla iki ders alabilir. Derse devam, sınav, değerlendirme, disiplin ve diğer işlemler bakımından Enstitüye kayıtlı diğer öğrenciler için geçerli olan hususlar özel öğrenciler için de uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “EYK” ibaresi “EK” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(8) Yabancı uyruklu adayların başvuru, sınav, değerlendirme, yerleştirme, kayıt süreçlerine ve bunların tarihlerine ilişkin olarak Senato kararıyla düzenlemeler getirilebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 24- (1) Öğrenciler, mazeretlerini belgelendirmek ve yazılı olarak başvurmak koşuluyla, aşağıdaki sebeplerden dolayı EYK kararı ile kayıtlarını dondurabilir:</p>

<p>a) Sağlıkla ilgili bir rahatsızlığının bulunması.</p>

<p>b) Doğum yapmış olması.</p>

<p>c) Eşi, birinci veya ikinci derece akrabasının ölümü hâlinde, psikolojik veya ekonomik nedenlerle eğitim ve öğrenimine ara vermek zorunda olması.</p>

<p>ç) Eşi, birinci veya ikinci derece akrabasının hastalığı hâlinde, bakacak veya maddi destek olacak başka kimsenin bulunmaması nedeniyle refakat etmesi.</p>

<p>d) Tutukluluk veya mahkûmiyet hâli.</p>

<p>e) Tecil hakkını kaybetmesi veya tecilinin kaldırılması ya da bedelli askerlik hizmeti nedeniyle askere alınması.</p>

<p>f) Doğal afet nedeniyle eğitim ve öğrenimine ara vermek zorunda olması.</p>

<p>g) Eğitim ve öğrenimine katkıda bulunacak yurt dışı burs, eğitim, staj (Erasmus+ staj programı hariç), araştırma ve benzeri imkânları elde etmesi.</p>

<p>ğ) Hakkaniyet, objektiflik ve tutarlılık ilkeleri çerçevesinde EYK tarafından haklı ve geçerli neden olarak kabul edilecek diğer hâller.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada düzenlenen haklı ve geçerli nedenlerin, ilgili kişi, kurum veya kuruluşlar tarafından verilen aşağıdaki belgeler ile kanıtlanmış olması gerekir:</p>

<p>a) Birinci fıkranın (a) bendi kapsamında, ilgili mevzuat hükümlerine uygun şekilde tanzim edilmiş olmak kaydıyla kamu veya özel hastanelerden en az bir aylık sağlık raporunun alınmış olması.</p>

<p>b) Birinci fıkranın (f) bendinde düzenlenen durumda, doğal afetin yaşandığı mahallin en büyük mülki amiri veya yetkili kıldığı kişi, kurum ve kuruluşlar tarafından verilecek belgenin bulunması.</p>

<p>(3) Kayıt dondurma başvurularının, ders kayıt dönemi içerisinde en geç ders ekle-bırak süresi bitimine kadar yapılması gerekir. Ancak zorunlu ve öngörülemeyen hâllerin varlığı hâlinde, söz konusu hâlin belge ile kanıtlanması kaydıyla ders ekle-bırak süresi dışında kayıt dondurma talebinde bulunulabilir.</p>

<p>(4) Kayıt dondurma süresi, bir defada en fazla iki yarıyıl ve öğrenim süresi boyunca toplamda en fazla dört yarıyıldır. Ancak birinci fıkranın (a) bendi kapsamında rahatsızlığı ve tedavi süreci ile (d) bendi kapsamında tutukluluk veya hükümlülük hâli devam eden öğrenciler hakkında EYK kararıyla dört yarıyıldan fazla kayıt dondurma kararı verilebilir.</p>

<p>(5) Kayıt dondurulan süre azami öğrenim süresinden sayılmaz.</p>

<p>(6) Kaydı dondurulan öğrenciler, kayıt dondurduğu süre içinde derslere, yarıyıl içi ve yarıyıl sonu sınavları ile tez öneri, tez izleme, yeterlik ve tez/proje savunma sınavlarına giremez. Kayıt dondurulan süre içinde girilen sınavlar geçersiz sayılır.</p>

<p>(7) Kaydı bir yarıyıldan daha fazla dondurulan öğrenciler, süresinden önce kayıt dondurma nedeni ortadan kalkmış ise bu durumu en geç ders kayıt dönemi içerisinde öğrenimlerine devam etme talebini içeren bir dilekçe ve gerekli belgelerle birlikte Enstitüye yazılı olarak bildirir. Ders kayıt dönemi içerisinde yapılan başvuru sonucunda öğrenciye ilgili yarıyılda, bu süre dışında yapılan başvuru sonucunda ise izleyen yarıyılda kayıt hakkı verilir.</p>

<p>(8) Kayıt dondurma talebinin kabulüne veya reddine ya da kayıt dondurma işleminin sonlandırılmasına EYK tarafından karar verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Lisansüstü öğrencilerinin disiplinle ilgili iş ve işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi ile beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 38 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Öğrenci danışmanının vefatı, istifası, emekli olması, hastalığı, altı ay ve daha uzun süre ile yurt dışında görevlendirilmesi, askerlik görevi, kurum dışına atanması halinde; EABD/EASD başkanlığı, bu durumu ve EABD/EASD kurulu tarafından onaylanan yeni danışman önerisini en geç on beş gün içinde Enstitüye bildirir. EYK’nın yeni danışman görevlendirmesini uygun görmesi halinde danışman değişikliği yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(2) Öğrenci seminer dersini tez danışmanından alır. Seminer dersi sunumu yarıyıl sonu sınavlarının son gününe kadar yapılmak zorundadır.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 41 inci maddesinin ikinci ve onuncu fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Tezli yüksek lisans programları, ikinci öğretim şeklinde veya Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde uzaktan öğretim olarak da yürütülebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Aynı Yönetmeliğin 45 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tez aşamasına geçecek olan öğrenciler, uzmanlık alan dersi hariç ve seminer dersi dahil olmak üzere ilgili EABD/EASD ders planında öngörülen sayıda zorunlu ve seçmeli derslerden GANO’su en az 2,50 olacak şekilde geçmiş olmak zorundadır.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Aynı Yönetmeliğin 47 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 47- (1) Tezli yüksek lisans öğrencisinin Enstitüye tezini teslim edebilmesi için, yüksek lisans eğitimi süresince, Senato tarafından belirlenen yayın, proje ve benzeri bilimsel faaliyet koşullarını yerine getirmesi gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>Aynı Yönetmeliğin 48 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tez savunma sınavında başarılı olan öğrenci; danışmanının yazım kurallarına uygunluk onayını içeren yazılı görüşüyle birlikte tezin bir dijital ve ciltlenmiş bir basılı kopyasını sınav tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eder.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>Aynı Yönetmeliğin 50 nci maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Tezsiz yüksek lisans programları, ikinci öğretim şeklinde veya Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde uzaktan öğretim olarak da yürütülebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>Aynı Yönetmeliğin 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(5) Tezsiz yüksek lisans proje sınav jürisi, tez danışmanı ve ilgili EABD/EASD başkanlığının önerisi ve EYK onayı ile atanır. Jüri, biri öğrencinin proje danışmanı ve diğerleri de Üniversite içinden olmak üzere üç öğretim üyesi veya doktora/sanatta yeterlik derecesine sahip öğretim görevlisinden oluşur.”</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>Aynı Yönetmeliğin 58 inci maddesinin ikinci, beşinci, on üçüncü ve on altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(2) Doktora/sanatta yeterlik programına kabul edilmiş öğrencinin yeterlik aşamasına geçebilmesi için uzmanlık alan dersi hariç, seminer dersi dahil olmak üzere, ilgili EABD/EASD ders planında öngörülen sayıda zorunlu ve seçmeli derslerden, GANO’su en az 3,00 olacak şekilde geçmiş olmak zorundadır.”</p>

<p>“(5) Derslerini ve seminerini başarıyla tamamlayan öğrenci, yeterlik sınavına güz ve bahar yarıyıl sonu sınavlarının son gününe kadar olmak üzere, en fazla iki defa girebilir. Öğrenci, danışmanının da uygun gördüğü bir tarihte, herhangi bir sınav takvimine bağlı kalmaksızın yeterlik sınavına girer.”</p>

<p>“(13) Sınav jürisi öğrencinin yazılı ve sözlü sınavlardaki başarı durumunu değerlendirerek öğrencinin başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, EABD/EASD başkanlığınca yeterlik sınavını izleyen üç iş günü içinde Enstitü Müdürlüğüne tutanakla bildirilir.”</p>

<p>“(16) Yeterlik sınavında koşullu başarılı kabul edilen öğrencinin en fazla iki yeni ders alması istenebilir. Ancak daha önce aldığı ve başardığı bir dersi yeniden alması istenemez. Ders veya derslerin alınması durumunda 3,00 GANO koşulunun sağlanması gerekmektedir.”</p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>Aynı Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>Aynı Yönetmeliğin 62 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 62- (1) Yüksek lisans veya lisans derecesiyle kabul edilen doktora/sanatta yeterlik öğrencisinin; Enstitüye tezini teslim edebilmesi için, doktora/sanatta yeterlik eğitimi süresince Senato tarafından belirlenen yayın, proje ve benzeri bilimsel faaliyet koşullarını yerine getirmesi gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>Aynı Yönetmeliğin 63 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tez savunma sınavında başarılı olan öğrenci; danışmanının yazım kurallarına uygunluk onayını içeren yazılı görüşüyle birlikte tezin bir dijital ve ciltlenmiş bir basılı kopyasını sınav tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eder.”</p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Yalova Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yalova-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="26517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bahcesehir-universitesi-ceza-hukuku-ve-kriminoloji-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bahcesehir-universitesi-ceza-hukuku-ve-kriminoloji-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 13 Temmuz 2026 Tarihli ve 33309 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bahçeşehir Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ CEZA HUKUKU VE KRİMİNOLOJİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Bahçeşehir Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Bahçeşehir Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; suç, suçlu davranışları ve ceza adaleti sistemine ilişkin konularda disiplinler arası bir yaklaşımla araştırmalar yapmak; kriminoloji teorisi, ampirik yöntemler ve hukuki analizleri bütüncül biçimde kullanarak bilimsel bilgi üretimine katkı sağlamak ve bu suretle Üniversitenin akademik ve araştırma kapasitesini geliştirmektir. Merkez, kriminoloji, siber suçlar ile kolluk ve ceza adaleti uygulamaları alanlarında çalışmalar yürüterek suçu hukuki, toplumsal, teknolojik ve kurumsal boyutlarıyla incelemeyi, suçun önlenmesi, suç politikalarının geliştirilmesi ve yeni teknolojilerin suç ve suçla mücadele üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesine yönelik araştırmalar gerçekleştirmeyi, ulusal ve uluslararası iş birlikleri kurmayı, bilimsel yayın, proje, konferans ve benzeri faaliyetlerle akademik bilgi birikimine katkıda bulunmayı, lisans ve lisansüstü öğrencilerin araştırma süreçlerine katılımını sağlayarak nitelikli insan kaynağının yetişmesine destek olmayı ve nihayetinde kanıta dayalı ceza adaleti politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Ulusal ve uluslararası akademik ve kamuya açık etkinlikler düzenlemek ve bunlara katılmak.</p>

<p>b) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında eğitim ve sertifika programları düzenlemek.</p>

<p>c) Merkezin faaliyet alanlarını ilgilendiren akademik konularda Türkçe ve yabancı dillerde yayınlar yapmak.</p>

<p>ç) Türkiye'deki suç oranları ile ilgili izleme ve raporlama faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>e) Kriminoloji, siber kriminoloji, polislik ve suç önleme dersleri ve lisansüstü programları ile ileri düzey sertifika programlarını desteklemek.</p>

<p>f) Araştırma projeleri ve disiplinler arası girişimler geliştirmek.</p>

<p>g) Merkezin amacına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından atanarak üç yıl süre için görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdürün altı aydan fazla süreyle görevi başında bulunamaması durumunda görevi sona erer ve yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdür, aynı usulle görevden alınabilir. Müdür, Merkezin çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesi ve geliştirilmesinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi üç yıllık süre için Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcıları, Müdürün kendilerine vereceği görevleri yapar. Müdür, görevi başında bulunmadığı zaman yardımcısını veya yardımcılarından birini vekil bırakır. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkez çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu kararları doğrultusunda alınan kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak, bu toplantıların gündemini hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>d) Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, bu toplantıların gündemini hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>e) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait yıllık çalışma programını hazırlamak ve Yönetim Kurulunca onaylanmış şekli ile Rektörlüğe sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün, Müdürün olmadığı hallerde ise müdür yardımcısının başkanlığında ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Süresi biten üyeler yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli kararları almak ve bu kararları uygulamak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleri doğrultusunda gerekirse özel komisyon ve çalışma grupları oluşturmak ve bunların çalışma esaslarını belirlemek.</p>

<p>c) Merkezin faaliyet alanına giren her türlü ulusal ve uluslararası bilimsel ve eğitsel toplantı ve diğer faaliyetleri belirlemek, bunların organizasyonunu yapmak.</p>

<p>ç) Araştırma ve proje konularını tespit etmek.</p>

<p>d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu inceleyip onaylamak.</p>

<p>e) Yıllık bütçeyi hazırlamak ve onaylamak.</p>

<p>f) Müdürün önereceği konular hakkında karar almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin veya diğer üniversitelerin öğretim elemanları ile istekleri halinde kamu kurumları veya özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla on beş üyeden oluşur. Süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir. Süresi bitmeden ayrılan, sağlık veya geçerli diğer sebeplerle görevini yerine getiremeyen ya da altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez çoğunluk şartı aranmaksızın toplanır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler yapmak, önerilerde bulunmak ve yıllık faaliyet raporu ile ilgili görüş bildirmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleriyle ilgili Yönetim Kuruluna danışmanlık yapmak.</p>

<p>c) Merkez ile ilgili kurum ve kuruluşlar arasında iş birliği sağlamak ve Merkez faaliyetleri hakkında önerilerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi </strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini uygun gördüğü takdirde Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkezin amacına yönelik yürütülecek tüm araştırmalar ve hizmetler kapsamında alınan her türlü alet, ekipman ve demirbaşlar Merkezin ve gerektiğinde Üniversitenin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bahcesehir-universitesi-ceza-hukuku-ve-kriminoloji-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="22925"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/akdeniz-universitesi-kariyer-gelistirme-ve-mezunlarla-iliskiler-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/akdeniz-universitesi-kariyer-gelistirme-ve-mezunlarla-iliskiler-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 13 Temmuz 2026 Tarihli ve 33309 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Akdeniz Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ KARİYER GELİŞTİRME VE MEZUNLARLA İLİŞKİLER UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademik kariyer danışmanı: Üniversitenin fakülte, enstitü, konservatuvar, yüksekokul ve meslek yüksekokulları bünyesindeki her bir bölümde öğrencilerin kariyer gelişiminden sorumlu öğretim elemanını,</p>

<p>b) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>c) Kariyer temsilcisi: Üniversitenin fakülte, enstitü, konservatuvar, yüksekokul ve meslek yüksekokullarının eğitimden sorumlu dekan yardımcısı veya müdür yardımcısını,</p>

<p>ç) Merkez: Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>d) Mezun temsilcisi: Üniversitenin fakülte, enstitü, konservatuvar, yüksekokul ve meslek yüksekokulları bünyesindeki her bir bölümde mezunlarla ilişkilerin yürütülmesinden sorumlu öğretim elemanını,</p>

<p>e) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>f) Rektör: Akdeniz Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>g) Üniversite: Akdeniz Üniversitesini,</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite öğrenci adayları, öğrencileri, mezunları ve çalışanlarının yetenek, bilgi, beceri, ilgi ve istekleri ile Üniversite ve ülke koşul ve ihtiyaçları doğrultusunda kariyer planlama ve geliştirme yetkinliklerinin iyileştirilmesini sağlamak.</p>

<p>b) Üniversite ve mensuplarının saygınlığını ve tercih edilebilirliğini artırmak ve Üniversite ve ülkenin insan kaynakları potansiyelinin ve performansının geliştirilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Üniversite öğrencilerinin kariyer planlamalarına; liseden Üniversiteye, Üniversiteden çalışma yaşamına uyum sağlayabilmelerine ve mezuniyet sonrasında kendi özelliklerine uygun işlere yerleşmelerine, kariyer danışmanlığı yoluyla yardımcı olmak.</p>

<p>ç) Mezunların iş hayatındaki kariyer gelişimlerini izlemek.</p>

<p>d) Mezunlar ile sürdürülebilir bir iletişim ve iş birliği ağı oluşturmak.</p>

<p>e) Mezunlar ile öğrencileri bir araya getirerek tecrübe paylaşımı sağlanması ve mentorluk ilişkileri kurulması için ortam hazırlamak.</p>

<p>f) Mezunların, Üniversiteye yönelik değer üretmelerini teşvik etmek ve Üniversiteye yönelik geri bildirimlerini alarak eğitim süreçlerinin geliştirilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>g) Mezunların nitelik, saygınlık ve tercih edilirliklerini en üst düzeye çıkarmak amacıyla kariyer planlama ve geliştirmeye yönelik stratejiler geliştirmek.</p>

<p>ğ) İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde Rektör tarafından verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite öğrencilerinin, mezunlarının ve çalışanlarının nitelik, saygınlık, tercih edilirlik ve bağlılıklarını en üst düzeye çıkarmak vizyonu doğrultusunda, bütüncül bir yaklaşımla kariyer planlama ve geliştirmeye ilişkin strateji, politika, proje, program ve organizasyon önerileri geliştirmek ve Rektörlüğe sunmak; onaylanan önerilerin uygulanmasına ilişkin faaliyetleri koordine ve kontrol etmek.</p>

<p>b) Üniversite öğrencilerine, mezunlarına ve çalışanlarına bireysel kariyer planlama, iş arama, mesleki ve kişisel birikimlerini sunma konusunda gerekli yetkinlikleri kazandırma ve geliştirmeye yönelik kurs, sertifika programları gibi eğitim faaliyetleri ile yayın faaliyetlerini gerçekleştirmek, koordine etmek ve desteklemek.</p>

<p>c) Üniversite öğrencilerinin, mezunlarının ve çalışanlarının kariyer planlama ve geliştirme performanslarını iyileştirmeye yönelik olarak bireysel potansiyellerini, kişisel özelliklerini, becerilerini, öz değerlerini, eğilim ve beklentilerini ortaya çıkarmak için gerekli kariyer danışmanlığı ve diğer hizmetleri vermek, verilmesini sağlamak.</p>

<p>ç) Kariyer faaliyetleri düzenleyen birimler, öğrenci kulüpleri, öğrenci konseyi ve benzeri ile iş birliği ve koordinasyon içinde kariyer günleri ve benzeri etkinlikleri planlamak, düzenlemek veya destek vermek.</p>

<p>d) İlgili kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği tesis ederek kariyer geliştirme, iş ve iş gören sağlama proje ve programlarının yürütülmesine destek vermek.</p>

<p>e) Kariyer planlama ve geliştirme, iş alanları ve imkânları ile hedef kitlenin kariyer yönelim ve beklentileri gibi konularda araştırmalar yapmak ve yaptırmak.</p>

<p>f) Mezun iletişim bilgilerini içeren ve kariyer gelişimlerini izleyen mezun bilgi sistemini kullanarak Üniversitenin mezunlarıyla öğrencileri arasındaki bağı kuvvetlendirmek.</p>

<p>g) Üniversite bünyesindeki ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeyindeki kariyer planlama ve geliştirme ile ilgili eğitim ve öğretim programları ile iş birliği projeleri oluşturmak ve uygulamak.</p>

<p>ğ) Üniversite ile iş hayatı arasında köprü kurarak staj imkânları geliştirmek ve öğrencileri iş ortamı ile buluşturmaya yönelik faaliyetler gerçekleştirmek.</p>

<p>h) Merkezin amaçları ve çalışmaları doğrultusunda her türlü basılı, dijital veya görsel yayını yapmak.</p>

<p>ı) Üniversite öğrencilerinin kariyer uyumlarını artırmaya dönük çalışmalar planlamak ve uygulamak.</p>

<p>i) Mezunların Üniversiteyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini sağlayacak mezunlar günü ve benzeri etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>j) Mezunlarla ilgili yapılan etkinlik ve haberlerin kurumsal internet sitesi ve sosyal medya mecralarında duyurulmasını sağlamak.</p>

<p>k) Mezunlara yönelik hizmet ve imkanların sağlanabilmesi amacıyla “Akdeniz Üniversitesi Mezun Kartı” basımı ve teminini sağlamak.</p>

<p>l) Üniversitenin tanıtılması ve öğrencilere ilham olması amacıyla mezunların başarı hikâyelerinin paylaşılmasını sağlamak.</p>

<p>m) Mezunların sahip olduğu yeterlilikler ile programların amaç ve hedeflerine ulaşılmasına ilişkin memnuniyet düzeylerini ölçmek.</p>

<p>n) Mezunlara yönelik hediyelik eşyalar, anı nesneleri ve sembolik anlamı olan diğer aksesuarların yaptırılmasını sağlamak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir veya gerekli görülen hâllerde görev süresi bitiminden önce aynı usulle görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Üniversitenin öğretim elemanları arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür, görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcıları Müdüre vekâlet eder. Vekâletin altı aydan fazla sürmesi durumunda Müdürün görevi sona erer ve yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi sona erer. Müdür yardımcılarının da bulunmadığı hallerde Yönetim Kurulu üyelerinden biri vekil olarak görevlendirilir.</p>

<p>(3) Müdür yardımcıları, Müdür tarafından verilen görevleri yapar.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunun kararlarını bu Yönetmelik çerçevesinde uygulamak.</p>

<p>c) Akademik kariyer danışmanları tarafından akademik birimlerde yürütülecek faaliyetleri düzenlemek, yürütmek ve denetlemek.</p>

<p>ç) Yurt içinde ve yurt dışında ilgili diğer kariyer merkezleri, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşları ve insan kaynakları birimleri ile iş birliği yapmak.</p>

<p>d) Merkezin faaliyetleri ile ilgili olarak her yılın ilk üç ayı içinde Yönetim Kurulu tarafından rapor hazırlanmasını koordine etmek.</p>

<p>e) Merkezde sunulan hizmetlerin amacına uygun, bilimsel ve etik ilkelere bağlı olarak düzenli bir biçimde verilmesini, değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>f) Merkezin, Üniversitedeki akademik ve idari birimler, öğrenci temsilcileri, öğrenci toplulukları ve uygulama-araştırma merkezleri ile iletişim ve iş birliği içinde çalışmasını sağlamak.</p>

<p>g) Merkez bünyesinde gerekli hizmet birimleri oluşturmak, bu birimlerin faaliyetlerini düzenlemek, koordine ve kontrol etmek.</p>

<p>ğ) Merkezin kullanacağı bilişim sistemleri, veri tabanları, internet sitesi, sosyal medya hesapları gibi dijital platformların yönetilmesini sağlamak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen beş üye olmak üzere sekiz üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce görevden ayrılan veya üç aydan fazla yurt dışında görevlendirilen üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu üç ayda en az bir kez üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir, çekimser oy kullanılmaz. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir. Yönetim Kurulu toplantısına üst üste üç kez izinsiz ve mazeretsiz katılmayan üyenin üyeliği görevlendirilmesindeki usulle sona erer. Müdür gerek olması durumunda Yönetim Kurulunu toplantıya çağırabilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Her takvim yılının başında kariyer temsilcilerinden gelen önerileri ve raporları değerlendirmek, ilgili konularda bir yıllık yazılı çalışma programı hazırlamak ve gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Her faaliyet dönemi sonunda faaliyet raporlarının hazırlanması için Müdür tarafından belirlenen görevleri yerine getirmek.</p>

<p>c) Kuruluş amaçları doğrultusunda Merkezin yönetimi ve çalışmaları ile ilgili kararları almak.</p>

<p>ç) Merkezin idari ve teknik personel ihtiyacını tespit etmek ve yapılacak görevlendirmeler ile ilgili Müdürün önerilerini inceleyip karara bağlamak.</p>

<p>d) Öğrenci ve mezunların kariyerlerini planlamalarında, onlara iş imkânlarının araştırılması ve iş yaşamıyla ilgili iletişimin sağlanması konularında çalışmalar yürütmek.</p>

<p>e) Merkezin etkin bir biçimde faaliyet göstermesi için gerekli olan diğer kararları almak ve uygulamak.</p>

<p>f) Yurt içi ve yurt dışı iş birliği ve proje tekliflerini değerlendirmek ve karara bağlamak.</p>

<p>g) Müdürün getireceği diğer konularda gerekli çalışmaları yürütmek.</p>

<p>ğ) Üniversite öğrenci ve mezunlarının iş veya staj olanakları ve istihdam edilebilirliklerini arttırmaya yönelik sektör iş birlikleri ile ilgili çalışmalar yürütmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Müdür tarafından seçilen bir müdür yardımcısı ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Yönetim Kurulu tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en az beş en fazla otuz üyeden oluşur. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, yılda bir kez toplanır. Müdür, gerek olması durumunda Danışma Kurulunu toplantıya çağırabilir. Toplantılarda, toplantı ve karar yeter sayısı aranmaz.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmalarıyla ilgili önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkez tarafından yürütülen çalışmaların etkinliğinin ve verimliliğinin artırılması için Müdürlüğe değerlendirmelerini aktarmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Kariyer temsilcisi ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Kariyer temsilcileri ilgili Rektör Yardımcısı başkanlığında yılda en az iki kez toplanarak öğrencilerin kariyer gelişimleri ve mezun ilişkilerini gözden geçirir.</p>

<p>(2) Kariyer temsilcisinin görev süresi bulunmuş olduğu idari görev süresi ile sınırlıdır. Görev süresi dolan temsilcinin yerine idari göreve atanan kişi kariyer temsilcisi olarak göreve başlar.</p>

<p>(3) Kariyer temsilcilerinin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkez ile sürekli iletişim halinde akademik kariyer danışmanlarının gerekli faaliyetleri yürütmesini ve bu faaliyet sonuçlarının raporlanmasını sağlamak.</p>

<p>b) Birimlerine bağlı bölümleri temsil eden akademik kariyer danışmanları ile komisyon oluşturmak.</p>

<p>c) Akademik kariyer danışmanlarını, olağan olarak güz ve bahar yarıyılı sonlarında toplantıya çağırmak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>ç) Akademik kariyer danışmanlarının önerileri doğrultusunda öğrencileri bilgilendirici seminer, panel ve konferanslar düzenlenmek.</p>

<p>d) Öğrencilerin staj veya iş taleplerini Merkezin veri tabanına gönderilmek üzere kaydetmek.</p>

<p>e) Akademik kariyer danışmanları tarafından yürütülecek faaliyetlerle ilgili yönlendirmeler yapmak.</p>

<p>f) Akademik kariyer danışmanlarının talep ve isteklerini Merkeze iletmek.</p>

<p>g) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Akademik kariyer danışmanları ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Akademik kariyer danışmanı, öğrencisi olup mezun veren ön lisans ve lisans bölümlerinde görev yapan öğretim elemanları arasından birim yöneticisi tarafından görevlendirilir. Görev süresi sona eren akademik kariyer danışmanı tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Akademik kariyer danışmanının görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amaçları doğrultusunda, öğrencilere kariyer gelişimleri için akademik danışmanlarla iş birliği içinde danışmanlık hizmeti vererek destek olmak.</p>

<p>b) Uzmanlık alanlarında kariyer temsilcilerine öğrenci kariyer gelişimini desteklemeye yönelik proje önerisi sunmak ve gerekli çalışmalarda destek olmak.</p>

<p>c) Görev yaptıkları birimlerde, kariyer gelişimleri için kariyer planlama ve geliştirme konularında eğitim, seminer ve konferans gibi kitlesel bilgilendirici etkinliklerin düzenlenmesi konusunda çalışmalar yapmak.</p>

<p>ç) Uzmanlık alanlarında, öğrenciler/danışanlar için staj ve iş imkânları araştırmak.</p>

<p>d) Birim kariyer temsilcisi tarafından verilen benzer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Mezun temsilcisi ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Mezun temsilcisi, mezun veren ön lisans ve lisans bölümlerinde görev yapan öğretim elemanları arasından birim yöneticisi tarafından görevlendirilen öğretim elemanıdır. Görev süresi sona eren mezun temsilcisi tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Mezun temsilcisinin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Birim kariyer temsilcisi ile sürekli iletişim halinde bölüm mezunlarını yönetmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyet alanına giren konularda bölüm mezunları ile iletişime geçmek.</p>

<p>c) Kendi bölümünün mezun verilerini yönetmek.</p>

<p>ç) Birim kariyer temsilcisi tarafından verilen benzer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) 29/5/2020 tarihli ve 31139 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Akdeniz Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/akdeniz-universitesi-kariyer-gelistirme-ve-mezunlarla-iliskiler-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="95735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/114 E., 2026/226 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025114-e-2026226-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025114-e-2026226-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.04.2026 tarihli, 2025/114 E., 2026/226 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/114 E., 2026/226 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/1921 E., 2024/1837 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 12.03.2024 tarihli ve<br />
2023/10996 Esas, 2024/3046 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br />
Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Ankara-Niğde Otoyolu yol inşaat ve emniyet sahası içerisinde kalan ve kamulaştırılmasına karar verilen davalıya ait Ankara ili, Şereflikoçhisar ilçesi, ... Mahallesi 1805 52... parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ile yol olarak terkinine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı idare tarafından teklif edilen bedelin çok düşük olduğunu ve taşınmazın rayiç değerinin çok altında kaldığını belirterek gerçek değerin tespit edilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2022 tarihli ve 2020/581 Esas, 2022/101 Karar sayılı kararı ile; davanın kabulüne, dava konusu 1805 52... parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin 315.364,99 TL olarak tespitine, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile yol olarak terkinine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 13.09.2023 tarihli ve 2022/1027 Esas, 2023/2051 Karar sayılı kararı ile; daha önce incelenen ve denetimden geçen dosyalarda aynı yer ve aynı kamulaştırma kapsamında kuru arazi niteliğindeki taşınmazlarda, aynı değerlendirme tarihi itibarıyla münavebeye alınan ürünlerin verim değerleri ve ortalama kg satış fiyatlarının esas alınması gerektiği, ayrıca İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi kurulu raporunda giderler içerisine arazi kirası, değişken masraflar faizi ve genel idare giderlerinin de eklendiği, bu nedenle buğday veriminin 350 kg, saman veriminin 300 kg, bostan veriminin 1500 kg, buğday satış fiyatının 1,80 TL, samanın 0,30 TL, bostanın 1,30 TL, arazi kirası, değişken masraflar ve genel idare giderleri dâhil edilmeksizin buğday giderinin 271,50 TL, bostan giderinin ise 448,50 TL alınarak değer biçilmesi ve dava konusu taşınmazın kamulaştırılmasından arta kalan ve 4 parsel numarasını alan 11.339, 18... lik kısmın yüzölçümü ve geometrik durumu gözetildiğinde bu bölümde %30 değer azalışı hesaplanması gerektiğinden bilirkişi kurulundan ek rapor alındığı, yapılan inceleme sonucunda alınan ek rapor doğru olduğundan kamulaştırma bedelinin 717.760,16 TL olduğunun tespit edildiği anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi gerektiği gibi, Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 10. maddesinin 9. fıkrasındaki hükmün 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na (Anayasa) aykırı görülerek iptaline karar verildiği, 2942 sayılı Kanun’un 15/son maddesindeki “Bilirkişilerce yapılan değer tespitinde, idare tarafından belgelerin mahkemeye verildiği gün esas tutulur” hükmünün hâlen yürürlükte olup, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı gerekçesinde de kamulaştırma bedelinin dava tarihi esas alınarak belirlenmesinin doğru olmadığına ve bu belirlemenin daha sonraki bir tarihe göre yapılması gerektiğine dair bir ifade yer almadığından bedelin davanın açıldığı tarihteki değere göre belirlenmesinde yasal zorunluluk bulunduğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında yürürlüğün belirli bir süre erteleneceği yönünde hüküm bulunmadığı gibi geriye yürümeme kuralının da uygulanamayacağı, taraflar arasında kararlaştırılmış daha yüksek akdi faiz oranı da bulunmadığına göre dava tarihi esas alınarak belirlenen kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için Anayasanın 46. maddesinde belirtilen en yüksek faiz olan kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulaması gerektiği gerekçesiyle davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile kamulaştırma bedelinin 717.760,16 TL olarak tespitine, bu bedelin 315.364,TL’lik kısmına dava tarihinden ilk derece mahkemesinin karar tarihi olan 10.03.2022 tarihine, 402.395,17 TL’lik kısmına dava tarihinden iş bu karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faiz işletilmesine, dava konusu taşınmazın yol olarak terkinine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
''... 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmaza 2942 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net geliri esas alınarak değer biçilmesi yöntem itibarıyla doğrudur.</p>

<p>3. Dairemiz yerleşik uygulamasına göre; özel ve dikkate alınması gereken haklı bir neden bulunmadıkça tarım arazilerinin olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir üzerinden bilimsel yöntemle yapılacak değerlendirmede münavebeye alınacak ürünler için 2941 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinin son fıkrasındaki düzenleme uyarınca, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği gün itibarıyla dekar başına elde edilecek ortalama verime, üretim giderine ve toptan satış fiyatına ilişkin olarak ciddi istatistiki bilgilere dayalı olduğu bilinen o yerdeki Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü verilerinin esas alınması gerekmektedir.</p>

<p>4. Buna göre; arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza net gelir yöntemine göre değer tespitinde 2020 yılı Sarıyahşi İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin dikkate alınması gerekirken, bu husus göz ardı edilerek hangi verilere dayanıldığı ayrıca ve açıkça belirtilmeden, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinden ayrılmayı gerektiren nedenler varsa bunlar açıklanmadan, denetime imkan vermeyecek şekilde soyut ifadelerle hazırlanan bilirkişi ek raporunun hükme esas alınmış olması hatalıdır.</p>

<p>5. 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrası iptal edilmiştir. Dava 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “İptal kararları geriye yürümez.” hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun; “Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; “Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında fark kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerekirken; yazılı şekilde faize hükmedilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. ....'' gerekçesiyle kararın bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay denetiminden geçen aynı bölgeye ilişkin dosyalarda aynı nitelikteki taşınmazlara uygulanan münavebe şekli ve ürünlerin verim miktarlarının esas alınmasının uygun görüldüğü, bozma kararında dava konusu taşınmazın bulunduğu yerdeki verilerin esas alınması gerektiği belirtilmiş ise de satış fiyatları ve giderler yönünden dosya arasına alınan İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 27.05.2022 tarihli cevabi yazısı ekindeki 2020 yılı verilerine göre bilirkişi kurulundan ek rapor alındığı, ek raporda m2 değerinin 24,38 TL ve %10 objektif değer artışı ile 26,82 TL olarak hesaplandığı, 2942 sayılı Kanun’un 10/8. maddesi gereğince dosyada mevcut resmî veriler ve Özel Dairenin aynı bölgeye ilişkin kararları da gözetilerek alınan ek rapor ile belirlenen bedelin adil ve hakkaniyete uygun olduğu, faiz yönünden ise önceki kararda belirtilen gerekçelerle bozma ilâmına direnilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı idare vekili; direnme kararında kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faiz oranının işletilmesine karar verilmesinin hatalı olduğunu, bozma kararında belirtildiği üzere davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerektiğini, istinaf mahkemesinin tensip tutanağı doğrultusunda düzenlenen raporun hükme esas alınamayacağını, tespit edilen kamulaştırma bedelinin çok yüksek olduğunu, bedel tespiti yapılırken İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden dava konusu parsel ve civarında yaygın olarak ekilen münavebe sistemi ve 2020 yılı verileri temin edilerek değer biçilmesi gerekirken daha önce onanan dosyalarda kullanıldığı belirtilerek ve bütün dosyalarda aynı ürün ve aynı verim değerleri kullanılarak kamulaştırma bedelinin belirlenmesinin hatalı olduğunu, %10 oranında objektif değer artışı uygulanmasının yerinde olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; tespit edilen kamulaştırma bedelinin çok düşük olduğunu, taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığını, taşınmazdan arta kalan kısımların değer kaybının dikkate alınmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık<br />
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemine ilişkin eldeki davada;</p>

<p>1- Bölge Adliye Mahkemesince alınan 05.04.2023 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunun hüküm kurmaya elverişli nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmazların net gelir yöntemine göre değerinin tespitinde, 2020 yılı Şereflikoçhisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü resmî verilerinin dikkate alınmasının gerekip gerekmediği,</p>

<p>2- Dava tarihinden sonra, 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen 9. fıkrasının iptal edilmiş olması karşısında, sözü edilen düzenlemenin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı; buradan varılacak sonuca göre fark kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanmasının gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk<br />
4650 sayılı Kanun'la değişik 2942 sayılı Kanun'un 10... . maddeleri.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>A- Bir numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>1. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle 2942 sayılı Kanun'un “Kamulaştırma bedelinin tespiti esasları” başlıklı 11. maddesine değinmek gerekmektedir.</p>

<p>2. Anılan maddede; “15 inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonra taşınmaz mal veya kaynağın;</p>

<p>a) Cins ve nevini,</p>

<p>b) Yüzölçümünü,</p>

<p>c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,</p>

<p>d) Varsa vergi beyanını,</p>

<p>e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,</p>

<p>f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın (İptal edilen ibare ANY. MAH. 26.05.2016 T. 2015/55 E. 2016/45 K.) mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini,</p>

<p>g) Arsalarda, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,</p>

<p>h) Yapılarda, (İptal Edilen İbare ANY. MAH. 09.04.2003 T. 2002/79 E. 2003/29 K.) resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,<br />
(Değişik bent RGT: 28.04.2018 RG NO: 30405 Kanun No: 7139/27)</p>

<p>ı) (İptal edilen ibare RGT: 14.05.2019 RG NO: 30774 ANY. MAH. 10.04.2019 T. 2018/156 E. 2019/22 K.) (İptal Edilen İbare RGT: 14.05.2019 RG No: 30774 ANY. MAH. 10.04.2019 T. 2018/156 E. 2019/22 K.) her bir ölçünün etkisi açıklanmak kaydıyla bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri,<br />
Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak (Eklenmiş İbare RGT: 24.11.2016 RG No: 29898 Kanun No: 6754/38) Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kabul edilen değerleme standartlarına uygun, gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler.</p>

<p>Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kar dikkate alınmaz.</p>

<p>Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde, bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma bedelidir." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.</p>

<p>3. Bu maddeye göre tarım arazisi niteliğindeki taşınmazın mevkii ve şartlarına göre olduğu gibi kullanılması hâlinde ekilecek ürünler ve münavebeye alınan bu ürünlerin elde edilmesi için yapılacak harcamalar göz önünde tutularak net gelirin hesaplanması ve bilimsel yolla değerinin bulunması, bedel tespitinde etkisi olan diğer tüm unsurlar da dikkate alınarak her unsurun gerekçeleri ve değere katkı oranları ayrı ayrı belirtilip gösterilmek suretiyle kamulaştırma karşılığının tespit edilmesi gerektiği gibi, bu unsurların dayanakları olan belgelerin de getirtilmesi zorunludur.</p>

<p>4. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti amacıyla yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere Şereflikoçhisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2020 yılına ait maliyet ve münavebe ürünleri tablosu dosya içerisine getirtilmiştir. Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda, münavebe ürünleri olarak buğday ve bostan (kavun) ürünleri esas alınarak net gelir yöntemine göre kamulaştırma bedeli hesaplanmıştır.</p>

<p>5. İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf incelemesi sırasında Bölge Adliye Mahkemesince, başka bir dosya içerisinde bulunan İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verileri dosya arasına alındıktan sonra tensip ara kararı ile, aynı kamulaştırma kapsamında 2020 değerlendirme yılı olan dosyalarda kuru tarım arazilerinde uygulanan veriler rakam olarak tek tek belirtilmek suretiyle bu rakamlar esas alınarak değer biçilmesi ve kamulaştırma bedelinin hesaplanması amacıyla bilirkişi kurulundan ek rapor alınması için İlk Derece Mahkemesine yazı yazılmasına karar verilmiştir. Alınan 05.04.2023 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda belirtilen veriler esas alınarak kamulaştırma bedeli hesaplanmış, Bölge Adliye Mahkemesince bu ek rapor hükme esas alınarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>6. İlk Derece Mahkemesince dosya içerisine getirtilen İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2020 yılı verileri ile Bölge Adliye Mahkemesince başka bir dosya içerisinden dosya arasına alınan verilerin ve yine Bölge Adliye Mahkemesince daha önce 2020 değerlendirme yılı olan dosyalarda kuru tarım arazilerinde uygulanan veriler olduğu belirtilen rakamların karşılaştırılmasında; münavebeye alınan buğday ve bostan (kavun) ürünlerinin kilogram başına dekara ortalama verim miktarlarının, satış fiyatlarının ve üretim giderlerinin birbiri ile uyumlu olmadığı, bu haliyle aralarında çelişki bulunduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>7. Bu durumda kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmazın net gelir yöntemine göre kamulaştırma bedelinin tespitinde, münavebeye alınacak ürünler için değerlendirme yılı olan 2020 yılı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü resmî verilerinin esas alınması gerekirken, hangi verilere dayanıldığı ayrıca ve açıkça belirtilmeden, daha önce denetimden geçen dosyalarda uygulandığı belirtilen veriler uygulanmak suretiyle bilirkişi kurulundan ek rapor düzenlenmesi istenerek denetime imkân vermeyecek şekilde soyut ifadelerle hazırlanan bu ek raporun hükme esas alınmış olması yerinde değildir.</p>

<p>8. Öte yandan direnme kararında, net gelir yöntemine göre kamulaştırma bedelinin hesaplandığı, Yargıtay denetiminden geçen aynı nitelikteki taşınmazlarda uygulanan münavebe şekli ve ürünlerin verim miktarlarının esas alınmasının uygun görüldüğü, satış fiyatları ve giderler yönünden dosya arasına alınan Şereflikoçhisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 27.05.2022 tarihli cevabi yazısı ekindeki 2020 yılı verilerine göre bilirkişi kurulundan ek rapor alındığı belirtilmiştir. Özel Daire bozma kararında ise sadece resmî veriler dikkate alınarak taşınmazın değerinin belirlenmesi gerektiğine değinilmiş ancak dosya kapsamında bulunan veri tabloları ile Bölge Adliye Mahkemesinin tensip ara kararıyla belirtilen verilerin birbiri ile uyumlu olmadığı, mevcut çelişkinin giderilmesi gerektiği hususlarına değinilmemiş ise de, yukarıda belirtilen hususlar yanında, 2020 yılına ilişkin resmî veriler İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden getirtilip dosya kapsamında yer alan veri tabloları ile aralarında çelişki bulunması hâlinde çelişkinin giderilmesi ve daha sonra bilirkişi kurulundan resmî verilerin uygulanması suretiyle ek rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>9. Hâl böyle olunca, bir numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>10. Bunun yanında, Özel Daire bozma kararında; Sarıyahşi İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş ise de dava konusu taşınmazın Şereflikoçhisar ilçesinde bulunduğu anlaşıldığından Özel Daire bozma kararında yer alan bu ibarenin maddi hata niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır.</p>

<p>B- İki numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>11. Anayasanın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin 1. fıkrasında “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle somut norm denetimi olarak da ifade edilen itiraz yolu, bir mahkemede görülmekte olan bir davanın karara bağlanmasının, o davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün Anayasaya uygun olup olmadığının belirlenmesi ve bu belirmenin sonucuna bağlı olduğu durumlarda yapılan denetimdir. Buna göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünü Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.</p>

<p>12. Yukarıda sözü edilen 152. maddenin 3. fıkrasında ise “Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır” düzenlemesine yer verilmiş olup Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının itiraz yoluna başvuran mahkeme açısından bağlayıcı olduğu ve geriye yürüyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>13. Bu noktada, iptal kararının görülmekte olan benzer davalara etkisi konusunda değerlendirme yapmak faydalı olacaktır.</p>

<p>14. Bilindiği üzere Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrasına göre iptal kararları geriye yürümez. İptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin hükmün temel amacı iptal edilen kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmüne dayanılarak daha önce yapılan işlemlerin geçerliliklerinin korunmasını sağlamaktır. Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında da iptal kararlarının geriye yürümezliği “Anayasa'nın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararma göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir.</p>

<p>İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur.</p>

<p>Öte yandan Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, yasa, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Yukarıda gösterilen ve iptal kararlarının bağlayıcılığını ortaya koyan kuralla bu kuralın birlikte değerlendirilmesi durumunda, iptal kararlarının ileriye yönelik "derhal" etkisi tartışmasız biçimde ortaya çıkar.</p>

<p>Böylece, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen bir yasanın geleceğe yönelik tüm etkilerinin kaldırılması ve iptal kararına uyulması tüm devlet kuruluşlarınca kaçınılmaz bir zorunluluktur.</p>

<p>Sonuç olarak, iptal kararlarının kimi durumda geçmişi, fakat her durumda geleceği etkilemesi asıldır.<br />
…<br />
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır” şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>15. Bununla birlikte, bu ilkenin mutlak olarak kabul edilemeyeceği ortadadır. Zira yukarıda da değinildiği üzere somut norm denetiminde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse itiraz yoluna başvuran mahkeme iptal kararını uygulamak zorunda olup bu durumda iptal kararı geriye yürüyecektir; aksinin kabulü hâlinde ise mahkemeler açısından itiraz yoluna başvurulmasının bir anlamı olmayacaktır.</p>

<p>16. Diğer taraftan Anayasanın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.<br />
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” düzenlemesi; “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinin 1. fıkrasında “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler” ve 153. maddesinin 6. fıkrasında “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar” hükümleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 33. maddesinde ise “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke yer almaktadır.</p>

<p>17. Belirtmek gerekir ki, somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almış yargı ve idare kararları saklı kalmak şartıyla geriye yürüdüğünü kabul etmek gerekmektedir. İptal kararlarının geriye yürümemesi “hukuk güvenliğini sağlamak” amacı ile konmuş olduğuna göre, bu ilke yalnızca kesin hüküm hâllerinde ifade eder (Teziç, Erdoğan: Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), 23. Bası, İstanbul 2019, s. 264, 265;).</p>

<p>18. Yapılan bu açıklamalara göre somut norm denetimi yoluyla verilen Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunluluğu ortadadır.</p>

<p>19. Uyuşmazlık konusu hususun hukuki dayanağı olan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen 9. fıkrası; “Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilir” şeklinde düzenlenmişken, 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile; “… Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır.</p>

<p>Öte yandan gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında, kamulaştırmada taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir (bazı farklarla birlikte bkz. Saadet Ekin, B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).</p>

<p>Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanma imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011). Bu sebeple devletin kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi sebebiyle paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekmektedir. Bu gereklilik aynı zamanda Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesinin de zorunlu bir sonucudur.</p>

<p>İtiraz konusu kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi öngörülmüştür. Kamulaştırma bedelinin geç ödendiği durumlarda kanuni faiz işletilmesi söz konusu bedelin ekonomik değerinin korunmasını temin eden araçlardan biridir. Ancak bu aracın Anayasa’nın 46. maddesindeki gerekliliklere uygun görülebilmesi için kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle yitirilen değerini karşılaması gerekir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse de bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında alacakların da mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, devlet tarafından alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 52;Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 46; Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016, § 58; Ferda Yeşiltepe[GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 29).<br />
4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesinde “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır./ Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre kanuni faiz yüzde yirmi dördü aşamamaktadır.<br />
İtiraz konusu kuralla geç ödenen kamulaştırma bedeli için sadece kanuni faiz ödeneceği belirtilmiştir. Enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlarla ilgili herhangi bir düzenlemeye ise yer verilmemiştir. Özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde devletin kamulaştırma nedeniyle borçlu olduğu tutar ile alacaklı hak sahibi tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını gidermek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla hak sahibinin kamulaştırılan taşınmazının bedelini gerçek karşılık ölçütüne uygun olarak aldığından da söz edilemez.</p>

<p>Öte yandan idare tarafından açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmektedir. Ancak itiraz konusu kuralla faizin başlangıç tarihi yargılamanın dördüncü ayının sona erdiği tarih olarak belirlenmiştir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin fiilen tahsis, kamulaştırılmış sayılma ve kamulaştırmaya esas rayiç bedelin belirlendiği tarihten daha sonraki bir tarihte ödenmiş olacağı ve bedelin belirlendiği tarihle faizin başlangıç tarihi arasındaki dört aylık bir sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır.<br />
Bu itibarla anılan anayasal ögeleri dikkate almayan ve gerçek karşılık anayasal ölçütünü karşılamayan kural, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen, sınırlamanın Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüne aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.…” gerekçesiyle itiraz konusu kuralın iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesinin iptaline konu olan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası, kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesini öngörmüştür. Anılan düzenleme ile kamulaştırılan taşınmazın gerçek karşılığının malike ödenmesinin sağlanması amaçlanmış olup, Anayasa Mahkemesince anılan fıkranın gerçek karşılığa ilişkin anayasal ölçütü karşılamakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle iptal edilmesi üzerine, ortada dava tarihi itibarıyla tespit edilen kamulaştırma bedeline faiz uygulanmasına ilişkin bir Kanun hükmü kalmadığından, faiz hususunda bir Kanun boşluğu oluşmuştur.</p>

<p>21. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan düzenleme gereğince, davanın açıldığı tarihten itibaren dört ay içinde dava sonuçlanmadığından kamulaştırma bedeline dördüncü ayın bittiği tarihten karar tarihine kadar yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Kararın istinaf incelemesi sırasında iptal kararının yürürlüğe girmesi nedeniyle, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hükümde üst norm olan Anayasanın 46. maddesi gereğince, tespit edilen fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faiz işletilmesine karar verilmiş, Özel Daire tarafından ise dava tarihinden sonra yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi iptal kararının geriye yürümeyeceği, bu nedenle davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası gereğince fark kamulaştırma bedeline davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>22. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre, kamulaştırma bedeline faiz işletilmek suretiyle davalı tarafa ödenmesine ilişkin kuralın dayanağı olan hükmün 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile iptal edildiğine göre, verilen iptal kararının henüz kesinleşmemiş eldeki davada uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>23. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2023 tarihli ve 2022/9-303 Esas, 2023/86 Karar; 29.09.2022 tarihli ve 2021/(22)9-157 Esas, 2022/1180 Karar; 29.09.2022 tarihli ve 2021/9-827 Esas, 2022/1181 Karar; 21.12.2021 tarihli ve 2019/9-8 Esas, 2021/1720 Karar sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır.</p>

<p>24. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı doğrultusunda değerlendirme yapılarak, iptal edilen Kanun hükmü yerine üst norm olan Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası uygulanmak suretiyle, dava tarihinden itibaren karar tarihine kadar geçen süre için, davalı tarafın talebi aranmaksızın kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmesi yerindedir.</p>

<p>25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, her ne kadar Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı doğrultusunda karar verilmesi ve Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası hükmü nazara alınarak dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerekmekte ise de; davalı tarafın yasal faizin dışında bir faizin uygulanmasına ilişkin 6100 sayılı Kanun’un 26/1. maddesinde düzenlenen “Taleple bağlılık ilkesi” kapsamında değerlendirilebilecek bir talebi söz konusu olmadığından, fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için yasal faiz oranının uygulanması gerektiği, bu nedenle direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>26. Hâl böyle olunca iki numaralı uyuşmazlık yönünden usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>I. A bendinde (§1-10) gösterilen gerekçelerle, birinci uyuşmazlık yönünden verilen direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>II. B bendinde (§11-26) belirtilen gerekçelerle, ikinci uyuşmazlık yönünden verilen direnme kararının oy çokluğu ile ONANMASINA,<br />
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
08.04.2026 tarihinde kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025114-e-2026226-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="54566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2025/2234 E., 2025/4269 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-20252234-e-20254269-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-20252234-e-20254269-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 27.03.2025 tarihli, 2025/2234 E., 2025/4269 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2234 E., 2025/4269 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/1882 Esas, 2024/2219 Karar</p>

<p><br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gelibolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/720 Esas, 2024/265 Karar</p>

<p>Taraflar arasındaki 4650 sayılı Kanun'la değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 10 uncu maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı idare vekili dava dilekçesinde özetle; Çanakkale ili, ..., ... köyü 1834 parsel (yenileme ile 523 ada 1 parsel) sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ile kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın Gelibolu ilçe merkezine ve ... köyü merkezine çok yakın olduğunu, profesyonel anlamda tarım yapıldığını, taşınmazın Gelibolu-Keşan karayoluna yakın olması, denize ve tatil alanlarına yakınlığı, DSİ Genel Müdürlüğü tarafından projeler uygulanması, yer altı sularının bulunması, yatırımcıların bu tip tarım arazileri almak istemesi nedeniyle bölgede metrekare birim fiyatlarının oldukça arttığını belirterek taşınmazın gerçek değerinin tespit edilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve kamulaştırma bedelinin tespiti ile davalı tarafa ödenmesine, dava konusu taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkinine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1. Davacı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; kapitalizasyon faiz oranının tespitinde dikkate alınan unsurların mükerrerlik oluşturacak şekilde objektif değer artış oranının tayininde de esas alınmak suretiyle objektif değer artış oranının yüksek uygulandığını, kuru tarım arazisi olarak nitelendirildiği hâlde, dava konusu taşınmazda kapitalizasyon faiz oranının %6 yerine %5 alınmasının hatalı olduğunu, üretim masraflarının brüt gelirin 1/3’ü oranında alınmasının bedeli yükselttiğini, mevcut irtifak değer düşüklüğü oranının düşük uygulandığını, müvekkili idare lehine vekâlet ücreti takdir edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz için belirlenen bedelin düşük olduğunu, taşınmazın konumu itibarıyla kıymetli bir bölgede yer aldığını, aynı kamulaştırma kapsamında dava konusu taşınmazın çevresindeki kuru tarım arazileri için daha yüksek metrekare birim fiyatlarının belirlendiğini, objektif değer artışı oranının düşük belirlendiğini, Anayasa Mahkemesinin 01.08.2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2022/83 Esas, 2223/69 Karar sayılı kararı ile yasal faiz işletilmesi nedeniyle enflasyon karşısında oluşan değer kaybının giderilmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle kamulaştırma bedeline yasal faiz işletilmesine ilişkin 2942 sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeyi iptal ettiğini, bu nedenle kamulaştırma bedeline dava tarihinden itibaren kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı üzerinden faize hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmaza net geliri esas alınarak değer biçildiği, değer biçilirken de yöre koşullarına uygun münavebe ürünleri seçilmek suretiyle dava tarihinde geçerli olan resmi veri listesi esas alınıp taşınmazın bulunduğu yer İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinde belirtilen masraflarla ekonomik tarım yapılamayacağının değerlendirilip üretim masraflarının brüt gelirin 1/3'ü oranında alındığı, niteliği ve konumuna göre %5 kapitalizasyon faizi ile makul oranda objektif değer artırıcı unsur oranının uygulandığı, taşınmazın tapu kaydında yer alan irtifak hakkı nedeniyle makul oranda değer azalışı uygulandığı, taşınmazın kadastro yenileme işlemleri sonucu oluşan yeni yüzölçümü üzerinden hesaplama yapılmasının yerinde olduğu, 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli 2942 sayılı Kanun'un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun'un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrasının iptal edildiği, eldeki davanın 01.08.2023 tarihinden önce açıldığı, dava tarihinden itibaren dört aylık süre içerisinde davanın sonuçlandırılmaması nedeniyle bu sürenin bitiminden itibaren kamulaştırma bedeline yasal faiz uygulanması yönündeki İlk Derece Mahkemesi hükmünün doğru olduğu, davanın niteliği gereği davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinde hukuka aykırı bir yön görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.</p>

<p>2. Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, ... olarak davacı idare ile davalı tapu malikleri arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. Değerlendirme<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Arazi niteliğindeki Çanakkale ili, ..., ... köyü 523 ada 1 parsel sayılı taşınmaza 2942 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir esas alınarak değer biçilmesi yerindedir.</p>

<p>3. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda 2019 yılı Gelibolu İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin uygulanması, dava konusu taşınmazın belirtilen özelliklerine ve dosya kapsamına göre belirlenen kapitalizasyon faiz oranı ve objektif değer artışı uygun görülmüştür.</p>

<p>4. 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrası iptal edilmiştir. Dava 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “İptal kararları geriye yürümez.” hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun; “Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; “Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması doğrudur.</p>

<p>5. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı idare vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>6. Hüküm fıkrasının ödemeye ilişkin bendinde toplam kamulaştırma bedelinin hatalı gösterilmesi suretiyle infazda tereddüte yol açılması bozmayı gerektirir.</p>

<p>Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Davacı idare vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalılar vekilinin temyiz itirazının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının ödemeye ilişkin (3) numaralı bendinde yer alan "2.160.068,42" sayısının hükümden çıkartılması, yerine "2.738.252,00" sayısının yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Davalıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p><br />
27.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar sayılı kararı ve müstakar kararlarında da açıkça ifade edildiği üzere Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm halini almamış derdest davalar yönünden uygulanmaları gerekir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulî kazanılmış hakkın ve aleyhe bozma yasağının istisnasını teşkil ederler.</p>

<p>Bu nedenle somut olayda; davalı tarafın Anayasanın 46 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faizin uygulanmasına yönelik Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilecek bir temyiz talebinin (Davalılar vekillerinin 27.12.2024 tarihli dilekçesindeki “Faize” ilişkin talebi) de dosya münderecatında bulunması karşısında, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmünün iptali yönünde Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ve 01.08.2023 tarihli, 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas - 2023/69 Karar sayılı iptal kararı doğrultusunda karar verilmeli ve “dava tarihinden itibaren mahkeme karar tarihine kadar” Anayasanın 46 ncı maddesinin son fıkrası hükmü nazara alınarak faize hükmedilmelidir.</p>

<p>Hâl böyle iken, eldeki derdest davada Anayasa Mahkemesi iptal kararının uygulanmadığı, Sayın çoğunluğun diğer yönleriyle katıldığımız “Düzeltilerek Onanma Kararı”na (faize ilişkin yönüyle) ve faizle ilgili 4 No’lu “Değerlendirme görüşündeki gerekçeye” açıkladığımız nedenlerle katılmıyoruz. 27.03.2025<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-20252234-e-20254269-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="39746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ VE YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA KAMULAŞTIRMA BEDELİNE UYGULANACAK FAİZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/guncel-anayasa-mahkemesi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-kamulastirma-bedeline-uygulanacak-faiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/guncel-anayasa-mahkemesi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-kamulastirma-bedeline-uygulanacak-faiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kamulaştırma, devlet veya diğer kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği hâllerde, özel mülkiyete konu bir taşınmazı bedelini peşin ödemek suretiyle ve malikin rızasını aramaksızın mülkiyetine geçirmesi veya kendi adına irtifak hakkı tesis ettirmesidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İlgili idare ile taşınmaz maliki, Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen satın alma usulü kapsamında anlaşmaya varamazsa kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili istemiyle dava açılır. Bu davada taşınmazın değeri, mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişiler aracılığıyla belirlenir. Uygulamada ise bazı kamu kurumları, mahkeme kararı bulunmaksızın ödeme yapmayacağını belirterek uzlaşma sürecinde anlaşma sağlamaktan kaçınmaktadır. Bu nedenle kamulaştırma bedeli, genellikle yargılama sürecinde belirlenmektedir.</p>

<p>Kamulaştırma bedeli belirlendikten sonra mahkeme tarafından idareye bedelin mahkeme veznesine veya belirlenen banka hesabına depo edilmesi için süre verilir. Böylece kamulaştırma bedeli yargılama sırasında vadeli hesaba yatırılmakta, taşınmaz maliki ise söz konusu bedeli davanın kesinleşmesiyle birlikte tahsil etmektedir.</p>

<p>Bu yazımızda öncelikle kamulaştırma bedelinin belirlenmesine ilişkin temel esaslara kısaca değinilecek, ardından son dönemde verilen Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları çerçevesinde kamulaştırma bedeline uygulanması gereken faiz türü ayrıntılı olarak incelenecektir.</p>

<p><strong>1. Kamulaştırma Bedeli Taşınmazın Gerçek Piyasa Değeri Üzerinden Belirlenir</strong></p>

<p>2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca kamulaştırma bedelinin belirlenmesinde esas alınması gereken ölçüt, taşınmazın kamulaştırma tarihindeki gerçek ve objektif piyasa değeridir. Nitekim Anayasa'nın 46. maddesinde kamulaştırılan taşınmazların <i>"gerçek karşılıklarının peşin ödenmesi"</i> açıkça güvence altına alınmıştır. Bu nedenle kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek piyasa değerini yansıtacak şekilde belirlenmesi anayasal bir zorunluluktur. Aksi yöndeki bir değerleme ise Anayasa'nın 35. maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline neden olacaktır.</p>

<p>Uygulamada tapu müdürlüklerinde gerçekleştirilen satış işlemlerinin önemli bir kısmı, taşınmazın gerçek satış bedeli üzerinden değil, belediyelerce belirlenen emlak vergisine esas rayiç bedeller üzerinden yapılmaktadır. Bu nedenle emsal satışların gerçek piyasa değerini yansıtmadığı durumlarda, yalnızca tapu kayıtlarına dayanılarak değer tespiti yapılması isabetli olmayacaktır. Kamulaştırma bedelinin, bilirkişi tarafından taşınmazın gerçek piyasa koşulları esas alınarak belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>2. Kamulaştırma Bedeli Dava Tarihi Esas Alınarak Hesaplanır</strong></p>

<p>Kamulaştırma Kanunu'nun 15/5. maddesi uyarınca bilirkişi tarafından yapılacak değer tespitinde, idarece kamulaştırmaya ilişkin belgelerin mahkemeye sunulduğu tarih esas alınmaktadır. Bu açık hüküm doğrultusunda kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmektedir.</p>

<p><strong>3. Kısmi Kamulaştırmada Taşınmazın Kalan Kısmındaki Değer Kaybı da Tazmin Edilir</strong></p>

<p>Taşınmazın yalnızca bir bölümünün kamulaştırılması hâlinde, Kamulaştırma Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca sadece kamulaştırılan kısmın bedelinin değil, kamulaştırma nedeniyle geriye kalan bölümde meydana gelen değer kaybının da ayrıca hesaplanması zorunludur.</p>

<p>Bu kapsamda bilirkişi tarafından taşınmazın konumu, kullanım amacı, ekonomik ve fonksiyonel özellikleri ile kamulaştırmanın ana taşınmaz üzerinde meydana getirdiği değer kaybı birlikte değerlendirilerek gerçek zarar belirlenmeli ve hesaplanan değer kaybı kamulaştırma bedeline eklenmelidir.</p>

<p><strong>4. Kamulaştırma Bedeline Yasal Faiz Uygulanmasını Öngören Düzenleme Anayasa Mahkemesi Tarafından İptal Edilmiştir</strong></p>

<p>30.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesine, kamulaştırma bedelinin tespiti davasının 4 ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz uygulanacağına ilişkin hüküm eklenmiştir. Ancak uygulanan yasal faiz oranı, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde taşınmaz malikinin uğradığı gerçek değer kaybını karşılamaktan uzak kalmıştır. Bu durum, kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek karşılığını yansıtmasını engellemiş ve mülkiyet hakkı bakımından ciddi hak kayıplarına yol açmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de söz konusu düzenlemenin taşınmaz malikinin uğradığı ekonomik kaybı telafi etmediğini, dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinde güvence altına alınan gerçek karşılık ilkesini ve 35. maddede düzenlenen mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirterek ilgili hükmün iptaline karar vermiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/gec-odenen-kamulastirma-bedeli-icin-sadece-kanuni-faiz-odenecegini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">01/08/2023 tarihli 32266 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesi'nin 2022/83 Esas, 2023/69 Karar Sayılı, 5/4/2023 Tarihli Kararı:</a></p>

<p><i>“19. Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanma imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011). Bu sebeple devletin kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi sebebiyle paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekmektedir. Bu gereklilik aynı zamanda Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesinin de zorunlu bir sonucudur.</i></p>

<p><i>20. İtiraz konusu kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi öngörülmüştür. Kamulaştırma bedelinin geç ödendiği durumlarda kanuni faiz işletilmesi söz konusu bedelin ekonomik değerinin korunmasını temin eden araçlardan biridir. Ancak bu aracın Anayasa’nın 46. maddesindeki gerekliliklere uygun görülebilmesi için kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle yitirilen değerini karşılaması gerekir.</i></p>

<p><i>21. Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse de bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında alacakların da mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, devlet tarafından alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 52; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 46; Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016, § 58; Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 29).</i></p>

<p><i>23. İtiraz konusu kuralla geç ödenen kamulaştırma bedeli için sadece kanuni faiz ödeneceği belirtilmiştir. Enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlarla ilgili herhangi bir düzenlemeye ise yer verilmemiştir. Özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde devletin kamulaştırma nedeniyle borçlu olduğu tutar ile alacaklı hak sahibi tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını gidermek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla hak sahibinin kamulaştırılan taşınmazının bedelini gerçek karşılık ölçütüne uygun olarak aldığından da söz edilemez.</i></p>

<p><i>24. Öte yandan idare tarafından açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmektedir. Ancak itiraz konusu kuralla faizin başlangıç tarihi yargılamanın dördüncü ayının sona erdiği tarih olarak belirlenmiştir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin fiilen tahsis, kamulaştırılmış sayılma ve kamulaştırmaya esas rayiç bedelin belirlendiği tarihten daha sonraki bir tarihte ödenmiş olacağı ve bedelin belirlendiği tarihle faizin başlangıç tarihi arasındaki dört aylık bir sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır.”</i></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, kamulaştırma bedeli her ne kadar dava tarihi esas alınarak belirlense de bedelin fiilen ödendiği tarihe kadar geçen sürede enflasyon nedeniyle meydana gelen değer kaybının da giderilmesi zorunludur.</p>

<p>Aksi durumda taşınmaz maliki, kamulaştırma nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yanı sıra ekonomik olarak da zarara uğrayacaktır. Bu nedenle kamulaştırma bedeline faiz uygulanmasına karar verilmesi tek başına yeterli değildir. Uygulanacak faiz oranının, taşınmaz malikinin enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını telafi edecek düzeyde olması, başka bir ifadeyle gerçek enflasyon oranının altında kalmaması gerekir.</p>

<p>Nitekim Anayasa Mahkemesi, geçmişte verdiği bireysel başvuru kararlarında da kamulaştırma bedelinin faizsiz veya yetersiz faiz uygulanarak ödenmesi nedeniyle oluşan enflasyon kaynaklı değer kaybının tazmin edilmesi gerektiğini açıkça kabul etmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 2013/735 Başvuru Numaralı, 17.9.2014 Tarihli Kararı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>“66. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanması gerekir. (Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).</i></p>

<p><i>69. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, K.T. 10/2/2011).</i></p>

<p><i>72. Başvuru konusu kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası, 31/5/2007 tarihinde İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, Mahkeme 2/2/2012 tarihli kararıyla adına bankaya bloke edilen 216.539,32 TL bedelin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bu durumda dava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırma bedeli başvurucuya 4 yıl 9 ay sonra ödemiştir. Merkez Bankası verilerine göre davanın açıldığı ve bedel tespitinde esas alınan Mayıs 2007 ile bedelin ödendiği Şubat 2012 tarihleri arasında enflasyonda meydana gelen artış % 45,05'tir. Bir başka ifadeyle Eylül 2009 tarihindeki 100 TL'nin Aralık 2011'de enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 145,05 TL'dir.</i></p>

<p><i>73. Başvurucuya dava tarihine göre belirlenerek ödenen 216.539,32 TL kamulaştırma bedelinin ödeme tarihinde Merkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 314.100,00 TL'dir. Bir diğer ifadeyle kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını telafi edecek fark 97.560,68 TL'dir.</i></p>

<p><i>79. Başvurucuya dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedelinin 4 yıl 9 ay süren dava sonunda faiz işletilmeden ödenmesi sonucu kamulaştırma bedelinde bu sürede gerçekleşen % 45,05 oranındaki enflasyon nedeniyle ciddi bir değer kaybı oluştuğu, bu durumun başvurucu üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı bir yük oluşturduğu anlaşıldığından, bahsedilen maddi değer kaybını telafi edebilmek için bedel tespitinde esas alınan Mayıs 2007 ile bedelin ödendiği Şubat 2012 tarihleri arasında enflasyonda meydana gelen % 45,05 oranındaki artış nazara alınarak başvurucuya 97.560,68 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.”</i></p>

<p><strong>5. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin Yaklaşımı</strong></p>

<p>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kararları incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının yürürlüğe girdiği 01.08.2023 tarihinden önce açılan kamulaştırma davalarında yasal faiz uygulanmaya devam edildiği görülmektedir. Daire, bu yaklaşımını <i>"her dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan maddi hukuk kurallarına göre çözümlenir"</i> şeklindeki genel hukuk ilkesine dayandırmıştır. Ancak ileride açıkladığımız üzere Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu görüşü hukuka uygun bulmamıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-20252234-e-20254269-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2025/2234 Esas, 2025/4269 Karar sayılı, 27.03.2025 tarihli Kararı:</a></p>

<p><i>“01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan <a href="https://www.hukukihaber.net/gec-odenen-kamulastirma-bedeli-icin-sadece-kanuni-faiz-odenecegini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı</a> ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrası iptal edilmiştir. ...“Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması doğrudur."</i></p>

<p>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, yalnızca 01.08.2023 tarihinden önce açılan davalar bakımından Kamulaştırma Kanunu'nun iptal edilen hükmünün uygulanmaya devam edeceğini kabul etmiştir. Nitekim 2025 yılı sonuna kadar verilen kararlar incelendiğinde, önüne gelen dosyaların tamamına yakınının 01.08.2023 tarihinden önce açılmış olması nedeniyle, kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranına ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmediği görülmektedir.</p>

<p><strong>6. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Dava Tarihine Bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi'nin İptal Kararının Uygulanması Gerektiğine Hükmetmiştir</strong></p>

<p>2026 yılı itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen kararlar, kamulaştırma bedeline uygulanacak faiz bakımından önemli bir içtihat değişikliğine işaret etmektedir. Hukuk Genel Kurulu, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının henüz kesinleşmemiş davalarda da uygulanması gerektiğini kabul ederek, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin önceki yaklaşımından ayrılmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025114-e-2026226-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2025/114 Esas, 2026/226 Karar sayılı 8.4.2026 tarihli kararı</a>:</p>

<p><i>“21. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan düzenleme gereğince, davanın açıldığı tarihten itibaren dört ay içinde dava sonuçlanmadığından kamulaştırma bedeline dördüncü ayın bittiği tarihten karar tarihine kadar yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Kararın istinaf incelemesi sırasında iptal kararının yürürlüğe girmesi nedeniyle, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hükümde üst norm olan Anayasanın 46. maddesi gereğince, tespit edilen fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faiz işletilmesine karar verilmiş, Özel Daire tarafından ise dava tarihinden sonra yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi iptal kararının geriye yürümeyeceği, bu nedenle davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası gereğince fark kamulaştırma bedeline davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.</i></p>

<p><i>22. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre, kamulaştırma bedeline faiz işletilmek suretiyle davalı tarafa ödenmesine ilişkin kuralın dayanağı olan hükmün 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren <a href="https://www.hukukihaber.net/gec-odenen-kamulastirma-bedeli-icin-sadece-kanuni-faiz-odenecegini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı</a> ile iptal edildiğine göre, verilen iptal kararının henüz kesinleşmemiş eldeki davada uygulanması gerekmektedir.</i></p>

<p><i>24. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı doğrultusunda değerlendirme yapılarak, iptal edilen Kanun hükmü yerine üst norm olan Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası uygulanmak suretiyle, dava tarihinden itibaren karar tarihine kadar geçen süre için, davalı tarafın talebi aranmaksızın kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmesi yerindedir.</i></p>

<p><i>25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, her ne kadar Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı doğrultusunda karar verilmesi ve Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası hükmü nazara alınarak dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerekmekte ise de; davalı tarafın yasal faizin dışında bir faizin uygulanmasına ilişkin 6100 sayılı Kanun’un 26/1. maddesinde düzenlenen “Taleple bağlılık ilkesi” kapsamında değerlendirilebilecek bir talebi söz konusu olmadığından, fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için yasal faiz oranının uygulanması gerektiği, bu nedenle direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.”</i></p>

<p>Önemle belirtmek gerekir ki Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlıkta dava, 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Buna rağmen Kurul, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin benimsediği <i>"her dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan hukuk kurallarına göre karara bağlanır" </i>yaklaşımını isabetli bulmamış; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının henüz kesinleşmemiş davalarda uygulanmasının zorunlu olduğuna hükmetmiştir.</p>

<p>Bu doğrultuda, kamulaştırma bedelinin dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden faizlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p><strong>7. Sonuç</strong></p>

<p>Açıklamalarımız ışığında, kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek piyasa değeri esas alınarak belirlenmesi gerektiği ve mülkiyet hakkının etkin şekilde korunabilmesi için dava tarihi ile fiilî ödeme tarihi arasında meydana gelen değer kaybının da giderilmesinin zorunlu olduğu açıktır. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/gec-odenen-kamulastirma-bedeli-icin-sadece-kanuni-faiz-odenecegini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 01/08/2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05/04/2023 tarihli, 2022/83 Esas ve 2023/69 Karar sayılı kararı</a>yla, Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesine eklenen ve kamulaştırma bedelinin tespiti davasının 4 aylık sürenin bitiminden itibaren yasal faiz uygulanmasını öngören hükmü, taşınmaz malikinin uğradığı gerçek değer kaybını karşılamadığı gerekçesiyle iptal etmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararına rağmen, davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan hukuk kurallarının uygulanması gerektiği gerekçesiyle 01/08/2023 tarihinden önce açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarında kamulaştırma bedeline yasal faiz uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. Ancak bu yaklaşım, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun güncel kararlarıyla terk edilmiştir. Güncel içtihat uyarınca, dava tarihine bakılmaksızın, henüz kesinleşmemiş kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarında kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Ancak kanaatimizce Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından benimsenen faiz türü de Anayasa Mahkemesi'nin mülkiyet hakkına ilişkin içtihatlarıyla uyumlu değildir. Zira Anayasa Mahkemesi'nin Kamulaştırma Kanunu'ndaki düzenlemeyi iptal etmesinin temel gerekçesi, uygulanan faiz oranının enflasyon nedeniyle meydana gelen gerçek değer kaybını telafi edememesidir. Aynı şekilde, kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının da her zaman enflasyon oranının üzerinde gerçekleşeceği söylenemez. Bu nedenle, söz konusu faiz oranının da bazı dönemlerde taşınmaz malikinin uğradığı gerçek ekonomik kaybı karşılamaması ve mülkiyet hakkı bakımından yeni hak ihlallerine yol açması ihtimali bulunmaktadır. Görüşümüz uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarında ortaya koyduğu ilkeye en uygun çözüm, kamulaştırma bedeline fiilî ödeme tarihine kadar gerçekleşen enflasyon oranı esas alınarak güncelleme yapılması, başka bir ifadeyle enflasyon katsayısının uygulanmasıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/ugur-serkan-koksal.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Uğur Serkan KÖKSAL</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/guncel-anayasa-mahkemesi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-kamulastirma-bedeline-uygulanacak-faiz</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/yargi/aym-yargitay1.jpg" type="image/jpeg" length="75983"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aile Şirketlerinde En Büyük Risk Ekonomi Değil, Hukuki Belirsizlik mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aile-sirketlerinde-en-buyuk-risk-ekonomi-degil-hukuki-belirsizlik-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aile-sirketlerinde-en-buyuk-risk-ekonomi-degil-hukuki-belirsizlik-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir aile şirketi çoğu zaman ekonomik kriz nedeniyle değil; yıllar boyunca önemsenmeyen hukuki eksiklikler nedeniyle dağılır. Üstelik bu eksikliklerin önemli bir bölümü, zamanında alınacak basit ancak doğru hukuki tedbirlerle önlenebilir. Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturan aile şirketleri, güçlü aile bağları sayesinde büyüyebilmekte; ancak aynı bağlar hukuki kurumsallaşmanın ihmal edilmesine de neden olabilmektedir.</p>

<p>Şirket kurulurken aile bireyleri arasındaki güven ilişkisi çoğu zaman yeterli görülür. Ortaklar birbirlerini uzun yıllardır tanıdıkları için ayrıntılı düzenlemeler yapılmasına ihtiyaç duyulmaz. Oysa şirket büyüdükçe, yeni kuşaklar yönetime katıldıkça ve ticari ilişkiler karmaşıklaştıkça başlangıçta önemsenmeyen hukuki eksiklikler ciddi uyuşmazlıklara dönüşebilir.</p>

<p>Hukuk, güvenin bulunduğu zamanlar için değil; güvenin zedelenebileceği ihtimaller için kurallar koyar. Türk Ticaret Kanunu şirket yönetiminin kişisel ilişkilere değil, kurumsal ilkelere dayanmasını öngörmektedir. Limited şirketlerde müdürlerin özen ve bağlılık yükümlülüğü, şirket menfaatinin korunması ve yönetim yetkilerinin hukuka uygun kullanılması bu anlayışın temel örneklerindendir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada birçok aile şirketinde ortaklar arasında yıllarca hiçbir sorun yaşanmaz. Ancak ortaklardan birinin vefatı, şirketten ayrılmak istemesi veya çocukların yönetime katılmasıyla birlikte daha önce hiç tartışılmayan hukuki meseleler bir anda şirketin en önemli gündemi hâline gelebilir. O güne kadar 'nasıl olsa aile içindeyiz' düşüncesiyle ertelenen konular, ortaklığın devamını dahi tehlikeye sokabilir.</p>

<p>Asıl sorun çoğu zaman kanun değil, kanunun öngördüğü mekanizmaların işletilmemesidir. Şirket sözleşmesinin güncellenmemesi, genel kurul kararlarının usulüne uygun alınmaması, temsil yetkisinin açık şekilde belirlenmemesi, şirket malvarlığı ile kişisel malvarlığının birbirine karıştırılması ve pay devri işlemlerinin kanuna uygun yürütülmemesi, uygulamada en sık rastlanan hukuki riskler arasındadır.</p>

<p>Kuşak değişimi aile şirketlerinin en hassas dönemlerinden biridir. Kurucu ortakların yerini çocukların veya mirasçıların almasıyla birlikte farklı beklentiler, farklı yönetim anlayışları ve yeni hukuki ilişkiler ortaya çıkar. Bu süreçte şirket sözleşmesinin gözden geçirilmesi, yönetim yapısının yeniden değerlendirilmesi, pay devrine ilişkin hükümlerin güncellenmesi ve gerekli görüldüğünde aile anayasasının hazırlanması kurumsallaşmaya önemli katkı sağlayabilir.</p>

<p>Koruyucu hukuk yaklaşımı, uyuşmazlık doğduktan sonra çözüm üretmekten ziyade hukuki riskleri önceden belirlemeyi amaçlar. Bu nedenle aile şirketlerinde avukatın rolü yalnızca dava vekilliği değil; şirketin sürdürülebilirliğini destekleyen stratejik bir hukuk danışmanlığıdır. Elverişli uyuşmazlıklarda arabuluculuk da tarafların ticari ilişkilerini ve aile bağlarını koruyabilecek önemli bir alternatif çözüm yöntemi olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Sonuç olarak güçlü bir bilanço tek başına güçlü bir şirket anlamına gelmez. Bugün başarılı görünen birçok aile şirketi, fark edilmeyen hukuki riskleri de bünyesinde taşımaktadır. Finansal kayıplar çoğu zaman telafi edilebilir; ancak bozulan ortaklık ilişkilerini ve kaybedilen güveni yeniden inşa etmek çok daha güçtür. Bu nedenle aile şirketlerinde hukuk, yalnızca uyuşmazlıkların çözümünde başvurulan bir araç değil; şirketin kurumsal gelişimini, ortaklık barışını ve kuşaklar arası devamlılığını güvence altına alan stratejik bir unsurdur. Güven ile hukukun birlikte inşa ettiği bir şirket yapısı, yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de koruyacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aile-sirketlerinde-en-buyuk-risk-ekonomi-degil-hukuki-belirsizlik-mi-1</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/bosanma-sozs.jpg" type="image/jpeg" length="95168"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bitlis-eren-universitesi-saglik-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bitlis-eren-universitesi-saglik-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 12 Temmuz 2026 Tarihli ve 33308 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bitlis Eren Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Dekan: Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanını,</p>

<p>c) Merkez (Hastane): Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Müdür (Başhekim): Merkezin Müdürünü (Başhekimini),</p>

<p>d) Müdür yardımcıları (Başhekim yardımcıları): Merkezin müdür yardımcılarını,</p>

<p>e) Rektör: Bitlis Eren Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>f) Tıp Fakültesi: Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesini,</p>

<p>g) Üniversite: Bitlis Eren Üniversitesini,</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) İnsan sağlığını korumak amacıyla çalışmalar yapmak.</p>

<p>b) Merkeze başvuran acil ve diğer hastalara ayakta ve yatarak çağdaş sağlık hizmeti vermek.</p>

<p>c) Tıp ve sağlık personeli yetiştirmek, bilimsel eğitim-öğretim, araştırma ve uygulama olanaklarını geliştirmek amacıyla Tıp Fakültesi ve Üniversite bünyesindeki sağlık hizmetleri ile ilgili alanlarda eğitim-öğretim veren fakülte, enstitü, yüksekokul, meslek yüksekokulu, uygulama ve araştırma merkezleri ve diğer kurumlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>ç) Eğitim ve sağlık hizmetlerinin verimliliği ile niteliğini arttırmak.</p>

<p>d) Tıbbi araştırma ve uygulamaların en üst düzeyde gerçekleştirilebilmesi için bilimsel araştırma ortamını ve koşulları hazırlamak.</p>

<p>e) Merkezin stratejik planı ve hedefleri çerçevesinde modern sağlık kurumları işletme yönetimi ilkeleri doğrultusunda faaliyette bulunmak ve erişilebilir kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını sağlamak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Türkiye'deki ve diğer ülkelerdeki sağlık standartlarını izlemek ve bu standartlar doğrultusunda nitelikli sağlık hizmeti sunmak.</p>

<p>b) Sağlık hizmeti almak üzere başvuran hastalara çağdaş, bilimsel ve güvenilir sağlık hizmeti sunmak.</p>

<p>c) Tıp ve sağlık personeli yetiştiren fakülte ve diğer eğitim‐öğretim birimleri için sağlık araştırma ve uygulama faaliyetlerine ilişkin altyapıyı hazırlamak.</p>

<p>ç) Bölgesel ve ulusal sağlık seviyesinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla kamu kurum ve kuruluşlarıyla ortak çalışmak.</p>

<p>d) Diğer kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yaparak sağlıklı bir toplumun geliştirilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>e) Ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara Merkezin amaçları doğrultusunda projeler hazırlamak, eğitim vermek, bilimsel görüş ve benzeri hizmetleri sunmak.</p>

<p>f) Klinik dallar, temel bilimler ve toplum sağlığına yönelik araştırmalar konusunda faaliyette bulunmak.</p>

<p>g) Toplumun sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi amacıyla kitap, dergi, broşür ve benzeri yayınlar yapmak, yazılı ve görsel basın organlarında programlar düzenlemek.</p>

<p>ğ) Üniversite öğrencilerinin sağlıklı yaşam bilinci kazanmalarını ve Merkez projelerinde etkin görev almalarını sağlamak, bu amaçla özendirici eğitsel faaliyetlerde bulunmak ve bu alanda çalışmak isteyenleri desteklemek.</p>

<p>h) Merkezin amaçları doğrultusunda sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ı) Rektörlüğün ve Yönetim Kurulunun kararlaştıracağı diğer faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>i) Merkezin amaçlarına uygun diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür (Başhekim).</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür (Başhekim)</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür (Başhekim); sağlık alanında Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür (Başhekim) yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdür (Başhekim), çalışmalarında kendisine yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan öğretim elemanları arasından iki kişiyi müdür yardımcısı olarak görevlendirilmek üzere Rektörün onayına sunar. Müdürün (Başhekimin) görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının görevi de kendiliğinden sona erer. Müdürün (Başhekimin) görevi başında olmadığı zamanlarda müdür yardımcılarından biri Müdüre vekâlet eder. Vekâletin altı aydan uzun sürmesi durumunda aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir. Rektör gerekli gördüğü durumlarda Müdürü görev süresi bitmeden önce görevden alabilir.</p>

<p><strong>Müdürün (Başhekimin) görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün (Başhekimin) görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Danışma Kurulunun, Merkez birimlerinin, çalışma gruplarının oluşturulması için Yönetim Kuruluna öneride bulunmak ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>c) Hazırlanan yıllık bütçe ve yıllık faaliyet raporlarını Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>ç) Yönetim ve Danışma Kurullarının periyodik toplantılarının yanı sıra gerekli hallerde yapılacak toplantılar için gündem maddelerini oluşturmak, bu kurulları toplantıya çağırmak ve toplantılara başkanlık etmek, bu kurulların kararları ile çalışma programının ve Merkezin diğer çalışmalarının Merkezin amaçları doğrultusunda yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>d) Merkeze bağlı birimlerin veya çalışma grupları ve idari personelin düzenli ve etkin çalışmasını sağlamak.</p>

<p>e) Merkez ile Üniversitenin tüm dış paydaşlar arasında Merkezin amaçları doğrultusunda iş birliğini sağlamak.</p>

<p>f) Merkezin faaliyet alanları kapsamında yer alan ulusal ve uluslararası tüm etkinliklere Merkezin temsilcisi olarak katılmak veya Merkezi temsil edecek personeli görevlendirmek.</p>

<p>g) Merkezin faaliyet alanları kapsamında yer alan konularda yurt içi ve yurt dışındaki ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>ğ) İhtiyaç duyulan alanlarda ilgili Merkezde görev yapacak akademisyen, idari, teknik personel ile stajyer öğrenciler belirlemek ve görevlendirmek için Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe öneride bulunmak.</p>

<p>h) Bir yıl içinde verilecek hizmetleri, yapılacak tüm etkinlikleri, bu hizmet ve etkinliklerde görev alacak kişileri belirlemek ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>ı) Merkezin ödenek ve akademik, idari ve teknik personel ihtiyaçlarını gerekçeleriyle birlikte Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe bildirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları Müdürün (Başhekimin) önerisiyle Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen iki üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Müdür, Merkezin oluşum amacını, kapsamını ve etkinlik alanlarını gözeterek ihtiyaç duyulan sayının iki katı kadar öğretim elemanını Rektöre önerir. Rektör, önerilen öğretim elemanları arasından gerekli sayıda kişiyi Yönetim Kurulu üyesi olarak görevlendirir.</p>

<p>(2) Müdürün (Başhekimin) görev süresinin bitmesi veya görevinden ayrılması durumunda Yönetim Kurulu üyelerinin de görevleri sona erer. Herhangi bir nedenle ayrılan üyenin yerine, yine aynı usulle kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilir. Görevi sona eren üye tekrar seçilebilir.</p>

<p>(3)Yönetim Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az iki kez ve/veya gerekli hallerde salt çoğunlukla toplanır ve kararlar, toplantıya katılanların açık oylama ve oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği durumunda Müdürün (Başhekimin) kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>b) Gerekli durumlarda Müdür tarafından önerilen Merkez birimlerinin, çalışma gruplarının oluşturulmasını karara bağlamak.</p>

<p>c) Bir çalışma grubunun görevlerini, kimlerden ve kaç kişiden oluşacağını ve görev süresinin ne kadar olacağını karara bağlamak.</p>

<p>ç) Üniversitenin tüm birimleri ile Merkezin amaçları doğrultusunda iş birliğinin sağlanmasında Müdüre yardımcı olmak.</p>

<p>d) Gerekli durumlarda ve ihtiyaç duyulan alanlarda ilgili Merkezde görev yapacak akademisyen, idari, teknik personel ile stajyer öğrencilerin görevlendirilmesini karara bağlamak.</p>

<p>e) Müdür tarafından hazırlanan bütçe tasarısını incelemek ve karara bağlamak.</p>

<p>f) Bir yıl içinde verilecek hizmetleri, yapılacak tüm etkinlikleri, bu hizmet ve etkinliklerde görev alacak kişileri belirleyerek karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin veya istekleri halinde diğer üniversitelerin öğretim elemanları ile ilgili kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarındaki uzman kişiler arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla yedi üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az iki defa, gerekli durumlarda daha fazla olmak üzere toplanır. Danışma Kurulu toplantısı için salt çoğunluk aranmaz, ancak kararlar katılan üye sayısının salt çoğunluğu ile alınır. Oylama sonucunda oyların eşit olması halinde başkanın kararı belirleyicidir.</p>

<p>(3) Müdürün (Başhekimin) görev süresinin bitmesi veya görevinden ayrılması durumunda Danışma Kurulu üyelerinin de görevleri sona erer.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin genel stratejilerini ve politikalarını oluşturmaya yardımcı olmak.</p>

<p>b) Merkezin etkinlikleri doğrultusunda paydaşlarla iş birliğinin geliştirilmesini sağlamak üzere Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarında etkinlik ve verimliliği artırmak, yeni görüşleri çalışmalara kazandırmak ve Merkezin ihtiyaç duyduğu konularda gerekli çalışmaları yapmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Müdür tarafından gerekli görüldüğü takdirde, bir veya daha çok hizmet dalı için, işlerin daha verimli yürütülebilmesi amacıyla, Müdürün (Başhekimin) önerisi ve Yönetim Kurulu kararıyla, süreli/süresiz görev yapacak olan birimler ya da çalışma grupları oluşturulabilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik, idari personel ihtiyacı, Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaş</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman ve demirbaş Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Bitlis Eren Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bitlis-eren-universitesi-saglik-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="72593"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Volkan Alposkay vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-volkan-alposkay-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-volkan-alposkay-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Barosu 1992-1994 Dönemi Başkanı Avukat Volkan Alposkay vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>İzmir Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İzmir Barosu 1992-1994 Dönemi Başkanı Av. Volkan Alposkay'ın 10 Temmuz 2026 tarihinde yaşamını yitirdiğini, 11 Temmuz 2026 tarihinde defnedildiğini, büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.</p>

<p>Meslektaşımızın ailesine, yakınlarına ve tüm avukat camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/volkan-alposkay.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-volkan-alposkay-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 23:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/volkan-alposkay-1.jpg" type="image/jpeg" length="28343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. YARGI PAKETİ VE TAZMİNAT HUKUKUNDA FAİZ REJİMİNİN DEĞİŞİMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ve-tazminat-hukukunda-faiz-rejiminin-degisimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ve-tazminat-hukukunda-faiz-rejiminin-degisimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamuoyunda <strong>12. Yargı Paketi</strong> olarak bilinen torba kanun teklifinde, tazminat hukukunu doğrudan ilgilendiren ve uzun yıllar boyunca içtihatlarla istikrar kazanmış olan asıl alacak ile fer'ilerine ilişkin temel bir değişiklik öngörülmektedir. Teklif ile <strong>Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine 2 yeni fıkra eklenmesi</strong> planlanmaktadır.</p>

<p>Bilindiği üzere Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi, ölüm ve bedensel zarar nedeniyle talep edilebilecek maddi tazminatın esaslarını düzenlemekte ve tazminat hesaplamalarına ilişkin genel çerçeveyi ortaya koymaktadır. Bu yönüyle 55. madde, yalnızca adli yargı bakımından değil; idari yargı ve tahkim yargılamalarında da uygulanan temel ilkeleri belirleyen, adeta tazminat hukukunun anayasası niteliğinde bir düzenlemedir.</p>

<p>Yargı mercileri ve tahkim kurulları, maddede yer alan genel ilkeleri somut olayın özelliklerine göre yorumlamak suretiyle yıllar içerisinde istikrarlı bir içtihat sistemi oluşturmuş; böylece tazminat hesaplamalarında öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik büyük ölçüde sağlanmıştır. Ancak 55. maddeye eklenmesi öngörülen yeni hükümler, bu yerleşik uygulamayı doğrudan etkileyecek ve uzun yıllar içinde oluşan hesaplama sistemini önemli ölçüde değiştirecek niteliktedir.</p>

<p>Haksız fiil sonucunda bir kişinin hayatını kaybetmesi halinde destekten yoksun kalan kişiler; bir kişinin yaralanması nedeniyle çalışma gücünü tamamen veya kısmen kaybetmesi halinde ise zarar gören kişi, kusur ve sorumluluk esasları çerçevesinde zarara sebep olan veya zarardan sorumlu bulunan gerçek ya da tüzel kişilerden maddi ve manevi tazminat talep edebilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada maddi tazminat hesaplaması yapılırken bilirkişiler, zarar dönemini ikiye ayırmaktadır. Hesaplama tarihine kadar geçen süre <strong>"bilinen zarar dönemi"</strong>, hesaplama tarihinden sonraki dönem ise <strong>"bilinmeyen zarar dönemi"</strong> olarak adlandırılmaktadır.</p>

<p>Zarar hesabında temel alınan esas, desteğin veya çalışma gücünü kaybeden kişinin <strong>kaza tarihindeki geliridir</strong>. Bu yöntem hem bilinen hem de bilinmeyen zarar dönemi bakımından geçerlidir. Hatta zarar görenin herhangi bir gelirinin bulunmaması halinde dahi, hesaplama asgari ücret esas alınarak yapılmaktadır.</p>

<p>Mahkemeler tarafından hükmedilecek tazminatın irat şeklinde değil, peşin ve toplu olarak ödenmesi nedeniyle yalnızca gerçekleşmiş zararlar değil, gelecekte doğması beklenen <strong>bilinmeyen dönem zararları</strong> da bugünden hesaplanarak tazminata dâhil edilmektedir.</p>

<p>Bilinmeyen dönem zararının hesaplanma yöntemi geçmişte çeşitli tartışmalara konu olmuşsa da günümüzde uygulama büyük ölçüde istikrar kazanmıştır. Buna göre zarar görenin geliri asgari ücretin üzerinde ise, ispat edilen kaza tarihindeki gelir ile aynı tarihteki asgari ücret arasında bir oran kurulmakta; elde edilen katsayı, bilinmeyen dönem hesaplamalarında esas alınan asgari ücret verilerine uygulanmaktadır. Böylece zarar görenin gerçek gelir düzeyi geleceğe taşınmakta ve aktif çalışma yaşamının sonuna kadar bu esas üzerinden hesaplama yapılmaktadır.</p>

<p>Yerleşik içtihatlara göre aktif çalışma dönemi, istisnai durumlar saklı kalmak kaydıyla, kural olarak <strong>60 yaşına kadar</strong> kabul edilmekte; bu tarihten sonra ise pasif dönem zarar hesabına geçilmektedir.</p>

<p>Yine istikrar kazanmış yargısal uygulama uyarınca, tazminat hesabında zarar gören lehine en güncel ekonomik veriler esas alınmaktadır. Bu nedenle en azından hüküm tarihindeki yürürlükte bulunan asgari ücret, hesaplamalarda dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Uygulamada "progresif rant yöntemi" olarak adlandırılan hesaplama tekniğinde ise, teorik olarak gelecekte gelirin artacağı varsayılmakta; buna karşılık tazminatın peşin ve toplu ödenmesi nedeniyle iskonto uygulanmaktadır. Artırım ve iskonto katsayıları birlikte değerlendirildiğinde, matematiksel olarak birbirini dengelemekte ve çarpımları fiilen <strong>1</strong> sonucunu vermektedir. Bu nedenle bilinmeyen dönem zarar hesabında gelir nominal olarak artıyor görünse de, bugünkü değere indirgenmiş tazminat hesabında esas alınan gelir seviyesi fiilen sabit kalmaktadır.</p>

<p>Toplu şekilde ödenmesine hükmedilen tazminatlarda faizin hangi tarihten itibaren işletileceği, doktrinde ve özellikle Yargıtay içtihatlarında uzun yıllar tartışılmış; ancak zaman içerisinde istikrar kazanan uygulama ile birlikte, özellikle belirsiz alacak davasının da hukuk sistemimize girmesinin ardından, <strong>haksız fiil tarihi temerrüt tarihi</strong> olarak kabul edilmiştir. Sigorta şirketleri bakımından ise temerrüt, ihbar tarihi veya Türk Ticaret Kanunu uyarınca zarar gören tarafından yapılan başvurunun sigortacıya tebliğinden itibaren sekiz günün geçmesiyle başlamaktadır. Esasen haksız fiillerde faiz başlangıcının olay tarihi olması, Roma Hukukundan günümüze kadar gelen <strong>"Fur semper in mora" (zarar veren daima temerrüt halindedir)</strong> ilkesinin doğal bir sonucudur.</p>

<p>On İkinci Yargı Paketi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine eklenmesi öngörülen düzenleme ise şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i> Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinmediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.</i><i>."</i></p>

<p>Bu düzenleme ile hükmedilecek tazminata uygulanacak faiz bakımından ilk kez <strong>ikili bir sistem</strong> benimsenmektedir. Buna göre, <strong>bilinen dönem zararına</strong> haksız fiil tarihinden, <strong>bilinmeyen dönem zararına</strong> ise karar tarihinden itibaren faiz işletilecektir.</p>

<p>Kanun teklifinin gerekçesinde, mevcut uygulamada gelecekte elde edileceği varsayılan kazançların da peşin olarak hesaplanıp tazminata dahil edildiği, bu nedenle bilinmeyen dönem zararına olay tarihinden itibaren faiz işletilmesinin tazminat yükünü gereğinden fazla artırdığı ifade edilmektedir. Bu gerekçeyle, geleceğe ilişkin zararlar bakımından faiz başlangıcının karar tarihine çekilmesi öngörülmektedir.</p>

<p>Kanaatimizce bu düzenleme, <strong>evrensel hukuk ilkeleri, Anayasa ve tazminat hukukunun temel prensipleriyle bağdaşmamaktadır.</strong></p>

<p>Öncelikle tazminat hukuku, büyük ölçüde içtihatlarla gelişen ve ekonomik koşullara göre sürekli evrilen dinamik bir hukuk dalıdır. Bu denli dinamik bir alanın, kazuistik yöntemlerle ayrıntılı kanun hükümleri içerisine hapsedilmesi isabetli değildir. Daha da önemlisi, uzun yıllar içerisinde istikrar kazanmış uygulamanın kanun yoluyla değiştirilmesi, hem yeni hukuki tartışmaların doğmasına hem de zarar görenlerin haklarına ulaşmasının daha da güçleşmesine yol açacaktır.</p>

<p>Nitekim uygulamada özellikle trafik ve iş kazalarından kaynaklanan tazminat davaları çoğu zaman yıllarca sürmektedir. İlk derece yargılamasının ardından istinaf, temyiz ve özellikle tehiri icra süreçleri de dikkate alındığında mağdurlar hak ettikleri tazminata uzun yıllar sonra kavuşabilmektedir. Bu süreçte yüksek enflasyon ve ekonomik dalgalanmalar karşısında tazminatın gerçek değeri önemli ölçüde azalmaktadır. İşte bu nedenle, zarar görenin uğradığı ekonomik kaybı dengeleyen en önemli mekanizma, <strong>faizin haksız fiil tarihinden itibaren işletilmesidir.</strong></p>

<p>Üstelik bilinmeyen dönem zarar hesabında uygulanan progresif rant yönteminde artış ve iskonto katsayıları birbirini dengelediğinden, geleceğe yönelik zarar hesabında esas alınan gelir fiilen sabit kalmaktadır. Başka bir ifadeyle, zarar gören gelecekteki gelir artışlarından zaten tam anlamıyla yararlanamamaktadır. Böyle bir sistemde, bilinmeyen dönem zararı bakımından faiz başlangıcının karar tarihine ertelenmesi, mağdurun uğradığı zararın önemli bir bölümünün telafi edilmeden bırakılması sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>Diğer taraftan, mevcut sistem yalnızca zarar göreni değil, borçluyu da disipline eden bir denge mekanizması kurmaktadır. Olay tarihinden itibaren işleyen faiz, sorumluyu borcunu mümkün olan en kısa sürede ifaya yönlendirmekte; özellikle sigorta şirketleri ve büyük işverenler, faiz yükünün artmaması amacıyla uzlaşma ve ödeme yoluna gitmektedir.</p>

<p>Oysa teklifin yasalaşması halinde bu ekonomik teşvik büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Bilinmeyen dönem zararına karar tarihine kadar faiz işlemeyecek olması, borçlu açısından davanın üç yıl ya da beş yıl sürmesini ekonomik bakımdan önemsiz hale getirecektir. Bunun doğal sonucu olarak dava yolu zarar gören bakımından bir <strong>zorunluluk</strong>, borçlu bakımından ise adeta bir <strong>bekleme stratejisine</strong> dönüşecektir. Bu durum yalnızca mağduriyetleri artırmakla kalmayacak, yargının iş yükünü de ciddi şekilde ağırlaştıracaktır.</p>

<p>Hatta borçluların, faiz baskısı ortadan kalkacağı için, gerçek zararın oldukça altında sulh teklifleri dayatmaları kuvvetle muhtemeldir. Böylece zarar görenler, uzun yargılama süreleri ile düşük uzlaşma teklifleri arasında tercih yapmak zorunda bırakılacak ve ikinci kez mağdur edilecektir.</p>

<p>Kanun koyucunun amacı gerçekten bilinmeyen dönem zararının peşin ödenmesinden kaynaklanan dengesizliği gidermek olsaydı, bunu faiz başlangıcını değiştirmek yerine <strong>hesaplama yöntemini</strong> değiştirerek gerçekleştirebilirdi. Örneğin bilinmeyen dönem zararında iskonto katsayısının kaldırılması, azaltılması veya artış katsayılarının farklı uygulanması gibi yöntemler tartışılabilirdi. Ancak mevcut sistem korunarak tazminatın hüküm tarihindeki ekonomik verilere göre hesaplanması, buna karşılık bilinmeyen dönem bakımından faiz başlangıcının karar tarihine ertelenmesi, tam tazmin ilkesini zedeleyen ve hakkaniyetle bağdaşması güç bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle teklif edilen düzenlemenin, tazminat hukukunun temel mantığıyla ve mağdurun tam olarak eski hale getirilmesini amaçlayan telafi fonksiyonuyla uyumlu olduğunu söylemek oldukça güçtür.</p>

<p><strong>Av. Ahmet AVCI</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ve-tazminat-hukukunda-faiz-rejiminin-degisimi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 20:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terahda.jpg" type="image/jpeg" length="78191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2762 E., 2021/323 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172762-e-2021323-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172762-e-2021323-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 23.03.2021 tarihli, 2017/2762 E., 2021/323 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/2762 E., 2021/323 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
MİRASÇISI : ... vekilleri Av. ...</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar temlik alacaklısı vekilinin maddi hata talepli olarak temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı dahili davalı ... vekili ve temlik alan vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı ... vekili; Büyükçekmece ilçesi Merkez mahallesi 422 ve 2542 parsellerde müvekkilinin hisse sahibi olduğunu, davalı idare tarafından dava konusu taşınmazlara E-5 otoyolu yapılmak suretiyle ve herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın fiilen el atıldığını, müvekkiline hiçbir bedel ödenmediğini ileri sürerek şimdilik 10.000TL nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 24.02.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile harcını yatırarak davasını 985.578,40TL olarak ıslah etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı ... vekili; davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, müvekkili idarece taşınmaza el atılmadığını, ... ile müvekkili belediye arasındaki sözleşme nedeniyle aleyhlerine dava açılamayacağını, istenen bedelin de fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>6. Dahili davalı ... vekili; davadan önce idareye uzlaşma için başvuru yapılmadığını, bu nedenle davanın dava şartı yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca dava konusu yerin müvekkili idare tarafından kamulaştırılmadığını, faiz talebinin yersiz ve haksız olduğunu beyanla davanın reddine, kabulüne karar verildiği takdirde dava konusu yerin tapu kaydının idare lehine yola terkinine, tapu kaydındaki takyidatların bedele yansıtılmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkemenin Birinci Kararı:<br />
7. Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.03.2011 tarihli ve 2010/1002 E. 2011/225 K. sayılı kararı ile; dava konusu parsellere dava dışı Karayolları Genel Müdürlüğünce Topkapı-Tekirdağ yolu nedeniyle kamulaştırmasız olarak el atıldığı, dava konusu taşınmazların bulunduğu alanın 08.11.2004 tarihli protokol ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına devir edildiği ve dava tarihi itibariyle de bu idarece hâlen el atmaya devam edildiğinden hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği, dosya kapsamı ve emsallerle uyumlu görülen bilirkişi raporuna göre dava konusu parsellerdeki payı itibariyle davacının isteyebileceği tazminat tutarının bilirkişi kurulu raporunda açıklandığı üzere 985.578,40TL olduğu anlaşılmakla davacının davasının dava ve ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulüne, davacının paydaş olduğu, Büyükçekmece Merkez mahallesi Kemalbey mevkiinde kain 422 ve 2542 parsel sayılı taşınmazlara kamulaştırmasız el atılması sebebiyle toplam 985.578,40TL tazminatın dava tarihi olan 05.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dava konusu 422 ve 2542 parsellerde davacı Agop oğlu ... adına kayıtlı 18124800/579993600 payın tamamının tapusunun iptali ile davalı ... adına tesciline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel DaireninBirinci Bozma Kararı:<br />
8. Mahkemenin bu kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>9. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 12.12.2011 tarihli ve 2011/11882 E. 2011/20773 K. sayılı kararı ile; “…... ile ... arasında yapılan 20.08.2002 ve 08.11.2004 tarihli protokol ve eki harita ile UKOME'nin ana arter listesi getirtildikten sonra Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yüksek Fen Kurulu Başkanlığının 23.06.2010 tarihli B.09.0. Y.F.K. 0.00412/2010-66 sayılı ağ değişikliği kararı ve Bakanlar Kurulunun 07.03.2011 gün 2011/1516 sayılı kararı uyarınca dava konusu taşınmazın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına devredilen yollardan olup olmadığı, taşınmaz başında yapılan keşif sonucu kesin olarak saptanıp sonucuna göre davalı ... Başkanlığına husumet yönetilip yönetilmeyeceği hususu araştırılmadan eksik incelemeyle hüküm kurulması,<br />
Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemenin İkinci Kararı:<br />
10. Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.11.2012 tarihli ve 2012/32 E. 2012/404 K. sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulduktan sonra) davaya konu Büyükçekmece 422 ve 2542 sayılı parsellerin de içerisinde bulunduğu D-100 karayolu (Hadımköy Kavşağı Silivri-İstanbul arası) içerisinde kalan yolların sorumluluk alanının ... ile ... arasında düzenlenen 08.11.2004 tarihli protokol ile ana arter olarak belirlenip buraya ait sorumluluğun davalı ...'na devredildiği, bilahare 23.06.2010 tarihli ve 2010/66 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı kararı, 11.07.2010 tarihli olur ve Yüksek Fen Kurulu Başkanlığının 14/07/2010 tarihli ve 412/1149 sayılı yazısı ile ana arter listesinden çıkarılarak yeniden ... sorumluluğuna alındığı, davacı tarafın Karayolları Genel Müdürlüğüne husumet yöneltmediği gerekçesiyle davacının davalı ... Başkanlığına yönelik davasının pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:<br />
11. Mahkemenin bu kararı süresi içinde davalı ... vekili ve davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>12. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27.05.2013 tarihli ve 2013/8077 E. 2013/10607 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece, bozma ilamına uyulup inceleme ve araştırma yapılarak hüküm kurulmuş; karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Mahkemece, ... davada taraf olarak gösterilmediğinden, pasif husumetten davanın reddine karar verilmiş olup, dava konusu taşınmaz 08.11.2004 tarihli protokol ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına devredilen yollardan ise de gerek 23.06.2010 tarih ve 2010/665 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının kararı, gerekse 07.03.2011 tarihli ek protokol gereği Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda kaldığı anlaşıldığından, davacı tarafça hangi idarenin sorumlu olacağının bilinememesi ve davalı tarafın yanlış gösterilmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığından, karşı tarafın rızası olmaksızın, taraf değişikliği hususunda davacı tarafa mehil verildikten sonra davacı tarafça ... davaya dahil edilip, bu idareye karşı davaya devam edilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle ret kararı verilmesi,<br />
Doğru görülmemiştir.…” gerekçesiylekarar bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemenin Üçüncü Kararı:<br />
13. Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.04.2014 tarihli ve 2013/408 E 2014/214 K. sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulduktan sonra) dava konusu İstanbul ili, Büyükçekmece ilçesi, 422 ve 2542 parsel sayılı taşınmazlarda davacının 18124800/579993600’ar oranında paydaş olduğu, bu taşınmazlara davalı ... Müdürlüğünce 1984 yılında fiilen el atıldığı, davacıya kamulaştırma tebligatı yapılmadığı gibi herhangi bir bedelde ödenmediği gerekçesiyle davacının davalı ... Başkanlığına yönelik davasının pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine, davacının dahili davalı ... Müdürlüğüne yönelik davasının kabulü ile toplam 985.578,40TL tazminatın dava tarihi olan 05.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dava konusu 422 ve 2542 parsellerde davacı Agop oğlu ... adına kayıtlı 18124800/579993600 payın tapusunun iptali ile davalı ... adına tesciline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Düzelterek Onama Kararı:<br />
14. Mahkemenin bu kararı süresi içinde davalı ... vekili, davalı ... vekili, temlik alan vekili ve mirasçı ... tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>15. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 10.11.2014 tarihli ve 2014/16574 E. 2014/25405 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece bozma ilamına uyularak karar verilmiş; hüküm, davacı mirascı ile davalı ..., davalı ... ve temlik alan vekilince temyiz edilmiştir.<br />
Ölümle davacı ile vekili arasındaki vekalet ilişkisi sona erdiğinden, davanın niteliği gereği ölümden sonra vekil tarafından yapılan temlik geçersizdir.<br />
Arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde ve davalı ... dava açılmasına sebebiyet verdiği için yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.<br />
Temlik alan ve davalı idareler vekillerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde değildir.<br />
Davacı mirasçısının temyiz itirazına gelince,<br />
Tapu kayıt maliki davacının dava sırasında öldüğü anlaşılmakla ve mirascısı davada taraf olarak kabulünü talep ettiğinden, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gekertirmediğinden,<br />
Gerekçeli kararın karar başlığınnda davacı isminin karşısında yazan Harutyan Sıvacıoğlu isminin çıkartılmasına, yerine (...) isminin yazılmasına,…” şeklinde gerekçe ile hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı Vekilinin Karar Düzeltme Talebi Üzerine Özel Dairenin Kararı:<br />
16. Temlik alacaklısı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 05.05.2015 tarihli ve 2015/5093 E. 2015/10002 K. sayılı kararı ile; “…Karar düzeltme talebinde bulunan ...'in taraf sıfatı bulunmadığından adı geçen vekilinin karar düzeltme isteminin reddine,…” karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı:<br />
17. Temlik alacaklısı vekili 02.09.2015 havale tarihlidilekçesi ile maddi yanılgıya dayalı kararın düzeltilmesini talep etmiştir.</p>

<p>18. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22.12.2015 tarihli ve 2015/24866 E. 2015/25188 K. sayılı kararı ile; “…Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; İstanbul İli, Büyükçekmece İlçesinde bulunan 422 ve 2542 parsel sayılı taşınmazlara ... tarafından kamulaştırmasız el atıldığı iddiası ile tapu kayıt malik olan ... vekili tarafından açılan davada mahkemece ilk olarak ... hakkında açılan davanın kabulü ile 985.780,40TL tazminatın tahsiline karar verildiği, fakat hükmün Dairemizce 12.12.2011 tarihli ilamla, davalı idareye husumet yöneltilip yöneltilemeyeceğinin araştırılması yönünden bozulduğu, mahkemece bozmaya uyularak yapılan inceleme sonucunda dava konusu taşınmazın Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk sahasında bulunduğunun tespit edilerek, ... hakkında açılan davanın husumet yokluğunedeniyle reddine karar verildiği, bu kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine hükmün Dairemizce bu kez 27.05.2013 tarihli ilamla dava konusu taşınmazlara fiilen el atan ve sorumlu idare olan Karayolları Genel Müdürlüğünün davaya dahil edilerek hakkında hüküm kurulması gerektiğinden bahisle bozulduğu, mahkemece söz konusu bozma ilamına uyularak, Karayolları Genel Müdürlüğünün davaya dahil edilmesi sağlanıp, hakkında açılan davanın kabulüne, ... aleyhinde açılan davanın ise husumet yokluğu nedeniyle reddine ilişkin olarak 10.04.2014 tarihli, inceleme konusu kararın verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Yukarıda bahsedilen yargılama safahati öncesinde, tapu kayıt maliki olan davacı ...'nun Adalar Noterliğince düzenlenen 01.07.2010 tarih ve 01361 yevmiye sayılı vekaletname ile Büyükçekmece hudutları dahilinde bulunan dava konusu 422 ve 2542 parsel sayılı taşınmazlar ile ilgili olarak, Kemal Tüysüz isimli şahsa, söz konusu taşınmazları satma, satış vaadi sözleşmesine konu etme, dava açma, avukat tutma, alacak temlik etme vs. yetkileri içeren bir vekaletname verdiği ve bu vekaletnamenin öldükten sonra da geçerli olacağının kararlaştırıldığı, söz konusu vekaletnamedeki yetkisine dayalı olarak Kemal Tüysüz'ün ... adına Av. ...'e verdiği vekalet üzerine 05.07.2010 tarihinde iş bu davanın açıldığı, yargılama devam ederken 06.02.2011 tarihinde davacı asil ...'nun öldüğü, davacı asilin ölümünden sonra, vekil Kemal Tüysüz'ün bahsedilen vekaletnamedeki yetkisine dayalı olarak ...'nun iş bu davadan kaynaklanan alacağı için yapılan ve Büyükçekmece İcra Müdürlüğünün 2011/3438 ve 2011/3437 sayılı dosyaları üzerinden icra takibi devam eden alacağını 09.05.2011 tarihinde ... isimli şahsa temlik ettiği anlaşılmıştır.<br />
...'nun Kemal Tüysüz'e ölümünden sonra da geçerli olacak şekilde vekalet verdiği tarihte yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 397. maddesinde “Hilafı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle ve ehliyetinin zevali veya iflasıyla nihayet bulur. Şu kadar ki; vekaletin nihayet bulması müvekkilin menfaatlerini tehlikeye koyuyorsa veya mirasçı ve veya mümessili bizzat işlerini görebilecek hale gelinceye kadar vekil veya mirasçısı veya mümessili vekaleti ifaya devam ile mükelleftir” hükmü yer almakta, aynı doğrultudaki düzenleme, halen yürürlükte olan Türk Borçlar Kanununun 513. maddesinde de bulunmaktadır.</p>

<p>Vekalet ilişkisini düzenleyen Borçlar Kanunu hükümlerine göre ölümle vekalet ilişkisinin sona ereceği karine olarak hükme bağlanmış, öte yandan bu karinenin iki istisnası bulunduğu da belirtilmiştir. Bu istisnalardan biri müvekkil ile vekil arasındaki sözleşmede ölümden sonra da devam edeceğinin kararlaştırılmış olması, diğeri ise işin niteliğinin vekalet ilişkisinin devamını gerektirmesidir. Nitekim 07.12.1940 tarih ve 1938/20-1940/87 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vekalet sözleşmesinde ölümden sonra da devam edeceğinin kararlaştırılmış olması veya işin niteliğinden anlaşılması halinde vekalet ilişkisinin ölümden sonra da devam edeceği açıkça vurgulanmıştır.</p>

<p>Somut olayda, davacı asilin hayatta iken verdiği vekaletnamenin ölümden sonra da devam edeceğinin açıkça kararlaştırıldığı ve bu yetkiye dayalı olarak vekilin iş bu davadan kaynaklanan alacağı, davacı asilin ölümünden sonra ... isimli şahsa temlik ettiği, temlik ilişkisinin Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde geçerli olduğu tüm dosya kapsamı ile sabit olup, bu durumda alacağı temlik alan ...'in talebi de gözetilerek HMK'nın 125. maddesi uyarınca davada taraf olarak yer almasının sağlanması için hükmün bozulması gerekmektedir.</p>

<p>Ne var ki; mahkeme kararı Dairemizce maddi yanılgıya dayalı olarak değişik gerekçe ile düzeltilerek onandığı gibi, aynı yanılgı ile karar düzeltme talebi de reddedilmiş olup, HUMK'un 442. maddesine göre aynı Yargıtay kararına karşı bir defadan fazla karar düzeltme talep edilemeyecek ise de, Yargıtay ilamının maddi hataya dayalı olmasının bu durumun istisnasını teşkil ettiği ve tüm dosya kapsamından Dairemizce yapılan temyiz ve karar düzeltme incelemelerinin maddi hataya dayalı olduğu anlaşılmakla,</p>

<p>Alacağı temlik alan ... vekilinin talebinin kabulüne, Dairemizin 10.11.2014 gün ve 2014/16574-25405 sayılı ilamı ile 05.05.2015 gün ve 2015/5093-10002 sayılı ilamlarının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,…” karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
19. Büyükçekmece 3. Asliye HukukMahkemesinin 25.02.2016 tarihli ve 2016/21 E. 2016/88 K. sayılı kararı ile; davanın ilk olarak 10.03.2011 tarihinde karara çıktığı, bu kararın tapu maliki ...'nun vekili sıfatıyla Av. ... tarafından alınıp icraya konulduğu, ilk bozmadan sonraki davanın tüm safahatinin aynı vekil tarafından yürütüldüğü, dosyadaki veraset ilamına göre ...'nun 06.02.2011 tarihinde vefat ettiği ve tek mirasçısının ... olduğu, mahkemece verilen son karardan sonra mirasçı ...'nun temyizi üzerine bu kez temlik alan ... vekili olarak Av. ... tarafından Büyükçekmece 2. Noterliğinin 09.05.2011 tarihli ve 20800 yevmiye numaralı temlikname ibraz edilerek kararın temyiz edildiği, temyiz talebinde ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125. maddesi uyarınca davacı yerine talebi bulunmayıp başka sebeplerden kararın temyiz edildiği, temliknamede mahkeme dosyasının esası hiç zikredilmeksizin Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğündeki 2011/3438 E. sayılı dosyasındaki 72.123,00TL ile Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2011/3437 E. sayılı dosyasındaki 1.122.163,15TL tutarındaki alacağın tüm faiz ve ferileri ile birlikte vekil sıfatı ile Kemal Tüysüz tarafından ...'e temlik edildiği, ilk davanın da Kemal Tüysüz tarafından verilen vekaletname ile aynı vekil tarafından açıldığı, temlik eden vekil Kemal Tüysüz tarafından asıla bu temlikname ile ilgili herhangi bir bedel ödendiğinin iddia edilmediği ve ispatlanamadığı, dolayısıyla icra dosyalarında takibe konu alacağın temlik edildiği, dosyada davaya konu alacağın tamamının temlik edildiğine dair herhangi bir belge ibraz edilmediği, bu itibarla HMK’nın 125. maddesi anlamında dava konusunun devrinin yapıldığı ve bu hususun maddi hata yoluyla düzeltilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
20. Direnme kararı süresi içinde davalı ... vekili ve temlik alan vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong><br />
21. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu alacak olan kamulaştırmasız el atma bedelinin temlik edildiği eldeki davada, mahkemece temlik eden muris lehine kurulan hükmün davalı ... vekili, davalı ... vekili, temlik alan vekili ve mirasçı ... tarafından temyizi üzerine Özel Dairece temlik alan ve davalı idareler vekillerinin temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, davacı mirasçısının temyiz itirazı yönünden “…gerekçeli kararın karar başlığında davacı isminin karşısında yazan Harutyan Sıvacıoğlu isminin çıkartılmasına, yerine (...) isminin yazılması…” suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmesi, temlik alan vekilince karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine, Özel Dairece karar düzeltme isteminin reddedilerek kararın kesinleşmesi karşısında, temlik alan vekilinin maddi hata başvurusu üzerine hükmün bozulup bozulamayacağı, buradan varılacak sonuca göre alacağı temlik alan ...'in talebi gözetilerek HMK'nın 125. maddesi uyarınca temlik alanın davada taraf olarak yer almasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
22. Öncelikle hüküm, kanun yolu, temyiz, karar düzeltme, yargılamanın yenilenmesi, istinaf, kesin hüküm, kanun yolunda usuli kazanılmış hak, maddi hata, hukuki hata ve hukuki güvenlik kavramlarından kısaca bahsetmekte yarar bulunmaktadır.</p>

<p>I.Hüküm:<br />
23. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 9. maddesine göre " Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır". Yine Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrasında ise, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." düzenlemesi bulunmaktadır. Bu anayasal düzenlemeler dikkate alındığında yargı yetkisinin kullanılmasının kanun ve hukuk kuralları çerçevesinde karar (hüküm) vermek anlamına geldiği söylenebilir.</p>

<p>24. Hemen belirtmek gerekir ki, hâkimin verdiği kararlar ara kararları ve nihai kararlar olmak üzere ikiyi ayrılır.</p>

<p>25. Ara kararları, yargılamaya (davaya) son vermeyen, bilakis onu yürütmeye, ilerletmeye yarayan kararlardır. Hâkim, yargılamayı yürütmek (ilerletmek) için davada bir çok ara kararı verir. Bütün bu kararların ortak niteliği, hâkimin ara kararı ile davadan (işten) elini çekmeyip, bilâkis davaya devam etmesidir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt III, s.2998).</p>

<p>26. Bu kapsamda olmak üzere mesela mahkemenin görev ve yetki itirazının, zamanaşımı def’inin reddine ilişkin kararları ara kararı olduğu gibi, taraflara delillerini göstermeleri, tanık, bilirkişi incelemesi ve keşif masraflarını yatırmaları için süre vermesine ilişkin kararları da birer ara kararıdır.</p>

<p>27. Yargılamaya son veren ve hâkimin davadan elini çekmesi sonucunu doğuran kararlara nihaî karar denir. Meselâ, yetkisizlik kararı, görevsizlik kararı, boşanma kararı, aylık kiranın tespiti kararı, dava sırasında (dava konusu) borcun ödenmiş olması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı gibi.<br />
28. Hâkim nihaî karar ile o davadan elini çeker, verdiği karardan dönemez ve onu değiştiremez. Fakat (ara kararlardakinin aksine) nihaî kararlar temyiz edilebilir. İşte, nihaî kararlar temyiz edilip Yargıtayca bozulmadıkça, hâkimin nihaî kararla sonuçlandırmış olduğu davaya tekrar bakması (el koyması) caiz değildir (Kuru, s.3004-3005).</p>

<p>29. Nihaî kararlar da esasa ilişkin ve usule ilişkin nihaî kararlar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Usule ilişkin nihaî kararla hâkim davadan elini çekmekte ise de, bu kararla taraflar arasındaki uyuşmazlığın esası çözümlenmiş olmaz. Örneğin mahkemenin görevsiz veya yetkisiz olması nedeni ile verdiği kararlar, davanın takip edilmemesi nedeni ile davanın açılmamış sayılmasına ilişkin verilen kararlar, dava şartlarının noksanlığı nedeni ile davanın usulden reddine ilişkin olarak verilen kararlar nihaî karar olmakla birlikte taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandırılan, çözüme kavuşturan kararlar değildir.</p>

<p>30. Mahkemeler, önlerine gelen uyuşmazlığı, tarafların sulh olması, davadan feragat edilmesi, davanın kabul edilmesi, yahut geri alınması gibi istisnalar dışında, esas hakkında verecekleri nihaî kararla çözerler. Mahkemenin verdiği her karar, prensip olarak onun, önüne gelen somut uyuşmazlık hakkında, "Anayasa, kanunlar ve hukuk" çerçevesindeki vicdani kanaatini ifade eder. Bu vicdani kanaatin, söz konusu çerçeveye uygunluğu ise kararın gerekçesiyle ortaya konulur. Bundan dolayıdır ki, Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmak zorundadır. Bu çerçevede yargısal karar, mahkemenin önüne gelen uyuşmazlık hakkında açıkladığı kanaatinden ibarettir. Diğer bir ifadeyle yargısal karar, mahkemenin somut bir hukuki soruna ilişkin kanaat açıklamasıdır.</p>

<p>31. Yargısal karar olarak nitelendirdiğimiz bu kanaat açıklaması, muhatapları açısından bağlayıcı sonuçlar doğurur. Öyle ki, kararın gereğinin muhatabı tarafından yerine getirilmemesi hâlinde, eda hükmü içerenlerin ilâmlı icra yoluyla (zorla) yerine getirilmesi mümkündür (Pekcanıtez H., Medeni Usûl Hukuku, Cilt III, İstanbul 2017, s.1967).</p>

<p>32. Bu açıklamalardan yola çıkıldığında, hüküm, hâkimin dava yolu ile önüne getirilen uyuşmazlıkla ilgili yaptığı yargılama faaliyeti sonucunda verdiği, davayı esastan çözen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran karar olarak tanımlanabilir.</p>

<p>33. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesinin birinci fıkrasında, "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihaî kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihaî karar, hükümdür." şeklinde esasa dair, uyuşmazlığı çözen mahkeme kararının hüküm olduğu yönünde düzenleme yapılmıştır.</p>

<p>34. Hüküm vermeden önceki yargılama aşamasında hâkim, somut olaya uygulanacak bir hukuk kuralı bulunup bulunmadığını öncelikle araştırır ve tespit eder. İkinci olarak soyut hukuk kuralındaki şartların somut olayda bulunup bulunmadığını inceler; ileri sürülen iddiaların ve savunmanın ispat edilip edilmediğini araştırır. Hâkimin bu görevi delillerin toplanması ve değerlendirilmesi ile gerçekleşir. Son aşamada ise hâkim yaptığı yargılama faaliyeti sonucunda objektif hukuk kuralını somut olaya uygulayarak uyuşmazlığın esası ile ilgili kararını verir.</p>

<p>35. Hüküm hâkim tarafından açıklanmadıkça hiç bir sonuç doğurmaz. Kararın (hükmün) sonuç doğurması için taraflara açıklanması yani tefhim veya tebliğ edilmesi gerekir. Hükmün nasıl verileceği mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun/HUMK) 382; 6100 sayılı Kanun'un ise 294. maddesinde düzenlenmiştir. Hükmün neleri kapsayacağı ise mülga 1086 sayılı Kanun'un 388.; 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde ayrıntılı olarak gösterilmiştir.</p>

<p>36. Hüküm hâkim tarafından yazılıp imzalandıktan ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra hükmün nüshaları taraflara makbuz karşılığında verilir ve ayrıca kendisine hüküm verilmeyen tarafa gecikmeksizin tebliğ edilir (6100 sayılı Kanun'un 301.; 1086 sayılı Kanun'un 392. maddeleri).</p>

<p>II. Kanun yolu:<br />
37. Kanun yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur ki, bununla yanlış olan kararların (daha doğrusu yanlış olduğu iddia edilen kararların) tekrar incelenmesi ve değiştirilmesi sağlanır.</p>

<p>38. Hüküm mahkemelerinin karar verirken yanlış yapmaları ihtimali bulunduğundan, verilen kararların daha yüksek bir mahkeme tarafından kontrol edilmesi için, her hukuk sisteminde kanun yolları kabul edilmiştir (Kuru: s. 4483).</p>

<p>39. Nihaî kararların kesinleşmesine engel olan kanun yollarına normal kanun yolu denir. Yani, normal kanun yoluna başvurulması hâlinde, hakkında kanun yoluna başvurulan nihaî karar bu yollardan geçmeden kesinleşmiş olmaz. Normal kanun yolu, henüz kesinleşmemiş olan nihaî kararlar için tanınmış bir kanun yoludur. Bir karara karşı normal kanun yoluna başvurulursa, o kararın kesinleşmesi önlenmiş, yani kanun yoluna başvurmanın sonucuna kalmış olur. Normal kanun yolu süresi içinde bu yola gidilmezse veya gidildiği hâlde karar onanır ve başka bir kanun yolu da yok ise, nihaî karar kesinleşir (Kuru: s.4484).</p>

<p>40. Başka bir anlatımla kanun yolları sonsuz değildir. Kanunda hükme karşı öngörülen kanun yollarının tüketilmesi ile ya da kanun yollarına başvurma sürelerinin geçirilmesi ile karar kesinleşir. Artık o hükme karşı normal bir kanun yoluna başvurulması mümkün olmaz.</p>

<p>41. Bununla birlikte kesinleşmiş hükümlere karşı tanınmış olan kanun yoluna olağanüstü kanun yolu denmekte olup, olağanüstü kanun yoluna konu karar esasında normal kanun yollarından geçerek ya da kanun yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Ancak kanunda öngörülen bazı sebeplerin varlığı hâlinde kanun koyucu kesinleşmiş hükmün kaldırılması ya da değiştirilmesi imkânını tanımıştır.</p>

<p>42. Türk medeni usul hukukunda kanun yolları nihaî kararlar için kabul edilmiştir. Mahkemelerin nihaî olmayan kararlarına, başka bir deyişle ara kararlarına karşı öngörülmüş genel bir kanun yolu sistemi yoktur.</p>

<p>43. Medeni usul hukuku alanındaki Kanun, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) iken bu Kanun 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile birlikte yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>44. Ne var ki, 6100 sayılı HMK'nın 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesine rağmen 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılmasıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6217 sayılı Kanun) 30. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'a geçici 2. maddeden sonra gelmek üzere geçici 3. madde eklenmiş, maddenin ikinci fıkrası 6723 sayılı Danıştay Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6723 sayılı Kanun) 34. maddesi ile düzenlenmiş, daha sonra 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 47. maddesi ile geçici 3. maddenin ikinci fıkrasındaki “454” ibaresi “444” şeklindedeğiştirilerek yeninden düzenlenmiş olup, 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesinde;</p>

<p>"(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.</p>

<p>(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.</p>

<p>(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır." hükmü bulunmaktadır.</p>

<p>45. Madde hükmüne göre bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında bu kararlar kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekecektir.</p>

<p>46. Somut uyuşmazlıkta bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20 Temmuz 2016 tarihinden önce karar verildiğinden 6100 sayılı HMK'nın geçici 3'üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444. madde hükümlerinin uygulanması gerektiğinden kanun yolu açıklamaları bakımından 1086 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun ve bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği dönem dikkate alınarak ikili bir değerlendirme yapılmasında yarar vardır.<br />
a.1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun Uygulandığı Dönem BakımındanKanun Yolları:</p>

<p>aa.Genel açıklama:<br />
47. 1086 sayılı Kanun döneminde temyiz, karar düzeltme ve yargılamanın iadesi olmak üzere üç kanun yolu mevcut idi. Bunlardan temyiz ve karar düzeltme normal (olağan) kanun yolu; yargılamanın iadesi ise olağanüstü kanun yolunu oluşturmaktadır.</p>

<p>ab.Temyiz:<br />
48. Temyiz kanun yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılır. Bu nedenle temyiz sadece hukukun yanlış uygulanmış olduğu sebebine dayanabilir. Temyiz talebinde yeni vakıalar ileri sürülürse, bunların Yargıtay'ca incelenmesi caiz olmadığından Yargıtay sadece hukukun yanlış uygulanmış olup olmadığını incelemekle yetinir (Kuru: s. 4502).</p>

<p>49. Başka bir deyişle, temyiz kanun yolunda mahkemenin kararı temyiz mercii olan Yargıtay tarafından hukuka uygunluk bakımından denetlenir; dava yolu ile önüne gelen uyuşmazlık hakkında mahkemenin verdiği kararın hukuka ve kanuna uygunluğu denetim konusu yapılır. Kural olarak temyiz incelemesinde daha önce ileri sürülmeyen yeni vakıaların ve delillerin ileri sürülmesi mümkün değildir.</p>

<p>50. Temyiz kanun yolu 1086 sayılı Kanun'un 427 ilâ 439. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre mahkemelerce verilen nihaî kararlara karşı temyiz yoluna başvurulması mümkündür. Ancak kanunlardaki özel hükümler gereği kesin olduğu belirtilen kararlar ile miktar veya değeri Kanunda öngörülen sınırın altında kalan kararların temyizi kabil değildir.</p>

<p>51. Temyiz sebepleri ise Kanun'un 428. maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmü dikkate alındığında öncelikle kanunun yanlış uygulanması ya da hiç uygulanmamış olması temyiz (bozma) nedenidir. Kanun yanında (kanunlara aykırı olmayan) tüzüklerin, (kanunlara ve tüzüklere aykırı olmayan) yönetmeliklerin, örf ve âdet hukukunun yanlış uygulanması ya da hiç uygulanmaması da kuşkusuz temyiz nedenidir. Bunların yanında taraflar arasında yapılmış sözleşmenin somut olaya uygulanmasında yapılan yanlışlık da temyiz nedeni olacaktır. Öte yandan mahkemenin görevsiz olması, tarafları, dava sebebi ve konusu aynı olan davalar hakkında birbirine çelişik kararlar verilmiş olması, delillerin kanuni sebep olmaksızın reddedilmesi, mahkemenin yani adli yargı içindeki hukuk mahkemesinin değil de örneğin idari yargı içinde yer alan bir mahkemenin görevli olması, hâkimin davaya bakmasının yasak olması, bir usul kuralının yanlış uygulandığına ilişkin itirazın incelenmemiş olması, usul kurallarına muhalefet edilmesi (bu temyiz nedeni kapsamında olmak üzere hükmün gerekçe içermemesi, dava şartlarının bulunmaması tek başına bozma nedeni ise de tek başına bozma nedeni oluşturan usuli hataların dışındaki usul kurallarına aykırılıkların temyiz (bozma) nedeni oluşturabilmesi için, Kanun'un 428. maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği üzere bu usuli yanlışlığın, yapılmasaydı verilen kararı değiştirebilecek nitelikte esaslı olmasına bağlıdır.) ve maddi meselenin takdirinde hata edilmiş olması temyiz nedenleri arasında sayılmıştır. Kanun'da yazılı olduğu şekli ile "meselei maddiyenin takdirinde hatâ edilmesi" temyiz nedenine dayanarak Yargıtayın delillerin takdirinin doğru yapılıp yapılmadığını inceleyerek böylece istinafın boşluğunu doldurmaya çalıştığı bilinmektedir.</p>

<p>52. Yargıtay ileri sürülen veya kendisinin tespit ettiği temyiz sebeplerini yerinde görürse mahkeme kararını kısmen ya da tamamen bozar. Yargıtay hükmü bozmakla yetinir ve kararında bozma nedeni veya nedenlerini gerekçesi ile belirtir. Yoksa ilk derece mahkemesinin yerine geçerek bir karar veremez veya yeniden yargılama yapamaz (Pekcanıtez, s.2363).</p>

<p>53. Yargıtay hükmü usul ve kanuna uygun bulursa temyiz itirazlarını reddederek mahkeme kararının onanmasına karar verir.</p>

<p>ac.Karar düzeltme:<br />
54. Karar düzeltme (tashihi karar), Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bazı kararlarına karşı tanınmış olan (kendine özgü) normal bir kanun yoludur. Yani, bir hüküm hakkında Yargıtay'ın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu karara karşı karar düzeltme yolu açık ise (HUMK m.440), o hüküm, ancak karar düzeltme yolunun tükenmesi ile (şekli anlamda) kesinleşebilir.</p>

<p>55. Kanun yolu denince, kural olarak, bir kararın üst mahkeme tarafından incelenmesi anlaşılır buna kanun yolunun aktarıcı etkisi denir. Bir başka anlatımla kanun yolunun aktarıcı etkisi kararın aynı seviyede değil bir üst yargı organı tarafından incelenmesidir. Bu şekilde aynı derecedeki mahkemelerin benzer hataları önlenerek hükmün daha tecrübeli ve uzman bir yargı organı tarafından denetlenmesi sağlanır. Bu bağlamda istinaf ve temyizde kararın denetimi bir üst mahkemede yapıldığından bu kanun yolarının aktarıcı bir etkisi bulunmakta olup karar düzeltme ve yargılamanın yenilenmesi kanun yollarında bir üst mahkemede denetim yapılmadığından aktarıcı etkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>56. Karar düzeltme yolunda, karar düzeltme talebi, bu kararı vermiş olan Yargıtay dairesinde (veya aleyhine karar düzeltme yoluna başvurulan karar Hukuk Genel Kurulu kararı ise, HGK'nda) incelenip karara bağlanır. Bu nedenle, karar düzeltme yolu, Yargıtay'ın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesini sağlayan (temyiz yolunun devamı niteliğindeki) kendine özgü bir kanun yoludur (Kuru: s.4851,4852).</p>

<p>57. Karar düzeltme yolu ile Yargıtay hukuk dairesinin veya direnme kararının temyizinden sonra inceleme yaparak karar veren Hukuk Genel Kurulunun verdiği kararı tekrar incelemesi sağlanmak istenmektedir (Pekcanıtez, s.2369).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>58. Görüldüğü üzere karar düzeltme ancak Yargıtayın temyiz incelemesi sonucu vermiş olduğu kararlara karşı başvurulabilen bir olağan kanun yoludur. Temyiz edilmemiş karara karşı karar düzeltme isteminde bulunulması mümkün değildir.</p>

<p>59. Bunun gibi, verildiği anda kesin olan ya da karar düzeltme yolu kapalı olan kararlara karşı da karar düzeltme isteminde bulunulması söz konusu olmayacaktır.</p>

<p>60. Karar düzeltme mülga 1086 sayılı Kanun'un 440. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;<br />
“I. Yargıtay kararlarına karşı tefhim veya tebliğden itibaren 15 gün içinde aşağıdaki sebeplerden dolayı karar düzeltilmesi istenebilir:<br />
1- (Değişik: 16/7/1981 - 2494/31 md.) Temyiz dilekçesi ve kanuni süresi içinde verilmiş olması şartiyle- karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüp hükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması,<br />
2- Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması,<br />
3- Yargıtay incelemesi sırasında hükmün esasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması,<br />
4- Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması,</p>

<p>II. Yargıtay evvelce cevapsız bırakılan itirazları kendi görüşüne göre hükme etki yapacak nitelikte bulmazsa karar düzeltilmesi isteği üzerine vereceği kararda bu itirazları reddederken herbiri hakkında gerekçe göstermek zorundadır."</p>

<p>61. Maddenin üçüncü fıkrasında ise hangi kararlara karşı karar düzeltme isteminde bulunulamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>62. Görüldüğü üzere karar düzeltme belli bir süreye bağlandığı gibi, Yargıtay'ın verdiği her karara karşı karar düzeltme yoluna gidilmesi de mümkün değildir.<br />
ad.Yargılamanın iadesi:</p>

<p>63. Yargılamanın iadesi, bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan fevkâlede (olağanüstü) bir kanun yoludur (Kuru: s. 5165).</p>

<p>. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Uygulandığı Dönem ve Bölge Adliye Mahkemelerinin Faaliyete Geçmesinden Sonraki Dönem Bakımından Kanun Yolları:</p>

<p>ba. Genel açıklama:<br />
64. 6100 sayılı HMK’da olağan kanun yolları istinaf ve temyiz olmak üzere iki aşamalıdır. Bu Kanun'un düzenlemesi bakımından da yargılamanın yenilenmesi olağanüstü kanun yolu olma özelliğini devam ettirmektedir.</p>

<p>bb.İstinaf:<br />
65. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş ve Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun ile kabul edilen istinaf yargısı, 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete başlayan Bölge Adliye Mahkemeleri ile birlikte hukuk sistemimize dâhil olmuştur.</p>

<p>66. 6100 sayılı HMK'nın 341. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen nihaî kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Görüldüğü üzere taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasını çözen nihaî kararlar yanında usuli nihaî kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvuru mümkün olduğu gibi, geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü hâlinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı da istinaf başvurusu yapılabilecektir. Kanun'un 341. maddesinin devam eden fıkralarında ise hangi kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurabileceği, hangi hâllerde bu kanun yolunun kapalı olduğu ayrıntıları ile düzenlenmiştir.</p>

<p>67. 6100 sayılı Kanun'da istinaf sebepleri gösterilmemiştir. Bununla birlikte istinaf kanun yolunu düzenleyen 341 ila 360. maddelerden hareketle istinaf sebeplerini tespit etmek mümkündür. Şöyle ki, özellikle 342, 352, 353 ve 355. maddelerdeki hükümler birlikte değerlendirildiğinde, genel olarak istinaf sebeplerinin, ilk derece mahkemesince vakıaların incelenmesi, vakıaların ispatı için ileri sürülen ve toplanan delillerin değerlendirilmesi, yargılama usulü ve hukukun uygulanması ile ilgili noktalardaki kabulüne ilişkin eksiklik ya da yanlışlıklar sebebi ile istinaf kanun yoluna başvurulabileceği sonucu çıkmaktadır. Başka bir anlatımla, vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki hatalar ile hukukun uygulanmasından kaynaklanan yanlışlıklar istinaf sebebi olacaktır.</p>

<p>68. İstinaf bir kanun yolu olmakla birlikte temyiz kanun yolundan farklı olarak ilk derece mahkemesinin kararının denetlenmesi yanında aynı zamanda gerektiğinde yeni bir yargılama yapılması ve hüküm mahkemesi gibi karar verilmesi söz konusudur. İstinafın kapsamını Kanun'un 355. maddesi belirlemiş olup bu madde hükmü dikkate alındığında kamu düzenine aykırılık hâlleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak inceleme yapılır; bu kapsamda istinaf sebebi ile bağlı kalınmak kaydı ile bu konudaki delillerin toplanması ve incelenmesi söz konusu olur. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama tümüyle tekrarlanmayıp sadece yanlışlık ya da eksiklik tespit edilen noktalarda yargılama yapılarak deliller toplanıp değerlendirildikten sonra, kararın düzeltilmesi sağlanmaktadır. Nitekim Kanun'un 357. madde hükmüne göre, bölge adliye mahkemesince re’sen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.</p>

<p>69. Duruşma yapılmasına gerek olmayan, usuli hataların bulunduğu Kanun'un 353. maddesinin (a) fıkrasının 1 ila 6. bentleri arasında düzenlenen durumlarda bölge adliye mahkemesi istinaf incelemesi yaparak ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verir.</p>

<p>70. Bölge adliye mahkemesince yapılacak istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu kanaatine varılması hâlinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilecektir (6100 sayılı HMK m. 353/b-1).</p>

<p>71. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunda ileri sürülen sebeplerin doğru olduğuna kanaat getirirse bu durumda ilk derece mahkemesinde dava reddedilmiş ise, red kararını kaldırarak davanın kısmen ya da tamamen kabulüne; dava kabul edildiği hâlde reddi gerekmekte ise kabul ya da kısmen kabul kararını kaldırarak red kararı verir.</p>

<p>bc. Temyiz:<br />
72. Temyiz kanun yolu 6100 sayılı HMK'nın 361 ve devam eden maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 361. maddesine göre, "Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihaî kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir." Görüldüğü üzere temyiz kural olarak bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı başvurulabilen bir kanun yoludur. Kanun'un 362. maddesi ile hangi kararlara karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>73. Temyiz sebepleri Kanun'un 371. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması; dava şartlarına aykırılık bulunması; taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi ve karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikler bulunması olarak belirtilmiştir.</p>

<p>74. Yargıtay taraflarca ileri sürülen veya kendisinin tespit ettiği temyiz sebeplerini yerinde görürse, bozma kararı verecektir. Ancak, temyiz başvurusu bölge adliye mahkemesi tarafından verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir. Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uygun olarak karar verildiği takdirde, bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Öte yandan dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderildiği durumlarda bölge adliye mahkemesi, Kanun'un 344. maddesi uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir. Gerek ilk derece mahkemesi gerek bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.</p>

<p>bd.Yargılamanın iadesi:<br />
75. 6100 sayılı HMK da yargılamanın iadesi kanun yolunu kabul edip düzenlemiş ve tıpkı HUMK gibi bu kanun yolunun kesin olan ya da kesinleşmiş kararlara karşı ancak Kanunda sayılan belirli bazı hâllerde gidilebileceğini hüküm altına almıştır. 6100 sayılı HMK'nın "Yargılamanın iadesi" başlıklı 375. maddesinde hangi hâllerde kesin olan ya da kesinleşmiş olan bir karara karşı bu olağanüstü kanun yoluna başvurulabileceğini ayrıntılı olarak düzenlemiştir.</p>

<p>III. Kesin hüküm:<br />
76. Dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz.</p>

<p>77. Kesin hüküm itirazı davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle ve dava şartı yokluğundan reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi ilk defa Yargıtayda (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve hatta bozmadan sonra da ileri sürülebilir ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez (Kuru, s. 4980 vd.).</p>

<p>78. Kesin hüküm derken şekli anlamda kesin hüküm ile maddi anlamda kesin hükmü ayrı ayrı incelemekte yarar vardır.</p>

<p>79. Şekli anlamda kesin hüküm ile kastedilen, bir mahkeme kararına karşı normal kanun yollarına başvurulamayacağıdır.</p>

<p>80. Şekli anlamda kesin hükmün amacı, bir davanın sona ermesine hizmet etmektir. Bir nihaî karar şekli anlamda kesinleşince, tarafların o davada takip ettikleri amaç gerçekleşmiş olur. Fakat bu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın değil, ancak görülmekte olan davanın sona ermesi demektir. Bundan sonra da aynı taraflar arasında aynı uyuşmazlığın yeni bir dava konusu yapılmaması için, başka bir müesseseye yani maddi anlamda kesin hüküm müessesine ihtiyaç vardır (Kuru, s. 4981).</p>

<p>81. Bir mahkeme kararına karşı başvurulabilecek kanun yolunun hiç olmaması veya mevcut olan kanun yollarının tüketilmesi ya da süresinde kanun yollarına başvurulmaması hâllerinde şekli anlamda kesinlik gerçekleşir. İstisnaen olağanüstü kanun yoluna başvurarak ya da eski hâle getirme mümkün ise bu suretle şekli anlamda kesin hükmü sona erdirmek mümkündür.</p>

<p>82. Nitekim HGK’nın 24.01.2018 tarihli ve 2017/14-2534 E. 2018/88 K. ve 16.05.2018 tarihli ve 2017/19-1628 E. 2018/1098 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiş ve bir karara karşı kanun yollarına başvurulamaması hâlinde şekli anlamda kesin hükmün gerçekleştiğine vurgu yapılmıştır.</p>

<p>83. Gerek mülga 1086 sayılı Kanun'da gerekse 6100 sayılı HMK'da şekli anlamda kesinliğin tanımı yapılmamış ise de, çeşitli maddelerde geçen "kesin" "kesinleşme" "kesinleşmiş" sözleriyle şekli anlamda kesin hükmün kastedildiğini söylemek mümkündür.</p>

<p>84. Maddi anlamda kesin hüküm mülga 1086 sayılı HUMK'da tanımlanmamış olmakla birlikte Kanun'un 237. maddesinde "Kaziyei muhkeme, ancak mevzuunu teşkil eden husus hakkında muteberdir.</p>

<p>Kaziyei muhkeme mevcuttur denilebilmek için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır." şeklinde bir maddi anlamda kesin hükmün şartlarına yer verilmiştir.</p>

<p>85. Hâlen yürürlükte bulunan HMK ise 303. maddesinde maddi anlamda kesin hükmün tanımını yapmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir."</p>

<p>86. Bu hükümden yola çıkıldığında denebilir ki, kesin hükmün ilk koşulu her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu müddeabihin aynılığı, üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır.</p>

<p>87. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabihin aynılığı, dava konusu yapılmış olan hakların aynı olmasıdır. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziksel bakımdan aynı olsa bile bu şeyler üzerinde talep olunan haklar farklı ise müddeabihlerin aynı olduğundan bahsedilemez.</p>

<p>88. Kesin hükmün üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebepten farklı olarak, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise diğer iki koşulun da bulunması hâlinde kesin hükmün varlığından söz edilebilir.</p>

<p>89. Aynı ilkeler HGK'nın 08.12.2010 tarihli ve2010/1-602 E. 2010/643 K., 24.01.2018 tarihlive 2017/14-2534 E.-2018/88 K. ve 16.05.2018 tarihli ve 2017/19-1628 E. 2018/1098 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.</p>

<p>90. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil bütün mahkemeleri bağlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse mahkemeler aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan hüküm ile bağlıdırlar; aynı uyuşmazlığı bir daha (yeniden) inceleyemezler; bu hâliyle kesin hüküm bir def’i değil itirazdır. Bu bağlılık kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukuki ve mantıki tahlil ve istidlallerden (delillerden yargıya varma) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise istisnaen bu kısmın da kesin hükme dâhil olduğunu kabul etmek gerekir. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu her olayın özelliğine göre belirlenir (HGK'nın 06.05.2018 tarihli ve 2017/19-1628 E.-2018/1098 K. sayılı kararı).</p>

<p>91. Maddi anlamda kesin hükmün amacı da bu hâli ile mahkeme kararlarına güvenilmesini ve uyulmasını sağlamak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kararın maddi anlamda kesinleştiği andan itibaren geleceğe yönelik olarak sona erdirmek ve nihayet çelişkili kararlar verilmesini önleyerek toplum hayatında hukuki istikrar ve güvenliği tesis etmektir.</p>

<p>IV. Kanun yolunda usuli kazanılmış hak ve maddi hata:<br />
92. Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Örneğin hâkimin bir tarafa kesin süre vermesi ile karşı taraf lehine kazanılmış hak doğar.</p>

<p>93. Nitekim HGK'nın 23.10.1981 tarihli ve 1981/15-2296 E., 1981/687 K. sayılı kararında "....mesalâ; bir Yargıtay bozma ilamına uyulmasına, ispat yükü kendisine düşen, takdiri delil iddiasını gerçeğe yakın bir şekilde ispat etmiş ve fakat hâkime bir kanaat vermemiş olan tarafa Usulün 365. maddesi hükmünce hâkim tarafından resen and yöneltilmesine; taraflardan birine kesin süre verilmesine (Usul 164) ilişkin ara kararları bu nitelikte olup bunlardan dönme (rücu) caiz değildir. Çünkü, usule ait kazanılmış hak müessesi, Usul Yasasının dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. (9/5/1960 gün 21 E., 9 K. ve 4.2.1959 gün, 13 E. 5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları gerekçelerinden)...." denilmek sureti ile ara kararı ile oluşan kazanılmış hak çeşitlerinden bahsedilmiştir.</p>

<p>94. Hemen belirtilmelidir ki, gerek1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda, gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Konu, yargı içtihadı ile gelişmiştir.</p>

<p>95. Öte yandan kanun yolunda oluşan kazanılmış haklar da söz konusudur. Şöyle ki, bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).</p>

<p>96. Mahkemenin, Yargıtay'ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (4.2.1959 tarihli ve 13/5 sayılı YİBK).</p>

<p>97. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.</p>

<p>98. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması durumunda Yargıtay bozma kararı ile oluşan usuli kazanılmış hak değer taşımayacaktır.</p>

<p>99. Bunun gibi bozmaya uyulmasından sonra o konuda yürürlüğe giren yeni bir kanun karşısında bozma ilamına uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakkında bir değeri kalmayacaktır. HGK'nın 12.03.1997 tarihli ve 1997/7-975 E., 1997/196 K. ile 06.11.1996 tarihli ve 1996/17-561 E., 1997/744 K. sayılı kararlarında bu hususa vurgu yapılmıştır.</p>

<p>100. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nın 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. ile 30.01.2013 tarihli ve 2012/1-683 E.,2013/165 K. sayılı kararları).</p>

<p>101. Görev konusu da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Bu husus 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı YİBK'da "...Kaide olarak usuli müktesep hak hükmünün vazife konusunda tatbik yeri olmayacağına ve duruşmanın bittiği bildirilinceye kadar vazifesizlik kararı verebileceğine,..." şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>102. Bu sayılanların dışında ayrıca hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzenine ilişkin konularda da usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması ile de usuli kazanılmış hak doğmaz.</p>

<p>103. Burada kısaca "maddi hata" kavramından bahsetmek gerekir.</p>

<p>104. Maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, Birinci Baskı 1976, s. 208).</p>

<p>105. Burada belirtilen maddi yanılgı kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.</p>

<p>106. Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında da, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılama sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır.</p>

<p>107. O nedenledir ki, Yargıtay, bu güne değin maddi hatanın belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş; baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir. HGK'nın 13.03.2013 tarihli ve 2013/5-10 E., 2013/548 K., 13.04.2011 tarihli ve 2011/9-72 E., 2011/99 K., 13.04.2011 tarihli ve 2011/9-101 E.,2011/128 K., 19.06.2015 tarihli ve 2013/21-2361 E., 2015/1728 K., 23.10.2002 tarihli ve 2002/10-895 E, 2002/838 K., 02.07.2003 tarihli ve 2003/21-425 E., 2003/441 K., 29.11.1995 tarihli ve 1995/19-819 E., 1995/1028K., 24.05.1995 tarihli ve 1995/9-348 E., 1995/556 K., 14.03.1986 tarihli ve 1984/2-714 E., 1986/246 K.; 15.10.1986 tarihli ve 1986/6-491 E. -1986/876 K. ile 10.06.1983 tarihli ve 1981/10-323 E., 1983/652 K. sayılı kararlarında da; maddi hataya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı benimsenmiştir. Bu husus, 30.11.1988 tarihli ve 1988/2-776 E., 1988/985 K. sayılı kararında "...Yargıtay bozma ilâmına uyulmakla meydana gelen usulî kazanılmış hak kuralı usul hukukunun ana esaslarından olmakla ve Yargıtay'ca titizlikle gözetilmekle birlikte bu kuralın açık bir maddi hata hâlinde dahi katı bir biçimde uygulanması bazı Yargıtay kararlarında adalet duygusuyla, maddi olgularla bağdaşmaz bulunmuş ve dolayısıyle giderek uygulamada uyulan bozma kararının her türlü hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında maddi bir hataya dayanması hâlinde usulî kazanılmış hak kuralının hukuki sonuç doğurmayacağı esası benimsenmiştir..." şeklinde ifadesini bulmuştur.</p>

<p>108. Ne var ki bozma kararında hukuki yönden bir değerlendirme yapılarak delil değerlendirmesi sonucunda bir sonuca ulaşılmış ise, bu kararın yanlış olduğu ya da delillerin yanlış değerlendirildiği sonradan anlaşılsa bile bozmaya uyulması ile oluşan kazanılmış hakkın varlığı kabul edilmelidir. Bu durum HGK'nın 30.11.1988 tarihli ve 1988/2-776 E. 1988/985 K. sayılı kararında maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması ile usuli kazanılmış hak oluşmayacağına vurgu yapıldıktan sonra kararın devamında "...Burada şu husus belirtilmelidir ki, bozma kararında hukuki yönden bir değerlendirme yapılmış ve deliller belirli bir doğrultuda değerlendirilerek bir bozma kararı verilmiş ise, bu bozmaya uyulması halinde, bozma yapan Daire hukuki görüş değiştirse veya delil değerlendirmesinin yanlış olduğunu sonradan benimsese dahi burada maddi hatadan söz edilemeyeceğinden usulî kazanılmış hakkın doğduğunun kabulü gerekir. Ancak, Yargıtay Dairesinin vardığı sonuç her türlü değer yargısı dışında hiç bir suretle başka biçimde yorumlanmayacak tartışmasız bir maddi hataya dayanıyorsa ve onunla sıkı sıkıya bağlı ise o takdirde usulî kazanılmış hak kuralı hukuki sonuç doğurmayacaktır..." şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>109. Aynı görüş HGK'nın 20.01.1988 tarihli ve 1988/1-249 E., 1988/28 K., 20.12.1989 tarihli ve 1989/12-539 E., 1989/662 K., 15.12.1990 tarihli ve 1990/1-450 E., 1990/608 K. ile 09.03.1994 tarihli ve 1993/17-889 E., 1994/123 K. sayılı kararlarında da aynen sürdürülmüştür.</p>

<p>V. Hukuki güvenlik:<br />
110. Diğer yandan Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü; Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümleri bulunmaktadır.</p>

<p>111. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmında ise “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>112. Nitekim Anayasa Mahkemesinin (AYM) 11 Eylül 2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.06.2014 tarihli ve 2013/1752 başvuru numaralı kararında "... Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır…" şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.<br />
113. Anayasa Mahkemesi bu kararında ve başkaca bir çok kararında “hukuki güvenlik ilkesi” nin hukuk devletinin unsurlarından biri olduğunu kabul etmiştir. Yüksek Mahkemeye göre hukuk devletinde hukuk güvenliğini sağlayan bir düzenin kurulması asıldır. Hukuki güvenlik ilkesi gereğince devletin, vatandaşların mevcut kanunlara olan güvenine saygılı davranması, bu güvenlerini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kadar Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Bu yönüyle, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesi, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde bütün devlet faaliyetlerinin belirli oranda önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir.</p>

<p>114. Başka bir anlatımla hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere bu ilke ile bağlı olduğu da açıktır.</p>

<p>115. Hukuk devleti, devlet ve insan faaliyetlerine yön veren, yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan ilkeler bütünü olduğundan, devletin organ ve kurumları bakımından bu ilkeler birer sınırlama niteliği taşırken, vatandaşlar açısından hukuki güvenlik içinde yaşamanın araçları olarak işlev görmektedir.</p>

<p>116. Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik”, hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilir. Genellik unsuru, hukukun özel kişi ya da durumlara değil, herkesi kapsayacak biçimde genel, soyut ve tarafsız, geçmişe uygulama yasağı çerçevesinde ileriye yönelik, kamuya açık kurallar üzerine inşa edilmesi anlamını taşır. Hukukun öngörülebilirliği ise, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır. Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisi, bu noktada çok açıktır. Hukuk kurallarının bütünüyle belirsiz olduğu kabul edildiğinde, hukuki öngörülebilirlikten de söz edilemeyecektir. Hukuki güvenirlik ile yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Buradaki asıl amaç hukuki barışın sağlanmasıdır.</p>

<p>117. Nitekim Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararında "...Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir…” şeklinde belirlilik ilkesinden ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır.</p>

<p>118. Anayasa Mahkemesi, “hukuki güvenlik ilkesi”nin “öngörülebilirliği” sağlayan işleviyle hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olarak, bireylere hem devlet hem de toplumun diğer üyeleri karşısında “ilkesel”, “kurumsal” ve “işlevsel” güvenceleri birlikte sağlayacağını kabul etmektedir.</p>

<p>119. Yine Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında “…Kesin hükme saygı uluslararası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır..." hususlarına vurgu yapılmıştır.</p>

<p>120. Aynı kararda "... Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138. maddesinin de, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır..." ifadelerine yer verilmiştir.</p>

<p>VI. Değerlendirme:<br />
121. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başladığı 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilen kararların kesinleşmesine kadar 1086 sayılı Kanun'un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki temyize ilişkin 427 ilâ 444. madde hükümlerinin uygulanması gerekeceğinden, Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesine ve 6100 sayılı HMK'nın yürürlükte olmasına rağmen 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilen bir karar 1086 sayılı Kanun hükümlerine göre temyiz ve karar düzeltme yolu açık ise karar düzeltme kanun yollarının tüketilmesi ile şekli anlamda kesin hüküm hâlini alacaktır.</p>

<p>122. 6100 sayılı HMK'nın kanun yoluna ilişkin hükümlerine tâbi olan kararlar bakımından ise istinaf ve temyiz kanun yollarından geçen kararlar şekli anlamda kesinleşecektir.</p>

<p>123. Bununla birlikte Hukuk Genel Kurulu kararlarında da açıklandığı üzere hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulması mümkün olmayan, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılar bulunduğu takdirde maddi hatanın giderilmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>VII. Somut olayın değerlendirilmesi:<br />
124. Mahkemece 10.04.2014 tarihinde davanın kabulüne dair verilen karar davalı ... vekili, davalı ... vekili, temlik alan vekili ve mirasçı ...’nun temyizi üzerine Özel Dairece; ölümle davacı ile vekili arasındaki vekalet ilişkisi sona erdiğinden, davanın niteliği gereği ölümden sonra vekil tarafından yapılan temlikin geçersiz olduğu, arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde ve davalı ... dava açılmasına sebebiyet verdiği için yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle temlik alan ve davalı idareler vekillerinin temyiz itirazları reddedilmiş, davacı mirasçısının temyiz itirazı yönünden ölü tapu kayıt malikinin yerine mirasçısı Rafi Sıvacıoğlu'nun geçtiği kabul edilerek bu yönden hüküm düzeltilerek onanmıştır. Düzelterek onama kararına karşı alacağı temlik alan ... vekili karar düzeltme talebinde bulunmuş, Özel Dairece temlik alacaklısının davada taraf sıfatını kazanmadığından bahisle karar düzeltme istemi reddedilmiş, Mahkemece 05.05.2015 tarihinde karar düzeltme isteminin reddedildiği ve hükmün de bu nedenle kesinleştiği karara dercedilmiştir.</p>

<p>125. Ne var ki kararın kesinleşmesinden yaklaşık 7 ay sonra, olağan kanun yolundan geçerek kesinleşen mahkeme kararı, temlik alacaklısı vekilinin maddi hata düzeltim talebi üzerine Özel Dairece bozulmuştur.</p>

<p>126. Bu durumda mahkemece kesinleşme şerhi verilen bir kararın, Özel Dairece, yargılama aşamasında ileri sürülmüş, temyiz ve karar düzeltme konusu yapılmış nedenlerle bozulduğu, delillerin değerlendirilmesi sonucunda varılan hukuki sonucun yanlışlığı hukuki hata olarak kabul edilse dahi maddi hata olarak kabulünün mümkün olmadığı, bu nedenle maddi hata düzeltim nedenleri bulunmadığından direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>127. O hâlde direnme kararı yerinde olup onanmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı ... vekili ve temlik alan vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,</p>

<p>Gerekli temyiz ilâm harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172762-e-2021323-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 18:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="30303"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖLÜMDEN SONRA DA GEÇERLİ VEKÂLETNAME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/olumden-sonra-da-gecerli-vekaletname-bilgin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/olumden-sonra-da-gecerli-vekaletname-bilgin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ölümden Sonra da Geçerli Vekâletname </strong></p>

<p>Kural olarak vekâlet sözleşmesi, vekilin veya vekâlet verenin ölümü ile sona erer. Ancak bu kural mutlak değildir. Türk Borçlar Kanunu, tarafların aksini kararlaştırmasına açıkça izin vermiştir. Bu nedenle vekâletnamede ölümden sonra da geçerli olacağı yönünde açık bir irade beyanına yer verilmesi hâlinde, temsil yetkisi vekâlet verenin ölümünden sonra da devam edebilir.</p>

<p>Bu husus yalnızca Türk Borçlar Kanunu hükümlerinden ibaret değildir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu kararları ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün uygulamaya yön veren genelgesi de aynı doğrultudadır. Buna rağmen uygulamada özellikle miras, tapu ve bankacılık işlemlerinde ölümden sonra geçerli vekâletnamelerin hukuki niteliği konusunda tereddütler yaşanabilmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada, ölümden sonra geçerli vekâletnamenin kanuni dayanağı, yargı kararları ve idari uygulama birlikte değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>I. Vekâlet Ölümle Kendiliğinden Sona Erer mi?</strong></p>

<p><strong>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 513 üncü maddesinin birinci fıkrasında;</strong></p>

<p>"Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur."</p>

<p>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Aynı Kanunun 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında ise;</strong></p>

<p>"Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça temsil olunanın veya temsilcinin ölümü... ile sona erer."</p>

<p>denilmektedir.</p>

<p>Her iki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde kanun koyucunun <strong>ölümü mutlak bir sona erme sebebi olarak değil</strong>, tarafların aksini kararlaştırabileceği genel bir kural olarak kabul ettiği açıkça görülmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla taraflar, vekâlet ilişkisinin vekâlet verenin ölümünden sonra da devam edeceğini kararlaştırabilirler. Böyle bir durumda temsil yetkisi ölümle birlikte kendiliğinden sona ermez.</p>

<p>Bunun temel nedeni, hukuki işlemlerin ölüm nedeniyle kesintiye uğramasını önlemektir. Özellikle taşınmaz devirleri, banka işlemleri, devam eden davalar ve benzeri hukuki işlemlerde ölüm nedeniyle temsil yetkisinin derhal sona ermesi önemli hak kayıplarına yol açabilecektir. Kanun koyucu bu nedenle taraflara, vekâlet ilişkisinin ölümden sonra da devam edeceğini kararlaştırabilme imkânı tanımıştır.</p>

<p><strong>II. Yargıtay Kararları</strong></p>

<p><strong>1. İçtihadı Birleştirme Kararı</strong></p>

<p>Vekâletnamenin ölümden sonra da geçerli olabileceği yönündeki yaklaşım yeni değildir. Bu konu Yargıtay tarafından uzun yıllar önce çözüme kavuşturulmuştur.</p>

<p>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun <strong>07.12.1940 tarihli, E.1938/20, K.1940/87 sayılı kararı</strong>nda; vekâlet sözleşmesinde ölümden sonra da devam edeceğinin kararlaştırılması veya işin niteliğinin bunu gerektirmesi hâlinde vekâlet ilişkisinin ölümle sona ermeyeceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Böylece Yargıtay, Türk Borçlar Kanununda yer alan "aksi kararlaştırılmadıkça" hükmünün doğal sonucu olarak, ölümün vekâlet ilişkisini her durumda sona erdiren emredici bir sebep olmadığını açıkça ortaya koymuştur.</p>

<p>Aradan geçen uzun yıllara rağmen bu ilke değişmemiş, sonraki Yargıtay kararlarında da aynı yaklaşım istikrarlı biçimde sürdürülmüştür.</p>

<p><strong>2. Hukuk Genel Kurulunun Yaklaşımı</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da aynı ilkeyi benimsemektedir.</p>

<p>Nitekim <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172762-e-2021323-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.03.2021 tarihli, E.2017/2762, K.2021/323 sayılı kararı</a>nda</strong> şu tespit yapılmıştır:</p>

<p>"Vekâlet ilişkisini düzenleyen Borçlar Kanunu hükümlerine göre ölümle vekâlet ilişkisinin sona ereceği karine olarak hükme bağlanmış, öte yandan bu karinenin iki istisnası bulunduğu da belirtilmiştir. Bu istisnalardan biri müvekkil ile vekil arasındaki sözleşmede ölümden sonra da devam edeceğinin kararlaştırılmış olması, diğeri ise işin niteliğinin vekâlet ilişkisinin devamını gerektirmesidir."</p>

<p>Kararda ayrıca, <strong>07.12.1940 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına</strong> da atıf yapılarak aynı ilkenin uzun yıllardır benimsendiği özellikle vurgulanmıştır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu böylece, vekâlet sözleşmesinde ölümden sonra da devam edeceğine ilişkin açık bir irade beyanının bulunması hâlinde temsil yetkisinin ölümle sona ermeyeceğini açıkça kabul etmiştir.</p>

<p><strong>III. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Genelgesi</strong></p>

<p>Kanuni düzenlemeler ve Yargıtay içtihatları, idari uygulamaya da yansımıştır.</p>

<p>Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün <strong>05.11.2010 tarihli ve 2010/7 (1700) sayılı "Tapu Sicilinde Temsile İlişkin İşlemler" konulu Genelgesi</strong>, vekâlet ilişkisinin sona erme hâllerini düzenlerken şu ifadeye yer vermektedir:</p>

<p><strong>"Vekâlet ilişkisi aksi kararlaştırılmamış ise (taraflarca ölümden sonra da devam edeceği kararlaştırılmış olabilir) taraflardan birinin ölümü..."</strong></p>

<p>Genelgede yer alan bu ifade son derece önemlidir.</p>

<p>Çünkü Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, vekâletnamenin ölümden sonra da geçerli olacak şekilde düzenlenebileceğini açıkça kabul etmiş; hatta bunu istisnai veya tartışmalı bir durum olarak değil, vekâlet ilişkisinin doğal bir sonucu olarak değerlendirmiştir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, tapu işlemlerini yürütmekle görevli idarenin kendisi, ölümden sonra da geçerli vekâletnamenin hukuken mümkün olduğunu kabul etmektedir.</p>

<p><strong>IV. Ölümden Sonra Geçerli Vekâletnamenin Şartları</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu, vekâlet ilişkisinin ölümden sonra da devam edebilmesine imkân tanımış olmakla birlikte, bunun geçerli olabilmesi belirli şartların varlığına bağlıdır.</p>

<p><strong>1. Ölümden Sonra da Devam Edeceğine İlişkin Açık İrade Bulunmalıdır</strong></p>

<p>Vekâlet ilişkisinin ölümden sonra da devam edebilmesi için, vekâlet verenin bu yöndeki iradesini açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koyması gerekir. Vekâletnamede ölümden sonra da geçerli olacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığı takdirde, genel kural uygulanacak ve vekâlet ilişkisi vekâlet verenin ölümüyle sona erecektir.</p>

<p><strong>2. Vekâletname Kanunun Öngördüğü Şekilde Düzenlenmelidir</strong></p>

<p>Ölümden sonra da geçerli olacak vekâletname bakımından ayrıca özel bir şekil şartı öngörülmemiştir. Ancak vekâletname, yapılacak hukuki işlemin niteliğine göre kanunun aradığı şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmelidir. Özellikle tapu işlemlerine ilişkin temsil yetkisi içeren vekâletnamelerin noterlikçe düzenleme veya onaylama şeklinde hazırlanması zorunludur.</p>

<p><strong>3. Temsil Yetkisinin Kapsamı Açıkça Belirlenmelidir</strong></p>

<p>Vekile tanınan temsil yetkisinin kapsamı vekâletnameden açıkça anlaşılmalıdır. Ölümden sonra kullanılacak temsil yetkisinin hangi işlemleri kapsadığı konusunda tereddüt bulunmaması, hem vekilin yetkisinin sınırlarının belirlenmesi hem de üçüncü kişilerin korunması açısından önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Vekâlet Geri Alınmamış Olmalıdır</strong></p>

<p>Ölümden sonra da geçerli olarak düzenlenen vekâletname, vekâlet verenin ölümüyle kendiliğinden sona ermez. Ancak mirasçılar, kanundan doğan hakları çerçevesinde vekâlet ilişkisini sona erdirebilirler. Bu nedenle ölümden sonra da geçerli vekâletnameye dayanılarak işlem yapılabilmesi için, vekâletin mirasçılar tarafından hukuka uygun şekilde geri alınmamış olması gerekir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, ölümden sonra da geçerli vekâletname Türk hukukunda istisnai veya tartışmalı bir kurum değildir. Türk Borçlar Kanunu'nun 43 ve 513 üncü maddeleri, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 07.12.1940 tarihli kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun içtihatları ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2010/7 (1700) sayılı Genelgesi birlikte değerlendirildiğinde, vekâletnamede bu yönde açık irade bulunması hâlinde temsil yetkisinin vekâlet verenin ölümüyle kendiliğinden sona ermeyeceği açıkça anlaşılmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/olumden-sonra-da-gecerli-vekaletname-bilgin-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-kumsad.jpg" type="image/jpeg" length="77332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SORGU VE SAVUNMA HAKKI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sorgu-ve-savunma-hakki-sen-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sorgu-ve-savunma-hakki-sen-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sorgu bir haktır,</strong> sanık lehine birkaç istisna hariç sorgusuz karar ve hüküm verilemez, mahkumiyet hükmü de kurulamaz <strong>(CMK m.193/2).</strong></p>

<p><strong>Susma hakkını kullanan sanık suçu inkar etmiş sayılır.</strong> Ceza muhakemesinde sükut inkar anlamına gelir. Sanık sorguda susma hakkını kullanmışsa, suçlamaları reddetmiş ve sorguda kendisini susarak savunmuş sayılır <strong>(CMK m.147/1-e, m.191/3-c).</strong></p>

<p>İddia eden iddiasını, hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş delillerle kanıtlamak zorundadır <strong>(CMK m.223/5). </strong>Hukuka aykırı deliller sanık aleyhine kullanılamaz <strong>(Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, m.217/2, m.230/1-b, m.289/1-i).</strong></p>

<p>Ceza sorumluluğu şahsi kusura dayanır <strong>(TCK m.20/1)</strong> ve şüphe de sanık lehinedir <strong>(CMK m.223/2-e).</strong> Bu nedenle, sanığın suçsuzluk/masumiyet karinesi kabul edilmiştir <strong>(Anayasa m.38/4).</strong></p>

<p><strong>Sanığın susma hakkını kullanması savunma hakkından vazgeçtiği anlamına gelmez.</strong> Sorguda susarak savunma yapan sanık; ortaya koyulan deliller hakkında konuşabilir, bir delilin ortaya koyulmasını isteyebilir, dosyaya gelen raporlar ve belgeler hakkında konuşabilir ve delilleri tartışabilir <strong>(CMK m.177, m.206, m.207, m.215, m.216).</strong></p>

<p><strong>“Sorgu” ve “delillerin ortaya koyulması” iki farklı muhakeme işlemidir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık açıkça susma hakkını kullanmadıkça; mahkeme başkanı veya hakimi, sanığın susma hakkını kullandığını kabul edemez <strong>(CMK m.191/3-c,d).</strong></p>

<p><strong>Sanığın sorgu ve savunma hakkı kısıtlanamaz. </strong>Sanık ve müdafii; “iddia ve savunma dokunulmazlığı” adlı hukuka uygunluk sebebinin sınırlarını aşmamak kaydıyla <strong>(TCK m.128),</strong> iddianameye ve suçlamalara karşı savunma yapma hakkına sahiptir.</p>

<p><strong>Duruşmanın düzenini ve disiplinini mahkeme başkanı veya hakimi sağlar</strong> <strong>(TCK m.203 ila m.206).</strong> Sanığın sorgu ve savunma hakkı ile duruşmanın düzeni ve disiplini karşıt kavramlar değildir. Duruşmanın düzeni ve disiplini hükümleri; sanığı ve müdafiini sınırlayıcı değil, aksine sorgu ve savunma hakkını koruyucu bir yöntem olup, sorgu ve savunma hakkına sınırlama getirilmesi amacıyla da kullanılamaz.</p>

<p>Mahkeme; sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birisinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişesini tespit ederse, sorgu ve dinleme sırasında veya davranışları nedeniyle duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokan sanığı duruşma salonundan çıkarır. Sanık tekrar duruşmaya alındığında, kendisine tutanaklar okunur ve yokluğunda yapılan işlemler açıklanır <strong>(CMK m.200, m.204).</strong></p>

<p><strong>Sanığın dışarı çıkarılması, sorgu ve savunma hakkını bertaraf etmez.</strong> Mahkeme başkanı veya hakim; duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek kaydıyla salondan çıkarılmasını emreder <strong>(CMK m.203/2).</strong></p>

<p>Esas olan; maddi gerçeğe ve adalete ulaşmaktır, duruşma yapılmasının maksadı da budur. <strong>Sanığın yokluğunda yapılmış soruşturmadan ve hazırlanmış iddianameden hareketle ceza tayini yoluna gidilemez.</strong> Sanık için; mahkemesi ve hakimi önünde duruşmaya katılmak, suçlamalara cevap vermek, savunma yapmak ve delilleri tartışmak bir haktır. Tüm bunlar, kovuşturma evresinde terki mümkün olmayan önemli usuli güvencelerdir.</p>

<p><strong>Yargısız ve sorgusuz infaz yasaktır;</strong> aksine bir usul itham sisteminin özünü zedeleyeceği gibi, suçsuzluk/masumiyet karinesi ile hakkaniyetli bir yargılama yapılma hakkını içinde barındıran sanığın dürüst yargılanma hakkının açık ihlaline yol açar <strong>(Anayasa m.36/1, m.38/4, İHAS m.6).</strong></p>

<p>Sanığın savunma hakkının kısıtlanması, hukuka kesin aykırılık sebebidir <strong>(CMK m.289/1-h).</strong></p>

<p>Duruşma bir tanedir, celse sayısı birden fazla olabilir. Duruşmanın yapılıp kapatıldığı her gün bir celse kabul edilir <strong>(CMK m.190/1).</strong></p>

<p>Mahkeme; sanığın tahliye talebini ve tutukluluk durumunu her celse sonunda incelemek zorundadır, çünkü tutuksuz yargılanmak esastır <strong>(CMK m.101, m.108/3, m.109).</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sorgu-ve-savunma-hakki-sen-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/durusma-terazi-savunma.jpg" type="image/jpeg" length="65534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ MEVZUATINDA YENİ DEĞİŞİKLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-silahli-kuvvetleri-mevzuatinda-yeni-degisiklikler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-silahli-kuvvetleri-mevzuatinda-yeni-degisiklikler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/uzman-erbas-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">02.07.2026 tarihli ve 7588 sayılı “Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>”, 11 Temmuz 2026 tarihli ve 33307 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun ile askerî mahal kavramından idari yargı kararlarının uygulanmasına, uzman erbaşların sicil sisteminden sözleşmeli erbaş ve erlerin kamu kurumlarında istihdamına kadar askerî personel hukukunu doğrudan ilgilendiren önemli değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p>Bu çalışmada, söz konusu düzenlemeler askerî ceza hukuku, askerî personel ve idare hukuku bakımından doğurabileceği sonuçlarla birlikte ana hatlarıyla ele alınacaktır.Bu kapsamda mevzuattaki önemli değişiklikler şu şekildedir:</p>

<p><strong>1. 11/4/1928</strong><strong> tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun</strong> 28 inci maddesi düzenlenmiş, Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı nam ve hesabına tıp fakültelerinde ve diş hekimliği fakültelerinde okutularak subaylığa naspedilenlerden disiplin ya da mahkeme kararı ile çıkarılanlar ya da istifa edenler belirli bir süre mesleklerini sivil hayatta icra edemeyeceğine yönelik madde ihdas edilmiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> Özellikle askeri eğitim-öğretim faaliyeti icra eden okullarda (Harp Okulları, Astsubay Meslek Yüksekokulları, Sınıf okulları vb.) yetkinliği olan emekli personelden askeri derslere girenlere ek ders saat ücreti olarak, 2029-2030 eğitim öğretim yılı sonuna kadar 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa göre belirlenen tutarın üç katını geçmemek üzere belirlenecek miktar üzerinden ödenmesine yönelik düzenleme yapılmıştır. Bu durum 2024-2025 eğitim öğretim yılına kadar bu şekilde uygulanmış, ancak 2026 yılı için bir düzenleme olmadığından katsayı düşürülmek durumunda kalmıştı. Bu minvalde yeniden düzenleme ile üç kat ek ders ödenmesi süresi uzatılmıştır.</p>

<p><strong>3. 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanununun 100.maddesi</strong> genişletilerek nerelerin askeri mahal kapsamında olduğu yeniden düzenlenmiş, “Ordu evleri, askerî gazinolar, kışla gazinoları, <strong>vardiya yatakhaneleri, gazi uyum evleri ile özel, yerel ve kış eğitim merkezleri </strong>askerî bina olup askerî mahal vasıf ve mahiyetini haizdir.” düzenlemesi ile vardiya yatakhaneleri, gazi uyum evleri ile askeri kamplar olarak nitelendirilen özel, yerel ve kış eğitim merkezlerinin askeri mahal olduğu netleştirilmiştir. Bu durum ile ilgili olarak özellikle idari ve adli işlemlerde askeri mahallere ilişkin özel düzenlemelerin nerelerde uygulanıp uygulanmayacağı tenakuzu sonlandırılmış, askeri mahal kavramına yönelik bazı belirsizlikler giderilmiştir.</p>

<p><strong>4. 926 sayılı TSK Personel Kanununun 50.maddesine</strong> “25/6/2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanunu kapsamında askerlik hizmetini yapanlar hariç olmak üzere, Silahlı Kuvvetlerden her ne sebeple olursa olsun ayrılan subaylar Kanunda yer alan istisnalar dışında muvazzaf olarak tekrar Silahlı Kuvvetler hizmetine alınamazlar.” ibaresi eklenmiştir. Bu düzenleme ile TSK’dan ayrılmış olsa bile başvuru şartlarını haiz olması halinde yeniden farklı bir statü ya da rütbe ile veyahut sivil olarak TSK’ya yeniden girmenin önü kapatılmıştır.</p>

<p><strong>5.</strong> <strong>2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununun 28.maddesine</strong> “Millî Savunma Bakanlığı merkez, taşra, yurt dışı teşkilatı ile bağlı, ilgili, ilişkili ve bünyesindeki kuruluşlarda görevli personel ve bunların adayları ile Milli Savunma Üniversitesinde eğitim gören askeri öğrenci ve bunların adayları hakkında; Jandarma, Sahil Güvenlik ve Emniyet teşkilatlarında görevli personel ve bunların adayları ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi, Polis Akademisi ve bunlara bağlı eğitim ve öğretim kurumlarındaki öğrenciler ile bunların adayları hakkında; Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı personeli hakkında; terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak, bu örgütlerle iltisaklı olmak gerekçeleriyle kamu görevine alınmayan veya kamu görevinden veya meslekten ayrılan/çıkarılan yahut sözleşmesi feshedilenlerle ilgili idari davalar ile 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 35 inci maddesi uyarınca tesis edilen idari işlemlere yönelik açılan idari davalar ile ilgili mevzuat uyarınca gerçekleştirilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin idarece olumsuz değerlendirilmesi sonucu söz konusu idari işleme yönelik açılan davalarda verilen ve göreve iade sonucunu doğuran mahkeme kararları uyarınca tesis edilecek işlemler, nihai kararların kesinleşmesinden sonra yerine getirilir.” düzenlemesi eklenmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere 2577 sayılı Kanunun 28.maddesinde yer alan “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.” Hükmü kapsamında idari yargı kararlarının gereğinin, idare tarafından 30 gün içinde yerine getirilmesi zorunluluğuna istisna getirişmiş, yukarıda belirtilen kapsamda göreve iade edilen personel hakkında idarenin dava yoluyla dönen personeli yeniden göreve başlatması için istinaf ve temyiz aşamalarının da tamamlanarak kararın kesinleşmesi gerekecektir.</p>

<p><strong>6. 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 8.maddesine “sicil” ile ilgili düzenleme getirilmiş, “8/A” maddesi olarak eklenmiştir.</strong></p>

<p>“Sicil</p>

<p>MADDE 8/A- Uzman erbaşlar hakkında sicil yılı ilgili yılın 2 mayıs tarihinden başlayıp bir sonraki yılın 2 mayıs tarihine kadar olan süreyi kapsar. Uzman erbaşların sözleşme imzalanıp göreve alınmalarını takip eden ilk 2 mayıs tarihi itibarıyla sicil belgesi tanzim edilir. Ancak göreve alınma tarihi ile takip eden 2 mayıs tarihi arasında geçen süre üç aydan kısa ise, ilk sicil belgeleri üç ayın doldurulduğu tarihte düzenlenir. Müteakip sicil ise zamanında düzenlenir.</p>

<p>Sicil tam notu 100’dür. Sicil üstlerinin verdikleri notların ortalaması, o yılın sicil notunu teşkil eder.</p>

<p>Sicilin olumlu olabilmesi için sicil notunun, sicil tam notunun yüzde 60 ve daha yukarısı olması gerekir. Uzman erbaşlar için sicil yazmaya yetkili sicil üstleri ile ilgili hususlar ve sicil dönemi içinde sicil üstünün veya sicil alan personelin görevinden ayrılması hâlinde ayrılış sicili düzenlenmesine ilişkin hususlar ile verilecek sicilin şekil ve usulleri yönetmelikte düzenlenir.”</p>

<p>Yukarıdaki düzenleme ile, 3269 sayılı Kanun kapsamında Uzman Erbaşlara sicilin nasıl verilmesi gerektiğine yönelik detaylı bir madde eklenmiştir. Subay ve Astsubaylar için “Subay-Astsubay Sicil Yönetmeliği” bulunduğu dikkate alındığında Uzman Erbaşlar yönünden de bu düzenleme ile detaylandırma yapılmış, sicilin nasıl verileceği netleştirilmiştir.</p>

<p><strong>7. 3269 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde “a” ve “b” bentlerine, “Astsubaylığa geçiş” için sicil notunun nasıl olması gerektiğine dair,</strong></p>

<p>“7) Astsubaylık için sınava müracaat tarihinde uzman erbaşlığa alındığı tarihten itibaren en az dört yıl sicil almış ve almış olduğu mevcut sicil notlarının ortalaması, sicil tam notunun yüzde 90 ve daha yukarısında olmak.”</p>

<p>“7) Astsubay meslek yüksekokulu giriş sınavına müracaat tarihinde, uzman erbaşlığa alındığı tarihten itibaren almış olduğu mevcut sicil notlarının ortalaması, sicil tam notunun yüzde 90 ve daha yukarısında olmak.” şeklinde ekleme yapılmıştır. Daha önce ilgili maddede Astsubaylığa geçiş ile ilgili “sicil notuna” yönelik genel bir ibare yer almaktaydı. Yapılan düzenleme ile Astsubaylığa geçiş noktasında sicil notuna yönelik detaylandırma yapıldı.</p>

<p><strong>8. 6191 Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununun Ek-1.maddesinde</strong> yer alan ve “Kamuda İstihdam” konusunu düzenleyen madde aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Konuya ilişkin olarak daha önce de bir madde mevcut ise de, uygulamada hangi personelin neye göre seçildiği konularındaki tenakuzun giderilmesi için çok detaylı bir düzenleme yapılmış ve kamuda istihdama yönelik şartlar genişletilmiştir. Yeni madde şu şekildedir:</p>

<p>“EK MADDE 1- (1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında sayılan haller saklı kalmak üzere sözleşmeli erbaş ve er olarak en az yedi hizmet yılını doldurarak ayrılanlardan nitelik belgesi olumlu olanlar, ilgili mevzuatlarındaki sınav şartları hariç diğer şartları taşımaları ve başvuru tarihi itibarıyla kırk bir yaşını doldurmamış olmaları kaydıyla kamu kurum ve kuruluşlarının infaz ve koruma memuru, çarşı ve mahalle bekçisi, orman muhafaza memuru, idari gözetim personeli, koruma ve güvenlik görevlisi, zabıta memuru, itfaiye eri, şoför ve destek personeli kadro ve sözleşmeli pozisyonlarına kontenjan ve atama izinleri dâhilinde bu maddedeki usul ve esaslar çerçevesinde atanabilir.</p>

<p>(2) Bu madde kapsamından yararlanmak isteyenlerin başvuruları her yıl alınarak alım şartlarına ilişkin kişisel bilgileri, İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığı tarafından ekim ayının son gününe kadar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirilir. Başvurunun her yıl yenilenmesi esastır. İlgili personelin bilgilerinin bildirilmiş olması atanma için tek başına hak teşkil etmez.</p>

<p>(3) Kamu kurum ve kuruluşları birinci fıkrada belirtilen unvanlarda o yıl yapacağı personel alımlarında alım yapılacak toplam kontenjanın ve atama izinlerinin yüzde onunu bu madde kapsamında ayırarak alım yapılmak üzere alım şartları ile birlikte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına aralık ayının sonuna kadar bildirmek zorundadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirilen bir önceki yıla ait kontenjanlar/atama izinlerinin yüzde onu yeni yılda kullanılmak şartı ile yeni yılın açıktan ve nakil suretiyle atama sayılarına tabi değildir.</p>

<p>(4) İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığınca gönderilen listede yer alanlar için, kamu kurum veya kuruluşları tarafından bildirilen kontenjanlara, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca her yıl 1 mart tarihine kadar sözlü sınava tabi tutulacak adayları belirlemek üzere tek seferde yerleştirme yapılır veya yaptırılır. Yayımlanacak kılavuzda yer alan şartları taşıyanlar arasından, kontenjanın dört katı kadar aday, tercihleri dikkate alınarak kura yöntemiyle belirlenir. İlgili kurum tarafından oluşturulan komisyonlarca üç ay içinde yapılacak sözlü sınavda başarılı bulunanlardan atananlara ilişkin bilgiler, atanmalarından itibaren bir ay içinde ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, kamu personel bilgi sisteminin bulunduğu kuruma ve ilgisine göre İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığına bildirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(5) İlgili kurum tarafından oluşturulan komisyonca yapılacak sözlü sınavda adaylar;</p>

<p>a) Genel kültürü ve genel yeteneği,</p>

<p>b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,</p>

<p>c) Liyakati, temsil kabiliyeti, tutum ve davranışlarının göreve uygunluğu,</p>

<p>ç) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,</p>

<p>d) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı,</p>

<p>esas alınarak değerlendirilir. Sınav kurulunun her bir üyesi adayları bentlerde yazılı özelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden değerlendirir ve verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Her bir üyenin adaya yüz tam puan üzerinden toplamda kaç puan verdiği hesaplanır. En son bütün üyelerin yüz tam puan üzerinden vermiş oldukları bu puanların aritmetik ortalaması alınarak personelin sözlü sınav puanı tespit edilir.</p>

<p>(6) Sözleşmeli erbaş ve erlerden yedi hizmet yılını tamamlayarak ayrılanlar hakkında 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik temel eğitimi şartı ve aynı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen eğitim şartı aranmaz.</p>

<p>(7) Ataması yapılan personel göreve başladığı tarihten itibaren atandığı kadro veya pozisyonun mali ve diğer haklarından faydalandırılır. Bunların sözleşmeli erbaş ve erlikte geçen hizmet süreleri, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda öngörülen öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceleri aşmamak kaydıyla, başlangıç derece ve kademelerine her yıl için bir kademe ilerlemesi ve her üç yıl için bir derece yükselmesi sayılmak suretiyle kazanılmış hak aylık, derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir.</p>

<p>(8) Bu madde kapsamında memur kadrolarına atananlar en az dört yıl süreyle başka bir unvana atanamazlar. Atama onayı alınmasına rağmen görevine başlamayanlar ile başladıktan sonra herhangi bir sebeple görevden ayrılanlar bu madde kapsamında yeniden istihdam edilemezler. Kamu kurum ve kuruluşlarının bildirmiş oldukları bu unvanlara her ne surette olursa olsun atananlar bu maddede verilen hakkı kullanmış sayılır.</p>

<p>(9) Başvuru, bildirim, kura, atama ve diğer işlemlere ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.</p>

<p>(10) Bu madde kapsamında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye, gerekli bilgi ve belgeleri istemeye, araştırma ve inceleme yapmaya ve uygulamayı yönlendirmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkilidir.”</p>

<p><strong>9. 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununun Ek-5.maddesinde yer alan </strong>ve “Uzman Erbaşlığa Geçiş” konusunu düzenleyen maddede, Uzman Erbaşlığa geçişe yönelik şartlarda yer alan “yönetmelikte öngörülen sınavlarda başarılı olmak” ibaresi genişletilmiş ve yapılacak sınavların niteliği detaylandırılmıştır. Düzenlenen madde şu şekildedir:</p>

<p>“ç) Fiziki yeterlilik ve değerlendirme testi ile yazılı ve/veya mülakat sınavlarında başarılı olmak.”</p>

<p>“(2) Fiziki yeterlilik ve değerlendirme testi ile yazılı ve mülakat sınavlarının değerlendirme esasları şunlardır:</p>

<p>a) Yazılı sınav yapılması halinde yazılı sınav; genel kültür konularını ve meslek bilgisi konularını içerir. Yazılı sınavda yüz tam puan üzerinden en az elli puan alınması gerekir. Yazılı sınav ilgisine göre İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığınca yapılabileceği gibi diğer kamu kurum ve kuruluşlarına veya üniversitelere de yaptırılabilir.</p>

<p>b) Fiziki yeterlilik ve değerlendirme testinden başarılı sayılmak için adayın, uygulanacak testlerin her birinden yüz tam puan üzerinden en az elli puan alması ve bu testlerden alınan puanların aritmetik ortalamasının en az altmış puan olması gerekir.</p>

<p>c) Mülakat sınavı yapılması halinde mülakat heyetinde yer alacak başkan ve üyeler ilgisine göre İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığınca belirlenir. Aday sayısına bağlı olarak birden fazla heyet teşkil edilebilir. Mülakatta adaylar; genel görünüş, kendisinden istenileni kavrama yeteneği, özgüveni, özgeçmişi, kişiliği, psikolojik yapısı, kendini ifade edebilme yeteneği, beden dilini kullanma becerisi, duygusal denge durumu, dışa dönüklük, uyumluluk, sorumluluk, açıklık, mesleğe uygunluğu ve istekli olması yönlerinden yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Her üyenin birbirinden bağımsız olarak takdir ettikleri notların ortalaması alınarak adayın mülakat sınav notu belirlenir. Mülakat sınavına katılan adaydan asgari yetmiş puan almış olması şartı aranır.</p>

<p>ç) Fiziki yeterlilik ve değerlendirme testi ile yazılı ve/veya mülakat sınavlarının başarı sıralamasına esas değerlendirme notu içerisindeki oranları ilgisine göre İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığınca belirlenir.</p>

<p>d) Başarı sıralamasına esas değerlendirme notlarının eşitliği halinde, önce fiziki yeterlilik ve değerlendirme testi notu yüksek olana, eşitliğin devam etmesi halinde fiili hizmet süresi daha fazla olana ve bunun da eşit olması halinde ise sırasıyla öğrenim düzeyi, rütbe durumu ve ödül/ceza puan durumları dikkate alınarak öncelik tanınır.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ferhat-caliskan-av-firat-acar" title="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR"><img alt="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/tokmak-terazi_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ferhat-caliskan-av-firat-acar" title="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR">Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR</a></strong></h4>

<h2><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/uzman-erbas-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></a></strong></h2>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-silahli-kuvvetleri-mevzuatinda-yeni-degisiklikler-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 15:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/tegmen-asker.jpg" type="image/jpeg" length="97933"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uzman-erbas-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uzman-erbas-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7588 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 11 Temmuz 2026 Tarihli ve 33307 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>UZMAN ERBAŞ KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7588</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 2/7/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 28 inci maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>“Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı nam ve hesabına tıp fakültelerinde okutularak subaylığa nasbedilen tabiplerden, yükümlülük süresini tamamlamadan mahkeme veya disiplin kurulu kararına dayanılarak ilişiği kesilenler ile tabi olduğu mevzuat uyarınca istifa edenler, Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı nam ve hesabına öğrenim gördüğü sürenin, yükümlülük süresine oranının; kalan yükümlülük süresi ile çarpımı sonucunda elde edilen süre boyunca hekimlik mesleğini icra edemezler. Sürelere yönelik olarak yapılacak tüm hesaplamalar gün hesabı üzerinden yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>1219 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>“Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı nam ve hesabına diş hekimliği fakültelerinde okutularak subaylığa nasbedilen diş hekimlerinden, yükümlülük süresini tamamlamadan mahkeme veya disiplin kurulu kararına dayanılarak ilişiği kesilenler ile tabi olduğu mevzuat uyarınca istifa edenler, Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı nam ve hesabına öğrenim gördüğü sürenin, yükümlülük süresine oranının; kalan yükümlülük süresi ile çarpımı sonucunda elde edilen süre boyunca diş hekimliği mesleğini icra edemezler. Sürelere yönelik olarak yapılacak tüm hesaplamalar gün hesabı üzerinden yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının beşinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Bu madde kapsamında gündelik ödenenlerden denizaltı gemilerinde yurtiçi limanlarda gemide konaklama imkânı sağlanamayan personel dışındakilere 33 üncü madde uyarınca ayrıca konaklama gideri ödenmez.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 100 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Ordu evleri, askerî gazinolar, kışla gazinoları, vardiya yatakhaneleri, gazi uyum evleri ile özel, yerel ve kış eğitim merkezleri askerî bina olup askerî mahal vasıf ve mahiyetini haizdir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 5- </strong>27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 50 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“25/6/2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanunu kapsamında askerlik hizmetini yapanlar hariç olmak üzere, Silahlı Kuvvetlerden her ne sebeple olursa olsun ayrılan subaylar Kanunda yer alan istisnalar dışında muvazzaf olarak tekrar Silahlı Kuvvetler hizmetine alınamazlar.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>926 sayılı Kanunun geçici 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “2024-2025” ibaresi “2029-2030” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Millî Savunma Bakanlığı merkez, taşra, yurt dışı teşkilatı ile bağlı, ilgili, ilişkili ve bünyesindeki kuruluşlarda görevli personel ve bunların adayları ile Milli Savunma Üniversitesinde eğitim gören askeri öğrenci ve bunların adayları hakkında; Jandarma, Sahil Güvenlik ve Emniyet teşkilatlarında görevli personel ve bunların adayları ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi, Polis Akademisi ve bunlara bağlı eğitim ve öğretim kurumlarındaki öğrenciler ile bunların adayları hakkında; Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı personeli hakkında; terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak, bu örgütlerle iltisaklı olmak gerekçeleriyle kamu görevine alınmayan veya kamu görevinden veya meslekten ayrılan/çıkarılan yahut sözleşmesi feshedilenlerle ilgili idari davalar ile 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 35 inci maddesi uyarınca tesis edilen idari işlemlere yönelik açılan idari davalar ile ilgili mevzuat uyarınca gerçekleştirilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin idarece olumsuz değerlendirilmesi sonucu söz konusu idari işleme yönelik açılan davalarda verilen ve göreve iade sonucunu doğuran mahkeme kararları uyarınca tesis edilecek işlemler, nihai kararların kesinleşmesinden sonra yerine getirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 20- Mülga 6830 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 8/10/1956 tarihine kadar, kamulaştırma işlemlerine dayanmaksızın kamulaştırma kanunlarının amacına uygun olarak fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olan taşınmazlar, ilgili kamu kurum ve kuruluşları adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır.</p>

<p>Taşınmazda kamu hizmetinin nitelik ve amacına uygun şekilde tesis veya yapının inşa edilmiş olması, bu Kanunun uygulanması bakımından fiilen tahsis kabul edilir.</p>

<p>Birinci fıkrada yazılı taşınmazlardan tapuda kayıtlı olanların kayıt sahipleri veya mirasçıları; tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların zilyetleri ya da mirasçıları tahsis tarihi itibarıyla zilyetlikle iktisap şartlarının gerçekleşmiş ve fiili tahsis tarihinden itibaren on yıl geçmemiş olması koşuluyla, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 221 sayılı Kanunun belirlediği süre içinde sadece taşınmazın fiili tahsis tarihindeki rayiç bedelini isteyebilir.</p>

<p>Bu madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında 12/1/1963 tarihine kadar açılmış ve kanun yolu incelemesinde olanlar dâhil görülmekte olan bedel davalarında bu madde hükümleri uygulanır.</p>

<p>Birinci fıkraya göre kamulaştırılmış sayılan taşınmazlar hakkında 12/1/1963 tarihinden sonra bu taşınmazlara bağlı olarak bedel dâhil ileri sürülen talepler kabul edilmez. Bu hüküm, 12/1/1963 tarihinden sonra açılmış ve kanun yolu incelemesinde olanlar dâhil görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır.</p>

<p>Bu madde kapsamında açılan ve görülmekte olan davalarda mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekâlet ücretleri maktu olarak belirlenir.</p>

<p>Birinci fıkra uyarınca kamulaştırılmış sayılan taşınmazlar, tapuda kayıtlı ise ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının talebi üzerine açılacak dava ile ilgili idare adına tescil edilir. Tapu kaydı olmayan taşınmazlar, tahsisin mahiyeti bakımından tescile tabi ise ilgili idare adına kayıt tesis olunur. Bu işlemler harca tabi değildir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “terhislerinin üzerinden beş yıldan fazla süre geçmemiş olanlar,” ibaresi “terhis olanlar veya 25/6/2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanununun 42 nci maddesinde sayılanlardan muvazzaflık hizmetinden muaf tutulanlar,” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>3269 sayılı Kanuna 8 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Sicil</p>

<p>MADDE 8/A- Uzman erbaşlar hakkında sicil yılı ilgili yılın 2 mayıs tarihinden başlayıp bir sonraki yılın 2 mayıs tarihine kadar olan süreyi kapsar. Uzman erbaşların sözleşme imzalanıp göreve alınmalarını takip eden ilk 2 mayıs tarihi itibarıyla sicil belgesi tanzim edilir. Ancak göreve alınma tarihi ile takip eden 2 mayıs tarihi arasında geçen süre üç aydan kısa ise, ilk sicil belgeleri üç ayın doldurulduğu tarihte düzenlenir. Müteakip sicil ise zamanında düzenlenir.</p>

<p>Sicil tam notu 100’dür. Sicil üstlerinin verdikleri notların ortalaması, o yılın sicil notunu teşkil eder.</p>

<p>Sicilin olumlu olabilmesi için sicil notunun, sicil tam notunun yüzde 60 ve daha yukarısı olması gerekir. Uzman erbaşlar için sicil yazmaya yetkili sicil üstleri ile ilgili hususlar ve sicil dönemi içinde sicil üstünün veya sicil alan personelin görevinden ayrılması hâlinde ayrılış sicili düzenlenmesine ilişkin hususlar ile verilecek sicilin şekil ve usulleri yönetmelikte düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>3269 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde yer alan “sicil notuna,” ibareleri madde metninden çıkarılmış, birinci fıkrasının (a) bendine aşağıdaki alt bent ve (b) bendine aşağıdaki alt bent eklenmiştir.</p>

<p>“7) Astsubaylık için sınava müracaat tarihinde uzman erbaşlığa alındığı tarihten itibaren en az dört yıl sicil almış ve almış olduğu mevcut sicil notlarının ortalaması, sicil tam notunun yüzde 90 ve daha yukarısında olmak.”</p>

<p>“7) Astsubay meslek yüksekokulu giriş sınavına müracaat tarihinde, uzman erbaşlığa alındığı tarihten itibaren almış olduğu mevcut sicil notlarının ortalaması, sicil tam notunun yüzde 90 ve daha yukarısında olmak.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>3269 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 19- Personelde aranacak nitelikler, müracaat şekli ve zamanı, müracaatın kabul edilmesi, sözleşmenin yapılması ve feshedilmesi sebepleri, verilecek sicilin şekil ve usulleri, görevde başarısız olma, intibak edememe ve kendilerinden istifade edilememe hallerinde yapılacak işlemler, sözleşmenin uzatılmasında uygulanan esaslar, uzman onbaşıların uzman çavuş olabilmeleri için gerekli şartlar, astsubay sınıfına geçirilecekler için uygulanan esaslar, astlık üstlük münasebetleri ile bu hususlardaki işlem şekli ve ilgili diğer hususlar Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca müştereken hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan “ilgili ülke adına” ibaresi madde metninden çıkarılmış, dördüncü cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve son cümlesinde yer alan “Maliye Bakanlığınca” ibaresi “Hazine ve Maliye Bakanlığınca” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Açılan hesapları yönetmeye, bütçelerine ödenek konulan ilgili Bakan yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununun ek 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 1- (1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında sayılan haller saklı kalmak üzere sözleşmeli erbaş ve er olarak en az yedi hizmet yılını doldurarak ayrılanlardan nitelik belgesi olumlu olanlar, ilgili mevzuatlarındaki sınav şartları hariç diğer şartları taşımaları ve başvuru tarihi itibarıyla kırk bir yaşını doldurmamış olmaları kaydıyla kamu kurum ve kuruluşlarının infaz ve koruma memuru, çarşı ve mahalle bekçisi, orman muhafaza memuru, idari gözetim personeli, koruma ve güvenlik görevlisi, zabıta memuru, itfaiye eri, şoför ve destek personeli kadro ve sözleşmeli pozisyonlarına kontenjan ve atama izinleri dâhilinde bu maddedeki usul ve esaslar çerçevesinde atanabilir.</p>

<p>(2) Bu madde kapsamından yararlanmak isteyenlerin başvuruları her yıl alınarak alım şartlarına ilişkin kişisel bilgileri, İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığı tarafından ekim ayının son gününe kadar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirilir. Başvurunun her yıl yenilenmesi esastır. İlgili personelin bilgilerinin bildirilmiş olması atanma için tek başına hak teşkil etmez.</p>

<p>(3) Kamu kurum ve kuruluşları birinci fıkrada belirtilen unvanlarda o yıl yapacağı personel alımlarında alım yapılacak toplam kontenjanın ve atama izinlerinin yüzde onunu bu madde kapsamında ayırarak alım yapılmak üzere alım şartları ile birlikte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına aralık ayının sonuna kadar bildirmek zorundadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirilen bir önceki yıla ait kontenjanlar/atama izinlerinin yüzde onu yeni yılda kullanılmak şartı ile yeni yılın açıktan ve nakil suretiyle atama sayılarına tabi değildir.</p>

<p>(4) İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığınca gönderilen listede yer alanlar için, kamu kurum veya kuruluşları tarafından bildirilen kontenjanlara, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca her yıl 1 mart tarihine kadar sözlü sınava tabi tutulacak adayları belirlemek üzere tek seferde yerleştirme yapılır veya yaptırılır. Yayımlanacak kılavuzda yer alan şartları taşıyanlar arasından, kontenjanın dört katı kadar aday, tercihleri dikkate alınarak kura yöntemiyle belirlenir. İlgili kurum tarafından oluşturulan komisyonlarca üç ay içinde yapılacak sözlü sınavda başarılı bulunanlardan atananlara ilişkin bilgiler, atanmalarından itibaren bir ay içinde ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, kamu personel bilgi sisteminin bulunduğu kuruma ve ilgisine göre İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığına bildirilir.</p>

<p>(5) İlgili kurum tarafından oluşturulan komisyonca yapılacak sözlü sınavda adaylar;</p>

<p>a) Genel kültürü ve genel yeteneği,</p>

<p>b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,</p>

<p>c) Liyakati, temsil kabiliyeti, tutum ve davranışlarının göreve uygunluğu,</p>

<p>ç) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,</p>

<p>d) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı,</p>

<p>esas alınarak değerlendirilir. Sınav kurulunun her bir üyesi adayları bentlerde yazılı özelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden değerlendirir ve verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Her bir üyenin adaya yüz tam puan üzerinden toplamda kaç puan verdiği hesaplanır. En son bütün üyelerin yüz tam puan üzerinden vermiş oldukları bu puanların aritmetik ortalaması alınarak personelin sözlü sınav puanı tespit edilir.</p>

<p>(6) Sözleşmeli erbaş ve erlerden yedi hizmet yılını tamamlayarak ayrılanlar hakkında 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik temel eğitimi şartı ve aynı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen eğitim şartı aranmaz.</p>

<p>(7) Ataması yapılan personel göreve başladığı tarihten itibaren atandığı kadro veya pozisyonun mali ve diğer haklarından faydalandırılır. Bunların sözleşmeli erbaş ve erlikte geçen hizmet süreleri, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda öngörülen öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceleri aşmamak kaydıyla, başlangıç derece ve kademelerine her yıl için bir kademe ilerlemesi ve her üç yıl için bir derece yükselmesi sayılmak suretiyle kazanılmış hak aylık, derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir.</p>

<p>(8) Bu madde kapsamında memur kadrolarına atananlar en az dört yıl süreyle başka bir unvana atanamazlar. Atama onayı alınmasına rağmen görevine başlamayanlar ile başladıktan sonra herhangi bir sebeple görevden ayrılanlar bu madde kapsamında yeniden istihdam edilemezler. Kamu kurum ve kuruluşlarının bildirmiş oldukları bu unvanlara her ne surette olursa olsun atananlar bu maddede verilen hakkı kullanmış sayılır.</p>

<p>(9) Başvuru, bildirim, kura, atama ve diğer işlemlere ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.</p>

<p>(10) Bu madde kapsamında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye, gerekli bilgi ve belgeleri istemeye, araştırma ve inceleme yapmaya ve uygulamayı yönlendirmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>6191 sayılı Kanunun ek 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“ç) Fiziki yeterlilik ve değerlendirme testi ile yazılı ve/veya mülakat sınavlarında başarılı olmak.”</p>

<p>“(2) Fiziki yeterlilik ve değerlendirme testi ile yazılı ve mülakat sınavlarının değerlendirme esasları şunlardır:</p>

<p>a) Yazılı sınav yapılması halinde yazılı sınav; genel kültür konularını ve meslek bilgisi konularını içerir. Yazılı sınavda yüz tam puan üzerinden en az elli puan alınması gerekir. Yazılı sınav ilgisine göre İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığınca yapılabileceği gibi diğer kamu kurum ve kuruluşlarına veya üniversitelere de yaptırılabilir.</p>

<p>b) Fiziki yeterlilik ve değerlendirme testinden başarılı sayılmak için adayın, uygulanacak testlerin her birinden yüz tam puan üzerinden en az elli puan alması ve bu testlerden alınan puanların aritmetik ortalamasının en az altmış puan olması gerekir.</p>

<p>c) Mülakat sınavı yapılması halinde mülakat heyetinde yer alacak başkan ve üyeler ilgisine göre İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığınca belirlenir. Aday sayısına bağlı olarak birden fazla heyet teşkil edilebilir. Mülakatta adaylar; genel görünüş, kendisinden istenileni kavrama yeteneği, özgüveni, özgeçmişi, kişiliği, psikolojik yapısı, kendini ifade edebilme yeteneği, beden dilini kullanma becerisi, duygusal denge durumu, dışa dönüklük, uyumluluk, sorumluluk, açıklık, mesleğe uygunluğu ve istekli olması yönlerinden yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Her üyenin birbirinden bağımsız olarak takdir ettikleri notların ortalaması alınarak adayın mülakat sınav notu belirlenir. Mülakat sınavına katılan adaydan asgari yetmiş puan almış olması şartı aranır.</p>

<p>ç) Fiziki yeterlilik ve değerlendirme testi ile yazılı ve/veya mülakat sınavlarının başarı sıralamasına esas değerlendirme notu içerisindeki oranları ilgisine göre İçişleri Bakanlığı veya Millî Savunma Bakanlığınca belirlenir.</p>

<p>d) Başarı sıralamasına esas değerlendirme notlarının eşitliği halinde, önce fiziki yeterlilik ve değerlendirme testi notu yüksek olana, eşitliğin devam etmesi halinde fiili hizmet süresi daha fazla olana ve bunun da eşit olması halinde ise sırasıyla öğrenim düzeyi, rütbe durumu ve ödül/ceza puan durumları dikkate alınarak öncelik tanınır.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uzman-erbas-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 00:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="62248"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kırıkkale Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kirikkale-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kirikkale-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kırıkkale Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 11 Temmuz 2026 Tarihli ve 33307 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kırıkkale Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ ÖN LİSANS VE LİSANS EĞİTİM-ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>26/7/2020 tarihli ve 31197 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kırıkkale Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin 4 üncü maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“ü) Ortak zorunlu ders: 2547 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde belirtilen Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Türk Dili ve yabancı dil dersleri ile iş güvenliği uzmanı olabilecek mezunları yetiştiren fakültelerde iş sağlığı ve güvenliği dersini,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “on dört haftadan” ibaresi “on dört haftadan (yetmiş iş günü)” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) ÇAP; ilgili bölüm kurulunun isteği, ilgili birim kurulunun önerisi ve Senatonun kararıyla açılır. İstekte bulunan ön lisans öğrencilerinin, gerekli şartları taşımaları kaydıyla, kayıtlı oldukları ön lisans programına ilaveten diğer ön lisans programlarında, lisans öğrencilerinin ise kayıtlı oldukları lisans programına ilaveten diğer lisans veya ön lisans programlarında eşzamanlı olarak ÇAP izlemelerine birim yönetim kurulu kararı ile izin verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Başarı esaslı yatay geçiş başvurularında; başvuruda bulunan öğrencilerin yerleştikleri yılda almış oldukları merkezi yerleştirme puanına (özel yetenek sınavıyla öğrenci kabul eden programlarda ise yerleştikleri yılda almış oldukları özel yetenek sınavı yerleştirme puanlarına) % 90 oranında, ağırlıklı genel not ortalamalarına ise % 10 ağırlık verilerek kontenjan dâhilinde sıralama yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Süresi içinde kaydını yenilemeyenler, ders ekle/bırak haftasının sona ermesiyle birlikte, beş iş günü içinde kendi başkanlıklarına veya birimlerine başvurmak zorundadırlar. İlgili birim yönetim kurulu kararıyla, mazeretlerinin kabulüne ve kayıt yenilemelerine karar verilen öğrencilerin kayıt yenileme tarihleri belirlenerek ilgili başkanlık ile Öğrenci İşleri Daire Başkanlığına (ÖİDB) bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Öğrenci; kayıt sildirdiği veya mezun olduğu yükseköğretim kurumlarında almış olduğu ve en az CC (veya yüzlük not sisteminde en az 60) seviyesinde başardığı derslerden muaf olmak için, eğitim-öğretimin başlamasından veya kayıt yaptırdığı tarihten itibaren beş iş günü içinde başkanlığa ya da birime başvuruda bulunur. Başvuru; bölüm kurulu tarafından veya tek diploma programı yürüten birimlerde ilgili muafiyet ve intibak komisyonu tarafından, bir defaya mahsus olmak üzere yönergeye göre değerlendirilir ve birim yönetim kurulunda karara bağlanır. Bu kararda; öğrencinin, intibakının yapıldığı ve öğrenim göreceği yarıyılı/yılı belirtilir. ÇAP ve yan dal muafiyet taleplerinde bir defaya mahsus olmak şartı uygulanmaz. Kayıtlı olduğu program ile ilgili işyerlerinde çalışanlar, stajdan muaf olmak için kayıt yaptırdığı tarihten itibaren beş iş günü içerisinde, eğitim sürecinde çalışmaya başladıysa, çalışmaya başlamasından itibaren beş iş günü içerisinde başkanlığa başvuruda bulunur. Başvuru; bölüm kurulu tarafından değerlendirilir ve birim yönetim kurulunda karara bağlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümleler eklenmiştir.</p>

<p>“Devam durumu, öğretim elemanları tarafından derslerde yapılacak ve kayıt altına alınacak yoklamalarla belirlenir. Öğrenci, aldığı derslere ait devam durumunu takip etmekle yükümlüdür.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin yedinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(8) Her türlü sınava ait sınav evrakı, birim yönetim kurullarının belirleyeceği esaslara göre iki yıl süre ile ilgili öğretim elemanı tarafından muhafaza edilir. Öğretim elemanının herhangi bir sebeple Üniversiteden ayrılması durumunda sınav evrakları bölüm başkanlığına veya birime tutanakla teslim edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 31- (1) Bir dersin ara sınavlarına girebilmek için; ders kaydını yaptırmış olmak ve ilgili öğretim elemanı tarafından dönem başında ilan edilen hususları yerine getirmiş olmak gerekir.</p>

<p>(2) Bir dersin yarıyıl/yıl sonu sınavına girebilmek için; devam zorunluluğunu yerine getirmiş olmak gerekir.</p>

<p>(3) Bütünleme sınavına girebilmek için; yarıyıl/yıl sonu sınavına girme şartlarını yerine getirmiş olmak gerekir.</p>

<p>(4) Öğrenci tüm sınavlarda, öğrenci kimlik kartını yanında bulundurmak ve gerekli durumlarda, ders sorumlusu tarafından önceden duyurulmak kaydıyla sınavla ilgili diğer gereklilikleri yerine getirmek zorundadır.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 33 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi, dördüncü fıkrasının (a) bendi, beşinci fıkrasının (ç) bendi ve altıncı fıkrasının (b) ve (g) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve altıncı fıkrasının (ç) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“c) Yarıyıl/yıl sonu sınavları, derslerin akademik takvimdeki bitiş tarihinden sonra yapılır.”</p>

<p>“a) 42 nci maddede belirtilen haklı ve geçerli mazereti olup giremediği ara sınavın yapıldığı tarihten itibaren beş iş günü içerisinde ilgili başkanlığa ya da birime başvuran öğrenciler; ilgili birim yönetim kurulunca mazeretlerinin kabul edilmesi halinde; giremedikleri ara sınavlara, yarıyıl/yıl sonu sınavlarından önce ilgili birimin belirleyeceği tarihlerde girerler.”</p>

<p>“ç) Tek ders sınavından başarılı olamayanlar, ilgili mevzuat hükümlerinde belirlenen öğrenim süreleri içinde akademik takvimde belirtilen sonraki tek ders sınavı dönemlerinde tekrar sınava girebilirler.”</p>

<p>“b) Ek sınavlar 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesi ve YÖK kararlarına göre uygulanır.”</p>

<p>“g) Sınırsız hak kullanma durumunda olan öğrenciler, sınava girdiği ders başına öğrenci katkı payını/öğrenim ücretini ödemeye devam ederler.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin on üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddenin on dördüncü, on beşinci ve on altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(14) M (muaf); daha önce başka bir birim veya kurumda alınıp başarılan ve eş değerliği ilgili bölüm kurulunun önerisi üzerine ilgili birim yönetim kurulunca onaylanan dersler için verilen işarettir. M işareti verilen dersler ortalama hesaplamalarına katılmaz. Başarı notu alınarak muaf olunan dersler, ortalama hesaplamalarına katılır. Tekrar edilen muaf derste son alınan not geçerlidir.</p>

<p>(15) Geçerli özrü olmadan sınava katılmayan, ödev veya projesini/performans çalışmasını zamanında teslim etmeyen, sınavlarda kopya çeken, kopya çekilmesine yardım eden veya kopya çekmeye teşebbüs eden öğrenciye 0 (sıfır) puan/FF notu verilir ve durum başkanlığa/birime yazılı olarak bildirilir. Bu durumda 2547 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.</p>

<p>(16) Sınavlarda sınav düzenini bozan, sınav kurallarına uymayan, kopya çeken, kopya çekilmesine yardım eden veya kopya çekmeye teşebbüs eden öğrenciler sınav salonundan çıkarılır. Durum görevlilerce bir tutanakla tespit edilerek başkanlığa veya birime yazılı olarak bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 38 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Bu Yönetmelikte belirtilen şartları yerine getiren ve kayıtlı bulunduğu eğitim-öğretim programını başarıyla tamamlayan öğrencinin, mezuniyet işlemleri ilgili başkanlık/birim tarafından başlatılır.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 39 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 39- (1) Öğrenimlerini normal süresi içinde tamamlayan ve disiplin cezası almamış öğrencilerden; genel not ortalamaları 3.00-3.49 arasında olanlar onur, 3.50-4.00 arasında olanlar yüksek onur öğrencileridir ve durumları diplomalarında belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“d) 2547 sayılı Kanuna göre öğrencilik sıfatını kaldırmayan veya öğrenciliğini engellemeyen ya da kayıtlı olduğu programın türü (örgün, uzaktan eğitim ve benzeri) eğitim ve öğretim gerekliliklerine engel olmayan mahkûmiyet hali.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 44 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Öğrencilerin disiplin iş ve işlemleri; 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 10 uncu maddesiyle değiştirilen 33 üncü maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başında,</p>

<p>b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Kırıkkale Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kirikkale-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 00:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="17821"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin Tebliğ (No: 2026/5)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-korunma-onlemlerine-iliskin-teblig-no-20265</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-korunma-onlemlerine-iliskin-teblig-no-20265" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin Tebliğ (No: 2026/5), 11 Temmuz 2026 Tarihli ve 33307 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA KORUNMA ÖNLEMLERİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/5)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, Türk Gümrük Tarife Cetvelinde (TGTC) 3907.69.00.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonunda sınıflandırılan “Diğerleri” tanımlı ürünün ithalatında 12/12/2023 tarihli ve 7952 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Polietilen Tereftalat Cips İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Karar kapsamında uygulanan korunma önleminin süresinin uzatılması için yerli üreticiler tarafından yapılan başvuru neticesinde soruşturma açılması ve Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) İthalat Genel Müdürlüğü (Genel Müdürlük) tarafından yürütülecek soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Ön inceleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Söz konusu başvuruya istinaden yapılan ön inceleme esnasında; uygulamada olan korunma önlemine rağmen ithalatın son dönemde mutlak ve nispi olarak artış gösterdiği ve yerli üretim dalının dönem sonu stoklar, istihdam, kapasite kullanım oranı ve kârlılık gibi bazı ekonomik göstergelerinde bozulmalar olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>Karar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) İthalatta Korunma Önlemlerini Değerlendirme Kurulu, yapılan başvuruyla ilgili olarak, 8/6/2004 tarihli ve 25486 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Korunma Önlemleri Yönetmeliği (Yönetmelik) hükümleri çerçevesinde 3907.69.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan, Polietilen Tereftalat Cips ithalatı için yürürlükte bulunan korunma önleminin ciddi zararı önlemek veya gidermek için gerekli olmaya devam edip etmediğinin tespit edilmesi ve yerli üreticilerin piyasa koşullarına uyumlarının ayrıntılı olarak incelenebilmesi amacıyla mevcut önlemin gözden geçirilmesi için korunma önlemi soruşturması açılmasına toplantıya katılan üyelerin oy birliği ile karar vermiştir.</p>

<p><strong>Soruşturmanın yürütülmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Soruşturma, Yönetmeliğin ilgili hükümleri kapsamında Genel Müdürlük tarafından yürütülür. Soruşturma ile ilgili tüm yazışmalar aşağıda belirtilen yetkili merci ile yapılır:</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Korunma Önlemleri ve Gözetim Dairesi</p>

<p>Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Cd. No:63, 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 9180, 9940, 9933, 9953, 9908, 9951, 9575 Faks: +90 312 204 86 33</p>

<p>e-ağ: <u>http://www.ticaret.gov.tr e</u>-posta: <u>korunma@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler”, soru formlarına cevapları ile resmi görüşlerini kendilerine ait resmi KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p>

<p>Ticaret Bakanlığı KEP Adresi: <u>ticaretbakanligi</u><u>@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurtdışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler”, soru formlarına cevapları ile resmi görüşlerini Bakanlığın aşağıda yer alan e-posta adresine gönderir.</p>

<p>Genel Müdürlük EBYS e-posta adresi: <u>korunma@ticaret.gov.tr</u></p>

<p><strong>İlgili taraflar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) 6 ncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen bağlantı adresinde yer alan ilgili soru formunu bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren otuz gün içinde doldurarak Genel Müdürlüğe gönderenler soruşturma kapsamında “ilgili taraf” olarak kabul edilir.</p>

<p><strong>Soru formları, görüş ve bilgilerin sunulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Soruşturma ile ilgili soru formları ve başvurunun gizli olmayan özeti Bakanlığın internet sitesi (<u>http://www.ticaret.gov.tr</u>) içerisinde “İthalat” başlığı altında “Ticaret Politikası Savunma Araçları” sayfasında bulunan “Korunma Önlemleri/Soruşturmalar” bağlantısında yer almakta olup bahse konu soruşturmanın sayfasından indirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) İlgili tarafların soru formunu, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren otuz gün içinde doldurup Genel Müdürlüğe iletmeleri gerekir. İlgili taraflarca soru formlarının doldurulmasıyla ilgili olarak Genel Müdürlükten yardım alınabilir.</p>

<p>(3) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. İlgili tarafların soru formuna ilişkin yanıtlarını ve bu yanıtlar dışında kalan tüm bilgi, belge, görüş ve taleplerini yazılı olarak Türkçe sunmaları gerekir. Türkçe dışında bir dilde sunulan yanıt, bilgi, belge, görüş ve talepler dikkate alınmaz.</p>

<p>(4) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p>(5) Genel Müdürlük gerekli görmesi halinde ilgililerden ek bilgi ve belge isteyebilir.</p>

<p><strong>İlgili tarafların dinlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) İlgili taraflar, varsa sözlü olarak dinlenme taleplerini de ilgili taraf soru formunda belirtmek suretiyle Genel Müdürlüğe iletir. Talep edilmesi halinde düzenlenecek olan dinleme toplantısının yapılacağı yer ve tarih ile soruşturmaya ilişkin diğer duyurular 6 ncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen Bakanlığın internet sitesinde ilan edilir.</p>

<p><strong>Gizlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Soruşturma sırasında ilgili taraflarca verilen bilgiler Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen hükümler çerçevesinde gizli olarak değerlendirilir.</p>

<p><strong>Bilgi verilmemesi veya hatalı bilgi verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yönetmeliğin 4 üncü maddesi uyarınca, soruşturmanın herhangi bir aşamasında Genel Müdürlükçe istenen bilgilerin öngörülen süre içinde temin edilememesi ya da soruşturmanın engellendiğinin anlaşılması halinde soruşturma mevcut veriler üzerinden sonuçlandırılır. Genel Müdürlükçe ilgililer tarafından sağlanan bilgilerin yanlış olduğu tespit edildiği takdirde bu bilgiler dikkate alınmaz.</p>

<p><strong>Soruşturmanın süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Soruşturma, Genel Müdürlükçe yürütülerek dokuz ay içinde tamamlanır. Gerekli hallerde bu süre altı ay uzatılabilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-korunma-onlemlerine-iliskin-teblig-no-20265</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 00:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="69661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin Tebliğ (No: 2026/6)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-korunma-onlemlerine-iliskin-teblig-no-20266</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-korunma-onlemlerine-iliskin-teblig-no-20266" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin Tebliğ (No: 2026/6), 11 Temmuz 2026 Tarihli ve 33307 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA KORUNMA ÖNLEMLERİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/6)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, ekte yer alan tabloda Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonları (GTİP) ve tanımları belirtilen eşyanın ithalatında, 29/6/2024 tarihli ve 8693 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Filmaşin İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Karar kapsamında uygulanan korunma önleminin süresinin uzatılması için yerli üretim dalı tarafından yapılan başvuru neticesinde soruşturma açılması ve Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) İthalat Genel Müdürlüğü (Genel Müdürlük) tarafından yürütülecek soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Ön inceleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Söz konusu başvuruya istinaden yapılan ön inceleme esnasında; mevcut korunma önleminin uygulanmaya başlaması sonrasında ithalatın önemli ölçüde azaldığı ancak son dönemde mutlak ve nispi olarak arttığı, yerli üretim dalının bazı ekonomik göstergelerinde önlem uygulanan dönemde toparlanma görülmekle beraber son dönemde, kârlılık ve istihdam göstergelerinde bozulmalar olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>Karar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) İthalatta Korunma Önlemlerini Değerlendirme Kurulu, yapılan başvuruyla ilgili olarak, başvuru konusu eşyanın ithalatında 8/6/2004 tarihli ve 25486 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Korunma Önlemleri Yönetmeliği (Yönetmelik) hükümleri çerçevesinde yürürlükte bulunan korunma önleminin ciddi zararı önlemek veya gidermek için gerekli olmaya devam edip etmediğinin tespit edilmesi ve yerli üreticilerin piyasa koşullarına uyumlarının ayrıntılı olarak incelenebilmesi amacıyla mevcut önlemin gözden geçirilmesi için korunma önlemi soruşturması açılmasına toplantıya katılan üyelerin oybirliği ile karar vermiştir.</p>

<p><strong>Soruşturmanın yürütülmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Soruşturma, Yönetmeliğin ilgili hükümleri kapsamında Genel Müdürlük tarafından yürütülür. Soruşturma ile ilgili tüm yazışmalar aşağıda belirtilen yetkili merci ile yapılır:</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Korunma Önlemleri ve Gözetim Dairesi</p>

<p>Söğütözü Mahallesi Nizami Gencevi Caddesi 63/1 06530 Çankaya / ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 9933, 9951, 9908, 9180, 9902 Faks: +90 312 204 86 33</p>

<p>e-ağ: <u>http://www.ticaret.gov.tr</u> e-posta: <u>korunma@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler”, soru formlarına cevapları ile resmi görüşlerini kendilerine ait resmi KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ticaret Bakanlığı KEP Adresi: <u>ticaretbakanligi@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “Yurtdışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler”, soru formlarına cevapları ile resmi görüşlerini Bakanlığın aşağıda yer alan e-posta adresine gönderir.</p>

<p>Genel Müdürlük EBYS e-posta Adresi: <u>korunma@ticaret.gov.tr</u></p>

<p><strong>İlgili taraflar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) 6 ncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen bağlantı adresinde yer alan ilgili soru formunu bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren otuz gün içinde doldurarak Genel Müdürlüğe gönderenler soruşturma kapsamında “ilgili taraf” olarak kabul edilir.</p>

<p><strong>Soru formları, görüş ve bilgilerin sunulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Soruşturma ile ilgili soru formları ve başvurunun gizli olmayan özeti Bakanlığın internet sitesi (<u>http://www.ticaret.gov.tr</u>) içerisinde “İthalat” başlığı altında “Ticaret Politikası Savunma Araçları” sayfasında bulunan “Korunma Önlemleri/Soruşturmalar” bağlantısında yer almakta olup bahse konu soruşturmanın sayfasından indirilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların soru formunu, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren otuz gün içinde doldurup Genel Müdürlüğe iletmeleri gerekir. İlgili taraflarca soru formlarının doldurulmasıyla ilgili olarak Genel Müdürlükten yardım alınabilir.</p>

<p>(3) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. İlgili tarafların soru formuna ilişkin yanıtlarını ve bu yanıtlar dışında kalan tüm bilgi, belge, görüş ve taleplerini yazılı olarak Türkçe sunmaları gerekir. Türkçe dışında bir dilde sunulan yanıt, bilgi, belge, görüş ve talepler dikkate alınmaz.</p>

<p>(4) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p>(5) Genel Müdürlük gerekli görmesi halinde ilgililerden ek bilgi ve belge isteyebilir.</p>

<p><strong>İlgili tarafların dinlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) İlgili taraflar, varsa sözlü olarak dinlenme taleplerini de ilgili taraf soru formunda belirtmek suretiyle Genel Müdürlüğe iletir. Talep edilmesi halinde düzenlenecek olan dinleme toplantısının yapılacağı yer ve tarih ile soruşturmaya ilişkin diğer duyurular 6 ncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen Bakanlığın internet sitesinde ilan edilir.</p>

<p><strong>Gizlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Soruşturma sırasında ilgili taraflarca verilen bilgiler Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen hükümler çerçevesinde gizli olarak değerlendirilir.</p>

<p><strong>Bilgi verilmemesi veya hatalı bilgi verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Yönetmeliğin 4 üncü maddesi uyarınca, soruşturmanın herhangi bir aşamasında Genel Müdürlükçe istenen bilgilerin öngörülen süre içinde temin edilememesi ya da soruşturmanın engellendiğinin anlaşılması halinde soruşturma mevcut veriler üzerinden sonuçlandırılır. Genel Müdürlükçe ilgililer tarafından sağlanan bilgilerin yanlış olduğu tespit edildiği takdirde bu bilgiler dikkate alınmaz.</p>

<p><strong>Soruşturmanın süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Soruşturma, Genel Müdürlükçe yürütülerek dokuz ay içinde tamamlanır. Gerekli hallerde bu süre altı ay uzatılabilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260711-52-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-korunma-onlemlerine-iliskin-teblig-no-20266</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 00:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="79750"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99361"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43631"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65709"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72701"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22848"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44943"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64689"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="59748"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="18294"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="88667"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="38144"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="39801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="45012"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="77687"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="28984"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="73433"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="54372"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
