<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 26 May 2026 22:18:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM’NİN CMK M.134’Ü İPTAL KARARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-cmk-m134u-iptal-karari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-cmk-m134u-iptal-karari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>AYM’nin CMK m.134’ü İptal Kararı</strong></p>

<p><strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” başlıklı 134. maddesi:</strong></p>

<p><i>“<strong>(1)</strong> Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması halinde, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde hakim onayına sunulur. Hakim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhal imha edilir.</i></p>

<p><strong><i>(2)</i></strong><i> Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.</i></p>

<p><strong><i>(3)</i></strong><i> Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır.</i></p>

<p><strong><i>(4)</i></strong><i> Üçüncü fıkraya göre alınan yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.</i></p>

<p><strong><i>(5)</i></strong><i> Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kağıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.”</i></p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi’nin önüne; </strong>“somut norm denetimi” olarak da bilinen Anayasanın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesi gereğince, İlk Derece Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırılığı ciddi bulunmak suretiyle iptali istemi ile CMK m.134 gelmiş ve yapılan hukukilik denetimi sonucunda Anayasa Mahkemesi tarafından CMK m.134 iptal edilmiştir.</p>

<p><strong>Kısaca CMK m.134’e göre; </strong>bir suç nedeniyle yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka şekilde delil elde etme imkanının bulunmaması halinde hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından, şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar programlarında kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine karar verilir. Bu tedbir; şüphelinin kullandığı dijital materyalle ve soruşturma aşaması ile sınırlı öngörülmüş olup, dijital materyale nasıl elkoyulacağı, cihazlarda aramaların nasıl yapılacağı, bu sırada kopyaların ve yedeklerinin alınması, delillerin karartılmasının ve tahrip edilmesinin önüne geçilmesi, şüphelinin haklarının korunması ile ilgili hükümler gözönünde bulundurulmalıdır.</p>

<p><strong>Uygulamada bu tedbirin kapsamına;</strong> sadece bilgisayarlar değil, bilgisayar kapsamına giren bilişim araçları, akıllı cep telefonları, kişilerin birbirleri ile internet üzerinden haberleşmelerini sağlayan her türlü ekipman dahil edilmektedir. Esasında burada, bilgisayarlar ve cep telefonları üzerinden yapılan veri alışverişleri ile anlık veya arşivlenmiş haberleşmelerin birbirine karıştığı, aynı makinede buluştuğu, bu nedenle bir suçla ilgili delil toplama tekniklerinin kullanılmasında, CMK m.134 ile m.135’in karıştırıldığı, bilişim sisteminin kullanıldığı internet üzerinden aynı zamanda iletişim kurulmasının da mümkün olması sebebiyle, cihazların içerikleri ile ilgili yapılan aramalarla ilgili yeni yasal düzenlemelere gidilmesi lüzumu bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi;</strong> 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” başlıklı 134. maddesini 1. ve 2. fıkraları yönünden, iptal kararının maddeyi bir bütün olarak etkilediği gerekçesiyle de Anayasa m.2’ye, m.13’e ve m.20’ye aykırı gördüğü CMK m.134’ü, 12.02.2026 tarihli, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">2023/128 E. ve 2026/36 K. sayılı iptal kararı</a></strong>nın, 25.05.2026 tarihli ve 33264 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesinden 9 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal etmiştir.</p>

<p>Oy çokluğu ile verilen iptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe gireceğinden, yürürlüğe gireceği tarihe kadar uygulanarak, gerek şimdi ve gerekse iptal kararı yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iptal edilen hükmün bir suç ve ceza içermeyip, ceza muhakemesi hükmü olması sebebiyle geçmişe, yani geçmiş usul işlemlerinin ilgili kişinin lehine olacak şekilde uygulanması gündeme gelmeyecek, ancak AYM somut norm denetimi yaparak bu iptal kararını verdiğinden, Anayasanın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin 3. fıkrası uygulanacağından, bu fıkrada <i>“Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.” </i>hükmüne yer verildiğinden, AYM’nin iptal kararına ilişkin dosyası da 2023 yılı esaslı olduğundan, her ne kadar sanık hakkında kaçakçılık suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın iptaline, işin AYM’ye gelişinden başlamak üzere 5 ay içinde karar verilmediği için, CMK m.134’ün Anayasaya aykırı olduğundan bahisle AYM’ye itiraz eden Mahkeme, davayı yürürlükte olan CMK m.134’e göre sonuçlandıracak olsa da, <a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">AYM’nin iptal kararı,</a> esas hakkında karar kesinleşinceye kadar başvuruyu yapan Mahkemeye ulaşırsa, Mahkeme, buna uymak ve iptal edilen hüküm bir usul hükmü olsa da AYM’nin iptal kararını dikkate alarak karar vermek zorundadır.</p>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>AYM iptal kararını verinceye kadar başvuruyu yapan Mahkemenin vereceği karar kesinleşmiş olsa bile, AYM’nin iptal kararı lehine sonuç doğuran hükümlü, “hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri” başlıklı CMK m.311/1-e gereğince, iptal kararı, <i>“yeni olay veya yeni delil” </i>kabul edilerek kesinleşen mahkumiyet hükmü yönünden yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilebilmelidir.</p>

<p><strong>Aksi halde;</strong> görülen davada, bir kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı ciddi görüldüğünden bahisle AYM’ye yapılan itirazın sonucunda hükümlünün durumuna tesir eden iptal kararının hiçbir etkisi olmayacaktır.</p>

<p><strong>Her ne kadar kesinleşmiş hükümlerin korunması ve usul hükümleri yönünden verilen kararların gereği yürütülemeyeceği söylense de;</strong> Anayasa m.152’nin bütünü ve CMK m.311/1-e’nin amacı dikkate alındığında, başvuran Mahkemenin gördüğü dava yönünden AYM’nin iptal kararı dikkate alınabilmeli, fakat bu iptal kararı diğer dosyalarda da bulunan usul işlemlerini etkilememeli ve Anayasanın “Anayasa Mahkemesinin kararları” başlıklı 153. maddesi dikkate alınarak, AYM tarafından iptal kararının yürürlüğe gireceği tarih ayrıca kararlaştırılmış ve yürürlüğe girişi azami 1 yıl süre ile sınırlı olmak üzere ileri bir tarihe ertelenmişse, AYM’nin iptal kararı gerekçeli olarak yayımlandıktan sonra kesin olmakla ve geriye yürümemekle birlikte, yürürlüğünün ertelendiği tarihe kadar da etki etmeyecek, yasal boşluk doğmaması amacıyla Anayasa m.153/3-4’de bulunan hükmün gereğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yerine getirilmesi sağlanmalı, iptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği tarihe kadar yeni kanun çıkarılmak suretiyle yasal boşluk doldurulmazsa, AYM tarafından verilen iptal kararı yürürlüğe gireceği için, ileriye etkili olarak CMK m.134 artık yürürlükte olmayacağından, yürüyen soruşturma ve kovuşturmalar bakımından CMK m.134’ün sonuçları gözardı edilecek ve bizce geriye etkili uygulanacaktır.</p>

<p><strong>Hatta bir görüşe göre; </strong>iptal kararı temel hak ve hürriyetler ile ilgili olduğundan, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’e göre yasal dayanağını ve “kanunilik” ilkesini kaybeden CMK m.134’ün iptali ile oluşacak yasal boşluk kanun koyucu tarafından Anayasa m.153/3-4’e göre doldurulsun veya doldurulmasın, iptal kararı şüpheli ve sanık lehine geçmişe etkili tatbik edilebilmelidir.</p>

<p>İptale konu hüküm bir muhakeme kuralı olduğundan, AYM’nin iptal kararı bir suçun unsurunun cezasını etkilemedikçe, Ceza Hukuku alanında etkili olan “suçta ve cezada kanunilik” prensibi burada uygulama alanı bulamayacaktır.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi’nin CMK m.134 ile ilgili verdiği iptal kararının bir önemli sonucu da şu olmuştur;</strong> hızla ilerleyen bilim, teknik nedeniyle CMK m.134 ve m.135 hükümleri yetersiz kaldığından yeniden gözden geçirilmeli, Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi dikkate alınarak, bu maddelerden hareketle delil elde etme yöntemleri iyileştirilmeli, ancak bu sırada da temel hak ve hürriyetlerin özüne de zarar verilmemelidir.</p>

<p><strong>Uygulamada;</strong> CMK m.134 bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoymayı ve CMK m.135 de telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesini düzenlemekle birlikte, bilhassa akıllı cep telefonların günlük hayata girmesinden ve aynı zamanda bilişim sistemi işleten bilgisayar özelliğine sahip olmasından itibaren, akıllı cep telefonlarının yalnızca haberleşmeyi/iletişimi sağlamadığı, aynı zamanda veri topladığı, paylaştığı ve sakladığı dikkate alındığında, akıllı cep telefonlarına ve buna benzer cihazlara CMK m.134’e göre mi, yoksa m.135’e göre mi veya her iki hüküm beraber kullanılarak mı müdahale edileceği hususunda tartışmalar bulunmaktadır.</p>

<p>Her ne kadar akıllı cep telefonlarının delil toplamak için incelenmesi gündeme geldiğinde, onun haberleşme özelliği gözardı edilerek, CMK m.134’e göre arama ve elkoyma tedbirleri uygulansa da, en azından bireyler arası kurulan yazılı, görsel ve işitsel iletişim açısından CMK m.134’ün tatbik edilemeyeceği, CMK m.135’in düşünülmesi gerektiği, ilk bakışta CMK m.135’in telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimi, yani klasik iletişimi kapsadığı, internet üzerinden ve bilişim sistemi kullanılarak yapılan iletişimi kapsamadığı, temel hak ve hürriyetler aleyhine kıyas yapılamayacağı dikkate alınarak, 2004 yılında çalışmaları tamamlanan ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, aradan geçen 21 yılın sonrasında “yeni nesil delil elde etme yöntemleri” olarak da adlandırılan ve klasik delil toplama yöntemlerinden farklı olan bilim ve teknik içerikli, teknik takip ve dijital materyal incelemeleri içeren tedbirler yönünden gözden geçirilip güncellenmesi gerektiği tartışmasızdır.</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> CMK m.134’de ve m.135’de bulunan hükümlere rağmen, Anayasa m.13 ve m.20 ila m.22’nin özel hayatın gizliliğini ve korunması hakkını güvence altına alan hükümlerine rağmen, özellikle CMK m.134’ün çokça ihlal edildiğini, m.135’in hatalı kullanıldığı, bu hükümlerin yetersizliğinden bahsederken, yürürlükte olan hükümlerin temel hak ve hürriyetler aleyhine kullanıldığını, son zamanlarda soruşturmanın gizliliğinin, suçsuzluk/masumiyet karinesinin ve “teknik takip” adı altında toplayabileceğimiz iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı, teknik araçlarla izleme ve dijital materyalin incelenmesi tedbirlerinden elde edilen verilerin, yapılan soruşturmaların ve davaların amacı dışında kullanıldığı, sadece cep telefonuna elkoyma ve telefonda arama yapma usullerinin ötesinde hataların yapıldığı, dijital materyalden elde edilen soruşturma ile ilgili veya ilgisiz tüm veri, bilgi ve haberleşmelerin basına, sosyal medyaya ve kamuoyuna sızdırıldığı, soruşturma geçiren şüphelilerin ve onlarla irtibatlı insanların özel hayatlarının, kişilik haklarının açıkça ihlal edildiği, “itibar suikastı” olarak da adlandırılan yöntemlerin kullanıldığı ve yargısız infazların yapıldığı, buna karşı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bulunan hükümlerin sorumlular hakkında uygulanmadığı, ceza hükümlerinin de yetersiz kaldığı, en önemlisi de bahsettiğimiz 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun delil elde etmeye yönelik hükümlerinin kötüye kullanıldığı, aşağıda değineceğimiz Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının bunlarla ilgili olmayıp, dijital materyalin içerik aramalarından elde edilen verilerin korunması, saklanması ve ortadan kaldırılması konularında CMK m.134’ün yetersizliğine ve Anayasa m.20/3’ün güvencesi altında bulunan kişisel verilere yeterli yasal güvencenin sağlanmadığı hususunun iptal kararında öne çıkarıldığı, ancak sonuçta CMK m.134’ün ilk iki fıkrasının iptal edildiği ve bu iki fıkra iptal edildiğinden iptalinin diğer fıkralara da sirayet ettiğinden bahisle bir bütün olarak maddenin iptal edildiği ve iptal kararının gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe gireceği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi’nin CMK m.134 ile ilgili verdiği iptal kararını incelediğimizde;</strong></p>

<p>Öncelikle belirtmeliyiz ki; Yüksek Mahkeme, CMK m.134’de tanımlanan ve uygulamada “dijital materyal incelemesi” olarak da bilinen tedbirin şartları yönünden Anayasaya aykırılıktan bahsetmemiştir. Yukarıda da söylediğimiz gibi, haberleşme hürriyetinin ve kişisel verilerin korunması hakkının gözetilmesi ile ilgili yasal düzenlemelerde bazı eksik hususlar olduğu, hatta bu eksik hususların delil elde etmek isteyen kamu otoritesi aleyhine sonuçlar verdiği, bu nedenle bilim ve teknikte yaşanan gelişmeye uygun bazı değişikliklerin CMK m.134 ve m.135 ila m.138’de yapılması gerektiği bilinmektedir.</p>

<p><strong>Ancak asıl sorun;</strong> Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi uyarınca çıkarılan delil elde etmeye ilişkin hükümlerin dışına çıkılarak, yani bu emredici hükümlere aykırı uygulamaların sonuçlarının hukuka aykırı sayılmamasından ve bu şekilde suç işleyenler hakkında gereğinin yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Bu sorunu çözemediğimizde, yani yazılı hukuk sisteminin gereği olan kanunların uygulamada dışına çıkıldığında ve bunların sonuçlarının “hukuka aykırı” ilan edilmediği ve sorunları hakkında gereği yapılmadığı durumda, hukuk güvenliği hakkının erozyona uğradığı ve kanunlara duyulan toplumsal inancın sarsıldığı görülmektedir. Bu sorun giderilmedikçe yalnızca CMK m.134’ün iptali sonrasında yerine yeni hüküm getirilmemesine sevinilebilir. Bu mümkün olabilir mi? Elbette olamaz. Bu mantıkla hareket edildiğinde; suçun önlenmesinin, caydırılmasının, yakalanmasının ve cezalandırılmasının imkanı ortadan kalkar, çünkü bilim ve tekniğin gelişmelerine uygun delil toplama tekniklerini, Anayasa m.13’e uygun olarak yasalaştıramadığınızda, bir yandan kamu otoritesine karşı temel hak ve hürriyetlerin güçlendiği düşünülebilir, ama diğer yandan temel hak ve hürriyetler suç organizasyonları ve suçu işleme eğiliminde olanlara karşı korumasız hale gelir. Bu dengenin iyi sağlanması, bir yandan temel hak ve hürriyetler korunurken, diğer yandan kamu düzeninin ve temel hak ve hürriyetlerin suça karşı korunmasında gerekli önlemlerin alınmasından da vazgeçilemez. Burada önemli olan; “hukuk devleti” ilkesinin terk edilmemesi, birey ve kamu yararı dengesinin iyi gözetilmesi, kanunlarda temel hak ve hürriyetlerin aleyhine aşırı sınırlamalar getiren hükümlere yer verilmemekle birlikte, elbette suça karşı mücadeleyi, suçtan caydırmayı, maddi hakikate ve adalete ulaşılması suretiyle cezalandırmayı ve uslandırmayı mümkün kılan yasal düzenlemeler de gözardı edilemez.</p>

<p><strong>Yüksek Mahkemenin iptal gerekçesini; </strong>bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirinin tatbiki şartlarına dayandırmadığı, tedbirden elde edilen kişisel verilerin muhafazası, işlenmesi, saklanması, silinmesi ve Anayasanın güvencesi altında bulunan kişisel verilerle ilgili yeterli açıklıkta güvence sağlayan yasal düzenlemenin CMK m.134’de yer almadığına dayandırdığı görülmektedir.</p>

<p><strong>Özetle; Anayasa Mahkemesi,</strong> CMK m.134/1’de yer alan, <i>“(…)</i> <i>şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine karar verilir. (…)” </i>hükmü ile m.134/2’de bulunan, <i>“Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. (…)” </i>hükmünü, dijital materyalden alınan kişisel verinin yargılama sonunda ne şekilde saklanacağı, hangi sürenin bitiminde silineceği, silinmeyen verilerin işlenmesinin ne şekilde yapılacağı ve sınırlandırılacağı, kişisel verilerle ilgili kişilerin bu verilerden kaynaklanan haklarının neler olduğu ve bu hakların hangi şekilde kullanılacağı hususlarında yeterli yasal güvencelere yer verilmediğinden bahisle, Anayasanın 13. ve 20. maddelerine aykırı bulmak suretiyle iptaline karar vermiştir.</p>

<p><strong>Yüksek Mahkeme;</strong> CMK m.134 kapsamına giren verilerin saklanma şartları, muhafaza süresi, imha şekilleri ve kişisel verilerle ilgili kişilerin haklarına dair açık ve net güvencelere yer verilmemesini, özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı ile kişisel verilerin korunmasını talep etme hakkına getirilen sınırlamayı ölçüsüz ve belirsiz hale getirdiğine vurgu yapmıştır.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi tarafından CMK m.134’ün oy çokluğu ile iptal edildiği, iptal kararına katılmayan 5 sayın üyenin karara muhalefet şerhi koyduğu,</strong></p>

<p><strong>Muhalefet şerhinde;</strong> sayın çoğunluğun kuralların kanuniliği, meşru amacı, demokratik bir toplumda zorunlu toplumsal ihtiyaca yönelik oldukları ve “ölçülülük” ilkesi kapsamında meşru amaç bakımından elverişliliği ve gerekliliği konularında değerlendirmelere iştirak edildiği, CMK m.134’den etkilenen şüphelinin yasal haklarının bulunduğu, bu konuda sayın çoğunlukla aynı görüşün paylaşıldığı, fakat verilerin saklanması konusunun ortaya çıktığı, bu konuda da saklamanın olağan ve olağanüstü kanun yolları bakımından gerekli olduğu, maddi hakikate ve adalete ulaşılması amacında delillerin ortadan kaldırılamayacağı, esasında verilerin saklanmasının veri sahibinin lehine olduğu, mevzuat incelendiğinde veri saklamaya ilişkin kuralların da bulunduğu, beraat kararı verilmesi halinde CMK m.137/3’ün kıyasen uygulanabileceği, buna göre hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kişinin iletişiminin denetlenmesinden elde edilen kayıtlarının imha edileceğinin yazılı olduğu, kişisel verilerin korunması, saklanması ve ortadan kaldırılması ile ilgili yeterli güvencelerin CMK m.134’de bulunmadığına dair iddiaların daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelendiği ve yerinde bulunmadığı, bu sebeplerle çoğunluğun görüşüne katılmanın mümkün olmadığı sonucuna varıldığı,</p>

<p><strong>Netice itibariyle;</strong> CMK m.134’ün ilk iki fıkrasının 5’e karşı 10 oyla iptal edildiği, bu iptalin diğer fıkraları etkilemesi ve onların uygulanmaması sonucuna yol açtığından, bu fıkralar yönünden de iptal kararı verildiği, <a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">iptal kararının 25.05.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanması</a>ndan 9 ay sonra yürürlüğe gireceği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-cmk-m134u-iptal-karari-1</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 20:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/aym-themis.jpg" type="image/jpeg" length="73026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Sibel Denizoğlu trafik kazasında ağır yaralandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakim-sibel-denizoglu-trafik-kazasinda-agir-yaralandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakim-sibel-denizoglu-trafik-kazasinda-agir-yaralandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi hakimi olarak görev yapan Sibel Denizoğlu, bayram tatili için memleketi Hatay’a gitmek üzere çıktığı yolculuk sırasında trafik kazası geçirdi. Denizoğlu’nun kullandığı aracın, Niğde–Aksaray otoyolunda Adana yakınlarında etkili olan yoğun yağış nedeniyle kontrolden çıktığı öğrenildi. Direksiyon hakimiyetinin kaybedilmesi sonucu meydana gelen kazada araç ağır hasar alırken, hakim Sibel Denizoğlu’nun kaburgalarının kırıldığı belirtildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YOĞUN YAĞIŞTA KONTROLDEN ÇIKAN ARAÇ HURDAYA DÖNDÜ</strong></p>

<p>Edinilen bilgilere göre yoğun yağış ve kayganlaşan yol nedeniyle kontrolden çıkan araç savrularak bariyerlere çarptı. Kazanın etkisiyle otomobilde büyük çapta hasar meydana gelirken, olay yerine sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi. İlk müdahalenin ardından yaralılar ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.</p>

<p><strong>KAZA SIRASINDA ÇOCUKLARI DA ARAÇTAYDI</strong></p>

<p>Kaza sırasında araçta hakim Sibel Denizoğlu’nun kızı ve oğlunun da bulunduğu öğrenildi. Çocukların sağlık durumlarının iyi olduğu belirtilirken, yaşanan kaza yargı camiasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p><strong>ADANA BAŞKENT HASTANESİ’NDE TEDAVİ ALTINA ALINDI</strong></p>

<p>Kaburgalarında kırıklar oluştuğu öğrenilen hakim Sibel Denizoğlu’nun, olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından Adana Başkent Hastanesi’nde tedavi altına alındığı ifade edildi. Doktorların Denizoğlu’nun sağlık durumunu yakından takip ettiği öğrenildi.</p>

<p><strong>DURUMU AĞIR OLAN HAKİMİN İSTANBUL’A SEVKİ PLANLANIYOR</strong></p>

<p>Yargı çevrelerinden edinilen bilgilere göre sağlık durumu ciddiyetini koruyan hakim Sibel Denizoğlu’nun, ameliyata alınması ve tedavisinin İstanbul’da sürdürülmesi amacıyla ambulansla İstanbul’a sevk edilmesinin planlandığı belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ADALET BAKANLIĞI VE BAŞSAVCI KÜRŞAT ŞAHİN TRANSFER İÇİN DEVREDE</strong></p>

<p>Adana Cumhuriyet Başsavcısı Kürşat Şahin ile Adalet Bakanlığı’nın, hakim Sibel Denizoğlu’nun İstanbul’a transfer süreci için yoğun çalışma yürüttüğü öğrenildi. Kazanın ardından çok sayıda hakim ve savcının geçmiş olsun mesajı paylaştığı ifade edildi. (son.tv)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakim-sibel-denizoglu-trafik-kazasinda-agir-yaralandi</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 15:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-146.jpg" type="image/jpeg" length="50149"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM İptal Etti: Devlet Dijital Hayatımıza Ne Kadar Uzanabilir? Dijital Çağda Ceza Yargılamasının Yeni Sınırı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-iptal-etti-devlet-dijital-hayatimiza-ne-kadar-uzanabilir-dijital-cagda-ceza-yargilamasinin-yeni-siniri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-iptal-etti-devlet-dijital-hayatimiza-ne-kadar-uzanabilir-dijital-cagda-ceza-yargilamasinin-yeni-siniri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 12.02.2026 tarihli ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararı</a>yla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesine ilişkin önemli bir iptal kararı verdi. Karar, 25.05.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. İptalin yürürlüğü dokuz ay ertelendi. Böylece bugünden itibaren dijital materyallere el konulamayacağı gibi bir sonuç doğmadı; ancak kanaatimizce kanun koyucuya açık bir süre ve daha önemlisi açık bir uyarı bırakıldı.</p>

<p>CMK m.134, 2004 tarihli 5271 sayılı Kanun içinde, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirini düzenliyordu. 2018 yılında yapılan değişiklikle Cumhuriyet savcısı kararının hâkim onayına sunulması ve onay verilmemesi hâlinde kopyalarla çözümü yapılan metinlerin imha edilmesi gibi bazı ek güvenceler getirildi. Fakat 2004’ten 2026’ya, hatta 2018’den bugüne, dijital dünyanın ağırlık merkezi bütünüyle değişti.</p>

<p>Artık mesele, yalnızca bir bilgisayarın içinde belge aramaktan ibaret değildir. Mesele, kişinin bütün dijital hayatına temas edilmesidir. Çünkü bugün “dijital materyal” dediğimiz şey, çoğu zaman basit bir eşya ya da veri taşıyıcısı değildir; kişinin hafızasıdır, mahrem alanıdır, gündelik yaşam arşividir, hatta bir anlamda dijital evidir.</p>

<p>Bir telefonun, bilgisayarın ya da bulut hesabının içinde artık yalnızca dosyalar bulunmaz. Mesajlar, fotoğraflar, banka hareketleri, konum geçmişi, sağlık bilgileri, iş sırları, aile hayatı, kimseye söylenmemiş notlar, arama kayıtları, korkular, planlar ve artık bütün bu mahremiyeti içinde taşıyan yapay zekâ sohbetleri vardır. Bu nedenle dijital arama, teknik bir inceleme işleminden çok daha fazlasıdır; <strong>kişinin kapalı tuttuğu hayat alanına, tek bir hamlede girilmesi anlamına gelir.</strong></p>

<p>Bu sebeple kanaatimizce gecikmiş olan bu iptal kararı isabetlidir. Ancak kararın doğru okunması gerekir. Anayasa Mahkemesi, dijital delile ulaşılmasını baştan hukuka aykırı görmemiştir. Devletin suçla mücadele etmesi, kamu düzenini koruması ve maddi gerçeğe ulaşması ceza muhakemesinin temel amacıdır. Bu gerçeği görmezden gelemeyiz.</p>

<p>Diğer taraftan, bugün birçok suç izinin dijital delillerde saklı olduğu gerçeğini de görmezden gelemeyiz. Dolandırıcılık, tehdit, şantaj, bilişim suçları, ekonomik suçlar, kaçakçılık, örgütlü suçlar ve daha pek çok dosyada gerçeğe ulaşmanın yolu dijital kayıtlardan geçmektedir. Bu nedenle kanuni sınırlar içinde dijital verilerden delil toplanmasına kategorik olarak karşı çıkmak mümkün değildir. <strong>Aksi halde böyle bir yaklaşım ceza muhakemesini işlemez hâle getirir.</strong></p>

<p>Kanaatimizce kanun koyucu da bu alanı boş bırakmayacaktır. Bırakmamalıdır da. Çünkü modern ceza yargılamasında dijital delil çoğu zaman yardımcı unsur değil, dosyanın omurgasıdır.</p>

<p><strong>Fakat bu zorunluluk, sınırsız bir yetki anlamına gelmez. Devlet bir suçu araştırırken, kişinin bütün hayatını araştırma yetkisine sahip değildir. Dijital delile ulaşmayı becerebildiği kadar, yalnızca dosyayla ilgili veride kalmayı da becerebilmelidir.</strong></p>

<p>Örneğin, bir suçla ilgili yazışmanın incelenmesi başka şeydir; kişinin bütün dijital geçmişinin kopyalanması başka şeydir. Bir tarihteki banka hareketinin araştırılması başka şeydir; yıllara yayılan özel hayat arşivinin dosyaya taşınması başka şeydir. <strong>Bir delile ulaşmak başka şeydir; insanın dijital evini baştan sona arşivlemek başka şeydir.</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi de burada düğümlenmektedir. Mevcut düzenleme dijital verilerin elde edilmesine imkân tanıyordu; ancak bu verilerin sonrasında ne olacağını yeterince düzenlemiyordu.</p>

<p><i>Veriler nerede saklanacak? Kim erişecek? Ne kadar süre tutulacak? Yargılama bittikten sonra silinecek mi? Beraat eden kişinin dijital kopyaları ne olacak? Suçla ilgisi olmayan özel veriler nasıl ayrıştırılacak?</i></p>

<p><strong>Bu soruların cevabı kanunda açık değildi.</strong></p>

<p>İşte bu belirsizlik, pratikte ciddi açıklar yaratıyordu. Dijital materyale el konuluyor, imaj alınıyor, kopya çıkarılıyor, bilirkişi incelemesi yapılıyor; fakat dosyanın konusuyla ilgisiz kişisel verilerin akıbeti çoğu zaman görünmez hâle geliyordu. Kişi beraat etse de hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilse de suçla ilgisi bulunmayan verilerinin gerçekten silinip silinmediğini, kimlerin erişimine kapatıldığını, hangi kopyaların nerede kaldığını denetleyemiyordu.</p>

<p>Bu yalnızca teorik bir mahremiyet sorunu değildir. Yargılamanın kalbine temas eden bir sorundur.</p>

<p><strong>Çünkü dijital veriler bağlamından koparıldığında kolaylıkla yanıltıcı hâle gelebilir</strong>. Bir mesaj tek başına başka, bütün konuşma içinde başka anlam taşır. Bir ekran görüntüsü, bir arama kaydı, bir not, bir konum verisi veya bir yapay zekâ sohbeti; bağlamı kurulmadan dosyaya girdiğinde masum bir hareketi şüpheli gösterebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Mevcut sistemin en büyük açıklarından biri budur: Çok fazla veri toplanmakta, fakat bu verinin hangisinin delil, hangisinin özel hayat kırıntısı olduğu her zaman özenle ayrıştırılmamaktadır.</strong></p>

<p><strong>Oysa ceza muhakemesi veri yığma faaliyeti değildir. Ceza muhakemesi, maddi gerçeğe hukuka uygun yollarla ulaşma faaliyetidir.</strong></p>

<p>Olası yeni düzenleme bu nedenle eski metnin makyajlanmış hâli olmamalıdır. Hangi dijital materyale, hangi suç isnadıyla, hangi tarih aralığında, hangi veri türü bakımından ve hangi zorunluluk nedeniyle müdahale edileceği açıkça gösterilmelidir. Arama kararları somut olmalıdır. Genel, sınırsız ve torba nitelikli kararlarla kişinin bütün dijital geçmişi taranmamalıdır.</p>

<p>Kopyalama işlemi bakımından da ölçü getirilmelidir. Her durumda cihazdaki tüm verilerin kopyalanması olağan yöntem hâline gelmemelidir. Mümkün olduğu ölçüde hedefli arama, veri ayıklama ve suçla ilgisiz verilerin ayrıştırılması esas alınmalıdır.</p>

<p><strong>Çünkü delil başka şeydir. Dijital hayat başka şeydir.</strong></p>

<p>Bu ayrım özellikle yeni teknolojiler bakımından daha da önemlidir. Kanun koyucu, yalnızca klasik bilgisayar ve kayıt kavramlarıyla yetinmemelidir. Akıllı cihazlar, bulut hesapları, mesajlaşma uygulamaları, sosyal medya arşivleri, e-posta kutuları, giyilebilir teknolojiler ve benzeri dijital alanlar aynı torbaya atılmamalıdır. Her veri aynı değildir. Her kayıt aynı yoğunlukta mahremiyet içermez. <strong>Her dijital alan aynı usulle aranamaz.</strong></p>

<p><strong>Yeni dönemin en kritik başlıklarından biri de yapay zekâ sohbetleridir.</strong></p>

<p>Bugün insanlar yapay zekâ sistemleriyle yalnızca bilgi almak için konuşmuyor. Kişisel meselelerini anlatıyor. Hukuki ihtimalleri tartışıyor. İş planlarını kuruyor. Kaygılarını, korkularını, pişmanlıklarını, taslak düşüncelerini, aile meselelerini, finansal planlarını ve bazen kimseye söylemediği iç konuşmalarını bu sistemlere yazıyor.</p>

<p>Yapay zekâ sohbeti her zaman sıradan bir dijital kayıt değildir. Bazen not defteridir. Bazen taslaktır. Bazen zihinsel prova alanıdır. Bazen kişinin kendi kendisiyle yaptığı dijital konuşmadır.</p>

<p><strong>Bu nedenle yapay zekâ sohbet geçmişlerinin ceza soruşturmasında nasıl ele alınacağı ayrıca düşünülmelidir. Bu kayıtların otomatik olarak incelenebilir ve kopyalanabilir kabul edilmesi, ceza muhakemesini davranışlardan düşünce taslaklarına doğru tehlikeli biçimde genişletebilir.</strong></p>

<p>Elbette suçla doğrudan bağlantılı bir yapay zekâ kaydı varsa, bu verinin hiçbir şekilde incelenemeyeceği söylenemez. Ancak burada eşik yüksek tutulmalıdır. Hangi sohbetin, hangi suçla, hangi somut bağlantı nedeniyle incelendiği açıkça ortaya konulmalıdır. Hangi kısmın kopyalanacağı belirlenmelidir. Suçla ilgisiz mahrem içerikler korunmalıdır.</p>

<p>Bu sorular cevapsız kalırsa yapılacak düzenleme yine aynı anayasal sorunla karşılaşır. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ilkeleri açıktır: Sınırlama kanunla yapılmalı, meşru amaca dayanmalı, ölçülü olmalı ve hakkın özüne dokunmamalıdır. Dijital arama ve el koyma bakımından da ölçü budur.</p>

<p><strong>Fakat burada yalnızca dijital arama ve el koyma hükümlerini yeniden yazmak da yeterli değildir. Daha temel bir sorun vardır: hukuka aykırı delil yasağı.</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu, yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delille ispat edilebileceğini açıkça söyler. Ne var ki pratikte bu kural gereği gibi uygulanmadıkça, dijital arama ve el koymaya getirilecek her sınırlama sembolik kalma tehlikesi taşır.</p>

<p><strong>Çünkü sınırın anlamı, ihlalin yaptırımı varsa vardır.</strong></p>

<p>Eğer hukuka aykırı elde edilen dijital veri dosyada kalmaya, tartışılmaya, kanaat oluşturmaya ve hükme etki etmeye devam ediyorsa, kanunda yazan sınırlama kâğıt üzerinde kalır. O zaman sorun yalnızca dijital arama sorunu olmaktan çıkar; ceza yargılamasının delil kültürü sorunu hâline gelir.</p>

<p>Bu nedenle olası yeni düzenleme iki ayaklı düşünülmelidir. <strong>Birincisi, dijital materyallerden hangi şartlarda delil elde edilebileceği açıkça belirlenmelidir. İkincisi, bu şartlara aykırı elde edilen dijital verilerin yargılamada kullanılmaması konusunda uygulama gerçekten kararlı olmalıdır.</strong></p>

<p>Aksi hâlde kanun koyucu ne kadar ayrıntılı düzenleme yaparsa yapsın, uygulama eski alışkanlıklarını sürdürür. Soruşturma makamı geniş kopyalar alır. Dosyaya ilgisiz veriler girer. Mahremiyet ihlali yaşanır. Sonra da bütün bunlar ‘maddi gerçeğe ulaşma’ gerekçesiyle normalleştirilir.</p>

<p>Oysa maddi gerçek, hukuka aykırılığın içinden çıkarılamaz. Hukuk devleti, suçla mücadele ederken kendisini askıya alamaz.</p>

<p>Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi’nin CMK m.134’e ilişkin iptal kararı doğru yönde atılmış, hatta gecikmiş bir adımdır. Ancak bu karar, dijital delillerin tamamen yasaklanması anlamına gelmez. Böyle bir sonuç hem gerçekçi değildir hem de ceza muhakemesinin ihtiyaçlarıyla bağdaşmaz.</p>

<p><strong>Asıl mesele, dijital delile ulaşırken insanın bütün dijital varlığını ele geçirmemektir.</strong></p>

<p>Kanaatimizce kanun koyucu bu alanda yeni bir düzenleme yapmaktan geri kalmayacaktır. Ancak yapılacak düzenleme, yalnızca soruşturmanın ihtiyaçlarını değil, bireyin dijital mahremiyetini de merkeze almalıdır. Verinin türünü, kapsamını, süresini, saklanmasını, silinmesini, erişimini, denetimini ve hukuka aykırı elde edilmesi hâlindeki yaptırımı açıkça düzenlemelidir.</p>

<p>Aksi hâlde aynı tartışma yeniden yaşanır. Aynı madde, başka cümlelerle yeniden iptal konusu olur.</p>

<p>Bugünün meselesi artık sadece bilgisayarda arama değildir. Bugünün meselesi şudur: Devlet suçun izini ararken, insanın bütün dijital hayatını kendi arşivine çevirebilir mi?</p>

<p><strong>Kanaatimizce cevap açıktır.</strong></p>

<p>Delil aranabilir. Ama insanın dijital evi yağmalanamaz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/tugba-sen.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Tuğba ŞEN</strong></p>

<p></p>

<p><i><span style="color:#999999">Karar bilgisi:</span><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> AYM, E.2023/128, K.2026/36, 12.02.2026; Resmî Gazete: 25.05.2026, Sayı: 33264</span></a></i><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><i>.</i></span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"><i>https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine</i></span></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-iptal-etti-devlet-dijital-hayatimiza-ne-kadar-uzanabilir-dijital-cagda-ceza-yargilamasinin-yeni-siniri</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/terazi/adli-bilisim-yazilim.jpg" type="image/jpeg" length="47757"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7 Kişilik Büyükbaş Kurban Hissedarlığı: Sadece dini bir ritüel midir, yoksa ardında hukuksal bir ilişki de var mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7-kisilik-buyukbas-kurban-hissedarligi-sadece-dini-bir-rituel-midir-yoksa-ardinda-hukuksal-bir-iliski-de-var-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7-kisilik-buyukbas-kurban-hissedarligi-sadece-dini-bir-rituel-midir-yoksa-ardinda-hukuksal-bir-iliski-de-var-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hukuk hayatımızın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Toplumda genellikle yalnızca dini bir vecibe olarak görülen "hissedarlık yoluyla kurban kesimi" de aslında arka planında ciddi bir hukuksal ilişki barındırır. Peki, kurban kesiminde uyuşmazlığın hukuksal özü nedir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 620/1 uyarınca; <i>“Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.”</i></p>

<p>Tam da bu yasal tanımdan yola çıkarak, birden çok kişinin bir araya gelerek kurban kesmesinin hukuki niteliğinin bir adi ortaklık sözleşmesi olduğunu söyleyebiliriz. Türk Ticaret Kanunu (TTK), ticaret şirketlerinin kuruluş amacını “ticari bir işletme işletmek amacıyla” sınırlandırmışken; TBK, adi ortaklığın kuruluşu için yalnızca “ortak amaç” vurgusu yapmıştır. Kanunun bu lafzından, adi ortaklığın her türlü meşru amaç için kurulabileceğini anlamaktayız. Dolayısıyla bu "her türlü amacın" içine, pek tabii kurban kesmek de girmektedir.</p>

<p>Peki, kurban ortaklığı adi ortaklığın diğer kurucu unsurlarıyla da örtüşüyor mu?</p>

<p><strong>- Kişi Unsuru:</strong> Kanunen en az iki kişiyle adi ortaklık kurulabileceğine göre, kurban hissedarlığında (örneğin 7 kişinin bir araya gelmesiyle) kişi unsuru yönünden kanunun aradığı koşul sağlanmaktadır.</p>

<p><strong>- Şekil Unsuru:</strong> Bilindiği üzere günlük yaşamda hissedarlar kurban kesmek için aralarında yazılı bir sözleşme yapmamaktadır. Yazılı bir metnin bulunmaması ortaklığın kurulmasını engeller mi? Cevabımız kesinlikle hayır. TTK; kollektif, komandit, anonim ve limited şirketlerin kuruluş sözleşmeleri için "yazılılık" şartını bir geçerlilik koşulu olarak aramaktadır. Buna karşın TBK, adi ortaklık sözleşmesi için herhangi bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. TBK’nın sistematiğinden, adi ortaklığın sözlü de kurulabileceğini görmekteyiz.</p>

<p><strong>- Sermaye koyma borcu:</strong> Her ortağın ortak amaca ulaşmak için ortaklığa bir sermaye (para, ayın veya emek) koyması gerekir. Kurbanda her hissedarın ödediği para veya kurban kesimine sağladığı katkı bu sermaye payını oluşturmaktadır.</p>

<p>Günlük yaşamda genellikle ortaklardan biri (veya dışarıdan yetkilendirilen bir vekil) hayvanı seçer, pazarlık yapar ve kesim yerini ayarlar. Bu durum, adi ortaklıktaki "yönetici ortak" veya "temsil yetkisi" hükümleriyle birebir örtüşür. Tabii bu noktada TBK md. 625/2 hükmünü de unutmamak gerekir: <i>“...ortaklığı yönetmeye yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu işlemin yapılmasını engelleyebilir.”</i> Bu hüküm uyarınca diğer hissedarların; seçilen hayvana, belirlenen bedele veya kesim yerine işlem tamamlanmadan önce itiraz etme hakkı hukuken mevcuttur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peki, kurban kesmek amacıyla oluşturulan bu adi ortaklığı nasıl feshedeceğiz?</p>

<p>TBK 639, ortaklık amacının gerçekleşmesiyle veya gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesiyle adi ortaklık kendiliğinden son bulacağını düzenlemektedir. Yani kurbanın kesilmesiyle ortaklığın amacı tamamlanır ve ortaklık sona erer. Diğer yandan, diyelim ki kurbanlık hayvan can havliyle kaçtı ve tüm aramalara rağmen izini kaybettirerek kesilmekten kurtuldu. Bu durumda da ortaklık yine kendiliğinden sona erer; çünkü artık ortaklık amacı imkansız hale gelmiştir.</p>

<p>Ortaklığın sona ermesi, hukuki ilişkilerin bittiği anlamına gelmez. Son aşama, ortaklık malvarlığının paylaştırılması, yani tasfiyedir. Aksi kararlaştırılmadıkça ortaklar tasfiye sonucunda kalan değerleri eşit olarak paylaşırlar. Kurban özelinde bu durum, kesilen hayvanın etinin, derisinin ve sakatatının hissedarlar arasında eşit şekilde paylaştırılması olarak karşımıza çıkar.</p>

<p>Aynı kural, ortaklık zararları için de geçerlidir. Yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi hayvanın kaçması neticesinde bir zarar doğmuşsa, ortaklar bu zarara da (ödenen paranın kaybına) iç ilişkide eşit olarak katlanmak zorundadır.</p>

<p>Peki, hissedarlardan biri bayram günü veya arife günü gibi son anda kurban kesmekten ve sermaye payını ödemekten vazgeçti. Bu halde ne olacak?</p>

<p>Bu hal adi ortaklık sözleşmesindeki sermaye koyma borcunun ihlalidir. Bu son dakika vazgeçiş neticesinde satıcıya karşı doğacak sorumlulukta "dış ilişki" kuralları devreye girer. Eğer hayvan satıcıdan 7 ortak adına borçlanılarak alındıysa, hayvan satıcısına karşı tüm ortakların müteselsil, birinci dereceden ve sınırsız sorumluluğu bulunmaktadır.</p>

<p>Ancak haksız vazgeçme nedeniyle satıcının veya ortaklığın zararını karşılamak zorunda kalan diğer ortaklar, ödedikleri bu tutarın tamamını (vazgeçen ortağın payına düşen kısmı ve onun yüzünden uğradıkları ek zararları) iç ilişkide vazgeçen ortağa rücu edebilirler.</p>

<p>Sonuç olarak; kurban hissedarlığı sadece manevi bir birliktelik değil, her aşaması Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşme sistematiğiyle örülmüş, tam anlamıyla bir adi ortaklık ilişkisidir.</p>

<p>Bu vesileyle kurban bayramınızı kutlarım.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Tuğçe GÜRHANLILAR</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7-kisilik-buyukbas-kurban-hissedarligi-sadece-dini-bir-rituel-midir-yoksa-ardinda-hukuksal-bir-iliski-de-var-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 13:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/kurban-buyukbas1.jpg" type="image/jpeg" length="51598"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat–Müvekkil İlişkisinde Hukuki Çoğulluk: Haklılık Dünyasından Hak Diline]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-muvekkil-iliskisinde-hukuki-cogulluk-haklilik-dunyasindan-hak-diline-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-muvekkil-iliskisinde-hukuki-cogulluk-haklilik-dunyasindan-hak-diline-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Hukuk, modern devlet düzeninde çoğu zaman tekil bir yapı olarak görünür: kanun tektir, mahkeme tektir, yargı yetkisi tektir, karar tektir. Oysa toplumsal hayat bu tekilliğin içinde değil, çoklu normatif alanların kesişiminde yaşanır. İnsanlar yalnızca devlet hukukuna göre değil; aile normlarına, mahalle ahlakına, dini ve kültürel kabullere, ekonomik güç ilişkilerine, meslek teamüllerine, bürokratik alışkanlıklara, sosyal medya yargısına ve kişisel adalet duygularına göre de hareket ederler. Hukuki çoğulluk, aynı sosyal alanda farklı kaynaklardan doğan birden fazla normatif düzenin birlikte işlemesini ifade eder.</p>

<p>Bu makale, hukuki çoğulluk kavramını özellikle avukat–müvekkil ilişkisi bakımından ele almaktadır. Literatürde hukuki çoğulluk daha çok devlet hukuku, örfî hukuk, dini hukuk, yerel normlar, insan hakları ve küresel hukuk düzenleri arasındaki ilişki üzerinden tartışılmıştır. Oysa hukuki çoğulluğun en somut karşılaşma alanlarından biri avukatın bürosudur. Müvekkil avukata yalnızca bir dosya değil; kendi haklılık duygusunu, aile baskılarını, toplumsal beklentilerini, ahlaki yargılarını, ekonomik korkularını, onur talebini ve bazen de intikam arzusunu getirir. Avukatın görevi, bu normatif kalabalığı hukuk devletinin usul, delil, hak ve etik dili içinde yeniden kurmaktır.</p>

<p>Bu nedenle avukat, hukuki çoğulluk karşısında yalnızca teknik temsilci değildir. O, müvekkilin hayat dünyası ile devlet hukuku arasında tercümanlık yapan; çoğul normatif baskıları etik bir süzgeçten geçiren; hak arama faaliyetini hukukun sınırları içinde tutan; gerektiğinde müvekkile, mahkemeye, kamuoyuna ve adliye teamüllerine karşı bağımsızlığını koruyan kamusal bir savunma aktörüdür.</p>

<p><strong>Giriş: Avukatın Bürosunda Başlayan Çoğulluk</strong></p>

<p>Hukuk, kendisini çoğu zaman düzen, kesinlik ve tekillik üzerinden anlatır. Devletin resmi hukuk düzeninde normların hiyerarşisi bellidir; anayasa, kanun, yönetmelik, mahkeme kararı ve idari işlem belirli bir sistem içinde yer alır. Bu görünüm, hukuk devletinin öngörülebilirlik ve güvenlik vaadi bakımından zorunludur. Fakat toplumsal hayat, bu kadar düzgün çizilmiş bir norm haritası içinde yaşanmaz.</p>

<p>Bir insan boşanmak istediğinde yalnızca medeni hukukla konuşmaz; aile onuru, çocukların geleceği, ekonomik bağımlılık, mahalle baskısı, akraba telkinleri, toplumsal cinsiyet rolleri ve kişisel kırgınlıklar da konuşur. Bir sanık avukata geldiğinde yalnızca ceza kanunuyla karşı karşıya değildir; utanç, korku, inkâr, aile baskısı, sosyal çevre kaygısı, kolluk anlatısı, mağdurun hikâyesi ve bazen medya infiali de dosyanın görünmeyen parçalarıdır. Bir ticari uyuşmazlıkta yazılı sözleşme kadar piyasa teamülü, güven ilişkisi, güç asimetrisi ve “bu işler böyle yürür” anlayışı da etkili olabilir.</p>

<p>İşte hukuki çoğulluk burada başlar. Hukuki çoğulluk, aynı sosyal alanda farklı kaynaklardan gelen birden fazla normatif düzenin birlikte işlemesi olarak tanımlanır. Ezgi Arslan’ın çalışmasında da hukuki çoğulluk, çeşitli kaynaklardan doğan çok sayıda normatif sistemin aynı sosyal alandaki işlerliği olarak ele alınmakta ve bu olgunun hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi tartışılmaktadır.</p>

<p>Bu makalenin temel tezi şudur: <strong>Avukat–müvekkil ilişkisi, hukuki çoğulluğun ilk ve en yoğun temas alanlarından biridir.</strong> Çünkü müvekkil, avukata yalnızca hukuki bir sorunla değil, kendi normatif dünyasıyla gelir. Avukatın işi de bu dünyayı yok saymak değil; onu hukuk devleti, meslek etiği, delil disiplini ve usul güvenceleri içinde yeniden kurmaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. Hukuki Çoğulluk: Devlet Hukukunun Ötesindeki Normatif Dünya</strong></p>

<p>Hukuki çoğulluk literatürünün klasik metinlerinden biri John Griffiths’in 1986 tarihli “What Is Legal Pluralism?” başlıklı çalışmasıdır. Griffiths, hukuki çoğulluğu devlet merkezli hukuk anlayışına karşı betimleyici bir kavram olarak ele alır; aynı sosyal alanda birden fazla hukuk veya normatif düzenin varlığına dikkat çeker. Makale, <i>The Journal of Legal Pluralism and Unofficial Law</i> dergisinde yayımlanmış ve alanın temel referanslarından biri hâline gelmiştir.</p>

<p>Sally Engle Merry’nin 1988 tarihli “Legal Pluralism” makalesi ise kavramı hukuk antropolojisi ve hukuk sosyolojisi bakımından genişletir. Merry, hukuki çoğulluğun yalnızca sömürge toplumlarına veya geleneksel topluluklara özgü olmadığını; modern toplumlarda da resmi hukuk ile gayriresmî normatif düzenlerin iç içe işlediğini gösteren geniş literatürü tartışır.</p>

<p>Sally Falk Moore’un “yarı-özerk toplumsal alan” kavramı da bu tartışma bakımından önemlidir. Moore’a göre bazı toplumsal alanlar kendi kurallarını üretme ve bu kurallara uyumu sağlama kapasitesine sahiptir. Bu alanlar devletten tamamen bağımsız değildir; fakat devlet hukukuna indirgenemeyecek ölçüde kendi normatif işleyişlerine sahiptir. Moore’un 1973 tarihli makalesi <i>Law &amp; Society Review</i>’de yayımlanmış ve hukuk ile sosyal değişim ilişkisini açıklamak bakımından klasikleşmiştir.</p>

<p>Bu çerçeveden bakıldığında avukatlık pratiği, hukuki çoğulluğun yalnızca teorik değil, gündelik ve mesleki bir gerçeklik olduğunu gösterir. Aile, mahalle, şirket, cemaat, baro, adliye, piyasa, dijital kamuoyu ve devlet, her biri farklı <strong>normatif beklentiler</strong> üretir. Avukat, bu alanların kesiştiği noktada çalışır.</p>

<p><strong>II. Müvekkilin Haklılık Dünyası</strong></p>

<p>Müvekkil avukata geldiğinde çoğu zaman ilk cümlesi hukuki değil, varoluşsaldır: “Ben haklıyım.” Bu cümle, avukat–müvekkil ilişkisinin başlangıç noktasıdır. Fakat müvekkilin “haklılık” dediği şey ile hukukun “hak” dediği şey her zaman aynı değildir.</p>

<p>Müvekkilin haklılığı bazen ahlakidir: “Bana bunu yapmamalıydı.” Bazen ailevidir: “Ailemi mahvetti.” Bazen ekonomik temellidir: “Emek verdim, karşılığını alamadım.”<br />
Bazen onur merkezlidir: “Beni küçük düşürdü.” Bazen intikamcıdır: “O da benim çektiğimi çeksin.” Bazen de salt duygusaldır: “Böyle kalırsa içim rahat etmeyecek.” Hukuk ise başka bir dil konuşur. Hukuk, “hangi hak ihlal edildi?”, “hangi fiil gerçekleşti?”, “hangi delille ispatlanabilir?”, “hangi süre içinde başvurulabilir?”, “hangi mahkeme görevlidir?”, “hangi talep hukuken ileri sürülebilir?” diye sorar.</p>

<p>Avukatın mesleki işlevi tam da bu iki dil arasındaki mesafede başlar. Avukat, müvekkilin haklılık dünyasını küçümseyemez; çünkü temsil ilişkisi bu dünyayı anlamadan kurulamaz. Fakat bu haklılık dünyasına bütünüyle teslim de olamaz; çünkü avukatın görevi müvekkilin öfkesini dilekçeye çevirmek değil, müvekkilin yaşadığı olayı hukuken anlamlı, ispatlanabilir ve etik olarak savunulabilir bir forma kavuşturmaktır.</p>

<p><strong>III. Haklılık ile Hak Arasındaki Mesafe</strong></p>

<p>Avukat–müvekkil ilişkisinde hukuki çoğulluğun en kritik görünümü, “haklılık” ile “hak” arasındaki mesafedir. Müvekkil kendi hayat dünyasında haklı olabilir; fakat hukuk düzeni bu haklılığı tanımayabilir. Ya da müvekkilin önemsemediği küçük bir usul ayrıntısı, davanın kaderini belirleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle avukat, müvekkilin anlatısını üç temel süzgeçten geçirmek zorundadır. İlk süzgeç <strong>olay süzgecidir</strong>. Gerçekten ne olmuştur? Müvekkilin anlattığı şey doğrudan yaşanmış bir olay mıdır, yoksa yorum, tahmin, korku, öfke veya başkasından duyulan bilgi midir? İkinci süzgeç <strong>delil süzgecidir</strong>. Anlatılan olay neyle ispatlanabilir? Belge, tanık, kamera kaydı, mesaj, rapor, tutanak, bilirkişi incelemesi veya başka bir ispat aracı var mıdır? Üçüncü süzgeç <strong>hukuki nitelendirme süzgecidir</strong>. Bu olay hukuk düzeni içinde neye karşılık gelir? Haksız fiil midir, sözleşmeye aykırılık mıdır, suç isnadı mıdır, kişilik hakkı ihlali midir, işçilik alacağı mıdır, aile hukukuna ilişkin bir uyuşmazlık mıdır, yoksa hukuken dava konusu yapılamayacak bir kırgınlık mıdır?</p>

<p>Bu üç süzgeç, avukatın hukuki çoğulluk karşısındaki ilk savunma hattıdır. Çünkü avukat, müvekkilin normatif dünyasını hukukileştirirken aynı anda onu arındırır, sınırlar ve dönüştürür.</p>

<p><strong>IV. Avukatın Çifte Tercümanlığı</strong></p>

<p>Avukat, hukuki çoğulluk karşısında çifte tercümanlık yapar.</p>

<p>Birincisi, <strong>müvekkilin hayat dünyasını hukuk diline çevirir</strong>. “Beni küçük düşürdüler” diyen müvekkilin anlatısı, kişilik hakkı ihlali, manevi tazminat, mobbing, hakaret, tehdit veya ayrımcılık yasağı bağlamında yeniden kurulabilir. “Beni dinlemediler” diyen kişinin meselesi, dinlenilme hakkı, savunma hakkı veya adil yargılanma hakkı düzeyine taşınabilir. “Bana kumpas kuruldu” diyen sanığın anlatısı, delillerin güvenilirliği, isnadın mantıksal tutarlılığı, tanık beyanlarının çelişkisi veya hukuka aykırı delil tartışması içinde somutlaştırılabilir.</p>

<p>İkincisi, <strong>hukukun dilini müvekkilin anlayabileceği dile çevirir</strong>. Müvekkile her acının dava konusu yapılamayacağını, her haksızlık hissinin hukuki sonuç doğurmayacağını, her iddianın delille desteklenmesi gerektiğini, her davanın zaman ve usul ekonomisi içinde yürüdüğünü anlatır. Bu açıklama yalnızca teknik bilgilendirme değildir; aynı zamanda müvekkilin beklentisini gerçekliğe bağlayan etik bir müdahaledir. Bu nedenle iyi avukatlık yalnızca hukuku bilmek değildir. <strong>İyi avukatlık, müvekkilin normatif dünyasını okuyabilmek; fakat ona teslim olmadan hukuki bir forma kavuşturabilmektir.</strong></p>

<p><strong>V. Müvekkilin Getirdiği Gayriresmî Normlar</strong></p>

<p>Müvekkil, avukatın bürosuna çoğu zaman devlet hukukunun dışında kalan normatif beklentilerle gelir. Bunlar bazen açıkça ifade edilir, bazen de cümlelerin arasında gizlenir.</p>

<p>Aile normu şöyle konuşur: “Ailem bunu kabul etmez.” Mahalle normu şöyle konuşur: “El âlem ne der?” Piyasa normu şöyle konuşur: “Bu iş böyle çözülür.” Güç normu şöyle konuşur: “Tanıdık var mı?” İntikam normu şöyle konuşur: “Onu süründürmek istiyorum.” Dijital kamuoyu normu şöyle konuşur: “Bunu sosyal medyada duyuralım.” Mağduriyet normu şöyle konuşur: “Ben zarar gördüm, o halde mutlaka haklıyım.”</p>

<p>Bu normlar gerçek dışı değildir; aksine müvekkilin davranışını çoğu zaman doğrudan belirler. Avukat bu normları görmezden gelirse müvekkili anlayamaz. Fakat bu normları savunmanın doğrudan kaynağı hâline getirirse hukuki temsil etik ve usulî zeminini kaybeder. Avukatın bağımsızlığı burada müvekkile karşı da anlam kazanır. Avukat yalnızca devlete, mahkemeye veya savcılığa karşı bağımsız değildir; müvekkilin öfkesine, aceleciliğine, intikam talebine, gayrihukuki çözüm beklentisine ve sonuç baskısına karşı da bağımsızdır.</p>

<p><strong>VI. Hak Arama ile Hukuku Araçsallaştırma Arasındaki Sınır</strong></p>

<p>Avukat–müvekkil ilişkisinde hukuki çoğulluğun en hassas alanlarından biri, hak arama faaliyeti ile hukuku araçsallaştırma arasındaki sınırdır. Müvekkil bazen gerçekten hakkını arar; bazen de hukuku karşı tarafı yıpratmanın, geciktirmenin, yıldırmanın veya itibarsızlaştırmanın aracı olarak kullanmak ister.</p>

<p>“Müvekkilin talebi hukuken mümkün mü?” sorusu önemlidir; fakat tek başına yeterli değildir. Avukatın ayrıca “bu talep etik olarak savunulabilir mi?”, “dava hakkının kötüye kullanılması riskini taşıyor mu?”, “hukuki süreç intikam aracına mı dönüşüyor?”, “bu strateji müvekkilin uzun vadeli menfaatine gerçekten hizmet ediyor mu?” sorularını da sorması gerekir. Müvekkilin “dava açalım da uğraşsın” cümlesi ile “hakkımı aramak istiyorum” cümlesi aynı değildir. Birincisinde hukuk, intikamın aracına dönüşür. İkincisinde ise hukuk, tanınma ve giderim talebinin kurumsal zemini hâline gelir. Avukatın farkı, bu iki cümleyi ayırt edebilmesindedir.</p>

<p><strong>VII. Ceza Savunmasında Normatif Çoğulluk</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında avukat–müvekkil ilişkisindeki hukuki çoğulluk daha yoğun ve daha dramatiktir. Sanık veya şüpheli, avukata yalnızca isnat edilen suçla gelmez; korkuyla, utançla, inkârla, aile baskısıyla, sosyal çevre kaygısıyla ve bazen gerçeklikle bağını zayıflatan bir savunma beklentisiyle gelir.</p>

<p>Ceza dosyasında birden fazla anlatı aynı anda yarışır: müvekkilin kendisine anlattığı hikâye, mağdurun hikâyesi, kolluk tutanağının hikâyesi, savcının iddianameyle kurduğu hikâye, sosyal çevrenin veya medyanın hikâyesi ve mahkemenin dosyadan edinmeye başladığı kanaat. Avukatın görevi, bu anlatılar arasında müvekkilin savunma hakkını hukuki olarak mümkün olan en güçlü zemine taşımaktır.</p>

<p>Bu, müvekkilin her sözünü tekrar etmek değildir. Avukat, müvekkilin lehine olan hukuki, delilsel ve usulî hatları ayıklamalı; savunmayı kişisel öfkenin değil, delil tartışmasının, usul güvencelerinin ve hak dilinin içine yerleştirmelidir.</p>

<p>Ceza savunmasında hukuki çoğulluk, aynı zamanda mahkeme salonunun dramaturjik yapısında da görünür. Devletin cezalandırma yetkisi, mağdurun adalet talebi, sanığın savunma hakkı, toplumun güvenlik beklentisi, sosyal medyanın cezalandırıcı öfkesi, mahkemenin dosya düzeni ve avukatın hak temelli müdahalesi aynı anda devrededir. Avukat, bu çoğul baskılar içinde yargılamanın hukukî kalmasını sağlamaya çalışır.</p>

<p><strong>VIII. Hukuk Devleti, İnsan Hakları ve Çoğulluğun Sınırı</strong></p>

<p>Hukuki çoğulluk, toplumsal gerçekliği anlamak bakımından çok güçlü bir kavramdır; fakat romantize edilmemelidir. Her toplumsal norm adil değildir. Her gelenek insan onuruyla bağdaşmaz. Her aile normu zayıfı korumaz. Her piyasa teamülü dürüstlük üretmez. Her adliye alışkanlığı hukuk devletiyle uyumlu değildir.</p>

<p>Bu nedenle hukuki çoğulluk ile hukuk devleti arasında sürekli bir gerilim vardır. Arslan’ın çalışması, hukuki çoğulluk olgusunun hukuk devleti ilkesi bakımından biçimsel ve maddi boyutlarıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurgular. İnsan hakları hukuku bağlamında yapılan çalışmalar da hukuki çoğulluk ile insan hakları arasındaki ilişkinin, farklı normatif düzenlerin temel haklarla çatışıp çatışmadığı sorusunu zorunlu olarak gündeme getirdiğini gösterir.</p>

<p>Avukatın etik konumu tam da bu gerilim hattında belirginleşir. Avukat, toplumsal normları anlamalıdır; fakat onları hukukun yerine ikame etmemelidir. Müvekkilin ailesinin, mahallenin, şirket kültürünün, cemaatin, medyanın veya kamuoyunun normatif beklentisi, hukuki savunmanın tek kaynağı olamaz. Avukat, çoğulluğu anlamak; ama bu çoğulluğu hukuk devleti, insan hakları, usul güvenceleri ve meslek etiği lehine süzmek zorundadır.</p>

<p><strong>IX. Türkiye Bağlamında Avukatın Çoğullukla Karşılaşması</strong></p>

<p>Türkiye’de hukuki çoğulluk yalnızca tarihsel veya akademik bir tartışma değildir. Osmanlı millet sistemi üzerine yapılan çalışmalar, merkeziyetçi hukuk anlayışına karşı çoğulcu hukuk tartışmasının tarihsel kökenlerini göstermesi bakımından önemlidir. Hasan Serdar Hoş’un çalışmasında da hukuki çoğulluk kavramı Osmanlı millet sistemi bağlamında ele alınmakta ve kavramın merkeziyetçi hukuk anlayışına karşı konumlandığı belirtilmektedir. Fakat bugünün Türkiye’sinde hukuki çoğulluk yalnızca Osmanlı mirasıyla açıklanamaz. Güncel adliye pratiğinde de resmi hukuk ile fiilî uygulama arasında ciddi bir normatif çoğulluk vardır. Kanunda yazmayan fakat uygulamada etkili olan bazı alışkanlıklar, <strong>fiilî bir hukuk</strong> üretir: kısa duruşma, dosya merkezlilik, “okundu sayıldı” pratiği, tutanağın özetleyici dili, bilirkişi raporuna aşırı bağımlılık, mütalaanın psikolojik ağırlığı, savunmanın ritüelleşmesi ve mahkemenin dosya konforu.</p>

<p>Bu, klasik anlamda örfî hukuk veya dini hukuk çoğulluğundan farklıdır. Burada devletin içinde, devlet hukukunun yanında, hatta bazen onun yerine geçen bir pratik hukuk oluşur. Avukat bu pratik hukuku tanımadan etkili savunma yapamaz; fakat ona teslim olursa savunma makamı görünmezleşir.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye’de avukatın görevi, yalnızca kanun maddesini bilmek değil, kanun ile uygulama arasındaki mesafeyi de yönetmektir. Avukat, resmi hukukun vaat ettiği güvenceler ile fiilî yargı pratiğinin ürettiği alışkanlıklar arasında savunma hakkını canlı tutmaya çalışan kişidir.</p>

<p><strong>X. Küresel Hukuki Çoğulluk ve Avukatın Yeni Dünyası</strong></p>

<p>Hukuki çoğulluk yalnızca yerel normlar ile devlet hukuku arasındaki ilişkiye indirgenemez. Küreselleşme, insan hakları hukuku, uluslararası sözleşmeler, bölgesel mahkemeler, dijital platformlar ve ulusötesi şirketler yeni bir normatif çoğulluk üretmiştir.</p>

<p>Brian Z. Tamanaha, hukuki çoğulluğun tarihsel olarak yaygın bir durum olduğunu; Orta Çağ’daki çoğul hukuk düzenlerinden devlet iktidarının merkezileşmesine, sömürgecilik sonrası yeni çoğulluk biçimlerine ve günümüzde hukukun giderek çoğul biçimler almasına uzanan bir çerçeve sunar. Paul Schiff Berman ise küresel hukuki çoğulluk yaklaşımıyla, tek bir fiil veya aktörün birden fazla hukuki ya da yarı-hukuki rejim tarafından düzenlenebildiği hibrit hukuki alanlara dikkat çeker.</p>

<p>Bu çerçeve avukatlık bakımından önemlidir. Günümüz avukatı yalnızca ulusal kanunlarla değil; Anayasa Mahkemesi kararları, AİHM içtihadı, uluslararası sözleşmeler, veri koruma rejimleri, dijital platform kuralları, şirket içi uyum normları ve küresel insan hakları diliyle de çalışmak zorundadır. Bu durum avukatın işini zorlaştırır; fakat savunma imkânlarını da genişletir. Ulusal hukuk daraldığında anayasal hukuk açılabilir. İç hukuk tıkandığında insan hakları hukuku devreye girebilir. Yerel mahkeme dosya merkezli kaldığında, uluslararası standartlar yargılamanın niteliğini tartışmaya açabilir.</p>

<p><strong>XI. Avukatın Beklenti Yönetimi ve Sınır Koyma Görevi</strong></p>

<p>Hukuki çoğulluk, aynı zamanda beklenti çoğulluğudur. Müvekkil hukuktan çoğu zaman yalnızca karar değil; tanınma, onarım, itibar iadesi, cezalandırma, özür, hız, güvenlik, intikam veya rahatlama bekler. Oysa mahkemenin verebileceği şey çoğu zaman sınırlıdır: kabul, ret, beraat, mahkûmiyet, tazminat, tedbir, nafaka, velayet, iptal, tahliye veya benzeri hukuki sonuçlar. Avukat bu beklenti farkını açıkça yönetmelidir. Dava sürecinin neyi sağlayabileceğini ve neyi sağlayamayacağını anlatmak, avukatlık hizmetinin asli parçasıdır. Bu yapılmadığında müvekkil, hukukun sınırlılığını avukatın yetersizliği olarak okuyabilir.</p>

<p>Özellikle avukatın araştırmak için zamana ihtiyaç duyması, müvekkil tarafından bazen bilgisizlik olarak algılanır. Oysa hukuki araştırma, iyi avukatlığın zaafı değil, özen yükümlülüğünün gereğidir. Acele verilen kesin cevap, çoğu zaman müvekkilin beklentisini tatmin eder; fakat hukuki gerçeği ıskalayabilir. Avukatın görevi, müvekkilin hız beklentisini hukuki dikkatle dengelemektir. Bu nedenle avukat–müvekkil ilişkisinde sınır koyma, mesleki ilişkinin asli unsurudur. Avukat, müvekkilin temsilcisidir; fakat müvekkilin uzantısı değildir. Müvekkilin sesi olur; fakat onun öfkesine bütünüyle dönüşmez. Müvekkilin hakkını savunur; fakat onun gayrihukuki taleplerinin uygulayıcısı olamaz. Bazen iyi avukatlık, müvekkile “bu iddia delilsiz”, “bu talep hukuken karşılık bulmaz”, “bu yöntem etik değil”, “bu dilekçe dili zarar verir”, “bu davayı açmak sizi daha fazla yıpratabilir” diyebilmektir.</p>

<p><strong>XII. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Hukuki Çoğulluk</strong></p>

<p>Hukuki çoğulluk ortamında avukatın stratejisi tek çizgili olamaz. Her normatif baskıya aynı üslupla cevap verilmez. Bazen mahkemenin diline girerek güven kurmak gerekir. Bazen küçük usul müdahaleleriyle dosyanın akışını değiştirmek gerekir. Bazen açık ve görünür bir itirazla yargılamanın çerçevesini zorlamak gerekir. Bazen de hukuki meşruiyetin ağır biçimde zedelendiği durumlarda sert bir kopuş kaçınılmaz hâle gelir. Bu noktada Hibrit Kopuş Savunması perspektifi, hukuki çoğulluk karşısında avukatın stratejik davranışını açıklamak için güçlü bir imkân sunar. Çünkü HKS, avukatın her durumda ya tam uyum ya da tam çatışma içinde olması gerektiğini söylemez. Aksine, mahkemenin tutumuna, dosyanın niteliğine, delil yapısına, kamuoyu baskısına, müvekkilin psikolojisine ve duruşma atmosferine göre dereceli bir savunma üslubu önerir.</p>

<p>Hukuki çoğulluk bağlamında HKS şöyle okunabilir: Birinci derece uyum, devlet hukukunun ve mahkeme düzeninin diline girerek meşruiyet kurar. İkinci derece mikro müdahale, adliye pratiğinin görünmez teamüllerini küçük usul kayıtlarıyla sınırlar. Üçüncü derece kontrollü kopuş, mahkemenin dosya merkezli veya prematüre kanaate dayalı okumasını kırmaya yönelir. Dördüncü derece sert kopuş, hukuki çoğulluk içinde gayriresmî güç ilişkilerini görünür kılar. Beşinci derece radikal kopuş ise artık yargılamanın hukukilik zemininin ciddi biçimde çöktüğü anlarda üst normlara ve denetime kayıt üretir. Bu açıdan HKS, hukuki çoğulluk karşısında avukatın “hangi normatif alanda, hangi üslupla, hangi şiddette ve hangi zamanda konuşacağına” ilişkin stratejik bir model olarak değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Sonuç: Normatif Kalabalık İçinde Hukukun Sesini Berraklaştırmak</strong></p>

<p>Avukat–müvekkil ilişkisi, hukuki çoğulluğun ilk temas alanıdır. Müvekkil avukata yalnızca bir dosya getirmez; kendi adalet duygusunu, aile normlarını, toplumsal baskılarını, ekonomik korkularını, onur beklentisini ve bazen de intikam arzusunu getirir. Avukatın görevi, bu normatif kalabalığı inkâr etmek değildir. Fakat bu kalabalığa teslim olmak da değildir.</p>

<p>Avukat, müvekkilin “haklılık dünyası” ile hukukun “hak dili” arasındaki mesafeyi yönetir. Bu yönetim, yalnızca teknik bir hukuki işlem değildir; etik, psikolojik, retorik ve kamusal bir faaliyettir. Avukat, müvekkilin anlatısını hukuka taşırken onu delil, usul, insan hakları ve meslek etiğiyle sınırlar. Hukukun soyut dilini müvekkile aktarırken onun yabancılaştırıcı etkisini azaltır. Mahkemenin resmi çerçevesini toplumsal gerçeklikle buluştururken yargılamanın hukukî kalmasını sağlamaya çalışır. Bu nedenle hukuki çoğulluk karşısında avukatın asıl işlevi, normlar arasında kaybolmak değil; normatif kalabalık içinde hukukun hak, usul, delil ve insan onuru lehine konuşmasını sağlamaktır.</p>

<p>En yalın ifadeyle: <strong>Avukat, müvekkilin haklılık dünyasını hukukun hak diline çeviren; fakat bu çeviriyi etik, usulî ve stratejik bir süzgeçten geçiren bağımsız savunma aktörüdür.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Arslan, Ezgi. “Hukuki Çoğulluk Olgusunun Hukuk Devleti İlkesi Bakımından Değerlendirilmesi.” <i>İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i> 13, no. 2 (2022): 462–475.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Hoş, Hasan Serdar. “Hukuki Çoğulluk Kavramının Osmanlı Millet Sistemi Bağlamında Değerlendirilmesi ve İsrail Uygulaması.” <i>Türkiye Adalet Akademisi Dergisi</i> 11, no. 42 (2021): 203–230.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Katıman, Esra ve Ezgi Arslan. “İnsan Hakları Hukukunda Hukuki Çoğulluk.” <i>Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i> 5, no. 1 (2020): 1941–1971.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-muvekkil-iliskisinde-hukuki-cogulluk-haklilik-dunyasindan-hak-diline-1</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/avukat-mu-erk.jpg" type="image/jpeg" length="14485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/karadeniz-teknik-universitesi-deney-hayvanlari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/karadeniz-teknik-universitesi-deney-hayvanlari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 26 Mayıs 2026 Tarihli ve 33265 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Karadeniz Teknik Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ DENEY HAYVANLARI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Karadeniz Teknik Üniversitesi Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Karadeniz Teknik Üniversitesi Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Araştırma: Genelleme yapılabilecek bilgiyi geliştirmek ya da katkıda bulunmak için planlanarak deney hayvanları üzerinde yapılan bilimsel çalışmayı,</p>

<p>b) Araştırmacı: Bilimsel araştırma, kontrol, test ya da eğitim amacıyla deney hayvanları üzerinde yapılan işlemlerden sorumlu olan ve deney hayvanları üzerinde uygulama yapma yetkisine sahip olan kişiyi,</p>

<p>c) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>ç) Deney hayvanı: İlgili mevzuat hükümleri kapsamında bilimsel araştırma, eğitim, deney kontrol ve test amacıyla kullanılan veya kullanılacak omurgalı hayvanlarını,</p>

<p>d) Laboratuvar: Deneysel ve diğer bilimsel amaçlar için deney hayvanlarına müdahale yapılan birimi,</p>

<p>e) Merkez (KTÜ DEHAM): Karadeniz Teknik Üniversitesi Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>f) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>g) Rektör: Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ğ) Sorumlu yönetici (veteriner hekim): 13/12/2011 tarihli ve 28141 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Deneysel ve Diğer Bilimsel Amaçlar İçin Kullanılan Hayvanların Refah ve Korunmasına Dair Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinde tanımlanan veteriner hekimi,</p>

<p>h) Üniversite (KTÜ): Karadeniz Teknik Üniversitesini,</p>

<p>ı) Yerel Etik Kurulu: Karadeniz Teknik Üniversitesi Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulunu,</p>

<p>i) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amacı; bilimsel araştırma, uygulama ve eğitim faaliyetlerinde kullanılmak üzere, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında, hayvan refah ve bakımında uluslararası standartlarda deney hayvanlarının üretimini, bakımını ve araştırıcılara teminini sağlamak, Merkezin faaliyet alanlarında gereken temel altyapı ve laboratuvar imkânlarını sağlamak ve araştırmalara teknik destek sunmak, uygulamalar yapmak, eğitim ve danışmanlık vermektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Bilimsel içerikli hayvan deneyi araştırmaları için çalışma ruhsatında belirtilen altyapıyı kurmak ve çalıştırmak.</p>

<p>b) Bilimsel araştırmalarda kullanılacak deney hayvanlarının üretilmesi ve bakımı için gerekli ortamı sağlamak.</p>

<p>c) Araştırma ve uygulamalar için yerli ve yabancı kuruluşlar ile iş birliği yapmak.</p>

<p>ç) Deney hayvanları üzerinde araştırma ve uygulama yapacak araştırmacılara yardım ve teşvik için kurs ve seminerler düzenlemek.</p>

<p>d) Üniversitenin Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu ile iş birliği içinde çalışmak ve gerektiğinde Merkezde yapılacak çalışmaları birlikte denetlemek.</p>

<p>e) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında üretim yapılmayan deney hayvanlarını gerektiğinde yasal üretici firmadan temin etmek ve bakımını sağlamak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür; Üniversitenin, deney hayvanları kullanım sertifikası olan, deney hayvanlarının kullanıldığı yayımlanmış çalışmaları bulunan Tıp Fakültesinde tam zamanlı görev yapan öğretim üyeleri arasından, Rektör tarafından üç yıllık süre ile görevlendirilir. Görev süresi dolan Müdür tekrar görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Müdürün görevi başında olmadığı hallerde müdür yardımcısı, müdür yardımcısı da bulunmazsa Yönetim Kurulu üyelerinden birisi Müdürlüğe vekâlet eder.</p>

<p>(2) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek, Yönetim Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>b) İlgili mevzuat hükümleri ve Yönetim Kurulu tarafından belirlenen ilkeler doğrultusunda Merkezin bilimsel ve idari işlerinin yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>c) Araştırmacıların hizmetine sunulan Merkez olanaklarının, başvuru sırası dikkate alınarak, eşit şekilde kullanılabilmesi için gerekli plan ve düzenlemeleri yapmak.</p>

<p>ç) Merkezde yürütülen çalışmaların, kurumsal işleyiş kurallarına ve deney hayvanları üzerinde yapılan işlemlerin etik kurallara uygunluğunu denetlemek ve çalışanları bu konuda yönlendirmek.</p>

<p>d) Merkezin işleyişi, durumu, bilançosu ve yürütülen çalışmalar hakkında Yönetim Kuruluna ve ilgili birimlere bilgi vermek.</p>

<p>e) Her takvim yılının bitimini takip eden ocak ayı içinde, o yıla ait eğitim, araştırma, yatırım, gelir ve harcama faaliyetleri ile o yıl içinde Merkezde gerçekleştirilen çalışmalarda kullanılan hayvanların türleri, sayıları ve bu hayvanların kullanım amaçlarını içeren raporu Yönetim Kurulunun onayını aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>f) Merkezde yürütülen araştırmalarda kullanılan deney hayvanlarına ilişkin kayıtların tutulmasını sağlamak.</p>

<p>g) Yerel Etik Kurul ile eşgüdümü sağlamak.</p>

<p>ğ) Yurtiçi ve yurtdışındaki araştırma ve uygulama merkezleri, özel ve kamu kuruluşları, vakıf ve derneklerle iş birliği yapmak.</p>

<p>h) Deney hayvanlarının yetiştirilmesi, barınma ve beslenme koşullarının oluşturulması, ideal çalışma ortamının sağlanması ve Merkezin personel, araç gereç, deney hayvanı ve diğer gereksiniminin belirlenmesi ve bunların karşılanması için gerekli girişimlerde bulunmak.</p>

<p>ı) Merkez bünyesinde yürütülecek olan kurs, seminer, kongre ve sempozyum gibi bilimsel toplantıları planlamak, düzenlemek, yürütmek; deney hayvanlarıyla ilgili kitap, broşür, dergi, makale ve benzeri bilimsel dokümanları hazırlatmak ve yayımlatmak.</p>

<p>i) Merkezde acil durum eylem planı hazırlamak ve personeli bu konuda eğitmek.</p>

<p><strong>Müdür yardımcısı</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Üniversite Tıp Fakültesinde tam gün görev yapan öğretim üyeleri arasından, Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl süre ile bir müdür yardımcısı görevlendirilir. Süresi dolmadan görevinden ayrılan müdür yardımcısının yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usul ile yeni müdür yardımcısı görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdür, müdür yardımcısı, sorumlu yönetici veteriner hekim ve Merkezin faaliyet alanlarında çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri veya deney hayvanları kullanım sertifikasına sahip öğretim görevlileri arasından Rektör tarafından görevlendirilen en fazla altı üye dahil dokuz üyeden oluşur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Yönetim Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Görev süresi biten üyeler yeniden görevlendirilebilir. Süresi dolmadan ayrılan üyelerin yerine aynı usulle kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üyeler görevlendirilir. Geçerli mazereti olmaksızın üç kez Yönetim Kurulu toplantısına katılmayanların üyelikleri son bulur.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu yılda iki kez ve gerektiğinde Müdürün çağrısı üzerine toplanır. Toplantı salt çoğunluğun katılımı ile yapılır. Müdürün katılmadığı toplantıya müdür yardımcısı başkanlık eder. Yönetim Kurulunda tüm kararlar oy çokluğu ile alınır. Oylamada eşitlik çıkması halinde, Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p>(4) Yönetim Kurulu toplantılarında alınan kararlar ve tavsiyeleri içeren rapor Rektörün bilgisine sunulur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) İlgili mevzuat hükümlerine göre Merkezin genel çalışma düzenini tespit etmek ve ilgili diğer yönetim konularında karar verip girişimlerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin kuruluş amaçlarının gerçekleştirilmesi ve uygulanmasında Müdüre yardımcı olmak.</p>

<p>c) Merkezde üretilen deney hayvanları ve hayvan bakım ücretlerini değişen şartlara göre düzenlemek.</p>

<p>ç) Merkez bünyesinde düzenlenecek deney hayvanları ve araştırmalarla ilgili kurs ve seminerler planlamak ve yürütmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ile istekleri halinde kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarında araştırmacı veya AR-GE yöneticisi olarak görev yapan kişiler arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla dokuz üyeden oluşur. Görev süresi dolmadan görevinden ayrılan üyelerin yerine kalan süreyi tamamlamak için aynı usulle yeni üye görevlendirilir. Görev süresi biten üyeler yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez toplanır. Müdür, Danışma Kurulunun üye tam sayısının salt çoğunluğunun toplantı talep etmesi durumunda Danışma Kurulunu en geç bir ay içinde toplantıya çağırır. Danışma Kurulu toplantılarında toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin stratejik hedefleri ve eylem planları ile ilgili Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Her yılın sonunda Merkezde yapılan bilimsel ve teknolojik faaliyetleri stratejik hedefler ve eylem planı çerçevesinde incelemek, değerlendirmek ve rapor hazırlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunun ihtiyaç duyduğu konularda danışmanlık hizmeti vermek ve tavsiye niteliğinde görüş ve öneri bildirmek.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Sorumlu yönetici (veteriner hekim) ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Sorumlu yönetici, Müdüre bağlı olarak ve onun denetiminde çalışır.</p>

<p>(2) Sorumlu yöneticinin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Laboratuvar hayvanlarının üretim ve bakımını sağlamak, kontrol etmek ve düzenlemek.</p>

<p>b) Laboratuvar hayvanlarında yapılan işlemlerin etik kurallara uygunluğunu takip etmek ve araştırıcıları bu konuda bilinçlendirmek.</p>

<p>c) Araştırmalar sırasında danışman veteriner hekimlik görevi yapmak.</p>

<p>ç) Merkez dâhilinde kullanılan laboratuvar hayvanlarının kaydını tutmak.</p>

<p>d) Merkez dâhilinde kullanılan sarf malzemelerinin kaydını tutmak.</p>

<p>e) Merkezdeki demirbaş malzeme ve cihazların korunma ve bakımının sağlanmasını kontrol etmek.</p>

<p>f) Projelerle ilgili bilgileri, kayıtları ve Müdürün Merkez dâhilinde uygun gördüğü verileri bilgisayar ortamına taşımak ve Müdüre rapor vermek.</p>

<p>g) Projelerde kullanılan laboratuvar hayvanlarının hafta sonu ve resmî tatil günlerindeki bakımları için Müdürün uygun göreceği şekilde planlama yapmak.</p>

<p>ğ) Müdürü çalışmalar, işleyiş ve aksaklıklar konusunda bilgilendirmek.</p>

<p>h) Üretilen hayvanların sağlığını ve tür özelliklerinin saflığını korumak.</p>

<p>ı) Merkez bünyesindeki hayvanlara yönelik koruyucu hekimlik faaliyetlerinde bulunmak.</p>

<p><strong>Araştırıcıların çalışma şekli ve sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkezde görevlendirilen araştırıcıların çalışma şekli ve sorumluluklarına ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Merkezde yürütülecek tüm çalışmalar Yerel Etik Kurul onayı ile yapılır.</p>

<p>b) Merkez bünyesinde yürütülecek tüm hayvan deneyleri, Yerel Etik Kurul tarafından düzenlenmiş kurstan sertifika almış ya da denkliği Yerel Etik Kurulca kabul edilmiş sertifikalara sahip araştırıcılar tarafından yürütülür.</p>

<p>c) Araştırma başvurularında, araştırıcıların kişisel beyanı esastır. Müracaat formlarında veya çalışmalarla ilgili her türlü beyanda verilen bilgilere ilişkin her türlü yasal ve etik yükümlülük araştırıcıya aittir.</p>

<p>ç) Araştırıcılar, çalışmalarını Yerel Etik Kurulun çalışma ilkeleri ve Merkezin çalışma koşullarına uygun olarak yürütür.</p>

<p>d) Araştırıcılar, çalışmalarında bilimsel araştırmaların temel kuralları olarak kabul edilen zarar vermeme, saygılı olma, şeffaflık, dürüstlük ve gizlilik ilkelerine uygun davranırlar.</p>

<p>e) Araştırıcılar, çalışmalarının her aşamasında Merkez yetkililerinin denetimine tabidir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine göre Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 5199 sayılı Kanun, 2547 sayılı Kanun, Deneysel ve Diğer Bilimsel Amaçlar için Kullanılan Hayvanların Refah ve Korunmasına Dair Yönetmelik ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) 20/1/2014 tarihli ve 28888 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karadeniz Teknik Üniversitesi Cerrahi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/karadeniz-teknik-universitesi-deney-hayvanlari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="91899"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Biruni Üniversitesi İleri Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/biruni-universitesi-ileri-teknoloji-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/biruni-universitesi-ileri-teknoloji-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi İleri Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 26 Mayıs 2026 Tarihli ve 33265 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Biruni Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BİRUNİ ÜNİVERSİTESİ İLERİ TEKNOLOJİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Biruni Üniversitesi İleri Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Biruni Üniversitesi İleri Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Biruni Üniversitesi İleri Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Mütevelli Heyet: Biruni Üniversitesi Mütevelli Heyeti,</p>

<p>d) Rektör: Biruni Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>f) Üniversite: Biruni Üniversitesini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Bilim ve ileri teknolojideki güncel gelişmeleri incelemek, ulusal ve uluslararası bilimsel iş birlikleriyle araştırmaların nitel ve nicel verimliliğini artırmak, Merkezin amacına yönelik faaliyet gösteren yurt içi ve yurt dışı kamu kurum ve özel sektör kuruluşları, uygulama ve araştırma merkezleri ile iş birliği yapmak ve ilgili alanlarda lisansüstü programların geliştirilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>b) Hastalıkların tanı ve tedavisinde yeni ve özgün bilimsel veriler elde etmek ve tedavi ürünleri geliştirmek amacıyla tıp, temel bilimler, eczacılık, sağlık bilimleri ve mühendislik bilimlerinden araştırmacıların birlikte çalışabilecekleri klinik aktarımlı çalışmalar yapmak ve projeler üretmek.</p>

<p>c) Temel bilimler, mühendislik bilimleri, tıp ve sağlık bilimleri alanlarında ileri ve yenilikçi teknolojiye dayalı yeni nesil ilaç, ürün, yöntem, sistem, ilaç taşıma sistemleri gibi hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılacak yeni ve özgün moleküller geliştirmek.</p>

<p>ç) Türkiye’de halen belirli merkezlerde birbirinden bağımsız olarak yürütülen yaşam bilimleri, sağlık (tıp, eczacılık, moleküler biyoloji ve benzeri), mikro-nanoteknoloji, biyoteknoloji, malzeme teknolojileri, bilişim-yazılım, yapay zekâ, beşeri bilimler ve benzeri konulardaki Ar-Ge çalışmalarını ileri teknolojiler kapsamı altında bir araya getirmek ve ortak projeler üretmek.</p>

<p>d) Temel bilimler, mühendislik bilimleri, tıp ve sağlık bilimleri alanlarında araştırmalar yürüten Üniversite içindeki ve diğer üniversitelerdeki farklı bilim dalları ile sanayi kuruluşlarının ortak projeler yürütmesini sağlamak.</p>

<p>e) Yerli ve yabancı sanayi ve endüstriyel ürünlerin nitelik, nicelik ve etkinlik durumları ile insan ve çevre sağlığı üzerindeki etkileri konusunda test ve analiz yapmak.</p>

<p>f) Moleküler biyoloji, biyoteknoloji, nanoteknoloji, doku mühendisliği, biyomühendislik, mikroteknoloji, farmakoloji, farmakodinamik, farmakokinetik, kimya ve malzeme mühendisliği, ilaç keşfi gibi konularda klinik aktarımlı ve interdisipliner özelliklerde proje, tez çalışması veya bilimsel araştırmalar, yeni bir molekül geliştirip bunun ön çalışmalarını yaparak patent almak isteyen farklı branşlardan bilim insanlarına çalışmaları sırasında gerekli temel altyapı desteği vermek ve danışmanlık hizmeti sunmak.</p>

<p>g) İleri teknolojiler konusunda ürüne yönelik çalışmalar yaparak prototip ve faydalı modeller geliştirmek, iş birliği yapılan kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarının temsilcileri aracılığı ile bu prototip ve faydalı modellerin üretimini gerçekleştirmek.</p>

<p>ğ) İnterdisipliner ve klinik aktarımlı çalışmalar yapmak isteyen akademisyenlere araştırma imkânları sunmak ve bu konuda ihtiyaç duyulan yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamak üzere lisansüstü eğitim programları düzenlemek.</p>

<p>h) İleri ve yenilikçi teknolojiler ile ilgili uluslararası organizasyonlara katılmak ve diğer üye ülkelerle koordinasyon içerisinde çalışmalar yürütmek.</p>

<p>ı) Öğrencilere akademik eğitim vermek, bilimsel ve teknolojik çalışmalar yapmalarını sağlayarak ülkemize nitelikli bilim insanları kazandırmak.</p>

<p>i) İleri teknoloji alanında yapılan çalışmalarda ürüne yönelik kullanılan yöntem ve sonuçları patente dönüştürmek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Türkiye'de bilimsel, teknik altyapı ve yetişmiş insan gücünün ileri ve yenilikçi teknolojilere dayalı özgün tanı ve tedavi edici ürünler geliştirilmesini amaçlayan interdisipliner çalışmalar kapsamında bir araya getirilmesini sağlamak, bu çalışmalar için ihtiyaç duyulan personel, araç, gereç ve teknik imkânlara sahip ileri teknoloji laboratuvarları ve araştırma birimlerini oluşturarak Ar-Ge programları geliştirmek ve uygulamak.</p>

<p>b) Uluslararası bilimsel organizasyonlarda aktif görev alarak ileri teknolojiler ile ilgili uluslararası politikaların oluşturulmasına katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Yurt içinde ve dışında ileri teknoloji konusunda kurs, seminer, konferans, kongre, eğitim ve öğretim programları düzenlemek, düzenlenen etkinliklere katılmak, yapılan bilimsel araştırma ve incelemelere destek vermek.</p>

<p>ç) Üniversitede yürütülen Ar-Ge faaliyetlerinin kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmalar yapmak, Merkez içerisinde bulunan araştırma cihazlarının hizmete sunulmasını ve katma değeri yüksek Ar-Ge projelerine katılımı artırabilecek altyapıyı sağlamak, Üniversitede görevli öğretim elemanlarının Merkez olanakları ile yaptıkları araştırmalara ilişkin makalelerinin yayımlanmasını sağlamak.</p>

<p>d) Merkezin amaçlarına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı görev yapan öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi üç yıllık süre için Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zaman yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (l) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi yönetmek ve temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantıların gündemini hazırlamak, toplantılara başkanlık etmek ve alınan kararları uygulamak.</p>

<p>c) Merkez çalışmalarını düzenli ve etkin bir biçimde yürütmek ve denetlemek.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait yıllık çalışma programını hazırlamak ve onaylanmış şekli ile Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu </strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Rektör tarafından görevlendirilen dört üye ile birlikte toplam en fazla yedi üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevi sona eren üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine üç ayda bir kez üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyet alanları ve yönetimi ile ilgili konularda kararlar almak.</p>

<p>b) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait yıllık çalışma programını görüşerek karara bağlamak.</p>

<p>c) Merkez bünyesinde kurulacak olan bilimsel çalışma gruplarını ve komisyonları belirlemek.</p>

<p>ç) Merkezin uzun vadeli bilimsel ve idari plan ve programını hazırlamak ve Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin ve istekleri halinde diğer üniversitelerin öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarındaki kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla yedi üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu en az iki yılda bir kez toplanır.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili tavsiyelerde ve sağlanacak olan iş birlikleri konusunda öncelikli alanlar hakkında önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE l4-</strong> (1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini kısmen veya tamamen Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Yönetmelikte hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Biruni Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/biruni-universitesi-ileri-teknoloji-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="70347"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Aziz Zafer vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-aziz-zafer-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-aziz-zafer-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Aziz Zafer (3999) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. AZİZ ZAFER (3999) VEFAT ETMİŞTİR.</strong></p>

<p>09.07.1970 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Aziz ZAFER (3999) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 26.05.2026 Salı günü Gölbaşı Mezarlığı Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Gölbaşı Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/aziz-zafer.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-aziz-zafer-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/aziz-zafer-1.jpg" type="image/jpeg" length="23757"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cübbenin Ardındaki Mücadele: Avukatlıkta Benliğin Sunumu ve Stoacı Savunma Personası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cubbenin-ardindaki-mucadele-avukatlikta-benligin-sunumu-ve-stoaci-savunma-personasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cubbenin-ardindaki-mucadele-avukatlikta-benligin-sunumu-ve-stoaci-savunma-personasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Avukatlık, yalnızca hukuki bilgiye, usul becerisine ve temsil yetkisine dayanan teknik bir meslek değildir. Avukat, her mesleki karşılaşmada bir benlik sunar; cübbesiyle, diliyle, susmasıyla, itirazıyla, öfkesiyle, nezaketiyle, mesafesiyle ve mücadele biçimiyle savunma makamını görünür kılar. Bu nedenle avukatlıkta benliğin sunumu, kişisel imaj üretimi değil; yargısal güç asimetrisi içinde savunmanın tanınmasını, alan açmasını ve meşruiyetini korumasını sağlayan stratejik bir mücadele biçimidir.</p>

<p>Bu makalede Erving Goffman’ın dramaturjik yaklaşımı, avukatın mahkeme salonunda kendisini ve savunma makamını nasıl sunduğunu açıklamak için kullanılmaktadır. Goffman’ın “sahne”, “rol”, “performans” ve “izlenim yönetimi” kavramları, avukatlık pratiğinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda sembolik ve dramaturjik bir faaliyet olduğunu gösterir. Bununla birlikte avukatın mücadelesi yalnızca dış sahnede verilmez. Avukat, aynı zamanda kendi öfkesiyle, korkusuyla, kibriyle, tükenmişliğiyle, görünme arzusu ve kurtarıcı olma eğilimiyle de mücadele eder. Bu noktada Stoacı düşünce, avukatlık mesleğine güçlü bir iç disiplin çerçevesi sunar. Stoacı savunma personası, haksızlık karşısında susan değil; öfkesini savunmanın aklını dağıtmayacak şekilde terbiye eden, korkusuna rağmen söz kuran, sonucu garanti etmeye çalışmadan görevini eksiksiz yapmaya odaklanan avukat tipidir.</p>

<p>Bu çalışma, avukatlık mesleğini Goffman’ın dış sahne analizi, Stoacı iç disiplin ve savunmanın mücadele işlevi üçgeninde ele almaktadır.</p>

<p><strong>Giriş: Avukatlık Bir Mücadele Mesleğidir</strong></p>

<p>Avukatlık çoğu zaman dışarıdan bakıldığında dilekçe yazmak, dava açmak, duruşmaya girmek, müvekkili temsil etmek, kanun maddesi ve içtihat bilmek gibi teknik faaliyetlerden ibaret sanılır. Bu bakış, avukatlık mesleğinin görünen yüzünü yakalar; fakat mesleğin asıl dramatik, psikolojik ve ahlaki derinliğini çoğu zaman ıskalar. Çünkü avukatlık yalnızca hukuk bilgisiyle icra edilen bir meslek değildir. Avukatlık, aynı zamanda bir mücadele biçimidir.</p>

<p>Avukat, yalnızca karşı tarafla mücadele etmez. Bazen mahkemenin erken kanaatiyle, bazen savcının iddia makamı konforuyla, bazen müvekkilin sabırsızlığıyla, bazen toplumun cezalandırma arzularıyla, bazen bürokratik ataletle, bazen dosya merkezli yargılama pratiğiyle, bazen de doğrudan doğruya savunmayı daraltan görünmez kurumsal alışkanlıklarla mücadele eder. Fakat avukatın mücadelesi yalnız dışarıda değildir. Belki de daha zor olan mücadele, avukatın kendi içinde verdiği mücadeledir.</p>

<p>Avukat duruşmaya yalnızca hukuk bilgisiyle girmez. Kendi öfkesiyle, korkusuyla, yorgunluğuyla, hırsıyla, kırgınlığıyla, görünme arzusuyla, adalet beklentisiyle ve bazen yenilgi duygusuyla birlikte girer. Cübbenin altında yalnızca bir meslek mensubu değil, bütün insani kırılganlıklarıyla bir kişi vardır. Bu nedenle avukatlıkta benliğin sunumu, sıradan bir imaj meselesi değildir. Avukatın nasıl konuştuğu, ne zaman sustuğu, ne zaman itiraz ettiği, ne zaman geri çekildiği, ne zaman sertleştiği, ne zaman sakin kaldığı ve ne zaman yalnızca kayda geçirme talebiyle yetindiği doğrudan savunmanın niteliğini belirler.</p>

<p>Avukatlıkta asıl mesele yalnızca “ne söylendiği” değildir. Bazen daha önemli olan, sözün hangi benlikle, hangi makam bilinciyle ve hangi iç disiplinle söylendiğidir.</p>

<p>Bu makalenin temel iddiası şudur: <strong>Avukatlıkta benliğin sunumu, kişisel imaj üretimi değil; savunma makamının yargısal güç asimetrisi içinde görünür kılınmasını sağlayan stratejik bir mücadele biçimidir. Goffman bu mücadelenin dış sahnesini, Stoacılık ise cübbenin altındaki iç disiplini açıklar.</strong></p>

<p><strong>I. Teorik Çerçeve: Goffman, Stoacılık ve Savunma Personası</strong></p>

<p>Erving Goffman’ın <i>Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu</i> adlı eserinde geliştirdiği dramaturjik yaklaşım, toplumsal hayatı bir sahne düzeni içinde anlamaya çalışır. Goffman’a göre bireyler gündelik ilişkilerde yalnızca davranmazlar; aynı zamanda başkaları üzerinde belirli bir izlenim yaratacak şekilde kendilerini sunarlar. Kişi, içinde bulunduğu bağlama, karşısındaki muhataplara ve üstlendiği role göre bir performans ortaya koyar.</p>

<p>Bu yaklaşım avukatlık mesleği bakımından son derece açıklayıcıdır. Çünkü avukat, mesleğini icra ederken yalnızca hukuki bilgi sunmaz; aynı zamanda mesleki bir benlik inşa eder. Duruşma salonunda konuşma biçimi, susması, itiraz etmesi, cübbesi, oturuşu, dosyaya hâkimiyet görüntüsü, mahkemeyle kurduğu mesafe, müvekkile verdiği güven ve karşı tarafa çizdiği sınır hep birlikte bir “savunma personası” üretir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır. Mahkeme salonu dramaturjik bir alandır; fakat basit anlamda tiyatro değildir. Goffman’ın sahne metaforu, avukatlığın yapay bir oyun olduğunu değil; mesleki rollerin, sembollerin ve izlenimlerin yargılama içinde etkili olduğunu gösterir. Cübbe, kürsü, zabıt, söz hakkı, itiraz, mütalaa ve hüküm; hepsi bu dramaturjik alanın parçalarıdır. Bu nedenle avukatın benliğinin sunumu, şahsi imaj gösterisi değil; savunma makamının mahkeme salonunda nasıl görüneceği, nasıl duyulacağı ve nasıl ciddiye alınacağı meselesidir. Avukat, Goffman’ın kavramlarıyla söylersek, yargısal sahnede yalnızca kendisini değil, savunma rolünü de sahneler.</p>

<p>Fakat Goffman’ın dramaturjik çerçevesi, avukatın dış sahnedeki görünümünü açıklarken; Stoacılık avukatın iç sahnesini açıklar. Goffman bize avukatın nasıl göründüğünü, nasıl algılandığını ve mesleki rolünü nasıl kurduğunu gösterir. Stoacılık ise avukatın bu rolü taşırken kendi öfkesini, korkusunu, kibrini, tükenmişliğini ve sonuç kaygısını nasıl yöneteceğine dair bir iç disiplin sunar.</p>

<p>Bu bakımdan makalenin teorik ekseni üç katmanlıdır: <strong>Goffman dış sahneyi açıklar:</strong> Avukat mahkeme salonunda savunma personasını nasıl sunar? <strong>Stoacılık iç sahneyi açıklar:</strong> Avukat bu personayı taşırken kendi iç gerilimlerini nasıl yönetir? <strong>Hibrit Kopuş Savunması stratejik sahneyi açıklar:</strong> Avukat mücadele derecesini dosyanın, mahkemenin ve yargılama atmosferinin ihtiyacına göre nasıl ayarlar?</p>

<p>Bu üç hat birleştiğinde avukatlık, yalnızca hukuki temsil faaliyeti olarak değil, hem dışsal hem içsel bir mesleki mücadele pratiği olarak anlaşılır.</p>

<p><strong>II. Avukatlıkta Benliğin Sunumu: Kişi ile Makam Arasında</strong></p>

<p>Avukat duruşma salonuna yalnızca kişisel kimliğiyle girmez. Cübbe giydiği anda artık yalnızca kendi adına konuşan bir birey değildir; savunma makamının taşıyıcısıdır.</p>

<p>Bu nedenle avukatlıkta benlik iki katmanlıdır. Birinci katmanda kişisel benlik vardır. Bu benlik yorulur, kızar, korkar, umutlanır, hırslanır, alınır, tükenir, bazen kırılır, bazen de adaletsizlik karşısında öfkelenir. Avukat da insandır. Ağır ceza dosyalarının, boşanma davalarının, tutuklama taleplerinin, haksızlık iddialarının, mağduriyet hikâyelerinin ve insan kırılmalarının içinden geçen bir kişinin etkilenmemesi mümkün değildir. İkinci katmanda ise mesleki benlik vardır. Bu benlik ölçülü olmak, stratejik davranmak, sözü doğru zamanda kullanmak, öfkeyi kontrol etmek, müvekkili taşımak, dosyayı okumak, duruşma atmosferini yönetmek ve savunma makamının saygınlığını korumak zorundadır.</p>

<p>Avukatlık olgunluğu, bu iki benlik arasındaki mesafeyi yönetebilme becerisidir. Avukat ne tamamen kişisel duygularını sahneye döken kontrolsüz bir aktöre dönüşmelidir ne de insanlığını bastırmış soğuk bir hukuk teknisyenine. İyi avukatlık, kişisel benliğin yok edilmesi değil, mesleki forma sokulmasıdır. Avukat kendi öfkesini, korkusunu, heyecanını ve adalet arzusunu ortadan kaldırmaz; bunları savunmanın hizmetine verir. Bu nedenle avukatlıkta benliğin sunumu, kişisel enerjinin mesleki sorumluluğa dönüştürülmesidir.</p>

<p><strong>III. Cübbe: Benliğin Mesleki Zırhı</strong></p>

<p>Cübbe, avukatlıkta yalnızca kıyafet değildir. Cübbe, kişisel benlik ile mesleki benlik arasına konulan sembolik bir perdedir. Avukat cübbeyi giydiğinde artık yalnızca “ben” olarak konuşmaz; “savunma adına konuşan ben” haline gelir.</p>

<p>Bu yönüyle cübbe avukata hem güç verir hem sınır çizer. Güç verir; çünkü avukatın sözü kişisel yakınma olmaktan çıkar, kamusal savunma sözüne dönüşür. Avukat, mahkeme salonunda yalnızca kendi kanaatini açıklayan herhangi bir kişi değildir. Yargılamanın kurucu unsurlarından biri olan savunma makamının temsilcisidir. Sınır çizer; çünkü cübbe, avukatın kişisel öfkesini, hırsını, kırgınlığını veya görünme arzusunu çıplak biçimde sahneye taşımasını engeller. Cübbe avukata sessizce şunu hatırlatır: Burada yalnızca sen konuşmuyorsun; savunma konuşuyor. Bu nedenle cübbe avukatın benliğini silmez; onu disipline eder. Cübbenin altında hâlâ bir insan vardır. Fakat o insanın öfkesi, korkusu, arzusu ve kırgınlığı artık savunma makamının ağırlığından geçmek zorundadır. Cübbe, avukatın kişisel benliğini mesleki vakara bağlayan sembolik bir zırhtır.</p>

<p><strong>IV. Mahkeme Salonu: Goffman’ın Sahnesinde Savunma</strong></p>

<p>Mahkeme salonu, belirli rollerin, sembollerin, mekânsal düzenlerin ve konuşma biçimlerinin iç içe geçtiği özel bir alandır. Hâkim kürsüdedir. Savcı belirli bir makamda oturur. Avukat cübbesiyle savunma makamını temsil eder. Sanık, müşteki, tanık ve izleyiciler kendi konumları içinde bu sahnenin parçası olurlar.</p>

<p>Goffman’ın dramaturjik kavramlarıyla bakıldığında duruşma salonu güçlü bir “ön sahne”dir. Burada herkes yalnızca hukuki bir pozisyonda bulunmaz; aynı zamanda belirli bir rolü görünür kılar. Hâkim tarafsız karar verici rolünü, savcı iddia makamı rolünü, avukat ise savunma makamı rolünü sahneler. Cübbe, kürsü, oturma düzeni, söz alma biçimi, tutanak, dosya ve usul ritüelleri bu rol dağılımının sembolik unsurlarıdır. Fakat mahkeme salonu yalnızca sahne değildir; sonuçları gerçek olan bir sahnedir. Burada verilen rollerin sonucu özgürlük, mahkûmiyet, beraat, tutuklama, tahliye, velayet, tazminat, itibar, malvarlığı ve insan onuru üzerinde doğrudan etki doğurur.</p>

<p>Bu nedenle mahkeme salonu bir sahnedir; fakat oyun değildir. Avukat bu sahnede yalnızca hukuki argüman sunmaz. Aynı zamanda bir savunma personacı ortaya koyar. Bu persona üç yöne hitap eder. Hâkime karşı sunulan benlik, dosyaya hâkim, ölçülü, hazırlıklı, güvenilir ve gerektiğinde dirençli bir savunma benliğidir. Müvekkile karşı sunulan benlik, güven veren, gerçekçi, taşıyıcı, paniklemeyen ve onu yalnız bırakmayan bir avukat benliğidir. Karşı tarafa karşı sunulan benlik ise kolay manipüle edilemeyen, sınır koyabilen, stratejik ve caydırıcı bir mesleki duruştur.</p>

<p>Goffman’ın “izlenim yönetimi” kavramı burada doğrudan işler. Avukat, mahkeme salonunda nasıl algılandığını önemsemek zorundadır. Fakat bu önemseme kişisel beğenilme arzusu değildir. Avukatın mahkeme tarafından ciddi, hazırlıklı, ölçülü ve dirençli algılanması, savunmanın etkisini artırabilir. Aynı şekilde müvekkilin avukatı güvenilir, sakin ve mücadeleci görmesi, dava sürecindeki psikolojik dayanıklılığı güçlendirebilir. Bu yüzden avukatlıkta izlenim yönetimi, manipülatif bir imaj oyunu değil; savunma makamının ciddiye alınmasını sağlayan mesleki bir beceridir.</p>

<p><strong>V. Ön Sahne, Arka Sahne ve Avukatın Hazırlığı</strong></p>

<p>Goffman’ın dramaturjik yaklaşımında “ön sahne” ile “arka sahne” ayrımı önemlidir. Ön sahne, kişinin rolünü başkalarının huzurunda icra ettiği alandır. Arka sahne ise bu performansın hazırlandığı, düzeltildiği, kişinin rol öncesi toparlandığı alandır.</p>

<p>Avukatlıkta duruşma salonu ön sahnedir. Fakat bu sahnedeki birkaç dakikalık söz, çoğu zaman arka sahnedeki uzun hazırlığın ürünüdür. Avukatın bürosunda yaptığı dosya okuması, dilekçe taslağı, delil analizi, müvekkille görüşmesi, soru listesi hazırlaması, olası itiraz noktalarını belirlemesi, mahkeme heyetinin önceki tutumlarını hatırlaması ve dosyanın risklerini tartması arka sahne faaliyetidir.</p>

<p>Ön sahnede güçlü görünen avukat, çoğu zaman arka sahnede iyi hazırlanan avukattır. Duruşmadaki sakinlik, çoğu zaman hazırlığın ürünüdür. Ölçülü itiraz, önceden düşünülmüş stratejinin sonucudur. Kısa ama etkili cümle, uzun bir zihinsel hazırlığın yoğunlaşmış halidir. Bu nedenle avukatın benlik sunumu yalnız duruşma anında başlamaz. Avukat duruşmaya girmeden önce savunma personasını inşa etmeye başlamıştır. Hangi noktada uyumlu kalacağı, hangi noktada itiraz edeceği, hangi ihlalde tutanak isteyeceği, hangi soruyu soracağı, hangi cümleyi söylemeyeceği, hangi gerilimi büyütmeyeceği bu arka sahnede belirlenir.</p>

<p>Burada Stoacılık ile Goffman birbirine yaklaşır. Goffman, avukatın ön sahnedeki rolünü ve izlenim yönetimini açıklar. Stoacılık ise avukatın arka sahnede kendisini nasıl hazırlaması gerektiğine dair içsel bir disiplin sunar.</p>

<p>Avukat yalnız dosyayı değil, kendisini de duruşmaya hazırlamalıdır.</p>

<p>Bugün hangi öfkem tetiklenebilir?<br />
Hangi noktada aceleci davranabilirim?<br />
Hangi müdahale dosyaya gerçekten katkı sağlar?<br />
Hangi sertlik gereklidir, hangisi kişisel tepkidir?<br />
Hangi suskunluk stratejidir, hangisi korkudur?</p>

<p>Arka sahne yalnız dosya hazırlığı değil, benlik hazırlığıdır.</p>

<p><strong>VI. Benliğin Sunumu Bir Mücadele Biçimidir</strong></p>

<p>Avukatlıkta benliğin sunumu, kişisel imaj üretimi değildir. Avukatın duruşu, dili, ciddiyeti, sakinliği, itiraz biçimi, tutanağa geçirme ısrarı ve dosyaya hâkimiyeti doğrudan savunmanın mücadele kapasitesini belirler. Çünkü savunma alanı çoğu zaman kendiliğinden açılmaz. Özellikle dosya merkezli, hızlı, pratikleşmiş ve kimi zaman savunmayı usulen dinleyen yargılama ortamlarında avukat, savunmaya alan açmak zorundadır.</p>

<p>Bu alan bazen söz hakkıdır. Bazen soru hakkıdır. Bazen delile karşı beyanda bulunma hakkıdır. Bazen tutanağa geçirme talebidir. Bazen müvekkilin gerçekten dinlenilmesini sağlamaktır. Bazen “okundu sayıldı” denilen delilin tartışılmasını istemektir. Bu nedenle avukatın benliği, savunmanın alan mücadelesinin aracıdır. Çok silik bir mesleki benlik savunmayı görünmezleştirir. Çok taşkın bir benlik ise savunmayı kişiselleştirir ve meşruiyetini zayıflatır.</p>

<p>Avukatlıkta ideal olan şey, gürültülü görünürlük değildir. İdeal olan, stratejik görünürlüktür. Avukat bazen tek bir cümleyle görünür olur: “Sayın mahkeme, bu hususun tutanağa geçirilmesini talep ediyoruz.” Bu cümle dışarıdan bakıldığında basit bir usul talebi gibi görünebilir. Oysa bu cümlede savunmanın varlık iddiası vardır. Avukat orada yalnızca konuşmaz; yargılamanın hafızasına müdahale eder.</p>

<p>Bu yönüyle avukatın benlik sunumu bir tanınma mücadelesidir. Avukat, şahsi tanınma peşinde değildir; savunmanın tanınması için oradadır. Duruşma salonunda asıl mesele “avukat görünsün” değil, “savunma görünmezleşmesin” meselesidir.</p>

<p><strong>VII. “Ben Buradayım” Değil, “Savunma Burada”</strong></p>

<p>Avukatlıkta benliğin sunumu, avukatın şahsi görünme arzusu ile karıştırılmamalıdır. Avukatın amacı “ben buradayım” demek değildir. Asıl amaç “savunma burada” diyebilmektir. Bu ayrım son derece önemlidir. Bazı avukatlar savunma makamını kendi kişisel performanslarının dekoruna dönüştürebilir. Duruşma, dosyanın değil avukatın gösterisinin sahnesi haline gelebilir. Avukat her itirazı kendi cesaretinin kanıtı, her konuşmayı kendi hitabetinin gösterisi, her gerilimi kendi kahramanlığının sahnesi olarak görmeye başladığında savunma makamı zarar görür.</p>

<p>Buna karşılık bazı avukatlar da fazla görünmezdir. İtiraz etmez, delil tartışmasına girmez, tutanağa kayıt düşmez, müvekkilin anlatısını kurmaz, mahkemenin dosya merkezli akışına müdahale etmez. Bu durumda avukatın benliği eksik sunulmuştur.</p>

<p>İki uç da sakıncalıdır. Birincisinde avukatın benliği savunmanın önüne geçer.<br />
İkincisinde avukatın benliği savunmayı taşıyamaz. Oysa avukatın görevi ne sahneyi işgal etmek ne de sahneden çekilmektir. Avukatın görevi savunmayı görünür kılacak kadar sahnede bulunmak, fakat savunmanın yerine geçmeyecek kadar kendisini sınırlamaktır. Bu nedenle şu cümle avukatlık mesleğinin merkezinde durmalıdır: <strong>Avukatın benliği savunmayı taşımalıdır; savunmanın yerine geçmemelidir.</strong></p>

<p><strong>VIII. Stoacı Düşünce ve Avukatın İç Disiplini</strong></p>

<p>Stoacı düşüncenin avukatlık mesleğine en güçlü katkısı, dış dünya ile iç dünya arasındaki ayrımı berraklaştırmasıdır. Stoacı yaklaşımda insanın kontrol edebildiği şeylerle kontrol edemediği şeyleri ayırt etmesi esastır. İnsan her olayı, her kişiyi, her sonucu, her dış tepkiyi yönetemez. Fakat kendi yargılarını, tepkilerini, tutumunu, sözünü, ölçüsünü ve ahlaki yönelimini yönetebilir.</p>

<p>Avukatlıkta da durum böyledir. Avukat hâkimi kontrol edemez. Savcıyı kontrol edemez. Karşı tarafın hamlelerini kontrol edemez. Müvekkilin geçmiş davranışlarını kontrol edemez.<br />
Delilin ne yönde değerlendirileceğini her zaman kontrol edemez. Toplumun infialini, sosyal medya baskısını, yargısal alışkanlıkları ve sistemin bütün aksaklıklarını tek başına kontrol edemez.</p>

<p>Ama avukat şunları kontrol etmeye çalışabilir:</p>

<p>Kendi hazırlığını.<br />
Kendi sözünü.<br />
Kendi öfkesini.<br />
Kendi korkusunu.<br />
Kendi üslubunu.<br />
Kendi itiraz zamanlamasını.<br />
Kendi kayıt bilincini.<br />
Kendi mesleki vakarını.<br />
Kendi savunma personacını.</p>

<p>İşte Stoacı damar burada devreye girer.</p>

<p>Stoacı avukat, haksızlık karşısında duygusuz kalan kişi değildir. Aksine, duygusunu tanıyan; fakat duygusunun savunmanın aklını dağıtmasına izin vermeyen kişidir. Stoacı avukat, suskun ve teslimiyetçi avukat değildir. Mahkemeyle gereksiz kavga etmez; fakat gerektiğinde sınır koyar. Haksızlığa sessiz kalmaz; fakat öfkesini kişisel patlamaya dönüştürmez. Sonucu garanti etmeye çalışmaz; fakat görevini eksiksiz yapmaya odaklanır.Bu nedenle Stoacı savunma personası, avukatın cübbe altında kurduğu en olgun mesleki benliktir: dışarıda mücadele ederken içeride dağılmayan benlik.</p>

<p><strong>IX. Stoacılık Pasiflik Değildir</strong></p>

<p>Stoacılık zaman zaman yanlış biçimde “olanı kabullenmek”, “tepki vermemek”, “kaderine razı olmak” veya “duygusuzlaşmak” şeklinde anlaşılır. Böyle bir Stoacılık yorumu, avukatlık mesleği bakımından hem eksik hem de tehlikelidir. Çünkü avukatlık, edilgen kabulleniş mesleği değildir. Avukat, haksızlık karşısında susmak için değil, haksızlığın hukuk içinde görünür olmasını sağlamak için vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle avukatlık bağlamında Stoacılık, pasiflik değil; merkezini kaybetmeden mücadele etme disiplinidir.</p>

<p>Stoacı avukat: Haksızlığa susmaz. Usul ihlalini görmezden gelmez. Müvekkilini yalnız bırakmaz. Mahkemenin aceleciliğine teslim olmaz. Savunmanın alanını terk etmez.<br />
Fakat öfkesine de teslim olmaz. Korkusunu inkâr etmez; fakat korkusunun savunmayı susturmasına izin vermez. Yenilgiyi kişisel yıkım haline getirmez; fakat mücadeleyi de bırakmaz. Bu yönüyle Stoacı avukat, duygusuz değil; duygusunu disipline etmiş avukattır. Sert değil; merkezlidir. Teslimiyetçi değil; ölçülü direnç sahibidir.</p>

<p>Avukatlıkta Stoacı iç disiplinin özü şudur: <strong>Kontrol edemediğin sonucu değil, kontrol edebileceğin savunma sorumluluğunu merkeze al.</strong> Bu cümle, avukatı pasifleştirmez. Tam tersine, onu daha berrak, daha dirençli ve daha uzun soluklu bir mücadele insanı haline getirir.</p>

<p><strong>X. Avukatın Öfkesiyle Mücadelesi</strong></p>

<p>Avukatlık öfkesiz yapılmaz; ama yalnız öfkeyle de yapılmaz. Adaletsizlik gören avukat öfkelenir. Müvekkilinin dinlenmediğini gördüğünde öfkelenir. Dosyanın okunmadığını hissettiğinde öfkelenir. Savunmanın geçiştirildiği, delilin tartışılmadığı, tutanağın eksik tutulduğu, mütalaanın ezbere verildiği, mahkemenin acele ettiği durumlarda avukatın öfkelenmesi insani ve mesleki bakımdan anlaşılırdır. Fakat avukatın mesleki olgunluğu, öfkeyi bastırmasında değil, onu savunma enerjisine dönüştürmesinde ortaya çıkar.</p>

<p>Öfke bağırmaya değil, stratejiye dönüşmelidir. Öfke kişisel kırgınlığa değil, usul ısrarına dönüşmelidir. Öfke dağınık çıkışlara değil, kayıt bilincine dönüşmelidir.<br />
Öfke mahkemeyle kişisel çatışmaya değil, savunma makamının direncine dönüşmelidir. Stoacı savunma personacı burada devreye girer. Stoacı tavır, öfkeyi inkâr etmez; onun efendi olmasına izin vermez. Avukat öfkesini duyar, tanır, adını koyar; fakat ona teslim olmaz. Çünkü öfke, savunmanın yakıtı olabilir; ama direksiyonu olamaz.</p>

<p><strong>XI. Avukatın Korkusuyla Mücadelesi</strong></p>

<p>Avukat korkar mı? Elbette korkar. Avukat, mahkemenin tepkisinden korkabilir. Hata yapmaktan korkabilir. Müvekkilin beklentisini karşılayamamaktan korkabilir. Ağır bir dosyanın sonucundan korkabilir. Kamuoyu baskısından korkabilir. Yanlış anlaşılmaktan, dosyayı eksik okumaktan, stratejiyi yanlış kurmaktan veya mesleki itibarının zedelenmesinden korkabilir.</p>

<p>Avukatlık korkusuzluk mesleği değildir. Korkuya rağmen konuşabilme mesleğidir. Cesaret, her zaman yüksek sesle konuşmak değildir. Bazen cesaret, çok sakin bir cümleyi doğru zamanda kurabilmektir: “Sayın mahkeme, bu sorunun reddine ilişkin kararınızın gerekçesiyle tutanağa geçirilmesini talep ediyoruz.” Bu cümle yalnızca mahkemeye yöneltilmiş bir talep değildir. Aynı zamanda avukatın kendi korkusuna karşı kurduğu bir cümledir. Avukat orada şunu söylemektedir:</p>

<p>Çekinsem de susmayacağım. Gerilimi görsem de savunma alanını terk etmeyeceğim.<br />
Korkuyu hissediyorum; fakat onun tarafından yönetilmeyeceğim. Bu nedenle avukatlık cesareti, gürültülü kahramanlık değil; mesleki korkuyu yönetebilme becerisidir.</p>

<p><strong>XII. Avukatın Kibriyle Mücadelesi</strong></p>

<p>Avukatlık, mesleki kibir üretmeye müsait bir alandır. Çünkü avukat konuşur, temsil eder, tartışır, ikna etmeye çalışır, insanların hayatlarında önemli karar anlarında bulunur. Bilgi, hitabet, başarı, tanınırlık ve deneyim zamanla avukatın kendi benliğini olduğundan daha merkezi görmesine yol açabilir.</p>

<p>Bu noktada avukat için tehlike başlar. Avukat dosyayı kendi imajının aracına dönüştürdüğünde savunma zedelenir. Müvekkilin ihtiyacı yerine avukatın görünme arzusu öne geçer. Duruşma, savunma makamının değil, avukatın kişisel performansının alanı haline gelir. Oysa avukatın görevi kendisini büyütmek değil, savunmayı büyütmektir.</p>

<p>Avukatın kibriyle mücadelesi bu nedenle mesleki etik meselesidir. Avukat kendisine şu soruları sorabilmelidir: Bu itiraz dosyanın ihtiyacı mı, benim görünme arzum mu?<br />
Bu sertlik savunmanın gereği mi, kişisel öfkem mi? Bu uzun konuşma dosyaya katkı mı sunuyor, yoksa kendimi mi sahneliyorum? Bu sosyal medya paylaşımı hukuki bilinç mi üretiyor, yoksa dosyayı kişisel markama mı bağlıyor?</p>

<p>Avukatın kendisiyle mücadelesinin en zor alanlarından biri budur: Sahnede görünmek, fakat sahneyi işgal etmemek. Stoacı savunma personacı, burada avukata içsel bir ölçü sunar. Ün, alkış, görünürlük ve takdir dış dünyaya aittir. Avukatın asıl kontrol alanı, görevini doğru yapıp yapmadığıdır. Bu ayrım, avukatı hem kibirden hem de kırılgan onay arayışından korur.</p>

<p><strong>XIII. Avukatın Tükenmişliğiyle Mücadelesi</strong></p>

<p>Avukatlık, insan acısıyla sürekli temas eden bir meslektir. Her dosya yalnızca kâğıt, klasör ve evraktan ibaret değildir. Dosyaların içinde kaygı, öfke, utanç, çaresizlik, suçluluk, inkâr, umut, kırgınlık ve bazen derin bir yıkım vardır.</p>

<p>Ceza avukatı özgürlük kaybıyla, aile avukatı mahremiyetin parçalanmasıyla, iş hukuku avukatı geçim kaygısıyla, tazminat avukatı bedensel ve ruhsal zararlarla, miras avukatı aile içi hesaplaşmalarla, idare hukuku avukatı kamu gücü karşısında bireyin kırılganlığıyla uğraşır. Bu kadar yoğun insan gerilimiyle temas eden avukatın tükenmemesi kolay değildir.</p>

<p>Tükenmişlik, avukatın yalnızca yorulması değildir. Daha tehlikelisi, avukatın duyarsızlaşmasıdır. Başlangıçta onu sarsan haksızlıklar zamanla sıradanlaşabilir. İnsan hikâyeleri dosya numarasına dönüşebilir. Müvekkilin kaygısı “alışıldık şikâyet” gibi görülebilir. Duruşma, savunma alanı olmaktan çıkıp rutin bir mesaiye dönüşebilir.Avukatın kendisiyle mücadelesi burada insan kalma mücadelesidir.</p>

<p>Ne her dosyada yanıp kül olmak, ne de hiçbir dosyada bir şey hissetmemek. Avukat, insan kalmak ile profesyonel kalmak arasındaki ince çizgide yürür. Stoacı tavır bu noktada soğukluk değil, dayanıklılık sağlar. Avukat acıyı inkâr etmez; fakat acının içinde boğulmaz. Haksızlığı görür; fakat haksızlığın ağırlığı altında kendi merkezini tamamen kaybetmez. Bu anlamda Stoacı savunma personacı, avukatın mesleki dayanıklılık zeminidir.</p>

<p><strong>XIV. Avukatın Kurtarıcı Olma Arzusuyla Mücadelesi</strong></p>

<p>Avukat bazen müvekkilinin bütün hayatını kurtarmak ister. Bu insani olarak anlaşılırdır; fakat mesleki olarak tehlikelidir. Çünkü avukat yargılamanın bütün değişkenlerini kontrol edemez. Delil durumunu, mahkemenin kanaatini, karşı tarafın hamlelerini, bilirkişi raporunu, tanık beyanını, sistemin yapısal sorunlarını ve müvekkilin geçmiş davranışlarını tek başına ortadan kaldıramaz.</p>

<p>Avukatın görevi sonucu garanti etmek değildir. Avukatın görevi, savunmanın hakkını eksiksiz, dürüst, özenli ve stratejik biçimde yerine getirmektir. Kurtarıcı olma arzusu, avukatı iki yönden yıpratır. Birincisi, müvekkile gerçek dışı umut verebilir. İkincisi, sonuç olumsuz olduğunda avukatın kendisini gereğinden fazla suçlamasına yol açabilir.</p>

<p>Stoacı düşünce bu noktada avukata güçlü bir denge sağlar. Sonuç her zaman avukatın kontrol alanında değildir. Fakat hazırlık, dikkat, özen, dürüstlük, strateji, söz ve mesleki vakur duruş avukatın kontrol alanındadır. Bu nedenle avukatın iç cümlesi şu olmalıdır: <strong>Ben sonucu garanti edemem; fakat savunmanın hakkını eksiksiz yerine getirmekle yükümlüyüm.</strong> Bu cümle avukatı pasifleştirmez. Tam tersine, mesleki sorumluluğu gerçekçi zemine oturtur.</p>

<p><strong>XV. Sosyal Medya Çağında Avukatın Benliği</strong></p>

<p>Günümüzde avukatın benliği yalnızca mahkeme salonunda sunulmuyor. Sosyal medya da avukatlık personasının yeni sahnelerinden biri haline geldi. Bu durum bazı imkânlar sunar. Avukat hukuki bilgi paylaşabilir, kamusal tartışmalara katkı sağlayabilir, mesleki görünürlük elde edebilir, hak ihlallerine dikkat çekebilir. Fakat sosyal medya aynı zamanda avukatlık benliğini yüzeyselleştirme riski taşır. Görünürlük ile saygınlık birbirine karıştırılabilir. Hukuki bilgilendirme, kişisel pazarlamaya dönüşebilir. Dava mahremiyeti, etkileşim arzusuna feda edilebilir. Avukatın mesleki personası, savunma makamından çok kişisel marka etrafında kurulabilir.</p>

<p>Burada temel soru şudur: Avukat sosyal medyada hukuk kültürüne mi katkı sunuyor, yoksa savunma makamının sembolik ağırlığını kişisel görünürlük uğruna mı tüketiyor? Stoacı savunma personacı, burada da ölçü sağlar. Takdir, beğeni, görünürlük ve alkış dış dünyanın alanındadır. Avukatın asli meselesi ise mesleki doğruluk, savunma sorumluluğu ve kamusal hukuk bilincidir. Bu nedenle sosyal medya çağında avukatın benlik sunumu daha da dikkatli bir iç disiplin gerektirir. Çünkü dijital sahne, mahkeme salonundan daha hızlı ödüllendirir; fakat daha hızlı yozlaştırabilir.</p>

<p><strong>XVI. HKS ve Stoacı Savunma Personası</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından avukatın benliği sabit değildir. Avukat her dosyada aynı tonda, aynı sertlikte, aynı mesafede ve aynı görünürlükte davranmaz. Savunma personacı, dosyanın niteliğine, mahkemenin tutumuna, delil durumuna, müvekkilin konumuna ve yargılamanın atmosferine göre ayarlanır.</p>

<p>Birinci derecede avukatın benliği uyumlu, güven kurucu ve makul aktör görünümündedir. Amaç, mahkemeyle gereksiz gerilim üretmeden savunma alanını korumaktır.</p>

<p>İkinci derecede avukat mikro müdahaleci bir benlik sunar. Tutanak hassasiyeti, küçük itirazlar, delil tartışmasına ilişkin kısa müdahaleler ve usul hatırlatmaları öne çıkar.</p>

<p>Üçüncü derecede benlik daha görünür hale gelir. Avukat açık itirazlarda bulunur, çelişkileri gösterir, delil tartışmasını zorlar, mahkemenin erken kanaatini kırmaya çalışır.</p>

<p>Dördüncü derecede avukat sınır koyucu ve sert bir savunma personası geliştirir. Usul ihlali görünür kılınır, yargılamanın savunmayı daraltan yönlerine karşı daha açık bir çatışma göze alınır.</p>

<p>Beşinci derecede ise avukat, yalnızca dosyayı değil, yargılamanın meşruiyet zeminini tartışmaya açan radikal bir savunma benliği sunar.</p>

<p>Fakat burada asıl kritik nokta şudur: Avukatın hangi dereceye geçeceğini yalnız dış şartlar belirlemez. Avukat kendi iç durumunu da okumalıdır. Sert çıkma isteği dosyanın ihtiyacından mı doğuyor, kişisel öfkeden mi? Sessizlik stratejik mi, yoksa korkunun sonucu mu? Geri çekilme taktik mi, yoksa tükenmişlik mi? Kopuş hukuki zorunluluk mu, yoksa kırgınlığın dışavurumu mu? Bu sorular sorulmadan kurulan savunma stratejisi eksik kalır. Çünkü avukat yalnızca mahkemeyi değil, kendisini de okumak zorundadır.</p>

<p>Bu noktada Goffman, Stoacılık ve HKS birbirini tamamlar. <strong>Goffman, avukatın sahnedeki görünürlüğünü; Stoacılık içsel merkezini; HKS ise mücadele derecesini kurar.</strong> Başka bir ifadeyle: <strong>HKS, avukatın dış mücadele stratejisini; Stoacı savunma personacı ise iç mücadele disiplinini kurar. Goffman ise bu mücadelenin mahkeme salonundaki dramaturjik görünümünü anlamamızı sağlar.</strong></p>

<p>HKS mahkemeyi, dosyayı, tutanağı, delili, yargılama atmosferini ve güç ilişkilerini okur. Stoacı disiplin avukatın kendi öfkesini, korkusunu, kibrini, panik halini, yorgunluğunu ve görünme arzusunu okur. Goffman ise bütün bu iç ve dış hazırlığın sahnede nasıl algılandığını gösterir. Biri dış stratejiyi kurar. Biri iç disiplini sağlar. Biri sahnedeki görünürlüğü açıklar. İyi savunma, bu üç düzlemin birlikte yönetilmesiyle mümkündür.</p>

<p><strong>XVII. Savunma Personası: Maske Değil, Mesleki Olgunluk</strong></p>

<p>“Persona” kavramı bazen yapaylık, maske veya rol kesme anlamında anlaşılabilir. Oysa avukatlıkta savunma personacı, sahte bir benlik değildir. Tam tersine, kişisel benliğin mesleki sorumlulukla olgunlaştırılmış halidir.</p>

<p>Avukat, duruşmada gündelik benliğiyle bulunamaz. Gündelik öfkesini, gündelik kırgınlığını, gündelik korkusunu, gündelik hırsını olduğu gibi mahkeme salonuna taşıyamaz. Çünkü duruşma salonu kişisel duyguların serbestçe boşaltıldığı bir alan değil, savunma sorumluluğunun taşındığı bir kamusal alandır.</p>

<p>Bu nedenle savunma personası, avukatın kendisini saklaması değil; kendisini savunmaya uygun hale getirmesidir.</p>

<p>Avukatın savunma personası şu özellikleri taşımalıdır:</p>

<p>Hazırlıklı olmalıdır.<br />
Ölçülü olmalıdır.<br />
Dirençli olmalıdır.<br />
Gerektiğinde uyumlu, gerektiğinde kopuşçu olmalıdır.<br />
Öfkesini tanımalı, fakat ona teslim olmamalıdır.<br />
Korkusunu inkâr etmemeli, fakat korkuya göre susmamalıdır.<br />
Müvekkile güven vermeli, fakat garanti vaat etmemelidir.<br />
Mahkemeye saygılı olmalı, fakat savunmayı görünmezleştirmemelidir.<br />
Kendi benliğini korumalı, fakat savunmanın önüne geçirmemelidir.</p>

<p>Bu anlamda savunma personacı, avukatın mesleki olgunluğunun sahnedeki biçimidir. Goffman açısından savunma personacı, avukatın yargısal ön sahnede inşa ettiği mesleki roldür. Stoacılık açısından ise bu persona, avukatın iç disiplinle taşıdığı olgun benliktir. HKS açısından ise savunma personacı, dosyanın ihtiyacına göre derece değiştirebilen stratejik savunma benliğidir.</p>

<p><strong>Sonuç: Cübbenin Altındaki İnsan ve Savunmanın Onuru</strong></p>

<p>Avukatlık, insanın benliğini yok etmesini gerektirmez. Aksine, güçlü bir benlik ister. Fakat bu benlik ham, kontrolsüz ve kişisel biçimde sahneye çıkamaz. Avukatın benliği cübbenin, meslek etiğinin, savunma sorumluluğunun ve yargılama bilincinin içinden geçerek mesleki forma kavuşmalıdır. Avukatın mücadelesi yalnızca dışarıya karşı değildir. Hâkime, savcıya, karşı tarafa, müvekkile ve sisteme karşı verilen mücadelenin arkasında daha sessiz ve daha zor bir mücadele vardır: Avukatın kendisiyle mücadelesi.</p>

<p>Goffman bize avukatın sahnedeki benliğini, Stoacılık cübbenin altındaki iç disiplini, HKS ise savunmanın mücadele derecesini gösterir. Bu üçlü birlikte düşünüldüğünde avukatlık, yalnızca hukuki temsil değil; benliğin, rolün, sözün, duygunun ve mücadelenin birlikte yönetildiği ağır bir mesleki sanata dönüşür.</p>

<p>Avukat kendi öfkesini savunma enerjisine, korkusunu mesleki cesarete, kibrini makam bilincine, tükenmişliğini mesleki dayanıklılığa, görünme arzusunu savunmanın görünürlüğüne dönüştürebildiği ölçüde olgunlaşır.</p>

<p>Stoacı savunma personacı burada devreye girer. Bu persona, avukata haksızlık karşısında susmayı değil; haksızlık karşısında merkezini kaybetmeden mücadele etmeyi öğretir. Avukat sonucu her zaman kontrol edemez; fakat kendi hazırlığını, sözünü, üslubunu, itirazını, vakur duruşunu ve savunma sorumluluğunu kontrol edebilir.</p>

<p>İyi avukat, sahneden çekilen kişi değildir. Sahneyi işgal eden kişi de değildir. İyi avukat, sahnede savunmanın gerektirdiği kadar var olan kişidir. Cübbenin altında bir insan vardır. Fakat o insan her duruşmada şunu yeniden hatırlamak zorundadır: <strong>Ben burada yalnız kendimi değil, savunmayı temsil ediyorum. Kendi benliğimle mücadelem, savunmanın onurunu koruma mücadelemin ayrılmaz parçasıdır.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cubbenin-ardindaki-mucadele-avukatlikta-benligin-sunumu-ve-stoaci-savunma-personasi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/baro/avukat-durusmasaaa1.jpg" type="image/jpeg" length="21316"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/252 E., 2026/71 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025252-e-202671-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025252-e-202671-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/2/2026 tarihli, 2025/252 esas - 2026/71 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/252</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/71</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 25/5/2026-33264</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Kayseri 2. İdare Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 33. maddesinin (3) numaralı fıkrasına 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen ikinci cümlenin Anayasa’nın 10., 18. ve 55. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Sosyal çalışma görevi karşılığında ücret ödenmesi talebiyle yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong><strong> </strong><strong>İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 33. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Sosyal çalışma görevlileri</i></p>

<p><i>Madde 33- (1) (Değişik cümle:17/10/2019-7188/35 md.) Adalet Bakanlığınca en az lisans öğrenimi görmüş olanlar arasından yeterli sayıda sosyal çalışma görevlisi mahkemelere görevlendirilmek üzere adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne atanır. Atamada; çocuk ve aile sorunları ile çocuk hukuku ve çocuk suçluluğunun önlenmesi alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olanlar tercih edilir. </i></p>

<p><i>(2) (Değişik:7/11/2024-7531/19 md.) Bu Kanun kapsamındaki tedbirleri uygulayan sosyal çalışma görevlileri ile adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğü bünyesinde görev yapmakta olup da mahkemelere görevlendirilen sosyal çalışma görevlilerine almakta oldukları aylıklarının (ek gösterge dahil) brüt tutarının yüzde ellisi oranında ödeme yapılır. Bu ödeme aynı veya benzer ünvanlı memur kadrosunda çalışan, hizmet yılı ve öğrenim durumu aynı olan emsali personel esas alınmak suretiyle bu kapsamda görev yapan sözleşmeli personele de yapılır. Bu ödeme, söz konusu personelin kadro veya pozisyonunun bulunduğu kurum tarafından yapılır. </i></p>

<p><i>(3) Birinci fıkra kapsamındaki sosyal çalışma görevlilerinin bulunmaması, görevin bunlar tarafından yapılmasında fiilî veya hukukî bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması gibi durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile serbest meslek icra eden birinci fıkrada öngörülen nitelikleri haiz kimseler de sosyal çalışma görevlisi olarak görevlendirilebilirler. (Ek cümle:7/11/2024-7531/19 md.)<strong><u> Bu şekilde görevlendirilenlere ayrıca ikinci fıkra kapsamında ödeme yapılmaz.</u></strong></i></p>

<p><i>(4) Hakkında sosyal inceleme yapılacak çocuğun, incelemeye tâbi tutulacak çevresi mahkemenin yetki alanı dışında ise, davayı gören mahkemenin talimatına bağlı olarak çocuğun bulunduğu yerdeki mahkemece inceleme yaptırılır. Büyükşehir belediye sınırları içinde kalan yerlerde bu inceleme, davayı gören mahkemeye bağlı olarak çalışan sosyal çalışma görevlilerince yapılabilir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME </strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Oğuz ÇAKAR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 5395 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş; 3. maddesinde de sosyal çalışma görevlisi; psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ile sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensupları olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>4. Kanun’un 5. maddesinde koruyucu ve destekleyici tedbirlerin çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak tedbirler olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>5. 7. maddede çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararının çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet savcısının talebi üzerine veya resen çocuk hâkimi tarafından alınabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>6. 34. maddenin (1) numaralı fıkrasında sosyal çalışma görevlilerinin görevi; görevlendirildikleri çocuk hakkında derhâl sosyal inceleme yapmak, hazırladıkları raporları kendilerini görevlendiren merciye sunmak, suça sürüklenen çocuğun ifadesinin alınması veya sorgusu sırasında yanında bulunmak, mahkemeler ve çocuk hâkimleri tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek olarak belirtilmiş; (3) numaralı fıkrasında da sosyal çalışma görevlilerinin görevleri sırasında yaptıkları ve hâkim tarafından takdir edilen masraflarının Cumhuriyet başsavcılığının suçüstü ödeneğinden ödeneceği ifade edilmiştir.</p>

<p>7. 33. maddenin (1) numaralı fıkrasında, Adalet Bakanlığınca (Bakanlık) en az lisans öğrenimi görmüş olanlar arasından yeterli sayıda sosyal çalışma görevlisinin mahkemelere görevlendirilmek üzere adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne atanacağı, atamada çocuk ve aile sorunları ile çocuk hukuku ve çocuk suçluluğunun önlenmesi alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olanların tercih edileceği öngörülmüştür. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında, kanun kapsamındaki tedbirleri uygulayan sosyal çalışma görevlileri ile adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğü bünyesinde görev yapmakta olup da mahkemelere görevlendirilen sosyal çalışma görevlilerine kadro veya pozisyonlarının bulunduğu kurum tarafından almakta oldukları aylıkların (ek gösterge dâhil) brüt tutarının yüzde ellisi oranında ödeme yapılacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>8. Maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, (1) numaralı fıkra kapsamındaki sosyal çalışma görevlilerinin bulunmaması, görevin bunlar tarafından yapılmasında fiilî veya hukuki bir engel olması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması gibi durumlarda diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile serbest meslek icra eden ve anılan fıkrada öngörülen nitelikleri haiz kimselerin de sosyal çalışma görevlisi olarak görevlendirilebileceği belirtilmiş; itiraz konusu ikinci cümlesinde de bu şekilde görevlendirilenlere ayrıca ikinci fıkra kapsamında ödeme yapılmayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>9. Başvuru kararında özetle; adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlükleri bünyesinde görev yapan sosyal çalışma görevlilerine 5395 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında ücret ödenmesi öngörülmekte iken (3) numaralı fıkra kapsamında görevlendirilenlere itiraz konusu kural uyarınca aynı şekilde ödeme yapılmamasının eşitsizliğe neden olduğu, çalışma karşılığı ücret ödenmemesinin angarya yasağına aykırı olduğu gibi devletin çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri almasına yönelik pozitif yükümlülükleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10., 18. ve 55. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>10. Anayasa’nın 18. maddesinin birinci fıkrasında hiç kimsenin zorla çalıştırılamayacağı belirtilmiş, angarya yasaklanmış; ikinci fıkrasında ise şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmaların, olağanüstü hâllerde vatandaşlardan istenecek hizmetlerin, ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmalarının zorla çalıştırma sayılmayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>11. Zora dayalı çalışma, bir kimsenin serbest iradesi bulunmadan çalıştırılmasıdır. Öte yandan zor (cebir) kavramı, yaptırım tehdidinin varlığını şart kılar. Esasında bir buyurmanın zorakilik vasfını kazanması, yaptırım tehdidi ile desteklenmiş olması nedeniyledir. Bu durumda zorla çalıştırmanın kişinin iradesi dışında ve yaptırım tehdidi altında çalıştırılması biçiminde tanımlanması mümkündür (<i>Yasemin Balcı</i> [GK], B. No: 2014/8881, 25/7/2017, § 63).</p>

<p>12. Nitekim Cebri ve Mecburi Çalıştırma Hakkında 29 Numaralı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında zorla çalıştırma “<i>herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş veya hizmetler</i>” biçiminde tanımlanmıştır. Anılan Sözleşme’ye göre de zorla çalıştırmadan söz edilebilmesi için kişinin ceza tehdidi altında ve rızası bulunmaksızın çalıştırılması gerekir.</p>

<p>13. Yaptırım kavramıyla sadece ceza hukukundaki dar ve teknik anlamdaki ceza değil her türlü adli, idari ve hukuki yaptırımlar kastedilmektedir. Bu bağlamda hürriyeti bağlayıcı cezalar ile adli ve idari para cezaları ve diğer idari yaptırımların yanında tazminat ve cezai şart gibi hukuki yaptırımlar da zorla çalıştırma tanımında yer alan yaptırım kavramına dâhildir. Olayın somut koşulları çerçevesinde kişinin işini kaybetme korkusunun dahi bir yaptırım tehdidi olarak yorumlanması mümkündür. Ancak hizmetin yerine getirilmesinin bunu zorunlu kılan bir hukuksal yükümlülüğün varlığına dayanması tek başına söz konusu hizmetin zorla çalıştırma veya angarya olduğu sonucuna ulaşılabilmesi bakımından yeterli değildir. Bu bağlamda hizmet yükümlüsünün rızasının varlığı büyük önem taşımaktadır. İlgilinin kendi rızasıyla kabullendiği bir hizmetin yerine getirilmesi hususunda yasal zorunluluğun bulunması bu hizmeti zorla çalıştırma veya angarya hâline getirmez. Zira bu hâlde kanunda öngörülen çalışma zorunluluğu, ilgilinin serbest iradesiyle bir sözleşme akdetmiş olmasının veya bir statüye girmiş bulunmasının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır (<i>Yasemin Balcı</i>, § 65; <i>Ali Şanlı</i> [1. B.], B. No: 2019/18003, 31/3/2022, § 46).</p>

<p>14. Bu itibarla olağan görev kapsamında tanımlanan veya açıkça tanımlanmasa bile makul olarak öngörülebilen işlerde rızanın bulunduğu varsayılabilir. Bu bağlamda gerek statü hukukuna gerekse akdi hukuka tabi olarak çalışan kişilere makul olarak öngörülemeyen bir iş veya görev yüklenmedikçe rızanın bulunmadığı öne sürülemez (<i>Yasemin Balcı</i>, § 66).</p>

<p>15. Bunun yanı sıra alanında uzman olan kişilerin mesleklerinin icrası sırasında sosyal dayanışma anlayışının bir gereği olarak birtakım hizmetlerle yükümlü kılınması, uzmanlık alanlarıyla ilgili olmak ve aşırı külfet yüklememek kaydıyla zorla çalışma veya angarya olarak değerlendirilemez. Ancak bu şekilde çalışma zorunluluğu getirilen (uzman) kişiye ölçüsüz külfet yüklenmesi durumunda Anayasa'nın 18. maddesinin sınırlarının aşıldığı sonucuna ulaşılabilir. Bu kişilere ölçüsüz bir külfet yüklenip yüklenmediğinin tespitinde bunlara ücret ve benzeri menfaatlerin sağlanıp sağlanmadığı, yapılması zorunlu kılınan hizmetin bunların mesleki gelişim ve kariyerlerine bir katkısının bulunup bulunmadığı hususları gözönünde bulundurulmalıdır (<i>Yasemin Balcı,</i> § 67; <i>Ali Şanlı</i>, § 48).</p>

<p>16. Anayasa’nın anılan maddesinde <i>zorla çalıştırma</i> ve <i>angarya</i> kavramlarına yer verilmiştir. Maddenin gerekçesinde angarya, kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılması olarak tanımlanmıştır. Angaryada da zorla çalıştırmada olduğu gibi kişinin ceza tehdidi altında ve iradesi dışında çalıştırılması söz konusudur. Ancak angaryada zorla çalıştırmadan farklı olarak çalıştırılana ücret de ödenmemekte veya bariz bir şekilde düşük ücret ödenmektedir. Buna göre zorla çalıştırma ile angarya arasındaki fark, yaptırım tehdidiyle desteklenen irade dışı çalıştırma karşılığında ücret ödenip ödenmeyeceği hususundadır. İrade dışı çalıştırmada ücret ödeniyorsa zorla çalıştırmadan ücret ödenmiyor veya ödenen ücret bariz bir şekilde düşük ise angaryadan söz edilebilir (<i>Yasemin Balcı</i>, §§ 68, 69).</p>

<p>17. Sosyal çalışma görevlileri, özel uzmanlık alanına giren konularda görüşlerine başvurulmak üzere mahkemeler tarafından görevlendirilen psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ile sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarıdır.</p>

<p>18. Anılan görevliler 5395 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Bakanlık tarafından mahkemelere görevlendirilmek üzere adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne atanmaktadır. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında sosyal çalışma görevlileri ile adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğü bünyesinde görev yapmakta olup da mahkemelere görevlendirilen sosyal çalışma görevlilerine almakta oldukları aylıklarının (ek gösterge dâhil) brüt tutarının yüzde ellisi oranında ödeme yapılması öngörülmüştür.</p>

<p>19. Maddenin (3) numaralı fıkrasında ise (1) numaralı fıkra kapsamındaki sosyal çalışma görevlilerinin bulunmaması, görevin bunlar tarafından yapılmasında fiilî veya hukuki bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması gibi durumlarda diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile serbest meslek icra eden (1) numaralı fıkrada öngörülen nitelikleri haiz kimselerin de sosyal çalışma görevlisi olarak görevlendirilmesine imkân tanınmıştır. Ancak bu şekilde görevlendirilenlere itiraz konusu kural uyarınca (2) numaralı fıkra kapsamında ödeme yapılamayacaktır.</p>

<p>20. Kuralın gerekçesinde 5395 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görevlendirilen sosyal çalışma görevlilerinin bilirkişilik sıfatına sahip olduğu ve kendilerine bilirkişilik esasları çerçevesinde ödeme yapıldığı, bu nedenle ayrıca ödeme yapılmayacağı hususunun netleştirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>21. 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nda bilirkişi; çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olarak tanımlanmıştır. Sosyal çalışma görevlilerinin özel uzmanlık alanına giren konularda görüşlerine başvurulmak üzere mahkemelerde görevlendirildikleri dikkate alındığında nitelikleri itibarıyla bilirkişilik görevini icra ettikleri anlaşılmaktadır. Kuralın da bilirkişilik esasına göre mahkemelerde görev yapacak sosyal çalışma görevlilerine ödenecek ücretler bakımından ortaya çıkacak belirsizliği gidermek amacıyla ihdas edildiği anlaşılmakta olup bu kişilerin herhangi bir ücret ödenmeden çalıştırılması söz konusu değildir.</p>

<p>22. Bu itibarla bilirkişilik esaslarına göre görevlendirilen ve bu esaslar çerçevesinde ücret ödenecek olan sosyal çalışma görevlilerinin gerçekleştirdikleri çalışmaların zorla çalıştırma veya angarya olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.</p>

<p>23. Anayasa’nın 55. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ücretin emeğin karşılığı olduğu, devletin çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alacağı ifade edilmiştir.</p>

<p>24. Anılan sosyal çalışma görevlilerine bilirkişilik esasları çerçevesinde ücret ödeneceği gözetildiğinde kuralın devletin çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğüyle bağdaşmayan bir yönü olduğu da söylenemez.</p>

<p>25. Anayasa’nın 10. maddesinde “<i>Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.</i>”<i> </i>denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.</p>

<p>26. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen <i>kanun önünde eşitlik ilkesi</i> hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2023/9, K.2024/183, 5/11/2024, § 28).</p>

<p>27. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın söz konusu maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılıp yapılmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasını gerektirmektedir (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 65; E.2021/1, K.2021/32, 29/4/2021, §32)</p>

<p>28. Bakanlıkça en az lisans öğrenimi görmüş olanlar arasından mahkemelere görevlendirilmek üzere adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne atanan sosyal çalışma görevlileri ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar veya serbest meslek icra eden kimselerden sosyal çalışma görevlisi olarak görevlendirilenlerin durumları kadro, atanma usulü, kurumsal bağlılık, görevin sürekli ve geçici olması, kendilerine ödenecek ücret gibi hususlar bakımından farklılık göstermektedir. Dolayısıyla anılan görevlilerin Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde aynı ya da benzer durumda bulunmadıkları anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>29. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10., 18. ve 55. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 33. maddesinin (3) numaralı fıkrasına 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen ikinci cümlenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025252-e-202671-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="75191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/50 E., 2026/49 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202650-e-202649-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202650-e-202649-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/2/2026 tarihli, 2026/50 esas - 2026/49 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2026/50</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/49</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 25/5/2026-33264</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 137 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>12/2/2026 tarihli ve (193) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesiyle ekli Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) Sayılı Cetvel'in ilgili bölümlerine eklenmesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 130., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen 1. maddesi ile CBK’ya ekli Liste şöyledir:</p>

<p>“<strong><i><u>MADDE 1- Ekli listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir</u></i></strong><strong><i>.</i></strong>”</p>

<p><strong><i>LİSTE</i></strong></p>

<p><strong><i>KURUMU : </i></strong><i>AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI : </i></strong><i>TAŞRA</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İHDAS EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Arama ve Kurtarma Teknikeri</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>5</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><i>KURUMU : </i></strong><i>GÖÇ İDARESİ BAŞKANLIĞI</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI : </i></strong><i>TAŞRA</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İHDAS EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>İdari Gözetim Memuru</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>5</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><i>KURUMU : </i></strong><i>İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI : </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İHDAS EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Musiki Paleograf ve İcra Memuru</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>1</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 26/2/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Hüseyin Ozan ADIYAMAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi</strong></p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin; yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13).</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>CBK’nın 1. Maddesiyle Ekli Liste’de Yer Alan Kadroların İhdas Edilerek (2) Numaralı CBK’ya Ekli (I) Sayılı Cetvel’in İlgili Bölümlerine Eklenmesinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>4. Dava dilekçesinde özetle; idarenin bütünlüğü içinde yer alan, genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden kamu görevlilerinin kadrolarının ihdasına ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, kadroya bağlı olarak kamu görevlilerine yapılacak harcamalar ve ayrılacak ödeneklerin aynı zamanda bütçeyle ilgili olduğu, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda CBK çıkarıldığı, İstanbul Üniversitesine ihdas edilen kadronun ise kanunla düzenlenmesinin anayasal olarak zorunlu olduğu, dava konusu kuralla içerik ve kapsam bakımından benzer düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna Anayasa Mahkemesince hükmedildiği, CBK çıkarma yetkisinin anayasal çerçeve dışında kullanıldığı, yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 130., 153. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>a. İstanbul Üniversitesine İlişkin Kadronun İhdas Edilerek (2) Numaralı CBK’ya Ekli (I) Sayılı Cetvel’in İlgili Bölümüne Eklenmesi</strong></p>

<p>5. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 128., 130., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>6. Dava konusu kural İstanbul Üniversitesi bünyesinde musiki paleograf ve icra memuru kadrosunun ihdas edilerek (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümüne eklenmesini öngörmektedir.</p>

<p>7. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesinde Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Anayasa koyucunun bir konunun kanunla düzenlenmesini özel olarak öngörmesi bu alanın münhasıran kanunla düzenlenmesini istediği anlamına gelir. Bu kapsamda Anayasa bir konunun kanunla düzenleneceğini öngörmüşse bu konuda CBK çıkarılamaz. Bununla birlikte Anayasa’da CBK’larla düzenleneceği özel olarak öngörülen konulara ilişkin Anayasa hükümlerinin açıkça izin verdiği hususlarda CBK’larla düzenleme yapılabilir (AYM, E.2019/105, K.2020/30, 12/6/2020, § 19).</p>

<p>8. Anayasa’nın 130. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.</i>” hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddenin dokuzuncu fıkrasında da yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organlarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>9. Anayasa’nın söz konusu maddesi kapsamındaki yükseköğretim kurumlarının özel kanun hükümlerine tabi olması, bu kurumların teşkilatlanması, görev ve sorumlulukları, eğitim, öğretim, araştırma faaliyetleri ile öğretim elemanları ve öğrencileriyle ilgili esasların kanunla belirlenmesini gerektirmektedir.</p>

<p>10. Kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarının ihdası veya iptali, başka bir deyişle kadro usulüne ilişkin düzenlemelerin teşkilat yapısıyla ilgili olduğu açıktır (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, § 17). Anayasa Mahkemesi kararlarında konuyla ilgili olarak “<i>Bir kurumun kuruluşu deyince her şeyden önce o kurumu yürütecek personele ait kadrolar hatıra gelir. Zira kurumun temelinden çatısına kadar bütün örgütünün bu kadrolar teşkil eder. Personel kadroları mevcut olmayan bir kurum, henüz kuruluş haline geçmemiş demektir. Şu halde bir kurumu çalışır hale getirecek olan Personel kadrolarının, en küçüğünden en büyüğüne kadar, bütününü kuruluştan ayrı düşünmeğe imkân yoktur.</i>” denilmektedir (AYM, E.1965/32, K.1966/3, 4/2/1966; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, § 18).</p>

<p>11. Bu bağlamda İstanbul Üniversitesine kadro ihdas edilmesini öngören kuralın da Anayasa’nın 130. maddesi bağlamında münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konuda düzenleme yaptığı açıktır. Bu itibarla anılan Üniversitenin teşkilat yapısıyla ilgili olan kuralın Anayasa’nın 130. maddesi bağlamında 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesiyle bağdaşmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca anılan fıkranın birinci, ikinci ve dördüncü cümleleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p>Kural, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca içerik yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>b. Ekli Liste’de Yer Alan Diğer Kurumlara İlişkin Kadroların İhdas Edilerek (2) Numaralı CBK’ya Ekli (I) Sayılı Cetvel’in İlgili Bölümlerine Eklenmesi</strong></p>

<p><strong>i. Kuralın</strong><strong> Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>13. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 128., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>14. Dava konusu kural, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile Göç İdaresi Başkanlığına ilişkin kadroların ihdas edilerek (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesini öngörmektedir.</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi; bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının, CBK ile kurulan kamu tüzel kişiliklerinin, Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatı ile Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaliyle ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının <i>“Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” </i>ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının <i>“Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.” </i>şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10).</p>

<p>16. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile Göç İdaresi Başkanlığına kadro ihdasını öngören, dolayısıyla anılan kurumların teşkilat yapısıyla ilgili bir düzenleme getiren kural yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>17. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>18. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının dördüncü cümlesinde “<i>Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.</i>” denilmiştir. Buna göre CBK’ların anılan Anayasa hükmü yönünden denetimi yapılırken CBK ile düzenlenen alanda hüküm ifade eden, bu bağlamda karşılaştırmaya esas olabilecek, daha önce kabul edilmiş bir kanun hükmünün bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir.</p>

<p>19. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>20. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptali talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>ii. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>21. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>22. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri <i>belirlilik</i> ilkesidir.<i> </i>Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke<i> </i>yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirir.</p>

<p>23. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe yoktur (AYM, E.2022/113, K.2023/112, 22/6/2023, § 29; E.2018/125, K.2020/4, 22/1/2020, § 28).</p>

<p>24. Dava konusu kuralla Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile Göç İdaresi Başkanlığına ihdas edilen kadroların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık, net ve anlaşılır şekilde düzenlendiği, dolayısıyla kuralın belirlilik ve hukuki öngörülebilirlik ilkelerine aykırı bir yönünün bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>25. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>26. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>27. (193) numaralı CBK’nın 1. maddesiyle ekli Liste’de yer alan İstanbul Üniversitesine ilişkin kadronun ihdas edilerek (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümüne eklenmesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>28. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>12/2/2026 tarihli ve (193) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesiyle;</p>

<p><strong>A.</strong> Ekli Liste’de yer alan İstanbul Üniversitesine ilişkin kadronun ihdas edilerek<strong> </strong>10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümüne eklenmesine<strong> </strong>yönelik iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu eklemeye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B. </strong>Ekli Liste’de yer alan diğer kurumlara<strong> </strong>ilişkin kadroların ihdas edilerek<strong> </strong>(2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesine yönelik iptal talebi 26/2/2026 tarihli ve E.2026/50, K.2026/49 sayılı kararla reddedildiğinden bu eklemeye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE,</p>

<p>26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>12/2/2026 tarihli ve (193) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesiyle;</p>

<p><strong>A.</strong> Ekli Liste’de yer alan İstanbul Üniversitesine ilişkin kadronun ihdas edilerek<strong> </strong>10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümüne eklenmesinin<strong> </strong>konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B. </strong>Ekli Liste’de yer alan diğer kurumlara<strong> </strong>ilişkin kadroların ihdas edilerek<strong> </strong>(2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin;</p>

<p><strong>1. </strong>Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>2.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>26/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğu, 12/2/2026 tarihli ve (193) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesiyle ekli Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<p>2. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisinin sınırları açık ve kesin biçimde belirlenmiştir. Anılan fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” hükmü, yürütmeye tanınan düzenleme yetkisinin anayasal çerçevesini oluşturan emredici bir sınırlamadır.</p>

<p>3. Anayasa’nın 128. maddesinde ise; devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği, bu personelin niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hak ve yükümlülüklerinin, statülerinin ve özlük haklarının kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anılan düzenleme, kamu personel rejiminin temel unsurlarının kanunilik ilkesine tâbi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>4. Kadro ihdası ve iptali, kamu hizmetlerinin hangi unvanlar ve hangi sayıda personel eliyle yürütüleceğini belirleyen, asli ve kurucu nitelikte düzenlemelerdir. Bu işlemler yalnızca teşkilat yapısına ilişkin teknik tasarruflar olmayıp; kamu hizmetinin yürütülme biçimini, personel rejiminin yapısını ve kamu görevlilerinin statüsünü doğrudan etkileyen normatif düzenlemelerdir. Kadroların belirlenmesi, kamu hizmetinin sürekliliği ile kamu görevlerinin ifa usulünü şekillendirdiğinden, söz konusu alanın Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konu olduğu açıktır.</p>

<p>5. Öte yandan kadro ihdası ve iptali, kamu maliyesi bakımından da sonuç doğuran işlemlerdir. Kadro ihdası, kamu harcaması yapılmasını ve bütçeden ödenek tahsis edilmesini zorunlu kılar. Bu yönüyle dava konusu düzenleme, Anayasa’nın 161. maddesinde güvence altına alınan bütçe hakkını ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu alandaki asli yetkisini doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>6. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yoluyla, mali sonuç doğuran ve kamu personel rejiminin temel unsurlarını belirleyen düzenlemelerin yapılması, yürütme organının yasama organına tanınmış anayasal yetki alanına müdahalesi sonucunu doğurur. Bu durum, yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesinin yanı sıra kuvvetler ayrılığı ilkesini de zedelemektedir.</p>

<p>7. Ayrıca dava konusu düzenleme, kamu hizmetine girme hakkı üzerinde de dolaylı ancak etkili sonuçlar doğurmaktadır. Kamu görevlerinin hangi kadrolar aracılığıyla yürütüleceğinin belirlenmesi, bireylerin kamu hizmetine girme imkânlarını etkileyen yapısal bir düzenlemedir. Bu nedenle, Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında da değerlendirilmesi gereken bir niteliğe sahiptir.</p>

<p>8. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural ile yapılan düzenleme, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına, 128. maddesine ve 161. maddesine aykırı olduğu kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 12/2/2026 tarihli ve (193) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesinin Ekli listedeki ilk iki kurum açısından konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin karara katılmamaktayım.</p>

<p>2. İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerinde kadro ihdası ilgili hususlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.</p>

<p>3. Dava konusu kuralların “konu bakımından yetki” boyutu ile Anayasa’ya uygunluk denetiminde Mahkememiz çoğunluğunca Anayasa’nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasına bir aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşılsa da kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir.</p>

<p>4. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kadro ihdası konusunu düzenleyen bir kurala ilişkin Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği bir kararda bu konunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği görüşünde olduğumdan Mahkememiz çoğunluğunun iptal isteminin reddi yönündeki kanaatine katılmamıştım (Bkz.: E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25, K. T.: 11/06/2020 §§ 6-22, 27-31, 33). Aynı hukuki gerekçelerin kadro ile ilgili düzenlemenin yer aldığı dava konusu (193) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünde de geçerli olduğu kanaatindeyim.</p>

<p>5. Dolayısıyla E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25 sayılı kararın karşıoyunda yer verdiğim gerekçelerle 24/12/2025 tarihli ve (193) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesinin Ekli listedeki ilk iki kurum açısından da Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği kanaatinde olduğum için çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından, 12/02/2026 tarihli ve (193) numaralı Bazı Kurum ve Kuruluşlara Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 1. maddesiyle ekli listede yer alan İstanbul Üniversitesi’ne ilişkin kadronun ihdas edilerek 10.07.2018 tarihli ve 30474 sayılı R.G.’de yayınlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümüne eklenmesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle dava konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan aksi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>2017 yılında Anayasa’nın 104., 105. ve 106. maddelerinde 6771 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş olup, bizzat Anayasa tarafından Cumhurbaşkanına asli bir yetki tanınarak Kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında, Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği belirtildikten sonra, kararname çıkarılamayacak alanlar sınırlı sayıda olmak üzere belirtilmiştir. Söz konusu fıkraya göre, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyeceği gibi Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Yine, Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.</p>

<p>Anayasanın kabul ettiği bu düzenleyici kural koyma yetkisinin Anayasa’nın birçok maddesi ile çelişmesi ya da yorum ihtiyacının doğması halinde, kural olarak Anayasanın bir hükmünün diğer hükümlere göre önceliğinin olmadığı kabul edilecektir. Çelişkinin giderilmesi için yorum yapılırken, sonradan yürürlüğe konulan Anayasal düzenlemelerin amaçları göz önünde tutulmalıdır. Yine, istisnai bir düzenleme içeren hükmün dar yorumlanması teoride ve uygulamada genel kabul görmüş bir yorum ilkesi olduğundan Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında Kararname ile düzenlenemeyeceği belirtilen “münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konular” cümlesinin dar yorumlanması zorunludur. Bu çerçevede Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında “kanunla düzenlenen” değil “münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konular” ifadesi kullanıldığından, Anayasa’nın diğer maddelerinde kanunla düzenleneceği belirtilen hususların artık Kararname ile düzenlenemeyeceği gibi bir yorum yapılması ya da sonuç çıkarılması mümkün değildir.</p>

<p>Cumhurbaşkanı’na yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarma yetkisinin genel olarak verilmesinin yanı sıra Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde belirtilen kimi konuların CBK ile düzenleneceği ayrıca ifade edilmiştir. Bu kapsamda Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların; 106. maddesinin on birinci fıkrasında bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının; 108. maddesinin dördüncü fıkrasında Devlet Denetleme Kurulunun işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işlerinin; 118. maddesinin altıncı fıkrasında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevlerinin CBK’larla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasında ise kamu tüzel kişiliğinin kanunla veya CBK ile kurulacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi bakanlıklarda ve bağlı kuruluşlarında istihdam edilen personelin görev ve yetkilerinin belirlenmesine ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önce bazı kararlarında değerlendirmiş ve söz konusu düzenlemelerin Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır (AYM, E.2018/123, K.2022/138, 9/11/2022, §§ 19-30; E.2021/86, K.2023/34, 22/2/2023, §§ 20-25).</p>

<p>Anayasa’nın 130. maddesinde öğretim elemanlarının özlük hakları, atama ve yükselme ve emeklilikleri, yüksek öğretime giriş, disiplin işleri, mali kaynakların kullanılması gibi hususların kanunla düzenleneceği belirtilmiş olup, kamu tüzel kişisi olan Üniversitelere yürütme yetkisi kapsamında kalan ve akademik olmayan kadrolar ihdas edilmesinin ya da mevcut kadroların yeniden düzenlenmesinin kanunla yapılmasına ilişkin bir hüküm Anayasa’nın 130. maddesinde yer almamaktadır. Dava konusu kural ile, dava konusu 193 numaralı CBK’nın 1. maddesi ile (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin ekli (I) sayılı Cetveline eklenen listede İstanbul Üniversitesi için bir adet Musiki Paleograf ve İcra Memuru kadrosu ihdas edilmiş, personelin görev, yetki ve sorumluluğuna ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Hal böyle olunca dava konusu düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin kabul edilmeyerek, Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca mutlaka kanun ile yapılması gerektiğinin ileri sürülmesi, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve Cumhurbaşkanı’nın kararname çıkarma yetkisine ilişkin Anayasal düzenlemeler ve Anayasa’nın 130. maddesi ile çelişki oluşturmaktadır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralın, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olmadığı ve iptal talebinin reddedilmesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202650-e-202649-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="32798"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bilgisayar, Bilgisayar Programları ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve Elkoyma İşlemlerine Yönelik Düzenlemeler İçeren Kurallara İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi 12/2/2026 tarihinde E.2023/128 numaralı dosyada, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin; (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim … tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir.</i>” bölümü ve (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması … halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir.” </i>bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.</p>

<p><strong>İtiraz Konusu Kurallar</strong></p>

<p>İtiraz konusu kurallarda; bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma işlemlerine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarda bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde yapılan arama ve elkoyma işlemleri sonucunda elde edilen dijital verilerin hangi adli makam tarafından inceleneceğine dair bir düzenlemenin yer almadığı, el konulan veya arama sonucunda kopyası alınan dijital veri üzerinde değişiklik yapılmasını engelleyen, delil güvenliğini ve kişisel verilerin korunmasını sağlayan güvencelere de yer verilmediği, adli kopyası alınan dijital verinin saklanması ve imha edilmesi konusunda bir düzenleme olmadığı, arama ve elkoyma kararına karşı itiraz ve tazminat yolunun öngörülmemesinin temel hakların ölçüsüz şekilde sınırlanmasına neden olduğu belirtilerek kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>İtiraz konusu kurallar uyarınca şüphelinin aranan ve/veya el koyulan bilgisayarı ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde yer alan dijital bilgi ve materyallerin her türlü kişisel veriyi barındırması söz konusu olabilir. Bu husus gözönünde bulundurulduğunda kurallar; bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde arama yapılabilmesine ve anılan eşyalara el konulabilmesine imkân tanımak suretiyle kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>Kurallar uyarınca söz konusu eşyalardaki kayıtların kopyalanarak çözümlenmesi ve metin hâline getirilmesinin suça konu olayı aydınlatacak olan delillerin sağlıklı bir şekilde elde edilmesine, soruşturmaların etkin ve verimli olarak yürütülmesine, suçla etkin bir şekilde mücadele edilmesine ve bu suretle Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen kamu düzeninin sağlanmasına katkıda bulunacağı açıktır. Bu itibarla kuralların anayasal anlamda meşru bir amaç taşıdığı ve demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğu görülmektedir.</p>

<p>Klasik anlamdaki delillerden farklılık gösteren dijital materyallerin doğası gereği bu materyaller üzerinde delillerin araştırılması yöntemi farklılık gösterebilir. Özellikle bu materyallerde yer alan verilerin şifrelenmesi veya verilerin gizlenmesi durumunda materyallerin derhâl incelenerek verilere ulaşılması ve arama anında bu verilerin kopyalanarak ilgilisine teslim edilmesi mümkün olmayabilir. Dolayısıyla aramanın yapıldığı yerde verilerin gizlenmiş veya şifrelenmiş olması dijital delillerin olay yerinden sağlıklı bir şekilde elde edilmesini zorlaştırabilir. Bu durumda etkin soruşturma açısından verilerin daha uygun ortamlarda güvenli bir şekilde elde edilerek depolanması ihtiyacı, el koyma tedbirini gerektirebilir. Bu bağlamda kuralların söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.</p>

<p>Kuralların kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi, şeffaflığın bir gereği olarak veri sahiplerine kişisel verilerine erişim imkânı tanınması, kişisel verilerin doğru ve güncel bir biçimde tutulması ve güvenliğinin sağlanması, veri sahibi hakkında ilke olarak otomatik sonuç çıkarılmaması, işlenecek veya herhangi bir şekilde yararlanılacak verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması, hakkın sağladığı güvencelerin ihlali hâlinde yargı yoluna başvurma imkânının varlığı şeklindeki güvenceleri sağladığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte kuralların orantılı olduğunun söylenebilmesi için kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanıp saklanmadığı hususu da değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu bağlamda kişisel verilerin bir ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında yargı makamlarınca işlenmesi ve yargılamada delil olarak kullanılması hâlinde bu verilerin yargılama süresince saklanmasının adil yargılanma hakkı ile maddi gerçeğin ortaya konulması bakımından gerekli olduğu açıktır. Diğer yandan yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra bu verilerin delil niteliği gözetilerek veri sahibinin menfaatleri uyarınca veya infaz işlemlerine ilişkin olarak saklanması da gerekebilir. Nitekim yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yollarına gidilen durumlarda da bu verilere delil olarak yeniden başvurma ihtiyacının doğması mümkündür. Bu ve benzeri gerekçelerle kişisel verilerin silinemediği durumlarda verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin hususlar (verilerin saklanması, arşive aktarılması, sınırlandırma amacı dışında kullanımının engellenmesi gibi) değerlendirilmelidir.</p>

<p>Nitekim 27/4/2016 tarihli (AB) 2016/680 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi’nin gerekçeler kısmının 26. paragrafında da kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmaması, bu verilerin delil amacıyla tutulması gerektiği hâllerde ise veri işlemenin sınırlandırılması ve sınırlanan verinin sadece silmeyi engelleyen amaçla işlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Anılan Direktif’in 16. maddesinde kişisel verilerin düzeltilmesi veya silinmesi ile işlenmesinin sınırlandırılması hakkına yer verilmiş; söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında ise kişisel verilerin delil oluşturması amacıyla korunmuş olması, verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasını gerektiren hâllerden biri olarak sayılmıştır.</p>

<p>İtiraz konusu kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra saklanmasına, silinmesine, buna ilişkin süre ve usule, silinmediği takdirde verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin gerekçe ve yönteme, ilgili kişinin bu verilerin silinmesine veya sınırlandırılmasına ilişkin olarak sahip olduğu haklara dair herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmemiştir. Benzer şekilde kişisel verilerin bir ceza soruşturması ya da kovuşturmasında veya infaz işlemlerine yönelik olarak işlenmesi hâlinde gerek kişisel verilerin gerekse de bu bilgi ve belgelerin yer aldığı dava dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine ilişkin olarak kanun düzeyinde başkaca bir düzenleme de öngörülmemiştir. Yine kurallar uyarınca elde edilecek kişisel verilerin saklanması hâlinde bunun kapsam ve şartları ile yetkili merciyi belirlemeye yönelik bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu bağlamda kurallar uyarınca elde edilecek kişisel verilerle ilgili olarak söz konusu güvencelerin oluşturulmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla kurallarla özel hayata saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralların Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.</p>

<p>---</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2023/128</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/36</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 25/5/2026-33264</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU: </strong>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin Anayasa’nın 2. ve 20. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Sanık hakkında kaçakçılık suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu 134. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<strong><i><u>Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma</u></i></strong></p>

<p><strong><i><u>Madde 134 – (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir. </u></i></strong><i><u>(Ek üç cümle: 25/7/2018-7145/16 md.)<strong> Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur. Hâkim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhâl imha edilir.</strong></u></i></p>

<p><strong><i><u>(2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.</u></i></strong></p>

<p><strong><i><u>(3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır.</u></i></strong></p>

<p><strong><i><u>(4) Üçüncü fıkraya göre alınan yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.</u></i></strong></p>

<p><strong><i><u>(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır</u></i></strong><strong><i>.</i></strong>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 26/7/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvuruya engel bir durumun varlığı, başvurunun yöntemine uygunluğu ve uygulanacak kural sorunları görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa'nın “<i>Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi</i>” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.</i>” denilmiştir.</p>

<p>3. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı<strong> </strong>Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “<i>Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz</i>.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>4. 5271 sayılı Kanun'un 134. maddesinin (1) numaralı fıkranın birinci cümlesinde yer alan “<i>…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı…</i>” ibaresine, (1) numaralı fıkrasına 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleler ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…ya da işlemin uzun sürecek olması…</i>” ibaresine yönelik iptal talepleri Anayasa Mahkemesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2018/137, K.2022/86 sayılı kararıyla esastan reddedilmiş; bu karar 12/1/2023 tarihli ve 32071 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek reddedilen itiraz konusu kurallar hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı 12/1/2023 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır. Bu itibarla anılan ibare ve cümlelere yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.</p>

<p>5. Öte yandan 6216 Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda iptali talep edilen kuralların Anayasa’nın hangi maddelerine aykırı olduklarının açıklanması gerektiği belirtilmiş, anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>6. Söz konusu İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunu ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermesi gerektiği öngörülmüştür.</p>

<p>7. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksiklikler olduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir.</p>

<p>8. 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin itiraz konusu (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinin şifresinin çözümünün yapılması ve adli kopyasının alınmasından sonra el konulan cihazların gecikme olmaksızın iade edileceği hüküm altına alınmıştır. Başvuru kararında anılan cümlenin hangi nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin iptal gerekçelerinin açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla anılan cümleye yönelik başvurunun yöntemine uygun olmaması nedeniyle reddi gerekir.</p>

<p>9. Diğer yandan bir davaya bakmakta olan mahkemenin Anayasa’nın 152. ve 6216 Kanun’un 40. maddelerine göre bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerinin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.</p>

<p>10. Bakılmakta olan davada işlevi itibarıyla bilgisayar ve/veya bilgisayar kütüğü niteliğindeki dijital materyallere hâkim kararı üzerine el konulduğu ve kolluk görevlilerince bu materyallerin adli kopyasının çıkarıldığı anlaşılmaktadır. 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin itiraz konusu (5) numaralı fıkrası ise bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine el konulmaksızın, anılan materyallerde yer alan verilerin tamamının veya bir kısmının kopyasının alınmasına ilişkindir. Dolayısıyla söz konusu fıkra bakılmakta olan davadaki uyuşmazlığın çözümünde olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte değildir. Bu nedenle fıkranın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>11. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>1.</strong> (1) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>a.</strong> Birinci cümlesinde yer alan “<i>…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı…</i>” ibaresine yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,</p>

<p><strong>b. </strong>Birinci cümlesinin kalan kısmının esasının incelenmesine,</p>

<p><strong>2.</strong> (1) numaralı fıkrasına 25/7/2018 tarihli ve 7145 Kanun’un 16. maddesiyle eklenen ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelere yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> (2) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>a.</strong> Birinci cümlesinde yer alan <i>“…ya da işlemin uzun sürecek olması…”</i> ibaresine yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,</p>

<p><strong>b.</strong> Birinci cümlesinin kalan kısmının esasının incelenmesine,</p>

<p><strong>2. </strong>İkinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,</p>

<p><strong>C. </strong>(3) ve (4) numaralı fıkralarının esasının incelenmesine,</p>

<p><strong>Ç. </strong>(5) numaralı fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>12. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Kanun’un 134. </strong><strong>Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “<i>Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim … tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir.</i>” Bölümünün ve (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “<i>Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması … halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir.</i>”<i> </i>Bölümünün İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Genel Açıklama </strong></p>

<p>13. Koruma tedbirleri, soruşturma ve/veya kovuşturma sürecinde bir temel hakkı hükmün kesinleşmesinden önce sınırlayan, yetkili mercinin kararını gerektiren geçici nitelikte tedbirlerdir. Koruma tedbirleri, yargılamayı muhtemel risklerden koruyarak soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin koruma tedbirine muhatap olmasına neden olan şüphelerin doğruluğunun kanıtlamasına veya adli sürecin daha sağlıklı şekilde yürütülmesine ya da ileride verilecek bir mahkûmiyet hükmünün infaz edilebilmesine katkı sağlamaktadır (bazı farklarla birlikte AYM, E.2022/145, K.2023/59, 22/3/2023, § 42; <i>Hülya Kar</i> [GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019, § 17).</p>

<p>14. Bilgisayarlar üzerinde arama ise 5271 sayılı Kanun’un Birinci Kitap, Dördüncü Kısmı’nda koruma tedbirleri içinde yer alan adli arama tedbirinin bir türü olarak anılan Kanun’un 134. maddesinde düzenlenmiştir</p>

<p>15. Kanun’un 123. maddesinin (1) numaralı fıkrasında bir koruma tedbiri olarak elkoyma, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan mal varlığı değerlerinin muhafaza altına alınması şeklinde düzenlenmiştir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine elkoyma ise elkoyma tedbirinin özel bir türü olarak öngörülmüştür.</p>

<p><strong>2. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>16. 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinde bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoymaya ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.</p>

<p>17. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde yapılacak arama için belirli şartlar öngörülmüştür. Bu tedbire başvurulabilmesi için ilk olarak bir suç dolayısıyla yapılan ceza soruşturmasının varlığı gerekir. Bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde arama kararı verilebilmesi için -genel nitelikli arama tedbirindeki makul şüphe şartından farklı olarak- somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri bulunmalıdır. Diğer yandan bu tedbir için başka surette delil elde etme imkânı olmaması, başka bir ifadeyle tedbire son çare olarak başvurulması gerekir.</p>

<p>18. Söz konusu cümlede şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Cümlenin “<i>Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim … tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir.</i>” bölümü itiraz konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır.</p>

<p>19. Maddenin (2) numaralı fıkrasında ise bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde yer alan bilgilere ulaşılamaması hâlinde bu araç ve gereçlere el konulmasının usul ve şartları düzenlenmiştir. Anılan fıkranın birinci cümlesine göre ceza soruşturması kapsamında delil elde etmek amacıyla üzerinde arama yapılmasına karar verilen bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesi nedeniyle girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da şifre çözüm işleminin uzun sürecek olması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçler üzerinde elkoyma tedbiri uygulanabilecektir. Söz konusu cümlenin “<i>Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması … halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir.</i>” bölümü itiraz konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>3. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>20. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarda bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde yapılan arama ve elkoyma işlemleri sonucunda elde edilen dijital verilerin hangi adli makam tarafından inceleneceğine dair bir düzenlemenin yer almadığı, el konulan veya arama sonucunda kopyası alınan dijital veri üzerinde değişiklik yapılmasını engelleyen, delil güvenliğini ve kişisel verilerin korunmasını sağlayan güvencelere de yer verilmediği, adli kopyası alınan dijital verinin saklanması ve imha edilmesi konusunda bir düzenleme olmadığı, arama ve elkoyma kararına karşı itiraz ve tazminat yolunun öngörülmemesinin temel hakların ölçüsüz şekilde sınırlanmasına neden olduğu belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2. ve 20. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>4. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>21. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>22. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş, ikinci fıkrasında da “<i>Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.</i>” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>23. Anayasa’nın anılan maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı; bir yönüyle özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne serilmemesini, başka bir ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnız kendisi veya dilediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale edememesini yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi istediği gibi düzenleyip yaşayabilmesini güvence altına almaktadır.</p>

<p>24. Anayasa’nın söz konusu maddesinin üçüncü fıkrasında ise kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur. Anılan fıkranın birinci cümlesinde genel olarak herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde kişisel veriler bağlamındaki bazı özel güvenceler sayılmış, üçüncü cümlesinde kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği öngörülmüş, dördüncü cümlesinde ise kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anılan fıkranın lafzı dikkate alındığında bu fıkranın kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında sadece işleme şeklindeki sınırlamaya karşı değil kişisel verilere yönelik her türlü sınırlamalara karşı güvence getirdiği anlaşılmaktadır (AYM, E.2018/85, K.2022/127, 26/10/2022, § 85).</p>

<p>25. Bu bağlamda kişisel verilerin işlenmesi sürecinde bu verilerin işlenmesinin hukuki dayanağı ve işlemenin amaçları, işlenecek verilerin kapsamı, verilerin saklanacağı süre, veri sahibinin hakları, işlemenin sonuçları ve verilerin muhtemel yararlanıcıları hususlarında ilgilisine bilgilendirme yapılarak kişilerin verilerinin işlendiğinden haberdar olması ve sürecin şeffaflığı sağlanmalıdır. Bu nedenle kişisel verilerin gerçeğe uygun surette tutulması, ilgilisinin bu veriye erişiminin sağlanması, hukuka aykırı olarak tutulan kişisel verilerin gecikmeksizin düzeltilmesi veya silinmesi için gerekli tedbirlerin alınması, bu konuda kişilere talep hakkının tanınması ve kişisel verilerin gizliliğinin sağlanarak yetkisiz veya kanuna aykırı olarak işlenmemesi gerekir.</p>

<p>26. Diğer yandan bu kişisel verilerin kaybolmaması, imha edilmemesi ya da zarar görmemesi için uygun teknik ve yapısal tedbirler öngörülmelidir. Kişisel veriler sınırlama amacına uygun olarak işlenmeli, bu amacı aşacak nitelikteki sınırlamalara karşı kişilere yargı yollarına etkin başvuru imkânı tanınmalıdır. Kişisel verilerden, veri sahibi hakkında otomatik sonuçlar çıkarılması yöntemine ilke olarak başvurulmamalı, işin niteliğinin bu yöntemin uygulanmasını gerektirdiği durumlarda ise veri sahibine yüklenen külfeti hafifletmek amacıyla söz konusu yönteme dayanmayan bir karar alınmasını talep etme hakkı gibi usule ilişkin güvenceler sağlanmalıdır.</p>

<p>27. Yine din veya felsefi inanç, ırk veya etnik köken, cinsel yönelim, bazı örgütlenmelere üyelik, sağlık, genetik veriler, biyometrik veriler ve mahkûmiyet verileri gibi özel nitelikteki kişisel verilerin söz konusu olduğu durumlarda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ancak zorunlu ve istisnai hâllerde sınırlanmalı; bu durumun kişiler üzerinde ortaya çıkaracağı sonuçların ağırlığı ile kişiler hakkında ayrımcı uygulamalara yol açma tehlikesi dikkate alınarak kişisel verilerin korunmasına ilişkin güvenceler daha katı uygulanmalıdır<i> </i>(<i>Bestami Eroğlu</i> [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020,<i> </i>§ 144).</p>

<p>28. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden inceleme yapılabilmesi için öncelikle anılan hak kapsamında korunması gerekli bir kişisel veri olup olmadığı belirlenmelidir. Anayasa hükmünün lafzı, konuya ilişkin uluslararası belgeler ve karşılaştırmalı hukuk dikkate alındığında belirli veya belirlenebilir bir gerçek veya tüzel kişi hakkındaki her türlü bilgi kişisel veri olarak değerlendirilecektir. Ancak her dava ya da başvuruda, Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrası anlamında bir kişisel veri bulunup bulunmadığı davanın ve başvurunun kendine özgü koşulları dikkate alınarak <i>otonom</i> olarak tespit edilir. Bir kişisel verinin bulunduğu tespit edildiğinde bu veriye yönelik <i>her türlü sınırlama </i>Anayasa’nın anılan hükmü kapsamındaki güvenceleri harekete geçirir (AYM, E.2021/83, K.2022/168, 29/12/2022, § 45).</p>

<p>29. Esasen arama ve elkoyma tedbirleri özel olarak Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında güvence altına alınmıştır. Bununla birlikte itiraz konusu kurallar uyarınca şüphelinin aranan ve/veya el koyulan bilgisayarı ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde yer alan dijital bilgi ve materyallerin her türlü kişisel veriyi barındırması söz konusu olabilir (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, §§ 352-353).</p>

<p>30. Kurallar bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde arama yapılabilmesine ve anılan eşyalara el konulabilmesine imkân tanımak suretiyle kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>31. Anayasa’nın 13. maddesinde<i> </i>“<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denmektedir. Buna göre özel hayata saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>32. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olmalıdır.</p>

<p>33. Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>34. Kurallar kapsamında bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama, kayıtları kopyalama ve kayıtların çözülerek metin hâle getirme işlemlerinin hangi durumlarda ve hangi amaçlarla yapılabileceği ile bu eşyalara el konulabilmesinin kapsam ve sınırlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>35. Bunun yanı sıra 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı…</i>”<i> </i>ibaresiyle her yargılamaya özgü somut koşullara göre belirlenecek, makul şüpheyi aşan ve somut delillere dayanan bir şüphenin anlaşılması gerektiği açıktır. Diğer yandan anılan fıkrada yer alan “<i>…başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması</i><i>…</i>” ibaresinden de soruşturma konusu suçun ispatı bakımından kuraldaki tedbire başvurulmasında zorunluluk bulunması ve bu tedbire son çare olarak başvurulması gerektiği anlaşılmaktadır. Anılan ibareler genel kavram niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez olduğu söylenemez. Nitekim kanun yapma tekniğinin doğası gereği kanun hükümleri genel ve soyut nitelikte olup kanun koyucu tarafından somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümlerin önceden hükümde sayılarak gösterilmesi mümkün değildir. Bu itibarla kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına sınırlama getiren kuralların açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olduğu, tedbirlerin niteliğinin öngörülebilir olduğu, bu kapsamda kuralların kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>36. Anayasa’nın 20. maddesinde kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2020/47, K.2023/36, 22/2/2023, § 67).</p>

<p>37. Ceza yargılamasının asıl amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçeğe ulaşılarak suçluların cezalandırılması, suçsuzların ise aklanmasına imkân tanınmasında ve bu suretle adaletin tesis edilmesinde toplumsal yarar bulunmaktadır. Maddi gerçeğe ulaşılabilmesinin önemli şartlarından birini ise adil ve etkin bir şekilde yürütülen ceza soruşturması oluşturmaktadır. Kurallar uyarınca hâkim kararıyla somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmadığı hâllerde şüphelinin bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama ve şartları bulunduğu takdirde elkoyma işlemi yapılarak söz konusu eşyalardaki kayıtların kopyalanarak çözümlenmesi ve metin hâline getirilmesinin<strong> </strong>suça konu olayı aydınlatacak olan delillerin sağlıklı bir şekilde elde edilmesine, soruşturmaların etkin ve verimli olarak yürütülmesine, suçla etkin bir şekilde mücadele edilmesine ve bu suretle Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen kamu düzeninin sağlanmasına katkıda bulunacağı açıktır.<strong> </strong>Bu itibarla kuralların anayasal anlamda meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>38. Maddi gerçeği ortaya çıkaracak delilleri elde ederek suçla etkin şekilde mücadele edilebilmesini ve bu suretle kamu düzeninin sağlanmasını amaçlayan kuralların demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı da söylenemez.</p>

<p>39. Kuralların anayasal bağlamda meşru bir amacının bulunması ve demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olması yeterli olmayıp sınırlama ölçülü de olmalıdır. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen <i>ölçülülük ilkesi</i> temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Ölçülülük ilkesi <i>elverişlilik</i>, <i>gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir.</p>

<p>40. Ceza soruşturması kapsamında suça ilişkin bir delilin elde edilmesinin zorunlu olduğu durumlarda kurallar uyarınca hâkim kararıyla bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama ve elkoyma şeklindeki koruma tedbirlerine başvurulmasının suç ve suçlularla etkin mücadele edilmesi ve kamu düzeninin sağlanması amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>41. Anılan Kanun’un 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan kural uyarınca şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılması, kopya çıkarılması, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesi şeklindeki koruma tedbirine ancak kuvvetli bir şüphenin olduğu ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmadığı hâllerde başvurulabilecektir.</p>

<p>42. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında bulunan kural ise şifrelenmiş veya gizlenmiş verilere ulaşılamadığı durumlarda el koyma tedbirinin uygulanmasına imkân tanımaktadır. Klasik anlamdaki delillerden farklılık gösteren dijital materyallerin doğası gereği bu materyaller üzerinde delil araştırılması yöntemi farklılık gösterebilir. Özellikle bu materyallerde yer alan verilerin şifrelenmesi veya verilerin gizlenmesi durumunda materyallerin derhâl incelenerek verilere ulaşılması ve arama anında bu verilerin kopyalanarak ilgilisine teslim edilmesi mümkün olmayabilir. Dolayısıyla aramanın yapıldığı yerde verilerin gizlenmiş veya şifrelenmiş olması dijital delillerin olay yerinde sağlıklı bir şekilde elde edilmesini zorlaştırabilir. Bu durumda etkin soruşturma açısından verilerin daha uygun ortamlarda güvenli bir şekilde elde edilerek depolanması ihtiyacı, el koyma tedbirini gerektirebilir. Bu, aynı zamanda delillerin daha nitelikli bir şekilde incelenmesinin sağlanarak yargısal hataların önüne geçilmesine de katkı sunabilir. Esasen elkoyma geçici nitelikte bir tedbir olduğundan şifrelenen veya gizlenen verilere ulaşılarak kopyalama işleminin tamamlanması hâlinde el konulan cihazların gecikmeksizin sahibine iade edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>43. Bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama ve el koyma şeklindeki tedbirlerin bu nitelikleri de dikkate alındığında kuralların anılan meşru amaca ulaşılması bakımından gerekli olmadığı söylenemez.</p>

<p>44. Kuşkusuz ceza muhakemesinde hukuka uygun şekilde elde edilen delillerle maddi gerçeğin ortaya çıkarıldığı bir yargılama sürecinin tesis edilmesi, ceza adaleti sisteminin sağlıklı işleyebilmesinin ön şartlarından birisidir. Kanun koyucunun yürütülen bir ceza soruşturmasında delil elde etme yöntemlerini belirlemede takdir yetkisi bulunmaktadır. Ceza yargılamasında hükme esas alınan bir delilin hâkim kararına bağlı olarak elde edilmesi ya da delil elde etme sürecinde hâkim güvencesinin sağlanması oldukça önem taşımaktadır. Bu konuda yapılacak düzenlemelerde temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın ölçülü olabilmesi keyfî uygulamaları önleyecek yeterli güvencelerin sağlanmasıyla mümkün olabilir (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 362).</p>

<p>45. Kurallar uyarınca bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama ve elkoyma işlemlerinin ancak hâkim kararıyla veya belirli süre içinde hâkim onayına sunularak yapılabileceği açıktır. Hâkim tarafından verilecek kararlara karşı ilgililere Kanun'un 267. maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurma imkânı tanınarak tedbir kararlarının hukuka uygunluğunu etkili bir şekilde denetletme yolu da sağlanmıştır. Dolayısıyla kuralların Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasındaki güvencelere uygun olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>46. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlama getiren kuralların orantılı olduğunun söylenebilmesi için Anayasa’nın anılan maddesinin üçüncü fıkrasındaki güvencelere de uygunluğu gözetilmelidir.</p>

<p>47. Kuşkusuz millî güvenlik, kamu düzeni, devletin ekonomik menfaatleri, suçların önlenmesi, ilgili kişinin veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi amaçlarla kişisel verilerin korunması hakkına sınırlama getirildiği durumlarda işin niteliğinin zorunlu kılması hâlinde anılan güvencelere istisna öngörülebilir. Ancak bu durumda dahi özel güvencelerin tamamından vazgeçileceği söylenemez. Söz konusu hâllerde işin niteliği dikkate alınarak her bir özel güvence yönünden istisna getirilmesinin zorunlu olup olmadığının gözetilmesi gerekir (<i>Bestami Eroğlu, </i>§ 145).</p>

<p>48. Kuralların özellikleri dikkate alındığında kurallarla kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi, şeffaflığın bir gereği olarak veri sahiplerine kişisel verilerine erişim imkânının tanınması, kişisel verilerin doğru ve güncel bir biçimde tutulması ve güvenliğinin sağlanması, kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmaması, veri sahibi hakkında ilke olarak otomatik sonuç çıkarılmaması, işlenecek veya herhangi bir şekilde yararlanılacak verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması, hakkın sağladığı güvencelerin ihlali hâlinde yargı yoluna başvurma imkânının varlığı gibi güvencelerin oluşturulup oluşturulmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>49. Bu bağlamda kurallar uyarınca başvurulacak arama tedbiri uygulanırken 119. maddede arama kararında aramanın nedenini oluşturan fiilin ve aranılacak eşyanın açıkça gösterilmesi gerektiği öngörülmüştür. Yine 120. maddede aranan eşyanın sahibi veya zilyedi ile kişinin avukatının arama esnasında hazır bulanabileceği, arama başlamadan önce arama hakkında bilgilendirme yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 134. maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca arama sonucunda kopyası alınan verilerin kâğıda yazdırılarak bu hususun tutanağa kaydedileceği ve ilgililer tarafından imza altına alınacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla kurallarla kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi güvencesinin sağlandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>50. Kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin ayrı bir veri tabanına işleneceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı ve bu verilerin soruşturma ya da dava dosyasında saklanacağı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda sanıkların kovuşturma aşamasında kendilerine ait verilere erişmesi önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Soruşturma aşamasında belirli durumlarda delillere erişim konusunda sınırlama getirilebilecek ise de kurallar uyarınca yapılan arama ve el koyma işlemleri şüphelinin hazır bulunmaya yetkili olduğu işlemlerden olduğundan 153. maddenin (3) numaralı fıkrası da dikkate alındığında veri sahibinin 134. maddeye göre elde edilen verilere erişmesinin önünde bir engelin bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>51. Diğer yandan arama ve elkoymaya konu eşyanın dijital olması ve bu tür delillerin elde ediliş yöntemi, işlenmesi ve üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması bakımından diğer delillerden farklılık göstermesi mümkündür. Nitekim 63. maddede çözümü; uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına resen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcinin talebi üzerine karar verilebileceği de hükme bağlanmıştır.</p>

<p>52. Yine 67. maddenin (1) numaralı fıkrasında incelemenin tamamlanmasının ardından bilirkişinin yaptığı işlemleri ve ulaştığı sonuçları açıklayan bir raporu, kendisinden istenen incelemeleri yaptığını ayrıca belirterek imzalayıp ilgili merciye vereceği veya göndereceği öngörülmüştür. Anılan maddenin (5) numaralı fıkrasına göre bilirkişi raporuna itiraz da edilebilecektir. (6) numaralı fıkra uyarınca yargılamanın taraflarının bağımsız bir uzmandan mütalaa alması da mümkündür. 68. maddede ise bilirkişinin duruşmada da dinlenebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>53. Elkoyma tedbirinin arama tedbiriyle farklılıkları gözetilerek kurallarda bilgisayarlardan elde edilecek delillerin hukuka uygunluğunu sağlamak üzere bazı ek güvencelere yer verilmiştir (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 371). Bu kapsamda 134. maddenin (3) ve (4) numaralı fıkralarında elkoyma işlemi sırasında sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılarak yedekten çıkarılan kopyanın şüpheliye veya vekiline verilmesi, bu hususun tutanağa geçirilerek imza altına alınması zorunluluğu öngörülmüştür. Böylece dijital verilere sonradan müdahale edilme ihtimalinin ortadan kaldırılması, delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve korunması sağlanarak bu verilerin gerek adli makamlardaki gerekse de şüphelideki sureti üzerinde bağımsız bir inceleme yapılmasına imkân tanınmıştır.</p>

<p>54. Kurallar uyarınca, elde edilen delillerin yargılama aşamasında hâkim huzurunda tartışılması gerektiği ve bu delillerin hukuka uygunluğunun yargılama makamlarınca mutlak surette gözetilmesi gerektiği 217. maddede hüküm altına alınmıştır. Ayrıca 206. maddenin (2) numaralı fıkrasında ortaya konulması istenen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddedileceği, 230. maddenin (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>55. Bu bağlamda kurallar uyarınca elde edilen verilerin doğru ve güncel şekilde saklanması ile güvenilirliğinin sağlanması konusunda usul güvencelerine yer verildiği görülmektedir. Nitekim kurallarda şüphelinin delil olarak kullanılan verilerden haberdar olmasını, delillere ve delillerle ilgili raporlara doğrudan erişmesini, delillerin kullanılmasına karşı çıkmasını ve bunların güvenilirliğini test etmesini sınırlayan bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır. Şüphelinin elde edilen delillere karşı itirazlarını ileri sürme ve yargılama faaliyetine doğrudan katılma imkânı da bulunmaktadır.</p>

<p>56. Diğer yandan bilgisayar üzerinde yapılan arama ve elkoyma işlemi sonucunda elde edilen veriler soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, yargılamada ise hâkim tarafından değerlendirilerek bir sonuca ulaşılacaktır. Dolayısıyla kişisel verilerden hareketle veri sahibi hakkında ilke olarak otomatik sonuç çıkarılmaması güvencesinin de sağlandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>57. 122. maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan inceleme sonucunda soruşturma veya kovuşturma konusu suça ilişkin olmadığı anlaşılan belge veya kâğıtların, ilgilisine geri verileceği de hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla kurallar uyarınca yapılacak arama ve el koyma işlemi sırasında elde edilecek verilerin<i> </i>ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olarak işleneceği veya verilerden bu amaçla yararlanılacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>58. Kurallar uyarınca verilecek arama ve elkoyma kararlarına karşı 267. madde uyarınca itiraz yoluna başvurularak tedbir kararlarının hukuka uygunluğunu etkili şekilde denetletme ve bu anlamda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının sağladığı, bu güvencelerin ihlali hâlinde ise yargı yoluna başvurma imkânının tanındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>59. Öte yandan 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (i) ve (j) bentleriyle arama ve el koyma tedbirleri nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla ilgililerin dava açma imkânı da bulunmaktadır.</p>

<p>60. Kuralların orantılılığı kapsamında kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanıp saklanmadığı hususu da değerlendirilmelidir.</p>

<p>61. Kişisel verilerin bir ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında yargı makamlarınca işlenmesi ve yargılamada delil olarak kullanılması hâlinde bu verilerin yargılama süresince saklanmasının adil yargılanma hakkı ile maddi gerçeğin ortaya konulması bakımından gerekli olduğu açıktır.</p>

<p>62. Diğer yandan yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra bu verilerin delil niteliği gözetilerek veri sahibinin menfaatleri uyarınca veya infaz işlemlerine ilişkin olarak saklanması da gerekebilir. Nitekim yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yollarına gidilen durumlarda da bu verilere delil olarak yeniden başvurma ihtiyacının doğması mümkündür. Bu ve benzeri gerekçelerle kişisel verilerin silinemediği durumlarda verilerin işlenmesinin sınırlandırılması hususu (verilerin saklanması, arşive aktarılması, sınırlandırma amacı dışında kullanımının engellenmesi gibi) değerlendirilmelidir.</p>

<p>63. Nitekim 27/4/2016 tarihli (AB) 2016/680 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi’nin gerekçeler kısmının 26. paragrafında da kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmaması, bu verilerin delil amacıyla tutulması gerektiği hâllerde ise veri işlemenin sınırlandırılması ve sınırlanan verinin sadece silmeyi engelleyen amaçla işlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Anılan Direktif’in 16. maddesinde kişisel verilerin düzeltilmesi veya silinmesi ile işlenmesinin sınırlandırılması hakkına yer verilmiş; söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında ise kişisel verilerin delil oluşturması amacıyla korunmuş olması, verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasını gerektiren hâllerden biri olarak sayılmıştır. Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nde de suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti veya kovuşturulması veya cezaların infaz edilmesi amacıyla kişisel verilerin yetkili makamlar tarafından işlenmesi durumunda söz konusu verilerin Direktif hükümlerine tabi olacağı belirtilmiştir.</p>

<p>64. Kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra saklanmasına, silinmesine, buna ilişkin süre ve usule, silinmediği takdirde verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin gerekçe ve yönteme, ilgili kişinin bu verilerin silinmesine veya sınırlandırılmasına ilişkin olarak sahip olduğu haklara dair herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmemiştir.</p>

<p>65. Benzer şekilde kişisel verilerin bir ceza soruşturması ya da kovuşturmasında veya infaz işlemlerine yönelik olarak işlenmesi hâlinde gerek kişisel verilerin gerekse de bu bilgi ve belgelerin yer aldığı dava dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine ilişkin olarak kanun düzeyinde başkaca bir düzenleme de öngörülmemiştir.</p>

<p>66. Yine kurallar uyarınca elde edilecek kişisel verilerin saklanması hâlinde bunun kapsam ve şartları ile yetkili merciyi belirlemeye yönelik bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu bağlamda kurallar uyarınca elde edilecek kişisel verilerle ilgili olarak söz konusu güvencelerin oluşturulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>67. Bu itibarla kurallarla özel hayata saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>68. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.</p>

<p>İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>B. Kanun’un 134. </strong><strong>Maddesinin (3) ve (4) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi</strong></p>

<p>69.<strong> </strong>5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim… tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir.</i>” bölümünün ve (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması … halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir.</i>” bölümünün iptalleri nedeniyle anılan maddenin (3) ve (4) numaralı fıkralarının uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu fıkralar 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bu kurallar yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p>70. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>71. 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim… tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir.</i>” bölümünün ve (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması … halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir.</i>” bölümünün iptalleri nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.</p>

<p><strong>V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>72. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>73. 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim … tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir.</i>” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması … halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir.” </i>bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>C.</strong> Kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>12/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz sayın çoğunluğu tarafından 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının hâkim kararıyla bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde arama ve kopyalama yapılması ile anılan materyallerdeki şifrenin çözülememesinden dolayı sisteme girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el koyulabilmesini ve nihayetinde elde edilen kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesini öngören hükümlerin iptaline karar verilmiştir. Aşağıda açıklanan gerekçelerle bu görüşe katılmamaktayız.</p>

<p>2. Söz konusu maddede ceza muhakemesindeki koruma tedbirlerinden adli arama ve elkoymanın özel birer türü olarak bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde arama ve elkoymaya dair usul ve esaslar düzenlenmiştir. Kurallarla bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde arama yapılabilmesi ve verilerin kopyalanarak çözümünün yapılması suretiyle kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına sınırlama getirilmektedir. Yine maddenin iki numaralı fıkrası uyarınca anılan eşyalara el konulabilmesi kişilerin mülkiyet hakkını da sınırlamaktadır.</p>

<p>3. Sayın çoğunluğun kuralların kanuniliği, meşru amacı, demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyaca yönelik oldukları ve ölçülülük ilkesi bağlamında meşru amaç bakımından elverişliliği ve gerekliliği konularındaki değerlendirmelerine iştirak ediyoruz. Nitekim 23/11/2001 tarihinde Budapeşte’de imzaya açılmış ve 1//7/2004 tarihinde yürürlüğe girmiş olan, ülkemizce de 10/11/2010 tarihinde imzalanıp 22/4/2014 tarihli ve 6533 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi’nin (Cyber Crime Convention) bilişim sistemlerinde arama ve el koymaya dair uluslararası standartları ihtiva eden ve bu hususlarda taraf devletlere çeşitli yükümlülükler öngören 19. maddesiyle de uyumlu olarak kuralların hukukumuza iktibas edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>4. Diğer yandan kurallara konu koruma tedbirleriyle kişisel verilerin elde edilmesi sürecinde ilgilisinin bilgilendirileceği, bu verilerin ancak soruşturma konusu suçla ilgili delil elde etmek amacına yönelik ve bununla sınırlı olarak işlenebileceği, delil niteliği taşımayan verilerin sahibine iade edileceği, üçüncü kişilerin bu bilgilere erişiminin engellenerek verilerin gizliliğinin sağlanacağı, tedbirlerin hukuka uygunluğunun denetlenmesi için etkin denetim mekanizmalarının mevcut olduğu ve tedbirler nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi amacıyla dava açılabileceği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra kurallar uyarınca elde edilen ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 54. maddesi kapsamında kabul edilip kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen ya da üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan dijital materyalin müsadere edilebileceği de açıktır.</p>

<p>5. Yine kararda açıklandığı üzere kurallar uyarınca elde edilen delillerin doğruluğu ve güvenilirliğinin sağlanması konusunda usul güvencelerine yer verildiği sonucuna ulaşılmıştır. Kuralların şüphelinin delillerden haberdar olmasını, delillere ve delillerle ilgili raporlara doğrudan erişmesini, delillerinin kullanılmasına karşı çıkmasını ve bunların güvenilirliğini test etmesini sınırlayan bir yönünün bulunmadığı açıktır. Şüphelinin elde edilen delillere karşı -adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda- itirazlarını ileri sürme ve yargılama faaliyetine doğrudan katılma imkânı da bulunmaktadır. Dolayısıyla şüpheli kurallar uyarınca elde edilen delile karşı iddia makamıyla eşit bir konumda olup şüphelinin etkili bir savunma gerçekleştirmesine dair yeterli güvenceler bulunmaktadır. Bilgisayar üzerinde yapılan arama ve kopyalama işlemi sonucunda elde edilen delillerin yargılamanın sonucunu etkileyecek nitelikte olması ve bu delillere dayanılması hâlinde yargılama makamının bu hususta gerekçe sunma yükümlülüğünün bulunduğu da anlaşılmaktadır.</p>

<p>6. Kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmamasına ilişkin güvencenin bulunmadığı, kişisel verilerin yer aldığı dava dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine ilişkin olarak başkaca bir düzenleme de öngörülmediği, yine kurallar uyarınca elde edilecek kişisel verilerin saklanması hâlinde bunun kapsam ve şartları ile yetkili mercii belirlemeye yönelik bir düzenleme de bulunmadığı iddiaları çoğunluk tarafından kuralların iptal gerekçesinde yer almıştır.</p>

<p>7. Ceza yargılamasında kurallar uyarınca elde edilen ve delil niteliğini haiz verilerin saklanması maddi gerçeğe ulaşılarak adaletin tesis edilmesi bakımından önem arz etmektedir. Nitekim bu süreçte dosya ilk derece yargılamasından, istinaf ve -Kanun’da aksi öngörülmedikçe- temyiz kanun yollarından geçerek kesinleşecektir.</p>

<p>8. Kesinleşen karara karşı olağanüstü kanun yollarına gidilmesi de söz konusu olabilir. Sözgelimi, Kanun’un 308. maddesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca kesinleşen hükme yapılacak itirazın sanığın aleyhine olması halinde bir aylık tahdidi bir süre öngörülmüşse de sanığın lehine itirazların süre sınırı olmaksızın yapılabileceği anlaşılmaktadır. Yine CMK’nın 308/A maddesinde, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının, re’sen veya istem üzerine, kararın kendisine verildiği tarihten itibaren bir ay içinde kararı veren daireye itiraz edebileceği, sanığın lehine itirazda süre aranmayacağı düzenlenmiştir. Benzer durum Kanun’un 311. vd. maddeleri uyarınca yargılanmanın yenilenmesi yoluna gidildiği durumlarda da geçerlidir. Öyle ki, hükmün infaz edilmiş olması hatta hükümlünün ölümü dahi yargılanmanın yenilenmesi istemine engel değildir. Ayrıca sanık/hükümlü tarafından gerek Anayasa Mahkemesi gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabileceği de ortadadır.</p>

<p>9. Bu durumlar kurallar uyarınca elde edilen delillerin belirli bir süre öngörülmeksizin, sürekli olarak saklanmasının gerekebileceğine işaret etmektedir. Üstelik verilerin silinmemesinin ve saklanmasının veri sahibi lehine sonuçlarının olduğu da açıktır. Kaldı ki, Anayasa’nın 20. maddesinin son fıkrasında, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 20. maddesinde kanuna atıf yapıldığından, kişisel verilerin korunması amacı ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanunun 28. maddesinin (d) bendinde, kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesinin Kanunun kapsamı dışında kaldığı belirtilmiştir.</p>

<p>10. Yine çoğunluk gerekçesinde, kişisel verilerin bir ceza soruşturması ya da kovuşturmasında veya infaz işlemlerine yönelik olarak işlenmesi hâlinde gerek kişisel verilerin gerekse de bu bilgi ve belgelerin yer aldığı dava dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine ilişkin olarak kanun düzeyinde başkaca bir düzenleme öngörülmediği ileri sürülmüş ise de 11 sayılı Devlet Arşivleri Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile arşiv hizmet ve faaliyetlerini düzenlemek ve kamuda belge yönetimini sağlamak üzere Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak genel bütçeye tabi Devlet Arşivleri Başkanlığı kurulmuştur. Söz konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 2. maddesinde, Kararnamenin, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı hariç olmak üzere 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli cetvellerde yer alan kamu idarelerini, kamu tüzel kişiliğini haiz diğer kurum, kuruluş, enstitü, teşebbüs, teşekkül, birlik, fon gibi adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını, vergi muafiyeti tanınan vakıfları ve kamu yararına çalışan dernekleri kapsadığı belirtilmiştir. Kararname uyarınca çıkarılan Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik 18.10.2019 tarih ve 30922 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Görüldüğü üzere, söz konusu 11 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve bu Kararname uyarınca çıkarılan Yönetmelik kapsamına yargı mercileri de dahil olduğundan dosya ve kişisel verilerin saklama koşulları ve süreleri belirli olup, konuya ilişkin mevzuatın bulunmadığı yönündeki görüşe de katılmak mümkün değildir.</p>

<p>11. Öte yandan kurallar uyarınca elde edilen delillerden ancak mahkumiyete esas olanlar muhafaza edilecektir. Bunun dışında soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilerek sonlandırılması ya da kovuşturma sonunda beraat kararı verilmesi halinde kişisel veri ihtiva eden delillerin sahibine iadesi veya imhası gerekebilir. Kanun’un 134. maddesinde elde edilen verilerin yok edilmesine dair açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda Kanun’un 137. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki iletişim içeriklerinin yok edilmesine dair düzenlemenin kıyasen uygulanması mümkündür. Nitekim temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına açıkça izin veren bir kanun hükmü olmadığında kıyasen sınırlandırma yapılamayacaksa da bu hak ve özgürlüklerin korunması söz konusu olduğunda kıyasa başvurulmasının mümkün olduğu değerlendirilmektedir. Üstelik kuralların şekli bir ceza normu olması yani muhakeme sürecine ilişkin olmaları nedeniyle kıyasa başvurulması ceza hukuku dogmatiğine de aykırılık teşkil etmemektedir (Kanun’un 134. maddesi bakımından 137. maddenin (3) numaralı fıkrasının uygulanabilirliğine dair doktrindeki görüş için bkz. Değirmenci, O. (2014). <i>Ceza Muhakemesinde Sayısal (Dijital) Delil</i>, Ankara: Seçkin Yay., s. 318).</p>

<p>12. Kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin dosyayla ilgisiz olanlarının silinmesine ilişkin uygulanabilir bir hukuki düzenlemenin mevcut olduğu, delil niteliğini haiz verilerin ise silinmeksizin saklanmasının söz konusu olabileceği değerlendirmelerinden sonra kişisel verilerin sınırlandırılması hususu ele alınmalıdır.</p>

<p>13. Çoğunluk tarafından üçüncü kişilerin kurallarla elde edilen kişisel verilere erişimi engellenerek verilerin gizliliğinin sağlanacağına dair güvencenin bulunduğu kabul edilmesine karşın bu verilerin sınırlandırma amacı dışında kullanılmasını engeller bir düzenleme bulunmadığının ifade edilebilmesi çelişki oluşturmaktadır. Zira dosyada bu veriler ancak delil mahiyeti gözetilerek saklanabilecektir. Bu verilerin hükmün kesinleşmesinden sonra da üçüncü kişilerle paylaşılması yahut kişisel verilerin bir veri tabanına aktarılarak veri sahibi hakkında bir çıkarımda bulunulması da mümkün değildir. Bu kişisel verilere ancak söz konusu dosyayla ilgili yukarıda izah edilen bir yargısal süreç olması ya da usulünce yürütülen başkaca bir soruşturma/kovuşturma sebebiyle ve Kanundaki tüm güvencelere riayet edilerek başvurulabilir. Kaldı ki, bu güvencelere uyulmaması halinde veriyi hukuka aykırı olarak işleyen kişinin 5237 sayılı Kanun’un 132 vd. maddeleri uyarınca cezai sorumluluğunun doğacağında şüphe bulunmamaktadır. Bu itibarla kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın orantısız olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>14. Nitekim Anayasa Mahkemesi 30/6/2022 tarihli ve E.2018/137, K.2022/86 sayılı kararında aynı kurallara ilişkin Cumhuriyet savcısının yetkilerini düzenleyen Kanun’un 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“…Cumhuriyet savcısının istemi üzerine…”</i> ibaresinin <i>“…hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından…”</i> şeklinde değiştirilmesinde yer alan<i> “…veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı…”</i> ibaresinin, (1) numaralı fıkraya eklenen ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleler ile (2) numaralı fıkranın birinci cümlesine eklenen <i>“…ya da işlemin uzun sürecek olması…”</i> ibaresinin kişilerin özel hayatının korunmasını isteme hakkı ile kişisel verilerin korunması hakkı ve mülkiyet hakkını ihlal eder yönü bulunmadığını değerlendirmiş ve -eldeki itiraz başvurusunun aksine- oybirliğiyle Anayasa’ya aykırı olmadıkları sonucuna ulaşmıştır (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 345-383).</p>

<p>15. Yine Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasının ele geçirilmesi ve kişisel verilerin ortaya çıkarılma sürecine ilişkin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ve haberleşmenin gizliliğinin ihlal edildiğinin iddia edildiği bir başvuruda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamındaki güvencelere ilişkin detaylı bir değerlendirme yapmış ve uzun süre saklamama güvencesi yönünden 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesi kapsamında elde edilen delillerin yargılama boyunca saklanacağını belirterek bu güvence yönünden Anayasa’ya aykırılık görmemiştir (<i>Bestami Eroğlu</i> [GK] B. No: 2018/23077, 17/9/2020). Dolayısıyla eldeki başvuruya konu karar, Anayasa Mahkemesinin yakın tarihli içtihatlarıyla da açıkça çelişmektedir.</p>

<p>16. Son olarak belirtmek gerekir ki norm denetiminde kuralla ilgili ve gerekli görülen tüm hukuki müesseseler de gözetilmeli, başka bir ifadeyle kural anılan hukuki müesseseler ile anlamlandırılmalı ve kuralın bu bağlamda Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı olup olmadığı tespit edilmelidir. Anayasallık denetiminde ölçü Anayasa olmakla birlikte bu husus normun ait olduğu hukuk sistemi içerisindeki yerinin tespiti ile buna göre kazanacağı anlamın gözetilmesine engel değildir. Başka bir ifadeyle, herhangi bir hukuk kuralının tek başına değil, içinde bulunduğu metnin tümü gözönünde tutularak yorumlanması gerekir (AYM, E.1984/8, K.1984/10, 20/09/1984; E.2018/122, K.2020/14, 19/02/2020, § 21).</p>

<p>17. Bu bağlamda çoğunluk tarafından kurallar ceza muhakemesi sistematiği ve gereklilikleri gözetilmeksizin değerlendirilmiştir. Zira tanık beyanı alınmasından, klasik arama ve el koymaya hatta duruşma zaptının tanziminden gerekçeli kararda yer alması gerekenlere kadar tüm hususlar kişisel veri ihtiva etmektedir. Yukarıda izah ettiğimiz usul ve güvenceleri yok sayan çoğunluğun yaklaşımına göre Ceza Muhakemesi Kanunumuzda yer alan hükümlerin hemen tamamı, kişisel verilerin sınırlandırılması güvencesi bakımından, kurallarla aynı maluliyete sahiptir.</p>

<p>18. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kuralların Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olmadığı ve iptal isteminin reddi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki<i> </i>çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="12864"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Kuralının Anatomisi: Hukuk kuralı, karar verme formülüdür]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-kuralinin-anatomisi-hukuk-kurali-karar-verme-formuludur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-kuralinin-anatomisi-hukuk-kurali-karar-verme-formuludur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hukuk Kuralının Anatomisi </strong></p>

<p><strong>(Anatomy of the Legal Rule)</strong></p>

<p><strong>Hukuk kuralı, karar verme formülüdür.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p></p>

<p>İnsan kural koyan bir varlıktır; toplumsal yaşamdaki beklentilerin bir kısmını ve toplumsal yaşamı güvenceye almak için kural koymaktadır. Toplumsal yaşamla birlikte kural koyma da süregelmektedir. Gramer kuralları gibi kurallar sosyal yaşamı olanaklı yapar. İnsanlar, kuralları benimseyerek miyopluğunu, irade zayıflığını, şaşkınlığını, rüşveti veya davalarda taraf tutulmasını giderebilirler. Kişilere özgü olan bu durum toplumlar için de geçerlidir. Kurallar yurttaşları hak sahibi yaparken, takdir, standartlar ve faktörler yakarıcı yaparlar. Kurallar, öte yandan, tabi olanlar, yorumlayanlar ve uygulayıcılar arasındaki görüş farklılıklarını önemli ölçüde azaltırlar. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a> Yalnız kural formüle ederken uzun cümleleri bölünmesi, gereksiz tekrarlardan kaçınılması, sade bir dil kullanılması ve iyi biçimlendirilmiş ve özlü cümleler oluşturulmasına özen gösterilmelidir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/1744611737454-20.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Kuralların geçerli olduğu bir sistemde, kimlerin sorumlu olduğu ve işler doğru gitmediğinde de kimlerin suçlanacağı bilinmektedir. Öte yandan, standartlar veya faktörlere dayalı bir sistemde büyük bir sorun, örneğin hava kirliliğinden veya toplumda suç oranının artmasından, kimlerin gerçekte sorumlu olacağının bilinememesidir.</p>

<p></p>

<p>Genel ve soyut nitelikli kurallar gelecekte ortaya çıkacak olaylara uygulandığından, kural olaya takaddüm etmekte ve Hammurabi Kanunlarından (M.Ö.1955-1913) bu yana, genellikle, “hukuki olay” ve “hukuki sonuç” olmak üzere iki öğeden oluşmaktadır. <a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">2</a></p>

<p></p>

<p>Kurallar sisteminde beliren önemli soru ise, “hukuki uslamlamanın (<i>legal reasoning</i>) siyaset ve ahlaktan bağımsız olduğu söylenebilir mi?” Bazı kişiler öyle zannederlerse de kişiler, ne zaman yanlışlıkla hukukta siyasi ve ahlaki karar verdiklerini reddettiklerinde biçimsel kötülüğe tanık olmaktayız.</p>

<p></p>

<p>18 yaşın altındakilerin oy vermesini yasaklayan bir kanun karşısında hâkim 18 yaşın altındaki bir kişinin oy veremeyeceğini söylediğinde, tümdengelim düşünce biçimini yansıtan bu yaklaşım, ahlaki veya siyasi açıdan tartışmalı bir temele dayalı değildir. Yalnız bu her zaman doğru değildir. İlgili hüküm bazen hiç de kural gibisi (<i>rule like</i>) (örneğin makul derecede dikkat ve ihtimam, düşünceyi açıklama özgürlüğü hallerinde) olmayıp; aksine hukuki muhtevası hakkında maddi bir karar verilmesini gerektirmektedir. Anayasa’nın <i>kanun önünde eşitliği içeren</i> “Herkes...ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”-eşit korumadan yararlanır (Md.12) hükmü bu türdendir.</p>

<p></p>

<p>Ne var ki, biçimsel kötülük belirgin kurallarda da görülebilir. Soyguncudan veya katilden kaçan birinin karayolunda hız limitini aşması halinde kuralın yalnızca dil açısından irdelenmesi yetersiz olduğundan, “zaruret hali”nin devreye girmesi sonucu suçtan arınma olanağı yalnızca kurala dayalı karar şeklinde algılanamaz. İşte zaruret veya haklı savunu defileri kural dışı davranma için meşru mazeretlerdir. Anayasa’da “<i>Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde...temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir</i>” (Md.15).</p>

<p></p>

<p>Tüm kuralların en azından örtülü (<i>implicit</i>) bazı istisnaları vardır. “<i>Cennetler yok olacaksa, kurallar uygulanmaz”. </i>Nitekim, hâkim Jackson’un belirttiği gibi, insan hakları bildirgesi “bir intihar sözleşmesi” değildir. Anayasa’nın 14. Maddesinde de temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması hüküm altına alınmıştır.</p>

<p></p>

<p>İstisnalar oluşturulmasının sonuçları ayrıntılara dayalıdır. Savaş halinde konuşma özgürlüğüne makul sınırlar konulması fikrinde olduğu gibi bir istisna dar ve müphem olabilir. Koşullar ender olarak var olduğundan istisnaya özgü dar ve fakat makul sınırların neler olduğu sorusu karşısında istisna müphem olabilmektedir.</p>

<p></p>

<p>İstisnası olan kurallar da halen kuraldırlar. Ne var ki, istisna müphem olduğunda kurallıktan (<i>ruleness</i>) uzaklaşılmakta ve hukukun muhtevası özel gerçeklerin araştırılmasından çıkarılmaktadır. İstisnaların varlığı halinde, kuralların kural olup olmadığı istisnaların tabiatına dayalıdır. “18 yaşın altındakiler araba sürmeye yetenekli olduğunu göstermedikçe araba kullanamazlar” normu bir kural iken, “18 yaş altında soyadı “Y” harfi ile başlamayanlar araba süremez” ise, hiç de bir kural değildir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/174461173dfaa-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Kural ve Adalet İlişkisi</strong></p>

<p></p>

<p>Kurallar hukukun yol haritasıdır ve varlığı ile çoğu işler mahkeme dışı kalabilmekte ve insan ilişkilerine güvenlik ve anlam enjekte edilmektedir. Kuşkusuz, mahkemece karara bağlanan davalardaki kural uygulamaları, inanç, iman ve güvenliğe özgü psikolojik değerleri yaratmaktadır. Yalnız kuralların da bazı özel davalara çözüm getirmede yetersiz kaldıkları görülmektedir. Bu durumda hâkimlerin hukuk yaratma işlevi devreye girmektedir (TMK md.1). Kurallar bir bakıma geleceğin tahminlerinden çok tarihsel niteliğe bürünmektedirler.</p>

<p></p>

<p>Kurallar ve adalet arasındaki ilişki nedir? Hukuka uyarlı bir sistemin adil olması gerektiği veya analojik (örnekseme yolu ile sonuç çıkarma-<i>raisonment par analogie</i>) düşüncenin adil sonuçlar ürettiği söylenebilir mi? Bu sorulara verilecek yanıt ise “hayır” olacaktır. Kurallar, adaleti garanti etmemektedir. Nitekim, Güney Afrika’da ırk ayrımının (<i>apartheid</i>’ın) egemen olduğu yıllarda temel sorun hukukun ihlal edilmesi değildi. <i>Apatheid</i>’ın temel nitelikleri hukuka tümden uygun hale getirilebilirdi. İşte adil olarak uygulandıklarında (<i>biçimsel adalet</i>) adil olarak nitelemekte tereddüt edilemeyecek kurallar vardır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a> Özetle, adalet, kanunilikle (<i>legalite</i>) aynı şey değildir.</p>

<p></p>

<p>Öte yandan, fazlaca adaletsizliğin analojik düşünceyle de ortaya çıktığına tanık olunmaktadır. Analojiler, adaletsizlik ürettiğinde, analojileri güçlendirici ilkeler veya altında yatan siyasetlerin yanlış olduğu üzerinde ısrarla durulmalıdır. Hukuka özgü hiçbir şey bir kuralın çok dar veya adaletsizce formüle edildiği yolundaki bir iddiayı desteklemeyeceği gibi analojik düşünce mekanizmasına özgü yanlışlık iddiasını da desteklemeyecektir. Bunun çıkarımı ise, kurallar ve analojilere özgü değerlerin kısmı oluşlarıdır. Fakat işlevi oldukçadır: Kurallar <i>keyfi güç</i> kullanımını sınırlamakta; vatandaşların devlet korkusundan uzak davranabileceği bir alan yaratmaktadırlar. Gözü bantlı eski adalet Tanrıçası, kimseye ayrıcalık tanımaz ve gerçekte tanıyamazdı. Kurallar kör olduğundan tarafsızdırlar. İşte kurallar- la, halkın tek bir şemsiye altında toplanarak, önyargı, cehalet veya haksızca ayrımı yansıtabilecek farklılıkların olabildiğince giderilmesine çalışılmaktadır. Devlet gücüne tabi herkes yasada yer alan bir kuralın korumasını ve mahrumiyetlerini ileri sürebilir-<i>biçimsel adalet</i>. İşte bu hukuka özgü tutarlılık ve tarafsızlık gerekliliği, bir topluma özgü en esaslı sosyal iyiliklerdendir.</p>

<p></p>

<p><strong>İlkeler </strong></p>

<p></p>

<p>İlkeler, kanunlardaki tikel kuralların temelini oluşturan, bilinçli veya bilinçsizce hukuki düşünceleri etkileyen, ahlak/hukuk idesinden doğmuş yaygın fikirler ve genel gerçekliklerdir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a> Bize öteki şeylerden daha değerliymiş gibi göründüğünden ötürü, onları yeğlemekte ve öbürlerini ona bağımlı görmekteyiz. İlkeler, her belirli, ayrıntılı gerçek hallere, belirli ayrıntılı hukuki sonuçlar izafe etmez; belirli bir davranışa karşı resmi bir müdahale tehdidini içermezler ve belirli durumlara özgü çözümler de sağlamazlar. Bunlar belirli tekniklere göre sürecin başlama noktalarını oluştururlar.</p>

<p><img alt="174461173Hhd-6" height="350" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/174461173hhd-6.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>Pozitivizm, bir kurallar modeli olarak algılandığında ilkeler dışlanmaktadır. Ne var ki, hâkimler, hukuk kurallarının tükendiği durumlarda, ilkeleri uygulamaktadırlar. En çok bilinen ilkelere örnek olarak, “<i>Hiç kimse sahip olduğundan fazlasını başkasına devredemez</i>”, “<i>zaruret yasak tanımaz</i>”, “<i>kimse kendi yanlışlarından menfaat sağlayamaz</i>”,<i> “zamanda önce gelen hakta da önce gelir”</i> ile “<i>mahkemelerce sözleşme özgürlüğüne saygı duyulmalıdır</i>.” ABD’deki <i>Riggs vs. Palmer</i> davasında tek mirasçı kalacak torunun, vasiyeti değiştirmesini önlemek üzere dedesini öldürmesi halinde katilin mirastan mahrum bırakılmasının yasada/içtihatlarda ön görülmemesine karşın New York istinaf mahkemesi lafzı yorumu dışlayarak kimsenin kendi yanlışından menfaat sağlayamaz(<i>Nemine doluus suus prodesse debet)</i> ilkesinden hareketle Palmer’ı dedesinin mirasından mahrum etmiştir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a> İşte bir tarafta vasiyetname var iken, öte tarafta hukuk sistemindeki ahlaki ilkenin varlığı söz konusu edilmiştir. Çünkü o hakkaniyetin ahlaki gereğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">6</a>aynı gerekçeyle 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa tabi pasif sigortalı kocasını kasten öldüren eşe ölüm aylığı bağlanamayacağına karar vermiştir. New York yasasında olduğu gibi 506 sayılı SSK 66, 68 maddelerinde bu konuya açıklık getirilmemiş; Türk Medeni Kanunu 578. maddesi de murisi öldürmeyi bir yoksunluk sebebi saymıştır. Yargıtay, “Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesi ile “Herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu” ilkesi savaşında tercihini birinci ilkeden yana kullanmıştır. Nitekim, Mecelle’nin 99. maddesinde yer alan “<i>Bir şeyi vaktinden önce gerçekleştirmek isteyen kişi mahrumiyetine katlanır</i>” normu ile aynı ilkesel tavır benimsenmiş idi.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">7</a></p>

<p></p>

<p>İlkeler tek bir yargı kararıyla kanun haline gelmez; daha ziyade bir gelenek gibi gelişirler ve ancak bir dizi yargı kararında önemli bir otorite desteğine sahip olduklarında bağlayıcı olurlar. Geleneksel hukuk gibi, yargı yoluyla benimsenen ilkelerin de varlıkları için otorite sayılan yargı kararlarında çok kesin bir şekilde formüle edilmesi gerekmez.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">8</a></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuşkusuz, hukuk ilkelerinin de kendi özgül ağırlık ve otoritesi vardır; ihtilaflarda çözümün anahtarlarını gösterirler. İşte bu nitelik hâkimlerin onları otorite olarak görmeleri nedeni olmaktadır. Anayasa’da yer alan insanlık onuru, özgürlük, eşitlik, hukuk devleti (<i>Rechtsstaat/rule of law</i>), demokrasi ve sosyal devlet ilkeleri, moral tonu içeren pozitif hukuk ilkeleridir. Optimize edici emirler olan bu ilkelerin olabildiğince gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu ilkeler birlikte hukuki bir ideale (demokratik sosyal hukuk devleti) yönelmişlerdir.</p>

<p><strong>Kurallar ve İlkeler Farkı</strong></p>

<p></p>

<p>Kuralların temel niteliği, özel davalar ortaya çıkmadan sonuçlarını belirleme girişimidir. Bu suretle uygulama öncesi hukukun içeriği belirlenmiş olmaktadır. Hukukun anahtar işlevi sahiplikleri (<i>entitlements</i>) belirlemektir-kimin neye sahip olduğunu söylemek, kim kime ne yapabiliri saptamaktır.</p>

<p></p>

<p>Kurallar basit veya girift olabilir. Bir trafik kanununda yer alan, örneğin, kimse 18 yaş altında araba kullanamaz kuralı basit bir kural iken, bu kural 18 yaş altındakiler özet testlerden geçmedikçe araba kullanamaz denildiğinde girift olabilir. Veya kimin araba kullanabileceği için bir <i>formül </i>yaratarak (yaş, yazılı sınavdaki ve süreme testindeki başarısı gibi değişkenler) göz önüne alınarak daha da girift hale getirilebilir<i>.</i> Bu üç değişkene sayısal değer verilerek girift bir kural yaratılabilir. TCK 61. maddesin- deki “cezanın bireyselleştirilmesi” rehber nitelikli girift bir kural örneğidir. Bu düzenlemede ceza hâkimleri disipline edilerek hükmedilen cezalar arasında orantısız eşitlikleri gidermek amaç değerdir. Sosyal güvenlik kapsamında maluliyet hesaplaması da girift bir kural örneğidir.</p>

<p></p>

<p>Kurallar davaları doğrudan belirlerken, ilkeler genellikle çatıştıklarında yorumlama ve dengeleme gerektirir. Ronald Dworkin, kuralların tüm istisnalarını kapsayacak şekilde kapsamlı bir şekilde oluşturulduğunda "ya hep ya hiç şeklinde uygulanabilir" olduğunu düşünür: Bir kuralın öngördüğü gerçekler verilirse, ya kural geçerlidir, bu durumda verdiği cevap kabul edilmelidir, ya da geçerli değildir, bu durumda karara hiçbir katkıda bulunmaz.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">9</a></p>

<p></p>

<p><strong>Kural ve Bireyselleştirme</strong></p>

<p></p>

<p>Hukuk kurallarının formüle edilmesi bağlamında irdelenen bir konu da “<i>cezanın bireyselleştirilmesi</i>”dir. Bu kurum, hukuk güvenliği idesi terk edilerek, adli keyfiliğe doğru sel kapaklarının açılması sonucu ve riskini doğurabilir. İşte hukukun genel nitelikli kuralları ile hâkimlerin takdirine yer veren düzenleme arasında dengenin kurulması; adalet ve nesafet adına gerekli görülmektedir. Hukuki düzenlemelerde sosyal ihtiyaç kadar adalet duygusu “can suyu” gibidirler. Genelde hukuki düzenleme görevi mantık- sal olarak toptan ayakkabı veya benzer nesne imalatçılarıyla örtüşmektedir. İnsanın ayak ölçüleri değişik olup; iki insanın ayak ölçülerinin aynı olmadığını söylemek hakikati ifade edecektir. Ne var ki, deneyimle, mükemmel ayakkabı postulatlarına karşı gelmeksizin tüm normal istemleri karşılayıcı nitelikte ayakkabı ölçüleri saptanmıştır. Bu bağlamda şu sorular ortaya çıkmaktadır: Bu ayakkabı ölçüleri nasıl bulunmuştur? Bu ölçülerin sayısal değeri nasıl belirlenmiştir? Yaklaşım ve çözümleme biçimi şöyledir: Ayakkabının ne rahatsızlık verici şekilde küçük ne de hoşnutsuzluk yaratacak şekilde büyük olmayıp; ikisi arasında bir denge sağlanmasında saklı olduğudur. Aynı yöntem, ceza hukuku kurallarının oluşturulması temelinde de yer almaktadır. Bir insanın diğer bir insanın yaşamına son vermesi biçim ve durumları sayısı sonsuzdur. Hukukça yapılan ise, bu durumları belli sınıflarda kategorize etmektir. Nitekim adam öldürme suçu tipolojisinde taammüden, kasten ve taksirli adam öldürme türleri ayrımına tanık olunmaktadır. Bu düzenlemeleri yaparken olabildiğince muğlak (<i>endeterminan</i>) kural formüllerinden kaçınılarak, hâkimlerce uygulanabilir olmasına özen gösterilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Bu formüllere özgü düzenlemede, eldeki enstrümanların elverdiğinden daha hassas sonuçlar elde etmeğe yeltenmek aptallık ifadesi olacaktır. Çok narin bir ağaçtan heykel yapım projesinde bir heykeltıraşın keserle yontu işine girmesini düşünebilir misiniz?</p>

<p></p>

<p>Cezanın bireyselleştirilmesi sürecindeki adli takdir, yalnızca ceza mekanizmasında katı genel hukuk kurallarınca mümkün olan dereceden fazla suçlular arasında ayrım oluşturabilme girişimi olarak algılanmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Aynı argüman yasama meclisine özgü takdir için de geçerlidir. Yasama organınca endüstrideki işçilerin günde kaç saat çalışması gerektiği sorusuna yanıt bulurken neden 10 veya 7 saat değil de 8 saatte karar kılınmıştır? Sınırın nerede çizileceği sorusu her zaman güncelliğini korumaktadır. Bu sorunun yanıtı <i>a priori</i> olarak verilemeyecektir; çünkü, farklı endüstri dalları olduğu kadar farklı zamanlardaki çalışma açısından farklı saptamalar yapılabilecektir.</p>

<p></p>

<p>Hukukçular, mantığın kullanılmasında ya akılcı veya mistiklerdir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">10</a> Akılcı olanlar uslamlamanın (<i>reasoning</i>) sonuçlarına zımni rıza göstermekle kalmayıp, güvenli bir sonucun başka şekilde elde edilemeyeceğine de inanmaktadırlar. Ne var ki, bu yaklaşımda, pozitif kuralın mantıki uygu- lamasının sıkça gözlenen absürt sonuçlar vermesi kaçınılmaz olmaktadır. <strong><i>Summa jus summa injuri-</i></strong><i>hukukta ifrata kaçmak en büyük haksızlıktır.<strong> </strong></i>Mistikler ise, uslamlamaya güvenmeyip; sezgi, duyu veya duygulanmaya inançlıdırlar. Emerson’un belirttiği “insanlar zannettiklerinden daha akıllıdır” <i>dictumu</i> onlara egemendir. Sizler de kanıtlamak istediğiniz bir şey için mantık olarak bir avukatı kiralıyorsunuz.</p>

<p></p>

<p>Hiç kuşkusuz, mantıki bir hukuk bilimi, hukuk materyalini hazmetmemize yardımcı olabilirse de hazım öncesi yiyeceğin alınması gerektiği unutulmamalıdır. Hâkim olacak kişinin doğru ve yanlışa ilişkin duyguları, mantıki ve bilimsel olarak eğitilmelidir. Eğitilmiş insanın sezgi parıltısında görebileceği şeyi cahil insanın algılaması ya mümkün olmayacak veya çok uzun bir uğraşı gerektirecektir. Hâkimin mantıksal bir robot oluşu fikrine sıcak bakmayanlar kaçınılmaz bir biçimde tarafgirlik veya önyargının abartılması gibi karşıt bir hataya düşeceklerdir. Tüm insanların dava öncesi önyargılı olduğu düşüncesinden hareket eden hâkimin <i>tarafsızlık </i>(<i>impartiality)</i><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">11</a> konusunda bilinçli çaba gösterebilme olasılığı, bir diğerinin, kürsüye çıkmakla kendini hemen şaşmaz mantıki bir hakikat enstrümanı olması inancından fazla olacaktır. Hukuki objektiflik, hukuk devleti ile insan egemenliği arasındaki farkı nitelemektedir. Bu bağlamda tarafsızlık objektif olmanın gereği olarak belirmektedir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">12</a></p>

<p></p>

<p><strong>Kural Aleyhinde Görüşler</strong></p>

<p></p>

<p>Hukukun çoğu alanlarında halk hiç de kurallara dayanmamaktadır. Onların yaşamları hiç de basit sözlü formüllere indirgenmeyen bir dizi hüküm ve anlayışa dayalıdırlar. Fıkra anlatımı için bir kural kitabı yardımcı olabilirse de yalnız fıkraları önceden konmuş açık kuralları takip ederek anlattığınızda belki de çok güldürücü olmayacaksınız. Zorda kalan arkadaşlarınıza nasıl dert ortağı olmanız konusunda bir kural kitabı yoktur. Kurallara göre yazan kişiler de olasılıkla kötü yazar olacaklardır. Kural oryantasyonlu yazarlık güvensizliği yansıtmakta ve bu durum da okuyucularca anlaşılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bu örnekler de hukuktaki ekser kuralların yetersiz veya duyarsız olduğunu açıklar niteliktedir. Bu bağlamda kurallara özgü temel sorunları şu beş noktada sıralamak mümkündür:</p>

<p></p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><i>Kuralların kendilerine vücut veren haklı nedenlere göre dar ve kapsamlı olması</i>: Modern hükümetlerin gadrine uğramış bir kişi kuralların ne derece keyfi sonuçlar doğurmakta olduğunu bilir. Özelleştirilmiş/bireyselleştirilmiş kararlar adil olabilirken, bireysel durumları yeterince göz önüne alamayan kararlar adil olmayabilir. Ceza adaletinde cezanın tayin edilmesini irdelediğimizde, açık uçlu takdir yetkisi çokça eleştirilerek, ilgili değişkenlerin sayısı oldukça fazla olduğunda, rijit nitelikli kurallara dayalı kararların fazlaca adaletsizlik üreteceğine değinilmiştir. Norveç’te alkollü vasıta kullanma hakkındaki yasa kuralının rijit infazının, kandaki alkol yüzdesinin 0.05 üzerinde olması halinde üç haftalık hapis cezasına mahkumiyetin kişinin arabasını garaja sokması veya hayat kurtarmak üzere olması halinde de uygulanması kayda değer bir örnektir.</li>
</ol>

<p></p>

<ol start="2" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><i>Değişen durumlar karşısında kuralın hükmünü yitirmesi</i>: Genel nitelikte konulan kurallar olay/lar öncesi vazedildiğinden ilerde tatbik edileceği özel durumların tüm boyutları bilinemediğinden yeni durumlar karşısında (bankacılık ve telekomünikasyon alanlarında olduğu gibi) kurallar çağdışı olabilir. İşte genel hukuk kuralları çalışan hipotezler olarak, her somut duruma uygulanışında devamlı olarak test edilme ihtiyacındadırlar.</li>
</ol>

<p></p>

<ol start="3" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><i>Soyutluk ve genellemenin bazen yanlılığı maskelediği</i>: Farklı konumdaki kişilerin aynı işleme/benzer kurala tabi tutulması haksız veya yanlış olabilir. Anatole France’ın şu meşhur alaycı söylemi (1894) bu durumu dramatize etmektedir: “<i>Hukukun görkemli tarafsızlığı karşısında zengin kadar fakirin de köprü altında uyuması, sokaklarda dilenmesi ve ekmek çalması yasaktır</i>.” Bu söz aşikâr nitelikli tarafsız kurallara özgü müşterek bir sorunu vurgulamaktadır. James FitzJames Stephen daha 1873 yılında genel önermeler olarak her kanun ve her ahlak kuralının, “eşit olmak yerine ayrımsız etkilemesi gereğine” işaret etti.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">13</a> Ne var ki, “biçimsel” açıdan eşit olan kanunlar farklı grupları farklı etkilemektedir. Herkesin merdiven kullanmak zorunda olması halinde tekerlekli sandalye kullananlar özel bir sıkıntı içinde olurken; müzelere girişin paralı olması sonucu parası olmayanlar müzelere giremeyecekler; kadın işçilerin hamile olamayacağı ön görüldüğünde ise çoğu kadınlar çalışamayacaklardır. Öte yandan, işsizlik, açlık, ayrımcılık, taraflı yargılamalar, kolluk gücünü avucunun içine alan zengin sınıf, bu “biçimsel” eşitliği maskaraya çevirmektedir.</li>
</ol>

<p></p>

<ol start="4" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><i>Kuralların takdirin gizlenmesine neden olduğu</i>: Yasalarda yer alan ağır cezalar veya kolluk evresinde yaygın işkence veya kötü muamele karşısında hâkimlerin ithama kuşkulu yaklaşımları/ beraat kararları bu doğrultuda olmaktadır.</li>
</ol>

<p></p>

<ol start="5" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><i>Kuralların normdan sapanların suçlu olarak etiketlenmesinden kaçınmasına elvermesi</i>: Kuralların kesin hatlarla belirgin olması halinde, teknik olarak ayrık tutulan ve kuralca kapsanmayan bir davranışta bulunan kişilerin kurtulmasına el verdiği görülmektedir. Bu davranışların verdiği zarar da kurallarca yasaklanan türde veya benzer niteliktedir. Bu nedenle, haklı nedenlerin kural yerine standart formatında yasallaştırılması daha isabetli olabilir. İşte kurallara özgü ciddi bir sorun, hâkimlerin analojik düşünce ile haklı neden doğrultusunda kuralı genişletemediğinde, teknik açıdan kişilerin zararlı davranışta bulunabilmesi mümkün olabilmektedir. Ne var ki, hâkimlerin zaman zaman yasaları, kaçınma sorunu üstesinden gelmek üzere analoji yoluyla, onlara neden olan hallerin ötesinde ve hatta sözel anlamı ötesinde yorumladıkları görülmektedir.</li>
</ol>

<p></p>

<h3><strong>Determinan/Endeterminan Kurallar</strong></h3>

<p></p>

<p>Yasa kurallarının niteliği davranış ve konuşma ekseni etrafında şekillenmektedir. Bazı kurallar belirgin nitelikte; ihtilafa neden olmayacak bir anlam açıklığına sahip iken, diğerleri muğlak bir nitelik taşımaktadırlar. İşte bu bağlamda <i>determinan</i> ve <i>endeterminan </i>kuralları irdelemek yerinde olacaktır.</p>

<p></p>

<p>Bu tür kuralların varlığı halinde hâkimler hukuku yorumlayıp uyguladıklarında bir seçim yapmaktadırlar. Hukukun meşruluğunu tehdit eden önemli sorun ise, yapılan adli seçimi belirleyenin ne olduğudur? Kuşkusuz, bu seçim belli oranda hâkimlerin sahip olduğu değerlerden etkilenmektedir. Yanıtı hâkimlerin kişisel değerleri ise, bizlerin kişiler yerine hukuk egemenliğine tabi olduğumuz iddiası yanlış olmaktadır. Diğer bir anlatımla, seçim alanı fazlaca büyük ve kişisel değerlerin gücü de çok kuvvetli ise, gerçekte hâkimlerin yaptıkları siyasetten pek farklı bir nitelik taşımamaktadır.</p>

<p></p>

<p>Öte yandan, kurallardaki esaslı ölçüdeki esneklik/muğlaklık, yetenekli avukatlara davanın hangi tarafında olurlarsa olsunlar legal argümanlar çıkarabilme imkânı vermektedir. Gayrı hukuki faktörler bağlamında ise, orta yaşlı hâkimlere yerleşmiş olan anlayış ve değerler, <i>endeterminan</i> kuralları <i>determinan</i> hale dönüştürmektedirler. Özel bir davada muğlaklığın giderilmesi için toplumdaki sosyal teoriler ve diğer değişimler de göz önüne alınmaktadır.</p>

<p></p>

<p><i>Determinacy</i>-<i>indeterminacy</i> değerlerinin ölçülmesi açısından şu saptamalara yer verilmiştir:</p>

<p></p>

<p>Determinan hukuk sistemine 100 değer verilirken, <i>endeterminan</i> hukuk sistemine “0” değer verilmektedir. Bu yelpazede saptanan <i>determinancy</i> oranı genelde %5-15 civarındadır. İyi işleyen hukuk sistemlerinde örneğin A.B.D.'de bu oranın %40-60 arasında olduğu belirtilirken, esaslı ölçüde <i>indeterminancy</i>’de sahip oldukları hukuk teorisyenlerince dile getirilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Hukuk teorisyenlerinin çoğu, hukukta yaygın ölçüde var olan <i>indeterminancy</i>’e (%90) değinirlerken, diğerleri ise, esaslı derecede olmakla beraber bunun tahakküm edici bir ölçekte olmadığını (%50 veya az <i>indeterminancy</i>), bir kısmı da bunun kendileri için ilgi odağı olmadığını belirttiler. Tüm bu değerlendirmeler bizleri uygulama alanına götürmektedir. Kuşkusuz, <i>endeterminanlık </i>yalnızca yasaların ve içtihatların yorumlanmasında değil, hâkimler kanıtları değerlendirirken de karşımıza çıkmaktadır. Yasalar ve içtihatları yorumlayarak sergilediğimiz kurallar gerçeklere uygulanacaktır. Davanın gerçekleri ise, kendi tasvirleri gelmediğinden, legal önemi ile nitelendirilmelidirler. Bu noktada çoğu gerçekçiler belirli bir kural olmasına karşın aynı gerçeklerin hakimlerce farklı karakterize edilebileceğine riskine işaret etmektedirler.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">14</a></p>

<p></p>

<p>Özetle, legal endeterminanlık başlıca şu nedenlerden kaynaklanmaktadır:</p>

<p></p>

<p>a. Yorum yöntemlerinin çokluğu,</p>

<p>b. Hukuk teorileri,</p>

<p>c. Yorumcuların adalet duygusu-onların (değer vargıları ile açıkça belirtilen/belirtilmeyen) ahlaki ve siyasal tercihleri.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/1744611737saw-5.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Kuşkusuz, hukuki muhakemenin kendi mantığı vardır. Bunun yapıtı, muğlaklığa anlam vermeye ve toplumun yeni farklılıklar veya benzerlikler görebileceğini devamlı olarak test etmeye elverişlidir. Kuşkusuz, bu süreçte, kelimeler ve terimler de toplumun verdiği içeriği sindirmek için değişirler.</p>

<p></p>

<p>Hukuku anlama, dili anlamaya yakındır.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">15</a> Yorumlama işi özünde başkasının yaptığı ses veya işaretleri, kişinin ne söylediğine karar vermek için yorumluyoruz-yazılı ve sözlü kelimelerin anlaşılması için yorum yapmaktayız. Gerçekte yorum hepimizin yaptığı bir olgudur. Niçin yapılmaktadır? Bundan ne çıkmaktadır? Özetle, yorumlar başkasının ne söylediğine karar vermek için yapılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bana kitabı verir misiniz? sorusuna karşılık <i>anlama</i> eylemde saklı bulunmaktadır-kitabın verilmesi davranışındaki eylem ölçüt olmaktadır. Ne var ki, bir şeye inanmak genelde onu doğru yapmaz. Kanı/inanç durumundan hüküm durumuna gelinmesi, “doğru” olması için yeterli midir (?) sorusu karşısında adli hatalar bunun yeterli olmadığını kanıtlamaktadır. İşte sorgulamayı davet eder nitelikteki bu soru felsefenin işlevini de vurgulamaktadır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">16</a></p>

<p></p>

<p>Sonuçta, kurallar, L. Wittengstein belirttiği gibi trafik işaretleri gibidir; bu işaretler her zaman kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olmadığında yoruma gereksinme duyulmaktadır. Yorumlayıcı insan entelektüel nevrozlardan arınmış ve işaretlerin yerleşik anlamlarını bilen bir insan olmalı; seçilen yorum biçiminin <i>hangi nedenlerden</i> ötürü daha elverişli olduğu gösterilmelidir. Bu seçim işlemi her zamana soruna gebe değildir. Kamusal nedeni ekonomik olan (rekabet hukuku alanında) bir kanun uygulanırken ekonomik söylev yeğlenirken, kanuni gerekli açıklaması ahlaki olduğunda (TCK 32. madde örneği) ahlaki değerlendirmeye gidilmelidir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">17</a></p>

<p></p>

<p><strong>Kural ve Ekonomi</strong></p>

<p></p>

<p>Yarar açısından bakıldığında, kural bir ekonomi gereği olmaktadır. Hâkimlerin yükünü hafifletmek yanında taraflar veya taraf olmaktan kaçınmak isteyenler için bilinmeyeni azaltmaktadır. Fazlaca iddialı bir analiz bağlamında, kural eşitlik ilkesinin bir tecessümüdür. Eşit durumların eşitçe hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. Öte yandan, hukuk ihtiyaçlara karşı duyarlı olmalı ve özellikle ne türden hukuk kurallarının ekonomik etkinliği geliştirebileceği/artırabileceği araştırılmalıdır. Hukuk, insan ilişkilerinde rol ve işlevi nedeniyle zorunlu olarak kendi gelişimini sergileyen bir kurum olacaksa bu işlev yerine getirilmelidir. Aksi takdirde, hukuk statik ve işlemeyen bir hukuk görüntüsü verecektir.</p>

<p></p>

<p>Hukukta ekonomik analiz, normal sezgilere eleştiri huzmesini tutmakta ve onların hukukun temeli olamayacak kadar ham olduğunu göstermektedir. Hukuk kurallarının etkileri hakkındaki sezgiler de tamamen yersiz olabilir: Asgari ücret artışı işsizliği artırabilir ve gerçekte yardım edilmek istenen çoğu insan bu anlamda zarar görebilirler. Ekonomi analizcileri, geleneksel hukuki düşüncenin hiç de makbul olmadığını iddia ederler ve onun yerine organize olmamış ve belki de fazlaca işlenmemiş sezgilere bel bağlarlar. Yalnız yaşamda doğru karar verme yönteminin “deneme ve yanılma” olamayacağı unutulma- malı; sezgiler kullanıldığında da aklın süzgecinden geçirilmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p></p>

<p>Hukuk alanında etkili bir şekilde eğitim almak ve uygulama yapmak için, yalnızca hukuki kuralların ne olduğunu anlamak değil, aynı zamanda neden böyle olduklarını ve ne gibi sonuçlar doğurabileceklerini de anlamak esastır. Hukuki kuralları öğrenmek, hukuk öğrencisinin hem bilgi birikimini hem de muhakeme becerilerini geliştirmesi için hukuki muhakemenin teorisini, yapısını ve uygulamasını bir araya getirir.</p>

<p></p>

<p>Hukuk ilkelerinin de kendi özgül ağırlık ve otoritesi vardır; ihtilaflarda çözümün anahtarlarını gösterirler. İşte bu nitelik hâkimlerin onları otorite olarak görmeleri nedeni olmaktadır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">18</a></p>

<p>İlkeler, kanunlardaki tikel kuralların temelini oluşturan, bilinçli veya bilinçsizce hukuki düşünceleri etkileyen, ahlak/hukuk idesinden doğmuş yaygın fikirler ve genel gerçekliklerdir. Anayasa’da yer alan insanlık onuru, özgürlük, eşitlik, hukuk devleti, demokrasi ve sosyal devlet ilkeleri, moral tonu içeren pozitif hukuk ilkeleridir. Optimize edici emirler olan bu ilkelerin olabildiğince gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu ilkeler birlikte hukuki bir ideale (demokratik sosyal hukuk devleti) yönelmişlerdir.</p>

<p><a name="_Hlk230500847">Hâkimler, hukuk kurallarının tükendiği durumlarda, ilkeleri uygulamaktadırlar</a>. En çok bilinen ilkelere örnek olarak, “Hiç kimse sahip olduğundan fazlasını başkasına devredemez”, “zaruret yasak tanımaz”, “kimse kendi yanlışlarından menfaat sağlayamaz”, “zamanda önce gelen hakta da önce gelir” ile “mahkemelerce sözleşme özgürlüğüne saygı duyulmalıdır.” <a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p></p>

<h3><strong>Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel</strong></h3>

<h3></h3>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> “<i>Bir kural bir trafik işareti gibidir.- Trafik işareti takip edilecek yol hakkında kuşkuya yer veriyor mu? Onu geçtiğimizde hangi yöne, aynı yola mı veya keçi yoluna mı, yoksa köy yoluna mı gideceğimizi gösteriyor? Takip edilecek yol nerede belirtilmektedir? İşaret parmağı doğrultusunda mı, yoksa aksi istikamette mi? Ve tek bir işaret yerine zincirleme işaretler ve yoldaki beyaz boyalı işaretler olduğunda onları yorumlamanın sadece bir yolu mu vardır? –Söyleyebileceğim, işaretin artık kuşkuya yer bırakmadığıdır. Veya bazen kuşkuya yer bırakırken bazen bırakmamaktadır</i>.” Bu noktada kural artık felsefi bir önerme olmayıp, ampirik bir önerme olmaktadır. L.Wittgenstein<strong> Philosophical Investi- gations</strong>, § 85. Ayrıca bkz. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-kurallarinin-niteligi-ve-yorum-nature-of-legal-rules-and-interpretation" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Hukuk-Kurallarının-Niteliği-ve-Yorumu</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. Bryan A. Garner Joseph Kimble. Açık Hukuk Kuralları Hazırlamanın Temelleri (Essentials for Drafting Clear Legal Rules), 2024.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> M.Tosun, K. Yalvaç. <strong>Sümer</strong>, <strong>Babil, Asur Kanunları veAmmi-Şaduqa Fermanı</strong> Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ank., 1989</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Bir toplumda düzen kurmayı amaçlayan hukuk kurallarının epistemolojik ve değersel özelliklerine bakılmadığında salt düzenin insan haklarını korumaya yeterli olmadığı görülmektedir: İ. Kuçuradi. “Etik İlkeler ve Hukuk” <strong>HFSA: 8</strong> (İst., Barosu) 2003, s.9,11. Ayrıca bkz. A. Heler. “Adaletin Ötesinde (1987)” <strong>Akdeniz Univ. Hukuk Fak.Derg.</strong> C.2 S.1, Haziran 2012, ss.115-154.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> N.MacCormick. <strong>Legal Reasoning and The Legal Theory</strong> Oxford Press,1994, p.166. Mustafa T. Yücel. <strong>Hukuk Sosyolojisi</strong>, 6. Bası, 2026: Sürekli biçimde ortaya çıkan toplumsal davranış ilke haline gelebilir. İlkelerin–ağırlık veya önem– boyutu olmasına karşılık kuralların bu niteliği yoktur. İlkeler çatıştığında karar verecek kişinin her ilkenin ağırlığını göz önüne alması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, her bir ilkenin ne derece önemli veya ağırlıklı olduğu saptanmalıdır. İlkeleri tohum olarak ele aldığınızda, her tür toprak her tohum için uygun evsafta olmayabilir. Humuslu topraklar/çorak topraklar/ çölleşmiş toprakların konumunu düşünün. Tohumların yeşermesi bazen çok uzun almaktadır. Tuba ağacı örneğinde olduğu gibi hukuk ve toplum arasındaki etkileşim gündeme gelmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> Riggs v. Palmer, 115 N.Y.506,22 N.E.188 (1889).İ.Mcleod. <strong>Legal Method </strong>p.312.<strong> </strong>Ayrıca bkz.S.Metin. “Ronald Dworkin’in Hukuk Teorisinde Yorum Yaklaşımı” İÜHFM. Cilt LXI, Sayı 1-2, 2003, ss.65-66; K.E.Hımma. <strong>Hukukun Ahlaki Kriterleri</strong>, BigeSu, 2010, ss.33-37; R. Dworkin.<strong>Hakları Ciddiye Almak</strong>, Dost, 2007, s.47. Robert Alexy “Hukuk İlkelerinin Yapısı Üzerine” (Çev. Z.P. Doğan) <strong>İstanbul Hukuk Mecmuası</strong>, 2025, 83 (2): 857–865.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay HGK 2005/10-364 esas ve 2005/390 sayılı kararı; krş. Yargıtay HGK 2007/ 10-812 esas ve 2007/828 sayılı Kararında Dworkin biçimi bir mantıkla ilkelere başvurulduğu görülmektedir. B.N.Cardozo.<strong>The Nature of the Judicial Process</strong>, Yale Paperbound, 3. bası, 1962, ss.40-43.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> C. İlhan. <strong>Mecelle-Hukukun Doksan Dokuz İlkesi</strong>, Türkiye...Tarih Vakfı İst., Ekim 2003, s.84; <strong>TMK</strong> 578/1. maddesine göre, “<i>miras bırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler mirasçı olamayacakları gibi ölüme bağlı tasar- rufla herhangi bir hak edinemezler</i>”. Ayrıca Bkz. <strong>BK </strong>Madde 244.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Joseph Raz, 'Legal Principles and the Limits of Law' (1972) 81 <strong>Yale Law Journal</strong> p. 823.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Ronald M. Dworkin, 'Kurallar Modeli' (1967) 35 <strong>University of Chicago Law Review</strong> s. 27.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. J. Hage. <strong>Studies in Legal Logic</strong>, Springer, 2005.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> Tarafsızlık, adli etik kurallarının en temel değeri olarak, hâkimlerin taraflardan biri lehine veya aleyhine taraf tutmayarak, önyargı beslemeyerek, açık fikirle ileri sürülen savları irdeleyerek karar vermesi sürecidir. Etik olmayan davranışlar arasında rüşvet alma, gayri hukuku faktörlerin karara esas alınması gösterilebilir. Bkz. M.T. Yücel. <strong>Yargı Reformu ve Demokrasi</strong>, Çankaya Üniv. 2011, s.112.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> <i>Usuli objektiflik</i> Kant’tan gelmektedir. Bkz. M.H. Kramer. <strong>Objectivity and the Rule of Law, </strong>Cambridge University Press, 2007. J. Rawls, <strong>Theory of Justice</strong>, s.137: objektiflik adına adalet ilkelerine varmak üzere aktörleri farazi bir şekilde <i>cahillik peçesi</i> (<i>veil of ignorance</i>) arkasına konulmaktadır. Her aktörün farazi konumda toplumdaki yeri, sınıfı veya sosyal statüsü, psikolojik eğilimleri, zekâsı ve gücü, toplumun ekonomik ve siyasi durumu, toplumun kültürel seviyesi ve ait olduğu nesil hakkında bir bilgisi yoktur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> J.F.Stephen. <strong>Liberty, Equality, Fraternity </strong>(Indianapolis: Liberty Fund) 1993, p.170. Bu olguya Amerikan hukuk öğretisinde “ayrımcı etki” (<i>disparate impact</i>) denilmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. <strong>Adalet Psikolojisi</strong>,7.bası Ank., 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">15</span></a><span style="color:#999999"> “<i>Dil düşünceyi bazen gizlemektedir. Dış mantolama biçiminden altındaki düşünceyi çıkarmak bazen imkansızdır; çünkü, dış mantolama biçimi vücudun biçimini göstermek için olmayıp, tamamen farklı amaçlar için tasarlanmış bulunmaktadır.” </i>L. Wittgenstein <strong>Tractatus logico-philosophicus </strong>(Mantıksal-Felsefi Deneme),<strong> </strong>4.002.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> Felsefenin işlevi “dünyayı çözmek” değildir; uygun temel inançlar olabilen kanılarımıza zihinsel sürdürülebilirlik sağlamaktır. Bu sürdürebilirlik iki şey gerektirmektedir: Birincisi, kanılarımızın doğrulunu sorgulayan itirazlara yanıt verilmesi; ikincisi, kanılarımızın ne anlama geldiğini veya mantıksal olarak neyi içerdiklerinin açığa kavuşturulmasıdır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> M.T.Yücel. <strong>Adalet Psikolojisi</strong>, Ank., 2026. Akıl hastalığı nedeniyle cezai sorumsuzluk istisnasının amacı ahlakidir ve kişisel sorumluluk sorunlarına ilişkindir. Bu durumda hâkim ahlaki nedenlerin var olup olmadığını irdeleyecektir. Sanık klinik olarak akıl hastası (<i>insane</i>) olabilirse de bu TCK.32. maddesinin uygulanması için elverişli değildir. Seri bir katilin <i>insane</i> olması her seri katilin de bu madde kapsamına alınmasını gerektirmez. Ayrıca bkz. M.H.Kramer. <strong>Objectivity and the Rule of Law</strong>,<strong> </strong>Cambridge University Press, 2007.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">18</span></a><span style="color:#999999"> Medeni Kanun’da dört ayrı maddede de Türk Ceza Kanunu’nda iki madde de (2 ve3), T.C. Anayasası’nda 31 kez “ilke” terimine yer verilmiştir: Cumhuriyet, Atatürk, hukuk devleti, demokrasi ilkeleri, laiklik, eşitlik ve ölçülülük ilkeleri gibi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://hukukihaber.net/hukukta-kurallar-ilkeler-ve-siyasetler-rules-principles-and-policies-in-law" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Hukukta-Kurallar-İlkeler-ve-Siyasetler</span></a><span style="color:#999999"> - </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-kurallarinin-niteligi-ve-yorum-nature-of-legal-rules-and-interpretation" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Hukuk-Kurallarının-Niteliği-ve-Yorum</span></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-kuralinin-anatomisi-hukuk-kurali-karar-verme-formuludur</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/terazlsaa.jpg" type="image/jpeg" length="66546"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Stoacı Düşünce ve Avukatlık Sanatı: Doğal Hukuk, İç Disiplin ve Savunmanın Ahlaki Merkezi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/stoaci-dusunce-ve-avukatlik-sanati-dogal-hukuk-ic-disiplin-ve-savunmanin-ahlaki-merkezi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/stoaci-dusunce-ve-avukatlik-sanati-dogal-hukuk-ic-disiplin-ve-savunmanin-ahlaki-merkezi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Avukatlık, yalnızca pozitif hukuk normlarını bilen ve usul işlemlerini takip eden teknik bir meslek değildir. Avukatlık; belirsizlik, güç, haksızlık, yenilgi ihtimali, müvekkil baskısı, yargısal otorite ve toplumsal beklenti karşısında insanın kendi ahlaki merkezini koruyabilme sanatıdır. Stoacı düşünce, bu bakımdan avukatlık mesleğine iki temel imkân sunar: Birincisi, avukatın kendi denetim alanını ayırt ederek öfke, korku, hayal kırıklığı ve mesleki tükenmişlik karşısında iç disiplin geliştirmesidir. İkincisi ise pozitif hukukun daraldığı, kanun metninin adalet duygusunu örttüğü veya yargısal pratiğin insan onurunu zedelediği anlarda doğal hukuk, evrensel akıl ve insanlık onuru fikrini canlı tutmasıdır. Bu makalede Stoacı düşüncenin doğal hukuk, kozmopolis, erdem, güç ve iç hâkimiyet kavramları üzerinden avukatlık sanatıyla ilişkisi incelenmektedir. Seneca, Cicero ve Marcus Aurelius çizgisinden hareketle Stoacı avukat tipi; haksızlığa katlanan değil, haksızlık karşısında dağılmadan, ölçüsünü kaybetmeden ve savunmanın ahlaki merkezini terk etmeden mücadele eden avukat olarak ele alınmaktadır.</p>

<p><strong>Giriş: Avukatlık Neden Stoacı Bir Sanattır?</strong></p>

<p>Avukatlık mesleği, insanın kontrol edebildiği ile edemediği alanların sürekli birbirine karıştığı bir meslektir. Avukat dilekçesini hazırlayabilir, delili okuyabilir, tanığı sorgulayabilir, itirazını kurabilir, duruşma stratejisini belirleyebilir, müvekkiline dürüst bilgi verebilir, tutanağa geçmesi gereken hususları takip edebilir. Fakat hâkimin zihninde oluşan kanaati, savcının tutumunu, bilirkişinin niteliğini, dosyanın toplumsal atmosferini, müvekkilin psikolojik dalgalanmalarını, yargılamanın süresini ve nihai kararın yönünü bütünüyle kontrol edemez.</p>

<p>Avukatın trajedisi de burada başlar: Sonucu tamamen belirleyemediği bir alanda, çoğu zaman sonuçtan bütünüyle sorumluymuş gibi muamele görür. Müvekkil ondan yalnızca hukuki emek değil, bazen kader değiştirici bir güç bekler. Yargı sistemi ondan hem usule sadakat hem de sınırsız sabır ister. Toplum, avukatı kimi zaman hakkın temsilcisi, kimi zaman haksızlığın savunucusu olarak görür. Mahkeme salonu ise avukattan aynı anda hem sakin hem dirençli, hem saygılı hem etkili, hem ölçülü hem cesur olmasını bekler. Bu nedenle avukatlık, yalnızca hukuk bilgisiyle icra edilemez. Hukuk bilgisi mesleğin iskeletidir; fakat avukatlık sanatını mümkün kılan şey, bu bilginin kriz anında nasıl taşındığıdır. İşte Stoacı düşünce burada devreye girer. Stoacılık, avukata pasif bir kabulleniş öğretmez; aksine <strong>kontrol edebildiği alanda azami gayreti, kontrol edemediği alanda ise ruhsal dağılmamayı </strong>öğretir. Stoacı avukat, sonuca hükmedemeyeceğini bilir; fakat emeğine, sözüne, vakarına, etik sınırına, itirazının zamanlamasına ve savunma iradesine hükmetmek zorunda olduğunu da bilir.</p>

<p>Bu bakımdan Stoacılık, avukatlık mesleği için yalnızca kişisel gelişim düzeyinde bir “sakin kalma tekniği” değildir. Stoacı düşünce, hukuk felsefesinin derin damarlarından biri olan doğal hukuk, insan onuru, evrensel yasa ve kozmopolis fikriyle de bağlantılıdır. Stoacı düşüncede hukuk, yalnızca insanların koyduğu pozitif normlardan ibaret değildir; akıl, doğa, adalet ve evrensel düzenle ilişkili daha geniş bir normatif zemine dayanır. Stoacı gelenekte gerçek yasa, yalnızca insan iradesinin ürünü olan kurallar toplamı değil, evrenin düzenine içkin aklın ifadesi olarak görülür; doğaya uygun yaşamak da yalnızca bireysel erdemin değil, adaletin ve hukukun temeli sayılır.</p>

<p>Bu yaklaşım, avukatlığı kanun teknisyenliği olmaktan çıkarır. Avukat, yürürlükteki normu bilen kişidir; fakat yalnızca onu tekrarlayan kişi değildir. Avukat, pozitif hukukun içinde adalet imkânını arayan, kanunun lafzı ile hakkaniyet arasındaki mesafeyi gören, yargısal gücün karşısında insan onurunu hatırlatan kişidir. Bu nedenle Stoacı düşünce ve avukatlık sanatı arasındaki ilişki, hem psikolojik hem etik hem de hukuk felsefesi bakımından güçlü bir ilişki olarak kurulabilir.</p>

<p><strong>I. Stoacı Düşüncenin Temeli: Doğaya Uygun Yaşam ve Akıl Disiplini</strong></p>

<p>Stoacı düşüncenin merkezinde “doğaya uygun yaşam” ilkesi yer alır. Ancak burada doğa, basitçe dış çevre veya fiziksel dünya anlamına gelmez. Doğa, aynı zamanda akılsal düzen, kozmik uyum ve insanın rasyonel kapasitesidir. Stoacı düşünceye göre insan, aklı sayesinde evrensel düzeni kavrayabilir ve yaşamını bu düzene uygun biçimde kurabilir. Bu nedenle Stoacılık, yalnızca teorik bir öğreti değil, bir yaşam disiplini olarak görülmelidir.</p>

<p>Stoacı düşüncede bilgi ile eylem birbirinden kopuk değildir. Bilmek, yalnızca dış dünyayı anlamak değil; doğru eylemin ölçüsünü bulmaktır. Doğayı bilmek, ona uygun yaşamanın şartıdır. Bu anlamda Stoacı epistemoloji, salt teorik bilgiyle yetinmez; insanın eylem ilkelerini belirleyen normatif bir kavrayış üretir. Doğal hukukun bilgisine ulaşmak, aynı zamanda doğru eylemin bilgisini edinmek anlamına gelir.</p>

<p>Avukatlık pratiği açısından bunun karşılığı açıktır: Avukatın bilgisi yalnızca mevzuat bilgisi değildir. Avukatın bilgisi, aynı zamanda zamanlama bilgisidir; ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını, ne zaman itiraz edeceğini, ne zaman geri çekileceğini, ne zaman sertleşeceğini bilme bilgisidir. Hukuk metnini bilmek başka, o metni insan, zaman, dosya ve mahkeme atmosferi içinde doğru biçimde kullanmak başkadır.</p>

<p>Bu nedenle Stoacı anlamda avukatlık, hukuk bilgisinin karakter disiplinine dönüşmesidir. <strong>Avukatın dosyayı bilmesi yetmez; kendisini de bilmesi gerekir</strong>. Kendi öfkesini, korkusunu, gururunu, kırgınlığını, aceleciliğini, onaylanma ihtiyacını ve tükenmişliğini tanımayan avukat, dosyayı ne kadar iyi bilirse bilsin, kritik anda savunmanın ritmini kaybedebilir.</p>

<p>Stoacı düşüncenin avukata ilk dersi şudur: <strong>Önce kendi denetim alanını tanı. Avukatın denetiminde olan şey; hazırlığı, emeği, dili, üslubu, etik sınırı, stratejisi, dikkatidir.</strong> Avukatın denetiminde olmayan şey ise hâkimin nihai kanaati, savcının psikolojisi, bilirkişinin kalitesi, sistemin yapısal kusurları ve kararın sonucudur. Fakat bu ayrım, avukatı pasifleştirmez; tam tersine onu daha doğru mücadeleye yöneltir. Çünkü insan, her şeyi kontrol etmeye çalıştığında kendi kontrol edebileceği alanı da kaybeder.</p>

<p>Stoacı avukat için sükûnet, mücadelenin karşıtı değildir. Sükûnet, mücadelenin dağılmadan sürdürülebilme şartıdır.</p>

<p><strong>II. Seneca’dan Avukata: Öfke, Korku ve Zaman Karşısında İç Hâkimiyet</strong></p>

<p>Avukatlık mesleğinde öfke çoğu zaman haklı bir duygudur. Haksız ara karar, dinlenmeyen savunma, kesilen söz, eksik tutanak, değersizleştirilen itiraz, kaba yargısal dil, müvekkilin gerçek dışı beklentisi veya meslektaşın etik dışı davranışı avukatta öfke doğurabilir. <strong>Fakat her haklı öfke, stratejik değildir. </strong>Duruşma salonunda öfke savunmanın yakıtı olabilir; fakat direksiyona geçerse savunmayı yoldan çıkarır.</p>

<p>Stoacı düşünce, öfkeyi inkâr etmez; onu dönüştürmeyi öğretir. Avukatın öfkesi bağırmaya değil, kayda; kırgınlığı kişisel siteme değil, hukuki itiraza; haksızlık duygusu dağınık tepkiye değil, usulî direnç noktasına dönüşmelidir. Avukatın Stoacı disiplini, duygusuzluk değil, duygunun mesleki akılla işlenmesidir.</p>

<p>Korku da avukatlık mesleğinin görünmeyen duygularından biridir. Duruşmadan önce oluşan kaygı, ağır ceza dosyasında hata yapma ihtimali, kamuoyu baskısı, müvekkilin saldırgan beklentisi, hâkimin sert tavrı, medyanın ilgisi veya dosyanın politik niteliği avukatın zihninde ikinci bir duruşma kurar. Gerçek duruşma başlamadan önce, avukat kendi zihnindeki hayali duruşmada yorulmaya başlar.</p>

<p>Stoacı disiplin burada avukata şunu söyler: Hayali felaketlerle değil, gerçek hazırlıkla meşgul ol. Korku, çoğu zaman geleceğin belirsizliğinden değil, zihnin onu kontrol etme arzusundan beslenir. Avukat, kontrol edemediği ihtimallerin içinde kaybolmak yerine, kontrol edebildiği hazırlık alanına döndüğünde mesleki kudretini yeniden kazanır.</p>

<p>Zaman meselesi de Stoacı avukatlık anlayışının merkezindedir. Avukatlıkta zaman yalnızca takvim değildir; dikkat, enerji ve zihinsel berraklıktır. Avukat bazen dosya çokluğundan değil, dikkatini hangi dosyaya, hangi anda, hangi derinlikte vereceğini belirleyememekten tükenir. Stoacı anlamda zaman disiplini, avukatın kendi zihinsel varlığını korumasıdır. Çünkü dağılmış bir dikkat, güçlü bir savunma üretemez.</p>

<p>Bu nedenle Stoacı avukat, yalnızca dosyalarını değil, kendi dikkatini de yönetir. Hangi mücadeleye enerji vereceğini, hangi tartışmaya girmeyeceğini, hangi müvekkil beklentisini beslemeyeceğini, hangi yargısal tavra hangi düzeyde karşılık vereceğini bilir. Bu bilme hali, mesleki olgunluğun özüdür.</p>

<p><strong>III. Cicero ve Doğal Hukuk: Pozitif Hukukun Üzerinde Adalet Ölçüsü</strong></p>

<p>Stoacı düşüncenin avukatlık sanatı açısından ikinci büyük katkısı doğal hukuk fikridir. Doğal hukuk, pozitif hukuk düzeninden bağımsız, evrensel ve değişmez adalet ilkeleri bulunduğu düşüncesine dayanır. Stoacı gelenekte doğal hukuk, insan iradesine dayalı kurallar bütünü olmaktan çok, evrensel ve rasyonel doğa düzenine dayanan ilkeler olarak anlaşılır. Hukukun adalet ölçütü, insan aklı ile doğa aklının kesişiminde ortaya çıkar.</p>

<p>Bu düşünce, Roma’da özellikle Cicero aracılığıyla sistematik bir hukuk felsefesi düzeyine taşınmıştır. Cicero, Stoacıların doğa yasası öğretisini sistemleştirerek hukukun pozitif düzenlemelerin ötesinde evrensel bir ölçüt taşıdığını savunmuştur. Bu anlayışa göre yazılı yasalar adaletin kaynağı değil, ancak doğa yasasına uygun oldukları ölçüde geçerli ve meşrudur. Adaleti ihlal eden veya tiranın çıkarına hizmet eden yasa, gerçek anlamda yasa olarak görülemez.</p>

<p>Avukatlık mesleği bakımından bu yaklaşım son derece önemlidir. Çünkü avukat, her zaman adil bir pozitif hukuk düzeni içinde çalışmaz. Bazen kanun susar, bazen usul hakkaniyeti örter, bazen mahkeme pratiği normun amacını bozar, bazen yargısal konfor insan onurunu görünmez kılar. Böyle anlarda avukatın görevi, yalnızca yürürlükteki normu tekrar etmek değildir; normun adaletle bağını sorgulamak, pozitif hukukun daraldığı yerde hukukun ahlaki ufkunu açık tutmaktır. Bu, avukatın keyfi biçimde kanunu aşması anlamına gelmez. Aksine avukat, pozitif hukukun içinde kalarak onun adalet amacını hatırlatır. Kanun maddesini yalnızca lafzıyla değil, insan onuru, adil yargılanma hakkı, hakkaniyet ve savunma hakkı bağlamında okur. <strong>Stoacı doğal hukuk düşüncesi, avukata şunu hatırlatır: Hukuk, yalnızca yürürlükte olan şey değildir; aynı zamanda olması gerekenin sürekli baskısı altında bulunan bir normatif düzendir.</strong></p>

<p>Bu nedenle avukat, pozitif hukukun memuru değil, adalet fikrinin meslek içindeki taşıyıcısıdır. Hâkime, savcıya, bilirkişiye, kolluğa ve müvekkile karşı hukuk düzeninin yalnızca teknik değil, ahlaki bir düzen olduğunu hatırlatır. Stoacı perspektiften bakıldığında hukuk ve ahlak birbirinden bütünüyle koparılamaz; hukuk, insan doğasına içkin olan ve akıl yoluyla kavranabilen evrensel bir normatif düzene hizmet eder. Yazılı yasaların yetersiz kaldığı veya tiranlıkla çarpıtıldığı durumlarda başvurulacak kaynak, doğanın değişmez ilkeleri olarak görülür.</p>

<p>Bu noktada avukatın mesleki rolü daha da derinleşir. Avukat yalnızca müvekkil adına konuşmaz; hukuk adına da konuşur. Müvekkilin çıkarını savunurken hukukun ahlaki sınırını da korur. Müvekkil lehine her şeyi söyleyebileceğini değil, hukuken ve etik olarak söyleyebileceği şeyi en etkili biçimde söylemesi gerektiğini bilir.</p>

<p><strong>IV. Kozmopolis ve İnsan Onuru: Müvekkilin Evrensel Değeri</strong></p>

<p>Stoacı düşüncenin en güçlü katkılarından biri kozmopolis fikridir. Stoacılar, insanı yalnızca belirli bir sitenin, devletin veya sınıfın üyesi olarak görmez; akıl sahibi olması nedeniyle daha geniş bir insanlık topluluğunun parçası olarak düşünür. Stoacı düşüncenin özünde, insanların akıllarını kullanarak doğa yasalarını keşfetmeleri ve bu yasalara uygun yaşamaları fikri vardır; bu yetiye sahip insanlar, akılla erişilen doğal yasaların hâkim olduğu bir dünya devletinin yurttaşları olarak düşünülebilir.</p>

<p>Bu düşünce avukatlık bakımından doğrudan insan onuru fikrine bağlanır. Avukatın savunduğu kişi yalnızca bir “sanık”, “şüpheli”, “davacı”, “davalı”, “mağdur” veya “müvekkil” değildir. O kişi, dosya içindeki sıfatından önce insandır. Yargılama pratiği çoğu zaman kişiyi dosya rolüne indirger: sanık, mağdur, tanık, hükümlü, borçlu, şikâyetçi, fail, davalı. Avukatın görevi, bu indirgemeye karşı kişinin insanlık statüsünü görünür kılmaktır.</p>

<p>Stoacı kozmopolis düşüncesi burada avukata geniş bir etik perspektif sağlar. Müvekkil yalnızca yerel mahkemenin dosya kişisi değildir; insanlık ailesinin hak sahibi bir üyesidir. Onun savunulması, yalnızca bireysel bir menfaatin korunması değil, insan onurunun yargısal iktidar karşısında görünür tutulmasıdır. Bu nedenle avukatın mesleki dili, müvekkili yalnızca hukuki kategori içinde değil, insani bağlamı içinde de kurmalıdır. Bir sanık yalnızca iddianamedeki fiilden ibaret değildir; geçmişi, korkuları, sınıfsal konumu, aile ilişkileri, psikolojik savunma mekanizmaları, suskunlukları ve kırılganlıklarıyla insandır. Bir mağdur yalnızca zarar gören kişi değildir; onarılma, tanınma ve dinlenilme ihtiyacı taşıyan bir öznedir. Bir davalı yalnızca karşı taraf değildir; hukuken dinlenilmesi gereken bir insandır.</p>

<p>Stoacı düşüncede kozmopolis ve doğal hukuk fikrinin insan hakları düşüncesinin gelişimi açısından önem taşıdığı da vurgulanmaktadır. İnsan hakları, doğal hukuk temelli olarak devletten bağımsız ve hatta onu aşan bir öneme sahip hale gelir. Avukatlık da tam bu nedenle yalnızca ulusal mevzuatın teknik uygulanması değil, insan haklarının gündelik yargı pratiğinde somutlaştırılmasıdır.</p>

<p>Avukatın müvekkiline bakışı, savunmanın kalitesini belirler. Müvekkil yalnızca ücret ilişkisi içindeki kişi olarak görülürse savunma teknikleşir. Müvekkil yalnızca acı çeken kişi olarak görülürse savunma duygusallaşır. Müvekkil yalnızca hak sahibi insan olarak görülürse savunma hem hukuki hem ahlaki bir dengeye kavuşur.</p>

<p><strong>V. Marcus Aurelius ve Gücün Ahlaki Sınırı: Yargısal İktidar Karşısında Savunma</strong></p>

<p>Marcus Aurelius, Stoacı düşüncenin güçle karşılaştığı en çarpıcı figürlerden biridir. Çünkü o yalnızca filozof değil, aynı zamanda imparator olarak gücün en yüksek temsilcisidir. Bu nedenle onun düşüncesi, bireysel sükûnetin ötesinde iktidarın ahlaki sınırları meselesine de temas eder. Marcus Aurelius üzerine yapılan değerlendirmelerde, onun karakterinde Roma İmparatorluğu’nun siyasi gücü ve sorumluluğu ile Stoacılığın iç huzur, disiplin, erdem ve denge kavramlarının iç içe geçtiği belirtilmektedir.</p>

<p>Bu nokta avukatlık açısından çok önemlidir. Çünkü mahkeme salonu da gücün yoğun biçimde hissedildiği bir kamusal sahnedir. Kürsü, cübbe, zabıt, kolluk, savcılık makamı, bilirkişi raporu, tutuklama tehdidi, ara karar, süre baskısı ve dosya dili birer yargısal güç formu üretir. Avukat, bu güç formları karşısında konumlanan mesleki aktördür.</p>

<p>Stoacı düşüncede iktidarın meşruiyeti yalnızca güce veya tarihsel olguya değil, doğa yasasına ve adil düzene uygunlukla belirlenir. İktidar kendi başına değerli ya da sınırsız bir yetki mekanizması değil, adaletin uygulanması için insana verilmiş geçici bir sorumluluk olarak yorumlanır. Bu düşünce, yargısal iktidar için de geçerlidir. Hâkimlik makamı, yalnızca karar verme kudreti değildir; adaletle sınırlı bir kamusal sorumluluktur. Savcılık makamı yalnızca iddia gücü değildir; maddi gerçeği ve adil yargılamayı gözetme yükümlülüğüdür. Bilirkişilik yalnızca teknik kanaat üretme yetkisi değil; yargısal kararın bilgi temelini dürüstçe kurma sorumluluğudur.</p>

<p>Avukatın Stoacı görevi, bu güç formları karşısında iki uçtan kaçınmaktır. Birinci uç, teslimiyettir. Bu durumda avukat, yargısal gücün karşısında görünmezleşir; savunma, şekli bir ritüele dönüşür. İkinci uç ise kontrolsüz çatışmadır. Bu durumda avukat, haklı olduğu noktada bile stratejik etkisini kaybeder; savunma, kişisel gerilimin içinde eriyebilir.</p>

<p>Stoacı avukat, ne teslim olan ne de savrulan avukattır. Haksızlığa rıza göstermez; fakat haksızlık karşısında kendi merkezini de kaybetmez. <strong>Sertleşmesi gerektiğinde sertleşir; fakat sertliği kişisel öfkenin değil, hukuki zorunluluğun ürünüdür.</strong> Susması gerektiğinde susar; fakat suskunluğu korkudan değil, stratejiden doğar. İtiraz ettiğinde kayda geçirir; kayda geçirdiğinde üst denetimi düşünür; üst denetimi düşündüğünde de ilk derece mahkemesinde yalnızca anlık etki değil, uzun vadeli hukuk mücadelesi üretir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Marcus Aurelius hattından çıkarılacak en önemli ders budur: Güç, erdemle sınırlandırılmadığında keyfileşir. Avukatlık da yargısal gücün erdemle sınırlandırılması talebidir.</p>

<p><strong>VI. Stoacı Avukatın Dört Erdemi: Bilgelik, Cesaret, Ölçülülük ve Adalet</strong></p>

<p>Stoacı ahlakın merkezinde bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adalet gibi erdemler yer alır. Roma’da Stoacılığın yöneticilere erdemli bir iktidar anlayışı kazandırdığı; bu anlayışta adalet, cesaret, bilgelik ve ölçülülüğün esas kabul edildiği belirtilmektedir. Bu dört erdem, avukatlık sanatı açısından da bir mesleki karakter haritası sunar.</p>

<p><strong>Bilgelik</strong>, avukatın yalnızca bilmesi değil, bildiğini doğru zamanda ve doğru biçimde kullanmasıdır. Her hukuki bilgi duruşmada aynı etkiyi üretmez. Her itiraz yapılmalı değildir; fakat yapılması gereken itiraz da ertelenmemelidir. Bilge avukat, dosyanın hukuki yapısını, mahkemenin psikolojisini, müvekkilin durumunu ve yargılamanın ritmini birlikte okur.</p>

<p><strong>Cesaret</strong>, avukatın gerektiğinde yalnız kalmayı göze almasıdır. Duruşma salonunda herkesin sustuğu bir anda usul ihlalini dile getirmek, tutanağın eksik tutulduğunu söylemek, sanığın dinlenilme hakkının ihlal edildiğini kayda geçirmek, bilirkişi raporunun yetersizliğini göstermek cesaret ister. Fakat Stoacı cesaret, gösterişçi bir meydan okuma değildir. Cesaret, ölçülü ama geri çekilmeyen bir savunma iradesidir.</p>

<p><strong>Ölçülülük</strong>, avukatın her ihlale aynı şiddette tepki vermemesidir. Meslek pratiğinde en zor erdemlerden biri budur. Çünkü haksızlık duygusu, avukatı her şeye aynı yoğunlukta cevap vermeye itebilir. Oysa savunma sanatında etki, yalnızca tepkinin şiddetiyle değil, tepkinin yerindeliğiyle doğar. Ölçülülük, avukatı pasifleştirmez; onun müdahalesini daha isabetli hale getirir.</p>

<p><strong>Adalet</strong>, avukatın yalnızca müvekkil menfaatine değil, hukukun ahlaki sınırına da sadık kalmasıdır. Avukat müvekkilinin yanında durur; fakat müvekkilinin yalanını mesleki kimliğinin merkezine taşımaz. Müvekkilinin hakkını savunur; fakat hukuku araçsallaştırarak haksızlığı büyütmez. Stoacı adalet, avukatın mesleki ethosunu kurar: Avukat, taraflıdır; fakat ahlaken kör değildir.</p>

<p>Bu dört erdem birleştiğinde ortaya “Stoacı avukat” tipi çıkar. Stoacı avukat duygusuz değildir; duygusunu yöneten avukattır. Pasif değildir; doğru anda doğru şiddette müdahale eden avukattır. Umutsuz değildir; umudu sonuç garantisine değil, mesleki sadakate bağlayan avukattır. Sert değildir; gerektiğinde sertleşebilen ama sertliği karakter gösterisine dönüştürmeyen avukattır.</p>

<p><strong>VII. Hibrit Kopuş Savunması’nın Stoacı Zemini</strong></p>

<p>Stoacı düşünce ile Hibrit Kopuş Savunması arasında güçlü bir ilişki kurulabilir. Hibrit Kopuş Savunması, savunmanın her durumda aynı tonda, aynı sertlikte ve aynı mesafede yürütülemeyeceği fikrine dayanır. Duruşma atmosferi, hâkimin tutumu, dosyanın niteliği, delil yapısı, prematüre kanaatin yoğunluğu ve müvekkilin konumu savunmanın derecesini belirler. Kimi durumda uyum, kimi durumda mikro müdahale, kimi durumda görünür itiraz, kimi durumda sert kopuş, kimi durumda ise radikal kayıt stratejisi gerekir.</p>

<p>Stoacı düşünce, bu modelin psikolojik ve ahlaki zeminini oluşturur. Çünkü HKS’de kopuş, öfkenin değil ölçünün; itiraz, refleksin değil aklın; direnme, kişisel kırgınlığın değil adalet bilincinin ürünü olmalıdır. Avukat ne her ihlalde aynı sertlikte tepki vermeli ne de stratejik gerekçe olmadan susmalıdır. Stoacı disiplin, savunmaya ritim kazandırır.</p>

<p>Birinci derecede, yani uyum alanında, Stoacı avukat mahkeme ile güven ilişkisini korur. Fakat bu uyum kör sadakat değildir; stratejik sakinliktir. İkinci derecede, mikro müdahale alanında, avukat küçük ama etkili kayıtlar üretir; “okundu sayıldı” pratiğine karşı delilin tartışılmasını ister, tutanak hassasiyeti gösterir, sorunun reddedilmesini gerekçelendirmeye zorlar. Üçüncü derecede, görünür müdahale alanında, avukat açık itirazla dosyanın çerçevesini zorlar. Dördüncü derecede, sert kopuş alanında, usul ihlalinin artık sıradan bir hata değil, yargılamanın adil niteliğini bozan bir tavır olduğunu görünür kılar. Beşinci derecede ise savunma, üst normlara ve denetime yönelik güçlü bir kayıt üretir.</p>

<p>Stoacı avukat için bu dereceler, duygusal patlamanın değil, mesleki aklın vitesleridir. HKS’nin Stoacı zemini tam burada ortaya çıkar: Avukat, kendi duygusunun değil, savunmanın ihtiyacının gerektirdiği tona geçer. Gerekirse geri vites yapar; çünkü Stoacı ölçülülük, yalnızca ileri gitme cesareti değil, gerektiğinde geri çekilme bilgeliğidir.</p>

<p>Bu nedenle Stoacı düşünce, HKS’yi yumuşatmaz; ona iç disiplin kazandırır. Kopuşu keyfilikten, itirazı tepkisellikten, sessizliği korkaklıktan, sertliği öfke gösterisinden kurtarır. Savunma, böylece yalnızca bir hak kullanımı değil, karakter ve strateji sanatı haline gelir.</p>

<p><strong>VIII. Avukatın İç Bağımsızlığı: Müvekkil, Mahkeme ve Toplum Karşısında Merkezini Korumak</strong></p>

<p>Avukatın bağımsızlığı genellikle kurumsal ve mesleki güvence olarak tartışılır. Oysa avukatın bir de iç bağımsızlığı vardır. İç bağımsızlık, avukatın hâkimin öfkesine, savcının baskısına, müvekkilin beklentisine, medyanın gürültüsüne, meslek çevresinin onayına ve kendi egosuna teslim olmadan mesleki karar verebilmesidir.</p>

<p>Müvekkil baskısı, bu iç bağımsızlığı en çok zorlayan alanlardan biridir. Müvekkil bazen avukattan hukuki emek değil, kesin sonuç ister. “Kazanır mıyız?”, “Hakimi tanıyor musun?”, “Ne zaman biter?”, “Niye hemen sonuç alamıyoruz?”, “Neden daha sert konuşmadın?” gibi sorular avukatı sahte kudret üretmeye zorlar. Stoacı avukat burada sonucu vaat etmez. Emeği, sadakati, hazırlığı, dürüstlüğü ve mücadeleyi vaat eder.</p>

<p>Bu, müvekkile soğuk davranmak değildir. Aksine müvekkile karşı en dürüst dayanışma biçimidir. Avukatın “kesin kazanırız” demesi çoğu zaman mesleki merhamet değil, mesleki zaaftır. Stoacı avukat, umudu gerçek dışı garantiye değil, doğru mücadeleye bağlar. Müvekkile kaderin efendisi olmadığını, fakat savunmanın emekçisi olduğunu gösterir.</p>

<p>Mahkeme karşısında iç bağımsızlık ise başka bir sınavdır. Avukat bazen hâkimin hoşnutsuzluğundan çekinir, bazen savcının tavrını hesaba katar, bazen dosyada “sorun çıkaran avukat” olarak görünmekten kaçınır. Fakat savunma, yalnızca mahkemenin konfor alanına uyum sağladığında kendi varlık nedenini kaybeder. Stoacı avukat, mahkemenin saygınlığını tanır; ama bu saygınlığı savunmanın suskunluğu pahasına kutsallaştırmaz.</p>

<p>Toplum ve medya karşısında iç bağımsızlık ise özellikle infial dosyalarında önem kazanır. Avukat, kamuoyu öfkesinin nesnesi haline gelen kişiyi savunurken, yalnızca müvekkilini değil, savunma hakkının kendisini de savunur. Stoacı kozmopolis fikri burada yeniden devreye girer: <strong>İnsan, en ağır itham altında bile hukuk dışına atılacak bir nesne değildir.</strong> Avukatın görevi, toplumsal öfkenin kişiyi insanlık statüsünden düşürmesine engel olmaktır.</p>

<p><strong>IX. Pozitif Hukukun Daraldığı Yerde Savunmanın Ahlaki Merkezi</strong></p>

<p>Hukuk düzenleri yalnızca metinlerden oluşmaz; pratiklerden, alışkanlıklardan, güç ilişkilerinden ve kurum kültürlerinden de oluşur. Bu nedenle pozitif hukukta yazılı olan hak ile yargısal pratikte yaşanan hak arasında çoğu zaman mesafe bulunur. Savunma hakkı vardır; fakat savunmanın gerçekten dinlenip dinlenmediği ayrı meseledir. Delillerin duruşmada tartışılması gerekir; fakat “okundu sayıldı” pratiği bunu ritüele çevirebilir. Tutanak vardır; fakat tutanağın yargılama gerçeğini ne kadar taşıdığı tartışmalıdır. Gerekçe vardır; fakat gerekçe bazen kararın sonucu belirlendikten sonra tersinden inşa edilir.</p>

<p>Stoacı doğal hukuk düşüncesi, bu noktada avukata ahlaki bir hatırlatma yapar: Yasa, adalete yaklaştığı ölçüde hukuk değerini taşır. Pozitif hukuk, kendi başına yetmez; onu adalet, akıl ve insan onuru yönünde yorumlayacak mesleki aktörlere ihtiyaç vardır. Stoacı düşünce, doğa ile yasa arasındaki uyum arayışını merkeze almış; özellikle Stoacılar, doğayı akılla özdeşleştirerek hukuku evrensel bir normatif düzen olarak kavramsallaştırmıştır. Bu yaklaşım, insanı evrensel kozmopolis’in yurttaşı olarak görür ve adaletin sınırlarını belirli bir iktidar düzeniyle sınırlamaz.</p>

<p>Avukatlık, tam da bu nedenle, pozitif hukukun daraldığı yerde adalet fikrini canlı tutma mesleğidir. Avukat, yargısal pratiğe şunu hatırlatır: Usul, yalnızca işlemlerin sırası değildir; insanın dinlenilme biçimidir. Delil, yalnızca dosyadaki belge değildir; hükme esas alınmadan önce tartışılması gereken bilgidir. Tutanak, yalnızca yazı değildir; yargılamanın hafızasıdır. Gerekçe, yalnızca kararın süsü değildir; hükmün meşruiyet zeminidir. Bu bakımdan Stoacı avukatlık, adalet fikrine romantik bir bağlılık değildir. Aksine, adaletin kurumsal mekanizmalar içinde kaybolmaması için gösterilen dikkatli, ölçülü ve ısrarlı bir mesleki faaliyettir.</p>

<p><strong>Sonuç: Savunmanın Ahlaki Merkezi</strong></p>

<p>Stoacı düşünce, avukata dünyadan el çekmeyi değil, dünyanın gürültüsü içinde kendi merkezini kaybetmemeyi öğretir. Bu merkez, yalnızca psikolojik bir sükûnet merkezi değildir; aynı zamanda hukuki ve ahlaki bir merkezdir. <strong>Avukat, kontrol edemediği sonuçlar karşısında dağılmadan, kontrol edebildiği emeği en iyi şekilde ortaya koymakla yükümlüdür. </strong>Hâkimin kanaatine hükmedemez; fakat savunmasının niteliğine hükmedebilir. Kararın sonucunu garanti edemez; fakat itirazının doğruluğunu, tutanağın tamamlığını, dilekçesinin açıklığını, müvekkiline karşı dürüstlüğünü ve hukuka sadakatini garanti edebilir.</p>

<p>Stoacı avukat, haksızlığa katlanan avukat değildir. Haksızlık karşısında dağılmadan, ölçüsünü kaybetmeden, savunmanın ahlaki merkezini terk etmeden mücadele eden avukattır. Onun sükûneti teslimiyet değil, stratejik derinliktir. Onun ölçülülüğü pasiflik değil, savunmanın akıl disipliniyle kurulmasıdır. Onun cesareti bağırmak değil, gerektiğinde yalnız kalmayı göze almaktır. Onun adalet duygusu ise müvekkil menfaati ile hukukun ahlaki sınırını birlikte gözetebilmesidir.</p>

<p>Avukatlık sanatı, bu yüzden yalnızca kanunu bilen insanın sanatı değildir. Avukatlık sanatı; güç, öfke, korku, belirsizlik, yenilgi ve haksızlık karşısında adalet merkezini koruyabilen insanın sanatıdır. Stoacı düşünce bu sanata hem iç disiplin hem de hukuk felsefesi derinliği kazandırır. <strong>Çünkü savunma, yalnızca bir taraf faaliyeti değil; insan onurunun, adil yargılanmanın ve hukukun ahlaki iddiasının mahkeme salonundaki son sığı</strong>nağıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/stoaci-dusunce-ve-avukatlik-sanati-dogal-hukuk-ic-disiplin-ve-savunmanin-ahlaki-merkezi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/avukatadfjk.jpg" type="image/jpeg" length="47865"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırılmasına dair karar, yürürlükten kaldırıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bilgi-universitesinin-faaliyet-izninin-kaldirilmasina-dair-karar-yururlukten-kaldirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bilgi-universitesinin-faaliyet-izninin-kaldirilmasina-dair-karar-yururlukten-kaldirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı ile Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırılmasına dair karar, yürürlükten kaldırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kurucu Vakfına Kayyım Atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin Faaliyet İzninin Kaldırılmasına Dair 21/5/2026 Tarihli ve 11384 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Karar (Karar Sayısı: 11387), 25 Mayıs 2026 Tarihli ve 33264 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Kararda; "Kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılmasına dair 21/5/2026 tarihli ve 11384 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının yürürlükten kaldırılmasına, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının yazısı üzerine, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 11 inci maddesi gereğince karar verilmiştir." denildi.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-145.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>FAALİYET İZNİNİN KALDIRILMASI HAKKINDA KARAR</strong></p>

<p>Kurucu Vakfına Kayyım Atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin Faaliyet İzninin Kaldırılması Hakkında Karar (Karar Sayısı: 11384), 22 Mayıs 2026 Tarihli ve 33261 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Kararla birlikte Türkiye'nin köklü vakıf üniversitelerinden İstanbul Bilgi Üniversitesi hakkında dikkat çeken bir adım atılmıştı.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararda, üniversitenin faaliyet izni kaldırılmıştı.</p>

<p>Kararda, "Kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırılmasına, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 11 inci maddesi gereğince karar verilmiştir" ifadelerine yer verilmişti.</p>

<p>Üniversiteye Can Holding'e yönelik başlatılan soruşturmanın ardından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulmuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/rg-20260522-002013png-d-ljt-c5j-a-rky-gbf-eg-4-z-c-bw.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EĞİTİM, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bilgi-universitesinin-faaliyet-izninin-kaldirilmasina-dair-karar-yururlukten-kaldirildi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/bilgi-universitesi.jpg" type="image/jpeg" length="48762"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zonguldak-bulent-ecevit-universitesi-teoman-durali-felsefe-bilim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zonguldak-bulent-ecevit-universitesi-teoman-durali-felsefe-bilim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 25 Mayıs 2026 Tarihli ve 33264 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ZONGULDAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ TEOMAN DURALI FELSEFE-BİLİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amacı; Üniversite içinde ve dışında Teoman Duralı’nın daha çok tanınmasına vesile olmak, onun çalışmalarını derlemek, Teoman Duralı üzerine çalışan araştırmacıların ve akademisyenlerin bir araya gelmesini ve ortak proje ve etkinlikler düzenlenmesini sağlamaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Teoman Duralı’nın eserlerini derlemek, dijitalleştirmek, arşivlemek ve Teoman Duralı’nın düşüncesini konu alan akademik çalışmaları bir araya getirmek.</p>

<p>b) Teoman Duralı üzerine çalışan araştırmacılar ve akademisyenler arasında iş birliği ağı oluşturmak.</p>

<p>c) Ulusal ve uluslararası sempozyum, panel, çalıştay gibi akademik etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>ç) Merkezin ilgi alanına giren konularda süreli yayınlar ve kitaplar yayımlamak.</p>

<p>d) Üniversite içinde ve dışında felsefi düşünceyi teşvik edecek eğitim ve seminer programları yürütmek.</p>

<p>e) Arşiv, kütüphane ve veri tabanı gibi bilimsel kaynaklara erişim imkânı sağlamak.</p>

<p>f) Felsefeyi bilim, kültür, psikoloji, sosyoloji ve benzeri alanlarıyla ilişkilendirerek disiplinler arası çalışmalar yürütmek.</p>

<p>g) Türkiye’de felsefi düşüncenin gelişimine katkı sağlayacak projeler tasarlamak ve uygulamak.</p>

<p>ğ) Felsefi kavramların güncel meseleler bağlamında tartışılacağı düşünce atölyeleri ve okuma grupları düzenlemek.</p>

<p>h) Toplumsal meseleleri felsefi bir bakış açısıyla ele alarak kamusal tartışma alanları oluşturmak.</p>

<p>ı) Üniversite öğrencilerinin felsefi düşünme becerilerini geliştirecek seminer ve mentorluk programları oluşturmak.</p>

<p>i) Merkezin faaliyet alanları kapsamında tematik çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>j) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdür görev süresinin bitiminden önce Rektör tarafından görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcılarından biri, Müdürün bulunmadığı zamanlarda Müdüre vekâlet eder. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresi sona ermesi durumunda müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer. Müdür yardımcıları görev süresi bitiminden önce Rektör tarafından aynı usulle değiştirebilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yıllık çalışma program taslağını ve tahmini bütçe önerisini hazırlamak ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>c) Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki yıllık çalışma raporunu hazırlamak ve Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>ç) Gerekli durumlarda Danışma Kurulunun, Merkez birimlerinin, koordinasyon/çalışma gruplarının oluşturulması için Yönetim Kuruluna öneride bulunmak ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak ve Merkez birimleri, koordinasyon ve/veya çalışma gruplarının çalışmalarının uyumlu bir şekilde yürütülebilmesi için Rektörlüğe koordinatör görevlendirmesini önermek.</p>

<p>d) Yönetim Kurulunun ve Danışma Kurulunun periyodik toplantılarının yanı sıra gerekli hallerde yapılacak toplantılar için gündem maddelerini oluşturmak, bu kurulları toplantıya çağırmak ve bunlara başkanlık etmek, bu kurulların kararları ile çalışma programının ve Merkezin diğer çalışmalarının Merkezin amaçları doğrultusunda yürütülmesini sağlamak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>e) Merkeze bağlı birimlerin veya koordinasyon/çalışma gruplarının ve idari personelin düzenli ve etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak.</p>

<p>f) Merkez ile Üniversitenin tüm birimleri ve dış paydaş birimleri arasında Merkezin amaçları doğrultusunda iş birliğini sağlamak.</p>

<p>g) Merkezin faaliyet alanları kapsamında yer alan ulusal ve uluslararası tüm etkinliklere Merkezin temsilcisi olarak katılmak veya Merkezi temsil edecek personeli görevlendirmek.</p>

<p>ğ) Gerekli durumlarda dış paydaşlardan ihtiyaç duyulan alanlarda ilgili bilim insanı, araştırmacı, uzman, eğitimci, idari ve teknik personelin görevlendirilmesi için Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe öneride bulunmak.</p>

<p>h) Gerekli durumlarda Merkezde görev yapacak yarı-zamanlı, tam-zamanlı, gönüllü uzmanlar ve stajyer öğrencileri belirlemek ve görevlendirmek için Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe öneride bulunmak.</p>

<p>ı) Bir yıl içinde verilecek hizmetleri, yapılacak tüm etkinlikleri, bu hizmet ve etkinliklerde görev alacak kişileri belirlemek ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>i) Merkezin ödenek ve akademik, idari ve teknik personel ihtiyaçlarını gerekçesi ile birlikte Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe bildirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen beş üye olmak üzere toplam en fazla sekiz üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi dolmadan ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir. Müdürün görev süresinin bitmesi veya görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılması durumunda Yönetim Kurulu üyelerinin de görevleri kendiliğinden sona erer.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar alınır. Oyların eşitliği halinde kapalı oylama yapılır ve kapalı oylama sonucuna göre eşitliğin bozulmaması durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak ve kararlar almak.</p>

<p>b) Müdür tarafından hazırlanan yıllık çalışma program taslağını ve tahmini bütçe önerilerini değerlendirerek karara bağlamak.</p>

<p>c) Müdür tarafından hazırlanan yıllık çalışma raporunu karara bağlamak.</p>

<p>ç) Gerekli durumlarda Müdür tarafından önerilen Danışma Kurulunun, Merkez birimlerinin, koordinasyon/çalışma gruplarının oluşturulmasını karara bağlamak.</p>

<p>d) Bir koordinasyon/çalışma grubunun görevlerini, kimlerden ve kaç kişiden oluşacağını ve görev süresinin ne kadar olacağını karara bağlamak.</p>

<p>e) Merkez ile Üniversitenin tüm birimleri ve dış paydaş birimleri arasında Merkezin amaçları doğrultusunda iş birliğinin sağlanmasında Müdüre yardımcı olmak.</p>

<p>f) Gerekli durumlarda dış paydaşlardan ihtiyaç duyulan alanlarda ilgili bilim insanı, araştırmacı, uzman, eğitimci, idari ve teknik personelin görevlendirilmesini karara bağlamak.</p>

<p>g) Gerekli durumlarda Merkezde görev yapacak, yarı-zamanlı, tam-zamanlı, gönüllü uzmanların ve stajyer öğrencilerin görevlendirilmesini karara bağlamak.</p>

<p>ğ) Merkezin ödenek ve akademik, idari ve teknik personel ihtiyaçlarını karara bağlamak.</p>

<p>h) Bir yıl içinde verilecek hizmetleri, yapılacak tüm etkinlikleri, bu hizmet ve etkinliklerde görev alacak kişileri belirleyerek karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen yedi üye olmak üzere toplam en fazla on üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üyenin yerine aynı usulle yeni üye görevlendirilir. Müdürün görev süresinin bitmesi veya görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılması durumunda Danışma Kurulu üyelerinin de görevleri kendiliğinden sona erer.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez toplanır. Toplantılar, davete icabet etmiş üyelerle yapılır ve kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde kapalı oylama yapılır ve kapalı oylama sonucuna göre eşitliğin bozulmaması durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin genel stratejilerini ve politikalarını oluşturmaya yardımcı olmak.</p>

<p>b) Merkezin etkinlikleri doğrultusunda dış paydaşlarla iş birliğinin geliştirilmesini sağlamak üzere Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Danışma Kurulu üyeleri kendi bulundukları birimlerin Merkez ile iş birliği kapsamında yaptıkları ve bir sonraki yıl için yapmayı planladıkları tüm etkinliklerini, görüş ve önerilerini bir rapor halinde Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Merkez birimleri ve/veya koordinasyon/çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Müdür tarafından gerekli görüldüğü takdirde, bir veya daha çok hizmet dalı için, işlerin daha verimli yürütülebilmesi amacıyla, Müdürün önerisi üzerine Yönetim Kurulu tarafından süreli/süresiz görev yapacak olan birimler ya da koordinasyon ve/veya çalışma grupları oluşturulabilir. Bir koordinasyon/çalışma grubunun görevleri, kimlerden ve kaç kişiden oluşacağı ve görev süresinin ne kadar olacağı Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zonguldak-bulent-ecevit-universitesi-teoman-durali-felsefe-bilim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="37391"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mudanya-universitesi-uzaktan-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mudanya-universitesi-uzaktan-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 25 Mayıs 2026 Tarihli ve 33264 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Mudanya Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>MUDANYA ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Merkez (MUDUZEM): Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>b) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>c) Rektör: Mudanya Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ç) Üniversite: Mudanya Üniversitesini,</p>

<p>d) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Bilgi ve iletişim teknolojileri destekli, ön lisans, lisans, lisansüstü, sürekli eğitim ve topluma hizmet dahil tüm eğitim programlarını uzaktan eğitim kapsamında planlamasına, geliştirilmesine ve yürütülmesine ilişkin iş ve işlemleri yürütmek.</p>

<p>b) Üniversite içi ve Üniversite dışı birim, kurum ve kuruluşlarla iş birliği içerisinde, ulusal ve uluslararası uzaktan eğitim ihtiyaçlarını sağlayacak çözümler üretmek.</p>

<p>c) Uzaktan eğitim konularında araştırmalar yapmak.</p>

<p>ç) Yapılan araştırmaların sonuçları ve güncel teknolojik gelişmeleri dikkate alarak yenilikçi teknolojilerle zenginleştirilmiş uzaktan eğitim faaliyetlerini sürekli geliştirmek ve iyileştirmek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversitede yenilikçi bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı uzaktan eğitim yoluyla oluşturulacak ders, laboratuvar, seminer, kurs ve benzeri eğitim programları ile ilgili koordinasyonu sağlamak, analiz/tasarım/geliştirme yapmak, geliştirme süreçlerine destek vermek.</p>

<p>b) Üniversite birimleri tarafından yürütülen her türlü uzaktan eğitim faaliyetleri için kullanılacak eğitsel içerikleri sektör standartlarına uygun şekilde geliştirmek, yürütme ve izleme süreçlerine destek vermek.</p>

<p>c) Uzaktan eğitime ilişkin teknik ve eğitim alt yapısını sağlamak, geliştirmek ve sürdürmek ve bu konulardaki çalışmaları Üniversite içindeki ilgili diğer teknik birimlerle koordinasyon içinde yürütmek.</p>

<p>ç) Bir bölümü veya tamamı uzaktan eğitimle yürütülen akademik programlar için öğretim elemanı ve öğrenci destek hizmetleri, ölçme ve değerlendirme çalışmaları yapmak.</p>

<p>d) Üniversitede örgün öğretim kapsamında verilmekte olan dersleri uzaktan eğitim teknolojileri ile destekleyecek programlar geliştirmek ve uygulamaları yürütmek.</p>

<p>e) Uzaktan eğitim konularına ilişkin olarak hizmet sunan diğer kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>f) Uzaktan eğitim konularında halkla ilişkiler ve tanıtım faaliyetlerini yapmak, konferans, sempozyum ve yarışmalar gibi etkinlikleri organize etmek ve bu etkinlikleri organize eden birimlere destek vermek.</p>

<p>g) Uzaktan eğitim için hazırlanan sistemlerin ve ders materyallerinin kullanıcı deneyimi testlerini ve kullanabilirlik çalışmalarını yürütmek.</p>

<p>ğ) Uzaktan eğitim konusunda yenilikçi yaklaşımlar ve ürünler gelişmesine yönelik araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak, patentler almak, araştırmacılara kaynak ve altyapı desteğinde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanı ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süre için görevlendirilir. Süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanı ile ilgili Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından iki kişi üç yıllık süre için Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Rektör gerektiğinde aynı usulle müdür yardımcılarını değiştirebilir.</p>

<p>(3) Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu kararlarını uygulamak, gerekli koordinasyonu ve denetimi sağlamak, Merkezin idari işlerini yürütmek.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyetlerinin amaçlara uygun, bilimsel ve etik ilkelere bağlı olarak düzenli bir biçimde sürdürülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>d) Her faaliyet dönemi sonunda, Merkezin yıllık çalışma raporu ile bir sonraki yılın çalışma programı taslağını hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanı ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu yılda en az dört kez ve gerektiğinde Müdürün yazılı çağrısı üzerine salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Müdürün, Merkezin yönetimi ile ilgili getireceği konuları değerlendirerek karara bağlamak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyet alanları doğrultusunda gerekli kararları almak.</p>

<p>c) Merkezin yıllık çalışma programını ve faaliyet raporunu değerlendirmek.</p>

<p>ç) Merkezin çalışma alanı ile ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar ile iş birliği esaslarını belirlemek.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Merkezin akademik, idari ve teknik personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Mudanya Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mudanya-universitesi-uzaktan-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="85555"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAŞINMAZ UYUŞMAZLIKLARINDA SESSİZ DEVRİM: ARABULUCULUK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-uyusmazliklarinda-sessiz-devrim-arabuluculuk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-uyusmazliklarinda-sessiz-devrim-arabuluculuk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşınmaz hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar uzun yıllar boyunca klasik yargılama sisteminin en yoğun ve en uzun süren alanlarından biri olmuştur. Özellikle kira ilişkileri, ortaklığın giderilmesi davaları, kat mülkiyetinden kaynaklanan ihtilaflar ve komşuluk hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar; taraflar açısından yalnızca ekonomik değil, sosyal ve kişisel sonuçlar da doğurmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak son yıllarda Türk hukuk sisteminde dikkat çekici bir dönüşüm yaşanmaktadır. Uyuşmazlıkların çözümünde mahkeme merkezli yaklaşımın yanında, tarafların müzakere yoluyla çözüme ulaşmasını hedefleyen arabuluculuk sistemi giderek daha merkezi bir konuma gelmektedir.</p>

<p>Özellikle taşınmaz hukukunda yaşanan bu dönüşüm, uygulamada adeta “sessiz bir devrim” niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>Taşınmaz Uyuşmazlıklarının Özelliği</strong></p>

<p>Taşınmaz uyuşmazlıkları çoğu zaman uzun süreli hukuki ilişkilerden doğmaktadır. Bu uyuşmazlıklar yalnızca bir malvarlığı ihtilafı değil; aynı zamanda aile ilişkileri, ticari ortaklıklar, komşuluk ilişkileri, kiraya veren-kiracı dengesi, yatırım ve finans süreçleri üzerinde de doğrudan etkili olmaktadır.</p>

<p>Özellikle kira uyuşmazlıkları, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti uyuşmazlıkları, komşu hakkından doğan ihtilaflar ve taşınmaz satışına ilişkin sözleşmesel uyuşmazlıklar uygulamada en sık karşılaşılan alanlar arasında yer almaktadır.</p>

<p>Bu davaların önemli bir kısmı ise yıllarca sürebilmekte; süreç boyunca taraflar ciddi ekonomik kayıplar yaşayabilmektedir.</p>

<p><strong>Arabuluculuğun Güç Kazanmasının Sebepleri</strong></p>

<p>6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile hukuk sistemimize giren arabuluculuk kurumu, özellikle son yıllarda kapsamının genişlemesiyle birlikte taşınmaz uyuşmazlıklarında da önemli bir çözüm yöntemi haline gelmiştir.</p>

<p>7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonrasında; kira ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar, Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve komşu hakkına ilişkin uyuşmazlıklar bakımından dava şartı arabuluculuk sistemi kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu değişiklikler, taşınmaz hukukunda arabuluculuğun artık istisnai değil; sistematik bir çözüm modeli haline geldiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>Arabuluculuğun Taşınmaz Uyuşmazlıklarındaki Avantajları</strong></p>

<p><strong>1. Zaman Tasarrufu</strong></p>

<p>Taşınmaz davaları uygulamada oldukça uzun sürebilmektedir. Arabuluculuk ise uyuşmazlıkların çok daha kısa süre içerisinde çözülebilmesine imkan sağlamaktadır.</p>

<p><strong>2. Maliyet Avantajı</strong></p>

<p>Yargılama giderleri, bilirkişi ücretleri, keşif masrafları ve vekalet ücretleri dikkate alındığında arabuluculuk taraflar açısından önemli ekonomik avantajlar sağlayabilmektedir.</p>

<p><strong>3. İlişkilerin Korunması</strong></p>

<p>Özellikle aile bireyleri arasındaki taşınmaz ihtilaflarında, komşuluk hukukundan doğan uyuşmazlıklarda ve ticari kira ilişkilerinde arabuluculuk, tarafların ilişkilerini tamamen koparmadan çözüm üretebilmesine imkan tanımaktadır.</p>

<p><strong>4. Gizlilik</strong></p>

<p>Taşınmaz uyuşmazlıkları çoğu zaman ticari sırlar, finansal bilgiler veya özel hayatla bağlantılı hassas veriler içermektedir. Arabuluculuk sürecinin gizli yürütülmesi önemli avantaj sağlamaktadır.</p>

<p><strong>En Kritik Nokta: Tapu ve Resmî Şekil Meselesi</strong></p>

<p>Taşınmaz uyuşmazlıklarında arabuluculuk bakımından en hassas alanlardan biri, taşınmaz devri ve ayni haklara ilişkin işlemlerdir.</p>

<p>Bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu ve Tapu mevzuatı gereğince taşınmaz mülkiyetinin devri resmî şekle tabidir ve tapu müdürlüğünde gerçekleştirilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle taşınmazın devrine veya ayni hak kurulmasına ilişkin arabuluculuk anlaşmalarında; anlaşma belgesinin kapsamı, icra edilebilirlik şerhi, tapu müdürlüğü uygulamaları ve resmî şekil şartı özel önem taşımaktadır.</p>

<p>Nitekim Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan “Tapu Sicilinde Arabuluculuk Uygulamaları” konulu Genelge de bu sürecin uygulama esaslarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu durum, taşınmaz uyuşmazlıklarında yürütülen arabuluculuk faaliyetlerinde hukuki teknik bilginin önemini daha da artırmaktadır.</p>

<p><strong>Avukatın Rolü Dönüşüyor mu?</strong></p>

<p>Arabuluculuk sisteminin gelişmesiyle birlikte avukatlık pratiği de dönüşmektedir.</p>

<p>Günümüzde avukat artık yalnızca dava açan ve yargılama sürecini takip eden kişi değildir. Özellikle taşınmaz uyuşmazlıklarında risk analizi yapan, çözüm stratejisi geliştiren, müzakereyi yöneten, tapu ve finans süreçlerini koordine eden ve tarafların menfaat dengesini koruyan bir çözüm yöneticisi rolü giderek daha fazla önem kazanmaktadır.</p>

<p>Özellikle gayrimenkul ve finans alanında çalışan hukukçular açısından arabuluculuk, yeni bir uzmanlık alanı oluşturma potansiyeli taşımaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Taşınmaz uyuşmazlıklarında arabuluculuk yalnızca alternatif bir çözüm yöntemi değildir. Günümüzde bu sistem, klasik yargılama anlayışını dönüştüren yeni bir hukuk pratiğine dönüşmektedir.</p>

<p>Özellikle ekonomik değeri yüksek, taraf ilişkilerinin korunmasının önemli olduğu ve hızlı çözüm ihtiyacının bulunduğu taşınmaz ihtilaflarında arabuluculuğun önümüzdeki yıllarda çok daha merkezi bir rol üstleneceği açıktır.</p>

<p>Uyuşmazlıkların yalnızca mahkeme salonlarında değil; müzakere, uzlaşı ve çözüm odaklı yaklaşımlarla yönetildiği yeni bir döneme girilmektedir. Taşınmaz hukukunda yaşanan bu dönüşüm ise belki de en doğru ifadeyle “sessiz bir devrim” niteliği taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">Kaynakça</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu<br />
- 7445 Sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun<br />
- Türk Medeni Kanunu<br />
- Kat Mülkiyeti Kanunu<br />
- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, “Tapu Sicilinde Arabuluculuk Uygulamaları” Genelgesi<br />
- T.C. Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı yayınları</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-uyusmazliklarinda-sessiz-devrim-arabuluculuk-1</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/arabuluculuk-ev-kira-kapak-120756.jpg" type="image/jpeg" length="10731"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mutlak Butlan Bize Şunu Hatırlattı: Sıfat Taşımak Başka, Liyakat Başka]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mutlak-butlan-bize-sunu-hatirlatti-sifat-tasimak-baska-liyakat-baska-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mutlak-butlan-bize-sunu-hatirlatti-sifat-tasimak-baska-liyakat-baska-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son dönemde kamuoyunda yoğun biçimde tartışılan “mutlak butlan” kavramı, aslında hukuk düzeninin öteden beri bildiği temel müesseselerden biridir. Kuruluş anından itibaren ağır ve giderilemez hukuka aykırılık taşıyan işlemlerin baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelen mutlak butlan, uzun yıllardır hukuk teorisinin bilinen kurumlarından biri olmasına rağmen ilk kez böylesine büyük siyasal ve toplumsal bir olay üzerinden geniş kitlelerin gündemine girmiştir.</p>

<p>Bu durum, mutlak butlanı teknik bir hukuk terimi olmanın ötesine taşımış; toplumsal vicdanın merkezine yerleştirmiştir. Çünkü mutlak butlan yalnızca hukuki bir sonuç değildir. Aynı zamanda toplumun uzun yıllardır içinde biriktirdiği bir sorgulamanın hukuk diliyle görünür hâle gelmesidir.</p>

<p>Ve belki de bize en önemli şu gerçeği yeniden hatırlatmıştır:</p>

<p>Bir sıfatı taşımak başka, o sıfatın hakkını verebilmek başkadır.</p>

<p>Hukuk düzeni, şeklen var görünen her işlemi meşru kabul etmez. Bazı eksiklikler sonradan giderilebilir nitelikteyken, bazıları işlemin varlığını temelden sakatlar ve onu baştan itibaren hükümsüz hâle getirir. Çünkü hukuk bakımından meşruiyet yalnızca ortaya çıkan sonuca değil, o sonuca götüren sürecin hukuka uygunluğuna da bağlıdır.</p>

<p>İşte mutlak butlan tartışmaları, toplumun yalnızca hukuki işlemleri değil; makamları, unvanları, kariyerleri ve oluşturulmuş otoriteleri de yeniden değerlendirmesine neden olmuştur.</p>

<p>Artık insanlar yalnızca isimlerin önündeki sıfatlara bakmıyor. O konumların hangi süreçlerle elde edildiğini, gerçekten hak edilip edilmediğini ve taşınan unvan ile ortaya konulan birikim arasında gerçek bir uyum bulunup bulunmadığını da sorguluyor.</p>

<p>Bugün bir kişinin profesör, doçent, yönetici, başkan, uzman ya da kanaat önderi olarak anılması artık tek başına yeterli görülmemektedir. Çünkü yeni dönemde mesele yalnızca bir ünvana sahip olmak değil; o ünvanın ağırlığını taşıyabilmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nitekim son yıllarda bazı makamların ve statülerin kolay elde edildiğine ilişkin güçlü bir toplumsal kanaat oluşmuştur. Bu durum doğal olarak birçok alan bakımından ciddi güven ve meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirmiştir.</p>

<p>İnsanlar artık haklı olarak şu soruları sormaktadır:</p>

<p>“Bu makam gerçekten ehil biri tarafından mı elde edilmiştir?”<br />
“Bu unvan meşru süreçlerle mi kazanılmıştır?”<br />
“Ortaya konulan bilgi, emek ve ehliyet ile taşınan sıfat arasında gerçek bir uyum var mıdır?”</p>

<p>İşte tam da kırılma noktası buradadır.</p>

<p>Çünkü uzun yıllar boyunca birçok alanda görünürlük ile liyakat birbirine karıştırılmıştır. Bir makamın elde edilmiş olması, o makamın hakkının verildiği anlamına geliyormuş gibi sunulmuştur. Oysa zaman ilerledikçe toplum çok önemli bir gerçekle yüzleşmeye başlamıştır:</p>

<p>Bir kalıbın içine girmek mümkündür; fakat o kalıbı doldurabilmek herkesin harcı değildir.</p>

<p>Daha da önemlisi artık şu soru daha yüksek sesle sorulmaktadır:</p>

<p>“O makama hangi yol ve yöntemlerle gelinmiştir?”</p>

<p>Çünkü meşruiyet yalnızca sonuçla değil, sonuca götüren süreçle de ilgilidir.</p>

<p>Bu nedenle bugün artık yalnızca taşınan sıfat değil, o sıfatın taşıyabildiği ağırlık da önem kazanmaktadır. Bu durum özellikle akademi, siyaset, medya, spor ve bürokrasi gibi alanlarda daha belirgin biçimde hissedilecektir. Çünkü bundan sonra insanlar yalnızca “kim olduğuna” değil, “ne ortaya koyduğuna” da bakacaktır.</p>

<p>İsmin önündeki unvan kadar; o unvanın arkasındaki emek, üretim, bilgi, karakter, ehliyet ve liyakat de sorgulanacaktır.</p>

<p>Mutlak butlanın toplumsal etkisi tam da burada ortaya çıkmaktadır. Hukuk nasıl sakat doğmuş işlemleri sonradan meşrulaştırmıyorsa, toplum vicdanı da zamanla içi boşaltılmış makamları, hak edilmemiş unvanları ve yapay biçimde oluşturulmuş otoriteleri sorgulamaya başlayacaktır.</p>

<p>Belki de yeni dönemin en önemli kırılma noktası budur.</p>

<p>Çünkü artık yalnızca görünmek yetmeyecektir; gerçekten olmak gerekecektir.</p>

<p>Önümüzdeki süreçte yalnızca hukuki işlemler değil; kariyerler, makamlar, unvanlar ve oluşturulmuş yapay otoriteler de daha yoğun biçimde tartışılacaktır. Zira çağımızın en büyük problemlerinden biri, liyakat görüntüsü altında üretilen sahte meşruiyet alanlarıdır.</p>

<p>Bu nedenle mutlak butlan tartışmaları, farkında olunmadan toplum ve ülke adına çok önemli bir işlev de görmektedir. Çünkü uzun süredir yerinden oynayan ölçülerin yeniden tartışılmasını sağlamakta; hak edilmiş olan ile yalnızca elde tutulmakta olan arasındaki farkı görünür hâle getirmektedir.</p>

<p>Belki de mutlak butlan tartışmalarının en büyük toplumsal sonucu, uzun süredir yerinden oynayan taşların yeniden yerine oturmasına vesile olmasıdır.</p>

<p>Gerçek liyakat ile yapay görünürlük arasındaki ayrım daha net ortaya çıkacaktır. Toplum; emekle kazanılan ile ilişkiyle elde edilen, ehliyetle taşınan ile yalnızca sıfat olarak kullanılan arasındaki farkı daha güçlü biçimde ayırt etmeye başlayacaktır.</p>

<p>Esasen burada temel ölçüt şudur:</p>

<p>Bir sıfatın yalnızca usulüne uygun biçimde kazanılmış olması zorunlu olmakla birlikte tek başına yeterli değildir; aynı zamanda esas bakımından da hak edilmiş olması gerekir. Çünkü bir unvanın gerçek meşruiyeti, şeklen usule uygun şekilde elde edilmiş olmasından ibaret değildir. Asıl meşruiyet, o sıfata gerçekten layık olunmasından, yani bilgi, emek, ehliyet ve liyakatle desteklenmesinden doğar.</p>

<p>Bu yönüyle bir makamın hukuki geçerliliği ile toplumsal meşruiyeti her zaman aynı şey değildir. Toplum nezdinde kalıcı saygınlık sağlayan unsur, yalnızca bir sıfatı taşımak değil; o sıfatın ağırlığını taşıyabilmektir.</p>

<p>Ve belki de mutlak butlanın bize kazandırdığı en önemli gerçeklik şudur:</p>

<p>Görünür olan her şey meşru değildir; meşru olan ise mutlaka hak edilmiş olmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mutlak-butlan-bize-sunu-hatirlatti-sifat-tasimak-baska-liyakat-baska-1</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazis4s.jpg" type="image/jpeg" length="76326"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatın İdeolojisi: Bağımsız Savunma, Mesleki Mesafe ve Hukuki Kamusallık]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatin-ideolojisi-bagimsiz-savunma-mesleki-mesafe-ve-hukuki-kamusallik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-ideolojisi-bagimsiz-savunma-mesleki-mesafe-ve-hukuki-kamusallik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi denildiğinde çoğu zaman avukatın kişisel siyasal görüşü, parti aidiyeti veya dünya görüşü anlaşılır. Oysa avukatlık bakımından asıl mesele, avukatın hangi ideolojiye mensup olduğu değil; mesleğini icra ederken hangi mesleki ethos’a bağlı kaldığıdır. Avukat ideolojisiz bir teknik görevli değildir; fakat bir ideolojinin mahkeme salonundaki temsilcisi de değildir. Onun mesleki ideolojisi; bağımsız savunma, hak arama özgürlüğü, usul güvenceleri, mesleki mesafe, insan onuru ve hukuki kamusallık etrafında kurulur. Bu nedenle avukat, müvekkilinin davasını sahiplenir; fakat müvekkilinin kimliğinde erimez. Siyaseti yok saymaz; fakat siyaseti slogan olarak değil, hak, usul, delil, gerekçe ve savunma dili içinde hukukileştirir. Bu makale, avukatın kişisel ideolojisi ile mesleki ideolojisi arasındaki ayrımı tartışmakta; avukatlığın partizanlık ile teknik hizmetçilik arasında sıkışmadan, bağımsız savunma ethos’u üzerinden yeniden düşünülmesi gerektiğini savunmaktadır.</p>

<p><strong>Giriş: Avukat ideolojisiz midir?</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi yok mudur?</p>

<p>Bu soru ilk bakışta tuhaf görünür. Elbette her avukat, her insan gibi, belli bir dünyada yaşar; belli tarihsel, sınıfsal, kültürel, siyasal ve ahlaki kabullerle düşünür. Avukatın da devlete, topluma, özgürlüğe, suça, cezaya, mülkiyete, aileye, emeğe, inanca, laikliğe, güvenliğe ve adalete dair kanaatleri vardır. Bu anlamda avukat ideolojisiz değildir. Fakat asıl mesele burada başlamaktadır: Avukatın kişisel ideolojisi ile mesleki ideolojisi aynı şey midir? Avukat, cübbeyi giydiğinde kendi dünya görüşünün temsilcisi midir, yoksa müvekkilinin somut hakkını bağımsız biçimde savunmakla yükümlü bir meslek öznesi midir?</p>

<p>Bu soruya verilecek cevap, avukatlığın siyasetle, devletle, mahkemeyle, müvekkille ve toplumla ilişkisini belirler. Çünkü avukatlık ne yalnızca ücret karşılığı hukuki hizmet sunan teknik bir meslektir ne de doğrudan siyasal mücadele örgütüdür. Avukatlık; devlet kudreti ile bireysel hak arasında, toplumsal çatışma ile hukuki usul arasında, müvekkilin beklentisi ile yargısal hakikat arayışı arasında konumlanan bağımsız bir savunma faaliyetidir. Bu nedenle şu tespit, tartışmanın merkezinde durmalıdır: <strong>Avukatın kişisel ideolojisi olabilir; fakat mesleki ideolojisi bağımsız savunmadır.</strong></p>

<p>Bu bağımsız savunma, yalnızca mahkemeye karşı bağımsızlık anlamına gelmez. Avukat; devlete, müvekkile, kamuoyuna, medyaya, piyasa baskısına, meslek içi hiyerarşilere ve kendi ideolojik mahallesine karşı da mesafesini koruyabildiği ölçüde avukattır. Avukatın ideolojisi, kişisel dünya görüşünün mesleğe egemen olması değil; mesleki kimliğin kişisel ideolojiyi disipline edebilmesidir.</p>

<p><strong>I. Avukatlık ideolojisi ne demektir?</strong></p>

<p>Avukatlık ideolojisi, bir parti programı değildir. Avukatın hangi siyasal görüşe yakın olduğu, hangi dünya görüşünden beslendiği veya hangi toplumsal meselelerde nasıl tavır aldığı elbette önemlidir; fakat bunlar avukatın kişisel ve yurttaşlık alanına aittir. Mesleki anlamda avukatlık ideolojisi ise daha dar, daha zor ve daha kurucu bir şeyi ifade eder: Avukatın kendi mesleğine hangi tarihsel, etik ve kurumsal bilinçle baktığı.</p>

<p>Haluk İnanıcı, “Türkiye’de Avukatlık İdeolojisi” başlıklı yazısında, avukatlık mesleğinde ideolojiden söz etmenin iddialı olduğunu belirtirken, asıl meselenin avukatların genel ideoloji içinden bazı unsurları alarak kendi mesleki faaliyet alanlarına özgü bir meslek ideolojisi oluşturup oluşturamadıkları olduğunu söyler. Bu yaklaşım önemlidir; çünkü avukatlık ideolojisi, avukatın kişisel siyasal kimliğini değil, mesleğin kendisini nasıl kavradığını tartışmaya açar. Bu anlamda avukatlık ideolojisi, avukatın kendisini yalnızca “dava takip eden kişi”, “ücret karşılığı dilekçe yazan kişi”, “müvekkilin sözcüsü” veya “mahkemede usul bilen temsilci” olarak görmemesidir. Avukatlık ideolojisi, avukatın kendisini hak arama özgürlüğünü, savunma hakkını, adil yargılanmayı ve usul güvencelerini taşıyan bağımsız bir özne olarak kavramasıdır.</p>

<p>Burada iki yanlış uç vardır. Birinci uç, avukatı yalnızca teknik hizmet sağlayıcıya indirger. Bu anlayışta avukat; dosya yürüten, süre takip eden, dilekçe yazan, duruşmaya giren, sonuç almaya çalışan bir hukuk teknisyenidir. Bu modelde mesleğin kamusal anlamı silinir; avukatlık piyasa içinde alınıp satılan bir hizmete dönüşür.</p>

<p>İkinci uç ise avukatı siyasal militan gibi görür. Bu anlayışta avukat, her davayı ideolojik cepheye, her duruşmayı siyasal kürsüye, her savunmayı politik bildirgeye dönüştürme eğilimindedir. Bu modelde ise müvekkilin somut hukuki yararı, usul stratejisi ve mesleki mesafe zayıflar.</p>

<p>Oysa avukatlık ideolojisi, bu iki uçtan da farklıdır. Avukat ne yalnızca teknisyendir ne de yalnızca siyasal aktördür. Avukat, hukuki çatışmanın içinde müvekkilin somut hakkını savunurken, aynı zamanda savunma hakkının kamusal değerini taşıyan meslek öznesidir. Avukatlık ideolojisi, mesleği kutsallaştırmak değildir. Mesleği piyasaya teslim etmek de değildir. Mesleği parti alanına taşımak hiç değildir. Avukatlık ideolojisi, savunmayı insanın hak öznesi olarak tanınması mücadelesinin kurumsal ve mesleki biçimi olarak görmektir.</p>

<p><strong>II. Kişisel ideoloji ile mesleki ethos ayrımı</strong></p>

<p>Avukatın yurttaş olarak ideolojisi olabilir. Bir avukat muhafazakâr, sosyalist, liberal, milliyetçi, sosyal demokrat, dindar, seküler, devletçi veya özgürlükçü olabilir. Bunlar avukatın kişisel varoluşuna, düşünce dünyasına ve yurttaşlık alanına aittir. Ancak avukatın mesleki faaliyeti, kişisel ideolojisinin doğrudan uzantısı olamaz. Avukatın mahkeme salonundaki görevi, kendi dünya görüşünü gerçekleştirmek değil; müvekkilinin hukuki yararını, savunma hakkını ve adil yargılanma güvencelerini korumaktır. Bu nedenle avukat, müvekkilinin ideolojik kimliği ile kendi mesleki kimliğini özdeşleştiremez. Müvekkil siyasal bir davanın sanığı olabilir. Müvekkil ideolojik bir iddiayı savunuyor olabilir. Müvekkil, davasını tarihsel, sınıfsal, siyasal veya ahlaki bir mücadele olarak görüyor olabilir. Avukat bu bağlamı anlamak zorundadır. Fakat anlamak, aynen sahiplenmek değildir.</p>

<p>Avukat, müvekkilin siyasal sözünü hukuki savunmaya dönüştürür. Müvekkilin öfkesini hak diline çevirir. Müvekkilin mağduriyetini usul güvencesine bağlar. Müvekkilin anlatısını delil, gerekçe, ölçülülük, hukuka aykırılık, kast, kusur, illiyet, hukuka uygunluk nedeni, adil yargılanma ve savunma hakkı gibi kavramlar içinde işler. Bu nedenle şu cümle, avukatlık mesleğinin en kritik sınırlarından birini gösterir: <strong>Avukat, müvekkilinin davasını sahiplenir; fakat müvekkilinin kimliğinde erimez.</strong></p>

<p>Bu erime gerçekleştiğinde avukat, mesleki mesafesini kaybeder. Artık müvekkilin hukuki temsilcisi değil, onun politik yankısı haline gelir. Bu ise savunmayı güçlendirmek yerine zayıflatabilir. Çünkü mahkeme, avukatın hukuki argümanını değil, ideolojik pozisyonunu duymaya başlar. Oysa etkili savunma, çoğu zaman tam da bu özdeşleşmeyi önleyebilen savunmadır.</p>

<p>Avukat, müvekkiline sadık olmalıdır; fakat bu sadakat akılsız bir özdeşleşme değildir. Müvekkilin her cümlesini dilekçeye taşımak, her öfkesini savunma stratejisi yapmak, her ideolojik anlatısını dosyanın merkezine koymak sadakat değil, mesleki çözülmedir. Avukatın sadakati, müvekkilin duygusuna değil, müvekkilin hukukuna sadakattir.</p>

<p><strong>III. Bağımsızlık: Avukatlık ideolojisinin merkezi</strong></p>

<p>Avukatlık ideolojisinin merkezinde bağımsızlık vardır. Fakat bu bağımsızlık yalnızca hâkime, savcıya veya devlete karşı bağımsızlık değildir. Avukatın bağımsızlığı daha geniştir: müvekkile, kamuoyuna, medyaya, siyasi mahalleye, meslek örgütüne, piyasaya ve kendi duygusal tepkilerine karşı da bağımsızlıktır.</p>

<p>Oğuzhan Uzar, “Avukatın Bağımsızlığının Sağlanması” başlıklı çalışmasında, mevzuatın avukatların bağımsızlığını garanti etmesine rağmen, bu güvencelerin uygulanması ve devletin uygunsuz müdahalesine karşı korunması için gerçek bir mekanizmanın bulunmadığını; bu nedenle güvencelerin uygulamada çoğu zaman beyanî kaldığını vurgular.</p>

<p>Bu tespit, avukatlık ideolojisi tartışmasını soyut bir meslek onuru söyleminden çıkarır ve çok daha somut bir zemine taşır. Avukatın bağımsızlığı yalnızca karakter meselesi değildir. Yalnızca cesaret meselesi de değildir. Bağımsızlık, kurumsal güvence ister.</p>

<p>Avukatın mesleki sırlarının korunmadığı, bürosunun veya dijital materyallerinin kolayca aranabildiği, popüler olmayan davaları üstlendiği için kamuoyu baskısına veya soruşturma tehdidine maruz kaldığı, kollukla iş birliğine zorlandığı ya da müvekkiliyle özdeşleştirilerek kriminalize edildiği bir düzende bağımsız savunmadan söz etmek güçleşir.</p>

<p>Bu nedenle avukatın ideolojisi, sadece “bağımsızım” deme cesareti değil; bağımsızlığı mümkün kılan kurumsal koşulların savunulmasıdır. Uzar, yargının ve avukatlık mesleğinin bağımsızlığını kontrol-denge sisteminin temel direklerinden biri olarak ele alır. Güçlü ve bağımsız bir hukuk mesleğinin, siyasi hesap verebilirlik mekanizması olarak da işlev görebileceğini belirtir. Bu yaklaşım, avukatın neden yalnızca müvekkilinin özel temsilcisi olmadığını gösterir. Avukat, somut dosyada müvekkilin hakkını savunurken, aynı zamanda hukuk devletinin denge mekanizmasına katkıda bulunur.</p>

<p>Bağımsız savunma, demokratik hukuk devletinin dekoratif unsuru değildir. Savunma bağımsız değilse, yargılama yalnızca iddia ve karar arasında kalan biçimsel bir ritüele dönüşür. Avukatın varlığı, yargılamaya dışarıdan eklenen bir nezaket unsuru değil; yargılamanın meşruiyet şartlarından biridir.</p>

<p><strong>IV. Bağımsızlığın somut güvenceleri</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi bağımsız savunmadır; fakat bağımsız savunma, yalnızca avukatın kişiliğine ve mesleki direncine bırakılamaz. Bağımsızlığın kurumsal, usulî, ekonomik ve disipliner güvenceleri olmalıdır. Uzar’ın çalışmasında bağımsız baroların, mesleğin bağımsızlığı bakımından taşıdığı kurumsal önem özellikle vurgulanır. Baroların güçlü yönetim yapısı, mesleğe erişim, avukatların refahı, savunuculuk faaliyetleri, adalete erişim ve mesleki destek bakımından kritik roller üstlendiği belirtilir. Bu nedenle baro bağımsızlığı, yalnızca baroların kendi kurumsal menfaati değildir. Baro bağımsızlığı, avukatın bağımsızlığına; avukatın bağımsızlığı da yurttaşın savunma hakkına bağlanır. Baro zayıfladığında avukat yalnızlaşır. Avukat yalnızlaştığında müvekkil savunmasızlaşır. Müvekkil savunmasızlaştığında yargılama iddia ve karar arasındaki bir iktidar tekniğine dönüşme riski taşır.</p>

<p>Avukatın bağımsızlığına yönelik ihlaller de soyut değildir. Mesleki gizliliğin ihlali, usule aykırı arama ve soruşturma işlemleri, avukatın kolluk kuvvetleriyle iş birliğine zorlanması, avukatın tanık olarak çağrılması ve sorgulanması gibi müdahale biçimleri, bağımsız savunmayı doğrudan zedeler. Bu ihlallerin ortak özelliği şudur: Avukat, savunma öznesi olmaktan çıkarılıp soruşturmanın nesnesi haline getirilir. Avukatın sır saklama yükümlülüğü aşındırıldığında, müvekkilin güveni kırılır. Avukatın bürosu veya evrakı kolayca müdahale alanına dönüştürüldüğünde, savunmanın mahremiyeti ortadan kalkar. Avukat müvekkili nedeniyle kriminalize edildiğinde, savunma hakkı bizzat tehlike altına girer.</p>

<p>Avukatlık ideolojisi bu yüzden yalnızca teorik bir tartışma değildir. Avukatın ideolojisi, avukat-müvekkil gizliliğinde, büro aramasında, el koymada, disiplin tehdidinde, kolluk baskısında, kamuoyu linçinde ve popüler olmayan davaları üstlenme cesaretinde sınanır. Bir avukatın herkesin alkışladığı davada bağımsız görünmesi kolaydır. Asıl bağımsızlık, toplumun, devletin, medyanın veya siyasi mahallenin sakıncalı gördüğü dosyada ortaya çıkar.</p>

<p>Uzar’ın çalışmasında bağımsızlık göstergeleri arasında, tartışmalı veya popüler olmayan davalarda kovuşturma korkusu olmaması ve temsil seçme özgürlüğü özellikle yer alır. Bu, avukatlık ideolojisinin en somut testidir: Avukat, popüler olmayanı savunabiliyor mu? Toplumun öfkesine rağmen usulü hatırlatabiliyor mu? Müvekkiliyle özdeşleştirilme riskine rağmen savunma hakkını taşıyabiliyor mu?</p>

<p>Bağımsız savunma, herkesin sevdiği kişinin hakkını savunmakla değil; herkesin susturmak istediği kişinin de hukuk öznesi olduğunu hatırlatmakla kurulur.</p>

<p><strong>V. Avukat siyasal aktör müdür?</strong></p>

<p>Avukatlık ile siyaset arasındaki ilişki, yanlış kurulduğunda iki tür yanılsama üretir. Birinci yanılsama, avukatın apolitik bir teknik eleman olduğu düşüncesidir. Bu doğru değildir. Çünkü avukat; tutuklama, ifade özgürlüğü, mülkiyet, toplantı hakkı, ceza, idare, kolluk, devlet şiddeti, aile, emek, şirket, miras ve borç ilişkileri gibi doğrudan toplumsal güç ilişkilerine temas eden alanlarda çalışır. Hukuk zaten siyasetin normatif biçimlerinden biridir.</p>

<p>İkinci yanılsama ise avukatın doğası gereği siyasal iktidara karşı mücadele eden aktör olduğu iddiasıdır. Bu da tek başına doğru değildir. Avukat, siyasal iktidarın karşısında politik örgüt gibi konumlanan kişi değildir. Avukat, somut dosyada müvekkilinin hakkını savunur. Siyasal mücadele başka, hukuki savunma başka bir alandır.</p>

<p>Bu ayrım, avukatlığın gücünü azaltmaz; aksine yerli yerine oturtur. Avukatın gücü, her davayı siyasal mücadeleye dönüştürmesinden değil, somut hakkı en güçlü hukuki form içinde savunmasından gelir. Avukat siyasal olanı görür. Ancak onu sloganlaştırmaz. Hukukileştirir.</p>

<p>Bir tutuklama dosyasında siyasal iklimi görür; fakat itirazını “ülkede hukuk yok” genel cümlesiyle değil, kuvvetli suç şüphesinin yokluğu, tutuklama nedenlerinin soyutluğu, ölçülülük ihlali, adli kontrol yeterliliği, gerekçe eksikliği ve kişi özgürlüğü hakkı üzerinden kurar. Bir ifade özgürlüğü dosyasında politik baskıyı görür; fakat savunmasını yalnızca ideolojik yakınlıkla değil, eleştiri hakkı, demokratik toplum, ölçülülük, cezalandırmanın caydırıcı etkisi ve suçun unsurları üzerinden inşa eder. Bir ceza dosyasında kamuoyu baskısını görür; fakat linç atmosferine karşı masumiyet karinesini, delil standardını, şüpheden sanık yararlanır ilkesini ve duruşmada tartışılmış delile dayanma zorunluluğunu öne çıkarır.</p>

<p>İşte avukatın ideolojisi burada belirir: <strong>Avukat, siyasetin dilini hukuka tercüme eden değil; siyasetin örttüğü hakkı hukuk diliyle görünür kılan kişidir.</strong></p>

<p><strong>VI. Mesleki mesafe: Avukatlığın zor erdemi</strong></p>

<p>Mesleki mesafe, avukatlığın en zor erdemlerinden biridir. Çünkü avukat her gün başkasının acısıyla, öfkesiyle, korkusuyla, suçlamasıyla, umuduyla ve bazen de manipülasyonuyla karşılaşır. Müvekkil çoğu zaman avukattan yalnızca hukuki temsil değil, duygusal onay da bekler. “Bana inan”, “benim tarafımda ol”, “benim gibi öfkelen”, “benim düşmanımı sen de düşman bil” der. Avukat elbette müvekkilin yanında durur. Fakat yanında durmak, müvekkilin dünyasına tamamen teslim olmak değildir. Mesleki mesafe, soğukluk değildir; sadakatin akılla birleşmiş halidir.</p>

<p>Avukat, müvekkilin hikâyesini dinler; fakat o hikâyenin hukuken neye tekabül ettiğini de sorgular. Müvekkilin mağduriyetini ciddiye alır; fakat mağduriyetin hukuki ispat yerine geçmediğini bilir. Müvekkilin haklılık duygusunu anlar; fakat mahkemenin haklılık duygusuna değil, delile ve gerekçeye bakacağını hatırlatır. Bu nedenle avukatın ideolojisi, yalnızca dışarıya karşı değil, müvekkile karşı da bağımsız kalabilmektir.</p>

<p>Bağımsız avukat, müvekkilin her anlatısını dosyaya koymaz. Her öfkeyi dilekçeye taşımaz. Her politik iddiayı savunma stratejisi yapmaz. Her mağduriyet hissini hukuki talep haline getirmez. Çünkü avukat, müvekkilin yalnızca sesi değildir; aynı zamanda onun hukuki aklıdır.</p>

<p>Bu noktada mesleki mesafe, savunmanın etik sigortasıdır. Mesleki mesafe, müvekkilin yalnız bırakılması değildir. Tam tersine, müvekkilin öfkesinin dosyaya zarar vermesini önleyen, müvekkilin haklılığını mahkemeye taşınabilir hale getiren, müvekkilin hikâyesini hukuki dile çeviren bir koruma biçimidir. Avukatın bağımsızlığı, bazen müvekkil için mahkemeye itiraz etmektir. Bazen de müvekkile karşı “bu yol doğru değil” diyebilmektir.</p>

<p><strong>VII. Baro ile avukatın siyasal sözü arasındaki fark</strong></p>

<p>Avukat ile baro aynı düzlemde konuşmaz. Avukat, somut dosyada müvekkilinin hukuki yararını savunur. Baro ise mesleğin kolektif varlığını, savunma hakkını, yargı bağımsızlığını, hukuk devletini ve meslek onurunu ilgilendiren konularda kamusal söz kurabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu ayrım yapılmadığında iki hata ortaya çıkar. Birinci hata, avukatın her dosyada baro gibi konuşmasıdır. Avukat, somut dosyanın sınırlarını aşarak genel siyasal bildiriler üretmeye başladığında müvekkilin hukuki yararı gölgelenebilir.</p>

<p>İkinci hata ise baronun yalnızca ruhsat, aidat, disiplin ve idari işlemlerle sınırlı teknik bir meslek kuruluşuna indirgenmesidir. Oysa baro, savunma hakkının kurumsal hafızasıdır. Yargı bağımsızlığına, avukatların baskı altında çalışmasına, savunma hakkının daraltılmasına, hukuki güvenliğin zedelenmesine, adil yargılanma hakkının aşınmasına ilişkin kamusal söz kurması baronun mesleki varlığıyla ilgilidir. Bu nedenle doğru denge şudur: <strong>Avukat dosyada stratejik ve hukuki davranır; baro mesleğin kolektif kamusal dilini kurar.</strong></p>

<p>Avukatın siyasal sözü de olabilir; fakat bu söz, mesleki rolünü unutturmamalıdır. Baro ise siyasal partilerin diliyle değil, hukuk devletinin, savunma hakkının ve meslek onurunun diliyle konuşmalıdır. Baronun sessizliği, savunmanın kamusal hafızasını zayıflatır. Avukatın ölçüsüz politikleşmesi ise savunmanın dosya içindeki etkisini azaltır. Bu nedenle baro ile avukat arasında işlevsel bir ayrım kurulmalıdır: Baro kamusal ilke adına konuşur; avukat somut hak adına savunur.</p>

<p><strong>VIII. Avukatlık ideolojisinin üç sapması</strong></p>

<p>Avukatlık ideolojisi sağlıklı kurulmadığında üç sapma ortaya çıkar: partizanlaşma, teknisyenleşme ve meslekçi narsisizm.</p>

<p><strong>1. Partizanlaşma</strong></p>

<p>Partizanlaşma, avukatın dosyayı hukuki zeminden çıkarıp ideolojik sadakat alanına taşımasıdır. Avukat artık delili, usulü, gerekçeyi, stratejiyi değil; aidiyeti, sloganı ve mahalle sadakatini öncelemeye başlar. Bu durumda savunma zayıflar. Çünkü mahkeme, avukatı hukuki muhatap olarak değil, ideolojik taraf olarak görmeye başlar. Avukatın itirazı, usul talebi, delil değerlendirmesi ve hukuka aykırılık iddiası dahi politik pozisyon gibi algılanabilir. Oysa etkili avukat, politik olanı görüp hukuki dile dönüştürebilen avukattır.</p>

<p><strong>2. Teknisyenleşme</strong></p>

<p>Teknisyenleşme, avukatın mesleğin kamusal anlamını kaybedip yalnızca işlem yapan, süre takip eden, dilekçe üreten, dosya kapatan bir hizmet sağlayıcıya dönüşmesidir.</p>

<p>Bu modelde avukatlık piyasalaşır. Müvekkil “müşteri”, dava “iş”, savunma “hizmet kalemi”, hukuk ise “sektör” haline gelir. Elbette avukatlık serbest meslektir; emeğin, ücretin, büronun, ekonomik sürdürülebilirliğin gerçekliği vardır. Fakat avukatlık yalnızca bundan ibaret hale geldiğinde savunma ethos’u zayıflar. Avukatın ideolojisi, piyasaya karşı da mesleki onuru korumaktır.</p>

<p><strong>3. Meslekçi narsisizm</strong></p>

<p>Meslekçi narsisizm, avukatın kendi mesleğini tüm toplumsal gerçekliğin merkezi gibi görmesidir. Bu anlayışta avukat, kendisini adaletin tek gerçek temsilcisi, toplumun doğal öncüsü, hukukun mutlak sahibi gibi tahayyül eder. Bu da bir tür mesleki körleşmedir. Avukatlık değerlidir; fakat sınırsız değildir. Avukat savunmanın öznesidir; fakat adaletin tek sahibi değildir. Avukatın gücü, sınırsız siyasal iddiadan değil, hukuki rolünü titizlikle yerine getirmesinden gelir. Avukat değerlidir; çünkü her şeyi yapabilir değildir. Avukat değerlidir; çünkü sınırlarını bilir.</p>

<p><strong>IX. HKS açısından avukatın ideolojisi</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından bakıldığında, avukatın ideolojisi kör çatışma değildir. Avukat her dosyada kopuşçu, her duruşmada sert, her durumda meydan okuyucu olmak zorunda değildir. Aynı şekilde her dosyada uyumlu, sessiz, düşük profilli ve dosya akışına teslim olmuş bir aktör de değildir. HKS’nin temel katkısı burada ortaya çıkar: Avukatın mesleki ideolojisi, ham politik karşı çıkış değil, <strong>dereceli savunma aklıdır</strong>.</p>

<p>Birinci derecede avukat, uyum ve güven üzerinden savunma alanı açar. Mahkemeye, dosyaya, usule ve yargılama ritmine dikkat eder. Burada ideolojik gösteri yoktur; mesleki görünürlük ve güven inşası vardır.</p>

<p>İkinci derecede avukat, mikro müdahalelerle dosyanın otomatik akışını keser. Tutanak hassasiyeti gösterir. Delilin tartışılmasını ister. “Okundu sayıldı” pratiğine karşı söz hakkını kullanır. Burada siyaset sloganla değil, usulle görünür hale gelir.</p>

<p>Üçüncü derecede avukat, açık müdahaleye geçer. Delilin değerlendirilmesini, tanığın sorgulanmasını, hukuka aykırılığın tartışılmasını, gerekçenin kurulmasını zorlar. Burada avukatın ideolojisi, yargısal konfor alanını bozma cesaretidir.</p>

<p>Dördüncü derecede avukat, ciddi usul ihlalleri karşısında sert kopuşa yönelir. Mahkemenin tarafsızlığı, savunma hakkının kısıtlanması, tutanağın gerçeği yansıtmaması, delil tartışmasının engellenmesi gibi hallerde daha görünür bir çatışma dili kurar.</p>

<p>Beşinci derecede ise radikal kopuş gündeme gelebilir. Ancak bu, avukatın kişisel öfkesinin değil, yargılamanın meşruiyet krizinin sonucudur. Burada amaç gösteri yapmak değil; üst denetim için kayıt üretmek, savunma hakkının ihlalini görünür kılmak ve yargılamanın hukuk dışılaşmasını teşhir etmektir.</p>

<p>Bu nedenle HKS bakımından avukatın ideolojisi şudur: <strong>Avukat, uyum ile kopuş arasında müvekkilin somut hukuki yararına, yargılamanın meşruiyet düzeyine ve savunma hakkının fiili durumuna göre vites değiştirebilen bağımsız savunma öznesidir.</strong></p>

<p>Bu model, avukatın kişisel ideolojisini mesleki stratejinin önüne geçirmez. Tam tersine, ideolojik tepkiyi mesleki akıl içinde disipline eder.</p>

<p>HKS’nin avukatlık ideolojisine katkısı, savunmanın duygusal refleks ile politik kopuş arasında sıkışmasını önlemesidir. Avukat, ne her şeyi sineye çeken uyumcu bir figürdür ne de her olayı kopuşa taşıyan kontrolsüz bir aktördür. Avukat, yargılamanın atmosferini, dosyanın niteliğini, müvekkilin yararını, usul ihlalinin ağırlığını ve kayıt üretme ihtiyacını birlikte değerlendirir. Avukatın ideolojisi burada bir tavırdan çok bir yöntem haline gelir.</p>

<p><strong>X. Avukatın ideolojisi: Hak, usul ve onur</strong></p>

<p>Avukatın mesleki ideolojisi üç temel kavram üzerine kurulabilir: hak, usul ve onur.</p>

<p><strong>Hak</strong></p>

<p>Avukat, insanı önce ideolojik kategori olarak değil, hak öznesi olarak görür. Sanık, mağdur, işçi, işveren, kiracı, malik, borçlu, alacaklı, çocuk, kadın, şirket, kamu görevlisi, yabancı, tutuklu, hükümlü… Her biri önce hak öznesidir. Avukatın ideolojisi, insanı dosyaya indirgememektir. Hukuk pratiği, insanı kolayca dosya numarasına, suç tipine, talep sonucuna, bilirkişi raporuna, kolluk tutanağına veya iddianame anlatısına indirger. Avukat, bu indirgemeye karşı insanın hak öznesi olarak yeniden görünür hale gelmesini sağlar.</p>

<p><strong>Usul</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi biraz da usuldür. <strong>Çünkü usul, hukukun ahlakıdır</strong>. Delil tartışıldı mı? Söz hakkı verildi mi? Gerekçe kuruldu mu? Tanığa soru sorulabildi mi? Savunma gerçekten dinlendi mi? Tutanak doğru tutuldu mu? Mahkeme kararını duruşmada tartışılan delile mi dayandırdı? Bu sorular teknik görünür; fakat aslında hukukun en siyasal sorularıdır. Çünkü usul güvenceleri olmadan hak, yalnızca kâğıt üzerinde kalır.</p>

<p>Usul, zayıf olanın güçlü karşısındaki sığınağıdır. Usul, acele kararın frenidir. Usul, dosya merkezli kanaatin duruşmada sınanmasıdır. Usul, savunmanın yargılama içinde gerçekten yer alıp almadığının ölçüsüdür.</p>

<p><strong>Onur</strong></p>

<p>Avukat, yalnız müvekkilin hakkını değil, insan onurunu da savunur. Onur, burada soyut bir süs kavramı değildir. Yargılamada dinlenilmek, aşağılanmamak, suçlanırken insan kalabilmek, savunma hakkını kullanırken susturulmamak, mahkeme karşısında nesneleşmemek, dosya numarasına indirgenmemek onur meselesidir. Avukatın ideolojisi, insanı yargısal mekanizmanın nesnesi olmaktan çıkarıp yeniden özne haline getirme çabasıdır.</p>

<p><strong>Sonuç: Avukatın ideolojisi savunmadır</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi, kişisel siyasal aidiyetlerin mahkeme salonuna taşınması değildir. Avukatın ideolojisi, müvekkilin siyasi kimliğinde erimek değildir. Avukatın ideolojisi, her davayı politik mücadeleye dönüştürmek de değildir. Fakat avukatın ideolojisi, apolitik teknikçilik de değildir.</p>

<p>Avukatın mesleki ideolojisi; bağımsız savunma, mesleki mesafe, hak arama özgürlüğü, usul güvenceleri, insan onuru ve hukuki kamusallıktır. Avukat, siyaseti yok saymaz; fakat siyasetin diline teslim olmaz. Müvekkilini yalnız bırakmaz; fakat müvekkilinin öfkesi içinde kaybolmaz. Devlete karşı mesafesini korur; fakat her dosyayı devletle hesaplaşma sahnesine çevirmez. Piyasada çalışır; fakat mesleğini yalnızca hizmet satışına indirgemez. Barosuyla birlikte kamusal söz kurar; fakat dosyada müvekkilin somut hukuki yararını unutmaz.</p>

<p>Bağımsız savunma, yalnızca avukatın iç dünyasında taşıdığı bir ideal olarak kalamaz. Mesleki gizlilik, temsil özgürlüğü, baro bağımsızlığı, ekonomik sürdürülebilirlik, disiplin güvenceleri, ifade özgürlüğü, büro dokunulmazlığı ve kamuoyu baskısına karşı koruma gibi somut mekanizmalarla desteklenmelidir. Aksi halde bağımsız savunma, cübbede temsil edilen bir ideal olarak kalır; duruşma salonunda, kollukta, büro aramasında, disiplin tehdidinde ve medya baskısında fiilen aşınır. Bu nedenle en doğru ifade belki de şudur: <strong>Avukatın ideolojisi, ideolojik özdeşleşme değil, bağımsız savunma mesafesidir.</strong> Ya da daha kısa biçimiyle: <strong>Avukatın ideolojisi savunmadır.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">İnanıcı, H. (2016). <i>Türkiye’de Avukatlık İdeolojisi</i>. Hukuk Politik.<br />
https://www.hukukpolitik.com.tr/2016/02/18/913/</span></p>

<p><span style="color:#999999">İnanıcı, H. (2007). <i>21. Yüzyılda Avukat ve Baro: Eleştirel Bir Değerlendirme</i>. Birikim.<br />
https://birikimdergisi.com/guncel/143/21-yuzyilda-avukat-ve-baro-elestirel-bir-degerlendirme</span></p>

<p><span style="color:#999999">Uzar, O. (2023). <i>Avukatın Bağımsızlığının Sağlanması</i>. Premium E-Journal of Social Sciences, 7(34), 1036–1040.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatin-ideolojisi-bagimsiz-savunma-mesleki-mesafe-ve-hukuki-kamusallik-1</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 12:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/baro/avukat-dr1.jpg" type="image/jpeg" length="33662"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78149"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36950"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71054"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96753"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="68138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="79819"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="56304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="45389"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="75392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="22767"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="40563"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="94392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="42204"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="40288"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
