<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 19 Apr 2026 03:32:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kişilik Hakları ve Basın Özgürlüğü Bakımından İnternet, Gazete ve Televizyon Yayınlarının Mevcut Mevzuatı, Sorunlar ve Öneriler (1)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kisilik-haklari-ve-basin-ozgurlugu-bakimindan-internet-gazete-ve-televizyon-yayinlarinin-mevcut-mevzuati-sorunlar-ve-oneriler-1-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kisilik-haklari-ve-basin-ozgurlugu-bakimindan-internet-gazete-ve-televizyon-yayinlarinin-mevcut-mevzuati-sorunlar-ve-oneriler-1-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Yaptığımız çalışma ve değerlendirme sonucunda şunun tespiti yapılmıştır: Kitle iletişim araçlarının türü veya özelliği ile bu yayınların toplum hayatına girmesiyle ya da kamusal genel bir sorunun çıkmasıyla birlikte yasal düzenleme yapılması ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu durum, daha çok farklı kanunların tercih edilmesi suretiyle gerçekleşmiştir. Sonuçta benzer alan ve hukuki yararları korumaya yönelik ama farklı usul ve esasları içeren kanunlar ortaya çıkmıştır: <strong>Başta 5187 sayılı Basın Kanunu olmak üzere 5651, 2954, 6112, 5809, 5411, 5846, 5894, 5395, 2860 sayılı ve kitle iletişim araçlarıyla ilgili olarak önemli ölçüde usul ve esasları farklı olan Kanunlar veya ilgili maddeleri tarihlerde yürürlüğe girmiştir.</strong> Bu farklı yasalarda sıklıkla değişiklik veya ilaveler yapılmıştır. Son temel değişiklik ise 7418 sayılı Kanun ile yapılmıştır. Buna göre temel husus, gerek basın yayın gerekse de kişi haklarının daha iyi korunması ile aralarında adil denge-ölçülülük (elverişlilik, gereklilik, orantılılık) ilkesi sağlanmak suretiyle daha hızlılık, etkinlik ve usul ekonomisine uygunluğun gerçekleşebilmesi bakımından, tüm paydaşların, başka bir deyişle basın yayın yetkilileri, ilgili kurum ve kuruluşlar, üniversiteler ve uygulama yapan yargı organlarının geniş katılımıyla tüm kitle iletişim yayınları için yapılacak ayrıntılı çalışma sonucunda, konunun hem genel hem de özel ve diğer yönlerine dair bölümler oluşturmak suretiyle<strong> kodifikasyona gidilmesi </strong>ile ilgili <strong>meslek mensuplarının</strong> gerek öğrencilik-mesleki staj-meslek öncesi gerekse de meslek içinde fiili uygulamadaki ihtiyaca cevap verebilecek derecede donatılmalarının yararlı olabileceği değerlendirilmiştir. Bu itibarla, aşağıda belirtilen <strong>sorunların ve bunlara ilişkin önerilerin tartışılıp değerlendirilmesi</strong>nin yararlı olacağına dair kanaatimiz yüksek takdire maruzdur.</p>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Gerek uygulamada görülen veya tereddüt oluşturan ya da tartışılmasında yarar görülen konular gerekse de yasaya aykırı olduğu düşünülen hususlar, daha çok “sorun ve çözüm önerisi” noktasında ele alınmıştır. Başka bir deyişle bir yüzünde kişilik hakları öbür yüzünde basın özgürlüğü olan madalyonun her iki yüzüyle de ilgili sorun ve önerilerimiz, ilgili paydaş veya kurumların yüksek takdirine maruz olmak üzere bir kısmı aşağıda kısaca gösterilmiştir. Daha ayrıntılı ve gerekçeli hali ise ilgili kaynakta gösterilmiştir.</p>

<p><strong>İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>1</strong></p>

<p>Gerek haklarının ihlal edildiğini belirten başvuru-talep sahibi kişiler gerekse de yayın yapan-gazeteciler yönünden yasal işlem veya karar süreçleri ile infazların, usul ekonomisi içinde, daha az iş ve emekle, daha hızlı ve etkin olarak yerine getirilmesinin sağlanması önemlidir. Öyle görünüyor ki farklı bir yayın türü hayata girdikçe veya genel bir sorun meydana çıktıkça bir kanuni düzenlemeye ya da var olan kanunda değişiklik-ilave hüküm getirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bunun sonucunda aslında çok yakın amaç ile hukuki yararı koruyan ama farlı hükümler içeren kanunlar karşımıza çıkmıştır. Uygulamada görüldüğü üzere kişilik haklarının ihlaline konu yayın, bazen aynı bazen de farklı zamanda, kısmen ya da neredeyse tüm yayın türlerinde yer alabiliyor. Başka bir deyişle, ihlale konu başvuru-talep gazete, dergi, radyo, televizyon, internet haber sitesi, internet sosyal medya gibi yayın türlerinin birkaçında veya hepsinde de çıkabiliyor. <strong>Olası hukuki uygulamalarda yayın türüne göre yasal usul ve esaslar farklı olduğundan farklı süreç ve sonuçlarla karşılaşmak mümkün olabiliyor.</strong> <strong>Buna göre</strong> <strong>aynı konudaki</strong> <strong>yayın nedeniyle yasal hakların kullanılabilmesinin yolu daha sade, ekonomik, hızlı ve etkin olmalıdır. Bunun için de şimdiki mevzuat itibariyle usul ve esasları farklı yasal yola başvurmak durumunda kalınmaması, özellikle hızlılık ve etkinlik açısından, önem arz edebilir</strong>. Aynı hukuki yararları koruyabilmek adına yayın türüne göre birbirinden farklı süre, başvurabilenler, başvuru makamı, kanun yolu, yaptırım durumlarını olabildiğince birbirlerine yaklaştırılmalıdır. Zira daha az emek ve süreyle sonuca gidilmesinde üstün kamu yararı olabileceği gibi daha isabetli sonuçlar doğurabilecektir. Günümüzde gittikçe daha da karmaşık hal alan hukuki sorunların çözümünde, farklı yasal düzenleme ve hükümler kısmi yetersizliklere neden olabiliyor. Bu gibi nedenlerle benzer hukuki konuların uygulamalarında farklı kararlar çıkabiliyor. Özellikle Basın Kanunu’nun yeniden (tekrar) ve internet, radyo ve televizyonla ilgili düzenlemelerle birlikte gelişen hukuki ihtiyaçları karşılayabilecek şekilde sorunların ele alınması, çok boyutlu bir şekilde, geniş tabanlı ilgili paydaş katılımcılarla birlikte uygulama ve teorinin tartışılması sonucunda, <strong>kodifikasyona gidilmesi yararlı olabilecektir.</strong> Her ne kadar 13.10.2022 tarihli ve 7418 sayılı Kanun ile bu yönden önemli ve yararlı olduğu düşünülen düzenlemeler getirilmiş ise de tüm sorun veya tereddütlerin önüne geçebilmek için imkan oldukça <strong>5187, 5651, 2954, 6112, 5809, 5411, 5846, 5894, 5395, 2860 </strong>yasaların iletişim hukukunun hak ve sorumlulukları yönünden ilgili kısımları birlikte ele alınarak tek bir yasa çatısı altında ve ihtiyaca, fiili uygulamaya daha iyi cevap verecek şekilde ele alınması, tartışılması ve sonuca bağlanması yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>2</strong></p>

<p>Basın yayında veya kimi iletişim fakültelerinde daha çok usule yönelik olarak verilen ve “<strong>bilişim hukuku</strong>” diye tabir edilen bu alan, günümüzde iletişimin (özellikle internetin) gittikçe önem kazanması ve fiili hukuki duruma yansıması nedeniyle hukuk fakültelerinde ya da müfredatında <strong>hukuk programları</strong>na yer verilen fakültelerde veya <strong>iletişim fakülteleri</strong>nde, ilgili akademi ve mesleki eğitim birimlerinde <strong>temel ders</strong> olarak okutulması, diğer hukuk alanları gibi yararlanılabilecek ilgili akademik eserlerin artırılması, hukuk meslekleri stajı ve ilgililerine meslek içi eğitimlerde müfredata daha fazla dahil edilmesi halinde bu alanda nispeten daha fazla görülen uygulamadaki hukuki hataların azalabileceği gibi uygulamada birliğin sağlanmasına katkı vermesi de mümkün olabilecektir.</p>

<p><strong>3</strong></p>

<p><strong>Basın Kanun’da “eser sahibi” tanımı yapılmakla beraber “eser” tanımı yapılmamıştır</strong>. 5187 sayılı Kanun’un 2. maddesinde “basılmış eser” deki “eser” kavramının, 7418 sayılı Kanun öncesinde olması ve burada eklemenin olmaması karşısında internet yayınlarını kapsayıp kapsamadığı tartışmaya açık olabileceğinden “eser” yerine “yayın” ibaresi getirilerek veya “eser ya da internet haber sitesi yayını” ibaresi getirilerek olası tereddütlerin önüne geçilebileceğini düşünüyoruz. 5187 sayılı Kanun’da “eser sahibi” tanımının yapılması ama “eser” tanımının yapılmaması karşısında 5846 sayılı Kanunu’nun tanımları düzenleyen 1/B maddesinde “eser” tanımı yapılmıştır. 5846 sayılı Kanun’unda eser veya bununla bağlantılı olarak ilgililerin hakları hukuki ve cezai olarak korumuştur. Basın Kanunu’nun süreli yayınlara özgü olması, 5187 ve 5846 sayılı kanunların farklı alanlar düzenlemesi gibi nedenlerle 5846 sayılı Kanun’dan farklı olarak Basın Kanunu’nda “eser” kavramının tartışılıp kapsamının belirlenmesi yararlı olabilecektir. Mevcut halde, bir haberin veya yayının telifinin verilmesi ile buna aykırı davranılması karşısında hak sahibinin korunmasının açıkça temini için ya 5187 sayılı Kanun’da “eser” kavramının tanımı ve kapsamı düzenlenip 5846 sayılı Kanun’a atıf yapılması veya 5846 sayılı Kanun’a gazetecilik-yayıncılık kapsamındaki haber veya yayının da dahil edilmesi (haberin telifinin eklenmesi) gibi bir düzenlemenin getirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>4</strong></p>

<p>Gerek 5651 sayılı Kanun’da yer alan haller gerekse de 5846, 2860, 5411, 5395 ve 5894 sayılı Kanunlarda yazılan hallerde internet haber sitesi-sosyal medya yoluyla yapılan yayınların içeriğinin çıkarılmasına ve/veya erişiminin engellenmesine karar verilebilir.<strong> 5651 sayılı Kanun’un</strong> hallerinden olan “<strong>kişilik hakkının ihlal edilmesi</strong>” nedenine dayanan <strong>9. madde</strong> ile “<strong>özel hayatın gizliliğinin ihlali</strong>” nedenine dayanan <strong>9/A maddesi</strong>nde ifade edilen ve korunan hukuki yararın neredeyse birbiriyle aynı olması, birinin ihlal edilmiş olmasının diğerini de önemli ölçüde kapsaması, onu da ihlal etmesi, uygulamada birinin ihlali halinde madde içerikleri itibariyle hangi madde kapsamında başvurulacağının karıştırılmasına neden olunması, kısmen de olsa iki maddenin farklı usul ve esasları içermesi gibi nedenlerle <strong>iki maddenin birlikte ele alınarak yeniden düzenlenmesi</strong> yararlı olabilecektir. Korunan yararlar olarak “kişilik hakkı” ile “özel hayatın gizliliği” kavramlarının birbirlerinden çok da farklı olmadığı, aksine iç içe sayılan yakın kavramlar olduğunu söylemek mümkündür. “Özel hayatın gizliliği”nin, “kişilik hakkı” içerisinde ele alınıp alınmayacağı tartışılabilir. Dolayısıyla 9 ve 9/A maddelerinin her iki ihtiyacı da karşılayacak şekilde 9. maddede bir araya getirilmeleri, kanun tekniği yönünden daha isabetli olabilecektir.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202076-esas-2023172-karar-sayili-karari-44984989" rel="dofollow"><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>

<p><strong>5</strong></p>

<p>Yukarıda belirtilen bakış açısı ve benzer gerekçeler, “<strong>belli (katalog) suçlar</strong>ın işlenmesi” nedenine dayanan 8. madde ile “<strong>genel güvenlik veya suç işlenmesinin önlenmesi”</strong> nedenine dayanan 8/A maddesi için de geçerli olduğundan bu iki maddenin de birlikte ele alınmasında yarar olabilecektir.<strong> </strong>Yine yukarıda belirtilen bakış açısı ve benzer gerekçelerle<strong> benzer hukuki yararları ve usulleri içeren 5846, 2860, 5411, 5395 ve 5894 sayılı Kanunlarda yer alan internet içeriklerinin engellenmesi (çıkarılması) hakkındaki hallerin ise kodifikasyon çalışmaları kapsamında birlikte değerlendirilmesi gerekir. </strong>Buna göre ve madde içerikleri itibariyle<strong> </strong>5846 sayılı Kanun’un 4. Ek, 5894 sayılı Kanun’un 1. Ek, 5395 sayılı Kanun’un 41/G, 5411 sayılı Kanun’un 150. maddelerindeki hallerin 5651 sayılı Kanun’un 9 ve 9/A maddeleriyle; 2860 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki halin ise 5651 sayılı Kanun’un 8 ve 8/A maddeleriyle birlikte ele alınması düşünülebilir. Ayrıca farklı bir konuda olsa bile korunan hukuki yarar ve getirilen usuller dikkate alınarak başka kanunlarda yapılması muhtemel internet içeriğinin çıkarılması ve/veya erişiminin engellenmesi de 5651 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine veya basın yayın mevzuatının birlikte değerlendirilmesi çalışmalarına dahil edilebilir.</p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,</strong></p>

<p>Belirtilen uygulamaların gerek yayınlara konu kişiler gerek basın yayın mensupları yönünden daha hızlılık ve etkinlik bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynak:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Asım EKREN, İnternet, Gazete, Televizyondaki HUKUKA AYKIRI YAYINLARA KARŞI<br />
BAŞVURU USUL ve ESASLARI, Ankara, Adalet Yayınevi, 2025</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><span style="color:#999999">* </span><span style="color:#999999">Diğer sorunlar ve yayın türleri (internet, gazete-dergi, radyo-televizyon yayınları ile ilgili) konulara devamındaki bölümde yer verilecektir</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202076-esas-2023172-karar-sayili-karari-44984989" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202076-esas-2023172-karar-sayili-karari-44984989" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM İptal Kararı: 11.10.2023, E.2020/76, K.2023/172 sayılı ilamı </span></a><span style="color:#999999">ile 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi tamamen, 8/A maddesi ise kısmen iptal edilmiştir. R.G.’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. R.G. 10.012024-32425, Yürürlük: 10.10.2024. AYM iptali sonrası düzenleme henüz yapılmamıştır.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kisilik-haklari-ve-basin-ozgurlugu-bakimindan-internet-gazete-ve-televizyon-yayinlarinin-mevcut-mevzuati-sorunlar-ve-oneriler-1-1</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/basin-gazete-news-internet.jpg" type="image/jpeg" length="59427"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesinde Hindsight Bias]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-hindsight-bias-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-hindsight-bias-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Karar verildikten sonra herkes geçmişi daha açık görür; fakat adalet, geçmişi sonucun ışığında değil, karar anının sisinde değerlendirmeyi gerektirir.”</p>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Hindsight bias, bir olayın sonucu öğrenildikten sonra, o sonucun geçmişte gerçekte olduğundan daha öngörülebilir, daha beklenebilir ve daha açık göründüğü bilişsel yanlılıktır. Psikoloji ve hukuk alanındaki çalışmalar, bu yanılgının yalnızca sıradan kişilerde değil, hâkimler ve diğer hukuk aktörlerinde de etkili olabildiğini göstermektedir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde hindsight bias, özellikle soruşturma ve kovuşturma evrelerinde, sanığın davranışlarının sonucun bilgisiyle yeniden yorumlanmasına yol açar. Bir ölüm, yaralama, dolandırıcılık, örgütsel ilişki ya da ihmali davranış gerçekleştiğinde; mahkeme, savcı ve hatta kamuoyu, olay öncesi belirsizlik alanını unutup geçmiş işaretleri olduğundan daha belirgin sayma eğilimine girebilir. Böylece <strong>“sonradan bilinen”</strong>, <strong>“önceden bilinmesi gereken”</strong>e dönüşür. Bu da kusur, öngörülebilirlik, kast, taksir, ihmal, dikkat yükümlülüğü ve makul şüphe değerlendirmelerini bozar.</p>

<p>Bu makalede hindsight bias, Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden ele alınmaktadır. Çalışmanın temel iddiası şudur: hindsight bias, ceza muhakemesinde yalnızca teorik bir bilişsel sorun değil; savunmanın stratejik konumlanmasını doğrudan belirleyen pratik bir yargılama kusurudur. Bu nedenle savunma, her olayda aynı yoğunlukta itiraz etmek yerine, dosyanın yapısına ve hâkimin zihinsel yerleşimine göre dereceli bir karşı-strateji kurmalıdır. Tam uyumdan radikal kopuşa kadar uzanan Hibrit Kopuş Savunması modeli, hindsight bias’a karşı hem dilsel hem yapısal hem de usulî müdahale imkânı sunar.</p>

<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi normatif olarak geçmişte gerçekleşmiş bir olayın, hukuka uygun usullerle ve çelişmeli tartışma içinde aydınlatılmasını amaçlar. Ancak gerçek yargılama pratiği çoğu zaman bu ideal modele tam olarak uymaz. Hâkim, savcı, kolluk ve hatta müdafi, olayı çoğu kez “olmuş bitmiş” bir sonucun ardından değerlendirir. İşte bu noktada ciddi bir bilişsel tehlike ortaya çıkar: sonucun bilgisi, geçmişe ilişkin değerlendirmeyi işgal eder. Hindsight bias tam da bu işgalin adıdır. Bir olayın sonucu bilindikten sonra, insanlar o sonucun baştan beri görülebilir olduğunu düşünme eğilimindedir. Literatürde bu, bazen “<strong>Bunu en başından beri biliyordum.</strong><strong>”</strong> etkisi olarak da anlatılır. Hukuk alanındaki araştırmalar, bu yanlılığın özellikle sonradan yapılan kusur, öngörülebilirlik ve nedensellik değerlendirmelerinde güçlü biçimde ortaya çıktığını göstermektedir. Üstelik deneysel çalışmalar, hâkimlerin de bu tür bilişsel etkilerden tamamen muaf olmadığını ortaya koymuştur.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bu yanlılığın etkisi çok daha tehlikelidir. Çünkü ceza yargılamasında mesele sadece bir zararın tazmini değil; kişinin özgürlüğü, itibarı ve bazen tüm yaşamıdır. Hindsight bias yüzünden mahkeme, sanığın olay anındaki bilgi sınırlarını değil, sonradan ortaya çıkan tabloyu esas alabilir. Böylece örneğin bir ölüm sonucunda, önceden dağınık ve belirsiz olan risk işaretleri sonradan “apaçık alarm” gibi okunabilir. Bir örgüt dosyasında, sonradan suç örgütü sayılan yapıyla teması olan eylemler, geçmişteki hukuki anlamlarından koparılarak yeniden yorumlanabilir. Bir ihmali suçta, olay öncesi seçenek çeşitliliği unutulup tek doğru davranış sanki baştan beri zorunluymuş gibi varsayılabilir.</p>

<p>Bu nedenle hindsight bias, yalnızca karar psikolojisinin bir alt başlığı değildir. O, savunmanın karşısında duran görünmez bir yeniden kurma mekanizmasıdır. Dosya, olaydan sonra; anlatı, sonuçtan sonra; kanaat ise çoğu kez hasarın bilgisinden sonra oluşur. Savunmanın görevi de tam burada başlar: yargılamayı sonucun hipnozundan çıkarıp karar anının epistemik koşullarına geri döndürmek.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu ihtiyaca cevap verebilecek elverişli bir teorik çerçeve sunar. Çünkü hindsight bias’a karşı mücadele, her dosyada aynı sertlikte yapılamaz. Bazen mikro müdahale ile “Sayın Mahkeme, bugün bildiğimizle o gün bilinebilir olanı karıştırmayalım” demek yeterlidir. Bazen daha açık ve kontrollü bir kopuş gerekir: “Dosya, sonucu geçmişe doğru geri yazıyor.” Bazen de mahkemenin kanaati tamamen sonuç merkezli kilitlenmişse, daha sert bir stratejiyle epistemik çarpılmayı görünür kılmak zorunlu hale gelir. Kısacası hindsight bias’a karşı savunma, dereceli olmalıdır.</p>

<p>Bu makale, önce hindsight bias kavramını ceza muhakemesi bağlamında açıklayacak; ardından bu yanlılığın ceza dosyalarında hangi görünüm biçimleriyle ortaya çıktığını tartışacak; son olarak da Hibrit Kopuş Savunmasının bu yanlılığa karşı nasıl bir stratejik dil ve müdahale repertuarı sunduğunu ortaya koyacaktır.</p>

<p><strong>II. Hindsight Bias: Kavramsal Çerçeve</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hindsight bias, sonuç öğrenildikten sonra o sonucun geçmişte gerçekte, olayın vuku bulduğu anda olduğundan daha tahmin edilebilir görünmesidir. Bu yanlılık üç düzeyde işler: Birincisi, kişi “zaten olacağı belliydi” duygusuna kapılır.İkincisi, geçmişteki belirsizlik küçülür. Üçüncüsü, alternatif ihtimaller silikleşir.</p>

<p>Hukukta bu durum özellikle ex post değerlendirmelerde yıkıcıdır. Çünkü hukukçu çoğu kez olaydan sonra bakar ama hukuken çoğu zaman olay anındaki bilgi, koşul ve seçenekleri değerlendirmesi gerekir<strong>. Rachlinski ve arkadaşlarının</strong> çalışmaları ile “<strong>Inside the Judicial Mind”</strong> çizgisi, hâkimlerin de hindsight bias dâhil çeşitli bilişsel yanlılıklara açık olduğunu göstermiştir. Araştırmalar, bu etkinin yalnızca halk jürilerinde değil, profesyonel karar vericilerde de gözlenebildiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Burada temel sorun şudur: ceza muhakemesi görünüşte geçmişi değerlendirir, ama fiilen çoğu zaman sonucu geçmişe geri yazar. Savunma da işte bu geri yazıma direnmek zorundadır.</p>

<p><strong>III. Ceza Muhakemesinde Hindsight Bias’ın Başlıca Görünümleri</strong></p>

<p><strong>1. Öngörülebilirliğin Şişirilmesi</strong></p>

<p>Bir netice gerçekleştikten sonra mahkeme, sanığın o neticeyi önceden daha kolay öngörebileceğini varsayabilir. Oysa olay anındaki bilgi dağınık, eksik ve çelişkili olabilir. Sonuç bilgisi, riskin geçmişteki yoğunluğunu yapay biçimde artırır.</p>

<p><strong>2. Belirsizlik Alanının Silinmesi</strong></p>

<p>Olay anında birden fazla yorum, ihtimal ve tepki yolu varken; yargılama anında bunlar görünmez olur. Geriye yalnızca “doğru olan buydu” duygusu kalır. Böylece sanığın alternatifler içindeki seçim baskısı unutulur.</p>

<p><strong>3. Kusurun Sonuçtan Türetilmesi</strong></p>

<p>Netice ağırlaştıkça, önce kusur büyütülür; sonra kusurun hep var olduğu sanılır. Özellikle taksirli suçlarda bu eğilim kuvvetlidir. Zarar ne kadar büyükse, geçmiş davranış o kadar “ihmalkâr” görünmeye başlar. Hindsight bias’ın ihmal ve öngörülebilirlik değerlendirmelerinde merkezi risk yarattığı hukuk literatüründe özellikle vurgulanır.</p>

<p><strong>4. Niyet ve Kastın Geriye Doğru İnşası</strong></p>

<p>Sanığın olay öncesi ifadeleri, ilişkileri veya davranışları, sonuçtan sonra yeni bir anlam kazanır. Önceden nötr görülebilecek veriler, sonucun etkisiyle “başından beri kast vardı” anlatısına dönüştürülebilir.</p>

<p><strong>5. Dosyanın Tek-Anlatılı Hale Gelmesi</strong></p>

<p>Soruşturma makamı belirli bir sonuca kilitlendiğinde, dosya alternatif açıklamaları taşıyamaz hale gelir. Hindsight bias burada anlatısal bir kapanma üretir: sonucun bilgisi, geçmişteki çoklu anlamları ezer.</p>

<p><strong>IV. Hindsight Bias ile Prematüre Kanaat Arasındaki İlişki</strong></p>

<p>Hindsight bias tek başına işlemez; çoğu zaman prematüre kanaat ile birleşir. Önce dosyanın sonucu ya da ağır neticesi güçlü bir ilk izlenim yaratır. Ardından bu izlenim geçmiş delillerin anlamını yeniden düzenler. Böylece hâkim, aslında sonucun bilgisinden etkilenmiş bir değerlendirmeyi kendi doğal hukuki muhakemesi sanabilir.</p>

<p>Bu yüzden hindsight bias, prematüre kanaatin bilişsel yakıtlarından biridir. Sonuç bilgisi ilk kanaati sertleştirir; sertleşen kanaat de alternatif yorumları dışarı iter.</p>

<p><strong>V. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Hindsight Bias’a Karşı Müdahale Modeli</strong></p>

<p><strong>1. Birinci Derece: Tam Uyum</strong></p>

<p>Burada savunma, mahkemeyi karşısına almadan ex ante / ex post ayrımını hatırlatır.<br />
Örnek cümle: “Sayın Mahkeme, olayın bugünkü sonucu ile <strong>olay anındaki öngörü koşullarını</strong> birbirinden ayırarak değerlendirme yapılması gerekir.”</p>

<p><strong>2. İkinci Derece: Mikro Müdahale</strong></p>

<p>Savunma, belirli bir delil veya değerlendirme noktasında küçük fakat keskin bir düzeltme yapar. Örnek: “Dosyada bugün açık görünen husus, olay tarihinde aynı açıklıkta değildir.”</p>

<p><strong>3. Üçüncü Derece: Kontrollü Kopuş</strong></p>

<p>Artık savunma, mahkemenin değerlendirmesinde sistematik bir ex post kayma bulunduğunu açıkça söyler. Örnek: “Bu değerlendirme, olay anının belirsizlik alanını değil, sonucun bilgisiyle yeniden kurulmuş bir geçmişi esas almaktadır.”</p>

<p><strong>4. Dördüncü Derece: Sert Kopuş</strong></p>

<p>Burada savunma, dosyanın epistemik olarak çarpıtıldığını ortaya koyar. Bu, özellikle kusurun yalnızca sonuçtan türetildiği dosyalarda gerekir. Örnek: “İddia makamı fiili değil neticeyi ispat etmekte; ardından neticeden geriye doğru kusur üretmektedir.”</p>

<p><strong>5. Beşinci Derece: Radikal Kopuş</strong></p>

<p>Mahkeme artık sonucun hipnozundan çıkamıyorsa, savunma bu yapısal bozulmayı kayda geçirmek zorundadır. Burada amaç ikna kadar kayıt üretmektir: istinaf, temyiz, bireysel başvuru hattı için.</p>

<p><strong>VI. Savunmanın Kullanabileceği Somut Teknikler</strong></p>

<p>Birincisi, <strong>zaman kırılması tekniği</strong>: Olay anındaki bilgi seti ile sonradan oluşan bilgi setini açıkça ayırmak. İkincisi, <strong>alternatifler haritası</strong>: O an mevcut seçenekleri görünür kılmak.<br />
Üçüncüsü, <strong>sonuç perdesini indirme</strong>: “Netice ağır olabilir; ama ağır netice, otomatik olarak yüksek kusur ispat etmez” demek. Dördüncüsü, <strong>dil müdahalesi</strong>: “Belliydi”, “kaçınılmazdı”, “açıktı”, “herkes anlardı” gibi hindsight dili taşıyan ifadeleri tespit edip bozmak. Beşincisi, <strong>tutanak stratejisi</strong>: Mahkeme ikna olmasa da ex ante değerlendirme itirazını mutlaka kayda geçirmek.</p>

<p><strong>VII. Sonuç</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde, geçmişi sonucun ışığında yeniden yazan güçlü bir bilişsel yanlılıktır. Bu yanlılık, özellikle öngörülebilirlik, kusur, kast, ihmal ve makul şüphe değerlendirmelerinde sanık aleyhine sistematik bir kayma yaratabilir. Literatür, bu etkinin hukuk profesyonelleri bakımından da ciddiye alınması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından mesele açıktır: savunma, yalnızca maddi olgularla değil, o olguların hangi zihinsel çerçevede okunduğuyla da mücadele etmek zorundadır. Hindsight bias’a karşı etkili savunma; bazen yumuşak bir hatırlatma, bazen mikro müdahale, bazen de açık epistemik itiraz biçiminde kurulmalıdır. Çünkü adil yargılama, geçmişi bugünün bilgisiyle cezalandırmak değil; geçmişi kendi belirsizliği içinde anlamaya çalışmaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-hindsight-bias-1</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/terazi/terazi-toksm-56a7972f5f9b58b7d0ebf58d.jpg" type="image/jpeg" length="16666"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/harran-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/harran-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği, 19 Nisan 2026 Tarihli ve 33229 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Harran Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>HARRAN ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen lisansüstü eğitim-öğretim ve sınavlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü tarafından yürütülen lisansüstü eğitim-öğretime ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademik takvim: Senato tarafından kabul edilen ve lisansüstü eğitim-öğretime ilişkin süreleri ve uygulamaları belirleyen takvimi,</p>

<p>b) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>c) Ana bilim/ana sanat dalı: Lisansüstü programların yürütüldüğü akademik birimi,</p>

<p>ç) Ana bilim/ana sanat dalı başkanı: İlgili ana bilim/ana sanat dalının başkanını,</p>

<p>d) Ana bilim/ana sanat dalı kurulu: İlgili ana bilim/ana sanat dalında görev yapan öğretim elemanlarından oluşan kurulu,</p>

<p>e) Avrupa Kredi Transfer Sistemi (AKTS): Program bazında öngörülen bilgi, beceri ve yetkinliklerin kazandırılmasına dayalı öğrenci iş yükünü esas alan kredi sistemini,</p>

<p>f) Danışman: Öğrencinin ders, seminer, dönem projesi ve/veya tez çalışmalarını yönlendirmek üzere görevlendirilen öğretim üyesini veya doktora derecesine sahip öğretim görevlisini,</p>

<p>g) Ders dönemi: Lisansüstü programlarda derslerin yürütüldüğü yarıyılları,</p>

<p>ğ) Diploma: Lisansüstü programı başarıyla tamamlayan öğrenciye verilen mezuniyet belgesini,</p>

<p>h) Doktora programı: Bağımsız araştırma yapma, bilimsel olayları derinlemesine inceleme ve özgün sonuçlara ulaşma yetkinliği kazandırmayı amaçlayan lisansüstü programı,</p>

<p>ı) Dönem projesi: Tezsiz yüksek lisans programlarında yürütülen uygulamalı veya teorik çalışmayı,</p>

<p>i) Enstitü: Üniversiteye bağlı lisansüstü eğitim-öğretim enstitüsünü,</p>

<p>j) Enstitü Kurulu: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Kurulunu,</p>

<p>k) Enstitü Müdürü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürünü,</p>

<p>l) Enstitü Yönetim Kurulu: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Yönetim Kurulunu,</p>

<p>m) Eş değer diploma programı: İsimleri aynı olan veya EYK tarafından içeriklerinin en az %80’inin aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,</p>

<p>n) İkinci danışman: Gerekli görülen hâllerde öğrenciye atanabilen ikinci danışmanı,</p>

<p>o) Lisansüstü program: Tezsiz yüksek lisans, tezli yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarını,</p>

<p>ö) Sanatta yeterlik programı: Sanat alanlarında özgün eser üretimine dayalı en üst düzey lisansüstü programı,</p>

<p>p) Seminer dersi: Öğrencinin bilimsel sunum yapma ve akademik tartışma yetkinliğini geliştirmeye yönelik dersi,</p>

<p>r) Senato: Harran Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>s) Tez: Tezli yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarında hazırlanan özgün araştırmaya dayalı çalışmayı,</p>

<p>ş) Tezli yüksek lisans programı: Ders, seminer ve tez çalışmasından oluşan lisansüstü programı,</p>

<p>t) Türkiye Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesi (TYYÇ): Lisansüstü programların yeterlilik düzeylerini tanımlayan ulusal çerçeveyi,</p>

<p>u) Uzmanlık alan araştırma dersi: Danışman tarafından yürütülen, öğrencinin ders döneminde akademik gelişimini desteklemeyi amaçlayan koşullu seçmeli ders olup ders döneminde bir defa ve sadece seminer dersi ile birlikte alınabilen dersi,</p>

<p>ü) Tez uzmanlık alan dersi: Danışman tarafından yürütülen, öğrencinin tez döneminde akademik gelişimini ve tezin hazırlanmasını desteklemeyi amaçlayan, sadece tez dönemlerinde açılan, öğrencinin tez çalışması sonuçlandırılıncaya kadar sürdürülen dersi,</p>

<p>v) Üniversite: Harran Üniversitesini,</p>

<p>y) Yeterlik sınavı: Doktora ve sanatta yeterlik programlarında öğrencinin alan yeterliğini ölçen sınavı,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Eğitim ve Öğretim ile İlgili Genel Esaslar</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim dönemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Lisansüstü eğitim ve öğretim; güz yarıyılı, bahar yarıyılı ve yaz yarıyılı olmak üzere üç yarıyıl üzerinden yürütülür. Eğitim-öğretim kapsamında her bir yarıyıla ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür. Yarıyıllar süreklilik esasına göre birbirini takip eden eğitim dönemleri hâlinde yürütülür.</p>

<p><strong>Kontenjanların belirlenmesi ve başvuru </strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Lisansüstü program kontenjanları, 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>(2) Doktora veya doçentlik derecesini ilgili ana bilim/ana sanat dalında almış olan Üniversitenin kadrolu öğretim üyeleri, kadrolarının bağlı bulunduğu ana bilim/ana sanat dalından bağımsız olarak Enstitüde doğrudan kontenjan talebinde bulunabilir.</p>

<p>(3) Lisansüstü programlara, hangi lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olanların başvurabileceği ve kontenjan bilgileri, ana bilim/ana sanat dalı kurulunun önerisi ve EYK’nın kararı üzerine Senato tarafından onaylanır.</p>

<p>(4) Öğretim üyelerine danışmanlığı verilecek lisansüstü öğrenci kontenjanları, ilgili mevzuat hükümleri esas alınarak belirlenir. İlgili mevzuat hükümleri kapsamında, asgari puan şartını yerine getiremeyen öğretim üyeleri kontenjan talebinde bulunamazlar.</p>

<p>(5) Lisansüstü öğrenci kontenjan ilanına ilişkin hususlar Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile Senato tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Bilimsel değerlendirme ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Lisansüstü programlara başvuran adayların bilimsel değerlendirmeleri; yazılı bilim sınavı, mülakat uygulanması ya da ikisinin birden uygulanması üzerine gerçekleştirilebilir. Yazılı bilim sınavı veya mülakat uygulanmaksızın da bilimsel değerlendirme yapılabilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara başvuran adayların başvurularının değerlendirilmesi, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında gerçekleştirilir.</p>

<p>(3) Lisansüstü programlara başvuran adayların kesin kabulü, EYK kararı ile kesinleşir ve sonuçlar Enstitü tarafından ilan edilir.</p>

<p><strong>Lisansüstü programlara kayıt</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Lisansüstü programlara kabul edilen öğrencilerin kayıt işlemleri, ilanda belirtilen kayıt tarihlerinde olmak kaydıyla elektronik sistem üzerinden veya şahsen yapılabilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara kabul edilen öğrencilerin kayıt işlemlerine ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programına öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yüksek lisans ve doktora programlarına kabul edilen öğrencilerden; lisans veya yüksek lisans derecesini, kabul edildikleri yüksek lisans veya doktora programından farklı bir alanda almış olanlar ile lisans veya yüksek lisans derecesini Üniversite dışındaki yükseköğretim kurumlarından almış olan adaylara, bilgi ve altyapı eksikliklerinin giderilmesi ile TYYÇ’nin ilgili lisansüstü yeterlilik düzeyi için öngörülen ulusal ve uluslararası düzeyde bilgi, beceri ve yetkinliklerin kazandırılması ve alana özgü öğrenme çıktılarıyla uyumun sağlanması amacıyla eksikliklerin giderilmesine yönelik bilimsel hazırlık programı uygulanabilir.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık programına öğrenci kabulüne ilişkin usul ve esaslar, Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Özel öğrenci kabulüne ilişkin usul ve esaslar, Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür</p>

<p><strong>Yatay geçiş yoluyla öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Enstitünün farklı bir ana bilim/ana sanat dalında veya başka bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programında en az bir yarıyılını başarıyla tamamlamış öğrenciler, eş değer diploma programlarına yatay geçiş yoluyla kabul edilebilir. Yatay geçiş yoluyla kabul edilme koşulları ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Programlar, Dersler ve Ölçme-Değerlendirme</p>

<p><strong>Programlar, dersler, sınavlar ve değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Lisansüstü programlara kayıtlı tüm öğrenciler, öğrenimleri süresince ortak dersler koordinatörlüğünce açılan ve TYYÇ kapsamında ulusal ve uluslararası düzeyde bilgi, beceri, yeterlilikler ve yetkinliklerin kazandırılmasına katkı sağlayan ve lisansüstü ortak ders havuzunda bulunan en az dört farklı gruptan birer ders almak ve bu dersleri başarıyla tamamlamak zorundadırlar. Bu derslerden en az biri bilimsel araştırma yöntemleri ile araştırma ve yayın etiği konularını içeren derslerden oluşur. Öğrenciler ayrıca kayıtlı oldukları programın ders planında yer alan zorunlu ve seçmeli lisansüstü program derslerini alarak asgari kredi ve AKTS iş yükünü tamamlamakla yükümlüdürler.</p>

<p>(2) Doktora programına kayıtlı öğrenciler, yüksek lisans programında daha önceden almış oldukları dersleri tekrar alamazlar, bu dersler yerine eş değer kredi ve AKTS’ye sahip dersleri almakla yükümlüdürler.</p>

<p>(3) Enstitü bünyesinde yürütülen lisansüstü programlara ait dersler, program dersleri ders havuzu kapsamında açılır. Lisansüstü dersler; program türüne göre yüksek lisans dersi veya doktora dersi şeklinde ayrı sınıflandırmalara tabi tutulmaz.</p>

<p>(4) Üniversitenin akreditasyon politikaları kapsamında, sınavlara ait belgelerin Üniversiteye ait dijital platforma yüklenme sorumluluğu dersin sorumlu öğretim elemanına aittir.</p>

<p>(5) Açılacak lisansüstü derslere kaydolacak öğrenci sayısının beşin altında olması durumunda, ilgili öğretim üyesi tarafından verilecek dersin açılabilmesi için ilgili ana bilim dalı kurulu ve enstitü yönetim kurulu kararı üzerine Senato onayı gerekir.</p>

<p>(6) Bir öğretim elemanı, uzmanlık alan araştırma dersi, tez uzmanlık alan dersi, seminer dersi ve program müfredatında yer alan zorunlu dersler hariç olmak üzere, bir yarıyılda her bir program türü için (tezli yüksek lisans ile doktora/sanatta yeterlik) en fazla üç ders açabilir. Öğrenciler, zorunlu hâller dışında danışmanlarının her yarıyılda açtığı derslerden en fazla iki dersi alabilirler. İki dersin üzerindeki ders talepleri Senato onayına tabidir.</p>

<p>(7) Lisansüstü programlara kayıtlı öğrenciler, Senato tarafından onaylanan müfredat çerçevesinde ortak dersler dâhil olmak üzere zorunlu ve seçmeli tüm dersleri almak ve başarıyla tamamlamakla yükümlüdürler. Lisansüstü derslerin açılması, yürütülmesi, değerlendirilmesi, ders materyallerinin paylaşımı ile yeterli öğrenci sayısına ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Ders kaydı, muafiyet, ders seçme ve ders tekrarı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Lisansüstü programlara kayıtlı öğrenciler, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından belirlenen lisansüstü eğitim-öğretim dönemleri esas alınarak, her yarıyıl akademik takvimde belirtilen tarihlerde ve adlarına tahakkuk eden katkı payı veya öğrenim ücretini ödemelerinin ardından ders kayıt işlemlerini yapmakla yükümlüdür; bu sürelerde ders kaydı yapılmayan yarıyıllar azamî öğrenim süresinden sayılır ve kayıt, süre ve uygulamaya ilişkin tüm işlemler Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>(2) Öğrencilerin daha önce aldığı ve başarılı olduğu lisansüstü derslerin muafiyet işlemlerinde dersin alındığı tarihe bakılmaksızın gerekli işlemler ilgili dal kurulu kararı ile Enstitüye önerilir ve enstitü yönetim kurulu tarafından karara bağlanır. Öğrencinin ilgili programdan mezun olabilmesi için Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği kapsamında asgari ders, kredi ve AKTS’yi sağlaması gerekmektedir.</p>

<p>(3) Yüksek lisans derecesi ile lisansüstü eğitime kabul edilen doktora veya sanatta yeterlik öğrencileri, yüksek lisans eğitimleri sırasında aldıkları derslere ilişkin olarak muafiyet talebinde bulunamazlar. Ancak, yüksek lisans eğitimleri sırasında zorunlu ortak dersleri alıp başarmış olanlar, ortak ders yükümlülüğü bakımından bu dersleri tamamlamış kabul edilir. Bu durumda öğrenci, daha önceden başarılı olarak tamamlamış olduğu zorunlu ortak ders/derslerin toplamına eş değer AKTS’de, danışman onayıyla Enstitü havuzundan ders almakla yükümlüdür.</p>

<p>(4) Öğrenciler, almak zorunlu oldukları derslerden başarısız olmaları hâlinde, bu dersleri yeniden almakla yükümlüdürler. Seçmeli derslerden başarısız olan öğrenciler ise aynı dersleri tekrar alabilecekleri gibi danışman onayı ile farklı seçmeli derslere de kayıt yaptırabilirler. Yeni alınan seçmeli ders, başarısız olunan önceki seçmeli dersin yerine sayılır.</p>

<p>(5) Lisansüstü programlara kayıtlı öğrenciler için ders kaydı, muafiyet, ders seçme ve ders tekrarı ile ilgili hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Sınavlar ve sınavların değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans, tezli yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programlarına kayıtlı öğrenciler için bütünleme sınavı yapılmaz.</p>

<p>(2) Lisansüstü derslere ait ara sınav ve yarıyıl sonu sınavı soruları ve yanıtlarının dijital platforma yüklenmesi zorunludur.</p>

<p>(3) Ortak Dersler Koordinatörlüğü tarafından yürütülen dersler hariç olmak üzere, akreditasyon ölçütleri doğrultusunda farklı ve çoklu ölçme-değerlendirme yöntemleri uygulanabilir. Yarıyıl süresince öğrencilere yaptırılan ödev, laboratuvar, atölye ve benzeri çalışmalar, dersin yürütücü öğretim elemanı tarafından öğretim yönetim sistemine yüklenmek şartıyla ara sınav veya yarıyıl sonu sınavı yerine sayılabilir. Dönem içerisinde ara sınav haricinde yapılan kısa sınavlar ile diğer ölçme araçları da aynı esaslar çerçevesinde değerlendirmeye dâhil edilebilir.</p>

<p>(4) Lisansüstü programlarda mezuniyet, yeterlik sınavı veya tez dönemine geçiş için gerekli derslerden yalnızca tek veya çift dersi kalan öğrencilere, enstitü yönetim kurulu kararı ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde Enstitü tarafından ilan edilen tarihlerde tek/çift ders sınavı hakkı verilebilir.</p>

<p>(5) Lisansüstü öğrencilere ait sınavlar ve sınavlara ilişkin ders başarı notlarının belirlenmesi ve değiştirilmesine ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Seminer, dönem projesi ve tez içeriklerinin hazırlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Lisansüstü programlarda hazırlanacak seminer, dönem projesi, yüksek lisans ve doktora tezlerine ilişkin içerik, yazım kuralları ve şablonlar ile bu çalışmaların hazırlanması, sunulması ve izlenmesine ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür. Bu süreçlerin ilgili usul ve esaslar çerçevesinde öğrenci, danışman ve Enstitü tarafından dijital platform üzerinden yürütülmesi ve takip edilmesi zorunludur.</p>

<p><strong>Danışman atanması, ikinci danışman atanması ve danışman değişikliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Lisansüstü programlarda danışman atanması, ikinci danışman atanması ve danışman değişikliği Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür. Danışman atanması, ilgili öğretim elemanının son üç yıllık danışmanlık puanı esas alınarak yapılır.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlarda, Üniversite kadrosunda bulunan ve doktorasını veya doçentliğini ilgili ana bilim/ana sanat dalında tamamlamış tüm öğretim üyeleri danışman olarak atanabilir.</p>

<p>(3) Lisansüstü program ilanlarında, adayların öğretim üyelerine atanmalarında danışmanlık puanı sıralaması esas alınır.</p>

<p><strong>Danışmanlık, uzmanlık alan araştırma, tez uzmanlık alan dersi ve dönem projesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Tezli yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarında kayıtlı öğrenciler, ders döneminde uzmanlık alan araştırma dersini tercihli; tez döneminde ise tez uzmanlık alan dersini almakla yükümlüdürler.</p>

<p>(2) Uzmanlık alan araştırma dersi koşullu seçmeli bir ders olup haftalık iki saat teorik, bir uygulamalı ders olarak değerlendirilir. Ders döneminde bir defa ve sadece seminer dersi ile birlikte alınabilir.</p>

<p>(3) Tez uzmanlık alan dersi, tez döneminde açılan bir ders olup haftalık iki saat teorik, bir uygulamalı ders olarak değerlendirilir. Sadece tez döneminde olmak şartıyla her dönem açılır ve öğrencinin tez çalışması sonuçlandırılıncaya kadar sürdürülür.</p>

<p>(4) Ders dönemindeki lisansüstü öğrenciler için danışmanlık dersi, teorik ders olarak değerlendirilmez ve öğrenci sayısına bakılmaksızın haftalık sadece bir saat uygulamalı ders olarak değerlendirilir.</p>

<p>(5) Tez dönemindeki lisansüstü öğrenciler için danışmanlık dersi, teorik ders olarak değerlendirilmez ve danışmanlık yapılan öğrenci sayısının dördü aşması hâlinde, danışmanlık dersi haftada en fazla dört saat uygulamalı ders olarak değerlendirilir.</p>

<p>(6) Tez dönemindeki lisansüstü öğrenciler için tez uzmanlık alan dersi, her bir öğrenci için haftalık iki saat teorik, bir uygulamalı ders olarak değerlendirilir ve tez uzmanlık alan dersi haftalık en fazla dokuz saat ile sınırlıdır.</p>

<p>(7) Tezsiz yüksek lisans programlarında dönem projeleri dersi, teorik ders olarak değerlendirilmez ve haftalık en fazla iki saat uygulamalı ders olarak değerlendirilir.</p>

<p>(8) Danışmanlık, uzmanlık alan araştırma, tez uzmanlık alan dersleri ve dönem projelerine ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Mezuniyet koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Lisansüstü öğrencilerin mezun olabilmesi için Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yeterlilikleri yerine getirmesi, ilgili lisansüstü programın ders yükümlülüklerini, seminer ile tez uzmanlık alan derslerini başarıyla tamamlaması ve tez savunmasında başarılı olması gerekir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programa kayıtlı öğrencilerin mezuniyet başvurusunda bulunabilmeleri için;</p>

<p>a) Alanı ile ilgili olmak üzere birinci veya ikinci isim olmak koşuluyla, Web of Science (SCI-E, SSCI, AHCI, ESCI), Scopus veya TR Dizinde yayımlanmış/yayımlanmak üzere kabul edilmiş en az bir makaleye sahip olmak,</p>

<p>b) Üniversitenin akademik birimlerince yayımlanmakta olan hakemli dergilerde, ikinci/eş danışmanın kurum dışından olması şartıyla yayımlanmış/yayımlanmak üzere kabul edilmiş en az iki makaleye sahip olmak,</p>

<p>c) San-Tez veya TÜBİTAK (1001, 1002, 3501) kapsamında desteklenen projelerde görev almış olmak,</p>

<p>ç) Üniversitenin Akademik Faaliyet Puanlama Tablosunun A Bölümünden en az 25 puan almak,</p>

<p>şartlarından yüksek lisans öğrencileri en az birini, doktora öğrencileri ise en az ikisini sağlamak zorundadır. Doktora mezuniyet şartlarındaki asgari yayın şartlarının doktora tezinden üretilmiş olması gerekir.</p>

<p>(3) Senato, bu Yönetmelikte geçen asgari mezuniyet şartlarının altında olmamak kaydıyla mezuniyet şartlarını farklı temel alanlar ve bilim/sanat alanları için düzenleyebilir.</p>

<p>(4) Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümlerine ek olarak, lisansüstü öğrencilerin mezuniyet başvurusu koşullarına ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Tezli Yüksek Lisans Programları</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Yüksek lisans programı, tezli ve tezsiz olmak üzere iki şekilde yürütülebilir.</p>

<p><strong>Başvuru ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Yüksek lisans programına başvurabilmek için adayların, lisans diplomasına ve başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak üzere Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Ancak;</p>

<p>a) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının enstitülerdeki ana sanat ve ana bilim dallarına öğrenci kabulünde,</p>

<p>b) Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının yüksek lisans programlarına başvurularında,</p>

<p>ALES şartı aranmaz.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde ALES puanı aranmayabilir. ALES puanı istenildiği takdirde taban puan Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Mezun durumda olan/olabilecek adayların başvurusuna ilişkin esaslar, ALES puanının %50'den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı ve lisansüstü eğitim-öğretime öğrenci kabulüne dair diğer hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Birinci fıkranın (b) bendi kapsamındaki adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>a) Senato tarafından mezun olduğu lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, 55’ten düşük 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir.</p>

<p>b) Bu adaylar daha önceden aldığı puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>c) İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dahil edilir.</p>

<p>(5) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının Enstitü ana sanat ve ana bilim dallarındaki öğretim dili Türkçe olan programlarına başvurularda Devlet hastanesi veya Devlet üniversitesi hastanesinden alınmış sağlık raporu ile belgelenmesi şartıyla;</p>

<p>a) Düzeltilmemiş engeli en az %70 veya düzeltilmiş engeli en az %40 ve üzeri olan işitme engelli adaylarda,</p>

<p>b) Engel düzeyi %50 ve üzeri olmak üzere zihin yetersizliği bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>c) Engel düzeyi %40 ve üzeri ''yaygın gelişimsel bozukluk'' (Otizm spektrum bozukluğu/çocukluk otizmi/atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu) tanısı bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>başvuru yapabilmeleri için yabancı dil puanı aranmaz. Bu adaylar yabancı dil puanı olarak Üniversite tarafından aranan yabancı dil taban puanı şartını sağlamış sayılır.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı </strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programı öğrencinin bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, yorumlama ve değerlendirme yeteneğini kazanmasını sağlar.</p>

<p>(2) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca ilgili ana bilim/ana sanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçilebilir.</p>

<p>(3) Tezli yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretim programı olarak yürütülebilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Tezsiz Yüksek Lisans Programı</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programı, öğrenciye mesleki konularda bilgi kazandırarak mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını gösterir.</p>

<p>(2) Öğrencinin alacağı derslerin en çok üçü, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla lisans derslerinden seçilebilir.</p>

<p>(3) Senato tarafından belirlenen esaslara göre tezsiz yüksek lisans programının sonunda yeterlik sınavı uygulanabilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretimde de yürütülebilir.</p>

<p>(5) Tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulü, program süresi, danışman atanması, mezuniyet, diploma düzenlenmesi, ilişik kesme ve tezli yüksek lisans programına geçişe ilişkin usul ve esaslar, Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Doktora Programı</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Doktora programı, öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırır.</p>

<p>(2) Doktora programlarında ana bilim/ana sanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir.</p>

<p>(3) Lisans dersleri ders yüküne ve doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p>(4) Doktora programları ikinci öğretim olarak açılamaz.</p>

<p>(5) Doktora çalışması sonunda hazırlanacak tezin, bilime yenilik getirme, yeni bir bilimsel yöntem geliştirme, bilinen bir yöntemi yeni bir alana uygulama niteliklerinden en az birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p><strong>Başvuru ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Doktora programına başvurabilmek için adayların;</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans diplomasına sahip olmaları ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Ancak; doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının doktora programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz ve bu adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>1) Senato tarafından mezun olduğu lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, 55’ten düşük 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir.</p>

<p>2) Bu adaylar daha önceden aldığı puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>3) İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dahil edilir.</p>

<p>b) Tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları en az on yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olmaları ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>c) Lisans derecesiyle doktora programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puan olması ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 80 puandan az olmamak koşuluyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Doktora programına başvuracak olanların programa kabulünde, ALES puanı yanı sıra yazılı olarak yapılacak bilimsel değerlendirme sınavı ve/veya mülakat sonucu ile yüksek lisans derecesiyle başvuranlar için yüksek lisans not ortalaması da değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeye ilişkin hususlar ile başvuru koşulları ve öğrenci kabulüne dair diğer hususlar ilgili Senato tarafından düzenlenen yönetmelikle belirlenir.</p>

<p>(2) Hazırlık sınıfları hariç, on yarıyıl süreli lisans eğitimi alanlar yüksek lisans derecesine sahip sayılır.</p>

<p>(3) ALES puanının % 50'den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Üniversite yalnız ALES puanı ile de öğrenci kabul edebilir. ALES’e eş değer kabul edilen ve Yükseköğretim Kurulunca ilan edilen eş değer puanlar, Senato kararları ile yükseltilebilir.</p>

<p>(4) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının ana sanat ve ana bilim dallarına öğrenci kabulünde ALES puanı aranmaz. Ancak Senatonun kararı ile ALES puanı aranabilir. ALES puanı istenildiği takdirde taban puan Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Doktora programına öğrenci kabulünde anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir.</p>

<p>(6) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına başvurabilmek için tıp fakültesi mezunlarının lisans diplomasına ve 50 puandan az olmamak koşuluyla ilgili Senato kararı ile belirlenecek Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavından alınmış temel tıp puanına veya ALES’in sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları; tıp fakültesi mezunu olmayanların ise yüksek lisans diplomasına (diş hekimliği ve veteriner fakülteleri mezunlarının lisans derecesine) ve ALES’in sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Temel tıp puanı, Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavında temel tıp bilimleri Testi-1 bölümünden elde edilen standart puanın 0,7; klinik tıp bilimleri testinden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir. Temel tıp bilimlerinde doktora programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir. Temel tıp puanının veya ALES puanının %50’den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Yükseköğretim kurumu yalnız temel tıp puanı veya ALES puanı ile de öğrenci kabul edebilir.</p>

<p>(7) Doktora programlarına başvuru, kabul, değerlendirme, yerleştirme, öğrenim süresi, dersler, danışman atanması, yeterlik sınavı, tez izleme süreci, tez önerisi, tez savunması, mezuniyet ve ilişik kesmeye ilişkin hususlar Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sanatta Yeterlik Programı</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Sanatta yeterlik çalışması, özgün bir sanat eserinin ortaya konulmasını, müzik ve sahne sanatlarında ise üstün bir uygulama ve yaratıcılığı amaçlayan doktora eş değeri bir yükseköğretim programıdır.</p>

<p>(2) Lisansüstü dersler, ilgili ana bilim/ana sanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir.</p>

<p><strong>Başvuru ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Sanatta yeterlik çalışmasına başvurabilmek için adayların lisans veya yüksek lisans diplomasına sahip olmaları ve güzel sanatlar fakülteleri ile konservatuvar mezunları ile diğer fakültelerin eş değer programlarından mezun olanların haricinde yüksek lisans derecesiyle başvuran adayların ALES sözel puan türünde en az 55 puandan, lisans derecesiyle başvuran adayların ise ALES sözel puan türünde en az 80 puandan az olmamak koşuluyla ilgili Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(2) Lisans derecesiyle sanatta yeterlik programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puan olması gerekir. Sanatta yeterlik programına başvuracak olanların sanatta yeterlik programlarına kabulünde, ALES puanı, yüksek lisans not ortalaması ile mülakat/yetenek sınavı/portfolyö incelemesi sonucu da değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeye ilişkin hususlar ile başvuru için adayların sağlaması gereken referans mektubu, neden sanatta yeterlik yapmak istediğini belirten kompozisyon, uluslararası standart sınavlar ve benzeri diğer belgeler Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir. Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının enstitülerdeki ana sanat ve ana bilim dallarındaki öğretim dili Türkçe olan programlarına başvurularda Devlet hastanesi veya Devlet üniversitesi hastanesinden alınmış sağlık raporu ile belgelenmesi şartıyla;</p>

<p>a) Düzeltilmemiş engeli en az %70 veya düzeltilmiş engeli en az %40 ve üzeri olan işitme engelli adaylarda,</p>

<p>b) Engel düzeyi %50 ve üzeri olmak üzere zihin yetersizliği bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>c) Engel düzeyi %40 ve üzeri “yaygın gelişimsel bozukluk” (Otizm spektrum bozukluğu/çocukluk otizmi/atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu) tanısı bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>başvuru yapabilmeleri için yabancı dil puanı aranmaz. Bu adaylar yabancı dil puanı olarak Üniversite tarafından aranan yabancı dil taban puanı şartını sağlamış sayılır.</p>

<p>(4) ALES puanının %50’den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Üniversite yalnız ALES puanı ile de öğrenci kabul edebilir. ALES’e eş değer kabul edilen ve Yükseköğretim Kurulunca ilan edilen eş değer puanlar, Senato kararları ile yükseltilebilir. Ancak enstitülerdeki, güzel sanatlar fakülteleri ile konservatuvarlara ilişkin ana bilim/ana sanat dallarına öğrenci kabulünde birinci fıkra hükümleri uygulanır.</p>

<p>(5) Sanatta yeterlik programlarına başvuru, kabul, değerlendirme, yerleştirme, öğrenim süresi, dersler, danışman atanması, yeterlik sınavı, tez izleme süreci, tez önerisi, sanatta yeterlik çalışmasının sonuçlanması, mezuniyet ve ilişik kesmeye ilişkin hususlar Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Bilimsel araştırma ve yayın etiği</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Lisansüstü tez ve benzeri akademik çalışmalarda bilimsel araştırma ve yayın etiğine ilişkin hususlar; Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Engelli öğrenciler</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Engellilik durumu ve derecesi sağlık raporu ile kanıtlanmış olan lisansüstü programlara kayıtlı öğrenci, bu Yönetmeliğin ders almaya ilişkin hükümlerine uymakla yükümlüdür. Ancak engeli nedeniyle herhangi bir dersin gereklerini yerine getirmekte güçlük çekmesi durumunda, danışmanının ve dersin yürütücüsünün onayıyla söz konusu güçlüklerin giderilmesine ilişkin değişiklikler, uyarlamalar ve düzenlemeler yapılarak ilgili öğrencinin dersi alması sağlanır. Öğrenci engel durumuna bağlı olarak dersin gereklerini yerine getiremediği durumlarda, o derse eş değer başka bir ders alır.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara kayıtlı engelli öğrenci, lisansüstü derslere ait sınavlara girmek zorundadır. Ancak öğrencinin performansının en iyi şekilde değerlendirilebilmesi için, öğrencinin engeli temel alınarak dersi veren öğretim elemanının onayı ile sınav yeri, süresi ve biçimi değiştirilip uygun hâle getirilebilir. Sınavda kullanılacak özel alfabe, bilgisayar, büyüteç gibi ek gereçler ile okumaya veya yazmaya yardımcı kişi ya da araçlar, Enstitünün ilgili ana bilim dalı başkanlığı tarafından sağlanır.</p>

<p><strong>Disiplin</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Öğrencilerin disiplin iş ve işlemlerinde 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Tebligat</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Eğitim-öğretim, sınavlar ve benzeri konularda Üniversite/Enstitü tarafından internet sayfasında yapılan duyuru ve ilanlar, öğrencinin şahsına yapılmış sayılır. Öğrenci hakkındaki diğer bireysel işlemler, öğrencinin elektronik adresine e-posta yoluyla tebliğ edilir.</p>

<p>(2) Üniversite, öğrenci bilgi sistemi üzerinden yapılan bilgilendirme ve duyurular, öğrenciye yapılan resmî tebliğ yerine geçer.</p>

<p>(3) Gerekli hâllerde yapılacak resmî yazışmalarda, öğrencinin Enstitüye kayıt sırasında beyan ettiği adres esas alınır. Adres değişikliği durumunda öğrenci, adres değişikliği işlemini enstitüye bildirmek zorundadır. Yanlış veya eksik adres beyan etmiş olan öğrencilere, zorunlu hâllerde yapılan yazışmalar kendilerine tebliğ edilmiş sayılır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan hâller</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde, 2547 sayılı Kanun, ilgili mevzuat hükümleri ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı kararları uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) 11/1/2018 tarihli ve 30298 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte aktif öğrenci olup 32 nci madde ile yürürlükten kaldırılan yönetmeliğe göre önceden planlanmış öğrenim faaliyetleri devam eden öğrencilerin, söz konusu süreçlerine mülga yönetmelik hükümleri uyarınca devam olunur.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Harran Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/harran-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="26815"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-su-kaynaklari-gelistirme-arastirma-ve-uygulama-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-su-kaynaklari-gelistirme-arastirma-ve-uygulama-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği, 19 Nisan 2026 Tarihli ve 33229 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ SU KAYNAKLARI GELİŞTİRME, ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, bu organların görevlerine ve çalışma şekillerine ait usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, bu yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekillerine ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Merkez (SUARGE): Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezini,</p>

<p>b) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>c) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ç) Senato: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>d) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; sulama ve içme suyuna olan talebi karşılamak, mevcut su kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak, su kirliliğini önlemek, su turizmi sektörünü canlandırmak, kuraklık ve taşkınlık benzeri su kaynaklı doğal afetlere karşı önlem almak ve disiplinler arası bilimsel ve teknolojik araştırma ve uygulamalar yapmak, su ile ilgili sorunların çözümü doğrultusunda stratejik yöntem ve öneriler geliştirmek, uygulamak ve milli gelire katkı sağlamak, çalışma sonuçlarını ilgili ulusal ve uluslararası kuruluşlara aktarmak, su yönetimi konusunda danışmanlık yapmak, proje yürütmek ve yönetmektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Ulusal ve uluslararası boyutta, su kaynaklarının yönetimi, taşkın ve kuraklık kontrolüne yönelik olarak bilimsel ve teknolojik araştırma ve uygulamalar yapmak ve yaptırmak, bunları teşvik ve koordine etmek.</p>

<p>b) Yurtiçi ve yurtdışı kuruluşların, istek ve ihtiyaçları doğrultusunda etüt, proje, analiz ve buna benzer çalışmaları yapmak.</p>

<p>c) Araştırma, etüt ve yayın faaliyetlerinin yürütülmesinde yerli ve yabancı resmi ve özel kurum ve kuruluşlarla iş birliği yaparak, bu kuruluşların bilgi ve insan kaynaklarından yararlanmak.</p>

<p>ç) Yurtiçinde ve yurtdışında üniversiteler ile diğer araştırma kurumları ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği ve ortak çalışmalar yapmak.</p>

<p>d) Ulusal ve uluslararası düzeyde seminer, konferans, kongre, sempozyum ve buna benzer bilimsel toplantılar düzenlemek ve bu toplantılara katılmak.</p>

<p>e) Entegre nehir havzaları yönetimi ve modelleştirilmesi çalışmaları yapmak.</p>

<p>f) Su kaynakları yönetimi, su kirliliği, su dağıtım ağları, sulama kanalları, kuraklık ve taşkın kontrolü alanında etüt ve proje çalışmalarını gerçekleştirmek ve bu yönde gelecek istekleri değerlendirerek karşılamak.</p>

<p>g) Su kaynakları alanında, ulusal ve uluslararası forumlarda öngörülen eylem planlarına katkıda bulunacak araştırma ve çalışmaları yapmak ve böylece son yıllarda önemle üzerinde durulan su konusunda uluslararası platformda daha etkin bir faaliyet gösterilmesine katkıda bulunmak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ğ) Ulusal ve uluslararası düzeyde kurs, hizmet içi eğitim programları düzenlemek ve uygulamak ve gerektiğinde bu çalışmalarla ilgili sertifikalar vermek.</p>

<p>h) Üniversitede, su kaynaklarının geliştirilmesi ve yönetimi, kuraklık ve taşkın kontrolü, su kaynakları yönetiminde bilişim teknolojisi, sulama kanal ağları ve yeraltı suları ile ilgili olarak mevcut araştırma, uygulama ve eğitim altyapısını geliştirmek.</p>

<p>ı) Merkezin kuruluş amacına uygun olarak yurtiçinde ve yurtdışında her türlü yayın yapmak, süreli yayınlar çıkarmak, yayın çalışmalarına katılmak ve desteklemek.</p>

<p>i) Eğitim, araştırma, etüt, proje ve yayım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli olan her türlü mekan ve donanımı sağlamak.</p>

<p>j) Merkezin kuruluş amacına ve ilkelerine uygun diğer çalışmaları yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin kadrolu öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi müdür yardımcısı olarak üç yıl süre ile Rektör tarafından görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün verdiği görevleri yapar. Görev süresi biten müdür yardımcısı yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin kısa, orta ve uzun dönemli amaç ve politikalarını ve bunlara dayalı eğitim, araştırma ve danışmanlık ile ilgili plan ve programları hazırlamak, Yönetim Kurulunun onayından sonra uygulamak.</p>

<p>c) Yönetim Kuruluna başkanlık etmek ve alınan kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Personel ihtiyacını belirleyip Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>d) Araştırma ve proje çalışma ekipleri kurmak.</p>

<p>e) Her yıl sonunda, Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlayıp Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>f) Merkez bünyesinde düzenli çalışmayı sağlamak.</p>

<p>g) Merkezin gözetim ve denetimini yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdür, müdür yardımcılarından biri ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili konularda görev yapan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen beş üye dahil toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi biten üyeler yeniden görevlendirilebilirler. Süresi dolmadan ayrılan üyelerin yerine kalan süreyi doldurmak üzere Rektör tarafından yeni üyeler görevlendirilebilir. Yönetim Kurulu, Müdürünün çağrısı üzerine yılda en az iki defa ve en geç üç ayda bir salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Toplantı günü ve yeri üyelere toplantı tarihinden en az bir hafta önce yazılı olarak bildirilir. Toplantı kararlarına ilişkin oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış olur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ve yönetimi ile ilgili konularda kararlar almak.</p>

<p>b) Bir önceki yıla ait faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını değerlendirmek ve Rektörün onayına sunmak üzere karara bağlamak.</p>

<p>c) Eğitim programları sonunda katılanlara verilecek sertifika, başarı belgesi ve benzeri belgelerin düzenlenme koşullarını belirlemek.</p>

<p>ç) Merkezin amacına uygun olarak bilim, inceleme, yayın ve benzeri konularda faaliyet göstermek, çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) 16/11/2006 tarihli ve 26348 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-su-kaynaklari-gelistirme-arastirma-ve-uygulama-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="34481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/8257 E., 2025/7645 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258257-e-20257645-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258257-e-20257645-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2025/8257 E., 2025/7645 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki ihale alıcıları tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Şikayetçi paydaşların icra mahkemesine başvurusunda, sair şikayetlerinin yanında ihale alıcısı paydaşların ilk arttırmada satışı engellemek amacı ile bilinçli şekilde fahiş fiyat teklifinde bulunduğunu, bu teklif nedeni ile diğer taliplilerin yeni teklif vermelerinin engellendiği, bunun üzerine ihale alıcıları paydaşların ikinci arttırmaya teminatsız olarak alınmasının hata olduğu ileri sürülerek ihalenin feshinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince, şikayetin reddine karar verildiği, şikayetçiler tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, taşınmazın muhammen bedelinin 1.513.125,50 TL olup, saat 13.41’de bitecek birinci arttırmada ihale alıcılarının 13.40’da 1.500.000.000 TL gibi afaki bir pey sürerek diğer katılımcıların sürülen peyin üstüne çıkmalarının engellendiği, şikayet konusu ikinci arttırmada ise sadece paydaş ihale alıcılarının teklif sunduğu ve 911.514 TL pey sürerek ihaleyi kazandıkları, birinci arttırmada sağlıklı teklif yapılmasının engellenerek ikinci arttırmanın yapılmasını sağlayan ve muhammen bedelin %50’si tutarı ile taşınmazı alan ihale alıcılarının ihaleye fesat karıştırdıkları gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>7343 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile değişik 2004 Sayılı İİK'nın "ihalenin yapılması" başlıklı 115. maddesinde; "...İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde alınan teminat iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından düşülmek üzere hak sahiplerine alacaklarına mahsuben ödenir.</p>

<p>İcra müdürü, asgari ihale bedelinin teklif edilmediği, en yüksek teklif verenin ihale bedelini yatırmadığı veya teklif verme süresinin bitiminden önce borcun ödendiği hâllerde, ihalenin yapılamadığını veya iptal edildiğini tutanakla tespit eder. Asgari ihale bedelinin teklif edilmediği veya en yüksek teklif verenin ihale bedelini yatırmadığı hâllerde ikinci artırma, birinci artırmadaki şartlar çerçevesinde daha önce ilan edilen tarihte başlar."</p>

<p>30.11.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7343 sayılı Kanun'un 32. maddesi ile 2004 sayılı İİK'nın 133. maddesi ilga edilmiş olup İİK'nın geçici 18. maddesi ile de uygulamaya ilişkin geçiş süreci düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, elektronik satış uygulamasına geçilen mahallere ilişkin Adalet Bakanlığınca yayınlanan listeye göre tüm ülke genelinde uygulamaya 02.01.2023 tarihinde geçildiği, satış kararı 26.04.2023 tarihli olduğu dikkate alındığında değişikliklerin somut olayda uygulanmasının gerektiği, bu minvalde yeni düzenlemeye göre aynı satış kararında belirlenen birinci ve ikinci arttırma tarihlerindeki her bir ihale bağımsız niteliktedir.</p>

<p>15.06.2023 bitiş tarihli birinci arttırmaya ilişkin E-Satış Arttırma İşlem Kaydı Raporu incelendiğinde, ihale alıcıları paydaşlardan başka pey sürenin olmadığı, ilk peyin 15.06.2023 tarihinde 13.23’te 1.200.000 TL olarak sürüldüğü, ardından 13.35’te 1.400.000 TL pey sürüldüğü, daha sonra 13.40’ta 1.500.000.000 TL pey sürüldüğü, son olarak 1.500.001.514 TL pey sürüldüğü, ihalenin alıcılar üzerinde kaldığı ancak süresi içinde ihale bedelinin ödenmemesi üzerine ihalenin iptal edilerek yapılan ikinci ihalede 911.514,00 TL pey sürerek alıcıların ihaleyi aldığı görülmektedir. İcra ve İflas Kanunu'nda birinci ihaleyi alıp ihale bedelini ödemeyerek ihalenin iptaline neden olan alıcıların ikinci ihaleye katılmalarına yasal bir engel bulunmamaktadır. Öte yandan ihale alıcılarının ihalenin son günü pey sürmesi ve o zaman kadar başka bir kimsenin de pey sürmediği göz önüne alındığında fahiş pey sürerek ihaleye katılımın engellendiğinden de söz edilemez.</p>

<p>O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı gerekçe ile şikayetçilerin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>İhale alıcılarının temyiz itirazlarının kabulü ile Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 16.09.2025 tarih ve 2025/972 E.-2025/932 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'n ın 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258257-e-20257645-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 23:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="79932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Tedbirinde Azami Sürenin Belirlenmesi ve Kanun Yolları Bakımından Tutukluluk Tedbiri ile Karşılaştırmalı Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinde-azami-surenin-belirlenmesi-ve-kanun-yollari-bakimindan-tutukluluk-tedbiri-ile-karsilastirmali-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinde-azami-surenin-belirlenmesi-ve-kanun-yollari-bakimindan-tutukluluk-tedbiri-ile-karsilastirmali-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Anayasa Mahkemesi’nin Konuya Bakış Açısı ve Son Kararı</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m.109 ve devamında düzenlenen adli kontrol müessesi ile ilgili olarak uygulamada birçok sorunla karşılaşılmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirine-iliskin-sorunlar" rel="dofollow">[1]. </a>Adli kontrol tedbirleri için Kanunda öngörülen azami sürelerin hesaplanmasında istinaf ve temyiz yolunda geçen sürelerin dikkate alınmaması sorunu bunlardan biridir.</p>

<p><strong>Konu hakkında daha önce yayımlanan<a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinin-kuvvetli-suc-suphesine-dayanmasi-zorunlu-mudur" rel="dofollow"> bir yazımızda özetle<strong>[2]</strong>;</a></strong> kanun yolu aşamalarından geçen sürenin adli kontrol tedbirinin süresinin hesabında dikkate alınmamasının, yani ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı ile birlikte tedbir süresinin kesildiğinin kabul edilmesinin Kanunun lafzına uygun olmadığını, <strong>bu yaklaşımın esasen tutukluluk süresinin hesaplanmasında başvurulan “suç isnadına bağlı tutukluluk” ve “mahkumiyete bağlı tutukluluk” (“hükmen tutukluluk” veya “hüküm özlü tutukluluk”) ayırımına dayandığını,</strong> Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (YCGK’nın) 12.04.2011 tarih, 2011/1-51 E. ve 2011/42 K. sayılı kararında kabul edilen bu ayırımın da Kanunun lafzına ve sistematiğine aykırı olduğunu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu ayırımı, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM’ın) “uzun tutukluluk” şikayetlerini incelerken ortaya koyduğu ölçütlere dayandırdığını, oysa İHAM tarafından yapılan yorumların İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne (İHAS’a) özgü “özerk” yorumlar olduğunu ve bunların olduğu gibi iç hukuka aktarılmasının hatalı sonuçlara yol açacağını, ayrıca İHAS’ta azami tutukluluk sürelerine ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, İHAM’ın başvurduğu ayırımın tutuklulukta geçen sürenin “makul” olup olmadığının tespitinde kullanıldığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından daha yüksek güvenceler öngören iç hukuk kuralları mevcut iken İHAM içtihadına atıfla kişi hürriyeti ile ilgili güvenceleri zayıflatacak yorumlarda bulunmanın insan hakları hukukunun amacına ve mantığına aykırı olduğunu, dahası Anayasa Mahkemesi’nin de (AYM’nin) YCGK ve İHAM içtihadına dayanarak, Kanunda yer almayan “suç isnadına bağlı tutukluluk” ve “mahkumiyete bağlı tutukluluk” ayırımını benimsediğini ifade etmiş, sonuç olarak Anayasanın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ortaya koyduğu standartları esnetmek için İHAM içtihadının kullanılmasını <a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow">eleştirmiştik[3].</a></p>

<p><strong>“Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı İHAS m.53’e göre;</strong> <i>“Bu sözleşme hükümlerinden hiçbirisi, herhangi bir yüksek sözleşmeci tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir sözleşme uyarınca tanınmış olabilecek insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek biçimde yorumlanamaz”</i>. Konu bu kadar nettir ve bu konu ile ilgili iç hukuk itirazımızda da haklıyız.</p>

<p><strong>AYM Genel Kurulu; 16.04.2026 tarih ve 33226 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan V.K. kararında (B. No: 2023/95649, 16/12/2025),</strong> bu tartışmaya önemli bir katkı sunmuştur. Yüksek Mahkeme; tutukluluk süresinin hesaplanmasında kullanılan ayırımı sürdürmekle birlikte, bu yaklaşımın adli kontrol tedbirleri bakımından uygulanamayacağını açıkça belirtmiştir. Buna göre, adli kontrol tedbirleri için öngörülen azami sürelerin hesabında kanun yolu aşamasında geçen süreler de dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Başvuruya konu olayda, başvurucu hakkında 21.08.2016 tarihinde terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmış ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. 04.10.2018 tarihinde başvurucu hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedilmiş, ancak kararda adli kontrol tedbirine ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. İstinaf başvurusu 07.10.2019 tarihinde esastan reddedilmiş, bu kararda da adli kontrole dair bir değerlendirme yer almamıştır.</p>

<p>Temyiz incelemesi devam ederken, 05.10.2023 tarihinde, başvurucu yasadışı yollarla yurt dışına çıkmaya çalıştığı şüphesiyle açık denizde bulunan bir tekne içinde yakalanmış, sorgusunun ardından adli kontrol tedbirine uymadığı gerekçesiyle tutuklanmıştır. Tutuklama kararında; CMK m.110/A’da terör suçlarında adli kontrol tedbirleri için azami yedi yıllık sürenin öngörüldüğü, bununla birlikte kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesabında dikkate alınmayacağı belirtilmiştir. Bu karara karşı yapılan itirazda; yedi yıllık sürenin dolmasıyla birlikte adli kontrol tedbirinin kendiliğinden ortadan kalktığı, Kanunda tedbirin süresiyle ilgili olarak mahkumiyet kararından önce veya sonra şeklinde bir ayırım yapılmadığı ileri sürülmüşse de bu itiraz kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>AYM, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Adli kontrol altında geçecek süre” başlıklı CMK m.110/A’da; adli kontrolle ilgili azami süreler konusunda, suçun ağır cezalık olup olmaması dışında soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayırım yapılmadığı gibi, hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayırıma da gidilmediğini, istinaf ve temyiz yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesaplanmasında dikkate alınmayacağı kuralının yalnızca suç isnadına bağlı tutuklamalarda geçerli olduğunu, suç isnadına bağlı tutuklama ile mahkumiyete bağlı tutuklamanın farklı hukuki durumlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararıyla birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk halinin sona erdiğini, mahkumiyete bağlı tutma ile suç isnadına bağlı tutma arasındaki nitelik farkından kaynaklanan bu ayırımın <i>“özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu”</i> ileri sürmenin mümkün olmadığını, dolayısıyla hüküm verildikten sonra adli kontrol tedbirinde geçen sürenin de hesaba katılması gerektiğini, somut olayda başvurucunun azami süresi aşılmış bir adli kontrol tedbirine uymadığı için tutuklandığını, süresi dolmuş bir tedbire uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir (§ 40-41).</p>

<p>“Adli kontrol” başlıklı CMK m.109/3’de çeşitli seçenekleri bulunan adli kontrol tedbiri, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını farklı düzeylerde sınırlamaktadır. Kanun koyucu; bu tür tedbirler için azami süreler öngörerek, sınırlamaların ölçüsüz hale gelmesinin önüne geçmeyi hedeflemiştir. Bu açıdan bakıldığında, Genel Kurul kararının hak ve özgürlüklerin korunmasına önemli bir katkı sunduğu açıktır. Nitekim somut olayda olduğu gibi soruşturma aşamasında verilen bir adli kontrol kararı, düzenli ve titiz bir değerlendirmeye tabi tutulmadan yıllarca yürürlükte kalabilmektedir. Yargılamanın makul bir sürede bitirilmemesinin külfeti sanığa yüklenmemelidir.</p>

<p><strong>II. Tutukluluk Tedbiri Kapsamında Görüşümüz ve Değerlendirmemiz</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Koruma Tedbirleri” başlıklı Dördüncü Kısmında düzenlenen tutuklama ile adli kontrol; Kanundaki yerlerinden de anlaşılacağı üzere birer koruma tedbiri olup, bunlarla ulaşılmaya çalışılan amaç, muhakemenin olabilecek en kısa sürede sonuçlandırabilmek, maddi hakikate ve adalete ulaşılabilmesi için delilleri toplamak, şüpheliyi veya sanığı elde tutmak ve muhakeme sonucu verilecek kararın infazını sağlayabilmektir.</p>

<p>Tutuklama ve adli kontrol; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.5 ile Anayasa m.19’da güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanması anlamına geldiğinden, bunların Kanunda düzenlenen şartlarının varlığı halinde, ölçülü şekilde tatbik edilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle; aynı zamanda makul sürede yargılanma hakkının da bir gereği olarak, tutuklulukta ve adli kontrolde geçebilecek azami süreler, CMK m.102 ile m.110/A’da düzenlenmiştir. Ancak bu sürelerin hangi aşamaları, ne kadar kapsadığı hakkında tartışma bulunmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/tutuklulukta-ve-adli-kontrolde-gececek-surelerin-hesabi-ve-kronik-rahatsizliklar" rel="dofollow">[4].</a></p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>her ne kadar tutuklulukta ve adli kontrolde geçecek azami sürelerin Kanunla belirlenmesindeki amaç, İHAS m.5’e, Anayasa m.36’ya ve m.141’e göre makul sürede yargılanma hakkı ile tedbirin cezalandırma boyutuna varmaması ise de, CMK m.102/2’de geçen <i>“uzatma süresi toplam üç yılı (…) geçemez” </i>ibaresi, 2+1 yıl uzatma olacak şekilde değil, 2+3 yıl, yani tutukluluk süresi toplam 5 yıl olabilecek şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı aleyhine yorumlanmaktadır. Tutuklulukta uzatma süresini ana süreden uzun sayan bu görüşün bir mantığı ve haklılığı olmadığı gibi, aleyhe görüş Kanunun lafzına da uygun düşmemektedir. Ancak uygulamada aleyhe yorumun yerleşik hale geldiği, hem uzatma süresinin ağır cezalık işlerde 3 yıl kabul edildiği ve hem de istinaf ve temyiz kanun yollarında geçen sürelerin azami tutukluluktan sayılmadığı görülmektedir.</p>

<p>CMK m.102/1-2’nin hangi aşamaları kapsadığı konusunda ise esasen hükmün lafzı yoruma açık değildir. Hüküm; ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve girmeyen işler diyerek açık bir ayırıma gitmiş olup, işin niteliğine göre kovuşturma aşamasının bütününü, bir başka ifadeyle ilk derece, istinaf ve temyiz aşamalarının tümünü kapsayacak şekilde bir düzenleme içermektedir. <strong>Buna göre; </strong>“kanunilik” ilkesi gereği, belirtilen sürelerin tüm kovuşturma aşamasını kapsaması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Ancak uygulamada durumun farklı olduğu, hükümde belirtilen sürelerin sadece ilk derece yargılamasını kapsadığının kabul edildiği, bu ayırıma ise “hükmen tutukluluk” veya “hüküm özlü tutukluluk” gibi kavramlar oluşturularak gidildiği görülmektedir.</strong></p>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>soruşturma aşamasında geçerli olan azami tutukluluk süresi CMK m.102/4’de gösterildiğine göre, CMK m.102/1-2’de yapılan ayırımın, kovuşturma aşamasına ilişkin olduğuna dair şüphe bulunmamasına rağmen, suçsuzluk/masumiyet karinesi ile “sanık” sıfatı yok sayılarak, hükümde gösterilen azami sürelerin sadece ilk derece yargılamasını kapsadığını kabul etmek ve buna gerekçe olarak İHAM’ın uygulamasını göstermek, “kanunilik” ilkesine açıkça aykırı olup, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’ü de ihlal etmektedir. Çünkü temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması konusunda iç hukukumuz İHAS’tan daha yüksek bir standart öngörmüştür ve uygulama ile bu sınır, Kanunun lafzına aykırı şekilde genişletilmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow">[5].</a></p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>istinaf ve temyiz kanun yolları aşamalarında CMK m.2/1-b,f uyarınca kovuşturma aşaması ve sanıklık sıfatı devam ettiğinden, CMK m.102’de öngörülen azami tutukluluk sürelerinin dikkate alınması ve kanun yollarında geçen sürelerin tutukluluk sürelerinden mahsubu gerekir. Bu kabul, “Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı İHAS m.53’e de uygundur. İç hukukta bireyin daha yararına kurallar öncelikle gözetilip uygulanır<a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow">[6].</a></p>

<p><strong>AYM; kanun yolunda geçen sürelerin azami süre hesabına dahil edilmesi gerektiğini belirtirken, <i>“Adli kontrolle ilgili azami süreler belirlenirken 5271 sayılı Kanunda soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayırım da yapılmamıştır”</i> gerekçesine dayanmaktadır. Buna tamamen katılmakla birlikte, aynı gerekçenin tutukluluk süresinin hesabında kullanılmaması kanımızca tutarsızlık oluşturmaktadır.</strong> Nitekim 5271 sayılı CMK, tutuklama tedbiri yönünden de hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayırım yapmamaktadır. AYM’nin tutuklama sözkonusu olduğunda Kanunda öngörülmeyen bir ayırıma başvurması, adli kontrol tedbirleri sözkonusu olduğunda ise bu ayırımın kanuni dayanağının bulunmadığını söylemesi izaha muhtaç bir değerlendirmedir. AYM’ye göre; suç isnadına bağlı tutuklama ile hükme bağlı tutuklama arasındaki “nitelik farkı”, bu farklı yaklaşımı haklılaştırmaktadır. İlk derece mahkemesinin mahkumiyet kararıyla birlikte suç isnadına bağlı tutuklama halinin son bulması, kuşkusuz sanığın hukuki durumunu etkilemektedir; zira hükme bağlı tutuklamada, suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinden en az birinin varlığı aranmamakta, mahkumiyet kararı tek başına kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklılaştırmaktadır. Buna karşın tutuklu kişi CMK’ya göre hala sanık konumunda olup suçsuzluk/masumiyet karinesinden yararlanmaktadır. Tutuklu sanığın kanun yolu aşamasında tahliye edilmesinin de mümkün olduğu gözönüne alındığında, tutuklulukta geçen sürenin mahkumiyet sonrası tutukluluğu kapsamaması kanaatimizce temellendirilmiş bir yaklaşım değildir.</p>

<p>Kanunda yeri olmayan, İHAM içtihadından alınarak hatalı uygulanan bu ayırımdan vazgeçilmesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına, İHAS’a göre daha yüksek koruma sağlayan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun zorunlu bir gereğidir. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 gözardı edilemez.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> adli kontrol ve tutuklama tedbirlerinin azami süreleri konusunda devam eden ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına hukuka aykırı sınırlama getiren, kanun yolları aşamasında geçen sürelerin hesaba katılmamasından vazgeçilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirine-iliskin-sorunlar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirine-iliskin-sorunlar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirine-iliskin-sorunlar</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinin-kuvvetli-suc-suphesine-dayanmasi-zorunlu-mudur" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinin-kuvvetli-suc-suphesine-dayanmasi-zorunlu-mudur" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinin-kuvvetli-suc-suphesine-dayanmasi-zorunlu-mudur</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3] https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/tutuklulukta-ve-adli-kontrolde-gececek-surelerin-hesabi-ve-kronik-rahatsizliklar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4] https://www.hukukihaber.net/tutuklulukta-ve-adli-kontrolde-gececek-surelerin-hesabi-ve-kronik-rahatsizliklar</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinde-azami-surenin-belirlenmesi-ve-kanun-yollari-bakimindan-tutukluluk-tedbiri-ile-karsilastirmali-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/tera77a.jpg" type="image/jpeg" length="33028"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YAKALAMA VE GÖZALTI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yakalama-ve-gozalti-ersan-sen-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yakalama-ve-gozalti-ersan-sen-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Baştan söylemek isteriz ki;</strong> yakalama ve gözaltı tedbirlerini düzenleyen CMK m.90 ila m.99 ve ifade veya sorgu için çağrı ile zorla getirmeyi düzenleyen CMK m.145 ve m.146 gözden geçirilmeli, bu hükümlerde lüzumlu değişikliklere gidilmelidir, çünkü bu hükümler ile uygulama çelişmektedir.</p>

<p>Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını kısıtlayan tedbirlerden yakalama ve gözaltı CMK m.90 ila m.99’da, ifade veya sorgu için çağrı ile zorla getirme ise CMK m.145’de ve m.146’da düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> gözaltının ön şartı yakalamadır, CMK m.90’a uygun şekilde yakalama tedbirine başvurulmadan, Cumhuriyet savcısı tarafından m.91’de düzenlenen gözaltına alma kararı verilemez. Yakalama tedbirine ancak suçüstü halinde başvurulabilir. “Suçüstü” kavramının ne anlama geldiği, CMK m.2/1-j’de ve m.90/1-a,b’de tanımlanmıştır. Uygulamada, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun mütemadi, yani neticesi devam eden suçlardan olduğundan bahisle bu suçun “suçüstü” kapsamında sayıldığı ve buna göre soruşturmaların yapıldığı bilinmektedir.</p>

<p><strong>Bunun dışında;</strong> soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının talebi üzerinde sulh ceza hakimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir ya da tutuklama talebinin reddi kararına Cumhuriyet savcısı itiraz ettiğinde, itiraz mercii tarafından yakalama emri çıkarılabilir.</p>

<p><strong>Sonuçta; </strong>yakalama tedbiri ancak suçüstü halinde veya CMK m.98’in ilk üç fıkrasında gösterilen durumlarda uygulanabilir, yakalama olmadan gözaltına alma kararı verilemez.</p>

<p><strong>Bunların dışında uygulanan yakalama ve gözaltına alma tedbirleri hukuka aykırıdır.</strong> Bu tedbirlerde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı aleyhine genişletme yapılmak isteniyorsa; Anayasa m.13’e, m.19’a ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.5’e uygun olmak kaydıyla, CMK m.90 ila m.99’da değişikliğe gidilebilir, fakat bu değişiklik yapılıncaya kadar uygulamanın yasal düzenlemelere uygun yapılması gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> CMK m.145’de ifade ve sorgu için çağrı ve m.146’da zorla getirme tedbirleri düzenlenmiştir. Yakalamanın ve gözaltına almanın yasal şartları yoksa, ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davet edilir. Çağrı, yani davet, ifade alma veya sorgu için asıl yöntemdir. İstisna olan zorla getirmedir. CMK m.146’ya göre; hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli sebepler bulunan veya çağrı üzerine gelmeyen şüphelinin veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebilir. Zorla getirme, yakalama ve gözaltına alma tedbirlerinin bir alternatifidir. Zorla getirmede gözaltına alma uygulanmaz. Kolluk; şüpheliyi veya sanığı doğrudan Cumhuriyet savcısına, hakime veya mahkemeye götürür. Çağrı ve zorla getirme kararları; Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından verilir.</p>

<p>Kovuşturma aşamasında CMK m.199 uyarınca mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme veya yakalama emri ile getirilmesine her zaman karar verebilir.</p>

<p><strong>Bu usuller dışında uygulanan yakalama, gözaltı, çağrı ve zorla getirme tedbirleri ve sonuçları hukuka aykırıdır.</strong> Bu yolla elde edilen deliller hukuka aykırı olacağı gibi, yasal şartlar oluşmadan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması da gündeme gelir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> yakalama, gözaltı, çağrı ve zorla getirme tedbirleri gözden geçirilerek, anlaşılır bir şekilde, çelişkiye ve karışıklığa düşülmeden Anayasa ve İHAS hükümleri çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir. Yasal düzenlemeden farklı uygulamalar, ister istemez Anayasa m.2, m.13, m.19, m.38/6, m.138/1, İHAS m.5 ve CMK m.90 ila m.99 ve m.145 ve m.146, m.206/2-a ve m.217/2 aykırılıklarına yol açmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yakalama-ve-gozalti-ersan-sen-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisaasd.jpg" type="image/jpeg" length="42517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Yabancıların Çalışma İzni ve İkamet İzinleri Rejimi: Mevzuat, Uygulama, Yargı Kararları ve AİHM Perspektifi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiyede-yabancilarin-calisma-izni-ve-ikamet-izinleri-rejimi-mevzuat-uygulama-yargi-kararlari-ve-aihm-perspektifi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiyede-yabancilarin-calisma-izni-ve-ikamet-izinleri-rejimi-mevzuat-uygulama-yargi-kararlari-ve-aihm-perspektifi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h3><strong>1. Giriş: Yabancıların Çalışması Neden “İzin Rejimi” ile Düzenlenir?</strong></h3>

<p>Türkiye’de yabancıların çalışma hakkı, bir yandan <strong>çalışma özgürlüğü</strong>, <strong>özel hayatın korunması</strong>, <strong>aile hayatına saygı</strong>, <strong>ayrımcılık yasağı</strong> gibi temel haklarla temas ederken; diğer yandan devletin <strong>göç yönetimi</strong>, <strong>işgücü piyasasının korunması</strong>, <strong>kayıt dışı istihdamla mücadele</strong>, <strong>kamu düzeni/kamu güvenliği</strong> gibi meşru amaçlarıyla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle Türk hukukunda yabancının çalışması, genel kural olarak “serbest” bırakılmamış; <strong>çalışma izni alma zorunluluğu</strong> getirilmiştir.</p>

<p>6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu (UİK) bu alanın omurgasını oluşturur. Kanun md. 6, çalışma izni olmaksızın çalışma/çalıştırma fiilini yasaklayarak; hem yabancı çalışanı hem işvereni hukuki bir rejime bağlar. Bu yasak yalnızca idari bir formalite değildir: sosyal güvenlik sistemine giriş, SGK primleri, ücret kriterleri, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri gibi pek çok alanın “kapısını” çalışma izni açar.</p>

<p>Bu çerçevede, çalışma izni sistemi yalnızca “yabancıyı sınırlamak” için değil; aynı zamanda <strong>yabancının emeğini kayıt içine almak</strong>, sosyal güvenlik haklarını görünür kılmak ve çalışma hayatında asgari standartları korumak için de tasarlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin bazı bireysel başvuru kararlarında da (özellikle belirli sektörlerde ücret/SGK kriterleri bağlamında) kayıt dışılık ve işgücü politikası gerekçelerinin altı çizilmektedir.</p>

<h3><strong>2. Çalışma İzni Kavramı, Türleri ve Hukuki Sonuçları</strong></h3>

<h4><strong>2.1. Çalışma izninin temel niteliği</strong></h4>

<p>Çalışma izni; yabancıya Türkiye’de belirli şartlarla <strong>çalışma ve çoğu durumda ikamet</strong> imkânı veren idari bir izindir. UİK md. 6 uyarınca yetkili merci, uluslararası işgücü politikasını esas alarak (kriterlere göre) izni değerlendirir.</p>

<p>Çalışma izninin en kritik hukuki sonucu şudur: Çalışma izni olmadan fiilen çalışmak mümkün olsa bile, bu çalışma çoğu durumda <strong>hukuka aykırı çalışma</strong> niteliği taşır ve bu durum (i) idari yaptırımlar, (ii) sosyal güvenlik uyuşmazlıkları, (iii) sınır dışı/ikamet ihlali gibi sonuçlar doğurabilir.</p>

<h4><strong>2.2. Çalışma izni türleri (UİK md. 10)</strong></h4>

<p>UİK md. 10’un sistematiği çerçevesinde:</p>

<p>• Süreli çalışma izni: İlk başvuruda genellikle en çok 1 yıl; uzatmalarda 2 yıl ve 3 yıla kadar uzayabilen, işveren ve işyeri/iş bazında şekillenen izin türüdür.</p>

<p>• Süresiz çalışma izni: Uzun dönem ikamet izni olan veya en az sekiz yıl kanuni çalışma izni bulunan yabancıya tanınabilen, daha güçlü statüdür. Ancak Kanun açıkça “mutlak hak sağlamaz” diyerek idarenin takdir alanını vurgular.</p>

<p>• Bağımsız çalışma izni: Kendi adına ve hesabına çalışmayı hedefleyen yabancılar için öngörülen statüdür (uygulamada nitelik, yatırım, ekonomik katkı gibi kriterlerle ilişkilidir).</p>

<p>• İstisnai/özel statü mekanizmaları (Turkuaz Kart gibi): Bu metinde ayrıntıya girmeden belirtmek gerekir ki Türk sistemi bazı nitelikli yabancılar için özel kart/izin türleri öngörebilir; bunlar çoğu zaman “nitelikli işgücü” ve “ekonomik katkı” yaklaşımı ile tasarlanmıştır.</p>

<h4><strong>2.3. Çalışma izninin değerlendirme kriterleri ve “takdir yetkisi”</strong></h4>

<p>UİK Uygulama Yönetmeliği md. 22; yabancının eğitimi, ücreti, dili; işverenin sermaye/ciro/istihdam kapasitesi; kamu düzeni; işgücü piyasasında aynı işi yapabilecek kişi bulunup bulunmadığı gibi çok parametreli bir değerlendirme öngörür. Bu yapı, idareye geniş bir analiz alanı sağlar. Ancak bu takdir alanı keyfilik anlamına gelmez; Danıştay içtihatlarında idari işlemlerin sebep unsuru başta olmak üzere hukuka uygunluk denetimi vurgulanır.</p>

<h3><strong>3. İkamet (Oturum) İzinleri: Türler, Amaçlar ve Çalışma İzni ile İlişkisi</strong></h3>

<h4><strong>3.1. İkamet izninin fonksiyonu</strong></h4>

<p>6458 sayılı YUKK md. 30; ikamet izni türlerini sayar: kısa dönem, aile, öğrenci, uzun dönem, insani vb. İkamet izni temelde “Türkiye’de kalma” hakkını düzenler. Kural olarak ikamet izni, yabancıya otomatik bir çalışma hakkı vermez. Çalışma için ayrıca UİK sisteminde izin gerekir (istisnalar hariç).</p>

<p>Bu ayrım uygulamada sıklıkla karıştırılır: Örneğin aile ikamet iznine sahip yabancının Türkiye’de kalması hukuka uygun olsa bile, çalışma izni olmadan çalışma hâlinde <strong>çalışma hukuka aykırı</strong> hale gelir.</p>

<h4><strong>3.2. Kısa dönem ikamet izni (YUKK md. 31)</strong></h4>

<p>Kısa dönem ikamet izni çok çeşitli amaçlarla verilebilir: turizm, taşınmaz, ticari bağlantı, eğitim/kurs vb. Ancak md. 31’in “verilebilir” dili, idarenin değerlendirme alanını gösterir. Ayrıca kısa dönem ikamet, çoğu senaryoda yabancının Türkiye’de “bulunmasını” sağlar; çalışabilmesi için ayrı izin değerlendirmesi gerekir.</p>

<h4><strong>3.3. Aile ikamet izni (YUKK md. 34)</strong></h4>

<p>Aile ikamet izni; Türk vatandaşının veya belirli statü sahiplerinin yabancı eşine/çocuklarına verilebilir. Burada iki kritik nokta vardır: 1) Aile ikamet izni, yabancının Türkiye’de aile birliği içinde kalmasını sağlar. 2) Ancak çalışma hakkı, UİK sisteminde ayrıca değerlendirilir. Uygulamada aile ikamet izni sahibi yabancılar için çalışma izni başvurusu yapılırken bazı kolaylaştırıcı hükümler/uygulama yaklaşımları görülebilir; yine de temel ilke: “ikamet ≠ otomatik çalışma”.</p>

<h3><strong>4. Yargı Kararları Işığında Çalışma İzni – SGK – Hizmet Tespiti – Kamu Düzeni Eksenleri</strong></h3>

<p>Bu bölümde, talebin doğrultusunda yargı kararlarından çıkan ana ilkeleri tematik olarak ele alıyorum.</p>

<h4><strong>4.1. “Çalışma izni olmadan çalışma/çalıştırma yasaktır” ilkesinin yargısal yansımaları (Yargıtay)</strong></h4>

<p>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararlarında, çalışma izni bulunmayan yabancının çalışma ilişkisine dair uyuşmazlıklarda (özellikle SGK/hizmet tespiti/iş kazası gibi konularda) izin durumunun araştırılmasının kritik olduğu vurgulanır. Bu yaklaşımın temel nedeni, sosyal güvenliğin <strong>kamu düzeni</strong> ile ilişkili görülmesidir.</p>

<p>Örneğin, Yargıtay kararlarında 6735 sayılı Kanun’daki yasak hükmü (çalışma izni olmaksızın çalışma/çalıştırma yasağı) açıkça zikredilmekte; yabancının izninin olup olmadığının tespiti gerektiği belirtilmektedir.</p>

<h4><strong>4.2. Sosyal güvenliğin kamu düzeni boyutu (Yargıtay)</strong></h4>

<p>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, sosyal güvenliği kamu düzeni kapsamında değerlendiren ve devletlerin sosyal güvenlik sistemine katılım koşullarını kendi düzenlemeleriyle belirleyebileceğini vurgulayan bir çizgiye sahiptir. Bu, şu pratik sonuçları doğurur:</p>

<p>• Çalışma izni yoksa, SGK kapsamı ve sigortalılık statüsü tartışmalı hale gelebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Mahkemeler çoğu kez, iş kazası/hizmet tespiti gibi davalarda ön mesele olarak çalışma iznini araştırma gereği duyar.</p>

<h4><strong>4.3. İdarenin çalışma izni işlemlerinde sebep unsuru ve yargısal denetim (Danıştay)</strong></h4>

<p>Danıştay kararları, çalışma izni iptali/ret gibi idari işlemlerde; işlemin “sebep” unsurunun hukuka uygunluğunun denetlenebileceğini vurgular. Çalışma izni idari bir işlem olduğundan, idare gerekçesini mevzuata ve somut olgulara dayandırmalı; aksi halde işlem iptal edilebilir.</p>

<h4><strong>4.4. Anayasa Mahkemesi yaklaşımı: kayıt dışılıkla mücadele, kriterler ve yabancı emeğinin korunması</strong></h4>

<p>Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararlarında; yabancıların çalışma izni sisteminin gerekçesi olarak kayıt dışılıkla mücadele, bürokrasinin azaltılması, 6458 ile uyum gibi amaçlara değinildiği görülür. Ayrıca belirli meslek gruplarında ücret/SGK primleri ve işgücü politikası kriterleriyle yabancının ve kamu sisteminin menfaatlerinin korunmasına işaret eden değerlendirmeler bulunur.</p>

<h3><strong>5. Uygulamada Şartlar ve Stratejik Noktalar</strong></h3>

<h4><strong>5.1. Başvuru kanalı (yurt içi / yurt dışı) ve ikamet şartı</strong></h4>

<p>UİK Uygulama Yönetmeliği md. 15 ve devamı; başvurunun kural olarak dış temsilcilik üzerinden başlayabileceğini, bazı hallerde yurt içinden sistem üzerinden yapılabileceğini düzenler. Uygulamada sık karşılaşılan hata: Yabancı, ikamet izniyle Türkiye’de bulunurken “çalışmaya başlayıp sonra izin alırım” zannıyla çalışmaya başlamakta; bu durum hem yabancı hem işveren için ciddi risk doğurmaktadır.</p>

<h4><strong>5.2. Ret sebepleri: kamu düzeni/kamu güvenliği, giriş yasağı, eksik belge</strong></h4>

<p>Yönetmelik md. 23; ret sebeplerini geniş biçimde sayar. Özellikle:</p>

<p>• Milli güvenlik/kamu düzeni/kamu sağlığı,</p>

<p>• Türkiye’ye girişine izin verilmeyecekler,</p>

<p>• Süresinde tamamlanmayan başvurular,</p>

<p>• Harç ve değerli kâğıt bedelinin yatırılmaması,</p>

<p>ret sebebi olabilir.</p>

<p>Bu alanlarda en kritik pratik öneri: Başvuru “dosya yönetimi” titizlikle yürütülmelidir (eksik belge, yanlış beyan, süre kaçırma gibi nedenler ret doğurur).</p>

<h4><strong>5.3. Çalışma izni – ikamet izni ilişkisinde “statü planlaması”</strong></h4>

<p>Yabancının hedefi (uzun dönem yerleşim mi, geçici kalış mı, aile birliği mi, eğitim mi, yatırım mı) doğru belirlenmeden yapılan izin planlaması, ileride:</p>

<p>• İzin uzatmalarının reddi,</p>

<p>• Statü geçişlerinin zorlaşması,</p>

<p>• Sosyal güvenlik günlerinin “boşa düşmesi”,</p>

<p>gibi sonuçlar yaratabilir.</p>

<p>Bu nedenle çalışma izni, sadece “işe girmek için alınan belge” değil; yabancının Türkiye’deki hayat planının hukuki omurgasıdır.</p>

<h3><strong>6. AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Perspektifi: Çalışma Hakkı, Özel/Aile Hayatı ve Ayrımcılık</strong></h3>

<p>AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) sisteminde “çalışma hakkı” doğrudan, tek başına ve genel bir hak olarak düzenlenmiş bir madde değildir. Buna rağmen yabancıların çalışma ve ikamet rejimi çoğu zaman AİHM incelemelerinde şu haklarla kesişir:</p>

<p>• Madde 8 (Özel hayat ve aile hayatına saygı): Çalışma izni/ikamet rejimi, kişinin aile hayatını fiilen sürdürebilmesini etkileyebilir. Özellikle aile birliği, çocukların durumu, uzun süreli yerleşik hayat gibi olgular, “orantılılık” testinde önem taşır.</p>

<p>• Madde 14 (Ayrımcılık yasağı): Yabancılara yönelik farklı muamele, meşru amaç ve makul/orantılı gerekçe temeline oturmalıdır.</p>

<p>• Ek Protokol 1 Madde 1 (Mülkiyetin korunması): Bazı dosyalarda “kazanılmış ekonomik değerler” (iş, işletme, yatırım) üzerinden tartışmalar doğabilir.</p>

<p>AİHM yaklaşımının ana kavramları genellikle şunlardır:</p>

<p>1) <strong>Meşru amaç</strong> (göç kontrolü, kamu düzeni, ekonomik düzen),</p>

<p>2) <strong>Kanunilik</strong> (öngörülebilir ve erişilebilir hukuk),</p>

<p>3) <strong>Orantılılık</strong> (bireyin somut durumuyla kamu yararı arasında adil denge),</p>

<p>4) <strong>Takdir marjı</strong> (devletlerin yabancılar hukukunda belli ölçüde takdir alanı).</p>

<p>Bu çerçeve, Türk hukukunda da Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemeleriyle paralel bir “denge” mantığına oturur: Devlet çalışma izni rejimi kurabilir; ancak uygulama, kişisel koşullar ve temel hak etkileri bakımından ölçüsüz sonuçlar doğurursa yargısal denetim gündeme gelir.</p>

<h3><strong>7. Sonuç Yerine: Hukuki Risk Haritası ve Politika Önerileri</strong></h3>

<p>Türkiye’de çalışma izni ve ikamet izinleri, birbirini tamamlayan fakat aynı şey olmayan iki statü alanıdır. En sık yapılan hata, ikamet izninin çalışma hakkı verdiği varsayımıdır. UİK md. 6’daki açık yasak hükmü nedeniyle, çalışma izni olmadan çalışma fiili hem işveren hem yabancı açısından çok boyutlu riskler taşır.</p>

<p>Yargıtay’ın sosyal güvenliği “kamu düzeni” içinde görmesi, mahkemelerin çalışma izni unsurunu sosyal güvenlik davalarının merkezine almasına neden olmaktadır. Danıştay ise idarenin işlem gerekçesini (sebep unsurunu) denetleyerek keyfiliği sınırlayan bir rol oynar. Anayasa Mahkemesi de sistemin kayıt dışılığı önleme, kamu yararı ve kriterler bağlamını görünür kılar.</p>

<p>Bu nedenle ideal strateji; yabancının hedefini (aile, eğitim, yatırım, uzun dönem yerleşim) belirleyerek ikamet statüsünü doğru seçmek ve çalışma amaçlanıyorsa en baştan çalışma izni sürecini mevzuata uygun yürütmektir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiyede-yabancilarin-calisma-izni-ve-ikamet-izinleri-rejimi-mevzuat-uygulama-yargi-kararlari-ve-aihm-perspektifi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5haas.jpg" type="image/jpeg" length="13094"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 2021/3132 E., 2024/68 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20213132-e-202468-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20213132-e-202468-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 03.01.2024 tarihli, 2021/3132 E., 2024/68 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İKİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2021/3132<br />
Karar No : 2024/68</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı<br />
VEKİLİ : I. Hukuk Müşaviri Yrd. V. …</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesince verilen … günlü, E:…, K:… sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem : Davacı; Gaziantep Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığı dönemde hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda, Z.K. isimli şahsı dinlemek amacıyla düzenlenen bilgi notu ile iletişime müdahale talep formunda imzasının bulunması nedeniyle "Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek" suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesi uyarınca "meslekten çıkarma" cezası ile tecziyesi gerekmekte ise de aynı Tüzük'ün 15. maddesi uyarınca "24 ay uzun süreli durdurma" cezası ile tecziyesine, suçun işlendiği tarih itibarıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 127. maddesi uyarınca disiplin cezası verme yetkisine ilişkin zamanaşımı süresi dolduğundan "dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına" ilişkin … günlü, … sayılı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararında yer alan "kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek suçunu işlediği sübuta erdiğinden, eylemine uyan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesi gereğince meslekten çıkarma cezası ile tecziyesi gerekmekte ise de, geçmiş olumlu hizmetleri birlikte değerlendirildiğinde, aynı tüzüğün bir alt ceza verilmesini düzenleyen 15 inci maddesi uyarınca 24 ay uzun süreli durdurma cezası ile tecziyesi" şeklindeki kısmın iptali istemiyle dava açmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : Danıştay Beşinci Dairesinin 26/04/2017 günlü, E:2016/28414, K:2017/11773 sayılı bozma kararına uyularak verilen ... İdare Mahkemesinin temyize konu kararıyla; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile disiplin soruşturması raporu ve eklerinin birlikte incelenmesi neticesinde; hakim kararına esas teşkil eden bilgi notunda ve talep formunda davacının imzasının bulunduğunun sabit olduğu, gerçek dışı bilgi ve emareler ileri sürerek Z.K. adlı şahsın iletişiminin denetlenmesine ilişkin tedbir kararının alınmasına sebebiyet verdiği, davacıya isnat olunan disiplin suçunun sübuta erdiği sonuç ve kanaatine varıldığı; her ne kadar fiil sübuta ermiş ise de, davacının 2011 yılında işlendiği tespit edilen fiillerden dolayı 2 yıllık ceza verme yetkisi zamanaşımına uğradığından dosyanın ilgili bölümlerinin işlemden kaldırılmasına yönelik tesis edilen dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, disiplin cezasına konu fiil yönünden ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığının tespiti halinde, idarece işin esasına girilemeyeceği, idarenin bu tespitle yetinmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN CEVABI : Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …<br />
DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin reddi ile İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince, Danıştay Beşinci Dairesi tarafından Danıştay Başkanlık Kurulunun 18/12/2020 günlü, K:2020/62 sayılı kararının "Ortak Hükümler" kısmının 6. fıkrası uyarınca ayrıca bir gönderme kararı verilmeksizin Dairemize iletilen dosyada, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı tarafından; Gaziantep Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığı dönemde hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda, Z.K. isimli şahsı dinlemek amacıyla düzenlenen bilgi notu ile iletişime müdahale talep formunda imzasının bulunması nedeniyle "Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek" suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesi uyarınca "meslekten çıkarma" cezası ile tecziyesi gerekmekte ise de aynı Tüzük'ün 15. maddesi uyarınca "24 ay uzun süreli durdurma" cezası ile tecziyesine, suçun işlendiği tarih itibarıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 127. maddesi uyarınca disiplin cezası verme yetkisine ilişkin zamanaşımı süresi dolduğundan "dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına" ilişkin 09/02/2015 günlü, 2015/26 sayılı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararında yer alan "kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek suçunu işlediği sübuta erdiğinden, eylemine uyan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesi gereğince meslekten çıkarma cezası ile tecziyesi gerekmekte ise de, geçmiş olumlu hizmetleri birlikte değerlendirildiğinde, aynı tüzüğün bir alt ceza verilmesini düzenleyen 15 inci maddesi uyarınca 24 ay uzun süreli durdurma cezası ile tecziyesi" şeklindeki kısmın iptali istemiyle temyizen incelenmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Zamanaşımı" başlıklı 127. maddesinde; "Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren;</p>

<p>a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına,</p>

<p>b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar." kuralına yer verilmiştir.<br />
08/03/2018 günlü, 30354 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un, meslekten çıkarma cezasını gerektiren fiillerin düzenlendiği 8/(6). maddesinin (h) bendinde; "Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek", "Zamanaşımı" başlıklı 29. maddesinde ise; "(1) Bu Kanunda sayılan fiilleri işleyenler hakkında bu fiillerin işlendiğinin disiplin amiri tarafından öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kısa ve uzun süreli durdurma cezalarında bir ay içinde, b) Meslekten çıkarma cezası ve Devlet memurluğundan çıkarma cezasında altı ay içinde, disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. (2) Disiplin cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. (3) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği, zincirleme suçlarda ise son suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.(4) (Anayasa Mahkemesinin 09/03/2023 günlü, E:2023/5, K:2023/45 sayılı kararıyla bu fıkra iptal edilmiştir. Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra -20/03/2024- yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.) Fiilin hatalı olarak vasıflandırıldığı veya düzeltilebilir bir şekil noksanlığı bulunduğu gerekçeleriyle disiplin cezasının mahkeme tarafından iptal edilmesi durumunda, kararın kesinleştiği tarihteki yetkili disiplin kurulu veya disiplin amiri, kararın tebliğinden itibaren ceza verme yetki ve sorumluluğu kapsamında yeniden değerlendirme yapar." hükümleri bulunmaktadır.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesinde; "Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek" fiili, meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar arasında sayılmış; "Bir alt ceza verilmesi" başlıklı 15. maddesinde de, kararın verildiği güne kadar geçmiş hizmetleri olumlu ve sicilleri iyi olan memurlara bu Tüzükte gösterilen cezanın bir derece aşağısının uygulanabileceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :</strong></p>

<p>Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup; memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi, kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler.</p>

<p>Bu bakımdan disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurullar pozitif olarak mevzuatta belirlenmekte, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konuyla ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmaktadır.</p>

<p>İlgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri, kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle disiplin soruşturmasını açmaya yetkili amirlerce uyulması zorunlu olan süreler olduğundan, bu süreler geçirildikten sonra yapılan disiplin soruşturması esas alınarak verilen disiplin cezaları hukuka aykırı olacaktır.</p>

<p>Kural olarak, zamanaşımına uğrayan bir fiille ilgili yapılan soruşturmada ilk önce fiilin belirlenmesi ve akabinde zamanaşımına uğrayıp uğramadığının değerlendirilmesi; zamanaşımı tespit edilmesi halinde ise, fiilin sübuta erip ermediği tartışılmadan zamanaşımına uğradığı saptanarak dosyanın işlemden kaldırılması gerekmektedir. Ancak zamanaşımına uğrayan fiile disiplin cezası dışında ayrıca bir idari yaptırım (örneğin, 3201 sayılı Kanun'un Geçici 28. maddesi gereğince başka kuruma atanma gibi) öngörülmüş ise, bu halde fiilin sübuta erip ermediği değerlendirilmesi yapıldıktan sonra zamanaşımı nedeniyle işlemden kaldırma kararı verilmelidir.</p>

<p>Uyuşmazlık konusu olan ve davacı hakkında tesis edilen işlemde, davacıya isnat edilen fiille yönelik değerlendirmeler yapılarak ve eylemin sübuta erdiği kanaati belirtilerek, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. ve 15. maddeleri gereğince 24 ay uzun süreli durdurma cezasıyla cezalandırılması gerektiğine yer verildikten sonra, zamanaşımı nedeniyle dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.</p>

<p>Disiplin kurulu kararının verildiği tarihte, ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Davacıya atfedilen soruşturma konusu eyleme yönelik ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğraması ve bu eylem nedeniyle verilen disiplin cezası (24 ay uzun süreli durdurma) için mevzuatımızda idari bir yaptırım belirlenmemesi karşısında, Mahkemece hukuki denetimin, fiillerin işlendiği tarih dikkate alınarak ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespitiyle sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Bu durumda; dava konusu olayda Yüksek Disiplin Kurulunca, davacının disiplin cezasını gerektirecek fiillerinin sübuta erip ermediği konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın, sadece isnat edilen eylemler için zamanaşımı süresinin dolduğunun saptanması, salt bu saptamayla yetinilmesi, hukuki sonuç doğurabilecek başkaca bir karar alınmaması ve dosyanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması gerekirken, fiil hakkında değerlendirme yapılarak ve sübuta erdiği kanaati belirtilerek dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına yönelik tesis edilen işlemde hukuka uyarlık; eylemlerin sübuta erip ermediğinin irdelenmesi suretiyle davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><br />
<strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE,</p>

<p>2. ... İdare Mahkemesince verilen … günlü, E:…, K:… sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun temyize konu ilk kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>3. Aynı maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası uyarınca, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen İdare Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>4. 2577 sayılı Yasa'nın (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş (15) gün içinde Danıştayda karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/01/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkta davacının; disiplin cezası verilmesini gerektiren bir eyleminin olmadığı ileri sürülerek, zamanaşımı bulunduğundan disiplin cezası verilmesiyle sonuçlanmayan ancak eylemleri sabit bulan işlemin iptalinin istenildiği, bu bakımdan; "masumiyet karinesi" ile "lekelenmeme" ve "mahkemeye erişim" hakları çerçevesinde, disiplin işlemlerinde "soruşturma yapılması" ve “zamanaşımı” hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunduğu şekliyle 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’nun 3. maddesinde, “Umumi zabıta: Silahlı bir kuvvet olan (polis) ve (jandarma) dır.” hükmü yer almış; 82. maddesinde, Emniyet örgütü mensuplarına verilecek disiplin cezaları sayılmış, Devlet memurluğundan çıkarma cezasının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre ve bu Kanun'da gösterilen yetkili disiplin kurulunca uygulanacağı belirtilmiş; 83. maddesinde de, "Gerek inzibat komisyonları tarafından ve gerek salahiyet dairesinde re'sen verilecek inzibat cezalarını icap ettiren fiil ve hareketlerin ne olduğu ve cezaların derece ve miktarı, polis mesleğinin haiz olduğu hususiyet ve ehemmiyet gözetilerek tanzim edilecek nizamnamede tayin olunur. Memuriyetten ihraç cezası müstesnadır." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>3201 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye istinaden, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü 24/04/1979 günlü, 16618 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış; Anayasa Mahkemesinin 29/01/2016 günlü, 29608 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13/01/2016 günlü, E:2015/85, K:2016/3 sayılı kararıyla da; "4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 83. maddesinin birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine" karar verilmiştir. Diğer taraftan, 23/01/2017 günlü, 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kanunlaşarak, 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun, 08/03/2018 günlü, 30354 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>7068 sayılı Kanun’un 1. maddesinde, bu Kanun’un Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeline ilişkin disiplinsizlik hâllerini, disiplin cezalarını, disiplin amirlerini ve kurullarını, disiplin soruşturma usulü ile diğer ilgili hususları düzenlediği belirtilmiş, "Yürürlükten kaldırılan hükümler" başlıklı 37. maddesinde, "(1) 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 82 nci maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 83 üncü, ek 4 üncü, ek 5 inci, ek 6 ncı, ek 7 nci, ek 8 inci ve ek 9 uncu maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır." hükmüne;</p>

<p>"Geçiş hükümleri" başlıklı Geçici 1. maddesinde ise, "(1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre resen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezaları bu Kanun hükümleri uyarınca verilmiş addolunur.</p>

<p>(2) (Değişik:18/10/2018-7148/45 md.) 2/1/2017 tarihli ve 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği 23/1/2017 tarihinde devam etmekte olan disiplin soruşturmaları ile ilgili olarak;</p>

<p>a) Bu Kanunun usule, yetkili disiplin amiri ve yetkili disiplin kurullarına ilişkin hükümleri derhal uygulanır.</p>

<p>b) Bu Kanun yürürlüğe girmeden önce personelin tabi olduğu disiplin mevzuatının ceza hükümleri ile bu Kanunun ceza hükümlerinin farklı olması halinde personelin lehine olan hükümler uygulanır.</p>

<p>(3) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce disiplin amirleri veya disiplin kurulları tarafından verilmiş ve infaz edilmiş disiplin cezalarına bağlı olarak yapılmış idari işlemler aynen muhafaza olunur." hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Aktarılan mevzuat uyarınca, 7068 sayılı Kanun kapsamında bulunan personele, bu Kanun’dan önceki mevzuat esas alınarak verilmiş disiplin cezalarının, 7068 sayılı Kanun hükümleri uyarınca verilmiş sayılacağı ancak ceza hükümlerinin farklı olması halinde personelin lehine olan hükümler uygulanacağı, söz konusu disiplin cezalarının iptali istemiyle açılan davaların, 7068 sayılı Kanun hükümleri uyarınca çözüleceği açıktır.</p>

<p>3201 sayılı Kanun’da ve Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nde ceza verme yetkisinde zamanaşımına ilişkin düzenleme yer almadığından, 657 sayılı Kanun hükümleri uygulanmış ise de; 7068 sayılı Kanun'un 14. maddesinde, “Maiyetinden birinin disiplinsizlik teşkil eden bir fiilini veya mesleğe aykırı tutum ve davranışını herhangi bir şekilde öğrenen disiplin amirleri, olayın araştırılmasının gerektiğine kanaat getirirse bizzat ya da yazılı olarak görevlendireceği soruşturmacılar vasıtasıyla disiplin soruşturması yapar.”; 29. maddesinde, “Bu Kanunda sayılan fiilleri işleyenler hakkında bu fiillerin işlendiğinin disiplin amiri tarafından öğrenildiği tarihten itibaren;</p>

<p>1) a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kısa ve uzun süreli durdurma cezalarında bir ay içinde;</p>

<p>(b) Meslekten çıkarma cezası ve Devlet memurluğundan çıkarma cezasında altı ay içinde, disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.</p>

<p>(2) Disiplin cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar…” düzenlemeleri yapılmıştır.<br />
3201 Kanun’a eklenen Geçici 28. madde de (Ek: 27/3/2015-6638/33 md.), “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki son beş yıl içinde disiplin kurullarınca meslekten veya Devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla tecziye edilmesi gerektiği hâlde 657 sayılı Kanunun 127 nci maddesine göre ceza verme yetkisi zamanaşımına uğradığı için cezalandırılamayan Emniyet Teşkilatı mensupları, bir ay içinde kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere İçişleri Bakanlığı tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. ...” hükmüne yer verilmiş; bu düzenlemenin iptali istemiyle yapılan başvuru, Anayasa Mahkemesinin 04/05/2017 günlü, E:2015/41, K:2017/98 sayılı kararıyla, ”Memuriyetten veya meslekten atılmayı gerektirecek fiiller yönünden Kanun’da belirtilen zamanaşımı sürelerinin geçmiş olması, bu fiiller nedeniyle kişinin disiplin cezasıyla cezalandırılmaması yönünden kesin bir güvence sağlamakla birlikte bu sürelerin geçmiş olması, kanun koyucunun belli şartlar altında personel çalıştırma rejimiyle ilgili sahip olduğu takdir yetkisini kullanmasına engel teşkil edecek bir neden olarak yorumlanamaz. Bu bağlamda kanun koyucunun, anayasal sınırlar içinde kalmak, bu yönüyle hukuki belirsizliğe ve keyfîliğe neden olmamak kaydıyla ceza müeyyidesi uygulama dışında memuriyetten veya meslekten atılmayı gerektirecek nitelikteki fiilleri işleyenleri emniyet hizmetleri gibi kamu güvenliği ve kişi güvenliğini doğrudan ilgilendiren faaliyet alanlarında çalıştırmak istememesi takdir yetkisi kapsamında kalan bir husus olup bunun kişilerin hukuki güvenliğini ihlal eden bir yönünün olduğu söylenemez.” gerekçesine de yer verilerek reddedilmiştir.</p>

<p>Kamu hizmetlerini yürütenlere verilecek disiplin cezalarına ilişkin farklı düzenlemeler bulunmakla birlikte, genel bir usul kanunu ve 5271 sayılı CMK 158. maddesinde yer alan başlangıç şüphesinin dahi olmadığı durumlarda, lekelenmeme hakkı kapsamında soruşturma yapılmasını önleyen bir müesseseye ilişkin düzenleme de yapılmamıştır.</p>

<p>Öte yandan, Anayasa Mahkemesi kararları incelendiğinde;</p>

<p>"- Kamu hizmetlerini yürütenlerin görev, yetki ve sorumlulukları kamu hizmeti ve hizmet gerekleri ile sınırlandırılmış; bu sınırların dışına çıkanların ise disiplin cezaları ile cezalandırılmaları ilgili kanunlarda öngörülmüştür (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 42).</p>

<p>- Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki boyutu bulunmaktadır. Güvencenin ilk boyutu kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Buna göre hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).</p>

<p>- Bununla birlikte tüm idari ve adli makamların işlem ve kararlarında masumiyet karinesine aykırı bir yön olup olmadığı değerlendirilirken kullanılan ifadelerin bağlamının da nazara alınması gerekir. İdari ve adli makamların suç isnadı altındaki kişilerle ilgili verdiği kararlar bütün hâlinde dikkate alınmalı ve kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imada bulunulup bulunulmadığı bundan sonra değerlendirilmelidir. Diğer taraftan masumiyet karinesi, kişilere soruşturma yapılmamasını isteme yönünde bir güvence sağlamamaktadır (AYM, Murat Şanlı B. No:2018/4962, 21/10/2020).şeklindeki gerekçelere yer verildiği görülmektedir.</p>

<p>Hakkaniyete uygun yargılamanın yapılması için elzem olan adil yargılanma hakkının alt ilkelerinden olan masumiyet karinesi ile sağlanan korumalardan biri de kişinin lekelenmeme hakkıdır. Kişi ile ilgili suçlayıcı bir durum söz konusu olduğunda kirlenmenin kolay aklanmanın ise zor olması dolayısıyla kişinin hakları korunmalıdır (Fatih AKINCI, Dergi Park TAAD, Yıl: 11, Sayı: 43,Temmuz 2020).</p>

<p>7068 sayılı Kanun özelinde, soruşturma yapılması için, fiilin disiplin amirince öğrenilmesi ve olayın araştırılmasının gerektiğine kanaat getirilmesi gerekir. Bu aşamada verilecek kararın, şikayet edilen yönünden "lekelenmeme hakkı"; şikayetçi yönünden "şikayet hakkı"; disiplin amiri yönünden ise "görevin yerine getirilmesi" gibi husular açısından sonuçlar doğuracağı açıktır.</p>

<p>Olayın araştırılmasının gerektiğine kanaat getirildiğinde, anılan Kanun uyarınca soruşturmasının yapılması zorunludur. Masumiyet karinesi, kişilere soruşturma yapılmamasını isteme yönünde bir güvence sağlamamaktadır. Soruşturma açılması (soruşturma açılmasının hak kaybı yarattığı haller dışında) ilgilinin aklanmasını da içerdiğinden, tek başına lekelenmeme hakkını ihlal etmeyebilir. Ancak hakkında soruşturmanın açılmasıyla, şüphe altında kalan ilgilinin, masumiyet karinesi sürmekle birlikte, kendisini aklama durumu ortaya çıkar.<br />
Anılan Kanun'da sayılan fiillerin işlendiğinin disiplin amiri tarafından öğrenildiği tarihten itibaren zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Disiplin soruşturması açılmasını engelleyen zamanaşımı süresi içinde; soruşturmacının belirlenmesi ve soruşturmanın açılması gerekir. Soruşturmacı olayı araştırmak ve değerlendirmek, yetkili kılınan birim de karar vermek durumundadır. Soruşturmanın açılmasını engelleyen "soruşturma zamanaşımı"dır. Zamanaşımı süresinde soruşturmanın açılması sonrası; soruşturmanın tamamlanmamasını öngören yasal bir kural bulunmamaktadır. Disiplin yönünden incelenen fiillerin, disiplin hukuku dışında da sonuçları olabileceği, eylemin sübut bulup bulmadığının tespitinin farklı sonuçlar yaratabileceği açıktır (AYM, E: 2015/41, K: 2017/98, 04/05/2017).</p>

<p>Öte yandan, yine Anayasa Mahkemesinin 10/04/2019 günlü, E:2017/33, K:2019/20 sayılı kararında da bahsedildiği üzere, ceza hukukunda olduğu gibi disiplin hukukunda da idarenin cezalandırma yetkisinin kullanılması belirli sürelerle sınırlandırılmıştır.</p>

<p>Bu aşamada; ceza zamanaşımının idarenin ceza verme yetkisini kaldırdığı, soruşturmayı yapma, sürdürme açısından etkisinin olmadığını, zira soruşturma zamanaşımının başka bir müessese olduğunu da vurgulamak gerekir. Kaldı ki; zamanaşımı, eylemin oluştuğu durumda devreye girdiğinden, eylemin sübut bulmadığının saptanması halinde, zamanaşımı değerlendirmesi yapılamayacaktır. Eylemin sübut bulduğu kanaatine varılarak ceza zamanaşımı nedeniyle işlem tesis edildiğinde ise, ilgilinin açtığı davada yargının bu hususun hukuka uygunluk denetimini yapacağı açıktır.</p>

<p>Yukarıda aktarılan gerekçeler uyarınca, davacının temyiz istemi hakkında, isnat edilen eylemlerin sübut bulup bulmadığı incelenmek suretiyle karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, aksi yoldaki oluşan çoğunluk kararına katılmıyorum.</p>

<p><br />
<strong>(XX) KARŞI OY :</strong></p>

<p>Dava konusu işlemde; idarece yapılan soruşturma sonucunda davacıya isnat edilen fiilin sübuta erdiğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. ve 15. maddeleri gereğince 24 ay uzun süreli durdurma cezasıyla cezalandırılması gerektiğine yer verildikten sonra, zamanaşımı nedeniyle dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.</p>

<p>Bir kamu görevlisi hakkında disiplin cezası verilebilmesi için öncelikle isnat edilen kusurlu halin veya fiilin tespiti gerekmektedir. Kusurlu halin veya fiilin tespitinden kasıt ise, disiplin cezasına konu edilen fiil veya halin zamanı, yeri, şekli gibi tüm unsurlarının ortaya konulması, böylelikle fiilin kim tarafından, ne zaman, nerede ve ne şekilde işlendiğinin net ve açık bir şekilde belirlenmesidir.</p>

<p>Öte yandan, 657 sayılı Kanun'un 127. maddesinde yer alan hükümle düzenlenen ve ilgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri, kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle uyulması zorunlu olan süreler olduğundan, disiplin cezasını gerektiren fiil tespit edilip, söz konusu fiilin işlenip işlenmediğinin ortaya konulması ve fiilin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıllık zamanaşımı süresinin geçirildiğinin tespit edilmesi durumunda, ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrayacağından zamanaşımı nedeniyle disiplin cezası verilmemesi gerekmektedir.</p>

<p>Nitekim; soruşturma dosyasının, isnat edilen fiilin hiç işlenmediği gerekçesiyle işlemden kaldırılması ile zamanaşımı sebebiyle işlemden kaldırılmasının ilgili kamu görevlisi yönünden hukuki etki ve sonuçlarının birbirinden farklı olacağı kuşkusuzdur. Zira, hukuk âleminde var olmayan ve hiç gerçekleşmemiş bir fiil hakkında ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığından bahsetmek mümkün değildir.</p>

<p>Bu itibarla, söz konusu ilkelerin, bu kapsamdaki tüm işlemlere uygulanması gerekmekte olup; zamanaşımı nedeniyle dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına ilişkin dava konusu işlemde, davacıya isnat edilen fiilin sübuta erip ermediği hususunda değerlendirme yapılarak verilen İdare Mahkemesi kararının esastan incelenmesi gerektiği düşüncesiyle, ancak zamanaşımına uğrayan fiile, disiplin cezası dışında ayrıca bir idari yaptırım öngörülmüş olması halinde fiilin sübuta erip ermediği tespit edildikten sonra zamanaşımı değerlendirmesi yapılarak işlemden kaldırma kararı verilmesi gerektiğine dayanan çoğunluk kararına katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20213132-e-202468-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/danif4s.jpg" type="image/jpeg" length="62651"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/8861 E., 2026/603 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258861-e-2026603-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258861-e-2026603-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 05.02.2026 tarihli, 2025/8861 E., 2026/603 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/8861 E., 2026/603 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-3. bendinde; "Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması” halinde Bölge Adliye Mahkemesinin, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği belirtilmiştir.</p>

<p>Yine aynı Kanunun 362/1-c bendinde; Bölge Adliye Mahkemesinin, yargı çevresi içinde bulunan İlk Derece Mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verdiği kararlar ile yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna göre HMK’da Bölge Adliye Mahkemesine dosyayı asıl görevli mahkemeye gönderebilme salahiyetini de tanıyan görevle ilgili kesin karar verme ve uyuşmazlık çıkması halinde kesin olarak çözümleyen karar verme yetkisi tanındığı görülmektedir. Bu nedenle yasada görev hususunun en geç Bölge Adliye Mahkemesi kararıyla çözümlenmesi sisteminin benimsendiği açıkça görüldüğünden görev hususunu inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı özellikle 362/1-c madde hükmü de gözetildiğinde temyiz yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmalıdır.</p>

<p>Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; borçlu tarafından meskeniyet şikayetinde bulunulduğu, Bolvadin İcra Hukuk Mahkemesince; Bursa İcra Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verildiği, borçlu tarafından bu karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yargıtayca incelenmesi istenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı, HMK’nın 353/1-a-3 ve 362/1-c bentleri gereğince kesin nitelikte olduğundan, 5311 sayılı Kanunla değişik İİK'nın 364. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 366. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 352. maddesi uyarınca temyiz başvuru talebinin REDDİNE, 05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258861-e-2026603-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="69650"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Egosantrik Biasın Ceza Muhakemesindeki Beş Görünümü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-egosantrik-biasin-ceza-muhakemesindeki-bes-gorunumu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-egosantrik-biasin-ceza-muhakemesindeki-bes-gorunumu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi, yalnızca normların, delillerin ve usul kurallarının teknik biçimde işletildiği bir alan değildir. Aynı zamanda hâkim, savcı, müdafi, tanık ve sanık gibi aktörlerin algılarının, mesleki konumlarının, duygusal yüklerinin ve bilişsel eğilimlerinin etkili olduğu çok katmanlı bir karar alanıdır. Bu bağlamda egosantrik bias, ceza muhakemesinin epistemik kalitesini ve adalet üretme kapasitesini etkileyen önemli bir bilişsel yanlılık olarak karşımıza çıkar. Egosantrik bias, kişinin kendi bilgi düzeyini, kendi algısını, kendi yorumunu ve kendi deneyimini farkında olmadan merkez alması; diğer aktörlerin farklı konumlarını, sınırlılıklarını ve perspektiflerini yeterince hesaba katamaması şeklinde tanımlanabilir. Ceza muhakemesi bağlamında bu yanlılık, yalnızca bireysel psikolojik bir kusur değil; delil değerlendirmesini, savunmanın etkisini, tanık beyanlarının yorumlanmasını ve kararın gerekçelendirilmesini etkileyen yapısal bir risktir.</p>

<p>Bu çalışmada egosantrik biasın ceza muhakemesindeki beş temel görünümü, Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden incelenmektedir. Hâkim bakımından bu yanlılık, dosyanın ilk okunmasında oluşan zihinsel çerçevenin doğal ve merkezî okuma biçimi hâline gelmesiyle; savcı bakımından, soruşturma evresinde kurulan suç anlatısının görünmez şekilde merkezîleşmesiyle; müdafi bakımından, savunmanın kendi kör noktalarını üretmesiyle; tanık bakımından, algısal kesitin olayın bütünü gibi sunulmasıyla; sanık bakımından ise kişinin kendi yaşantısını, niyetini ve bağlamını tek gerçeklik gibi yaşamasıyla görünür hâle gelir. Çalışmanın temel iddiası şudur: Ceza muhakemesinde birçok epistemik bozulma, yalnızca norm ihlalinden değil, aktörlerin kendi perspektiflerini doğal merkez sanmalarından kaynaklanmaktadır. Hibrit Kopuş Savunması ise bu görünmez merkezleri görünür kılmayı, çoğullaştırmayı ve gerektiğinde dereceli biçimde sarsmayı amaçlayan bir savunma yaklaşımı olarak bu probleme güçlü bir teorik ve pratik cevap sunmaktadır.</p>

<p><strong>Anahtar Sözcükler:</strong> egosantrik bias, ceza muhakemesi, Hibrit Kopuş Savunması, karar psikolojisi, prematüre kanaat</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi öğretisi uzun yıllar boyunca yargılamayı büyük ölçüde normatif bir model içinde düşünmüştür. Bu modele göre hâkim delilleri tarafsız biçimde değerlendirir, savcı maddi gerçeğin araştırılmasına katkı sunar, müdafi savunma hakkını etkili biçimde kullanır, tanık gördüğünü anlatır ve sanık da kendisini savunur. Oysa fiilî gerçeklik, bu şemanın çok daha karmaşık olduğunu göstermektedir. Ceza muhakemesi, yalnızca hukuk normlarının değil, aynı zamanda insan zihninin sınırlarının ve eğilimlerinin de işlediği bir sahadır. Dosya okunurken, ifade alınırken, delil tartışılırken, tanık dinlenirken ve hüküm kurulurken bilişsel kısayollar, önyargılar, duygusal reaksiyonlar ve mesleki roller sürece nüfuz eder.</p>

<p>Bu noktada egosantrik bias, ceza muhakemesi bakımından özel önem taşıyan bilişsel yanlılıklardan biridir. Çünkü bu yanlılık, aktörlerin sadece hata yapmasına değil, kendi hatalarını doğal ve görünmez saymasına yol açar. Kişi kendi perspektifini yalnızca bir bakış açısı olarak değil, olayın makul ve merkezî okuması olarak yaşamaya başlar. Böylece farklı konumların, alternatif yorumların ve karşı perspektiflerin epistemik değeri azalır. Bu durum, ceza muhakemesinde yalnızca psikolojik bir sapma yaratmaz; aynı zamanda savunmanın etkisini daraltır, delil tartışmasını yüzeyselleştirir ve kararın gerekçesini zayıflatır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması tam da bu noktada önem kazanır. Çünkü bu savunma yaklaşımı, yargılamayı sadece normatif metinler üzerinden değil, fiilî işleyiş ve karar psikolojisi üzerinden de okur. Hibrit Kopuş Savunması’na göre ceza muhakemesinde sorun çoğu zaman yalnızca hukuka aykırılık değildir; aynı zamanda karar vericinin ve diğer aktörlerin kendi merkezlerini doğal gerçeklik sanmalarıdır. Bu nedenle savunma, yalnızca hukuki itiraz üretmekle yetinmemeli; görünmez merkezleri görünür kılmalı, alternatif perspektifleri meşru ve düşünülmeye değer hâle getirmeli ve bunu yaparken dereceli, bağlama duyarlı ve stratejik bir yöntem izlemelidir.</p>

<p>Bu çalışmanın amacı, egosantrik biasın ceza muhakemesindeki beş temel görünümünü ortaya koymak ve bunları Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden değerlendirmektir. Bu kapsamda sırasıyla hâkimin, savcının, müdafiin, tanığın ve sanığın egosantrik biası ele alınacaktır. Çalışmanın temel sorusu şudur: Ceza muhakemesinde hakikate ve adalete yaklaşmayı zorlaştıran görünmez merkezler nasıl işler ve savunma bu merkezlerle nasıl mücadele edebilir?</p>

<p><strong>I. Kavramsal Çerçeve: Egosantrik Bias Nedir?</strong></p>

<p>Egosantrik bias, en genel anlamıyla bireyin kendi bakış açısını, kendi bilgisini, kendi algısını ve kendi yorumunu farkında olmadan merkez alması; başkalarının farklı konumlarını ve sınırlı bilgi setlerini yeterince hesaba katamamasıdır. Bu yanlılığın özü, kişinin kendisini bilinçli olarak merkeze koyması değil; kendi bulunduğu yeri “doğal merkez” gibi yaşamasıdır. Bu nedenle egosantrik bias, ahlaki anlamda bencillik ya da narsisizmle aynı şey değildir. Daha çok, zihnin kendi perspektifinden çıkmakta zorlanmasıyla ilgilidir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bu yanlılık özel bir önem taşır. Çünkü muhakeme süreci, farklı epistemik konumlara sahip aktörlerin bir araya geldiği bir sahadır. Hâkim dosyaya kurumsal ve yargısal bir konumdan bakar; savcı soruşturmanın ve suç isnadının merkezinden bakar; müdafi savunma ve hak güvenceleri perspektifinden bakar; tanık olayın sınırlı bir kesitini kendi algısal imkânlarıyla anlatır; sanık ise olayın içinden ve kendi duygusal merkezinden konuşur. İşte egosantrik bias, bu konumların her birinde farklı biçimde ortaya çıkar ve kişinin kendi bulunduğu yeri tek gerçeklik alanı gibi yaşamasına yol açar.</p>

<p>Ceza muhakemesinde adalet sorunu çoğu zaman yalnızca gerçeğin bilinmemesinden değil, bilinenin tek merkezden yorumlanmasından doğar. Bu nedenle egosantrik bias, delilin kendisinden çok delilin nasıl okunduğunu ilgilendiren bir problemdir. Aynı dosyada aynı delile bakan farklı aktörler farklı anlamlar çıkarabilir. Hukuki mücadele, çoğu zaman bu anlamlandırma savaşının içinde cereyan eder. Hibrit Kopuş Savunması, tam da bu nedenle, savunmayı yalnızca karşı tez ileri sürme faaliyeti olarak değil; hâkim olan merkezin kendiliğindenliğini bozma, onu görünür ve tartışılabilir kılma faaliyeti olarak görür.</p>

<p><strong>II. Hâkimin Egosantrik Biası: Yargısal Merkezin Doğallaşması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde hâkim normatif olarak tarafsız karar verici konumundadır. Ancak psikolojik açıdan hiçbir hâkim, dosyaya bütünüyle boş ve etkisiz bir zihinle yaklaşmaz. Dosyanın ilk okunması, iddianamenin dili, kolluk anlatımları, önceki ifadeler ve evrakın sunuluş biçimi hâkimin zihninde erken bir anlamlandırma çerçevesi oluşturur. Hâkimin egosantrik biası, işte bu ilk çerçevenin yalnızca geçici bir okuma olmaktan çıkıp olayın doğal ve merkezî okuması hâline gelmesiyle ortaya çıkar.</p>

<p>Bu durumda hâkim kendi ilk izlenimini olayın nesnel yapısıyla karıştırmaya başlayabilir. Savunma tarafından ileri sürülen alternatif anlatılar, yeni açıklamalar ya da çelişki işaretleri gerçekten yeni bilgi olarak değil; mevcut merkezin çevresinde dolaşan ikincil unsurlar gibi algılanabilir. Hâkimin kendi okuması görünmez biçimde ölçüye dönüşür. Böylece yargısal tarafsızlık biçimsel olarak korunurken, zihinsel merkezlilik fiilen işlemeye devam eder.</p>

<p>Bu yanlılık özellikle prematüre kanaat ile birleştiğinde daha güçlü bir etki yaratır. Prematüre kanaat, karar vericinin muhakeme tamamlanmadan önce erken ve nispeten sabit bir değerlendirme geliştirmesidir. Hâkimin egosantrik biası ise bu erken kanaati yalnızca bir başlangıç hipotezi olmaktan çıkarır; ona doğal, makul ve olağan bir merkez niteliği kazandırır. Böylece sonradan gelen savunma, bilgi üretmekten çok mevcut kanaati bozmaya çalışan dışsal bir müdahale gibi algılanabilir.</p>

<p>Hâkimin egosantrik biası, insan davranışlarının değerlendirilmesinde de görünür. Hâkim, sanığın nasıl tepki vermesi gerektiğini, tanığın neyi nasıl hatırlaması gerektiğini ya da müdafiin ne ölçüde ısrarcı olmasının “makul” sayılacağını kendi mesleki ve psikolojik normlarına göre değerlendirebilir. “Ben olsam böyle davranmazdım” ya da “normal bir insan bunu unutmazdı” türü örtük düşünme biçimleri, çoğu zaman bilinç düzeyine çıkmadan muhakemeyi etkiler. Böylece olayın içindeki bireysel koşullar, stres, korku, sosyal baskı ve bilgi asimetrisi geri plana itilir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından burada temel mesele, hâkimin merkezine doğrudan ve kaba biçimde saldırmak değil; onun tek merkez olmadığını görünür kılmaktır. Bazı dosyalarda mikro müdahale yeterlidir: görünmez bir varsayımı adlandırmak, alternatif bir okuma ihtimalini somutlaştırmak, olay anındaki bilgi seti ile hüküm anındaki bilgi seti arasındaki farkı işaret etmek gibi. Bazı dosyalarda ise daha görünür bir kopuş gerekir: hâkimin doğal saydığı okumanın aslında tartışmalı ve seçici bir okuma olduğunu daha güçlü biçimde ortaya koymak. Her durumda amaç, hâkimin perspektifini yok etmek değil, çoğullaştırmaktır. Çünkü bazen savunmanın en önemli işi, karşı tezi ispat etmekten önce, merkezî okumanın kendiliğindenliğini bozmaktır.</p>

<p><strong>III. Savcının Egosantrik Biası: İddia Anlatısının Merkezîleştirilmesi</strong></p>

<p>Savcı normatif olarak yalnızca suçlayıcı değil, leh ve aleyhe delilleri birlikte değerlendirmekle yükümlü bir adalet aktörüdür. Ancak uygulamada savcılık makamı çoğu zaman kurduğu suç anlatısının içine yerleşir ve o anlatıyı olayın doğal akışı gibi yaşamaya başlar. Savcının egosantrik biası, soruşturma evresinde şekillenen suç kurgusunun görünmez şekilde merkezîleşmesiyle ortaya çıkar.</p>

<p>Soruşturma aşamasında ilk bilgileri alan, kolluk anlatılarını süzen, hangi delilin toplanacağına ve hangi hususun önemsendiğine etki eden kişi olarak savcı, daha baştan dosyanın anlam haritasını kurma gücüne sahiptir. Bu süreçte belirli bir suç anlatısı şekillendiğinde, savcı o anlatıyı yalnızca bir ihtimal olarak değil, giderek olayın doğal açıklaması olarak görmeye başlayabilir. Böylece alternatif ihtimaller zayıf, sonradan eklenmiş ya da savunmacı yorumlar gibi görünür.</p>

<p>Savcının egosantrik biası en çok olgu ile yorum arasındaki çizginin silikleşmesinde kendini gösterir. Para hareketi kastla, ilişki iştirakle, çelişkili davranış suçluluk psikolojisiyle kolayca eşleştirilebilir. Bu eşleştirmeler çoğu zaman açıkça gösterilmez; sanki doğrudan olgunun kendi sonucuymuş gibi sunulur. Oysa burada çoğu kez yorumdan olguya doğru sessiz bir kayma vardır. Savcı bu kaymayı kendi anlatısının içinden yaptığı için fark etmez; çünkü kendi kurduğu çerçeve ona doğal görünmektedir.</p>

<p>Bu yanlılığın en tehlikeli sonuçlarından biri lehe olan delilin epistemik değerinin küçültülmesidir. Savcı merkezî anlatıya ne kadar çok bağlanırsa, şüpheli lehine olan veriler o kadar çok “açıklanması gereken pürüzler” gibi görünmeye başlar. Böylece leh delil gerçekten araştırılmaz ya da araştırılsa bile merkezî anlatıyı bozmayacak şekilde yorumlanır. Bu durum, soruşturmanın ihtimaller alanını daraltır ve savunmanın epistemik işlevini zayıflatır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından savcının egosantrik biasına verilecek cevap, savcıyı “taraflı” diye nitelemekten ibaret olamaz. Bunun yerine savcının kurduğu anlatıdaki görünmez varsayımlar açığa çıkarılmalıdır. Hangi olgudan hangi sonuca geçildiği, hangi yorum köprüsünün ispatsız kurulduğu, hangi leh verinin bastırıldığı, hangi ifadenin olgu gibi sunulan bir yorum olduğu sistematik biçimde gösterilmelidir. İyi savunma, suçlamaya sadece cevap vermez; aynı zamanda suçlamanın hangi düşünme yoluyla kurulduğunu da görünür kılar. Çünkü bazen savunmanın en kritik başarısı, savcının iddiasını çürütmekten çok, o iddianın kendiliğindenliğini bozmaktır.</p>

<p><strong>IV. Müdafiin Egosantrik Biası: Savunmanın Kendi Kör Noktaları</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde bilişsel yanlılıklar yalnızca hâkim ve savcıda aranamaz. Müdafi de kendi tecrübesinin, mesleki alışkanlıklarının, stratejik sezgisinin, öfkesinin ve retorik tercihlerinin etkisi altındadır. Müdafiin egosantrik biası, avukatın kendi dosya okumasını, kendi üslubunu ve kendi stratejisini merkez alarak mahkemenin gerçek işleyişini, müvekkilin psikolojisini ve duruşmanın ritmini yeterince hesaba katamaması biçiminde ortaya çıkar.</p>

<p>Avukat çoğu zaman dosyayı çok ayrıntılı ve sistematik biçimde okur. Kendi zihninde kurduğu hukuki bağlantılar ona son derece açık görünür. Fakat mahkeme aynı yoğunlukta düşünmüyor olabilir; duruşma kısa ve kesintili geçiyor olabilir; hâkim ön kanaat taşımakta olabilir; dosya fiilen yüzeysel okunuyor olabilir. Müdafi buna rağmen kendi berraklığının aynı saflıkla karşı tarafa geçeceğini varsaydığında savunma teorik olarak güçlü, fakat pratik olarak düşük geçirgenlikli hâle gelir.</p>

<p>Bu yanlılık müvekkille ilişkide daha da kritik bir görünüm kazanır. Müdafi bazen kendi stratejik doğrusunu o kadar merkezileştirir ki, müvekkilin psikolojisini, öfkesini, korkusunu, sabırsızlığını ya da onur duygusunu yeterince yönetemez. Oysa savunma yalnızca hukuki bir kurgu değil; aynı zamanda insanî bir koordinasyon işidir. Müvekkilin taşıyamayacağı bir stratejinin teorik doğruluğu, pratikte savunmayı çökerten bir etki yaratabilir. En iyi savunma çizgisi bile, müvekkil tarafından içselleştirilemediğinde dağılabilir.</p>

<p>Müdafiin egosantrik biası üslup seçiminde de görülür. Avukat kendi hitabet tarzını, kendi cümle ritmini ve kendi vurgularını etkili sanabilir; fakat hâkimin algı eşiği, dosyanın yapısı ve duruşmanın atmosferi başka bir etki doğurabilir. Avukatın kendi gözünde kararlılık olan şey mahkeme gözünde saldırganlık; kendi gözünde canlılık olan şey teatral zorlama; kendi gözünde ayrıntıcılık olan şey dağınıklık gibi algılanabilir. Savunma burada sadece haklı olmakla yetinemez; aynı zamanda alıcıya göre yapılandırılmak zorundadır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, müdafiin bu iç kör noktalarını fark etmesini stratejik zorunluluk sayar. Çünkü kopuş derecesi, sadece hâkimin veya savcının tavrına göre değil, müdafiin kendi öfkesinin strateji sanılıp sanılmadığına göre de belirlenmelidir. Bazen avukatın sertleşme arzusu, dosyanın gereği değil; kendi merkezinin taşmasıdır. Bu nedenle iyi müdafi yalnızca karşı tarafın zihinsel eğilimlerini okuyan kişi değil; kendi zihinsel merkezini de denetleyebilen kişidir. Savunmanın en tehlikeli kör noktası çoğu zaman dışarıda değil, bizzat savunmanın içinde yer alır.</p>

<p><strong>V. Tanığın Egosantrik Biası: Algısal Kesitin Bütün Sanılması</strong></p>

<p>Tanık beyanı, ceza muhakemesinde çoğu zaman gerçeğe doğrudan temas eden veri gibi algılanır. Oysa tanıklık, çıplak gerçeğin mekanik aktarımı değildir; algı, dikkat, hafıza, duygu ve sonradan kurma süreçlerinden geçen insanî bir anlatıdır. Tanığın egosantrik biası, kendi algısal kesitini ve kendi dikkat merkezini olayın bütünü gibi sunmasıyla ortaya çıkar.</p>

<p>Tanık, olayı çoğu zaman sınırlı bir açıdan, kısa bir zaman dilimi içinde ve belirli bir duygusal yoğunluk altında deneyimler. Korku, şaşkınlık, öfke, gürültü, kalabalık ve ışık koşulları dikkat alanını daraltır. Tanık olayın yalnızca bir bölümünü görmüş olabilir; fakat sonradan anlatırken bu parçayı bütünün kendisi gibi sunabilir. Bu, çoğu zaman bilinçli yalan değildir; zihnin eksik kalan alanı kendi mantığıyla tamamlamasının sonucudur.</p>

<p>Tanığın egosantrik biası özellikle gözlem ile yorumun karışmasında görünür. Tanık yalnızca bir davranışı görmüşken, anlatısında o davranışın arkasındaki niyeti de dile getirmeye başlayabilir. “Tehdit etti”, “korkutmak istedi”, “suçluluk telaşı içindeydi” gibi ifadeler, çoğu zaman çıplak gözlem değil; yorumla birleşmiş algılardır. Bunun yanında hafıza yeniden inşası da süreci etkiler. Tanık olaydan sonra başkalarıyla konuşur, soruşturma sorularına maruz kalır, kendi anlatısını tekrar eder ve zamanla başlangıçtaki belirsizlikleri unutup sonradan oluşan kesinliği ilk anın algısıymış gibi yaşamaya başlayabilir.</p>

<p>Ceza muhakemesi açısından asıl tehlike, tanığın samimiyetinin güvenilirlik ile karıştırılmasıdır. Tanık içten, duygulu ve kararlı biçimde konuşuyor olabilir; ancak bu, onun anlattığının bütünüyle doğru olduğu anlamına gelmez. Kesinlik her zaman doğruluk göstergesi değildir; bazen yalnızca kişinin kendi perspektifine sıkıca bağlanmış olmasının sonucudur. Bu nedenle tanık değerlendirmesi yapılırken sadece anlatının tonu değil, o anlatının oluşum koşulları da incelenmelidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından tanığın egosantrik biası, çapraz sorgu veya doğrudan soru hakkının akıllıca kullanılacağı önemli bir alandır. Savunmanın amacı her zaman tanığı yalancılıkla suçlamak olmak zorunda değildir. Kimi dosyalarda daha etkili olan, tanığın dürüstçe anlattığına inanılabilecek; fakat anlattığının olayın tamamı sayılamayacağı yönündeki çizgidir. Tanığın gözlemi ile yorumu, gördüğü ile çıkardığı sonucu, algısı ile hafıza inşasını ayırmak; tanığın epistemik değerini doğru yere yerleştirmek savunmanın önemli işlevlerinden biridir.</p>

<p><strong>VI. Sanığın Egosantrik Biası: İçsel Haklılığın Dışsal Görünüme Üstün Tutulması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde sanık, olayın dışından konuşan bir gözlemci değil; olayın içinden geçmiş, onun duygusal, sosyal ve psikolojik yükünü taşımış kişidir. Bu nedenle sanığın anlatısı çoğu zaman yoğun bir öznel merkezden gelir. Sanığın egosantrik biası, kendi niyetini, kendi yaşantısını, kendi bilgi setini ve kendi haklılık duygusunu tek gerçeklik gibi yaşaması biçiminde görünür.</p>

<p>Sanık çoğu zaman ne hissettiğini, neden öyle davrandığını, neyi kastetmediğini ve hangi baskı altında bulunduğunu çok iyi bildiğini düşünür. Ancak tam da bu nedenle davranışının dışarıdan nasıl göründüğünü küçümseyebilir. “Ben öyle demek istemedim”, “Ben kötü niyetli değildim”, “Ben sadece sinirliydim” gibi açıklamalar içsel bakımdan doğru olabilir; fakat ceza muhakemesi yalnızca niyet dünyasına göre işlemez. Dışa yansıyan sözler, hareketler, zamanlama ve ilişki bağlamı da önem taşır. Sanık kendi içsel açıklamasını yeterli gördüğünde, dış görünümün aleyhine ürettiği anlamı kavramakta zorlanabilir.</p>

<p>Bu yanlılık ifade verme sürecinde önemli sorunlar doğurur. Sanık kendi açısından önemli olan ayrıntıları uzun uzun anlatırken, hukuken kritik olan noktaları gözden kaçırabilir. Bazen de kendi için önemsiz ya da utanç verici gördüğü ayrıntıları saklar; oysa tam da o ayrıntılar dosyada güvenilirlik bakımından belirleyici olabilir. Kendi hikâyesinin merkezini, hukukun ilgilendiği merkezle karıştırır. Böylece anlatı ya aşırı dağılır ya da şüphe uyandıran boşluklar üretir.</p>

<p>Sanığın egosantrik biası mahkemedeki davranışlarında da görünür. Kendi haklılığına o kadar inanabilir ki, hâkimin neden şüphe duyduğunu anlayamaz; müdafiin kısa cevap ya da stratejik sessizlik önerisini gereksiz bulabilir. “Doğruyu söylüyorum, neden uzun uzun anlatmayayım?” diye düşünebilir. Oysa mahkeme psikolojisi, yalnızca doğruluk hissiyle değil; anlatının yapısı, ritmi, tutarlılığı ve dışsal etkisiyle ilgilenir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada müdafiye iki yönlü bir görev yükler. Bir yandan sanığın öznel yaşantısını ciddiye almak, onu bastırmamak gerekir; diğer yandan bu öznel merkezin savunmayı sabote etmesine izin verilmemelidir. Müdafi, sanığın iç haklılık duygusunu hukukun ve mahkemenin dışsal bakışına tercüme etmek zorundadır. Çünkü birçok davada sorun, sanığın ne yaşadığı değil; yaşadığını başkalarının görebileceği, anlayabileceği ve hukuken değerlendirebileceği bir forma sokup sokamadığıdır.</p>

<p><strong>VII. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Genel Değerlendirme</strong></p>

<p>Egosantrik biasın ceza muhakemesindeki bu beş görünümü, savunmanın yalnızca hukuki değil psikolojik ve dramaturjik bir faaliyet olduğunu da göstermektedir. Hâkim kendi okumasını doğal sayabilir; savcı kendi anlatısını merkeze yerleştirebilir; müdafi kendi stratejisini mutlaklaştırabilir; tanık kendi algısal kesitini bütün sanabilir; sanık ise kendi içsel haklılığını dışsal görünümün önüne koyabilir. Böyle bir tabloda savunmanın işi sadece karşı argüman üretmek değildir. Savunma, görünmez merkezleri görünür kılmak, bunları çoğullaştırmak ve gerektiğinde dereceli biçimde sarsmak zorundadır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın önemi burada ortaya çıkar. Bu yaklaşım, ceza muhakemesindeki her soruna aynı yoğunlukta ve aynı tonda cevap verilmemesi gerektiğini kabul eder. Bazı dosyalarda mikro müdahaleler yeterlidir: sessizce işleyen varsayımları adlandırmak, görünmez zihinsel köprüleri görünür kılmak, alternatif perspektiflerin de makul olduğunu göstermeye çalışmak. Bazı dosyalarda ise daha belirgin kopuşlar gerekir: karar vericinin veya iddia makamının doğal saydığı merkezin ciddi biçimde sarsılması, tutanaklaştırılması ve normatif düzleme taşınması gerekir. Savunmanın derecesi, dosyanın psikolojisine, karar vericinin kapalılık düzeyine ve yapısal tıkanmanın yoğunluğuna göre belirlenir.</p>

<p>Bu çerçevede egosantrik bias, Hibrit Kopuş Savunması bakımından sadece teşhis edilmesi gereken bir bilişsel yanlılık değil; aynı zamanda savunma stratejisinin yönünü belirleyen temel verilerden biridir. Bir mahkeme neden savunmayı duymuyor? Bir savcı neden sanığın lehine olan veriyi küçültüyor? Bir tanık neden samimi ama eksik anlatıyor? Bir sanık neden kendini iyi ifade ettiğini sanarken dosyayı kötüleştiriyor? Bu soruların cevabı çoğu zaman yalnızca hukuki değil, egosantrik merkezlilikle ilgilidir. İyi müdafi, bu merkezleri okuyabilen ve bunlara göre vites değiştirebilen kişidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde egosantrik bias, farklı aktörlerde farklı biçimlerde ortaya çıkan; fakat ortak olarak “kendi merkezini doğal merkez sanma” eğiliminde birleşen güçlü bir bilişsel yanlılıktır. Hâkim bunu ilk okumasını yargısal merkez sayarak yapabilir. Savcı, kurduğu suç anlatısını olayın doğal akışı gibi yaşayarak aynı yanlılığa düşebilir. Müdafi, kendi savunma tekniğini mutlaklaştırarak savunmanın gerçek alıcısını gözden kaçırabilir. Tanık, kendi algısal parçasını bütün sanabilir. Sanık ise kendi içsel haklılık duygusunu dışsal hukuki görünümün önüne koyabilir.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde hakikate ve adalete yaklaşmak, yalnızca daha çok delil toplamakla ya da daha doğru norm uygulamakla sağlanamaz. Aynı zamanda delilleri yorumlayan, sözleri anlamlandıran, davranışları okuyan ve hükme ulaşan zihinlerin kendi merkezlerini fark edebilmesi gerekir. Savunmanın epistemik değeri de tam burada ortaya çıkar. Savunma yalnızca karşı çıkmaz; aynı zamanda görünmez merkezleri görünür kılar, çoğullaştırır ve yargılamayı tek bakış açısının daraltıcı etkisinden kurtarmaya çalışır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu bakımdan, ceza muhakemesinin yalnızca hukuki değil, psikolojik ve dramaturjik gerçekliğini de hesaba katan önemli bir savunma teorisidir. Çünkü birçok davada mesele sadece hakikatin söylenmemesi değil; herkesin kendi durduğu yerden konuşması ve bunu tek gerçek sanmasıdır. Savunmanın görevi ise tam da burada başlar: görünmeyeni görünür kılmak, tek merkezi çoğullaştırmak ve muhakemeyi yeniden tartışılabilir hâle getirmek.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-egosantrik-biasin-ceza-muhakemesindeki-bes-gorunumu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/hakim-teraziaffa.jpg" type="image/jpeg" length="77156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Yönetimi, Avukat Zekeriya Polat’ın hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin davanın ilk duruşmasına katıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-yonetimi-avukat-zekeriya-polatin-hayatini-kaybettigi-saldiriya-iliskin-davanin-ilk-durusmasina-katildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-yonetimi-avukat-zekeriya-polatin-hayatini-kaybettigi-saldiriya-iliskin-davanin-ilk-durusmasina-katildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan ve Yönetim Kurulu üyeleri, 7 Ocak 2026 tarihinde Yalova’da görev yaptığı SGK binasında uğradığı hain saldırıda hayatını kaybeden Yalova Barosu mensubu meslektaşımız Av. Zekeriya Polat’a ilişkin davanın ilk duruşmasına katıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yalova 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya TBB Başkan Yardımcısı Av. Bahar Gültekin Candemir, Genel Sekreter Av. Ahmet Erdem Ekmekçi, Sayman Av. Ramazan Erhan Toprak, Yönetim Kurulu üyeleri Av. Kemal Aytaç, Av. Makbule Tanış, Av. Melih Yardımcı, Av. Talat Göğebakan, Av. Nizam Dilek ve Av. Ali Bayram katılım sağladı. Duruşmada, Yalova Barosu Başkanı Av. Elif Turnacı Çavuş’un yanı sıra Türkiye genelindeki çok sayıda Baro Başkanı ve temsilcisi yer aldı.</p>

<p>Duruşma öncesinde, TBB ve Baro yönetimleri bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, yargılamanın her aşamasında adaletin sağlanması ve meslektaşlara yönelik saldırılara son verilmesi için birlik ve dayanışma içinde olunacağı vurgusu yapıldı.</p>

<p>Duruşmada mahkeme hem TBB’nin hem de Baroların davaya katılma taleplerini kabul etti. Sanık ve tanıkların ifadelerinin alınmasının ardından bir sonraki duruşma 19 Haziran 2026 tarihine bırakıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duruşmanın ardından TBB ve Barolar tarafından ortak bir basın açıklaması gerçekleştirildi.</p>

<p>Sağkan, burada yaptığı açıklamada Av. Zekeriya Polat’ın Kahramanmaraş’ın bir dağ köyündeki yoksul bir ailenin yedi çocuğundan biri olduğunu, büyük emeklerle okutulduğunu hatırlatarak, “Doğuştan gelen fiziksel engeline rağmen hukuk fakültesini kazanmış, kamuda çalışmış, serbest çalışmış, daha sonra kamuya tekrar avukat olarak gelmiş” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yaşamı mücadele içerisinde geçen Polat’ın bu mücadeleden başarıyla çıktığını, evlenip çocuk sahibi olduğunu söyleyen Sağkan, “Aynı zamanda bir eş ve çok iyi bir baba olarak yaşamına devam ederken bir cani tarafından katledildi. Bizim meslektaşımız, işini çok iyi yapan bir avukattı. Bir mahkemenin verdiği kararı icraya koyduğu için görevi başında hunharca katledildi. İşte o yüzden bugün tüm Türkiye’deki Barolar ve Türkiye Barolar Birliği bu yargılamada meslektaşımızın hakkını savunmak ve ailesini yalnız bırakmamak için buradaydı” şeklinde konuştu.</p>

<p>Sağkan, duruşmada hem Baroların hem de Türkiye Barolar Birliği’nin davaya katılma yönündeki taleplerinin mahkeme tarafından kabul edildiğini açıklayarak, “Bunu hak arama hürriyeti bakımından son derece değerli buluyoruz” dedi</p>

<p>İlk duruşma sonucunda dosyanın büyük ölçüde tekemmül ettiğini söyleyen Sağkan şunları ifade etti:</p>

<p>“Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin mütalaasında, bizim de taleplerimizde altını çizdiğimiz gibi sanığın işlediği suçun Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesi kapsamında tasarlayarak ve yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle gerçekleşmesi nedeniyle nitelikli halden cezalandırılmasını ve 6136 sayılı kanuna muhalefet suçundan ayrıca cezalandırılmasını talep etti. Bizler bu mütalaaya katıldık ve buna ilişkin görüşlerimizi mahkeme ile paylaştık. Bir sonraki duruşma 19 Haziran’a ertelendi. 19 Haziran’da kuvvetle muhtemel karar duruşması için yine burada olacağız. Türkiye’deki 210.000 avukatı temsil eden tüm Barolar ve Türkiye Barolar Birliği, meslektaşının ve ailesinin yanında bu süreci sonuna kadar etkin şekilde takip edecektir.”</p>

<h2></h2>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_1_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_2_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_3_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_4_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_5_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_6_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_7_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-yonetimi-avukat-zekeriya-polatin-hayatini-kaybettigi-saldiriya-iliskin-davanin-ilk-durusmasina-katildi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-15.jpg" type="image/jpeg" length="73386"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya, ziyarette bulunan öğrencilerle bir araya geldi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ziyarette-bulunan-ogrencilerle-bir-araya-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ziyarette-bulunan-ogrencilerle-bir-araya-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu tarafından yürütülen proje kapsamında Mahkemeyi ziyaret eden öğrencilerle bir araya geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Programda Başkan Özkaya’ya; Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Basri Bağcı, Anayasa Mahkemesi Üyesi Recai Akyel, Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu Üyesi Ali Arif Özzeybek, Anayasa Mahkemesi Genel Sekreteri Murat Azaklı ve diğer yetkililer eşlik etti.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, programda yaptığı konuşmada gençleri Anayasa Mahkemesinde ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Anayasa Mahkemesinin çalışma usul ve esasları ile işleyişine ilişkin kısa bilgiler paylaşan Başkan Özkaya, Mahkemenin bireysel başvuru ve norm denetimi yoluyla temel hak ve özgürlüklerin korunmasındaki rolüne değindi ve yargısal süreçlerin titizlikle yürütüldüğünü vurguladı.</p>

<p>Gençlere tavsiyelerde bulunarak bireysel gelişimin önemine, sürekli öğrenmenin ve kendini geliştirmenin gerekliliğine işaret eden Başkan Kadir Özkaya, hedeflere ulaşmak için disiplinli çalışmanın, kendine yatırım yapmanın ve aklı etkin kullanmanın önemine vurgu yaptı.</p>

<p>Başarının sabır ve kararlılıkla mümkün olduğunu belirten Başkan Kadir Özkaya, yılmadan ve vazgeçmeden çalışılması gerektiğini ifade etti. Başkan Özkaya ayrıca, pozitif bilimlerin rehberliğinde hareket edilmesinin önemine de değindi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Basri Bağcı da gençlerin Mahkemede ağırlanmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Türkiye’nin farklılıklarıyla zenginleşen çok renkli bir ülke olduğunu belirten Başkanvekili Basri Bağcı, bu çeşitliliğin herkesin eşit haklara sahip olduğu bir düzen içinde anlam kazandığını vurguladı. Başkanvekili Bağcı geleceğin inşasında gençlerin önemli bir rol üstleneceğine inandığını ve bu konuda gençlere güvendiğini dile getirdi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Üyesi Recai Akyel ise mutlu ve huzurlu bireyler olmalarının önemine değinerek gençlere kendilerini tanımaları ve geliştirmeleri konusunda tavsiyelerde bulundu. Anadolu coğrafyasının güçlü bir birikime sahip olduğunu vurgulayan Akyel, bu mirasın bilinciyle hareket edilmesinin gerekliliğine işaret etti.</p>

<p>Program, gençlerin Anayasa Mahkemesi gezisi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10213/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10214/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10215/3.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10216/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10217/5.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ziyarette-bulunan-ogrencilerle-bir-araya-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 06:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/4-10.jpg" type="image/jpeg" length="96196"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Veteriner Biyolojik Ürün ve Hayvan Tanımlama Araçlarının Bedelleri ile Uygulama Ücretlerinin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/veteriner-biyolojik-urun-ve-hayvan-tanimlama-araclarinin-bedelleri-ile-uygulama-ucretlerinin-tahsiline-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-teblig</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/veteriner-biyolojik-urun-ve-hayvan-tanimlama-araclarinin-bedelleri-ile-uygulama-ucretlerinin-tahsiline-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-teblig" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Veteriner Biyolojik Ürün ve Hayvan Tanımlama Araçlarının Bedelleri ile Uygulama Ücretlerinin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ (No: 2026/2), 18 Nisan 2026 Tarihli ve 33228 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>VETERİNER BİYOLOJİK ÜRÜN VE HAYVAN TANIMLAMA ARAÇLARININ BEDELLERİ İLE UYGULAMA ÜCRETLERİNİN TAHSİLİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/2)</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, Bakanlıkça belirlenen veteriner biyolojik ürünler ile hayvanların tanımlanmasında kullanılan tanımlama araçlarının uygulanması sonucu hayvan sahipleri tarafından ödenmesi gereken ürün bedelleri ile uygulama ücretlerinin tahsiline ve uygulayıcılara ödemelerin yapılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, uygulaması yapılan veteriner biyolojik ürünler ile hayvan tanımlama araçlarının ürün bedelleri ile uygulama ücretlerinin tahsiline ve uygulayıcılara ödemelerin yapılmasına ilişkin usul ve esasları kapsar.</p>

<p>(2) Bu Tebliğ sahipsiz hayvanlara yapılan uygulamaları kapsamaz.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğ, 21/12/1967 tarihli ve 969 sayılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Merkez ve Taşra Kuruluşlarına Döner Sermaye Verilmesi Hakkında Kanuna, 25/7/2024 tarihli ve 8760 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan 2024-2026 Yıllarında Yapılacak Hayvancılık Desteklemelerine İlişkin Karara, 22/12/2011 tarihli ve 28150 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hayvanların Tanımlanması ile Veteriner Biyolojik Ürünlerin Uygulama Ücretleri Yönetmeliğine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) ATS: Aşı Takip Sistemini,</p>

<p>b) Bakanlık: Tarım ve Orman Bakanlığını,</p>

<p>c) Destek/destekleme: 18/4/2006 tarihli ve 5488 sayılı Tarım Kanunu kapsamında Bakanlık tarafından verilen tarımsal desteklerin tümünü,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Hayvancılık Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) Hayvan kayıt ve aşılama belgesi: HBS kayıtlarına göre işletmede bulunan ya da kişinin sahip olduğu hayvanların listelendiği, güncel hayvan varlığının kontrol edildiği, hayvanlara uygulanan ürünlere ait bilgilerin işlendiği TÜRKVET’ten alınan belgeyi,</p>

<p>e) Hayvan tanımlama aracı: Plastik kulak küpesi, elektronik kulak küpesi, mikroçip, bolus, bileklik ile tek tırnaklı kimlik belgesi ve ev hayvanı pasaportu gibi tanımlama araçlarını,</p>

<p>f) HBS: Hayvan Bilgi Sistemini,</p>

<p>g) İl müdürü: İl tarım ve orman müdürünü,</p>

<p>ğ) İl ve ilçe müdürlüğü: İl ve ilçe tarım ve orman müdürlüklerini,</p>

<p>h) Resmî görevli: Veteriner biyolojik ürün veya tanımlama araçlarını uygulamak üzere Bakanlık il ve ilçe müdürlüklerinde görevli uygulayıcı resmî veteriner hekim, veteriner sağlık teknikeri/teknisyenini,</p>

<p>ı) TÜRKVET: Hayvan Kayıt Sistemini,</p>

<p>i) Uygulayıcı: Ürünleri uygulayan veteriner hekimler ile veteriner sağlık teknikerleri/teknisyenlerini ya da tanımlama işini yapan kimliklendirici personeli,</p>

<p>j) Ürün: Veteriner biyolojik ürünler ile hayvan tanımlama araçlarını,</p>

<p>k) VETBİS: Veteriner Bilgi Sistemini,</p>

<p>l) Veteriner biyolojik ürün: Hayvanlarda aktif veya pasif bağışıklık oluşturmak, bağışıklığın seviyesini ölçmek veya hastalık teşhisi için hazırlanmış aşı, serum gibi ürünler ile teşhis kitlerini,</p>

<p>m) Yetkilendirilmiş personel: Veteriner biyolojik ürün veya tanımlama araçlarını uygulamak üzere Bakanlık tarafından belirlenen usul ve esaslar dâhilinde yetkilendirilen uygulayıcı veteriner hekim, veteriner sağlık teknikeri/teknisyeni ile kimliklendirici personeli,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel Esaslar, Uygulama ve Kayıt İşlemleri</p>

<p>ile Mahsuplaşma ve Ödemeler</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Hayvanlara uygulanacak ürün bedelleri 12/2/2026 tarihli ve 33166 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarım ve Orman Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Yönetmeliği hükümleri, bu ürünlerin uygulamasına ilişkin ücretler ise Hayvanların Tanımlanması ile Veteriner Biyolojik Ürünlerin Uygulama Ücretleri Yönetmeliği hükümleri esas alınarak belirlenir.</p>

<p>(2) Sığır cinsi ile koyun ve keçi türü hayvanlar için uygulanacak ürünlerin bedelleri ile bunların uygulanmasına ilişkin ücretler, hayvan sahibinin muvafakati alınarak Bakanlık tarafından yapılacak desteklemelerden mahsup edilir. Yapılan uygulamaların mahsuplaşma onay durumu veri tabanlarında “Evet” olarak sabitlenir. Sistem gereksinimleri karşılanıncaya kadar diğer tür hayvanlar için mahsuplaşma yapılmaz, bu hayvanlara uygulanacak ürünlerin bedelleri ile bunların uygulanmasına ilişkin ücretler hayvan sahipleri tarafından döner sermaye işletme birimleri veznelerine veya banka hesaplarına yatırılır.</p>

<p>(3) Desteklemelerden mahsup edilen veya döner sermaye işletme birimleri aracılığıyla tahsil edilen ürün bedelleri Bakanlık döner sermaye işletmesinin ilgili hesaplarına, bunlara ait uygulama ücretleri ise uygulayıcılara ödenmek üzere ilgili emanet hesaplarına kaydedilir.</p>

<p>(4) Bu Tebliğ kapsamında mahsuplaşılan veya tahsil edilen uygulama ücretleri amacı dışında kullanılamaz.</p>

<p>(5) 11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında Bakanlığın programlı ve projeli çalışmaları için yapılan uygulamalar karşılığında hayvan sahipleri tarafından ödenmesi gereken ürün bedelleri ile uygulama ücretleri bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar dışında herhangi bir yöntemle tahsil edilemez.</p>

<p><strong>Uygulama ve kayıt işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Uygulama bilgileri, uygulama sırasında hazır bulundurulan hayvan kayıt ve aşılama belgesi Bakanlıkça belirlenecek dijital ortamlar dışında herhangi bir materyale işlenemez. Uygulama sonrasında bu belgenin EK-1’de belirtilen “muvafakat ve başvuru metni” bölümü hayvan sahibi ve uygulayıcı tarafından imzalanır veya dijital ortamda onaylanır. Sistem kayıtları tamamlandıktan sonra sistem tarafından verilen kod, uygulayıcılar tarafından belgenin ilgili bölümüne yazılır. Hayvan kayıt ve aşılama belgesi, sistem kayıtlarına ve ödemeye esas evrak kapsamında olması nedeniyle uygulayıcılar tarafından muhafaza edilir.</p>

<p>(2) Ürün uygulamalarının bir protokol kapsamında devredildiği durumlarda, çalışmalara başlamadan önce; yetki, sorumluluklar, mevzuat, kayıt ve icmal takvimleri konularında il müdürlükleri tarafından uygulayıcılara eğitim verilerek sistemler üzerinden rol tanımlaması yapılır. Aşılama çalışmasının yapılacağı ilçe, köy, mahalle, işletme bilgileri, çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, uygulaması devredilen aşıların grupları ve isimleri ile hedef hayvan türleri VETBİS’e kaydedilir.</p>

<p>(3) Ürün uygulamalarının devredildiği serbest veteriner hekimler ve yetiştirici/üretici birlikleri ile meslek odaları, çalışmalara başlamadan önce banka hesap numaralarını ve varsa vergi muafiyet durumlarını ispatlayan belgeleri il müdürlükleri döner sermaye birimlerine bildirmek zorundadır. Ürün uygulamalarının devredildiği bilgisi protokolün imzalanmasını takiben üç gün içinde il müdürlükleri tarafından Genel Müdürlüğe bildirilir.</p>

<p>(4) Resmî görevliler ile yetkilendirilmiş personelin, uyguladıkları programlı aşılar sadece VETBİS’ten kaydedilir. VETBİS’ten yapılması gereken aşı kayıtlarının ATS’den yapılması nedeniyle tahsil edilemeyen ürün bedelleri ile uygulama ücretlerinin döner sermaye işletme birimlerine ödenmesinden uygulayıcılar sorumludur. Sorumlulardan tahsil edilen uygulama ücretleri, EK-2’de yer alan manuel ödeme icmali düzenlendikten ve gerekli kesintiler yapıldıktan sonra uygulayıcılara ödenir.</p>

<p>(5) Resmî görevliler tarafından uygulanan veteriner biyolojik ürünlerin kayıtları, sığır cinsi ile koyun ve keçi türü hayvanlar için sadece VETBİS’ten, diğer tür hayvanlar için sistem gereksinimleri tamamlanıncaya kadar ATS’den veya devreye alınan diğer sistemler üzerinden yapılır.</p>

<p>(6) Ürün uygulamalarının eksik veya hatalı kaydedilmesinin önlenmesi için kayıtların her bir işletme özelinde girilmesi zorunludur. Sistem kayıtlarının tamamlanmasını takiben uygulama bilgileri yetiştiricilerin Bakanlık veri tabanlarında tanımlı mobil iletişim numaralarına kısa mesaj yoluyla otomatik olarak bildirilir.</p>

<p><strong>Desteklemelerden kesinti yapılamayacak uygulamalar ve döner sermaye ödeme ekranı</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Kamu kurum ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ile kamu tüzel kişiliği bünyesinde bulunan hayvancılık işletmelerinde görev yapanlar ile hayvancılık işletmelerinde sözleşmeli olarak çalışanlar ve kendi işletmesi için küpeleme yetki devri olan uygulayıcıların bu işletmeler için yapmış oldukları uygulamalar kesinti ve ödeme icmallerine yansıtılmaz, bu kişiler bu Tebliğ kapsamındaki uygulayıcı ödemelerinden faydalandırılmaz.</p>

<p>(2) Resmî görevliler ve yetkilendirilmiş personelin kamu kurum ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ile kamu tüzel kişiliği bünyesinde bulunan hayvancılık işletmelerinde uyguladıkları programlı aşılar kesinti icmallerine yansıtılmaz.</p>

<p>(3) Kamu kurum ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ile kamu tüzel kişiliği bünyesinde bulunan hayvancılık işletmelerinde resmî görevliler tarafından yapılacak uygulamaların mahsuplaşma onay durumları sistem üzerinden “Hayır” olarak sabitlenir.</p>

<p>(4) Hayvan sahipleri tarafından döner sermaye işletme birimlerine ait banka hesaplarına ve veznelerine ödenen veya ödenmesi gereken ürün ve uygulama ücretlerinin takibi için il ve ilçe döner sermaye birimlerinden en az bir personel görevlendirilir. VETBİS ve TÜRKVET döner sermaye ödeme takip ekranından işlem yapılabilmesi için il döner sermaye birimlerinde görevli en az bir personel döner sermaye birimi tarafından görevlendirilir. Görevlendirilen personele hayvan sağlığı ve yetiştiriciliği şube müdürlüğü veya hayvan sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şube müdürlüğü tarafından sistemler üzerinden ödeme takibi için rol tanımlanır. Ödeme onayları sadece bu role sahip personel tarafından gerçekleştirilir. Her ayın onuncu gününe kadar daha önce mahsuplaşma seçeneği “Hayır” olarak kaydedilen ve döner sermaye ödeme ekranına yansıyan uygulamalar sonucu tahakkuk eden bedelin ödenip ödenmediği il döner sermaye ödeme takip sorumlusu rolü tanımlanan personel tarafından kontrol edilir. Veri tabanlarına kaydı yapılan ürünlere ilişkin toplam bedel ödendiğinde ödeme işlemi yapıldığı bilgisi yetkilendirilen kullanıcılar tarafından kaydedilir. İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde ödemesi yapılmayan ürün bedelleri il müdürlükleri döner sermaye işletmeleri tarafından takip edilir.</p>

<p><strong>Sığır cinsi ile koyun ve keçi türü hayvanlara yapılan uygulamalar için kesinti icmallerinin düzenlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Hayvanlara uygulanan ürünler ve bunların uygulama ücretlerine ait ödemelerin hayvan sahiplerinin muvafakati alınarak Bakanlık tarafından yapılacak desteklemelerden mahsup edilebilmesi için, özet ve detay kesinti icmalleri Bakanlık veri tabanlarında düzenlenir.</p>

<p>(2) Kesinti icmalleri üç aylık olarak düzenlenir. Genel Müdürlük gerek duyulması halinde bu süreyi uzatabilir veya kısaltabilir, sistemde verilerin sabitlenmesi için belirtilen tarihler ile icmal alma ve gönderme takvimlerini değiştirebilir.</p>

<p>(3) Kesinti icmallerinde, veri tabanlarına kaydı yapılan ürünler ile bunların uygulama ücretlerine göre her bir hayvan sahibi bazında kesintisi yapılacak toplam bedeller hesaplanır. Yapılan her uygulama mahsuplaşma seçeneğine göre bir gün sonra detay kesinti icmaline ya da döner sermaye ödeme takip ekranına yansır. Uygulama kayıtları, kayıtları yapan kullanıcılar tarafından periyodik olarak kontrol edilir ve içinde bulunulan icmal dönemi kesinleşmeden hatalı kayıtlar için gerekli düzenlemeler yapılır. İcmal döneminin bitişini takip eden ayın yirmisinde icmal verileri sabitlenerek icmali oluşturan kayıtların değiştirilmesi ve silinmesi engellenir. Kesinti icmalleri bu verilerin toplamından oluşur.</p>

<p>(4) İlçe müdürlükleri tarafından kayıtların sabitlenmesini takiben hazırlanan ilçe özet kesinti icmali, kontrol edilerek icmal döneminin bitişini takip eden ayın yirmi beşinde, bu tarihin resmî tatil veya idari izin gününe denk gelmesi durumunda ise takip eden ilk mesai gününde il müdürlüğüne gönderilir. İcmallerin düzenlenmesinde uygulama tarihi esas alınır.</p>

<p>(5) İlçe kesinti özet icmalleri il müdürlüğü tarafından kontrol edilerek birleştirilir. İl kesinti özet icmali, icmal döneminin bitişini takip eden ayın son gününe kadar bu tarihin resmî tatil veya idari izin gününe denk gelmesi durumunda ise takip eden ilk mesai gününde ilgili veri tabanına yüklenmek üzere Genel Müdürlüğe gönderilir.</p>

<p>(6) Tüm kesinti icmalleri yetki verilen personel tarafından hazırlanır, üst yazı ekinde gönderilir.</p>

<p><strong>Ürün kullanım raporları</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Uygulama yetki devri yapılanlar, uygulama ayını takip eden ayın on beşine kadar depolarında bulunan ürün miktarları ile o aya ait zayi miktarlarını ilçe müdürlüklerine tablo halinde teslim ederler.</p>

<p>(2) İlçe müdürlükleri, resmî görevliler ve yetkilendirilmiş personel tarafından uygulama ayı içinde sarf edilen ve zayi olan ürün miktarını uygulama ayını takip eden ayın yirmisine kadar il müdürlüğüne iletir.</p>

<p>(3) İlçe ürün kullanım ve zayi tabloları, hayvan sağlığı ve yetiştiriciliği şube müdürlükleri veya hayvan sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şube müdürlüklerinde kurulan komisyon tarafından kontrol edilir, uygun bulunan raporlar onaylanır ve il müdürlükleri döner sermaye birimlerine elektronik dosya formatında ve ıslak imzalı olarak gönderilir. Kullanım ve zayi tablosu uygun bulunmayan ilçe müdürlüklerine ait depolarda il müdürlüğü döner sermaye işletme birimleri ve ilgili komisyon marifetiyle stok sayımı yapılır. Sayım neticesinde eksik olduğu tespit edilen ürünlerin bedelleri sorumlular tarafından döner sermaye işletme birimlerine ödenir.</p>

<p><strong>Sığır cinsi ile koyun ve keçi türü hayvanlara yapılan uygulamalar için ödeme icmallerinin düzenlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Uygulaması yapılan ürünler için desteklemelerden kesinti yolu ile mahsup edilen veya döner sermaye işletme birimleri aracılığıyla tahsil edilen uygulama ücretlerinin uygulayıcılara aktarılabilmesi için uygulayıcı ödeme icmalleri düzenlenir.</p>

<p>(2) Ödeme icmallerinde veri tabanlarına kaydı yapılan uygulama ücretlerine göre her bir uygulayıcı bazında ödemesi yapılacak toplam bedeller hesaplanır. Yapılan her uygulama bir gün sonra ödeme detay icmaline yansır. Her döneme ait kesinti icmallerinin sabitlenmesini takiben ödeme icmal verileri de sabitlenerek icmali oluşturan kayıtların değiştirilmesi ya da silinmesi engellenir. Ödeme icmalleri bu verilerin toplamından oluşur.</p>

<p>(3) Ödeme icmalleri üç aylık olarak düzenlenir. Genel Müdürlük gerek duyulması halinde bu süreyi uzatabilir, kısaltabilir, icmal alma ve gönderme takvimlerini değiştirebilir, aynı dönem içinde mahsuplaşma durumuna göre birden fazla ödeme icmali oluşturabilir.</p>

<p>(4) İlçe müdürlüklerince, kayıtların sabitlenmesini takiben hazırlanan ilçe detay ve özet ödeme icmali kontrol edilerek icmal döneminin bitişini takip eden ayın yirmi beşinde, bu tarihin resmî tatil veya idari izin gününe denk gelmesi durumunda ise takip eden ilk mesai gününde il müdürlüğüne gönderilir. Ödeme icmalleri, uygulama tarihi esas alınarak düzenlenir.</p>

<p>(5) Ödeme icmalleri yetki verilen personel tarafından hazırlanır, üst yazı ekinde il müdürlüklerine gönderilir.</p>

<p>(6) İlçe ödeme özet icmalleri il müdürlüğü tarafından kontrol edilerek birleştirilir. İcmallerin kontrol edilmesinden sonra hazırlanacak olan il özet ödeme icmalleri, icmal döneminin bitişini takip eden ayın sonuna kadar bu tarihin resmî tatil veya idari izin gününe denk gelmesi durumunda ise takip eden ilk mesai gününde il müdürlüğü döner sermaye birimine gönderilir. İl özet ödeme icmalleri kontrol ve birleştirme işini yapan personel, şube müdürü ve il müdür yardımcısı tarafından ıslak imza ile imzalanarak gecikmeye mahal verilmeyecek şekilde il müdürü imzalı üst yazı ekinde gönderilir. Döner sermaye birimlerince talep edilmesi halinde detay icmaller de gönderilir.</p>

<p><strong>Diğer hayvan türlerine ilişkin ödeme icmallerinin düzenlenmesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Sığır cinsi ile koyun ve keçi türü dışında kalan sahipli diğer tür hayvanlara uygulanan ürünler ve bunlara ait uygulama ücretleri için Bakanlık tarafından yapılacak ikinci bir düzenlemeye kadar desteklemelerden kesinti yoluyla mahsuplaşma yapılmaz. Yapılan uygulamalar kesinti icmallerine ve döner sermaye ödeme takip ekranına yansıtılmaz. Bu tür hayvanlara yapılan uygulamalara dair ürün ve uygulama ücretleri hayvan sahipleri tarafından döner sermaye işletme birimlerine ait vezne veya banka hesaplarına yatırılır.</p>

<p>(2) Sahipli diğer tür hayvanlar için düzenlenen ve EK-3’te yer alan diğer hayvan türlerine dair ilçe detay ve özet ödeme icmalleri, sistem gereksinimleri tamamlanana kadar üç aylık dönemler halinde manuel olarak düzenlenir ve il müdürlüğüne gönderilir. İl müdürlüğünde kontrol edilerek birleştirilen il özet ödeme icmalleri, icmal döneminin bitişini takip eden ayın sonuna kadar il müdürlüğü döner sermaye birimine gönderilir. İl özet ödeme icmalleri kontrol ve birleştirme işini yapan personel, hayvan sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri/hayvan sağlığı ve yetiştiriciliği şube müdürü ve il müdür yardımcısı tarafından ıslak imza ile imzalanarak ve xlsx formatında elektronik dosya olarak il müdürü imzalı üst yazı ekinde gönderilir. Döner sermaye birimlerince talep edilmesi halinde detay icmaller de gönderilir.</p>

<p><strong>Ödemelerin aktarılması ve tahakkuk işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Bakanlık, belirli dönemlere ait kesinti icmallerinde yer alan uygulamaların sadece bazı destekleme kalemlerinden kesilecek ücretler ile mahsuplaştırılması için karar verebilir.</p>

<p>(2) Bakanlık, belirli dönemlere ait ödeme icmallerinin, yalnızca bazı destekleme kalemlerinden kesilecek uygulama ücretleri ile Bakanlıkça belirlenen dönemlerde vezne veya banka şubesi aracılığıyla tahsil edilen uygulama ücretlerinden ödenmesine karar verebilir.</p>

<p>(3) Desteklemelerden kesintisi yapılan toplam bedeller, Genel Müdürlük tarafından Bakanlık ilgili birimine iletilen kesinti icmalleri doğrultusunda il müdürlükleri döner sermaye birimleri hesaplarına muhteviyatı belirtilerek aktarılır.</p>

<p>(4) Ürün ücretlerinin tahakkuk işlemleri 969 sayılı Kanun hükümleri ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre il müdürlükleri döner sermaye birimleri tarafından gerçekleştirilir.</p>

<p>(5) Hayvanlara uygulanan ürünler ve bunlara ait uygulama ücretlerine ilişkin yapılacak tahakkuk ve muhasebe işlemleri Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p>(6) Bu Tebliğde belirtilen usullerle tahsil edilerek döner sermaye emanet hesaplarına kaydedilen uygulama ücreti miktarı, ödeme bekleyen icmallerden herhangi birisinin ödenmesi için yeterli olduğunda ödeme işlemi yapılır.</p>

<p>(7) Döner sermaye işletmesi hesaplarında biriken uygulama ücretlerinin takibi ile bu ücretlerin uygulayıcılara ödeme işlemlerinin yürütülmesi il müdürlüğü döner sermaye birimi ile hayvan sağlığı ve yetiştiriciliği şube müdürlükleri veya hayvan sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şube müdürlükleri koordinasyonunda yürütülür.</p>

<p>(8) İl müdürlüğü döner sermaye birimlerine gönderilen ödeme icmallerinde resmî görevliler için, belirtilen brüt tutarlardan stopaj ve diğer yasal kesintiler yapıldıktan sonra kalan net tutar ödenmek üzere il ve ilçe müdürlüklerince bildirilen güncel personel maaş havuz hesaplarına aktarılır. Ödemeye esas net tutarların söz konusu hesaplara aktarımını takiben personele ödeme yapılmasından ilgili il ve ilçe müdürlüğü sorumludur.</p>

<p>(9) Ürün uygulamalarının bir protokol kapsamında üretici/yetiştirici birliklerine veya tüzel kişiliğe sahip muayenehane, poliklinik, hastane ve benzeri veteriner işyerlerine devrinin söz konusu olduğu durumlarda, uygulamalar sonucu ödeme icmallerine aktarılan uygulama ücretlerinin ödenebilmesi için brüt tutarlar üzerinden ilgili il müdürlüğü döner sermaye birimi adına faturalandırma yapılır. Geçerli mali mevzuat hükümlerine göre yasal kesintiler yapıldıktan sonra ödemeye esas net tutar il müdürlükleri döner sermaye birimince üretici/yetiştirici birlikleri ve tüzel kişiliğe sahip veteriner işyerlerinin protokolde belirtilen banka hesaplarına aktarılır.</p>

<p>(10) Ürün uygulamalarının bir protokol kapsamında tüzel kişiliği haiz olmayan kendi nam ve hesabına çalışan serbest veteriner hekimlere devrinin söz konusu olduğu durumlarda; uygulamalar sonucu ödeme icmallerine aktarılan uygulama ücretlerinin ödenebilmesi için brüt tutarlar üzerinden ilgili il müdürlüğü döner sermaye birimi adına serbest meslek makbuzu düzenlenir. Stopaj ve diğer yasal kesintiler yapıldıktan sonra ödemeye esas net tutar il müdürlükleri döner sermaye birimlerince serbest veteriner hekimlerin protokolde belirtilen banka hesaplarına aktarılır.</p>

<p><strong>Mahsuplaşma uygulamasından yararlanamayacak olanlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Kamu kurum ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ile kamu tüzel kişiliği bünyesinde bulunan hayvancılık işletmeleri mahsuplaşma uygulamasından yararlandırılmaz.</p>

<p>(2) Bu Tebliğ kapsamında istenen bilgi ve belgeleri zamanında ibraz etmeyenler ile Bakanlıkça yerine getirilmesi istenen iş ve işlemleri yerine getirmeyenler mahsuplaşma uygulamasından yararlandırılmaz.</p>

<p>(3) 17/12/2011 tarihli ve 28145 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yurt İçinde Canlı Hayvan ve Hayvansal Ürünlerin Nakilleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak hayvan nakli yaptıkları yol kontrolleri sırasında tespit edilen ve bu fiil nedeniyle haklarında idari yaptırım uygulanarak hayvanlarına ürün uygulaması yapılan hayvan sahipleri bu uygulamalar için mahsuplaşma uygulamasından yararlandırılmaz.</p>

<p>(4) Düşen kulak küpesi bildirimi nedeniyle özgün numaralı kulak küpesi üretimi yapılmış olan ancak çeşitli nedenlerle söz konusu kulak küpelerinin hayvanlara fiilen uygulanamadığı durumlarda, hayvancılık işletmeleri bu kulak küpeleri için mahsuplaşma uygulamasından yararlandırılmaz.</p>

<p><strong>Ürün ve uygulama ücretlerinin üçüncü kişiler tarafından ödenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bakanlıkça belirlenen tanımlama araçları ile programlı aşıların ürün bedelleri ve bunlara ait uygulama ücretlerinin üçüncü kişiler tarafından ödenmesi için protokol yapılamaz. Bu Tebliğin yürürlüğe girmesi ile önceden yapılan protokoller hükümsüz hale gelir.</p>

<p><strong>Desteklemelerden mahsuplaşmanın gerçekleşmediği durumlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Hayvan sahiplerine ödenen desteklemenin toplam bedelinin, uygulaması yapılan ürünlerin bedelleri ile bunların uygulama ücretlerini karşılamadığı durumlarda o icmal döneminde kesinti yapılmaz ve kesinti yapılacak tutar otomatik olarak bir sonraki döneme aktarılır.</p>

<p>(2) Mahsuplaşma onayı vermesine rağmen birinci fıkra kapsamında sonraki dönemlere aktarılarak yıl sonuna kadar herhangi bir sebeple kesintisi yapılamayan toplam bedel ile ilgili hayvan sahiplerinin bilgileri, Genel Müdürlük tarafından talep edilmesi halinde ödemeden sorumlu Bakanlık birimince liste şeklinde gönderilir. Bu liste gerekli kontrollerden sonra tahsilatın döner sermaye işletmelerince yapılabilmesi için il müdürlüklerine gönderilir.</p>

<p>(3) Mahsuplaşmanın gerçekleşmemesi sebebiyle ödenmeyen ürünlerin bedelleri, nev’i belirtilmek üzere ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde il müdürlükleri döner sermaye birimleri aracılığıyla tahsil edilir. Uygulama ücretlerine ait ödenmeyen tutarlar ise il ve ilçe müdürlüğü tarafından yazılı olarak tebliğ edildikten sonra hayvan sahipleri tarafından döner sermaye birimlerine ödenir.</p>

<p>(4) Bu maddeye göre tahsil edilen ürünlerin bedelleri ile uygulama ücretlerinin tahakkuk ve ödeme işlemleri 12 nci maddenin ilgili hükümlerinde belirtildiği şekilde gerçekleştirilir.</p>

<p>(5) Bu maddeye göre tahsilatı yapılan yetiştiricilerin bilgileri, desteklemelerden kesinti yapılacaklar listesinden düşülebilmesi için tüm ilde kişilere ya da firmalara ait T.C. kimlik numarasından ya da vergi kimlik numarasından sadece bir satır olacak şekilde EK-4’te yer alan formata uygun olarak doldurularak, Bakanlık ilgili birimine iletilmek üzere Genel Müdürlüğe gönderilir.</p>

<p><strong>Mahsuplaşma onayı vermeyenlerden tahsilatın yapılamadığı durumlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Mahsuplaşma onayı verilmeyen uygulamalara dair yasal süresi içerisinde ödemesi yapılmayan ürün bedellerinin hayvan sahiplerinden tahsilatı, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde il müdürlükleri döner sermaye birimleri tarafından sağlanır.</p>

<p>(2) Mahsuplaşma onayı verilmeyen uygulamalara dair ödenmeyen uygulama ücretleri ilgili il ve ilçe müdürlüğünce yazılı olarak hayvan sahiplerine tebliğ edildikten sonra döner sermaye birimleri banka hesaplarına ve veznelerine ödenir. Tebligata istinaden hayvan sahiplerince döner sermaye işletme birimlerine ödenen uygulama ücretleri, uygulayıcılara ödenmek üzere döner sermaye işletme birimlerince ilgili emanet hesaplarına kaydedilir.</p>

<p><strong>Veri tabanlarına yapılan kayıtlarda düzeltme işlemleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Ürün uygulamalarının veri tabanlarına kaydından sonra yapılacak silme ve ücreti etkilemeyen kısımları için düzeltme işlemleri, söz konusu kayıtların kesinleşmiş bir icmale yansımamış olması, bu kayıttan sonra başka bir veri girişi olmaması ve Genel Müdürlükçe veri tabanlarında kullanıcı rolüne göre belirlenen düzeltme ve silme süresinin geçmemiş olması koşuluyla kullanıcılar tarafından yapılabilir.</p>

<p>(2) Ancak, özet icmallerin kesinleşmesinden sonra tespit edilen hatalı kayıtlarla ilgili silme ve düzeltme işlemleri, EK-5A’da yer alan formda belirtilen prosedürler çerçevesinde yürütülür ve ilgili form doldurularak ekleri ile birlikte Genel Müdürlüğe iletilir. Şube müdürlüğü, uygulama ücreti ödemesinin henüz yapılmadığı hâllerde, silinen veya düzeltilen uygulama bilgilerini EK-5B’de yer alan Uygulama Ücretlerinden Yapılacak Kesintilere Dair İcmale işler ve söz konusu tutarların uygulayıcıya yapılacak ilk ödemeden kesilmesi amacıyla döner sermaye birimine gönderir.</p>

<p>(3) 18 inci madde gereğince düzeltilmesi zorunlu olan kayıtlar Genel Müdürlük tarafından düzeltilir.</p>

<p><strong>Yetki, denetim ve haksız ödemelerin geri alınması</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) İlgili kişi ve birimler, yetki alanına giren kayıtların veri tabanlarına doğru girilmesinden, kendilerine ibraz edilen belgelerin kontrolünden ve kendi hazırladıkları belge ve icmallerin doğruluğundan sorumludur. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyerek haksız yere ödemeye neden olanlar ile ödemelerden haksız yere yararlanmak üzere sahte veya içeriği itibarıyla gerçek dışı belge düzenleyen ve kullananlar ile sistemlere kayıt yapan ilgililer hakkında gerekli idari işlemler yapılarak mali ve cezai açıdan hukuki süreç başlatılır.</p>

<p>(2) Haksız yere yapılan uygulama ücreti ödemeleri, ödeme tarihinden itibaren 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranları dikkate alınarak hesaplanan kanunî faizi ile birlikte anılan Kanun hükümlerine göre geri alınır. Haksız ödemenin yapılmasında ödemeyi sağlayan, belge veya belgeleri düzenleyen gerçek ve tüzel kişiler, geri alınacak tutarların tahsilinde müştereken sorumlu tutulurlar.</p>

<p>(3) İkinci fıkraya göre geri alınan haksız uygulama ücreti döner sermaye işletme birimleri tarafından hayvan sahibine geri ödenir.</p>

<p>(4) İkinci fıkraya göre haksız olarak desteklemelerden kesilen veya vezne banka kanalıyla tahsil edilen ürün ücretleri, söz konusu ürünlerin kullanılmadığı ve depolarda yer aldığı tespiti yapıldıktan sonra hayvan sahiplerine geri ödenir.</p>

<p>(5) Mahsuplaşmanın hayvan ve sürü sağlığı desteğinden yapılması durumunda üçüncü ve dördüncü fıkralarda belirtilen ücretlerin iadesi, Bakanlık ilgili hesabına yapılır.</p>

<p>(6) Veri tabanları üzerinde icmal düzenlenmesi sırasında yazılım hatalarından kaynaklı haksız ödeme veya kesinti söz konusu olduğunda Genel Müdürlük tarafından yazılı talimat ile hatalı icmallere ilişkin ödemeler veya kesintiler durdurulabilir. Hatalı ödeme icmalleri düzeltilerek gerekli işlemler yapılır. Hatalı kesintiler için de takip eden dönemlerde oluşturulacak kesinti icmallerinde Genel Müdürlük tarafından düzeltme yapılır.</p>

<p>(7) İhtilafların giderilmesinde 27/5/2014 tarihli ve 29012 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çiftçi Kayıt Sistemi Yönetmeliği hükümlerine göre kurulan il ve ilçe tahkim komisyonları yetkilidir.</p>

<p>(8) Bu maddede belirtilen belgelerin düzenlenmesinden, süreçlerin takibinden ve idari ile cezai işlemlerin yürütülmesinden il müdürü sorumludur.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan tebliğ</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) 14/5/2024 tarihli ve 32546 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Veteriner Biyolojik Ürün ve Hayvan Tanımlama Araçlarının Bedelleri ile Uygulama Ücretlerinin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 2024/11) yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Bu Tebliğ 1/1/2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/04/20260418-8-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/veteriner-biyolojik-urun-ve-hayvan-tanimlama-araclarinin-bedelleri-ile-uygulama-ucretlerinin-tahsiline-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-teblig</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="35848"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Afet Araştırmaları Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/afet-ve-acil-durum-yonetimi-baskanligi-afet-arastirmalari-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/afet-ve-acil-durum-yonetimi-baskanligi-afet-arastirmalari-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Afet Araştırmaları Merkezi Yönetmeliği, 18 Nisan 2026 Tarihli ve 33228 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İçişleri Bakanlığı (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI AFET ARAŞTIRMALARI MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Afet Araştırmaları Merkezinin çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam </strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Afet Araştırmaları Merkezinin çalışma usul ve esaslarına ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak </strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 48/C maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar </strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Acil durum: Toplumun tamamının veya belli kesimlerinin normal hayat ve faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan ve acil müdahaleyi gerektiren olayları ve bu olayların oluşturduğu kriz halini,</p>

<p>b) Afet: Toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insan kaynaklı olayları,</p>

<p>c) Başkan: Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanını,</p>

<p>ç) Başkanlık: Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığını,</p>

<p>d) Merkez: Afet Araştırmaları Merkezini,</p>

<p>e) Müdür: Afet Araştırmaları Merkezi Müdürünü,</p>

<p>f) Platform: Bütünleşik afet yönetim sürecinin temel unsurları olan risk ve zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme konularında Merkez ile üniversitelerin afet araştırma, uygulama, yönetimi ve eğitimi ile ilgili konularda faaliyet gösteren merkezlerinin bir araya gelerek oluşturduğu platformu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Kuruluşu, Görev, Yetki ve Sorumlulukları</p>

<p><strong>Merkez</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkez, doğrudan Başkana bağlı olarak teşkilatlanır ve Başkana karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Merkez; Müdür ve çalışma gruplarından oluşur.</p>

<p>(3) Müdür; Merkezin genel yönetim ve temsilinden sorumlu olup ilgili mevzuat ile verilen görevleri yerine getirmek, personeli arasında uyum, iş birliği ve iş bölümünü temin etmek ile Başkan tarafından verilecek görevleri yapmakla yükümlüdür.</p>

<p>(4) Çalışma grupları Başkan onayıyla oluşturulur. Çalışma grupları, afet ve acil durum yönetimi uzmanları, afet ve acil durum yönetimi uzman yardımcıları ile diğer personelden oluşur.</p>

<p>(5) Çalışma grupları; Merkezin bünyesinde gerçekleştirilecek bilimsel ve araştırma projelerinde çalışmak, diğer hizmetleri etkin ve verimli bir şekilde yürütmek amacıyla Müdüre bağlı olarak çalışır.</p>

<p><strong>Merkezin görev, yetki ve sorumlulukları </strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin görev, yetki ve sorumlukları şunlardır:</p>

<p>a) Başkanlığın görev ve sorumluluk alanına ilişkin konularda bilimsel amaçlı faaliyetler yürütmek, bu konuda ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve özel sektörle iş birliği yapmak.</p>

<p>b) Başkanlığın görev ve sorumluluk alanına ilişkin risk azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme aşamalarını kapsayan bütünleşik afet yönetiminde bilimsel düzeyde fen, mühendislik, teknoloji, sağlık, eğitim, sosyal bilimler başta olmak üzere ve benzeri disiplinler arası yaklaşım ile araştırma, geliştirme, inceleme, uygulama, saha çalışmaları yapmak, yaptırmak ve desteklemek.</p>

<p>c) Uluslararası afet ve acil durum alanında yapılan ulusal ve uluslararası çalışmaları takip etmek.</p>

<p>ç) Başkanlığın görev ve faaliyetleri ile ilgili konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri etkinlikler düzenlemek, görsel, işitsel ve yazılı dokümanların basım ve yayımını yapmak veya yaptırmak, bu alandaki çalışmaları teşvik etmek ve desteklemek, yapılan yayınları takip etmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>d) Afet ve acil durum yönetimine ilişkin ulusal ve uluslararası yayınları ve bilimsel çalışmaları izlemek, derlemek, tasnif etmek ve ilgili birimlere bildirmek.</p>

<p>e) Başkanlığın kütüphane hizmetlerini vermek, görev alanına ilişkin süreli ve süresiz yayınlar çıkarmak.</p>

<p>f) Platformun çalışma usul ve esaslarını belirleyerek sekretarya hizmetlerini yürütmek.</p>

<p>g) Afet istatistikleri, almanak gibi yayınların düzenli olarak tutulması, yayımlanması veya basılmasını sağlamak.</p>

<p>ğ) Yapılan çalışmalar hakkında her yılın sonunda öneri, görüş ve değerlendirmeleri içeren bir rapor hazırlayarak Başkana sunmak.</p>

<p><strong>Çalışma ilkeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Müdür ve Merkez personeli Merkezin görev ve faaliyetleri kapsamında;</p>

<p>a) Mevzuata, ilgili stratejik planlarda belirtilen amaç ve hedeflere, Başkanlığın vizyon ve misyonuna uygun, etkili ve verimli bir şekilde hareket eder.</p>

<p>b) Etik ilkelere ve mesleki değerlere riayet eder.</p>

<p>c) İlgili eğitim, seminer, konferans ve kongre gibi çalışmalara katılımı sağlar.</p>

<p>ç) Çalışma ve etkinlikleri eşgüdüm ve uyum içerisinde yürütür.</p>

<p><strong>Geçici görevlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Merkezin görev ve sorumluluklarına ilişkin çalışmalarda bulunmak üzere, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 50 nci maddesine göre Başkanlık geçici görevlendirme yapabilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlük </strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme </strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İçişleri Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/afet-ve-acil-durum-yonetimi-baskanligi-afet-arastirmalari-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/icisleri-5.jpg" type="image/jpeg" length="82234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE NASIL BAŞVURU YAPILIR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tuketici-hakem-heyetine-nasil-basvuru-yapilir-cincik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tuketici-hakem-heyetine-nasil-basvuru-yapilir-cincik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Tüketici Hakem Heyetinin Tanımı</strong></p>

<p>Mal ve hizmetlerden yararlanan, satın alıp kullanan kimseye tüketici denir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Bitiren, mahvedene tüketici denir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Tarafların aralarında ki anlaşmazlığı çözmek için yetkili olarak seçtikleri ve üzerinde anlaştıkları kimseye hakem denir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Belirli bir konudan iyi anlayan kimseye hakem denir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Seçme ve karar verme yetkisi bulunan kimseye hakem denir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Akademik çalışmaları önceden denetleyen yayınlanıp yayınlanmayacağını denetleyen kimseye hakem denir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Karşılaşmaları yarışmaları kurallara uygun olarak yöneten kimseye hakem denir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>Türk hukuk sisteminde toplumda tüketici kesimin haklarını aradığı fakat mahkeme olmayan kuruluşa tüketici hakem heyeti denir.</p>

<p><strong>2. Tüketici Hakem Heyetinin Hukuki Dayanağı</strong></p>

<p>Türkiye de Tüketici Hakem Heyetinin hukuki dayanağı 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Kanun<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> olmaktadır.</p>

<p><strong>3. Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Şartları </strong></p>

<p>Tüketici hakem heyetine başvuru yapmak için bazı şartların sağlanması gerekmektedir. Bunlar başvuru yapabilecek kişiler, uyuşmazlık miktarı, başvuru şekli, başvuru yeri, başvuru ücreti, dilekçe zorunluluğu ve gerekli belgeler olmaktadır.</p>

<p><strong>Başvuruyu Yapacak Kişiler: </strong>Bütün tüketiciler başvuru yapabilirler. Fakat parasal sınır içerisinde olmalıdır.</p>

<p><strong>Uyuşmazlık Miktarı: </strong>Uyuşmazlık miktarı 186.000 TL altındaysa İl ve İlçe Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapıla bilinir. Uyuşmazlık miktarı 186.000 TL’ nin üzerindeyse Tüketici Mahkemesine başvuru yapılır.</p>

<p><strong>Başvuru Şekli:</strong> Başvuru dilekçeyle yazılı olmaktadır.</p>

<p><strong>Başvuru Ücreti: </strong>Uygulama da başvuru ücreti bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Başvuru Yeri: </strong>Uygulama da başvuru yeri başvuru sahibinin ikametgahında ki tüketici hakem heyeti olmaktadır. Keza mal veya hizmetin satın alındığı yer tüketici hakem heyeti olmaktadır.</p>

<p><strong>Dilekçe Zorunluluğu: </strong>Uygulama tüketici hakem heyetine başvuru dilekçeyle yapılır. Aynı zamanda bu dilekçenin başvuru sahibi tarafından imzalanması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Gerekli Belgeler</strong>: Başvuru yapılırken başvuru dilekçesinin yanına fatura, dekont vb. evrakları dilekçeye eklene bilinir.</p>

<p><strong>4. Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Usulü </strong></p>

<p>Uygulama da tüketici hakem heyetine başvuru birkaç yolla yapılabilmektedir. Bunlar başvuru sahibinin bizzat kendisi başvuru yapabilmektedir. Aynı zamanda avukatları aracılığıyla yapabilirler. Başvurular elden veya e-posta yoluyla da yapıla bilinir. Keza başvurular http://tuketicisikayet.tuketici.gov.tr internet sitesi üzerinden de yapıla bilinmektedir.</p>

<p>Uygulama da başvuru sırasında başvurunun geçerli olması için başvuru şartlarının tamamının sağlanması gerekmektedir.</p>

<p><strong>5. Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Ücreti</strong></p>

<p>Uygulama da tüketici hakem heyetine başvuru ücreti bulunmamaktadır. Başvuru ve daha sonrasında hak kaybı vb. sıkıntıları yaşamamanız için başvuruyu avukat aracılığıyla yapmanızı tavsiye ederim.</p>

<p><strong>6. Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Dilekçesi</strong></p>

<p>Tüketici hakem heyetine başvuru yazılı yapılmaktadır. Tüketici hakem heyeti başvuru dilekçesinde başvuru yapanın adı soyadı, adresi, iletişim bilgileri, konunun ne olduğu, istenilen çözüm, şikayet edilen kişi veya firmanın adı, soyadı, şikayet edilen kişi veya firmanın adresi, şikayet edilen kişinin veya firmanın iletişim bilgileri yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Keza tüketici hakem heyeti başvuru dilekçesine fatura vb. tüm belgeler eklenmektedir.</p>

<p><strong>7. Yetkili Tüketici Hakem Heyeti</strong></p>

<p>Uygulama da somut olayın bulunduğu yere göre tüketici hakem heyeti yetkili olmaktadır. Her somut olayda tüketicinin olduğu yerde ki veya tüketici işlemin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetidir.</p>

<p><strong>8. Tüketici Hakem Heyetinin Başvuruyu İncelemesi</strong></p>

<p>Uygulama da tüketici hakem heyeti başvurularının incelenmesi, tüketici hakem heyetine başvuru yapmakla başlamaktadır. Daha sonra tüketici hakem heyeti somut başvuruyu ilgili kanunlara göre inceler. Heyet somut başvuru da gerekli görürse tarafları dinler veya bilirkişiye gönderebilir.</p>

<p>Somut olayda heyet taraflardan ilgili belgeleri talep edebilir. Taraflara somut olayla ilgili belgeleri sunmak için 30 gün süre tanınabilmektedir. Taraflara verilen 30 gün içinde taraflar somut olayla ilgili belgeleri vb. delilleri sunmazlarsa o zaman heyet mevcut duruma göre karar verir. Aynı zamanda somut olaya göre heyetin taraflara belgeleri sunmak için verdiği süre heyet tarafından uzatıla bilinir. Bu şekilde tüketici hakem heyeti yapılan başvuruyu inceleyip karara bağlamış olur.</p>

<p><strong>9. Tüketici Hakem Heyeti Ne Kadar Sürede Karar Verir</strong></p>

<p>Uygulama da tüketici hakem heyeti başvurunun yapılmasından itibaren altı ay içinde inceleyerek karara bağlamaktadır. Bu süre somut olaya göre uzayabilmektedir.</p>

<p><strong>10 .Tüketici Hakem Heyeti Kararlarının İcrası </strong></p>

<p>Uygulama da tüketici hakem heyeti kararlarının uygulanmasına tüketici hakem heyeti kararlarının icrası denir. Somut olayda tüketici hakem heyetinin verdiği karar ilamlı icra takip yoluyla icra edilebilinir. Bu kararların kesinleşmesi mecbur değildir. Aynı zamanda başlatılan icra takibine itiraz edilse bile icra takibi durmaz. İcra takibi durmadığı için alacaklı alacağını alır.</p>

<p><strong>11 . Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz </strong></p>

<p>Uygulama da tüketici hakem heyeti kararına itiraz 15 gün içinde yapılır. Bu süre tüketici hakem heyeti kararının tebliğ edilmesinden sonra başlamaktadır. Somut olayda itiraz hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine yapılır. Keza tüketici mahkemesi yoksa Asliye hukuk mahkemesine yapılmaktadır.</p>

<p><img alt="Burcu Çi̇nçi̇k" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/burcu-cincik.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="231"></p>

<p><strong>Av. Burcu ÇİNÇİK</strong></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> www.tdk.com.tr</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> www.tdk.com.tr</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> www.tdk.com.tr</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> www.tdk.com.tr</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> www.tdk.com.tr</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> www.tdk.com.tr</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> www.tdk.com.tr</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> www.mevzuat.com.tr</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tuketici-hakem-heyetine-nasil-basvuru-yapilir-cincik</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 18:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/teradafzx.jpg" type="image/jpeg" length="85191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/201 E., 2026/20 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025201-e-202620-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025201-e-202620-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.01.2026 tarihli, 2025/201 E., 2026/20 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/201 E., 2026/20 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 878-529</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın sahte fatura düzenleme suçundan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/b, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Gaziantep 20. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.05.2016 tarihli ve 468-180 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 02.06.2022 tarih ve 7996-11322 sayı ile; "Hükümden sonra 15.04.2022 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 7394 sayılı Kanun'un 4 ve 5. maddeleriyle değişik 213 sayılı Kanun'un 359. maddesinin 3, 4, 5 ve 6. fıkra hükümleri uyarınca 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi de gözetilerek öncelikle lehe Kanun'un tespit edilip uygulama yapılması ve her iki Kanunla ilgili uygulamanın gerekçeleriyle birlikte denetime olanak verecek şekilde ayrıntılı olarak kararda gösterilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesince 09.07.2024 tarih ve 878-529 sayı ile; sanığın aynı suçtan 213 sayılı Kanun'un 359/b, anılan Kanun'a eklenen geçici 34/1-2, TCK'nın 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince 18.12.2024 tarih ve 6186-15893 sayı ile; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların 7499 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca istinaf yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve aynı Kanun'un 264/1. maddesinde yer verilen; 'Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.' şeklindeki düzenleme dikkate alınarak kanun yolu incelemesinin merciince yapılması gerektiği anlaşılmakla dava dosyasının incelenmeksizin mahalline iadesine," karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 13.02.2025 tarih ve 113592 sayı ile; "...01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la CMK'nın 231/12. maddesinde yapılan değişiklik ile '272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.' şeklinde düzenleme yapılarak ilk derece Mahkemelerince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların istinaf yasa yoluna tabi tutulduğu, usul hükümleri yönünden derhal uygulanma ilkesinin geçerli olduğu cihetle temyize konu kararın verildiği 09.07.2024 tarihi itibarıyla 7499 sayılı Yasa ile değişik CMK'nın 231/12. maddesinin yürürlükte olup hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların itiraz yasa yoluna tabi olmadığı, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 8. maddesindeki 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.' şeklindeki düzenleme uyarınca sanık hakkındaki hükümlerin daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 13.03.2025 tarih ve 773-3393 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. fıkrası ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında; İlk Derece Mahkemesinin 26.05.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 09.07.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını incelemesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle de CMK'nın 231. maddesine dahil edilerek fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>Eklenen fıkralardan biri olan 12. fıkra; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir." şeklinde iken, bu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenmesi üzerine Anayasa Mahkemesince 20.07.2022 tarih ve 121-88 sayı ile; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın, bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde ve temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfî davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görülerek yayımından dokuz ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmiştir.</p>

<p>Karar tarihinden sonra 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, ancak bu hüküm de Anayasa Mahkemesinin 01.06.2023 tarihli ve 120-107 sayılı kararıyla; CMK'nın 231. maddesinin 5. fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin 5. fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13... . fıkralarının 6216 sayılı Kanun'un 43/4. maddesi gereğince iptalleri gerektiği gerekçesine dayanılarak yayımından 1 yıl sonra yürürlüğe girmek üzere yeniden iptal edilmiştir.</p>

<p>Bu karar sonrasında, 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>Yapılan düzenlemenin uygulamada karışıklığa neden olmaması için de aynı Kanun'un 22. maddesinde bir geçiş hükmüne yer verilmiştir. Anılan madde ile CMK'ya eklenen geçici 6. maddenin ikinci fıkrası şöyledir;</p>

<p>"a) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci ve onikinci fıkrasında yapılan kanun yoluna ilişkin değişiklikler, 1/6/2024 tarihi ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında uygulanır.</p>

<p>b) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz kanun yolunun uygulanmasına devam olunur. Bu itirazlar, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılır.c) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince hükmün açıklanması veya yeniden kurulması hâlinde, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p>d) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından sanığın kabul etmesi şartı aranmaya devam olunur."</p>

<p>Bilindiği gibi 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.</p>

<p>1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir.<br />
12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la yapılan düzenlemelerle önceden itiraz yolu öngörülen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının, 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilmeleri hâlinde istinaf yoluna tabi olacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Yine aynı düzenlemelerle 01.06.2024 tarihi ve sonrasında ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik başvurulabilecek kanun yolunun ise temyiz olduğu belirtilerek hukukumuzda hüküm niteliğinde sayılmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı da sınırlı olarak temyiz yolu açılmıştır. Aynı Kanun'la CMK'ya getirilen geçici 6. maddeyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin de 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlar bakımından uygulanabileceği açıklanarak uygulamada oluşabilecek tereddütler giderilmeye çalışılmıştır.</p>

<p>7499 sayılı Kanun'la getirilen yeni düzenlemelerden sonra, ilk derece mahkemelerince ilk kez 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, istinaf yoluna tabi olacağında ihtilaf yoktur. Sorun, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu davanın/uyuşmazlığın, daha önce temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun ne olduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Sorun ilk kez Yüksek Ceza Genel Kurulunun 15.10.2025 tarihli gündeminde 2025/169 Esasına kayden görülen 2025/381 Karar sayılı dosya üzerinde görüşülmüş ve özetle şu gerekçe ile sonuca bağlanmıştır:</p>

<p>"5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul sisteminde, kanun yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; "Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır." hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Böylelikle kanun vazıı bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden önce verilerek temyiz incelemesinden geçen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek yoluyla bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın karara bağlandığı durumlarda nihai karar kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil temyiz yolu olduğunu da işaret etmiş bulunmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen ilk hükmün, temyiz yoluna tabi olması nedeniyle bozma ilamı sonucunda 20.07.2016 tarihinden sonra verilen son kararın da temyiz denetimine tabi olacağında bir kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Keza 7165 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile değişik CMK’nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasında, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrasında verilen karara karşı istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulacağı düzenlenmiş olup maddeye dair değişiklik gerekçesinde, belirtilen hâl bakımından doğrudan temyiz incelemesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesinin makul sürede sonuçlandırılmak istendiği açıklamalarına yer verilmiştir. Yargıtay ilgili Dairesince verilen bozma kararı sonrasında 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların daha önce Yargıtay denetiminden geçmeleri nedeniyle yine temyiz yoluna tabi olması gerektiğinin kabulü, kanun koyucunun davanın makul sürede sonuçlandırılması yönündeki amacına da uygun düşmektedir.</p>

<p>Son kararın istinaf denetimine tabi olduğunun kabul edilmesi, Yargıtayın yargılama sistemindeki konumunu düzenleyen Anayasa'mızın 154. maddesi hükümlerine uygun olmadığı her türlü tartışmadan uzaktır. Kaldı ki, istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesinin son kararının ortadan kaldırılarak kesinlik sınırları içinde kalacak şekilde başka bir hüküm kurulması da mümkündür. Bu hâlde olağan kanun yollarına gidilemeyeceğinden bölge adliye mahkemesi kararının temyiz yoluyla denetlenmesi de mümkün olamayacaktır.</p>

<p>Bu nedenlerle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu davanın/uyuşmazlığın, daha önce temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun temyiz olduğunun kabulü gerekir."</p>

<p>Ancak şu gerekçelerle bu karardan rücu edilmiştir:</p>

<p>1. Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Muhakeme kanunlarında yapılan değişiklikler, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine halel getirmeyeceği gibi, hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemezler. Keza bu değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ya da henüz tamamlanmamış işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine kural olarak geçmişe yürümezler.</p>

<p>12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun ile CMK'ya eklenen geçici 6. madde de bir geçiş maddesi olarak düzenlenmiştir. Buna göre, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin, 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlar bakımından uygulanabileceği öngörülerek uygulamada oluşabilecek tereddütler giderilmeye çalışılmıştır. Bu yönüyle norm, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin mer'iyet ve kapsamı bakımından usuli bir özel düzenleme mahiyetindedir. Bu mahiyeti itibarıyla öncelikle uygulanmalıdır.</p>

<p>2. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukuki nitelik olarak; hem maddi hem de usul hukukuna temas eden yönleriyle karma bir yapı görünümündedir. Yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarında da işaret olunduğu üzere, ontolojik yapısı ve konuluş amacına hizmet etmesi yönüyle uygulamada ciddi sorunlarla karşılaştığı bir vakıadır. Her hâlükârda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, CMK'nın 223/1. maddesinde tahdidi olarak sayılan hükümlerden biri olmadığı da tartışmadan varestedir.</p>

<p>Oysa gerek 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasının gerekse 7165 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasının konularının, doğrudan CMK'nın 223/1. maddesi kapsamında hüküm niteliğindeki kararlar olduğunda kuşku yoktur.</p>

<p>3. Yargıtay tarafından verilen bozma kararı ile, bozmaya konu, derece mahkemelerince verilen her türlü hüküm ve/veya kararların ortadan kalkacağında da tereddüt edilmemelidir.</p>

<p>4. Nihayet uygulamada 7499 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önce de, daha evvel temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun itiraz olduğu (CMK madde 231/12), iş bu kararın niteliği itibarıyla temyizinin mümkün olmadığı kabul edilegelmiştir. Nitekim CMK'ya eklenen geçici 6. maddenin ikinci fıkrasının b, c ve d bentleri ile de 01.06.2024 tarihinden önce verilen kararlar yönünden önceki uygulamanın devamının gerekeceğine işaret edilmiştir.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilmiş bir karar da bulunmadığına göre,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 09.07.2024 olan karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan ve 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. fıkrası ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında, İlk Derece Mahkemesinin 26.05.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 09.07.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını temyizen inceleyemeyeceğinin, kararın istinaf kanun yoluna tabi olduğunun kabulü gerekir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, temyiz denetiminden geçtikten sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararın, temyiz mi yoksa istinaf kanun yolu denetimine mi tabi olduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>Bir başka deyişle; 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. maddesi ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında; İlk Derece Mahkemesinin 03.03.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 27.06.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını incelemesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.</p>

<p>1412 sayılı CMUK'ta olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir. Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça 'hemen ve derhal uygulanma' ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Usul kanunlarında yapılan değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine geçmişe yürümezler.</p>

<p>5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 5271 sayılı CMK'nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul yasası sisteminde, yasa yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un 'Temyiz ve karar düzeltme' başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır.' hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1412 sayılı CMUK'un 3 05... . maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Böylelikle kanun koyucu, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden önce verilerek temyiz incelemesinden geçen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek yoluyla bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın karara bağlandığı durumlarda nihai karar kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil, temyiz kanun yolu olduğunu da işaret etmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen ilk hükmün, temyiz yasa yoluna tabi olması nedeniyle bozma ilamı sonucunda 20.07.2016 tarihinden sonra verilen son kararın da temyiz denetimine tabi olacağında bir kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>7165 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik CMK'nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasında, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrasında verilen karara karşı istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulacağı düzenlenmiş olup maddeye dair değişiklik gerekçesinde, belirtilen hâl bakımından doğrudan temyiz incelemesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesinin makûl sürede sonuçlandırılmak istendiği açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Ceza Usul Hukukunda kıyas mümkün olduğundan daha önceden temyiz denetiminden geçerek bozma ilamı sonrasında verilen hükümlerde olduğu gibi uyarlama talebi üzerine bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların da daha önce Yargıtay denetiminden geçmeleri nedeniyle yine temyiz yasa yoluna tabi olması gerektiğinin kabulü, kanun koyucunun davanın makul sürede sonuçlandırılması yönündeki amacına da uygun düşmektedir.</p>

<p>01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la CMK'nın 231/12. maddesinde yapılan değişiklik ile '272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.' şeklinde düzenleme yapılarak ilk derece mahkemelerince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların istinaf yasa yoluna tabi tutulduğu, usul hükümleri yönünden derhal uygulanma ilkesinin geçerli olduğu cihetle temyize konu kararın verildiği 27.06.2024 tarihi itibarıyla 7499 sayılı Yasa ile değişik CMK'nın 231/12. maddesinin yürürlükte olup hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların itiraz yasa yoluna tabi olmadığı, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 8. maddesindeki 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.' şeklindeki düzenleme uyarınca, sanık hakkındaki hükümlerin daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturduğu,</p>

<p>Ayrıca, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. maddesinde değişiklik yapılırken, 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 6/2-b-c maddelerindeki;</p>

<p>'b) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz kanun yolunun uygulanmasına devam olunur. Bu itirazlar, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılır.</p>

<p>c) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince hükmün açıklanması veya yeniden kurulması hâlinde, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanır.' hükümleri nazara alındığında; sanık hakkındaki hükümlerin daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.<br />
(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.10.2025 tarihli ve 2025/169 Esas sayılı kararı ile de Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından aynı konuda yapılan itirazın kabulüne karar verildiği, görülmüştür.)<br />
Yargıtay Başsavcılığının itirazı doğru olduğundan itirazın kabul edilmesi gerekirken reddine karar veren sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim." düşüncesiyle,<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle,</p>

<p>Karşı oy kullanmışlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025201-e-202620-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 15:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="14201"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/160 E., 2026/67 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024160-e-202667-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024160-e-202667-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.02.2026 tarihli, 2024/160 E., 2026/67 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/160 E., 2026/67 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname No : 2023/129216</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 319-257</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Göçmen kaçakçılığı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 79/1-b, 62/1, 53, 52/2-4, 54... . maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 10.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, taksitlendirmeye, müsadereye ve mahsuba ilişkin Ayvacık Asliye Ceza Mahkemesince 04.04.2016 tarih ve 319-257 sayı ile verilen hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 21.09.2022 tarih ve 22040-17587 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 15.12.2023 tarih ve 129216 sayı ile; "...Karar tarihinde başka suçtan Bakırköy Metris Cezaevinde tutuklu olarak bulunan ve duruşmalardan vareste tutulmak talebi de bulunmayan sanık ...'in duruşmaya getirtilmeyerek ya da SEGBİS vasıtasıyla beyanı alınmayarak yokluğunda karar verilip 5271 s CMK m 196'ya aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 12.02.2024 tarih ve 16878-1514 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yargılama aşamasında başka bir suçtan tutuklu olarak ceza infaz kurumunda bulunan ve duruşmadan bağışık tutulma hususunda beyanı bulunmayan sanığın, hükmün açıklandığı oturuma katılımı sağlanmadan karar verilmesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Ayvacık Cumhuriyet Başsavcılığının 25.08.2015 tarihli ve 279-278 sayılı iddianamesi ile sanık hakkında göçmen kaçakçılığı suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,<br />
İlk Derece Mahkemesince sanığın sorgusunun, müdafiinin de hazır bulunduğu 11.09.2015 tarihli oturumda ses ve görüntü bilişim sistemi (SEGBİS) ile gerçekleştirildiği, ancak sorgusu sırasında sanığa duruşmalardan bağışık tutulmak isteyip istemediğinin sorulmadığı, sanığın da duruşmalardan bağışık tutulmak istediği yönünde herhangi bir beyanının bulunmadığı, müdafiinin hazır bulunduğu 04.04.2016 tarihli oturumda duruşmanın bitirilerek sanığın yokluğunda göçmen kaçakçılığı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu,<br />
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede; sanığın, hükmün kurulduğu 04.04.2016 tarihinde Bakırköy/Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan tutuklu olarak bulunduğu,<br />
Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Sanık hazır olmaksızın duruşma yapılamayacağı kuralını düzenleyen CMK'nın "Sanığın duruşmada hazır bulunmaması" başlıklı 193. maddesinin birinci fıkrası; "Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir." hükmünü amirdir.<br />
Bu kuralın istisnaları da aynı maddenin ikinci fıkrasında uygulama tarihi itibarıyla; "Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.",</p>

<p>194. maddenin ikinci fıkrasında; "Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir.",</p>

<p>195. maddede; "Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır.",</p>

<p>200. maddenin birinci fıkrasında; "Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir.",</p>

<p>204. maddesinde; "Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır.",</p>

<p>Şeklinde gösterilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümüne ışık tutan "Sanığın duruşmadan bağışık tutulması" başlıklı 196. maddesi ise;</p>

<p>"(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir.</p>

<p>(2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur.</p>

<p>(3) Sorgu tutanağı duruşmada okunur.</p>

<p>(4) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır.</p>

<p>(5) Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.</p>

<p>(6) Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir." şeklinde iken 25.08.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 147. maddesi ile anılan maddenin dördüncü fıkrası; "Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir." şeklinde değiştirilmiş ve bu değişiklik 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7078 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 142. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasında, mahkemece sorgusu yapılmış olmak şartıyla sanığın veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafinin istemi ile duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutulabileceği kabul edilmiş,</p>

<p>Beşinci fıkrasında ise hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak şartıyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Her iki fıkrada da sanığın sorgusunun yapılmış olması hâli bağışık tutulmanın şartı olarak belirtilmiş, ancak sanığın sorgusunun ne şekilde yapılacağı hususunda iki fıkrada da herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş olup bu konu maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu düzenlemeye göre, alt sınırı beş yıldan az hapis cezasını gerektiren bir suçtan yargılanan sanığa, sorgusundan önce ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulduktan sonra istinabe suretiyle sorguya çekilebilecektir. Alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı ise sanıkların sorgusunun mutlaka yargılamayı yapan mahkemece gerçekleştirilmesi zorunludur. CMK'nın 196/4. maddesi kapsamında yapılan sorgunun da yargılama mahkemesince yapıldığı gözetilmelidir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini yargılamayı yapan mahkeme huzurunda vermek isteyip istemediğinin sorulmaması veya sorulması üzerine duruşmadan bağışık tutulmak istemediğini belirtmesine karşın istinabe ile alınan ifadesiyle yetinilmesi savunma hakkının sınırlanması sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunma hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir. Kendisi yönünden hak olarak düzenlendiği kabul edilen bir hususta sanığın, bu hakkı ne şekilde kullanacağı konusunda hiçbir insiyatifinin olmadığının kabulü hâlinde hakkın varlığından da söz edilemeyecektir.</p>

<p>Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 12... tarihli Colozza ve Rubinat/İtalya ile 25... tarihli Zana/Türkiye kararlarında, sözleşmeyle garanti altına alınan bir hakkın kullanılmasından vazgeçilmesinin, bunun açıkça söylenmesiyle mümkün olabileceği belirtilmiş olup buna göre sanığın duruşmada hazır bulunma hakkından feragat etmesi de ancak bu hususu açıkça söylemesiyle mümkün olacaktır. Ceza Genel Kurulunun 31.01.2017 tarihli ve 449-32 sayılı ile 03.04.2018 tarihli ve 851-144 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme<br />
Bakırköy/Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan tutuklu olarak bulunan ve Mahkemece yapılan sorgusu sırasında duruşmadan bağışık tutulma isteğinde bulunmayan sanığın, hükmün açıklandığı 04.04.2016 tarihli son oturumda hazır bulundurulmayıp yokluğunda yargılama yapılarak mahkûmiyetine karar verilmesi savunma hakkının sınırlandırılması niteliğindedir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 21.09.2022 tarihli ve 22040-17587 sayılı sanık hakkında göçmen kaçakçılığı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Ayvacık Asliye Ceza Mahkemesinin 04.04.2016 tarihli ve 319-257 sayılı sanık hakkında göçmen kaçakçılığı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, saptanan bu usulü nedenden dolayı diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,</p>

<p>4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı kabul edilip, Özel Dairenin onama kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması nedeniyle sanık hakkında göçmen kaçakçılığı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin cezanın İNFAZININ DURDURULMASINA ve atılı suç yönünden sanığın TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,</p>

<p>5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla, ulaşılan sonuca istinaden infazın durdurularak sanığın tahliyesi yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024160-e-202667-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 15:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="36686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/587 E., 2026/66 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun2025587-e-202666-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun2025587-e-202666-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.02.2026 tarihli, 2025/587 E., 2026/66 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/587 E., 2026/66 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İtirazname No : 2024/106385</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
EK KARAR TARİHİ : 12.09.2024<br />
SAYISI : 2177-934</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>Resmî belgede sahtecilik suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204/1, 62... . maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Kayseri 7. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.07.2023 tarihli ve 432-554 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince 11.06.2024 tarih ve 2177-934 sayı ile bozulmasına, bu kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 12.09.2024 tarihli ve 2177-934 sayılı ek kararı ile; "…sahtecilik suçundan verilen bozma kararı yönünden yapılan 11.09.2024 havale tarihli temyiz talebinin incelenmesine yer olmadığına…" karar verilmiştir.<br />
Ek kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 06.05.2025 tarih ve 6215-5594 sayı ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek kararın ve bozma kararının temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin bu kararları temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı kabul edilerek; "…İlk Derece Mahkemesinin 06.07.2023 tarihli kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağırılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yukarıda açıklanan kanun hükümlerine aykırı şekilde duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda bozma kararı verilmesi…" isabetsizliğinden bozulmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir.</p>

<p>Daire Üyesi ...; "... 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf incelemesi neticesinde vermiş oldukları bozma kararlarının kesin nitelikte olduğu, bu itibarla bozma kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurma olanağının bulunmadığı, sanık müdafiin temyiz isteminin bu gerekçe ile CMK'nın 298. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.07.2025 tarih ve 106385 sayı ile; "...CMK'nın 286/1. maddesinde bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin temyiz edilebileceği başka bir deyişle bozma kararlarının kesin olduğu ve temyiz edilemeyeceği açık ve tereddütsüz bir şekilde belirtilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerinin CMK'nın 2 80... . maddelerine aykırı bir şekilde bozma kararı vermesi ve bu kararın hukuka aykırılık oluşturması CMK'nın 286. maddesindeki açık düzenleme karşısında bu kararın 'kesin ve temyiz edilemez' olması niteliğini değiştirmemektedir, bu nedenle; 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf incelemesi neticesinde vermiş oldukları bozma kararlarının kesin nitelikte olduğu, bu itibarla bozma kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurma olanağının bulunmadığı, sanığın temyiz isteminin bu gerekçe ile incelenmesine yer olmadığına ilişkin ek kararın, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken bozma kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 07.10.2025 tarih, 3367-12733 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen bozma kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulup başvurulamayacağının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Hukukî süreç kısmında anlatıldığı şekilde aşamalardan geçen dosya kapsamında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; CMK'nın 286. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf incelemesi neticesinde vermiş oldukları bozma kararlarının kesin nitelikte olduğu, bu itibarla bozma kararlarına karşı temyiz olanağının bulunmadığı görüşüyle itiraz yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf yoluna, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı olağan kanun yolu olarak da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında, istinaf üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı da CMK'nın 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle kuralın istisnaları gösterilmiştir.</p>

<p>CMK'nın "Temyiz" başlıklı 286. maddesinin birinci fıkrasında; "Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir." denilmek suretiyle, Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların kural olarak temyiz edilebileceği kabul edilirken, bu kuralın ilk istisnası da açıkça ifade edilmiş olmaktadır. Kanunun sarih metnine göre, Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma kararları temyiz edilemez.</p>

<p>Anılan normun ikinci fıkrasında temyize tabi olmayan diğer istisnalara yer verilmiş, 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanunun 29.maddesi ile eklenen üçüncü fıkrası ile de, iş bu istisnalar kapsamında olsa dahi temyiz yolu açılan suç tiplerine yer verilmiştir.</p>

<p>Keza CMK'nın 284. maddesinde de, itiraza ve temyize ilişkin hükümler saklı olmak üzere, bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine direnilemeyeceği ve bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Şu hale göre, İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince verilen usulüne uygun bozma kararına karşı ne temyiz (CMK madde 286/1), ne itiraz ne de sair bir kanun yolu öngörülmüştür. Bu kararlara karşı ilk Derece Mahkemesinin direnme hakkı da yoktur. (CMK madde 284) Kural olarak bir bozma değil ve fakat bir ıslah mahkemesi olan Bölge Adliye Mahkemesine tanınan istisnai ve sınırlı bir bozma yetkisinin, ceza yargılama sisteminin bütünü içinde, istinafın otantik yapısını da tahrif etmeden özenle kullanılmasının makul sürede yargılanma hakkına matuf bir yetki olduğu açıktır. Bu yetkinin sınırları içinde kullanıldığı hallerde CMK'nın 308/A maddesinde düzenlenen itiraza konu olamayacağında da tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>Ne var ki uygulamada, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak esastan bozma kararları verilebildiği de bilinen bir gerçektir. Böylece Bölge Adliye Mahkemeleri bölgesel Yargıtaylar gibi birer bozma/temyiz mahkemeleri rolü üstlenmişlerdir. İşin esasına ilişkin olarak doğrudan ya da Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmış hallerden addolunup kanun dolanılarak verilen, hukuki akibeti belli olduğu için "makul sürede yargılanma hakkını güçlendirme" amacına da hizmet etmesi mümkün olmayan bu yetki aşımına müstenid bozma kararlarının hukuki statüsüne ilişkin tespit, Yüksek Ceza Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli ve 388-238 sayılı, 17.09.2025 tarihli ve 242-343 sayılı kararlarında şöyle yapılmıştır:</p>

<p>"Bölge adliye mahkemesi hem ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı bir denetim mercii hem de denetlediği hükmün hukuka aykırı olduğunu değerlendirdiğinde hukuka aykırılığı ortadan kaldıracak ölçüde yeniden yargılama yapacak bir ikinci/üst derece mahkemesidir. Her iki hâlde de ilk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olduğunda kuşku yoktur. Bu tespitlerden çıkan sonuç şudur:</p>

<p>a. Bölge adliye mahkemesi kural olarak bir ıslah mahkemesidir. Yani varsa ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerdeki tüm hukuka aykırılıkları resen belirleyerek, yeniden yapacağı</p>

<p>yargılama ile hükmü ıslah eder. Yoksa kural olarak bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamaz.<br />
b. İlk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olması itibarıyla gerek denetim gerekse yeniden yargılama fonksiyonunu icra etsin, her halükârda taraflar açısından başlı başına bir teminat oluşturur.</p>

<p>c. Bölge adliye mahkemesi, aleyhine kural olarak bir kanun yolu öngörülmeyen ve direnilemeyen (duruşmasız/evrak üzerinden verdiği) bozma kararı ile ne tarafları bir üst mahkemede yargılanma teminatından yoksun bırakabilir ne de olay mahkemesine vicdani kanaati rağmına bir sonuca ulaşmasını amir bir müdahalede bulunabilir.<br />
Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:</p>

<p>1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,</p>

<p>2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.</p>

<p>Hükmün bozulmasına karar verilen bu hâllerde bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verecektir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesinin direnme kararı verme yetkisi bulunmadığı gibi tarafların da kanun yoluna başvurması mümkün değildir.</p>

<p>Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibarıyla makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.</p>

<p>Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıkta olmasına karşın uygulamada, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Ancak bölge adliye mahkemelerinin kanuni dayanağı bulunmayan bozma kararları ile işbu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle 'hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları' gerekmektedir.</p>

<p>Yüksek Mahkemenin bu görüşü Genel Kurul ve Daireler nezdinde istikrar kazanmıştır.<br />
Oysa Bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin bozma verebileceği durumlar ancak yukarıda belirtilen ve davanın esasını çözmeyip temyiz edilmesi ve ilk derece mahkemesince direnilmesi imkânı dahi bulunmayan kararlardır. Kanunun vermediği bir yetkiye dayanarak verilen bozma kararlarının ise kesin nitelikte sayılmasından ve bu sebeple CMK'nın 308/A maddesinde belirtilen kararlar kapsamında farz edilerek bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itirazına konu olmasından söz etmek mümkün değildir. Bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği sınırlı hukuka aykırılıklarda kanun koyucu hukuka aykırılığın bir an önce çözüme kavuşturulması ile yargılamanın uzamasının önüne geçip makul sürede kesinleşmenin sağlanmasını amaçladığından olağan kanun yoluna başvurulmasını dahi öngörmemiştir."</p>

<p>Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun 7.01.20 26... /9-319, 2026/16 sayılı kararı ile de; Bölge adliye mahkemesinin usulüne uygun bozma kararlarının, CMK'nın 308/A maddesinde düzenlenen itiraza da konu olamayacağı benimsenmiştir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince verilen bozma kararlarının; yukarıda bahsedilen hukuka açık aykırılıkla malül olduğu hallerde, hukuki statüsünün Yüksek Ceza Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli ve 388-238 sayılı, 17.09.2025 tarihli ve 242-343 sayılı kararlarında saptanmış olması da gözetildiğinde, CMK'nın 286/1.maddesinin sarahati gereğince hukuka uygunluğunun temyiz yoluyla denetlenmesinin mümkün olmayacağı sonucuna ulaşılmalıdır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen bozma kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamayacağının kabulü gerekir.</p>

<p>B. Hukuki Nitelendirme<br />
Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık hakkında Kayseri 7. Asliye Ceza Mahkemesince 06.07.2023 tarih ve 432-554 sayı ile kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince 11.06.2024 tarih ve 2177-934 sayı ile bozulmasına karar verildiği, bu kararın temyizi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 12.09.2024 tarihli ve 2177-934 sayılı ek kararı ile; "…Bozma kararı yönünden yapılan 11.09.2024 havale tarihli temyiz talebinin incelenmesine yer olmadığına…" hükmedildiği, bu ek kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesinc 06.05.2025 tarih ve 6215-5594 sayı ile; "Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen ek kararın ve bozma kararının; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin bu kararları temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı..." kabul edilerek dosyanın esasına girilmek suretiyle bozulmasına karar verildiği anlaşılan dosya kapsamında;</p>

<p>Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmünün, istinaf başvurusu üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi tarafından 11.06.2024 tarih ve 2177-934 sayı ile bozulmasına ilişkin kararın, temyizi kabil bir karar olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 06.05.2025 tarihli ve 6215-5594 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Sanığın, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 11.06.2024 tarihli ve 2177-934 sayılı bozma kararına yönelik temyiz isteminin, CMK'nın 286. maddesinin 1. fıkrası gereği bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma kararlarının temyizi kabil olmadığından aynı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,</p>

<p>4- Dosyanın, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun2025587-e-202666-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="19212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/562 E., 2026/106 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025562-e-2026106-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025562-e-2026106-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18.02.2026 tarihli, 2025/562 E., 2026/106 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/562 E., 2026/106 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname No : 2022/53160</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 710-151</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın silahla tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Kırşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.09.2015 tarihli ve 350-320 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 22.11.2021 tarih ve 5201-27227 sayı ile; "...Sanığın, katılan ...'ı 'seni öldüreceğim' şeklinde tehdit edip bıçak ile yaralaması karşısında, eyleminin bir bütün hâlinde silahla kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden sanık hakkında tehdit suçundan hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 15.02.2022 tarih ve 710-151 sayı ile verilen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca sanığın silahla tehdit suçundan beraatine ilişkin hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 03.07.2025 tarih ve 2561-7151 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11.07.2025 tarih ve 53160 sayı ile; "...Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 16.03.2015 tarihinde gerçekleştirildiği iddia edilen eylemle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen son işlem olan mahkûmiyet hükmünün verildiği 10.09.2015 tarihinden itibaren hakkındaki dava zamanaşımını süresi, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin inceleme tarihinden önce 10.09.2023 tarihinde dolduğundan dolayı düşme kararı verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.10.2025 tarih ve 4308-8890 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme silahla tehdit suçundan verilen beraat kararıyla sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava zamanaşımının gerçekleştiği bir durumda Yargıtay Ceza Dairesince hükmün esastan incelenerek beraat kararının onanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 sayılı kararında da belirtildiği üzere; suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.</p>

<p>CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere müstakar içtihatlarında; "...derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda, öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği" kabul edilegelmiştir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararında ise istikrar kazanmış uygulamadan rücu edilerek özetle; "CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasında geçen 'derhâl' ibaresinin henüz yargılamanın başında olmayı değil dosyanın mevcut durumunu ifade ettiği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek bir noktayı vurguladığı, dava zamanaşımının yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği, suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkı arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekeceği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı veya yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamaya olan etkisinin de gözetilmesi gerektiği" şeklinde tespitlere yer verildikten sonra "yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği" sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54... .04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen "düşme" kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>Yüksek Mahkemenin, anılan kararlarında yer verilen tespitler ve dava zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının, adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağına ilişkin değerlendirmeleri nazara alındığında; Genel Kurulun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararının gerekçesinde, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı argümanlarına dayanan hak ihlali endişelerinin ve buna bağlı olarak varılan sonucun isabetli olmadığı değerlendirilerek istikrar kazanmış uygulamaya rücu edilmesi gerekmiştir.<br />
Bununla birlikte, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen hâllerde gündeme gelmesi beklenen uzun süren yargılamaların, makul sürede yargılanma hakkının (İHAS madde 6) ihlali neticesini doğurabileceğinde kuşku bulunmamakta ise de, bu ihtimalin bertaraf ya da telafi edilmesi için, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmemesinin etkin ve yeterli bir yöntem olmayacağı açıktır. Bu nedenle de ceza yargılama hukukunun temel ilkeleri üzerine bina edilmiş müstakar uygulama devam etmelidir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir.</p>

<p>TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması durumunda ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.</p>

<p>B. Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Sanığa isnat edilen silahla tehdit suçunun yaptırımı, suç tarihi itibarıyla TCK'nın 106/2-a maddesinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca bu suçların asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl, aynı Kanun'un 67. maddesi gereğince kesintili zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Buna göre mahkûmiyet hükmünün verildiği tarih olan 10.09.2015 ile Özel Dairece incelemenin gerçekleştirildiği 03.07.2025 arasında, 10.09.2023 tarihinde asli dava zamanaşımının dolduğu anlaşılmaktadır. Eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâlin, başka bir deyişle, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı ve daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali olmadığı da sabittir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; "Ceza Genel Kurulunun 18.02.2026 tarihli toplantısının 16. sırasındaki 6. Ceza Dairesine ait 2025/562 Esas sayılı dosyasında alınan karara ilişkin muhalefet şerhi aşağıdadır.</p>

<p>Müzakereye konu olayda İlk Derece Mahkemesince sanık T. M. hakkında verilen beraat kararının Yargıtay 6. Ceza Dairesince onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Onama kararı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 'Silahla tehdit suçu bakımından dava zamanaşımı gerçekleştiğinden Yüksek Yargıtay Dairesince hükmün esastan incelenerek beraat kararının onanmasının mümkün olmadığı' inancıyla karara itiraz ettiği, itirazın reddi üzerine dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Yani çözümlenmesi gereken hukuki mesele beraat eden sanık hakkında verilmesi gereken karar dava zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan 'Düşme kararı mı' yoksa sanık hakkında verilen 'Beraat kararının onanması kararı mı' verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>Beraat kararı nitelik olarak sanığın o ceza davasından aklanması sonucunu doğuran hükümdür. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2. maddesinde,</p>

<p>a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,</p>

<p>b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,</p>

<p>c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,</p>

<p>d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,</p>

<p>e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hâllerinde 'beraat kararı' verilir.</p>

<p>Ayrıca yine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/9. maddesinde; 'Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.' hükmü karşısında itiraz konusu düşme kararının verilebileceği hâllerde yanı sıra derhal beraat kararı da verilebiliyor ise sanığın daha lehine olan beraat kararına hükmedilecektir.<br />
Derhal beraat kararı verilebilecek hâllerde ifadesi ile anlatılmak istenen;</p>

<p>Yargılamanın geldiği aşama itibarı ile başkaca bir araştırmaya, soruşturmaya, delil toplanmasına gerek olmayan veya araştırma, soruşturma ve delil toplanmasının mümkün olmadığı, mümkün olsa bile sonuçsuz kalacağı ve ayrıca yargılamaya bir katkısı olmayacağı hâller olarak açıklayabiliriz.</p>

<p>Yeni bir araştırma yapmadan dosyaya getirilen deliller ve belgeler ışığında sanık hakkında beraat kararı verilebiliyor ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/9. maddesi gereğince artık düşme kararı verilemez. Derhal beraat kararı yargılamanın her aşamasında verilebilir. Burada önemli olan, mevcut delillerin sanığın suçsuz olduğunu açıkça ortaya koymasıdır.<br />
Derhal beraat kavramı öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi, T.C. Anayasası'nın 36. ve 38. maddelerinde yer alan adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ile ilişkilidir.</p>

<p>Özellikle lekelenmeme hakkı, bir kişinin hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmadıkça suçlu gibi gösterilmemesi ve masumiyet karinesinin korunması anlamına gelir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Rushiti v. Austria kararında; 'Beraat etmiş bir kişiden masumiyetini kanıtlamasının beklenmesi masumiyet karinesine aykırıdır.' demiştir.</p>

<p>Dosya kapsamı itibarı ile sanığın beraati gereken hâllerde beraat yerine düşme kararı verilmesi kişinin suç şüphesini ortadan kaldırmamakta; aksine kamuoyu ve idare nezdinde suçu işledi ama teknik bir nedenle ceza almadı algısına yol açmaktadır. Bu durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/2. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesi ile bağlantılı olarak lekelenmeme hakkını ve dolayısıyla adil yargılanma hakkını ihlal etmektedir. Lekelenmeme hakkı masumiyet karinesinin bir uzantısı olup masumiyet karinesi ise adil yargılanma hakkının bir unsuru ve bir parçasıdır.</p>

<p>Masumiyet karinesine göre 'Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.' Masumiyet karinesi gereği masumiyetini ispat yükü, sanığa değil, iddia makamına aittir. Karinenin diğer bir unsuru 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesidir. Yeterli ve kesin delil yoksa durma, düşme, ... kararları değil beraat kararı verilmesi gerekir. Bu ilke, hem masumiyet karinesinin hem de adil yargılanmanın doğal bir sonucudur. Yine masumiyet karinesine göre yargılama sürerken veya kararda beraat eden ya da etmesi gereken sanık hakkında onun suçluymuş gibi ya da üzerinde suç şüphesi varmış gibi gösteren açıklamalar yapılamaz, ya da kararda masum olan sanık hakkında suçlu olduğuna dair en ufak bir izlenim yaratılamaz.</p>

<p>Masumiyet karinesi ihlal edilirse adil yargılama hakkı da ihlal edilmiş olur.</p>

<p>Masumiyet karinesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre yalnızca mahkûmiyet kararı verilinceye kadar geçerli olan usuli bir ilke değildir. Aynı zamanda devletin tüm organlarının bireyi suçlu gibi göstermeme yükümlülüğünü de içerir.</p>

<p>Lekelenmeme hakkı ise masumiyet karinesinin doğal bir uzantısıdır. Sanığın üzerindeki suçlu lekesini kaldıracak olan yegâne karar, beraat kararıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna rağmen sanık hakkında düşme kararı verilmesi;</p>

<p>Sanığın hukuki durumunu belirsiz bırakır.</p>

<p>Suç şüphesini ortadan kaldırmaz.</p>

<p>İdari ve mesleki aleyhe sonuçlar doğurabilir.<br />
Bu durum, lekelenmeme hakkının ihlali anlamına gelir.</p>

<p>Beraat kararı ile sanık aklanırken, düşme kararı ise teknik bir sona erme hâlidir ve maddi anlamda suçsuzluk tespiti içermez.</p>

<p>Lekelenmeme hakkı, kişinin haksız yere suç isnadı altında bırakılmaması ve yargılama sonunda aklanma imkânına sahip olması anlamına gelir.</p>

<p>Zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiğinde bu karar sanığın suçlu olduğunu tespit etmez ancak sanığın suçsuz olduğunu da açıkça ortaya koymaz. Bu nedenle sanığın hukuki statüsü askıda kalır. Beraat kararı verildiğinde sanık aklanmış olur. Bu iki kararın itibar ve haklar bakımından sonuçları farklıdır.</p>

<p>Masumiyet karinesi sanığın yalnızca mahkûm olmamasını değil aynı zamanda suçlu gibi gösterilmemesini de kapsar.</p>

<p>Dosya kapsamı sanığın beraat etmesi gerektiğini göstermesine rağmen, sırf zamanaşımı dolduğu için düşme kararı verilmesi kişinin aklanma hakkını elinden alır. Toplum nezdinde suçlu ama kurtuldu algısı yaratabilir, itibarının tam iadesini engeller ve telafisi imkânsız ağır sonuçlar doğurabilir. Lekelenmeme hakkıyla bağdaşmayan bu durum, masumiyet karinesinin özüne aykırıdır.</p>

<p>Beraat kararı verilmesi gereken hâllerde düşme kararı verilerek suç şüphesinin etkili korunmasını sağlamaz.</p>

<p>Bu da AİHS'nin 6. maddesi kapsamında adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğurur.</p>

<p>Ceza yargılamasında hükmün niteliği yanlızca usuli bir tercih değil, bireyin onuru, itibarı ve temel hakları bakımından anayasal ve uluslararası koruma altında olan bir meseledir.<br />
Ceza yargılamasının amacı; insan onurunu korumak, suçlunun cezalandırılmasının yanı sıra masumun aklanmasını sağlamaktır. Böylece kişinin adil yargılanma hakkı korunmuş olur.<br />
Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince beraatına karar verilen sanık hakkındaki kararın Yüksek Yargıtayca onanması kararına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düşme kararı verilmesine dair itirazını kabul eden Ceza Genel Kurul Kararına, lekelenmeme hakkına, masumiyet karinesine ve adil yargılanma hakkına aykırı olduğu kanaati ile muhalifiz." gerekçesiyle,<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle,<br />
Karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 03.07.2025 tarihli ve 2561-7151 sayılı silahla tehdit suçuna ilişkin onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Kırşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.02.2022 tarihli ve 710-151 sayılı silahla tehdit suçundan verilen beraat kararının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,<br />
Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025562-e-2026106-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 15:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="35173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97509"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29644"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38049"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95907"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26297"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86045"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38632"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="16449"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="67045"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="14930"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="59141"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="44853"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="58468"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="73144"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="65587"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="44026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="82539"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
