<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 09 May 2026 07:16:03 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/15)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202615</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202615" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/15), 09 Mayıs 2026 Tarihli ve 33248 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/15)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, “Greenply Samet Private Limited” ünvanlı firma tarafından yapılan başvuruya ilişkin olarak gerçekleştirilen inceleme neticesinde söz konusu firmaya yönelik olarak yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) ÇHC: Çin Halk Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>c) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>ç) GTP: Gümrük tarife pozisyonunu,</p>

<p>d) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>e) Hindistan: Hindistan Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>f) Kanun: 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanunu,</p>

<p>g) Karar: 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kararı,</p>

<p>ğ) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>h) MAKSDER: Mobilya Aksesuar Sanayicileri Derneğini,</p>

<p>ı) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>i) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu eşya</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Soruşturma konusu eşya, 4/5/2019 tarihli ve 30764 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2019/16) uyarınca dampinge karşı önleme tabi olan ve 6/4/2023 tarihli ve 32155 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2023/12) kapsamındaki 8302.10.00.00.11 ve 8302.10.00.00.19 GTİP’leri altında sınıflandırılan “menteşeler (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)”; 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya”; 8302.42.00.00.19 GTİP altında sınıflandırılan “diğerleri, mobilyalar için olanlar (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)”dır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Önleme tabi ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya eşya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvuru ve mevcut durum</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Samet Kalıp ve Madeni Eşya San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılan başvuru üzerine açılan ve 7/2/2004 tarihli ve 25366 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/3) ile tamamlanan soruşturma sonucunda, ÇHC menşeli 8302.10.90.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “diğer menteşeler” ve 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya” ithalatında 1,39 ABD doları/kg, 8302.42.90.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “diğer mobilyalar için diğer adi metallerden donanım, tertibat ve benzeri eşya” ithalatında 0,508 ABD doları/kg tutarında dampinge karşı önlem yürürlüğe konmuştur.</p>

<p>(2) 27/8/2008 tarihli ve 26980 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008/29) ile ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan dampinge karşı önlem Malezya, Endonezya Cumhuriyeti ve Çin Tayvanı menşeli/çıkışlı eşya ithalatına teşmil edilmiştir.</p>

<p>(3) 20/7/2010 tarihli ve 27647 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2010/18) ile sonuçlandırılan nihai gözden geçirme soruşturması neticesinde mezkûr ürünlerin ithalatında uygulanan önlem, 8302.10.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “menteşeler (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)” ve 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya” için 1,64 ABD doları/kg; 8302.42.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “diğerleri, mobilyalar için olanlar (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar ve koltuk amortisörleri hariç) için 0,75 ABD doları/kg olacak şekilde uzatılmıştır.</p>

<p>(4) 21/12/2016 tarihli ve 29925 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2016/53) ile tamamlanan ikinci nihai gözden geçirme soruşturması neticesinde ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan dampinge karşı önlemin devamına karar verilmiştir.</p>

<p>(5) Samet Kalıp ve Madeni Eşya San. ve Tic. A.Ş. ile söz konusu firma ve MAKSDER adına kurumsal danışmanları sıfatıyla NBA Danışmanlık firması tarafından yapılan başvuru üzerine açılan ve 20/10/2017 tarihli ve 30216 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2017/21) ile tamamlanan soruşturma sonucunda, ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan önlem İspanya Krallığı, İtalya Cumhuriyeti, Tayland Krallığı ve Yunanistan menşeli/çıkışlı eşya ithalatına teşmil edilmiştir.</p>

<p>(6) 22/3/2018 tarihli ve 30368 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2016/53)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile, ÇHC menşeli ithalatta uygulanan dampinge karşı önlemin uygulandığı tarife pozisyonu ve eşya tanımı kapsamı, 8302.10 GTP altında sınıflandırılan “menteşeler (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç; 8302.10.00.00.12 pozisyonunda yer alan nakil vasıtalarına mahsus olanlar hariç)” 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya”; 8302.42.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “diğerleri, mobilyalar için olanlar (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar ve koltuk amortisörleri hariç)” olacak şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>(7) 13/4/2018 tarihli ve 30390 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008/29)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ve 16/4/2018 tarihli ve 30393 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2017/21)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ hükümleri kapsamında, 8302.10.00.00.12 GTİP’sinde yer alan nakil vasıtalarına mahsus menteşeler, söz konusu dampinge karşı kesin önlemlerin dışında bırakılmıştır.</p>

<p>(8) Samet Kalıp ve Madeni Eşya San. ve Tic. A.Ş. ile MAKSDER tarafından yapılan başvuru üzerine açılan ve 4/5/2019 tarihli ve 30764 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2019/16) ile tamamlanan soruşturma sonucunda ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan dampinge karşı önlem Hindistan menşeli/çıkışlı eşya ithalatına teşmil edilmiştir.</p>

<p>(9) Söz konusu önleme tabi eşyanın yer aldığı “diğerleri, mobilyalar için olanlar” tanımlı 8302.42.00.00.00 GTİP, 30/12/2020 tarihli ve 3345 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetveli ile “koltuk amortisörleri” tanımlı 8302.42.00.00.11 GTİP ve “diğerleri” tanımlı 8302.42.00.00.19 olacak şekilde iki ayrı GTİP halinde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>(10) 27/3/2021 tarihli ve 31436 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2021/14) ile ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan söz konusu önlem Kore Cumhuriyeti ve Kuzey Makedonya Cumhuriyeti menşeli/çıkışlı eşya ithalatına teşmil edilmiştir.</p>

<p>(11) 6/4/2023 tarihli ve 32155 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2023/12) ile tamamlanan son nihai gözden geçirme soruşturması sonucunda mezkûr ürünlerin ithalatında uygulanan önlem, 8302.10.00.00.11, 8302.10.00.00.19 ve 8302.50.00.00.00 GTİP’leri altında sınıflandırılan eşya için 1,35 ABD doları/kg tutarına indirilmiş ve 8302.42.00.00.19 olarak değiştirilen GTİP altında sınıflandırılan eşya için 0,65 ABD doları/kg olarak uygulanmıştır.</p>

<p>(12) “Greenply Samet Private Limited” firması tarafından yapılan başvuruya istinaden, İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2019/16) ile Hindistan menşeli/çıkışlı ithalata teşmil edilmiş olan dampinge karşı önlem çerçevesinde yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılmasına yönelik olarak bir inceleme başlatılmıştır.</p>

<p>(13) Yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılmasına ilişkin bulgular Kanun, Karar ve Yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>Gerekçe</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Yönetmeliğin yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması başlıklı 36 ncı maddesi uyarınca soruşturma döneminde önleme konu malı Türkiye’ye ihraç etmemiş olan ihracatçıların veya üreticilerin, önleme konu olan malın ihraç ülkesinde bulunan ihracatçı veya üreticileriyle bağlantılı olmadığını ve soruşturma dönemini müteakip önleme konu malı Türkiye’ye ihraç ettiğini veya önemli miktarda ihraç etmek hususunda gayri kabili rücu bir akdi yükümlülük altına girdiğini kanıtlamaları gerekmektedir.</p>

<p>(2) “Greenply Samet Private Limited” ünvanlı firmanın yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılması başvurusuna ilişkin dilekçesinde, firmanın 26/10/2023 tarihinde Hindistan’da kurulduğu ve sermayesinin “Samet B.V.” ile “Greenply Industries Limited” firmalarına ait olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>(3) “Greenply Samet Private Limited”in 2024, 2025 yılları ve 2026 (1-3) döneminde Türkiye’ye önleme konu eşya ihracatı bulunduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibi “Greenply Samet Private Limited” ünvanlı firma tarafından sunulan bilgi ve belgeler ile mevcut bilgiler ışığında, “Greenply Samet Private Limited”in dampinge karşı vergi veya telafi edici vergiye konu olan malın ihraç ülkesinde bulunan ihracatçı veya üreticileriyle bağlantılı olduğuna dair bir bulgu bulunmadığı ve soruşturma dönemi olan 1/1/2015 – 4/5/2019 döneminde Türkiye’ye önleme konu eşya ihracatı yapmadığı, anılan firmanın Türkiye’ye ihracatının 2024 yılında başladığı, 2025 yılı ve 2026 (1-3) döneminde devam ettiği tespit edilmiştir.</p>

<p>(5) Söz konusu yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılması yönündeki başvuruya ilişkin olarak yerli üreticileri temsilen MAKSDER’in görüşlerini iletmesi talep edilmiştir. MAKSDER’den alınan görüş yazısında özetle, yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılması başvurusunun Yönetmeliğin 36 ncı maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi ve mevcut önlemin etkinliğinin korunması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Yapılan incelemeler sonucunda İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunca Hindistan menşeli/çıkışlı 8302.10.00.00.11 ve 8302.10.00.00.19 GTİP'leri altında sınıflandırılan “menteşeler (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)”; 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya”; 8302.42.00.00.19 GTİP altında sınıflandırılan “diğerleri, mobilyalar için olanlar (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)” ithalatına ilişkin olarak Yönetmeliğin 36 ncı maddesi çerçevesinde “Greenply Samet Private Limited” ünvanlı firmaya yönelik olarak yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>(2) Soruşturma, Genel Müdürlük tarafından yürütülecektir.</p>

<p><strong>Soru formları ve bilgilerin toplanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Soruşturma için gerekli bilgilerin temini amacıyla, söz konusu eşyanın bilinen ithalatçıları ile “Greenply Samet Private Limited” firmasına ve Hindistan’ın Ankara’daki büyükelçiliğine soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur. Bildirimde soruşturmanın açılış tebliği, gizli olmayan özet ve soru formlarına erişim hususlarında bilgiye yer verilir.</p>

<p>(2) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın https://www.ticaret.gov.tr/ithalat uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “İzleme ve Önlemlerin Etkisiz Kılınması”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek erişebilir.</p>

<p>(3) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekâletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekir. Düzenlenecek vekâletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Soru formunu cevaplandırma süresi, soruşturma açılmasına dair bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür. 8 inci maddede belirtilen, bildirimin ve soru formlarının gönderilmediği ilgili taraflar ise, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren işleyecek 37 günlük süre ile bağlıdır.</p>

<p>(2) Soru formunda istenilen bilgilerin haricinde, soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerin dikkate alınabilmesi için, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren en geç 37 gün içinde Genel Müdürlüğe yazılı olarak ulaştırılması gerekir.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden diğer ilgili tarafların da (yerli üreticiler, ilgili meslek kuruluşları, tüketici dernekleri, üretim dalındaki işçi veya işveren sendikaları ve benzeri) görüşleri ile konuya ilişkin her türlü bilgi ve belgeyi bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde yazılı olarak Genel Müdürlüğe bildirmeleri gerekir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesinde belirtildiği üzere, taraflardan birinin belirtilen süreler içinde gerekli bilgiyi sağlamaması veya yanlış bilgi vermesi ya da bilgi vermeyi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması halinde soruşturmaya ilişkin karar, olumlu veya olumsuz, mevcut verilere göre alınır.</p>

<p><strong>Yetkili merci ve adresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Soruşturma ile ilgili bilgi ve belgeler ile görüşlerin aşağıda belirtilen yetkili merciye iletilmesi gerekir:</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>İthalat Politikalarını İzleme ve Değerlendirme Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mahallesi Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 92 94</p>

<p><u>www.ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler,” soru formlarına cevapları ile soruşturma ile ilgili görüşlerini, kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine ve e-posta adresine gönderir.</p>

<p>KEP Adresi: <u>ticaretbakanligi@hs01.kep.tr</u></p>

<p>E-posta Adresi: <u>oeksorusturma@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler,” soru formlarına cevapları ile soruşturma ile ilgili görüşlerini Bakanlığın yukarıda yer alan posta ve e-posta adreslerine gönderir.</p>

<p><strong>Soruşturma başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202615</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="88467"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-bilgisayar-bilimleri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-bilgisayar-bilimleri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 09 Mayıs 2026 Tarihli ve 33248 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ BİLGİSAYAR BİLİMLERİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (BUYAMER): İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İstanbul Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İstanbul Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; bilgi sistemleri alanına giren konularda teknolojik gelişmelerin izlenmesi, proje geliştirilmesi ve uygulamaya konulması amaçlarıyla disiplinler arası çalışmalar ile standartların tespitine ve politikaların belirlenmesine katkı sunmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Bilgisayar bilimleri, bilişim teknolojileri, yapay zekâ ve büyük veri konularında araştırma, inceleme, geliştirme, uygulama yapmak ve veri bankaları kurmak.</p>

<p>b) Merkezin amacına yönelik ilgili ulusal ve uluslararası kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği yapmak, uygulamalar ve araştırmalar gerçekleştirmek, politikaların belirlenmesine katkı sunmak.</p>

<p>c) Proje çalışmaları yapmak; kurs, seminer, konferans, kongre, çalıştay ve benzeri ulusal ve uluslararası toplantılar düzenlemek ve düzenlenen toplantılara katılmak.</p>

<p>ç) Uygulama ve araştırma faaliyetleri sonunda elde edilen bilimsel ve teknik bulguları ve verileri açıklayan rapor, bülten, proje, kitap, makale, dergi ve benzeri yayınlar yapmak.</p>

<p>d) Kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarına ilgili mevzuat hükümleri kapsamında danışmanlık hizmeti vermek.</p>

<p>e) Merkezin amacına uygun diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görevi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdür süresinden önce aynı usulle Rektör tarafından görevden alınabilir. Müdür Merkezin faaliyetlerinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Yönetim Kurulu üyeleri arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcılarından biri Müdürün bulunmadığı zamanlarda Müdüre vekâlet eder. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresinin dolması veya herhangi bir sebeple görevinden ayrılması halinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, gündemi hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık faaliyet raporunu hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Müdürün görevi sona erdiğinde Yönetim Kurulu üyelerinin de görevi kendiliğinden sona erer. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden ayrılan veya altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine en az altı ayda bir kez üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin etkili ve verimli bir şekilde çalışması için gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Yıllık faaliyet raporunu onaylamak.</p>

<p>c) Müdür tarafından sunulan Merkezin idari ve bilimsel çalışmalarını incelemek ve karara bağlamak.</p>

<p>ç) Merkez tarafından verilen katılım belgesi ve benzeri belgelerin verilme koşullarını karara bağlamak.</p>

<p>d) Gerekli görülen durumlarda uzmanlık komisyonları kurmak ve çalışmaları yürütmek.</p>

<p>e) Merkeze önerilen araştırma projelerini değerlendirmek.</p>

<p>f) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite içinden veya dışından uzman kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla yirmi üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, her yıl kasım ayı içinde Müdürün daveti üzerine toplanır. Bunun dışında gerekli görüldüğünde Danışma Kurulu Müdürün daveti üzerine toplanabilir. Toplantılar davete icabet etmiş üyelerle yapılır, toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmalarıyla ilgili tavsiye ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında edinilen her türlü alet, donanım, demirbaş ve sarf malzemelerin kullanım hakkı münhasıran Merkeze aittir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) 5/9/2007 tarihli ve 26634 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-bilgisayar-bilimleri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="47450"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/devlet-tiyatrolari-genel-mudurlugu-personeli-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/devlet-tiyatrolari-genel-mudurlugu-personeli-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Mayıs 2026 Tarihli ve 33248 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünden:</strong></p>

<p><strong>DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ PERSONELİ GÖREVDE YÜKSELME VE UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 11/4/2019 tarihli ve 30742 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 3- (1) Bu Yönetmelik, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 15/3/1999 tarihli ve 99/12647 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi ile (ç) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Mühendis,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Mimar,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“1) Eğitim Uzmanı, Uzman, Araştırmacı.”</p>

<p>“2) Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Bilgisayar İşletmeni, Şoför, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 7- (1) Bu Yönetmelikte belirtilen görevde yükselme sınavına tabi kadrolara atama yapılabilmesi için aşağıdaki özel şartlar aranır:</p>

<p>a) Şube Müdürü, İdare Müdürü ve Müdür kadrolarına atanabilmek için;</p>

<p>1) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak,</p>

<p>2) Hukuk Müşaviri, Savunma Uzmanı, Eğitim Uzmanı, Uzman, Araştırmacı kadrolarında ayrı ayrı veya toplamda en az bir yıl, Şef, Mühendis, Mimar, İstatistikçi, Kütüphaneci, Avukat kadrolarında ayrı ayrı veya toplamda en az iki yıl, Sayman, Ayniyat Saymanı, Raportör, Tekniker, Programcı kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az beş yıl çalışmış olmak,</p>

<p>b) Şef kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) En az iki yıllık yükseköğrenim mezunu olmak,</p>

<p>2) Sayman, Ayniyat Saymanı, Raportör, Tekniker, Programcı kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az üç yıl, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Bilgisayar İşletmeni, Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Şoför, Teknisyen, Kameraman, Hemşire kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az beş yıl çalışmış olmak,</p>

<p>c) Eğitim Uzmanı, Uzman, Savunma Uzmanı, Araştırmacı kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak,</p>

<p>2) Şef, Mühendis, Mimar, İstatistikçi, Kütüphaneci, Avukat kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az bir yıl, Sayman, Ayniyat Saymanı, Raportör, Tekniker, Programcı kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az iki yıl, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Bilgisayar İşletmeni, Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Şoför, Teknisyen, Kameraman, Hemşire kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az beş yıl çalışmış olmak,</p>

<p>ç) Sayman kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak,</p>

<p>2) Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Bilgisayar İşletmeni, Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Şoför, Teknisyen, Kameraman, Hemşire kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az beş yıl çalışmış olmak,</p>

<p>d) Bilgisayar İşletmeni ve Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Şoför kadrolarına atanabilmek için;</p>

<p>1) En az ortaöğretim mezunu olmak,</p>

<p>2) Bilgisayar İşletmeni ve Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni kadrosu için Millî Eğitim Bakanlığınca onaylanmış bilgisayar işletmenliği sertifikasına sahip olmak veya öğrenimi sırasında zorunlu/ortak/seçmeli bilgisayar dersi almış olmak ve bu hususu resmî olarak belgelemek,</p>

<p>3) Şoför kadrosu için en az B sınıfı sürücü belgesine sahip olmak,</p>

<p>4) Hizmetli, Aşçı, Kaloriferci, İtfaiyeci, Bekçi, Dağıtıcı kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az üç yıl çalışmış olmak,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Mühendis,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Mimar,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin ikinci ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Sınav Kurulu; Genel Müdür veya görevlendireceği kişinin başkanlığında, Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı ile Genel Müdürce belirlenecek diğer üyelerden teşekkül eder ve başkan dahil beş üyeden oluşur. Gerektiğinde Genel Müdürün uygun görmesi halinde sınav kuruluna Genel Müdürlük dışından kamu görevlileri arasından aynı usulle üye veya üyeler belirlenebilir.”</p>

<p>“(8) Gerek görülmesi halinde, Genel Müdürce, taşra teşkilatında da sınav kurulu veya kurulları oluşturulabilir. Bu durumda Personel ve Eğitim Dairesi Başkanlığından yetkili/yetkililer de bu kurulda/kurullarda görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Avukat kadrosunda bulunanların en az iki yılı Genel Müdürlük merkez veya taşra teşkilatında olmak üzere, en az üç yıl avukat kadrosunda görev yapmış olmaları kaydıyla bu Yönetmelik hükümlerine tabi tutulmaksızın hukuk müşaviri kadrosuna genel hükümlere göre atanmaları mümkündür.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Devlet Tiyatroları Genel Müdürü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/devlet-tiyatrolari-genel-mudurlugu-personeli-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="22079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapı Denetiminde "Şekli Aykırılık" Dönemi: 4708 Sayılı Kanun'da Taşıyıcı Sisteme Etki Şartının Kaldırılması ve Ölçülülük Sorunu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapi-denetiminde-sekli-aykirilik-donemi-4708-sayili-kanunda-tasiyici-sisteme-etki-sartinin-kaldirilmasi-ve-olcululuk-sorunu-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapi-denetiminde-sekli-aykirilik-donemi-4708-sayili-kanunda-tasiyici-sisteme-etki-sartinin-kaldirilmasi-ve-olcululuk-sorunu-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yapı inşa süreci, imar planlarından başlayarak yapının projelendirilmesi, ruhsatlandırılması, inşası ve yapı kullanım aşaması olmak üzere birçok kişinin yetki alanları çerçevesinde görev aldığı ve çok sayıda farklı rol ve sorumlulukların üstlenildiği, karmaşık yapıda bir organizasyonel faaliyettir.</p>

<p>Anayasa m.17 ile korunan <i>“yaşam hakkı”</i> ve m.56 ile korunan <i>“sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”</i>nın temini için devletin pozitif yükümlülük altında olduğu yapı inşa sürecinde, idare tarafından, imar aşamalarının (araziden arsaya geçiş aşamaları) ve imar plan notlarının düzenlenmesi, yapım işine ilişkin projelerin onaylanması ve ruhsatlandırma, imalat aşamasında gerekli denetimleri gerçekleştirme, yapı kullanım belgesi düzenlenerek yapım işinin nihayete erdirilmesi, kullanım aşamasında binaların denetim ve gözetimi olmak üzere tüm aşamalarda etkin bir denetim ve gözetim gerçekleştirerek gerekli tedbirlerin alınması ve olası tehlikelerin önlenmesi gerekir.</p>

<p>Zira idarenin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü, “<i>Yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak zarar veya son vermemek.” </i>şeklinde negatif;<i> “Yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı korumak.” </i>şeklinde pozitif yükümlülük olmak üzere iki yönlüdür.</p>

<p>Niteliği gereği yapı inşa süreci ile doğrudan ilişkili olan “yaşam hakkı”, idarenin yalnızca negatif bir yükümlülük değil, yapıların güvenli şekilde inşa edilmesini sağlayarak vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak için aktif koruma ve önlem alma ödevi taşıdığını ortaya koyar. Anaya m.17 ve 56 gereği, insanların güvenli yapılarda yaşaması için asgari koşulların getirilmesi ve etkin denetim mekanizmalarının kurulması kamu otoritesinin asli, öncelikli ve devredilemez görevleri arasındadır.</p>

<p>Bu bağlamda; “önleyici kolluk” olarak da anılan “idari kolluk” faaliyetleri yoluyla, idari kolluğun asli sorumluluğu olan kamu düzeninin bozulmasının engellenmesi, yapı inşa süreci bağlamında yapıların güvenli şekilde inşa edilmesinin sağlanması için etkin bir denetim ve gözetim yürütülmesi ve bu suretle <strong><i>“yaşam hakkı”</i> </strong>ve <strong><i>“sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”</i></strong>nın<strong> </strong>tesisi, idarenin nihai ve devredilemez bir sorumluluğudur.</p>

<p>Bu sorumluluk rejiminin temelinde, vatandaşların idarenin denetimine dair beslediği “güven” ilkesi yatmaktadır. Zira vatandaşın can güvenliğini sağlama konusundaki beklentisini karşılama ve devlete olan güvenini koruma, <i>“güven prensibi”</i>nin bir gereğidir.</p>

<p>4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun kapsamında imar mevzuatı uyarınca öngörülen fennî mesuliyeti ilgili idareye karşı üstlenen yapı denetim kuruluşları, idarenin bu asli görevinde ancak <i>"yardımcı" </i>konumundadır.</p>

<p>AYM’nin 26.06.2002 tarihli 2001/377 E. 2002/59 K. sayılı norm denetimi kararında da 4708 sayılı Kanun ile yapı denetim kuruluşlarına yerel yönetimlerin yerine geçme ve karar alma yetkisi verilmediği, mahalli nitelikteki müşterek ihtiyaçların karşılanması için teknik destek sağlandığı açıkça belirtilmiştir. Danıştay 6. Dairesinin 14.02.2024 tarihli 2023/5231 E. 2024/920 K. sayılı ilamında da <i>“…yapının denetim sorumlularının sorumluluklarının ilgili idarenin denetim sorumluluğunu ortadan kaldırmadığının açık olduğu”</i> belirtilmiştir <i>(Danıştay 6. Dairesinin benzer yöndeki içtihadı için </i><i>bkz. E. 2020/1049, K. 2020/10890, T. 13.11.2020)</i></p>

<p>Bu değerlendirmelerle esasen idarenin denetim yetkisinin özel kuruluşlara devredilemeyeceği, yapı denetim sisteminin, ruhsat vermeye yetkili idarelerin (genellikle belediyelerin) Anayasa'dan kaynaklanan yerel ve müşterek ihtiyaçları karşılama ve imar düzenini sağlama görevini devralmadığı, yapı denetim kuruluşlarının ancak idarenin teknik yardımcısı konumunda olduğu, kısaca <strong><i><u>“idarenin nihai denetim yükümlülüğü”</u></i></strong> tespit edilmiştir.</p>

<p>İdarenin nihai denetim yükümlülüğü ışığında, yapı denetim kuruluşlarının 4708 sayılı Kanundan kaynaklanan yükümlülüklerine aykırılık halinde m.8/g bendi uyarınca bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için “hataların yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi” şartının 7221 sayılı Kanun m.25 ile yapılan değişiklik neticesinde kaldırılmasının ölçülülük ilkesi bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>4708 sayılı Kanun m.8/g bendinde, 20.02.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 01.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7221 sayılı Kanunun 25. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi hali şu şekildedir:</p>

<p><i>“g) Aşağıda belirtilen;</i></p>

<p><i>1) Hataların yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi hâlinde 2 nci maddenin dördüncü fıkrasının (a) veya (c) ile </i><i>(g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmemesi,</i></p>

<p><i>2) 3 üncü maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesi hükmüne aykırı hareket edilmesi,</i></p>

<p><i>3) Yapı denetim kuruluşuna son bir yıl içinde üç defa idari para cezası uygulanması,</i></p>

<p><i>hâllerinde, cezayı gerektiren fiil ve hâlin, yetkililer tarafından yapılan inceleme ve denetimlerle tespit edilip öğrenilmesinden veya son idari para cezasının tebliğinden itibaren İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Bakanlıkça bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilir.”</i></p>

<p>Değişiklik öncesi düzenlemede, Yapı Denetim Kuruluşlarına m.2/4- (a), (c) ve (g) bentlerinde öngörülen görevlerinin yerine getirilmediğinin tespiti halinde 1 yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için <i>“hataların yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi”</i> şartının arandığı görülmektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda, değişiklik öncesi içtihatlar incelendiğinde, 1 yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesinin taşıyıcı sistem etkisi ile sınırlandırıldığı ve idareye, taşıyıcı sisteme etkinin somut teknik verilerle ispatı yönünde sorumluluk yüklendiği görülmektedir. Örneğin, Ankara BİM 6. İdari Dava Dairesinin 27.03.2019 tarihli 2019/114 E. 2019/668 K. sayılı kararında <i>“yapı denetim kuruluşlarının denetim sorumluluğunda olan yapılarda ruhsat ve eklerine aykırı uygulamaların tespiti halinde, bu aykırılığın yapının taşıyıcı sistemini etkilememesi halinde idari para cezası uygulanacağı, yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi halinde ise yapı denetim şirketine bir yıl süre ile yeni iş almaktan men cezası verileceği açıktır. … Ruhsat ve eklerine aykırılığın yapının taşıyıcı sisteminin etkileyip etkilemediğinin ise idareler tarafından yapılacak tespitlerle ortaya konulması gerekmektedir.”</i> şeklinde tespite yer verilmiştir.</p>

<p>4708 sayılı Kanun m.8/g bendinin güncel hali ise şu şekildedir.</p>

<p>“g) Aşağıda belirtilen;</p>

<p>1) 2 nci maddenin dördüncü fıkrasının (a) bendinde belirtilen görevlerin yerine getirilmediğinin tespiti hâlinde, bu hataların yapının ruhsat eki onaylı statik projesinin ve hesaplarının, zemin etüd raporuna veya standartlara veya ilgili mevzuata aykırı olması,</p>

<p>2) 2 nci maddenin dördüncü fıkrasının (c) ve (g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmediğinin tespiti hâlinde, bu hataların yapım aşamasında yapının ruhsat eki onaylı statik projesine aykırı olması,</p>

<p>3) 3 üncü maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesi hükmüne aykırı hareket edilmesi,</p>

<p>hallerinde, cezayı gerektiren fiil ve hâlin, yetkililer tarafından yapılan inceleme ve denetimlerle tespit edilip öğrenilmesinden itibaren İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Bakanlıkça bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilir.”</p>

<p>Buradan hareketle, Yapı Denetim Kuruluşlarına m.2/4- (a), (c) ve (g) bentlerinde öngörülen görevlerinin yerine getirilmediğinin tespiti halinde 1 yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için ise taşıyıcı sisteme etki koşulunun aranmadığı görülmektedir.</p>

<p>Güncel yargı kararlarında, g bendinde yapılan değişikliğe ilişkin 7221 sayılı Kanun ile 4708 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 5/1-a bendinin, lehe kanun uygulanmasına ilişkin genel hukuk ilkesine paralel şekilde <i>“a) Bu Kanuna aykırı olarak işlenmiş fiiller nedeniyle uygulanması gereken ancak henüz tesis edilmemiş idari müeyyidelerde lehe olan hükümler uygulanır.”</i> hükmüne atıfta bulunularak aykırılığı konu edilen imalatın hangi tarihte yapıldığı tespit edilmekte ve Kanunun o tarihte yürürlükte olan hali uygulanmaktadır.</p>

<p>Ancak Geçici Madde-5, idari müeyyideler için genel hukuk ilkesi olan “lehe kanunun uygulanması” prensibine aykırı şekilde “henüz tesis edilmemiş idari müeyyideler” bakımından ve idarenin işlemi tesis ettiği esnada uygulanmak üzere bu düzenlemeyi getirmiş, değişikliğin gerçekleştiği esnada idari yargı mercileri önünde olan uyuşmazlıkları dışlamış, bu uyuşmazlıklar bakımından Yapı Denetim Kuruluşlarının lehe kanundan faydalanma imkanı, genel hukuk kurallarına aykırı şekilde engellenmiştir.</p>

<p>Bu husus, Danıştay 6. Dairenin 08.12.2021 tarihli 2019/17031 E. 2021/13494 K. sayılı içtihadına şu şekilde yansımıştır: <i>“20/02/2020 tarih ve 31045 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7221 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile Yapı Denetim Kanununa eklenen (Geçici 5/a) maddesinde, Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; Bu Kanuna aykırı olarak işlenmiş fiiller nedeniyle uygulanması gereken ancak henüz tesis edilmemiş idari müeyyidelerde lehe olan hükümler uygulanır, hükmüne yer verilerek, bu kanuna göre tesis edilecek idari müeyyidelerde lehe kanun hükmü uygulanabilmesi için ''işlemin henüz tesis edilmemiş olması'' şartı açıkça vurgulanmmıştır. Kanun hükmüne göre, işlem tesis edildikten sonra yürürlüğe giren kanunun lehe hükümlerinin geçmişe yürür şekilde uygulanması mümkün değildir. Belirtilen hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere lehe hüküm, idari işlemler yönünden, henüz tesis edilmemiş idari yaptırımlarda ve idarenin işlemi tesis etmesi aşamasında uygulanacaktır. İdari yargı mercileri ise, idarenin işlem tesis ettiği ve yaptırım uyguladığı tarihte yürürlükte olmayan ancak yargılama safhasında yürürlüğe giren lehe kanunu idarenin yerine geçerek yargılama aşamasında doğrudan uygulayamayacağı gibi işlem tesisinden ve uygulama tarihinden sonra yürürlüğe giren lehe kanunun uygulanmamasını da iptal gerekçesi yapamaz.”</i></p>

<p>Danıştay 6. Dairenin, idari işlemin tesis edildiği esnada değişikliğin yürürlüğe girmiş olduğu imalatlar açısından 02.03.2022 tarihli 2022/531 E. 2022/2510 K. sayılı içtihadı ise şu şekildedir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>“20/02/2020 tarihinde yapılan değişiklikle yapı denetim şirketine uygulanacak yaptırımlar için bazı fiilere ilişkin idari para cezalarının miktarları ve oranlarının artırıldığı, taşıyıcı sistemin etkilenmesi şartının statik projeye aykırılık olarak değiştirildiği ve bir yıl içinde üç defa idari para cezası alınması halinde bir yıl yeni iş almaktan men cezasının öngörüldüğü hükmün kaldırıldığı anlaşılmıştır. Bununla beraber Kanun'un 2.maddesinin 4.fıkrasının (a), (c) ve (g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmediğinin tespit edilmesi veya Kanun'un 3. maddesinin 5.fıkrasının birinci cümlesine aykırı hareket edilmesi hallerinde bir (1) yıl yeni iş almaktan men cezası verileceği düzenlemesi devam ettirilmiştir.</i></p>

<p><i>Bu halde, Kanunun 2. maddesinin 4. fıkrasının (a), (c) ve (g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmemesinden yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi durumunda yapı denetim kuruluşuna bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilebileceğinden, yapı denetim şirketine uygulanan bir yıl süreyle yeni iş almaktan men cezasının verilme şartlarının oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekmektedir. …</i></p>

<p><i>Bu durumda; İstanbul İli, Ümraniye İlçesi, ... pafta, ... ada, ... sayılı parsel üzerindeki ... YİBF nolu yapıda tespit edilen aykırılıkların yapının taşıyıcı sistemini etkilediği hususunun davalı idare tarafından teknik verilere dayanılarak ayrıca ve açıkça ortaya konulamaması nedeniyle, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun'un 2. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde belirtilen görevlerini yerine getirmediğinden bahisle, davacı şirkete aynı Kanun’un 8. maddesi gereğince, 1 (bir) yıl süre ile yeni iş almaktan men cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir.” </i>(Dairenin benzer yönde kararı için bkz. E. 2021/9526, K. 2022/2512, T. 02.03.2022)</p>

<p>Danıştay 6. Dairenin 11.10.2022 tarihli 2022/7615 E. 2022/8526 K. sayılı ilamında ise değişikliğe ilişkin yukarıdaki içtihadına aynen yer verilmesinin ardından <i>“Kanunun 2. maddesinin 4. fıkrasının (c) ve (g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle yapının taşıyıcı sisteminin etkilenmesi durumunda, yapı denetim kuruluşuna bir yıl yeni iş almaktan men cezası verileceğinden, aykırılıkların yapının taşıyıcı sistemini etkileyip etkilemediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.</i></p>

<p><i>Bu durumda, Bursa ili, Nilüfer ilçesi, … ada, … sayılı parsel üzerindeki … YİBF numaralı yapıda tespit edilen aykırılıkların yapının taşıyıcı sistemini etkileyip etkilemediği hususunda dosyada farklı görüşler içeren iki ayrı teknik inceleme raporu bulunduğundan, bu hususun açığa kavuşturulması için bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bu yönde bir değerlendirme yapılmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak verilen kararda isabet bulunmamaktadır.”</i> şeklinde tespitle, taşıyıcı sisteme etkinin teknik ve somut verilerle tespiti zorunluluğunun altı çizilmiştir. (Dairenin benzer yönde kararı için bkz. E. 2023/2965, K. 2023/6437, T. 21.06.2023</p>

<p>Dairenin 27.11.2024 tarihli 2023/4952 E. 2024/7114 K. sayılı kararında da değişiklik tespitine aynen yer verildikten ve dava konusu idari işlem tarihi esnasında lehe düzenlemenin geçerli olduğundan bahisle <i>“Bu durumda davaya konu aykırılıkların, yapının taşıyıcı sistemini etkileyip etkilemediğinin niceliksel ve niteliksel olarak açıkça ortaya konulması hususunun öncelikle davalı idareden sorulması, bu araştırmanın yeterli olmadığı durumda gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bu yönde bir değerlendirme yapılmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak verilen temyize konu kararda isabet bulunmamaktadır.”</i> şeklinde ifadeyle taşıyıcı sistemi etkileyip etkilemediğinin teknik ve somut verilerle ispatının idareden sorulması gerekliliğine dikkat çekilmiş ve bu gerekçeyle bozma kararı verilmiştir.</p>

<p>Danıştay içtihatları ışığında bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için “taşıyıcı sisteme etki” şartının kaldırılması değerlendirildiğinde; değişiklik öncesinde tesis edilen idari işlemler bakımından idareye men cezasına konu edilen aykırılık iddiasının taşıyıcı sisteme etkisinin somut ve teknik verilerle kesin bir ispatı yükümlülüğü getirildiği, değişiklik sonrasında ise idareye, aykırılık iddiasının taşıyıcı sisteme etkisi araştırılmaksızın, taşıyıcı sisteme etkisi bulunmayan hususlar açısından dahi statik projeye aykırılık iddiasıyla men cezası verme imkanı verildiği, <strong>idari yaptırım rejiminde “teknik sonuç” odaklılıktan ziyade, “şekli aykırılık” odaklılığa geçildiği görülmektedir. </strong></p>

<p>Bu durum, idari yaptırıma konu edilen aykırılık iddialarının, yapının güvenliğini etkilemese dahi yapı denetim kuruluşlarının bir yıl yeni iş almaktan men cezası gibi ağır yaptırımla karşılaşmasına sebebiyet vermektedir. Önceki tarihli makalemizde de değinildiği gibi (<a href="https://www.hukukihaber.net/4708-sayili-kanun-kapsaminda-yapi-denetim-firmalarinin-uc-is-gunu-bildirim-yukumlulugu-ve-sinirlari" rel="dofollow">https://www.hukukihaber.net/4708-sayili-kanun-kapsaminda-yapi-denetim-firmalarinin-uc-is-gunu-bildirim-yukumlulugu-ve-sinirlari</a>) fiili olarak kesintisiz ve sürekli bir denetim yapabilmesi mümkün olmayan yapı denetim kuruluşlarının, kendilerine denetim görevlerini yerine getirmeleri için müteahhit veya yapı sahibi tarafından haber verilmeden gerçekleştirilen imalatlar yönüyle dahi men cezası ile karşı karşıya kaldıkları, son on takvim yılı içerisinde 3 defa men cezası almaları halinde faaliyetlerine son verildiği (bkz.m.8), men cezası alan firmanın ortaklarının dahi ceza süresince bir yapı denetim veya laboratuvar kuruluşunda görev almasının yasaklandığı (bkz.m.8) göz önüne alındığında, idari müeyyidelerin amacı olan kamu düzeninin ve yaşam hakkının tesisi ile yapı denetim görevinin icra edilebilirliği arasında ölçüsüz bir düzenleme getirildiği açıktır.</p>

<p>İdarelerin nihai ve devredilemez denetim sorumluluğu altında olan, yapı denetim kuruluşlarının ise yalnızca idareye karşı sorumlu olarak “yardımcı” konumunda hareket ettiği yapı inşa sürecinde, aykırılık iddiasının, idarenin teknik ve somut verilerle taşıyıcı sisteme etkisini ispat yükümlülüğünün kaldırılması, yapı denetim kuruluşları üzerine ölçüsüz bir sorumluluk yüklenilmesi, denetim faaliyetinin niteliğini kamu yararı amacına yönelik fayda odaklılıktan uzaklaştırmış, ilgili idareler ile yapı denetim kuruluşları arasında sürekli bir uyuşmazlık haline getirmiş, idarenin kendi üzerindeki devredilemez denetim zafiyetlerini özel hukuk tüzel kişilerine fatura etmesi riskini doğurmuştur.</p>

<p>Sonuç olarak; statik projeye en ufak bir aykırılık iddiasının doğrudan ağır bir men cezasına yol açması, yatırımcı ve işletmeci olan yapı denetim firmaları için öngörülebilirlik ve belirliliği ortadan kaldırmakta, "idareye güven" ilkesini zedeleyerek sektörün sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktadır. Teknik bir sonucu (taşıyıcı sisteme etki) aramaksızın şekli aykırılıkları ağır yaptırımlarla cezalandıran bu anlayış, güvenli yapı inşası hedefine hizmet etmekten ziyade denetim mekanizmasını işlemez hale getirmektedir. Hukuk, idarenin kendi denetim zafiyetini özel sektöre devrettiği bir cezalandırma aracı olmamalıdır.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-feyzanur-kocoglu" title="Av. Feyzanur KOÇOĞLU"><img alt="Av. Feyzanur KOÇOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/feyzanur-kocoglu-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-feyzanur-kocoglu" title="Av. Feyzanur KOÇOĞLU">Av. Feyzanur KOÇOĞLU</a></strong></h4>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-levent-maziliguney" title="Av. Levent MAZILIGÜNEY"><img alt="Av. Levent MAZILIGÜNEY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/avukat_ha_15.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-levent-maziliguney" rel="dofollow" title="Av. Levent MAZILIGÜNEY">Av. Levent MAZILIGÜNEY</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapi-denetiminde-sekli-aykirilik-donemi-4708-sayili-kanunda-tasiyici-sisteme-etki-sartinin-kaldirilmasi-ve-olcululuk-sorunu-2</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 18:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-ev-bina-sozles.jpg" type="image/jpeg" length="71899"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SÖZLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜ VE SÖZLEŞME ADALETİ EKSENİNDE AŞIRI YARARLANMA (GABİN)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sozlesme-ozgurlugu-ve-sozlesme-adaleti-ekseninde-asiri-yararlanma-gabin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sozlesme-ozgurlugu-ve-sozlesme-adaleti-ekseninde-asiri-yararlanma-gabin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Borçlar hukukunda en sık tekrarlanan kavramlardan biri sözleşme özgürlüğüdür. Kural, kişilerin kiminle sözleşme yapacaklarına, hangi konuda borç altına gireceklerine ve sözleşmenin içeriğini nasıl kuracaklarına kendilerinin karar vermesidir. Bu ilke, sadece ekonomik hayatın akışı bakımından değil, hukuki güvenlik ve irade özerkliği bakımından da önemlidir. Fakat mesele, teorideki kadar basit değildir. Uygulamada bazı sözleşmeler, şeklen serbest iradeyle yapılmış görünse de, gerçekte taraflardan birinin içinde bulunduğu zorlayıcı koşullar sebebiyle ciddi bir dengesizlik içinde kurulmaktadır.</p>

<p>İşte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma kurumu tam da bu noktada devreye girer. Uygulamada çoğu zaman "gabin" olarak anılmaya devam etse de, güncel norm TBK m. 28'dir. Bu hüküm, her elverişsiz sözleşmeye müdahale etmez. Her düşük bedelli işlem de tek başına aşırı yararlanma teşkil etmez. Kanunun müdahale ettiği alan daha dardır: karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık olacak ve bu oransızlık, zarar gören tarafın zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak ortaya çıkarılmış olacaktır.</p>

<p>Aşırı yararlanma tartışmasının son yıllarda yeniden gündeme gelmesi tesadüf değildir. Yüksek enflasyon, taşınmaz piyasasındaki sert hareketler, borç baskısı altında yapılan satışlar, aile içi güven ilişkisi içinde kurulan devirler, yaşlı veya ekonomik olarak sıkışmış kişilerin taraf olduğu işlemler, hatta bazı sulh ve arabuluculuk anlaşmaları bu kurumu yeniden görünür hale getirmiştir. Kısacası mesele, artık sadece klasik bir borçlar hukuku konusu olmaktan çıkmış, uygulamanın içinden gelen ve çözüm bekleyen ciddi bir sorun başlığına dönüşmüştür.</p>

<p>Bu çalışmada, aşırı yararlanmanın hukuki niteliği ve unsurları ele alındıktan sonra, kurumun diğer hukuki kavramlarla olan hassas sınırları çizilecektir. Ardından, sözleşme özgürlüğü ile sözleşme adaleti arasındaki gerilim içinde aşırı yararlanma kurumunun yeri değerlendirilecek; karşılaştırmalı hukuk perspektifiyle farklı sistemlerdeki yaklaşımlar incelenecektir. Son olarak, uygulamada öne çıkan spesifik alanlar, ispat sorunları, usul hukuku boyutları ve yaptırım rejiminin detayları analiz edilecektir. Bu yönüyle aşırı yararlanma, sözleşme özgürlüğünün karşıtı değil; tam tersine, o özgürlüğün bir sömürü aracına dönüşmesini önleyen sınırlı fakat gerekli bir denge mekanizmasıdır.</p>

<p><strong>I. KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE HUKUKİ NİTELİK</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, tarafların edimleri arasında açık bir oransızlık bulunması ve bu oransızlığın taraflardan birinin diğer tarafın zayıf durumundan yararlanması suretiyle ortaya çıkması halinde söz konusu olur. 818 sayılı eski Borçlar Kanunu döneminde bu kurum "gabin" adıyla anılıyordu. Bugün de bu terim kullanılmaya devam etmektedir. Ancak değerlendirmenin güncel hukuk üzerinden yapılması gerektiğinden, doğrudan TBK m. 28'in lafzı ve sistematiği esas alınmalıdır.</p>

<p>Aşırı yararlanmanın hukuki niteliği konusunda temel bir tartışma mevcuttur. Bu kurum, klasik anlamda bir irade bozukluğu mudur, yoksa ondan ayrı, kendine özgü bir denetim kurumu mu? Doktrindeki ağırlıklı görüş ve Yargıtay uygulaması, ikinci yaklaşımın daha isabetli olduğunu göstermektedir. Zira aşırı yararlanma halinde zarar gören taraf çoğu zaman ne yaptığını ve imzayı neden attığını bilir. Sorun, işlemin farkında olmaması değil, o işlemi gerçekten serbest bir karar alanı içinde yapıp yapmadığıdır. Dolayısıyla burada iradenin hiç oluşmaması değil, iradenin zayıf koşullar altında karşı tarafın lehine yönlendirilmesi söz konusudur. Bu ikili yapı gözden kaçırıldığında kurum ya işlevsizleşir ya da kontrolden çıkar.</p>

<p><strong>II. TÜRK BORÇLAR KANUNU M. 28 ÇERÇEVESİNDE AŞIRI YARARLANMANIN UNSURLARI</strong></p>

<p>TBK m. 28, iki ayrı unsur grubunu birlikte aramaktadır: objektif unsur (edimler arası açık oransızlık) ve sübjektif unsur (zayıf durum ve bu durumdan yararlanma).</p>

<p><strong>A. Objektif Unsur: Edimler Arasında Açık Oransızlık</strong></p>

<p>Aşırı yararlanmanın objektif unsuru, karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunmasıdır. Kanun koyucu burada belirli bir yüzde ya da oran vermemiştir. Bu nedenle oransızlık değerlendirmesi, her somut olayın özelliğine göre, sözleşmenin kurulduğu andaki şartlar esas alınarak yapılmalıdır. Yargıtay uygulamasında bu oransızlığın, herhangi bir uzmanlık bilgisi gerektirmeksizin ilk bakışta anlaşılabilecek kadar bariz olması aranır. Bu duruma çarpıcı bir örnek teşkil eden <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E.2017/6987, K.2019/4781 sayılı kararı</a>nda, bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde 110.000 TL olarak belirlenen bedele karşılık, bilirkişi tarafından taşınmazın gerçek değerinin 2.240.000 TL olarak saptanması, "açık oransızlık" unsurunun varlığı için yeterli görülmüştür. Ancak Yüksek Mahkeme aynı kararda, bu devasa farkın tek başına gabin sonucunu doğurmayacağını, sübjektif unsurun varlığının da ayrıca ve somut delillerle araştırılması gerektiğini vurgulayarak, incelemenin iki aşamalı doğasını bir kez daha teyit etmiştir. Sözleşmenin kurulmasından sonra oluşan değer artışları veya enflasyonist hareketler tek başına aşırı yararlanma sonucunu doğurmaz.</p>

<p><strong>B. Sübjektif Unsur: Zor Durum, Düşüncesizlik, Deneyimsizlik ve Yararlanma</strong></p>

<p>Aşırı yararlanmanın ayırt edici niteliği esasen sübjektif unsurda ortaya çıkar. Kanun, zarar gören taraf bakımından üç zayıflık hali öngörmüştür: zor durumda kalma, düşüncesizlik ve deneyimsizlik. Zor durumda kalma (müzayaka hali), sadece parasızlık anlamına gelmez; ağır borç baskısı, icra tehdidi, acil sağlık giderleri gibi haller de bu kapsama girebilir. Düşüncesizlik, kişinin sonuçlarını tam olarak tartmadan, aceleci bir şekilde hareket etmesini; deneyimsizlik ise kişinin yaşı, eğitim durumu veya sosyal konumu itibarıyla somut işlem alanına yabancı olmasını ifade eder.</p>

<p>Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken, bu zayıf durumlardan birinin varlığının tek başına yeterli olmamasıdır. Karşı tarafın da bu durumdan bilinçli olarak yararlanmış olması (istismar kastı) gerekir. Başka bir ifadeyle aşırı yararlanma, sadece bir mağduriyet hali değil; bu mağduriyetin karşı tarafça bir avantaja dönüştürülmesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin E.2015/13939, K.2018/11460 sayılı kararı</a>, bu unsurların somut olayda nasıl bir araya geldiğini göstermesi bakımından önemlidir. Romanya asıllı davacının, eşinin borçları nedeniyle taşınmazını teminat olarak devrettiği uyuşmazlıkta Yargıtay, taşınmazın gerçek değerinin 200.000 TL olmasına rağmen akitte 14.000 TL gösterilmesini objektif unsur olarak kabul etmiştir. Davacının yabancı uyruklu olmasını "deneyimsizlik", eşinin borçları nedeniyle yapılan devri "zor durumda kalma" olarak değerlendiren Yargıtay, davalının bu durumu bilerek gerçek değerin çok altında bir bedelle taşınmazı devralmasını ise "sömürme kastı" olarak nitelendirmiştir. Karar, sübjektif unsurun sadece tek bir duruma indirgenemeyeceğini; kişinin sosyal durumu, kökeni, içinde bulunduğu ailevi ve ekonomik baskı gibi faktörlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>III. DİĞER HUKUKİ KURUMLARLA İLİŞKİSİ</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma kurumunu tam olarak anlayabilmek için onu, komşu olduğu diğer hukuki kavramlardan net sınırlarla ayırmak gerekir. Bu ayrım, doğru hukuki nitelendirme ve dolayısıyla doğru sonuca ulaşmak için hayati önemdedir.</p>

<p><strong>A. İrade Bozuklukları (Hata, Hile, Tehdit) ile İlişkisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk bakışta aşırı yararlanma, irade bozukluklarına benzese de aralarında temel bir fark vardır. Hata, hile ve tehditte (TBK m. 30-39) kişinin iradesi sağlıklı bir şekilde oluşmamıştır; ya yanılmıştır, ya aldatılmıştır ya da korkutulmuştur. Aşırı yararlanmada ise zarar gören taraf genellikle ne yaptığının farkındadır, ancak içinde bulunduğu koşulların baskısı nedeniyle bu işlemi yapmaya mecbur kalmıştır. İradesi sakat değildir, ancak özgür de değildir. Bir olayda hem hile hem de aşırı yararlanma unsurları birleşebilir. Bu durumda hakların yarışması ilkesi gereği, zarar gören taraf kendisi için daha lehe olan hukuki sebebe dayanabilir.</p>

<p><strong>B. Genel Ahlaka Aykırılık (TBK m. 27) ile İlişkisi</strong></p>

<p>TBK m. 27, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine aykırı sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğunu düzenler. Aşırı yararlanmanın çok ağır ve bariz olduğu, sömürünün toplumun adalet duygusunu rencide ettiği durumlarda, bu işlem aynı zamanda genel ahlaka aykırı sayılabilir. Aradaki temel fark yaptırımdadır: Aşırı yararlanmada sözleşme, zarar görenin iradesine bağlı olarak iptal edilebilirken (bozulabilir geçerlilik), genel ahlaka aykırılıkta sözleşme baştan itibaren kesin olarak hükümsüzdür (butlan). Yargıtay, genellikle TBK m. 28'i öncelikle uygular, ancak sömürünün boyutları olağanüstü seviyedeyse genel ahlaka aykırılık nedeniyle butlan kararı da verebilmektedir.</p>

<p><strong>C. Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı (TMK m. 2) ile İlişkisi</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma kurumu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun temel taşı olan dürüstlük kuralının (TMK m. 2) sözleşmenin kuruluş aşamasındaki en somut yansımalarından biridir. Bir kişinin, karşı tarafın zayıflığından, bilgisizliğinden veya zor durumundan faydalanarak fahiş bir kazanç elde etmesi, dürüstlük kuralına açıkça aykırılık teşkil eder ve hakkın kötüye kullanılması yasağının tipik bir örneğini oluşturur.</p>

<p><strong>IV. SÖZLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜ İLE SÖZLEŞME ADALETİ ARASINDAKİ GERİLİM</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma kurumunu anlamanın en doğru yolu, onu sözleşme özgürlüğü ile sözleşme adaleti arasındaki gerilim içinde okumaktır. Bir tarafta piyasayı bilen, ekonomik olarak güçlü bir taraf; diğer tarafta ise borç baskısı altındaki, deneyimsiz veya yalnız bir kişi olabilir. Böyle bir tabloda sadece "imzalamış, öyleyse kabul etmiştir" demek, meseleyi fazla yüzeysel ele almaktır. Aşırı yararlanma kurumu burada bir denge unsuru olarak devreye girer. Mesele, özgürlüğün hangi noktada sömürüye dönüştüğünü tespit etmektir. Aşırı yararlanma kurumu tam da bu sınır çizgisinde durur.</p>

<p>Bu nedenle mesele, tarafların neyi kabul ettiği değil; o kabulün hangi koşullar altında verildiğidir.</p>

<p><strong>V. UYGULAMA EĞİLİMLERİ VE TEMEL İLKELER</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde, edim ve karşı edim arasındaki açık oransızlığın tek başına yeterli olmadığı; bu oransızlığın, taraflardan birinin diğerinin şahsında mevcut özel durumu bilerek istismar etmesi sonucu doğması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu, aşırı yararlanma incelemesinin iki aşamalı ve birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.</p>

<p><strong>VI. İSPAT SORUNU VE DELİL REJİMİ</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma davalarının en zorlu yönü çoğu zaman ispat meselesidir. Objektif unsur olan açık oransızlık, genellikle bilirkişi raporu, emsal satış bedelleri ve keşif yoluyla ispatlanabilir. Fakat sübjektif unsur olan zayıf durum ile yararlanma kastı, çoğu dosyada doğrudan bir belgeye bağlanamaz. Bu noktada, edimler arasındaki "fahiş fark", sübjektif unsurun varlığına dair kesin bir karine oluşturmasa da, hayatın olağan akışı gereği çok güçlü bir emare teşkil eder. Ancak bu emare, davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacının, kendi zayıf durumunu ve karşı tarafın bu durumdan bilerek yararlandığını somut delillerle ortaya koyması şarttır. Aksi takdirde, objektif unsur ne kadar bariz olursa olsun dava reddedilecektir.</p>

<p>Bu duruma iyi bir örnek, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin E.2016/4269, K.2016/5762 sayılı kararı</a>dır. Anılan kararda, taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasında aşırı bir fark olduğu (objektif unsurun varlığı) kabul edilmesine rağmen, davacının satış bedeli konusunda pazarlık yaptığı ve bedeli 5.000 TL'den 8.000 TL'ye yükselttiği tespit edilmiştir. Yargıtay, bu pazarlık sürecinin davacının "düşüncesizlik" içinde hareket etmediğini gösterdiğini belirterek, sübjektif unsurun yokluğu nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, gabin davalarında ispatın ne kadar hassas bir dengeye dayandığını ve mahkemelerin sadece sonuca değil, sözleşmenin kuruluş sürecindeki taraf davranışlarına da odaklandığını göstermektedir.</p>

<p>Zira aşırı yararlanma dosyalarında çoğu zaman asıl sorun, neyin yapıldığı değil; o işlemin hangi psikolojik ve ekonomik zemin üzerinde kurulduğunun ortaya konulabilmesidir.</p>

<p><strong>VII. KARŞILAŞTIRMALI HUKUK PERSPEKTİFİ</strong></p>

<p>Türk hukukundaki düzenlemeyi daha iyi anlamak için diğer hukuk sistemlerindeki benzer kurumlara bakmak ufuk açıcıdır.</p>

<p><strong>A. Kıta Avrupası Hukuku</strong></p>

<p><strong>1. Alman Hukuku</strong></p>

<p>Alman Medeni Kanunu (BGB) § 138/2, "sömürücü işlem" (Wucher) olarak aşırı yararlanmayı düzenler. Bu düzenleme, Türk hukukundan farklı olarak, sömürüyü genel ahlaka aykırılığın (Sittenwidrigkeit) özel bir türü olarak görür. Alman hukuku da objektif ve sübjektif unsur arar. Temel fark, yaptırımın baştan itibaren kesin hükümsüzlük (Nichtigkeit) olmasıdır.</p>

<p><strong>2. İsviçre Hukuku</strong></p>

<p>Kaynak kanun olan İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 21. maddesi, TBK m. 28 ile neredeyse aynıdır. Bu nedenle İsviçre Federal Mahkemesi'nin kararları, Türk hukuk uygulamasında önemli bir yorum kaynağıdır.</p>

<p><strong>3. Fransız Hukuku ve "Lésion" Kavramı</strong></p>

<p>Türk ve İsviçre hukuk sistemlerindeki aşırı yararlanma kurumunun tarihsel kökeni, Roma hukukuna ve oradan da Fransız Medeni Kanunu'na (Code Civil) dayanmaktadır. Fransız hukukunda bu kurum, "lésion" (aşırı zarar) olarak adlandırılır. Ancak Fransız hukukundaki "lésion", Türk hukukundaki "gabin"den önemli ölçüde farklı ve daha dar bir uygulama alanına sahiptir. Temel fark, "lésion"un genel bir ilke olmaktan ziyade, kanunda sınırlı olarak sayılmış belirli sözleşme tiplerinde (özellikle taşınmaz satışları) ve belirli kişiler (özellikle reşit olmayanlar) için öngörülmüş olmasıdır. En bilinen örneği, taşınmaz satışlarında satıcının, satış bedeli olarak taşınmazın gerçek değerinin 7/12'sinden daha az bir bedel alması halinde sözleşmeyi iptal ettirebilmesidir. Görüldüğü üzere Fransız hukuku, hakimin takdirine dayalı "açık oransızlık" kavramı yerine, objektif ve matematiksel bir eşik belirlemiştir. Bu yaklaşım, hukuki güvenliği artırsa da, Türk hukukunun benimsediği esnek ve hakkaniyete dayalı çözüm modelinden daha katı bir yapı sergilemektedir.</p>

<p><strong>B. Anglo-Amerikan Hukuku (Common Law)</strong></p>

<p><strong>1. Alman Hukukunda Ayırma ve Soyutluk İlkeleri</strong></p>

<p>Alman hukuku, bir mülkiyet devrini iki ayrı ve birbirinden bağımsız hukuki işlem olarak görür: Borçlandırıcı işlem (Verpflichtungsgeschäft) ve tasarruf işlemi (Verfügungsgeschäft). Soyutluk ilkesi (Abstraktionsprinzip) uyarınca, tasarruf işleminin (tescil) geçerliliği, borçlandırıcı işlemin (satış sözleşmesi) geçerliliğine bağlı değildir. Ancak bu ilkenin kritik bir istisnası vardır: Borçlandırıcı işlemi sakatlayan sebep, BGB § 138'de düzenlenen "genel ahlaka aykırılık" ise, bu sakatlık o kadar ciddi kabul edilir ki, hem borçlandırıcı işlemi hem de tasarruf işlemini aynı anda kesin hükümsüz kılar (Fehleridentität).</p>

<p><strong>2. Türk Hukukunda İllilik İlkesi</strong></p>

<p>Türk hukuku ise "illilik" veya "sebebe bağlılık" ilkesini benimser. Bir ayni hakkın devri, altındaki borç ilişkisinin geçerliliğine sıkı sıkıya bağlıdır. Borç ilişkisi geçersiz veya iptal edilirse, kural olarak ayni hak devri de hükümsüz olur. Ancak aşırı yararlanma nedeniyle iptal edilebilir bir sözleşmeye dayanan tescil, iptal edilene kadar geçerlidir. Bu süre içinde, tapuda malik görünen kişi, malı iyi niyetli bir üçüncü kişiye satarsa, o üçüncü kişinin kazanımı TMK m. 1023 uyarınca korunur.</p>

<p><strong>3. Karşılaştırmalı Değerlendirme</strong></p>

<p>Bu iki farklı sonuç, her hukuk sisteminin yaptığı temel değer tercihini çarpıcı bir şekilde yansıtmaktadır. Türk-İsviçre hukuku, "işlem güvenliği"ni ve iyi niyetli üçüncü kişiyi öncelikli olarak korurken; Alman hukuku, "mağdurun mülkiyet hakkı"nı ve "ahlaki düzen"i daha radikal bir şekilde korumakta, ancak bu korumanın bedelini bazen iyi niyetli üçüncü kişilere ödettirmektedir.</p>

<p><strong>VIII. ÖZEL HUKUK ALANLARINDA SPESİFİK UYGULAMALAR</strong></p>

<p><strong>A. Miras Hukuku Sözleşmeleri</strong></p>

<p>Miras taksim sözleşmeleri veya mirastan feragat sözleşmelerinde, aile içi güven ilişkisi ve duygusal baskı, aşırı yararlanma için elverişli bir zemin oluşturabilir. Örneğin, diğer mirasçıların baskısı altında kalan, hukuki bilgisi olmayan bir mirasçının, payından çok daha az bir değere razı olarak imzaladığı bir taksim sözleşmesi, aşırı yararlanma nedeniyle iptal edilebilir.</p>

<p><strong>B. Sulh ve Arabuluculuk Anlaşmaları</strong></p>

<p>Bu, son derece güncel ve tartışmalı bir alandır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda imzalanan ve mahkemece şerh verildiğinde ilam niteliği kazanan bir anlaşmanın, sonradan aşırı yararlanma nedeniyle iptali istenebilir mi? Bir yanda arabuluculuk kurumunun amacı olan "kesin ve hızlı çözüm" ve anlaşmanın ilam niteliği, diğer yanda ise sözleşme adaleti vardır. Yargıtay'ın bu konudaki içtihatları henüz tam olarak oturmamış olsa da, bir tarafın zor durumundan veya hukuki bilgisizliğinden faydalanılarak imzalatılan ve açıkça orantısız olan bir arabuluculuk anlaşmasının da aşırı yararlanma denetimine tabi olması gerektiği yönündeki görüşler ağırlık kazanmaktadır.</p>

<p><strong>C. Finansal Sözleşmeler ve Tüketici Hukuku</strong></p>

<p>Tüketici kredileri, kredi kartı sözleşmeleri veya karmaşık sigorta poliçelerinde, tüketici ile hizmet sağlayıcı (banka, sigorta şirketi) arasında bariz bir bilgi ve pazarlık gücü asimetrisi vardır. Tüketicinin finansal okuryazarlığının düşük olması (deneyimsizlik) veya acil nakit ihtiyacı (zor durum), fahiş faiz oranları veya ağır teminatlar içeren sözleşmelerin imzalanmasına yol açabilir. Bu tür sözleşmeler de aşırı yararlanma denetimine tabidir.</p>

<p><strong>IX. TİCARİ VE PROFESYONEL İLİŞKİLERDE AŞIRI YARARLANMA</strong></p>

<p>Aşırı yararlanmanın ticari ilişkilerde nasıl uygulanacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Kural olarak, bir tacirin "basiretli bir iş insanı gibi" hareket etmesi beklenir (TTK m. 18/2). Bu nedenle, tacirler arasındaki işlemlerde deneyimsizlik veya düşüncesizlik iddiasının kabul edilmesi daha zordur. Ancak bu, tacirler arasında aşırı yararlanmanın asla uygulanamayacağı anlamına gelmez. Özellikle ekonomik olarak çok zor duruma düşmüş (iflasın eşiğinde olan) bir tacirin, bu durumundan faydalanan başka bir tacire mallarını veya işletmesini değerinin çok altında devretmesi halinde, "zor durumda kalma" unsuruna dayalı olarak aşırı yararlanma iddiası dinlenebilir.</p>

<p>Tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda, mahkemeler ispat rejimini daha katı uygulamaktadır. Tacir olan davacının, "düşüncesizlik" veya "deneyimsizlik" iddiaları, TTK m. 18/2'de düzenlenen "basiretli bir iş insanı gibi hareket etme" yükümlülüğü karşısında genellikle dinlenmez. Nitekim bir ilk derece mahkemesi kararında bu durum açıkça ifade edilmiştir: "Davalı taraf tacir olup davalının basiretli davranma yükümlülüğü bulunmaktadır. Davalı tarafça düşüncesizliğinden ve deneyimsizliğinden yararlanıldığını iddia etmesi iyi niyet kuralları ile bağdaşmamaktadır. Aşırı yararlanmanın kanun aradığı subjektif unsuru gerçekleşmemiş olduğundan... Mahkemece davalının bu iddiasına itibar edilmemiştir." Bu nedenle, bir tacirin gabin iddiasında bulunabilmesi için dayanabileceği tek sübjektif unsur genellikle "zor durumda kalma" halidir. Bu durumu da, soyut beyanlarla değil; ticari defterler, bilançolar, banka kayıtları, icra takip dosyaları gibi somut ve objektif delillerle ispatlaması beklenir.</p>

<p><strong>X. SÜRE REJİMİ</strong></p>

<p>TBK m. 28, zarar gören tarafın, düşüncesizlik veya deneyimsizlik halinde bu durumu öğrendiği tarihten itibaren; zor durumda kalma halinde ise bu durum ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içinde hakkını kullanması gerektiğini düzenler. Bunun yanında her hâlde sözleşmenin kurulmasından itibaren beş yıllık bir hak düşürücü üst süre vardır. Burada gözden kaçırılmaması gereken, özellikle zor durumda kalma bakımından bir yıllık sürenin başlangıcını mekanik bir tarih hesabına göre belirlemenin isabetli olmayacağıdır. Zayıf durumun gerçekten ne zaman ortadan kalktığı somut olay içinde tespit edilmelidir.</p>

<p><strong>XI. USUL HUKUKU BOYUTU: DAVA VE GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma iddiasıyla açılan davalarda, özellikle taşınmaz devirlerinde, davacının en önemli taleplerinden biri, dava konusu malın yargılama sırasında iyi niyetli üçüncü kişilere devrinin önlenmesidir. Zira böyle bir devir, TMK m. 1023 uyarınca iyi niyetli üçüncü kişinin kazanımının korunması sonucunu doğurarak davayı fiilen anlamsız kılabilir. Bu riski bertaraf etmek için davacı, dava dilekçesiyle birlikte mahkemeden, tapu kaydına "ihtiyati tedbir" şerhi konulmasını talep etmelidir. Bu talep, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 389. maddesine dayanır.</p>

<p>Mahkemenin tedbir kararı verebilmesi için, davacının iddiasını tam olarak ispat etmesi beklenmez; HMK m. 390/3 uyarınca "yaklaşık ispat" yeterlidir. Yargıtay'ın yaklaşımına göre bu kural, hakimin davacının iddiasının kuvvetle muhtemel olduğuna kanaat getirmesini ifade eder. Aşırı yararlanma davalarında, taşınmazın gerçek değeri ile satış bedeli arasındaki fahiş farkı gösteren bir uzman görüşü, emsal satış belgeleri veya tapu kayıtları, "yaklaşık ispat" için yeterli görülebilir ve ihtiyati tedbir kararının alınmasını sağlayabilir.</p>

<p><strong>XII. YAPTIRIM: SÖZLEŞMENİN UYARLANMASI</strong></p>

<p>TBK m. 28'in zarar görene tanıdığı ikinci seçenek olan "edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme" hakkı, yani sözleşmenin uyarlanması, uygulamada daha az başvurulan ancak önemli bir yoldur. Bu durumda hakim, sözleşmeyi iptal etmek yerine, onu adil bir dengeye getirir. Hakimin bu müdahalesinin sınırı ne olacaktır? Hakim, örneğin satış bedelini, sözleşmenin yapıldığı tarihteki rayiç bedele mi yükseltecektir? Yoksa tarafların pazarlık gücü eşit olsaydı anlaşabilecekleri makul bir bedele mi karar verecektir? Doktrindeki hakim görüş, uyarlamanın amacının tarafı zenginleştirmek değil, sömürüyü ortadan kaldırmak olduğu yönündedir. Bu nedenle, hakimin bedeli doğrudan piyasa rayicine çıkarmak yerine, aşırı yararlanma sınırının hemen üzerindeki adil bir noktaya çekmesi gerektiği savunulmaktadır. Bu durum, hakimin geniş bir takdir yetkisi kullanmasını gerektirse de, bu yetkinin sınırlarının belirsizliği uygulamada yeni tartışmalara yol açabilir.</p>

<p><strong>XIII. SONUÇ</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma kurumu, Türk borçlar hukukunda sözleşme özgürlüğü ile sözleşme adaleti arasındaki dengeyi kurmaya çalışan en hassas araçlardan biridir. Karşılaştırmalı hukuk örneklerinin de gösterdiği gibi, bu denge arayışı evrensel bir hukuk sorunudur. Kurumun değeri, ne aşırı müdahaleci ne de tamamen kayıtsız bir yapıda olmasında yatmaktadır. Hukuk, her elverişsiz sözleşmeye sonradan müdahale etmeye başlarsa sözleşme güvenliği zarar görür. Ancak açık ekonomik dengesizliğin, taraflardan birinin zayıf durumundan yararlanılarak kurulduğu hallere de gözünü kapatamaz.</p>

<p>Uygulamadaki esas güçlük, ispat ve hukuki nitelendirme alanında toplanmaktadır. Yargıtay kararlarının da ortaya koyduğu gibi, edimler arasındaki fahiş fark, sübjektif unsurun araştırılması için güçlü bir emare olsa da, tek başına yeterli değildir. Davacının, kendi zayıf durumunu ve karşı tarafın bu durumdan bilinçli olarak yararlandığını somut delillerle ortaya koyması şarttır; hatta davacının sözleşme sürecindeki pazarlık gibi davranışları, bu unsurun yokluğuna karine teşkil edebilmektedir. Bu nedenle, usul hukuku araçlarının, özellikle ihtiyati tedbirin etkin kullanımı, hakkın korunması için zorunludur. Asıl mesele, edimler arasındaki farkın zor durumda kalma, düşüncesizlik veya deneyimsizlik ile bağlantılı olup olmadığını ve diğer tarafın bu durumdan yararlanıp yararlanmadığını ortaya koyabilmektir. Bu yüzden aşırı yararlanma dosyalarında sadece ekonomik bir karşılaştırma yapmak yeterli değildir; dosyanın insan boyutunu da görmek gerekir. Bazen uyuşmazlığın düğümü tam da oradadır.</p>

<p>Nihayetinde mesele, sözleşme özgürlüğü ile sözleşme adaleti arasında birini diğerine feda etmek değildir. Asıl mesele, özel hukukun her iki değeri aynı anda ne ölçüde koruyabildiğidir. Aşırı yararlanma kurumu da bu dengenin en hassas alanlarından birini oluşturur. Onu tamamen etkisizleştirmek de, gereğinden fazla genişletmek de doğru olmaz. Asıl ihtiyaç, her dosyanın kendi özgün dinamiklerini gören, somut olaya nüfuz eden, gerekçesi güçlü ve ölçülü bir yargısal uygulamadır.</p>

<p>Sözleşme özgürlüğü, ancak güç dengesi içinde anlamlıdır; zira özgürlüğün eşitsizlik zemininde kurulduğu her durumda, hukuk için mesele artık özgürlüğü korumak değil, sömürüyü sınırlamaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" title="Av. Deniz TURAY"><img alt="Av. Deniz TURAY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/deniz-turay.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" title="Av. Deniz TURAY">Av. Deniz TURAY</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargı Kararları</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2015/13939, K.2018/11460</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E.2017/6987, K.2019/4781</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2016/4269, K.2016/5762</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sozlesme-ozgurlugu-ve-sozlesme-adaleti-ekseninde-asiri-yararlanma-gabin-1</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/08/terazi/sozlesme-tok-ters-isci.jpg" type="image/jpeg" length="55427"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2017/6987 E., 2019/4781 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 10/04/2019 tarihli, 2017/6987 E., 2019/4781 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>13. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/6987 E., 2019/4781 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>......</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmasız, davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde duruşmalı temyiz eden davalı vekili avukat Hakan Yürür ile davacı vekili avukat ...'in gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Davacı, davalının...... gayrimenkulün hisse sahibi olduğunu, bu haklarının tamamını ... 43. Noterliği'nin 27.06.2013 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi satmayı vaad ettiğini, davalının devire yanaşmadığı gibi hileli yollardan arsa üzerine sahte borçlanıp haciz koydurmaya çalıştığını ileri sürerek; davalının hisseleri iptal edilerek adına tesciline karar verilmesini istemiş, 02.04.2015 tarihli ıslah dilekçesinde, davalı hisselerinin iptali ile adına tesciline, ifada imkansızlık ile tescil mümkün olmaması halinde gayrimenkulün bilirkişi raporu ile belirlenen dava tarihindeki rayiç değeri olan 2.262.000TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı, düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin kanunda yazan şekil şartlarını taşımadığını, davacının taşınmazı değerinin çok altında bir fiyata almasının sözleşmesinin gabine maruz kalması anlamına geldiğini, gabin nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğunu, sözleşmeye konu yerin üzerindeki mevcut hacizler ve diğer takyidatların satış vaadi sözleşmesinden evvel taşınmaz üzerine işlendiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece, davanın kabulüne, 2.262.000TL tazminatın davalıdan tahsiline, karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-16.6.2016 günlü ilam temyiz eden davacı tarafa 2.9.2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve davacı temyiz dilekçesini 18.10.2016 tarihinde vermiştir. Davalının temyiz dilekçesini ise 6.10.2016 tarihinde tebliğ almıştır. Temyiz dilekçesini yasal 10 günlük temyiz süresi aşılarak 18.10.2016 tarihinde verdiği anlaşılmakla, davacının temyiz talebinin süre aşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, taraflar arasında düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın devrinin yapılmaması nedeniyle tapu iptal tescil olmadığı takdirde taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davalı davacının taşınmazı değerinin çok altında aldığını, gabin nedeniyle sözleşmesinin geçersiz olduğunu savunmuştur. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında noterde düzenlenen 27.6.2013 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile davalı adına kayıtlı 272 parseldeki hisselerinin tamamını 110.000,00TL bedelle davacıya satmayı vaad etmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise davalının hisselerinin değeri sözleşme tarihinde 2.240.000,00TL olarak tespit edilmiştir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 28. maddesinde aşırı yararlanma (gabin) hali düzenlenmiştir. Madde lafsı “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Somut olayda, mahkemece davalının gabin iddiası değerlendirilmeden bilirkişi raporu hükme dayanak yapılarak sonuca gidilmiş, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda dava konusu hisselerin satış bedelinin piyasa şartlarının çok altında olduğu bildirilmiştir. O halde mahkemece davaya konu hisselerin sözleşme tarihindeki hacizli ve takyidatlı olarak değeri tespit edilerek davalının gabin savunması da değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.</p>

<p>3-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 2.037,00 TL duruşma avukatlık parasının davacı taraftan alınarak vekili bulunan davalı tarafa ödenmesine, peşin alınan 38.603,20 TL harcın istek halinde davalıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="22833"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2015/13939 E., 2018/11460 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2018 tarihli, 2015/13939 E., 2018/11460 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/13939 E., 2018/11460 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ-TESCİL</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda yerel mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla duruşma istemi değer yönünden reddedilip; Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, aşırı yararlanmadan (gabin) hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.</p>

<p>Davacı, eşinin borçlarına karşılık ve teminat olarak, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazını davalı ...’a satış yoluyla temlik ettiğini, borcun tamamının ödendiğini ancak talep etmesine rağmen davalının taşınmazın devrine yanaşmadığını, taşınmazı 14.000,00 TL bedel karşılığında gerçek değerinin çok altında satın aldığını, Romanya asıllı olduğunu, Türk Kanunlarını yeterince bilmediğini, tecrübesizlik, darda kalma ve ekonomik güç yetersizliğinin davalı tarafından kullanılarak taşınmazın gerçek değerinin çok altında satın alındığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.</p>

<p>Davalı, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, taşınmazın satış bedelinin satış sözleşmesinde gerçek değerinden daha az yazılmasının başlı başına gabinin varlığı için yeterli bir neden olmadığı, daha az harç ödemek için satış bedelinin düşük gösterilmesinin yaygın uygulama olduğu, gabin iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere; sözleşmenin aşırı yararlanma (gabin) nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmaya, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış 6098 s. Türk Borçlar Kanunun (TBK) 28. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 21) maddesi ile aynen; "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.</p>

<p>Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." hükmü getirilmiştir.</p>

<p>O halde, aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirdikten sonra iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki gabin davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.</p>

<p>Somut olaya gelince davacının eşi Hamit’in davalının ağabeyi İbrahim’den borç para aldığı, karşılığında taşınmazın temlikinin yapıldığı, taşınmazın gerçek değeri 200.000, 00 TL olduğu halde akitte 14.000,00TL olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hernekadar davalı taraf 200.000,00 TL ödediğini savunmuşsa da bu miktar tanıkla kanıtlama sınırı dışında olup, bu ödeme yazılı belge ile usulünce kanıtlanamamıştır. Dolayısıyla somut olayda gabinin hem objektif hem de subjektif unsurlarının gerçekleştiği, davanın süresi içinde açıldığı sabittir.</p>

<p>Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddine karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="11843"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/4269 E., 2016/5762 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 09.05.2016 tarihli, 2016/4269 E., 2016/5762 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/4269 E., 2016/5762 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ- TESCİL</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, gabin hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ile tescil isteğine ilişkindir.<br />
Davacı, kayden maliki olduğu 165 ada 21 parsel sayılı 25.000,00 TL. değerindeki taşınmazı yaşlılığı, rahatsızlıklarının etkisi ve davalı ile aralarında çıkan tartışma sonucunda davalıya 2.000,00 TL.ye sattığını ,satış işleminin korkutma, yanılma, aşırı yararlanma nedenleriyle sakat olduğunu ileri sürerek tapu iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı taşınmazı 8.000,00 TL.ye satın aldığını, iddiaların yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece gabin koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Eldeki davada iddianın içeriğinden ve ileriye sürülüş biçiminden gabin hukuksal nedenlerine dayanıldığı açıktır.</p>

<p>Bilindiği üzere; sözleşmenin gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmaya, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış 6098 s. Türk Borçlar Kanunun (TBK) 28. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 21) maddesi ile aynen; "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." hükmü getirilmiştir.</p>

<p>O hâlde, aşırı yararlanmadan (gabin ) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki gabin davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.</p>

<p>Somut olaya gelince, dava konusu taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasında aşırı fark olduğu açıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ne var ki aşırı yararlanmanın kabul edilebilmesi için objetif unsurlarının yanında subjektif unsurlarının da gerçekleşmesi gerekir. Davacı ...'in davalı ile arasında sınır uyuşmazlığı bulunduğu ,taşınmazın alım satımı ile ilgili olarak önce 5.000,00 TL konusunda anlaşılmış olup davacının itirazı üzerine satış bedeli olarak 8.000,00 TL..nin kararlaştırıldığı ,taşınmazın bu bedel üzerinden satışının gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hâl böyle olunca davacının olayda herhangi bir düşüncesizliği bulunmadığından ,temlikin iradi olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde kabulüne karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Davalı tarafından temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.05.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>- KARŞI OY-</strong></p>

<p>Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerel mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="53791"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2020/3086 E., 2015/8292 E. ve 2015/1001 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 08/11/2021 tarihli, 2020/3086 E., 2021/17299 K., 02/11/2017 tarihli, 2015/8292 E., 2017/4019 K. ve 25.05.2015 tarihli, 2015/1001 E., 2015/40834 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/3086 E., 2021/17299 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Nitelikli yağma<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet<br />
TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafiileri</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:</p>

<p>Etkin pişmanlık hükmünün uygulanması sırasında TCK'nın 168/3. maddesinin yerine hükümde "178/3" yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Sanık ...’in eşi olan tanık ...’nin katılan ... tarafından cinsel taciz boyutuna ulaşacak derece rahatsız edildiği, tanık ...’yi ağlarken gören sanık ...’un sebebini sorduğu ve tanığın katılanla arasında geçenleri sanığa anlattığı, sanık ...’ın tanığın eşi olan sanık ...’e durumu anlattığı ve beraber katılanın iş yerine giderek ellerindeki demir sopalarla katılanı “yaşamını tehlikeye sokmayacak, vücutta kemik kırığı oluşturacak ve BTM ile giderilemeyecek şekilde” yaraladıkları, bu eylemleri hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanıkların katılanın iş yerinden çıkarken içerisinde silah olabileceği ve katılanın arkadan kendilerini yaralayabileceği düşüncesi ile içerisinde katılana ait ruhsat, banka kartı, kredi kartı ve anahtar bulunan çantayı aldıkları, katılanın şikayeti üzerine ertesi gün emniyete giden sanıkların çantayı ve içindekileri polise teslim ettikleri, sanıkların kastının yağma olmadığı ve kendilerini korumak düşüncesi ile çantayı aldıkları anlaşılmakla üzerlerine atılı yağma suçu bakımından manevi unsur yokluğu nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması,</p>

<p>Kabule göre ise;</p>

<p>1) Suç tarihi olan 04/01/2013 günü Gebze ilinde güneşin saat 16.51'de battığı, suçun gece vakti saat 19.30 sıralarında işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 149/1. madde ve fıkrasının (a) ve (c) bentlerinin yanı sıra (h) bendinin de uygulanmaması,</p>

<p>2) Sanıklar hakkında TCK’nın 29/1. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümleri uygulanırken cezadan asgari olarak 1/4 oranında indirim yapılabileceği gözetilmeden yazılı şekilde 1/6 oranında indirim yapılması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin açıklanan nedenlerle 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca, tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 08/11/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>MUHALEFET ŞERHİ:</strong><br />
Sanık ...’in eşi olan tanık ...’nin katılan ... tarafından cinsel taciz boyutuna ulaşacak derece rahatsız edildiği, tanık ...’yi ağlarken gören sanık ...’un sebebini sorduğu ve tanığın katılanla arasında geçenleri sanığa anlattığı, sanık ...’ın tanığın eşi olan sanık ...’e durumu anlattığı ve beraber katılanın iş yerine giderek ellerindeki demir sopalarla katılanı “yaşamını tehlikeye sokmayacak, vücutta kemik kırığı oluşturacak ve BTM ile giderilemeyecek şekilde” yaraladıkları, bu eylemleri hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanıkların katılana ait ruhsat, banka kartı, kredi kartı ve anahtar bulunan çantayı aldıkları, katılanın şikayeti üzerine ertesi gün emniyete giden sanıkların çantayı ve içindekileri polise teslim ettikleri, bu hali ile sanıklara isnat olunan tamamlanmış nitelikli yağma suçunun unsurları itibariyle oluştuğu, suça konu çantayı hangi saikle aldığının suçun oluşması açısından önem arz etmediği, bu nedenle sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği kanaatinde olduğum için sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/8292 E., 2017/4019 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Yağma<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun 148. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senet yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmesi, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağının tahsili amacıyla yağma suçunun işlenmesi ile yağmada değer azlığını düzenlemiştir.</p>

<p>Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nun 148/1. maddesi uyarınca, kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceği ya da mal varlığı bakımından böyle bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur.</p>

<p>Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir ve tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan "zor yoluyla hırsızlık" bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etme şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan bir çok hukuki değeri korumaktadır.</p>

<p>Somut olaya gelince;</p>

<p>Olay tarihinde mağdur ve sanık evli olup, aralarında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı bir süredir ayrı yaşamaktadırlar. Sanık zaman zaman mağduru telefonla arayıp ulaşamayınca başkaları ile ilişkisi olduğunu düşünüp bunu öğrenmek amacıyla mağdurun çalıştığı plaja geldiği, mağdurun üzerinde ikinci bir telefonun olduğunu görünce şüphelerinin arttığı, öfkeye yenilip mağdur ... Kaçan'ın çenesini sıkıp, dizleri üzerine bastırıp üzerindeki iki adet cep telefonunu alıp ayrıldığı, 28.04.2014 tarihli tutanak içeriğindende anlaşılacağı üzere "telefondaki mesaj ve fotoğraflara bakıp" her hangi bir şekilde kendisine maddi çıkar sağlayan bir tarzda kullanmadan aynen kolluk güçlerine teslim ettiği, UYAP kayıtlarına göre de tarafların 01.07.2014 tarihinde boşandığı olayda;</p>

<p>Sanığın, eski eşi olan mağdurun başkaları ile ilişkisi olup olmadığını öğrenip anlamak için iki telefonunu alıp oldukça kısa sayılan bir süre içerisinde kullanmadan aynen iade ettiği dikkate alındığında sanığın faydalanma amacıyla mağdurun malını aldığından bahsedilemeyceği gözetilmeden yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 02/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/1001 E., 2015/40834 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Yağma, tehdit, hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal</p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:</p>

<p>Sanık... hakkında, hırsızlık ve tehdit; sanık... hakkında, tehdit suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı sanıklar savunmanınca yapılan itiraz üzerine; ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23.12.2013; katılanların itirazı üzerine, aynı mahkeme tarafından 26.12.2013 günlerinde vaki itirazın reddine karar verildiğinden; anılan suçlar temyiz kapsamı dışında bırakılarak yapılan incelemede:</p>

<p>Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1-Sanık... hakkında katılan Kudret’e karşı işlediği yağma suçu yönünden; bir başkasının kendisinin veya yakınının hayatına, vücut ve cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişinin eylemi yağma suçunu oluşturur. Malın alınması veya verilmesini temin için zilyetin üzerinde cebir ve tehdit kullanılmaktadır. Cebir ve tehdit karşısında, mağdurun başka bir seçeneği kalmaması ve bu durumda failin malı doğrudan alması söz konusudur. Yani mağdur malı teslim etmektedir. Bu suçla yalnızca korunan hukuki değer malvarlığı değil, aynı zamanda kişi özgürlüğü ve vücut dokunulmazlığıdır. Yağma icrai hareketle işlenen bir suçtur. Yağma suçunun maddi unsuru hareket kısmıdır. Kullanılan cebir ve tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkartmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Tehdit, muhatabın üzerinde zorlama etkisinin hali hazırda bedensel tesir eden zorlama ile değil, gelecekte belirtilen manevi bir zorlama, korkutmayla oluşmasıdır. Ciddi tehdidin objektif olarak ciddi görünüm uyandırması ve tehdit edilen tarafından ciddiye alınması da gerekir. Yağma suçunda tehditin, şahıs veya malvarlığına ilişkin ve kişiyi büyük bir tehlikeye düşürecek ağırlıkta bulunması gerekir. İşte bu konumdaki tehdit, yağmanın elverişli zorlama aracı olmaktadır. Dolayısıyla hafif bir tehlikeyle tehdit, yani şahsen ve malen büyük bir tehlike oluşturmayan tehditler yağma cürümünün oluşması bakımından yeterli değildir. Tehlikenin büyük olup olmadığı, daha çok fiili bir mesele olup, tehdidin yönlendirilmiş olduğu şahıs, yer ve zaman da göz önüne alınarak her somut olayda nitelik incelemesi gerekmektedir. Ayrıca tehditte belirtilen tehlike neticeyi meydana getirmiş ise bu da büyük sayılmalıdır. Ancak tehdit edilen kötülük ile malın teslimi arasında oran yoksa yine yağma suçundan bahsedilemez.</p>

<p>Bilindiği üzere sübjektif sorumluluğun ilk şekli olan kast, 5237 sayılı TCK'nın 21.maddesinde yer almıştır. Kast suçun maddi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi olarak tanımlanmıştır. O halde bilme ve isteme, kastın unsurlarıdır. Kast, kişi ile işlediği suçun maddi unsurları arasında psikolojik bağı da ifade etmektedir. Hareket ve kast birlikte olmalıdır. Failin iç dünyasını ilgilendiren kast; failin olay öncesi iç dünyasını, olay sırası veya olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenebilir. Sanığı harekete geçiren etken saik, psişik olgunun irade aşamasıdır. Sosyal ilişkilerin ve dışa vurmuş hareketlerin disiplini olan hukuk, ceza normunun ihlaline etki yapmadıkça, failin zihni ve ruhi durumu ile uğraşmaz. Suçun işlendiği sırada failin öngörü ve irade ile hareket etmiş olması yeterlidir. Failin iç dünyasını ilgilendiren kastın niteliğinin belirlenebilmesi için dış dünyaya yansıyan davranışlardan hareketle sonuç çıkarmak olanaklıdır. Bu bağlamda failin olay öncesi, olay sırasında ve olay sonrası davranışları kastın belirlenmesinde ölçü alınır. Kişilerin içinde bulundukları psikiyatrik koşullar da yaşamlarının her alanında oransız endişe duymalarına neden olmaktadır. Çevresel bazı faktörler insanı modellemekte ve suç korkusu da bundan nasibini almaktadır. Toplumdaki şiddet eylemlerinin genel güvensizlik duygusunu etkilediği de bir gerçektir. Ceza adalet sisteminin amacı, suç korkusunun ekonomik, sosyal mahiyetini azaltmak suçluyu cezalandırmak ve aynı kişideki insanı da kazanmaktır. Somut olayımıza gelince; sanık Mesut'un işvereni olduğu katılan ... ve onun kardeşi katılan Kudret'e, daha önceki bir tarihte 250 TL borç para verdiğinin sabit olduğu, ancak belli bir vadeye bağlanmayan borcunu da ödemeyen katılan ..., çevreye olan borçları hususunda doğruyu söylememesi nedeniyle sanık ile arasının açıldığı, olay günü de bir mazeret göstermeden işyerine gelmeyen katılana kendi cep telefonundan ulaşamayan sanık..., önce katılan ... ile buluştuğu, ... de ağabeyi olan ... evde olabileceğini söylemesi üzerine birlikte katılanların evlerine doğru yürüdükleri sırada, ... cep telefonundan gizlice mesaj çekip katılan ... uyardığını gören sanık ..., katılan ... elinden telefonu çekip aldığı, katılan telefonunu geri istemesine karşın vermediği, sanığın kendi numarasını görüp açmayan ... kardeşi ... telefonundan arayıp ona ulaşmak istediği, ... ait olan telefonla arayan sanığın katılan ... ulaştığı, daha sonra şikayet üzerine yakalanan sanığın telefonu çalışanları aracılığıyla kolluk kuvvetlerine teslim ettiği olayda, olay anındaki tüm koşullar ile sanığın sarf ettiği sözcükler ve/veya hareketler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, suç tarihinden önce ekonomik olarak geliri bulunan ve sabıkasız olan sanığın yanında ücretli çalıştırdığı katılan ... kardeşi olan mağduru hiçbir şey söylemeden mesaj çekmesini engellemek ve katılan ... ulaşmak için elindeki telefonu çekip almak eylemlerinin, yağma kastı ile yapıldığını gösteren deliller karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, suçun hukuki vasfında yanılgı ile yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması,</p>

<p>2-Sanık ... hakkında, katılan... ve... karşı işlediği konut dokunulmazlığını bozma suçu yönünden; 5237 sayılı Yasanın 142/4. madde ve fıkrasına göre, hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının bozma suçunun işlenmesi halinde, bu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmadığı gözetilmeden anılan suçtan düşme kararı verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... savunmanı ve katılan ... temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 25.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/yargiyadadv21.jpg" type="image/jpeg" length="34105"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/331 E., 2019/649 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.11.2019 tarihli, 2017/331 E., 2019/649 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/331 E., 2019/649 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Sayısı : 246-265</p>

<p>Sanıklar ... ve ...’in nitelikli yağma suçundan TCK’nın 149/1, c, h, 168/3, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına; sanık ... hakkında ayrıca aynı Kanun’un 63. maddesi uyarınca mahsuba ilişkin Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2012 tarihli ve 246-265 sayılı hükümlerin, sanıkların müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 12.04.2016 tarih ve 32431-2976 sayı ile TCK'nın 53. maddesinin uygulanması yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 13.02.2017 tarih ve 335968 sayı ile;</p>

<p>"Mağdur 24.11.2012 tarihli kolluk ifadesinde; damadı ... ile yanında ...'in saat 23.45 sularında ikamet ettiği binanın giriş kapısı önünde beklediklerini, damadının içeriye girmesine engel olarak 'Benim senin kızına yaptığım işkenceyi sen birilerine göstermişsin' dediğini, kendisini tehdit hakaret ederek, 'Telefonu bana ver, kızının fotoğraflarına bakacam' dediğini, telefonu vermeyince sanık ...'in kollarından tuttuğunu ...'in bıçakla tehdit edip, göğsüne yumrukla bir kaç defa vurup ceketinin cebindeki cep telefonunu aldığını, beklemekte olan araca binip ayrıldıklarını, araçta bir kişinin daha beklediğini beyan ederek şikâyetçi olduğu,</p>

<p>Sanık ... kolluktaki ifadesinde; '... akrabam olur, eski eşinin babasıyla aralarında fotoğraf yüzünden sıkıntıları olduğunu anlattı, mağdurun ikametinin önüne gittik, 10-15 metre uzaktayken ... 'Sen fotoğrafı çekmiş herkese gösteriyormuşsun ver o fotoğrafları bana' dedi, mağdurun elindeki telefonu içerisine bakacam diye aldı ve geri vermediğini,' beyan ettiği,</p>

<p>Dosyada mevcut 24.11.2012 tarihli saat 01.00'de polis görevlilerince tanzim edilen tutanak içeriğinde; mağdurun alındığını belirttiği telefonun içerisindeki numara aranarak ... ikna edilerek sanık ... ve suça konu cep telefonuyla Polis Merkezine gelmesi sağlanarak, telefonun mağdura iade edildiğinin belirtildiği,</p>

<p>Sanık ... Mahkemedeki ifadesinde ise; 'Mağdur önceki kayınpederimdi, kızı olan eşimin koluna vurmuştum, mağdur fotoğrafını çekip başkalarına göstermiş bunu duyunca ...'le birlikte gittim, telefonda fotoğraf olup olmadığını sordum, yok dedi, kendisi telefonu verdi, fotoğrafları abime gösterecektim, telefonu aldığımda eşimin fotoğrafı vardı sildim, polisler beni aradı, gidip telefonu teslim ettim' şeklinde beyanda bulunduğu,</p>

<p>Sanık ...'in diğer sanık ... ile birlikte telefonda kayıtlı olduğu belirtilen sanık ...'in eski eşinin darp fotoğraflarını tespit ederek silmek amacıyla aldıklarının sabit olduğu. Olayın bu oluş şekline, taraflar arasındaki ilişkiye göre, telefonu satmak ya da kullanmak maksadıyla aldıklarını kabul etmenin mümkün olmadığı, dolayısıyla yağma suçunun manevi unsuru oluşmadığı. Sanıkların eyleminin mevcut hâliyle kasten yaralama, tehdit ve suç delillerini yok etme suçu olarak değerlendirilmesi gerektiğinden sanıklar hakkında bozma kararı verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Dairesince 06.03.2017 tarih ve 1293-515 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı nitelikli yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının, oluşmadığının kabulü hâlinde sanıkların eylemlerinin kasten yaralama, tehdit ve suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarını mı oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin olup,</p>

<p>Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme ve yaralama suçlarıyla ilgili olarak Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca;</p>

<p>a- Sanıklar hakkında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu yönünden açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı,</p>

<p>b- Sanıkların eylemlerinin TCK’nın 86/2. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde sanıklar hakkında şikâyet yokluğu nedeniyle düşme kararı verilip verilemeyeceği,</p>

<p>Hususlarının da değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanıklardan ...’in, mağdurun kızı... ile suç tarihinden önce evli olduğu, mağdurun...’nin vücudunda bulunan darp izlerine ilişkin fotoğrafları çekip başkalarına gösterdiğini öğrenmesi üzerine 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında konuşmak için mağdurun oturduğu binanın önüne diğer sanık ... ile giderek beklemeye başladığı, 24.00 sıralarında gelen mağdurun binaya girmesini engelleyerek fotoğraflar nedeniyle cep telefonunu istediği, mağdurun fotoğraf olmadığını ve cep telefonunu veremeyeceğini söylemesi üzerine sanık ...’in mağdurun kollarını tuttuğu, sanık ...’in de elindeki bıçakla “Bak kafanı kopartırım lan” diyerek mağduru tehdit edip göğüs bölgesine birkaç kez yumrukla vurarak elindeki cep telefonunu aldığı iddiası ile kamu davası açıldığı,</p>

<p>24.11.2012 tarihinde saat 01.00’de düzenlenen tutanakta; 24.11.2012 tarihinde saat 00.00 sıralarında haber merkezinden bir müracaat olduğunun bildirmesi üzerine olay yerine intikal edilerek mağdur ile görüşülüp neler olduğu sorulduğunda eski damadı sanık ... ve adını bilmediği bir şahıs tarafından darp edildiğini, bu darp sonrası sanık ...'in elindeki bıçağı kullanarak kendisine ait Samsung marka cep telefonunu zorla aldığını beyan etmesi üzerine sanıkların yakalanması için çalışma başlatıldığının, mağdura ait telefon aranarak sanık ... ikna edilip olaya karışan diğer sanık ... ile beraber teslim olmasının sağlandığının, yapılan kaba üst aramasında sanık ...'in üzerinde Samsung marka cep telefonunun ele geçirildiğinin, mağdura sorulduğunda bu telefonun kendisine ait olduğunu beyan ettiğinin yazıldığı,<br />
24.11.2012 tarihinde saat 02.30’da düzenlenen teslim tesellüm tutanağında; sanık ...'in üzerinden çıkan Samsung marka cep telefonunun, telefona takılı sim kartın ve hafıza kartının telefonun sahibi olan mağdura teslim edildiğinin belirtildiği,</p>

<p>Mağdur ... hakkında düzenlenen 24.11.2012 tarihli adli raporda; göğüs sağ üst tarafta kızarıklık dışında herhangi bir bulguya rastlanılmadığının tespit edildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mağdur ... kollukta; yaklaşık bir yıl kadar önce sanık ... ile kızı...’nin işkence nedeniyle anlaşmalı olarak boşandıklarını, sanık ...'in boşandığı günden beri evlerinin etrafında araçla gezerek yüksek sesle müzik dinlediğini, nara attığını ve kızı ile eşinin önünü keserek hakaret ettiğini, bu konularla ilgili sanığı belki düzelir diye şikâyet etmediğini, en son 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında ikamet etmiş olduğu binanın önüne geldiğinde sanık ..., ismini olay nedeniyle öğrendiği sanık ... ve yanlarındaki esmer tenli şahsın giriş kapısının önünde beklediklerini, içeri girmek isterken sanık ...'in kendisini engelleyerek "Kızına yaptığım işkenceyi birilerine göstermişsin." dediğini, bu durumu inkâr edince "Senin kafanı kopartacağım, sen erkek değil misin, seni sinkaf ederim." diye hakaretlerde bulunarak "Telefonu bana ver, kızının fotoğraflarına bakacağım." dediğini, telefonu vermeyince sanık ...'in kollarından tuttuğunu, sanık ...'in de arka cebinden bıçak çıkartarak "Bak kafanı kopartırım lan" dediğini, daha sonra göğüs bölgesine birkaç sefer yumruk vurduğunu ve ceketinin iç cebinde bulunan Samsung marka cep telefonunu zorla aldığını, yanında bulunan esmer tenli şahsın herhangi bir şeye karışmadığını, sanıklara yaptıklarının suç olduğunu, telefonunu tekrar kendisine iade etmelerini söylediğini, sanık ...'in de "Hiç bir bok yiyemezsin." diyerek hakaret ettiğini ve sanıkların olay yerinden arabayla ayrıldıklarını, davacı ve şikâyetçi olduğunu,</p>

<p>Savcılıkta farklı olarak; olay günü evinin önünde sanık ...'in, onun yaklaşık 2-3 metre gerisinde sanık ...'in, yaklaşık 10 metre ilerideki aracın içerisinde de iki kişinin beklediğini gördüğünü, sanık ...'in kendisinden telefonu istediğini vermeyince göğsüne birkaç yumruk vurarak "Telefonu vereceksin." dediğini, kabul etmeyince sanık ...'in sağ kolunu tuttuğunu, sanık ...'in de "Telefonu ver yoksa kafanı kopartırım." dediğini ve sol elindeki telefonu aldığını, sanık ...'in elini arka cebine götürdüğü için üstünde bıçak olduğunu düşündüğünü fakat herhangi bir bıçak ve benzeri bir şey görmediğini, sanıkların telefonu aldıktan sonra arabayla uzaklaştıklarını, sanık ...'in telefonu kendisinden gasp veya hırsızlık amacıyla aldığını düşünmediğini ama telefonu iradesi dışında aldığını, sanık ...'in abisinin yakın arkadaşı olması ve olayın daha fazla büyümemesi için şikâyetinden vazgeçtiğini,</p>

<p>Mahkemede; olay günü sanık ...'in "Senin cep telefonunda eşimin fotoğrafları varmış, bunları herkese gösteriyormuşsun, cep telefonunu bana ver." dediğini, kendisinin ise bunu kabul etmediğini, bu şekilde konuşurken sanık ...'in 3-4 metre geride olduğunu, bir ara sanık ...'in sağ kolundan tuttuğunu, sanık ...'in elinden aldığı telefonun kendisine 2-2,5 saat sonra karakolda iade edildiğini, şikâyetçi olmadığını, çelişki nedeniyle sorulduğunda; mahkemedeki beyanının doğru olduğunu, sanık ...'de bıçak görmediğini, bir ara elini arka cebine doğru götürdüğü için bıçak çıkaracağını düşündüğünü, telefonunun cebinden değil elinden alındığını, sanık ...’in kendisine karşı fiziki temasının olmadığını, ancak elindeki telefonu isterken "Bana telefonu ver yoksa senin kafanı kopartırım." dediğini, sanık ...'in de sağ kolundan tuttuğunu,</p>

<p>Tanık ... kollukta şüpheli sıfatıyla; olay günü amcasının oğlu olan diğer tanık Halil ile birlikte gezerken mahallelerinde oturan sanık ... ile kayın pederinin tartıştıklarını gördüklerini, yanlarında tanımadığı bir şahsın olduğunu, araçtan inmediği için ne yaşandığını bilmediğini,</p>

<p>Savcılıkta şüpheli sıfatıyla; sanık ...'in yanında bulunan şahsın tartışma sırasında yaklaşık 15 metre uzakta beklediğini, olay sırasında kimsede bıçak görmediğini, sanık ... ile kayınpederi arasında itiş kakış olduğunu ancak tartışmanın kavga boyutuna ulaşmadığını, sanık ...'in kayınpederinin elindeki telefonu aldığını bizzat görmediğini,</p>

<p>Mahkemede; sanık ...’in mağdurun cep telefonunu alıp almadığı konusunda bir bilgisinin olmadığını, başka bir şey bilmediğini, çelişki nedeniyle sorulduğunda; Mahkemedeki beyanının doğru olduğunu, sanık ... ile mağdurun tartıştıklarını görmediğini, önceki beyanlarına niye öyle geçtiğini bilmediğini,</p>

<p>Tanık ... kollukta şüpheli sıfatıyla; olay günü diğer tanık Mehmet Emin ile arabayla gezdikleri sırada uzaktan akrabası olan sanık ... ile kayınpederinin tartıştıklarını gördüğünü, yanlarında da sanık ...'in bulunduğunu, kendisinin araçtan inerek sanık ...'e "Bir olumsuzluk var mı?" diye sorduğunu, aile meselesi olduğunu söylemesi üzerine arabaya geri döndüğünü ve müdahale etmediğini, neden tartıştıklarını bilmediğini, tehdit, hakaret ve telefonu zorla alma olayına şahit olmadığını,</p>

<p>Savcılıkta şüpheli sıfatıyla; olay günü sanık ...'e mağdurla neden tartıştıklarını sorduğunda "Tartıştığım şahıs kayın pederim. Aile meselesi sen karışma." dediğini, bunun üzerine araca dönerken sanık ... ile mağdur arasındaki itiş kakışın devam ettiğini, hatta sanık ...'in bu sırada mağdurun elindeki telefonu aldığını ve ismini olay nedeniyle öğrendiği sanık ... ile arabaya bindiklerini, sanık ...'in tartışma sırasında sanık ...'in yanında olmadığını, yaklaşık 15 metre uzaklarında beklediğini, kimsede bıçak görmediğini, yalnızca aralarında itiş kakış olduğunu gördüğünü, onun da kavga boyutuna ulaşmadığını,</p>

<p>Mahkemede farklı olarak; sanık ...’in telefonu aldığını görmediğini, çelişki nedeniyle sorulduğunda; mahkemedeki beyanının doğru olduğunu, sanık ...'in mağdurun cep telefonunu aldığını görmediğini, ilk defa savcılığa çıktığı için o şekilde beyanda bulunmuş olabileceğini,</p>

<p>İfade etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ... kollukta müdafisi hazır bulunmaksızın; mağdurun, boşandığı eşi...'nin babası olduğunu, ayrılma aşamasındaki tartışmaları sırasında...'nin kolunda oluşan darp izlerinin fotoğraflarını çeken mağdurun bunları herkese gösterdiğini duyduğunu, bunun üzerine 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında bu durumu kendisi ile konuşup fotoğrafların bulunduğu telefonu almak için mağdurun oturduğu evin önüne arkadaşıyla gittiğini, o saatlerde kahvehaneden geleceğini bildiği için mağduru beklemeye başladığını, bu sırada yanında sanık ... ile tanık Halil'in olduğunu, arabada da Mehmet'in olduğunu, mağdurun saat 23.45 sıralarında geldiğini, mağdurdan başkalarına göstermiş olduğu kızının darp fotoğraflarını istediğini, onun da böyle bir şey olmadığını söylemesi üzerine mağdura hakaret ettiğini, onun da kendisine hakaret ettiğini, bu esnada sadece mağdurun kollarından tuttuğunu ve aralarında çekişme olduğunu, bu tartışma sadece ikisinin arasında yaşandığını, yanında bulunan sanık ...'in karışmadığını, bu esnada mağdurun elinde bulunan telefonu içerisinde fotoğraflar olduğunu bildiği için aldığını ve oradan arkadaşları ile birlikte ayrıldıklarını, bu esnada bıçak çıkartmadığını zaten üzerinde de bıçak olmadığını, telefonu mağdurun cebinden değil elinden aldığını, bir süre sonra eski eşi olan...'nin telefonundan mağdurun telefonunun arandığını, telefonu açtığında kendisini polis memuru olarak tanıtan bir şahsın polis merkezine gelmesi gerektiğini söylediğini, bunun üzerine sanık ... ile polis merkezine geldiklerini,</p>

<p>Savcılıkta müdafi huzurunda; mağdurun, kızının kolunda bulunan morlukları telefonuna kaydederek bunu başkalarını göstermeye başladığını duyunca bu durumdan rahatsız olduğu için 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında mağdurun oturduğu apartmanın önüne kendisinin kullandığı araçla sanık ... ve tanık Halil ile birlikte gittiklerini, sanık ... ile tanık Halil'in araçta beklediklerini, kendisinin ise araçtan inerek apartmanın önünde mağduru beklemeye başladığını, bir süre sonra mağdur gelince "Neden kızının mor olan kolunun fotoğrafını çekip millete gösteriyorsun?" diye sorduğunda mağdurun kimseye fotoğraf göstermediğini, böyle bir şey olmadığını söyleyerek apartmana girmek istediği sırada mağdurdan fotoğrafı silmesini istediğini, aralarında itiş kakış olduğunu ve mağdurun elindeki cep telefonunu aldığını, mağdura yumrukla vurarak ya da onu bıçakla tehdit ederek cep telefonunu zorla almadığını, telefonu almasındaki amacının içerisindeki fotoğrafı abisine göstermek olduğunu, tartışma esnasında yanlarında sadece tanık Halil'in bulunduğunu, cep telefonunu mağdurun elinden aldığına yönelik iddianın doğru olduğunu ancak döverek veya tehdit ederek değil elinden çekip aldığını, bir süre sonra...'nin numarasından mağdurdan almış olduğu telefonun arandığını, telefonu açtığında telefondaki polisin karakola gelmesi gerektiğini söylemesi üzerine karakola giderek telefonu polislere teslim ettiğini,<br />
Mahkemede farklı olarak; eski eşi olan...'nin koluna vurduğunu, mağdurun da...'nin kolundaki bu morluğu çekip başkalarına gösterdiğini duyduğunu, bunun üzerine olay günü sanık ... ile birlikte mağdurun yanına gittiklerini, sanık ...'in biraz uzakta durduğunu, mağdurdan cep telefonunu istediğini, vermeyeceğini söylemesi üzerine cep telefonunda fotoğraf olup olmadığını sorduğunu, mağdurun olmadığını söyleyerek cep telefonunu kendisine uzattığını, cep telefonunu içerisindeki fotoğrafı abisi Abdulkadir'e göstermek için aldığını ve abisinin fotoğrafı gördüğünü, telefondaki eski eşinin fotoğrafını sildiğini, çelişki nedeniyle sorulduğunda; mahkemedeki beyanının doğru olduğunu, telefonu kendisinin almadığını mağdurun verdiğini,</p>

<p>Sanık ... kollukta müdafisi olmaksızın; akrabası olan sanık ...’in kendisine eski eşinin babası olan mağdur ile fotoğraf yüzünden sıkıntıları olduğunu anlattığını, bunun üzerine sanık ... ile daha önceden tanımadığı mağdurun ikametinin bulunduğu yere gittiklerini, daha sonra yolda kendilerini gören tanıklar Halil ve Emin’in de yanlarına geldiklerini, ancak tanık Emin’in araçtan hiç inmediğini, bir süre binanın önünde bekledikten sonra mağdurun geldiğini ve sanık ... ile kapının önünde konuşmaya başladıklarını, kendilerinin onlardan 15-20 metre uzakta olduklarını, yanlarına hiç gitmediklerini, aralarında önce Arapça konuştukları için konuşmaları anlamadığını, daha sonra sanık ...’in mağdura "Sen fotoğrafı çekmiş herkese gösteriyormuşsun, ver o fotoğrafları bana” dediğini, mağdurun da öyle bir şey olmadığını beyan etmesi üzerine tartışmaya başladıklarını, sanık ...’in mağdurun elindeki telefonu “Ver telefonunun içerisine bakacağım.” diyerek aldığını ve geri vermediğini, geldikleri araç ile oradan ayrıldıklarını, tartışma sırasında sanık ...’in bıçak çekmediğini, kendisinin de kesinlikle şahsın kollarından ya da başka bir yerinden tutmadığını, yanlarına dahi yaklaşmadığını, sanık ... ile mağdur arasında itişme olduğunu ancak birbirlerini darp etmediklerini, çağrılmaları üzerine polis merkezine gittiklerini,</p>

<p>Savcılık ve sorguda müdafi huzurunda; mağdur ile sanık konuşurken kendisinin 15-20 metre uzakta beklediğini, sanık ...'in "Neden kızının morarmış kolunun fotoğrafını çekip herkese gösteriyorsun?" diye sorduğunu, mağdurun öyle bir şey olmadığını söylediğini ve aralarında Arapça konuşmaya başladıklarını, bu nedenle konuşmaları anlamadığını, konuşma sırasında aralarında itiş kakış olduğunu, hatta bu sırada araçla geçmekte olan isimlerini olay nedeniyle öğrendiği tanıklar Halil ve Mehmet Emin'in bu durumu görerek durduklarını, tanık Halil'in yanlarına geldiği sırada sanık ...'in "Sen karışma bu ailevi mesele" dediğini, itiş kakış sırasında sanık ...'in mağdurun elindeki cep telefonunu alarak yanlarına geldiğini ve geldikleri araç ile oradan uzaklaştıklarını, bir süre sonra sanık ...'in mağdurdan aldığı cep telefonunun çaldığını ve polislerin kendilerini karakola çağırdıklarını, karakola gittiklerinde sanık ...'in telefonu polislere teslim ettiğini, mağdurun, kolunu tuttuğu sırada sanık ...'in ona vurduğu ve bıçakla tehdit ettiği iddiasının doğru olmadığını, kendisinin olaya hiç karışmadığını, ancak sanık ...'in itiş kakış sırasında mağdurun telefonunu alması olayının doğru olduğunu,</p>

<p>Mahkemede; sanık ...’in mağdur ile konuştuğu sırada kendisinin 15-20 metre uzakta olduğunu, ne konuştuklarını duymadığını, sanık ... ile mağdur konuşurken bir ara sanığın mağdurun elindeki telefonu aldığını gördüğünü ancak zorla almadığını, mağdurun kollarından tutmadığını, hakkında niye bu şekilde beyanda bulunulduğunu bilmediğini, çelişki nedeniyle sorulduğunda; mahkemede vermiş olduğu beyanının doğru olduğunu,</p>

<p>Savunmuşlardır.</p>

<p>Sanıklara atılı nitelikli yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı;</p>

<p>TCK'nın 148. maddesinde yağma suçu; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Madde gerekçesinde; "Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur.</p>

<p>Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir." açıklamasına yer verilmiştir.</p>

<p>Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.</p>

<p>Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir.<br />
Yağma suçunun manevi öğesi “kast”tır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla hareket etmesi gerekmektedir. Yağma suçunun oluşabilmesi için malın mutlaka sahip olmak amacıyla alınması şart olmayıp, geçici olarak kullanma kastı ile hareket edilmiş olması durumunda dahi eylem yağma suçunu oluşturmaktadır. (Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, Sulhi Dönmezer, İstanbul 2001, s. 435.)</p>

<p>TCK'nın 149. maddesinde yağma suçunun nitelikli hâlleri arasında birden fazla kişi tarafından birlikte ve gece vakti işlenmesi de sayılmıştır.<br />
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanık ...’in, tartıştıkları esnada eski eşi olan...’yi yaralaması sonucu kolunun morardığı, daha sonra mağdurun bu morluğu telefonuna kaydederek başkalarına gösterdiğini duyması üzerine 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında yanına arkadaşı sanık ...'i de alarak mağdurun oturduğu evin önüne gittiği, bu sırada olay yerine gelen mağdurdan telefonunu istediği, mağdurun telefonunu vermeyeceğini söylemesi üzerine sanık ...’in mağdurun kolundan tuttuğu, sanık ...’in de bir kaç sefer mağdurun göğüs bölgesine vurup “Bak kafanı kopartırım lan” diyerek tehdit edip elindeki cep telefonunu aldığı, ertesi gün saat 01.00 sıralarında da sanıkların kendiliğinden karakola gelerek teslim olduklarında sanık ...’in kaba üst aramasında suça konu telefonun ele geçtiği olayda; mağdurun aşamalardaki beyanlarından, bu beyanları destekler adli rapordan ve tanık beyanlarından sanık ...'in cebir ve tehdit ile mağdurun elindeki cep telefonunu içerisindeki fotoğrafları silmek amacıyla sanık ... ile birlikte alarak olay yerinden ayrıldıklarının sabit olduğu, yağma suçunun oluşması için suça konu malın sahiplenme kastıyla alınmasının şart olmadığı, fotoğrafları silmek amacıyla geçici olarak kullanma kastıyla alınması durumunda da yağma suçunun oluşacağı hususları göz önünde bulundurulduğunda sanıklara atılı suçun tüm unsurları itibarıyla oluştuğunun kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi ...;<br />
"Sanıklar ... ile ... hakkında; yağma suçundan dolayı kamu davasının açılması üzerine Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; sanıklar hakkında TCK'nın 149/1-c-h, 168/3-1, 62. maddeleri uyarınca 5 Yıl Hapis Cezasına hükmedilmiş, anılan kararın sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesinin 12/04/2016 tarihli kararı ile TCK'nın 53. maddesindeki uygulama hatası giderilerek yerel mahkemece verilen hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından; suça konu telefondaki fotoğrafı silmek için maddi ve manevi cebir kullanmak suretiyle alan sanıkların eylemlerinde yağma suçunun manevi unsuru olan faydalanma kastı bulunmadığından bahisle yerel mahkemece yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmünün bozulması gerekirken düzeltilerek onanmasına dair karara itiraz edilmiş, Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesi tarafından yağma suçundan verilen mahkumiyet kararının yerinde olduğundan bahisle itirazın reddine karar verilerek itiraz hususunda inceleme yapılması için dosya Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından; sanıkların eylemlerinin yağma suçunu oluşturduğundan bahisle itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun; sanıkların eylemlerinin yağma suçunu oluşturduğundan bahisle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine ilişkin kararına aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için 5237 sayılı TCK'nın 148. maddesindeki koşulların, benzer hükümlere yer veren 765 sayılı TCK'nın 495/1. maddesi ile kıyaslanarak arada fark bulunup bulunmadığının tespitinden sonra TCK'nın 148. maddesinde tanımlanan 'yağma' suçunun oluşabilmesi için faydalanma kastının bulunmasının zorunlu olup olmadığının ceza kanununun amacı ve hakkaniyet ilkesi ile irtibatlandırılarak, öğretide benimsenen ana ilkeler ve benzer olaylardaki yerleşik yargısal kararlar doğrultusunda somut olayın irdelenmesi suretiyle yağma suçunun oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yağma suçları, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nda Özel Hükümler Kitabında, Kişilere Karşı Suçlara ilişkin ikinci kısmın Mal Varlığına Karşı Suçlar başlıklı onuncu bölümünde 148 ila 150. maddelerinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Yağma suçunun temel şekli 5237 sayılı Yasanın 148. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanmıştır.</p>

<p>5237 sayılı Yasanın 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.</p>

<p>765 sayılı TCK'nın 495/1. maddesinde; Her kim, menkul bir malın zilyedini veya cürüm mahallinde bulunan bir başkasını cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceği beyanı ile tehdit ederek o malı teslime yahut o malın kendi tarafından zaptına karşı sukut etmeye mecbur kılarsa on seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.</p>

<p>Hırsızlık suçu ise TCK m.141/1’de; 'Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma' şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Yukarıda açıklandığı üzere, yağma suçunun temel şeklinin tanımlandığı gerek 765 sayılı TCK'nın 495/1. maddesinde, gerekse 5237 sayılı TCK'nın 148/1. maddesinde faydalanma kastına yer verilmemesi nedeniyle faydalanma kastı açısından her iki kanun arasında herhangi bir farkın bulunmamasına karşın, yağma suçunu oluşması için işlenmesi zorunlu olan hırsızlık suçunda faydalanma kastına çok net bir şekilde yer verildiği görülmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için mevcut yasal düzenlemelerin doktrinde nasıl karşılık bulduğunun açıklanması gerekmektedir.</p>

<p>Ord. Prof. Dr. Sulhi DÖNMEZER; (Kişilere ve Mala karşı Cür-16 Bası- Sayfa:435)</p>

<p>Yağma cürmünde manevi unsur, hırsızlıkta olduğu gibi faydalanma kastıdır. Fail malı tahrip etmek, bozmak kastıyla hareket etmiş olursa yağma suçunu işlemiş olmaz. Bu hususta 6. C.D, 30/09/1965 tarih, E. 5122, K.5339 'Kumarda parasını kaybeden sanığın silahla mağduru tehdit ederek parasını geri alması gasp suçunu teşkil edeceğine' karar vermiştir. Bir şeyi kullandıktan sonra iade etmek üzere cebren alma fiilide yağma teşkil eder.</p>

<p>Yararlanmanın geçici olması da suçun oluşmasına engel değildir. Söz gelimi işlediği bir suçtan dolayı kaçmakta olan bir kişinin cebir, şiddet veya tehdit ile otomobil sahibinden anahtarı alması veya oto sahibini zorla kendisini oradan kaçırmaya zorlaması halinde de yağma suçunun oluşacağını kabul etmek gerekir.</p>

<p>Araştırma görevlisi...;<br />
Yağma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Olası kastla da işlenebilecektir. Kişi bir hukuksal ilişkiye dayanan alacağını tahsil etmek için kullanırsa yağmadan değil, kasten yaralama ve tehditten sorumlu tutulacaktır. Eşyanın yağmasında içinde hırsızlığı barındıran bir suç olduğu için burada faydalanmak maksadı aranmalıdır. Senedin yağmasında ise buna ilaveten failin kastı senedin borç doğrucu niteliğine de yönelik olmalıdır. Ayrıca bir malın geçici bir süre ile alınıp, kullanıldıktan sonra iade edilmesi durumunda doktrinde yağma suçu olarak nitelendirilmektedir.<br />
Prof. Dr. ...;</p>

<p>Ceza sorumluluğu oldukça ağır olan yağma suçunda failin ana maksadı bir başkasına ait olan malın alınması, bir anlamda mağdurun mülkiyet ve zilyetlik haklarına son verilmesi olup, burada failin kastı malın mülkiyetini ve kullanımını ele geçirmektir. Bu yönde bir kastın olmadığı, malın işlenen bir başka suç sırasında mağdura ulaşılmasını engellemek veya mağdurun bir yerden bir yere hareket etmesini veya haber vermesini önlemek için mağdurdan alınıp bir yere atıldığı veya kırıldığı veya bir yerde saklanıp daha sonra iade edildiği hallerde yağma suçunun manevi unsurunun oluşmadığı, alınan malın kırılması veya bozulmasından kaynaklanan mala zarar verme suçu hariç olmak üzere malın aynen korunup saklandığı veya iade edildiği durumlarda yağma suçunun manevi unsurunun oluşmayacağı ileri sürülebilirse de, Kanunun lafzının genel suç işleme kastını ön plana çıkardığı, malın alınmasına yönelik ve elverişli cebre veya tehdide başvurulduğu durumda yağma suçunun oluşacağı, cebre veya tehdide başvurulmadan malın alındığı veya mağdurun ses çıkarmadığı halde ise, yağma suçunun oluşmayacağı savunulabilir.</p>

<p>Doktrinde yer alan hakim görüş; kanun koyucunun yağma suçunu, cebir veya tehdit yoluyla gerçekleştirilen hırsızlık suçu şeklinde düzenlediğini ileri sürmektedir. Yağma suçu; bir bileşik, yani mürekkep suç türü olup, iki farklı suçun birlikte işlenmesiyle gerçekleşir. Yağma suçunu düzenleyen 148. maddenin gerekçesinde; yağma ve hırsızlık suçlarının taşınır malın alınmasıyla ilgili olduğu, her iki suçun oluşması için de zilyedinin rızasının bulunmaması gerektiği ifade edilmiştir. Kanun koyucu; bu iki suç arasındaki temel farkın, mağdurun rızasının ortadan kaldırılma şeklinde yattığına dikkat çekerek, yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malı, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle almaktır. Bu itibarla 'zor yoluyla hırsızlık' bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek, şeklinde de tanımlanmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlığın daha iyi anlaşılabilmesi için doktrindeki bu görüşlerin yargı kararlarında nasıl karşılık bulduğunun belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.10.2016 tarihli, 2016/6-331 E. ve 2016/352 K. sayılı kararına göre; 'sanıkla mağdurenin 03.12.2013 tarihinde evlendikleri, evlendikten sonra aralarında anlaşmazlık başladığı, olaydan bir gün önce mağdurenin çalışmak istediğini söylemesi üzerine sanığın mağdureyi darp ederek ‘eşyalarını topla, sabah olunca babanın evine git, bu evi terk et, boşanacağız’ dediği, olay günü ise sanığın mağdureyle eski erkek arkadaşı ile olan iliskisi hakkında konuştuğu sırada aldığı cevaplara sinirlenerek, mağdureyi darp ettiği ve boşayacağını söyleyerek parmağında takılı olan alyansı ve tek taş yüzüğü zorla çıkarıp aldığı olayda; sanığın, mağdurenin başkaca bir eşyasını almaması ve mağdure ile 12.05.2016 tarihinde boşanmaları da göz önüne alındığında, evlilikleri süresince yasadıkları anlaşmazlık ve kavgaların sonucu olarak sözle de ifade ettiği boşanma isteğini açığa vurmak amacıyla, toplumda da evlilik birliğinin sembolü olarak kabul edilen alyans ve tek taş yüzüğü mağdurenin parmağından çıkarıp almasında, faydalanma amacıyla hareket ettiği sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdureye karsı gerçekleştirdiği eylemlerin tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir'.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.01.2016 tarihli, 2015/6-709 E. ve 2016/33 K. sayılı kararına göre; 'Sanığın olay tarihinde, iki yıldır birlikte olduğu mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip yanında bulunan silahı mağdureye doğrultarak tehdit ettiği, silahın kabzasıyla mağdureye vurduğu, mağdurenin elinde bulunan telefonu arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla aldıktan yaklaşık 20 gün sonra iade ettiği olayda, olay yerine gelen sanığın mağdureye evde kim var ****** demesi, telefonu arama kayıtlarına bakmak için alması, kullanmadan mağdureye iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi olan ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdura karsı gerçekleştirdiği eylemlerin silahla tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir'.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu; 27.01.2016 tarihli, 2013/28087 E. ve 2016/387 K. sayılı kararında, yağma suçunda mal edinme kastının aranıp aranmaması konusunda doktrinde görüş birliği olmadığını belirtmiş, yağma suçunun oluşması için malın mutlaka sahip olmak maksadıyla alınmasının şart olmadığını belirten yazarların da olduğu görüşüne dikkat çekmiş, ancak uygulamada yağma suçunun oluşması için failin mülk edinme saikiyle hareket etmesi gerektiğini ifade ederek, failin başka amaçlara yöneldiği hallerde yağma suçunun oluşmayacağı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Yargıtay 6. C.D. 2013/21216 K</p>

<p>Yağma hırsızlık suçunun cebir, tehdit ve/veya şiddetle işlenen hali olup 5237 sayılı TCK'nın 148.maddesinde anlamını bulan bu suç cebir ve/veya tehdidin yanı sıra yarar sağlama fiilini de içinde yer vermiştir.</p>

<p>Yağma suçunun nitelikli halleri ise 5237 sayılı TCK'nın 149. maddesinde düzenlenmiştir. Yağma suçularında bu durumda bileşik suçtan bahsedilir. Failin mal sahibinin malını dilediği şekilde kullanabilme olanağından fiilen yoksun bırakıp, mal edinme ve/veya maldan yararlanma kastı ile hareket etmesi yağma suçunun oluşumu için yeterli olacaktır.</p>

<p>Manevi unsur mal edinme, faydalanma kastıdır. Yani failin haksız sahiplenme düşüncesi içinde başkasına ait olduğunu bildiği bir maldan yararlanmak niyetinin bulunması halinde ise özel kastta gerçekleşmiş olacaktır.</p>

<p>Cebir, tehdit(şiddet) maldan faydalanmak için değilse yani başka maksat için kullanılmış ise yağma suçu oluşmaz.</p>

<p>Yargıtay 6. Ceza Dairesinin örnek olarak seçilen 2013/21386 K-2014/20530 K -2015/39120 K-44198 K K-2016/3979 K-2017/4019 K-2018/1106 K sayılı ilamlarında yağma suçunun oluşabilmesi için faydalanma kastının bulunması gerektiği çok net bir şekilde belirtilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 6. C. D. 2019/3306 K sayılı ilamında;</p>

<p>Öğreti ve yargısal kararlarda benimsendiği üzere; malın taşınabilir olması, mal sahibinin rızasının bulunmaması, malın alınması ve faydalanma kastının varlığı gibi hususlar yönünden hırsızlık suçuna benzeyen yağma suçu, failin malı almak veya zilyedinin malın alınmasına rıza göstermesini sağlamak bakımından cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi nedeniyle hırsızlık suçundan ayrılmaktadır.</p>

<p>Yukarıda örnek olarak gösterilen içtihatlarda ve öğretide çok net bir şekilde vurgulandığı üzere;<br />
Yağma suçunun hırsızlık ve cebir, şiddet veya tehdit suçlarının birleşmesiyle oluşan bileşik bir suç olması nedeniyle, hırsızlık suçunun oluşumunda aranan 'failin mal edinme kastının' yağma suçunda da arandığı görülmektedir. Yağma suçunda; mal edinme saikini arayan bu düşüncenin dayanağı, bu suçun cebir ve şiddet veya tehdit ile hırsızlık suçlarının birleşmesiyle oluşmasına ve oluşan bu suçun içinde hırsızlık suçunun bulunmasına, TCK m. 141’de de hırsızlık unsurları arasında 'kendisine veya bir başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla' ibaresine dayandırmaktadır. Bu düşünceye göre; yağma suçunun unsurlarını tanımlayan TCK m.148’in lafzında özel saik olarak açıkça 'mal edinme' kastına yer verilmese de, maddede yağma suçunun oluşabilmesi için hırsızlık suçu da arandığından ve hırsızlık suçu gerçekleşmediğinde veya en azından bu suça teşebbüs edilmediğinde yağma suçundan da bahsedilemeyeceğinden, 'mal edinme kastının' yağma suçunda da aranması zorunludur. Bir başka ifadeyle; bir bileşik suç tipi olan yağma suçunun içinde hırsızlık suçu arandığından, bunun doğal sonucu olarak failde mal edinme kastının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.</p>

<p>Zaman zaman TCK'nın 148. maddesinin lafzı yorumundan hareket edilerek yağma suçunun oluşması için genel kastın dışında ayrıca faydalanma kastının bulunmasına gerek duyulmadığı ileri sürülmüş ise de; gerek Yargıtay 6. Ceza Dairesi gerekse Ceza Genel Kurulu tarafından bu görüşe itibar edilmeyerek yağma suçunun oluşabilmesi için faydalanma kastının bulunması gerektiğine yönelik içtihatların zaman içerisinde yerleşik uygulamaya dönüştüğü görülmektedir. Aksine düşünce, yağma gibi çok ağır müeyyideyi bünyesinde barındıran bir suçu şekli suça dönüştürür ki, böyle bir kabulün çağdaş ceza hukukunun ve bunun ifadesini oluşturan ceza kanununun amacına aykırı olacağı gibi ceza hukukunun olmazsa olmazı olan hakkaniyet ve adalet ilkelerine de aykırı olacağı açıktır. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak etmemekle birlikte bir an için bu görüşün doğru olduğunun kabul edilmesi halinde; reşit olan çocuklarının sigara içmesine engel olmak için maddi yada manevi cebirle sigara paketini çocuklarından alan anne ve babayı yağma suçundan mahkum etmek gerekir ki; hiç bir hukuk sisteminin buna izin vermesi beklenemez</p>

<p>Kanun koyucu adaletin gerçekleştirilmesi için hakkaniyet ilkesini kabul etmiştir (5237 sayılı ...nun 3, MK 4/BK 44)<br />
Adalet hukuk kurallarına egemen en ulvi düşünceyi ifade ederken, hakkaniyet somut olayın özelliklerini göz önünde tutarak adalete ulaşmak için başvurulan yollardan biridir (somut olay adaleti).</p>

<p>Hakkaniyet adil olmayan kuralın değil, adil olmayan sonuçların değiştirilmesi amacına hizmet eder.</p>

<p>Somut olayımızda suça konu telefonda kayıtlı fotoğrafı silmek için alan sanıkların mal edinmek kastıyla hareket ettiklerine dair hiç bir delil elde olunamadığı gibi bu hususta herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiş olması, suça konu telefonun, görevliler tarafından arandığında; cevap verildiği gibi ayrıca olayın üzerinden yaklaşık 1 saat geçtikten sonra sanıklar tarafından polis karakoluna getirilerek teslim edilmiş olması, mal varlığına karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenen yağma suçunun maddi yada manevi cebir ile hırsızlık suçlarının birleşmesinden oluşan bileşik bir suç olduğu hususunda gerek uygulamada gerekse öğretide herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması, yağma suçunun tanımlandığı TCK'nın 148/1. maddesinde yararlanma kastından söz edilmemesine karşın, yağma suçunu oluşturan bileşik suçlardan birisi olan hırsızlık suçunun tanımının yapıldığı TCK'nın 141/1. maddesinde faydalanma kastına yer verilmiş olması ve mal varlığına karşı işlenen hırsızlık, dolandırıcılık, emniyeti suistimal suçları için öngörülen etkin pişmanlık ile değer azlığı gibi ortak hükümlerin yağma suçu içinde öngörülmüş olması nedeniyle anılan suçlar için öngörülen faydalanma kastının yağma suçu açısından aranmayacağına dair herhangi bir düzenlemeye açıkça yer verilmemiş olması karşısında; mal varlığına karşı işlenen diğer suçlar için zorunlu unsur olarak aranan faydalanma kastının yağma suçu içinde aranması gerekirken, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından sadece fotoğrafın silinmesi için zorla alınan telefonun yağma suçunu oluşturduğuna ilişkin görüşünün, yukarıda özet olarak açıklanan içtihatlara ve doktrindeki görüşlere aykırı olacağı açıktır. Somut olayımıza benzer bir olayda C.G.K 2016/33 K sayılı ilamında; son bir yıldır ilişkisi olduğu arkadaşının telefonunu arama kayıtlarına bakmak için aldıktan 20 gün sonra hiç bir şekilde kullanmaksızın iade eden sanığın faydalanma kastıyla hareket etmemesi nedeniyle yağma suçunun oluşamayacağına hükmedilmiştir. Ayrıca mal varlığına karşı işlenen suçlardaki faydalanma kastının ekonomik değerleri içerdiği hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Kısacası fotoğrafı silmek için cep telefonunu almanın yararlanma olarak kabulü mümkün değildir. Suça konu eşyanın mağdur yada müşteki açısından maddi yada manevi ekonomik bir değerinin bulunması, sanığında mağdur yada müşteki açısından ekonomik değeri olan bir malı bir şekilde faydalanma kastıyla alması zorunludur. Aksine düşünce; sırf fotoğrafı silmek için suça konu telefonu faydalanma kastı olmaksızın alan sanıkların eylemlerinin; hiç tanımadıkları bir kişinin önüne geçerek yağmalayan faillerle bir tutulması anlamına gelir ki! Böyle bir kabulün TCK’nın 3 maddesindeki adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olacağı açıktır.</p>

<p>Sonuç itibariyle suça konu telefondaki fotoğrafı silmek için cebir kullanmak suretiyle alan sanıkların eylemlerinin tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturduğu halde yağma suçunu oluşturduğundan bahisle yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesi tarafından düzeltilerek onanmasına dair karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, itirazın reddine ilişkin Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Ulaşılan sonuç karşısında, diğer uyuşmazlık konularının değerlendirilmesine gerek olmadığına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.11.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla, ulaşılan bu sonuca göre diğer uyuşmazlık konularının değerlendirilmesine gerek olmadığına oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="66622"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2016/331 E., 2016/352 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016331-e-2016352-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016331-e-2016352-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.10.2016 tarihli, 2016/331 E., 2016/352 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2016/331 E., 2016/352 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza</p>

<p>Sanık ...'un yağma suçundan 5237 sayılı TCK'nun 149/1-h, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.02.2014 gün ve 3-59 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 25.01.2016 gün ve 3725-114 sayı ile TCK’nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.02.2016 gün ve 197747 sayı ile;</p>

<p>“...Sanık ile mağdure resmi nikâh akdi ile kısa bir süre önce evlenmişler, ancak sanık, mağdurenin kendisinden önceki arkadaşlığı sebebiyle mağdureyi sıkıştırmış ve mağdurenin 23.12.2013 tarihli polis ifadesinde de teyit edildiği şekliyle bu konuşmanın etkisiyle evliliğin nişanesi olan ve düğünde takılan parmağındaki alyans ile altın yüzüğü çıkararak üzerine almış, mağdurenin yakındaki polise sığınması ve şikayeti üzerine de olay yerinde polislerce üzerindeki yüzüklerle birlikte yakalanmıştır. Sanık, mağdurenin üzerinden, bulunması muhtemel olduğu halde para veya başkaca bir eşya, cep telefonu almamış, almak için üzerini arama veya başkaca bir çabaya girişmemiştir. Ayrıca mağdureden aldığı yüzükleri ne yapacağı hususu olaya hemen polisin müdahale etmesi sebebiyle açıklık kazanmamış, mal edinme kastıyla hareket edip etmeyeceği belirlenememiştir. Bu belirsizlik sanığın aleyhine yorumlanmamalıdır. Sanığın, mağdureye yönelik eylemleri suç teşkil etmekte olup hakaret suçundan tayin olunan ceza zaten onanmış, ancak mağdureye karşı yaralama ve tehdit fiili yağma boyutuna ulaşmamış, yüzüklerin (malın ) alınması amacıyla icra edilmemiştir.</p>

<p>Bu sebeplerle; sanığın mağdureye karşı cebir ve tehdit fiilinin müstakil yaralama ve tehdit suçu olarak değerlendirilmesi gerektiği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Dairesince 16.02.2016 gün ve 2431-931 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, yağma suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yağma suçundan cezalandırılmasına karar verilen sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanık ...'un olay tarihinde 21 yaşında olduğu, suç tarihinden 20 gün kadar önce mağdure Şükran ile resmi nikah kıyarak evlendiği; işsiz olduğu, eşi ile birlikte annesinin evinde kaldığı, geçimlerini annesinin sağladığı, 23.12.2013 günü saat 19.04 sıralarında devriye gezen polis aracını durduran bir kişinin, markette bir kadın ve bir erkeğin kavga ettiklerini bildirdiği, markete giren polis memurlarınca, mağdure Şükran'ın ağız çevresinde darp nedeniyle oluşmuş kan lekesinin görüldüğü, mağdurenin eşi olan sanıktan şikâyetçi olduğunu bildirdiği, sanığın üst aramasında herhangi bir suç unsuru bulunmadığının ilgili tutanakla tespit edildiği, teslim ve tesellüm tutanağı başlıklı belgede ise sanığın üst aramasında bir adet iç kısmında “Ahmet 08.12.2013” ibaresi işlenmiş nişan yüzüğü ile 1 adet tektaş bayan yüzüğü bulunduğunun belirtildiği, nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatı ile bu yüzüklerin mağdureye teslim edildiği,</p>

<p>Mağdure hakkında düzenlenen adli tıp raporunda; alt dudakta, yüzde ve göz çevresinde ödem ve yumuşak doku travması bulunduğu, bu yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Sanık ...'un kanında 0.82 promil alkol bulunduğu,</p>

<p>Mağdurenin kollukta; olaydan bir ay kadar önce sanık ... ile kaçarak evlendiklerini, resmi nikahlarının yapıldığını, eşinin ilkokul mezunu olduğunu, bir işte çalışmadığını, geçimlerini evinde kaldıkları kayınvalidesinin sağladığını, eşinin alkol alıp kendisini darp ettiğini, günlerinin bu şekilde geçtiğini, olaydan bir gün önce Bostanlı'ya bir tanıdıklarını ziyarete gittiklerini, dönüşte sahilde oturduklarını, eşinin kendisini "çalışmayacaksın" diyerek tekme tokat dövdüğünü ve parkta bırakıp gittiğini, eve tek başına döndüğünü, iki saat kadar sonra eşinin de eve geldiğini, “eşyalarını topla, sabah olunca babanın evine git, bu evi terk et, boşanacağız” dediğini, kendisini camları açık soğuk bir odada iki saat beklettiğini, korktuğu için itiraz edemediğini, iki saat sonra odasına gittiğini, sanık ile birlikte uyuduklarını, sabah olunca hiçbir şey olmamış gibi davrandığını, olayları hatırlamadığını söylediğini, olay günü eşi ile birlikte babasının evine gittiklerini, akşam 19.00'a kadar kaldıklarını, dönüşte bir parkta oturduklarını, eşinin bakkaldan bira, kendisine ise meyve suyu aldığını, ikinci biradan sonra alkolün etkisi ile eşinin kendisini dövmeye başladığını, eşini sakinleştirdiğini, bir başka parka gidip oturduklarını, eşinin bir bira daha içtiğini, kızarak tekrar kendisini darp etmeye başladığını, “Sen görürsün, aileni ve seni öldüreceğim, seni boşayacağım, sen bana kız olarak gelmedin, senin daha önce kızlığını bozmuşlar, seni başkalarının koynundan aldım, seni eşim yaptım, elimden kaçışın yok, seni öldüreceğim, kimse seni elimden alamaz” diyerek parmağında takılı olan evlilik alyansını ve tektaş yüzüğü zorla çıkarttığını, saçından tuttuğunu, sürükleyerek götürmeye çalıştığını, bir yandan da darp ettiğini, bir bakkala girdiğini, bu sırada eşinin elinden kurtulduğunu, tanımadığı bir şahıstan yardım etmesini ve polis çağırmasını istediğini, kendisini darp eden, iftira atıp hakaret eden eşinden şikâyetçi olduğunu beyan ettiği,</p>

<p>Mahkemede; yüzüklerin kendisine evlendikten sonra alındığını, olay sırasında havanın karanlık olduğunu, sanığın yüzükleri elinden zorla aldığını, şikâyetçi olduğunu belirttiği,</p>

<p>Sanık ...'un kollukta; mağdurenin kendisine kaçması üzerine yaklaşık bir ay önce resmi nikâh kıyarak evlendiklerini, askerden yeni geldiğini, iş aradığını, annesinin yanında eşiyle birlikte kaldıklarını, eşinin kendisine yakışmayacak hareketlerde bulunduğunu, misafirlikte davranışlarına dikkat etmediğini, otururken ayaklarını salladığını, bacak bacak üstüne atıp makyaj yaptığını, uyarmasına rağmen bunlara dikkat etmediğini, ikaz amaçlı bazen bir iki tokat vurduğunu, olaydan bir gün önce misafirlik dönüşü, mağdurenin çalışmak istediğini söylemesi üzerine, eski erkek arkadaşlarının Karşıyaka'da olmasından dolayı orada çalışmasına izin veremeyeceğini söylediğini, kızarak bir iki tokat attığını, olay gecesi ise kayınbabasının evine bıraktığı eşini alarak oradan ayrıldıklarını, bir parkta oturduklarını, kendisine bir bira eşine ise meyve suyu aldığını, konuşurlarken konunun eşinin eski erkek arkadaşına geldiğini, eşine, erkek arkadaşı ile yatıp yatmadığını sorduğunu, eşinin de bu şahsın kendisine tecavüz etmeye kalkıştığını ancak tecavüz edemediğini söylediğini, bunu duyunca eşine kızdığını ve onu dövdüğünü, parktan ayrıldıklarını, yürürken tartışmaya devam ettiklerini, bir başka parka girip oturduklarını, burada da eşini darp ettiğini, eşine aldığı ve parmağına takılı olan bir nişan yüzüğü ile bir adet tektaş yüzüğü parmağından çıkarıp aldığını, eşinin ağlaması üzerine bakkala su almaya girdiği sırada eşinin kaçtığını, kendisinin de peşinden koştuğunu ancak polislerin kendilerini yakaladığını, eşini tehdit etmediğini, doğruları söylemesini istediğini ve kendisini boşayacağını söylediğini,<br />
Sorguda; eşine eski erkek arkadaşı ile yatıp yatmadığını sorduğunu, eşinin çok ileri gitmediklerini söylemesi üzerine bu cevaba sinirlenerek vurduğunu ve sinirle eşinin parmağındaki yüzükleri çıkardığını,</p>

<p>Mahkemede ise; yüzüğü mağdurenin çıkarıp kendisine verdiğini, eski arkadaşıyla yaşananları öğrenince mağdureye kızıp vurduğunu savunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun 148. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma suçunu işlemesi ile yağmada değer azlığı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nun 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.</p>

<p>Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır.</p>

<p>765 sayılı TCK’nda “gasp” olarak adlandırılan yağma, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.</p>

<p>Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.</p>

<p>Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.<br />
Ceza Genel Kurulunun 05.07.2013 gün ve 1548-346, 25.02.2014 gün ve 678-98 , 20.05.2014 gün ve 617-271, 18.11.2014 gün ve 810-501 ve 26.01.2016 gün ve 709-33 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br />
Sanıkla mağdurenin 03.12.2013 tarihinde evlendikleri, evlendikten sonra aralarında anlaşmazlık başladığı, olaydan bir gün önce mağdurenin çalışmak istediğini söylemesi üzerine sanığın mağdureyi darp ederek "eşyalarını topla, sabah olunca babanın evine git, bu evi terk et, boşanacağız” dediği, olay günü ise sanığın mağdureyle eski erkek arkadaşı ile olan ilişkisi hakkında konuştuğu sırada aldığı cevaplara sinirlenerek, mağdureyi darp ettiği ve boşayacağını söyleyerek parmağında takılı olan alyansı ve tektaş yüzüğü zorla çıkarıp aldığı olayda; sanığın, mağdurenin başkaca bir eşyasını almaması ve mağdure ile 12.05.2016 tarihinde boşanmaları da göz önüne alındığında, evlilikleri süresince yaşadıkları anlaşmazlık ve kavgaların sonucu olarak sözle de ifade ettiği boşanma isteğini açığa vurmak amacıyla, toplumda da evlilik birliğinin sembolü olarak kabul edilen alyans ve tektaş yüzüğü mağdurenin parmağından çıkarıp almasında, faydalanma amacıyla hareket ettiği sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdureye karşı gerçekleştirdiği eylemlerin tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Öte yandan, TCK'nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki "Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun" sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi kanuna aykırı olup, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi ve TCK'nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki "Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun" sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması nedenlerinden bozulmasına, bozma nedenine ve tutuklu kaldığı süreye göre, hükmün onanmasına rağmen infaza verilmediği gözetilerek, sanığın tutuklu bulunduğu bu suçtan tahliyesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2016 gün ve 3725-114 sayılı düzeltilerek onama kararının, sanığın yağma suçu yönünden KALDIRILMASINA,</p>

<p>3-İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2014 gün ve 3-59 sayılı, sanık hakkında yağma suçu yönünden kurulan hükmün,</p>

<p>a) Sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi,</p>

<p>b) TCK'nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki "Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun" sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,<br />
Nedenlerinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Bozma nedenine ve tutuklu kaldığı süreye göre, hükmün düzeltilerek onanmasına rağmen infaza verilmediği gözetilerek, sanığın tutuklu bulunduğu bu suçtan TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,</p>

<p>5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.10.2016 tarihinde yapılan müzakerede, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü yönünden oyçokluğu ile; sanığın tahliyesi yönünden oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016331-e-2016352-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="33296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2015/709 E., 2016/33 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015709-e-201633-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015709-e-201633-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.01.2016 tarihli, 2015/709 E., 2016/33 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2015/709 E., 2016/33 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi : Ağır Ceza</p>

<p>Sanık ... hakkında yağma ve silahla tehdit suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda silahla tehdit suçundan yağma suçunun unsuru olduğu gerekçesiyle hüküm kurulmasına yer olmadığına, yağma suçundan ise 5237 sayılı TCK'nun 149/1-a-d, 168/1-3, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.08.2010 gün ve 205-366 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 31.03.2015 gün ve 1223-38958 sayı ile onanmasına karar verilmiş,<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.07.2015 gün ve 234837 sayı ile;</p>

<p>“Mağdure 19.02.2009 tarihli kolluk ifadesinde '1 yıldır arkadaşı olan sanığın olay günü saat 09.00 sıralarında evinin zilini çaldığını kapıyı açtığında sanığın kendisine saldırarak 'evde kim var lan orospu öldürüceğim seni' diyerek elindeki silah kabzesiyle vurduğunu, kendisini savunmaya çalışırken elinde bulunan cep telefonunu zorla aldığını ve telefonu açmaya çalıştığını, bu sırada kendisinin aşağıya inerek kaçtığını ve polise giderek şikayetçi olduğunu, işyerine gittiğinde yine sanığın 'sana müsaade veriyorum bu şehri terket, etmezsen bu gece seni kesin öldürürüm' diyerek tehdit ettiğini' beyan ederek şikayetçi olmuştur.</p>

<p>Sanık kolluktaki ifadesinde '1,5 yıldır birlikte olduğu arkadaşı mağdure ile 1 haftadır görüşmediğini bu konuyu konuşmak için evine gittiğinde içeriye davet ettiğini, görüşmeme konusunda tartıştıklarını, aralarında yaşanan arbede sonrası mağdurenin evden kaçtığını, telefonunu almadığını, kendisini tehdit etmediğini' beyan etmiştir.</p>

<p>Mağdure Cumhuriyet savcılığındaki 11.03.2010 tarihli ifadesinde, sanığın, telefonunu hasarsız olarak dün teslim ettiğini belirterek kolluktaki ifadeleri doğrultusunda beyanda bulunmuştur.</p>

<p>Mağdure mahkemedeki ifadesinde ise; 'üç aydır görüşmediği arkadaşı sanığın eve geldiğinde kendisiyle tartıştıklarını, sonra kavga ettiklerini, evde iken kendisinin dışarıya çıktığını, sanığın telefonu sehpanın üzerinden aldığını, sanık telefona bakarken kaçtığını ve 10 gün sonra telefonu getirerek teslim ettiğini' belirtmiştir.<br />
Sanık mahkemedeki ifadesinde ise; 'mağdureyi silahla tehdit etmediğini, 2,5 yıldır beraber çıktıklarını, halen de aynı evde beraber yaşadıklarını, mağdureyi sadece darp etiğini, telefonu zorla almadığını savunmuştur. Dosya kapsamına sanık ve mağdurenin bir süre arkadaşlık yaptıkları ve daha sonra aralarının bozulduğu, sanığı mağdurenin başkasıyla ilişkisi olduğu şüphesiyle olay günü eve geldiğinde içeride mağdureyi silahla tehdit darp ederek elindeki telefonunu zorla aldığı, telefonu açarak arama listelerini kontrol etmek istediği sırada mağdurenin polise şikayet etmek için evden ayrılmasından sonra telefonla birlikte evden ayrıldığı, bilahare soruşturma sırasında telefonu teslim ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanığın telefonunun arama listelerini kontrol ederek mağdurenin telefonda görüştüğü numaraları tespit etmek amacıyla aldığı sabittir. Olayın bu oluş şekline, taraflar arasındaki ilişkiye göre, telefonu satmak ya da kullanmak maksadıyla aldığını kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla yağma suçunun manevi unsuru oluşmamıştır Sanığın eylemini mevcut haliyle konut dokunulmazlığını ihlal, silahla tehdit ve silahla kasten yaralama suçu olarak değerlendirilmesi yerine yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmü usul ve yasaya aykırıdır" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Dairesince 14.07.2015 gün ve 4724-42422 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında yağma suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yağma suçundan cezalandırılmasına karar verilen sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir.</p>

<p>Galericilik yapan, kendi beyanına göre suç tarihi itibariyle aylık 2.000-3.000 Lira geliri bulunan sanık ile mağdurenin arkadaş oldukları,</p>

<p>19.02.2010 günü mağdurenin evine giden sanığın, mağdurenin kapıyı açması üzerine içeriye girdiği, mağdureye “evde kim var lan orospu, öldüreceğim seni” dedikten sonra silahını çıkarıp mağdureye doğrulttuğu, silahın kabzasıyla vurduğu, mağdurenin elinde bulunan cep telefonunu alarak açmaya çalıştığı sırada mağdurenin evden kaçarak olayı polise bildirdiği,</p>

<p>Olay nedeniyle mağdurenin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralandığı,</p>

<p>GSM şirketleriyle yapılan yazışmalardan, mağdureye ait telefonun olay tarihinden mağdureye iade edildiği tarihe kadar kullanılmadığının anlaşıldığı,</p>

<p>Sanık hakkında hakaret ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mağdure 19.02.2010 günü kollukta; yaklaşık 10 yıldır tanıdığı, 1 yıldır da sosyal arkadaşı olan sanığın saat 09.00 sıralarında kapıyı çaldığını, kapıyı açar açmaz sanığın üzerine saldırarak “evde kim var lan orospu, öldüreceğim seni” diyerek elinde bulunan silahı kendisine doğrulttuğunu, silahın kabzasıyla vurduğunu, silahı tutarak kendisini savunmaya çalıştığını, elinde bulunan telefonu zorla alıp açmaya çalıştığı sırada olay yerinden kaçarak uzaklaştığını ve polise haber verdiğini beyan etmiş,<br />
22.02.2010 tarihli ek ifadesinde telefonunu evde bulamadığını, sanığın telefonu ne yaptığını bilmediğini belirtmiş,</p>

<p>11.03.2010 tarihinde savcılıkta; eski ifadelerini tekrar ettiği, sanığın telefonunu ve sim kartını bir gün önce sağlam olarak geri verdiğini, sanıkla barıştığını, şikayetçi olmadığını söylemiş,</p>

<p>Mahkemede ise; sanıkla 2-3 yıldır arkadaş oldukları ancak olay tarihinden önce 2-3 aydır konuşmadıklarını, sanığın olay günü evde başka birinin olduğunu düşünerek geldiğini, bu nedenle sanıkla tartıştıklarını, kavga ettiklerini, telefonunun sehpanın üzerinde olduğunu, sanığın telefonu bulunduğu yerden alıp baktığı sırada evden çıktığını, sanığın elinde silah görmediğini, şikayetçi olmadığını dile getirmiş,</p>

<p>Sanık aşamalarda; mağdureyle 10 yıldır arkadaş olduklarını, son 1,5 yıldır birlikteliklerinin olduğunu, bir haftadır mağdureyle konuşmadıklarını, bu hususu konuşmak için evine gittiğini, bu nedenle tartıştıklarını aralarında arbede yaşandığını, mağdurenin kaçarak gittiğini, silahının olmadığını, hakaret ve tehdit etmediğini, vurmadığını, telefonunu zorla elinden almadığını savunmuştur.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun 148. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma suçunu işlemesi ile yağmada değer azlığı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nun 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.</p>

<p>Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır.<br />
765 sayılı TCK’nda “gasp” olarak adlandırılan yağma, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.</p>

<p>Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.<br />
Ceza Genel Kurulunun 05.07.2013 gün ve 1548-346 sayılı, 25.02.2014 gün ve 678-98 sayılı, 20.05.2014 gün ve 617-271 ve 18.11.2014 gün ve 810-501 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın olay tarihinde, iki yıldır birlikte olduğu mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip yanında bulunan silahı mağdureye doğrultarak tehdit ettiği, silahın kabzasıyla mağdureye vurduğu, mağdurenin elinde bulunan telefonu arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla aldıktan yaklaşık 20 gün sonra iade ettiği olayda, olay yerine gelen sanığın mağdureye “evde kim var orospu” demesi, telefonu arama kayıtlarına bakmak için alması, kullanmadan mağdureye iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi olan ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği eylemlerin silahla tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir.<br />
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2015/85 sayılı iptal kararı nazara alınarak yerel mahkemenin TCK'nun 53. maddesi ile ilgili uygulamasının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulanmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazın kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi isabetsizliğinden ve Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2015/85 sayılı iptal kararı nazara alınarak yerel mahkemenin TCK'nun 53. maddesi ile ilgili uygulamasının yeniden değerlendirilmesi zorunluluğundan bozulmasına, itiraz kabul edilerek Özel Daire onama kararının kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün bozulmuş olması nedeniyle sanığın cezasının infazının durdurulmasına ve tahliyesine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için yazı yazılmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan onüç kurul üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 31.03.2015 gün ve 1223-38958 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.08.2010 gün ve 205-366 sayılı hükmünün, sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi isabetsizliğinden ve Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2015/85 sayılı iptal kararı nazara alınarak yerel mahkemenin TCK'nun 53. maddesi ile ilgili uygulamasının yeniden değerlendirilmesi zorunluluğundan BOZULMASINA,</p>

<p>4- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazın kabul edilerek Özel Daire onama kararının kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün bozulmuş olması nedeniyle cezanın İNFAZININ DURDURULMASINA ve TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,</p>

<p>5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.01.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015709-e-201633-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="33469"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YAĞMA SUÇUNDA 'ÖZEL KAST' - 'FAYDALANMA KASTI'NIN KAPSAM VE MAHİYETİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yagma-sucunda-ozel-kast-faydalanma-kastinin-kapsam-ve-mahiyeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yagma-sucunda-ozel-kast-faydalanma-kastinin-kapsam-ve-mahiyeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Yağma suçu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun <i>“Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar”</i> başlığını haiz Onuncu Bölümü altındaki 148-150. Maddeleri içerisinde düzenlenmektedir. Suçun kanuni tanımını öngören TCK m.148 uyarınca yağma suçu; <i>“Failin bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmasıdır.”</i> .</p>

<p>Bu kapsamda yağma suçu; <i>“Fail”</i>, <i>“Mağdur”</i>, <i>“Konu” </i>ve <i>“Fiil”</i> olmak üzere (4) adet maddi unsuru haiz olup, manevi unsuru ise <i>“Kast” tır</i>. Ancak hukukumuzda kast, <i>“Genel Kast”</i> ve <i>“Özel Kast” </i>olmak üzere ikili bir ayrıma tabi olup, yağma suçu yönünden aranan kast unsuru ise “Faydalanma Kastı” olarak ifade edilen özel bir mahiyeti muhteva etmektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda, işbu yazımızda yağma suçunun manevi unsuru olan <i>“Kast” </i>unsurunun haiz olduğu <i>“Faydalanma Kastı” </i>olarak ifade edilen özel mahiyet üzerinde durulacak olup, hususun daha iyi anlaşılabilmesi adına başta suçun<i> “Fiil” </i>unsuru olmak üzere diğer maddi unsurlarına da kısaca değinilecektir. Son olarak ise, yağma suçu bakımından aranan bahse konu <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın yönelmesi gereken değerin kapsam ve mahiyeti Yargıtay kararları ışığında tartışılacak ve işbu yazımız, <i>“Sonuç ve Kanaat” </i>bölümü içerisinde dermeyan olunacak izahatlarımız doğrultusunda sonlandırılacaktır.</p>

<p><strong>A. MADDİ VE MANEVİ UNSURLARIYLA İTİBARİYLE YAĞMA SUÇU</strong></p>

<p>İşbu yazımızın <i>“Giriş”</i> faslı içerisinde de yer verildiği üzere; <i>"Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."</i> hükmüne havi TCK m.148 uyarınca; yağma suçu, bir başkasının zilyetliğinde bulunan taşınabilir bir malın zilyedini, bahse konu malın kendisine teslimine veya bulunduğu yerden alınmasına cebir ve/veya tehdit zoruyla karşı koymamaya zorlamasıdır.</p>

<p>İşbu tanım doğrultusunda yağma suçunun maddi ve manevi unsurları aşağıdaki şekildedir:</p>

<p><strong>(Fail ve Mağdur)</strong></p>

<p>Yağma suçunun faili ve mağduru herkes olabilmektedir.</p>

<p><strong>(Konu)</strong></p>

<p>Yağma suçunun konusu <i>“Bir başkasının zilyetliğindeki taşınır mallar”</i>dır. İlişkili olarak <i>“Zilyetlik”</i>, bir şahsın eşya üzerinde fiili hakimiyetinin bulunması olup, işbu fiili hakimiyeti haiz kimse ise<i> “Zilyet” </i>sıfatını haiz olacaktır. Bu doğrultuda, taşınmaz mallar işbu suçun konusunu oluşturmadığı gibi hiç kimsenin üzerinde fiili hakimiyeti haiz olmadığı taşınır mallar da keza yağma suçunun konusunu oluşturamamaktadır.</p>

<p><strong>(Fiil)</strong></p>

<p>Yağma suçunun fiil unsuru; fail tarafından icra edilecek olan cebir ve/veya tehdit suçuna vücut verir mahiyetteki eylemler birlikteliğinde “Bir başkasının zilyetliğindeki malın alınmasıdır”. Yağma suçunun, cebir ve/veya tehdit suçları ile bileşik vaziyetteki işbu fiil unsuru onu hırsızlık suçundan ayırmaktadır. Zira yağma suçu ile hırsızlık suçu, <i>"Bir başkasına ait olan malın alınması"</i> noktasında benzerlik taşımakla birlikte yağma suçunda aranan<i> "Bir başkasına ait olan malın cebir yahut tehdit ile zorla alınması" </i>olgusu hasebiyle ayrışmaktadır. Dolayısıyla yağma suçu, hukuksal tanımı itibariyle <i>“Zor yoluyla hırsızlık”</i> olarak ifade edilmektedir. Bu doğrultuda işbu suç; cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarının bir araya gelerek oluşturdukları bir <i>“Mürekkep/Birleşik Suç” </i>tur. Bu nedenle de yağma suçu ile birden fazla hukuki değer muhafaza altına alınmakta olup, bir taraftan hırsızlık suçunda olduğu gibi zilyetlik ve buna bağlı haklar korunmakta iken diğer taraftan tehdit suçunda olduğu gibi kişi özgürlüğü ve cebir suçunda olduğu gibi vücut dokunulmazlığı da koruma altına alınmaktadır. İşbu izahatlarımız ışığında; yağma suçunun <i>"Cebir yahut Tehdit + Hırsızlık"</i> olarak formüle edilebilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>(Kast)</strong></p>

<p>Yağma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Bu doğrultuda fail, suçun kanuni tanımında öngörülen neticeye sebebiyet verebilecek mahiyetteki eylemleri <i>"Bilerek” </i>ve <i>“İsteyerek” </i>icra etmelidir. Ancak, suçun kanuni tanımında öngörülen neticenin fail tarafından bilinmesi ve istenmesi ve de bu doğrultuda birtakım eylemlerin icra edilmesi suçun oluşumu yönünden yeterli değildir. Şöyle ki; yağma suçu nezdinde aranan kast <i>“Genel Kast” </i>olmayıp<i> “Özel Kast”</i>tır. Zira yağma suçu; cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarının bir araya gelerek oluşturdukları bir <i>“Mürekkep/Birleşik Suç”</i>tur. Bu doğrultuda, <i>“Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”</i> hükmüne havi TCK m.141 gereğince hırsızlık suçu yönünden aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>, hırsızlık suçunu da kapsamına alan ve bu haliyle <i>“Zor yoluyla hırsızlık” </i>olarak ifade edilen yağma suçu yönünden de aynen geçerlidir. Bu nedenle yağma suçunda fail, cebir ve/veya tehdit suçuna vücut verir mahiyetteki eylemlerin icrasında bulunarak mağduru suça konu malın teslimine yahut işbu malın kendisinden alınışına karşı koymamaya mecbur ederek bahse konu maldan kendisi yahut bir başkası adına yarar iktisap etmeyi amaçlamalıdır. Ez cümle, yağma suçu bakımından fail nezdinde <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın mevcudiyet arz etmesi bir zarurettir.</p>

<p><strong>B. “FAYDALANMA KASTI”NIN KAPSAM VE MAHİYETİ</strong></p>

<p>Yağma suçunun somut olay nezdinde vuku bulduğundan bahsedilebilmesi için fail nezdinde mutlaka <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın mevcudiyeti gereklidir. İşbu <i>“Faydalanma Kastı” </i>ise hiç kuşkusuz suça konu malın arz ettiği ekonomik değere yönelik olmalıdır. Tam olarak bu sebeple yağma suçu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun<i> “Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar”</i> başlığı altında düzenlenmiştir. Dolayısıyla, yağma suçunun manevi unsuru olan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın ekonomik bir mahiyet arz etmesi gerekliliği suçun tipi, mahiyet ve kanun içerisindeki düzenleniş amaç ve sistematiği ile sabittir. Bu doğrultuda, işbu suç nezdinde hem fail hem de mağdur bakımından çift yönlü ekonomik değer taşıyan bir varlığın ve failce işbu ekonomik değeri haiz varlığa yönelen bir fayda iktisap etme saikinin mevcudiyeti zaruridir. Bir başka deyişle, yağma suçu bakımından fail yönünden <i>"Ekonomik Yarar"</i>ın, mağdur yönünden ise <i>"Ekonomik Zarar"</i>ın ortaya çıkması aranmalıdır.</p>

<p>Öyle ki<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015709-e-201633-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2015/709 E. ve 2016/33 K. sayılı kararı</strong></a>nda; <i>"...Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan "Zor Yoluyla Hırsızlık", bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek” </i>şeklinde de tanımlanmıştır. Devamla Yargıtay 6. Ceza Dairesi, benzer hususları belirlemiş ve ayrıca <i>"Faydalanma Kastı”</i>nın aranması gerektiğini yine çok açık olarak göstermiştir. Ayrıca birçok kararında <i>"Faydalanma Kastı" </i>son derece dar yorumlanmış, <i>"Mal Edinme" </i>veya <i>"Sahiplenme"</i> ya da <i>“Ekonomik Yarar sağlama" </i>şartları aranmış, onun haricindeki eylemler faydalanma olarak kabul edilmemiştir.</p>

<p>Bu kararlara örnek vermek gerekirse;</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 6. CD'nin 2015/8292 E. ve 2017/4019 K. sayılı</a>;</strong> <i>“... telefonunu alıp oldukça kısa sayılan bir süre içerisinde kullanmadan aynen iade ettiği dikkate alındığında sanığın faydalanma amacıyla mağdurun malını aldığından bahsedilemeyeceği gözetilmeden yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması…Bozmayı gerektirmiş... BOZULMASINA …” </i></p>

<p><strong>Yine <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 6. CD'nin 2015/1001 E. ve 2015/40834 K. sayılı</a>;</strong> <i>“... hiçbir şey söylemeden mesaj çekmesini engellemek ve katılan M.'ye ulaşmak için elindeki telefonu çekip almak eylemlerinin, yağma kastı ile yapıldığını gösteren deliller karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, suçun hukuki vasfında yanılgı ile yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması...Bozmayı gerektirmiş... BOZULMASINA…”</i></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Keza yine Yargıtay 6. CD'nin 2020/3086 E. ve 2021/17299 K. sayılı</a>;<i> </i></strong><i>"... Sanık M.’nin eşi olan tanık M.’nin katılan S. tarafından cinsel taciz boyutuna ulaşacak derece rahatsız edildiği, tanık M.’yi ağlarken gören sanık M.M.’nun sebebini sorduğu ve tanığın katılanla arasında geçenleri sanığa anlattığı, sanık M.’nın tanığın eşi olan sanık M.’ye durumu anlattığı ve beraber katılanın iş yerine giderek ellerindeki demir sopalarla katılanı “yaşamını tehlikeye sokmayacak, vücutta kemik kırığı oluşturacak ve BTM ile giderilemeyecek şekilde" yaraladıkları, bu eylemleri hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanıkların katılanın iş yerinden çıkarken içerisinde silah olabileceği ve katılanın arkadan kendilerini yaralayabileceği düşüncesi ile içerisinde katılana ait ruhsat, banka kartı, kredi kartı ve anahtar bulunan çantayı aldıkları, katılanın şikayeti üzerine ertesi gün emniyete giden sanıkların çantayı ve içindekileri polise teslim ettikleri, sanıkların kastının yağma olmadığı ve kendilerini korumak düşüncesi ile çantayı aldıkları anlaşılmakla üzerlerine atılı yağma suçu bakımından manevi unsur yokluğu nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması... Bozmayı gerektirmiş... BOZULMASINA..." </i></p>

<p>Bu doğrultuda yağma suçuna bakmakla görevli Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin <i>”Faydalanma Kastı”</i>nın varlığına ve dar yorumlanmasına yönelik çok sayıda kararı mevcut olup, süregelen yerleşik içtihatları uyarınca; işbu kastı <i>"Mal Edinme"</i> veya <i>"Sahiplenme"</i> ya da <i>"Ekonomik Yarar Sağlama" </i>olarak kabul ettiği açıktır.</p>

<p>Hal böyle olmakla beraber Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2019 öncesi kararlarında yağma suçu bakımından fail nezdinde aranan <i>“Faydalanma Kastı” </i>yönünden <i>“Mülk Edinme Saiki”</i> çerçevesinde bir ekonomik fayda gayesi aramakta iken 2019 yılı ve sonrasındaki birtakım kararlarında <i>"Mülk edinme saiki doğrultusunda ekonomik bir fayda elde etme gayesinden uzak eylemler ile yine “Ekonomik değer atfetmeyen fotoğraf, video, mesaj vb. bir bilgi/verinin edinilmesi, değiştirilmesi, silinmesi vb."</i> eylemleri de yağma suçu kapsamında görmeye başlamış ve bu kapsamda <i>“Faydalanma Kastı”</i>na maddiyattan uzak bir mahiyet kazandırmıştır.</p>

<p>İşbu çerçevede Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019 yılı öncesine ait aşağıda yer alan birtakım kararlarına değinilmekte fayda vardır.</p>

<p><strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/6-70-2016/33 Sayılı Kararı)</strong></p>

<p><i>"Sanığın olay tarihinde, iki yıldır birlikte olduğu mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip yanında bulunan silahı mağdureye doğrultarak tehdit ettiği, silahın kabzasıyla mağdureye vurduğu, mağdurenin elinde bulunan telefonu arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla aldıktan yaklaşık 20 gün sonra iade ettiği olayda, olay yerine gelen sanığın mağdureye “evde kim var orospu” demesi, telefonu arama kayıtlarına bakmak için alması, kullanmadan mağdureye iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi olan ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği eylemlerin silahla tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir"</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016331-e-2016352-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.10.2016 tarihli, 2016/6-331 E. ve 2016/352 K. Sayılı Kararı) </strong></a></p>

<p><i>"Sanıkla mağdurenin 03.12.2013 tarihinde evlendikleri, evlendikten sonra aralarında anlaşmazlık başladığı, olaydan bir gün önce mağdurenin çalışmak istediğini söylemesi üzerine sanığın mağdureyi darp ederek ‘eşyalarını topla, sabah olunca babanın evine git, bu evi terk et, boşanacağız’ dediği, olay günü ise sanığın mağdureyle eski erkek arkadaşı ile olan ilişkisi hakkında konuştuğu sırada aldığı cevaplara sinirlenerek, mağdureyi darp ettiği ve boşayacağını söyleyerek parmağında takılı olan alyansı ve tek taş yüzüğü zorla çıkarıp aldığı olayda; sanığın, mağdurenin başkaca bir eşyasını almaması ve mağdure ile 12.05.2016 tarihinde boşanmaları da göz önüne alındığında, evlilikleri süresince yasadıkları anlaşmazlık ve kavgaların sonucu olarak sözle de ifade ettiği boşanma isteğini açığa vurmak amacıyla, toplumda da evlilik birliğinin sembolü olarak kabul edilen alyans ve tek taş yüzüğü mağdurenin parmağından çıkarıp almasında, faydalanma amacıyla hareket ettiği sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdureye karsı gerçekleştirdiği eylemlerin tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir."</i></p>

<p><strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu; 27.01.2016 tarihli, 2013/28087 E. ve 2016/387 K. Sayılı Kararı) </strong></p>

<p><i>“Yağma suçunda mal edinme kastının aranıp aranmaması konusunda doktrinde görüş birliği olmadığı, yağma suçunun oluşması için malın mutlaka sahip olmak maksadıyla alınmasının şart olmadığını belirten yazarların da olduğu, ancak uygulamada yağma suçunun oluşması için failin mülk edinme saikiyle hareket etmesi gerektiği, failin başka amaçlara yöneldiği hallerde yağma suçunun oluşmayacağı...”</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görüleceği üzere; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019 yılı öncesine ait kararlarında Yağma Suçu bakımından fail nezdinde aranan <i>“Faydalanma Kastı”n</i>dan <i>“Ekonomik Fayda, Mülk Edinme Gayesi”</i> nin anlaşıldığı ve bu doğrultuda failin suça konu malın arz ettiği ekonomik değere yönelip yönelmediğinin araştırıldığı görülmektedir.</p>

<p>Fakat, <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari" rel="dofollow">E. 2017/331 K. 2019/649 T. 7.11.2019 sayılı kararı</a> uyarınca; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2019 yılı ve sonrası kararlarında <i>“Faydalanma Kastı” </i>yönünden farklı bir bakış açısı benimsemeye ve <i>“Ekonomik değer atfetmeyen fotoğraf, video, mesaj vb. bir bilgi/verinin edinilmesi, değiştirilmesi, silinmesi vb.” </i>şeklindeki<i> "Kullanma Kastı"</i>na yönelik cebir ve/veya tehdit eylemlerini de yağma suçu kapsamında görmeye başlamıştır.</p>

<p>Öyle ki anılan karar; <i>"Yağma suçunun manevi öğesi “kast”tır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla hareket etmesi gerekmektedir. Yağma suçunun oluşabilmesi için malın mutlaka sahip olmak amacıyla alınması şart olmayıp, geçici olarak kullanma kastı ile hareket edilmiş olması durumunda dahi eylem yağma suçunu oluşturmaktadır. TCK'nın 149. maddesinde yağma suçunun nitelikli hâlleri arasında birden fazla kişi tarafından birlikte ve gece vakti işlenmesi de sayılmıştır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ...’in, tartıştıkları esnada eski eşi olan...’yi yaralaması sonucu kolunun morardığı, daha sonra mağdurun bu morluğu telefonuna kaydederek başkalarına gösterdiğini duyması üzerine 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında yanına arkadaşı sanık ...'i de alarak mağdurun oturduğu evin önüne gittiği, bu sırada olay yerine gelen mağdurdan telefonunu istediği, mağdurun telefonunu vermeyeceğini söylemesi üzerine sanık ...’in mağdurun kolundan tuttuğu, sanık ...’in de bir kaç sefer mağdurun göğüs bölgesine vurup “Bak kafanı kopartırım lan” diyerek tehdit edip elindeki cep telefonunu aldığı, ertesi gün saat 01.00 sıralarında da sanıkların kendiliğinden karakola gelerek teslim olduklarında sanık ...’in kaba üst aramasında suça konu telefonun ele geçtiği olayda; mağdurun aşamalardaki beyanlarından, bu beyanları destekler adli rapordan ve tanık beyanlarından sanık ...'in cebir ve tehdit ile mağdurun elindeki cep telefonunu içerisindeki fotoğrafları silmek amacıyla sanık ... ile birlikte alarak olay yerinden ayrıldıklarının sabit olduğu, yağma suçunun oluşması için suça konu malın sahiplenme kastıyla alınmasının şart olmadığı, fotoğrafları silmek amacıyla geçici olarak kullanma kastıyla alınması durumunda da yağma suçunun oluşacağı hususları göz önünde bulundurulduğunda sanıklara atılı suçun tüm unsurları itibarıyla oluştuğunun kabulü gerekmektedir." </i>şeklindedir.</p>

<p>Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun işbu kararı <i>"...Somut olayımızda suça konu telefonda kayıtlı fotoğrafı silmek için alan sanıkların mal edinmek kastıyla hareket ettiklerine dair hiç bir delil elde olunamadığı gibi bu hususta herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiş olması, suça konu telefonun, görevliler tarafından arandığında; cevap verildiği gibi ayrıca olayın üzerinden yaklaşık 1 saat geçtikten sonra sanıklar tarafından polis karakoluna getirilerek teslim edilmiş olması, mal varlığına karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenen yağma suçunun maddi yada manevi cebir ile hırsızlık suçlarının birleşmesinden oluşan bileşik bir suç olduğu hususunda gerek uygulamada gerekse öğretide herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması, yağma suçunun tanımlandığı TCK'nın 148/1. maddesinde yararlanma kastından söz edilmemesine karşın, yağma suçunu oluşturan bileşik suçlardan birisi olan hırsızlık suçunun tanımının yapıldığı TCK'nın 141/1. maddesinde faydalanma kastına yer verilmiş olması ve mal varlığına karşı işlenen hırsızlık, dolandırıcılık, emniyeti suistimal suçları için öngörülen etkin pişmanlık ile değer azlığı gibi ortak hükümlerin yağma suçu içinde öngörülmüş olması nedeniyle anılan suçlar için öngörülen faydalanma kastının yağma suçu açısından aranmayacağına dair herhangi bir düzenlemeye açıkça yer verilmemiş olması karşısında; mal varlığına karşı işlenen diğer suçlar için zorunlu unsur olarak aranan faydalanma kastının yağma suçu içinde aranması gerekirken, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından sadece fotoğrafın silinmesi için zorla alınan telefonun yağma suçunu oluşturduğuna ilişkin görüşünün, yukarıda özet olarak açıklanan içtihatlara ve doktrindeki görüşlere aykırı olacağı açıktır. Somut olayımıza benzer bir olayda C.G.K 2016/33 K sayılı ilamında; son bir yıldır ilişkisi olduğu arkadaşının telefonunu arama kayıtlarına bakmak için aldıktan 20 gün sonra hiç bir şekilde kullanmaksızın iade eden sanığın faydalanma kastıyla hareket etmemesi nedeniyle yağma suçunun oluşamayacağına hükmedilmiştir. Ayrıca mal varlığına karşı işlenen suçlardaki faydalanma kastının ekonomik değerleri içerdiği hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Kısacası fotoğrafı silmek için cep telefonunu almanın yararlanma olarak kabulü mümkün değildir..."</i> şeklinde bir karşı oyu muhteva ettiği gibi bu yöndeki cümle kararları, müteaddit karşı oyun yanı sıra akademi camiasında da eleştirilmektedir.</p>

<p>Zira Yargıtay Ceza Genel Kurulunun işbu bakış açısı; yağma suçunun <i>"Mürekkep/Bileşik Suç" </i>niteliği ile uyuşmadığı gibi “Malvarlığına Karşı İşlenen” bir suç olması hasebiyle de <i>"Kanunilik İlkesi" </i>ne aykırı yönler muhteva etmektedir. Devamla işbu bakış açısı, yağma suçunun kapsamını TCK m.134 içerisinde düzenlenen <i>“Özel Hayatın Gizliliğini İhlal” </i>suçu ile TCK m.136 içersinde düzenlenen <i>“Verileri Hukuk Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme”</i> suçlarını göz ardı edercesine genişletmektedir.</p>

<p>Oysaki yağma suçunun cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarının bir araya gelerek oluşturdukları bir <i>“Mürekkep/Birleşik Suç” </i>olduğu ve bu kapsamda TCK m.141 gereğince hırsızlık suçu yönünden aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nı kapsam içerisinde aldığı açıktır.</p>

<p>Diğer taraftan ise yağma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun <i>"Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar" </i>başlığı altında düzenlenmiş bir suç tipi olup, mezkûr düzenleme ile korunan birden fazla hukuki değerden başlıcası kişinin malvarlığı değerleridir. Öyle ki Yağma suçunun kanuni tanımını içeren TCK m.148/1 içerisinde doğrudan <i>"Mal" </i>ibaresi geçmektedir. Mal ise hukuki tanımı itibariyle ekonomik bir değeri haiz olan ve bu doğrultuda para ile ölçülebilen nesnedir. Dolayısıyla, yağma suçuna konu malın mutlaka para ile ölçülebilir bir mahiyette olması zaruridir. İşbu noktada kanun koyucunun iradesini bizler için tüm berraklığıyla ortaya koyan norm ise hiç kuşkusuz Türk Ceza Kanunu'nun 150. Maddesinin 2. Fıkrasıdır. Zira kanun koyucu anılan madde ile <i>"Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." </i>hükmünü öngörmüştür. Dolayısıyla, yağma suçunun konusunu oluşturan malın mutlaka ekonomik bir değere haiz olması ve işbu değerin anılan maddenin uygulanabilirliği yönünden azlık-çokluk noktasında bir tespite tabi tutulması gereklidir. Aksi takdirde söz konusu normun uygulama alanı bulabilmesi mümkün olmayacaktır. Zira, ekonomik değerden yoksun bir veriye yönelik eylemleri de faydalanma kastı kapsamında değerlendiren Yargıtay Ceza Genel Kurulunun tarafımızca katılınmayan birtakım kararlarından yola çıkıldığı takdirde; TCK m.150/2’nin somut olay nezdinde uygulama alanı bulabilmesi için işbu bilgi/veriye mutlaka bir değer atfedilmesi gerekecektir. Ancak, böylesi bir değer atfından yoksun kalındığı takdirde işbu eylemler bakımından sanık, TCK m.150/2 uygulama alanından tümüyle yoksun kalacaktır. Kaldı ki, işbu bilgi/veriye eğer ki bir ekonomik bir değer atfedilecek ise bunun hangi kriterler kapsamında icra edileceği de belirsizdir.</p>

<p>İşbu açıklamalarımız kapsamında; Türk Ceza Kanunu'nun <i>"Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar"</i> başlığı altında düzenlenen ve bu doğrultuda koruduğu hukuki değerlerden başlıcası kişinin malvarlığı değerleri olan yağma suçu bakımından aranan <i>"Faydalanma Kastı"</i>nın açıkça <i>"Ekonomik Menfaat/Mülk Edinme Saiki" </i>olarak anlaşılması gerekmektedir. Tam olarak da bu sebeple Y<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari" rel="dofollow">argıtay Ceza Genel Kurulu’nun <i>“E. 2017/331 K. 2019/649 T. 7.11.2019” </i>sayılı kararı</a> ile yağma suçu yönünden aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nı ekonomik bir boyuttan uzaklaştırdığı açıktır.</p>

<p><strong>C. SONUÇ VE KANAAT</strong></p>

<p>Yazımız içerisinde dermeyan olunan tüm izahatlarımız doğrultusunda; yağma suçunun cebir ve tehdit suçlarının yanı sıra hırsızlık suçunu da muhteva etmesi hasebiyle hırsızlık suçu yönünden aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın yağma suçu bakımından da aynen aranacağı, işbu suçun <i>“Mürekkep/Bileşik” </i>mahiyeti ile sabittir. Devamla, yağma suçunun 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun <i>“Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar” </i>başlığı altında düzenlenmesi hasebiyle işbu <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın ekonomik bir mahiyet arz etmesinin suçun mahiyetinin de bir gereği olduğu ortadadır. Buna karşın,<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun<i> “E. 2017/331 K. 2019/649 T. 7.11.2019” </i>sayılı kararı</a>nda haiz olduğu bakış açısı doğrultusunda; Yağma Suçu bakımından aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın fail nezdindeki <i>“Mülk Edinme Saiki” </i>ile sınırlandırılmadığı ve bu doğrultuda ekonomik bir değer atfetmeyen bilgi/verilerin de <i>"Kullanım Kastı"</i> kapsamında yağma suçunun konusunu oluşturabildiği görülmektedir.</p>

<p><img alt="Kadir Cem Bi̇lgi̇ç" height="201" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/kadir-cem-bilgic.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="200" /></p>

<p><strong>Av. Kadir Cem BİLGİÇ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yagma-sucunda-ozel-kast-faydalanma-kastinin-kapsam-ve-mahiyeti</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/09/terazi/turkiyede-havali-tufek-kullanimi.webp" type="image/jpeg" length="25750"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHAM BÜYÜK DAİRENİN YASAK KARARI VE “KANUNİLİK” İLKESİNİN SINIRI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iham-buyuk-dairenin-yasak-karari-ve-kanunilik-ilkesinin-siniri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iham-buyuk-dairenin-yasak-karari-ve-kanunilik-ilkesinin-siniri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I.<i> Yasak/Türkiye</i> Başvurusuna İlişkin Daire Kararı</strong></p>

<p>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) 27.08.2024 tarihli <i>Yasak/Türkiye</i> kararında (B. No: 17389/20), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.314/2 uyarınca silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçundan mahkum olan başvurucunun “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine (İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7) ilişkin şikayetini incelemiş ve oybirliği ile bu ilkenin ihlal edilmediğine karar vermişti.</p>

<p>Başvuruya konu olayda, 2011-2014 yılları arasında “Büyük Bölge Talebe Mesulü” olarak mahrem yapılanma içinde örgütte yer aldığı kabul edilen başvurucunun mahkumiyetine esas alınan deliller arasında; örgüt içinde gizli faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin tanık beyanları, özellikle bu görevi üstlendiği ve kod adı kullandığı yönünde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan iki tanığın ifadeleri, başka bir soruşturma kapsamında elde edilen ve örgüt üyeleri ile iletişim kurduğunu gösteren HTS kayıtları, örgüte ait olduğu kabul edilen bir şirket tarafından sigorta primlerinin ödenmesi ile Bank Asya’ya para yatırması yer almakta idi.</p>

<p><strong>İHAM İkinci Dairenin 27.08.2024 tarihli kararında Çorum Ağır Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararına ilişkin gerekçesine şu şekilde yer verilmiştir:</strong></p>

<p><i>42. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın mahkumiyetinin dayandığı delil unsurlarına ilişkin olarak, yargılamanın farklı aşamalarında tanıklardan alınan ifadelerden, sanığın suçlanan örgüt içinde gizlice faaliyet yürüttüğünün anlaşıldığını ve özellikle tanıklar Y.B. ve A.B.nin ifadelerinden, sanığın büyük bölge talebe mesullerinden biri olduğunun ve “Recep” kod ismini kullandığının tespit edildiğini belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi dahası, başvuranın sosyal sigorta primlerinin söz konusu örgüte bağlı bir şirket olan Çorum Eğitim Hizmetleri Anonim Şirketi tarafından ödendiğini ve başka bir ceza soruşturması kapsamında yapılan HTS incelemelerinin sanığın örgüt üyeleriyle iletişim halinde olduğunu gösterdiğini tespit etmiştir.</i></p>

<p><i>43. Ağır Ceza Mahkemesi son olarak, 2013 yılı Aralık ayında başvuranın Bank Asya’daki hesabında para olmamasına rağmen, 2014 yılının Ocak ayında bu hesaba 2.000 TL yatırdığını kaydetmiştir. Söz konusu mahkemeye göre bu işlem talimat üzerine gerçekleştirilmiş ve bankanın 17-25 Aralık 2013 olaylarının ardından yaşadığı ekonomik zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olmayı amaçlamıştır. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca, başvuranın Bank Asya’ya para yatırmış olmasının neden suçlanan örgütle bağlantılı bir faaliyet olarak görüldüğünü de açıklamıştır. Ağır Ceza Mahkemesi özellikle, söz konusu örgütün üyelerinin ve aynı zamanda liderinin Bank Asya’nın örgüte bağlı olduğunu kabul ettiklerine dikkat çekmiştir. Söz konusu örgüte maddi kaynak yaratmak amacıyla açılan bu banka, 2013 yılının Aralık ayından sonra Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından denetim altına alınmıştır. Kurumun zor durumda olması ve paranın örgütle yakın bağlantısı olan şirketlere yasa dışı yollardan aktarılması nedeniyle, örgüt üyeleri, özellikle 2014 yılının başından itibaren, örgüt liderinin talimatıyla bu bankada hesap açmış veya önemli miktarda para yatırmışlardır. Ceza soruşturmaları, söz konusu kişilerin söz konusu dönemdeki banka faaliyetlerinin hayatın normal akışına uygun olmadığının tespit edilmesini sağlamıştır. Ağır Ceza Mahkemesinin bu banka faaliyetlerinin, söz konusu örgütün liderinin talimatıyla gerçekleştirilen ve bu örgüte bağlı bir bankayı desteklemeyi amaçlayan bir eylem olarak yorumlanabileceğini değerlendirmesinin nedenleri bunlardı. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçesini desteklemek için, bu tür davranışların örgüte maddi destek sağlandığının göstergesi olarak değerlendirildiği Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14 Mart 2016 tarihli kararına (E. 2015/5452, K. 2016/1983) atıfta bulunmuştur.</i></p>

<p><i>44. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın faaliyetlerini değerlendirirken, tüm bu eylemlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve sanığın suçluluğunun buna göre belirlenmesi gerektiğini kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu temelde yapılan değerlendirmeyle, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk koşullarının karşılandığını ve sanığın suçlanan örgütün bir üyesi olduğunun tespit edilebileceğini savunmuştur.</i></p>

<p>İHAM İkinci Daire; <i>Yasak</i> başvurusunun, ByLock kullanıcısı olduğu gerekçesiyle TCK m.314/2 uyarınca mahkum edilen kişilerce yapılan başvurulardan (Büyük Daire, <i>Yüksel Yalçınkaya/Türkiye</i>, B. No: 15669/20, 26.09.2023) temelden ayrıldığını vurgulayarak, somut olayda otomatik bir suçlama veya varsayıma dayalı bir mahkumiyetin olmadığını belirtmiş, isnat edilen suçun unsurlarının oluştuğuna ilişkin değerlendirmelerin “geniş bir delil yelpazesine” dayandığını, başvurucunun örgütün gizli yapılanması içinde üst düzeyde yer alarak örgüt yararına gizli faaliyetlerde bulunduğunun mahkemelerce kabul edildiğini ifade etmişti. İHAM ayrıca; başvurucunun örgüt içindeki konumu dikkate alınarak, suçun manevi unsurunun mevcut olduğu sonucuna varan mahkemelerin genişletici ve öngörülemez bir yorumda bulunmadığını vurgulamıştı. Mahkeme son olarak; başvurucunun örgütün gizli yapılanmasına dahil olduğu ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren eylemlerde bulunduğu sonucuna, Sözleşme ile güvence altına alınan hakkaniyet ilkelerine aykırı olmayan ve savunma haklarına saygı gösterildiği bir yargılama sonucunda ulaşıldığını belirtmişti.</p>

<p>Bu karara ilişkin değerlendirmemizde özetle; İHAM’ın, ulusal mahkemelerin değerlendirmelerini <i>Yüksel Yalçınkaya</i> kararına kıyasla daha esnek bir denetime tabi tuttuğunu, mahkumiyetin “geniş bir delil yelpazesine” dayandığını belirtmesine rağmen, başvurucunun somut eylemlerine dair sınırlı açıklamalara yer verdiğini, örgütün silahlı terör örgütü olduğuna dair bir yargı kararının bulunmadığı dönemdeki faaliyetlerin de cezai sorumluluğa yol açabileceğini ve <strong>başvurucunun örgüt içindeki konumu dikkate alınıp,</strong> <strong>bu faaliyetlerin suç oluşturduğunun makul ölçüde öngörülebilir bir yorum sayılabileceğini kabul ederek,</strong> suçun manevi unsuru bakımından ulusal mahkemelerce yapılan değerlendirmeyi yeterli bulduğunu ifade etmiştik<a href="https://www.hukukihaber.net/ihamin-yasakturkiye-karari-degerlendirmesi-ersan-sen" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p><strong>II. <i>Yasak/Türkiye</i> Başvurusuna İlişkin Büyük Daire Kararı</strong></p>

<p>Daire kararı oybirliğiyle verilmiş olmasına rağmen, başvurunun Büyük Daire tarafından incelenmesi talebi kabul edilmiş ve 7 Mayıs 2025 tarihinde Strazburg’da duruşma yapılmıştır. Büyük Daire; 5 Mayıs 2026 tarihinde açıkladığı kararıyla, Dairenin aksine somut olayda “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin, ayrıca başvurucunun cezaevinde tutulma koşullarından kaynaklanan kötü muamele yasağının (Sözleşme m.3) ihlal edildiğine oyçokluğu ile karar vermiştir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Büyük Daire; somut başvuruda Sözleşmenin 7. maddesi kapsamında, mahkumiyetin öngörülebilir bir suç tanımına dayanıp dayanmadığını ve özellikle ulusal mahkemelerin kast unsurunu nasıl kurduğunu incelemiştir. Mahkeme; terör örgütü üyeliği suçunun niteliği itibariyle, mahkumiyetin ancak <strong>bireyselleştirilmiş cezai sorumluluk tespiti</strong> ile mümkün olabileceğini, bu kapsamda fail ile örgüt arasındaki ilişki üzerinden kastın somut delillerle ortaya koyulması gerektiğini, salt örgütle bağlantı veya aidiyet iddiasının ise cezai sorumluluk için yeterli olamayacağını vurgulamıştır.</p>

<p>Başvuruda İHAM, öncelikle isnat edilen üyeliğe ilişkin zaman unsurunun ulusal mahkemelerce yeterli açıklıkta ortaya koyulmadığını belirtmiştir. İddianamede; başvurucunun hangi dönemde örgüt üyesi sayıldığı ve bu dönemde örgütün şiddet içeren amaçlarını bilip bilmediğinin açık şekilde belirlenmediği, ayrıca sözkonusu dönemin 2014’de sona erdiği, hem 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden ve hem de örgütün terör örgütü olarak tanınmasından önceye denk geldiği ifade edilmiştir. Bu nedenle; ulusal mahkemeler tarafından, başvurucunun eğitim alanındaki faaliyetlerinin terör amaçlı bir yapıya bilinçli ve iradi katılımı mı, yoksa suç kastı taşımayan bir ilişkiyi mi yansıttığının daha yüksek bir dikkatle değerlendirmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>İHAM Büyük Daire ayrıca, başvurucuya atfedilen eylemlerin esasen örgütün eğitim öğrenim alanındaki görünür ve uzun süre meşru kabul edilmiş yapısı içinde gerçekleştiğini vurgulamıştır. Bu yapının toplumda yıllarca “dini ve eğitimsel bir hareket” olarak algılanmasının, birçok kişinin örgütün gerçek hedeflerini bilmeden bu yapılarla ilişki kurmasına yol açabileceğini ifade eden İHAM; buna karşın ulusal mahkemelerin, başvurucunun örgütün stratejik veya hiyerarşik yapısıyla kişisel ya da fonksiyonel bir bağını ortaya koymadığını, örgütün terör örgütü niteliğinde olduğunu bildiğine dair bilgisini somutlaştırmadığını ve özellikle eğitim faaliyetlerinin ötesinde bir rol tespit etmediğini belirtmiştir. İHAM’a göre, örgütün o dönemde terör örgütü olarak kabul edilmemesi de dikkate alındığında, yalnızca örgütün yasal görünümlü faaliyet alanında görev alma durumunun kastın varlığını göstermek için yeterli kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Sonuç olarak Mahkeme; ulusal yargı mercilerinin başvurucunun kast unsurunu bireyselleştirilmiş bir değerlendirmeye tabi tutmadığını, bu konuda ikna edici ve açık bir gerekçe ortaya koymadığını tespit etmiştir. Özellikle başvurucunun eğitim öğrenim alanındaki görevlerinin, örgütün silahlı ve şiddet içeren amaçlarını bildiği ve bu amaçlara bilinçli biçimde iştirak ettiği sonucuna nasıl ulaşıldığını açıklamayan bu yaklaşımın, Sözleşmenin 7. maddesi anlamında <strong>öngörülebilirlik ve bireyselleştirilmiş cezai sorumluluk</strong> standartları ile bağdaşmadığı neticesine varılmıştır.</p>

<p><strong>III. Değerlendirme</strong></p>

<p><i>Yasak/Türkiye</i> başvurusunda; Daire ve Büyük Daire yaklaşımları birlikte okunduğunda, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin özellikle terör örgütü üyeliği kapsamında nasıl uygulanacağına ilişkin belirgin bir farklılık ortaya çıkmaktadır. Daire kararı, büyük ölçüde ulusal mahkemelerin delil değerlendirmesine ve örgüt içindeki konum üzerinden yapılan çıkarımlara dayanarak, kast unsurunun yeterli şekilde kurulduğunu kabul ederken; Büyük Daire bu yaklaşımın, bireyselleştirilmiş cezai sorumluluk standardı bakımından yeterince sıkı bir denetime tabi tutulmadığını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Büyük Dairenin temel vurgusu; terör örgütü üyeliği gibi ağır bir suçta sorumluluğun varsayımlar üzerinden değil, kişinin örgütün terör niteliğini bildiğini ve bu yapıya bilinçli şekilde iştirak ettiğini gösteren somut ve ikna edici delillerle kurulması gerektiğidir. Bu kapsamda; <strong>örgütün, özellikle isnat edilen fiillerin gerçekleştiği döneminde henüz terör örgütü olarak tanınmaması da, faaliyetlerinin önemli ölçüde görünür ve meşru alanlarda gerçekleşmesi, yalnızca örgüt içi konum veya faaliyet türünden hareketle kast sonucuna ulaşılmasını sorunlu hale getirmektedir</strong>. Mahkeme, bu tür durumlarda otomatik çıkarımların cezai sorumluluğu bireyselleştirme yükümlülüğünü zayıflatabileceğine işaret etmektedir.</p>

<p>Bu yaklaşım, özellikle suçun manevi unsurunun çoğu zaman belirli “statü” veya “faaliyet kalıpları” üzerinden varsayıldığı ulusal yargı uygulamaları açısından önemlidir. Nitekim Büyük Dairenin ortaya koyduğu çerçeve; yalnızca örgütle temas veya belirli bir yapıda görev almanın, kişinin terör örgütüne bilerek ve isteyerek katıldığı sonucunu tek başına destekleyemeyeceğini vurgulamaktadır. <strong>Bu yönü ile karar, cezai sorumluluğun kurulmasında daha yüksek bir gerekçelendirme standardı ve daha yoğun bir bireyselleştirme yükümlülüğü getirmektedir.</strong></p>

<p>Büyük Dairenin değerlendirmeleri; Anayasa Mahkemesi’nin (AYM’nin) yaklaşımı ile karşılaştırıldığında, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin uygulanmasında daha titiz ve yoğun bir denetim standardına işaret etmektedir. AYM’nin FETÖ/PDY davaları kapsamında zaman zaman ihlal tespitleri bulunmakla birlikte, özellikle TCK m.314/2 yönünden suçun manevi unsuruna ilişkin derece mahkemesi değerlendirmelerinin genellikle sınırlı bir denetime tabi tutulduğu görülmektedir. <i>Yasak/Türkiye</i> Daire kararına dayanılarak geliştirilen bazı sonuç ve kabullerin ise, Büyük Dairenin ortaya koyduğu daha sıkı bireyselleştirme standardı karşısında meşruluğunu yitirdiği belirtilmelidir. Buna karşın, AYM’nin yaklaşımında bir dönüşüm beklemek gerçekçi değildir. <i>Yüksel Yalçınkaya</i> kararının ardından da bu tür bir değişim yaşanmadığı görülmüştür. <i>Yasak/Türkiye</i> başvurusuna benzer çok sayıda başvurunun nihai olarak İHAM’ın denetimine taşındığı ve taşınmaya devam edeceği gözönünde bulundurulduğunda, bu ihlal kararlarının ardından büyük bir değişim beklenmese de; AYM dahil ulusal yargı organlarının, Büyük Daire kararındaki tespit ve değerlendirmeler ışığında daha titiz incelemeye ve daha güçlü gerekçelendirmelere dayanan bir yaklaşım benimsemelerinin isabetli olacağı, en azından bu yolla İHAM’ın yeterli görmediği gerekçenin ayrıntılı şekilde ortaya koyulabileceği söylenebilir.</p>

<p><strong>IV. İHAM’ın m.7 ile İlgili Yetki Sınırı</strong></p>

<p><strong><i>Yasak </i></strong><strong>başvurusu<i> </i>ile ilgili İHAM İkinci Dairenin ve özellikle Büyük Dairenin, İHAS m.7/1’in güvencesi altında bulunan “kanunilik” ilkesi bakımından bu şekilde geniş bir değerlendirme yapabilme yetkisi var mıdır, varsa bu yetki hangi hukuki gerekçeye dayandırılabilir?</strong></p>

<p>Sorunun cevabına geçmeden evvel; gerek AYM’nin ve gerekse İHAM’ın fazla <i>usulcü </i>olmakla birlikte, meseleleri daha ziyade başvurucuların usuli güvenceleri üzerinden değerlendirip, işin esasına girmeyerek, insan hak ve hürriyetleri yönünden geçmişe nazaran zayıflamış incelemeler yaptığı yönünden eleştirildiği, buna göre İHAS m.6/3’ün gerekçe gösterilerek ihlal kararları verildiği, “kanunilik” ilkesini güvence altına alan m.7’ye dokunulmadığı ve bu maddenin içtihadi yönünün zayıf kaldığı, gelişmediği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>Bu eleştiri iki bakımdan dikkate alınmalıdır;</strong> birincisi, dar normatif bakış açısıyla İHAM’ın yalnızca temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan bağlı mevzuatından kaynaklanan yetkileri kullanması gerektiği, ancak bu yetkileri kullanırken de elbette gelişmeci yanını gözardı edemeyeceği ve ikincisi de, dar normatif olmaktan uzak, geniş normatif ve hatta temel hak ve hürriyetler yönünden geliştirmeci anlayışı destekleyecek şekilde İHAS ve eki protokollerinin güvence altına aldığı insan hak ve hürriyetlerini korumaya dönük kararlardır.</p>

<p><strong>Elbette bu düşüncelerden hangisi benimsenirse, ona göre <i>Yasak </i>başvurusu ile ilgili verilen kararlar ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır.</strong> Kanaatimizce her iki görüş de İHAM’ın yetki sınırlarını bağlı olduğu mevzuatın çok dışına taşırmayı hedeflemeyecek, fakat iç hukuktan gelen yargı kararlarının deyim yerinde ise <i>doyurucu </i>olmasını, yani İHAM’ın ihlal başvurularını incelerken ortaya koyduğu kriterlere ve buna göre sorduğu sorulara cevap verebilmesini isteyecektir.</p>

<p><strong>Somut başvuruda en büyük sorun;</strong> başvurucunun, 2011 ila 2014 yıllarına ait faaliyetlerinden dolayı suçlanmasıdır ki, bu konuda iç hukukta “halk tabakası” diyerek bir ayırıma gidildiği, 2013 yılının sonunun ve 2014 yılının başının o dönem Hizmet Hareketi veya Cemaat olarak bilinen FETÖ’nün gerçek amacının bilinmediği yönünde değerlendirildiği, fakat örgütün temsilcisi, deyim yerinde ise çalışanı veya hizmetlisi olarak değerlendirilen, örneğin iller arası tayine tabi tutulan, özel görevlendirilen, hatta bu maksatla sadece yurt içinde değil, yurt dışına da yollanan kişiler yönünden bir süre sınırının öngörülmediği, tarihe bakılmaksızın “konvansiyonel olmayan illegal yapı” olarak nitelendirilen FETÖ’nün ülkenin Anayasa ile kurulu düzenini yıkmaya yönelik gerçek ve nihai amacını bildiğinin ve bu amaç doğrultusunda hareket ettiğinin kabul edildiği, bunun da iç hukukta yargı kararları ile içtihada dönüştüğü, “Büyük Bölge Talebe Mesulü” olarak nitelendirilen başvurucunun bu özelliği tespit edildikten sonra, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.30/1 kapsamında esaslı hataya düştüğünün kabul edilemeyeceği, dolayısıyla kod adı kullanmasının, sorumlu olduğu yerin ve bunu destekleyen delillerin mahkumiyeti için yeterli görüldüğü, bu kanaatin İHAM İkinci Daire tarafından eleştirilmediği, “makul ölçüde öngörülebilir bir yargısal yorum” sayıldığı, fakat İHAM Büyük Dairenin bu yoruma katılmadığı ve başvurucunun kastı yönünden yapılan değerlendirmeyi ve kabulü yeterli görmediği anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bu açıklamalardan sonra, İHAM’ın yargı yetkisinin sınırı yönünden yetki tartışması ile ilgili iki görüşü ortaya koymak isteriz:</strong></p>

<p><strong>Birincisi;</strong> İHAM’ın “kanunilik” ilkesini güvence altına alan İHAS m.7 yönünden genişletilmiş yetkisi, İHAS veya eki protokoller ile İHAM’ın İç Tüzüğüne dayandırılabilir ki, esasen bu düzenlemelerde İHAS m.7/1’i bu derece geniş anlamaya elverişli bir hüküm de bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>İkincisi;</strong> İHAM’ın bu yetkisi, İHAM mevzuatında değil, başvurucuların temel hak ve hürriyetlerini koruma ve daha fazla güvence altına alma endişesinden kaynaklanan bir yorum meselesi olarak görülebilir ki, elbette bu yorumun iç hukukla çatışan yönleri üye ülkeleri kızdıracağı halde, tersi yönde uyumlu yapılan yorumlar da üye ülkelerin iç hukukları bakımından sevindirici karşılanacaktır.</p>

<p>Bu yönüyle, <i>Yasak </i>başvurusunda İHAM İkinci Dairenin oybirliğiyle verdiği ihlalin olmadığına dair karar, üye ülke olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bakımından memnuniyetle karşılanırken; başvurucunun ihlal başvurusunu oy çokluğuyla da olsa kabul eden ve başvurucunun kastına ilişkin denetimi “kanunilik” ilkesi kapsamında yapmak suretiyle ihlal kararı veren Büyük Dairenin bu kararı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından memnuniyetle karşılanmadığı gibi, İHAM’ın yargı yetkisini aştığı, iç hukuka müdahale ettiği ve mahkemenin gerekçesini denetleyerek, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı tartışmasına girdiği yönlerinden eleştirilerini de beraberinde getirmiştir.</p>

<p>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi suçun unsurlarını, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6 ve m.7 kapsamında değerlendirebilir, <i>açık keyfilik</i> veya <i>bariz takdir hatası</i> varsa delil değerlendirmesine girebilir, <strong>fakat suçun unsurlarından failin kastını derece veya kanun yolu mahkemesi yerine geçip inceleyemeyeceği gibi, bu değerlendirmeyi “kanunilik” ilkesini güvence altına alan 7. madde kapsamında değil, adil/dürüst yargılanma hakkını koruyan 6. madde çerçevesinde değerlendirebilir.</strong></p>

<p><strong>Bu eleştiriye karşı;</strong> İHAM’ın, ilk derece mahkemesi veya kanun yolu mercii yerine geçmek suretiyle failin, yani başvurucunun kastını inceleyip değerlendirmediği, sadece başvurucunun başvurusu ile sınırlı olmak üzere somut olayda failin suç işleme kastına ilişkin yapılan tespitin adil/dürüst yargılanma hakkının dışına taşan ve “kanunilik” ilkesi kapsamında ister istemez fiili suç sayan madde metninde yer alan kastın oluşup oluşmadığına baktığı düşüncesi ileri sürülebilir.</p>

<p><strong>Bu düşünceye katılmak şöyle mümkün değildir;</strong> gerek İHAS m.6’nın ve gerekse m.7’nin İHAM’a nasıl bir yargılama yetkisi verdiği ve dolayısıyla başvuruyu nasıl inceleyebileceğine dair sınırları çizdiği, bu sınırlar içinde adil/dürüst yargılanma hakkının öngördüğü usuli güvenceler ile “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin koruma altına alındığı, fakat bu korumanın açık keyfilik veya bariz takdir hatası derecesine varmadığı durumda, ki bunlar iç hukukta Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularda dikkate aldığı istisnai değerlendirme metotları olup, bugüne kadar da İHAM tarafından da pek tercih edilmemiş olmakla birlikte, başvurucu Yasak’ın başvurusuna konu olayda Ceza Kanununa uygun düşecek şekilde kastının olup olmadığını inceleme yetkisinin m.7’nin lafzının ve hatta ruhunun kapsamına girdiği de söylenemez.</p>

<p><strong>Neticede; </strong>iç hukukta düzenlenen bir ceza hükmü olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.314/2 karşımızdadır, yine İHAM’ın inceleme sınırlarının dışında kalsa da kritik etme bakımından bu ceza hükmünün m.7’ye uygunluğu veya suça konu olayın m.7’ye uygun düşüp düşmediği “kanunilik” ilkesi kapsamında İHAM’ın inceleme yetkisine gireceği söylenebilirse de, bunun somut olayda iç hukukta kast derecesinde kusuru tespit edilmiş başvurucunun, ceza hükmüne uygun suç işleme kastına sahip olup olmadığını değerlendirebilme yetkisinin Anayasa Mahkemesi’nde veya İHAM’da olduğunu söylemek pek mümkün değildir.</p>

<p><strong>Örneğin;</strong> iç hukukta öyle bir ceza hükmü kabul edilir ki, bu hüküm bireyler bakımından açık ve öngörülebilir olmazsa, yani suçun ve cezanın ne olduğu, neyin yasak, neyin serbest olduğu ve cezasının ne olduğu anlaşılmazsa veya iç hukukta veya suça konu fiilin, hakaret veya aşağılama fiillerini suç sayan ceza hükümlerinin kapsamına girdiği söylenmekle birlikte, somut olayda fiil, Ceza Hukukunda yasak olan kıyas veya kıyasa varan genişletici yorum yoluyla suç sayılırsa; İHAM, ya iç hukukta kanun değişikliği yapılması gerektiğini belirterek, “kanunilik” ilkesi yönünden eleştirisini ortaya koyar ya da suça konu fiilin kanuni tanıma uymadığından bahisle, m.7’nin ihlal edildiği sonucuna varabilir.</p>

<p><strong>Büyük Dairenin ihlal kararına muhalif kalan üye hakim </strong><strong>Una Ní Raifeartaigh’e göre; </strong>İHAM, bugüne kadar başvurucunun fail olarak kusurluluğunu ve suç işleme kastını değerlendirmemiştir. “Kanunilik” ilkesini düzenleyen ve iç hukukta “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin bir karşılığı olan İHAS m.7 ile ancak adil/dürüst yargılanma hakkının kapsamında değerlendirilebilecek ve suçun manevi unsurunun içinde yer alan “kusur” ve “kast” kavramlarının bir ilgisi bulunmamaktadır. Bir fiili suç sayan kanunun yeterli açıklığa ve öngörülebilirliğe sahip olmaması veya Ceza Kanunu suçun ve cezanın tanımı bakımından yeterli açıklığa ve öngörülebilirliğe sahip olmakla birlikte, ceza muhakemesine konu edilen fiilin tipe uygunluk yönünden Ceza Kanunu ile ilgisinin bulunmaması halinde, ortada ceza kanunundan veya yargılamaya konu fiilden kaynaklanan “kanunilik” ilkesi sorunu vardır ki, bu ihlal “kanunilik” ilkesini güvence altına alan İHAS m.7/1 kapsamında incelenebilmelidir.</p>

<p><strong>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Dairenin; </strong><i>Yasak </i>kararında, başvurucunun işlediği terör örgütü üyeliği suçu ile ilgili kastının olup olmadığına dair değerlendirmesi hatalıdır. Esasen; suçun unsurlarından olan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi ile bu ilkenin uluslararası alanda güvencesini teşkil eden “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının, suçun sübjektif unsuru olan ve “manevi unsur” olarak da adlandırılan kastın varlığı ve yokluğunun incelenmesi ve bu yönden başvurucunun hakkının ihlal edilip edilmediği ile bir ilgisi bulunmamaktadır.</p>

<p>İHAS’ın “Adil/dürüst yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesi, bir bütünde sanığın davasının görülmesine ilişkin asgari usuli güvenceleri ortaya koymaktadır.</p>

<p>İHAS m.6/1’de; bağımsız ve tarafsız mahkeme, aleni olacak şekilde ve makul sürede duruşma yapılması güvenceleri ile kapalı duruşma istisnalarına,</p>

<p>İHAS m.6/2’de, suçsuzluk/masumiyet karinesine,</p>

<p>İHAS m.6/3’de; bir suçla itham edilen sanığın asgari düzeyde suçlamayı öğrenme, savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma, avukatın hukuki yardımından yararlanma, tanıklara soru sorma ve mahkemenin kullandığı dili anlamadığı takdirde tercüman yardımından ücretsiz yararlanma hakkının güvence altına alınmasına,</p>

<p>Yer verildiği görülmektedir.</p>

<p>“Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı İHAS m.7’de ise; hiç kimsenin, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukukta suç oluşturmayan bir fiilden cezalandırılamayacağı ve suçun işlendiği sırada yürürlükte olan cezayla cezalandırılamayacağı belirtilmektedir. Esasen bu hükümde “kanun” ibaresi yer almaz, ancak iç hukukların tümünde, temel hak ve hürriyetler ile çok yakından ilgili olan, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını kısıtlayan suçların ve cezaların ancak kanunla koyulabilmesi kabul edilmiş ve bu konuda yürütme organı ile idareye yetki verilmemiştir.</p>

<p><strong>Bunun sebebi;</strong> bireylerin önceden neyin yasak, neyin serbest olduğunu ve keyfi şekilde temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmayacağını bilmesi gerektiği ve bu bilmenin de öngörülebilir kanun hükümlerine dayanması gerektiğidir ki, İHAS m.7/1’in güvence altına aldığı da bunlardan ibarettir. İHAS m.7’yi genişleterek, suçun unsurlarından manevi unsura ve kusura sirayet ettirmek doğru bir yaklaşım olmadığı gibi, İHAM’ın yargı görevi alanına da girmemektedir. İHAM; m.6 kapsamında adil/dürüst yargılanma hakkına ve m.7 kapsamında da Ceza Kanununun suç ve ceza tanımı yönü ile açıklığına ve öngörülebilirliğine, ceza yargılamasına konu fiilin ceza kanununda yapılan tanıma uygun düşüp düşmediğine ve bu yönlerden hak ihlaline yol açılıp açılmadığına bakabilir.</p>

<p>Bir ceza davasında başvurucunun kanuni tanımda yer alan suçun manevi unsurundan olan kast veya kanun koyucunun açıkça aradığı durumda taksir derecesinde sübjektif kusurunun olup olmadığının incelenmesi, elbette derece mahkemeleri ile bu mahkemelerin kararlarının hukukilik denetimini yapan kanun yolu mahkemelerine aittir. <strong>İHAM bunlardan birisi midir?</strong> İHAM tartışmasız bir şekilde “yargı birliği” ilkesinin dış istisnalarından olup, istinaf veya temyiz mahkemeleri gibi hareket edemeyecektir; yani İHAM, bir “süper temyiz mahkemesi” olarak görev yapamayacaktır. İHAM; iç hukukta verilen mahkeme kararlarına saygı duyar ki, bu saygıdan dolayı maddi vaka, suçun unsurları ve sübut yönünden çok sınırlı denetimlere girer ve bunları da daha ziyade “yargılama koşulları” dediğimiz usuli güvencelerle sınırlı tutar.</p>

<p>İç hukukta tanımı yapılmış bir suçun ve cezasının varlığı ve yokluğu ile incelemeye konu somut olayın ceza kanunun tanımına uygunluğu “kanunilik” ilkesi bakımından denetlenebilir olsa da; bu denetim yoluyla, başvurucunun somut olayda suç işleme kastına sahip olup olmadığına dair denetimin yapılmasını kapsamaz.</p>

<p>Aksi kabul “aşkın yargı yetkisi” içinde kabul edilecek olup İHAM’ı; kendisine iç hukukta yer edinen, insan hak ve hürriyetlerinin ihlallerinin ötesinde, somut olay ve maddi hakikat değerlendirmesi yapan bir konuma taşır.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> 1959 yılından bu tarafa, üye ülkelerin iç hukuklarında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile eki protokollerde güvence altına alınmış insan hak ve hürriyetlerine yönelik ihlallere karşı yapılan bireysel başvuruların denetimini yapmakla görevli, bu nedenle de İHAS ve eki olan protokollerle bağlı olan İHAM; kanaatimizce kendisini önce İHAS m.7’nin güvence altına aldığı “kanunilik” ilkesi ile bağlı görmeli, yargı yetkisi konusunda sınırlarını aşmamalı, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin görev ve yetkilerini gösteren normların çizdiği sınırların da dışına çıkmamalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ihamin-yasakturkiye-karari-degerlendirmesi-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] </span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ihamin-yasakturkiye-karari-degerlendirmesi-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/ihamin-yasakturkiye-karari-degerlendirmesi-ersan-sen</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> “Suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin ihlal edildiği yönündeki karar 11’e karşı 6 oyla, kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönündeki karar ise 9’a karşı 8 oyla alınmıştır.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iham-buyuk-dairenin-yasak-karari-ve-kanunilik-ilkesinin-siniri-1</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/aihm-kl.jpeg" type="image/jpeg" length="94375"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AKARYAKIT PİYASASINDA DİKEY ANLAŞMALAR VE BAYİLERİN HUKUKİ KADERİ: İNTİFA HAKLARINDAN DENKLEŞTİRME İSTEMİNE STRATEJİK BİR BAKIŞ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/akaryakit-piyasasinda-dikey-anlasmalar-ve-bayilerin-hukuki-kaderi-intifa-haklarindan-denklestirme-istemine-stratejik-bir-bakis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/akaryakit-piyasasinda-dikey-anlasmalar-ve-bayilerin-hukuki-kaderi-intifa-haklarindan-denklestirme-istemine-stratejik-bir-bakis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye akaryakıt sektörü, mülkiyet hakları ile ticari yükümlülüklerin iç içe geçtiği, <strong>5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu</strong> ve <strong>4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (RKHK)</strong> tarafından disipline edilen oldukça karmaşık bir hukuki zeminde faaliyet göstermektedir. Sektörde uzun süredir devam eden ve "tek satıcılık tuzakları" olarak nitelendirilen uygulamalar, bayilerin ticari özgürlüklerini kısıtlarken, beraberinde ciddi hukuki uyuşmazlıkları da getirmektedir. Bu makalede, bayilik ilişkisinin dikey anlaşmalar boyutu, süre sınırları, mülkiyet bağlantıları ve sözleşme sonrasındaki tazminat hakları güncel yargı pratikleri ışığında derinlemesine analiz edilmektedir.</p>

<p><strong>1. "Tek Anlaşma" Doktrini ve 5 Yıllık Süre Sınırı</strong></p>

<p>Akaryakıt bayilik sözleşmeleri, hukuk tekniği açısından sürekli bir borç ilişkisi doğuran "isimsiz çerçeve sözleşmeler" niteliğindedir. Bu sözleşmelerin en kritik unsuru olan "tek elden satın alma yükümlülüğü", RKHK madde 4 kapsamında rekabeti kısıtlayıcı bir dikey anlaşma olarak kabul edilir. <strong>2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği</strong> uyarınca, bu tür münhasır tedarik anlaşmaları kural olarak <strong>5 yıl</strong> ile sınırlıdır.</p>

<p>Uygulamada dağıtım şirketleri, bu 5 yıllık sınırı aşmak için bayilik sözleşmesini tapuya şerh edilen 15-20 yıllık <strong>intifa veya kira hakları</strong> ile desteklemektedir. Ancak Yargıtay ve Rekabet Kurulu içtihatlarıyla sabit olan <strong>"Tek Anlaşma Doktrini"</strong> uyarınca; bayilik sözleşmesi, intifa hakkı, kredi sözleşmesi ve ekipman protokolleri hukuki bir bütün olarak kabul edilir. Eğer bu paket anlaşmanın toplam etkisi bayiyi 5 yıldan fazla süreyle aynı dağıtıcıya bağlıyorsa, 5 yılı aşan süreler <strong>RKHK madde 56 uyarınca kesin hükümsüzdür</strong>. Rekabet hukuku, "biçimin ötesine geçerek öze bakma" (substance over form) ilkesiyle bu yapıları tek bir dikey anlaşma saymaktadır.</p>

<p><strong>2. Mülkiyet Bağlantısı ve "Organik Bağ" Riski</strong></p>

<p>2002/2 sayılı Tebliğ’in 5/a maddesi, tesis mülkiyetinin sağlayıcıya (dağıtıcıya) ait olduğu hallerde 5 yıllık sınırın uygulanmayabileceğini öngörür. Ancak bu istisna bayiler için bir "mülkiyet tuzağına" dönüşmemelidir. Eğer taşınmazın mülkiyeti bayiye aitse veya taşınmaz maliki ile bayi arasında akrabalık ya da ortaklık gibi bir <strong>organik bağ</strong> varsa, "üçüncü kişiden kiralama" istisnası geçersiz sayılmakta ve 5 yıl kuralı katı şekilde uygulanmaktadır. Danıştay ve idare mahkemeleri, malik ile bayi arasındaki bu tür organik bağların varlığı halinde 5 yılı aşan rekabet yasaklarını geçersiz kılan kararlar vermektedir. Bu durumlarda mahkemeler, 5 yılı aşan intifa haklarının terkinine karar vererek bayinin başka bir dağıtıcı ile anlaşma özgürlüğünü korumaktadır.</p>

<p><strong>3. Sözleşmenin Sona Ermesi: Yatırımların İadesi ve Sebepsiz Zenginleşme</strong></p>

<p>Sözleşmenin rekabet hukuku nedeniyle 5. yılın sonunda sona ermesi, bayiler için beklenmedik mali yükler doğurabilmektedir. Dağıtım şirketleri, istasyona yaptıkları kanopi, tank, otomasyon gibi demirbaş yatırımlarının ve peşin ödenen intifa bedellerinin, amorti edilmeyen bakiye süreye oranla iadesini <strong>"sebepsiz zenginleşme"</strong> veya <strong>"kıstelyevm"</strong> (kalan süreye oran) usulüyle talep edebilmektedir.</p>

<p>Bu noktada bayilerin, yeni bir dağıtıcı ile anlaşmadan önce mevcut yatırımların tasfiye maliyetini profesyonelce analiz etmesi elzemdir. Yargıtay kararları da 15 yıllık sözleşmelerin 5. yılda rekabet hukuku gereği sonlanması halinde, kullanılmayan süreye isabet eden bedellerin iadesini zorunlu kılmaktadır. Ancak bayinin bir kusuru bulunmaması kaydıyla, elinde kalan stok malların sağlayıcı tarafından geri alınması dürüstlük kuralının bir gereğidir.</p>

<p><strong>4. Denkleştirme İstemi (Portföy Tazminatı): Bayinin Gizli Hakkı</strong></p>

<p><strong>Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 122. maddesi</strong> kapsamında düzenlenen denkleştirme istemi, kural olarak acenteler ve münhasır hakka sahip tek satıcılar için öngörülmüştür. Akaryakıt bayilerinin, dağıtıcının markasıyla yoğun bir bütünleşme içinde olması ve sözleşme sonunda yarattıkları müşteri çevresini dağıtıcıya devretmeleri sebebiyle, bu tazminattan yararlanıp yararlanamayacağı doktrinde tartışmalıdır.</p>

<p>Mevcut düzenleme (TTK m. 122/5) münhasır olmayan bayileri dışlasa da, bayinin yarattığı ekonomik değerin hakkaniyet gereği ödüllendirilmesi gerektiği yönündeki görüşler güçlenmektedir. Yargıtay'ın geçmişteki bazı kararları da, müşteri çevresini kaybeden ve ekonomik bakımdan güç durumda kalan satıcıların denkleştirme bedeli alabileceğine dair kıyas yollarını açık tutmuştur. Denkleştirme istemi hakkı, sözleşme sona erdikten itibaren <strong>bir yıl</strong> içinde ileri sürülmelidir ve bu haktan önceden vazgeçilemez.</p>

<p><strong>5. Tip Sözleşmeler ve Fiyat Müdahalesi Çıkmazı</strong></p>

<p>Akaryakıt bayilik sözleşmeleri, dağıtıcılar tarafından önceden hazırlanan <strong>"tip sözleşmeler"</strong> niteliğindedir. Bu sözleşmelerdeki ağır cezai şartlar ve bayinin fesih hakkını kısıtlayan hükümler, Türk Borçlar Kanunu kapsamında <strong>"Genel İşlem Koşulları"</strong> denetimine tabidir. Bayinin ekonomik mahvına sebep olacak seviyedeki aşırı cezai şartların hakim tarafından ahlaka aykırılık gerekçesiyle indirilmesi veya iptali mümkündür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca, dağıtıcıların bayilerin yeniden satış fiyatını belirlemesi (RPM), marka içi rekabeti yok eden ağır bir ihlaldir. Rekabet Kurulu, bayinin satış fiyatını belirleme serbestisini fiilen kısıtlayan dağıtıcılara karşı ağır yaptırımlar uygulamakta, bu tür müdahaleler sözleşmeyi grup muafiyeti kapsamı dışına çıkarmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç ve Stratejik Öneriler</strong></p>

<p>Akaryakıt bayiliği, sadece bir mal satımı değil, enerji mevzuatı ile rekabet hukukunun kesiştiği teknik bir uzmanlık alanıdır. Bayilerin hukuki güvenliğini sağlamak adına şu adımlar kritiktir:</p>

<p><strong>- Süre ve Paket Analizi:</strong> Bayilik ve intifa sözleşmelerinin başlangıç tarihleri "tek bir dikey anlaşma" olarak analiz edilmeli, 5 yılı aşan münhasırlık zincirleri hukuki yollarla kırılmalıdır.</p>

<p><strong>- Tazminat ve Tasfiye Planlaması:</strong> Sözleşme sonunda gündeme gelecek yatırım iadeleri (sebepsiz zenginleşme) önceden hesaplanmalı ve yeni dağıtıcı ile yapılacak pazarlıklarda bu maliyetler dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>- Denkleştirme Potansiyeli:</strong> Sözleşme sonunda devredilen müşteri portföyü için hakkaniyet temelinde denkleştirme istemi talep etme hakkı saklı tutulmalıdır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki; 4054 sayılı Kanun'un emredici hükümleri, bayinin ticari özgürlüğünü korumak adına imzalanan kağıtların ötesine geçme gücüne sahiptir. Hak kayıplarını önlemek için dikey ilişkinin her aşamasında uzman bir hukuk danışmanlığı stratejik bir zorunluluktur.</p>

<p><img alt="Fatma Tokat" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="206"></p>

<p><strong>Av. Fatma TOKAT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/akaryakit-piyasasinda-dikey-anlasmalar-ve-bayilerin-hukuki-kaderi-intifa-haklarindan-denklestirme-istemine-stratejik-bir-bakis</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="19852"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA TESPİT DAVALARINDA İNTERNETTE YER ALAN KİRALIK İLANLARI EMSAL SAYILABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davalarinda-internette-yer-alan-kiralik-ilanlari-emsal-sayilabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davalarinda-internette-yer-alan-kiralik-ilanlari-emsal-sayilabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son dönemlerde yüksek enflasyon, döviz kurundaki artışlar, ekonomik dalgalanmalar ve Türk lirasının değer kaybetmesi gibi nedenlerle taşınmaz kira bedelleri çoğu zaman güncel piyasa rayicinden uzaklaşmakta, mevcut kira ilişkisi özellikle kiraya veren bakımından ekonomik açıdan sürdürülemez hale gelebilmektedir. Ödenen kira bedelinin; paranın alım gücünün ciddi ölçüde düşmesi, taşınmazın bulunduğu bölgede meydana gelen gelişmeler, çevredeki emsal kira ve satış bedellerindeki artışlar gibi sebeplerle gerçek değerinin oldukça altında kalması durumunda, yeni kira döneminde uygulanacak bedelin güncel rayiç ve emsal değerlere uygun şekilde belirlenmesi amacıyla kira tespit davaları açılmaktadır. Özellikle beş yıldan uzun süredir devam eden kira ilişkilerinde kira tespit davaları uygulamada oldukça sık karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu uyarınca taraflar arasında kira bedeline ilişkin bir anlaşma bulunsa dahi, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde hâkim; TÜFE oranı, kiralananın durumu, emsal kira bedelleri ve hakkaniyet ilkesi çerçevesinde yeni kira bedelini belirleyebilecektir. Böylece yalnızca sözleşmedeki artış şartına bağlı kalınmayarak, güncel ekonomik gerçekliklere uygun bir kira bedelinin tespiti amaçlanmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte uygulamada en çok tartışılan hususlardan biri, emsal kira bedellerinin nasıl belirleneceği ve özellikle internet ortamındaki emlak ilanlarının tek başına emsal kabul edilip edilemeyeceğidir. Son dönemde verilen kararlar incelendiğinde, <strong>yalnızca elektronik ortamda yer alan ilanlara dayanılarak kira tespiti yapılmasının hukuken yeterli görülmediği anlaşılmaktadır. </strong></p>

<p>Gerçekten de internet sitelerinde yayımlanan kiralık taşınmaz ilanları çoğu zaman yalnızca “icaba davet” niteliğindedir. Başka bir ifadeyle bu ilanlar, bağlayıcı ve kesinleşmiş bir kira sözleşmesini değil; tarafları görüşmeye davet eden yaklaşık bir beklenti bedelini göstermektedir. İlanda belirtilen kira bedelinin gerçekten o miktar üzerinden kiraya verilip verilmediği, pazarlık yapılıp yapılmadığı, kira ilişkisinin hangi şartlarla kurulduğu çoğu zaman bilinmemektedir.</p>

<p><strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararı; </strong><i>Hükme esas alınan raporda, elektronik ortamda emsal incelemesi yapılarak sonuca gidildiği, <strong>mahkemenin resen emsal araştırmadığı, davalı tarafça emsal sunulduğu, davacının sunduğu emsallerin ise internet ilanları olduğu anlaşılmakla; </strong>mahkemece resen dava konusu taşınmaza ve tespiti istenen döneme emsal araştırılarak, taraflardan da dava konusu taşınmaza ve tespiti istenen döneme emsal sözleşmeler istenerek, dava konusu kiralananda ve emsal kira sözleşmelerinde yeniden keşif yapılması, keşifte hazır olan bilirkişiler kurulundan dava konusu taşınmaz ile emsal kira sözleşmelerine konu kiralananlarla ilgili değerlendirme yapmalarının sağlanması, gerekçeli ve emsal karşılaştırmalı bilirkişi raporu düzenlenmesi ve kira parasının hesaplanması gerektiği ve sonrasında tespit edilen bedelden kiracılık süresi gözönüne alınarak hakkaniyet indirimi yapılarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmakla istinaf başvurusunun bu yönden sair istinaf sebepleri incelenmeksizin kabulüne karar vermek gerekmiştir</i></p>

<p><strong>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi kararı:</strong>M<i>ahkemece, <strong>hükme esas alınan iki kişilik bilirkişi raporunda emsal taşınmazlara ilişkin değerlendirme internet ortamında kira ilanları dikkate alınarak yapılmıştır. </strong>Emsal sözleşmeler temin edilip, mahkemece yeni bilirkişi heyetinden rapor alınarak yukarıda açıklanan ilkeler ışığında hak ve nesafete uygun kira belirlenirken taşınmazın boş olarak kiraya verilmesi halinde getireceği kira bedelinden, davalının eski kiracı olduğu gözetilerek hakkaniyete uygun bir miktarda indirim yapılarak kira bedelinin belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde eksik bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi doğru değildir. </i></p>

<p><strong>Konya Bölge Adliye Mahkemesi kararı: </strong>İ<i>ncelenen dosyada hükme esas alınan <strong>bilirkişi raporunda dava dosyası içerisinde taşınmaza emsal olacak şekilde herhangi bir kontrat mevcut olmadığı için bedeli piyasa araştırması ile tespit edildiği, kira bedelini belirlerken emlak sitelerindeki kiralık ilanlarını emsal olarak değerlendirdiği, kendilerinin res'en somut emsal araştırması yapmadığı anlaşılmıştır. </strong>Raporda, emsal olarak kabul edilen taşınmazların henüz kiraya verilmemiş,<strong> emlak sitelerinde ilan olarak yer alan taşınmazlar olduğu görülmektedir. Bu ilanların henüz birer icaba davet olduğu açıktır</strong>. (İcaba davette, bir kimsenin, başkalarının kendisine teklifte bulunmasını sağlayıcı ve sözleşme için görüşmelerin başlamasını amaçlayan beyanda bulunması sözkonusudur. Bunun için, ya icapta bulunması gereken hususlardan bazıları eksik bırakılır ya da teklifle kesin olarak bağlı kalmama niyeti vurgulanır. ) Geçerli bir kira sözleşmesinin konusu olmayan taşınmazın kira bedelinden de söz edilemeyeceği dikkate alınarak, bilirkişilerin res'en emsal olarak kabul ettiği ilândaki taşınmazların bedellerinin, dava konusu taşınmazın bedelinin belirlenmesinde kriter olmaması gerekir. </i></p>

<p><strong>Adana Bölge Adliye Mahkemesi kararı: </strong><i>Mahkemece keşfe gidilerek bilirkişi raporu alınmış ise de dosyaya alınan emsallerin bilirkişi heyeti tarafından değerlendirilmediği, <strong>emsallerin keşifte gezilerek gözlem yapılmadığı, emsallerin ilan üzerinden belirlendiği anlaşılmıştır.</strong> Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde; Yargıtay ilamları dikkate alınarak mahkemece öncelikle taraflara tespiti istenen döneme yakın başlangıç tarihli emsal bildirmesi için uygun süre verilerek ya da bilirkişi tarafından veya mahkemece resen (ilandan ziyade) taraflarınca imzalanmış gerçek iradeleri yansıtan emsal kira sözleşmeleri tespit edilerek, bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak böylece elde edilen veriler somutlaştırılarak, dava konusu yer ile ayrı ayrı (konumu, çevresi, niteliği, kullanım şekli, kira başlangıç tarihi, kira süreleri vb.) kira parasına etki eden tüm nitelikleri karşılaştırılmalı, emsal kira bedellerinin niçin uygun emsal olup olmadığı somut gerekçelerle açıklanmalı, kiralananın serbest koşullarda boş olarak getirebileceği yıllık kira bedelinin belirlenerek ve hak ve nesafet indirimi yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile karar verilmesi yerinde görülmemiştir.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İncelenen kararlarda ortak şekilde vurgulandığı üzere özetle kira tespit davalarının en kritik aşamasını emsal incelemesi olması sebebiyle yalnızca internet ilanlarına dayanılarak düzenlenen bilirkişi raporları artık yeterli görülmemekte; mahkemelerden daha detaylı, somut ve denetlenebilir inceleme yapmaları beklenmektedir. Bu yaklaşım, gerçek piyasa koşullarına uygun kira bedelinin belirlenmesi bakımından son derece önemlidir.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davalarinda-internette-yer-alan-kiralik-ilanlari-emsal-sayilabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 08:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/ev-kira-anahtar-16546.jpeg" type="image/jpeg" length="56543"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUHDES BİRİNCİ SINIF NOTERLİK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/muhdes-birinci-sinif-noterlik-7</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/muhdes-birinci-sinif-noterlik-7" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:</strong></p>

<p><strong>MUHDES BİRİNCİ SINIF NOTERLİK</strong></p>

<p><strong>(Yedinci İlan)</strong></p>

<p>2025 yılı için gayrisafi geliri 2.000.000.00 Türk lirası tahmin edilen aşağıda ihdas bölgesi yazılı muhdes birinci sınıf Erzurum Yedinci Noterliğine iki defa yapılan ilana rağmen atama yapılamamıştır.</p>

<p>1/7/2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7417 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi ile 1512 sayılı Noterlik Kanununun 27 nci maddesine eklenen üçüncü fıkrada, iki defa yapılan ilana rağmen, birinci fıkra uyarınca atama yapılamayan noterliklere, üst sınıf veya aynı sınıf noterlerden, bu sınıflardan isteklinin bulunmaması halinde ise bir alt sınıf noterler arasından atama yapılabileceği ve bu fıkra kapsamında yapılacak atamalarda birinci fıkranın son cümlesindeki iki yıllık sürenin bir yıl olarak uygulanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre, bulunduğu noterlikte bir yıllık görev süresi dolan birinci sınıf ve bir alt sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların, 1512 sayılı Kanunun 22 ve müteakip maddeleri uyarınca ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri, ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamdan alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir. Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p>Erzurum Yedinci Noterliğinin; Adnan Menderes Caddesinin Cahar Dudayev Caddeleri ile kesiştiği yerden başlayarak, E 80 Karayolu ile kesiştiği yere kadar, buradan devamla E 80 Karayolunun Cahar Dudayev Caddesi ile kesiştiği yere kadar, buradan devamla Cahar Dudayev Caddesinin Adnan Menderes Caddesi ile kesiştiği yere kadar olan ada içinde, adayı çevreleyen caddelerin üzerinde ve bu caddelerin 100 metre derinliklerinde,</p>

<p>Açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlan olunur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/muhdes-birinci-sinif-noterlik-7</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 00:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/noter-odeme.jpg" type="image/jpeg" length="97855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Teknoloji Hamlesi Programı Uygulama Usul ve Esasları Tebliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/teknoloji-hamlesi-programi-uygulama-usul-ve-esaslari-tebliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/teknoloji-hamlesi-programi-uygulama-usul-ve-esaslari-tebliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Teknoloji Hamlesi Programı Uygulama Usul ve Esasları Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, 08 Mayıs 2026 Tarihli ve 33247 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TEKNOLOJİ HAMLESİ PROGRAMI UYGULAMA USUL VE ESASLARI TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 18/9/2019 tarihli ve 30892 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Teknoloji Hamlesi Programı Uygulama Usul ve Esasları Tebliğinin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (cc) ve (çç) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkranın (dd) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“cc) Üretime yönelik yatırım süreci: Teşvik belgesi kapsamında yatırım olarak değerlendirilen faaliyetleri ve/veya KOSGEB’in ilgili programı kapsamında sağladığı proje desteklerine konu olan faaliyetleri içeren yatırım projesi sürecini,</p>

<p>çç) Yatırım projesi: Öncelikli Ürün Listesindeki ürünlere ilişkin; teşvik belgesi kapsamında yatırım olarak değerlendirilen faaliyetleri ve/veya TÜBİTAK ile KOSGEB’in ilgili programları kapsamında sağladığı proje desteklerine konu olan faaliyetleri içeren projeyi,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin üçüncü bölümünün başlığı “Komite, Program Yönetimi, Proje Komisyonu, Proje Paydaşı, Ar-Ge Yüklenicisi ve Proje Grubu” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğin 6 ncı maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Komite tarafından destek başvurusunun kabulüne ya da reddine ilişkin kararlar, 13/C maddesinde belirtilen kriterler üzerinden puanlama yöntemiyle alınır. Karar verilecek diğer hususlar için oy çokluğu aranır. Oyların eşitliği durumunda ise Komite Başkanının oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Tebliğin 8 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Tebliğin 8/A maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Program kapsamında kesin başvurusu tamamlanan projeler için Komite tarafından beş üyeden oluşan proje komisyonları oluşturulur. Proje komisyonları, başvuruların nitelik ve niceliğine bağlı olarak sektör, proje ölçeği, proje sayısı gibi kıstaslara göre ihtiyaç adedince teşekkül ettirilir. Proje komisyonu üyeleri bir tanesi başkan olacak şekilde asıl görevlerini devam ettirmek kaydıyla en az birer temsilci TÜBİTAK, KOSGEB ve TUYSGM tarafından olmak üzere Bakanlık ve/veya bağlı/ilgili kuruluşların çalışanları arasından ve ihtiyaç görülmesi halinde bağımsız değerlendiriciler arasından belirlenir.</p>

<p>(2) Proje komisyonu üyeleri, görevlendirildikleri projeye/projelere ilişkin ön değerlendirme kararını oluşturur ve Program Portaline yükler. Ön değerlendirme kararlarına itiraz edilmesi veya Komitenin talep etmesi halinde proje komisyonu, projelere ilişkin ön değerlendirme kararlarını Komiteye sunar. Proje komisyonu üyeleri, ön değerlendirme aşamasını geçmiş olan projeler için proje değerlendirme sürecinde Komite değerlendirmesi öncesinde, üyelerin değerlendirme ve görüşlerini içeren komisyon raporunu oluşturur ve Program Portaline yükler. Proje komisyonunun sekretarya hizmetleri proje koordinatörü tarafından sağlanır. Proje komisyonunun rapor oluşturma sürecine dayanak teşkil eden ve doğrudan proje komisyonu tarafından talep edilmiş veya edinilmiş ek bilgi ve belgelerin de proje koordinatörü vasıtasıyla Program Portaline ve proje dosyasına eklenmesi zorunludur. Bakanlık veya KOSGEB personeli ile bağımsız değerlendiriciler arasından Komite tarafından görevlendirilen proje komisyonu üyeleri, komisyonlarının görev alanına giren ve Ar-Ge desteği talebi olan projeler için ilgili projenin Ar-Ge bileşeninin ekonomik yarara dönüşme potansiyelinin değerlendirilmesi amacıyla TÜBİTAK tarafından görevlendirilebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Tebliğin 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Başvuru sahibi ile proje paydaşı arasındaki iş birliği 13/C maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi kapsamında Komitenin değerlendirmesinde bir puanlama kriteri olarak dikkate alınır. Komite, projenin paydaş eşliğinde yürütülmesi koşulu ile destek kararı verebilir. Bu durumda, başvuru sahibinin proje kapsamında belirlediği paydaş(lar) ile aralarındaki iş birliğine dair uzlaşı protokolü ve paydaş beyan formu sunması gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Tebliğin 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(9) Başvuruda, Bakanlığa sunulan bilgi, belge ve raporlar TÜBİTAK ve KOSGEB değerlendirme süreçlerinde de kullanılabilir. Projelerin Komite değerlendirmesine sunulması öncesinde yapılan detaylı incelemelerde, bu Tebliğde ve/veya çağrı planında yer alan koşulları sağlayamadığı tespit edilen başvurular, Genel Müdürlük tarafından Program Portali ve KEP adresi aracılığıyla değerlendirme dışı bırakılır. Genel Müdürlük tarafından bu madde hükümlerine göre yatırım projesi değerlendirme dışı bırakılan başvuru sahipleri, kararın kendilerine tebliğinden itibaren on beş iş günü içerisinde Genel Müdürlüğe itirazda bulunabilir. Bu kapsamda yapılan itirazlar, Genel Müdürlük tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Tebliğin 13 üncü maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Program kapsamında kesin başvurusu tamamlanan projelerin her biri için proje komisyonu tarafından, sunulan proje içeriği dikkate alınarak aşağıdaki kriterlere göre ön değerlendirme kararı verilir:</p>

<p>a) Projenin sektördeki emsal ürün özellikleri ve iyi uygulama örnekleri dikkate alınarak hazırlanmış olması.</p>

<p>b) Projenin belirlenen formata ve proje sistematiğine uygun ve tutarlı hazırlanmış olması.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) Proje kapsamında üretilmesi hedeflenen ürünün ve proje içeriğinin çağrı planıyla uyumlu olması.</p>

<p>ç) Aynı proje konusunda yatırımcıya ait başvuru tarihi itibarıyla açık teşvik belgesi bulunma durumu.</p>

<p>(2) Proje komisyonu tarafından projenin bütçe ve kapsamı değişmeksizin proje önerisindeki açıklamaların detaylandırılması veya eksik belgelerin tamamlatılması amacıyla fizibilite dokümanlarının belirtilen eksiklikler doğrultusunda güncellenmesine yönelik revizyon kararı alınabilir. Revizyon kararı alınması durumunda talep edilen revizyonların yerine getirilmesi için yatırımcıya 5 günden az olmamak kaydıyla 15 güne kadar süre verilebilir.”</p>

<p>“(4) Değerlendirme dışı bırakılan proje sahipleri 15 gün içerisinde Genel Müdürlüğe itirazda bulunabilir. Bu itirazlar proje komisyonu tarafından değerlendirilerek Komite tarafından nihai karara bağlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Tebliğin 13/B maddesinin yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(7) Proje komisyonları, projelerin Tebliğ hükümlerine uygunluğunu esas alacak şekilde bu maddede belirtilen inceleme ve değerlendirmeler ışığında komisyon raporlarını oluşturur. Komisyon üyeleri yürüttükleri görevler açısından komisyon başkanına, komisyon başkanı ise Komiteye karşı sorumludur.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Tebliğin 18 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Yatırım sürecinde teşvik belgeli yatırımcıların izleme ekspertizi yılda bir kez TUYSGM tarafından yapılır veya 9903 sayılı Karar kapsamında tamamlama ekspertizi için görevlendirilen kurum ve kuruluşlara yaptırılır. İlgili projeden sorumlu olan proje koordinatörü de izleme döneminde izleme ekspertizi çalışmalarında yer alabilir. 9903 sayılı Karar kapsamında yatırım ilerleme raporunun sunulmuş olması bu Tebliğ kapsamındaki izleme gerekliliklerini ortadan kaldırmaz. Ancak ilgili izleme döneminde ibraz edilmiş olan yatırım ilerleme raporu da hazırlanan izleme belgesi ile birlikte TUYSGM tarafından Genel Müdürlüğe iletilir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Tebliğin 21 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Yatırım projesi kapsamında öngörülen üretime yönelik yatırım süresinin bitiminden sonra yatırımcı, üç ay içerisinde projenin tamamlanma durumu konusunda karar alınması talebiyle Program Portali üzerinden başvuruda bulunur. Yatırımcının bu süre zarfında başvuruda bulunmaması halinde, Genel Müdürlük tarafından resen tamamlama süreci başlatılır. Desteklere konu olan ilgili yatırım unsurlarının hedeflere uygun olarak tamamlanma durumu, sorumlu bulunulan desteklere göre TUYSGM ve/veya KOSGEB tarafından yerinde inceleme yapılarak tespit edilir. İlgili projeden sorumlu olan proje koordinatörü tamamlama ekspertizine katılabilir. Program kapsamında teşvik belgesi düzenlenmemiş olan projeler için Komite kararında belirlenen kapasitenin sağlanma durumuna ilişkin tespit yeminli mali müşavir raporuna istinaden Genel Müdürlük tarafından yapılır. TUYSGM veya TUYSGM tarafından 9903 sayılı Karar kapsamında görevlendirilecek birim, kurum ve kuruluşlar ile yeminli mali müşavir raporuna istinaden Genel Müdürlük tarafından başarısızlıkla tamamlandığı tespit edilen projeler, Program kapsamından çıkarılır. Bu projeler arasından teşvik belgesi bulunanlar için, TUYSGM tarafından değerlendirme yapılarak diğer teşvik uygulamalarından yatırımın niteliklerine göre en uygun görülen program kapsamında teşvik belgesi düzenlenebilir. Bu durumda olan projeler için, tabi oldukları yeni teşvik uygulamasına kıyasla Program kapsamında fazladan sağlanmış olan destek unsurları ilgili mevzuat hükümlerine göre geri alınır. Yeni bir teşvik uygulamasına geçirilmeyerek belgesi sonlandırılan yatırımlar için ise ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde sağlanan destekler geri alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/teknoloji-hamlesi-programi-uygulama-usul-ve-esaslari-tebliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 00:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/resmi/sanayi-ve-teknoloji-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="51742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 593)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no-593</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no-593" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 593), 08 Mayıs 2026 Tarihli ve 33247 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(SIRA NO: 593)</strong></p>

<p><strong>Giriş ve konu </strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Kayıtlı ekonominin desteklenmesi, elektronik belge uygulamalarının yaygınlaştırılması, iş süreçlerinin kolaylaştırılması, düzenlenmesi zorunlu olan elektronik belgelerin tahsilat bilgilerini içerecek şekilde bütünleşik olarak düzenlenmesi ile vergiye uyum düzeyinin artırılması amacıyla yeni nesil ödeme kaydedici cihazlardan elektronik belgelerin düzenlenebilmesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>Dayanak </strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun;</p>

<p>- Mükerrer 242 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “…</p>

<p>Bu Kanunda ve diğer vergi kanunlarında defter, kayıt ve belgelere ilişkin olarak yer alan hükümler elektronik defter, kayıt ve belgeler için de geçerlidir. Maliye Bakanlığı, elektronik defter, belge ve kayıtlar için diğer defter, belge ve kayıtlara ilişkin usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>Maliye Bakanlığı; elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, kaydedilmesi, iletilmesi, muhafaza ve ibrazı ile defter ve belgelerin elektronik ortamda tutulması, düzenlenmesi ve ibraz edilmesi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, elektronik ortamda tutulmasına, düzenlenmesine ve ibraz edilmesine izin verilen defter ve belgelerde yer alması gereken bilgileri internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında Maliye Bakanlığına veya Maliye Bakanlığının gözetim ve denetimine tabi olup, kuruluşu, faaliyetleri, çalışma ve denetim esasları Cumhurbaşkanınca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirkete aktarma zorunluluğu getirmeye, bilgi aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım usul ve esaslarını düzenlemeye ve denetlemeye yetkilidir.”,</p>

<p>- Mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Maliye Bakanlığı;</p>

<p>1. Mükellef ve meslek grupları itibariyle muhasebe usul ve esaslarını tespit etmeye, bu Kanuna göre tutulmakta olan defter ve belgeler ile bunlara ilaveten tutulmasını veya düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin mahiyet, şekil ve ihtiva etmesi zorunlu bilgileri belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya; bedeli karşılığında basıp dağıtmaya veya üçüncü kişilere bastırıp dağıtmaya veya dağıttırmaya, bunların kayıtlarını tutturmaya, bu defter ve belgelere tasdik, muhafaza ve ibraz zorunluluğu getirmeye veya kaldırmaya, bu Kanuna göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin tutulması ve düzenlenmesi zorunluluğunu kaldırmaya,</p>

<p>…</p>

<p>3. Tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt ve belgelerin mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanması veya ibraz edilmesi hususunda izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, bu şekilde tutulacak defter ve kayıtların kopyalarının Maliye Bakanlığında veya muhafaza etmekle görevlendireceği kurumlarda saklanması zorunluluğu getirmeye, bu konuda uygulama usul ve esaslarını belirlemeye,</p>

<p>4. Bu Kanunun 149 uncu maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları kullanılmak suretiyle internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesine, beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye, standart belirlemeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgeler ile bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluk veya standartları beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgeler veya bilgi ve işlem çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya ya da belirlemeye, kanuni süresinden sonra kendiliğinden veya pişmanlık talepli olarak verilen beyannameler üzerine düzenlenen tahakkuk fişi ve/veya ihbarnameler ile süresinden sonra verilen bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelere istinaden düzenlenen ihbarnameleri, mükellefe, vergi sorumlusuna veya bunların elektronik ortamda beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgeleri gönderme yetkisi verdiği gerçek veya tüzel kişiye elektronik ortamda tebliğ etmeye, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelere ilişkin yapılan işlemlerin sonuçlarını internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında ilgili kişilere göndermeye ve bunların uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye,</p>

<p>…</p>

<p>6. Vergi güvenliğini sağlamak amacıyla niteliklerini belirleyip onayladığı elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri kullandırmaya, bu cihaz ve sistemler vasıtasıyla bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretlerin kullanılmasına ilişkin zorunluluk getirmeye, … ve bunların uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye,</p>

<p>…</p>

<p>Yetkilidir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>hükümleri yer almaktadır.</p>

<p>(2) 6/12/1984 tarihli ve 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, Hazine ve Maliye Bakanlığının, ödeme kaydedici cihazların kullanılmalarıyla ilgili olarak, bu Kanunla belli edilen hususlar dışında uyulması gereken usul ve esasları belirlemeye ve bunlarda değişiklik yapmaya yetkili olduğu hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar </strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) 213 sayılı Kanun: 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununu,</p>

<p>b) 3100 sayılı Kanun: 6/12/1984 tarihli ve 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanunu,</p>

<p>c) Bakanlık: Hazine ve Maliye Bakanlığını,</p>

<p>ç) Başkanlık/GİB: Gelir İdaresi Başkanlığını,</p>

<p>d) Elektronik Belge (e-Belge): Şekil hükümlerinden bağımsız olarak 213 sayılı Kanuna göre düzenlenmesi zorunlu olan belgelerde yer alan bilgileri içeren elektronik kayıtlar bütününü,</p>

<p>e) Özel Entegratör: 19/10/2019 tarihli ve 30923 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 509)’nde belirtilen elektronik belgelerin oluşturulması, imzalanması, iletilmesi hususlarında mükelleflere hizmet verme konusunda teknik yeterliğe sahip ve test ve değerlendirme süreçleri sonunda Başkanlıktan izin alabilen entegrasyon kuruluşlarını,</p>

<p>f) TÜBİTAK: Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunu,</p>

<p>g) YN ÖKC: YN ÖKC TSM’leri aracılığıyla sürekli çevrimiçi çalışabilen, IP tabanlı, oluşturduğu fiş, belge ve mali raporları güvenli şekilde iletebilen yeni nesil ödeme kaydedici cihazı,</p>

<p>ğ) YN ÖKC TSM: YN ÖKC bilgilerinin (üretim, aktivasyon, hurdaya ayırma, devir, bakım ve benzeri işlemlere ait) takip edilmesi, bu cihazların üreteceği fiş, belge veya rapor bilgilerinin Başkanlıkça belirlenen teknik standartlara uygun olarak gizlilik ve güvenliği sağlanarak toplanması, saklanması, işlenmesi, anlık ve/veya periyodik olarak Başkanlık sistemlerine iletilmesi ile mükellefler ve ödeme kaydedici cihaz üreticilerine sunulması ve raporlanması, belgelerin yasal süreler dâhilinde muhafazası ve istendiğinde ibraz edilmesi ile elektronik ortamda müşteriye iletilmesi hizmetlerini gerçekleştirmek üzere Başkanlıkça yetkilendirilen Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihazlar Terminal Servis Merkezlerini,</p>

<p>h) YN ÖKC Üreticisi: YN ÖKC’ler ile YN ÖKC TSM’lerinden sorumlu olan, YN ÖKC’lerin ithali/üretimi, satışı ve satış sonrası bakım onarım hizmetlerinin yürütülmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığından onay alan firmayı,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>YN ÖKC’lerden e-Belge düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 509) kapsamında düzenlenebilen e-Belgelerden Başkanlıkça ynokc.gib.gov.tr ve ebelge.gib.gov.tr adreslerinde yayımlanacak kılavuzlarda belirtilenler, YN ÖKC’lerden düzenlenebilecektir.</p>

<p>(2) YN ÖKC üreticilerinden, YN ÖKC üzerinden e-Belge düzenlenmesine yönelik olarak mükelleflere hizmet vermek isteyenlerin Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 509)’nde yer alan düzenlemeler ve ilgili kılavuzlarda belirtilen açıklamalar kapsamında Başkanlığa başvuru yapmaları ve anılan Tebliğ ve ilgili kılavuzlarda belirtilen teknik yeterliliklere sahip olmaları gerekmektedir. Başkanlık, YN ÖKC’lerden düzenlenecek belge türü, hizmet verilecek mükelleflerin e-Belge kayıtlı kullanıcısı olup olmaması gibi hususları dikkate alarak, söz konusu teknik yeterliliklerde farklı belirlemeler yapmaya yetkilidir.</p>

<p>(3) YN ÖKC’lerden düzenlenen e-Belgelerin YN ÖKC mali sertifikaları ile elektronik olarak imzalanması iş sahibinin veya namına imzaya mezun olanların imzası yerine geçer.</p>

<p>(4) e-Belge düzenleyebilen YN ÖKC’lere ilişkin teknik incelemeler, Başkanlıkça yayımlanacak kılavuzlar çerçevesinde Başkanlık ve TÜBİTAK tarafından yapılacaktır.</p>

<p>(5) e-Belge düzenlenmesine izin verilen YN ÖKC’lerin marka ve modelleri ile düzenlenebilecek e-Belgelere ilişkin bilgiler ynokc.gib.gov.tr ve ebelge.gib.gov.tr adreslerinde ilan edilecektir.</p>

<p>(6) Başkanlıktan YN ÖKC üzerinden e-Belge düzenlettirme hizmetine yönelik izin alan YN ÖKC üreticileri gerek e-Belge uygulamaları kapsamında mükelleflere vermiş oldukları hizmet, gerekse e-Belgelerin oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması ile bunlara ilişkin YN ÖKC ve YN ÖKC TSM sistem ve yazılım gereksinimleri hususlarında Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 509)’ne göre Başkanlıktan izin almış özel entegratörler ile aynı görev ve sorumluluklara sahiptir.</p>

<p><strong>Yetki </strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Başkanlık, YN ÖKC’ler kullanılarak e-Belge düzenlenebilmesine ilişkin olarak yapılması gereken başvuru, uyulması gereken teknik gereklilikler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları ynokc.gib.gov.tr ve ebelge.gib.gov.tr adreslerinde yayımlanacak teknik kılavuzlar ile belirlemeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Cezai müeyyide </strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Bu Tebliğde ve Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 509)’nde özel entegratörler için belirlenen yükümlülükleri yerine getirmeyen YN ÖKC üreticileri hakkında 213 sayılı Kanunun ilgili ceza hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük </strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no-593</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 00:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="68181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeşil Dönüşüm Programı Uygulama Usul ve Esasları Tebliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yesil-donusum-programi-uygulama-usul-ve-esaslari-tebliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yesil-donusum-programi-uygulama-usul-ve-esaslari-tebliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeşil Dönüşüm Programı Uygulama Usul ve Esasları Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, 08 Mayıs 2026 Tarihli ve 33247 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>YEŞİL DÖNÜŞÜM PROGRAMI UYGULAMA USUL VE ESASLARI TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>26/7/2024 tarihli ve 32613 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yeşil Dönüşüm Programı Uygulama Usul ve Esasları Tebliğinin 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 3- (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığını,</p>

<p>b) Başvuru Değerlendirme Raporu: Proje hedefleri ile yeşil dönüşüm uygulamaları arasındaki uygunluk ile yatırım unsurlarının proje hedeflerine katkısının değerlendirilmesini içeren ve değerlendirici tarafından program portali üzerinden oluşturulan raporu,</p>

<p>c) Çağrı: Bakanlık tarafından belirlenen plan çerçevesinde çağrı koşullarını, başvuru ve değerlendirme süreçlerine ilişkin bilgileri ve çağrı takvimini içeren duyuruyu,</p>

<p>ç) Değerlendirici: Değerlendirici Listesinden, projeye ilişkin değerlendirme, izleme, revizyon ve nihai durum ölçümü aşamalarında görevlendirilen kurumu,</p>

<p>d) Değerlendirici Listesi: Yeşil dönüşüm uygulamalarında yetkin, akredite veya yetkilendirilmiş kurumlar ile TÜBİTAK MAM ve TSE arasından seçilmek üzere değerlendirici olarak görevlendirilebilecek kurumların yer aldığı, Genel Müdürlükçe oluşturularak program portalinde yayımlanan listeyi,</p>

<p>e) E-TUYS: Elektronik Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Bilgi Sistemini,</p>

<p>f) Gelişme raporu: Projenin ilerleme durumunun izlenmesinde kullanılmak üzere yatırımcı tarafından Genel Müdürlüğün belirleyeceği formatta hazırlanacak raporu,</p>

<p>g) Genel Müdürlük: Stratejik Araştırmalar ve Verimlilik Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>ğ) Karar: 29/5/2025 tarihli ve 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla yürürlüğe konulan Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararı,</p>

<p>h) Kullanıcı: Yatırımcı tarafından Yatırım Teşvik Belgesi işlemlerinin elektronik ortamda yürütülmesine ilişkin mevzuat hükümleri çerçevesinde yetkilendirilmiş gerçek kişiyi,</p>

<p>ı) Program: Yeşil Dönüşüm Programını,</p>

<p>i) Program portali: Programa ilişkin tüm süreçlerin yürütülmesi ile bilgilendirme ve raporlamaların yapılmasını sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından geliştirilen internet tabanlı uygulamayı,</p>

<p>j) Proje: İmalat sanayinde faaliyet gösteren üretim tesisi ve yardımcı birimlerle sınırlı kalmak kaydıyla, belirlenen proje hedeflerine ulaşmak üzere yeşil dönüşüm yol haritasında yer verilen beş yıllık yeşil dönüşüm uygulamalarını içeren projeyi,</p>

<p>k) TSE: Türk Standardları Enstitüsünü,</p>

<p>l) TUYSGM: Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğünü,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>m) TÜBİTAK MAM: Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezini,</p>

<p>n) Yatırım Teşvik Belgesi: Karar kapsamında verilen teşvik belgesini,</p>

<p>o) Yatırımcı: Programa başvuran Türkiye’de yerleşik sermaye şirketini,</p>

<p>ö) Yeşil dönüşüm ekibi: Yeşil dönüşüm yol haritasının hazırlanması, uygulanması ve izlenmesi süreçlerinde rol almak üzere yatırımcı tarafından oluşturulan en az üç kişiden oluşan ekibi,</p>

<p>p) Yeşil dönüşüm lideri: Yeşil dönüşüm ekibinin süreçlerini koordine edecek ve tesis bünyesinde yeşil dönüşüm kültürünün yerleşmesini sağlayacak, yatırımcının bordrolu çalışanı, ortağı veya Yönetim Kurulu üyesi olan ve yatırımcı tarafından yetkilendirilen gerçek kişiyi,</p>

<p>r) Yeşil Dönüşüm Merkezi Belgesi: Program kapsamında proje başvurusu uygun bulunarak Yatırım Teşvik Belgesi düzenlenen tesislere yeşil dönüşüm yol haritası süresince geçerli olmak üzere Bakanlık tarafından verilen belgeyi,</p>

<p>s) Yeşil dönüşüm uygulamaları: Belirlenen proje hedefine ulaşmaya yönelik olarak yatırımcı tarafından gerçekleştirilen uygulamaları,</p>

<p>ifade eder.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin ikinci bölümünün başlığı “Yeşil Dönüşüm Yol Haritası ve Proje Hedefi” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğin 4 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Yeşil dönüşüm yol haritası</p>

<p>MADDE 4- (1) Yatırımcı yeşil dönüşüm stratejisi çerçevesinde tesis bazında yürüteceği yeşil dönüşüm uygulamalarını içeren beş yıllık yeşil dönüşüm yol haritasını başvuru esnasında program portali üzerinden iletir. Yeşil dönüşüm yol haritası şablonu, Bakanlık tarafından çağrıda ilan edilir.</p>

<p>(2) Yeşil dönüşüm yol haritası yatırımcının beş yıllık süre içerisinde hayata geçirmeyi planladığı yeşil dönüşüm uygulamalarını içermelidir.</p>

<p>(3) Yeşil dönüşüm yol haritasının uygulanması ve ilgili süreçlerin koordinasyonunun sağlanması sorumluluğu yeşil dönüşüm ekibindedir. Yatırımcı tarafından yeşil dönüşüm ekibi içerisinden bir yeşil dönüşüm lideri seçilir. Genel Müdürlükçe programa ilişkin olarak gerçekleştirilecek bilgilendirmeler kullanıcı ve yeşil dönüşüm liderine yapılır. Yeşil dönüşüm ekibini oluşturan kişilerin bilgileri yatırımcı tarafından portale yüklenir. Yatırımcının talep etmesi halinde yeşil dönüşüm lideri Genel Müdürlük onayı ile değiştirilebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Tebliğin 5 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Yatırımcı yeşil dönüşüm yol haritasında, başvuruda bulunduğu proje için miktarsal veya oransal olarak somut ve ölçülebilir iyileştirmeler içeren proje hedeflerini belirler.”</p>

<p>“(4) Proje hedefleri, ikinci fıkrada sayılan göstergeler arasından seçilmiş olan göstergelerde iyileştirme sağlamalıdır.</p>

<p>(5) Proje hedefleri ile ilgili olarak projenin uygulanması öncesindeki mevcut durum ölçüm bilgileri başvuruda sunulacak olan yeşil dönüşüm yol haritasında, projenin uygulanması sonrasındaki ölçüm bilgileri ise nihai durum ölçümünde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Tebliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Program kapsamında başvuruların alınması, projelerin değerlendirilmesi, izleme ve revizyon süreçleri ile projelere ilişkin karar alınması iş ve işlemleri, bilgi akışı ve iletişim, program portali aracılığıyla Genel Müdürlük tarafından yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Tebliğin 7 nci maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları yürürlükten kaldırılmış, yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(7) Program kapsamında yatırımcı adına başvuru kullanıcı tarafından yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Tebliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Proje başvurularının değerlendirme sürecinde Genel Müdürlük tarafından oluşturularak program portalinde yayımlanan Değerlendirici Listesinde yer alan değerlendiriciler görev alır.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Tebliğin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 9- (1) Desteklenecek projelerde; program amaçlarına hizmet etme, ölçülebilir proje hedefleri içerme, yeşil dönüşüm uygulamalarından oluşma ve çağrıda yer alan şartları karşılama koşulu aranır.</p>

<p>(2) Proje başvurusunun Genel Müdürlük tarafından şekil yönünden incelenmesi neticesinde, şayet varsa projede tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için yatırımcıya program portali üzerinden bilgilendirme yapılarak beş iş gününden az ve yirmi iş gününden fazla olmamak kaydıyla düzeltme süresi verilir. Eksiklikleri bildirilen süre içerisinde tamamlanmayan başvurular, program portali aracılığıyla değerlendirme dışı bırakılır.</p>

<p>(3) Düzeltme süresi içerisinde tamamlanan başvurularda şekil yönünden eksiklikler olduğu tespit edilmişse yeniden düzeltme verilebilir. Yapılan inceleme sonucunda halen programın koşullarına uygun olmadığı tespit edilen projeler program portali aracılığıyla değerlendirme dışı bırakılır.</p>

<p>(4) Program portali üzerinden başvurusu onaylanan projeler için Genel Müdürlükçe belirlenen değerlendirici tarafından program portali üzerinden Başvuru Değerlendirme Raporu hazırlanır. Değerlendirici, kendisine proje atandığı tarihten itibaren yirmi iş günü içerisinde Başvuru Değerlendirme Raporunu tamamlar.</p>

<p>(5) Değerlendirme, aşağıdaki kriterler doğrultusunda yapılır:</p>

<p>a) Proje kapsamında gerçekleştirilecek yeşil dönüşüm uygulamalarının bu alandaki ulusal ve uluslararası mevzuat ile iyi uygulamalar dikkate alınarak oluşturulması.</p>

<p>b) Projenin sektördeki öncelikler, yenilikçi uygulama örnekleri ve yeni geliştirilmiş teknolojileri içermesi.</p>

<p>c) Proje hedeflerinin, ilgili alanda gerçekleştirilebilecek potansiyel iyileştirme alanları dikkate alındığında belirgin, ölçülebilir, kıyaslanabilir ve gerçekçi olarak belirlenmiş olması.</p>

<p>ç) Proje hedeflerinin, gerçekleştirilmesi öngörülen yeşil dönüşüm uygulamaları ve destek kapsamına alınması talep edilen yatırım unsurlarıyla uyumu.</p>

<p>d) Proje hedeflerine ulaşmak üzere gerçekleştirilen yeşil dönüşüm uygulamalarının diğer performans göstergelerinde olumsuz etkiye neden olmaması.</p>

<p>e) Yatırımcı tarafından belirtilen performans göstergelerine yönelik ölçümün yöntemi ve raporlamasına ilişkin unsurların doğruluk ve yeterlilik düzeyi.</p>

<p>(6) Genel Müdürlük, Başvuru Değerlendirme Raporunu göz önünde bulundurarak projelere ilişkin değerlendirme kararını oluşturur ve program portali üzerinden yatırımcıya iletir. Revizyon yönünde değerlendirme yapılan başvurulara ilişkin yatırımcıya, bildirilen eksiklik ya da uygunsuzlukların giderilmesi için yirmi iş günü süre verilir. Bildirim tarihinden itibaren Genel Müdürlük tarafından verilen süre içerisinde revizyonu gerçekleştirmeyen yatırımcının başvurusu reddedilir.</p>

<p>(7) Revizyon yönünde değerlendirme yapılan başvurular, Başvuru Değerlendirme Raporunu hazırlayan değerlendiricilere yönlendirilir. Değerlendirici, projenin kendisine atandığı tarihten itibaren on iş günü içerisinde program portali üzerinden değerlendirmesini tamamlar.</p>

<p>(8) Reddedilen projeler için programa aynı içerikle bir yıl içinde tekrar başvuru yapılamaz.</p>

<p>(9) Projesi reddedilen başvuru sahipleri, kararın kendilerine tebliğinden itibaren on beş iş günü içerisinde Genel Müdürlüğe itirazda bulunabilir. Bu kapsamda yapılan itirazlar, Genel Müdürlük tarafından yirmi iş günü içerisinde değerlendirilerek karara bağlanır.</p>

<p>(10) Genel Müdürlük tarafından uygun bulunan proje başvuruları Yatırım Teşvik Mevzuatı kapsamında değerlendirilmek üzere TUYSGM’ye iletilir.</p>

<p>(11) TUYSGM tarafından Yatırım Teşvik Belgesi düzenlenen tesislere, Belgenin düzenlendiği tarihten itibaren beş yıl süreyle geçerli olmak üzere, program portali üzerinden Yeşil Dönüşüm Merkezi Belgesi verilir.</p>

<p>(12) Yatırım Teşvik Belgesi alan projeler için başlangıç tarihi, yatırımcının program portali üzerinden başvuru yaptığı tarihtir. Başvuru tarihi ile Yatırım Teşvik Belgesinin düzenlenme tarihi arasında geçen süre, beş yıllık yeşil dönüşüm yol haritası süresine ilave edilerek Yatırım Teşvik Belgesinin süresi belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Tebliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10- (1) Desteklenecek projeler, imalat sanayinde faaliyet gösteren üretim tesisi ve yardımcı birimlerle sınırlı kalmak kaydıyla proje hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik modernizasyon veya entegrasyon yatırımı kapsamında yapılacak arazi-arsa alımı, bina-inşaat harcaması, makine ve teçhizat alımı ile diğer harcamaları içerebilir. Meskûn mahalde yer alıp programın amaçlarına hizmet eden yeşil dönüşüm iyileştirmeleri sağlayacak şekilde meskûn mahal dışına taşınacak tesisler için de programa başvuru yapılabilir.</p>

<p>(2) Program kapsamında yeşil dönüşüm sürecinde kullanılacak teknoloji ve ürünlerin geliştirilmesi veya üretilmesine yönelik Ar-Ge veya yatırım faaliyetleri için destek sağlanmaz. Kararın 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında yapılacak olan güneş veya rüzgâr enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi yatırımlarına program kapsamında düzenlenecek Yatırım Teşvik Belgesinde yer verilemez.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Tebliğin 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 11- (1) Program kapsamında Yatırım Teşvik Belgesi düzenlenen projeler için Karar kapsamında tanımlanan destekler sağlanır.</p>

<p>(2) Asgari sabit yatırım tutarının öncelikli yatırımlar teşvik sistemi kapsamında yapılacak başvurular için Kararın 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen; stratejik hamle programı kapsamında yapılacak başvurular için Kararın 8 inci maddesinin sekizinci fıkrasında belirtilen ve Kararın 5 inci maddesinin onuncu fıkrasına göre güncellenmiş tutarda olması gerekir.</p>

<p>(3) 9 uncu madde kapsamında Genel Müdürlük tarafından uygun bulunan proje başvuruları için yeşil dönüşüm açısından ayrı bir değerlendirme yapılmaksızın TUYSGM tarafından Karar hükümleriyle uyumlu olacak şekilde Yatırım Teşvik Belgesi düzenlenir. Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında sağlanacak devlet yardımlarına ilişkin iş ve işlemler, ilgili mevzuat çerçevesinde TUYSGM tarafından yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Tebliğin 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 12- (1) Yatırımcı her bir takvim yılında gerçekleştirdiği yeşil dönüşüm uygulamalarına ilişkin gelişme raporunu, takip eden takvim yılının ocak ayının sonuna kadar Portal üzerinden Genel Müdürlüğe bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük gerekli gördüğünde, yatırımcının yeşil dönüşüm uygulamalarını yerinde incelemek üzere değerlendirici görevlendirebilir. Şayet varsa Karar kapsamında sunulan ve TUYSGM tarafından Genel Müdürlüğe iletilen yatırım ilerleme raporu izleme sürecinde değerlendirici tarafından dikkate alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Tebliğin 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 13- (1) Program kapsamında düzenlenmiş olan Yatırım Teşvik Belgesine yönelik revizyon talepleri E-TUYS üzerinden yapılır ve sistem aracılığıyla program portaline aktarılır. Genel Müdürlük tarafından yatırımcının belirlemiş olduğu proje hedefleri ile bu hedeflere ulaşmak için gerçekleştirmeyi öngördüğü yeşil dönüşüm uygulamalarına etki edecek mahiyette olmadığı değerlendirilen revizyon talepleri Karar hükümleri doğrultusunda işlem yapmak üzere TUYSGM’ye iletilir.</p>

<p>(2) Proje hedefleri ve yeşil dönüşüm uygulamalarına etki edecek mahiyette olduğu değerlendirilen revizyon taleplerine ilişkin olarak Genel Müdürlükçe belirlenen değerlendiriciden görüş alınır. Değerlendirici, revizyon taleplerine ilişkin görüşlerini Genel Müdürlük tarafından kendisine verilen süre içerisinde program portali üzerinden iletir.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Tebliğin 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 14- (1) Proje kapsamında öngörülen yatırım süresinin bitiminden itibaren otuz iş günü içerisinde; Genel Müdürlük tarafından belirlenen değerlendirici tarafından nihai durum ölçümü yapılarak değerlendirici tarafından program portaline yüklenir ve yatırımcı tarafından onaylanır. Bu süre içerisinde nihai durum ölçümü sonuçları iletilmeyen projeler program kapsamından çıkarılır.</p>

<p>(2) Her bir proje hedefi bazında, öngörülen proje hedeflerinde en az yüzde yetmiş beş oranında gerçekleşme sağlanması ve varsa başvuru anında yürürlükteki ilgili ulusal mevzuat gereği erişilmesi zorunlu olan eşik değerlerin ötesine geçilmesi esastır.</p>

<p>(3) Belirlenen proje hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığı, mevcut durum ile nihai durum ölçüm bilgileri karşılaştırılarak ve değerlendirici görüşü de dikkate alınarak Genel Müdürlük tarafından belirlenir ve TUYSGM’ye bildirilir.</p>

<p>(4) Belirlenen hedeflere ulaşan projelerin tamamlama işlemleri, 21/6/2025 tarihli ve 32933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/1) hükümleri uyarınca TUYSGM tarafından yürütülür.</p>

<p>(5) Belirlenen hedeflere ulaşamayan projeler, program kapsamından çıkarılır. Program kapsamından çıkarılan projeler için, TUYSGM tarafından değerlendirme yapılarak diğer teşvik uygulamalarından yatırımın niteliklerine göre en uygun görülen program kapsamında Yatırım Teşvik Belgesi düzenlenebilir. Bu durumda olan projeler için tabi oldukları yeni teşvik uygulamasına kıyasla program kapsamında fazladan sağlanmış olan destek unsurları ilgili mevzuat hükümlerine göre geri alınır. Yeni bir teşvik uygulamasına geçirilmeyerek teşvik belgesi sonlandırılan yatırımlar için ise ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde sağlanan destekler geri alınır.</p>

<p>(6) Proje hedeflerine beş yıldan daha önce ulaşmış olan yatırımcılar tamamlama başvurusunda bulunabilir. Bu durumda tamamlama işleminin sonuçlandırılmasını müteakiben bir yıl içerisinde yeni bir proje başvurusunda bulunulmayan tesise ait Yeşil Dönüşüm Merkezi Belgesi iptal edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Tebliğin 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 15- (1) Projeye ilişkin değerlendirme, izleme, revizyon, yerinde inceleme ve nihai durum ölçümü aşamalarında görev alacak değerlendiriciler için yapılan ödemeler destek kapsamına dahil edilebilir.</p>

<p>(2) Değerlendiricilerin sunacakları değerlendirme, izleme, revizyon değerlendirmesi ve ölçüm hizmetlerine ilişkin ödemelerin üst sınırları, Genel Müdürlükçe program portalinde yayımlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Tebliğe aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Tebliğin yayımlandığı tarih itibarıyla Yeşil Dönüşüm Merkezi unvanı verilmiş olan tesislerden Yatırım Teşvik Belgesi almış olanlara Yeşil Dönüşüm Merkezi Belgesi düzenlenir, diğerlerinin unvanı bir ay içerisinde Yatırım Teşvik Belgesi alınmamış olması halinde iptal edilir.</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu maddenin yayımı tarihinden önce açılmış olan çağrılar için bu maddeyi ihdas eden Tebliğde yapılan değişiklikler geçici 1 inci maddesi hariç uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yesil-donusum-programi-uygulama-usul-ve-esaslari-tebliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/resmi/sanayi-ve-teknoloji-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="32255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43853"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89587"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43798"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70337"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67922"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63748"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62141"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="30176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="90312"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="31797"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="57008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="79714"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="94461"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="27150"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="64465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="68818"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="39666"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
