<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 16 Apr 2026 18:04:04 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (3)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-3-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-3-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş ve Özet</strong></p>

<p>Aynı başlığı taşıyan <a href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-1" rel="dofollow">yazının birinci bölümünde</a> belirtildiği için tekrar edilmemiştir.</p>

<p><strong>İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>A) Atlamalı Kanun Yolunun <a name="_Hlk227242770">(Temyizin) </a>Gerekip Gerekmediği</strong></p>

<p><strong>Sorun: </strong>İstinafın kesin olan kararlarının yanında temyize tabi olan kararları da vardır.<strong> </strong>Kural olarak CMK’nın, bozma kararları ile kesin kararları dışında kalan kararları temyize tabidir. Başka bir deyişle CMK’nın,</p>

<p><strong>1-</strong> 280/1. maddesinin (e) bendinin delaletiyle 289. maddesindeki <a name="_Hlk227239493">tüm hallerine (bentlerine)</a> ve 280/1. maddesinin (f) bendinde yer alan bozma nedenlerine dayanan bozma kararları ile 286/2. maddesinin tüm hallerinde (bentlerinde) belirtilen kesin kararları dışında kalan kararları,</p>

<p><strong>2-</strong> Kesinlik sınırına bakılmaksızın ismen sayılan (katalog) suçlar nedeniyle verilen kararları,</p>

<p>temyize tabidir. Uygulamada temyize tabi olan bu tür kararların neredeyse tamamına yakını, istinaf incelemesinden sonra taraflarca bir şekilde temyiz ediliyor. Temyize tabi dosyalar için istinafın dosya üzerindeki incelemesi yönünden şunları söylemek mümkündür. Dairenin varsa tebligat veya belge eksikliğinin giderilmesi amacıyla dosyayı ilk derece mahkemesine iade etmesi, bazen ayrıntılı bazen de matbu kararla vardığı hukuki kanaate göre nitelendirme yapması dışında dosyaya bir yenilik getirmiyor. Temyiz incelemesinde Yargıtay, doğal olarak istinaf ceza dairesinin nitelendirmesi ile bağlı değildir. İstinafta dosya üzerinde yapılan inceleme yönünden inceleme süresince dosyanın istinafta beklemesi, karar sürecinin daha da uzaması bakımından isabetli olmadığı ileri sürülebilir. Buna karşılık duruşma açılan hallerde istinaf ceza dairesi gerek usul gerekse de esas yönlerden hataların önemli ölçüde düzeltilmesi suretiyle dosyaya kayda değer yenilik getiriyor.</p>

<p><strong>Öneri:</strong> Konunun tartışılması, örneğin, duruşma açılmasına gerek görülmeyen temyize tabi bu tür dosyaların, bir aylık gibi bir süre içindeki ön inceleme sonucunda, varsa tebligat veya belge eksikliğini gidererek doğrudan temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilebilir. Dosyanın daha erken karara bağlanması açısından bu uygulama yararlı olabilecektir. Böyle bir uygulama Yargıtay’ın iş yükünde bir değişikliğe neden olmayacaktır. Zira bu dosyalar, gecikmeli de olsa nasılsa Yargıtay’a gideceği için fark eden bir şey olmayacaktır. Buna karşılık istinafların işini önemli oranda azaltacaktır. İstinafta duruşma açılması gereken hallerde ise karar sonucuna göre mevcut uygulamanın devam ettirilmesi isabetli olabilir. Çünkü dosya Yargıtay’a gitse bile dosyanın önemli ölçüde eksikliği tamamlandığı için daha az oranda bozma kararı verilmesini, dolayısıyla dosyanın gediş-gelişinin azalmasını sağlayabilir.</p>

<p><a name="_Toc218619869"><strong>B) Gerekçesizlik ve Savunma Hakkının Kısıtlılığı</strong></a></p>

<p><strong>Sorun:</strong> İki kez değişikliğe gidilen 289. maddesindeki (g) ve (h) bentlerindeki bozma nedenlerine dair iki hal yoruma fazla açıktır. Başka bozma ve aynı zamanda gerçekte yasal dayanak olabilen bozma hali de bulunmayan nedenlerin bu iki gerekçeden birisiyle verilmesi yargının hızlı ve etkinliğini olumsuz etkilemektedir. Uyap 2016, 2017 ve kısmen 2018 yılı kayıtlarına bakıldığında istinaf bozmalarının neredeyse tamamına yakınının bu iki nedenden verildiği görülecektir. Bu nedenle değişiklik yapılmış ise de sekiz yıl sonra yapılan değişiklikle tekrar eski hale dönülmüştür. Son değişiklik sonrası Uyap kayıtlarına bakıldığında bu iki halin fazla geniş yorumlanarak neredeyse bozma kararlarının tamamına yakınının bu iki nedenden birine dayandığı görülecektir.</p>

<p><strong>Öneri: </strong>Yargılamaların hızlı ve etkinliği adına yasadaki bozma nedenlerine mümkün olduğunca uyulması ama bu durumun oluşturacağı iş yükünün önlenmesi için istinaflara duruşma yapılmadan da gerektiğinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere eylemin nitelendirmesinin yapılabilmesi, bunun sonucunda beraat veya mahkumiyet hükmünün verilebilmesi, cezanın artırılabilmesine imkan verilmesi.</p>

<p><a name="_Toc204445986"><strong>C) Bir Hükümle Verilen Birden Fazla Cezanın Kanun Yolu</strong></a></p>

<p><strong>Sorun:</strong> Zaman zaman özellikle örgüt faaliyeti kapsamında veya birbiriyle <strong>bağlantılı olarak işlenen suçlarda kanun yolu farklılıkları</strong>na rastlanmaktadır. Zira, bağlantılı eylemlerde veya bir hükümde birden fazla suç için verilen <strong>cezaların toplamı değil, her bir suç yönünden verilen cezalar ayrı olarak dikkate alınarak kanun yoluna gidilebilir</strong>. Bu kural hem hapis cezaları hem de adli para cezaları için geçerlidir. Benzer durum suç örgütü kapsamında veya iştirak halinde işlenen suçlarda da karşımıza çıkabilmektedir.<strong> </strong>Suça göre verilen cezaların ayrı ayrı dikkate alınması hususu, hukuki düzenlemeye aykırı değil ise de kimi zaman hakkaniyete aykırı veya izahı zor olabilen farklı sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<p><strong>Öneri:</strong> Bir dosyadan veya bağlantılı eylemler nedeniyle verilen cezaların toplamı, re'sen istinaf sınırı olan <strong>15 yıl hapis cezasını geçtiğinde</strong> <strong>cezanın ağırlığı, infaz ve olası sonuçları gözetilerek re'sen istinafa tabi tutulması</strong>. Bunun yanında yine farklı kanun yoluna tabi olan birden fazla cezanın <strong>daha lehe (daha üst) kanun yolu varsa buna tabi tutulması </strong>da değerlendirilebilir. Adli para cezaları yönünden de aynı şekilde, bir kararla veya bağlantılı eylemler sonucunda verilen toplam adli para cezası dikkate alınabilir. Bir dosyadan veya bağlantılı eylemler nedeniyle verilen adli para cezalarının toplamı da istinaf sınırını geçtiğinde istinafa tabi tutulmasına imkân veren yasal düzenleme, ceza adalet sistemine daha uygun olabilecektir. En azından istinaf veya temyiz aşamasında olası lehe bozma (düzeltme) kararı ihtimalinin bulunduğu böyle durumlarda, istinafa-temyize başvurulamaması nedeniyle kesinleşen karar için daireye ve/veya ilk derece mahkemesine ya da infazı yapan Cumhuriyet savcısına infazının ertelenmesine (durdurulmasına) imkan verilmesi mümkün olabilir.</p>

<p><strong><a name="_Toc218263525">D) Avukatın Görev Suçu Nedeniyle Verilen Kararın Kanun Yolu</a></strong></p>

<p><a name="_Hlk218365079"><strong>Sorun:</strong></a> Temyize tabi tutulan düzenleme, daha çok bilinen CMK’da değil, 1136 sayılı Kanun’da yapılmıştır. Gerek mahkemelerce gerekse de ilgili avukatlarca bu durumun farkındalığının nispeten daha az olması nedeniyle kararlar kesin olarak verilebiliyor. Bu nedenle ve yanılma suretiyle temyiz kanun yoluna gidilmeyebiliniyor. Bu da yasaya aykırılık, kararın erken kesinleşmesi <a name="_Hlk227243059">ve daha çok avukatlar yönünden </a>hak kaybına neden olabiliyor.</p>

<p><a name="_Hlk218365742"><strong>Öneri: </strong></a>Özellikle farkındalık açısından CMK’nın 286. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendi olarak “Avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları” şeklinde konunun işlenmesi daha yararlı olabilecektir.</p>

<p><a name="_Toc218263517"><strong>E) Vekâlet Ücreti Farklılığı</strong></a></p>

<p><strong>a-Sorun</strong>: <strong>Kısmi durumlarda vekalet ücretinin verilip verilmeyeceği hususlarında farklı uygulamalar olabilmektedir</strong>. Özellikle çek suçlarında yargılama aşamasında ödemenin gerçekleşmesi üzerine verilen davanın düşmesine ilişkin karara karşı müşteki tarafı vekâlet ücreti talebiyle istinafa başvuru yapıyor. Taleplerde, çek keşidecisinin zamanında ödeme yapmaması veya kusurlu hareketi nedeniyle davaya ve dava açılmasından sonra ilerleyen aşamalarda masrafa sebebiyet verdiği ileri sürülerek yargılama masrafı ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği belirtiliyor. İstinafta her iki yönden, başka bir deyişle, vekâlet-yargılama ücretinin sanık veya hazine üzerinde bırakılmasına ya da vekâlet ücreti verilmesine yer olmadığına dair verilen kararlara rast gelmek mümkün olabiliyor. Aynı-çok benzer konunun farklı takdire konu olmasının önlenmesi yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>Öneri: Vekalet ücretine hükmedilebilecek veya hükmedilemeyecek hallerin daha açık olarak mevzuata dâhil edilmesi, </strong>özellikle dava açılmasına sebebiyet verilen hallerde davanın düşmesine kararı verilirken yargılama gideri ile vekâlet ücretinin sanık üzerinde bırakılıp bırakılamayacağı hususunun açıkça mevzuata dâhil edilmesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>b-Sorun:</strong> <strong>Sadece vekalet ücretinin istinaf konusu yapılması</strong> halinde de farklı uygulamaları görmek mümkündür. Kimi vekalet ücretinin şahsi hak olduğu, bunun (olağanüstü) kanun yoluna konu edilemeyeceği, kimi de edilebileceği görüşünden hareketle farklı sonuçlara varan kararlar verilebiliyor. Şahsi hak olsa bile, mahkeme, vekalet ücreti konusunda bir karar vermemiş ise bu şahsi hakka dair talebi karşılayabilen bir makam olmadığı için, başka bir deyişle mahkeme ek kararla vekalet ücretine karar veremeyeceği için sorun çözülmeden kalabiliyor.</p>

<p><strong>Öneri: </strong>Vekalet ücreti şartları oluştuğu halde her nasılsa mahkeme bu konuda karar vermemiş ise belli bir süre ile talep veya istem üzerine, tıpkı müsadere gibi karar verebilmesi veya konunun tartışılarak bir sonuca bağlanması gerekir.</p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,</strong></p>

<p>Belirtilen uygulamaların, daha hızlı ve etkin yargılama bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-1" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (1)</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#ffffff">-</span></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-2" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (2)</span></a></strong></h3>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynak:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Uygulamada İstinaf Ceza El Kitabı, İstanbul, Filiz Kitabevi, 7.Baskı, 2026</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-3-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 16:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tokmak-kitaps.jpg" type="image/jpeg" length="55914"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6890 E., 2026/406 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256890-e-2026406-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256890-e-2026406-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2026 tarihli, 2025/6890 E., 2026/406 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6890 E., 2026/406 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1155 E., 2025/1404 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 21. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/430 E., 2025/114 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davalı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 20.01.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ... ile davalı vekili Avukat ... duruşmaya katıldılar.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.</p>

<p>Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 02.04.2007 tarihinde işe başladığını, 25.02.2020 tarihine kadar düzenli ve sürekli şekilde en son formen olarak çalıştığını, davalı işverenin davacının "... 06... plakalı araca izin alınmaksızın işlem yapıldığı..." gerekçesi ile işten çıkardığını, davacının amirlerinin rızası ve bilgisi dâhilinde böyle bir işlem yaptığını, davacıya alacaklarının ödenmediğini, işten çıkarıldığı tarihte brüt 6.500,00 TL ücreti aldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ve ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili dava dilekçesinde; davacının 02.04.2007 başlangıç tarihli iş sözleşmesi ile teknisyen olarak işe başladığını, iş sözleşmesinin sona erdiği 25.02.2020 tarihinde en son brüt 6.500,00 TL ücret aldığını, formen olması nedeniyle üstlendiği işin süreçlerini, çalışma kurallarını, prosedürleri bildiği hâlde 17.02.2020 tarihinde müvekkili Şirket işyerine turbo arızası nedeniyle gelen müşteriye ait araca garanti kapsamında olmamasına karşın, prosedür ve kurallara aykırı şekilde, herhangi bir onay almaksızın ve bilgi vermeksizin, aynı marka başka bir araç üzerinden garanti işlemi yapmak suretiyle arızalı olan turbo parçasını değiştirdiğini ve maddi değeri 13.730,00 TL+KDV tutarındaki parçayı ücretsiz şekilde taktığını, durumun tespiti üzerine 21.02.2020 tarihinde yazılı savunma vermesinin istendiğini, savunmasında bahse konu eylemi kabul ettiğini; ancak herhangi bir şahsi menfaat temin etmediğini, müşteri memnuniyeti amacıyla bu işi gerçekleştirdiğini savunduğunu, davacının iş sözleşmesi haklı nedenle feshetme kararı verilmek üzere iken davacının bu durumun siciline işleneceğinden çekinerek müvekkili Şirketten önce davranarak 25.02.2020 tarihinde kendi el yazısı ile yazdığı dilekçe ile istifa etmek sureti ile son bulduğunu, her türlü hak ve alacağını aldığına dair ibranameyi imzalayarak işten ayrıldığını, kıdem ve ihbar tazminatı talep hakkı bulunmadığını, işyerinde hafta içi 09.00-18.00 arasında ve ayda 2 cumartesi gününde 10.00-16.30 saatleri arasında çalışıldığını, işyerinin pazar günleri, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde özellikle dinî bayramlarda kapalı olduğunu, ayrıca fazla çalışma ücretlerinin iş sözleşmesinde belirlenen ücrete dâhil olduğunu, hakettiği tüm yıllık ücretli izinlerini kullandığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararı sonrasında hafta tatili ve ücret alacağı talepleri reddedilmek diğer talepler hüküm altına alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; şarta bağlı istifanın kural olarak geçerli olmadığı, uygulamada en çok karşılaşılan şekliyle, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebinin istifa olarak değil ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde bir icap olarak değerlendirilmesi gerektiği, davacı tarafça yasal hakları saklı tutularak ayrılma talebinin, işverene yapılmış bir ikale için icap olarak yorumlanıp işverence bu dilekçenin işleme konulması nedeniyle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacı tanık anlatımı ile davacının haftada bir gün hafta tatilini kullandığı, tanık anlatımlarına göre fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacak hesaplamalarında hata bulunmadığı, iş sözleşmesinde ücret miktarının yazılı olmamasına göre fazla çalışmanın ücrete dâhil kabul edilmemesinin isabetli olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Islah için harcın yatırıldığı tarihten 5 yıl önceki hak ve alacakların zamanaşımına uğradığının kabulü gerektiğini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının savunmasında haklı nedenle feshe konu eylemi kabul ettiğini, haklı nedenle işten çıkartıldığının kayıtlara geçmemesi için istifa ederek işten ayrıldığını, istifa dilekçesinin ikale talebi olarak kabul edilemeyeceğini,</p>

<p>3. İkalede ihbar tazminatının yasal bir hak olarak ödenmeyeceğini,</p>

<p>4. İş sözleşmesinde fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğunun belirtildiğini, bu hususun dikkate alınmamasının hatalı olduğunu,</p>

<p>5. Ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının hesaplanmasında sadece davacı tanık beyanlarının dikkate alınmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık; davacının iş sözleşmesinin ne şekilde sona erdiği, buna bağlı olarak kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanmadığı ile davacının fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının ispat ve hesaplanmasına ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Fesih bildirimi tek taraflı bir irade beyanı olup bu beyan, belirsiz süreli iş sözleşmelerinde süre verilerek sözleşmenin sona erdirilmesinde kullanılabileceği gibi belirli ya da belirsiz süreli sözleşmelerin haklı nedene dayanarak, işçi veya işveren tarafından süre verilmeksizin sona erdirilmesinde de kullanılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmelerinde fesih bildirimi sözleşmeyi belirli bir sürenin geçmesiyle ya da derhâl sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli tek taraflı bir irade beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç doğurur. İş sözleşmelerinde fesih bildiriminde bulunma hakkı, kural olarak her iki tarafa da tanınmıştır. Hukuki niteliği itibarıyla fesih bildirimi, yenilik doğuran bir hak olup beyanın karşı tarafa ulaşması ile sonuç doğurur; bu nedenle karşı tarafın kabulüne gerek yoktur. Hukuk sistemimizde feshin işçi veya işveren tarafından yapılmasına bağlanan hukuki sonuçlar farklı olduğundan fesih bildiriminin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Yine iş sözleşmesinin her iki tarafça feshedilmiş olması hâlinde de ilk önce kimin tarafından feshedildiğinin ortaya konulması gerekmektedir. İş sözleşmesinin kimin tarafından feshedildiği belirlendikten sonra sözleşmeyi sona erdiren bozucu yenilik doğuran hak bu kişi tarafından kullanılmış sayılacağından, feshe bağlanan hukuki sonuçlar kullanan kişiye göre belirlenecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.09.2018 tarihli ve 2015/22-3097 Esas, 2018/1339 Karar sayılı kararı).</p>

<p>İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer.</p>

<p>Bozma sözleşmesi (ikale) yasalarımızda düzenlenmiş değildir. Sözleşme özgürlüğünün bir sonucu olarak daha önce kabul edilen bir hukuki ilişkinin, sözleşmenin taraflarınca sona erdirilmesi mümkündür. Sözleşmenin, doğal yollar dışında tarafların ortak iradesiyle sona erdirilmesi yönündeki işlem ikale olarak adlandırılır.<br />
4857 sayılı İş Kanunu'nda (4857 sayılı Kanun) yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı son bulmasına dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklama (icap), ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile ikale kurulmuş olur.</p>

<p>İkalenin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdirilmesi, iş hukukunu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda iş sözleşmesinin yorumunda olduğu gibi, genel hükümlerin yanı sıra iş hukukundaki “işçi yararına yorum” ilkesi de göz önünde bulundurulacaktır.</p>

<p>6098 sayılı Kanun'un 23... . maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hâllerinin, ikale yönünden titizlikle ele alınması gerekir. Bir işçinin ikale yapma konusundaki icap veya kabulde bulunmasının ardından işveren feshi hâline özgü iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak istemesi ve yasa gereği en çok bir ay içinde işe iade davası açmış olması hayatın olağan akışına uygun düşmez.</p>

<p>İş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu hâlde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde de durmak gerekir. İş ilişkisinin ikale yoluyla sona erdirildiğine dair örnekler mülga 1475 sayılı İş Kanunu ve öncesinde hemen hemen uygulamaya hiç yansımadığı hâlde, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı Kanun sonrasında giderek yaygın bir hâl almıştır. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla fesih gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin bertaraf edilmesi şüphesi ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>İkale yoluyla iş sözleşmesi sona eren işçi; iş güvencesinden yoksun kaldığı gibi, kural olarak feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamayacaktır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında, tarafların ikale yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, ikale yapma konusundaki icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmaktadır. Buna göre ikale icabı işverenden gelmişse kanuni tazminatlarına ilaveten işçiye ek bir menfaatın sağlanması (makul yarar) gerekir. Aksi hâlde iş sözleşmesinin ikale ile sona erdirildiğinden söz edilemez. Buna karşılık ikale icabı işçiden gelmişse işçiye ihbar ve kıdem tazminatının ödenip ödenmemesi tarafların anlaşmasına bağlıdır.</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut uyuşmazlık incelendiğinde; davacı tarafça feshin işveren tarafından yapıldığı ve haklı nedene dayanmadığı, davalı tarafça ise davacının 17.02.2020 tarihinde atölyeye turbo arızası nedeniyle gelen, garantisi olmayan araca garanti kapsamında aynı marka başka bir araç üzerinden garanti işlemi yaparak turbonun bu araca takıldığı, bu nedenle Şirketi 13.730,00 TL+ KDV maddi zarara uğrattığı iddiası ile 21.02.2020 tarihinde davacıdan yazılı savunma istendiği, davacının aynı tarihli yazılı savunmasında özetle; bahsi geçen olayın doğru olduğunu, ancak şahsına ve çevresine maddi ve manevi kazanç sağlamadığını, Şirketi maddi zarara uğratmak niyetinde olmadığını, müşteri memnuniyeti için yaptığını belirttiği, savunması alındıktan sonra ise 25.02.2020 tarihinde istifa ettiği savunulmuştur. Davacı, 25.02.2020 tarihli el yazısı ile hazırladığı istifa dilekçesinde 25.02.2020 tarihi itibarıyla yasal haklarını alarak istifa etmek istediğini belirterek işten ayrılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin 24.11.2024 tarihli kaldırma kararında da belirtildiği üzere, bu dilekçenin baskı ile alındığı ispatlanmış değildir. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davacı tarafça yasal haklarını saklı tutarak ayrılma talebinin işverene ikale için yapılmış bir icap olduğu gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatının hüküm altına alınması gerektiği kabul edilmiş ise de davacının eylemi ve savunması ile tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; istifa dilekçesindeki ifadenin sonuca etkisinin bulunmadığı, davacının işyerinden haklı nedeni olmaksızın istifa ederek ayrıldığı anlaşılmakla kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekli iken yazılı gerekçe ile hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256890-e-2026406-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="67203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/95649 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202395649-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202395649-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/12/2025 tarihli ve 2023/95649 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>V. K. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/95649)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 16/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 16/4/2026 - 33226</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Enes KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Reşat YARATAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, kişinin yurt dışına çıkış yasağına ilişkin adli kontrol tedbirine uymaması üzerine tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 27/10/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu hakkında Elâzığ Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında Başsavcılığın talebi üzerine 21/8/2016 tarihinde Elâzığ Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirine tabi tutulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>7. Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/10/2018 tarihli kararıyla başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararda adli kontrol tedbiriyle ilgili bir değerlendirme yapılmamıştır.</p>

<p>8. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi 7/10/2019 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de kararında adli kontrol tedbiriyle ilgili bir değerlendirmede bulunmamıştır.</p>

<p>9. Bodrum Emniyet Müdürlüğünce haklarında geçmiş yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına üye olma suçundan adli tahkikat yürütülen ve yargılanmaları değişik mahkemelerce sürdürülen şahısların illegal yollardan Yunanistan'ın Kos Adası'na geçiş yapacağı yönünde bilgi alınmıştır. Bunun üzerine 5/10/2023 tarihinde Bodrum Sahil Güvenlik Komutanlığı görevlilerince Turgutreis sahili açıklarında tekne içinde başvurucunun da aralarında bulunduğu kişiler yakalanmıştır.</p>

<p>10. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı 6/10/2023 tarihinde başvurucunun da aralarında bulunduğu kişiler hakkında herhangi bir tedbir kararı uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bilgi verilmesi hususunda yargılamaların yapıldığı ilgili mahkemelere müzekkere göndermiştir.</p>

<p>11. Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi 6/10/2023 tarihinde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Başvurucu, sorgusunda <i>"Kesinlikle açıkta değildik, KOS adası denildi ancak biz henüz sahildeydik. Marinanın çıkışındaydık. Birkaç tekneci ile görüştük. Bu şahıs bizi gezdireceğini söyledi. Eşimle birlikte bu tekneye bindik. Biz kişi başı 150 euro verdik, kesinlikle kaçma teşebbüsümüz yoktu, kaçma gibi bir niyetimiz yoktu, çalışıyorum, aileme bakıyorum, ailemi geçindirmeye çalıştım, ancak hiçbir zaman kaçma gibi bir şey gelmedi aklımıza, gezmek amacıyla geldik."</i> şeklinde beyanda bulunmuştur.</p>

<p>12. Başvurucu müdafii; sorguda adli kontrol için azami yedi yıllık sürenin geçtiğini, dolayısıyla başvurucu hakkında herhangi bir yurt dışına çıkış yasağının söz konusu olmadığını, ortada olmayan bir adli kontrol tedbiri nedeniyle tutuklama kararı verilemeyeceğini ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi, sorgusunun ardından başvurucunun adli kontrol tedbirine uymaması nedeniyle tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Sanık V.K.hakkında Mahkememizin 2016/409 Esas 2018/369 Karar sayılı dosyasından CMK nun 109/3-a maddesi çerçevesinde yurt dışına çıkamama şeklinde adli kontrol kararı mevcut olduğu, sanık hakkında yurt dışına çıkma yasağı şeklindeki adli kontrol kararının 21/8/2016 tarihinde uygulanmaya başladığı ve hakkındaki hükmün 4/10/2018 tarihinde verildiği,5271 sayılı CMK’nın 110-A maddesinde terör suçlarında adli kontrol süreleri için en azami 7 yıl uygulanabilecek ise de dosyanın kanun yolunda olduğu sürelerin bu sürelere dahil olmadığı anlaşılmakla,</i></p>

<p><i>Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 6/10/2023 tarihli yazısı ile sanığın 5/10/2023 günü Bodrum Sahil Güvenlik Komutanlığı görevlilerince illegal olarak Yunanistan ülkesi Kos adasına geçiş yapmak istediği esnada açık deniz üzerinde yakalanan 13 şahsın bulunduğu, aralarında sanığın da bulunduğu, sanığın CMK nun 109/3-a maddesi çerçevesinde konulan yurt dışına çıkma yasağını ihlal anlamına gelebilecek şekilde açık denizde yakalanmış olması, sanık hakkında mahkememizin 4/10/2018tarihli ...kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olunması da gözetildiğinde Yunanistan’a illegal yollardan geçiş yapacağı yönünde somut deliller bulunduğu anlaşılmakla atılı suçun CMK'nun 112 ve 100. maddesinde ön görülen ve tutuklama nedenlerinin varsayılacağı suçlardan da olduğu anlaşılmakla, sanık V.K.’nun CMK'nun 100-112ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmasına…</i> [karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>14. Başvurucu 12/10/2023 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş; itiraz dilekçesinde 21/8/2016 tarihinde verilen adli kontrol tedbiri için kanunda öngörülen azami yedi yıllık sürenin 21/8/2023 tarihinde dolduğunu, bu tarihten itibaren adli kontrol tedbirinin kendiliğinden ortadan kalktığını, kanunda adli kontrol tedbirinin süresiyle ilgili olarak <i>mahkûmiyet kararından önce</i> veya <i>sonra</i> şeklinde bir ayrım yapılmadığını, yedi yıllık süre geçtikten sonra adli kontrol kararının hükmünü devam ettirdiği yönündeki düşüncenin kanuni bir temelinin bulunmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>15. Elâzığ 3. Ağır Ceza Mahkemesi 16/10/2023 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Tutuklu sanık V. K.'nun üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, sanığın üzerine atılı suçun CMK.100/3.maddesinde belirtilen suçlardan oluşu, sanık hakkında verilen netice ceza miktarı, sanığın yakalanma şekli de dikkate alınarak, bu aşamada adli kontrol uygulamasının sonuçsuz kalacağı anlaşıldığından ve tutuklama tedbirinin bu suçlamaya göre ölçülü olduğu görülmekle; sanığın/ sanık müdafiinin tahliye talebinin reddi ile sanığın tutukluluk halinin devamına… </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>16.Başvurucu 27/10/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>17. Yargıtay 3. Ceza Dairesi 27/6/2024 tarihinde bozma kararı vermiştir. Yargıtay ayrıca hükmolunan ceza miktarı, suçun niteliği, mevcut delil durumu, başvurucunun eylemli olarak kaçma hazırlığındayken yakalanmış olması hususlarına atıf yaparak tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.</p>

<p>18. Bozma üzerine yargılama, Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesinde -inceleme tarihi itibarıyla- devam etmektedir. Başvurucu 7/2/2025 tarihinde tahliye edilmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p>19. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun <i>"Tutuklama nedenleri"</i> başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.</i></p>

<p><i>(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.</i></p>

<p><i>b) Şüpheli veya sanığın davranışları;</i></p>

<p><i>1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,</i></p>

<p><i>2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,</i></p>

<p><i>Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.</i></p>

<p><i>(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:</i></p>

<p><i>a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>12. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>20. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Tutuklama kararı"</i> başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.</i></p>

<p><i>(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;</i></p>

<p><i>a) Kuvvetli suç şüphesini,</i></p>

<p><i>b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,</i></p>

<p><i>c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,</i></p>

<p><i>gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."</i></p>

<p>21. 5271 sayılı Kanun’un “<i>Adlî kontrol</i>” başlıklı 109. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:</i></p>

<p><i>a) Yurt dışına çıkamamak.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>22. 5271 sayılı Kanun’un “<i>Adlî kontrol kararı ve hükmedecek merciler</i>” başlıklı 110. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“...</i></p>

<p><i>(3) 109 uncu madde ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>23. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Adli kontrol altında geçecek süre"</i> başlıklı 110/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir.</i></p>

<p><i>(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez."</i></p>

<p>24.5271 sayılı Kanun’un <i>"Tedbirlere uymama''</i> başlıklı 112. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“(1) Adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. (Ek cümle:14/4/2020-7242/16 md.) Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de tutuklama kararı verebilir.</i></p>

<p><i>(2) (Ek: 24/11/2016-6763/24 md.) Birinci fıkra hükmü, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali hâlinde de uygulanabilir. Ancak, bu durumda tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz.”</i></p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>25. Anayasa Mahkemesinin 16/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>26. Başvurucu; hakkında verilen adli kontrol tedbiri için kanunda öngörülen üç yıllık sürenin dolduğu 21/8/2019 tarihinden sonra adli kontrol tedbirinin devamı yönünde bir karar verilmediğini, bu tarih itibarıyla adli kontrolün kendiliğinden hükümsüz hâle geldiğini, her hâlükârda yedi yıllık azami sürenin dolduğunu, yedi yıldan sonra adli kontrolün devam ettiğini söylemenin hiçbir yasal dayanağı olmadığını, 5271 sayılı Kanun’da adli kontrole ilişkin düzenlemelerin istinaf ve temyiz aşaması için de geçerli olduğunu, mahkûmiyet hükmünde adli kontrol tedbiriyle ilgili bir karar bulunmadığını, olmayan bir adli kontrol kararına uymadığı için tutuklandığını, tutuklanmasının kanuni bir dayanağı olmadığını, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının gerekçesiz şekilde verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği, adil yargılanma ve gerekçeli karar haklarının, suçta ve cezada kanunilik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>27.Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin verdiği bazı kararlara ve derece mahkemelerinin gerekçelerine yer verilmiş; inceleme yapılırken Anayasa'nın ve mevzuatın ilgili hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>28. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>29. Başvurucunun iddialarının özü, tutuklama tedbirinin hukukiliğine ilişkindir. Bu nedenle başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p>31.Somut olayda başvurucu, yurt dışına çıkış yasağına ilişkin adli kontrol tedbirine uymadığı gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun’un 112. maddesine dayanılarak tutuklanmıştır. Bununla birlikte Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi yalnızca bu gerekçeye dayanmamış, başvurucunun yasa dışı yollarla Yunanistan'a kaçarken yakalandığını belirterek 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde öngörülen tutuklama sebeplerinin de mevcut olduğunu açıklamıştır. Nitekim itiraz üzerine Elâzığ 3. Ağır Ceza Mahkemesi debaşvurucu hakkında verilen ceza miktarı ve yakalanma şeklini dikkate alarak ve tutuklama tedbirini bu suçlamaya göre ölçülü kabul ederek itirazı reddetmiştir. Dolayısıyla mahkemelerce salt adli kontrol tedbirine uyulmadığından değil 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi kapsamında da tutuklama kararının verildiği görülmüştür.</p>

<p>32. Somut olaydaki tutma tedbirinin Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır.</p>

<p>33. Bu çerçevede yapılacak incelemede tutuklama kararı öncelikle adli kontrol tedbirine aykırı davranılması (5271 sayılı Kanun’un 112. maddesine dayanılması) gerekçesi yönünden ele alınacaktır.</p>

<p>34. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen <i>kanun tarafından öngörülme</i>, Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen <i>haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma</i> ve <i>ölçülülük</i> <i>ilkesine aykırı olmama</i> şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p>35. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin ancak <i>kanunla</i> sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların <i>şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi</i> kuralına yer verilmiştir. Anayasa'nın 13. maddesiyle tüm temel ve hak özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin olarak getirdiği <i>kanunilik</i> şartını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden 19. maddede ayrıca belirttiği görülmüştür. Bu bağlamda birbirleriyle uyumlu olan Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri uyarınca kişi hürriyetine ilişkin müdahale olarak tutuklamanın kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur (<i>Murat Narman</i> [2. B.], B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43). Buradaki kanun, şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun ise Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Anayasa’da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir (<i>Muhammed Neşet Girasun</i> [2. B.], B. No: 2017/22254, 2/6/2020, § 45).</p>

<p>36. Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının demokratik toplumlarda taşıdığı önem ve bu hakkın keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakmaları önleme amacı dikkate alındığında kanuna dayalı uygulamanın da öngörülebilir olması ve kanunun keyfîliğe karşı kişilere yeterli güvenceler sağlaması gerekir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mustafa Karaca</i> [GK], B. No: 2020/15967, 20/5/2021, § 46).</p>

<p>37. 5271 sayılı Kanun’un 112. maddesi adli kontrol tedbirine uyulmaması hâlinde tutuklamaya izin verse de bu yetkinin kullanımı, uyulmadığı iddia edilen adli kontrol tedbirine ilişkin kararların hukuka uygun olmasına bağlıdır. Tutuklamanın dayanağı olan adli kontrol kararı kanuna aykırı ise bu karara uyulmadığı gerekçesiyle verilen tutuklama da hukuki temelden yoksun kalacaktır.</p>

<p>38.5271 sayılı Kanun’a 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle eklenen (7331 sayılı Kanun'un 27. maddesi gereğince 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe giren) 110/A maddesine göre ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir, uzatma süresi 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren (başvurucuya isnat edilen terör örgütüne üye olma suçunun da dâhil olduğu) suçlarda dört yılı geçmeyecektir. Böylelikle bahsi geçen suçlarda bir kişi hakkında en çok yedi yıl süreyle adli kontrol tedbiri uygulanabilecektir. Buna göre başvurucunun yargılandığı davada azami adli kontrol tedbiri süresi yedi yıldır.</p>

<p>39.Bu sürenin Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mi yoksa adli kontrol tedbiri tarihinden itibaren mi başlayacağının da belirlenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi azami tutukluluk süresinin beş yıldan yedi yıla çıkarıldığı dönemde incelediği başvurularda azami süreyi hesaplarken kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihi değil tutuklama tarihini esas almıştır (<i>Ömer Köse (2)</i> [2. B.], B. No: 2017/34237, 23/10/2019, §§ 65, 66; <i>Selahattin Demirtaş (3) </i>[1. B.], B. No: 2017/38610, 9/6/2020, §§ 162-173). Aynı durumun adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu kabul etmek gerekir. Kanunda azami sürelerin bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önceki adli kontrol tedbirlerine uygulanmayacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucunun yedi yıllık azami sürenin aşıldığı yönündeki itirazının kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesabına dâhil olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi de Ağır Ceza Mahkemesinin kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihi dikkate almadığını göstermektedir. Dolayısıyla somut olayda adli kontrol tedbirine karar verildiği tarihten itibaren sürenin başlatılması gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>40. Ağır Ceza Mahkemesinin kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesabına dâhil olmadığı yönündeki tespitin de değerlendirilmesi gerekir. Adli kontrolle ilgili azami süreler belirlenirken 5271 sayılı Kanun’da soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayrım da yapılmamıştır. Kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesaplanmasında dikkate alınmaması suç isnadına bağlı tutuklama ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesinin de kabul ettiği gibi kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla suç isnadına bağlı tutukluluk hâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu<i> bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu</i> olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi açısından tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir (<i>Korcan Pulatsü</i> [2. B.], B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).</p>

<p>41. Mahkûmiyete bağlı tutma ile suç isnadına bağlı tutmanın nitelik farkından kaynaklanan bu tespitin özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle hüküm verildikten sonra adli kontrol tedbirinde geçen sürenin de hesaba katılması gerekmektedir. Somut olayda başvurucu hakkında 21/8/2016 tarihinde adli kontrol tedbirine karar verilmiştir. Yedi yıllık azami süre 21/8/2023 tarihinde dolmuştur. Bu durumda başvurucu, esasında kanunda öngörülen azami süresi aşılmış bir adli kontrol tedbirine uymadığı için tutuklanmıştır. Azami süresi dolmuş olan bir adli kontrol tedbirine uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni bir temelinin bulunmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>42. Öte yandan yukarıda belirtildiği üzere başvurucu 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca da tutuklanmıştır ancak bu karar, dosya kanun yolu aşamasındayken ilk derece mahkemesince verilmiştir. Anılan Kanun'un 112. maddesi, kişiye adli kontrol tedbiri kapsamında yüklenen yükümlülüklere uyulmaması hâlinde ilk derece mahkemesine tutuklama yetkisi tanımaktadır (bkz. § 22). Buna karşın kanun yolu aşamasında ilk derece mahkemesinin 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi kapsamında tutuklama kararı vermesine imkân tanıyan açık bir kanun hükmünün bulunmadığı görülmüştür. Bu konuda açık bir hüküm bulunmadığından ilk derece mahkemesince 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi kapsamında verilen tutuklama kararının da kanuni bir dayanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>43.Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM</strong></p>

<p>44. Başvurucu; ihlalin tespiti, tutukluluk hâlinin sonlandırılması için dosyanın yargılamayı yapan mahkemeye gönderilmesi ve 2.000.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>45. Somut olayda Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucuyla ilgili olarak yürütülmekte olan yargılama kapsamında başvurucu hakkında tahliye kararı verilmiş ve böylelikle başvurucunun tutukluluk statüsü sona ermiştir. Dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Diğer taraftan yalnızca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 167.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C.Başvurucuya net 167.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>D.2.220,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 42.220,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Başvurucu, yurt dışına çıkmama adli kontrol tedbirine uyulmamasından dolayı hakkında tutuklama kararı verilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun Anayasanın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirtilen gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>Başvurucu hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçundan Elazığ Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedilmiş, başvurucu tarafından yapılan istinaf talebi esastan reddedilmiş, dosya Yargıtay’da temyiz incelemesinde iken, yargılaması devam eden bir grup şahsın illegal yollardan Yunanistan’ın Kos adasına kaçmaya çalıştığı yönünde Bodrum Emniyet Müdürlüğünce elde edilen bilgiler doğrultusunda, Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından Bodrum İlçesi Turgutreis sahili açıklarında tekne içinde başvurucunun da aralarında olduğu kişiler yakalanmıştır.</p>

<p>Başvurucu hakkında uygulanan yurt dışına çıkma adli kontrol tedbirinin azami süresinin dolduğunu ileri sürmüştür. Somut olayda 21/8/2016 tarihinde adli kontrol tedbiri uygulanmaya başlanmış olup, olay tarihi olan 6.10.2023 tarihinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 110/A maddesinde öngörülen yedi yıllık azami süre dolmuştur. Bununla birlikte, çoğunluk görüşünün gerekçesinde yer aldığı üzere, Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi tutuklama kararında yalnızca bu gerekçeye dayanmamış, başvurucunun yasa dışı yollarla Yunanistan'a kaçarken yakalandığını belirterek 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde öngörülen tutuklama sebeplerinin de mevcut olduğunu açıklamıştır. Nitekim itiraz üzerine Elâzığ 3. Ağır Ceza Mahkemesi de başvurucu hakkında verilen ceza miktarı ve yakalanma şeklini dikkate alarak ve tutuklama tedbirini bu suçlamaya göre ölçülü kabul ederek itirazı reddetmiştir. Dolayısıyla mahkemelerce salt adli kontrol tedbirine uyulmadığından değil ayrıca başvurucunun somut olgulara dayalı kaçma şüphesi olduğu da tespit edilerek 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde kapsamında tutuklama kararının verildiği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Bu bağlamda başvuruya konu kararların gerekçeleri incelendiğinde, sadece adli kontrol tedbirine uyulmadığı için değil aynı zamanda başvurucunun kaçarken yakalandığı için tutuklama sebebinin mevcut olduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinde, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebileceği, şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı halinde kuvvetli şüphe oluşuyorsa tutuklama kararı verilebileceği belirtilmiş, maddenin 3. fıkrasında tutuklama nedeninin varsayıldığı suçlar sayılmıştır. Söz konusu fıkrada, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen suçlar ile Türk Ceza Kanunu’nun anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar da sayılmıştır. Başvurucunun kovuşturmasının devam ettiği suç, söz konusu fıkrada sayılan suçlardan olduğundan, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni varsayılabilecektir.</p>

<p>Yine CMK’nın 101. maddesinin ilk fıkrasında, soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verileceği, bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterileceği ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda başvurucuya ait kovuşturma süreci devam etmekte olup, dosya Yargıtay incelemesinde olduğundan tutuklama kararına mahkemece karar verilecektir. CMK’nın 101. maddesinde dosyanın temyiz aşamasında olması halinde tutuklama kararını Yargıtay’ın vereceğine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Kaldı ki somut olayda, Yargıtay 3. Ceza Dairesi 27.6.2024 tarihinde başvurucunun üzerine atılı suçun niteliği, mevcut delil durumu ve sanığın kaçma hazırlığındayken yakalanmış olması hususlarına atıf yaparak tutuklamanın devamına karar vermiştir. Buna göre, müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu, başvurucu hakkında hükmedilen hapis cezası nedeniyle kuvvetli suç belirtisinin mevcut olduğu, başvurucunun teknede Kos adasına kaçarken yakalanması nedeniyle kaçma şüphesinin ve meşru amacın bulunduğu nazara alındığında CMK’nın 100. maddesi uyarınca tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında ifade edildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereği yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir. Yerel mahkeme somut olay bağlamında başvurucunun ifadesini almış, dosya kapsamındaki delilleri değerlendirmiş ve kararını gerekçelendirerek tutuklama tedbirine başvurmuştur. Hal böyle iken CMK’nın ilgili hükümleri çerçevesinde başvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurulması isabetli olup, çoğunluk görüşüne katılmak mümkün değildir.</p>

<p>Belirtmiş olduğumuz nedenlerle, başvurucu hakkında verilen tutuklama kararı bakımından başvurucunun, Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202395649-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="62401"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2023/6481 E., 2023/9810 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20236481-e-20239810-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20236481-e-20239810-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 11.12.2023 tarihli, 2023/6481 E., 2023/9810 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/6481 E., 2023/9810 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>K A N U N Y A R A R I N A<br />
B O Z M A</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/151 E., 2022/221 K.<br />
SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık</p>

<p>İNCELEME KONUSU<br />
KARAR : Mahkûmiyet<br />
KANUN YARARINA<br />
BOZMA YOLUNA<br />
BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>Kayseri 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.06.2022 tarihli ve 2022/151 Esas, 2022/221 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 3.080,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 14.07.2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 11.10.2023 tarihli ve 2023/18126 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.11.2023 tarihli ve KYB-2023/109774 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.11.2023 tarihli ve KYB-2023/109774 sayılı kanun yararına bozma isteminin;</p>

<p>“Dosya kapsamına göre,</p>

<p>1- Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23/02/2021 tarihli ve 2020/9634 esas, 2021/3097 karar sayılı ilâmında yer alan, " ... Sanığın, 30/02/2019 tarihli duruşmada müştekinin zararını karşılamak istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, aynı celse mahkumiyetine karar verilerek, sanığa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilmeden hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması nedeni ile anılan hususa yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüş olduğundan KABULÜ .. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA ... " şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,</p>

<p>Sanığın yakalama emrine istinaden ... Cumhuriyet Başsavcılığının 21/02/2022 tarihinde alınan ifadesinde, zararı karşılayacağını beyan etmesi ve 5237 sayılı Kanun'un 168/1. maddesinde yer alan "Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)(1) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir." şeklindeki düzenleme karşısında,</p>

<p>Mahkemece katılanın zararı belirlenip, sanığa zararı gidermesi için makul bir süre verildikten sonra sonucuna göre etkin pişmanlık hükümleri yönünden değerlendirme yapılmak suretiyle hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde,</p>

<p>2- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Sanığın duruşmadan bağışık tutulması" başlıklı 196. maddesinde yer alan, "(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir." şeklindeki düzenleme ile,<br />
Benzer bir olayla ilgili Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 09/12/2020 tarihli ve 2019/15980 esas, 2020/11841 karar sayılı ilâmında yer alan, " ... Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03/04/2018 tarih, 2014/851 Esas ve 2018/144 sayılı kararı uyarınca aynı yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15/11/2018 tarih, 2018/339 Esas ve 2018/536 Karar sayılı kararı uyarınca farklı yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunan, asıl mahkemesince yapılan sorgusu sırasında duruşmadan bağışık tutulma isteğinde bulunmayan sanığın Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünü bildirdiği ve hükmün açıklandığı son oturumda hazır bulundurulmayıp yokluğunda yargılama yapılarak mâhkumiyetine karar verilmesi savunma hâkkının sınırlandırılması niteliğinde olduğu ... " şeklindeki açıklamalar nazara alındığında;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargılama aşamasında sanığın savunmasının yakalama kararına istinaden 29/04/2022 tarihinde ... 15. Ağır Ceza Mahkemesinde alındığı, kısa kararın sanığın yokluğunda verildiği, dosya arasında bulunan ceza infaz kurumu bilgileri dahilinde karar tarihi itibariyle başka suçtan Gemlik Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan sanığın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 196. maddesi uyarınca savunmasında duruşmalardan vareste tutulmaya yönelik talebi bulunmadığı hâlde, mahkûmiyet kararının verildiği 28/06/2022 tarihli oturumda hazır edilmeksizin ya da ses ve görüntü bilişim sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katılımı sağlanmaksızın savunma hâkkı kısıtlanmak suretiyle mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”<br />
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>1.5237 sayılı Kanun’un 168 inci maddesinin birinci fıkrasında; "Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir", aynı maddenin ikinci</p>

<p>fıkrasında ise; "Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir." hükümleri yer almaktadır.</p>

<p>2. 5271 sayılı Kanun'un sanığın duruşmada hazır bulunmaması başlıklı 193 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, "Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz."; aynı Kanun'un sanığın duruşmadan bağışık tutulması başlıklı 196 ncı maddesinin birinci fıkrası ise, "Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir." şeklindedir.</p>

<p>3. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde;</p>

<p>a. Sanığın, hakkındaki yakalama emrine istinaden soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan 21.02.2022 tarihli ifadesinde şikâyetçinin zararını giderebileceğini beyan ettiği, her ne kadar Kayseri 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.04.2022 tarihli yakalama emri üst yazısında "Savunma alınırken müştekinin olay nedeniyle meydana gelen 1849,20 TL zararını yatırmak isteyip istemediği, yatırmak istediği takdirde müştekiye ait 18092161356 TC Kimlik numarasına PTT aracılığıyla 30 gün içerisinde yatırması hususunda sanığa usulüne uygun İHTARAT yapılması rica olunur." denilmiş ise de, yakalama emrine istinaden sanığın sorgusunu yapan ... 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.04.2022 tarihli ve 2022/303 Değişik İş sayılı duruşma tutanağında sanığa bu yönde herhangi bir ihtarda bulunulmadığının anlaşılması karşısında; katılanın uğradığı zararın giderilmesi için sanığa makul bir süre ve imkân verilerek, gerekirse Mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan meydana gelen zararı tazmin imkanı tanındıktan sonra, sonucuna göre 5237 sayılı Kanun’un 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>b. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 15.11.2018 tarihli ve 2018/17-339 Esas, 2018/536 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; hüküm tarihinde başka suçlardan Gemlik Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan ve duruşmadan bağışık tutulma talebi olmayan sanığın, hükmün tefhim olunduğu oturuma getirtilmeden veya SEGBİS yolu ile katılımı sağlanmadan ve 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 53 üncü maddesi uyarınca, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun‘un geçici 9 uncu maddesi uyarınca COVID-19 tedbirleri kapsamında ceza infaz kurumunda izinli olarak ayrılıp ayrılmadığı sorulmadan, yokluğunda mahkûmiyet hükmü kurulması,<br />
Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebinde belirtilen hususlar yerinde görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN KABULÜNE,</p>

<p>2. Kayseri 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.06.2022 tarihli ve 2022/151 Esas, 2022/221 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>3. Sanık hakkındaki İNFAZIN DURDURULMASINA, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse derhal TAHLİYESİNE,</p>

<p>5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>11.12.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20236481-e-20239810-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="26861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2024/796 E., 2024/2182 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2024796-e-20242182-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2024796-e-20242182-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 26.02.2024 tarihli, 2024/796 E., 2024/2182 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/796 E., 2024/2182 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>K A N U N Y A R A R I N A<br />
B O Z M A</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/53 E., 2020/170 K.<br />
SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık</p>

<p>İNCELEME KONUSU<br />
KARAR : Mahkûmiyet<br />
KANUN YARARINA<br />
BOZMA YOLUNA<br />
BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.10.2020 tarihli ve 2020/53 Esas, 2020/170 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ve son cümlesi, 62, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 740,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 03.11.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 02.01.2024 tarihli ve 2023/25114 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 29.01.2024 tarihli ve KYB-2024/4788 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 29.01.2024 tarihli ve KYB-2024/4788 sayılı kanun yararına bozma isteminin;</p>

<p>"Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23/02/2021 tarihli ve 2020/9634 esas, 2021/3097 karar sayılı ilâmında yer alan, "...Sanığın, 30.02.2019 tarihli duruşmada müştekinin zararını karşılamak istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, aynı celse mahkumiyetine karar verilerek, sanığa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilmeden hakkında 5237 sayılı TCK'nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması nedeni ile anılan hususa yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüş olduğundan kabulü..5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca bozulmasına..." şeklindeki açıklamalar ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinde yer alan, " (1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (Mülga ibare :02/07/2012-6352 S.K./84.md.) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir...(4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır."</p>

<p>şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,</p>

<p>Dosya kapsamına göre, sanığın 25/09/2020 tarihli talimatla alınan savunmasında oluşan zararı gidermek istediğini açıkça beyan ederek etkin pişmanlık iradesini ortaya koyduğunun anlaşılması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi bakımından sanığa uygun süre verilerek, gerekirse mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan hasıl olan zararı ödeme imkanı tanınarak sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir."</p>

<p>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5237 sayılı Kanun’un nitelikli dolandırıcılık başlıklı 158 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun cezası, dört yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası olarak belirlenmiş, adli para cezasının miktarının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>2. 5237 sayılı Kanun’un 168 inci maddesinin birinci fıkrasında "Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir", aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; "Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir." denilmektedir.</p>

<p>3. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanığın, 25.09.2020 tarihinde alınan savunmasında, katılanın maddi zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; katılanın uğradığı zararın giderilmesi için sanığa makul bir süre ve imkân verilerek, gerekirse Mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan meydana gelen zararı tazmin imkanı tanındıktan sonra, sonucuna göre 5237 sayılı Kanun’un 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN KABULÜNE,</p>

<p>2. Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.10.2020 tarihli ve 2020/53 Esas, 2020/170 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>3. Sanık hakkındaki İNFAZIN DURDURULMASINA, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse derhal TAHLİYESİNE,</p>

<p>5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>26.02.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2024796-e-20242182-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargi-tay-yeni1.jpg" type="image/jpeg" length="47279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BORSA MANİPÜLASYONU SUÇUNDA PİŞMANLIĞI KULLANDIRMA ŞEKLİ VE SÜRESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/borsa-manipulasyonu-sucunda-pismanligi-kullandirma-sekli-ve-suresi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/borsa-manipulasyonu-sucunda-pismanligi-kullandirma-sekli-ve-suresi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>19.08.2024 tarihli <a href="https://www.hukukihaber.net/sermaye-piyasasi-kurulunun-basvuru-sarti-ve-pismanligin-basvuruya-etkisi-ersan-sen" rel="dofollow">“Sermaye Piyasası Kurulu’nun Başvuru Şartı ve Pişmanlığın Başvuruya Etkisi”</a> başlıklı yazımızda; </strong>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda düzenlenen veya bu Kanunun atıfta bulunduğu suçların soruşturulmasına ilişkin özel soruşturma usulleri ile bu usullerin pişmanlık hükümlerinin uygulanması incelenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Buna göre;</strong></p>

<p><i>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesinde “Piyasa dolandırıcılığı” suçunun düzenlendiği, aynı maddenin 3. fıkrasında, piyasa dolandırıcılığı suçunun 1. fıkrasında tanımlanan seçimlik hareketler bakımından üç alt başlıkta pişmanlık hükümlerinin düzenlendiği, aynı yöntemin güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarını düzenleyen 110. maddede güveni kötüye kullanma suçunun maddenin 1. fıkrasında tanımlanan (b) ve (c) bentleri için öngörüldüğü, burada öngörülen pişmanlığın diğerinden farklı olarak etkin olmasının arandığı, yani failden tüm bildiklerini anlatmak suretiyle adli makamlara yardımcı olmasının beklendiği, buna göre her iki hükme göre de henüz soruşturma başlamadan önce, yani SPK’nın başvuru şartının gerçekleşmediği ve bunun Cumhuriyet Başsavcılığına ulaşarak soruşturmanın teknik olarak başlamadığı dönemde, failin hükümlerde öngörülen ödemeyi yapmak suretiyle cezadan kurtulmasının mümkün olduğu, bu yolla hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verileceği anlaşılmaktadır. Ancak hükümlerde; soruşturma başlamadan veya soruşturma evresinde veya kovuşturma evresinden hüküm verilinceye kadar geçen evrelerde nasıl bir yöntemin kullanılması gerektiği, yani bu haktan yararlanması için faile bildirim yapılmasının zorunlu olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Belirtmeliyiz ki, ceza indiriminin son kullanılabileceği aşama ilk derece mahkemesi tarafından hüküm verilmesine kadardır.</i></p>

<p><strong><i>Uygulamada;</i></strong><i> bir muhakeme şartı olarak Sermaye Piyasası Kurulu’nun başvurusunun arandığı, başvuruya konu incelemenin SPK tarafından re’sen veya kendilerine yapılacak şikayet veya ihbarla başlatılması mümkün olduğu dikkate alınarak, pişmanlıktan failin yararlanabilmesi amacıyla soruşturma için yazılı başvuru yapıldıktan sonra, 6362 sayılı Kanun m.107/3-a’ya göre alınan Kurul kararının ilgiliye usule uygun tebliğ edildiği ve 15 günlük sürenin beklenerek, yasal hükümlerde öngörüldüğü üzere hesaplanan bedelin ödenmesi halinde, bu durumun ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirildiği anlaşılmaktadır. 15 günlük sürenin Kanunda düzenlenmediği, yine ilgili hükümlerde faile pişmanlıktan yararlanmak isteyip istemeyeceğinin sorulmasının da emredilmediği, fakat usul ekonomisi ve failin bu haktan yararlanmasının sağlanabilmesi amacıyla SPK tarafından ilgiliye tebligatın yapıldığı, Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yapılması için kararın alınmasından itibaren 15 günlük sürenin beklendiği, bu süreden önce başvuru yapılması halinde de sürenin tüketilmesi gerektiği, muhakeme şartı niteliğinde izin özelliği taşıyan başvuru ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yapılsa bile, öngörülen sürenin dolmasından evvel soruşturma açılamayacağı veya daha önce başlatılıp da başvuru olmadığı için teknik anlamda ceza soruşturmasına dönüştürülemediği halde, failin bu 15 günlük sürede ilgili hükümlerde öngörüldüğü şekilde zararı gidermek suretiyle cezadan kurtulabileceği anlaşılmaktadır.</i></p>

<p><strong>Sermaye Piyasası Kurulu tarafından alınan kararın bildiriminin usule uygun yapılması halinde; </strong>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde gösterilen parayı Hazineye ödeyen kişi hakkında cezaya hükmolunmayacak, soruşturma aşamasında piyasa dolandırıcılığı suçundan, yani borsada manipülasyon suçundan savcılık aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, dava açılmışsa da mahkeme tarafından ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın verilmesi gerekecektir.</p>

<p>107. maddenin 3. fıkrasının diğer bentlerinde belirtilen ceza indirimlerinden yararlanmanın sağlanmasında, yine şüpheliye veya sanığa usule uygun bildirimin tefhim veya tebliğ yoluyla yapılması ve pişmanlık hükmünden faydalanılması için 15 günlük sürenin de tefhimden veya tebliğden itibaren başlatılması gerekir. Aksi halde; bir hak olarak düzenlenen pişmanlığın veya etkin pişmanlığın şüpheli veya sanık tarafından aktif olarak kullanılmasının önüne geçileceğinden, bu eksiklik soruşturmayı ve kovuşturmayı sakatlayacak, bu eksiklik giderilmeden hazırlanan iddianamenin iadesi veya verilen kararların bozulması gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>yasal düzenlemelerde Kurulun, kişiye zararı gidermesi için kaç gün süre vereceği açıkça düzenlenmemiş olup, bazı Kurul karar bildirimlerinde 15 günlük süreye yer verildiği görülmektedir. Bununla birlikte, Kurulun daha uzun veya daha kısa süre öngörmesi de mümkündür. Ancak önemli olan, belirlenen sürenin “makul süre” niteliğinde olmasıdır. Yargıtay, zararı gidermek isteyen sanığa makul süre ve imkan tanınmadan karar verilmesini bozma nedeni saymıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2024796-e-20242182-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[1]</strong></strong>.</a></p>

<p>“Piyasa dolandırıcılığı” başlıklı SPK m.107/3 ile “Güveni kötüye kullanma ve sahtecilik” başlıklı SPK m.110/3’de; suçun atıfta bulunulan şekilde işlenmesi halinde pişmanlığın gündeme gelebileceği düzenlenmiş olup, cezaya hükmolunup olunmayacağı, olunacaksa dahi cezanın hangi oranda indirileceği, pişmanlığın gösterildiği zamana bağlanmıştır.</p>

<p><strong>SPK m.107/3’e göre;</strong> <i>“Birinci fıkrada tanımlanan suçu işleyen kişi pişmanlık göstererek, beş yüz bin Türk Lirasından az olmamak üzere, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı miktarı kadar parayı, Hazineye;</i></p>

<p><i>a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz.</i></p>

<p><i>b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir.</i></p>

<p><i>c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir”</i>.</p>

<p>6362 sayılı Kanunun 107. maddesinin 3. fıkrasında Kurul karar bildiriminin, soruşturma veya kovuşturma evrelerinde gösterilen paraların nasıl ve hangi sürede ödeneceğine ilişkin açık düzenleme bulunmadığı görülmektedir.</p>

<p><strong>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun “Yazılı başvuru ve özel soruşturma usulleri” başlıklı 115. maddesinin 1. fıkrasına göre; </strong><i>“Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı soruşturma yapılması, Kurul tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına bağlıdır. Bu başvuru muhakeme şartı niteliğindedir”</i>.</p>

<p><strong>Görüleceği üzere;</strong> 6362 sayılı Kanunda tanımlanan suçlardan dolayı soruşturma yapılmasında Sermaye Piyasası Kurulu’nun Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı şekilde başvuru yapması bir muhakeme şartıdır. Bu durumda; “Piyasa dolandırıcılığı” başlıklı m.107/3’de yer alan ödemeler nasıl yapılmalı, yani 6362 sayılı Kanunun 107. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı soruşturmadan önce, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde Hazineye ödenecek paranın teklifi, bu teklifi içeren Kurul karar bildirimi kim tarafından, nasıl yapılmalı, bu konuda prosedür nasıl uygulanmalıdır?</p>

<p>Her ne kadar Kanun hükmünde Hazineye yapılacak ödemenin bildirimi ile ilgili özel bir prosedüre yer verilmemişse de, henüz soruşturma başlamadan önce sorumlu tutulan kişinin m.107/3’de belirlenen parayı ödemesi halinde cezadan kurtulması öngörüldüğünden, kanaatimizce bu bildirimin Sermaye Piyasası Kurulu tarafından 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nda gösterilen usule uygun yapılması zorunludur.</p>

<p><strong>Bu tebligat usule uygun şekilde muhataba yapılmadıkça;</strong> Kanunun 115. maddesine göre SPK tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı yapılan suç duyurusunun bir bağlayıcılığı olmayacak, yani m.107/3’de öngörülen usul tamamlanmadan soruşturma açılmayacak, Kurulun yazılı başvurusu Cumhuriyet başsavcılığı tarafından işlemsiz iade edilecek, Kurul karar almamışsa karar alacak ve usule uygun muhatabına bildirecek, karar almış, fakat bildirim yapılmamışsa da bu karar usule uygun muhatabına bildirilecektir. Bu nedenle, Kurulun m.107/1’de tanımlanan suçu işlediği iddia edilen kişi ile ilgili karar alması ve bunu ilgili kişiye usule uygun şekilde bildirmesi zorunludur. Bu prosedür tamamlandıktan sonra ilgili kişi ödemeyi yapmamışsa, Kurul gecikmeksizin yazılı suç duyurusunu yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirmelidir. Sermaye piyasası ile ilgili suçlarda yetki, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın (Borsa İstanbul’un) İstanbul Sarıyer’de olması sebebiyle münhasıran İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne aittir.</p>

<p><strong>6362 sayılı Kanunun m.107/3’ün (b) ve (c) bentlerinde belirtilen ceza indirimleri konusunda ise;</strong> soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı ve kovuşturma evresinde de hüküm verilinceye, yani ilk derece mahkemesinde dava bitinceye veya bölge adliye mahkemesinde ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılıp duruşma açılması halinde, yine hüküm verilinceye kadar kanun koyucunun öngördüğü ödemenin şüpheli veya sanık tarafından Hazineye yapılması öngörülmüştür. Burada da kanun koyucu tarafından bildirim usulü ve ödeme ile ilgili şekil ve süre belirtilmediği görülmekle, bildirimin şüpheliye ifadesinin alınması sırasında veya usule uygun tebligatla, yine kovuşturma aşamasında da sanığın sorgusu sırasında duruşma tutanağına geçirilerek veya usule uygun yapılacak tebligatla iletilmesi gerekir. Bu bildirimler yapılmadan hazırlanacak iddianamenin iadesi, iddianame kabul edilmişse sanığın belirtilen parayı ödemesi halinde sanığın cezasından üçte bir oranında değil yarı oranında indirime gidilmesi, yine kovuşturma aşamasında da usule uygun bildirim yapılmayarak karar verilmesi halinde, üçte bir indirim yapılmadan verilecek hükmün hukuka aykırı olacağı ve bozulması gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p><strong>Uygulamada; Sermaye Piyasası Kurulu tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı suç duyurusunda bulunulduğu, yani soruşturma başlatıldığı halde, daha önce şüphelilere Kurul karar bildirimi yapılmadığı, bu yolla ödemenin soruşturmadan önce ifasının fiilen ortadan kaldırıldığı durumlarda, şüphelinin derhal ödeme yapması halinde, bu ödeme soruşturmadan önce mi, sonra mı yapılmış sayılacağı sorununu gündeme getirecektir. </strong>Bu durumda; para soruşturmadan önce yapılmış sayılırsa şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecek, soruşturma başladıktan sonra ödeme yapılmış kabul edilirse, bu vaziyette cezada yarı oranda indirime gidilecektir. Ancak Kurulun; kişiye bildirim yapmadan, doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığa yazılı suç duyurusunda bulunması halinde, kişinin soruşturma başlamadan önce etkin pişmanlıkta bulunma hakkı engellenecektir. Elbette kanun koyucunun m.107/3’de öngördüğü cezadan kurtulma hali lehe uygulanmalı, usule uygun şekilde muhatabına, yani şüpheliye ödeme yapmak suretiyle cezadan kurtulma imkanının sağlanmadığı durumlarda, sonradan bu usul tamamlanmak suretiyle cezadan indirim değil, tümü ile kurtulma yolu açılmalıdır. Sermaye Piyasası Kurulu’nun hatası veya işlem eksikliği muhataba/şüpheliye yüklenemez.</p>

<p>Bir an için usule uygun bildirim yapılmadan Kurulun bildirim yapması suretiyle soruşturma açıldığı, bu aşamada eksikliğin fark edilmeyerek, iddianame düzenlenmek suretiyle kamu davası açılması halinde kabul edilen iddianame iade edilemeyeceğinden, davayı gören mahkemece m.107/3-a’nın tatbik edilmesi ve Hazineye parayı öden sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Kanun koyucu;</strong> pişmanlık hükümlerinin yalnızca “Piyasa dolandırıcılığı” başlıklı 6362 sayılı Kanun m.107/1’de sayılan ve borsada manipülasyon suçu olarak bilinen suç için düzenlememiş, bundan başka <strong>“Güveni kötüye kullanma ve sahtecilik” başlıklı m.110’un 3. fıkrası atfıyla, 110. maddenin 3. fıkrasında,</strong> <i>“Birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri kapsamına giren güveni kötüye kullanma suçunu işleyen kişi, etkin pişmanlık göstererek 21 inci maddenin dördüncü fıkrasında yer alan ödemenin yanı sıra bunun iki katı parayı Hazineye;</i></p>

<p><i>a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz,</i></p>

<p><i>b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir,</i></p>

<p><i>c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.”</i> hükmüne yer vererek, ayrı bir etkin pişmanlık hali düzenlemiştir ki, kanun koyucu m.107/3 bakımından pişmanlığı yeterli görürken, m.110’da ise tanımlanan suçun özelliği gereğince etkin pişmanlık aramış, yani suçun kabulünün yanında elverişli bilgi verilmesini amaçlamıştır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Doğa Ceylan</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2024796-e-20242182-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong><strong>[1]</strong></strong> </span></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2024796-e-20242182-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 26.02.2024 tarihli, 2024/796 E. ve 2024/2182 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">na göre;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanığın, 25.09.2020 tarihinde alınan savunmasında, katılanın maddi zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; <strong>katılanın uğradığı zararın giderilmesi için sanığa makul bir süre ve imkan verilerek, gerekirse Mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan meydana gelen zararı tazmin imkanı tanındıktan sonra, </strong>sonucuna göre 5237 sayılı Kanun’un 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür”</i>.</span></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20236481-e-20239810-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 11.12.2023 tarihli, 2023/6481 E. ve 2023/9810 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“Sanığın, hakkındaki yakalama emrine istinaden soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan 21.02.2022 tarihli ifadesinde şikayetçinin zararını giderebileceğini beyan ettiği, her ne kadar Kayseri 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.04.2022 tarihli yakalama emri üst yazısında ‘Savunma alınırken müştekinin olay nedeniyle meydana gelen 1849,20 TL zararını yatırmak isteyip istemediği, yatırmak istediği takdirde müştekiye ait … TC Kimlik numarasına PTT aracılığıyla 30 gün içerisinde yatırması hususunda sanığa usulüne uygun İHTARAT yapılması rica olunur.’ denilmiş ise de, <strong>yakalama emrine istinaden sanığın sorgusunu yapan ... 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.04.2022 tarihli ve 2022/303 Değişik İş sayılı duruşma tutanağında sanığa bu yönde herhangi bir ihtarda bulunulmadığının anlaşılması karşısında; katılanın uğradığı zararın giderilmesi için sanığa makul bir süre ve imkan verilerek, gerekirse Mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan meydana gelen zararı tazmin imkanı tanındıktan sonra,</strong> sonucuna göre 5237 sayılı Kanun’un 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,”</i> kanun yararına bozma sebebi yapılmıştır.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/borsa-manipulasyonu-sucunda-pismanligi-kullandirma-sekli-ve-suresi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/terazi/terazi-tok-borsa-sermaye.jpg" type="image/jpeg" length="52557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuk cinayetlerine 'Atlas kriteri' geliyor!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cocuk-cinayetlerine-atlas-kriteri-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cocuk-cinayetlerine-atlas-kriteri-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da 16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın aynı yaştaki bir çocuk tarafından öldürülmesi TCK ve infaz düzenlemelerindeki çalışmayı hızlandırdı. Bakan Gürlek, 15-18 yaş aralığındaki çocuklara da yetişkin gibi ceza verilebileceğini söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu üyeleri, Adalet Bakanlığı’na çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Toplantıda hazırlığı süren yasa teklifleri de değerlendirildi. Komisyon Başkanı Tuba Durgut, Atlas Çağlayan cinayetini anımsatarak, “Suçun mahiyetine göre, böyle vahşice, gaddarca işlenmiş bazı suçlara istisna getirmek olabilir mi?” diye sordu. Adalet Bakanı Akın Gürlek de şu değerlendirmeleri yaptı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>YETİŞKİN GİBİ CEZA</strong></p>

<p>“Biz çalışma yaptık orada, suç tiplerine göre. Hâkimin takdirine bıraktık; yetişkinler gibi ceza alacak. Zaten aylık düzenli rapor alıyoruz. Şu an mesela nisan ayında almış olduğum raporda vatandaşlarımızın yüzde 81’i çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğunu belirtmiş. Yani toplumda genel olarak şu net: Vatandaşların özellikle çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda bir algısı var. Ben de aynı kanaatteyim. Bu konuda elbette yasal düzenlemeleri yapacağız, şu an çalışma aşamasındayız.</p>

<p><strong>SSÇ KAVRAMI DEĞİŞMELİ</strong></p>

<p>‘Suça sürüklenen çocuk’ diyoruz, aslında bu kavramı da en baştan değiştirmemiz gerekecek. Suç işlenmeden önce, çocuğun bu ortama nasıl sokulduğu yani önleme mekanizmalarının da devreye geçmesi gerekiyor. Burada aile faktörü elbette belirleyici, çocuğun eğitim hayatı belirleyici, yetişmiş olduğu sosyal çevre belirleyici. Aile Bakanlığımız ve Millî Eğitim Bakanlığımızla ortak çalışmamız var. ‘Çocuk’ diyoruz, elbette çocuklar; hepimizin çoluk çocuğu var ama burada bir taraftan da mağdur aileler var.</p>

<p><strong>RİSK HARİTASI</strong></p>

<p>Özellikle sosyal risk haritasını önemsiyorum. Sadece soruşturma, kovuşturma anlamında değil, eğitim anlamında da çocuğun risk haritasının çıkartılması gerekiyor. Bu çocukları izleyecek bir takip mekanizmasının ortaya konulması gerekiyor.</p>

<p>Aile demek sadece çocuğun cebine harçlık koyup okula göndermek değil. TCK 233’üncü madde var. Ailelere de sorumluluk yüklemek lazım. Ailelerin yüzde 49.6’sı, çocuğun işlemiş olduğu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturmadan bihaber, yani haberi yok.” (Bülent Sarıoğlu / Hürriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cocuk-cinayetlerine-atlas-kriteri-geliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/69e012d04812f38ad161e0a5.webp" type="image/jpeg" length="69156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kamulaştırma Bedelinin Taşınmazın Kültürel Varlığına İlişkin Değerler Dikkate Alınmaksızın Düşük Belirlendiği İddiasıyla Yapılan Başvuruya İlişkin Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-bedelinin-tasinmazin-kulturel-varligina-iliskin-degerler-dikkate-alinmaksizin-dusuk-belirlendigi-iddiasiyla-yapilan-basvuruya-iliskin-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-bedelinin-tasinmazin-kulturel-varligina-iliskin-degerler-dikkate-alinmaksizin-dusuk-belirlendigi-iddiasiyla-yapilan-basvuruya-iliskin-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 18/9/2025 tarihinde, Hürmet Alpay ve diğerleri (B. No: 2020/27651) başvurusunda Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü (İdare) tarafından, başvuruculara ait olan taşınmazların korunması gereken kültür varlığı olduğuna karar verilmesi sebebiyle 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 15. maddesi gereği kamulaştırılmasına karar verilmiştir. İdare, başvuruculara karşı asliye hukuk mahkemelerinde kamulaştırma bedeli ve tescil davaları açmıştır. Yargılamayı yürüten mahkemelerce keşif yapılmış ve bilirkişi raporları alınmıştır. Mahkemelerce hükme esas alınan bilirkişi raporlarında taşınmazların arsa vasfında olduğu belirlenmiş, kamulaştırma bedelleri emsal taşınmazla kıyaslanarak tespit edilmiştir. Bilirkişi raporlarında kamulaştırılan taşınmazların dükkân olarak kullanılması nedeniyle taşıdığı ticari vasıf sebebiyle %150 objektif değer artış oranının uygulanması gerektiği ifade edilmiş, bir taşınmaza ilişkin olarak hazırlanan ek bilirkişi raporunda ise belirtilen özelliklerin yanı sıra taşınmazın üzerindeki yapının sanat, eskilik ve enderlik değeri dikkate alındığında aynı oranda objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Asliye hukuk mahkemeleri, kararlarında kamulaştırma bedeli tespit edilirken objektif değer artışı uygulanmaması gerektiğine de yer vererek davaların kabulüne hükmetmiştir. Mahkemelerin kararlarına karşı başvurucular ve İdare, istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf başvurularını inceleyen bölge adliye mahkemesi, hükümde düzeltilen bazı hususlar hariç olmak üzere başvurucuların istinaf itirazlarının yerinde olmadığına kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucular; kamulaştırma bedelinin taşınmazın kültürel varlığına ilişkin eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaksızın düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Somut olayda başvurucular, öncelikle kamulaştırma bedellerinin emsal nitelikteki taşınmazlar için açılan bedel ve tescil davalarında tespit edilen kamulaştırma bedellerine göre daha düşük belirlendiğinden yakınmıştır. Başvurucuların diğer şikâyeti ise kamulaştırma bedeli tespit edilirken 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmaması nedeniyle kamulaştırma bedelinin gerçek değerin altında belirlendiğine ilişkindir.</p>

<p>Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmada gerçek karşılığın ödeneceği hükme bağlanarak kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda bedel üzerinde uzlaşmanın sağlanamaması üzerine açılan kamulaştırma bedeli ve tescil davasına ilişkin yargılama sürecinden beklenen, mahkemelerce gerçek bedele denk gelen kamulaştırma bedelinin tespit edilerek malike ödenmesinin sağlanmasıdır. Anayasa'nın 46. maddesi gereğince gerçek değere tekabül etmesi gereken kamulaştırma bedelinin taşınmazın değerini etkileyen tüm özellik ve niteliklerinin dikkate alınmasıyla belirlenmesi gerektiği açıktır. Aksi durumda malike gerçek karşılık güvencesine aykırı olarak gerçek değeri karşılamayan bir kamulaştırma bedelinin ödenmesi ihtimali doğacaktır. Ancak 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenleme gereği, kamulaştırılan taşınmazın eskilik, enderlik ve sanat değerinin taşınmazın gerçek değerini etkilediği tespit edilse dahi kamulaştırma bedeline yansıtılması mümkün değildir. Dolayısıyla belirtilen düzenleme taşınmazın değerine etki etmesi hâlinde kamulaştırma bedeli belirlenirken gözetilmesi gereken eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmasını Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen gerçek karşılık güvencesine aykırı olarak bütünüyle engellemektedir.</p>

<p>Somut olaya konu kamulaştırma bedel ve tescil davalarında alınan bilirkişi raporunda taşınmazın ticari vasfıyla birlikte sanat değeri sebebiyle %150 oranında objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirlenmiş ancak belirtilen tespite ilişkin olarak Mahkemelerce bir değerlendirme yapılmadan kamulaştırma bedelleri objektif değer artışı uygulanmaksızın tespit edilmiştir. Öte yandan 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenleme kamulaştırma bedeli belirlenirken taşınmazların açıklanan özelliklerinin dikkate alınmasını kesin olarak engellemektedir. Dolayısıyla 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan hüküm karşısında, dava konusu taşınmazların eskilik, enderlik ve sanat değerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması mümkün değildir.</p>

<p>Sonuç olarak taşınmazların değerine etki etse dahi eskilik, enderlik ve sanat değerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması ihtimalini ortadan kaldıran düzenleme nedeniyle başvurucular, Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek bedel güvencesinden mahrum bırakılmıştır. Dolayısıyla başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri çerçevesinde Anayasa'nın sözüne uygunluk ölçütünü karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>HÜRMET ALPAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/27651)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 18/9/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 16/4/2026 - 33226</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Özge ULUKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>1. Hürmet ALPAY</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>2. İlmiye BAŞYAZICIOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>3. Mehmet Kamil KÖSEOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>4. Mustafa ÖZLÜTÜRK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>5. Mustafa Kemal ÖZLÜTÜRK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>6. Osman KÖSEOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Burak GÜNEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin taşınmazın kültürel varlığına ilişkin eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaksızın düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvurular 22/7/2020 ve 28/9/2021 tarihlerinde yapılmıştır. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p>5. 2021/40698 ve 2021/50017 numaralı başvuruların eldeki başvuruyla birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>7. Vakıflar Genel Müdürlüğü (İdare) tarafından, başvuruculara ait olan ve Kayseri'nin Melikgazi ilçesi Camikebir Mahallesi 375 ada 10 parsel sayılı 35,75 m², 11 parsel sayılı 51,50 m² ve 18 parsel sayılı 12 m² yüzölçümlü olan taşınmazların Kayseri Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu (Koruma Kurulu) kararıyla korunması gereken kültür varlığı olduğuna karar verilmesi sebebiyle 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 15. maddesi gereği kamulaştırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>8. İdare, başvuruculara karşı Kayseri 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde (7. Asliye Hukuk Mahkemesi) 15/1/2015 tarihinde, Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde (5. Asliye Hukuk Mahkemesi) 4/5/2015 tarihinde kamulaştırma bedeli ve tescil davası açmıştır.</p>

<p>9. Mahkemelerce 22/5/2015 ve 9/6/2016 tarihlerinde keşif yapılmış ve bilirkişi raporları alınmıştır. Bilirkişi raporlarında belirtilen hususlar özetle şöyledir:</p>

<p>i. Koruma Kurulu kararıyla dava konusu taşınmazların korunması gereken tarihî eser vasfında olduğu tespit edilmiştir. Pamukhan olarak bilinen eser içindeki taşınmazlar, dükkân ve depolama alanı olarak kullanılmaktadır.</p>

<p>ii. İmar planına dâhil olduğu anlaşılan taşınmazların konumu, çevresindeki yapılaşmalar, belediye ve diğer kamu hizmetlerinden faydalanıyor olması nedeniyle arsa vasfında olduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple taşınmazların kamulaştırma bedeli 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamında emsal taşınmazlarla mukayese edilerek belirlenmelidir.</p>

<p>iii. Dava konusu taşınmazlarla aynı parsellerde bulunan ve emsal olduğu belirtilen taşınmazlar, söz konusu taşınmazların satış işlemlerinde piyasa değerinin yansıtılmaması sebebiyle emsal olarak kabul edilmemiştir.</p>

<p>iv. Emsal olarak Kayseri'nin Melikgazi ilçesi Cumhuriyet Mahallesi 254 ada 10 parsel sayılı ve üzerinde yapı bulunmayan arsa vasfındaki taşınmaz alınmıştır. Anılan emsal taşınmazın 13/1/2011 tarihli satış işleminde belirtilen satış değeri dikkate alındığında dava tarihleri itibarıyla m² birim değeri 2.513,96 TL ve 2.636,58 TL'dir.</p>

<p>v. Dava konusu taşınmazlar Cumhuriyet Meydanı'na, Kazancılar Çarşısı'na ve Kapalı Çarşı'ya yakın konumda olup kesici ev aletlerinin satıldığı bölgededir. Taşınmazlar her türlü belediye ve kamu hizmetinden yararlanmaktadır. Emsal taşınmaz ise İnönü Bulvarı'na, Yoğunburç Caddesi'ne ve Kayseri Lisesine yakın olup ticari iş merkezlerine yakındır. Taşınmaz, her türlü belediye ve kamu hizmetinden yararlanmaktadır. Dava konusu taşınmazların ve emsal taşınmazın konumlarının, ticari vasıflarının, merkezî yerlerde ve çarşı içinde bulunmalarının mukayesesi neticesinde emsal taşınmazın dava konusu taşınmazdan daha değerli olduğu anlaşılmıştır. Buna göre dava konusu taşınmazların dava tarihleri itibarıyla m² birim değeri 2.000 TL ve 2.040 TL'dir. Böylece taşınmazların arsa değeri 24.000 TL, 73.287,50 TL ve 105.575,50 TL olarak hesaplanmıştır. Taşınmazların üzerindeki yapıların tarihî eser niteliğinde olduğu dikkate alındığında yapıların Çevre ve Şehircilik Bakanlığının tebliğine göre 5. sınıf D grubu yapı sınıfına dâhil olduğu anlaşılmıştır. Yapıların %60 yıpranma payı gözetildiğinde m² birim fiyatı 2.040 TL olup yapıların toplam değeri 9.792 TL, 29.172 TL ve 31.518 TL'dir. Böylece dava tarihi itibarıyla taşınmazların toplam değerleri 10 parsel sayılı taşınmaz için 102.459,50 TL, 11 parsel sayılı taşınmaz için 137.093,50 TL ve 18 parsel sayılı taşınmaz için 33.792 TL'dir.</p>

<p>vi. Ancak kamulaştırılan taşınmazların ticari vasfının yüksek olması, şehir merkezinde bulunması ve taşınmazlarda günlük ihtiyaçlara yönelik ürünlerin satılması nedeniyle 2942 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi gereğince %150 oranında objektif değer artışı uygulanmalıdır. Objektif değer artışı dikkate alındığında dava konusu taşınmazların değeri 10 parsel sayılı taşınmaz için 256.148,75 TL, 11 parsel sayılı taşınmaz için 342.733,75 TL ve 18 parsel sayılı taşınmaz için 84.480 TL olarak belirlenmiştir.</p>

<p>10. Başvurucular 18/11/2015 ve 9/12/2016 tarihli dilekçeleriyle bilirkişi raporlarına itiraz etmiştir. Dilekçelerde dava konusu taşınmazlara komşu olan taşınmazlarla ilgili davada kamulaştırma bedelinin çok daha yüksek belirlendiğini ve kamulaştırma bedelinin tespitinde taşınmazın eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmamasına ilişkin 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olduğunu belirterek anılan maddenin iptal edilmesi için Anayasa'nın 152. maddesi gereği Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmasını ve taşınmazın gerçek değerinin tespit edilmesi için ek bilirkişi raporu aldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>11. Mahkemelerce 14/3/2017 ve 27/12/2016 tarihlerinde tarafların itirazlarının karşılanması için ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. 7/2/2018 tarihli ek bilirkişi raporunda 18 parsel sayılı taşınmazın tarihî özelliği olması nedeniyle korunması gerekli eski eser niteliğinde olduğu ifade edilmiştir. Raporda taşınmazın sanat, eskilik ve enderlik değerinin yanında ticari vasfının yüksek olması, taşınmazın günlük ihtiyaçlara yönelik ürünlerin satıldığı bir dükkân olarak kullanılması ve şehir merkezinde olması nedeniyle objektif değer artış oranının %150 olarak tespit edildiği açıklanmıştır. Ayrıca dosyaya sunulan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) kararını değerlendirme yetkisinin Mahkemeye ait olduğu ifade edilmiş, başvurucuların dava konusu taşınmaza komşu diğer taşınmazlarla ilgili olarak açtığı davalarda alınan bilirkişi raporları hakkında değerlendirilmelere yer verilmiştir. Son olarak kök raporda yer alan tespitlerde değişiklik yapılmasını gerektiren bir durum bulunmadığı belirtilmiştir. 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili olarak alınan ek bilirkişi raporlarında kök raporlarda yer alan tespitlerin geçerli olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>12. 7. Asliye Hukuk Mahkemesince 10/4/2018 tarihinde, dosyada bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının dikkate alınması suretiyle yeniden değerlendirme yapmak üzere ikinci ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. 18/9/2018 tarihli ek bilirkişi raporunda kök bilirkişi ve 7/2/2018 tarihli ek bilirkişi raporunda yer alan tespitler tekrar edilmiş, bu raporlarda yer alan kanaatleri değiştiren mahiyette bir durumun tespit edilemediği açıklanmıştır. Başvurucular 18/9/2018 tarihli ek bilirkişi raporuna itiraz etmemiş, 30/11/2018 tarihli dilekçelerinde İdarenin Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) lisansına sahip gayrimenkul değerleme uzmanının dâhil olduğu bilirkişi heyetinden yeniden rapor aldırılması yönündeki itirazını kabul etmediklerini beyan etmiştir.</p>

<p>13. 5. Asliye Hukuk Mahkemesi 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazların mahallinde iki kez daha keşif yaparak bilirkişi raporları almış ancak bu bilirkişi raporlarını dikkate almadan 7/3/2019 tarihli kararlarıyla ilk bilirkişi raporlarında objektif değer artışı uygulanmaksızın 10 parsel sayılı taşınmaz için 102.602,50 TL ve 11 parsel sayılı taşınmaz için 137.093,50 TL olarak tespit edilen bedellerin davalıların payına göre dağılımının hesaplanması için bilirkişi raporu almıştır.</p>

<p>14. Asliye Hukuk Mahkemeleri 19/2/2019 ve 12/4/2019 tarihlerinde davaların kabulüne karar vermiştir. Kararlarda dava konusu taşınmazların başvurucuların dâhil olduğu davalılar adına olan tapu kaydının iptaline ve taşınmazların Mazbut Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Vakfı (Vakıf) adına tesciline hükmedilmiş, kamulaştırma bedeli 10 parsel sayılı taşınmaz için 102.602,50 TL, 11 parsel sayılı taşınmaz için 137.093,50 TL ve 18 parsel sayılı taşınmaz için 33.792 TL olarak belirlenmiştir. 7. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca başvurucular aleyhine vekâlet ücretine hükmetmiştir. Kararlarda Bölge Adliye Mahkemesinin 6/4/2017 ve 13/12/2018 tarihli kararlarına değinilerek kamulaştırma bedeli tespit edilirken objektif değer artışı uygulanmaması gerektiği açıklanmıştır.</p>

<p>15. Mahkeme kararlarına karşı başvurucular ve İdare istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucular, istinaf dilekçelerinde dava konusu taşınmazların bulunduğu Pamukhan'daki diğer taşınmazlar için açılan davalarda kamulaştırma bedelinin daha fazla belirlendiğini ancak bu hususta sunulan bilirkişi raporlarının dikkate alınmadığını belirtmiştir. Taşınmazların üzerindeki yapının değerinin 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmadan hesaplanmasının taşınmazların gerçek değerinin tespit edilmesine engel olduğunu vurgulanmıştır. Anılan maddenin Anayasa'ya aykırı olması sebebiyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasını talep etmiş, ayrıca 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurucular aleyhine vekâlet ücretine hükmetmesinin hatalı olduğunu açıklamış, son olarak dava konusu taşınmazların değerinin düşük belirlendiğini belirtmiştir.</p>

<p>16. Bölge Adliye Mahkemesi 3/6/2020 tarihinde 18 parsel sayılı taşınmaz yönünden verilen hükmün yalnızca vekâlet ücreti yönünden düzeltilmesine 4/6/2021 tarihinde ise 11 parsel sayılı taşınmaz bakımından davalı olarak gösterilmesine rağmen taşınmaz maliki olmadığı anlaşılan H.Ö. hakkında husumetten ret kararı verilmemesi ve bir kısım davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi sebebiyle 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, H.Ö. yönünden davanın husumetten reddine, diğer davalılar yönünden ise davanın kabulüne, kamulaştırma bedelinin 137.093,50 TL olarak tespiti ile 11 parsel sayılı taşınmazın Vakıf adına tesciline karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi 1/7/2021 tarihli kararıyla 10 parsel sayılı taşınmaz yönünden istinaf başvurularını reddetmiştir. Kararlarda, taşınmazların arsa vasfında kabul edilmesinin ve buna göre emsal araştırılması yapılıp tespit edilen emsallerle kıyaslama yapılarak taşınmazların değerinin tespit edilmesinin doğru olduğunu belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesine göre taşınmazların üzerindeki yapıların değeri 2942 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi gereğince yaşına ve sınıfına uygun şekilde Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yayımlanan listelere göre yıpranma payı düşülerek tespit edilmiştir. Bu sebeple hükümde düzeltilen hususlar hariç olmak üzere başvurucuların istinaf itirazları yerinde değildir. Kararlarda Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesin olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>17. Nihai kararlar 24/6/2020, 29/8/2021 ve 30/8/2021 tarihlerinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.</p>

<p>18. Başvurucular 22/6/2020 ve 28/9/2021 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p>19. Kamulaştırma bedelinin tespitiyle ilgili hukuk için bkz. <i>Abdulaziz Çelik ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2015/18941, 29/11/2018, §§ 18,19.</p>

<p>20. 2863 sayılı Kanun'un <i>"Tanımlar"</i> başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunda geçen tanımlar ve kısaltmalar şunlardır:</i></p>

<p><i>a) Tanımlar:</i></p>

<p><i>(1) "Kültür varlıkları"; tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>(4) "Koruma"; ve "Korunma"; taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında muhafaza, bakım, onarım, restorasyon, fonksiyon değiştirme işlemleri; taşınır kültür varlıklarında ise muhafaza, bakım, onarım ve restorasyon işleridir.</i></p>

<p><i>(5) "Korunma alanı"; taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının muhafazaları veya tarihi çevre içinde korunmalarında etkinlik taşıyan korunması zorunlu olan alandır.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>21. 2863 sayılı Kanun'un<i> "Devlet malı niteliği"</i> başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Özel nitelikleri dolayısıyla ayrı statüye tabi tutulan mazbut ve mülhak vakıf malları bu hükmün dışındadır."</i></p>

<p>22. 2863 sayılı Kanun'un<i> "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları"</i> başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları şunlardır: </i></p>

<p><i>(a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar, </i></p>

<p><i>(b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar, </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>23. 2863 sayılı Kanun'un <i>"Tespit ve tescil" </i>başlıklı 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde veya denetiminde bulunan mazbut ve mülhak vakıflara ait taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan cami, türbe, kervansaray, medrese han, hamam, mescit, zaviye, sebil, mevlevihane, çeşme ve benzeri korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tespiti, envanterlenmesi Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılır. </i></p>

<p><i>.."</i></p>

<p>24. 2863 sayılı Kanun'un<i> "Kamulaştırma"</i> başlıklı 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Taşınmaz kültür varlıkları ve bunların korunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır: </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>(b) Menşei vakıf olup da çeşitli sebeplerle kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetine geçen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve bunların korunma alanlarının kamulaştırılmaları, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılır. Bu maksat için Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine yeteri kadar ödenek konur. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>(d) Kamulaştırmalarda bedel takdirinde, taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaz. </i></p>

<p><i>(e) Kamulaştırma işlemleri, bu Kanun hükümleri ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerine göre yapılır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi</strong></p>

<p>25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme)<i> </i>ek 1 No.lu Protokol'ün <i>"Mülkiyetin korunması"</i> başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.</i></p>

<p><i>Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."</i></p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı</strong></p>

<p>26. Kamulaştırma bedel tespitiyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. <i>Abdulaziz Çelik ve diğerleri, </i>§§ 21-24.</p>

<p>27. AİHM, <i>Kozacıoğlu ve Türkiye </i>(B. No: 2334/03, 19/2/2009) kararında; kamulaştırılan kültürel, tarihî, mimari ya da sanatsal değere sahip olarak nitelendirilen taşınmazların rayiç bedellerinin hesaplanmasının zor olduğunu açıklamıştır. Özellikle söz konusu taşınmazların değerinin piyasadaki aynı statüye veya aynı mimari ve tarihî özelliklere sahip olmayan mülklerle kıyaslanarak tespit edilmesinin güç olduğunu vurgulamış ancak bu durumun taşınmazın değerinin tespitinde anılan özelliklerin gözardı edilmesini hiçbir şekilde haklı göstermediğini ifade etmiştir. AİHM kararda 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince taşınmazın enderliğinden, mimari ve tarihî özelliklerden kaynaklanan değerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınmasının mümkün olmadığını belirtmiş; taşınmazın söz konusu özellikleri sebebiyle oluşan değer kaybının ise kamulaştırma bedelinin belirlenmesinde gözönüne alındığını açıklamıştır. AHİM'e göre bu değerlendirme sistemi kültürel, tarihî, mimari ya da sanatsal değere sahip olarak nitelendirilen taşınmazın bakım masraflarını üstlenen malikin cezalandırılmasına sebep olabileceği gibi maliki, taşınmazın belirtilen özelliklerinden kaynaklanan herhangi bir değerden de mahrum bırakmaktadır (<i>Kozacıoğlu/Türkiye</i>, §§ 67-70).</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>28. Anayasa Mahkemesinin 18/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucu İlmiye Başyazıcıoğlu Yönünden</strong></p>

<p>29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 51. maddesi ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereği başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında ilgilinin 2.000 Türk lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilir.</p>

<p>30. Anılan düzenlemelerde genel olarak bir hakkın öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmüştür. Bu bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Anayasa Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (<i>S.Ö.</i> [2. B.], B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; <i>Mehmet Güven Ulusoy</i> [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31).</p>

<p>31. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak amacıyla gerçek olmayan maddi vakalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup kullanılması, söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (<i>S.Ö</i>., § 29; <i>Mehmet Güven Ulusoy</i>, § 32; <i>Osman Sandıkçı </i>[1. B.], B. No: 2013/6297, 10/3/2016; <i>Selman Kapan ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/7302, 20/4/2016).</p>

<p>32. Başvurucu İlmiye Başyazıcıoğlu 9/4/2020 tarihinde vefat etmiştir. Buna rağmen Av. Burak Güneş 22/7/2020 ve 28/9/2021 tarihlerinde İlmiye Başyazıcıoğlu'nun anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yapmış, başvuru formlarında da İlmiye Başyazıcıoğlu'nun ölümünden bahsetmemiştir.</p>

<p>33. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (<i>Abdurrehman Uray </i>[1. B.], B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).</p>

<p>34. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat eden başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona eren avukat tarafından yapılan bireysel başvuruların <i>başvuru hakkının kötüye kullanılması </i>nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>35. Bu durumda Av. Burak Güneş hakkında Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Diğer Başvurucular Yönünden</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>36. Başvurucular; kendilerine ait tarihî Pamukhan'da bulunan taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiğini, kamulaştırma bedeli ve tescil davaları açıldığını açıklamıştır. Pamukhan'daki taşınmazların aynı adada ancak farklı parsel numaralarıyla tapuda kayıtlı olduğunu, her bir taşınmaz için farklı mahkemelerde kamulaştırma bedeli ve tescil davası açıldığını belirtmiştir. Mahkemelerce başvuru konusu davalarda dava konusu taşınmazların m² birim fiyatının emsal taşınmazlar için açılan davalarda tespit edilen değerden daha düşük belirlendiğini ileri sürmüştür. Taşınmazların yapı değeri tespit edilirken 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince enderlik, eskilik ve sanat değerinin dikkate alınmadığını, böylece taşınmazların gerçek değerlerinin tespit edilemediğini dile getirmiştir. Başvurucular, yargılamada anılan düzenlemenin taşınmazın gerçek değerinin tespit edilmesine engel olması nedeniyle Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürdüklerini ancak bu iddianın mahkemelerce değerlendirilmediğini ifade etmiştir. Sonuç olarak başvurucular, bu nedenlerle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>37. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesince yapılacak değerlendirmede başvuruculara kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediğinin mağdur sıfatının devam edip etmediği bakımından dikkate alınması gerektiği açıklanmıştır. Başvurucuların iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu vurgulanmış; mahkemelerin davalarda maddi olay ve olgular ile delilleri değerlendirdikleri, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu ve kullandıkları takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdikleri belirtilmiştir. Başvurucuların iddia ve savunmalarını makul şekilde yetkili mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olduğuna ve delillerini gereği gibi sunabildiğine dikkat çekilmiştir. Yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>38. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formlarındaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>39. Anayasa'nın "<i>Mülkiyet hakkı</i>" başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.</i></p>

<p><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.</i></p>

<p><i>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."</i></p>

<p>40. Anayasa'nın <i>''Kamulaştırma''</i> başlıklı 46. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir. </i></p>

<p><i>Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir. </i></p>

<p><i>Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir. </i></p>

<p><i>İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır."</i></p>

<p>41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>i.</strong> <strong>Mülkün Varlığı </strong></p>

<p>43. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (<i>Cemile Ünlü </i>[2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; <i>İhsan Vurucuoğlu </i>[1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Somut olayda kamulaştırılan taşınmazlar, başvurucuların mülkiyetinde bulunduğundan mülkün varlığı noktasında tartışma bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>ii.</strong> <strong>Müdahalenin Varlığı ve Türü </strong></p>

<p>44. Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararında da belirtildiği üzere taşınmazın kamulaştırılması mülkten yoksun bırakma niteliği taşımaktadır (<i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri </i>[1. B.]<i>, </i>B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32; AYM, E.1988/34, K.1989/26, 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012). Somut olayda benzer şekilde taşınmazların kamulaştırılarak Vakıf adına tesciline karar verilmesi başvurucuların mülkten yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla somut olaydaki müdahale mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmelidir.</p>

<p><strong>iii.</strong> <strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</strong></p>

<p>45. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." </i></p>

<p>46. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de gözönünde bulundurulmalıdır. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, Anayasa'nın sözüne aykırı olmaması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2014/1546, 2/2/2017<i>, </i>§ 62 ).</p>

<p><strong>(1)</strong> <strong>Genel ilkeler</strong></p>

<p>47. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme 35. maddeye bir aykırılık oluşturmayacaktır. Kamulaştırma, Anayasa’da özel mülkiyetin kamuya geçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu yararı için ve karşılığı ödenmek kaydıyla devlet tarafından sona erdirilmesidir (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).</p>

<p>48. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göre kamulaştırmanın devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullerine uyması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyet alanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymaya zorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğu durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa’da belirlenen usul güvenceleri izlenerek yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, § 11).</p>

<p>49. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlere yönelik sınırlandırmaların Anayasa'nın sözüne aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ölçütlerinden biri de <i>Anayasa'nın sözüne uygunluk</i>tur. Anayasa Mahkemesi, somut olaya uygun düştüğü takdirde kamu gücünü kullanan organların temel hak ya da özgürlüklere yaptıkları müdahalelerin Anayasa'nın sözüne uygun olup olmadığını da değerlendirir. Böyle bir değerlendirme yapılması, Anayasa'nın 13. maddesinin emredici hükmünün bir gereğidir (<i>Kadri Enis Berberoğlu (2) </i>[GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 68; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79).</p>

<p>50. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan <i>"Anayasa'nın sözü"</i> ifadesi Anayasa'nın metnini yani lafzını ifade etmektedir. Temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin Anayasa'nın sözüne uygun olması şartı özellikle Anayasa'nın çeşitli maddeleriyle getirilen <i>ek güvenceler</i> söz konusu olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğü yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak için bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederek koruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın yanında o hakkın norm alanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade etmesi, buna ilişkin ek bir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir (<i>Kadri Enis Berberoğlu (2)</i>, § 69; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i>, § 79).</p>

<p>51. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesinin yanı sıra peşin ödeme güvencesine de aykırı olacaktır (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Kübra Yıldız ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/32734, 28/7/2022, § 61). Öte yandan Anayasa'nın 46. maddesinin ikinci fıkrasında kesin hükme bağlanan artırım bedelinin nakden ve peşin olarak ödenmesi gerektiği belirtilmiş böylece kesin hükme bağlanan artırım bedeli yönünden de nakden ve peşin olarak ödenme güvencesi getirilmiştir. Kesin hükme bağlanan artırım bedeli taşınmazın gerçek karşılığının bir unsurudur. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerçek karşılığın peşin ödenmesinden bahsedildikten sonra ikinci fıkrasında kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedelinin peşin ödenmesi gerektiği düzenlenerek gerçek karşılık güvencesi açıklanmıştır (<i>Muammer Bulut</i> [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024, § 61).</p>

<p>52. Gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike taşınmazın gerçek karşılığının peşin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike taşınmazın gerçek karşılığının peşin olarak ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerek kamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir. Buna göre kamulaştırmanın anayasal ögelerinden biri <i>gerçek karşılık</i> olduğundan kamulaştırılan taşınmazın bedeline dair yasal düzenlemelerin Anayasa’da öngörülen<i> gerçek karşılık</i> ölçütüne uygun olması gerekmektedir. Buna göre kamulaştırılan taşınmazın gerçek bedelinin malike ödenmesi, orantılılık ilkesinin bir gereğidir (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Kübra Yıldız ve diğerleri</i>, § 62).</p>

<p>53. Anayasa'nın 46. maddesine özel mülkiyette bulunan taşınmazların gerçek karşılıklarının nakden ve peşin olarak ödenmesi, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan istisnai hâllerde taksitlendirme süresinin beş yılı aşamaması, taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması kamulaştırma için belirtilen esaslardır (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2018/104, K.2020/39, 16/07/2020, § 188).</p>

<p>54. Peşin ödeme güvencesi, gerçek karşılığın taksitle ödenmemesinin ötesinde kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek karşılığın en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği tarihte ödenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinde belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir kamulaştırma işleminden bahsedilebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığının ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinin yalnızca tek seferde ödenmesi yeterli olmayıp bu ödemenin en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği anda yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan taksitlendirme hâlleri bulunmamasına rağmen kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek karşılığın taşınmazın mülkiyetinin idareye geçtikten sonra ödenmesi peşin ödeme güvencesine aykırılık oluşturacaktır (<i>Muammer Bulut</i>, § 64).</p>

<p><strong>(2)</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>55. Somut olayda başvuruculara ait taşınmazların Koruma Kurulu kararıyla korunması gereken kültür varlığı niteliği taşıdığının tespit edilmesi üzerine İdare tarafından kamulaştırma bedeli ve tescil davaları açılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporlarında taşınmazların arsa vasfında olduğu belirlenmiş; kamulaştırma bedelleri, emsal taşınmazla kıyaslanarak tespit edilmiştir. Bilirkişi raporlarında kamulaştırılan taşınmazların dükkân olarak kullanılması nedeniyle taşıdığı ticari vasıf sebebiyle %150 objektif değer artış oranının uygulanması gerektiği ifade edilmiş, 18 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak hazırlanan ek bilirkişi raporunda belirtilen özelliklerin yanı sıra taşınmaz üzerindeki yapının sanat, eskilik ve enderlik değeri dikkate alındığında aynı oranda objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>56. Başvurucular öncelikle kamulaştırma bedellerinin emsal nitelikteki taşınmazlar için açılan bedel ve tescil davalarında tespit edilen kamulaştırma bedellerine göre daha düşük belirlendiğinden yakınmıştır. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan inceleme neticesinde başvuruculara ait taşınmazlar için Asliye Hukuk Mahkemelerince tespit edilen m² birim değerinin tespit edilen değer aralığında yer aldığı, böylece başvuruculara ait taşınmazlar için kamulaştırma bedeliyle aynı yapı içinde olduğu anlaşılan taşınmazlar için mahkemelerce takdir edilen kamulaştırma bedelleri arasında önemli ölçüde bir fark bulunmadığı görülmüştür. Buna göre başvurucuların kamulaştırma bedelinin emsal taşınmazlara göre düşük belirlendiğine yönelik iddialarının bir temeli bulunmamaktadır.</p>

<p>57. Başvurucuların diğer şikâyeti kamulaştırma bedeli tespit edilirken 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmaması nedeniyle kamulaştırma bedelinin gerçek değerin altında belirlendiğine ilişkindir.</p>

<p>58. 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde kamulaştırmalarda bedel takdirinde taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmayacağı düzenlenmiştir. Böylece herhangi bir istisnaya yer verilmeksizin kamulaştırma bedelinin kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmadan hesaplanması gerektiği öngörülerek taşınmazların sayılan özelliklerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması kesin olarak engellenmiştir.</p>

<p>59. Kamulaştırılan taşınmaz kültür varlığının eskilik, enderlik ve sanat değerinin taşınmazın değerini etkileyip etkilemediği veya taşınmazın değerini ne ölçüde etkilediği teknik ve uzmanlık gerektiren bir konu olup açıklanan hususlara ilişkin tespitlerin yapılması uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. Mülkiyet hakkı kapsamında yapılan bireysel başvurularda kamulaştırma bedelinin ve bedeli etkileyen unsurların tespit edilmesi, değerlendirilmesi veya hesaplanması Anayasa Mahkemesinin yetki ve görevine dâhil değildir. Bununla birlikte özel mülkiyete konu olan ve kültür varlığı niteliğinde olduğuna karar verilen taşınmazların eskilik, enderlik ve sanat değerinin kategorik olarak kamulaştırma bedelini etkilemeyeceğinin kabul edilmesini gerektiren herhangi bir sebep yoktur. Bu bağlamda eskilik, enderlik ve sanat değeri taşıyan taşınmazların kamulaştırma bedelinin tespit edilmesindeki güçlüklerin, kamulaştırma bedelinin taşınmazların açıklanan özellikleri dikkate alınmadan belirlenmesini haklı kılmadığı açıktır (bkz. § 27).</p>

<p>60. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmada <i>gerçek karşılığın</i> ödeneceği hükme bağlanarak kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla kamulaştırma işleminin Anayasa'nın 46. maddesine uygun olduğunun kabulü malike taşınmazın gerçek karşılığına tekabül eden kamulaştırma bedelinin ödenmesine bağlıdır. Bu bağlamda bedel üzerinde uzlaşmanın sağlanamaması üzerine açılan kamulaştırma bedeli ve tescil davasına ilişkin yargılama sürecinden beklenen, mahkemelerce gerçek bedele denk gelen kamulaştırma bedelinin tespit edilerek malike ödenmesinin sağlanmasıdır. Anayasa'nın 46. maddesi gereğince gerçek değere tekabül etmesi gereken kamulaştırma bedelinin taşınmazın değerini etkileyen tüm özellik ve niteliklerinin dikkate alınmasıyla belirlenmesi gerektiği açıktır. Aksi durumda malike <i>gerçek karşılık güvencesi</i>ne aykırı olarak gerçek değeri karşılamayan bir kamulaştırma bedelinin ödenmesi ihtimali doğacaktır. Ancak 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenleme gereği kamulaştırılan taşınmazın eskilik, enderlik ve sanat değerinin taşınmazın gerçek değerini etkilediği tespit edilse dahi kamulaştırma bedeline yansıtılması mümkün değildir. Dolayısıyla belirtilen düzenleme taşınmazın değerine etki etmesi hâlinde, kamulaştırma bedeli belirlenirken gözetilmesi gereken eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmasını -Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen <i>gerçek karşılık güvencesi</i>ne aykırı olarak- bütünüyle engellemektedir.</p>

<p>61. Somut olaya konu kamulaştırma bedel ve tescil davalarında alınan bilirkişi raporunda Pamukhan'da bulunan taşınmazın ticari vasfıyla birlikte sanat değeri sebebiyle %150 oranında objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirlenmiş ancak belirtilen tespite ilişkin olarak Mahkemelerce bir değerlendirme yapılmadan kamulaştırma bedelleri objektif değer artışı uygulanmaksızın tespit edilmiştir. Öte yandan 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenleme kamulaştırma bedeli belirlenirken taşınmazların açıklanan özelliklerinin dikkate alınmasını kesin olarak engellemektedir. Dolayısıyla 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan hüküm karşısında, dava konusu taşınmazların eskilik, enderlik ve sanat değerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması mümkün değildir. Sonuç olarak taşınmazların değerine etki etse dahi eskilik, enderlik ve sanat değerinin, kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması ihtimalini ortadan kaldıran düzenleme nedeniyle başvurucular Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan g<i>erçek bedel</i> <i>güvencesi</i>nden mahrum bırakılmıştır. Dolayısıyla başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri çerçevesinde Anayasa'nın sözüne uygunluk ölçütünü karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>63. Başvurucular, ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması vetazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>64. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Doğan</i> ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca <i>eski hâle getirme</i>nin yani<i> ihlalden önceki duruma dönülmesinin</i> sağlanmasıdır. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 55, 57).</p>

<p>65. Mevcut başvuruda ihlalin kanundan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Kanundan kaynaklanan ihlal durumunda giderim yöntemi olarak iki seçenek öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki Anayasa Mahkemesinin<i> Sabri Uhrağ</i> ([GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020) kararında uygulanan eski hâle getirme kuralı çerçevesinde kanuni düzenleme yapılması hususundaki keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesidir. İhlalin giderimini sağlayabilecek bir diğer yöntem ise Anayasa Mahkemesinin <i>Hulusi Yılmaz</i> ([GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) kararında benimsenmiştir. Anayasa Mahkemesi ihlalin kanundan kaynaklandığı hâllerde giderimin ne şekilde yapılacağı ile ilgili olarak anılan kararlarda ilkeleri tespit etmiştir.</p>

<p>66. Bu çerçevede Anayasa kurallarının bağlayıcılığını düzenleyen Anayasa'nın 11. maddesi ve hâkimin öncelikle Anayasa kurallarını dikkate alarak uyuşmazlıkları çözmesini emreden Anayasa'nın 138. maddesi hâkimin Anayasa'ya uygun karar vermesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa'nın 152. maddesi de hâkime davada uygulayacağı kanun hükmünün Anayasa'ya uygun olup olmadığını inceleme görevi yüklediğine dikkati çekmek gerekir. Ancak somut olayda bireysel başvuru öncesi yapılan yargılama sırasında olağan yargı yerleri, başvurucuların davanın esasını doğrudan etkilediği anlaşılan kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia etmelerine rağmen Anayasa'nın 152. maddesi kapsamında bir itiraz başvurusunda bulunmamıştır. Bununla birlikte yeniden yapılacak yargılamada anılan Anayasa hükmü çerçevesinde davada uygulanacak kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı yönünde itirazda bulunulabilmesi mümkündür (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Hulusi Yılmaz,</i> §§ 65, 66).</p>

<p>67. Diğer taraftan yeniden yapılacak yargılamada uygulanacak kanun hükmünün temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşma hükümlerine aykırı olması durumunda Anayasa'nın milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınarak uyuşmazlığın çözülebileceğine yönelik 90. maddesinin son fıkrası hükmü de uygulama alanı bulabilir. Ancak Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması, başvuruya konu olayın koşulları dikkate alındığında daha doğru bir yoldur (<i>Hulusi Yılmaz,</i> § 67).</p>

<p>68. Sonuç olarak anılan Anayasa hükümlerine göre mevcut başvuru bakımından mülkiyet hakkının ihlalinin ve sonuçlarının giderilmesi amacıyla aşağıda belirtilen tedbirlerin uygulanması gerekir:</p>

<p>- Bireysel başvurunun amacına ve işlevine uygun şekilde benzeri ihlallerin de önüne geçilebilmesi amacıyla kanuni düzenleme yapılması hususundaki keyfiyetin TBMM'ye bildirilmesine karar verilmesi gerekir. Nitekim 30/4/2021 tarihli ve 31470 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'ne ekli İnsan Hakları Eylem Planı'nda kamulaştırma bedeli takdir edilirken, taşınmaz kültür varlıklarının enderlik ve sanat değerinin dikkate alınacağı ifade edilmiştir. Taşınmazın gerçek değerine tekabül etmesi gereken kamulaştırma bedelinin tespiti bakımından açıklanan yönde tedbirlerin ve düzenlemelerin gerçekleştirilmesinin önemi olduğu açıktır.</p>

<p>- Diğer taraftan yeniden yapılacak yargılamada uygulanacak kanun hükmünün temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşma hükümlerine aykırı olması durumunda Anayasa'nın milletlerarası anlaşma hükümlerinin esas alınarak uyuşmazlığın çözülebileceğine yönelik 90. maddesinin son fıkrası hükmü de uygulama alanı bulabilir. Ancak Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın şartları dikkate alındığında daha doğru olduğu açıktır. Bu sebeple yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesi ile Kayseri 7. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>69. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,</p>

<p>B. 1. Başvurucu İlmiye Başyazıcıoğlu<strong> </strong>yönünden başvurunun <i>başvuru hakkının kötüye kullanılması </i>nedeniyle REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2. Avukat Burak Güneş'in 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin para cezası ile CEZALANDIRILMASINA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Diğer başvurucular yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>D. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/125, K.2019/157 ve E.2015/126, K.2019/156) ve Kayseri 7. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/13, K.2019/65) GÖNDERİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>F. Kanundan kaynaklandığı tespit edilen sorunun çözümü için keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>H. 1.422,10 TL toplam harcın 446,90 TL'sinin başvurucular Hürmet Alpay, Mehmet Kamil Köseoğlu ve Mustafa Kemal Özlütürk'e, kalan 975,20 TL'sinin ise anılan başvurucular ile birlikte Mustafa Özlütürk ve Osman Köseoğlu'na ÖDENMESİNE, 30.000 TL vekâlet ücretinin ise başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>İ. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/9/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>GİDERİM YÖNTEMİYLE İLGİLİ KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğu tarafından ihlalin giderimi ile ilgili olarak ihlalin yasama organına bildirilmesi ve yeniden yargılama yapılması önerilmiştir. İhlal kanundan kaynaklandığı halde yeniden yargılamasına ilişkin temel gerekçe olarak da Anayasa’nın 152. Maddesi uyarınca Anayasa’ya aykırı kanun hükmünün iptali için başvuru yapılması imkanını sağlama olduğu ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin de norm denetimi dışında anayasal yetki kapsamında yaptığı diğer yargılama görevleri sırasında “mahkeme” sıfatıyla çalıştığı gözetildiğinde giderim şekline ilişkin bu karara katılmamaktayım.</p>

<p>2. Doktrinde sıkça belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi’nin iki statüsü bulunmaktadır. İlki “Anayasa Organı” statüsü, ikincisi ise “Yüksek Mahkeme” statüsüdür. Anayasa Organı statüsü, Mahkemenin anayasanın üstünlüğü ilkesinin (m.11) gerçekleştirilmesi ve dolayısıyla Anayasada öngörülen hukuksal ve siyasal sistemin sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla donatıldığı yetkilerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle anayasal denetimle yüksek devlet iradesine katkı sağlama yetki ve fonksiyonu nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin yasama ve yürütme organları ile birlikte üçüncü Anayasa Organı olduğu kabul edilmektedir (bkz. Hekimoğlu, M. M. (2004). <i>Alman Hukuku Işığında Türk Anayasa Yargısının Hukuki Boyutları</i>, Ankara: Detay Yayıncılık, s. 65-73; Grabenwarter, C. (2014). Hukuk Düzeni Hiyerarşisinde Anayasa, Kafkas, H. (Çev.), içinde Depenheuer, O. ve Grabenwarter, C. (Ed.), Doğan, İ. (Çev. Ed.), <i>Anayasa Teorisi</i> (s. 403-428), Ankara: Lale Yayıncılık, s. 418-421; Gören, Z. (2020). <i>Anayasa Hukuku</i>, 5. B, Ankara: Yetkin Yayınları, 2020, s. 307).</p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi’ne Yüksek Mahkeme statüsü ile önemli görevler verilmiştir. Anayasa’da Mahkeme’ye verilen görevlerden ilki kanunların, TBMM İç Tüzüğü’nün, Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Anayasa’ya uygunluğunun denetimi, siyasi partilerin mali denetimi ve TBMM’nin milletvekilleri hakkındaki bazı kararlarının denetlenmesiyle ilgilidir. Bu görev ve yetkiler, yasama ve yürütme organlarının ilgili işlemlerinin Anayasa’ya uygunluğunu denetleme ve aykırı bulunması durumunda iptal kararı verilmesi amacıyla verilmiştir. Bu görevler Mahkeme Genel Kurulu tarafından yerine getirilmektedir. Anayasa’ya göre düzenleyici işlemlerin (kanun, İçtüzük, CBK) Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesinin amacının ise, hukuk düzeninde Anayasa’ya aykırı düzenlemelerin iptal kararlarıyla ortadan kaldırılmasının ve yeni bir düzenleme yapılmasının yasama organının takdirine bırakılması olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>4. Anayasa’nın 152. maddesinde “<i>bir davaya bakmakta olan mahkemenin uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse … Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.</i>” denilerek mahkemelere itiraz yoluyla somut norm denetimine başvurma yetki ve görevi verilmiştir. Başka deyişle itiraz yoluyla iptal istemi mahkemeler için hem bir yetki, hem de Anayasa’ya aykırı normun denetlenmesini sağlama yönünde verilen bir görev niteliğindedir.</p>

<p>5. Yukarıda değinildiği üzere Anayasa uyarınca Anayasa Mahkemesi düzenleyici işlemlerin denetimi dışında başka konularda da yetkilidir. Örneğin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Yüce Divan görevi kapsamında bir “ceza mahkemesi” olarak, bireysel başvuru görevi kapsamında Bölümler ve Genel Kurul ise “anayasal haklar mahkemesi” sıfatıyla çalışmaktadır. Bireysel başvurunun kendine özgü bir dava niteliğinde olduğu konusunda bir şüphe bulunmamaktadır. Şu halde Anayasa Mahkemesi, düzenleyici işlemlerin denetimi dışındaki görevleri sırasında Bölüm ve Genel Kurul olarak çalışmalarında anılan 152. madde yönünden “diğer mahkeme” niteliğiyle görev icra etmektedir. Bu durumda gerek Yüce Divan yargılaması gerekse bireysel başvuru yargılaması sırasında Bölümler veya Genel Kurul’un uygulamakta olduğu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla “norm denetimi Genel Kurulu’na” itiraz yoluyla iptal isteminde bulunması Anayasa’nın bir gereğidir.</p>

<p>6. Nitekim Siyasi Parti Kapatma davalarıyla görevli AYM Genel Kurul’u siyasi parti kapatma davalarında uyuşmazlığa konu davada uygulanacak kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’na taşımıştır. Bu yöndeki örnek bazı kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50, 12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010. Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılamalarda da aynı yetkiyi kullanabilmektedir.</p>

<p>7. Anayasa’da kurulan hukuksal sistem uyarınca Anayasa’ya aykırı kurallar soyut ve somut norm denetimi yoluyla iptal edilerek hukukun üstünlüğü ve hukuk devletinin gerçekleştirilebilmesi sağlanmak istenmiştir. Bu maksatla yalnızca siyasal partilere iptal davası açma yolu tanınmamış, mahkemelere de itiraz yoluyla iptal isteminde bulunma görevi yüklenmiştir. Bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi Bölümü veya Genel Kurulu’nun hak ihlalinin kanundan kaynaklandığına ilişkin kararı, kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasının çok ciddi olduğu anlamına gelmektedir. Bu durumda kuralın iptali için ilgili mahkemeler gibi Anayasa Mahkemesi bölümleri veya Genel Kurulu’nun da Anayasa tarafından görevlendirilmiş olduğu sonucuna ulaşmak gerekmektedir. Bu nedenle hak ihlalinin giderim yöntemi olarak yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesi yerine iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi Norm Denetimi Genel Kurulu’na gönderilmesi Anayasa ile verilen görevin bir gereğidir.</p>

<p>8. Belirtilen görüşe karşı şöyle bir itiraz akla gelebilir. Bu itiraz sadedinde 6216 sayılı Mahkemenin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısında böyle bir düzenleme olduğu halde bu kural yasama çalışmaları sırasında metinden çıkarıldığına göre, yasama organının Mahkeme’ye bu görevi vermediğinin söylenebileceği ileri sürülebilir. Fakat anılan Taslak metninden bu yetkinin çıkartılmasının gerekçesi, bu yetkinin Anayasa’ya aykırı olduğu görüşü değildir. Gerekçe, yetkinin Mahkemeye verilmesinin tartışmalara neden olacağı ve yerinde olmayacağı nedenlerine dayandırılmıştır. Taslak metinde bu yetkinin yer alması ve esasında yetkinin Anayasayla bağdaştığına ilişkin yaklaşım dahi aslında Anayasa’nın 146 vd. maddeleri ile 152. maddesinin böyle bir yetkiyi kapsadığı anlamına gelmektedir. 6216 Kanunda Mahkeme’nin görev ve yetkileriyle ilgili düzenlemelerin kaynağı da Anayasanın 146 ila 153. maddeleridir.</p>

<p>9. Ayrıca, yasama organına çağrı niteliğinde bir bildirim yapılmasının da hak ihlalinin ortadan kaldırılabilmesi için yeterli giderim sağlayabileceği ileri sürülebilir. Gerçekten ihlalin kanundan kaynaklandığı örneklerde AYM yeniden yargılamada hukuki yarar bulunduğunda ilgili mahkemenin Anayasa’nın 152. maddesindeki yolu işletebilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına ve kararın yasama organına bildirilmesine karar vermektedir (bkz. Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022).</p>

<p>10. İhlal kararında yeniden yargılamaya ve ihlalin yasama organına bildirilmesine karar verilmesinerağmen (itirazen iptal yolu veya yeni düzenleme yapılması şeklinde bir) giderim sağlanamayan çok sayıdaki kararlar içerisinde örnek olarak birkaç kararı (Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025) bakılabilir. Giderim sağlanamayan örnekler bakımından hukuk düzeninde Anayasa’ya aykırı kanun hükümlerinin yürürlükte kalması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu sonuç Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesini (AY m. 11) ve bu ilkenin güvencesi olan anayasal denetim yolunu bertaraf etmektedir. Bu nedenle hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleşebilmesi ve Anayasa’ya aykırı kuralların bir an önce hukuk düzeninden ayıklanabilmesi için 152. maddede yer alan emredici yetkinin kullanılması gerekmektedir.</p>

<p>11. Açıklanan nedenlerle, giderim yöntemi olarak yeniden yargılama yapılması ve ihlalin yasama organına bildirilmesi yerine ihlale yol açan kuralın iptali amacıyla itiraz başvurusu yapılması yönünde karar alınması gerektiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="7%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="32%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Kamulaştırma bedelinin taşınmazın kültürel varlığına ilişkin eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaksızın düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmaktayım. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu giderim olarak <i>“Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine” </i>karar vermiştir.</p>

<p>2. Bu dosyada ihlal, bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın esasını doğrudan ilgilendiren 2863 sayılı Kanun'un "Kamulaştırma" başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasının <i>“Kamulaştırmalarda bedel takdirinde, taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaz”</i> şeklindeki (d) bendinden kaynaklanmaktadır. Bunun içindir ki bu durumda ulaşılan ihlalin giderimi olarak kanaatimizce bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta “uygulanacak kural”ın Anayasa’ya aykırılığının değerlendirilmesine ilişkin hukuki zeminin tesisi gerekmektedir.</p>

<p>3. Anayasa’nın 148. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu bireysel hak ihlallerini giderme yetkisi, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesiyle bireysel başvuru kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedebilme yetkisine sahip olmak şeklinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu minvalde ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceği hususunda -bireysel başvuru yetkisinin doğal bir sonucu da olarak- Anayasa Mahkemesi yetkili kılınmıştır.</p>

<p>4. Bireysel başvuru inceleme görevi esnasında ihlale neden olan kanun hükmünün çoğunluk kararında belirtilen yola ihtiyaç duyulmadan, Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması amacıyla Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca gerçekleştirilecek olan norm denetimi yoluna taşınması gerekmektedir.</p>

<p>5. Bu sayede ihlalin sonuçlarının giderilmesinin,<i> “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” </i>başlıklı Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında <i>“Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.”</i> şeklinde tanımlanan itiraz başvurusu yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>6. Bu hüküm gereğince bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesi, ulaşılan ihlal sonucunun bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta uygulanan açık kanun hükmünden kaynaklanması durumunda, Anayasa’nın 152. maddesi gereğince<i> “davaya bakmakta olan mahkeme”</i> sıfatını haiz olduğundan bu madde hükmü gereğince kuralı norm denetimi görevi yapacak olan Anayasa Mahkemesi heyetinin incelemesine sunmalıdır.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi de norm denetimi incelemesi sonucunda Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa –ki böyle bir durumda bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanunun açık hükmünden kaynaklandığı biçimindeki bir kanaate ulaşması nedeniyle norm denetiminde bu kuralın Anayasa’nın mülkiyet hakkı ile ilgili 35. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşması gerekecektir- bu durumda ihlalin kaynağı olan kanun hükmü iptal edileceğinden, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği olan asıl etkili giderim de böylece sağlanmış olacaktır.</p>

<p>8. Bu yönü ile bakıldığında Anayasa Mahkemesi, ihlalin giderimi bağlamında 50. maddede yer alan farklı seçeneklerden uygun gördüklerini devreye sokabilmektedir. Bu minvalde ihlalin bizzat bireysel başvuruya konu uyuşmazlığı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte olan kanun hükmünden kaynaklanması ve bahse konu kanun hükmünün daha farklı bir sonuca ulaşmayı engelleyen açıklıkta bir düzenleme içermesi durumunda artık bu hükmün norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.</p>

<p>9. Bununla birlikte, burada ihlalin kanundan kaynaklanması konusuyla ilgili olarak öncelikle bir hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin kanundan kaynaklandığı iki farklı durum söz konusu olabilmektedir. Birincisinde, müdahalenin dayanağı olan güvenceli bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durumda bir anlamda eksik düzenleme hali söz konusudur. İkincisinde ise müdahalenin dayanağı olarak açık bir kanun hükmü mevcuttur ve ihlal, derece mahkemelerince yeniden yargılama yapılması durumunda farklı yönde karar çıkmasına imkan vermeyen bu açık kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. İşte burada giderim yönünden ancak bu biçimde açık bir kanun hükmünün varlığı durumunda itiraz yolunun çalıştırılması mümkündür. Eksik düzenlemeye dayalı bir kanunilik ihlali söz konusu olduğu ve dolayısıyla ortada somut bir kural bulunmadığı durumlarda ise giderim yönünden niteliği gereği itiraz yolunun çalıştırılması uygun olmayacaktır.</p>

<p>10. Bireysel başvuru inceleme sürecinde uyuşmazlığın esasını çözecek kuralda Anayasa’ya aykırılık olması durumunda öncelikle vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında bir yetki sorunu bulunmamaktadır. Bahse konu yetki, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinden ziyade Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>11. Bu konuda yetki ile ilgili şu temel ilkeye bakmak konunun daha iyi kavranmasına da yardımcı olacaktır. Kamu hukukunda<i> “yetkisizlik asıl ve yetki istisna”</i> olduğundan, kamusal yetki kullanan tüm organ, kurum ve kişilerin sadece kendilerine açıkça verilen yetkiyi kullanma imkanı bulunmaktadır. Yine bu ilkenin gereği olarak kullanılan yetkinin ya Anayasa ya da kanunda öngörülmüş olması zorunludur. Verilmemiş bir yetkinin hukuk sistemimizde içtihatla kabulü mümkün değildir.</p>

<p>12. Dolayısıyla, konumuz bağlamında açıklığa kavuşturulması gereken asıl husus şudur: Bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesinin, ihlale yol açan kanun hükmünü, norm denetimi sıfatıyla çalışan Anayasa Mahkemesinin (Genel Kurulun) önüne itiraz yoluyla taşıma konusunda açık bir yetkisi var mıdır?</p>

<p>13. Bu bağlamda ilk olarak normlar hiyerarşisinde en üstte yer alan Anayasa metnine bakmak gerekmektedir. Konumuzla ilgili yetkinin dayanağı açıkça Anayasa’nın 152. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, şartlar gerçekleştiğinde tüm mahkemelere itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisi tanır. Maddenin bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi için de geçerli olduğu ise izahtan varestedir. Aksi durumda bu biçimdeki temel anayasal yetki Anayasa Mahkemesinden esirgenmiş olacaktır.</p>

<p>14. Nitekim bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, bir diğer önemli görevi olan siyasi parti kapatma davalarında önündeki davada uygulanacak kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Geçmişte bunun çok sayıda örneği mevcuttur (bu yöndeki örnek bazı kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50, 12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010).</p>

<p>15. Benzer bir yaklaşımla Yüce Divan sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılamalarda da Anayasa Mahkemesi, önündeki ceza davasının değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun hükümlerinde Anayasa’ya aykırılık görmesi durumunda aynı şekilde kuralı norm denetimi yapacak olan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıyabilir.</p>

<p>16. Dolayısıyla bu aşamada açıklığa kavuşturulması gereken husus, Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların bireysel başvuru kapsamında inceleme yapan Anayasa Mahkemesinde bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>17. Bu itibarla burada davada “uygulanacak kural” hususunun, bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi’nin itiraz yolunu işletmesi usulü yönünden ele alınıp açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde itiraz başvurularının ilk incelemesini gerçekleştirirken, “uygulanacak kural” ile kastedilenin davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallar olduğunu kabul etmektedir (Örnek olarak bkz.: AYM, E.2000/56, K.2000/28, 17/10/2000; E.2013/14, K.2013/56, 10/4/2013; E.2015/76, K.2017/53, 15/11/2017, § 3; E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018, § 2; E.2023/68, K.2024/190, 05/11/2024; E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § 2).</p>

<p>18. Yine ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde davaya bakan mahkeme olduğu, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve bu ihlalin giderilmesi noktasında bağlayıcı kararlar vermek suretiyle nihai hüküm tesis etmeye yetkili bir mahkeme sıfatı taşıdığı, yargısal denetim yetkisini kullandığı, bu denetimi yargısal usullerle gerçekleştirdiği ve bireysel başvuru yolunun bir hak arama yolu olarak bir dava niteliği taşıdığı tartışmasız bir gerçektir.</p>

<p>19. Hal böyle olduğundan bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü bireysel başvuru incelemesi sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça Anayasa’ya aykırı görülürse, norm denetimi sıfatıyla bu konuda vereceği karara kadar Anayasa Mahkemesinin davayı geri bırakma yetkisini kullanması pekala mümkündür.</p>

<p>20. Yukarıda da belirtildiği üzere bireysel başvuru inceleme sürecinde Mahkemenin, ihlale yol açan kuralın denetimi için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmasının açık Anayasal dayanağı, Anayasa'nın 152. maddesi hükmüdür.</p>

<p>21. Dolayısıyla, bu konuda Anayasa'da açık bir yetki öngörülmüşken, bu yetkinin hukuksal dayanağı açısından 6216 sayılı Kanun'da veya başka bir kanunda hüküm bulunup bulunmaması hiçbir önem taşımamaktadır. Aksine, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen 6216 sayılı Kanun’daki düzenlemelerden hareketle bu yetkinin kullanılamayacağı şeklindeki görüş önemli bir Anayasa’ya aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>22. Bu itibarla Anayasa’nın 152. maddesinin açık hükmü karşısında bireysel başvuru incelemelerinin başlayacağı dönemde 6216 sayılı Kanun’un hazırlık aşamasında bu yetkinin Anayasa Mahkemesine açıkça verilmesi şeklindeki bir düşünceye rağmen daha sonra bundan vazgeçilmesinden hareketle Anayasa Mahkemesinin bahse konu yetkiyi kullanamayacağı biçimindeki görüşe de katılmak mümkün değildir. Zira bu biçimdeki görüş hem kamu hukukunda yetki ile ilgili yukarıda yer verilen temel ilkeler hem de normlar hiyerarşisi gereği Anayasa’nın 152. maddesine aykırı bir kanun çıkarılamayacağı gerçeği karşısında hukuken savunulamaz.</p>

<p>23. Ek olarak, buradaki yetki konusunu, Anayasa Mahkemesinin siyasi sistem içerisinde bir “anayasal organ” olması yönünü de göz önünde tutarak ele almak gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirdiği denetimin önemine binaen bir “anayasal organ” olarak öngörülmüş olup bu minvalde Mahkemenin yetkilerinin dayanağı noktasında Anayasa hükümlerinin çok daha farklı bir değeri ve konumu bulunmaktadır.</p>

<p>24. Nitekim Anayasa Mahkemesinin anayasal organ sıfatını vurguladığım bir karşıoyumdaki açıklamalarım, Anayasa'nın 152. maddesinin bireysel başvuru incelemelerinde, ihlale neden olan kuralın Anayasa'ya aykırılığı durumunda temel bir pozitif dayanak işlevi görmesi gerektiği görüşünü güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu nedenle bahse konu karşıoydaki ilgili kısımlara aşağıda aynen yer vermek uygun olacaktır:</p>

<p><i>“Anayasa kurallarında da görüldüğü üzere Anayasa Koyucunun yargı erki içerisinde Anayasa Mahkemesine yönelik bu yaklaşımı, devletin yasama ve yürütme erklerini oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi Anayasa Mahkemesini de bir ‘anayasal organ’ şeklinde öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi bir anayasal organ olmasından hareketle Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri, sahip olduğu güvenceler ve çalışma usulü Anayasa’da oldukça detaylı biçimde düzenlenmiştir. </i></p>

<p><i>Nitekim doktrinde de Anayasa Mahkemesinin yargı organının bir parçası ve yüksek mahkeme niteliği taşımakla birlikte bir diğer özelliği olarak bir ‘anayasal organ’ olduğuna özellikle vurgu yapılmakta olup fonksiyonunun mahiyetinin Mahkemeye yargı içerisinde özel ve öncelikli bir mevki verdiği ifade edilmektedir. Avrupa doktrininde de Anayasa Mahkemelerini herhangi bir yüksek mahkeme değil, bir anayasal organ olarak görme eğilimi mevcut olup, bu bağlamda somut örnek olarak Federal Alman Anayasa Mahkemesinin aynı zamanda anayasal organ olduğu çok net biçimde ifade edilmektedir.</i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin anayasal organ olabilmesi için sadece Anayasa’da zikredilmesi yeterli değildir. Mahkemenin bir anayasal organ olarak kabul edilebilmesi için statüsü ve önemli yetkilerinin de Anayasa’da düzenlenmiş olması gerekir. Yine bir anayasal organ olmanın iki önemli sonucu olarak diğer anayasal organlar gibi Anayasa Mahkemesi de kendi içtüzüğünü çıkarma yetkisine sahiptir ve diğer anayasal organlardan daha alt bir konumda olmadığı gibi örgütlenme bakımından anayasal organlardan bağımsız konumdadır. </i></p>

<p><i>İşte bu nedenledir ki bir anayasal organ olması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev, yetki ve işleyişinin doğrudan Anayasa tarafından ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olmasının bir sebebi vardır. Anayasa’nın kendisine verdiği görev ve yetkilerin bir gereği olarak yasama organını denetleyen Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişinin yasama organının takdirine bırakılmamasıyla anayasa yargısının anlamının zayıflaması önlenmiştir.</i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin statüsü, görev ve yetkileri, denetim yolları ve kapsamı, kararlarının özellikleri ve çalışma ve yargılama usullerinin Anayasa’da detaylı biçimde belirlenmiş olması nedeniyle bu konularda ayrıntı ile ilgili kanun koyucuya sadece sınırlı bir düzenleme yetkisi tanınmış olduğu görülmektedir. Bu durumun yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı üzere Anayasa Mahkemesinin yasama organını denetlemesinden kaynaklandığı açıktır. Zira denetleyen organın hukuki statüsü ile görev ve yetkilerini belirleme yetkisinin denetlenen organa bırakılması mümkün olamaz<sup>1</sup>. </i></p>

<p><i>Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun önemli ölçüde Anayasa tarafından getirilen ayrıntılı Anayasal hükümleri açıklayıp tekrar etmektedir. Bu durum diğer yüksek mahkemelere kıyasla Anayasa Mahkemesinin konumu açısından oldukça önemli bir anayasal güvence olarak görülmektedir<sup>2</sup>. Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri ve çalışma usulü ve benzeri konuların ayrıntılı biçimde Anayasa’da düzenlenmesi nedeniyle yapısında veya görevlerinde bir değişiklik yapılabilmesi ancak bu konudaki bir Anayasa değişikliği ile mümkün hale gelebilecektir<sup>3</sup>”</i> (Bkz.: “AYM, E.2023/104, K.2023/177, K.T.: 11/10/2023” künyeli kararda Yusuf Şevki Hakyemez’in karşıoyu: §§ 24-29).</p>

<p>25. Yukarıda sıralananlar bağlamında, bir anayasal organ olması hususu da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin görevinin ifası noktasında sahip olduğu yetkilerle ilgili olarak asıl bakılması gereken yerin Anayasa hükümleri olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında 6216 sayılı Kanun’da bahse konu yetkinin açıkça verilmemiş olmasının bu yetkinin varlığı ile ilgili değerlendirmelerde hiçbir hukuki değeri bulunmamaktadır.</p>

<p>26. Zira bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin yetkileri ile ilgili asıl bakılması gereken hukuki düzlem Anayasa’dır. Anayasa’nın 152. maddesi, bu yönü ile siyasi parti kapatma davaları ve Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalarda olduğu gibi bireysel başvuru incelemelerinde de Anayasa Mahkemesine davaya bakmakta olan mahkeme sıfatı ile önündeki uyuşmazlığa uygulanacak somut kanun hükmünü itiraz yolu ile norm denetimi sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıma yetkisini vermektedir.</p>

<p>27. Bununla birlikte, giderim yönünden bu şekilde bir görüş savunulduğunda hemen akla benzer başvurularda, Anayasa Mahkemesinin -bugüne kadar benim de katıldığım şekilde- ihlalin dayanağı olan kanun hükmü ile ilgili olarak ya Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunması (örnek bazı kararlar için bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019; Bedrettin Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020; Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020; Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024; Caner Şafak [GK], B. No: 2024/41763, 8/7/2025) ya da derece mahkemelerinden Anayasa’nın 152. maddesindeki itiraz yolu aracılığı ile kuralı Anayasa Mahkemesinin önüne getirme yolunu devreye sokmalarını istemesi gelmektedir (örnek bazı kararlar için bkz.: (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; Kemtaş Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023; Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Meryem Boyacıoğlu [1. B.], B. No: 2020/9020, 13/3/2025).</p>

<p>28. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin bizzat uyuşmazlığın esasını çözecek olan kanun hükmünden kaynaklanması durumunda Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu iki yol da yasama organında ve derece mahkemelerinde belli ölçüde karşılık bulmuş ve bu şekilde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü ya yapılan çağrı üzerine yasama organı tarafından kaldırılmış veya Anayasa’ya uygun hale getirilmiş ya da itiraz yolu ile derece mahkemelerince Anayasa Mahkemesinin önüne getirildiğinde iptal edilmiştir.</p>

<p>29. Bununla birlikte, ihlal kararının giderim kısmında Anayasa Mahkemesince her iki seçeneğe de yer verilmiş olmasına rağmen, yine de ihlale sebebiyet veren somut kanun hükmünün yasama organı tarafından kaldırılmaması veya itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmemesi durumu söz konusu olabilmektedir (İhlal kararında her iki yol dile getirilmesine rağmen 31.07.2025 tarihine kadar bu çağrılardan olumlu sonuç alınamayan örnek bazı kararlar için bkz.: Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025). Böyle bir durumda ise Anayasa Mahkemesinin insan haklarını koruma noktasındaki olumlu gayreti sonuçsuz kalabilmektedir.</p>

<p>30. Oysa, bireysel başvuru mekanizması ancak farklı paydaşların her birinin insan hakları ihlallerini giderme sorumluluğunu etkin biçimde kabul etmesi ve bu konuda kendilerinden beklenen performansı sergilemesi halinde işlerlik kazanacak bir sistemdir. Bu düzeydeki bir uygulama birliğinin varlığı halinde ancak bireysel başvurudan amaçlanan sonuç elde edilebilir.</p>

<p>31. İşte bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığını tespit etmesi durumunda; bu keyfiyeti yasama organına bildirdiğinde yasama organının ihlale sebebiyet veren hükme ilişkin yapması gerekenleri bir an evvel yapması; benzer şekilde derece mahkemelerinin ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşıması gerekmektedir.</p>

<p>32. Zira, bireysel başvuru bir hak arama yolu olarak işin merkezine Anayasa Mahkemesini koymakla birlikte, bu hak arama yolundan istenilen olumlu sonuçların elde edilebilmesi için kamusal yetki kullanan tüm kişi ve kurumların hak ihlallerine sebebiyet vermeyen bir yaklaşımla görevlerini yerine getirmeye özen göstermeleri fevkalade önem arz etmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi dışındaki mahkemelere ve yasama organına ihlallerin ortadan kaldırılması noktasında oldukça önemli görev ve sorumluluklar yüklenmiş durumdadır.</p>

<p>33. Nitekim, Anayasa'nın Başlangıç kısmında belirtildiği gibi, kuvvetler ayrılığı devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması değil, yetki ve görevlerin kullanımıyla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliğidir. Bireysel başvuru sistemi de kamusal yetki kullanan tüm kişi, kurum ve kuruluşların bu işbirliği yaklaşımını sergilemesini gerektirmektedir.</p>

<p>34. Bununla birlikte, bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin doğrudan kanun hükmünden kaynaklanması halinde, yasama organı ve derece mahkemeleri kendilerinden beklenen katkıyı sunmadığında, devreye artık kaçınılmaz olarak, benim giderim yönünden bu karşıoyda önerdiğim çözüm yolu sokulmalıdır.</p>

<p>35. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin, ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yoluyla kendi önüne taşıması yolu çözüm olarak gündeme gelecektir. İfade etmek gerekir ki bu yöntemin “kendi kendine başvuru” biçiminde görülmesi doğru değildir; zira Anayasa’nın 152. maddesi, mahkeme sıfatını haiz tüm yargı organlarına bu yetkiyi tanımıştır. Bireysel başvuruda da Anayasa Mahkemesi aynı sıfatı taşımaktadır.</p>

<p>36. Aksi durumda ihlali giderme noktasında yasama organının kuralı kaldırma veya değiştirme ya da derece mahkemelerinin itiraz yolunu devreye sokma şeklindeki inisiyatiflerini beklemek gerekecektir. Nitekim, gelinen aşama itibariyle, daha önce verilen kimi ihlal kararları bağlamında, mahkemeler ve yasama organının kendilerinden bekleneni tam anlamıyla yapmadığı da gözlemlendiğinden, ihlale yol açan kanun hükmünün bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip iptal edilmesi gibi daha etkili bir giderim yolunun uygulanması artık zorunluluk halini almıştır. Bu durum bireysel başvurudaki etkin hukuki korumanın tesisi ve ihlale sebebiyet veren kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılığın giderilebilmesi bakımından gereklidir.</p>

<p>37. Bu kapsamda, bireysel başvuru incelemelerinde bugüne dek ihlalin kanundan kaynaklanması durumunda belirtilen giderim yollarının ne ölçüde etkili olduğunu anlayabilmek için, bu konudaki istatistikleri kısaca incelemekte fayda vardır.</p>

<p>38. Anayasa Mahkemesi ihlalin kanun hükmünden kaynaklanması nedeniyle ilk olarak 30/5/2019 tarihinde yasama organına çağrıda bulunmuştur. Bu karardan iki buçuk yıl sonra 1/12/2022 tarihinde ise Anayasa Mahkemesince derece mahkemelerine Anayasa’nın 152. maddesi gereğince itiraz yolunun çalıştırılması yolu gösterilmeye başlanmıştır.</p>

<p>39. Anayasa Mahkemesi ilk olarak Y.T. kararında (bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019) ihlalin kanundan kaynaklandığı gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında değişiklik yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına bildirilmesine karar vermiştir. Bahse konu ilk çağrı kararından 31.07.2025 tarihine kadar toplam 25 ihlal kararında yasama organına bu şekilde çağrıda bulunulmuştur. Yasama organı ise bu çağrılardan sonra sadece dört tanesinde ihlale sebebiyet veren kanun hükümlerinde değişiklik yapmıştır.</p>

<p>40. İhlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi ihlalin giderimi bağlamında Hulusi Yılmaz kararıyla (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) birlikte artık ihlale sebebiyet veren ve Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın koşulları dikkate alındığında daha doğru bir yol olarak ortaya çıkmakta olduğuna işaret etmeye başlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi artık ihlalin gideriminin bu şekilde sağlanabileceğini belirterek yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı derece mahkemelerine gönderirken, aynı zamanda bu mahkemelerden somut norm denetimi yolu ile ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü Anayasa Mahkemesinin önüne getirmelerini beklemektedir. 01/12/2022 tarihinden 31.07.2025 tarihine kadar toplam 13 kararda ihlale sebebiyet veren sekiz kurala ilişkin Anayasa’nın 152. maddesi yolu derece mahkemelerine önerilmiş olup, sadece beş kurala ilişkin somut norm denetimi başvurusu Anayasa Mahkemesine yapılmıştır.</p>

<p>41. Yukarıda yer verilen istatistiki verilerde de görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki karar pratiği göz önüne alındığında, yasama organına yapılan çağrıların fevkalade sınırlı bir kısmında kanun değişikliğine gidildiği; derece mahkemelerine önerilen somut norm denetimi başvurularının ise kısmen gerçekleştirildiği görülmektedir.</p>

<p>42. Gelinen bu aşamada artık Anayasa Mahkemesinin kendisinin bireysel başvuru incelemesi sürecinde itiraz yolunu çalıştırmasının daha isabetli olacağı kanaatinde olduğum için, eldeki dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı <i>“Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi”</i> şeklindeki sonuca katılmamaktayım.</p>

<p>43. Sonuç olarak, bireysel başvuru sisteminin etkili bir hak arama yolu olarak devam edebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında itiraz yolunu bizzat işletmesi zorunluluk halini almıştır.</p>

<p>44. Dolayısıyla ihlalin giderimi yönünden eldeki bireysel başvuruda ihlale sebebiyet veren kanun hükmü için itiraz yolunun çalıştırılması gerektiği gerekçesiyle bu dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı sonuca katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="34%">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p></p>

<p><sup>1</sup> Bülent Tanör / Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, 20. Bası, Beta Yay., İstanbul, 2020, s. 486-487.</p>

<p></p>

<p><sup>2</sup> Mehmet Merdan Hekimoğlu, Alman Hukuku Işığında Türk Anayasa Yargısının Hukuki Boyutları, Detay Yay., Ankara, 2004, s. 66-67.</p>

<p></p>

<p><sup>3</sup> Yılmaz Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yay., Ankara, 1996, s. 212.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-bedelinin-tasinmazin-kulturel-varligina-iliskin-degerler-dikkate-alinmaksizin-dusuk-belirlendigi-iddiasiyla-yapilan-basvuruya-iliskin-karar</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymada.jpg" type="image/jpeg" length="96516"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eğitimde Güvenlik Hakkı, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ın Ardından Hukuki Bir Çığlık]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/egitimde-guvenlik-hakki-sanliurfa-ve-kahramanmarasin-ardindan-hukuki-bir-ciglik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/egitimde-guvenlik-hakki-sanliurfa-ve-kahramanmarasin-ardindan-hukuki-bir-ciglik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dün Kahramanmaraşta evvelsi gün Şanlıurfada okullarımıza yönelik peş peşe gerçekleştirilen saldırıların acısı hala yüreğimizde. Canlarımızı yitirdiğimiz olayların hüznünü ve öfkesini bir arada yaşıyoruz.</p>

<p>Bir hukukçu olarak bu vahşetin temel insan hakları bağlamında ne denli derin yaralar açtığını belirtmek zorundayım. Hayatını kaybeden öğrencilerimizi, öğretmenlerimizi ve eğitim çalışanlarını derin bir üzüntüyle ve rahmetle anıyorum. Okullarımız birer bilim, gelişim ve umut yuvası olmalıdır. Okullar yaşam hakkının vahşice son bulduğu olay yerleri olamaz.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Eğitim Hakkı Özel Raportörü Farida Shaheed tarafından hazırlanan rapor eğitimde güvenlik hakkının sınırlarını net biçimde ortaya koymaktadır. Bu hak öğrencilerin, eğitimcilerin ve eğitim dışı personelin fiziksel veya psiko duygusal bütünlüklerine yönelik her türlü ihlalden korunmasını zorunlu kılar. Raporda çok net ifade edildiği üzere, güvende olmak ve güvende hissetmek birbiriyle bağlantılı ancak farklı kavramlardır; devletler eğitim kurumlarındaki güvenliğe dair duyulan korku ve endişeleri bahane üretmeksizin ciddiye almak zorundadır.</p>

<p>Eğitim ortamlarında güvenliğin sağlanması eğitim hakkının hayata geçirilmesi için tartışmasız bir ön koşuldur. Öğrencilerin ve eğitimcilerin fiziksel güvenliği bireylerin bütünlüklerine zarar verebilecek tüm tehlikelere karşı koruma kalkanı oluşturmayı gerektirir. Bu koruma kapsamına okullardaki silahlı ve bıçaklı saldırılar ile okul temelli her türlü şiddet eylemi doğrudan girmektedir. Unutulmamalıdır ki, fiziksel ve psiko-duygusal güvenlik birbirinden ayrı düşünülemez; zira bedensel bütünlüğe verilen en ufak zarar aynı zamanda derin bir psikolojik travmanın da kaynağıdır.</p>

<p>Devletlerin eğitimde güvenlik hakkını sağlama konusundaki hukuki yükümlülükleri asla ertelenemez veya başka bir bahane ile geçiştirilemez. Uluslararası insan hakları hukuku uyarınca eğitim kurumlarında ayrımcılığı, tacizi ve şiddeti önleyecek açık ve bağlayıcı protokoller, etkin raporlama ve denetim mekanizmalarını içeren yasalar acilen hayata geçirilmelidir.</p>

<p>Gerçek bir güvenlik fiziksel, psiko-duygusal, sosyal ve dijital olmak üzere tüm boyutları ele alan kapsamlı bir yaklaşımla tesis edilebilir. Bina girişlerine önlem almak veya okullarda özel güvenlik görevlisi görevlendirmek bu işin sadece ufacık bir detayıdır. Raportörün altını önemle çizdiği gibi, eğitim kurumları için yalnızca sertleştirilmiş bir güvenlik stratejisine dayanmak, öğrencilerin polis baskısı hissettiği ve kendi okul topluluklarına karşı birer tehditmiş gibi muamele gördüğü bir "suçlulaştırma kültürü" yaratma tehlikesi taşır. Çözüm okulu bir cezaevi gibi korumak değil; okul yönetimi, öğretmenler, öğrenciler, ebeveynler ve yerel halkın katılımını ve güçlendirilmesini sağlayan "tüm okulu kapsayan bir yaklaşım" benimsemektir.</p>

<p>Yurdun hiçbir köşesinde çocuklarımız ve öğretmenlerimiz okula giderken can korkusu yaşamamalıdır. Adaletin tam anlamıyla tecellisi faillerin en ağır şekilde cezalandırılmasını şart koşar. Bununla birlikte bir daha hiçbir eğitim kurumunun şiddet haberleriyle anılmamasını sağlayacak yapısal sistemlerin kurulması da aynı derecede bir zorunluluk haline gelmiştir.</p>

<p>Güvenlik her bireyin korkuya veya misillemeye maruz kalmadan eğitimdeki tüm insan haklarını özgürce kullanabilmesini gerektirir. Kaybettiğimiz canların anısına en büyük borcumuz bu hakkı kağıt üzerinde bırakmayıp okul koridorlarında fiilen yaşatmaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ziya-celep" title="Av. Ziya CELEP"><img alt="Av. Ziya CELEP" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ziya-celep.png" width="96" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ziya-celep" title="Av. Ziya CELEP">Av. Ziya CELEP</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Shaheed F, 2025, The right to be safe in education, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/egitimde-guvenlik-hakki-sanliurfa-ve-kahramanmarasin-ardindan-hukuki-bir-ciglik-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 09:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ozel-guvenlik-okul.jpg" type="image/jpeg" length="26310"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hizmet Tespit Davası Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hizmet-tespit-davasi-nedir-alican-cekmez-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hizmet-tespit-davasi-nedir-alican-cekmez-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tespit davası</strong>; bir hukuksal çıkarın söz konusu olması koşulu ile açılan ve sonunda bir hükümlülük talebi içermeyip duruma göre herhangi bir anlamda bir hükümlülüğe de yol açabilen ve konusuna ilişkin bir hususun bir hükümle tespitini amaçlayan davadır. Bu hüküm kesin hüküm halini aldığında, konusu olan hukuksal durumun varlığı ya da yokluğu yahut tespit konusu belgenin ya da durumun gerçekten olup olmadığı herkese karşı hüküm ifade etmektedir.</p>

<p><strong>Hizmet tespiti davası</strong>, sosyal güvenlik kurumuna hizmet süreleri hiç veya eksik bildirilen, sürekli çalışmasına rağmen işe giriş çıkış yaptırılan, SGK girişleri geç yaptırılan veya sigortasız çalıştırılan işçilerin işverene karşı açacağı iş davası türüdür. Anayasada yer alan sosyal güvenlik hakkına ilişkin olarak ortaya çıkan hizmet tespiti davası kamu düzenini ilgilendirir. 5510 sayılı Sosyal Sigorta ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 86’da hizmet tespiti davası; aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalılar çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde iş mahkemelerine başvurarak prim ödeme gün sayılarını tespit ettirebilmek için açtıkları davadır.</p>

<p>5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi işe görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulmakta; bu mahkemeler SGK ile hak sahipleri arasındaki hukuki uyuşmazlıklardan doğan dava ve itirazlara bakmaktadırlar. SGK’ nın davalı olduğu 4/a sigortalılık hizmet tespit davalarında; Sigorta başlangıcının tespiti,</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Sigortalılık sürelerinin tespiti,</li>
 <li>SSK tarım sigortalılığının tespiti,</li>
 <li>Fiili hizmet zammı sürelerinin tespiti,</li>
 <li>Geçerli sigortalılık statüsünün tespiti,</li>
 <li>Prime esas kazancın tespiti,</li>
 <li>Çakışan hizmet sürelerinin tespiti gibi daha özellikli konuların dava konusu edildiği görülmektedir.</li>
</ul>

<p><strong>Hizmet Tespit Davası Şartları Nelerdir?</strong></p>

<p>Hizmet tespit davası açılmadan önce dikkat edilmesi ve yerine getirilmesi gereken şartlar bulunmaktadır. Bu şartlar şu şekilde sıralanabilir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>İşçinin çalıştığı işyerinin 5510 sayılı kanun hükümlerine uygun şartları sağlayan bir yer olması gerekir.</li>
 <li>Sigortasız iş görme durumu söz konusu ise dava tarihinden önce bu durumun SGK tarafından tespit edilmemiş olması gerekir.</li>
 <li>Hak düşürücü süreye uygun olarak dava açılmalıdır.</li>
 <li>İşçinin çalışma durumunun sigortaya bildirilmemiş veya kazanç ve prim ödeme gün sayılarının eksik bildirilmiş olması gerekir.</li>
 <li>İşçinin sigortalı sayılmayan kişilerden olmaması gerekir.</li>
</ul>

<p><strong>Hizmet Tespit Davası Başvuru Sürecinde Gerekli olan Bilgi ve Belgeler</strong></p>

<p>Hizmet tespit davası başvuru süreci, işçinin eksik veya hatalı bildirilen çalışma sürelerini düzeltmek amacıyla SGK’ya hitaben yazılı bir dilekçe ile başlatılır. İşçi, bu dilekçede, çalıştığı süreyi kanıtlayacak detaylı bilgileri ve delilleri sunar. Gerekli belgeler arasında işe giriş-çıkış kayıtları, bordrolar, iş sözleşmeleri, tanık beyanları ve varsa elektronik iletişim kayıtları yer almaktadır. Bu belgeler, işçinin gerçek çalışma süresini ortaya koyarak hizmet borçlanmasının yapılması için sağlam bir temel oluşturur.</p>

<p>Başvurular, SGK’nın ilgili müdürlüklerine şahsen veya posta yoluyla iletilir; ayrıca, çevrimiçi başvuru sistemleri üzerinden de gerçekleştirilebilmektedir. İşçinin, başvuru dosyasını eksiksiz hazırlaması, belgelerin asılları ve yeminli tercümelerinin eklenmesi büyük önem taşır. Böylece, SGK tarafından yapılan inceleme sonucunda, eksik bildirilen hizmet sürelerinin tespiti sağlanır ve işçinin emeklilik, sağlık sigortası gibi sosyal güvenlik haklarının doğru şekilde korunmasına olanak tanınır.</p>

<p><strong>Hizmet Tespit Davasında İspat ve Deliller</strong></p>

<p>Hizmet tespit davasında, işçinin çalıştığı süreyi ispatlaması, davanın temelini oluşturur. Bu aşamada, işe giriş-çıkış kayıtları, bordrolar, iş sözleşmeleri ve benzeri yazılı belgeler, işçinin gerçekte çalıştığı süreyi ortaya koymada kritik rol oynar. Ayrıca, tanık beyanları ve elektronik iletişim kayıtları gibi ek deliller de sunularak, SGK’nın kayıtlarındaki eksiklik veya hatalı bildirimlerin ispatlanması sağlanır.</p>

<p>Delillerin toplanması ve sunulması sürecinde, belgelerin asılları ve yeminli tercümelerinin eklenmesi büyük önem taşır. İşçinin iddiasını destekleyen tüm delillerin tutarlı, düzenli ve zamanında sunulması, davanın olumlu sonuçlanmasına katkıda bulunur. Bu süreçte, hukuki danışmanlık almak, delillerin doğru bir şekilde dosyalanmasını ve yargı sürecinde etkin bir savunmanın yapılmasını sağlayarak, işçinin hak kaybı yaşamamasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>Hizmet Tespit Davasında Görevli Mahkeme ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Hizmet tespit davasında <strong>görevli mahkeme</strong>, iş uyuşmazlıklarını çözmekle yükümlü olan <strong>İş Mahkemeleri</strong>’dir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Madde 2 uyarınca, bu davalar özel görevli mahkemeler kapsamında değerlendirilir. İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise görev, <strong>Asliye Hukuk Mahkemesi</strong>’ne aittir. <strong>Yetkili mahkeme</strong> ise, genel kural olarak davalı işverenin yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer mahkemesidir (HMK Madde 6-11).</p>

<p><strong>Görevli Mahkeme Nasıl Belirlenir?</strong></p>

<p>· İş Mahkemeleri, hizmet tespit davalarında <strong>özel görevli mahkeme</strong> statüsündedir.</p>

<p>· İşçi ile işveren arasındaki ilişki, doğrudan <strong>iş hukuku</strong> kapsamında olduğu için İş Mahkemesi yetkilidir.</p>

<p>· Örneğin, SGK’ya bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti için açılan davalarda İş Mahkemesi süreci yönetir.</p>

<p><strong>Hizmet Tespit Davasında Hak Düşürücü Süre</strong></p>

<p>Anayasal sosyal güvenlik hakkı ile ilgili olan hizmet tespit davasının, hak düşürücü süresi mevcuttur. İşçi veya ölümü halinde hak sahipleri, hizmet tespit davasının, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak açması gerekir. Kanunda belirtilen bu süre, hak düşürücü süre olup, bu süre geçtikten sonra açılan davalar dinlenemez. İşe giriş bildirgesi verilmesi 5 yıllık hak düşürücü süreyi keser. Bu süreler hâkim tarafından re ’sen nazara alınır.</p>

<p>Hizmet tespit davasının dinlenebilmesi için hak düşürücü sürenin geçmeden davanın açılmış olması gerekmektedir. Bu tür davalarda görülen uyuşmazlıkların büyük bölümü hak düşürücü süreye ilişkindir. Hem 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinde, yönetmelikte gösterilen belgelerin işverence Kuruma verilmemesi veya çalışmanın kurumca saptanamaması durumlarında, tespit davalarının beş yıllık süre içerisinde açılabileceği öngörülmüş ve bu sürecin geçirilmesi halinde bu tür bir iddianın artık dinlenemeyeceğini hükme bağlamış, hem de 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesinde aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurum tarafından tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde iş mahkemesine başvurarak kanıtlamaları öngörülmüştür.</p>

<p>Hak düşürücü sürenin başlangıç ve sonunu belirlemek konusu önem taşımaktadır. İşçinin sigortasız olduğu iddia edilen hizmetlerin geçtiği yılın son gününden başlamak üzere, bu dönem gün, ay ve yıllara ilişkin olabilir. Hizmetin geçtiği sürecin ilişkin olduğu yılın son gününden bu süre başlatılmalıdır.</p>

<p><strong>Örneğin</strong>; 2004 yılının Mayıs ayında geçen 25 günlük bir sigortasız süre için hak düşürücü süre, 31.12.2004 tarihinden, aynı yılın Ocak, Şubat ve Mart aylarına ilişkin 3 aylık bir süre için de, aynı şekilde 31.12.2004 tarihinden itibaren başlatılmalıdır. Çalışmaların birden fazla dönem içerdiği durumlarda ise, her dönem bağımsız olarak kabul edilir ve hak düşürücü süre her bir dönemin ilişkin olduğu yılın son gününden başlatılır.</p>

<p>Hak düşürücü sürenin hesaplanması ise; kanunun öngördüğü beş yıllık süre, hizmetin geçtiği yıl dikkate alınmaksızın ileriye doğru hesaplanır ve bulunan son yılın son gününden bu sürenin bitip bitmediği ortaya konulur. Anlatılan gibi, 2004 yılının son gününden başlayarak hak düşürücü sürenin 2009 yılının son gününde dolduğu kabul edilir. Bunun sonucunda, 2010 yılında açılan 2004 yılına ilişkin bir tespit davası artık dinlenemez.</p>

<p><strong>Hizmet Tespiti Davasında Hak Düşürücü Sürenin İşlememesi</strong></p>

<p>İşverence, usulüne uygun olarak Kuruma verilmiş bulunan sigortalı ile ilgili belgeler hak düşürücü süreyi başlatmadığı gibi; çalışmanın Kurumun yetkili elemanlarınca tespit edildiği durumlarda da, hak düşürücü süre söz konusu olamaz. İşverence verilmesi zorunlu belgeler;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>İşe giriş bildirgesi,</li>
 <li>Aylık prim bildirgeleri,</li>
 <li>Dönem Bordroları, olarak gösterilebilir.</li>
</ul>

<p>Kurum müfettiş tutanak veya raporları, ölçümleme belge ekleri veya Kurum yetkili elemanlarının sigortalıya ilişkin düzenledikleri belgeler Kurumca yapılan belirlemeler olarak kabul edilir ve bu durumlarda hak düşürücü süre söz konusu olmaz. Sicil numarası gösterilmeyen, ancak sigortalının adının yazılı olduğu işverence Kuruma verilen belgeler de hak düşürücü sürenin işlemesine engel olur. Kurumca işleme konulan bir vizite kâğıdının varlığı dahi hak düşürücü sürenin işlemesini durdurur. Hak düşürücü süre içerisinde, işveren aleyhine açılan ancak Kurumun hasım olmadığı tespit davaları da hak düşürücü süreyi keser. Hem işveren hem de Kurumun hasım olmadığı bir davada aynı durum söz konusu olamaz.</p>

<p>Sigortalının ücret ve sosyal haklarıyla ilgili, işveren aleyhine açtığı davalar, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmaz. Anılan davalar sadece işveren aleyhine açılıp, Kurumun hasım olmadığı davalar Kurumu bağlamaz. Kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin işyeri kayıtlarında, sigorta primlerinin kesildiği gözükmekte ise, primlerin kuruma yatırılmaması veya bildirimlerin kuruma verilmemesi sürenin tespitinde hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Mirasçılar için hak düşürücü süre; şayet murisin sağlığından bu süre geçirilmemiş ise, ölüm tarihinden itibaren başlatılmalıdır. Askerlik süresinde de, hak düşürücü sürenin işlemediği kabul edilmelidir. İşverence kanunun öngördüğü sürelerle, Kuruma verilmeyen belgelerin, hak düşürücü süre içerisinde verilmesi halinde, hak düşürücü sürenin kesildiği kabul edilmelidir.</p>

<p>İşyerinde çalışmanın sürdürülmesini hak düşürücü sürenin işlemesine engel bulunmadığı gibi, işe giriş bildirgesinden önceki sürelere ilişkin hak düşürücü sürenin gerçekleşmesinde, işe giriş bildirgesinin etkisi bulunmamaktadır. Aynı bakanlığa bağlı işyerlerinden birinde çalışılmış bulunması halinde hak düşürücü sürenin kesildiği kabul edilmelidir. Sigortalının kesintili çalıştığı giriş ve çıkış tarihlerinin belli olduğu dönemler için her bir dönem ayrı ayrı göz önünde tutularak hak düşürücü sürenin geçip geçmediği tespit edilir.</p>

<p>Yasanın açıkça belirlediği üzere, işverence, Kuruma verilmiş bulunan sigortalı işe giriş bildirgeleri hak düşürücü süreyi başlatmadığı gibi; çalışmanın Kurumun yetkili elemanlarınca tespit edildiği durumlarda da, hak düşürücü süre söz konusu olamaz. İşverence verilmesi zorunlu belgeler ise, işe giriş bildirgesi, aylık prim bildirgeleri ve dönem bordroları olarak gösterilebilir. Kurum müfettiş tutanak veya raporları, ölçümleme belge ekleri veya Kurum yetkili elemanlarının sigortalıya ilişkin düzenledikleri belgeler Kurumca yapılan belirlemeler olarak kabul edilir ve bu durumlarda hak düşürücü süre gerçekleşmez.</p>

<p>Öte yandan uygulamada kabul edildiği üzere; Kurumca işleme konulan bir vizite kâğıdının varlığı dahi hak düşürücü sürenin işlemesini durdurur. Hak düşürücü süre içerisinde; işveren aleyhine açılan ancak, Kurumun hasım olmadığı tespit davaları hak düşürücü süreyi kesmez. Sigortalının sosyal haklarıyla ilgili, işveren aleyhine açtığı davalar, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olur. Sicil numarası gösterilmeyen, ancak sigortalının adının yazılı olduğu işverence Kuruma verilen belgeler de hak düşürücü sürenin işlemesine mani olur.</p>

<p><strong>Hizmet Tespit Davalarının Sonuçları</strong></p>

<p>Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 18. Maddesine göre; 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olması gerektiği halde;</p>

<p>a- Kurum’un denetim ve kontrolle görevli memurlarınca fiilen yapılan denetimler veya işyeri kayıtlarından yapılan tespitler ya da kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatları gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler veya kamu kurum ve kuruluşları ile 5411 sayılı Kanun kapsamındaki kuruluşlar tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgiler sonucu,</p>

<p>b- Kanun’un 8. maddesinin yedinci fıkrasına göre kamu idareleri ile Kanun’un 100. maddesine göre 5411 sayılı Kanun kapsamındaki kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşlar, diğer gerçek ve tüzel kişilerden doğrudan kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlarla yapılan protokoller çerçevesinde alınan bilgiler sonucu,</p>

<p>c- Hizmet tespitine ilişkin kesinleşen yargı kararlarına göre,</p>

<p>Kurum’a bildirilmediği tespit edilenlerin tescil işlemleri Sosyal Güvenlik Kurumunca resen yapılır.</p>

<p>Yapılan resen tescil neticesinde mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından dikkate alınır. Ayrıca söz konusu sürelere ilişkin sigorta primine esas kazanç tutarları üzerinden hesaplanacak prim tutarları ile 5510 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca hesaplanacak gecikme zammı işverenden istenir.</p>

<p>5510 sayılı Kanun ile prim ödeme yükümlülüğü tamamen işverene verilmiş, sigortalıya ise bu konuda herhangi bir görev verilmemiştir. 5510 sayılı Kanunun 88. maddesine göre; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder.</p>

<p><strong>Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin, 2006/3797 esas ve 2006/13179 karar sayılı 27.11.2006 </strong>günlü kararına konu olayda; <i>Gaziantep İş Mahkemesi’nin Yargıtay tarafından onanan kararıyla, işçinin 15.04.1989-30.9.1997 tarihleri arasındaki 5 yıl 5 ay 15 günlük (toplam 1.965 gün) sigortalı çalışmalarının tespitine karar verildiği, davacının 22.04.2003 tarihli dilekçe ve mahkeme kararı ile tespiti yapılan sürenin sigortalılık süresine eklenmesini talep ettiği, kurumun işverenden primlerin tahsili için gerekli işlemleri yaptığı, ancak tahsilini sağlayamadığını belirtip, mahkeme kararı ile tespit edilen süreye ait primler işverence ödenmediğinden emeklilik için gereken süreye dahil edilmeyeceğini, işveren primlerini işçi tarafından ödenmesi gerektiğini bildirmiştir. İşçi de bunun üzerine yeniden İş Mahkemesi’ne gitmiştir. Davacı işçi, yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istemiş, mahkeme ise sigortalı çalışmalarından bir kısmının hizmet tespiti davası yoluyla elde edildiğini ve bu hizmetlere ilişkin primlerin işveren tarafından Kurum’a yatırılmadığını, primleri tahsil edilemeyen sürenin sigortalılık süresine eklenemeyeceğini, dolayısıyla prim ödeme gün sayısı koşulunun oluşmadığı gerekçesiyle istemi reddetmiştir. Mahkemenin reddetmesi üzerine işçinin talebiyle temyize gidilmiştir.</i></p>

<p><strong>Yargıtay 21. Hukuk Dairesi yukarıda belirtilen kararında</strong><i> “506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde “yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurum’ca tespit edilmeyen sigortalıların çalışmalarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının nazara alınacağı” belirtilmiştir. Yasa’da başka bir koşul öngörülmemiş olup, prim borçlarının ödenmesinden işverenler sorumlu olduğuna, ödenmeyen primlerin tahsil ve takibinden de kurum yetkili ve görevli bulunduğuna göre, Yasa’nın öngördüğü şekilde çalışmaları bildirmeyen işveren ve çalışmayı tespit etmeyen kurumun bu davranışlarının sonucu sigortalıya yüklenmemelidir. Aksi bir düşünce sigortalının hiçbir zaman yaşlılık aylığına ulaşamaması gibi bir sonucu da doğurabilir, bu da sosyal güvenlik ilkeleri ile bağdaşmaz.” diyerek mahkemenin verdiği kararı bozmuştur.</i></p>

<p>Yine Yargıtay’ın bir kararına göre prim borcunun ödenip ödenmediğine bakılmaksızın hizmet tespitiyle kazanılan gün sayısının, hizmet tespitinin kesinleşmesinden sonra Kurum yönünden bağlayıcılık kazanması söz konusudur</p>

<p>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “prim ödeme yükümlüsü” başlıklı 87. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; bu Kanun’un uygulanmasında kısa ve uzun vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası ve isteğe bağlı sigorta bakımından 4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine ve 5. maddenin (a) bendine tabi olanlar için bunların işverenlerinin prim ödeme yükümlüsü olduğu hüküm atına alınarak mevcut hükümler aynen korunmuştur. Yani, hizmet akdine tabi olanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan işçilerin primlerinin ödenmesi konusunda mevcut uygulamada olduğu gibi sigortalılara bir yükümlülük getirilmemiş, bu yükümlülük tamamen işverene verilmiştir.</p>

<p>Sosyal Güvenlik Kurumu’nun alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin düzenlemeler, genel itibariyle 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinde ve söz konusu maddeye istinaden çıkartılmış olan Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183 Sayılı Kanuna Göre Kullanılacak Yetkilere İlişkin Yönetmelikte yer almaktadır. Ayrıca 4447 sayılı Kanun uyarınca işsizlik sigortasına ilişkin ödenmesi gereken primlerin tahsili Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından aynı doğrultuda yapılmaktadır.</p>

<p>5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinin 15. fıkrası gereğince, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanunun 51, 102 ve 106. maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. 6183 sayılı Kanun’da yer alan kamu alacaklarını koruma yöntemleri Sosyal Güvenlik Kurumu’nun alacaklarının korunması açısından da kullanılmaktadır. Ancak, 6183 sayılı Kanun’da belirtilen yetki ve usule yönelik bir takım düzenlemeler için yönetmelik ile bir takım uyarlamalar yapılması yoluna gidilmiştir. Bu doğrultuda 6183 sayılı Kanun’da bahsedilen koruma yöntemlerinin sosyal güvenliğe yansımaları aşağıdaki şekilde sıralanabilir.</p>

<p><strong>Genel Değerlendirme ve Hukuki Sonuçlar:</strong> Uyuşmazlıkların, mahkemelerde dava açmak suretiyle çözümlenmek istenmesinin, hem idare hem de mükellefler yönünden çeşitli sorunları ve maliyetleri vardır25. Bu sebeple uyuşmazlıkların yargı yoluna taşınmadan idari aşamada çözümlenmesi büyük önem taşımaktadır. Nitekim hizmet tespitlerine ilişkin uyuşmazlıkların yargıya taşınmaması amacıyla bir takım idari çözüm yolları düzenlenmiştir. Ancak bu yolların yeterliliği ve etkinliği tartışılır durumdadır. Nitekim hizmet tespitine ilişkin yetki sınırlılığı beraberinde idari anlamda çözümsüzlüğü ve yargıya başvurmada kaçınılmazlığı beraberinde getirmektedir.</p>

<p>Sosyal güvenliğe ilişkin uyuşmazlıkların idari aşamada çözümlenemediği durumlarda yargı yoluyla çözümlenme söz konusu olmaktadır. Sosyal güvenliğe ilişkin olarak görevli yargı mercilerine bakıldığında ise bir karmaşık olduğu görülmektedir. Öyle ki idari para cezalarına ilişkin uyuşmazlıklar idare mahkemelerinde görülmekte iken diğer uyuşmazlıklar (prim oranının ve işkolu kodunun tespiti, hizmet tespiti, prim tahakkuku ve primlerin tahsilatı) ise iş mahkemelerinde görülmektedir. Sosyal parafiskal yükümlülüklerde bazen bir hukuki durum birden fazla uyuşmazlık ortaya çıkartabilmektedir. Örneğin, bir hizmet tespiti veya asgari işçilik incelemesi sonucunda hem prim tahakkuku hem de idari para cezası söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla bazen bir hukuki durum ile ilgili iki farklı yargı merciine başvurmak gerekebilmektedir. Bu sebeple sosyal güvenliğe yönelik uyuşmazlıklarda yalnızca bir yargı yerinin belirlenmesi yerinde olacaktır.</p>

<p>Ayrıca iş mahkemelerinin daha çok çalışma hayatı ve iş hukuku ile ilgili davalarda uzmanlaşmış olmaları sebebiyle özellikle prim oranı, prim tahakkuku ve prim tahsilatı hususlarındaki kararları Yargıtay’da bozulabilmektedir. Bununla birlikte vergi mevzuatı ile paralellik gösteren bazı hususlarda aynı konu ile alakalı farklı yargı mercilerinin görevli olduğu görülmektedir. Aynı durumları özellikle 6183 sayılı Kanun’un uygulanması açısından ortaya çıkan uyuşmazlıklarda da görmemiz mümkündür. Yaşanan bu durum çoğu zaman şahısların yanlış yargı merciine başvurmalarına da sebep olmaktadır.</p>

<p>İş hukuku ve sosyal güvenlik sistemimizde ortaya çıkan uyuşmazlıklara hizmet tespit davaları özelinde yaklaştığımız zaman karşımıza çıkan en önemli eksikliğin de idari aşamada yaşanan yetki sınırlılığıdır. Nitekim Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 26. maddesine göre; Kurum’un denetim ve kontrolle görevli memurlarının işyerinde yaptıkları durum tespiti sırasında, sigortalı, işyerinde çalışan diğer sigortalılar, işyeri mahallinde bulunanlar veya işveren beyanına dayanılarak yaptıkları ve tespit tarihinden önceki bir yıllık süreye ilişkin hizmetler de sigortalılıkta dikkate alınır. Yukarıda yer verilmiş olan mevzuat hükmünden de anlaşılacağı üzere fiilen yapılan tespitlerde; tutanakta bir yıldan fazla öncesine ait bir tarih düzenlenmiş olsa bile, en fazla tespit tarihinden bir yıl önceki süreler dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>HİZMET TESPİTİ DAVASINDA YARGITAY KARARLARI</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2020/9977 Esas, 2023/9701 Karar</strong> “ <i>506 Sayılı Kanun’un 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. “</i></p>

<p><strong>YARGITAY HGK 2020/10-681E. 2023/1086K. “Bu durumda 01.10.2008</strong> <i>tarihinden önceki döneme ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 Sayılı Kanun); bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekecektir</i>.</p>

<p><i>Belirtilen amaca yönelik davaların yasal dayanaklarından 506 Sayılı Kanun’un 79. maddesinin 10. fıkrasında “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” düzenlemesine; 5510 Sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrasında ise “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır” hükmüne yer verilmiştir.</i></p>

<p><i>Bilindiği üzere belli bir dönemdeki çalışmaların tespiti istemini içeren hizmet tespit davası, dava dilekçesinde açıkça belirtilmiş olmasa da 506 Sayılı Kanun’un 79. maddesinin 10. fıkrasında da (5510 Sayılı Kanun’un 86/9. maddesi) düzenlendiği üzere özünde prime esas kazançlarının ve prim ödeme gün sayılarının tespiti talebini de içermektedir. Mahkemenin hizmet tespitine ilişkin ilamı ise işverenin Kuruma vermediği bildirgeler yerine geçecek belge niteliğindedir. Bu nedenle mahkeme dava sonunda vereceği kararda tespit edilen dönem için aylar itibariyle prim ödeme gün sayıları ile 506 Sayılı Kanun’un 77. maddesine (5510 Sayılı Kanun’un 86. maddesi) göre hesaplanacak olan “o dönemdeki” bir günlük ücreti de belirtecektir.”</i></p>

<p><strong>YARGITAY10.HD2022/6927 E. 2023/9824 K</strong>.“<i>Sahte sigortalılığa dayanan davalar hizmet tespiti içerikli olmakla, davanın yasal dayanağını oluşturan 5510 Sayılı Yasa’nın 86. maddesinde bu tür hizmet tespiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.</i></p>

<p><i>Bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunlu olup mahkemece, tarafların sunduğu deliller ile yetinilmemeli, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri esas alınarak kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmeli, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı ortaya konulmalıdır.”</i></p>

<p><strong>YARGITAY 10.HD Esas: 2023/ 2441Karar: 2023 / 9791</strong> <i>“Davalının davacıyı yurt dışı işyerinde çalıştırdığı sabittir. Davacının işvereni de Türk Mevzuatına tabi olan davalıyı hizmet tespitinde davalı göstererek dava açmasında hukuki yararı vardır. Hizmetin tespiti yapılmalı, ancak uzun veya kısa vadeli sigorta kapsamında kaldığını davalı kurum değerlendirilmelidir. Vazgeçilmez ve kamu düzeninden olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak şekilde, topluluk sözleşmesi kapsamında bildirilmeyen yurt dışında çalışan Türk vatandaşının hizmet tespitini isteyemeyeceğini belirtmek hukuki değildir.</i></p>

<p><i>Kaldı ki mevzuata uymayan davalı işverendir. Hukuk, kurallara uyulmadan yapan işlemleri kabul etmemelidir. Kararın onanması gerekirken, bozulmasına karar verilmesi isabetli değildir. Bu nedenle çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır.”</i></p>

<p><strong>YARGITAY 10.HD Esas:2022/4111 Karar:2022/8459</strong> “<i>Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren geçici 7. maddesi gereğince 506 Sayılı Kanun’un 79/10. ve 5510 Sayılı Kanun’un 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur.</i></p>

<p><i>Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.”</i></p>

<p><strong>Yargıtay 10 Hukuk Dairesi Esas No : 2016/1706 Karar No: 2016/3080 Kesintili Çalışma Hak Düşürücü Süre 18 yaş</strong></p>

<p><i>Dava, 506 sayılı Yasanın 79/10. Ve 5510 sayılı Yasanın 86/9. hükümleri uyarınca açılmış hizmet tespit davasıdır. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re’sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.</i></p>

<p><i>İnceleme konusu davada; davacı, 01.10.1992 – 01.02.2013 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde çalıştığının tespitini talep etmiş, Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, hüküm eksik araştırma ve incelemeye dayalıdır. Davalı işveren ve bazı tanıkların, davacının talep konusu dönemde yurt dışına gidip geldiğini beyan etmeleri karşısında, çalışmanın kesintili olup olmadığının tespiti açısından davacının yurt dışına giriş çıkış tarihleri araştırılmalı, bildirim yapılmayan dönemlerin bu tarihler olup olmadığı incelenmeli, çalışmanın kesintili gerçekleştiği anlaşılır ise hak düşürücü süre yönünden irdeleme yapılmalı, böylelikle, kayıtlarda görünmeyen davacı çalışmalarının, hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu, çalışmanın varlığı ve süresi yöntemince araştırılmalı, kabule göre de davacının 20.04.1993 tarihinde 18 yaşını dolduracağı gözetilerek, 506 sayılı kanunun 60/G maddesi hüküm kurulurken dikkate alınmalı, böylelikle uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.</i></p>

<p><i>Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</i></p>

<p><i>O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alican-cekmez" title="Av. Alican ÇEKMEZ"><img alt="Av. Alican ÇEKMEZ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/09/alican-cekmez.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alican-cekmez" title="Av. Alican ÇEKMEZ">Av. Alican ÇEKMEZ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hizmet-tespit-davasi-nedir-alican-cekmez-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 09:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="70916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANONİM ŞİRKETLERDE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN ŞİRKETLE İŞLEM YAPMA YASAĞI VE İSTİSNALARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-yonetim-kurulu-uyelerinin-sirketle-islem-yapma-yasagi-ve-istisnalari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-yonetim-kurulu-uyelerinin-sirketle-islem-yapma-yasagi-ve-istisnalari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TTK m. 395 Çerçevesinde Bir İnceleme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> (TTK), anonim şirketlerin yönetimi ve temsili bakımından yönetim kurulunu temel organ olarak belirlemiştir. TTK m. 365 uyarınca anonim şirketin yönetimi ve temsili yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu üyeleri, bu görevlerini yerine getirirken kanundan ve esas sözleşmeden kaynaklanan çeşitli yükümlülüklere tabidir. Bu yükümlülüklerden biri de, bağlılık (sadakat) yükümlülüğünün özel bir görünümü olarak düzenlenen şirketle işlem yapma ve şirkete borçlanma yasağıdır.</p>

<p>TTK m. 395 hükmü, yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapma yasağını ve şirkete borçlanma yasağını birlikte düzenlemektedir. Bu düzenlemenin temel amacı, yönetim kurulu üyelerinin şirket üzerindeki yönetim ve temsil yetkilerini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmalarını önlemek ve olası menfaat çatışmalarının önüne geçmektir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Kanun koyucu bu yasağı mutlak bir biçimde değil, belirli istisnalar öngörerek düzenlemiştir. Bu çalışmada söz konusu yasak ve istisnaları, öğreti görüşleri ve Yargıtay kararları ışığında incelenecektir.</p>

<p><strong>I. ŞİRKETLE İŞLEM YAPMA YASAĞININ GENEL ÇERÇEVESİ</strong></p>

<p><strong>A. Yasağın Hukuki Niteliği ve Amacı</strong></p>

<p>TTK m. 395/1 hükmüne göre, “<i>yönetim kurulu üyesi genel kuruldan izin almadan şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde şirket, yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf ise böyle bir iddiada bulunamaz</i>”. Bu düzenleme, yönetim kurulu üyelerinin sadakat yükümlülüğünün somut bir yansımasıdır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Mülga 6762 sayılı Ticaret Kanunu döneminde yasak, yalnızca "şirket konusuna giren ticari muameleler" ile sınırlıydı. Ancak 6102 sayılı TTK m. 395/1 hükmünde bu sınırlamaya yer verilmemiş, yasağın kapsamı önemli ölçüde genişletilmiştir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Bu değişiklikle birlikte, yönetim kurulu üyelerinin şirketle yapacağı ticari veya şahsi nitelikteki her türlü işlem yasak kapsamına alınmıştır. Zira yönetim kurulu üyelerinin şahsi işlerinde de menfaat çatışması meydana gelebilmektedir.</p>

<p>Yasağın amacı, şirketin menfaatlerini korumaktır. Yönetim kurulu üyeleri, şirketin iç yapısı hakkında bilgi sahibi olmaları ve temsil yetkileri nedeniyle, şirketle yapacakları işlemlerde karşı taraftan daha avantajlı bir konumdadır. Bu durum, işlemin şirket aleyhine sonuçlanma riskini artırmaktadır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p><strong>B. Yasağın Kapsamı</strong></p>

<p><strong>1. Kişi Bakımından Kapsam</strong></p>

<p>Şirketle işlem yapma yasağı, temsile yetkili olsun ya da olmasın tüm yönetim kurulu üyelerini kapsamaktadır. Bunun yanı sıra, anonim şirketi temsile yetkili olan murahhas müdürler de yasak kapsamındadır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Söz konusu maddenin öngörülme amacı muhtemel menfaat çatışmalarını engellemek olduğundan, murahhas müdürün de anonim şirketle muhtemel menfaat çatışması yaşayabileceği kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>2. İşlem Bakımından Kapsam</strong></p>

<p>Yeni düzenleme ile yasağın kapsamına hem ticari hem de şahsi nitelikteki her türlü işlem girmektedir. Yönetim kurulu üyesinin şirketle yapacağı satım, kira, hizmet, eser ve benzeri her türlü sözleşme bu yasak kapsamında değerlendirilmektedir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Bununla birlikte, doktrinde şirketin menfaatlerini zedelemeyen işlemlerin yasak kapsamında olmadığı görüşü savunulmaktadır. Şirketin bir borcunu ifa etmesi veya yönetim kurulu üyesi lehine yapılan karşılıksız kazandırmalar, şirket menfaatini zedelemediği için yasak kapsamında kabul edilmemektedir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p><strong>II. YASAĞIN İSTİSNALARI</strong></p>

<p><strong>A. Genel Kurul İzni veya İcazeti</strong></p>

<p>TTK m. 395/1 hükmünde yer alan şirketle işlem yapma yasağı mutlak bir yasak değildir. Genel kurul, yönetim kurulu üyesinin şirketle işlem yapmasına önceden izin verebileceği gibi, yapılmış olan işleme sonradan icazet de verebilir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> İcazet açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Bu husus Yargıtay kararlarında da açıkça ifade edilmiş olup, genel kurulun izin veya icazet yetkisi konusunda yerleşik bir içtihat oluşmuştur.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p>Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.06.2025 tarihli, 2024/5623 E. ve 2025/3934 K. sayılı kararında, genel kurul tarafından izin verildiği takdirde yönetim kurulu üyesinin şirket tüzel kişiliği ile her türlü işlemi yapabileceği vurgulanmıştır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Mahkeme, yerel mahkemenin genel kurul kararı bulunmadığı gerekçesiyle verdiği kararı bozmuş ve genel kurulun TTK m. 395 kapsamında davalıya icazet verdiğinin kabulü ile davanın esasına girilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Ayrıca şirketle işlem yapma yasağının esas sözleşmeye konulacak bir hükümle tüm üyeler için ve her durumda geçerli olacak şekilde kaldırılması da mümkündür. Bu durumda her bir somut işlem için ayrıca genel kurul iznine ihtiyaç duyulmayacaktır.</p>

<p><strong>B. Şirket Menfaatini Zedelemeyen İşlemler</strong></p>

<p>Hükmün amacı şirketin menfaatlerinin korunması olduğundan, şirketin zarar görmesinin söz konusu olmadığı haller yasağa tabi değildir. Bu bağlamda, şirketin bir borcunun ifası niteliğindeki işlemler veya şirketin yönetim kurulu üyesi lehine yaptığı karşılıksız kazandırmalar, şirketin çıkarlarını zedelemediği için yasak kapsamında sayılmamaktadır. Dolayısıyla bu hallerde genel kurulun izni veya onayına da ihtiyaç yoktur.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p><strong>III. ŞİRKETE BORÇLANMA YASAĞI (TTK m. 395/2)</strong></p>

<p>TTK m. 395/2 hükmü, şirketle işlem yapma yasağından ayrı ve bağımsız olarak şirkete borçlanma yasağını düzenlemektedir. Bu hüküm, 6335 sayılı Kanun ile değiştirilmiş olup,<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> ilk hâlinde oldukça geniş bir kapsama sahip olan yasak, yapılan değişiklikle daraltılmıştır. Değişiklik sonrasındaki düzenlemeye göre, pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan TTK m. 393'te sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p>Şirkete borçlanma yasağı ile şirketle işlem yapma yasağı arasındaki en önemli fark, borçlanma yasağının genel kurul izni ile dahi aşılamamasıdır. Şirketle işlem yapma yasağı ve rekabet yasağının aksine, borçlanma yasağı mutlak nitelikte olup yönetim kurulu veya genel kurul kararıyla kaldırılamaz.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Borçlanma yasağına aykırılık hâlinde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir. Böylelikle kanun koyucu, alacaklılara doğrudan bir takip imkânı tanımıştır.</p>

<p><strong>IV. YASAĞA AYKIRILIĞIN HUKUKİ SONUÇLARI VE YAPTIRIMLAR</strong></p>

<p><strong>A. Hukuki Sonuçlar</strong></p>

<p>TTK m. 395/1 uyarınca yasağa aykırı olarak yapılan işlemlerin hukuki niteliği konusunda öğretide farklı görüşler bulunmaktadır. Hâkim görüşe göre, genel kurul izni alınmadan yapılan işlem "askıda hükümsüz" niteliktedir. Genel kurul, sonradan icazet vererek işlemi geçerli hâle getirebilir; aksi takdirde işlem kesin hükümsüz olarak kalır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Kanun metninde kullanılan "batıl" ifadesinin, baştan itibaren kesin hükümsüzlük anlamında mı yoksa iptal edilebilirlik anlamında mı kullanıldığı tartışmalıdır. Bununla birlikte, hükmün sistematik yorumu ve şirketin sonradan icazet verebilme imkânı dikkate alındığında, askıda hükümsüzlük görüşünün daha isabetli olduğu kabul edilmektedir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p>Önemle belirtilmelidir ki, işlemin geçersizliğini yalnızca şirket ileri sürebilir; karşı taraf bu iddiada bulunamaz. Dolayısıyla yapılan işlemin nispi butlanla batıl olduğu ifade edilebilir.</p>

<p><strong>B. Cezai Yaptırımlar</strong></p>

<p>TTK m. 562/5-c hükmü uyarınca, TTK m. 395'te belirtilen hükümlere aykırı olarak şirkete borçlananlar üç yüz günden aşağı olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> Bununla birlikte cezai yaptırımın yalnızca borçlanma yasağına aykırılık hâlinde uygulanacağı, şirketle işlem yapma yasağının ihlâli durumunda doğrudan bir cezai yaptırım öngörülmediği dikkat çekmektedir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>TTK m. 395 hükmü, yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapma yasağı ve şirkete borçlanma yasağı olmak üzere iki farklı yasağı birlikte düzenlemektedir. Şirketle işlem yapma yasağı, mülga TTK dönemine kıyasla kapsamı genişletilmiş olup artık ticari ve şahsi nitelikteki her türlü işlemi kapsamaktadır. Bununla birlikte bu yasak mutlak olmayıp genel kurul izni veya esas sözleşme hükmüyle aşılabilmektedir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a>Şirkete borçlanma yasağı ise genel kurul kararıyla dahi aşılamayan mutlak bir yasak niteliği taşımaktadır. 6335 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle yasağın kapsamı daraltılarak, yalnızca pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ve belirli yakınları kapsama alınmıştır. Bu ayrım, pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin şirkete borçlanma yasağından muaf tutulmasına yol açmaktadır. Yargıtay kararları incelendiğinde, genel kurul izni veya icazetinin şirketle işlem yapma yasağının aşılmasında temel araç olduğu, icazetin açık veya zımni olabileceği, yasağa aykırı işlemlerin askıda hükümsüz niteliğinde olduğu ve sadakat yükümlülüğünün geniş yorumlandığı görülmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-talha-isik" title="Av. Mehmet Talha IŞIK"><img alt="Av. Mehmet Talha IŞIK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/mehmet-talha-isik-2.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-talha-isik" title="Av. Mehmet Talha IŞIK">Av. Mehmet Talha IŞIK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999">RG- 14.02.2011 tarih ve 27846 sayı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Hasan Pulaşlı<i>, Şirketler Hukuku Şerhi, C. II</i>, 3. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2018, s. 1542.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Ünal Tekinalp, <i>Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku</i>, 4. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2015, s. 212.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999">Necla Akdağ Güney, <i>Anonim Şirket Yönetim Kurulu,</i> 2. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2016, s. 217.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999">Sami Karahan, "Anonim Şirkete Borçlanma Yasağı ve 6335 Sayılı Kanun ile Getirilen Değişikliğin Sonuçları", <i>Yaklaşım Dergisi</i>, 2012, s. 1-8.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Erdoğan Moroğlu, <i>6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Değerlendirme ve Öneriler</i>, 7. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2014, s. 305.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999">Pulaşlı, <i>op.cit,</i> s. 1543; Tekinalp, <i>op.cit, </i>s. 213.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999">Güney, <i>op.cit,</i>, s. 218-219.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Pulaşlı, <i>op.cit</i> s. 1545; Tekinalp, <i>op.cit</i>, s. 214.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999">Güney, <i>op.cit,</i>,, s. 220; Karahan, , <i>op.cit</i> 3.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 02.06.2025 Tarih, 2024/5623 E., 2025/3934 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999">6335 sayılı Kanun, 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999">Karahan, <i>op.cit</i>.,s. 4-5; Tekinalp, <i>op.cit</i>., s. 216.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999">Güney, <i>op.cit</i>.,s. 222-223.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999">Pulaşlı, <i>op.cit</i>.,s. 1549; Moroğlu, <i>op.cit</i>.,s. 309.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999">Tekinalp, <i>op.cit</i>.,s. 218; Karahan,<i> op.cit</i>., s. 6.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999">TTK m. 562/5-c: 395. maddeye aykırı davrananlar 300 günden aşağı olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999">Pulaşlı, <i>Op.Cit.,</i> s. 1551; Güney, , <i>Op.Cit.,</i> s. 225.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-yonetim-kurulu-uyelerinin-sirketle-islem-yapma-yasagi-ve-istisnalari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 09:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="46358"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mardin Artuklu Üniversitesi Midyat Telkari Tasarım Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mardin-artuklu-universitesi-midyat-telkari-tasarim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mardin-artuklu-universitesi-midyat-telkari-tasarim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mardin Artuklu Üniversitesi Midyat Telkari Tasarım Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 16 Nisan 2026 Tarihli ve 33226 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Mardin Artuklu Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ MİDYAT TELKARİ TASARIM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Mardin Artuklu Üniversitesi Midyat Telkari Tasarım Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Mardin Artuklu Üniversitesi Midyat Telkari Tasarım Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Mardin Artuklu Üniversitesi Midyat Telkari Tasarım Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Mardin Artuklu Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; telkari alanında araştırma ve uygulamalar yapmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Telkari alanında kuramsal ve deneysel araştırmalar yapmak.</p>

<p>b) Telkari konusunda kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarının karşılaştıkları sorunların çözümlerine yönelik araştırma ve incelemeler yapmak, danışmanlık hizmeti vermek, proje ve benzeri çalışmaları yürütmek.</p>

<p>c) Türkiye’nin ve özellikle Mardin’in ve Midyat ilçesinin telkari alanındaki mevcut potansiyelini ortaya çıkarmak ve geliştirmek.</p>

<p>ç) Üniversitenin ilgili birimlerinin araştırma kapasitesinin geliştirilmesine ve eğitim faaliyetlerinin niteliğinin artırılmasına katkıda bulunmak.</p>

<p>d) Telkarinin tarihsel gelişimini, bu alanda ortaya çıkan fırsatları ve tehditleri araştırmak.</p>

<p>e) Üniversitenin farklı birimlerinde telkari ve geleneksel el sanatları konusundaki çalışmaları teşvik etmek ve desteklemek, bunun gerçekleşmesi için gerekli ortam ve imkânları hazırlamak.</p>

<p>f) Üniversitede ve bölgede telkari ve mücevher-takı tasarımı alanında araştırma ve uygulama yapacak öğretim elemanı ve öğrenci yetişmesini teşvik etmek.</p>

<p>g) Uluslararası alanda telkari ve mücevher-takı tasarımı alanlarında elde edilen tecrübe ve bilgilerin derlenmesini ve ülkemize kazandırılmasını sağlamak.</p>

<p>ğ) Özel ve kamu kuruluşlarının ihtiyaç duydukları eğitim, danışmanlık, tasarım, teknoloji transferi ve imalat isteklerini ilgili mevzuat hükümleri kapsamında karşılamak.</p>

<p>h) Merkezin çalışma alanına giren konularda konferans, kurs, seminer, sempozyum, kongre gibi ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılar düzenlemek, katılımcılara katılım belgesi ve sertifika vermek.</p>

<p>ı) Düzenlenecek kurslarda engelli bireylerin eğitimini ve istihdamını sağlayabilecek nitelikte engelli bireylerin eğitilmesi konularında mevcut şartlara göre çalışmalarda bulunarak sertifika vermek ve olanaklar kapsamında eğer varsa yapılacak işlere entegre edilebilir niteliğe sahip engelli bireyler ile çalışmalar planlamak; üretilen ürünlerin satış ve pazarlama kanallarını geliştirmek, kurulan atölyelere ait yönetim planı hazırlamak.</p>

<p>i) Yurt içindeki ve dışındaki ilgili kamu ve özel araştırma kuruluşları ve merkezleri ile iş birliği yapmak, bilgi alışverişinde bulunmak, teknoloji, tasarım ve üretim projeleri ve Üniversitede yürütülen nitelikli projelerin potansiyelini artırmak.</p>

<p>j) Patent, lisans anlaşmaları, teknoloji transferi gibi konularda ilgililere danışmanlık hizmeti vererek, ulusal ve uluslararası alanda patent, faydalı model ve tasarım tescil belgelerinin artışına katkıda bulunmak.</p>

<p>k) Araştırma, tasarım ve uygulama çalışmaları sonunda elde edilen bilimsel ve teknik bulguları ve verileri açıklayan, sorunlara çözüm önerileri getiren rapor, bülten, proje, kitap, makale, dergi ve benzeri yayın faaliyetleri yapmak.</p>

<p>l) Araştırma ve tasarım konularında iletişim altyapısı ve veri bankaları kurmak, kurum ve kuruluşlara araştırma, tasarım, prototip geliştirme ve üretim aşamalarında hizmet vermek.</p>

<p>m) Üniversitenin nitelikli proje yürütme potansiyelini artırma çalışmaları yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından, Rektör tarafından 3 yıl süre ile görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden aynı usulle görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Müdür, Merkezin tüm faaliyetlerinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek ve Merkezin çalışmalarının yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunun ve Danışma Kurulunun toplantılarına başkanlık etmek; Yönetim Kurulunun gözetim ve denetimi altında ve Danışma Kurulunun görüş ve önerilerinde Merkezin işlerini yürütmek.</p>

<p>c) Merkezin kısa, orta ve uzun vadeli stratejik planını hazırlamak ve Danışma Kurulunun görüş ve önerilerini, Yönetim Kurulunun olurunu ve Rektör onayını aldıktan sonra uygulamak.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir yıl sonraki çalışma programını her yılın ocak ayı sonuna kadar Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>d) Müdür yardımcılarını görevlendirmesi için Rektöre önermek.</p>

<p>e) Merkezin sistem, donanım ve test departmanı gibi teknik altyapı ve Ar-Ge destek yapıları kısımlarının oluşturulması ve bunların idarecilerinin ihtiyaçları ve benzeri konuları gerekçeleriyle birlikte hazırlamak, bu konuda Yönetim Kurulu ile birlikte karar almak, görev alacak akademik ve idari personel ihtiyaçlarını Yönetim Kurulunun görüşünü de alarak Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>f) Merkez birimlerinin Üniversite personeli tarafından kullanımı ve çalışma prensipleri ile ilgili birimlerin çalışma yönergesi ve ihtiyaç duyulacak diğer yönergeleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında hazırlamak.</p>

<p>g) Merkez birimlerinin faaliyetlerini düzenlemek, yürütmek ve denetlemek.</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulunu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak ve bu toplantıların gündemini hazırlamak.</p>

<p>h) Rektör tarafından verilecek diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Müdür yardımcıları</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisiyle Rektör tarafından Üniversite öğretim elemanları arasından iki kişi üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdürün görev süresinin dolması veya herhangi bir sebeple görevinden ayrılması halinde müdür yardımcılarının da görevi sona erer. Müdüre görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcılarından biri vekâlet eder.</p>

<p><strong>Müdür yardımcılarının görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Müdür yardımcılarının görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Müdürün verdiği görevleri yapmak.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu toplantılarının sekretaryasını yapmak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) Müdürün gözetimi ve denetimi altında sorumlu oldukları Merkez işlerini yürütmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilen dört üye ile birlikte beş üyeden oluşur. Yönetim Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Süresi biten Yönetim Kurulu üyeleri tekrar görevlendirilebilir. Görev süreleri dolan, üst üste en az üç toplantıya mazeretsiz ve izinsiz katılmayan ve görev süresi dolmadan önce görevinden herhangi bir şekilde ayrılan üyenin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu ayda bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Müdür yardımcıları oy hakkı olmadan Yönetim Kurulu toplantılarına katılabilirler. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Müdürün hazırlayacağı yıllık çalışma raporunu değerlendirmek ve değerlendirme sonuçlarını rapor halinde Rektör onayına sunmak.</p>

<p>b) Müdürün ve Danışma Kurulunun görüş ve önerilerini değerlendirmek.</p>

<p>c) Merkezin sistem, donanım ve test departmanı gibi teknik altyapı ve Ar-Ge destek yapıları kısımlarının oluşturulmasını sağlamak ve bunların idarecilerini belirlemek.</p>

<p>ç) Merkez birimleri ile araştırma ve proje ekiplerinin çalışma usul ve esaslarını belirlemek.</p>

<p>d) Merkezin yıllık bütçe tasarısını görüşmek ve karara bağlamak.</p>

<p>e) Müdürün gündeme getirdiği konular hakkında karar almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan ve deneyimli Üniversite personeli ve Üniversite dışındaki kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör yetkilileri arasından Müdür tarafından önerilen ve Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilen en az beş en çok otuz kişiden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında yılda en az bir kez salt çoğunluk aranmadan toplanır. Toplantılarda karar nisabı aranmaz.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Üniversitenin bilimsel ve teknolojik potansiyelinin artırılmasında Merkezin işlevleriyle ilgili olarak her türlü öneriyi dile getirmek ve alınacak tedbirler ile yapılacak uygulamalar hakkında Yönetim Kuruluna görüş bildirmek.</p>

<p>b) Merkezin çalışmaları ile ilgili değerlendirmeler yaparak önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Merkezin ulusal ve uluslararası bağlantılarını kolaylaştırmak üzere diğer üniversite merkezleri, sanayi ve ilgili kamu kurumları arasında iş birliği ve koordinasyonu sağlama konularında görüş ve öneride bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine göre Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Merkezin donanım, ekipman ve demirbaş ihtiyaçları Üniversitenin bağlı birimlerinden Rektör onayı ile Merkez hizmetlerinin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p>(2) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, donanım, ekipman ve demirbaşlar Merkez hizmetlerinin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p>(3) Merkez kullanımına tahsis edilen her türlü demirbaşın diğer birimlerdeki öğrencilerin eğitim-öğretim sürecini aksatmamasına öncelik verilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mardin-artuklu-universitesi-midyat-telkari-tasarim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="11262"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[REFAH İÇİNDE BULUNAN KARDEŞ, YARDIM ETMEDİĞİ TAKDİRDE YOKSULLUĞA DÜŞECEK KARDEŞİNE NAFAKA ÖDEMEKLE YÜKÜMLÜDÜR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/refah-icinde-bulunan-kardes-yardim-etmedigi-takdirde-yoksulluga-dusecek-kardesine-nafaka-od</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/refah-icinde-bulunan-kardes-yardim-etmedigi-takdirde-yoksulluga-dusecek-kardesine-nafaka-od" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kural olarak herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üst soyu ve alt soyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile anne ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2016/22092 E., 2017/9682 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ<br />
Taraflar arasındaki nafaka davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalılar ..., ..., ... tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı, davalıların kardeşi ...'ın, 02.06.1941 doğumlu olduğunu, 27.03.2014 tarihinden bu yana Darülaceze Müdürlüğünde kalmaya başladığını, bakım ve korumasının müdürlük tarafından yapıldığını, barınma, beslenme, giyim, sağlık gibi zaruri ihtiyaçları ile sosyal ihtiyaçlarının Darülaceze Müdürlüğü tarafından karşılanması sebebiyle davalı kardeşlerden nafaka talep etme gereğinin hasıl olduğunu belirterek, davalılar ..., ..., ... ve ...'dan ayrı ayrı 750'şer TL yardım nafakasının dava tarihinden başlamak üzere alınarak davacıya verilmesine ve nafaka miktarının her yıl yurt içi üretici fiyat endeksi doğrultusunda artırılmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalılar, kardeşleri ... için davacı kuruma nafaka ödemesi yapacak maddi güçleri bulunmadığını, kendilerinin yaşlı ve bakıma muhtaç durumda olduklarını, bu yüzden aleyhine açılan nafaka davasını kabul etmediğini ileri sürerek davanın reddini talep etmişleridir.</p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davacı ... bünyesinde bakılan 02.06.1941 doğumlu, M.. ve F... oğlu, ... için davalı ...'dan aylık 300-TL, Davalı ... ve ...'dan ayrı ayrı aylık 200'er TL yardım nafakasının dava tarihinden geçerli olmak üzere davalılardan alınarak davacı kuruma ödenmesine; nafaka miktarının her yılın sonunda üfe oranında artırılmasına; davalı ... yönünden yardım nafakası talebinin reddine; karar verilmiş, hüküm davalılar Yusuf, Nazire ve Emine tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava; davacı kurum bakımında olan ... için davalı kardeşlerden yardım nafakası istemine ilişkindir.</p>

<p>Kural olarak herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üst soyu ve alt soyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile anne ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.(TMK m.364)</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 364-366. maddeleri arasında düzenlenen yardım nafakası, sınırlı şekilde sayılan akrabaların birbirlerine karşılıklı olarak yardım etme yükümlülüğüne dayanmakta olup, kanun, nafaka ile yükümlü olanları tek tek saymıştır. Bunun dışındaki kimselerin nafaka verme yükümlülüğü yoktur. Yardım nafakası ilişkisinin tarafları; üstsoy, altsoy ve kardeşlerdir.</p>

<p>Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup, ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Yardım nafakası isteyenin kusuru ile yardıma muhtaç duruma düşmüş olması, yükümlüyü borcundan kurtarmamaktadır. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenlerle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir. Ne var ki; bunu vermekle yükümlü tutulacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi asıldır. Bunun için belirlenen nafakanın; davacının geçinmesi için gerekli, nafaka yükümlüsünün geliriyle orantılı olacak şekilde TMK.'nun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek takdir edilmesi gerekir.</p>

<p>Dosyada mevcut sosyal ekonomik durum araştırmasına göre, davalı ...'un 1943 doğumlu olup, aylık 860 TL yaşlılık aylığı aldığı, davalı ...'nin 1947 doğumlu olduğu, aylık 1.100 TL yaşlılık aylığı aldığı, kızı ve torunu ile yaşadığı, davalı ...'nin ise 1949 doğumlu olup, aylık 1.300 TL yaşlılık aylığı aldığı, tarafların beyanlarına göre zaman zaman kardeşlerinin zaman zaman arkadaşlarının yanında kaldığı belli bir ikameti olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>TMK'nın 364 vd. Maddeleri gereğince kardeşlerin nafaka yükümlülüğünün refah içerisinde bulunmasına bağlıdır.</p>

<p>Somut olayda, tarafların tespit edilen sosyal ekonomik durumları itibariyle, ilerlemiş yaşları ve aldıkları yaşlılık aylığı ile kendi geçimlerini ancak sağlayabilecek durumda oldukları ve hali refah içerisinde bulunmadıkları anlaşılmakla, yardım nafakası yükümlülüğü bulunmayan davalılar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2016/17247 E., 2017/6724 K.</strong></p>

<p>"İçtihat Metni"<br />
MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ<br />
Taraflar arasındaki yardım nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı, davalı ...'in babası, diğer davalı ...'in ise kardeşi olduğunu, kendisinin 5 yıl önce eşinden boşandığını, maddi durumunun iyi olmadığını ve geçim sıkıntısı çektiğini, davalıların ise maddi durumları çok iyi olmasına karşın kendisine yardım etmediklerini ileri sürerek, her bir davalıdan ayrı ayrı aylık 500'er TL yardım nafakasının tahsilini istemiştir.</p>

<p>Davalılar, açılan davanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının her biri reşit olmak üzere beş çocuğunun olduğunu ve davacının mirasçılıktaki sıra gereği davayı öncelikle kendi çocuklarına açması gerektiğini belirterek, davanın reddini talep etmişlerdir.</p>

<p>Mahkemece, davanın her iki davalı yönünden kısmen kabulü ile, dava tarihinden geçerli olmak üzere 150 TL yardım nafakasının davalı ...'ten, 250 TL yardım nafakasının davalı ...'ten alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalılarca temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Davalı ...'in temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;<br />
5219 ve 5236 sayılı yasalar ile HUMK. nun 427.maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01.2016 tarihinden itibaren 2.190 TL'ye çıkarılmıştır.<br />
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.04.2005 tarih ve 2005/3-169 E-2005/235 K. sayılı kararı ile nafaka davalarında temyiz ve karar düzeltmede yıllık nafaka miktarının dikkate alınacağı açıklanmıştır.</p>

<p>Hüküm, aralarında mecburi dava arkadaşlığı bulunmayan davalılardan her biri için ayrı ayrı hüküm altına alınan yılılk nafaka miktarı itibariyle kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi 01.06.1990 gün 1989/3 E-1990/4 K sayılı İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı uyarınca Yargıtay'ca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılardan ...'in temyiz isteminin REDDİNE, karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Davalı ...'in temyiz itirazlarına yönelik olarak yapılan incelemede;</p>

<p>Dava ;yardım nafakası istemine ilişkindir.</p>

<p>TMK.'nun 364/1.maddesinde; "herkes yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve alt soyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür". Aynı maddenin 3.fıkrasına göre de, "Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır."</p>

<p>TMK.'nun 365/1 maddesinde; "Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır" hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup, ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Yardım nafakası isteyenin kusuru ile yardıma muhtaç duruma düşmüş olması, yükümlüyü borcundan kurtarmamaktadır. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenlerle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir. Ne var ki; bunu vermekle yükümlü tutulacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi asıldır. Bunun için belirlenen nafakanın; davacının geçinmesi için gerekli, nafaka yükümlüsünün geliriyle orantılı olacak şekilde TMK.'nun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek takdir edilmesi gerekir.</p>

<p>Somut olayda; davacı, davalı kardeşi Mustafa'dan nafaka isteminde bulunmuştur. Ancak davacıya ait nüfus kayıt örneği incelendiğinde, davacının her biri reşit 6 çocuğunun olduğu anlaşılmaktadır. O halde, davacı öncelikle alt soyu olan çocuklarından nafaka isteminde bulunabilir. Eğer onlar da yoksul ise, ancak o taktirde kardeşlerinden yardım nafakası isteyebilir. Eş söyleyişle nafaka davası mirasçılıktaki sıra gözönünde tutularak açılmalıdır.</p>

<p>Mahkemece; TMK' nun 365/1. maddesi gereğince mirastaki tertip sırası gözetilerek, öncelikle davacının alt soyu olan çocuklarından nafaka talep etme hakkı bulunduğu belirtilmek suretiyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı ...'ın temyiz isteminin reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davalı ... yararına BOZULMASINA, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p>------</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/15761 E., 2022/3481 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Midyat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacılar vekili ile davalı vekili tarafından talep edilmiş, davacılar vekilince de duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 22/02/2022 Çarşamba günü davacılar vekili Av. ... geldi. Davalı adına gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacılar vekili dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacılar vekili; 13/06/2011 tarihinde davacılardan ... ve ...’in oğlu, diğer davacıların kardeşi olan ...’ın davalı tarafından kasten öldürüldüğünü, davacılar anne, baba ve kız kardeş ...’in destekten yoksun kaldıklarını, tüm davacıların derin bir üzüntü yaşadıklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş; 30/10/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini ıslah etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili; ... dışında dört kardeşi daha bulunmakta olan davacı ... yönünden destek tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, talep edilen manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, desteğin gelir durumunun davacı yanca resmi kayıtlar esas alınarak ispatlanması gerektiğini, talebin zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince; desteğin geliri yönünden ekonomik sosyal durum araştırma tutanağı dışında herhangi bir resmi belge veya kayıt bulunmadığı ve asgari ücret üzerinden yapılan değerlendirme esas alınarak davacı anne ... ve baba ... yönünden maddi tazminat isteminin kısmen kabul edildiği, davacı kız kardeş ...’in destekle birlikte yaşıyor olmasının yeterli olmayıp, diğer erkek kardeşin de maddi destek sağladığı, düzenli ve eylemli olarak destek aldığı ispatlanamayan ...’in destek tazminatı talebinin reddedildiği, dava dilekçesi içeriğinde hakkında herhangi bir anlatım ve dilekçenin sonuç kısmında harçlandırılmış herhangi bir talebi bulunmayan davacı ... yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği belirtilerek, davacılar ... ve ...’ın maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, davacı ...’in maddi tazminat talebinin reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, davacı ... lehine herhangi bir talep bulunmadığından bu davacı yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince; destek ...’nin öldürüldüğü tarihte 41 yaşında olup sigorta kaydı olmaksızın eczane kalfalığı yaptığı, her ne kadar ilgili meslek odasından alınan cevapta eczane kalfasının alabileceği ücretin asgari ücretin altında olmamak kaydıyla eczacı ve çalışan arasındaki anlaşmaya bağlı olup tam tespit yapılamadığı bildirilmişse de, desteğin çevresinde çeşitli işlerle uğrayan sosyal ve aktif bir birey olarak tanınması da nazara alındığında desteğin gelirinin asgari ücretin üzerinde olacağının hayatın olağan akışına uygun olacağı ve zabıta araştırmasında tespit edilen aylık 1.500,00 TL gelirin hükme esas alındığı, davacı ...’in fiziksel engeli bulunmayıp çalışmadığı, baba ...’in de SGK’dan emekli maaşı aldığı, böylece evde tek gelir sahibinin destek ... olmadığı dikkate alınarak davacı ...’in destek tazminatı talebinin reddine karar verilmesinin yerinde olduğu belirtilerek; davacı anne ve baba dışındaki tüm davacılar ile davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı anne babanın desteğin gelirine yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK’nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmak suretiyle, davacı anne ... ve davacı baba ...’in maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, davacı ...’in maddi tazminat isteminin reddine, tüm davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, davacı ... Rıdvan lehine bir talep bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1- Davacılardan baba ..., kardeş ..., kardeş ..., kardeş ..., kardeş ...’ın ve davalının bu davacılara yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362/1-a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesiyle HMK’ya eklenen Ek-Madde 1’de öngörülen yeniden değerleme oranı dikkate alındığında 2021 yılı için 78.630,00 TL dir.</p>

<p>HMK 362/1-a ve 362/2. maddeleri gereğince temyiz edenin sıfatına göre hükmedilen ya da mahkemece kabul edilmeyen bölümünün miktar veya değeri 78.630,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının temyizi kabil değildir. Kesin olan kararların temyizinin istenilmesi halinde Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi tarafından bu konuda temyiz dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, verilmemiş olması halinde Yargıtay'ca da temyiz isteminin reddine karar verilebilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olayda; davacılar vekili dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak ... için 10.000,00 TL maddi tazminat ve 40.000,00 TL manevi tazminat isteminde bulunmuş, ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 53.297,99 TL ye yükseltmiş, ..., ..., ..., ... için ayrı ayrı 20.000,00’er TL manevi tazminat isteminde bulunmuş, bölge adliye mahkemesince yeniden hüküm kurulmak suretiyle davacı ... lehine 53.297,99 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminata ve davacılar ..., ..., ... ve ... lehine 10.000,00'er TL manevi</p>

<p>tazminata hükmedilmiş, bu karara karşı da taraf vekilleri temyiz yoluna başvurmuştur. İhtiyari dava arkadaşı olan davacılar yönünden temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenecektir. Davada bu davacılar lehine ve davalı aleyhine hükmedilen tazminat miktarları yönünden bölge adliye mahkemesi kararının temyiz kabiliyeti olmayıp, davacılardan ..., ..., ..., ..., ...’ın ve davalının bu davacılara yönelik temyiz dilekçelerinin HMK’nın 362/1-a maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2- Davacı ...’ın temyiz istemine gelince;<br />
Dava dilekçesinde davacılar kısmında yer almakta ise de, bu davacının manevi tazminat talebi bulunmadığı gibi harçlandırılan başkaca bir talebi de bulunmayıp usulüne uygun surette açılmış bir davası olmadığı, ilk derece mahkemesince hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, bu hükmün davacılar vekilince istinaf istemine konu edilmeyerek kesinleştiği nazara alındığında davacı ...’ın temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>3- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK’nın 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre davacı ...’ın manevi tazminata ilişkin tüm ve davacı ...’in aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>4- Davacı ...’ın destek tazminatına yönelik diğer temyiz itirazına gelince;</p>

<p>Dava, kasten öldürme eyleminden kaynaklanan destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.</p>

<p>Davacı ..., öldürülen ...’nin kız kardeşi olup, kardeşinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesince; davacı ...’in fiziksel engeli bulunmayıp çalışmadığı, baba ...’in de SGK’dan emekli maaşı alması nedeniyle evde tek gelir sahibinin destek ... olmadığı gerekçesiyle, davacı ...’in destek tazminatı talebi reddedilmiş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.</p>

<p>Destekten yoksun kalma tazminatı olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45. maddesinin 2. fıkrasında (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinde) düzenlenmiş olup, “Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararının da tazmin etmek lâzımgelir” şeklinde hükme bağlanmıştır. BK’nın 45. maddesinde (TBK’nın 53. maddesinde) sözü edilen destek kavramı, hukuki bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu amaçlar ve hısımlık ilişkisine ya da kanunun nafaka hakkındaki düzenlemelerine dayanmaz. Kanun gereğince bir kimseye yardım etmek zorunda bulunan kişi değil, eylemli ve düzenli olarak onun geçimini kısmen ya da tamamen sağlayacak biçimde yardım eden ve olayın doğal akışına göre eğer ölüm gerçekleşmeseydi az veya çok yakın gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kişi destek sayılmalıdır. Desteklik mutlaka para veya maddi katkı şeklinde olmaz. Yardım ve hizmet ederek de destek olunabilir. Destekten yoksun kalma ile nafaka yükümlüsü ve alacaklısı olmak birbirinden ayrı hukuksal durumlardır.</p>

<p>4721 sayılı TMK’nın 364. maddesinin 1. fıkrasında “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve alt soyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür” düzenlemesine; aynı maddenin 2. fıkrasında ise “kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır” düzenlemesine yer verilmiştir.<br />
Her ne kadar Dairemizce destek ile birlikte oturma ve bekar olmanın tek başına destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkı doğurmadığı, çalışmasını engelleyen bir özrü veya sağlık sorunu olmayan kardeşin destek tazminatı isteyemeyeceği kabul edilmekte ise de; kardeşlerin birbirine destekliği nafaka yükümlülüğü dışında somut olayın özelliklerine göre çok özel koşullarda söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>Dava konusu olayda; ölenin diğer davacı anne ve babayla birlikte aynı evde yaşayan kardeşi ...’e de destek sağlayıp bu aile ile fertleri ile birlikte aynı evde yaşadığı anlaşılmaktadır. Desteğin öldüğü tarihte olağan koşullarda kardeşine bakım yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ancak, 1970 doğumlu olan destek ..., öldüğü tarihte 40 yaşındadır. 1968 doğum olan davacı ... ise, kardeşinin vefat ettiği tarihte 51 yaşındadır ve kardeşinden yaşça büyüktür. Her ikisi de hiç evlenmemiş olup, ölüm tarihine kadar aynı evde sürekli olarak 1931 doğumlu baba ve 1937 doğumlu anne ile birlikte yaşamaları, davacı ...’in herhangi bir gelir ve malvarlığı bulunmayıp çalışma imkanının da düşük olması nedeniyle, ölen kardeşinden destek almasının anılan yasal düzenlemeler karşısında makul olması, ölenin diğer davacı anne ve baba ile birlikte kardeşi ...’in de geçimini sağlaması, bir başka deyişle ölen kardeşinden düzenli ve devamlı şekilde destek aldığının tüm dosya kapsamından anlaşılması karşısında, davacı kardeş ... için de maddi tazminatın hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p>5- Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK’nın 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>6- Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;</p>

<p>a) Destekten yoksunluk zararının hesabında, desteğin gelirinin belirlenmesi, tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır. Dava dilekçesinde, desteğin eczacı kalfası olduğu, Acırlı beldesinde belediye başkan yardımcılığı ve Midyat Spor Kulübünde yönetici ve futbolcu olarak görev yaptığı, aylık gelirinin 5.000,00 TL nin üzerinde olduğu beyan edilmiş, ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada desteğin ortalama kazancının ne olacağının araştırılması için jandarma marifetiyle yapılan araştırmada; desteğin bir dönem encümen üyeliği yaptığı, Midyat Spor Kulübünde yöneticilik ve futbolcu olarak görev yapmadığı, eczacı kalfalığı işinden de aylık gelirinin 5.000,00 TL olup olmadığının tam tespit edilemediği bildirilmiş, aynı tarihli sosyal ve mali araştırma tutanağında ise, desteğin aylık ortalama gelirinin 1.500,00 TL olduğu, bu iş dışında herhangi bir geliri olmadığı belirtilmiştir. Midyat Spor Kulübü Derneğinin 20/05/2019 tarihli cevabından da, davacının amatör olarak futbol oynadığı, vefat tarihinde sigorta kaydının bulunmadığı anlaşılmıştır. Mardin Eczacı Odasından gelen cevapta ise eczacı kalfası maaşının asgari ücretin altında olmamak kaydıyla eczacı ve çalışanı arasındaki anlaşamaya bağlı olarak değişeceği, asgari ücretin üzerinde ücret alması halinde ise sigorta kaydının verilen maaş üzerinden gösterilmesi gerektiği yönünde bilgi verilmiştir. Dosya kapsamında desteğin eczacı kalfası olarak çalışması nedeniyle asgari ücretin üzerinde gelir ettiğine yönelik desteğin iki yeğeninin tanık beyanları dışında resmi bir kayıt da bulunmamaktadır.</p>

<p>Hal böyle iken desteğin asgari ücretin neti tutarında gelir sağladığının kabulü ile bu miktar üzerinden hesaplanan destek tazminatına hükmedilmesi gerekirken, bölge adliye mahkemesince sadece zabıta araştırması esas alınarak hayatın olağan akışına göre asgari ücretin üzerinde gelir elde edeceğinin kabulü ile tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.</p>

<p>b) Hükme esas alınan hesap raporunda 40 yaşında bekar olarak ölen müteveffanın destek payları hesaplanırken, desteğin babasının destekten çıkma tarihinde; annenin kör olduğu ve ev işlerini kız kardeş ...’in yaptığı gerekçesiyle, bu pay annenin payına ilave edilmeyip kardeş ...’in payına ilave edilmiştir.<br />
Dairemiz uygulamasına göre anne ve babadan yaşam tablosuna göre hangisi destekten çıkacaksa kalan kişiye diğerinin payının ilave edilerek destek paylarının tespit edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, yukarıdaki açıklamalar gözetilerek, davacı anne ... ve kardeş ...’in talep edebileceği tazminat miktarının yeniden belirlenmesi için bilirkişiden işaret edilen hususta ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılardan ..., ..., ..., ... , ...’ın ve davalının bu davacılara yönelik temyiz dilekçelerinin HMK’nın 362/1-a maddesi gereğince, (2) nolu bentte gösterilen nedenle davacı ...’ın temyiz isteminin, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı ...’ın manevi tazminata ilişkin tüm ve davacı ...’in ve (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı ...’ın temyiz itirazının kabulü ile davacı ... yararına ve (6/a,b) bentlerde gösterilen nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile davalı yararına HMK’nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 3.815,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacılara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara ve davalıya geri verilmesine 28/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/refah-icinde-bulunan-kardes-yardim-etmedigi-takdirde-yoksulluga-dusecek-kardesine-nafaka-od</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 23:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysa.jpg" type="image/jpeg" length="12097"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Ali Rıza Çınar vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ali-riza-cinar-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ali-riza-cinar-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Onursal Üyesi Prof. Dr. Ali Rıza Çınar, hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıtay Onursal Üyesi Prof. Dr. Ali Rıza Çınar hayatını kaybetti.</p>

<p>Çınar'ın Cenaze töreni 16 Nisan Perşembe günü, öğle namazını müteakip Şakirin Camii’nde yapılacak. Cenazenin Karacaahmet Mezarlığı’nda defninden sonra duası Karacaahmet Cemevi’nde yapılacak.</p>

<p>Türk ceza hukukuna ve yargısına kıymetli katkıları olan Prof. Dr. Ali Rıza Çınar’a rahmet, ailesine ve hukuk camiasına başsağlığı dileriz.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>ALİ RIZA ÇINAR</strong></h3>

<p>Prof. Dr. Ali Rıza ÇINAR, Yargıç, Cumhuriyet Savcısı, Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ve Yargıtay Üyesi olarak uzun yıllar görev yaptı.</p>

<p>Aynı zamanda Ufuk Üniversitesinde, Türkiye Adalet Akademisinde ve Polis Akademisinde öğretim üyesi olarak dersler verdi. Federal Almanya’daki Max-Planck Enstitüsü ile Marmara Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma ve İnceleme Merkezi tarafından ortaklaşa yürütülen “Türkiye’de Ceza Davalarının Etkinliği” konulu bilimsel araştırmanın Türkiye ve Almanya Max-Planck Enstitüsündeki çalışmalarına katıldı. Almış olduğu burslarla Trier Üniversitesinde, Frankfurt Goethe Institut ve Max-Planck-Institut für ausländisches und internationales Strafrecht in FREIBURG - ALMANYA’da bilimsel araştırma ve inceleme yapmıştır. Birçok bilimsel komisyonda üye olarak çalıştı.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu tasarılarının hazırlanmasında ve TBMM Adalet Komisyonundaki görüşmelerinde komisyon üyesi olarak görev yaptı. Alanında çok sayıda makale ve bildiri yayımladı. Kitapları: “Konut Dokunulmazlığını İhlal Suçları”, “Tehdit Suçu”, “Türk Ceza Hukukunda Cezalar”, “Ceza Yargılamasında Temyiz Yolu”, “Türk ve Alman Ceza Yargılama Hukukunda İstinaf”, “Yaptırımı (cezayı) ve Sonuçlarını Ağırlaştıramama Kuralı”, "Çocuk Ceza Hukuku". Adalet Bakanlığında 1993 - 1996 yılları arasında Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcısı olarak idari görevde bulundu. Yargıtay üyesi olarak görev yaparken, kendi isteği ile 2014 yılında emekli olarak, MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Profesör olarak göreve başladı.</p>

<p>2014 - 2018 yılları arasında MEF Üniversitesi Senato Üyeliği ve Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm Başkanlığı görevinde bulundu. 2018-2022 yılları arasında MEF Üniversitesi Yönetim Kurulu Üyeliği görevinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ali-riza-cinar-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ali-riza-cinar.jpg" type="image/jpeg" length="27443"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/178 E., 2023/420 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023178-e-2023420-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023178-e-2023420-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.09.2023 tarihli, 2023/178 E., 2023/420 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/178 E., 2023/420 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>YARGITAY DAİRESİ: 7. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ:Asliye Ceza<br />
SAYISI : 1813-377</p>

<p><br />
<strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong><br />
Kaçak eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçundan sanık ...'nin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine ilişkin Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.03.2014 tarihli ve 951-260 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 15.10.2020 tarih ve 34992-12882 sayı ile; "Olay günü sanığa ait çantada 500 paket gümrük kaçağı sigara ele geçirilen olayda, suça konu eşyanın miktar itibariyle ticari mahiyette olduğu gözetilmeksizin atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yerel Mahkeme ise 14.02.2022 tarih ve 1813-377 sayı ile bozmaya direnerek sanığın ilk hüküm gibi beraatine karar vermiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.11.2022 tarihli ve 86462 sayılı red istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun'un 36.maddesi ile değişik CMK'nın 307.maddesi uyarınca Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile kararına direnilen Yargıtay 19. Ceza Dairesinin kapatılmasına ve tüm işlerinin devredilmesine karar verilen Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 07.02.2023 tarih ve 13115-1155 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kaçak eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2013/1144 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden 23.08.2013 tarihinde kolluk görevlilerince uygulama noktasında durdurulan yolcu otobüsündeki sanığa ait çantada 50 karton MM marka kaçak sigaranın ele geçirildiği,</p>

<p>26.09.2013 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasına göre, ele geçirilen sigaraların CİF değerinin 500 TL, gümrük vergilerinin 2.387,58 TL ve gümrüklenmiş değerinin 2.887,58 TL olduğunun bildirildiği,</p>

<p>30.10.2013 tarihli bilirkişi raporunda; sanıktan ele geçirilen sigaraların üzerinde TAPDK yazılı, özel yapım bandrol, Türkçe ibare ve uygunluk belgesinin bulunmadığının, bu hâliyle sigaraların gümrük kaçağı olduğunun belirtildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.<br />
Sanık aşamalarda; aile ziyareti için gittiği Batman'da ele geçirilen sigaraların ucuza satıldığını görünce kişisel ihtiyacı için satın aldığını, İstanbul’a dönerken yakalandığını, ticari bir amacının olmadığını savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümünde isabetli bir hukuki sonuca varılabilmesi için öncelikle kaçakçılık suçlarına ilişkin mevzuat ve bu mevzuatta yapılan değişiklikler üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan "Kaçakçılık suçları" başlıklı 3. maddesinin on sekizinci fıkrası; "Ambalajlarında bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaret bulunmayan tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkileri üreten, yurda sokan, ticarî amaçla bulunduran, nakleden, satışa arz eden veya satanlar üç yıldan altı yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 89. maddesi ile;</p>

<p>"Ambalajlarında bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaret bulunmayan ya da taklit veya yanıltıcı bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaretleri taşıyan tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkileri;</p>

<p>a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden,</p>

<p>b) Satışa arz eden veya satan,</p>

<p>c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan kişi üç yıldan altı yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, tütün mamullerinin etil alkol, metanol ve alkollü içkilerin kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur." biçiminde değiştirilmiş, 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin onuncu fıkrası ise "Kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın akaryakıt ile tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarısından iki katına kadar artırılır, ancak bu fıkranın uygulanması suretiyle verilecek ceza üç yıldan az olamaz." biçiminde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>Karar tarihinden sonra 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 61 ve 62. maddeleriyle 5607 sayılı Kanun’da değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p>5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 22. fıkrasına 7242 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle; “Eşyanın değerinin hafif olması hâlinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması hâlinde ise üçte birine kadar indirilir.” cümlesi eklenmiştir.</p>

<p>5607 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 2. fıkrası ise; “Yedinci fıkrası hariç, 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine ödediği takdirde, hakkında, bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz.” şeklinde iken 7242 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle;</p>

<p>“Yedinci fıkrası hariç, 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine;</p>

<p>a) Soruşturma evresi sona erinceye kadar ödediği takdirde, hakkında bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında,</p>

<p>b) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, hakkında bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza üçte bir oranında,<br />
indirilir. Bu husus, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından şüpheliye ihtar edilir. Soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır.” biçiminde değiştirilmiş ve aynı maddeye “İkinci fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde uygulanmaz. hükmünü içeren 3. fıkra eklenmiştir.</p>

<p>15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren son değişikliklerle; suça konu eşyanın değerinin hafif veya pek hafif olması hâlinde cezalardan indirim yapılması, 5607 sayılı Kanun’un 5. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün kovuşturma evresinde de uygulanabilmesi, etkin pişmanlık hükümlerinin soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından şüpheliye ihtar edilmesi, soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılması öngörülmüştür.</p>

<p>Ticari amaç birçok kaçakçılık suçunda aranan manevi unsur olup öğretide bu konuda;</p>

<p>"Ticari amaç maddi menfaat elde etmek amacıdır. Ticaret maddi kazanç için yapılan faaliyettir. Failin amacı kazanç dışında amaç ise maddi unsuru eksik kalacaktır." (Erdener Yurtcan, Yeni Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Şerhi, Beta Yayınları, İstanbul, 2007, s.21); "Bu suç düzenlemesinde kast, özel kasttır. Bu nedenle, bu suç düzenlemesi ancak özel kastla işlenebilir. Bu özel kast, faildeki ticari amacı ifade eder. Failin, suç teşkil eden seçimlik hareketleri, ticari amaçla (saikle) işlemesi gerekir. Eğer, failde ticari amaç bulunmuyorsa, bu suç oluşmayacaktır. Bu nedenle, bu seçimlik hareketin kişisel kullanımlar için yapılması bu suçu oluşturmayacaktır." (Mustafa Özen, 5607 sayılı Kaçakçılık Kanununda Düzenlenen Suçlar, Adalet Yayınevi, 1.Bası, Ankara, 2015, s.98); "Ticari amaç olması için, belli bir uğraşın sonunda maddi bir menfaat gereklidir. Kazanç dışında başka bir amaç varsa belirtilen suç oluşmayacaktır. Örneğin, fail acıyarak yardım etmek veya korumak amacıyla belirtilen fiilleri işlerse bu takdirde koşulları çerçevesinde iştirak iradesi araştırılacaktır. Kişisel kullanım veya tüketim çerçevesinde yapılanlar suç kapsamında değerlendirilmemektedir." (Dilara Şahin, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunundaki İthalat Kaçakçılığı Suçları ve Kabahatler, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2011, s.68); "Kendisinin kişisel kullanım ve tüketimi için kaçak eşyanın satın alınması, saklanması, taşınması hareketleri kasten işlense dahi bu suç oluşmayacaktır." (Selçuk Bütün, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Kapsamında Gümrük Kaçakçılığı Suçları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli, 2008, s.70) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.<br />
Ticari kelimesinin sözcük anlamı; "ticaretle ilgili, ticarete ilişkin"dir. Ticaret ise "ürün, mal vb. alım satımı, kazanç amacıyla yürütülen alım satım etkinliği, alışveriş sonucu elde edilen, yararlanılan fiyat farkı, kâr" anlamlarına gelmektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 2354-2355). Bu bakımdan ticari amacın, kazanç elde etmek amacı olarak tanımlanması mümkündür. Ticari amaç çoğunlukla bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten tacirler tarafından güdülen bir amaçtır. Ancak ticari amacın, tacir sıfatıyla mutlak bir bağlantısı bulunmamaktadır. Zira tacir sıfatını taşıyan gerçek kişilerin tüm eylem ve işlemleri ticari değildir. Aynı şekilde tacir olmayan kişilerin de ticari maksatla hareket etmesi mümkündür. Ticari amaç, kazanç elde etmek için satmak amacıyla almakla da sınırlı değildir. Kişinin kendi şahsi ihtiyaçları dışında belirli bir meslek veya ticari faaliyetin icrası kapsamında maliyet unsuru olarak yahut alacak-borç ilişkilerinde kullanmak üzere yaptığı alımların da ticari amaçla yapıldığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle failin ticari amaçla hareket edip etmediği, ekonomik ve sosyal durumu, suça konu eşyanın cinsi, nevi, kullanım yeri, zamanı, miktarı, değeri, bulundurma ve ele geçiriliş biçimi gibi hususlar gözetilerek her olayın özelliğine göre değerlendirilip belirlenmelidir.</p>

<p>Diğer taraftan, ceza hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanunun uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren bir kanunun, yürürlük tarihinden önce işlenen suçlara tatbik edilebilmesi, ancak lehe sonuçlar doğurması durumunda mümkündür. Önceki ve sonraki kanunlara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun uygulanmasına imkân bulunmamaktadır.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasındaki; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” düzenlenme ile ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibinin istisnasını oluşturan failin lehine olan kanunun geçmişe etkili olması, geçmişe etkili uygulama veya geçmişe yürürlük ilkesine yer verilmiştir.</p>

<p>Değişen ceza mevzuatı karşısında dahi hâlen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 tarihli ve 23–9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin farklı olması hâlinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” hususlarına yer verilerek lehe kanunun tespitinde başvurulacak yöntem belirtilmiştir.</p>

<p>Öğretide de anılan İçtihadı Birleştirme Kararındaki ilke benimsenerek, uygulanma olanağı bulunan tüm kanunların leh ve aleyhteki hükümleri birlikte ayrı ayrı ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren kanunun belirlenip hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür (S. Dönmezer–S. Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, c. 1, 11. Bası, s. 167; S. Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, s. 64; M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen–M. Emin Alşahin–Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Bası, s. 209).</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2013/1144 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden uygulama noktasında durdurulan yolcu otobüsündeki sanığa ait çantada 50 karton MM marka kaçak sigaranın ele geçirildiği olayda; sanık aşamalarda kaçak sigaraları kendi ihtiyacı için aldığını, ticari bir amacının olmadığını savunmuş ise de ele geçirilen kaçak sigaraların miktar itibarıyla ticari mahiyette olması hususu göz önünde bulundurulduğunda, sanığın suç işlemek kastıyla hareket etmediğine ve ticari amacının bulunmadığına dair suç ve cezadan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilemeyeceği ve sanığa atılı suçun sabit olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Sanığa atılı suçun sabit olduğu sonucuna ulaşılmakla; 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 61 ve 62. maddeleriyle 5607 sayılı Kanun’un 3 ve 5. maddelerinde lehe değişiklikler yapılması karşısında, Yerel Mahkemece TCK'nın 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı Kanun’la değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesi ile 6545 ve 7242 sayılı Kanunlar ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin somut olaya uygulanarak belirlenen sonuç cezalar karşılaştırılmak suretiyle sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün; sanığa atılı 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesine muhalefet suçunun sabit olduğu gözetilmeden beraatine karar verilmesi ve 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 61 ve 62. maddeleriyle 5607 sayılı Kanun’un 3 ve 5. maddelerinde lehe değişiklikler yapılması karşısında, Yerel Mahkemece TCK'nın 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı yasayla değişik 3/18. maddesi ile 6545 ve 7242 sayılı Kanunlar ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin somut olaya uygulanarak belirlenen sonuç cezalar karşılaştırılmak suretiyle sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.02.2022 tarihli ve 1813-377 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı 5607 sayılı Yasa'nın 3/18. maddesine muhalefet suçunun sabit olduğu gözetilmeden beraatine karar verilmesi ile 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 61 ve 62. maddeleriyle 5607 sayılı Kanun’un 3 ve 5. maddelerinde lehe değişiklikler yapılması karşısında, Yerel Mahkemece TCK'nın 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı Kanun'la değişik 3/18. maddesi ile 6545 ve 7242 sayılı Kanunlar ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin somut olaya uygulanarak belirlenen sonuç cezalar karşılaştırılmak suretiyle sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması isabetsizliklerinden BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.09.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023178-e-2023420-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="71780"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[5607 SAYILI KAÇAKÇILIK KANUNU'NA GÖRE KİŞİSEL KULLANIM ve KİŞİSEL KULLANIM MİKTARLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/5607-sayili-kacakcilik-kanununa-gore-kisisel-kullanim-ve-kisisel-kullanim-miktarlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/5607-sayili-kacakcilik-kanununa-gore-kisisel-kullanim-ve-kisisel-kullanim-miktarlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Av. Bekir KARAGÜLLE</strong></p>

<p><strong>Av. Cengiz OTACI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>I - KİŞİSEL KULLANIM/TİCARİ AMAÇ </strong></p>

<p>5607 sayılı Kaçakçılık Kanunu, suçun ticari amaçla işlenmesi gerektiğini pek çok maddede belirtmiştir (md 35, 311, 312, 313, 318, 320 vs). Bu durum, ticari amaç taşımayan fiillerin ayırt edilmesini zorunlu kıldığından, kişisel kullanım ve bağlı olarak kişisel kullanım sınırı kavramlarını doğurmuştur.</p>

<p></p>

<p>Ticari amaç birçok kaçakçılık suçunda aranan manevi unsur olup öğretide bu konuda;</p>

<p>Ticari amaç maddi menfaat elde etmek amacıdır. Ticaret maddi kazanç için yapılan faaliyettir. Failin amacı kazanç dışında amaç ise maddi unsuru eksik kalacaktır. (Erdener Yurtcan, Yeni Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Şerhi, Beta Yayınları, İstanbul, 2007, s.21); Bu suç düzenlemesinde kast, özel kasttır. Bu nedenle, bu suç düzenlemesi ancak özel kastla işlenebilir. Bu özel kast, faildeki ticari amacı ifade eder. Failin, suç teşkil eden seçimlik hareketleri, ticari amaçla (saikle) işlemesi gerekir. Eğer, failde ticari amaç bulunmuyorsa, bu suç oluşmayacaktır. Bu nedenle, bu seçimlik hareketin kişisel kullanımlar için yapılması bu suçu oluşturmayacaktır. (Mustafa Özen, 5607 sayılı Kaçakçılık Kanununda Düzenlenen Suçlar, Adalet Yayınevi, 1.Bası, Ankara, 2015, s.98); Ticari amaç olması için, belli bir uğraşın sonunda maddi bir menfaat gereklidir. Kazanç dışında başka bir amaç varsa belirtilen suç oluşmayacaktır. Örneğin, fail acıyarak yardım etmek veya korumak amacıyla belirtilen fiilleri işlerse bu takdirde koşulları çerçevesinde iştirak iradesi araştırılacaktır. Kişisel kullanım veya tüketim çerçevesinde yapılanlar suç kapsamında değerlendirilmemektedir. (Dilara Şahin, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunundaki İthalat Kaçakçılığı Suçları ve Kabahatler, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2011, s.68); Kendisinin kişisel kullanım ve tüketimi için kaçak eşyanın satın alınması, saklanması, taşınması hareketleri kasten işlense dahi bu suç oluşmayacaktır. (Selçuk Bütün, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Kapsamında Gümrük Kaçakçılığı Suçları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli, 2008, s.70) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.</p>

<p>Ticari kelimesinin sözcük anlamı; ticaretle ilgili, ticarete ilişkindir. Ticaret ise ürün, mal vb. alım satımı, kazanç amacıyla yürütülen alım satım etkinliği, alışveriş sonucu elde edilen, yararlanılan fiyat farkı, kâr anlamlarına gelmektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 2354-2355). Bu bakımdan ticari amacın, kazanç elde etmek amacı olarak tanımlanması mümkündür. Ticari amaç çoğunlukla bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten tacirler tarafından güdülen bir amaçtır. Ancak ticari amacın, tacir sıfatıyla mutlak bir bağlantısı bulunmamaktadır. Zira tacir sıfatını taşıyan gerçek kişilerin tüm eylem ve işlemleri ticari değildir. Aynı şekilde tacir olmayan kişilerin de ticari maksatla hareket etmesi mümkündür. Ticari amaç, kazanç elde etmek için satmak amacıyla almakla da sınırlı değildir. Kişinin kendi şahsi ihtiyaçları dışında belirli bir meslek veya ticari faaliyetin icrası kapsamında maliyet unsuru olarak yahut alacak-borç ilişkilerinde kullanmak üzere yaptığı alımların da ticari amaçla yapıldığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle <u>failin ticari amaçla hareket edip etmediği</u>, ekonomik ve sosyal durumu, suça konu eşyanın cinsi, nevi, kullanım yeri, zamanı, miktarı, değeri, bulundurma ve ele geçiriliş biçimi gibi hususlar gözetilerek her olayın özelliğine göre değerlendirilip belirlenmelidir.</p>

<p>…</p>

<p>Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20131144 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden uygulama noktasında durdurulan yolcu otobüsündeki sanığa ait çantada 50 karton MM marka kaçak sigaranın ele geçirildiği olayda; sanık aşamalarda kaçak sigaraları kendi ihtiyacı için aldığını, ticari bir amacının olmadığını savunmuş ise de ele geçirilen kaçak sigaraların miktar itibarıyla ticari mahiyette olması hususu göz önünde bulundurulduğunda, sanığın suç işlemek kastıyla hareket etmediğine ve ticari amacının bulunmadığına dair suç ve cezadan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilemeyeceği ve sanığa atılı suçun sabit olduğu kabul edilmelidir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023178-e-2023420-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">CGK 12.09.2023, 7-178-420</span></a> (Aynı ilkelerin ifade edildiği diğer kararlar için Bk CGK 28.06.2022, 7-208/492; CGK, 30.03.2022, 7-476/220; CGK, 11.11.2021, 7-390/555); CGK, 02.07.2020, 7-207/337)</strong></p>

<p></p>

<p>Ticari amaç birçok kaçakçılık suçunda aranan bir manevi unsur olup öğretide bu konuda; Ticari amaç maddi menfaat elde etmek amacıdır. Ticaret maddi kazanç için yapılan faaliyettir. Failin amacı kazanç dışında amaç ise maddi unsuru eksik kalacaktır Bu suç düzenlemesinde kast, özel kasttır. Bu nedenle, bu suç düzenlemesi ancak özel kastla işlenebilir. Bu özel kast, faildeki ticari amacı ifade eder. Failin, suç teşkil eden seçimlik hareketleri, ticari amaçla (saikle) işlemesi gerekir. Eğer, failde ticari amaç bulunmuyorsa, bu suç oluşmayacaktır. Bu nedenle, bu seçimlik hareketin kişisel kullanımlar için yapılması bu suçu oluşturmayacaktır. … (Beraat) <strong>İstanbul BAM 31. CD, 25.04.2023, 11481645 </strong></p>

<p></p>

<p>Kişisel kullanım; suç olduğu iddia olunan eşyanın satın alınmasında, satışa arz edilmesinde, satılmasında, taşınmasında, saklanmasında, üretiminde, bulundurulmasında, nakledilmesinde (md 35, 311, 312, 313 vs) ticari amaç bulunmayan, kişinin kullanımına tahsis edilmiş, kişinin kullanımına yetecek kadar olan eşyayı ifade eder.</p>

<p>Kişisel kullanım sınırı, belirli sayıdaki eşyanın, ticari amacın varlığı ispatlanamadığı durumda, bulundurulmasının, taşınmasının, saklanmasının, üretilmesinin Kaçakçılık Kanunu’na göre suç olmayacağı anlamına gelir. İdari yaptırım ya da diğer kanunlara göre suç olma hali saklıdır.</p>

<p>Kişisel kullanım ile ticari amacı ayırt etmek için yargı kararlarında kimi ölçütlerden bahsedilmektedir. Sanığın eşyayı satması, satışa arz etmesi, eşyanın yakalandığı yer (bakkal, büfe, market, sınır hattı, cep telefonu dükkanı) itibariyle satışa arz ettiği (tezgaha konulması gibi), edeceği karinesi; yakalanma şekli ve zamanı; eşyanın durumu (tezgahta, tablada satışa arz edilmiş olması, gıda/mal satım dağıtım aracında ele geçmesi); sanığın durumu (mesleği, geliri, eşyayı kullanacak aile bireyi sayısı, Kaçakçılık suçundan adli sicil kaydı olması); kaçak eşyaya makul olarak sahip olan/olabilecek sanık sayısı (eşyanın sanık sayısına bölünmesi ile kişi başına düşen miktar); kaçak eşyanın karma üründen oluşması halinde ürünlerin cinsi, sayısı, çeşidi; ihbar, istihbarat, fiziki takip, teknik takip, iletişimin denetlenmesi; ikrar; tanık beyanı vs önemlidir.</p>

<p>Kişisel kullanım sınırları, Yargı kararlarıyla belirlenmiştir. İdare de kimi durumlarda (bk aşağıda yolcu beraberindeki eşya) muafiyete tabi eşyaları ve miktarlarını belirleyebilir. İdarenin belirlediği miktarlar, gümrük vergileri ve idari yaptırım açısından önemlidir.</p>

<p>İthali kanun gereği yasak olan eşyanın ülkeye sokulması (md 3/7) ya da ihracı kanun gereği yasak olan eşyanın ülkeden çıkartılmasında (md 3/8) Kaçakçılık Kanunu açısından “kişisel kullanım miktarı” ölçütü uygulanmaz.</p>

<p></p>

<p>Horoz dövüştürülmek suretiyle kumar oynandığı yönünde yapılan ihbar üzerine sanığa ait metruk tarzdaki iş yerinde kolluk kuvvetlerince yapılan aramalar sırasında, çay ocağı tezgahında 29 paket gümrük kaçağı sigaranın ele geçirildiği olayda; sanığa ait bahse konu yerde sigara satışı yapıldığı yönünde bir ihbarın bulunmadığı, herhangi bir kişiye satış yapıldığına dair bir delil elde edilmediği ve ele geçirilen sigaraların kişisel kullanım sınırında kaldığı gözetilerek... <strong>7. CD, 07.05.2025, 202210685 E, 20256594 K (NOT beraat kararı onanmıştır)</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, kolluk kuvvetleri ve Vergi Denetim Müdürlüğü görevlileri ile birlikte ... isimli iş yerinde yapılan bandrol denetiminde toplam 17 şişe gümrük kaçağı içki ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda; tekel bayii olan iş yerinin raflarında satışa hazır ve görünür vaziyette bulunan alkollü içkiler barkod okuma cihazı ile kontrol edildiğinde bandrolsüz 17 şişe alkollü içki bulunması ve iş yerinin noterden alınan vekâletname ile sanık ... tarafından işletildiğinin anlaşılması karşısında, içkilerin yakalandığı yer, sanığın yaptığı iş ve ele geçen içkilerin yakalanış biçimi itibarıyla, denetim sırasında iş yerinde bulunan ve tutanağı imzalayan sanığın suça konu içkileri ticari iş yerinde ticari amaçla bulundurduğu gözetilerek kaçakçılık suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, oluşa ve dosya kapsamına uymayan gerekçe ile yazılı şekilde beraatine hükmedilmesi, <strong>7. CD, 24.04.2024, 2021/2368 E, 2024/4250 K</strong></p>

<p></p>

<p>Tüm dosya kapsamının incelenmesinde sanık ...'in işlettiği İ.... kıraathanesi isimli işyerinde bandrolsüz kaçak içki satışı yapıldığına dair bimer aracılığıyla gelen ihbar üzerine, usulüne uygun olarak yapılan arama sonucunda ocak bölümünde tezgahın altında suça konu toplam 7 şişe kaçak alkollü içki ele geçirildiği, sanığın savunmasında yakalanan içkilerden 2 litrelik içkinin tanık ...'a, geri kalanların kendisine ait olduğunu, içki fiyatlarındaki artış nedeniyle söz konusu içkileri tır şoförlerinden içmek amacıyla satın aldığını beyan ettiği anlaşılmış ise de ele geçirilen içkilerin bulunduğu yer, yakalanış şekli, ticari iş yerinde yakalanmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, ticari kasıtla söz konusu eşyaları bulundurduğu sabit olan sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, <strong>7. CD, 07.12.2022, 2022/9457 E, 20221/7875 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanığa ait ... bar isimli işyerinde bir tanesinin bir kısmı içilmiş toplam 20 adet sahte bandrollü gümrük kaçağı içki ele geçirildiği, sanık ele geçirilen içkileri başkasından satın aldığını belirtmişse de, içkileri satın aldığına ilişkin herhangi bir fatura ibraz etmediği gibi ele geçirilen içkileri müşterilerin içki istemesi halinde satacağını savunmasında beyan etmesi ve ticari amaçla bulundurduğu da nazara alındığında sanığın mahkumiyeti yerine, yetersiz ve yasal olmayacak şekilde beraatine karar verilmesi, <strong>7. CD, 16.06.2019, 2019/5062 E, 2019/38815 K</strong></p>

<p></p>

<p>sanık tarafından işletilen P... Tobacco isimli iş yerinde 09102021 tarihinde yapılan aramada, üzerinde Captain Black ibaresi bulunan 14 adet 42,5 gramlık tütün ile üzerinde Amber Leaf ibaresi bulunan 7 adet 50 gramlık tütün, üzerinde BS Tabacco ibaresi bulunan 20 adet 250 gramlık nargile tütünü ve üzerinde Heets ibaresi bulunan 35 paket elektronik sigara tütününün ele geçirilerek el konulduğu, ... Sonuç olarak sanığın, suça konu bandrolsüz nargile tütünleri ile yurt dışı üretimli (yurt dışı menşeli) kaçak kıyılmış tütün mamullerini ve yurt dışında üretilen kaçak ve bandrolsüz elektronik sigara için paket sigaraları bu özelliklerini bilerek ticari amaçla satın almak ve işyerinde satışa arz etmek suretiyle üzerine atılı suçu işlediği<strong>, İzmir BAM 11. CD, 01.10.2024, 2024/325 E 2024/1696 K</strong></p>

<p></p>

<p><strong>II - KİŞİSEL KULLANIM SINIRI </strong></p>

<p>Kişisel kullanım sınırı, eşyanın sayı, adet, hacim olarak belirli bir miktarın altında olması halinde, ticari amaçla bulundurulmadığı, üretilmediği, taşınmadığı, depolanmadığı dolayısıyla da kaçakçılık suçunun konusu olmadığı karinesidir. Karinenin aksi, yani ticari amacın varlığı ispat edilebilir. İspat yükü Cumhuriyet savcısına aittir. Karinenin aksi ispat edilirse, kişisel kullanım sınırında olsa dahi, eşya kaçakçılık suçunun konusunu ve delilini oluşturur.</p>

<p><strong>1) TÜTÜN İÇEREN KLASİK SİGARA</strong></p>

<p>Klasik tütün içeren <strong>sigarada kişisel kullanım <u>sınırı 200 pakettir</u></strong>.</p>

<p></p>

<p>.... aracında bulunan toplam 162 paket kaçak sigarayı rızasıyla kolluk görevlilerine teslim ettiği olayda .... kaldı ki sanığın aşamalarda değişmeyen savunmalarında, üzerine atılı suçlamayı kabul etmemesi ve Dairemiz uygulamalarına göre ele geçirilen sigaraların kişisel kullanım sınırları içinde kalması karşısında, eşyanın ele geçiriliş şekli ve yakalanan eşya miktarına nazaran sanığın savunmasının aksine suça konu sigaraları ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil de elde edilemediği anlaşıldığından, sanık ...'in 25.08.2015 tarihli eylem yönünden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 03.12.2025, 2025/5877 E, 2025/15063 K</strong></p>

<p></p>

<p>28.03.2013 tarihinde kargo aktarım merkezinde yapılan aramada, sanığa ait toplam <u>10 karton Prestige marka kaçak sigara</u> ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda; sanığın aşamalardaki savunmalarında, ticari kastının bulunmadığını beyan etmesi ve Dairemiz uygulamalarına göre ele geçirilen sigaraların kişisel kullanım sınırları içinde kalması karşısında, eşyanın ele geçiriliş şekli ve yakalanan eşya miktarına nazaran sanığın savunmasının aksine suça konu sigaraları <u>ticari amaçla gönderdiğine ilişkin cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği</u> gözetilerek, 28.03.2013 tarihli suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, <strong>7. CD, 03.12.2025, 20221/194 E, 2025/15075 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, suç tarihinde kolluk görevlileri tarafından oluşturulan uygulama noktasında ... plakalı yolcu otobüsünün durdurulduğu, önleme araması kararına istinaden yapılan aramada, sanık ...'a ait poşet içerisinde <u>toplam 21 karton</u> gümrük kaçağı ve bandrolsüz sigaranın ele geçirildiği olayda; sanık ... aşamalarda suça konu sigaraları içmek ve hediye etmek için aldığını savunmuş ise de, sigaraların miktar itibarıyla ticari mahiyette olduğu ve <u>kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunduğu</u> gözetilerek, sanık ...'ın ticari amaçla kaçak sigara bulundurduğunun kabulü ile mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, oluşa ve dosya kapsamına uymayan gerekçe ile yazılı şekilde beraatine hükmedilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 23.10.2025, 2021/28825 E, 2025/13145 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanığın yolcu olarak bulunduğu otobüste yapılan aramada sanığa ait valizden <u>280 paket kaçak sigaranın </u>ele geçirildiği olayda, Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre ele geçen sigaraların ticari miktar ve mahiyette olduğu ve <u>kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunduğu</u> gözetilerek sanığın mahkûmiyeti yerine, içmek için aldığı şeklindeki suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilerek yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, <strong>7. CD, 17.06.2025, 2022/2793 E, 2025/9141 K</strong></p>

<p></p>

<p>Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre miktar itibarıyla kişisel kullanım sınırları içinde kaldığı anlaşılan <u>ele geçen 20 karton (200 paket) sigara miktarı</u>, sanığın sigaraları ticari amaçlı olarak değil içmek için tüketim amaçlı bulundurduğuna dair beyanı, savunmasının aksine ele geçen sigaraları <u>ticari amaçla bulundurduğuna dair mahkûmiyetine yeter</u>, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği dikkate alındığında, yapılan yargılamaya delil durumuna göre katılan vekili ve o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. <strong>7. CD, 14.10.2024, 2021/4286 E, 2024/8677 K.</strong></p>

<p></p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükme yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde, olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, sanığa ait poşetten <u>200 paket kaçak sigaranın ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda,</u> sanığın aşamalarda değişmeyen savunmasında sigaraları hediye etmek için aldığını beyan etmesi, ele geçen <u>sigaraların miktar itibarıyla kişisel kullanım kapsamında kalması nedeniyle</u> beraat kararında hukuka aykırılık görülmemiştir. <strong>7. CD, 25.04.2024, 2023/732 E, 2024/4316 K</strong></p>

<p></p>

<p>sanık hakkında her ne kadar 1280 paket sigara ele geçirildiğinden bahisle kamu davası açılmış ise de, tüm dosya kapsamı, ... varakası, olay tutanağı, tutarlı sanık beyanı bir bütün halinde incelendiğinde <u>sanıktan ele geçirilen sigara miktarının 200 paket olduğu, bu miktarın kişisel kullanım sınırları dahilinde kaldığ</u>ı, sanığın bahse konu sigaraları satışa arz ettiği yönünde somut delilin bulunmadığı anlaşılmakla, beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir. <strong>7. CD, 25.12.2023, 2023/6173 E, 2023/11700 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanıktan ele geçen <u>120 paket sigaranın, Dairemizce kişisel kullanım sınırı kabul edilen 200 paket sigarayı geçmemesi</u>, dosya kapsamında sanığın savunmasının aksine dava konusu sigaraları ticari amaçla bulundurduğuna dair başkaca delil de bulunmaması karşısında, Bölge Adliye Mahkemesi kararı yerinde görülmüş, <strong>7. CD, 06.11.2023, 2021/5354 E. , 2023/9703 K.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>2) DİSTİLE ALKOLLÜ İÇKİ</strong></p>

<p>Distile alkollü içki, en basit ifadeyle, fermente olmuş alkollü içkinin damıtılmasıyla oluşan, % 97 saflık oranına ulaşabilen içkidir. Distile alkollü içkide, yumurta likörü hariç alkol miktarı +20 ºC’de hacmen en az %15 tir (Bk Türk gıda kodeksi, distile alkolü içkiler tebliği). Rakı, rom, viski, kanyak, brendi gibi içkiler distile alkollü içkidir.</p>

<p>Aşağıda ifade edileceği üzere 350 litreye kadar fermente alkollü içki imal edilebilir. Ancak distile alkollü içkilerin miktarına bakılmaksızın izinsiz üretilmesi yasaktır.</p>

<p><strong>Distile alkollü içkide kişisel kullanım sınırı <u>20 şişedir/20 litredir</u></strong>.</p>

<p>Distile alkollü içki üretimi için gerekli yasal izinleri almadan fabrika, tesis veya imalathane kurmak, 4733 sayılı Yasanın 8/1. maddesinde ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Distile alkollü içki üretiminde, üretim şekli, kullanılan teçhizat, üretim kapasitesi, kullanılan aletler vs dikkate alındığında 4733 sayılı Kanun'un 8/1 maddesi kapsamında ise bu düzenlemeye göre ceza verilir. Üretim, 4733 sayılı Kanun'un 8/1 maddesi kapsamında değilse, üretilmiş miktar kişisel kullanım sınırının üzerindeyse 5607 SK, 3/18 maddeden ceza verilir.</p>

<p></p>

<p>Olay tarihinde sanıkların ikametinde kaçak içki üreterek satışa arz ettikleri yönündeki istihbari bilgi üzerine söz konusu yerde usulüne uygun yapılan aramada, <u>21 litre (rakı) alkollü içki, alkol yapımında kullanılan kazan ve tencere, boş bidon ve şişelerin ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda</u>, sanık ... aşamalarda değişmeyen savunmalarında alkol bağımlısı olduğunu, rakıyı içmek amacıyla ürettiğini ticari amacının olmadığını beyan etmesi, diğer sanık ... 'ın değişmeyen savunmalarında atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmesi, <u>Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre ele geçen eşyanın da miktar itibarıyla kişisel kullanım kapsamında kalması</u> ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların kaçak içkileri ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraaatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 16.10.2025, 2021/27763 E, 2025/12987 K</strong></p>

<p></p>

<p>Suç tarihinde önleme araması kararı uyarınca sanığın yolcu olarak bulunduğu otobüste yapılan aramada sanığa ait poşet içerisinden <u>20 adet 35 cl bandrolsüz ve kaçak içki ele geçirilmiş</u> ve sanığın 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na (5607 sayılı Kanun) muhalefet suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. .... Sanık hakkında kurulan hükme yönelik katılan ... İdaresi vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde; <u>sanıktan ele geçen alkollü içkilerin miktarı, </u>ele geçiriliş şekli, sanığın aşamalarda değişmeyen savunmalarında söz konusu içkileri içmek ve amcasının düğününe gelenlere ikram etmek için aldığını söylemesi hususları bir arada değerlendirildiğinde, <u>sanığın savunmasının aksine atılı suçu işlediği yönünde mahkûmiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle hukuka aykırılık görülmemiştir</u>. <strong>7. CD, 05.06.2024, 2023/10951 E, 2024/6251 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay günü sanık ...'un sevk ve idaresindeki araç durdurularak yapılan aramada sanık ... tarafından sanık ...'a Muğla iline gönderilmek üzere teslim edilen koli içerisinden <u>16 şişe (100 cc) kaçak içki ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda</u>; sanık ...'un aşamalarda değişmeyen savunmasında içkileri amcasına hediye olarak gönderilmek üzere sanık ...'a verdiğini, diğer sanığın da kolilerde kaçak içki olduğunu bilmediğini beyan etmesi, <u>ele geçen içkilerin miktar itibarıyla kişisel kullanım kapsamında kalması</u>, içkilerin ele geçiriliş şekli itibarıyla satışa arz edildiğine ya da sanıkların ticari gaye taşıdığına dair herhangi bir delil bulunmaması nedeniyle sanıklar hakkındaki beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir. <strong>7. CD, 19.12.2023, 2020/5333 E, 2023/11361 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tarihinde sanığın ikametinde <u>kaçak içki imalatı yapıldığı</u> ihbarıyla usulüne uygun olarak yapılan aramada 5 adet 50lt’lik ve 20 adet 19 lt’lik bidonlarda toplamda 610 lt ürün , 2 adet 1 lt’lik, 5 adet 70cc’lik, 8 adet 35 cc’lik ... Rakı şişesinde rakı ile içki üretiminde kullanılan filitrasyon sistemi, karbon ve çakıl taşı torbası, 3 ayaklı tüplü ocak, aktif pronül karbon maddesi, 2 adet plastik hava kilidinin ele geçirildiği, 610 lt olan meyve şıralarından alınan numunelerin analiz raporunda %15,42 ve %14,97 oranında alkol elde edilebileceğinin belirlendiği, ele geçen rakıların analiz raporunun ise Türk Gıda Kodeksi Distile Alkollü İçkiler Tebliğndeki rakı için verilen metil alkol değerlerine uygun olduğu ve sanık savunmasının bu yönüyle ele geçen rakılar ile uyumlu olduğu anlaşılmakla, ele geçen 610 lt ürünün bakımından olayın oluş şekli , tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, <u>eylemin 4733 sayılı Yasanın 81. maddesinde düzenlenen alkollü içki üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kurmak suçu için gereken yeterlilikte olmadığı</u> cihetle, sanığa ek savunma hakkı tanınarak 6545 sayılı Yasa ile değişik <u>5607 sayılı Yasanın 3/18. maddesi gereğince mahkumiyeti yerine </u>yazılı şekilde karar verilmesi, <strong>7. CD, 12.04.2022, 2020/4100 E, 2022/7390 K.</strong></p>

<p></p>

<p>15.04.2008 gün ve 26848 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 15.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5752 sayılı kanun ile değişik 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında; Ticari amaç olmaksızın, kendi ürettiği ürünleri kullanarak elli kilogramı aşmayan sarmalık kıyılmış tütün elde eden veya üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal edenler haricinde, Kurumdan tesis kurma ve faaliyet izni almadan; tütün işleyenler veya tütün mamulleri, etil alkol, metanol ya da alkollü içki üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kuran ve işletenler bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin günden onbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. şeklinde düzenleme bulunduğu, buna göre; anılan hükümde yer alan üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal edenler haricinde ifadesi uyarınca, Tütün Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan izin alınmadan ticari amaç olmaksızın kendi ürettiği ve fermente alkollü içki olması koşuluyla 350 litreye kadar üretim yapılabilmesi mümkün olup, distile alkollü içkilerin miktarına bakılmaksızın izinsiz üretilmesi mümkün değildir.</p>

<p>07.07.2006 tarihli ve 26221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren bira tebliği ile 04.02.2009 tarihli ve 27131 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren şarap tebliğine göre, genel anlamda fermente alkollü içkiler; tarımsal kökenli hammaddelerin spontan veya kültür mayasıyla fermantasyonu sonucunda üretilen, distilasyon işlemi uygulanmamış, bira, şarap vb. gibi alkollü içkiler şeklinde tanımlanmışken; 16.03.2005 tarihli ve 25757 sayılı Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Distile Alkollü İçkiler Tebliğine göre distile alkollü içkiler ise; kendine özgü organoleptik karakteri olan ve alkol miktarı -20 C`de hacmen %15'den fazla olan, aroma katılmış veya katılmamış doğal fermantasyon ürünlerinin doğrudan distilasyonu ile veya aroma maddeleri ve tatlandırıcıların katılması ile üretilen, veya bir distile alkollü içkinin; bir veya birden fazla distile alkollü içki ile, tarımsal kökenli etil alkol, tarımsal kökenli distilat veya brendiler ile, bir veya birden fazla alkollü içki ile bir veya birden fazla içecek ile, karıştırılmasından elde edilen içkiler şeklinde tanımlanmakta olup, başlıca distile alkollü içkiler rakı, viski, kanyak, votka ve benzerleridir.</p>

<p><u>Rakı üretiminde fermantasyon (mayalama) işleminden sonra ayrıca damıtma (distile) işlemi yapıldığından, dava konusu rakı fermente alkollü içki olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından</u> sanıkların mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde hüküm kurulması, <strong>7. CD, 27.12.2013, 2012/23585 E, 2013/4853 K (Aynı yönde 7. CD29.05.2013, 2013/976 E, 2013/11525 K, 7. CD, 08.10.2012, 2009/9470 E, 2012/25012 K)</strong></p>

<p></p>

<p>Sanık hakkında yapılan ihbar üzerine, saat 21.30 sıralarında aracının bagajında <u>23 şişe</u> içki ile yakalandığı nazara alınarak, olayın oluş ve sanığın yakalanış biçimi, zamanı, içkilerin miktarı ve tüm dosya kapsamına göre sanığın <u>ticari mahiyetteki kaçak içkiyi bulundurma suçundan mahkumiyeti yerine </u>yazılı şekilde hüküm kurulması, <strong>7. CD, 07.06.2012, 2009/9279 E, 2012/19267 K</strong></p>

<p></p>

<p><u>Rakı üretiminde fermentasyon (mayalama) işleminden sonra ayrıca damıtma (distile) işlemi yapıldığından, dava konusu rakının fermente alkollü içki olarak nitelendirilemeyeceği,</u> oluşa ve dosya kapsamına göre de, 18.08.2008 tarihli tutanak ve İl Tarım Müdürlüğü tutanaklarından sanığın, evinde kazan ve kurulu düzenek ile boğma rakı olarak tabir edilen alkollü içki üretimi yaptığı anlaşılmakla üzerine atılı 4733 sayılı yasaya muhalefet suçunu işlediği gözetilerek mahkumiyetine karar verilmesi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması, <strong>7. CD, 01.04.2013, 2012/5817 E, 2013/7610 K</strong></p>

<p></p>

<p>sanığın alınan savunmalarında geçmişte tır şoförlüğü yaptığını, çalıştığı firmada Bulgaristan'dan alınan etil alkolleri İzmit'teki fabrikaya teslim ettiklerini, etil alkolleri Bulgaristan'dan aldıkları sırada kendisine 2 adet numune teslim edildiğini, evinde bulunan etil alkollerin bu numuneler olduğunu, yine evinde ele geçen 20 adet alkollü içkinin ise her yurt dışına giriş çıkışta birer tane aldığını beyan etmesi, yurt dışında tır şoförlüğü yaptığı dönemde etil alkol taşımacılığı yaptığına dair belgeyi dosyaya delil olarak sunması ile Yargıtay 7. Ceza Dairesi' nin benzer dosyalardaki uygulamalarına göre ele geçen <u>20 şişe kaçak içkinin kişisel kullanım kapsamında kalması</u> hep birlikte değerlendirildiğinde; sanık hakkında atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, <strong>Sakarya BAM 5 CD, 30.11.2022, 3514/3692 </strong></p>

<p></p>

<p><strong>3) FERMENTE ALKOLLÜ İÇKİ</strong></p>

<p>Fermente alkollü içki, en basit ifadeyle, şeker ve mayanın uygun şartlarda birleşmesiyle oluşan alkollü içkidir. Şarap ve bira, en yaygın fermente içkidir. Fermente alkollü içkide alkol oranı, distile içkiye göre daha düşüktür. Örneğin şarapta hacmen gerçek alkol miktarı en az % 9, toplam alkol miktarı en fazla %15 olmalıdır (Bk 07.07.2006, 26221, RG, Türk gıda kodeksi bira tebliği, 04.02.2009, 27131, RG, Türk gıda kodeksi şarap tebliği, vs)</p>

<p>4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'un 81 maddesi şu şekildedir; Ticari amaç olmaksızın, kendi ürettiği ürünleri kullanarak şahsi tüketimi için <strong><u>elli kilogramı aşmayan sarmalık kıyılmış tütün</u></strong> elde eden veya <strong><u>üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki</u></strong> imal edenler haricinde,..... Bu düzenlemeye göre şahsi tüketimi için üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal edilebilir. Dolayısıyla <strong><u>fermente alkollü içkide kişisel kullanım 350 litredir. </u></strong></p>

<p></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi tarafından <u>1285 şişe toplamda 889,5 litre kaçak içki yönünden sanıklar hakkında kişisel kullanım sınırında kaldığı gerekçesi ile beraat kararı verilmiş ise de</u>, suçta kullanılan boş şişeler, etiketler, çelik ve plastik tanklar, mantar tıpaları, dolum aparatı, mantar basma aparatı, metal kazan ve not kağıtlarının değerlendirmeye alınmamasına, ele geçen eşyaların kaçak olduğu hususuna bilirkişi raporu ile tespit edildiğine ve mahkemece bu raporun hükme esas alındığına, sanıkların içkilerin kendisine ait olduklarını beyan ederek ikrarda bulunmalarına, içkiler ve içkilerin yanında ele geçen düzenekler dikkate alındığında mahkûmiyet kararı verilmesi gerekirken beraatlerine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gözetilerek sanıkların üst sınırdan cezalandırılmaları gerektiğine, eşyaların müsaderesine, bakanlık lehine vekalet ücretine karar verilmesi talebine ilişkindir.</p>

<p>....</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, ele geçirilen fermente içki miktarının<u>, Yasanın belirlediği kişisel kullanım sınırının altında olması,</u> kolluğa yapılan isimsiz ihbar dışında, sanıkların ürettikleri fermente içkilerin satışını yaptıklarına, satış için bulundurduklarına dair cezalandırılmaları için yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından tüm sanıklar hakkında 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan yine ele geçen eşyaların niteliği ve olayın oluş şekli nazara alındığında, 4733 sayılı Kanun'un 81. maddesinde belirtilen alkollü içki üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kurmak için gereken yeterlilikte olmadığı gözetilmeksizin ve bu nedenle suçun yasal unsurları oluşmadığından sanık ... hakkında 4733 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılan Gümrük İdaresi vekili ve katılan ... vekilinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. <strong>7. CD, 21.10.2025, 2025/5505 E, 2025/12855 K. (NOT, BAM, mahkumiyet kararlarını kaldırıp beraat kararı vermişti. Kararda sanık sayısı da etkili olmuştur.)</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre; kolluk görevlilerince yürütülen çalışmalar kapsamında Yeşiloba Mahallesi Sarıkaya deresi mevkiinde makilik ağaçlar arasına gizlenmiş vaziyette sanık ... ait olduğu tespit olunan 5 adet 1'er tonluk plastik tankların içerisinden <u>1.500 kilogram civarında şarap</u> olduğu değerlendirilen sıvı ürün, hortum ve huni ele geçirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>...</p>

<p>Yine suça konu ürüne ilişkin 09.01.2018 tarihinde düzenlenen bilirkişi raporuna göre alkol oranının %12,83 olduğu, ...'dan alınan ''Perakende-Toptan Alkollü İçki Satış Belgesine'' sahip bir işletmeden alınan fatura ya da irsaliye ibraz edilmediği, şarap üretmek için gerekli ''Tesis Kurma İzin Başvurusu ve Deneme Üretimi'' işlemlerinin yapılmadığı, yöre halkınca kurma olarak adlandırılan klasik yollarla üzümden şarap yapılması şeklinde üretildiği, yasal sınır olan 350 litrenin üzerinde ürün ele geçirildiği ve 5607 sayılı Kanun'a aykırı olarak kaçak alkollü içki olarak değerlendirildiği bildirilmiştir.</p>

<p>...</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesi Kabulü</p>

<p>... suça konu eşyanın miktarı, tanık Naciye'nin sanığın satmak amacıyla suça konu şarabı imal ettiğine dair beyanı ve tüm dosya <u>kapsamından sanığın ticari amaçla bandrolsüz içki ürettiğinin anlaşıldığı</u>, her ne kadar sanık sirke yapmak amacıyla hareket ettiğini savunmuş ise de ele geçen ürünün alkollü içki olduğunun anlaşılması karşısında sanığın savunmasına itibar edilemeyeceği anlaşıldığından sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan beraat hükmü kaldırılarak, sanığın mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>IV. GEREKÇE</p>

<p>...tüm dosya kapsamına göre sanığın eyleminin sabit olduğu, ... <strong>7. CD, 05.04.2023, 2022/11573 E, 2023/3348 K </strong></p>

<p></p>

<p><strong>4) AKARYAKIT</strong></p>

<p><strong>Akaryakıtta kişisel kullanım <u>sınırı 90 litredir</u></strong>. Akaryakıtın kişisel kullanım sınırında kalması için, ticari faaliyette (tır, kamyon gibi ticari nitelikli araç) kullanılmaması ya da kullanılacak olmaması gerekir.</p>

<p></p>

<p>Tüm ülke çapında uygulamada birlik sağlanması açısından, Dairemizin yabancı menşeli sigaralar ile ilgili kişisel kullanım miktarı 20 karton olarak kabul edilmiş iken, <u>motorin ile ilgili olarak da kişisel kullanım miktarı 90 litre olarak benimsenmiştir</u>. Ancak bu miktarlar ile bağlı olmaksızın, ilgilide ele geçen yabancı menşeli eşyaları satma amacı ile bulundurulduğunun sabit olması karşısında da miktara bakılmaksızın 5607 sayılı Yasa kapsamında eylemin sübutuna ilişkin değerlendirme yapılmaktadır. <strong>7. CD, 06.11.2025, 2025/3136 E, 2025/13472 K (Karşıoy yazısı)</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuğun sevk ve idaresindeki traktörün deposunda <u>30 litre ulusal marker seviyesi geçersiz akaryakıtın ele geçtiği olayda</u>; suça sürüklenen çocuğun sevk ve idaresindeki traktör ile 1. derece askeri yasak bölgede bulunan tarlasına <u>zirai faaliyette bulunmak amacıyla</u> nöbetçi askerlerden izin aldığının olay tutanağından anlaşılması, suça sürüklenen çocuğun savunmasında atılı suçlamayı kabul etmemesi, traktör vasıflı aracın deposunda ele geçen yakıt miktarının <u>kişisel kullanım kapsamında kalması</u> karşısında, suça sürüklenen çocuğun kaçak akaryakıtı ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 30.04.2024, 2024/1636 E, 2024/4558 K</strong></p>

<p></p>

<p>Suç tarihinde sanığın sevk ve idaresindeki aracın Nahçivan'dan Türkiye'ye giriş yaptıktan sonra ... Sahasında bulunan yolcu muayene peronlarında muayene işlemleri sırasında yapılan kontrol neticesinde araçta yakıt deposundan bağımsız demir saçtan yapılmış zula niteğinde bir bölüm bulunduğu tespit edilmiş ve yine aracın muhtelif yerlerinde şişeler içerisinde <u>20 litre motorin cinsi akaryakıt ele geçirilmiştir.</u> .... Sanığın aşamalardaki savunmalarında, suça konu akaryakıtı kullanmak için bulundurduğunu beyan etmesi ve ele geçirilen eşyanın <u>kişisel kullanım sınırları içinde kalması</u> karşısında, eşyaların ele geçiriliş şekli ve yakalanan eşya miktarına nazaran sanığın savunmasının aksine suça konu eşyayı ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek, müsnet suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 22.02.2024, 2021/1011 E, 2024/1795 K.</strong></p>

<p></p>

<p>16.08.2014 tarihinde Kıyıgören Hudut Karakolu sorumluluk bölgesinde, ANTP36C3 paftasında 16 - 17 numaralı hudut kazıkları arasında, siyasi sınıra 10 metre mesafede, 1 inci derece askeri yasak bölgede devriye görevi sırasında Asi Nehri kenarında sanığın sevk ve idaresindeki ... plakalı traktörde yapılan kontrollerde; motor kısmına gizlenmiş plastik bidondan yapılma serum diye tabir edilen tertibin tespit edildiği, deposunda 60 litre ve traktörün ön tarafına gizlenmiş 4 adet 5 litrelik bidonlarda 20 litre olmak üzere<u>, toplamda 80 litre kaçak akaryakıtın ele geçirildiği</u> anlaşılmıştır..... Sanık hakkında kurulan hükme yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde, suça konu kaçak akaryakıtın yakalanış şekli, <u>sanığın çiftçilik yaptığını, suça konu eşyayı kullanmak amacıyla aldığını, ticaretini yapmadığını savunması ve yakalanan eşya miktarına nazaran</u> savunmasının aksine ele geçen akaryakıtı ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, kurulan beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir. <strong>7. CD, 22.02.2023, 2022/11508 E, 2023/1462 K</strong></p>

<p></p>

<p>Cumhuriyet savcısından alınan arama kararına istinaden sanığın <u>sevk ve idaresindeki otobüste</u> yapılan aramada, <u>depoda 90 litre ulusal marker seviyesi geçersiz motorin ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayd</u>a, yapılan aramanın usulüne uygun ve ele geçen <u>motorinin ticari araçta kullanılacağı</u>, bu itibarla sanığın eyleminin sabit olduğu anlaşılmakla sanığın üzerine atılı petrol kaçakçılığı suçundan mahkûmiyeti gerekirken yazılı şekilde beraatine suça konu kaçak motorinin müsaderesi hususunda hüküm kurulmaması hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 21.06.2023, 2022/8295 E, 2023/6430 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanığın sevk ve idaresindeki ... plakalı <u>TIR'da yapılan aramada, çekicinin deposunda 90 litre </u>marker seviyesi geçersiz motorinin ele geçirildiği olayda; sanığın aşamalardaki savunmalarında, ele geçen akaryakıtı aracında kullanmak üzere bulundurduğunu beyan etmesi, suçta kullanılan <u>TIR'ın sanık tarafından taşımacılık yapmak üzere devamlı olarak kullanıldığının dosya kapsamından anlaşılması</u> karşısında; suça konu motorinin <u>ticari amaçla satın alındığı</u> ve bulundurulduğu sabit olmakla sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, <strong>7. CD, 01.11.2021, 2019/5488 E, 2021/14721 K</strong></p>

<p></p>

<p>Yol uygulaması esnasında sanığın sevk ve idaresindeki araçta kolluk güçleri tarafından yapılan aramada sanığın orijinal olmayan <u>deposunda 90 litre kaçak akaryakıt ele geçirildiği olayda;</u> sanığın aşamalardaki savunmasında mazotu k<u>işisel ihtiyacı için İran ülkesinden satın alıp gümrükten geçtiğini beyanı etmesi karşısında, dava konusu eşyanın ticari miktar ve mahiyette olmadığı</u> gözetilmeden beraati yerine mahkumiyetine hükmedilmesi, <strong>7. CD, 03.12.2019, 2015/28106 E, 2019/38136 K</strong></p>

<p></p>

<p><strong>5) ELEKTRONİK SİGARA</strong></p>

<p>Elektronik sigaraları, türüne ve özelliğine göre ayrı ayrı incelemek gerekir. Elektronik sigara, tütün içmeyi taklit eden bir cihazdır. Atomizer, güç kaynağı, kartuş/tanktan oluşur. Elektronik sigarada solunan buhardır. Buhar, genellikle nikotin de içerir. Atomizer denilen parça, ısı yayar, nikotin ve aroma da içeren propilen glikol (gıda katkı maddesidir) ve/veya gliserini (şeker alkolü de denir) buharlaştırır ve buhar solunur.</p>

<p>Isıtılmış tütün (HTP ürünüdür. Genellikle yaygın heets markasıyla bilinir), nikotinli buhar içeren yukarıdaki üründen farklıdır. Isıtılmış tütün ürünü olarak adlandırılan ürünler, yaprak tütünü ısıtır ya da modelleri hem katı tütünü hem de e-sıvıyı ısıtır. Bu üründe, tütün bulunur.</p>

<p>Bandrol taşımayan tütün mamülleri, 5607 sayılı Kanun'un 310, 318 maddesine göre suç teşkil eder. 5607 sayılı Kanun, “tütün mamulü” kavramını tanımlamamıştır. 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun'un 2/6. maddesi, “<i>Bu Kanunun uygulanmasında tütün ürünü ibaresi tüttürme, emme, çiğneme ya da buruna çekerek kullanılmak üzere üretilmiş, hammadde olarak tamamen veya kısmen tütün yaprağından imal edilmiş maddeyi ifade eder. Tütün içermeyen ancak tütün mamulünü taklit eder tarzda kullanılan her türlü nargile ve sigara, tütün ürünü kabul edilir”</i> hükmünü içerir.</p>

<p>Isıtılmış tütün, 4207 sayılı Kanun'un 2/6 maddesi tanımına göre içinde tütün bulunduğundan ve ısıtılan tütün solunduğundan tütün mamulü olarak kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>25.02.2020 tarih, 31050 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla, kısaca elektronik sigara, elektronik nargile, bunların parçaları ve solüsyonlarının ithali yasaklanmıştır.</p>

<p>5607 sayılı Kanun'un 3/7 maddesine göre; ithali kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeye sokan kişi, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren suç oluşturmadığı takdirde cezalandırılır. İthali yasak eşyayı, bu özelliğini bilerek satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi de cezalandırılır.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı kararı, kanun olmadığından, elektronik sigara cihaz ve parçaları, 5607 sayılı Kanun'un 3/7 maddesi kapsamında değil, 3/5 maddesi kapsamında kabul edilmektedir. Uygulama bu yöndedir.</p>

<p>4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 55. maddesi, Cumhurbaşkanına yetki verdiğinden, elektronik sigaranın 5607 sayılı Kanun'un 3/7 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunanlar da bulunmaktadır.</p>

<p>Isıtılmış tütün kitisolüsyonu, tütün ürünü olduğu için 5607 sayılı Kanun'un 3/18 yollamasıyla 310 maddesi kapsamındadır.</p>

<p>İçinde ısıtılmış tütün kitisolüsyonu bulunan elektronik sigara hem 5607 sayılı Kanun'un 3/5 hem de 3/18 yollamasıyla 3/10 maddesi kapsamındadır. Bu durumda TCK 44. maddesine göre 5607 sayılı Kanun'un 318 yollamasıyla 3/10 maddesi kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>Toparlayacak olursak; Elektronik sigaranın, parçalarının, solüsyonlarının ithali yasaktır. Uygulamaya göre, ister tek kullanımlık ister likit takılan cinsi olsun, elektronik sigara cihazı, parçaları ve tütün içermeyen solüsyonları, uygulamada 5607 sayılı Kanun'un 3/7 maddesi kapsamında değil, 3/5 maddesi kapsamında kabul edilmektedir. Isıtılmış tütün kitisolüsyonu, tütün ürünü olduğu için 5607 sayılı Kanun'un 3/18 yollamasıyla 3/10 maddesi kapsamındadır. İçinde ısıtılmış tütün kitisolüsyonu bulunan elektronik sigara TCK 44. maddesine göre 5607 sayılı Kanun'un 3/18 yollamasıyla 3/10 maddesi kapsamında değerlendirilir.</p>

<p></p>

<p>30.07.2012, 10.05.2013 ve 06.06.2013 tarihlerinde sanıklara ait iş yerlerinde ele geçen elektronik sigara sıvısının hammadde olarak tamamen veya kısmen tütün mamülü niteliğinde olup olmadığı konusunda uzman bilirkişi raporu alınarak tütün mamülü niteliğinde olması halinde sanıkların eylemlerinin elektronik sigara sıvısı yönünden 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin oncu fıkrası, <u>elektronik sigaralar ile telefonlar yönünden ise 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci fıkrası kapsamında olacağı ve sanığın eyleminin kül halinde 5237 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesi delaleti ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onuncu fıkrası kapsamında olacağı</u> gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, <strong>7. CD, 07.11.2024, 2024/6367 E, 2024/9879 K</strong></p>

<p></p>

<p>Türkiye'ye giriş için ... Gümrük Sahasına gelen yolcu otobüsünde yapılan aramada, tavan döşemelerinin içinde ... marka 19 kutu içerisinde ve her kutuda 10 adet olmak üzere toplam 190 adet 30 ML'lik plastik şise içerisinde elektronik sigarada kullanılan sıvı, ... marka 76 kutu içerisinde ve her kutuda 10 adet olmak üzere 760 adet 10 ml'lik plastik şise içerisinde elektronik sigarada kullanılan sıvı, ... marka 6 kutu içerisinde her kutuda 50 tane olmak üzere toplam 300 tane elektronik sigara parçasının ele geçirildiği anlaşılmakla, <u>ele geçen yabancı menşeli likit sigara sıvısının hammadde olarak tamamen veya kısmen tütün mamülü niteliğinde olup olmadığı konusunda uzman bilirkişi raporu alınarak tütün mamülü niteliğinde olması halinde sanığın eyleminin 5607 sayılı Yasanın 3/1, 3/10. maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiği</u> gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi, <strong>7. CD, 28.09.2022, 2021/1529 E, 2022/12875 K</strong></p>

<p></p>

<p>Elektronik sigarada kişisel kullanım sayıları, Yargıtay ve BAM tarafından alınmış prensip kararına dayanmaktadır. Prensip kararı, henüz bir karara net olarak yansıtılmamıştır.</p>

<p><strong>a) Tek kullanımlık elektronik sigaralar (puff sigara);</strong></p>

<p>Tek kullanımlık elektronik sigaralar tütün mamulü olmadığından 5607 sayılı Kanun'un 3/5 maddesine tabidir ve <strong>kişisel kullanım <u>sınırı 20 adettir</u></strong>.</p>

<p><strong>b) Tek kullanımlık olmayan elektronik sigaralar </strong></p>

<p>Tek kullanımlık olmayan, likit takılan elektronik sigaraların tütün içeren likitleri 3/10, 3/18 maddesine tabidir, tütün mamulü olduğundan <strong>kişisel kullanım <u>sınırı 3 adettir</u></strong>.</p>

<p></p>

<p>1.30.07.2012, 10.05.2013 ve 06.06.2013 tarihlerinde sanıklara ait iş yerlerinde ele geçen elektronik sigara sıvısının hammadde olarak tamamen veya kısmen tütün mamulü niteliğinde olup olmadığı konusunda uzman bilirkişi raporu alınarak tütün mamulü niteliğinde olması halinde sanıkların eylemlerinin elektronik sigara sıvısı yönünden 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin ononcu fıkrası, elektronik sigaralar ile telefonlar yönünden ise 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci fıkrası kapsamında olacağı ve sanığın eyleminin kül halinde 5237 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesi delaleti ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onuncu fıkrası kapsamında olacağı gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, <strong>7. CD, 07.11.2024, 2024/6367 E, 2024/9879 K</strong></p>

<p></p>

<p>... yapılan aramada<u>, 8 adet İQOS Kit Tobacco Heating System ibareli elektronik sigara kiti, 1 adet Smok Stick One Plus ibareli elektronik sigara kiti, 2 kutu İQOS Cleaning Stick 30 ibareli elektronik sigara likiti,</u> <u>23 karton Parliament 200 Heat Stick ibareli elektronik sigara likiti ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda</u>; sanığın 25.01.2018 tarihinde esas mahkemesinde alınan savunmasında, suça konu ürünleri kendi kişisel kullanımı için getirdiğini, gümrüğe tabi eşya olduğunu bilmediğini beyan ettiği, tutanak mümzisi tanıkların alınan ifadelerinde de sanığın kırmızı hatta yönelmediğini belirttikleri cihetle, <u>Dairemiz uygulamalarına göre ele geçen eşyaların miktar itibariyle ticari mahiyette olduğu ve kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunduğu </u>gözetilerek, sanığın dava konusu kaçak eşyaları ticari amaçla bulundurduğunun kabulü ile mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, oluşa ve dosya kapsamına uymayan gerekçe ile yazılı şekilde beraatine hükmedilmesi, <strong>7. CD, 07.12.2021, 2021/22940 E, 2021/16622 K </strong></p>

<p></p>

<p>Yurt dışından YY512HH plakalı aracı ile gelen sanığın aracında yapılan aramada yakıt deposunun bulunduğu yere yapılan gizli bölmede <u>5500 paket Heets marka elektronik sigara tütününün</u> ele geçirildiği bu suretle sanığın atılı suçu işlediğinin iddia olunduğu olayda; .... Kabule göre ise; sanık hakkında kurulan hükümde <u>5607 Sayılı Yasanın 3/1 ve 3/10 madde ve fıkraları gereğince</u> 3 yıl hapis ve 7 gün karşılığı adli para cezası yaptırımı belirlendikten sonra ... <strong>İstanbul BAM 14. CD, 02.10.2024, 2024/783 E, 2024/2130 K </strong></p>

<p></p>

<p>rapora göre <u>içeriğinde tütün yaprağı bulunup, 4207 sayılı yasanın 2/6 maddesi gereğince tütün ürünü kabul edilmesi gereken 288 paket Heets marka elektronik sigara tütünü</u> ile Old Horborn ibareli 50 gramlık 75 adet tütün cinsi eşyala ile yakalandığı olayda, sanığın 5607 Sayılı Yasanın 3/1, 3/10, 3/22, TCK 53/1, 544 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı <strong>.... Adana BAM 11. CD, 29.03.2024, 2024/329 E, 2024/804 K</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>....Winstory marka tütünün suç unsuru olmaması halinde yukarıda anılan elektronik sigara coillerinin suç unsuru olması nedeniyle eylemin 5607 sayılı Kanun'un 35. maddesi kapsamında kalacağı... <strong>Ankara BAM 7. CD, 22.03.2024, 2022/284 E, 2024/362 K</strong></p>

<p></p>

<p><strong>6) ÇAY </strong></p>

<p>Çay, genelde tek başına kaçakçılık konusu olmamaktadır. Yanında sigara, şeker, kahve gibi eşyalar da ele geçirilmektedir. Sadece gümrük kaçağı çayın kişisel kullanım miktarının ne olduğuna dair sigarada olduğu gibi Yargıtay’ın ilke kararı bulunmaktadır. Genellikle kullanılan ölçü, aile bireyi sayısına göre makul tüketim miktarıdır. Aşağıdaki içtihat farklılıklarının nedeni de olayın özelliğinin, savunmanın, kaçak eşyanın yakalanma şeklinin, eşya karmasının çeşitliliğinin, kaçak eşyanın yakalandığı yerin farklılığından kaynaklanmaktadır. 30 kilogram çayın kişisel kullanım sınırının üzerinde olduğu kararlar yanında, 45 kilogram çayın kişisel kullanım sınırında olduğuna dair kararlar da bulunmaktadır. Genel kabul ve uygulama ise 25 kilogram ve aşağısının, kişisel kullanım sınırı olduğu yönündedir.</p>

<p></p>

<p>Sanığın uhdesinde <u>Dairemiz uygulamalarına göre ticari miktar ve mahiyette olan 30 paket kaçak çayın ele geçirilmiş olması, kaçak çayın miktar itibarıyla kişisel kullanım sınırının üzerinde olması</u>, karşısında sanığın kaçak eşyayı, bu özelliğini bilerek ve ticarî amaçla taşıyan kişi olarak 5607 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca mahkûmiyeti yerine kaçak eşyayı yurda gümrük işlemlerine tabi tutmadan getirdiğine dair somut delil bulunmadığı şeklindeki gerekçeyle beraatine karar verilmesi, <strong>7. CD, 17.09.2024, 2022/3389 E, 2024/7086 K</strong></p>

<p></p>

<p>13.09.2012 tarihli olay tutanağına göre, sanığın ikametinde yapılan aramada <u>toplam 13,5 kilogram (15 paket) kaçak çay ele geçirildiği olayda</u>; sanığın aşamalardaki savunmasında çayları kişisel kullanım amaçlı satın aldığını beyan etmesi ve Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre ele geçen <u>çayın miktar itibarıyla kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında</u>, tüm dosya kapsamına göre, sanığın kaçak eşyayı ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde dosya kapsamına uymayan yetersiz gerekçe ile mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 28.05.2024, 2022/3878 E, 2024/5912 K</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Sanığın uhdesinde Dairemiz uygulamalarına göre ticari miktar ve mahiyette olan <u>75 karton kaçak sigara ile 100 paket kaçak çay</u> ele geçirilmiş olması, ele geçen kaçak eşyanın miktar itibarıyla kişisel kullanım sınırının üzerinde olması, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) "Kanunun bağlayıcılığı" kenar başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; "Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz." şeklindeki düzenleme gereği eylemin suç olduğunun bilinmediğine dair savunmaya itibar edilmesinin mümkün olmaması ve tüm dosya kapsamına göre <u>sanığın eyleminin sabit olduğu belirlenmekle, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir</u>. <strong>7. CD, 07.05.2024, 2022/16305 E, 2024/5189 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre; Irak ülkesinden Türkiye'ye giriş yapmak üzere Habur Gümrük Sahası arama noktasına gelen sanığın valizlerinde şüphe üzerine yapılan aramada toplam<u> 3 adet kaçak cep telefonu, 9 karton gümrük kaçağı sigara, 3.6 kg Mahmood Tea marka ve 12 kg Do Ghazal Tea marka kaçak çay</u> ele geçirilerek muhafaza altına alındığı anlaşılmıştır.</p>

<p>…</p>

<p>Sanığın dava konusu eşyaları gümrük işlemlerine tabi tutmadan yurda getirdiği gerekçesiyle kamu davası açılmış olup, Dairemizin uygulamalarına göre <u>suça konu eşyaların ticari miktar ve mahiyette olmaması, kişisel kullanım miktarı kapsamında kalması</u> karşısında sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 30.04.2024, 2023/10347E, 2024/4557K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükme yönelik katılan vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde; sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmeyerek, kaçakçılık suçu ile ilgisinin bulunmadığını ileri sürmesi, sanıktan ele geçirilen <u>kaçak eşyanın 20 kilo çay olduğu, diğer miktarlardan sanığın sorumlu tutulamayacağı ve ele geçen eşyanın miktar itibarıyla da kişisel kullanım sınırları içerisinde kaldığı</u> anlaşılmakla, dava konusu sigaraların sanık tarafından ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, savunmasının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, bozma ilâmı ve tüm dosya kapsamına göre sanık hakkında kurulan beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir. <strong>7. CD, 14.03.2024, 2023/20487E, 2024/2943K</strong></p>

<p></p>

<p>jandarmanın önünü kesmesi sonucunda durdurulduğu ve <u>20 kilo kaçak çay ile birlikte diğer şahısların bırakmış olduğu çay ve baharatlarla birlikte toplam 150 kilo kaçak çay ve 120 kilo kaçak baharatın ele geçirilmesi üzerine</u> ...</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükme yönelik katılan vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde; sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmeyerek, kaçakçılık suçu ile ilgisinin bulunmadığını ileri sürmesi, <u>sanıktan ele geçirilen kaçak eşyanın 20 kilo çay olduğu, diğer miktarlardan sanığın sorumlu tutulamayacağı ve ele geçen eşyanın miktar itibarıyla da kişisel kullanım sınırları içerisinde kaldığı</u> anlaşılmakla, dava konusu sigaraların sanık tarafından ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, savunmasının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, bozma ilâmı ve tüm dosya kapsamına göre sanık hakkında kurulan beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir. <strong>7. CD, 14.03.2024, 2023/20487 E, 2024/2943 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, yolcu minibüsünde yapılan aramada <u>sanığa ait 31 kg çay ve 20 karton kaçak sigara</u> ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın savunmasında davaya konu çay ve sigaraları kendisi kullanmak ve hediye etmek amaçlı aldığını beyan etmesi ve ele geçen <u>çay ve sigaranın miktar itibariyle kişisel kullanım kapsamında kalması</u> karşısında, tüm dosya kapsamına göre sanığın kaçak çay ve sigaraları ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,<strong> 7. CD, 11/03/2019, 2015/12855 E, 2019/27501 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanıkta ele geçen miktar itibarıyla kişisel kullanım sınırları içinde kaldığı anlaşılan dava konusu çayların <u>10 kg olmasına</u>, dosya kapsamı ve sanığın aşamalardaki savunmalarına göre, ele geçen çayların ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, <strong>7. CD, 20.12.2018, 2018/10142 E, 2018/14538 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağına göre durumundan şüphelenilerek durdurulan sanığın aracının bagaj kısmında poşet içerisinde iki farklı markaya ait <u>35,300 kg gümrük kaçağı çayın ele geçirilmesi</u>, sanığın aşamalardaki suçtan kurtulmaya yönelik beyanları ve <u>çayların miktar itibariyle kişisel kullanım sınırı dışında kalması karşısında</u> sanığın dava konusu çayları yurt dışından getirip getirmediğinin ve dolayısıyla suç vasfının tayini ile, buna göre bir karar verilmesi gerekirken, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik beyanına itibarla yazılı şekilde hüküm kurulması, <strong>7. CD, 22.11.2017, 2015/21435 E, 2017/9774 K</strong></p>

<p><br />
Olay tarihinde sanığın kullanmış olduğu araçta yol kontrolü sırasında yapılan aramada, sanığa ait 130 paket aynı marka sigara ile <u>15 kilo çay</u> ele geçirildiği, sanığın aşamalardaki istikrarlı savunmalarında sigaraları ve çayları kendi ihtiyacı için aldığı beyanı karşısında, davaya konu eşyanın miktarı, ele geçiriliş şekline göre <u>kişisel kullanım amacıyla bulundurulduğu gözetilerek atılı suçtan beraati yerine</u>, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi <strong>7. CD, 05/06/2014, 2013/19771 E, 2014/11327 K</strong></p>

<p></p>

<p>Dava konusu eşyanın miktar itibariyle kişisel kullanım sınırları içinde kalmasına, dosya kapsamı ve sanıkların aşamalardaki savunmalarında ele geçen sigara ve çayı ticari amaç için değil, kişisel kullanım amacıyla satın aldıklarını beyan etmesine göre; sanıkların savunmasının aksine, ele geçen sigara ve çayları ticari amaçla bulundurduklarına ilişkin cezalandırılmalarına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Sanıkların bulunduğu araçta ele geçen <strong><u>45 kg kaçak çay ve 57 karton bandrolsüz kaçak sigara</u></strong> miktar itibarı ile ticari nitelikte olup şahsi kullanım miktarından fazla olması dikkate alınarak birlikte suçu işleyen sanıkların subüt bulan eylemlerine ilişkin, sayın çoğunluğun beraatlerine karar verilmesi yönündeki bozma kararına katılmıyorum. <strong>7. CD, 25.02.2015, 2014/10312 E, 2015/12475 K</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>7) CEP TELEFONU </strong></p>

<p>Cep telefonunun kişisel kullanım sayısında çay gibi net bir sınır olduğu söylenemez. Yargıtay, sigara ve alkolde olduğu gibi net bir sınır belirlememiştir. En önemli ölçü, telefonun özelliği ve piyasa değeri olmakla birlikte sanığın işi, geliri, kaçak telefonun mevcut telefonunun yerine ikame edilme imkanı, savunmaya göre telefonu makul olarak kullanabilecek kişilerin sanıkla yakınlığı, telefonun yakalanma yeri ve şekli, diğer karma eşyalarla birlikte ele geçirilmesi gibi ticari amacı gösteren olay ve olgulara göre değişmekle birlikte genel kabul ve uygulamalara göre <strong>2-<u>3 adet telefon</u></strong> kişisel kullanım sınırındadır.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>02.12.2008 tarihinde mahkemeden alınan arama kararı ile <u>sanığın iş yerinde</u> yapılan aramada, <u>3 adet klonlanmış cep telefonu</u> ele geçirilmiştir. Buna ilişkin rapor dava dosyasında mevcuttur. Sanık iş yerinde bulunan kaçak cep telefonlarının kaçak olduğunu bilmediğini ifade etmiştir.</p>

<p></p>

<p>…</p>

<p>Suç tarihinde <u>sanık tarafından işletilen iş yerinde</u> dava konusu gümrük kaçağı cep telefonlarının ele geçirilmiş olması nedeniyle, gümrük kaçağı eşyaların bulunduğu yer, <u>yakalanış şekli, ticari iş yerinde yakalanmış olması</u> hususları birlikte değerlendirildiğinde, ticari kasıtla söz konusu eşyayı bulundurduğu ve sanığın eyleminin sabit olduğu belirlenmekle, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <strong>7. CD, 26.04.2023, 2022/10845 E, 2023/3965 K</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Olay tarihinde sanığın sevk ve idaresinde olan 01 PV... plaka sayılı aracın durumundan şüphelenilmesi üzerine aracın durdurulduğu, araç içerisinde ve bagaj kısmında bulunan çanta ve poşetlerde <u>4 adet kaçak cep telefonu, 55 adet güneş gözlüğü ve 10 adet kol saati</u> ele geçirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanık bozma öncesinde talimatla alınan savunmasında suça konu telefonları hediye amaçlı aldığını, güneş gözlüğü ve saatleri ise satacağını beyan etmiş, bozma sonrasında alınan savunmasında ise atılı suçlamayı kabul etmediğini, telefonları hediye edeceğini, 90 gün içerisinde 10.590.70 TL'yi hâzineye yatıracak maddi gücü olmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>7. CD, 09 .03.2023, 2022/13224 E, 2023/2152 K (NOT: Kaçakçılık suçunun oluştuğu kabul edilmiş, başka nedenlerle bozulmuştur.) </strong></p>

<p></p>

<p>Olay günü sanıklardan A. O..'un aracında <u>7 adet gümrük kaçağı cep telefonu</u> ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda, yakalanan eşyaların miktar ve niteliği nazara alındığında ticari mahiyette olduğu ve kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunduğu gözetilerek sanıkların atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, <strong>7. CD, 15.12.2021, 2021/3196 E, 2021/17519 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre; <u>Habur Gümrük Sahasına gelen sanığın sevk ve idaresindeki tırda yapılan aramada</u> <u>13 karton gümrük kaçağı sigara ile 3 adet cep telefonu</u> ele geçirilen olayda; sanığın alınan savunmalarında suça konu eşyaları Irak'tan hediye ve kişisel kullanım amacıyla getirdiğini beyan etmesi karşısında; <u>ele geçen malzemeler miktar itibariyle kişisel kullanım sınırları içerisinde kaldığından</u> sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, <strong>7. CD, 08.12.2021, 2021/6660 E, 2021/16972 K</strong></p>

<p></p>

<p><u>Müşteki ...'dan sanıktan satın aldığı 1 adet cep telefonunun kaçak olduğunu öğrenerek şikayeti üzerine yapılan soruşturmada</u>; sanığın işhanı girişi koridorda satış yaptığı görülerek sanığa ait sabit dolap içinden ve sanığın üzerinden <u>toplam: 3 adet cep telefonu ele geçirildiği olayda</u>; telefonlarından 1 tanesinin çalıntı diğer 2 sinin ise kaçak olduğunun tespit edildiği, sanık savunmasında, ticari amaçla bulundurmadığını belirtmiş ise de, <u>sanığın müşteki ...'a cep telefonu satışı yaptığını ikrar ettiği,</u> yine sanığın üzerinden ve sabit dolaptan ele geçen 2 adet telefonlarının e<u>le geçirildiği yer itibariyle ticari kasıt bulunmadığı yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği </u>gözetilmeden sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, <strong>7. CD, 13.10.2020, 2016/5286 E, 2020/14521 K</strong></p>

<p></p>

<p>Dosya kapsamı ve toplanan delillere göre; olay tarihinde sanığın işlettiği G… isimli <u>iş yerinde 3 adet cep telefonu ele geçirildiği</u>, sanığın savunmasında cep telefonu satış işiyle uğraştığını, servis dolabında bulunan <u>söz konusu telefonlarda birinin, çok eski ve çalışmadığını, diğer iki telefonu ise müşterilerinin bıraktığını ve program yüklemesi yapacağını beyan ettiği anlaşılmakla</u>, sanığın suça konu telefonları sattığına yönelik cezalandırılması için savunmasının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi, <strong>7. CD, 11.09.2019, 2015/21284 E, 2019/34401 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre; uluslararası taşımacılık yapan sanığın suç tarihi olan 11.09.213 tarihinde Habur Gümrük Kapısından yurda giriş yaptığı ve kullanmış olduğu araçta yapılan aramada <u>2.400 gr çay, 7 karton sigara, 3 adet battaniye ve <strong>4 adet cep telefondan</strong> ibaret kaçak eşyanın ele geçirildiği olayda</u>; sanığın alınan ifadesinde suça konu eşyaları Irak'tan kişisel kullanım amacıyla getirdiğini savunması karşısında; ele geçen eşyalardan 2,400 gr çay, 7 karton sigara ve 3 adet battaniye kişisel kullanım sınırı içerisinde kaldığındın 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 235. maddesine göre işlem yapmak üzere eşyaların Gümrük Müdürlüğüne gönderilmesine ve miktar itibariyle ticari nitelik arz eden <u>4 adet cep telefonu için ise 5607 sayılı Kanunun 3/1. maddesi gereğince cezalandırılması yerine</u> oluşa uymayan gerekçelerle sanığın beraatine karar verilmesi, <strong>7. CD, 14.05.2018, 2015/7719 E, 2018/5315 K</strong></p>

<p></p>

<p><strong>8) YOLCU BERABERİNDE GETİRİLEN EŞYA (md 6)</strong></p>

<p>5607 Sayılı Kanun’un 6/4 maddesine göre “<i>Yolcuların, beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan eşyanın ticarî mahiyette veya ithali veya ihracının yasak olması halinde 3 üncü madde hükümleri uygulanır</i>”.</p>

<p>Kanun’un diğer maddelerinde (md 3/5, 3/11, 3/12, 3/18 vs) “<i>ticari amaç</i>”tan bahsedilirken, maddede “<i>ticari mahiyet</i>”ten bahsedilmektedir. Maddedeki ticari mahiyet ile diğer maddelerdeki ticari amaç aynıdır. Bu durumda kişisel kullanım sınırı, yolcu beraberindeki eşyalar hakkında da uygulanır.</p>

<p>Yolcu beraberindeki hangi eşyaların ve bu eşyaların miktarının ne olduğu çeşitli idari düzenlemelerde belirlenmiştir.</p>

<p>07.10.2009 tarih 27369 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu’nun 2009/15481 sayılı kararında, yolcu beraberinde getirilen eşyalar için kişisel muafiyet sınırları gösterilmiştir. Anılan kararın 3/j) bendinde kişisel eşya, “<i>Gerçek kişinin kendi kullanımına mahsus, gayri ticari nitelikteki eşyayı</i>” şeklinde 3/k bendinde kişisel kullanım, “<i>Dördüncü Kısım hükümlerinin uygulanması açısından, taşıma aracının ilgili kişinin, kendi kişisel amaçlarına yönelik gayri ticari kullanımını, Beşinci Kısım hükümlerinin uygulanması açısından, profesyonel veya ticari nitelikli bir faaliyetle ilgili olmamak koşuluyla ev ve özel hayatın gerekleri ile ilgili ihtiyaçları karşılama amacına yönelik kullanımı</i>” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı maddede yolcu, “<i>ticaret, memuriyet, tahsil, ziyaret, tedavi veya turizm gibi herhangi bir amaçla kısa veya uzun bir süre kalmak üzere, yabancı bir ülkeden karayolu, demiryolu, deniz veya hava yollarından biriyle Türkiye Gümrük Bölgesine gelen yabancı bir ülkede oturan Türkler ve yabancılar ile herhangi bir amaç ile gittikleri yabancı ülkeden kesin veya geçici olarak dönen, Türkiye'de oturan Türkler ve yabancılar ile Türkiye'den aynı amaçlarla ve aynı yollarla yabancı bir ülkeye giden benzeri Türk ve yabancıları</i>”, yolcu beraberi eşya ise “<i>y</i><i>olcunun beraberinde getirdiği, ticari miktar ve mahiyet arz etmeyen eşya</i>” şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Bakanlar Kurulu’nun 2009/15481 sayılı kararının 58. maddesine göre karar ekindeki Ek-9’daki listede yer alan kişisel eşyaya muafiyet tanınır. Ek-9’daki listeye göre, örneğin çay için 1 kg, sigara 400 adet, Alkol derecesi % 22’yi geçen alkol ve alkollü içkiler 1 litre, cep telefonu 1 adet olarak belirlenmiştir.</p>

<p>Muafiyet, ek-9’daki listede yer alan eşya için her bir yolcu başına karşılarında belirtilen miktarlarla sınırlıdır (md 60). Tütün ve alkol muafiyeti, 18 yaşından büyük yolcular için uygulanır (md 60). Yolcunun, eşyayı kullanacak kadar yetişkin olması gerekir.</p>

<p>Gümrükler Genel Müdürlüğünün Elektronik Sigara ve Benzeri Eşyanın Yolcu Beraberi Girişi ve Transiti konulu 2020/7 sayılı genelgesi ile yolcu beraberinde getirilecek elektronik sigara sınırı düzenlenmiştir.</p>

<p>Gümrükler Genel Müdürlüğünün Posta-yolcu işlemleri konulu 2011/39 sayılı genelgesinde, çeşitli eşyalar hakkında yapılacak işlemler açıklanmıştır.</p>

<p>Gümrükler Genel Müdürlüğünün Yolcu Beraberi Sahte/Korsan Eşya konulu 2004/27 sayılı genelgesinde, sahte/korsa eşyalar hakkında yapılacak işlemler açıklanmıştır.</p>

<p>Gümrükler Genel Müdürlüğünün Posta ve hızlı kargo taşımacılığı yoluyla gelen eşya konulu 2014/7 sayılı genelgesinde, eşyanın hacmi, mahiyeti açıklanmıştır. Örneğin, şahsi tedavide kullanılmak üzere getirilen ilaçlar için gümrük müdürlüğüne belge ibraz edilmesi gerekir. Cep telefonunun muafen serbest dolaşıma sokulabilmesi için, sadece yolcu beraberi kişisel eşya statüsünde olması gerekmektedir. Yolculuk öncesi veya sonrasında gönderilen yolcu beraberi eşya kapsamı dahil olmak üzere, cep telefonunun posta veya hızlı kargo taşımacılığı yoluyla muafen veya vergileri ödenerek hiçbir surette getirilmesi mümkün değildir. Genelgede, hayvansal ürünler, takviye gıdalar, kozmetik ürünler, elektronik sigara ve her tür kartuşlarla ilgili hükümler de bulunmaktadır.</p>

<p>İdarenin belirlediği muafiyet ile yargı organlarının belirlediği kişisel kullanım sınırı birbirinden farklıdır. Yolcu beraberinde getirilen eşyanın idarenin belirlediği kişisel kullanım (muafiyet) sınırında olması, ticari mahiyette olmaması, ihracının/ithalinin yasak olmaması durumunda, eylem suç/kabahat oluşturmaz. Bahse konu eşyanın, yolcu beraberinde getirilmesine izin verilen idari muafiyet sınırın üzerinde olması halinde 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 235. maddesine göre idari para cezası verilir. Yolcu beraberindeki eşyanın, kişisel kullanım sınırının üzerinde olması halinde ayrıca suç oluşur. Yukarıda ifade ettiğimiz üzere ithali/ihracı kanun gereği yasak olan eşyanın ülkeye sokulması/ülkeden çıkartılması (md 3/7-8) halinde, Kaçakçılık Kanunu açısından yargı kararlarıyla belirlenmiş “kişisel kullanım miktarı” ölçütü uygulanmaz.</p>

<p></p>

<p>1.Sanıklar hakkında 5607 sayılı Kanun'u 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca eşyayı gümrük rejimine tabi tutulmadan ülkeye soktukları gerekçesiyle cezalandırılmalarına karar verilmiş ise de; dosya arasında bulunan 30.05.2015 tarihli olay yakalama tutanağında sanık Zıad …'nin çantasında iki adet cep telefonu yakalandığı, sanığın savunmasında diğer sanığı tanımadığını ve telefonlardan bir tanesinin eşinin olduğunu, diğerini kızına hediye etmek için sıfır aldığını beyan ettiği, diğer sanık Anoar …'in de aşamalarda sanığı tanımadığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında her iki sanığın fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiğini gösterir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmadığı, sanıkların aynı zamanda gümrük kapısına gelmelerinin iştirak iradesi içerisinde hareket ettiklerinin kabulü için yeterli olmayacağı anlaşılmıştır.</p>

<p>2.Bu durumda sanık Zıad …'ninden <u>2 adet cep telefonu</u> ele geçirildiği, cep telefonlarının sanığın çantasında bulunduğu ve herhangi bir gizlemeye yönelik tertibatın olduğuna ilişkin tespitte bulunulmadığı da dikkate alındığında; sanığın beyanlarında <u>telefonları kişisel kullanım maksadıyla bir tanesinin eşine ait olduğu ve diğerini kızına hediye etmek maksadıyla yanında bulundurduğu şeklindeki savunmasının itibar edilebilir nitelikte bulunduğu</u> ve sanığın telefonları ithal etme iradesinin bulunmadığı, <u>yolcu beraberinde getirilen eşya niteliğinde olup kişisel kullanım amacıyla bulundurduğu anlaşılmıştır.</u> Aynı zamanda olay yakalama tutanağında sanığın gümrük kapısı ara bölgesinde yapılan kontrollerde telefonların ele geçirildiği ve sanığa bildirim imkanı tanındığına ilişkin bir tespitinde yapılmadığı göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen eşyanın gümrük rejimine tabi tutulmadan ülkeye sokulması suçunun unsurlarının oluşmadığı ve sanık Zıad …. hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabet bulunmamıştır.</p>

<p>3.Sanık Anoar … hakkında ise; 15.07.2015 tarihli olay tutanağından sanığın Cilvegözü gümrük sahasına giriş yapmak için Ara Bölge Kapı ve Bagaj x-Rayın bulunduğu alana pasaportu ile geldiği ve yapılan kontrol esnasında sanık Anoar ….'in pantolon paçası ve ceplerinde <u>4 adet cep telefonu, çantasında 4 adet cep telefonu ile 16 adet kulaklık, 17 adet telefon bataryası, 13 adet adaptör ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda</u>; henüz gümrük sahasından geçmeyen sanığa <u>beyanda bulunma imkanının tanınmaması nedeniyle suçun icra hareketlerinin gerçekleşmediği</u> anlaşılmakla, yasal unsurları oluşmayan suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 17.10.2023, 4611/8971</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>1.Olay tarihinde Suriye'den Türkiye'ye geçiş yapmak üzere Cilvegözü Gümrük Kapısına gelen sanığın sürücülüğünü yaptığı otomobilde <u>18 karton kaçak sigaranın</u> ele geçtiği anlaşılmıştır.</p>

<p>…</p>

<p></p>

<p>1.Sanığın dava konusu eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmadan Suriye'den yurda sokmak üzere Cilvegözü Gümrük Kapısına geldiğinde yapılan kontrolde dava konusu eşyayı kaçak olarak yurda getirdiği gerekçesiyle hakkında kamu davası açıldığı olayda, tüm dosya içeriğine göre <u>sanığın belirlenen gümrük kapısından yolcu olarak yurda giriş yaptığı, ele geçen ve yolcu beraberi statüsünde getirilen eşyanın ticari mahiyette bulunmadığı</u> gözetilerek sanığın beraatine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır. <strong>7. CD, 28.09.2023, 23630/7513</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>1. Sanığın suç tarihinde Sarp Gümrük kapısından ülkemize ….98 plakalı araçla giriş yapmak istediği sırada, araç içerisinde yolcu beraberi eşya kapsamında muafiyeti bulunmayan ve gümrük işlemleri için beyanda bulunulmamış, çeşitli miktar ve nevide toplam 89 karton yabancı menşeili sigara ele geçirilerek muhafaza altına alındığı anlaşılmıştır.</p>

<p>…</p>

<p>Sanığın uhdesinde Dairemiz uygulamalarına göre ticari miktar ve mahiyette olan <u>89 karton</u> kaçak sigaranın ele geçirilmiş olması ve sanığın alınan savunmasında atılı suçu ikrar ettiği anlaşılmakla<u>; kaçakçılık suçunun sübuta erdiği</u> belirlenmiş, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. <strong>7. CD, 20.12.2023, 2021/25502 E, 2023/11399 K</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>1.Kolluk görevlilerince icra edilen yol uygulaması sırasında sanığın yolcusu bulunduğu 23 LL ... plaka sayılı yolcu minibüste Malatya 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2015/2844 Değişik İş sayılı önleme arama kararı ile yapılan aramada sanığa ait 13 adedinin imei numarası klonlu, geri kalanlarının imei numarası ise kayıt dışı olan <u>toplam 45 adet kaçak cep telefonu</u> ele geçirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>…</p>

<p>1.Yolcu beraberi getirilen cep telefonlarının ticari amaçla satışının mümkün olmaması, ele geçen cep telefonlarının miktar itibarıyla ticari mahiyette olması, sanığın savunmasına göre de <u>ticari amaçla bulundurulmaları nedeniyle sanığın üzerine atılı kaçakçılık suçunun sübuta erdiği</u> anlaşılmış, sanığın bu yöndeki temyiz itirazları reddedilmiş, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.<strong>7. CD, 12.04.2023, 2019/10316 E, 2023/3611 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağına göre; 11.02.2014 tarihinde Türk Hava Yollarının Esenboğa Havalimanına gelmesinden önce Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat birimi personellerince yolcu listesi üzerinden yapılan risk analizine ilişkin incelemeler sonucunda sanıklar E.Z ve A.E'dan şüphelenilmesi üzerine sanıkların bagajında yapılan aramada, sanık E. Z’a ait bagajda 3 adet cep telefonu, 5 adet tablet bilgisayar, 12 adet gizli kameralı elektronik cihaz, 1 adet digital fotoğraf makinesi ile sanık A.E'a ait bagajda 11 adet bayan çantası, 21 adet cüzdan, 5 adet cep telefonu ve 1 adet tablet bilgisayar cinsi eşyanın ele geçirildiği olayda; sanıkların hediye amacıyla yurt dışından getirdiğini beyan ettiği <u>dava konusu eşyanın, yolcu beraberinde getirilen muafiyet kapsamı dışında, ticari miktar ve mahiyette bulunduğunun anlaşılması karşısında</u>; tüm dosya kapsamına göre sanıkların atılı suçu işlediği gözetilmeden, mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi, <strong>7. CD, 14/10/2020, 15819/14603</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağına göre; 11.02.2014 tarihinde Türk Hava Yollarının Esenboğa Havalimanına gelmesinden önce Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat birimi personellerince yolcu listesi üzerinden yapılan risk analizine ilişkin incelemeler sonucunda sanıklar ... ve ...'dan şüphelenilmesi üzerine sanıkların bagajında yapılan aramada, sanık ... a ait bagajda <u>3 adet cep telefonu, 5 adet tablet bilgisayar, 12 adet gizli kameralı elektronik cihaz, 1 adet digital fotoğraf makinesi ile sanık ...'a ait bagajda 11 adet bayan çantası, 21 adet cüzdan, 5 adet cep telefonu ve 1 adet tablet bilgisayar cinsi eşyanın ele geçirildiği</u> olayda; sanıkların hediye amacıyla yurt dışından getirdiğini beyan ettiği <u>dava konusu eşyanın, yolcu beraberinde getirilen muafiyet kapsamı dışında, ticari miktar ve mahiyette bulunduğunun anlaşılması karşısında</u>; tüm dosya kapsamına göre sanıkların atılı suçu işlediği gözetilmeden, mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi, <strong>7. CD, 04.10.2020, 2016/15819 E, 2020/14603 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanığın gümrük kapısından, üzerine sarılı vaziyette 186 paket ve elinde bulunan çantada 254 paket olmak üzere toplam <u>44 karton kaçak sigara</u> ile koşarak kaçmaya çalışırken yakalanması şeklinde gerçekleşen olayda, ele geçirilen kaçak sigara miktarı, olayın oluş şekli ve sanığın aşamalardaki savunmasında işi olmadığından sigara kaçakçılığı yapmak zorunda olduğunu belirtmesi karşısında, sigaraların <u>ticari amaçla bulundurulduğunun kabulü gerekirken</u> yolcu beraberinde getirilen eşya statüsünde olduğu kabul edilerek sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine, ele geçirilen kaçak sigaraların da müsaderesi yerine işlemlerin gümrük mevzuatı çerçevesinde Gümrük İdaresi’nce yerine getirilmesine karar verilmesi, <strong>7. CD, 22/03/2018, 24672/3021</strong></p>

<p></p>

<p>Avrupa Konseyi nezdinde daimi temsilci olarak görev yapan Büyükelçi …'ın emekli olduktan sonra E… Uluslararası Nakliyat şirketi ile Fransanın Strazburg şehrindeki ev eşyalarını taşımak üzere anlaştığı, 26.09.2011 tarihli gümrük giriş beyannamesinde kullanılmış zati ve ev eşyası olarak beyan edilip Ankara Naklihane ve Bedelsiz İthalat Gümrük Müdürlüğüne getirildiği, Antrepo Beyannamesi kapsamında eşyanın Ankara'da bulunan E.. Uluslararası Nakliyat Firmasına ait A tipi Gümrüklü Genel Antrepoya alındığı, 1 nolu gümrüklü antrepoda bulunması gereken eşyanın 2 nolu gümrüksüz depoya alındığı ve burada, kullanılmış ev eşyası olarak beyan edilmesine rağmen beyan harici olarak ev eşyasının içerisine gizlenmiş şekilde <u>yabancı menşeili 778 şişe şarap ve 6 şişe şampanyanın ele geçirildiği</u> ve bu şekilde sanığın eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokmaya teşebbüs ettiği,</p>

<p>Yine sanığa ait olup, arkadaşının İstanbul'daki deposunda bulunan ve sanığın talimatı ile E… Uluslararası Nakliyat Firmasınca İstanbul'dan Ankara'ya getirilip E… Uluslararası Nakliyat Firmasına ait 4 nolu gümrüksüz özel depoya konulan bandrolsüz 153 şişe şarabın ele geçirildiği ve bu şekilde sanığın 4733 sayılı Yasaya muhalefet ettiği anlaşılmakla,</p>

<p>Tüm dosya kapsamına göre sanığa atılı <u>5607 sayılı Yasaya muhalefet ve 4733 sayılı Yasaya aykırılık suçlarının ayrı ayrı oluştuğu gözetilmeden</u>, sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, <strong>7. CD, 08/05/2014, 3873/10430</strong></p>

<p></p>

<p>5607 sayılı Kanunun 6. maddesinde yolcu beraberinde getirilen eşyalar düzenlenmiş olup, <u>mesleği şoförlük olan ve mesleğini icrası sırasında</u> sevk ve idaresindeki, A… Turizm Şirketine ait otobüs ile Suriye ülkesinden yurda giriş yapan ve gümrük mevzuatına göre <u>yolcu statüsünde bulunmayan sanığın, yolculara tanınan muafiyet ve istisnalardan yararlanmasının mümkün bulunmadığı</u> dikkate alınarak, yargılamaya devamla hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi, <strong>7. CD, 10.02.2014, 10661/1444</strong></p>

<p></p>

<p>Sanığın dava konusu eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmadan yurda getirdiği gerekçesiyle kamu davası açılmış olup, tüm dosya içeriğine göre sanığın belirlenen gümrük kapısından yolcu olarak yurda giriş yaptığı, <u>ele geçen ve yolcu beraberi statüsünde getirilen eşyanın ticari mahiyette bulunmadığı, ithalinin yasak olmadığının kabul edildiği cihetle</u>, suç ve hüküm tarihinde yürürlükte <u>bulunan 5607 sayılı Yasa'nın 6.maddesi gereğince gümrük idarelerince gümrük vergilerinin alınmasını gerektirir yaptırıma tabi bulunduğu gözetilerek, sanığın beraatine</u> ve suç konusu eşya yönüyle, 5607 sayılı yasanın 6/1-2 madde-fıkrasının uygulanması gerektiği ancak bu madde, hükümden sonra 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı yasanın 66.maddesi ile kaldırılmış ise de; yine 6455 sayılı kanunun 12.maddesi ile değişik 4458 sayılı yasanın 235/3.maddesi gereği işlem yapılmak üzere eşyaların gümrük idaresine teslimine karar verilmesi gerektiğinden yazılı şekilde hüküm kurulması, <strong>7. CD, 15.04.2014, 9839/7938 (Aynı yönde 7. CD, 25/09/2013, 24323/18674; 7. CD, 26.05.2014, 20110/10155</strong>)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Kolluk görevlilerince olayın meydana geliş şekli, sanığın yakalanması ve suça konu eşyaların yakalanmasına ilişkin düzenlenen tutanağa göre; İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği görevlilerinin Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında yapılan çalışmalarda dış hatlar yolcu çıkış bölgesinde sanığın gri renkli kabin boy valizi ile gümrük salonunu ve görevlilerini gözetleyerek hızlı adamlarla çıkış yaptığı sırada şüpheli hareketleri üzerine dış hatlar çıkışı sonrasında durdurularak yapılan kimlik kontrolünde sanığın Kıbrıs Lefkoşa'dan geldiği çantasının içerisinde ne olduğu sorulduğunda samimi ikrarda bulunarak çantanın içerisinde çeşitli markalarda Alkol ürünlerinin olduğunu söylediği, yapılan kontrolde 1 adet JB Chenet Merlot ibareli Mor Kapaklı 750 ML, 1 adet JB Chenet Swcet Medium İbareli Kırmızı Kapaklı 750 ML, 1 adet Johnnie Walker Black Label ibareli 1.500 litre, 2 adet Tekirdağ rakısı NO:10 70 CL , 2 adet Tekirdağ Gold rakısı 100 CL, 2 adet Yeni rakı uzun demleme 100 CL, 2 adet yeni Beyler beyi Göbek Rakısı 100 CL olduğunun görüldüğü, konusunda uzman bilirkişiden aldırılan rapora göre toplam <u>11 şişe alkollü içkiden 8 adet rakı cinsi alkollü içkinin yurtiçi üretim olduğu, 2 adet şarap ve 1 adet viski cinsi alkollü içkinin ise yurtdışında fabrikasyon olarak üretilmiş orjinal mamüller olduğu</u>, orjinal içki şişeleri, etiketleri ve orjinal içki içerdiklerinin görüldüğü, üzerlerinde TAPDK ve GİB logolarını taşıyan yasal etiket, hologram,kod,pul,damga veya bandrollerin bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p><u>Suça konu içkilerin toplam miktarı nazara alındığında Dairemizce de benimsenin Yargıtay 7. Ceza dairesinin yerleşik içtihatlarına göre kişisel kullanım sınırları içerisinde kaldığı</u>, sanığın suça konu içkileri başkasına sattığına dair bir tespitin bulunmaması yine bu yönde sanıktan içki satın aldığını beyan eden bir görgü tanığının da bulunmaması, sanığın aksi ispatlanamayan savunmasına göre <u>suça konu içkilerin kendi kişisel kullanımı için getirdiğini beyan etmesi karşısında sanık hakkında 5607 Sayılı Yasaya Muhalefet suçundan verilen beraat kararında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı</u>,</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1- İlk derece mahkemesince sanık hakkında 4458 sayılı Yasanın 235/3 . Maddesi gereğince idari yaptırım kararı uygulanmış ise de;</p>

<p>4458 Sayılı Yasanın 235/3. Maddesinin "Yolcuların, gümrük mevzuatına göre kişisel ve hediyelik eşya kapsamı dışında olup beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan ya da başkasına ait olduğu halde kendi eşyasıymış gibi gösterdikleri eşyanın gümrük vergileri iki kat olarak alınır ve eşya sahibine teslim edilir. Gümrük vergileri ödenmediği takdirde, eşya gümrüğe terk edilmiş sayılır." şeklinde düzenlendiği,</p>

<p>Yine 4458 Sayılı Yasanın 232/3. maddesinin ise "3-Bu Kanun uyarınca idari yaptırım kararları gümrük idarelerinin amirleri veya yardımcıları tarafından verilir." şeklinde düzenlendiği,</p>

<p>4458 sayılı Yasının İtirazlar başlıklı 242. maddesinde"</p>

<p>1. Yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilir.</p>

<p>2. İdareye intikal eden itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir.</p>

<p>3. İtiraz dilekçelerinin süresi içinde yanlış makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış sayılır ve idarece yetkili makama ulaştırılır.</p>

<p>4. İtirazın reddi kararlarına karşı işlemin yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabilir." hükmüne yer verilmiş olup,</p>

<p>Yukarıda belirtilen yasal düzenleme nazara alındığında <u>sanığın başka bir ülkeden gelirken beraberinde getirdiği kişisel kullanım sınırları içerisinde kalan ancak yolcu beraberi eşya muafiyeti kapsamında kalmayan eşyalar nedeniyle</u> idari yaptırım kararının ancak gümrük idare amirleri veya yardımcıları tarafından verilir şeklindeki amir hükmü karşısında yerel mahkemece sanık hakkında idari yaptırım kararı uygulanması,</p>

<p>2-Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 04.03.2020 tarih ve 2019/9872 E 2020/3314 K sayılı kararında da belirtildiği gibi; sanığın yargılama aşamasında ödediği kamu zararının iade edilemeyeceği halde iadesine hükmolunması,</p>

<p><strong>İstanbul BAM 31. CD, 08/05/2024, 2024/1478 E, 2024/1692 K</strong></p>

<p></p>

<p>17.03.2019 günü Almanya dan gelen uçak ile Türkiye'ye giriş yapmak üzere Adana'da hava alanına gelen sanığın "Gümrüğe tabi eşyam yok" anlamına gelen yeşil hattı geçtikten sonra gümrük görevlilerince şüphe üzerine durdurularak beraberinde getirdiği bavulda X-ray cihazında yapılan kontrolde şüpheli yoğunluk tespiti üzerine yapılan aramada ithalatında Kanundan kaynaklanan bir yasak bulunmayan, ticari amaca yönelik eşya olduğu gibi ticari miktar ve mahiyette 30.795 TL CİF değeri, 42.096,40 TL gümrüklenmiş değeri bulunan <u>toplamda 183 adet diş hekimliği sarf ve demirbaş eşyası ele geçirilmiştir</u>.</p>

<p>Sanık aşamalarda alınan savunmalarında özetle eşyanın mesleği nedeniyle katıldığı fuarda promosyon amacıyla ücretsiz dağıtılan ürünler olduğunu, gümrüğe tabi olduğunu bilmediğinden beyanda bulunmadığını savunmuştur.</p>

<p>Olayın oluş şekline göre; <u>sanığa ait olduğu anlaşılan kaçak eşyanın doğrudan ticari amaca yönelik eşya olması yanında bir kısmının ticari miktarda olduğu gibi beyanlarına göre de ticari kastla hareket ettiği</u> sabit olan sanığın atılı kaçakçılık suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine delillerin takdirinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde beraatine karar verilmesi<strong>; Adana BAM 17. CD, 16.06.2023, 2023/1405 E, 2024/1142 K</strong></p>

<p></p>

<p>Suç tarihinde Türkiye’ye giriş yapmak üzere sürücülüğünü yaptığı … 465 plakalı motorsiklet ile İpsala Gümrük Sahasına gelen sanığın yapılan pasaport, polis ve tescil işlemlerinin gerçekleşmesine müteakip yapılan sözlü mülakatta, görevli memurlara "aracında yasak ve kaçak eşya veya madde bulunmadığını" beyan etmesi üzerine İpsala Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ve İpsala Gümrük Müdürlüğü personellerince müştereken yapılan kontrollerde araç bagaj kısmında bulunan çantalar aralarında <u>6 lt Ouzo marka rakı, 4 lt Red Label marka viski, 4 lt Yeni Rakı, 1 lt Patron marka tekila, 200 adet 30 gr George Karelıas And Sons marka tütün ile 2 karton George Karelıas And Sons marka sigara olmak üzere toplamda 15 lt çeşitli markalarda içki, 200 adet 30 gr George Karelıas And Sons marka tütün ile 2 karton George Karelıas And Sons marka sigara ele geçirildiği</u>, düzenlenen bilirkişi raporuna göre; ele geçirilen eşyaların yabancı menşeli ve bandrolsüz oldukları, <u>yolcu beraberi yurtdışından getirilebilecek eşya miktarının üzerinde olduğu, ticari mahiyet arz ettiği</u>,<strong> İstanbul BAM 32. CD, 08/10/2024, 2024/2245 E, 2024/3140 K</strong></p>

<p></p>

<p>Anılan mevzuat hükümleri ve idarenin cevabi yazıları çerçevesinde dosya kapsamında Türkiye'ye giriş yapmak üzere Habur Gümrük Kara Sınır kapısına gelen sanığın yapılan üst aramada Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre kişisel kullanım miktarının üstünde olan 13 adet cep telefonu ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda oluşa ve tüm dosya kapsamına göre sanığın üzerine atılı suçun sübut bulduğu ve ilk derece mahkemesince sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, <strong>Diyarbakır BAM 5. CD, 26/09/2024, 2023/844 E, 2024/2794 K</strong></p>

<p></p>

<p><strong>III – BİRDEN FAZLA ÇEŞİT (KARMA) EŞYADA KİŞİSEL KULLANIM </strong></p>

<p>Karma eşyadan kastımız, alkollü içki, tütün, akaryakıt, boş makaron, tütün doldurulmuş makaron, telefon, çay, şeker ya da diğer kaçak eşyaların bir kaç tanesinin karma olarak ele geçirilmesidir.</p>

<p>Bu konuda uygulamada yerleşmiş bir kural/ilke olmadığı, olayın özelliklerine, eşyaların cinsine, sayısına, eşyaların birbirleriyle tür, cins olarak yakınlığına, yakalanma şekline, yakalandığı yere, sanığın işine, kişiliğine göre uygulama yapıldığı söylenebilir. Çelişkili ya da çelişkili görünen kararların nedeni budur. Uygulama dikkate aşındığında karma eşya hakkında, genelleme yapılarak şunlar söylenebilir;</p>

<p>a) Karma eşyalardan bir tanesi kişisel kullanım sınırının üzerinde, diğer eşyalar kişisel kullanım sınırı altında olsa bile, Yargıtay, bir eşya açısından suçun oluşması nedeniyle diğer eşyalar açısından kastın bölünemeyeceğini, dolayısıyla tüm eşyaların suçun oluştuğunu kabul etmektedir. Bu durumda tüm eşyalar kaçakçılık suçunun konusu kabul edilir. Uygulama bu yöndedir. Örneğin 18 karton (180 adet) sigara ve 1400 litre akaryakıt yakalanan olayda, sigara kişisel kullanım sınırında ancak akaryakıt 90 litrelik kişisel kullanım sınırını aştığı için, kastın bölünmezliği gereğince her iki eşya da kaçakçılık suçuna dahildir (7. CD, 06.11.2025, 2025/3136 E, 2025/13472 K)</p>

<p>b) Karma eşya sayısında, karma eşya çeşidi azsa, her bir eşya kişisel kullanım sınırı altında ve her bir eşya sayıca az ise, tamamı kişisel kullanım kapsamında kabul edilir. Uygulama bu yöndedir.</p>

<p>c) Karma eşyalardan biri ya da bir kaçı Kaçakçılık Kanunu kapsamında suç, biri ya da bir kaçı idari para cezası gerektiren eşya ise, kasıt, idari para gerektiren eşya değerlendirmeye alınmaksızın diğer eşyalara göre belirlenir.</p>

<p>d) Karma eşyalardan biri kişisel kullanım sınırında ancak sayıca sınıra yakınsa, diğer eşyalarla birlikte değerlendirildiğinde kaçakçılık izlenimi veriyorsa ticari amacın varlığı kabul edilir.</p>

<p>e) Yargıtay'ın, karma eşya listesinin gıda maddesi ağırlıklı olması halinde nispeten daha toleranslı davrandığı söylenebilir.</p>

<p></p>

<p>Sanıktan, toplam 20 adet kaçak cep telefonu ve 17 karton kaçak sigara ele geçirildiği olayda; ele geçen kaçak cep telefonlarının ticari miktar ve mahiyette olduğu gözetilerek, kaçakçılık eyleminde ele geçen kaçak eşyaların ayrı ayrı bölünemeyeceği ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 441. maddesindeki İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. hükmü gereği, Tebliğname'deki görüşe iştirak edilmemiştir. <strong>7. CD, 05.11.2025, 2024/2499 E, 2025/13334 K</strong></p>

<p></p>

<p>sanığın ikâmetinde yapılan aramada siyah poşette toplam 4 karton kaçak sigara; iş yerinde yapılan aramada ise, açık vaziyette cam bölmeli tezgâhta hakkında idari yaptırım uygulanan 38.5 kg sarmalık kıyılmış tütün ele geçirilen olayda, sanığın ikâmetinde yapılan aramada ele geçen 4 karton kaçak sigarayı içmek için aldığını beyan etmesi ve Dairemizin istikrar kazanan uygulamalarına göre, ele geçen sigaranın miktar itibarıyla kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında, tüm dosya kapsamına göre, sanığın kaçak sigaraları ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği de gözetilerek beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 16.06.2025, 2024/8033 E, 2025/9354 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, Araklı Sulh Ceza Hâkimliğinin 30.10.2017 tarihli ve 2017424 Değişik İş sayılı arama kararına istinaden 07.11.2017 tarihinde ... Turizm Şirketine ait yolcu otobüsünde yapılan aramada; sanık ...’ya ait çantada toplam 35 litre alkollü içki ve 15 karton gümrük kaçağı sigara ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın aşamalarda alınan savunmalarında, suç tarihinden önce arkadaşları olan tanıklar ..., ..., ... ve eşi ile birlikte Rize'ye gittiklerini, Rize'de kaldıkları sırada Gürcistan'a da geçtiklerini, Gürcistan'dan ucuz olduğu için alkol ve sigara aldıklarını, arkadaşlarının uçakla Isparta'ya döndüklerini, kendisinin uçak korkusu olduğu için otobüsle Isparta'ya dönerken çantasındaki suça konu içki ve sigaralarla yakalandığına yönelik ifadesi ile beyanlarına başvurulan tanıkların ele geçen sigara ve içkileri birlikte kullanmak amacıyla aldıklarına dair sanığın beyanını doğrular nitelikteki beyanları göz önünde bulundurularak, suça konu kaçak içki ve sigaraların hepsinin sanığa ait olduğu ve kişisel kullanım dışında satın aldığına dair mahkûmiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil olmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanığın beraatine karar verilmiş ise de, sanığın yanındaki çantada ele geçen 35 litre alkollü içki ve 15 karton sigaranın dairemiz uygulamalarına göre birlikte değerlendirileceğinden, bu itibarla kişisel kullanım miktarının üzerinde olduğu, öte yandan ele geçen eşyayı sanık ile birlikte kullanacaklarına dair beyanda bulunan tanıkların, olay yerinde sanık ile birlikte bulunmadıkları hususları bir arada değerlendirildiğinde; sanığın kişisel kullanım miktarı üzerindeki eşyayı nakletmek suretiyle kaçakçılık suçunu işlediği anlaşılmakla, dava konusu kaçak eşyanın ticari amaçla bulundurulduğunun kabulü ile sanığın mahkûmiyeti yerine dosya kapsamına ve oluşa uymayan gerekçelerle beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 14.05.2025, 2023/4640 E, 2025/7095 K</strong></p>

<p></p>

<p>Rutin kontroller esnasında, sanığın sevk ve idaresindeki araçta önleme araması kararına istinaden yapılan arama sonucu farklı markalara ait 42 kg kaçak çay, 200 paket kaçak makaron ve 344 çakmağın ele geçirildiği anlaşılmıştır. <strong>7. CD, 03.12.2024, 2023/9277 E, 2024/10773 K (Suçun sübut ve vasfı kabul edilmiş BYU uygulanması gerektiği yönünden bozulmuştur)</strong></p>

<p></p>

<p>Sanığa ait kutularda 100 paket kaçak sigara ile 5 adet 1'er litrelik alkollü içki ele geçirilmiş olması ve sanığın beyanı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın kişisel kullanım miktarı içinde kalan kaçak sigara ve içkileri ticari kastla bulundurduğuna ilişkin mahkûmiyetini gerektirir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından; beraat hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <strong>7. CD, 16.05.2024, 2024/2948 E, 2024/5566 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre; Irak ülkesinden Türkiye'ye giriş yapmak üzere Habur Gümrük Sahası arama noktasına gelen sanığın valizlerinde şüphe üzerine yapılan aramada toplam 3 adet kaçak cep telefonu, 9 karton gümrük kaçağı sigara, 3.6 kg ... marka ve 12 kg ... marka kaçak çay ele geçirilerek muhafaza altına alındığı anlaşılmıştır.</p>

<p>...</p>

<p>Sanığın dava konusu eşyaları gümrük işlemlerine tabi tutmadan yurda getirdiği gerekçesiyle kamu davası açılmış olup, Dairemizin uygulamalarına göre suça konu eşyaların ticari miktar ve mahiyette olmaması, kişisel kullanım miktarı kapsamında kalması karşısında sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 30.04.2024, 2023/10347 E, 2024/4557 K</strong></p>

<p></p>

<p>Suç tarihinde, sanığın sevk ve idaresinde bulunan, Türkiye'ye giriş yapmak üzere İpsala Gümrük sahasına gelen ... plakalı otobüste yapılan arama ve kontrollerde, beyan harici, 7 şişe (2 lt lik) ... marka içki, 3 şişe (0,7 lt lik) ... marka içki, 6 şişe (0,2 lt lik) ... marka içki, yabancı ülke bandrolü bulunmayan 14 karton (140 paket) ... marka sigara, 2 karton (20 paket) ... marka sigara ile 4 karton (40 paket) ... marka sigara olmak üzere, (Toplam 16 şişe içki ve 20 karton kaçak sigara) muhtelif cins ve miktarda alkollü içki ve sigara ele geçirildiği, sanığın alınan savunmasında otobüste bulunan içki ve sigaraların kendisine ait olduğunu beyan ettiği iddiasıyla, sanığın 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>Sanık savunmalarında, düğününde kullanmak için içki ve sigaraları getirdiğini, ticari amacının olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini ve beraatini istediğini beyan etmiştir.</p>

<p>Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre miktar itibarıyla kişisel kullanım sınırları içinde kaldığı anlaşılan dava konusu toplam 20 karton (200 paket) kaçak sigara ve 16 şişe alkollü içkinin miktarına göre sanığın, içki ve sigaraları ticari amaçla bulundurduğuna dair mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği dikkate alındığında, tüm dosya kapsamına göre sanık hakkında kurulan beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir. <strong>7. CD, 02.04.2024, 2023/6783 E, 2024/3555 K</strong></p>

<p></p>

<p>Suç tarihinde arama kararına istinaden sanığın ikametinde yapılan aramada 668 paket kaçak sigara ve 2 paket kaçak çay ele geçirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p></p>

<p>...</p>

<p>Olay tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın savunmaları, ele geçirilen kaçak sigaraların kişisel kullanım miktarı üzerin de ticari miktar ve mahiyette olması birlikte değerlendirildiğinde, sanığın ticari kasıtla söz konusu eşyayı bulundurduğu ve eyleminin sabit olduğu belirlenmekle, sanık hakkında mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 12.03.2024, 2021/1623 E, 2024/2653 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tarihinde Habur Sınır Kapısı'ndan ülkeye giriş yapmak için gelen sanığın valizinde yapılan aramada 14 karton kaçak sigara, 14,4 kg ağırlığında kaçak çay ile 3 adet kaçak cep telefonu ele geçirilmiştir. Sanık tüm aşamalarda ele geçen kaçak eşyaları ticari bir amaçla almadığını beyan etmiştir.</p>

<p>Sanıktan ele geçirilen 14 karton sigara ile 8 çocuklu ailesi için alınan 14,4 kg çay ve 3 adet telefonun miktar itibarıyla kişisel kullanım sınırında kaldığı ve ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği kanaatiyle, bozma ilâmı ve tüm dosya kapsamına göre sanık hakkında kurulan beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir. <strong>7. CD, 22.02.2024, 2023/7298 E, 2024/1808 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağına göre, 13.10.2015 tarihinde Irak ülkesinden Türkiye'ye giriş yapmak üzere Habur Gümrük kapısına gelen ve saha arama noktasında bulunan … 0770 plaklı araçta yolcu olarak bulunan sanık ...'un Gümrük Müdürlüğü personelince yapılan üst ve eşya aramasında <u>8 karton (80 paket) Davidoff marka bandrolsüz sigara, 12 paket 250 gram Nakhla Tobacco nargile tütünü, 18 paket Alwozah Tea marka çay, 50 adet kırılmaz cam ekran koruyucu ve 5 adet cep telefonu ele geçirilmiş</u> olup sanıktan rızasıyla teslim alınmıştır.</p>

<p>…</p>

<p>Sanık hakkında ele geçirilen <u>8 karton sigara ve 12 paket nargile tütünü bakımından eşyaların kişisel kullanım sınırı içerisinde kaldığı ve suç oluşturmadığı, ele geçirilen çay, kırılmaz cam ekran koruyucuları ve cep telefonu bakımından ise sanığın eşyaları ticari amaçla bulundurduğu gerekçesi ile 5607 sayılı Kanun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş ise de</u>; dosya arasında bulunan yakalama tutanağına göre sigara ve nargile tütünlerinin diğer eşyalarla birlikte ele geçirildiği, sanığın soruşturma aşamasında ele geçirilen eşyaların kendisine ait olduğunu ve satmak amacıyla bulundurduğunu beyan ettiği ve kovuşturma aşamasında eşyaların kendisine ait olduğunu ikrar ettiği, <u>ele geçirilen eşyalar bakımından sanığın kastının bir bütün olması nedeniyle kaçak sigara ve nargile tütünü bakımından eylemin bölünmesi, hukuka aykırı bulunmuştur</u>. <strong>7. CD, 17.10.2023, 2021/4592 E, 2023/9234 K</strong></p>

<p></p>

<p>13.04.2010 tarihli olay tutanağına göre, sanığın sürücüsü bulunduğu araç ile yurda giriş yapmak üzere Öncüpınar gümrük sahasına geldiğinde araçta yapılan aramada toplam 17 kg kaçak çay ile 24 paket kaçak ve bandrolsüz sigara ele geçirildiği olayda; sanığın aşamalardaki savunmasında sigaraları ve çayları kişisel kullanım amaçlı satın aldığını beyan etmesi ve Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre ele geçen sigara ve çayın miktar itibariyle kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında, tüm dosya kapsamına göre, sanığın kaçak eşyayı ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde dosya kapsamına uymayan yetersiz gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi, <strong>7. CD, 05.12.2023, 2022/2866 E, 2023/10680 K</strong></p>

<p></p>

<p>Dava konusu olayda ele geçen 200 paket kaçak sigara ve 98 kutu makaronun Daire uygulamalarımıza göre ticari miktarda olması karşısında atılı suçun sübuta erdiği anlaşılmış olup hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. <strong>7. CD, 29.11.2023, 2021/23549 E, 2023/10549 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağına göre, 12.07.2012 tarihinde sanığın sevk ve idaresindeki 21 TG ... plakalı araçla Irak'... Türkiye'ye giriş yapmak üzere Habur 2. Hudut Bölük Komutanlığı arama noktasına geldiği ve araçta Habur Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü görevlilerince yapılan incelemede, aracın alt kısmında bulunan boşluklara gizlenmiş 29 karton kaçak sigara ve koltukların altında 8 paket 400 gramlık çay ele geçirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>...</p>

<p>IV. GEREKÇE</p>

<p>Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, Irak'... Türkiye'ye giriş yapmak üzere Habur 2. Hudut Bölük Komutanlığı arama noktasına gelen sanığın sevk ve idaresindeki araçta Habur Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü görevlilerince yapılan incelemede 29 karton kaçak sigara ve 8 paket 400 gramlık çay ele geçirildiği olayda, sanığın aşamalardaki savunmasında bu eşyaları kullanacağına dair beyanda bulunduğu görülmekle, mahkemece kurulan beraat kararında, kaçak olan sigaraların müsaderesine karar verilmesinde, kaçak çayların kişisel kullanım sınırında kalması nedeniyle sanığa iadesinde.... dair verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamış, <strong>7. CD, 22.05.2023, 2022/13055 E, 2023/5019 K (beraat kararı onandı)</strong></p>

<p></p>

<p>Sanığın idaresindeki araçta 17 karton kaçak sigara ve 5 kg kaçak çay ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın savunmalarında ticari amacı olmadığını beyan etmesi, ele geçen eşyanın da miktar itibarıyla kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında, sanığın kaçak sigaraları ve çayı ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından; katılan vekillerinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri temyiz itirazları yönünden hukuka aykırılık bulunmamıştır. <strong>7. CD, 27.04.2023, 2023/3220 E, 2023/4005 K (Not beraat kararı onandı)</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, suç tarihinde saat 16.40 sıralarında hudut karakolu sorumluluk sahasında 8 numaralı hudut taşının 740 metre batısında, 2. derece askeri yasak bölgede, Suriye istikametinden Türkiye istikametine geçmeye çalışan sanığın fark edilmesi üzerine Dur ikazında bulunulduğu, sanığın ikaza uyarak teslim olduğu, olay yerinde yapılan aramada, içinde 15 kg olan 1 bidon yeşil zeytin, içinde 15 litre olan 1 bidon zeytinyağı, 1 paketi 1 kg olan 30 paket pirinç, içinde 10 kg olan 1 kutu çay, 1 paketi 250 gram olan 8 paket çay, 25 kg şeker ve 1 adet kıyma makinesi ele geçirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>...</p>

<p>Dairemiz yerleşik uygulamalarına göre ele geçirilen eşyaların kişisel kullanım sınırları içinde kalması karşısında, eşyanın ele geçiriliş şekli ve yakalanan eşya miktarına nazaran sanığın savunmasının aksine, suça konu eşyaları ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin, cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinin anlaşılması nedeniyle, sanık hakkında beraat hükmü kurulmasında hukuka aykırılık görülmemiştir. <strong>7. CD, 03.04.2023, 2020/3780 E, 2023/3126 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sınır Kapısı çıkışında şüphelinin 08 ... 160 plakalı aracında yapılan aramada 150 paket kaçak sigara ile 3 bidon içerisinde toplam 90 litre kaçak motorin ele geçirildiği anlaşılmıştır. Sanık savunmalarında sigara ve motorini kendi kullanımı için aldığını, ticari kastının bulunmadığını beyan ederek, suçlamayı kabul etmemiştir. <strong>7. CD, 22.03.2023, 2019/9675 E, 2023/2953 K (NOT; Daire, arama kararı olmamasından hükmü bozmuş, eşyaların kişisel kullanım sınırında kaldığından bahsetmemiştir.)</strong></p>

<p></p>

<p>önleyici arama kararına istinaden yapılan aramada, ...'ın sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı araç içerisinde üzerlerinde yabancı ibarelerin yazdığı toplam <u>350 kg. toz şeker ve 18 kilo çay</u> ele geçirilmiştir.</p>

<p>...</p>

<p>tüm dosya kapsamına göre, sanıktan ele geçen gümrük kaçağı çay ve toz şekerin miktar itibariyle ticari mahiyette olduğu ve kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunduğu gözetilerek, sanığın suça konu kaçak çay ve toz şekeri ticari amaçla bulundurduğunun kabul edilmesi nedeniyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. <strong>7. CD, 25.01.2023, 2022/14433 E, 2023/885 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tarihinde sanığın kullandığı araçta yapılan aramada <u>170 paket sigara, 3 kg 200 gram çay ve 181 paket 18 gramlık toz kahve ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda</u>, sanığın aşamalarda değişmeyen savunmalarında dava konusu eşyaları ailesinin ve kendi kişisel kullanımı amacıyla aldığını beyan etmesi ve ele geçen <u>kaçak eşyaların miktar itibarıyla kişisel kullanım sınırlarında kaldığının anlaşılması karşısında</u>, dava konusu sigara, çay ve kahvenin sanık tarafından ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, savunmasının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, <strong>7. CD, 15.09.2021, 2019/3794 E, 2021/9887 K </strong></p>

<p></p>

<p>Olay günü şüphe üzerine durdurulan suça sürüklenen çocuk ...'nun elindeki poşette yapılan aramada <u>185 paket sigara, 8 adet 900 gramlık paketler içerisinde ....marka çay ele geçirildiği</u>, suça sürüklenen çocuğun aşamalardaki savunmalarında suça konu kaçak çay ve sigaraları içmek için aldığını, ticari amacının olmadığını beyan etmesi ve <u>ele geçen eşyanın da miktar itibarıyla kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında</u> ve tüm dosya kapsamına göre suça sürüklenen çocuğun kaçak çay ve sigaraları ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin savunmasının aksine; mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek <u>beraati yerine eylemin bölünerek yazılı şekilde çaylar yönünden beraatine, sigaralar yönünden ise mahkumiyetine karar verilmesi</u>, <strong>7. CD, 22.12.2021, 2021/3269 E, 2021/17892 K</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>yapılan aramada, 8 adet ... ibareli elektronik sigara kiti, 1 adet ... ibareli elektronik sigara kiti, 2 kutu ... 30 ibareli elektronik sigara likiti, 23 karton ... 200 ... ibareli elektronik sigara likiti ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda; sanığın 25.01.2018 tarihinde esas mahkemesinde alınan savunmasında, suça konu ürünleri kendi kişisel kullanımı için getirdiğini, gümrüğe tabi eşya olduğunu bilmediğini beyan ettiği, tutanak mümzisi tanıkların alınan ifadelerinde de sanığın kırmızı hatta yönelmediğini belirttikleri cihetle, Dairemiz uygulamalarına göre ele geçen eşyaların miktar itibariyle ticari mahiyette olduğu ve kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunduğu gözetilerek, <strong>7. CD, 07.12.2021, 2021/22940 E, 2021/16622 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanıklardan ...'in sevk ve idaresindeki, diğer sanıkların yolcusu bulunduğu TIR'da kaçak 9 karton sigara, 10 kg şeker ve 4 paket çay ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanıkların ticari amaçlarının olmadığını beyan etmeleri ve ele geçen eşyaların da miktar itibarıyla kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların dava konusu kaçak eşyaları ticari maksatla bulundurduklarına ilişkin mahkûmiyetlerine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi <strong>7. CD, 28.09.2021, 2019/4627 E, 2021/11142 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanık ...'nin şoförlüğünü yaptığı araçta 90 litre motorin ile 400 paket kaçak sigaranın ele geçirildiği olayda, sanıkların ele geçen eşyaları ...'dan aldıklarını savunmaları karşısında suça konu eşyaları yurt dışından getirip getirmediklerinin tespit edilebilmesi için Gümrük İdaresinden sanıkların olay tarihi ve kısa süre öncesinde ...'dan yurda giriş-çıkış yaptıklarının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında, sanıkların muafiyet kapsamında getirdiklerini beyan ettikleri motorini başka bir ticari araçta kullanamayacakları ve 400 paket kaçak sigaranın ticari miktarda olduğu gözetilerek sanık ... hakkında tüm eylemleri için 5607 sayılı Yasanın 31. maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken sanığın beraatine hükmedilmesi, <strong>7. CD, 11.10.2021, 2021/22198 E, 2021/15864 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tarihinde sanığın kullandığı araçta yapılan aramada 170 paket sigara, 3 kg 200 gram çay ve 181 paket 18 gramlık toz kahve ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın aşamalarda değişmeyen savunmalarında dava konusu eşyaları ailesinin ve kendi kişisel kullanımı amacıyla aldığını beyan etmesi ve ele geçen kaçak eşyaların miktar itibarıyla kişisel kullanım sınırlarında kaldığının anlaşılması karşısında, dava konusu sigara, çay ve kahvenin sanık tarafından ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, savunmasının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi <strong>7. CD, 15.09.2021, 2019/3794 E, 2021/9887 K</strong></p>

<p></p>

<p>.... Onanmasına 7. CD, 10.02.2020, 20166199 E, 20202155 K (Not 04.03.2010 tarihli Araç Arama ve Tespit Tutanağına göre, sanığın üstünde ve aracında yapılan aramada, gizlenmiş olarak toplam 114 paket sigara ve 18 kg dökme çayın ele geçirildiği olayda, mahkumiyet kararı onanmıştır)</p>

<p></p>

<p>Sanığın dava konusu eşyayı yurt dışından hediye olarak getirdiğini savunması karşısında sanıkta ele geçen dava konusu 50 gramlık 80 adet pipo tütünü ile 20 adet içkinin yolcu beraberi statüsünde olup olmadığı ve ne suretle ticari mahiyette olduğu tartışılıp belirlenmeden yazılı şekilde hüküm tesisi, <strong>7. CD, 09.03.2015, 2014/14339 E, 2015/11967 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanığın kullanmakta olduğu araçta yapılan aramada 110 paket kent marka, 40 adet tosconella marka (2 paket), 350 adet (yaklaşık 17 paket) heets marka sigara ve 17 adet likit elektronik sigara ele geçmesi olayına ilişkin olarak Dairemizce yapılan yargılama neticesinde sanığın ele geçen ürünleri ticari maksatla bulundurduğuna dair herhangi bir delil elde edilememiş olması ve ele geçen ürünlerin miktarı nazara alındığında, Mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşıldığından, katılan Ticaret Bakanlığı vekili ile Kemer Cumhuriyet savcısının istinaf başvurularında ileri sürülen nedenler yerinde görülmemiş olmakla, <strong>Antalya BAM 13. CD, 18.04.2024, 2023/943 E, 2024/681 K (NOT sanığın beraatine karar verilmiştir.)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>IV- KİŞİSEL KULLANIMIN BELİRLENMESİNDE SANIK SAYISI </strong></p>

<p>Kişisel kullanımda, makul olarak eşyanın sahibi olabilecek birden fazla sanık olması durumunda, eşyanın sayı, hacim, miktar olarak her bir sanığa isabet eden kısmı dikkate alınır. Örneğin, 400 paket sigara yakalanan olayda, sanık, sigaraları babasıyla içtiğini söyler, babası da kabul ederse, kişi başına düşen miktar, kişisel kullanım sınırındadır. Aynı olayda baba, savunmayı kabul etmezse ya da sanık, sigaraların yarısının 12 yaşındaki komşusunun oğluna ait olduğunu söylerse, savunma kabul edilmeyebilir.</p>

<p>600 litre fermente alkollü içkiyi 2 sanık birlikte yapmış ve fermentasyon sonrası paylaşarak kullanacaksa kişi başına 300 litre düşeceğinden, fermente alkol, kişisel kullanım sınırında kalır.</p>

<p>Yukarıda ifade ettiğimiz üzere, yolcu beraberinde getirilen eşya açısından muafiyet, her bir yolcu başına karşılarında belirtilen miktarlarla sınırlıdır. Tütün ve alkol muafiyeti, 18 yaşından büyük yolcular için uygulanır (md 60).</p>

<p></p>

<p>Olayın oluş biçimi, sanığın ve inceleme dışı sanık ...'in aşamalardaki ele geçen eşyayı <u>iki kişi birlikte kişisel kullanım amacıyla bulundurdukları</u> şeklindeki savunmaları, eşyanın ticari miktar ve mahiyette olmaması, ticari amaca yönelik delil bulunmaması ve tüm dosya kapsamına göre, sanık hakkında beraat kararı verilmesi yerine delillerin takdirinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 04.06.2025, 2025/1213 E, 2025/9151 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, Araklı Sulh Ceza Hâkimliğinin 30.10.2017 tarihli ve 2017424 Değişik İş sayılı arama kararına istinaden 07.11.2017 tarihinde ... Turizm Şirketine ait yolcu otobüsünde yapılan aramada; sanık ...’ya ait çantada toplam 35 litre alkollü içki ve 15 karton gümrük kaçağı sigara ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın aşamalarda alınan savunmalarında, suç tarihinden önce arkadaşları olan tanıklar ..., ..., ... ve eşi ile birlikte Rize'ye gittiklerini, Rize'de kaldıkları sırada Gürcistan'a da geçtiklerini, Gürcistan'dan ucuz olduğu için alkol ve sigara aldıklarını, arkadaşlarının uçakla Isparta'ya döndüklerini, kendisinin uçak korkusu olduğu için otobüsle Isparta'ya dönerken çantasındaki suça konu içki ve sigaralarla yakalandığına yönelik ifadesi ile beyanlarına başvurulan tanıkların ele geçen sigara ve içkileri birlikte kullanmak amacıyla aldıklarına dair sanığın beyanını doğrular nitelikteki beyanları göz önünde bulundurularak, suça konu kaçak içki ve sigaraların hepsinin sanığa ait olduğu ve kişisel kullanım dışında satın aldığına dair mahkûmiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil olmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanığın beraatine karar verilmiş ise de, sanığın yanındaki çantada ele geçen <u>35 litre alkollü içki ve 15 karton sigaranın dairemiz uygulamalarına göre birlikte değerlendirileceğinden, bu itibarla kişisel kullanım miktarının üzerinde olduğu, öte yandan ele geçen eşyayı sanık ile birlikte kullanacaklarına dair beyanda bulunan tanıkların, olay yerinde sanık ile birlikte bulunmadıkları hususları bir arada değerlendirildiğinde; sanığın kişisel kullanım miktarı üzerindeki eşyayı nakletmek suretiyle kaçakçılık suçunu işlediği anlaşılmakla</u>, dava konusu kaçak eşyanın ticari amaçla bulundurulduğunun kabulü ile sanığın mahkûmiyeti yerine dosya kapsamına ve oluşa uymayan gerekçelerle beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 14.05.2025, 2023/4640 E, 2025/7095 K</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>1.İhbar üzerine, Fethiye-Rodos seferi yapan ve limanda bağlı bulunan tekneden malen sorumlu adına kayıtlı otomobile sanıklar ... ile ... tarafından eşya taşındığının görülmesi üzerine, arama kararına dayalı araçta yapılan aramada; aracın arka koltuğunda ve bagaj kısmında valiz ile poşetler içeresindeki toplam 39 paket kaçak sigara, toplam 23 litre kaçak alkollü içki, 122 kutu konserve, 2 adet damla sakızı, 19 adet salata sosu, 12 adet marmelat, 10 paket 100 Gr.lık çay, 1 adet parfüm cinsi kaçak eşya ele geçirilmiştir.</p>

<p>…</p>

<p>1.<strong><u>Sanıklar</u></strong> ... ile ... tarafından limandaki tekneden otomobile eşya taşıdıkları sırada araçta yapılan aramada toplam 39 paket kaçak sigara, 23 litre kaçak alkollü içki, 122 kutu konserve, 2 adet damla sakızı, 19 adet salata sosu, 12 adet marmelat, 10 paket çay, 1 adet parfüm cinsi kaçak eşyanın ele geçirildiği olayda; <u>sanıkların </u>aşamalardaki ifade ve savunmalarında ele geçen kaçak eşyaları kişisel kullanım ve hediye amaçlı aldıklarını beyan ettikleri anlaşılmakla, kaçak eşyanın miktarı ve ele geçirilme şekli de gözetilerek, sanıkların savunmalarının aksine, atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraatleri yerine mahkûmiyetlerine kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. <strong>7. CD, 28.03.2023, 2019/10538 E, 2023/2899 K</strong></p>

<p></p>

<p>21.03.2011 tarihli olay tutanağına göre, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık Abdulkadir ... ile temyiz incelemesi yapılan sanık ...’ın içinde bulundukları araçta yapılan aramada, aracın muhtelif yerlerinde <u>10 kg. şeker, 5,4 kg çay, 8 lt motor yağı, 2 şişe alkollü içki ile toplam <strong>385 paket</strong> kaçak ve bandrolsüz sigara </u>ele geçirildiği olayda; <strong><u>sanıkların</u></strong> aşamalarda değişmeyen savunmalarında dava konusu eşyayı kişisel kullanım ve hediye amaçlı Suriye ülkesinden satın aldıklarını beyan etmeleri, Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre ele geçen <u>eşyanın miktar itibariyle kişisel kullanım kapsamında kalması</u> karşısında ve tüm dosya kapsamına göre, sanık ...’ın kaçak eşyaları ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde dosya kapsamına uymayan yetersiz gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi, <strong>7. CD, 21.06.2021, 2019/1382 E, 2021/8313 K</strong></p>

<p></p>

<p>Olay günü sanıkların içinde bulunduğu yolcu otobüsünün durdurularak yapılan aramada, aracın bagaj kısmında iki çuval ve iki çanta içinde toplam <u>25,65 kg. çayın</u> ele geçtiği olayda, sanıkların savunmalarında üzerlerine atılı suçlamayı kabul etmeyerek çayları hediye etmek amacıyla aldıklarını beyan etmeleri, <u>sanıkların çayları paylaştıklarında miktar itibariyle kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında</u> ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların kaçak çayları ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi, <strong>7. CD, 08.05.2019, 2015/16086 E, 2019/31323 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanıkların birlikte bulundukları araçta, 324 paket kaçak sigara, 5.400 gram kaçak çay ve 48 adet 330 ml’lik kaçak viski ele geçirildiği cihetle her ne kadar sanık ... kaçak eşyaları diğer sanıkla birlikte satın aldığını, <u>kaçak eşyaların her ikisine ait ortak eşyalar olduğunu kabul etmemişse de dinlenen tanık beyanı, olayın oluş şekli, savunmalar ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, sanıkların ele geçen eşyaları kullanım amacıyla bölüşerek satın aldıkları anlaşıldığından</u>, bu haliyle de eşyaların kişisel kullanım miktarı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğinden, beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi, <strong>7. CD, 29.03.2018, 2015/5961 E, 2018/3639 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanıklar ... ve ...'ın içinde bulunduğu araçta, diğer sanıklar ..., ... ve ... olduğu halde, kolluk ekiplerince yapılan kontrolde 59 karton bandrolsüz sigara ile 41,50 kg çayın ele geçirildiği olayda; <u>sanık ...'nın 22 karton kaçak sigara ile 9 kg çayın kendisine ait olduğunu beyan etmesi, kalan 37 karton sigara ile 32,50 kg çayı diğer sanıkların 6-7 karton sigara ve 5-6 kg. çay olarak sahiplenmeleri ve sanıklar ... ile ...'ın aşamalardaki savunmalarında sigaralar ile çayları kişisel ihtiyaçları için bulundurduklarını savunmaları karşısında</u>, yakalanan eşya miktarına nazaran sanıkların savunmasının aksine somut bir kanıtta bulunmaması nedeniyle dava konusu eşyanın ticari miktar ve mahiyette olmadığı, kişisel kullanım sınırları içerisinde kaldığı gözetilmeden sanıkların beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, <strong>7. CD, 05.02.2018, 2015/4256 E, 2018/1101 K</strong></p>

<p></p>

<p>Sanıklar Ş.. K.., V.. K.., M.. K.., H.. K.. ve F.. K..'ın içinde bulunduğu araçta yapılan aramada, davaya konu eşyaların ele geçmesi, sanıkların aşamalarda alınan beyanlarında, ele geçen sigara ve çayları paylaşarak sahiplenmeleri ve kişisel ihtiyaç için aldıkları savunmaları ve sanıkların kendi nam ve hesabına aldıkları sigara ve çay miktarının kişisel kullanım sınırında kalması ve dosya kapsamına göre de <u>sanıkların ayrı adreslerde oturup birlikte yaşamadıkları her sanığın kendi kişisel ihtiyacı olabileceği, buna karşılık davaya konu eşyaları ticari amaçla bulundurduklarına ilişkin bir delil de elde edilememesi karşısında, savunmaların aksine atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmasına yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden</u> beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, <strong>7. CD, 27.11.2014, 2013/22815 E, 2014/19954 K</strong></p>

<p><strong>Av. Bekir KARAGÜLLE</strong></p>

<p><strong>Av. Cengiz OTACI</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/5607-sayili-kacakcilik-kanununa-gore-kisisel-kullanim-ve-kisisel-kullanim-miktarlari</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/teradhak.jpg" type="image/jpeg" length="22267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Arsa Payı Karşılığı / Kat Karşılığı İnşaat Yapım Sözleşmelerinde Nama İfaya İzin Davası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-kat-karsiligi-insaat-yapim-sozlesmelerinde-nama-ifaya-izin-davasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-kat-karsiligi-insaat-yapim-sozlesmelerinde-nama-ifaya-izin-davasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sözleşmeden kaynaklanan edimlerini süresi içerisinde ifa etmeyerek temerrüde düşen yüklenicinin işi tamamlama olasılığı zayıf ise, iş sahibi, aynen ifayı değil; nama ifa yolunu seçebilir. Eksik kalan işin yüklenicinin nam ve hesabına, iş sahibinin bizzat veya başka yükleniciye tamamlattırılmasına “nama ifa” denir. İş sahibi nama ifa yolunu seçtiğinde, ifada ısrar ettiği anlamı çıkar. Nama ifada yüklenicinin inşaatı tamamlama ediminin bir kısmı, belirlenecek miktarda paraya dönüşmekte, iş sahibi açısından ise, ifa beklentisi aynı kalmaktadır.</p>

<p>Nama ifaya izin davasının hukuki dayanağı 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 113. Maddesidir. İşbu madde ile yapma borcu borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim hakkı saklıdır denilmek suretiyle nama ifa ve ifaya izin verilmesi düzenlemiştir.<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmesinde-eksik-ve-ayipli-islerin-bedeli-ve-nama-ifa" rel="dofollow"> (Yargıtay 6. H.D. 2023/1150 Esas, 2024/2797 K. 19.09.2024 K.T.)</a></strong></p>

<p>“<strong>Madde 113</strong> - Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim isteme hakkı saklıdır.</p>

<p>Yapmama borcuna aykırı davranan borçlu, bu aykırı davranışının doğurduğu zararı gidermekle yükümlüdür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir.”</p>

<p>Örneğin kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicilerin inşaatı kararlaştırılan sürede bitirmediği veya bağımsız bölümlerde ve ortak yerlerde bir takım eksik ve kusurlu imalâtın bulunduğu ve bu suretle yüklenicinin temerrüde düştüğü durumlarda, hak sahipleri; giderleri yüklenici müteahhide ait olmak üzere inşaatın kalan kısmının tamamlanması için izin verilmesini mahkemeden talep edebilir. Ayrıca nama ifaya izin talepli davalarda arsa sahibi kendisine ait bağımsız bölümlerdeki eksik ve kusurlu işler ile ortak alanlardaki eksik ve kusurlu işlerin kendisi tarafından yaptırılması şeklinde nama ifaya izin ve bunların giderimi için avans niteliğindeki eksik iş bedelinin tahsiline karar verilmesini de talep etmelidir.</p>

<p>Taleple bağlılık ilkesi gereği, yürütülecek olan nama ifa faaliyetinin finansman ihtiyacı için mutlaka eksik iş bedeli talep edilmeli ve karşı tarafın payına denk düşen taşınmazların satışı için de izin alınmalıdır. Örneğin arsa sahiplerinin müteahhide karşı açacağı nama ifa davasında eksik işlere dair masrafların müteahhitten alınması talep edilebileceği gibi, bu masrafların karşılanması amacıyla müteahhide düşen bağımsız bölümlerin satışı için izin de izin alınabilmektedir. Ancak bu noktada taleple bağlılık ilkesinin mevcut olduğu unutulmamalıdır, dolayısıyla davacı, bu talebini dava dilekçesinde ileri sürmek zorundadır. Bu nedenle arsa sahipleri, nama ifaya izin talebiyle birlikte müteahhide düşecek olan bağımsız bölümlerin satışı için izin verilmesini talep etmelidir.</p>

<p><strong>Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2020/196 Esas ve 2020/3053 Karar sayılı ilamında</strong>; davacı davasında sözleşmeden doğan edimlerin zamanında ve gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle uğranılan zararların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ve davacıya inşaatı bizzat ya da bir başka ehil yüklenici vasıtasıyla tamamlanması için izin verilmesine karar verilmesini talep etmiştir ancak davacının nama ifa masraflarını karşılamak üzere yükleniciye ait olan ya da bırakılan bağımsız bölüm ya da arsa payının satışına izin ve yetki verilmesine dair bir talebinin bulunmaması sebebiyle mahkemece sadece eksik bırakılan bölümlerle ilgili giderim bedelinin tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar uygulamada sıklıkla arsa sahiplerinin nama ifaya izin talebinde bulunması gündeme gelse de yüklenici müteahhitlerin de bu yola başvurması mümkündür. Örneğin gerekli işlemlerin yapılması için müteahhide verilmiş olan vekaletnameye ilişkin azilname düzenlenmiş olması halinde müteahhit de nama ifaya izin talep edebilecektir.</p>

<p><strong>Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2006/853 Esas ve 2006/2236 Karar sayılı ilamında;</strong> taraflar arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin feshi konusunda açılmış bir dava verilmiş bir karar bulunmadığı, bu sözleşme halen geçerli ve yürürlükte olduğu, davalı arsa sahibi de azilden sonra ihtara rağmen sözleşmenin ifası için gerekli işlemleri yapmadığı ve bunları yapmak için gerekli yetkileri ihtiva eden vekâletnameyi düzenleyip vermekten kaçındığından, bölge adliye mahkemesince geçerli olup feshedilmeyen arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi gereği arsa sahibinin yapmak zorunda olup yapmaktan kaçındığı akdin ifası için gerekli işlemlerin nelerden ibaret olduğunu araştırıp bunları arsa sahibi adına yapmak üzere TBK 113. maddesi gereğince davacıya yetki verilmesi gerekirken, sözleşmenin feshedilmediği gözden kaçırılarak ifa olanağını ortadan kaldıracak şekilde davanın reddinin doğru olmadığına karar vermiştir. Benzer nitelikteki Yargıtay kararları ile örnekleri çoğaltmak mümkündür.</p>

<p>Yukarıda yer alan Yargıtay Kararında görüleceği üzere nama ifaya izin davasına konu olan mevcut sözleşmenin feshedilmemiş olması gerektiği kesinlikle gözden kaçırılmamalıdır. Ancak, mevcut sözleşmenin feshiyle birlikte terditli olarak feshin mümkün olmaması halinde nama ifaya izin de talep edilebilir.</p>

<p>Sonuç olarak 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 113. maddesi uyarınca yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini nama ifaya izin talebi ile mahkemeden isteyebilir. Taleple bağlılık ilkesi uyarınca açılacak davada yalnızca ifaya izin talebiyle yetinilmemesi; borçlunun finansal durumunun ve tahsil kabiliyetinin de gözetilmesi önem taşır. Bu kapsamda, özellikle borçluya ait bağımsız bölümlerin satış yetkisinin devrinin de talep edilmesi, alacağın güvence altına alınması bakımından güçlü ve pratik bir hukuki yol sunmaktadır. Böylece alacaklı, sadece hakkını elde etmekle kalmayıp, bu hakkın fiilen tahsilini de teminat altına almış olacaktır.</p>

<p><strong>Av. Kuban Pelin BOLAT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-kat-karsiligi-insaat-yapim-sozlesmelerinde-nama-ifaya-izin-davasi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-ev-bina-sozles.jpg" type="image/jpeg" length="11962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HUKUKUN EVRENSEL İLKE VE ESASLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukukun-evrensel-ilke-ve-esaslari-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukukun-evrensel-ilke-ve-esaslari-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sürekli yenileyip geliştirdiğimiz hukukun evrensel ilke ve esasları aşağıda 27 başlık altında topladık. Hukukun evrensel ilke ve esasları; demokratik hukuk toplumlarının vazgeçilemez ve devredilemez değerleri olup, herkes tarafından bilinmesi gereken kanunun ve uygulamanın temel kaynaklarıdır. Bu ilke ve esaslar, insanlık tarihinin yüzyıllara yayılan çekişmeleri, kavgaları ve savaşları neticesinde 20. yüzyılın sonlarına doğru netleşmiş ve birçok uluslararası sözleşme ile anayasada yerini bulmuştur. Hukukun evrensel ilke ve esasları arasında altlık üstlük ilişkisi olmayıp, birbirine eşittir ve hepsi aynı önemi haizdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu ilke ve esasların güvence altına aldığı hak ve hürriyetler; birbirlerine karşı veya kamu ve birey yararları dengesinin kurulmasında sınırlamalara tabi tutulabilirler. Bu sınırlamalar keyfi olamaz. <strong>“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’e göre; </strong><i>“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”.</i></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti, hukuk kurallarını bu ilke ve esaslar ışığında düzenleyip uygulamak zorundadır. Aşağıda, hukukun evrensel ilke ve esaslarının neler olduğuna ve kısa tanımlarına yer vereceğiz. Sosyal düzeni kuran, kişi hak ve hürriyetleri ile sistemi koruyan hukuk kuralları, bu ilke ve esaslara göre düzenlenip uygulanmalıdır.</p>

<p>Hukukun evrensel ilke ve esasları, normlar hiyerarşisinin tepesindedir. Normlar hiyerarşisine göre sıralama; anayasa, bağlayıcı uluslararası sözleşmeler, kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, tüzük, yönetmelik ve diğer alt düzenleyici tasarruflardır. Alt sırada bulunan norm, üst normun uygulayıcısı olup, ona aykırı olamaz. Tüm bu normların üstünde, aşağıda yer vereceğimiz hukukun evrensel ilke ve esasları yer alır. Ancak Anayasada buna ilişkin bir hüküm bulunmadığını da belirtmek isteriz.</p>

<p><strong>Aşağıda, 27 başlıkta topladığımız hukukun evrensel ilke ve esasları hakkında kısa açıklamalara yer verilmiştir.</strong></p>

<p><strong>1- Hukuk Devleti: </strong>Hukuk kurallarına önce kendisi uyan, keyfi yetki kullanımına izin vermeyen, işlem ve eylemlerini hukukilik denetimine tabi tutulmasını engellemeyen devlettir. Hukuk devletinde “normlar hiyerarşisi” geçerlidir. Alt sırada bulunan norm, üst norma aykırı olmamalı ve üst normu gözardı ederek uygulanmamalıdır.</p>

<p><strong>2- Kuvvetler Ayrılığı: </strong>Yasama, yürütme ve idare ile yargı yetkileri olarak adlandırılan ve millete ait olan kamu kudretinin bir elde toplanmayıp, “demokratik hukuk devleti” ilkesine uygun bir şekilde kamu kudreti kullanıcıları arasında paylaştırılmasıdır. Esas olan, bir kuvvetin diğerinin yetki alanına müdahale etmemesidir. Halkın seçtiği temsilcilerden oluşan yasama organı hukukun evrensel ilke ve esasları ışığında kanunları çıkarır, yürütme organı ve idare bunları uygular, millet adına karar veren yargı organı da kanunları esas alarak hukukilik denetimi yapar ve uyuşmazlıkları çözer. Demokratik hukuk toplumları, “kuvvetler ayrılığı” ilkesinden hareketle yönetim sistemini oluşturur. Anayasa ile kurulu düzenin temeli, “kuvvetler ayrılığı” ilkesine dayandırılmalıdır.</p>

<p><strong>3- Yargı Birliği: </strong>İnsanlar arasında senin mahkemen-benim mahkemem, senin hakimin-benim hakimim, senin savcın-benim savcım anlayışına hizmet etmeyecek şekilde, herkes için aynı usul ve esaslarla yargılama yapan mahkemelerin aynı çatı altında toplanmasıdır. “Yargı birliği” ilkesi, “eşitlik” ilkesinin bir sonucudur.</p>

<p><strong>4- Tabii (Doğal) Mahkeme ve Hakim Güvencesi:</strong> Herkes, işlem veya eylem tarihinde tabi olduğu (görevli ve yetkili) mahkeme ve hakim huzurunda yargılanma hakkına sahiptir. Bu ilkenin bir alt derecesi kanuni mahkeme/hakim güvencesidir ki, bugün Anayasa m.37’de öngörülen bu ilke ile kanunla sonradan mahkeme ve hakimlerin değiştirilebilmesi mümkündür. İdeal olan ise, tabii mahkeme/hakim güvencesidir.</p>

<p><strong>5- Eşitlik: </strong>Tüm insanlar her bakımından eşittir. Herkes; dil, ırk, köken, cinsiyet, cinsellik, yaş, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep, dine ve inanca ilişkin görüş farkı gözetilmeksizin hukuk önünde ve hak aramada eşittir. Herkes, hukuk güvenliği hakkına sahiptir ve bu haktan eşit yararlanır. Hukuki statüden kaynaklanan farklı uygulamalar, ancak zorunlu hallerde ve somut durumda duyulan ihtiyaçlarla sınırlı olarak yasa ile öngörülebilir. Anayasa m.10/2’e göre, kadınlar ve erkekler eşit haklara sahip olduğundan, bu eşitliğin hayata geçirilmesi amacıyla alınacak tedbirler “eşitlik” ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Anayasa m.10/3’e göre ise; çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gazileri için alınacak tedbirler de “eşitlik” ilkesine aykırı sayılmaz.</p>

<p><strong>6- Laiklik: </strong>Devletin, toplumun ve bireylerin bağlı olacağı hukuk kuralları, bir veya birkaç dinin kural ve esaslarına bağlı kalınarak düzenlenemez. Sosyal düzen kurallarından olan hukuk kuralları; din veya ahlak kurallarından etkilense de, her bir insanın hangi din veya ahlak anlayışına bağlı olduğu gözetilmeksizin ve tüm insanları kapsayacak şekilde düzenlenir.</p>

<p><strong>7- Sözleşme Özgürlüğü ve Güvenliği: </strong>Herkes; özgür iradesi ile dilediği sözleşmeyi imzalayıp, bu sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmesini bekleme hakkına sahiptir. Hiç kimse, sözleşmeden kaynaklanan borcunu ifa etmediği gerekçesiyle hapsedilemez.</p>

<p><strong>8- Hak Arama Hürriyeti:</strong> Herkes, meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle bağımsız ve tarafsız yargı önünde iddia ve savunma ile dürüst yargılanma hakkına sahiptir. Hak arama hürriyeti kısıtlanamaz.</p>

<p><strong>9- Dürüstlük ve İyiniyet:</strong> Hak sahibinin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi gerekir. Bir hakkın kötüye kullanılmasını kanun himaye etmez. Hakların kazanılmasında ve hukuki bir sonucun gerçekleşmesinde iyiniyet esastır. Kişi; kendisinden beklenen dikkat ve özeni gösterdiği halde, hakkın kazanılmasını veya hukuki sonucun gerçekleşmesini engelleyen durumu bilmemeli ve bilmesi de gerekmemelidir. Bu durumda kişinin iyiniyeti korunur.</p>

<p><strong>10- Müktesep (Kazanılmış) Hak: </strong>Bireyin hukuka uygun şekilde kazandığı hakkı elinden alınamaz. Bir hakkın kullanılması için gerekli olan şartlar kaybedilmedikçe, hak sahibinin bu hakkı kullanımı engellenemez.</p>

<p><strong>11- Bir Suçtan İki Yargılama Yapılmaz/Ceza Verilemez: </strong>Herkes, bir suçtan, ancak bir defa yargılanabilir ve bir defa cezalandırılabilir. Bir insan, yargılandığı suçtan keyfi olarak tekrar yargılanıp cezalandırılamaz.</p>

<p><strong>12- Suçta ve Cezada Kanunilik: </strong>Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Suç ve ceza ancak kanunla koyulur. Kanunlar, prensip olarak ileri doğru uygulanır. Ceza kanunları, ancak lehe olduğunda geçmişe etkili uygulanır.</p>

<p><strong>13- Kusur Sorumluluğu: </strong>Kusursuz suç ve ceza olmaz. Fiilde kusurun yokluğu, suç ve cezayı kaldırır.</p>

<p><strong>14- Sorumluluğun Şahsiliği: </strong>Herkes kendi işlem ve eyleminden sorumludur. Başkalarının işlem ve eyleminden sorumluluğu mümkün kılacak kolektif ceza sorumluluğu kabul edilemez.</p>

<p><strong>15- Cezanın Bireyselleştirilmesi: </strong>Kanunla belirlenen bir cezanın somut olaya ve kişiye uygulanabilmesi için dayanak ve sınırları kanunlarda yer alan cezanın bireyselleştirilmesi yetkisi hakime verilir.</p>

<p><strong>16- Dürüst/Adil Yargılanma ve Savunma Hakkı: </strong>Herkes, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde öngörülen hakları çerçevesinde yargılanma hakkına sahiptir. Kişi; iddiaları bilip anladığı dilde öğrenme, bağımsız ve tarafsız yargılanma hakkına sahip olduğu mahkeme huzuruna çıkarak savunma yapıp, makul sürede yargılanma hakkına sahiptir. Sanığın yokluğunda kovuşturma yapılamaz ve ceza verilemez.</p>

<p><strong>17- Masumiyet (Suçsuzluk) Karinesi: </strong>Hiç kimse, suçluluğu mahkemenin kesinleşmiş hükmü ile sabit oluncaya kadar suçlu ilan edilemez ve mahkum edilemez. Bu hak kanunlarla korunmalı, basın ve kamuoyu da bu hakka saygı göstermelidir.</p>

<p><strong>18- Hukuk Güvenliği Hakkı: </strong>Herkes kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahiptir. Hiç kimse; demokratik hukuk devletinde, korku ve endişe ile yaşamaya mahkum edilip, yargı makamlarına başvurmanın sonuçsuz kalacağı algısına maruz bırakılamayacağı gibi, keyfi şekilde yakalanamaz, gözaltına alınamaz, tutulamaz, tutuklanamaz, hürriyetinden mahrum bırakılamaz ve cezalandırılamaz.</p>

<p><strong>19- Yargı Bağımsızlığı: </strong>Hiçbir organ, makam, mercii veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında hakimlere veya mahkemelere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz, bu tür bir yetkinin kullanılmasına izin veren yasal düzenleme de yürürlüğe koyulamaz.</p>

<p><strong>20- Hakim Tarafsızlığı:</strong> Bağımsız hakim, dışa karşı etkiden uzak ve kendisi bakımından da objektif hareket etmelidir. Hakimin tarafsızlığı; bir iddiaya ve savunmaya önyargısız bakabilmesini, baskı altında bırakılmamasını, dışarıdan etkilenmemesini, kendi iç dünyasında yansız hareket edebilmesini ve dış görünüşünü kapsar. Hakim, hem objektif ve hem de sübjektif tarafsızlığa sahip olmalıdır. Hakimin davanın bir tarafı ile ilişkisi, objektif tarafsızlığına gölge düşürebilir. Hakim sübjektif açıdan kendisinin tarafsız görebilir, ancak kendisinin veya bir yakınının davanın taraflarından birisi ile olan ilişkisi veya husumeti, objektif tarafsızlığına zarar verir.</p>

<p><strong>21- İddia Edenin İspat Külfeti: </strong>Herkes, iddiasını hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilen delillerle kanıtlamak zorundadır. İddia peşinen doğru kabul edilip, aksinin ispatının aleyhinde iddia olunan tarafa yüklenemez.</p>

<p><strong>22- Yargı Kararlarının Gerekçeli Olması (Gerekçeli Karar Hakkı): </strong>Tüm yargı kararları somut gerekçelere dayalı olarak yazılmalıdır. Somut olayın özelliklerinden uzak, kanun hükmünün soyut tekrarı ile basmakalıp sözlerden oluşan kararların gerekçeli olduğu söylenemez.</p>

<p><strong>23- Borçların Nispiliği: </strong>Prensip olarak her borç sahibini bağlar. Bir borcun yerine getirilmemesinden dolayı borç sahibinin herhangi bir yakını sorumlu tutulamaz.</p>

<p><strong>24- Ceza Kanununu Bilmemek Mazeret Sayılmaz: </strong>Herkesin, usule uygun olarak yürürlüğe giren ceza kanunlarını bildiği kabul edilir. Hiç kimse; Cumhurbaşkanı tarafından imzalanıp, Resmi Gazete’de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren ceza kanununu bilmediğini iddia edemez.</p>

<p><strong>25- Şüpheden Sanık Yararlanır: </strong>Ceza yargılamasında “itham sistemi” kabul edilmiştir. Suç işlediği iddiası ile yargılana kişi hakkında mahkumiyet kararının verilebilmesi için, iddiaya konu suçu işlediğinin şüpheyi tümü ile yenecek şekilde yüzde yüz ispatlanması gerekir. Suça konu eylemi sanığın işlediği sabit olmadığı takdirde, ya suçu işlemediği veya işlediği hususunda şüphe yenilemediği gerekçesiyle beraat kararı verilmelidir.</p>

<p><strong>26- Mülkiyet Hakkı: </strong>Anayasa m.35 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 1. Ek Protokolü’nün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet ve miras haklarına göre; herkesin mülkiyet hakkına saygı gösterilmesini isteme hakkının olduğu, kamu yararı ile ilgili yasal dayanaklı zorunlu sebepler bulunmadıkça, kimsenin mülkiyet ve miras haklarının kısıtlanamayacağı tartışmasızdır. Mülkiyet hakkı, beraberinde miras ve zilyetlik (kullanma) haklarını da kapsar. Mülkiyet hakkı; kişinin eşya mülkiyetine sahip olma ve mal sahipliği, malı kullanma ve miras yoluyla mal edinme haklarını güvence altına almıştır.</p>

<p><strong>27- İfade Hürriyeti: </strong>Herkes; düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla açıklama ve yayma hakkına sahiptir. İfade hürriyeti; basın, bilim ve sanat hürriyetlerini de kapsar. Demokratik hukuk toplumlarının vazgeçilmez unsuru olan ifade hürriyeti; her türlü baskıya ve zorlamaya karşı korunmalı, bireyin kendi başına veya toplu olarak ifade hürriyetini kullanma yolları açık tutulmalıdır. Mali veya idari takip yöntemleri, soruşturmalar ve kovuşturmalar yoluyla bireyler baskı altına alınmamalı, düşüncelerini açıklamaktan ve yaymaktan alıkoyulmamalıdır. Ceza davası öncesinde başlayan bir soruşturma, bu sırada uygulanan yakalama, gözaltına alma, arama, elkoyma, adli kontrol veya tutuklama tedbirlerinin tatbiki de, kişinin ifade ve basın hürriyetini kullanmasını kısıtlayıp baskı altına alabilir. İfade hürriyetinin haksız şekilde baskı altına alınıp kısıtlanmasına yol açan bu yönteme, “chilling effect”, “soğutucu/caydırıcı etki” denilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukukun-evrensel-ilke-ve-esaslari-2</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/terazi-avrupa-venedik.jpg" type="image/jpeg" length="95505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukukun-ustunlugu-ersan-sen-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukukun-ustunlugu-ersan-sen-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hukukun üstünlüğü nedir?</strong> <strong>Kimisine göre;</strong> toplumsal hayatın ve hukuk düzeninin olmazsa olmazı, ekonominin, adil gelir dağılımının, istikrarın, huzurun, hukuk devletinin, hatta demokrasinin temel taşıdır. <strong>Kimisine göre ise; </strong>hukukun üstünlüğü ile ekonominin gelişmişliğinin bir ilgisi yoktur ki, bunun en çarpıcı örneğinin Çin Halk Cumhuriyeti olduğu söylenir. Çin Halk Cumhuriyeti’nde geçerli olan hukuk düzenini ve yatırım için gereken sermaye gücüne sağlanan hukuk güvenliğini ortaya koymadan yapılacak değerlendirmeler ile salt hukukun üstünlüğü ile refah düzeyinin tüm topluma yayılmasını birbirine karıştıran tartışmalar hatalı ve yetersiz olacaktır.</p>

<p><strong>Nitekim hukukun üstünlüğü tartışmasında;</strong> Avrupa Birliği’ne üye ülkeler ile Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti bakımından mukayeseler sürekli yapılmaktadır. Hatta kimileri; “hukukun üstünlüğü” kavramını bir aldatmaca görürler ve “üstünlerin hukuku” veya “hukukun görünür üstünlüğü” nitelendirmesinde bulunurlar ki, bu görüşe göre ilk okunuşta göze ve kulağa hoş gelen “hukukun üstünlüğü” esasında kamu otoritesine ve dolayısıyla toplum üzerinde hakimiyet sahiplerinin sürekli gündemde tuttuğu, fakat asıl amacına ve fonksiyonuna ve amacına ulaşılamayan bir kavramdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Burada iktisat teorilerinden de bahsedip hukuk ile ekonominin ilişkisini tartışacak değiliz. Sonuçta;</strong> hukukun üstünlüğü toplum, bireyler, temel hak hürriyetler için olmazsa olmazdır. Hukukun üstünlüğü; herkesin hukuka bağlı olması ve her şeyin, hukukun evrensel ilke ve esaslarına göre oluşturulmuş hukuk düzenine göre işlemesi demektir.</p>

<p><strong>Hukukun üstünlüğünün temel taşları;</strong> hukukun evrensel ilke ve esaslarına göre çıkarılan kanunlar ile kanunların, hem hukukiliğini denetleyen ve hem de kanunları ihtilaflara uygulayan bağımsız ve tarafsız mahkemelerdir. Hukukun üstünlüğünde; “normlar hiyerarşisi” prensibi ve mahkemelerce verilen kararların gereklerinin geciktirilmeksizin yerine getirilmesi esastır. Tüm bunlar hukukun üstünlüğünün şekli yanları olup; kağıt üzerinde kalmayarak, sahada uygulandıkları ölçüde hukukun üstünlüğünün esası kendisini gösterir, gerçek varlığını ispatlar.</p>

<p><strong>“Hukukun üstünlüğü” kavramı ile ilgili bu rahatsız edici girişten sonra, temel hak ve hürriyetler üzerinden bu kavramla ilgili bir değerlendirme ve hukuka bağlılığın ne derece önemli olduğuna ilişkin açıklama yapacağız.</strong></p>

<p><strong>Demokratik hukuk devletlerinin en can yakıcı konularından üçü; ifade hürriyeti, mülkiyet hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıdır.</strong> Bu temel hak ve hürriyetler “özgürlük güvenlik” denkleminde tartışılmaktan daha uzak ve daha mühimdir. “Nefes almak” ile her üç temel hak ve hürriyeti birbirinden ayrı ve birlikte eşdeğer görebiliriz. “Hukuk güvenliği hakkı” denilen ve ilk bakışta çok büyük ve anlamlı gözüken kavramın içi; herkes bakımından saydığımız bu temel hak ve hürriyetler ile istikrarlı biçimde doldurulmadıkça, en mühimi de hukuk düzeni tarafından korunup kollanmadıkça, “hukukun üstünlüğü” tesis edilemez.</p>

<p><strong>Hukukun üstünlüğünün iki temel kaidesi bulunmaktadır;</strong> bunlardan ilki, bilinen sayısı 27 olan hukukun evrensel ilke ve esaslarını gözeten hukuk kurallarına sahip olmak ve ikinci ise, bu kuralların bu 27 ilke ve esasa göre uygulanmasını sağlamaktır<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukukun-evrensel-ilke-ve-esaslari-1" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">[1]</span></a></strong>. Bu iki kaideye ne kadar yaklaşılırsa hukukun üstünlüğü güçlenir ve ne kadar uzaklaşılırsa da kanun devleti veya görünür hukuk devleti veya daha sert bir ortamda, yani özgürlüklerin nerede ise güvenliğe terk edildiği, şekli kanunların olduğu, uygulamanın yeterli güvenceyi veremediği, hissettiremediği bir anlayış hakimiyet kazanır.</p>

<p>Hukuk, kanun ve polis devleti anlayışlarından da <i>berrak </i>olanların tespiti gerekir.</p>

<p><strong>Önce polis devletine bakalım;</strong> hukuk devletinde kural ve uygulama hukukun 27 ilke ve esası üzerinden giderken, polis devleti tavrını net bir şekilde çizerek, hukukun evrensel ilke ve esasları ile hukukun üstünlüğünden uzaklaştığını veya koptuğunu ilan eder. “Polis devleti” dediğimiz anlayış; hukuk düzeni bakımından en tehlikelisi olabilir, fakat burada neyin ne olduğunu toplum ve bireyler görüp anlarlar. Keyfilik ve kaidelerden uzaklaşılması bakımından polis devleti en istenmeyendir. Dünya üzerinde bulunan hemen hiçbir devlet; “polis devleti” anlayışıyla hareket edip, toplum düzenini tesis ettiğini söylemez. Polis devletinin varlığı, o toplumun ve devletin benimsediği rejim ve hukuk düzeni ile alakalıdır.</p>

<p>Kanaatimizce; bundan daha önemlisi, “kanun devleti” ve “görünür hukuk devleti” anlayışlarıdır.</p>

<p><strong>Kanun devletinde;</strong> “yok kanun yap kanun” anlayışı öne çıkar, hukukun evrensel ilke ve esasları değil, kamu otoritesinin ihtiyaçları ve ne yapmak istediği konusunda lazım olan kanunların, alınacak kararlara ve yapılacaklara hukuki dayanak olması hedeflenir. “Kanun devleti” kavramında yer alan “kanun” esas itibariyle aldatıcıdır, sanki hukuk düzeninin tesisi için gerekli olan kanunların varlığı, hukukun üstünlüğünün ve herkes için varlığının belgesi zannedilebilir, ama öyle değildir.</p>

<p>“Kanun devleti” anlayışında “kanun”, yalnızca kamu otoritesinin ne yapmak istediğiyle şekillenir. Bu sistemde de kanun koyucu vardır; ama kamu yararı, birey yararı, temel hak ve hürriyetler arasında denge sağlanması amacıyla kanun çıkarmaz. Kamu otoritesinin yapmak istediklerine göre kanunların lafzı ve ruhu şekillenir, buna “şekli kanunculuk” da denilebilir.</p>

<p>“Kanun devleti” anlayışı kendisini daha ziyade “kuvvetler birliği” sisteminde gösterir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin sert veya yumuşak, yani biçimsel olarak ayrı, fakat oluşumda birleşmiş görünümlü üç kuvvet birliğine dönüştüğü durumlarda “kanun devleti” belirginleşir. Üç kuvvet; bazen yasamada, bazen yürütmede ve bazen de yargıda birleşebilir veya bunlardan birisi diğerlerinin veya ikisi diğerinin üzerinde tahakküm kurabilir ki, üç kuvvet arasında sağlanması ve korunması gereken denge bozulur veya kaybolmaya yüz tutar. İşte bu kuvvetlerin bir veya iki elde birleşmesi, beraberinde kamu otoritesinin ihtiyacına uygun düşen kanunları çıkarma amacını görünür kılar. Kanun devletinde, herkese eşit mesafede duran kanun çıkarma ve uygulama niyeti bulunmaz.</p>

<p><strong>Görünür hukuk devletinde ise;</strong> devletin bağlı olduğu sistemde ve anayasasında “hukuk devleti” olduğu yazılıdır. Devletin rejimi ve yönetim sistemi “kuvvetler ayrılığı” ilkesine göre şekillenir. Ancak kuvvetler ayrılığını sağlayan, koruyan ve ayakta tutan kurallarda olması gereken güvencelerde oluşan boşluklar, eksik veya hatalı hususlar, ister istemez “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin vadettiği dengeyi bozar. Görünürde hukukun 27 ilke ve esası kabul edilmiştir, varlıklarını sürdürürler, hatta kanunların birçoğunda bu ilke ve esaslar dikkate alınır, aksayan, yani anayasaya aykırı çıkarılan kanunlar yönünden hukukilik denetimi de yürürlüktedir.</p>

<p>Görünür hukuk devletinin en sıkıntılı yanı kendisini kanunların uygulanmasında gösterir. Temel hak ve hürriyetleri koruyan anayasa ve kanunlar ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını anayasaya göre yapan kanunların tatbiki sırasında yaşanan sorunlar; yeknesaklıktan, en önemlisi de hukukun evrensel ilke ve esaslarından uzaklaşan karar ve esasların hukukilik denetiminin hızlı ve etkin gerçekleştirilememesi, “özgürlük güvenlik” denkleminde kamu otoritesi lehine dengenin bozulması, bireye sağlanan usuli güvencelerin karşılanmaması, hukuk güvenliği hakkına olan toplumsal inancın algı ve hatta olgu düzeyinde erozyona uğraması, “kanunilik”, “suçsuzluk/masumiyet” karinesi gibi ilke ve esaslarda yaşanan sıkıntılar, “hukukun üstünlüğü” gayesinin ciddi şekilde zarara uğramasına yol açabilir. Toplum ve hukuk düzeni bakımından, “hukuk devleti” ilkesini zedeleyen uygulamalardan kaçınılmalı, hataların teamüle veya sistemik hale dönüşmesinin önüne geçilmelidir.</p>

<p><strong>İdeal hukuk düzeninin ne olduğu ve ne olması gerektiği hep tartışılmıştır, kanaatimizce daha da tartışılacaktır.</strong> O halde bu tartışmada doğru olan nedir, tartışmadan uzaklaşmadan “kuvvetler ayrılığı” ilkesi ve onun doğal bir sonucu olan hukukun üstünlüğünü tesis edip koruyabilmektedir. Hukukun üstünlüğünün zayıflaması veya terki hukuk düzeni için kabulü mümkün olmayan zararlara yol açabilir, bunlardan en tehlikelisi; insanların yürürlükte olan kanunlardan ve bunların sağladığı usuli güvencelerden medet ummayıp da, yaşadıkları sorunların çözümünün hukuktan ve yargıdan geçmediğine olan bir algıya kapılmalarıdır.</p>

<p><strong>Bu nedenle;</strong> hukukun üstünlüğü sıralamasında kaçıncı sırada yer alınıp alınmadığı ve bu sıralamaların objektifliği tartışmalarından ziyade, gerek yürürlükte olan hukuk kurallarının iyiliği ve gerekse bunların uygulanmasından insanların hukuka duyduğu güven ve topluma yansımaları çok önemlidir.</p>

<p><strong>Temel hak ve hürriyetlerin temel koruyucu ilkesi “kanunilik” olarak gösterilir. </strong>Gerçekten de temel hak ve hürriyetlere getirilen sınırlamaların; hukukun evrensel ilke ve esaslarına uygun olması ve dayanağını kanunlardan alması zorunludur. Ancak sadece kanunların varlığı yetmez. Elbette kanunlar, hukukun evrensel ilke ve esaslarına uygun çıkarılmak kaydıyla hukuk devletinde hukukun üstünlüğünün tesisinin garantilerinden birisidir, ama yalnız başına bu garanti yeterli değildir. Örneğin, bir fiili suç sayan ve karşılığında ceza gösteren kanunun nasıl uygulandığına bakılmalıdır. Suç olarak tanımlanan fiili, kıyas veya kıyasa varan genişletici yorumla suç saymak ne kadar hatalı ise; kanunun suç saydığı fiilden dolayı ceza sorumluluğunun işletilmemesi, cezanın infaz edilmemesi ve toplumda cezasızlık algısına yol açılması hatalıdır. İkinci ve daha önemli garanti; kanunların, hukukun evrensel ilke ve esaslarına göre uygulanmasıdır. Hukuk devletinin özü olan “hukukun üstünlüğü” ilkesinde, keyfiliğin ve sonuçsuzluğun yeri yoktur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukukun-evrensel-ilke-ve-esaslari-1" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] </span></a><span style="color:#999999"><strong>Bkz.</strong> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukukun-evrensel-ilke-ve-esaslari-1" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/hukukun-evrensel-ilke-ve-esaslari-1</span></a><span style="color:#999999">.</span></strong><span style="color:#999999"> Bu yazımızda, 27 başlıkta topladığımız hukukun evrensel ilke ve esasları hakkında açıklamalara yer verilmiştir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukukun-ustunlugu-ersan-sen-1</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 13:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/terazi.jpg" type="image/jpeg" length="83289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/2958 E., 2026/118 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252958-e-2026118-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252958-e-2026118-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 14.01.2026 tarihli, 2025/2958 E., 2026/118 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/2958 E., 2026/118 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/111 E., 2025/350 K.</p>

<p>Bozmaya uyan Mahkemece verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; davacıya ait taşınmazın davalıya restoran ve kafe olarak kullanılmak üzere 15.10.2010 başlangıç tarihli ve 3+2 yıl süreli sözleşme ile kiraya verildiğini, ilk yıl kira bedelinin brüt 3.125,00 TL olarak belirlendiğini, takip eden yıllarda kira bedelinin bir önceki yılın TEFE-TÜFE ortalaması oranında arttırılmasının kararlaştırıldığını, zaman içinde meydana gelen ekonomik değişimler, çevredeki kira bedelleri ve taşınmaz değerlerini etkileyen önemli değişiklikler ve taşınmazın bulunduğu çevrenin içkili yer bölgesine dahil edilmesi sonucunda çevredeki kira bedellerinin önemli ölçüde yükseldiğini, ödenmekte olan kira bedelinin emsallerinin çok altında kaldığını ileri sürerek; ödenmekte olan net 3.800,00 TL kira bedelinin 15.10.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere net 8.000,00 TL olarak belirlenmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; 15.10.2010 başlangıç tarihli kira sözleşmesi kapsamında sözleşme bitim tarihinden itibaren 3 yıl geçmeden hak ve nesafet ilkeleri gözetilerek kira bedelinin tespit edilemeyeceğini, endeks uygulamasına göre kira bedelinin arttırılabileceğini, müvekkilinin her yıl TÜFE ve ÜFE oranına göre artış yaptığını, kiralananın içkili olarak işletmek üzere kiralandığını ancak içki ruhsatının geç alınabildiğini, harabe durumdaki kiralanana 200.000,00 TL'den fazla masraf yapıldığını, taşınmazın 80 m²lik kısmın kapalı alan geri kalan kısmın bahçe olduğunu ve bahçe kısmının yazın 2 ay kullanılabildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemece verilen 21.05.2015 tarihli kararla; davanın kısmen kabulü ile taşınmazın aylık brüt kira bedelinin 15.10.2013 tarihi itibari ile net 5.000,00 TL olarak tespitine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>1.Dairenin 30.10.2018 tarihli ilamıyla; hükme esas alınan bilirkişi raporunda uyarlama koşullarının oluşup oluşmadığının yeteri kadar irdelenmediği, dava konusu taşınmaza benzer kira sözleşmeleri ve emsal araştırılması yapılmadan ve kira bedelinin tespiti davasındaki usul ve esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulduğu, Mahkemece uyarlama davasına ilişkin ilke ve esaslar gözetilerek kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgede kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticari gelişmeler gibi değişiklikler, emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar araştırılıp, değerlendirilerek, sonuçta işlem temelinin çöktüğü, sözleşmedeki çıkar dengesinin katlanılamayacak derecede davacılar aleyhine bozulduğunun benimsenmesi halinde kiracının ne miktar kira parasından sorumlu olacağının, taraflarca sunulan veya bilirkişilerce resen tespit edilen emsal kira sözleşmeleri de dikkate alınarak ve emsallerde de keşif yapılarak belirlenmesi, böylece sözleşmedeki kira parasını, tarafların amacına uygun objektif iyiniyet, hak ve nesafet kurallarının elverdiği ölçü ve düzeyde, brüt olarak kira bedelinin uyarlanması, aksi halde ise davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle, karar bozulmuştur.</p>

<p>2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla;<br />
dava tarihi itibariyle beş yıllık süre dolmamış ise de, kiralananın da içinde bulunduğu bölgenin 09.12.2011 tarihli belediye meclisi kararı ile içkili yer bölgesine dahil edildiği, davalının başvurusu üzerine davacıya içkili lokanta olarak işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlendiği, bu hususun kirayı etkileyen büyük çapta değişiklik ve özel neden olarak kabul edilmesi gerektiğinden davanın kısmen kabulü ile 15.10.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık kira bedelinin net 5.000,00 TL ( brüt 6.250,00 TL) olarak tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Davacı vekili, emsal kira sözleşmesinin bilirkişi raporunda dikkate alınmadığını, 17.09.2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda aylık net 9.000,00 TL kira bedeli olması gerektiği belirtilmesine rağmen daha azına hükmedildiğini, emsallerin çok daha altında belirlenen bedelin kabul edilebilir olmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; kira bedelinin tespiti olarak açılan davada koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, uyarlama hükümlerinin uygulanmasının hatalı olduğunu, taşınmazın bulunduğu bölgenin içkili yer bölgesine dahil edilmesinin kira bedelini etkileyen büyük çapta değişiklik ve özel neden olarak kabul edilemeyeceğini, davanın uyarlama davası olarak nitelendirilmesi halinde dahi gerekli koşulların oluşmadığını, taşınmazın ilk kira tarihinde emsallerine göre yüksek bir bedelle kiralandığını ve yüksek oranlarda artırım yapılarak kira bedeli ödendiğini, kira bedelinin her yıl enflasyon oranının iki katı kadar artırılarak ödendiğinin Mahkemece dikkate alınmadığını, tespit edilen kira bedelinin fahiş olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Gerekçe ve Değerlendirme</p>

<p>1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve bozmaya uyulmakla usuli kazanılmış hak oluşturan hususlara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre, davacının temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2. Davalının temyizi yönünden;<br />
Somut olayda; her ne kadar Mahkemece bozmaya uyulmuş ise de, bozma gerekleri yerine getirilmemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun uyarlama davasındaki usul ve esaslara göre düzenlenmediği, Mahkemece de gerekçelendirmenin kira bedelinin tespiti yönünde yapıldığı, uyarlama koşullarının bulunup bulunmadığının ayrıntılı olarak değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Buna göre Mahkemece; uyulan bozma ilamında açıklanan sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin kural ve yöntemler ışığında, kiralananın niteliği, kullanım alanı, konumu, bölgede kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticari gelişmeler gibi değişiklikler, emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar gibi hususlarda bilirkişi raporu alınması ve sonrasında bu rapor ile dosya kapsamındaki diğer deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle, uyarlama koşullarının oluşup oluşmadığının denetime elverişli şekilde belirlenmesi, uyarlama koşullarının oluştuğu sonucuna varılması halinde kiracının ne miktar kira parasından sorumlu olacağının tespit edilmesi, uyarlama koşullarının oluşmadığı sonucuna varılması halinde ise davanın reddine karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin açıklanan kural ve yöntemler gözetilmeden eksik inceleme ile hazırlanan bilirkişi raporu uyarınca karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle,</p>

<p>1.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>2.Davalı vekili tarafından Temyiz olunan Mahkeme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine,</p>

<p>1086 sayılı Kanun'un 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252958-e-2026118-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="91612"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43350"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62084"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15651"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95275"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15385"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="10334"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="93896"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="66079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="19154"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="33501"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="88418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="30390"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="98858"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="25615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="24158"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
