<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 20 May 2026 23:15:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DEVLETİN GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN BELGELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/devletin-guvenligine-iliskin-belgeler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/devletin-guvenligine-iliskin-belgeler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“Devletin güvenliğine ilişkin belgeler” başlıklı madde 326: </strong><i>“(1) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir</i>.</p>

<p><i>(2) Yukarıdaki yazılı fiiller, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuş ise müebbet hapis cezası verilir”</i>.</p>

<p><strong>Madde gerekçesine göre; </strong><i>“Madde, Türkiye ile savaş halinde bulunan düşman bir devletten herhangi bir akademik derece veya şeref, unvan, nişan ve sair fahri rütbe veya bunlara ait maaş almayı veya başka yararlar kabul etmeyi ihanet sayan bir görüşten hareketle bunları alan veya kabul edenleri cezalandırmaktadır”</i>.</p>

<p>Devletin güvenliği, “devlet” denilen ve kamu kudretini kullanma yetkisine sahip kılınıp, ülkenin benimsediği yönetim sistemini koruyup kollayan, kişi hak ve hürriyetlerini gözeten, kendisini hukukla bağlı kabul eden kamu tüzel kişiliğinin somut tehlikelerle karşı karşıya bırakılmaması anlamını taşır. Bunun için de, devletin güvenliğine iç veya dış siyasal yararların, yani izlediği yol ve yöntemlerden elde ettiği ve elde etmeyi düşündüğü ülke yararlarını koruyan belgelerin yok edilmesi veya ortadan kaldırılması, tahrip edilmesi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya başka amaçlarla kullanılması veya bulundukları yerden alınması suç sayılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Devletin güvenliğine ilişkin belgelerin kötüye kullanılması bir soyut tehlike suçudur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.326/2’de, bu suçun somut tehlike hali düzenlenmiştir. Devletin güvenliğine ilişkin belgelere zarar verilmesi, bu belgelerin tahsis edildiği yerden başka yerde kullanılması veya bulundukları yerden izinsiz alınması fiilleri, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş etkinliğini veya askeri hareketlerin tehlikeye düşürmüş, yani somut tehlikeye yol açmışsa, fail hakkında müebbet hapis ceza uygulanacaktır.</p>

<p>Failin, Devletin güvenliğine ilişkin belgelerin zilyedi olması, yani bu belgeleri elinde tutması veya güvenliğinden sorumlu olması, TCK m.326’da tanımlanan suçun işlenmesine engel değildir. Esas itibariyle 326. madde, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri elinde veya bilgisinde bulunduran veya bu belgelere ulaşabilecek konumda olan kişilerin ceza sorumluluğunu düzenlemiştir.</p>

<p>326. madde, bir vatana ihanet suçu tipidir. Devletin güvenliği ve dolayısıyla Ülke ve Milletin güvenliğini ilgilendiren her türlü belgenin güvenliğinin sağlanıp korunması bu belgelerin zarar görmemesi, başka yerde kullanılmaması ve yetkisi olmayan kişilerce bulundukları yerlerden alınmaması gerekir.</p>

<p>Örneğin; fotokopi çekilmesi, tercüme edilmesi veya tasdik edilmesi amacıyla yerinden çıkarılan, fakat TCK m.326’da tanımlanan icra hareketlerinden birisine konu edilen veya yetkisi olmadığı halde belgeyi bulunduğu yerden alan, bir arama sırasında rastladığı bu yönde bir belgeyi alıp tahrip veya tahrif eden veya başka amaçla kullanan veya yetkili olmadığı bir soruşturmaya müdahil olup 326. madde kapsamına giren belgeyi gizlice veya izinsiz elde eden failin ceza sorumluluğu doğacaktır. Devletin güvenliğine ilişkin belgelerin bulundukları yerden veya kişiden hile ile alma veya çalma da, suçun seçimlik hareketleri arasında sayılmıştır. 326. maddede tanımlanan suçun, Devletin güvenliğine ilişkin belgeler konusunda yetkili olan kişiler ile yetkisiz kişilerin iştiraki ile işlenmesi mümkündür.</p>

<p>Devletin güvenliğine ilişkin belgelere karşı suç, seçimlik hareketli suçlardan olup, TCK m.326’da tanımlanan icra hareketlerinden birisi vasıtasıyla işlenebilir. Suçun manevi unsuru genel kast olup, failin suçun hareket ve neticesine yönelik bilme ve isteme iradesi yeterlidir. Bu suç teşebbüse elverişli olup, yasal tanımda yer alan icra hareketlerinden birisinin tamamlanmaya çalışıldığı sırada, failin elinde olmayan sebeplerle suçun yarıda kalması mümkün olabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p></p>

<p>(Bu makale, sayın <a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow">Prof. Dr. Ersan ŞEN </a>tarafından <a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">www.hukukihaber.net</a> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/devletin-guvenligine-iliskin-belgeler-1</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 19:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/terazi/study-law-school-italy-890213.jpeg" type="image/jpeg" length="54437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'YE BİREYSEL BAŞVURU İLE AYM'NİN KARARI SONRASINDA YENİDEN YARGILAMAYA BAŞLANDIĞI TARİHLER ARASINDA ZAMANAŞIMI SÜRESİ İŞLEMEMEKTEDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince işçinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/6650</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/9689</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 09.12.2025</strong></p>

<p><strong>KIDEM VE İHBAR TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>

<p><strong>ISLAHA KARŞI ZAMANAŞIMI DEFİ</strong></p>

<p><strong>BİREYSEL BAŞVURU</strong></p>

<p><strong>Özeti:</strong> Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince işçinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. İstinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında işçinin dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa işçi tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle işçinin bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre işçi tarafından ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup işçinin iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmakta olup kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekmektedir.</p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI : 2025/1180 E., 2025/1596 K.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ : Nazilli İş Mahkemesi</p>

<p>SAYISI : 2024/321 E., 2025/72 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.12.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... duruşmaya geldiler.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.</p>

<p>Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait işyerinde 28.09.1998 tarihinde işe başladığını, müvekkilinin son ücretinin brüt 3.370,00 TL olduğunu, müvekkilinin özveriyle işini yaptığını, ancak davalı Şirket tarafından terfi ettirilmediğini, yeni personellerin birkaç yılda terfi ettiğini ve zam aldığını, işyerinde personel kayırmacılığının olduğunu, müvekkilinin bu durum ile ilgili yöneticilerine bu aksaklıkları, haksızlıkları, adaletsizlikleri içeren e-postalar gönderdiğini, müvekkilinin hiçbir cevap ve sonuç alamadığını, bunun üzerine müvekkilinin Yönetim Kurulu üyelerine e-posta gönderdiğini, gönderilen bu e-posta nedeniyle iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkilinin Şirket yöneticilerinin şahsına ya da şirketin kurumsal yapısına herhangi bir söz söylemediğini, müvekkilinin seçtiği atasözünün hakaret içermediğini, eleştirel düşüncenin ifade biçimi olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kullanmış olduğu kelimelerin hakaret içerdiğini, davacının yazdığı e-posta içeriğinde ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını aştığını, kullanılan üslubun ölçülü olması gerektiğini, davacının mevcut e-postasını düzeltme ihtiyacı ile yeni bir e-posta gönderdiğini kabul etmekle ölçüyü kaçırdığını ikrar ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İHLAL KARARINDAN ÖNCEKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararı ile; davacı tarafından gönderilen e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 11.10.2021 tarihli kararı ile; davacı tarafından atılan e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE İHLAL KARARINDAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bireysel Başvuru ve Anayasa Mahkemesi Kararı</p>

<p>Kesin olarak verilen karara karşı davacı tarafın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesinin 17.07.2024 tarihli ve 2021/53760 Başvuru No.lu ve kararı ile; başvurucunun sıralı amirlerine yaşadığı sorunları iletmesine karşın sonuç alamaması nedeniyle haklı fesih nedeni olarak kabul edilen ifadeleri içeren e-postayı gönderdiğini, işverenin başvurucunun kullandığı sözleri kaba ve rahatsız edici bulduğu, bununla birlikte başvurucunun değer yargısı niteliği taşıyan bu ifadeleri kullanmasındaki temel amacın işverenlere yönelik bir hakaret değil uğradığı haksızlıklar hususunda farkındalık yaratmak olduğu ve başvurucunun bunları Kurum işleyişini nitelemek için kullandığı, haklı fesih nedeni olarak kabul edilen bu ifade, içerdiği kelimeler nedeniyle sosyoekonomik olarak daha yüksek seviyelerdeki bazı çevrelerde kaba olarak nitelendirilse dahi bu ifadenin toplumun bir kesimince vahim ve kabul edilemez işleri eleştirmek amacıyla kullanıldığının da bilindiği, ayrıca söz konusu ifadelerin taşıdığı kabalığın on dokuz yıl gibi uzun sayılabilecek bir süre Şirkete emek ve mesaisini harcayan, buna karşın haksızlığa uğradığını düşünen başvurucunun agresif anlatımının bir parçası olduğu, bir iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden olmaması için iş ilişkisinin devam ettirilmesini imkânsız kıldığı değerlendirilen ve doğrudan en ağır yaptırıma bağlanmış olan bu sebeplerin işverence ve daha sonra denetleme yapan ilk derece mahkemelerince hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olması gerektiği, buna karşın başvurucunun iş sözleşmesinin sonlandırılmasında ve buna bağlı olarak tazminat talebinin reddedilmesinde feshin son çare olması prensibinin değerlendirilmediği, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25. maddesinin aşırı bir yoruma tâbi tutularak düşünce açıklamalarının dolaylı sınırlandırılmasına dayanak yapıldığı ve derece mahkemelerinin 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 26. maddesinde güvence altına alınan ilkelere uygun hareket etmedikleri, bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa'nın 153. maddesinin “Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” hükmünü içerdiği, bu itibarla yapılan incelemede e-posta içeriği incelendiğinde davacının, işverenin kişilere ve topluma yararlı çok sayıda faaliyette bulunduğunu ifade ettikten sonra kendisinin de bir parçası olduğu Kurumun işleyişini eleştirdiği, bu bağlamda kullanılan sözlerin muhataplarının şahsına sarf edilmiş hakaret içerikli ifadeler değil kurumsal işleyişe ilişkin değer yargısı içeren eleştiri mahiyetinde ifadeler olduğu, bu nedenle davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği ve davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, fesih tarihinin 23.05.2017, dava tarihinin 16.03.2018, ıslah tarihinin ise 09.01.2025 tarihi olduğu, kural olarak fesih tarihi olan 23.05.2017 tarihine 10 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde 23.05.2027 tarihinde zamanaşımı süresinin sona ereceği, ancak 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun geçici madde 8/2 hükmüne göre, zamanaşımı süresinin 25.10.2017 tarihinden sonraki kısmı 5 yıldan uzun olduğundan 25.10.2022 tarihinin zamanaşımı süresinin sonu olduğu, bu tarihe arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid-19 salgını döneminde duran süreler eklendiğinde zamanaşımının tamamlandığı tarihin 08.02.2023 tarihi olduğu, ıslah edilen taleplerin zamanaşımına uğramaması için 08.02.2023 tarihine kadar talep edilmiş olması gerektiği, somut olayda ise ıslah dilekçesinin 09.01.2025 tarihinde sunulduğu, davalı tarafça süresinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğu, buna göre dava dilekçesinde talep edilen miktarlarla sınırlı olarak dava konusu tazminatların kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>C. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekilince süresinde istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gerekli işlemlerin yapılması gerektiğini, ihlal kararı sonrasında yeniden yargılama yapıldığını, yeniden yargılamada tahkikata geri dönüldüğüne göre zamanaşımı yönünden de tahkikatın yapıldığı ana dönülmesi gerektiğini,</p>

<p>2. Yapılan yargılamada yeni bir hak ihlaline daha sebep olunmaması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır.</p>

<p>Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu eksik bir borç hâline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.</p>

<p>Zamanaşımı; bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da yargılamayı yapan hâkim tarafından, yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, kanunda öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur.</p>

<p>Zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu işçi açısından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihtir.</p>

<p>Zamanaşımı; harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez.</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un "Zamanaşımı süresi" kenar başlıklı ek 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:</p>

<p>"İş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıldır.</p>

<p>a) Kıdem tazminatı.</p>

<p>b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.</p>

<p>..."</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi şöyledir:</p>

<p>"Ek 3 üncü madde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren iş sözleşmelerinden kaynaklanan yıllık izin ücreti ve tazminatlar hakkında uygulanır.</p>

<p>Ek 3 üncü maddede belirtilen yıllık izin ücreti ve tazminatlar için bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam eder. Ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, ek 3 üncü maddede öngörülen süreden uzun ise, ek 3 üncü maddede öngörülen sürenin geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olur."</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı taraf iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir. Davacı taraf verilen kararın ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen gerekçe ile Mahkemece verilen kararın davacının ifade özgürlüğünün ihlal ettiği gerekçesi ile ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında davacı tarafın dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa davacı tarafça yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle davacının bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre davacı tarafça ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup davacının iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekli iken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="74298"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesinde Staj (2026 - Yaz Dönemi)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinde-staj-2026-yaz-donemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinde-staj-2026-yaz-donemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, anayasa yargısı alanına ilgi duyan ve bu alanda tecrübe kazanmak isteyen lisans öğrencilerine tam zamanlı staj imkânı tanımaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Staj kapsamında öğrenciler, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri kapsamında Norm Denetimi ile Bireysel Başvuru başta olmak üzere Siyasi Parti Kapatma Davaları ve Siyasi Partilerin Mali Denetimi gibi konularda bilgi edinmekte, farklı birimlerde deneyim kazanarak anayasa yargısına ilişkin bilgi ve becerilerini geliştirme imkânı bulmaktadır.</p>

<p>Stajlarının sonunda başarılı olan öğrencilere sertifika verilmektedir.</p>

<p><strong>Staj Tarihleri</strong></p>

<ol>
 <li>Grup: 15-26 Haziran 2026 (40-55 Kişi)</li>
 <li>Grup: 29 Haziran-10 Temmuz 2026 (40-55 Kişi)</li>
 <li>Grup: 13-24 Temmuz 2026 (40-55 Kişi)</li>
</ol>

<p><strong>Başvuru Şartları</strong></p>

<ul>
 <li>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak</li>
 <li>Üniversitelerin Hukuk Fakültelerinde öğrenim görüyor olmak</li>
 <li>2025-2026 eğitim-öğretim yılında 4. sınıf öğrencisi olmak</li>
</ul>

<p><strong>Başvuru Belgeleri</strong></p>

<ul>
 <li>Fotoğraflı Özgeçmiş</li>
 <li>Öğrenci Belgesi</li>
 <li>Transkript (Güncel olmalıdır)</li>
 <li>Niyet Mektubu (Anayasa Yargısına ilginiz ve stajdan beklentileriniz)</li>
 <li>Adli Sicil Kaydı Belgesi (e-Devlet üzerinden temin edilebilir)</li>
</ul>

<p><strong>Başvuru Tarihleri</strong></p>

<p>Başvuru şartlarını taşıyan adayların başvurularını 20-25 Mayıs 2026 tarihleri arasında <a href="https://staj.anayasa.gov.tr/" rel="nofollow"><strong>staj.anayasa.gov.tr</strong></a> adresinden yapmaları gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuçların Açıklanması</strong></p>

<p>Staj Programına kabul edilenler 10 Haziran 2026 tarihinde <a href="https://staj.anayasa.gov.tr/stajsorgulama" rel="noopener" target="_blank"><strong>https://staj.anayasa.gov.tr/stajsorgulama</strong></a> adresinde ilan edilecektir.</p>

<p><strong><u>NOT:</u></strong> Bu ilanın yayınlandığı tarihten önce yapılmış olan staj başvurularının, burada belirtilen bilgi ve belgeleri de içerir şekilde <a href="https://staj.anayasa.gov.tr/" rel="nofollow"><strong>staj.anayasa.gov.tr</strong></a> web adresi üzerinden yeniden yapılması gerekmektedir.</p>

<p>* Staj programına kabul edilenlerin staj programını kapsayacak şekilde Ferdi Kaza Sigortası yaptırması gerekmektedir. (Staja gelirken bir örneğini getiriniz)</p>

<p>Her öğrenci yalnızca bir defa staj yapabilir ve staj dönemi içerisinde yer alan gruplardan yalnızca birine başvuru yapabilir. İlgili dönem için (örneğin yaz dönemi) staj başvurusu reddedilen öğrenciler, takip eden staj dönemlerinde (örneğin takip eden kış dönemi) başvurularını yineleyebilirler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinde-staj-2026-yaz-donemi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/aym-staj-20261.jpg" type="image/jpeg" length="11473"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşyerinde Kavga ve Sataşma Neticesinde Fesih]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kavga-ve-satasma-neticesinde-fesih-dal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kavga-ve-satasma-neticesinde-fesih-dal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İş Hukuku uygulamalarında işyerinde işçiler arasında yaşanan kavga ve sataşmalara sıkça rastlanmaktadır. Bir işçinin işyerindeki diğer işçilere yahut da işveren ve/veya işveren vekillerine karşı kavga ve sataşma fiilleri de olabilmektedir. Yaşanan bu gibi olaylar sonrasında işverenin nasıl hareket ettiği ve nasıl sonuçlandırdığı olası iş mahkemelerinde görülecek olan davalarda önem arz etmektedir. İşyerinde yaşanan kavga yahut sataşmaya bağlı fesihlerde işveren tarafından işçiler arası eşitlik ilkesine uyulup uyulmadığı detaylı bir şekilde incelenmelidir. Ayrıca yaşanan olayın büyüklüğüne göre iş kazası sayılıp sayılmadığı da zaman zaman tartışma konusu olmaktadır.</p>

<p>Fesih kavramı sözleşmeyi sona erdirmek isteyen tarafın sözleşmeyi sona erdirmeye yönelik tek yanlı irade açıklamasıdır. Taraflardan birisinin fesih iradesini açıklamasıyla birlikte iş sözleşmesi geleceğe yönelik olarak ortadan kalkar. Buna bağlı olarak irade açıklaması nın şüpheye yer vermeyecek şekilde ve karşı tarafa ulaşması gerekir. Karşı tarafın himayesine girmeyen feshe yönelik irade açıklamaları hüküm ve sonuçlarını doğurmaz. Fesih beyanı, karşı tarafa ulaştığı an itibarıyla tüm sonuçlarını doğurur ve bu beyandan geri dönmek artık mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez.</p>

<p>İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.</p>

<p>İşçinin davranışlarına dayanan fesih, her şeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Şüphesiz, işçinin iş sözleşmesinin ihlali işverene derhal feshetme hakkını verecek ağırlıkta olmadığı da bu bağlamda incelenmelidir. Daha sonra ise, işçinin isteseydi yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının belirlenmesi gerekir. İşçinin somut olarak tespit edilmiş sözleşme ihlali nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır. İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak (kasden veya ihmalle) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir.</p>

<p>İşçinin, işverenin başka bir işçisine sataşması 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II, d hükmü uyarınca haklı fesih nedeni sayılmıştır. Sataşma niteliğinde olmadığı sürece, diğer işçilerle devamlı ve gereksiz tartışmaya girişmek, iş arkadaşları ile ciddi geçimsizlik göstermek geçerli fesih nedenidir. Buna karşılık bir darp veya hakaret söz konusu olmaksızın işçinin, yasanın gerekçesinde de belirtildiği gibi <i>"amirleri veya iş arkadaşları ile ciddi geçimsizlik göstermesi, sıkça ve gereksiz yere tartışmaya girişmesi"</i> gibi davranışlarda bulunması, işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde, geçerli bir fesih nedenidir. Gerçekten işçinin işverenle, işveren vekilleriyle veya diğer işçilerle geçimsizliği işyerinin normal işleyişine zarar veriyorsa işveren süreli fesih hakkını kullanabilir.</p>

<p>İş yerinde sosyal etkileşim, bireylerin iş performansını ve genel işyeri atmosferini derinden etkileyen bir faktördür. Ancak, olumsuz sosyal etkileşimler, iş yerinde kavga ve sataşma gibi davranışları tetikleyebilir. Bu kavramlar, çalışanlar arasındaki çatışmaları ve eğilimleri anlamak açısından kritik öneme sahiptir.</p>

<p><strong>1. Kavga Kavramı :</strong></p>

<p>Kavga, genellikle fiziksel bir çatışma olarak tanımlanır ve farklı bireyler arasında şiddet içeren bir etkileşim olarak ortaya çıkar. İş yerinde kavga, hem bireylerin fiziksel sağlığını tehdit eder hem de iş ortamında güvenlik açıklarına neden olur. Örneğin, bir çalışanın başka bir çalışana karşı fiziksel saldırıda bulunması, yalnızca saldırıya uğrayan bireyin değil, aynı zamanda çevresindekilerin de psikolojik ve duygusal sağlığını olumsuz etkileyebilir. Kavga, genellikle stres, yoğun rekabet, kötü yönetim veya iletişim eksikliği gibi faktörlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Ayrıca, kavga, iş yerinde moral bozukluğuna ve ekip çalışmasının sekteye uğramasına neden olabilir, bu da iş verimliliğini olumsuz etkiler.</p>

<p><strong>2. Sataşma Kavramı :</strong></p>

<p>Sataşma, daha çok sözlü veya duygusal bir saldırı şeklinde ortaya çıkar. Bu, bireyler arasında alay etme, küçümseme veya tehdit edici ifadelerle kendini gösterir. Sataşma, genellikle çalışma ortamında güç dengesizlikleri, ayrımcılık veya cinsiyet temelli ayrımcılık gibi sorunların bir sonucu olarak ortaya çıkar. Sataşmanın etkileri, bireyler üzerinde derin psikolojik etkilere yol açabilir. Uzun vadeli sataşmalara maruz kalan bireylerde anksiyete, depresyon ve düşük özsaygı gibi sorunlar gelişebilir. Ayrıca, sataşma, ekip üyeleri arasında güven kaybına yol açabilir ve iş yerindeki genel atmosferi bozabilir.</p>

<p>Kavga ve sataşma, iş yerinde ciddi sorunlar yaratabilir. Bu nedenle, yöneticilerin bu tür davranışları önleyici stratejiler geliştirmeleri önemlidir. İş yerinde pozitif bir atmosfer yaratmak, açık iletişimi teşvik etmek ve çatışma yönetimi eğitimleri düzenlemek, bu tür olumsuz davranışların önüne geçebilir. Ayrıca, iş yerinde sıfır tolerans politikaları uygulamak, çalışanların bu tür davranışlara maruz kalma olasılığını azaltabilir. Çalışanların haklarını korumak ve onları desteklemek, sağlıklı bir işyeri kültürü oluşturmada önemli bir adımdır. İş yerinde kavga ve sataşma, bireylerin psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Bu nedenle, yöneticilerin bu tür davranışları önlemek için etkili stratejiler geliştirmesi ve uygulaması gerekmektedir. Sağlıklı bir işyeri atmosferi yaratmak, çalışanların motivasyonunu artırabilir ve genel iş verimliliğini olumlu yönde etkileyebilir.</p>

<p><strong>Kavga, Sataşma ve Fesihler Arası Değerlendirme :</strong></p>

<p>İşyerinde kavga ve sataşma, iş ilişkilerinin bozulmasına ve çalışma ortamının olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Kavga ve sataşmalar, işyeri disiplinini bozarak verimliliği düşürebilir. İşçilerin birbirlerine fiziksel veya sözlü saldırıda bulunmaları çalışma ortamını gergin hale getirir. Bu durum hem diğer çalışanların moralini bozar hem de genel iş huzurunu zedeler. Bu tür durumlar, işverenin disiplin kurallarını uygulamasına ve hatta iş sözleşmesinin feshine neden olabilir. Ancak, kavga, sataşma ve fesih arasındaki ilişki, her durumda aynı değildir. Kavga ve sataşma, işyerinde tolerans gösterilemeyecek davranışlardır. Bu tür davranışlar, işverenin işyerindeki düzen ve disiplini korumak için gerekli önlemleri almasına neden olabilir. Kavga ve sataşma her zaman fesihle sonuçlanmayabilir. Nitekim kavga ve sataşmanın fesihle sonuçlanabilmesi için genellikle işyerinde ciddi bir düzen ve disiplin bozukluğuna neden olmalıdır. Buna bağlı olarak kavga veya sataşma sonrası yapılacak değerlendirmelerde; Kavganın veya sataşmanın ciddiyeti dikkate alınmalı, Kavgada yer alan tüm tarafların katkısı değerlendirilmeli, Kavgayı kimin başlattığı, kimin hangi ölçüde dahil olduğu belirlenmeli, İşverenin bu tür olayları önlemek için gerekli tedbirleri alıp almadığı incelenmeli ve ilgili işçinin savunmasının alınması gereklidir. Sonrasında yapılacak değerlendirme ile fesih aşamasına geçilmelidir.</p>

<p>İş Kanunu’nun 25’inci maddesi kapsamında değerlendirilecek ağır sözleri, işçi, işverenin veya vekilinin tahrikleri sonucu söylemesi, geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. İş Kanunu’nun 25’inci maddesi kapsamında değerlendirilecek ağır sözleri, işçi, işverenin veya vekilinin tahrikleri sonucu söylemesi, ya da tahrik kapsamında savunma sınırlarını aşarak darp veya hakarette bulunması geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. İşverenin tahrik eden veya sataşmayı başlatan işçinin iş sözleşmesini feshetmemesi, eşit işlem borcu kapsamında sataşılan ve cevap veren işçinin iş sözleşmesinin feshin haksız kılsa da, davranış işyerinde olumsuzluklara yol açmış ise geçerli nedeni ortadan kaldırmayacaktır.</p>

<p>Fesih, iş sözleşmesinin sona erdirilmesidir. Kavga ve sataşma nedeniyle fesih türleri, haklı-haksız fesih ve geçerli nedenle fesih olmak üzere gruplanabilir. Kavga ve sataşma nedeniyle fesih, haklı fesih olarak değerlendirilebilir. Ancak, feshin haklı olup olmadığı, her durumda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Haklı nedenle fesih işçinin ciddi anlamda kusurlu bulunduğu hallerde uygulanır. Ancak işverene yahut da işçiye göre haklı olarak görülen bir fesih yargılama aşamasında haksız olarak değerlendirilebilecektir. İş ilişkisinin sürdürülmesi beklenemeyecek durumlarda fesih, geçerli neden ileri sürülerek gerçekleştirilir. Bu durumda da karşımıza geçerli nedenle fesih kavramı ortaya çıkar. Ancak kavga ve sataşma nedeniyle feshin işe iadeye konu olabilmesi için genellikle yapılan feshin haksız olması gerekmektedir. Nitekim uygulama açısından kavga ve sataşma nedeniyle geçerli nedenle bildirimli fesih yoluna gidilmemektedir. Uygulama açısından en az rastlanan diğer bir durum ise kavga ve sataşma sonrası işveren yahut işçi tarafından bildirimli fesih yoluna gidilmesidir. Nitekim bildirimli fesih bu şekilde ani gelişen olaylardan ziyade işin akışına göre tarafların alacakları kararlar sonrası işlemektedir.</p>

<p>Kavga ve sataşma ile ilgili işyerinde yaşanan olumsuzluklarda her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirilme yapılmalıdır. Yapılacak değerlendirmede Yargıtay’ın konuya ilişkin görüşüne hâkim olunmalıdır. Kişiler arasında hukuk güvenliğinin sağlanması, benzer olaylar da farklı sonuçların çıkmasının önüne geçmek için Yargıtay kararlarının dikkate alınması önemlidir. Somut olayda özellikle kavganın veya sataşmanın tek taraflı olup olmadığı, tek taraflı saldırılarda ise tahrik durumu olup olmadığı hususları dikkatle değerlendirilmelidir. Ayrıca işverenlerin yaşanan olay karşısında yaptıkları feshin prosedürü, sonrasında taraflar arasında olabilecek davaların sonuçları bakımından önem arz etmektedir. Bu kapsamda haklı nedenle fesih imkânı varken geçerli nedenle fesih yapılmasının olası sonuçlarına ayrıca işyerinde yürütülmesi gereken disiplin prosedürü varken bu prosedüre uymamanın sonuçlarını çalışmamamızda detaylıca belirttik.</p>

<p>Sonuç olarak işyerinde kavga, sataşma, küfür, hakaret yahut benzeri eylemleri değerlendirirken eylemlerin ağırlığı, karşılıklı olup olmadığı ayrı ayrı değerlendirilmeli ve İş Kanunu kapsamında yer aldığı şekilde haklı yahut da geçerli fesih yoluna gidilmelidir. Fesih işlemi yapılırken de seçilen fesih yöntemine yahut da işyerinde uygulanan sözleşme kapsamında belirtilen fesih prosedürüne uyulması gerekmektedir. Kanaatimizce kanunda yapılacak bir değişiklikle işyerinde kavga ve sataşma hususlarına yönelik daha belirgin bir çerçeve çizilmesi uygun olabilecektir. Özellikle haklı nedenle feshin geçerli nedenle feshe dönüşmesine ilişkin yapılacak düzenleme ile kavga ve sataşma halinde haklı neden ve geçerli neden ayrımının sonuçları işçi bakımından lehe olacaktır. Öte yandan yapılacak düzenleme ile işverenler açısından olası bir durumda nasıl hareket edileceğinin daha anlaşılır bir şekil alması sağlanabilir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kavga-ve-satasma-neticesinde-fesih-dal-1</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="20851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/14422 E., 2017/1836 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 18/04/2017 tarihli, 2013/14422 E., 2017/1836 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/14422<br />
Karar No : 2017/1836</strong></p>

<p><br />
Temyiz Eden (Davalı) :<br />
Vekilleri :<br />
Diğer Davalı :<br />
Vekili :<br />
Karşı Taraf (Davacılar) :<br />
Vekilleri :</p>

<p>İstemin Özeti :Davacıların, mirasbırakanları .......2.6.2006 tarihinde ... Mahallesi ... Sokakta meydana gelen trafik kazasında vefatı üzerine; kazanın yoldaki çukurdan kaynaklandığı, bu durumun Ceza Mahkemesi tarafından hazırlattırılan bilirkişi raporu ile de sabit olduğu, hizmet kusurundan kaynaklı zararlarının idare tarafından karşılanmasının gerektiği ileri sürülerek uğranılan 50.000,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, ... 1. İdare Mahkemesi'nce; Adli tıp Kurumu'nun 26/12/2008 tarihli raporunda gerekli aydınlatma ve işaretleme sistemlerini yapmayıp trafiği tehlikeye düşüren davalı idarenin %60; kask takmayan, hızını ayarlamayan ve direksiyon kurallarına uymayan davacılar murisinin %40 kusuru bulunduğunun belirtildiği; bu kusur oranları uyarınca ...... için 19.547 TL;.......n için 4.118,73 TL; ...... için 688.82 TL destekten yoksun kalma tazminatı hesaplandığı, hesaplanan toplam 24.354,78 TL maddi tazminat ile manevi tazminat istemlerinin 50.000 TL'lik kısmının kabulü, tazminatın idareye başvuru tarihi olan 04.06.2007 tarihinden itibaren ödemenin yapıldığı güne kadar idarece hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı ... Belediye Başkanlığı tarafından davacılara ödenmesi, davanın ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle reddi, maddi ve manevi tazminat istemlerinin fazlaya ilişkin kısımlarının reddi yolunda verilen kararın, davalı Gaziemir Belediye Başkanlığı tarafından hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p>Savunmaların Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, dosyanın tekemmül ettiği anlaşılmakla yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, ... 1. İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="85191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/9890 E., 2017/807 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 20/02/2017 tarihli, 2013/9890 E., 2017/807 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/9890<br />
Karar No : 2017/807</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davacılar) :<br />
Vekili :<br />
Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) :<br />
Vekili :<br />
Diğer Davalı :<br />
Vekili :</p>

<p>İstemin Özeti : ... Kasabası ... Mahallesi ... Köyü yol ayrımında bulunan hemzemin geçitte 16.04.2004 tarihinde meydana gelen kaza sonucu çocukları ......... kaybeden davacıların, çocuklarını kaybetmelerinden dolayı zarara uğradıklarından bahisle davacı baba için 20.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, davacı anne için 20.000,00 TL maddi, 50.000,00 manevi olmak üzere toplam 40.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın; Devlet Demiryollarının gerekli tedbirleri almadığının belirterek olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka iskonto haddine göre belirlenecek reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, ... 16. İdare Mahkemesi'nce; Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 18/07/2007 tarihli raporunda; olay yeri hemzemin geçide trafiğin güvenliği açısından gerekli önlemleri (bariyer, alt geçit ya da üst geçit gibi) almayan, anılan bu önlemleri almakla yükümlü kazanın meydana geldiği yerdeki karayolunun yapım, bakım, onarımından sorumlu Kurum mevcut şartlarda meydana gelen olayda %10 ; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü'nün %10 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği; bu kusur oranları hükme esas alınarak ve Adli Tıp Kurumu raporunda TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğüne atfedilen %10 oranındaki kusurun da karayolundan sorumlu olan idareye atfedilerek; hesap bilirkişisince hesaplanan destekten yoksun kalma zararının davacı baba için 4.066,06 TL maddi, davacı anne için 6.525,17 TL maddi, davacılar için 25.000,00 TL'er manevi tazminatın adli yargıda davanın açıldığı 14.12.2004 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı Sincan Belediye Başkanlığı'nca davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat ile faiz isteminin reddi yolunda verilen kararın, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br />
Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, ... 16. İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/yargi/danistay-s1.jpg" type="image/jpeg" length="25484"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BELEDİYELERİN YOL AĞLARINDAKİ BAKIM YÜKÜMLÜLÜKLERİ İHLALİNDEN DOĞAN KÜMÜLATİF ARAÇ ZARARLARI VE İDARENİN SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-yol-aglarindaki-bakim-yukumlulukleri-ihlalinden-dogan-kumulatif-arac-zararlari-ve-idarenin-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-yol-aglarindaki-bakim-yukumlulukleri-ihlalinden-dogan-kumulatif-arac-zararlari-ve-idarenin-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong></p>

<p>Bu akademik inceleme yerel yönetimlerin ulaştırma ve altyapı hizmetlerindeki bakım-onarım yükümlülüklerinin ihlali neticesinde motorlu taşıtlarda meydana gelen kümülatif(zamana yayılı) zararların idare hukuku prensipleri çerçevesindeki tazmin edilebilirliğini ele almaktadır. Şehir içi yol ağlarında sıklıkla karşılaşılan yapısal bozulmalar, çukurlar ve asfalt deformasyonları araçlarda yalnızca anlık çarpma hasarlarına değil, aynı zamanda uzun vadeli mekanik yıpranmalara da sebebiyet vermektedir. Çalışma kapsamında, Anayasa'nın 125. maddesi başta olmak üzere 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri detaylıca irdelenmiştir. Hizmet kusuru ve tehlike ilkesine dayalı kusursuz sorumluluk kavramları arasındaki teorik sınırlar tartışılarak idari yargı pratiğinde ispat külfeti ve uygun illiyet bağının kümülatif zararlar yönünden nasıl esnetilmesi gerektiği yüksek yargı içtihatları eşliğinde analiz edilmiştir.</p>

<p><strong>1. GİRİŞ VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE</strong></p>

<p>Hukuk devleti ilkesinin en önemli yansımalarından biri, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları tazmin etme yükümlülüğüdür. Toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanan kamu hizmetleri, süreklilik, düzenlilik ve eşitlik prensipleri doğrultusunda yürütülmek zorundadır. İdarenin asli görevleri arasında yer alan kentsel altyapı ve ulaştırma hizmetleri modern yaşamın kesintisiz akışı için büyük bir öneme sahiptir. Karayollarının inşası, bakımı ve güvenliğinin sağlanması yerel yönetimler ile merkezi idarenin ortak sorumluluk alanına girmektedir. Günümüzde kentleşmenin ve motorlu araç kullanımının büyük bir hızla artması şehir içi yol ağları üzerindeki fiziki yükü ve yıpranma payını artırmıştır. Belediyelerin bütçelerinin yetersizliği, düzenli bakımlarının yapılmaması veya yol kalitesinin yeterli seviyede olmaması sebebiyle yollarda oluşan derin çukurlar, rögar kapaklarının yol seviyesiyle eşit düzeyde yapılmaması ve yollarda meydana gelen bölgesel çökmeler trafik güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Bu durum ayrıca bireylerin mülkiyet hakkına doğrudan zarar veren idari bir kusur olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Uygulamada, söz konusu yol kusurlarından kaynaklanan araç hasarları iki farklı kategoride ortaya koyabiliriz. Bunlardan ilki araçlarda meydana gelen "ani ve statik hasarlar"dır. Bu tip durumlarda kaza tespit tutanakları ve olay yeri fotoğrafları ile illiyet bağı kolaylıkla kurulabilmektedir. İkinci kategori ise bu çalışmanın asıl konusunu oluşturan "zamana bağlı kümülatif hasarlar"dır.</p>

<p>Sürücünün ikametgâhı ile iş yeri arasında yer alan ve idarece uzun süre bakımsız bırakılan bir güzergâhı düzenli olarak kullanması neticesinde, aracın süspansiyon ve yürür aksamında meydana gelen olağan dışı, hızlandırılmış yıpranmalar bu gruba girmektedir. Bu makale, klasik hizmet kusuru anlayışının kümülatif zararları tazmin noktasındaki yetersizliklerini aşmayı ve modern ispat hukuku teorileriyle konuya yeni bir perspektif kazandırmayı amaçlamaktadır.</p>

<p><strong>2. YOL BAKIM VE ONARIM HİZMETLERİNE İLİŞKİN NORMATİF ALTYAPI</strong></p>

<p>Türkiye'de karayolu ağlarının yönetimi ve bakımı yolun hukuki statüsüne ve coğrafi konumuna göre çeşitli idari makamlar arasında paylaştırılmıştır. Sorumluluğun tespiti ve husumetin doğru idareye yöneltilmesi açısından bu paylaşımın sınırlarının net olarak çizilmesi gerekmektedir. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 14/1-a maddesi uyarınca kentsel altyapı ve ulaşım hizmetleri belediyelerin asli görevleri arasında yer almaktadır. Bu madde uyarınca belediyenin yalnızca yol inşa etme görevi yoktur; aynı zamanda o yolun ekonomik ömrü boyunca ulusal standartlara (TSE) uygun, sürüş güvenliğini tehdit etmeyecek kondisyonda tutulması görevini de yüklemektedir. Belediyeler bu kapsamda gereken her türlü tedbiri almakla yükümlüdür.</p>

<p>Büyükşehir statüsüne sahip illerde ise 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu hükümleri uygulama alanı bulacaktır. 5216 sayılı Kanunun 7/1-g maddesi "Büyükşehir belediyesinin yetki alanındaki mahalleleri ilçe merkezine bağlayan yollar, meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarımı ile bu yolların temizliği ve karla mücadele çalışmalarını yürütmek; kentsel tasarım projelerine uygun olarak bu yerlere cephesi bulunan yapılara ilişkin yükümlülükler koymak; ilân ve reklam asılacak yerleri ve bunların şekil ve ebadını belirlemek; meydan, bulvar, cadde, yol ve sokak ad ve numaraları ile bunlar üzerindeki binalara numara verilmesi işlerini gerçekleştirmek" yetki sınırları çizilmiştir. Buna göre bulvarlar, meydanlar ve geniş caddelerin yapım, bakım ve onarımı doğrudan büyükşehir belediyeleri üzerine bırakılırken; mahalle aralarında kalan tali yollar ve dar sokakların sorumluluğu ilçe belediyeleri üzerine bırakılmıştır.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca şehir içinden geçse dahi devlet yolları ve il yolları statüsündeki transit güzergâhların bakım, onarım ve trafik güvenliğinin Karayolları Genel Müdürlüğüne ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla idari başvuru aşamasında yolun niteliğinin doğru tespit edilmesi sorumlu idarenin tespiti açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>3. İDARİ SORUMLULUĞUN TEMELLERİ: KUSUR VE RİSK</strong></p>

<p>İdarenin hukuki sorumluluğu özel hukuktaki haksız fiil sorumluluğundan farklı olarak, kamu hukukunun kendine has dinamikleri üzerine inşa edilmiştir. T.C. Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" hükmü bu sorumluluğun anayasal temelini oluşturur. İdare hukukunda mali sorumluluk, kural olarak "hizmet kusuru", istisnai olarak ise "kusursuz sorumluluk" esasına dayanır.</p>

<p>Hizmet kusuru idarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, işleyişinde veya teşkilatında meydana gelen objektif aksaklıklarda sorumluluğunu ortaya koymaktadır. Yol bakım hizmetleri bağlamında hizmet kusuru üç şekilde ortaya çıkabilir. Hizmetin hiç işlememesi (Bozulan veya çöken bir yolun idare tarafından tamamen kaderine terk edilmesi ve hiçbir müdahalede bulunulmaması) Hizmetin geç işlemesi (Vatandaşların CİMER veya yerel şikâyet hatları üzerinden bildirimde bulunmasına rağmen, yoldaki derin bir çukurun uzun süreler boyunca onarılmaması) Hizmetin kötü işlemesi (Onarımın standartlara aykırı yapılmasıdır. Niteliksiz asfalt kullanımı, zemin etüdünün yapılmaması veya yamaların ilk yağışta tekrar açılarak daha tehlikeli çukurlar oluşturması bu kapsamda değerlendirilebilir.) İdarenin yol ağını sürekli denetim altında tutma yükümlülüğü bulunduğundan "çukurdan haberimiz yoktu" savunması idari yargıda kabul görmemektedir.</p>

<p>İdarenin kusursuz sorumluluğu, devletin ve idari kurumların eylem veya işlemlerinden doğan zararları, herhangi bir hizmet kusuru aranmaksızın tazmin etmesi yükümlülüğü anlamına gelmektedir. Yolların idaresi, doğası gereği bünyesinde potansiyel tehlikeler barındıran kompleks bir faaliyettir. Bazı hallerde idare tüm bakım ve onarım süreçlerini gerektiği gibi yürütmesine rağmen zararın doğmasını engelleyemeyebilir. Bu noktada, idarenin "fedakârlığın denkleştirilmesi" ve "kamu külfetleri karşısında eşitlik" prensipleri gereği kusuru bulunmasa dahi sorumluluğuna gidilebilecektir. Ağır tonajlı araçların ve yoğun iklim koşullarının yıprattığı yolların yönetimi potansiyel bir risk yaratır. Bu riskin gerçekleşerek bireyin mal varlığında zararlar yaratması getirmesi durumunda idarenin tehlike ilkesi uyarınca kusursuz sorumluluğu doğabilecektir.</p>

<p><strong>4. KÜMÜLATİF ZARAR KAVRAMI VE UYGUN İLLİYET BAĞININ İSPATI</strong></p>

<p>Araçlarda çukurlar ve yapısal bozukluklar nedeniyle meydana gelen zamana bağlı kümülatif hasarlar ispat hukuku açısından sorunlu bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Geleneksel zarar teorisi eylem ile sonuç arasında kesintisiz bağ arar. Oysa kümülatif zararlarda süreç küçük mikro-travmaların zaman içerisinde birikmesiyle oluşur. Bu noktada güzergâhtaki kusurlu geçiş sayısı, yolun bozukluğundan kaynaklanan her bir dikey ivme etkisini, parçada oluşan anlık mikro deformasyonu, malzemenin olağan yorulma payını göz önünde bulundurarak araçta meydana gelen kümülatif zararın tespit edilmesi gerekmektedir. Bu noktada "uygun illiyet bağı" teorisinin modern yorumlarına başvurulması gerekmektedir. İdari eylemin tek bir olay değil, "süregelen bir eylemsizlik hali" olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Kümülatif zarar iddiasının ispatını temel 3 madde altında ortaya koyabilmektedir. Bunlardan ilki güzegahın ortaya konulmasıdır. Zarara uğrayan taraf araç güzergahını Plaka Tanıma Sistemi (PTS), Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kayıtları, ev-işyeri adres bilgileri, tanık ve kamera kayıtları ile ortaya koyabilmektedir. Burada önemli olan husus kişinin bozuk güzergahı kullanma zorunluluğunun ve kullandığı gerçeğinin ortaya konulmasıdır. Ayrıca belirtmemiz gerekir ki ev-işyeri bilgileri ispat açısından fiili karine oluşturabilecektir.</p>

<p>Kümülatif zararı iddiasını ortaya koymada ikinci önemli maddemiz eksper incelemesidir. Araçların kusurlu yollar nedeniyle zarara uğrayabilecek parçaları arasında lastik, jantlar, süspansiyon sistemi, amortisörler, rot ayarı, tabla ve burçlar, egzoz sistemi ve motor karteri sayılabilir. Bu noktada aracın eski muayene kayıtları, varsa eksper raporu, yenilenen parçalar var ise bunlara dair fatura ve servis kayıtları, aracın yaşı ve kilometre bilgileri eşliğinde eksper raporu alınması ve meydana gelen zarar ile idarenin kusuru arasındaki illiyet bağının ortaya konulması büyük önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kümülatif zararı ortaya koymada bir diğer önemli maddemiz ise idareye yapılan talep ve şikayetlere ilişkin kayıtlardır. Bu sayede idarenin bilme ve onarım yapma yükümlülüğünü ihlal ettiği ve hizmet kusuruna neden olduğu ortaya konulmuş olacaktır.</p>

<p><strong>5. YÜKSEK YARGI İÇTİHATLARI VE YARGI YOLU</strong></p>

<p>Türkiye'de karayollarındaki bakım eksikliklerinden doğan zararların tazmini konusunda yüksek yargı organları zaman zaman görüş ayrılıkları yaşamış olsa da, uyuşmazlıkların çözüm yeri ve esası konusunda artık yerleşik bir içtihat hukuku oluşmuştur.</p>

<p>Karayollarındaki fiziki kusurlar veya yapısal hatalar nedeniyle talep edilecek tazminat uyuşmazlıklarında hangi mahkemenin görevli olduğu, olayın şartlarına göre farklılık gösterir. Ne var ki, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun açık hükmü gereği bu davaların çözüm yeri istisnasız olarak adli yargı mercileridir. Eğer kazanın yaşandığı kusurlu yolun bakım ve onarım sorumluluğu kamuya (Belediyelere veya Karayolları Genel Müdürlüğü'ne) aitse, söz konusu davaların adresi adli yargı kolunda yer alan Asliye Hukuk Mahkemeleri olmalıdır. Diğer taraftan, güzergahın yap-işlet-devret modeliyle özel firmalar tarafından yönetildiği otoyollarda durum farklılaşır. Bu tür özel yollardaki bozukluklardan kaynaklanan zararlarda, aracı kullanan kişinin seyahat amacı belirleyici bir kriterdir. Şayet sürücü şahsi, yani ticari veya mesleki olmayan bir nedenle seyahat ediyorsa dava Tüketici Mahkemelerinde açılmalıdır. Ancak yapılan yolculuğun temelinde ticari ya da mesleki bir faaliyet yatıyorsa, uyuşmazlığın çözüm yeri yine Asliye Hukuk Mahkemeleri olacaktır.</p>

<p>Belediye veya Karayolları Genel Müdürlüğü'nün sorumluluğunda olan bir yolda, idarenin yoldaki çukuru kapatmaması, gerekli uyarı levhalarını yerleştirmemesi veya bakım çalışmalarını standartlara uygun yapmaması neticesinde meydana gelen araç zararları ile diğer maddi zararlar, doğrudan doğruya kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin bir "hizmet kusuru" teşkil eder. Danıştay'ın bu konuda vermiş olduğu kararlar illiyet bağı ve idarenin sorumluluğunun sınırları konusunda yol göstericidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 15. Dairesi’nin T.20/02/2017, E.2013/9890, K.2017/807 sayılı kararın</a>da yol zeminindeki bozukluk ve ıslaklık nedeniyle meydana gelen kazada gerekli bakım-onarımı yapmayan ve uyarıcı işaret koymayan idarenin hizmet kusuru bulunduğu kabul edilmiştir. Bu kapsamda öncelikli olarak olayın meydana geliş şekli, idarenin hizmet kusurunun ağırlığı, zararın niteliği araştırılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 15. Dairesinin T.18/04/2017 E.2013/14422 K.2017/1836 sayılı kararı</a>nda İzmir'de yoldaki çukur sebebiyle meydana gelen ölümlü kazada geride kalanların, ceza mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda idarenin hizmet kusuru olduğunun anlaşıldığını belirterek belediyeye tazminat davası açtığına yer verilmiştir. Adli Tıp Kurumu raporuyla yolda gerekli aydınlatma ve işaretleme tedbirlerini almayan idarenin %60 oranında hizmet kusuru işlediği; kask takmayıp hızını ayarlamayan sürücünün ise %40 oranında kusur taşıdığı tespit edilmiştir. Danıştay, İdare Mahkemesi'nin bu kusur oranları ışığında idarenin sorumluluğuna hükmederek hesapladığı maddi ve manevi tazminatların yasal faiziyle birlikte ödenmesi kararını hukuka uygun bularak onamıştır.</p>

<p><strong>6. USUL HUKUKU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRMELER (ZORUNLU İDARİ BAŞVURU)</strong></p>

<p>İdari yargıda açılacak tam yargı (tazminat) davaları bir takım katı usul kurallarına tabidir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu md. 13/1'e göre "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir." Bu zorunlu idari başvuru süreci işletilmeden doğrudan mahkemeye gidilmesi, davanın usulden reddi ile sonuçlanacaktır.</p>

<p>İYUK md. 13 uyarınca mağdur, eylemi ve zararı öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili belediyeye veya idareye yazılı olarak başvurmalıdır. Ani hasarlarda bu süre olayın gerçekleştiği gün başlarken; makalemizin konusu olan kümülatif zararlarda "zararı öğrenme tarihi" hukuki bir tartışma yaratmaktadır. Doktrindeki baskın görüşe ve yargısal eğilimlere göre, kümülatif hasarlarda öğrenme tarihi, aracın mekanik bir incelemeye tabi tutularak arızanın yol kaynaklı olduğunun yetkili bir ekspertiz veya servis raporuyla somutlaştırıldığı tarihtir</p>

<p><strong>7. SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRAN VEYA AZALTAN HUKUKİ HALLERİ</strong></p>

<p>İdari eylem ve işlemlerden kaynaklanan tazminat yükümlülüğü, nedensellik (illiyet) bağını kesen birtakım harici faktörlerin varlığında bütünüyle ortadan kalkabileceği gibi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan hükümlerin idare hukukuna kıyasen uygulanması yoluyla oransal olarak da azaltılabilmektedir. Bu kapsamda öne çıkan temel etkenlerden ilki mücbir sebeptir.</p>

<p>Kamu idaresinin önceden tahmin edip tedbir almasının ve karşı koymasının fiilen imkânsız olduğu olağanüstü tabiat olayları mücbir sebep olarak nitelendirilebilir. Örneğin, ansızın gelişen yıkıcı bir depremin karayolunda meydana getirdiği derin yarıkların araçlara verdiği zararlarda idareye kusur atfedilemez. Buna karşılık, bölgenin iklim standartları dahilinde gerçekleşen yağışların ardından asfalt yüzeyinde meydana gelen erime ve bozulmalar mücbir sebep şemsiyesi altına alınamaz; bu tür deformasyonlar açıkça projelendirme, mühendislik veya hatalı malzeme kullanımından kaynaklanan birer hizmet kusurudur.</p>

<p>İlliyet bağını kesen veya azaltan unsurlardan bir diğeri ise üçüncü kişinin ağır kusurudur. Yol güzergâhında altyapı, doğalgaz veya telekomünikasyon çalışması yürüten taşeron firmaların ya da kurumların, çalışma sahasını usulüne uygun kapatmayarak çukur veya hafriyat bırakması neticesinde doğan zararları bu kapsamda değerlendirebiliriz. Yine üçüncü kişilerin kendi hatalarıyla yollara verdikleri zararlar da bu kapsama dahildir. Ne var ki mahkemeler, belediyelerin kendi yetki havzalarındaki her türlü kazı ve yapım işini denetleme mükellefiyetine sahip olmasından yola çıkarak, genellikle idareyi mağdura karşı "müteselsilen (zincirleme) sorumlu" kabul etmektedir. Belediyenin, mağdura ödemek zorunda kaldığı tazminat bedelini daha sonra asıl kusurlu işletmeye veya müteahhide rücu etme (yansıtma) hakkı ise saklıdır</p>

<p>İlliyet bağını kesen veya azaltan unsurlardan üçüncüsü ise zarar görenin ağır kusurudur. Sürücünün söz konusu yolun fiziki eksikliklerini ve tehlikelerini bilmesine rağmen hız sınırlarını aşması, aracın taşıma kapasitesinin üzerinde yük yüklemesi yahut gerekli trafik dikkatini sergilememesi hallerini bu kapsamda değerlendirebiliriz. Yargılama aşamasında mahkemece görevlendirilen bilirkişi heyeti, olayın oluşumuna göre taraflar arasında matematiksel bir kusur dağılımı (örneğin idare %71, zarar gören %29) belirler ve hükmedilecek tazminat miktarından davacının kusuru oranında hakkaniyet indirimi (tenzilat) yapılır. Bu kapsamda somut olayın tüm unsurları göz önünde bulundurulmalı ve ondan sonra eksper raporu eşliğinde karar verilmelidir.</p>

<p><strong>8. SONUÇ </strong></p>

<p>İdarenin varoluş amacından doğan en temel ödevlerinden biri; çağdaş standartlara uygun ulaşım ağları inşa etmek, bu yolların periyodik onarımını sağlamak ve ortaya çıkan fiziki riskleri gecikmeksizin ortadan kaldırmaktır. Yerel yönetimlerin bu kamusal yükümlülüğü ihmal etmesi neticesinde yollarda süreklilik kazanan çukurlar ve yapısal bozukluklar, yurttaşların mülkiyet hakkını ihlal etmesinin yanı sıra motorlu taşıtlarda zamanla biriken (kümülatif) mekanik zararlara zemin hazırlamaktadır.</p>

<p>Aniden gerçekleşen kaza kaynaklı hasarlarla kıyaslandığında, zamana yayılan kümülatif yıpranmaların hukuken ispatlanması daha karmaşık bir süreçtir. Buna rağmen; aracın söz konusu güzergâhı sürekli kullandığını teyit eden elektronik veriler, bağımsız bilirkişi incelemeleri ve idareye yapılmış şikâyet bildirimleri vasıtasıyla "uygun illiyet bağı" rahatlıkla kurulabilmektedir. Hukuk devleti ilkesi, idari yargı makamlarının "hizmet kusuru" kavramını katı ve durağan bir çerçeveden çıkararak, mütemadi idari eylemsizliklerin birikimli sonuçlarını da kapsayacak modern ve dinamik bir yorum metodolojisine geçiş yapmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Artan hukuki ihtilafları asgariye indirmek ve kamu bütçesinin tazminat yüküyle tükenmesinin önüne geçmek için, belediyelerin önleyici bakım stratejilerini benimsemesi şarttır. Bu bağlamda, çöp kamyonları veya belediye otobüsleri gibi sahada sürekli aktif olan araçlara yapay zekâ destekli yüzey tarama sistemlerinin entegre edilmesi asfalt deformasyonlarının büyümeden tespitini sağlayacaktır. Ek olarak, Sayıştay denetim raporlarında "yol bakım kalitesinin" bağımsız bir performans kriteri haline getirilmesi yerel yöneticilerin hesap verebilirliğini artıracak ve hizmet standardını yükseltecektir.</p>

<p>Hasılı sağlam altyapıya sahip ve sürüş güvenliği sağlanan kentlerin inşası, sadece idarenin karşılaşacağı mali külfetleri engellemekle kalmayacak, aynı zamanda bireylerin devlete duyduğu anayasal güven hissini de kalıcı olarak sağlamada büyük rol oynayacaktır.</p>

<p><strong>Av. Tarık Buğra KAYA</strong></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982).5393 Sayılı Belediye Kanunu, 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü E.2019/543, K.2019/675, Danıştay 15. Daire E.2015/8023, K.2017/1402, Reyhan Kayışlı Arslanbuğa Bozuk Yolda Meydana Gelen Trafik Kazasında İdarenin Tazminat Sorumluluğu 18/02/2021, Yoldaki Çukur, Bozuk Asfalt ve Açık Rögar Nedeniyle Oluşan Zararlarda Belediyenin Hukuki Sorumluluğu Onur Küçükyetim, Çağlayan, R. (2019) İdari Yargılama Hukuku ve İdari Sorumluluk (5. Baskı), Seçkin Yayıncılık, Ankara.Gözler, K. (2022). İdare Hukuku Dersleri (21. Baskı). Ekin Yayınları, Bursa.Giritli, K., Bilgen, P., &amp; Akgüner, T. (2015). İdare Hukuku. Der Yayınları, İstanbul.Yıldırım, T. (2018). Türkiye'de İdari Yargı Sistemi ve Sorumluluk Hukuku Esasları. Yetkin Yayınları, Ankara</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-yol-aglarindaki-bakim-yukumlulukleri-ihlalinden-dogan-kumulatif-arac-zararlari-ve-idarenin-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-tokmak-kitaplss.jpg" type="image/jpeg" length="90426"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mağduriyet Egoizmi Karşısında Avukat: Acının Temsili ile Hukukun Sınırı Arasında]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/magduriyet-egoizmi-karsisinda-avukat-acinin-temsili-ile-hukukun-siniri-arasinda-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/magduriyet-egoizmi-karsisinda-avukat-acinin-temsili-ile-hukukun-siniri-arasinda-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Mağduriyet, hukukun en güçlü başlangıç noktalarından biridir. Haksızlığa uğrayan insan yalnızca zararının giderilmesini değil, sesinin duyulmasını, acısının tanınmasını ve uğradığı haksızlığın kamusal olarak adlandırılmasını ister. Bu yönüyle mağduriyet, hak arama davranışının meşru ve insani kaynağıdır. Ancak mağduriyet duygusu her zaman hukukileşerek ilerlemez; kimi zaman genişler, katılaşır, kendi etrafında ahlaki bir üstünlük alanı kurar ve kişiye sınırsız talep hakkı verdiği yanılsamasını üretir. Bu noktada mağduriyet, adalet arayışının zemini olmaktan çıkarak mağduriyet egoizmine dönüşür.</p>

<p>Mağduriyet egoizmi, kişinin uğradığı haksızlığı bütün hukuki, ahlaki ve usuli sınırların üstüne yerleştirmesi; kendi acısını başkalarının haklarını, delil rejimini, ölçülülük ilkesini ve yargılamanın tarafsızlığını bastıran bir meşruiyet kaynağına dönüştürmesidir. Bu durum, özellikle avukatlık mesleği bakımından hassas bir gerilim yaratır. Avukat, müvekkilinin acısını anlamak ve temsil etmek zorundadır; fakat o acının içinde eriyerek hukuku intikamın aracına dönüştüremez. İyi avukatlık, müvekkilin duygusunu inkâr etmeden ona hukuki biçim kazandırmak; mağduriyetin haklı çekirdeğini korurken onun ölçüsüz genişlemesine sınır koyabilmektir.</p>

<p>Bu makale, mağduriyet egoizmi karşısında avukatın konumunu empati, mesafe, meslek etiği, yargısal dikkat ve savunma hakkı bağlamında incelemektedir. Temel iddia şudur: Avukat, mağduriyetin sözcüsü olabilir; fakat mağduriyetin sınırsızlaştırılmış egosunun memuru olamaz. Avukatın sadakati, müvekkilin her duygusuna teslim olmak değil, müvekkilin gerçek menfaatini hukukun sınırları içinde korumaktır.</p>

<p><strong>1. Giriş: Mağduriyetin Haklılığı ile Mağduriyetin Mutlaklığı Arasında</strong></p>

<p>Hukuk çoğu zaman bir mağduriyet anlatısıyla başlar. Bir insan gelir ve anlatır: Haksızlığa uğramıştır. Aldatılmıştır, yaralanmıştır, küçük düşürülmüştür, dışlanmıştır, dolandırılmıştır, tehdit edilmiştir, terk edilmiştir, itibarı zedelenmiştir, emeği gasp edilmiştir, onuru kırılmıştır. Avukatın masasının karşı tarafında oturan kişi çoğu kez sadece bir hukuki uyuşmazlığın tarafı değildir; aynı zamanda kendi hayat hikâyesinin bir yerinde incinmiş, kırılmış, görünmez bırakılmış bir öznedir. Bu nedenle avukatlık, yalnızca kanun maddelerini bilen bir teknik meslek değildir. Avukat, insanın haksızlık deneyimiyle ilk temas eden mesleklerden biridir. Mahkeme salonundan önce gelen yer, çoğu zaman avukatın odasıdır. Müvekkil orada yalnızca olayları sıralamaz; kendisini, öfkesini, utancını, kırgınlığını, haklılık ihtiyacını ve tanınma arzusunu da getirir. Avukatlık masasının üstüne sadece belgeler değil, insanın iç dünyası da konur.</p>

<p>Fakat işte tam burada kritik bir ayrım doğar. Her mağduriyet haklılık üretmez; her acı hukuki doğruluk anlamına gelmez; her incinme, sınırsız talep hakkı vermez. İnsan haksızlığa uğramış olabilir; fakat bu, onun her iddiasını ispatlanmış, her talebini ölçülü, her öfkesini meşru, her yöntemini hukuka uygun kılmaz. Mağduriyet, hukukun kapısını açabilir; ama hukukun yerine geçemez.</p>

<p>Mağduriyet egoizmi dediğimiz şey, tam da bu geçiş noktasında ortaya çıkar. Kişi, uğradığı haksızlığı kendi benliğinin merkezine yerleştirir ve artık dünyayı bu merkezden okumaya başlar. Kendi acısı, bütün ölçülerin ölçüsü olur. Karşı taraf yalnızca hukuki bir muhatap değil, mutlak kötüye dönüşür. Mahkeme, hakikati araştıracak bir yargılama makamı değil, mağdurun anlatısını onaylaması gereken bir sahne olarak görülür. Avukat ise hukuki aklın temsilcisi değil, müvekkilin öfkesini taşıması gereken bir sözcü gibi konumlandırılır.</p>

<p>Bu tablo, avukat açısından en zor mesleki sınavlardan birini doğurur. Avukat müvekkiline duyarsız kalamaz; onun acısını küçümseyemez; mağduriyetini soğuk bir prosedür meselesine indirgeyemez. Ancak avukat, müvekkilin mağduriyet duygusu tarafından da bütünüyle ele geçirilemez. Çünkü avukatın görevi, acıyı hukuka tercüme etmektir; acıyı hukukun yerine geçirmek değildir. Bu nedenle mağduriyet egoizmi karşısında avukatın konumu, iki uç arasında kurulmalıdır: Bir yanda mağduru susturan, onun acısını teknik ayrıntılar içinde eriten soğuk hukukçuluk; diğer yanda mağduriyet duygusunu mutlaklaştırıp hukuku intikamın aracına dönüştüren kontrolsüz tarafgirlik. İyi avukatlık, bu iki uç arasında zor, ince, fakat onurlu bir yerde durur.</p>

<p><strong>2. Mağduriyetin Haklı Çekirdeği</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmini tartışırken ilk dikkat edilmesi gereken nokta, mağduriyeti baştan patolojik veya sorunlu bir hâl gibi görmemektir. Çünkü mağduriyet, çoğu zaman hukuki ve ahlaki bir gerçeğe dayanır. İnsan gerçekten zarar görmüş olabilir. Bedeni incinmiş, malvarlığı eksilmiş, itibarı zedelenmiş, ailesi dağılmış, iş hayatı sarsılmış, güven duygusu yıkılmış olabilir. Bu nedenle “mağduriyet egoizmi” kavramı, mağduru suçlayan, mağdurun acısını küçümseyen, onun hak arama davranışını gayrimeşru gösteren bir kavram olarak kullanılmamalıdır. Aksi halde hukuk, zaten incinmiş olan kişiye ikinci bir incinme yaşatır. Mağdur önce fiilin, sonra da duyarsızlığın mağduru hâline gelir.</p>

<p>Mağdurun tanınma ihtiyacı son derece insani bir ihtiyaçtır. Haksızlığa uğrayan kişi çoğu zaman yalnızca sonuç almak istemez; yaşadığı şeyin adının konulmasını ister. “Bana yapılan haksızlıktır” cümlesinin kamusal olarak duyulmasını ister. Bu nedenle dava, yalnızca maddi sonuç üreten bir mekanizma değildir; aynı zamanda sembolik bir tanınma alanıdır. Avukat bu haklı çekirdeği görmezse müvekkilini anlayamaz. Onu sadece dilekçeye çevrilecek bir olaylar toplamı gibi görür. Oysa müvekkilin anlattığı şey çoğu zaman çıplak olay değildir; olayın kendisinde bıraktığı izdir. İyi avukat, bu izi görür. Müvekkilin öfkesinin altında bazen korku, bazen aşağılanma, bazen utanç, bazen çaresizlik, bazen de kaybedilmiş bir saygınlığı yeniden kazanma arzusu bulunduğunu anlar.</p>

<p>Ancak avukatın anlaması, onaylaması anlamına gelmez. Empati, teslimiyet değildir. Müvekkilin duygusuna temas etmek başka şeydir; o duygunun hukuki stratejiyi bütünüyle yönetmesine izin vermek başka şeydir. Mağduriyetin haklı çekirdeğini korumak için bile onun ölçüsüz genişlemesini sınırlamak gerekir. Çünkü kontrolsüz mağduriyet dili, sonunda mağdurun kendi davasına da zarar verir.</p>

<p><strong>3. Mağduriyet Egoizmi Nedir?</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmi, kişinin uğradığı haksızlık nedeniyle kendisini hukuki ve ahlaki sınırların üstünde görmeye başlamasıdır. Bu psikolojide kişi artık yalnızca zararının giderilmesini istemez; kendi acısının bütün dünyayı yeniden düzenlemesini bekler. Herkesin kendisine inanmasını, herkesin kendi öfkesini paylaşmasını, yargılamanın kendi anlatısı etrafında şekillenmesini ister.</p>

<p>Bu hâl birkaç tipik cümlede kendisini gösterir:</p>

<p>“Ben mağdurum, o hâlde bana inanılmalı.”</p>

<p>“Ben acı çektim, bu yüzden karşı tarafın savunma hakkı bu kadar önemsenmemeli.”</p>

<p>“Ben zarar gördüm, o hâlde onun da hayatı mahvolmalı.”</p>

<p>“Ben haklıyım, avukat da benim öfkemi aynen mahkemeye taşımalı.”</p>

<p>“Bu kadar acıdan sonra usulden, delilden, ölçülülükten söz edilemez.”</p>

<p><strong>Bu cümlelerin ortak noktası, mağduriyetin hukuki denetimin yerine geçirilmesidir.</strong> Mağduriyet, delilin yerine geçer; öfke, gerekçenin yerine geçer; ahlaki üstünlük hissi, ispatın yerine geçer. Böylece hukuk, mağduriyet anlatısının hizmetkârı hâline getirilmek istenir. Oysa hukuk tam da bu nedenle vardır: Acıyı tanımak, fakat acının tek başına hüküm kurmasına izin vermemek için. Hukuk, haksızlığı ciddiye alır; ama haksızlığa uğrayan kişinin bütün taleplerini otomatik olarak haklı kabul etmez. Hukuk, mağduru dinler; fakat karşı tarafı da dinlemek zorundadır. Hukuk, zararı görür; fakat delili, usulü, savunmayı ve ölçülülüğü de korur.</p>

<p>Mağduriyet egoizmi, en çok bu noktada hukuki düzenle çatışır. Çünkü hukuk yavaş, usuli, denetime açık ve sınırlayıcıdır. Mağduriyet egoizmi ise hızlı, mutlak, duygusal ve sınırsızdır. Hukuk “ispatla” der; mağduriyet egoizmi “acıma bak” der. Hukuk “karşı tarafı da dinleyelim” der; mağduriyet egoizmi “onu dinlemek bile bana haksızlık” der. Hukuk “ölçülü olalım” der; mağduriyet egoizmi “benim acımın ölçüsü olmaz” der. Bu yüzden avukatın görevi, mağduriyet ile hukuk arasında bir çeviri yapmaktır. Avukat, müvekkilin acısını inkâr etmeden ona hukuki biçim verir. Öfkeyi talebe, kırgınlığı delile, tanınma arzusunu usuli hakka, intikam isteğini ölçülü bir hukuki sonuca dönüştürmeye çalışır.</p>

<p><strong>4. Avukatın Empatik Mesafesi</strong></p>

<p>Avukatlıkta en zor becerilerden biri empatik mesafedir. Empati olmadan avukatlık mekanikleşir; mesafe olmadan avukatlık savrulur. Avukat müvekkilini anlamalıdır, fakat müvekkilinin duygusal evreninde kaybolmamalıdır. Onun acısını duymalıdır, fakat o acının diliyle düşünmeye başlamamalıdır.</p>

<p>Empatik mesafe, avukatın müvekkiline şöyle yaklaşabilmesidir: “Seni duyuyorum. Yaşadığın şeyin sende nasıl bir yıkım oluşturduğunu görüyorum. Fakat bunu mahkemeye bu ham öfkeyle taşırsak haklılığımız güçlenmez, zayıflar. Şimdi bunu hukuki dile çevirmemiz, delillendirmemiz, ölçülü bir talep hâline getirmemiz gerekir.” Bu cümle, avukatlığın temel sınır çizgisidir. Avukat, müvekkilin öfkesini küçümsemez; ama o öfkeye mesleki aklını teslim etmez. Çünkü avukatın görevi müvekkilin duygusunu çoğaltmak değil, onu hukuken işlenebilir hâle getirmektir.</p>

<p>Empatik mesafeyi kaybeden avukat iki ayrı hataya düşebilir. Birinci hata, soğuk teknisyenliktir. Bu durumda avukat müvekkilin acısını hiç görmez. Onu yalnızca “dosya”, “talep”, “delil”, “dava türü”, “süre” ve “harç” üzerinden okur. Müvekkilin yaşadığı kırılmayı anlamadığı için onunla güven ilişkisi kuramaz. Bu tür avukatlık, teknik olarak doğru işler yapabilir; fakat insanı temsil etmekte eksik kalır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İkinci hata ise duygusal özdeşleşmedir. Bu durumda avukat müvekkilin acısını o kadar sahiplenir ki, mesleki mesafesini kaybeder. Karşı tarafı artık hukuki bir özne olarak değil, müvekkilin anlatısındaki mutlak kötü olarak görür. Dilekçenin dili sertleşir, talepler ölçüsüzleşir, dava stratejisi intikam duygusuna göre şekillenir. Avukat, hukuki temsilci olmaktan çıkar; müvekkilin öfkesinin uzantısı hâline gelir. Oysa iyi avukatlık ne duygusuz teknisyenliktir ne de duygusal taşeronluk. İyi avukatlık, müvekkilin acısını anlayarak ona hukuki sınır koyabilmektir.</p>

<p><strong>5. Müvekkilin Öfkesi ve Avukatın Sınır Koyma Görevi</strong></p>

<p>Müvekkilin avukattan beklediği şey çoğu zaman yalnızca hukuki yardım değildir. Müvekkil, avukatın kendi öfkesine katılmasını, kendi haklılık anlatısını onaylamasını, karşı taraf hakkında aynı duygusal sertliği paylaşmasını isteyebilir. Hatta kimi zaman avukatın sakinliği, müvekkil tarafından duyarsızlık gibi algılanır.</p>

<p>“Avukatım bile beni anlamıyor.”</p>

<p>“Benim kadar öfkelenmiyor.”</p>

<p>“Karşı tarafı yeterince sert anlatmıyor.”</p>

<p>“Bu dilekçe çok yumuşak olmuş.”</p>

<p>“Ben onun mahvolmasını istiyorum.”</p>

<p>Bu tür beklentiler, avukatın sınır koyma becerisini sınar. Çünkü avukatın müvekkile sadakati, müvekkilin her istediğini yapmak değildir. Avukat, müvekkilin gerçek ve hukuken korunabilir menfaatini gözetir. Müvekkilin anlık öfkesi ile uzun vadeli hukuki menfaati çatıştığında, avukatın görevi öfkeye değil menfaate sadık kalmaktır.</p>

<p>Bazen iyi avukatlık, müvekkile “hayır” diyebilmektir.</p>

<p>“Bu iddiayı bu şekilde ileri süremeyiz.”</p>

<p>“Bu dil bize zarar verir.”</p>

<p>“Bu talep hukuken ölçüsüz görünür.”</p>

<p>“Bu belgeyi böyle kullanmak doğru olmaz.”</p>

<p>“Bu davayı intikam alanına çevirirsek mahkeme bizi dinlemez.”</p>

<p>“Karşı tarafın haksız olması, bizim her yöntemi kullanabileceğimiz anlamına gelmez.”</p>

<p>Bu cümleler müvekkilin hoşuna gitmeyebilir. Fakat avukatlık her zaman müvekkili memnun etme sanatı değildir; kimi zaman müvekkili hukuki gerçeklikle yüzleştirme cesaretidir. Avukat, müvekkilin kendisine kızmasını göze alarak onu daha büyük bir hatadan koruyabilmelidir. Çünkü mağduriyet egoizminin en tehlikeli tarafı, müvekkile kendi zararına davranışları haklı göstermesidir. Müvekkil öfkeyle hareket eder, ölçüsüz taleplerde bulunur, karşı tarafı aşağılayan bir dil ister, hukuken zayıf iddiaların dosyaya sokulmasını talep eder, yargılamayı kişisel hesaplaşma sahnesine dönüştürmek ister. Avukat buna teslim olursa, yalnızca meslek etiğini değil, müvekkilin davasını da zedeler.</p>

<p><strong>6. Mağduriyetin İntikam Diline Dönüşmesi</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizminin en belirgin sonucu, adalet talebinin intikam talebine dönüşmesidir. Başlangıçta kişi hak arıyordur; fakat zamanla karşı tarafın cezalandırılması, küçük düşürülmesi, toplum içinde itibarsızlaştırılması, ekonomik olarak çökertilmesi veya psikolojik olarak yıpratılması temel amaç hâline gelir.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önemlidir: Adalet talebi, hukuki sorumluluğun tespitini ve uygun sonucun doğmasını ister. İntikam talebi ise karşı tarafın acı çekmesini ister. Adalet talebi ölçü arar. İntikam talebi doyum arar. Adalet talebi delile ihtiyaç duyar. İntikam talebi anlatısının onaylanmasını yeterli görür. Adalet talebi mahkemeye yönelir. İntikam talebi çoğu zaman mahkemeyi de kendi öfkesinin aracına dönüştürmek ister. Bu nedenle avukat, müvekkilin talebinin hangi hatta ilerlediğini sürekli kontrol etmelidir. Müvekkil gerçekten hukuki bir sonuç mu istiyor, yoksa dava yoluyla karşı tarafın hayatını mı cezalandırmak istiyor? Zararının giderilmesini mi istiyor, yoksa karşı tarafın bütün varlığının ahlaken mahkûm edilmesini mi? Hak arama mı yapıyor, yoksa hukuku kişisel öfkesinin taşıyıcısına mı dönüştürüyor?</p>

<p>Bu sorular kolay sorular değildir. Çünkü çoğu olayda adalet ile intikam duygusu iç içe geçer. İnsan haksızlığa uğradığında doğal olarak öfkelenir. Sorun öfkenin varlığı değildir; öfkenin hukuki aklı bütünüyle ele geçirmesidir. Avukatın görevi, öfkeyi yok saymak değil, onu hukukun taşıyabileceği sınırlara çekmektir.</p>

<p><strong>7. Mağduriyet Egoizmi ve Yargılamanın Ahlakileştirilmesi</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmi, yargılamayı aşırı ahlakileştirir. Hukuki uyuşmazlık, iyi ile kötü arasındaki mutlak bir savaşa dönüştürülür. Karşı taraf artık hata yapan, borcunu ödemeyen, sözleşmeye aykırı davranan, suç isnadı altında bulunan veya savunma hakkını kullanan bir kişi değildir; mutlak kötülüğün temsilcisi hâline gelir.</p>

<p>Bu dil, yargılamanın doğasını bozar. Çünkü yargılama, tarafların ahlaki varlığını bütünüyle tartan bir mahşer sahnesi değildir. Hukuk, somut fiile, delile, sorumluluğa, kusura, zarara, illiyet bağına ve usule bakar. Fakat mağduriyet egoizmi, somut hukuki tartışmayı karakter mahkûmiyetine dönüştürme eğilimindedir.</p>

<p>Böylece dilekçelerde, duruşma beyanlarında ve müvekkil anlatılarında şu kayma görülür: “Şu eylem hukuka aykırıdır” demek yerine, “O zaten kötü bir insandır” denir. “Şu zararı doğurmuştur” demek yerine, “Beni mahvetti, o da mahvolmalı” denir. “Şu delillerle sorumluluğu sabittir” demek yerine, “Benim yaşadıklarım ortadayken daha ne delili?” denir.</p>

<p>Bu ahlakileştirici dil, ilk bakışta güçlü görünür. Fakat çoğu zaman hukuken zayıflatıcıdır. Çünkü yargılamayı somut olaydan koparır, mahkemede savunulabilir noktaları dağıtır, hâkimde duygusal abartı izlenimi yaratır ve karşı tarafa mağdurun ölçüsüzlüğünü gösterme imkânı verir. Avukat burada dili yeniden hukukileştirmelidir. “Kötü insan” söylemini “hukuka aykırı fiil” diline, “mahvolsun” talebini “hukuki sorumluluk doğsun” talebine, “beni anlamıyorlar” yakınmasını “şu deliller tartışılmadı” itirazına çevirmelidir. Bu çeviri, avukatlığın en önemli entelektüel ve etik işlevlerinden biridir.</p>

<p><strong>8. Ceza Yargılamasında Mağduriyet Egoizmi: Savunma Hakkı Üzerindeki Baskı</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmi ceza yargılamasında daha ağır sonuçlar doğurabilir. Çünkü ceza yargılaması, devletin cezalandırma yetkisini kullandığı alandır. Burada mağdurun acısı ne kadar gerçek olursa olsun, sanığın adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi, susma hakkı, müdafi yardımından yararlanma hakkı, delillerin tartışılması hakkı ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi ortadan kalkmaz.</p>

<p>Ancak toplumsal infialin yüksek olduğu, mağduriyet anlatısının güçlü biçimde dolaşıma girdiği dosyalarda savunma hakkı kolayca ahlaki baskı altına alınır. Sanık müdafii, sanki mağdura karşı konumlanmış gibi gösterilir. <strong>Delili tartışması mağduru incitmek, çelişkiyi göstermesi mağduru suçlamak, usul itirazı yapması gerçeği örtmek, tanığı sorgulaması acıya saldırmak gibi sunulabilir.</strong></p>

<p>Bu, ceza yargılaması açısından son derece tehlikelidir. Çünkü savunma hakkı, sadece sanığın kişisel hakkı değildir; yargılamanın meşruiyet koşuludur. Savunmanın susturulduğu yerde mahkûmiyet kararı verilse bile adalet duygusu tamamlanmış olmaz. Hukuk, mağduriyetin yüksek sesi altında sanığın haklarını kaybederse, yargılama hakikati bulma süreci olmaktan çıkar; kamu vicdanını yatıştırma ritüeline dönüşür.</p>

<p>Sanık müdafii burada ince bir hat üzerinde yürür. Mağdurun acısını küçümsememeli, onu ikinci kez incitecek bir dil kullanmamalıdır. Fakat mağduriyet anlatısının delil yerine geçmesine de izin vermemelidir. Müdafiin görevi mağduru aşağılamak değil, iddiayı denetlemektir. Mağduru susturmak değil, anlatının hukuki ve delilî sınırlarını göstermektir.</p>

<p>Bu nedenle savunma şu cümleyi sakin ama kararlı biçimde kurabilmelidir: “Mağdurun acısına saygı duyuyoruz; ancak ceza yargılamasında hüküm acıya değil, hukuka ve duruşmada tartışılmış delile dayanır.” Bu cümle, mağduriyet egoizmi karşısında savunmanın temel ahlaki ve hukuki konumudur.</p>

<p><strong>9. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Mağduriyet Egoizmi</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden bakıldığında mağduriyet egoizmi, duruşma atmosferini etkileyen özel bir psikolojik ve dramaturjik basınç alanı üretir. Özellikle kamuoyuna yansımış, sosyal medya ilgisi çekmiş, mağdur anlatısı güçlü olan dosyalarda mahkeme salonu yalnızca hukuki aktörlerin bulunduğu bir yer olmaktan çıkar; duygusal beklentilerin, sembolik cezalandırma taleplerinin ve toplumsal onay arzusunun sahnesi hâline gelir. Bu atmosferde savunmanın tamamen uyumlu, görünmez ve pasif kalması tehlikeli olabilir. Çünkü mağduriyet anlatısı, dosyanın bütün anlamını belirleyen tek anlatıya dönüşebilir. Mahkeme, farkında olmadan bu anlatının ritmine girebilir. İddia makamı, mağduriyetin ahlaki gücünü delil tartışmasının yerine geçirebilir. Tutanak, savunmanın itirazlarını değil, mağduriyet anlatısının duygusal yoğunluğunu taşıyabilir.</p>

<p>HKS burada savunmaya dereceli bir strateji önerir. Her mağduriyet dosyasında sert kopuş gerekmez. Bazen birinci derece uyumla, mağdurun acısına saygılı fakat hukuki sınırları hatırlatan bir savunma dili yeterlidir. Bazen ikinci derece mikro müdahaleler gerekir: “Bu hususun delil değeri nedir?”, “Bu beyanın hangi maddi olguyu ispatladığı açıklansın”, “Bu anlatının duygu boyutu ile delil boyutu ayrıştırılsın”, “Tutanağa savunmanın bu itirazı geçirilsin.” Bazen ise üçüncü derece kontrollü kopuş zorunlu hâle gelir: Delilsiz ahlaki mahkûmiyet atmosferi kuruluyorsa, savunma açıkça yargılamanın hukuk zemininden uzaklaştığını belirtmelidir.</p>

<p>Burada kritik olan şey üsluptur. Savunma, mağduriyet egoizmine karşı çıkarken mağdura saldıran bir dile düşmemelidir. Kopuş, kişiye değil yargısal çerçevenin bozulmasına yönelmelidir. Müdafi şöyle bir hat kurmalıdır: “Bu dosyada mağduriyet iddiası ciddiyetle dinlenmelidir; ancak mağduriyet iddiasının ciddiyeti, sanığın savunma hakkını zayıflatmaz. Delil tartışması, mağdura saygısızlık değildir. Tam tersine, yargılamanın adil olmasının zorunlu koşuludur.”</p>

<p>Bu çizgi, HKS’nin kontrollü kopuş mantığına uygundur. Savunma ne mağduriyetin ahlaki baskısı altında görünmezleşir ne de mağdura saldıran kaba bir çatışma diline savrulur. Hukuki zemini korumak için gerektiğinde müdahale eder; fakat müdahalenin dozunu duruşma atmosferine, hâkimin tutumuna, dosyanın delil yapısına ve tutanak riskine göre ayarlar.</p>

<p><strong>10. Avukatın Üçlü Sadakati</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmi karşısında avukatın konumu, üçlü bir sadakat üzerinden kurulmalıdır.</p>

<p>Birincisi, müvekkile sadakat. Avukat, müvekkilinin acısını ciddiye almak, onun haklarını korumak, zararını görünür kılmak ve hukuki menfaatini takip etmek zorundadır. Bu sadakat olmadan avukatlık olmaz. Müvekkil, avukatına güvenebilmelidir. Avukatın kendisini anladığını, yanında durduğunu ve hukuki mücadeleyi sahiplendiğini hissetmelidir.</p>

<p>İkincisi, hukuka ve meslek etiğine sadakat. Avukat, müvekkilinin temsilcisidir; fakat hukukun dışına çıkma yetkisine sahip değildir. Müvekkilin öfkesi, avukata hakaret etme, delili çarpıtma, karşı tarafı insanlıktan çıkarma, yargılamayı yanıltma veya ölçüsüz talepleri bilerek sürdürme hakkı vermez. Avukat, müvekkiline sadık kalırken mesleğin onurunu ve hukukun sınırlarını korumak zorundadır.</p>

<p>Üçüncüsü, yargılamanın adalet işlevine sadakat. Avukat taraf vekilidir; tarafsız hâkim değildir. Ancak bu, yargılamanın tümüyle kirlenmesine kayıtsız kalabileceği anlamına gelmez. Avukat, kendi tarafının hakkını savunurken aynı zamanda yargılamanın hukuki zeminde kalmasına katkı sunar. Delilin tartışılmasını ister, usul güvencelerini hatırlatır, ölçülülük talep eder, aşırı ahlakileştirici dili sınırlar.</p>

<p>Bu üç sadakat arasındaki denge bozulduğunda avukatlık da bozulur. Yalnızca müvekkilin duygusuna sadakat, avukatı öfkenin memuruna dönüştürür. Yalnızca soğuk hukuka sadakat, avukatı insan acısından koparır. Yalnızca soyut adalet kaygısı ise avukatı kendi tarafının somut menfaatini takip etmekten uzaklaştırabilir. İyi avukatlık, bu üç sadakati aynı anda taşıyabilme sanatıdır.</p>

<p><strong>11. Mağduriyet Egoizmi Karşısında Pratik Avukatlık İlkeleri</strong></p>

<p>Bu noktada mesele yalnızca teorik değildir. Avukat, günlük meslek pratiğinde mağduriyet egoizmiyle karşılaştığında bazı temel ilkeleri gözetmelidir.</p>

<p>İlk ilke, duyguyu dinlemek fakat stratejiyi duyguya teslim etmemektir. Müvekkilin öfkesi dinlenmeli, acısı anlaşılmalı, yaşadığı haksızlık ciddiye alınmalıdır. Ancak dava stratejisi bu ham duygu üzerinden kurulamaz. Strateji; delil, süre, usul, hukuki nitelendirme, mahkeme pratiği ve karşı tarafın savunma imkânları dikkate alınarak kurulmalıdır.</p>

<p>İkinci ilke, müvekkile erken dönemde sınırları anlatmaktır. Avukat, davanın başında müvekkile hukukun neyi yapabileceğini ve neyi yapamayacağını açıkça söylemelidir. Hukuk her acıyı bütünüyle onaramaz. Her haksızlık yargı kararıyla tamir edilemez. Her ahlaki yanlış hukuki sorumluluk doğurmaz. Her öfke dilekçeye taşınamaz. Bu gerçekler baştan konuşulmazsa, müvekkil dava sürecinden hem haksız hem de aldatılmış hissederek çıkar.</p>

<p>Üçüncü ilke, dili hukukileştirmektir. Müvekkilin “beni mahvetti” dediği yerde avukat “şu somut zarar doğdu” demelidir. Müvekkilin “o kötü biri” dediği yerde avukat “şu fiil hukuka aykırıdır” demelidir. Müvekkilin “herkes onun gerçek yüzünü görsün” dediği yerde avukat “mahkemenin görev alanı şu hukuki uyuşmazlıkla sınırlıdır” diyebilmelidir.</p>

<p>Dördüncü ilke, karşı tarafı insanlıktan çıkaran dilden kaçınmaktır. Karşı taraf haksız olabilir, kusurlu olabilir, suç işlemiş olabilir, tazminat sorumluluğu altında bulunabilir. Fakat avukatlık dili, kişiyi bütünüyle değersizleştiren ve hukuki tartışmayı karakter infazına dönüştüren bir dile teslim olmamalıdır.</p>

<p>Beşinci ilke, müvekkilin gerçek menfaatini anlık tatmininden ayırmaktır. Müvekkil bazen sert bir dilekçeyle rahatlamak ister; fakat bu dilekçe davaya zarar verebilir. Bazen karşı tarafa ağır isnatlarda bulunmak ister; fakat bunlar ispatlanamazsa müvekkili yeni hukuki risklere sokabilir. Bazen davayı büyütmek ister; fakat uzun ve yıpratıcı süreç sonunda daha fazla zarar görebilir. Avukat, bu ayrımı yapmalıdır.</p>

<p>Altıncı ilke, gerektiğinde temsil ilişkisinin sınırını koymaktır. Müvekkil avukattan hukuka aykırı, meslek etiğine aykırı veya yargılamayı kötüye kullanmaya dönük taleplerde ısrar ediyorsa, avukat bu ilişkiyi sürdürüp sürdüremeyeceğini sorgulamalıdır. Çünkü avukatlık, müvekkilin her arzusuna profesyonel biçim verme mesleği değildir.</p>

<p><strong>12. Mağduriyet Egoizmi ve Avukatın Kendi Egosuyla İmtihanı</strong></p>

<p>Bu meselenin yalnızca müvekkil tarafı yoktur; avukat tarafı da vardır. Bazen mağduriyet egoizmi, avukatın kendi mesleki egosuyla birleşir. Avukat, müvekkilin acısını kendi savaş alanına dönüştürebilir. Dosya, müvekkilin hakkını koruma aracı olmaktan çıkar; avukatın kendisini güçlü, sert, mücadeleci, yenilmez gösterdiği bir sahneye dönüşür.</p>

<p>Bu da en az müvekkilin mağduriyet egoizmi kadar tehlikelidir. Çünkü avukat bu durumda müvekkilin duygusunu yönetmek yerine onun duygusundan beslenir. Sertliği strateji sanır. Ölçüsüzlüğü cesaret zanneder. Gereksiz çatışmayı mesleki kararlılık gibi sunar. Oysa her sertlik iyi avukatlık değildir. Her bağırma savunma değildir. Her yüksek perdeden konuşma, hak arama değildir.</p>

<p>Avukatın kendi egosunu kontrol etmesi, mağduriyet egoizmiyle mücadelede zorunludur. Çünkü müvekkilin öfkesi ile avukatın mesleki hırsı birleştiğinde dava hukuki zeminini hızla kaybedebilir. İyi avukat, kendi performansını değil, müvekkilin gerçek menfaatini merkeze alır. Gerektiğinde geri çekilir, yumuşar, bekler, susar, daraltır, sadeleştirir. Çünkü avukatlık yalnızca hamle yapma sanatı değil, hamleyi zamanında ve ölçüsünde yapma sanatıdır.</p>

<p><strong>13. Sonuç: Acıyı Temsil Etmek, Acıya Teslim Olmak Değildir</strong></p>

<p>Mağduriyet, hukukun en sahici kaynaklarından biridir. İnsan haksızlığa uğradığında susmak istemez; hakkının tanınmasını, acısının görülmesini, zararının giderilmesini ister. Avukat bu talebi ciddiye almak zorundadır. Mağduriyetin haklı çekirdeğini görmeyen avukatlık, insanı dosyaya indirger.</p>

<p>Fakat mağduriyetin haklılığı, onun sınırsızlaştırılmasını meşru kılmaz. Acı, delilin yerine geçemez. Öfke, hukuki gerekçenin yerini alamaz. Tanınma arzusu, karşı tarafın savunma hakkını ortadan kaldıramaz. Mağduriyet, hukukun kapısını açabilir; ama hukukun yerine geçemez.</p>

<p>Avukatın konumu tam da burada belirir. Avukat, mağduriyetin tercümanıdır; fakat mağduriyet egoizminin memuru değildir. Müvekkilin yanında durur; fakat onun her duygusunun arkasına saklanmaz. Acıyı duyar; fakat acının hukuki aklı yutmasına izin vermez. Öfkeyi anlar; fakat öfkeyi dilekçenin, duruşmanın ve stratejinin tek ilkesi hâline getirmez.</p>

<p>Bu nedenle avukatın sadakati, müvekkilin her talebine teslim olmak değildir. Avukatın gerçek sadakati, müvekkilin haklı menfaatini hukukun sınırları içinde korumaktır. Bazen bu sadakat, müvekkile daha sert bir dava açmakla değil, onu daha ölçülü bir hukuki hatta çekmekle gösterilir. Bazen iyi avukatlık, müvekkilin öfkesini mahkemeye taşımak değil, o öfkeyi mahkemede dinlenebilir bir adalet talebine dönüştürmektir.</p>

<p>Sonuçta hukuk, acıyı yok saymamalıdır; fakat acıya teslim de olmamalıdır. Avukatlık da aynı ilke üzerinde yükselir: İnsan acısına duyarlı, fakat hukuki sınır bilincine sahip bir meslek ahlakı. Mağduriyet egoizmi karşısında avukatın asıl konumu budur: Müvekkilin acısını temsil etmek, ama hukukun onurunu da korumak.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/magduriyet-egoizmi-karsisinda-avukat-acinin-temsili-ile-hukukun-siniri-arasinda-1</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/terazi/toksdghsdhglg.jpg" type="image/jpeg" length="59051"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalara-iliskin-uygulama-tebligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalara-iliskin-uygulama-tebligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (No: 2026/3), 20 Mayıs 2026 Tarihli ve 33259 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRK GIDA KODEKSİ YENİ GIDALARA İLİŞKİN UYGULAMA TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/3)</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı; bir gıdanın 20/5/2026 tarihli ve 33259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği kapsamına girip girmediğinin belirlenmesine yönelik danışma işlemi sırasında uygulanacak olan prosedüre ilişkin usul ve esasları, yeni gıdalara izin verilmesine yönelik başvurular ile ilgili idari ve bilimsel gereklilikleri, diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdalara izin verilmesine yönelik bildirimler ve başvurular ile ilgili idari ve bilimsel gereklilikleri belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ; Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin uygulanmasına ilişkin kuralları, 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen başvuruları ve 13 üncü maddesinde yer alan bildirimi ve 15 inci maddesinde yer alan başvuruları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğ 20/5/2026 tarihli ve 33259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasına, 12 nci maddesine ve 19 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Başvuru: Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi veya 15 inci maddesi gereğince, bir yeni gıdanın kullanımına izin verilmesi için sunulan bilgi ve bilimsel verileri içeren tek bir dosyayı,</p>

<p>b) Bildirim: Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğinin 13 üncü maddesinde düzenlenen, diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesi için sunulan bilgi ve bilimsel verileri içeren tek bir dosyayı,</p>

<p>c) Danışma talebi: Bir gıda işletmecisinin belirli bir gıdanın yeni gıda statüsünün belirlenmesi için Genel Müdürlüğe ilettiği talebi,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) Yönetmelik: Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>(2) Bu Tebliğin uygulanmasında bu maddede belirtilen tanımlara ilave olarak, 11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 3 üncü maddesinde yer alan tanımlar ile Yönetmeliğin 4 üncü maddesinde yer alan tanımlar da geçerlidir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıda Statüsünün Belirlenmesine Yönelik Danışma İşlemi</p>

<p>Sırasında Uygulanacak Olan Prosedür</p>

<p><strong>Danışma talebi, talebin içeriği ve sunumu </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Gıda işletmecisi, Yönetmeliğin 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği gibi bir danışma talebi sunarak Genel Müdürlüğe danışır.</p>

<p>(2) Danışma talebi, Genel Müdürlüğe gönderilir ve aşağıdaki belgeleri içerir:</p>

<p>a) EK-1’de yer alan örneğe göre hazırlanan dilekçe.</p>

<p>b) EK-2’de yer alan örneğe göre hazırlanan ve Genel Müdürlüğün yeni gıda statüsü ile ilgili karar vermesine olanak sağlayacak gerekli bilgileri içeren teknik dosya.</p>

<p>c) Destekleyici belgeler.</p>

<p>ç) Sunulan belgelerin amacını ve geçerliliğini açıklayan bir açıklama notu.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (b) bendi uyarınca hazırlanan teknik dosyanın, başvuru sahibinin her bir eksik unsur için bir gerekçe sunması halinde EK-2’de yer alan tüm unsurları içermesi gerekmez.</p>

<p><strong>Danışma talebinin geçerliliğinin kontrolü</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Genel Müdürlük, danışma talebinin 5 inci maddede yer alan gerekliliklere uygun olup olmadığını kontrol eder.</p>

<p>(2) Gıda işletmecisinin danışma talebinde sunduğu bilgilerin yetersiz olması durumunda, Genel Müdürlük gıda işletmecisinden verilen süre içerisinde ilave bilgi sağlamasını veya danışma talebiyle ilgili güncellemeleri yapmasını talep eder.</p>

<p>(3) Danışma talebi aşağıdaki durumlarda geçersiz sayılır:</p>

<p>a) Gıda işletmecisinin, Genel Müdürlük tarafından verilen süre içerisinde, talep edilen ilave bilgileri veya güncellenmiş danışma talebini sunmaması durumunda.</p>

<p>b) Sunulan ilave bilgilerin, danışma talebinin geçerli olduğu sonucuna varmak için yetersiz olması durumunda.</p>

<p>(4) Genel Müdürlük, danışma talebinin geçerliliği ile ilgili kararını verdikten sonra, gıda işletmecisini resmi yazı ile bilgilendirir. Danışma talebinin geçerli bulunmadığı durumlarda, talebin neden geçerli bulunmadığı konusunda bilgi verilir.</p>

<p><strong>Geçerli bir danışma talebinin değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Genel Müdürlük, danışma talebinin geçerli olduğuna karar verilen tarihten itibaren dört ay içinde söz konusu gıdanın yeni gıda statüsü hakkında kararını verir.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük, söz konusu gıdanın yeni gıda statüsü hakkında karar vermek için yeterli kanıta sahip olmadığını belirlerse, gıda işletmecisinden ilave bilgi talep edebilir. Bu talebin yerine getirilmesi için verilen süre, gıda işletmecisi ile birlikte belirlenir ve gıda işletmecisine resmi yazı ile bildirilir.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, uygun olarak gerekçelendirilmiş olması şartıyla, birinci fıkrada belirtilen süreyi en fazla dört ay uzatabilir. Bu durumda Genel Müdürlük, alınan kararı ve gerekçelerini gıda işletmecisine resmi yazı ile bildirir.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkra saklı kalmak kaydıyla, ikinci fıkrada düzenlenen ilave bilgi talebi birinci fıkrada belirtilen süreyi uzatmaz.</p>

<p>(5) Bir gıdanın yeni gıda statüsü hakkında karar verildiğinde, Genel Müdürlük, gıda işletmecisini, alınan karar ve gerekçeler konusunda 8 inci maddeye uygun olarak resmi yazı ile bilgilendirir.</p>

<p><strong>Yeni gıda statüsü hakkında bilgilendirme ve bu bilgilerin yayımlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) 7 nci maddenin beşinci fıkrasında yer alan bilgilendirme aşağıdaki bilgileri de içerir:</p>

<p>a) İlgili gıdanın adı ve açıklaması.</p>

<p>b) İlgili gıdanın, yeni gıda olduğunu ya da olmadığını veya sadece takviye edici gıdalarda kullanım açısından yeni gıda olmadığını belirten bir açıklama.</p>

<p>c) (b) bendinde belirtilen açıklamayı destekleyen nedenler.</p>

<p>ç) Söz konusu gıdanın yeni gıda olması durumunda, Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendine göre bu gıdanın yer alacağı en uygun gıda kategorisi.</p>

<p>(2) Yeni gıda statüsünün belirlenmesine yönelik danışma işlemi sonucunda alınan kararlar, birinci fıkrada belirtilen bilgileri içerecek şekilde Genel Müdürlüğün internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p><strong>Gizlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Gıda işletmecileri, danışma talebinin bir parçası olarak sunulan ve açıklanması durumunda rekabetçi konumlarına zarar verebilecek bilgilerin, gizli olarak işleme alınmasını talep edebilir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen amaç doğrultusunda, gıda işletmecileri, sunulan bilgilerin hangi kısımlarının gizli olarak işleme alınmasını istediğini ayrıntılı gerekçeleri ile birlikte belirtir.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, bilgilerin hangi kısımlarının gizli kalması gerektiği konusunda bir karar verir ve bu konuda gıda işletmecisini resmi yazı ile bilgilendirir.</p>

<p>(4) Aşağıdaki bilgiler hiçbir durumda gizli olarak kabul edilmez:</p>

<p>a) Danışma talebinde bulunan gıda işletmecisinin adı ve adresi.</p>

<p>b) Gıdanın adı ve açıklaması.</p>

<p>c) Danışma talebinde bulunan gıda işletmecisi tarafından sunulan çalışmaların özeti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Varsa analiz yöntemleri.</p>

<p>(5) Gıda işletmecisi, üçüncü fıkraya göre bilgilendirilmesinin ardından, üç hafta içinde danışma talebini geri çekebilir. Bu süre boyunca söz konusu bilgilerin gizliliği korunur.</p>

<p>(6) Genel Müdürlük, bu Tebliğin hükümlerine uygun olarak teslim alınan ve üçüncü fıkrada düzenlenen şekilde gizli kalması uygun görülen bilgilerin gizliliğinin korunması için gerekli önlemleri alır. Ancak insan sağlığının korunması için kamu ile paylaşılması gereken bilgiler gizlilik kapsamının dışındadır.</p>

<p>(7) Gıda işletmecisinin beşinci fıkraya göre başvurusunu geri çekmesi durumunda, Genel Müdürlük, gıda işletmecisi tarafından birinci fıkra uyarınca gizli olarak işleme alınması talep edilen bilgileri ifşa etmez.</p>

<p>(8) Bu madde hükümlerinin uygulanması, bu Tebliğ kapsamında sunulan danışma talebinin değerlendirilmesi için gerekli olan Genel Müdürlük içindeki bilgi alışverişini etkilemez.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıdaların Başvuruları İçin İdari ve Bilimsel Gereklilikler</p>

<p><strong>Başvuru usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen başvuru, Genel Müdürlüğe gönderilir ve aşağıdaki belgeleri içerir:</p>

<p>a) EK-3’te yer alan örneğe göre hazırlanan dilekçe.</p>

<p>b) 11 inci maddede belirtilen idari bilgiler ile 12 nci maddede belirtilen bilimsel verileri içeren teknik dosya.</p>

<p>c) Teknik dosyanın özeti.</p>

<p>(2) Başvuru sahibinin; halihazırda kullanımına izin verilmiş olan bir yeni gıdanın kullanım koşullarında, spesifikasyonlarında, ilave özel etiketleme gerekliliklerinde veya piyasaya arz sonrası izleme gerekliliklerinde değişiklik yapılmasına yönelik bir başvuru sunması durumunda, önerilen değişikliklerin mevcut risk değerlendirmesinin sonuçlarını etkilemeyeceğine dair bir gerekçe sunulduğu takdirde, 12 nci maddede yer alan tüm verilerin sağlanmasına gerek olmayabilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (c) bendinde bahsedilen teknik dosyanın özeti; Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentlerinde belirtilen bilgilere ilave olarak, söz konusu yeni gıdanın kullanımının Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen genel koşullara uygun olduğuna dair kanıtları içerir ve Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince gizlilik talebine konu olan herhangi bir bilgi içermez.</p>

<p><strong>İdari bilgi gereklilikleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Başvuru, Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen bilgilere ilave olarak aşağıda yer alan idari bilgileri içerir:</p>

<p>a) Yeni gıdanın üreticisinin başvuru sahibinden farklı olması durumunda yeni gıda üreticisinin adı, adresi ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Başvuru sahibi adına Genel Müdürlük ile doğrudan iletişime geçmek üzere yetkilendirilmiş olan sorumlu kişinin adı, adresi ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>c) Dosyanın sunulma tarihi.</p>

<p>ç) Dosyanın içindekiler listesi.</p>

<p>d) Başlıkları, cilt ve sayfa numaraları ile ilgili bilgiler de dâhil olmak üzere, dosyaya eklenen belgelerin ayrıntılı bir listesi.</p>

<p>e) Başvuru sahibinin, Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince, ek bilgiler de dahil olmak üzere dosyadaki bilgilerin belirli bölümlerinin gizli olarak işleme alınması talebinde bulunması durumunda, bu bilgilerin açıklanmasının başvuru sahibinin çıkarlarına önemli ölçüde zarar verebileceğini gösteren gerekçelerle birlikte, gizli olarak işleme alınması istenen bölümlerin listesi.</p>

<p>f) Üretim süreci gizli veri içeriyorsa, üretim sürecinin gizli nitelikte olmayan bir özeti.</p>

<p>g) Yönetmeliğin 25 inci maddesi gereğince, başvuru sahibinin tescilli bilimsel kanıtları ve bilimsel verileri referans gösterme hakkına sahip olduğunu doğrulayan ve ayrı bir dosya olarak sunulan bilgiler ve açıklamalar.</p>

<p><strong>Bilimsel veri gereklilikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Bir yeni gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik başvuruyu desteklemek için sunulan dosya, söz konusu yeni gıda için kapsamlı bir risk değerlendirmesi yapılmasına olanak sağlar.</p>

<p>(2) Bir yeni gıdanın kullanımına izin verilmesi için yapılan başvurunun, Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin (8) ve (9) numaralı alt bentlerinde düzenlenen tasarlanmış nanomateryallerin kullanımını içermesi durumunda, başvuru sahibi Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen gerekliliklere uygun olarak tespit ve karakterizasyona yönelik test yöntemlerini dosyada sunar.</p>

<p>(3) Başvuru sahibi, verilerin toplanması sırasında izlenen yöntem ve strateji ile ilgili belgelerin bir kopyasını sunar.</p>

<p>(4) Başvuru sahibi, güvenilirlik değerlendirme stratejisi ve ilgili toksikolojik test stratejisi hakkında bilgi verir ve belirli çalışmaların veya bilgilerin değerlendirmeye dâhil edilmesi veya değerlendirme dışında bırakılmasını gerekçelendirir.</p>

<p>(5) Başvuru sahibi, talep edilmesi halinde, başvurusunu desteklemek amacıyla kendisi tarafından veya kendisi adına gerçekleştirilmiş olan, yayımlanmış ve yayımlanmamış her bir çalışmanın ham verilerini sunar. Bu bilgiler, her bir çalışmanın ve incelemelerin sonuçlarını elde etmek için kullanılan verileri içerir.</p>

<p>(6) Nüfusun belirli bir grubuna yönelik olan bir yeni gıdanın, nüfusun diğer grupları tarafından da tüketileceğinin göz ardı edilemeyeceği durumlarda, güvenilirlik verileri söz konusu diğer nüfus gruplarını da kapsayacak şekilde sağlanır.</p>

<p>(7) Başvuru sahibi, her bir biyolojik veya toksikolojik çalışma için, test materyalinin önerilen veya mevcut spesifikasyonlara uyup uymadığını açıklar. Test materyalinin bu spesifikasyonlardan farklı olması durumunda, başvuru sahibi, söz konusu verilerin değerlendirilmekte olan yeni gıdaya uygun olduğunu kanıtlar. Toksikolojik çalışmalar, İyi Laboratuvar Uygulamalarına İlişkin Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü İlkeleri gibi uluslararası kabul görmüş gerekliliklere uygun olarak yürütülür. Başvuru sahibi, söz konusu gerekliliklerin yerine getirildiğine dair kanıtları sunar ve standart protokollerden herhangi bir sapma olması durumunda bunu gerekçelendirir.</p>

<p>(8) Başvuru sahibi, söz konusu yeni gıdanın önerilen kullanımının güvenilirliği hakkında dosyada sunduğu belgeler ışığında genel bir değerlendirme yapar. İnsan sağlığına yönelik potansiyel riskin genel değerlendirmesi, insanların bilinen veya tahmin edilen maruz kalma miktarları dikkate alınarak yapılır.</p>

<p><strong>Başvurunun geçerliliğinin kontrolü</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Başvuru Genel Müdürlük tarafından teslim alındığında, en geç on beş iş günü içerisinde, başvurunun Yönetmelik kapsamına girip girmediğine ve Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında ve bu Tebliğin 10 uncu, 11 inci ve 12 nci maddelerinde belirtilen gereklilikleri karşılayıp karşılamadığına ilişkin ön kontrol yapılır.</p>

<p>(2) Birinci fıkraya göre ön kontrolden geçirilen başvuru, risk değerlendirmesi ile ilgili gereklilikler açısından da detaylı kontrolden geçirilir. Detaylı kontrol, otuz iş günü içerisinde tamamlanır.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, başvurunun geçerliliği konusunda başvuru sahibinden ilave bilgi talep edebilir. Bu durumda, ilave bilginin sağlanması için bir süre belirlenir ve başvuru sahibi resmi yazı ile bilgilendirilir.</p>

<p>(4) Birinci fıkraya istisna olarak ve Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak kaydıyla, başvuru sahibinin her bir eksik unsur için bir gerekçe sunması koşuluyla, başvuru bu Tebliğin 10 uncu, 11 inci ve 12 nci maddelerinde belirtilen tüm unsurları içermese de geçerli olarak kabul edilebilir.</p>

<p>(5) Genel Müdürlük, başvurunun geçerli kabul edilip edilmediği konusunda başvuru sahibini resmi yazı ile bilgilendirir. Başvurunun geçerli kabul edilmemesi durumunda, Genel Müdürlük bu kararın gerekçelerini resmi yazıda belirtir.</p>

<p><strong>Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünde yer alması gereken bilgiler </strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bilimsel komisyonun bir yeni gıda başvurusuna istinaden Yönetmeliğin 10 uncu maddesi gereğince oluşturduğu bilimsel görüş aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Yeni gıdanın tanımlanması ile ilgili bilgiler.</p>

<p>b) Üretim sürecinin değerlendirilmesi.</p>

<p>c) Bileşim ile ilgili veriler.</p>

<p>ç) Spesifikasyonlar.</p>

<p>d) Yeni gıdanın ve/veya kaynağının tüketim geçmişi.</p>

<p>e) Önerilen kullanımlar, kullanım seviyeleri ve beklenen alım miktarı.</p>

<p>f) Emilim, dağılım, metabolizma ve atılım ile ilgili bilgiler.</p>

<p>g) Beslenme ile ilgili bilgiler.</p>

<p>ğ) Toksikolojik bilgiler.</p>

<p>h) Alerjenite ile ilgili bilgiler.</p>

<p>ı) Yeni gıdanın, önerilen kullanımlar ve kullanım seviyelerine göre, gerektiğinde belirsizlikler ve kısıtlamaların vurgulandığı, genel risk değerlendirmesi.</p>

<p>i) Beslenme yoluyla maruz kalma miktarının genel risk değerlendirmesinde belirlenen sağlık bazlı kılavuz değeri aşması durumunda, söz konusu yeni gıdanın kullanımına izin verilen veya kullanımının talep edildiği her bir gıda grubunun veya gıdanın toplam maruz kalmaya katkısını gösterecek şekilde, ayrıntılı maruz kalma değerlendirmesi.</p>

<p>j) Sonuç değerlendirme.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük, bilimsel komisyondan bilimsel görüş talep ederken ilave bilgiler isteyebilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Diğer Bir Ülkeden Gelen Geleneksel Gıdalar İçin İdari ve Bilimsel Gereklilikler</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdalar için bildirim usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Yönetmeliğin 13 üncü maddesinde belirtilen bildirimler, Genel Müdürlüğe gönderilir ve aşağıdaki belgeleri içerir:</p>

<p>a) EK-4’te yer alan örneğe göre hazırlanan dilekçe.</p>

<p>b) 17 nci maddede belirtilen idari bilgileri ve 18 inci maddede belirtilen bilimsel verileri içeren teknik dosya.</p>

<p>c) Teknik dosyanın özeti.</p>

<p>(2) Başvuru sahibinin; halihazırda kullanımına izin verilmiş olan diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanım koşullarında, spesifikasyonlarında, ilave özel etiketleme gerekliliklerinde veya piyasaya arz sonrası izleme gerekliliklerinde değişiklik yapılmasına yönelik bir bildirim sunması durumunda, önerilen değişikliklerin mevcut güvenilirlik değerlendirmesinin sonuçlarını etkilemeyeceğine dair bir gerekçe sunulduğu takdirde, 18 inci maddede yer alan tüm verilerin sağlanmasına gerek olmayabilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (c) bendinde düzenlenen teknik dosyanın özeti; diğer bir ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın kullanımının Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen genel koşullara uygun olduğuna dair kanıtları içerir, Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince gizlilik talebine konu olan herhangi bir bilgi içermez.</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdalar için başvuru usulü </strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Yönetmeliğin 15 inci maddesinde belirtilen başvurular, Genel Müdürlüğe gönderilir ve aşağıdaki belgeleri içerir:</p>

<p>a) EK-5’te yer alan örneğe göre hazırlanan dilekçe.</p>

<p>b) 17 nci maddede belirtilen idari bilgileri ve 18 inci maddede belirtilen bilimsel verileri içeren teknik dosya.</p>

<p>c) Teknik dosyanın özeti.</p>

<p>ç) Yönetmeliğin 14 üncü maddesi gereğince oluşturulan, Bilimsel Komisyonun gıdanın güvenilirliğine dair itirazını içeren, uygun şekilde gerekçelendirilmiş bilimsel görüş.</p>

<p>d) Başvuru sahibinin, (ç) bendinde düzenlenen gıdanın güvenilirliğine dair itiraza karşılık yanıtı.</p>

<p>(2) Başvuru sahibinin, halihazırda kullanımına izin verilmiş olan diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanım koşullarında, spesifikasyonlarında, ilave özel etiketleme gerekliliklerinde veya piyasaya arz sonrası izleme gerekliliklerinde değişiklik yapılmasına yönelik bir başvuru sunması durumunda, önerilen değişikliklerin mevcut güvenilirlik değerlendirmesinin sonuçlarını etkilemeyeceğine dair bir gerekçe sunulduğu takdirde, 18 inci maddede yer alan tüm verilerin sağlanmasına gerek olmayabilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (c) bendinde düzenlenen teknik dosyanın özeti; diğer bir ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın kullanımının Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen genel koşullara uygun olduğuna dair kanıtları içerir ve Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince gizlilik talebine konu olan herhangi bir bilgi içermez.</p>

<p><strong>Bildirimde veya başvuruda sağlanması gereken idari bilgiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik bildirimler ve başvurular, Yönetmeliğin 13 üncü maddesinde düzenlenen bilgilere ilave olarak aşağıda yer alan idari bilgileri içerir:</p>

<p>a) Başvuru sahibi adına Genel Müdürlük ile iletişime geçmek üzere yetkilendirilmiş olan sorumlu kişinin adı, adresi ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Dosyanın sunulma tarihi.</p>

<p>c) Dosyanın içindekiler listesi.</p>

<p>ç) Başlıkları, cilt ve sayfa numaraları ile ilgili bilgiler de dâhil olmak üzere, dosyaya eklenen belgelerin ayrıntılı bir listesi.</p>

<p>d) Başvuru sahibinin, Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince, ek bilgiler de dahil olmak üzere dosyadaki bilgilerin belirli bölümlerinin gizli olarak işleme alınması talebinde bulunması durumunda, bu tür bilgilerin açıklanmasının başvuru sahibinin çıkarlarına önemli ölçüde zarar verebileceğini gösteren gerekçelerle birlikte gizli olarak işleme alınması istenen bölümlerin listesi.</p>

<p><strong>Bildirimde veya başvuruda sağlanması gereken bilimsel veriler</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik bir bildirimi veya başvuruyu desteklemek için sunulan dosya, diğer bir ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın güvenilir tüketim geçmişinin değerlendirilmesine olanak sağlar.</p>

<p>(2) Başvuru sahibi, verilerin toplanması sırasında izlenen yöntem ve strateji ile ilgili belgelerin bir kopyasını sunar.</p>

<p>(3) Başvuru sahibi, güvenilirlik değerlendirme stratejisi hakkında bilgi verir ve belirli çalışmaların veya bilgilerin değerlendirmeye dâhil edilmesini veya değerlendirme dışında bırakılmasını gerekçelendirir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibi, diğer bir ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın önerilen kullanımının güvenilirliği hakkında dosyada sunduğu belgeler ışığında genel bir değerlendirme yapar. İnsan sağlığına yönelik potansiyel riskin genel değerlendirmesi, insanların bilinen veya tahmin edilen maruz kalma miktarları dikkate alınarak yapılır.</p>

<p><strong>Bildirimin geçerliliğinin kontrolü</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdaya ilişkin bildirim Genel Müdürlük tarafından teslim alındığı tarihten itibaren en geç on beş iş günü içerisinde, söz konusu gıdanın Yönetmelik kapsamına girip girmediği ve bildirimin bu Tebliğin 15 inci, 17 nci ve 18 inci maddelerinde belirtilen gereklilikleri karşılayıp karşılamadığına ilişkin ön kontrol yapılır.</p>

<p>(2) Birinci fıkraya göre yapılan ön kontrolden geçirilen bildirim, risk değerlendirmesi ile ilgili gereklilikler açısından da detaylı kontrolden geçirilir. Detaylı kontrol, otuz iş günü içerisinde tamamlanır.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, bildirimin geçerliliği konusunda başvuru sahibinden ilave bilgi talep edebilir. Bu durumda, ilave bilginin sağlanması için bir süre belirlenir ve başvuru sahibi resmi yazı ile bilgilendirilir.</p>

<p>(4) Birinci fıkraya istisna olarak ve Yönetmeliğin 13 üncü maddesi saklı kalmak kaydıyla, başvuru sahibinin her bir eksik unsur için bir gerekçe sunması koşuluyla, bildirim bu Tebliğin 15 inci, 17 nci ve 18 inci maddelerde belirtilen tüm unsurları içermese de geçerli olarak kabul edilebilir.</p>

<p>(5) Genel Müdürlük, bildirimin geçerli kabul edilip edilmediği konusunda başvuru sahibini resmi yazı ile bilgilendirir. Bildirimin geçerli kabul edilmemesi durumunda, Genel Müdürlük bu kararın gerekçesini resmi yazıda belirtir.</p>

<p><strong>Başvurunun geçerliliğinin kontrolü</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik başvuru Genel Müdürlük tarafından teslim alındığı tarihten itibaren en geç on beş iş günü içerisinde, başvurunun 16 ncı, 17 nci ve 18 inci maddelerde belirtilen gereklilikleri karşılayıp karşılamadığına ilişkin ön kontrol yapılır.</p>

<p>(2) Birinci fıkraya göre ön kontrolden geçirilen başvuru, risk değerlendirmesi ile ilgili gereklilikler açısından da detaylı kontrolden geçirilir. Detaylı kontrol, otuz iş günü içerisinde tamamlanır.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, başvurunun geçerliliği konusunda başvuru sahibinden ilave bilgi talep edebilir. Bu durumda, ilave bilginin sağlanması için bir süre belirlenir ve başvuru sahibi resmi yazı ile bilgilendirilir.</p>

<p>(4) Birinci fıkraya istisna olarak ve Yönetmeliğin 15 inci maddesi saklı kalmak kaydıyla, başvuru sahibinin her bir eksik unsur için bir gerekçe sunması koşuluyla, başvuru 16 ncı, 17 nci ve 18 inci maddelerde belirtilen tüm unsurları içermese de geçerli olarak kabul edilebilir.</p>

<p>(5) Genel Müdürlük, başvurunun geçerli olarak kabul edilip edilmediği konusunda başvuru sahibini resmi yazı ile bilgilendirir. Başvurunun geçerli kabul edilmemesi durumunda, Genel Müdürlük bu kararın gerekçelerini resmi yazıda belirtir.</p>

<p><strong>Bilimsel komisyonun bildirimler için oluşturduğu bilimsel görüşünde yer alması gereken bilgiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdaya ilişkin bildirim ile ilgili olarak; Yönetmeliğin 14 üncü maddesi gereğince bilimsel komisyon tarafından Genel Müdürlüğe sunulan ve bilimsel komisyonun gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazı olup olmadığına ilişkin uygun şekilde gerekçelendirilmiş bilimsel görüş, duruma göre ikinci veya üçüncü fıkralarda belirtilen bilgileri içerir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada yer alan bilimsel görüş, bilimsel komisyonun bildirime konu olan diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazının bulunması halinde, aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın adı ve açıklaması.</p>

<p>b) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın insan sağlığı için neden bir güvenilirlik riski oluşturabileceğini gösteren bilimsel açıklamalar.</p>

<p>(3) Birinci fıkrada yer alan bilimsel görüş, bilimsel komisyonun bildirime konu olan diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazı bulunmaması halinde, aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın tanımlanması ve karakterizasyonu ile ilgili bilgiler.</p>

<p>b) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın güvenilir gıda tüketim geçmişine ilişkin değerlendirme.</p>

<p>c) Önerilen kullanımlar, kullanım seviyeleri.</p>

<p>(4) Genel Müdürlük, bilimsel komisyondan bilimsel görüş talep ederken ilave bilgiler isteyebilir.</p>

<p><strong>Bilimsel Komisyonun başvurular için oluşturduğu bilimsel görüşünde yer alması gereken bilgiler </strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik bir başvuru için bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüş aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın tanımlanması ve karakterizasyonu ile ilgili bilgiler.</p>

<p>b) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın güvenilir gıda tüketim geçmişine ilişkin değerlendirme.</p>

<p>c) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın, mümkünse güvenilirliğini ortaya koyan ve gerektiğinde belirsizlikler ve kısıtlamaların vurgulandığı genel risk değerlendirmesi.</p>

<p>ç) Sonuç değerlendirme.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük, bilimsel komisyondan bilimsel görüş talep ederken ilave bilgiler isteyebilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Avrupa Birliği mevzuatına uyum</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Bu Tebliğ;</p>

<p>a) Yeni gıda statüsünün belirlenmesine ilişkin 19/3/2018 tarihli ve (AT) 2018/456 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü,</p>

<p>b) Yeni gıdaların başvuruları için idari ve bilimsel gerekliliklere ilişkin 20/12/2017 tarihli ve (AT) 2017/2469 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü,</p>

<p>c) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdalar için idari ve bilimsel gerekliliklere ilişkin 20/12/2017 tarihli ve (AT) 2017/2468 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü,</p>

<p>dikkate alınarak Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>İdari yaptırım</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Bu Tebliğe aykırı davrananlar hakkında, 5996 sayılı Kanunun ilgili maddelerine göre yaptırım uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260520-3-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalara-iliskin-uygulama-tebligi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="49182"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalar-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalar-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği, 20 Mayıs 2026 Tarihli ve 33259 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRK GIDA KODEKSİ YENİ GIDALAR YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; insan sağlığının ve tüketici haklarının yüksek düzeyde korunmasını sağlayacak şekilde, yeni gıdaların piyasaya arz edilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; yeni gıdaları kapsar.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik;</p>

<p>a) 13/8/2010 tarihli ve 27671 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik kapsamındaki değerlendirmeleri,</p>

<p>b) 24/2/2017 tarihli ve 29989 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda Enzimleri Yönetmeliği kapsamına giren ürünleri,</p>

<p>c) 13/10/2023 tarihli ve 32338 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği kapsamına giren ürünleri,</p>

<p>ç) 29/12/2011 tarihli ve 28157 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Aroma Vericiler ve Aroma Verme Özelliği Taşıyan Gıda Bileşenleri Yönetmeliği kapsamına giren ürünleri,</p>

<p>d) Gıda maddelerinin ve gıda bileşenlerinin üretiminde kullanılan ekstraksiyon çözücüleri ile ilgili dikey gıda kodeksi kapsamına giren ürünleri,</p>

<p>kapsamaz.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 21 inci, 23 üncü, 24 üncü ve 26 ncı maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar </strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Tarım ve Orman Bakanlığını,</p>

<p>b) Başvuru sahibi: 9 uncu veya 15 inci maddeye göre hazırlanan bir başvuruyu ya da 13 üncü maddeye göre hazırlanan bir bildirimi, değerlendirilmek üzere Genel Müdürlüğe sunan ilgili tarafları,</p>

<p>ç) Bilimsel görüş: Bu Yönetmelik kapsamındaki konular ile ilgili olarak bilimsel komisyon tarafından hazırlanan ayrıntılı bilimsel dokümanı,</p>

<p>ç) Bilimsel komisyon: Bu Yönetmelik kapsamına giren konularda bilimsel değerlendirmeyi yapacak olan ve 24/12/2011 tarihli ve 28152 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Risk Değerlendirme Komite ve Komisyonlarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde Bakanlık tarafından oluşturulan komisyonu,</p>

<p>d) Diğer bir ülkede güvenilir bir gıda tüketim geçmişi: 13 üncü madde kapsamında yapılan bir bildirim öncesinde, bileşim verileri ve en az bir ülkedeki insanların önemli bir bölümünün alışılagelmiş diyetinde başvuru tarihinden itibaren geriye dönük olarak en az 25 yıldır devam eden tüketiminden edinilen deneyim vasıtasıyla, söz konusu gıdanın güvenilirliğinin teyit edildiğini,</p>

<p>e) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıda: Birincil üretimden elde edilen ve diğer bir ülkede güvenilir bir gıda tüketim geçmişine sahip olan ve (h) bendinin (1), (3), (7), (8), (9) ve (10) numaralı alt bentleri kapsamına girmeyen yeni gıdaları,</p>

<p>f) Geçerli başvuru/bildirim: Bu Yönetmelik kapsamına giren ve risk değerlendirme ve izin prosedürü için gerekli olan bilgileri içeren başvuruyu/bildirimi,</p>

<p>g) Genel Müdürlük: Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>ğ) Tasarlanmış nanomateryal: 100 nanometreden büyük boyutlarda olabilen fakat nano boyut karakteristiğini (bahse konu malzemenin geniş spesifik yüzey alanı ile ilgili olan ve/veya aynı malzemenin nano hali olmayan cinsinden farklı spesifik fizikokimyasal özellikleri içeren) koruyan agregat, aglomerat veya yapılar içeren, bir çoğunun bir veya daha fazla boyutu 100 nm veya daha az olan, içinde veya yüzeyde bulunan ayrı fonksiyonel parçalardan oluşan veya bir veya daha fazla boyutu 100 nm veya daha az olan ve özel bir amaç için üretilen malzemeyi,</p>

<p>h) Yeni gıda: Yeni gıdalar listesinde yer alan gıdalar ile 31/12/2025 tarihinden önce ülkemizde insan tüketimine yönelik olarak önemli bir ölçüde kullanılmayan ve aşağıdaki kategorilerden en az birine giren herhangi bir gıdayı,</p>

<p>1) Yeni bir moleküler yapıya sahip veya moleküler yapısı kasıtlı olarak değiştirilmiş olan gıdaları,</p>

<p>2) Mikroorganizmalar, mantarlar veya alglerden oluşan, izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>3) Mineral esaslı materyalden oluşan, izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>4) Ülkemizde güvenilir bir gıda tüketim geçmişine sahip olan ve bir bitkiden oluşan, izole edilen veya üretilen veya aynı türlerin bir varyetesinden; gıda üretimi amacıyla 31/12/2025 tarihinden önce kullanılan geleneksel çoğaltma yöntemleriyle yetiştirilerek veya gıda üretimi amacıyla gıdanın yapısı veya bileşiminde önemli düzeyde değişikliğe neden olmayan veya gıdanın besin değerini, metabolizmasını veya içerdiği istenmeyen maddelerin seviyesini etkilemeyen ve 31/12/2025 tarihinden önce kullanılmayan geleneksel olmayan çoğaltma yöntemleriyle yetiştirilerek elde edilen gıdalar hariç olmak üzere bitkilerden veya bitki kısımlarından oluşan, izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>5) Ülkemizde gıda üretimi için 31/12/2025 tarihinden önce kullanılan geleneksel besleme yöntemleriyle yetiştirilen hayvanlar ile bu hayvanlardan elde edilen ve ülkemizde güvenilir bir gıda tüketim geçmişine sahip gıdalar hariç olmak üzere; hayvanlardan veya hayvan kısımlarından oluşan, izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>6) Bitkiler, mikroorganizmalar gibi organizmalardan elde edilen hücre kültürü veya doku kültüründen oluşan ya da bu hücre kültürü veya doku kültüründen izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>7) Gıdanın besin değerini, metabolizmasını veya içerdiği istenmeyen maddelerin seviyesini etkileyecek şekilde yapısı veya bileşiminde önemli düzeyde değişikliğe neden olan ve ülkemizde gıda üretimi için 31/12/2025 tarihinden önce kullanılmayan bir üretim süreci uygulanarak elde edilen gıdaları,</p>

<p>8) (ğ) bendinde tanımlanan tasarlanmış nanomateryallerden oluşan gıdaları,</p>

<p>9) Üretiminde (7) numaralı alt bentte bahsedilen şekilde, ülkemizde 31/12/2025 tarihinden önce gıda üretiminde kullanılmayan bir üretim sürecinin kullanılması durumunda veya (ğ) bendinde tanımlanan tasarlanmış nanomateryalleri içermesi veya bu nanomateryallerden oluşması durumunda, 7/3/2017 tarihli ve 30000 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıdalara Vitaminler, Mineraller ve Belirli Diğer Öğelerin Eklenmesi Hakkında Yönetmelik, 2/7/2019 tarihli ve 30819 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Bebek ve Küçük Çocuklara Yönelik Gıdalar ile Vücut Ağırlığı Kontrolü için Diyetin Yerini Alan Gıdalar Yönetmeliği ve takviye edici gıdalar ile ilgili dikey gıda kodeksi kapsamına giren vitaminler, mineraller ve diğer öğeleri,</p>

<p>10) Ülkemizde 31/12/2025 tarihinden önce sadece takviye edici gıdalarda kullanılan ve takviye edici gıdalar dışındaki gıdalarda da kullanılması amaçlanan gıdaları,</p>

<p>ı) Yeni gıda statüsünün belirlenmesi: Piyasaya arz edilmesi amaçlanan gıdaların, bu Yönetmelik kapsamına girip girmediğinin, bir başka deyişle bu Yönetmelik gereğince yeni gıda olup olmadığının belirlenmesini,</p>

<p>i) Yeni gıdalar listesi: Bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde piyasaya arz edilmek üzere izin verilmiş olan yeni gıdalardan oluşan listeyi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin uygulamasında bu maddede belirtilen tanımlara ilave olarak 5996 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan tanımlar da geçerlidir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıda Statüsünün Belirlenmesi ve Yeni Gıdaların</p>

<p>Piyasaya Arzına İlişkin Gereklilikler</p>

<p><strong>Yeni gıda statüsünün belirlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Gıda işletmecileri, piyasaya arz etmeyi amaçladıkları gıdaların bu Yönetmelik kapsamına girip girmediğini kontrol eder.</p>

<p>(2) Piyasaya arz etmeyi amaçladıkları bir gıdanın bu Yönetmelik kapsamına girip girmediğinden emin olmayan gıda işletmecileri; gıdayı piyasaya arz etmeden önce Genel Müdürlüğe danışır ve söz konusu gıdanın bu Yönetmelik kapsamına girip girmediğini belirlemeye olanak sağlayacak gerekli bilgileri, Genel Müdürlüğe sunar.</p>

<p>(3) İkinci fıkrada bahsedilen danışma işlemi sırasında uygulanacak olan prosedür, süreler ve kamuoyuna açıklamaya ilişkin hususlar dahil olmak üzere, 20/5/2026 tarihli ve 33259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (Tebliğ No: 2026/3) ile belirlenir.</p>

<p><strong>İzin verilen yeni gıdalar listesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Bakanlık, 7 nci ve 8 inci maddelere göre piyasaya arz edilmek üzere izin verilen ve EK-1’de yer alan yeni gıdalar listesini oluşturur ve günceller.</p>

<p>(2) Sadece EK-1’deki listede yer alan yeni gıdalar, listede belirtilen kullanım koşulları ve etiketleme gerekliliklerine uygun olarak piyasaya arz edilebilir ve gıdalarda kullanılabilir.</p>

<p><strong>Yeni gıdaların yeni gıdalar listesine dâhil edilmesine ilişkin genel koşullar</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bakanlık, bir yeni gıdaya sadece aşağıdaki koşullara uygun olduğu takdirde izin verir ve bu yeni gıdayı, EK-1’de yer alan yeni gıdalar listesine ekler:</p>

<p>a) Listeye eklenmesi öngörülen gıdanın, mevcut bilimsel kanıtlara dayalı olarak insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturmaması.</p>

<p>b) Listeye eklenmesi öngörülen gıdanın bir başka gıdanın yerine kullanılması amaçlandığında ve besin değerinde önemli bir değişiklik olduğunda, bu gıdanın kullanımının tüketiciyi yanıltmaması.</p>

<p>c) Listeye eklenmesi öngörülen gıdanın bir başka gıdanın yerine kullanılması amaçlandığında, bu gıdanın normal tüketiminin, yerine kullanıldığı gıdaya göre, tüketici için beslenme açısından dezavantajlı olacak şekilde bir farklılık göstermemesi.</p>

<p>(2) Domuz ve böcek kaynaklı bir yeni gıda ile ilgili başvuru/bildirim kabul edilmez ve bu gıdalar yeni gıdalar listesinde yer almaz.</p>

<p>(3) Bir yeni gıda, üretim sürecinin Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik kapsamında bir husus içermesi halinde öncelikle bu kapsamda değerlendirmeye tabidir. Bu değerlendirme sonucuna göre gıda amaçlı kullanım izni alınması halinde bu Yönetmelik kapsamında yeni gıda olarak ayrıca değerlendirme yapılır.</p>

<p><strong>Yeni gıdalar listesinin içeriği ve güncellenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bakanlık; 9 uncu, 10 uncu, 11 inci, 13 üncü, 14 üncü, 15 inci, 16 ncı, 17 nci, 18 inci ve 26 ncı maddelerde yer alan kurallara göre yeni gıdaya izin verir ve yeni gıdalar listesini günceller.</p>

<p>(2) Avrupa Birliğinin yeni gıdalarla ilgili mevzuatında yapılan değişikliklere ilişkin güncellemeler için birinci fıkranın uygulanması gerekmez. Ancak, ihtiyaç halinde bilimsel komisyonun görüşüne başvurulabilir ve bu durumda birinci fıkrada bahsedilen maddelerin uygulanabilir olanları dikkate alınarak güncelleme yapılır.</p>

<p>(3) Yeni gıdalara izin verilmesi ve EK-1’de yer alan yeni gıdalar listesinin güncellenmesi kapsamında;</p>

<p>a) Yeni gıdalar listesine bir yeni gıda eklenebilir.</p>

<p>b) Yeni gıdalar listesinden bir yeni gıda çıkarılabilir.</p>

<p>c) Yeni gıdalar listesinde yer alan bir yeni gıdanın listede bulunması ile ilgili olarak; spesifikasyonlar, kullanım koşulları, ilave özel etiketleme gereklilikleri veya piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri eklenebilir, çıkarılabilir veya değiştirilebilir.</p>

<p>(4) Yeni gıdalar listesinde üçüncü fıkra kapsamında bir güncelleme yapılması halinde söz konusu yeni gıdanın spesifikasyonları ve uygun hallerde aşağıdaki bilgiler listeye eklenir:</p>

<p>a) Özellikle belirli nüfus grupları üzerindeki olası olumsuz etkileri, maksimum alım düzeylerinin aşılmasını ve aşırı tüketim durumundaki riskleri önlemeye yönelik gereklilikler de dâhil olmak üzere, söz konusu gıdanın kullanım koşulları.</p>

<p>b) Gıdanın bileşimi, besin değeri ya da beslenmeye etkileri ve kullanım amacı gibi, bir yeni gıdanın mevcut bir gıdaya artık eşdeğer olmadığını gösteren herhangi bir spesifik nitelik ya da gıda özelliği hakkında veya nüfusun belirli gruplarının sağlığı üzerindeki etkiler hakkında son tüketiciyi bilgilendirmeye yönelik ilave özel etiketleme gereklilikleri.</p>

<p>c) 23 üncü maddeye uygun olarak piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıdalara Yönelik İzin Prosedürü Kapsamında Genel Kurallar</p>

<p><strong>Yeni gıdaların piyasaya arzına izin verilmesi ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesine ilişkin prosedür</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Yeni gıdaların piyasaya arzına izin verilmesi ve 8 inci maddede belirtilen yeni gıdalar listesinin güncellenmesi işlemi aşağıdaki şekilde üç yolla başlatılabilir:</p>

<p>a) Genel Müdürlüğün inisiyatifi.</p>

<p>b) Bir başvuru sahibi tarafından Genel Müdürlüğe yapılan başvuru üzerine.</p>

<p>c) Yeni gıdalarla ilgili Avrupa Birliği mevzuatında yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacıyla.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (b) bendinde bahsedilen başvurular aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Başvuru sahibinin adı ve adresi.</p>

<p>b) Yeni gıdanın adı ve açıklaması.</p>

<p>c) Üretim sürecinin detaylı açıklaması.</p>

<p>ç) Yeni gıdanın detaylı bileşimi.</p>

<p>d) Yeni gıdanın insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturmadığını gösteren bilimsel kanıtlar.</p>

<p>e) Varsa analiz metotları.</p>

<p>f) Amaçlanan kullanım koşulları ve tüketiciyi yanıltmayacak şekilde özel etiketleme gereklilikleri ile ilgili öneri veya bu bilgilerin gerekli olmadığına ilişkin doğrulanabilir bir gerekçe.</p>

<p>(3) Genel Müdürlüğün talebi üzerine bilimsel komisyon, söz konusu güncelleme ile ilgili bilimsel görüşünü verir.</p>

<p>(4) Test yöntemleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (h) bendinin (8) ve (9) numaralı alt bentlerinde bahsedilen tasarlanmış nanomateryallere uygulandığında, başvuru sahipleri tarafından, bu yöntemlerin nanomateryaller için bilimsel olarak uygun olduğuna ve uygun durumlarda bu materyallerin spesifik özelliklerine yanıt verecek şekilde teknik adaptasyonun sağlandığına veya ayarlamaların yapıldığına dair bir açıklama sunulur.</p>

<p>(5) Yeni gıdaların piyasaya arzına izin verilmesi ve 8 inci maddede belirtilen yeni gıdalar listesinin güncellenmesi işlemi 11 inci maddeye göre sonuçlandırılır.</p>

<p>(6) Beşinci fıkraya istisna olarak, Genel Müdürlük tarafından yapılan değerlendirme sonunda söz konusu güncellemenin uygun olmadığına karar verilir ise, işlem herhangi bir aşamada sonlandırılır ve bir güncelleme yapılmamasına karar verilir. Bu tür durumlarda, varsa bilimsel komisyonun bilimsel görüşü ve değerlendirilen konu ile ilgili diğer hususlar dikkate alınır. Güncellemenin neden uygun bulunmadığı, resmi yazı ile başvuru sahibine bildirilir.</p>

<p>(7) Başvuru sahibi, başvurusunu istediği zaman geri çekebilir ve başvuru işlemini sona erdirebilir.</p>

<p>(8) Başvurunun, ikinci fıkranın (a), (b) ve (d) bentlerinde yer alan bilgileri içerecek şekilde hazırlanan bir özeti ve altıncı fıkra kapsamında sonlandırılan başvuruların listesi Bakanlık resmi internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p><strong>Bilimsel komisyonun bilimsel görüşü</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) 9 uncu madde kapsamında yapılan bir başvurunun geçerliliği, Genel Müdürlükçe kırk beş iş günü içerisinde kontrol edilir. Geçerli bulunan başvuru, değerlendirilmek üzere bilimsel komisyona sunulur. Bilimsel komisyon, geçerli bulunan başvurunun kendisine iletildiği tarihten itibaren dokuz ay içinde bilimsel görüşünü oluşturur.</p>

<p>(2) Bilimsel komisyon, bilimsel görüş oluştururken aşağıdaki hususları dikkate alır:</p>

<p>a) İlgili yeni gıdanın, hâlihazırda piyasaya arz edilmiş olan karşılaştırılabilir bir gıda kategorisindeki gıda kadar güvenilir olup olmadığını.</p>

<p>b) Söz konusu yeni gıdanın bileşimi ve kullanım koşullarının insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturup oluşturmadığını.</p>

<p>c) Başka bir gıdanın yerine kullanılması amaçlanan bir yeni gıdanın, yerine kullanıldığı gıdaya göre, normal tüketiminin tüketici için beslenme açısından dezavantajlı olacak şekilde bir farklılık gösterip göstermediğini.</p>

<p>(3) Bilimsel komisyon tarafından, başvuru sahibinden ilave bilgi talep edilmesi halinde, birinci fıkrada belirtilen dokuz aylık süre uzatılabilir. Genel Müdürlük, başvuru sahibi ile görüştükten sonra, istenen ilave bilginin sağlanması için uygun bir süre belirler. Bu durumda, birinci fıkrada belirtilen dokuz aylık süre, ilave bilgi için belirlenen süre kadar uzatılmış sayılır. Genel Müdürlük, talep edilen ilave bilgiyi ve bu bilginin sağlanması için belirlenen süreyi başvuru sahibine resmi yazı ile bildirir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibi tarafından, üçüncü fıkrada bahsi geçen ilave bilginin verilen süre içerisinde Genel Müdürlüğe iletilmemesi halinde, bilimsel komisyon bilimsel görüşünü daha önce sunulan mevcut bilgilere dayanarak sonuçlandırır.</p>

<p>(5) Başvuru sahibi tarafından kendiliğinden ilave bilgi sunulması halinde, bu bilgi yazılı olarak Genel Müdürlüğe gönderilir. Gönderilen ilave bilgi, Genel Müdürlükçe bilimsel komisyona iletilir. Bilimsel komisyonun bilimsel görüşü, birinci fıkrada belirtilen dokuz aylık süre içinde Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p>(6) Bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüş taslağı, Genel Müdürlük vasıtasıyla kamuoyunun görüşüne açılır. İlgili taraflar, bilimsel komisyonun bilimsel görüşüne ilişkin görüşlerini otuz gün içinde bildirir. Bilimsel komisyon, gelen görüşleri değerlendirir. Görüşe açma ve görüş değerlendirme süreci, duruma göre, birinci, üçüncü ve beşinci fıkralarda belirtilen sürelere uygun olarak tamamlanır. Bilimsel komisyon tarafından son şekli verilen bilimsel görüş Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p><strong>Başvurunun sonuçlandırılması ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Genel Müdürlük, 31/10/2020 tarihli ve 31290 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Hazırlama Yönetmeliğine göre, aşağıdaki hususları da dikkate alarak yeni gıdaların piyasaya arzına izin verilmesini ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesini sağlar:</p>

<p>a) 7 nci maddenin birinci fıkrasında belirtilen koşulları.</p>

<p>b) 5996 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde yer alan ihtiyati tedbirler de dâhil olmak üzere ilgili mevzuat hükümlerini.</p>

<p>c) Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünü.</p>

<p>ç) Değerlendirilen başvuru ile ilgili diğer mevzuat kapsamındaki hususları.</p>

<p><strong>Başvurular için idari ve bilimsel gereklilikler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Yeni gıdalara izin verilmesine yönelik başvurular ile ilgili olarak;</p>

<p>a) 9 uncu maddede bahsedilen başvuruların içeriği, hazırlanması ve sunulmasına ilişkin hususlar,</p>

<p>b) Bahse konu başvuruların geçerliliğinin kontrolüne ilişkin düzenlemeler,</p>

<p>c) 10 uncu maddede bahsedilen bilimsel komisyonun bilimsel görüşü kapsamında yer alacak bilgiler,</p>

<p>Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (Tebliğ No: 2026/3)’nde belirlenir.</p>

<p>(2) Başvurular hazırlanırken, bu Yönetmelik ve birinci fıkrada belirtilen tebliğ, varsa Bakanlığın internet sayfasında yayımlanmış olan başvurulara ilişkin açıklayıcı kılavuzlar da başvuru sahibi tarafından dikkate alınır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıdalara Yönelik İzin Prosedürü Kapsamında Diğer Ülkelerden</p>

<p>Gelen Geleneksel Gıdalar İçin Özel Kurallar</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın bildirimi </strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdayı piyasaya arz etmek isteyen başvuru sahibi, 9 uncu maddede belirtilen prosedürü izlemek yerine, Genel Müdürlüğe bu isteği ile ilgili bir bildirim sunmayı tercih edebilir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada bahsedilen bildirim aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Başvuru sahibinin adı ve adresini.</p>

<p>b) Geleneksel gıdanın adı ve açıklamasını.</p>

<p>c) Geleneksel gıdanın detaylı bileşimini.</p>

<p>ç) Geleneksel gıdanın coğrafi menşe ülkesi veya ülkelerini.</p>

<p>d) Geleneksel gıdanın diğer bir ülkede güvenilir bir gıda tüketim geçmişi olduğunu gösteren belgeye dayalı verileri.</p>

<p>e) Amaçlanan kullanım koşulları ve tüketiciyi yanıltmayacak şekilde özel etiketleme gereklilikleri ile ilgili öneri veya bu bilgilerin gerekli olmadığına ilişkin doğrulanabilir bir gerekçeyi.</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın piyasaya arz edilmesine ilişkin bildirim prosedürü</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) 13 üncü madde kapsamında sunulan bir bildirim, Genel Müdürlük tarafından kırk beş iş günü içerisinde yapılan kontrolün ardından geçerli bulunursa, değerlendirilmek üzere bilimsel komisyona iletilir.</p>

<p>(2) Bilimsel komisyon, birinci fıkraya uygun olarak geçerli bulunan bildirimin Genel Müdürlük tarafından iletildiği tarihten itibaren dört ay içerisinde, geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazı olup olmadığına ilişkin uygun şekilde gerekçelendirilmiş bilimsel görüşünü Genel Müdürlüğe iletir.</p>

<p>(3) Bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüş, Genel Müdürlük vasıtasıyla kamuoyunun görüşüne açılır. İlgili taraflar, bilimsel komisyonun bilimsel görüşüne ilişkin görüşlerini otuz gün içinde bildirir. Bilimsel komisyon, gelen görüşleri değerlendirir. Görüşe açma ve görüş değerlendirme süreci, ikinci fıkrada belirtilen süreye uygun olarak tamamlanır. Bilimsel komisyon tarafından son şekli verilen bilimsel görüş Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p>(4) Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünde söz konusu geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazının bulunmaması halinde, Genel Müdürlük, gıdanın piyasaya arzına izin verilmesi ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesi işlemlerinin karara bağlanmasını sağlar. Yeni gıdalar listesi güncellenirken, söz konusu güncellemenin diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıda ile ilgili olduğu belirtilir. Gerekli hallerde, kullanım koşulları, özel etiketleme gereklilikleri, spesifikasyon veya piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri de belirtilir.</p>

<p>(5) Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünde söz konusu geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazının bulunması halinde, Genel Müdürlük, söz konusu geleneksel gıdanın piyasaya arzına izin vermez ve yeni gıdalar listesini güncellemez. Başvuru sahibi, bilimsel komisyonun bilimsel görüşünün ayrıntıları konusunda Genel Müdürlük tarafından resmi yazı ile bilgilendirilir. Bu durumda, başvuru sahibi 15 inci maddeye göre Genel Müdürlüğe bir başvuruda bulunabilir.</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdaya izin verilmesine ilişkin başvuru</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) 14 üncü maddenin beşinci fıkrasına göre Genel Müdürlük, bir geleneksel gıdanın piyasaya arzına izin vermez veya yeni gıdalar listesini güncellemez ise başvuru sahibi, 13 üncü maddeye göre daha önce sunulan bilgilere ilave olarak, 14 üncü maddenin beşinci fıkrasına göre bilimsel komisyon tarafından verilen ve itiraz içeren bilimsel görüş kapsamındaki hususlara ilişkin belgeye dayalı verileri de başvuruya dâhil eder. Yapılan başvuru ile ilgili olarak, Genel Müdürlük tarafından yapılan kontrolün ardından geçerli bulunan başvuru, değerlendirilmek üzere bilimsel komisyona sunulur.</p>

<p><strong>Bilimsel komisyonun diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdaya ilişkin bilimsel görüşü</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bilimsel komisyon geçerli başvuruyu aldığı tarihten itibaren altı ay içinde bilimsel görüşünü oluşturur.</p>

<p>(2) Bilimsel komisyon, diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıda hakkındaki bilimsel görüşünü oluştururken aşağıdaki hususları dikkate alır:</p>

<p>a) Diğer bir ülkede güvenilir bir gıda tüketim geçmişine sahip olma durumunun, başvuru sahibi tarafından 13 üncü ve 15 inci maddeler gereğince sunulan güvenilir veriler vasıtasıyla doğrulanıp doğrulanmadığı.</p>

<p>b) Söz konusu gıdanın bileşimi ve kullanım koşullarının insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturup oluşturmadığı.</p>

<p>c) Diğer ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın başka bir gıdanın yerine kullanımının amaçlanıp amaçlanmadığı ve yerine kullanıldığı gıdaya göre, normal tüketiminin tüketici için beslenme açısından dezavantajlı olacak şekilde bir farklılık gösterip göstermediği.</p>

<p>(3) Bilimsel komisyon tarafından, başvuru sahibinden ilave bilgi talep edilmesi halinde, birinci fıkrada belirtilen altı aylık süre uzatılabilir. Genel Müdürlük başvuru sahibi ile görüştükten sonra, istenen ilave bilginin sağlanması için bir süre belirler. Bu durumda, birinci fıkrada belirtilen altı aylık süre, ilave bilgi için belirlenen süre kadar uzatılmış sayılır. Genel Müdürlük, talep edilen ilave bilgiyi ve bu bilginin sağlanması için belirlenen süreyi başvuru sahibine resmi yazı ile bildirir.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkrada bahsi geçen ilave bilginin başvuru sahibine verilen süre içerisinde yazılı olarak Genel Müdürlüğe iletilmemesi halinde, bilimsel komisyon bilimsel görüşünü daha önce sunulan mevcut bilgilere dayanarak sonuçlandırır.</p>

<p>(5) Başvuru sahibi tarafından kendiliğinden ilave bilgi sunulması halinde, bu bilgi yazılı olarak Genel Müdürlüğe gönderilir. Gönderilen ilave bilgi, Genel Müdürlükçe Bilimsel Komisyona iletilir. Bilimsel Komisyonun bilimsel görüşü, birinci fıkrada belirtilen altı aylık süre içinde Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p>(6) Bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüş, Genel Müdürlük vasıtasıyla kamuoyunun görüşüne açılır. İlgili taraflar, bilimsel komisyonun bilimsel görüşüne ilişkin görüşlerini otuz gün içinde bildirir. Bilimsel komisyon, gelen görüşleri değerlendirir. Görüşe açma ve görüş değerlendirme süreci, birinci, üçüncü ve beşinci fıkralarda belirtilen sürelere uygun olarak tamamlanır.</p>

<p>(7) Bilimsel komisyon tarafından son şekli verilen bilimsel görüş, Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıda ile ilgili başvurunun sonuçlandırılması ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Genel Müdürlük, Türk Gıda Kodeksi Hazırlama Yönetmeliğine göre, aşağıdaki hususları da dikkate alarak diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın piyasaya arzına izin verilmesini ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesini sağlar:</p>

<p>a) 7 nci maddenin birinci fıkrasında belirtilen koşulları.</p>

<p>b) 5996 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde yer alan ihtiyati tedbirler de dâhil olmak üzere ilgili mevzuat hükümlerini.</p>

<p>c) Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünü.</p>

<p>ç) Değerlendirilen başvuru ile ilgili diğer mevzuat kapsamındaki hususları.</p>

<p>(2) Birinci fıkraya istisna olarak, Genel Müdürlük tarafından yapılan değerlendirme sonunda söz konusu güncellemenin uygun olmadığına karar verilir ise, işlem herhangi bir aşamada sonlandırılır ve güncelleme yapılmamasına karar verilir. Bu tür durumlarda, varsa bilimsel komisyonun bilimsel görüşü ve değerlendirilen konu ile ilgili diğer hususlar dikkate alınır. Güncellemenin neden uygun bulunmadığı, resmi yazı ile başvuru sahibine bildirilir.</p>

<p>(3) Başvuru sahibi, 15 inci madde uyarınca yaptığı başvuruyu, istediği zaman geri çekebilir ve başvuru işlemini sona erdirebilir.</p>

<p><strong>Yeni gıdalar listesinde yer alan diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdalar ile ilgili güncellemeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın yeni gıdalar listesinden çıkarılması veya diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın yeni gıdalar listesinde yer alması ile ilgili olarak spesifikasyonların, kullanım koşullarının, ilave özel etiketleme gerekliliklerinin veya piyasaya arz sonrası izleme gerekliliklerinin eklenmesi, çıkarılması veya değiştirilmesi için 9 uncu, 10 uncu, 11 inci ve 12 nci maddelerde yer alan hükümler uygulanır.</p>

<p><strong>Diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdalara ilişkin bildirimler ve başvurular için idari ve bilimsel gereklilikler</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdalara izin verilmesine yönelik bildirimler ve başvurular ile ilgili olarak;</p>

<p>a) 13 üncü maddede bahsedilen bildirimlerin ve 15 inci maddede bahsedilen başvuruların içeriği, hazırlanması ve sunulmasına ilişkin hususlar,</p>

<p>b) Bahse konu bildirimlerin ve başvuruların geçerliliğinin kontrolüne ilişkin düzenlemeler,</p>

<p>c) 16 ncı maddede bahsedilen bilimsel komisyonun bilimsel görüşü kapsamında yer alacak bilgiler, Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (Tebliğ No: 2026/3) ile belirlenir.</p>

<p>(2) Bildirimler ve başvurular hazırlanırken, bu Yönetmelik ve Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (Tebliğ No: 2026/3) ile birlikte, Bakanlığın internet sayfasında yayımlanmış olan bildirimlere ve başvurulara ilişkin açıklayıcı kılavuzlar da başvuru sahibi tarafından dikkate alınır.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Prosedür ile İlgili İlave Kurallar ve Diğer Gereklilikler</p>

<p><strong>Risk yönetimine ilişkin ilave bilgiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Genel Müdürlük tarafından, risk yönetimi ile ilgili konularda başvuru sahibinden ilave bilgi talep edilebilir. Bu durumda Genel Müdürlük, istenen ilave bilginin temini için başvuru sahibi ile birlikte uygun bir süre belirledikten sonra, talep edilen ilave bilgiyi ve bu bilginin sağlanması için belirlenen süreyi başvuru sahibine resmi yazı ile bildirir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada düzenlenen ilave bilginin belirlenen süre içinde gönderilmemesi durumunda, Genel Müdürlük mevcut bilgiler doğrultusunda işlem yapar.</p>

<p><strong>Süre uzatımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) İstisnai durumlarda, 10 uncu maddenin birinci fıkrasında, 14 üncü maddenin ikinci fıkrasında ve 16 ncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen süreler Genel Müdürlük tarafından veya bilimsel komisyonun talebi üzerine ilgili konunun niteliğinin uygun bir uzatmayı haklı kılması halinde uzatılabilir. Sürenin uzatılması ve gerekçesi konusunda başvuru sahibi bilgilendirilir.</p>

<p><strong>Yeni gıdalar listesinin güncellenmesine yönelik başvuruların gizliliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Başvuru sahibi; başvuruyu sunarken, bu Yönetmelik kapsamında sunulan bilgilerin belirli bölümlerinin gizli olarak işleme alınmasını talep edebilir ve bu taleple birlikte, söz konusu bilgilerin kamuoyuna açıklanmasının, kendi çıkarlarına önemli ölçüde zarar vereceğini kanıtlayan doğrulanabilir gerekçeler sunar.</p>

<p>(2) Başvuru sahibinin talebi üzerine, sadece aşağıdaki bilgiler için, bilginin açıklanmasının kendi çıkarlarına önemli ölçüde zarar verme potansiyeli bulunduğunun başvuru sahibi tarafından kanıtlanması durumunda, söz konusu bilgi Genel Müdürlük tarafından gizli olarak işleme alınabilir:</p>

<p>a) Güvenilirlik değerlendirmesiyle ilgili bilgiler hariç olmak üzere, yöntemi ve yenilikçi yönleri dâhil imalat veya üretim süreci ve bu sürece veya yönteme özgü diğer teknik ve endüstriyel özellikler.</p>

<p>b) Uygulanabilir olduğu durumlarda, üretici veya ithalatçı ile başvuru sahibi veya izin sahibi arasındaki ticari bağlantılar.</p>

<p>c) Başvuru sahibinin kaynak kullanımını, pazar paylarını veya iş stratejisini ortaya koyan ticari bilgiler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Güvenilirlik değerlendirmesiyle ilgili bilgiler hariç olmak üzere, talebe konu olan maddenin nicel bileşimi.</p>

<p>d) Uygulanabilir olduğu durumlarda, güvenilirlik değerlendirmesiyle ilgili bilgiler hariç olmak üzere, başlangıç maddelerinin ve başlangıç preparatlarının ayrıntılı tanımlarına ve bunların izne tabi olan yeni gıdayı üretmek için nasıl kullanıldıklarına dair bilgiler ve başvuru sahibinin söz konusu yeni gıdayı kullanmayı amaçladığı belirli gıdaların veya gıda kategorilerinin yapısı ve bileşimi hakkında ayrıntılı bilgiler.</p>

<p>e) Uygulanabilir olduğu durumlarda, güvenilirlik değerlendirmesiyle ilgili bilgiler hariç olmak üzere, üretim partilerindeki değişkenlik ve stabilite hakkında ayrıntılı analitik bilgiler.</p>

<p>(3) İkinci fıkranın istisnası olarak;</p>

<p>a) Genel Müdürlük, insan sağlığını, hayvan sağlığını veya çevreyi korumak için acil önlem alınmasının gerekli olduğu durumlarda, ikinci fıkrada bahsedilen bilgileri açıklayabilir.</p>

<p>b) Bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüşün sonuçlarının bir parçası olan bilgiler ve insan sağlığı, hayvan sağlığı veya çevre üzerindeki öngörülebilir etkilerle ilgili bilgiler kamuoyuna açıklanabilir.</p>

<p>(4) Aşağıdaki bilgiler hiçbir durumda gizli olarak kabul edilmez:</p>

<p>a) Başvuru sahibinin adı ve adresi.</p>

<p>b) Başvuruyu destekleyen yayınlanmış veya kamuoyuna açık çalışmaların yazarlarının adları.</p>

<p>(5) Başvuru sahibi gizlilik talebinde bulunduğunda, sunduğu bilgilerin gizli olmayan versiyonu ile gizli versiyonunu sunar. Gizli olmayan versiyonda, başvuru sahibinin ikinci fıkraya dayanarak gizli olduğunu düşündüğü bilgilere yer verilmez ve bu bilgilerin silindiği yerler gösterilir. Gizli versiyon, başvuru sahibinin gizli olduğunu düşündüğü bilgiler de dahil olmak üzere, sunulan tüm bilgileri içerir. Gizli versiyonda, gizli olarak işleme alınması istenen bilgiler açıkça işaretlenir. Başvuru sahibi, her bir bilgi grubu için gizliliğin hangi gerekçelerle talep edildiğini açıkça belirtir.</p>

<p>(6) Gizlilik talebi aşağıdaki adımlar takip edilerek karara bağlanır:</p>

<p>a) Genel Müdürlük, gizlilik talebine ilişkin incelemesini ve değerlendirmesini gecikmeksizin yapar.</p>

<p>b) Genel Müdürlük, gizlilik talebine ilişkin resmi bir karar vermeden önce, gizlilik talebinde bulunulan bilgilerden hangileri için talebin kabul edilmediğini ve bunun nedenlerini başvuru sahibine resmi yazı ile bildirir. Başvuru sahibi, Genel Müdürlüğün değerlendirmesini kabul etmezse, söz konusu değerlendirmenin kendisine bildirildiği tarihten itibaren iki hafta içinde görüşlerini bildirebilir veya başvurusunu geri çekebilir.</p>

<p>c) Genel Müdürlük, gizlilik talebine ilişkin gerekçeli kararını, başvuru sahibinin görüşlerini de dikkate alarak, başvuruya ilişkin gizlilik talebinin kendisine ulaştığı tarihten itibaren 10 hafta içinde, tamamlayıcı bilgi ve verilerin varlığı halinde ise gecikmeksizin verir. Başvuru sahibi, gerekçeli karar ve yedinci fıkraya göre bir doğrulama başvurusu sunma hakkı bulunduğu konusunda resmi yazı ile bilgilendirilir.</p>

<p>(7) Genel Müdürlüğün gizlilik talebine ilişkin kararının altıncı fıkra gereğince başvuru sahibine bildirilmesinden itibaren iki hafta içinde, başvuru sahibi, Genel Müdürlükten kararını yeniden gözden geçirmesini talep eden bir doğrulama başvurusunda bulunabilir. Doğrulama başvurusu sunulması durumunda, gizlilik talebine ilişkin Genel Müdürlük kararı askıya alınır. Genel Müdürlük, doğrulama başvurusunun gerekçelerini inceler ve bu başvuruya ilişkin gerekçeli bir karar verir. Bu karar, doğrulama başvurusunun sunulmasından sonraki üç hafta içinde resmi yazı ile başvuru sahibine bildirilir.</p>

<p>(8) Genel Müdürlük, bu Yönetmelik gereğince kendisine ulaşan ve gizli olarak işleme alınması talep edilen bilgilerin, gizlilik talebine ilişkin bir karar alınana ve kesinleşene kadar gizliliğinin korunması için gerekli önlemleri alır. Genel Müdürlük ayrıca, gizli olarak işleme alınması kabul edilen bilgilerin gizliliğinin korunması için de gerekli önlemleri alır.</p>

<p>(9) Başvuru sahibinin başvurusunu geri çekmesi durumunda, Genel Müdürlük, gizli olarak işleme alınması talep edilen bilgileri ifşa etmez.</p>

<p>(10) Bu madde hükümlerinin uygulanması, Genel Müdürlük birimleri içindeki ve Genel Müdürlük ile bilimsel komisyon arasındaki başvuru ile ilgili bilgi alışverişini etkilemez.</p>

<p>(11) Bakanlık, bu madde hükümlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar hakkında düzenleme yapabilir.</p>

<p><strong>Piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Genel Müdürlük, gıda güvenilirliğini sağlamak amacıyla ve bilimsel komisyonun bilimsel görüşünü dikkate alarak piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri uygulayabilir. Bu tür gereklilikler, vaka bazında, ilgili gıda işletmecilerinin belirlenmesini kapsayabilir.</p>

<p><strong>İlave bilgi gereklilikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Piyasaya bir yeni gıda arz etmiş olan herhangi bir gıda işletmecisi, yeni gıdanın kullanımına ilişkin güvenilirlik değerlendirmesini etkileyebilecek herhangi bir yeni bilimsel ya da teknik bilgi veya yeni gıdanın piyasaya arz edildiği diğer bir ülke tarafından uygulanan herhangi bir yasaklama veya kısıtlama olması durumunda, bu bilgiler hakkında Genel Müdürlüğü gecikmeksizin yazılı olarak bilgilendirir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Verilerin Korunması</p>

<p><strong>Verilerin korunmasında izin prosedürü</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Başvuru sahibinin talebi üzerine ve bu talebin, 9 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen başvuruya dâhil edilen uygun ve doğrulanabilir bilgilerle desteklendiği durumlarda, başvuruyu destekleyen yeni geliştirilmiş bilimsel kanıtlar ya da bilimsel veriler, ilgili yeni gıdaya izin verildiği tarihten itibaren beş yıl süreyle ilk başvuru sahibinin onayı olmaksızın sonraki başvuru sahibinin yararına kullanılamaz.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük, aşağıdaki koşulların sağlandığı durumlarda, 26 ncı maddenin birinci fıkrası gereğince verileri koruma altına alır:</p>

<p>a) Yeni geliştirilmiş bilimsel kanıtlar veya bilimsel verilerin ilk başvuru sahibi tarafından ilk başvurunun yapıldığı sırada tescilli olarak belirtilmiş olması.</p>

<p>b) İlk başvuru sahibinin, ilk başvurunun yapıldığı sırada tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel veriler için özel bir referans gösterme hakkına sahip olması.</p>

<p>c) İlk başvuru sahibi tarafından sunulan tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel veriler olmaksızın yeni gıdanın bilimsel komisyon tarafından değerlendirilemeyecek olması ve Genel Müdürlük tarafından söz konusu yeni gıdaya izin verilemeyecek olması.</p>

<p>(3) İkinci fıkrada belirtilen bilimsel kanıtlar ve bilimsel veriler ile ilgili olarak; ilk başvuru sahibi, bir sonraki başvuru sahibi ile bu tür bilimsel kanıt ve bilimsel verilerin kullanılabilirliği konusunda anlaşmaya varabilir.</p>

<p>(4) Bu madde diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdaların piyasaya arzına ilişkin bildirimler ve başvurular hakkında uygulanmaz.</p>

<p><strong>Koruma altına alınan tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel verilere dayalı olarak izin verilen bir yeni gıdanın yeni gıdalar listesine dâhil edilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Bir yeni gıdaya, 25 inci maddenin birinci fıkrasında belirtildiği şekilde koruma altına alınan tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel verilere dayalı olarak 9 uncu, 10 uncu ve 11 inci maddelere göre izin verilmesi ve bu yeni gıdanın yeni gıdalar listesine dâhil edilmesi durumunda, söz konusu yeni gıda, yeni gıdalar listesine eklenirken 8 inci maddenin dördüncü fıkrasında bahsedilen bilgilere ilaveten aşağıdaki bilgiler de belirtilir:</p>

<p>a) Yeni gıdanın listeye eklenme tarihi.</p>

<p>b) Yeni gıdanın listeye dâhil edilmesinin, 25 inci maddeye göre koruma altına alınan tescilli bilimsel kanıtlara ve bilimsel verilere dayandırıldığı bilgisi.</p>

<p>c) Başvuru sahibinin adı ve adresi.</p>

<p>ç) Sonraki başvuru sahibinin, söz konusu yeni gıda için 25 inci maddeye göre koruma altına alınan tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel verilere atıf yapmadan izin aldığı durumlar veya sonraki başvuru sahibinin, söz konusu yeni gıda için ilk başvuru sahibi ile anlaşma yaparak izin aldığı durumlar dışında, yeni gıdanın veri koruma süresi boyunca sadece (c) bendinde belirtilen başvuru sahibi tarafından piyasaya arzına izin verildiği bilgisi.</p>

<p>d) 25 inci maddede belirtilen veri koruma süresinin bitiş tarihi.</p>

<p>(2) 25 inci maddeye göre koruma altında olan veya koruma süresi dolmuş olan bilimsel kanıtlar veya bilimsel veriler, yeniden koruma altına alınmaz.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Yetki</strong></p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) Bakanlık, bir gıdanın yeni gıda tanımına girip girmediğine karar vermeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Uygulamaya ilişkin düzenlemeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerinin uygulamasına yönelik hazırlanacak talimat, kılavuz ve bilimsel komisyon tarafından hazırlanan bilimsel görüşler, Bakanlık internet sitesinde yayımlanır.</p>

<p><strong>Avrupa Birliği mevzuatına uyum</strong></p>

<p><strong>MADDE 29-</strong> (1) Bu Yönetmelik, yeni gıdalara ilişkin 25/11/2015 tarihli ve (AB) 2015/2283 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Tüzüğü ile yeni gıdalar listesine ilişkin 20/12/2017 tarihli ve (AB) 2017/2470 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü dikkate alınarak Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>İdari yaptırım</strong></p>

<p><strong>MADDE 30-</strong> (1) Bu Yönetmeliğe aykırı davrananlar hakkında, 5996 sayılı Kanunun ilgili maddelerine göre yaptırım uygulanır.</p>

<p><strong>Uyum zorunluluğu</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecileri, EK-1’e 30/6/2027 tarihinden itibaren uymak zorundadır. 30/6/2027 tarihinden önce etiketlenen veya piyasaya arz edilen gıdalar raf ömrü sonuna kadar piyasada bulunabilir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecileri, EK-1’e uyum sağlayana kadar, Yönetmeliğin yayım tarihinden önce yürürlükte olan mevzuat hükümlerine uymakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 32-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260520-1-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalar-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="34864"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SOSYAL MEDYA ORTAMINDA ESTETİK AMAÇLI SAĞLIK HİZMETLERİNİN DİJİTAL TANITIMI VE HUKUKİ SINIRLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medya-ortaminda-estetik-amacli-saglik-hizmetlerinin-dijital-tanitimi-ve-hukuki-sinirlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sosyal-medya-ortaminda-estetik-amacli-saglik-hizmetlerinin-dijital-tanitimi-ve-hukuki-sinirlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong></p>

<p>Dijital platformların gündelik yaşam üzerindeki etkisinin artmasıyla birlikte sağlık hizmetleri de sosyal medya ekonomisinin önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe faaliyet gösteren sağlık kuruluşları, özel klinikler, hekimler ve güzellik merkezleri; Instagram, TikTok, YouTube ve benzeri dijital platformlar aracılığıyla görünürlük temelli pazarlama faaliyetleri yürütmektedir. Bu platformlar yalnızca tanıtım mecrası olarak değil; aynı zamanda potansiyel danışan kitlesinin yönlendirilmesi, tüketici davranışlarının şekillendirilmesi ve sağlık hizmetlerine yönelik talebin artırılması bakımından etkili dijital iletişim araçları olarak kullanılmaktadır. Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin içeriklerin klasik reklam anlayışının ötesine geçtiği görülmektedir. Özellikle “before-after” görselleri, danışan deneyim videoları, operasyon süreçlerinin canlı yayınlanması, influencer iş birlikleri, sponsorlu içerikler ve örtülü reklam niteliği taşıyan dijital paylaşımlar aracılığıyla sağlık hizmeti ile ticari reklam arasındaki hukuki sınır giderek belirsizleşmektedir. Sağlık hizmetlerinin sosyal medya platformlarında görsel tüketim nesnesine dönüştürülmesi, sağlık hizmetinin etik niteliği ile sosyal medya odaklı ticari tanıtım anlayışı arasında ciddi bir çatışma yaratmaktadır. Bunun yanı sıra sosyal medya algoritmalarının yüksek etkileşim alan estetik dönüşüm içeriklerini ön plana çıkarması, estetik müdahalelerin sıradanlaştırılmasına ve kullanıcıların özellikle fiziksel görünüm odaklı psikolojik yönlendirmelere maruz kalmasına neden olmaktadır. Böylelikle sağlık hizmetleri yalnızca tıbbi gereklilik çerçevesinde değil; sosyal kabul, dijital görünürlük ve tüketim kültürü ekseninde de şekillenmeye başlamaktadır. Türk hukukunda sağlık hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında çeşitli sınırlamalara tabi tutulmuştur. Bununla birlikte mevcut normatif düzenlemelerin büyük ölçüde geleneksel medya sistemi esas alınarak oluşturulduğu, sosyal medya platformlarının dinamik yapısı, influencer ekonomisi ve algoritmik içerik dolaşımı karşısında uygulamada önemli denetim sorunlarının ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle sağlık hizmetine ilişkin içeriklerin “bilgilendirme”, “danışan deneyimi”, “kişisel paylaşım” veya “eğitici içerik” görünümü altında sunulması, örtülü ticari iletişim sorununu gündeme getirmektedir. Bu durum, tüketicilerin manipülatif yönlendirmelere açık hâle gelmesine, sağlık hizmetinin ticarileşmesine ve hasta mahremiyeti ile kişisel verilerin korunmasına ilişkin hukuki risklerin artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle sosyal medya ortamında estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin dijital reklam faaliyetlerinin sağlık hukuku, tüketici hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku ve dijital iletişim hukuku çerçevesinde çok yönlü biçimde değerlendirilmesi zorunlu hâle gelmiştir.</p>

<p>Bu çalışmada sosyal medya ortamında estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri; sağlık hukuku, tüketici hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku ve dijital iletişim hukuku perspektifinden incelenmiş; özellikle örtülü reklam, sağlık verisi paylaşımı, manipülatif görsel içerikler ve influencer pazarlaması bakımından mevcut hukuki rejimin yeterliliği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Teknolojik gelişmeler ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşması, ekonomik ve mesleki faaliyetlerin yürütülme biçiminde köklü değişiklikler meydana getirmiş; sosyal medya platformları yalnızca bireysel iletişim alanı olmaktan çıkarak ticari faaliyetlerin, mesleki görünürlüğün ve tüketici davranışlarının yönlendirilmesinde temel araçlardan biri hâline gelmiştir. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe faaliyet gösteren sağlık kuruluşları, özel klinikler, hekimler ve güzellik merkezleri bakımından Instagram, TikTok, YouTube ve benzeri dijital platformlar; potansiyel danışanlara doğrudan ulaşılabilen, yüksek etkileşim sağlayan ve ticari yönlendirme gücü oldukça yüksek dijital pazarlama mecraları meydana getirmiştir. Bu platformlar aracılığıyla gerçekleştirilen içerik üretimi, klasik reklam anlayışının ötesine geçerek sağlık hizmetlerinin dijital ortamda sunulma ve pazarlanma biçimini önemli ölçüde dönüştürmüştür. Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin içeriklerin niteliği de dönüşüm geçirmiş; özellikle “before-after” görselleri, danışan deneyim videoları, operasyon süreçlerinin canlı yayınlanması, influencer iş birlikleri, sponsorlu içerikler ve algoritmik görünürlük amacı taşıyan paylaşımlar aracılığıyla sağlık hizmeti ile ticari reklam arasındaki hukuki sınır giderek belirsizleşmiştir. Bu içerikler çoğu zaman “bilgilendirme”, “eğitici paylaşım”, “kişisel deneyim aktarımı” veya “danışan memnuniyeti” görünümü altında sunulmakta; ancak fiilen belirli bir sağlık hizmetine yönelik talep oluşturma ve tüketiciyi yönlendirme işlevi görmektedir. Bu durum, sağlık hizmetlerine ilişkin reklam yasağının dolaylı biçimde aşılması sonucunu doğurmaktadır. Özellikle estetik alanında faaliyet gösteren bazı sağlık kuruluşlarının sosyal medya platformlarında algoritmik görünürlük elde etmek amacıyla agresif dijital pazarlama stratejileri uyguladığı görülmektedir. Sosyal medya platformlarında takipçi sayısının artırılması, içeriklerin viral hâle getirilmesi ve algoritmik görünürlüğün güçlendirilmesi amacıyla yürütülen dijital tanıtım faaliyetleri, sağlık hizmetinin etik niteliği ile ticari görünürlük kaygısı arasında ciddi bir çatışma doğurmaktadır. Nitekim sağlık hizmetinin temel amacı bireyin sağlık hakkının korunması ve kamu sağlığının güvence altına alınması iken, dijital platformlarda yürütülen bazı faaliyetlerin sağlık hizmetini ticari görünürlüğü artırmaya yönelik bir pazarlama unsuruna dönüştürdüğü görülmektedir. Bu durum yalnızca reklam hukuku bakımından değil; aynı zamanda kamu sağlığı, tüketicinin korunması ve meslek etiği bakımından da önemli hukuki sorunlar doğurmaktadır.</p>

<p>Türk hukukunda sağlık hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında çeşitli sınırlamalara tabi tutulmuştur. Ancak mevcut normatif düzenlemelerin büyük ölçüde geleneksel medya sistemi esas alınarak oluşturulmuş olması, sosyal medya platformlarının dinamik yapısı, influencer ekonomisi, dijital pazarlama teknikleri ve algoritmik içerik dolaşımı karşısında uygulamada önemli denetim sorunlarının ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Özellikle sağlık hizmetine ilişkin içeriklerin “bilgilendirme”, “danışan deneyimi”, “kişisel paylaşım” veya “eğitici içerik” görünümü altında sunulması; reklam niteliği taşıyan faaliyetlerin açık reklam kurallarına tabi olmaksızın yürütülmesine imkan sağlamaktadır. Bu durum, tüketicilerin manipülatif yönlendirmelere açık hale gelmesine ve sağlık hizmetine ilişkin etik sınırların zayıflamasına neden olmaktadır. Ayrıca estetik operasyon görüntülerinin ve hasta görsellerinin sosyal medya platformlarında paylaşılması, kişisel verilerin korunması ve hasta mahremiyeti bakımından da ciddi hukuki riskler doğurmaktadır. Özellikle sağlık verilerinin özel nitelikli kişisel veri kapsamında korunması karşısında, estetik işlemlere ilişkin görsel ve içeriklerin sosyal medya platformlarında paylaşılabilmesi; ilgili kişilerin açık, belirli ve bilgilendirmeye dayalı rızalarının alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bunun yanı sıra veri işleme süreçlerine ilişkin aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun şekilde yerine getirilmesi ve paylaşım faaliyetinin hukuki dayanağını ortaya koyan yazılı onam prosedürlerinin eksiksiz biçimde uygulanması gerekmektedir. Bu kapsamda sağlık kuruluşları ve hizmet sunucularının, paylaşım süreçlerinde 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda öngörülen hukuka uygunluk, belirli amaç, ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkelerine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu açıktır. Bu çerçevede sosyal medya ortamında estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin dijital reklam faaliyetlerinin; sağlık hukuku, tüketici hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku, ticari reklam hukuku ve dijital iletişim hukuku perspektifinden birlikte değerlendirilmesi zorunlu hâle gelmiştir. Zira sağlık hizmetlerinin dijital platformlar aracılığıyla görünürlük odaklı dijital pazarlama faaliyetlerinin bir unsuru haline gelmesi, yalnızca reklam hukukuna ilişkin bir mesele olmayıp aynı zamanda kamu sağlığı, meslek etiği, hasta güvenliği ve bireyin kişilik haklarının korunması bakımından çok boyutlu hukuki sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p><strong>I. SAĞLIK HİZMETLERİNDE REKLAM YASAĞININ HUKUKİ TEMELLERİ</strong></p>

<p><strong>A. Sağlık Hizmetinin Ticari Faaliyetten Ayrılan Niteliği</strong></p>

<p>Sağlık hizmeti, doğrudan insan yaşamı, beden bütünlüğü ve kamu sağlığı ile bağlantılı olması nedeniyle klasik ticari faaliyetlerden farklı bir hukuki rejime tabi tutulmaktadır. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlamakla yükümlü olup sağlık hizmetlerinin planlanması, düzenlenmesi ve denetlenmesi kamu otoritesinin temel görevleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle sağlık hizmetlerinin salt piyasa koşulları ve ticari kazanç amacı çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Zira sağlık hizmetinin temel amacı ekonomik menfaat sağlanması değil, bireyin sağlık hakkının korunması ve kamu sağlığının güvence altına alınmasıdır. Sağlık hizmetinin ticari faaliyetlerden ayrılan niteliği, hekimlik mesleğinin etik ve kamusal yönünden kaynaklanmaktadır. Hekimlik faaliyeti, güven ilişkisine dayalı, yüksek dikkat ve özen yükümlülüğü gerektiren bir meslek faaliyeti niteliğinde olup sağlık hizmeti sunumunda mesleki etik ilkelerin korunması, hasta güvenliğinin sağlanması ve bireylerin yanıltıcı sağlık beyanlarından korunması büyük önem ihtiva etmektedir. Nitekim sağlık alanındaki reklam yasaklarının temelinde de hasta güvenliğinin korunması, sağlık hizmetine ilişkin yanıltıcı ve abartılı beyanların önlenmesi, mesleki etik ilkelerin muhafaza edilmesi ve sağlık hizmetinin ticari metalaşmasının engellenmesi yer almaktadır. Özellikle sağlık alanında yapılan yönlendirici reklam faaliyetleri, bireylerin sağlık kaygıları ve fiziksel görünüm hassasiyetleri üzerinden manipülatif sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle sağlık hizmetine ilişkin reklam faaliyetleri, diğer ticari sektörlere kıyasla daha sıkı hukuki ve etik denetime tabi tutulmaktadır. Bu kapsamda Türk hukukunda sağlık hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri çeşitli normatif düzenlemeler aracılığıyla sınırlandırılmış olup 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, hekimlik mesleğinin ticari görünüm kazanmasını engellemeyi amaçlayan temel düzenlemeleri içermektedir. Özellikle Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 8. ve 9. maddelerinde hekimin reklam niteliği taşıyan davranışlarda bulunamayacağı, mesleki faaliyetlerini ticari rekabet aracı haline getiremeyeceği ve hasta sağlamaya yönelik yönlendirici faaliyetlerde bulunamayacağı açık şekilde düzenlenmiştir. Bununla birlikte dijital iletişim araçlarının gelişmesi ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte sağlık hizmeti sunumunun niteliğinde önemli dönüşümler meydana gelmiştir. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe faaliyet gösteren sağlık kuruluşları ve hekimlerin sosyal medya platformları aracılığıyla görünürlük elde etmeye yönelik yoğun dijital içerik faaliyetleri yürüttüğü görülmektedir. Bu durum sağlık hizmetinin yalnızca tedavi ilişkisi çerçevesinde değil; dijital görünürlük, takipçi sayısı, etkileşim oranı ve sosyal medya erişimi üzerinden de değerlendirilmesine neden olmaktadır. Özellikle Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformlarda gerçekleştirilen “before-after” paylaşımları, danışan deneyim videoları, sponsorlu içerikler ve influencer iş birlikleri aracılığıyla sağlık hizmeti ile ticari tanıtım faaliyetleri arasındaki sınır giderek belirsizleşmektedir. Böylelikle sağlık hizmeti sunumu ile dijital pazarlama faaliyetleri iç içe geçmekte; hekimlik mesleğinin etik niteliği ile görünürlük odaklı dijital tanıtım anlayışı arasında ciddi bir çatışma ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede sağlık hizmetlerinde reklam yasağının yalnızca klasik reklam araçları bakımından değil, sosyal medya platformları ve dijital iletişim teknikleri bakımından da yeniden değerlendirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Zira dijital platformların algoritmik yapısı ve görünürlük esaslı çalışma sistemi, sağlık hizmetlerinin ticari rekabet unsuru haline gelmesini kolaylaştırmakta; bu durum ise kamu sağlığı, hasta güvenliği, meslek etiği ve tüketicinin korunması bakımından önemli hukuki riskler doğurmaktadır.</p>

<p><strong>B. Tanıtım ve Reklam Ayrımı</strong></p>

<p>Türk hukukunda sağlık kuruluşlarının belirli ölçüde bilgilendirme faaliyeti yürütmesine izin verilmekte; ancak sağlık hizmetinin ticari rekabet unsuru haline gelmesine yol açabilecek reklam niteliğindeki yönlendirici faaliyetler çeşitli normatif düzenlemeler aracılığıyla sınırlandırılmaktadır. Bu yaklaşımın temelinde, sağlık hizmetinin kamu yararı ile doğrudan bağlantılı olması ve hekimlik mesleğinin güven ilişkisine dayalı etik niteliğinin korunması amacı bulunmaktadır. Nitekim sağlık alanında yürütülen tanıtım faaliyetlerinin, bireylerin sağlık hakkı, hasta güvenliği ve kamu sağlığı üzerindeki etkileri dikkate alındığında; bu faaliyetlerin klasik ticari reklam faaliyetlerinden farklı bir hukuki rejime tabi tutulması zorunlu hale gelmektedir. Bununla birlikte dijital iletişim araçlarının gelişmesi ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşması, sağlık hizmetlerine ilişkin bilgilendirme faaliyetleri ile reklam niteliği taşıyan ticari yönlendirmeler arasındaki sınırın önemli ölçüde belirsizleşmesine neden olmuştur. Özellikle Instagram, TikTok ve YouTube gibi sosyal medya platformlarında gerçekleştirilen içerik paylaşımlarında sağlık hizmetine ilişkin bilgilendirme ile tüketiciyi belirli bir sağlık hizmetine yönlendirme amacı taşıyan reklam faaliyetleri çoğu zaman iç içe geçmektedir. Bu durum, mevcut reklam yasağı rejiminin dijital platformlar bakımından yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Hekimin uzmanlık alanını belirtmesi, mesleki çalışma alanlarına ilişkin açıklama yapması veya sağlık hizmetinin genel çerçevesine yönelik bilgilendirici içerikler paylaşması kural olarak hukuka uygun bilgilendirme faaliyeti kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ancak sağlık hizmetine ilişkin içeriklerin; hasta kazanma amacı taşıyacak şekilde yönlendirici, abartılı veya yanıltıcı nitelik kazanması halinde söz konusu faaliyetlerin reklam niteliği taşıdığı kabul edilmektedir. Özellikle somut olayın özelliğine göre “en iyi sonuç”, “garantili işlem”, “tek seansta çözüm”, “kalıcı sonuç” veya “mucize değişim” gibi ifadeler; sağlık hizmetinin ticari pazarlama unsuru haline getirilmesine yol açabilecek nitelikte değerlendirilmekte ve sağlık mevzuatı bakımından hukuki sorun doğurmaktadır. Bununla birlikte sosyal medya platformlarında gerçekleştirilen yönlendirme faaliyetleri çoğu zaman açık reklam dili kullanılmaksızın yürütülmektedir. Özellikle danışan deneyim videoları, operasyon süreçlerine ilişkin görseller, “before-after” paylaşımları, influencer iş birlikleri ve kullanıcı deneyimi aktarımı biçimindeki içerikler; doğrudan reklam ibaresi taşımamakla birlikte fiilen belirli bir sağlık hizmetine yönelik talep oluşturma ve tüketiciyi yönlendirme işlevi görmektedir. Bu nedenle sosyal medya ortamında sağlık hizmetlerine ilişkin içeriklerin önemli bir kısmı, örtülü ticari iletişim niteliği taşımaktadır. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe yürütülen dijital içerik faaliyetleri bakımından, sağlık hizmetinin görsel etki ve sosyal medya görünürlüğü üzerinden pazarlanabilir bir hizmete dönüştüğü görülmektedir. Sosyal medya algoritmalarının yüksek etkileşim sağlayan estetik dönüşüm içeriklerini ön plana çıkarması, sağlık hizmetlerinin dijital görünürlük esaslı rekabet ortamına dâhil olmasına neden olmaktadır. Bu durum ise sağlık hizmetinin etik niteliği ile ticari görünürlük amacı taşıyan dijital pazarlama faaliyetleri arasında ciddi bir çatışma doğurmaktadır. Dolayısıyla sosyal medya platformlarında yürütülen sağlık temelli içerik faaliyetlerinin yalnızca ifade özgürlüğü veya bilgilendirme hakkı kapsamında değerlendirilmesi yeterli olmayıp söz konusu faaliyetlerin tüketiciyi yönlendirme kapasitesi, kamu sağlığı üzerindeki etkileri, meslek etiği ilkeleri ve reklam hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar birlikte değerlendirilmelidir. Bu çerçevede sağlık hizmetlerine ilişkin dijital içeriklerin hukuki niteliğinin belirlenmesinde; içeriğin sunuluş biçimi, kullanılan ifadeler, görsel unsurlar, ticari amaç, algoritmik görünürlük hedefi ve tüketici davranışları üzerindeki etkisi birlikte dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>II. SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINDA ESTETİK VE GÜZELLİK HİZMETLERİNİN PAZARLANMASI VE HUKUKİ SINIRLARI</strong></p>

<p><strong>A. Influencer Doktor Modeli ve Dijital Görünürlük Ekonomisi</strong></p>

<p>Sosyal medya çağında sağlık hizmeti sunucuları yalnızca mesleki yetkinlikleri ve bilimsel uzmanlıkları üzerinden değil; aynı zamanda dijital görünürlük düzeyleri, sosyal medya etkileşim oranları ve algoritmik erişim kapasiteleri üzerinden de rekabet etmektedir. Özellikle İnstagram, TikTok ve YouTube gibi sosyal medya platformlarında kısa video içerikleri, operasyon süreçlerine ilişkin görseller, danışan deneyim videoları, canlı yayınlar ve tanınmış kişilerle gerçekleştirilen iş birlikleri aracılığıyla sağlık hizmeti sunucularının dijital görünürlüğünü artırmaya yönelik yeni bir iletişim modeli ortaya çıkmıştır. Öğretide sıklıkla “influencer doktor modeli” olarak ifade edilen bu yapı kapsamında hekim, yalnızca sağlık hizmeti sunan meslek mensubu olarak değil; aynı zamanda dijital içerik üreticisi, sosyal medya figürü ve kişisel marka niteliği taşıyan bir görünürlük unsuru olarak konumlandırılmaktadır. Bu gelişmeler neticesinde sağlık hizmeti sunumu ile dijital pazarlama faaliyetleri arasındaki sınır giderek belirsizleşmekte; sağlık hizmetleri sosyal medya platformlarının görünürlük ve etkileşim esaslı rekabet sistemi içerisinde değerlendirilmeye başlanmaktadır. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe faaliyet gösteren sağlık kuruluşları bakımından sosyal medya görünürlüğü; danışan kitlesine ulaşılması, kurumsal bilinirliğin artırılması ve ticari rekabet avantajı sağlanması bakımından önemli bir araç haline gelmiştir. Bununla birlikte sağlık hizmetinin dijital görünürlük ekseninde pazarlanabilir bir hizmet niteliği kazanması, hekimlik mesleğinin etik temelleri ile ticari tanıtım faaliyetleri arasında ciddi hukuki ve etik tartışmaları beraberinde getirmektedir. Özellikle görünürlük odaklı içerik üretim süreçlerinin sağlık hizmetini ticari rekabet unsuru line getirdiği, hekimlik mesleğinin güven ilişkisine dayalı yapısını zayıflatabildiği ve tüketiciler üzerinde manipülatif etkiler doğurabildiği ileri sürülebilir. Nitekim sosyal medya platformlarında paylaşılan estetik dönüşüm içerikleri, operasyon görüntüleri ve danışan deneyim videoları çoğu zaman sağlık hizmetine ilişkin gerçekçi olmayan beklentiler oluşturabilmekte; bireylerin fiziksel görünüm kaygıları ve sosyal kabul hassasiyetleri üzerinden yönlendirici etki yaratabilmektedir. Özellikle “before-after” içerikleri ve yüksek görsel etki taşıyan dijital paylaşımlar aracılığıyla estetik müdahalelerin sıradanlaştırıldığı, normalleştirildiği ve ticari pazarlama unsuruna dönüştürüldüğü görülmektedir. Bunun yanı sıra sosyal medya platformlarının algoritmik çalışma sistemi de söz konusu süreci önemli ölçüde güçlendirmekte yüksek etkileşim sağlayan estetik dönüşüm videolarının ve dikkat çekici görsel içeriklerin platform algoritmaları tarafından daha fazla kullanıcıya önerilmesi, sağlık hizmetlerine ilişkin dijital içeriklerin görünürlüğünü artırmakta ve estetik hizmetlerine yönelik talebin yapay biçimde yükselmesine neden olabilmektedir. Böylelikle sağlık hizmeti, yalnızca tıbbi ihtiyaç ve tedavi gerekliliği çerçevesinde değil; dijital görünürlük, sosyal medya etkileşimi ve toplumsal görünüm algısı üzerinden de şekillenmeye başlamaktadır. Söz konusu durum yalnızca reklam hukuku bakımından değil; aynı zamanda sağlık hukuku, tüketicinin korunması hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku ve meslek etiği bakımından da önemli hukuki sorunlar doğurmaktadır. Zira sağlık hizmetinin sosyal medya algoritmaları aracılığıyla görünürlük esaslı rekabet sistemine dahil olması, hekimlik mesleğinin kamusal ve etik niteliğinin zedelenmesine yol açabilmektedir. Özellikle sağlık hizmetinin “takipçi”, “erişim”, “beğeni” ve “etkileşim” gibi dijital ölçütler üzerinden değerlendirilmesi; sağlık hizmetinin ticarileşmesini hızlandırmakta ve bireylerin manipülatif dijital yönlendirmelere daha açık hale gelmesine sebebiyet verebilmektedir. Bu çerçevede sosyal medya platformlarında yürütülen sağlık temelli dijital içerik faaliyetlerinin yalnızca ifade özgürlüğü veya bilgilendirme hakkı kapsamında değerlendirilmesi yeterli olmayıp; söz konusu faaliyetlerin kamu sağlığı, hasta güvenliği, meslek etiği, tüketicinin korunması ve sağlık hizmetinin ticari sınırları bakımından doğurduğu sonuçların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe yürütülen dijital görünürlük faaliyetlerinin sağlık hizmetinin etik ilkeleriyle uyumlu şekilde sınırlandırılması ve etkin biçimde denetlenmesi, kamu sağlığının korunması ve sağlık hizmetinin güven ilişkisine dayalı niteliğinin muhafaza edilmesi bakımından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>B. Before–After Paylaşımlarının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Estetik ve güzellik sektöründe en yaygın dijital pazarlama yöntemlerinden biri “before-after” görselleri aracılığıyla gerçekleştirilen içerik paylaşımlarıdır. Sosyal medya platformlarında yoğun biçimde kullanılan bu içerikler, çoğu zaman sağlık hizmetinin belirli ve garanti edilmiş sonuçlar doğurduğu yönünde algı oluşturmakta; bireylerde gerçek dışı beklentiler meydana getirebilmekte ve tüketicilerin sağlık hizmetine ilişkin karar alma süreçlerini etkileyebilmektedir. Özellikle estetik müdahalelerin görsel etki üzerinden sunulması, sağlık hizmetinin tıbbi niteliğinin geri planda kalmasına ve işlemlerin ticari pazarlama unsuru haline dönüşmesine neden olabilmektedir.<strong> </strong>Bunun yanı sıra söz konusu paylaşımların manipülatif görsel teknikler içerebildiği de görülmektedir. Özellikle filtre kullanımı, ışık düzenlemeleri, açı farklılıkları, dijital rötuş uygulamaları ve çeşitli görsel müdahaleler aracılığıyla estetik işlemlerin etkisinin gerçeğe aykırı veya abartılı biçimde sunulması mümkündür. Bu durum, sağlık hizmetine ilişkin tüketici algısının yönlendirilmesine ve yanıltıcı sağlık beyanlarının ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir. Nitekim estetik işlemlere ilişkin görsel içeriklerin, işlemin riskleri, komplikasyon ihtimalleri ve kişisel farklılıklar dikkate alınmaksızın yalnızca olumlu sonuçlar üzerinden sunulması; tüketicilerin eksik veya hatalı bilgiye dayalı karar vermesine yol açabilecek nitelik taşımaktadır.<strong> </strong>Söz konusu paylaşımlar aynı zamanda kişisel verilerin korunması hukuku ve hasta mahremiyeti bakımından da önemli hukuki sorunlar doğurabilmaktadır. Estetik operasyon görüntüleri, yüz görselleri ve işlem süreçlerine ilişkin kayıtlar; sağlık verisi niteliğinde özel nitelikli kişisel veri kapsamında değerlendirilmekte olup 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca sağlık verileri özel koruma altına alınmıştır. Söz konusu verilerin işlenmesi ve üçüncü kişilerle paylaşılması sıkı hukuki şartlara bağlanmıştır. Bu nedenle estetik işlemlere ilişkin görsel ve içeriklerin sosyal medya platformlarında paylaşılabilmesi için veri işleme faaliyetinin hukuki dayanağının açık şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Bu kapsamda ilgili kişilerin açık, belirli, bilgilendirmeye dayalı ve özgür iradeyle açıklanmış rızalarının alınması zorunlu olmakla birlikte veri işleme süreçlerine ilişkin aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun biçimde yerine getirilmesi, paylaşımın kapsamı, amacı, süresi ve erişim alanına ilişkin gerekli bilgilendirmenin yapılması gerekmektedir. Ayrıca paylaşım faaliyetinin hukuki dayanağını oluşturan yazılı onam prosedürlerinin eksiksiz şekilde uygulanması, sağlık kuruluşları ve hizmet sunucuları bakımından önemli bir yükümlülük niteliği taşımaktadır.<strong> </strong>Uygulamada çoğu zaman standart nitelikte açık rıza formlarının kullanıldığı görülmektedir. Ancak sosyal medya görünürlüğü, ticari fayda ve dijital tanıtım amacıyla alınan rızaların gerçekten özgür iradeye dayanıp dayanmadığı hususu tartışmalıdır. Özellikle sağlık hizmeti ilişkisinin doğası gereği hasta ile sağlık hizmeti sunucusu arasında bulunan bilgi ve güç asimetrisi dikkate alındığında, ilgili kişinin sosyal medya paylaşımına ilişkin rızasının her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra kişinin açık rızasının bulunması, sağlık hizmetinin etik sınırlarının ortadan kalktığı anlamına da gelmemektedir. Zira sağlık hizmetine ilişkin görsel içeriklerin ticari görünürlük amacıyla kullanılması, hekimlik mesleğinin etik ilkeleri, hasta mahremiyeti ve kişilik haklarının korunması bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken hukuki sonuçlar doğurmaktadır.<strong> </strong>Bu nedenle estetik ve güzellik sektöründe yürütülen dijital içerik faaliyetlerinin yalnızca reklam hukuku perspektifiyle değil; aynı zamanda sağlık hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku, tüketicinin korunması hukuku ve meslek etiği ilkeleri çerçevesinde bütüncül biçimde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle sosyal medya platformlarında yayımlanan estetik içeriklerin denetimi bakımından daha etkin ve açık normatif düzenlemelere ihtiyaç bulunduğu açıktır.</p>

<p><strong>III. TÜKETİCİ HUKUKU VE ÖRTÜLÜ REKLAM SORUNU</strong></p>

<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 61. maddesi uyarınca ticari reklamların; doğru, dürüst, açık ve tüketiciyi yanıltmayacak nitelikte olması zorunludur. Anılan hüküm kapsamında reklamların, tüketicilerin bilgi eksikliği, tecrübesizliği veya psikolojik hassasiyetlerinden yararlanacak biçimde kurgulanması hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Aynı Kanun’un 62. maddesinde ise haksız ticari uygulamalar yasaklanmış; tüketicilerin ekonomik davranış biçimini bozabilecek, karar alma süreçlerini manipüle edebilecek ve normal koşullarda vermeyecekleri kararları almalarına neden olabilecek uygulamaların hukuka aykırı olduğu açık şekilde düzenlenmiştir. Bu kapsamda estetik ve güzellik sektöründe sosyal medya aracılığıyla yürütülen dijital reklam faaliyetlerinin, tüketicilerin davranışları üzerindeki yönlendirici etkisi bakımından tüketici hukuku çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>estetik amaçlı tıbbi uygulamalarda sosyal medya reklamlarının çoğu zaman bireylerin fiziksel görünüm kaygıları, toplumsal kabul hassasiyetleri ve psikolojik yönelimleri üzerinden şekillendiği görülmektedir. Özellikle sosyal medya platformlarında “kusursuz görünüm”, “ideal beden algısı” ve “mükemmel estetik sonuç” anlayışının yoğun biçimde görselleştirilmesi; bireylerin fiziksel görünüm algıları üzerinde yönlendirici ve baskı oluşturucu etki meydana getirebilmektedir. Nitekim bireylerin fiziksel görünüm kaygıları üzerinden oluşturulan dijital yönlendirmeler, estetik müdahalelere ilişkin karar alma süreçlerinin objektif sağlık ihtiyaçlarından uzaklaşmasına neden olabilmektedir. Özellikle operasyon görüntüleri, danışan deneyim videoları ve yüksek görsel etki taşıyan paylaşımlar aracılığıyla estetik işlemlerin yalnızca olumlu sonuçlarının ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Buna karşılık işlemlerin riskleri, komplikasyon ihtimalleri, kişisel farklılıklar ve olası tıbbi sonuçlara ilişkin yeterli bilgilendirme çoğu zaman geri planda kalmaktadır. Bu durum, tüketicilerin eksik veya yanıltıcı bilgiye dayalı karar vermelerine sebebiyet verebilmekte; estetik müdahalelere ilişkin gerçekçi olmayan beklentiler oluşmasına neden olabilmektedir. Özellikle “kesin sonuç”, “garantili değişim”, “hızlı dönüşüm” veya “mükemmel görünüm” algısı oluşturabilecek dijital içerikler, tüketicilerin ekonomik davranışlarını etkileyebilecek manipülatif ticari uygulama niteliği taşıyabilmektedir. Örtülü reklam sorunu ise özellikle influencer iş birlikleri bakımından daha belirgin hale gelmektedir. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 22. maddesi uyarınca örtülü reklam yapılması açık şekilde yasaklanmıştır. Anılan düzenleme kapsamında reklam olduğu açıkça belirtilmeksizin gerçekleştirilen ve tüketiciyi ticari amaç doğrultusunda yönlendirme niteliği taşıyan içerikler hukuka aykırı kabul edilmektedir. Buna rağmen sosyal medya platformlarında sponsorlu estetik deneyimleri, ücretsiz işlem karşılığında yapılan paylaşımlar, influencer iş birlikleri ve reklam ilişkisini gizleyen dijital içeriklerin oldukça yaygın olduğu görülmektedir. Özellikle “kişisel deneyim paylaşımı”, “günlük yaşam içeriği”, “danışan hikayesi” veya “samimi tavsiye” görünümü altında sunulan içerikler aracılığıyla reklam faaliyetlerinin gizlenmesi, tüketicilerin söz konusu içeriklerin ticari niteliğini fark etmelerini güçleştirmektedir. Bu durum, sağlık hizmetlerine ilişkin ticari iletişimin şeffaflığını ortadan kaldırmakta ve tüketicilerin manipülatif dijital yönlendirmelere daha açık hale gelmesine neden olmaktadır. Nitekim sosyal medya platformlarının algoritmik çalışma sistemi de yüksek etkileşim sağlayan estetik dönüşüm içeriklerini daha fazla kullanıcıya ulaştırarak söz konusu yönlendirici etkinin genişlemesine sebebiyet verebilmektedir. Böylelikle sağlık hizmetleri yalnızca tıbbi ihtiyaç ve tedavi gerekliliği çerçevesinde değil; dijital görünürlük, sosyal medya etkileşimi ve ticari pazarlama stratejileri doğrultusunda da şekillenmeye başlamaktadır. Öte yandan Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca sağlık hizmet sunucularının talep yaratmaya yönelik, yanıltıcı, doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış veya diğer sağlık kuruluşlarına kıyasla üstünlük algısı oluşturabilecek içerikler paylaşması yasaklanmıştır. Aynı şekilde sağlık hizmetinin ticari rekabet unsuru haline getirilmesine yol açabilecek yönlendirici tanıtım faaliyetleri de mevzuat kapsamında sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda sosyal medya ortamında gerçekleştirilen estetik içeriklerin yalnızca reklam hukuku bakımından değil; aynı zamanda sağlık hukuku, meslek etiği ve kamu sağlığının korunması ilkeleri bakımından da değerlendirilmesi zorunludur.</p>

<p>Sonuç olarak estetik ve güzellik sektöründe sosyal medya aracılığıyla yürütülen dijital reklam ve tanıtım faaliyetlerinin; tüketicinin korunması, kamu sağlığı, hasta güvenliği ve sağlık hizmetinin etik niteliği dikkate alınarak daha etkin biçimde denetlenmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle influencer iş birlikleri, sponsorlu içerikler ve örtülü reklam niteliği taşıyan dijital paylaşımlar bakımından açık, uygulanabilir ve güncel hukuki standartların oluşturulması; sağlık hizmetlerinin ticari görünürlük kaygısından uzak, etik ilkelere uygun biçimde yürütülmesi bakımından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>IV. KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI VE HASTA MAHREMİYETİ</strong></p>

<p>Sosyal medya ortamında estetik amaçlı sağlık hizmetlerine ilişkin görsel ve içerik paylaşımı, yalnızca reklam hukuku kapsamında değerlendirilebilecek bir faaliyet niteliği taşımamakta; aynı zamanda kişisel verilerin korunması, hasta mahremiyeti, kişilik haklarının korunması ve meslek etiği ilkeleri bakımından da çok boyutlu hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle operasyon görüntüleri, işlem süreçlerine ilişkin videolar, danışan fotoğrafları ve benzeri dijital içerikler; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında sağlık verisi niteliğinde özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmekte olup bu verilerin işlenmesi ve sosyal medya platformlarında paylaşılması sıkı hukuki şartlara tabi tutulmaktadır.<strong> </strong>KVKK’nın 4. maddesi uyarınca kişisel verilerin işlenmesinde hukuka uygunluk, belirli ve meşru amaç, ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkelerine riayet edilmesi zorunludur. Bu çerçevede estetik müdahalelere ilişkin görsel içeriklerin sosyal medya platformlarında paylaşılması sürecinde, paylaşımın amacı ile kullanılan içerik arasında makul ve ölçülü bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Özellikle sağlık hizmetine ilişkin görsellerin yalnızca dijital görünürlük sağlama, sosyal medya etkileşimini artırma veya ticari tanıtım amacıyla kullanılması; hasta mahremiyetinin korunması ve sağlık hizmetinin etik sınırları bakımından tartışmalı sonuçlar doğurabilmektedir.<strong> </strong>Bu kapsamda estetik amaçlı sağlık hizmetlerine ilişkin görsel ve içeriklerin paylaşılabilmesi için ilgili kişilerin açık, belirli, bilgilendirmeye dayalı ve özgür iradeyle açıklanmış rızalarının alınması gerekmektedir. Bunun yanı sıra veri işleme faaliyetinin kapsamı, amacı, hukuki sebebi ve paylaşım süreçlerine ilişkin gerekli aydınlatmanın usulüne uygun şekilde yapılması zorunludur. Dolayısıyla sağlık hizmeti sunucularının yalnızca standart nitelikte onam formlarıyla yetinmeleri yeterli olmayıp; paylaşım faaliyetinin kapsamını açık biçimde ortaya koyan ilgili kişinin bilgilendirilmiş iradesini yansıtan ve mevzuata uygun şekilde düzenlenmiş aydınlatma ve açık rıza prosedürlerini eksiksiz biçimde uygulamaları gerekmektedir.<strong> </strong>Öte yandan ilgili kişinin açık rızasının bulunması, sağlık hizmetine ilişkin görsel içeriklerin sınırsız biçimde paylaşılabileceği anlamına da gelmemektedir. Zira sağlık hizmetinin dijital görünürlük ve ticari tanıtım amacıyla teşhir unsuruna dönüştürülmesi, hekimlik mesleğinin güven ilişkisine dayalı etik niteliği ile bağdaşmayan sonuçlar doğurabilecek mahiyettedir. Bu nedenle sağlık hizmetine ilişkin dijital içerik faaliyetlerinin hukuka uygunluğu değerlendirilirken yalnızca açık rızanın varlığı değil; aynı zamanda paylaşımın ölçülülüğü, hasta mahremiyetine etkisi, kişilik hakları üzerindeki sonuçları ve sağlık hizmetinin etik sınırları birlikte dikkate alınmalıdır.<strong> </strong>Nitekim Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik kapsamında sağlık hizmet sunucularının talep yaratmaya yönelik, yanıltıcı, abartılı veya yönlendirici nitelikte içerikler paylaşmaları yasaklanmış olup; sağlık hizmetinin ticari rekabet unsuru hâline getirilmesine yol açabilecek dijital tanıtım faaliyetleri çeşitli sınırlamalara tabi tutulmuştur. <strong> </strong>Sonuç olarak estetik amaçlı sağlık hizmetleri alanında yürütülen dijital içerik faaliyetleri bakımından daha açık, güncel ve etkin denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekmekle birlikte; özellikle sosyal medya platformlarında yayımlanan operasyon görüntüleri, danışan deneyim içerikleri ve görsel paylaşımlar bakımından hasta haklarının korunmasını esas alan, veri güvenliği yükümlülüklerini güçlendiren ve sağlık hizmetinin etik niteliğini muhafaza eden normatif düzenlemelere duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dijital iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve sosyal medya platformlarının gündelik yaşam üzerindeki etkisinin artması, sağlık hizmetlerinin sunum ve tanıtım biçiminde köklü değişimlere yol açmıştır. Özellikle estetik ve güzellik hizmetleri alanında faaliyet gösteren sağlık kuruluşları, özel klinikler ve hekimler bakımından sosyal medya platformları; yalnızca bilgilendirme aracı olmaktan çıkarak görünürlük temelli dijital pazarlama faaliyetlerinin merkezine dönüşmüştür. Bu dönüşüm neticesinde sağlık hizmeti ile ticari reklam arasındaki geleneksel sınır önemli ölçüde belirsizleşmiş; sağlık hizmetleri sosyal medya algoritmaları, dijital görünürlük ve etkileşim ekonomisi içerisinde yeniden şekillenmeye başlamıştır. Çalışma kapsamında yapılan değerlendirmeler göstermektedir ki; özellikle “before-after” paylaşımları, operasyon görüntüleri, danışan deneyim videoları, influencer iş birlikleri ve sponsorlu içerikler aracılığıyla yürütülen dijital faaliyetler, çoğu zaman bilgilendirme sınırını aşarak örtülü reklam ve yönlendirici ticari iletişim niteliği kazanmaktadır. Bu durum yalnızca reklam hukuku bakımından değil; aynı zamanda sağlık hizmetinin etik niteliği, kamu sağlığının korunması, hasta güvenliği ve tüketicinin manipülatif yönlendirmelerden korunması bakımından da önemli hukuki sorunlar doğurmaktadır. Özellikle sosyal medya platformlarının algoritmik yapısı nedeniyle yüksek etkileşim sağlayan estetik içeriklerin daha geniş kullanıcı kitlelerine ulaştırılması, estetik müdahalelerin sıradanlaştırılmasına ve bireylerin fiziksel görünüm algıları üzerinden yönlendirilmesine zemin hazırlamaktadır. Türk hukukunda sağlık hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği, Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında çeşitli sınırlamalara tabi tutulmuş olmakla birlikte mevcut normatif düzenlemelerin büyük ölçüde geleneksel medya sistemi esas alınarak oluşturulduğu görülmektedir. Buna karşılık sosyal medya platformlarının dinamik yapısı, sponsorlu içerikler ve algoritmik görünürlük sistemi karşısında mevcut denetim mekanizmalarının uygulamada yetersiz kalabildiği anlaşılmaktadır. Özellikle reklam niteliği taşıyan dijital içeriklerin “kişisel deneyim”, “bilgilendirme”, “günlük yaşam paylaşımı” veya “danışan memnuniyeti” görünümü altında sunulması, örtülü reklam yasağının dolaylı biçimde aşılmasına neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra estetik amaçlı sağlık hizmetlerine ilişkin operasyon görüntülerinin, danışan fotoğraflarının ve sağlık verilerinin sosyal medya platformlarında paylaşılması; kişisel verilerin korunması hukuku ve hasta mahremiyeti bakımından da ciddi riskler doğurmaktadır. Özellikle sağlık verilerinin özel nitelikli kişisel veri statüsünde bulunması karşısında, dijital içerik paylaşım süreçlerinde açık rıza, aydınlatma yükümlülüğü, ölçülülük ilkesi ve veri minimizasyonu ilkelerinin titizlikle uygulanması zorunludur. Bununla birlikte ilgili kişinin açık rızasının bulunması tek başına hukuka uygunluk bakımından yeterli kabul edilmemeli; paylaşım faaliyetinin amacı, kapsamı, hasta mahremiyetine etkisi ve sağlık hizmetinin etik niteliği üzerindeki sonuçları birlikte değerlendirilmelidir. Bu çerçevede sosyal medya ortamında sağlık hizmetlerine ilişkin dijital içerik faaliyetlerinin yalnızca reklam hukuku perspektifiyle ele alınması yeterli olmayıp; sağlık hukuku, tüketici hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku, dijital iletişim hukuku ve meslek etiği ilkeleri kapsamında bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle estetik amaçlı sağlık hizmetleri alanında yürütülen dijital tanıtım faaliyetleri bakımından daha açık, güncel ve uygulanabilir normatif standartların oluşturulması; influencer reklamlarına ilişkin denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, örtülü reklam uygulamalarının daha etkin şekilde yaptırıma bağlanması ve sağlık verilerinin korunmasına ilişkin idari denetim süreçlerinin geliştirilmesi önem arz etmektedir.</p>

<p>Sonuç itibarıyla sağlık hizmetinin sosyal medya görünürlüğü ekseninde ticari rekabet unsuru haline dönüşmesi, sağlık hukukunun temel koruma alanları bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken yeni bir hukuki gerçeklik ortaya çıkarmaktadır. Sağlık hizmetinin güven ilişkisine dayalı etik niteliğinin korunabilmesi için dijital pazarlama faaliyetlerinin yalnızca ticari serbestlik ilkesi çerçevesinde değil; kamu sağlığı, hasta hakları, tüketicinin korunması ilkeleri doğrultusunda sınırlandırılması zorunlu görünmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-berna-vural" title="Av. Fatma Berna VURAL"><img alt="Av. Fatma Berna VURAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-berna-vural-5.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-berna-vural" title="Av. Fatma Berna VURAL">Av. Fatma Berna VURAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medya-ortaminda-estetik-amacli-saglik-hizmetlerinin-dijital-tanitimi-ve-hukuki-sinirlari-1</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/saglik-estetikk.jpg" type="image/jpeg" length="33878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2023/16840 E., 2025/3578 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 25.03.2025 tarihli, 2023/16840 E., 2025/3578 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/16840 E., 2025/3578 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/71 E., 2022/472 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanması</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun unsurlarının oluşmadığına, sanık hataya düşürüldüğünden hakkında 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>2. Sanığın savunmasında adı geçen ... ve diğer kişiler hakkında araştırma yapılmaksızın eksik inceleme yapıldığına,</p>

<p>3. ...'ın tanık olarak dinlenilmesine ilişkin talebin kabul edilmeyerek savunma hakkının kısıtlandığına,</p>

<p>4. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>5. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı CMK'nın "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139/1. maddesinde "Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir." denilmektedir.</p>

<p>Adli kolluk görevlisi “suçu ve failini belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusundaki genel görevi kapsamında, uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ile ilgili olarak, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde alabilir. Bu şekilde elde edilen delil gizli soruşturmacının adli kolluk görevlisi olması halinde hukuka uygundur. Adli kolluk görevlisi de olsalar delil toplama faaliyetlerini 5271 sayılı<br />
CMK'nın 2. maddesinin (e) bendi ve 161/2. maddesi ile 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun Ek 6. maddesine uygun bir biçimde gerçekleştirmeleri halinde ele geçirilen deliller hükme esas alınabilecektir. Bu kapsamda görevlilerin kışkırtıcı ajan sayılabilecek şekilde faili suç işlemeye yönlendirmesi sonucu ele geçirilen deliller hükme esas alınamayacaktır.<br />
İlgili yasa maddesi gereğince, gizli soruşturmacılar suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil temin etmek için kişileri suça azmettirmeden veya teşvik etmeden bilgi toplayabilecektir.</p>

<p>Küçükçekmece ilçesi genelinde uyuşturucu madde ticareti yapan ve açık kimliği tespit edilemeyen faillerin belirlenmesi ve bu suça yönelik delil toplanması amacıyla 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar alınmış ise de; 02.06.2018 tarihli rapor içeriğine göre kolluk görevlilerince uyuşturucu madde ticareti içi kullanıldığı belirlenen 0539 ... nolu hattın tespit edildiği ve tespit edilen bu hattın gizli soruşturmacılara verilerek bu hat üzerinden sanık ile irtibat kurulmasının sağlandığı olayda; alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların, sanık ile telefon irtibatı kurarak hazırladıkları 02.06.2018 tarihli raporda sanığın "caddeden gelirken şirin sokak var oraya gel görürüm sen ne kadar borcun var?" demesi üzerine sanığın belirttiği yerde buluşulduğu, sanığın yanında bir kişinin daha olduğu, gizli soruşturmacının "arkadaş mı?" diye sorması üzerine sanığın "hı hı ne kadar?" dediği, gizli soruşturmacının "kanki ben bi 50'lik sana zahmet" diyerek parayı sanığa verdiği ve uyuşturucu maddeyi aldığı, şüphelinin kullandığı GSM hattının görevlilerce tespit edilmesine rağmen şüpheli hakkında öncelikle 5271 sayılı CMK gereğince genel soruşturma usulleri ve CMK'nın 135. maddesi kapsamında iletişimin tespitine ilişkin tedbir kararı alınarak delil elde edilmeye çalışılması gerekirken sanıkla buluşma öncesinde gizli soruşturmacıların sanığı telefon ile arayarak irtibat kurdukları, gizli soruşturmacıların yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
25.03.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="47755"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2022/3587 E., 2024/17492 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 15/03/2022 tarihli, 2022/3587 E., 2024/17492 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3587 E., 2024/17492 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>...<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/3292 E., 2021/3012 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.10.2021 tarihli ve 2021/202 Esas, 2021/420 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 13 yıl 9 ay hapis ve 27.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümdeki hukuka aykırılık düzeltilerek, hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>2. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararın hukuka aykırı olduğuna,</p>

<p>3. Sanığın uyuşturucu maddeyi aldığını söylediği kişi araştırılmadığından eksik inceleme yapıldığına,<br />
İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>Sanığın gizli soruşturmacıya uyuşturucu madde sattığı iddiasıyla açılan davada 5271 sayılı Kanun'un "Teknik Araçlarla İzleme" başlıklı 140 ıncı maddesindeki düzenlemeye göre, sanığın teknik araçlarla izlenmesine ilişkin bir karar bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve 5271 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesi uyarınca ayrıca bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme ve görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığının anlaşılması karşısında, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olup hükme esas alınamayacağı, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı kısmen doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği, yargılama esnasında 07.06.2021 tarihli celsede dinlenen gizli soruşturmacının olayı hatırlayamadığını belirtmesi nazara alındığında sanığın uyuşturucu maddeyi başkasına satma ya da devretme iradesi veya eyleminin her türlü şüpheden uzak ve kesin olarak tespit edilemediği, anlatılan şekilde elde edilen delilin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre sanığın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>04.04.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="70653"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/14424 E., 2022/3224 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 15/03/2022 tarihli, 2021/14424 E., 2022/3224 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/14424 E., 2022/3224 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hüküm : 1- Mahkûmiyet; İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/10/2020 tarih, 2019/527 esas ve 2020/255 sayılı kararı<br />
2- İstinaf istemlerinin esastan reddi; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 09/02/2021 tarihli,<br />
2020/3802 esas ve 2021/382 sayılı kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>Dosya kapsamına göre; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden, sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme isteğinin 696 sayılı KHK'nın 100. maddesi ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>A) Sanıklar ... ve ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan verilen istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik hükümlerin incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınıp, sanıklar müdafilerinin dilekçelerinde belirttikleri temyiz sebeplerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak hükümden sonra 15/04/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükme ilişkin istinaf taleplerinin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz istemlerinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık ... hakkındaki tahliye talebinin reddine,</p>

<p>B) Sanıklar ..., ... ve ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan verilen istinaf başvuruların esastan reddine yönelik hükümlerin incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınıp, sanıklar müdafilerinin dilekçelerinde belirttikleri temyiz sebeplerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine dair karar, olay, yakalama ve fiziki takip tutanakları ile tüm dosya kapsamına göre; alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların kendilerine suça konu uyuşturucu maddeleri temin etmesi için 17/10/2018 ve 23/10/2018 tarihlerinde sanık ...’ın kullandığı ... numaralı GSM hattından aradıkları ve ...’ın da bu teklifleri kabul ederek diğer sanıklar ... ve ... ile birlikte, konuşma esnasında belirlenen yerde uyuşturucu maddeleri gizli soruşturmacılara teslim ettiği olayda; gizli soruşturmacılar yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanıkların suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça azmettirecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanıkların iradeleri üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerinde hükme esas alınamayacak olması nedeni ile sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi, (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 05/02/2008 tarih ve 74420/01 sayılı Romanauskas/Litvanya kararı, 15/12/2009 tarih ve 17570/04 sayılı ... Hun/Türkiye kararı, Muhammed Demirel, “Uyuşturucu Madde Ticareti Suçlarında Alıcı Kılığına Giren Kolluk Görevlisinin Hukuki Niteliği ve Cezalandırılabilirliği”, Ceza Hukuku Dergisi Y:13, Sayı:36 Nisan 2018, syf 101-116 )</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olup, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 09/02/2021 tarih, 2020/3802 esas ve 2021/382 karar sayılı hükmü hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre sanıkların SALIVERİLMELERİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadıkları takdirde salıverilmelerinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesine; kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmesine,<br />
15/03/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="51063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 17.09.2025 tarihli, 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/4885 E., 2025/8376 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/561 E., 2016/49 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanığın telefon ile aranıp ''kontör lazım'' denildiğinde 30,00 TL karşılığında ikametinde uyuşturucu satın alınacağı bilgisi edinilmesi üzerine; günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü seri numaraları alınmış 30,00 TL'nin verilmesi suretiyle uyuşturucu ticaretine girilmesi durumunda ikametinde arama yapılması sözlü talimatı üzerine, seri numaraları alınmış 30,00 TL ile kolluk görevlisi ....'nin sanığın ikametinin kapısını çaldığı, kapıyı açan sanığa 30,00 TL'yi uzatarak kontör istediği ve uyuşturucu</p>

<p>maddenin teslim alındığı buluşmanın gerçekleştirildiği olayda; açık kimliği, adresi ve telefon numarası belirlenen ve uyuşturucu madde suçu işlediği hususunda yeterli şüphe edinilen sanık hakkında usule uygun biçimde yapılacak fiziki ve teknik takip sonucunda delil elde edilmeye çalışılması gerektiği gözetilmeden, kolluk görevlisinin yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve devamında Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri veya hakim kararı olmadan Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile evinde arama yapıldığı, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğname'ye aykırı olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="62447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2019/2783 E., 2025/6186 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 28.05.2025 tarihli, 2019/2783 E., 2025/6186 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/2783 E., 2025/6186 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2012/214 E., 2015/30 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139/1. maddesinde; "Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir." denilmektedir.</p>

<p>İlgili yasa maddesi gereğince, gizli soruşturmacılar suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil temin etmek için kişileri suça teşvik etmeden bilgi toplayabilecektir.</p>

<p>28.11.2011 tarihli güven alımı tutanağı içeriğine göre; olay öncesinde sorumlu kolluk görevlisinin gizli soruşturmacılara "sanığın kullandığı hat üzerinden kullanıcılarla iletişim kurarak belirtilen yerde buluşma sağlamak suretiyle eroin satışı yaptığına" ilişkin bilgi verdiği, diğer bir ifadeyle sanığın isminin, kullandığı hattın ve uyuşturucu madde satma yönteminin kolluk görevlilerince bilindiği, bunun üzerine gizli soruşturmacının sanık ile telefon irtibatı kurmak suretiyle buluşma sağlayıp, sanıktan eroin satın aldığı olayda;</p>

<p>Kolluk görevlilerinin sanığı genel soruşturma usulleri ile takip ederek ya da 5271 sayılı CMK'da yazılı diğer koruma tedbirlerine başvurarak suça ilişkin delilleri elde etmeleri mümkün olduğu halde, öncelikle şüphelisi belli olmayan suçun işlendiği hususunda delil toplamaya yönelik uygulanması gereken gizli soruşturmacı kararına dayanarak delil toplamaya çalışıldığı olayda gizli soruşturmacıların soruşturma yapan adli kolluk görevlisi olduğu kabul edilse dahi, görevlilerin suç teşkil eden fiilleri yalnız pasif davranışlarla izleyip tespit etmek yerine, sanığı arayıp buluşma sağlayarak uyuşturucu madde satın alma iradesini ortaya koyduğu, yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve bu nedenle elde edilen delilin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, Anayasa'nın 38/6. maddesi ve 5271 sayılı CMK'nın 206/2-(a) maddesi uyarınca hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, Tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
28.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="71841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HUKUKA AYKIRI DELİLLERİN DEĞERLENDİRME ZAMANI VE ŞEKLİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-delillerin-degerlendirme-zamani-ve-sekli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-delillerin-degerlendirme-zamani-ve-sekli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1- Hukuka aykırı delillere ilişkin açıklamalar;</strong></p>

<p><strong>Ceza Muhakemesi Hukukumuzda her nedense “hukuka aykırı deliller” konusu;</strong> Anayasa m.38/6’nın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.206/2-a’nın, m.217/2’nin, m.230/1-b’nin ve m.289/1-i’nin açık hükümlerine rağmen hala tartışılan, netleştirilemeyen, kimisinde “delile acımak” olarak da nitelendirilebilecek maddi hakikate ve adalete ulaşamamak, kimisine göre “delil delildir, maddi hakikati gösteren bir delilin hukuka aykırılığı olamaz” anlayışıyla, kimisinde de “hukuka aykırı deliller tamam kullanılmasın, ama bu da sınırsız olmasın” kaygısı öne çıkar, bu kaygıya daha az kapılanlar ise, “mutlak ve nispi”, “önemli ve önemsiz”, “büyük ve küçük” kriterlerinden hareketle, sübjektif değerlendirmeler yaparak, bazı hukuka aykırı delillerin sanığın aleyhine delil olarak kullanılmasına göz yummak isterler ve bu görüşü savunanlar da maddi hakikate ve adalete ulaşma mazeretini öne çıkarırlar.</p>

<p>Daha önce söylediğim gibi tekrar belirtmek isterim ki; hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin sanık aleyhine mahkumiyete esas alınabilmesi, hatta kullanılabilmesi ve hatta yargılama bir bütün olduğundan soruşturma aşamasında bile tutuklama veya adli kontrol tedbirine gerekçe gösterilmesi mümkün değildir. Hukuka aykırı delillerin kullanılabilme imkansızlığının da bir istisnası bulunmamaktadır. Ceza yargılamasının amacının maddi hakikate ve adalete ulaşmak olduğunda tereddüt bulunmamakla birlikte, bir hukuk devletinde bu ulaşma gayretinin <i>ne pahasına olursa olsun </i>şeklinde gerçekleşmesi beklenemez. Maddi hakikate ve adalete ulaşma, adli mercilerin yaptıklarının ve toplanan delillerin hukuka uygunluğu ile sınırlıdır.</p>

<p><strong>2- 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun “Soruşturma veya kovuşturmanın devralınması” başlıklı 25. maddesinin 3. fıkrası;</strong></p>

<p><strong>Bu fıkraya göre;</strong> <i>“Talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre yapılmış soruşturma veya kovuşturma işlemleri ve elde edilen deliller Türk hukuku bakımından geçerli sayılır”</i>.</p>

<p>Bu hüküm; “normlar hiyerarşisi” ilkesini güvence altına alan “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı Anayasa m.11/2’de yer alan, <i>“Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” </i>hükmü gereğince, “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı Anayasa m.38/6’da bulunan, <i>“Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” </i>hükmüne aykırı olup,<i> </i>“Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı Anayasa m.138/1’de bulunan, <i>“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” </i>hükmü de dikkate alındığında, talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre toplanan bir delilin, iç hukukumuz bakımından kamu düzeninden olan ve emredici nitelik taşıyan hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına dair, hem Anayasa m.38/6’da ve hem de CMK m.206/2-a, m.217/2 ile m.230/1-b nedeniyle şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılması hukuka aykırıdır.</p>

<p>“Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma” başlıklı Anayasa m.90/5’de yer alan; <i>“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” </i>hükmünün, temel hak ve hürriyetleri daha fazla güvence altına alan ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağını düzenleyen Anayasa m.38/6’yı bertaraf edebilmesi mümkün değildir. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı 53. maddesinin, hukuka aykırı delillerin şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılamayacağına dair görüşümüzü desteklediği düşüncesindeyiz. <strong>İHAS m.53’e göre;</strong> <i>“Bu Sözleşme hükümlerinin hiçbirisi, herhangi bir yüksek sözleşmeci tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir sözleşme uyarınca tanınmış insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek şekilde yorumlanamaz”</i>.</p>

<p><strong>3- Hukuka aykırı delillerin değerlendirilme zamanına ve şekline geçmeden evvel, Ceza Muhakemesi Hukukumuz bakımından bazı Yargıtay kararlarına yer vermek istiyoruz;</strong></p>

<p><strong>a) <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20215762-e-20258147-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 27.05.2025 tarihli, 2021/5762 E. ve 2025/8147 K</a>. sayılı oy çokluğuyla verilen kararına katılmanın mümkün olmadığını, fakat hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına dair muhalefet şerhine iştirak ettiğimizi belirtmek isteriz.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sayın 7. Ceza Dairesi; </strong>yasadışı bahis oynattığı yönünde ikrarı olan sanığın eyleminin, dosya kapsamına göre 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un m.5/1-b hükmünde tanımlanan suçu oluşturduğundan bahisle, suçun vasfında hataya düşülmek suretiyle 7258 sayılı Kanunun m.5/1-a’da tanımlanan suç gereğince mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle eksik ceza tayin eden ve zincirleme suç yönünden değerlendirme yapmayan mahkumiyet kararını bozmuş ve hukuka aykırı deliller konusuna hiç girmemiştir.</p>

<p><strong>Hukuka aykırı elde edilen maddi deliller dışında sanığın ikrarının somut olayda mahkumiyet için yeterli olup olmadığı konusunda Daire kararını veren sayın çoğunlukla uyuşmazlığa düşen ve karara bu yönde muhalefet şerhi koyan sayın üyeye göre;</strong></p>

<p>Usule uygun şekilde CMK m.116 ve m.119 uyarınca yazılı adli arama emrinin veya adli arama kararının olmadığı, bu nedenle hukuka aykırı arama sonucunda ele geçen bilgisayarın ve kupon yazıcısının “yasak delil” niteliğinde olduğu,</p>

<p>Diğer bir hukuka aykırılığın ise “gizli soruşturmacı” olmayan kolluk görevlilerin elde ettiği delillerden kaynaklandığı, “gizli soruşturmacı” müessesesinin CMK m.139’da düzenlendiği, her ne kadar muhalefet şerhinde gizli soruşturmacı tayininin CMK m.139/7’de yer alan katalog suçlarla sınırlı olduğu belirtilerek, 7258 sayılı Kanunun 5. maddesinde muhalefetten kaynaklanan suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceğine dair bir açıklamaya yer verildi ise de, esasen 7258 sayılı Kanunun 5. maddesinin 6. fıkrasının (c) bendine göre bahis suçlarında gizli soruşturmacı tayini suretiyle delil toplanabileceği, fakat somut olayda bu yönde bir kararın da bulunmadığı,</p>

<p>Yine hukuka aykırı aramada ele geçen bilgisayarlardan alınan kütük üzerinde bir değerlendirme vasıtası olan bilirkişi incelemesi yaptırılarak delillere ulaşılması halinde, bu yolla elde edilen delillerin de hukuka aykırı olacağı, çünkü arama ve elkoyma tedbirleri hukuka aykırı olduğundan, bu yolla elde edilen delillerin de hukuka aykırı sayılması gerektiği, sonuçta “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” kuralının hukuka aykırı delillerde kabul edildiği,</p>

<p>Bu durumda hukuka aykırı elde edilen deliller dışında dosya kapsamında yegane delil olarak sanığın ikrarının bulunduğu, bir beyan delili olan ikrarın tek başına mahkumiyete esas alınamayacağı, her ne kadar örtülü veya açık suç ikrarının delil değeri olsa da, bunun “mutlak kanıt” olarak kabul edilemeyeceği, ceza yargılamasında amacın maddi hakikate ve adalete ulaşmak olduğu, bu amaca hizmet etmeyen ikrarın mahkumiyete esas alınamayacağı, ikrarın muhakkak başka delillerle desteklenmesinin gerektiği, kaldı ki hukuka aykırı elde edilmiş deliller sayesinde sanıktan ikrarın elde edildiği, sanığın kendisini suçlamasının sağlandığı, muhalefet şerhinde bu yönde bir değerlendirmede bulunulmasa bile, “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” kuralının geçerli olacağı, “mücerret/soyut ikrar” olarak nitelendirilen ikrarın elde edilme şeklinin hukuka aykırı delillere dayandığı, hukuka aykırı uygulanan arama ve elkoyma tedbirlerinden elde edilen deliller vasıtasıyla sanığın ikrarı ve kendisi aleyhine beyan delili sunması sağlandığından, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller sayesinde ulaşılan delilin, dolayısıyla somut olayda ikrarın hukuka aykırı sayılacağı,</p>

<p><strong>Tüm bu nedenlerle;</strong> sayın çoğunluğun görüşüne katılmadığımızı, “hukuka aykırı deliller” hususunda net ve kabul edilebilir gerekçeler ortaya koyan muhalefet şerhine esasa müessir olmayan birkaç çekincemiz hariç olmak üzere katıldığımızı, dolayısıyla sanığın mahkumiyetine dair karara iştirak etmediğimizi, mahkumiyete esas alınan delillerin hukuka aykırı elde edildiğini, bu hukuka aykırılığın sadece arama ve elkoyma tedbirlerini değil, bu yolla elde edilen tüm delilleri ve dolayısıyla sanığın ikrarını da kapsadığı, sanığın mahkumiyetine dair verilen kararın Anayasa m.38/6 başta olmak üzere, CMK m.206/2-a’ya, m.217/2’ye, m.230/1-b’ye ve m.289/1-i’ye açıkça aykırı olduğunu ifade etmek isteriz.</p>

<p><strong>b) Hukuka aykırı delillerle ilgili <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 28.05.2025 tarihli, 2019/2783 E. ve 2025/6186 K. sayılı bozma kararı</a>na ve gerekçesine katıldığımızı belirtmek isteriz.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 10. Ceza Dairesi bu kararında;</strong> <i>“5271 sayılı CMK’nın ‘Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi’ başlıklı 139/1. maddesinde; ‘Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi halinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hakim tarafından karar verilir.’ denilmektedir.</i></p>

<p><i>İlgili yasa maddesi gereğince, gizli soruşturmacılar suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil temin etmek için kişileri suça teşvik etmeden bilgi toplayabilecektir.</i></p>

<p><i>28.11.2011 tarihli güven alımı tutanağı içeriğine göre; olay öncesinde sorumlu kolluk görevlisinin gizli soruşturmacılara ‘sanığın kullandığı hat üzerinden kullanıcılarla iletişim kurarak belirtilen yerde buluşma sağlamak suretiyle eroin satışı yaptığına’ ilişkin bilgi verdiği, diğer bir ifadeyle sanığın isminin, kullandığı hattın ve uyuşturucu madde satma yönteminin kolluk görevlilerince bilindiği, bunun üzerine gizli soruşturmacının sanık ile telefon irtibatı kurmak suretiyle buluşma sağlayıp, sanıktan eroin satın aldığı olayda;</i></p>

<p><i>Kolluk görevlilerinin sanığı genel soruşturma usulleri ile takip ederek ya da 5271 sayılı CMK’da yazılı diğer koruma tedbirlerine başvurarak suça ilişkin delilleri elde etmeleri mümkün olduğu halde, öncelikle şüphelisi belli olmayan suçun işlendiği hususunda delil toplamaya yönelik uygulanması gereken gizli soruşturmacı kararına dayanarak delil toplamaya çalışıldığı olayda, gizli soruşturmacıların soruşturma yapan adli kolluk görevlisi olduğu kabul edilse dahi, görevlilerin suç teşkil eden fiilleri yalnız pasif davranışlarla izleyip tespit etmek yerine, <strong>sanığı arayıp buluşma sağlayarak uyuşturucu madde satın alma iradesini ortaya koyduğu, yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve bu nedenle elde edilen delilin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu</strong>, Anayasa’nın 38/6. maddesi ve 5271 sayılı CMK’nın 206/2-(a) maddesi uyarınca hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine mahkumiyetine karar verilmesi,” </i>gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.</p>

<p><strong>c) <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 17.09.2025 tarihli, 2021/4885 E. ve 2025/8376 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“Sanığın telefon ile aranıp ‘kontör lazım’ denildiğinde 30,00 TL karşılığında ikametinde uyuşturucu satın alınacağı bilgisi edinilmesi üzerine; günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü seri numaraları alınmış 30,00 TL’nin verilmesi suretiyle uyuşturucu ticaretine girilmesi durumunda ikametinde arama yapılması sözlü talimatı üzerine, seri numaraları alınmış 30,00 TL ile kolluk görevlisi ...’nin sanığın ikametinin kapısını çaldığı, kapıyı açan sanığa 30,00 TL’yi uzatarak kontör istediği ve uyuşturucu maddenin teslim alındığı buluşmanın gerçekleştirildiği olayda; açık kimliği, adresi ve telefon numarası belirlenen ve uyuşturucu madde suçu işlediği hususunda yeterli şüphe edinilen sanık hakkında usule uygun biçimde yapılacak fiziki ve teknik takip sonucunda delil elde edilmeye çalışılması gerektiği gözetilmeden, <strong>kolluk görevlisinin yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu</strong> ve devamında Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri veya hakim kararı olmadan Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile evinde arama yapıldığı, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,” </i>gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Bozma kararına ve gerekçesine iştirak ediyoruz.</p>

<p><strong>d)<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 15.03.2022 tarihli, 2021/14424 E. ve 2022/3224 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong>alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların kendilerine suça konu uyuşturucu maddeleri temin etmesi için sanığı kullandığı cep telefonundan aradıkları ve sanığın da bu teklifi kabul ederek, diğer sanıklarla birlikte, konuşma sırasında tespit edilen yerde uyuşturucu maddeleri gizli soruşturmacılara teslim edildiği olayda gizli soruşturmacıların, yalnızca pasif şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmadıkları, bir sonuca ulaşmak, yani kanıt toplamak amacıyla sanıkların suç teşkil eden fiilin icrasına ilişkin hazırlıklarının olmadığı aşamada, onları suça azmettirmek suretiyle sanıklardan uyuşturucu madde istedikleri, sanıkların iradeleri üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı ve hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınmayacakları değerlendirildiğinde, sanıkların beraatları yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. Sayın Dairenin bu bozma ve tahliye kararları ile gerekçesine katılıyoruz.</p>

<p><strong>e)<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 04.04.2024 tarihli, 2022/3587 E. ve 2024/17492 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong><i>“Sanığın gizli soruşturmacıya uyuşturucu madde sattığı iddiasıyla açılan davada 5271 sayılı Kanun’un ‘Teknik Araçlarla İzleme’ başlıklı 140 ıncı maddesindeki düzenlemeye göre, sanığın teknik araçlarla izlenmesine ilişkin bir karar bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve 5271 sayılı Kanun’un 140 ıncı maddesi uyarınca ayrıca bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme ve görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığının anlaşılması karsısında, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olup hükme esas alınamayacağı, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı kısmen doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği,<strong> yargılama esnasında 07.06.2021 tarihli celsede dinlenen gizli soruşturmacının olayı hatırlayamadığını belirtmesi nazara alındığında sanığın uyuşturucu maddeyi başkasına satma ya da devretme iradesi veya eyleminin her türlü şüpheden uzak ve kesin olarak tespit edilemediği</strong>, anlatılan şekilde elde edilen delilin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından, sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür”</i>. Sayın Dairenin bu bozma ve tahliye kararlarına iştirak ediyoruz.</p>

<p><strong>f)<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 25.03.2025 tarihli, 2023/16840 E. ve 2025/3578 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong><i>“Küçükçekmece ilçesi genelinde uyuşturucu madde ticareti yapan ve açık kimliği tespit edilemeyen faillerin belirlenmesi ve bu suça yönelik delil toplanması amacıyla 5271 sayılı CMK’nın 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar alınmış ise de; 02.06.2018 tarihli rapor içeriğine göre kolluk görevlilerince uyuşturucu madde ticareti içi kullanıldığı belirlenen 0539 ... nolu hattın tespit edildiği ve tespit edilen bu hattın gizli soruşturmacılara verilerek bu hat üzerinden sanık ile irtibat kurulmasının sağlandığı olayda; alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların, sanık ile telefon irtibatı kurarak hazırladıkları 02.06.2018 tarihli raporda sanığın ‘caddeden gelirken şirin sokak var oraya gel görürüm sen ne kadar borcun var?’ demesi üzerine sanığın belirttiği yerde buluşulduğu, sanığın yanında bir kişinin daha olduğu, gizli soruşturmacının ‘arkadaş mı?’ diye sorması üzerine sanığın ‘hı hı ne kadar?’ dediği, gizli soruşturmacının ‘kanki ben bi 50'lik sana zahmet’ diyerek parayı sanığa verdiği ve uyuşturucu maddeyi aldığı, şüphelinin kullandığı GSM hattının görevlilerce tespit edilmesine rağmen şüpheli hakkında öncelikle 5271 sayılı CMK gereğince genel soruşturma usulleri ve CMK’nın 135. maddesi kapsamında iletişimin tespitine ilişkin tedbir kararı alınarak delil elde edilmeye çalışılması gerekirken sanıkla buluşma öncesinde gizli soruşturmacıların sanığı telefon ile arayarak irtibat kurdukları, <strong>gizli soruşturmacıların yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu</strong>, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraatı yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür”</i>. Sayın Dairenin bozma kararına ve gerekçesine iştirak ediyoruz.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki;</strong> Ceza Muhakemesi Hukukunda maddi hakikate ve adalete ulaşmak amacıyla tüm delillerin hukuka uygun yol ve yöntemlerle toplanması gerekir ki, bu uygunluk süreçleri de kapsar, yani CMK m.134’e ve m.135’e uygun cep telefonunu inceleme, onun içinde yer alan verilere ve haberleşmelere ulaşma ile ilgili şüpheli ile yapılan mülakat, şüphelinin korkutularak, kandırılarak veya rızası ile verdiği izin ve paylaştığı şifreden hareketle cep telefonunun veya bilgisayarın incelenmesi, suç unsuru teşkil eden veya bir suçun delili olan verilerin, bilgilerin ve haberleşmelerinin tespitinden sonra makinenin kapatılıp, usule uygun yazılı emir veya karar alınarak tekrar açılması ve delillere ulaşılması, o delillerin hukuka aykırılığını ve kirletilmelerini ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong>4- Hukuka aykırı delillerin değerlendirilme zamanı ve şekli;</strong></p>

<p><strong>CMK m.206’nın başlığı “Delillerin ortaya konulması ve reddi” olup, maddenin 1. fıkrasında;</strong> sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya koyulmaya başlanılacağı, tebligata rağmen mazeretsiz olarak sanık sorguya gelmemişse, bunun delillerin ortaya koyulmasını engellemeyeceği ve ortaya koyulan delillerin sonradan gelen sanığa bildirileceği,</p>

<p>206. maddenin 2. fıkrasında; ortaya koyulması talep edilen delillerin (a) bendine göre kanuna aykırı elde edilmeleri, (b) bendine göre delille kanıtlanmak istenilen olayın karara etkisinin olmaması ve (c) bendine göre de delilin ortaya koyulmasının sırf davayı uzatmak amacıyla talep edilmesi halinde reddedileceğinin, bunun dışında delillerin ortaya koyulacağının, maddenin 3. fıkrasına göre; mahkemenin kabulü kaydıyla Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafiinin birlikte rıza göstermeleri halinde, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya koyulmasından vazgeçilebileceği, bu konuda katılanın rızasının aranmayacağı,</p>

<p><strong>CMK m.207’de;</strong> ceza muhakemesi ile amacın maddi hakikate ve adalete ulaşmak olduğu, bu sebeple delilin ortaya koyulması isteminin veya ispat edilmeye çalışılan olayın geç bildirilmesinin delilin ortaya koyulması talebinin reddi için gerekçe oluşturmayacağı, bu durumda geç bildirilen delilin ve olayın yine de duruşmada değerlendirilmeye alınacağı,</p>

<p>CMK m.206/2-a’nın, Anayasa m.38/6’ya ve CMK m.217/2-a’ya uygun olduğu, bir delilin hukuka uygun olup olmadığına ilişkin değerlendirmenin davanın sonunda değil, delillerin ortaya koyulması aşamasında yapılmasının gerektiği, bir delilin hukuka aykırı olduğunun tespiti halinde, bunun reddi için davanın sonunun beklenmemesinin gerektiği, aksi halde CMK m.206/2-a’nın bir anlamının ve amacının olmayacağı,</p>

<p>Hukuka aykırı olduğu tespit edilen delilin, ya dosyadan çıkarılıp başka bir yerde saklanması veya dosyanın ayrı bir yerinde tutulmasının gerektiği, ancak CMK m.230/1-b’de <i>“bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi” </i>ibaresi yer aldığından, hukuka aykırı olduğu tespit edilen delilin dosya dışına çıkarılamayacağı, dava dosyasında ayrı bir yerde muhafaza edilmesinin gerektiği, bu hukuka aykırılığa ilişkin tartışmaya ve sebebe de gerekçeli kararda yer verileceği, böylece kanun yollarında hukuka aykırı olduğu delil ile ilgili hukukilik denetiminin yapılmasının mümkün olabileceği,</p>

<p><strong>Bu kapsamda;</strong> “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı CMK m.230/1-b’nin de delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediğinin davanın sonuna ve karar aşamasına bırakılmasına dayanak oluşturmayacağı, “Delilleri takdir yetkisi” başlıklı CMK m.217’nin ve m.230/1-b’nin hukuka aykırı delillerin kararla birlikte tespitine ve hukuka aykırılığın tespitinden dolayı hukuka aykırı delillerin sanığın mahkumiyetine esas alınmadığının gerekçeli karara yazılması ile yetinilemeyeceği, çünkü CMK m.206/1-a’nın ve m.217/2’nin hukuka aykırı delillerin değerlendirilme zamanı ve şekli ile ilgili net hükümler içerdiği, her ne kadar hukuka aykırı delillerin ne zaman değerlendirileceği ve hukuka aykırılığı tespit edilen deliller hakkında ne şekilde hareket edileceğine dair açık hüküm olmadığı söylense de bunun doğru olmadığı, CMK m.206/2-a’nın düzenlendiği yer ve başlığı ile birlikte ele alınmasının gerektiği, bunun da kovuşturmanın başlangıcını, sanığın sorgusunun sonrasını, CMK m.215 ila m.217 öncesini içine aldığı,</p>

<p>“Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı CMK m.230/1-b’de <i>“Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.” </i>hükmünün yer alması, yalnızca mahkumiyet hükmünün gerekçesinde bulunması gereken unsurlar olup, bu hükümden hareketle bir delilin hukuka aykırılığı ile ilgili bir beyanın veya talebin varlığı halinde veya CMK m.206/2-a uyarınca mahkemece re’sen, o delilin hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilip edilmediğinin, yani hukukilik denetiminin davanın başında yapılmasının gerektiği, sanığın veya müdafiinin bir delilin hukuka aykırılığı ile ilgili savunma veya talebi ile ilgili kararın davanın sonunda bırakılmasının ve buna gerekçe olarak CMK m.230/1-b’nin gösterilmesinin doğru olmayacağı, ancak uygulamada özellikle tutuklu yapılan yargılamalarda daha ziyade sorguların ve tahliye taleplerinin öne çıktığı,</p>

<p>CMK m.206 ve devamı hükümlerine uygun delillerin ortaya koyulması ve tartışılması sürecinin isabetli uygulanmadığı, ortaya koyulması istenen delilin hukuka aykırı elde edildiğinden bahisle reddine ilişkin taraf talebinin mahkeme tarafından CMK m.206/2-a’ya uygun şekilde ve davanın başında değerlendirilmediği ve karara bağlanmadığı, bu hususun kararla birlikte değerlendirileceği söylenerek, mahkeme tarafından kısa kararın açıklanmasından sonra gerekçeli kararda delillerle ilgili tartışmanın yapıldığı, ancak gerekçeli kararda da hangi delile üstünlük verildiğinin ve bunun sebebinin çoğunlukla gösterilmediği,</p>

<p><strong>Daha da önemlisi;</strong> CMK m.230/1-b’ye uygun şekilde dosyada bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin gerekçeli kararda ayrıca ve açıkça gösterilmediği, buna göre CMK m.206/2-a uyarınca delillerin ortaya koyulması sırasında hukuka aykırı olduğu tespit edilen delilin dosyadan çıkarılmaması, her ne kadar CMK m.230/1-b’de mahkumiyet hükmünün gerekçesi yönünden dosyada bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin açıkça gösterilmesi gerektiği belirtilse ve CMK m.230’un 2 ila 3. fıkralarında bu zorunluluktan bahsedilmese de, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan, alınmayan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, hukuka aykırı delillerin gösterilmesi sadece mahkumiyet kararları yönünden değil, diğer kararlar bakımından da dikkate alınması suretiyle hukuka aykırı olduğu tespit edilen delilin dosyadan çıkarılmayıp, CMK m.230/1-b’ye uygun şekilde gerekçeli kararda yazılıp gösterilmesinin gerektiği,</p>

<p><strong>Esasen;</strong> <i>gerekçeli karar hakkının</i> kovuşturmanın tüm taraflarını kapsadığı, bu nedenle beraat kararları bakımından CMK m.230/1-b’de öngörülen yükümlülüğün bulunmadığına dair iddianın karşılık bulmayacağı, CMK m.230/2’nin <i>çelişmeli yargılama sisteminde</i> delillere ilişkin tartışmayı da kapsadığı, sonuçta CMK m.223/2’de belirtilen sebeplerden birisine göre karar verilebilmesi için yalnızca mahkumiyette değil, beraatla sonuçlanan davalar yönünden de usule uygun delil tartışmasının yapılmasının gerektiği, mahkemenin kararında hangi delillere üstünlük verildiğinin, bunun sebebinin, hangi delilin hukuka uygun ve tartışmaya açılmışsa hukuka aykırı sayıldığı ile bunun sebebinin muhakkak gerekçeli kararda yer bulması gerektiği,</p>

<p>Mahkemenin; delillerle ilgili sessizliğinin, kararında hangi delile, neden üstünlük tanıdığını göstermemesinin, delillerle ilgili mahkumiyet ve hatta beraat kararlarında hukuka uygunluk tartışmasını sonuçlandırmamasının, bu konuda kanun yolları aşamasında elverişli denetime uygun şekilde gerekçeli karar yazmamasının ciddi bir eksiklik olacağı, gerekçeli karar hakkının da dürüst yargılanma hakkının içinde yer almasının ve bu hakkın taraflardan yalnızca sanığa ait olmasının, deliller yönünden beraat kararında gerekçeye yer verilmemesi eksikliğini açıklamaya yeterli olmayacağı, aksi yöntemin CMK m.34’e ve Anayasa m.141/3’e aykırı düşeceği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken;</strong> mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu m.237/3’den farklı olarak, yürürlükte olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206. ve 207. maddelerinde, davayı gören mahkemeye re’sen delil toplama yetkisinin verilmediğini, taraflardan birisi geç de olsa bir delilin toplanıp ortaya koyulmasını talep etmediği sürece kovuşturmanın re’sen genişletilemeyeceğini, bu nedenle uygulamada tahkikatın genişletilmesi taleplerinin olup olmadığının taraflara mahkemece sorulduğunu, yine de uygulamada maddi hakikate ve adalete ulaşmak amacıyla, bazen sanığın lehine ve bazen de aleyhine talep olmadan mahkemenin delil toplayıp ortaya koyulmasını sağladığını, bunun hatalı olduğunu, yalnızca delilden vazgeçme halinde mahkemenin izne ihtiyaç bulunduğunu, bunun da CMK m.206/3’de belirtildiğini ifade etmek isteriz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-delillerin-degerlendirme-zamani-ve-sekli-1</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/terazi/terazz4.jpg" type="image/jpeg" length="74694"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık Raporları Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/saglik-raporlari-yonetmeligi-resmi-gazetede-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/saglik-raporlari-yonetmeligi-resmi-gazetede-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Raporları Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile sağlık raporlarının düzenlenme süreçlerine ilişkin kurallar belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre; tüm raporların başvuru sürecinde yazılı dilekçe ve benzer uygulamalar sona erdirilirken, başvuru süreçleri bundan sonra e-Nabız üzerinden kişisel beyan formunun doldurulmasıyla başlatılacak.</p>

<p>Düzenleme ile tek hekim raporları öncesinde bir karar destek sistemi oluşturuldu. Tanı, ilaç ve malzeme kullanımı ile ilgili kişisel beyan sorularına verilen yanıtlara göre sistem bir değerlendirmede bulunacak. Bu kapsamda; kişinin sağlık raporu başvurusunda engel bir tanı, ilaç kullanımı ya da sağlık sorunu beyanı yoksa e-Nabız üzerinden Sağlık Durum Belgesi düzenlenebilecek.</p>

<p>Kişinin beyanıyla e-Nabız bilgilerinin eşleşmediği durumlarda sağlık raporu için hekime yönlendirme yapılacak. Lisansa tabi olmayan sporlar ve sosyal aktiviteler için de rapor düzenlenmesine gerek kalmadan e-Nabız üzerinden Sağlık Durum Belgesi alınması mümkün olacak.</p>

<p><strong>2 TEMEL SAĞLIK KURULU TANIMLANDI</strong></p>

<p>Yönetmelikte durum bildirir sağlık kurulu raporu süreçleri de yeniden tanımlanırken, tam teşekküllü sağlık kurulu ve üç hekimli sağlık kurulu olmak üzere iki temel sağlık kurulu oluşturuldu. Bu kapsamda; vatandaşların sağlık kurulu raporu alma süreçleri kolaylaştırıldı, bakanlık tarafından belirlenen istisnalar dışında raporların üç hekim tarafından düzenlenebilmesine imkan tanındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>HASTANELERDE 'RAPOR BAŞVURU MERKEZİ' KURULACAK</strong></p>

<p>İkinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde sağlık raporu işlemlerinin tek bir noktadan başlatılması, takip edilmesi ve sonuçlandırılması sağlandı; kişilerin hastanede devam eden rapor süreçlerine ilişkin bilgiye kolay erişimi mümkün hale getirildi. Bu amaçla; sağlık kurumlarında Rapor Başvuru Merkezleri oluşturulacak ve süreç bu merkezler üzerinden takip edilebilecek.</p>

<p>Bakanlık tarafından belirlenen sağlık raporu formatları dışında başka bir formatta rapor düzenlenmesinin önüne geçildi. Raporların ilgili kişiler tarafından daha kolay değerlendirilmesi sağlandı ve ülke standardı oluşturuldu. Raporlara İngilizce dil desteği eklenerek uluslararası kullanım imkanı da sağlandı.</p>

<p>Düzenlemeyle ayrıca; elliden az çalışanı bulunan ve az tehlikeli iş yerlerinde çalışacak olan kişilerin işe giriş raporlarının, Çalışan Sağlığı Merkezi (ÇAŞMER), aile hekimleri ve diğer kamu sağlık hizmeti sunucularında görevli tüm hekimler tarafından düzenlenebilmesinin önü açıldı.</p>

<h3><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/saglik-raporlari-yonetmeligi-karar-sayisi-11361.pdf" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Sağlık Raporları Yönetmeliği (Karar Sayısı 11361)</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/saglik-raporlari-yonetmeligi-resmi-gazetede-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/saglik-doktor-asd.jpg" type="image/jpeg" length="87618"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA MUHAKEMESİ KANUNU BAĞLAMINDA ÇAPRAZ SORGU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-kanunu-baglaminda-capraz-sorgu-yaman</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-kanunu-baglaminda-capraz-sorgu-yaman" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>- 5271 sayılı CMK’nın 201. maddesine göre;</p>

<p>(1) Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.<br />
(2) Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler, birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.</p>

<p>- Buna göre;</p>

<p>Cumhuriyet savcısı, müdafii (avukat) ve vekil, sanığa, tanığa, bilirkişiye ve diğer kişilere doğrudan soru sorabilir. Sadece hakimin soru sormasından ayrılan bir sistemdir.</p>

<p>Hâkim, yalnızca hukuka aykırı, konuyla ilgisiz veya yönlendirici-baskı içeren soruları engelleyebilir. Silahların eşitliği ilkesi gereği taraflara bu hak tanınmıştır.</p>

<p>Çapraz sorgu, özellikle tanık beyanının güvenilirliğini ölçmede, çelişkileri ortaya çıkarmada kritik rol oynar.</p>

<p><strong>- CMK’ya göre;</strong></p>

<p>Şüpheli-sanığın sorgusu CMK 147’ye göre,<br />
Tanıkların dinlenmesi usulü CMK 52’ye göre,<br />
Tanığın korunması CMK 58’e göre yerine getirilir.</p>

<p><strong>- Türkiye’de sistem:</strong></p>

<p>Tam anlamıyla Anglo-Sakson tarzı “sert çapraz sorgu” değildir.<br />
Hâkim hâlâ aktif rol sahibidir.<br />
Ancak m.201 ile tarafların doğrudan soru sorma yetkisi genişletilmiştir</p>

<p>- Sanık-müdafiin tanığa soru sorma hakkı engellenmişse savunma hakkı kısıtlanır. CMK m.201 kapsamındaki doğrudan soru sorma hakkı, adil yargılanmanın parçasıdır.</p>

<p>- Tanık beyanının test edilemeden, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama ilkesi gereği çapraz sorgu imkânı tanınmadan hüküm kurulması bozma nedenidir.</p>

<p>- Müdafiin tanığa soru sormasının engellenmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>- Tanığın beyanı hükme esas alınıyorsa, mutlaka çapraz sorgu imkânı sağlanmalıdır.</p>

<p>- Hâkim sadece ilgisiz, hakaret içeren, yönlendirici soruları engelleyebilir. Bunun dışındaki sınırlamalar savunma hakkını ihlal eder.</p>

<p>- Sanığın bizzat soru sorma hakkı da vardır.<br />
Bu hak engellenirse adil yargılanma ihlali söz konusudur.</p>

<p>- Anayasa Mahkemesi<br />
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6’ya göre sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama hakkı olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>- Yargıtay ve AYM’ye göre eğer tanık beyanı hükme esas alınıyorsa, savunma o tanığı çapraz sorguya tabi tutamamışsa hüküm hukuka aykırı olur.</p>

<p>- Uygulamada,</p>

<p>“Soru sorma hakkı var, ama hâkim izin vermedi” ise tutanaklara geçirilmelidir.</p>

<p>“Tanık SEGBİS ile dinlendi, ama soru sorulamadı” ise bu da bozma sebebi olabilir.</p>

<p>Çapraz sorgu sınırlanabilir, ama tamamen ortadan kaldırılamaz.</p>

<p></p>

<h3><strong>- Çapraz sorgu nasıl yapılır?</strong></h3>

<p>Soru sorulmalı, tartışma yapılmamalı, kısa, kapalı ve yönlendirici sorular sorulmalıdır.</p>

<p><strong>- Etkili çapraz sorgu teknikleri:</strong></p>

<p>1. Kapalı soru sorulmalı, muhatap Evet-Hayır’a zorlanmalı, böylelikle tanık kontrol altına alınmalıdır.</p>

<p>“Olay saatinde orada değildiniz, doğru mu?</p>

<p>“Sanığı daha önce tanıyordunuz, değil mi?”</p>

<p>2. Çelişki yakalanarak tanığın güvenirliği ortaya çıkarılmalıdır.</p>

<p>“İfadenizde saat 19:00 dediniz, şimdi 20:00 diyorsunuz, hangisi doğru?”</p>

<p>3. Detaylandırma yapılarak mantık hatası ortaya çıkarılmalıdır.</p>

<p>“Sokak karanlıktı dediniz, aydınlatma yoktu, değil mi?”</p>

<p>“Peki sanığın siyah tişörtünü nasıl seçtiniz?”</p>

<p>4. Hafıza testi yapılarak beyanın zayıflığı ortaya konulmalıdır.</p>

<p>“Aradan 3 yıl geçti, bu olayı tüm ayrıntılarıyla nasıl hatırlıyorsunuz?”</p>

<p>5. Tanığın taraflılığının ortaya çıkarılması sağlanabilir.</p>

<p>“Sanık ile akrabalığınız var mı?”</p>

<p>“Aranızda önceye dayalı husumet var mı?”</p>

<p>- Hâkim müdahale eder ve çapraz soru sorma hakkı ihlal edilirse, mahkemeden CMK m.201 uyarınca doğrudan soru sorma hakkının kısıtlandığı, bu hususun tutanağa geçirilmesi talep edilmeli, talebin duruşma tutanağına aynen geçirilmesi sağlanmalıdır.</p>

<p>- İstinaf ve Yargıtay incelemesinde dikkate alınabilmesi için;</p>

<p>“Müdafi olarak tanığa yöneltmek istediğimiz soruların mahkemece engellenmesine itiraz ediyoruz. Bu durumun CMK m.201’e aykırı olduğunu ve savunma hakkını kısıtladığını beyan ederiz.” ibaresinin duruşma tutanağına yazılması sağlanmalı, mümkünse sorulan sorunun da aynen duruşma tutanağında yer almasına çalışılmalıdır.</p>

<p>- Bunun yanı sıra gizli tanığa kimliği sorulamaz, ancak olayı nasıl gördüğü sorgulanabilir.</p>

<p>- SEGBİS ile tanık dinlenirken ses kesilmiş ve soru sorulamamışsa bu husus mutlaka tutanağa geçirilmelidir.</p>

<p>- Sadece avukatı değil, sanığın da soru sorma hakkı vardır, sorabilir, engellenirse bozma sebebi olabilir.</p>

<p>- Çapraz sorguda;</p>

<p>1-Kısa, yönlendirici, “evet-hayır” cevaplı,</p>

<p>2-Tanığın görme–bilme kapasitesi, çelişkisi ve taraflılığı hedef alınır.</p>

<p>Örneğin;</p>

<p><strong>Cinsel saldırı suçunda;</strong></p>

<p>Müştekiye:</p>

<p>“Olaydan hemen sonra şikâyette bulunmadınız, doğru mu?”</p>

<p>“Sanıkla olaydan sonra iletişiminiz devam etti, değil mi?”</p>

<p>“Olay yerinde bağırdığınıza dair bir tanık yok, doğru mu?”</p>

<p>“Darp-cebir izine dair kesin bir rapor yok, değil mi?”</p>

<p><strong>Hırsızlık suçunda tanığa;</strong></p>

<p>“Olay geceydi ve ortam yeterince aydınlık değildi, doğru mu?”</p>

<p>“Sanığı daha önce tanımıyordunuz, değil mi?”</p>

<p>“Yüzünü net seçtiğinizi söylemeniz zor, değil mi?”</p>

<p>“Kaç saniye gördünüz? 10 saniyeden azdı, doğru mu?”</p>

<p>Kamera varsa:</p>

<p>“Görüntüdeki kişinin yüzü net seçilemiyor, doğru mu?”</p>

<p><strong>Kasten Yaralama suçunda;</strong></p>

<p>Tanığa:</p>

<p>“İlk fiziksel teması kimin başlattığını net görmediniz, doğru mu?”</p>

<p>“Taraflar arasında önceden husumet vardı, değil mi?”</p>

<p>“Olay çok kısa sürdü, detayları seçemediniz, doğru mu?”</p>

<p><strong>Yağma suçunda;</strong></p>

<p>Müştekiye:</p>

<p>“Size yönelik açık bir tehdit cümlesi kurulmadı, doğru mu?”</p>

<p>“Eşyanızı kendi rızanızla verdiniz, değil mi?”</p>

<p>“Sanığın elinde silah yoktu, doğru mu?”</p>

<p><strong>Hakaret suçunda;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanığa:</p>

<p>“Sözler tartışma sırasında söylendi, doğru mu?”</p>

<p>“Karşılıklı konuşma vardı, tek taraflı değil, doğru mu?”</p>

<p>“Tam olarak hangi kelimenin kullanıldığını hatırlamıyorsunuz, doğru mu?”</p>

<p><strong>Dolandırıcılık suçunda;</strong></p>

<p>Müştekiye:</p>

<p>“Sanık size açıkça yalan bir bilgi vermedi, doğru mu?”</p>

<p>“Bu işlem bir ticari ilişki kapsamında yapıldı, değil mi?”</p>

<p>“Parayı kendi rızanızla gönderdiniz, doğru mu?”</p>

<p>şeklinde kapalı uçlu sorular yöneltilmelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" /></a></p>

<p><strong>Önder YAMAN<br />
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-kanunu-baglaminda-capraz-sorgu-yaman</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 10:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisaasd.jpg" type="image/jpeg" length="45449"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MURİS MUVAZAASI ÇERÇEVESİNDE KIZ ÇOCUKLARININ MİRASTAN DIŞLANMASI SORUNU: ERKEK ÇOCUK LEHİNE YAPILAN DEVİRLERİN HUKUKİ SONUÇLARI, SAKLI PAY VE DAVA STRATEJİLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/muris-muvazaasi-cercevesinde-kiz-cocuklarinin-mirastan-dislanmasi-sorunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/muris-muvazaasi-cercevesinde-kiz-cocuklarinin-mirastan-dislanmasi-sorunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Türk toplumunda miras paylaşımına ilişkin uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, mirasbırakanın sağlığında malvarlığını erkek çocukları lehine devretmesi ve kız çocuklarını fiilen mirastan dışlaması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bu işlemler çoğu zaman tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümü altında gerçekleştirilmekte; gerçekte ise bağış iradesi gizlenmektedir. Türk hukukunda bu durum “muris muvazaası” olarak nitelendirilmektedir. Çalışmada muris muvazaasının hukuki niteliği, erkek çocuk lehine yapılan devirlerde Yargıtay’ın geliştirdiği değerlendirme kriterleri, saklı paya etkisi, tenkis ve denkleştirme kurumlarıyla ilişkisi, zamanaşımı meselesi ve uygulamada izlenmesi gereken dava stratejileri incelenmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Miras hukukunun temel amacı, mirasbırakanın ölümü sonrasında malvarlığının kanunda öngörülen sistem çerçevesinde adil şekilde intikalini sağlamaktır. Bununla birlikte uygulamada, özellikle geleneksel aile yapısının etkili olduğu bölgelerde, mirasbırakanların kız çocuklarının mirastan pay almasını önlemek amacıyla sağlığında çeşitli tasarruflarda bulunduğu görülmektedir.</p>

<p>Bu tasarruflar çoğu zaman görünüşte bir satış işlemi şeklinde düzenlenmektedir. Tapuda erkek çocuk lehine satış yapılmış gibi görünmekte; ancak işlem gerçekte karşılıksız kazandırma niteliği taşımaktadır. Amaç çoğu kez belirli mirasçıları mirastan mahrum bırakmak ve tereke dışında fiili bir paylaşım gerçekleştirmektir.</p>

<p>Bu tür uyuşmazlıklarda temel sorun, mirasbırakanın gerçek iradesinin tespiti ve yapılan işlemin hukuki niteliğinin belirlenmesidir. Çünkü işlemin muvazaalı kabul edilmesi halinde tapu iptali ve tescil gündeme gelirken, gerçek bir bağışın varlığı halinde hukuki koruma tenkis ile sınırlı kalabilmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>I. MURİS MUVAZAASI KAVRAMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Muris muvazaası, mirasbırakanın gerçek iradesini gizleyerek üçüncü kişiler önünde farklı bir işlem yapmış gibi görünmesidir.</p>

<p>Klasik örnek:</p>

<p>Mirasbırakanın erkek çocuğuna taşınmazını tapuda “satış” göstererek devretmesi; ancak gerçekte herhangi bir bedel almamış olmasıdır.</p>

<p>Bu durumda iki ayrı işlem bulunmaktadır:</p>

<p><strong>Görünürdeki işlem:</strong></p>

<p>Satış sözleşmesi</p>

<p><strong>Gizli işlem:</strong></p>

<p>Bağışlama</p>

<p>Bu işlem öğretide ve Yargıtay uygulamasında “nispi muvazaa” olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>İki aşamalı bir geçersizlik söz konusudur:</p>

<p>İlk olarak görünürdeki satış işlemi gerçek iradeye aykırı olduğundan geçersizdir.</p>

<p>İkinci olarak gizlenen bağış işlemi taşınmaz devrinde resmi şekil şartlarına uyulmadığı için geçersiz kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle taşınmaz hukuken terekeden çıkmamış sayılmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>II. 01.04.1974 TARİHLİ 1/2 SAYILI İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI VE KAPSAMI</strong></p>

<p>Muris muvazaası alanında temel kaynak, 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır.</p>

<p>Karara göre:</p>

<p>Miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar, saklı pay sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın dava açabilir.</p>

<p>Bu yönüyle muris muvazaası, yalnızca saklı payı koruyan bir kurum değildir.</p>

<p>İşlem tamamen hükümsüz kabul edildiği için:</p>

<p>taşınmaz yeniden terekeye döner.</p>

<p>Bu nedenle dava sonucunda mirasçı yalnızca saklı payını değil, yasal miras payının tamamını talep edebilir.</p>

<p>Bu nokta özellikle tenkis davasından ayrılmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>III. ERKEK ÇOCUK LEHİNE YAPILAN DEVİRLERDE “MAL KAÇIRMA” KASTI</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkların büyük kısmı erkek çocuk lehine yapılan devirlerden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Özellikle şu düşünce uygulamada sıklıkla görülmektedir:</p>

<p>“Kız çocuk evlenmiştir; artık eşinin ailesine gitmiştir; taşınmaz erkek çocukta kalmalıdır.”</p>

<p>Bu yaklaşım sosyal bir gerçeklik olmakla birlikte hukuk bakımından doğrudan sonuç doğurmamaktadır.</p>

<p>Ancak Yargıtay kararlarında bu tür toplumsal eğilimler dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Mahkemeler şu kriterleri araştırmaktadır:</p>

<p><strong>1. Davalı erkek çocuğun ekonomik gücü</strong></p>

<p>Taşınmazı satın alabilecek mali yeterliliği var mı?</p>

<p><strong>2. Satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark</strong></p>

<p>Taşınmaz milyonlar değerindeyken çok düşük bedel gösterilmiş mi?</p>

<p><strong>3. Murisin satış ihtiyacı</strong></p>

<p>Gerçekten paraya ihtiyacı var mıydı?</p>

<p><strong>4. Aile içi ilişkiler</strong></p>

<p>Mirasbırakan kız çocuklarıyla sorun yaşıyor muydu?</p>

<p><strong>5. Yöresel gelenekler</strong></p>

<p>Kız çocuklarını mirastan uzaklaştırma eğilimi var mı?</p>

<p>Bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle murisin gerçek iradesi ortaya çıkarılmaya çalışılır.</p>

<p></p>

<p><strong>IV. KIZ ÇOCUKLARI HANGİ DAVALARI AÇABİLİR?</strong></p>

<p><strong>A. Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası</strong></p>

<p>Eğer işlem görünüşte satış ancak gerçekte bağış niteliğindeyse açılması gereken temel dava budur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>işlem tamamen geçersiz olur</li>
 <li>taşınmaz terekeye döner</li>
 <li>davacı yalnız saklı payını değil tam miras payını alabilir</li>
</ul>

<p>En önemli avantajı:</p>

<p>zamanaşımına tabi olmamasıdır.</p>

<p><strong>B. Tenkis Davası</strong></p>

<p>İşlem gerçek bir bağış ise muvazaa iddiası ileri sürülemeyebilir.</p>

<p>Bu durumda saklı pay ihlal edilmişse tenkis gündeme gelir.</p>

<p>Ancak burada önemli sınırlamalar vardır:</p>

<p>Davacı yalnız saklı payını alabilir.</p>

<p>İşlem tamamen ortadan kalkmaz.</p>

<p><strong>C. Denkleştirme</strong></p>

<p>Mirasbırakanın çocuklarına sağlığında yaptığı bazı kazandırmalar, aksi belirtilmedikçe miras payına mahsup edilir.</p>

<p>Bu kurum özellikle:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>ev verilmesi</li>
 <li>iş yeri devri</li>
 <li>yüksek miktarlı para transferleri</li>
</ul>

<p>bakımından önemlidir.</p>

<p></p>

<p><strong>V. SAKLI PAY VE ERKEK ÇOCUK LEHİNE DEVRİN ETKİSİ</strong></p>

<p>Saklı pay, mirasbırakanın tamamen ortadan kaldıramayacağı miras payıdır.</p>

<p>Ancak uygulamada önemli bir yanlış düşünce vardır:</p>

<p>“Babam malını sağlığında istediğine verir; kimse karışamaz.”</p>

<p>Bu ifade mutlak doğru değildir.</p>

<p>Mirasbırakan tasarruf özgürlüğüne sahip olmakla birlikte;</p>

<p>mirasçıları etkisiz bırakmak amacıyla muvazaalı işlem yapamaz.</p>

<p>Özellikle saklı payı bertaraf etmeye yönelik işlemler yargısal denetime tabidir.</p>

<p></p>

<p><strong>VI. ZAMANAŞIMI VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRELER</strong></p>

<p>Burada kritik ayrım vardır:</p>

<p><strong>Muris muvazaası:</strong></p>

<p>Zamanaşımına tabi değildir.</p>

<p>Çünkü dava yolsuz tescile dayanır.</p>

<p>Yıllar sonra dahi açılabilir.</p>

<p><strong>Tenkis:</strong></p>

<p>Hak düşürücü süreye tabidir.</p>

<p>Mirasçı;</p>

<p>tasarrufu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde,</p>

<p>her durumda ölümden itibaren on yıl içinde dava açmalıdır.</p>

<p>Bu ayrım uygulamada çoğu davanın kaderini belirlemektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>VII. UYGULAMADA EN GÜVENLİ DAVA STRATEJİSİ</strong></p>

<p>Uygulamada en doğru yöntem:</p>

<p><strong>terditli dava açılmasıdır.</strong></p>

<p>Talep sırası:</p>

<p>Birinci talep:</p>

<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil</p>

<p>İkinci talep:</p>

<p>Tenkis</p>

<p>Bu yöntem davanın tamamen reddedilmesi riskini azaltmaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kız çocuklarının mirastan dışlanması amacıyla erkek çocuk lehine yapılan görünüşte satış işlemleri, Türk hukukunda yalnızca aile içi tercih veya gelenek meselesi değildir. Bu işlemler miras hukukunun temel ilkeleri, saklı pay sistemi ve dürüstlük kuralı çerçevesinde yargısal denetime tabidir.</p>

<p>Özellikle muris muvazaası kurumu, görünürde satış gibi yapılan ancak gerçekte bağış niteliği taşıyan işlemlere karşı güçlü bir koruma mekanizması oluşturmaktadır. Bununla birlikte her olayın kendi şartları içinde değerlendirilmesi; murisin gerçek iradesi, aile ilişkileri, ekonomik olgular ve toplumsal koşulların birlikte incelenmesi gerekir.</p>

<p>Kanaatimizce güncel uygulamada mirasçıların en etkili hukuki koruması, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil talebinin terditli tenkis istemiyle birlikte ileri sürülmesidir.</p>

<p><img alt="Emrah Golgi̇yaz" height="220" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="200" /></p>

<p><strong>Av. Emrah GOLGİYAZ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/muris-muvazaasi-cercevesinde-kiz-cocuklarinin-mirastan-dislanmasi-sorunu</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis-1.jpg" type="image/jpeg" length="66918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48030"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97336"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84743"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93204"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42917"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81425"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="29314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="52826"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="97883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="85368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="24412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="62813"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="82784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="27660"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="67526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="31989"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
