<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 05 Aug 2026 17:28:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KURAL OLARAK KISMİ DAVADA ALINAN BİLİRKİŞİ RAPORU EK DAVA İÇİN KESİN DELİL DEĞİL İSE DE YARGISAL DENETİMLERDEN GEÇMİŞ RAPORLAR KESİN DELİLDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kural-olarak-kismi-davada-alinan-bilirkisi-raporu-ek-dava-icin-kesin-delil-degil-ise-de-yargisal-denetimlerden-gecmis-raporlar-kesin-delildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kural-olarak-kismi-davada-alinan-bilirkisi-raporu-ek-dava-icin-kesin-delil-degil-ise-de-yargisal-denetimlerden-gecmis-raporlar-kesin-delildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kural olarak, kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide gerek yargısal uygulamada kabul edilmiştir. Ne var ki, kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.12.2022 tarihli, 2021/429 E., 2022/1650 K. sayılı kararı</p>

<p>ile</p>

<p>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2025 tarihli 2024/8336 E., 2025/633 K. sayılı kararı</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2021/429 E., 2022/1650 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karara karşı davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun faiz başlangıcı yönünden kabulüne, sair istinaf sebepleri yönünden reddine karar verilmiş, bu karara davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde talep ettiği duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı istemi:</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; avukat olan müvekkilinin, davalılardan ...’ın vekili olarak diğer davalıya karşı ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/437 E. sayılı dava dosyasını takip ettiğini, ancak davalıların kendisini devre dışı bırakarak sulh olduklarını, ödenmeyen vekâlet ücretinin tahsili için ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/55 E. sayılı dosyası ile dava açtığını, yapılan yargılama sonunda davalılardan talep edebileceği toplam vekâlet ücretinin 137.229,81TL olarak tespit edildiğini ve taleple bağlı kalınarak 2.000TL üzerinden karar verildiğini, bakiye alacak için eldeki ek davanın açıldığını ileri sürerek 135.229,81TL vekâlet ücretinin azil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı cevabı:<br />
5. Davalılar süresinde davaya cevap vermemiş, yargılama süresinde davalı ... vekili davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.10.2016 tarihli ve 2016/430 E., 2016/431 K. sayılı kararı ile; uyuşmazlıkta tüketici mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş; kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dosya tüketici mahkemesine gönderilmiştir.</p>

<p>7. ... Tüketici Mahkemesinin 08.12.2016 tarihli ve 2016/1616 E., 2016/1272 K. sayılı kararı ile; genel mahkemelerin görevli olduğundan bahisle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş; kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dosya mercii tayini için ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesine gönderilmiş; Bölge Adliye Mahkemesinin 06.02.2017 tarihli ve 2017/166 E., 2017/148 K. sayılı kararı ile ... Asliye Hukuk Mahkemesi yargı yeri olarak belirlenmiştir.</p>

<p>8. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.07.2017 tarihli ve 2017/152 E., 2017/206 K. sayılı kararı ile; ... Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve onanarak kesinleşen davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması sebebiyle eldeki davanın ek dava niteliğinde olduğu, bu nedenle kesinleşen dosyada alınan bilirkişi raporunda belirlenen bedelin üzerinden ilk davada hükmedilen vekâlet alacağının düşülmesi suretiyle kalan miktarın davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 135.229,81TL alacağın ilk dava tarihi olan 27.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:<br />
9. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>10. ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 02.05.2018 tarihli ve 2017/1988 E., 2018/944 K. sayılı kararı ile; davalı ... vekilinin faiz başlangıcına yönelik istinaf talebinin kabulü ile hükmedilen vekâlet ücretine 20.10.2016 olan dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasına, sair istinaf sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
11. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>12. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 05.12.2019 tarihli ve 2018/4859 E., 2019/12158 K. sayılı kararı ile; “…Hemen belirtilmelidir ki; kural olarak sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının kazanılmış hak (usulü müktesep hak) ilkesinin 28.06.1960 tarihli, 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince istisnai niteliği gereği kesin hüküm halini almamış eldeki davalarda da gözetilmesi ve uygulanması gerekeceği tartışmasızdır.<br />
Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından 05.10.2018 tarihinde 2017/6 esas,2018/9 karar sayılı ilamla " İçtihadı birleştirmenin konusu, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde yer alan ücret dolasıyla müteselsil sorumluluk hallerinden olan sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin girip girmediği hususudur. ... Avukatlık bir kamu hizmeti olmakla birlikte ücret karşılığında müvekkiline hukuksal yardım hizmeti sunan avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki ilişki bir özel hukuk ilişkisidir...Özel hukukta, bir borç ilişkisinden doğan alacak hakkı da nisbi hak niteliğindedir. Böyle olunca alacak hakkı ancak o borç ilişkisi nedeniyle borçlu olan kişi ya da kişilere karşı ileri sürülebilir, yargısal kararlarda ve doktrinde borç ilişkilerinin nisbiliği ilkesi denilen bu ilke uyarınca sözleşmeler kural olarak yalnızca sözleşmenin tarafları bakımından hüküm ve sonuç doğururlar.... Akdi vekalet ücretinin iş sahibi ile hasmın müteselsil sorumluluğu kapsamında bulunduğunun kabul edilmesi hukuk güvenliği ilkesini zedeleyecektir. Ayrıca vekalet ücreti avukatın yaptığı hukuki yardımın karşılığı olan bir meblağ veya değeri ifade ettiği halde avukattan hiçbir hukuki yardım almayan hasmın, karşı yanın yaptığı sözleşmeden doğan vekalet ücreti nedeniyle onun avukatı lehine müteselsilen sorumlu tutulması, avukatlık ücretinin mahiyet ve amacına da uygun değildir. Tarafların aralarındaki dava ve uyuşmazlığı sulh ile sonuçlandırmaları her şeyden önce dava açılmakla bozulan toplumsal barış ve huzurun yeniden tesis edilmesini sağladığı gibi tarafların bir an önce hak ve alacaklarına kavuşmasını da temin etmektedir. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nın 140/2. maddesinde hakimin tarafları sulhe davet edeceği düzenlenerek sulh teşvik edilmiştir. Böyle olunca, usul hukuku bakımından bu kadar önemli bir müessesenin önüne sözleşmenin tarafı olmayan kişinin akdi vekalet ücretinden sorumlu tutulması şeklindeki bir engelin konulması da doğru olmayacaktır....Hal böyle olunca, Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesinde düzenlenen "ücret dolasıyla müteselsil sorumluluk" hallerinden olan "sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde" karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken "akdi vekalet ücretinin" dahil olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır." şeklinde karar verilmiş olup, somut olaya ilişkin çıkan bu içtihadı birleştirme kararına göre, davalı ...'ın davacının hak ettiği akdi vekalet ücretinden sorumlu olmayacağının kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece, yukarıda anlatılan İçtihadı Birleştirme Kararına göre değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</p>

<p>2-Bozma nedenine göre davalı ...’ın sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
13. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.09.2020 tarihli ve 2020/128 E., 2020/302 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, ... Asliye Hukuk Mahkemesince sonuçlandırılan davanın kısmi dava olup Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, kısmi davanın sadece ilk davada talep olunan kısmı için değil, alacağın tamamı için ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümünün sonradan açılan ek dava için de kesin hüküm oluşturduğu, kesin hüküm bulunan hâllerde sonradan oluşturulan içtihadı birleştirme kararının uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
14. Direnme kararı süresi içinde davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>15. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kesinleşmiş karara dayanılarak ek dava mahiyetinde 20.10.2016 tarihinde açılan davada, 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre somut olayda davalı ... yönünden davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>16. Öncelikle kısmi dava ve ek dava konusu üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır.</p>

<p>17. Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi hâlinde kısmi dava söz konusudur. Aksi belirtilmedikçe, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra ayrı bir dava açılması usulen mümkündür. Uygulamada bu ayrı davaya, ek dava denilmektedir.</p>

<p>18. Her dava, kural olarak tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması hâlinde önceden açılan davada kesinleşen kararın tespit kısmı, kalan kısım için açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.</p>

<p>19. Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın ret ile sonuçlanması hâlinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>20. Başka bir ifadeyle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkûm edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki; bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü, sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.</p>

<p>21. Kısacası ikinci davaya (ek davaya) bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hâle gelmiştir. Zira kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca doğrudan (re’sen) göz önünde tutulmalıdır.</p>

<p>22. Kısmi dava sürerken ek davanın açılmış olması hâlinde davalı ilk itirazda bulunarak birleştirme istememişse, kısmi dava ile ek dava birleştirilemez. Ancak, ek davaya bakan mahkeme kısmi davanın sonuçlanmasını bekletici sorun yapmalıdır. Çünkü kısmi dava tamamen veya kısmen reddedilecek olursa bu karar ek dava için kesin hüküm teşkil edecek, kısmi dava tamamen kabul edilirse de kararın tespite ilişkin bölümü ek dava için kesin hüküm oluşturacaktır.</p>

<p>23. Kısmi davada alınan ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun kısmi dava tutarını aşan bölümünün açılan ek davada mahkemeyi bağlayacak nitelikte bir kesin delil mahiyetinde olup olmadığının değerlendirilmesinde de yarar bulunmaktadır.</p>

<p>24. Kural olarak, kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide gerek yargısal uygulamada kabul edilmiştir. Ne var ki, kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır. Bu nedenledir ki, bilirkişi raporlarının takdiri delil oldukları kural ise de, somut olayın özelliklerine göre kesin delil niteliği alabilecekleri de göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>25. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2021 tarihli ve 2018/9-148 E., 2021/1183 K.; 28.04.2022 tarihli ve 2020/(13)3-253 E., 2022/624 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.</p>

<p>26. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendiğinde; avukat olan davacının davalılardan ...’ın vekili olarak diğer davalıya karşı açılan davayı takip ettiği ancak tarafların avukat olan davacıyı saf dışı bırakmak suretiyle sulh oldukları, davacının ödenmeyen vekâlet ücretinin tahsili için kısmi dava açtığı ve bu davada davacı avukatın vekâlet ücreti alacağının 137.229,81TL olarak tespit edildiği ancak kısmi dava olması sebebiyle taleple bağlı kalınarak, her iki davalının da müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğuna karar verildiği, kararın 13.04.2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>27. Özel Daire bozma kararı ise Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı kararına dayanmaktadır. Anılan İçtihadı Birleştirme kararı özet olarak; avukatın saf dışı tutulması suretiyle davanın taraflarının sulh olmaları hâlinde, avukatın akdi vekâlet ücretinden müvekkili olmayan karşı tarafın sorumlu olmayacağına ilişkindir.</p>

<p>28. Yine Özel Daire bozma kararında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E., 1960/9 K. sayılı kararına değinilmiştir. Anılan karar ile usule ilişkin kazanılmış hak kuralının birçok hukuk kurallarında olduğu gibi istisnaları olduğundan, Yargıtayın bozma ilamına uyulmakla oluşan usule ilişkin kazanılmış hak kuralının istisnası olarak sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının henüz Mahkemede ya da Yargıtayda olan bütün işlere uygulanacağına karar verilmiştir. Ancak somut olayda, Yargıtayın bozma ilamına uyulmakla oluşan usule ilişkin kazanılmış hak değil kesin hüküm mevcuttur. Bu durumda anılan kararının eldeki davada uygulama yeri bulunmamaktadır.</p>

<p>29. Nitekim, somut olaydaki kısmi dava ve onunla birlikte kurulan tespit hükmü de yukarıda anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 05.10.2018 tarihli kararından önce kesinleştiğinden, davacı avukatın alacak miktarı ve bu alacaktan kimlerin sorumlu olabileceği hususu artık yeniden tartışılamayacaktır. Buradan hareketle eldeki davanın her iki davalısının da davacı avukatın vekâlet ücretinden sorumlu oldukları hususu kesin hüküm ile belirlenmiştir.</p>

<p>30. Hâl böyle olunca, Mahkemece verilen direnme kararı yerindedir.</p>

<p>31. Ne var ki, hüküm altına alınan bedel yönünden inceleme yapılmadığı anlaşılmakla bu yönden inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Direnme uygun olup sair hususların incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>01.12.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/8336 E., 2025/633 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/861 Esas, 2023/1905 Karar<br />
DAVA TARİHİ : 22.06.2021<br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bursa 14. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/597 Esas, 2021/213 Karar</p>

<p>Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili için açılan ilk davada saklı tutulan bölümün tahsili istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Bursa ili, ..., ...Mahallesi 7794 ada 3 parsel sayılı taşınmaza davalı idarece yol yapımı şeklinde el atılması sonucu fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla davalı idare aleyhine açmış oldukları 10.000,00 TL'lik kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan tazminat davasının, Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/118 Esas, 2019/604 Karar sayılı kararı ile kabulüne karar verildiğini, bahse konu karara karşı yapılan istinaf başvuruları neticesinde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 2019/3539 Esas, 2020/199 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın fiilen el atılmayan kısmının da bedeline hükmedilmesi gerektiğine karar verildiğini, iş bu karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2020/7491 Esas, 2021/7611 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiğini, bu nedenle ek tazminat bedeli bulunan 1.425.206,60TL'nin hüküm altına alınması için başvuru zorunluluğu doğduğunu ileri sürerek davalarının kabulü ile fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla 1.425.206,60TL tazminatın ilk dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Başkanlığından tahsilini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen değerin çok yüksek olduğunu, emsal değerlendirmesinin gereği gibi yapılmadığını, dava konusu taşınmaza daha yakın ve aynı özellikleri taşıyan emsallerin değerlendirmeye esas alınmamasının kanuna ve usule yerleşik Yargıtay kararları ve uygulamasına aykırı olduğunu, davacı tarafından açılan davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu ve reddi gerektiğini, aleyhlerine açılan davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, Mahkemesinde görülmekte olan davanın kamulaştırmasız el koyma nedeniyle haksız el atmadan doğan bir dava olmadığını ve bu nedenle açılan davanın görev ve yargı yolu yönünden reddi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın istinaf başvurusunun reddi ile tazminat bedelinin yeniden değerlendirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.Davalı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının eksik inceleme ve araştırma sonucu hatalı olarak karar verildiğini, kamulaştırmasız el atmadan söz edebilmek için en önemli unsurun idarelerin taşınmaza fiilen ve kalıcı nitelikte el koyması olduğunu, eğer bu durum söz konusu değilse imar planları ile taşınmazın yol, ... alan, park, okul gibi kamusal alanlara tahsis edilmesinin Yargıtay içtihatlarında da kamulaştırmasız el atma olarak kabul edilmediğini, bilirkişi raporunda fahiş değer tespit edildiğini, dava konusu taşınmaza eylemli el atılmayan kısımlarında tazminata konu edilmesinin isabetsiz olduğunu, emsallerin hatalı olduğunu, kamulaştırma sorumluluğu belediyelerinde olmayan yerler için imar planı kapsamında taraflarına tazminat hükmü kurulmasının usul ve kanun aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla taraflar arasında görülüp kesinleşen önceki davada tespit edilen bedel esas alınmak suretiyle ek davanın kabulüne ve faizin ilk dava tarihinden itibaren işletilmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmakla taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2.Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili için açılan ilk davada saklı tutulan kısmın tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir: “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibarıyla gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine meni müdahale davası açmağa hakkı olduğuna; ancak dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünün bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ve isteyebileceği bedelin de mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel olduğuna 16.05.1956 tarihinde ilk toplantıda ittifakla karar verildi.”</p>

<p>3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1954/1 Esas, 1956/7 Karar sayılı kararı ile “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, gayrimenkulünün bedelinin tahsiline ilişkin olarak, gayrimenkulünü yola kalbeden hükmü şahsiyeti aleyhine açacağı bedel davasında müruruzamanın mevzuubahis olamayacağına ve bu itibarla da hadisede Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinin tatbik kabiliyeti bulunmadığına ...” karar verilmiştir.</p>

<p>4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2022 tarihli ve 2020/4-58 Esas, 2022/429 Karar sayılı ilâmı:“ ...kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp, tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır.“</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat istemiyle davacı tarafından davalı idare aleyhine açılan kısmi davada, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL'nin talep edildiği, Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/118 Esas, 2019/604 Karar sayılı kararı ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle toplam tazminat bedeli 1.435.206,60TL olarak tespit edilip taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL üzerinden hüküm tesis edildiği, işbu kararın taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizin temyiz incelemesinden geçerek 25.05.2021 tarihinde kesinleştiği, dava konusu taşınmazın davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Bu durumda; asıl davada alınan ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun açılan eldeki ek dava yönünden hem tarafları hem de Mahkemeyi bağlayacak nitelikte kesin bir delil mahiyetini almış olup saklı tutulan bedele ilişkin açılan eldeki davada yeniden bilirkişi incelemesi yapılmaksızın işbu raporun hükme esas alınması yerindedir.</p>

<p>4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Davalı idareden aşağıda yazılı kalan harcın alınarak Hazineye irat kaydına, davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydına,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kural-olarak-kismi-davada-alinan-bilirkisi-raporu-ek-dava-icin-kesin-delil-degil-ise-de-yargisal-denetimlerden-gecmis-raporlar-kesin-delildir</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-bayrak.jpg" type="image/jpeg" length="52323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/30342 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202330342-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202330342-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2023/30342 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.</strong><strong>C.</strong><strong>B.</strong><strong> BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/30342)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 5/8/2026 - 33331</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Mutlu ALAF</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Veysi BAĞLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Bireysel Başvuruya Konu Dava Süreci </strong></p>

<p>2. Başvurucu 10/3/2023 tarihinde tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Başvurucu aynı zamanda adli yardım talebinde bulunmuştur. Başvurucu, adli yardım talebine ilişkin olarak fakirlik belgesi sunmuştur. Ayrıca avukatının kendisinden ücret almadığını, avukatı ile anne oğul olduklarını, ücretsiz dava alındığına ilişkin hususu vekilinin baroya bildireceğini belirtmiştir.</p>

<p>3. Batman 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada 13/3/2023 tarihli ara kararı ile adli yardım talebinin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun adli yardım talebi ekinde mal varlığı olmadığına ilişkin yeterli bilgi ve belge sunmadığı, başvurucunun banka hesaplarının olduğu, davanın konusu da dikkate alındığında başvurucunun adli yardımdan yararlanabilecek derecede fakir olmadığı vurgulanmıştır.</p>

<p>4. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde Mahkemenin kendisine ait Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bilgilerini sorguladığını, adına kayıtlı taşınır ve taşınmaz olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, dilekçe ekine üzerine kayıtlı mal olmadığına ilişkin olarak e-Devlet'ten aldığı ekran görüntüsünü sunmuş; avukatının kendi oğlu olduğunu, avukata para veremediği için daha önce bu davayı açamadığını beyan etmiş ve vekilinin vekâleti ücretsiz aldığına dair baroya verdiği bildirim dilekçesini iletmiştir. Banka hesaplarının varlığıyla ilgili olarak geçmişte farklı işyerlerinde çalıştığı için birden fazla banka hesabı olduğunu, banka hesabı olmasının tek başına adli yardım talebinin reddi gerekçesi olamayacağını iddia etmiştir. Başvurucu, bunların yanında fakirlik belgesini de ibraz etmiştir.</p>

<p>5. Batman 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/3/2023 tarihli kararıyla itiraz reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde fakirlik belgesinin her zaman düzenlenebileceği, bu belgenin somut araştırma ve verilere dayanmadığı, adli yardım talebinin dayanağının bulunmadığı, Mahkemenin de resen araştırma yükümlülüğü olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu 24/3/2023 tarihinde tekrar adli yardım talebinde bulunmuştur. Mahkeme 27/3/2023 tarihli ara kararı ile başvurucunun adli yardımdan yararlanmasını gerektirir durumunda değişiklik olmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Başvurucu 5/4/2023 tarihli dilekçesiyle adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle gider avansı ve harçları yatıramadığını, bu sebeple dosyanın karara çıkarılmasını talep etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nihai kararı 22/3/2023 tarihinde öğrendikten sonra 7/4/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. Bireysel Başvurudan Sonraki Dava Süreci </strong></p>

<p>8. Mahkeme 23/10/2023 tarihli kararı ile gider avansının yatırılmadığı gerekçesiyle davayı dava şartı yokluğundan reddetmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu; adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini, yargılama harç ve giderlerini ödeyebilme gücünden yoksun olduğunu, üzerine kayıtlı malı olmadığını, Mahkemenin SGK bilgilerini sorgulayarak geliri olmadığını tespit ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca adli yardım talebinin gerekçesiz olarak reddedildiğini, etkili başvuru hakkının da ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>11. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>14. Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkili bir sistemin olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. </i>[1. B.], B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (<i>Kamil Koç</i> [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).</p>

<p>15. Başvurucunun açtığı davada adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulduğu görülmüştür. Bu nedenle söz konusu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru bir amaca dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p>16. Mahkemenin adli yardım talebini reddederken 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 336. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayandığı, dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>17. Yargı harçları, yargı hizmetinden yararlanılması karşılığında devlete ödenen katkı payını ifade eder. Yargı harcı ödeme yükümlülüğü getirilmesiyle, bölünebilen bir kamu hizmeti olan yargı hizmetinden yararlananların bu hizmetin maliyetinin bir kısmına katlanması hedeflenmektedir. Bunun yanında yargı harcının abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun taleplerin disipline edilmesi ve gereksiz başvuruların önüne geçilerek mahkemelerin meşgul edilmesinin önlenmesi amacına hizmet ettiği de açıktır. Öte yandan başvurucuların harç dışındaki yargılama giderleri karşılığında avans yatırmakla yükümlü kılınmasının amacı ise yargılama sırasında yapılması zorunlu giderleri finanse etmektir. Bu giderlerin yargı hizmeti talep eden kişi tarafından karşılanması işin doğası gereğidir. Dolayısıyla başvurucuların harç ve diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınmasının mahkemeye erişim hakkının doğasından kaynaklanan ve anayasal açıdan meşru amaçlara dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (<i>Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim</i> [1. B.], B. No: 2017/21882, 10/2/2021, § 45).</p>

<p>18. Kanunilik ve meşru amaç şartlarını sağladığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale ölçülülük ilkesi bakımından da değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi<i> elverişlilik</i>,<i> gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,<i> gereklilik</i> amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;<i> Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>19. Mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında ilk değerlendirilmesi gereken husus <i>elverişlilik</i> kriteridir. Başvurucuların harç ve yargılama gideri ödemekle yükümlü kılınmasının gereksiz yere dava açılmasını önleme amacına ulaşılması yönünden elverişli bir araç olduğu açıktır (<i>Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim</i>, § 50).</p>

<p>20. İkinci olarak müdahalenin gereklilik kriterini sağlayıp sağlamadığı incelenmelidir. Gereklilik, mahkemeye erişim hakkını en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Yargısal başvurularda ilgililerin harç ve diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınmasının mahkemeye erişim hakkını kısıtladığı tartışmasızdır. Bununla birlikte harç ve yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünün doğduğu ana göre müdahalenin derecesi değişebilmektedir. İlgilinin daha yargılamanın başında yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınması ile yargılamanın sonunda yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmesi arasında müdahalenin ağırlığı bakımından önemli farklılık bulunmaktadır. Yargılama giderlerinin dava şartı olarak öngörülmesinin davanın esası karara bağlandıktan sonra kişinin yargılama giderini ödemekle yükümlü kılınmasına nazaran mahkemeye erişim hakkına daha ağır bir müdahale teşkil edeceği kuşkusuzdur. Bu sebeple yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünün yargılamanın sonuna ötelenmesinin hakka daha hafif bir müdahale teşkil etmesi sebebiyle tercihe şayan bir yöntem olduğu söylenebilir (<i>Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim</i>, § 51).</p>

<p>21. Bununla birlikte yargılama giderlerinin yargılamanın sonunda ödenmesinin harç yükümlülüğünü anlamsız hâle getirmesi riski taşıdığının altı çizilmelidir. Harcın yargılamanın sonunda ödenmesi ile başında ödenmesi arasında gereksiz davaların açılmasından caydırma bakımından fark vardır. Harcın yargılamanın sonucunda ödeneceği düşüncesi, kişinin gereksiz yere dava açma isteğini kırma özelliğini belli ölçüde zayıflatabilir. Bu husus gözetildiğinde kamu makamlarının harcın ödenmesinin yargılamanın sonuna ertelenmesi biçiminde bir aracı tercih etme yükümlülüğü altında oldukları söylenemez. Kanun koyucunun harç ödeme yükümlülüğünün doğduğu safhayı belirleme konusunda belli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmelidir. Nitekim kanunda başvuru ve nispi karar harcının dörtte birinin peşin olarak, nispi karar harcının kalan kısmının ise yargılamanın sonunda ödenmesi öngörülmek suretiyle kamu yararı ile mahkemeye erişim hakkı arasında adil bir denge kurulmaya çalışılmıştır (<i>F</i><i>amiye</i> <i>B</i><i>eğim</i> <i>ve</i> <i>M</i><i>ehmet</i> <i>T</i><i>ahir</i> <i>B</i><i>eğim</i>, § 52).</p>

<p>22. Ne var ki mali imkânları elverişli olmayan kişilerin başvuru harcını ve nispi karar harcının dörtte birini ödeme gücünden yoksun olmaları söz konusu olabilir. Bu kişilerin sözü edilen harçları davanın başında ödeme yükümlülüğü altına sokulması mahkemeye erişimlerini imkânsız hâle getirebilir veya önemli ölçüde zorlaştırabilir. Kanun koyucu ödeme gücü bulunmayan bu gibi kişilerin mahkemeye erişebilmelerini temin etmek için adli yardım mekanizması öngörmüştür. Buna göre mali gücü bulunmayan kişilerin bu durumlarını belgelendirmeleri ve davalarının açıkça temelsiz bulunmaması hâlinde yargılamanın sonuna kadar yargılama gideri ödemekten muaf tutulmaları öngörülmüştür. Ayrıca bu kişilerin yargılamanın sonucunda haksız bulunması sebebiyle yargılama giderinin aleyhlerine hükmedilmesi hâlinde yargılama giderlerini taksitle ödemelerine imkân sağlanmıştır. Son olarak haksız çıksalar bile aleyhlerine yargılama giderine hükmedilmesinin mağduriyetlerine neden olacağının açıkça anlaşılması hâlinde bu kişilerin yargılama gideri ödemekten tamamen muaf tutulmasına da hükmedilebilir. Tüm sayılan bu imkânlar mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi hafifleten araçlardır (<i>F</i><i>amiye</i> <i>B</i><i>eğim</i> <i>ve</i> <i>M</i><i>ehmet</i> <i>T</i><i>ahir</i> <i>B</i><i>eğim</i>, § 53).</p>

<p>23. Yargılama giderlerini ödeme gücünün bulunmadığını iddia eden kişilerin yargılama giderlerinden geçici muafiyet sağlanması imkânını ifade eden adli yardımdan faydalandırılmaları mahkemeye erişim hakkından yararlanabilmeleri için oldukça önemlidir. Ödeme gücü zayıf olan kişilerin yargılamanın sonuçlanmasından sonra yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmeleri gibi daha hafif bir müdahale aracı yerine yargılamanın başında harç ve diğer yargılama giderini ödemekle yükümlü kılınmaları en az zedeleyici aracın seçilmesi yükümlülüğünün ihlaline yol açabilir (<i>F</i><i>amiye</i> <i>B</i><i>eğim</i> <i>ve</i> <i>M</i><i>ehmet</i> <i>T</i><i>ahir</i> <i>B</i><i>eğim</i>, § 54).</p>

<p>24. Söz konusu uyuşmazlıkta başvurucu tapu iptali ve tescil davası açmış ve adli yardım talebinde bulunmuştur. Başvurucunun adli yardım talebi Mahkeme ve itiraz mercii tarafından reddedilmiştir. Mahkeme adli yardım talebini reddederken başvurucunun mal varlığı olmadığına ilişkin yeterli bilgi ve belge sunmamasını, banka hesapları olmasını ve davanın konusunu gerekçe olarak göstermiştir. İtiraz mercii de fakirlik belgesinin her zaman düzenlenebilir nitelikte olduğu, başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğuna ilişkin inandırıcı deliller sunmadığı gerekçelerine dayanmıştır. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunurken fakirlik belgesi ibraz etmiş; itiraz dilekçesi ekine de mal varlığı olmadığına ilişkin olarak e-Devlet'ten aldığı ekran görüntülerini sunmuştur. Yargılama makamları başvurucunun yargılama giderlerini ödemesi hâlinde kendisinin ve ailesinin geçimini önemli ölçüde güçleştireceği iddiasını desteklemek için ibraz ettiği belgeleri değerlendirmemiştir. Yargılama makamları davanın konusunun tapu iptali ve tescil davası olduğuna ve başvurucunun banka hesaplarının bulunduğuna işaret ederek adli yardımdan faydalanmasına engel olacak şekilde katı ve kategorik bir yorum yapmıştır. Bu şekildeki kategorik yaklaşım adli yardım kararı verilmesinde ilgililerin gerçek mali durumlarının dikkate alınmasını önlemektedir.</p>

<p>25. Dolayısıyla uyuşmazlığa konu olayın özelliği dikkate alındığında davanın konusunun tapu iptali ve tescil davası olması ve başvurucunun banka hesaplarının bulunduğu gerekçesiyle adli yardım talebi reddedilerek dava açma imkânının ortadan kaldırılması suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin gözetilen meşru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantılı olmadığı, başvurucu üzerinde aşırı bir yük oluşturduğu, bu açıdan müdahalenin ölçüsüz olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>27. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>28. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri</i> <i>(2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu</i> <i>(3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>29. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2023/118, K.2023/491) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202330342-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="74820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/85303 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202285303-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202285303-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/2/2026 tarihli ve 2022/85303 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>S.</strong> <strong>Y.</strong><strong>U.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/85303)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 11/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 5/8/2026 - 33331</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Nuray KOVANCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Doğukan ÖZDOĞAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; vekâlet ilişkisinden kaynaklanan alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle aleyhe açılan davada davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu ile avukat olan davacı arasında başvurucunun murisinin ölümünden sonra kalan malların intikali için gerekli işlemleri yapmak üzere 11/11/2006 tarihinde avukatlık ve hukuk danışmanlığı ücret sözleşmesi imzalanmıştır. Başvurucu 8/9/2009 tarihli ihtarname ile <i>"gördüğüm luzüm üzerine"</i> demek suretiyle davacıyı vekâletten azletmiştir.</p>

<p>3. Davacı, toplam 227.205,21 TL alacağı olduğunu belirterek başvurucu aleyhine ilamsız icra takibi başlatmıştır. Ödeme emri, başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucunun ödeme emrine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durmasına karar verilmiştir. Davacı, takibe yapılan itirazın iptaline ve alacağın yüzde kırkından az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesi talebiyle 13/10/2009 tarihinde itirazın iptali davası açmıştır. Dava dilekçesinde; kendisinin vekil olarak bütün yükümlülükleri yerine getirdiğini ancak davalının kendisini haksız olarak azlettiğini, gerek<i> vekâlet ücret sözleşmesi</i> kapsamında gerek sözleşme kapsamı dışında başvurucu adına vekâleten takip ettiği işler için hak ettiği vekâlet ücretlerinin tahsili için icra takibi başlattığını ve takibe itiraz edildiğini belirtmiştir. Başvurucu; cevap dilekçesinde davacı avukatın bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, mirasçılar ile arasında gereksiz bir husumete yol açtığını ve kusurlu davranışları nedeniyle davacıyı azlettiğini ifade etmiştir.</p>

<p>4. İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 12/5/2015 tarihinde icra takibine itirazın kısmen iptaline, takibin 182.448 TL üzerinden temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte talepnamedeki asıl alacağa talep edilen %18 katma değer vergisi (KDV) talebi çıkarılarak diğer koşullarla devamına, %40 icra inkâr tazminatı olan 72.979,20 TL'nin başvurucudan tahsiline karar vermiştir. Karar gerekçesinde; bilirkişinin kök ve ek raporunu ibraz ettiğini, davacı avukatın işi layıkıyla yerine getirdiği için vekâlet ücretini talep etmekte haklı olduğunu, vekâlet ücreti hesabında sözleşmede net %12,5 oranı üzerinden avukatlık ücreti kabul edildiğini ve bu oranın geçerli olacağı kanaatine varıldığını belirtmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu vekili, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 13. Hukuk Dairesince hükmün başvurucu yararına bozulmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, başvurucunun savunmaları üzerinde ayrıntılı şekilde durulmadan ve azlin haklı olup olmadığı değerlendirilmeden yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı ve bozma nedeni olduğu belirtilmiştir. Davacı vekilinin karar düzeltme talebi de 7/3/2019 tarihli kararla reddedilmiştir.</p>

<p>6. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 7/10/2020 tarihinde davanın kısmen kabulüne, 182.448 TL'nin 11/9/2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte başvurucudan alınarak davacıya verilecek şekilde takip talebindeki %18'lik KDV'nin çıkarılması şartı ile itirazın iptali ile takibin bu şekilde devamına, bakiyeye yönelik talebin reddine, asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkâr tazminatının başvurucudan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Mahkemenin karar gerekçesinde, 9/4/2020 tarihli bilirkişi raporu ve dinlenen davacı tanıklarının beyanlarının bir bütün olarak değerlendirildiği belirtilmiş ve azlin haklı olmadığı değerlendirmesinde bulunulmuştur. Vekâlet ücreti miktarı hesaplamasında taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunduğu, sözleşmede dava değerinin %12,5 oranı üzerinden vekâlet ücreti ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu hususun tarafları bağladığı ifade edilmiş ve bozma kararı üzerine yapılan yargılamada alınan 9/4/2020 tarihli raporda ulaşılan değerlendirmelere dayanılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7. Davacı vekili 18/1/2021 tarihinde sunduğu dilekçe ile davanın dayanağı icra takibinin yapılış tarihine ve dosyanın Yargıtay denetiminden geçmiş olmasına göre kararda %40 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedildiğini, açık bir hata söz konusu olduğunu belirterek icra inkâr tazminatı oranının %40 olarak düzeltilmesini talep etmiştir.</p>

<p>8. Söz konusu dilekçe, Mahkemece<i> ''tavzih dilekçesi''' </i>ismiyle başvurucu vekiline 24/1/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>9. Mahkeme; dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda 2/2/2021 tarihli karar ile davacı vekilinin talebinin kabulüne, hüküm kısmında yer alan %20 oranında tazminatın maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu oranın %40 olarak 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 304. maddesi uyarınca tashihine ve kararın gerekçeli karara eklenmesine yasal yollar açık olmak üzere karar vermiştir.</p>

<p>10. Söz konusu karar, Mahkemece<i> ''tavzih karar evrakı''</i> ismiyle 8/2/2021 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararı da başvurucu vekiline 16/2/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>11. Taraf vekilleri, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu vekili 2/2/2021 tarihli temyiz dilekçesinde davacının başta bilgi verme yükümlülüğü olmak üzere vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, müvekkilinin davacı avukatı azletmek zorunda kaldığını, Mahkemenin haklılıklarını kanıtlar nitelikteki tanık beyanlarını gözardı ettiğini, tüm dosyalar bakımından avukatlık ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacıya ödenen miktar mahsup edildikten sonra Mahkemece davanın kabulüne karar verildiğinden davacı taraf aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekmekteyken bu hususun gözardı edildiğini ifade etmiştir. Davacı vekili ise temyiz dilekçesinde vekâlet ücreti alacaklarının icra takibindeki asıl alacak miktarı kadar olması gerektiğinden davanın aynen kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabule dair oluşturulan nihai kararın ve bu kabule göre asıl alacağa eklenmesi gereken KDV bakımından bir karar oluşturulmamasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>12. Başvurucu vekili 17/2/2021 tarihinde verdiği dilekçeyle de Mahkemece %20 oranında hükmedilen icra inkâr tazminatı oranının usule aykırı olarak <i>"tavzih kararı"</i> başlıklı karar ile %40'a çıkarılmasının usul hükümlerine aykırı olduğunu belirterek temyiz taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>13. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (Daire) 20/1/2022 tarihinde hükmün onanmasına karar vermiştir. Başvurucu vekili, karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Dilekçede; Mahkemenin tavzih kararı ile düzenlenemeyecek bir hususu tavzih ile düzenlediğini, ayrıca tavzih usulüne de uymadığını, Mahkemenin yasal yollar açık olmak üzere karar verdiğini belirtmişse de yasal yollardan kastının ne olduğu ile ilgili herhangi bir açıklama yapmadığını, başvurucu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davacının bilgi verme yükümlülüğüne aykırı davrandığını, itirazları dikkate alınmadan sadece tek bir bilirkişi raporu alınarak karar verildiğini, dosyanın ek rapora dahi gönderilmediğini ifade etmiştir. Başvurucu vekilinin karar düzeltme talebi 13/6/2022 tarihli kararla reddedilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu, nihai kararı 6/8/2022 tarihinde öğrendikten sonra 31/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p><strong>A. </strong><strong>Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>15. Başvurucu; kararda davacı lehine %20 oranında hükmedilen icra inkâr tazminatı oranının usule aykırı olarak tavzih kararı ile %40'a çıkarıldığını, kararın açık ve bariz takdir hatasıyla verildiğini belirterek adil yargılanma hakkı ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuru, gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve buna uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmaz. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesi için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>19. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz</i> [1.B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi, uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak yargı mercilerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin yargı mercilerinin açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece gerekçelerini denetleme gibi bir görevi olmadığı gibi söz konusu kararlardaki hukuka aykırılıkları gidermek de görevi değildir (<i>Halit Kabadağ</i> [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).</p>

<p>21. Söz konusu uyuşmazlıkta Mahkeme 7/10/2020 tarihli kararında asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmetmiştir. Davacı vekili 18/1/2021 tarihinde sunduğu dilekçe ile açık bir hata olduğunu belirterek icra inkâr tazminatı oranının %40 olarak düzeltilmesini talep etmiştir. Mahkeme 2/2/2021 tarihli kararı ile davacı vekilinin talebinin kabulüne, hüküm kısmında yer alan %20 oranında tazminatın maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu oranın %40 olarak 6100 sayılı Kanun’un 304. maddesi uyarınca tashihine ve kararın gerekçeli karara eklenmesine karar vermiştir. Mahkemenin kararı, temyiz ve karar düzeltme yollarından geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>22. Mahkemenin 2/2/2021 tarihli kararı 6100 sayılı Kanun’un 304. maddesinde yer alan hükmün tashihi düzenlemesine dayanmaktadır. 6100 sayılı Kanun’un <i>"Hükmün tashihi" </i>başlıklı 304. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir. Buna göre hükmün tashihi yoluyla <i>y</i><i>azı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar </i>düzeltilebilir. Hüküm, taraflara tebliğ edilmiş ise tashih talebi hakkında taraflar dinlendikten sonra ya da davete rağmen tarafların gelmemesi hâlinde dosya üzerinden karar verilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta davacı vekilinin hüküm tebliğ edilmeden önce 18/1/2021 tarihinde sunduğu dilekçe ile maddi hata inceleme talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. Öte yandan söz konusu dilekçe, Mahkemece başvurucu vekiline 24/1/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Mahkeme, daha sonra 2/2/2021 tarihinde dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda davacı vekilinin talebinin kabulüne karar vermiştir (bkz. §§ 7-10).</p>

<p>23. İtirazın iptali davasına ilişkin olarak 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle değiştirilen 67. maddesinin ikinci fıkrasında bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlunun, takibinde haksız ve kötü niyetli görülmesi hâlinde alacaklının, diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre ret veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkûm edileceği düzenlenmiştir. 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle bu fıkrada yer alan <i>"yüzde kırkından"</i> ibaresi<i> "yüzde yirmisinden"</i> şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>24. 2004 sayılı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinde bu Kanun'un ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>25. Yargıtay 2004 sayılı Kanun'un 67. maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapan 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesinin 5/7/2012 tarihinde yürürlüğe girdiğine, 5/7/2012 tarihinden önce yapılmış olan icra takipleri üzerine açılan ve açılacak olan itirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatının asgari %40 olarak, 5/7/2012 tarihinden sonra yapılan icra takipleri üzerine açılacak itirazın iptali davalarında ise icra inkâr tazminatının asgari %20 olarak uygulanması gerektiğine karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19/2/2025 tarihli ve E.2024/6116, K.2025/1067 sayılı; Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 30/1/2013 tarihli ve E.2012/17676, K.2013/1276 sayılı; 18/12/2024 tarihli ve E.2024/225, K.2024/4931 sayılı kararları).</p>

<p>26. Eldeki uyuşmazlıkta davacı vekilinin icra inkâr tazminatı oranına ilişkin kararın açık hataya dayalı olarak verildiği iddiasıyla düzeltilmesi talebi üzerine Mahkemece hükümde %20 olarak hükmedilen icra inkâr tazminatı oranı 6100 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca %40 olarak düzeltilmiştir.</p>

<p>27. Başvurucu, mahkeme kararında icra inkâr tazminatı oranı %20 olarak hükmedilmesine rağmen tashih yoluyla bu oranın %40 olarak belirlenmesinden şikâyet etmiştir. Başvurucunun bu iddiasını 17/2/2021 tarihli dilekçesinde ve karar düzeltme dilekçesinde açık bir biçimde dile getirdiği görülmüştür (bkz. §§ 12, 13).</p>

<p>28. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme, kanun kurallarını yorumlama, kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiğine karar verme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan mahkemeye ait olmakla birlikte mahkemenin esasa etkili iddialara ilişkin olarak ilgili ve yeterli bir gerekçe sunması hakkaniyete uygun yargılanmanın gerçekleşmesi adına bir zorunluluktur (<i>Seyhan İlğaz</i> [1. B.], B. No: 2014/7475, 17/7/2018, § 39). Mahkeme 2/2/2021 tarihli kararında hüküm kısmında yer alan %20 oranında tazminatın maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu oranın %40 olarak tashihine karar vermiştir.</p>

<p>29. Kural olarak mahkeme kararında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu mercilerince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise başvurucuların ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercileri tarafından gerekçeli şekilde karşılanması gerekir. Uyuşmazlıkta başvurucunun 17/2/2021 tarihli dilekçesinde ve karar düzeltme dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaya ilişkin olarak Dairece herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Diğer bir ifadeyle başvurucunun kararda davacı lehine %20 oranında hükmedilen icra inkâr tazminatı oranının usule aykırı olarak %40'a çıkarıldığına dair iddiaları yeterli bir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Başvurucunun diğer temel hak ve özgürlüklerinin de ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>32. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında anılan şikâyetle ilgili olarak uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>35. Başvurucu, ihlalin tespiti ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>36. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>37. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Yargıtay 3. Hukuk Dairesine (E.2022/4340, K.2022/5721) iletilmek üzere İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2019/103, K.2020/188) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202285303-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/anayasa-avukat.jpg" type="image/jpeg" length="16559"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Resmî Tatil Süreyi Neden Uzatır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/resmi-tatil-sureyi-neden-uzatir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/resmi-tatil-sureyi-neden-uzatir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir önceki “Hak Düşürücü Süreler Takvimle Değil Kanunla Uzatılır” başlıklı yazımızda, hak düşürücü sürelerin kanunda açık bir düzenleme bulunmadıkça resmî tatil nedeniyle uzatılamayacağını değerlendirmiştik. Bu değerlendirme doğal olarak şu soruyu gündeme getirmektedir: Madem hak düşürücü süreler resmî tatil nedeniyle uzamamaktadır, o hâlde usul hukukunda süreler neden uzamaktadır?</p>

<p>Bu sorunun cevabı, usul hukuku ile maddi hukuk arasındaki temel nitelik farkında yatmaktadır.</p>

<p>Hukukta süreler yalnızca takvimin gösterdiği günlerden ibaret değildir. Bir davanın açılabileceği son gün, bir istinaf veya temyiz başvurusunun yapılabileceği son tarih ya da bir usul işleminin tamamlanması için öngörülen süre, çoğu zaman hakkın kaderini belirler. Bu nedenle usul hukukunda süreler, yalnızca yargılamanın düzenli yürütülmesini sağlamak için değil, aynı zamanda bireyin hak arama özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu nedenle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 93. maddesi ile İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 8. maddesi, sürenin son gününün resmî tatile rastlaması hâlinde sürenin tatili izleyen ilk çalışma gününün mesai saati sonunda sona ereceğini açıkça hükme bağlamıştır. Benzer düzenlemeler diğer usul kanunlarında da yer almaktadır.</p>

<p>İlk bakışta bu düzenleme, kişilere tanınmış teknik bir kolaylık gibi görülebilir. Oysa gerçekte bu kuralın temelinde, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ile onun ayrılmaz bir parçası olan mahkemeye erişim hakkı bulunmaktadır.</p>

<p>Hak arama özgürlüğü, yalnızca teorik olarak dava açabilme hakkının tanınması değildir. Bu hakkın fiilen kullanılabilmesini sağlayacak usul kurallarının da bulunması gerekir. Mahkemeye erişim hakkı ancak uygulanabilir olduğu ölçüde gerçek bir haktır.</p>

<p>Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de mahkemeye erişim hakkını adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte; bireyin mahkemeye ulaşmasını aşırı derecede güçleştiren usul kurallarını hak ihlali olarak değerlendirmektedir.</p>

<p>İşte resmî tatil nedeniyle sürelerin uzatılması da bu anlayışın doğal sonucudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü mahkemelerin kapalı olduğu bir günde dava açılması, istinaf veya temyiz başvurusu yapılması ya da kanunun öngördüğü bir usul işleminin gerçekleştirilmesi fiilen mümkün değildir. Hukuk düzeni, kişiden imkânsız olanı yerine getirmesini bekleyemez.</p>

<p>Daha da önemlisi, devlet mahkemelerini resmî tatil nedeniyle hizmete kapatırken, aynı gün süreyi işlemeye devam ettiremez. Aksi hâlde kendi organizasyonundan kaynaklanan bir engeli bireyin aleyhine hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanmış olur. Hukuk devleti ilkesi, devletin kendi oluşturduğu fiilî engelin sonucunu vatandaşa yüklemesine izin vermez.</p>

<p>Bu nedenle resmî tatil nedeniyle usul sürelerinin uzaması, kişilere tanınmış bir ayrıcalık değil; devletin adil yargılanma hakkına ve mahkemeye erişim hakkına saygı göstermesinin zorunlu sonucudur.</p>

<p>Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrım vardır.</p>

<p>Usul hukukundaki süreler ile maddi hukuka ilişkin hak düşürücü süreler aynı hukuki niteliğe sahip değildir.</p>

<p>Usul süreleri, bireyin mahkemeye başvurma veya yargılama sırasında usul işlemlerini gerçekleştirme hakkını korur. Bu sürelerin uzaması yeni bir hak veya yetki oluşturmaz; yalnızca mevcut hakkın fiilen kullanılabilmesini sağlar.</p>

<p>Hak düşürücü süreler ise tamamen farklı bir amaca hizmet eder. Bunlar, belirli bir sürenin sonunda hak veya yetkinin kendiliğinden sona ermesini sağlayan maddi hukuk süreleridir. Dolayısıyla usul hukukunda kabul edilen resmî tatil kuralının, hak düşürücü sürelere kıyas yoluyla uygulanması mümkün değildir. Çünkü burada korunması gereken değer mahkemeye erişim hakkı değil; hukuki güvenlik, belirlilik ve kanunilik ilkeleridir.</p>

<p>Kanun koyucu da bu ayrımı bilinçli olarak gözetmiştir. Usul kanunlarında resmî tatil nedeniyle sürelerin uzayacağını açıkça düzenlemiş; buna karşılık hak düşürücü süreler bakımından genel bir uzatma kuralı kabul etmemiştir. Bunun nedeni, iki süre türünün farklı hukuki işlevlere sahip olmasıdır.</p>

<p>Sonuç olarak, resmî tatil nedeniyle usul sürelerinin uzaması takvime tanınmış bir ayrıcalık değildir. Bu düzenleme, bireyin mahkemeye erişim hakkının etkin biçimde kullanılmasını sağlayan anayasal bir güvencedir.</p>

<p>Devletin kapalı tuttuğu mahkeme nedeniyle bireyin hak kaybına uğraması, hukuk devletiyle bağdaşmaz. Bu nedenle usul hukukunda uzayan şey yalnızca süre değildir; korunan, bireyin hak arama özgürlüğüdür. Resmî tatilin uzattığı şey takvim değil, mahkemeye erişim hakkıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/resmi-tatil-sureyi-neden-uzatir-1</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/cubbe-saaat-1.jpg" type="image/jpeg" length="15586"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Elektronik Ortamda Teslimi ve Yönetilmesi Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-elektronik-ortamda-teslimi-ve-yonetilmesi-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-elektronik-ortamda-teslimi-ve-yonetilmesi-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Elektronik Ortamda Teslimi ve Yönetilmesi Hakkında Yönetmelik, 05 Ağustos 2026 Tarihli ve 33331 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MİMARLIK VE MÜHENDİSLİK PROJELERİNİN ELEKTRONİK ORTAMDA TESLİMİ VE YÖNETİLMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında düzenlenecek mimarlık ve mühendislik proje ve hesaplarının teslim, inceleme, onay ve saklama işlemlerinin kısmen veya tamamen Elektronik Proje Yönetim Sistemi üzerinden yürütülmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik; bodrum katı dışında en çok iki katlı ve toplam yapı inşaat alanı 200 metrekareyi geçmeyen müstakil yapılar, entegre tesis niteliğinde olmayan tarım ve hayvancılık amaçlı yapı ve tesisler ile 3194 sayılı Kanunun 4 üncü, 26 ncı ve 27 nci maddelerinde sayılanlar hariç olmak üzere; uygulama imar planı bulunan alanlarda yeni yapılacak binaları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 107 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentlerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>b) e-PYS: Dijital projelerin yönetiminin sağlandığı ve Bakanlık bünyesinde işletilen Elektronik Proje Yönetim Sistemini,</p>

<p>c) İlgili idare: Yapı ruhsatı vermeye yetkili idareyi,</p>

<p>ç) Kullanıcı: e-PYS’de belirli iş ve işlemleri yürütmek üzere yetkilendirilmiş kişiyi,</p>

<p>d) Platform sorumlusu: e-PYS’de gerçek veya tüzel kişiler adına kullanıcı oluşturma, silme, yetki verme işlemlerini gerçekleştirebilecek kullanıcıyı,</p>

<p>e) PDF/A: Belgelerin arşivlenmesi için farklı cihazlarda, işletim sistemlerinde ve yazılımlarda biçim bozulmadan görüntülenmesini sağlayan vektör tabanlı dosya formatını,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel Esaslar ve e-PYS Platformu Üzerinden Proje Teslimi</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yapı projelerinin yapı ruhsatı süreçlerine ilişkin olarak; projelerin ve hesapların elektronik ortamda teslim edilmesi, sorumlu kuruluşlar tarafından incelenmesi, eksiklerin bildirilmesi, uygun görüş verilmesi ve onaylanması gibi her türlü işlem, onay, bildirim ve tebligatlar Bakanlık veya yetkilendirdiği idareler tarafından kurulan ve işletilen Elektronik Proje Yönetim Sistemi Platformu üzerinden gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) e-PYS üzerinden yüklenecek tüm dosyaların 5/8/2026 tarihli ve 33331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Dijital Olarak Hazırlanması Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak düzenlenmiş olması zorunludur.</p>

<p>(3) İlgili kamu kurumları ve idareler tarafından kullanılan yazılım platformları ile e-PYS arasında proje dosyaları ve diğer bilgilerin paylaşımı yapılır.</p>

<p>(4) e-PYS üzerinden proje teslimi yapılacak bina türleri ve kullanım sınıfları, yapı inşaat alanı, yapı yüksekliği gibi kriterleri; yapılacak yüklemelerin formatını, ilgili kriterlerin ve formatın uygulanmaya başlayacağı tarihleri belirlemeye Bakanlık yetkilidir.</p>

<p>(5) İdare; teslim edilen sayısal veriyi üçüncü kişilere devredemez, müellifin izni olmaksızın projeyi çoğaltamaz, değiştiremez veya farklı projelerde kullanamaz, verinin güvenliğini sağlamakla yükümlüdür.</p>

<p>(6) e-PYS kullanıcıları; gönderilen bilgilendirme ve uyarı mesajlarını sistem üzerinden takip etmek ile yükümlüdür.</p>

<p><strong>e</strong><strong>-PYS platformuna proje kaydedilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Dijital ortamda hazırlanan proje dosyaları, yapının etüt ve projelerini hazırlayan proje müellifi tarafından e-PYS’ye kaydedilir.</p>

<p>(2) e-PYS’ye yüklenen her türlü dosyada yer alan bilgilerin doğruluğundan, kaydı yapan müellif sorumludur. e-PYS’ye yüklenen dosyaların Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Dijital Olarak Hazırlanması Hakkında Yönetmelikte tanımlanan esaslara ve kurallara uygun olup olmadığı incelenir ve herhangi bir eksiklik veya hata belirlenmesi halinde ilgili dosyanın tekrar yüklenmesi istenir.</p>

<p>(3) İlgili idareler ve yapı denetim kuruluşları ilgili projelerin yürürlükteki mevzuata uygunluğunu e-PYS üzerinden inceler. Yapılan incelemede tespit edilen eksiklikler veya yanlışlıklar e-PYS üzerinden gerekçeleri ile birlikte ilgilisine bildirilir. Tüm eksiklik ve yanlışlıkların gerekçeleri ile birlikte yazılı ve elektronik ortamda açıkça belirtilmesi suretiyle projeler tamamlatılmak üzere ilgililerine iade edilir.</p>

<p>(4) e-PYS üzerinden gerçekleştirilecek işlemlerde, işlem yapanlar tarafından kullanıcı adı ve şifresi veya güvenli elektronik imza ya da Bakanlıkça belirlenecek diğer kimlik doğrulaması yöntemlerinden biri kullanılır. Proje yükleme, eksiklik bildirimi, revizyon talebi gibi e-PYS süreçlerine ilişkin işlemlerde güvenli elektronik imza yerine hangi yöntemlerin kullanılacağını belirlemeye Bakanlık yetkilidir.</p>

<p>(5) e-PYS üzerinden yapılan erişimler, bildirimler, revizyonlara ilişkin bilgiler ve Bakanlık tarafından belirlenen işlemler, e-PYS’de kayıt altına alınır. e-PYS üzerinden verilen kabul/ret, revizyon bildirimleri ve oluşturulan dokümanlar ve kayıtlar, aksi ispat edilinceye kadar geçerli kabul edilir.</p>

<p>(6) e-PYS’ye yapılacak kayıtlarla ilgili yöntem, kılavuz ve rehber niteliğindeki diğer dokümanlar Bakanlık kurumsal internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p><strong>Proje teslim usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Güvenli elektronik imza kullanılmadan PDF/A veya IFC formatında teslim edilen projeler ayrıca basılı olarak teslim edilir.</p>

<p>(2) Güvenli elektronik imza kullanıldığı durumlarda projelerin PDF/A veya IFC formatında ve diğer dokümanların PDF/A formatında teslim edilmesi yeterlidir.</p>

<p>(3) Dijital olarak teslim edilen projelerin kağıda basılı olarak verilenlerle aynı olması gerekir.</p>

<p>(4) Kâğıda yazdırılıp taranarak oluşturulan PDF dokümanları kullanılamaz.</p>

<p><strong>e</strong><strong>-PYS kullanım koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) e-PYS’de kayıtlı gerçek ve tüzel kişiler veya projeler ile ilgili olarak sistem üzerinden elde edilen bilgiler, sadece kullanıcıların yetki ve sorumlulukları ile sınırlı olarak kullanılır ve hiçbir şekilde üçüncü kişilere aktarılamaz.</p>

<p>(2) e-PYS kullanıcılarının; mevzuatın uygulanması amacıyla e-PYS üzerinden Bakanlıkça veya ilgili idaresince belirlenen yönlendirmelere uymaları ve istenen her türlü veri girişini eksiksiz, doğru ve güncel olarak yapmaları gerekir. İstenen veri girişlerinin eksik veya hatalı yapıldığının anlaşılması halinde; eksiklik veya hata giderilinceye kadar, başvuru sahiplerine yönelik olarak ilgili idaresi tarafından gerekli görülen kısıtlamalar yapılabilir.</p>

<p>(3) Yapı ruhsatı eki proje ve hesapları hazırlayan ve inceleyenler e-PYS’ye kayıt olmak zorundadır. Kayıt sonrasında kullanıcı adı ve şifrenin muhafaza edilmesi, yetkisiz kişilere kullandırılmaması ve kullanıcıların tanımlanması işlemlerinden ilgili idareler ve e-PYS’de kayıtlı gerçek ve tüzel kişiler sorumludur.</p>

<p>(4) İdarelerin e-PYS’yi kullanmaları için Bakanlık ile ilgili idare arasında bir protokol düzenlenir. Düzenlenen protokolde idare adına e-PYS’de yer alan iş ve işlemleri yürütecek platform sorumluları idare tarafından belirlenir. Platform sorumlusu, e-PYS üzerinden idarenin diğer kullanıcılarını belirler, kaydeder ve yetkilendirir.</p>

<p>(5) e-PYS kullanıcısı gerçek ve tüzel kişiler, kendi bilgisayarlarında e-PYS’de kullanılmak üzere oluşturacakları bilgilerin güvenliğinden ve gizliliğinden sorumludur.</p>

<p>(6) Bu Yönetmelik kapsamındaki her türlü bildirim ve tebligat, tarafların beyan ettikleri tebligata elverişli elektronik posta adreslerine ve/veya iletişim numaralarına yapılabilir. İlgili mevzuatında aksi belirtilmediği müddetçe ayrıca yazılı bildirim yapılması şartı aranmaz.</p>

<p>(7) Bu Yönetmelik kapsamındaki işlemler için e-PYS dışında elektronik ortam kullanılamaz. İlgili kamu kurum ve kuruluşları ve idareler tarafından kullanılan yazılım platformlarında yapılan bu Yönetmelik kapsamındaki tüm işlemlerin, e-PYS’ye aktarılması ve e-PYS’de kayıt altına alınması zorunludur.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Yönetmelik 1/9/2028 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-elektronik-ortamda-teslimi-ve-yonetilmesi-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="79327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Dijital Olarak Hazırlanması Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-dijital-olarak-hazirlanmasi-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-dijital-olarak-hazirlanmasi-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Dijital Olarak Hazırlanması Hakkında Yönetmelik, 05 Ağustos 2026 Tarihli ve 33331 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MİMARLIK VE MÜHENDİSLİK PROJELERİNİN DİJİTAL OLARAK HAZIRLANMASI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununa tabi olarak yapı ruhsatı almak için ilgili idarelere yapılacak müracaatlarda teslim edilmesi gereken mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesaplarının dijital ortamda hazırlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik; bodrum katı dışında en çok iki katlı ve toplam yapı inşaat alanı 200 metrekareyi geçmeyen müstakil yapılar ile entegre tesis niteliğinde olmayan tarım ve hayvancılık amaçlı yapı ve tesisler hariç olmak üzere; uygulama imar planı bulunan alanlarda yeni yapılacak binaları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 107 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentleri ile 508 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) 2B: İki boyutu,</p>

<p>b) 3B: Üç boyutu,</p>

<p>c) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>ç) BIM: Yapı bilgi modellemesini,</p>

<p>d) BIM nesnesi: IFC şemasında tanımlı bir varlığın model içerisinde geometrik ve alfanümerik bilgilerle temsil edilen somut örneğini,</p>

<p>e) CAD: Bilgisayar destekli tasarımı,</p>

<p>f) Dosya: Yapı ruhsatı eki proje çizimi, model, hesap, rapor ve doküman gibi dijital ortamdaki materyalin tamamını,</p>

<p>g) Gelişim seviyesi: Model elemanının geometrik ve alfanümerik bilgi içeriği olarak geliştirilme seviyesini,</p>

<p>ğ) IFC (Endüstri Temel Sınıfları): TS EN ISO 16739-1 standardında tanımlanan BIM tabanlı açık veri paylaşımı için kullanılan veri şemasını,</p>

<p>h) İlgili idare: Yapı ruhsatı vermeye yetkili idareleri,</p>

<p>ı) PDF/A: Belgelerin arşivlenmesi için farklı cihazlarda, işletim sistemlerinde ve yazılımlarda biçim bozulmadan görüntülenmesini sağlayan vektör tabanlı dosya formatını,</p>

<p>i) Özellik seti: IFC şemasında yer alan ve belirli özellikler altında gruplandırılarak isimlendirilmiş özellikler kümesini,</p>

<p>j) Öznitelik: IFC şemasında yer alan bir varlığın temel özellikleri veya niteliklerini,</p>

<p>k) Özellik: IFC şemasında yer alan ve bir nesnenin tanımlanması ve ayırt edilmesi için kullanılan tanımlayıcı bilgiyi,</p>

<p>l) Varlık: IFC şemasında yer alan ortak özelliklere sahip yapı elemanlarını, referans elemanlarını, mahalleri, mekanları ve kavramları temsil etmek için kullanılan bilgi sınıflarını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel Esaslar</p>

<p><strong>Proje gerekleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yapı ruhsatı başvurularında ilgili idaresine teslim edilmek üzere dijital ortamda hazırlanan dosyaların, ilgili standartlara ve bu Yönetmelikte belirlenen hükümlere uygun şekilde düzenlenmesi zorunludur.</p>

<p>(2) Proje müellifi tarafından hazırlanan 2B proje çizim dosyaları, ilgili idaresine PDF/A formatında teslim edilir.</p>

<p>(3) Proje çizim ve modelleri dışındaki dijital ortamdaki dokümanlar ilgili standardına göre hazırlanmış PDF/A formatında düzenlenir.</p>

<p>(4) 3B sayısal yapı modelleri TS EN ISO 19650-1 “Bina bilgi modellemesi (BIM) dâhil olmak üzere, binalar ve inşaat mühendisliği yapıları ile ilgili bilgilerin düzenlenmesi ve sayısallaştırılması - Bina bilgi modellemesi ile bilgi yönetimi - Bölüm 1: Kavramlar ve ilkeler” ve TS EN ISO 19650-2 “Yapı bilgi modellemesi (BIM) de dâhil olmak üzere, bina ve inşaat mühendisliği alanına giren diğer yapılar hakkındaki bilgilerin düzenlenmesi ve sayısallaştırılması - Yapı bilgi modellemesi kullanılarak bilgi yönetimi - Bölüm 2: Varlıkların teslim safhası” standartlarına göre BIM tabanlı olarak oluşturulur.</p>

<p>(5) BIM modeli TS EN ISO 16739-1 “İnşaat ve tesis yönetimi endüstrilerinde veri paylaşımı için Endüstri Temel Sınıfları (IFC)- Bölüm 1: Veri şeması” standardında tanımlanan IFC formatında teslim edilir.</p>

<p><strong>Standart, şartname ve kılavuzların kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Bu Yönetmelikte tanımlanmamış olan ve açıklık gereken hususlar hakkında, Türk Standartları, bu standartların olmaması hâlinde ise Avrupa Standartları esas alınır. Türk veya Avrupa Standartlarında düzenlenmeyen hususlarda, uluslararası geçerliliği kabul edilen dokümanlar da kullanılabilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Proje Düzenleme Esasları</p>

<p><strong>Projelerin dijital olarak isimlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Dijital ortamda hazırlanan projeler için EK-1’e uygun olarak proje kodu oluşturulur.</p>

<p>(2) Dosyaların isimlendirilmesinde kullanılan proje ismi bilgi alanı, birinci fıkrada verilen esaslara göre oluşturulur. Diğer kodlar dosyaların özelliğine göre EK-2’de verilen esaslara göre düzenlenir.</p>

<p><strong>2B</strong><strong> projelerde CAD çizim dosyalarının hazırlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) CAD çizim dosyaları hazırlanırken, katman ve sembol isimleri, ölçü, yazı, sembol gösterimi ve çizgi tipleri için EK-4’te verilen esaslar ve standartlar kullanılır.</p>

<p>(2) CAD çizimlerinde mahallerin numaralandırılmasında EK-3’e uygun olarak kat, mahal bölümü/fonksiyonu ve mahal sıra numarası belirtilir. Mahallerin isimlendirilmesi de EK-3’e uygun olarak yapılır.</p>

<p><strong>2B</strong><strong> pafta yapısı ve boyutlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Dijital ve basılı çizimlerin pafta yapısı ve boyutlandırılmasında A4 sayfa boyutu ve katları kullanılır. Paftaların, TS EN ISO 216 “Yazı kağıdı ve basılı malzemenin bazı sınıfları-Tıraşlanmış boyutlar-A ve b serisi makine yönünün gösterilmesi” ve TS 5734 ISO 9961 “Teknik resimler için çizim gereçleri- Doğal aydınger kâğıdı” standartlarına uygun olarak düzenlenmesi esastır.</p>

<p>(2) Her bir CAD çizim ve doküman için ayrı bir dijital dosya oluşturulması esastır. Dijital proje paftaları yan yana yerleştirilmiş çoklu pafta düzenleri gibi aynı dosya içerisinde birleştirilmiş çizim şeklinde tertip edilmez. Her proje paftası, isimlendirilmesiyle uyumlu olacak şekilde ilgili çizim, bilgi ile birlikte varsa detay ve hesap tablolarını içerecek şekilde düzenlenir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>BIM Modeli Teslim Esasları</p>

<p><strong>BIM modelinin hazırlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Projeler, projenin gerektirdiği disiplinler tarafından ayrı ayrı BIM tabanlı olarak EK-5, EK-6 ve EK-7’de verilen teknik kurallara uygun olarak hazırlanır ve IFC formatında teslim edilir. Ayrıca, BIM modelinden CAD çizim dosyaları da üretilerek PDF/A formatında teslim edilir. CAD çizim dosyaları, BIM modelinden üretilir. BIM modeli ile CAD çizim dosyası PDF/A nüshasının birbiriyle uyumlu olması zorunludur.</p>

<p>(2) Tüm ölçüler Uluslararası Birimler Sistemi (SI) kullanılarak ifade edilir.</p>

<p><strong>Proje, model ve mahallerin isimlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) BIM modelinin isimlendirmesinde 6 ncı madde hükümleri uygulanır.</p>

<p>(2) BIM modelinde yer alan mahallerin isimlendirmesinde EK-5’te verilen esaslar uygulanır.</p>

<p><strong>Varlıkların isimlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) BIM modelinde yer alan varlıkların isimlendirmesi disiplin, kategori, açıklama bilgilerini içeren üç bilgi alanından oluşur.</p>

<p>(2) Disiplin ve kategori bilgi alanında yer alacak listeler sırasıyla EK-2’de ve EK-5’te verilmiştir. Açıklama alanı kısmına alt kategori, fonksiyon, ölçü, malzeme ve mahal numarası ile mahal ismi girilebilir. Açıklama alanında yer alacak bilgiler boşluk bırakılmaksızın orta tire sembolü “-” kullanılarak ayrılır.</p>

<p>(3) Disiplin ve alt disiplin isimlendirmeleri EK-2’ye uygun olarak yapılır. İlgili idare tarafından bu listeye ek olarak farklı alt disiplin tanımlamaları yapılabilir. Bu durumda, ilgili idaresi tarafından belirlenen alt disiplin, dört karakterle kısaltılarak isimlendirilir ve EK-2’de verilen alt disiplin isimleriyle çakışmayacak bir kısaltma belirlenir.</p>

<p><strong>IFC sınıfları ile öznitelik ve özellik tanımları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) BIM modelinde her bir varlık, EK-5’te verilen zorunlu ve isteğe bağlı IFC sınıfları altında tanımlanır.</p>

<p>(2) Zorunlu IFC sınıflarına ait zorunlu ve isteğe bağlı öznitelikler ve özellikler EK-6’da verilmiştir. İsteğe bağlı IFC sınıflarında temsil edilecek elemanların öznitelikleri ve özellikleri ilgili idaresince belirlenebilir.</p>

<p><strong>Proje öznitelik ve özellik tanımları</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) BIM modelinde EK-7’de verilen zorunlu proje öznitelikleri ve özellikleri yer alır. İlgili idaresince talep edilmesi halinde, isteğe bağlı özniteliklere ve özelliklere yer verilir.</p>

<p><strong>Model gelişim seviyesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) BIM modeli, EK-8’de verilen model gelişim seviyesine göre düzenlenir.</p>

<p><strong>Model kalite kontrol formları</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Teslim edilen BIM modeli için, modelin bütünlüğünü ve bu Yönetmeliğe uygunluğunu gösterecek şekilde EK-9’da verilen model kalite kontrol formları düzenlenir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 4 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları; nüfusu 2.000.000’u geçen illerin nüfusu 600.000’den fazla olan belediyelerinde yapılacak toplam yapı inşaat alanı 5.000 metrekareyi geçen binalar haricindekiler için 1/3/2029 tarihine kadar uygulanmaz.</p>

<p>b) 4 üncü maddenin beşinci fıkrası;</p>

<p>1) Nüfusu 2.000.000’u geçen illerin nüfusu 600.000’den fazla olan belediyelerinde yapılacak toplam yapı inşaat alanı 10.000 metrekareyi geçen binalar için 1/9/2029 tarihine kadar,</p>

<p>2) Nüfusu 2.000.000’u geçen illerin nüfusu 400.000’den fazla olan belediyelerinde yapılacak toplam yapı inşaat alanı 10.000 metrekareyi geçen binalar için 1/9/2030 tarihine kadar,</p>

<p>3) Nüfusu 1.000.000’u geçen illerin nüfusu 300.000’den fazla olan belediyelerinde yapılacak toplam yapı inşaat alanı 10.000 metrekareyi geçen binalar için 1/9/2031 tarihine kadar,</p>

<p>4) (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerde sayılmayan binalar için 1/9/2032 tarihine kadar,</p>

<p>uygulanmaz. Bu bent hükümleri uygulamaya konulduktan sonra, bu bende tabi yapılar için 4 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları uygulanmaz.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik, konut ve ticaret+konut karma kullanımlı binalar dışındaki binalar için 1/9/2033 tarihine kadar uygulanmaz.</p>

<p><strong>Mevcut yapı ruhsatı başvuruları</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 2- </strong>(1) Geçici 1 inci maddede yer alan uygulama tarihlerinden önce yapı ruhsatı başvurusunda bulunulmuş olan yapılar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapım işlerine yönelik ihale kararı veya ihale tarihi alınmış olan yapılar için, geçici 1 inci madde ile uygulanmaya başlayan hükümler uygulanmaz.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik 1/9/2027 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260805-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-dijital-olarak-hazirlanmasi-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="37411"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Değiştirilmiş/Change Araç ve Gümrük İşlemlerine Tabi Tutmadan Ülkeye Eşya Sokma Suçu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/degistirilmischange-arac-ve-gumruk-islemlerine-tabi-tutmadan-ulkeye-esya-sokma-sucu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/degistirilmischange-arac-ve-gumruk-islemlerine-tabi-tutmadan-ulkeye-esya-sokma-sucu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İç piyasada üretilen ürünlerin, daha kaliteli veya ucuz ithal ürünlere karşı korunması ihtiyacı karşısında, gümrük işlemlerinin ve gümrükten geçen ürünlerin vergilerinin sıkı şekilde takibi gerekir. Yerli sermayenin desteklenmesi, döviz çıkışının azaltılması, cari açığın kontrol altına alınması gibi iktisadi sebeplerle; ithal ürünlere yüksek vergiler koyulmakta, bu durum ise sahtecilik ve kaçakçılık fiillerinde artışa yol açmaktadır.</p>

<p>Gümrük ve özel tüketim vergilerinin çok yüksek olması nedeniyle; yabancı menşeli lüks otomobillerin, yasal olmayan yöntemlerle ülkeye sokulduğu ve bu ticaretten meşru olmayan kazanç elde edildiği, ülke ekonomisinin ve vatandaşlarımızın zarar gördüğü de bilinen bir gerçektir.</p>

<p>Ceza kanunlarına rağmen; yabancı menşeli lüks otomobiller, ya tamamen kaçak yollarla ya da gümrük mevzuatında düzenlenen muafiyetlerden faydalanılarak yurda sokulmakta, sonrasında ise sahte işlemlerle sisteme dahil edilip, satılmak suretiyle büyük kazançlar elde edilmektedir.</p>

<p><strong>1. Aracın Motor ve Şasi Numaralarının Değiştirilmesi</strong></p>

<p>Bu hususta en çok kullanılan yöntemlerden birisi; “<strong>change</strong>”, yani aracın motor ve şasi numaralarının değiştirilmesi işlemidir. Şasi numarası, aracın gövdesine işlenen; motor numarası ise, aracın motor bloğunda bulunan ve aracın tanımlanmasını sağlayan benzersiz bir kimlik numarasıdır. Her aracın tanımlanmasını sağlayan bir şasi numarası ile bir motor numarası bulunur ve bu numaralar araçların tescil işlemlerinde kullanılır. Hurda veya ağır hasarlı araçların şasi veya motor numaraları; gümrük mevzuatına aykırı yol ve yöntemlerle yurda sokulan araçların gövde ve motor bloğuna işlenerek “change” işlemi gerçekleştirilmekte, bu sayede hurda veya ağır hasarlı aracın yerini, kaçak olarak yurda sokulmuş araç almakta ve piyasaya sürülmektedir. Bir başka ifadeyle; araç kaçak yolla yurda getirilmekte ve sonra motoru ile şasi numaralarında değişiklik yapılarak, kaçak değil de yasal yoldan gelmiş gibi trafiğe sokulmaktadır. Fail bu şekilde; esasen gümrük vergisi ve ÖTV’si ödenmemiş veya başka şekilde gösterilmek suretiyle çok az ödenmiş aracı kaçak yolla sokmakta, ardından kaçak yolla gelen aracın motoru ile şasi numaralarında yapılan değişiklikle, gerçekte kaçak yolla yurda girmiş araca yasal statü kazandırmaktadır.</p>

<p>“Change” araçların gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın yurda sokulması halinde, ilk olarak karşımıza 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu çıkar. Bu Kanunun “Kaçakçılık suçları” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında; <i>“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.”</i> hükmüne yer verilerek, bir eşyanın gümrük mevzuatına göre yapılması gereken işlemleri yerine getirilmeden yurda sokulması fiili yaptırım altına alınmıştır. Gümrük işlemi; gümrük idareleri tarafından, mevzuat gereğince yapılması gereken her türlü işlemi kapsar.</p>

<p><strong>5607 sayılı Kanunun 3. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesi, suçun en temel halini düzenlemekte olup; </strong>gümrük işlemleri yerine getirilmeden, eşyanın gümrük kapılarından sokulması halinde suçun basit hali, eşyanın gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde ise ikinci cümlesi gereğince ağırlaştırıcı hali uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p><strong>Maddenin 2. fıkrasında ise; </strong>eşyanın, aldatıcı işlem ve davranışlarla, gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokulması durumunda daha ağır yaptırıma tabi tutulacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Gümrük ve kaçakçılık suçları, niteliği itibariyle genellikle birden fazla kişinin iştiraki ile veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenebilmektedir. <strong>5607 sayılı Kanunun “Nitelikli haller” başlıklı 4. maddesinde; </strong>bu suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek cezanın iki kat artırılacağı, örgütsel yapı olmaksızın, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde yarı oranında artırılacağı, kaçakçılık fiillerini önlemek, izlemek, araştırmak ve soruşturmakla görevli kişiler tarafından veya meslek ve sanatın sağladığı kolaylıklardan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde yine yarı oranında artırılacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin 5. fıkrasında ise; bu suçların belgede sahtecilik yapılarak işlenmesi halinde, sahtecilik suçundan da ayrıca cezaya hükmolunacağı düzenlenmiş olup, gerçek içtima hükümlerinin uygulanacağına yer verilmiştir.</p>

<p>Yukarıda değindiğimiz Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerinin yanı sıra; “change” aracın, durumdan habersiz alıcıya satılması suretiyle haksız kazanç elde edilmesi halinde bu fiiller, somut olayın özelliklerine göre dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Change/değiştirme” işlemine tabi tutulan aracın satışı ile haksız kazanç elde edilmesi fiilinde; mağdur alıcının, kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırılmasından sebeple nitelikli dolandırıcılık suçu oluşacaktır. Nitekim Yargıtay’ın kabulü de bu yöndedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20211938-e-20214889-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 22.04.2021 tarihli, 2021/1938 E. ve 2021/4889 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> sanığın, katılana sözkonusu “change” aracı satarak haksız yarar sağladığının, bu suretle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda, suça konu araca ilişkin trafik tescil belgesinin başka bir araca ait şasi numarasına göre düzenlenmiş olması ve bu aracın kamu kurumu niteliğinde olan Trafik Tescil Müdürlüğünün maddi varlığı olan araca ait trafik tescil belgesi kullanılmak suretiyle noterde satıldığının anlaşılması karşısında, sanığa isnat edilen fiilin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun m.158/1-d’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu ile m.204/1’de yer alan resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; TCK m.158/3 uyarınca verilecek ceza, dolandırıcılık suçunun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ise bir kat arttırılacaktır.</p>

<p>“Change” aracı satın aldığı ortaya çıkan alıcının; yukarıda belirtilen fiillere, yani sahteciliğe ve aracın yurda kaçak yollarla sokulmasına iştirak ettiği iddiaları sonucunda ceza davaları ile muhatap olabileceği de ayrıca değerlendirilmelidir. Yargılama; beraatla sonuçlansa dahi, aracın müsaderesine hükmedileceğinden, kaçak yolla yurda giren aracın müsaderesi yoluna gidilmekle, alıcının iyiniyeti korunmayacak, kaçak malın iadesi alıcıya yapılmayacak ve maddi zarar ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Satın aldığı aracın “change” araç olduğunu bilmeyen iyiniyetli alıcının, gerçekleşen zararı tazminat davası açmak suretiyle ilgililerden talep edebileceği tartışmasızdır. Bunun yanında; şartları ve sorumlu tutulacakları şekilde kusurları varsa, satış işlemini gerçekleştiren noterin ve araç üzerinde inceleme yapmış olan eksperin de hukuki sorumluğuna dayanılarak zararın giderilmesinin istenilmesi mümkündür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince; ayıptan sorumlulukta “kusursuz sorumluluk” ilkesi esas alındığından, bilmeden satın aldığı “change” aracı başkasına satan kişi de zararı gidermekle yükümlüdür.</p>

<p>“Change” araç satışı nedeniyle zararın giderilmesi için idareye karşı da tazminat davası açılabilir. Trafik tescil ve kayıt işlemlerinin tutulması ve değiştirilmesi idarenin görev ve sorumluluğunda olduğundan, araçların tescil ve kayıt işlemlerinin hatalı bir şekilde tutulmasının idarenin hizmet kusuru kapsamında görülmesi gerekir. Bu durumda idare, kusuru nedeniyle oluşan zararları karşılamalıdır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20131608-e-20171575-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 15. Dairesi’nin 05.04.2017 tarihli, 2013/1608 E. ve 2017/1575 K. sayılı kararı</a>nda; </strong>trafik tescil işlemlerinin ülke genelinde yapılmasından, motorlu araçların kayıtlarının tutulmasından ve bu kayıtlarla ilgili her türlü değişikliğin izlenmesinden davalı idarenin sorumlu olması nedeniyle, davacının, aracı tescil kayıtlarına güvenerek satın alması, aracın ilk tescilinin sahte belgelerle yapıldığının belirlenmesi ve bu suretle trafik kayıt ve tescil hizmetinin gereği gibi yürütülmemesi sonucu meydana gelen zararın, hizmetin kusurlu işlemesi nedeniyle ortaya çıktığı belirtilmiş, idarenin zararı tazmin etmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>2. Aracın Parçalarının Kaçak Olması</strong></p>

<p>Özellikle lüks otomobillerde motor ve şasi numaraları değiştirilmek suretiyle işlenen sahtecilik ve kaçakçılık suçlarının yanında, son zamanlarda motor ve şasi numaralarına dokunulmayıp, otomobilin veya cipin gövdesi ve aksesuarı olarak tanımlanabilecek eşyanın kaçak yolla yurda sokularak, motor ve şasi numarası aynı tutulan otomobillerde değişikliğe gidildiği, bir anlamda motor ve şasi numarası, aracın iskeleti aynı tutularak korunduğu, fakat bunun dışında her yerinde veya bir kısım parçalarda değişiklik yapılan araçta, motor ve şasi numaraları üzerinden değişiklik yapılarak değil, kaçak yolla getirilen parçalar araca monte edilerek, bir anlamda araç kimliğinin korunduğu, fakat bunun dışında aracın kapısı, kaputu, direksiyonu, farları ve/veya diğer her türlü parçasının yurt dışından kaçak yolla getirildiği, ancak seri numaralarında değişiklik yapılmayarak, araca monte edildiği, aracın orijinal üzerinde yapılan kontrolde, araca sonradan eklenen veya takılan parçaların seri numaraları ile aracın orijinalinin parçalarının birbirini tutmadığı, aracın yaşadığı eskimeden veya trafik kazasından dolayı parça değişikliğine gidildiğinin söylendiği, fakat yapılan incelemelerde aracın yeni olduğu, kazalı araç olmadığı, kazalı araç olsa bile üzerine takılan parçaların yurda usule uygun ithalat yoluyla değil, kaçak yolla getirilen parçaların monte edilmesinden kaynaklandığı, suçu işleyenin aracın parçasını kaçak yolla, yani gümrük vergisi ve ÖTV ödememek suretiyle menfaat sağladığı görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda; motor ve şasi numaralarında değişiklik yapılmadığı için klasik anlamda “change” araçtan söz etmek mümkün olmasa da, gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın veya gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokulan parçaların araca monte edilmesi halinde, bu parçalar yönünden 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerinin uygulanması gündeme gelecektir. Kaçak olarak yurda sokulan her bir parça <i>eşya</i> niteliğini koruduğundan; bunların ithalat rejimine aykırı şekilde yurda sokulması veya bu eşyanın ticari amaçla bulundurulması, taşınması, satılması veya devredilmesi, somut olayın özelliklerine göre 5607 sayılı Kanun m.3 kapsamında ceza sorumluluğuna sebep olabilecektir.</p>

<p>Bunun yanında; araca takılan parçaların yasal ithalat yoluyla temin edildiğine ilişkin sahte belge düzenlenmesi, sahte faturaların kullanılması veya resmi kayıtların gerçeğe aykırı şekilde değiştirilmesi halinde, belgede sahtecilik suçları da ayrıca gündeme gelecek olup, 5607 sayılı Kanun m.4/5 uyarınca gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p>Bu şekilde oluşturulan aracın; orijinal olduğu veya tüm parçalarının hukuka uygun şekilde ithal edildiği yönünde alıcıya tanıtılarak satılması halinde ise, satıcının kastının kapsamına göre dolandırıcılık suçundan sorumluluğu doğabilecektir.</p>

<p><strong>Motor ve şasi numarasında değişiklik yapılmayıp, kaçak ürünlerle parça değişimi yapılması durumunda müsaderenin nasıl uygulanacağı ile ilgili olarak; TCK m54/5’de yer alan </strong><i>“Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.” </i>hükmü gereğince, her somut olayda, kaçak parçanın araca zarar vermeden ayrılmasının mümkün olup olmadığı değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Kaçak parça sayısının çok fazla olması veya araca ve işlevine zarar verilmeden çıkarılması mümkün olmaması hallerinde, aracın tümü ile müsadere edilmesine karar verilmesi gündeme gelebilecektir.<strong> Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20155502-e-20184250-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 16.04.2018 tarihli, 2015/5502 E. ve 2018/4250 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“TCK’nın 54/5. maddesi gereğince suça konu kaçak aracın tümüne zarar verilmeksizin ayrılması mümkün görülmediğinden aracın tamamı yerine arka kısım iskeletinin müsaderesine karar verilmesi Yasaya aykırı”</i> denilerek, <i>“hükümden suça konu kaçak aracın arka kısım iskeletinin müsaderesine ilişkin bölümün çıkarılması, yerine ‘suça konu ... plakalı 1991 model BMW 3.25 marka otomobilin 5067 sayılı Kanunun 13/1. maddesi delaletiyle TCK.nun 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine’ ifadesinin eklenmesi”</i> şeklinde düzelterek onama kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> gerek klasik anlamda “change” yöntemiyle oluşturulan araçlar ve gerekse motor ve şasi numaraları korunmak suretiyle kaçak parçalar kullanılarak meydana getirilen araçlar bakımından, sahtecilik, dolandırıcılık ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.3 kapsamında kaçakçılık suçlarından ceza sorumluluğu doğabilecektir. Bu tür fiillerin etkin şekilde soruşturulması ve yaptırıma bağlanması; vergi kayıplarının önlenmesi, kayıt dışı ekonominin azaltılması, dürüst ticaretin korunması ve tüketicilerin mağduriyetlerinin engellenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Taner Akıncı</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/degistirilmischange-arac-ve-gumruk-islemlerine-tabi-tutmadan-ulkeye-esya-sokma-sucu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yazar/ersan-sen-arac-chenge.jpg" type="image/jpeg" length="57918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/1608 E., 2017/1575 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20131608-e-20171575-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20131608-e-20171575-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 05.04.2017 tarihli, 2013/1608 E., 2017/1575 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/1608<br />
Karar No : 2017/1575</strong></p>

<p>Temyiz Eden (Davalı) :<br />
Vekili :<br />
Karşı Taraf (Davacı) :<br />
Vekili :</p>

<p>İstemin Özeti : Davacının 06.08.2007 tarihinde noter satış sözleşmesiyle satın aldığı ve idarece adına tescili yapılan .... plakalı aracın, idarece yapılan inceleme sonucunda, Samsun İl Trafik Şube Müdürlüğü'nde .... plaka sayısıyla yapılan ilk tescili sırasında sahte belgeler kullanıldığı, aracın çalıntı olduğu ve change yapılmak suretiyle tescil edildiğinin tespit edilmesinin ardından el konulması üzerine, idarenin kusurlu olarak işlettiği trafik tescil ve kayıt hizmeti nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 35.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan dava sonucunda, ..... İdare Mahkemesi'nce; olayda trafiğe ilk tescili Samsun İl Trafik Şube Müdürlüğü'nde .... plaka sayısıyla yapılan aracın davacı tarafından 06.08.2007 tarihli noter satış sözleşmesiyle satın alındığı ve davacı adına ... plaka sayısıyla tescilinin yapıldığı, söz konusu araca trafiğe ilk girişinin sahte belgelerle yapıldığından ve change olabileceğinden bahisle 07.01.2008 tarihinde el konulduğu ve aynı tarihli el koyma tutanağının düzenlendiği, yapılan inceleme neticesinde aracın çalıntı ve change olduğunun anlaşıldığı, bunun üzerine söz konusu aracın kendisinden çalınan kişiye teslim edildiği, trafik tescil işlemlerinin ülke genelinde yapılmasından, motorlu araçların kayıtlarının tutulmasından ve bu kayıtlarla ilgili her türlü değişikliğin izlenmesinden davalı idarenin sorumlu olduğu, davacının aracı ikinci el olarak idarece hatalı olarak tutulan tescil kayıtlarına güvenerek satın aldığı, bu durumda aracın ilk tescilinin sahte belgelerle Samsun İl Trafik Şube Müdürlüğü'nde yapıldığının açıkça belirlenmesi nedeniyle trafik kayıt ve tescil hizmetinin gereği gibi yürütülmemesi sonucu meydana gelen zararın, hizmetin kusurlu işlemesi nedeniyle ortaya çıktığı ve idare tarafından tazmin edilmesi gerektiğinden, davanın kısmen kabulü ile aracın el koyma tarihi olan 07.01.2008 tarihi itibariyle ikinci el satış değeri olan 30.000,00 TL maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat istemlerinin ise reddi yolunda verilen kararın, davalı idare tarafından kabule ilişkin kısmının, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Danıştay Tetkik Hâkimi :<br />
Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:<br />
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "kararın bozulması" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Öte yandan; davacı tarafından araç satışı nedeniyle kendisine karşı hukuki sorumluluğu bulunan kişilere karşı adli yargı merciilerinde dava açıldığı ve bu davalarda zararının bir kısmının veya tamamının tazmin edildiği tespit edilirse, idarece bu hususun dikkate alınacağı açıktır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddine,... İdare Mahkemesi'nin .... tarih ve E:....; K:.... sayılı kararının kabule ilişkin kısmının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20131608-e-20171575-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay7.jpg" type="image/jpeg" length="98769"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2015/5502 E., 2018/4250 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20155502-e-20184250-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20155502-e-20184250-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 16.04.2018 tarihli, 2015/5502 E., 2018/4250 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2015/5502 E., 2018/4250 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kanuna muhalefet<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, erteleme, müsadere</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>TCK.nun 54/5. maddesi gereğince suça konu kaçak aracın tümüne zarar verilmeksizin ayrılması mümkün görülmediğinden aracın tamamı yerine arka kısım iskeletinin müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden ve bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesi uyarınca, hükümden suça konu kaçak aracın arka kısım iskeletinin müsaderesine ilişkin bölümün çıkarılması, yerine "suça konu ... plakalı 1991 model BMW 3.25 marka otomobilin 5067 sayılı Kanunun 13/1. maddesi delaletiyle TCK.nun 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine" ifadesinin eklenmesi ve sair kısımların aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 16.04.2018 günü oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20155502-e-20184250-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-binas.jpg" type="image/jpeg" length="17891"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2021/1938 E., 2021/4889 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20211938-e-20214889-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20211938-e-20214889-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 22.04.2021 tarihli, 2021/1938 E., 2021/4889 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>(Kapatılan)15. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/1938 E., 2021/4889 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi</p>

<p>SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik</p>

<p>HÜKÜM : a)Dolandırıcılık suçundan; TCK'nın 157/1, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca mahkumiyet</p>

<p>b)Resmi belgede sahtecilik suçundan; TCK'nın 204/1 ve 53. maddeleri uyarınca mahkumiyet</p>

<p>Dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanığın, sigorta şirketinden ağır hasarlı olarak aldığı aracı çalıntı başka araçlardan aldığı şasi numarası ile motor beynini bu araca monte etmek suretiyle change araç haline getirdiği, olay tarihinde oto pazarında katılana söz konusu change aracı satarak haksız yarar sağladığı, bu suretle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;</p>

<p>Suça konu araca ilişkin trafik tescil belgesinin çalıntı başka bir araca ait şasi numarasına göre düzenlenmiş olması ve bu aracın kamu kurumu niteliğinde olan Trafik Tescil Müdürlüğü'nün maddi varlığı olan söz konusu trafik tescil belgesi kullanılarak noterde satıldığının anlaşılması karşısında, sanığa isnat edilen eylemin 5237 sayılı TCK'nın 158/1-d ve 204/1 maddelerinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturup oluşturmadığına ilişkin delillerin takdiri ve değerlendirme yetki ve görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılama devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 22/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20211938-e-20214889-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-af.jpg" type="image/jpeg" length="35573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/43836 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202143836-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202143836-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2021/43836 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>K.</strong> <strong>P.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/43836)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Rıdvan DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun tutulduğu ceza infaz kurumunun fiziki koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, başka bir ceza infaz kurumundan 20/6/2017 tarihinden denetimli serbestlikle salıverildiği 25/1/2022 tarihine kadar Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) barındırılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucu, tutulduğu odada kalanların sayısının çokluğu ile sağlık ve hijyen koşullarının uygun olmadığı şikâyetiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur. Kocaeli İnfaz Hâkimliği (Hâkimlik); İnfaz Kurumunda kapasitenin üzerinde hükümlü/tutuklu barındırıldığı, nakil talebinde bulunularak kurum yoğunluğunun azaltılmasının sağlandığı ancak yeni tutuklamalar nedeniyle mevcudun artış gösterdiği, ayrıca İnfaz Kurumundaki tüm koğuşlarda mevcut olan kalabalığa bağlı olarak yatak düzeni, hijyen ve barınma hususlarında başvurucuya veya başka birine özgü bir uygulama olmadığı, tüm hükümlü/tutukluların aynı uygulamaya tabi tutulduğu gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.</p>

<p>4. Başvurucunun Hâkimlik kararına itirazı, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 28/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 9/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>6. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi, İnfaz Kurumundan başvurucunun tutulduğu sürece ilişkin ayrıntılı bilgi talep etmiştir. İnfaz Kurumu ve Adalet Bakanlığının (Bakanlık) gönderdiği yazılı cevaplara göre;</p>

<p>- Başvurucu, resmî kapasitesi 16 kişi olan B-4, C-6, ve A-8 No.lu koğuşlarda kalmıştır. Bu koğuşların yatakhane bölümü 43,92 m²dir. Yatakhanede iki katlı sekiz ranza vardır. Tüm odalarda hükümlü/tutuklu sayısı kadar yatak ve ranza bulunmakta olup tüm hükümlü/tutuklular kendilerine ait yataktan 24 saat esasına göre faydalanabilmektedir. Hükümlü/tutukluların istifade ettiği tüm yataklar 90x190 cm ölçüsündedir. Odalarda mahpusların özel eşyalarını ve kıyafetlerini muhafaza edebilecekleri dolaplar vardır.</p>

<p>- Koğuşlar iki katlı olup alt katta kapısı ayrı 2,6 m² büyüklüğünde lavabolar bölümü, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde tuvalet, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde duş, 32 m² büyüklüğünde ortak kullanım alanı (televizyon izleme, sohbet ve yeme içme), 34 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi, üst katta ise 43,92 m² büyüklüğünde yatakhane bölümü bulunmaktadır.</p>

<p>- Başvurucu B-4 No.lu odada en fazla 28 kişiyle, C-6 No.lu odada en fazla 28 kişiyle, A-8 No.lu odada en fazla 33 kişiyle barındırılmıştır. B-4, C-6, A-8 No.lu odalarının kapasiteleri 16 kişi olup bu odalar 115,32 m²dir. Bireysel başvuru tarihi olan 9/8/2021 tarihinde A-8 No.lu 16 kişilik odada 34 kişi barındırılmakta olup kişi başı kullanım alanı 3,39 m²dir.</p>

<p>- Koğuşların alt kat ortak kullanım alanında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100x120 cm ölçülerinde iki, üst kat yatakhane kısmında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100x125 cm ölçülerinde dört pencere vardır. Koğuşlarda 5,456 m² büyüklüğünde merdiven boşluğu bulunmaktadır.</p>

<p>- Koğuştan bağımsız olmayıp 34 m² büyüklüğünde olan bir havalandırma bahçesi vardır. Tutuklu ve hükümlüler gün ışığı ile açılıp hava kararınca kapatılan havalandırma bahçesinden bu süre içinde kesintisiz olarak faydalanabilmektedir.</p>

<p>- Odalara bir kişi için 200 lt soğuk ve 50 lt sıcak su verilmektedir.</p>

<p>- Koğuşlarda meydana gelebilecek koku ve akma gibi durumlar ile bakım ya da onarım gerektiren durumlara teknik servis personeli tarafından ivedilikle müdahale edilmekte, ayrıca mahkûmların bu yöndeki taleplerine de aynı titizlikle yanıt verilmektedir.</p>

<p>- İnfaz Kurumunda sabah ve akşam olmak üzere iki kez rutin olarak sayım yapılmaktadır.</p>

<p>- Başvurucunun kurumda barındırıldığı süre boyunca Kampüs Semt Hastanesi başta olmak üzere psikiyatri ve dahiliye gibi birçok birimde tedavisi sağlanmış ve başvurucu, sıklıkla tedaviye çıkarılmıştır.</p>

<p>- Başvurucu, bağlama ve İngilizce kurslarına katılma yönünde talepte bulunmuş ve bağlama eğitimi ile İngilizce A-1, A-2 kurslarına katılmıştır.</p>

<p>8. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hangi koğuşta, kaç kişiyle, ne kadar süre barındırıldığına ilişkin olarak İnfaz Kurumundan bilgi istemiştir. İnfaz Kurumunun sunduğu tablo, kararın ekinde bulunmaktadır. Bu tablodaki verilere göre Anayasa Mahkemesince hazırlanan, başvurucuya tahsis edilen kişisel alan ve süresini gösteren tablo aşağıda gösterilmiştir. Banyo ve tuvalet kısımları ile havalandırma bahçesinin yüzey alanları hesaplamaya dâhil edilmemiş ve toplam 75,92 m² üzerinden hesaplama yapılmıştır. Öte yandan başvurucunun üç kişilik odalarda kaldığı dönemlerde kişisel alanı 5 m²nin altına hiç düşmediğinden hesaplama yalnızca 16 kişilik odalarda kaldığı dönemler için yapılmıştır. Kişisel alanın 2 ile 3 m² ve 3 ile 4 m² arasında bulunduğu dönemler değerlendirme için yeterli veri sunduğundan kişisel alanın 4 m²'nin üzerinde olduğu dönemler de hesaplamaya dâhil edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Kişi Sayısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tarih Aralığı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Toplam Süre (Gün)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kişisel Alan (m²)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>33</p>
   </td>
   <td>
   <p>28/7/2021-9/8/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>12</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,30 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>28</p>
   </td>
   <td>
   <p>20/6/2017-7/7/2017</p>

   <p>9/8/2017-8/9/2017</p>

   <p>4/2/2021-9/2/2021</p>

   <p>1/6/2021-20/6/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>17</p>

   <p>30</p>

   <p>5</p>

   <p>19</p>

   <p>Toplam = 71</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,71 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>27</p>
   </td>
   <td>
   <p>10/9/2017-3/12/2017</p>

   <p>15/10/2017-6/11/2017</p>

   <p>26/1/2021-3/2/2021</p>

   <p>4/2/2021-9/2/2021</p>

   <p>18/3/2021-29/4/2021</p>

   <p>10/2/2021-12/2/2021</p>

   <p>27/2/2021-17/3/2021</p>

   <p>21/6/2021-30/6/2021</p>

   <p>2/5/2018-28/5/2018</p>
   </td>
   <td>
   <p>54</p>

   <p>22</p>

   <p>8</p>

   <p>5</p>

   <p>42</p>

   <p>2</p>

   <p>18</p>

   <p>9</p>

   <p>23</p>

   <p>Toplam = 183</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,81 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>26</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/7/2017-8/8/2017</p>

   <p>4/12/2017-14/12/2017</p>

   <p>18/12/2020-28/12/2020</p>

   <p>27/5/2021-31/5/2021</p>

   <p>27/4/2018-1/5/2018</p>

   <p>29/5/2018-11/7/2018</p>
   </td>
   <td>
   <p>31</p>

   <p>10</p>

   <p>10</p>

   <p>4</p>

   <p>4</p>

   <p>43</p>

   <p>Toplam = 102</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,92 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>25</p>
   </td>
   <td>
   <p>29/12/2020-20/1/2021</p>

   <p>15/12/2017-19/12/2017</p>

   <p>23/2/2021-26/2/2021</p>

   <p>29/7/2021-9/8/2021</p>

   <p>4/4/2018-26/4/2018</p>

   <p>12/7/2018-16/7/2018</p>

   <p>5/4/2019-26/6/2019</p>

   <p>18/12/2019-1/2/2020</p>

   <p>12/3/2020-17/4/2020</p>

   <p>29/9/2020-23/10/2020</p>
   </td>
   <td>
   <p>22</p>

   <p>4</p>

   <p>3</p>

   <p>11</p>

   <p>22</p>

   <p>4</p>

   <p>82</p>

   <p>45</p>

   <p>36</p>

   <p>24</p>

   <p>Toplam = 253</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,03 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>24</p>
   </td>
   <td>
   <p>7/5/2021-16/5/2021</p>

   <p>9/11/2021-1/12/2021</p>

   <p>28/2/2018-7/3/2018</p>

   <p>2/4/2018-3/4/2018</p>

   <p>17/7/2018-19/7/2018</p>

   <p>10/8/2021-3/9/2021</p>

   <p>22/10/2021-24/10/2021</p>

   <p>27/9/2019-10/10/2019</p>

   <p>3/2/2020-13/2/2020</p>

   <p>18/4/2020-11/5/2020</p>

   <p>24/10/2020-9/11/2020</p>
   </td>
   <td>
   <p>9</p>

   <p>22</p>

   <p>7</p>

   <p>1</p>

   <p>2</p>

   <p>24</p>

   <p>2</p>

   <p>14</p>

   <p>10</p>

   <p>23</p>

   <p>16</p>

   <p>Toplam = 130</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,16 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>23</p>
   </td>
   <td>
   <p>29/12/2017-4/1/2018</p>

   <p>8/3/2018-9/3/2018</p>

   <p>27/3/2018-1/4/2018</p>

   <p>20/7/2018-26/7/2018</p>

   <p>11/9/2019-17/12/2019</p>

   <p>14/2/2020-11/3/2020</p>

   <p>12/5/2020-3/6/2020</p>

   <p>12/6/2020-28/9/2020</p>

   <p>10/11/2020-17/12/2020</p>

   <p>2/7/2021-6/7/2021</p>

   <p>6/9/2021-29/9/2021</p>

   <p>2/12/2021-6/12/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>6</p>

   <p>1</p>

   <p>5</p>

   <p>6</p>

   <p>97</p>

   <p>26</p>

   <p>22</p>

   <p>108</p>

   <p>37</p>

   <p>4</p>

   <p>23</p>

   <p>4</p>

   <p>Toplam = 339</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,30 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>22</p>
   </td>
   <td>
   <p>5/1/2018-16/1/2018</p>

   <p>10/3/2018-26/3/2018</p>

   <p>27/7/2018-14/9/2018</p>

   <p>4/6/2020-11/6/2020</p>

   <p>30/9/2021-3/10/2021</p>

   <p>13/10/2021-17/10/2021</p>

   <p>30/4/2021-5/5/2021</p>

   <p>7/12/2021-14/12/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>11</p>

   <p>16</p>

   <p>49</p>

   <p>7</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>4</p>

   <p>4</p>

   <p>5</p>

   <p>7</p>

   <p>Toplam = 103</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,45 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>21</p>
   </td>
   <td>
   <p>17/1/2018-22/2/2018</p>

   <p>21/9/2018-2/10/2018</p>

   <p>21/2/2019-27/2/2019</p>

   <p>25/3/2019-3/4/2019</p>

   <p>8/7/2021-27/7/2021</p>

   <p>4/10/2021-12/10/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>36</p>

   <p>11</p>

   <p>6</p>

   <p>9</p>

   <p>19</p>

   <p>8</p>

   <p>Toplam = 89</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,61 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>20</p>
   </td>
   <td>
   <p>23/2/2018-26/2/2018</p>

   <p>3/10/2018-7/10/2018</p>

   <p>28/2/2019-24/3/2019</p>

   <p>16/12/2021-4/1/2022</p>

   <p>24/1/2022-25/1/2022</p>
   </td>
   <td>
   <p>3</p>

   <p>4</p>

   <p>24</p>

   <p>19</p>

   <p>1</p>

   <p>Toplam = 51</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,79 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>19</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/10/2018-13/12/2018</p>

   <p>15/2/2019-19/2/2019</p>

   <p>21/5/2021-23/5/2021</p>

   <p>5/1/2022-7/1/2022</p>
   </td>
   <td>
   <p>66</p>

   <p>4</p>

   <p>2</p>

   <p>2</p>

   <p>Toplam = 74</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,99 m²</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu, barındırıldığı koğuşun çok kalabalık olması nedeniyle asgari yaşam ve hijyen koşullarının sağlanamadığını ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; hükümlü/tutuklu sayısının artış gösterdiği zamanlarda kurumun fiziki şartlarında geçici olarak yer sıkıntıların yaşanabildiği ancak bu sıkıntıların en kısa sürede giderilmek için önlemlerin alındığı belirtilerek başvurunun kabul edilebilirliği ve şikâyetin esası bakımından Anayasa'nın, mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılacak tespit ve değerlendirmelerde dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>11. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Değerlendirme başvurucunun tutulma koşulları -sahip olduğu kişisel yaşam alanı- gözetilerek iki başlık altında yapılacaktır:</p>

<p><strong>1. Başvurucunun 3 m²den Daha Az Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden</strong></p>

<p>14. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin<i> insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>15. Anılan yasak kapsamında kalan hususlar, ceza infaz kurumlarında farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir (<i>Turan Günana </i>[1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 37).</p>

<p>16. Anayasa'nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı, bu kişilere ihtiyaç duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (<i>Turan Günana</i>, § 39).</p>

<p>17. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarının bahsi geçen asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı konusunda yapılacak değerlendirmede tutulma süresi, açık havada egzersiz yapma olanakları, koşulların neden olduğu fiziksel ve psikolojik etkiler, bazı durumlarda mahpusun yaşı, cinsiyeti, sağlığı ve davanın tüm koşulları gibi birçok faktörün önemli rol oynadığı belirtilmelidir. Bunlarla birlikte tutulma koşullarının kötü muamele oluşturup oluşturmadığı belirlenirken kişisel alan faktörünün temel bir unsur olarak dikkate alınması gerektiği vurgulanmalıdır (<i>Cengiz Yetgin</i> [GK], B. No: 2019/39068, 14/6/2023, § 58; geri gönderme merkezindeki tutulma koşulları yönünden yapılan benzer değerlendirme için bkz. <i>K.A.</i> [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 93).</p>

<p>18. Ceza infaz kurumlarındaki aşırı kalabalıklaşma ve buna bağlı oluşan kişisel alan eksikliğine ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde dikkate alınacak temel ilkeler <i>Levent Cantekin</i> ([GK], B. No: 2019/34408, 9/10/2024, §§ 33, 34) kararında ortaya konmuştur. Sözü edilen ilkelere göre tutuklu ve hükümlülerin tutulduğu çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen yüzey alanı en az 3 m² olmalıdır. Mahpus başına düşen yüzey alanının hesabında banyo ve tuvalet gibi sıhhi tesis bölümü ile havalandırma bahçesi yaşam alanına dâhil edilmese de mobilyaların kapladığı alan dâhil edilir. Çok kişilik koğuşlarda mahpus başına düşen yüzey alanı 3m²den az ise ya da her tutuklu ve hükümlünün ayrı bir uyku yeri yoksa veya koğuşun genel yüzeyi tutuklu ve hükümlülerin mobilyalar arasında serbestçe hareket etmesine izin vermiyorsa tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde<i> güçlü bir karine</i> oluşur. Bu karine ancak üç unsurun bir arada bulunması durumunda ortadan kaldırılabilir. İlk unsur asgari kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin<i> kısa süreli</i>, <i>küçük çaplı</i> ve<i> ara sıra</i> olmasıdır. İkinci unsur bu tür azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesidir. Son unsur tutuklu ve hükümlünün genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutulmasıdır.</p>

<p>19. Mahpusların 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alana sahip olduğu hâllerde alan faktörü, tutulma koşullarının yeterliliğinin değerlendirilmesinde önemlidir ve bu durumun uygunsuz tutulma koşullarının diğer yönleriyle birleşmesi hâlinde kötü muamele yasağı ihlal edilmiş olur. Mahpusların daha fazla kişisel alana sahip olmaları nedeniyle kişisel alan sorununa ilişkin herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı durumlarda ise tutulma koşullarının yeterliliği konusunda tutulma koşullarının diğer yönleri değerlendirilmelidir. Tutulma koşullarının diğer yönleri arasında temel sıhhi ve hijyen gereklerine uygunluk, tuvalet ve banyonun mahrem kullanılması, açık hava egzersizine, doğal ışık veya havaya erişim, havalandırma ve ısıtma sistemlerinin yeterliliği yer alır. Belirtilen koşullar altında tutulmanın süresi de dikkate alınmalıdır (<i>Levent Cantekin</i>, § 35).</p>

<p>20. Somut olayda başvurucunun kişisel alanının 2 ile 3 m² arasında bulunduğu süre toplamda 368 gündür (hesaplamanın yer aldığı tablo için bkz. § 8). Başvurucunun anılan yüzey alanına sahip olduğu dönemler bazen kesintisiz olarak 30, 31, 42, 43 hatta 54 gün sürmüştür. Bu durumda ortada kötü muamele yasağının ihlal edildiği konusunda <i>güçlü bir karine</i> bulunmaktadır (bkz. § 18). Kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin toplamda 368 gün sürmesi nedeniyle <i>kısa süreli</i>,<i> küçük çaplı</i> ve<i> ara sıra </i>olmadığına kanaat getirilmiştir. Bu nedenle meydana gelen alan azalmalarının -tutulma koşullarının ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkileri de hesaba katılarak- Anayasa'nın 17. maddesi anlamında kötü muamele yasağı olarak nitelendirilmesi için gerekli olan ağırlık seviyesine ulaştığı sonucuna varılmıştır. Güçlü karinenin ortadan kalkması için aranan ilk unsurun sağlanmadığı anlaşıldığından asgari kişisel alandaki azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesine, başvurucunun genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutuluyor olmasına ilişkin iki unsurun değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Başvurucunun 3 m² İle 4 m² Arasında Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden</strong></p>

<p>22. Başvurucunun toplam 1.039 gün süreyle 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alanda barındırıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 8). Anayasa Mahkemesi mahpusların asgari kişisel alana sahip olduğu hâllerde kötü muamele yasağı kapsamında bir değerlendirme yaparken kişisel yaşam alanı büyüklüğünün asgari standardı karşılamasının her zaman tek başına yeterli olmadığını, tutulma koşullarının diğer yönlerinin yeterliliğinin de incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu durumda alan faktörü asgari standardı karşılasa da açık hava egzersizine, doğal ışığa veya havaya erişim, havalandırmanın mevcudiyeti, ısıtma düzenlemelerinin yeterliliği, tuvaleti özel olarak kullanma, temel sıhhi ve hijyen gerekliliklerine uygunluk gibi diğer unsurların eksikliğiyle birleştiğinde 17. maddenin ihlal edildiğine karar verilebilecektir (bkz. § 19). Bu nedenle başvurucunun alan faktörü dışındaki tutulma koşulları incelenmelidir.</p>

<p>23. Başvurucu, düzenli biçimde muhafaza edebileceği ayrı bir yatak ile yatağı temiz tutmak için gerekli sıklıkta değiştirebileceği ayrı ve uygun bir yatak takımı sağlanmadığını ileri sürmemiştir. Başvurucunun yataksız bir zeminde veya yatağında başka mahpuslarla aynı anda uyumak zorunda kaldığı da saptanamamıştır. Başvurucunun kaldığı odaların sıhhi tesislerinin odalardan bir kapıyla ayrıldığı, başvurucunun her gün hem soğuk hem de sıcak suya erişebildiği tespit edilmiştir. Ayrıca odaların ve sıhhi tesislerin temizliği, mevcut tuvalet ve lavabo sayısı, mahpusların bunları kullanmak için harcadıkları zamanın yetersiz olduğu tespit edilmemiştir. Odaların havalandırma bahçesine açılan bir kapısı, her birimin havalandırma ve ışık sağlayan birden fazla penceresi olduğu da görülmüştür. Bu nedenle temizlik, havalandırma ve aydınlatma dâhil genel koşulların tutulma koşullarının standartlarına göre yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>24. Netice itibarıyla tutulma koşullarının fiziksel ve ruhsal etkileri ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkisi hesaba katılarak değerlendirildiğinde başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönemdeki tutulma koşullarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>26. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 700.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>27. Başvurucunun İnfaz Kurumundan denetimli serbestlikle salıverildiği anlaşıldığından ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.</p>

<p>28. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 125.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 1. Başvurucunun 3 m²den daha az kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 125.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (E.2021/5874, K.2021/6800), Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesine (2021/1286 D.İş) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202143836-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="66412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/46044 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202146044-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202146044-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2021/46044 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>F.</strong> <strong>K. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/46044)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Rıdvan DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun tutulduğu ceza infaz kurumunun fiziki koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, başka bir ceza infaz kurumundan naklen geldiği 2/12/2016 tarihinden tahliye edildiği 24/10/2023 tarihine kadar Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) barındırılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucu, tutulduğu odada kalanların sayısının çokluğu ile sağlık ve hijyen koşullarının uygun olmadığı şikâyetiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur. Kocaeli İnfaz Hâkimliği (Hâkimlik), İnfaz Kurumunda kapasitenin üzerinde hükümlü/tutuklu barındırıldığı, nakil talebinde bulunularak kurum yoğunluğunun azaltılmasının sağlandığı ancak yeni tutuklamalar nedeniyle mevcudun sürekli artış gösterdiği, ayrıca İnfaz Kurumundaki tüm koğuşlarda mevcut olan kalabalığa bağlı olarak yatak düzeni, hijyen ve barınma hususlarında başvurucuya veya başka birine özgü bir uygulama olmadığı, tüm hükümlü/tutukluların aynı uygulamaya tabi tutulduğu gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.</p>

<p>4. Başvurucunun Hâkimlik kararına itirazı Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 24/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 16/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>6. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi, İnfaz Kurumundan başvurucunun tutulduğu sürece ilişkin ayrıntılı bilgi talep etmiştir. İnfaz Kurumu ve Adalet Bakanlığının (Bakanlık) gönderdiği yazılı cevaplara göre;</p>

<p>- Başvurucu, resmî kapasitesi 16 kişi olan C-5, C-4, A-8, B-4 ve A-18 No.lu koğuşlarda, resmî kapasitesi 3 kişilik olan A-26 No.lu koğuşta kalmıştır. Tüm odalarda hükümlü/tutuklu sayısı kadar yatak ve ranza bulunmakta olup hükümlü/tutuklular kendilerine ait yataktan 24 saat esasına göre faydalanabilmektedir. Hükümlü/tutukluların istifade ettiği tüm yataklar 90x190 cm ölçüsündedir. Tüm odalarda mahkûmların özel eşyalarını ve kıyafetlerini muhafaza edebilecekleri dolaplar vardır.</p>

<p>- Koğuşlar iki katlı olup koğuşlarda alt katta kapısı ayrı 2,6 m² büyüklüğünde lavabolar bölümü, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde tuvalet ile kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde duş, 32 m² büyüklüğünde ortak kullanım alanı (televizyon izleme, sohbet ve yeme içme), 34 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi, üst katta ise 43,92 m² büyüklüğünde yatakhane bölümü bulunmaktadır.</p>

<p>- Başvurucu 2/12/2016 tarihinde tutuklanarak İnfaz Kurumuna alındığı ve burada barındırıldığı süre içinde 2/12/2016-18/12/2020 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan B-4 No.lu odada, 18/12/2020-18/3/2021 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan C-5 No.lu odada, 18/3/2021-26/5/2021 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan C-4 No.lu odada, 26/5/2021-2/7/2021 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan A-8 No.lu odada, 2/7/2021-26/1/2022 tarihleri arasında resmî kapasitesi 3 olan A-26 No.lu odada, 26/1/2022-5/12/2022 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan A-8 No.lu odada, 5/12/2022-8/12/2022 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan A-18 No.lu odada barıldırılmıştır. 8/12/2022 tarihinden beri de resmî kapasitesi 16 olan A-8 No.lu odada barındırılmaktadır.</p>

<p>- 16 kişilik odalar iki katlı olup alt katta kapısı ayrı, 2,6 m² büyüklüğünde lavabolar bölümü, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde tuvalet ile kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde duş, 32 m² büyüklüğünde (lavobolar, duş ve tuvalet ile merdiven boşluğu dâhil) ortak kullanım alanı, 34 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi, üst katta ise 43,92 m² büyüklüğünde (merdiven boşluğu dâhil) yatakhane bölümü bulunmaktadır. 16 kişilik odalar toplam 115,32 m²den oluşmaktadır. Merdiven boşluğu ise 5,45 m²dir. 16 kişilik odaların alt ve üst katlarında havalandırma penceresi vardır.</p>

<p>- Üç kişilik odalar iki katlı olup alt katta kapısı ayrı, 3,01 m² büyüklüğünde tuvalet ve duş, 23,32 m² büyüklüğünde (lavobolar, duş ve tuvalet ile merdiven boşluğu dâhil) genel kullanım alanı, 25 m² genişliğinde havalandırma bahçesi, üst katta ise 32 m² büyüklüğünde yatakhane bölümü bulunmaktadır. Üç kişilik odalar toplam 83,33 m²den oluşmaktadır. Merdiven boşluğu 5,79 m²dir. Üç kişilik odaların alt ve üst katlarında havalandırma penceresi vardır.</p>

<p>- Koğuşların alt kat ortak kullanım alanında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100 x120 cm ölçülerinde 2, üst kat yatakhane kısmında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100x125 cm ölçülerinde dört pencere bulunmaktadır.</p>

<p>- Tüm odalarda hükümlü/tutukluların kullanımlarına sunulmuş, alt kattaki ortak yaşam alanından bağımsız ve kapısı ayrı olan 16 kişilik odalarda 34 m², 3 kişilik odalarda 25 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi bulunmaktadır ve bu bölümü havanın aydınlaması ile kararması arasındaki sürede hükümlü/tutuklular kullanabilmektedir.</p>

<p>- Kurumdaki tüm odalara 7/24 kesintisiz soğuk su, ayrıca her gün 06.00-09.00, 12.00-14.00 ve 18.00-22.00 saatleri arasında herhangi bir kota olmaksızın sıcak su sağlanmaktadır.</p>

<p>- Koğuşlarda meydana gelebilecek koku ve akma gibi durumlar ile bakım ya da onarım gerektiren durumlara teknik servis personeli tarafından ivedilikle müdahale edilmekte, ayrıca mahkûmların bu yöndeki taleplerine aynı titizlikle yanıt verilmektedir.</p>

<p>8. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hangi koğuşta, kaç kişi ile ne kadar süre barındırıldığına ilişkin olarak İnfaz Kurumundan bilgi istemiştir. İnfaz Kurumunun sunduğu tablo, kararın ekinde yer almaktadır. Tablodaki verilere göre Anayasa Mahkemesince hazırlanan, başvurucuya tahsis edilen kişisel alan ve süresini gösteren tablo aşağıda gösterilmiştir. Banyo ve tuvalet kısımları ile havalandırma bahçesinin alanları hesaplamaya dâhil edilmemiş ve toplam 75,92 m² üzerinden hesaplama yapılmıştır.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Kişi Sayısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tarih Aralığı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Toplam Süre (Gün)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kişisel Alan (m²)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>30</p>
   </td>
   <td>
   <p>18/12/2020-18/3/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>90</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,53 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>29</p>
   </td>
   <td>
   <p>2/12/2016-14/3/2017</p>
   </td>
   <td>
   <p>84</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,61 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>28</p>
   </td>
   <td>
   <p>13/3/2021-2/7/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>112</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,71 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>22</p>
   </td>
   <td>
   <p>26/1/2022-5/12/2022</p>
   </td>
   <td>
   <p>312</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,45 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>19</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/12/2022-24/10/2023</p>
   </td>
   <td>
   <p>320</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,99 m²</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu; barındırıldığı koğuşun çok kalabalık olması nedeniyle asgari yaşam ve hijyen koşullarının sağlanamadığını, ranza yetersizliği sebebiyle ortak kullanım alanına yatak sererek uyumak zorunda kaldığını, bazı zamanlarda nöbetleşe uyuduklarını, tuvalet ve banyonun yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; hükümlü/tutuklu sayısının artış gösterdiği zamanlarda Kurumda geçici olarak yer sıkıntıların yaşanabildiği ancak bu sıkıntıların en kısa sürede giderilebilmesi için önlemlerin alındığı belirtilerek kabul edilebilirlik ve esas bakımından yapılacak değerlendirmede Anayasa'nın, mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>11. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin<i> insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>14. Anılan yasak kapsamında kalan hususlar, ceza infaz kurumlarında farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir (<i>Turan Günana </i>[1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 37).</p>

<p>15. Anayasa'nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı, bu kişilere ihtiyaç duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (<i>Turan Günana</i>, § 39).</p>

<p>16. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarının bahsi geçen asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı konusunda yapılacak değerlendirmede tutulma süresi, açık havada egzersiz yapma olanakları, koşulların neden olduğu fiziksel ve psikolojik etkiler, bazı durumlarda mahpusun yaşı, cinsiyeti, sağlığı ve davanın tüm koşulları gibi birçok faktörün önemli rol oynadığı belirtilmelidir. Bunlarla birlikte tutulma koşullarının kötü muamele oluşturup oluşturmadığı belirlenirken kişisel alan faktörünün temel bir unsur olarak dikkate alınması gerektiği vurgulanmalıdır (<i>Cengiz Yetgin</i> [GK], B. No: 2019/39068, 14/6/2023, § 58; geri gönderme merkezindeki tutulma koşulları yönünden yapılan benzer değerlendirme için bkz. <i>K.A.</i> [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 93).</p>

<p>17. Ceza infaz kurumlarındaki aşırı kalabalıklaşma ve buna bağlı oluşan kişisel alan eksikliğine ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde dikkate alınacak temel ilkeler <i>Levent Cantekin</i> ([GK], B. No: 2019/34408, 9/10/2024, §§ 33, 34) kararında ortaya konmuştur. Sözü edilen ilkelere göre tutuklu ve hükümlülerin tutulduğu çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen yüzey alanı en az 3 m² olmalıdır. Mahpus başına düşen yüzey alanının hesabında banyo ve tuvalet gibi sıhhi tesis bölümü ile havalandırma bahçesi yaşam alanına dâhil edilmese de mobilyaların kapladığı alan dâhil edilir. Çok kişilik koğuşlarda mahpus başına düşen yüzey alanı 3m²den az ise ya da her tutuklu ve hükümlünün ayrı bir uyku yeri yoksa veya koğuşun genel yüzeyi tutuklu ve hükümlülerin mobilyalar arasında serbestçe hareket etmesine izin vermiyorsa tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde<i> güçlü bir karine</i> oluşur. Bu karine ancak üç unsurun bir arada bulunması durumunda ortadan kaldırılabilir. İlk unsur asgari kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin<i> kısa süreli</i>, <i>küçük çaplı</i> ve<i> ara sıra</i> olmasıdır. İkinci unsur bu tür azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesidir. Son unsur tutuklu ve hükümlünün genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutulmasıdır.</p>

<p>18. Mahpusların 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alana sahip olduğu hâllerde alan faktörü, tutulma koşullarının yeterliliğinin değerlendirilmesinde önemlidir ve bu durumun uygunsuz tutulma koşullarının diğer yönleriyle birleşmesi hâlinde kötü muamele yasağı ihlal edilmiş olur. Mahpusların daha fazla kişisel alana sahip olmaları nedeniyle kişisel alan sorununa ilişkin herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı durumlarda ise tutulma koşullarının yeterliliği konusunda tutulma koşullarının diğer yönleri değerlendirilmelidir. Tutulma koşullarının diğer yönleri arasında temel sıhhi ve hijyen gereklerine uygunluk, tuvalet ve banyonun mahrem kullanılması, açık hava egzersizine, doğal ışık veya havaya erişim, havalandırma ve ısıtma sistemlerinin yeterliliği yer alır. Belirtilen koşullar altında tutulmanın süresi de dikkate alınmalıdır (<i>Levent Cantekin</i>, § 35).</p>

<p>19. Her mahpusa düzenli biçimde muhafaza edeceği ayrı bir yatak ile yatağını temiz tutması için gerekli sıklıkta değiştirebileceği ayrı ve uygun bir yatak takımı sağlanmalıdır. Bu bakımdan mahpusun bir yatağı aynı anda başka mahpuslarla birlikte kullanmak veya nöbetleşe olarak paylaşmak veya yataksız zeminde uyumak zorunda bırakılmasının kabul edilemez olduğu değerlendirilmektedir (<i>Cengiz Yetgin</i>, § 62).</p>

<p>20. Başvurucu sadece kalabalık odada tutulmayla ilgili hususlardan şikâyet ettiğinden başvurucunun tutulma koşulları sahip olduğu kişisel yaşam alanı gözetilerek iki başlık altında incelenecektir.</p>

<p><strong>1. Başvurucunun 3 m²den Daha Az Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden </strong></p>

<p>21. Somut olayda başvurucu kesintisiz olarak 90 gün boyunca 2,53 m², 84 gün boyunca 2,61 m², 112 gün boyunca 2,71 m² yüzey alanına sahip olabilmiştir. Dolayısıyla kişi başına düşen yüzey alanının 3 m²nin altına düşmesi kısa süreli olmamıştır. Bu nedenle meydana gelen alan azalmalarının -tutulma koşullarının ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkileri de hesaba katılarak- Anayasa'nın 17. maddesi anlamında kötü muamele olarak nitelendirilmesi için gerekli olan ağırlık seviyesine ulaştığı sonucuna varılmıştır. Güçlü karinenin ortadan kalkması için aranan ilk unsurun sağlanmadığı anlaşıldığından asgari kişisel alandaki azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesine, başvurucunun genel olarak uygun nitelikte bulunan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutuluyor olmasına ilişkin diğer iki unsurun değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Başvurucunun 3 m² İle 4 m² Arasında Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden </strong></p>

<p>23. Başvurucunun toplam 632 gün süreyle 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alanda barındırıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 8). Konuyla ilgili ilke (bkz. § 18) uyarınca tutulma koşullarının diğer yönlerinin yeterliliğinin incelenmesi gerekir.</p>

<p>24. Başvurucu, koğuş kalabalıklığı sebebiyle ranzada yatamadığından yakınsa da her zaman kendisine ait bir yatağa sahip olmuş ve bu yataktan 24 saat süreyle yararlanabilmiştir.</p>

<p>25. Başvurucunun kaldığı odaların sıhhi tesislerinin odalardan bir kapıyla ayrıldığı, başvurucunun her gün hem soğuk hem sıcak suya erişebildiği tespit edilmiştir. Ayrıca odaların ve sıhhi tesislerin temizliği, tuvalet ve lavabo sayısı, mahpusların bunları kullanmak için harcadıkları zamanın yetersiz olduğu tespit edilmemiştir. Odaların havalandırma bahçesine açılan bir kapısı, her bir birimin havalandırma ve ışık sağlayan birden fazla penceresi olduğu da anlaşılmıştır. Bu nedenle temizlik, havalandırma ve aydınlatma dâhil genel koşulların tutulma koşullarının standartlarına göre yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>26. Netice itibarıyla tutulma koşullarının fiziksel ve ruhsal etkileri ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkisi hesaba katılarak değerlendirildiğinde başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönemdeki tutulma koşullarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>28. Başvurucu, ihlalin tespiti ile tür ve miktar belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>29. Başvurucunun ceza infaz kurumundan tahliye edildiği anlaşıldığından ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.</p>

<p>30. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 115.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 1. Başvurucunun 3 m²den daha az kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 115.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (E.2021/5767, K.2021/6835), Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesine (2021/1285 D.İş) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202146044-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="34017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/69117 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202469117-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202469117-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2024/69117 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>MESUT YAŞAR</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/69117)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Furkan Samet ESER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (D) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan başvuruların 2024/69117 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>3. Talepte bulunan ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>4. Başvurucular, başta ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair yargılama makamları tarafından mahkûmiyet kararına dayanak alınan delillere ve yapılan değerlendirmelere karşılık davanın esasına etkili olacak şekilde ileri sürdükleri itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, esasa ilişkin olarak ise Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucuların bir kısmı, Bakanlık görüşüne karşı formdaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>6. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> (GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>7. Neticede başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarına ilişkin tespiti içeren deliller terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarında belirleyici delil olarak değerlendirilmekle birlikte bu kullanımın <i>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla gerçekleştirildiğinin</i> ortaya konulmadığı, dolayısıyla <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>8. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>9. Başvurucuların bir kısmı, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Başvurucuların iddialarının <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>11. Başvuruculardan bir kısmı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birçok Anayasal hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Bireysel başvuruya konu olay ve olgular, başvurucuların ihlal iddiaları ve başvuruya konu temel şikâyetlere ilişkin yukarıda yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde bir kısım başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan temel haklara ilişkin diğer şikâyetlerinin <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>12. Öte yandan başvurucuların bir kısmı, ByLock verilerini içeren dijital materyallerin mahkeme huzuruna getirtilmemesi ve bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan bazı eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> kararında varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 60, 61). Mevcut başvuruda da varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre başvurucuların benzer ihlal iddiaları yönünden <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>14. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>15. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>16. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>17. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde talepte bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (E) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (F) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (G) sütununda belirtilen harçların listede gösterildiği şekliyle ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202469117-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="15147"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/68916 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202368916-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202368916-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2023/68916 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>O.D. </strong><strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/68916)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Zehra GAYRETLİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>

   <p>[bkz. ekli listenin (C) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (F) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan başvuruların 2023/68916 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>3. Talepte bulunan ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>4. Başvurucular, başta ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair yargılama makamları tarafından mahkûmiyet kararına dayanak alınan delillere ve yapılan değerlendirmelere karşılık davanın esasına etkili olacak şekilde ileri sürdükleri itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Mevcut başvuruda yargı makamları tarafından başvurucular hakkındaki ByLock tespitlerinin -ByLock verilerini içeren dijital materyallerin çözümlenmesi üzerine- user-ID numarası ve buna bağlı alt verilere ilişkin düzenlenen byLock tespit ve değerlendirme tutanakları yerine yalnızca ByLock sorgu sonucu raporuna veya Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirtilen CGNAT kayıtlarına dayandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>6. Buna karşın Yargıtay içtihadı uyarınca kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun tespiti açısından -somut olayda da olduğu gibi- sadece CGNAT kayıtları yeterli delil olarak kabul edilmemektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/6/2021 tarihli ve E.2020/2018, K.2021/4527; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/10/2022 tarihli ve E.2021/18943, K.2022/5428 sayılı kararları] (benzer yönde bkz. <i>Mehmet Ayko</i> [1. B.], B. No: 2019/41322, 7/1/2025, § 20;<i> Atakan Yıldırım </i>[2. B.], B. No: 2021/8629, 14/1/2025, § 29;<i> Uğur Özçiftçi</i> [1. B.], B. No: 2021/43521, 15/1/2025, § 20).</p>

<p>7. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> (GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>8. Neticede başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarına ilişkin tespiti içeren deliller terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarında belirleyici delil olarak değerlendirilmekle birlikte bu kullanımın <i>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla gerçekleştirildiğinin</i> ortaya konulmadığı, dolayısıyla <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>9. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>10. Başvurucuların bir kısmı, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>11. Başvurucuların iddialarının <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>12. Başvuruculardan bir kısmı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birçok Anayasal hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Bireysel başvuruya konu olay ve olgular, başvurucuların ihlal iddiaları ve başvuruya konu temel şikâyetlere ilişkin yukarıda yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde bir kısım başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan temel haklara ilişkin diğer şikâyetlerinin <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Öte yandan başvuruculardan bir kısmı, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan bazı eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> kararında varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 60, 61). Mevcut başvuruda da varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre başvurucuların benzer ihlal iddiaları yönünden <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>15. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>16. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>17. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>18. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde talepte bulunan başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (G) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların listede gösterildiği şekliyle ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202368916-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="94228"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/50524 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202350524-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202350524-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2023/50524 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M. K.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/50524)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (E) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan başvuruların 2023/50524 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>3. Talepte bulunan ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>4. Başvurucular, başta ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair yargılama makamları tarafından mahkûmiyet kararına dayanak alınan delillere ve yapılan değerlendirmelere karşılık davanın esasına etkili olacak şekilde ileri sürdükleri itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> (GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>6. Neticede başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarına ilişkin tespiti içeren deliller terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarında belirleyici delil olarak değerlendirilmekle birlikte bu kullanımın <i>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla gerçekleştirildiğinin</i> ortaya konulmadığı, dolayısıyla <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>7. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>8. Başvurucuların bir kısmı, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>9. Başvurucuların iddialarının <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>10. Başvuruculardan bir kısmı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birçok Anayasal hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Bireysel başvuruya konu olay ve olgular, başvurucuların ihlal iddiaları ve başvuruya konu temel şikâyetlere ilişkin yukarıda yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde bir kısım başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan temel haklara ilişkin diğer şikâyetlerinin <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>11. Öte yandan başvurucuların bir kısmı, ByLock verilerini içeren dijital materyallerin mahkeme huzuruna getirtilmemesi ve bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan bazı eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>12. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> kararında varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 60, 61). Mevcut başvuruda da varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre başvurucuların benzer ihlal iddiaları yönünden <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>13. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>14. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>M.D.</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>A.A. ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>15. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>16. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde talepte bulunan başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (F) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (H) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (G) sütununda belirtilen harçların listede gösterildiği şekliyle ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202350524-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="48916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/34020 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202334020-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202334020-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2023/34020 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.Y.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/34020)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (E) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan başvuruların 2023/34020 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>3. Talepte bulunan ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>4. Başvurucular, başta ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair yargılama makamları tarafından mahkûmiyet kararına dayanak alınan delillere ve yapılan değerlendirmelere karşılık davanın esasına etkili olacak şekilde ileri sürdükleri itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Mevcut başvuruda yargı makamları tarafından başvurucular hakkındaki ByLock tespitlerinin -ByLock verilerini içeren dijital materyallerin çözümlenmesi üzerine- user-ID numarası ve buna bağlı alt verilere ilişkin düzenlenen byLock tespit ve değerlendirme tutanakları yerine yalnızca ByLock sorgu sonucu raporuna veya Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirtilen CGNAT kayıtlarına dayandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>6. Buna karşın Yargıtay içtihadı uyarınca kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun tespiti açısından -somut olayda da olduğu gibi- sadece CGNAT kayıtları yeterli delil olarak kabul edilmemektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/6/2021 tarihli ve E.2020/2018, K.2021/4527; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/10/2022 tarihli ve E.2021/18943, K.2022/5428 sayılı kararları] (benzer yönde bkz. <i>Mehmet Ayko</i> [1. B.], B. No: 2019/41322, 7/1/2025, § 20;<i> Atakan Yıldırım </i>[2. B.], B. No: 2021/8629, 14/1/2025, § 29;<i> Uğur Özçiftçi</i> [1. B.], B. No: 2021/43521, 15/1/2025, § 20).</p>

<p>7. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> (GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>8. Neticede başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarına ilişkin tespiti içeren deliller terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarında belirleyici delil olarak değerlendirilmekle birlikte bu kullanımın <i>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla gerçekleştirildiğinin</i> ortaya konulmadığı, dolayısıyla <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>9. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>10. Başvurucuların bir kısmı, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>11. Başvurucuların iddialarının <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>12. Başvuruculardan bir kısmı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birçok Anayasal hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Bireysel başvuruya konu olay ve olgular, başvurucuların ihlal iddiaları ve başvuruya konu temel şikâyetlere ilişkin yukarıda yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde bir kısım başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan temel haklara ilişkin diğer şikâyetlerinin <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Öte yandan başvuruculardan bir kısmı, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan bazı eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> kararında varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 60, 61). Mevcut başvuruda da varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre başvurucuların benzer ihlal iddiaları yönünden <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>15. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>16. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>17. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>18. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde talepte bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (F) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (H) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (G) sütununda belirtilen harçların listede gösterildiği şekliyle ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202334020-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="29857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/30392 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202230392-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202230392-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2022/30392 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>T.</strong> <strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/30392)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Merve ARSLANTÜRK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalma, kelepçeli olarak nakledilme ve gözaltında kötü koşullarda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçunu işlediği şüphesiyle hakkında Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülen soruşturma kapsamında başvurucu 24/8/2016 tarihinde İzmir'in Torbalı ilçesindeki evinde yakalanarak gözaltına alınmış, 5/9/2016 tarihinde de tutuklanmıştır. Başvurucu, Balıkesir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde (TEM) müdafii eşliğinde verdiği 3/9/2016 tarihli ifadesinde ve sulh ceza hâkimliğinde müdafii eşliğinde yapılan 5/9/2016 tarihli sorgusunda gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına, düzenlenen adli muayene raporlarının gerçeği yansıtmadığına veya bu raporları düzenleyen hekimlerin gerçeğe aykırı rapor düzenlediğine ilişkin bir iddiada bulunmamıştır.</p>

<p>3. Başvurucu vekili, Başsavcılığa sunduğu 15/11/2017 tarihli dilekçede başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olduğu iddiasıyla Torbalıdaki evinden gözaltına alındığını, on saat boyunca elleri kelepçeli şekilde oturtularak kendisini Balıkesir'e götürecek polisleri beklediğini, ardından yine kelepçeli olarak Balıkesir'e nakledildiğini, gözaltı sürecinde fiziksel olarak kötü koşullarda tutulduğunu beyan etmiştir. Vekil, şikâyete konu kısmın ise başvurucunun gözaltı süresi içinde mülakat olarak adlandırılan görüşmeler kapsamında sivil giyimli polislerce aynı odada, farklı günlerde üç kez avukatsız olarak sorgulanmasına ilişkin olduğunu belirtmiştir. Bu sorgularda başvurucuya sürekli bağırıldığını, küfredildiğini, hakaret edildiğini, eşi ve çocukları üzerinden cinsel içerikli tehditlerle itirafa zorlandığını, başvurucunun istenen ifadeyi vermemesi üzerine polisler tarafından duvara çarpılarak tokat ve yumruklarla darbedildiğini, oluşan darp izlerini doktorlara bildirdiğini, vücudundaki izleri göstermek istemesine rağmen polislerin buna izin vermediğini, doktorların da başvurucuyu muayene etmeden rapor düzenlediklerini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucunun gözaltı süresince gözlüğüne erişemediği için ifadesini okuyamadan imzalamak zorunda bırakıldığını, tüm bu süreçte insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye maruz kaldığını iddia etmiş, başvurucunun uzun süre şikâyetçi olmamasının sebebini ise korku içinde yaşaması ve ne yapacağını bilememesi olarak açıklamıştır.</p>

<p>4. Şikâyet üzerine Başsavcılıkça başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan başvurucu; avukatının şikâyet dilekçesinde de ifade ettiği gibi uzun süre kelepçeli tutulma, bu şekilde nakledilme ve gözaltında kötü koşullarda barındırılma yönündeki anlatımların şikâyet konusu olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; TEM'de sivil giyimli polislerce avukatı olmaksızın farklı günlerde üç kez aynı odada sorgulandığını, sorgulamada bulunan polislerin isimlerini bilmediğini, birbirlerine <i>"hacı"</i> ve<i> "abi" </i>şeklinde hitap ettiklerini belirterek fiziksel özelliklerini tarif etmiştir. Bu sorgularda eşi ve çocuklarına yönelik cinsel saldırı tehditleriyle konuşmaya zorlandığını, konuşmayınca duvara çarpılarak tokat ve yumrukla darbedildiğini, vücudunda morarmalar olduğunu, isimlerini hatırlamadığı, nezarethanede bulunan diğer kişilerin de olayları gördüğünü, nezarethaneye gelen doktorların kendisini muayene etmeden rapor düzenlediğini, darp izlerini gösterme imkânı tanınmadığını, migren ilacı ile gözlüğünün verilmediğini, uzun süre gözlüksüz kalması nedeniyle gözlerinin rahatsızlandığını, bu nedenle ifade tutanağına ne yazıldığını okuyamadan imza attığını belirtmiştir.</p>

<p>5. Başvurucunun 24/8/2016 tarihli gözaltı giriş raporunda darp ve cebir izi saptanmadığı belirtilmiştir. Bu tarihten 5/9/2016 tarihine kadar her gün için ayrı ayrı düzenlenen adli muayene raporlarında da darp ve cebir izi tespit edilmediği kayıt altına alınmıştır.</p>

<p>6. Başvurucunun gözaltında kaldığı dönemde TEM Şube Müdürlüğünde gözaltında tutulan şüphelilerin ifadelerine başvurulmuştur. İfadeleri alınan bu kişilerden bazıları, polislerin gözaltında tutulan şüphelilerin ifadelerini mülakat adı altında müdafileri hazır edilmeden ayrı ayrı aldıklarını, ifade odasına tek başına alındıkları için içeride ne yaşandığını görmediklerini, başvurucunun ifadeden döndüğünde hırpalanmış ve yorgun göründüğünü, gözle görülür bir yaralanma fark etmediklerini, başvurucunun kendilerine şiddete maruz kaldığını, hakaret ve tehditlere uğradığını anlattığını söylemiştir. Bu kişiler, başvurucunun doktor muayenesine şahit olmadıklarını, uygulamada polisin muayene sırasında yanlarında bulunduğunu, doktorun kendileriyle hiç yalnız kalmadığını belirtmiş; ifadelerine başvurulan bazıları ise başvurucunun kötü muamele iddiaları ile ilgili bilgi sahibi olmadıklarını beyan etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucunun gözaltı sürecindeki muayenelerini gerçekleştiren ve bu doğrultuda adli muayene raporlarını düzenleyen hekimlerin ifadelerine başvurulmuştur. Doktorlar, adli muayeneyi yürüttükleri sırada prosedür neyi gerektiriyorsa onu uyguladıklarını, başvurucunun darp veya cebir iddiasında bulunması, kendilerinin de darp ve cebir izi tespit etmeleri hâlinde bu hususları eksiksiz biçimde adli rapora yansıtacaklarını, başvurucunun muayenesinde herhangi bir darp ve cebir izi tespit etmediklerinden raporu buna uygun şekilde düzenlediklerini, görevlerini tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiklerini, başvurucunun iddialarının asılsız olduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun gözaltında tutulduğu dönemde TEM Şube Müdürlüğünde görevli bir polis memuru da dinlenmiş, bu kişi başvurucunun iddialarının gerçeği yansıtmadığını söylemiştir.</p>

<p>8. Başsavcılık, gözaltı sürecinde görevli kolluk personeli ile başvurucuyla birlikte gözaltında bulunan kişilerin ifadelerinde kötü muamele iddialarının doğrulanmadığı, başvurucunun anlatımlarını destekleyen, görgüye dayalı olan tanık beyanı ve kamu davası açmaya elverişli somut delil elde edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı itirazı Balıkesir 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 7/1/2022 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu, nihai kararı 16/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 2/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>11. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>12. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. Gözaltında Fiziksel ve Sözlü Şiddete Maruz Kalma Nedeniyle </strong><strong>Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>13. Başvurucu; gözaltında bulunduğu süre boyunca sürekli hakaret ve ağır tehditlere maruz kaldığını, sorgularda dövüldüğünü, adli işleme ilişkin süreçte aile mahremiyetinin zedelendiğini, kendisinin ve ailesinin cinsel saldırı ve uzun süreli hapisle tehdit edildiğini beyan etmiştir. Önceden hazırlanmış ifadeleri böyle bir baskı altında okumadan imzalamaya zorlandığını, doktorların vücudundaki darp izlerini kayda geçirmeden rapor düzenlediğini ileri sürmüştür. Kendisiyle birlikte nezarethanede kalan kişilerin kimlikleri ve sayısının tam olarak tespit edilmediğini, bu nedenle bu kişilerin tümünün ayrıntılı beyanlarının alındığına dair bilgi bulunmadığını, gözaltında birlikte kaldığı şüphelilerin tamamının ve doktorların dinlenmediğini, sorgu odasında kamera yok ise de nezarethanenin diğer kısımlarında kamera olduğunu, kamera kayıtlarının toplanıp incelenmediğini belirterek kötü muamele iddiaları yönünden etkili bir soruşturma yürütülmediğini iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatları ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>14. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin <i>insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>15. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (<i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 81; <i>K.K.</i>, § 27).</p>

<p>16. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (<i>K.K.</i>, § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 95;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 83).</p>

<p>17. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (<i>S.D.</i> [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; <i>Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek</i> [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (<i>Ferit Kurt ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).</p>

<p>18. Anayasa'nın 17. maddesi -<i>"Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (<i>Tahir Canan</i> [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, §§ 111, 112, 114-117; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin</i> [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).</p>

<p>19. Başvurucunun fiziki şiddet, tehdit ve hakarete maruz kaldığını iddia etmesinin akabinde Başsavcılık, konuyla ilgili bir soruşturma başlatmış ve başvurucuyla ilgili belgeleri celbetmiştir. Ayrıca başvurucunun rapor içeriklerine yönelik itirazını nazara alarak genel adli muayene raporlarını düzenleyen doktorların beyanlarını aldırmış, başvurucunun ayrıntılı beyanını almış ve başvurucuyla aynı dönemde nezarethanede tutulan tespit edebildiği kişilerin beyanına başvurmuştur. Başsavcılık, saptayabildiği şüpheli kolluk görevlilerinin beyanlarının alınması için gerekli adımları da atmıştır. Başvurucuyla aynı nezarethanede bulunan bazı kişiler başvurucunun ifadeden döndüğünde yorgun ve hırpalanmış göründüğünü, kendilerine şiddet ve tehditlerden söz ettiğini ancak vücudunda gözle görülür bir yaralanma fark etmediklerini ifade etmiştir. Başvurucu hakkında adli muayene raporları düzenleyen hekimler de gerçeğe aykırı bir rapor düzenlemediklerini beyan etmiştir.</p>

<p>20. Başsavcılık, kamera görüntülerinin temini için çaba göstermemiştir. Ne var ki başvurucu, konuyla ilgili şikâyetini ilk kez şikâyet ettiği olayların üzerinden yaklaşık olarak on beş ay geçtikten sonra yani kamera görüntülerinin olağan saklama sürelerinden uzun zaman sonra dile getirmiştir. Kaldı ki başvurucu, şikâyet ettiği olayların yaşandığı odada kamera bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca Başsavcılıkça toplanan deliller başvurucunun uğradığını iddia ettiği muamelelerin varlığını makul şüphenin üzerinde ortaya koymamaktadır. Bu sebeple Başsavcılığın, başvurucunun iddialarıyla ilgili etkili bir soruşturma yürüttüğü ve kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Nakil Sırasında Kelepçeli Tutulma Nedeniyle </strong><strong>Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>22. Başvurucu, İzmir'den Balıkesir'e elleri arkadan kelepçeli olarak götürüldüğünü belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>23. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (<i>İsmail Buğra İşlek </i>[1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>24. Anayasa Mahkemesi, sevk ve nakil işlemleri sırasında kelepçe kullanılmasına ilişkin kötü muamele iddialarında yetkili Cumhuriyet başsavcılığına yapılacak suç duyurusu ve devamında yürütülecek ceza yargılamasını bireysel başvurudan önce tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olarak kabul etmektedir (birçok karar arasından bkz. <i>Hüseyin Şenel </i>[2. B.], B. No: 2016/1616, 15/9/2020;<i> Merve Salbars</i> [1. B.], B. No: 2019/36166, 30/3/2023; <i>İbrahim Durgut</i> [1. B.], B. No: 2020/33234, 14/5/2025).</p>

<p>25. İncelenen olayda başvurucunun Başsavcılığa yaptığı şikâyet yalnızca Balıkesir'de gözaltında bulunduğu süre içinde maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelere ilişkindir. Başvurucu, şikâyetinde kelepçeli olarak uzun süre tutulduğunu ve bu şekilde nakledildiğini belirtmişse de bu hususun şikâyet konusu olmadığını açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bu iddiası yönünden bireysel başvuruda bulunmadan önce tüketmesi gereken hukuk yoluna başvurmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Gözaltında Kötü Koşullarda Tutulma Nedeniyle </strong><strong>Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>27. Başvurucu; on iki günlük gözaltı süresi boyunca kalabalık ve sağlıksız nezarethane koşullarında tutulduğunu, yemek ve suyun yetersiz olması nedeniyle zafiyet geçirdiğini, banyo ve hijyen imkânından yoksun bırakıldığını, gözlüğünün ve kronik rahatsızlığına ilişkin ilaçlarının verilmemesi nedeniyle sağlığının olumsuz etkilendiğini belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>28. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (<i>İsmail Buğra İşlek</i>, § 17).</p>

<p>29. Anayasa Mahkemesi gözaltında tutulan kişilerin nezarethanede tutulma koşullarının yetersizliği nedeniyle kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialarıyla ilgili olarak temel ilkeleri ortaya koyduğu ve değerlendirmelerde bulunduğu kararında şikâyete konu yetersiz koşullardaki tutma hâli sona ermişse idari yargı yolunda açılacak tam yargı davasını etkili bir yol olarak kabul etmiştir (<i>Nebahat Baysal Gül</i> [2. B.], B. No: 2016/14634, 28/5/2019, §§ 17-31; ayrıca yetersiz miktarda yiyecek ve içecek verilmesi iddiası yönünden bkz. <i>Tuncay Gürsen</i> [1. B.], B. No: 2016/35379, 15/1/2020, §§ 17-24).</p>

<p>30. Eldeki olayda başvurucunun şikâyetine konu nezarethane koşullarındaki tutulma hâli gözaltı süresinin bitmesiyle sona ermiştir. Dosya kapsamına göre başvurucu, bu koşullar nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararların giderilmesi amacıyla idari yargıda tam yargı davası açtığına dair bilgi ve belge sunmamıştır.</p>

<p>31. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Nakil sırasında kelepçeli tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Gözaltında kötü koşullarda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202230392-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="16157"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıcılık Suçuna Getirilen Ceza İndiriminin “Lehe Kanunun Geriye Yürümesi” Kuralına Göre Değerlendirilmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indiriminin-lehe-kanunun-geriye-yurumesi-kuralina-gore-degerlendirilmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indiriminin-lehe-kanunun-geriye-yurumesi-kuralina-gore-degerlendirilmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Daha önce kaleme aldığımız “Dolandırıcılık Suçuna Getirilen Ceza İndirimi (TCK m.158/4) başlıklı yazımızda; kamuoyunda <a href="http://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi </a>olarak bilinen, 16.07.2026 kabul tarihli, <strong><a href="http://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></a></strong>’un 13. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesinin 4. fıkrasına getirilen ceza indiriminin kapsamını izah etmiştik. Yine aynı yazımız kapsamında; 7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında da bu ceza indiriminin ne şekilde uygulanacağına ilişkin düzenlemelere yer verildiğini açıklamıştık.</p>

<p><strong>Bu kısa değerlendirme yazısında izah etmek istediğimiz husus ise;</strong> 7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında, TCK m.158/4’de yer verilen ceza indiriminin uygulanması bakımından, kişilerin “sanık” veya “hükümlü” statüsünde bulunmalarına göre ayırımın ne şekilde yapıldığı ile Ceza Hukukunda “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin bir yansımasını teşkil eden ve kanunların zaman bakımından uygulanmasında geçerli olan “lehe kanunun geriye yürümesi” ilkesine aykırı bir durumun ortaya çıkıp çıkmadığıdır.</p>

<p><strong>Bir görüşe göre; </strong>7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında düzenlenen hükümlerden anlaşıldığı üzere kanun koyucu, TCK m.158/4’e getirdiği dolandırıcılık suçunun işlenmesindeki fiili yalnızca <i>“kart veya hesapların kullanılmasına imkan verme”</i> ile sınırlı olan kişiler bakımından,<strong> </strong>dosyalarının kanun yolu aşamasında olması veya hükümlerinin kesinleşip infazına geçilmesi açısından bir fark öngörmüş, dosyası kanun yolunda bulunan, dolayısıyla henüz “sanık” statüsü devam edenler bakımından bozma kararı verilerek, dosyalarının ilk derece mahkemesine gönderilmesini ve “sanık” statüsü devam edenlerin fiillerinin TCK m.158/4’e girdiğinin tespit edilmesi durumunda cezalarının TCK m.158/4 uyarınca yarı oranında indirilmesine imkan verilmesini sağlamış, dosyası kesinleşip infaz aşamasında bulunanlar bakımından ise, TCK m.168/2 uyarınca ceza indiriminden faydalanabilmeleri için 6 ay içerisinde mağdurun zararını aynen geri verme veya tazmin yoluyla gidermelerini zorunlu şart olarak getirmiş, fakat bu statüde bulunanların hükümleri kesinleşmiş olduğundan, ayrıca TCK m.158/4’de yer alan indirimin uygulanamayacağını öngörmüştür.</p>

<p>Ceza Hukukunda “lehe kanunun geriye yürümesi” ilkesi, ceza kanunlarının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanması ve geçmişe etkili olmaması prensibinin bir istisnasını teşkil etmektedir. Bu ilke uyarınca; Ceza Hukukuna ilişkin yeni düzenleme bir fiili suç olmaktan çıkarmış, cezayı azaltmış veya suçun unsurlarını değiştirmişse, bu halde failin lehine olarak geçmişe etkili şekilde uygulanacaktır, çünkü artık kamu düzeni bakımından failin aleyhine olan eski düzenlemeyi uygulamanın bir anlamı ve faydasının bulunmadığı kabul edilir.</p>

<p>Ceza Hukukunda “lehe kanunun geriye yürümesi” ilkesi dikkate alınarak; 7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarındaki ceza indiriminin uygulanabilmesi bakımından, “sanık” ve “hükümlü” statüsünde bulunanlar için getirilen hükümler sistematik olarak değerlendirildiğinde ilk bakışta yukarıdaki görüş ortaya koyulabilir.</p>

<p><strong>Diğer bir görüşe göre ise; </strong>7598 sayılı Kanunun geçici m.1/7 hükmünün yapılan incelemesinde, dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmü kesinleşenler bakımından, TCK m.158/4’ün öngördüğü indirimin doğrudan uygulanacağı, bunun yanında kovuşturma aşaması tamamlanmasına ve TCK m.168/2 uyarınca etkin pişmanlıktan yararlanma imkanı kalmamasına rağmen, etkin pişmanlıktan yararlanmamış hükümlüler bakımından 6 aylık süre tanınarak, mağdurun zararının giderilmesi karşılığında ayrıca yarı oranında ceza indirimine gidileceğinin düzenlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Bir başka ifadeyle;</strong> 7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 7. fıkrasında yer alan düzenleme, cezası kesinleşip hükümlü statüsüne geçenler bakımından, hem TCK m.158/4’e getirilen ceza indiriminin doğrudan uygulanmasına ve hem de kovuşturma aşaması bitmesine rağmen, hükümlünün maddede yer alan zararı giderme şartını yerine getirmesi halinde, TCK m.168/2'de bulunan etkin pişmanlık halinden faydalanmasına imkan sağlamaktadır.</p>

<p><strong>Özetle kanun koyucu;</strong> dolandırıcılık suçlarının düzenlendiği TCK m.157’nin ve m.158’in tümünü kapsama almış, fakat m.158/4 kapsamında fiili “hesap veya kartların kullandırılması” ile sınırlı kalan hükümlüleri ayrık tutup, 6 ay daha mağdurun zararını gidermelerine imkan vererek, TCK m.158/4’de yer alan ceza indiriminden faydalanmaları yanında, kovuşturma aşaması bitmesine rağmen, TCK m.168/2 uyarınca etkin pişmanlık indiriminden de yararlanmalarının önünü açmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yönü ile Geçici m.1/7’nin Anayasa m.38/1’e ve TCK m.7/2’ye aykırı olduğunun söylenemeyeceği, çünkü hükümlü hakkında iştirakten kurulan hükümde yer alan cezanın yarı oranında indirileceği ve hükümlünün yararlanması halinde de cezada TCK m.168/2 uyarınca ayrıca indirime gidileceği, TCK m.168/2 tatbik edilmeden cezanın ertelenemeyeceği veya durdurulamayacağı, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce karar verilip, kanun yoluna gidilmeyerek kesinleşen mahkumiyetler hakkında da yine Geçici m.1/7’nin uygulanacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indiriminin-lehe-kanunun-geriye-yurumesi-kuralina-gore-degerlendirilmesi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-te7df.jpg" type="image/jpeg" length="57949"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YATIRIM YOLU İLE KAZANILAN TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTAL EDİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yatirim-yolu-ile-kazanilan-turk-vatandasliginin-iptal-edilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yatirim-yolu-ile-kazanilan-turk-vatandasliginin-iptal-edilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk hukukunda belirli ekonomik kriterleri karşılayan yabancıların istisnai yolla Türk vatandaşlığını kazanabilmesine imkân tanınmıştır. Özellikle 400.000 Amerikan Doları tutarında taşınmaz edinimi, sermaye yatırımı yapılması, istihdam oluşturulması veya ekonomik katkı sağlayan diğer faaliyetlerin gerçekleştirilmesi halinde ilgili yabancı, eşi ve 18 yaşından küçük çocukları Türk Vatandaşlığı kazanmaktadır. Bu yazımızda Türk Vatandaşlığının kazanılma usulleri detaylıca açıklanmayacak olup, Türk Vatandaşlığı kazanıldıktan sonra; özellikle Türk Vatandaşlığı başvuru sürecinde yapılan muvazaalı işlemler nedeniyle Türk Vatandaşlığının iptal edilmesi hususu anlatılacaktır.</p>

<p><strong>TÜRK VATANDAŞLIĞI KAZANMA KARARININ İDARİ İŞLEM NİTELİĞİ</strong></p>

<p>İdare hukuku bakımından idari işlem; idarenin kamu gücü kullanarak, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk düzeninde değişiklik meydana getiren işlemleridir. Vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin kararlar da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Zira yabancının yatırım şartlarını yerine getirmesi, vatandaşlık statüsünü kendiliğinden doğuran bir işlem değildir. Vatandaşlık bağının kurulması, yetkili idari makamın irade açıklaması sonucunda gerçekleşmektedir. 400.000 Amerikan Doları bedel tutarında yatırım yapmak suretiyle Türk Vatandaşlığı kazanma işlemi 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 12. Maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı kararıyla tesis edilen kurucu idari işlem niteliğindedir.</p>

<p><strong>TÜRK VATANDAŞLIĞI KAZANMA KARARININ DAYANAĞI: TAŞINMAZ YATIRIM TESPİT BELGESİ VE UYGUNLUK BELGESİ</strong></p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında, vatandaşlık başvurusunun temelini oluşturan husus, yabancı yatırımcının mevzuatta öngörülen yatırım şartlarını yerine getirdiğinin yetkili idari makamlar tarafından tespit edilmesidir. Bu kapsamda yatırım tespit belgesi, (eski adıyla uygunluk belgesi) vatandaşlık kazanma kararının oluşum sürecinde önemli idari belgeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk Vatandaşlığı başvuru sürecinin başlatılabilmesi için, başvurucunun öncelikle 400.000 Amerikan Doları yatırım yaptığının, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesi düzenlenmek suretiyle tespit edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Türk Vatandaşlığı verilmesine yönelik Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen kararın dayanağı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından verilen Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesidir. Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesi ise, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından yetkilendirilmiş gayrimenkul değerleme uzmanlarının, vatandaşlığa konu taşınmazın değerinin 400.000 USD üzerinde olduğunu yönünde hazırladığı değerleme raporu neticesinde verilir.</p>

<p><strong>TÜRK VATANDAŞLIĞI KARARLARININ İPTAL NEDENLERİ </strong></p>

<p>Vatandaşlık kararının verilmesiyle birlikte kişi, yalnızca ekonomik bir işlem sonucunda geçici bir hak elde etmiş olmaz; hukuken korunan bir vatandaşlık statüsüne sahip olur. Bu nedenle vatandaşlık kararının daha sonra kaldırılması, idare hukuku bakımından özel bir sorun ortaya çıkarmaktadır. Bununla birlikte, son zamanlarda yatırım yolu ile Türk Vatandaşlığı kazanmış olan kişilerin Türk Vatandaşlığı kazanma kararlarının iptal edildiği bilinmektedir.</p>

<p>Öncelikle, Türk Vatandaşlığı kazanmak isteyen yabancı kişilerin Türkiye'de 400.000 Amerikan Doları yatırım yapması ve bu yatırımın Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesiyle tespit edilmesi gerekmektedir. Türk Vatandaşlığına esas olan gayrimenkul, 4 Mart 2024 tarihinden önce satın alınmış ise, gayrimenkul değerleme raporu Sermaye Piyasası Kurulu ve Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği lisanslı her hangi bir değerleme şirketi tarafından; 4 Mart 2024 tarihinden sonra alınmış ise sadece GEDAŞ Gayrimenkul Değerleme A.Ş. tarafından yapılmaktadır. Türk Vatandaşlığı iptal kararlarına konu olan gerekçe ise, yatırım tespit belgesi düzenlenirken yapıldığı iddia edilen usulsüzlük iddialarıdır.</p>

<p><strong>HİLE VE GERÇEĞE AYKIRI BEYAN İDDİASI</strong></p>

<p>Son zamanlarda verilen Türk Vatandaşlığı iptal kararlarının gerekçesi, başvurucunun Türk Vatandaşlığı kazanımı sürecinde satın aldığı ve Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesine esas olan gayrimenkulün değerleme raporlarının, taşınmazın gerçek değerinden fazla olduğu iddiasıyla verilmektedir.</p>

<p>Taşınmazın bulunduğu yerdeki Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalarda, ilgili kişi Türk Vatandaşlığı kazanmış olsa da; soruşturma aşamasında yapılan bilirkişi incelemelerinde, taşınmaz yatırım tespit belgesi düzenlendiği tarihte gayrimenkulün satışa esas bedeli yeniden değerlendirilmekte; beyan edilen değer ile bilirkişi tarafından tespit edilen değerin arasında fark olması halinde bilirkişi tarafından düzenlenen değerleme raporuna itibar edilerek ilgili kişilerin Türk Vatandaşlığı iptal edilmektedir.</p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında hile, özellikle şu şekillerde ortaya çıkabilir:</p>

<p>Gerçekte yapılmayan bir yatırımın yapılmış gibi gösterilmesi,</p>

<p>Gerçek yatırım miktarının mevzuatta öngörülen sınırların altında olmasına rağmen farklı gösterilmesi,</p>

<p>Sahte veya gerçeği yansıtmayan belgelerin sunulması,</p>

<p>Muvazaalı işlemlerle yatırım şartlarının sağlanmış görüntüsü oluşturulması,</p>

<p>İdari makamın değerlendirmesini etkileyecek önemli bilgilerin gizlenmesi.</p>

<p><strong>GERÇEKTE YAPILMAYAN BİR YATIRIMIN YAPILMIŞ GİBİ GÖSTERİLMESİ</strong></p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında temel unsur, yabancı yatırımcının mevzuatta öngörülen yatırım şartlarını gerçek, geçerli ve hukuka uygun bir şekilde yerine getirmiş olmasıdır. Bu nedenle yalnızca şeklen bir yatırım görüntüsü oluşturulması veya gerçekte mevcut olmayan bir yatırımın yapılmış gibi idari makamlara sunulması, vatandaşlık kararının hukuki dayanağını doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.</p>

<p>Gerçekleşmeyen bir yatırımın yapılmış gibi gösterilmesi, idarenin vatandaşlık başvurusuna ilişkin değerlendirme iradesini sakatlayan bir durum olarak ortaya çıkabilir. Çünkü idare, vatandaşlık kararını tesis ederken başvuru sahibinin sunduğu bilgi ve belgelerin gerçeği yansıttığı varsayımına dayanır. Bu durum genellikle, tapu müdürlüğünde satış işlemi olarak gösterilen bir işlemin, aslında ödünç sözleşmesi olduğu yönünde muvazaa olması durumlarında ortaya çıkar. Bu durumda genellikle gayrimenkulü satın alıp Türk Vatandaşlığı kazanan kişi, 3 yıl satmama taahhüdü süresi bittikten sonra ilgili taşınmazı satın aldığı kişiye geri devir etmesi yoluyla tamamlanır. Her ne kadar Türk Vatandaşlığı kazanımına esas olacak bütün bilgi ve belgeler mevcut olsa da; ortada gerçek bir satış işlemi bulunmadığından tespit halinde Türk Vatandaşlığı iptal edilir.</p>

<p><strong>GERÇEK YATIRIM TUTARININ MEVZUATTA ÖNGÖRÜLEN SINIRLARIN ALTINDA OLMASINA RAĞMEN YÜKSEK GÖSTERİLMESİ</strong></p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında, kanun koyucu tarafından belirlenen yatırım türleri bakımından belirli ekonomik şartların yerine getirilmesi aranmaktadır. Bu şartların en önemlilerinden biri, gerçekleştirilen yatırımın mevzuatta öngörülen asgari tutarı karşılamasıdır. Bu nedenle yatırım miktarının gerçeğe uygun şekilde belirlenmesi, vatandaşlık kazanma kararının hukuka uygunluğu bakımından temel unsurlardan biridir.</p>

<p>Taşınmaz değerleme raporu, bir taşınmazın piyasa değerinin belirlenmesine yönelik teknik nitelikte bir inceleme belgesi olmakla birlikte, vatandaşlık başvurusu bakımından yalnızca ekonomik bir tespit aracı değildir. Aynı zamanda idarenin vatandaşlık kararını tesis ederken dikkate aldığı maddi unsurlardan biridir. Bu nedenle raporda yer alan değer tespitinin gerçeği yansıtması, hukuki güvenilirlik açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Taşınmazın gerçek ekonomik değerinin mevzuatta aranan yatırım sınırının altında olmasına rağmen, değerleme raporunda daha yüksek gösterilmesi hâlinde, idarenin vatandaşlık başvurusunu değerlendirme sürecinin gerçeğe aykırı bir veri üzerinden yürütülmesi söz konusu olabilir.</p>

<p>Bu durum özellikle;</p>

<p>taşınmazın piyasa değerinin objektif kriterlere aykırı biçimde yüksek belirlenmesi,</p>

<p>emsal taşınmazların gerçeğe aykırı şekilde seçilmesi,</p>

<p>taşınmazın fiziksel veya hukuki özelliklerinin olduğundan farklı değerlendirilmesi,</p>

<p>gerçek satış bedeli ile raporda belirtilen değer arasında önemli farklılık bulunması,</p>

<p>değerleme sürecinde taraflı veya yanıltıcı bilgilerin kullanılması,</p>

<p>hâllerinde gündeme gelir.</p>

<p>İdare hukuku bakımından burada temel sorun, vatandaşlık kararının dayandığı sebep unsurunun gerçeğe uygun olup olmadığıdır. Zira vatandaşlık kazanma kararı, yatırımcının mevzuatta öngörülen ekonomik şartları sağladığı kabulüne dayanır. Eğer bu kabul gerçeğe aykırı bir bilgiye dayanıyorsa, vatandaşlık işleminin hukuki geçerliliği tartışmalı hâle gelebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, yatırım tutarının belirlenmesine ilişkin her farklı değerlendirme veya sonradan ortaya çıkan değer değişiklikleri, tek başına hile veya gerçeğe aykırı beyan olarak kabul edilemez. Hileden söz edilebilmesi için yatırımcının bilerek ve isteyerek gerçek yatırım miktarını gizlemesi ya da idareyi yanıltmaya yönelik bir davranışta bulunması gerekir.</p>

<p><strong>UYGUNLUK BELGESİNİN İPTAL EDİLMESİ </strong></p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması sürecinde uygunluk belgesi, yabancı yatırımcının gerçekleştirdiği yatırımın mevzuatta öngörülen şartları taşıdığını gösteren ve vatandaşlık başvurusunun ön aşamalarından birini oluşturan önemli bir idari belgedir. Bu belge, yatırımın türü, miktarı ve niteliği bakımından vatandaşlık başvurusu yapılabilmesi için gerekli şartların sağlandığını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen ve Türk Vatandaşlığı kazanımı sürecinde idari makamlardan gizlenen önemli bir husus olması halinde, idare tarafından öncelikle Türk Vatandaşlığı kazanımı kararına dayanak oluşturan ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından verilen Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesi iptal edilmektedir. Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesinin iptal edilmesiyle birlikte, Türk Vatandaşlığına dayanak oluşturan idari karar ortadan kalkmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burada önemle belirtmemiz gerekir ki; uygunluk belgesinin iptal edilmesi ile Türk Vatandaşlığının iptal edilmesi farklı idari işlemler olup her iki işleme karşı ayrı ayrı iptal davası açılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTAL EDİLMESİ İLE TÜRK VATANDAŞLIĞI KARARININ GERİ ALINMASI ARASINDAKİ FARK</strong></p>

<p>Türk vatandaşlığının sona erdirilmesi bakımından vatandaşlığın iptal edilmesi ile vatandaşlık kazanma kararının geri alınması kavramları uygulamada birbirine yakın anlamlarda kullanılabilse de, idare hukuku ve vatandaşlık hukuku bakımından farklı hukuki niteliklere sahiptir.</p>

<p>Vatandaşlık kazanma kararının geri alınması, esas itibarıyla vatandaşlık kararının tesis edildiği anda hukuka aykırı bir durumun mevcut olması hâlinde gündeme gelen bir idari işlem hukuku meselesidir. Burada temel tartışma, vatandaşlık kararının hangi şartlar altında ve hangi maddi gerçeklik üzerine kurulduğudur. Başvuru sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması, sahte veya yanıltıcı belgeler sunulması, yatırım şartlarının gerçekte gerçekleşmemesine rağmen gerçekleşmiş gibi gösterilmesi gibi durumlarda, idarenin iradesinin sakatlandığı ve vatandaşlık kazanma kararının hukuki temelinin ortadan kalktığı ileri sürülebilir.</p>

<p>Geri alma işleminde amaç, hukuka aykırı şekilde tesis edilmiş olan vatandaşlık kararının hukuk düzeninden çıkarılmasıdır. Bu nedenle geri alma, vatandaşlık statüsünün verilmesinden ziyade, vatandaşlığı doğuran idari işlemin hukuki geçerliliği üzerine yapılan bir değerlendirmeyi ifade eder.</p>

<p>Buna karşılık Türk vatandaşlığının iptal edilmesi kavramı, daha çok kişinin mevcut vatandaşlık statüsüne yönelik bir sona erdirme sonucunu ifade etmektedir. İptal kavramı, kişinin Türk vatandaşı sıfatının ortadan kaldırılması sonucunu doğuran işlemi ifade etmekle birlikte, hukuki sebebi ve uygulanma yöntemi bakımından vatandaşlık kararının geri alınmasından farklı değerlendirilmelidir.</p>

<p>İdari işlem teorisi bakımından temel ayrım şu şekilde ortaya konulabilir:</p>

<p>Vatandaşlık kararının geri alınması, vatandaşlık kazandıran idari işlemin hukuka aykırılığına dayanır ve işlemin kuruluş aşamasındaki sakatlıkların giderilmesini amaçlar.</p>

<p>Vatandaşlığın iptal edilmesi ise kişinin mevcut vatandaşlık statüsüne yönelik bir sonuç doğuran işlem olarak değerlendirilir ve kanunda öngörülen özel şartların gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>Bu nedenle yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlığı bakımından öncelikle incelenmesi gereken husus, vatandaşlık kazanma kararının verildiği tarihte hukuka aykırılık bulunup bulunmadığıdır. Eğer vatandaşlık kararı, hile, gerçeğe aykırı beyan veya sahte belgeler nedeniyle sakatlanmışsa, mesele esas itibarıyla vatandaşlık kararının hukuki geçerliliği ve geri alınması kapsamında değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Özellikle gerçekte yapılmayan bir yatırımın yapılmış gibi gösterilmesi, yatırım miktarının mevzuatta öngörülen sınırların üzerinde gösterilmesi, taşınmaz değerleme raporlarının gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesi veya idarenin gerçeğe aykırı beyanlarla yanıltılması hâllerinde, vatandaşlık kararının hukuki temeli tartışmalı hâle gelebilir. Zira idarenin vatandaşlık verme iradesi, gerçek ve hukuka uygun bir yatırımın mevcut olduğu kabulüne dayanmaktadır. Bir sonraki yazımızda, Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alma kararlarına karşı açılacak olan davaların usul ve esaslarını detaylıca izah edilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak, yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının geri alınması; yalnızca yatırım şartlarının yerine getirilip getirilmediği meselesi değil, aynı zamanda idari işlem teorisi, kazanılmış hak ilkesi, hukuki güvenlik ilkesi ve ölçülülük prensibi çerçevesinde değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir hukuki konudur. Hukuk devleti anlayışı, bir yandan hileli ve gerçeğe aykırı işlemlerle elde edilen vatandaşlık statülerinin korunmamasını, diğer yandan ise hukuka uygun şekilde kazanılmış vatandaşlığın keyfi biçimde ortadan kaldırılmamasını gerektirmektedir. Bu denge, yatırım yoluyla vatandaşlık uygulamasının hukuki güvenilirliği ve sürdürülebilirliği bakımından temel öneme sahiptir.</p>

<p><strong>Av. Batın YILMAZ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yatirim-yolu-ile-kazanilan-turk-vatandasliginin-iptal-edilmesi</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 13:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/pasaport-ev.jpg" type="image/jpeg" length="95223"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['Bağ evleri' için büyüklük şartı 5 hektardan 2 hektara düşürüldü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bag-evleri-icin-buyukluk-sarti-5-hektardan-2-hektara-dusuruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bag-evleri-icin-buyukluk-sarti-5-hektardan-2-hektara-dusuruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarımsal amaçlı yapıların kriterlerinde yapılan değişiklikle, üzerine bağ evi kurulmasına izin verilen tarım arazilerinde aranan asgari büyüklük şartı 5 hektardan 2 hektara indirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı'nın "Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i Resmi Gazete'de yayımlandı. Düzenlemeyle yönetmeliğin Ek-1'inde yer alan "Tarımsal Amaçlı Yapıların Kriterleri" bölümündeki 6.1 maddesinde bulunan "5 hektar" ibaresi "2 hektar" olarak değiştirildi.</p>

<p>Yapılan değişiklikle birlikte tarımsal amaçlı yapıların inşası için daha önce en az 50 bin metrekare arazi büyüklüğü aranırken, bu sınır 20 bin metrekareye düşürüldü. Böylece daha küçük tarım arazilerine sahip üreticilerin de tarımsal amaçlı yapı izni alabilmesinin önü açılmış oldu.</p>

<p>Söz konusu değişiklik, son aylarda tarım arazilerinde kaçak bungalov, villa ve hobi bahçesi uygulamalarını engellemek amacıyla getirilen sıkı kurallarda bir değişiklik anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yönetmelikle ayrıca geçiş sürecine ilişkin önemli bir hüküm de getirildi. Buna göre, 4 Nisan 2026'da yürürlüğe giren yönetmelikten önce Bakanlığa yapılan tarımsal amaçlı yapı ve tarım dışı kullanım başvuruları, yürürlükten kaldırılan eski yönetmelik hükümlerine göre değerlendirilmeye devam edecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>---</p>

<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TARIM ARAZİLERİNİN KORUNMASI VE KULLANILMASI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/4/2026 tarihli ve 33214 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önceki başvuruların değerlendirilmesi</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlık birimlerine yapılan tarımsal amaçlı yapı ve tarım dışı kullanım amaçlı başvurular, 24 üncü madde ile yürürlükten kaldırılan Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Planlanmasına Dair Yönetmelik hükümleri kapsamında değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin Tarımsal Amaçlı Yapıların Kriterleri başlıklı Ek-1’inin 6.1 numaralı maddesinde yer alan “5 hektar” ibaresi “2 hektar” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin Ek-10/B ve Ek-10/Ç’lerinin “Tarımsal Yapılar” başlıklı birinci bölümleri ekteki şekilde ve aynı eklerin “Tarımsal Entegre Tesisleri” başlıklı ikinci bölümlerinin (a) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Jeotermal Kaynaklı Teknolojik Sera Yatırımları”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmelik 4/4/2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-179.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bag-evleri-icin-buyukluk-sarti-5-hektardan-2-hektara-dusuruldu</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/bag-evi-tarla.jpg" type="image/jpeg" length="35525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65493"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63322"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36848"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25250"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82764"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="66320"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="76085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="53586"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="69169"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="41715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="12491"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="12133"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="31253"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="30121"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="78128"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
