<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 01 Aug 2026 22:30:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK MEDENİ HUKUKUNDA PAYLI VE ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİNİN SONA ERDİRİLMESİ: 7589 SAYILI KANUN (12. YARGI PAKETİ) İLE GETİRİLEN YENİLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-medeni-hukukunda-payli-ve-elbirligi-mulkiyetinin-sona-erdirilmesi-7589-sayili-kanun-12-yargi-paketi-ile-getirilen-yenilikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-medeni-hukukunda-payli-ve-elbirligi-mulkiyetinin-sona-erdirilmesi-7589-sayili-kanun-12-yargi-paketi-ile-getirilen-yenilikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ VE ÇERÇEVE</strong></p>

<p><strong>A. Mülkiyet Hakkının Anayasal Boyutu ve Paylaşma İstemi Hakkının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Mülkiyet hakkı, T.C. Anayasası’nın 35. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesinde güvence altına alınan, hak sahibine eşya üzerinde en geniş kapsamlı ayni hak yetkilerini veren mutlak bir haktır. Ancak mülkiyet hakkının birden fazla kişiye ait olması durumunda paydaşlar veya ortaklar arasında malvarlığının yönetimi, kullanımı ve tasarrufu hususlarında uyuşmazlıkların çıkması kaçınılmaz gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanun koyucu mülkiyetin bireyselleştirilmesi ve ekonomik değerlerin serbestçe dolaşıma girmesi maksadıyla ortaklara/paydaşlara ortaklık ilişkisini sona erdirme yetkisi tanımıştır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 698. maddesinde düzenlenen paylaşma istemi bozucu yenilik doğuran mutlak bir haktır. Bu hak niteliği gereği zamanaşımına uğramaz; ortaklık devam ettiği sürece her bir paydaş veya ortak tarafından her zaman ileri sürülebilir. Paylaşma istemi hakkının kullanılması, diğer paydaşların kabulüne veya rızasına bağlı tutulmamıştır. Hak sahibinin tek taraflı irade beyanının karşı tarafa ulaşması veya dava yoluna başvurulmasıyla hukuki sonuçlarını doğurur. Kanun koyucu TMK m. 698/2 ve 3 hükümlerinde paylaşmayı isteme hakkını yalnızca hukuki bir işlemle en fazla 10 yıllık süre için sınırlandırabilme veya taşınmazın uygun olmayan bir zamanda paylaşılmasını önleme gibi istisnai düzenlemelerle kısıtlamıştır. Bunun dışındaki hallerde, ortaklığın devam ettirilmesini zorunlu kılan hiçbir hukuki engel kabul edilmemiştir.</p>

<p><strong>B. Paylı Mülkiyet ve Elbirliği Mülkiyetinde Paylaşımın Karşılaştırmalı Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Türk eşya hukukunda birden fazla kişinin aynı eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olması iki farklı hukuki rejim altında düzenlenmiştir: Paylı mülkiyet (TMK m. 688 vd.) ve elbirliği mülkiyeti (TMK m. 701 vd.). Paylı mülkiyette, eşyanın fiilen bölünmüş olmayan her bir parçası üzerinde paydaşların soyut, oransal payları mevcuttur. Paydaş, kendi payı üzerinde üçüncü kişilere devir, ipotek tesis etme veya haciz koydurma gibi tasarruf işlemlerini bağımsızca gerçekleştirebilir. Bu durum, paylı mülkiyette paylaşma isteminin doğrudan doğruya TMK m. 698 ve m. 699 hükümleri çerçevesinde ileri sürülmesine imkan sağlamaktadır. Paylı mülkiyette ortaklığın giderilmesi davası, doğrudan paydaşlar arasındaki hukuki ilişkiyi nihayete erdirir.</p>

<p>Elbirliği mülkiyetinde ise ortakların belirlenmiş bağımsız payları bulunmamaktadır. Eşyanın tamamı üzerinde ortakların hak sahipliği söz konusu olup ortaklar arasında tüzel kişiliği olmayan bir ortaklık bağı mevcuttur. Elbirliği mülkiyetinde tasarruf işlemleri oy birliği ile gerçekleşir. Miras ortaklığında ortaklığın giderilmesi davası açılabilmesi için öncelikle elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi (TMK m. 644) imkanı değerlendirilmeli; yahut TMK m. 642 uyarınca dogrudan mirasın paylaşılması davası ikame edilmelidir. Nitekim Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarına göre mirasçılardan birinin talebi üzerine mahkemece TMK m. 644 uyarınca diğer mirasçılara itiraz imkanı tanınarak elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete çevrilmekte, ardından ortaklığın satış veya taksim suretiyle giderilmesi safhasına geçilmektedir. Burada göze çarpan en temel unsur paylı mülkiyette paya dayalı tasarruf serbestisi bulunmasına karşın, elbirliği mülkiyetinde tasarruf serbestisinin bulunmaması ve dava sürecinde tüm ortakların davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanmasının mülkiyetin yapısı gereği bir zorunluluk olmasıdır.</p>

<p><strong>II. DAVA ÖNCESİ ZORUNLU USULİ İŞLEMLER VE ARABULUCULUK DAVA ŞARTI</strong></p>

<p><strong>A. 6325 Sayılı Kanun m. 18/B Çerçevesinde Zorunlu Arabuluculuk Kurumu</strong></p>

<p>Türk yargı sisteminde mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve uyuşmazlıkların dostane yollarla çözüme kavuşturulması amacıyla 7445 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na eklenen 18/B maddesi uyarınca 1 Eylül 2023 tarihi itibarıyla ortaklığın giderilmesine ilişkin davalarda arabuluculuk bir dava şartı olarak ihdas edilmiştir. İlgili mevzuat uyarınca, ortaklığın giderilmesi istemiyle dava açmak isteyen paydaş veya ortak dava açmadan önce dava şartı olan arabuluculuk bürosuna başvurmalıdır.</p>

<p><strong>B. Arabuluculuk Sürecinin Hak Düşürücü Süreler, Zamanaşımı ve Dava Şartı Niteliklerine Etkisi</strong></p>

<p>Arabuluculuk sürecinin başlatılması, hukuki niteliği itibarıyla zamanaşımını durduran ve hak düşürücü sürelerin işlemesini engelleyen usuli bir kurumdur. 6325 sayılı Kanun’un 16. maddesi gereğince, arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinden son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süreler işlemez. Ortaklığın giderilmesi davasında hak düşürücü süre söz konusu olmasa dahi davayla bağlantılı olarak ileri sürülebilecek eklenti, ecrimisil veya tazminat talepleri bakımından bu kural hayati önem taşımaktadır.</p>

<p>Dava şartı niteliğindeki arabuluculuk usulü ihlal edilerek doğrudan doğruya mahkemede dava açılması halinde mahkemece davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilecektir. Bu red kararı esasa ilişkin bir hüküm teşkil etmediğinden arabuluculuk dava şartı tamamlandıktan sonra yeniden dava açılması mümkündür. Ancak uygulamada gereksiz zaman ve masraf kaybını önlemek adına dava dilekçesine arabuluculuk son tutanağının aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin eklenmesi zorunludur.</p>

<p><strong>III. YARGILAMA USULÜ, GÖREV, KESİN YETKİ VE TARAF TEŞKİLİ ESASLARI</strong></p>

<p><strong>A. Görevli ve Yetkili Mahkemenin Tespiti</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi davalarında görevli mahkeme münhasıran Sulh Hukuk Mahkemesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, dava konusunun değerine veya miktarına bakılmaksızın, taşınır ve taşınmaz mallarda paydaşlığın veya ortaklığın giderilmesine ilişkin davalarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi olarak belirlenmiştir. Görev kuralı kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilir ve taraflarca iddia ve savunma genişletme yasağına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebilir.</p>

<p>Yetkili mahkeme bakımından ise HMK m. 12/1 hükmü uygulanır. Taşınmazın aynına ilişkin olan ortaklığın giderilmesi davalarında yetki kesin yetki niteliğindedir. Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi münhasıran yetkilidir. Eğer dava birden fazla taşınmaza ilişkinse ve bu taşınmazlar farklı mahkemelerin yargı çevresinde yer alıyorsa HMK m. 12/3 uyarınca taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde diğer taşınmazlar için de dava açılması mümkündür. Ancak kesin yetki kuralı gereğince, taraflar yetki sözleşmesi yapamayacakları gibi mahkeme de yetkisizlik hususunu ilk inceleme aşamasında re'sen dikkate almakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>B. Taraf Teşkili</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi davaları, hukuki niteliği itibarıyla çift taraflı davalardır. Bu davalarda kazanan ve kaybeden taraf ayrımı bulunmamakta, verilen karar tüm paydaşlar / ortaklar bakımından aynı hukuki sonuçları doğurmaktadır. Bu sebeple yargılamanın yürütülebilmesi ve <strong>esasa </strong>ilişkin bir karar verilebilmesi için tapu kaydındaki veya mirasçılık belgesindeki tüm paydaşların / mirasçıların davada taraf olarak yer alması usuli zorunluluktur.</p>

<p>Mirasçılık belgesi (veraset ilamı), elbirliği mülkiyetine konu taşınmazlarda taraf teşkilinin sağlanması açısından ilksel belgedir. Mahkeme, mirasbırakanın tüm mirasçılarını tespit etmek ve davaya dahil etmek üzere taraflara süre verir veya yetki belgesi tanzim eder.</p>

<p><strong>IV. MÜLKİYETİN SONA ERDİRİLMESİ YÖNTEMLERİ VE MADDİ HUKUK ENGELLERİ</strong></p>

<p><strong>A. Aynen Taksim Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi (TMK m. 699/1-2) ve İmar/Arazi Mevzuatı Kısıtlamaları</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 699. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca, ortaklığın giderilmesi davasında asıl olan ve mahkemece öncelikle incelenmesi gereken yöntem aynen taksimdir. Paydaşlardan birinin talebi halinde hakim, taşınmazın aynen bölüştürülmesi imkanını araştırmak zorundadır. Taşınmazın değerinde önemli bir azalma meydana gelmeksizin bölünebilmesi halinde mahkemece taksim suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilir. Bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde, eksik değerli parçaya belli bir ivaz eklenerek denkleştirme sağlanır.</p>

<p>Ancak aynen taksim talebinin kabul edilebilmesi, sadece fiziki bölünebilirliğe değil kamu hukukuna tabii olan mevzuat kısıtlamalarına da bağlıdır. Bunların başında şunlar gelir:</p>

<p>1. 3194 Sayılı İmar Kanunu Kısıtlamaları: Taşınmazın bulunduğu bölgedeki imar planı, parsellerin minimum ifraz şartları dikkate alınır. İmar mevzuatına aykırı şekilde taşınmazın ifrazı ve aynen taksimi hukuken imkansızdır.</p>

<p>2. 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Kısıtlamaları: Tarım arazilerinde ortaklığın giderilmesi taleplerinde 5403 sayılı Kanun hükümleri emredici niteliktedir. Tarım arazileri asgari tarımsal arazi büyüklükleri ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklükleri sınırlarının altında bölünemez ve ifraz edilemez. İl/İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerinden taşınmazın bölünebilirliğine ilişkin olumlu görüş alınamadığı takdirde mahkemece aynen taksim talebi reddedilerek satış suretiyle ortaklığın giderilmesi yoluna gidilmesi yasal bir zorunluluktur.</p>

<p>3. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 12 Çerçevesinde Kat Mülkiyetinin Kurulması Suretiyle Taksim: Üzerinde yapı bulunan taşınmazlarda, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 12. maddesindeki şartların varlığı halinde taşınmazın kat mülkiyetine çevrilerek paydaşlara tahsisi suretiyle ortaklığın giderilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>B. Satış Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi (TMK m. 699/3) ve Oy Birliği ile Paydaşlar Arasında Satış</strong></p>

<p>Aynen taksimin durum ve koşullara göre mümkün olmaması, imar veya tarım mevzuatı engellerine takılması ya da aynen bölünmenin taşınmazın değerinde önemli bir azalmaya yol açacağının bilirkişi marifetiyle saptanması durumunda, mahkemece satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilir (TMK m. 699/3).</p>

<p>Satış kural olarak aleni açık artırma yoluyla gerçekleştirilir. Ancak paydaşların tamamının oy birliği ile anlaşması halinde, satışın sadece paydaşlar arasında yapılmasına karar verilebilir. Paydaşlardan birinin dahi halka açık satışı istemesi veya paydaşlar arasında satışa muvafakat etmemesi halinde, mahkemece paydaşlar arasında satışa karar verilemez; satışın kamuya açık (aleni) ihale usulüyle yapılması zorunlu hale gelir.</p>

<p><strong>V. YARGILAMAYI ETKİLEYEN HUKUKİ DURUMLAR VE BEKLETİCİ MESELE İLKESİ</strong></p>

<p><strong>A. Muhdesatın Aidiyeti Davaları ve Mülkiyetin Tespiti İstemlerinin Satış Sürecine Etkisi</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi davalarında sıklıkla karşılaşılan karmaşık hukuki durumlardan biri, taşınmaz üzerinde bulunan bütünleyici parça niteliğindeki yapı, tesis veya ağaçlar yani muhdesat üzerinde hak sahipliği iddiasında bulunulmasıdır. Arsa üzerindeki yapının veya dikili ağaçların kendisine ait olduğunu iddia eden paydaş, bu hususta diğer paydaşların açık kabulünün bulunmaması halinde Asliye Hukuk Mahkemesinde Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti davası açmak zorundadır.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesi gereğince, ortaklığın giderilmesi davasına bakan Sulh Hukuk Mahkemesi açılan muhdesatın aidiyeti davasını bekletici mesele yapmakla yükümlüdür. Zira muhdesatın kime ait olduğunun tespiti, taşınmazın satışından elde edilecek bedelin paydaşlar arasında dağıtılması aşamasında doğrudan etkilidir. Muhdesatın aidiyeti davası neticelendikten sonra mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak arsa değeri ile muhdesat değeri ayrı ayrı belirlenir; ihale bedelinin dağıtımında muhdesat sahibine muhdesatın taşınmazın toplam değerine kattığı oran nispetinde öncelikli ödeme yapılır, kalan bedel ise payları oranında tüm paydaşlara dağıtılır.</p>

<p><strong>VI. 7589 SAYILI KANUN <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">(12. YARGI PAKETİ)</a> İLE İCRA VE İFLAS KANUNU M. 114'TE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER</strong></p>

<p>31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun </span></a></strong>(kamuoyunda <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a> olarak bilinmekte) İcra ve İflas Kanunu’nun 114. maddesinde köklü değişiklikler yaparak ortaklığın giderilmesi davalarının infazı ve satış aşaması bakımından yenilikler getirmiştir.</p>

<p><strong>A. Mirasçılar Arasında Yapılacak Bir Defalık ve %100 Muhammen Bedel Barajlı Birinci Artırma Usulü (İİK m. 114/2 ve m. 114/7-8)</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile İİK m. 114/2 hükmüne eklenen cümleler ve m. 114/7-8 bendindeki değişiklikler doğrultusunda, aile terekelerinin ve miras yoluyla kalan malların üçüncü kişilerin müdahaleleriyle düşük bedellerle el değiştirmesini önlemek amacıyla özel bir satış usulü ihdas edilmiştir.</p>

<p>&gt; <strong>İİK 114/2'ye eklenen cümle: </strong>"<i>Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanır.</i>"</p>

<p>Hükmün uygulama alanı bulabilmesi için taşınmazın tüm paydaşlarının/ortaklarının mülkiyet hakkını miras yoluyla kazanmış olması şart olup malikler arasında mirasçı olmayan üçüncü bir kişinin mülkiyet hakkının (payının) bulunmaması gerekir.</p>

<p>Birinci artırma, dışarıdan katılım engellenerek yalnızca malik mirasçılara açık olarak elektronik satış portalında yürütülür.</p>

<p>İİK m. 114/7-8 bendi gereğince, mirasçılar arasında yapılan bu birinci artırmada verilecek tekliflerin muhammen kıymetin yüzde yüzünü (%100) geçmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu usul sadece bir defa uygulanır. Eğer mirasçılar arası birinci artırmada teklif muhammen bedelin</p>

<p>%100'ünü bulmaz ve satış gerçekleşmezse, süreç genel ihale kurallarına döner ve ikinci artırmada muhammen bedelin %50’si üzerinden herkese açık genel açık artırma yapılır.</p>

<p><strong>B. Paydaşların Teminat Muafiyetinin Kaldırılması ve Hazinenin Münhasır Muafiyeti (İİK m. 114/6)</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun öncesindeki uygulamada ve doktrinde paydaşların ihale katılımında kendi payları oranında teminat göstermekten muaf tutulup tutulmayacağı hususunda ciddi tereddütler ve kötüniyetli uygulamalar yaşanmaktaydı. Paydaşlar, teminat yatırmaksızın ihaleye girip afaki teklifler vererek ihaleyi kilitliyor ve ihale bedelini yatırmayarak süreci felce uğratabiliyorlardı.</p>

<p>7589 sayılı Kanun m. 1 ile İİK m. 114/7-6 bendi yeniden düzenlenerek paydaş muafiyeti tamamen ilga edilmiş, teminat muafiyeti daraltılmıştır.</p>

<p>&gt; <strong>İİK 114/6 - (Değişik:16/7/2026-7589/1 md.): </strong><i>Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklının, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi hâlinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.</i></p>

<p>Bu hüküm uyarınca, ortaklığın giderilmesi ihalelerinde paydaşlar da tıpkı üçüncü şahıslar gibi teminatı nakden yatırmak veya banka teminat mektubu sunmak zorundadır. Teminat muafiyeti münhasıran Hazine'ye tanınmış; alacaklılar bakımından ise sadece alacağının teminatı karşıladığı miktar ile sınırlandırılmıştır.</p>

<p><strong>C. İhale Bedelinin Yatırılmaması Halinde Teminatın Yanması, Paydaşlara Dağıtımı ve %5 Oranındaki İdari Para Cezası Yaptırımı (İİK m. 114/9)</strong></p>

<p>İhalelerin kötüniyetli olarak bozulması, fiyat artırılıp ardından ihale bedelinin süresinde yatırılmaması suretiyle taşınmazın satışının yıllarca engellenmesi uygulamadaki en büyük sorunlardan biriydi. 7589 sayılı Kanun, İİK m. 114/9 bendinde yaptığı radikal değişiklikle bu eylemlere karşı ağır mali yaptırımlar getirmiştir.</p>

<p>&gt; <strong>İİK 114/9 - (Değişik:16/7/2026-7589/1 md.): </strong><i>İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği; süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği.</i></p>

<p>İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminat iade edilmez. Öncellikle satış masrafları bu teminattan mahsup edilir. Satış masrafları düşüldükten sonra kalan teminat tutarı paydaşlara payları oranında ödenir.</p>

<p>Eğer süresi içinde ihale bedelini yatırmayarak ihaleyi sonuçsuz bırakan ihale alıcısı paydaşın kendisi ise, alınan teminatın tamamı (masraflar düşüldükten sonra) diğer pay sahiplerine payları oranında ödenir. Haliyle ihale bedelini yatırmayarak ihale sürecini sürüncemede bırakan paydaş kendi yaktığı teminattan pay alamaz.</p>

<p><strong>Teklif Bedelinin %5'i Oranında İdari Para Cezası</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun ile getirilen en caydırıcı yaptırım ise idari para cezasıdır. En yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi (%5) oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca re'sen idari para cezası verilir. Bu ceza 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsil edilmek üzere derhal dairesine bildirilir.</p>

<p><strong>VII. İNFAZ, E-SATIŞ, TESCİL VE TAHLİYE SÜREÇLERİNİN BÜTÜNCÜL DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p><strong>A. UYAP e-Satış Portalında İhale Süreci ve Kıymet Takdirine İtiraz Müessesesi</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi kararının kesinleşmesinden sonra (istinaf ve temyiz kanun yolları tükenip karar kesinleşmeden ilam icraya/satış memurluğuna konulamaz) taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece Satış Memurluğu görevlendirilir. Satış Memurluğu, UYAP e-Satış Portalı üzerinden satış prosedürünü başlatır.</p>

<p>Satış sürecinin ilk ve en kritik aşaması "Kıymet Takdiri" yapılmasıdır. Satış memurluğu bilirkişi heyeti marifetiyle taşınmazın güncel rayiç değerini belirler. Tanzim edilen kıymet takdiri raporu tüm paydaşlara tebliğ edilir. Paydaşların rapor tebliğinden itibaren 7 gün içinde Sulh Hukuk Mahkemesinde "Kıymet Takdirine İtiraz" davası açma hakları mevcuttur. Mahkemece verilen kıymet takdirine itiraz kararları kesin olup belirlenen muhammen bedel 2 yıl süreyle geçerliliğini korur. 2 yıllık süre dolmadan yeniden kıymet takdiri yaptırılamaz; ancak 2 yıl geçtikten sonra satış gerçekleşmemişse zorunlu olarak yeniden değerleme yapılır.</p>

<p>Satış UYAP e-Satış Portalı üzerinden elektronik ortamda teklif verilmesi suretiyle gerçekleştirilir. 7589 sayılı Kanun m. 11 ve 12 hükümleri uyarınca Türk Medeni Kanunu’nun 440 ve 444. maddelerinde yapılan paralel değişikliklerle vesayet altındaki kişilerin taşınmaz satışları da dahil olmak üzere tüm açık artırmaların UYAP e-Satış portalında yapılması kanuni zemine kavuşturulmuştur.</p>

<p><strong>B. Yargılama Giderleri ve KDV</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ortaklığın giderilmesi davaları çift taraflı davalar olduğundan, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti dava sonunda taraflara payları oranında yükletilir.</p>

<p>1. İhale neticesinde taşınmazı devralan ihale alıcısı ve hissesini devreden paydaşlar açısından Harçlar Kanunu hükümleri uygulanır. Nispi karar ve ilam harcı (maktu harç sınırları dışında kalan satış bedeli üzerinden binde 11,38 oranı) paydaşlardan hisseleri oranında tahsil edilir.</p>

<p>2. Katma Değer Vergisi (KDV): İhale alıcısından tahsil edilir. Katma Değer Vergisi Kanunu ve Genel Uygulama Tebliğleri uyarınca; 150 m²’ye kadar olan konut teslimlerinde net alan üzerinden %1 veya</p>

<p>%10 KDV uygulanırken, 150 m² üzerindeki konutlar, işyerleri, arsalar ve arazilerde KDV oranı %20 olarak uygulanır. KDV yükümlüsü ihale alıcısıdır.</p>

<p>3. Vekalet Ücreti: Davada kendisini vekille temsil ettiren taraflar lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilir. Bu vekâlet ücreti de tüm paydaşlardan hisseleri oranında tahsil olunur.</p>

<p><strong>C. Tescil İşlemleri ve İİK m. 135 Uyarınca Taşınmazın Tahliyesi</strong></p>

<p>İhalenin kesinleşmesi ve ihale bedelinin yatırılmasıyla birlikte mülkiyet hakkı İİK m. 134/1 ve TMK m. 705/2 uyarınca mahkeme tescil kararından önce ihale anında ihale alıcısına geçer. Satış Memurluğu Tapu Müdürlüğüne müzekkere yazarak taşınmazın alıcı adına tescil edilmesini ve üzerindeki tüm haciz, ipotek ve kısıtlayıcı şerhlerin terkini sağlar.</p>

<p>Taşınmazın ihale alıcısına tescil edilmesinden sonra, taşınmazı fiilen işgal eden eski paydaşların veya üçüncü kişilerin taşınmazı tahliye etmemesi halinde özel cebri icra mekanizması işler. İcra ve İflas Kanunu’nun 135. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, gayrimenkul kendisine ihale olunan kimse, tescil belgesini alarak icra dairesinden taşınmazın tahliyesini ve kendisine teslimini isteyebilir. İcra dairesi, taşınmazda bulunan zilyede (eski paydaş veya haksız şagil) 15 gün içinde taşınmazı tahliye etmesi için tahliye emri gönderir. Bu süre içinde taşınmaz tahliye edilmezse, icra marifetiyle cebren tahliye olunarak ihale alıcısına teslim edilir.</p>

<p><strong>VIII. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Türk Medeni Hukukunda ortaklığın giderilmesi davası, paylı ve elbirliği mülkiyetindeki sürdürülemez durumlara son veren, mülkiyet hakkının anayasal sınırları içerisinde bireyselleşmesini ve ekonomik değer kazanmasını sağlayan en temel usuli araçtır. Dava öncesinde 6325 sayılı Kanun m. 18/B uyarınca zorunlu kılınan arabuluculuk kurumu, tarafların dostane yollarla anlaşmasına imkan sağlayarak yargının iş yükünü önemli ölçüde hafifletme amacı taşımaktadır.</p>

<p>Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"> (12. Yargı Paketi)</span></a></strong>, İcra ve İflas Kanunu m. 114 ve Türk Medeni Kanunu'nun ilgili maddelerinde yaptığı düzenlemelerle uygulamada ihale sürecinde yıllardır biriken aksaklıkları çözüme kavuşturacağı ümit edilmektedir. Özellikle miras yoluyla edinilen taşınmazlarda sadece malik mirasçılar arasında %100 muhammen bedel barajı ile yapılacak bir defalık birinci artırma usulü, aile terekelerinin ve ata yadigarı mülklerin spekülatif sermaye tarafından düşük bedellerle toplanmasını engellemiş; mülkiyet hakkının korunmasına destek olmuştur.</p>

<p>Bunun yanı sıra, paydaşların teminat muafiyetinin kaldırılarak teminat yükümlülüğüne tabi tutulması, bedelin ödenmemesi halinde teminatın yakılarak masraflar düşüldükten sonra cayan dışındaki paydaşlara dağıtılması ve ihale bedelini yatırmayarak süreci kilitleyen kötüniyetli alıcılara teklif bedelinin %5’i oranında idari para cezası kesilmesi, ihale sisteminin ciddiyetini ve işlerliğini teminat altına almıştır. Bütüncül bir perspektifle değerlendirildiğinde, yapılan bu yasal düzenlemeler usul ekonomisi ilkesine hizmet ederek adil yargılanma hakkını pekiştirmekte ve mülkiyet hukukundaki infaz aşamasındaki sorunları ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/ismet-demirbilek.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. İsmet</strong> <strong>DEMİRBİLEK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-medeni-hukukunda-payli-ve-elbirligi-mulkiyetinin-sona-erdirilmesi-7589-sayili-kanun-12-yargi-paketi-ile-getirilen-yenilikler</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/terazi/themis-kitapps.jpg" type="image/jpeg" length="19954"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hekimler Sosyal Medyada Neleri Paylaşabilir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hekimler-sosyal-medyada-neleri-paylasabilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hekimler-sosyal-medyada-neleri-paylasabilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>2026 İçin Hukuki Kontrol Listesi</strong></p>

<p>Sosyal medya, hekimler ve sağlık kuruluşları açısından hastaları bilgilendiren güçlü bir iletişim aracı olduğu kadar önemli bir hukuki risk alanıdır. Bir Instagram gönderisi, Google işletme profili, kısa video veya hasta yorumu; Sağlık Bakanlığı, il sağlık müdürlüğü, Reklam Kurulu, Kişisel Verileri Koruma Kurulu ve meslek kuruluşları tarafından farklı hukuki ölçütlerle incelenebilir.</p>

<p>Üstelik sağlık alanında bir paylaşımın bilimsel olarak doğru olması, tek başına hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Verilen bilgi tıbben doğru olsa bile belirli bir hekime yönlendirme yapıyor, sağlık hizmetine talep yaratıyor, kesin sonuç vaat ediyor veya hastanın sağlık verisini tanıtım amacıyla kullanıyorsa hukuki sınır aşılmış olabilir.</p>

<p>12 Kasım 2025 tarihinde yürürlüğe giren <strong>Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik</strong>, sosyal medya paylaşımlarına ilişkin önemli ve ayrıntılı kurallar getirmiştir. Hasta görselleri bakımından eski dönemdeki geniş yasak yaklaşımı yerine belirli şartlara bağlı bir paylaşım modeli benimsenmiş; buna karşılık sponsorlu içerikler, müdahale anı görüntüleri, hasta memnuniyeti üzerinden reklam, filtre ve rötuş gibi uygulamalar açık biçimde sınırlandırılmıştır.</p>

<p>Bu makalede ele alınan Reklam Kurulu dosyalarının önemli bir bölümü, yeni Yönetmelikten önceki döneme aittir. Dolayısıyla bu kararlar 12 Kasım 2025 tarihli Yönetmeliğin doğrudan uygulanması sonucunda verilmiş değildir. Ancak Kurulun <strong>talep yaratma, ticari görünüm, yönlendirme, yanıltıcılık, üstünlük algısı ve haksız rekabet</strong> ölçütlerine ilişkin değerlendirmeleri, yeni dönemde de yol göstericidir. Reklam Kurulu kararlarının mahkeme kararı değil, idari kurul kararı olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><strong>1. Bilgilendirme ile Reklam Arasındaki Sınır</strong></p>

<p>Hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının toplumu sağlık konusunda bilgilendirmesi yasak değildir. Yasaklanan husus; bilgilendirme görünümü altında sağlık hizmetine talep yaratılması, kişilerin belirli bir hekime veya kuruluşa yönlendirilmesi ve mesleki faaliyete ticari görünüm kazandırılmasıdır.</p>

<p>1219 sayılı Kanun’un 24. maddesi, tabiplere hasta kabul ettikleri yer, muayene saatleri ve uzmanlıkları hakkında ilan verme imkânı tanımakta; bunun dışındaki reklam faaliyetlerini sınırlamaktadır. Yeni Yönetmelik ve 3359 sayılı Kanun kapsamında güvenli bilgilendirme alanı genel olarak şu unsurlardan oluşur:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Hekimin uzmanlık alanı,</li>
 <li>gerçeğe uygun mesleki ve akademik unvanı,</li>
 <li>sağlık kuruluşunun adresi ve iletişim bilgileri,</li>
 <li>çalışma gün ve saatleri,</li>
 <li>hasta kabul edilen uzmanlık dalları,</li>
 <li>toplumu koruyucu ve geliştirici genel sağlık bilgileri.</li>
</ul>

<p>3359 sayılı Kanun’da da tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin adres, iletişim, çalışma saatleri, uzmanlık dalları, sağlık meslek mensuplarının unvanları ve sağlığı koruyucu bilgilerle sınırlı olduğu belirtilmektedir. Bir paylaşımın reklam niteliği kazanıp kazanmadığı değerlendirilirken beş temel ölçüte bakılmalıdır.</p>

<p><strong>-Talep yaratma:</strong> İçerik, kişide normalde düşünmediği bir sağlık hizmetini alma isteği oluşturuyor mu?</p>

<p>Örneğin: <i>“Lazer göz ameliyatı her hasta için uygun değildir. Uygunluk, ayrıntılı göz muayenesi sonucunda belirlenir.”</i> ifadesi genel bir bilgilendirmedir. Buna karşılık:</p>

<p><i>“Gözlüklerden kurtulmak artık çok kolay. Yeni hayatınıza başlamak için hemen bize ulaşın.” </i>ifadesi, sağlık hizmetini kolay ve arzu edilir bir sonuç üzerinden pazarlamaktadır.</p>

<p><strong>-Ticari görünüm:</strong> Sağlık hizmeti kampanya, fırsat, kontenjan veya satış diliyle mi sunulmaktadır?</p>

<p><i>“Son beş kontenjan”</i>, <i>“bu aya özel fırsat”</i>, <i>“DM’den fiyat alın”</i> veya <i>“randevunuzu hemen oluşturun”</i> gibi ifadeler, sağlık hizmetine ticari ürün görünümü kazandırabilir.</p>

<p><strong>-Yönlendirme:</strong> Verilen bilgi, kişiyi genel olarak hekime başvurmaya mı; yoksa doğrudan paylaşımı yapan hekime veya kliniğe mi yönlendiriyor?</p>

<p><i>“Bu belirtiler varsa bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.” </i>ifadesiyle;</p>

<p><i>“Bu belirtiler sizde de varsa doğru tedavi için kliniğimizden randevu alın.” </i>ifadesi aynı hukuki nitelikte değildir.</p>

<p><strong>-Üstünlük algısı:</strong> Hekim, yöntem, cihaz veya sağlık kuruluşu diğerlerinden daha başarılı, güvenli ya da gelişmiş gösteriliyor mu?</p>

<p><i>“Türkiye’nin en iyi kliniği”</i>, <i>“alanında bir numara”</i>, <i>“en başarılı cerrah”</i> veya <i>“en gelişmiş teknoloji”</i> gibi ifadeler objektif olarak doğrulanması güç üstünlük iddialarıdır.</p>

<p><strong>-Haksız rekabet:</strong> Paylaşım, diğer hekimlerin veya sağlık kuruluşlarının yöntemlerini küçümsüyor mu?</p>

<p><i>“Eski yöntemleri kullanan kliniklerde başarılı sonuç alamazsınız.” </i>şeklindeki bir paylaşım yalnızca reklam yasağı değil, meslektaşlar aleyhine haksız rekabet riski de taşır.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2022/2802 sayılı dosyasında kullanılan “sağlık faaliyetlerine ticari görünüm kazandırma ve tıbbi işlemlere talep yaratma” ölçütü, bilgilendirme ile reklam arasındaki temel ayrımı özetlemektedir.</p>

<p><strong>2. Öncesi–Sonrası Görseller Hangi Şartlarla Paylaşılabilir?</strong></p>

<p>12 Kasım 2025 tarihli Yönetmelik uyarınca öncesi–sonrası hasta görsellerinin mutlak biçimde yasak olduğu söylenemez. Ancak bu görsellerin paylaşılabilmesi için Yönetmelikteki teknik ve hukuki şartların <strong>tamamının birlikte</strong> yerine getirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>-Ek-1 formuna uygun açık rıza alınmalıdır.</strong></p>

<p>Hastadan, Yönetmelik ekinde yer alan <strong>Görsel İçerik Kaydetme ve İşleme Onam Formu</strong> kullanılarak yazılı veya elektronik ortamda açık rıza alınmalıdır.</p>

<p>Genel ameliyat onamında bulunan “Görüntülerim bilimsel amaçla kullanılabilir” şeklindeki standart bir hüküm, sosyal medya tanıtımı için her zaman yeterli değildir. Hastaya hangi fotoğrafın, hangi hesapta, ne amaçla ve ne kadar süreyle paylaşılacağı anlaşılır biçimde açıklanmalıdır.</p>

<p><strong>-Hasta yayımlanacak içeriği önceden görmelidir.</strong></p>

<p>Hastanın yalnızca fotoğraf çekilmesine izin vermesi yeterli değildir. Hasta, sosyal medyada paylaşılacak son görseli veya videoyu önceden görmelidir.</p>

<p>Hasta yüzünün kapatıldığı bir görüntüye rıza vermişse yüzünün açık olduğu başka bir görüntünün yayımlanması rızanın kapsamını aşar.</p>

<p><strong>-Rıza geri çekilebilir olmalıdır.</strong></p>

<p>Hasta, verdiği rızayı sonradan geri çekebilir. Rızanın geri alınması hâlinde içerik gecikmeksizin kaldırılmalıdır. Sözleşmeye <i>“Paylaşım izni süresizdir ve geri alınamaz”</i> hükmü konulması, hastanın geri çekme hakkını ortadan kaldırmaz. Görsel kullanımının devamı için rızanın güncel ve geçerli olması gerekir.</p>

<p><strong>-Görseller aynı ortam ve teknik şartlarda çekilmelidir.</strong></p>

<p>Önce ve sonra görselleri mümkün olduğunca; aynı kamera açısıyla, aynı ışık koşullarında, aynı uzaklıktan, aynı arka plan önünde, aynı duruş ve mimikle çekilmelidir.</p>

<p>İşlem öncesi fotoğrafın loş ışıkta ve yakın çekim, işlem sonrası fotoğrafın profesyonel ışıkta ve farklı açıyla çekilmesi, sonucu olduğundan daha başarılı gösterebilir.</p>

<p><strong>-İşlem ve görüntü tarihleri belirtilmelidir.</strong></p>

<p>İşlemin yapıldığı tarih ile görsellerin çekildiği tarihler açıkça belirtilmelidir. İşlemden hemen sonra çekilen görüntünün iyileşme tamamlanmış gibi sunulması veya farklı zamanlarda çekilmiş görsellerin tarih verilmeden yan yana yerleştirilmesi yanıltıcı olabilir.</p>

<p><strong>-Filtre, rötuş veya teknolojik değişiklik yapılmamalıdır.</strong></p>

<p>Gerçek hastaya veya gerçek tedavi sonucuna ilişkin görsellerde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>cilt pürüzsüzleştirme,</li>
 <li>yara ya da iz silme,</li>
 <li>diş rengini değiştirme,</li>
 <li>yüz veya vücut inceltme,</li>
 <li>saç yoğunluğunu artırma,</li>
 <li>ışık ve gölgeyi sonucu avantajlı gösterecek şekilde değiştirme,</li>
 <li>yapay zekayla alan doldurma,</li>
 <li>perspektif düzeltmesi adı altında anatomik görünümü değiştirme</li>
</ul>

<p>uygulanmamalıdır. Amaç, estetik açıdan daha etkileyici bir paylaşım hazırlamak değil; gerçek klinik sonucu aynı teknik şartlarda göstermektir.</p>

<p><strong>-Kullanıcı etkileşimleri kapatılmalıdır.</strong></p>

<p>Görsel içerikli paylaşımların yorum, beğeni ve yeniden paylaşım gibi kullanıcı etkileşimlerine kapatılması zorunludur. Paylaşımın altındaki <i>“Mükemmel olmuş”</i>, <i>“Fiyat nedir?”,</i> <i>“Ben de istiyorum”</i> veya <i>“Doktorumuz harikalar yaratıyor”</i> şeklindeki yorumlar, hasta görselini talep yaratıcı bir reklam alanına dönüştürebilir. Kullanılan platform bu etkileşimlerin kapatılmasına izin vermiyorsa paylaşım biçimi yeniden değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>-Görsel sponsorlu yayımlanmamalıdır.</strong></p>

<p>Hasta görselleri sponsorlu olarak yayımlanamaz, ücret karşılığında öne çıkarılamaz ve reklam algoritmalarıyla daha geniş kitlelere ulaştırılamaz. Yeni açılan sağlık kuruluşları için tanınan ilk ay istisnası, hasta görsellerinin sponsorlu kullanılmasına izin veren genel bir istisna değildir.</p>

<p><strong>-Zorunlu uyarı metni bulunmalıdır.</strong></p>

<p>Cerrahi veya girişimsel işlem görsellerinde şu uyarı metnine yer verilmelidir:</p>

<p><i>“Her cerrahi veya girişimsel işlemde sonuçlar kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. İşlem öncesinde hekiminizden detaylı görüş almanız önerilir.”</i></p>

<p>Uyarının okunamayacak kadar küçük yazılması veya videoda fark edilemeyecek kadar kısa gösterilmesi, yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmediği iddiasına neden olabilir.</p>

<p><strong>-Hasta mahremiyeti korunmalıdır.</strong></p>

<p>Açık rıza alınmış olsa bile hastanın adı, yüzü, sesi, dövmesi, dosya numarası, hastane bilekliği, ekran üzerindeki tıbbi bilgiler veya kimliğinin anlaşılmasını sağlayan diğer unsurlar ayrıca değerlendirilmelidir. Hasta görseli paylaşmaya izin vermiyorsa tedavi, ücret veya hizmet kalitesi bakımından farklı muameleye tabi tutulamaz. Görsel paylaşım izni karşılığında indirim, ödeme, hediye veya başka bir menfaat de verilemez.</p>

<p><strong>Açık rıza neden tek başına yeterli değildir?</strong></p>

<p>Açık rıza, esas olarak kişisel verinin ve sağlık verisinin işlenmesine ilişkin hukuki zemini ilgilendirir. Reklam ve tanıtım yasakları ise kamu düzenine ilişkin ayrı sınırlamalardır. Hasta:</p>

<p><i>“Fotoğrafımı istediğiniz şekilde paylaşabilirsiniz.”</i> demiş olsa bile bu rıza;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>filtreli tedavi sonucunu,</li>
 <li>sponsorlu hasta görselini,</li>
 <li>ameliyat anı videosunu,</li>
 <li>“garantili sonuç” ifadesini,</li>
 <li>hasta teşekkür mesajı üzerinden reklamı,</li>
 <li>kampanya veya indirim duyurusunu</li>
</ul>

<p>hukuka uygun hâle getirmez. Dolayısıyla açık rıza gereklidir; ancak tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2025/1640 ve 2025/869 sayılı dosyaları, eski mevzuat dönemindeki öncesi–sonrası ve girişim görüntülerine ilişkin yaklaşımı göstermektedir. Yeni Yönetmelik sonrasında öncesi–sonrası görseller şartlı olarak mümkün hâle gelmiş olsa da müdahale anı görüntüleri ile eksik şart taşıyan görseller bakımından risk devam etmektedir.</p>

<p><strong>Görsel Paylaşım Kontrolü</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Kontrol sorusu</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Güvenli cevap</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Aykırılığın sonucu</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Ek-1 formuna uygun açık rıza var mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hayırsa görsel paylaşılmamalıdır; KVKK ve tanıtım mevzuatı ihlali doğabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hasta yayımlanacak görseli önceden gördü mü?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Görmediyse rızanın somut içeriği kapsamadığı ileri sürülebilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Aynı ortam ve teknik şartlar sağlandı mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sağlanmadıysa yanıltıcı karşılaştırma riski doğar.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İşlem ve görüntü tarihleri belirtildi mi?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Belirtilmediyse Yönetmelikteki şeffaflık şartı eksik kalır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Filtre veya rötuş yapıldı mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hayır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yapıldıysa teknolojik değişiklik yasağı ihlal edilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Yorum, beğeni ve yeniden paylaşım kapalı mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Açık olması görsel paylaşım şartlarına aykırılık oluşturur.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Zorunlu uyarı metni var mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yoksa cerrahi veya girişimsel görsel eksik bilgiyle yayımlanmış olur.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Paylaşım sponsorlu mu?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>Hayır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sponsorluysa görsel içeriklere ilişkin özel yasak gündeme gelir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Görsel müdahale anını içeriyor mu?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hayır</p>
   </td>
   <td>
   <p>İçeriyorsa hastanın rızası bulunsa dahi paylaşılmamalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hasta rızasını geri çekti mi?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hayır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Çektiyse içerik gecikmeksizin kaldırılmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>3. Ameliyat ve Tıbbi Müdahale Görüntüleri</strong></p>

<p>Öncesi–sonrası hasta görselleri ile ameliyat veya tıbbi müdahale sırasında çekilen görüntüler aynı hukuki kategoride değildir. Yeni Yönetmelik, öncesi–sonrası görsellerin belirli şartlarla paylaşılmasına imkân tanırken tıbbi müdahale anına ait görüntülere izin vermemektedir. Bu kapsamda;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>ameliyat sırasında,</li>
 <li>enjeksiyon yapılırken,</li>
 <li>cerrahi kesi veya dikiş esnasında,</li>
 <li>kanlı veya girişimsel işlem sırasında,</li>
 <li>implant yerleştirilirken,</li>
 <li>saç ekimi greftleri uygulanırken,</li>
 <li>hastaya fiilen tıbbi müdahalede bulunulurken</li>
</ul>

<p>çekilmiş görüntüler paylaşılmamalıdır. Hastanın yüzünün görünmemesi veya açık rıza vermesi, bu yasağı ortadan kaldırmaz. Örneğin bir estetik cerrahın:</p>

<p><i>“Bugünkü burun estetiği ameliyatımızdan görüntüler”</i></p>

<p>başlığıyla ameliyathaneden video paylaşması; bir diş hekiminin implantın kemiğe yerleştirilmesini veya dermatoloğun enjeksiyon işlemini yakın çekim yayımlaması hukuki risk taşır.</p>

<p>Buna karşılık hekimin gerçek hasta kullanmadan bir maket, animasyon veya eğitim materyali üzerinde yöntemi anlatması farklı değerlendirilir. Buradaki temel ayrım, içeriğin gerçek hasta üzerinde gerçekleştirilen müdahale anını içerip içermemesidir.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2025/869 sayılı dosyasında tıbbi girişim sırasında çekilmiş hasta görüntüleri ile öncesi–sonrası paylaşımlar birlikte değerlendirilmiş ve reklamların durdurulmasına karar verilmiştir. 2024/2511 sayılı dosyada da ameliyathane ve işlem görüntüleri, sağlık hizmetine talep yaratabilecek diğer içeriklerle birlikte ele alınmıştır.</p>

<p><strong>4. Hasta Yorumları ve Teşekkür Mesajları</strong></p>

<p>Yeni Yönetmelik, hasta veya hasta yakınlarının sağlık hizmetine ilişkin teşekkür ve memnuniyet ifadeleri üzerinden reklam niteliğinde paylaşım yapılmasını yasaklamaktadır. Bu nedenle aşağıdaki içerikler yüksek risklidir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Hastanın gönderdiği WhatsApp mesajının ekran görüntüsü,</li>
 <li>Google yorumunun Instagram hikayesinde paylaşılması,</li>
 <li>“Hayatımı değiştiren doktor” başlıklı hasta videosu,</li>
 <li>hastanın tedavi sonucunu övdüğü başarı hikayesi,</li>
 <li>teşekkür mesajlarından hazırlanan reklam kolajı,</li>
 <li>hastanın kliniği veya hekimi tavsiye ettiği sponsorlu içerik.</li>
</ul>

<p>Bir hastanın kendi iradesiyle Google’a yorum yazması, bu yorumun klinik tarafından reklam amacıyla yeniden kullanılabileceği anlamına gelmez. Yorumun ekran görüntüsünün alınması ve hekimin hesabında yayımlanması, ilk yorumdan bağımsız yeni bir tanıtım ve veri işleme faaliyetidir. Yorumda hastanın adı, fotoğrafı, hastalığı veya gördüğü tedavi anlaşılıyorsa KVKK bakımından da sağlık verisi riski doğabilir. Hasta adı kapatıldığında da sorun her zaman çözülmez. Örneğin:</p>

<p><i>“Yıllardır çocuğumuz olmuyordu. Doktorumuz sayesinde ilk denemede hamile kaldık.”</i></p>

<p>şeklindeki anonim bir mesaj, hekimin hesabında yayımlandığında başarı hikayesi ve sonuç vaadi üzerinden talep yaratabilir. Reklam Kurulunun 2019/2676 sayılı dosyasında öncesi–sonrası görsellerle birlikte hekime teşekkür eden ve tedavi sonucunu öven ifadeler, sağlık hizmetine ticari görünüm kazandıran ve haksız rekabete yol açabilecek içerikler olarak değerlendirilmiştir. 2025/1870 sayılı dosyada ise hasta yorumları, teşekkür ifadeleri, yoruma açık tıbbi paylaşımlar ve “en iyi diş hekimi” gibi üstünlük iddiaları birlikte ele alınmıştır.</p>

<p>Daha güvenli yaklaşım, hastanın teşekkür mesajını reklam malzemesine dönüştürmemek ve kendisine özel kanaldan cevap vermektir. Kamuya açık platformlarda hastaya verilecek cevapta da kişinin gerçekten o klinikte tedavi gördüğü veya hangi işlemi yaptırdığı açıklanmamalıdır.</p>

<p><i>“Değerli değerlendirmeniz için teşekkür ederiz.” </i>şeklindeki genel bir cevap, hastanın tedavisini doğrulayan ayrıntılı bir yanıta göre daha güvenlidir.</p>

<p><strong>5. Sponsorlu Paylaşımlar, İndirimler ve Kampanyalar</strong></p>

<p>Hekimler ve sağlık kuruluşları sosyal medya hesabı açabilir, Google işletme kaydı oluşturabilir, adres ve iletişim bilgilerini yayımlayabilir. Ancak yurt içine yönelik sağlık hizmeti tanıtımlarının ücret ödenerek sponsorlu hâle getirilmesi veya öne çıkarılması genel olarak yasaktır.</p>

<p>Bu yasak yalnızca Instagram gönderileriyle sınırlı değildir. İçeriğin niteliğine göre;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Instagram ve Facebook reklamları,</li>
 <li>Google Ads,</li>
 <li>YouTube reklamları,</li>
 <li>TikTok sponsorlu içerikleri,</li>
 <li>arama sonuçlarında ücretli üst sıralama,</li>
 <li>influencer’a ücret ödenerek yapılan tanıtım,</li>
 <li>sağlık platformlarında ücretli öne çıkarma</li>
</ul>

<p>da değerlendirmeye konu olabilir. Görsel içerikli hasta paylaşımlarının sponsorlu olarak yayımlanması ayrıca yasaklanmıştır.</p>

<p>Yeni açılan sağlık tesisleri bakımından faaliyete başlandıktan sonraki ilk ay için sınırlı tanıtım imkânı bulunmakla birlikte bu istisna;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>hasta görsellerinin sponsorlu kullanılmasına,</li>
 <li>indirim veya çekiliş düzenlenmesine,</li>
 <li>sonuç garantisi verilmesine,</li>
 <li>her türlü ticari reklamın yapılmasına</li>
</ul>

<p>izin vermez. İstisna, esas olarak yeni tesisin açılış ve faaliyete başlama bilgisinin duyurulması çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bakanlık tarafından sağlık alanında yeni kabul edilmiş teknoloji veya yöntemler için özel tanıtım izni verilmesi de mümkündür. Ancak kliniğin yeni bir cihaz satın alması, kendiliğinden sponsorlu reklam verme yetkisi doğurmaz.</p>

<p>Yurt içine yönelik sağlık hizmetlerinde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>“yıl sonuna kadar yüzde 30 indirim”,</li>
 <li>“iki bölge alana üçüncü bölge hediye”,</li>
 <li>“çekilişle botoks”,</li>
 <li>“ilk 20 hastaya ücretsiz muayene”,</li>
 <li>“diş taşı temizliğinde hafta sonu fırsatı”</li>
</ul>

<p>gibi kampanya ve promosyonlar paylaşılmamalıdır. Ücretsiz muayene ifadesi de ticari kampanyanın parçası olarak kullanılıyorsa talep yaratıcı nitelik kazanabilir. Bakanlık izniyle yürütülen sosyal sorumluluk veya halk sağlığı programları ayrı değerlendirilir; ancak ticari kliniğin müşteri kazanma aracı olarak “ücretsiz” ibaresi kullanması risklidir.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2025/664 sayılı dosyasında “Muayene ve panoramik röntgen ücretsiz” ile “Yıl sonuna kadar indirimli fiyatlarımızdan yararlanmak için mesaj atabilirsiniz” ifadeleri, öncesi–sonrası diş görselleriyle birlikte değerlendirilmiş ve talep yaratıcı bulunmuştur.</p>

<p><strong>6. Sonuç Garantisi ve Talep Yaratıcı İfadeler</strong></p>

<p>Sağlık hizmetinin sonucunu kesin, kolay, üstün veya risksiz gösteren ifadeler fiyat ya da kampanya içermese bile reklam yasağını ihlal edebilir.</p>

<p><strong>-“En iyi hekim”</strong><strong> , “İstanbul’un en iyi estetik cerrahı” , “Türkiye’nin en iyi diş hekimi”</strong></p>

<p>ifadeleri objektif olarak ölçülmesi güç üstünlük iddialarıdır. Reklam Kurulunun 2025/1870 sayılı dosyasında <i>“en iyi diş hekimi”</i> ifadesi, hasta yorumları ve tedavi görselleriyle birlikte değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>-“Kesin sonuç”</strong></p>

<p>Tıbbi işlemin sonucu; hastanın anatomisi, hastalıkları, iyileşme kapasitesi, tedaviye uyumu ve birçok bireysel faktöre bağlıdır.</p>

<p><i>“Tek seansta kesin sonuç” , “Yüzde 100 başarı” , “Kesin çözüm” </i>ifadeleri bu belirsizliği ortadan kaldırıyormuş izlenimi yaratır. Daha güvenli bir ifade şöyledir:</p>

<p><i>“Tedavinin uygunluğu ve beklenen sonuçları, hasta özelinde yapılacak tıbbi değerlendirmeye göre değişir.”</i></p>

<p><strong>-“Sıfır risk”</strong></p>

<p>Hiçbir cerrahi veya girişimsel işlem bütünüyle risksiz değildir.</p>

<p><i>“Sıfır riskli operasyon” , “Hiçbir yan etkisi yoktur.”</i> ifadeleri hastanın risk algısını azaltabilir ve aydınlatılmış onam süreciyle de çelişebilir.</p>

<p><strong>-“İz kalmaz”</strong></p>

<p><i>“Ameliyattan sonra hiçbir iz kalmaz.” </i>ifadesi her hasta için garanti edilemeyecek bir sonuç vadeder. İzin görünümü; cerrahi teknik, cilt yapısı, yara iyileşmesi ve komplikasyonlara göre değişebilir.</p>

<p><strong>-“Garantili tedavi”</strong></p>

<p><i>“Garantili saç ekimi” , “Ömür boyu garantili implant” , “Garantili gebelik tedavisi” </i>ifadeleri sağlık hizmetini sonucu önceden kesinleşmiş ticari ürün gibi gösterir.<i> </i>Bir cihaz veya implant için üreticinin teknik garanti vermesi, hekimin biyolojik veya klinik sonucu garanti edebileceği anlamına gelmez.</p>

<p><strong>-“Gözlük ve lenslere veda”</strong></p>

<p>Bu ifade işlemin herkes için uygun olduğu ve gözlük ihtiyacını kolay, güvenilir ve kalıcı biçimde ortadan kaldıracağı izlenimi yaratabilir. Reklam Kurulunun 2022/5945 sayılı dosyasında <i>“Gözlük ve lenslere veda etmek oldukça kolay” </i>anlamındaki tanıtım, işlemin kolay ve güvenilir sonuç sağlayacağı algısı bakımından değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>-“Lekelerinizden kurtulmak artık çok kolay” ve “muhteşem değişim”</strong></p>

<p>Reklam Kurulunun 2019/12633 sayılı dosyasında <i>“Lekelerinizden Kurtulmak Artık Çok Kolay”</i> ve <i>“muhteşem ameliyatsız gençleşme değişimi”</i> gibi ifadeler, hizmeti kolay ve üstün sonuç sağlayan bir uygulama olarak sunan ticari dil kapsamında ele alınmıştır. Bir öncesi–sonrası görsel Yönetmeliğin bütün teknik şartlarını taşısa bile görselin üzerine:</p>

<p><i>“Muhteşem sonuç, siz de bu değişimi yaşayın.” </i>yazılması paylaşımı hukuka uygun hale getirmez.</p>

<p><strong>Reklam Kurulu Kararları</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Reklam Kurulu Dosya No</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Paylaşım örneği</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Tespit edilen aykırılık</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Hekim için pratik sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2025/1640</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Sosyal medya hesabındaki öncesi–sonrası hasta görselleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Eski mevzuat döneminde talep yaratıcı hasta sonucu tanıtımı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yeni dönemde görseller ancak Yönetmelikteki bütün şartlarla paylaşılmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2025/869</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Öncesi–sonrası ve tıbbi girişim görüntüleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tedavinin etkisini kıyaslama ve müdahale anı paylaşımı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Müdahale anı görüntüleri paylaşılmamalı; öncesi–sonrası için tüm şartlar aranmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2025/1870</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>“En iyi diş hekimi”, hasta yorumları ve işlem görselleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üstünlük algısı, ticari görünüm ve memnuniyet üzerinden reklam</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hasta yorumlarıyla üstünlük iddiaları birlikte kullanılmamalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2025/664</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>“Ücretsiz muayene”, “yıl sonuna kadar indirim”</p>
   </td>
   <td>
   <p>İndirim ve ücretsiz hizmet üzerinden talep yaratma</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt içine yönelik fiyat, kampanya ve ücretsiz hizmet duyurusu yapılmamalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2022/5945</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>“Gözlük ve lenslere veda etmek oldukça kolay”</p>
   </td>
   <td>
   <p>İşlemin kolay ve kesin sonuç sağlayacağı algısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sonuç sloganı yerine uygunluk ve kişisel değişkenler anlatılmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2019/12633</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>“Muhteşem değişim”, “lekelerinizden kurtulmak çok kolay”</p>
   </td>
   <td>
   <p>Abartılı sonuç, kolaylık ve üstünlük algısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>“Mucize”, “muhteşem”, “çok kolay” gibi satış dili kullanılmamalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2019/2676</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Öncesi–sonrası görseller ve hasta teşekkürleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hasta memnuniyeti üzerinden reklam ve haksız rekabet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Teşekkür mesajları reklam içeriğine dönüştürülmemelidir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2023/7002</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Ücretsiz muayene, çekiliş, yönlendirme ve sağlık turizmi paylaşımları</p>
   </td>
   <td>
   <p>Talep yaratma, üçüncü kişi yönlendirmesi ve yetki sorunu</p>
   </td>
   <td>
   <p>Influencer veya üçüncü kişi kullanılması sorumluluğu kaldırmaz.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2024/2511</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Ameliyathane ve işlem görüntüleri ile hasta hikâyeleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Müdahale görüntüsü ve ticari sağlık tanıtımı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Müdahale anı paylaşılmamalı; dosyadaki para cezası tarihsel tutar olarak okunmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>7. Ürün, Cihaz ve Marka Paylaşımları</strong></p>

<p>Yeni Yönetmelik; sağlık hizmetine konu cihaz, ürün veya yöntemin diğerlerinden farklı ya da üstün olduğu algısını yaratan tanıtımları ve açık veya örtülü marka reklamını yasaklamaktadır. Marka veya ürüne yönlendiren internet bağlantıları da bu kapsamda risk taşır. Hekimin bir cihazı bilimsel bağlamda anması her durumda reklam değildir. Ancak içerik; markayı övüyorsa, logosunu sürekli gösteriyorsa, satın alma veya kullanım çağrısı yapıyorsa, indirim kodu veya bağlantı içeriyorsa, diğer ürünlerden üstün olduğunu söylüyorsa, üretici firmanın reklam kampanyasına hizmet ediyorsa örtülü reklama dönüşebilir.</p>

<p>Bilimsel bilgi örneği:</p>

<p><i>“Fraksiyonel lazer sistemlerinde farklı dalga boyları kullanılabilir. Cihaz ve enerji seçimi, kişinin cilt tipi ve tedavi amacına göre belirlenir.”</i></p>

<p>Riskli tanıtım örneği:</p>

<p><i>“Kliniğimizde dünyanın en gelişmiş X marka lazerini kullanıyoruz. Ağrısız ve izsiz sonuç için X teknolojisini tercih edin.”</i></p>

<p>İkinci paylaşımda hem cihazın üstünlüğü ileri sürülmekte hem de tıbbi sonuç marka üzerinden garanti edilmektedir.</p>

<p>Hekimin takviye ürünü kutusuyla video çekmesi, indirim kodu paylaşması, <i>“Ben de kullanıyorum, hastalarıma öneriyorum”</i> demesi veya ürünü satın alma bağlantısı vermesi de yüksek risklidir.</p>

<p>Bir implant markasının hastanın tedavi planında kullanıldığının kayıt altına alınması ile aynı markanın sosyal medyada <i>“en kaliteli ve en uzun ömürlü implant”</i> olarak övülmesi farklı hukuki işlemlerdir. Bilimsel zorunluluk nedeniyle marka adı anılacaksa anlatım objektif, karşılaştırmasız ve satışa yönlendirmeyen nitelikte olmalıdır.</p>

<p><strong>8. Influencer, Reklam Ajansı ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu</strong></p>

<p>Tanıtımın hekim yerine influencer, hasta, çalışan veya reklam ajansı tarafından yapılması, sağlık kuruluşunun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yeni Yönetmelik uyarınca görsel içerikli paylaşımın sağlık tesisi veya ilgili sağlık meslek mensubu tarafından yapılması esastır. İçeriğin başkası tarafından paylaşılması halinde de ilgili hekim veya sağlık kuruluşunun sorumluluğu devam edebilir. Örneğin influencer’ın:</p>

<p><i>“Dr. X sayesinde hiçbir ağrı hissetmeden yeni dişlerime kavuştum. İndirim için FATMA20 kodunu kullanabilirsiniz.” </i>şeklindeki paylaşımında aynı anda;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>hasta memnuniyeti üzerinden reklam,</li>
 <li>ağrısız sonuç vaadi,</li>
 <li>indirim kampanyası,</li>
 <li>belirli hekime yönlendirme,</li>
 <li>ticari iş birliği,</li>
 <li>sağlık verisinin tanıtım amacıyla kullanılması</li>
</ul>

<p>gündeme gelir. Influencer’ın metni kendisinin yazmış olması veya paylaşımın kendi hesabından yapılması, klinikle ticari işbirliği ya da yönlendirme ilişkisi bulunuyorsa sorumluluğu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Reklam ajansıyla yapılan sözleşmede en azından;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>içeriklerin yayımdan önce tıbbi ve hukuki onaya sunulması,</li>
 <li>hasta görsellerinin yalnızca geçerli Ek-1 formuyla kullanılması,</li>
 <li>filtre ve rötuş uygulanmaması,</li>
 <li>etkileşim ayarlarının kontrol edilmesi,</li>
 <li>sponsorlu reklam yasağına uyulması,</li>
 <li>indirim ve kampanya metni kullanılmaması,</li>
 <li>influencer iş birliklerinin önceden onaylanması,</li>
 <li>aykırı içeriğin derhal kaldırılması,</li>
 <li>hasta verilerinin gizliliği</li>
</ul>

<p>düzenlenmelidir. Ancak sözleşmeye <i>“Tüm hukuki sorumluluk ajansa aittir” </i>yazılması, sağlık kuruluşunun idari sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2023/7002 sayılı dosyasında başka sağlık personelini etiketleyen, onlar lehine yönlendirme yapan ve yetki sınırlarını aşan sağlık turizmi içerikleri de değerlendirilmiştir. Karar, üçüncü kişi veya başka meslek mensubu üzerinden yönlendirme yapılmasının sorumluluğu ortadan kaldırmadığını göstermektedir.</p>

<p><strong>9. Sağlık Turizmine Yönelik Paylaşımlar</strong></p>

<p>Uluslararası sağlık turizmine yönelik tanıtımlar, yurt içine yönelik sağlık hizmeti tanıtımlarından farklı kurallara tabidir. 26 Nisan 2025 tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik ile 12 Kasım 2025 tarihli tanıtım Yönetmeliği birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Öncelikle sağlık kuruluşunun veya aracı kuruluşun gerekli <strong>uluslararası sağlık turizmi yetki belgesine</strong> sahip olması gerekir. Yetki belgesi bulunmadan <i>“Yurt dışından hasta kabul ediyoruz”</i> veya <i>“Türkiye’de estetik tatil paketi”</i> şeklinde sistematik tanıtım yapılması risklidir.</p>

<p>Sağlık turizmi tanıtımının yurt dışına özgülenmiş ayrı bir sosyal medya hesabı veya internet sitesi üzerinden yapılması gerekir. Türkiye’deki hastalara yönelik ana hesap ile sağlık turizmi hesabının aynı reklam stratejisiyle yönetilmesi, yurt dışı istisnalarının yurt içine taşınmasına neden olabilir.</p>

<p>Tanıtımlar Türkçe dışındaki dillerde hazırlanmalı ve fiilen yurt dışındaki hedef kitleye yöneltilmelidir. Bir reklamın İngilizce olması tek başına yeterli değildir. İngilizce reklam Türkiye’de yaşayan kişilere gösteriliyorsa yurt içine yönelik tanıtım olarak değerlendirilebilir. Reklam sistemlerinde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Türkiye hedeflemesi kapatılmalı,</li>
 <li>Türkiye’de yerleşik kişilerden özel kitle oluşturulmamalı,</li>
 <li>otomatik hedefleme özellikleri kontrol edilmeli,</li>
 <li>reklamın yurt dışındaki kullanıcılara gösterildiği belgelenebilmelidir.</li>
</ul>

<p>Yetkili sağlık turizmi hesaplarında <strong>HealthTürkiye</strong> logosu kullanılmalı ve yetki belgesi erişilebilir şekilde sunulmalıdır.</p>

<p>Yurt içine yönelik hesaplarda hasta teşekkürleri üzerinden reklam yasakken, sağlık turizmine yönelik yabancı hesaplarda hasta hikayeleri ve yorumları belirli koşullarla kullanılabilir. Bunun için hastanın belgeli rızası alınmalı, mahremiyet korunmalı, paylaşım yalnızca yurt dışına yöneltilmeli ve sonuç garantisi yaratılmamalıdır.</p>

<p>Benzer şekilde sağlık turizmi hesabında yabancı dilde ve yalnızca yurt dışı hedeflemeyle sponsorlu tanıtım yapılabilir. Yurt dışına yönelik kampanya, fiyat ve indirim açıklamalarına sınırlı istisnalar tanınmış olsa da bu içerikler Türkçe hesapta veya Türkiye’deki kullanıcılara gösterilemez.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Konu</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Yurt içine yönelik hesap</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Sağlık turizmi hesabı</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Sponsorlu tanıtım</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel olarak yasak</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yabancı dilde ve yalnızca yurt dışı hedeflemeyle mümkün</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hasta yorumu</p>
   </td>
   <td>
   <p>Reklam amacıyla kullanılamaz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Belgeli rıza ve mahremiyet şartıyla sınırlı olarak kullanılabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İndirim ve kampanya</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasak</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt dışı hedef kitle için sınırlı istisna bulunur</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Dil</p>
   </td>
   <td>
   <p>Türkçe kullanılabilir</p>
   </td>
   <td>
   <p>Türkçe dışındaki diller kullanılmalıdır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hedef kitle</p>
   </td>
   <td>
   <p>Türkiye’deki kişiler</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yalnızca yurt dışındaki kişiler</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Ayrı hesap</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel olarak zorunlu değil</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt dışına özgülenmiş ayrı hesap veya site gerekir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>HealthTürkiye logosu</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel hesap için aranmaz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yetkili sağlık turizmi mecralarında kullanılmalıdır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Yetki belgesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sağlık turizmi faaliyeti yoksa aranmaz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sağlık turizmi faaliyeti için zorunludur</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>10. Uygulanabilecek Yaptırımlar</strong></p>

<p>Mevzuata aykırı bir sosyal medya paylaşımı, yalnızca içeriğin kaldırılmasıyla sonuçlanmayabilir. Aynı içerik farklı kurumlar tarafından farklı hukuki gerekçelerle incelenebilir.</p>

<p><strong>-Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlüğü işlemleri</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlükleri sosyal medya hesaplarını, internet sitelerini ve diğer tanıtım mecralarını inceleyebilir. Aykırılık tespit edildiğinde içeriğin kaldırılması, idari inceleme ve yaptırım süreci gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>-3359 sayılı Kanun kapsamındaki yaptırımlar</strong></p>

<p>3359 sayılı Kanun’un Ek 11. maddesine göre tanıtım ve bilgilendirme sınırını aşan, yanıltıcı, aldatıcı, insan sağlığını tehlikeye düşüren veya haksız rekabet yaratan faaliyetlerde bulunan özel sağlık kuruluşlarına, kanundaki alt sınırdan az olmamak üzere bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yüzde ikisine kadar idari para cezası uygulanabilir.</p>

<p>Fiilin bir yıl içinde tekrarı halinde para cezası bir kat artırılır. Üçüncü ihlalde sağlık kuruluşunun ilgili bölümünün veya tamamının faaliyeti on güne kadar durdurulabilir. İdari para cezasını vermeye valilik, faaliyet durdurma kararını vermeye Sağlık Bakanlığı yetkilidir. Kanunda yer alan parasal alt sınırlar yeniden değerleme ve mevzuat değişikliklerinden etkilenebileceği için, somut olayda güncel tutar ayrıca kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>-Reklam Kurulu yaptırımları</strong></p>

<p>Reklam Kurulu, sağlık tanıtımlarını 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında inceleyebilir ve reklamın durdurulmasına, reklamın düzeltilmesine, idari para cezası uygulanmasına karar verebilir.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2024/2511 sayılı dosyasında 863.580 TL idari para cezası ile reklamları durdurma cezası birlikte uygulanmıştır. Bu rakam, belirli bir dosyada ve o tarihte uygulanmış <strong>tarihsel bir yaptırım tutarıdır</strong>. Her olayda uygulanacak sabit veya güncel ceza olarak kabul edilmemelidir.</p>

<p><strong>-KVKK yaptırımları ve tazminat sorumluluğu</strong></p>

<p>Hasta fotoğrafı, sesi, teşhisi, tedavisi ve işlem sonucu özel nitelikli kişisel veri niteliğindedir. Geçerli hukuki şartlar bulunmadan bu verilerin paylaşılması halinde; Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikayet, veri sorumlusu hakkında inceleme, idari para cezası, içeriğin silinmesi, veri ihlali bildirimi, hastanın maddi veya manevi tazminat talebi gündeme gelebilir. Eylemin niteliğine göre kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi veya yayılması bakımından ceza hukuku hükümleri de ayrıca değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>-Meslek kuruluşu ve disiplin süreci</strong></p>

<p>Paylaşımın meslek vakarına aykırı olması, hasta sırrını ihlal etmesi, yanıltıcı başarı iddiası taşıması veya meslektaşlar aleyhine haksız rekabet yaratması hâlinde tabip odası, diş hekimleri odası ya da ilgili meslek kuruluşu nezdinde disiplin süreci başlatılabilir. Kamu kurumunda görev yapan sağlık personeli bakımından ayrıca kurum içi disiplin hükümleri uygulanabilir.</p>

<p><strong>Paylaşım Öncesi Hukuki Kontrol Listesi</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Paylaşılabilir</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Riskli</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Kesinlikle paylaşılmamalı</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Uzmanlık alanı ve gerçeğe uygun akademik unvan</p>
   </td>
   <td>
   <p>Canlı yayında kişiye özel tıbbi değerlendirme</p>
   </td>
   <td>
   <p>“En iyi”, “garantili”, “sıfır risk” ve “kesin sonuç” ifadeleri</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Adres, iletişim ve çalışma saatleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Günlük yaşam ile mesleki tanıtımın iç içe geçirilmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>İzinsiz hasta fotoğrafı, videosu ve sağlık verisi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sağlığı koruyucu ve geliştirici genel bilgiler</p>
   </td>
   <td>
   <p>Cihaz veya yöntemin üstünlük algısıyla anlatılması</p>
   </td>
   <td>
   <p>Ameliyat ve müdahale anı görüntüleri</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Bilimsel kongreler ve akademik çalışmalar</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sosyal medyada kişiye özel tanı veya tedavi önerisi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt içine yönelik indirim, kampanya ve çekiliş</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Nötr çalışma ve randevu duyuruları</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yoğun lüks yaşam ve başarı imajıyla mesleki tanıtım</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hasta teşekkür mesajı üzerinden reklam</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hasta içermeyen eğitim materyalleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Bilimsel içerikte belirli markanın dolaylı biçimde övülmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Filtreli ve rötuşlu tedavi sonuçları</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Yönetmeliğin tüm şartlarını taşıyan hasta görselleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Temsili yapay zekâ görselinin gerçek sonuç izlenimi yaratması</p>
   </td>
   <td>
   <p>Marka ve ürüne yönlendiren örtülü reklam</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Gerçek hasta sonucu izlenimi yaratmayan temsili görseller</p>
   </td>
   <td>
   <p>“Ağrısız”, “izsiz”, “hızlı ve kolay” gibi bağlama göre vaat içeren ifadeler</p>
   </td>
   <td>
   <p>Mevzuattaki istisnalar dışında sponsorlu yurt içi tanıtım</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Yönlendirme içermeyen koruyucu sağlık önerileri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kongre paylaşımının üstünlük tanıtımına dönüşmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Görsel izni karşılığında indirim, hediye veya ayrıcalık</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Şartlarına uygun sağlık turizmi bilgilendirmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hasta sorularına sosyal medyada ayrıntılı sağlık verisi açıklanması</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt içi hesapta sağlık turizmi istisnasına dayanılarak kampanya yapılması</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>11-Paylaşmadan Önce Kendinize Soracağınız 10 Soru</strong></p>

<p>1. Bu içerik gerçekten sağlık bilgisi mi veriyor, yoksa kişiyi hizmet almaya mı yönlendiriyor?</p>

<p>2. Kullandığım ifadeler kesin sonuç, üstünlük, kolaylık veya sıfır risk algısı yaratıyor mu?</p>

<p>3. Paylaşımda gerçek hastaya ait fotoğraf, ses, sağlık bilgisi veya kimlik belirleyici unsur var mı?</p>

<p>4. Hasta görseli varsa Ek-1 formuna uygun açık rıza alındı ve hasta son içeriği önceden gördü mü?</p>

<p>5. Öncesi–sonrası görseller aynı ışık, açı, uzaklık ve teknik şartlarda mı çekildi?</p>

<p>6. Görselde filtre, rötuş, yapay zekâ müdahalesi veya sonucu değiştiren düzenleme var mı?</p>

<p>7. İçerik ameliyat, enjeksiyon veya başka bir tıbbi müdahale anını gösteriyor mu?</p>

<p>8. Yorum, beğeni ve yeniden paylaşım kapalı mı; zorunlu uyarı metni görünür mü?</p>

<p>9. İçerik sponsorlu mu veya indirim, kampanya, çekiliş, ücretsiz hizmet ya da marka yönlendirmesi içeriyor mu?</p>

<p>10. Bu paylaşım Sağlık Bakanlığı, Reklam Kurulu veya KVKK tarafından incelendiğinde bilgilendirme amacı açıkça savunulabilir mi?</p>

<p>Bu sorulardan herhangi birine verilen cevap tereddüt yaratıyorsa içerik yayımlanmadan önce yeniden düzenlenmeli veya hukuki incelemeye alınmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hekimler-sosyal-medyada-neleri-paylasabilir-1</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 20:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/doktor-cep.jpg" type="image/jpeg" length="66686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2023/10337 E., 2024/622 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 16.01.2024 tarihli, 2023/10337 E., 2024/622 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/10337 E., 2024/622 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>A- KARAR UYUŞMAZLIĞI GİDERİLMESİ TALEBİNDE BULUNAN</strong></p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 08.05.2023 tarih ve 2023/9 sayılı kararına istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı<br />
B-KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARI<br />
1-Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 28.02.2023 tarih, 2022/194 Esas, 2023/271 sayılı Kararı,<br />
2-Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 24.01.2022 tarih, 2022/25 Esas, 2022/173 sayılı Kararı,<br />
3- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin 22.09.2021 tarih, 2021/179 Esas, 2021/2567 sayılı Kararı,<br />
4- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 08.11.2022 tarih, 2021/1926 Esas, 2022/3310 sayılı Kararı,<br />
5- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 24.01.2022 tarih, 2020/853 Esas, 2022/232 sayılı Kararı.</p>

<p><strong>C-KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE İLİŞKİN BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 08.05.2023 ... ve 2023/9 sayılı uyuşmazlığın giderilmesi konulu yazısı ve ekinde özetle;<br />
Cumhuriyet savcısının kısa kararının tefhim veya öğrenilmesinden itibaren yedi günlük yasal süre içinde karar aleyhine istinaf kanun yoluna başvuracağını süre tutum dilekçesiyle açıklaması halinde, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren istinaf kanun yoluna başvuru süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesini sunmaması halinde istinaf talebinin reddedildiği veya dosya ilk derece mahkemesine geri gönderilerek Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesini sunması ve kimin lehine veya aleyhine istinaf talebinde bulunduğu açıklattırıldıktan sonra dosyanın iadesi yönünde bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında farklı kararlar verildiği,</p>

<p>Bu kapsamda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 2022/194 Esas ve 2023/271 sayılı kesin kararı ile Cumhuriyet savcısının hazır bulunduğu oturumda tefhim edilen kısa karar aleyhine kimin lehine veya aleyhine olduğunu belirtmeden yedi günlük istinaf süresi içinde istinaf kanun yoluna başvuru hakkını kullanan Cumhuriyet savcısı, mahkeme gerekçeli kararının tebliğinden itibaren yine yedi günlük istinafa başvuru süreci içinde gerekçeli istinaf dilekçesini sunmadığı halde, dosya istinaf incelemesi için gönderildiğinde dairece yapılan inceleme sonucu dosya Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesini sunması ve kimin lehine veya aleyhine istinaf kanun yoluna başvurduğunun açıklanması için ilk derece mahkemesine iade edilmeyerek süresinde istinaf başvurusunda bulunulmadığı gerekçesiyle Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun reddine karar verildiği ve bu karara yapılan itirazın da bir sonraki dairece reddedildiği, dairenin itirazın reddine dair kararını emsal nitelikteki Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 27.10.2021 tarih ve 2020/12143 Esas, 2021/10873 sayılı ilamına dayandırdığı ve bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kesin nitelik arz eden farklı kararlar ile ilgili olarak 5235 sayılı Kanunun 35/3 maddesi uyarınca Yargıtaydan bu konuda bir karar vermesinin istenmesi yönünde başkanlar kurulunca karar alınması talep edilmiştir.</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunda yapılan değerlendirme sonucunda, ceza dairelerinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay ilgili dairesine başvurulması oy birliği ile kabul edilmiş ve anılan konuyla ilgili olarak, Yargıtay dairelerinin süregelen uygulamaları ve emsal kararları ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin çoğunluk kararlarında Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesi yedi günlük istinaf süresinde verilmese bile CMK 273 üncü maddede kısa kararın tefhimi üzerine karar aleyhine istinaf kanun yoluna başvuracağını süre tutum dilekçesiyle açıklayan Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesini sunmamasının yaptırıma bağlanmadığı, dolayısı ile süre tutum dilekçesi veren Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesinin yedi günlük süre geçmiş olsa bile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza dairesince alınması gerektiği ve sadece bu nedenle istinaf başvurusunun reddine değil gerekçeli istinaf dilekçesinin temini ile dosyanın tekrar gönderilmesi için ilk dereceye tevdiine karar verilmesi gerektiği yönünde çoğunluk daire başkanlarınca görüş bildirilmiştir. Talep yazısında belirtilen ve emsal gösterilen Yargıtay 10. Ceza Dairesinin kararının ise dairenin sadece bir heyeti tarafından verildiği, diğer dairelerce benimsenmediği açıklanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay ilgili dairesine başvurulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunulması gerektiği, zira 19. Ceza Dairesinin kararı verildiği anda kesin olmayıp itiraza tabi kararlardan olsa bile yine diğer Ceza Dairelerinin kararları da Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesinin dosyaya kazandırılması için dosyanın ilk derece mahkemesine tevdii kararı olsa bile hukukun ülke genelinde aynı şekilde uygulanması, hukuki güvenliğin sağlanması ve çelişkili kararların önüne geçilmesi bakımından kararlar arasındaki uyuşmazlığın yüksek mahkemece giderilmesinin uygun olacağı,<br />
Diğer taraftan tespit edilen uyuşmazlığın CMK 273/5 maddede Cumhuriyet savcısının istinaf isteminin gerekçeli olacağı belirtilmekle birlikte gerekçesiz olmasının veya gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinde sunulmamasının müeyyidesi düzenlenmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi dairesince ön inceleme esnasında gerekçeli istinaf dilekçesi sunmadığı anlaşılan Cumhuriyet savcısından yedi günlük süre geçmiş olsa bile gerekçeli istinaf dilekçesini sunması istenmeli ve taraflara tebliğinden sonra cevap verme süresine müteakip dosya daireye gönderildiğinde Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin gerekçeli istinaf talebi kapsamında esastan incelenmesi ve değerlendirilmesi gerektiği dolayısıyla uyuşmazlığın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin, Trabzon 1. Ceza Dairesinin ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. ve 6. Ceza Dairelerinin kararları doğrultusunda giderilmesinin hukuka uygun olacağının Yargıtay ilgili dairesinden talepte bulunulmak üzere, bu konuda oy çokluğu ile alınan Başkanlar Kurulu kararı ve hazırlanan dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği” bildirilmiştir.</p>

<p><strong>D-KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.06.2023 tarihli, UG - 2023/65646 sayılı "Uyuşmazlık Talebinin Değerlendirilmesi" konulu yazısında özetle;<br />
“…..Konu ile ilgili 5271 sayılı CMK'nin 273 ve 279 uncu maddeleri hükümleri sıralanıp,</p>

<p>İstinaf nedenlerinin bildirilmemesi halinde CMK'nin 295/2 maddesinde olduğu gibi yedi günlük hak düşürücü bir sürenin istinaf yönünden yasada düzenlenmediği, keza temyiz isteminin reddine dair CMK'nın 298 inci maddesinde yazılı red nedenlerinden farklı olarak istinaf isteminin sebep yokluğundan reddine dair bir düzenlemenin CMK'nın 279 uncu maddesinde yer almadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bir hakkın kullanılmasını kısıtlayan bir hüküm olarak CMK'nın 295 ve 298 inci maddesinin kıyasen istinaf hakkında da uygulanması olanağının bulunmadığı düşünüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin, Trabzon 1. Ceza Dairesinin ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. ve 6. Ceza Dairelerinin uygulamaları doğrultusunda uyuşmazlığın giderilmesi gerektiği kanaatine varıldığı,</p>

<p>696 sayılı KHK 92/2 maddesi ile değişik 5235 sayılı Kanunun 35/1 madde ve fıkrası uyarınca;</p>

<p>İstinaf sebeplerinin bildirmeyen bir dilekçe ile hükmün istinaf eden Cumhuriyet savcısının gerekçeli kararın tebliğinden sonra 7 ... içinde istinaf nedenlerini bildiren bir ek temyiz talebinde bulunmadığı hallerde istinaf isteminin CMK'nın 279/1-b maddesi ve fıkrası gereğince reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 28.02.2023 tarih, 2022/194 Esas - 2023/271 sayılı Kararının hukuka aykırı olduğunun tespiti,</p>

<p>Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 24.01.2022 tarih, 2022/25 Esas, 2022/173 sayılı Kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin 22.09.2021 tarih, 2021/179 Esas, 2021/2567 sayılı Kararı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 08.11.2022 tarih, 2021/1926 Esas, 2022/3310 sayılı Kararı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 24/01/2022 tarih, 2020/853 Esas, 2022/232 sayılı Kararlarının hukuka uygun olduğunun tespiti ile anılan kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.</p>

<p><strong>E- KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ KANUNİ DÜZENLEMELER</strong></p>

<p>1-5235 Sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" Başlıklı 35/3. maddesi:<br />
"...(3) Re'sen veya Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek,</p>

<p>(3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir.</p>

<p>2- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun İlgili Hükümleri:</p>

<p>Kanun yollarına başvurma hakkı</p>

<p>Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.</p>

<p>(2) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; Bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.</p>

<p>(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.</p>

<p>İstinaf istemi ve süresi</p>

<p>Madde 273 – (1) İstinaf istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi ... içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.</p>

<p>(2) Hüküm, istinaf yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.</p>

<p>(3) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemelerinin yargı çevresi içerisindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın O yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren yedi ... içinde istinaf yoluna başvurabilirler.</p>

<p>(4) Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.</p>

<p>(5) Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi ... içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler.</p>

<p>Temyiz başvurusunun içeriği</p>

<p>Madde 294 – (1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.<br />
(2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.</p>

<p>Temyiz gerekçesi</p>

<p>Madde 295 – (1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi ... içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.</p>

<p>(2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir.</p>

<p>(3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır.</p>

<p>Temyizde incelenecek hususlar</p>

<p>Madde 301 – (1) Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.</p>

<p>Temyiz isteminin reddi</p>

<p>Madde 298 – (1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.</p>

<p><strong>G- İNCELEME, DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>Çözümü Gereken Uyuşmazlığın Konusu</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinden verilen ve istinaf kanun yoluna başvurulan kararlar hakkında Cumhuriyet savcısının CMK'nın 273/5 maddesi gereğince, istinaf yoluna başvurma nedenleri (gerekçe) göstermemesi veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi ... içinde kanun yoluna başvuru nedenlerini bildirmemesi ya da gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinden sonra sunulması hallerinde, CMK'nın 279 uncu maddesi gereğince istinaf isteminin reddi karar mı verileceği, yoksa tevdi kararı verilerek istinaf nedenleri hakkında Cumhuriyet savcısından açıklama mı isteneceğine ilişkindir.</p>

<p>İlgili Kuralların Somut Uyuşmazlığa Uygulanması</p>

<p>Yargılamanın süjeleri bakımından (sanık, katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar) istinaf başvurusunda neden gösterilmesi zorunlu değildir. Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu bu konuda Cumhuriyet savcısı için bir istisna öngörmüştür. Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorundadır. Ardından bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi ... içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler (CMK m.273/5).</p>

<p>Cumhuriyet savcısı sanığın hem lehine hem de aleyhine kanun yoluna başvurabilir, hatta bu ikisi aynı anda bile söz konusu olabilir. Ancak CMK’nin 273/5 inci maddesine göre, Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermesi gerekmektedir.</p>

<p>Cumhuriyet savcısı dışında kalan kişilerin istinaf başvurularında neden gösterme zorunluluğu olmadığı için CMK’nın 273/4 üncü maddesine göre, sanık ve katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel oluşturmayacaktır. Bu bağlamda bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, başvuru ister Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmış olsun, ister diğer kişiler tarafından veya diğer kişilerle birlikte Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmış olsun, istinaf denetimi yaparken başvuruda gösterilen nedenlerle bağlı olmayacak, kararı tüm yönleriyle ele alacaktır.</p>

<p>Konuyu temyiz kanun yolu açısından incelendiğinde, kanun koyucu yargılamanın süjeleri bakımından bir ayrıma gitmeden, temyiz eden hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda gösterme zorunluluğu getirmiştir. (CMK 294. madde) Çünkü temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından inceleme yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile bağlı kalınarak yapılabileceği ve temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında olabileceği kanunumuzun sistematiği gereği benimsenmiştir. (CMK 301. madde) Sebep gösterilmemişinin yaptırımı da aynı Kanunun 298 inci maddesinde düzenlenmiş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebepleri içermediği saptanırsa isteminin reddine karar verileceği vurgulanmıştır.</p>

<p>Yargılamanın tarafları ve Cumhuriyet savcısının neden gösterme zorunluluğuna uyulmaması halinde yaptırım konusunda temyiz kanun yolu bakımından açık ve ayrık bir düzenleme bulunmasına rağmen, istinaf kanun yolunda Cumhuriyet savcısı başvurusunda bir sebep göstermez ise sonucunun ne olacağı sorusunun cevabı kanunda düzenlenmemiştir. Bu nedenle sebep gösterme ve başvurunun sanığın lehine mi yoksa aleyhine mi olduğunun anlaşılamaması önem taşımaktadır.<br />
İstinaf kanun yolunda neden içermeyen başvurunun reddedilmesi ağır bir netice doğuracağı ve kanunda bu konuda bir düzenleme bulunmadığı için, Cumhuriyet savcısı dışındaki kişilerin istinaf başvurularında neden gösterme zorunluluğu aranmadığına göre, incelemenin gösterilen nedenlerle sınırlı olarak yapılması söz konusu olamaz. Ancak CMK’nın 273/5 inci maddesindeki Cumhuriyet savcısıyla ilgili “Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi ... içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler” düzenlemesi göz önünde bulundurulduğunda, yalnızca Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf başvurularının gösterilen nedenlerle bağlılık noktasında bir sınırlamaya gidilemeyeceği kabul edilmelidir.</p>

<p>İstinaf kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcısının isteminde sebep göstermemesi veya sebep gösterilmekle birlikte başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun anlaşılamadığı durumlarda sorunun çözümü ve CMK’nin 273/5 inci maddesindeki düzenlemenin işlerliği bakımından; öncelikle hükmü veren İlk Derece Mahkemesi tarafından istinaf talebi hakkında kabul edilebilirlik yönünden bir inceleme yapılması, eğer İlk Derece Mahkemesi tarafından böyle bir inceleme yapılmamış ise Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde sebep göstermesi sağlanma amacıyla Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından dosya ilgili mahkemeye iade edilerek Cumhuriyet savcısının istinaf nedenlerini ayrıntılı olarak göstermesi ve yapılan başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun açıklığa kavuşturulması gereklidir.</p>

<p>Gerek hükmü veren İlk Derece Mahkemesi ve gerekse Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairesi tarafından, Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde sebep göstermesine yönelik girişimlerde başarı elde edilememesi halinde, istinaf başvurusunun sanığın lehine olduğu kabul edilmesi gerekir. Çünkü CMK’de temyiz kanun yolundan farklı olarak Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunda sebep gösterilmemesi halinde açıkça bir yaptırımı düzenlenmediği için, yalnızca başvuru nedeni gösterilmediğinden dolayı istinaf istemi Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından reddedememelidir.</p>

<p>1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun yürürlükte bulunduğu dönemde Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin sanığın lehine veya aleyhine olduğu anlaşılamayan başvurusuyla ilgili olarak verilen 15.03.1941 ... ve 25/45 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında “Hüküm Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilip de temyiz layihası verilmediğinden temyiz isteminin sanığın lehine veya aleyhine olduğu açıkça anlaşılamayan hallerde, temyiz isteminin sanık lehine olduğu kabul edilmelidir. Ancak yasal süre geçtikten sonra da olsa verilen layihada temyiz isteminin sanık aleyhine olduğu anlaşılırsa, hüküm sanık aleyhine bozulur.” şeklindeki düşünce ile benzer bir uyuşmazlık çözüme bağlanmıştır.</p>

<p>İlk derece mahkemesi Cumhuriyet savcısı istinaf başvurusunda neden göstermemişse, öncelikle hükmü veren ilk Derece Mahkemesi tarafından gerekçe göstermeye zorlanmalı, başarılı olunamaz ise bu kez Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından (CMK 265 ve 278. maddeleri gereği) gerekçe göstermesi için dosya mahalline geri çevrilmeli ve yine de gerekçe gösterilmemiş ise; temyiz kanun yolu ile ilgili CMK’nın 295/1, 298/1 ve 301 inci maddelerinde olduğu gibi açık bir düzenleme bulunmadığından ve temyiz kanun yoluna ilişkin anılan hükümlerin kıyasen istinaf kanun yolunda da uygulanma olanağı olmadığından, 15.03.1941 ... ve 25/45 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında benimsendiği gibi, İlk derece mahkemesi Cumhuriyet savcısının isteminin sanık lehine olduğu kabul edilerek istinaf incelemesi yapılmalıdır.</p>

<p><strong>H- SONUÇ</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcısı istinaf nedenlerinin göstermemesi halinde CMK'nın 295/1 maddesinde temyiz kanun yolunda olduğu gibi yedi günlük hak düşürücü bir sürenin istinaf yönünden düzenlenmediği, keza temyiz isteminin reddine dair CMK'nın 298 inci maddesinde yazılı red nedenlerinden farklı olarak istinaf isteminin sebep yokluğundan reddine dair bir düzenlemenin CMK'nın 279 uncu maddesinde yer almadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>İlk derece ceza mahkemelerinin kararlarına karşı kısa kararı tefhimi veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi günlük yasal süre içerisinde Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğunda, süre tutum dilekçesinde veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren süresi içerisinde kanun yolu başvuru sebepleri gösterilmemesi veya isteminin sanığın lehine veya aleyhine olduğuna ilişkin gerekçeli istinaf dilekçesinin sunulmaması halinde, istinaf talebinin reddedilmeyeceği; yerinde bir kanun yolu denetimi yapılabilmesi bakımından öncelikle hükmü veren İlk Derece Mahkemesi, sonrasında da Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairesi tarafından istinaf talebinin kabul edilebilirliği yönünden inceleme yapıldığı sırada, Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde sebep göstermesinin sağlanması amacıyla dosya iade edilerek Cumhuriyet savcısının istinaf nedenlerini ayrıntılı olarak göstermesi ve yapılan başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun açıklığa kavuşturulması gereklidir.</p>

<p>İlk derece ceza mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin istinaf isteminin gerekçelendirilmesine yönelik iade yazıları üzerine Cumhuriyet savcısı tarafından gerekçe gösterilmemiş ise; CMK’nın 295/1, 298/1 ve 301 inci maddelerindeki gibi “istemin reddine ilişkin” açık bir düzenleme bulunmadığından, İlk derece mahkemesi Cumhuriyet savcısının isteminin sanık lehine olduğu kabul edilerek istinaf incelemesi yapılmalıdır.</p>

<p>Temyiz kanun yoluna başvuru hakkının kullanılmasını kısıtlayan bir hüküm olarak CMK'nın 295 ve 298 inci maddelerinin kıyasen istinaf kanun yolunda da uygulanma olanağının bulunmadığı düşünüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin, Trabzon 1. Ceza Dairesinin ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. ve 6. Ceza Dairelerinin uygulamaları doğrultusunda uyuşmazlığın giderilmesi gerektiğine ,<br />
16.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-k.jpg" type="image/jpeg" length="72724"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2020/12143 E., 2021/10873 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 27.10.2021 tarihli, 2020/12143 E., 2021/10873 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/12143 E., 2021/10873 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>İNCELENEN KARARLA<br />
İLGİLİ BİLGİLER</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
Suçlar :1- Uyuşturucu madde ticareti yapma ( ..., ... ... ve<br />
... yönünden )</p>

<p>2- Kullanmak için uyuşturucu madde satın alma ( ...,<br />
... ve ... yönünden, değişen suç vasfına göre )<br />
Suç tarihleri : 21/12/2016 (... ve ... ... yönünden)<br />
09/01/2017 ( ... ... yönünden)<br />
Hükümler :1- ... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/11/2017-<br />
2017/194 esas, 2017/353 sayılı kararı</p>

<p>a-) Sanıklar ..., ..., ...<br />
yönünden mahkumiyet</p>

<p>b-) Sanıklar ..., ... ve ...<br />
yönünden Düşme kararı</p>

<p>2-) ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 29/06/2018- 2018/547 esas ve 2018/757 sayılı kararı</p>

<p>a-) Sanıklar ... , ... yönünden<br />
ilk derece mahkemesi hükmünün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>b-) Sanıklar ... ,..., ... ve<br />
... yönünden ilk derece mahkemesi kararı<br />
kaldırılarak kurulan mahkumiyet<br />
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>A-) ... hakkındaki hükme yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;<br />
Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesinden sonra, sanığın ... L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü aracılığıyla gönderdiği 05/07/2021 tarihli dilekçesi ile temyiz isteğinden vazgeçmesi nedeniyle, hükmün İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,</p>

<p>B-) Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanığın temyiz isteğinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz isteğinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre göz önüne alınarak sanık hakkındaki tahliye talebinin reddine,</p>

<p>C-) Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanık müdafiinin temyiz isteğinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ... Bölge Adliye Mahkemesi 3.Ceza Dairesi tarafından kurulan hüküm hukuka uygun bulunduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz isteğinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>D-) Sanıklar ..., ... ve ... hakkındaki kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ilk derece mahkemesi hükümlerinin kaldırılarak yeniden kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanıklar müdafileri ile sanıklar ... ve ...'in temyiz isteklerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan açılan dava neticesinde ilk derece mahkemesinin kullanmak için uyuşturucu madde satın alma suçundan verdiği düşme kararlarına ilişkin Cumhuriyet savcısı tarafından sanık isimleri belirtilmeden 17/11/2017 tarihinde istinaf süre tutum dilekçesi verilmiş ise de CMK'nın 273/5 maddesinde öngörüldüğü şekilde istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermediği, ayrıca CMK'nın 275/2 maddesi uyarınca gerekçeli karar, Cumhuriyet Savcısına 01.03.2018 tarihinde tebliğ edildiği halde, Cumhuriyet Savcısının 5271 sayılı CMK'nın 273. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen 7 günlük yasal süre geçtikten sonra 15.03.2018 tarihinde gerekçeli istinaf dilekçesi verdiği anlaşılmakla, ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince süresinde usulüne uygun şekilde yapılmış aleyhe istinaf başvurusu olmadığı halde sanıklar hakkında verilen düşme kararlarının kaldırılarak mahkumiyet hükümleri verilmesi ,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, sanıklar hakkındaki ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca dosyanın bozma kararı yönünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine, diğer sanıklar yönünden de kararın bir örneğinin ... 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine, 27/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargifjadj01.jpg" type="image/jpeg" length="70087"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2019/6401 E., 2020/1213 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-20196401-e-20201213-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-20196401-e-20201213-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 10.02.2020 tarihli, 2019/6401 E., 2020/1213 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>16. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/6401 E., 2020/1213 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
Hüküm : 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 62/1, 53/1-2-3, 58/9, 63 maddeleri ve 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca hükmedilen mahkumiyet kararına<br />
ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;<br />
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;<br />
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin yasal şartları oluşmadığından CMK'nın 299. maddesi gereğince REDDİNE<br />
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;<br />
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, sanığın temyiz dilekçesinin gerekçe içermediği anlaşılmakla, müdafiinin temyiz itirazları doğrultusunda;</p>

<p>1-İlk Derece Mahkemesi kararından sonra 18.07.2018 tarihinde o yer Cumhuriyet savcısının; kararın bozulması için istinaf kanun yoluna gidileceği belirtilerek istinaf dilekçesini hazırlamak üzere gerekçeli kararın Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğini talep ettiği, gerekçeli kararın tebliğinden sonra dosya içerisinde ve UYAP kayıtlarında Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesine rastlanılamadığı, müteakip işlem ve kararların bu husus dikkate alınarak yapılması gerektiğinden, Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle göstermesi ve sonucuna göre karar verilmesi sağlanmadan CMK'nın 273/5 maddesine aykırı hüküm tesisi,</p>

<p>2- İlk Derece Mahkemesi hükmünden sonra dosyaya geldiği anlaşılan 440236 ID nolu ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı, sanıktan el konulan dijitallere ilişkin inceleme raporu, ...'ın ifade tutanakları CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorularak yargılamaya devamla bir hüküm kurulması gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>3- İlk Derece Mahkemesi 24.04.2018 tarihli 3. celseye katılan 212344 sicil nolu üye hakimin duruşma zaptının elektronik imza ile imzalandığı belirtildiği halde elektronik veya ıslak imza ile imzalamaması,</p>

<p>4-Sanığın Zaman gazetesi aboneliğinin örgütsel faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğinin gözetilmemesi,<br />
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedeni, atılı suç için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarı ve mevcut delil durumu gözetilerek sanık ve müdafiinin tahliye talebinin reddi ile sanığın tutukluluk halinin devamına, bozmanın niteliğine göre dosyanın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-20196401-e-20201213-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni12220100.jpg" type="image/jpeg" length="87537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2021/19331 E., 2024/8858 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202119331-e-20248858-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202119331-e-20248858-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 01.07.2024 tarihli, 2021/19331 E., 2024/8858 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/19331 E., 2024/8858 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret</p>

<p>Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 10.04.2019 tarihli ve 2018/3047 Esas, 2019/673 sayılı kararının, sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sy. CMK madde 273/4), incelemesi hukuki denetimle sınırlı (CMK madde 294/2) olan temyiz yolunda; Mülga 1412 sayılı CMUK'tan (madde 305.) da farklı şekilde, re'sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu (CMK madde 294/1) şart koşmuş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda; tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini (CMK madde 298) emretmiş (..., Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 923, -... Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 826, C....-... Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 278) olmasına, anılan Kanun'un 289 uncu maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının "sınırlı inceleme ilkesinin" bir istisnasını teşkil etmesine (...., age sh. 905), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM .../Ermenistan Başvuru No; 26986/03 15.01.2007 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağının (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru No; 37604/97) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; sanık müdafiinin 27.05.2019 tarihli dilekçesinde; "verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, dilekçe içeriğinin istinaf dilekçesi ile aynı olduğuna ve istinaf dilekçesinin temyiz dilekçesinin eki sayılmasını" belirttiği, bu itibarla dilekçesinin gerekçe içermediği anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>01.07.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202119331-e-20248858-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni1222010kka.jpg" type="image/jpeg" length="87958"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/484 E., 2018/1704 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 28.05.2018 tarihli, 2018/484 E., 2018/1704 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>16. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/484 E., 2018/1704 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
Hüküm : TCK'nın 314/2, 53/1-2, 58/9, 63. maddeleri ve 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca mahkumiyet kararına yapılan istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Sanık hakkında duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:</p>

<p>İstinaf Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sy. CMK madde 273/4), incelemesi hukuki denetimle sınırlı (CMK madde 294/2) olan temyiz yolunda; mülga 1412 sayılı CMUK'tan (madde 305.) da farklı şekilde, re'sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu (CMK madde 294/1) şart koşmuş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda; tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini (CMK madde 298) emretmiş (F.Yenisey-A.Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 923, Centel-Zafer Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 826, C.Şahin-N.Göktürk Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 278) olmasına, anılan Kanunun 289. maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının "sınırlı inceleme ilkesinin" bir istisnasını teşkil etmesine (F. Yenisey-A. Nuhoğlu, age sh. 905), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM Galstyan/Ermenistan Başvuru No; 26986/03 15.01.2007 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağının (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru No; 37604/97) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; sanık müdafıinin 20.11.2017 tarihli temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla; 28.05.2018 tarihinde, temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, CMK’nın 289/1. maddesi gereğince temyiz edilebilir nitelikte olduğu gerekçesiyle üyeler ... ve ...’nın karşı oyu ve temyiz nedeni gösterilmeyen hallerde dosyanın en azından CMK'nın 289/1. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir karşı oyuyla oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY:</strong></p>

<p>Sanığın silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet kararının istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda sanığın TCK 314/2, 53/1-2, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca 12 yıl hapse ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin 05.10.2017 tarih 2017/1346 Esas 2017/1450 Karar sayılı ilamına yönelik avukatı ... tarafından Yargıtay ilgili ceza daire başkanlığına gönderilmek üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi Başkanlığına verilen dilekçede “Yerel mahkemenin vermiş olduğu mahkumiyet kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2017/1346 E., 2017/1450 K. sayılı dosyası üzerinden görülmüş ve onanmıştır. Söz konusu onama kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan süresi içerisinde itiraz ediyor ve ayrıntılı dilekçemizi sunacağımızı bildiriyoruz” şeklindeki dilekçesi üzerine dosyanın Dairemize gönderilmesi üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonucunda:</p>

<p>CMK 294/1 maddesi gereğince temyiz layihasında temyiz edenin temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğu sanık müdafıinin 20.11.2017 tarihli temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla temyiz isteminin CMK 298 maddesi gereğince reddine oyçokluğuyla karar verildiği, bu düşüncenin yasal düzenlememize ve evrensel hukuk kurallarına (adalete erişim hakkının engellenmesi) aykırı olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanılmıştır.</p>

<p>Adalete erişim bir hak olarak kabul edilmektedir. Adalete erişim bir hak olduğu için bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanılabilirliği sağlanıp, içtihatlar bu şekilde oluşturulmalıdır. Hakların tanınması yetmez, hakkın etkin kullanımını da sağlanması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargı organlarının adalet dağıtmada kaçınma yetkileri yoktur. Anayasamız bunu “hiçbir mahkeme görev yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” biçiminde düzenlemiştir (m. 36/2) Adalet dağıtımından kaçınılması, hakkı teslim etmekten kaçınmak demektir.</p>

<p>Adalete erişim hakkı yargıya başvurma (dava açma), güvence oluşturan yasa yollarına başvurma ve yargı kararlarının uygulanmasını sağlama isteme haklarını güvence altına almaktadır. Temyiz yasa yolu, erişim hakkının adli yargıda zirveye ulaşmasını sağlamaktadır (Coulon, Jean-Marie/Roche, Marie-Anne Frison, s.443)<br />
5271 sayılı CMK’da birbiriyle yakın bağlantılı olan iki madde üzerinde durulması gerekmektedir. Bunlardan biri, 288; diğeri 289. maddedir.</p>

<p>Birincisi, 288. maddede, temyizin nedenine yer verilmiştir. Buna göre, “Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır” (m. 288/1). Hukuka aykırılığın ne olduğu da açıklanmıştır; “Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” (m. 288/2)</p>

<p>İkincisi, CMK 289(1) "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hallerde hukuka kesin aykırılık var sayılır." şeklindeki düzenlemeyle yasa koyucu temyiz dilekçesinde veya beyanında açıkça gösterilmese dahi, 289. maddede sayılan nedenlerin temyiz mahkemesince re’sen dikkate alınacağını kabul etmiştir. Bu nedenlerden en az birinin varlığı halinde hüküm baştan sona hukuka aykırı kabul edilmektedir. Yani, CMK’nın 289. maddesinde, mutlak bozma nedenlerine yer verilmiştir. Burada yer alan hususlardan birine aykırılık varsa hüküm mutlaka bozulacaktır. Bu mutlak bozma nedenlerinden başka maddi ceza hukuku veya yargılama hukuku ilkelerinden birine aykırılık varsa, bunlar mutlak bozma nedeni olarak belirtilmemiş olsalar da, bunlara aykırılık da bozma nedenidir. Bu ikinciler için nispi bozma nedenleri denilebilir. Nispi bozma nedenlerinin 298/1. maddede belirtildiği gibi, temyiz dilekçe veya beyanında yer almasının arandığı söylenebilse de, temyiz dilekçesinde yer almasa bile 289. maddede belirtilen hukuka aykırılıkların tespit edilmesi halinde bozma kararı verilmesi gerekir. (Doç. Dr. İbrahim Şahbaz, Olağan Yasa Yollarından İstinaf ve Temyizde İnceleme, Yargıtay Dergisi, cilt:43, sayı:l, Ocak 2017, sh. 172-173)</p>

<p>5271 sayılı Yasanın 288/2. maddesindeki bu düzenleme hukuka aykırılığın tanımını yapmakta, ancak 289. maddede hukuka aykırılıklar arasında derecelendirme yapılmaktadır. Buna göre mutlak hukuka aykırılık hallerinden biri varsa (m. 289), hükmün mutlaka bozulması gerekir. Hatta yasa koyucu 289/1. maddede ilk cümlede, maddede sayılan hallerden birinin varlığı halinde, bu neden temyiz dilekçesi veya beyanında açıkça dile getirilmese dahi, yasa yolu incelemesi yapan makamın bunu re’sen dikkate almasını kabul etmiştir. Devamla yasa koyucu bu nedenlerden birinin varlığını halinde “hukuka kesin aykırılığın” olduğunu karine olarak kabul etmiştir. Hukuka kesin aykırılık halinde de bozma kararı verilmesi zorunludur. Dolayısıyla, 289. maddede sayılan nedenlerden birine dahi aykırılık varsa hukuka kesin aykırılık vardır ve bu nedenle yargılamanın tamamı hukuka aykırı hale gelmiş olacaktır. Yasa koyucu 289. maddede sayılan nedenlerden birinin varlığı halinde yasa yolu incelemesi yapan makama bu aykırılığın hükme etkisinin olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapma olanağı tanımadığı gibi, Yargıtay’a “araştırma yetkisi de tanımamıştır” Yani 289. maddedeki nedenlerden birinin varlığını yasa koyucu, bu aykırılığın son karara etki ettiğini önceden ve yasayla kabul etmiştir.</p>

<p>Nitekim; 16. Ceza Dairesi 20/12/2017 tarih 2017/2517 Esas ve 2017/5659 Karar, 21/03/2018 tarih, 2018/1228 Esas ve 2018/831 Karar sayılı kararlarında "...CMK 289. maddesinin 1-a-e bendlerinde, hukuka kesin aykırılık halleri içinde, “mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması ile Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşması yapılması” gösterilmiştir. Temyiz denetiminde bu madde kapsamındaki hukuka aykırılıklar temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da re'sen incelenecektir. (CMK 289/1) Hukuka kesin aykırılık hallerinde, hükümden önce verilen mahkeme kararlarının, temyiz incelemesi yönünden hükme esas teşkil edip etmediğinin de bir önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkülü için duruşmada hazır bulunması doğrudan şart koşulan zorunlu müdafiin görevlendirilmemesinin, CMK 289. maddesinin 1-a-e bendleri bağlamında hukuka kesin aykırılık oluşturduğu açık olduğundan usulüne uygun açılmış bir temyiz davasında temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da re'sen incelenmesi gerekecektir."</p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde somut bir neden belirtilmeksizin “kanuna aykırı, hukuka aykırı, usule aykırı, usul ve yasaya aykırı, uluslararası hukuka aykırı, Yargıtay kararlarına aykırı, AİHS’e aykırı, AİHM’e aykırı, haksız yersiz, adalete aykırı mahkumiyet kararını temyiz ediyorum, bazen de mahkumiyet kararını temyiz ediyorum temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını ve gerekçeli temyiz dilekçesini gerekçeli kararın tarafıma tebliğinden sonra sunacağım, beraat etmem gerekiyor bu nedenle kararı temyiz ediyorum” şeklindeki temyiz dilekçeleri intikal etmektedir. Bu durumda her dosyada temyiz incelemesi yapılıp yapılmaması kavramın ne anlama geldiği tartışması yapılacak, bazıları kabul edilecek, bazı dilekçeler de kabul edilmeyecek. Bu da kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı hareket edildiği suçlamasını beraberinde getirecektir.</p>

<p>Sorulması gereken tek soru “Temyiz incelemesi temyiz başvurusunda gösterilen nedenlerle sınırlı mıdır?”<br />
Temyiz incelemesi kural olarak temyiz dilekçesinde veya layihasında ileri sürülmüş olan sebepleri kapsayacaktır. CMK’nın 294. maddesinde, temyiz nedenini ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olacağı ve temyiz edenin başvurusunda, temyiz nedenini göstermek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Bundan ayrıca 301. maddede de Yargıtay’ın yalnızca “temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile, temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirleyen olaylar” hakkında inceleme yapacağı açıklanmıştır. Anılan hükümler uyarınca, temyiz nedeni olarak gösterilmeyen bir hususun Yargıtay tarafından nazara alınmaması gerekmektedir.</p>

<p>Buna karşın, açıklanan kuralın bir istisnası bulunmaktadır. Gerçekten de temyiz dilekçesinde ileri sürülmemiş olsa bile, CMK madde 289’da belirtilen kesin hukuka aykırılık hallerinin bulunup bulunmadığının temyiz incelemesinde re’sen araştırılması gerekmektedir.</p>

<p>Kanunun 289. maddesindeki kurala istisna teşkil eden CMK madde 290’daki düzenlemeyi burada açıklamak gerekir; “Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez”. Bu hüküm uyarınca, sanığın lehine olan hukuk kurallarına aykırılık bulunması, sanığın aleyhine hükmün bozulması için bir sebep teşkil etmez. Mesela son sözün sanığa verilmediği gerekçesiyle sanığın beraatine ilişkin karar bozulmaz.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; sanık müdafmin temyiz talebi CMK 289. maddede belirtilen kesin hukuka aykırılıkların bulunup bulunmadığıyla ilgili olarak sınırlı inceleme yapılıp yok ise temyiz talebinin esastan reddedilerek ONANMASINA, var ise BOZULMASINA karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanılmıştır.</p>

<p><br />
<strong>TEFHİM ŞERHİ:</strong><br />
28.05.2018 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'in huzurunda, duruşmada sanık ...’ın savunmasını yapmış bulunan Av. ...'nun yokluğunda, 30.05.2018 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargiatdts.jpg" type="image/jpeg" length="30644"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstinaf ve Temyiz Başvuruları ile Cumhuriyet Savcısının Yazılı İsteminin İçeriği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istinaf-ve-temyiz-basvurulari-ile-cumhuriyet-savcisinin-yazili-isteminin-icerigi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istinaf-ve-temyiz-basvurulari-ile-cumhuriyet-savcisinin-yazili-isteminin-icerigi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p><strong>İstinaf kanun yolu;</strong> 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kanun Yolları” başlıklı Altıncı Kitap, “Olağan Kanun Yolları” başlıklı İkinci Kısım, “İstinaf” başlıklı İkinci Bölümünün 272 ila 285. maddelerinde düzenlenmiştir. <strong>Temyiz kanun yolu ise; </strong>CMK’nın Altıncı Kitap, İkinci Kısım, “Temyiz” başlıklı Üçüncü Bölümünün 286 ila 307. maddelerinde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Bu yazımızda;</strong> Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması halinde sunulacak yazılı istemde, başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin gerekliliğini düzenleyen CMK m.273/5 ile temyiz edenin, temyiz kanun yolu başvurusunda hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini gösterme zorunluluğunu düzenleyen CMK m.294/1 farkı üzerinde duracağız.</p>

<p><strong>II. Cumhuriyet Savcısının İstinaf Kanun Yolu Başvurusunun İçeriği</strong></p>

<p><strong>“İstinaf istemi ve süresi” başlıklı CMK m.273/5’de; </strong><i>“Cumhuriyet savcısı, istinaf kanun yoluna<strong> başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça</strong> gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler.” </i>hükmüne yer verilmiş olup, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunda, bu kanun yoluna neden başvurduğunun yazılı isteminde gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Hükümde herhangi bir yaptırıma yer verilmediği görülmekle birlikte, işin doğal sonucu olarak Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvuru nedenleri gerekçeleriyle birlikte yazılı istemde açıkça gösterilmediğinde, başvurunun reddi gerekir. Cumhuriyet savcısı tarafından başvuru yapılmıştır, ancak bunun sanığın lehine mi aleyhine mi olduğu belli değildir, istinaf kanun yoluna başvuru çok önemli bir, sanığın lehine de olabilme ihtimali dikkate alınarak, istinaf sebebi ve gerekçesinden yoksun Cumhuriyet savcısının başvurusunun muhakkak açıklattırılmasının gerektiğine dair düşünce, CMK m.273/5’e aykırıdır. CMK m.273/5’in lafzına bağlı kalınması ve buna göre yorumlanması gerektiğine dair fikrimizi peşinen söylemek isteriz.</p>

<p><strong>Cumhuriyet savcısı için öngörülen hükümden farklı bir düzenleme; </strong>CMK m.273/4’de, <i>“Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların <strong>dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.</strong>” </i>şeklinde yer almakta olup, hükümde sayılan sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş kişiler tarafından yapılacak istinaf kanun yolu başvurusunda, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunda olduğu gibi başvuru nedenlerinin gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi beklenmemiştir.</p>

<p>CMK m.273/4 ile m.273/5 arasında farkın nedeni, tümü ile kanun koyucunun takdiridir ve herkesi bağlar. Bu konuyu kovuşturma aşamasında “silahların eşitliği” ilkesi çerçevesinde değerlendirerek; neden sanık ve müdafii ile katılana ve avukatına istinaf başvurusunda tanınan bu geniş yetkinin Cumhuriyet savcısına tanınmamasını hukuka aykırı görmek de mümkün olmayacaktır, çünkü “silahların eşitliği” ilkesi soruşturmada soruşturmayı yürüten ve daha üstün hak ve yetkilere sahip olan Cumhuriyet savcısının, bu avantajlara kovuşturmada son vermek, bilhassa delillerin ortaya koyulmasının ve tartışılmasının eşit şartlarda yapılmasını sağlamaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202119331-e-20248858-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 01.07.2024 tarihli, 2021/19331 E. ve 2024/8858 K. sayılı kararı</strong> </a>ile<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari" rel="dofollow"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi’nin 28.05.2018 tarihli, 2018/484 E. ve 2018/1704 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“İstinaf Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, <strong>hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken</strong> (5271 sy. CMK madde 273/4),” </i>gerekçesine yer verilerek, istinaf kanun yolu aşamasında, hem maddi olay ve hem de hukuki denetim yapılması nedeniyle, Cumhuriyet savcısı dışında kalan kişileri ilgilendiren sebep gösterme zorunluluğunun öngörülmediğine değinilmiştir.</p>

<p>Hukukilik denetimini ve maddi vaka incelemesinin birlikte yapan BAM ceza dairelerinin sebeple bağlı olmadığı, istinaf kanun yoluna başvuran sanık veya katılan tarafının gösterdiği nedenlerin dışında da, hatta sebep gösterilmese bile kararı ve dosyayı tüm yönleri ile incelemesi gerektiği tartışmasızdır. Ancak Cumhuriyet savcısı istinaf kanun yoluna başvururken sebep göstermek zorundadır<a href="http://www.hukukihaber.net/kanun-yollarinda-sebep-gosterme-zorunlulugu" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p><strong>Kanun koyucu;</strong> istinaf kanun yolu aşamasında, saydığı diğer başvurucular için sebep gösterme zorunluluğunu düzenlememişken, <strong>Cumhuriyet savcısının başvurusu için nedenlerin <i>“gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça” </i>gösterilmesini düzenleyerek,</strong> Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvuru nedenlerinin somutlaştırılmak suretiyle ortaya koyulmasının gerekliliğini vurgulamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>CMK m.273/5 incelendiğinde; </strong>ilk derece mahkemesinin kararını istinaf etmek isteyen Cumhuriyet savcısının başvurusunda iki şarta bağlandığı görülmekte, bunlardan ilki <i>istinaf yoluna başvurma nedenlerinin başvuru dilekçesinde açıkça gösterilmesi </i>ve ikincisi de <strong><i>yalnızca nedenlerin değil, gerekçelerin de yazılı talepte yine açıkça gösterilmesidir</i></strong><i>. </i>Kanun koyucu istinaf başvurusunu yapan taraflardan; sanık ve katılan ile Cumhuriyet savcısını ayrı değerlendirmiştir. Sanık ve katılan yönünden otomatik istinaf dışında kalan ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili sebep ve gerekçe gösterme zorunluluğu aranmayıp, sadece <i>istinaf ettim </i>iradesini ortaya koyan dilekçeyi yeterli gören kanun koyucu, istinaf isteminin Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmasında farklı bir yasal yol öngörmüş, CMK m.273/5’de Cumhuriyet savcısının yazılı istinaf talebinin başvuru nedenleri ve gerekçeleri ile gösterilmesi gerektiğine işaret etmiştir<a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-aleyhe-istinafinda-bam-ceza-dairesi-sebeple-bagli-midir" rel="dofollow">[2].</a></p>

<p><strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi’nin 12.04.2017 tarihli, 2017/174 E. ve 2017/665 K. sayılı kararında; </strong><i>“5271 sayılı CMKnın 273/5. maddesi ile getirilen sınırlama <strong>kanun koyucunun bilinçli bir tercihi</strong> olarak görünmektedir. Cumhuriyet Savcılığı <strong>yasa gereği istinaf nedenlerini gerekçeleri ile birlikte açıkça belirttikten</strong> sonra ilgililere tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde bu husustaki cevaplarını bildirme hakkı tanınmış olması da bu hususta getirilen sınırlamayı açıkça ortaya koymaktadır, istinaf talebinin sınırlandırmadığı bir durumda bu talebin karşı tarafına bu husustaki cevaplarını bildirme hakkı tanınmasının izahı olamaz,” </i>gerekçesine yer verilerek, hükümde yer alan düzenlemenin kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>Aksi bir durumda; </strong>yani Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan istinaf dilekçesinde, istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerinin açıkça gösterilmediği ve kararı veren ilk derece mahkemesinin hangi hükümlerinin hangi sebeple istinaf edildiğinin de dilekçe kapsamından anlaşılamadığı bir durumda, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunun CMK m.273/5’e aykırılığı gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Kanun koyucu aksi bir düşüncede olsa idi, CMK m.273/5’i de m.273/4’e benzer şekilde düzenlerdi.</strong> Bu aşamada, Anayasa m.138/1’i gözardı etmemek ve yargı erkinin kanunlara göre karar vermesi gerektiğini kuralının dikkate almak gerekir. Bazen kanunların lafzının muğlak olması, yorum farklılıkları, temel hak ve hürriyetler ile Anayasaya ve hukukun evrensel ilke ve esaslarına aykırı olacak şekilde hükümler içeren kanunlar sonucunda; uygulamada sorunlar çıkabilmekte, hatta başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere kanunlar eleştirilebilmekte ve kanun koyucu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu aykırılığın düzeltilmesi hususu, bireysel başvuruların sonuçlarında veya diğer mahkemelerin kararlarında gündeme gelebilmektedir. <strong>Sistemin işleyişi şu şekildedir;</strong> kanunlar kanun koyucu tarafından düzenlenirler, ardından yürütme organı ve idari makamlar bu kanunları gözetmekle ve uygulamakla yükümlüdürler, ortaya çıkan ihtilafları da yine Anayasa ve kanunlara göre yargı erki çözmektedir. “Kuvvetler ayrılığı” ilkesinin doğal bir sonucu olan bu kaide; bazen <i>kuvvet</i> veya <i>eksen kayması</i> nedeniyle hasar görebilir, nitekim hukuk tarihi bu tür örneklere sahiptir. “Sert/yumuşak kuvvetler ayrılığı” ve “sert/yumuşak kuvvetler birliği” tartışmasına girmeden, sadece kanunların yürürlükte kaldığı sürelerde bağlayıcı olduğu ve uygulanmaları gerektiği kuralını tekrar etmekle yetiniyoruz. <strong>Sistemin iyi bir işleyişe sahip olabilmesi; </strong>ancak temsili demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün tesisi ile mümkün olduğundan, bu işleyişin sağlanmasında “kuvvetler ayrılığı” prensibinin ve bunun sahaya yansıtılmasının önemi gözardı edilmemelidir. <strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki;</strong> hukukun evrensel ilke ve esasları Anayasa m.11 ve m.13 nedeniyle kanun koyucuyu da bağlamakta olup, kanun koyucunun, kanun vazederken bu ilke ve esaslarla bağlı kalması gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p><strong>Bu kısa, ama önemli bilgiye yer verdikten sonra konumuza dönecek olursak;</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-20196401-e-20201213-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi’nin 10.02.2020 tarihli, 2019/6401 E. ve 2020/1213 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“İlk Derece Mahkemesi kararından sonra 18.07.2018 tarihinde o yer Cumhuriyet savcısının; <strong>kararın bozulması için istinaf kanun yoluna gidileceği belirtilerek istinaf dilekçesini hazırlamak üzere gerekçeli kararın Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğini talep ettiği</strong>, gerekçeli kararın tebliğinden sonra dosya içerisinde ve UYAP kayıtlarında Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesine rastlanılamadığı, müteakip işlem ve kararların bu husus dikkate alınarak yapılması gerektiğinden, <strong>Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle göstermesi</strong> ve <strong>sonucuna göre karar verilmesi sağlanmadan CMK’nın 273/5 maddesine aykırı hüküm tesisi</strong>” </i>gerekçesiyle bozma kararı verildiği görülmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 27.10.2021 tarihli, 2020/12143 E. ve 2021/10873 K. sayılı</strong> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari" rel="dofollow">kararı</a>nda; </strong><i>“Cumhuriyet savcısı tarafından sanık isimleri belirtilmeden 17/11/2017 tarihinde istinaf süre</i> <i>tutum<strong> </strong>dilekçesi verilmiş olup<strong> CMK’nın 273/5 maddesinde öngörüldüğü şekilde istinaf yoluna</strong></i> <strong><i>başvurma</i></strong><i> <strong>nedenlerini</strong> gerekçeleriyle birlikte <strong>açıkça</strong> göstermemesi” </i>bozma sebebi yapılmıştır.</p>

<p><strong>Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin 12.05.2023 tarihli, 2023/513 E. ve 2023/471 K. sayılı kararında yer alan; </strong><i>“Cumhuriyet Savcısının 23/12/2022 tarihli dilekçesi ile <strong>kararın usul ve yasaya aykırı hususlar içeriği iddiasıyla kanun yoluna başvurulacağını belirtilerek süre tutum dilekçesi verdiği</strong>, gerekçeli istinaf dilekçesini de 16/03/2023 tarihinde dosyaya sunduğu, ancak <strong>hükümdeki usul ve esas yönünden hukuka aykırılıkların nelerden ibaret olduğunu CMK 273/5. maddesinin açık hükmüne rağmen dilekçesinde göstermediği </strong>anlaşılmakla” </i>gerekçesi ve <strong>Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi’nin 05.06.2024 tarihli, 2022/3259 E. ve 2024/1714 K. sayılı kararında yer alan;</strong> <i>“İnceleme konusu somut olayda, o yer Cumhuriyet Savcısının 18/10/2022 tarihli dilekçesi ile Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle, yukarıda zikredilen kararın bozulması için istinaf yoluna gidilecektir. İstinaf layihamızı hazırlamak üzere, gerekçeli kararın Başsavcılığımıza tebliği.. şeklinde talepte bulunduğu ve <strong>CMKnın 273/5 maddesi hükmü gereği istinaf yoluna başvurma nedenlerini açıklayan gerekçeli istinaf dilekçesi sunmadığı</strong>, <strong>mahkemenin hangi hükümlerini, hangi sebeple istinaf ettiğinin dilekçe kapsamından anlaşılamadığı</strong> görülmekle” </i>gerekçesiyle CMK m.273/5’e aykırılığın, BAM kararlarında nasıl değerlendirildiği ortaya koyulmuştur.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022386-e-2024323-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.10.2024 tarihli, 2022/10-386 E. ve 2024/323 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna <strong>başvurma nedenlerini gerekçeleri ile yazılı isteminde açıkça gösterir</strong>. Cumhuriyet savcısı istinaf nedenlerini açıkça göstermez ise, başvurunun sanık lehine mi olduğu yoksa aleyhine mi olduğu hususunun aleyhe bozma yasağının işlevini kaybetmemesi adına en geç inceleme tarihine kadar açıklattırılması gerekir. Bu mümkün olmadığında ise, başvurunun sanık lehine mi yoksa aleyhine mi olduğu anlaşılamıyorsa, cumhuriyet savcısının <strong>sanık lehine kanun yoluna başvurduğu kabul edilmelidir</strong>.” </i>gerekçesine yer verilerek, Cumhuriyet savcısının sanık lehine mi yoksa aleyhine mi istinaf kanun yoluna başvurduğunun anlaşılamadığı durumda, başvurunun <strong><i>“sanık lehine”</i></strong> yapıldığının kabul edilmesinin gerektiği ortaya koyulmuştur.</p>

<p><strong>5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Başkanlar Kurulunun Yetkileri” başlıklı 35. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendinde yer alan karar uyuşmazlıklarının giderilmesine ilişkin düzenleme neticesinde;</strong> <i>“İlk Derece Mahkemesinden verilen ve istinaf kanun yoluna başvurulan kararlar hakkında Cumhuriyet savcısının CMK’nın 273/5 maddesi gereğince, istinaf yoluna başvurma nedenleri (gerekçe) göstermemesi veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi ... içinde kanun yoluna başvuru nedenlerini bildirmemesi ya da gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinden sonra sunulması hallerinde, <strong>CMK’nın 279 uncu maddesi gereğince istinaf isteminin reddi</strong> <strong>karar mı verileceği</strong>, yoksa <strong>tevdi kararı verilerek istinaf nedenleri hakkında Cumhuriyet savcısından açıklama mı isteneceğine</strong> ilişkindir.” </i>konulu uyuşmazlığın karara bağlandığı <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 16.01.2024 tarihli, 2023/10337 E. ve 2024/622 K.</strong> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari" rel="dofollow">sayılı kararı</a>nda,</strong> Cumhuriyet savcısının neden gösterme zorunluluğuna uymaması halinde, bu zorunluluğa uyulmamasının yaptırımı konusunda temyiz kanun yolu bakımından açık bir düzenleme bulunmasına rağmen, istinaf kanun yolu başvurusunda Cumhuriyet savcısı tarafından sebep gösterilmediğinde bunun sonucun ne olacağının kanunda düzenlenmediği,</p>

<p><strong>İstinaf kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcısının isteminde sebep göstermemesi veya sebep göstermekle beraber, başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun anlaşılamadığı durumda ise; </strong>öncelikle, hükmü veren ilk derece mahkemesi tarafından istinaf talebinin kabul edilebilirliği yönünden inceleme yapılması, eğer bu inceleme yapılmamışsa Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde sebep göstermesinin sağlanması amacıyla BAM ceza dairesi tarafından dosyanın ilgili mahkemeye iade edilmesi suretiyle, Cumhuriyet savcısının istinaf nedenlerini ayrıntılı olarak göstermesinin ve yapılan başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun açıklığa kavuşturulmasının gerektiği, tüm bu hususlar yerine getirildikten sonra, yine de sebep gösterilmesi konusunda istenilen sonuca ulaşılamaması halinde ise, istinaf başvurusunun <strong>“sanık lehine”</strong> kabul edileceği,</p>

<p><strong>Yasal süresi içerisinde Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğunda; </strong>müddet-i muhafaza dilekçesinde veya<strong> </strong>gerekçeli kararın tebliğinden itibaren süresi içerisinde yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvuru sebeplerinin gösterilmediği veya istemin sanık lehine mi yoksa aleyhine mi olduğunun anlaşılamadığı durumda, istinaf talebinin reddedilemeyeceği,</p>

<p>Açıklanmıştır.</p>

<p><strong>Her ne kadar Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararında; </strong>Cumhuriyet savcısının istinaf iradesini ortaya koyması yeterli kabul edilmiş olsa da, gerekçenin açıklattırılamadığı veya istinaf kanun yolu başvurusunun sanık lehine mi yoksa aleyhine mi yapıldığının anlaşılamadığı durumlarda, başvurunun <strong>“sanık lehine”</strong> yapıldığının kabul edilmesinin vurgulandığı görülmektedir. Bu kabulün aksi bir uygulamada ise; CMK m.273/4’de Cumhuriyet savcısı dışında kalan kişilere tanınan sebep gösterme zorunluluğuna ilişkin <strong><i>“dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.”</i></strong> muafiyeti ile CMK m.273/5’de Cumhuriyet savcısına yüklenen <strong><i>“nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça”</i></strong><i> </i>gösterme yükümlülüğünün arasında kanun koyucunun bilinçli tercihi olan farkın bir anlamı kalmayacak olup, Cumhuriyet savcısı tarafından CMK m.273/5’de gösterilen usule uygun şekilde istinaf kanun yoluna başvurulmamasına rağmen, bu başvurunun kabul edilmesi suretiyle sanık aleyhine değerlendirme yapılabilmesinin önü açılacaktır.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; </strong>eski düzenlemeye göre Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan <strong>“müddet-i muhafaza”</strong> dilekçesinin sonrasında gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmişse, Cumhuriyet savcısı da <strong>süresi içerisinde istinaf sebeplerini ve gerekçelerini gösteren bir istinaf dilekçesi sunmuşsa</strong>, burada bir sorun olmuyordu. <strong>Bununla birlikte; </strong>gerekçeli karar kendisine tebliğ edildikten sonra, Cumhuriyet savcısı tarafından yasal süresinde istinaf sebeplerini belirtecek şekilde gerekçeli bir istinaf dilekçesi verilmemişse, bu durumda verilen <strong>“müddet-i muhafaza”</strong> dilekçesinin, bölge adliye mahkemeleri ve daha sonrasında Yargıtay tarafından <strong>CMK m.273/5’i karşılayacak nitelikte bir dilekçe olup olmadığı değerlendirilip</strong>, yani “müddet-i muhafaza” dilekçesindeki anlatımın <strong>sebep ve gerekçe kriterini karşılayıp karşılamadığına bakılarak</strong>, yazılı istemde usule uygun sebep ve gerekçe yoksa CMK m.273/5’de gösterilen usule uygun şekilde istinaf kanun yoluna başvurulmadığından bahisle istinaf talebinin reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında CMK m.273/5’in tatbikinden kaynaklanan görüş ayrılığına ilişkin 16.01.2024 tarihli kararı verirken, Cumhuriyet savcısının içeriği belirsiz, somut neden ve gerekçe belirtmekten uzak istinaf başvurusunun süresinde sayılıp açıklattırılması, özellikle de sanığın lehine olup olmadığı hususunda Cumhuriyet savcısından açıklama yapmasının istenilmesinin gerektiğini söylese de, <strong>Ceza Muhakemesi Kanunu’nda 7499 sayılı Kanunun 18. ve 21. maddeleri ile yapılan değişiklikle</strong> istinaf süresi tebliğden itibaren başlamak üzere 2 hafta olarak belirlendiğinden ve “Temyiz gerekçesi” başlıklı CMK m.295 de yürürlükten kaldırıldığından, en önemlisi de CMK m.273/2’nin yine 7499 sayılı Kanunun 18. maddesi ile yürürlüğüne son verildiğinden, <strong>7499 sayılı Kanundan önce maddenin yürürlükte bulunan haline göre verilen Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararının</strong>, 2024 yılında 7499 sayılı Kanunla yapılan <strong>değişiklikten sonra yürürlükte olan haline göre uygulanması gerekmekle</strong>, Cumhuriyet savcısının CMK m.273/5’e uygun olarak istinaf talebinde bulunmasının zorunlu olduğu, <strong>bu şekilde yapılmayan istinaf başvurusunun reddinin uygun olacağı</strong>, bununla birlikte bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında uyuşmazlığı çözen 3. Ceza Dairesi kararında 7499 sayılı Kanunla getirilen düzenleme uyarınca değişikliğe gidilmesinin gerektiği, <strong>aksi halde içtihat uyuşmazlığının devam edeceği</strong>, nitekim Yargıtay daireleri arasında farklı uygulamaların olduğu, <strong>nitekim</strong> <strong>CMK m.273/5’in lafzına uygun şekilde tatbikinin lüzumlu olduğu</strong>, <strong>esasen Sayın Dairenin kararına da katılmadığımızı</strong>, CMK m.273/5’de değişiklik olmasa da Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesi içeriğinin mahkemenin gerekçeli kararına karşı sebepleri ve gerekçeleri içermesi gerektiğini ifade etmek isteriz.</p>

<p><strong>III. Cumhuriyet Savcısının Temyiz Kanun Yolu Başvurusunun İçeriği</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">12.03.2024 tarihli, 32487 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>’un;</strong> 20. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 294. maddesine <i>“Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, <strong>temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça</strong> belirtir.” </i>hükmü eklenmiş olup, Kanunun 21. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 295. maddesi 01.06.2024 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>CMK m.294’ü değiştiren 7499 sayılı Kanunun 20. maddesinin gerekçesi; </strong><i>“(…) Kanunun 295 inci maddesi de yürürlükten kaldırılmaktadır. Ancak <strong>295 inci maddede yer alan</strong>, Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin <strong>sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtmesi gerektiğine ilişkin hüküm</strong>, <strong>ihtiyaç ve bağlantı nedeniyle 294 üncü maddeye taşınmaktadır</strong>. Böylelikle, <strong>uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır</strong>.” </i>şeklinde açıklanmış ve uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan “Temyiz gerekçesi” başlıklı mülga CMK m.295/1’de; </strong><i>“Temyiz başvurusunda <strong>temyiz nedenleri gösterilmemişse</strong> temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. <strong>Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir</strong>.” </i>hükmü yer almakta ve Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunun açıkça belirtilmesi, isminde <i>“gerekçesi”</i> ibaresi yer alan bir başlık altında öngörülmekte idi.</p>

<p><strong>“Temyiz başvurusunun içeriği” başlıklı CMK m.294/1’de;</strong> <i>“Temyiz eden, <strong>hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini</strong> temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.”</i> hükmü yer almakla, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda olması gerektiğinin aksine, <strong><i>“gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça”</i></strong> ibaresine burada yer verilmemiştir.</p>

<p><strong>Temyiz kanun yolunda;</strong> temyiz başvurusunun içeriğinin CMK m.294/1’e uygun olmadığı durumda, “Temyiz isteminin reddi” başlıklı CMK m.298’de yer alan <i>“Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da <strong>temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa</strong>, temyiz istemini reddeder.” </i>hükmünden hareketle, temyiz istemi reddedilecektir.</p>

<p>Belirtmeliyiz ki; kanun koyucu, istinaf isteminin içeriğini m.273’de ve temyiz başvurusunun içeriğini de m.294’de ayrı ve özel düzenlemiştir. Dolayısıyla; bu maddelerde yapılan değişiklikler ve “Temyiz gerekçesi” başlıklı m.295’in yürürlükten kaldırılması, m.273’de düzenlenen istinaf isteminin içeriğine ilişkin kurallarda değişikliğe yol açmayacaktır.</p>

<p><strong>V. Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Cumhuriyet savcısının istinaf talebini diğerlerinden ayıran en önemli husus, CMK m.273/5’de düzenlenmiştir. </strong>Buna göre, Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleri ile birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorundadır. Gerekçe gösterme zorunluluğu sanık veya katılan açısından getirilmemiş, ancak Cumhuriyet savcısına bu yükümlülük kanunen yüklenmiştir. Bunun nedeni; sadece Cumhuriyet savcısının, hem sanık lehine ve hem de sanık aleyhine istinaf başvurusunda bulunabilme imkanıdır. Kanunun <strong>gerekçe bakımından emredici hükmüne rağmen Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin gerekçesiz olması halinde</strong>, bu talep geçerli bir istinaf talebi olarak kabul edilmemelidir<a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-gerekcesiz-istinafi" rel="dofollow">[3].</a></p>

<p><strong>CMK m.273/5’de yer alan hüküm; </strong>sadece istinaf nedenini yeterli görmemiş, ayrıca bu nedenin gerekçesinin açıkça belirtilmesi gerektiğini düzenlemiştir. Burada, <i>“karar hukuka aykırıdır”</i> şeklinde bir ibarenin istinaf nedeni olup olamayacağını da ele almak gerekir. Bu durumda iki ihtimal vardır: Birincisi, <strong>“karar hukuka aykırıdır”</strong> istinaf nedenidir; bunun gerekçesi ise, örneğin haksız tahrik hükümlerinin yanlış uygulandığı iddiasıdır. İkincisi ise, <strong>“karar hukuka aykırıdır”</strong> yeterli bir neden değildir; hangi hukuk kuralına (istinaf nedeni) ve neden (gerekçe) aykırı olduğu belirtilmelidir<a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-istinaf-basvurusuna-iliskin-guncel-tartismalar" rel="dofollow">[4].</a></p>

<p><strong>Bu durumda; </strong>Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin gerekliliğini düzenleyen CMK m.273/5 ile temyiz başvurusunun içeriğini düzenleyen m.294/1’in birinci cümlesi arasında fark bulunduğu,</p>

<p><strong>Her ne kadar CMK m.294/1’de;</strong> Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, istemin sanığın yararına veya aleyhine olduğunun açıkça belirtilmesi gerektiği düzenlense de, CMK m.273/5’de olduğu gibi <strong><i>“gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça”</i></strong><i> </i>ibaresine burada yer verilmediği,</p>

<p><strong>Uygulamada;</strong> CMK m.294/1’de yer alan <i>“neden dolayı bozulmasını istediği” </i>ibaresinin, Cumhuriyet savcısı tarafından <strong>“mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken beraatına”</strong> ya da <strong>“beraatına karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine”</strong> şeklinde ortaya koyulduğunda temyiz iradesi için yeterli kabul edildiği,</p>

<p><strong>Ancak bunun; </strong>Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun içeriğini düzenleyen CMK m.273/5’in <i>“başvurma nedenlerini<strong> gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça</strong>” </i>ibaresinden hareketle, istinaf kanun yolu başvurusunda kabul edilemeyeceği, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda CMK m.273/5’e bağlı kalınarak, fıkranın ilk cümlesinde öngörülen şekilde bir yazılı istemin düzenlenmesinin gerektiği,</p>

<p><strong>CMK m.273/4’e göre;</strong> sanık, katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görenlerin, istinaf kanun yoluna başvuru dilekçelerinin veya beyanlarının, başvuru nedenlerini içermemesinin, istinaf incelemesi yapılmasına engel teşkil etmeyeceği gibi, CMK m.273/5 gereğince de Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yoluna başvuru nedenlerinin, yazılı istemde <strong>gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin</strong> zorunlu olduğu,</p>

<p><strong>Bölge adliye mahkemeleri tarafından; </strong>Cumhuriyet savcısının CMK m.273/5’e uygun şekilde hazırlamadığı, yani istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerini yazılı isteminde gerekçeleri ile birlikte açıkça göstermediği bir başvurunun <strong>reddedilmesinin gerektiği</strong>, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine usulüne uygun şekilde istinaf edilmeyen ve CMK m.273/5’e aykırı şekilde yapıldığı gerekçesiyle reddedilmesi gereken başvurunun kabul edilmesi durumunda ise, işin esasına girilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucunda verilecek kararın da açıkça usule ve yasaya aykırı olacağı,</p>

<p><strong>CMK m.273/5 dikkate alındığında; </strong>Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini yazılı isteminde açıkça göstermesi gerektiğinden, <strong>“müddet-i muhafaza”</strong> olarak eski usulde, yani kararın tefhimi ile başlayan istinaf süresinde ve hatta gerekçeli kararın tebliği ile başlayan istinaf kanun yoluna başvuru usulünde <strong><i>“sanığın eylemi sabit iken, mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi sebebiyle aleyhe istinaf yoluna gidilmesine karar verilmiştir”</i></strong><i> </i>ibaresinin, sanığın aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulmasında yeterli görüldüğü, <strong>ancak bu kabulde isabet bulunmadığı</strong>, çünkü kanun koyucunun ilgili hükümde, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte yazılı istemde açıkça gösterilmesinin gerektiğini düzenlediği,</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> bahse konu <strong><i>“sanığın eylemi sabit iken”</i></strong><i> </i>sözünün bir istinaf sebebi kabul edilebileceği, ancak bunun gerekçe sayılamayacağı, dolayısıyla,<strong> </strong>sırf bu ibareye yer vermek suretiyle sanığın aleyhine yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun, istinaf talebinde nedenlerin gerekçeleri ile birlikte belirtilmesi gerektiğini düzenleyen CMK m.273/5’de gösterilen usule uygun şekilde bir istinaf kanun yoluna başvurusu olarak kabul edilemeyeceği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Dündar Can Yorgun</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/kanun-yollarinda-sebep-gosterme-zorunlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] </span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/kanun-yollarinda-sebep-gosterme-zorunlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/kanun-yollarinda-sebep-gosterme-zorunlulugu</span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-aleyhe-istinafinda-bam-ceza-dairesi-sebeple-bagli-midir" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-aleyhe-istinafinda-bam-ceza-dairesi-sebeple-bagli-midir" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-aleyhe-istinafinda-bam-ceza-dairesi-sebeple-bagli-midir</span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-gerekcesiz-istinafi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-gerekcesiz-istinafi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-gerekcesiz-istinafi</span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-istinaf-basvurusuna-iliskin-guncel-tartismalar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-istinaf-basvurusuna-iliskin-guncel-tartismalar"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-istinaf-basvurusuna-iliskin-guncel-tartismalar</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istinaf-ve-temyiz-basvurulari-ile-cumhuriyet-savcisinin-yazili-isteminin-icerigi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/yazar/ersan-sen-yazdi1-savci-2024.jpg" type="image/jpeg" length="18559"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BELEDİYELERİN HİZMET KUSURU NEDENİYLE TAZMİNAT ÖDEMESİ GEREKEN DURUMLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-hizmet-kusuru-nedeniyle-tazminat-odemesi-gereken-durumlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-hizmet-kusuru-nedeniyle-tazminat-odemesi-gereken-durumlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdareye verilen her yetkinin karşısında bir görev, her görevin sonunda da bir hesap vardır. Belediye yolu açıyorsa güvenli tutacak, suyu taşıyorsa şebekeyi denetleyecek, yapılaşmaya izin veriyorsa insan hayatını koruyacak, tehlikeyi biliyorsa önleyecek, yardım çağrısını alıyorsa zamanında yetişecektir. Kapatılmayan bir çukur, bakımı yapılmayan bir araç, budanmayan bir ağaç, uygulanmayan bir yıkım kararı veya geciken bir müdahale cana, bedene ya da mala zarar verdiğinde artık basit bir aksaklıktan değil, hizmet kusurundan söz edilir. Hukuk devleti, bu zararı talihin, tabiatın veya yurttaşın omuzlarına bırakmaz; idareyi kendi eyleminin de ihmalinin de sonuçlarıyla yüzleştirir. Çünkü tazminat bir lütuf değil, kamu gücünün hukuka bağlılığının bedelidir. Zarar, hizmet kusuru ve nedensellik bağı ortaya konulduğunda idarenin tazmin sorumluluğu doğar; zarar görenin veya üçüncü kişinin kusuru bu sorumluluğun kapsamını daraltabilir, ancak idareye ait kusuru ortadan kaldırmaz. Çünkü hukuk devleti, yurttaştan hukuka bağlılık beklediği ölçüde, kendi eylem ve ihmallerinin hesabını vermekle de yükümlüdür.</p>

<p>İşte hizmet kusuru, idarenin vermek zorunda olduğu bu hesabın hukuk dilindeki adıdır. Aşağıdaki kararlar; hangi eylem ve ihmallerin hizmet kusuru sayıldığını, zararla idari faaliyet arasındaki bağın nasıl kurulduğunu ve sorumluluğun hangi hâllerde maddi ya da manevi tazminata dönüştüğünü somut olaylar üzerinden göstermektedir.</p>

<p>Bu çalışmada hizmet kusuru; <strong>imar, yapılaşma ve mülkiyet hakkı; yol, kanalizasyon ve altyapı hizmetleri; parklar ve kamusal alanların güvenliği; su, elektrik ve çevresel tehlikeler; yangın, afet ve risklerin önlenmesi; belediye personeli ve iş güvenliği ile nüfus ve medeni hâl hizmetleri</strong> başlıkları altında incelenecektir. Her bölümde, hizmet kusuru sayılan eylem veya ihmal, sorumlu idare, zararla idari faaliyet arasındaki nedensellik bağı ve doğan zararın maddi ya da manevi tazminatı gerektirip gerektirmediği yargı kararları üzerinden ortaya konulacaktır.</p>

<p><strong>I. İMAR, YAPILAŞMA VE MÜLKİYET HAKKI</strong></p>

<p><strong>İmar planında park alanında bırakılan taşınmazın uzun süre kamulaştırılmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 13.04.2021, K. 2021/5459</strong></p>

<p>Davacıya ait taşınmaz, imar planlarında bölge parkı olarak ayrılmış; uygulama imar planının üzerinden beş yıl geçmesine rağmen kamulaştırılmamış ve taşınmaz üzerindeki kısıtlılık giderilmemiştir.</p>

<p>Danıştay, mülkiyet hakkının belirsiz bir süre boyunca kullanılamaz hâle getirilmesini hukuka aykırı bulmuştur:</p>

<p>“Davacı için mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı sabit olup, mülkiyet hakkı engellenen davacıya mülkiyetin bedele çevrilmesi yoluyla tazminat ödenmesi gerekir.”</p>

<p>Taşınmazın bedelinin ödenmesi <strong>maddi tazminat</strong> niteliğindedir. Kararda manevi tazminata ilişkin bir değerlendirme bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Yıkılacak derecede tehlikeli olmayan yapının tehlikeli sayılarak yıktırılması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 11.12.1990, E. 1990/1164, K. 1990/2548</strong></p>

<p>Belediye, fen heyeti raporuna dayanarak yapının yıkılacak derecede tehlikeli olduğuna karar vermiştir. Ancak bu işlem idari yargıda iptal edilmiş ve yapının yıkılmasını gerektirecek ölçüde tehlikeli olmadığı bilirkişi incelemesiyle belirlenmiştir. Buna rağmen yapının yıktırılması, belediyenin hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“İdari işlemin iptali yolundaki Mahkeme kararına rağmen yapının yıktırılması suretiyle hizmet kusuru işlendiği açık olup, bu kusur sebebiyle doğan zararın da tazmini gerektiği...”</p>

<p>Hukuka aykırı biçimde yıkılan binanın bilirkişi tarafından belirlenen değeri <strong>maddi zarar</strong> kabul edilmiştir. Yapı sahibinin mahkeme kararına rağmen binasının yıkılması nedeniyle duyduğu üzüntü için de <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir.</p>

<p>Buna karşılık, yıkım arsanın varlığını ve değerini ortadan kaldırmadığından arsa bedeli tazminat kapsamında görülmemiştir:</p>

<p>“Tazminat davasının konusu yıkılan bina ile uğranılan zarar olup, bu yıkım dolayısıyla arsaya ait bir zarardan söz edilemeyeceğinden...”</p>

<p>Gerçekleşmesi kesin olmayan gelecekteki gelirler ile belgelendirilmeyen kira kaybı da maddi zarar sayılmamıştır:</p>

<p>“Gelecekte elde edilmesi muhtemel gelir ve yoksun kalınan kârlar tazminat davasına konu edilemeyeceğinden, kirada olduğu ve kira geliri elde edildiği belgelendirilmeyen taşınmazdan yoksun kalınan kira karşılığı olarak talep edilen [...] tazminat isteminin reddine...”</p>

<p><strong>Kişinin kendi taşınmazındaki ruhsatsız yapının 775 sayılı Kanun uyarınca yıktırılması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 04.03.2009, K. 2009/2077</strong></p>

<p>Davacının kendi taşınmazı üzerindeki ruhsatsız yapılar, taşınmazın imar planında yeşil alana ayrıldığı gerekçesiyle 775 sayılı Gecekondu Kanunu uygulanarak yıktırılmıştır.</p>

<p>Danıştay, kişinin kendi taşınmazı üzerindeki yapı nedeniyle işgalci sayılamayacağını; taşınmazın imar planında yeşil alana ayrılmasının da mülkiyeti kendiliğinden kamuya geçirmeyeceğini belirtmiştir:</p>

<p>“Uyuşmazlık konusu yapıların davacıya ait taşınmaz üzerinde yer alması karşısında davacının işgalci olarak kabul edilemeyeceği, imar planında yeşil alan kullanımına ayrılmış olmasına rağmen taşınmazın öncelikle yapılacak kamulaştırma veya parselasyon uygulamalarıyla kamuya kazandırılması gerektiği...”</p>

<p>Yapıların ruhsatsız olması hâlinde 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekirken, şartları oluşmadığı hâlde 775 sayılı Kanun’a dayanılarak yıkım yapılması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Söz konusu ruhsatsız yapılar nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin uygulanabileceği, bu husus gözetilmeden tesis edilen işlem sonucu oluşan zararda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.”</p>

<p>Danıştay, yıkımdan doğan <strong>maddi zararın</strong> bilirkişi incelemesiyle belirlenmesini; ancak tazminat hesabında yapıların ruhsatsız olduğunun da gözetilmesini istemiştir:</p>

<p>“Yapıların ruhsatsız olduğu hususu da göz önünde bulundurulmak suretiyle gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak tazminine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.”</p>

<p><strong>Kaçak yapılaşmanın denetlenmemesi ve yapının sonradan afet riski nedeniyle yıkılması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 4. Dairesi, 14.12.2023, E. 2023/13590, K. 2023/7044</strong></p>

<p>Kat irtifakı kurulmuş bir apartmandaki bağımsız bölüm, Bakanlar Kurulunca alınan afete maruz bölge kararı uyarınca yıkılmıştır. Yargılama sırasında yapının tamamen ruhsatsız olduğu belirlenmiş; buna rağmen yapının inşa edilmesine ve varlığını sürdürmesine engel olmayan idarelerin denetim görevlerini gereği gibi yerine getirmedikleri kabul edilmiştir.</p>

<p>Kararda ilçe belediyesinin kusuru açık biçimde şöyle ifade edilmiştir:</p>

<p>“Denetim yapmayarak kaçak yapının yapımına sebebiyet veren Avcılar Belediye Başkanlığı’nın [...] kusurunun bulunduğu...”</p>

<p>Bozma sonrasında verilen nihai kararda <strong>Çevre ve Şehircilik Bakanlığı</strong>, <strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi</strong> ve <strong>Avcılar Belediyesi</strong> farklı oranlarda sorumlu tutulmuştur. Bununla birlikte karar metninde, Bakanlık ile Büyükşehir Belediyesinin kusurunu oluşturan somut ihmal ayrı ayrı açıklanmamış; yalnızca bu idarelere yüklenen kusur oranları gösterilmiştir.</p>

<p>Yapının yıkılması nedeniyle bağımsız bölümde meydana gelen ekonomik kayıp için <strong>maddi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Yıkımın davacı üzerindeki manevi etkisi de <strong>manevi tazminat</strong> kapsamında değerlendirilmiştir. Bölge İdare Mahkemesinin her iki tazminat türünün de idarelerin kusurları oranında ödenmesine ilişkin kararı, Danıştay tarafından oybirliğiyle onanmıştır.</p>

<p><strong>II. YOL, KANALİZASYON VE ALTYAPI HİZMETLERİ</strong></p>

<p><strong>Ana arter üzerindeki rögar kapağından kaynaklanan trafik kazası</strong></p>

<p><strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 07.11.2019, E. 2019/1657, K. 2019/3739</strong></p>

<p>Araç, ana arter üzerindeki yağmur suyu rögar kapağı nedeniyle takla atmış ve hasar görmüştür. Araç için ödeme yapan sigorta şirketi, ödediği tazminatın İSKİ’den tahsili amacıyla rücu davası açmıştır.</p>

<p>Mahkeme, şehir içi yolların yapım ve bakımından, ayrıca altyapı çalışmaları sırasında trafik güvenliğinin sağlanmasından belediyenin sorumlu olduğunu belirtmiştir:</p>

<p>“Karayolları Trafik Kanunu’nun 10. maddesine göre şehir içi yollarda her türlü yapım, onarım ve alt yapı tesis çalışmalarında trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak önlemleri almak, aldırmak ve denetleme görevinin Belediye’ye ait olduğunun düzenlendiği, ayrıca 5393 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca da bakım ve onarımdan belediyenin sorumlu olduğu...”</p>

<p>Kazaya neden olan rögar kapağının İBB’nin sorumluluğundaki ana arter üzerinde bulunduğu ve yol üzerindeki hasar ile tamirat işlerinin İBB’ye ait olduğu kabul edilmiştir:</p>

<p>“Yol üzerinde meydana gelen hasar ve tamirat işlemlerinin İBB’nin yükümlülüğünde olduğu [...] kazaya sebep olduğu belirtilen rögar kapağının ana arter yol üzerinde İBB’ye ait olduğu anlaşılmış olmakla davalı olarak gösterilen İSKİ’nin pasif husumeti bulunmamaktadır.”</p>

<p><strong>Kaldırımdaki hasarlı menhol kapağının onarılmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 22.02.2024, E. 2020/3669, K. 2024/833</strong></p>

<p>On bir yaşından küçük çocuk, gece saatlerinde bisikletiyle yaya yolunda ilerlerken kaldırım üzerindeki taşa çarparak yaralanmış ve yüzünde kalıcı iz oluşmuştur. Büyükşehir belediyesinin bakımından sorumlu olduğu menhol kapağını onarmaması, kazanın meydana gelmesinde tali hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Bisiklet sürücüsü davacının [...] gece vaktinde bisikleti ile hızlı bir şekilde ilerlediğinden kazanın oluşunda asli kusurlu olduğu, idarenin ise bakımından sorumlu olduğu menhol kapağını tamir etmediğinden tali kusurlu olduğu...”</p>

<p>Çocuğun yaşı itibarıyla bisiklet sürme ehliyetine sahip olmaması ve gece hızlı biçimde ilerlemesi müterafik kusur kabul edilmiştir. Ancak bu durum, kaldırımın güvenliğini sağlamak ve hasarlı menhol kapağını onarmakla yükümlü belediyenin sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır.</p>

<p>Davacılar maddi bir kayıp veya kazanç kaybı bulunduğunu belgeleyemediğinden <strong>maddi tazminat istemi reddedilmiştir</strong>. Buna karşılık çocuğun yaralanması ve yüzünde kalıcı iz oluşması nedeniyle çocuk ile anne ve babası lehine <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir:</p>

<p>“Davacı küçüğün asli kusuru, idarenin tali kusuruyla meydana gelen yaralanmada müterafik kusur bulunsa da [...] yaralanması ve yüzünde sabit iz kalması sebebiyle acı çektikleri, üzüntü duydukları kabul edilmek suretiyle manevi tazminat ödenmesi gerektiği...”</p>

<p><strong>Yol ve altyapı çalışmalarında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 03.05.1993, E. 1258, K. 7866</strong></p>

<p>Şehir içi yollarını güvenli ve ulaşıma elverişli durumda tutmak belediyelerin görevidir. Yol veya kanalizasyon çalışmaları sırasında açılan çukurların kapatılmaması; gerekli işaret, uyarı ve aydınlatma önlemlerinin alınmaması hizmet kusuru oluşturur.</p>

<p>Bu eksiklikler nedeniyle meydana gelen araç hasarı, yaralanma veya ölüm hâlinde belediye, doğan maddi ve koşulları varsa manevi zararları tazmin etmekle yükümlüdür.</p>

<p><strong>Belediye tarafından işletilen iskelede aracın denize düşmesi</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 23.01.2025, E. 2024/5361, K. 2025/93</strong></p>

<p>Davacıların çocuğu, belediye tarafından işletilen motor iskelesinden aracıyla birlikte denize düşerek hayatını kaybetmiştir. İskelenin işletilmesinden sorumlu olan <strong>Akçaabat Belediyesinin hizmet kusuru bulunduğu</strong>, buna karşılık <strong>Trabzon Valiliğine yüklenebilecek bir kusur olmadığı</strong> kabul edilmiştir:</p>

<p>“Davacıların çocuğunun, davalı belediyece işletilen motor iskelesinden aracıyla birlikte düşerek hayatını kaybetmesi olayında davalı Belediyenin hizmet kusurunun ağırlığı [...] gözönünde bulundurulduğunda [...] manevi tazminatın davalı Akçaabat Belediyesi tarafından davacılara ödenmesi, [...] olayda kusuru bulunmadığı anlaşılan davalı Trabzon Valiliği yönünden ise davanın reddine karar verilmiş...”</p>

<p>Kararda belediyenin hizmet kusurunu oluşturan teknik eksikliğin ne olduğu ayrıca açıklanmamış; sorumluluk, belediye tarafından işletilen iskelede meydana gelen ölüm ve belediyenin hizmet kusurunun ağırlığı üzerinden değerlendirilmiştir.</p>

<p>Çocuklarının denize düşmesinin ardından bir süre bulunamaması ve daha sonra cansız bedenine ulaşılması nedeniyle anne ve babanın yaşadığı ağır elem ve üzüntü, <strong>manevi tazminatı</strong> gerektiren zarar olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“Denize düşerek kaybolan çocuklarının belirli bir süre bulunamaması nedeniyle ve sonrasında cansız bedeninin bulunmasıyla vefat ettiğinin anlaşılması karşısında anne ve babası olan davacıların bu süreçte yaşadığı elem ve üzüntü gözönünde bulundurulduğunda...”</p>

<p><strong>İçme suyu şebekesindeki borunun patlaması nedeniyle evin zarar görmesi</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 17.09.1990, E. 1989/353, K. 1990/909</strong></p>

<p>Belediyeye ait içme suyu şebekesindeki yer altı borusu patlamış; sızan su, yakındaki evin temellerine ulaşarak yapıya zarar vermiştir. İlk derece mahkemesi, belediyeye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı ve henüz onarım harcaması yapılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.</p>

<p>Danıştay, içme suyu şebekesini yalnızca kurmanın yeterli olmadığını; tesisin yaşı ve teknik özellikleri gözetilerek düzenli biçimde denetlenmesi, bakımının yapılması ve ihtiyaç duyulan onarımların zamanında gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmiştir:</p>

<p>“Tesisin ömrü ile teknik özelliklerinin gözönüne alınarak denetim ve bakımının yapılması, tamirata gereksinimi bulunan durumların ortaya çıkması halinde de gerekli tamiratın yapılması da belediyenin görevi olduğundan aksine verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir.”</p>

<p>Boru patlamasıyla yapıdaki zarar arasında nedensellik bağı bulunduğundan belediyenin <strong>maddi tazminat sorumluluğunun</strong> değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Zararın giderilmesi için masrafın önceden yapılmamış olması da tazminat istemine engel görülmemiştir.</p>

<p><strong>İskân izni bulunmayan konuta altyapı hizmetleri sunan idarenin kanalizasyon ve yağmur suyu baskınından sorumluluğu</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 11.12.2007, K. 2007/6951</strong></p>

<p>Davacının kiracı olarak oturduğu daire, kanalizasyon atık suyu ve yağmur suyuyla dolarak zarar görmüştür. İlk derece mahkemesi, konutun yapı kullanma izni bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.</p>

<p>Danıştay ise idarelerin iskân izni bulunmayan konuta elektrik, su, kanalizasyon, doğal gaz ve telefon hizmetleri sunduğunu dikkate almıştır:</p>

<p>“İskan izni olmadığı halde davalı idareler tarafından elektrik, su, kanalizasyon, doğalgaz, telefon hizmetlerinin götürüldüğü açıktır.”</p>

<p>Konutun fiilen kullanılmasına altyapı hizmetleriyle imkân veren idarelerin, yapı kullanma izninin bulunmadığını ileri sürerek sorumluluktan kaçınamayacağı kabul edilmiştir:</p>

<p>“İskan izni bulunmayan konutta yine idare tarafından sunulan hizmetlerden faydalanmak suretiyle ikamet eden davacının olay nedeniyle meydana gelen <strong>zarara katlanmasını beklemenin [...] genel ilkeye aykırı düşeceği ortadadır.</strong>”</p>

<p><strong>III. PARKLAR VE KAMUSAL ALANLARIN GÜVENLİĞİ</strong></p>

<p><strong>Parktaki anıt ağacın bakım ve tedavisinin zamanında yapılmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 30.11.2021, E. 2019/6632, K. 2021/5738</strong></p>

<p>Belediyenin bakım ve gözetimindeki parkta bulunan anıt çınarın dalı kırılarak bir kişinin üzerine düşmüş; kişi ağır biçimde yaralanmış ve sürekli iş göremez hâle gelmiştir.</p>

<p>Tabiat varlığı niteliğindeki ağacın korunmasından sorumlu Bakanlık ile parkın bakım ve gözetimini yürüten belediye, zarardan birlikte sorumlu tutulmuştur. Özellikle belediyenin, gerekli izin verilmiş olmasına rağmen ağacın bakım, restorasyon ve tedavisini zamanında yaptırmaması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın tabiat varlığı olan ağaçların bakım ve korunmasından sorumlu olması, davalı Kdz. Ereğli Belediye Başkanlığı’nın da söz konusu ağaca bakım için talep edilen gerekli izin verilmesine rağmen zamanında yaralanmaya sebep olan anıt çınar ağacın gerekli bakım, restorasyon ve tedavisinin yapılmaması nedeniyle [...] olaydan birlikte sorumlu olduklarına...”</p>

<p>Yaralanan kişinin sürekli iş göremezlikten doğan kaybı için <strong>maddi tazminata</strong>; yaşadığı ağır bedensel ve ruhsal zarar nedeniyle kendisi, bu olaydan duyduğu elem nedeniyle de annesi lehine <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Bakanlık ile belediyenin tazminatlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>Sokak köpeklerinin saldırısını önleyecek tedbirlerin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 25.06.2010, E. 2010/3241, K. 2010/3782</strong></p>

<p>Fen lisesi öğrencisi olan çocuk, sokak köpeklerinin saldırısına uğrayarak yaralanmıştır. Sahipsiz hayvanların çevre ve toplum sağlığı bakımından oluşturduğu tehlikeyi önlemeye yönelik hizmetin yetersiz ve aksak yürütülmesi, hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“Kamu hizmetinin işleyişindeki yetersizlik, aksaklık ve düzensizliğin hizmet kusuru oluşturduğu...”</p>

<p>Davalı idare, gerekli hizmetin ihale sürecinin uzaması nedeniyle yerine getirilemediğini savunmuş; ancak bu gerekçe hizmet kusurunu ortadan kaldıran bir neden olarak görülmemiştir. İdarenin kendi hazırlık ve ihale sürecindeki gecikme, zarar gören kişiye yüklenememiştir.</p>

<p>Saldırı nedeniyle kamu tarafından karşılanmayan tedavi giderleri <strong>maddi zarar</strong> kabul edilerek yalnızca belgelendirilen kısmı yönünden maddi tazminata hükmedilmiştir. Çocuğun saldırı sırasında yaşadığı korku, elem ve ızdırap nedeniyle de <strong>manevi tazminata</strong> karar verilmiştir:</p>

<p>“Duyulan elem ve ızdırabın kısmen giderilmesine dönük olarak [...] manevi tazminatın davalı idarece ödenmesi gerektiği...”</p>

<p><strong>Oyun parkından geçen açık su kanalında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 14.02.2025, E. 2022/4434, K. 2025/952</strong></p>

<p>Üç yaşındaki çocuk, belediyeye ait oyun parkının içinden geçen açık su kanalına düşerek hayatını kaybetmiştir. Kanalın üzerinin kapatılmadığı, çevresinde koruyucu çit ve uyarı levhası bulunmadığı, suyun ise hızlı aktığı tespit edilmiştir:</p>

<p>“Park içinden su kanalı geçtiği ve su kanalının üzerinin herhangi bir engelle, ızgara veya kapak sistemi ile kapatılmadığı [...] suyun akış hızının süratli olduğu, parkın hali hazır durumu itibariyle tehlike arzettiği...”</p>

<p>Park alanındaki güvenlik eksiklikleri bilirkişi raporunda da açıkça ortaya konulmuştur:</p>

<p>“Su kanalının oyun alanına çok yakın olduğu, çocukların kanala düşmesini engelleyecek hiçbir güvenlik önlemi bulunmadığı, su kanalının üstünün tamamının mazgallar ile kapatılmadığı, uyarı levhasının bulunmadığı...”</p>

<p>Kanalın bütünü üzerindeki sorumluluk başka bir idareye ait olsa dahi, belediye tarafından çocuk oyun parkına dönüştürülen bölümde gerekli önlemleri alma görevinin belediyeye ait olduğu kabul edilmiştir. Belediyenin kanalın üzerini mazgalla kapatmaması, kanala ulaşmayı önleyecek çit yapmaması ve uyarı levhası koymaması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Park içinde kanal üzerinin demir mazgal ile kapatılmasını sağlaması veya kanalın her iki yanına kanala ulaşımı engelleyecek tel çit teşkil etmesi ve bunları da uyarı levhaları ile tamamlaması gerekirken bu hususu ihmal ettiği...”</p>

<p>Bu nedenle çocuğun ölümüyle belediyenin hizmet kusuru arasında nedensellik bağı bulunduğu ve anne ile babanın destekten yoksun kalma zararları için <strong>maddi</strong>, anne, baba ve kardeşlerin yaşadığı elem ve üzüntü için ise <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Ancak Danıştay, belediye ile çocuğu gözetmekle yükümlü kişiler arasındaki kusur oranlarının bilirkişi incelemesine dayanmadan mahkemelerce doğrudan belirlenmesini hukuka uygun bulmamıştır. Ceza yargılamasında belediyenin asli, çocuğu gözeten dedenin ise tali kusurlu bulunması da dikkate alınarak tarafların kusur oranlarının ek bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerektiğine karar verilmiştir:</p>

<p>“Davacılar ve davalı idarenin yaşanan olayın meydana gelmesindeki sorumluluk sebeplerinin tamamının değerlendirildiği dengeli ve hakkaniyete uygun kusur oranlarının belirlendiği ek bilirkişi raporu alınarak yeniden karar verilmesi gerektiği...”</p>

<p><strong>IV. SU, ELEKTRİK VE ÇEVRESEL TEHLİKELER</strong></p>

<p><strong>Yerleşim alanındaki sulama kanalında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 10. Dairesi, 16.10.2025, E. 2022/4668, K. 2025/4561</strong></p>

<p>Dört yaşındaki bir çocuk, yerleşim alanı içinde bulunan sulama kanalına düşerek hayatını kaybetmiştir. Kanal çevresinde insanların yaklaşmasını engelleyecek koruyucu düzenekler ile tehlikeyi bildiren yeterli uyarılar bulunmaması, hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“Yerleşimin olduğu mahallede can ve mal güvenliğinin temini için yeterli önlemlerin alınmadığı, kanalın meskun mahal içerisinde kaldıktan sonra davalı idarelerce çevrede yaşayanlar için risk taşıyan bu kanalla ilgili olarak can güvenliğini sağlayacak biçimde uyarıcı, engelleyici tedbirler alınmasının ilgili idarelerin üstlendikleri kamu hizmetinin doğal sonucu olduğu...”</p>

<p>Kanalı inşa eden ve üzerindeki gözetim yetkisi devam eden <strong>Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü</strong> ile kanalın işletme, bakım ve onarımını devralan <strong>Sulama Birliği</strong> asli sorumlu sayılmıştır. <strong>Belediyenin</strong> ise yerleşim alanı içindeki tehlikeleri denetleme ve halkın can güvenliğini koruma yükümlülüğü nedeniyle tali sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmiştir:</p>

<p>“Zarara neden olan kanalın yapımı, işletimi ve süreç içerisindeki bakım ve onarımında yükümlülükleri bulunan davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile [...] Sulama Birliğinin asli sorumlu oldukları [...] diğer davalı [...] Belediye Başkanlığının ise belediye mücavir alan sınırları içerisinde genel hayata müessir olabilecek faaliyetler nedeniyle genel bir denetim ve gözetim yükümlülüğü bulunduğu için tali sorumluluğu bulunduğu...”</p>

<p>Çocuğun ölümü nedeniyle anne ve babanın uğradığı destek kaybı için <strong>maddi tazminata</strong>, yaşadıkları elem ve ızdırabın giderilmesi için de <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Bununla birlikte, dört yaşındaki çocuğun gözetiminde gerekli özeni göstermeyen anne ve babanın müterafik kusuru, maddi zararın belirlenmesinde dikkate alınmıştır.</p>

<p>Danıştay, manevi tazminatın müterafik kusur oranına göre matematiksel biçimde azaltılamayacağını özellikle belirtmiştir:</p>

<p>“Bu tutarın Mahkemece takdiren belirlenmesi, müterafik kusurdan kaynaklı kusur oranlarına göre bir belirleme yapılmaması gerekmektedir.”</p>

<p><strong>Enerji nakil hattına yaklaşan ağaçların budanmaması ve tesis çevresinin korunmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 07.03.2024, E. 2023/424, K. 2024/1251</strong></p>

<p>On yaşındaki çocuk, belediyenin işlettiği içme suyu kuyusunun yakınındaki ağaca çıkarak çiçek topladığı sırada, ağacın dalları arasından geçen enerji nakil hattına temas etmiş ve elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir.</p>

<p>Olay sırasında tesis çevresindeki çitlerin eskidiği ve alana giriş çıkışı engellemediği; ayrıca ağacın dallarının elektrik hattına güvenli mesafeden fazla yaklaştığı belirlenmiştir. Enerji hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu belediyenin hattı düzenli olarak kontrol etmemesi ve tehlike oluşturan dalları budatmaması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“İçmesuyu trafosuna giden enerji nakil hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu olan davalı tarafın, zaman zaman hatların kontrol ve denetimini yaparak hatta temas eden, tehlike yaratabilecek ağaçların kestirilmesini sağlaması gerekmektedir.”</p>

<p>Kararda, elektrik hattının insanların dikkatsizlik sonucu dahi dokunabileceği bir konumda bulunmaması gerektiği vurgulanmıştır:</p>

<p>“Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki elektrik hattına dokunulması olanaksız olmalıdır.”</p>

<p>Belediyenin kusuru, koruyucu çitlerin işlevsiz kalması ve elektrik hattına yaklaşan dalların güvenli mesafeye göre budanmaması olmak üzere iki temel ihmale dayandırılmıştır:</p>

<p>“Olay sırasında etraftaki çitlerin eskimiş olması, bölgeye giriş çıkışın engellenememesi, içmesuyu trafosunu besleyen enerji nakil hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu davalı idarenin enerji hattına temas eden ağaçları emniyet mesafesine göre budamaması, idarece alınması gereken tedbirlerin noksan olarak yerine getirildiğinin görülmesi nedeniyle [...] idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varıldığı...”</p>

<p>Hayatını kaybeden çocuğa kusur yüklenmemiştir. Buna karşılık anne ve babanın çocuğun gözetiminde gerekli özeni göstermemesi müterafik kusur kabul edilmiş ve <strong>maddi tazminatın</strong> belirlenmesinde dikkate alınmıştır.</p>

<p>Çocuğun desteğinden yoksun kalan anne ve baba lehine <strong>maddi tazminata</strong>; ölüm nedeniyle anne, baba ve kardeşlerin yaşadığı elem ve ızdırap karşılığında ise <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Danıştay, belediyenin hizmet kusuruna ve her iki tazminat türüne ilişkin kararı oybirliğiyle onamıştır.</p>

<p><strong>Çöplükteki patlama riskinin bilinmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması</strong></p>

<p><strong>AİHM Büyük Daire, Öneryıldız/Türkiye, 30.11.2004, B. No. 48939/99</strong></p>

<p>İstanbul Ümraniye’de belediyeler tarafından kullanılan çöplükte biriken metan gazı patlamış; oluşan toprak ve atık kayması gecekonduların üzerine ilerleyerek çok sayıda kişinin ölümüne ve yapıların yıkılmasına neden olmuştur. Başvurucu, olayda dokuz yakınını ve evini kaybetmiştir.</p>

<p>Patlamadan yaklaşık iki yıl önce hazırlanan bilirkişi raporunda çöplüğün teknik standartlara aykırı olduğu ve metan gazı patlamasını önleyecek bir sistem bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. AİHM, idari makamların gerçek ve yakın tehlikeyi bildikleri veya bilmeleri gerektiği sonucuna varmıştır:</p>

<p>“Çeşitli düzeylerdeki Türk makamlarının Ümraniye belediye çöplüğünün yakınlarında yaşayan birçok insan için gerçek ve yakın bir risk bulunduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.”</p>

<p>Buna rağmen çöplüğün güvenli hâle getirilmemesi, gazın kontrollü biçimde boşaltılmasını sağlayacak sistemin kurulmaması ve kurumlar arasında etkili bir denetim ve koordinasyon oluşturulmaması, yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlali sayılmıştır:</p>

<p>“Devlet görevlilerinin bu insanları maruz kaldıkları acil ve bilinen risklerden korumak için hiçbir önlem almamaları sonucu, Ümraniye gecekondu bölgesi sakinlerinin hayatına mal olan [...] kazaya yol açan olaylar dizisinde rol oynamıştır.”</p>

<p>Yapıların ruhsatsız olması, kamu makamlarının sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır. Yetkililerin yapılaşmayı uzun süre fiilen kabul etmesi, bölge sakinlerinden vergi alması ve kamu hizmetlerinden yararlanmalarına izin vermesi karşısında, bütün kusurun gecekondu sakinlerine yüklenemeyeceği kabul edilmiştir.</p>

<p>AİHM, gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 2. maddesinde güvence altına alınan <strong>yaşam hakkının maddi ve usul yönlerinden</strong>, evin yıkılması nedeniyle de <strong>mülkiyet hakkının</strong> ihlal edildiğine karar vermiştir:</p>

<p>“Devlete isnat olunabilecek ağır kusur ile can kayıpları arasında kurulan nedensellik bağı, hiç kuşkusuz başvurucunun evinin yıkılması için de geçerlidir.”</p>

<p>Başvurucunun yakınlarını ve evini kaybetmesi nedeniyle <strong>maddi ve manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Ulusal mahkemece daha önce verilen tazminatın uzun süre ödenmemesi de etkili başvuru hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir:</p>

<p>“Çekilen acı için hükmedilen tazminatın zamanında ödenmesi [...] Sözleşme’nin 13. maddesindeki hukuk yolunun esaslı unsurlarından biri olarak görülmelidir.”</p>

<p><strong>V. YANGIN, AFET VE RİSKLERİN ÖNLENMESİ</strong></p>

<p><strong>İtfaiyenin şehrin en yüksek binasına ulaşabilecek biçimde donatılmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 11. Dairesi, 15.03.1976, E. 1974/964, K. 1976/1015; Danıştay 11. Dairesi, 04.10.1977, E. 1976/11, K. 1977/3377</strong></p>

<p>Belediye, itfaiye teşkilatını şehrin yapılaşma düzenine göre kurmak ve <strong>şehrin en yüksek binasına ulaşabilecek yükseklikte merdivenli araç</strong> bulundurmakla yükümlüdür. İtfaiye araçlarının bakımsız bırakılması, temel müdahale gereçlerinin sağlanmaması ve yüksek katlara erişebilecek donanımın temin edilmemesi hizmet kusuru oluşturur.</p>

<p>Yangın ihbarına rağmen bu eksiklikler veya personelin ihmali nedeniyle zamanında ve etkili müdahalede bulunulamaması sonucunda zararın doğması ya da büyümesi hâlinde belediye; meydana gelen <strong>maddi zararları</strong> ve olayın niteliğine göre <strong>manevi zararları</strong> tazmin etmekle sorumludur.</p>

<p><strong>Yol ve zemin kayması sonucu yapıların araç üzerine yıkılması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 18.03.2011, K. 2011/681</strong></p>

<p>Yol ve zemin kayması sonucunda istinat duvarları ile binalar yıkılmış; düşen yapı parçalarının altında kalan araç kullanılamaz hâle gelmiştir.</p>

<p>Danıştay, idarelerin yürüttüğü kamu hizmetleri ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağı bulunduğunu kabul etmiştir:</p>

<p>“Yol ve yer kayması ve bu nedenle istinat duvarları ile binaların yıkılması olayında davalı idarelerin kamu hizmetleriyle ilgili eylem ve işlemleri ve oluşan zarar arasında illiyet bağının bulunduğu açık...”</p>

<p>Ancak idarelerin ve araç malikinin kusur oranları somut ölçütlere dayalı olarak belirlenmediğinden mevcut inceleme yeterli görülmemiştir. Danıştay; kaymanın doğal ve insan kaynaklı nedenlerinin, yıkılan yapılara verilen ruhsat ve yapı kullanma izinlerinin hukuka uygunluğunun, mücbir sebep veya beklenmeyen hâl bulunup bulunmadığının ve aracın park edilmesini önleyecek tedbirlerin alınıp alınmadığının araştırılmasını istemiştir:</p>

<p>“Meydana gelen yol ve yer kaymasının doğal ve doğal olmayan nedenleri, aracın üzerine yıkılan bloklara verilen ruhsat ve yapı kullanma izin belgelerinin mevzuata uygunluğu, olayla ilgili zorlayıcı nedenler, beklenmeyen durumlar ile aracın park edildiği yerde park edilmesini engelleyici başka tedbir ve önlemlerin alınıp alınmadığı [...] hususlarının göz önünde bulundurulması...”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ruhsata Aykırı İlave Katları Yıkmayarak Yapının Satın Alınmasına ve Yerleşime Açılmasına Fiilen İmkân Veren Belediyenin Deprem Zararından Sorumluluğu</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 23.05.2012, K. 2012/2662</strong></p>

<p>Ruhsatlı projesine aykırı biçimde çok sayıda ilave kat yapılan bina hakkında yıkım kararı alınmış; ancak belediye bu kararı uygulamamıştır. Yapının bu hâliyle kullanılmasına ve bağımsız bölümlerin satın alınarak yerleşilmesine fiilen imkân tanınmış, bina daha sonra depremde yıkılmıştır.</p>

<p>Danıştay, belediyenin yalnızca yıkım kararı almakla yetinemeyeceğini, İmar Kanunu uyarınca bu kararı uygulamak ve kaçak yapılaşmayı etkili biçimde denetlemek zorunda olduğunu belirtmiştir:</p>

<p>“Ruhsatlı projesinden çok fazla sayıda ruhsatsız ilave kat yapılan inşaat hakkında davalı idarece yıkım kararı alınmışsa da [...] yıkım kararının gerçekleştirilmediği, davacının bu şekliyle satın aldığı ve yerleşilmesine olanak sağlandığı uyuşmazlık konusu olayda davalı idarenin denetim görevini de içeren idari faaliyetlerini kusurlu olarak işlettiği sonucuna ulaşılmaktadır.”</p>

<p>Depremin zararı doğuran olay olması, belediyenin yapının inşa sürecindeki denetim eksikliğini ve alınan yıkım kararını uygulamamasından kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır:</p>

<p>“Davalı idarenin deprem sonucu yıkılan yapının inşası aşamasında yürütmesi gereken faaliyetlerini gereği gibi yerine getirmemesi sonucu oluşan hizmet kusuru nedeniyle ortaya çıkan zararı tazminle sorumlu bulunduğu...”</p>

<p><strong>VI. BELEDİYE PERSONELİ VE İŞ GÜVENLİĞİ</strong></p>

<p><strong>Memurun kadrosu dışında ambulans şoförü olarak görevlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>Danıştay 5. Dairesi, 16.09.2005, E. 2001/2534, K. 2005/3655</strong></p>

<p>Belediyede teknisyen olarak görev yapan personel, görev alanı dışında ambulans şoförü olarak il dışına hasta nakliyle görevlendirilmiş ve dönüş yolunda meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.</p>

<p>Danıştay, hiçbir memurun sınıfı dışında bir görevde çalıştırılamayacağına ilişkin kuralı esas almış; teknisyen kadrosundaki personelin ambulans şoförü olarak görevlendirilmesini ağır hizmet kusuru saymıştır:</p>

<p>“Anılan şahsın teknisyenlik görevinin dışında kendi görev alanı ve sorumluluğuna girmeyecek şekilde ambulans şoförü olarak görev yaptığı il dışında [...] hasta nakli amacıyla görevlendirilmiş bulunması karşısında, davalı idarenin bu görevlendirme ile ağır hizmet kusuru işlediği ve bu işleminden doğan zararı tazminle yükümlü olduğu kuşkusuzdur.”</p>

<p>Personelin daha önce de şoför olarak çalışmış olması ve bu görevlendirmelere itiraz etmemesi, belediyenin hukuka aykırı görevlendirmeden doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır.</p>

<p>Ölüm nedeniyle eş ve çocukların destekten yoksun kalması <strong>maddi</strong>, eş ve babalarını kaybetmeleri nedeniyle yaşadıkları elem ve üzüntü ise <strong>manevi zarar</strong> olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“Davacıların idarenin ağır hizmet kusuru sonucu yaşadıkları ölüm olayı nedeniyle eş ve babadan yoksun kalmak suretiyle manevi zarara da uğradıkları açıktır.”</p>

<p><strong>Çöp konteynerinin vinçle kaldırılması sırasında iş güvenliği önlemlerinin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 08.04.2021, E. 2016/14819, K. 2021/2182</strong></p>

<p>Belediyenin temizlik işlerinde çalışan kişi, arızalı çöp konteynerinin vinçle kaldırılması sırasında konteynerin aparatından ayrılarak ayağına düşmesi sonucu sürekli iş gücü kaybına uğramıştır.</p>

<p>Belediyenin çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermemesi, görev tanımlarını belirlememesi, kaldırma ekipmanlarının periyodik muayenesini yaptırmaması, kullanım talimatlarını hazırlamaması ve yeterli ehliyete sahip olmayan personel çalıştırması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Davalı Avcılar Belediye Başkanlığı’nın işveren olarak davacının iş sağlığı güvenliği eğitimlerini vermemesi, görev tanımlarını yapmaması, kaldırma ekipmanlarının periyodik muayenesinin yapılmaması, ilgili iş ekipmanları için talimat hazırlamaması ve ehliyeti yeterli olmayan bir personel çalıştırması nedeniyle asli olarak [...] sorumlu olduğu...”</p>

<p>Vinç operatörünün eksik ekipmanla çalışmayı sürdürmesi nedeniyle kendisine yüklenen kusurun da belediyeden bağımsız değerlendirilemeyeceği kabul edilmiştir:</p>

<p>“Vinç operatörünün kamu görevini yürüttüğü esnada, göreviyle ilgili hizmetin araç ve olanaklarını kullanarak iş güvenliği kurallarına aykırı hareket etmek suretiyle yaptığı kusurlu hareketin davalı idarenin kusur sorumluluğundan bağımsız düşünülemeyeceği...”</p>

<p>Buna göre belediye, hem hizmetin örgütlenmesindeki eksikliklerden hem de görevin yürütülmesi sırasında personelin işlediği kusurdan sorumlu tutulmuştur. Buna karşılık davacının çalışma sırasında bulunmaması gereken yerde durması ve iş güvenliği kurallarına uymaması müterafik kusur kabul edilmiştir.</p>

<p>Sürekli iş gücü kaybı nedeniyle <strong>maddi</strong>, kazanın davacının sosyal yaşamında doğuracağı kalıcı etkiler nedeniyle de <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Danıştay manevi tazminat kararını onamış; maddi zararın net kazanç üzerinden yeniden hesaplanması ve belediyenin sorumluluk oranına vinç operatörünün kusurunun da eklenmesi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminata ilişkin kısmı bozmuştur.</p>

<p><strong>VII. NÜFUS VE MEDENİ HÂL HİZMETLERİ</strong></p>

<p><strong>Kısıtlı kişinin yasal temsilcisinin izni alınmadan evlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 17.10.2024, E. 2021/1422, K. 2024/5411</strong></p>

<p>Hapis cezası nedeniyle vesayet altında bulunan kişinin kısıtlılığı nüfus kayıtlarında yer almasına rağmen belediye, gerekli kontrolü yapmadan evlenme ehliyet belgesi düzenlemiş ve yasal temsilcisinin yazılı izni olmaksızın evlenmesine izin vermiştir.</p>

<p>Mahkeme, belediyenin evlenme başvurusu sırasında yerine getirmesi gereken inceleme ve denetim görevini gereği gibi yapmamasını <strong>hizmet kusuru</strong> saymıştır:</p>

<p>“Davalı idarece evlenme talebine dair beyannamenin verilmesi üzerine kontrol ve denetim görevinin gereği gibi yerine getirilmediği, [...] kısıtlı olduğu ve evlenebilmesi için yasal temsilcisinin izni gerektiği hususu dikkate alınmaksızın evlenme ehliyet belgesi düzenlendiği, bu nedenle olayda davalı belediyenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varıldığı...”</p>

<p>Kısıtlılık durumunu bilmeyen kişinin, hukuken gerekli koşullar yerine getirilmeden yapılan evlilik nedeniyle manevi olarak yıprandığı kabul edilmiş ve <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir:</p>

<p>“Yasal temsilcisinin izni olmaksızın evlenmesine müsaade edildiği, [...] kısıtlı olduğunu bilmeyen davacının da yaşanan olaylar nedeniyle manevi olarak yıprandığı dikkate alındığında, davacının bu olay nedeniyle duyduğu üzüntüyü kısmen de olsa gidermek için manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği...”</p>

<p>Buna karşılık, evlilik süresince yapılan harcamalar, eşin borçları ve davacı hakkında başlatılan icra takipleri ile belediyenin hatalı işlemi arasında yeterli nedensellik bağı bulunmadığından <strong>maddi tazminat istemi reddedilmiştir</strong>:</p>

<p>“Söz konusu harcama ve giderler ile idarenin hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddi gerektiği...”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-hizmet-kusuru-nedeniyle-tazminat-odemesi-gereken-durumlar-1</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 17:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/terazi/istihkak-davasi-1.jpeg" type="image/jpeg" length="63681"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. YARGI PAKETİ İLE IBAN KULLANDIRANLARA CEZA İNDİRİMİ DÜZENLEMESİ: KAPSAMI, ŞARTLARI VE UYGULAMADAKİ MUHTEMEL SORUNLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-iban-kullandiranlara-ceza-indirimi-duzenlemesi-kapsami-sartlari-ve-uygulamadaki-muhtemel-sorunlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-iban-kullandiranlara-ceza-indirimi-duzenlemesi-kapsami-sartlari-ve-uygulamadaki-muhtemel-sorunlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte dolandırıcılık suçlarının işleniş yöntemleri de önemli ölçüde değişmiştir. Özellikle internet üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık olaylarında suçtan elde edilen paralar, çoğu zaman doğrudan faillerin hesaplarına değil, üçüncü kişilere ait banka hesaplarına aktarılmaktadır. Böylece suç gelirinin izinin kaybettirilmesi ve gerçek faillerin tespitinin güçleştirilmesi amaçlanmaktadır.</p>

<p>Bu yöntem, uygulamada yeni bir hukuki tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Dolandırıcılık organizasyonunu kuran, mağdurlarla iletişim kuran ve suçtan asıl menfaati sağlayan kişiler ile yalnızca banka hesabını veya IBAN bilgisini kullandıran kişilerin aynı suç kapsamında benzer yaptırımlarla karşı karşıya kalması, ceza adaleti bakımından eleştirilere neden olmuştur.</p>

<p>Bu eleştiriler doğrultusunda, kamuoyunda "IBAN düzenlemesi" olarak bilinen değişiklik <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">12. Yargı Paketi</span></a></strong> ile kabul edilmiş ve Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesine yeni bir hüküm eklenmiştir. Düzenleme, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde, suça katkısı yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişiler bakımından cezanın yarı oranında indirilmesini öngörmektedir.</p>

<p>Ancak bu değişiklik, kamuoyunda zaman zaman ifade edildiği gibi hesabını kullandıran herkes için otomatik bir ceza indirimi veya fiilî bir af anlamına gelmemektedir. Aksine, uygulanabilmesi belirli şartlara bağlı olan özel bir ceza hukuku düzenlemesidir.</p>

<p>Bu makalede; yeni hükmün amacı, kapsamı, uygulanma şartları, devam eden ve kesinleşmiş davalara etkisi ile uygulamada ortaya çıkabilecek hukuki sorunlar ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde incelenecektir.</p>

<p><strong>I. Düzenlemeyi Gerekli Kılan Uygulama Sorunu</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçlarında banka hesaplarının üçüncü kişiler adına açılması veya mevcut hesapların çeşitli vaatlerle kullanılması yeni bir olgu değildir. Ancak özellikle son yıllarda internet bankacılığı ve elektronik para sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bu yöntem çok daha sık kullanılmaya başlanmıştır.</p>

<p>Suç örgütleri; iş vaadi, komisyon karşılığı hesap kiralama, yatırım ortaklığı, e-ticaret hesabı açılması, şirket hesabı kullanılması gibi gerekçelerle kişileri banka hesaplarını kullandırmaya ikna edebilmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık sonucunda elde edilen paranın ilk ulaştığı kişi ise çoğu zaman hesabın sahibi olmaktadır. Bu nedenle soruşturmalarda ilk şüpheli de çoğunlukla hesap sahibi olmaktadır. Buna karşılık dolandırıcılık suçunun ana figürü/figürleri ise kendilerini suçtan kurtarabilmektedir. Uygulamada çoğunlukla bu kişilere ulaşılamamaktadır.</p>

<p>İşte tartışma tam bu noktada başlamaktadır.</p>

<p>Hesabına para gelen herkes, gerçekten dolandırıcılık suçunun faili veya iştirakçisi midir? Yoksa bazı kişiler yalnızca suç örgütleri tarafından kullanılan araç konumunda mıdır? <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi</a> ile yapılan değişiklik, esasen bu soruya verilen kanuni cevaptır.</p>

<p><strong>II. Yeni Düzenleme Ne Getirdi?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi </a>ile TCK'nın 158. maddesine eklenen hüküm, dolandırıcılık suçuna iştirak eden herkes için değil; suça katkısı yalnızca banka hesabını, ödeme aracını veya bunlara ilişkin bilgileri kullandırmakla sınırlı kalan kişiler bakımından özel bir ceza indirimi öngörmektedir.</p>

<p>Düzenlemenin temel amacı, ceza sorumluluğunu failin suç içindeki rolüyle daha uyumlu hâle getirmektir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, suç organizasyonunu kuran ve yöneten kişi ile yalnızca hesabını kullandıran kişinin aynı ölçüde cezalandırılmasının önüne geçilmek istenmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım, ceza hukukunun kusur, orantılılık ve cezanın şahsiliği ilkeleriyle de uyumludur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta bulunmaktadır. Kanun, hesabını kullandıran herkes hakkında cezanın otomatik olarak indirileceğini kabul etmemektedir.</p>

<p>Mahkemenin öncelikle; sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediğini, iştirakinin yalnızca hesabını kullandırmaktan ibaret olup olmadığını, bunun karşılığında haksız menfaat sağlayıp sağlamadığını somut delillerle belirlemesi gerekmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla yeni hüküm, her olayda kendiliğinden uygulanacak genel bir indirim nedeni değildir.</p>

<p><strong>III. Ceza İndirimi Kimler Hakkında Uygulanacaktır?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi</a> ile getirilen düzenlemenin en çok tartışılacak yönü, hangi kişilerin bu hükümden yararlanabileceğinin belirlenmesidir.</p>

<p>Kanun metni ilk bakışta açık görünmekle birlikte, uygulamada her dosyanın özelliklerine göre farklı değerlendirmeler yapılması kaçınılmazdır. Çünkü ceza indiriminin uygulanabilmesi yalnızca banka hesabının kullanılmış olmasına değil, sanığın suç içerisindeki rolüne bağlıdır. Bu nedenle yeni hükmün uygulanabilmesi için öncelikle sanığın dolandırıcılık suçundaki katkısının doğru tespit edilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. İndirimin Uygulanabileceği Hâller</strong></p>

<p>Kanunun korumayı amaçladığı kişi profili, suç organizasyonunun asli faili olmayan; katkısı yalnızca banka hesabını, IBAN bilgisini veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişidir.</p>

<p>Örneğin; banka hesabını başkasının kullanımına bırakan, banka kartını teslim eden, IBAN bilgisini para karşılığında paylaşan, ödeme hesabının kullanılmasına izin veren ancak bunun dışında dolandırıcılık planının hazırlanmasına veya icrasına katılmayan kişi hakkında diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde ceza yarı oranında indirilebilecektir.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken husus, kişinin eyleminin yalnızca hesap kullandırmakla sınırlı olmasıdır.</p>

<p><strong>B. İndirimin Uygulanamayacağı Hâller</strong></p>

<p>Buna karşılık sanığın suç organizasyonu içerisinde daha aktif bir rol üstlenmesi durumunda artık bu hükümden yararlanması mümkün olmayacaktır. Örneğin sanık, mağdurlarla doğrudan iletişim kurmuşsa, sahte internet sitesi veya sosyal medya hesabı oluşturmuşsa, dolandırıcılık görüşmelerini yürütmüşse, suçtan elde edilen paraları farklı hesaplara aktarmışsa, ATM'den paraları çekmişse, başka kişilere ait banka hesaplarını temin etmişse, suç gelirinin paylaşılmasını organize etmişse, artık katkısının yalnızca banka hesabını kullandırmakla sınırlı olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu durumda yeni düzenleme uygulanmayacak, genel iştirak hükümleri çerçevesinde ceza belirlenecektir.</p>

<p><strong>C. Ceza İndirimi ile Beraat Birbirine Karıştırılmamalıdır</strong></p>

<p>Kanaatimce yeni düzenleme bakımından en önemli husus budur.</p>

<p>Uygulamada birçok dosyada savunmanın doğrudan ceza indirimi üzerine kurulması düşünülebilir. Oysa bu yaklaşım her zaman doğru değildir. Çünkü bazı dosyalarda tartışılması gereken husus, cezanın ne kadar indirileceği değil, dolandırıcılık suçunun sanık bakımından oluşup oluşmadığıdır.</p>

<p>Örneğin; hesabını iş vaadiyle paylaşan, hesabının dolandırıcılıkta kullanılacağını bilmeyen, banka kartını aldatılarak teslim eden, hesabını geçici bir ticari işlem için kullandırdığını düşünen kişinin suç işleme kastı bulunmayabilir.</p>

<p>Bu durumda hukuki tartışma, TCK'nın 158. maddesindeki ceza indirimi değil, suçun manevi unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği olmalıdır. Başka bir ifadeyle, beraat edilmesi gereken bir dosyada ceza indirimi talep edilmesi, savunmanın hukuki eksenini yanlış belirlemek anlamına gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle savunma sıralaması kanaatimce şu şekilde olmalıdır:</p>

<p>1. Öncelikle sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediği değerlendirilmelidir.</p>

<p>2. İştirak ettiği sonucuna varılırsa, bu iştirakin yalnızca banka hesabını kullandırmakla sınırlı olup olmadığı incelenmelidir.</p>

<p>3. Bu şartlar gerçekleşiyorsa yeni düzenleme kapsamında ceza indirimi uygulanmalıdır.</p>

<p>Bu yaklaşım hem ceza hukukunun sistematiğine hem de yeni düzenlemenin amacına daha uygun görünmektedir.</p>

<p><strong>D. Mahkeme Hangi Ölçütleri Esas Alacaktır?</strong></p>

<p>Yeni düzenlemenin uygulanmasında belirleyici olacak husus, hesap sahibinin gerçek rolünün dosya kapsamındaki delillerle ortaya konulmasıdır.</p>

<p>Bu kapsamda mahkeme, banka hesap hareketlerini, para transfer zincirini, HTS ve baz kayıtlarını, dijital materyalleri, mesajlaşma içeriklerini, kamera görüntülerini, tanık beyanlarını, sanığın elde ettiği ekonomik menfaati birlikte değerlendirerek sanığın yalnızca hesap kullandıran kişi mi, yoksa dolandırıcılık organizasyonunun aktif bir üyesi mi olduğuna karar verecektir.</p>

<p>Bu nedenle aynı suç isnadıyla yargılanan iki sanık hakkında farklı sonuçlara ulaşılması mümkündür. Bir sanık yeni düzenlemeden yararlanabilirken, diğerinin suç içindeki aktif rolü nedeniyle bu imkândan yararlanamaması tamamen dosyadaki delillerin değerlendirilmesine bağlı olacaktır.</p>

<p><strong>IV. Yeni Düzenlemenin Devam Eden Davalara ve Kesinleşmiş Hükümlere Etkisi</strong></p>

<p>Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri, sanık lehine olan kanunun geçmişe uygulanmasıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinde de bu ilke açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren kanun fail lehine hükümler içeriyorsa, lehe olan hükmün uygulanması gerekir. Bu nedenle 12. Yargı Paketi ile getirilen düzenleme yalnızca yürürlüğe girdikten sonra açılacak davaları değil, belirli şartlar altında devam eden yargılamaları ve kesinleşmiş mahkûmiyetleri de etkileyebilecektir.</p>

<p><strong>A. Soruşturma ve Kovuşturma Aşamasındaki Dosyalar</strong></p>

<p>Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte henüz kesin hükümle sonuçlanmamış dosyalarda mahkemelerin yeni düzenlemeyi resen dikkate alması gerekir. Ancak burada önemli olan husus, yeni hükmün otomatik olarak uygulanacak olması değil, öncelikle somut olayın bu hükmün kapsamına girip girmediğinin belirlenmesidir.</p>

<p>Mahkeme, sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediğini, iştirakinin yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı olup olmadığını, bunun karşılığında haksız menfaat elde edip etmediğini, dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde değerlendirecektir.</p>

<p>Dolayısıyla yeni düzenleme, delil değerlendirmesini ortadan kaldıran değil, delil değerlendirmesinden sonra uygulanabilecek özel bir indirim sebebidir.</p>

<p><strong>B. İstinaf ve Temyiz İncelemesindeki Dosyalar</strong></p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay incelemesinde bulunması da yeni düzenlemenin uygulanmasına engel değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 Sayılı Yasanın</a> Geçici 1.Maddesinin 6.fıkrasına göre; Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.</p>

<p><strong>C. Kesinleşmiş Mahkûmiyetler</strong></p>

<p>Uygulamada en çok sorulan sorulardan biri de şudur: "Cezam kesinleşti. Bu düzenlemeden yine de yararlanabilir miyim?"</p>

<p>Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.</p>

<p>Eğer kesinleşen mahkûmiyet, yeni düzenleme kapsamına giriyorsa, hükümlü lehine olan kanun değişikliği nedeniyle uyarlama yargılaması yapılması gündeme gelebilir.</p>

<p>Ancak bu değerlendirme otomatik olarak yapılmayacaktır. Mahkeme öncelikle önceki mahkûmiyet kararındaki maddi vakıaları inceleyecek ve hükümlünün suç içindeki rolünün gerçekten yalnızca banka hesabını kullandırmaktan ibaret olup olmadığını değerlendirecektir. Dolayısıyla her kesinleşmiş mahkûmiyet bakımından aynı sonuca ulaşılması mümkün değildir.</p>

<p><strong>D. Uyarlama Yargılamasında İncelenecek Hususlar</strong></p>

<p>Uyarlama yargılamasında mahkemenin inceleyeceği temel konu, hükümlünün suç organizasyonundaki gerçek konumudur.</p>

<p>Bu kapsamda özellikle şu hususlar önem kazanacaktır: Hükümlü mağdurlarla doğrudan iletişim kurmuş mudur? Suç planının hazırlanmasına katılmış mıdır? Paraların çekilmesi veya aktarılmasında görev almış mıdır? Suçtan düzenli bir kazanç elde etmiş midir? Yoksa eylemi yalnızca hesabını kullandırmaktan mı ibarettir?</p>

<p>Bu soruların cevabı, yeni hükmün uygulanıp uygulanmayacağını belirleyecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>E. İnfaz Aşamasındaki Hükümlüler Bakımından</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi </a>yalnızca ceza indirimi düzenlemesi getirmemiş; infaz aşamasındaki bazı hükümlüler bakımından da önemli bir imkân tanımıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 Sayılı Yasanın Geçici</a> 1.Maddesinin 7.fıkrasına göre Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.</p>

<p>Bu düzenleme, özellikle infaz aşamasında bulunan kişiler açısından önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Ancak burada da her hükümlünün otomatik olarak bu imkândan yararlanacağı düşünülmemelidir. Kanunda öngörülen şartların eksiksiz şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmiş olması tek başına hiçbir dosyanın sonucunu değiştirmez. Asıl belirleyici olan, somut olayın yeni hükmün kapsamına girip girmediğidir. Bu nedenle gerek devam eden davalarda gerekse kesinleşmiş mahkûmiyetlerde yapılması gereken ilk iş, dosyanın yeni düzenleme açısından ayrıntılı biçimde analiz edilmesidir.</p>

<p>Kanaatimce uygulamada en önemli hata, yalnızca kanun değişikliğine güvenilerek bütün dosyaların aynı sonuca ulaşacağının düşünülmesidir. Oysa ceza hukukunda belirleyici olan, kanun metninden önce somut olayın özellikleri ve dosyadaki delillerdir.</p>

<p><strong>F-Savunma Bakımından Doğru Yaklaşım</strong></p>

<p>Kanaatimizce bu düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonra savunma stratejisinde yapılması gereken en önemli değişiklik, dosyanın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesidir.</p>

<p>Savunma, yalnızca "hesabını kullandırdı" olgusuna dayanılarak kurulamaz. Öncelikle şu hususlar ayrıntılı biçimde incelenmelidir: Sanığın kastı var mıdır? Suçtan haberdar mıdır? Suçtan ekonomik menfaat elde etmiş midir? Dolandırıcılık organizasyonuyla organik bir bağlantısı bulunmakta mıdır? Eylemi gerçekten yalnızca hesap kullandırmakla mı sınırlıdır?</p>

<p>Bu soruların cevabı verilmeden yapılacak her savunma eksik kalacaktır.</p>

<p>Kanaatimizce yeni düzenlemenin başarılı uygulanabilmesi de ancak bu sistematik yaklaşımın benimsenmesiyle mümkündür.</p>

<p><strong>V. Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi</a> ile Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinde yapılan değişiklik, son yıllarda dolandırıcılık suçlarında uygulamada yaşanan önemli bir soruna çözüm üretmeyi amaçlamaktadır. Özellikle suç organizasyonunu kuran ve yöneten kişiler ile suça katkısı yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişilerin aynı ölçüde cezalandırılmasının önüne geçilmek istenmiştir.</p>

<p>Bu yönüyle düzenlemenin, ceza hukukunun kusur ilkesi, cezanın şahsiliği ve orantılılık ilkeleriyle uyumlu bir yaklaşım benimsediği söylenebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, düzenlemenin uygulamadaki başarısı kanun metninden çok, mahkemelerin somut olay değerlendirmesine bağlı olacaktır. Çünkü yeni hüküm, hesabını kullandıran herkes hakkında otomatik olarak uygulanabilecek genel bir ceza indirimi getirmemektedir. Her olayda öncelikle sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediği, iştirak etmişse bunun kapsamı ve suç içindeki gerçek rolü ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Kanaatimizce uygulamada özellikle şu iki husus büyük önem taşıyacaktır.</p>

<p>İlki, hesap sahipliği ile suç ortaklığının birbirine karıştırılmamasıdır. Bir banka hesabının suçta kullanılmış olması, tek başına hesap sahibinin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğini göstermez. Mahkûmiyet kararı verilebilmesi için, sanığın suç kastı ve suça katkısı her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalıdır.</p>

<p>İkincisi ise, ceza indirimi ile beraat sebeplerinin birbirinden ayrılmasıdır. Eğer dosya kapsamındaki deliller sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak kastının bulunmadığını gösteriyorsa, artık tartışılması gereken konu ceza indirimi değil, beraat kararı verilmesidir. Buna karşılık iştirakin varlığı sabit olmakla birlikte eylem yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalıyorsa, bu durumda yeni düzenleme kapsamında ceza indirimi gündeme gelebilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak,<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 12. Yargı Paketi </a>ile getirilen düzenleme ne bir af niteliğindedir ne de hesabını kullandıran herkes için otomatik bir ceza indirimi öngörmektedir. Kanun gerekçesine bakıldığında düzenlemenin amacı, ceza sorumluluğunu failin suç içindeki gerçek katkısıyla orantılı hâle getirmektir. Bu amaca ulaşılabilmesi ise ancak her dosyanın kendi maddi vakıaları ve delilleri çerçevesinde, ceza muhakemesinin temel ilkelerine bağlı kalınarak değerlendirilmesiyle mümkün olacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-iban-kullandiranlara-ceza-indirimi-duzenlemesi-kapsami-sartlari-ve-uygulamadaki-muhtemel-sorunlar-1</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/banka-kredi-karti-iban.jpg" type="image/jpeg" length="59201"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: 17 yıl önce bir kız bebeğin ölümüyle ilgili dosya aydınlatıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-17-yil-once-bir-kiz-bebegin-olumuyle-ilgili-dosya-aydinlatildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-17-yil-once-bir-kiz-bebegin-olumuyle-ilgili-dosya-aydinlatildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Balıkesir'in Bandırma ilçesinde 17 yıl önce kız bebeğin ölümüyle ilgili dosyanın karanlıkta kalan yönleri ile Adana'nın Ceyhan ilçesinde 4 yıl önce işlenen Eyyüp Özbadem cinayeti aydınlatıldı.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, faili meçhul dosyaların aydınlatılmasının “cezasızlık algısını ortadan kaldırarak adalete güveni güçlendirdiğini” vurguladı. Gürlek, Bandırma’da 17 yıl önce bir bebek ölümüyle ve Ceyhan’da 4 yıl önce işlenen Eyyüp Özbadem cinayetiyle ilgili dosyaların çözüldüğünü belirterek, “Hiçbir dosya kaderine terk edilmeyecek, hiçbir mağdurun hakkı sahipsiz kalmayacak” dedi.</p>

<p><i>Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamaları şöyle:</i></p>

<p>"Faili meçhullerin aydınlatılması; suçluların adalet önünde hesap vermesi, "cezasızlık algısı"nın ortadan kaldırılması ve vatandaşlarımızın hukuk sistemine duyduğu güvenin güçlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Çözülen her dosya, mağdurlarımızın yakınlarının yıllardır taşıdığı acının bir nebze olsun hafiflemesine, toplum vicdanındaki yaraların sarılmasına ve ülkemizdeki güven ortamının pekişmesine katkı sağlamaktadır.</p>

<p>Bu anlayışla, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımızın koordinasyonunda, geçmiş yıllarda işlenen ve kamu vicdanında derin izler bırakan suçların aydınlatılmasına yönelik çalışmalarımız aralıksız sürmektedir. Son olarak yürütülen titiz incelemeler sonucunda, Balıkesir’in Bandırma ilçesinde 17 yıl önce bir kız bebeğin ölümüyle ilgili dosyanın karanlıkta kalan yönleri ile Adana’nın Ceyhan ilçesinde 4 yıl önce işlenen Eyyüp Özbadem cinayeti aydınlatıldı:</p>

<p>- Bundan tam 17 yıl önce, 10 Mayıs 2009 tarihinde Bandırma’da bir çöp konteynerinde poşete konulmuş halde kız bebek cesedi bulunması üzerine başlatılan soruşturmada, bebeğin annesi tespit edilmiş ve yargılama sonucunda 16 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edilmişti. Ancak bebeğin babasının kimliği ve olaydaki rolü uzun yıllar boyunca belirlenememişti.</p>

<p>Dosyanın yeniden ele alınmasıyla birlikte, bebeğin bulunduğu poşet üzerinde yapılan incelemede şüpheli U.C.’e ait parmak izi tespit edildi. Tanık beyanları, ceza infaz kurumu ziyaretçi kayıtları, teşhis işlemleri ve Adli Tıp Kurumunca yapılan DNA incelemesi sonucunda şüphelinin, bebeğin biyolojik babası olduğu tespit edildi.</p>

<p>Toplanan deliller doğrultusunda gözaltına alınan şüpheli U.C., “çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme” suçundan tutuklanarak ceza infaz kurumuna gönderildi.</p>

<p><strong>Eyyüp Özbadem</strong></p>

<p>- Bundan 4 yıl önce Adana’nın Ceyhan ilçesinde ise Eyyüp Özbadem, 4 Haziran 2022 tarihinde motosikletli kişiler tarafından silahlı saldırı sonucu öldürülmüştü. Olayın ardından bazı şüpheliler hakkında işlem yapılmış ancak soruşturmanın o aşamasında failler ve olaydaki bağlantılar kesin olarak ortaya çıkarılamamıştı.</p>

<p>Dosyanın yeniden incelenmesi kapsamında şüphelilere ait HTS ve baz kayıtları, kamera görüntüleri, kriminal raporlar, tanık anlatımları ve ifadelerdeki çelişkiler birlikte değerlendirildi. Yapılan çalışmalar sonucunda cinayetin H.A.’nın azmettirmesiyle B.G. ve S.B. tarafından gerçekleştirildiği; M.A. ile O.K.’un ise faillere yardım ettikleri tespit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soruşturma sırasında ayrıca, şüphelilerin olay öncesindeki görüntülerini içeren kamera kayıtlarının M.Ö. ve U.Ö. tarafından silinerek delillerin gizlendiği belirlendi. Operasyon sonucunda cinayetle bağlantılı 5 şüpheli tutuklandı, delilleri gizledikleri belirlenen 2 şüpheli hakkında ise adli kontrol kararı verildi.</p>

<p>Bu vesileyle her iki dosyanın aydınlatılmasında büyük bir dikkat ve özveriyle görev yapan Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığımıza, Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığımıza, Balıkesir-Bandırma Emniyet Müdürlüğümüze ve Adana-Ceyhan Emniyet Müdürlüğümüze yürekten teşekkür ediyorum.</p>

<p>Aziz milletimiz bilmelidir ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, hiçbir dosya kaderine terk edilmeyecek, hiçbir mağdurun ve masumun hakkı sahipsiz kalmayacaktır. Delillerin izini sabırla sürecek, faili meçhul dosyaların üzerindeki karanlığı birer birer kaldıracağız."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-17-yil-once-bir-kiz-bebegin-olumuyle-ilgili-dosya-aydinlatildi</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 14:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/akin-gurlek-1.jpg" type="image/jpeg" length="96731"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Ender Ceylan vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ender-ceylan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ender-ceylan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Ender Ceylan (12976) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. ENDER CEYLAN (12976) VEFAT ETMİŞTİR.</strong></p>

<p>12.02.1997 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Ender CEYLAN (12976) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 01.08.2026 Cumartesi günü (bugün) saat 18.00’de Siirt ili Kurtalan ilçesi Gökdoğan köyünde defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/ender-ceylan.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ender-ceylan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/ender-ceylan-1.jpg" type="image/jpeg" length="14211"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21449"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adı Zamanaşımı, Niteliği Hak Düşürücü Süre]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adi-zamanasimi-niteligi-hak-dusurucu-sure-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adi-zamanasimi-niteligi-hak-dusurucu-sure-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 127. Maddesi Üzerine Bir Hukuki Nitelendirme İncelemesi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Bir hukuki kurumun niteliğini, ona verilen ad değil; doğurduğu hukuki sonuç belirler.”</p>

<p>Hukukta her kavram, kendine özgü bir hukuki sonucu ifade eder. Bu nedenle bir hukuki kurumun niteliği, ona verilen isimden değil, doğurduğu hukuki sonuçtan anlaşılır. Kanun koyucunun kullandığı başlık, hukuki niteliğin belirlenmesinde yol gösterici olabilir; ancak tek başına belirleyici değildir. Aksi kabul edildiğinde isim ile hukuki nitelik birbirine karıştırılır; bunun sonucu olarak da farklı hukuk kurumlarına aynı hukuki sonuçlar uygulanmaya başlanır. Oysa hukukta isimler değil, hukuki sonuçlar esastır.</p>

<p>Bir sürenin hukuken zamanaşımı mı, yoksa hak düşürücü süre mi olduğunun doğru tespit edilmesi, hukuk tekniğinin en önemli meselelerinden biridir. Çünkü bu ayrım yalnızca terminolojik bir farklılık değildir. Sürenin hukuki niteliği; uzayıp uzamayacağını, durup durmayacağını, kesilip kesilmeyeceğini ve en önemlisi, sürenin sonunda hakkın veya kamu gücüne dayanan yetkinin ortadan kalkıp kalkmayacağını belirler. Bu nedenle yanlış nitelendirme, yalnızca kavramsal bir hata oluşturmaz; uygulanacak hukuk kurallarını ve ulaşılacak hukuki sonucu da değiştirir.</p>

<p>Hukuki nitelendirme, kanunda kullanılan kavramların tekrarlanmasından ibaret değildir. Esas olan, hukuk normunun bağladığı hukuki sonucun doğru tespit edilmesidir. Bu nedenle kanun koyucunun kullandığı terminoloji ile bir kurumun gerçek hukuki niteliği her zaman örtüşmeyebilir. Doktrin ve yargının görevi, hukuki kurumu adına göre değil, doğurduğu hukuki sonuca göre değerlendirmektir.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 127. maddesi, bu tartışmanın en dikkat çekici örneklerinden birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Maddenin kenar başlığı *“Zamanaşımı”*dır. Hükümde; disiplin cezasını gerektiren fiilin öğrenildiği tarihten itibaren uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay, memurluktan çıkarma cezasında ise altı ay içinde disiplin soruşturmasına başlanmaması; ayrıca her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde disiplin cezası verilmemesi durumunda idarenin disiplin cezası verme yetkisini ortadan kaldıran süreler düzenlenmiştir.</p>

<p>İlk bakışta madde başlığı ve metninde kullanılan “zamanaşımı” kavramı, burada klasik anlamda bir zamanaşımı kurumunun düzenlendiği izlenimini vermektedir. Ancak hükmün doğurduğu hukuki sonuç dikkatle incelendiğinde, ortadan kalkan şeyin yalnızca bir talep hakkı değil, doğrudan doğruya idarenin disiplin cezası verme yetkisi olduğu görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte belirleyici olan da budur.</p>

<p>Çünkü zamanaşımı ile hak düşürücü süre aynı hukuki kurum değildir.</p>

<p>Zamanaşımında hak tamamen ortadan kalkmaz. Hak hukuk düzenindeki varlığını sürdürür; yalnızca talep edilebilirliği veya ileri sürülebilirliği etkilenir. Buna karşılık hak düşürücü sürede, sürenin dolmasıyla birlikte hak veya kamu gücüne dayanan yetki kesin olarak sona erer. Artık kullanılabilecek bir hak veya kullanılabilecek bir idari yetki kalmamıştır.</p>

<p>Burada kullanılan “hak düşürücü süre” kavramı da Türk hukukunda yerleşmiş teknik bir kavramdır. Bu kavram, yalnızca özel hukukta kişilere tanınan hakların değil, kamu hukukunda kanunun belirli bir süreyle sınırlandırdığı yetkilerin de sürenin dolmasıyla kesin olarak sona ermesini ifade etmek için kullanılmaktadır.</p>

<p>657 sayılı Kanun’un 127. maddesinde gerçekleşen hukuki sonuç da tam olarak budur.</p>

<p>Kanunun öngördüğü sürenin dolmasıyla birlikte idarenin disiplin cezası verme yetkisi kesin olarak sona ermektedir. Ortadan kalkan şey yalnızca bir talep hakkı değil, kamu gücünün kullanılmasına ilişkin idari yetkinin kendisidir.</p>

<p>Yetkinin kesin olarak sona erdiği yerde artık zamanaşımından değil, hak düşürücü süreden söz edilir.</p>

<p>Dolayısıyla 127. maddeye “Zamanaşımı” başlığının verilmiş olması, sürenin gerçek hukuki niteliğini değiştirmez. Hukukta hukuki nitelendirme, kullanılan başlığa göre değil, normun bağladığı hukuki sonuca göre yapılır.</p>

<p>Nitekim uygulamada yaşanan tartışmaların önemli bir kısmı da tam bu noktadan kaynaklanmaktadır.</p>

<p>31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Danıştay İkinci Dairesinin E.2025/4820, K.2026/420 sayılı kararı bunun somut örneklerinden biridir.</p>

<p>Kararda, Danıştay Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi aktarılırken soruşturmaya başlama için öngörülen bir aylık süre hakkında “…bir aylık süre, hak düşürücü zamanaşımı süresi olmayıp…” ifadesine yer verilmiş; aynı ifade hukuki değerlendirme bölümünde de tekrar edilmiştir.</p>

<p>Bu kullanımın kararın sonucunu değiştirdiği söylenemez. Ancak kavramların doğru kullanılmadığı bir hukuk dilinin, zamanla hukuki düşünceyi de olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Kuşkusuz burada amaç, kararın sonucunu değil, kullanılan terminolojiyi tartışmaktır. Çünkü doğru hukuk dili, doğru hukuki düşüncenin de ön şartıdır.</p>

<p>Çünkü “hak düşürücü zamanaşımı” şeklindeki bir ifade, hukuk tekniği bakımından isabetli değildir.</p>

<p>Bir süre ya zamanaşımıdır ya da hak düşürücü süredir.</p>

<p>Zamanaşımı ile hak düşürücü süre, aynı kurumun iki farklı adı değil; farklı hukuki sonuçlara bağlanan iki ayrı hukuk kurumudur. Zamanaşımında hak varlığını sürdürürken talep edilebilirliği etkilenir; hak düşürücü sürede ise hak veya yetki tamamen ortadan kalkar.</p>

<p>Bu nedenle iki kavramın tek bir tamlama hâline getirilmesi yalnızca terminolojik bir sorun değildir. Asıl sorun, bu kavramsal belirsizliğin hukuki sonuçlara da yansımasıdır.</p>

<p>Nitekim 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinde öngörülen sürenin hak düşürücü süre olduğu kabul edilmediğinde, sürenin hafta sonuna veya resmî tatile rastlaması hâlinde usul hukukundaki genel süre kurallarının kıyasen uygulanabileceği ileri sürülebilmektedir.</p>

<p>Oysa hak düşürücü sürede böyle bir yorum mümkün değildir.</p>

<p>Hak düşürücü sürenin uzaması, durması veya kesilmesi ancak kanunun açık hükmüyle mümkündür. Çünkü bu süre yalnızca zamanı değil, kamu gücünün kullanılabileceği alanı da sınırlar.</p>

<p>Yorum yoluyla süre uzatıldığında gerçekte uzayan yalnızca süre değildir; sona ermiş kamu yetkisi yeniden canlandırılmış olmaktadır.</p>

<p>Oysa hukuk devletinde yorum, yeni yetki üreten bir araç değildir.</p>

<p>Yetkinin kaynağı kanun olup sona ermesi de kanunla olur. Kanunda öngörülmeyen bir uzatma sebebi, yorum yoluyla oluşturulamaz.</p>

<p>Bugün yaşanan tartışmaların temelinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 127. maddesinde kullanılan “zamanaşımı” kavramı ile sürenin gerçek hukuki niteliği arasındaki terminolojik uyumsuzluk bulunmaktadır. Danıştay İkinci Dairesinin E.2025/4820, K.2026/420 sayılı kararında yer alan “hak düşürücü zamanaşımı” ifadesi de bu uyumsuzluğun somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Ancak bu tartışmanın kalıcı çözümü, yargısal yorumlarda değil, kanun koyucunun yapacağı terminolojik ve sistematik düzeltmede aranmalıdır.</p>

<p>Kanun koyucu, yalnızca madde başlığını değiştirmekle yetinmemeli; madde metninde yer alan “zamanaşımı” ibarelerini de “hak düşürücü süre” kavramıyla değiştirmelidir. Böylece terminoloji ile hükmün doğurduğu hukuki sonuç arasındaki uyumsuzluk tamamen giderilecektir. Böyle bir değişiklik yeni bir hukuk yaratmayacak; yalnızca mevcut hukuki gerçeği kanun metnine yansıtacaktır.</p>

<p>Kanun koyucu bir hukuki kuruma istediği adı verebilir. Ancak hukuki niteliği belirleyen, verilen ad değil; bağlanan hukuki sonuçtur. Bir sürenin gerçek niteliğini madde başlığı değil, sürenin sonunda sona eren hak veya kamu gücüne dayanan yetki belirler. Bu nedenle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 127. maddesinde düzenlenen süre, adı “zamanaşımı” olsa da hukuki niteliği itibarıyla hak düşürücü süredir.</p>

<p>Yapılması gereken yeni bir hukuk yaratmak değil, mevcut hukuki gerçeği kanun metnine yansıtmaktır. Çünkü hukukta kavramlar yalnızca dili değil, hukuki sonuçları da belirler. Doğru kavram kullanımı, terminolojik bir tercih değil; hukuk devleti, kanunilik ve hukuki güvenlik ilkelerinin zorunlu bir sonucudur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adi-zamanasimi-niteligi-hak-dusurucu-sure-1</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/terazi/terazz4.jpg" type="image/jpeg" length="81118"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirasına Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (Sayı: 2023/5)’de Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesi-hakkinda-teblig-sayi-20235de-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesi-hakkinda-teblig-sayi-20235de-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[,Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirasına Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (Sayı: 2023/5)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sayı: 2026/11) 01 Ağustos 2026 Tarihli ve 33327 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından:</strong></p>

<p><strong>FİRMALARIN YURT DIŞI KAYNAKLI DÖVİZLERİNİN TÜRK LİRASINA DÖNÜŞÜMÜNÜN DESTEKLENMESİ HAKKINDA TEBLİĞ (SAYI: 2023/5)’DE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(SAYI: 2026/11)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 26/1/2023 tarihli ve 32085 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirasına Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (Sayı: 2023/5)’in 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“a) Aracı banka: Döviz dönüşüm desteği işlemlerine aracılık eden 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 3 üncü maddesinde tanımlanan bankaları,</p>

<p>b) Dönüşüm kuru: Dövizin Merkez Bankasına satıldığı gün Merkez Bankasınca belirlenecek usul ve esaslara göre ilan edilen döviz alış kurunu,”</p>

<p>“e) Firma kontrolü: Sermaye ve yönetim ilişkileri çerçevesinde, doğrudan veya dolaylı olarak, bir firmada asgari %50 oranında hisseye veya asgari %50 oranında oy hakkına veya yönetim kurulu üyelerinin asgari %50’sini seçme hakkına veya yönetim kurulu üyelerinin asgari %50’sine sahip olma halini,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 4- (1) Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin aracı banka aracılığıyla Merkez Bankasına satışı sırasında, talepte bulunulması ve Merkez Bankasınca belirlenen döviz pozisyonu oranının aşılmaması kaydıyla, firmalara dönüşüm kuru üzerinden Türk lirasına çevrilen tutarın yüzde 2’si kadar döviz dönüşüm desteği ödenir.</p>

<p>(2) Hesaplanan döviz dönüşüm desteği tutarı Merkez Bankasınca firmaya ödenmek üzere aracı bankaya aktarılır. Bu Tebliğ kapsamında firmalarca Merkez Bankasına satışı yapılan dövizlerin hiçbir şekilde iadesi yapılmaz.</p>

<p>(3) Bu madde kapsamında Merkez Bankasına satışı yapılacak dövizlerin yurt dışı kaynaklı olduğunun tespiti aracı bankaca yapılır.</p>

<p>(4) Aracı banka bu Tebliğ kapsamında gerekli gördüğü tüm bilgi ve belgeleri firmalardan talep edebilir.</p>

<p>(5) Firmalar döviz dönüşüm desteğinden yararlanmadan önce döviz pozisyonu oranlarının Merkez Bankasınca belirlenen sınırı aşmadığını aracı bankalara tevsik ederler.</p>

<p>(6) Merkez Bankası, firmaların döviz dönüşüm desteği kapsamında satabileceği döviz tutarlarına veya alabileceği destek tutarlarına üst limitler getirebilir. Firmaların destek kapsamında satabileceği döviz tutarlarına ilişkin üst limitler, firma kârlılığı ve işgücü maliyetinden oluşan katma değer tutarları dikkate alınarak Merkez Bankasınca belirlenen yöntemle hesaplanır. Üst limitleri aşan firmaların döviz dönüşüm desteği talepleri karşılanmaz.</p>

<p>(7) Aracılı ihracat sözleşmesi kapsamında Dış Ticaret Sermaye Şirketleri, Sektörel Dış Ticaret Şirketleri ile diğer aracı ihracatçılar tarafından yurda getirilen dövizlerin bu firmalara ürün tedarik eden firmalar adına satışı yapılabilir. Bu durumda, bu maddenin beşinci fıkrası uyarınca yapılması gereken tevsik tedarikçi firma tarafından aracı bankaya yapılır ve Merkez Bankasınca aracı bankaya aktarılan döviz dönüşüm desteği tutarı aracı bankaca doğrudan tedarikçi firma hesabına aktarılır. Bu Tebliğin uygulanması bakımından döviz satışının tedarikçi firmaca yapıldığı kabul edilir.</p>

<p>(8) Aracı bankalar firmalardan döviz dönüşüm desteği işlemleri için komisyon alabilir. Aracı bankaların alabileceği azami komisyon oranı Merkez Bankası tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğe 4 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Gerçeğe aykırı beyan ve usulsüz kullanım</p>

<p>MADDE 4/A- (1) Bu Tebliğin 4 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca yapılan bildirimin gerçeğe aykırı olduğunun ya da döviz dönüşüm desteğinden usulsüz, amaca aykırı veya gerçeğe aykırı bilgi ve belge sunularak yararlanıldığının tespiti halinde, ödenen döviz dönüşüm desteği tutarları ilgili dönem boyunca oluşan kur farkı dâhil edilerek ve döviz dönüşüm desteğinin ödenme tarihinden tespit tarihine kadar geçen süre için tespit tarihinde geçerli olan Merkez Bankasının ilan ettiği en yüksek gecelik borç verme faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiz tutarı ile birlikte aracı bankalarca tahsil edilerek Merkez Bankasına aktarılır. Ayrıca, ilgili firmanın döviz dönüşüm desteği talepleri ile Merkez Bankası kaynaklı kredi başvuruları ve kullanım talepleri, söz konusu tespit tarihinden itibaren Merkez Bankasınca ihlal tutarları ve tekerrür hususları da dikkate alınarak belirlenen süreler boyunca kabul edilmez. Bu durumda ilgili kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulmasına Merkez Bankasınca karar verilir.</p>

<p>(2) Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca hesaplanan tutarın ilgili firmaca ödenmesine kadar geçen süre boyunca, ilgili firmanın kontrol ettiği firmaların, ilgili firmayı kontrol eden firmaların ve ilgili firmayı kontrol eden gerçek ve tüzel kişilerin kontrol ettiği firmaların döviz dönüşüm desteği talepleri ile Merkez Bankası kaynaklı kredi başvuruları ve kullanım talepleri kabul edilmez. Aracı bankalar bu kapsamdaki firmaları Merkez Bankasına bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>(3) Bu Tebliğ kapsamında aracı bankalar;</p>

<p>a) Şüpheli döviz dönüşüm desteği işlemlerini Merkez Bankasına bildirmek,</p>

<p>b) Merkez Bankasınca bu maddenin birinci fıkrası uyarınca yapılan tespit kapsamında hesaplanan tutarın bankalarına bildirilmesi halinde, bildirim tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili tutarın Merkez Bankasına aktarılması için gerekli tüm tedbirleri almak,</p>

<p>zorundadır. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca aracı bankaya yapılan bildirim tarihinden itibaren bir ay içerisinde Merkez Bankasına ilgili tutarın aktarılmaması halinde, Merkez Bankası bildirime konu tutarı aracı bankanın Merkez Bankası nezdindeki hesaplarından resen tahsile yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Tebliğin 6 ncı maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Tebliğe 6 ncı maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“Destek ödemesi işlemleri ile ilgili inceleme yapılması</p>

<p>MADDE 6/A- (1) Merkez Bankası, bu Tebliğ kapsamında firmalardan kendi belirleyeceği bilgi ve belgelerin aracı bankaya veya kendisine ibrazını talep edebilir. Talep edilen bilgi ve belgeyi Merkez Bankasına sunmayan firmaların döviz dönüşüm desteği talepleri kabul edilmez ve döviz satışı yapılmış olması halinde sattıkları dövizler iade edilmez.</p>

<p>(2) Merkez Bankası bu maddenin birinci fıkrası kapsamında firmalarca sunulan veya diğer kaynaklardan edinilen bilgi ve belgeler üzerinden yapacağı değerlendirme sonucunda şüpheli veya gerekli gördüğü firmaları incelemeye alabilir. Bu incelemeyi aracı bankaya yaptırabileceği gibi kendisi de yapabilir. İncelemenin aracı banka tarafından yapılmış olması, aracı bankanın Merkez Bankasınca daha sonra yapılacak denetim veya incelemeler ile bu Tebliğ ve ilgili diğer düzenlemeler kapsamındaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>(3) İncelemeye alınan firmalara, Merkez Bankasınca belirlenecek inceleme süresinin sonuna kadar döviz dönüşüm desteği ödenmez.</p>

<p>(4) İnceleme sonucunda usulsüzlük, gerçeğe aykırı beyan, amacına aykırı kullanım tespit edilmesi halinde firmanın döviz dönüşüm desteği talebi reddedilir. Döviz dönüşüm desteği talebi reddedilen firma hakkında bu Tebliğin 4/A maddesinin birinci fıkrası uygulanır. İnceleme sonucunda, sayılan hallerin tespit edilmemesi halinde incelemenin sonuçlandırıldığı tarihten itibaren firmanın döviz dönüşüm desteği talebi kabul edilir.</p>

<p>(5) Merkez Bankası, şüpheli gördüğü işlemlere ilişkin belirleyeceği tedbirlerin alınmasını aracı bankalardan isteyebilir.</p>

<p>Uygulamaya ilişkin usul ve esaslar</p>

<p>MADDE 6/B- (1) Bu Tebliğin uygulanmasına ilişkin ayrıntılar ile diğer usul ve esaslar Merkez Bankasınca belirlenir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Tebliğin geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/7/2026” ibaresi “31/1/2027” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Tebliğe aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce firmalarca verilen döviz almama taahhütlerinin yerine getirilmemesi halinde, bu maddeyi ihdas eden Tebliğ ile yürürlükten kaldırılan hükümler uygulanır.</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 3- (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce döviz dönüşüm desteğinden usulsüz olarak yararlanan veya Merkez Bankasına ya da bankalara gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilen firmaların döviz dönüşüm desteği talepleri ile Merkez Bankası kaynaklı kredi başvuruları ve kullanım talepleri, Merkez Bankasınca ihlal tutarları ve tekerrür hususları da dikkate alınarak belirlenen süreler boyunca kabul edilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Tebliğin;</p>

<p>a) 6 ncı maddesi yayımı tarihinde,</p>

<p>b) Diğer hükümleri 1/10/2026 tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/firmalarin-yurt-disi-kaynakli-dovizlerinin-turk-lirasina-donusumunun-desteklenmesi-hakkinda-teblig-sayi-20235de-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/resmi/merkez-banka.jpg" type="image/jpeg" length="76824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-haci-bayram-veli-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-haci-bayram-veli-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 01 Ağustos 2026 Tarihli ve 33327 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANKARA HACI BAYRAM VELİ ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 27/7/2022 tarihli ve 31905 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinin 25 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ikamet adresi” ibaresinden sonra gelmek üzere “, MERNİS’e kayıtlı adresi” ibaresi eklenmiş ve aynı maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) İlgili birimin resmî elektronik posta adresinden, öğrenciye ÖİBS üzerinden yapılan bildirimler ve Üniversitenin öğrenciye tahsis ettiği elektronik posta adresine yapılan bildirimler.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 33 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 33- (1) Yüksek lisans tezinin sonuçlanması için öğrencinin;</p>

<p>a) İkinci fıkrada belirtilen tez konusuyla ilgili ön şartlardan en az birini tez savunma sınavından önce yerine getirmiş olması,</p>

<p>b) Tezi, tez yazım kılavuzuna uygun bir şekilde yazarak danışmanına sunması,</p>

<p>c) Tezi, jüri önünde sözlü şekilde savunarak başarılı bulunması,</p>

<p>ç) 22 nci maddenin birinci fıkrasında düzenlenen esaslara göre tezini Enstitüye teslim etmesi,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (a) bendi uyarınca tez savunma sınavına girilebilmesi için öğrencinin tez konusu ile ilgili olarak aşağıdaki akademik çalışmalardan en az birini gerçekleştirmiş olması zorunludur:</p>

<p>a) İlk yazarının kendisi, ikinci yazarının danışmanı olduğu; ulusal veya uluslararası indeksli hakemli dergilerde yayımlanmış veya DOI numarası belirtilmiş ya da tez savunma tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde yayımlanmak üzere yıl, cilt, sayısı belirlenmiş baş editör veya editör tarafından yayın kabul yazısı verilmiş iki yazarlı en az bir adet makalesinin olması.</p>

<p>b) İlk yazarının kendisi, ikinci yazarının danışmanı olduğu; ulusal/uluslararası bir kongre veya sempozyumda sunulmuş en az bir adet bildirisinin olması.</p>

<p>c) Ulusal/uluslararası ajanslar, kuruluşlar veya TÜBİTAK tarafından desteklenen bir projede görev alarak projeyi tamamlamış ve sonuç raporunu sunmuş olması.</p>

<p>(3) İkinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yer alan makale/bildiri şartına ilişkin olarak; danışman, Enstitüye yazılı bildirim yapmak şartıyla çalışmada yazar olarak yer almayabilir. Bu durumda makalenin/bildirinin tek yazarlı olarak yayımlanmış olması gerekir. Eğer, öğrencinin eğitim süreci içinde danışman değişikliği olmuş ise önceki danışmanıyla hazırladığı ve ikinci fıkradaki nitelikleri taşıyan makale/bildiriler de bu şartın sağlanması için yeterli kabul edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “Ocak” ibaresi “Aralık” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ocak” ibaresi “Aralık” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“b) Tez konusu ile ilgili danışmanı ile beraber, ilk yazar olduğu, en az bir adet iki yazarlı bilimsel makaleyi Enstitü ile öğrencilik ilişkisi devam ederken Web of Science, SCOPUS veya TR Dizin indekslerinde taranan bir dergide yayımlaması veya DOİ numarası belirtilmiş ya da tez savunma tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde yayımlanmak üzere yıl, cilt, sayısı belirlenmiş baş editör/editör tarafından yayına kabul yazısı almış olması.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(2) Danışman, Enstitüye yazılı bildirim yapmak şartıyla makalede yazar olarak yer almayabilir. Bu durumda makalenin tek yazarlı olarak yayımlanmış olması gerekir. Eğer, öğrencinin eğitim süreci içinde danışman değişikliği olmuş ise önceki danışmanıyla hazırladığı ve birinci fıkranın (b) bendindeki nitelikleri taşıyan makale de bu şartın sağlanması için yeterli kabul edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 58 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ocak” ibaresi “Aralık” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 59 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 59- (1) Sanatta yeterlik çalışmasının sonuçlanması için öğrencinin;</p>

<p>a) Asgari üç başarılı sanatta yeterlik izleme komitesi raporu sunması,</p>

<p>b) Sanatta yeterlik tezini, tez yazım kılavuzuna uygun biçimde yazarak danışmanına sunması,</p>

<p>c) Sanatta yeterlik tezi ve bu kapsamda gerçekleştirdiği uygulama çalışmasını jüri önünde sözlü şekilde savunarak başarılı bulunması,</p>

<p>ç) 22 nci maddenin birinci fıkrasında düzenlenen esaslara göre tezini Enstitüye teslim etmesi,</p>

<p>d) Sanatta yeterlik çalışması ile ilgili danışmanı ile beraber, ilk yazar olduğu, en az bir adet iki yazarlı bilimsel makaleyi Enstitü ile öğrencilik ilişkisi devam ederken Web of Science, SCOPUS veya TR Dizin indekslerinde taranan bir dergide yayımlaması veya DOİ numarası belirtilmiş ya da tez savunma tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde yayımlanmak üzere yıl, cilt, sayısı belirlenmiş baş editör veya editör tarafından yayın kabul yazısı almış olması,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(2) Danışman, Enstitüye yazılı bildirim yapmak şartıyla makalede yazar olarak yer almazsa, makalenin tek yazarlı olarak yayımlanmış olması; eğer, öğrencinin eğitim süreci içinde danışman değişikliği olmuş ise, önceki danışmanıyla hazırladığı ve birinci fıkranın (b) bendindeki nitelikleri taşıyan makale de bu şartın sağlanması için yeterli kabul edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükmü</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 2 nci maddesiyle değiştirilen 33 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile ikinci ve üçüncü fıkraları,</p>

<p>b) 5 inci maddeyle değiştirilen 50 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendi ile ikinci fıkrası,</p>

<p>c) 7 nci maddeyle değiştirilen 59 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile ikinci fıkrası,</p>

<p>bu maddenin yayım tarihinden sonra Enstitüye kayıt yaptıran öğrencilere uygulanır; daha önce kayıtlı olan öğrenciler hakkında değişiklikten önce yürürlükte bulunan ilgili hükümler uygulanmaya devam olunur.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-haci-bayram-veli-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="96667"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/421 E., 2026/1496 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025421-e-20261496-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025421-e-20261496-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 23.03.2026 tarihli, 2025/421 E., 2026/1496 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/421 E., 2026/1496 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/1298 E., 2024/2116 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 13. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/332 E., 2024/150 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; 21. Yüzyıl ... Vakfı tarafından kurulan İstinye Üniversitesinin 2022/2023 yılında öğrencilerine %76 zam yaparak bir çok öğrenciyi ve ailesini zor duruma sokmasına rağmen, 2023/2024 yılında yine %78 ile %83 arasında, öğrencilerin sınıflarına göre değişen oranlarda zam yaptığını, ... Tıp Fakültesi öğrencilerine normalde her yıl 12 taksit imkanı tanındığını, kayıt sırasında da bu imkanın vurgulandığını, bu sene 10 taksit hakkı tanındığını, okulun ardı ardına yapılan fahiş zamlarla burssuz yıllık peşin fiyatı bile 349.000,00 TL olduğunu, okuma hakkının ihlalinin durdurularak bir zam oranı belirlenmesi zaruriyeti oluştuğunu ileri sürerek; 2023/2024 eğitim yılına 2022/2023 eğitim yılı eğitim ücretleri üzerinden yasa, eğitim sözleşmesi, yönetmelik ve TUİK verilerine göre uygulanabilecek zam oranının tespiti ile ödenen fazla eğitim bedellerinin iadesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; eğitim ücretlerinde yapılan güncelleme yürürlükte bulunan hukuki tanzimlere, günün ekonomik koşullarına ve müvekkili ... sorumluluk ve ihtiyaçlarına uygun olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı ... tarafından belirlenen zam oranının ve davacıdan talep edilen yıllık öğrenim ücretinin tüketici ve üretici fiyat endeksleri dikkate alındığında hakkaniyetli ve makul olduğu, davalı ... tarafından taahhüt edilen bir zam oranının bulunmadığı, yeni dönem ücretinin tüketici ve üretici fiyat endeksleri dikkate alınarak enflasyon doğrultusunda belirlenmiş olduğu, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun söz konusu olmadığı, ekonomide yaşanan değişimler nedeniyle ücret artışı yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu ve yapılan artışın makul seviyede olduğu, sözleşmenin uyarlanması koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; vakıf üniversitelerinde öğrenim ücretlerinin mütevelli heyeti tarafından belirleneceğinin Vakıf Yüksek Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 20. maddesinde düzenlendiği, ancak davalı ... Mütevelli Heyetince öğrenim ücreti belirlenirken; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (6502 sayılı Kanun) 5. maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 1 Nolu Protokolün 2. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gözetilmesi gerektiği, ilk kayıt yılı öğrenim ücretinin bir tüketici olan öğrenci ile eğitim hizmeti sunucusu olan davalı ... arasında sözleşme serbestisi hükümlerine göre belirlendiği, ne var ki sonraki yılların öğrenim ücretinin belirlenmesinde ise sözleşme serbestisi hükümlerinin uygulanmadığı, diğer bir anlatımla davacı öğrencinin sonraki yılların öğrenim ücretinin belirlenmesinde irade ve tasarrufunun bulunmadığı, Yönetmelik hükmü uyarınca sonraki yılların öğrenim ücretinin belirlenmesinde tek yetkili olarak ... Mütevelli Heyetinin yetkili kılınmasının haksız şart niteliğinde olup genel işlem koşuluna açıkça aykırı olduğu, daha önce üniversiteye kayıt yaptırmış öğrencilerin sonraki eğitim öğretim yıllarındaki kayıt yenileme ücretlerine ilişkin olarak 2024 yılında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından ''... ilk kayıt esnasında öğrenciye taahhüt edilmiş eğitim öğretim ücret artış oranları aşılmamalı ancak her halükarda yapılacak artışlarda en çok TÜFE 'deki 12 aylık ortalama oranı esas alınmalı ve bu kapsamdaki güncellemeler resmi internet sitelerinden duyurulmalı (...) İlan edilen eğitim ve öğretim ücretlerinde TÜFE üzerinden resmi güncelleme oranları dışında herhangi bir ilave değişiklik yapılmamalı ve alınacak bu yöndeki kararlar uygun zamanda ve elverişli araçlarla öğrencilerle paylaşılmalı...'' şeklinde açıklama yapıldığı, hukuk güvenliği ilkesine ve kazanılmış haklara uygun olarak; 2023-2024 eğitim ve öğretim yılı artırım oranının, davalı Vakıf Yüksek Öğretim Kurumları Yönetmeliği hükümlerine göre ilk kayıt sırasında tüketici konumundaki davacı öğrenci tarafından öngörülebilir üst sınır olan TÜİK tarafından kayıt yenileme dönemi/ayı (Nisan ayı) yıllık TÜFE ortalaması %67,20 oranında kullanılması gerektiği, bu suretle muarazanın giderilmesinin hak ve nesafete uygun olacağı gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden YÖK tarafından davalı Üniversiteye gönderilen tebliğ ve kılavuz hükümlerine göre davanın kısmen kabulü ile 2023-2024 öğretim yılı için davacı hakkında uygulanacak kayıt yenileme arttırım oranının, 2022-2023 öğretim yılı için belirlenen ücret üzerinden TÜİK Nisan 20 23... ayın TÜFE ortalaması %67,20 oranında arttırılmak suretiyle muarazanın giderilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili; davacının alacağı eğitimin paralı eğitim olduğunu bildiğini, buna rağmen bir Devlet üniversitesini değil de İstinye Üniversitesinde öğrenim görmeyi seçtiğini, davacının eğitim ücretini her yıl kredi kartı ile peşin ödemiş olduğu nazara alındığında, eğitim hakkının engellendiği iddiasının hiçbir ciddiyetinin olmadığını, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu durumun sebebinin müvekkili ... olmadığını, bu durumun sonuçlarından doğrudan etkilendiğini, ekonomik koşulların ağırlaşması sebebiyle okuyamayacak olanların koşulların ağırlaşmasına neden olan unsurlara yönelik dava açmasının daha doğru olacağını, müvekkil ... mali yapısı, gelir gider dengesi, öğrenci sayısı, yıllık bütçesi gibi rasyonel veriler üzerinden bir değerlendirme yapılmadan, sadece ilgilinin talebi ile karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, davalı ... tarafından 2023/2024 yılı öğretim ücreti hususunda yaratıldığı ileri sürülen muarazanın giderilmesi istemine ilişkindir.</p>

<p>Bu aşamada, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun (2547 sayılı Kanun) Ek 2. maddesi uyarınca, vakıfların; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, Yükseköğretim kurumları kurabileceği,</p>

<p>Ek 6. maddesinde; ... tarafından kurulacak olan yükseköğretim kurumunun, vakıf tüzel kişiliği dışında ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olacağı ve bu kurumun gelirlerinin, geçici olarak dahi hiç bir suretle vakıf mamelekine veya hesaplarına intikal edemeyeceği,</p>

<p>Ek 9. maddesinin ikinci fıkrasında; öğrencilerden alınacak ücretlerin mütevelli heyeti tarafından tespit edileceği,</p>

<p>Ek 10. maddesinde; bu kurumların mali, idari ve ekonomik konularda Yükseköğretim Kurulunun gözetim ve denetimine tabi bulunduğu, hüküm altına alınmıştır.<br />
Açıklanan bu hükümlerle; ... tarafından kurulacak üniversitelerde eğitim gören öğrencilerin öğrenim ücretlerinin mütevelli heyeti tarafından belirleneceği, bu belirlemenin kazanç amacına yönelik olamayacağı, öğrenim ücretleri nedeniyle elde edilen gelirin sadece ... giderlerini karşılamakta kullanılacağı, söz konusu gelirin geçici olarak dahi vakfın mal varlığına intikal edemeyeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>YÖK tarafından 17.07.2024 tarihinde vakıf üniversitelerine gönderilen, ''Eğitim Öğretim Ücreti Artış Oranları Hakkında Yükseköğretim Kurulu Kararında''; ''Anayasa'nın 130. maddesinin ikinci fıkrası ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun Ek 2. maddesi vakıf yükseköğretim kurumlarının kazanç amacına yönelik kurulamayacakları hükmünü amirdir. Bilindiği gibi idarenin ve eğitim politikamızın da temel ilkelerinden olan hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri öğrenim ücretlerinin belirlenmesinde de esas olmalıdır. Bu durum öğrencilerimizin ve pek tabii ailelerinin eğitim ve bütçe planlamalarını sağlıklı bir şekilde yapabilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Yükseköğretim Yürütme Kurulunun 10.07.2024 tarihli toplantısında; vakıf yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim ücretlerini belirlerken,</p>

<p>1) Ücretlerin dönemsel değil, yıllık ve tayin edilmiş bir miktar olarak tespit edilmesine,</p>

<p>2) Ücretlerin tercih ve/veya yatay geçiş dönemlerinden önce net bir miktar olarak ve her bir adayın kolayca ulaşabileceği şekilde ilan edilmesine,</p>

<p>3) İlk kayıt esnasında öğrenciye taahhüt edilmiş eğitim-öğretim ücreti artış oranlarının aşılmamasına ancak her halükarda yapılacak artışlarda en çok Tüketici Fiyat Endeksindeki (TÜFE) on iki aylık ortalama oranın esas alınmasına ve bu kapsamdaki güncellemelerin resmi internet sitelerinden duyurulmasına,</p>

<p>4) Kayıt döneminden sonra her ne ad altında olursa olsun açıkça ilan edilmemiş ilave/beklenmedik ücret ve ücret artışı talebinde bulunulmamasına,</p>

<p>5) İlan edilen eğitim-öğretim ücretlerinde TÜFE üzerinden resmi güncelleme oranları dışında herhangi bir ilave değişiklik yapılmamasına ve alacakları bu yöndeki kararları uygun zamanda ve elverişli araçlarla tüm öğrencilerle paylaşmalarına '' dikkat edilmesi istenilmiştir.</p>

<p>Bu aşamadan sonra, 19.12.2025 tarihli ve 33112 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7566 sayılı Kanunun 12. maddesi ile yukarıda yer verilen 2547 sayılı Kanunun Ek 9. maddesinin ikinci fıkrasına; ''Ancak hazırlık sınıfına ve/veya birinci sınıfa yerleştirme yılı dışındaki öğrenim ücretleri, cari yıl haziran ayı yıllık üretici fiyat endeksi artışı ile cari yıl haziran ayı yıllık tüketici fiyat endeksi artışı ortalaması da dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulunun tespit edeceği esaslara göre belirlenir.'' hükmü eklenmiştir.</p>

<p>Anılan madde gerekçesi ise şöyledir; ''Vakıf yükseköğretim kurumlarında öğrencilerden alınacak ücretleri belirleme yetkisi mütevelli heyete aittir. Zamanla aday ve ara sınıf öğrencileri için ilan edilen ücretlerin kapsamı ve bağlayıcılığı konusunda sorunlara yol açan uygulamalar ortaya çıkmış ve öğrenci şikâyetleri artmıştır. Bilindiği gibi Anayasa (m. 130/2) gereği ..., kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile ... kurabilir. Madde ile bu kapsamda fiyat güncellemesine ilişkin kuralların belirlenmesi amaçlanmaktadır.''</p>

<p>Söz konusu düzenleme, "kanunların geriye yürümezliği ilkesi" uyarınca yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanamayacak ise de, kanun koyucunun; yukarıda yer verilen YÖK Yürütme Kurulu kararında da işaret edilen hususların giderilmesi amacıyla, öğrenim ücretlerinin; ekonomik etkenlerden üretici ve tüketici fiyat endeksleri esas alınmak suretiyle belirlenmesini amaçladığını gözden uzak tutmamak gerekir.</p>

<p>Yapılan bu açıklamalar ışığında, temyiz sebepleri de dikkate alınarak uyuşmazlık değerlendiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin, somut olayın özelliklerini gözeterek, adil bir sonuca ulaşmak için ekonomik etkenlerden tüketici fiyat endeksini esas almak suretiyle yaptığı uyarlamanın, üniversiteye yerleştirme yılı sonrasındaki dönemlere ilişkin öğrenim ücretlerinde tüketici aleyhine olan belirsizliği giderdiği, bu şekilde belirlenen ücretin hak ve nesafete uygun olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>23.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025421-e-20261496-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 20:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="84395"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 9. Daire'nin 2023/6874 E. 2024/5566 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-9-dairenin-20236874-e-20245566-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-9-dairenin-20236874-e-20245566-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 9. Daire'nin 21/10/2024 tarihli, 2023/6874 E. 2024/5566 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Danıştay 9. Daire Başkanlığı 2023/6874 E., 2024/5566 K.</p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
DOKUZUNCU DAİRE<br />
Esas No : 2023/6874<br />
Karar No : 2024/5566</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Defterdarlığı-...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İnşaat San. A.Ş.<br />
VEKİLLERİ : Av. ... - Av. ...</p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU :</strong> ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacı şirket adına, ilişkili olunan üniversiteye bağış adı altında yapılan ödemenin kâr payı dağıtımı niteliğinde olduğundan kurum kazancından gider olarak indirim konusu yapılamayacağı ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesi uyarınca indirim konusu yapılan tutarın geri alınması gerektiği yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2018 yılı için re'sen tarh edilen kurumlar vergisi ile kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemine ilişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... Vergi Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacı şirketin hissedarlarının, Bilkent Üniversitesinin %99,99 oranında sahibi olduğu ... Holding A.Ş. ve ... Holding A.Ş'nin bünyesindeki şirketler olduğu, dolayısıyla kâr payı dağıtımı yapılması halinde, davacı şirketin kârının en nihayetinde Üniversitenin mal varlığının aktifine aktarılacağının kuşkusuz olduğu, Üniversitenin mal varlığının aktifine aktarılacak olan meblağın, somut olayda, özel hukuk sözleşmesi olan bağışlama sözleşme biçimi kullanılarak kurumlar vergisine tabi tutulmaksızın doğrudan Üniversitenin aktifine aktarıldığı, bu kapsamda bağışlayan görünen davacı şirketin mal varlığından, bağışlanan görünen İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesine karşılıksız olarak bir kazandırma yapıldığının kabul edilemeyeceği gibi bağışlama sebebinin bulunduğundan da bahsedilemeyeceği, vergilendirilmesi amaçlanan iktisadi sonucun, bağışlama sözleşmesi biçimi kullanılarak vergi dışı bırakıldığı, yasanın bu yoldan dolanıldığı ve bu durumun tipik bir peçeleme örneğini teşkil ettiği, söz konusu işlemin bağış değil, kâr payı dağıtımı olduğu sonucuna ulaşıldığından dava konusu cezalı tarhiyatlarda hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: 2547 Yükseköğretim Kanunu uyarınca "kazanç amacı" gütmesi mümkün olmayan ve kendisine bağış yapılan Üniversitenin, ilgili Vakfın ve davacı hakkında düzenlenen vergi inceleme raporunda sözü edilen Holding ile şirketlerin birbirlerinden bağımsız ayrı tüzelkişiliklere sahip olması; Kanunda üniversitelerin gelir kaynakları sayılırken bağışlara da yer verilmesi, üniversiteler için öngörülen bu gelir kaynağının özendirilmesi için gerek bağışın muhatabı olan üniversitelere yönelik, gerekse bağışı yapan mükelleflere yönelik olarak hem 2547 sayılı Kanunda hem de 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda mali kolaylıklar yönünden açık hükümlere yer verilmesi, mali kolaylıkların sadece kurumlar vergisi yönünden değil, harçlar ve damga vergisi yönünden de sağlanmış olması karşısında, Kanunda yer alan düzenlemenin lafzı ve amacının üniversitelere bağış yoluyla gelir sağlanması olduğu sonucuna ulaşıldığı, bu amaca yönelik olarak yapılan düzenlemede, makbuz karşılığında yapılacak her türlü bağışın Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları hükümlerine göre yıllık beyanname ile bildirilecek gelirden ve kurum kazancından indirilme olanağının tanınması, ayrıca davacının yaptığı bağışın mevzuatta belirtilen usul ve şekil esaslarına uygun olarak gerçekleştirilmediğinin vergi incelemesinde tespit edilmemiş olması karşısında, davacı şirket hakkındaki vergi inceleme raporunda bahsedilen Holding ve şirketler arasındaki ilişkiden yola çıkılmak suretiyle, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olan davacı şirketin, kendisinden farklı bir tüzelkişiliğe sahip olan İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi hesabına gönderdiği paraların kâr payı dağıtımı olduğunun kabulü suretiyle ve varsayıma dayalı olarak salınan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisinde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:</strong> Davacı şirketin ortaklarına kâr payı dağıtımı yapmamasına rağmen ortağı olan İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesine bağış adı altında ödemede bulunduğu, söz konusu ödemenin kâr payı dağıtımı olarak kabul edilmesi gerektiği hususunun davacı adına düzenlenen vergi inceleme raporu ile tespit edildiğinden uyuşmazlığa konu cezalı tarhiyatın hukuka uygun olduğu iddiasıyla kararın bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:</strong> Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: </strong>Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY:</strong></p>

<p>Davacı şirket adına, ilişkili olunan üniversiteye bağış adı altında yapılan ödemenin kâr payı dağıtımı niteliğinde olduğundan indirim konusu yapılamayacağı ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesi uyarınca indirim konusu yapılan tutarın geri alınması gerektiği yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2018 yılı için re'sen tarh edilen kurumlar vergisi ile kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istenilmektedir.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 73. maddesinde, herkesin, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu; vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının, maliye politikasının sosyal amacı olduğu ortaya konulmuş, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı kural altına alınmıştır.</p>

<p>213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3/A maddesinde vergi kanunlarının lafzı ve ruhu ile hüküm ifade edeceği, lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümlerinin, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanacağı düzelenmiş, 3/B maddesinde de vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği ve iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olduğu ifade edilmiştir.<br />
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun "Diğer İndirimler" başlıklı 10. maddesinde, genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere,</p>

<p>Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının % 5’ine kadar olan kısmını, sayılan kamu kurum ve kuruluşlarına bağışlanan okul, sağlık tesisi, 100 yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde 50 yatak) kapasitesinden az olmamak kaydıyla öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi ve bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin ve Gençlik ve Spor Bakanlığına ait gençlik merkezleri ile gençlik ve izcilik kamplarının inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdi ve ayni bağış ve yardımların tamamının kurumlar vergisi matrahının tespitinde, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirilebileceklerinin hükme bağlandığı; Kanunun 11. maddesinde ise, kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması kabul edilmeyen hususlara yer verilmiştir.</p>

<p>2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 55. maddesinde, yükseköğretim üst kuruluşları, yükseköğretim kurumları ve bunlara bağlı birimlerin gelir kaynaklarının, her yıl bütçeye konulacak ödenekler, kurumlarca yapılacak yardımlar, alınacak harç ve ücretler, yayın ve satış gelirleri, taşınır ve taşınmaz malların gelirleri, döner sermaye işletmelerinden elde edilecek kârlar ile bağışlar, vasiyetler ve diğer gelirlerden oluştuğu düzenlenmiş, "Mali kolaylıklar" başlıklı 56. maddesinde, yükseköğretim üst kuruluşları, yükseköğretim kurumları ve bunlara bağlı kuruluşlara yapılacak her türlü bağış ve vasiyetlerin, vergi, resim, damga resmi ve harçlardan muaf olduğu, bağış ve vasiyetlerin kullanılmasında, bağış ve vasiyet yapanların koydukları ve kanunlara göre geçerli sayılan kayıtlara ve şartlara uyulacağı, üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitülerinin genel bütçeye dahil kamu kurum ve kuruluşlarına tanınan mali muafiyetler, istisnalar ve diğer mali kolaylıklardan aynen yararlanacağı, gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri tarafından üniversitelere, yüksek teknoloji enstitüleri ile gelirlerinin en az dörtte üçünü münhasıran devlet üniversitelerinin faaliyetlerinin devam ettirilmesi ve desteklenmesini amaç edinmek üzere kurulan ve fiilen bu çerçevede faaliyette bulunan vakıflardan Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınanlara makbuz karşılığında yapılan bağışların, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları hükümlerine göre yıllık beyanname ile bildirilecek gelirden ve kurum kazancından indirilebileceği, bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Aynı Kanunun ek 6. maddesinde ise, vakıf tarafından kurulacak yükseköğretim kurumunun, vakıf tüzelkişiliği dışında ayrı bir tüzelkişiliğe sahip olduğu ve bu kurumun gelirlerinin geçici olarak dahi hiç bir suretle vakıf mamelekine veya hesaplarına intikal etmeyeceği, vakıf yükseköğretim kurumuna doğrudan doğruya bağış ve yardım yapılabileceği; ek 7. maddesinde ise, vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarının, bu Kanunun 56. maddesinde yer alan mali kolaylıklardan, muafiyetlerden ve istisnalardan aynen istifade edecekleri ve bunların emlak vergisinden muaf tutulacağı hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Yukarıda yer verilen mevzuat kapsamında vergi yükünün adil ve eşit dağılımı ile vergi güvenliğini temin etmek maksadıyla "vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olayın gerçek mahiyeti esastır" düzenlemesiyle "ekonomik yaklaşım ilkesi" benimsendiği görülmektedir.Vergi hukukuna özgü yorum yöntemi olan ekonomik yaklaşım ilkesi de vergilendirme işlemi yapılırken, Kanuna uygun olarak biçimlendirilen muamelelerin bu biçimselliğinin ötesine geçilerek, muamelenin tarafları arasında oluşan maddi ve hukuki ilişkinin gerçek iktisadi mahiyetinin araştırılması olarak açıklanmaktadır. Anılan yorum yöntemiyle gerçek iktisadi ilişkinin çeşitli hukuki kılıflar kullanılarak gizlenmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.</p>

<p>Nitekim, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinin gerekçesinde, bir kısım mükelleflerin mümkün olduğu kadarıyla az vergi verme gayreti içinde bulundukları ve bunu sağlamak için de vergiye tabi gelir ve işlemlerini, kanunların açık ve müsamahalı bulunduğu imkanlardan faydalanmak veya kanunları hiçe saymak suretiyle gizledikleri ve vergiye tabi değilmiş gibi gösterdiklerine vurgu yapılarak olayın gösterildiği şekilde değil, gerçek yönüyle ele alınması ve buna göre işlem yapılması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Mükellefler, vergiden kaçınmak amacıyla, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere kanunu dolanmak suretiyle, vergi hukukundaki adıyla peçeleme yoluyla vergisel işlemleri gizlemekte ya da vergiye tabi değilmiş gibi göstermektedirler.</p>

<p>Bu kapsamda, esasen özel hukuktaki kanuna karşı hilenin yansıması olmakla birlikte, vergi hukukuna özgü bir kavram olan "peçeleme" , mükelleflerin vergi kaçırmak amacıyla özel hukuk biçimlerini ve kurumlarını olağan kullanımları dışında kötüye kullanmaları olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>Peçelemede, bir özel hukuk işleminin peçeli işlem olarak nitelendirilebilmesi için vergiyi dolanma kastının, mükellef tarafından olayların doğal akışıyla uyum içinde olmayan hukuksal kalıp ve biçim vergi kanununu dolanmak kastıyla kullanmış olması gerekmekte olup, salt vergi kaçırmaya yönelen iradenin varlığını ispat yükü kural olarak idareye aittir. Vergi idaresi, taraflarca seçilen sözleşmeye (hukuki biçime) doğal ve olağan kullanımı dışında başvurulduğunu, taraflarca tercih edilen hukuki işlemin “iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymadığını veya işin esasına göre normal ve mutad olmadığını” maddi ve somut delillerle ispatlamak zorundadır.<br />
Peçelemenin varlığı saptandığında, peçeleme işlemiyle ulaşılmak istenen iktisadi sonuç vergi kanununun kapsamındaki doğal ve olağan olarak başvurulması gereken işlemle elde edilmiş olsaydı ne yolda vergilendirilecek idiyse, peçeleme işlemi de o şekilde vergilendirilir.</p>

<p>Öte yandan, peçeleme sözleşmesinde kullanılan hukuki biçim, özel hukuk açısından geçerli olup sadece vergi hukuku açısından geçersiz olmaktadır. Bu itibarla, taraflar peçeli sözleşmenin gerek şekli gereklerini gerekse içeriğindeki yükümlülüklerini yerine getirmiş olsalar dahi, vergilendirme bakımından, esas amacı vergiyi azaltmaya yönelmiş olan peçeleme işlemi geçersiz sayılmaktadır.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin 2018 dönemi işlemlerinin kurumlar vergisi yönünden incelenmesi sonucu düzenlenen ... tarih ve ... sayılı vergi inceleme raporunda özetle, davacı şirketin İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesine bağış adı altında toplam 7.750.000,00-TL ödeme yaptığı, ... Holding A.Ş.'nin davacı şirketin %7,56 paylı ortağı olduğu, davacının diğer ortaklarının da ... Holding A.Ş.'nin iştiraki olduğu, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesinin ise ... Holding A.Ş.'nin %99,99 paylı ortağı olduğu; ... Holding A.Ş. hakkında düzenlenen ... tarih ve ... sayılı Görüş ve Öneri Raporuna atıfla, ... Holding'e ait bağlı ortaklıklar ve iştirakler tarafından ... Holding'e, herhangi bir kâr payı dağıtılmamasına karşın, ... Holding'in sahibi konumundaki Üniversiteye 2014-2018 yılları arasında sürekli bir şekilde ve yüksek tutarlarda bağış adı altında ödemelerin yapıldığının belirtildiği, bu itibarla vergilendirilmesi amaçlanan iktisadi sonucun (kâr payı dağıtımının) başka bir hukuki nitelik kazandırmaya çalışılarak, bağış adı altında, vergi dışı bırakıldığı, yani peçeleme yapıldığının değerlendirildiği; Üniversiteye bağış adı altında yapılan ödemelerin gerçek mahiyetinin aslında kâr payı dağıtımı olduğu, ancak dolaylı olarak davacı şirkete ortak olan Üniversitenin hukuki statüsünden yararlanılarak söz konusu kâr payı ödemelerinin Üniversiteye yapılan bağış olarak beyan edildiği, bu yolla vergi matrahının aşındırıldığı, bu açıklamalar ışığında davacının İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesine bağış adı altında yaptığı toplam 7.750.000,00-TL ödemenin ortaklara yapılan kâr payı dağıtımı olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılarak, davacı şirketin İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesine 2018 yılında yaptığı toplam 7.750.000,00-TL ödeme tutarından davacı tarafından 5520 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen hükümleri kapsamında indirim konusu yapılan 7.750.000,00-TL tutarın düşülerek kurumlar vergisi ve geçici vergi beyannamelerinin yeniden düzenlenmesi gerektiğinin belirtildiği ve bu belirleme uyarınca ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesi uyarınca indirim konusu yapılan tutarın geri alınması gerektiğinden bahisle dava konusu cezalı tarhiyatın yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Başka bir anlatımla, anılan vergi inceleme raporunda, davacı şirketin, 5520 sayılı ve 2547 sayılı Kanunlar kapsamında indirim konusu yaptığı bağış adı altındaki ödemelerin aslında bağış niteliğine haiz olmadığı, elde edilen kârın vergilendirilmeksizin dağıtımının amaçlandığı, fakat bu kâr payı dağıtımının bağış adı altında yapılmak suretiyle "peçeleme" yoluyla vergi kaybına yol açıldığı sonucuna varıldığı görülmektedir.</p>

<p>Davacı şirket hakkındaki vergi inceleme raporu ile ... Holding A.Ş. Hakkındaki görüş ve öneri raporundaki tespitler uyarınca, davacı şirket tarafından, ortaklara dağıtılabilecek nitelikte kâr ve likidite mevcut olmasına rağmen ortaklara ve ... Holding'in %99,9 oranında ortağı olması dolayısıyla İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesine yıllar boyunca herhangi bir şekilde kâr payı dağıtılmamasının, yıllar boyunca ortaklarına kâr payı dağıtmayan davacı şirketin bir yandan da ortak konumundaki İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesine düzenli olarak yüksek miktarlarda bağış yapılmasının öncelikle iktisadi, ticari ve teknik icaplara, yani hayatın olağan akışına büyük bir aykırılık teşkil ettiği, bu suretle hem vakıf üniversitesine yapılan bağış tutarının yukarıda yer alan mevzuat kapsamında kurum kazancından diğer indirim olarak düşülmesi ve hem de kâr payı ödemesi halinde Holdingin hakim ortağı konumundaki Vakıf Üniversitesi üzerinde nihai yük olarak kalacak olan % 10 oranındaki gelir (stopaj) vergisinin bertaraf edildiği açıktır.</p>

<p>Herhangi bir sosyal amacı bulunmayan, tam tersine her zaman ekonomik veya ticari amaçlarla kurulan ve ortaklarına kâr payı dağıtmakla borçlu ya da sorumlu olan davacı şirketin elde ettiği kazancı ortaklarına kâr payı olarak dağıtmak yerine yıllar boyunca ve düzenli bir şekilde esasen vakfa ait iktisadi (ticari) işletme niteliğindeki vakıf üniversitesine bağışlaması,kâr elde etmek amacıyla kurulan şirketler açısından mali anlamda başka bir karşılık taşımayıp vergi normlarını dolanmak amacıyla başvurulduğu açık olan bağışlama işleminin “peçeleme işlemi” olarak kabul edilmesi bir zorunluluk arz etmektedir.</p>

<p>Bu durumda, davacı şirket tarafından yukarıda yer verilen Kanunlar ile tanınan indirim müessesesini kendi lehine kullanarak, yani peçeleme suretiyle bağış olarak gösterilen tutarın indirim konusu yapılarak vergi dışı bırakıldığı açık olduğundan, peçeleme sözleşmesi ile üzeri örtülen vergiyi doğuran olayın tabi olduğu normlara göre gerçek ekonomik mahiyet üzerinden vergi alınması gerektiğinden, davacı şirket tarafından bağış adı altında kurumlar vergisi matrahından indirim konusu yapılan tutar reddedilerek tarh edilen kurumlar vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunu kabul edip, Mahkeme kararını kaldırarak davayı kabul eden Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Diğer yandan, yeniden verilecek kararda, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesi uyarınca indirim konusu yapılan tutarın geri alınmasına ilişkin olarak yapılan cezalı tarhiyat bakımından da bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalının temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 21/10/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-9-dairenin-20236874-e-20245566-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 20:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay7.jpg" type="image/jpeg" length="95029"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/5520 E., 2026/3074 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255520-e-20263074-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255520-e-20263074-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 13.05.2026 tarihli, 2025/5520 E., 2026/3074 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/5520 E., 2026/3074 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1728 E., 2025/1802 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 6. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/558 E., 2025/478 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>1. Asıl davada davacı vekili; müvekkilinin ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenci olarak eğitimine devam ettiğini, müvekkilinin davalı Üniversiteye kaydolmasındaki en büyük etkenin, her yıl yalnızca %5 oranında zam yapılacağına ilişkin davalı Üniversitenin taahhütleri olduğunu, davalı üniversitenin tercih kılavuzlarında, reklam afişlerinde, broşürlerinde, tanıtımlarında, kendi resmi internet sitesindeki haberlerinde "OKUDUĞUN SÜRE BOYUNCA EĞİTİM ÜCRET ARTIŞI YILLIK %5’İ GEÇMEYECEK!" şeklinde bir politika izlediğini, davalı Üniversitenin yatay geçiş dönemleri geçirildikten fahiş oranlarda zam yaparak öğrencilerini kayıt yaptırmaya zorladığını, Mütevelli Heyetinin 24.08.2022 tarihli ve 2022/23 sayı numaralı kararı ile bir önceki yılın ücretleri üzerinden azami sınır olarak 2022 yılı Temmuz ayı TÜFE oranı olan %79,60 artış ile belirlendiğini, müvekkilinin eğitim-öğretim hayatının yarım kalacağı kaygısıyla işbu fahiş oranda belirlenen eğitim ücretini davalı Üniversiteye ödemek zorunda kaldığını, 2021-2022 eğitim-öğretim yılı için müvekkilinin davalı Üniversiteye 71.287,00 TL tutarında ödeme yaptığını, 2022-2023 eğitim-öğretim yılı için ise kayıt yenileme ücretinin %5 artış ile 74.851,35 TL olması gerekirken müvekkilinin 124.293,00 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını, sonuç olarak müvekkilinin 49.441,65 TL fazladan ödeme yapmak zorunda kaldığını, davalı Üniversiteye geçen sene ödenen ücrete %5 zam uygulayarak, geri kalan tutarın iadesi talebiyle başlatılan icra takibine davalı tarafça itiraz edildiğini ileri sürerek; müvekkilinin 2022-2023 eğitim-öğretim yılına ilişkin kayıt yenileme ücretinin, 2021-2022 yılına ilişkin kayıt yenileme ücretinden %5 oranında artış yapılacağının kabulü ile davalı Üniversitenin işbu artışın üzerinde tahsil ettiği ücretin talep edildiği icra dosyasına yapılan haksız ve kötü niyetli itirazın iptali ile takibin devamına, alacak likit olduğundan borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2. Birleşen 2024/745 E. sayılı dosyada davacı vekili; müvekkilinin 2023-2024 eğitim-öğretim yılına ilişkin kayıt yenileme ücretinin, 2021-2022 yılına ilişkin kayıt yenileme ücretinden %5 oranında artış yapılacağının kabulü ile davalı Üniversitenin işbu artışın üzerinde tahsil ettiği ücretin talep edildiği icra dosyasına yapılan haksız ve kötü niyetli itirazın iptali ile takibin devamına, alacak likit olduğundan borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Birleşen 2024/452 E. sayılı dosyada davacı vekili; müvekkilinin 2024-2025 eğitim-öğretim yılına ilişkin kayıt yenileme ücretinin, 2021-2022 yılına ilişkin kayıt yenileme ücretinden %5 oranında artış yapılacağının kabulü ile davalı Üniversitenin işbu artışın üzerinde tahsil ettiği ücretin talep edildiği icra dosyasına yapılan haksız ve kötü niyetli itirazın iptali ile takibin devamına, alacak likit olduğundan borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; müvekkili Üniversite tarafından öğrencilere eğitim ücretlerinin artış oranına ilişkin bir taahhüt verilmediğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte böyle bir taahhüdün verilmiş olduğu düşünülecek olduğunda dahi enflasyon oranlarının çok yüksek olduğunu, müvekkili Üniversitenin %5 gibi bir artış ile eğitim-öğretimi devam ettirmesinin mümkün olmadığını, söz konusu durumun daha önceden tahmin edilebilmesinin mümkün olmadığını, belirlenen eğitim ücreti ile ilgili herhangi bir hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceğini savunarak, davaların reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı Üniversitenin bina duvarında asılı afişte "Okuduğun süre boyunca eğitim ücret artışı yıllık %5i geçmeyecek Beykent Üniversitesi" ibaresinin yer aldığı, yine broşür ve reklamlarda davalı Üniversitenin %5 ücret arttırımı vaadinde bulunduğunun görüldüğü, taraflar arasındaki eğitim sözleşmesinin sözlü olarak kurulduğunun anlaşıldığı, bu durumun davacı öğrencinin davalı Üniversiteyi seçmesinde etkisi olacağının sabit olduğu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 14/2 maddesi uyarınca, sağlayıcı sıfatı olan davalı Üniversitenin, ilan, reklam, broşür ve katologlarda vaat ettiği eğitim ücretlerinde yalnızca %5 ücret arttırımı yapılacağı vaadi nedeniyle sözleşmeyi bu şartlarda ifa etmekle yükümlü olacağı, dosya kapsamındaki kayıtlar ile hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu uyarınca davacının esas ve birleşen dosya yönünden takip dosyaları uyarınca alacaklı olduğuna kanaat getirildiği gerekçesiyle; asıl davanın kabulü ile davalının İstanbul 29. İcra Müdürlüğünün 2024/17722 E. sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, alacak likit ve belirlenebilir olduğundan 9.888,33 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen dava yönünden; davanın kabulü ile davalının İstanbul 28. İcra Müdürlüğü 2024/18857 E. sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline karar verilmiş, 30.07.2025 tarihli tavzih kararıyla; kararda birleşen İstanbul 7. Tüketici Mahkemesinin 2024/452 E. sayılı dosyası üzerinden de kabul verilmesine rağmen hükümde sehven yazılmadığı görülmekle, birleşen İstanbul 7. Tüketici Mahkemesinin 2024/452 E. sayılı dosyası yönünden; davanın kabulü ile davalının İstanbul 37. İcra Dairesinin 2024/20888 E. sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, alacak likit ve belirlenebilir olduğundan 43.089,64 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı birleşen davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili; söz konusu artışların enflasyon oranından fazla olmadığını, her ne kadar Mahkeme kararında müvekkilinin eğitim ücretlerinde yapmış olduğu artışın tek taraflı irade beyanı ile yapıldığı gerekçe olarak gösterilmişse de, ülkemizin ekonomik olarak olağanüstü bir dönemden geçtiği gerçeği izahtan vareste olup kendini idame ettirebilmek adına zaruri olarak yapılan artışların bu şekilde değerlendirilmesinin doğru olmadığını, söz konusu durumun salt bir tüketici sorunu olarak değerlendirilemeyeceğini, vakıf üniversitesinin kâr amacı gütmüyor olmasını, piyasada enflasyon karşısında artan maliyetlerden etkilenmemesi anlamına gelmediğini, müvekkili Üniversite tarafından eğitim ücretinin ilgili yönetmelikler gereği mütevelli heyeti tarafından usulüne uygun şekilde belirlendiğini, herhangi bir sözleşmeye aykırılıktan bahsedilemeyeceğini ifade ederek; kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık; eğitim hizmet sözleşmesinden kaynaklı eğitim-öğretim ücretinde vaat edilenden fazla artış yapıldığından bahisle, fazladan ödenen bedelin iadesi için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Temyiz olunan kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle davalı Üniversitenin internet sitesinde ve astığı afişlerde "Okuduğun Süre Boyunca Eğitim Ücret Artışı Yıllık % 5'i Geçmeyecek" şeklinde açıklama yapmak yapmak suretiyle okula kayıt yaptıracak öğrencilere taahhütte bulunmasına, bu nedenle davalı Üniversitenin taahhüdünden sorumlu bulunmasına, davalı Üniversitenin artan maliyetleri ileri sürerek ücret artışı yapmasının iyiniyet kurallarıyla bağdaşmadığının anlaşılmış olmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255520-e-20263074-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 20:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4.jpg" type="image/jpeg" length="33070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YENİ DÖNEMDE VAKIF ÜNİVERSİTELERİNİN EĞİTİM ÜCRETLERİNDEKİ ARTIŞ DURUMU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yeni-donemde-vakif-universitelerinin-egitim-ucretlerindeki-artis-durumu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yeni-donemde-vakif-universitelerinin-egitim-ucretlerindeki-artis-durumu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yükseköğretim Genel Kurulu'nun 8 Temmuz 2026 tarihli toplantısında vakıf üniversitelerindeki öğrenim ücreti artışı konusu görüşülmüş, alınan karar doğrultusunda vakıf üniversitelerinin bu eğitim-öğretim yılında hazırlık ve birinci sınıf dışındaki sınıflara uygulanacak öğrenim ücretinin artış oranını yüzde 25'i geçmeyecek şekilde belirlemesine karar verilmiştir. Peki bu rakamın üzerinde artış yapan okullara karşı yapılması gereken nedir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de yükseköğretim sistemi, devlet ve vakıf üniversitelerinden oluşmaktadır. Bunlardan biri olan vakıf üniversiteleri, toplumda sıklıkla özel üniversite olarak anılmaktadır. Bu kurumlar, esas itibariyle 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu hükümleri ve Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği düzenlemelerine tabidir. Bununla birlikte, 66 maddeden oluşan 2547 sayılı Kanun'da 83 geçici madde ve 46 ek maddenin bulunması, Kanun'un sistematiğinin zaman içerisinde önemli ölçüde bozulduğunu göstermektedir. Özellikle ek maddelerin 20'den fazlasının vakıf üniversitelerine ilişkin olması, bu alandaki düzenlemelerin dağınık ve bütüncül bir yapıdan uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Vakıf üniversitelerinin temel esaslarının ağırlıklı olarak ek maddeler ve ikincil mevzuat yoluyla düzenlenmiş olması, normlar hiyerarşisi ve kanun tekniği bakımından da eleştiriye açıktır. Bu nedenle, vakıf üniversitelerine ilişkin tüm hükümlerin sistematik, bütüncül ve müstakil bir kanun olarak yeniden düzenlenmesi, mevzuatın açıklığı, öngörülebilirliği açısından daha isabetli olacaktır. <strong>(SARIASLAN, YARGI KARARLARI IŞIĞINDA TÜRKİYE’DE EĞİTİM HAKKI, DOKTORA TEZİ, İSTANBUL 2026, sf. 114)</strong></p>

<p>Vakıf üniversitelerinde okuyan öğrenciler her yıl Üniversiteye, Üniversite Mütevelli Heyeti'nin belirlediği miktarlarda eğitim ücreti ödemektedirler. Bu ücretler, kamuoyunda zaman zaman tartışmalara yol açmaktadır. Bazı yargı kararlarında da bu ücretler fahiş olmaları nedeniyle eleştirilmektedir. Yarı yargısal değerlendirme kurumu olan Kamu Denetçiliği Kurumu'nun kararlarında özel okul ücretlerinin eğitim kurumuna erişim engeli oluşturmaması gerektiği yönünde tavsiyelerde bulunulmaktadır. Kurumun 04.07.2025 tarihli 2025/290 numaralı kararında; özel eğitim kurumunun okul ücreti ve diğer giderlere yaptığı zamların MEB sınırlarını aşmasının eğitim kamu hizmetiyle çelişki yarattığı, 29.07.2025 tarihli 2025/6298 numaralı kararda ise Tüketici fiyat endeksindeki 12 aylık değişimin üzerindeki fiyat artışının öğrencinin eğitim hakkını engellemeye sebebiyet verecek bir uygulamaya dönüştüğü vurgulanmaktadır. Aynı şekilde <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-9-dairenin-20236874-e-20245566-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Danıştay 9. Dairesi'nin 2023/6874 E. 2024/5566 K. Sayılı ilamı</span></a></strong>nda da özel okulların kar amacı gütmesinin eğitimin amaçlarıyla uyumlu kabul edilmediği açıklanmıştır.</p>

<p><strong>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu okul ücretlerinin belirlenmesine ilişkin bazı kıstaslar getirmektedir. </strong>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun (2547 sayılı Kanun) Ek 2. maddesi uyarınca, vakıfların; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, Yükseköğretim kurumları kurabileceği, Ek 9. maddesinin ikinci fıkrasında öğrencilerden alınacak ücretlerin mütevelli heyeti tarafından tespit edileceği hüküm altına alınmıştır. Açıklanan bu hükümlerle; ... tarafından kurulacak üniversitelerde eğitim gören öğrencilerin öğrenim ücretlerinin mütevelli heyeti tarafından belirleneceği, bu belirlemenin kazanç amacına yönelik olamayacağı, öğrenim ücretleri nedeniyle elde edilen gelirin sadece ... giderlerini karşılamakta kullanılacağı, söz konusu gelirin geçici olarak dahi vakfın mal varlığına intikal edemeyeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>YÖK tarafından 17.07.2024 tarihinde vakıf üniversitelerine gönderilen, ''Eğitim Öğretim Ücreti Artış Oranları Hakkında Yükseköğretim Kurulu Kararında''; ''Anayasa'nın 130. maddesinin ikinci fıkrası ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun Ek 2. maddesi vakıf yükseköğretim kurumlarının kazanç amacına yönelik kurulamayacakları hükmünü amirdir. Bilindiği gibi idarenin ve eğitim politikamızın da temel ilkelerinden olan hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri öğrenim ücretlerinin belirlenmesinde de esas olmalıdır. Bu durum öğrencilerimizin ve pek tabii ailelerinin eğitim ve bütçe planlamalarını sağlıklı bir şekilde yapabilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Yükseköğretim Yürütme Kurulunun 10.07.2024 tarihli toplantısında; vakıf yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim ücretlerini belirlerken, 1) Ücretlerin dönemsel değil, yıllık ve tayin edilmiş bir miktar olarak tespit edilmesine, 2) Ücretlerin tercih ve/veya yatay geçiş dönemlerinden önce net bir miktar olarak ve her bir adayın kolayca ulaşabileceği şekilde ilan edilmesine, 3) İlk kayıt esnasında öğrenciye taahhüt edilmiş eğitim-öğretim ücreti artış oranlarının aşılmamasına ancak her halükarda yapılacak artışlarda en çok Tüketici Fiyat Endeksindeki (TÜFE) on iki aylık ortalama oranın esas alınmasına ve bu kapsamdaki güncellemelerin resmi internet sitelerinden duyurulmasına, 4) Kayıt döneminden sonra her ne ad altında olursa olsun açıkça ilan edilmemiş ilave/beklenmedik ücret ve ücret artışı talebinde bulunulmamasına, 5) İlan edilen eğitim-öğretim ücretlerinde TÜFE üzerinden resmi güncelleme oranları dışında herhangi bir ilave değişiklik yapılmamasına ve alacakları bu yöndeki kararları uygun zamanda ve elverişli araçlarla tüm öğrencilerle paylaşmalarına '' dikkat edilmesi istenilmiştir.</p>

<p>En sonunda <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-kanunlari-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-1" rel="dofollow">19.12.2025 tarihli ve 33112 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7566 sayılı Kanun</a>un 12. maddesi </strong>ile yukarıda yer verilen 2547 sayılı Kanunun Ek 9. maddesinin ikinci fıkrasına; <i>''Ancak hazırlık sınıfına ve/veya birinci sınıfa yerleştirme yılı dışındaki öğrenim ücretleri, cari yıl haziran ayı yıllık üretici fiyat endeksi artışı ile cari yıl haziran ayı yıllık tüketici fiyat endeksi artışı ortalaması da dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulunun tespit edeceği esaslara göre belirlenir.''</i> hükmü eklenmiştir. Anılan madde gerekçesi ise şöyledir; <i>''Vakıf yükseköğretim kurumlarında öğrencilerden alınacak ücretleri belirleme yetkisi mütevelli heyete aittir. Zamanla aday ve ara sınıf öğrencileri için ilan edilen ücretlerin kapsamı ve bağlayıcılığı konusunda sorunlara yol açan uygulamalar ortaya çıkmış ve öğrenci şikâyetleri artmıştır. Bilindiği gibi Anayasa (m. 130/2) gereği ..., kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile ... kurabilir. Madde ile bu kapsamda fiyat güncellemesine ilişkin kuralların belirlenmesi amaçlanmaktadır.''</i> Söz konusu düzenleme, "kanunların geriye yürümezliği ilkesi" uyarınca yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanamayacak, ancak sonraki uyuşmazlıklarda kendisine yer bulacaktır.</p>

<p>Dava tarihinin bu tarihten önce olduğu uyuşmazlıklarda Yargıtay, Tüketici Fiyat Endeksindeki (TÜFE) on iki aylık ortalama oranının esas alınacağına karar vermiştir.<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025421-e-20261496-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 23.03.2026 tarihli 2025/421 E. 2026/1496 K. Sayılı ilamı</span></a>na konu olan olayda;</strong> davacı, ... Vakfı tarafından kurulan ... Üniversitesinin 2022/2023 yılında öğrencilerine %76 zam yaparak bir çok öğrenciyi ve ailesini zor duruma sokmasına rağmen, 2023/2024 yılında yine %78 ile %83 arasında, öğrencilerin sınıflarına göre değişen oranlarda zam yaptığını ileri sürerek 2023/2024 eğitim yılına 2022/2023 eğitim yılı eğitim ücretleri üzerinden yasa, eğitim sözleşmesi, yönetmelik ve TUİK verilerine göre uygulanabilecek zam oranının tespiti ile ödenen fazla eğitim bedellerinin iadesine karar verilmesini talep etmiş ancak ilk derece mahkemesince Üniversite tarafından belirlenen zam oranının ve davacıdan talep edilen yıllık öğrenim ücretinin tüketici ve üretici fiyat endeksleri dikkate alındığında hakkaniyetli ve makul olduğu, davalı ... tarafından taahhüt edilen bir zam oranının bulunmadığı, yeni dönem ücretinin tüketici ve üretici fiyat endeksleri dikkate alınarak enflasyon doğrultusunda belirlenmiş olduğu, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun söz konusu olmadığı, ekonomide yaşanan değişimler nedeniyle ücret artışı yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu ve yapılan artışın makul seviyede olduğu, sözleşmenin uyarlanması koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, süresi içinde davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>İstinaf Mahkemesi<i> vakıf üniversitelerinde öğrenim ücretlerinin belirlenmesinde tek yetkili olarak Mütevelli Heyetinin yetkili kılınmasının haksız şart niteliğinde olup genel işlem koşuluna açıkça aykırı olduğu, daha önce üniversiteye kayıt yaptırmış öğrencilerin sonraki eğitim öğretim yıllarındaki kayıt yenileme ücretlerine ilişkin olarak 2024 yılında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından ''... ilk kayıt esnasında öğrenciye taahhüt edilmiş eğitim öğretim ücret artış oranları aşılmamalı ancak her halükarda yapılacak artışlarda en çok TÜFE 'deki 12 aylık ortalama oranı esas alınmalı ve bu kapsamdaki güncellemeler resmi internet sitelerinden duyurulmalı (...) İlan edilen eğitim ve öğretim ücretlerinde TÜFE üzerinden resmi güncelleme oranları dışında herhangi bir ilave değişiklik yapılmamalı ve alınacak bu yöndeki kararlar uygun zamanda ve elverişli araçlarla öğrencilerle paylaşılmalı...'' şeklinde açıklama yapıldığı, hukuk güvenliği ilkesine ve kazanılmış haklara uygun olarak; 2023-2024 eğitim ve öğretim yılı artırım oranının, davalı Vakıf Yüksek Öğretim Kurumları Yönetmeliği hükümlerine göre ilk kayıt sırasında tüketici konumundaki davacı öğrenci tarafından öngörülebilir üst sınır olan TÜİK tarafından kayıt yenileme dönemi/ayı (Nisan ayı) yıllık TÜFE ortalaması %67,20 oranında kullanılması gerektiği</i> gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne karar vermiş, karar <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025421-e-20261496-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 23.03.2026 tarihli 2025/421 E. 2026/1496 K. Sayılı ilamı</a>yla onanmıştır. <strong>( Dairenin 2025/409 E. 2026/1136 K., 2025/422 E. 2026/1242 K., 2025/423 E. 2026/1243 K., 2025/428 E. 2026/1247 K., 2025/419 E. 2026/1241 K. sayılı ilamları da benzer yöndedir. )</strong></p>

<p><strong>Ya Üniversite okula girişte öğrenciye ücret konusunda taahhütte bulunduysa o zaman ne olacaktır?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255520-e-20263074-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 13.05.2026 tarihli 2025/5520 E., 2026/3074 K. Sayılı ilamı</span></a>na konu olan olayda;</strong> davacı, davalı üniversitenin Tıp Fakültesinde öğrenci olarak eğitimine devam ettiğini, Üniversiteye kaydolmasındaki en büyük etkenin, her yıl yalnızca %5 oranında zam yapılacağına ilişkin Üniversitenin taahhütleri olduğunu, üniversitenin tercih kılavuzlarında, reklam afişlerinde, broşürlerinde, tanıtımlarında, kendi resmi internet sitesindeki haberlerinde "OKUDUĞUN SÜRE BOYUNCA EĞİTİM ÜCRET ARTIŞI YILLIK %5’İ GEÇMEYECEK!" şeklinde bir politika izlediğini, Üniversitenin yatay geçiş dönemleri geçirildikten fahiş oranlarda zam yaparak öğrencilerini kayıt yaptırmaya zorladığını, Mütevelli Heyetinin 24.08.2022 tarihli ve 2022/23 sayı numaralı kararı ile bir önceki yılın ücretleri üzerinden azami sınır olarak 2022 yılı Temmuz ayı TÜFE oranı olan %79,60 artış ile belirlendiğini, 2021-2022 eğitim-öğretim yılı için Üniversiteye 71.287,00 TL tutarında ödeme yaptığını, 2022-2023 eğitim-öğretim yılı için ise kayıt yenileme ücretinin %5 artış ile 74.851,35 TL olması gerekirken 124.293,00 TL ödediğini, sonuç olarak 49.441,65 TL fazladan ödeme yapmak zorunda kaldığını bu tutarın iadesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İstanbul 6. Tüketici Mahkemesi'nin 2024/558 E., 2025/478 K. Sayılı kararıyla</strong>; <i>üniversitenin bina duvarında asılı afişte "Okuduğun süre boyunca eğitim ücret artışı yıllık %5i geçmeyecek" ibaresinin yer aldığı, yine broşür ve reklamlarda davalı Üniversitenin %5 ücret arttırımı vaadinde bulunduğunun görüldüğü, taraflar arasındaki eğitim sözleşmesinin sözlü olarak kurulduğunun anlaşıldığı, bu durumun davacı öğrencinin davalı Üniversiteyi seçmesinde etkisi olacağının sabit olduğu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 14/2 maddesi uyarınca, sağlayıcı sıfatı olan davalı Üniversitenin, ilan, reklam, broşür ve kataloglarda vaat ettiği eğitim ücretlerinde yalnızca %5 ücret arttırımı yapılacağı vaadi nedeniyle sözleşmeyi bu şartlarda ifa etmekle yükümlü olacağı</i> nedeniyle davanın kabulüne karar vermiş; karara karşı, süresi içinde davalı istinaf isteminde bulunmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi'nin 2025/1728 E., 2025/1802 K. sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş karara karşı davalı tarafından temyiz yoluna başvurulmuş karar <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255520-e-20263074-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 13.05.2026 tarihli 2025/5520 E., 2026/3074 K. Sayılı ilamı</a>yla BAM Dairesi'nin kararı onanmıştır.</p>

<p><strong>Üniversite tarafından okul ücretinin ödenmemesi halinde bir sonraki yıl kaydının yapılmayacağı açıklandıysa bu durumda Tüketici Mahkemesi'ne tedbir talepli olarak başvurulmalıdır. </strong></p>

<p><strong>İstanbul 18. Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2025/725 E., 2025/622 K. sayılı ve 2025/869 E., 2025/748 K. sayılı kararlarında</strong> somut olayda öğrencinin eğitime erişme riski baş göstermesi halinde ihtiyati tedbir taleplerinin kabul edilmesi gerektiği <i>"Davacı öğrencinin Anayasal eğitim hakkına ulaşmasının sağlanması taraflar arasında bir önceki eğitim yılında ilk kez yapılan veya yenilenen Eğitim sözleşmesi hükümleri de gözetilmek suretiyle davacı öğrenci aleyhine davalı Üniversite Mütevelli Heyeti tarafından tek taraflı olarak resmi nitelikteki tüketici fiyat endeksinin çok üzerinde artırımla belirlenen eğitim yılı ücretini yatıramaması halinde eğitim yılı kaydının yapılamaması halinde davacı öğrenci yönünden bir yıl boyunca eğitim alamaması sonucunun doğması nedeniyle telafisi imkânsız zararların ortaya çıkmasının önlenmesi için sadece davalı üniversitenin belirlediği ve ilan ettiği kayıt yenileme tarihlerinde eğitim yılı kaydının yapılması için ihtiyati tedbir kararı verilmesinin yasal şartlarının oluştuğu"</i> şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>İdarece yapılan düzenlemeler incelendiğinde, bireylerin Anayasal hakları olan eğitim hakkına ulaşma konusunda yoğun olarak iyileştirme yapıldığını göstermektedir. Bu düzenlemelerin okul tarafından verilen eğitim dışındaki hizmetlere (yemek, yaz okulu, takviye kursu, spor faaliyetleri vs.) de yansıtılması gerektiği kanaatindeyiz. Zira arzu ettiği eğitim ücretlerini öğrencilere dayatmakta güçlük çeken özel üniversitelerin alternatif yollara başvuracağı aşikardır. Bu sebeple en azından yaz okulu ücretlerinin okulun garantörü veya eşdeğeri olan devlet üniversitesindeki ücretlerin belirli bir katı olması, bazı faaliyetlerin ücretsiz olması ya da yemek ücretlerinin belirli bir oranda sabitlenmesi şeklindeki düzenlemelere çokça ihtiyaç duyulmaktadır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" rel="nofollow" title="Mehmet Koçkavak"><img alt="Mehmet Koçkavak" height="199" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Mehmet KOÇKAVAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yeni-donemde-vakif-universitelerinin-egitim-ucretlerindeki-artis-durumu</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 20:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/09/terazi/terazi-themis-kitap-sl.jpg" type="image/jpeg" length="56691"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/1–81 E., 2013/91 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20131-81-e-201391-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20131-81-e-201391-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.03.2013tarihli, 2013/1–81 E., 2013/91 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu 2013/1–81 E., 2013/91 K.</strong></p>

<p><strong>KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNA YARDIM ETME<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 39<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 37<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 29<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 81</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kasten öldürme suçundan sanık D. Karabulut'un 5237 sayılı TCK'nun 81/1, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.07.2009 gün ve 247–171 sayılı hükmün sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısınca sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna yardım etme olması gerektiğinden bahisle temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.06.2011 gün ve 2269–3949 sayı ile;</p>

<p>"... Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,</p>

<p>B) Sanık D’nin maktule yönelik suçu yönünden;</p>

<p>Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanık D.’nin olay tarihinde yanında arkadaşı M. olduğu halde eğlenmek amacıyla gittikleri barda maktulle çarpışma nedeniyle tartışmaya başladığı, bar görevlilerinin sanıkları dışarı çıkarttıkları, maktulün dışarı çıkan sanıkların arkasından gelerek “burası Beyoğlu ben adamı keserim” şeklinde tehdit ederek M.’nin yakasından tuttuğu, M.’nin maktulün suratına vurduğu, maktulle sanık M. arasında itişme yaşandığı, M.’nin ayağından yaralandığını gören sanık D.’nin bıçakla gelerek maktule doğru bıçağı savurduğu, sanığın maktulün bacağına bıçakla vurduğunu söylemesine rağmen ölü muayene tutanağı ve Adli Tıp Morg İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen otopsi raporuna göre maktulün vücudunda sadece göğüs bölgesinde bir bıçak darbesi olup bu bıçak darbesinin de sanık M. tarafından vurulduğunun sabit olduğu, gece karanlığında ani gelişen olay sırasında sanık M. ile sanık D.’nin fikir ve irade birliği içerisinde hareket ettiklerini kabule yeterli delil bulunmadığı, olayda kullanılan bıçağın sanık D.’ye ait olmasına rağmen bıçağın D.’nin iradesi dışında diğer sanık M. tarafından alındıktan sonra olayda kullanıldığı anlaşıldığından, sanık D.’nin eylemi yardım eden olarak da nitelendirilemeyeceğinden, sanığın silahlı yaralamaya teşebbüs suçundan cezalandırılması gerekirken, fail olarak cezalandırılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına ve sanığın tahliyesine oyçokluğuyla karar verilmiş, Daire üyesi M.Ş. sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna yardım etmek olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Yerel mahkeme ise 07.02.2012 gün ve 262–27 sayı ile;</p>

<p>"...Maktüldeki ölüme sebebiyet veren yaranın hangi sanık tarafından ika edildiği kesin olarak saptanamamakla birlikte her iki sanığın birlikte dayanışma içerisinde hareket ettiklerinin ve maktülle mücadele ettiklerinin anlaşıldığı, sanık D. Karabulut’ta ele geçen bıçakta ele geçen kanın maktülün genotip özellikleri ile uyumlu olmasının da sanığa D. Karabulut’a ele geçen bıçağın saplandığını kuşkudan uzak bir şekilde kanıtladığı, kaldı ki her iki sanığın daha sonraki savunma ve beyanlarında da önce sanık D. Karabulut’un, daha sonra sanık M. Demirci’nin sanık D. Karabulut’ta ele geçen bıçak ile maktüle hamle yaptıklarını ve hamlelerin maktüle isabet ettiğini beyan ettikleri, bizzat kendi ikrarına göre önce sanık D.'nin kendisinin yanında taşıdığı suçta kullanılan ve hakkında dava açılmamakla birlikte ilk hükümde yasal gereği için bildirimde bulunulan 6136 sayılı Kanun kapsamına giren kelebek bıçağı 4-5 kez maktüle salladığının, bıçağın maktüle isabet ettiğini fark ettiğinin, ancak maktülün vücuduna girip girmediğini fark edemediğinin anlaşıldığı, kaldı ki maktülle tartışarak olayı başlatanın ve sürdürenin, bıçağı yanında taşıyanın ve bıçak sahibi olanın, bıçağını çekerek maktülle karşılıklı olarak bıçaklı kavgaya tutuşanın, kavgadan sonra da elinde bıçakla olay yerinde uzaklaşırken tanıklar tarafından görülenin ve olaydan sonra diğer sanıkla beraber kaldığı kendi evinde yakalananın ve suç unsuru bıçağı teslim edenin sanık D. Karabulut olduğunda kuşku bulunmadığı, daha önceki karar gerekçesinde de belirtildiği üzere maktüldeki ölümü oluşturan bıçak darbesinin hangi sanıktan kaynaklandığının da kesin olarak belli olmadığı, Adli Tıp Kurumu raporuna göre maktülde sol memenin 4 cm. altında sıyrık, sağ göz dış yanda, burun kökünde ve burun sırtında mor renkli ekimozlar ve sağ el sırtında sıyrık da bulunduğu, kaldı ki sanık Doğan'ın kastının ve eyleminin diğer sanığın kast ve eylemlerinden daha yoğun olduğu, sanık Doğan'ın eyleminin maktülün bacağına (isabet etmekle birlikte elbisenin kalınlığı, maktülün kendisini çekerek etkisini azaltması gibi nedenlerle vücutta iz bırakamayabilecek olan) bıçak sallamaktan ibaret olmadığı, sanık Doğan'ın da hakkındaki hüküm onanarak kesinleşen diğer sanıkla fikir ve irade birliği içerisinde suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirmiş olması nedeniyle TCK'nun 37/1. maddesine göre asli fail olarak sorumlu tutulması gerektiği" görüşüyle direnerek, ilk hükümdeki gibi karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısınca sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna yardım etmek olduğu düşüncesiyle temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna yardım etmek olduğu görüşüyle bozma" istekli 03.01.2013 gün ve 114149 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanık M. Demirci hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hüküm Özel Daire tarafından onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanık D. Karabulut hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık Doğan'ın itiraza konu edilmeyen sanık M.'nin işlemiş olduğu kasten öldürme suçuna katılıp katılmadığı, katıldığının kabulü halinde ise eyleme asli fail olarak mı, yoksa yardım eden olarak mı katıldığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;</p>

<p>Olayın oluş şekli ve olay yeri ile ilgili gözlemler başlıklı 15.12.2007 günlü tutanakta, göğüs kafesi ile karın boşluğunun birleştiği yerde 2x1 cm, sol kalçada 2 mm muhtemelen delici-kesici alet izi bulunduğu açıklamasına yer verildiği, otopsi raporunda ise eyleme Alper Yılmaz’ın, kesici-delici alet yaralanmasına bağlı iç organ büyük damar kesilmesinden gelişen iç kanama sonucu öldüğünün belirtildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hengame isimli barın müdürü olan tanık Nizamettin Depdep ile bar giriş kapısında görevli olan tanıklar N. Mehmetoğlu ve E. Gülsever özetle; olay günü saat 02.30 sıralarında bar içerisinde D. Karabulut ve M. Demirci ile A. Yılmaz isimli şahıslar arasında tartışma yaşandığını, diğer müşterilerin rahatsız edilmemesi için D. ve M. isimli şahısların dışarıya çıkartıldığını, onlar çıkartıldıktan bir müddet sonra da A. isimli şahsın çıkartıldığını, dışarıda şahıslar arasında kavga olduğunu, kavga sırasında A. Yılmaz'ın bıçakla yaralandığını, hemen ambulans çağırdıklarını, A. Yılmaz'ın hastanede öldüğünü öğrendiklerini, tanık N.; kimin kimi bıçakladığını görmediğini, tanık N.; D. isimli şahsın elinde bulunan bıçağı ölen şahsın bacağına soktuğunu, M. isimli şahsında ölene yumrukla vurduğunu, tanık E. ise; bıçaklama anını görmediğini, sadece D. isimli şahıs kaçarken elinde bıçak gördüğünü belirtmiş, tüm tanıklar A. Yılmaz'ı göğsünden kimin yaraladığını görmediklerini ifade etmişler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnceleme dışı olan sanık M. Demirci aşamalardaki savunmasında özetle; eğlenmek amacıyla geldikleri barda kapı çarpması nedeniyle arkadaşı D. ile maktül arasında tartışma yaşandığını, çalışanların araya girip olayı yatıştırdığını, içeride yaşanan tartışmadan sonra güvenliğe bıraktığı bıçağı alan D’nin önden, kendisinin de arkasından dışarı çıktıklarını, ikinci katta bulunan bardan aşağı inerken D’nin 5-6 metre uzaklaştığını, bu sırada bağırarak merdivenlerden aşağı inen maktülün küfrederek yanına geldiğini, böyle şeylere gerek yok demesi üzerine maktülün "Burası Beyoğlu, ben adamı keserim, burası benim" dediğini, maktulün yanına giderek "yürü git" dediğinde maktulün yakasından tuttuğunu, bunun üzerine bırakması için suratına vurduğunu, aralarında bir itişme yaşandığını, bir anda ayağından yaralandığını fark ederek bağırdını, bunun üzerine yanlarına gelen Doğan’ın maktül ile tartıştığını ve üzerinde taşıdığı bıçağı çektiğini, karşılıklı olarak birbirlerine bıçak salladıklarını, ancak birbirlerine vurup vurmadıklarını göremediğini, toparlanıp tekrar aralarına girdiğini, maktülün göğsüne avucunun içiyle bir darbe vurduğunu, sanık D.’ı da elinden tutup ayırmaya çalıştığını, bu sırada D.’ın elindeki bıçağın yere düştüğünü-kollukta ise bıçağı D'nin elinden aldığını söylemiş-, eğilip bıçağı sağ eline aldığını, bunu gören maktülün kendisine bir zarar vereceğini düşünerek süratle üstüne doğru geldiğini, korkarak kendini korumak zorunda hissettiğini ve gayri iradi olarak bir tepki gösterdiğini, bıçağı ister istemez ileri doğru uzatmak zorunda kaldığını, bıçağın isabet ettiğini fark ettiğini, bunun üzerine D. ile birlikte olay yerinden kaçtıklarını söylemiştir.</p>

<p>Sanık D. Karabulut ise aşamalardaki savunmalarında özetle; eğlenmek için arkadaşı M. ile birlikte Hengame isimli bara gittiklerini, barda kapı çarpması nedeniyle maktülle tartıştıklarını, daha sonra dışarı çıktılarını, çıkarken güvenliğe bıraktığı kelebek bıçağını geri aldığını, kapı girişinden 2-3 adım uzaklaştıklarında içeride tartıştıkları maktulün dışarı çıktığını ve arkasından doğru gelmekte olan arkadaşı Mutlu ile tartışmaya başladığını gördüğünü, sonrasında M.’nun ayağından bıçakla yaralandığını ve maktulün elinde bir bıçak gördüğünü, M.’nun yaralandığını görünce üzerinde bulunan bıçağı çıkartarak maktulün bacaklarına doğru 4-5 kez salladığını, bıçağın isabet ettiğini fark ettiğini, ancak batıp batmadığını anlayamadığını, bu arada arkadaşı M.'nin yerden kalkıp yeter ya diye bağırarak kendisini geriye doğru çektiğini ve kendilerini ayırmaya çalıştığını, bu esnada elindeki bıçağın yere düştüğünü, M.'nin yere düşen bıçağı alarak bir defa maktule doğru salladığını -kollukta ise M'nin bıçağı elinden aldığını söylemiş-, ancak isabet edip etmediğini görmediğini, maktulün yere düştüğünü, bunun üzerine M. ile birlikte olay yerinden kaçtıklarını beyan etmiştir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir.</p>

<p>Kanunun 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.</p>

<p>(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nun 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.</p>

<p>Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:</p>

<p>1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.</p>

<p>2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.</p>

<p>Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır.</p>

<p>"Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nun 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.</p>

<p>(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:</p>

<p>a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.</p>

<p>b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.</p>

<p>c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, "Bağlılık kuralı”"da aynı kanunun 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.</p>

<p>(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.</p>

<p>(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir.</p>

<p>Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’nda şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.</p>

<p>TCK’nun 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.</p>

<p>1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;</p>

<p>a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,</p>

<p>b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış,</p>

<p>2- Manevi yardım ise;</p>

<p>a) Suç işlemeye teşvik etmek,</p>

<p>b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,</p>

<p>c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,</p>

<p>d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında sanık D.'nin itiraza konu edilmeyen sanık M.'nin işlemiş olduğu kasten öldürme suçuna katılıp katılmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlığın değerlendirilmesinde;</p>

<p>Sanık D.'ın, arkadaşı M.'nun maktul tarafından yaralandığını gördüğünde olay yerinde bulunan bar görevlisi tanıklarla birlikte D. ve maktülü ayırmak ve bacağından bıçakla yaralanmış olan arkadaşını hemen hastaneye götürmek yerine üzerinde bulunan bıçakla maktule saldırması, olayın sonuna kadar sanık M.'nin yanında bulunması, kasten öldürme eylemini gerçekleştiren sanık M.'nin bu eylemine taraftar olmadığını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylememesi ve bu yönde herhangi bir davranışta bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanık D.'ın sanık M.'nun gerçekleştirdiği kasten öldürme suçuna katıldığının kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan on Genel Kurul Üyesi ise; Özel Daire bozma kararının isabetli olduğu, sanık D.'nin kasten öldürme eylemine katılmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunca sanık Doğan'ın kasten öldürme eylemine katıldığının kabul edilmesinden sonra, asli fail olarak mı, yoksa yardım eden olarak mı eyleme katıldığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlığın değerlendirilmesine gelince;</p>

<p>Sanık D. ile sanık M. arasında maktülün öldürülmesi konusunda birlikte suç işleme kararının bulunduğunu gösterir herhangi bir delilin dosya içerisinde bulunmaması, ani gelişen kavgada maktülün, sanık M.'nin göğsüne vurduğu tek bir bıçak darbesi sonucunda hayatını kaybetmesi, sanık D.'nin fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğunu gösterir herhangi bir davranışının olmaması karşısında, sanığın kasten öldürme suçuna iştirakinin 5237 sayılı TCK'nun 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik olarak kabulü mümkün değildir. Buna karşın, kasten öldürme suçunu gerçekleştiren sanık M.'nin eylemine taraftar olmadığını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylemediği ve bu yönde davranışta bulunmadığı gibi, aksine olayın başından itibaren sanık M.'nin yanında yer alması ve üzerindeki bıçakla maktule saldırması şeklindeki eylemleri göz önünde bulundurulduğunda, kasten öldürme suçunun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında suçun icrasını kolaylaştırmak suretiyle sanık M'ye yardım ettiğinden sanık Doğan hakkında 5237 sayılı TCK’nun 39/2-c maddesi uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, yerel mahkemenin sanık D.'nin, itiraza konu edilmeyen sanık M.'nin işlemiş olduğu kasten öldürme suçuna katıldığına ilişkin kabulü isabetli ise de; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nun 39/2-c maddesi yollamasıyla kasten öldürme suçuna yardım etme niteliğinde olduğu gözetilmeden, müşterek fail olarak kabulü ile hüküm kurulması isabetsiz olup, yerel mahkeme direnme hükmünün bu nedenle bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.02.2012 gün ve 262–27 sayılı direnme hükmünün, sanık Doğan'ın eyleminin 5237 sayılı TCK’nun 39/2-c maddesi yollamasıyla KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNA YARDIM ETME NİTELİĞİNDE olduğu gözetilmeden, müşterek fail olarak kabulü ile hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.03.2013 günü yapılan müzakerede, birinci uyuşmazlık yönüyle oçokluğuyla, ikinci uyuşmazlık yönüyle ise oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20131-81-e-201391-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="52537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77598"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59624"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98433"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57303"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53158"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="28727"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="48921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="78201"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="95988"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="69327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="40586"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="95861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="79695"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="98442"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="99305"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
