<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 15 Oct 2026 21:20:27 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Selde Zarar Gören Araçların Hukuki Durumu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-selde-zarar-goren-araclarin-hukuki-durumu-arac-sahipleri-zararlarini-kimden-ve-nasil-tahsil-edebilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbulda-selde-zarar-goren-araclarin-hukuki-durumu-arac-sahipleri-zararlarini-kimden-ve-nasil-tahsil-edebilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da Selde Zarar Gören Araçların Hukuki Durumu 

Araç Sahipleri Zararlarını Kimden ve Nasıl Tahsil Edebilir?

İstanbul’da 14 Ekim 2026 tarihinde etkili olan kuvvetli sağanak yağış, birçok bölgede su baskınlarına, yollarda mahsur kalan araçlara ve ciddi maddi hasarlara yol açtı. Yağışın ar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul’da Selde Zarar Gören Araçların Hukuki Durumu </strong></p>

<p><strong>Araç Sahipleri Zararlarını Kimden ve Nasıl Tahsil Edebilir?</strong></p>

<p>İstanbul’da 14 Ekim 2026 tarihinde etkili olan kuvvetli sağanak yağış, birçok bölgede su baskınlarına, yollarda mahsur kalan araçlara ve ciddi maddi hasarlara yol açtı. Yağışın ardından araç sahiplerinin önündeki en önemli soru ise aynı: Sel sularında zarar gören aracın masrafını kim karşılayacak? Sigorta şirketi mi, belediye mi, Karayolları mı, yoksa başka bir kamu kurumu mu?</p>

<p>Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü hukuken her sel hasarı aynı şekilde değerlendirilmiyor. Zararın bir sigorta poliçesi kapsamında kalıp kalmadığı, yol ve altyapı hizmetlerinin gereği gibi yürütülüp yürütülmediği, zararın öngörülebilir olup olmadığı ve araç sahibinin davranışları, tazminat sorumluluğunun belirlenmesinde önem taşıyor.</p>

<p>Araç sahiplerinin haklarını koruyabilmesi için öncelikle sigorta ve idare hukuku bakımından başvurabilecekleri yolları birbirinden ayırmaları gerekiyor.</p>

<p><strong>1. İlk başvuru noktası kasko sigortası olmalı</strong></p>

<p>Sel nedeniyle araçta oluşan hasar bakımından ilk incelenmesi gereken husus, araç sahibinin kasko sigortasının bulunup bulunmadığı ve poliçenin hangi teminatları içerdiğidir.</p>

<p>Kasko sigortası, zorunlu trafik sigortasından farklı olarak, belirlenen şartlar çerçevesinde sigortalının kendi aracında meydana gelen zararları karşılamaya yönelik bir sigorta türüdür. Sel ve su baskını nedeniyle meydana gelen hasarlar da poliçedeki teminat hükümleri kapsamında karşılanabilir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır: Her kasko poliçesinin kapsamı ve özel şartları aynı olmayabilir. Bu nedenle yalnızca aracın kaskolu olması yeterli görülmemeli; poliçedeki sel ve su baskını teminatı, istisnalar, muafiyetler ve diğer özel hükümler birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong>Araç sahibi ne yapmalı?</strong></p>

<p>● Hasarı vakit kaybetmeden sigorta şirketine veya sigorta aracısına bildirmeli.</p>

<p>● Aracın sudan etkilendiği yeri, su seviyesini ve hasarın görünümünü fotoğraf ve videolarla belgelemeli.</p>

<p>● Sigorta eksperinin incelemesi yapılmadan, zorunlu olmadıkça, hasarlı parçaları değiştirmemeli veya aracı kapsamlı biçimde onarmamalı.</p>

<p>● Aracı yeniden çalıştırmamalı; özellikle motorun su almış olma ihtimalinde çekici ve teknik servis desteği almalı.</p>

<p>● Poliçenin tamamını, hasar ihbar numarasını, ekspertiz raporunu ve servis belgelerini muhafaza etmeli.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigorta şirketinin hasarı karşılamaması veya eksik ödeme yapması hâlinde, ret gerekçesi ve poliçe hükümleri incelenerek uyuşmazlığın niteliğine göre Sigorta Tahkim Komisyonu ya da görevli yargı mercileri üzerinden hak aranması değerlendirilebilir.</p>

<p>Şunu da belirtmek gerekir ki, aracın ekonomik tam hasara uğraması durumunda ödenecek bedel de poliçe hükümlerine, sigorta bedeline ve uygulanabilir genel şartlara göre belirlenir.</p>

<p><strong>2. Zorunlu trafik sigortası sel hasarını karşılar mı?</strong></p>

<p>Araç sahiplerinin en sık yanıldığı konulardan biri zorunlu trafik sigortasının kapsamıdır.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 ve 91. maddeleri çerçevesinde zorunlu mali sorumluluk sigortası, motorlu aracın işletilmesinden kaynaklanan hukuki sorumluluğun belirli sınırlar içinde karşılanmasını amaçlar. Temel işlevi, sigortalı aracın işletilmesi nedeniyle üçüncü kişilerin uğradığı zararları teminat altına almaktır.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca yoğun yağış nedeniyle park hâlindeki bir aracın su altında kalması, kural olarak zorunlu trafik sigortasından kendi araç hasarının karşılanmasını sağlamaz.</p>

<p>Bununla birlikte sel sırasında başka bir motorlu aracın çarpması, sürüklenen bir aracın başka bir araca zarar vermesi veya olayda başka bir aracın işleteninin hukuki sorumluluğunu doğurabilecek ayrı bir durumun bulunması hâlinde değerlendirme değişebilir. Burada da zararın gerçekten ilgili aracın işletilmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve illiyet bağı araştırılmalıdır.</p>

<p>Kısacası, zorunlu trafik sigortası ile kasko aynı şey değildir. Sel nedeniyle doğrudan kendi aracında hasar oluşan kişinin öncelikle kasko poliçesini incelemesi; kasko yoksa diğer sorumluluk ihtimallerini araştırması gerekir.</p>

<p><strong>3. Belediye veya kamu idaresinden tazminat istenebilir mi?</strong></p>

<p>Kasko sigortasının bulunmaması, araç sahibinin mutlaka zarara kendisinin katlanacağı anlamına gelmez. Somut olayın koşullarına göre belediyenin veya görevli başka bir kamu idaresinin sorumluluğu da gündeme gelebilir.</p>

<p>Anayasa’nın 125. maddesinde idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. İdarenin hukuki sorumluluğu değerlendirilirken, kamu hizmetinin kuruluşu, işleyişi ve yürütülmesi sırasında bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı önem taşır.</p>

<p>Örneğin;</p>

<p>● Yağmur suyu drenaj sisteminin bakımının gereği gibi yapılmaması,</p>

<p>● Mazgalların veya yağmur suyu kanallarının tıkalı olması ve bu durumun yetkili birimlerce giderilmemesi,</p>

<p>● Bilinen taşkın riski bulunan bir alt geçitte yeterli uyarı veya kapatma tedbirlerinin alınmaması,</p>

<p>● Yol ve altyapı projelerinin bölgenin bilinen riskleri karşısında yetersiz kalması,</p>

<p>● Daha önce tekrarlanan su baskınlarına rağmen gerekli önleyici tedbirlerin alınmaması,</p>

<p>somut olayda hizmet kusuru iddiasını destekleyebilecek olgulardır.</p>

<p>Ancak bu örneklerin hiçbirinin tek başına idarenin sorumluluğunu kesin olarak doğurduğu söylenemez. Yağışın şiddeti, meteorolojik uyarılar, altyapının teknik durumu, olayın gerçekleştiği yer, yetki ve görev dağılımı ile alınan önlemler birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong>Peki hangi kuruma başvurulmalı?</strong></p>

<p>Her su baskınından doğrudan İstanbul Büyükşehir Belediyesini veya ilçe belediyesini sorumlu tutmak doğru değildir. Sorumluluğun belirlenmesinde zararın meydana geldiği yer ve ilgili hizmetin hangi kurumun görev alanında bulunduğu araştırılmalıdır.</p>

<p>Yağmur suyu altyapısı, kanalizasyon, yolun yapımı ve bakımı, alt geçitlerin işletilmesi veya karayolu altyapısı farklı kurumların görev alanlarıyla ilişkili olabilir. Olayın niteliğine göre İBB, ilgili ilçe belediyesi, Karayolları Genel Müdürlüğü veya başka bir kamu idaresi gündeme gelebilir.</p>

<p>Araç sahibi, öncelikle zararın oluştuğu noktayı ve ilgili hizmetten sorumlu idareyi belirlemeli; tereddüt varsa olayın teknik ve idari yönünü araştırmalıdır.</p>

<p><strong>4. İdareye başvuruda hangi yol izlenmeli?</strong></p>

<p>İdarenin hizmet kusuru nedeniyle maddi zarara uğradığını düşünen araç sahibi bakımından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi özellikle önemlidir.</p>

<p>İdari eylemlerden hakları ihlal edilen kişilerin, idari dava açmadan önce ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerekir. Bu başvuruda zararın niteliği, miktarı, olayın oluş biçimi ve tazminat talebi somutlaştırılmalıdır.</p>

<p>İYUK m.13 kapsamında genel kural, zararın ve sorumlu idarenin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulmasıdır. Başvurunun reddedilmesi veya kanuni sürede cevap verilmemesi hâlinde, idari yargıda tam yargı davası açılması gündeme gelir. Somut olayda uygulanacak süre ve dava açma tarihi, başvurunun içeriği ve idarenin cevabı dikkate alınarak ayrıca hesaplanmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle araç sahibinin yalnızca belediyeye telefonla şikâyette bulunması veya bir çağrı merkezi kaydı oluşturmasıyla yetinmemesi gerekir. Tazminat talebinin usulüne uygun biçimde ve gerekli delillerle birlikte ilgili idareye yöneltilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. İdarenin sorumluluğu için hangi deliller gerekir?</strong></p>

<p>Bir yolun su altında kalmış olması, tek başına belediyenin veya başka bir idarenin tazminat ödemesi için yeterli değildir. Araç sahibi hem zararını hem de zararla idarenin hizmeti arasındaki bağlantıyı ortaya koyabilmelidir.</p>

<p>Bu amaçla aşağıdaki deliller önem taşıyabilir:</p>

<p>● Aracın zarar gördüğü yerin açık adresi ve mümkünse koordinatları,</p>

<p>● Olay anına ilişkin fotoğraf ve videolar,</p>

<p>● Bölgedeki su seviyesini, mazgalları ve drenaj koşullarını gösteren görüntüler,</p>

<p>● Meteoroloji uyarıları ve yağış verileri,</p>

<p>● İtfaiye, polis, AFAD veya ilgili belediye ekiplerinin olay kayıtları,</p>

<p>● Tanık beyanları ve varsa çevredeki iş yerlerinin kamera kayıtları,</p>

<p>● Ekspertiz raporu, servis tespitleri, çekici ve onarım faturaları,</p>

<p>● Aracın olay öncesi durumunu ve olay sonrasında oluşan hasarı gösteren kayıtlar,</p>

<p>● Aynı noktada daha önce yaşanan su baskınlarına ilişkin başvuru ve kayıtlar.</p>

<p>Özellikle kamera kayıtları silinmeden önce korunmaları için ilgili işletmelere veya kurumlara başvurulması faydalıdır. Kamu kurumlarından kayıt istenirken tarih, saat ve konum mümkün olduğunca açık belirtilmelidir.</p>

<p><strong>6. Aşırı yağış idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?</strong></p>

<p>Her sel olayının ardından gündeme gelen savunmalardan biri, yağışın olağanüstü şiddette olduğu ve zararın önlenemeyeceğidir. Gerçekten de mücbir sebep değerlendirmesi, idarenin sorumluluğu bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p>Ancak yoğun yağışın gerçekleşmiş olması, tek başına her durumda mücbir sebebin varlığını ve idarenin sorumluluktan kurtulduğunu göstermez.</p>

<p>Değerlendirmede olayın öngörülebilirliği, yağışın şiddeti, mevcut teknik imkânlar, meteorolojik uyarılar ve idarenin makul olarak alabileceği önlemler dikkate alınır. Beklenmeyen ve kaçınılmaz bir doğa olayının zarara neden olması ile önlenebilir altyapı eksikliklerinin zararın büyümesine katkıda bulunması birbirinden farklı durumlardır.</p>

<p>Öte yandan araç sahibinin suyla kaplı ve geçişi tehlikeli bir yola bilerek girmesi, uyarılara rağmen ilerlemesi veya aracı güvenli olmayan bir noktada kullanması da olayın koşullarına göre zararın meydana gelmesinde ya da artmasında etkili olabilir.</p>

<p>Bu sebeple ne “Yağmur çok yağdı, idarenin hiçbir sorumluluğu yoktur” ne de “Araç selde kaldıysa belediye mutlaka öder” şeklinde kesin bir sonuca varılmalıdır.</p>

<p><strong>7. Kaskosu olmayan araç sahipleri ne yapmalı</strong>?</p>

<p>Kasko teminatı bulunmayan araç sahipleri açısından da hukuki imkânlar tamamen ortadan kalkmış değildir. Öncelikle zararın üçüncü bir kişinin hukuki sorumluluğundan veya bir kamu hizmetinin kusurlu yürütülmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılmalıdır.</p>

<p>Bununla birlikte idarenin sorumluluğu kanıtlanamazsa veya olayda tazminat yükümlülüğü doğuran başka bir kişi ya da kurum bulunmazsa, araç sahibinin zararını karşılatabileceği bir muhatap olmayabilir.</p>

<p>Araç sahibinin bu nedenle ilk günlerden itibaren delil toplaması, hasarı teknik olarak tespit ettirmesi ve doğru hukuki başvuru yolunu belirlemesi büyük önem taşır.</p>

<p><strong>8. Araç sahipleri için adım adım yol haritası</strong></p>

<p>Birinci adım: Aracı güvenli bir yere çektirin. Su almış motoru çalıştırmayın ve güvenlik risklerini önceliklendirin.</p>

<p>İkinci adım: Hasarı fotoğraf ve videolarla belgeleyin; konum, tarih ve saat bilgilerini kaydedin.</p>

<p>Üçüncü adım: Kasko poliçenizi kontrol edin ve sigorta şirketine gecikmeden hasar ihbarı yapın.</p>

<p>Dördüncü adım: Ekspertiz raporunu, servis tespitini, çekici ücretlerini ve diğer masraflara ilişkin belgeleri saklayın.</p>

<p>Beşinci adım: Kasko yoksa veya zarar tamamen karşılanmıyorsa, olay yerindeki altyapıyı ve sorumlu olabilecek idareyi araştırın. Gerekirse hukuki destek alın.</p>

<p>Altıncı adım: İdarenin hizmet kusuruna ilişkin somut emareler varsa, ilgili idareye usulüne uygun tazminat başvurusu yapın ve dava sürelerini takip edin.</p>

<p>Yedinci adım: Sigorta şirketiyle idareye karşı başvuru yollarının birbirinden farklı olduğunu unutmayın. Aynı zarar için birden fazla hukuki yolun gündeme gelmesi mümkün olsa da mükerrer tazminat alınamaz; yapılan ödemeler ve varsa rücu hakları birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong>Sonuç: Selin zararı kadar, zararın hukuki sebebi de önemlidir</strong></p>

<p>İstanbul’da yaşanan sağanak ve su baskınları, araç sahiplerinin yalnızca maddi kayıplarını değil, haklarını hangi yoldan arayacaklarını da gündeme getirmiştir.</p>

<p>Kaskosu bulunan araç sahipleri öncelikle poliçe kapsamını ve hasar ihbar sürecini incelemeli; zorunlu trafik sigortasının kendi araçlarında meydana gelen sel hasarını genel olarak karşılamadığı bilinmelidir. Kaskosu bulunmayan araç sahipleri ise olayın koşullarına göre üçüncü kişilerin sorumluluğunu veya ilgili kamu idaresinin hizmet kusurunu araştırmalıdır.</p>

<p>Bir zararın tazmin edilebilmesi için yalnızca zararın meydana gelmiş olması yeterli değildir. Zararın hukuki sebebinin ortaya konulması, uygun başvuru yolunun seçilmesi ve iddiaların delillerle desteklenmesi gerekir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki hukuki hakların korunmasında en önemli unsur, doğru hukuki yolun zamanında ve usulüne uygun biçimde kullanılmasıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Emrah GOLGİYAZ"><img alt="Av. Emrah GOLGİYAZ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Emrah GOLGİYAZ">Av. Emrah GOLGİYAZ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-selde-zarar-goren-araclarin-hukuki-durumu-arac-sahipleri-zararlarini-kimden-ve-nasil-tahsil-edebilir-1</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/10/1200xauto-10-1100x650.webp" type="image/jpeg" length="90185"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sel ve Su Baskını Nedeniyle Araçlarda Meydana Gelen Zararlardan İdarenin ve Sigorta Şirketlerinin Hukuki Sorumluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sel-ve-su-baskini-nedeniyle-araclarda-meydana-gelen-zararlardan-idarenin-ve-sigorta-sirketlerinin-hukuki-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sel-ve-su-baskini-nedeniyle-araclarda-meydana-gelen-zararlardan-idarenin-ve-sigorta-sirketlerinin-hukuki-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giriş

Sel ve su baskınları, Türkiye'de özellikle yoğun yağışların yaşandığı dönemlerde önemli can ve mal kayıplarına yol açan doğal afetler arasında yer almaktadır. Plansız kentleşme, yetersiz altyapı sistemleri, dere yataklarına yapılan müdahaleler, yağmur suyu tahliye kanallarının kapasite yete...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Sel ve su baskınları, Türkiye'de özellikle yoğun yağışların yaşandığı dönemlerde önemli can ve mal kayıplarına yol açan doğal afetler arasında yer almaktadır. Plansız kentleşme, yetersiz altyapı sistemleri, dere yataklarına yapılan müdahaleler, yağmur suyu tahliye kanallarının kapasite yetersizliği ve gerekli koruyucu tedbirlerin alınmaması, bu olayların meydana getirdiği zararların artmasına neden olmaktadır.</p>

<p>Özellikle şehir merkezlerinde meydana gelen su baskınları sonucunda park halindeki veya seyir halindeki araçların sular altında kalması, motor ve elektronik sistemlerinin zarar görmesi, araçların kullanılamaz hale gelmesi ve ekonomik değerlerini kaybetmesi sıklıkla karşılaşılan sorunlardandır.</p>

<p></p>

<p>Bu zararların giderilmesi bakımından başlıca iki hukuki sorumluluk rejimi gündeme gelmektedir. Bunlardan ilki, kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya gereği gibi işlememesi nedeniyle idarenin hizmet kusurundan doğan sorumluluğudur. İkincisi ise kasko sigortası kapsamında sigorta şirketinin sözleşmeden doğan tazminat yükümlülüğüdür.</p>

<p>Bununla birlikte sel nedeniyle zarar gören aracın kasko sigortasının bulunmaması, araç sahibinin tazminat talep etme hakkını ortadan kaldırmaz. Zararın meydana gelmesinde belediyenin veya ilgili kamu idaresinin altyapı hizmetlerini gereği gibi yerine getirmemesinin etkili olması halinde idarenin mali sorumluluğu gündeme gelebilir.</p>

<p></p>

<p>Diğer taraftan kasko sigortası bulunan araçlarda da sigorta şirketinin sorumluluğunun kapsamı tartışma konusu olabilmektedir. Özellikle sel sularının aracın motoruna girmesi nedeniyle meydana gelen mekanik hasarlar, onarım sırasında ortaya çıkan ilave zararlar, katma değer vergisi ve aracın ikinci el piyasa değerindeki azalma bakımından farklı hukuki değerlendirmeler yapılmaktadır.</p>

<p>Nitekim Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararlarında, sel nedeniyle meydana gelen motor hasarlarının sigorta teminatı kapsamında değerlendirilmesi, sigortalının ihbar yükümlülüğü, onarımın gecikmesinden doğan zararlar ve araç değer kaybının sigorta sözleşmesindeki konumu ayrı ayrı ele alınmıştır.</p>

<p>İdarenin doğal afetlerden kaynaklanan sorumluluğu bakımından ise temel mesele, sel olayının mücbir sebep niteliğinde olup olmadığı ve zararın oluşumunda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p></p>

<p>Gürsel tarafından kaleme alınan İdarenin Doğal Afetler Neticesinde Meydana Gelen Zararlardan Sorumluluğu başlıklı çalışmada, idarenin afet öncesinde zararları önlemeye yönelik tedbirler alma ve afet sonrasında gerekli kamu hizmetlerini yürütme yükümlülüğünün bulunduğu, bu hizmetlerin aksaması halinde idarenin tazminat sorumluluğunun doğabileceği ifade edilmiştir.<strong>[1]</strong></p>

<p></p>

<p>Bu makalede sel ve su baskınlarının hukuki niteliği, idarenin hizmet kusurundan doğan sorumluluğu, taşkınları önlemeye ilişkin kanuni yükümlülükler, mücbir sebep ve illiyet bağı, kasko sigortasının kapsamı, araçlarda meydana gelen değer kaybı, onarım ve kurtarma giderleri, başvuru usulleri, görevli yargı mercii ve ilgili yargı kararları ayrıntılı olarak incelenecektir.</p>

<p></p>

<p><strong>Sel ve Su Baskınının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Sel, yoğun yağış, kar erimesi, akarsu taşması veya su birikmesi gibi nedenlerle suyun olağan sınırlarının dışına çıkarak çevresindeki alanları kaplaması ve zarar meydana getirmesidir.</p>

<p></p>

<p>Su baskını ise bir alanın su altında kalmasını ifade etmekte olup doğal sebeplerin yanında altyapı eksiklikleri, drenaj sistemlerinin çalışmaması, kanalizasyon hatlarının tıkanması veya insan müdahaleleri sonucunda da meydana gelebilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Sel ve su baskınlarının meydana gelmesinde yalnızca meteorolojik olaylar etkili olmamaktadır. Topografik yapı, toprak özellikleri, bitki örtüsü, yapılaşma biçimi ve insan faaliyetleri de bu olayların oluşumunda veya meydana getirdikleri zararların artmasında belirleyici olabilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Bayraktar ve Sahtıyancı tarafından hazırlanan 17-18 Temmuz 2019 Akçakoca ve Cumayeri (Düzce) Sel Felaketi Sonuçları ve Müdahale Çalışmaları başlıklı araştırmada, sel olaylarının oluşumunda yoğun yağışın yanında plansız yapılaşma, ormanlık alanlardan taşınan malzemelerin akarsu kapasitesini etkilemesi ve yerleşim alanlarının konumunun da önem taşıdığı ortaya konulmuştur.<strong>[2]</strong></p>

<p></p>

<p>Bu nedenle selin doğal bir olay olması ile meydana gelen zararın hukuki açıdan kaçınılmaz olması birbirinden ayrılmalıdır. Örneğin yoğun yağış nedeniyle bir dere yatağının taşması doğal bir olay olarak değerlendirilebilir. Ancak dere yatağının daraltılması, gerekli ıslah çalışmalarının yapılmaması veya taşkın riski bilinen bölgelerde koruyucu tedbirlerin alınmaması nedeniyle zararın ağırlaşması halinde idarenin sorumluluğu ayrıca incelenmelidir.</p>

<p></p>

<p>Benzer şekilde şehir içindeki bir alt geçidin suyla dolması sonucunda araçların zarar görmesi halinde yalnızca yağış miktarının belirlenmesi yeterli olmayacaktır. Alt geçidin drenaj kapasitesi, tahliye pompalarının çalışma durumu, bakım kayıtları, meteorolojik uyarılar ve trafik güvenliği tedbirleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Dolayısıyla sel nedeniyle meydana gelen araç zararlarının hukuki niteliği belirlenirken olayın oluşum sebepleri ile zararın önlenebilirliği arasında bağlantı kurulmalıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>İdarenin Hukuki Sorumluluğunun Anayasal Dayanağı</strong></p>

<p>İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararları giderme yükümlülüğü, hukuk devleti ilkesinin ve idarenin mali sorumluluğunun temel sonuçlarından biridir.</p>

<p></p>

<p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI</strong></p>

<p>Madde 125 –</p>

<p>İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.</p>

<p>Aynı maddenin son fıkrasında:</p>

<p>"İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."</p>

<p>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p></p>

<p>Anayasa'nın 125. maddesi, idarenin kamu gücünü kullanırken veya kamu hizmetlerini yürütürken kişilere verdiği zararların tazmin edilmesinin anayasal dayanağını oluşturmaktadır.</p>

<p></p>

<p>İdarenin sorumluluğu, kusurlu sorumluluk ve kusursuz sorumluluk olmak üzere iki temel başlık altında incelenmektedir. Kusurlu sorumlulukta kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya işleyişinde meydana gelen aksaklıklar esas alınırken kusursuz sorumlulukta belirli şartların varlığı halinde hizmet kusuru bulunmasa dahi idarenin tazminat yükümlülüğü gündeme gelebilmektedir. Sel ve su baskınlarından doğan zararlar bakımından öncelikle idarenin hizmet kusuru incelenmektedir. Bununla birlikte somut olayın özelliklerine göre kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı da değerlendirilebilir.</p>

<p></p>

<p>Gürsel, idarenin doğal afetlerden kaynaklanan sorumluluğunun belirlenmesinde idari davranışın, zararın ve illiyet bağının varlığının araştırılması gerektiğini; afetin mücbir sebep niteliğinin ise sorumluluğun sınırlarının belirlenmesinde önem taşıdığını ifade etmektedir.<strong>[3]</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Hizmet Kusuru ve Sel Nedeniyle Meydana Gelen Zararlar</strong></p>

<p>Hizmet kusuru, kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya işleyişinde meydana gelen aksaklıklar sonucunda kişilerin zarara uğraması halinde idarenin sorumluluğunu doğuran hukuki sebeptir.</p>

<p></p>

<p><strong>İdare hukukunda hizmet kusuru genel olarak üç şekilde ortaya çıkmaktadır:</strong></p>

<p><strong>Kamu hizmetinin hiç işlememesi.</strong></p>

<p><strong>Kamu hizmetinin geç işlemesi.</strong></p>

<p><strong>Kamu hizmetinin kötü veya gereği gibi işlememesi.</strong></p>

<p></p>

<p>Sel ve su baskınları bakımından bu üç durumun da gerçekleşmesi mümkündür.</p>

<p>Örneğin, taşkın riski bulunan bir bölgede gerekli yağmur suyu tahliye sisteminin hiç kurulmamış olması kamu hizmetinin hiç işlememesi kapsamında değerlendirilebilir. Mevcut altyapı eksikliklerinin ilgili idare tarafından bilinmesine rağmen uzun süre giderilmemesi kamu hizmetinin geç işlemesi bakımından önem taşıyabilir. Yağmur suyu tahliye sisteminin teknik gerekliliklere aykırı biçimde yapılması, kapasitesinin yetersiz olması veya bakımının gerçekleştirilmemesi ise hizmetin gereği gibi işlememesi kapsamında incelenebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Bu çerçevede hizmet kusuruna neden olabilecek başlıca durumlar şunlardır:</strong></p>

<p>-Yağmur suyu tahliye sistemlerinin yetersiz kapasitede kurulması.</p>

<p>-Rögar ve kanalizasyon hatlarının bakımının yapılmaması.</p>

<p>-Dere yataklarının daraltılması veya gerekli ıslah çalışmalarının gerçekleştirilmemesi.</p>

<p>-Alt geçitlerde su tahliye sistemlerinin çalışmaması.</p>

<p>-Daha önce su baskını yaşanan bölgelerde gerekli önlemlerin alınmaması.</p>

<p>-Sel tehlikesi bulunan yolların trafiğe kapatılmaması.</p>

<p>-Meteorolojik uyarılara rağmen gerekli koruyucu tedbirlerin uygulanmaması.</p>

<p>-Taşkın riski bulunan alanlarda gerekli planlama ve denetim faaliyetlerinin yürütülmemesi.</p>

<p></p>

<p>Ancak hizmet kusurunun varlığı değerlendirilirken idarenin görev alanı, teknik imkanları, olayın öngörülebilirliği ve alınabilecek tedbirlerin niteliği dikkate alınmalıdır. Her altyapı eksikliği tek başına tazminat sorumluluğu doğurmaz. Eksiklik ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.</p>

<p></p>

<p><strong>Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu</strong></p>

<p>Sel ve su baskınlarına karşı alınacak önlemler bakımından özel düzenlemelerden biri 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu'dur.</p>

<p></p>

<p>Bu Kanun, taşkın tehlikesi bulunan alanların belirlenmesi, suyun akışını engelleyen yapı ve tesislere müdahale edilmesi, taşkın tehlikesinin bildirilmesi ve koruma çalışmalarının yürütülmesine ilişkin hükümler içermektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>4373 SAYILI TAŞKIN SULARA VE SU BASKINLARINA KARŞI KORUNMA KANUNU</strong></p>

<p>Madde 1 –</p>

<p>"Yüksek seviye gösteren umumî ve hususi, kapalı veya akar suların taşmasiyle su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek olan sahaların sınırları Cumhurbaşkanı kararı ile tesbit ve ilân edilir."</p>

<p></p>

<p>Bu düzenleme, taşkın riski bulunan sahaların önceden belirlenmesine ilişkin kanuni bir mekanizma öngörmektedir.</p>

<p></p>

<p>Kanun'un 2. maddesinde, belirlenen taşkın sahalarında suyun akışını engelleyen bina, tesis ve diğer engeller hakkında uygulanacak işlemler düzenlenmiştir.</p>

<p></p>

<p>Kanun'un 3. maddesinde ise belirlenen alanlarda izinsiz tesisat, inşaat ve tadilat yapılması ile ağaç dikilmesine ilişkin yasaklar ve müdahale usulleri yer almaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>4373 SAYILI KANUN</strong></p>

<p>Madde 4 –</p>

<p>"Daimî bakıma tabi olsun olmasın kenar ve setlerin taşkın sularla yıkılma tehlikesine veya halkın su afetine maruz bulunduğunu görenler, bunu derhal mahallin Su İşleri Nafia Müdür ve teşkilâtına veya en yakın muhtarlara, jandarma dairelerine veyahut mülkiye âmirlerine haber vermeğe mecburdurlar."</p>

<p></p>

<p>Kanun'un 5. maddesinde ise tehlikenin aşağı bölgelere yayılması ihtimalinde bu bölgelere de en hızlı şekilde haber verilmesi öngörülmüştür.</p>

<p></p>

<p>Bu hükümler, taşkınlarla mücadelede yalnızca afet meydana geldikten sonra müdahale edilmesini değil, tehlikenin tespit edilmesi, bildirilmesi ve yayılmasının önlenmesi amacıyla koruyucu tedbirler alınmasını da kapsamaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte 4373 sayılı Kanun, sel nedeniyle zarar gören her araç sahibi lehine doğrudan ve koşulsuz bir tazminat hakkı tanıyan genel bir düzenleme niteliğinde değildir.</p>

<p></p>

<p>Kanun'daki yükümlülüklerin ihlal edilmesi, ilgili idarenin görev ve yetkileriyle bağlantılı olmak ve zarar ile illiyet bağı kurulmak şartıyla hizmet kusurunun belirlenmesinde dikkate alınabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Belediyelerin ve Diğer Kamu İdarelerinin Sorumluluğu</strong></p>

<p>Sel ve su baskınlarının önlenmesine ilişkin kamu hizmetleri tek bir idarenin görev alanıyla sınırlı olmayabilir. Belediyeler, büyükşehir belediyeleri, su ve kanalizasyon idareleri, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve diğer ilgili kamu kurumları, mevzuatla kendilerine verilen görevler çerçevesinde sorumluluk taşıyabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU</strong></p>

<p>Madde 14 –</p>

<p>Belediye, mahalli müşterek nitelikte olmak şartıyla imar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel altyapı hizmetlerini yapar veya yaptırır.</p>

<p></p>

<p>Bu düzenleme, belediyelerin altyapı hizmetlerine ilişkin temel görevlerini ortaya koymaktadır. Büyükşehir belediyelerinde ise 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve ilgili su ve kanalizasyon idaresinin kuruluş mevzuatı ayrıca dikkate alınmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Örneğin bir alt geçitte meydana gelen su baskını nedeniyle araçların zarar görmesi halinde alt geçidin hangi idarenin sorumluluğunda bulunduğu, su tahliye sisteminin bakım ve işletmesinin hangi kuruma ait olduğu ve ilgili idarelerin görevlerini yerine getirip getirmediği araştırılmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Aynı şekilde dere taşması nedeniyle araçların zarar görmesi halinde dere yatağının ıslahı, taşkın koruma tesisleri ve ilgili altyapı hizmetlerinin hangi kamu kurumunun sorumluluğunda olduğu belirlenmelidir.</p>

<p></p>

<p>Dolayısıyla yalnızca olayın belediye sınırları içerisinde gerçekleşmiş olması, meydana gelen bütün zararlardan doğrudan belediyenin sorumlu tutulması için yeterli değildir.</p>

<p>Sorumlu idarenin belirlenmesinde ilgili hizmetin niteliği, mevzuattaki görev dağılımı ve zararın meydana gelmesine neden olan eylem veya ihmal esas alınmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Mücbir Sebep ve İdarenin Sorumluluğuna Etkisi</p>

<p>Sel nedeniyle meydana gelen zararların tazmini bakımından en önemli hukuki tartışmalardan biri, olayın mücbir sebep niteliği taşıyıp taşımadığıdır.</p>

<p>Mücbir sebep, genel olarak sorumlunun faaliyet alanı dışında meydana gelen, öngörülemeyen ve gerekli bütün tedbirlere rağmen önlenemeyen olağanüstü olayları ifade etmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>Mücbir sebebin temel unsurları şunlardır:</strong></p>

<p><strong>Dışsallık.</strong></p>

<p><strong>Öngörülemezlik.</strong></p>

<p><strong>Önlenemezlik veya kaçınılmazlık.</strong></p>

<p></p>

<p>Bu unsurların somut olayda gerçekleşmesi halinde mücbir sebep, idarenin eylem veya ihmali ile zarar arasındaki illiyet bağını kesebilir. Ancak selin doğal afet olarak nitelendirilmesi, her durumda mücbir sebep kabul edilmesini gerektirmez.</p>

<p></p>

<p>Özellikle geçmiş yıllarda aynı bölgede benzer su baskınlarının yaşanmış olması, ilgili kurumlara şikayetlerde bulunulması, meteorolojik uyarıların mevcut olması veya teknik imkanlarla zararın önlenebilir nitelikte bulunması, mücbir sebep savunmasının değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Gürsel'in çalışmasında da doğal afetlerin belirli koşullarda mücbir sebep niteliği taşıyabileceği, ancak idarenin afet öncesi ve sonrasındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesinin hizmet kusuruna dayalı sorumluluk doğurabileceği belirtilmiştir.<strong>[4]</strong></p>

<p></p>

<p>Bu nedenle selin meydana gelmesinin önlenememesi ile sel nedeniyle oluşan zararın azaltılmasının mümkün olup olmaması ayrı ayrı incelenmelidir. Örneğin olağanüstü yağışın tamamen engellenmesi mümkün olmasa dahi taşkın riski bilinen bir alt geçidin zamanında trafiğe kapatılması veya gerekli uyarıların yapılmasıyla araçların zarar görmesi önlenebilecek olabilir. Bu durumda selin doğa olayı niteliği, idarenin yerine getirmediği koruyucu yükümlülükler bakımından sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.</p>

<p></p>

<p><strong>İdarenin Sorumluluğunun Şartları</strong></p>

<p>Sel ve su baskınlarından kaynaklanan araç zararlarında idarenin sorumluluğunun doğabilmesi için belirli koşulların gerçekleşmesi gerekir.</p>

<p></p>

<p>Bunlar genel olarak:</p>

<p>İdareye isnat edilebilir bir eylem veya ihmalin bulunması.</p>

<p>Hukuken tazmin edilebilir bir zararın meydana gelmesi.</p>

<p>İdari davranış ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması.</p>

<p>Hizmet kusuruna dayalı sorumlulukta kamu hizmetinin kuruluşunda veya işleyişinde kusur bulunması.</p>

<p>Sorumluluğu ortadan kaldıran veya azaltan nedenlerin değerlendirilmesi.</p>

<p>şeklinde sıralanabilir.</p>

<p></p>

<p>İdari davranış, yalnızca idarenin aktif olarak gerçekleştirdiği işlemlerden ibaret olmayıp yerine getirmesi gereken bir yükümlülüğü ihmal etmesi şeklinde de ortaya çıkabilir. Zararın ise gerçek, belirlenebilir ve hukuken tazmin edilebilir nitelikte olması gerekir. Örneğin sel nedeniyle aracın motorunun zarar görmesi, elektronik sistemlerinin bozulması veya aracın ekonomik olarak onarılamaz hale gelmesi maddi zarar niteliğindedir.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte zarar gören kişinin davranışları da sorumluluğun belirlenmesinde etkili olabilir. Sürücünün açıkça tehlikeli olduğu belirtilen ve trafiğe kapatılmış bir yola uyarılara rağmen girmesi halinde müterafik kusur gündeme gelebilir. Buna karşılık park edilmesine izin verilen bir alanda bulunan aracın, gerekli altyapı tedbirlerinin alınmaması nedeniyle zarar görmesi halinde sorumluluk farklı şekilde değerlendirilebilir.</p>

<p></p>

<p>İdarenin sorumluluğuna ilişkin öğretide, doğal olayların öngörülebilirliği ve önlenebilirliği kadar zararın meydana gelmesinde insan faaliyetlerinin etkisinin de araştırılması gerektiği kabul edilmektedir. Çoban Atik'in doğal oluşumlardan kaynaklanan zararlar üzerine yaptığı inceleme, bu unsurların idarenin sorumluluğunun belirlenmesindeki önemini ortaya koymaktadır.<strong>[5]</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Kasko Sigortası Bulunmayan Araç Sahiplerinin Tazminat Hakkı</strong></p>

<p>Sel nedeniyle aracı zarar gören kişilerin kasko sigortasının bulunmaması, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan zararlarının tazminini talep etmelerine engel oluşturmaz.</p>

<p></p>

<p>Kasko sigortası, sigorta ettiren ile sigortacı arasında kurulan sözleşmesel bir ilişkiye dayanırken idarenin hizmet kusurundan doğan sorumluluğu kamu hukuku hükümlerine dayanmaktadır. Dolayısıyla kasko sigortasının bulunmaması ile idarenin tazminat sorumluluğunun doğup doğmaması birbirinden ayrı hukuki meselelerdir.</p>

<p></p>

<p>Örneğin belediyenin veya ilgili altyapı idaresinin sorumluluğunda bulunan yağmur suyu tahliye sisteminin tıkanması nedeniyle caddeyi su basması ve park halindeki araçların zarar görmesi halinde, idarenin hizmet kusuru bakımından sorumluluğu araştırılabilir. Bu durumda araç sahibi, zararının meydana gelmesine neden olan kamu hizmetindeki eksikliği ve bu eksiklik ile zarar arasındaki bağlantıyı ortaya koyarak ilgili idareye başvurabilir.</p>

<p></p>

<p>Ancak yalnızca sel meydana gelmiş olması veya aracın su altında kalması, idarenin tazminat sorumluluğunun kabulü için yeterli değildir.</p>

<p>Zararın idareye isnat edilebilir bir eylem veya ihmalden kaynaklandığının belirlenmesi gerekir. Bu nedenle kaskosu bulunmayan araç sahipleri bakımından olay yerindeki altyapı koşullarının, meteorolojik verilerin, önceki su baskınlarının ve ilgili idarenin bakım kayıtlarının araştırılması önem taşımaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>Kasko Sigortasının Hukuki Niteliği ve Sel Teminatı</strong></p>

<p>Kasko sigortası, motorlu kara taşıtlarında meydana gelebilecek ve sigorta sözleşmesi kapsamında güvence altına alınmış zararların karşılanmasını amaçlayan bir mal sigortası türüdür.</p>

<p></p>

<p>Kasko sigortasının kapsamı, Türk Ticaret Kanunu, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları ve taraflar arasında düzenlenen poliçe hükümlerine göre belirlenmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU</strong></p>

<p>Madde 1429 –</p>

<p>Sigortacı, aksine sözleşme yoksa sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür.</p>

<p></p>

<p>Aynı maddede, sigorta ettirenin, sigortalının ve ilgili kişilerin rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep olmaları halinde sigortacının sorumluluğuna ilişkin istisnalar düzenlenmiştir. Sel ve su baskını nedeniyle meydana gelen zararlar bakımından poliçenin teminat kapsamı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Özellikle sel sularının aracın motoruna girmesi sonucunda piston, silindir, biyel, motor bloğu ve elektronik sistemlerde meydana gelen zararların teminat kapsamında bulunup bulunmadığı, uyuşmazlıkların önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bu noktada zararın gerçekten sel nedeniyle meydana gelip gelmediğinin belirlenmesi gerekir. Sigorta şirketi tarafından hasarın mekanik arızadan veya sürücü hatasından kaynaklandığının ileri sürülmesi halinde, zararın oluşum mekanizmasının teknik incelemeyle ortaya konulması önem taşımaktadır.</p>

<p></p>

<p>Sel Nedeniyle Meydana Gelen Motor Hasarlarının Sigorta Teminatı Kapsamında Değerlendirilmesi</p>

<p></p>

<p>Sel sularının aracın motoruna girmesi sonucunda meydana gelen zararların sigorta teminatı kapsamında bulunup bulunmadığı, yargı kararlarına konu olmuştur.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli kararında</i></strong><i>, sel sularına maruz kalan aracın motor silindirine su girmesi nedeniyle meydana gelen hasarın kasko sigortası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.</i></p>

<p><i>Karara konu olayda, sigortalı araç 02.11.2012 tarihinde sel sularına maruz kalmış, motorunda hasar meydana gelmiş ve sigorta şirketi hasarın mekanik arızadan kaynaklandığını ileri sürerek ödeme yapmayı reddetmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Sigortalı tarafından açılan davada, bilirkişi incelemeleri sonucunda hasarın sel sularından kaynaklandığı belirlenmiş ve ilk derece mahkemesince 13.893,00 TL'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Sigorta şirketinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede, aracın sel sularına maruz kalması sonucunda silindir içerisine su girmesi nedeniyle hasarlandığı, genel şartlarda ve poliçede bu zararın teminat dışında bırakıldığına ilişkin bir hüküm bulunmadığı değerlendirilmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Ayrıca sigortalının rizikoyu usulüne uygun bildirdiği ve gerçeğe aykırı bildirimde bulunarak yükümlülüklerini kasten ihlal ettiğinin ispatlanamadığı belirtilmiştir.</i><i> </i><i>Bu gerekçelerle sigorta şirketinin istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.</i><strong>[6]</strong></p>

<p></p>

<p>Karar, sel nedeniyle meydana gelen motor hasarlarının sırf mekanik nitelikte olmaları nedeniyle teminat dışında bırakılamayacağını göstermektedir. Önemli olan, mekanik hasarın meydana gelmesine neden olan rizikonun poliçe kapsamında bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>Sel Sularına Maruz Kalan Aracın Çalıştırılması ve Sigor</strong>talının Kusuru</p>

<p>Sel nedeniyle zarar gören araçlarda karşılaşılan sorunlardan biri de aracın su baskınından sonra çalıştırılması veya çalıştırılmaya teşebbüs edilmesi sonucunda motor hasarının ağırlaşmasıdır.</p>

<p></p>

<p>Sigorta şirketleri, bu gibi durumlarda hasarın doğrudan sel nedeniyle meydana gelmediğini, sigortalının veya sürücünün davranışları sonucunda oluştuğunu ileri sürebilmektedir. Ancak bu savunmanın kabulü, somut olayın özelliklerine ve sigortalının davranışının hukuki niteliğine bağlıdır.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Yargıtayın 03.03.2008 tarihli kararına konu olayda,</i></strong> <i>park halindeyken sele maruz kalan aracın sürücüsü tarafından çalıştırılmaya çalışılması sonucunda motor bloğunda ve biyellerde hasar meydana gelmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Sigorta şirketi, sürücünün aracı çalıştırmak amacıyla sürekli marşa basmasının hasarı meydana getirdiğini ileri sürerek tazminat talebine karşı çıkmıştır.</i></p>

<p></p>

<p><i>İlk derece mahkemesi, motor bloğu ve biyellerdeki hasarın kullanıcı hatası olarak yorumlanamayacağını, böyle bir durumla karşılaşan sürücülerin nasıl hareket etmeleri gerektiğini bilemeyebileceklerini ve hasarın kasten meydana getirildiğinin sabit olmadığını değerlendirerek davayı kısmen kabul etmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Yargıtay, sigorta şirketinin temyiz itirazlarını reddetmiş ve hasarın teminat kapsamında değerlendirilmesine ilişkin yaklaşımı yerinde bulmuştur.</i><strong>[7]</strong></p>

<p></p>

<p>Bu karar, sel nedeniyle aracın çalıştırılmaya çalışılmasının her durumda sigorta teminatını ortadan kaldırmayacağını göstermektedir. Bununla birlikte sigortalının zararı önleme ve azaltma yükümlülükleri ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Özellikle sel sularına maruz kalan aracın çalıştırılmaması, mümkünse güvenli biçimde kurtarılması ve çekici yardımıyla servise götürülmesi, zararın ağırlaşmasının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>Sel Nedeniyle Meydana Gelen Hasarlarda Katma Değer Vergisinin Tazmini</strong></p>

<p>Sigorta şirketinin sorumluluğu kapsamında karşılanacak gerçek zararın belirlenmesinde onarım giderleriyle birlikte katma değer vergisinin de değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Yargıtayın 03.03.2008 tarihli kararında bu husus açık biçimde tartışılmıştır.</i></strong><strong><i> </i></strong><i>Karara konu uyuşmazlıkta, sel nedeniyle hasarlanan aracın onarım giderlerinin belirlenmesine ilişkin bilirkişi raporunda ekspertiz raporundaki bedeller esas alınmış, ancak katma değer vergisi hesaba dahil edilmemiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Yargıtay, davacı tarafından sunulan faturalar kapsamında onarım servisine KDV ödendiğinin anlaşılması karşısında, gerçek zarar kapsamında ödenen bu bedelin de sigorta şirketinden talep edilebileceğini kabul etmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Bu nedenle eksik incelemeye dayalı kararın davacı yararına bozulmasına hükmedilmiştir</i>.<strong>[7]</strong></p>

<p></p>

<p>Söz konusu karar, gerçek zararın hesaplanmasında yalnızca yedek parça ve işçilik bedellerinin esas alınmasının her durumda yeterli olmayacağını ortaya koymaktadır. Ancak KDV'nin tazmini bakımından somut olayda giderin gerçekten doğup doğmadığı, sigortalının hukuki ve mali durumu ile poliçe hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Sel Nedeniyle Araçta Meydana Gelen Değer Kaybı</strong></p>

<p>Sel ve su baskını sonucunda hasarlanan araçların onarılması, aracın ekonomik değerinin her durumda tamamen eski haline dönmesini sağlamayabilir. Özellikle motorun tamamen değiştirilmesi, elektronik sistemlerin zarar görmesi veya aracın ağır su baskınına maruz kaldığının hasar kayıtlarında yer alması, ikinci el piyasa değerini etkileyebilir. Bu durumda araç sahibinin uğradığı değer kaybının hangi kişi veya kurumdan talep edilebileceği önem kazanmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Değer kaybı, aracın hasar öncesindeki piyasa değeri ile gerekli onarımın yapılmasından sonraki piyasa değeri arasındaki fark olarak ifade edilebilir.</p>

<p>Ancak araçta meydana gelen değer kaybının varlığı ile bu kaybın kasko sigortası kapsamında karşılanması birbirinden ayrı meselelerdir.</p>

<p></p>

<p><strong>Kasko Sigortasında Değer Kaybının Teminat Kapsamı</strong></p>

<p><strong><i>Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 21.02.2019 tarihli kararında,</i></strong><i> sel nedeniyle motoru hasarlanan araçta meydana gelen değer kaybının kasko sigortası kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı değerlendirilmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Karara konu olayda, sel sularının aracın pistonlarına girmesi sonucunda motor hasarı meydana gelmiş ve sigorta şirketi tarafından 42.719,17 TL tutarında onarım gideri karşılanmıştır.</i></p>

<p></p>

<p><i>Bununla birlikte araç sahibi, motorun değiştirilmesi nedeniyle aracın ikinci el piyasa değerinin düştüğünü ileri sürerek 35.000,00 TL değer kaybının tahsilini talep etmiştir.</i></p>

<p><i>Bilirkişi raporunda aracın olay öncesindeki rayiç değerinin 200.000,00 TL, onarım sonrasındaki değerinin ise 165.000,00 TL olduğu belirlenmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>İlk derece mahkemesi, kasko sigortasının bir mal sigortası olduğunu, hasar nedeniyle meydana gelen değer kaybının poliçede açıkça güvence altına alınmadıkça kasko teminatı kapsamında bulunmadığını belirterek davayı reddetmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Bölge adliye mahkemesi de poliçede ayrıca değer kaybı klozunun bulunmadığını dikkate alarak ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmuş ve istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir</i>.<strong>[8]</strong></p>

<p></p>

<p>Karar, sel nedeniyle meydana gelen araç değer kaybının kasko sigortasından talep edilebilmesi bakımından poliçede açık bir teminat bulunmasının önemini ortaya koymaktadır. Ancak bu kararın sigorta sözleşmesinden doğan sorumluluğa ilişkin olduğu unutulmamalıdır.</p>

<p></p>

<p>Araçta meydana gelen değer kaybının kasko sigortası kapsamında bulunmaması, zararın meydana gelmesinden hukuken sorumlu olan başka bir kişiye veya idareye karşı tazminat talep edilmesini kendiliğinden engellemez. Dolayısıyla idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ve değer kaybının bu kusurla bağlantılı olduğunun ispatlandığı durumlarda, söz konusu zarar kaleminin de tazmini talep edilebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Yetkili Servisin Gecikmesi Nedeniyle Hasarın Artması</strong></p>

<p>Sel nedeniyle zarar gören araçlarda ilk müdahalenin zamanında yapılması, zararın büyümesinin önlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Özellikle motor içerisine su girmesi, metal parçalarda korozyon meydana gelmesi ve elektronik sistemlerin zarar görmesi gibi durumlarda müdahalenin gecikmesi ilave hasarlara yol açabilir.</p>

<p></p>

<p>Bu nedenle araç sahibinin, sigorta şirketinin ve yetkili servisin yükümlülükleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. <strong><i>Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 23.09.2010 tarihli, 2010/1878 E. ve 2010/7181 K. sayılı kararında</i></strong><i>, sel nedeniyle hasarlanan aracın onarımına geç başlanması sonucunda zararın artmasından yetkili servisin sorumlu tutulup tutulamayacağı incelenmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Karara konu olayda sigorta şirketi, sigortalı araçta meydana gelen hasarın giderilmesi amacıyla servise ödeme yapmış, ancak onarımın gecikmesi nedeniyle hasarın arttığını ileri sürerek 8.329,26 TL tutarında tazminat talep etmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, ancak Yargıtay eksik inceleme nedeniyle kararı bozmuştur.</i></p>

<p></p>

<p><i>Yargıtay, servisin eksper talimatı olmadan araca müdahale edip edemeyeceğinin, zamanında müdahale edilmesi halinde zararın önlenip önlenemeyeceğinin ve hasarın artmasında servisin kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><i>Bu kapsamda iki sigorta hukuku uzmanı ve bir makine mühendisinden oluşan bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınması gerektiğine hükmedilmiştir.</i><strong>[9]</strong></p>

<p></p>

<p>Karar, sel nedeniyle meydana gelen zararın artmasında yetkili servisin kusurunun bulunup bulunmadığının teknik inceleme sonucunda belirlenmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p></p>

<p>Dolayısıyla sel nedeniyle zarar gören araçlarda yalnızca ilk hasarın kaynağı değil, onarım sürecinde meydana gelen ilave zararların hangi kişi veya kurumun davranışından kaynaklandığı da araştırılmalıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>Sel Nedeniyle Talep Edilebilecek Maddi Zarar Kalemleri</strong></p>

<p>Sel ve su baskınları sonucunda araçlarda meydana gelen zararlar yalnızca aracın onarım bedelinden ibaret olmayabilir. Aracın hasar durumu, kullanım amacı, ekonomik değeri ve zararın kapsamına göre farklı maddi zarar kalemleri gündeme gelebilir.</p>

<p></p>

<p>Başlıca zarar kalemleri şunlardır:</p>

<p>Araç onarım bedeli: Motor, elektronik sistemler, kaporta, iç döşeme ve diğer parçaların onarımı için yapılan giderler.</p>

<p>Araç rayiç değerinden kaynaklanan zarar: Aracın ekonomik olarak onarılamaz hale gelmesi durumunda, olay öncesindeki değeri ile varsa hasarlı kalıntı değeri dikkate alınarak belirlenen zarar.</p>

<p>Araç değer kaybı: Onarım yapılmasına rağmen aracın ikinci el piyasa değerinde meydana gelen azalma.</p>

<p>Çekici ve kurtarma giderleri: Aracın sel bölgesinden çıkarılması ve servise götürülmesi için yapılan makul giderler.</p>

<p>Araç mahrumiyeti zararı: Aracın onarım süresince kullanılamaması nedeniyle meydana gelen ve şartları oluşan zarar.</p>

<p>Ticari kazanç kaybı: Ticari amaçla kullanılan aracın faaliyetten uzak kalması nedeniyle ortaya çıkan, ispatlanabilir net kazanç kaybı.</p>

<p>Ekspertiz ve hasar tespit giderleri: Zararın belirlenmesi amacıyla yapılan gerekli ve makul giderler.</p>

<p></p>

<p>Bu zararların tazmini bakımından temel ilke, gerçek zararın karşılanmasıdır. Zarar gören kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmenin belirlenmesi, tazminatın kapsamının saptanması bakımından önem taşımaktadır. Ancak zarar kalemlerinin tamamının her somut olayda tazmin edileceği söylenemez. Talep edilen zararların meydana gelen olayla bağlantılı, ispatlanabilir ve hukuken tazmin edilebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p></p>

<p>Özellikle araç değer kaybı ve kazanç kaybı gibi kalemler bakımından uzman bilirkişi incelemesi önem taşımaktadır. Ayrıca sigorta şirketi tarafından karşılanan tutarların da dikkate alınması gerekir. Zarar gören kişinin aynı zarar nedeniyle birden fazla kişiden mükerrer tazminat elde etmesi mümkün değildir.</p>

<p></p>

<p><strong>Sigortalının Rizikoyu Bildirme ve Zararı Azaltma Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Kasko sigortası kapsamında meydana gelen zararın karşılanabilmesi bakımından sigortalının rizikoyu bildirme ve zararın artmasını önlemeye yönelik yükümlülükleri bulunmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU</strong></p>

<p>Madde 1446 –</p>

<p>Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir.</p>

<p></p>

<p>Bu hüküm, rizikonun gerçekleşmesinden sonra sigorta şirketinin bilgilendirilmesine ilişkin temel yükümlülüğü düzenlemektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları kapsamında rizikonun öğrenilmesinden itibaren en geç beş iş günü içerisinde bildirim yapılması öngörülmektedir.</strong></p>

<p></p>

<p>Bu nedenle sel nedeniyle aracı zarar gören sigortalının, olayın meydana gelmesinden sonra mümkün olan en kısa sürede sigorta şirketine başvurması önem taşımaktadır. Bunun yanında Türk Ticaret Kanunu'nun 1448. maddesi kapsamında sigorta ettirenin zararı önleme, azaltma ve artmasına engel olma yükümlülüğü bulunmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Sel nedeniyle zarar gören araçlarda bu yükümlülük özellikle önemlidir. Aracın su baskınına maruz kalmasından sonra çalıştırılmaya devam edilmesi, motor içerisinde bulunan suyun mekanik hasarı artırmasına neden olabilir.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte sigortalının bu yükümlülükleri ihlal ettiğinin ileri sürülmesi halinde, ihlalin niteliği ve zarara etkisi somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Nitekim Yargıtayın 03.03.2008 tarihli kararında, sel nedeniyle zarar gören aracın çalıştırılmaya çalışılması sonucunda meydana gelen motor hasarının, somut olayın koşulları çerçevesinde sigorta teminatı kapsamında bulunduğu kabul edilmiştir.<strong>[</strong><strong>10</strong><strong>]</strong></p>

<p></p>

<p>Dolayısıyla sigortalının davranışlarının değerlendirilmesinde kusurun niteliği, zararın oluşum şekli ve poliçe hükümleri birlikte incelenmelidir.</p>

<p></p>

<p>Sel Nedeniyle Araçlarda Meydana Gelen Zararların İspatı</p>

<p>Sel ve su baskını nedeniyle açılan tazminat davalarında ispat, uyuşmazlığın sonucunu doğrudan etkileyen temel meselelerden biridir. Zarar gören kişinin öncelikle aracının zarar gördüğünü, zararın kapsamını ve tazminat talebinin dayanağını ortaya koyması gerekir.</p>

<p></p>

<p>İdarenin hizmet kusuruna dayanılan uyuşmazlıklarda, meydana gelen zarar ile idarenin yerine getirmediği yükümlülük arasındaki illiyet bağının belirlenmesi önem taşımaktadır. Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ise rizikonun gerçekleşmesi, zararın kapsamı ve poliçe teminatının içeriği incelenmelidir.</p>

<p></p>

<p>Bu kapsamda başlıca deliller şunlardır:</p>

<p>Sel ve su baskınına ilişkin fotoğraf ve video kayıtları.</p>

<p>Olay yerindeki güvenlik kamerası görüntüleri.</p>

<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yağış verileri.</p>

<p>AFAD, itfaiye ve kolluk tutanakları.</p>

<p>Araç hasar tespit ve ekspertiz raporları.</p>

<p>Yetkili servis kayıtları ve onarım faturaları.</p>

<p>Çekici ve kurtarma giderlerine ilişkin belgeler.</p>

<p>Sigorta poliçesi ve hasar dosyası.</p>

<p>Daha önce aynı bölgede yaşanan su baskınlarına ilişkin kayıtlar.</p>

<p>İlgili idarenin altyapı bakım ve onarım kayıtları.</p>

<p>Bilirkişi incelemesi ve keşif.</p>

<p></p>

<p>Özellikle selin meydana geldiği bölgede daha önce benzer olayların yaşanmış olması, idarenin riskten haberdar olup olmadığının belirlenmesinde önem taşıyabilir.</p>

<p></p>

<p>Bu noktada Danıştay 6. Dairesinin 27.06.1957 tarihli, 1956/4241 E. ve 1957/1609 K. sayılı kararına ilişkin olarak doktrinde aktarılan değerlendirme dikkat çekicidir. Anılan kararda, yıllardır yağışlar nedeniyle suların toplandığı ve binaların su baskınlarına maruz kaldığı bir sokakta belediyenin gerekli önlemleri almamasının hizmet kusuru oluşturduğu kabul edilmiştir.<strong>[1</strong><strong>1</strong><strong>]</strong></p>

<p></p>

<p>Bu yaklaşım, sel nedeniyle meydana gelen araç zararlarında da riskin önceden bilinip bilinmediğinin ve ilgili idarenin gerekli önlemleri alıp almadığının araştırılması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>İdareye Başvuru ve Tam Yargı Davası</strong></p>

<p>Sel nedeniyle meydana gelen zararın idarenin kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklandığı durumlarda, uyuşmazlığın niteliğine göre idari yargıda tam yargı davası açılması gündeme gelebilir.</p>

<p></p>

<p>Tam yargı davaları, idarenin eylem ve işlemleri nedeniyle kişisel hakları ihlal edilen bireylerin uğradıkları zararların giderilmesini amaçlamaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>2577 SAYILI İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU</strong></p>

<p>Madde 2/1-b –</p>

<p>İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları.</p>

<p></p>

<p>Bu düzenleme, idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararların idari yargıda tazminine ilişkin temel hukuki dayanaklardan biridir.</p>

<p></p>

<p>Ancak tam yargı davası açılmadan önce, zararın idari eylemden kaynaklandığı durumlarda ilgili idareye başvuru yapılması gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>2577 SAYILI İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU</strong></p>

<p>Madde 13/1 –</p>

<p>İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların, idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.</p>

<p></p>

<p>Bu hüküm uyarınca, idari eylemden kaynaklanan zararlar bakımından kural olarak öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içerisinde ilgili idareye başvurulması gerekir. İdarenin başvuruyu reddetmesi veya otuz gün içerisinde cevap vermemesi halinde, ilgili dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açılabilir.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte uyuşmazlığın bir idari işlemden veya özel kanunla farklı yargı yoluna tabi tutulan bir faaliyetten kaynaklanması halinde uygulanacak usul farklılaşabilir. Bu nedenle sel nedeniyle meydana gelen her araç zararında aynı başvuru usulünün uygulanacağı kabul edilmemelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Sel ve su baskınlarından kaynaklanan zararların tazmini bakımından görevli mahkemenin belirlenmesi, zararın hukuki sebebine göre yapılmalıdır. İdarenin genel kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanan hizmet kusuruna dayalı uyuşmazlıklarda idari yargının görevli olması gündeme gelebilir.</p>

<p></p>

<p>Buna karşılık karayolunun yapımı, bakımı, işletilmesi veya trafik güvenliğine ilişkin sorumluluklardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesi dikkate alınmalıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>2918 SAYILI KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Madde 110 –</p>

<p>İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlar dahil olmak üzere, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür.</p>

<p></p>

<p>Bu nedenle karayolu altyapısından kaynaklanan araç zararları bakımından uyuşmazlığın Karayolları Trafik Kanunu kapsamında bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p></p>

<p>Öte yandan Çoban Atik'in çalışmasında aktarılan Uyuşmazlık Mahkemesinin 05.05.2025 tarihli, 2025/180 E. ve 2025/348 K. sayılı kararında, belediyenin altyapı tesislerindeki hizmet kusurundan kaynaklanan zararın tazminine ilişkin uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğu değerlendirilmiştir.<strong>[1</strong><strong>2</strong><strong>]</strong></p>

<p></p>

<p>Bu karar, altyapı hizmetlerinden kaynaklanan bütün uyuşmazlıkların aynı yargı kolunda görüleceği anlamına gelmemektedir. Görevli yargı merciinin belirlenmesinde olayın gerçekleşme şekli, zarar doğuran faaliyetin niteliği ve uygulanacak özel kanun hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Kasko sigortası sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ise sigorta ilişkisinin niteliğine göre adli yargı görevli olacaktır.</p>

<p>Dolayısıyla sel nedeniyle araçta meydana gelen zararın sigorta şirketinden talep edilmesi ile idarenin hizmet kusuruna dayanılarak tazminat istenmesi, farklı hukuki sebeplere ve yargılama usullerine tabi olabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Yargısal Görünüm</strong></p>

<p>Sel ve su baskınlarından kaynaklanan araç zararlarına ilişkin yargı kararları, tazminat sorumluluğunun kapsamının somut olayın özelliklerine göre belirlendiğini göstermektedir. Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları özellikle sigorta teminatının kapsamı, motor hasarlarının oluşum şekli, araç değer kaybı, sigortalının yükümlülükleri ve onarım sürecinde meydana gelen ilave zararlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. İdari yargı bakımından ise hizmet kusuru, mücbir sebep, zararın öngörülebilirliği ve idarenin gerekli önlemleri alıp almadığı temel değerlendirme ölçütleridir.</p>

<p></p>

<p>Makalede yer verdiğimiz yargı kararları çerçevesinde aşağıdaki hukuki sonuçlara ulaşılmaktadır:</p>

<p></p>

<p>Sel nedeniyle meydana gelen motor hasarları: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli kararında, sel sularının motor silindirine girmesi sonucunda meydana gelen hasarın poliçe kapsamında bulunduğu kabul edilmiş ve sigorta şirketinin istinaf başvurusu reddedilmiştir.</p>

<p>Araç değer kaybı: Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 21.02.2019 tarihli kararında, kasko poliçesinde ayrıca değer kaybı teminatı bulunmaması nedeniyle sigorta şirketinin değer kaybından sorumlu tutulamayacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Motorun çalıştırılması nedeniyle meydana gelen zarar: Yargıtayın 03.03.2008 tarihli kararında, sel sularına maruz kalan aracın çalıştırılmaya çalışılması sonucunda meydana gelen hasarın somut olayda sigorta teminatı kapsamında bulunduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>Onarımın gecikmesi nedeniyle artan zarar: Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 23.09.2010 tarihli, 2010/1878 E. ve 2010/7181 K. sayılı kararında, yetkili servisin geç müdahalesi nedeniyle hasarın artıp artmadığının uzman bilirkişi kurulu tarafından araştırılması gerektiğine hükmedilmiştir.</p>

<p>İdarenin hizmet kusuru: Danıştay 6. Dairesinin 27.06.1957 tarihli, 1956/4241 E. ve 1957/1609 K. sayılı kararında, yıllardır su baskını yaşanan bölgede gerekli önlemlerin alınmamasının belediyeye atfedilebilir hizmet kusuru oluşturduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, sel nedeniyle meydana gelen araç zararlarında tek bir sorumluluk rejiminin bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sigorta şirketinin sözleşmeden doğan sorumluluğu, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan sorumluluğu ve yetkili servisin onarım sürecindeki kusurundan doğabilecek sorumluluğu birbirinden ayrı hukuki temellere dayanmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Sel ve su baskınları nedeniyle araçlarda meydana gelen zararlar, Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğu, sigorta hukuku ve borçlar hukuku bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle yoğun yağışlar sonucunda araçların sular altında kalması, motor ve elektronik sistemlerinin zarar görmesi veya ekonomik değerlerinin azalması halinde zararın hangi kişi veya kurum tarafından karşılanacağı, olayın oluşum şekline ve hukuki sorumluluk şartlarına göre belirlenmelidir.</p>

<p></p>

<p>İdarenin sorumluluğu bakımından temel mesele, meydana gelen zararın kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya gereği gibi işlememesi sonucunda ortaya çıkıp çıkmadığıdır. Yağmur suyu tahliye sistemlerinin yetersizliği, kanalizasyon hatlarının bakımının yapılmaması, dere yataklarının ıslah edilmemesi ve taşkın riski bulunan bölgelerde gerekli tedbirlerin alınmaması, idarenin hizmet kusurunun değerlendirilmesinde önem taşıyan hususlardır.</p>

<p></p>

<p>Selin doğal afet niteliğinde olması, idarenin her durumda sorumluluktan kurtulmasını sağlamaz. Mücbir sebep değerlendirmesinde olayın öngörülebilirliği, önlenebilirliği ve dışsallığı somut olayın koşullarına göre araştırılmalıdır. Bunun yanında kasko sigortası bulunan araçlarda sigorta şirketinin sorumluluğu, poliçenin teminat kapsamına göre belirlenmektedir.</p>

<p></p>

<p>Bu kapsamda Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararlarında sel nedeniyle meydana gelen motor hasarlarının sigorta teminatı kapsamında değerlendirilebileceği, buna karşılık araç değer kaybının poliçede ayrıca güvence altına alınmadığı durumlarda sigorta şirketinden talep edilemeyeceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Ayrıca aracın onarımına geç başlanması sonucunda zararın artması halinde yetkili servisin sorumluluğu da gündeme gelebilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Sonuç olarak sel nedeniyle araçlarda meydana gelen zararların tazmininde, yalnızca zararın varlığının ortaya konulması yeterli olmayıp zararın kaynağı, sorumlu kişi veya kurum, illiyet bağı, sigorta teminatı ve uygulanacak yargılama usulü birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Sel nedeniyle aracı zarar gören kişilerin kasko sigortasının bulunmaması, tazminat talep etme haklarını ortadan kaldırmaz. Altyapı yetersizliği veya gerekli koruyucu tedbirlerin alınmaması nedeniyle meydana gelen zararlarda idarenin hizmet kusurundan doğan sorumluluğu gündeme gelebilir.</p>

<p>Kasko sigortası bulunan araçlarda sel nedeniyle oluşan motor hasarları poliçe kapsamında karşılanabilir. Sigortalının, rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği tarihten itibaren en geç beş iş günü içerisinde durumu sigorta şirketine bildirmesi gerekmektedir. Bu yükümlülük, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları kapsamında düzenlenmiş olup bildirim süresine uyulmamasının hukuki sonuçları somut olayın koşullarına göre değerlendirilir. Araç değer kaybının sigorta şirketinden talep edilebilmesi bakımından ise poliçedeki teminat hükümleri önem taşımaktadır.</p>

<p>Selin mücbir sebep oluşturup oluşturmadığı, her somut olayda öngörülebilirlik ve önlenebilirlik unsurları dikkate alınarak belirlenmelidir.</p>

<p>İdari eylemlerden kaynaklanan zararlarda İYUK m. 13 kapsamında başvuru sürelerine uyulmalı; görevli mahkeme ise uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre tespit edilmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/04/didem-delidolu.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/04/didem-delidolu.jpg" /></a></strong></p>

<p><strong>Av. Didem DELİDOLU</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] Gürsel E, ‘İdarenin Doğal Afetler Neticesinde Meydana Gelen Zararlardan Sorumluluğu’ (2018) 1(2) R&amp;S – Research Studies Anatolia Journal 330-343.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] Bayraktar H ve Sahtıyancı E, ‘17-18 Temmuz 2019 Akçakoca ve Cumayeri (Düzce) Sel Felaketi Sonuçları ve Müdahale Çalışmaları’ (2020) 4(2) Dirençlilik Dergisi 239-255 https://doi.org/10.32569/resilience.755777.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] Gürsel (n 1) 331-333.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[4] Gürsel (n 1) 330-343.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[5] Çoban Atik A, ‘Obrukların Neden Olduğu Zararlarda İdarenin Sorumluluğu Meselesi ve İdarenin Obruk Oluşumunu Önlemeye Yönelik Görevleri’ (2026) 34(2) Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 1205-1269 https://doi.org/10.15337/suhfd1944118.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[6] Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi, 17.04.2018 (Adana 2 Asliye Ticaret Mahkemesi, 2013/74 E, 2017/1011 K, 22.06.2017 tarihli kararın istinaf incelemesi).</span></p>

<p><span style="color:#999999">[7] Yargıtay, 03.03.2008 (Kütahya 1 Asliye Hukuk Mahkemesi, 2004/579 E, 2006/302 K, 20.09.2006 tarihli kararın temyiz incelemesi).</span></p>

<p><span style="color:#999999">[8] Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, 21.02.2019 (2016/66 E, 2017/384 K sayılı ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi).</span></p>

<p><span style="color:#999999">[9] Yargıtay 17 HD, 2010/1878 E, 2010/7181 K, 23.09.2010.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[10] Yargıtay, 03.03.2008 (n 7).</span></p>

<p><span style="color:#999999">[11] Danıştay 6 D, 1956/4241 E, 1957/1609 K, 27.06.1957, aktaran Çoban Atik (n 5).</span></p>

<p><span style="color:#999999">[12] Uyuşmazlık Mahkemesi, 2025/180 E, 2025/348 K, 05.05.2025, aktaran Çoban Atik (n 5) 1235-1236.</span></p>

<p><span style="color:#999999">MEVZUAT</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Kanun Numarası: 2709, Kabul Tarihi: 18.10.1982, RG 09.11.1982/17863 (Mükerrer), m 125.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İdari Yargılama Usulü Kanunu, Kanun Numarası: 2577, Kabul Tarihi: 06.01.1982, RG 20.01.1982/17580, m 2, 7 ve 13.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu, Kanun Numarası: 4373, Kabul Tarihi: 14.01.1943, RG 21.01.1943/5310.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Belediye Kanunu, Kanun Numarası: 5393, Kabul Tarihi: 03.07.2005, RG 13.07.2005/25874, m 14.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Büyükşehir Belediyesi Kanunu, Kanun Numarası: 5216, Kabul Tarihi: 10.07.2004, RG 23.07.2004/25531.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karayolları Trafik Kanunu, Kanun Numarası: 2918, Kabul Tarihi: 13.10.1983, RG 18.10.1983/18195, m 110.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türk Ticaret Kanunu, Kanun Numarası: 6102, Kabul Tarihi: 13.01.2011, RG 14.02.2011/27846, m 1429, 1446, 1448 ve 1472.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mevzuat erişim adresi: https://www.mevzuat.gov.tr/</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sel-ve-su-baskini-nedeniyle-araclarda-meydana-gelen-zararlardan-idarenin-ve-sigorta-sirketlerinin-hukuki-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/10/terazi/sel-idare-hukuk.jpg" type="image/jpeg" length="14514"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İLERİ YAŞTAKİ KİŞİLERDEN ALINAN GENİŞ KAPSAMLI VEKÂLETNAMELERLE NOTERDE TAŞINMAZ DEVRİNİN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ileri-yastaki-kisilerden-alinan-genis-kapsamli-vekaletnamelerle-noterde-tasinmaz-devrinin-hukuki-degerlendirmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ileri-yastaki-kisilerden-alinan-genis-kapsamli-vekaletnamelerle-noterde-tasinmaz-devrinin-hukuki-degerlendirmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk hukukunda taşınmaz mülkiyetinin devri, mülkiyet hakkının önemi nedeniyle sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Özellikle ileri yaştaki kişilerin taşınmazlarının geniş kapsamlı vekâletnameler aracılığıyla devredilmesi; fiil ehliyeti, irade serbestisi, temsil yetkisinin sınırları ve vekâlet görevin...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk hukukunda taşınmaz mülkiyetinin devri, mülkiyet hakkının önemi nedeniyle sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Özellikle ileri yaştaki kişilerin taşınmazlarının geniş kapsamlı vekâletnameler aracılığıyla devredilmesi; fiil ehliyeti, irade serbestisi, temsil yetkisinin sınırları ve vekâlet görevinin kötüye kullanılması bakımından önemli hukuki sorunlar doğurur.</p>

<p>İleri yaş tek başına hukuki işlem ehliyetini ortadan kaldırmaz. Esas olan, kişinin vekâletname düzenlendiği tarihte ayırt etme gücüne sahip olması ve iradesini serbestçe oluşturabilmesidir. Noterlere taşınmaz satış sözleşmesi düzenleme yetkisinin tanınması da bu temel maddi hukuk koşullarını değiştirmemiştir.</p>

<p><strong>1.) </strong><strong>İleri Yaş, Fiil Ehliyeti ve Ayırt Etme Gücü</strong></p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 9 ve 10 uyarınca ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan kişiler fiil ehliyetine sahiptir. TMK m. 13, ayırt etme gücünü akla uygun biçimde davranabilme yeteneği çerçevesinde düzenler. Yaşlılık tek başına ehliyetsizlik nedeni değildir; ancak demans, Alzheimer hastalığı veya bilişsel gerileme gibi durumlar somut olayda değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ayırt etme gücü, vekâletnamenin düzenlendiği an itibarıyla araştırılır. Sonradan konulan teşhis tek başına geçmişteki işlemi geçersiz kılmaz; sağlık kayıtları, uzman görüşleri ve diğer delillerle birlikte değerlendirilebilir. TMK m. 15 uyarınca ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemleri, kanuni istisnalar saklı kalmak üzere hukuki sonuç doğurmaz.</p>

<p><strong>2.) </strong><strong>Geniş Kapsamlı Vekâletname ve Yetkinin Sınırları</strong></p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 502 ve devamında vekâlet ilişkisi düzenlenmiştir. TBK m. 504 gereğince vekil, özel olarak yetkilendirilmedikçe taşınmazı devredemez veya bir hakla sınırlandıramaz. Dolayısıyla genel vekâlet ifadeleri her durumda taşınmaz devrine yeterli değildir; devir yetkisi özel olarak verilmelidir.</p>

<p>Özel yetkinin bulunması, vekilin sınırsız tasarruf serbestisine sahip olduğu anlamına gelmez. TBK m. 506 kapsamında vekil, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle hareket etmelidir. Çok sayıda taşınmazın satışı, satış bedellerinin tahsili ve farklı tasarrufları kapsayan geniş vekâletnamelerde, vekâlet verenin gerçek iradesi ile vekilin fiilleri arasındaki uyum özellikle önemlidir.</p>

<p><strong>3.) </strong><strong> Noterde Taşınmaz Satışı ve Noterin Sorumluluğu</strong></p>

<p>7413 sayılı Kanun ile 1512 sayılı Noterlik Kanunu’na eklenen m. 61/A, noterlere taşınmaz satış sözleşmesi düzenleme yetkisi tanımıştır; uygulama 4 Temmuz 2023 tarihinde başlamıştır. Ancak işlemin noterlikte yapılması, maddi hukuk yönünden geçerliliğin yargısal denetimini ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Noter, kimlik, temsil yetkisi ve kanuni koşulları incelemelidir. İşlem sırasında ayırt etme gücüne ilişkin somut şüpheler ortaya çıkarsa gerekli özen gösterilmelidir. Sırf ileri yaş nedeniyle herkesten zorunlu sağlık raporu alınmasını öngören genel bir kanun hükmü yoktur. Noterlik Kanunu m. 162 ve taşınmaz satışları bakımından m. 61/A, sorumluluk değerlendirmesinde önem taşır.</p>

<p><strong>4.) </strong><strong>Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması</strong></p>

<p>Vekil şeklen yetki sınırları içinde hareket etse dahi vekâlet verenin menfaatlerine aykırı işlem yapabilir. Taşınmazın piyasa değerinin çok altında satılması, bedelin vekâlet verene aktarılmaması, alıcının vekille yakın ilişki içinde olması veya işlemin vekâlet verenden gizlenmesi, kötüye kullanım iddiasını destekleyebilecek olgulardır; tek başlarına her olayda kesin kanıt oluşturmazlar.</p>

<p>Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15.05.2019 tarihli, 2016/9603 E., 2019/2980 K. sayılı kararı ile 22.01.2020 tarihli, 2016/14252 E., 2020/334 K. sayılı kararında, vekâlet görevinin kötüye kullanılması ve üçüncü kişinin iyiniyeti arasındaki ayrım ele alınmıştır. Üçüncü kişi kötüye kullanımı bilmiyor ve gerekli özeni göstermesine rağmen bilebilecek durumda değilse işlem vekâlet vereni bağlayabilir. Buna karşılık kötüye kullanımı bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi, TMK m. 2 çerçevesinde korunmayabilir.</p>

<p><strong>5.) </strong><strong>Hukuki Koruma Yolları</strong></p>

<p>Ayırt etme gücünün bulunmaması, irade sakatlığı, temsil yetkisinin geçersizliği veya vekâlet görevinin kötüye kullanılması iddiaları somut olayın özelliklerine göre tapu iptali ve tescil davasına dayanak olabilir. Taşınmazın sonraki kişilere devredildiği durumlarda TMK m. 1023 ve 1024 uyarınca tapu siciline güven ve iyiniyet hükümleri ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Tapu kaydının düzeltilmesinin mümkün olmadığı hâllerde vekile karşı hesap verme ve tazminat talepleri gündeme gelebilir. Eylemin özelliklerine göre ceza hukuku yönünden de inceleme yapılabilir. Noterlik belgeleri, işlem tarihindeki sağlık kayıtları, banka hareketleri, piyasa değeri ve taraflar arasındaki ilişkiler başlıca delillerdendir.</p>

<p>Nihai olarak, İleri yaştaki kişilerin geniş kapsamlı vekâletnamelerle temsil edilerek noterlikte taşınmaz devri gerçekleştirmesi kategorik olarak yasak veya kendiliğinden geçersiz değildir. Ancak resmî vekâletnamenin ve özel satış yetkisinin varlığı, işlemin her durumda hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vekâlet verenin işlem tarihindeki ayırt etme gücü, serbest iradesi, vekilin sadakat ve özen borcu ile devralan kişinin iyiniyeti birlikte değerlendirilmelidir. Noterde düzenlenen geniş kapsamlı vekâletname, kötüye kullanılarak yapılan taşınmaz devirlerine mutlak hukuki koruma sağlamaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-sibel-dolgun-bickici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Sibel DOLGUN BİÇKİCİ"><img alt="Av. Sibel DOLGUN BİÇKİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhhhhj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-sibel-dolgun-bickici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Sibel DOLGUN BİÇKİCİ">Av. Sibel DOLGUN BİÇKİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ileri-yastaki-kisilerden-alinan-genis-kapsamli-vekaletnamelerle-noterde-tasinmaz-devrinin-hukuki-degerlendirmesi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 14:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/terazi/miras-hukuku.jpg" type="image/jpeg" length="98710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Sürecinde Yapılan Hatalar Haklarınızı Kaybettirebilir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-surecinde-yapilan-hatalar-haklarinizi-kaybettirebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-surecinde-yapilan-hatalar-haklarinizi-kaybettirebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-surecinde-yapilan-hatalar-haklarinizi-kaybettirebilir</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 13:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/CJdD-_kCImU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65835"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYNI SEL, İKİ AYRI MAHKEME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ayni-sel-iki-ayri-mahkeme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ayni-sel-iki-ayri-mahkeme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GİRİŞ

13 Ekim 2026 gecesi başlayıp 14 Ekim boyunca süren sağanak, İstanbul'da çok sayıda aracı sular altında bıraktı. Basına yansıyan resmî açıklamalara göre 14 Ekim günü 06.00 ile 20.00 arasında AFAD ve 112'ye ulaşan 2.518 ihbarın 1.277'si su baskını, 76'sı araçlarla ilgiliydi; İBB'ye aynı gün g...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>13 Ekim 2026 gecesi başlayıp 14 Ekim boyunca süren sağanak, İstanbul'da çok sayıda aracı sular altında bıraktı. Basına yansıyan resmî açıklamalara göre 14 Ekim günü 06.00 ile 20.00 arasında AFAD ve 112'ye ulaşan 2.518 ihbarın 1.277'si su baskını, 76'sı araçlarla ilgiliydi; İBB'ye aynı gün gece saatlerine kadar gelen 6.937 ihbarın 5.711'i İSKİ'ye yönlendirildi. Ayazağa'da taşan dere park hâlindeki ve seyir hâlindeki araçları sürükledi, Küçükçekmece'de bir sitenin, Sarıyer'de bir alışveriş merkezinin otoparkı su altında kaldı. Bu veriler ilk günlerin açıklamalarına dayanmaktadır ve kesinleşmiş değildir.</p>

<p>Araç sahiplerinin sorusu tektir: Bu zararı kim ödeyecek? Kaskosu olan için mesele; sel ek teminatının kapsamı, "motor su aldı" savunması, ihbar ve ispat kuralları ile kaskonun karşılamadığı kalemlerdir. Kaskosu olmayan için mesele, yağmur suyu altyapısını işleten idarenin hizmet kusurudur. Her iki durumda da son sorun, idareye karşı davanın hangi yargı kolunda açılacağıdır.</p>

<p>Yazının iki tezi vardır. Birincisi: Sel dosyalarında sürücünün suya girme kusuru ile aracın sonradan çalıştırılması birbirinden ayrılmalıdır; ilki mal sigortasında teminatı kaldırmaz, ikincisi TTK m. 1448/2 uyarınca yalnızca artırdığı zarar ölçüsünde indirim sebebidir ve bu sınır poliçelere eklenen tam ret şartlarıyla aşılamaz. İkincisi: Uyuşmazlık Mahkemesi yargı yolunu, idarenin ihlal ettiği görevin niteliğine göre değil, zarar anında aracın nerede bulunduğuna göre belirlemekte ve böylece aynı selden doğan zararları iki ayrı yargı koluna dağıtmaktadır.</p>

<p><strong>I. KASKODA SEL VE SU BASKINI EK TEMİNATI</strong></p>

<p>Önce bir yanlış anlamayı gidermek gerekir: Zorunlu trafik sigortası, aracın üçüncü kişilere verdiği zararı karşılayan bir sorumluluk sigortasıdır; selde sigortalının kendi aracında oluşan hasar bu sigortanın konusu değildir. Kendi araç hasarı için başvurulacak sigorta kaskodur.</p>

<p>Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları (Kasko GŞ) A.4 maddesi, bazı zararların ancak ek sözleşmeyle teminata alınabileceğini düzenler; sel ve su baskını zararları 4.5. bentte yer alır. Poliçede bu ek teminat yoksa sel zararı, ana teminattaki çarpma veya devrilme kavramlarına dayanılarak kural olarak kaskoya yüklenemez ve araç sahibi için kalan yol idareye veya yapı sahibine başvurudur. Ek teminat varsa, A.4.5'in lafzı aracın park hâlinde su altında kalması ile seyir hâlinde suya girmesi arasında bir ayrım yapmaz. "Sel değil, sürücünün tercihi" savunması bu nedenle teminatın tanımına değil, aşağıdaki kusur ve yükümlülük tartışmasına aittir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin onadığı bir tahkim dosyasında, şiddetli yağıştan oluşan su birikintisine giren aracın motorunun ön hava kanalından su çekerek kilitlendiği olayda zarar A.4.5 kapsamında görülmüş, sigortacının arıza savunmasına karşın teminat dışılığa ilişkin somut delil sunulmadığı belirtilmiş ve karar onanmıştır (Yargıtay 4. HD, E. 2024/4448, K. 2024/6570, T. 26.06.2024).</p>

<p>Motorun su çekmesiyle oluşan mekanik hasar, sigortacılarca sıklıkla "arıza" olarak nitelendirilir. Oysa Kasko GŞ A.4.15, mekanik ve elektronik arızaları ancak "sigorta kapsamına giren bir olaydan doğmadıkça" kapsam dışında sayar; sel teminatlı araçta motorun suyu çekmesi teminat kapsamındaki olayın doğal sonucudur. "Sel ve su baskını" kavramı genel şartlarda tanımlanmadığından, şehrin genelini etkileyen bir sağanakta yolda biriken suyu kapsam dışında tutan dar yorumlar da genel işlem koşullarındaki belirsizliğin düzenleyen aleyhine yorumlanacağını öngören TBK m. 23 karşısında savunulması güç yorumlardır.</p>

<p>Aracın üzerine ağaç, direk veya duvar devrilmesi ayrı bir nitelendirme sorunu doğurur. Bir cismin araca çarpması ana teminatın tipik alanıdır; ancak Kasko GŞ A.4.4 toprak kayması ve fırtına nedeniyle oluşan zararları da ek sözleşmeye bağlamıştır. Sebebin bu doğa olaylarından biri olduğunu ve ek teminatın bulunmadığını sigortacı ispatlamadıkça zarar ana teminat içinde kalır. Devrilen duvarın malikinin TBK m. 69 uyarınca yapı maliki olarak sorumluluğu da ayrıca değerlendirilmelidir. Kısa bir not olarak, konut ve işyerlerindeki sel zararları DASK'ın değil, yangın poliçesine eklenen sel ve su baskını ek teminatının konusudur (Yangın Sigortası Genel Şartları A.3).</p>

<p><strong>II. "MOTOR SU ALDI" REDDİ: İNDİRİM Mİ, TAM RET Mİ?</strong></p>

<p>Sel dosyalarındaki en yaygın ret gerekçesi, motorun hava emişinden su çekerek kilitlenmesidir (hidrolik kilitlenme). Sigortacılar bunu üç olguya dayandırır: Su dolu yola bilerek girilmesi, aracın su içindeyken veya sudan çıktıktan sonra çalıştırılması ve uyarılara rağmen kullanıma devam edilmesi. Bu olguların hukuki nitelikleri farklıdır.</p>

<p>Rizikodan önceki davranış, yani su dolu yola girme, olsa olsa sürücünün kusurudur. Kasko bir mal sigortasıdır ve sürücünün kusuru, teminat dışı hâl olarak öngörülmedikçe sigortacının sorumluluğunu kaldırmaz. Kasko GŞ A.5'te sayılan hâller arasında taksirle suya girme yoktur; kanuni sınır, rizikonun kasten gerçekleştirilmesidir (TTK m. 1429). Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, sel ek teminatlı aracın baraj kenarında manevra yaparken kayarak suya girdiği ve sürücünün yüzde yüz kusurlu bulunduğu olayda, sürücünün kusurunun zararı önleme ve azaltma yükümlülüğüne aykırılık sayılamayacağını, mal sigortasında sigortalının kusurlu olup olmamasının sigortacının sorumluluğunu değiştirmeyeceğini kabul etmiştir (Ankara BAM 21. HD, E. 2024/1264, K. 2026/126, T. 11.02.2026; kesin). Sonuç isabetlidir; ancak kayarak suya düşen bir aracın zararının "su baskını" olarak nitelendirilmesi tartışmaya açıktır ve olay ana teminattaki "düşme" kapsamında da değerlendirilebilirdi. Kararın asıl değeri, kusur ile yükümlülük ihlalini ayırmasındadır: Aniden dolan bir alt geçide giren sürücünün kusuru teminatı ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Rizikodan sonraki davranış ise farklı bir rejime tabidir. Aracın su çekildikten sonra çalıştırılması, TTK m. 1448/1'deki zararı önleme ve azaltma yükümlülüğüne ve Kasko GŞ B.1.2'deki "sigortalı değilmişçesine" koruma önlemi alma yükümlülüğüne aykırılık oluşturabilir. Yaptırım TTK m. 1448/2'de bellidir: Aykırılık sigortacı aleyhine bir durum yaratmışsa, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır. Kasko GŞ B.3.3.3 de aynı sonucu "bunun sonucu zarar miktarında bir artış olursa" kaydıyla tekrarlar ve hakların tamamen düşmesini yalnızca rizikoya kasten sebebiyet verme veya zararı kasten artırma hâline bağlar. Demek ki kural tam ret değil indirimdir ve indirim yalnızca çalıştırmanın artırdığı zarar kısmıyla sınırlıdır; selin elektrik aksamına, döşemeye ve kabin içine verdiği zarar indirimin konusu olamaz. Bu ayrımı yapma yükü indirimden yararlanmak isteyen sigortacıdadır.</p>

<p>Suya girdikten sonra kullanıma devam edilmesi bakımından Ankara BAM 21. HD'nin bir başka kararı öğreticidir. Yoğun yağışta köprü altındaki su birikintisinden geçen araç, sekiz gün ve yaklaşık bin kilometre sonra motor bloğu çatlayarak durmuş; sigortacı arıza kayıtlarına rağmen aracın kullanıldığını savunmuş, ilk derece mahkemesi de zararın selden doğduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmişti. Daire, genel şartlara aykırılığı ispat yükünün sigortacıda olduğunu, ikaz lambalarının hiç yanmamış ya da su tahliye edilince sönmüş olabileceğini belirterek hasar bedelini kabul etmiştir (Ankara BAM 21. HD, E. 2021/788, K. 2023/478, T. 29.03.2023). "Olay ile arıza arasında zaman geçti" savunması tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Poliçelere eklenen "aracın su içinde çalıştırılması sonucu motorun su çekmesi teminat dışıdır" türünden özel şartlar bu noktada sınanmalıdır. TTK m. 1452/3, 1446 ilâ 1449. maddelerin sigorta ettiren aleyhine değiştirilemeyeceğini, değiştirilirse Kanun hükmünün uygulanacağını öngörür. Rizikodan sonraki bir davranışı tam ret sonucuna bağlayan şart, görünüşte bir teminat dışı hâl olsa da işlevi bakımından 1448. maddedeki yükümlülüğün daha ağır bir yaptırıma bağlanmasıdır. Kanaatimizce bu tür şartlar öğretide "gizli yükümlülük" olarak tartışılan kategoriye girer ve TTK m. 1452/3 nedeniyle ancak kusur oranında indirim doğurabilir. Bu görüş yargı kararlarında henüz açıkça tartışılmamıştır; ancak teminat dışılığın ispat yükünü sigortacıya yükleyen yerleşik uygulamayla uyum içindedir.</p>

<p><strong>III. İHBAR, İSPAT YÜKÜ VE SİGORTA TAHKİM YOLU</strong></p>

<p>Sigortalı, rizikoyu öğrendiği tarihten itibaren en geç beş iş günü içinde sigortacıya bildirimde bulunmakla yükümlüdür (Kasko GŞ B.1.1). Bu sürenin kaçırılması sigortalıyı kendiliğinden haksız kılmaz: TTK m. 1446/2'ye göre geç bildirim ancak ödenecek tazminatta artışa neden olmuşsa ve kusurun ağırlığına göre indirim sebebidir; sigortacı rizikoyu daha önce fiilen öğrenmişse bu hükümden de yararlanamaz (m. 1446/3). Toplu zarar olaylarında eksper randevularının günlerce geciktiği düşünüldüğünde, birkaç günlük gecikme nedeniyle tam ret verilmesinin kanuni dayanağı yoktur. Bilgi ve belge verme yükümlülüğünün ihlali de yalnızca ödenecek tutarı artırmışsa indirim doğurur (TTK m. 1447).</p>

<p>İspat bakımından temel kural TTK m. 1409/2'dir: Rizikonun teminat dışında kaldığını sigortacı ispat eder. Bu avantaj ihbarın doğruluğuna bağlıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin onadığı bir dosyada sel teminatlı araç yağmur suyu birikintisinde hasar görmüş, ancak sürücü sigortacıya yanlış bildirilmişti; banka kamerası aracı sürücü belgesi yasaklı kişinin kullandığını gösterince ispat yükünün sigortalıya geçtiği kabul edilmiş ve dava reddedilmiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2022/840, K. 2023/12730, T. 28.11.2023). Ders açıktır: Sel teminatı varken aracın park hâlinde olduğunu söylemek sigortalıya bir şey kazandırmaz, ama gerçeğe aykırı bir beyan TTK m. 1409/2'nin sağladığı ispat avantajını elinden alır.</p>

<p>Sigortacı, belgelerin eksiksiz verilmesinden ve eksper raporunun tesliminden itibaren en geç 10 iş günü içinde ödeme yapmalıdır; borç her hâlde ihbardan 45 gün sonra muaccel olur (Kasko GŞ B.3.3.4.1). Ret veya eksik ödemede genel mahkemeler yanında Sigorta Tahkim Komisyonuna da başvurulabilir. Ön şart, sigortacıya başvurulmuş ve talebin olumsuz sonuçlanmış olmasının belgelenmesidir; sigortacının on beş iş günü içinde yazılı cevap vermemesi de yeterlidir (5684 sayılı Kanun m. 30/13). Hakemler dört ay içinde karar vermek zorundadır (m. 30/16) ve talebi reddedilen aleyhine vekâlet ücreti tarifenin beşte biridir (m. 30/17). Toplu afet sonrasında çok sayıda benzer uyuşmazlığın hızla çözülmesi bakımından tahkim belirgin bir avantaj sunar; ancak yalnızca sigortacıya karşı işletilebilir, idareye karşı talepler tahkimin konusu değildir.</p>

<p><strong>IV. PERT, AĞIR HASAR KAYDI VE KASKONUN KARŞILAMADIĞI KALEMLER</strong></p>

<p>Suya gömülen araçlarda elektronik aksam nedeniyle onarımın ekonomik olmaması sık görülür. Onarım masrafı aracın riziko tarihindeki değerini aşar ve araç onarım kabul etmez hâle gelirse tazminat hurda tescil belgesine, onarımı mümkün ağır hasarda ise "trafikten çekilmiştir" belgesine bağlanır; araç hasarlı hâliyle sigortalıya bırakılacaksa sigortacı bildirdiği sovtaj bedelini bir ay süreyle garanti etmiş sayılır (Kasko GŞ B.3.3.2.2). Rayiç değer ve sovtaj sorunları bu seride ayrıca incelendiğinden burada tekrarlanmamıştır; ancak sel sonrasında çok sayıda hasarlı aracın aynı anda piyasaya çıkması, sovtaj tekliflerinin gerçekçiliğini her zamankinden önemli kılmaktadır.</p>

<p>Kasko ödese bile zararın tamamı karşılanmaz. Üç kalem kural olarak kaskonun dışında kalır: poliçedeki muafiyet, ağır hasar ve "selden hasarlı" geçmişin yarattığı değer kaybı ile kullanım kaybı. Ankara BAM 21. HD, yukarıda anılan 2023 tarihli kararında hasar bedelini kabul ederken değer kaybı talebini kasko teminatında bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Kullanım ve gelir kaybı ise Kasko GŞ A.4.8 uyarınca ancak ek sözleşmeyle ve poliçe limitiyle sınırlı olarak teminata alınabilir. Bu kalemlerin muhatabı, zararın oluşumunda kusuru bulunan idare veya yapı sahibidir. Böylece kaskolu araç sahibi de kalan zararı için aşağıdaki idari sorumluluk ve yargı yolu sorunlarıyla karşılaşır.</p>

<p><strong>V. KASKOSUZ ARAÇ VE KALAN ZARAR: İDARENİN HİZMET KUSURU</strong></p>

<p>Anayasa m. 125/son uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. İstanbul'da muhatap çoğu zaman İSKİ'dir: 2560 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre İBB'ye bağlı bir kamu tüzel kişisi olan İSKİ, 2. maddenin (b) bendi uyarınca yağış sularını toplayıp uzaklaştıracak tesisleri kurmak, işletmek ve bakımını yapmakla görevlidir. Yol ve alt geçitlerin bakımı İBB'nin veya ilçe belediyesinin, büyük dere ıslahı DSİ'nin görev alanına girebileceğinden başvurular bütün ilgili idarelere birlikte yöneltilmelidir.</p>

<p>İdarelerin ilk savunması "afet boyutunda yağış"tır. Danıştay 8. Dairesi, Ankara'da Haziran 2022'deki yağışta su basan bir işyeri için verilen ret kararını bozarken, doğal afetin ancak öngörülemez ve önlenemez olup kamu hizmetiyle ilgisi kurulamıyorsa illiyet bağını kesebileceğini, kategorik olarak her afetin illiyeti kestiğinin kabul edilemeyeceğini, bilirkişi heyetinde meteoroloji mühendisinin bulunması ve her idarenin kusurunun ayrı ayrı araştırılması gerektiğini, afet niteliğinin ise indirim sebebi olarak gözetilebileceğini belirtmiştir (Danıştay 8. D., E. 2024/4025, K. 2026/634, T. 09.02.2026). Adli yargıda da tablo farklı değildir: Ankara BAM 25. HD, yağmur sularının tahliye edilememesi sonucu hasarlanan kaskosuz araç için, rögarların yetersiz kaldığını ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre yağışın mücbir sebep ağırlığında olmadığını belirterek idareyi hasar ve araç mahrumiyet bedelinden haksız fiil esaslarına göre sorumlu tutmuştur (Ankara BAM 25. HD, E. 2025/599, K. 2026/1228, T. 24.06.2026; kesin). İki yargı kolu sel zararında esasa ilişkin aynı soruları sormakta ve aynı delillere başvurmaktadır. Bu benzerlik, aşağıdaki yargı yolu ayrımının esasa ilişkin bir gereklilikten doğmadığını göstermektedir.</p>

<p><strong>VI. YARGI YOLU: ARACIN KONUMUNA BAĞLANAN GÖREV</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 110. maddesi, "bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının" adli yargıda görüleceğini düzenler; Anayasa Mahkemesi hükmü, aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi amacıyla Anayasa'ya uygun bulmuştur (AYM, E. 2013/68, K. 2013/165, T. 26.12.2013). Uyuşmazlık Mahkemesi, altyapı kusurundan doğan sel zararının bu kapsamda olup olmadığını aracın konumuna göre belirlemektedir.</p>

<p>Araç karayolu üzerindeyse adli yargı görevlidir. İzmir'de caddede park hâlinde iken rögar taşmasıyla hasar gören araç için kaskocunun açtığı rücu davasında, aracın karayolunda park edilmesinin KTK m. 3'teki "araçların karayolları üzerindeki hal ve hareketleri" kapsamına girdiği kabul edilmiştir (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2022/588, K. 2023/84, T. 23.01.2023). Antalya'da karayolunda park hâlindeki araçların sel baskınında hasar görmesi (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/58, K. 2025/360, T. 05.05.2025) ve Aksaray'da seyir hâlindeki aracın yolda selde kalması (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/289, K. 2025/393, T. 16.06.2025) olaylarında da aynı sonuca varılmıştır. Araç karayolu dışındaysa idari yargı görevlidir. Başakşehir selinde site otoparkındaki araca 1.002.120 TL ödeyen kaskocunun İBB, Başakşehir Belediyesi, İSKİ ve DSİ aleyhine açtığı rücu davası (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/181, K. 2025/367, T. 16.06.2025) ile Samsun'da boş alanda park hâlindeki aracın üzerine yağmur sularının yıktığı istinat duvarının devrilmesi olayı (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2026/47, K. 2026/140, T. 09.03.2026) idari yargıya bırakılmıştır.</p>

<p>Ölçüt öngörülebilir görünse de kanaatimizce dört yönden sorunludur. Birincisi, aynı zarar olayını mağdurun aracını nereye park ettiğine göre bölmektedir. Ayazağa'da taşan dere aynı dakikada caddedeki ve bir sitenin açık otoparkındaki araçları sürüklemişse, kaynak aynı dere yatağı, iddia aynı ıslah eksikliği, davalı aynı idare olduğu hâlde ilki asliye hukuk mahkemesine, ikincisi idare mahkemesine gidecektir.</p>

<p>İkincisi, "park hâlindeki aracın yoldaki hâli trafiktir" önermesi KTK m. 3'ün lafzını zorlamaktadır. Anayasa Mahkemesinin gerekçesi, karayolu üzerinde "aynı seyir çizgisinde hareket eden, aynı tür risk üreten araçlar" arasında kamu-özel ayrımı yapılmasına neden bulunmadığıdır; yani araç işletmesinin riskine ilişkindir. Yağmur suyu kanalının yetersizliğinde ise araç işletmesinin yarattığı bir risk yoktur.</p>

<p>Üçüncüsü, KTK m. 110 "bu Kanundan doğan" davaları kapsar. İSKİ'nin yağış sularını uzaklaştırma görevi KTK'dan değil, 2560 sayılı Kanun'un 2/b bendinden doğar. KTK m. 13'teki karayolu yapısını güvenli bulundurma yükümlülüğü ise yolun yapım, bakım ve işletmesiyle görevli kuruluşlara yöneliktir. Yola ait drenajın bakımsızlığı bu kapsamda düşünülebilir; kentsel yağmur suyu şebekesinin veya dere ıslahının yetersizliği ise KTK'dan doğan bir yükümlülüğün ihlali değildir.</p>

<p>Dördüncüsü, sınırlar tutarlı çizilmemiştir. KTK m. 2/a Kanun'u kamuya açık park yerlerine de uygular; Başakşehir dosyasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu hükme dayanmış, Mahkeme ise itirazı tartışmadan hizmet kusuru gerekçesiyle sonuca ulaşmıştır. Kamuya açık bir alışveriş merkezi otoparkındaki araçlar için sonuç belirsizdir. Samsun dosyasında aynı davacının aynı olay için belediyelere karşı açtığı dava idare mahkemesince KTK m. 110 gerekçesiyle reddedilmiş, su idaresine karşı dava ise idari yargıya bırakılmıştır; tek zarar davalılara göre de bölünmüştür. Karayolundaki araçlara ilişkin üç kararın üçünde de idari yargı yönünde karşı oy bulunmakta (ikisinde iki üye); seyir hâlindeki araç ile site otoparkı kararları aynı gün ve aynı heyetçe zıt yönde verilmiştir. Maliyeti Aksaray dosyası göstermektedir: Temmuz 2017'deki olay için idare mahkemesi, asliye hukuk mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi arasında gidip gelen dosyada Uyuşmazlık Mahkemesi ancak Haziran 2025'te karar vermiştir. Sekiz yıl, yalnızca görevli mahkemeyi bulmakla geçmiştir.</p>

<p>Kanaatimizce isabetli ölçüt, aracın konumu değil, ihlal edildiği ileri sürülen görev normudur. İddia, KTK'nın doğrudan düzenlediği yol güvenliği yükümlülüklerine dayanıyorsa (su dolan alt geçidin trafiğe kapatılmaması, uyarı işareti konulmaması, yol drenajının bakımsızlığı gibi) adli yargı; kentsel yağmur suyu şebekesi, kanalizasyon veya dere ıslahının yetersizliğine dayanıyorsa aracın konumundan bağımsız olarak İYUK m. 2/1-b uyarınca idari yargı görevli olmalıdır. Buna karşı, KTK m. 110'un geniş yorumunun mağdura ön başvuru şartı olmayan ve daha uzun zamanaşımına tabi bir yol sağladığı ileri sürülebilir; bu itiraz göz ardı edilemez. Ancak asıl ihtiyaç ölçütün öngörülebilir olmasıdır. Toplu zarar doğuran afet olaylarında aynı olaydan doğan ve aynı idareye yöneltilen taleplerin tek yargı kolunda görülmesini sağlayacak açık bir yasal düzenleme, hukuki güvenliği önemli ölçüde artıracaktır.</p>

<p><strong>VII. SÜRELER: YARGI YOLU BELİRSİZKEN HAK KAYBINI ÖNLEMEK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdari yargıda dava öncesinde idareye başvuru zorunludur: Başvuru, eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylemden itibaren beş yıl içinde yapılır; otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır (İYUK m. 13/1) ve altmış günlük dava süresi işlemeye başlar (İYUK m. 7). Adli yargıda idareye karşı haksız fiil davasında kural olarak TBK m. 72'deki zamanaşımı uygulanır. Kasko alacağı ise muacceliyetten itibaren iki yıl ve her hâlde rizikodan itibaren altı yılda zamanaşımına uğrar (TTK m. 1420). Temkinli yol, yargı yolu tartışmalı her dosyada bir yıl dolmadan bütün ilgili idarelere yazılı başvuru yapmaktır; bu başvuru idari yolu açık tutar ve adli yargıdaki davaya zarar vermez. İYUK m. 13/2, adli yargıda açılan davanın görev yönünden reddi hâlinde idari yargıda ön başvuru şartı aranmayacağını öngörse de yanlış yolda geçen yılları geri getirmez. Kasko uyuşmazlığının sonucunu beklemek de doğru değildir; idari başvuru süresi bu sırada işlemeye devam eder.</p>

<p><strong>VIII. KASKOCUNUN RÜCUU VE SİGORTALININ KALAN ZARARI: ÖNCELİK SORUNU</strong></p>

<p>Kasko sigortacısı tazminatı ödediğinde, ödediği tutar kadar sigortalının yerine geçer (TTK m. 1472/1; Kasko GŞ B.4.3). İzmir ve Başakşehir dosyaları, sel zararı ödeyen kaskocuların idarelere rücu ettiğini ve yargı yolu ayrımının rücu davalarına da uygulandığını göstermektedir. Halef hakkı olduğu gibi devraldığından süre sorunları da rücu davasına taşınır; kaskocunun ödeme tarihini beklemeden idari başvuru süresini gözetmesi temkinli olacaktır. Sigortalı da rücu davasına yararlı belge ve bilgileri vermekle yükümlüdür (Kasko GŞ B.4.3).</p>

<p>TTK m. 1472/2 uyarınca sigortalı, sigortayla karşılanmayan kalan zarar için sorumlulara başvurma hakkını korur. Ödeme gücü yüksek bir idareye karşı kaskocunun rücu alacağı ile sigortalının kalan zararı normalde çatışmaz; ancak sel dosyalarında bu çatışma gerçek bir ihtimaldir. Afet niteliği illiyeti kesmese bile indirim sebebi olabildiğinden, idare zararın yalnızca bir kısmından sorumlu tutulabilir. Bu durumda sınırlı tutarın önce kaskocuya mı, sigortalının kalan zararına mı gideceği sorusunu TTK m. 1472/2 açıkça çözmemektedir. Kanaatimizce halefiyetin amacı sigortalının zararını gidermek olduğundan halef bu hakkı selefinin aleyhine kullanamamalı, sigortalının karşılanmayan zararı idarenin indirimli sorumluluğundan öncelikle karşılanmalıdır; bu görüş de içtihatta yerleşmiş değildir. Öte yandan sigortalı, idareyle anlaşırken onu bütün zarardan ibra ederse, sigortacıya geçen hakları ihlal ettiği için TTK m. 1472/2 uyarınca sigortacıya karşı sorumlu olabilir.</p>

<p><strong>IX. UYGULAMA NOTLARI</strong></p>

<p>· Su içindeki araç çalıştırılmamalı, çekiciyle taşınmalıdır; kurtarma ve koruma için yapılan makul giderler faydasız kalsalar bile sigortacıca ayrıca ödenir (TTK m. 1448/3).</p>

<p>· Hasar beş iş günü içinde ihbar edilmeli; aracın park hâlinde mi olduğu yoksa suya mı girdiği, kimin kullandığı ve motorun çalıştırılıp çalıştırılmadığı gerçeğe uygun yazılmalıdır.</p>

<p>· "Motor su aldı" reddinde hasarın selden ve çalıştırmadan doğan kısımlarının ayrıştırılması istenmeli; tam ret yerine TTK m. 1448/2'deki indirim rejimi ve TTK m. 1452/3 ileri sürülmelidir. Cevap verilmezse on beş iş günü sonunda tahkime başvurulabilir.</p>

<p>· Su seviyesi, tıkalı mazgallar ve çevredeki araçlar saat bilgisiyle fotoğraflanmalı; ALO 153 ve AKOM kayıtları ile itfaiye ve zabıta tutanakları saklanmalı, gerekirse delil tespiti istenmelidir.</p>

<p>· Araç karayolundaysa adli, site otoparkı veya boş alan gibi karayolu dışındaysa idari yargı esas alınmalı; her durumda bir yıl dolmadan bütün ilgili idarelere yazılı başvuru yapılmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Sigorta boyutunda sel ve su baskını ek teminatı aracın park ya da seyir hâlinde olmasına göre ayrım yapmaz ve motorun su çekmesi teminat kapsamındaki olayın doğal sonucudur. Sürücünün suya girme kusuru teminatı kaldırmaz; aracın sonradan çalıştırılması ise TTK m. 1448/2 uyarınca yalnızca artırdığı zarar ve kusurun ağırlığı oranında indirim sebebidir. Geç ihbar da ancak zararı artırmışsa indirim doğurur ve doğru ihbar yapıldığı sürece ispat yükü sigortacıdadır. Tam ret öngören özel şartların TTK m. 1452/3 karşısında sınanması, sel dosyalarının önümüzdeki dönemdeki en önemli tartışmalarından biri olacaktır.</p>

<p>İdare bakımından Danıştay ve bölge adliye mahkemesi kararları aynı noktada buluşmaktadır: Olağanüstü yağış kendiliğinden mücbir sebep değildir ve afet niteliği çoğu durumda ancak indirim sebebidir. Asıl sorun yargı yolundadır. Aracın konumunu esas alan ölçüt, aynı zarar olayını, aynı kusur iddiasını ve aynı davalıyı iki yargı koluna dağıtmaktadır. Görev normuna dayalı bir ölçüt ve uzun vadede toplu afet zararlarını tek yargı kolunda toplayan bir yasal düzenleme, mağdurları yıllar süren görev tartışmalarından kurtaracaktır. O güne kadar uygulayıcıya düşen, aracın konumunu ilk gün belgelemek, kasko ihbarını doğru ve süresinde yapmak ve idari başvuru süresini hiçbir dosyada kaçırmamaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 125.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1409, 1420, 1429, 1446, 1447, 1448, 1452, 1472.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 23, 69, 72.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 2, 3, 13, 110.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m. 2, 7, 13.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, m. 1, 2.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları, A.4, A.5, B.1, B.3.3, B.4.3.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yangın Sigortası Genel Şartları, A.3.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Anayasa Mahkemesi, E. 2013/68, K. 2013/165, T. 26.12.2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2022/588, K. 2023/84, T. 23.01.2023.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/58, K. 2025/360, T. 05.05.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/289, K. 2025/393, T. 16.06.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/181, K. 2025/367, T. 16.06.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2026/47, K. 2026/140, T. 09.03.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/840, K. 2023/12730, T. 28.11.2023.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/4448, K. 2024/6570, T. 26.06.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Danıştay 8. Dairesi, E. 2024/4025, K. 2026/634, T. 09.02.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2021/788, K. 2023/478, T. 29.03.2023 (temyiz yolu açık olarak verilmiştir).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2024/1264, K. 2026/126, T. 11.02.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, E. 2025/599, K. 2026/1228, T. 24.06.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· İstanbul Valiliği, AFAD ve İBB açıklamaları; Sabah, İndigo Dergisi ve Takvim haberleri, 14-15 Ekim 2026.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Küçükcankurtaran, Melih</span></a><span style="color:#999999">:</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yoldaki-toprak-yigini-eksik-isaretleme-ve-belediyenin-sorumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> "Yoldaki Toprak Yığını, Eksik İşaretleme ve Belediyenin Sorumluluğu"</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net" rel="dofollow"><span style="color:#999999">hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999">, 2026.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Küçükcankurtaran, Melih</span></a><span style="color:#999999">: </span><a href="https://www.hukukihaber.net/pert-aracta-sisirilmis-sovtaj-ve-odenmeyen-hurda-bedeli" rel="dofollow"><span style="color:#999999">"Pert Araçta Şişirilmiş Sovtaj ve Ödenmeyen Hurda Bedeli",</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net" rel="dofollow"><span style="color:#999999">hukukihaber.net,</span></a><span style="color:#999999"> 2026.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ayni-sel-iki-ayri-mahkeme-1</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/10/terazi/sel-te.jpg" type="image/jpeg" length="23341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hacze çıkan avukat ve icra memuru borçlunun saldırısına uğradı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hacze-cikan-avukat-ve-icra-memuru-borclunun-saldirisina-ugradi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hacze-cikan-avukat-ve-icra-memuru-borclunun-saldirisina-ugradi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Anadolu Adliyesinden hacze çıkan ve muhafaza görevini icra etmek üzere görev yerinde bulunan Avukat Mert Sümer ve görevli icra memuru, borçlu şahsın ağır fiili saldırısına, hakaretlerine ve tehditlerine maruz kaldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>İstanbul Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>MESLEKTAŞIMIZA YÖNELİK VAHİM SALDIRI HAKKINDA SORUMLULARI TİTİZLİKLE SORUŞTURMA YAPMAYA ÇAĞIRIYORUZ</strong></p>

<p>14 Ekim 2026 tarihinde, haciz için İstanbul Anadolu Adliyesinden hacze çıkan ve muhafaza görevini icra etmek üzere görev yerinde bulunan meslektaşımız Av. Mert SÜMER ve görevli icra memuru, borçlu şahsın ağır fiili saldırısına, hakaretlerine ve tehditlerine maruz kalmıştır. Borçlu şahıs haciz esnasında yakalama kaydı olan aracına binip aracı meslektaşımızın ve icra memurunun üzerine sürmüştür.</p>

<p>Görevini yasalara uygun şekilde yerine getiren meslektaşımızın ve icra memurunun üzerine aracını sürerek meslektaşımızın bacağından ağır şekilde yaralanmasına sebebiyet veren ve ardından olay yerinden kaçan şüphelinin bu eylemi, doğrudan hayata kasttır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıkça vurgulamak isteriz ki:<br />
Avukat, yargının kurucu unsurlarından biri olan bağımsız savunmayı temsil eder. Avukata yönelen her türlü baskı, tehdit ve fiziki saldırı; sadece meslektaşımıza değil, doğrudan avukatlık mesleğine, hukukun üstünlüğüne ve devletin adalet mekanizmasına yapılmıştır. Avukat, dosyanın veya uyuşmazlığın tarafı değil; adaletin tecellisi için görev yapan kamu görevlisidir.</p>

<p>Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcılığı ve adli mercilerin,<br />
kaçan şüphelinin acilen yakalanması ve soruşturmanın büyük bir titizlikle yürütülmesi için gerekli özeni göstermesi;<br />
olayın vahameti, işlenen eylemin niteliği ve kaçma şüphesi gözetilerek Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca uygulanması gereken tüm koruma tedbirlerinin tereddütsüz uygulanması için gerekli işlemleri yapması gerekmektedir.</p>

<p>İstanbul Barosu olarak, meslektaşımızın yanındayız ve tedavi sürecini titizlikle takip etmekteyiz. Ayrıca meslektaşımıza yönelik bu barbarca saldırının takipçisi olacağımızı, failin en ağır cezayı alması için adli sürecin her aşamasını kararlılıkla izleyeceğimizi belirtiriz.</p>

<p>Savunmayı hedef alan bu şiddet iklimine ve cezasızlık algısına asla geçit vermeyeceğiz!<br />
Saldırıya uğrayan meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletir; adalet tecelli edene kadar yanında olduğumuzu kararlılıkla kamuoyuna bildiririz.</p>

<p>İSTANBUL BAROSU</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/10/h-un-tse-n-xw-a-a5cf7.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hacze-cikan-avukat-ve-icra-memuru-borclunun-saldirisina-ugradi</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/baro/avukat-ks.jpg" type="image/jpeg" length="66124"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA ALACAĞININ TAHSİLİ VE KİRALANANIN TAHLİYESİ TALEBİ İLE YAPILAN İLAMSIZ İCRA TAKİPLERİNE YAPILAN İTİRAZIN KALDIRILMASI DAVASINDA GÖREVLİ MAHKEME SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-alacaginin-tahsili-ve-kiralananin-tahliyesi-talebi-ile-yapilan-ilamsiz-icra-takiplerine-yapilan-itirazin-kaldirilmasi-davasinda-gorevli-mahkeme-sorunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-alacaginin-tahsili-ve-kiralananin-tahliyesi-talebi-ile-yapilan-ilamsiz-icra-takiplerine-yapilan-itirazin-kaldirilmasi-davasinda-gorevli-mahkeme-sorunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kira parasının ödenmesi ve kiralanan taşınmazın ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin icra takibinde, borçlu tarafından yapılan itiraz durumunda, alacaklı tarafın izleyeceği yolu, hangi sürede ve hangi mahkemede ne tür bir dava ile hakkını temin etmeye çalışacağına ilişkin olarak (Kapatılan)17. H...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kira parasının ödenmesi ve kiralanan taşınmazın ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin icra takibinde, borçlu tarafından yapılan itiraz durumunda, alacaklı tarafın izleyeceği yolu, hangi sürede ve hangi mahkemede ne tür bir dava ile hakkını temin etmeye çalışacağına ilişkin olarak (Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/7932 E. , 2012/11785 K. Sayılı ilamı ve takip edilmesi gereken hukuki yollar İİK m.269 ve devamı maddeleri irdelenerek tespit edilecektir.</p>

<p>Kiralanan bir taşınmazın tahliyesini isteyen kiralayan (kiraya veren) kural olarak önce sulh hukuk mahkemesinde (HMK m.4/1-a) bir tahliye davası açmalıdır.</p>

<p>"Sulh hukuk mahkemelerinin görevi</p>

<p>MADDE 4- (1) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın;</p>

<p>a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları,"</p>

<p>Elbette ki Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/B-1 uyarınca, kiralanan taşınmazların İİK'ya göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması dava şartıdır.</p>

<p>"Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk</p>

<p>MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.)</p>

<p>(1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır:</p>

<p>a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar."</p>

<p>Kiralayan açtığı bu tahliye davasını kazanırsa, bir tahliye ilamı elde eder ve bu ilamı icraya koyarak taşınmazın tahliyesini ilamlı icraya ilişkin hükümlere göre gerçekleştirir. İlamsız icra yoluna kural olarak, sadece para ve teminat alacakları için başvurulabilir. Dolayısıyla kural olarak bir taşınmazın tahliyesi için ilamsız icra yoluna başvurulamaz.</p>

<p>Ancak kanun koyucu, istisnai olarak iki tahliye sebebinin varlığı halinde kiralayanın, sulh hukuk mahkemesinde dava açmadan, doğrudan icra dairesine başvurarak taşınmazı ilamsız icra yoluyla tahliye ettirebilmesine imkan sağlamıştır. Bu bağlamda istisnai olarak başvurulabilecek iki tahliye sebebi; kira bedelinin ödenmemesi veya kira süresinin sona ermesi sebebine dayanarak kiralanan taşınmazın ilamsız icra yoluyla tahliyesini talep edebilir.</p>

<p>Bu inceleme yazımızın konusu, kiralanan taşınmazların ilamsız icra yolu ile tahliyesi ve kira alacağına ilişkin ilamsız icra takibine borçlu tarafından yapılan itirazın kaldırılması davasına bakmakla görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi mi yoksa icra hukuk mahkemesi mi olduğunun tespit edilmesidir.</p>

<p>HMK m. 4, sulh hukuk mahkemelerinin bakmakla görevli olduğu davaları sıralamıştır. Buna göre;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Sulh hukuk mahkemelerinin görevi</p>

<p>MADDE 4- (1) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın;</p>

<p>a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları,</p>

<p>b) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları,</p>

<p>c) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları,</p>

<p>ç) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları,</p>

<p>görürler."</p>

<p>Bu kapsamda (Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/7932 E., 2012/11785 K. Sayılı ilamında ele alınan uyuşmazlıkta; sulh hukuk mahkemesi, HMK m.4/1-a uyarınca ilamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin hükümler dışında kalan kira alacakları bakımından görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı vererek dosyanın icra hukuk mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, icra hukuk mahkemesi ise HMK.nun 4/1-a maddesinde ayrık tutulan ilamsız icra yoluyla tahliye ilişkin hükümlerden kastın İİK.nun 269. vd maddeleri uyarınca yapılan takipler nedeniyle itiraz ve şikayet yoluyla açılan davalar olduğu gerekçesiyle sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı vermiş, nihayetinde (Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/7932 E., 2012/11785 K. Sayılı ilamı ile yargı yerinin belirlenmesine ilişkin karar verilmiştir.</p>

<p>Buna göre ilişkili kanun maddelerini ele alacak olursak;</p>

<p>İİK m.269 hükmü irdelenecek olursa;</p>

<p>"Kiralar hakkında hususi hükümler ve kiralanan taşınmazların tahliyesi</p>

<p>Adi kira ve hasılat kiraları için ödeme emri ve itiraz müddeti:</p>

<p>Madde 269 – (Değişik: 18/2/1965-538/109 md.) Takip adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ödeme emri, Borçlar Kanununun 260 ve 288 inci maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.</p>

<p>Bu tebliğ üzerine borçlu, yedi gün içinde, itiraz sebeplerini 62 nci madde hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında, kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse,akdi kabul etmiş sayılır.</p>

<p>İtiraz takibi durdurur. İtirazın tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını istemiyen alacaklı, bir daha aynı alacaktan dolayı ilamsız icra yoliyle takip yapamaz.</p>

<p>Borçlar Kanununun 260 ıncı maddesinin kiralayana altı günlük mühletin hitamında akdi feshe müsaade ettiği hallerde itiraz müddeti üç gündür."</p>

<p>(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/7932 E. , 2012/11785 K. Sayılı ilamında incelenen uyuşmazlıkta, davacı taraf, Tekirdağ 2. İcra Müdürlüğünün 2011/6071 sayılı dosyasında icra takibi başlatmıştır. Borçlunun ödeme emrine tebliğ tarihinden itibaren kural olarak 7 gün içinde itiraz edebilir. Borçlunun itirazı üzerine ilamsız tahliye takibi durur. Bunun üzerine alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren 6 ay içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını ve taşınmazın tahliye edilmesini talep edebilir. Alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren 6 ay içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını ve tahliyeyi istemezse, bir daha aynı kira alacağından dolayı ilamsız tahliye takibi yapamaz (İİK m.269/3).</p>

<p>"İtiraz ve kaldırılması usulü:</p>

<p>Madde 269/b – (Ek: 18/2/1965-538/110 md.) Borçlu itirazında kira akdini ve varsa mukavelenamede kendisine izafe olunan imzayı reddettiği takdirde alacaklı; noterlikçe re’sen tanzim veya imzası tastik edilmiş bir mukavelenameye istinat ediyorsa icra mahkemesinden itırazın kaldırılmasını ve ihtar müddeti içinde paranın ödenmemesi sebebiyle kiralananın tahliyesini istiyebilir.</p>

<p>Borçlunun akde ve şartlarına dair mukabil iddia ve def’ilerini aynı kuvvet ve mahiyette belgelerle tevsik etmesi lazımdır.</p>

<p>Akdi reddeden borçlu bu itiraz sebebiyle bağlıdır. İtirazın varit olmadığı tahakkuk ettikten sonra ödeme, takas veya sair bir def’ide bulunamaz.</p>

<p>Takip yukarda yazılı belgelere istinat etmemesi sebebiyle alacaklı umumi hükümler dairesinde dava açmaya mecbur kalırsa ihtarlı ödeme emri, Borçlar Kanununun 260 ve 288 inci maddelerinde yazılı ihtar yerine geçer.</p>

<p>(Değişik: 9/11/1988-3494/51 md.) Kira sözleşmesindeki imzanın inkarından dolayı alacaklı umumi mahkemede dava açmaya mecbur kalır ve lehine karar alırsa, borçlu ayrıca yüzbin liradan beşyüzbin liraya kadar para cezasına mahküm edilir. "</p>

<p>Borçlu aleyhine başlatılan ilamsız icra takibinde, borçlu, kira sözleşmesine ve kira sözleşmesi dışındaki hususlara itiraz edebilir.</p>

<p>Borçlunun, alacaklı tarafından iddia edilen kira sözleşmesinin varlığını inkar etmesine kira sözleşmesine itiraz denir. Borçlu, kira sözleşmesini ve varsa yazılı kira sözleşmesindeki imzasını inkar etmek istiyorsa, bunu itirazında açık ve kesin olarak bildirmelidir. Aksi halde, borçlu kira sözleşmesini kabul etmiş sayılır.(İcra ve İflas Hukuku/Seçkin Yayıncılık, 2024, Güncellenmiş ve Genişletilmiş 3.baskı, Prof. Dr. İbrahim Aşık, Dr. Öğr. Üyesi Yakup Oruç, Dr. Öğr. Üyesi Ozan Tok, Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Saçar, Dr. Recep Aşit)</p>

<p>Borçlu tarafından kira sözleşmesine ilişkin böyle bir itirazın yapılması halinde takip durur. Bunun üzerine alacaklının icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını ve kiracının tahliyeyi isteyebilmesi için kira sözleşmesinin yazılı ve aynı zamanda noterlikçe düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmış olması gerekir (İİK m.269/b/1).</p>

<p>Dolayısıyla, borçlu tarafından kira sözleşmesine ilişkin itirazın yapılması halinde, alacaklı yazılı olmayan yani sözlü kira sözleşmesine veya yazılı fakat noterlikçe düzenlenmemiş veya onaylanmamış bir kira sözleşmesine dayanarak icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını ve taşınmazın tahliyesini isteyemez. Bu durumda alacaklı, sulh hukuk mahkemesinde dava açarak kira bedelinin ödenmesini ve taşınmazın tahliyesini talep edebilir. Alacaklının sulh hukuk mahkemesinde açtığı bu davada, ilamsız tahliyede gösterilen ihtarlı ödeme emri TBK m.315 veya TBK m.362'deki ihtar yerine geçer (İİK m.269/b/4). Alacaklı sulh hukuk mahkemesinde açtığı bu davayı kazanırsa, kiracı ayrıca para cezasına da mahkum edilir (İİK m.269/b/5)</p>

<p>Nitekim (Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/7932 E. , 2012/11785 K. Sayılı karar metni aynen aşağıdaki gibidir:</p>

<p>"Somut olayda; davacı kiralanan taşınmazın tahliyesi ve kira alacağı nedeniyle Tekirdağ 2. İcra Müdürlüğünün 2011/6071 sayılı dosyasında icra takibi başlatmış, borçlunun borcu ödemede temerrüde düşmesi nedeniyle kira alacağının tahsili ve tahliye istemli bu davaya açmıştır.</p>

<p>Davacı kiralayan İİK.nun 269. maddesi gereğince altı ay içinde icra mahkemesinden tahliye isteyebileceği gibi icra takibi temerrüt ihtarı olarak kabul edilerek genel mahkeme olan Sulh Hukuk Mahekmesinden de tahliye isteyebilir. Davacı Sulh Hukuk Mahkemesinden tahliye istemiştir. Bu durumda uyuşmazlığın... Sulh Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle HMK.nun 21. ve 22. maddeleri uyarınca ... Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 1.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."</p>

<p>Sonuç olarak, (Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/7932 E. , 2012/11785 K. sayılı ilamında incelenen uyuşmazlıkta, borçlu aleyhine başlatılan kira parasının istenmesi ve kiralanan taşınmazın ilamsız tahliyesi icra takibinde, alacaklının elinde noterlikçe onaylanmış veya düzenlenmiş bir kira sözleşmesi bulunmadığından, borçlu tarafından yapılan kira sözleşmesine itiraz nedeniyle açılacak itirazın kaldırılması, kira parasının ödenmesi ve kiralanan taşınmazın tahliyesi isteminde görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi, alacaklının elinde noterlikçe onaylanmış veya düzenlenmiş bir kira sözleşmesi bulunması halinde ise itirazın kaldırılması, kira parasının ödenmesi ve kiralanan taşınmazın isteminde görevli mahkeme icra hukuk mahkemesi olacaktır. </p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/10/betul-guven.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Betül GÜVEN</strong></p>

<p>ANKARA BAROSU</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-alacaginin-tahsili-ve-kiralananin-tahliyesi-talebi-ile-yapilan-ilamsiz-icra-takiplerine-yapilan-itirazin-kaldirilmasi-davasinda-gorevli-mahkeme-sorunu</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/terazi/bina-ev-ter.jpg" type="image/jpeg" length="33698"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alışverişte 12 ay taksit sınırı kaldırıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/alisveriste-12-ay-taksit-siniri-kaldirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/alisveriste-12-ay-taksit-siniri-kaldirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı, konut satışı dışındaki mal ve hizmet alımlarında taksit sürelerini belirleyen düzenlemeleri değiştirdi. Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle genel 12 ay sınırı ile sektörlere göre uygulanan özel taksit sürelerine ilişkin hükümler kaldırılırken, yeni süreleri belirleme ve ek sınırlamalar getirme yetkisi Bakanlığa verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taksitli alışverişlere ilişkin kurallarda değişikliğe gidildi. Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan “Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, 15 Ekim 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>Düzenlemeyle, 6 Ağustos 2016 tarihli yönetmeliğin taksitli satışları düzenleyen 12/B maddesinin birinci ve ikinci fıkraları değiştirildi, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ise yürürlükten kaldırıldı.</p>

<p>Değişiklikle, konut satışı dışındaki mal ve hizmet alımlarında uygulanan genel 12 ay taksit sınırına ve farklı ürün ve hizmet grupları için belirlenen özel taksit sürelerine ilişkin hükümler kaldırıldı. Havayolu taşımacılığı, seyahat, konaklama, mobilya, elektronik cihazlar ve beyaz eşya gibi kategorilerdeki özel süre düzenlemeleri de bu kapsamda yer aldı.</p>

<p>Böylece taksit sürelerinin belirlenmesinde mevcut yönetmelikteki sabit kurallar yerine Ticaret Bakanlığının alacağı kararlar esas alınacak.</p>

<p>Ancak bu değişiklik, bütün alışverişlerde taksit süresinin otomatik olarak uzadığı veya sınırsız taksit döneminin başladığı anlamına gelmiyor. Bakanlık, ihtiyaç duyulması halinde taksit sürelerini belirleyebilecek ve ilave sınırlamalar getirebilecek.</p>

<p><strong>KREDİ KARTINDA BDDK SINIRLAMALARI GEÇERLİ</strong></p>

<p>Düzenleme, kredi kartıyla yapılan alışverişlerdeki taksit sınırlarını doğrudan değiştirmiyor. Bu alandaki kurallar Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından belirlenirken, Ticaret Bakanlığının yönetmelik değişikliği perakende işletmelerin taksitli satışlarına ilişkin hükümleri kapsıyor.</p>

<p><strong>SATIŞ SONRASI TAKSİTLENDİRME DE KAPSAMDA</strong></p>

<p>Yeni düzenleme, yalnızca bir ürün veya hizmet satın alınırken yapılan taksitli satışları kapsamıyor. Mal veya hizmet satışından sonra belirli bir ücret karşılığında borcun taksitlendirilmesi ve ödemenin ertelendiği dönemler de Bakanlığın karar yetkisi içinde bulunuyor.</p>

<p>Yönetmelik değişikliğine göre Bakanlığın taksit süreleri ve ek sınırlamalara ilişkin kararları, Bakanlığın internet sitesinde ilan edilecek ve üst meslek kuruluşlarına gönderilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>---</p>

<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>PERAKENDE TİCARETTE UYGULANACAK İLKE VE KURALLAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>6/8/2016 tarihli ve 29793 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmeliğin 12/B maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; aynı maddenin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Bakanlık, mal veya hizmet satışı sonrası belli bir ücret karşılığı borcun taksitlendirilmesi veya ödemenin ertelendiği dönemler dahil olmak üzere, kıymetli evrak düzenlenerek veya düzenlenmeksizin gerçekleştirilen, konut satışı haricindeki taksitli mal ve hizmet satışlarında taksitlendirme sürelerini belirlemeye veya bu konuda ilave sınırlamalar getirmeye yönelik karar almaya yetkilidir.</p>

<p>(2) Birinci fıkra kapsamında alınan kararlar, Bakanlığın internet sitesinde ilan edilir ve üst meslek kuruluşlarına gönderilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/alisveriste-12-ay-taksit-siniri-kaldirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="68978"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MİLLİYETÇİLİK, ATATÜRKÇÜLÜK VE BARO POLİTİKASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milliyetcilik-ataturkculuk-ve-baro-politikasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milliyetcilik-ataturkculuk-ve-baro-politikasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu’nun 10-11 Ekim 2026 tarihlerinde yapılan genel kurulunda, kürsüden yükselen sözler kadar salonun dışında devam eden siyasi gösteriler de dikkat çekiciydi. Grupların stantlarında mütemadiyen İzmir Marşı ve benzeri marşlar çalındı; “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları atıldı. Atatü...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Barosu’nun 10-11 Ekim 2026 tarihlerinde yapılan genel kurulunda, kürsüden yükselen sözler kadar salonun dışında devam eden siyasi gösteriler de dikkat çekiciydi. Grupların stantlarında mütemadiyen İzmir Marşı ve benzeri marşlar çalındı; “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları atıldı. Atatürk imgesi, Atatürkçülük ve milliyetçilik, farklı siyasi geleneklerin başvurduğu güçlü meşruiyet kaynakları olarak karşımıza çıktı. Bir meslek örgütünün genel kurulunda Cumhuriyet’e ve laikliğe ilişkin görüşlerin açıklanmasında yadırganacak bir şey yok. Fakat konuşmalarla marşlar birbirine karışırken başka bir soru ister istemez gündeme geldi: Avukatın kendi meslek örgütünde esas konuşulması gereken şey nedir?</p>

<p>Bir düşüncenin değerini, ona bağlılığın ne kadar yüksek sesle ilan edildiğiyle ölçemeyiz. Atatürk’ün tarihsel kişiliğine duyulan saygıyla Atatürk imgesinin örgütsel iktidara siyasal meşruiyet sağlaması birbirinden farklıdır. Milliyetçiliğin siyasal görüş olarak savunulmasıyla milliyetçi söylemin avukatlık mesleğinin ortak kimliğiymiş gibi sunulması da öyle. Bu ayrımların silindiği yerde eleştiri, kolayca ‘değerlere karşı çıkmak’ şeklinde damgalanabilir. Oysa eleştirilen değerler değil, değerlerin kullanım biçimidir.</p>

<p>Soruyu bu nedenle ‘Barolar siyaset yapmalı mı?’ diye kurmak eksik kalıyor. Barolar elbette siyasal iktidarın hukukla ilişkisi hakkında konuşacaktır. Asıl soru, baro siyasetinin neyi merkeze aldığı, hangi kimliği güçlendirdiği ve hangi iktidar ilişkilerini yeniden ürettiğidir.</p>

<p><strong>MİLLİYETÇİLİK BARODA NE İŞE YARAR?</strong></p>

<p>Milliyetçilik Türkiye’de yalnızca kendisini milliyetçi olarak adlandıran hareketlerin düşüncesi değildir. Sosyal demokrat, Cumhuriyetçi, muhafazakâr ve kimi sol çevrelerin söyleminde de değişik biçimlerde yer alır. Tanıl Bora ile Necmi Erdoğan’ın Birikim’deki CHP ve DSP değerlendirmeleri, sosyal demokrasiyle devlet merkezli siyasal dil arasındaki gerilimi görünür kılar. Bu tartışma, baro seçimlerindeki ideolojik yakınlaşmaları anlamak bakımından da öğreticidir.</p>

<p>Vatan, millet, devletin bekası ve Cumhuriyet’in korunması üzerine konuşmak, geniş bir dinleyici topluluğunun duygularına seslenir. Fakat bu dilin kolayca ürettiği birlik duygusu, somut mesleki sorunlar üzerinde aynı kolaylıkla ortak çözüm üretmez. Duruşmanın saatinde başlamamasına, soruşturma dosyasının müdafiden saklanmasına, genç avukatın giderek ağırlaşan ekonomik yüküne karşı hangi tedbirlerin alınacağı; sloganlarla değil, hukuk politikasıyla, kurumsal emekle ve hesap sorulabilir kararlarla ilgilidir.</p>

<p>Üstelik milliyetçilik, avukatlık mesleği bakımından özel bir gerilimi de barındırır. Devletin güvenliğini önceleyen siyasal dil, kimi zaman devletin işlem ve eylemlerine karşı hak ileri sürmeyi kuşkuyla karşılayabilir. Oysa avukatın işi, devletin haklı olduğunu varsaymak değil; devlet dâhil herkesin hukukla bağlı olduğunu hatırlatmaktır. Mesleğin müşterek dili, belirli bir milliyetçilik yorumu değil, savunmanın bağımsızlığı olmalıdır.</p>

<p><strong>ATATÜRK İMGESİNDEN KURUMSAL MEŞRUİYETE</strong></p>

<p>Atatürkçülük bir dünya görüşü, tarihsel yorum ve siyasal tercih olarak savunulabilir; tartışılabilir de. Sorun, onun tartışmaya açık bir düşünsel alan olmaktan çıkarılıp bir kurumu yönetme hakkının deliline dönüştürülmesidir. Atatürk’ün adıyla konuşanların, o ad üzerinden eleştirilemezlik talep etmeleri; Cumhuriyet’in kurucusuyla Cumhuriyet adına iktidar kullananları birbirine karıştırır.</p>

<p>Barolar, üyelerini siyasi düşüncelerine göre kabul eden dernekler değil, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır. Atatürkçü avukat da Atatürkçülüğe eleştirel yaklaşan avukat da, farklı dünya görüşlerinden diğer meslektaşları da aynı mesleki haklara sahiptir. Hiçbirinin baroya aidiyeti bir siyasal kimlik sınavından geçirilemez. Baronun duvarına asılan portre, hangi grubun kuruma daha çok ait olduğunun ölçüsüne dönüşmemelidir.</p>

<p>Bir genel kurulda Atatürk’ün kaç kez anıldığı, oradaki demokrasi düzeyini göstermez. Bunun ölçüsü, farklı düşünen avukatın rahatlıkla söz alıp alamadığı, eleştirisinin dinlenip dinlenmediği, kurumsal imkânların eşitlik içinde kullanılıp kullanılmadığıdır. Cumhuriyet’e bağlılığın en sahici biçimlerinden biri, Cumhuriyet’in bütün yurttaşları gibi bütün avukatları da eşit ve özgür kabul etmektir.</p>

<p><strong>ASKER MİYİZ, AVUKAT MIYIZ?</strong></p>

<p>Genel kurulda sloganların tekrarlandığı anlarda içimden şu cümle geçti: Bari “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” yerine “Atatürk’ün avukatlarıyız” deselerdi. Bu düşünce, Cumhuriyet’in kurucusuna duyulan saygıyı küçümsemekten değil, avukatın kendi mesleki kimliğini başka bir kimliğin arkasına yerleştirmesine duyduğum itirazdan doğdu. İzmir Marşı’nın tarihsel çağrışımları, onu söyleyenlerin duyguları ve bir siyasal sloganın mecazi niteliği elbette inkâr edilemez. Ancak bir baro genel kurulunda, üstelik avukatların örgütlendiği stantlarda sürekli tekrarlanan “asker” kimliği üzerinde durmaya değer.</p>

<p>Askerî dil emre, hiyerarşiye, disipline ve safları sıklaştırmaya dayanır. Avukatlık dili ise itiraza, bağımsız muhakemeye, iktidarın karşısında dahi hukuku savunmaya ve gerektiğinde herkesin sustuğu yerde konuşmaya dayanmalıdır. Elbette bu sloganı atan avukatların mesleki bağımsızlığa karşı oldukları ileri sürülemez. Slogan onların gözünde Cumhuriyet’e bağlılığı anlatan bir mecaz olabilir. Fakat kullanılan mecazlar önemsiz değildir. Bir meslek, kendisini tekrar tekrar hangi kelimelerle anlatıyorsa zamanla o kelimelerin çağrıştırdığı ilişki biçimlerini de normalleştirebilir.</p>

<p>“Atatürk’ün avukatlarıyız” sözü ilk bakışta daha yerinde görünse de nihai cevap bu da değildir. Çünkü avukatın mesleki görevi herhangi bir siyasi görüşün, devletin veya tarihsel şahsiyetin avukatı olmak değil; hakkı ihlal edilen kişinin yanında, gerektiğinde bütün iktidar odaklarının karşısında durmaktır. Baronun üyeleri aynı Atatürkçülük yorumunu paylaşmak zorunda değildir. Avukatın bağımsızlığını onun ideolojik bağlılığının derecesiyle ölçmeye başladığımızda, hukuki savunmayı daha baştan daraltmış oluruz.</p>

<p>Bir avukatın Cumhuriyet’e ve Atatürk’e bağlılık duyması ile avukatlık kimliğini askerî bir aidiyet içinde tarif etmesi aynı şey değildir. Devletin eylemini hukuka aykırı bulduğunda itiraz edecek, millî güvenlik gerekçesiyle bastırılan bir hakkı savunacak, toplumun dışladığı kişinin müdafiliğini üstlenecek avukatın ihtiyacı, bir safa katıldığına dair yemin değil, kimseye bağlı olmadan hukuk adına konuşabilme güvencesidir. Bu nedenle sloganı bir kelime değişikliğiyle düzeltmekten daha önemli bir işimiz var: Baro siyasetini bağlılık gösterisinin değil, bağımsız savunmanın diliyle kurmak.</p>

<p>Marşın sesi yükselirken insan ister istemez şunu soruyor: Bu kalabalık, aynı coşkuyu savunmanın bağımsızlığı için de gösterebilecek mi? Soruşturma dosyası saklanan müdafinin, söz hakkı kesilen avukatın, yargı bürokrasisi karşısında yalnız bırakılan meslektaşın yanında durmak için de böyle bir ortak irade ortaya çıkabilecek mi? Asıl ölçü, genel kurul stantlarında hangi marşın çalındığı değil, o stantların dağıldığı ertesi gün avukatın yanında kimin kaldığıdır.</p>

<p><strong>HUKUKİ SAVUNMA, MİLLÎ SAVUNMA DEĞİLDİR</strong></p>

<p>2010 yılında Ankara Barosu Dergisi’nde yayımlanan ‘Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri’ başlıklı yazımda, avukatlık kimliğinin devlet karşısında yaşadığı tanınma sorununu ele almıştım. Resmî bir kimlik kartının kurumlarca tanınmamasından hareketle, asıl tanınmayanın avukatın yargı sistemi içindeki rolü olduğunu ileri sürüyordum. Aradan geçen yıllar, o ayrımın önemini azaltmadı; tersine daha görünür kıldı.</p>

<p>O yazıda hukukî savunmanın, devletin millî savunma hassasiyetleriyle karıştırılmasına itiraz etmiştim. Millî savunma devletin güvenliğiyle ilgilidir. Hukuki savunma ise bireyin hakkını, gerektiğinde devletin kendisine karşı ileri sürebilmesiyle. Bir sanığın savunulması, onun isnat edilen fiilinin veya siyasi düşüncesinin benimsenmesi değildir. Kolluğun işlemlerinin, savcılığın iddialarının, mahkemenin kararlarının sorgulanması da devlet düşmanlığı sayılamaz. Avukat devletin her iddiasına inanmak için değil, iddiaların hukuk içinde sınanmasını sağlamak için vardır.</p>

<p>Duruşma salonunun yerleşim düzeninden avukatın saatlerce koridorda bekletilmesine kadar pek çok uygulamanın savunmaya verilen değeri ele verdiğini anlatmıştım. Savcıyla hâkimin fiziksel yakınlığı, avukatın savunduğu kişiden uzak konumlandırılması, müdafinin dosyaya erişiminin fiilen zorlaştırılması... Bunlar yalnızca pratik aksaklıklar değil, hukuk kültürünün avukata biçtiği yerin dışavurumlarıdır. Devletin karşısında hukuku ileri süren kişiye kuşkuyla bakan düzen, avukatın varlığını kabul ederken mesleki işlevini kabullenmekte zorlanır.</p>

<p>Yazımdaki ‘karşı duruş’ ve ‘esas duruş’ ayrımı tam da bunun içindi. Her mesleğin duruşunu o mesleğin işlevi tayin eder. Avukatın görevi otorite karşısında hizaya geçmek değil; gerektiğinde hukuka dayanarak itiraz etmektir. Barolar, bu itirazı mümkün kılan meslek kuruluşları olmak zorundadır. Devletin resmî ideolojisine sadakat gösterisi, bağımsız savunmanın yerine geçemez.</p>

<p><strong>BİRİKİM’İN ELEŞTİRİSİ VE NURAY ÖZDOĞAN’IN İKİLİ UYARISI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birikim çevresinin geleneksel Kemalist sola yönelttiği eleştirinin önemli bir damarı, tarihsel ilericilikle bugünkü demokratik pratiğin birbirine karıştırılmasıdır. Cumhuriyetçi, laik veya solcu olmak, bir örgütün kararlarını kendiliğinden demokratikleştirmez. Bir dönemde özgürlük mücadelesi vermiş olmak da sonraki bütün iktidar uygulamalarına dokunulmazlık sağlamaz. İlericilik bir unvan değil, her defasında yeniden sınanması gereken bir iddiadır.</p>

<p>Nuray Özdoğan’ın 13 Haziran 2020’de Birikim’de yayımlanan ‘Barolar ve Diğer Meslek Örgütlerinden Ne İstiyorlar?’ başlıklı makalesi, bu tartışmayı baroların somut tarihine bağlıyor. Özdoğan, Ankara Barosu’nun uzun süre Kemalist-devletçi sosyal demokrat gelenek tarafından yönetilmesine ve baro başkanlığının kimi siyasal kariyerlerle ilişkisine eleştirel biçimde değinir. Fakat aynı yazı, siyasi iktidarın baroları bölme ve etkisizleştirme girişimlerine de güçlü biçimde karşı çıkar. Tam da bu yüzden değerlidir: İçerideki devletçi alışkanlıkları eleştirmekle dışarıdan gelen müdahaleye direnmek arasında bir çelişki görmez.</p>

<p>Bu iki tutumu birlikte savunmak gerekir. Barolar, yargı bağımsızlığı ve insan hakları söz konusu olduğunda kamu gücünün karşısında söz söyleyebilmelidir. Fakat siyasal iktidara karşı bağımsızlık, herhangi bir muhalefet partisine veya barodaki örgütlü gruba bağımlılığı mazur göstermez. Bir baronun siyasi iktidarın vesayetine karşı çıkması yetmez; kendisini yakın hissettiği siyasi çevrelere karşı da kurumsal mesafesini koruması gerekir.</p>

<p>Baroların siyaset yapmaması gerektiği sonucuna varmak, bu tartışmanın en yanlış okuması olur. Savunma hakkı, yargı bağımsızlığı, insan hakları ve adalete erişim zaten siyasetin ve kamu gücünün merkezindedir. Sorun, baronun siyaset yapması değil; hukukla ilgili kamusal sorumluluğun parti sadakatine, ideolojik gösteriye veya örgütsel kariyere indirgenmesidir.</p>

<p><strong>GRUP BAROYA, BARO GRUBA DÖNÜŞÜRSE</strong></p>

<p>Baro seçimlerinde grupların bulunması örgütlenme özgürlüğünün doğal sonucudur. Avukatlar ortak listeler çıkarabilir, farklı programlarla yarışabilir, genel kuruldan yönetme yetkisi isteyebilirler. Ne var ki Avukatlık Kanunu’nun düzenlediği organlar ile seçimlere katılan fiilî gruplar aynı şey değildir. Genel kurulun üyeleri gruplar değil, tek tek avukatlardır; baronun malvarlığı, kurumsal hafızası, iletişim imkânları ve temsil yetkisi de yönetimdeki grubun özel mülkiyetine geçmez.</p>

<p>Uzun süreli örgütsel iktidarın asıl tehlikesi burada başlar. Bir grup, kendi tarihini baronun tarihi, kendi siyasi tercihini baronun vazgeçilmez kimliği ve kendi iktidarının devamını kurumun istikrarı olarak göstermeye başlayabilir. Yönetim anlayışını eleştirmek de giderek Cumhuriyet’e, laikliğe veya özgürlüğe karşı çıkmak gibi sunulabilir. Böylece ideoloji, düşünsel tartışmanın zemini olmaktan çıkar ve iktidarı koruyan bir kalkana dönüşür.</p>

<p>Örgütsel iktidar yalnız sandıkta kurulmaz. Genel kurulun gündemini belirleme, kurumsal bilgiye ulaşma, üyelerle iletişim kanallarını kullanma, temsil görevlerini paylaştırma ve kamuoyu görünürlüğünü yönetme imkânları seçimler arasında da işler. Şeffaflığı, denetimi ve çoğulculuğu tam da bu nedenle konuşmalıyız. Devlet iktidarına karşı kuvvetler ayrılığını savunanların kendi kurumlarında güç yoğunlaşmasını normal karşılamaları kolay açıklanabilir bir çelişki değildir.</p>

<p>Buradan ne eski yöneticilerin bütün emeğini inkâr etme sonucu çıkar ne de bugünkü muhalif gruplara peşin bir demokrasi payesi verme. İktidar ilişkisi, farklı ideolojik adlar altında aynı alışkanlıkları üretebilir. Dün çoğulculuktan söz edenlerin yarın muhalefetin sesini kısmayacağına ilişkin tek güvence, iyi niyet beyanları değil; sınırlandırılmış yetki, açıklık, eşitlik ve denetimdir.</p>

<p><strong>AVUKAT HAKLARI GRUBU BU TARTIŞMANIN NERESİNDE?</strong></p>

<p>Avukat Hakları Grubu Ankara’nın ortaya koyduğu farklılık iddiası, baro siyasetini öncelikle avukatların gündelik hak ve ihtiyaçları üzerinden kurmasıdır. Dosyaya erişim, meslek alanını daraltan idari düzenlemeler, stajyer avukatların yükleri, genç meslektaşların ekonomik sorunları ve baro kaynaklarının kullanımı, genel siyasi aidiyet gösterilerine nazaran daha somut bir mücadele zemini sunmaktadır. Staj kayıt bedeline ilişkin idari yargı mücadelesi gibi çalışmalar, yönetimde bulunmadan da meslek hakları için sonuç alınabileceğine işaret eder.</p>

<p>Fakat AHG’yi bütün ideolojik referanslardan kopmuş, siyasetin dışında bir hareket gibi göstermek doğru olmaz. Avukat Hakları Grubu’nun kamuya açık ilkeler metni, Cumhuriyet değerlerini, laikliği ve Atatürk ilke ve inkılaplarını benimsediğini açıkça söyler. Aynı metin, bütün siyasi ve hayat görüşlerinden avukatların eşit hizmet almasını, şeffaflığı, liyakati ve görev süresinin sınırlandırılmasını da savunur. İşte asıl sınama, bu iki beyanın bir arada nasıl yaşatılacağındadır: Bir grubun benimsediği siyasi değerler, baronun bütün üyelerine ait kurumsal alanı daraltacak mı; yoksa meslek hakları o ideolojik aidiyetin önüne konulabilecek mi?</p>

<p>AHG’nin güçlü tarafı olarak gösterilebilecek şey, ‘biz daha doğru Atatürkçüyüz’ demesi değildir. Bu, eski yarışın başka bir biçimde sürdürülmesinden öteye gitmez. Fark, meslektaşın hakkını korumak için açılan davada, harcanan emekte, somut talepte ve hesap verilebilirlikte aranmalıdır. Bu farkın kalıcı olmasının şartı ise, grubun kendi örgütsel iktidar ihtimalini de eleştirebilmesidir. Avukat haklarını savunma iddiası, hiçbir gruba o haklar üzerinde temsil tekeli vermez.</p>

<p>AHG dâhil bütün gruplar için aynı soruları sormalıyız: Kendi görüşünden olmayan avukata eşit davranacak mı? Görevlendirmelerde liyakat beyanını uygulayacak mı? Kurumsal kaynakları seçim örgütünün kaynaklarından kesin biçimde ayırabilecek mi? Seçimi kaybettiğinde hukuk devleti mücadelesinden geri çekilmeyecek mi; kazandığında muhalefetin sözünü kısmayacak mı? Baroda iktidar değişimi ancak bu sorulara verilen fiilî cevaplar değişirse zihniyet değişimine dönüşür.</p>

<p>Kaldı ki insan haklarını ve hukuk devletini savunmak, ‘genel siyaset bize göre değil’ denilerek terk edilemez. Avukatın mesleki hakkıyla yurttaşın adalete erişimi birbirine bağlıdır. Bağımsız bir savunma olmadan bireyin özgürlüğü korunamaz; bireyin hakları korunmadan da avukatlık yalnızca ücret tarifeleri ve çalışma koşullarından ibaret bir mesleğe indirgenir. Meslek merkezli baro siyaseti, kamusal sorumluluğun terk edilmesi değil, o sorumluluğun hukuk üzerinden yeniden kurulması olmalıdır.</p>

<p><strong>KÜRSÜDEKİ SÖYLEM, KORİDORDAKİ AVUKAT</strong></p>

<p>Genel kurullarda hangi grubun daha vatansever olduğunu tartışırken, avukatın adliye koridorunda geçen saatlerini gözden kaçırabiliriz. Duruşmaların saatinde başlamaması, dosya incelemenin güçleştirilmesi, müvekkille görüşmenin engellenmesi, mesleki itirazın saygısızlık gibi karşılanması, genç avukatın geçimini sağlayamaması... Bunlar baro siyasetinin ikincil değil, asli meseleleridir. Avukatlık kimliği çoğu zaman büyük ideolojik tartışmalarda değil, işte bu gündelik karşılaşmalarda değersizleştirilir.</p>

<p>Genel kurullara katılımın sınırlı oluşuna da bu açıdan bakmak gerekir. Sandığa gelmeyen her meslektaşın barodan umudunu kestiğini söyleyemeyiz. Ancak avukatın kendi örgütünün kürsüsünde kendi sorunlarını yeterince duyamaması, aidiyetini zayıflatabilir. Grupların sayısal örgütlülüğü büyürken baroyla sıradan avukat arasındaki mesafenin büyümesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir ihtimaldir. Katılım azlığının yükünü yalnız katılmayan avukatın omuzlarına yüklemek kolaycılıktır.</p>

<p>Baro siyaseti, yönetime kimin geleceği yarışından ibaret kalırsa seçimlerin kazananı bulunur, fakat mesleğin kazandığı belirsizleşir. Oysa seçim bir araçtır. Baronun başarısı, kendi grubuna kaç makam sağladığıyla değil, avukatın yargı sistemi içindeki yerini ne ölçüde güçlendirdiğiyle ölçülmelidir.</p>

<p><strong>İLERİCİLİĞİN TAPUSU YOKTUR</strong></p>

<p>Atatürkçülüğü benimseyenlerin de milliyetçilerin de sosyalistlerin de farklı görüşlerdeki avukatların da bu meslek kuruluşunda yeri vardır. Hiçbirinin diğerlerinden fazla kurumsal sahiplik hakkı yoktur. Baroları siyasetsizleştirmek değil; siyasetin avukatlık kimliğini ve bağımsız savunmayı teslim almasını önlemek gerekir. Kendi değerlerine bağlılığın sınırını, başkalarının haklarına duyulan saygı çizer.</p>

<p>Nuray Özdoğan’ın dışarıdan gelen müdahaleye karşı baroların özerkliğini savunan tutumu ile 2010’da avukatın ‘karşı duruş’ işlevi üzerine yazdıklarım aynı yerde buluşuyor: Özgür savunmanın güvencesi, siyasi iktidarın hoşnutluğu da değildir, baro yönetimlerinin ideolojik saygınlığı da. Güvence, kamu gücüne karşı hukuk adına itiraz edebilen avukatın varlığı ve bu avukatı yalnız bırakmayan bir meslek örgütüdür.</p>

<p>Atatürk’ün portresini duvara asmak, marş söylemek ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye haykırmak kolaydır. Asıl güç olan, Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık fikrini farklı siyasi görüşlerden avukatların eşit söz ve hizmet hakkına dönüştürmektir. Demokrasi üzerine konuşmak kolaydır; kendi örgütsel iktidarını sınırlamak, denetime açmak, gerektiğinde bırakabilmek ise başka bir olgunluk ister. Bir baronun kimliği duvarındaki resimlerde, stantlarında yükselen sloganlarda veya yöneticisinin parti rozetinde değil, savunmanın bağımsızlığı için gösterdiği fiilî dirençte aranmalıdır.</p>

<p>Baroların sahibi yoktur. Yöneticileri vardır ve onlar da geçicidir. Avukatın kimliği ise bu görevlerden, bu unvanlardan ve bu siyasi aidiyetlerden daha kalıcıdır. İlericilik, iktidara gelmenin gerekçesi olabilir; iktidarda kalmanın tapusu olamaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>YARARLANILAN KAYNAKLAR</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Fahrettin Kayhan — </strong>“Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri”, Ankara Barosu Dergisi, 2010/3, s. 275–287.</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://dergipark.org.tr/tr/pub/abd/article/374116</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Nuray Özdoğan — </strong>“Barolar ve Diğer Meslek Örgütlerinden Ne İstiyorlar?”, Birikim, 13 Haziran 2020.</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://birikimdergisi.com/guncel/10149/barolar-ve-diger-meslek-orgutlerinden-ne-istiyorlar</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Necmi Erdoğan – Tanıl Bora — </strong>“CHP ve DSP’de Solun Bakiyesi Nedir?”, Birikim, sayı 120, Nisan 1999.</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-120-nisan-1999/2314/chp-ve-dsp-de-solun-bakiyesi-nedir/3256</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Avukat Hakları Grubu — </strong>“İlkelerimiz”, Grubun kamuya açık ilkeler metni.</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.avukathaklari.net/ilkelerimiz/</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Ankara Barosu — </strong>“69. Olağan Genel Kurul sonucu”, 12 Ekim 2026 duyurusu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://ankarabarosu.org.tr/duyuru/811ae94a-c793-11f1-95b7-000c29c9dfce</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milliyetcilik-ataturkculuk-ve-baro-politikasi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/10/adsiz-213.jpg" type="image/jpeg" length="84846"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBMM komisyonunda fon mağdurlarına yapılacak ödemelerin hesaplama yöntemi değiştirildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbmm-komisyonunda-fon-magdurlarina-yapilacak-odemelerin-hesaplama-yontemi-degistirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbmm-komisyonunda-fon-magdurlarina-yapilacak-odemelerin-hesaplama-yontemi-degistirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülen fon teklifinin iki maddesi, AK Parti'nin verdiği önergelerle değiştirildi. Fon mağdurlarına yapılacak ödemelerin belirlenmesinde kurum kayıtları karşılaştırılacak, usulsüz kazançların iadesinde ise enflasyon verileri dikkate alınacak. Komisyonda, yurt dışındaki mal varlıklarının Türkiye'ye getirilmesine yönelik çalışmalar hakkında da bilgi verildi. Fon teklifi komisyonda yapılan oylamayla kabul edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda fon teklifinin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanırken AK Parti'nin verdiği önergelerle teklifin iki maddesinde değişikliğe gidildi. Düzenlemelerle, parasını geri alacak yatırımcıların ve alacak tutarlarının belirlenmesi ile usulsüz kazançların iadesinde uygulanacak hesaplama yöntemine ilişkin yeni hükümler getirildi.</p>

<p><strong>FON MAĞDURLARINA YAPILACAK ÖDEMELER NASIL BELİRLENECEK?</strong></p>

<p>HaberTürk'ten Buse Gençtürk'ün haberine göre; Komisyonda kabul edilen ilk değişikliğe göre, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK), Takasbank ve diğer ilgili kurumların kayıtları karşılaştırılarak parasını geri alacak kişiler ile bu kişilere ödenecek tutarlar netleştirilecek.</p>

<p>İkinci değişiklik ise Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında piyasa bozucu eylemler, bilgi suistimali ve dolandırıcılık yoluyla olağanüstü kazanç sağlayanların iade edeceği tutarların hesaplanmasını kapsıyor.</p>

<p>Teklifin ilk halinde, söz konusu kişilerin iade edeceği paraların tasfiyesine karar verilen fonlardaki ödeme emsal tutarı üzerinden hesaplanması öngörülüyordu. Ancak AK Parti'nin önergesiyle bu yöntem değiştirildi. Yeni düzenlemeye göre hesaplamada, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ile Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi'ndeki (Yİ-ÜFE) değişim oranlarının ortalaması esas alınacak. Hesaplamanın nasıl yapılacağına ilişkin ayrıntılar ise Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından belirlenecek.</p>

<p><strong>SPK KANUNUNDA YENİ DEĞİŞİKLİK HAZIRLIĞI</strong></p>

<p>Teklifin ilk imzacılarından AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, komisyondaki görüşmeler sırasında Sermaye Piyasası Kanunu'nda yeni bir değişiklik hazırlığı bulunduğunu açıkladı.</p>

<p>Aksu, SPK ve ilgili kuruluşların yasal çalışmalar yürüttüğünü belirterek düzenlemenin yılbaşı sonrasında, bütçe görüşmelerinin ardından gündeme geleceğini söyledi. Aksu, yeni çalışmanın SPK'nın daha güçlü bir yapıya kavuşmasını sağlayacak şekilde hazırlanacağını ifade etti.</p>

<p>Komisyonda görüşülen fon teklifinin yanı sıra Sermaye Piyasası Kanunu'nda yapılması planlanan düzenlemeye işaret eden Aksu, etkin pişmanlık hükümlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mevcut teklifte etkin pişmanlık düzenlemesi bulunmadığını belirten Aksu, suç işleyen herkesin eyleminin karşılığını almasının amaçlandığını söyledi. Aksu, yargı sürecinde gerekli şartların oluşması halinde ödemelerle bağlantılı etkin pişmanlık hükümlerinin gündeme gelebileceğini, bunun yargının değerlendirmesine bağlı olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong>MASAK 29 ÜLKEDEN MAL VARLIĞI BİLGİSİ İSTEDİ</strong></p>

<p>Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İsmail İlhan Hatipoğlu, komisyonda yaptığı açıklamada, yatırımcıların haklarına en kısa sürede kavuşabilmesi amacıyla olağanüstü tasfiye süreçlerine ihtiyaç duyulduğunun değerlendirildiğini belirtti.</p>

<p>Hatipoğlu, Mali Suçları Araştırma Kurulunun (MASAK) yürüttüğü uluslararası çalışmalar hakkında da bilgi verdi. MASAK'ın 29 farklı ülkeden toplam 48 ayrı talepte bulunduğunu açıklayan Hatipoğlu, 278 gerçek ve tüzel kişiye ilişkin mal varlığı bilgilerinin istendiğini bildirdi.</p>

<p>Söz konusu varlıkların Türkiye'ye getirilmesine yönelik sürecin ilgili ülkelerin kurumları ve yargı mercileriyle koordinasyon halinde yakından takip edildiğini belirten Hatipoğlu, çalışmaların titizlikle sürdürüldüğünü ifade etti.</p>

<p><strong>MASAK BAŞKANI ELEŞTİRİLERE YANIT VERDİ</strong></p>

<p>MASAK Başkanı Hasan Kaymak da komisyonda muhalefet milletvekillerinin eleştirilerini yanıtladı.</p>

<p>Kaymak, gerçekleştirilen bütün mali işlemlerin önceden MASAK'ın incelemesinden geçirilmesinin mümkün olmadığını belirterek bir işlem yapılmadan önce kuruma başvurulması ve araştırma sonucuna göre işlemin gerçekleştirilmesi şeklinde bir uygulamanın bulunmadığını söyledi.</p>

<p>Banka ve aracı kurumların şüpheli işlem bildirimlerine ilişkin sorumluluklarına değinen Kaymak, ilgili kurumların bir işlemin yasa dışı olduğuna yönelik şüphe taşımaması halinde bildirimde bulunmayabileceğini ifade etti.</p>

<p>Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Argun ise konuyla ilgili gerekli bildirimleri SPK'ya yaptıklarını belirterek Borsa İstanbul olarak üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirdiklerini söyledi.</p>

<p><strong>KVKK ÜYELİKLERİNE İKİ İSİM SEÇİLDİ</strong></p>

<p>Öte yandan, TBMM Genel Kurulu'nda Kişisel Verileri Koruma Kurulunda (KVKK) boş bulunan iki üyelik için seçim yapıldı.</p>

<p>Genel Kurulda gerçekleştirilen seçim sonucunda Recep Keskin ve Cennet Alas Şekerbay, Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeliklerine seçildi.</p>

<p><strong>FON TEKLİFİ KOMİSYONDA KABUL EDİLDİ</strong></p>

<p>Fon Teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbmm-komisyonunda-fon-magdurlarina-yapilacak-odemelerin-hesaplama-yontemi-degistirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 00:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/meclis-jnjn7.jpg" type="image/jpeg" length="63734"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETME CEZASININ HUKUKİ YORUMU VE MÜEYYİDENİN MAĞDUR AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/karsiliksiz-cek-keside-etme-cezasinin-hukuki-yorumu-ve-mueyyidenin-magdur-acisindan-degerlendirilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/karsiliksiz-cek-keside-etme-cezasinin-hukuki-yorumu-ve-mueyyidenin-magdur-acisindan-degerlendirilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çek 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca kıymetli evrak niteliğinde bir kambiyo senedidir. Çek, niteliği itibari ile muhatap bankaya verilmiş kayıtsız ve şartsız bir havale senedidir.

Çekin tanımını ve içeriğini biraz açacak olursak;
                                

Çek, var olan...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çek 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca kıymetli evrak niteliğinde bir kambiyo senedidir. Çek, niteliği itibari ile muhatap bankaya verilmiş kayıtsız ve şartsız bir havale senedidir.</p>

<p>Çekin tanımını ve içeriğini biraz açacak olursak;</p>

<p>Çek, var olan hakkın evrak ile delillendirildiği daha doğru ifade ile senede bağlı olarak sağlama alındığı, ticari hayatta tedavül kabiliyeti yüksek olan oldukça önemli bir kıymetli evraktır.</p>

<p>Çek görüldüğünde ödenmesi gereken kanuni bir ödeme aracıdır. Çekin herhangi bir vadeye ve süreye bağlı olması hukuken mümkün değildir. Çek üzerine yazılan vade tarihi mevzuatımıza göre yok hükmündedir. Daha net tabiri ile çek görüldüğü an ödenen bir ödeme aracıdır. Ancak bu durum ticari hayatta nakit para akışının veya diğer türevden ödemelerin yapılmadığı realitesi karşısında ekonomik sirkülasyonu olumsuz etkileyeceğinden dolayı istisna getirilen bir durumdur.</p>

<p>Şöyle ki; 6102 Sayılı TTK-795 ''(1) Ç<i>ek görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir.</i>'' amir hükmü ile vade durumunun mümkün olmayacağını söylemektedir. Ancak belirtmiş olduğumuz gerekçeler sebebi ile 5941 sayılı Çek Kanunu'nun Geçici 3. maddesinin 5. fıkrası ile TTK hükmüne net bir istisna getirilmiştir. 7566 sayılı Kanun ile yapılan son uzatmayla birlikte 31 Aralık 2028 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersiz sayılmıştır. Bu hali ile üzerinde ileri tarihli ödeme günü yazan bir çekte vade tarihi gelmeden çekin muhatap bankaya ibraz edilmesi lehtara herhangi bir hukuki müracaat hakkı tanımayacaktır. Nihai olarak hukuken vade bulunmamaktadır; ancak geçici yasal düzenleme ile uygulamada tarihinden önce ibraz edilmesi hukuki müracaat hakkını tanımayacaktır.</p>

<p>Çek kıymetli evraklar içerisinde belki de en ehemmiyet arz eden evrak türüdür. Kabul durumunun olmaması, görüldüğü an ödenmesi temel borç ilişkisinde mücerret sayılması en önemli özelliklerindendir.</p>

<p>Çekte karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçu şikâyete bağlı suçtur. Çek Kanunu’nun 5. maddesi “<i>Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine…</i>” demek suretiyle suçla ilgili şikayet hakkının çekin hamilinde olduğunu açıkça ortaya koymuştur.</p>

<p>Hamil bu kapsamda hukuk dünyasında çok farklı yorumlamalara kapı aralamıştır. Daha önceden yapılan yargılamalarda Çek Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında şikayetçinin sadece çeki bankaya ibraz eden kişi olabileceği gerekçesi ile diğer kişilerin şikayet hakkının bulunmadığı yönünden kararlar verilmiştir. Bu konuda çıkan uyuşmazlıkları Yargıtay net bir içtihat ile gidermiştir. Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 10.05.2018 Tarih, 2018/3072 E., 2018/5874 K. sayılı ilamı ile <strong>Karşılıksız çek düzenleme suçunda şikayet hakkının; çeki tahsil amacıyla bankaya ibraz eden hamil ile karşılıksızdır işlemi yapıldıktan sonra çeki elinde bulunduran ve aynı zamanda karşılıksızdır işlemi yapılmadan önceki dönemde geçerli ve meşru ciranta olan kişiye ait olacağına karar vermiştir. Dolayısıyla şartları sağlayan cirantalarında şikayet hakkı bulunmaktadır.</strong></p>

<p>Çekin kanuni ibraz süresi içinde muhatap bankaya ibraz edilmesi sonucu karşılıksız çıkması sonucunda da cezai müeyyide bulunmaktadır. Çekin karşılıksız çıkması durumunda keşideciye verilecek olan ceza adli para cezasıdır. Çek Kanunu’nun 5/1. maddesine göre hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmedecektir.</p>

<p>5237 Sayılı TCK’nın 52/4. maddesi gereği hakim, sanığın ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak hükmedilen adli para cezasını süresi iki yılı geçmemek ve taksit miktarı 4’ten az olmamak üzere taksitlendirebileceği gibi kişiye adli para cezasını ödemesi için kesinleşme tarihinden itibaren bir yılı geçmemek üzere mehil verebilir. Uygulamada genelde taksit yapılması tercih edilmekte olup; istisnai olarak taksit yapılmadığı ve sanığa mehil verilmediği de görülmektedir. Çek Kanunu’nun 5/10. maddesi gereği ön ödeme, uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerinin ise bu suçta uygulanamayacağını belirtmek isteriz.</p>

<p>Çek Kanunu’nun 5. maddesinde 15.07.2016 tarihinde yapılan değişikliğin ilk halinde hükmolunacak adli para cezasının çekin karşılıksız kalan miktarının yanı sıra “<strong>çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından</strong>” oluşacak adli para cezasına hükmedilmesi düzenlenmişti. Ancak, Anayasa Mahkemesinin 26.07.2017 tarih ve 2016/191 E., 2017/131 K. sayılı kararı ile “ç<strong>ekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından” </strong>ibaresi iptal edilmiştir. Bu durum yaptırımı biraz yumuşatmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde karşılıksız çek nedeniyle açılan ve icra mahkemelerinde görülen ceza dosyası sayısı net olarak tek bir resmi kurum tarafından "toplam aktif dosya" adıyla anlık yayınlanmamakla birlikte, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi verilerine göre karşılıksız işlem gören çek adedi her yıl yüz binlerle ifade edilmektedir. 2026 yılının ilk 6 ayında (Ocak-Haziran döneminde) bankalara ibraz anında karşılıksız çıkan çek sayısı 156.794 adet olarak kaydedilmiştir. Her bir karşılıksız çek yaprağı kanunen (5941 sayılı Çek Kanunu m. 5) ayrı bir suç ve ayrı bir adli para cezası konusu olduğu için, alacaklıların İcra Ceza Mahkemelerine yaptığı şikayetlerle birlikte bu rakamlar yüz binlerce ayrı ceza davasına/dosyasına dönüşmektedir. Türkiye genelinde karşılıksız çekten kaynaklı aktif ceza dosyası sayısı güncel olarak 250 bin sınırını aşmış durumdadır.</p>

<p>Adli para cezasının mahiyeti gereği Devlet'e ödenen nakdi bir ceza türü olması, aslında karşılıksız çıkan çekte müştekiye herhangi bir kolaylık sağlamamaktadır. Nitekim taksitlendirmenin de yapılması çoğu zaman sanıkların mevcut parayı çok daha rahat ödemesine ve müştekinin şikayet sonucu tabir-i caiz ise eline herhangi bir şey geçmemesine sebep olmaktadır. Sanığın adli para cezasının taksitlendirilerek ödenmesine hükmedilmesi bir nevi sanık ile Devlet arasında ikili bir ödeme sistemine geçiş olarak değerlendirilmekte ve sanık bu hali ile daha sert bir ceza-i yaptırımdan sıyrılmaktadır. Uygulamada bu durum karşısında son zamanlarda çeki ibraz eden hamillerin veya şikayet hakkına haiz olan cirantaların çoğu zaman şikayet hakkını kullanmadıklarına şahit olmaktayız. Esasında hapis müeyyidesine bir alternatif seçenek olan adli para cezasının normal adi suçlardaki uygulama sahası ile ticari suçlardaki uygulama sahasının aynı olmaması kanaatindeyiz. Adli para cezasının tek seferde veya en fazla iki seferde ödenmesi aksi halde hapis cezasının infaz edilmesi yaptırımı daha sert olacak, bu durum sanığın müşteki ile anlaşıp, müştekinin zararını giderdikten sonra müştekinin şikayetten vazgeçmesi sonucu dosyanın düşmesine daha etkin bir katkı sağlayacaktır. Özellikle adli para cezasından çevrilen hapis cezası olması sebebi ile sanığın infazının açık ceza infaz kurumunda çektirilecek olması da ticari hayattaki kötü niyetli yaklaşımları beraberinde getirmektedir. Ayrıca karara karşı istinaf yasa yolunun açık olması da süreci ek olarak uzatmakta ve müştekinin ticari zararının katlamaktadır.</p>

<p>Bu sebeple karşılıksız çek ekşide etme suçunun yaptırımı, adli para cezasının taksitlendirilmesi durumu, infaz aşamasında en azından bir süre kapalı ceza infaz kurumunun da gündeme alınması, imza veya tahrifat iddiası yoksa kesin nitelikte bir karar olması durumu bu kadar önemli olan bir kıymetli evrakın adi bir senet gibi kullanımının kolaylaşmasının önüne geçebileceği gibi, müştekilerin zararının katlanmasının da önüne geçecektir. Nitekim çoğu zaman ibraz eden ile meşru cirantalar arasında ciddi problemler doğmakta ve bu durum ticari iletişimi de sekteye uğratmaktadır. İşin özü bu kadar önemli bir kıymetli evrakın adi bir senet gibi herkesçe kullanılmasının ve binlerce insanın bu şekilde çoğu kötü niyetli keşideciler tarafından mağdur edilmesinin önüne bir an evvel geçilmeli ve yasal düzenlemeler konusunda adımlar atılmalıdır.</p>

<p>Aksi halde günümüz ticari hayatının en büyük problemlerinden biri olarak bu konu gündemdeki yerini koruyacaktır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/12/whatsapp-image-2023-12-20-at-211710.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/12/whatsapp-image-2023-12-20-at-211710.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Emre APAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/karsiliksiz-cek-keside-etme-cezasinin-hukuki-yorumu-ve-mueyyidenin-magdur-acisindan-degerlendirilmesi</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/cek-imza.jpg" type="image/jpeg" length="91740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kayıp olarak aranan avukatın cansız bedeni nehirde bulundu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kayip-olarak-aranan-avukatin-cansiz-bedeni-nehirde-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kayip-olarak-aranan-avukatin-cansiz-bedeni-nehirde-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin’in Silifke ilçesinde ailesinin kayıp başvurusunda bulunduğu 50 yaşındaki avukatın cansız bedeni Göksu Nehri'nde bulundu. Avukatın kesin ölüm nedeninin yapılacak otopsinin ardından belirleneceği öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İlçede avukatlık yapan Remzi Meydan’dan haber alamayan yakınları 112’ye ihbarda bulundu. Meydan’ın aracını saat 11.00 sıralarında Mersin Köprüsü’ne park ettiği ve o saatten bu yana kendisine ulaşılamadığı belirtildi.</p>

<p>Avukat Remzi Meydan’dan haber alamayan eşi ve kızı köprü çevresine gelirken, 112 acil sağlık ve arama kurtarma ekipleri hazır bulundu. Meydan’ın bulunması için bölgede arama çalışması devam ediyor.,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>GÖKSU NEHRİ'NDE CANSIZ BEDENİ BULUNDU</strong></p>

<p>Mersin’in Silifke ilçesinde polis ile AFAD ekipleri, avukat Remzi Meydan için arama çalışmasını Göksu Nehri ve çevresinde yoğunlaştırdı. Dalgıç ekiplerin de çalışmalara katılmasıyla nehirde arama başlatıldı. Ekiplerin suda yaptığı aramada Meydan'ın cansız bedenine ulaşıldı. Dalgıç ekiplerin nehirden çıkardığı Meydan'ın cansız bedeni, olay yerindeki incelemenin ardından Mersin Adli Tıp Kurumu'nun morguna kaldırıldı. Meydan'ın ölüm nedeni, yapılacak otopsiyle kesinlik kazanacak.</p>

<p>Polis, olayla ilgili soruşturmaya devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kayip-olarak-aranan-avukatin-cansiz-bedeni-nehirde-bulundu</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/10/adsiz-212.jpg" type="image/jpeg" length="72388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rıza Saka, mazbatasını aldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/riza-saka-mazbatasini-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/riza-saka-mazbatasini-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanlığına seçilen Avukat Rıza Saka, mazbatasını Anadolu Adliyesi’nde teslim aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul 2 Nolu Barosu'nda başkanlık seçiminde heyecan dolu bir yarış geride kaldı. Kesinleşen sonuçlara göre Av. Rıza Saka başkan seçildi.</p>

<p>Kesinleşen sonuçlara göre Av. Rıza Saka 1.022 oy alarak başkan seçilirken, Av. Ali Kasım Tuna 1.016, Av. Murat Güneş ise 51 oy aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanlığa seçilen Av. Rıza Saka, mazbatasını Anadolu Adliyesi’nde teslim aldı.</p>

<p>Barodan yapılan açıklamada; "Birlik ve beraberlik mesajlarının öne çıktığı seçim sürecinin ardından sonuçların baromuza, ve tüm meslektaşlarımıza hayırlı olmasını diliyoruz.</p>

<p>Baro Başkanımız Sayın Av. Rıza Saka’ya yeni görevinde başarılar diliyor, yeni dönemin Baromuz, meslektaşlarımız ve hukuk camiamız için hayırlı olmasını temenni ediyoruz." denildi.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/10/h-umqs-e-m-x-y-a-a-x-on.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/riza-saka-mazbatasini-aldi</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 21:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/10/h-umqr-v-u-w8-a-aysr-g.jpg" type="image/jpeg" length="44530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HSK KURUL MÜFETTİŞİ ALIMINA İLİŞKİN DUYURU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hsk-kurul-mufettisi-alimina-iliskin-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hsk-kurul-mufettisi-alimina-iliskin-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulunca adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılar arasından Kurul müfettişi alımı yapılacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>HÂKİMLER VE SAVCILAR KURULU KURUL MÜFETTİŞİ ALIMINA İLİŞKİN DUYURU</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunca adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılar arasından Kurul müfettişi alımı yapılacaktır.</p>

<p>Bu kapsamda 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen Kurul müfettişliğine atanma şartlarını taşıyan ve bu göreve atanmak isteyen hâkim ve savcıların, taleplerini içeren dilekçelerini ve ekli Başvuru Formunu doldurup eklemek suretiyle <strong>19.10.2026 Pazartesi</strong> günü mesai saati başlangıcı ile <strong>30.10.2026 Cuma</strong> günü mesai saati bitimine kadar ilgisine göre bağlı oldukları başsavcılık veya komisyon başkanlıkları aracılığıyla göndermeleri veya bizzat HSK Genel Sekreterliği İnsan Kaynakları Bürosuna başvuru yapmaları gerekmektedir.</p>

<p>Kurul müfettişliği için ilan tarihimizden önce yapılan başvurular dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Tüm hâkim ve savcılara saygıyla duyurulur.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/141020261646basvuru-formu-ek-xlsx.xlsx" rel="nofollow" target="_blank">Eki: Başvuru Formu</a></strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><u>İrtibat Bilgileri:</u></strong></p>

<p>İnsan Kaynakları Bürosu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>0 (312) 204 17 72<br />
0 (312) 204 12 14</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hsk-kurul-mufettisi-alimina-iliskin-duyuru</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 18:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/hsk-yeni2.jpg" type="image/jpeg" length="39548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Bırakanın WhatsApp Mesaji Vasiyet Sayılır mı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-birakanin-whatsapp-mesaji-vasiyet-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-birakanin-whatsapp-mesaji-vasiyet-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-birakanin-whatsapp-mesaji-vasiyet-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/2LDjnB4AXQY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/216 E., 2026/195 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025216-e-2026195-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025216-e-2026195-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.04.2026 tarihli, 2025/216 E., 2026/195 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/216 E., 2026/195 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/589 E., 2024/85 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 08.09.2022 tarihli ve<br />
2022/434 Esas, 2022/5004 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili ve katılma yoluyla davalılar vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Geçici Madde 3” hükmüne göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalılar vekilinin duruşma isteminin reddine oy birliğiyle karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İNCELEME SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin paydaşı olduğu dava konusu 432 49... parsel sayılı taşınmazda 13.05.2014 tarihinde davalı ...’a ve 26.05.2014 tarihinde davalılar ..., ..., ...’e satılan hisselerin önalım hakkı nedeniyle tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalılar Cevabı</p>

<p>5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ...’nun satış tarihi olan 26.05.2014 tarihinden önce taşınmazda hissedar olduğunu, bu nedenle müvekkiline karşı önalım hakkı kullanılamayacağını, davacının dava tarihinden önce müvekkilleri tarafından davacı ... aleyhine açılan kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davası sonucunda önalım bedelinden daha fazla tazminat ödeyeceğini bildiğinden kötüniyetli olarak bu davayı açtığını, eldeki davanın daha önce açılan kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davasıyla birleştirilmesi gerektiğini belirterek ve bedelde muvazaa iddiasında bulunarak davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı</p>

<p>6. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2015/143 Esas, 2016/140 Karar sayılı kararı ile; mahkemece verilen kesin süre içinde önalım bedelinin depo edilmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı</p>

<p>7. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 16.04.2019 tarihli ve 2016/14591 Esas, 2019/3453 Karar sayılı kararı ile; mahkemece önalım bedelinin depo edilmesi için verilen kesin sürenin usulüne uygun olmadığı, 26.05.20 14... .05.2014 tarihli satış işlemlerinde davalıların ödediği satış bedelleriyle harç ve masraflar toplamının depo edilmesi için davacı tarafa süre verilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı</p>

<p>9. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda 18.11.2021 tarihli ve 2020/746 Esas, 2021/808 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın İmar Kanunu’nun 18. maddesi uygulaması ile oluşturulan kamu ortaklık payı (KOP) parseli olduğu, ortaklar arasında yapılan satışlarda önalım hakkının kullanılması mümkün olmadığından taşınmazda 09.05.2013 tarihinden itibaren malik olan davalı ...'na karşı davacı Belediyenin önalım hakkını ileri sürmesinin zaten mümkün olmadığı, diğer davalıların almış oldukları paylar açısından ise; dava konusu taşınmazda davacı idarenin mahkeme kararı ile hissedar olduğu, taşınmaza kamulaştırmasız olarak el attığı mahkeme kararıyla kabul edilen davacının daha düşük bedel ödemek suretiyle davalıların hisselerini şufa yoluyla almak için eldeki davayı açtığı, kamulaştırmasız el atma davasında taşınmaz bedelinin dava tarihindeki duruma ve yasal düzenlemelere göre hesaplanmakta iken şufa davasında davalıların resmî senette belirtmiş oldukları bedel ve tapu masrafları esas alınarak karar verildiği, taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atan idarenin daha düşük bedel ödemek adına şufa yoluna başvurmasının hakkın amacına uygun olmaması, davalıların zarar görmesi, davacı ile davalı arasındaki menfaat dengesinin davacı lehine bozulması ve dolayısıyla hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracağı gibi bu durumun aynı zamanda davalıların mülkiyet hakkını da ihlâl edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı</p>

<p>10. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>11. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
"...Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü kişiye satılması halinde, diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile kullanılabilir hale gelir.</p>

<p>Önalım davasının davalısı önalım hakkına ilişkin taşınmazdaki payı satın almadan önce o taşınmazda paydaş ise bu paydaş hakkında önalım hakkı kullanılamaz. Çünkü, TMK’nın 732. maddesi ile bir paydaşın payını üçüncü şahsa satması halinde önalım hakkının kullanılabileceği kabul edilmiştir. Paydaş üçüncü kişi sayılamayacağından paydaşın paydaş aleyhine önalım hakkını kullanması söz konusu olamaz. Dava hakkına ilişkin bu hususun davanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir.</p>

<p>Somut olayda; mahkemece, davalılardan ... açısından dava konusu taşınmaza ilk kez 09.05.2013 tarihli işlemle malik olduğu, davacının ise dava konusu taşınmazda ilk kez 01.08.2013 tarihinde mahkeme kararı ile satış işleminden malik olduğu ortaklar arasında yapılan satışlarda önalım hakkının kullanılması mümkün olmadığından taşınmazda 09.05.2013 tarihinden itibaren malik olan davalı ...'na karşı davacı belediyenin önalım hakkını ileri sürmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle verilen ret kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p>Davalı ... ve ... 26.05.2014 tarihli işlem ile, davalı ... ise 13.05.2014 tarihli işlem ile ilk kez taşınmazda pay sahibi olan kişilerden satış suretiyle pay satın almışlardır. Bu nedenle ... dışındaki diğer davalılar açısından önalım hakkı doğmuştur. Dava konusu taşınmazda paydaş olan davalıların kamulaştırmasız el atma nedeniyle davacı ... Başkanlığına karşı tazminat davası açmaları önalım hakkını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Mahkemece, dosyadaki deliller değerlendirilerek şartların oluşması halinde ... dışındaki diğer davalılar açısından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı</p>

<p>12. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.02.2024 tarihli ve 2023/589 Esas, 2024/85 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi</p>

<p>13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin eldeki davada, dava konusu taşınmazda paydaş olan davalıların kamulaştırmasız el atma nedeniyle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına karşı tazminat davası açmalarının önalım hakkına etkisinin bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalı ... dışındaki diğer davalılar yönünden davacının önalım hakkının doğup doğmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>15. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>16. Türk Hukuk Lûgatında önalım hakkı, bir taşınmazın satılması durumunda satışın şartlarına uyulması koşuluyla bir kimsenin öncelikle satın alma hakkı olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 884).</p>

<p>17. Yasal önalım hakkı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) "Taşınmaz Mülkiyetinin İçeriği ve Kısıtlamaları" başlıklı 2. ayrımında, "II. Devir Hakkının Kısıtlamaları 1.Yasal Önalım Hakkı" alt başlıkları altında "a. Önalım Hakkı Sahibi" başlıklı 732; "b. Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre" başlıklı 733 ve "c. Kullanılması" başlıklı 734. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabileceği, önalım hakkının da alıcıya karşı dava açılarak kullanılacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>18. Bilindiği üzere paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirlerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar diğer hissedarlar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarların temlik hakkı sınırlandırılarak yasal önalım hakkı tanınmıştır.</p>

<p>19. Önalım hakkı taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden biri olup 26.12.1951 tarihli ve 1951/1 Esas, 1951/6 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında önalım hakkının yenilik doğuran bir hak olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>20. Eldeki davada, davacının taşınmazda ilk kez mahkeme kararı ile 01.08.2013 tarihinde paydaş olduğu, mahkeme kararı ile satış işleminden malik olduğu, davalılardan ...'nun ise daha önce 09.05.2013 tarihli işlemle paydaş olduğu, davalı ... ve ...'in 26.05.2014 tarihli satış işlemleriyle, davalı ...'ın da 13.05.2014 tarihli işlem ile taşınmazda pay sahibi olan kişilerden satış suretiyle pay satın alarak paydaş oldukları anlaşılmaktadır. Taşınmazda davacıdan daha önce 09.05.2013 tarihinden itibaren malik olan davalı ...'na karşı davacı belediyenin önalım hakkını ileri sürmesinin mümkün olmadığı, diğer davalılar açısından ise mevcut yasal düzenlemelere göre taşınmazda ilk kez davacı Belediyeden daha sonra pay satın alarak paydaş olan bu davalılara karşı davacının yasal önalım hakkının doğduğu noktasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.</p>

<p>21. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 15.12.2021 tarihli ve 2018/13305 başvuru numaralı kararında da TMK'nın 732 ve devamı maddelerinde düzenlenen önalım hakkından yararlanan Belediyenin kamu gücü kullanmasının söz konusu olmadığı, Belediyenin sıradan bir özel hukuk kişisi gibi mülkiyet hakkından kaynaklanan yetkisini kullandığı, bu açıdan bakıldığında Belediyenin mülkiyet hakkından doğan yetkilerini kullanmasının tek başına ihlalin kamu gücüne atfedilebilmesine imkân vermediği, bununla birlikte olayın somut koşullarının da değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Somut olayda, davalı ... dışındaki diğer davalılar açısından önalım hakkının doğduğu, dava konusu taşınmazda paydaş olan davalıların kamulaştırmasız el atma nedeniyle davacı ... Başkanlığına karşı tazminat davası açmalarının önalım hakkını ortadan kaldırmayacağı, bu durumun tek başına hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemeyeceği açıktır.</p>

<p>22. Mahkemece direnme gerekçesi yapılan husus ise, dava konusu taşınmazda davacı idarenin mahkeme kararı ile hissedar olduğu, taşınmaza kamulaştırmasız olarak el attığı mahkeme kararıyla kabul edilen davacının, daha düşük bedel ödemek suretiyle davalıların hisselerini şufa yoluyla edinmek için eldeki davayı açtığı, taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atan idarenin daha düşük bedel ödemek adına önalım yoluna başvurmasının hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracağı noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>23. Ancak, 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 36. maddesi ile önalım hakkının hangi bedel üzerinden kullanılacağına dair mevcut yasal düzenleme değiştirilmiştir. Buna göre, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Kullanılması" kenar başlıklı 734/2. fıkrası: "Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir" şeklindedir. 7571 sayılı Kanun ile 4721 sayılı Kanun'a eklenen geçici 1. maddesinin 2. fıkrası ise; "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 734. maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da uygulanır" hükmünü taşımaktadır.</p>

<p>24. 7571 sayılı Kanun ile TMK'nın 734/2. hükmünde yapılan değişiklikle önalım bedelinin, önalım hakkına konu payın hâkim tarafından belirlenecek rayiç bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerinden ibaret olduğu hüküm altına alınmış ve önalım hakkı sahibine bu bedelin nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere mahkemece verilecek kesin süre içinde nakden yatırılması yükümlülüğü getirilmiştir. Bununla birlikte; 7571 sayılı Kanun ile TMK'ya eklenen geçici 1. maddenin 2. fıkrasında, TMK'nın 734/2. maddesi hükmünde yapılan bu değişikliğin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda da uygulanacağı öngörüldüğünden, Mahkemece, yukarıda açıklanan Kanun değişiklikleri ve dosyadaki deliller değerlendirilerek (... dışındaki diğer davalılar açısından) sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>25. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerden ötürü bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma neden ve şekline göre davalılar vekilinin katılma yoluyla temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025216-e-2026195-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="97483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖNALIM DAVALARINDA RAYİÇ BEDELİN DERDEST DAVALARA UYGULANMASI HÜKMÜNÜN HAK ARAMA HÜRRİYETİ BAĞLAMINDA ELE ALINMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/onalim-davalarinda-rayic-bedelin-derdest-davalara-uygulanmasi-hukmunun-hak-arama-hurriyeti-baglaminda-ele-alinmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/onalim-davalarinda-rayic-bedelin-derdest-davalara-uygulanmasi-hukmunun-hak-arama-hurriyeti-baglaminda-ele-alinmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Giriş

Bir dava açılmadan önce davacı aslında bir hesap yapar. Elindeki hakkı, karşısındaki riski, ödeyeceği harcı, kazanırsa ne elde edeceğini, kaybederse neye katlanacağını tartar ve kararını buna göre verir. Bu hesabın bütün detayları mer’i hukuk kuralları çerçevesinde yapılır. Hukuk devleti...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Bir dava açılmadan önce davacı aslında bir hesap yapar. Elindeki hakkı, karşısındaki riski, ödeyeceği harcı, kazanırsa ne elde edeceğini, kaybederse neye katlanacağını tartar ve kararını buna göre verir. Bu hesabın bütün detayları mer’i hukuk kuralları çerçevesinde yapılır. Hukuk devletinin davacıya verdiği sözlerden biri de bu noktadadır: Davanın taraflarını, dava açıldığında var olmayan ve öngörülemeyen bir kuralla karşı karşıya bırakmamak.</p>

<p>Türkiye'de önalım davası görülmekte olan çok sayıda kişi için bu söz geçerliliğini yitirdi. 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun, önalım hakkını kullanan paydaşın ödeyeceği bedeli değiştirdi ve bunu yalnızca gelecekte açılacak davalar için yapmadı. Kanunun eklediği geçici madde, yeni kuralın "yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da" uygulanacağını ortaya koydu.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Yıllardır süren, bir kısmı ilk derecede kabulle sonuçlanmış, bir kısmı Yargıtay önünde sırasını bekleyen dosyalar adeta bir gecede başka bir davaya dönüştü.</p>

<p>Bu yazı, “rayiç bedel” tercihinin isabetini tartışmaktan ziyade, kanun koyucunun mahkeme önünde karşı karşıya gelmiş iki kişiden birinin aleyhine, yargılama sürerken davanın şartlarını değiştirmesinin mümkün olup olmadığı, bu durumun gerçekleşmesi halinde anayasal bedelin ne olacağı hususuna ilişkindir.</p>

<p><strong>II. Ne Değişti?</strong></p>

<p>Yasal önalım hakkı, paylı mülkiyette bir paydaşın payını üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma imkanı verir. Hak, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır. Değişiklikten önce Türk Medeni Kanunu'nun 734. maddesi, önalım hakkı sahibinin tapudaki satış bedelini ve alıcıya düşen tapu giderlerini mahkemenin belirlediği yere yatırmasını arıyordu ve davacının ödeyeceği para, tapu kayıtlarında gösterilen satış miktarının kendisiydi.</p>

<p>7571 sayılı Kanun bu fıkrayı baştan yazdı. Yeni metne göre:</p>

<p>"Dava konusu payın rayiç bedeli hakim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hakim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. (…)"</p>

<p>Aynı Kanun 733. maddede de iki değişiklik yaptı: İhale yoluyla yapılan kamu satışlarında önalım hakkını kaldırdı ve hakkın kullanılabileceği azami süreyi iki yıldan bir yıla indirdi. Ayrıca bizim konumuzu alakadar eden geçici maddeyi ekledi. Bu maddenin birinci fıkrası, 733. maddedeki değişikliklerin önceki satışlara uygulanmayacağını söyledi. İkinci fıkrası ise <strong>734. maddedeki değişikliğin, yani rayiç bedel kuralının, açılmış davalara da uygulanacağını</strong>.</p>

<p><strong>III. Değişikliğin Haklı Tarafı</strong></p>

<p>Eski düzenin iki zaafı bulunmaktaydı. Birincisi, tapuda satış bedelinin gerçeğin altında gösterilmesi yaygın bir alışkanlıktı ve önalım davacısı bu düşük bedelden yararlanıyordu. Anayasa Mahkemesi 2023'te bu sonucu Anayasa'ya aykırı görmeyerek düşük bedel beyan eden alıcının bunun sonucuna katlanmasını hakkaniyete aykırı olmadığına karar verdi.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> İkincisi daha ciddi olan; davaların yıllarca sürmesi karşısında, alıcı taşınmazı kaybettiğinde eline geçen paranın enflasyon karşısında erimiş olmasıydı. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararlarında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Türkiye aleyhine verdiği bir kararda, bu erimeyi alıcının mülkiyet hakkının ihlali saydı.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Dikkat edilirse bu kararların istediği şey rayiç bedel değildir. İstenen, alıcıya ödenecek paranın yargılama boyunca değerini korumasıdır. Her ne kadar enflasyon seviyelerinin yüksekliği karşısında “nemalandırma” hususu da yargılama sonunda davalıya teslim edilecek olan ve dosyaya depo edilen satış bedelinin tam kıymetini koruma konusunda endişeleri ortadan kaldırmasa da yeni fıkradaki "gecikmeksizin" ve "nemalandırılmak üzere" ibareleri tam olarak bu ihtiyaca cevap vermekte olup bu yönüyle yerindedir. Rayiç bedele geçiş ise bunun ötesinde, kanun koyucunun kendi tercihi olup ileriye dönük olarak uygulandığında savunulabilir yönleri bulunmaktadır. Esasen ele aldığımız çerçeve bakımından önemli olan bundan sonra pay satın alanın da, önalım hakkını kullanmayı düşünenin de neyle karşılaşacağını bilebilmesidir.</p>

<p>Sorun, bu tercihin geriye doğru uzatılmasında başlamaktadır.</p>

<p><strong>IV. Asıl Sorun: Görülmekte Olan Davalar</strong></p>

<p>Somut bir örnekle düşünüldüğünde; bir paydaş, 2021 yılında komşu payın tapuda 100.000 liraya satıldığını öğreniyor. Kanun ona şunu söylüyor: Bu bedeli ve tapu masraflarını ödersen payı alabilirsin. Paydaş birikimini gözden geçiriyor, harcını bu bedel üzerinden yatırıyor, davasını açıyor. Mahkemenin belirlediği bedeli depo ediyor. Dava dört yıl sürüyor, ilk derece mahkemesi davayı kabul ediyor, dosya Yargıtay'a gidiyor.</p>

<p>25 Aralık 2025'ten sonra bu dosyanın başına gelen şudur: Yargıtay, eski kurala göre hiçbir hatası bulunmayan kabul kararını yalnızca kanun değiştiği için bozuyor. Dosya ilk derece mahkemesine dönüyor, bilirkişi payın rayiç değerini belirliyor ve davacıya, aradaki farkı kesin süre içinde yatırması söyleniyor. Farkın ise önceki depo edilen bedelle arasında birkaç kat olması kuvvetle muhtemeldir. Davacı bu parayı depo etme imkanı bulamazsa, dört yıl önce haklı olarak açtığı ve ilk derece mahkemesinde kazandığı davayı kaybediyor.</p>

<p>Bu bir varsayım değil, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2026 yılının ilk yarısında istikrarlı biçimde uyguladığı çözümdür.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Üstelik Daire, uygulama sırasında kanunun cevaplamadığı bir soruyla karşılaşmıştır: Rayiç bedel hangi tarihe göre belirlenecektir? Kanun koyucu bu konuda iradesini bildirmemiştir. Daire çoğunluğu, boşluğu kendisi doldurmuş ve görülmekte olan davalarda kanunun yürürlüğe girdiği günün, yani 25 Aralık 2025'in esas alınacağına karar vermiştir. Aynı Dairenin bir kısım üyesi ise istikrarlı karşı oylarında, bu tarihin kanunda yer almadığını, rayicin satış tarihine göre belirlenmesi gerektiğini ve çoğunluğun çözümünün davacının kullanmış olduğu önalım hakkını akamete uğratacağını yazmaktadır.</p>

<p>Tablonun bütününe bakıldığında ortaya çıkan şudur ki; davacı, 2021'de açtığı davada 2021'in kuralıyla değil, 2025'in kuralıyla ve 2025'in fiyatıyla yargılanmaktadır. Bu fiyatı belirleyen tarih de kanunda değil, bir daire çoğunluğunun içtihadında yazılıdır. Unutulmaması gerekir ki işbu tarihte Daire çoğunluğunun içtihadi olarak oluşturduğu bu uygulama çizgisi gelecek başka bir zamanda yine içtihadi uygulama ile farklılaşabilir. Nitekim farklı alanlarda benzer örnekler vakidir.</p>

<p><strong>V. Düzenlemenin Hak Arama Hürriyeti Bağlamında Oluşturduğu Sorun</strong></p>

<p>Anayasa'nın 36. maddesi herkese adil yargılanma hakkını tanır. Bu hakkın en yalın unsurlarından biri silahların eşitliğidir. Taraflar mahkeme önünde, birini diğerine göre belirgin biçimde zayıf düşürmeyecek koşullarda bulunmalıdır. Bu eşitliği bozabilecek olan yalnızca hakim ya da karşı taraf değildir. Yasama organı da görülmekte olan bir davanın sonucunu taraflardan biri lehine belirleyecek bir kural koyduğunda aynı dengeyi bozar.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi bunu, üstelik bir önalım davasında, açıkça söylemiştir. Kahraman Vural başvurusunda davacı, sınırdaş tarım arazisi maliki sıfatıyla önalım davası açmış, dava sürerken çıkarılan bir kanun bu hakkı kaldırmış, mahkeme de davayı reddetmiştir. Mahkeme silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verirken şu tespiti yapmıştır:</p>

<p>"Yasama organının, yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuç doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda, davanın taraflarının eşit konumda olduğu söylenemez."<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202130295-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">[5]</a></p>

<p>Aynı kararda başvurucunun, başlangıçta başarı şansı oldukça yüksek olan davasını yasamanın müdahalesi sonucunda kaybettiği vurgulanmıştır. Strazburg içtihadı da aynı çizgidedir: Yasama organı hukuk alanında geriye etkili kurallar koyabilir, ancak görülmekte olan bir uyuşmazlığın yargısal çözümünü etkilemeye yönelik müdahale ancak zorlayıcı bir kamu yararı varsa haklı görülebilir. Mahkeme bu ölçütü, devletin taraf olmadığı, iki özel kişi arasındaki davalara da uygulamış ve böyle bir durumda devletin, kanunu çıkararak taraflardan birini haklı çıkarmış olduğunu belirtmiştir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p>Önalım davalarındaki güncel sorun bu tarife uymaktadır. Davada bir tarafta payı satın alan, diğer tarafta önalım hakkını kullanan paydaş olarak iki özel kişi bulunmaktadır. Geçici madde, bu iki kişi arasındaki ihtilafın tam merkezindeki soruyu, yani davacının ne kadar ödeyeceğini, yargılama sürerken alıcı lehine yeniden cevaplamıştır. Davacının, davasını açtığında söz konusu olmayan fakat dava devam ederken vazedilen bir hüküm nedeniyle artık ileri sürdüğü önalım hakkına erişimi önemli ölçüde kısıtlanmıştır.</p>

<p>Bu noktada önalım hakkının mevcudiyetini koruyor olması ve yalnızca bedelin değişiyor olması üzerinden bir itiraz akla gelse de sonuç değişmemektedir. Zira hak arama hürriyeti bakımından önemli olan, hakkın kağıt üzerinde durup durmadığı değil, davacının mahkemeden sonuç alma imkanının başlangıçta öngörülen ve bilinen düzlemde korunup korunmadığıdır. Bedelin birkaç katına çıktığı ve farkın kesin süre içinde nakden yatırılmasının arandığı bir düzende, birçok davacı için hakkın "durması" ile "kaldırılması" arasındaki fark yalnızca teorik olup böyle bir aşırı külfetin doğurulmuş olması hakka erişimin oldukça zor ve öngörülemeyecek kadar güç hale getirilmesi anlamını taşımaktadır ve pratikte bu farktan bahsedilemeyecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VI. Hukuki Güvenlik ve Öngörülebilirlik</strong></p>

<p>Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak kişi, davranışını yürürlükteki kurallara göre düzenleyebilmeli ve bu kuralların sonradan aleyhine çevrilmeyeceğine güvenebilmelidir. Dava açarken de böyle bir davranışın ürünü olarak davaya uygulanacak ilgili kanun maddeleri, masrafı, riski ve geri dönüşü olmayan sonuçları dikkati nazara alınır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, devam eden icra takiplerinin yeni kurala göre sonuçlandırılmasını öngören bir geçici maddeyi iptal ederken ölçütü şöyle koymuştu: Alacaklıların, takibi başlattıkları aşamada var olmayan, dolayısıyla öngörmeleri de mümkün bulunmayan bir kurala tabi tutulmaları hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Önalım davacısının durumu bundan farklı değildir. Davasını açtığı gün Kanun "satış bedeli" diyordu. Hiçbir özenli davacı, hiçbir dikkatli avukat, dava sürerken bu ibarenin "rayiç bedel" olacağını ve bunun kendi dosyasına uygulanacağını öngöremezdi.</p>

<p>Öngörülemezlik bununla da bitmemektedir. Rayicin hangi tarihe göre belirleneceği kanunda yazmamaktadır. Uygulamada bir tarih, karşı oylarda başka bir tarih, öğretide başka tarihler savunulmakta ve belki de ileriki tarihlerde bugün uygulamada kabul edilen tarih yine değişecektir. Davacı ek bedeli yatıramazsa ya da bu yüzden davasından vazgeçerse yargılama giderlerine ve karşı tarafın vekalet ücretine kimin katlanacağı belli değildir ki bu da başlı başına bir problemdir. Yine harcın rayiç bedele göre tamamlanıp tamamlanmayacağı, önceden depo edilen bedelin nemasının nasıl hesaba katılacağı sorularının cevabı da kanunda yoktur.</p>

<p>Dava açtığı gün haklı olan, hatta ilk derecede haklı çıkmış olan bir kişinin, kanun değişti diye hem davayı hem yargılama giderini kaybetmesi ihtimali, bu belirsizliğin en ağır sonucudur.</p>

<p>Temel haklara getirilen sınırlamanın kanunla yapılması, yalnızca ortada bir kanun metninin bulunması demek değildir. Kişinin, o metne bakarak hangi sonuçla karşılaşacağını makul bir kesinlikle görebilmesi demektir. Derdest davalar bakımından bu kesinlik bugün kanundan değil, bir dairenin oy çokluğuyla kurduğu içtihattan gelmektedir.</p>

<p><strong>VII. Mülkiyet Hakkı ve Meşru Beklenti </strong></p>

<p>Önalım hakkının Anayasa'dan doğan bir hak olmadığı doğrudur, nitekim Anayasa Mahkemesi de bunu söylemiştir. Ancak aynı karar, bu hakkın kullanımının Anayasa'nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkının koruması kapsamında olduğunu da kabul eder.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024152-esas-2025116-karar-sayili-karari" rel="dofollow">[8] </a>Kanunun açık hükmüne ve onlarca yıllık yerleşik içtihada dayanarak dava açmış, mahkemenin gösterdiği bedeli depo etmiş bir kişinin, payı o bedelle edinme beklentisi soyut bir umut değildir. Hukuk düzeninin kendisinin doğurduğu, somut ve meşru bir beklentidir. Geçici madde bu beklentiyi, davacıya herhangi bir geçiş ya da telafi imkanı tanımadan ortadan kaldırmıştır.</p>

<p>Geçici maddenin kendi içindeki çelişkiye de dikkat etmek gerekir. Birinci fıkra, önalım hakkının varlığını ve süresini ilgilendiren değişikliklerin önceki satışlara uygulanmayacağını söylemektedir. Yani esasen kanun koyucu, eski kurala güvenenlerin korunması gerektiğini irade etmiştir. İkinci fıkra ise aynı kişilerin ödeyeceği bedel söz konusu olduğunda bu korumayı esirger. Aynı kanunun aynı maddesinde, aynı hakkın bir yönü için geçiş koruması tanınıp diğer yönü için tanınmamasının nesnel ve makul bir açıklaması bulunmamaktadır. İlgili Kanun maddesinin gerekçesi bulunmadığı için bu açıklamayı arayabileceğimiz bir yer de yoktur.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p><strong>VIII. Anayasa Mahkemesi Önündeki Süreç</strong></p>

<p>Kanunun yürürlüğe girmesinden kısa süre sonra çok sayıda asliye hukuk mahkemesi, geçici maddenin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Bu başvuruların bir kısmı; dosyada tutanağın onaylı örneğinin eksik olması, başvurunun ara karar biçiminde yapılmış olması, her kuralın Anayasa'nın hangi maddesine neden aykırı olduğu ayrı ayrı gösterilmemiş olması gibi sebepler gösterilerek yöntemine uygun yapılmadığı gerekçesiyle reddedildi. Bu retler kuralın Anayasa'ya uygun bulunduğu anlamına gelmemekte olup yalnızca itiraz yolunun usul bakımından ne kadar titizlik istediğini göstermektedir.</p>

<p>Usul engelini aşan başvurular ise birleştirilerek esastan incelemeye alınmıştır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Bu yazının yazıldığı tarihte Mahkemenin esas hakkındaki kararı Resmi Gazete'de yayımlanmış değildir. Karar hangi yönde çıkarsa çıksın, tartışmanın eksenini belirleyecektir. Ancak o güne kadar derdest dosyalarda hak kayıpları birikmeye devam etmektedir. Bu nedenle, önüne böyle bir dosya gelen mahkemelerin Anayasa Mahkemesi'nin kararını bekletici mesele yapmayı ciddi biçimde düşünmesi, kanaatimizce hem tarafların hem usul ekonomisinin yararınadır. Aksi düşünülerek şu an depo bedelini yatırma imkanı bulunmadığı için dosyası işlemden kaldırılan ve davası açılmamış sayılan bir davacının hakkında verilen bu hükmün kesinleşmesi sonrası Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı gelmesi, aslında iptal edilen bir hüküm yüzünden davacının artık telafisi mümkün olmayan bir zararının varlığını kati hale getirmektedir. Dolayısıyla “bekletici mesele” hususunun ciddiyetle ele alınması gerekmektedir.</p>

<p><strong>IX. Sonuç</strong></p>

<p>Kanun koyucu önalım bedelini yeniden belirleyebilir. Tapudaki bedel yerine rayiç bedelin esas alınması hususu hedef alınmadığı gibi bu irade ileriye dönük olarak uygulandığında kimsenin güvenini sarsmaz ve hatta uygulamada yerleşik hale gelen tapuda bedelin düşük gösterilmesi alışkanlığının kırılmasını sağlayabilir.</p>

<p>Sorun, bu kuralın geriye doğru, açılmış ve derdest davalara uzatılmasındadır. Geçici maddenin ikinci fıkrası ile yürürlükteki kanuna güvenerek dava açmış kişi, dava açtığı gün var olmayan ve öngöremeyeceği bir yükle karşı karşıya bırakılmıştır. İki özel kişi arasındaki davada, yargılama sürerken, ihtilafın tam merkezindeki soru ölçüsüz şekilde taraflardan biri lehine cevaplanmıştır. Kanun koyucu bunu yaparken zorlayıcı bir neden göstermemiş, daha hafif araçlar elinin altındayken menfaat dengesi açısından en orantısızını seçmiş ve uygulamanın en temel sorularını da cevapsız bırakmıştır.</p>

<p>Kanaatimizce getirilmesi gereken çözüm hiç karmaşık değildi. Rayiç bedel kuralı, yürürlük tarihinden sonra yapılan satışlara ya da en azından bu tarihten sonra açılan davalara uygulanmalı; görülmekte olan davalarda ise davacının yükümlülüğü, depo ettiği bedelin değerini koruyacak bir nemalandırmayla sınırlı tutulmalıydı. Böyle bir geçiş hükmü, alıcıyı korurken davacıya da hukuk devletinin verdiği sözü tutmuş olurdu.</p>

<p>Görüldüğü gibi bir hukuk düzeninin güvenilirliği, büyük ilkelerin ilan edildiği metinlerden çok, bu tür küçük geçici maddelerle de sınanmaktadır. Davasını açan kişiye "kurallar yolda değişebilir" denildiği yerde, sarsılan yalnızca o davacının hesabı değil, mahkemeye başvurmanın anlamıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/10/sinan-erkam-simsek.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Sinan Erkam ŞİMŞEK</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>A. Mevzuat</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Kanun No. 2709, RG 09.11.1982, S. 17863).</span></p>

<p><span style="color:#999999">4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (RG 08.12.2001, S. 24607).</span></p>

<p><span style="color:#999999">7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (kabul tarihi 24.12.2025, RG 25.12.2025, S. 33118).</span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>B. Yasama Belgeleri</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Esas No. 2/3393, Sıra Sayısı 247, 28. Dönem, 4. Yasama Yılı (Adalet Komisyonu Raporu, 04.12.2025).</span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM Genel Kurul Tutanağı, 28. Dönem, 4. Yasama Yılı, 42. Birleşim, 24.12.2025 (4721 sayılı Kanunun 733 ve 734 üncü maddeleri ile geçici 1 inci maddesine ilişkin yeni madde ihdası önergeleri).</span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>C. Anayasa Mahkemesi Kararları</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">AYM, E.2018/108, K.2019/5, 13.02.2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">AYM, E.2023/77, K.2023/190, 08.11.2023, RG 12.12.2023, S. 32397.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024152-esas-2025116-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2024/152, K.2025/116, 03.06.2025, RG 22.09.2025, S. 33025.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">AYM, E.2026/23 (Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi ve birleşen dosyalar), esas incelemesi devam etmektedir.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/alacagin-deger-kaybina-ugratilmasi-455241" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, Ali İmancı ve Eşref Aydın, B. No: 2017/15134, 29.01.2020.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/alacagin-deger-kaybina-ugratilmasi-455241" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, Hüseyin Ak, B. No: 2016/77854, 01.07.2020.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202130295-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, Kahraman Vural, B. No: 2021/30295, 29.07.2025.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999"><i>D. Yargıtay Kararları</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 7. HD, E.2025/6409, K.2026/476, 02.02.2026.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025216-e-2026195-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, E.2025/216, K.2026/195, 01.04.2026.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999"><i>E. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">AİHM, Zielinski ve Pradal ile Gonzalez ve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94, 28.10.1999.</span></p>

<p><span style="color:#999999">AİHM, Vezon/Fransa, B. No: 66018/01, 18.04.2006.</span></p>

<p><span style="color:#999999">AİHM, El/Türkiye, B. No: 35952/10, 16.11.2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>İLGİLİ KANUN HÜKÜMLERİ</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 2 (hukuk devleti), m. 13 (temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlanması), m. 35 (mülkiyet hakkı), m. 36 (hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı).</span></p>

<p><span style="color:#999999">4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 733 (yasal önalım hakkının kullanılamayacağı haller ve kullanma süresi; 7571 sayılı Kanun m. 35 ile değişik birinci ve dördüncü fıkra), m. 734 (önalım hakkının kullanılması ve bedelin yatırılması; 7571 sayılı Kanun m. 36 ile değişik ikinci fıkra), geçici m. 1 (7571 sayılı Kanun m. 37 ile eklenen geçiş hükmü; birinci fıkra: 733 üncü madde değişikliklerinin önceki satışlara uygulanmaması, ikinci fıkra: 734 üncü madde değişikliğinin açılmış davalara uygulanması).</span></p>

<p><span style="color:#999999">7571 sayılı Kanun m. 35, 36 ve 37.</span></p>

<p><span style="color:#999999">------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kabul tarihi 24.12.2025, RG 25.12.2025, S. 33118, m. 35-37.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, E.2023/77, K.2023/190, 08.11.2023, RG 12.12.2023, S. 32397, § 28.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/alacagin-deger-kaybina-ugratilmasi-455241" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, Ali İmancı ve Eşref Aydın, B. No: 2017/15134, 29.01.2020;</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/alacagin-deger-kaybina-ugratilmasi-455241" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hüseyin Ak, B. No: 2016/77854,</span></a><span style="color:#999999"> 01.07.2020. AİHM, El/Türkiye, B. No: 35952/10, 16.11.2021.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 7. HD, E.2025/6409, K.2026/476, 02.02.2026. Hukuk Genel Kurulu da geçici maddenin derdest davalarda uygulanacağını teyit etmiş, rayiç tarihine ilişkin tartışmaya girmemiştir: </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025216-e-2026195-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">HGK, E.2025/216, K.2026/195, 01.04.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202130295-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5] AYM, Kahraman Vural, B. No: 2021/30295,</span></a><span style="color:#999999"> 29.07.2025, § 11, § 16.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> AİHM, Zielinski ve Pradal ile Gonzalez ve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94, 28.10.1999, § 57; özel kişiler arasındaki davalar bakımından Vezon/Fransa, B. No: 66018/01, 18.04.2006, § 30, § 34.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, E.2018/108, K.2019/5, 13.02.2019, § 33.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024152-esas-2025116-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[8] AYM, E.2024/152, K.2025/116, 03.06.2025, RG 22.09.2025, S. 33025, § 32-33.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Önalıma ilişkin hükümler, 2/3393 esas numaralı kanun teklifinde ve Adalet Komisyonu raporunda (Sıra Sayısı 247) yer almamakta olup Genel Kurul görüşmeleri sırasında yeni madde ihdasına dair önergelerle metne eklenmiştir; önergeler gerekçe okunmaksızın ve söz talebi olmaksızın kabul edilmiştir. Bkz. TBMM Genel Kurul Tutanağı, 28. Dönem, 4. Yasama Yılı, 42. Birleşim, 24.12.2025.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, E.2026/23 (Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi ve birleşen dosyalar). Dosya 16.07.2026 tarihli Genel Kurul gündeminde esas inceleme aşamasında yer almıştır.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/onalim-davalarinda-rayic-bedelin-derdest-davalara-uygulanmasi-hukmunun-hak-arama-hurriyeti-baglaminda-ele-alinmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/terafkz.jpg" type="image/jpeg" length="13705"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/4193 E., 2023/565 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20224193-e-2023565-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20224193-e-2023565-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14.02.2023 tarihli, 2022/4193 E., 2023/565 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/4193 E., 2023/565 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi<br />
HÜKÜM/KARAR : Esastan Red<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Küçükçekmece 12. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak (eser sözleşmesi) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin davalı ile yaptığı sözleşme ile davalı ... Belediyesinin misafirhane binasının yapımını üstlendiğini, sözleşme kapsamında teminat mektuplarının verildiğini, sözleşmede işin süresinin belirlendiğini, ancak davalı belediyenin sözleşmeden itibaren 204 gün yer teslimi yapmadığını, hak edişleri de süresinde ödemeyerek işin zamanında bitirilmemesine kendi kusuru ile sebep olduğunu, davalının 18. hakedişte kesintiler yaptıktan sonra ödemesi gereken bedeli ihtarnameye rağmen ödemediğini, müvekkilini zarara uğrattığını ve sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini belirterek teminat mektuplarının haksız fesih nedeniyle hükümsüz olduğunun tespiti ile iadesine, irat kaydedilmesi halinde bedelinin istirdadına, davalı uhdesinde bulunan istihkaklarının ödenmesine, davalı uhdesinde bulunan %3 ve %6 teminat kesintilerinin iadesine, haksız fesih nedeniyle işin tamamlanamamasından kaynaklanan zarar ve şantiye kurulumu dahil yapılan masrafların tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirket tarafından ihale konusu işe ilişkin defalarca süre uzatımı yapılmasına rağmen işe devam edilmeyerek işin süre sonu olan 31.08.2016 tarihinde tamamlanmadığının tespit edildiğini, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 20. ve 22. maddesi gereği sözleşmenin feshedildiğini, toplam 1.138.111,72 TL teminat tutarlarının irat kaydedildiğini, 30.09.2016 tarihi itibarıyla davacı şirketin güncel borç tutarı toplamının 1.411.678,59 TL olduğunu, davacı şirketin alacakları da düşüldükten sonra, irat kaydedilen tutar ile güncellenen tutar arasındaki farktan doğan 58.557,98 TL borcu bulunduğunu, davacı ile akdedilen sözleşme yasa gereği ve haklı olarak feshedildiğinden yine yasa gereği yapılan hesaplama neticesi müvekkili belediyenin herhangi bir borcu bulunmadığı gibi aksine alacaklı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında bilirkişi raporundaki hesaplamaya dayanılarak, davalı belediyenin süresinde yer teslimi yapmadığı, davacı yüklenicinin inşaata başlama süresine kadar geçen sürenin makul bir süre olduğu, hak edişlerinin sözleşmede belirtilen zamanlarda yapılmayarak davalı tarafından işin gecikmesine sebebiyet verildiği, davalının ihale mevzuatını hatalı uygulayarak sözleşme feshini haksız yere uyguladığı, davalı tarafından yapılan işlem sonucunda paraya çevrilen teminat mektubu bedelinin iadesi ile ödenmeyen hak ediş bedeli tutarı, kesinti bedeli ve haksız fesihten kaynaklanan genel gider tazminatı taleplerinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile; paraya çevrilen teminat mektubu bedeli 1.080.000,00-TL'nin 03/10/2016 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 322.226,02-TL hak ediş bedelinin, 283.771,15-TL teminat kesintisinin, 245.700,00-TL haksız fesihten kaynaklanan genel gider tazminatının dava tarihi 03/10/2016 itibari ile yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı vekili; sözleşme konusu işin süresinde tamamlanmadığından, davalı idare tarafından Kamu İhale sözleşmelerinin 20. maddesi gereğince, haklı nedenle feshedildiğini, Kamu İhale Sözleşmelerinin 22. maddesi gereğince teminatların irat kaydedildiğini, davacı şirketin alacağı düşüldükten sonra irat kaydedilen tutarla güncel tutar arasındaki farktan doğan 58.557,98 TL borcunun bulunduğunu, Kamu İhale Sözleşmesi’nin 24. maddesi kapsamında sözleşme bedelinin %10 keşif artışıyla tamamlanamayacağının anlaşıldığı, bu nedenle sözleşmenin feshedildiği, bilirkişi heyetinin 4. ek raporunda hak ediş hesaplanmasına itiraz etmediklerini ancak genel tazminat gideri hesaplamasının yerinde olmadığını, mekanik tesisat imalat bedellerinin tespitinde mukayeseli maliyetteki pursantajların kullanılması gerektiğini, fiyat farkı hesabının sözleşmenin fiyat farkını düzenleyen 14. maddesine göre yapılmadığını, davacının genel giderler ile kar kaybı talebinde bulunamayacağından bahisle, İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile,<br />
1. “Mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere, süresinde yer teslimi yapılmayarak ve davacı yüklenicinin hak edişleri süresinde ödenmeyerek işin gecikmesine davalı belediyenin sebep olduğu sabit olduğundan davalının sözleşmeyi feshi ve, davalı belediyece teminat mektubunun nakde çevrilmesi haksız olduğundan ödenmeyen hak ediş bedellerinin ve kesinti tutarının ödenmesi gerektiğinden mahkemece bu taleplerin kabulüne dair karar usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir.<br />
 </p>

<p>2.Davacı yüklenici genel giderleri tazminat olarak talep etmiş olup, davalı idare sözleşmeyi fesihte haksız olduğundan istinaf dilekçesinde belirtilen yasa maddeleri tazminat talebine engel teşkil etmemektedir. Davacının talep ettiği giderler genel hükümler kapsamında istenebileceğinden ve hesaplamaya dair istinaf bulunmadığından</p>

<p>davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi de yerinde değildir.” gerekçeleri ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık taraflar arasındaki eser sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle irat kaydedilen teminatların iadesi, ödenmeyen istihkakların tahsili, uğranılan zararlar ile şantiye kurulumu dahil yapılan masrafların tazmini istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı TBK 470-486 maddeleri, Yapım İşleri Genel Şartnamesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Taraflar arasında 21/03/2013 tarihli, 2012/85553 ihale numaralı, davalı belediyeye ait misafirhane binasının yapımına ilişkin götürü bedelli eser sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede bedelin 17.953.138 TL + KDV olarak kararlaştırıldığı, sözleşmenin imza tarihinden itibaren 10 gün içinde işe başlamak üzere iş süresinin 865 gün olarak belirlendiği, sözleşmenin davalı belediyece 31/08/2016 tarihli ihtarname ile işin süresinde tamamlanmadığı gerekçesi ile feshedildiği sabittir.</p>

<p>3.Eser sözleşmesinin sona ermesi halinde tazminat borcunun doğması için temel koşul "kusur" olduğundan, tazminat isteyen tarafın "kusursuz" olması gerekir. Bir tarafın "az kusurlu", diğer tarafın "çok kusurlu" olmasının bir önemi yoktur. Az kusurlu olan taraf da sözleşmenin bozulmasına kusuruyla sebebiyet vermiş sayılacağından tazminat isteyemez. Bu gibi durumlarda feshe taraflar "ortak kusurları" ile sebebiyet vermiş olacaklarından tazminat isteyemezler.</p>

<p><br />
4.Dosya içinde olan belgelerden; davalı iş sahibinin süresinde yer teslimi yapmadığı, fiili yer tesliminin 17/09/2013 tarihinde yapıldığı ve 204 gün ek süre verildiği buna göre işin bitim tarihinin 31/10/2016 olarak belirlendiği, yine davalı ... mali işler müdürlüğünün 17/08/2015 tarihli yazısından, belediye hesabına haciz konulması nedeniyle 15 ve 16 nolu hak edişlerin ödenmediği, 15 nolu hak ediş bedelinin 7 ay gecikerek ödendiğinden davacı yükleniciye 213 gün ek süre verildiği, buna göre iş bitim tarihinin 31/08/2016 olarak revize edildiği anlaşılmaktadır. Davalı idare ve davacı yüklenici arasındaki yazışmalar incelendiğinde, davacı yüklenicinin işin feshini istediği, davalı idare tarafından sözleşme koşulları ile işe devam edilmesi gerektiği belirtilmiş, ancak buna rağmen davacı tarafından iş yavaşlatılmış, iş programının çok gerisinde kalmış, davalı işverenin işe devam hususundaki uyarı yazılarına rağmen iş yarım bırakılmıştır.</p>

<p>5.Davalı belediyenin süresinde yer teslimi yapılmayarak ve davacı yüklenicinin hak edişleri süresinde ödenmeyerek işin gecikmesine sebep olduğu sabittir. Davalı belediyenin işe devam edilmesi gerektiği hususundaki tüm uyarılarına rağmen davacı tarafından da işin yavaşlatıldığı ve iş programına uyulmadığı sabittir.</p>

<p>6.Belirtilen bu nedenlerle, davacının davalı tarafından bedelleri nakde çevrilmek suretiyle irad olarak kaydedilen iki adet kesin teminat mektubu bedelinin tahsili talebinin, hak ediş alacağı ve teminat kesintisi bedellerinin kabulü yerinde ise de, işin gecikmesindeki tek kusurun davalı işverende bulunmadığı, tarafların ortak kusurlu olduğunun kabulü ile 245.700,00-TL haksız fesihten kaynaklanan genel gider tazminatının reddine karar verilmesi gerekirken, davacı yüklenicinin kusursuz olduğunu kabulü ile genel gider zarar tazminine de karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye<br />
Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>14.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20224193-e-2023565-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="34716"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ESER SÖZLEŞMESİNİN FESHİNDE ORTAK KUSURUN TAZMİNAT SORUMLULUĞUNA ETKİSİ VE TASFİYE ALACAKLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/eser-sozlesmesinin-feshinde-ortak-kusurun-tazminat-sorumluluguna-etkisi-ve-tasfiye-alacaklarinin-hukuki-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/eser-sozlesmesinin-feshinde-ortak-kusurun-tazminat-sorumluluguna-etkisi-ve-tasfiye-alacaklarinin-hukuki-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 14.02.2023 Tarihli, 2022/4193 E. ve 2023/565 K. Sayılı Kararı Çerçevesinde Bir İnceleme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Eser sözleşmelerinde tarafların üstlendikleri edimlerin birbirine bağlı olması, sözleşmenin ifası sırasında ortaya çıkan gecikmelerin ve sözleşmeye aykırılıkların değerlendirilmesini güçleştirmektedir. Özellikle yapım işlerinde iş sahibinin yer teslimi ve ödeme yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi ile yüklenicinin iş programına uygun hareket etmemesi, aynı sözleşmesel ilişkide birbirini etkileyen ihlaller olarak ortaya çıkabilmektedir.</p>

<p>Bu tür uyuşmazlıklarda hukuki sorun, yalnızca sözleşmenin hangi tarafın davranışı nedeniyle sona erdiğinin belirlenmesinden ibaret değildir. Feshin gerçekleşmesinde her iki tarafın da kusurlu davranışlarının bulunması hâlinde, sözleşmenin tasfiyesinin ne şekilde gerçekleştirileceği ve tarafların hangi alacak kalemlerini talep edebileceği ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Nitekim sözleşmenin sona ermesinden kaynaklanan zararların tazmini ile fesih tarihine kadar yerine getirilmiş edimlerin karşılığının ödenmesi, hukuki sebepleri ve tabi oldukları koşullar bakımından birbirinden ayrılmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20224193-e-2023565-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 14.02.2023 tarihli, 2022/4193 Esas ve 2023/565 Karar sayılı ilamı</a>, bu ayrımın somutlaştırılması bakımından önem taşımaktadır. Kararda, iş sahibi belediyenin sözleşmesel yükümlülüklerini ihlal etmiş olmasına rağmen yüklenicinin de işin gecikmesinde kusurlu bulunması nedeniyle fesihten kaynaklanan genel gider tazminatının reddi gerektiği kabul edilmiş; buna karşılık teminat mektubu bedelleri, hakediş alacakları ve teminat kesintileri yönünden yüklenicinin talepleri korunmuştur.</p>

<p>Bu çalışmada, anılan karar çerçevesinde ortak kusurun tazminat sorumluluğuna etkisi ile sözleşmenin tasfiyesinden doğan alacakların hukuki niteliği incelenecektir.</p>

<p><strong>II. Eser Sözleşmesinde Karşılıklı Edimlerin İfası ve Sözleşmesel Sorumluluk</strong></p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesinde eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Eser sözleşmesinin karşılıklı borç yükleyen yapısı gereği, tarafların edimleri yalnızca kendi yükümlülükleri yönünden değil, karşı tarafın edimini yerine getirebilmesi üzerindeki etkileri bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p>Yapım işlerinde iş sahibinin yükümlülükleri, sözleşme bedelini ödemekle sınırlı değildir. İşin niteliği ve sözleşme hükümlerine göre işyerinin yükleniciye teslim edilmesi, gerekli proje ve belgelerin sağlanması, hakedişlerin süresinde değerlendirilmesi ve ödemelerin gerçekleştirilmesi de iş sahibinin ifaya katılım yükümlülükleri arasında yer alabilir.</p>

<p>Buna karşılık yüklenici, üstlendiği eseri sözleşmeye, teknik şartnamelere ve iş programına uygun şekilde meydana getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>İş sahibinin yer tesliminde gecikmesi veya hakediş ödemelerini zamanında gerçekleştirmemesi, yüklenicinin ifa sürecini olumsuz etkileyebilir. Ancak bu durum, yüklenicinin bütün sözleşmesel yükümlülüklerinin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez.</p>

<p>Bu noktada, iş sahibinin sözleşmeye aykırı davranışı ile yüklenicinin ifayı sürdürme yükümlülüğü arasındaki ilişkinin, sözleşme hükümleri, süre uzatımı koşulları ve somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. Yargıtay Kararına Konu Uyuşmazlık ve Yargılama Süreci</strong></p>

<p>İncelemeye konu uyuşmazlık, bir belediyenin iş sahibi sıfatıyla taraf olduğu misafirhane binası yapımına ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Davacı yüklenici, sözleşmenin kurulmasından sonra işyerinin yaklaşık 204 gün gecikmeyle teslim edildiğini, hakediş ödemelerinin süresinde yapılmadığını ve bu nedenle yapım işinin öngörülen takvim içerisinde tamamlanamadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>Yüklenici ayrıca, belediye tarafından gerçekleştirilen feshin haksız olduğunu belirterek irat kaydedilen kesin teminat mektubu bedellerinin iadesini, ödenmeyen hakediş alacaklarını, teminat kesintilerini ve fesihten kaynaklandığını iddia ettiği zararlarını talep etmiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesi, işin gecikmesinde davalı belediyenin sorumluluğunu esas alarak yüklenicinin taleplerini kabul etmiş; Bölge Adliye Mahkemesi de bu değerlendirmeyi yerinde bulmuştur.</p>

<p>Bunun üzerine uyuşmazlık temyiz incelemesine konu olmuştur.</p>

<p>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, belediyenin yer teslimini geciktirdiğini ve hakediş ödemelerini süresinde gerçekleştirmediğini kabul etmekle birlikte, yüklenicinin de yapılan uyarılara rağmen işi yavaşlattığını ve iş programına uygun davranmadığını tespit etmiştir.</p>

<p>Daire, işin gecikmesinde yalnızca iş sahibinin kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşarak tarafların sözleşmenin sona ermesine ortak kusurlarıyla sebebiyet verdiklerini değerlendirmiştir.</p>

<p>Bu gerekçeyle, yüklenici lehine hükmedilen 245.700 TL tutarındaki genel gider tazminatının reddi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur.</p>

<p>Buna karşılık irat kaydedilen iki adet kesin teminat mektubu bedelinin tahsili, hakediş alacağı ve teminat kesintilerinin iadesi yönünden verilen kabul kararları yerinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. Sözleşmenin Feshinde Ortak Kusur ve Tazminat Talebinin Sınırları</strong></p>

<p>Kararın hukuki bakımdan dikkat çekici yönü, sözleşmenin sona ermesinde her iki tarafın kusurunun bulunmasının fesihten kaynaklanan tazminat talebine etkisidir.</p>

<p>Türk borçlar hukukunda sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat sorumluluğunun değerlendirilmesinde borca aykırılık, zarar, uygun illiyet bağı ve kusura ilişkin kurallar birlikte ele alınır. TBK m. 112 uyarınca borçlu, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararı, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe gidermekle yükümlüdür.</p>

<p>Bununla birlikte sözleşmenin sona ermesine her iki tarafın davranışlarının katkıda bulunduğu durumlarda, tazminat sorumluluğunun yalnızca karşı tarafın ihlaline dayanılarak belirlenmesi yeterli değildir.</p>

<p>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, inceleme konusu kararında, sözleşmenin bozulmasına ortak kusurlarıyla sebebiyet veren tarafların fesihten kaynaklanan tazminat talepleri bakımından kusursuzluk ölçütünü esas almıştır.</p>

<p>Bu yaklaşımın genel tazminat hukuku sistemi içerisindeki yeri ayrıca tartışılmalıdır.</p>

<p>Zira TBK m. 52 uyarınca zarar görenin zararın doğmasına veya artmasına etkide bulunması, hâkimin tazminatı indirmesine yahut tamamen kaldırmasına neden olabilir. Dolayısıyla zarar görenin birlikte kusurunun bulunduğu her durumda tazminat talebinin kendiliğinden ve bütünüyle ortadan kalkacağı yönünde genel bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.</p>

<p>Burada ayırt edilmesi gereken husus, zarar görenin meydana gelen zarara katkısı ile tarafların doğrudan sözleşmenin sona ermesine ortak kusurlarıyla sebebiyet vermeleridir.</p>

<p>İnceleme konusu kararda Yargıtay, yüklenicinin kendi sözleşmesel yükümlülüklerine aykırı davranışını yalnızca zarar miktarını etkileyen tali bir unsur olarak değil, sözleşmenin sona ermesine katkıda bulunan bir kusur olarak değerlendirmiştir.</p>

<p>Bu nedenle kararın, bütün sözleşmesel tazminat taleplerini ortadan kaldıran genel bir kusur kuralı şeklinde değil, <strong>fesihten doğan tazminatın talep edilebilirliği bakımından ortak kusura bağlanan sonuçları ortaya koyan somut bir içtihat</strong> olarak ele alınması daha isabetlidir.</p>

<p><strong>V. Fesihten Doğan Tazminat ile Tasfiye Alacaklarının Ayrılması</strong></p>

<p>Kararın uygulama bakımından en önemli sonucu, fesihten kaynaklanan tazminat talepleri ile sözleşmenin tasfiyesine ilişkin alacakların birbirinden ayrılmasıdır.</p>

<p>Sözleşmenin sona ermesi, taraflar arasında daha önce doğmuş bütün alacak haklarının kendiliğinden ortadan kalkması sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Yüklenicinin fesih tarihine kadar gerçekleştirdiği ve sözleşme hükümlerine göre bedelini talep etmeye hak kazandığı imalatlar, kural olarak sözleşmenin tasfiyesi kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>Buna karşılık sözleşmenin haksız veya kusurlu şekilde sona erdirilmesi nedeniyle ileri sürülen genel gider, kâr kaybı ve benzeri zarar kalemleri, ayrıca tazminat sorumluluğunun koşullarına tabidir.</p>

<p>Bu ayrımın göz ardı edilmesi, özellikle tarafların ortak kusurlu olduğu uyuşmazlıklarda hatalı sonuçlara yol açabilir.</p>

<p>Nitekim inceleme konusu kararda Yargıtay, yüklenicinin genel gider tazminatını talep edemeyeceği sonucuna ulaşırken hakediş alacaklarının ve teminat kesintilerinin iadesine ilişkin kabulü yerinde bulmuştur.</p>

<p>Böylece ortak kusurun, sözleşmenin sona ermesinden kaynaklanan tazminat talebi üzerinde doğurduğu sonuç ile yüklenicinin daha önce yerine getirdiği edimlerin karşılığına ilişkin alacak hakkı birbirinden ayrılmıştır.</p>

<p>Ancak bu ayrım, her somut olayda bütün hakediş ve teminat taleplerinin koşulsuz kabul edileceği anlamına gelmez. Gerçekleştirilen imalatın miktarı, ayıplı veya eksik işler, yapılan ödemeler, sözleşmesel kesintiler ve teminatın iade koşulları ayrıca incelenmelidir.</p>

<p><strong>VI. Teminatların İrat Kaydedilmesi ve Feshin Hukuki Sonuçları</strong></p>

<p>Kamu yapım işlerinde teminatlar, yüklenicinin sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmesini güvence altına alan önemli hukuki araçlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında sözleşmenin feshi ve kesin teminatın irat kaydedilmesi, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>Bu nedenle sözleşmenin feshedilmiş olması, tek başına teminatın irat kaydedilmesinin hukuka uygun olduğu sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin değerlendirilmesinde feshin hukuki sebebi, sözleşmeye aykırılığın niteliği, tarafların yükümlülükleri ve ilgili mevzuat hükümleri birlikte dikkate alınmalıdır.</p>

<p>İnceleme konusu kararda Yargıtay, belediyenin teminat mektuplarını nakde çevirerek irat kaydetmesine karşı yüklenicinin ileri sürdüğü iade talebinin kabulünü yerinde bulmuştur.</p>

<p>Buna karşılık aynı uyuşmazlıkta yüklenicinin fesihten kaynaklanan genel gider tazminatı talebinin reddi gerektiğine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu sonuç, teminatın iadesi ile fesihten kaynaklanan tazminatın birbirinden farklı hukuki değerlendirmelere tabi olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, yüklenicinin fesihten kaynaklanan tazminat talebinin reddedilmesi, idarenin teminatı irat kaydetmesinin her durumda hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.</p>

<p><strong>VII. Yapım İşlerinde Kusur Dağılımının Belirlenmesi ve İspat Sorunu</strong></p>

<p>Yer tesliminin geciktiği ve hakediş ödemelerinin aksadığı yapım işlerinde, sözleşmenin ifa edilememesinden kaynaklanan sorumluluğun belirlenmesi teknik ve hukuki değerlendirmelerin birlikte yapılmasını gerektirir.</p>

<p>Bu kapsamda yalnızca işin sözleşmede öngörülen tarihte tamamlanmamış olması, gecikmenin bütünüyle yükleniciden kaynaklandığını ortaya koymaya yeterli değildir.</p>

<p>Aynı şekilde, iş sahibinin yer teslimini geciktirmiş olması da yüklenicinin sonraki süreçteki bütün gecikmelerden sorumsuz olduğu sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Kusur değerlendirmesinde özellikle işyerinin fiilen hangi tarihte teslim edildiği, gecikmenin iş programına etkisi, süre uzatımı talepleri, hakedişlerin düzenlenme ve ödeme tarihleri, yükleniciye yapılan ihtarlar ve yüklenicinin işin devamı için aldığı tedbirler önem taşımaktadır.</p>

<p>Tarafların sözleşmeye aykırı davranışlarının aynı sonucun meydana gelmesine katkıda bulunması hâlinde, bu davranışların nedensellik ilişkisi içerisinde ayrı ayrı incelenmesi gerekir.</p>

<p>Bu yönüyle ortak kusur değerlendirmesi, yalnızca taraflardan her ikisinin de sözleşmeye aykırı davrandığının tespit edilmesiyle tamamlanamaz. Söz konusu aykırılıkların sözleşmenin sona ermesine ve ileri sürülen zarar kalemlerine etkisi de ortaya konulmalıdır.</p>

<p>İnceleme konusu karar, yapım işlerinde gecikmenin nedenlerinin ve tarafların ifa sürecindeki davranışlarının bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.</p>

<p><strong>VIII. Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20224193-e-2023565-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 14.02.2023 tarihli, 2022/4193 Esas ve 2023/565 Karar sayılı ilamı,</a> eser sözleşmelerinin feshinde ortak kusurun hukuki sonuçlarını ve tasfiye alacakları ile tazminat talepleri arasındaki ayrımı ortaya koymaktadır.</p>

<p>Kararda, iş sahibi belediyenin yer teslimi ve hakediş ödemelerine ilişkin yükümlülüklerini ihlal ettiği kabul edilmesine rağmen yüklenicinin de iş programına aykırı davranışları nedeniyle sözleşmenin sona ermesine katkıda bulunduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bu çerçevede yüklenicinin fesihten kaynaklanan genel gider tazminatı talebi reddedilirken teminat mektubu bedelleri, hakediş alacakları ve teminat kesintilerine ilişkin talepleri korunmuştur.</p>

<p>Kanaatimizce kararın asıl önemi, ortak kusurun varlığından hareketle bütün alacak taleplerinin reddedilmesinde değil, <strong>fesihten doğan tazminat sorumluluğu ile sözleşmenin tasfiyesi kapsamında doğmuş alacakların farklı hukuki temellere dayandığının ortaya konulmasındadır.</strong></p>

<p>Bu nedenle eser sözleşmelerinin sona ermesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda öncelikle talep edilen alacağın hukuki niteliği belirlenmeli; ardından bu alacağın doğum koşulları, tarafların sözleşmeye aykırı davranışları ve kusurun hukuki sonuçları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle kamu yapım işlerinde, idarenin sözleşmesel yükümlülüklerini ihlal etmesi yüklenicinin bütün zarar taleplerinin kabulünü gerektirmediği gibi, yüklenicinin ortak kusurunun bulunması da sözleşmenin tasfiyesinden doğan bütün alacak haklarını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Sonuç olarak karar, sözleşmenin sona ermesinde kusur değerlendirmesinin, talep edilen her alacak kaleminin hukuki niteliğinden bağımsız şekilde yapılamayacağını göstermektedir.<!--[if gte vml 1]><v:rect id="Horizontal_x0020_Line_x0020_1" o:spid="_x0000_s1026" style='width:453.6pt; height:.05pt;visibility:visible;mso-wrap-style:square;mso-left-percent:-10001; mso-top-percent:-10001;mso-position-horizontal:absolute; mso-position-horizontal-relative:char;mso-position-vertical:absolute; mso-position-vertical-relative:line;mso-left-percent:-10001;mso-top-percent:-10001; v-text-anchor:top' filled="f"> <o:lock v:ext="edit" rotation="t" aspectratio="t" verticies="t" text="t" shapetype="t"/> <w:wrap type="none"/> <w:anchorlock/>
</v:rect><![endif]--></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
</ul>

<p></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/10/busra-simsek-unal.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p>

<p><strong>Av. Büşra ŞİMŞEK ÜNAL</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>İlgili Mevzuat ve İçtihat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 112, 117, 470 ve devamı, 52.</span></p>

<p><span style="color:#999999">4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, m. 20 ve 22.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yapım İşleri Genel Şartnamesi.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20224193-e-2023565-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 14.02.2023, E. 2022/4193, K. 2023/565.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/eser-sozlesmesinin-feshinde-ortak-kusurun-tazminat-sorumluluguna-etkisi-ve-tasfiye-alacaklarinin-hukuki-niteligi</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/terazi/terazi-kitap-1024x651.jpg" type="image/jpeg" length="43380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YENİ NAFAKA DÜZENLEMESİ ÜZERİNE]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yeni-nafaka-duzenlemesi-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yeni-nafaka-duzenlemesi-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Medeni (aile) hukuku ve boşanma davalarında tarihi bir dönüm noktası yaşandı çok kısa bir zaman önce. Kamuoyunda yıllardır büyük tartışmalara neden olan, eşlerin boşanma sonrası ömür boyu mali yükümlülük altına girmesine yol açan süresiz nafaka uygulaması, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edildi. 4 Haziran 2026 tarihli Genel Kurul toplantısında alınan bu karar, milyonlarca nafaka yükümlüsünü ve boşanma aşamasındaki çiftleri yakından ilgilendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Peki, AYM’nin süresiz nafaka iptal kararının detayları nelerdir? Bundan sonra süreç nasıl işleyecek hep beraber inceleyelim ?</strong></p>

<p>Boşanma esnasından eşlerden birinin ekonomik olarak zor duruma düşmesini önlemek amacıyla hukukumuzda “yoksulluk nafakası” düzenlenmiştir. Yoksulluk nafakası hukukumuzda uzun süredir en çok tartışılan konular arasındadır. Yoksulluk nafakası Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenmiş olup kamuoyunda “süresiz nafaka” olarak adlandırılmaktadır. Nafaka yükümlüsünün ne kadar ödeme yapacağının belirsizliği, yoksulluk nafakasının tartışılmasına sebebiyet veren noktadır.</p>

<p>- <strong>PEKİ YENİ DÜZENLEMEDE HANGİ YENİLİKLER BİZLERİ BEKLİYOR ?</strong></p>

<p><strong><i>Söz konusu gelişmelerin akabinde yoksulluk nafakasına ilişkin yeni düzenlemelerin 13. Yargı Paketi kapsamında Ekim ayında meclise sunulmasının planlandığı kamuoyuna yansımıştı. Hali hazırda pek yakın zamanda ilgili düzenleme 9 ay sonra uygulanmak üzere yürürlüğe girecektir. Peki henüz yasalaşmamış olan bu yeni düzenlemede hangi yenilikler bizleri beklemektedir?</i></strong></p>

<p>· Gündemdeki düzenlemeye göre evliliğin çok kısa sürmüş olması halinde dahi yoksulluk nafakası bakımından asgari süre öngörülmesi planlanmaktadır. Buna göre evlilik 6 ay ya da 1 yıl gibi kısa bir süre devam etti ise yoksulluk nafakasının en fazla 5 yıl süre ile ödenmesi planlanmaktadır.</p>

<p>· Nafaka süresinin, evlilik süresi esas alınarak belirlenmesi planlanmıştır. Buna göre evlilik tarihinden, boşanma davasının açıldığı tarihe kadar geçen sürenin yarısı kadar nafaka verilecektir.</p>

<p>· Nafaka alacaklısının çalışamayacak durumda olması, hasta olması vb. sebepler halinde mahkeme daha uzun vadede nafaka ödenmesi noktasında takdir yetkisi verileceği öngörülmektedir.</p>

<p>· Nafaka süresinin tamamlanmasının akabinde en geç 1 yıl içerisinde mahkemeye başvurmayan nafaka alacaklısı “ek nafaka” talep edemeyecek.</p>

<p>· Dikkat çeken bir diğer düzenleme ise nafakanın yalnızca aylık ödemeler şeklinde değil de bazı hallerde toplu olarak da gerçekleştirilebilmesine imkan tanınacak olmasıdır. Yani mahkeme nafakanın taksit taksit değil de toplu olarak bir defada ödenmesine de karar verebilecek.</p>

<p>- <strong>BU DURUMDA HÂLEN NAFAKA ÖDEYENLER NE YAPACAK PEKİ?</strong></p>

<p>En çok merak edilen konulardan biri de hâlihazırda ödenmekte olan eski nafakaların durumudur. AYM kararları ilkesel olarak geriye yürümez. Ancak, yeni yasa yürürlüğe girdikten sonra, geçmişte süresiz nafaka yükümlülüğü altına girmiş olan kişilerin, nafakanın uyarlanması, süre sınırına çekilmesi veya kaldırılması talebiyle Aile Mahkemelerinde yeni davalar açabilmesinin önü açılacaktır. Yeni çıkacak kanundaki geçici maddeler bu geçiş sürecini netleştirecektir. Değişen ekonomik koşullar, nafaka alacaklısının yeni işi veya evliliği gibi durumlar gerekçe oluşturabilir.</p>

<p><strong>- NETİCETEN ANAYASA MAHKEMESİ …</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesinin 04.06.2026 tarihli kararı öncesinde, Anayasa Mahkemesi norm denetiminde kuralı Anayasa'ya aykırı bulmamış <a href="http://hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" rel="dofollow">(E. 2011/136, K. 2012/72 )</a> ve bireysel başvurularda da nafakanın kaldırılması imkânının varlığını gözeterek başvuruları kabul edilemez bulmuştur. Yargıtay uygulaması da Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yasal düzenlemeyi esas alarak, aylık irat biçiminde bağlanan yoksulluk nafakasının yerel mahkemelerce belirli bir süreyle (örneğin 36 ay veya emeklilik tarihine kadar) sınırlandırılmasını kanuna aykırı bularak bozmuştur.</p>

<p>Buna karşılık <a href="https://www.hukukihaber.net/sure-sinirlamasi-olmaksizin-yoksulluk-nafakasina-hukmedilmesine-imkan-taniyan-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 04.06.2026 tarihli ve E. 2025/156, K. 2026/131 sayılı kararı</a>nda; evliliğin süresi, tarafların yaşı, sağlık ve ekonomik durumları gibi ölçütler olmaksızın her durumda nafakanın süresiz talep edilebilmesinin yükümlü üzerinde aşırı külfet yarattığı ve devletin kişinin maddi-manevi varlığını koruma pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle "SÜRESİZ OLARAK” ibaresini iptal etmiş ve iptal hükmünün yürürlüğünü Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dokuz ay ertelemiştir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/kubra-nur-gogercin.jpg" /></p>

<p><strong>Av. Kübra Nur GÖGERÇİN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yeni-nafaka-duzenlemesi-uzerine</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/bosanma-jnafaka.jpg" type="image/jpeg" length="89172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2006/9-155 E., 2006/158 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20069-155-e-2006158-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20069-155-e-2006158-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 13.06.2006 tarihli, 2006/9-155 E., 2006/158 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2006/9-155 E., 2006/158 K.</strong></p>

<p><strong>KAMU DAVASINA KATILMA<br />
KATILMANIN HÜKÜMSÜZ KALMASI<br />
TAKSİRLE YARALAMA<br />
5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 237 ]<br />
5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 243 ]</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Taksirle yaralama suçundan sanık A.... Y.... B....hakkında açılan kamu davası sonunda Tavşanlı Asliye Ceza Mahkemesi 24.11.2005 gün ve 436-347 sayı ile; suçtan zarar gören H.... A......'nın şikayetçi olmaması karşısında, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesi hükmü gözetilerek sanık hakkındaki davanın 5237 sayılı Kanunun 89/son ve 73/4. maddeleri ile CYY'nın 223/8. maddesi uyarınca düşürülmesine karar vermiştir.</p>

<p>Mağdur H.... A......vekilinin süresi içerisinde verdiği temyiz dilekçesi üzerine Yerel Mahkeme 10.12.2005 gün ve 436-347 sayı ile; şikayetçinin 11.10.2003 tarihli duruşmada sanıktan şahsen şikayetçi olmadığını belirttiği, şikayetçi hakkında Tavşanlı Sulh Ceza Mahkemesince vasi tayinine yer olmadığına dair karar verildiği, hür iradesiyle şikayetçi olmaması nedeniyle de müdahilliğine karar verilmediği, bu bakımdan mağdurun temyiz hakkının bulunmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CYY'nın 296/1. maddesi uyarınca temyiz isteğinin reddine karar vermiştir.</p>

<p>Bu karara karşı süresi içerisinde mağdur vekili tarafından başvuruda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi 04.04.2006 gün ve 968-2037 sayı ile;</p>

<p>"Mağdur vekilinin 15.12.2003 tarihli dilekçesi ile yaptığı davaya katılma talebi konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemesi," isabetsizliğinden sair yönlerini incelemeksizin hükmü bozmuştur.</p>

<p>Yargıtay C.Başsavcılığı 15.05.2006 gün ve 32410 sayı ile;</p>

<p>"Yüksek Daire ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık; dava konusu suç nedeniyle yargılanan ve yargılama devam ederken 11.12.2003 günlü oturumda sanıktan şikayetçi olmadığını bildiren ve bu beyanından dört gün sonra 15.12.2003 tarihli dilekçeyle vekili aracılığıyla davaya katılma talebinde bulunan, ancak bu talebi hakkında bir karar verilmeyen mağdurun hükmü temyiz edip edemeyeceği, bir başka deyişle şikayetinden vazgeçen mağdurun müdahale talebi hakkında bir karar verilmemesinin mağdura hükmü temyiz yetkisi kazandırıp kazandırmayacağıdır.</p>

<p>Davaya katılma, 1412 sayılı CMUK.nun 365 ve devamı, 5271 sayılı CMUK.nun da 237 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.</p>

<p>1412 sayılı CMUK.nun 365. maddesine göre, suçtan zarar gören şahıs, 5271 sayılı CMK.nun 237. maddesine göre de, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar davaya katılabilirler.</p>

<p>Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların davaya katılmaları, gerek yargılamada gerçeğin ortaya çıkartılabilmesi, gerekse yargılama sonucunda verilecek kararın bu kişileri manevi olarak tatmin etmesi açısından çok önemlidir.</p>

<p>Davaya katılabilmek için üç şartın bir arada bulunması gerekir. Bunlar;</p>

<p>1- Dava konusu suçtan doğrudan zarar görmek (mağdur), dolaylı olarak zarar görmek, (örneğin, suçtan doğrudan zarar gören küçük mağdurun anne ve babası) ve malen sorumlu olmak (örneğin, taksirle yaramak suçunda sanık tarafından kullanılan aracın sahibi),</p>

<p>2- Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar davaya katılma iradesinin açıklanması,</p>

<p>CMK.nun 237. maddesine göre katılma hakkına sahip olanların şikayetçi olduklarını ve davaya katılmak istediklerini sözlü veya yazılı olarak bildirimleri katılma için yeterlidir.</p>

<p>3- Davaya katılma hakkının kaybedilmemiş olması.</p>

<p>CMK.nun 234. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin 2. alt bendinde, davaya katılma, 6. alt bendinde de, davaya katılmış olmak koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkına sahip olduğu, 243. maddesinde de, katılan vazgeçerse katılmanın hükümsüz kalacağı hüküm altına alınmıştır. Bu yasal düzenlemeler doğrultusunda izah etmek gerekirse;</p>

<p>Soruşturma evresinde şikayetten vazgeçilmesi davaya katılmayı engellemez. Ancak kovuşturma evresinde şikayetinden vazgeçen davaya katılamayacağı gibi, bu şekilde bir vazgeçme daha önce verilmiş bulunan katılma kararını da hükümsüz kılar. (Osman Yaşar, Uygulamalı ve Yorumlu 5271 sayılı Yeni CMK, sayfa 1058)</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 14.01.1985 tarih, 6/305-16 sayılı ve 13.04.1999 tarih ve 2/60-63 sayılı kararları ile 2. Ceza Dairesinin 09.05.1986 tarih, 4730-3837 sayılı, 6. Ceza Dairesinin 01.06.1998 tarih, 5688-5560 sayılı ve 4. Ceza Dairesinin 09.05.1980 tarih, 3420-3301 sayılı kararları şikayetten vazgeçme katılmayı hükümsüz kılacağından mağdur ve müştekinin hükmü temyiz edemeyecekleri yönündedir.</p>

<p>Yüksek Daire ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlığın esasını da davaya katılma hakkının kaybedilmesi oluşturmaktadır.</p>

<p>Mağdur 11.12.2003 günlü oturumda, sanıktan şikayetçi olmadığını bildirmiş, mağdur vekili, mağdurun şikayetinden vazgeçmesinden dört gün sonra 15.12.2003 tarihli dilekçesinde ve yargılama esnasındaki sözlü beyanlarında, mağdurun şikayetten vazgeçtiği sırada zihninin bulanık olduğunu şikayetten vazgeçmesinin sonuç doğurmayacağı iddia ederek davaya katılma talebinde bulunmuş ve mağdurun vesayet altına alınması talebinde bulunacaklarını ve buna ilişkin kararı mahkemeye sunacaklarını ifade etmiştir. Bilahare Sulh Hukuk Mahkemesinden getirtilen kararda, mağdur vekilinin, mağdurun Asliye Ceza Mahkemesindeki şikayetten vazgeçmeye ilişkin beyanının sağlıklı irade mahsulü olmadığı, bu nedenle oğlunun mahkemede vasi aracılığıyla temsil edilmesi için vasi tayini talebinde bulunduğu ve mahkemece Adli Tıp Kurumu'nun 27.05.2005 tarihli Sağlık Kurulu raporu esas alınarak vasi tayini talebinin reddine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür. Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin kararında da belirtildiği üzere, şikayetçi olmadığını bildirdiği sırada mağdurun akli dengesi yerinde olduğundan şikayetten vazgeçme geçerli olup davaya katılma hakkı bulunmamaktadır.</p>

<p>CMK.nun 260/1. maddesinde kanun yoluna başvurma hakkı bulunanlar arasında "katılma isteği karara bağlanmamış bulunanlar" da sayılmıştır. Buradaki katılma isteği karara bağlanmamış bulunanı davaya katılma hakkı bulunan kişi olarak anlamak gerekir. Olayımızda da, mağdur, vekili aracılığıyla davaya katılma talebinde bulunmuş ve talebi hakkında bir karar verilmemiştir. Ancak mağdurun davaya katılma hakkı yoktur.</p>

<p>Usul kurallarının eksiksiz yerine getirilmesi açısından, mahkemece mağdur vekilinin talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirdi. Ancak mahkemece olumlu ya da olumsuz hangi karar verilirse verilsin mağdurun temyiz hakkını elde etmesi mümkün değildir. Çünkü talebin reddi halinde mağdur katılan sıfatını alamayacak, talebin kabulü halinde ise, kovuşturma evresinde şikayetten vazgeçme nedeniyle mağdur davaya katılma hakkını kaybedeceğinden usule aykırı olarak verilen katılma kararı hukuken geçersiz olup temyiz hakkını elde edemeyecek, temyizi ise bu nedene dayalı olarak dairesince reddedilecektir.</p>

<p>Bu açıklamaların ışığında Yüksek Dairenin kararını değerlendirmek gerekirse; mağdur vekilinin davaya katılma talebi konusunda karar verilmesi gerekçesiyle hükmün bozulması yasal olarak şu andaki durumdan farklı bir durum yaratmayacak, mahkemece mağdurun katılma talebinin reddine karar verilmesi gerekecek ve mağdur verilen karara karşı temyiz yoluna başvuramayacaktır. Yüksek 9. Ceza Dairesinin, mağdurun davaya katılıp katılamayacağı konusunda değerlendirmeyi kendisi yapması ve dava ekonomisini de nazara alarak şikayetten vazgeçme nedeniyle davaya katılma ve buna bağlı olarak hükmü temyiz hakkı bulunmayan mağdur vekilinin temyiz isteğinin reddine karar verilmesi gerekirdi." görüşüyle itiraz yasayoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına Yerel Mahkemenin mağdur vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin verdiği kararın onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Yerel Mahkemece, taksirle yaralama suçundan sanık A.... Y.... B....hakkındaki kamu davasının şikayet yokluğu nedeniyle 5237 sayılı Kanunun 89/son ve 73/4. maddeleri ile CYY'nın 223/8. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Mağdur H.... A......vekili temyiz isteminde bulunmuş ise de, Yerel Mahkeme 10.12.2005 gün ve 436-347 sayı ile; şikayetçinin 11.10.2003 tarihli duruşmada sanıktan şahsen şikayetçi olmadığını belirttiği, şikayetçi hakkında Tavşanlı Sulh Ceza Mahkemesince vasi tayinine yer olmadığına dair karar verildiği, hür iradesiyle şikayetçi olmaması nedeniyle de müdahilliğine karar verilmediği, bu bakımdan mağdurun temyiz hakkının bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteğinin reddine karar vermiştir.</p>

<p>Bu karara karşı mağdur vekilinin başvuruda bulunması üzerine Özel Daire "mağdur vekilinin 15.12.2003 tarihli dilekçesi ile yaptığı davaya katılma talebi konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemesi," isabetsizliğinden hükmü bozmuştur.</p>

<p>Yargıtay C.Başsavcılığı ise, duruşma sırasında şikayetinden vazgeçen mağdurun davaya katılma isteminin karara bağlanmasının sonuca etkili olamayacağını, bu nedenle başvurunun reddi gerektiğini belirterek itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Görüleceği üzere Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, duruşma sırasında şikayeti olmadığını bildiren mağdurun vekili aracılığıyla sonradan gerçekleştirdiği katılma talebinin Yerel Mahkemece karara bağlanmamış olmasının mağdura hükmü temyiz hakkı verip veremeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>İnceleme konusu olayda, sanığın kullandığı aracın çarpması sonucu yaralanan mağdur, bu olay nedeniyle taksirle yaralama suçundan açılan kamu davasının 11.12.2003 tarihli ilk oturumuna katılıp olayla ilgili açıklamada bulunduktan sonra, "sanıktan şikayetçi değilim, istemeyerek oldu" şeklinde beyanda bulunmuş, bilahare 31.12.2003 günlü ikinci oturumda mağdur vekili Av.M…</p>

<p>….. K…</p>

<p>….. müdahale istemini içerir dilekçe vermiş, sanık müdafii ile C.savcısının, bir önceki oturumda mağdurun şikayetçi olmadığını belirtmesi karşısında istemin kabul edilemeyeceğini ileri sürmeleri üzerine de, bu kez mağdurun şikayetçi olmamasının sonuç doğurmadığını kanıtlayarak yeniden istemde bulunacaklarını bildirmiştir. Bu oturumdan sonra mağdurun babası İ…</p>

<p>….. A…</p>

<p>….. 20.01.2004 tarihli dilekçe ile Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesine başvuruda bulunarak; oğlunun geçirdiği kazada ağır biçimde yaralandığını, tedavi gördüğünü, bu olay nedeniyle açılan kamu davasının halen sürdüğünü, oğlunun bu dosyadaki beyanlarının serbest iradesinin ürünü olmadığını, ailesine ve mahkemeye başka başka beyanlarda bulunduğunu, olay hakkında bazen şikayetçi olduğunu, bazen de şikayetçi olmadığını söylediğini, mahkemenin ise ilk ifadelerini tutanağa geçirdiğini, bu nedenle ceza davasında mağdur oğlunun vasi aracılığı ile temsil edilmesini talep ve dava etmiştir. Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesi yargılama sonunda, Adlî Tıp Kurumu'nun; "mağdurun iyi ile kötüyü ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebileceği, menfaatlerini müdrik ve telkinlere mukavim olabileceği, kendi hür iradesi istikametinde serbest olarak eylem ve işlemlere girişebileceği tıbbi kanaatine varıldığı, hukuki ehliyeti haiz olduğu, kendisine vasi ve müşavir tayinine gerek olmadığı" yolundaki mütalaası üzerine vasi tayinine yer olmadığına karar vermiştir. Uzun süre hukuk davasının sonuçlanmasını bekleyen Yerel Mahkeme ise, 29.09.2005 tarihli oturumda yinelenen katılma istemi konusunda olumlu olumsuz herhangi bir karar vermeden, mağdurun yargılama sırasında şikayetçi olmadığından bahisle davanın düşürülmesine karar vermiştir.</p>

<p>Mağdurun özgür iradesine dayalı olduğu saptanan duruşmadaki sözleri, sanıktan şikayetçi olmadığı yönündedir. Gerek bu beyanın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nın 372. maddesi, gerekse sonradan yürürlüğe girip halen yürürlükte bulunan 5271 sayılı CYY'nın 243. maddesine göre, katılanın şikayetten vazgeçmesi davaya katılmayı hükümsüz kılmaktadır. Yerleşik yargısal kararlar da, kovuşturma aşamasında şikayetten vazgeçen kimsenin davaya katılma hakkının bulunmadığı yolundadır. Bu durumda, özgür iradesiyle sanık hakkında şikayetçi olmadığını kovuşturma aşamasında açıklayan reşit mağdur H.... A......'nın davaya katılmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Her ne kadar 5271 sayılı CYY'nın 260. maddesinde yasa yoluna başvurabilecekler arasında, davaya katılanların yanısıra katılma istemleri karara bağlanmamış olanlar da sayılmış ise de, bu kişileri, esasen davaya katılma hakkı bulunan kişiler olarak algılamak gerekir. Nitekim aynı Yasanın kamu davasına katılmayı düzenleyen 237. maddesinin 2. fıkrasında; ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, yasa yolu başvurusunda açıkça belirtilmesi halinde, bu istemlerin denetim muhakemesi sırasında incelenip karara bağlanacağı yolundaki kural da, bu görüşü doğrulamaktadır. Bu durumda, salt katılma isteminin koğuşturma sırasında Yerel Mahkemece karara bağlanmamış olması keyfiyeti, esasen davaya katılma hakkı bulunmayan mağdura hükmü temyiz etme hak ve yetkisi vermez.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma ilamının kaldırılmasına, mağdur H.... A......vekilinin başvurusunun reddine, mağdur vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin Yerel Mahkeme kararının onanmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Kurul üyesi ise; Özel Daire kararının isabetli bulunduğunu belirterek, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddi gerektiği yolunda karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 04.04.2006 gün ve 968-2037 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Koğuşturma sırasında şikayetçi olmadığını belirtmesi nedeniyle davaya katılma hak ve yetkisi bulunmayan mağdur H.... A......vekilinin, temyiz isteminin reddine ilişkin olarak Yerel Mahkemeden verilen karara yönelik başvurusunun REDDİNE, Tavşanlı Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2005 gün ve 436-347 sayılı kararının ONANMASINAM 13.06.2006 günü oyçokluğu ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20069-155-e-2006158-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="65225"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/563 E., 2020/171 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017563-e-2020171-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017563-e-2020171-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.03.2020 tarihli, 2017/563 E., 2020/171 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/563 E., 2020/171 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Asliye Ceza<br />
Sayısı : 464-805</p>

<p><br />
Sanık ...’ın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TCK’nın 125/1, 125/3-a, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, kasten yaralama suçundan anılan Kanun’un 86/1, 86/3-c, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, görevi yaptırmamak için direnme suçundan ise aynı Kanun’un 265/2, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, tüm suçlar yönünden hak yoksunluğuna ve cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Kartal (Kapatılan) 2. Asliye Ceza Mahkemesince 01.03.2011 tarih ve 154-102 sayı ile verilen hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 16.05.2013 tarih ve 3946-5224 sayı ile;<br />
"5271 sayılı CMK'nın 234 ve 237. maddeleri uyarınca kamu davasına katılma hakkının mağdur ile suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişilere ait olması karşısında, suçtan zarar gören sıfatı bulunmayan İstanbul Barosunun kamu davasına katılan sıfatıyla kabulüne karar verilmesi,</p>

<p>Sanığın, evinde haciz işlemini gerçekleştiren ve bu nedenle 5237 sayılı TCK'nın 6/1-d maddesi kapsamında yargı görevini yerine getiren katılan avukata karşı cebir ve şiddet kullanarak işlediği görevini yaptırmamak için direnme eylemi sonucunda katılanın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek biçimde yaralandığı anlaşılan olayda, TCK'nın 87. maddesindeki neticesi itibariyle ağırlaşmış hâller oluşmadığı hâlde, aynı Kanun'un 265/5. maddesine aykırı biçimde ayrıca kasten yaralama suçundan da cezalandırılmasına karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Hükmün gerekçesinde 'oluşa yansıyan kastının yoğunluğu' nazara alınarak sanığın kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/2, 3-c maddeleri gereğince alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılmasına karar verildiği belirtildiği hâlde kısa kararda aynı Kanun'un 86/1, 3-c maddesi uyarınca alt sınırdan ceza tayin edilerek hükmün karıştırılması,</p>

<p>Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan sanık hakkında doğrudan TCK'nın 125/3-a maddesi uyarınca hüküm kurulması yerine önce aynı Yasa'nın 125/1. maddesinin uygulanması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Kartal 2. Asliye Ceza Mahkemesinin kapatılması üzerine dosyanın devredildiği İstanbul Anadolu 15. Asliye Ceza Mahkemesi ise 14.11.2013 tarih ve 464-805 sayı ile katılma hakkına ilişkin bozma nedenine direnmiş, diğer bozma nedenlerine ise uyarak sanığın hakaret suçundan TCK’nın 125/3-a, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, görevi yaptırmamak için direnme suçundan da aynı Kanun’un 265/2, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden hak yoksunluğuna ve cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar vermiştir.<br />
Bu hükümlerin de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.02.2016 tarihli ve 83991 sayılı "Bozma-Onama" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gelen dosya 14.12.2016 tarih ve 218-1582 sayı ile 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 16.03.2017 tarih ve 120-971 sayı ile direnme kararı yerinde görülmeyerek kararın diğer yönlerinin direnme kararına ilişkin uyuşmazlık konusunun çözümünden sonra incelenmek üzere Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; haciz işlemi sırasında avukata karşı gerçekleştirilen görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçları yönünden Baro Başkanlığının davaya katılma hakkının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.<br />
İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca 17.02.2010 tarih ve 3026-750 sayı ile; sanık hakkında alacaklı vekili sıfatıyla evine haciz işlemi için gelen katılan ...'na (Şek) karşı görevini yaptırmamak için direnme, tehdit, kasten yaralama ve hakaret suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı, iddianamede İstanbul Barosu Başkanlığının müşteki olarak gösterildiği,</p>

<p>Yargılamanın yürütüldüğü Kartal (Kapatılan) 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki 24.06.2010 tarihli oturumda ... vekilince Yerel Mahkemeye, ekinde vekâletname ve hukuki görüş örneği de bulunan katılma talepli dilekçe sunulduğu ve baroya kayıtlı olan avukatın görevi sırasında ve görevi nedeniyle saldırıya uğrayıp mağdur olması gerekçesiyle davaya katılma taleplerinin kabulüne karar verilmesinin istendiği, bu talep üzerine Yerel Mahkemece kurumsal olarak suçtan zarar görmeleri olası görülerek koşulları oluştuğundan bahisle İstanbul Barosu Başkanlığının katılan olarak davaya kabulüne karar verildiği,</p>

<p>Yargılama sonucunda görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından mahkûm olan sanığın katılan avukata ve İstanbul Barosu Başkanlığına ayrı ayrı vekâlet ücreti ödemesine hükmedildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>CMK’nın "Kamu davasına katılma" başlıklı 237. maddesi;</p>

<p>"1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.</p>

<p>2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır." şeklinde düzenlenmiştir.<br />
Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada yer almasına öğreti ve uygulamada "davaya katılma" veya "müdahale" denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi "katılan" ya da "müdahil" sıfatını almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerek CMK’da, gerekse 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nda kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı hâlinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin "suçtan zarar görmesi" şartı aranmış, ancak kanunda "suçtan zarar gören" ve "mağdur" kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tabi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle konuya açıklık kazandırılırken öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, "mağdur", "suçtan zarar gören" ve "malen sorumlu olan" kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir.</p>

<p>Malen sorumlu; yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir.</p>

<p>Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde, "haksızlığa uğramış kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir (Mehmet Emin Artuk- Ahmet Gökcen -A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 289; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 214-217; Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 106-107; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2010, s. 7702-7703).</p>

<p>Kamu davasına katılma için aranan "suçtan zarar görme" kavramı kanunda açıkça tanımlanmamış gerek Ceza Genel Kurulu gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli" olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 08.11.2016 tarihli ve 830-412, 03.05.2011 tarihli ve 155–80 ile 04.07.2006 tarihli ve 127–180 sayılı kararlarında; "dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez." şeklinde açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p>Diğer yandan, işlenen bir suç nedeniyle, o eylemin gerçekleşmesini engellemeye yönelik yükümlülüğün yerine getirilmesinde ihmal gösterildiği takdirde tüzel kişilerin veya diğer yetkililerinin cezai ve hukuki sorumluluklarının doğması hâlinin, suçtan doğrudan zarar gördükleri anlamına gelmeyeceği, bu nedenle işlenen suç açısından ilgili tüzel kişiliklere veya yetkililere "mağdur" ya da "suçtan zarar gören" sıfatını kazandırmayacağı açıktır. Yine Ceza Genel Kurulunca 25.03.2003 tarih ve 41-54 sayı ile "tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılma, dolayısıyla verilen hüküm hakkında yasa yollarına başvurmanın olanaksız olduğu" şeklinde karar verilmiştir.</p>

<p>Bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CMK'nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları hâlinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel kanun hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi  durumlarda, belirtilen kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu noktada konuyla ilgisi bakımından barolara ve baro yönetim kurullarının görevlerine değinmekte fayda bulunmaktadır.</p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.</p>

<p>Kendilerine kanunen verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü olan baro yönetim kurulları, anılan Kanun’un 95. maddesi uyarınca baronun işlerini kovuşturur ve menfaatlerini korurlar. Avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, mesleğin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlama, stajyer ve avukatların baroya kabul ve levhaya yazılma veya nakil işleri hakkında karar verme, baro levhasını düzenleme, avukatların listesini ve avukatlık ortaklığı sicilini tutma gibi görevleri olan baro yönetim kurulunun anılan maddenin 4. fıkrası uyarınca "Meslekî ödevler hususunda baro mensuplarına yol göstermek ve onlara bilgi vermek ve meslekî görevlerin yapılıp yapılmadığını denetlemek, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlâllerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, bu konularda her türlü yasal ve idarî girişimde bulunmak" biçiminde bir görevi de bulunmaktadır. Bu düzenlemede yer alan "Avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, bu konularda her türlü yasal ve idarî girişimde bulunmak" şeklindeki ifadeden yola çıkılarak baroların avukatlara karşı gerçekleştirilen suçlardan dolayı açılan davalara kendiliğinden katılma hakkının bulunduğu şeklinde yorumlanması mümkün değildir. Zira burada Kanun, barolara kamu davasına katılma yönünden açıkça bir hak tanımamış olduğundan somut olay bağlamında baro tüzel kişiliğinin suçtan doğrudan zarar görüp görmediği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında, alacaklı vekili sıfatıyla evine haciz işlemi için gelen katılan Memet Nuri'ye karşı görevini yaptırmamak için direnme, tehdit, kasten yaralama ve hakaret suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı, iddianamede İstanbul Barosu Başkanlığının müşteki olarak gösterildiği, yargılamanın yürütüldüğü Kartal (Kapatılan) 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki 24.06.2010 tarihli oturumda ... vekilince, ekinde vekâletname ve hukuki görüş örneği de bulunan katılma talepli dilekçe sunulduğu, aynı oturumda ... vekilinin baroya kayıtlı olan avukatın görevi sırasında ve görevi nedeniyle saldırıya uğrayıp mağdur olması gerekçesiyle davaya katılma taleplerinin kabulüne karar verilmesini istediği, bunun üzerine Yerel Mahkemece kurumsal olarak suçtan zarar görmeleri olası görülerek koşulları oluştuğundan bahisle İstanbul Barosu Başkanlığının katılan olarak davaya kabulüne karar verildiği, yargılama sonucunda görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından mahkûm olan sanığın, katılan avukata ve İstanbul Barosu Başkanlığına ayrı ayrı vekâlet ücreti ödemesine hükmedildiğinin anlaşıldığı dosyada;</p>

<p>Katılan avukata karşı haciz işlemi sırasında gerçekleştirilen görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından dolayı anılan İstanbul Baro Başkanlığının doğrudan bir zarar görmemesi, dolaylı veya muhtemel zararların kamu davasına katılma hakkı vermemesi ve herhangi bir kanunda baro tüzel kişiliğinin bu suçlardan açılan kamu davasına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunmaması karşısında, anılan Baro Başkanlığının davaya katılma hakkının bulunmadığı ve buna bağlı olarak da sanık aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmeyeceğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünde, İstanbul Barosu Başkanlığının kamu davasına katılması ve bu bağlamda Baro Başkanlığı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi yönünden isabetli olmadığına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- İstanbul Anadolu 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.11.2013 tarihli ve 464-805 sayılı kararının direnmeye konu, İstanbul Barosu Başkanlığının kamu davasına katılması ve bu bağlamda Baro Başkanlığı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi yönünden İSABETLİ OLMADIĞINA,</p>

<p>2- Dosyanın, diğer yönleri incelenmeksizin Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.03.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017563-e-2020171-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 16:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="12879"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçiyseniz Bu İmzayı Sakın Atmayın! İbraname İmzalamadan Önce Bilmeniz Gerekenler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isciyseniz-bu-imzayi-sakin-atmayin-ibraname-imzalamadan-once-bilmeniz-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isciyseniz-bu-imzayi-sakin-atmayin-ibraname-imzalamadan-once-bilmeniz-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isciyseniz-bu-imzayi-sakin-atmayin-ibraname-imzalamadan-once-bilmeniz-gerekenler</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xTnCUaPlexY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58097"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbanınıza Yanlışlıkla Para Gelirse Ne Yapılmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibaniniza-yanlislikla-para-gelirse-ne-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibaniniza-yanlislikla-para-gelirse-ne-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibaniniza-yanlislikla-para-gelirse-ne-yapilmali</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/51LRh2B3Xes/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29259"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşin Telefonuna Gizlice Takip Uygulaması Yüklemek Suç mu?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esin-telefonuna-gizlice-takip-uygulamasi-yuklemek-suc-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esin-telefonuna-gizlice-takip-uygulamasi-yuklemek-suc-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esin-telefonuna-gizlice-takip-uygulamasi-yuklemek-suc-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 18:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/7hfvXEAXccM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdare Tarafından Kamulaştırılan Gayrımenkul Tekrar Geri Alınabilir Mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/idare-tarafindan-kamulastirilan-gayrimenkul-tekrar-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/idare-tarafindan-kamulastirilan-gayrimenkul-tekrar-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/idare-tarafindan-kamulastirilan-gayrimenkul-tekrar-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 23:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PodrJw-fLI8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalıntı Olduğunu Bilmeden İkinci El Ürün Satın Alan Kişinin Sorumluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calinti-oldugunu-bilmeden-ikinci-el-urun-satin-alan-kisinin-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calinti-oldugunu-bilmeden-ikinci-el-urun-satin-alan-kisinin-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calinti-oldugunu-bilmeden-ikinci-el-urun-satin-alan-kisinin-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/1k-IV9pi9KM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50813"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamaması Anayasa Madde 14]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-kotuye-kullanilamamasi-anayasa-madde-14</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-kotuye-kullanilamamasi-anayasa-madde-14" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-kotuye-kullanilamamasi-anayasa-madde-14</guid>
      <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6HtYj6K2C2A/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aynı Evde Yaşayıp Ayrı Hayat Yaşamak Boşanma Sebebi Sayılır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ayni-evde-yasayip-ayri-hayat-yasamak-bosanma-sebebi-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ayni-evde-yasayip-ayri-hayat-yasamak-bosanma-sebebi-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ayni-evde-yasayip-ayri-hayat-yasamak-bosanma-sebebi-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 17:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sl3C113jTVM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kamulaştırılan Gayrimenkulün Altında, Değerli Maden Çıkması Halinde, Yeniden Bedel Talep Edilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kamulastirilan-gayrimenkulun-altinda-degerli-maden-cikmasi-halinde-yeniden-bedel-talep-edilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kamulastirilan-gayrimenkulun-altinda-degerli-maden-cikmasi-halinde-yeniden-bedel-talep-edilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kamulastirilan-gayrimenkulun-altinda-degerli-maden-cikmasi-halinde-yeniden-bedel-talep-edilir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/TGPBUI4Bu6s/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99391"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="14801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="84247"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="91322"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="25654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="35108"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="94277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="85202"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="33129"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="55500"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="79297"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
