<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 26 Sep 2026 20:49:08 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞÜPHELİ TEŞHİRİ YÜRÜYÜŞÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/supheli-teshiri-yuruyusu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/supheli-teshiri-yuruyusu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ŞÜPHELİ TEŞHİRİ YÜRÜYÜŞÜ

Bir Stajyerin Sorusu Üzerine

Geçen gün hukuk öğrencisi stajyerimle birlikte Ankara Adliyesine gidiyorduk. Adliyenin avlusuna girdiğimiz sırada bir polis memurunun cep telefonuyla çevreyi görüntülediğini fark ettik. İlk bakışta adliyenin fotoğrafını ya da videosunu çeki...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ŞÜPHELİ TEŞHİRİ YÜRÜYÜŞÜ</strong></p>

<p><strong>Bir Stajyerin Sorusu Üzerine</strong></p>

<p>Geçen gün hukuk öğrencisi stajyerimle birlikte Ankara Adliyesine gidiyorduk. Adliyenin avlusuna girdiğimiz sırada bir polis memurunun cep telefonuyla çevreyi görüntülediğini fark ettik. İlk bakışta adliyenin fotoğrafını ya da videosunu çekiyor gibiydi. Genç meslektaşım merakla, “Bu polis ne yapıyor?” diye sordu.</p>

<p>Sorunun cevabı birkaç saniye sonra kendiliğinden geldi. Başka bir polis memuru, bir şüpheliyi elleri arkadan kelepçeli hâlde, ensesine bastırarak hızlı adımlarla yürütüyordu. Birinci polis de bu anı cep telefonuyla kaydediyordu.</p>

<p>“Bunun adı teşhir yürüyüşü,” dedim. “Ben de ilk defa FETÖ yargılamaları sırasında bu kadar görünür biçimde karşılaşmıştım.”</p>

<p>Biraz ilerledikten sonra ikinci soru geldi: “Bu hukuka aykırı değil mi Fahrettin Bey?”</p>

<p>Sustum.</p>

<p>Bu yazı, genç meslektaşımın o sorusuna verilmiş biraz uzun bir cevaptır. Çünkü orada gördüğümüz şey yalnızca bir polisin cep telefonuyla görüntü alması değildi. Daha temel bir soruyla karşı karşıyaydık: Ceza muhakemesi hangi noktada soruşturma faaliyeti olmaktan çıkıp bir gösteriye dönüşür? Devlet, şüpheliyi yakalamakla yetinmeyip onu kamuoyu önünde görünür biçimde suçluya benzetmeye başladığında hukuk nerede durur?</p>

<p><strong>Teşhir Yürüyüşü Nedir?</strong></p>

<p>Anglo-Amerikan hukuk kültüründe “perp walk” olarak bilinen uygulama, gözaltına alınan kişinin polisler arasında, çoğu zaman kelepçeli biçimde kameraların önünden geçirilmesidir. Türkçede buna “şüpheli teşhiri yürüyüşü” demeyi tercih ediyorum. Çünkü kavramın ayırt edici tarafı yürümek değil, yürütülürken gösterilmektir.</p>

<p>Şüphelinin bir binadan başka bir binaya götürülmesi hayatın olağan akışında gerekli olabilir. Adliyeye, hastaneye, ceza infaz kurumuna ya da başka bir adli birime sevk yapılacaktır. Buraya kadar sorun yok. Sorun, bu zorunlu hareketin görüntü üretmeye elverişli bir sahneye dönüştürülmesinde başlıyor. Kamera hazırlanıyor, kişi görünür biçimde kelepçeleniyor, etrafı kolluk görevlileriyle çevriliyor ve birkaç saniyelik görüntü bütün soruşturmanın sembolüne dönüşüyor.</p>

<p>Üstelik henüz iddianame bile düzenlenmemiş olabilir. Dosyanın ne kadar güçlü olduğunu bilmiyoruzdur. Şüphelinin savunmasını dinlememişizdir. Delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği tartışılmamıştır. Ama görüntü bütün bu eksikleri tek hamlede örter. Kamuoyu dosyayı değil, bedeni görür; delili değil, kelepçeyi görür.</p>

<p><i>Görüntü, çoğu zaman hukukun henüz söylemediği cümleyi söyler: “İşte suçlu.”</i></p>

<p><strong>Şüpheli ile Suçlu Arasındaki Mesafe</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinin en basit, fakat en önemli ayrımlarından biri şudur: Şüpheli suçlu değildir. Sanık da suçlu değildir. Suçluluk ancak kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla belirlenir. Hukuk fakültesinde bunu ilk yıllarda öğreniriz. Mesleğe başlayınca ise teoride çok berrak olan bu ayrımın uygulamada ne kadar kolay silinebildiğini görürüz.</p>

<p>Bir kişiden “şüpheli” diye söz etmekle “suçlu” diye söz etmek arasında yalnız terminolojik bir incelik yoktur. Bu iki kelime arasında, ceza muhakemesinin bütün medeniyet iddiası vardır. Birincisi henüz araştırılan bir ihtimali, ikincisi ise hükme bağlanmış bir sonucu ifade eder. Devlet bu mesafeyi korumak zorundadır.</p>

<p>Ne var ki kamuoyunun suçluluk kanaati çoğu zaman hükümden önce oluşur. Bunu yaratan şey de her zaman sert bir açıklama veya açık bir suçlama değildir. Bir insanın elleri arkadan kelepçeli, başı öne bastırılmış ve iki polisin arasında yürütüldüğü görüntü, uzun bir basın açıklamasından daha etkili olabilir. Görüntü konuşur. Hatta bazen kelimelerden daha kesin konuşur.</p>

<p><strong>Devlet Yalnızca Sözle Konuşmaz</strong></p>

<p>Masumiyet karinesini çoğu zaman “kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kimse suçlu ilan edilemez” cümlesiyle anlatıyoruz. Doğrudur; ama eksiktir. Çünkü devlet yalnızca sözle konuşmaz. Üniformayla, kelepçeyle, kişinin tutulma biçimiyle, kameranın nerede durduğuyla da konuşur.</p>

<p>Bir kamu görevlisinin devam eden soruşturma hakkında “bu kişi suçu işlemiştir” anlamına gelecek açıklama yapması masumiyet karinesi bakımından nasıl sorunluysa, aynı kanaati görüntü üzerinden üretmek de aynı ölçüde tartışılmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Allenet de Ribemont çizgisindeki içtihadında, yalnız mahkemelerin değil polis ve diğer kamu görevlilerinin de bir kişiyi mahkûmiyet hükmünden önce suçlu gösteren tutumlarıyla masumiyet karinesini ihlal edebileceğini kabul ediyor.</p>

<p>Avrupa Birliğinin 2016/343 sayılı Direktifi meseleyi daha da görünür hâle getirir. Direktif yalnız açıklamalara değil, şüpheli ve sanığın kamuoyu önünde fiziksel olarak nasıl sunulduğuna da bakar. Kelepçe veya benzeri fiziksel kısıtlamalar güvenlik, kaçmanın önlenmesi ya da somut bir tehlikenin bertaraf edilmesi için kullanılabilir; fakat kişiyi suçlu gösteren bir sahne dekoruna dönüştürülmemelidir. Buradaki ayrım önemlidir. Kelepçenin kendisine karşı değiliz. Gereksiz ve gösterişli kullanımına karşıyız. Kolluğun zor kullanma yetkisine karşı değiliz. O yetkinin bir aşağılatma tekniğine dönüşmesine karşıyız.</p>

<p><strong>Türk Hukukunda Kural Aslında Çok Açık</strong></p>

<p>Genç meslektaşımın “Hukuka aykırı mı?” sorusunun kısa cevabı burada verilebilir: Şüphelinin sırf görüntülenmek, kamuoyuna sergilenmek veya suçlu izlenimi yaratmak amacıyla kamera önüne çıkarılması hukuka aykırıdır. Üstelik bunun için karmaşık anayasal yorumlara da ihtiyaç yoktur.</p>

<p>Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 27. maddesi, suçluluğu bir yargı hükmüne bağlanana kadar kişinin masumiyetinin esas olduğunu ve soruşturma evresinin gizli bulunduğunu hatırlattıktan sonra; gözaltındaki kişinin “suçlu” olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkarılmasına, görüntülerinin alınmasına ve teşhir edilmesine sebebiyet verilemeyeceğini açıkça düzenliyor.</p>

<p>Hükümdeki “sebebiyet verilmez” ifadesini özellikle önemsiyorum. Kolluğun yükümlülüğü yalnızca kendi kamerasını kapatmak değildir. Teşhiri hazırlamamak, kolaylaştırmamak ve organize etmemek de bu yükümlülüğün içindedir. Şüphelinin hangi kapıdan çıkarılacağı basına bildirilmişse, doğal güzergâh dışında kameranın bulunduğu yere yönlendirilmişse veya bizzat kolluk görevlisi tarafından görüntü üretiliyorsa, artık tesadüfi bir görüntülenmeden söz etmek kolay değildir.</p>

<p>O gün Ankara Adliyesinin avlusunda gördüğüm görüntüyü bu nedenle sıradan bulamadım. Bir polis şüpheliyi ters kelepçeyle, ensesine bastırarak yürütüyor; diğer polis de cep telefonuyla bunu kaydediyordu. Bir adli ihtiyacın yerine getirildiğini mi, yoksa bir görüntünün üretildiğini mi görüyorduk? Hukuki tartışmanın başladığı yer tam burasıdır.</p>

<p><strong>Amerikan Hukukunda Bir Sınır: Lauro v. Charles</strong></p>

<p>“Perp walk” tartışmasının en öğretici kararlarından biri, 2000 tarihli Lauro v. Charles kararıdır. John Lauro gözaltına alınmış ve polis merkezine götürülmüştü. Daha sonra basının görüntü almak istemesi üzerine yeniden kelepçelendi, dışarı çıkarıldı, bir araca bindirilip blok çevresinde dolaştırıldı ve kameraların önünde yeniden polis merkezine sokuldu. Ortada yeni bir sevk ihtiyacı yoktu. Yapılan şeyin tek anlamlı açıklaması görüntü üretmekti.</p>

<p>ABD İkinci Bölge Federal Temyiz Mahkemesi, sırf basın yararlansın diye kurgulanan bu ikinci yürüyüşün yakalamanın kişi üzerindeki müdahalesini makul olmayan biçimde ağırlaştırdığını ve Dördüncü Değişikliği ihlal ettiğini kabul etti. Kararın özellikle önemli yanı, her “perp walk”ı hukuka aykırı saymamasıdır. Mahkeme, şüphelinin gerçekten bir yerden başka bir yere sevk edilmesi sırasında basının görüntü almasıyla, yalnız görüntü alınabilsin diye sahnelenen yürüyüş arasında ayrım yapar.</p>

<p>Bu ayrım bize de yol gösterir. Basının kamusal bir olayı izlemesi başka, kolluğun medya için görüntü üretmesi başkadır. Birincisi haber verme özgürlüğünün alanındadır; ikincisi devlet gücünün hangi amaçla kullanıldığı sorusunu doğurur.</p>

<p><strong>Medya Teşhiri ve Yeni Teşhir Meydanı</strong></p>

<p>Eski çağlarda teşhir cezasının bir mekânı vardı: meydan. Kişi kalabalığın önüne çıkarılır, ona bakılır, ayıplanır ve aşağılanırdı. Modern hukuk, cezalandırmayı bu gösteri biçiminden uzaklaştırdığını düşündü. Oysa teknoloji yeni bir teşhir meydanı kurdu. Bu meydanın adı ekran.</p>

<p>Bugünkü teşhir, eski teşhirden bazı yönleriyle daha ağırdır. Meydandaki kalabalık dağılırdı. İnternetteki kalabalık dağılmıyor. Görüntü kopyalanıyor, arşivleniyor, yeniden paylaşılıyor. Beş yıl sonra da on yıl sonra da arama motorunda karşıya çıkabiliyor. Bir insanın birkaç saniyelik en güçsüz anı, dijital kimliğinin kalıcı parçasına dönüşebiliyor.</p>

<p>Bu yüzden “medya teşhiri” dediğimiz şey yalnız o günün gazete manşeti değildir. Kişinin ileride iş ararken, mesleğini sürdürürken, çocukları büyürken, komşuluk ilişkilerinde ve sosyal çevresinde karşılaşacağı görünmez bir ek yaptırımdır. Hukukta böyle bir ceza yoktur; fakat fiilen uygulanabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkeme beraat kararı verebilir. Savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir. Ama internet her zaman beraat ettirmez.</p>

<p><strong>Medya Mahkemesi</strong></p>

<p>Ceza soruşturmalarının son yıllardaki en problemli yanlarından biri, adli süreçle medya sürecinin birbirine karışmasıdır. Önce “operasyon” görüntüsü gelir. Sonra ters kelepçe. Ardından araçlara bindirilen insanlar, masaya dizilmiş eşyalar, suç isnadını anlatan iri harfler... Dosyanın içeriğini bilmeyen seyirciye, daha ilk dakikada bir sonuç sunulur.</p>

<p>Sonra televizyon stüdyoları devreye girer. Savcının henüz değerlendirmediği delil hakkında yorum yapılır, şüphelinin ifadesi tamamlanmadan kişilik analizi yapılır, mahkemenin dinlemediği tanığın ne söylemesi gerektiği tartışılır. Sosyal medyada ise mesele daha hızlıdır: birkaç görüntü ve birkaç cümleyle hüküm kurulur. Böylece aynı olay hakkında iki yargılama yürür. Birincisi adliyede, ikincisi kamuoyu önünde. Adliyedeki yargılamada delil vardır, savunma vardır, itiraz vardır, çelişmeli yargılama vardır, kanun yolu vardır. Medya mahkemesinde ise bunların hiçbirine ihtiyaç duyulmaz. Orada görüntünün dramatik gücü yeterlidir.</p>

<p>Bu nedenle kamuoyunun bilme hakkı ile kamuoyunun seyretme arzusunu birbirinden ayırmak zorundayız. Toplumun “X kişisi şu suçlamayla gözaltına alındı” bilgisini öğrenebilmesi için o kişinin ensesine bastırılarak kameraya yürütülmesine ihtiyaç yoktur. Bilgilendirme başka şeydir; teşhir başka. Şeffaflık başka şeydir; gösteri başka.</p>

<p><strong>Ters Kelepçe: Güvenlik mi, Gösteri mi?</strong></p>

<p>O günkü görüntüde beni rahatsız eden ikinci mesele ters kelepçeydi. Ters kelepçenin her durumda hukuka aykırı olduğunu söylemek doğru olmaz. Direnme, kaçma, saldırı veya kişinin kendisine ya da başkasına zarar verme tehlikesi varsa kolluk zor kullanabilir. Fakat zor kullanmanın her türünde aynı ölçü geçerlidir: gereklilik ve orantılılık.</p>

<p>Şüpheli zaten kontrol altındaysa, direnç göstermiyorsa, kaçma olanağı yoksa ve buna rağmen ters kelepçe uygulanıyor, ensesine bastırılıyor, bütün bunlar ayrıca kayda alınıyorsa “güvenlik tedbiri” açıklaması tek başına yetmez. Çünkü zor kullanmanın biçimi, amacını aşarak aşağılatıcı bir görüntüye dönüşebilir.</p>

<p>Ben burada ters kelepçeden çok, ters kelepçenin kamera karşısındaki anlamıyla ilgileniyorum. Aynı fiziksel müdahale, somut güvenlik ihtiyacı içinde başka; kamuoyuna servis edilecek bir görüntünün parçası hâline geldiğinde başka bir anlam taşır.</p>

<p><strong>Koruma Tedbirinden İtibar Cezasına</strong></p>

<p>Yakalama, gözaltı ve tutuklama ceza değildir. Bunlar ceza muhakemesinin koruma tedbirleridir. Hukuk devleti bakımından bu ayrım hayati önemdedir. Çünkü henüz suçluluğu kesinleşmemiş kişiye ceza vermek mümkün değildir. Fakat teşhir yürüyüşü bu ayrımı sessizce aşındırır. Kişinin özgürlüğüne soruşturmanın gerektirdiği ölçüde müdahale etmekle yetinilmez; itibarı da müdahalenin alanına sokulur. Kelepçeli görüntü yayıldığında, hukuken hükmedilmemiş bir “itibar cezası” fiilen infaz edilmeye başlanır.</p>

<p>Üstelik bu cezanın süresi belirsizdir. Kişi aynı gün serbest bırakılabilir. Bir ay sonra takipsizlik alabilir. Yıllar sonra beraat edebilir. Fakat ilk görüntünün toplumsal etkisi çoktan doğmuştur.</p>

<p><strong>Teşhir Önce Kime Uygulanır?</strong></p>

<p>Teşhir uygulamalarının toplumsal kabul kazanmasının kendine özgü bir yolu vardır. Çoğu zaman önce kimsenin savunmak istemediği kişilere uygulanır. Uyuşturucu ticaretiyle, çocuk istismarıyla, kadın cinayetiyle veya toplumun büyük tepki gösterdiği başka bir suçla itham edilen kişi ters kelepçeyle kameraların önünde yürütüldüğünde ilk tepki hukuki olmayabilir: “İyi olmuş.”</p>

<p>Bu tepkiyi küçümsemiyorum. Ağır bir suç haberi insanda öfke yaratır. Mağdurla özdeşleşir, fail olduğu düşünülen kişinin cezalandırılmasını isteriz. Ne var ki ceza muhakemesi tam da bu duygunun en güçlü olduğu yerde hukuk olmaya mecburdur. Çünkü öfke haklı olabilir; fakat öfkenin haklılığı, devletin kullandığı her yöntemi de haklı hâle getirmez.</p>

<p>Teşhir yürüyüşü burada güçlü bir toplumsal işlev görür. Mahkeme henüz hükmünü vermemiştir; fakat kamuoyu küçük bir ceza avansı almıştır. Kelepçe artık yalnız kaçmayı önleyen araç değildir. Şüphelinin başının bastırılması, polislerin arasında yürütülmesi, görüntünün yakın plandan kaydedilmesi birer cezalandırma sembolüne dönüşür. “Zaten hak etti” denildiği anda masumiyet karinesi, hukuki bir güvence olmaktan çıkarılıp suçsuz olduğuna inandığımız insanlar için saklanan bir ayrıcalığa dönüşür. Oysa hukuk devletinin sorması gereken soru “Bu adam bunu hak ediyor mu?” değildir. Asıl soru şudur: “Devletin bunu yapmaya hakkı var mı?” Bu iki soru birbirine karıştırıldığında, kişi hakkında duyulan öfke yönteme meşruiyet kazandırır.</p>

<p>Asıl tehlike de bundan sonra başlar. Bugün toplumun büyük bölümünün nefret ettiği bir adli suç şüphelisine uygulanan yönteme sessiz kaldığımızda, yalnız o kişi bakımından bir istisnaya izin vermiş olmayız. Devletin kullanabileceği bir yöntemi normalleştirmiş oluruz.</p>

<p>Yöntem kalır. Kişi değişir.</p>

<p>Bir gün görüntünün merkezinde uyuşturucu satıcısı olduğu ileri sürülen biri vardır; başka bir gün organize suç şüphelisi. Sonra aynı kamera bir gazeteciyi, siyasetçiyi, belediye başkanını, öğrenciyi veya akademisyeni izleyebilir. Kelepçe aynıdır. Yürüyüş aynıdır. Kameranın dili aynıdır. Değişen, yalnızca teşhir edilen kişinin kimliğidir.</p>

<p><strong>Adli Teşhirden Siyasi Teşhire</strong></p>

<p>Bu nedenle siyasi soruşturmalardaki teşhir görüntülerine yalnız o dosyanın siyasi bağlamı içinde bakmanın eksik olduğunu düşünüyorum. Böyle bir uygulamanın toplumsal zemini çoğu zaman daha önce adli suçlar üzerinden hazırlanır. Kamuoyu, ağır suç şüphelilerinin teşhirini “cezanın doğal parçası” gibi görmeye başladığında yöntem artık yabancı değildir. Göz alışmıştır.</p>

<p>Burada kesin ve her olaya uygulanabilecek bir kast isnadında bulunmak doğru olmaz. Her siyasi soruşturmada görüntünün bilinçli propaganda amacıyla üretildiğini söylemek ispatı mümkün olmayan bir genelleme olur. Fakat şu soru meşrudur: Adli suçlarda halkın cezalandırma ve intikam duygusuna hitap ederek normalleşen bir teşhir tekniği, siyasi soruşturmalarda siyasal bir iletişim ve güç gösterisi aracına dönüşebilir mi? Bence bu ihtimali görmezden gelemeyiz.</p>

<p>Çünkü siyasi bir dosyada teşhir görüntüsünün anlamı genişler. Görüntü artık yalnızca “şüpheli yakalandı” bilgisini taşımaz. Kelepçenin görünürlüğü, kişinin bedeninin kontrol ediliş biçimi, polislerin arasındaki konumu ve görüntünün hangi kanallardan dolaşıma sokulduğu birlikte başka bir mesaj da üretebilir: “Devlet onu ele geçirdi.” Bu noktada devlet yalnız şüpheli hakkında konuşmaz; kendisi hakkında da konuşur. Gücünü gösterir.</p>

<p>Ceza muhakemesinin gerçeği araştırma faaliyeti ile iktidarın görünür olma arzusu birbirine karıştığında, teşhir yürüyüşü daha ağır bir anlam kazanır. Adli suçlarda kamuoyunun cezalandırma duygusunu tatmin eden görüntü, siyasi dosyada aynı zamanda taraftara güven, muhalife gözdağı, kamuoyuna ise suçluluk izlenimi verebilen bir iletişim aracına dönüşebilir. Bunun gerçekleşip gerçekleşmediği elbette her somut olayda ayrıca incelenmelidir. Fakat hukuk devletinin görevi, böyle bir imkânı mümkün olduğunca daraltmaktır.</p>

<p>Bu yüzden masumiyet karinesine en çok “Ama zaten suçlu” denilen yerde ihtiyaç vardır. Hukukun güvenceleri sevdiğimiz insanları korumak için icat edilmedi. Asıl sınav, suçlu olduğundan emin olduğumuz kişiye karşı kendimizi sınırlayabildiğimiz yerde başlar.</p>

<p>Bugün nefret ettiğimiz şüpheli için vazgeçtiğimiz usul güvencesini, yarın savunmak istediğimiz kişi için yeniden icat edemeyiz.</p>

<p><strong>Beraat Fotoğrafı Neden Yoktur?</strong></p>

<p>Şüpheli teşhirinin adaletsizliğini görmek için çok karmaşık teorilere ihtiyaç yok. Basit bir soru yeter: Bu kişi üç yıl sonra beraat ederse ne olacak?</p>

<p>Gözaltına alınırken kameralar hazırdır. Beraat ederken çoğu zaman kimse yoktur. “Şafak operasyonu” manşettir; beraat kararı kısa bir haber olur. Kelepçeli fotoğraf arama motorunda kalır; gerekçeli beraat kararının PDF dosyasını ise kimse açmaz.</p>

<p>Masumiyet karinesinin ve lekelenmeme hakkının gündelik hayattaki anlamı tam burada ortaya çıkar. Bunlar yalnızca hukuk kitaplarında altı çizilecek kavramlar değildir. İnsanın mesleğini, ailesini, sosyal ilişkilerini ve yıllar sonra bile kendisini nasıl anlatmak zorunda kalacağını etkileyen gerçek güvencelerdir.</p>

<p><strong>Genç Meslektaşımın Sorusuna Cevap</strong></p>

<p>Şimdi yeniden Ankara Adliyesinin avlusuna dönelim. Genç meslektaşım “Hukuka aykırı mı?” diye sormuştu.</p>

<p>Bir şüphelinin hukuken gerekli güvenlik tedbirleri altında adliyeye sevk edilmesi elbette hukuka aykırı değildir. Gerekiyorsa kelepçe de kullanılabilir. Basının kamusal önemi bulunan bir olayı haber yapması da demokratik toplumun gereğidir.</p>

<p>Fakat şüphelinin görüntülenmesi amacıyla yürütülmesi, kolluk tarafından görüntülerinin özellikle kaydedilmesi veya kaydettirilmesi, kişinin kelepçe ve zor kullanma görüntüsü üzerinden kamuoyuna “suçlu” gibi sunulması başka bir meseledir. Bu uygulama masumiyet karinesi, insan onuru, lekelenmeme hakkı, soruşturmanın gizliliği ve açık mevzuat hükümleri bakımından ciddi hukuka aykırılık sorunları doğurur.</p>

<p>Aslında hukuk devletinin bu konuda uyması gereken kural çok karmaşık değildir: Şüpheli gerekiyorsa yakalanır, gerekiyorsa kelepçelenir, gerekiyorsa adliyeye götürülür. Ama sergilenmez.</p>

<p>Çünkü ceza muhakemesinde insan dekor değildir.</p>

<p>O gün adliye avlusunda yürütülen kişiyi tanımıyordum. Hangi suçla itham edildiğini de bilmiyordum. Suçlu olup olmadığını ise zaten bilemezdim. Bunu ancak yargılama sonunda mahkeme belirleyebilir.</p>

<p>Belki genç meslektaşıma vermem gereken en kısa cevap da buydu:</p>

<p><i>Hukuk devleti şüpheliyi yakalayabilir; fakat hükümden önce teşhir ederek cezalandıramaz.</i></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/supheli-teshiri-yuruyusu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 19:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/adliye-kelepce-polis.jpg" type="image/jpeg" length="15131"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Almanya'dan tatile gelen savcı hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/almanyadan-tatile-gelen-savci-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/almanyadan-tatile-gelen-savci-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya'dan tatil için eşiyle birlikte İstanbul'a gelen 42 yaşındaki savcı Sibel Tunç, kusma şikayetiyle hastaneye başvurdu. Hastanede tedavi için bekleyen Tunç, fenalaşıp hayatını kaybetti. Sibel Tunç'un yaklaşık 4 gündür kusma şikayeti bulunduğu ve kronik tansiyon hastası olduğu belirtildi. Ölümün şüpheli olarak değerlendirilmesi üzerine soruşturma başlatıldı. Adli Tıp Kurumu'ndaki otopsi işlemlerinin ardından teslim alınan Sibel Tunç'un cenazesi, Silivri'de toprağa verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul'da olay, Silivri ilçesinde, 13 Eylül Pazar günü saat 04.50 sıralarında Silivri Devlet Hastanesi'nin acil servisinde meydana geldi.</p>

<p><strong>TATİL İÇİN TÜRKİYE'YE GELMİŞTİ</strong></p>

<p>Edinilen bilgiye göre, Almanya’da savcı olarak görev yapan, Hamburg doğumlu Alman vatandaşı Sibel Tunç (42), eşi ile birlikte tatil amacıyla Türkiye’ye geldi.</p>

<p><strong>4 GÜNDÜR KUSMA ŞİKAYETİ VARDI</strong></p>

<p>Çift, Mimar Sinan Mahallesi’ndeki bir evde kalmaya başladı. Yaklaşık 4 gündür kusma şikâyeti bulunan ve kronik tansiyon hastası olduğu öğrenilen Tunç, saat 02.42 sıralarında yeniden kusması üzerine Silivri Devlet Hastanesi’ne başvurdu.</p>

<p><strong>HASTANEDE FENALAŞIP ÖLDÜ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Acil serviste kaydı açılan Tunç, tedavi için beklediği sırada aniden fenalaştı. Bunun üzerine kırmızı alana alınan Tunç, doktorların tüm müdahalelerine rağmen hayatını kaybetti.</p>

<p><strong>SORUŞTURMA BAŞLATILDI</strong></p>

<p>Sibel Tunç'un ölümüne ilişkin soruşturma başlatıldı.</p>

<p><strong>SİLİVRİ'DE TOPRAĞA VERİLDİ</strong></p>

<p>Hayatını kaybeden savcı Sibel Tunç’un cenazesi ailesi tarafından Adli Tıp Kurumu’ndan alındı. Tunç’un cenazesi Silivri’de toprağa verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/almanyadan-tatile-gelen-savci-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/960x540-7.jpg" type="image/jpeg" length="46127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YENİ PARTİ - YENİLİK PARTİSİ UYUŞMAZLIĞI: Anayasa Mahkemesi’nin Güncel Emsal İçtihadı Çerçevesinde Bir Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yeni-parti-yenilik-partisi-uyusmazligi-anayasa-mahkemesinin-guncel-emsal-ictihadi-cercevesinde-bir-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yeni-parti-yenilik-partisi-uyusmazligi-anayasa-mahkemesinin-guncel-emsal-ictihadi-cercevesinde-bir-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AYM, Karar Tarihi: 26/3/2026, Esas Sayısı: 2025/10 (Değişik İş), Karar Sayısı: 2026/3

Davaya konu olayda CHP, Cumhuriyetçi Milletin Partisi'nin isim ve amblemine benzerlik itirazında bulunmuş; AYM, parti isminin sicilden silinmesi talebinin reddine karar vermiştir.

A. KARARIN GEREKÇESİ

“Tal...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202510-e-20263-k-sayili-karari"><strong>AYM, Karar Tarihi: 26/3/2026, Esas Sayısı: 2025/10 (Değişik İş), Karar Sayısı: 2026/3</strong></a></p>

<p>Davaya konu olayda CHP, Cumhuriyetçi Milletin Partisi'nin isim ve amblemine benzerlik itirazında bulunmuş; AYM, parti isminin sicilden silinmesi talebinin reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>A. KARARIN GEREKÇESİ</strong></p>

<p><i>“Talepte bulunan Cumhuriyet Halk Partisi 9/9/1992 tarihinde; isminin ve ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi istenen Cumhuriyetçi Milletin Partisi ise 20/10/2025 tarihinde kuruluşuna dair bildirge ve eklerinin İçişleri Bakanlığına verilmesi suretiyle tüzel kişilik kazanmıştır.</i></p>

<p><i>Siyasi partilerin seçmenlere verecekleri mesajları daha anlamlı kılmak ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önemsediği değerlere sahip çıktıklarını göstermek için “cumhuriyet”, “millet”, “adalet”, “demokrasi”, “özgürlük”, “millî” ve “hak” gibi kelimeleri, söz konusu kelimeler siyasi parti siciline kayıtlı bir başka siyasi parti isminde yer alsa dahi parti isimlerinde —karışıklığa yol açmamak kaydıyla— kullanabilmeleri mümkündür (AYM, E.2025/1, (Değişik İş) K.2025/1, 27/03/2025, § 7).</i></p>

<p><i>Belirtilen ilkeler çerçevesinde Türkçe Sözlük’te “Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi” şeklinde tanımlanan “Cumhuriyet” kelimesinin birden çok parti tarafından kullanılmasının mümkün olduğu ve davalı Partinin “Milletin” kelimesine isminde yer vermek suretiyle ismini Cumhuriyet Halk Partisinin isminden belirgin bir şekilde farklılaştırdığı dikkate alındığında, söz konusu parti isminin “Cumhuriyet Halk Partisi” ismi ile iltibasa mahal verecek nitelikte benzer olduğunun söylenmesi mümkün değildir.</i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle “Cumhuriyetçi Milletin” ibaresinin parti isminde yer almasının 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırılık oluşturmadığı anlaşıldığından Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebinin reddi gerekir.”</i></p>

<p><strong>B. DEĞERLENDİRMELERİMİZ</strong></p>

<p>Bilindiği üzere Yenilik Partisi ile yeni kurulan YENİ Parti arasındaki isim benzerliği davasında, Anayasa Mahkemesi (AYM) hukuki süreci <strong>29 Eylül 2026</strong> tarihinde esastan görüşmek üzere gündemine almıştır. Şimdi gözler 29 Eylül’e çevrilmiştir.</p>

<p><strong>1. Anayasa Mahkemesi’nin Parti Adlarının İltibası Değerlendirmesinde Esas Aldığı Temel İlke ve Kriterler</strong></p>

<p>Yukarıda paylaştığımız Anayasa Mahkemesi’nin yeni tarihli kararı ve onun atıf yaptığı 27/03/2025 tarihli daha eski kararı dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesi’nin parti adlarının iltibası (karıştırılma ihtimali) değerlendirmesinde oldukça esnek davrandığı anlaşılmaktadır. AYM'nin 27/03/2025 tarihli kararı (E.2025/1), Yüksek Mahkeme'nin siyasi parti isimlerinde iltibas sınırlarını çizdiği ana dayanak kararıdır.</p>

<p><strong><i><u>Bu kararda, parti isimlerinin karıştırılmasında aşağıdaki temel ilkeler esas alınmıştır:</u></i></strong></p>

<p><strong>a) "Siyasi Kavram Havuzu" İlkesi:</strong> AYM, 2025/1 sayılı bu kararında, siyaset biliminde ve toplumsal dilde geniş yer tutan kelimelerin tek bir partinin tekeline verilemeyeceğini karara bağlamıştır. Mahkemeye göre bir kelimenin, siyasi parti siciline kayıtlı bir başka partinin isminde yer alması, o kelimenin "karışıklığa yol açmamak kaydıyla" yeni kurulan başka partiler tarafından da kullanılabilmesine engel değildir.</p>

<p><strong>b) "Ortalama Seçmen Algısı" ve Ayırt Edilebilirlik:</strong> Atıf yapılan kararda AYM, iltibas değerlendirmesi yaparken kelimelerin sözlük anlamlarından ziyade, sandık başındaki ortalama seçmen algısını kriter almıştır. Eğer iki isim arasında görsel veya işitsel (fonetik) olarak seçmenin yanılmasını önleyecek asgari bir farklılık varsa, bu durumu partilerin kurulma özgürlüğü lehine yorumlamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM, 2026/3 sayılı güncel kararında da 2025/1 içtihadındaki ilkelerin arkasında durduğunu vurgulamıştır.</p>

<p><strong>2. Siyasi Parti İsimleri Arasındaki Karıştırılma İhtimalinin Markalar Arasındaki Karıştırılma İhtimali ile Karşılaştırılması</strong></p>

<p>Bir fikri mülkiyet hukukçusu olarak bu alanda uzun süreden beri kitap ve makale yazmış, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinde 20 yıl bilirkişilik yapmış bir kişi olarak; markalar arasındaki karıştırılma ihtimaline ve bu konudaki emsal Yargıtay kararlarına değinmeden geçemeyeceğim.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi emsal kararları gibi Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) hükümleri ve Yargıtay kararlarına göre de, markalar arasındaki iltibas değerlendirmesinde esnek davranıldığını söyleyebiliriz.</p>

<p>SMK m. 5/1-c hükmüne göre; ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler marka olarak tescil edilemez. Bu hükmün temel amacı, ilgili sektörde faaliyet gösteren herkesin kullanımına açık olması gereken tasviri (tanımlayıcı) işaretlerin bir şahsın inhisarına verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektir. Bu işaretlerin bir şahsın tekeline verilmesi, rekabet imkânının haksız biçimde sınırlandırılmasına yol açar. Örneğin “Haberin Merkezi” ibaresi; haberleşme, radyo-televizyon program hizmetleri ve yayın hizmetleri bakımından tanımlayıcı nitelikte olduğundan bu hizmetler için tescil edilemez.</p>

<p>Önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise küçük farklılıklarla birlikte iltibasın oluşması önlenebilir. Buna karşılık özgün, ayırt ediciliği yüksek markalarda iltibası önlemek için daha büyük farklılıklar gereklidir. Özellikle çok unsurlu markalar bakımından karıştırma ihtimalinin olup olmadığı konusundaki değerlendirmede, jenerik ve tanımlayıcı unsurlar bir yana bırakılarak, markaların ayırt edici unsurları dikkate alınmalıdır. Zira markanın özgün kısımları ortalama tüketicilerin dikkatini daha fazla çekmektedir.</p>

<p>Ayırt edici niteliği yüksek işaretler iltibas değerlendirmesinde daha geniş bir korumayı hak ederken, ayırt edici niteliği zayıf işaretler daha dar bir korumayı hak etmektedir. <i>Örneğin Yargıtay, "CEP TV" ile "CEP HABER" markaları arasında bir iltibas görmemiştir (Ayrıntılı bilgiler ve ilgili Yargıtay kararları için bkz. Karasu, Rauf / Suluk, Cahit / Nal, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, 9. Baskı, Eylül 2026, s. 235).</i></p>

<p><strong>3. Anılan İlke ve Kriterlere Göre "Yenilik Partisi" ile "Yeni Parti" Arasındaki Karıştırılma İhtimalinin Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>AYM; "cumhuriyet", "millet", "adalet", "demokrasi" gibi toplumun ortak değerlerini ifade eden kelimelerin birden çok parti tarafından kullanılabileceğini, bu kelimelerin tek bir partinin uhdesine/tekeline bırakılamayacağını açıkça belirtmiştir. İnceleme konumuz olan Yeni Parti isminde yer alan “Yeni" ile Yenilik Partisi isminde yer alan "Yenilik" kavramları da siyasi hayatta değişim, modernleşme ve gelecek vizyonunu temsil eden toplumsal ortak kavramlardır. Bu nedenle AYM'nin 2025/1 kararı uyarınca, Yenilik Partisi bu kelime üzerinde mutlak bir "isim tekeli" iddia edemez.</p>

<p>AYM, Cumhuriyetçi Milletin Partisi'nin ismindeki "Milletin Partisi" ibaresinin, onu Cumhuriyet Halk Partisi'nden "belirgin bir şekilde farklılaştırdığını" kabul etmiştir. "Cumhuriyet" kelimesi ortak olsa da yanına gelen eklerin ayırt edici olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Somut olayımızda da "Yenilik Partisi" ile "YENİ Parti" yazılış, ekler ve telaffuz bakımından (fonetik olarak) birbirinden ayrışmaktadır.</p>

<p>Özetle AYM’nin 26/3/2026 tarihli bu yeni kararı, Anayasa Mahkemesi'nin iltibas iddialarında artık çok daha esnek davrandığını, kelime benzerliklerini siyasi partilerin kurulma özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde dar yorumlamadığını göstermektedir. Bu güncel içtihat doğrultusunda, YENİ Parti'nin isminin silinmesi veya değiştirilme talebinin reddedilme ihtimali oldukça yüksektir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>AYM’nin İsim Kararı Ne Olursa Olsun: Yenilik Partisi Her Senaryoda Kazançlı</strong></p>

<p>Son olarak belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararı hangi yönde olursa olsun, sonuç Yeni Parti’nin değil, Yenilik Partisi’nin lehine olacaktır. Bunun nedenlerini iki olası senaryoyla açıklayabiliriz:</p>

<p><strong>Birinci Senaryo: AYM’nin İtirazı Kabul Etmesi (Yeni Parti İsminin Silinmesi)</strong><br />
AYM, düşük bir ihtimal de olsa Yenilik Partisi’nin itirazını haklı bulup isimlerin benzer olduğu ve seçmenlerin iki partiyi karıştıracağı gerekçesiyle "Yeni Parti" isminin sicilden silinmesine karar verebilir. Bu durumda Yeni Parti artık bu ismi kullanamayacaktır. Ancak gerek dava öncesi gerek dava süreci boyunca "Yeni Parti" ismi ulusal medyada ve halk arasında sıkça gündeme gelmiş ve ciddi bir tanınırlık kazanmıştır. Dolayısıyla Yenilik Partisi, isim benzerliği sayesinde bu hazır tanınırlıktan ve reklamdan dolaylı olarak haksız bir avantaj sağlayacaktır.</p>

<p><strong>İkinci Senaryo: AYM’nin İtirazı Reddetmesi (Her İki İsmin de Kalması)</strong><br />
AYM, parti isimlerinin iltibas (karışıklık) oluşturacak kadar benzer olmadığına hükmederek Yenilik Partisi’nin itirazını reddedebilir. Bu durumda her iki parti de mevcut isimlerini kullanmaya devam edecektir. Seçmenlerin büyük kısmı bu iki partiyi ayırt edebilse bile bir kısmının karıştırma ihtimali her zaman masada kalacaktır. Kamuoyu araştırmalarına göre Yeni Parti’nin oy oranı ve halk nezdindeki bilinirliği, Yenilik Partisi ile kıyaslanamayacak kadar çok yüksektir. Bu olası karışıklıktan, bilinirliği az olan Yenilik Partisi'nin fayda sağlayacağı kuşkusuzdur.</p>

<p><strong>5. Sonuç ve Stratejik Tavsiye</strong></p>

<p>Bu tablodan hareketle; ben Yenilik Partisi Genel Başkanı olsaydım, zaten kendi lehime olan bu benzerliği ortadan kaldıracak herhangi bir hukuki girişimde bulunmazdım.</p>

<p>Diğer taraftan Yeni Parti Genel Başkanı olsaydım; AYM isim benzerliği konusunda lehimize karar verse bile riske girmez ve "Yeni Parti" ismiyle birlikte hafızalarda yer edecek, son derece ayırt edici bir logo kullanırdım. Böylece seçmen nezdindeki olası karıştırılma tehlikesini tamamen ortadan kaldırırdım.<strong> </strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p>Hacettepe Üni. Hukuk Fak. Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Öğr. Üyesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yeni-parti-yenilik-partisi-uyusmazligi-anayasa-mahkemesinin-guncel-emsal-ictihadi-cercevesinde-bir-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/aym-jkasf.jpg" type="image/jpeg" length="92209"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜLAKAT]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mulakat-kayhan-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mulakat-kayhan-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meslekte kırk yıla yaklaşırken bazı kelimelerin hukuk hayatımızda nasıl anlam değiştirdiğini daha iyi görüyorum. “Mülakat” da bunlardan biri. Sözlük anlamı son derece masum: görüşme, karşılıklı konuşma, tanışma demek. Fakat devlet ile birey karşı karşıya geldiğinde bazı kelimeler sözlükteki anlamlar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Meslekte kırk yıla yaklaşırken bazı kelimelerin hukuk hayatımızda nasıl anlam değiştirdiğini daha iyi görüyorum. “Mülakat” da bunlardan biri. Sözlük anlamı son derece masum: görüşme, karşılıklı konuşma, tanışma demek. Fakat devlet ile birey karşı karşıya geldiğinde bazı kelimeler sözlükteki anlamlarını kaybediyor; semantik değişime uğruyor. Hele “mülakat” denilen o görüşme kapalı bir odada yapılıyor, görüşmenin içeriği tam olarak denetlenemiyor ve sonunda kişinin özgürlüğü ya da geleceği hakkında karar veriliyorsa, artık mesele yalnızca bir “konuşma” meselesi olmaktan çıkıyor.</p>

<p>Bu kelimeyi yıllardır iki farklı yerde duyuyorum. Birincisi karakollarda, şüphelilerin ifade işlemlerinden önce yapılan “mülakatlarda”; ikincisi ise kamu hizmetine girişte, özellikle hâkim ve savcı alımlarında yapılan mülakatlarda. İlk bakışta birbirinden tamamen farklı iki alan. Bir tarafta suç şüphesi altında bulunan insan, diğer tarafta devlet hizmetine girmek isteyen genç bir aday var. Birinin özgürlüğü, diğerinin mesleki geleceği söz konusu. Buna rağmen biraz yakından bakınca, bu iki uygulamanın aynı hukuk zihniyetinden beslendiğini düşünüyorum: hukuk tarafından önceden belirlenmiş, objektif ve denetlenebilir usulün yanında sınırları daha belirsiz ikinci bir alan yaratmak.</p>

<p>Sorun da tam burada başlıyor. Ceza muhakemesinde şüphelinin ifadesinin nasıl alınacağı ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bunun bir sebebi vardır. Şüpheli, devletin soruşturma gücünün karşısında bulunan kişidir. Kolluk, savcılık, teknik imkânlar, kayıtlar, tanıklar, uzmanlar ve bütün adli mekanizma devletin elindedir. Ceza muhakemesi hukuku bu nedenle yalnızca suçluyu bulmanın kurallarını değil, devletin suç araştırırken neyi yapamayacağını da düzenler. Şüpheliye isnat anlatılır, susma hakkı hatırlatılır, müdafi yardımından yararlanması sağlanır. Beyanının özgür iradesine dayanması gerekir; kötü davranma, cebir, tehdit, aldatma, yorma ve kanuna aykırı vaat yasaktır. Bunların hepsi kanunda açıkça yazılıdır.</p>

<p>Fakat uygulamada bazen resmî ifade başlamadan önce başka bir aşama ortaya çıkar. Bunun adı “mülakat”tır. Zaman zaman ceza dosyalarında “şüpheliyle yapılan mülakatta…” diye başlayan cümlelere rastlıyorum. Hatta bazen kolluk bunu fezlekesine açıkça yazıyor. Kimse de bu kelimenin üzerinde fazla durmuyor. Oysa durmak gerekir. Şüpheliyle ne konuşulmuştur? Olay hakkında soru sorulmuş mudur? Kimlerle görüştüğü, olaya nasıl katıldığı, başka şüphelilerle ilişkisi öğrenilmeye çalışılmış mıdır? İkrar elde edilmeye çalışılmış mıdır? Müdafi neden orada değildir? Bu konuşma ne kadar sürmüştür?</p>

<p>Bunların cevabını çoğu zaman bilmiyoruz. Müdafi hazır, haklar okunmuş, ifade alınmış, imzalar tamam. Dosyaya baktığınızda her şey yolunda görünüyor. Ama gerçekten öyle mi? Asıl konuşma ifade tutanağından önce yapılmışsa; şüphelinin ne söyleyeceği önceden şekillendirilmiş, kendisinden ikrar alınmış, korkutulmuş, vaatte bulunulmuş ya da “avukatına güvenme”, “avukat sana susmanı söyler”, “bizi dinlersen işin kolaylaşır” gibi telkinlerle müdafiiyle arasındaki güven ilişkisi zedelenmişse, sonradan avukatın odaya girmesi bütün bunları ortadan kaldırır mı?</p>

<p>Bana göre kaldırmaz. Müdafi hakkı yalnızca ifade odasında bir sandalyede avukat oturması değildir. Müdafi hakkı, şüphelinin devlet karşısında yalnız olmadığını bilmesidir. Şüpheli ile müdafii arasındaki güven daha ifade başlamadan bozulmuşsa, biçimsel olarak müdafi huzurunda alınan ifade her zaman gerçekten özgür bir ifade olmayabilir.</p>

<p>Burada temel mesele şudur: Hukuk, bir işleme verilen isme değil, işlemin mahiyetine bakar. Şüpheliye suç isnadıyla ilgili sorular soruluyor, açıklama ve ikrar elde edilmeye çalışılıyorsa bunun adına “mülakat” denilmesi yapılan işlemi hukuken başka bir şeye dönüştürmez. Aksi hâlde çok basit bir yol bulunmuş olur. Kanun “ifade alırken bunları yapamazsın” diyecek, uygulama da “Ben ifade almadım, mülakat yaptım” diyecektir. Hukuk böyle kolay dolanılabiliyorsa zaten ortada ciddi bir sorun vardır.</p>

<p>Asıl edici olan ise bu uygulamanın zaman zaman olağan kabul edilmesidir. Kolluk “mülakat yaptım” diye yazıyor, savcı görüyor, hâkim görüyor ve dosya ilerliyor. Çoğu zaman kimse şu soruyu sormuyor: “Mülakat adı altında tam olarak ne yaptınız?” Hukuk dışılığın en tehlikeli hâlinin bu olduğunu düşünüyorum. Bir kamu görevlisi hukuka aykırı bir şey yapıyor ve bunu saklıyorsa, en azından yaptığı şeyin hukuk dışı olduğunu biliyordur. Ama hukuk dışı yöntem açıkça tutanağa yazılıyor, sözlü olarak ifade ediliyor herkes okuyor, duyuyor ve kimse yadırgamıyorsa artık münferit bir ihlalden değil, yerleşmiş bir hukuk zihniyetinden söz etmek gerekir.</p>

<p>Hukuk bazen büyük darbelerle değil, küçük kanıksamalarla aşınır. Bir kelimeye alışırız, ardından bir uygulamaya. “Zaten böyle yapılıyor” denmeye başlanır ve bir süre sonra istisna olağan hâle gelir.</p>

<p>Bir başka mülakat da kamu hizmetine girişte karşımıza çıkıyor. Bu kez karşımızda şüpheli değil, genç bir hukukçu vardır. Yıllarca okumuş, sınava hazırlanmış, yazılı sınavı kazanmış ve hâkim ya da savcı olmak istemektedir. Önünde son bir kapı vardır: mülakat kapısı. Elbette bazı kamu görevleri için yalnızca bilgi ölçmek yeterli olmayabilir. Adayın kendisini ifade etmesi, muhakeme yeteneği, mesleğe uygunluğu ve iletişim becerisi değerlendirilebilir. Buna kategorik olarak karşı çıkmak doğru olmaz.</p>

<p>Ama sorun mülakatın varlığından çok, mülakatın neyin yerine geçtiğidir. Mülakat, yazılı sınavdaki başarıyı tamamlayan sınırlı bir değerlendirme aracıysa tartışma başkadır. Mülakat, yazılı sınavı fiilen anlamsızlaştıran bir eleme yöntemine dönüşmüşse mesele değişir.</p>

<p>Bizim memlekette bu tartışmanın yanına bir kelime daha eklenir: “referans”. Bu da masum bir kelimedir. Bir insanı tanımak, onun çalışkanlığına, dürüstlüğüne veya mesleki yeteneğine kefil olmak şeklinde anlaşılabilir. Ancak kamu hizmetine girişte “referans” başka şeyleri çağrıştırmaya başladığında sorun büyür. Kimi tanıyorsun, kim seni öneriyor, kim telefon açabilir, hangi siyasi çevreye yakınsın, kimlerin listesinde adın var? Bunlar konuşulmaya başladığı anda artık liyakat konuşulmuyordur.</p>

<p>Yıllardır şu düşünceyi taşıyorum: Devletin kadroları kimsenin malı değildir; iktidarda bulunan siyasi partinin hiç değildir. Bir cemaatin, grubun, derneğin, bürokratın ya da siyasetçinin çevresine dağıtılacak imkân da değildir. Kamu görevi kişiye değil, topluma aittir. Bu nedenle kamu hizmetine girerken aranması gereken şey de kişinin “kime yakın olduğu” değil, görevin gerektirdiği niteliklere sahip olup olmadığıdır. Konu hâkim ve savcı alımına geldiğinde mesele bana göre daha da ağırlaşmaktadır. Çünkü burada yalnızca bir gencin iş sahibi olup olmayacağına karar vermiyoruz; yarının yargısını kuruyoruz.</p>

<p>Bir hâkimi, bir savcıyı seçiyoruz. Yarın insanların özgürlüğü, malı, itibarı ve bazen bütün hayatı hakkında karar verecek kişileri belirliyoruz. Hâkim bağımsızlığından çok söz ediyoruz ve doğru da yapıyoruz. Ama hâkim bağımsızlığı yalnızca mahkeme salonunda başlayan bir mesele değildir. Bana göre hâkim bağımsızlığı, hâkimliğe kabul aşamasında başlar.</p>

<p>Hâkimliğe nasıl girdiniz? Kime teşekkür borçlusunuz? Kimin desteğini aldınız? Sizi kim önerdi? Bu sorular bir hâkim açısından hiç sorulmaması gereken sorulardır. Çünkü bir insan mesleğe girerken kendisini bir kişiye, çevreye veya siyasi iradeye borçlu hissediyorsa, cübbe giymesi bu psikolojik bağı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İnsan zihni böyle çalışmaz; size hayatınızın en önemli kapısını açan kişiyi unutmanız kolay değildir. Bu nedenle hâkim ve savcı alımındaki mülakat yalnızca personel hukuku meselesi değildir. Doğrudan yargı bağımsızlığıyla ilgilidir.</p>

<p>Bir ülkede insanlar hâkimlerin “referansla” seçildiğine inanmaya başlamışsa, sorun yalnızca gerçekten referans kullanılıp kullanılmadığı değildir. Yargıya duyulan güven zarar görmeye başlamıştır. Hâkim bağımsız olmak zorundadır ama bunun yanında bağımsız görünmek de zorundadır. Toplum, karşısındaki hâkimin bir siyasi çevreye, kişiye ya da gruba minnet borcu taşıdığını düşünmemelidir. Çünkü yarın o hâkim devlet aleyhine karar verecek, iktidarın istemediği bir karar verecek, bir kamu görevlisini mahkûm edecek, bir idari işlemi iptal edecek veya bir soruşturmayı eleştirecektir. İşte o zaman yurttaşın aklına şu soru gelmemelidir: “Bu hâkim buraya nasıl geldi?”</p>

<p>Yazılı sınavın güzel tarafı şudur: Kâğıt sizin kim olduğunuzu bilmez. Babanızı tanımaz, siyasi görüşünüzü sormaz, telefon beklemez, referans istemez. Doğru cevabı verirseniz puanı alırsınız. Mülakat ise insanlardan oluşur. İnsanların kanaatleri, önyargıları, siyasi tercihleri, yakınlıkları ve ilişkileri vardır. Bu nedenle sözlü değerlendirme ancak çok sıkı objektif kurallara ve gerçek bir yargısal denetime bağlandığı zaman meşruiyet kazanabilir.</p>

<p>Aksi hâlde “takdir yetkisi” ile “keyfîlik” arasındaki sınır kaybolur. Yüksek yazılı puanı olan bir aday eleniyor, daha düşük puanlı başka bir aday mülakatta yüksek notla seçiliyorsa toplum doğal olarak “neden?” diye sorar. Bu soruya objektif, somut ve denetlenebilir bir cevap verilemiyorsa boşluğu başka cevaplar doldurur: referans, telefon, siyasi yakınlık, tanıdık, adamı olmak. Bunların gerçek olup olmaması bile artık ikinci plandadır. Hukuk devleti yalnızca adil davranmak zorunda değildir; adil davrandığını gösterecek sistemi de kurmak zorundadır.</p>

<p>İşte karakoldaki mülakat ile hâkimlik mülakatı burada birbirine yaklaşıyor. Bunlar elbette aynı hukuki kurum değildir; biri ceza muhakemesi, diğeri idare hukuku meselesidir. Ama zihniyet aynıdır. Önce hukuk tarafından belirlenmiş objektif bir alan kuruyoruz, sonra onun yanına daha kapalı ve daha az denetlenebilir ikinci bir alan ekliyoruz. Ceza muhakemesinde kanun “ifade” diyor, yanına “mülakat” koyuyoruz. Kamu hizmetine girişte yazılı sınav yapıyoruz, yanına sonucu değiştirebilecek başka bir “mülakat” koyuyoruz.</p>

<p>Birinde müdafi hakkı ve susma hakkı etkisizleşebiliyor, diğerinde liyakat ve sınav başarısı. Birinde “Şüpheli aslında ne söyledi?” sorusu ortaya çıkıyor, diğerinde “Aday neden elendi?” sorusu. Her iki sorunun cevabını da bazen tam olarak bilmiyoruz. Hukuk devletinin sevmediği şey tam da budur: cevabı bilinmeyen kamu gücü.</p>

<p>Meslek hayatım boyunca şunu çok gördüm: Kamu gücü kendisine boş bir alan bulduğunda o alanı dolduruyor. Başlangıçta istisna olarak kullanılan yetki zamanla olağanlaşıyor; olağanlaşan şey bir süre sonra sorgulanmamaya başlanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonra herkes “zaten böyle” diyor. Hukukçu için en tehlikeli cümlelerden biri budur.</p>

<p>Bir işlemin yıllardır yapılıyor olması onu hukuka uygun hâle getirmez. Bin kere yapılan hukuk dışılık, bin birinci defada hukuk olmaz. Belki de iki mülakatın en çarpıcı biçimde birleştiği yer mahkeme salonudur. Bugün karakolda müdafii olmadan mülakata alınmış bir şüpheli yarın mahkemeye çıkar. Karşısındaki hâkim de yıllar önce başka bir mülakattan geçerek mesleğe kabul edilmiştir.</p>

<p>Bir tarafta şu soruyu sorarız: Şüphelinin iradesi özgür müydü? Diğer tarafta ise şu soru vardır: Hâkim gerçekten liyakati nedeniyle mi orada? Bu iki soru aynı dosyada buluşur. Bence adil yargılanma dediğimiz şey tam da bu kadar geniş bir meseledir. Yalnızca duruşma salonunda başlamaz; şüphelinin ilk kez kollukla karşılaştığı anda başlar ve hâkimin göreve alınma biçimine kadar uzanır.</p>

<p>Birinci mülakat bozuksa delile güven azalır, ikinci mülakat bozuksa hâkime güven azalır. Delile ve hâkime güvenin sarsıldığı bir sistemde hukuk giderek şekle dönüşür ve geriye devletin gücü kalır. Oysa hukuk devletinin amacı devletin gücünü görünmez alanlarda büyütmek değil, onu kurallarla sınırlamaktır.</p>

<p>Bu nedenle benim mülakat kelimesiyle derdim kelimenin kendisiyle değil. Mülakat insanı tanımaya yarıyorsa elbette yapılabilir; ama şüphelinin savunma hakkının yerine geçiyorsa sorun vardır. Liyakati tamamlıyorsa tartışılabilir; fakat liyakatin yerine geçiyorsa yine sorun vardır.</p>

<p>Hukukta objektif ve denetlenebilir olanın yanına sürekli olarak kapalı kapılar ardında işleyen ikinci yollar açıyorsak, bir süre sonra kanun metinleriyle uygulama arasında başka bir hukuk oluşur. Yazılı olmayan, kuralları tam bilinmeyen ve kimin nasıl uyguladığına göre değişen bir hukuk. Benim asıl itirazım buna. Çünkü hukuk dışılık her zaman kaba kuvvetle gelmez. Bazen son derece medeni bir kelimenin arkasına saklanır; bazen karakolda, bazen Adalet Bakanlığında. Kapının üzerinde ise aynı kelime vardır: Mülakat.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mulakat-kayhan-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/downloaderla-615e90295a8b8-1200x628-1.jpg" type="image/jpeg" length="87577"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-kusur-caliskan-caliskan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-kusur-caliskan-caliskan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kim Haklı, Kim Kusurlu? Hukuk Ne Diyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir boşanma sürecinden geçiyorsanız ya da geçmek üzereyseniz, en güçlü beklentilerinizden biri muhtemelen şudur: yaşananların gerçek sorumlusunun karşı taraf olduğunu mahkemenin de görmesi. Bu duygu son derece doğaldır. İnsan, yıllarca taşıdığı kırgınlıkların, incitici sözlerin, yerine getirilmeyen sözlerin ardından haklılığının bir de hâkim tarafından teyit edilmesini bekler. Ne var ki boşanma davasında "kusur" dediğimiz kavram, çoğu zaman bu beklentiyle örtüşmez. <strong>Bir olayın yaşanmış olması ayrı şeydir, o olayın hukuken kime ve ne ölçüde yüklenebileceği ayrı şey.</strong> Bugün, boşanma davasının belki de en çok yanlış anlaşılan kavramını, yani kusurun hukuki boyutunu birlikte inceleyelim.</p>

<p>Önce en yaygın yanılgıyı düzeltelim: <strong>Kusur, kimin daha çok üzüldüğünü ya da kimin kendini daha haklı gördüğünü belirlemek değildir.</strong> Hâkim, tarafların yaşadığı duygusal kırgınlığın ağırlığından ziyade, bu kırgınlığa neden olan somut olaylarla ilgilenir. Onun sorusu çok daha yalındır: Bu evlilik neden yürümez hâle geldi ve bunda kimin ne ölçüde payı var? Mahkemenin önündeki mesele, yaşananların sizde bıraktığı izden çok, bu sonuca yol açan somut davranışlardır. <strong>Ne kadar haklı olduğunuz değil, neyi ispatlayabildiğiniz konuşulur.</strong></p>

<p>İkinci yaygın yanılgı şudur: <strong>Her tartışma, her kırgınlık kusur değildir.</strong> Evlilik içinde zaman zaman sürtüşme yaşanması hayatın olağan akışıdır; bunları tek tek sayıp "işte kusur budur" demek mümkün olmaz. Hâkimin baktığı şey tek bir kavganın kendisi değil, davranışın evlilik üzerinde bıraktığı izdir. Değerlendirme iki yönlüdür. Bir yanıyla, birliği nesnel olarak çekilmez kılan olaylara bakılır: sürekli tartışmalar, güven sarsıcı davranışlar, şiddet, hakaret, ilgisizlik. Diğer yanıyla, bu olayların o somut eşler bakımından ortak hayatı sürdürülemez kılıp kılmadığı değerlendirilir; <strong>çünkü bir evliliğin katlanabildiği bir davranış, bir başkasını tümüyle bitirebilir.</strong> Bu nedenle zaman zaman tartışma yaşanması tek başına yeterli değildir; <strong>asıl aranan, tarafların artık evliliği sürdürmelerinin beklenemeyeceği bir noktaya varılmış olmasıdır.</strong></p>

<p>Şunu da bilmenizde yarar var: <strong>Karşı tarafın kusurlu olması, sizi kendiliğinden haklı çıkarmaz.</strong> Boşanma davalarında en sık karşılaştığımız durum, her iki eşin de farklı ölçülerde kusurlu olmasıdır. Mahkeme her iki tarafın davranışını ayrı ayrı değerlendirir. Bu nedenle davanın asıl sorusu çoğu zaman "kusurlu kim?" değil, <strong>"kim daha ağır kusurlu?"</strong> sorusudur. Ve bu ayrım, sanıldığı gibi yalnızca kararın gerekçesinde kalan bir ayrıntı değildir; asıl ağırlığını boşanmanın mali sonuçlarında gösterir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü kusurun ağırlığı, maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası bakımından önemli sonuçlar doğurabilir. Burada da çok yaygın bir yanlış inanç vardır: Pek çok kişi, yoksulluk nafakası isteyebilmek için hiç kusurunun bulunmaması gerektiğini sanır. Oysa aranan bu değildir. <strong>Sizden istenen, kusurunuzun karşı taraftan daha ağır olmamasıdır.</strong> Bunun yanında, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmanız da şarttır. Yani eşit derecede kusurlu olsanız bile, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmeniz ve diğer şartların da bulunması hâlinde yoksulluk nafakası talep edebilirsiniz. Bu küçük gibi görünen hukuki ayrıntı, bazen bir hakkın daha en başından gözden çıkarılmasına neden olabilir.</p>

<p>Bir de işin ispat boyutu vardır; belki de en çok gözden kaçan kısmı burasıdır. <strong>Bir olayı yaşamış olmanız, o olayın mahkemede kanıtlanmış sayılması için yeterli değildir.</strong> "Bunu o yaptı, ben biliyorum" demek, hâkim açısından tek başına sonuç doğurmaz. Kusur iddiası, karşı tarafı suçlamak için değil, birliği sarsan olayları somut, tutarlı ve ispatlanabilir biçimde ortaya koymak için ileri sürülür. Mahkeme açısından belirleyici olan, yaşadıklarınızı nasıl yorumladığınız değil, o olayların hukuken ne ifade ettiğidir.</p>

<p>Son olarak şunu unutmayın: <strong>Boşanma davasında kusur, evliliğin sonunda bir "suçlu" arama çabası değildir.</strong> Geçmişteki her kırgınlığı, her tartışmayı, her hatayı bir hukuki kusura dönüştürmek de mümkün değildir. Çünkü bazen yıllarca biriken küçük ihmaller tek bir olaydan daha ağır sonuç doğurabilir; bazen de tarafların karşılıklı kusurları, olayın ilk bakışta göründüğünden çok farklı değerlendirilmesine neden olabilir. <strong>Bir evliliğin neden sona erdiği duygusal bir hikâyedir; hukuken kimin ne ölçüde kusurlu olduğu ise somut olgulara dayanan ayrı bir değerlendirmedir. Boşanma davasında belirleyici olan da tam olarak budur.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-burcu-caliskan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Burcu ÇALIŞKAN"><img alt="Av. Burcu ÇALIŞKAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/10/burcu-caliskan.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-burcu-caliskan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Burcu ÇALIŞKAN">Av. Burcu ÇALIŞKAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-kusur-caliskan-caliskan</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/06/bosandamasa.jpg" type="image/jpeg" length="28170"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ALO 193 ÜZERİNDEN YAPILAN HASAR İHBARININ HUKUKİ NİTELİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/alo-193-uzerinden-yapilan-hasar-ihbarinin-hukuki-niteligi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/alo-193-uzerinden-yapilan-hasar-ihbarinin-hukuki-niteligi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KTK m. 97 Kapsamında Yazılı Başvuru, Sigortacının Temerrüdü ve Sigorta Tahkiminde Ön Başvuru Şartı Bakımından Bir Değerlendirme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Trafik kazasından sonra zarar görenin ilk sorusu, zararını kime ve nasıl bildireceğidir. 1 Eylül 2026'dan itibaren bu soruya yeni bir cevap eklendi: Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), 22.07.2026 tarihli ve 2026/22 sayılı Genelge ile motorlu araç sigortalarına ilişkin hasar başvurularının Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) bünyesindeki Ortak Hasar İhbar Merkezi (OHİM) aracılığıyla, "Alo 193" hattı üzerinden de alınmasını düzenledi. Aynı tarihli 21 sayılı Genelge ile kurulan hat, poliçelerin ön yüzüne en az 14 punto büyüklüğünde yazılacak ve zarar görenlerin büyük bölümü için ilk temas noktası hâline gelecektir.</p>

<p>Düzenlemenin amacı açıktır: zarar görenin, karşı aracın hangi şirkete sigortalı olduğunu bilmek zorunda kalmadan tek bir kanaldan başvurabilmesi ve başvurunun izlenebilir, denetlenebilir olması. Ancak bu kolaylık, sigorta hukukunun en çok tartışılan usul kurumlarından biriyle doğrudan temas etmektedir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) m. 97, zarar görenin dava yoluna gitmeden önce sigorta kuruluşuna "yazılı" başvuruda bulunmasını şart koşar; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30/13 de Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru için sigortacıya gerekli başvuruların yapılmış olduğunun belgelenmesini arar.</p>

<p>Bu çalışmada, telefonla yapılan ve SBM veri tabanına kaydedilen bir hasar ihbarının KTK m. 97 anlamında yazılı başvuru sayılıp sayılamayacağı, sigortacının temerrüdü bakımından nasıl bir sonuç doğurduğu ve sigorta tahkiminde ön başvuru şartını karşılayıp karşılamadığı, Genelge metni ile Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları ışığında incelenecektir.</p>

<p><strong>I. GENELGE NE GETİRDİ?</strong></p>

<p>Genelge, 47 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 4 ve 18. maddelerine dayanmaktadır ve kapsamına zorunlu mali sorumluluk (trafik) sigortası ile kara araçları kasko sigortasını almaktadır (m. 3/1-e). Kurulan sistem, şirketlerin, Güvence Hesabının ve Türkiye Motorlu Taşıt Bürosunun kendi başvuru kanallarını ortadan kaldırmamakta, bunlara "ek" bir kanal oluşturmaktadır (m. 1).</p>

<p>Başvuru sırasında kayda alınacak asgari bilgiler sınırlıdır: başvuru sahibinin kimliği ve kimlik numarası, kazaya karışan araçların plakaları, iletişim numarası, hasar tarihi ve hasar türü (m. 5/1). Merkez her başvuru için bir referans numarası oluşturur ve bunu hem başvuru sahibine hem ilgili kuruluşa iletir (m. 5/2). Başvuru, karşı aracın kaza tarihinde geçerli trafik sigortacısına; sigortasız araçlarda Güvence Hesabına; yabancı plakalı araçlarda Büroya; tek taraflı kazalarda maddi zarar bakımından kasko sigortacısına eşzamanlı olarak yönlendirilir (m. 5/3).</p>

<p>Talebin iletildiği şirket, en geç takip eden iş günü içinde çağrı merkezi aracılığıyla başvuru sahibiyle iletişime geçmek; ona tazminat için gerekli bilgi ve belgeleri, ekspertiz sürecini, tahmini onarım süresini ve "araç hasarı ile birlikte değer kaybı hesaplamasının da yapılacağı" hususunu bildirmek zorundadır (m. 6).</p>

<p>Çalışmanın konusu bakımından belirleyici hüküm ise m. 4/2'dir:</p>

<p><i>"OHİM üzerinden yapılan ve geçerli kabul edilen hasar başvuruları, talebin Merkez veri tabanına ulaştığı tarih ve saat itibarıyla ilgili şirkete, Hesaba veya Büroya yapılmış sayılır. Sistem kesintileri, veri kayıpları veya Merkezin bildirimleri ilgili kuruluşlara iletmesinde yaşanacak teknik gecikmeler, ilgili mevzuatta öngörülen sürelerin hesabında başvuru sahibi aleyhine dikkate alınamaz."</i></p>

<p>Hüküm iki şey söylemektedir. Birincisi, OHİM'e yapılan başvuru bir aracıya yapılmış ihbar değil, doğrudan sigortacıya yapılmış başvuru hükmündedir. İkincisi, sürelerin başlangıcı şirketin bildirimi fiilen aldığı an değil, talebin Merkez veri tabanına ulaştığı andır. Ne var ki hüküm, "geçerli kabul edilen" ifadesinin ölçütünü ve bu başvurunun hangi mevzuat hükmü bakımından "yapılmış sayılacağını" açıkça belirtmemektedir.</p>

<p><strong>II. KTK m. 97: YAZILI BAŞVURU BİR DAVA ŞARTIDIR</strong></p>

<p>6704 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle değişik KTK m. 97'ye göre zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunmalıdır; sigorta kuruluşu başvuruyu en geç 15 gün içinde yazılı olarak cevaplamaz veya cevap talebi karşılamazsa, zarar gören dava açabilir ya da 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bu başvurunun HMK m. 114/2 kapsamında bir dava şartı olduğunu, amacının ise rizikonun gerçekleştiğinden haberi olmayan sigortacının uyuşmazlığı yargıya taşınmadan çözebilmesini sağlamak olduğunu vurgulamaktadır (Yargıtay 4. HD, E. 2023/12689, K. 2024/4378, 08.05.2024). Aynı kararda Daire, tarafların dava öncesinde ihtiyari arabuluculuğa başvurmuş olmalarını, sigorta şirketinin bu yolla rizikonun gerçekleştiği ve kapsamı hakkında bilgi sahibi olması nedeniyle KTK m. 97 ile amaçlanan durumun gerçekleşmesi olarak değerlendirmiş ve usulden ret kararını kanun yararına bozmuştur.</p>

<p>Daire ayrıca bu şartın tamamlanabilir nitelikte olduğunu yerleşik biçimde kabul etmektedir. Yargıtay 4. HD'nin 13.10.2021 tarihli, E. 2021/3989, K. 2021/6796 sayılı kararında, başvuru hiç yapılmadan dava yoluna gidilmesinin dahi HMK m. 115/2 uyarınca tamamlanabilir bir dava şartı eksikliği olduğu; başvurunun yapıldığı ancak eksik ya da usule uygun olmayan belgeyle yapıldığı savunulan durumlarda ise eksikliğin her hâlükârda tamamlanabileceği belirtilmiştir. Bu gerekçe, aynı dosyada sonradan verilen Yargıtay 4. HD, E. 2025/1858, K. 2025/5054, 26.03.2025 sayılı ilamda da aktarılmaktadır. Yargıtay 4. HD, E. 2024/11649, K. 2026/1463, 11.02.2026 sayılı kararda da başvurunun yapıldığı ancak eksik ya da usule uygun olmayan belgeyle başvurulduğu hâllerde bu eksikliğin tamamlanabileceği tekrarlanmıştır.</p>

<p>Bu içtihat karşısında, mahkeme önünde "başvuru hiç yok" veya "başvuru eksik" itirazının doğrudan ret sonucu doğurmadığı, davacıya HMK m. 115/2 uyarınca kesin süre verilmesi gerektiği söylenebilir. Sorunun ağırlık merkezi, aşağıda görüleceği üzere sigorta tahkimidir.</p>

<p><strong>III. TELEFONLA YAPILAN İHBAR "YAZILI BAŞVURU" SAYILIR MI?</strong></p>

<p>İlk bakışta cevap olumsuz görünmektedir. KTK m. 97 açıkça "yazılı" başvurudan söz etmekte, Genelge ise telefonla alınan ve Merkez tarafından veri tabanına kaydedilen bir bildirimi düzenlemektedir. Kanunun aradığı bir şekil şartının idari bir düzenlemeyle genişletilemeyeceği normlar hiyerarşisinin gereğidir; Genelge, KTK m. 97'deki "yazılı" kelimesini değiştirme gücüne sahip değildir.</p>

<p>Kanaatimizce ise mesele şekil düzleminde değil, amaç ve ispat düzleminde çözülmelidir. Yazılı başvuru şartının iki işlevi vardır: sigortacıyı rizikodan haberdar etmek ve başvurunun yapıldığını, tarihini ve içeriğini ispatlanabilir kılmak. OHİM kaydı bu iki işlevi de büyük ölçüde karşılamaktadır. Talep, kamusal nitelikte bir merkezin veri tabanına tarih ve saatiyle kaydedilmekte, bir referans numarası üretilmekte ve bu numara hem başvuru sahibine hem sigortacıya iletilmektedir. Başvurunun içeriği elektronik ortamda saklanan bir kayıttır; salt sözlü beyanın ispat güçlüğü burada bulunmamaktadır. Yargıtay'ın ihtiyari arabuluculuk başvurusunu KTK m. 97 amacının gerçekleşmesi için yeterli gördüğü yukarıdaki kararı, amaçsal yorumun Daire uygulamasında karşılık bulduğunu göstermektedir.</p>

<p>Bununla birlikte OHİM kaydının zayıf yanları da göz ardı edilmemelidir. Birincisi, Genelge "geçerli kabul edilen" başvurudan söz etmekte, geçerliliğin ölçütünü ise belirlememektedir. Asgari bilgilerden birinin, örneğin karşı aracın plakasının eksik ya da hatalı kaydedilmesi hâlinde başvurunun yanlış şirkete yönlendirilmesi ve sonradan "geçerli başvuru yok" savunmasıyla karşılaşılması mümkündür. İkincisi, kayıt Merkezin elindedir; zarar görenin elinde yalnızca referans numarası vardır. Uyuşmazlık hâlinde kaydın içeriğinin SBM'den celbi gerekecek; bu da yalnızca kendilerine verilen evrak üzerinden karar veren sigorta hakemleri önünde (5684 s. K. m. 30/15) ek bir ispat yükü doğuracaktır.</p>

<p>Sonuç olarak OHİM kaydının, başvurunun yapıldığını ve tarihini gösteren güçlü bir delil olduğu, mahkemeler bakımından KTK m. 97'nin amacını karşılayan bir başvuru olarak kabulünün savunulabilir olduğu; buna karşılık tek başına "yazılı başvuru" yerine geçeceğinin kesin olmadığı söylenebilir. Uygulamanın bu belirsizliği gidermesi zaman alacaktır.</p>

<p><strong>IV. BAŞVURU İLE TEMERRÜT AYRIMI</strong></p>

<p>OHİM kaydının hukuki niteliği tartışılırken birbirinden farklı iki kurumun karıştırılmaması gerekir: dava şartı olan başvuru (KTK m. 97) ve sigortacının temerrüdü (KTK m. 99). KTK m. 99 ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.2.1 uyarınca sigortacı, hak sahibinin kaza veya zararın tespiti için Genel Şartlar ekinde sayılan gerekli belgeleri kendisine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde tazminatı ödemekle yükümlüdür; sigortacının haklı olarak yeni bir belge talep etmesi hâlinde süre, bu belgenin iletilmesinden sonra başlar.</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, 16.10.2025 tarihli, E. 2024/1076, K. 2025/1262 sayılı kesin kararında bu ayrımı açıkça ortaya koymuştur. Daireye göre KTK m. 97'de "yazılı başvurunun yapılmış olması yeterli görülmüş, sigortanın temerrüdünü düzenleyen 99. maddeye atıf yapılmamış, başvuruda bulunması gereken evraka ilişkin bir düzenleme getirilmemiştir." Temerrüt ise rizikonun ihbarı ve gerekli belgelerin iletildiği tarihten itibaren sekiz iş günü sonunda gerçekleşir; davadan önce başvuru yoksa dava tarihi temerrüt tarihidir.</p>

<p>Bu ayrım OHİM başvuruları bakımından önemlidir. Genelge m. 5/1'de sayılan asgari bilgiler kimlik, plaka, iletişim ve hasar tarihinden ibarettir; kaza tespit tutanağı, ruhsat, ekspertiz raporu, fotoğraflar ya da banka hesap bilgisi gibi Genel Şartlar ekindeki belgeler bu aşamada iletilmemektedir. Dolayısıyla OHİM kaydı, kabul edilse bile, dava şartı olan başvuruyu karşılayabilir; ancak sekiz iş günlük ödeme süresini kendiliğinden başlatmaz. Temerrüt tarihi, belgelerin sigortacıya fiilen iletildiği tarihe göre belirlenecektir. Genelge m. 4/2'nin "sürelerin hesabında başvuru sahibi aleyhine dikkate alınamaz" hükmü teknik gecikmelerin zarar görene yüklenmesini engeller; ama belge sunma yükünü ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong>V. DEĞER KAYBI BAKIMINDAN SONUÇ</strong></p>

<p>Genelge m. 6/2'nin şirketlere yüklediği "araç hasarı ile birlikte değer kaybı hesaplamasının da yapılacağı" yönündeki bilgilendirme yükümlülüğü, Genel Şartlarda 12.06.2026 tarihli değişiklikle yapılan düzenlemeyle uyumludur. Genel Şartlar A.5-(a)'ya göre bu teminat kapsamında araç hasarı için başvuruda bulunan hak sahibi, değer kaybı talebinde de bulunmuş kabul edilir.</p>

<p>Bu iki hüküm birlikte okunduğunda, OHİM üzerinden yapılan ve geçerli kabul edilen bir araç hasarı başvurusunun değer kaybı talebini de kapsadığı sonucuna ulaşılır. Zarar görenin ayrıca değer kaybı için başvuru yapmamış olması, sonradan açılacak davada veya tahkim başvurusunda "değer kaybı için başvuru yok" savunmasına dayanak yapılamamalıdır. Uygulamada sigortacıların hasar dosyası kapsamında kendiliğinden değer kaybı ödemesi yaptığı, uyuşmazlığın ise çoğunlukla ödenen tutarın yeterliliği üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle ödeme tutarının ve hesap yönteminin sigortacıdan yazılı olarak istenmesi, olası bakiye talebinin sağlıklı değerlendirilmesi için gereklidir.</p>

<p><strong>VI. SİGORTA TAHKİMİNDE ÖN BAŞVURU ŞARTI</strong></p>

<p>Mahkemeler bakımından Yargıtay'ın tamamlanabilir dava şartı yaklaşımı zarar göreni korurken, sigorta tahkiminde tablo farklıdır. 5684 sayılı Kanun m. 30/13'e göre Komisyona gidilebilmesi için, uyuşmazlığa düşen kişinin sigortacılık yapan kuruluşa "gerekli başvuruları yapmış ve talebinin kısmen ya da tamamen olumsuz sonuçlandığını belgelemiş olması" gerekir; kuruluşun başvuru tarihinden itibaren on beş iş günü içinde yazılı cevap vermemesi de başvuru için yeterlidir. Hüküm, yalnızca başvurunun yapılmasını değil, bunun belgelenmesini de aramaktadır.</p>

<p>Sigorta tahkim uygulamasında bu şart katı biçimde yorumlanmaktadır. Sigorta Tahkim Komisyonu hakem heyetinin 27.05.2020 tarihli ve K-2020/13810 sayılı kararında, KTK m. 97'deki başvurunun "gerekli belgeleri içeren geçerli bir başvuru" olması gerektiği; gerekli bilgi ve belgeler sunulmaksızın yapılan başvurunun geçerli kabul edilemeyeceği, yeni ve geçerli bir başvuru yapılması için tarafa süre verilemeyeceği ve başvurunun usulden reddi gerektiği ifade edilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıda anılan 2024/11649 E. sayılı kararı ise, usulden ret kararı veren ve bu karara yönelik itirazı reddeden İtiraz Hakem Heyeti kararına karşı verilmiş; Daire, eksik ya da usule uygun olmayan belgeyle yapılan başvuruda eksikliğin tamamlanabileceğini belirterek kararı bozmuştur.</p>

<p>Görüldüğü üzere hakem heyetleri ile Yargıtay arasında belirgin bir yaklaşım farkı vardır ve temyiz sınırının altında kalan uyuşmazlıklarda bu fark Yargıtay denetimine ulaşmadan kesinleşmektedir (5684 s. K. m. 30/12). Uygulamada da şirkete yapılan başvurunun ispatına ilişkin belgenin eksik ya da tartışmalı olması nedeniyle tahkim başvurularının ön incelemede reddedildiği, başvuru ücreti ve zaman kaybıyla yeniden başvuru yapılmak zorunda kalındığı görülmektedir.</p>

<p>OHİM başvurusunun tahkimdeki yeri bu arka plan içinde değerlendirilmelidir. Referans numarası ve Merkez kaydı başvurunun yapıldığını gösterebilir; ancak m. 30/13'ün aradığı "gerekli başvuru" ve bunun "belgelenmesi" bakımından, belgeleri içermeyen bir telefon kaydının hakem heyetlerince yeterli görüleceği şüphelidir. Ayrıca KTK m. 97'deki 15 günlük süre ile 5684 sayılı Kanun m. 30/13'teki on beş iş günlük sürenin farklı olduğu, tahkim başvurusu tarihinin belirlenmesinde daha uzun olan sürenin esas alınmasının ihtiyatlı olacağı da hatırlatılmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VII. UYGULAMAYA YÖNELİK ÖNERİLER</strong></p>

<p>· Alo 193 üzerinden ihbar yapılması yararlıdır: başvurunun tarihini kamusal bir kayıtla sabitler, karşı aracın sigortacısının doğru belirlenmesine yardımcı olur ve teknik gecikmelerin zarar görene yüklenmesini engeller. Verilen referans numarası mutlaka not edilmeli ve dosyada saklanmalıdır.</p>

<p>· Ancak OHİM kaydı, yazılı başvurunun yerine değil, onun öncesine konumlandırılmalıdır. İhbarın ardından referans numarası belirtilerek sigortacıya e-posta, KEP veya iadeli taahhütlü mektupla yazılı başvuru yapılmalı; kaza tespit tutanağı, ruhsat, fotoğraflar, varsa ekspertiz raporu, kimlik ve banka hesap bilgileri başvuruya eklenmelidir.</p>

<p>· Başvurunun gönderildiğini gösteren belge (e-posta gönderi çıktısı, KEP teslim raporu, PTT alındısı) olduğu gibi saklanmalı; tahkim başvurusunda bu belge, sigortacının cevabı veya cevap verilmediği hususu ile birlikte sunulmalıdır.</p>

<p>· Başvuru dilekçesinde araç hasarının yanında değer kaybı ve varsa diğer kalemler açıkça belirtilmelidir. Genel Şartlar A.5-(a) karinesi zarar göreni korusa da açık talep, tartışmayı baştan kapatır.</p>

<p>· Sigortacı yeni belge talep ederse bu talebin haklı olup olmadığı değerlendirilmeli ve belge yazılı olarak iletilmelidir; temerrüt tarihi ve faiz başlangıcı bu iletime bağlı olarak belirlenecektir.</p>

<p>· Tahkim başvurusu, KTK m. 97'deki 15 günlük ve 5684 sayılı Kanun m. 30/13'teki on beş iş günlük sürenin ikisi de dolduktan sonra yapılmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>SEDDK'nın 2026/22 sayılı Genelgesi, zarar görenin sigortacıya ulaşmasını kolaylaştıran ve başvurunun tarihini kamusal bir kayıtla sabitleyen önemli bir düzenlemedir. Genelge m. 4/2 uyarınca OHİM'e yapılan ve geçerli kabul edilen başvuru, Merkez veri tabanına ulaştığı anda sigortacıya yapılmış sayılır. Bu kayıt, Yargıtay'ın KTK m. 97'yi amacı doğrultusunda yorumlayan ve başvuru eksikliğini tamamlanabilir gören içtihadı karşısında, mahkemeler bakımından dava şartını karşılayan bir başvuru olarak kabul edilmeye elverişlidir.</p>

<p>Buna karşılık OHİM kaydı, Genel Şartlarda sayılan belgeleri içermediği için sigortacının sekiz iş günlük ödeme süresini kendiliğinden başlatmaz; sigorta tahkiminde ise "gerekli başvurunun" belgelenmesini arayan 5684 sayılı Kanun m. 30/13 ve hakem heyetlerinin katı yaklaşımı karşısında tek başına yeterli görülmeyebilir. Bu nedenle Alo 193 ihbarının, belgeleriyle birlikte yapılacak ve gönderildiği ispatlanabilecek bir yazılı başvuruyla tamamlanması, zarar görenin hem temerrüt hem de ön başvuru şartı bakımından en güvenli yoludur. Genelgedeki "geçerli kabul edilen başvuru" ölçütünü açıklığa kavuşturacak bir düzenleme veya SBM prosedürü ise uygulamadaki tereddütleri büyük ölçüde giderecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 97, 99.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 114, 115.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, A.5, B.2.1 (12.06.2026 tarihli değişiklik dâhil).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· SEDDK, Motorlu Araç Sigortalarında Hasar Başvurularının Ortak Hasar İhbar Merkezi Üzerinden Alınmasına İlişkin Genelge (2026/22), 22.07.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2024/11649, K. 2026/1463, 11.02.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2025/1858, K. 2025/5054, 26.03.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2023/12689, K. 2024/4378, 08.05.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2021/3989, K. 2021/6796, 13.10.2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara BAM 35. HD, E. 2024/1076, K. 2025/1262, 16.10.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Sigorta Tahkim Komisyonu, K-2020/13810, 27.05.2020.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/alo-193-uzerinden-yapilan-hasar-ihbarinin-hukuki-niteligi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/alo-193-sddk.jpg" type="image/jpeg" length="32180"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAGB KARARI MEMURİYETTEN ÇIKARMA GEREKÇESİ OLABİLİR Mİ? AYM'NİN A.B. KARARI IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-memuriyetten-cikarma-gerekcesi-olabilir-mi-aymnin-ab-karari-isiginda-bir-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-memuriyetten-cikarma-gerekcesi-olabilir-mi-aymnin-ab-karari-isiginda-bir-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kamu görevlileri bakımından doğurduğu sonuçlar, uzun süredir uygulamada tartışılan konulardan biridir.

Özellikle hakkında HAGB kararı verilen bir kamu görevlisinin bu karar gerekçe gösterilerek memuriyetine son verilip verilemeyeceği veya HAGB’ye k...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kamu görevlileri bakımından doğurduğu sonuçlar, uzun süredir uygulamada tartışılan konulardan biridir.</p>

<p>Özellikle hakkında HAGB kararı verilen bir kamu görevlisinin bu karar gerekçe gösterilerek memuriyetine son verilip verilemeyeceği veya HAGB’ye konu eylemin devlet memurluğundan çıkarma cezasına dayanak yapılıp yapılamayacağı önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202291046-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin <strong>A.B. Başvurusu, B. No: 2022/91046, 3/3/2026</strong> tarihli son kararı</a>, konunun yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmıştır.</p>

<p>Kanaatimizce mesele değerlendirilirken iki farklı hukuki durum birbirinden ayrılmalıdır:</p>

<p>Birincisi, HAGB kararının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48 ve 98. maddeleri kapsamında memuriyete engel bir mahkûmiyet olarak kabul edilip edilemeyeceğidir.</p>

<p>İkincisi ise HAGB kararına konu olan fiilin, ceza mahkemesinin kararından bağımsız olarak disiplin hukuku yönünden değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.</p>

<p>Bu ayrım yapılmadan varılacak sonuçlar hatalı olacaktır.</p>

<p><strong>HAGB, Kesinleşmiş Bir Mahkûmiyet Hükmü Değildir</strong></p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının en önemli özelliği, kurulan hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasıdır.</p>

<p>Bu nedenle HAGB kararı ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün aynı hukuki sonucu doğurduğunun kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927344-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi de <strong>Onurhan Demirkol, B. No: 2019/27344, 8/2/2024</strong> kararın</a>da bu hususu oldukça açık biçimde ortaya koymuştur.</p>

<p>Mahkemeye göre HAGB, Anayasa’nın 38. maddesi anlamında kişinin suçluluğunu hükmen sabit hâle getiren kesinleşmiş bir hüküm değildir.</p>

<p>AYM bunun doğal sonucu olarak HAGB kararının hukuki sonuç doğurmamasının, herhangi bir idari tasarrufun veya yargı kararının HAGB kararına <strong>“doğrudan ve kategorik olarak”</strong> dayandırılmamasını gerektirdiğini belirtmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin güvenlik soruşturmasına olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmadığını, mahkemenin ceza yargılamasında yer alan verilerin güvenlik soruşturmasına olan etkisini ortaya koyması gerektiğini, olayda ise mahkemenin, HAGB kararına ve devam eden ceza yargılamalarına konu fiilleri esas almakla birlikte ceza yargılamasında yer alan olguların göreve olumsuz etkisini irdelemediğini belirtmiştir.</p>

<p>Bu tespit önemlidir.</p>

<p>Çünkü HAGB kararının varlığı ile suçun sabit olduğu sonucuna ulaşılması arasında uygulamada zaman zaman kurulan otomatik bağlantının hukuken doğru olmadığını göstermektedir.</p>

<p><strong>HAGB Nedeniyle Memuriyete Son Verilebilir mi?</strong></p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5. maddesinde devlet memurluğuna alınmaya engel mahkûmiyetler düzenlenmiştir.</p>

<p>Aynı Kanun’un 98/b maddesinde ise memurluğa alınma şartlarından herhangi birinin sonradan kaybedilmesi hâlinde memurluğun sona ereceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Burada kanunun aradığı hukuki durum <strong>mahkûmiyettir</strong>. Oysa HAGB, kesinleşmiş mahkûmiyet niteliğinde değildir.</p>

<p>Danıştayın konuya ilişkin eski tarihli kararlarında da bu ayrım açıkça yapılmıştır.</p>

<p>Nitekim Danıştay 12. Dairesinin <strong>E.2007/2534, K.2008/4502</strong> sayılı kararında, hakkında HAGB kararı bulunan kişinin memuriyetine engel bir mahkûmiyet hükmünün bulunduğundan söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Benzer hukuki yaklaşım Danıştay 12. Dairesinin <strong>E.2010/1591, K.2013/439</strong> sayılı kararında da ceza mahkemesi mahkûmiyet hükmünün sonradan verilen ek karar ile <strong>Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına (HAGB)</strong> uyarlanması durumunda, bu mahkûmiyetin memuriyete son verme işlemi için hukuki temel oluşturamayacağına hükmetmiştir</p>

<p>Dolayısıyla HAGB kararının, 657 sayılı Kanun’un 48/A-5. maddesinde belirtilen kesinleşmiş mahkûmiyetlerden biriymiş gibi değerlendirilerek aynı Kanun’un 98/b maddesi uyarınca memuriyete son verilmesine doğrudan dayanak yapılması mümkün değildir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle; <strong>HAGB kararı, memuriyete engel bir mahkûmiyet değildir.</strong></p>

<p><strong>Peki HAGB’ye Konu Fiil Nedeniyle Memuriyetten Çıkarma Cezası Verilebilir mi?</strong></p>

<p>Asıl dikkat edilmesi gereken nokta buradadır.</p>

<p>HAGB kararının memuriyete engel bir mahkûmiyet sayılamaması ile HAGB’ye konu eylemin disiplin hukuku yönünden hiçbir şekilde değerlendirilemeyeceği aynı şey değildir.</p>

<p>Ceza soruşturması ve kovuşturması ile disiplin soruşturması birbirinden farklı hukuki alanlardır.</p>

<p>Bu nedenle bir kamu görevlisinin ceza yargılamasına konu olan eylemi aynı zamanda disiplin mevzuatı kapsamında bir disiplin suçu oluşturuyorsa idarenin bu eylemi disiplin hukuku yönünden incelemesine kural olarak engel bulunmamaktadır.</p>

<p>Ancak burada çok önemli bir sınır vardır: <strong>Disiplin cezasının dayanağı HAGB kararının kendisi değil, disiplin soruşturmasında bağımsız olarak ortaya konulan fiil ve deliller olmalıdır.</strong></p>

<p>İdare, “Ceza mahkemesi HAGB kararı verdiğine göre kişi bu suçu işlemiştir.” şeklinde bir kabulden hareket edemez.</p>

<p>Fiilin disiplin hukuku bakımından ayrıca araştırılması ve disiplin soruşturmasında elde edilen delillerle sübuta erdiğinin ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesinin 3 Mart 2026 Tarihli Kararı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202291046-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin <strong>A.B. Başvurusu, B. No: 2022/91046, 3/3/2026</strong> tarihli kararı</a> tam da bu noktada önem taşımaktadır.</p>

<p>Başvuru, devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezasının iptali istemiyle açılan davada verilen karar nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>Başvurucu hakkında ceza yargılaması sonucunda HAGB kararı verilmiş, ayrıca disiplin hukuku kapsamında devlet memurluğundan çıkarma cezası uygulanmıştır.</p>

<p>Başvurucu idari yargılama sırasında, diğer hususların yanında, HAGB kararının memuriyete engel teşkil etmediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi incelemesinde daha önceki HAGB içtihadına da atıfta bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararda, HAGB'nin kesinleşmiş mahkûmiyet niteliğinde olmadığı ve hakkında HAGB kararı verilen kişinin söz konusu eylem veya suç yönünden masumiyetinin devam ettiği yönündeki anayasal yaklaşım hatırlatılmıştır.</p>

<p>Somut olayda dikkat çeken husus ise disiplin soruşturmasında mevcut olan delillerin değerlendirilme biçimidir.</p>

<p>Başvurucu; kamera kayıtlarının, lehine olan tanık anlatımlarının ve disiplin soruşturmasının eksik yürütüldüğüne ilişkin iddialarının yeterince değerlendirilmediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, başvurucunun uyuşmazlığın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bu iddialarının derece mahkemelerince yeterli biçimde karşılanmadığını belirlemiştir.</p>

<p>Mahkeme özellikle, idari yargı mercilerinin HAGB ile sonuçlanan ceza yargılamasındaki değerlendirmelerle yetinmek yerine disiplin dosyasındaki maddi olay ve delilleri incelemesi gerektiğini ortaya koymuştur.</p>

<p>Sonuçta Anayasa Mahkemesi <strong>gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine</strong> karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili idare mahkemesine gönderilmesine hükmetmiştir.</p>

<p>Burada kararın kapsamını doğru belirlemek gerekir.</p>

<p>AYM, başvurucunun disiplin suçu işlemediğine veya mutlaka göreve iade edilmesi gerektiğine karar vermemiştir.</p>

<p>Mahkemenin üzerinde durduğu temel sorun, uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve delillerin gereği gibi değerlendirilmemiş olmasıdır.</p>

<p><strong>Ceza Mahkemesinin HAGB Kararı Disiplin Soruşturmasında Tek Başına Yeterli Değildir</strong></p>

<p>Danıştayın konuya yaklaşımı da aynı ayrım üzerine kuruludur.</p>

<p>Danıştay 12. Dairesinin <strong>E.2019/7400, K.2023/1329</strong> sayılı kararında, HAGB kararının kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü niteliğinde olmaması nedeniyle disiplin soruşturmasında eylemin sübutunun tek başına delili olarak kabul edilemeyeceği yönünde değerlendirme yapılmıştır.</p>

<p>Bunun anlamı açıktır: Disiplin makamı ceza dosyasındaki maddi olgulardan tamamen bağımsız hareket etmek zorunda değildir. Ceza dosyasındaki bilgi ve belgeler elbette incelenebilir. Ancak ceza mahkemesinin ulaştığı ve HAGB nedeniyle kesinleşmiş bir mahkûmiyet sonucuna dönüşmeyen kanaatin doğrudan disiplin soruşturmasına taşınması yeterli değildir.</p>

<p>Tanık beyanları, kamera görüntüleri, tutanaklar, belgeler, savunmalar ve diğer deliller disiplin hukuku bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927344-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin Onurhan Demirkol kararı</a>ndaki yaklaşımı da bunu desteklemektedir. AYM, HAGB'nin kesinleşmiş hüküm olmadığını ve idari makamların ceza mahkemesinin açıklanmamış hükmüne dayanmak yerine olay ve olguları kendilerinin değerlendirerek idari bir sonuca ulaşmaları gerektiğini açıkça belirtmektedir.</p>

<p><strong>Masumiyet Karinesi Yönünden Sorun</strong></p>

<p>Konunun bir diğer boyutu masumiyet karinesidir.</p>

<p>Anayasa’nın 38. maddesine göre suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.</p>

<p>HAGB kararında ise suçluluğu kesin hükümle sabit hâle getiren bir mahkûmiyet bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle idari makamların ve idari yargı mercilerinin kullandıkları dil de önem taşımaktadır.</p>

<p>Hakkında HAGB bulunan kişi için; “Suçu işlemiştir”, “suç işlediği sabittir” veya “mahkeme tarafından suçlu bulunmuştur” şeklindeki değerlendirmeler, HAGB kurumunun hukuki niteliğiyle bağdaşmayacağı gibi masumiyet karinesi yönünden de sorun oluşturabilir.</p>

<p>AYM'nin yerleşik yaklaşımında masumiyet karinesi yalnızca ceza mahkemelerini bağlayan bir güvence olarak görülmemektedir. Kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmadığı sürece diğer kamu makamlarının da kişiyi suçlu olarak nitelendirmekten veya suçlu olduğu izlenimini doğuracak ifadeler kullanmaktan kaçınması gerekir.</p>

<p>Bununla birlikte aynı maddi olayın disiplin hukuku bakımından değerlendirilmesi masumiyet karinesini kendiliğinden ihlal etmez.</p>

<p>Önemli olan, disiplin makamının ceza hukuku anlamında bir suçluluk tespiti yapmaması; kendi görev alanı içinde kalması ve disiplin fiilini bağımsız deliller üzerinden değerlendirmesidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları birlikte değerlendirildiğinde kanaatimizce üç temel sonuca ulaşmak mümkündür.</p>

<p><strong>Birincisi; HAGB kararı kesinleşmiş bir mahkûmiyet değildir. Bu nedenle yalnızca HAGB kararının varlığından hareketle 657 sayılı Kanun'un 48/A-5 ve 98/b maddeleri kapsamında memuriyete son verilmesi mümkün değildir.</strong></p>

<p><strong>İkincisi; HAGB kararı, devlet memurluğundan çıkarma dâhil bir disiplin cezası bakımından fiilin işlendiğinin tek başına kanıtı olarak kabul edilemez.</strong></p>

<p><strong>Üçüncüsü; HAGB'ye konu eylemin aynı zamanda disiplin suçu oluşturduğu ileri sürülüyorsa idare bu fiili bağımsız olarak soruşturabilir. Ancak disiplin yaptırımının dayanağı HAGB kararı değil, disiplin soruşturmasında hukuka uygun şekilde elde edilen ve değerlendirilen deliller olmalıdır.</strong></p>

<p>Dolayısıyla;</p>

<p><strong>HAGB'ye dayanarak memuriyetten çıkarmak ile HAGB'ye konu fiili disiplin hukuku bakımından bağımsız delillerle ortaya koyarak disiplin cezası vermek aynı şey değildir.</strong></p>

<p>Kanaatimizce <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202291046-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 3/3/2026 tarihli A.B. kararı</a> bakımından üzerinde durulması gereken asıl husus da budur.</p>

<p>Bir HAGB kararının varlığı, idareyi ayrıca araştırma ve ispat yükümlülüğünden kurtarmadığı gibi idari yargı merciini de uyuşmazlığın sonucuna etkili delil ve itirazları değerlendirme yükümlülüğünden kurtarmaz.</p>

<p>Aksi yaklaşım, hukuki sonuç doğurmaması gereken HAGB kararını fiilen kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmüne dönüştürür.</p>

<p>Bu ise HAGB kurumunun hukuki niteliğiyle bağdaşmayacağı gibi masumiyet karinesinin sağladığı anayasal güvenceyi de önemli ölçüde anlamsız hâle getirir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-memuriyetten-cikarma-gerekcesi-olabilir-mi-aymnin-ab-karari-isiginda-bir-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/aym-themis.jpg" type="image/jpeg" length="80550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[5403 SAYILI TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNU UYARINCA VERİLEN PARA CEZALARI İLE YIKIM VE ESKİ HÂLE GETİRME KARARLARININ NİTELİĞİ, BAŞVURU VE DAVA YOLLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/5403-sayili-toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-uyarinca-verilen-para-cezalari-ile-yikim-ve-eski-hale-getirme-kararlarinin-niteligi-basvuru-ve-dava-yollari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/5403-sayili-toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-uyarinca-verilen-para-cezalari-ile-yikim-ve-eski-hale-getirme-kararlarinin-niteligi-basvuru-ve-dava-yollari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca verilen para cezaları, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında idari yaptırım niteliğindedir.

7584 sayılı Kanun, 20 Haziran 2026 tarihinde yayımlanmış ve 5403 sayılı Kanun’un 21. maddesinde değişiklik yapmıştır. Metreka...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca verilen para cezaları, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında <strong>idari yaptırım</strong> niteliğindedir.</p>

<p>7584 sayılı Kanun, 20 Haziran 2026 tarihinde yayımlanmış ve 5403 sayılı Kanun’un 21. maddesinde değişiklik yapmıştır. Metrekare başına ceza miktarı değiştirilmiş ve izinsiz yapılara elektrik, su ve doğal gaz aboneliği tesis edilmesine ilişkin yeni yaptırımlar getirilmiştir.</p>

<p>5403 sayılı Kanun’da bu cezalara karşı başvurulacak yargı yeri özel olarak gösterilmemiştir. Bu nedenle görevli yargı yeri belirlenirken Kabahatler Kanunu uygulanır.</p>

<p>Temel ölçüt şudur:</p>

<p><strong>Yalnızca idari para cezası verilmişse görevli merci sulh ceza hâkimliğidir.</strong></p>

<p>Buna karşılık, para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi hakkında yıkım, faaliyetin durdurulması veya arazinin tarımsal üretime uygun hâle getirilmesi gibi idari yargının görev alanına giren başka bir karar da verilmişse, para cezasına ilişkin uyuşmazlık da bu işlemle birlikte <strong>idare mahkemesinde</strong> görülür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 08.01.2024 tarihli, E.2023/616, K.2024/5 sayılı kararında; </strong>para cezasının yanında arazinin tarımsal üretime uygun hâle getirilmesine ilişkin bir karar da bulunması ve bu kararın idare mahkemesinde dava konusu edilmesi nedeniyle <strong>idari yargının görevli olduğuna</strong> karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Uyuşmazlık Mahkemesinin 13.04.2026 tarihli, E.2026/134, K.2026/165 sayılı kararında ise </strong>davacıya önce idari para cezası, aykırılığın giderilmemesi üzerine de üç kat idari para cezası verilmiştir. Ancak davacı hakkında ayrıca tesis edilmiş ve dava konusu edilmiş bir yıkım veya eski hâle getirme kararı bulunmadığından <strong>adli yargı görevli kabul edilmiştir.</strong></p>

<p>Bu kararlara göre görevli yargı yerinin belirlenmesinde cezanın miktarı, ilk kez veya üç kat uygulanması ya da aynı fiil nedeniyle birden fazla para cezası verilmesi belirleyici değildir.</p>

<p><strong>Belirleyici olan</strong>, para cezasıyla aynı hukuki süreç içinde ve aynı kişi hakkında idari yargının görev alanına giren başka bir kararın bulunması ve bu kararın para cezasıyla birlikte dava konusu edilmesidir.</p>

<p><strong>ESKİ HÂLE GETİRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE ÜÇ KAT CEZANIN ŞARTLARI</strong></p>

<p>Arazinin eski hâline getirilmesinin istenmesi, ileride işlem yapılabileceğini bildiren basit bir ihtar değildir. <strong>Danıştay 10. Dairesinin 27.10.2025 tarihli, E.2025/3290, K.2025/4877 sayılı kararına göre </strong>bu istem, ilgiliye doğrudan yükümlülük yükleyen, kesin ve uygulanabilir bir idari işlemdir. Danıştayın bu kabulü, eski hâle getirme kararının idari yargıda tek başına dava konusu edilebileceğini göstermektedir. Bu karar, yukarıda yer verilen Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarıyla birlikte değerlendirildiğinde; yalnızca para cezasına karşı sulh ceza hâkimliğine, para cezasıyla birlikte eski hâle getirme kararına karşı ise idare mahkemesine başvurulması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>Eski hâle getirme yükümlülüğünün süresinde yerine getirilmemesi, ilk para cezasının üç katı tutarında yeni bir cezanın kendiliğinden verilmesini gerektirmez. Danıştay kararında üç kat cezanın;</p>

<p>“Verilen süre içinde arazinin tarımsal üretime uygun hale getirilmediğinin <strong>Bakanlık birimlerince tespit edilmesi durumunda … uygulanacağı</strong>” Belirtilmiştir.</p>

<p>Buna göre üç kat ceza verilebilmesi için eski hâle getirme süresinin usulüne uygun biçimde verilmesi, bu sürenin dolması ve aykırılığın devam ettiğinin Bakanlık birimlerince yeniden tespit edilmesi gerekir. <strong>Bu şartlar gerçekleşmeden ilk para cezasının üç katı tutarında yeni bir idari para cezası verilemez.</strong></p>

<p><strong>ESKİ HÂLE GETİRME SÜRESİNİN TEBLİĞİ YIKIMIN VE ÜÇ KAT CEZANIN ÖN ŞARTIDIR</strong></p>

<p><strong>İzmir Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesinin 30.12.2024 tarihli, E.2024/2003, K.2024/2398 sayılı kararına göre, </strong>yıkım ve eski hâle getirme işleminden önce ilgiliye iki aylık süre verilmesi yeterli değildir; bu süreyi veren işlemin ayrıca tebliğ edilmesi gerekir. Kararda bu şart;</p>

<p>“İki aylık süre tanınmasına ilişkin işlemin tesis ve tebliğinin gerektiği”</p>

<p>Şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>Buna göre eski hâle getirme süresi tebliğle başlar. Tebliğ ispatlanmadan sürenin dolduğundan söz edilemez ve yıkım işlemine geçilemez. Karar doğrudan üç kat para cezasına ilişkin olmamakla birlikte, üç kat ceza da aynı iki aylık sürenin dolmasına bağlandığından, usulüne uygun tebliğ bulunmadan bu cezanın verilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p><strong>TEBLİĞ EKSİKLİĞİ GİDERİLEREK SÜREÇ YENİDEN İŞLETİLEBİLİR</strong></p>

<p><strong>İzmir Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesinin 30.12.2024 tarihli, E.2024/2042, K.2024/2399 sayılı kararında,</strong> iki aylık sürenin tebliğ edilmemesi nedeniyle yıkım işlemi iptal edilmiş; ancak,</p>

<p>“Tebliğ eksikliği giderilerek hukuki sürecin devam ettirilebileceği” de belirtilmiştir.</p>

<p>Buna göre tebliğ eksikliği, idarenin yaptırım uygulama yetkisini ortadan kaldırmaz; ancak yıkım sürecinin bu aşamada ilerletilmesine engel olur. Aynı eksiklik, üç kat para cezası bakımından da hukuka aykırılık sebebi oluşturur. İdare, eski hâle getirme süresini usulüne uygun biçimde tebliğ ettikten ve sürenin sonunda aykırılığın devam ettiğini yeniden tespit ettikten sonra yıkım ve üç kat para cezası konusunda yeni işlemler tesis edebilir.</p>

<p><strong>PARA CEZASI SOMUT FİİLE VE DENETLENEBİLİR TESPİTLERE DAYANMALIDIR</strong></p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 27.10.2021 tarihli, Gülsüm Kestaneci, B. No: 2018/7477 sayılı kararına göre;</strong> yalnızca taşınmazın maliki olmak, idari para cezası verilmesi için yeterli değildir. İdare; araziyi fiilen kimin kullandığını, bozucu eylemin kim tarafından ve ne zaman gerçekleştirildiğini, cezalandırılan kişi ile fiil arasındaki bağı somut delillerle ortaya koymalıdır.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesinin 30.04.2025 tarihli, Bekir Ağartıoğlu, B. No: 2022/41702 sayılı kararına göre </strong>ise cezaya esas alan, ölçüm ve hesaplar açık olmalı; kullanılan veya zarar verilen alan denetlenebilir biçimde gösterilmelidir.</p>

<p>Mülkiyet tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz. Para cezası, tapu kaydına değil; fiili, faili ve zarar verilen alanı ortaya koyan somut ve denetlenebilir tespitlere dayanmalıdır.</p>

<p><strong>BAŞVURU VE DAVA SÜRELERİ</strong></p>

<p>Yalnızca idari para cezası verilmişse, cezanın tebliğinden itibaren <strong>on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine</strong> başvurulmalıdır.</p>

<p>Para cezasıyla birlikte eski hâle getirme veya yıkım kararı da dava konusu edilecekse, <strong>altmış gün içinde idare mahkemesinde</strong> dava açılmalıdır.</p>

<p>Para cezası, eski hâle getirme ve yıkım kararları farklı tarihlerde tebliğ edilmişse, her işlemin dava süresi kendi tebliğ tarihinden itibaren ayrı ayrı başlar. Sonradan verilen bir yıkım kararı, kural olarak daha önce kesinleşen para cezasına karşı yeni bir süre başlatmaz.</p>

<p><strong>YANLIŞ YARGI YERİNE BAŞVURU</strong></p>

<p>İdari yargıda görülmesi gereken dava yanlışlıkla adli yargıda açılmışsa, görevsizlik kararının kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. Ancak ilk başvurunun da kendi süresi içinde yapılmış olması gerekir.</p>

<p><strong>BAŞVURU YOLUNUN GÖSTERİLMEMESİ</strong></p>

<p>İdare, işleminde başvurulacak yargı yerini ve başvuru süresini göstermek zorundadır.</p>

<p><strong>Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15.03.2022 tarihli, E.2021/2, K.2022/1 sayılı kararına göre</strong>, özel dava açma süresi işlemde gösterilmemişse idare mahkemelerinde <strong>altmış günlük genel dava açma süresi</strong> uygulanır. Bu ölçüt, idari yargıda dava konusu edilen işlemler bakımından geçerlidir; sulh ceza hâkimliğine yapılacak başvurunun süresini doğrudan değiştirmez.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>İlk para cezası, üç kat para cezası ve yıkım; aynı hukuki sürecin birbirini izleyen, fakat birbirinden ayrı sonuç doğuran aşamalarıdır. Her aşamanın hukuka uygunluğu, kendisinden önceki aşamanın usulüne uygun biçimde tamamlanmasına bağlıdır.</p>

<p>İlk cezanın verilmiş olması, idareye doğrudan üç kat ceza verme veya yıkıma geçme yetkisi tanımaz. Kanunda öngörülen süreler usulüne uygun biçimde tebliğ edilmeli; sürenin sonunda aykırılığın devam ettiği yeniden ve açıkça tespit edilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/5403-sayili-toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-uyarinca-verilen-para-cezalari-ile-yikim-ve-eski-hale-getirme-kararlarinin-niteligi-basvuru-ve-dava-yollari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="50866"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Usulsüz İddianame Nedeniyle Temyizde Bozma Kararı Verilmesinin Bağlantılı Dosyalara Sirayeti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/usulsuz-iddianame-nedeniyle-temyizde-bozma-karari-verilmesinin-baglantili-dosyalara-sirayeti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/usulsuz-iddianame-nedeniyle-temyizde-bozma-karari-verilmesinin-baglantili-dosyalara-sirayeti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Usulsüz İddianame Nedeniyle Temyizde Bozma Kararı Verilmesinin Bağlantılı Dosyalara Sirayeti

I. Hukuki Sorun

Bu yazımızda; uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçu ile ilgili bir örnek üzerinden, Yargıtay’ın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 225. maddesinin 1. fıkrası hükmüne dayanarak...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Usulsüz İddianame Nedeniyle Temyizde Bozma Kararı Verilmesinin Bağlantılı Dosyalara Sirayeti</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. Hukuki Sorun</strong></p>

<p>Bu yazımızda; uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçu ile ilgili bir örnek üzerinden, Yargıtay’ın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 225. maddesinin 1. fıkrası hükmüne dayanarak usule uygun bir iddianame bulunmadığından bahisle bozma kararı verdiği bir durumda, Yargıtay’ın böyle bir karar verip veremeyeceğini, yerel mahkemenin böyle bir durumda nasıl hareket etmesi gerektiğini ve şayet bu iddianamedeki fiil dayanak alınarak, kişinin sonraki tarihli aynı suçtan olan davalarında da kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmedi ise, bu durumun o dosyalara ne şekilde sirayet edeceğini inceleyeceğiz.</p>

<p><strong>II. Yargıtay Temyiz İncelemesinde Usule Uygun İddianame Tanzim Edilmediğinden Bahisle Bozma Kararı Verebilir mi?</strong></p>

<p><strong>“Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi” başlıklı CMK m.225/1’e göre; </strong><i>“Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir”. </i>Bu kapsamda, kovuşturma aşamasında dosyayı inceleye mahkemenin iddianamede anlatılan fiil ve fail dışından bir hususu yeni suç duyurusunda bulunup da iddianame düzenlenmeden değerlendirmesi ve hüküm kurması mümkün değildir.</p>

<p>Yukarıda yer verilen hüküm; emredici bir ceza muhakemesi kuralı olduğundan, gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve gerekse ilgili ceza daireleri, bu hususa dayanarak bozma kararı vermektedirler ki, bizce de bu hukuka uygundur. Çünkü bu durum; <strong>“Temyiz nedeni” başlıklı CMK m.288/2’de yer alan,</strong> <i>“Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” </i>hükmü gereğince hukuka aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 04.07.2017 tarihli, 2015/13940 E. ve 2017/1537 K. sayılı kararında; </strong><i>“a-5271 sayılı CMK'nın 225/1. maddesinde öngörülen "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir" hükmü mevcut olup; 19.10.2009 tarihinde üzerinde ele geçen ve kişisel kullanım miktarındaki 4,3 gram uyuşturucu madde ile ilgili olarak, sanık ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlediği yolunda iddianamede herhangi bir anlatıma yer verilmediği, dolayısıyla kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu nedeniyle sanık hakkında açılmış bir dava bulunmadığı, bununla birlikte olay tarihi ve öncesinde uyuşturucu madde kullandığı teknik yöntemlerle de saptanamadığı gibi, kendi soyut anlatımları dışında, yüklenen suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, yasal ve yeterli başka bir kanıt da bulunmadığı gözetilmeden beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,” </i>gerekçesiyle, bozma kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>III. Yargıtay’ın Bozma Kararı Sonrası İlk Derece Mahkemesi Nasıl Hareket Etmelidir?</strong></p>

<p>Yargıtay’ın; CMK m.225/1’i dayanak alarak ortada usule uygun olarak düzenlenmiş iddianame olmadığından bahisle bozma kararı vermesi sonrası, dosyanın gönderildiği ilk derece mahkemesi tarafından yapılması gereken, suç duyurusunda bulunmak suretiyle yeniden iddianame düzenlenmesini sağlamak ve sonrasında da bozulan dosya ile yeni iddianame düzenlenen dosyanın birleştirilmek suretiyle yeniden ele alınmasını sağlamaktır.</p>

<p>Burada asıl sorun; bozulan dosya yönünden değil de, bozulan dosya referans alınarak fail hakkında sonradan açılan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçu nedeniyle açılan davaları akıbetinin ne şekilde etkileneceğidir. Aşağıdaki başlık altında bu konu açıklanacaktır.</p>

<p><strong>IV. Bozma Sonrası Bozulan Dosya Dışında TCK m.191/6 Gereğince Açılan Diğer Davalar Bu Durumdan Ne Şekilde Etkilenir?</strong></p>

<p>Öncelikle belirtmeliyiz ki; <strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinin 6. fıkrasında yer alan, </strong><i>“Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.” </i>hükmü gereğince, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçu bakımından kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi sonrasında, kişinin aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca bir ihlal gerçekleştirmesi ve bunun sonucunda da kamu davası açılmasından sonra, kişinin bir kez daha ayrı bir fiili ile uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığının tespiti halinde, kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilemeyecek ve bu kovuşturma şartı ortadan kalktığından doğrudan soruşturma ve kovuşturma yürütülebilecektir.</p>

<p><strong>Ancak burada esas çözülmesi gereken hukuki sorun;</strong> kişinin TCK m.191/2 uyarınca hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesinden sonra, aynı maddenin 4. fıkrasındaki ihlal hallerinden birisini gerçekleştirip de hakkında açılan kamu davasının, CMK m.225/1’e dayanılarak usule uygun bir iddianame düzenlenmediğinden bahisle Yargıtay tarafından bozulması halinde, yukarıda yer verdiğimiz TCK m.191/6 düzenlemesi gereğince sonraki fiilleri nedeniyle açılan kamu davalarının akıbetinin ne olacağıdır.</p>

<p><strong>Kanaatimizce,</strong> sonraki uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak fiillerinden açılan davaların hangi aşamada bulunduklarına göre ikili ayırım yaparak değerlendirme yapılması gerekir. Aşağıda yer alan başlıklarda bu hususlar hakkında açıklama yapılacaktır.</p>

<p><strong>V. Dava Halihazırda Derdest Olup Hüküm Kurulmadıysa Ne Yapılmalıdır?</strong></p>

<p>Şayet; sonraki fiillerden dolayı TCK m.191/6 dayanak alınarak açılan dava veya davalar henüz devam etmekte iken Yargıtay tarafından ilk eyleme konu dava hakkında usule uygun iddianame tanzim edilmediğinden bahisle bozma kararı verilmesi durumunda, yapılması gereken ilgili yargı mercilerinin <strong>CMK m.223/8’de yer alan,</strong> <i>“Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.” </i>cümlesi gereğince durma kararı vermesi ve ilk eyleme ilişkin dosyanın bozma sonrasındaki akıbetinin beklenmesidir.</p>

<p><strong>Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 30.03.2026 tarihli, 2026/2547 E. ve 2026/3649 K. sayılı kararında;</strong> <i>“Mahkemesince, kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca ‘durma’ kararı verilerek, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın, karara karşı, tebliğ tarihinden itibaren 5271 sayılı CMK'nın 173. maddesinin 7499 sayılı Kanun ile değişik haline göre ‘iki hafta’ içinde ilgili sulh ceza hakimliğine itiraz hakkı bulunduğu ihtarı ile birlikte usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinin sağlanması ve usulüne uygun şekilde kesinleştirilmesini takiben geçerli tebligat işlemleri yapılarak erteleme ve tedavi ve denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi gerektiği gözetilmeden mahkûmiyet kararı verilmesi,” </i>gerekçesine yer verilerek, TCK m.191/6 dayanak alınarak yapılan yargılama kapsamında ortaya çıkan bu tür bir durumda CMK m.223/8 gereği durma kararı verilmesi ve diğer konunun akıbetine göre uygulama yapılması gerektiği görüşümüze benzer şekilde ortaya koyulmuştur.</p>

<p><strong>VI. Davada Hüküm Kurulmuş ve Kesinleşmişse Nasıl Hareket Edilmelidir?</strong></p>

<p>Burada yukarıda başlıkta verdiğimiz ihtimalden diğer bir farklı olasılık; TCK m.191/6 uyarınca aynı suçtan aynı kişi hakkında kamu davasının ertelenmesi kararı verilemeyecek bir kamu davasının açılması ve ilk suçtan dolayı yürütülen dava Yargıtay’ın bozması sonrası derdest durumda bulunmasına rağmen, hükme bağlanıp kesinleşmesi durumudur ki, burada sonradan açılan davalar derdest olmadığı için yukarıda belirttiğimiz gibi bunlar hakkında CMK m.223/8 gereğince durma kararı verilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>Bilindiği üzere; TCK m.191/6’da</strong> <i>“Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.” </i>lafzı geçtiğinden, kişi hakkında kamu davasının ertelenmesi kararı sonrası yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle dava açıldıktan sonra, tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçundan kamu davasının ertelenmesi kararının verilemeyeceği ve soruşturma ve kovuşturmaya başlanmasının zorunlu olduğu kesin olup, ihlal nedeniyle kamu davasına dönüşen fiil ile ilgili olarak mahkumiyet hükmünün kurulması şart değildir, çünkü kanun koyucu, TCK m.191/6’da böyle bir şart öngörmemiştir.</p>

<p>Ancak elbette; bu tür bir durumda kişinin ilk eylemi nedeniyle erteleme sonrasında ihlali nedeniyle kamu davasına dönüşen dosyadan beraat alması gibi bir olasılıkta, o dosyadan dayanak alınarak açılan diğer dosyalarda kendisi hakkında HAGB veya hapis cezasına mahkumiyet gibi kararlar verildiyse bunların da yeniden ele alınması gerekecektir. Beraat kararı verilen dosyanın açılmadığı ihtimalde, kişi hakkında sonradan açılan ve ilk dosya dayanak alınarak kamu davasının ertelenmesi kararı verilmeyen dosyada, TCK m.191/2 uyarınca kamu davasının ertelenmesine karar verilmesi gerekliliği geriye dönük olarak ortaya çıkacaktır.</p>

<p>İşte böyle bir durumda hüküm verilip de kesinleşmişse, yani artık durma kararı verilmesine imkan kalmayan bir aşama bulunulmaktaysa yapılması gereken, kişinin ilk dosyaya ilişkin olarak usulsüz iddianame tanzimi sebebiyle verilen Yargıtay bozma kararını dayanak almak suretiyle başta CMK m.309’da düzenlenen kanun yararına bozma olmak üzere olağanüstü kanun yollarına başvurmasıdır. Çünkü, Yargıtay’ın bu şekilde bir bozma kararı sonrasında TCK m.191/6 dayanak alınarak açılan diğer davaların tümü tartışmalı hale gelebilecektir.</p>

<p><strong>Yargıtay 10. Ceza Dairesi 15.10.2025 tarihli, 2024/4319 E. ve 2025/10058 K. sayılı kararında; </strong><i>“Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan yürütülen soruşturmalarda, 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesinde yer alan \"Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez\" amir hükmü gereği, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının sadece bir kez verilebileceği, aynı şüpheli hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu nedeniyle farklı tarihlerde işlediği eylemlerden dolayı birden fazla kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmiş ise, bunlardan usulüne uygun olarak verilip kesinleşen ilk kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının esas alınması gerektiği kabul edildiğinden ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmesine kadar aynı suçtan işlenen tüm eylemlerin tek suç olarak ve cezanın belirlenmesinde 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi kapsamında alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olarak kabul edildiği de dikkate alınarak, Cumhuriyet başsavcılığı ve/veya mahkemelerden ilgili dosyaların getirtilip incelenmesi, usulüne uygun şekilde verilip kesinleşen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının bulunup bulunmadığı belirlenip, derdest dava bulunması halinde davaların birleştirilmesi; hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise, gerektiğinde olağanüstü kanun yollarına başvurulabileceği, sonucuna göre, tüm deliller birlikte gözetilmek suretiyle, incelemeye konu eylem nedeniyle yeniden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilip verilmeyeceği veya eylemlerin tek suç, zincirleme suç ya da bağımsız suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra sanığın hukuki durumun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,” </i>gerekçesiyle, benzer bir durumda bu şekilde hareket edilmesinin gerekmesi nedeniyle bozma kararı vermiştir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>kamu davasının ertelenmesi kararı alması sonrasında yükümlülüklerini ihlal etmesi suretiyle hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaktan dava açılan kişinin, bu fiili nedeniyle dosyası Yargıtay tarafından ortada usule uygun bir iddianame olmadığından bahisle bozulması halinde, TCK m.191/6 dayanak alınarak aynı suçtan hakkında açılan ve hüküm kurulup kesinleşen sonraki dosyalarının yeniden canlandırılması mümkün olacak, bunun için Yargıtay bozması sonrası ilk derece mahkemesine dönen dosyanın akıbeti beklenip lehe karar alınması durumunda, kesinleşen dosyalar bakımından kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının verilmesi gerekebileceğinden, başta kanun yararına bozma olmak üzere olağanüstü kanun yollarına başvurulması gerekecektir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow " target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/usulsuz-iddianame-nedeniyle-temyizde-bozma-karari-verilmesinin-baglantili-dosyalara-sirayeti-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 13:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/yazar/ersan-sen-2025-6.jpg" type="image/jpeg" length="76483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fon soruşturmasında el konulan varlıklar yatırımcıya dönebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fon-sorusturmasinda-el-konulan-varliklar-yatirimciya-donebilir-mi-magdur-fonu-yeniden-gundemde-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fon-sorusturmasinda-el-konulan-varliklar-yatirimciya-donebilir-mi-magdur-fonu-yeniden-gundemde-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Mağdur Fonu” yeniden gündemde]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar vermesinin ardından açıklığa kavuşturulması gereken ilk konu, fonların içinde kalan varlıkların yatırımcılara nasıl döneceğiydi. Ceza soruşturması kapsamında yüz milyonlarca liranın dondurulması, kişisel malvarlıklarına el konulması, iki özel jet ile bir yata tedbir uygulanması ise şimdi daha zor bir meseleyi gündeme getiriyor: <strong>Tasfiye sonunda karşılanmamış zarar kalırsa, el konulan bu varlıklar yatırımcıların zararının giderilmesinde kullanılabilir mi?</strong></p>

<p>Bu ihtimal artık yalnız yatırımcıların beklentisinden ibaret değil. Eski MASAK Başkan Yardımcısı <strong>Ramazan Başak</strong>, 20 Eylül'de sermaye piyasası suçlarıyla bağlantılı olarak Hazineye aktarılacak değerlerin özel bir “Mağdur Fonu” aracılığıyla zarar gören yatırımcılara verilmesini önerdi. Benzer bir model Türkiye'de 13 yıl önce de tartışılmıştı: SPK Uzman Yardımcısı <strong>Erman Çete'nin</strong> 2013 tarihli yeterlik etüdünde ABD'deki Fair Fund sistemi incelenmiş ve Yatırımcı Tazmin Merkezinden (YTM) ayrı, sermaye piyasası suçları ve idari yaptırım gerektiren fiillerden zarar gören yatırımcılar için ikinci bir fon önerilmişti. Ancak bu çalışma SPK'nın kurumsal görüşü veya alınmış bir Kurul kararı değil; SPK da yeterlik etütlerindeki görüşlerin yazarlarına ait olduğunu özellikle belirtiyor.</p>

<p>Bugün bu eski tartışmaya yeni bir anlam kazandıran gelişme, soruşturma kapsamında önemli büyüklükte malvarlığının koruma tedbirlerine konu olması. Fakat yürürlükteki mevzuat, “el konulan her şey yatırımcıya dağıtılır” şeklinde işlemiyor.</p>

<p>Asıl mesele, el konulan varlıkların toplam değerinden çok <strong>bu varlıklarla fonların veya yatırımcı zararının arasında hangi hukuki bağın kurulabileceği</strong>.</p>

<p>SPK'nın 23 Eylül açıklamasına göre tasfiye kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Bu rakam 455 bin 758 kişinin aynı ölçüde veya hukuken tazmin edilebilir bir zarara uğradığı anlamına gelmiyor. Zararın gerçek büyüklüğü, fonların tasfiyesi ve varsa hukuka aykırı işlemlerin mali sonuçları ortaya çıktıkça belirginleşecek.</p>

<p><strong>Tasfiye parası ile adli tedbir altındaki malvarlığı aynı değil</strong></p>

<p>Kamuoyunda birbirine yaklaşan iki ayrı süreç yürütülüyor.</p>

<p>Bunlardan biri SPK kararları doğrultusunda fonların tasfiyesi. Burada temel amaç, fonların halen sahip olduğu varlıkların nakde çevrilmesi ve tasfiye bakiyesinin katılma payı sahiplerine aktarılması.</p>

<p>Diğeri ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü ceza soruşturması. MASAK, soruşturma kapsamındaki şirketlerde görev yapan veya daha önce görev yapmış 117 yöneticinin finansal hareketlerini inceleyerek Başsavcılığa raporlar sundu. 21 Eylül itibarıyla yaklaşık <strong>2,5 milyar liralık işlem teşebbüsünün durdurulduğu</strong> açıklandı.</p>

<p>Ardından fon hesaplarında bulunduğu bildirilen <strong>387 milyon 461 bin liralık nakit tutar donduruldu</strong>. Soruşturmada şüpheli sıfatıyla işlem gören <strong>M.Y.'ye</strong> ait olduğu belirtilen 105 milyon lira ile Tera Portföy üzerinden transfer edilmek istendiği bildirilen 257 milyon liraya el koyma tedbiri uygulandı. Soruşturma kapsamındaki kişilere ait olduğu açıklanan iki özel jet ve bir yata da el konuldu; bu üç varlığın piyasa değerinin yaklaşık 1,8 milyar lira olduğu bildirildi.</p>

<p>Ancak bu rakamların alt alta toplanarak “yatırımcılar için kurtarılan para” şeklinde sunulması doğru değil.</p>

<p>Özellikle 387 milyon liranın hukuki niteliği önemli. Sermaye Piyasası Kanunu'na göre yatırım fonu ayrı bir malvarlığı niteliğinde. Fon malvarlığının tasfiyesi halinde de kural olarak yalnız katılma payı sahiplerine ödeme yapılabiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla dondurulan 387 milyon lira gerçekten tasfiye edilen fonların kendi nakdi ise bu tutar, kişilerden sonradan ele geçirilen yeni bir tazminat kaynağı değil; zaten fon malvarlığının parçası olabilir.</p>

<p>Kişisel banka hesapları, yatlar, jetler, taşınmazlar veya başka varlıklar bakımından ise farklı bir inceleme gerekiyor. Bu değerlerin fondan çıkarılan parayla mı edinildiği, suçtan kaynaklanan kazancı mı temsil ettiği, yoksa ilgili kişilerin bunlardan bağımsız malvarlığı mı olduğu belirlenmeden yatırımcılarla doğrudan bağ kurulamaz.</p>

<p>Bu ayrım, soruşturmanın mali sonucu açısından rakamların büyüklüğünden daha önemli.</p>

<p><strong>El koyma yatırımcı lehine verilmiş bir tazminat kararı değil</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde malvarlığına el konulması bir koruma tedbiri. Malvarlığının soruşturma ve kovuşturma süresince korunmasını ve şartları oluşursa ileride müsadere edilebilmesini sağlıyor.</p>

<p>Dolayısıyla bir banka hesabına, taşıta veya taşınmaza el konulmuş olması, yatırımcıların o malvarlığı üzerinde doğrudan alacak hakkı kazandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Buna karşılık mevcut hukuk, mağdura ait olduğu belirlenebilen değerlerin geri verilmesine kapıyı tamamen kapatmıyor.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 131'inci maddesi, 128'inci madde kapsamında el konulan malvarlığı değerlerinin suçtan zarar gören mağdura ait olması ve artık delil olarak tutulmasına ihtiyaç bulunmaması halinde sahibine iadesine imkân tanıyor. Türk Ceza Kanunu'nun kazanç müsaderesine ilişkin 55'inci maddesi de suçtan elde edilen maddi menfaatin mağdura iadesi mümkünse bunun doğrudan devlet lehine müsadere edilmesini öngörmüyor.</p>

<p>Fon soruşturmasında asıl güçlük de burada ortaya çıkacak.</p>

<p>Belirli bir fondan hukuka aykırı biçimde çıkarılan paranın başka bir hesapta bulunduğu tespit edilebilirse fon ile değer arasındaki bağ nispeten açık olabilir. Paranın daha sonra bir taşınmaza, taşıta veya başka bir malvarlığına dönüştürülmesi halinde ise <strong>malvarlığının izinin sürülmesi</strong> önem kazanır.</p>

<p>Buna karşılık soruşturma kapsamındaki bir kişinin suçlama konusu işlemlerden bağımsız kişisel serveti, yalnızca hakkında tedbir uygulanması nedeniyle yatırımcılara dağıtılamaz.</p>

<p>Bu servetin yatırımcı zararının giderilmesinde hiçbir zaman kullanılamayacağı da söylenemez. İlgili kişinin hukuki sorumluluğu daha sonra tazminat veya başka bir alacak hükmüyle belirlenirse, kişisel malvarlığı genel cebri icra hükümleri çerçevesinde tahsil kaynağı haline gelebilir.</p>

<p>Ancak bu iki yol hukuken farklı: Birinde yatırımcıya veya fona ait olduğu belirlenebilen değerin geri verilmesi, diğerinde ise sorumluluğu belirlenen kişinin borcunun malvarlığından tahsil edilmesi söz konusu.</p>

<p><strong>Fondan çıkarılan değer için Sermaye Piyasası Kanunu daha doğrudan bir yol içeriyor</strong></p>

<p>Yatırımcılar bakımından en dikkat çekici mekanizmalardan biri ceza hukukunda değil, doğrudan Sermaye Piyasası Kanunu'nda bulunuyor.</p>

<p>Kanunun 21'inci maddesi, yatırım fonlarının da dahil olduğu kolektif yatırım kuruluşlarının ilişkili gerçek veya tüzel kişilere emsallere, piyasa teamüllerine ve ticari hayatın gereklerine aykırı işlemlerle kazanç aktarmasını yasaklıyor.</p>

<p>SPK böyle bir örtülü kazanç aktarımı tespit ederse, aktarılan tutarın kanuni faiziyle birlikte malvarlığı azaltılan kolektif yatırım kuruluşuna geri verilmesi gerekiyor. Kanunun 94'üncü maddesi de Kurula, belirlenen tutarın süresi içinde iade edilmemesi halinde dava açma yetkisi veriyor.</p>

<p>Bu mekanizmanın bugünkü fon krizi açısından önemi büyük.</p>

<p>Bir fondan ilişkili kişi veya şirketlere mevzuata aykırı biçimde değer aktarıldığı tespit edilirse, yatırımcıların her birinin aynı para için ayrı ayrı dava açması gerekmeyebilir. Aktarılan değer önce <strong>fona</strong> geri döner. Fon tasfiye halindeyse geri alınan tutar tasfiye malvarlığını büyüterek yatırımcıya yapılabilecek ödemeyi artırabilir.</p>

<p>Burada doğrudan yatırımcının şahsi tazmininden çok <strong>eksilen fon malvarlığının yeniden tamamlanması</strong> söz konusu.</p>

<p>Ancak kamuya açıklanan bilgilerde henüz tasfiye edilen 131 fonun hangileri bakımından 21'inci madde kapsamında örtülü kazanç aktarımı tespit edildiği veya 94'üncü madde uyarınca iade davası açıldığı belirtilmiş değil.</p>

<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemin en önemli konularından biri şu olacak: <strong>SPK yalnız tasfiyeyi mi yürütecek, yoksa fondan dışarı çıkarıldığı belirlenen değerleri geri almak için 21 ve 94'üncü maddelerdeki araçları da kullanacak mı?</strong></p>

<p><strong>Sorumluluk yalnız portföy yöneticilerinde olmayabilir</strong></p>

<p>Fon varlıklarının korunmasına ilişkin sistem yalnız portföy yönetim şirketinden oluşmuyor.</p>

<p>Sermaye Piyasası Kanunu'nun 56'ncı maddesi portföy saklama kuruluşlarına; katılma paylarının ihraç ve itfası, fon birim değerinin hesaplanması, fon gelirlerinin kullanılması ve fon varlıklarıyla yapılan işlemlerin mevzuata uygunluğu gibi alanlarda kontrol görevleri yüklüyor.</p>

<p>Aynı düzenleme, portföy saklama kuruluşunun yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle yatırım fonuna veya katılma payı sahiplerine verdiği zarardan sorumluluğunu da düzenliyor.</p>

<p>Bu, mevcut soruşturmada saklama kuruluşlarının sorumluluğunun bulunduğu anlamına gelmiyor. Şu ana kadar kamuoyuna açıklanmış böyle bir tespit yok.</p>

<p>Ancak fonlarda hukuka aykırı işlemler belirlenirse, bunların portföy saklama kuruluşlarının kontrol yükümlülükleri karşısındaki durumu da olası tazminat tartışmasının ayrı bir başlığı olabilir.</p>

<p><strong>YTM neden genel çözüm değil?</strong></p>

<p>Yatırımcı Tazmin Merkezi, fon yatırımındaki her türlü kaybı karşılayan bir sigorta sistemi değil.</p>

<p>Sermaye Piyasası Kanunu'nun 84'üncü maddesine göre YTM kapsamı, yatırım kuruluşunun yatırımcı adına sakladığı veya yönettiği nakdin ödenmesi ya da sermaye piyasası araçlarının teslim edilmesi yükümlülüğünü yerine getirememesinden kaynaklanan taleplerle sınırlı. Piyasa fiyatlarındaki hareketlerden veya yatırım danışmanlığından doğan zararlar ise açıkça kapsam dışında tutuluyor.</p>

<p>Bu nedenle tasfiye edilen fonların değer kaybının veya fon varlığındaki olası eksilmenin bütünüyle YTM tarafından karşılanacağını söylemek mümkün değil.</p>

<p>Bireysel tazminat davaları ise başka bir yol olmaya devam ediyor. Fakat yüz binlerce yatırımcının bulunduğu bir uyuşmazlıkta her yatırımcının zararı, hukuka aykırı fiil ve bu fiille zarar arasındaki nedensellik bağı ayrı ayrı tartışılmak zorunda kalabilir.</p>

<p>Türkiye'deki HMK 113 anlamındaki topluluk davası da Amerikan hukukundaki sınıf davası gibi yüz binlerce kişi adına parasal tazminat hesaplayıp hak sahiplerine dağıtan genel bir sistem değil. Madde; hakkın tespiti, hukuka aykırı durumun giderilmesi veya gelecekteki ihlallerin önlenmesine yönelik topluluk davasına izin veriyor.</p>

<p>İşte “Mağdur Fonu” tartışmasının pratik önemi de burada beliriyor.</p>

<p><strong>Türkiye “Mağdur Fonu”nu aslında 13 yıl önce tartışmıştı</strong></p>

<p>Ramazan Başak'ın 20 Eylül'de gündeme getirdiği önerinin özü, sermaye piyasası suçları nedeniyle devlete geçen bazı ekonomik değerlerin zarar gören yatırımcıların tazmini için kullanılması.</p>

<p>Bu düşünce Türkiye açısından tamamen yeni değil.</p>

<p>Erman Çete'nin Mart 2013'te SPK bünyesinde hazırladığı <strong>“Yatırımcı Mağduriyetinin Giderilmesinde ABD Fair Fund Uygulamasının Türkiye İçin Analizi”</strong> başlıklı yeterlik etüdü, YTM ile sermaye piyasası ihlallerinden doğan yatırımcı zararlarının birbirinden ayrılması gerektiği sonucuna varıyordu.</p>

<p>Etütte, YTM'nin yatırım kuruluşlarının nakit veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüğünü yerine getirememesinden kaynaklanan zararlar için varlığını sürdürmesi; buna karşılık sermaye piyasası suçları ve idari para cezası gerektiren fiillerden zarar gören yatırımcılar için <strong>YTM'den ayrı ikinci bir fon kurulması</strong> öneriliyordu.</p>

<p>Burada önemli bir editoryal ayrım gerekli: Bu öneri SPK'nın 2013'te kabul ettiği bir politika değil. SPK'nın kendi internet sitesinde yeterlik etütlerindeki fikirlerin yazarlara ait olduğu ve Kurul görüşünü yansıtmadığı açıkça belirtiliyor.</p>

<p>Buna rağmen çalışma, bugün tartışılan sorunun 13 yıl önce de sermaye piyasası hukukunun bir boşluğu olarak görüldüğünü göstermesi bakımından dikkat çekici.</p>

<p><strong>ABD'deki Fair Fund hangi sorunu çözüyor?</strong></p>

<p>ABD'deki Fair Fund uygulaması, bu tartışmanın neden yalnız bireysel dava meselesi olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Sarbanes-Oxley Yasası'nın 308'inci maddesine dayanan sistem, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonunun (SEC) bazı dosyalarda tahsil ettiği idari para cezalarını ve geri alınan ekonomik değerleri zarar gören yatırımcılara dağıtabilmesine imkân veriyor.</p>

<p>Yakın tarihli Vanguard Advisers dosyasında SEC, şirkete verilen <strong>19,5 milyon dolarlık para cezasının</strong> davranıştan etkilenen yatırımcılara dağıtılması amacıyla Fair Fund oluşturdu.</p>

<p>Sistemin Türkiye açısından düşündürücü tarafı, yatırımcıya ait belirli bir malın geri verilmesinin ötesine geçmesi. Düzenleyici kurumun yaptırım sonucunda tahsil ettiği para da açık kanuni yetkiye dayanılarak zarar gören yatırımcılara yönlendirilebiliyor.</p>

<p>Türkiye'de mevcut hukuk bazı durumlarda fondan çıkarılan değerin fona dönmesine ve mağdura ait olduğu gösterilebilen malvarlığının geri verilmesine imkân sağlıyor.</p>

<p>Ancak idari para cezaları veya müsadere sonucu kamuya geçen ekonomik değerleri genel bir sistem içinde sermaye piyasası mağdurlarına dağıtan benzer bir mekanizma bulunmuyor.</p>

<p><strong>Böyle bir sistem SPK kararıyla kurulabilir mi?</strong></p>

<p>Konunun en tartışmalı kısmı burada.</p>

<p>SPK, kanundan aldığı yetkilere dayanarak fonların tasfiye usulünü düzenleyebilir ve örtülü kazanç aktarımının tespit edilmesi halinde değerin fona geri verilmesi için mevcut mekanizmaları işletebilir.</p>

<p>Fakat müsadere yoluyla devlete geçen malvarlığını, idari para cezalarını veya kişilerin diğer malvarlığı değerlerini yeni bir hak sahipliği sırası oluşturarak yatırımcılara dağıtmak bundan farklı.</p>

<p>Böyle bir sistemin; kimlerin hak sahibi olacağını, hangi tür zararın karşılanacağını, farklı fonlar arasındaki dağılımı, başka alacaklıların haklarını, ödeme sırasını, itiraz yöntemlerini ve daha önce başka yollardan tahsilat yapan yatırımcıların durumunu düzenlemesi gerekir.</p>

<p>Bunlar yalnız teknik tasfiye ayrıntıları değil; mülkiyet, alacak ve kamu gelirlerinin kullanımını ilgilendiren kurallar.</p>

<p>Bu nedenle kapsamlı bir “Mağdur Fonu” veya benzeri toplu giderim mekanizması kurulmak istenirse, <strong>açık bir kanuni dayanak oluşturulması hukuken en sağlam yol</strong> görünüyor. Bunun için mutlaka yeni bir kurum kurulması da gerekmeyebilir; kanun koyucunun mevcut sermaye piyasası kurumlarından biri bünyesinde özel bir dağıtım sistemi kurması mümkün olabilir.</p>

<p><strong>El konulan milyarlar değil, hukuki bağ belirleyici olacak</strong></p>

<p>Adalet Bakanı <strong>Akın Gürlek</strong>, 23 Eylül'de fon soruşturmasındaki amaçlarından birinin iyi niyetli vatandaşların paralarını almasını sağlamak olduğunu açıkladı. Bakanlık ayrıca soruşturmada kişilerin malvarlıklarına yönelik tedbirler uygulandığını bildirdi.</p>

<p>Bu hedefin fiili ödemeye dönüşmesi ise el konulan varlıkların toplam piyasa değerinden daha karmaşık bir hukuki incelemeye bağlı.</p>

<p>Fonun halen mevcut malvarlığı tasfiye yoluyla katılma payı sahiplerine dönebilir.</p>

<p>Fondan ilişkili kişilere örtülü biçimde aktarıldığı SPK tarafından belirlenen değerler, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 21 ve 94'üncü maddelerindeki mekanizmalarla yeniden fona kazandırılabilir.</p>

<p>Suçtan kaynaklanan ve mağdura ait olduğu belirlenebilen malvarlıklarında ceza muhakemesi içindeki iade yolları gündeme gelebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunların dışında kalan kişisel servet ise hukuki sorumluluğun belirlenmesine ve gerektiğinde cebri icra yollarının kullanılmasına bağlı olacaktır.</p>

<p>Devlete geçen idari para cezalarının veya müsadere değerlerinin daha geniş bir yatırımcı kitlesinin zararını karşılamak üzere kullanılması isteniyorsa, 2013'te tartışılan ve bugün “Mağdur Fonu” adıyla yeniden gündeme gelen ayrı bir kanuni mekanizma değerlendirmeye alınabilir.</p>

<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde yatırımcılar bakımından önemli olan “kaç milyar liraya el konuldu” açıklaması olmayabilir.</p>

<p>Asıl belirleyici olan; <strong>SPK'nın fonlardan hukuka aykırı değer aktarımı tespit edip etmediği, bu değerleri geri almak için mevcut yetkilerini kullanıp kullanmayacağı, adli makamların el konulan varlıkların kaynağını nasıl belirleyeceği, tasfiye sonunda ne kadar karşılanmamış zarar kalacağı ve 13 yıl önce tartışılan toplu yatırımcı tazmini fikrinin bu kez mevzuata taşınıp taşınmayacağı</strong> olacak.</p>

<p>Çünkü yatırımcıya dönebilecek tutarı, el konulan jetlerin, yatların veya banka hesaplarının toplam değeri değil; <strong>bu malvarlığı ile yatırımcının hakkı arasında kurulabilen hukuki bağ</strong> belirleyecek.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fon-sorusturmasinda-el-konulan-varliklar-yatirimciya-donebilir-mi-magdur-fonu-yeniden-gundemde-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 09:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/resmi/spk-para.jpg" type="image/jpeg" length="33725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıda Hız mı, Adalet mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargida-hiz-mi-adalet-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargida-hiz-mi-adalet-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıya yönelik en yaygın eleştirilerden biri, davaların gereğinden fazla uzun sürmesi. Bir dava açılıyor, duruşmalar aylar sonrasına veriliyor, bilirkişi raporları bekleniyor derken insanlar haklarını ararken yıllarını kaybediyor. Bu nedenle son yıllarda yargının hızlandırılması, hukuk alanındaki e...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıya yönelik en yaygın eleştirilerden biri, davaların gereğinden fazla uzun sürmesi. Bir dava açılıyor, duruşmalar aylar sonrasına veriliyor, bilirkişi raporları bekleniyor derken insanlar haklarını ararken yıllarını kaybediyor. Bu nedenle son yıllarda yargının hızlandırılması, hukuk alanındaki en önemli değişim başlıklarından biri hâline geldi.</p>

<p>Nitekim Temmuz 2026'da TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen 12. Yargı Paketi de tam olarak bu soruna çözüm bulmak için hazırlandı. Paketin temel yaklaşımı, "Geciken adalet, adalet değildir." düşüncesi üzerine kurulu.</p>

<p>Bu tespit elbette doğru. Ancak hukuk açısından üzerinde durulması gereken başka bir soru daha var: Hızlanan her yargılama gerçekten daha adil midir?</p>

<p>Uzun süren davaların ciddi mağduriyetler doğurduğu tartışmasızdır. Özellikle alacak ve tazminat davalarında yıllarca süren yargılama, davayı kazanan taraf açısından bile ekonomik anlamda hak kaybına yol açabiliyor. Yüksek enflasyon ortamında hükmedilen tutarın gerçek değeri zaman içinde azalıyor ve kişi hukuken haklı çıksa bile fiilen zarar görebiliyor. Bu nedenle yargının makul sürede sonuçlanması, yalnızca bir verimlilik meselesi değil, aynı zamanda adil yargılanma hakkının da önemli bir parçasıdır.</p>

<p>Bu amaçla <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a>'nde çeşitli düzenlemelere yer verildi. Yazılı yargılama usulüne tabi davalarda iki duruşma arasındaki sürenin zorunlu hâller dışında üç ayı aşmaması, bazı idari davalarda tek hâkim uygulamasının genişletilmesi ve elektronik duruşmalarda imzaya ilişkin usullerin yeniden düzenlenmesi bunlardan bazılarıdır. Elektronik duruşmaya ilişkin değişiklik 31 Ekim 2026'da yürürlüğe girecektir. Bu düzenlemelerin ortak hedefi ise yargılamalardaki gereksiz bekleme sürelerini azaltmak ve yargısal süreçlerin daha etkin işlemesini sağlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vatandaş açısından bakıldığında bu beklentiyi anlamak zor değil. İnsanlar yalnızca haklı çıkmayı değil, en kısa bir süre içinde sonuca ulaşmakta istiyor. Yıllarca süren belirsizlik, hak arayışı, çoğu zaman davanın sonucundan bağımsız olarak başlı başına bir mağduriyet yaratıyor.</p>

<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir denge bulunuyor. Çünkü bir davanın hızlı sonuçlanması, her zaman doğru sonuçlandığı anlamına gelmez. Hukukun temel amacı yalnızca dosyaları kısa sürede kapatmak değil, maddi gerçeğe ulaşarak adil bir karar verebilmektir.</p>

<p>Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesi, tarafların delillerini sunabilmesini, iddialarını ortaya koyabilmesini ve bunların mahkeme tarafından yeterince değerlendirilebilmesini gerektirir. Bu süreç doğal olarak belirli bir zaman ister. Eğer hız tek başına başarı ölçütü hâline gelirse, mahkemeler dosyaları sağlıklı biçimde incelemek yerine yalnızca daha kısa sürede sonuçlandırmaya yönlendirilebilir. Özellikle ceza yargılamasında bunun doğurabileceği sonuçlar çok daha ağır olabilir.</p>

<p>Nitekim yargı reformu sürecinde gündeme gelen düzenlemeler de hız ve adalet arasındaki dengenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Özellikle suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeler etrafında yaşanan tartışmalar, yargı reformlarının yalnızca yargılamaların hızlandırılması açısından değil, temel haklar ve adil yargılanma hakkı bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>Aslında hız ile adaleti birbirinin alternatifi gibi görmek doğru değildir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi de kişilere "makul sürede yargılanma hakkı" tanımaktadır. Dolayısıyla hız, adaletin karşıtı değil; onun ayrılmaz unsurlarından biridir. Sorun, hız istemek değil; bu hızı sağlarken kararların doğru sonuçları ve yargılamanın güveninden ödün verilmesidir.</p>

<p>Kanaatimce bundan sonraki süreçte asıl başarı, yalnızca dava sürelerini kısaltmakla ölçülmemelidir. Aynı zamanda verilen kararların isabeti, toplumun yargıya duyduğu güven ve adil yargılanma hakkının korunması da değişikliklerin temel ölçütü olmalıdır.</p>

<p>Yargının hızlanmaya ihtiyacı olduğu açıktır. Ancak hukuk devleti açısından asıl hedef, dosyaları daha hızlı kapatmak değil; vatandaşın gerçekten adil bir karar verildiğine inanmasını sağlayabilmektir. Çünkü adalet, yalnızca zamanında verilen karar değildir; aynı zamanda doğru verilen karardır. <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a>nin başarısı, önümüzdeki yıllarda kaç dosyanın kapandığıyla değil, kapanan dosyaların kaçının gerçekten “adil” bulunduğuyla ölçülecek.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/ecenur-sapancali-bayram.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Ecenur SAPANCALI BAYRAM</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargida-hiz-mi-adalet-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/tera77a.jpg" type="image/jpeg" length="58584"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KOOPERATİFLERDE KENTSEL DÖNÜŞÜM SÜRECİ VE HUKUKİ OLARAK DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kooperatiflerde-kentsel-donusum-sureci-ve-hukuki-olarak-dikkat-edilmesi-gerekenler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kooperatiflerde-kentsel-donusum-sureci-ve-hukuki-olarak-dikkat-edilmesi-gerekenler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kentsel dönüşüm süreci, bir kooperatif açısından yalnızca mevcut yapının yıkılarak yeniden inşa edilmesinden ibaret değildir. Özellikle yapı kooperatiflerinde dönüşüm süreci; kooperatifler hukuku, taşınmaz hukuku, kat mülkiyeti hukuku, imar mevzuatı ve 6306 sayılı Kanun hükümlerinin birlikte değerle...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kentsel dönüşüm süreci, bir kooperatif açısından yalnızca mevcut yapının yıkılarak yeniden inşa edilmesinden ibaret değildir. Özellikle yapı kooperatiflerinde dönüşüm süreci; kooperatifler hukuku, taşınmaz hukuku, kat mülkiyeti hukuku, imar mevzuatı ve 6306 sayılı Kanun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok aşamalı bir hukuki süreçtir.</p>

<p>Bu nedenle kooperatifin kentsel dönüşüme girmesi söz konusu olduğunda, ilk olarak kooperatifin hukuki yapısının ve taşınmaz üzerindeki mevcut mülkiyet durumunun ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>Kooperatifin türü ve ana sözleşmesi ilk olarak incelenmelidir</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm sürecinin ilk aşamasında kooperatifin hangi tür kooperatif olduğu belirlenmelidir. Özellikle konut yapı kooperatifleri ile diğer yapı kooperatiflerinin hukuki yapıları ve faaliyet amaçları dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Bunun yanında kooperatifin ana sözleşmesi mutlaka incelenmelidir. Çünkü ortakların hakları, bağımsız bölümlerin tahsisi, yönetim kurulunun yetkileri, genel kurulun görevleri ve kooperatifin amacına ulaşmasına ilişkin hükümler ana sözleşmede düzenlenmektedir.</p>

<p>Bu aşamada kooperatifin ticaret sicil kayıtları, ortaklar listesi, geçmiş genel kurul kararları, yönetim kurulu kararları ve mali kayıtları da birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Taşınmazın tapu durumu belirlenmeden dönüşüm sürecine başlanmamalıdır</strong></p>

<p>Kooperatiflerde kentsel dönüşüm bakımından en önemli konulardan biri, taşınmazın tapuda kimin adına kayıtlı olduğudur.</p>

<p>Taşınmazın tamamı kooperatif adına kayıtlı olabilir. Kat irtifakı kurulmuş olabilir. Kat mülkiyetine geçilmiş olabilir veya bağımsız bölümler doğrudan ortaklar adına tescil edilmiş olabilir.</p>

<p>Bu ihtimallerin her birinde izlenecek hukuki yol farklılaşabilir.</p>

<p>Bu nedenle tapu kayıtları incelenirken yalnızca “kat irtifakı var mı?” sorusunun cevaplanması yeterli değildir. Kat irtifakının bulunup bulunmadığının yanı sıra bağımsız bölümlerin kimin adına kayıtlı olduğu, arsa paylarının nasıl belirlendiği ve taşınmaz üzerinde herhangi bir ipotek, haciz, şerh veya başka bir takyidat bulunup bulunmadığı da tespit edilmelidir.</p>

<p><strong>Ferdileşme konusu ayrıca değerlendirilmelidir</strong></p>

<p>Kooperatiflerde kentsel dönüşüm sürecinde en çok karşılaşılan konulardan biri ferdileşmedir.</p>

<p>Ancak ferdileşmenin her kooperatif bakımından aynı şekilde ve aynı zamanda yapılması gerektiği söylenemez. Öncelikle ortakların kooperatifteki ortaklık payları ile kendilerine tahsis edilen bağımsız bölümler arasındaki ilişkinin ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Özellikle kooperatif taşınmazı henüz kooperatif adına kayıtlıysa, bağımsız bölümlerin ortaklara nasıl tahsis edildiği, arsa paylarının nasıl belirlendiği ve mevcut tapu durumunun ne olduğu incelenmelidir.</p>

<p>Bu nedenle “kat irtifakı var, hemen ferdileşme yapılmalıdır” şeklinde otomatik bir yaklaşım doğru değildir. Ferdileşmenin dönüşümden önce mi, dönüşüm sürecinde mi yoksa farklı bir aşamada mı yapılmasının hukuken ve ekonomik olarak daha uygun olduğu somut olay üzerinden belirlenmelidir.</p>

<p>Ferdileşme yapılacaksa genel kurul kararının da açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde hazırlanması gerekir. Hangi işlemlerin yapılacağı, yönetim kuruluna hangi yetkilerin verileceği ve tapu işlemlerinin nasıl yürütüleceği mümkün olduğunca açık şekilde ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>6306 sayılı Kanun kapsamında dönüşüm süreci</strong></p>

<p>Kooperatif genel kurulunun “taşınmazın 6306 sayılı Kanun kapsamına alınmasına” karar vermesi tek başına taşınmazı 6306 sayılı Kanun kapsamına sokan işlem değildir.</p>

<p>6306 sayılı Kanun kapsamında yürütülecek süreç, taşınmazın ve yapının hukuki ve teknik durumuna göre belirlenir.</p>

<p>Riskli yapı söz konusu ise riskli yapı tespitinin yapılması, raporun kesinleşmesi, bildirim ve itiraz süreçlerinin tamamlanması, gerekli tapu işlemlerinin yapılması, tahliye ve yıkım aşamalarının yürütülmesi ve sonrasında yeni yapılaşmaya ilişkin uygulamaların gerçekleştirilmesi gerekir.</p>

<p>Dolayısıyla kooperatif genel kurulunda alınan kararlar ile 6306 sayılı Kanun kapsamında yürütülen idari süreç birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>Yıkım kararı ile 6306 süreci birbirine karıştırılmamalıdır</strong></p>

<p>Kooperatif genel kurulunda mevcut yapının yıkılması ve kentsel dönüşüm sürecinin yürütülmesine ilişkin karar alınabilir. Ancak genel kurul kararı ile 6306 sayılı Kanun kapsamında yürütülen riskli yapı ve yıkım sürecinin aynı hukuki işlem olmadığı unutulmamalıdır.</p>

<p>Bu nedenle dosyada hem kooperatif organlarının aldığı kararların hem de idari makamlar nezdinde yürütülen işlemlerin ayrı ayrı takip edilmesi gerekir.</p>

<p>Riskli yapı tespitinin kesinleşip kesinleşmediği, maliklere gerekli bildirimlerin yapılıp yapılmadığı, itiraz sürecinin bulunup bulunmadığı ve yıkım işleminin hangi aşamada olduğu dönüşüm sürecinin sağlıklı yürütülmesi bakımından önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Genel kurul kararları dönüşümün en önemli hukuki dayanaklarından biridir</strong></p>

<p>Genel kurul gündeminin ve kararlarının yalnızca “kentsel dönüşüme karar verilmiştir” şeklinde genel ifadelerden oluşması ileride yetki ve temsil sorunlarına neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre riskli yapı süreci, yıkım, gerekli olması halinde ferdileşme, tapu işlemleri, yeni proje, ruhsat işlemleri, müteahhit seçimi, sözleşme yapılması, finansman, kira ve taşınma giderleri ile kurumlar nezdindeki işlemler konusunda hangi kararların alınacağı ve yönetim kuruluna hangi yetkilerin verileceği açıkça belirlenmelidir.</p>

<p>Özellikle müteahhit ile yapılacak sözleşmenin esasları genel kurul kararında mümkün olduğunca belirgin hale getirilmelidir.</p>

<p><strong>Müteahhit seçimi yalnızca verilecek bağımsız bölüm sayısına göre yapılmamalıdır</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm sürecinde kooperatif ortaklarının en fazla dikkat ettiği konulardan biri müteahhidin vereceği bağımsız bölüm veya paylaşım oranıdır. Ancak yalnızca ekonomik teklif üzerinden müteahhit seçmek ciddi riskler doğurabilir.</p>

<p>Müteahhidin mali gücü, daha önce tamamladığı projeler, devam eden projeleri, teknik yeterliliği ve finansal yükümlülükleri araştırılmalıdır.</p>

<p>Bunun yanında müteahhit sözleşmesi de ayrıntılı şekilde hazırlanmalıdır. İnşaatın süresi, teslim tarihi, gecikme halinde uygulanacak yaptırımlar, kira ödemeleri, teminatlar, sigorta, ruhsat ve iskan süreçleri, teknik şartname, bağımsız bölüm paylaşımı, arsa paylarının durumu, fesih koşulları ve müteahhide yapılacak devirlerin hangi aşamalarda gerçekleştirileceği açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p>Özellikle arsa paylarının veya bağımsız bölüm mülkiyetlerinin müteahhide hangi aşamada ve hangi şartlarla devredileceği, kooperatif açısından en önemli sözleşmesel güvencelerden biridir.</p>

<p><strong>Kooperatifin borçları ve tapu üzerindeki takyidatlar araştırılmalıdır</strong></p>

<p>Dönüşümden önce kooperatifin mali ve hukuki durumunun ortaya çıkarılması gerekir.</p>

<p>Kooperatifin banka kredileri, vergi ve SGK borçları, müteahhit borçları, ortaklara veya üçüncü kişilere olan borçları, devam eden icra takipleri ve davaları tespit edilmelidir.</p>

<p>Ayrıca taşınmazın tapu kayıtlarında bulunan ipotek, haciz, tedbir, şerh ve diğer takyidatlar da incelenmelidir.</p>

<p>Çünkü kooperatifin mevcut borçları ve taşınmaz üzerindeki takyidatlar, ferdileşme ve dönüşüm sonrasında yapılacak tapu işlemlerini doğrudan etkileyebilir.</p>

<p><strong>Tapu harcı ve diğer masraflar işlem bazında değerlendirilmelidir</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm sürecinde tapu işlemleri, noter işlemleri, belediye işlemleri, proje ve ruhsat giderleri, yıkım giderleri, taşınma ve kira giderleri gibi çeşitli maliyetler ortaya çıkabilir.</p>

<p>6306 sayılı Kanun kapsamında belirli işlemler bakımından çeşitli harç, vergi ve ücret muafiyetleri bulunmaktadır.</p>

<p>Özellikle ferdileşme, devir, tescil ve dönüşüm kapsamında gerçekleştirilecek işlemler bakımından hangi işlemin hangi hukuki düzenleme kapsamında bulunduğu ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle dönüşümün başında yalnızca hukuki süreç değil, <strong>tapu ve maliyet planlaması da</strong> yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Kooperatiflerde kentsel dönüşüm neden profesyonel hukuki planlama gerektirir?</strong></p>

<p>Kooperatiflerde kentsel dönüşüm, tek bir malik ile yürütülen dönüşüm sürecinden farklıdır.</p>

<p>Bir tarafta kooperatif ile ortak arasındaki hukuki ilişki, diğer tarafta taşınmaz üzerindeki mülkiyet ilişkisi, ayrıca kooperatif ile müteahhit arasındaki sözleşmesel ilişki bulunmaktadır.</p>

<p>Bunlara 6306 sayılı Kanun kapsamında yürütülen idari süreç, imar mevzuatı, kat mülkiyeti hükümleri ve tapu işlemleri de eklenmektedir.</p>

<p>Bu nedenle kooperatifin kentsel dönüşümünde yalnızca binanın yıkılması ve yeniden yapılması hedeflenmemeli; <strong>dönüşüm sonrasında ortaya çıkacak yeni mülkiyet yapısı, ortakların hakları, bağımsız bölümlerin dağılımı ve kooperatifin hukuki durumu birlikte planlanmalıdır.</strong></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kooperatiflerde kentsel dönüşüm sürecinde doğru hukuki yol haritasının oluşturulması, sürecin en başında yapılacak ayrıntılı incelemeye bağlıdır.</p>

<p>Öncelikle kooperatifin türü ve ana sözleşmesi incelenmeli; ardından tapu kayıtları, kat irtifakı veya kat mülkiyeti durumu, bağımsız bölümlerin kime ait olduğu, arsa payları, kooperatifin borçları ve taşınmaz üzerindeki takyidatlar belirlenmelidir.</p>

<p>Bundan sonra somut olayın özelliklerine göre riskli yapı ve 6306 sayılı Kanun kapsamındaki süreç, yıkım, gerekiyorsa ferdileşme, yeni proje, müteahhit seçimi ve sözleşme süreci planlanmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kooperatiflerde-kentsel-donusum-sureci-ve-hukuki-olarak-dikkat-edilmesi-gerekenler-1</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/kentsel-donusum-toplanti.jpg" type="image/jpeg" length="65113"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MEMUR DİSİPLİN CEZALARININ CEZA MUHAKEMESİNE VE DİSİPLİN HUKUKUNA KARŞILIKLI ETKİLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/memur-disiplin-cezalarinin-ceza-muhakemesine-ve-disiplin-hukukuna-karsilikli-etkileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/memur-disiplin-cezalarinin-ceza-muhakemesine-ve-disiplin-hukukuna-karsilikli-etkileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YARGISAL İÇTİHATLAR GENİŞLETİLMİŞ ANALİZ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Kamu hizmetlerinin sürekliliği, düzeni ve güvenilirliği, kamu görevlilerinin mevzuata, meslek etiğine ve hiyerarşik düzene uygun hareket etmesine doğrudan bağlıdır. Devlet memurlarının ödev ve sorumluluklarına aykırı davranışları, idari açıdan disiplin suçunu oluşturabileceği gibi, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında adli bir suçu da teşkil edebilir. Bu tür durumlarda memur hakkında eş zamanlı olarak hem idari disiplin soruşturması hem de adli ceza muhakemesi süreci yürütülür. Her iki sürecin amaçları, yargılama usulleri, ispat kriterleri ve korudukları hukuki yararlar temelde farklı olsa da, maddi vakıaların tespiti ve masumiyet karinesi bağlamında kesiştikleri ve birbirlerini etkiledikleri önemli hukuki alanlar mevcuttur. Bu çalışmada, mevzuat hükümleri, doktrinsel görüşler ve yüksek mahkeme içtihatları çerçevesinde disiplin hukuku ile ceza muhakemesi arasındaki karşılıklı ilişki genişletilmiş yargı kararları ışığında analiz edilecektir.</p>

<p><strong>1. YASAL DAYANAK VE SÜREÇLERİN BAĞIMSIZLIĞI İLKESİ</strong></p>

<p>Türk hukuk sisteminde disiplin hukuku ile ceza kuru arasındaki bağımsızlık ve etkileşim ilişkisini düzenleyen temel norm, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 131. maddesidir. İlgili madde hükmü uyarınca; aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktiremez. Memurun ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması halleri de ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>Bu yasal düzenleme doğrultusunda doktrin ve yargı kararlarında 'Süreçlerin Bağımsızlığı İlkesi' kabul edilmiştir. Ceza muhakemesi toplumsal düzeni korumayı ve suçluyu cezalandırmayı amaçlarken; disiplin hukuku kurum içi düzeni, hiyerarşiyi ve kamu hizmetinin saygınlığını korumayı amaçlar. Bu nedenle, idare, memur hakkında ceza davası açılmasını gerekçe göstererek disiplin soruşturmasını askıya alamaz; kanuni zamanaşımı süreleri içerisinde işlemi tamamlamak zorundadır.</p>

<p><strong>2. CEZA MUHAKEMESİ KARARLARININ DİSİPLİN CEZALARINA ETKİSİ</strong></p>

<p>Her ne kadar süreçlerin bağımsızlığı ilkesi esas olsa da, adli yargıda ulaşılan ve kesinleşen maddi gerçekler, idarenin ve idari yargının takdir yetkisini tamamen serbest bırakmaz. Ceza mahkemesi kararlarının disiplin hukukuna etkisi, verilen kararın hukuki niteliğine göre değişkenlik göstermektedir:</p>

<p><strong>A. Fiilin Sübut Bulmadığı (Maddi Vakıanın Yokluğu) Nedeniyle Beraat</strong></p>

<p>Eğer ceza mahkemesi, 'yüklenen fiilin sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması' veya 'fiilin hiç gerçekleşmediği' gerekçesiyle kesin olarak beraat kararı vermişse, bu karar disiplin hukuku yönünden mutlak olarak bağlayıcıdır. Ceza mahkemesinin 'böyle bir olay hiç yaşanmamıştır' veya 'bu eylemi bu memur işlememiştir' yönündeki tespiti karşısında, idarenin aksi yönde bir kabulle disiplin cezası tesis etmesi masumiyet karinesini ağır şekilde ihlal eder.</p>

<p><strong>B. Delil Yetersizliği Nedeniyle Beraat (Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi)</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesi uyarınca, delillerin mahkumiyete yeterli olmaması nedeniyle verilen beraat kararları disiplin hukuku açısından idareyi doğrudan bağlamaz. Ceza hukukunda mahkumiyet için şüpheden uzak mutlak kesinlik aranırken, disiplin hukukunda 'idari kanaat' ve 'hizmet kusuru' odaklı farklı delil değerlendirme kriterleri uygulanır. Dolayısıyla, adli olarak cezalandırılamayan bir eylem, memuriyet vakarına yakışmayan bir davranış olarak değerlendirilip disiplin cezasına konu edilebilir.</p>

<p><strong>C. Ceza Mahkumiyeti Kararları</strong></p>

<p>Memur hakkında ceza mahkemesince verilen kesinleşmiş mahkumiyet kararı, suça konu fiilin işlendiğini kesin olarak ispatlar. İdare, bu mahkumiyete esas teşkil eden maddi vakıaları esas alarak memura uygun disiplin cezasını (örneğin memuriyetten çıkarma) ihdas etmekle yükümlüdür.</p>

<p><strong>D. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kararı</strong></p>

<p>HAGB, kurulan hükmün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden karma bir müessesedir. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, HAGB kararı verilmiş olması memura disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmez. Ancak idare, HAGB kararının arkasına sığınarak memuru doğrudan suçlu ilan edemez; idari soruşturma kapsamında maddi vakıaları kendi delilleriyle ve bağımsız bir muhakkik raporuyla ispatlamak zorundadır.</p>

<p><strong>3. YARGISAL İÇTİHATLAR VE EMSAL KARARLAR</strong></p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi (AYM) İçtihatları: Masumiyet Karinesinin İki Boyutu</strong></p>

<p><strong>AYM - Galip Şahin Başvurusu (Başvuru No: 2015/6075):</strong> Ceza mahkemesince maddi vakanın bulunmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararından sonra, idari mahkemenin veya disiplin kurullarının ceza vakanın gerçekleştiği yönünde kanaat bildirmesi masumiyet karinesinin ikinci boyutunu ihlal eder. İdari makamlar, ceza mahkemesinin ulaştığı maddi gerçeklerle çelişen kararlar alamazlar.</p>

<p><strong>AYM - Barış Kurt Başvurusu (Başvuru No: 2018/12521):</strong> Anayasa Mahkemesi, beraat kararı alan kamu görevlisinin disiplin raporunda ve idari yargı kararında suçluymuş gibi bir dil ve üslupla değerlendirilmesini masumiyet karinesinin açık ihlali olarak görmüştür. Kararda, ceza yargılamasında beraat eden kişinin idari süreçte adli suç isnadıyla yeniden itham edilmemesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) Kararları: Maddi Vakıanın Bağlayıcılığı</strong></p>

<p><strong>Danıştay İDDK - E.2019/1250, K.2020/450:</strong> Ceza mahkemesince yapılan yargılama sonucunda fiilin sübut bulmadığı gerekçesiyle beraat eden davacı hakkında, aynı fiile dayanılarak disiplin cezası tesis edilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Ceza mahkemesinin fiilin işlenmediğine dair kesinleşmiş kararı karşısında, idarenin fiilin işlendiğini kabul ederek ceza vermesi hukuken mümkün değildir.</p>

<p><strong>Danıştay İDDK - E.2021/342, K.2022/115:</strong> İDDK bu kararında, memurun rüşvet iddiasıyla yargılandığı ceza davasında 'suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması' sebebiyle beraat etmesi üzerine verilen ihraç kararını iptal etmiştir. Adli mahkemenin maddi vakıaya ilişkin tespiti idari yargıyı tamamen bağlar.</p>

<p><strong>Danıştay 12. Dairesi Kararları: HAGB ve Soruşturma Bağımsızlığı</strong></p>

<p><strong>Danıştay 12. Dairesi - E.2018/2154, K.2021/4820:</strong> Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, ceza hukuku anlamında kesin bir mahkumiyet hükmü teşkil etmese de, disiplin hukuku yönünden bağlayıcı bir engel oluşturmaz. Ancak disiplin amirleri, sadece ceza dosyasındaki HAGB kararına dayanarak ceza veremez; disiplin hukuku kuralları içinde bağımsız bir soruşturma raporu hazırlatarak fiilin idari yönden sübuta erdiğini ortaya koymalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Danıştay 12. Dairesi - E.2020/950, K.2022/1105:</strong> Daire, zimmet iddiasıyla HAGB kararı alan memurun dosyasında, idarenin hiçbir ek inceleme yapmadan adli dosyadaki itiraflara dayanarak işlem tesis etmesini eksik inceleme gerekçesiyle bozmuştur. İdare, disiplin boyutunu kendi muhakkiki eliyle somutlaştırmalıdır.</p>

<p><strong>Yeni Eklenen Kararlar: Delil Yetersizliği ve Zamanaşımı İstisnaları</strong></p>

<p><strong>Danıştay 5. Dairesi - E.2019/4112, K.2021/2340:</strong> Ceza mahkemesinin delil yetersizliğinden (şüpheye dayalı) beraat kararı vermesi durumunda, idarenin o eylemi 'hizmet kusuru' veya 'memuriyet vakarına aykırılık' kapsamında değerlendirip disiplin cezası vermesi hukuka uygundur. Çünkü iki hukukun aradığı ispat derecesi ve koruduğu menfaat farklıdır.</p>

<p><strong>Danıştay İDDK - E.2022/880, K.2023/145:</strong> Disiplin suçu oluşturan eylem aynı zamanda TCK kapsamında bir suç ise, 657 sayılı Kanun'un 127. maddesindeki kısa disiplin zamanaşımı süreleri değil, TCK'daki daha uzun olan ceza zamanaşımı süreleri uygulanır. Ceza davasının açılmış olması disiplin hukuku zamanaşımını bu yönüyle doğrudan etkiler.</p>

<p><strong>4. DİSİPLİN CEZALARININ CEZA MUHAKEMESİNE ETKİSİ</strong></p>

<p>Karşılıklı etkileşimde ana akış adli yargıdan idari alana doğru olsa da, disiplin süreçlerinin de ceza muhakemesine yansımaları bulunmaktadır:</p>

<p>Disiplin soruşturması esnasında muhakkik veya müfettişler tarafından mevzuata uygun olarak toplanan ifadeler, kamera kayıtları, teknik incelemeler, bilgi ve belgeler, adli makamlar (Cumhuriyet Savcılığı ve Ceza Mahkemeleri) tarafından yürütülen ceza soruşturmasında ve kovuşturmasında takdiri delil niteliğinde dosyaya kabul edilebilir.</p>

<p>Buna karşın, idare kurullarının veya İdare Mahkemelerinin memura verdiği bir disiplin cezası (veya bu cezanın iptali yönündeki kararlar), Ceza Mahkemesini asla bağlamaz. Ceza hakimi, idarenin eylemi rüşvet, zimmet veya evrakta sahtecilik olarak nitelendirip ihraç kararı vermesiyle bağlı olmaksızın, ceza muhakemesi kanununun usul kurallarına göre bağımsız delil değerlendirmesi yapar.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Memur disiplin cezaları ile ceza muhakemesi arasındaki hukuki ilişkide gözetilmesi gereken en hassas çizgi, hukuk devleti ve masumiyet karinesidir. Pozitif hukukumuz iki süreci ayrı kulvarlar olarak tasarlamış olsa da (657 s.K. md. 131), ceza mahkemelerinin maddi vakıanın varlığına veya yokluğuna ilişkin kesinleşmiş hükümleri idareyi ve idari yargıyı bağlayıcı etkiye sahiptir. Süreçlerin bağımsızlığı ilkesi, adli mahkemenin 'böyle bir olay yaşanmadı' dediği bir eylemi idarenin 'yaşandı' kabul etmesine cevaz vermez. Aksi bir yaklaşım, kamu vicdanını zedeleyen, mülk ve adalet algısını sarsan çelişkili kararların doğmasına yol açacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/serhat-metin.jpg" /></p>

<p><strong>Av. Serhat METİN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/memur-disiplin-cezalarinin-ceza-muhakemesine-ve-disiplin-hukukuna-karsilikli-etkileri</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/terazi-veraset-ilamia.jpg" type="image/jpeg" length="58552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ege'nin İncisinde Beklenmedik Gelişme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/egenin-incisinde-beklenmedik-gelisme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/egenin-incisinde-beklenmedik-gelisme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir genelinde yaşanan son gelişmeler, bölge halkının günlük yaşantısını etkilemeye devam ediyor. Kent merkezinde ve çevre ilçelerde görev yapan yetkililer, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla önemli değerlendirmelerde bulundu. İşte konuya dair tüm merak edilenler ve kentteki durumun detayları.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Meteoroloji uzmanları ve yerel yönetimlerin ortaklaşa yürüttüğü inceleme çalışmaları sonucunda kentin altyapı durumu, ulaşım ağları ve günlük yaşam dengesi yeniden mercek altına alındı. Özellikle kıyı şeridinde yer alan Karşıyaka, Konak, Balçova ve Alsancak gibi yoğun nüfuslu bölgelerde yaşayanların güncel duyurulara karşı dikkatli olması gerektiği vurgulandı. Şehirdeki yaşam standartlarını ve ulaşım planlamalarını doğrudan şekillendiren bu durum, yerel idarelerin gündeminde ilk sıralarda bulunuyor. Süreç anbean takip edilirken, ilgili birimler alınması gereken önlemleri kamuoyu ile şeffaf bir biçimde paylaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölgedeki son gelişmeleri ve günlük değişimleri yakından takip etmek isteyen vatandaşlar, dijital platformlar üzerinden araştırmalarını sürdürüyor. Bu noktada en doğru ve tarafsız bilgilere hızlıca ulaşmak büyük önem taşıyor. İnternet üzerinden <a href="https://gununhabercisi.com/" rel="dofollow" target="_blank" title="İzmir Haber"><strong>İzmir Haber</strong></a> kaynakları detaylıca incelendiğinde, kentteki değişimlerin boyutları çok daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Uzmanların yaptığı kapsamlı analizler, sahadan aktarılan veriler ve yerel yönetimlerin anlık bildirimleri, güvenilir <a href="https://gununhabercisi.com/" rel="dofollow" target="_blank" title="İzmir Haberleri"><strong>İzmir Haberleri</strong></a> ağı aracılığıyla kesintisiz olarak okuyuculara ulaştırılıyor.</p>

<h2>UZMANLARDAN İKLİM VE HAVA ŞARTLARI UYARISI</h2>

<p>İzmir metropol alanında mart ayına ait ortalama sıcaklık değerleri, geçmiş yılların aynı dönemine kıyasla üç derece daha yüksek seyretmektedir. Bu spesifik meteorolojik veri, kentteki altyapı onarım planlamalarını, tarımsal faaliyetleri ve günlük yaşam alışkanlıklarını doğrudan etkiliyor. Özellikle güncellenen <strong>izmir hava durumu</strong> raporlarındaki ani değişimler, vatandaşların evden çıkmadan önce en çok kontrol ettiği konuların başında geliyor. Meteoroloji Bölge Müdürlüğü yetkilileri, gün içinde yaşanabilecek ani rüzgar değişimleri ve kısa süreli yağış geçişlerine karşı tedbirli olunması gerektiğini belirterek, günlük rotaların bu verilere göre oluşturulmasını tavsiye etti. Güvenli bir ulaşım için sürücülerin takip mesafesini korumaları istendi.</p>

<h2>ALTYAPI VE ŞEBEKE YENİLEME ÇALIŞMALARI HIZ KAZANDI</h2>

<p>Kent genelinde aralıksız sürdürülen altyapı modernizasyon projeleri kapsamında bazı bölgelerde kontrollü kesintiler yaşanabiliyor. İZSU ekiplerinin sahada yürüttüğü yoğun çalışmalar doğrultusunda, kısa süreli <strong>izmir su kesintisi</strong> yaşanabilecek mahalleler önceden belirlenerek vatandaşların mağduriyet yaşamaması amaçlanıyor. Su şebekelerindeki yenileme işlemlerinin, yaz aylarında artması beklenen su tüketimine karşı şimdiden alınan bir önlem olarak hayata geçirildiği belirtildi. Yetkililer, eskiyen boru hatlarının yenilenmesi çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte su basıncındaki ani dalgalanmaların ve sızıntıların tamamen önüne geçileceğini ifade ederek sürecin teknik detaylarını bölge halkıyla paylaştı.</p>

<h2>İLÇELERDEKİ YENİ YATIRIMLAR VE İSTİHDAM HAREKETLİLİĞİ</h2>

<p>Şehrin farklı noktalarında eş zamanlı olarak yürütülen sanayi ve ticaret projeleri, yerel ekonomiye büyük bir canlılık katıyor. Organize sanayi bölgelerindeki genişleme hamlelerinin bir sonucu olarak, <strong>izmir iş ilanları</strong> kategorisinde son dönemde belirgin bir artış gözlemleniyor. Buca, Bornova, Torbalı ve Çiğli gibi nüfus yoğunluğunun ve üretimin yüksek olduğu ilçelerde, istihdamı doğrudan destekleyici yeni tesisler faaliyetlerine başladı. Tüm <strong>izmir ilçeleri</strong> genelinde dengeli bir kalkınma hedeflenirken, artan işgücü kapasitesine uygun olarak toplu taşıma ve ulaşım ağlarının da genişletilmesi bu ekonomik yatırımların odak noktasında bulunuyor.</p>

<h2>GÜNCEL GELİŞMELERİN ANLIK TAKİBİ VE DEPREM BİLİNCİ</h2>

<p>Şehirde gün içerisinde yaşanan her türlü doğa olayı ve idari gelişme, yerel halk tarafından anlık olarak izleniyor. Birinci derece fay hatları üzerinde bulunan kentte, herhangi bir sarsıntı hissedildiği anda <strong>izmir deprem son dakika</strong> verileri hızla sorgulanarak AFAD ve Kandilli Rasathanesi'nin resmi açıklamaları bekleniyor. Bölge halkının deprem bilincinin yüksek olması, kriz anlarında paniğin önüne geçiyor. Bunun yanı sıra günlük hayatı etkileyen tüm siyasi, ekonomik ve adli dinamikler, doğrulanmış <strong>izmir son dakika</strong> duyuruları aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırılıyor. Uzman ekipler, bilgi kirliliğini ve asılsız söylentileri önlemek adına, yalnızca resmi devlet kurumlarından yapılan teyitli duyuruların dikkate alınması gerektiğini bir kez daha vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/egenin-incisinde-beklenmedik-gelisme</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/izmir-haberleri.jpeg" type="image/jpeg" length="77288"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ticaret Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ticaret-bakanligi-disiplin-amirleri-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ticaret-bakanligi-disiplin-amirleri-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliği, 26 Eylül 2026 Tarihli ve 33382 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TİCARET BAKANLIĞI DİSİPLİN AMİRLERİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Amaç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Ticaret Bakanlığında görev yapan Devlet memurları ile sözleşmeli personelin disiplin amirlerini belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Ticaret Bakanlığı merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatında 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre görev yapan Devlet memurları ile sözleşmeli personel hakkında uygulanır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ve 124 üncü maddesi ile 29/4/2021 tarihli ve 3935 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliğinin 5 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Disiplin amirleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelik kapsamında görev yapan Devlet memurları ile sözleşmeli personelin disiplin amirleri Ek-1’de yer alan Cetvelde gösterilmiştir.</p>

<p><strong>Disipline ilişkin usul ve esaslar bakımından uygulanacak mevzuat</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Disipline ilişkin usul ve esaslar bakımından, 657 sayılı Kanun ile Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliği hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) 11/1/2022 tarihli ve 31716 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ticaret Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/09/20260926-2-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ticaret-bakanligi-disiplin-amirleri-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="24801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Başkanı Sağkan, Kütahya Barosu Hizmet Binası Atma Töreni’ne katıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kutahya-barosu-hizmet-binasi-atma-torenine-katildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kutahya-barosu-hizmet-binasi-atma-torenine-katildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan ve TBB Saymanı Av. Ramazan Erhan Toprak, Kütahya Barosu Hizmet Binası ve Sosyal Tesisi Temel Atma Töreni’ne katıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törende; Kütahya Valisi Musa Işın, Kütahya Barosu Başkanı Av. Edip İlkay Sunay ve Eskişehir Barosu Başkanı Av. Barış Günaydın’ın yanı sıra yargı mensupları, il protokolü, siyasi parti temsilcileri, Kütahya Barosu Yönetim Kurulu üyeleri ve avukatlar yer aldı.</p>

<p>Törende Kütahya Barosu Başkanı Av. Edip İlkay Sunay, TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan ve Kütahya Valisi Musa Işın birer konuşma yaptı.</p>

<p><strong>SAĞKAN: “BU BİNALARIN BİR RUHU VAR”</strong></p>

<p>TBB Başkanı Sağkan konuşmasında, hizmet binasının Kütahya Barosuna ve meslektaşlara kazandırılmasında emeği geçenlere teşekkür ederek, baro hizmet binalarının yalnızca fiziki yapılardan ibaret olmadığını vurguladı.</p>

<p>“Bu binaların sadece betondan, tuğladan ve çimentodan oluşmadığını, bir ruhu olduğunu hatırlatmak isterim.” diyen Sağkan, burada meslek yemini edecek avukatların adaletin tesisi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı için mücadele edeceklerini ifade etti.</p>

<p>Toplam 3 bin 842 metrekare inşaat alanına sahip olacak tesiste; çalışma alanları, derslikler, 360 kişilik konferans salonu, idari birimler ile adli yardım ve CMK birimleri yer alacak.</p>

<p>Konuşmaların ardından Kütahya Barosu Hizmet Binası ve Sosyal Tesisi’nin temeli atıldı.</p>

<p>Temel atma töreninin ardından, meslekte 50. yılını dolduran Av. Muammer Uslu’ya 50. yıl plaketi takdim edildi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_1_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_2_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_3_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_4_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_5_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_6_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_7_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_8_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_9_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_10_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_11_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_12_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_13_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_14_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_15_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_16_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_17_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_18_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kutahya-barosu-hizmet-binasi-atma-torenine-katildi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/86718-10-25092026181656.jpeg" type="image/jpeg" length="86525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DİSİPLİN HUKUKUNDA KANUNİLİK GÜVENCESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/disiplin-hukukunda-kanunilik-guvencesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/disiplin-hukukunda-kanunilik-guvencesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başvurucunun, ortaöğretim kurumunda örgün eğitim öğrenim dışına çıkarma disiplin cezası alması sonrasında eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi (AYM); eğitim öğrenim hakkını nerede ise tümü ile ortadan kaldıracak nitelikte olan disiplin ce...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başvurucunun, ortaöğretim kurumunda örgün eğitim öğrenim dışına çıkarma disiplin cezası alması sonrasında eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi (AYM); eğitim öğrenim hakkını nerede ise tümü ile ortadan kaldıracak nitelikte olan disiplin cezası yoluyla müdahalenin yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'ne ve dolayısıyla bu hakkın sınırlandırılmasının Anayasa m.13'e açıkça aykırı olarak, yani yasal düzenleme olmadan sadece bir idari işleme dayandığı, idari işlemin dayanağını teşkil eden Yönetmeliğin de disiplin yaptırımları bakımından çerçevesini çizen <i>şekli anlamda kanunun</i> da bulunmadığı gerekçeleriyle, yapılan müdahalenin en başta “kanuni dayanağı” olmadığından, eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202034927-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> (Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, 06.03.2024, Başvuru no: 2020/34927).</a></p>

<p>Bu karar özellikle; AYM'nin bireysel başvurularda yaptığı kanuni dayanak, meşru anayasal amaç ve ölçülülük şeklindeki inceleme kriterlerini anlayabilmek bakımından önemlidir.</p>

<p>1982 Anayasası “kanunilik” ilkesine ilişkin iki temel kurala yer vermektedir. Bunlardan birincisi, Anayasanın “suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen “suçta ve cezada kanunilik” ilkesidir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) gibi, AYM de bireysel başvuruları incelerken “suç” ve “ceza” kavramlarını özerk biçimde yorumlamakta ve iç hukukta klasik anlamda “suç” veya “ceza” teşkil etmeyen bazı kural ve yaptırımları da “suçta ve cezada kanunilik” kapsamında değerlendirmektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda AYM; örneğin idari para cezalarını “ceza” kategorisine dahil etmekte ve daha esnek uygulanabileceğini belirtmekle birlikte, idari para cezalarına ilişkin uyuşmazlıklarda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin uygulanacağını kabul etmektedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow">[1]</a> Buna karşın, disiplin suçları ve cezaları için durum biraz farklıdır. Her ne kadar AYM norm denetimine ilişkin bazı kararlarında Anayasa m.38’in disiplin hukukunda uygulanabileceğini kabul etmişse de<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Mahkemenin bireysel başvuru kararlarında aksi yönde bir eğilim içinde olduğu görülmektedir. Gerçekten AYM; birçok kararında kişiye isnat edilen eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenip düzenlenmediği, bu eylemlerin herkes tarafından gerçekleştirilmesinin mümkün olup olmadığı ve disiplin yaptırımının hürriyeti bağlayıcı ceza sonucuna neden olup olmadığı ölçütlerini uygulayarak, çeşitli disiplin yaptırımlarının Anayasa m.38 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m.7’nin ortak koruma alanı dışında kaldığını kabul etmiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Disiplin cezalarının bireysel başvuru hukukunda “ceza” olarak nitelendirilmemesi, bunlara ilişkin uyuşmazlıkların suç isnadının karara bağlanmasına ilişkin uyuşmazlıklar olarak kabul edilmemesi ve buna bağlı olarak adil/dürüst yargılanma hakkının (Anayasa m.36, İHAS m.6) cezai boyutunun kapsamına alınmaması sonucunu doğurmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte, disiplin cezalarına ilişkin uyuşmazlıkların bireysel başvuruya konu edilemeyeceğini ve kanunilik güvencesinin disiplin hukukunda uygulanamayacağını söylemek de doğru değildir. Burada, “kanunilik” ilkesine ilişkin ikinci anayasal güvence gündeme gelmektedir. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğini belirtmektedir. Disiplin cezasının bir temel hakka veya hürriyete müdahale teşkil etmesi durumunda, m.13’de öngörülen kanunilik güvencesi devreye girmekte ve disiplin suçu ile cezasının kanunla düzenlenip düzenlenmediği incelenmektedir. Bu inceleme sonunda AYM; disiplin suçunun veya cezasının kanuna dayanmadığını yahut kanuna dayanmakla birlikte kanunun belirlilik ve öngörülebilirlik ölçütlerini karşılamadığını tespit etmesi hâlinde, müdahaleye konu olan hakkın ihlal edildiğine karar vermektedir.</p>

<p>Nitekim AYM; Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunda kalan yükseköğretim öğrencilerine yönelik olarak yalnızca Yönetmelik hükmüne dayanılarak uygulanan disiplin cezalarını ifade özgürlüğü <a href="https://www.hukukihaber.net/ifade-ozgurlugune-mudahalenin-kanunilik-kriterini-saglamamasi-454513" rel="dofollow">(<i>Kardelen Hasret Kaygusuz</i>, B. No: 2017/38607, 18/5/2021)</a> ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201820407-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> (<i>Bedran Ali Ertuğrul</i>, B. No: 2018/20407, 12/4/2023) </a>kapsamında incelediği kararlarında, disiplin suç ve cezalarına ilişkin temel ilkeleri ve bu alandaki düzenlemelerin çerçevesini belirleyen, disiplin cezası gerektiren fiilleri en azından genel hatları ile ortaya koyan ve amacı ile kapsamı bakımından yeterince belirli veya öngörülebilir bir kanuni düzenlemenin bulunmaması halinde, disiplin cezasıyla karşılaşma ihtimali bulunan kişilerin kanuni bir güvenceden yararlanamayacağını kabul etmiş ve bu nedenle sözkonusu müdahalelerin “kanunilik” şartını karşılamadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>AYM, daha yakın tarihli bir kararında aynı değerlendirmeleri Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği uyarınca hakkında disiplin cezası uygulanan bir lise öğrencisinin yaptığı başvuruda dile getirmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202034927-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(<i>S.Ü.</i> [1. B.], B. No: 2020/34927, 06.03.2024)</a>. Bu olayda başvurucu, lise öğrencisiyken sınıf arkadaşını bıçakla yaralamaya teşebbüs ettiği gerekçesiyle disiplin soruşturmasına tabi tutulmuş ve anılan Yönetmeliğin “Disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiiller” başlıklı 164. maddesi uyarınca örgün eğitim dışına çıkarma cezasıyla (m.164/4(ı)) cezalandırılmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturmasında ise, yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucunun disiplin cezasının iptali istemiyle açtığı dava ilk derece mahkemesince kabul edilmiş, ancak istinaf incelemesinde bu karar kaldırılarak davanın kesin olarak reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Başvuruyu Anayasa m.42’de güvence altına alınan eğitim öğrenim hakkı kapsamında inceleyen AYM; ilgili Yönetmeliğin “Dayanak” başlıklı 3. maddesinde belirtilen Kanunlarda, Kanun Hükmünde Kararnamede ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde ortaöğretim öğrencilerine uygulanabilecek disiplin suç ve cezalarına ilişkin bir hüküm bulunmadığını, dolayısıyla ortaöğretim öğrencilerinin hangi fiillerinin hangi disiplin yaptırımını gerektireceğini genel hatları ile belirleyen, yeterince açık ve öngörülebilir bir kanuni düzenlemeden söz edilemeyeceğini, idarenin kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla düzenleyici işlemler yapabileceğini, ancak temel hak ve özgürlüklere ilk kez bu işlemlerle sınırlama getiremeyeceğini ve olayda disiplin cezasının yalnızca bir yönetmelik hükmüne dayanılarak uygulandığını belirterek, başvurucunun örgün eğitim öğrenim dışına çıkarılması suretiyle eğitim öğrenim hakkına yapılan müdahalenin “kanunilik” şartını taşımadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p><strong>Önce emir ve yasaklar ile yaptırımları bakımından “kanunilik” ilkesine yaklaşımımızı ortaya koymak isteriz:</strong></p>

<p>Adli suç, kabahat veya disiplin suçu ve cezalarının, gerek Anayasa m.13 ve gerekse Anayasa m.104/17 gereğince kanunlarda tanımlanması gerektiğini, yani yönetmeliklerin dışında karar veya kararnamelerle suç, disiplin suçu, kabahat ve cezalarının belirlenemeyeceğini düşünmekteyiz. Bununla birlikte; suçların, kabahatlerin ve disiplin suçlarının cezalarının kanunla gösterilmesi gerektiği, ancak kapsamı ve şartları belirtilmek suretiyle suçların “açık hüküm” olarak da bilinen düzenleyici işlemlerle öngörülebileceği söylenmektir (“Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı Anayasa m.38/1-3 ve “Kanunilik ilkesi” başlıklı 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.4). Bu görüşe katılmadığımızı, suç ve kabahat kabul edilen tüm fiiller ile cezalarının ancak kanunla koyulabileceğini savunmaktayız. “Suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı Türk Ceza Kanunu m.2’de olduğu gibi, suç ve cezalar yalnızca kanunla öngörülebilir.</p>

<p>Ancak AYM’nin bu konuda farklı görüşte olduğu anlaşılmaktadır. Yazı konumuza giren meselelerde kullanılan “kanuni dayanak” ölçütü, ceza hukukundaki suçta ve cezada kanunilik ilkesinin gerekleri kadar sıkı yorumlanmamaktadır. Nitekim AYM; “disiplin suçlarıyla ilgili <strong>genel ilkeleri ortaya koyan, çerçevesini çizen ve disiplin cezalarını gerektiren eylemleri genel hatlarıyla da olsa belirleyen</strong>, belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli, amaç ve kapsamı belirlenebilir veya öngörülebilir” bir kanuni düzenlemenin mevcut olup olmadığını sorgulamaktadır <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202034927-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(<i>S.Ü.</i> [1. B.], B. No: 2020/34927, 6/3/2024, § 34).</a> AYM aynı esnek yorumu idari yaptırımlarda da benimsemektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> (<i>Ligero Tekstil Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.</i>, B. No: 2022/6576, 24/2/2026, § 57-58)</a>. Bu yaklaşım uyarınca AYM; yaptırımların kapsam ve koşullarının çerçevesinin kanunla belirlenmesini zorunlu görmekle birlikte, bu çerçevenin içeriğinin genel ve düzenleyici işlemlerle idare tarafından doldurulabileceğini kabul etmektedir.</p>

<p>AYM’nin ortaya koyduğu bu temel kuralın Anayasa m.13’ün ve normlar hiyerarşisinin bir gereği olduğu tartışmasızdır. Aksi takdirde, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlandırılabileceği kuralı anlamsız kalacaktır. Bu durumda, yönetmeliklerle belirlenen disiplin suç ve cezaları bakımından belirli ve öngörülebilir kanuni düzenlemelerin bir an önce yapılması gerekmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan bilgilere göre ülkemizde 5 milyondan fazla ortaöğretim öğrencisi bulunmaktadır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Dolayısıyla; AYM’nin bu kararı, yalnızca <i>S.Ü.</i> kararında tespit ettiği kanunilik sorunu milyonlarca öğrenciyi ve binlerce eğitim öğretim kurumunu doğrudan ilgilendirmektedir. Eğitim öğretim kamu hizmetinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi ve bu hizmetin sunulduğu kurumlarda düzenin sağlanabilmesi için idarenin etkili ve yeterli hukuki araçlara sahip olması gerekmektedir. Bu araçların sağlanması ise kanun koyucunun görev ve sorumluluğundadır.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>AYM’nin suç, kabahat, disiplin suçu konularında fiiller yönünden benimsediği “açık hüküm” görüşünü kabul etmediğimizi, ihlal kararına katıldığımızı, çünkü ihlale konu işlemde hiçbir yasal dayanak bulunmadığını, disiplin suçu ve cezası yönünden kanuni dayanak olmaksızın ve sadece Yönetmelik hükümlerine dayanmak suretiyle disiplin cezası uygulandığı, bu disiplin işleminin ve kararının açıkça hukuka aykırı olduğu görülmektedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow " target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Örneğin; AYM, E.2014/100, K.2015/6, 14.01.2015</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Örneğin; <i>B.Y.Ç.</i> [2. B.], B. No: 2013/4554, 15/12/2015, § 34; <i>Selçuk Özbölük</i> [1. B.], B. No: 2015/7206, 14/11/2018, § 41; <i>Abdulhakim Şendül</i> [1. B.], B. No: 2017/26742, 17/11/2021, § 49-50.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> 2024-2025 örgün eğitim istatistikleri https://sgb.meb.gov.tr/www/quot2024-2025-orgun-egitim-istatistikleri-yayimlandiquot/icerik/771</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/disiplin-hukukunda-kanunilik-guvencesi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yazar/ersan-sen-yazdi-tokams.jpg" type="image/jpeg" length="52258"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FON MAĞDURLARI İÇİN HUKUKİ ÇARELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fon-magdurlari-icin-hukuki-careler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fon-magdurlari-icin-hukuki-careler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FON MAĞDURLARI

SİSTEM NASIL KURULDU, NASIL İŞLEDİ?

MAĞDURLAR İÇİN HUKUKİ ÇARELER

ZARAR NASIL GİDERİLECEK?

Eylül 2026’da sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, yüz binlerce yatırımcıyı yakından ilgilendiren önemli bir süreci gündeme getirdi. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) bazı portf...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>FON MAĞDURLARI</strong></p>

<p><strong>SİSTEM NASIL KURULDU, NASIL İŞLEDİ?</strong></p>

<p><strong>MAĞDURLAR İÇİN HUKUKİ ÇARELER</strong></p>

<p><strong>ZARAR NASIL GİDERİLECEK?</strong></p>

<p>Eylül 2026’da sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, yüz binlerce yatırımcıyı yakından ilgilendiren önemli bir süreci gündeme getirdi. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) bazı portföy yönetim şirketlerinin faaliyetleri ve fon işlemleri hakkında aldığı kararlarla, 7 portföy yönetim şirketinin yönettiği yatırım fonlarının işlemleri durduruldu ve 131 fonun tasfiye sürecine alınması kararlaştırıldı. Bu yazıda devam eden soruşturma ve tasfiye süreçlerini, mağduriyetin nasıl oluşabileceğini ve yatırımcıların hukuki çarelerini ele alacağız.</p>

<p><strong>1. 17 Eylül 2026’da Ne Oldu?</strong></p>

<p>SPK, 17 Eylül 2026 tarihinde Tera Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Portföy Yönetimi AŞ, Hedef Portföy Yönetimi AŞ, Atlas Portföy Yönetimi AŞ, A1 Portföy Yönetimi AŞ, Pardus Portföy Yönetimi AŞ ve Bulls Portföy Yönetimi AŞ tarafından kurulan ve katılma payları TEFAS’ta işlem gören yatırım fonlarının işlemlerini durdurdu ve ilgili fonların tasfiyesine karar verdi. SPK’nın 23 Eylül tarihli açıklamasına göre 131 fonun tasfiyesi söz konusu olup <strong>MKK kayıtlarına göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455.758 kişidir.</strong></p>

<p>Bu nedenle temel soru, <strong>“Fon tasfiye ediliyorsa yatırımcının parası ne olacak?”</strong> sorusudur. Bu sorunun cevabı yalnızca yatırım riskine indirgenemez. Fonun hukuki yapısı, tasfiye mekanizması ve ilgili kişi ve kurumların görev ve sorumlulukları ayrıca incelenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. Yatırım Fonu Aslında Nedir?</strong></p>

<p>Yatırım fonu, yatırımcılardan toplanan paralarla belirli varlıklardan oluşan bir portföyün oluşturulduğu kolektif yatırım yapısıdır. Yatırımcı fonun kendisini değil, fonun katılma paylarını satın alır. Fon portföyünde hisse senetleri, borçlanma araçları, para piyasası araçları veya fonun niteliğine göre başka sermaye piyasası araçları bulunabilir.</p>

<p>Önemli ayrım, fon malvarlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığının aynı olmamasıdır. Portföy yönetim şirketinin fonun kurucusu ve yöneticisi olması, fon içerisindeki varlıkların doğrudan şirketin kendi malvarlığı olduğu anlamına gelmez. <strong>Bu nedenle portföy yönetim şirketiyle ilgili bir sorun yaşanması, tek başına fon yatırımının yok olduğu anlamına gelmez.</strong></p>

<p><strong>3. Sorun nerede ortaya çıktı?</strong></p>

<p><strong>a. Serbest Yatırım Fonları Ve Para Piyasası Fonları Bakımından Ne İddia Ediliyor?</strong></p>

<p>Kamuoyuna yansıyan iddialardan biri; fiili dolaşım oranı düşük, piyasa derinliği ve likiditesi sınırlı bazı halka açık şirketlerin hisselerinin belirli fonlar tarafından yüksek tutarlarda portföylere dahil edilmesi ve bu işlemlerin hisselerin fiyatlarında ekonomik ve finansal gerçeklikle açıklanamayacak hareketlere yol açmasıdır. SPK da 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, 2025’in son çeyreğinden itibaren bazı fonların düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde olağandışı fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini açıklamıştır.</p>

<p>Bu işlemlerin sermaye piyasası mevzuatı bakımından hukuka aykırı olup olmadığı soruşturma konusudur. Soruşturma devam ettiği için işlemleri kesin olarak piyasa dolandırıcılığı olarak nitelendirmek doğru değildir. Öte yandan nitelikli yatırımcı olmak, yatırımın yüksek risk taşıyabileceği anlamına gelse de yüksek risk ile hukuka aykırı işlem aynı kavram değildir. Somut olayda zararın yalnızca piyasa riskinden mi, yoksa hukuka aykırı olduğu iddia edilen işlemlerden mi kaynaklandığı ve aradaki uygun illiyet bağı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p><strong>b. Para Piyasası Fonları </strong></p>

<p>Para piyasası fonları bakımından tartışmanın merkezinde bazı fonlar arasındaki borçlanma ilişkileri, teminat yapıları ve teminatların niteliği bulunmaktadır. Bir fonun başka bir fonla belirli şartlar altında finansal işlem yapması veya borçlanması tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmez; işlemin tarafları, şartları, teminat yapısı ve mevzuata uygunluğu değerlendirilmelidir.</p>

<p>Teminat gösterilmiş olması da tek başına yeterli değildir. Teminatın gerçek değeri, likiditesi ve gerektiğinde nakde çevrilebilirliği önem taşır. Piyasa fiyatı 100 TL görünen ancak fiili dolaşımı ve piyasa derinliği çok düşük olan bir hissenin büyük miktarda satılması halinde aynı fiyat üzerinden nakde çevrilememesi mümkündür. Bu nedenle ekranda görünen değer ile gerçek ve nakde çevrilebilir ekonomik değer birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>4. SPK Neden Müdahale Etti?</strong></p>

<p>SPK, sermaye piyasalarının düzenli ve güvenilir şekilde işlemesini sağlamak ve yatırımcıların hak ve yararlarını korumakla görevli düzenleyici otoritedir. İşlemlerin durdurulması, yatırımcının parasına devlet tarafından el konulduğu veya fonların kamu tarafından satın alındığı anlamına gelmez. Amaç, mevcut durumun daha fazla zarar doğurmasının önüne geçilmesi ve fonların hukuki çerçevede tasfiye edilmesidir.</p>

<p>SPK 21 Eylül’de tasfiye sürecine ilişkin belirli süreyi üç aydan altı aya çıkarmış, ancak bunun tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini belirtmiştir. <strong>Sürenin uzatılması, fon portföyündeki varlıkların piyasa koşulları dikkate alınarak daha uygun şartlarda nakde çevrilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.</strong></p>

<p><strong>5. Fonun Tasfiyesi Ne Demek?</strong></p>

<p><strong><u>Tasfiye, yatırımcının parasının yok olması anlamına gelmez.</u></strong> Fon faaliyetinin sona erdirilmesi ve portföydeki varlıkların ilgili usuller çerçevesinde paraya çevrilerek yatırımcıların fon paylarından doğan hakları doğrultusunda dağıtılması sürecidir. Tasfiye sırasında fonun mevcut yükümlülükleri ve tasfiye işlemlerinin maliyetleri de dikkate alınır.</p>

<p>Bu nedenle yatırımcıya ödenecek tutar yalnızca geçmişte ekranda görünen fon değeri veya fona yatırılan anapara üzerinden belirlenemez. Fon portföyünün gerçek ekonomik değeri, varlıkların hangi koşullarda nakde çevrilebildiği, fonun yükümlülükleri ve tasfiye sonucunda ortaya çıkan net değer birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>6. Zararın Ne Kadarı Tazmin Edilecek?</strong></p>

<p>Bugün itibarıyla bütün fonlar bakımından tek bir rakam belirlemek mümkün değildir. Her fonun portföyü ve varlıklarının gerçek piyasa değeri farklıdır. Bu nedenle zarar tamamen yatırım riski olarak kabul edilerek hiçbir tazminat talep edilemeyeceği sonucuna varılamayacağı gibi, yatırılan tüm tutarın veya ekranda görünen değerin eksiksiz ödeneceği de söylenemez.</p>

<p>Örneğin yatırımcının fona 800.000 TL yatırdığı ve satış emri tarihinde sistemde 8.000.000 TL değer görüldüğü varsayılsın. Bu iki rakamdan herhangi birinin tek başına gerçek zararı gösterdiği söylenemez. Özellikle fiyatların ekonomik gerçeklikten kopuk şekilde oluştuğunun tespit edilmesi halinde, ekranda görünen değer ile gerçek ekonomik değer arasında fark bulunabilir. Bu nedenle zarar; tasfiye sonunda fon bünyesinde gerçekten mevcut olan varlıklar, bunların gerçek ve makul koşullarda nakde çevrilebilirliği, tasfiye tutarları ve yatırımcının ekonomik olarak sahip olduğu gerçek değer dikkate alınarak belirlenmelidir.</p>

<p><strong><u>Yatırımcıların “şu kadar para kesin ödenecek” veya “şu kadar zarar kesin oluşacak” şeklindeki açıklamalara ihtiyatla yaklaşması gerekir</u></strong>. SPK da yatırımcıların süreç boyunca resmi kaynaklardan yapılan açıklamaları dikkate almaları konusunda uyarıda bulunmuştur.</p>

<p><strong>7. Bütün Bu Süreç Neden Bir “Kriz” Haline Geldi?</strong></p>

<p>Bir tarafta fonların değerlemesi ve portföylerde bulunan bazı payların fiyat hareketleriyle ilgili incelemeler, diğer tarafta yatırımcıların fon paylarından çıkış talepleri ve likidite sorunu bulunmaktadır. Resmi verilere göre yüz binlerce yatırımcının sürece dahil olması, konunun finans piyasalarını aşan geniş bir mağduriyet boyutu oluşturmasına neden olmuştur.</p>

<p>Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bazı şirket ve kişiler hakkında adli işlemler gerçekleştirilmiştir. Ancak soruşturma veya tutuklama, kesin olarak suç işlendiğini göstermez; cezai sorumluluk yargılama sonucunda belirlenir. Bu nedenle mevcut iddialar ile kesinleşmiş bir mahkûmiyet arasında ayrım yapılmalıdır.</p>

<p><strong>8. SPK'nın Daha Önce Yaptığı Düzenlemelerin Önemi</strong></p>

<p>SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklamasına göre düşük fiili dolaşıma sahip paylarda meydana gelen olağandışı fiyat hareketleriyle ilgili çalışmalar 2025 yılının son çeyreğinden itibaren gündemdeydi. Ayrıca 28 Ağustos 2026’da Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’de kapsamlı değişiklikler yapılmış, TEFAS’ın takas yapısına ilişkin değişiklikler 20 Temmuz 2026’da uygulanmaya başlanmış ve bazı fon varlıklarının değerlemesine ilişkin yeni uygulamalar devreye alınmıştır. Bu nedenle yaşanan gelişmeler yalnızca 17 Eylül kararları üzerinden değil, öncesindeki düzenleme ve denetim süreciyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>9. Yatırımcı Açısından Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Hususlar</strong></p>

<p>1. Fonların tasfiye edilmesi, yatırımcıların fon içerisindeki haklarının otomatik olarak ortadan kalkması anlamına gelmez; ancak geçmişte görünen kârın veya yatırılan anaparanın kesin ve tam olarak ödeneceği de şimdiden söylenemez.</p>

<p>2. Fon malvarlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığı birbirinden farklıdır.</p>

<p>3. Zararın miktarı, tasfiye sürecinde varlıkların hangi değerden nakde çevrildiği ve tasfiye işlemleri sonucunda ortaya çıkan net değerle birlikte belirlenmelidir.</p>

<p>4. Soruşturma kapsamında ileri sürülen iddialar ile hukuken kesinleşmiş suç arasında fark vardır.</p>

<p>5. Bir yatırımcının zarar etmiş olması, tek başına herhangi bir kişi veya kurumun hukuken sorumlu olduğu anlamına gelmez. Sorumluluk bakımından hukuki dayanak, kusur, zarar ve uygun illiyet bağı somut olay özelinde değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><u>Devam eden ceza soruşturması bakımından, doğrudan zarar gören yatırımcıların somut olayın koşullarına göre suçtan zarar gören sıfatıyla soruşturma dosyasına ilişkin haklarını kullanmaları ve kovuşturma aşamasında davaya katılmaları mümkün olabilir. Bu durum, soruşturmanın seyri hakkında yasal çerçevede bilgi sahibi olunması, delillerin değerlendirilmesi ve gerektiğinde soruşturma makamlarına talepler sunulması bakımından önem taşımaktadır.</u></strong></p>

<p>Tazminat talepleri bakımından ise ceza soruşturması ve kovuşturmasında ortaya çıkan bilgi ve belgeler önem taşıyabilir. Uğranılan zararın niteliği, zararla hukuka aykırı işlem veya eylem arasındaki illiyet bağı, yatırımcının konumu, fonun ve portföy yönetim şirketinin hukuki yapısı, portföy saklayıcısının ve diğer ilgili kurumların somut olayda üstlendikleri yükümlülükler ile varsa diğer sorumluluk sebepleri ayrıca incelenmelidir. Bu nedenle tazminle sorumlu kişi, kurum ve kuruluşların her somut olay bakımından ayrı ayrı belirlenmesi gerekir.</p>

<p><strong><u>Konunun ceza hukuku, sermaye piyasası hukuku ve tazminat hukuku boyutlarını birlikte içermesi nedeniyle yatırımcıların süreci, bu alanlarda deneyimli bir avukatla birlikte yürütmeleri; hak ve başvuru yollarının, somut olaylarına ve uygulanabilecek sürelere göre ayrıca değerlendirilmesi bakımından önemlidir.</u></strong></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Bugün itibarıyla elimizde kesinleşmiş bir yargı kararı değil; SPK kararları, tasfiye süreci ve devam eden adli ve idari incelemeler bulunmaktadır. Bu nedenle yaşananları şimdiden kesin bir “fon dolandırıcılığı” veya benzeri bir hukuki sonuçla nitelendirmek yerine, olayların hangi işlemlerden kaynaklandığını ve bu işlemlerin hukuk düzenindeki karşılığını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.</p>

<p>Bununla birlikte yüz binlerce yatırımcının dahil olduğu bir fon tasfiye süreci söz konusudur. Bundan sonraki aşamada fonların hangi usulle tasfiye edileceği, yatırımcıların haklarının nasıl korunacağı, portföy yönetim şirketleri ve diğer aktörler bakımından hangi sorumlulukların doğabileceği ve zararların tazmini için hangi hukuki yollara başvurulabileceği önem taşıyacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-selcuk-ener" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Selçuk ENER"><img alt="Av. Selçuk ENER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/09/selcuk-ener-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-selcuk-ener" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Selçuk ENER">Av. Selçuk ENER</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fon-magdurlari-icin-hukuki-careler-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/fon-ass.jpg" type="image/jpeg" length="65878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tasfiye Edilen Yatırım Fonlarında Gerçekleşmeyen İade Talimatları Nedeniyle Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar Talepleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasfiye-edilen-yatirim-fonlarinda-gerceklesmeyen-iade-talimatlari-nedeniyle-temerrut-faizi-ve-askin-zarar-talepleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasfiye-edilen-yatirim-fonlarinda-gerceklesmeyen-iade-talimatlari-nedeniyle-temerrut-faizi-ve-askin-zarar-talepleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarının ardından yatırım fonlarının tasfiye sürecine alınması, yatırımcılar bakımından yalnızca tasfiye kapsamında ne tutarda ödeme yapılacağı sorununu ortaya çıkarmamıştır. Tasfiye kararından önce katılma paylarının iadesini talep eden, ancak ia...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarının ardından yatırım fonlarının tasfiye sürecine alınması, yatırımcılar bakımından yalnızca tasfiye kapsamında ne tutarda ödeme yapılacağı sorununu ortaya çıkarmamıştır. Tasfiye kararından önce katılma paylarının iadesini talep eden, ancak iade bedelleri hesaplarına aktarılmayan yatırımcıların gecikmeden kaynaklanan zararları da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir hukuki mesele hâline gelmiştir.</p>

<p>Özellikle yüksek tutarlı yatırımlarda, satış bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yatırımcının başka mali yükümlülüklerini yerine getirememesi, finansman maliyetlerine katlanması veya mevcut ekonomik imkânlarından yararlanamaması söz konusu olabilir.</p>

<p>Bu noktada temel hukuki sorun, yatırımcının tasfiye kapsamında yapılacak ödemeyle yetinmek zorunda olup olmadığıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun temerrüt ve aşkın zarara ilişkin hükümleri, koşulları gerçekleştiğinde, yatırımcıya geciken ödemenin neden olduğu zararların ayrıca giderilmesini talep etme imkânı tanımaktadır. Başlangıçta yatırılan tutar, uygulanacak pay fiyatına göre hesaplanan katılma payı iade bedeli ve tasfiye sonunda yatırımcıya düşen tutar birbirinden farklı kavramlardır.</p>

<p>Ancak fonun tasfiye edilmesi, satış bedelinin gecikmesi ve borçlunun hukuken temerrüde düşmesi aynı anlama gelmemektedir. Faiz ve tazminat taleplerinin değerlendirilebilmesi için öncelikle yatırımcı lehine muaccel bir para borcunun doğup doğmadığı belirlenmelidir.</p>

<p><strong>1. Satış talimatı veren yatırımcı ile tasfiye sürecini bekleyen yatırımcının hukuki durumu aynı değildir</strong></p>

<p>Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararları sonrasında, tasfiye kapsamına alınan yatırım fonlarında katılma payı bulunan yatırımcılar açısından önemli bir hukuki sorun ortaya çıkmıştır: Tasfiye kararından önce satış talimatı vermesine rağmen talimatı gerçekleştirilmeyen yatırımcı, parasını hangi tutar üzerinden ve ne zaman alacaktır?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı, yatırımcının yalnızca tasfiye bakiyesinden pay alma hakkını değil, gecikme nedeniyle faiz ve tazminat talep edip edemeyeceğini de doğrudan ilgilendirmektedir.</p>

<p>SPK’nın 2026/61 sayılı Bülteni’nin A/6 bendinde, ihbarlı fonlar için 17.09.2026 tarihinde saat 13.30’dan sonra, para piyasası fonları için ise izahnamede belirtilen gün sonu valör atlama saatinden sonra iletilen iade talimatlarının tasfiye esasları kapsamında olduğu belirtilmiştir. Aynı bentte, tasfiye kararı verilen fonlarda Takasbank TEFAS Platformu üzerinden verilmiş ve gerçekleştirilmemiş iade talimatları karşılığında oluşan tutarın fon hesabına borç olarak tahakkuk ettirilmesi ve elde edilen nakitle öncelikli olarak bu borçların ödenmesi düzenlenmiştir. Bu nedenle talimatın zamanı, kanalı ve işlem durumu birlikte belirlenmelidir.</p>

<p>Ancak satış talimatının fon hesabına borç kaydedilmesi, her durumda temerrüdün gerçekleştiği veya yatırımcının ayrıca faiz alacağı doğduğu anlamına gelmez. Bu hususlar, ilgili fonun işlem esasları ve somut olayın özellikleri çerçevesinde ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Bültenin B bölümünde TEFAS dışı dağıtım kanallarından yapılabilecek işlemlere de sınırlama getirilmiştir. Banka veya aracı kuruma verilen talimatın TEFAS’a hangi zamanda ve hangi statüyle iletildiği ayrıca araştırılmalıdır; müşteri ekranındaki talimat kaydı tek başına platforma iletim ve gerçekleşme durumunu göstermeyebilir.</p>

<p><strong>2. Satış talimatının verilmesi, kabul edilmesi ve ödeme borcunun muaccel olması birbirinden ayrılmalıdır</strong></p>

<p>Yatırımcıların faiz ve tazminat talepleri bakımından ilk olarak belirlenmesi gereken husus, satış talimatının hangi tarihte hukuken sonuç doğurduğudur.</p>

<p>Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği'nin 14. maddesi, katılma paylarının değerinin hesaplanmasına ilişkin esasları düzenlemektedir. Kural olarak, belirli fon türleri dışındaki fonlarda alım ve satım emirleri, emrin verilmesini takip eden ilk fiyat hesaplamasında bulunan birim pay fiyatı üzerinden gerçekleştirilir. Bununla birlikte serbest fonlar bakımından farklı fiyat açıklama ve iade süreleri öngörülebilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla yatırımcının satış talimatı verdiği tarih ile uygulanacak birim pay fiyatının belirlendiği tarih ve ödemenin yapılması gereken tarih her zaman aynı değildir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca talimat tarihine bakılması yeterli değildir; ilgili tarihte geçerli fon işlem esasları üzerinden fiyat hesaplama tarihi ve ödeme valörü tespit edilmelidir.</p>

<p>Bu ayrım yapılmadan yalnızca satış talimatının verildiği tarih esas alınarak temerrüt faizi hesaplanması hukuken isabetli olmayacaktır.</p>

<p><strong>3. Satış bedelinin muacceliyet tarihi ve temerrüdün başlangıcı</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu, kural olarak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Ancak borcun ifa edileceği günün taraflarca belirlenmiş olması veya kanunda düzenlenen diğer ihtarsız temerrüt hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca ihtar aranmayabilir.</p>

<p>Yatırım fonlarında bu hükmün uygulanabilmesi bakımından ilgili tarihte geçerli fon izahnamesi, KAP’ta ilan edilen alım satım esasları, yatırımcıya bildirilen koşullar ve varsa özel iade düzenlemeleri belirleyici niteliktedir.</p>

<p>Özellikle serbest fonlarda, katılma paylarının iadesi için daha uzun süreler öngörülebilmesi nedeniyle satış talimatının verildiği tarih ile ödeme borcunun muaccel olduğu tarih arasında önemli bir zaman farkı bulunabilir. Bununla birlikte söz konusu sürelerin dolmuş olması ve ödeme yükümlülüğünün doğması hâlinde, borcun yerine getirilmemesinin hukuki sonuçları ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Temerrüt tarihinin belirlenmesi bakımından yalnızca yatırımcının talimat ekranında görünen tarih yeterli değildir. İlgili talimatın kabul edildiği an, uygulanması gereken fiyat, ödeme valörü ve borçlu kuruluşun ifa yükümlülüğünün ne zaman başladığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Fon belgelerinde bir valör tarihi öngörülmüş olması değerlendirmede önemlidir. Bununla birlikte ihtarsız temerrüt bakımından bu tarihin taraflar arasındaki hukuki ilişkide kararlaştırılmış veya sözleşmeye göre belirlenebilir bir ifa günü niteliği taşıyıp taşımadığı incelenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. SPK tasfiye kararının daha önce doğmuş ödeme borçlarına etkisi</strong></p>

<p>Tasfiye sürecinde üzerinde durulması gereken bir diğer mesele, SPK'nın işlem kısıtlaması ve tasfiye kararlarının daha önce verilmiş satış talimatlarına etkisidir.</p>

<p>Kurulun açıkladığı özel tasfiye usulündeki borç kaydı ve öncelikli ödeme düzenlemesi, kapsamına giren iade talimatlarının tasfiye bakiyesinden pay alma hakkından ayrı değerlendirilmesini gerektirir. Ancak bu hüküm, tek başına tüm yatırımcıların başlangıçta yatırdıkları tutarın aynen geri ödeneceği anlamına gelmez.</p>

<p>Bununla birlikte bir satış talimatının tasfiye usulünde öncelikli ödeme kapsamına alınması ile o alacağa temerrüt faizi işletilmesi farklı hukuki meselelerdir.</p>

<p>Öncelikle yatırımcının talimatının özel tasfiye düzenlemesi kapsamında bulunup bulunmadığı belirlenmeli; ardından talimattan doğan ödeme borcunun muacceliyet tarihi, varsa daha önce gerçekleşmiş temerrüt ve tasfiye kararının bu borca etkisi incelenmelidir.</p>

<p>SPK’nın 21 Eylül 2026 tarihli duyurusunda açıklanan 20.09.2026 tarih ve 59/1710 sayılı kararla, tasfiye usulünün yalnızca A/8 bendindeki üç aylık süre altı aya çıkarılmış; diğer hükümler korunmuştur. Süre tasfiye duyuru tarihinden itibaren hesaplanır ve bentte sürenin bitimini izleyen ilk iş günü esas alınır. Bu değişiklik, bütün ödemelerin altı ayın sonunda yapılacağı anlamına gelmez; koşullar elverirse tasfiye daha erken tamamlanabilir. Sürenin uzatılması ile daha önce muaccel hâle gelmiş bir ödeme borcuna ilişkin temerrüt değerlendirmesi birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p><strong>5. Temerrüt faizi yanında aşkın zarar talebi</strong></p>

<p>Satış talimatı gerçekleşmeyen yatırımcılar bakımından önemli meselelerden biri, gecikme zararının temerrüt faiziyle tamamen karşılanamamasıdır. TBK m.122 uyarınca alacaklı temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa, borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Para borcunda temerrüt faizi için alacaklının ayrıca zararını veya borçlunun kusurunu ispatlaması aranmazken, aşkın zarar bakımından faizi aşan zarar ve nedensellik bağı ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Aşkın zarar talebi, yalnızca ödemenin gecikmiş olduğu belirtilerek gerekçelendirilemez. Ancak zararın ispatında kişiye özgü mali kayıpların belgelendirilmesi ile enflasyon kaynaklı değer kaybının değerlendirilmesi ayrı ayrı ele alınmalıdır. Bu alanda yargı kararlarında farklı yaklaşımlar bulunduğundan, her olayda enflasyon dışında kişisel bir zarar belgesi sunulmasını tartışmasız ve tek ispat yolu olarak göstermek isabetli değildir.</p>

<p>Örneğin satış bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yatırımcının başka bir borcunu vadesinde ödeyememesi ve bu nedenle temerrüt faizinin üzerinde ek bir mali yükümlülük altına girmesi, somut olayın özelliklerine göre aşkın zarar kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin Caner Şafak başvurusunda verdiği 8/7/2025 tarihli pilot karar, özel kişiler arasındaki alacaklarda enflasyon kaynaklı değer kaybının giderilememesini mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirmiştir. Bu karar, her aşkın zarar talebinin kendiliğinden kabul edilmesi anlamına gelmez. Bununla birlikte enflasyon verilerinin hiçbir durumda yeterli olmayacağı veya her durumda otomatik tazminat sağlayacağı biçiminde kesin genellemelerden kaçınılmalı; ispat ve hesaplama yöntemi ilgili içtihatlar ve somut olay çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>Burada özellikle iki zarar türü birbirinden ayrılmalıdır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>Fonun olağan piyasa koşullarında değer kaybetmesi nedeniyle meydana gelen yatırım zararı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Muaccel bir satış bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle meydana gelen ve temerrüt faizini aşan ek zarar.</p>
 </li>
</ul>

<p>İkinci zarar türünün varlığı hâlinde TBK m.122 kapsamında ayrıca tazminat talep edilmesi değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>6. Gerçekleşmeyen satış talimatından doğan zararlardan sorumlu kuruluşlar</strong></p>

<p>Yatırımcıların zararlarının giderilmesi bakımından yalnızca zarar miktarının belirlenmesi yeterli değildir. Satış talimatının hangi aşamada ve hangi nedenle yerine getirilmediğinin de ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Banka veya aracı kurumun yatırımcı tarafından verilen talimatı zamanında iletmemesi, hatalı iletmesi yahut gerekli işlem süreçlerini yerine getirmemesi ile fon kurucusunun kendi yükümlülüklerini ihlal etmesi farklı hukuki sorumluluk nedenleri oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle bankanın yalnızca dağıtıcı kuruluş sıfatıyla mı hareket ettiği, yoksa ayrıca fonun portföy saklayıcısı veya tasfiye sürecinde yetkilendirilmiş kuruluş sıfatına mı sahip olduğu belirlenmelidir.</p>

<p>Bir kuruluşun tasfiye işlemlerini yürütmek üzere görevlendirilmesi, tasfiye öncesinde başka bir kuruluşun gerçekleştirdiği bütün işlemlerden kendiliğinden sorumlu olacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Yatırımcı bakımından belirleyici olan, hangi kuruluşun hangi yükümlülüğü ihlal ettiği ve söz konusu ihlalin zarara neden olup olmadığıdır.</p>

<p><strong>7. Tasfiye ödemesinin faiz ve tazminat taleplerine etkisi</strong></p>

<p>Tasfiye kapsamında ödeme yapılmasının faiz ve tazminat taleplerine etkisi, her alacak kalemi bakımından ayrı incelenmelidir. Özellikle işlemiş faiz bakımından TBK m.131’deki asıl borca bağlı hakların sona ermesi kuralı gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p>TBK m.131 uyarınca asıl borç ifa veya başka bir nedenle sona erdiğinde, kural olarak buna bağlı faiz borcu da sona erer. İşlemiş faizi isteme hakkı sözleşmeyle veya en geç ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuşsa ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılıyorsa bu faiz istenebilir. Bu nedenle ödeme kabul edilirken işlemiş faiz hakkının korunup korunmadığı değerlendirilmeli; gerektiğinde bu hak borçluya yöneltilen ve bildirimi ispatlanabilir bir beyanla saklı tutulmalıdır.</p>

<p>Aşkın zarar talebi, işlemiş faiz alacağıyla aynı nitelikte olmadığından ayrıca değerlendirilmelidir. Ödemenin hangi borca mahsup edildiği, varsa ibra veya sulh beyanının hangi talepleri kapsadığı ve daha önce yapılan hak saklı tutma bildirimleri incelenmelidir. Yalnızca ibra ya da sulh bulunmadığının tespiti, işlemiş faiz hakkının korunduğu sonucuna varmak için yeterli değildir.</p>

<p>Aynı zararın birden fazla kez tahsil edilmesi mümkün olmadığından, yatırımcıya tasfiye kapsamında ödenen tutarlar ile ayrıca talep edilen faiz ve tazminat kalemleri birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>8. Hukuki süreç öncesinde incelenmesi gereken hususlar</strong></p>

<p>Satış talimatı gerçekleşmeyen yatırımcılar bakımından hukuki süreç, yalnızca fonun tasfiye kararına tabi tutulduğu gerekçesiyle başlatılmamalıdır.</p>

<p>Öncelikle yatırımcının satış talimatının hukuken geçerli biçimde verilip verilmediği, hangi tarihte işleme alınması gerektiği, uygulanacak birim pay fiyatı ve ödemenin yapılması gereken valör tarihi belirlenmelidir. Ardından talimatın yerine getirilmemesinin hangi kuruluştan kaynaklandığı, ödeme borcunun muaccel hâle gelip gelmediği ve temerrüt koşullarının oluşup oluşmadığı incelenmelidir.</p>

<p>Bu inceleme için tarih ve saat içeren talimat kayıtları, emir numarası, TEFAS iletim ve işlem durumu bilgileri, ilgili tarihte geçerli izahname ve KAP açıklamaları, hesap hareketleri, ödeme dekontları, ihtar ve yazışmalar birlikte saklanmalıdır. Ek finansman maliyeti veya başka bir kişisel zarar ileri sürülüyorsa, kredi sözleşmeleri ve ilgili ödeme belgeleri de temin edilmelidir.</p>

<p>Bu değerlendirme sonucunda, yatırımcının yalnızca tasfiye kapsamında yapılacak ödemeyi beklemesinin yeterli olup olmadığı veya ayrıca temerrüt faizi ve aşkın zarar talep etmesini gerektiren bir hukuki durumun bulunup bulunmadığı ortaya konulabilir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak, SPK tarafından tasfiye kapsamına alınan yatırım fonlarında, tasfiye kararından önce satış talimatı veren yatırımcıların hukuki durumu ayrı bir inceleme gerektirmektedir.</strong></p>

<p>Özellikle satış talimatının hukuka uygun biçimde kabul edildiği ve ödeme borcunun muaccel hâle geldiği durumlarda, bedelin zamanında ödenmemesi nedeniyle temerrüt faizi ve koşulları varsa aşkın zarar talepleri gündeme gelebilir. Ancak fonun işleme kapatılması, satış talimatının gerçekleştirilememesi veya tasfiye süresinin uzaması tek başına faiz ve tazminat hakkı doğurmaz.</p>

<p>Yatırımcı bakımından temel mesele, satış talimatının verilmesinden tasfiye ödemesine kadar geçen süreçte hangi yükümlülüğün, hangi tarihte ve hangi kuruluş tarafından ihlal edildiğinin belirlenmesidir.</p>

<p>Bu nedenle tasfiye kapsamında yapılacak ödeme ile talimatın zamanında yerine getirilmemesinden doğan faiz ve tazminat talepleri, birbirleri üzerindeki mahsup ve sona erme etkileri de gözetilerek ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT"><img alt="Av. Ceren KURT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT">Av. Ceren KURT</a></strong></h4>

<p><i>Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Faiz ve tazminat taleplerinin hukuki dayanağı, ilgili fonun işlem esaslarına ve somut olayın özelliklerine göre değişebilir.</i></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasfiye-edilen-yatirim-fonlarinda-gerceklesmeyen-iade-talimatlari-nedeniyle-temerrut-faizi-ve-askin-zarar-talepleri-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/fon-fasd.jpg" type="image/jpeg" length="92401"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Fon sahipleri ile yöneticilerinin mal varlıklarına el konuldu!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-fon-sahipleri-ile-yoneticilerinin-mal-varliklarina-el-konuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-fon-sahipleri-ile-yoneticilerinin-mal-varliklarina-el-konuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fon soruşturmasına ilişkin açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Tüm fon sahipleri ile yönetici kademelerinde yer alan şüphelilerin mal varlıklarına el konulmuştur. Birinci derece yakınlarının mal varlıkları dondurulmuştur." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, fon soruşturması kapsamında bugüne kadar 76 şüpheli hakkında adli işlem yapıldığını, 45'inin tutuklandığını ve 12 şüpheli hakkında ise yakalama işlemlerinin başlatıldığını açıkladı.</p>

<p>Bakan Akın Gürlek, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın alın teriyle oluşturduğu birikimleri korumak, mali sistemimizin güvenliğini sağlamak ve suçtan elde edilen kazançların izini sürmek amacıyla devletimizin kurumları güçlü bir koordinasyon içerisinde çalışmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"12 ŞÜPHELİ HAKKINDA YAKALAMA İŞLEMLERİ BAŞLATILMIŞTIR"</strong></p>

<p>Bu anlayışla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Büromuz tarafından, Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) desteği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğümüzün çalışmalarıyla yürütülen fon soruşturması çok yönlü ilerlemektedir. Bugüne kadar yürütülen operasyonlarda toplam 76 şüpheli hakkında adli işlem yapılmıştır. 45 şüpheli tutuklanmış, 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı uygulanmış, 12 şüpheli hakkında ise yakalama işlemleri başlatılmıştır. Gözaltındaki 14 şüphelinin adli işlemleri devam etmektedir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'ŞÜPHELİLERİN VE BİRİNCİ DERECE AKRABALARININ MAL VARLIKLARINA EL KONULDU'</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, ayrıca, "Kimsenin mal kaçırmasına ve mağdur vatandaşlarımızın haklarına ulaşmasını engellemesine müsaade edilmemektedir. Tüm fon sahipleri ile yönetici kademelerinde yer alan şüphelilerin mal varlıklarına el konulmuştur. Birinci derece yakınlarının mal varlıkları dondurulmuştur. Vatandaşlarımız müsterih olsun; hiç kimsenin unvanı, görevi, ekonomik gücü veya çevresi hukukun üzerinde değildir. Kimse korunmamakta, kimse kayırılmamaktadır. Delillerin ortaya koyduğu sorumluluk zinciri takip edilmektedir. Sorumluluğu bulunanlar hukuk önünde hesap verecek, mağdur vatandaşlarımızın hakkı sahipsiz bırakılmayacaktır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-fon-sahipleri-ile-yoneticilerinin-mal-varliklarina-el-konuldu</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/akin-gurlek-fon.webp" type="image/jpeg" length="60452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşveren Telefonunu Ver Mesajlarına Bakacağım Derse Kabul Etmek Zorunda mısınız?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xUxJh26h3SE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Apartmanda Gece Spor Yapmanın Hukuki Sınırı Var mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vHjj2YSaMYY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temel Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Anayasa Madde 13]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zzo_Q2fyy6E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17294"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşiniz Sürekli Telefonunuzu Kontrol Ediyorsa Bu Boşanma Sebebi midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/0B-32EuotgQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69506"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Ofhr1d4UISA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44670"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85265"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54554"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77444"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10665"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="51630"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="52303"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="59642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="98737"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="88415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="64567"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="47716"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="18706"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="75073"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="33916"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
