<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 10 May 2026 00:33:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Hava Kurumu Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-hava-kurumu-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-hava-kurumu-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Hava Kurumu Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, 10 Mayıs 2026 Tarihli ve 33249 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türk Hava Kurumu Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>TÜRK HAVA KURUMU ÜNİVERSİTESİ ÖN LİSANS VE LİSANS EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Hava Ulaştırma Fakültesi Pilotaj Bölümü hariç Türk Hava Kurumu Üniversitesinin tüm ön lisans ve lisans programlarına kabul ve kayıt ile ön lisans ve lisans eğitim-öğretimi, sınavlar, kayıt dondurma, mezuniyet, diploma ve ayrılma işlemlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Hava Ulaştırma Fakültesi Pilotaj Bölümü hariç Türk Hava Kurumu Üniversitesinin tüm ön lisans ve lisans programlarına kabul ve kayıt ile ön lisans ve lisans eğitim-öğretimi, sınavlar, kayıt dondurma, mezuniyet, diploma ve ayrılma işlemlerine ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü, 43 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Ağırlıklı genel not ortalaması (AGNO): Öğrencinin Üniversitede aldığı tüm derslerin kredi ağırlıklı not ortalamasını,</p>

<p>b) Ağırlıklı not ortalaması (ANO): Öğrencinin o yarıyılda aldığı derslerden sağladığı toplam kredinin ağırlıklı ortalamasını,</p>

<p>c) Akademik danışman: Öğrencinin eğitim-öğretim sürecini izlemek, ders seçimi ve akademik konularda rehberlik etmek üzere görevlendirilen öğretim elemanını,</p>

<p>ç) Akademik takvim: Eğitim-öğretim, sınav, kayıt, ders ekleme-bırakma, dersten çekilme ve benzeri akademik faaliyetlerin süre ve tarihlerini gösteren ve Senato tarafından onaylanan takvimi,</p>

<p>d) AKTS: İş yüküne dayalı Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>e) Birim: Türk Hava Kurumu Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarını,</p>

<p>f) Bölüm/program: Türk Hava Kurumu Üniversitesi bünyesinde eğitim-öğretim faaliyeti yürüten akademik birimi,</p>

<p>g) Çift anadal programı: Öğrencinin, koşullarını sağlaması halinde, aynı düzeydeki diğer bir diploma programından eş zamanlı olarak belirli sayıda ders alıp, her iki programdan diploma alabilmesini sağlayan sistemi,</p>

<p>ğ) Değişim programı: Üniversite ile yurt içi veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumları arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde öğrencinin belirli bir süre diğer yükseköğretim kurumunda öğrenim görmesini sağlayan programı,</p>

<p>h) Dekan: Türk Hava Kurumu Üniversitesine bağlı fakülte yöneticisini,</p>

<p>ı) Ders transferi (Muafiyet): Öğrencinin daha önce başka bir yükseköğretim kurumunda alıp başardığı bir dersin, kayıtlı olduğu diploma programındaki bir ders yerine sayılmasını,</p>

<p>i) Ders yükü: Öğrencinin bir yarıyılda almakla yükümlü olduğu veya aldığı derslerin toplam AKTS kredisini,</p>

<p>j) İlgili birim yönetim kurulu: Fakülte, yüksekokul veya meslek yüksekokulu yönetim kurulunu,</p>

<p>k) İntibak: Öğrencinin bir başka yükseköğretim kurumundan aldığı derslerin, kayıtlı olduğu programın derslerine uyarlanmasına ilişkin işlemleri,</p>

<p>l) Kredi: Dersin ulusal kredi ve/veya AKTS kredi değerini,</p>

<p>m) Muafiyet ve İntibak Komisyonu: Üniversiteye yatay veya dikey geçiş yapan öğrencinin sunduğu transkripti esas alarak durumunu değerlendirmek üzere ilgili bölüm/program başkanlığınca üç öğretim elemanından oluşturulan komisyonu,</p>

<p>n) Mütevelli Heyet: Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti,</p>

<p>o) Ön koşul/yan koşul: Bir dersin alınabilmesi için önceden (ön koşul) veya eş zamanlı olarak (yan koşul) yerine getirilmesi gereken akademik şartları,</p>

<p>ö) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezini,</p>

<p>p) Rektör: Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>r) Senato: Türk Hava Kurumu Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>s) Ulusal kredi: Dersin haftalık ders saatini esas alan krediyi,</p>

<p>ş) Üniversite: Türk Hava Kurumu Üniversitesini,</p>

<p>t) Üniversite Yönetim Kurulu: Türk Hava Kurumu Üniversitesi Yönetim Kurulunu,</p>

<p>u) Yandal programı: Öğrencinin, koşullarını sağlaması halinde, aynı düzeydeki başka bir diploma programından belirli sayıda dersi alabilmesine ve sonunda buna ilişkin bir belge (yandal sertifikası) edinmesine imkân sağlayan programı,</p>

<p>ü) Yaz okulu: Senato kararıyla açılan ve yaz aylarında yürütülen eğitim-öğretim faaliyetini,</p>

<p>v) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Öğrenci Kabul, Kayıt ve Geçiş İşlemlerine İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Üniversitenin fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulları bünyesinde bulunan ön lisans ve lisans programlarına alınacak öğrenci sayıları, Senatonun önerisi, Mütevelli Heyetin onayı üzerine YÖK tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Üniversitenin birimlerine öğrenci kabulü, YÖK tarafından belirlenen esaslara göre yapılır.</p>

<p><strong>Kayıt işlemleri ve koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Üniversitenin herhangi bir programına girmeye hak kazanan öğrencinin kayıt iş ve işlemleri Üniversite öğrenci işleri müdürlüğü tarafından yürütülür.</p>

<p>(2) Öğrencilerin Üniversiteye kayıt yaptırabilmesi için ÖSYM tarafından yapılan yerleştirme sonucunda, o eğitim-öğretim yılında Üniversitenin programlarına kayıt hakkı kazanmış olmaları gerekir.</p>

<p>(3) Yurt dışından kabul edilecek öğrenci kontenjanından yararlanacak öğrencilerin Üniversiteye yerleştirme ve kayıt işlemleri, ilgili mevzuat hükümleri ve Senato tarafından belirlenen ilke ve şartlar çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(4) ÖSYM tarafından yerleştirilen veya yurt dışından öğrenci kabul kontenjanı çerçevesinde kabul alan öğrencilerin kayıtlarının kesinleşmesi için aşağıdaki şartlar aranır:</p>

<p>a) Lise veya lise dengi meslek okulu mezunu olmak (yabancı uyruklular hariç olmak üzere yurt dışındaki liselerden mezun olanlar için diploma denkliğinin Millî Eğitim Bakanlığınca onaylanmış olması gerekir).</p>

<p>b) Kayıt için sağlık raporu ya da mesleği icra etmeye uygunluk raporu aranan programlar için ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda gerekli olan rapora sahip olmak.</p>

<p>c) Öğrenim ücretine ilişkin mali yükümlülükleri yerine getirmek.</p>

<p>ç) Uluslararası öğrenciler için öğrenim vizesi yükümlülüklerini yerine getirmek.</p>

<p>(5) Üniversiteye kabul edilen adaylar; şahsen veya kanuni temsilcileri aracılığıyla yüz yüze ya da elektronik ortamda, akademik takvimde belirtilen tarih aralığında, istenen belgeleri ibraz etmek suretiyle kayıt yaptırabilirler.</p>

<p>(6) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı beyan ve belgelerle kabul edildiği tespit edilen adayların kayıtları yapılmaz; yapılmış ise bulundukları yarıyıla bakılmaksızın kayıtları iptal edilir. Bu kişiler, mezun olsalar dahi kendilerine verilmiş olan diploma dâhil tüm belgeler geçersiz sayılır ve haklarında ilgili mevzuat hükümleri uyarınca işlem yapılır. Bu kişiler tarafından ödenmiş olan öğrenim ücretleri iade edilmez.</p>

<p><strong>Yatay geçiş yolu ile kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Üniversitenin fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarına kurum içinden ve kurum dışından yatay geçiş yolu ile öğrenci kabulüne ilişkin esaslar, 24/4/2010 tarihli ve 27561 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve ilgili diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Dikey geçiş yolu ile kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Meslek yüksekokulu mezunlarının Üniversiteye bağlı lisans programlarına dikey geçişleri, 19/2/2002 tarihli ve 24676 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Meslek Yüksekokulları ve Açıköğretim Ön Lisans Programları Mezunlarının Lisans Öğrenimine Devamları Hakkında Yönetmelik ve ilgili diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Yurt dışından öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yurt dışından öğrenci kabul kontenjanlarına başvuru, kabul ve kayıt işlemleri 2547 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Özel öğrenci</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Üniversitenin herhangi bir diploma programında kayıtlı olmayan kişiler, başka bir yükseköğretim kurumu öğrencisi olmak koşulu ve ilgili yönetim kurulu kararıyla, açılan derslere özel öğrenci statüsünde katılabilirler. Özel öğrencilerin kabulüne ilişkin esaslar, Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>(2) Özel öğrenci başvurusu ve kaydı, en geç akademik takvimde ilan edilen ders ekleme-bırakma dönemi içinde yapılır. Özel öğrenci kabulü bir dönem için geçerlidir, daha sonraki dönemlerde özel öğrenci olarak ders almak için yeniden başvuru yapılması gerekir.</p>

<p>(3) Özel öğrencinin bir yarıyılda alabileceği derslerin toplam kredisi, bu Yönetmelikte belirlenen bir yarıyılda alınabilecek azami kredi sınırını aşamaz. Özel öğrenci, aldığı derslerin kredi başına belirlenen öğrenim ücretini ödemekle yükümlüdür.</p>

<p>(4) Özel öğrenci, Üniversitenin kayıtlı öğrencisi sayılmaz ve öğrencilik haklarından yararlanamaz. Ancak, öğrenim süresi boyunca Üniversite öğrencilerinin tabi olduğu mevzuat hükümlerine uymakla yükümlüdür.</p>

<p>(5) Özel öğrenciye diploma veya unvan verilmez. Ancak talep etmesi halinde kendisine Üniversitede aldığı dersleri ve bu derslerdeki başarı durumunu gösteren transkript verilir.</p>

<p>(6) Özel öğrenci olarak yaz okulunda Üniversitede alınabilecek derslerin kredi toplamı 21 AKTS’yi geçemez.</p>

<p>(7) Özel öğrencilik hakkından en çok iki yarıyıl için yararlanılabilir. Ancak, özel öğrencilik statüsünden yararlanma şartlarının devam etmesi halinde, ilgili kurulların önerisi ve Senatonun kararı ile bu süre uzatılabilir.</p>

<p>(8) Özel öğrenci, bir yarıyılda alınabilecek azamî kredi sınırını aşmamak şartıyla dilediği sayıda ders alabilir.</p>

<p><strong>Ulusal ve uluslararası öğrenci değişim programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Öğrenci, Üniversite ile yurt içindeki veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumları arasında yapılmış anlaşma ve protokoller çerçevesinde uygulamada olan öğrenci değişim programlarından bir veya iki yarıyıl için yararlanabilir.</p>

<p>(2) Değişim programları, ikili anlaşmalar ve YÖK tarafından belirlenen esaslar doğrultusunda yürütülür.</p>

<p>(3) Değişim programları çerçevesinde Üniversiteye gelen öğrencilerin işlemleri, ikili anlaşmalar ve ilgili mevzuat çerçevesinde ilgili birim dekanlığı/müdürlüğü tarafından yürütülür.</p>

<p>(4) Değişim programı kapsamında gelen öğrenci, öğrenim süresi boyunca, Üniversite öğrencisinin tabi olduğu mevzuat hükümlerine uymakla yükümlüdür.</p>

<p>(5) Değişim programı kapsamında gelen öğrenciye diploma veya unvan verilmez, talep etmesi halinde Üniversitede aldığı dersleri ve notları gösteren transkript verilir.</p>

<p>(6) Değişim programları kapsamında başka yükseköğretim kurumlarına giden Üniversite öğrencisi, değişim süresi boyunca Üniversitede kayıtlı öğrenci statüsünü korur ve ilgili döneme ait öğrenim ücretini Üniversiteye ödemekle yükümlüdür. Öğrencinin bu kapsamda aldığı derslerin intibak işlemleri, öğrencinin kayıtlı olduğu ilgili birim yönetim kurulu kararı ile yapılır. Değişim programında geçirilen süre, öğrencinin öğrenim süresinden sayılır.</p>

<p><strong>Çift anadal ve yandal programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Çift anadal programı; koşulların sağlanması halinde, ön lisans öğrencisinin ön lisans düzeyindeki bir diploma programından, lisans öğrencisinin lisans veya ön lisans düzeyindeki bir diploma programından eş zamanlı olarak belirli sayıda ders almak suretiyle her iki programdan diploma alabilmesini sağlayan programdır.</p>

<p>(2) Yandal programı; koşulların sağlanması halinde, ön lisans öğrencisinin ön lisans düzeyindeki bir diploma programından, lisans öğrencisinin lisans veya ön lisans düzeyindeki bir diploma programından eş zamanlı olarak belirli sayıda dersi alabilmesine ve sonunda buna ilişkin bir belge (yandal sertifikası) edinmesine imkan sağlayan programdır.</p>

<p>(3) Çift anadal ve yandal programı, ilgili bölümlerin ve birim kurullarının önerisi üzerine Senatonun onayı üzerine açılır ve ilgili birimlerin iş birliğiyle yürütülür.</p>

<p>(4) Çift anadal ve yandal programlarına ilişkin usul ve esaslar; Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Eğitim ve Öğretime İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Akademik yıl ve takvim</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bir akademik yıl, her biri sınavlar hariç en az on dört hafta olan (yetmiş iş günü) iki yarıyıldan oluşur. Dersler, yarıyıl esasına göre güz ve bahar yarıyıllarında düzenlenir.</p>

<p>(2) Güz ve bahar yarıyılları dışında, Senato kararı ile yaz okulu açılabilir. Yaz okulu en az beş en çok yedi haftalık ders süresi olarak düzenlenir. Takip eden hafta içerisinde sınav yapılır. Yaz okulunda açılan bir dersin toplam saati, o dersin güz veya bahar dönemindeki toplam saatine eşittir. Yaz okulunda ders almak öğrencinin isteğine bağlıdır. Yaz okulu, ön lisans/lisans eğitimi için öngörülen normal öğrenim süresinin dışında olup, yaz okulunda geçirilen öğrenim süresi, normal öğrenim süresine eklenmez. Yaz okulu ücreti, güz ve bahar yarıyıllarında ödenen eğitim ve öğretim ücretinden ayrı olarak yaz okulu eğitim ve öğretim hizmetine karşılık kredi başına alınır.</p>

<p>(3) Kayıt, ders, sınav ve benzeri faaliyetlere ilişkin süre ve tarihler Senato tarafından onaylanan akademik takvimde belirtilir.</p>

<p><strong>Öğretim dili ve dil yeterliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Üniversitenin ön lisans ve lisans programlarında öğretim dili Türkçe veya İngilizcedir.</p>

<p>(2) Öğretim dili İngilizce olan programlarda öğrenci ders kayıtları, İngilizce yeterlilik belgelendikten sonra yapılır.</p>

<p>(3) Üniversitenin öğretim dili İngilizce olan programlarında İngilizce yeterlik, Üniversitenin İngilizce yeterlik sınavı ile veya Üniversite tarafından eş değerliği kabul edilen ulusal ve uluslararası sınavlardan alınan geçer not ile belgelenir. Eş değerliği kabul edilen sınavın geçerlilik süresi, ilgili sınavı düzenleyen kurum veya kuruluşça belirlenmiş olan geçerlilik süresi esas alınarak değerlendirilir.</p>

<p>(4) Öğrenci, geçerli bir dil yeterlik belgesini, her yarıyılın ders ekleme-bırakma süresinin sonuna kadar sunmakla yükümlüdür.</p>

<p>(5) İngilizce yeterlik düzeyini belgelemeyen öğrenci, Üniversitenin Yabancı Diller Bölümünde İngilizce Hazırlık Programında öğrenim görür.</p>

<p>(6) İngilizce dil yeterliğinin belirlenmesine yönelik yapılan sınavlar, bu sınavlardan muafiyet koşulları ve İngilizce Hazırlık Programında öğrenim ile ilgili usul ve esaslar 18/9/2017 tarihli ve 30184 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Hava Kurumu Üniversitesi Yabancı Dil Hazırlık Programı Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği hükümlerince yürütülür.</p>

<p>(7) Eğitim dili %100 İngilizce olan bir yükseköğretim kurumundan Üniversitenin eğitim dili İngilizce olan bir programına yatay geçiş veya dikey geçiş ile gelen öğrenci, geldiği yükseköğretim kurumunun İngilizce yeterlik/muafiyet sınavında başarılı olduğunu belgelemesi koşuluyla Üniversitede yabancı dil eğitiminden muaf tutulur.</p>

<p>(8) Yabancı uyruklu öğrenci, öğretim dili Türkçe olan programlara kayıt yaptırabilmek için Türkçe yeterlik şartını sağlamak zorundadır. Bu şart; ÖSYM, Yunus Emre Enstitüsü veya Türkiye’deki üniversitelerin Türkçe öğretim merkezleri tarafından yapılan Türkçe yeterlik sınavlarında başarılı olunması suretiyle sağlanır. Türkçe yeterlik şartını sağlayan öğrenci, öğretim dili Türkçe olan programlarda öğrenime başlar. Öğrenci, Türkçe yeterlik belgesini ders ekleme-bırakma süresinin sonuna kadar sunmakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>Kayıt yenileme</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Öğrenci, her yarıyıl başında akademik takvimde belirtilen süreler içinde öğrenim ücretini ödeyerek dönem kaydını yenilemek zorundadır. Belirtilen süreler içinde kayıt yenilemeyen öğrenci, o yarıyıl için kayıt hakkından yararlanamaz.</p>

<p>(2) Süresi içinde dönem kaydını yenilemeyen öğrenci, Mütevelli Heyet tarafından ilgili yıl için belirlenmiş olan geç ödeme ücretini ödemek suretiyle, akademik takvimde belirlenen ders ekleme-bırakma süresi içinde de kaydını yenileyebilir.</p>

<p>(3) Ders ekleme-bırakma süresi içinde dönem kaydını yaptırmayan öğrenci, pasif öğrenci statüsüne geçirilir. Bu durumdaki öğrenci, pasif statüde kaldığı sürece derslere ve sınavlara giremez, öğrencilik haklarından yararlanamaz. Pasif statüde olunan dönemlerde öğrencinin varsa bursu kesilir. Öğrencinin kaydı aktif hale döndüğünde, talep edilmesi halinde önceden verilmekte olan burslar tekrar tahsis edilir. Pasif öğrenci statüsünde dönem kaybetmiş olan öğrenci kaydını aktifleştirdiğinde kendi giriş yılındaki öğrencilerin tabi olduğu öğrenim ücretini öder. Dört yıl üst üste kayıt yenilemeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin (c) fıkrası uyarınca kesilebilir. Bu durumda ilişik kesme işlemleri Üniversite Yönetim Kurulu kararıyla yapılır. İlişik kesme işlemleri ilgili birim tarafından yürütülür.</p>

<p>(4) Pasif statüde geçirilen süre azamî öğrenim süresi ile bursluluk süresine dâhil edilir.</p>

<p><strong>Öğrenim ücretleri ve burslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Üniversitede öğrenim ücrete tabidir. Öğrenim ücretleri, her yıl Mütevelli Heyet tarafından belirlenir ve ilan edilir. Öğrenim ücreti, güz ve bahar yarıyılları için iki taksit hâlinde tahsil edilir. Öğrenciler, her güz ve bahar yarıyılı başında, akademik takvimde belirtilen süreler içinde öğrenim ücretini ödemekle yükümlüdürler. Öğrenim ücretlerini belirlenen süreler içinde ödemeyen öğrencilerin kayıtları yapılmaz, yenilenmez, dondurulmaz. Bu öğrenciler, hiçbir şekilde öğrencilik haklarından yararlanamaz. Kayıt dondurmak isteyen öğrenciler ödemeleri gereken dönem ücretinin yarısını ödeyerek kayıt dondurma talebinde bulunurlar. Talebi uygun bulunmayan öğrenciler, dönem ücretinin kalanını ödeyerek ders kaydı yapmak zorundadırlar.</p>

<p>(2) Üniversiteye girişte veya eğitime devam ederken sağlanacak öğrenim ücreti muafiyet bursları ve diğer bursların kapsam, koşul ve sürelerine ilişkin usul ve esaslar Yönetim Kurulunun kararı üzerine Mütevelli Heyetin onayı ile belirlenir.</p>

<p>(3) Öğrenci, kayıt yaptırdığı yıl Üniversite tarafından taahhüt edilen süre ve koşullarla burs hakkından faydalanabilir. Üniversiteden herhangi bir sebeple ilişiği kesilen öğrencinin ilgili mevzuat çerçevesinde tekrar Üniversiteye kayıt yaptırması halinde öğrenim ücreti, burs ve burs koşulları, ilgili mevzuat hükümlerine göre Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Normal öğrenim süresi içinde mezun olamayan öğrenci, sonraki dönemlerde aldığı dersin kredi değeri başına ücret ödemekle yükümlüdür. Kredi başına hesaplanan toplam ücret dönem ücretini geçemez. Derslerin ücretlendirilmesinde esas alınacak temel birim ve kredi ücreti, Üniversite Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Mütevelli Heyetin onayı ile belirlenir ve ilan edilir.</p>

<p>(5) Öğrenim ücretini ödemeyerek kayıt yenilemeyen öğrenci, sonraki dönemlerde kayıt yenilemek istediği takdirde, kayıtsız olarak geçen dönemlere ait öğrenim ücretinin tamamını ödemekle yükümlüdür.</p>

<p>(6) Öğrenim ücretini ödemeyerek kayıt yenilemeyen öğrenci, yatay geçiş yolu ile başka bir kuruma geçiş yaptığı takdirde kayıt yenilemediği dönemlere ait öğrenim ücretini ödemekle yükümlüdür.</p>

<p>(7) Normal öğrenim süresi içinde mezun olamayan öğrenci, normal öğrenim süresi dışındaki dönemlerde kayıt yenilememesi halinde bu dönemlere ilişkin öğrenim ücreti ödemekle yükümlü değildir.</p>

<p>(8) Yaz okulu için ücretlendirmede esas alınacak temel birim ve ücret, Üniversite Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Mütevelli Heyetin onayı ile belirlenir ve ilan edilir.</p>

<p>(9) Özel öğrenci statüsünde ders alan öğrenciler için derslerin ücretlendirmesinde esas alınacak temel birim ve ücret, Üniversite Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Mütevelli Heyetin onayı ile belirlenir ve ilan edilir.</p>

<p>(10) Azamî öğrenim süresini dolduran öğrencilere, 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesi uyarınca ek sınav hakkı verilir. Bu madde kapsamında derslerin sınavlarına ve diğer planlı değerlendirme etkinliklerine dışarıdan katılan öğrencilerin ücretlendirilmesinde esas alınacak temel birim ve ücret, Üniversite Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Mütevelli Heyetin onayı ile belirlenir ve ilan edilir.</p>

<p>(11) Yarıyıl öğrenim ücretini ödediği halde ders almayan öğrencilere ücret iadesi yapılmaz.</p>

<p><strong>Akademik danışmanlık</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Ön lisans ve lisans programlarında öğrenim gören her öğrenciye, öğrencinin akademik durumunu izlemek ve akademik konularda rehberlik etmek amacıyla öğrencinin bölüme/programa başlayacağı ilk dönem ders kayıtları öncesinde bölüm/program öğretim elemanları arasından biri, ilgili bölüm/program başkanı tarafından danışman olarak atanır.</p>

<p>(2) Akademik danışmanın görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Öğrenciye öğrenimi boyunca eğitim-öğretimini ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde planlayabilmesi konusunda yardımcı olmak.</p>

<p>b) Kayıt sırasında öğrenciye, alması gereken zorunlu ve seçmeli dersleri belirlemesinde rehberlik etmek; intibak gerektiren durumlarda yapılacak intibak işlemleri hakkında öğrenciyi bilgilendirmek; öğrencinin mezuniyeti için gerekli dersleri eksiksiz almasını sağlamak.</p>

<p>c) Öğrencinin alacağı dersleri, akademik başarı durumunu dikkate almak suretiyle değerlendirerek ders kayıt onayını vermek.</p>

<p>ç) Akademik sorunlarının çözümünde öğrenciye rehberlik etmek.</p>

<p>d) Üniversite yaşamına uyum, mesleki gelişim ve kariyer konularında öğrenciyi bilgilendirmek ve yönlendirmek.</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bölüm/program eğitim-öğretim programı, ilgili bölüm/program kurulunca yapılan çalışmaya binaen ilgili birim kurulunun kararı üzerine Senato onayıyla kesinleşir. Eğitim-öğretim programlarında, programdan mezuniyet için tamamlanması öngörülen teorik ders, laboratuvar, uygulama, staj ve benzeri çalışmalar, haftalık saat ve kredileri, varsa ön koşul ve yan koşulları, derslerin notlandırma türü ve dönem başına toplam 30 AKTS kredisi gelecek şekilde derslerin normal öğrenim süresindeki dönemlere dağılımı belirtilir.</p>

<p>(2) Öğrenim programlarında öngörülen değişiklikler yine aynı usulle belirlenir. Kararlarda, değişikliklerden etkilenecek öğrenciler için geçerli olacak uygulamalara da yer verilir. Programlardaki değişiklikler, en erken izleyen dönemin başından itibaren uygulamaya alınır.</p>

<p><strong>Zorunlu ve seçmeli dersler</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bölüm öğrenim programlarında yer alan dersler, zorunlu ve seçmeli olarak iki gruba ayrılır. Zorunlu dersler öğrencinin almakla yükümlü olduğu, seçmeli dersler ise belirlenen koşullar çerçevesinde öğrencinin ilgi alanları doğrultusunda alabileceği derslerdir.</p>

<p>(2) Derslerin kodu, adı, içeriği, kredi değeri, türü ve ön koşulları içeren öğrenim programları, bölüm/program önerisi üzerine ilgili kurullar tarafından belirlenir ve Senato tarafından karara bağlanır.</p>

<p>(3) Öğrenim programlarında yer alacak dersler ve varsa programda yapılan değişiklikler her eğitim-öğretim yarıyılı başlamadan en geç on beş gün önce ilgili birimler tarafından öğrencilere ilan edilir.</p>

<p><strong>Ön koşul ve yan koşul dersleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Önceki döneme ait herhangi bir ders veya derslerin alınıp başarıyla tamamlanması, bir dersin ön koşulu olarak belirlenebilir. Ön koşullar ilgili bölüm/programın önerisi ilgili kurul kararı üzerine Senato onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(2) Ön koşul niteliğindeki ders veya dersler başarıyla tamamlanmadıkça, bunların ön koşul olarak belirlendiği ders veya dersler alınamaz.</p>

<p>(3) Aynı döneme ait derslerden bazıları birbiri için yan koşul olarak belirlenebilir. Yan koşullu derslere birlikte kayıt olunur, dersler birlikte bırakılır veya derslerden birlikte çekilinir. Yan koşul derslerinden birinden başarılı olunması durumunda diğer ders için yan koşul şartı sağlanmış kabul edilir.</p>

<p>(4) Öğrenciler, ön koşulunu/yan koşulunu sağlamadıkları derslere kaydolamazlar.</p>

<p>(5) Muaf olunan bir ders başka bir dersin ön koşulunu/yan koşulunu sağlamak için kullanılabilir.</p>

<p><strong>Ders yükü</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Ders yükü, bir öğrencinin herhangi bir dönemde aldığı derslerin toplam AKTS kredisidir.</p>

<p>(2) Birinci sınıf öğrencileri, kayıtlı oldukları eğitim-öğretim programının birinci sınıfındaki bütün dersleri almakla yükümlüdürler. Ancak hazırlık sınıfını güz yarıyılı sonunda başarı ile tamamlayan öğrenciler bahar yarıyılı derslerinin tamamını almakla yükümlü değildir.</p>

<p>(3) Öğrencilerin güz ve bahar yarıyıllarında normal ders yükü 30 AKTS kredisidir. Öğrencilerin akademik durumlarına göre alabilecekleri en fazla ders yükleri aşağıda belirtilmiş olup, belirlenen ders yükünün üzerinde ders verilemez. Alınabilecek en fazla ders yükü aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) Ön lisans/lisans programına yeni başlayan öğrenciler için birinci dönemde 30 AKTS kredisidir. İzleyen dönemlerde ise;</p>

<p>1) AGNO’su 4,00 üzerinden 1,99 veya altında olan öğrenciler için 30 AKTS,</p>

<p>2) AGNO’su 4,00 üzerinden 2,00-2,99 arasında olan öğrenciler için 36 AKTS,</p>

<p>3) AGNO’su 4,00 üzerinden 3,00-4,00 arasında olan öğrenciler için 42 AKTS,</p>

<p>4) Çift anadal yapan öğrenciler için AGNO’ya bakılmaksızın 42 AKTS,</p>

<p>kredisidir.</p>

<p>b) En az 24 AKTS kredisi transfer ederek lisans programına başlayan öğrenciler, transfer edilen derslerden oluşan AGNO’ya göre, lisans programına başladıkları ilk dönemde (a) bendinin (2), (3) veya (4) numaralı alt bentlerinde belirtilen ders yükünü alabilirler.</p>

<p>c) 23 AKTS kredisi veya altında ders transfer ederek lisans programına başlayan öğrenciler ile ders transfer ettikleri halde AGNO’su oluşmayan öğrenciler, lisans programına başladıkları ilk dönemlerinde ancak 30 AKTS kredilik ders yükünü alabilirler.</p>

<p>ç) Staj dersleri, üçüncü fıkrada belirtilen dönem AKTS kredisi sınırlaması hesabına dahil edilmez.</p>

<p>(4) Bir yaz okulunda Üniversite veya başka bir yükseköğretim kurumundan alınabilecek staj dâhil toplam ders yükü, tüm öğrenciler için en fazla 21 AKTS kredisidir.</p>

<p>(5) İlgili yarıyıl sonunda mezuniyet durumunda olan öğrenci, azamî ders yükünün dışında en çok bir ders daha almaya ihtiyaç duyduğunda, bu bir ders; danışman, bölüm başkanı ve ilgili dekan/müdürün onayı ile Öğrenci İşleri Müdürlüğü tarafından öğrencinin ders programına eklenebilir.</p>

<p>(6) Mezuniyet için gerekli bütün derslerden başarılı oldukları halde AGNO’su 4,00 üzerinden 2,00'ın altında kalan öğrencilere, bitirme projesi, staj ve benzeri uzun dönemli proje çalışması içeren dersler dışında, DD, DC veya CC notu aldıkları dersten/derslerden, bulundukları yarıyıl veya yaz okulu dönem sonu notlarının ilanından itibaren beş gün içerisinde bağlı bulundukları birim dekanlığına/müdürlüğüne başvuruda bulunmak şartıyla, ilgili birim yönetim kurulu kararı ile on beş gün içerisinde kullanılmak üzere birer ek sınav hakkı verilir. Ek sınav hakkı verilecek derste/derslerde, dersin/derslerin transkriptte yer alan en son kodu, adı ve kredileri dikkate alınır. Ek sınav sonucunda mezun olamayan öğrencilere, izleyen yarıyılın veya yaz okulunun dönem sonu sınavlarının bitimine kadar, sınav ücreti ödenmesi koşuluyla, birer ek sınav hakkı daha verilir. Bu durumdaki öğrenciler, not ortalamalarını yükseltebilmek için sınav hakkı kullanabilecekleri gibi, kredi başına ücret ödemek ve ders yükü sınırlamalarına uymak koşuluyla ders tekrarı da yapabilirler. AGNO’su halen 2,00'ın altında olan öğrencilere, mezuniyet için gerekli not ortalaması sağlanana kadar, aynı haklar tanınır.</p>

<p>(7) Mezuniyet koşullarını sağladığı halde, AGNO’sunu yükseltmek amacıyla ders tekrarı yapmak isteyen öğrenci, mezuniyete hak kazandığı yarıyılın sonunda bağlı bulunduğu birim dekanlığına/müdürlüğüne yazılı olarak başvurmak ve kredi başına ücret ödemek suretiyle yaz okulunda veya takip eden ilk iki yarıyılda ders tekrarı yapabilir.</p>

<p><strong>Ders transferi</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Öğrenci; daha önce bir yükseköğretim kurumundaki öğrenciliği sırasında alıp başardığı dersleri, kayıtlı olduğu diploma programındaki yükümlülüklerinin yerine saydırmak amacıyla transfer isteğinde bulunabilir. Bu derslerden hangilerinin transferinin uygun olduğu, kayıtlı olduğu diploma programındaki hangi derslerin yerine sayılacağı hususları Muafiyet ve İntibak Komisyonu tarafından değerlendirilerek ilgili birim yönetim kurulu tarafından karara bağlanır. Not uyarlamaları Senato tarafından onaylanan not dönüşüm tablosuna göre yapılır. Transferi kabul edilen dersin notunun S olması durumunda intibakı CC olarak yapılır.</p>

<p>(2) Ders transferi başvurusu, Üniversiteye ilk kayıt sırasında en geç ders ekleme-bırakma süresinin bitimine kadar ilgili birim dekanlığı/müdürlüğü tarafından yapılmalıdır. Bu süre geçildikten sonra yapılan ders transferi talepleri dikkate alınmaz.</p>

<p>(3) Ders transfer talepleri, öğrenim dilinden bağımsız olarak değerlendirilir.</p>

<p>(4) Transferi talep edilen dersin en az CC harf notuna sahip olması ve intibaka konu dersler arasında en az %80 içerik uygunluğu gerekir.</p>

<p>(5) İntibak sonucu transfer edilen derslerin toplam AKTS kredisi değeri dikkate alınarak, her 30 AKTS kredisi için bir dönem olmak üzere hesaplanan dönem sayısı, öğrencinin öğrenim süresinden düşülür. Transfer edilen toplam AKTS kredisi 30’un altındaysa, bu kredinin en az 24 olması durumunda öğrenim süresinden bir dönem düşülür.</p>

<p>(6) Daha önce mezun olunan bir yükseköğretim kurumundan alınıp başarılan ve mezuniyet ortalamasında kullanılmış olan derslerin transfer ve intibak işlemleri yapılmaz. Dikey geçiş ile gelen öğrenciler ile 2547 sayılı Kanunun beşinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan dersler bu kapsam dışındadır.</p>

<p><strong>Ders kayıtları</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Öğrenci, her dönem başında akademik takvimde belirtilen süreler içinde, öğrenim programında bulunan derslere akademik danışmanının rehberliğinde şahsen veya çevrimiçi kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(2) Öğrenim programında yer alan bütün dersleri başardığı halde staj çalışmasını tamamlamayan öğrenci, her dönem başında akademik takvimde belirtilen tarihlerde kaydını yenilemek ve staj dersine kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrenci, kaydolmadığı dersleri alamaz, bu derslerin sınavlarına giremez.</p>

<p>(4) İlk kez kaydolunan bir ders ile ders saatleri çakışan ikinci bir ilk kez kaydolunacak ders alınamaz.</p>

<p>(5) Öğrenci, alt yarıyıldan başarısız olduğu, alması gereken veya alamadığı zorunlu dersi/dersleri açıldığı ilk yarıyılda öncelikle almakla yükümlüdür. Ancak danışmanın gerekçeli görüşü ve bölüm/program başkanının onayı ile ilgili ders bir sonraki ilk açıldığı döneme bırakılabilir.</p>

<p>(6) Ön koşullu dersler hariç, sonraki yarıyıl programlarından açılan ders ya da dersler AKTS kredi sınırı içerisinde kalmak kaydıyla alınabilir.</p>

<p>(7) Öğrencinin daha önce alıp başarısız olduğu zorunlu bir dersin öğrencinin programından kaldırılması durumunda öğrenci, kaldırılmış olan zorunlu dersin yerine ilgili kurullar tarafından uygun görülen eş değer bir dersi alır.</p>

<p>(8) Programdan kaldırılan zorunlu derse eş değer ders tanımlanmamışsa öğrenci, tamamlaması gereken AKTS kredi açığını seçmeli derslerden tamamlar.</p>

<p>(9) Programda yapılan ders değişikliklerinde öğrencinin almış olduğu dersin AKTS kredisinin değişmesi durumunda oluşacak AKTS kredi açığı seçmeli dersler ile tamamlanır.</p>

<p>(10) Ders kayıt işlemleri danışman onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(11) Öğrenci, alıp başarılı/başarısız olduğu zorunlu/seçmeli dersleri transkriptinden sildiremez.</p>

<p>(12) Öğrenci, mezun olabilmek için ilgili kurullar tarafından belirlenmiş eğitim-öğretim programındaki zorunlu ve seçmeli dersleri başarmak zorundadır.</p>

<p><strong>Ders ekleme-bırakma</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Öğrenciler, akademik takvimde belirtilen tarihlerde, bu Yönetmelik hükümlerine göre kayıt yaptırdıkları derslerde değişiklik yapabilirler. Ders ekleme-bırakma süresi sona erdikten sonra derslere kayıt yaptırılamaz ve derslerde değişiklik yapılamaz.</p>

<p>(2) Üniversiteye ek kontenjan veya dikey geçiş ve benzeri nedenlerle yeni kaydolan öğrencilerin ilk dönemdeki ders kayıtları, Üniversiteye kayıtlarını takip eden bir hafta içinde yapılmak şartıyla, ders ekleme-bırakma dönemi sonrasına kalabilir.</p>

<p><strong>Dersten çekilme</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Öğrenciler, akademik takvimde belirlenen tarihler içinde kayıtlı oldukları derslerden aşağıdaki durumlar haricinde çekilebilirler:</p>

<p>a) Öğrenciler ön lisans programlarının ilk yarıyılında, lisans programlarının ilk iki yarıyılında derslerden çekilemezler.</p>

<p>b) Daha önce alınıp FF, NA, W veya U notları ile başarısız olunarak tekrarlanan derslerden çekilme yapılamaz.</p>

<p>c) Öğrenciler, ön lisans öğrenimi boyunca en çok iki dersten, lisans öğrenimi boyunca en çok dört dersten çekilme hakkı kullanabilirler.</p>

<p>ç) Öğrenciler sadece tek derse kayıtlı iseler, o dersten çekilemezler.</p>

<p>(2) Akademik takvimde dersten çekilme için belirlenen süre tamamlandıktan sonra dersten çekilme yapılamaz.</p>

<p>(3) Öğrencinin çekildiği dersler not çizelgesinde W notu ile gösterilir. Yaz okulunda dersten çekilme istekleri ders kayıt iptali olarak işleme alınır ve not çizelgesinde gösterilmez. Dersten çekilmelerde ve ders kayıt iptallerinde herhangi bir öğrenim ücreti iadesi yapılmaz ve mahsup edilmez.</p>

<p>(4) Tekrar edilen bir dersten çekilme işlemi yapılması durumunda, ders tekrar edilmemiş sayılır ve öğrencinin dersten en son aldığı dönem sonu ders notu geçerli olur.</p>

<p><strong>Ders tekrarı</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Öğrenci, alt yarıyıldan başarısız olduğu zorunlu derslerini, derslerin açıldığı ilk yarıyılda alarak tekrar etmek zorundadır. Başarısız olunan seçmeli ders, tekrar alınmak zorunda değildir, yerine aynı türden bir başka seçmeli ders alınabilir.</p>

<p>(2) Kayıtlı olunan diploma programının müfredatına ek olarak fazladan alınıp da başarısız olunmuş derslerin tekrarı gerekmez. İlgili dersteki başarısızlık mezuniyet durumunu etkilemez, ancak bu dersler transkriptte gösterilir ve AGNO’yu etkiler.</p>

<p>(3) Tekrarlanan derslerde, alınan en son not, not ortalaması hesaplamalarında kullanılır; ancak tekrarlanan dersin ilk notu da transkriptte gösterilir.</p>

<p>(4) Önceki öğrenimden transfer edilen dersin karşılığında muaf tutulan ders için, ders tekrarı yapılamaz.</p>

<p><strong>Diğer yükseköğretim kurumlarından ders alma</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Öğrencinin diğer bir yükseköğretim kurumunda verilen dersleri özel öğrenci veya değişim öğrencisi olarak alabilmesi, öğrencinin başvurusu ve ilgili birim yönetim kurulunun onayı ile mümkündür.</p>

<p>(2) Öğrencinin özel öğrenci statüsünde veya değişim öğrencisi olarak aldığı derslerden hangilerinin kayıtlı olduğu diploma programındaki yükümlülüklerinin yerine sayılacağı, bunların kredi uyarlamaları ve bu dersler karşılığında diploma programındaki hangi derslerden muaf tutulacağı ilgili birim yönetim kurulu tarafından değerlendirilerek karara bağlanır; not uyarlamaları ise 36 ncı maddedeki tabloya göre yapılır. Öğrencinin özel öğrenci statüsünde veya değişim öğrencisi olarak alıp başardığı dersin öğretim dilinin, ilgili ders karşılığında diploma programında muaf tutulacağı dersin öğretim dili ile aynı olması zorunludur.</p>

<p>(3) Öğrenciler, özel öğrenci veya değişim öğrencisi olarak ders aldıkları dönemlerde dönem öğrenim ücretlerinin tamamını Üniversiteye öderler. Yaz okulunda özel öğrenci olarak ders alan öğrenciler, öğrenim ücretlerini ders aldıkları yükseköğretim kurumuna öderler.</p>

<p>(4) Özel öğrenci statüsünde veya değişim öğrencisi olarak ders alınan dönemler, öğrenim süresinden sayılır.</p>

<p>(5) Öğrenciler yaz okulunda diğer yükseköğretim kurumlarından da ders alabilirler. Ancak bunun için aşağıdaki koşulların sağlanması zorunludur:</p>

<p>a) Üniversitenin yaz okulunda ilgili dersin açılmamış olması.</p>

<p>b) Alınacak dersin öğretim dilinin, içeriğinin, kredi değerinin Üniversitedeki dersin öğretim dili, içeriği ve kredi değeri ile aynı olması.</p>

<p>c) İlgili birim dekanlığının/müdürlüğünün, başka yükseköğretim kurumundan ilgili dersin alınmasının uygunluğuna ilişkin yönetim kurulu kararı bulunması.</p>

<p>(6) Öğrenci hangi dersi hangi yükseköğretim kurumundan alacağına ilişkin bir dilekçe ile bağlı bulunduğu ilgili birim dekanlığına/müdürlüğüne başvuruda bulunur. Başvurusunda başka yükseköğretim kurumundan alınacak dersin öğretim diline, içeriğine ve kredi değerine ilişkin bilgilere yer verir.</p>

<p>(7) Üniversitede yaz okulunda açılan dersler, bitirme projeleri dersleri, yaz okulunda diğer yükseköğretim kurumlarından alınamaz. Diğer dersler ise yaz okulunda beşinci fıkranın (c) bendindeki usule göre, diğer yükseköğretim kurumlarından alınabilir.</p>

<p><strong>Devam zorunluluğu</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Öğrenciler derslere, uygulamalara, öğretim elemanlarınca uygun görülen çalışmalara ve sınavlara katılmak zorundadırlar.</p>

<p>(2) Öğrencilerin devam durumu ilgili öğretim elemanı tarafından izlenir ve final sınavından en az bir hafta önce ilan edilir.</p>

<p>(3) Teorik derslerde %70, uygulamalı derslerde %80 devam şartı aranır. Devam yükümlülüğünü yerine getirmeyen öğrenci ilgili dersin yarıyıl sonu sınavlarına katılamaz ve o dersten başarısız sayılır. Ara sınavlara kadarki sürede bir dersin yarıyıl için devamsızlık sınırını aşmış olan öğrenciler o dersin ara sınavına da katılamazlar.</p>

<p>(4) Üniversiteyi temsilen yurt içi ve yurt dışı sportif, kültürel, bilimsel ve sanatsal etkinliklere katılmasına izin verilen öğrencilerin bu etkinliklerde bulundukları süreler, devamsızlık hesabında dikkate alınmaz.</p>

<p>(5) Bir dersin devam şartını bir kez yerine getirmiş olan öğrencilerin bu dersi tekrar almaları durumunda derse devam şartı aranmaz, ancak yaz okulunda açılan tüm derslerde devam şartı aranır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Sınavlar</p>

<p><strong>Sınavlara ilişkin genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Sınavlar; ara sınavı, final sınavı, tek ders sınavı, mazeret sınavı, muafiyet sınavı, azamî öğrenim süresi sonundaki ek sınavlardır.</p>

<p>(2) Sınavlar yazılı ve/veya sözlü/uygulamalı olarak yapılabilir.</p>

<p>(3) Sınavların türleri ve ağırlıkları dersin öğretim üyesi tarafından belirlenerek dönem başında ilan edilir.</p>

<p>(4) Sınavların yapılacağı yer, tarih ve saatler birimlerce belirlenir ve en az bir hafta öncesinden ilan edilir.</p>

<p>(5) Öğrenciler sınava ilan edilen gün, saat ve yerde girmek, öğrenci kimlik belgeleri ile istenecek diğer belgeleri yanlarında bulundurmak zorundadırlar.</p>

<p>(6) Öğrencilerin bir dersin sınavına girebilmesi için o yarıyılda kayıtlarını yenilemiş ve o derse kayıt yaptırmış olmaları gerekir. Öğrencilerin kayıt yaptırmadığı bir dersin sınavına veya girme hakkını kazanmadığı bir sınava girmesi durumunda aldığı not, ilan edilmiş olsa bile iptal edilir.</p>

<p>(7) Uzaktan öğretim programlarında sınavlar yüz yüze ya da elektronik ortamda gözetimli veya gözetimsiz olarak gerçekleştirilir.</p>

<p>(8) Ulusal ve dini bayramlar dışındaki cumartesi ve pazar günleri de sınav yapılabilir.</p>

<p>(9) Sınavlarda kopya çekenler, kopya girişiminde bulunanlar veya kopyaya yardım edenler ile sınav kâğıtlarının incelenmesi sırasında kopya çektiği ya da yardım ettiği belirlenen öğrenciler o sınavlardan sıfır almış sayılır ve haklarında 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre işlem yapılır.</p>

<p><strong>Ara sınavlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Ara sınavlara ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Her ders için her yarıyılda en az bir ara sınav yapılmak koşuluyla ara sınavların sayısı dersin öğretim üyesi tarafından belirlenir ve ilan edilen ders tanıtım formlarında belirtilir.</p>

<p>b) Dersin türüne göre laboratuvar/atölye çalışması, ödev, küçük sınav, makale çalışması, proje raporu ve sunumu gibi eğitim öğretim etkinlikleri de değerlendirme ölçütü olarak kullanılabilir.</p>

<p>c) Ara sınav sonuçları sınav yapıldıktan en geç on beş gün sonra ilan edilir.</p>

<p><strong>Final sınavları</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Bir dersin final sınavı, o dersin tamamlandığı yarıyılın sonunda akademik takvimde finaller için belirtilen süre içinde yapılır. Dersin final sınavı ilgili birim tarafından en az bir hafta öncesinde ilan edilir ve ilan edilen yer ve zamanda yapılır. Derslerin final sınavına girebilmek için;</p>

<p>a) Teorik ve uygulamalı olarak birlikte yapılan dersler için; teorik derslerin en az %70’ine, uygulamaların ise en az %80’ine,</p>

<p>b) Haftalık ders saatinin tamamı uygulamalı olan derslerin en az %80’ine,</p>

<p>katılmak gerekir.</p>

<p>(2) Teorik ve uygulamalı olarak işlenen bir dersin teorik ve uygulamalı kısımlarına ilişkin ayrı ayrı sınav yapılabilir; buna, ilgili dersin öğretim elemanı karar verir. Ancak dersin başarı notunun hesaplanmasında her iki sınav birlikte göz önünde bulundurulur.</p>

<p>(3) Final sınav sonuçları en geç on beş gün içerisinde ilan edilerek dersin not kesinleştirme işlemi tamamlanır.</p>

<p><strong>Tek ders sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Mezuniyet için gerekli tüm ders, uygulama, staj, bitirme projesi ve benzeri yükümlülüklerini tek bir dersteki başarısızlığı haricinde yerine getirmiş olan öğrencilere, talep etmeleri durumunda başarısız oldukları bu bir dersten tek ders sınav hakkı verilir.</p>

<p>(2) Tek ders sınavına başvurabilmek için öğrencinin;</p>

<p>a) İlgili dersi almış ve devam şartını yerine getirmiş olması,</p>

<p>b) Mezuniyet için öngörülen diğer tüm akademik yükümlülüklerini tamamlamış olması,</p>

<p>c) Başarısız olduğu ders dışında eksik veya başarısız dersi bulunmaması,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(3) Tek ders sınavı, yarıyıl sonunda, akademik takvimde belirlenen tarihte yapılır.</p>

<p>(4) Tek ders sınavı tek aşamalı olup, öğrencinin başarı notu yalnızca bu sınavdan aldığı not üzerinden belirlenir.</p>

<p>(5) Tek ders sınavında başarılı olan öğrenci, ilgili yarıyıl sonunda mezuniyet hakkı kazanır.</p>

<p><strong>Mazeret sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Ara sınav ve final sınavları için Senato tarafından belirlenen haklı ve geçerli sebepler kapsamında mazeret kabul edilir.</p>

<p>(2) Mazeretli oldukları süre içinde yapılan sınavlara giren öğrencilerin sınavları geçersiz sayılır. Ancak, mazeret süresi içinde mazereti sonlandırmak için öğrencinin yazılı başvurusu üzerine mazeret sonlandırılır.</p>

<p>(3) Öğrencinin mazeret talebi ilgili birim yönetim kurulunca değerlendirilerek karara bağlanır.</p>

<p>(4) Mazeret sebepleri ve bunlara ilişkin esaslar aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) Öğrencinin, sağlık sorunları nedeniyle mazeretli sayılabilmesi için, hastalığını devlet veya üniversite hastanelerinden aldığı bir raporla belgelendirmesi gerekir.</p>

<p>b) Öğrencinin birinci derecede yakınlarından birinin vefatı veya birinci derecede yakınlarından birinin önemli bir hastalık veya kaza nedeniyle acilen hastaneye kaldırılması durumunda öğrencinin mazeretli sayılabilmesi için, ölüm raporunun veya hasta raporunun ibraz edilmesi gerekir.</p>

<p>c) Üniversiteyi veya ülkemizi temsilen yurt içi ve yurt dışı sportif, kültürel, bilimsel ve sanatsal etkinliklere katılmak üzere görevlendirilme ve mazeret sınavından yararlanma talebi daha önce ilgili birim yönetim kurulu tarafından uygun bulunan öğrenciye, görevlendirme tarihleri süresince mazeret hakkı verilir.</p>

<p>ç) Öğrencinin sınavını acil müdahaleyi gerektiren sağlık problemleri nedeniyle tamamlayamadığı durumlarda, sınav görevlileri tarafından tutulan tutanağa dayalı olarak öğrenciye mazeret sınav hakkı ilgili birim yönetim kurulunca verilir.</p>

<p>d) Bu fıkrada belirtilmeyen ancak önem derecesi bu fıkrada yer verilen mazeret sebeplerine benzer herhangi diğer bir sebeple öğrencinin mazeretli sayılabilmesi için, mazeretin belgelendirilmesi ve ilgili birim yönetim kurulunca kabulü gerekir.</p>

<p>(5) Mazeret sınavına girmeyen öğrenciye ikinci bir mazeret sınav hakkı verilmez.</p>

<p><strong>Azamî öğrenim süresi sonundaki ek sınavlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Azamî öğrenim süresi sonunda mezuniyet koşullarını sağlayamayan öğrenciler hakkında yapılacak işlemler aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) Öğrencilere, hiç almadıkları veya devam şartını sağlamayarak başarısız oldukları dersler için akademik takvimde ilan edilen tarihlerde iki ek sınav hakkı verilir.</p>

<p>b) İlan edilen tarihte ek sınava girmeyen öğrencilere mazeret sınav hakkı verilmez.</p>

<p>c) Sınavda alınan not tek başına değerlendirilir ve harf notuna çevrilir. Dönem içinde alınan notlar hesaba katılmaz.</p>

<p>ç) İki ek sınav sonunda en fazla beş başarısız dersi olan öğrencilere bu dersler için üç yarıyıl ek süre verilir.</p>

<p>d) İki ek sınavı kullanmadan en fazla beş başarısız dersi olan öğrencilere dört yarıyıl ek süre verilir.</p>

<p>e) Azamî öğrenim süresi ya da iki ek sınav sonunda bir dersten başarısız olanlara öğrencilik hakkından yararlanmaksızın, başarısız oldukları ders için sınırsız sınav hakkı tanınır.</p>

<p>f) Eğitim-öğretim programında yer alan bütün derslerden geçer not aldıkları hâlde mezuniyet için gereken AGNO’yu sağlayamayanlara diledikleri derslerden sınırsız sınav hakkı tanınır. Bunlardan uygulamalı, uygulaması olan ve daha önce alınmamış dersler dışındaki derslere devam şartı aranmaz, ek sınav hakkı yerine dersin uygulamalı etkinliklerine dışardan katılma hakkı tanınır. Daha önce alınmamış bir dersin alınabilmesi için, artık yıl öğrencilerine uygulanan kredi başına ücret ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmiş olması gerekir.</p>

<p>g) Sınırsız ek süre hakkı tanınanlardan, üst üste veya aralıklı olarak toplam üç eğitim-öğretim yılı kayıt yaptırmayan öğrenciler sınırsız sınav hakkından vazgeçmiş sayılır ve bu haktan yararlanamazlar.</p>

<p>ğ) Ek süre hakkı kazanan öğrenciler öğrenim ücreti yükümlülüklerini yerine getirmek suretiyle ders kaydı yaptırabilirler. Ücretlendirme Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Sınav sonuçlarına itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Sınav kâğıtlarının ve sınav not çizelgelerinin ilgili birimlere verilmesinden ve ilanından sonra maddi hata dışında not değiştirilmez.</p>

<p>(2) Öğrenciler, ilan edilen sınav sonuçlarının ilanından itibaren en geç beş iş günü içinde kayıtlı oldukları birim dekanlığına/müdürlüğüne bir dilekçe vererek sınav kâğıdının tekrar incelenmesini isteyebilirler.</p>

<p>(3) İtiraz üzerine sınav kâğıdı, dersin öğretim elemanı tarafından, itiraz süresinin bitiminden itibaren en geç beş iş günü içinde incelenir, sonuç yazılı ve gerekçeli olarak ilgili birim dekanlığına/müdürlüğüne bildirilir. İlgili birim dekanı/müdürü, gerek gördüğü takdirde, sınav kâğıdının incelenmesi için, en az biri söz konusu dersin alanından olmak koşuluyla üç öğretim elemanından oluşan bir komisyon kurabilir. Dersin öğretim elemanı/elemanları bu komisyonda yer almaz. Bu durumda komisyon, incelemesini itiraz süresinin bitiminden itibaren en geç on gün içinde sonuçlandırır. Sınav sonucunun değişikliği, ilgili birim yönetim kurulunun kararıyla işleme alınır.</p>

<p>(4) Süresi içinde yapılmayan maddi hata itiraz dilekçeleri değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p><strong>Ders başarı notu ve işaretler</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Öğrencilere aldıkları derslerde gösterdikleri başarı için harf notu verilir ve bu notlar ders başarı notu olarak adlandırılır.</p>

<p>(2) Ders başarı notu, ara sınav, eğitim öğretim etkinlikleri ile final sınav puanlarının birlikte değerlendirilmesiyle elde edilir ve bu sonuç öğrencinin akademik başarı durumunu gösterir.</p>

<p>(3) Ders başarı notu; ara sınav notu ve/veya eğitim-öğretim etkinlikleri ile yarıyıl sonu sınavı (final) notunun, öğretim elemanı tarafından ders planında ilan edilen oranlarda ağırlıklandırılması suretiyle hesaplanır.</p>

<p>(4) Not ortalamasına etki eden dönem sonu ders başarı notları, bu notlara karşılık gelen katsayıları ve 100 puan üzerinden sayısal karşılıkları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir. Bunlardan en düşük geçer not DD notu olup, FF notu dersten başarısız olunduğunu belirtir. Dersin değerlendirilmesinde aşağıdaki tablo referans alınabileceği gibi, bağıl değerlendirme de kullanılabilir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="38">
   <p>Not</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>AA</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>BA</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>BB</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>CB</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>CC</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>DC</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>DD</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>FF</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="38">
   <p>Katsayı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>4,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>3,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>3,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>2,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>2,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>1,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>1,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>0,00</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="38">
   <p>Aralık</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>90-100</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>85-89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>80-84</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>70-79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>60-69</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>50-59</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>45-49</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>0-44</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>(5) Not ortalamasına etki etmeyen dönem sonu ders başarı notları aşağıda belirtilmiştir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p>Not</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>Katsayı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="96">
   <p>Açıklama</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p>S</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>0,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="96">
   <p>Başarılı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p>U</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>0,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="96">
   <p>Başarısız</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>(6) Derslerin özel durumlarını belirtmek için kullanılabilecek işaretler şunlardır:</p>

<p>a) I (eksik): Öğretim elemanı tarafından geçerli görülen bir nedenle ders için gerekli koşulları dönem sonunda tamamlayamayan öğrencilere verilir. Öğrenci akademik takvimde dönem sonu sınavlarının bitimini izleyen en fazla dört hafta içinde, eksikliklerini tamamlayarak bir not almak zorundadır. Aksi halde bu işaret, kendiliğinden FF veya U notuna dönüşür.</p>

<p>b) EX (muaf): Ön lisans ve lisans programlarına kabul edilmiş İngilizce yeterlik sınavı sonucu başarılı görülerek muaf tutulan öğrencilere verilir. Ortalamaya ve kredi hesabına dâhil edilmez.</p>

<p>c) W (çekilmiş): Öğrencinin dersten çekildiğini gösterir. Ortalamaya ve kredi hesabına dâhil edilmez.</p>

<p>ç) P (devam eden): Süresi bir dönemden fazla olan derslerin başarıyla sürdürüldüğünü gösterir. Ortalamaya ve kredi hesabına dâhil edilmez. Bu işaretin mezuniyetten önce ilgili öğretim elemanı tarafından bir nota çevrilmesi gerekir.</p>

<p>d) NA (devamsızlık): Dersin devam koşulunun sağlanmadığını gösterir. Ortalamaya ve kredi hesabına dâhil edilir. NA notunun ağırlık katsayısı sıfırdır.</p>

<p><strong>Not ortalamaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Öğrencilerin başarı durumu her dönem sonu ANO ve AGNO değerleri ile izlenir. Bu Yönetmeliğin ilgili madde hükümlerini ve kayıtlı olunan diploma programının mezuniyet yükümlülüklerini yerine getiren öğrencilerin mezuniyetlerine AGNO ile karar verilir.</p>

<p>(2) ANO; öğrencinin herhangi yarıyılda aldığı derslerin ağırlıklı puanlarının toplamının, AKTS kredi toplamına bölünmesiyle bulunur. Hesaplamalarda virgülden sonraki iki basamak yürütülür ve yuvarlama yapılır. Yan dal ve çift anadal dersleri, anadal programındaki ANO hesaplanmasında dikkate alınmaz.</p>

<p>(3) AGNO; öğrencinin bütün derslerden aldığı son notlara göre hesaplanacak ağırlıklı puanlar toplamının, derslerin AKTS kredi toplamına bölünmesiyle bulunur. Hesaplamalarda virgülden sonraki iki basamak yürütülür ve yuvarlanır. Yan dal ve çift anadal dersleri, anadal programındaki AGNO hesaplanmasında dikkate alınmaz.</p>

<p><strong>Notların açıklanması ve not çizelgeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Öğretim elemanları tarafından verilen dönem sonu başarı notları, akademik takvimde notların ilanı için belirtilen tarihte, öğrenci kayıtlarına işlendikten sonra oluşturulan not çizelgeleri ile öğrenci bilgi sistemi üzerinden açıklanır.</p>

<p><strong>Notlarda maddi hata</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Bir dersin ilan edilmiş olan sınav notunda yer alabilecek maddi hatanın düzeltilmesi, ilgili öğretim elemanının bildirimi üzerine ilgili birim dekanı/müdürü onayı ile yapılır.</p>

<p>(2) Notlarda yer alabilecek maddi hatalara yönelik düzeltmeler, akademik takvimde dönem sonu notlarının ilanı için belirtilen son günden itibaren on iş günü içerisinde yapılabilir.</p>

<p><strong>Başarılı ve başarısız öğrenciler</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Herhangi bir dönem sonunda AGNO’su en az 2,00 olan öğrenci başarılı, AGNO’su 2,00’ın altında olan öğrenci ise başarısız sayılır.</p>

<p>(2) Bir yarıyıl sonunda en az 24 AKTS kredisi tamamlamış olmak kaydıyla, yarıyıl not ortalaması 3,00-3,49 arasında olan başarılı durumdaki öğrenciler o yarıyıl için şeref öğrencisi, 3,50 ve üstü olanlar ise yüksek şeref öğrencisi sayılır. Bu bilgi öğrencinin transkriptinde ilgili yarıyılda belirtilir.</p>

<p><strong>Ön lisans ve lisans diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Bir öğrencinin kayıtlı olduğu ön lisans/lisans diploma programından herhangi bir dönem sonunda mezun olup diploma alabilmesi için aşağıdaki koşulları sağlaması gerekir:</p>

<p>a) Kayıtlı olduğu diploma programının mezuniyet koşullarında yer alan tüm dersleri ve varsa ek yükümlülükleri başarı ile tamamlamak.</p>

<p>b) Mezuniyet için ön lisans programlarında en az 120 AKTS, lisans programlarında en az 240 AKTS kredisini tamamlamış olmak.</p>

<p>c) Ağırlıklı genel not ortalaması en az 2,00 olmak.</p>

<p>ç) Üniversitede ön lisans programında en az bir dönem, lisans programlarında en az iki dönem kayıtlı bulunmuş olmak ve mezuniyet öncesi son döneminde diploma alacağı programın kayıtlı öğrencisi olmak.</p>

<p>d) Mezuniyet yükümlüklerine sayılan ön lisans programlarında en az 30 AKTS kredisini, lisans programlarında en az 60 AKTS kredisini Üniversitede kayıtlı olduğu derslerden tamamlamak.</p>

<p>e) Mezuniyete hak kazanabilmek için kayıtlı olunan programın öğrenim ücretlerinin tümünü ödemiş olmak.</p>

<p>(2) Öğrenciler, ön lisans diploması/lisans diploması almaya hak kazandıkları dönem sonu itibarıyla, kayıtlı oldukları birim yönetim kurulu kararı ile ilgili diploma programından mezun edilirler.</p>

<p>(3) Kayıtlı olunan lisans diploma programında öğrenimini tamamlayamayan, ancak ilgili programın ilk dört dönemi için öngörülen tüm zorunlu ve seçmeli dersler ile 2547 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde belirtilen zorunlu dersleri alıp bu Yönetmelik hükümlerine göre başarmış, alması ve başarması gereken tüm derslerin ağırlıklı genel not ortalaması en az 2,00 olan öğrenciye, başvurusu üzerine ilgili mevzuat hükümleri ve YÖK kararları çerçevesinde ön lisans diploması verilir.</p>

<p>(4) Diplomalar üzerinde öğrencinin tamamlamış olduğu ön lisans/lisans programının adı bulunur. Diplomalar hazırlanıncaya kadar öğrenciye bir defaya mahsus olmak üzere geçici mezuniyet belgesi diploma ile değiştirilmek üzere verilir. Diploma ve geçici mezuniyet belgesi ile birlikte, talep edilmesi halinde, diploma eki de verilir. Diplomanın kaybı halinde, dilekçe ile Üniversitenin Öğrenci İşleri Müdürlüğüne başvurulması koşuluyla, yeni diploma hazırlanır. Bu durumda diplomanın ön yüzüne, düzenlenme sayısına ilişkin ibare konur.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Öğrenciler, belgelemek koşulu ile sağlık, askerlik, maddi, ailevi, kişisel, akademik, yurt dışında eğitim, mücbir sebep gibi gerekçelerle, öğrenim ücretini son ödeme tarihinden önce kayıt dondurma talebinde bulunabilirler.</p>

<p>(2) Kayıt dondurma talebinde bulunacak öğrencinin, ilgili döneme/dönemlere ait ödemekle yükümlü olduğu öğrenim ücretinin yarısını ödemesi gerekir.</p>

<p>(3) Kayıt dondurmak isteyen öğrenciler gerekçeli bir dilekçe, gerekçelerini destekleyen belgeler ve ödeme dekontu ile kayıtlı oldukları birim dekanlığı/müdürlüğüne başvururlar. Başvurular ilgili birim yönetim kurulu tarafından incelenir ve karara bağlanır. Öğrencilere bir defada en çok iki dönem olmak üzere, toplamda en fazla dört dönem için kayıt dondurma hakkı verilebilir. Ancak rahatsızlığı ve tedavi sürecinin devam etmesi nedeniyle kayıt dondurma talebinde bulunan öğrenciler ile hükümlü öğrenciler için Üniversite Yönetim Kurulu kararıyla dört dönemden fazla kayıt dondurulmasına izin verilebilir. Zorunlu diğer hallerde, Üniversite Yönetim Kurulu kararı ile bu süreler uzatılabilir. Azamî öğrenim süresini dolduran öğrencilere kayıt dondurma izni verilmez. Kayıt dondurulan süreler, azamî öğrenim süresinden sayılmaz.</p>

<p>(4) Derslerin başlamasını izleyen dördüncü haftanın son iş gününden sonra kayıt dondurma başvurusu yapan öğrenciler, ilgili döneme ait ödemekle yükümlü oldukları öğrenim ücretinin tamamını öderler. Öğrencilerin kayıt dondurarak geçirdikleri süreler için ödemiş oldukları öğrenim ücreti, sonraki öğrenim ücretlerine mahsup edilmez.</p>

<p>(5) Kayıt dondurma işlemi tamamlanan öğrencilerin ilgili dönemde almış oldukları dersler, kayıtlarından düşürülür.</p>

<p>(6) Kayıt dondurma başvurusu olumsuz sonuçlanan öğrenci, ilgili dönem için geri kalan öğrenim ücretini ödemekle yükümlüdür.</p>

<p>(7) Tutuklanan veya mahkûm olduğu hürriyeti bağlayıcı cezası infaz kurumunda infaz edilmekte olan öğrencinin kaydı, öğrencinin talebi ve Üniversite Yönetim Kurulunun onayı ile dondurulabilir.</p>

<p>(8) Öğrenciler, kayıt dondurma sürelerinin bitiminde dönem kayıtlarını yaptırmak suretiyle öğrenimlerine devam ederler. Bir dönemden fazla süreyle kayıt dondurmuş bir öğrenci ilk dönem sonunda Üniversiteye dönmek istediği takdirde, bu talebini ders kayıtları başlamadan önce, yazılı olarak ilgili birim dekanlığı/müdürlüğüne iletir. İlgili birim yönetim kurulu kararı ile geri dönüş talebi uygun görülen öğrenci, ilgili dönemin geri kalan öğrenim ücretini ödemek koşuluyla ders kaydı işlemlerini tamamlar.</p>

<p>(9) Öğrencilerin kayıt dondurdukları süreler burs süresinden düşülmez.</p>

<p>(10) Üniversiteye kesin kaydın yapıldığı ilk yarıyıl için kayıt dondurma talebinde bulunulamaz.</p>

<p><strong>Öğrenim süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 43- </strong>(1) Ön lisans diploma programlarında normal öğrenim süresi dört yarıyıl (iki akademik yıl), azamî öğrenim süresi sekiz yarıyıldır (dört akademik yıldır). Lisans diploma programlarında ise normal öğrenim süresi sekiz dönem (dört akademik yıl), azamî öğrenim süresi on dört dönemdir (yedi akademik yıldır). İngilizce hazırlık programı ile yaz okullarında geçirilen süreler öğrenim süresine dâhil değildir.</p>

<p>(2) Lisans diploma programından mezuniyet için gerekli koşulları sağlayan öğrenciler, normal öğrenim süresini tamamlamadan mezun olabilirler.</p>

<p>(3) Ön lisans/lisans diploma programından azamî öğrenim süresi içinde mezun olamayan öğrencilerin Üniversitedeki öğrenim durumları ve ilişik kesilme işlemleri 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesi hükümleri çerçevesinde yürütülür. Bu madde kapsamında sınav haklarını kullanan azamî öğrenim süresini doldurmuş olan öğrenciler, ilgili dönem için belirlenmiş olan sınav ücretini ödemekle yükümlüdürler.</p>

<p>(4) Azamî öğrenim süresi sonunda kayıtlı bulunduğu eğitim-öğretim programı için ilgili kurullarca belirlenen yükümlülükleri yerine getirmeyen öğrencilerin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Üniversiteden ayrılma</strong></p>

<p><strong>MADDE 44- </strong>(1) Öğrenciler, Üniversitenin Öğrenci İşleri Müdürlüğüne bir dilekçe ile başvurarak Üniversitedeki kayıtlarını sildirebilirler. Bu öğrencilerin, ayrılmak için başvurdukları tarih itibarıyla Üniversite ile ilişikleri kesilir. Öğrencinin Üniversiteye karşı herhangi bir yükümlülüğünün olmaması ve kendisine kullanım için Üniversite tarafından sağlanan eşya ve teçhizatı hasarsız olarak iade etmiş olması gerekir.</p>

<p>(2) Üniversiteye yeni kayıt yaptıran öğrencinin, kayıt yaptırdığı tarihten itibaren ilk eğitim-öğretim döneminin sonuna kadar olan süre içerisinde Üniversiteden ayrılmak istemesi durumunda ilgili dönem için ödemekle yükümlü olduğu öğrenim ücretini ödemesi gerekir ve ödenen öğrenim ücretinden iade yapılmaz.</p>

<p>(3) Dönem öğrenim ücretini ödeyerek kayıt yenileyen öğrenciye, Üniversiteden ayrılma ve kayıt iptali durumunda, Mütevelli Heyet tarafından belirlenen esaslara göre ücret iadesi yapılır. Ders ekleme-bırakma süreleri geçtikten sonra ücret iadesi yapılmaz.</p>

<p>(4) Yaz okulunun öğrenim ücretini ödeyerek derslere kayıt yaptıran öğrenciye, Üniversiteden ayrılma veya yaz okulundan çekilme durumunda ücret iadesi yapılmaz.</p>

<p>(5) Öğrencinin ders ekleme-bırakma süreleri içinde Üniversiteden ayrılması durumunda, ilgili dönemde kayıtlı olduğu dersler, kayıtlarından düşürülür. Ders ekleme-bırakma süresinin bitiminden sonra Üniversiteden ayrılan öğrencilerin, dönem sonu başarı notu oluşmamış olan dersleri kayıtlarından silinir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Disiplin işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 45- </strong>(1) Öğrencilerin disiplin iş ve işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Tebligat</strong></p>

<p><strong>MADDE 46- </strong>(1) Öğrencilere yapılması gereken her türlü tebligat ilgili mevzuat hükümlerine göre Üniversite tarafından öğrenci için oluşturulan elektronik posta adresine yapılır. Disiplin cezası bildirimleri ayrıca, öğrencilerin Üniversiteye kayıt sırasında bildirdikleri yazışma adresine iadeli taahhütlü olarak gönderilmek suretiyle yapılmış sayılır.</p>

<p>(2) Üniversiteye kayıt sırasında bildirdikleri adresi değiştirdikleri halde bunu Üniversitenin Öğrenci İşleri Müdürlüğüne en geç bir ay içinde bildirmeyen veya yanlış ya da eksik bildiren öğrencilerin, mevcut adreslerine tebligat yapılması halinde, kendilerine tebligat yapılmış sayılır.</p>

<p>(3) Yarıyıl uzaklaştırma disiplin cezası alan öğrenciler cezalı oldukları yarıyılların eğitim ücretini öder. Cezalı durumda geçirdikleri yarıyıllar eğitim süresine sayılır, burs süresinden düşülür.</p>

<p><strong>Engelli öğrenciler</strong></p>

<p><strong>MADDE 47- </strong>(1) Engellilik durumu ve derecesi sağlık raporu ile kanıtlanmış olan Üniversiteye kayıtlı engelli öğrenciler, bu Yönetmeliğin ders almaya ilişkin hükümlerine uymakla yükümlüdürler, ancak engelleri nedeniyle herhangi bir dersin gerekliliklerini yerine getirmekte güçlük çekmeleri durumunda, danışmanlarının ve dersin öğretim elemanlarının onayıyla söz konusu güçlüklerin giderilmesine ilişkin değişiklikler, uyarlamalar, düzenlemeler yapılarak öğrencilerin dersi almaları sağlanır. Öğrenciler dersin gerekliliklerini tüm uyarlamalara rağmen yerine getiremiyorlar ise varsa o derse eş değer olan bir başka ders alırlar.</p>

<p>(2) Üniversiteye kayıtlı engelli öğrenciler, belirtilen sınavlara girmek zorundadırlar, ancak öğrencilerin performanslarının en iyi şekilde değerlendirilebilmesi için öğrencilerin engelleri temel alınarak dersi veren öğretim elemanı onayı ile sınav yeri, süresi, biçimi değiştirilip uygun hale getirilebilir. Sınavda kullanılacak özel alfabe, bilgisayar, büyüteç gibi ek gereçler, okumaya ya da yazmaya yardımcı kişi ya da araçlar sağlanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 48- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 49- </strong>(1) 23/1/2022 tarihli ve 31728 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Hava Kurumu Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 50- </strong>(1) Bu Yönetmelik 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başında yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 51- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-hava-kurumu-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="82621"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UYGULAMADAKİ AKSAKLIKLAR ve ÖNERİLERLE SPORDA ŞİDDET ve DÜZENSİZLİK (3)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-3-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-3-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş ve Özet</strong></p>

<p>Aynı başlığı taşıyan yazının birinci bölümünde belirtildiği için tekrar edilmemiştir. Bu bölümde aşağıdaki konular ele alınmıştır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1- Spor müsabakası kavramının daha net şekilde ele alınması,</p>

<p>2- Her müsabakadan önce müsabaka alanında ve ekranlarda anons yapılması ve yapılmamasının yaptırıma bağlanması,</p>

<p>3-<strong> </strong>Kolluk aşamasındaki aksaklıklar ile kolluğun soruşturma-kovuştur­malarda dikkat etmesinde yararlı görülen hususlar.</p>

<p></p>

<p><strong>İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>a)</strong></p>

<p><strong>Spor müsabakası kavramının daha net şekilde ele alınması </strong>gerekir<i>.</i><strong><i> </i></strong>Yasanın 3/1-ı. maddesinde tanımlanan "spor müsabakası" kavramı, federasyonların düzenlediği veya düzenlenmesine izin verdiği ya da katkıda bulunduğu her türlü sportif karşılaşma ve yarışmayı ifade eder. Buna karşılık yönetmeliğin 4/1-o. maddesinde ise spor müsabakası, ilköğretim ve ortaöğretim okul sporları, kamu kurum ve kuruluşlarının düzenlemiş olduğu turnuvalar hariç olmak üzere, federasyonların düzenlediği veya düzenlenmesine izin verdiği ya da katkıda bulunduğu her türlü sportif karşılaşma ve yarışmayı ifade eder. Bu durum, yasada sayılan bir kısım suçları etkiler niteliktedir.<strong> Örneğin</strong>, yasak alanlara girme, müsabakanın hakem, gözlemci, temsilcisi veya saha komiserine hakaret, kasten yaralama gibi eylemlerde "spor müsabakası" kavramı yok ise suç unsuru da gerçekleşmeyebilir. Buna göre, ilgili federasyonun katılımıyla düzenlense bile bir bölgedeki liseler <a name="_Hlk229229417">veya kurumlar </a>arası futbol turnuvasında, federasyon tarafından görevlendirilen hakeme karşı bu görevi nedeniyle suç işlense bile 20. madde dikkate alınamayacaktır. Bu durum, TCK'nın 2. maddesindeki suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile bağdaşmıyor gibidir. Zira bu ve benzeri hallerde 6222 sayılı Kanun’daki birçok suçun unsurunun oluşup oluşmadığını da tartışma konusu yapabilir.</p>

<p><strong>b)</strong></p>

<p><a name="_Hlk229228045"><strong> Her müsabakadan önce müsabaka alanında ve ekranlarda anons yapılması ile yapılmamasının yaptırıma bağlanması </strong></a>yararlı olabilecektir. Müsabaka öncesinde, stadyumlarda kurallara uyulması, aksi takdirde yasal işlem yapılacağı hususlarında bazen sesli anons yapılıyor. Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi adına, bu hususun daha açıkça düzenlenip yasal olarak zorunlu bir hale getirilmesi ve aksi davranışın yaptırıma bağlanması yararlı olacaktır. Bu yükümlülük, stadyumda-salonda ev sahibi takıma, ev sahibinin olmadığı final gibi müsabakalarda idareye-federasyona, milli maçlarda ilgili federasyona, canlı yayınlarda ilgili yayıncı kuruluşa verilebilir. Hem müsabaka ve seyir alanında hem de ekranda bulunan ya da diğer kitle iletişim araçlarında dinleyen herkesin duyabileceği şekilde <strong>karşılaşmanın hemen başlama öncesinde şu anonsun yapılmasında yarar olabilir</strong>: Sayın sporseverler, tehdit veya hakaret içerikli tezahürat yapmak, spor alanına yasak madde sokmak veya kullanmak, sahaya herhangi bir madde atmak, müsabaka veya seyir alanlarına usulsüz seyirci girişi yapmak, yaptırmak veya kabul etmek, yetkisiz olarak müsabaka alanına atlamak, soyunma odalarına, odaların koridorlarına, sporcu çıkış tünellerine girmek, spor alanında taşkınlık yapmak, kasten yaralamak, tesislere, kişilerin eşya ya da araçlarına zarar vermek, spor alanında kendisine tahsis edilenden başka yere oturmakta ısrar etmek, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisinde olduğu açıkça anlaşıldığı halde dışarı çıkmamakta ısrar etmek yasaktır. Bu fiilleri işleyenler müsabaka alanından derhal ve gerektiğinde zorla çıkarılır. Hakkında yasal işlem yapılır. Bu çerçevede en az bir yıllık süreyle taraftarı olduğunuz takımın müsabaka­larını ve antrenmanlarını izlemekten yasaklanabilirsiniz. Takımınızın maçları­nın olduğu zamanlarda bulunduğunuz yere en yakın polis merkezi amirliğine veya jandarma karakol komutanlığına gidip imza atamak zorunda kalabilir­siniz. Bu durumlarla karşılaşmamak için mevzuata, federasyonun, spor güvenlik kurullarının ve yetkili diğer görevlilerin aldığı karar veya ikazlara uyunuz.</p>

<p><strong>c)</strong></p>

<p><a name="_Hlk229228326"><strong>Kolluk aşamasındaki aksaklıklar ile kolluğun soruşturma veya kovuştur­malarda dikkat etmesinde yararlı görülen hususlar </strong></a>ise şu şekilde değerlendirilmiştir.<strong> </strong>Kolluk soruşturmaları belli birimlerde yürütülebilir. Belli yerlerdeki emniyet müdürlüklerinde spor şube müdürlükleri-büroları kurulmuş ise de bunlar daha çok üst lig müsabakalarında görev aldıklarından özellikle büyük şehirlerde önemli sayıdaki, genelde alt profesyonel ve amatör liglerdeki müsabakalarda gerçekleşen soruşturmalar, mahalli kolluk görevlilerince, birçok hatayla birlikte yürütülmektedir. Genel olarak diğer kolluk birimleriyle karşılaştırıldığında, spor güvenliği şube müdürlükleri daha çok mevzuata hakim ve hızlı, etkili soruşturma işlemlerini yürüttükleri görülüyor. Buna rağmen özel uygulama alanı olan 6222 sayılı Yasa ve uygulanmasına ilişkin Yönetmelikteki bilgi eksikliği, yerleşen yanlışlıklar, sehven gerçekleşen anlamalar nedeniyle aksamalar olmaktadır. Bu sebeple soruşturmaların, mevzuatın öngördüğü şekilde daha hızlı ve etkin olarak yürütülmesi, ilgili vatandaşların-taraftarların-spor kulüplerinin olası mağduriyetlerinin önlenmesi, serzenişlerinin önüne geçilmesi, gereksiz yazışmalara meydan verilmemesi, süregelen ve giderilmesinde yarar görülen eksikliklerin giderilmesi suretiyle sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi önem arz eder. <strong>Soruşturma veya kovuşturma süreçleri uzadıkça, taraftarın seyirden yasaklanmasının süresi de uzayabiliyor. </strong>Bu nedenle cumhuriyet savcılarının kolluğa verdikleri talimatlarda bu durumu da dikkate almaları yararlı olacaktır. Genel itibariyle uygulamada görülen ve dikkat edilmesi yararlı hususlar şunlardır:</p>

<p><strong>1) Seyirden yasaklanma konusu</strong>, yasanın pratikte en çok görülen 18. maddesinin uygulandığı hallerde, (hemen hemen tüm soruşturmalarda uygulandığı gözetilerek) soruşturma-kovuşturma, ne kadar kısa sürede ve etkin olarak sonuçlandırılırsa, taraftarın seyirden yasaklanması ya da bu yasağın başlangıcının buna bağlı olarak biteceği, bu kapsamda sistemde kalmış olan 1 yıllık sürenin 2-3 yıla çıktığı durumların bile gözlenebildiği, bunun vatandaş mağduriyetine sebep olabildiği, bu nedenle hem müsabakaya gidemediği hem de iş-güçten kalarak aylarca imza atmak zorunda kalabildiği, taraftarın bundan dolayı müsabakaya gitmemesinden spor kulüplerinin olumsuz olarak etkilenebildikleri gibi spora olan ilgi ve stadyuma gidişleri azaltabildiğini göz önüne almak gerekir.</p>

<p>Yasanın 18/8. maddesinin uygulandığı hallerde, buna yönelik <strong>cumhuriyet başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarda </strong>koruma tedbiri olarak seyirden yasaklanmanın devam edip etmeyeceği, devam edecekse hangi tarihe kadar devam edeceği, <strong>mahkeme tarafından verilen güvenlik tedbiri</strong> kapsamındaki seyirden yasaklamada ise kararın kesinleşme tarihinin olup olmadığı kontrol edilmesinden sonra, yasanın 18/4, yönetmeliğin 22/1-ç-e. maddeleri gereğince Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde tutulan, bu amaca özgü elektronik bilgi bankasına kaydedilmesi, bu bilgilerin sehven de olsa yazılmaması halinde yazılı olarak sorulması, eski eylemlerle ilgili daha önce verilen kararlarda varsa bu hususa dikkat edilmesi önemlidir. Bu nedenle ve süregelen uygulamalarla çok sayıda vatandaşın-taraftarın mağdur olduğu, mağduriyetin önüne geçilmesi gerektiği gözetilmelidir.</p>

<p>Yasanın 18/8. maddesi (seyirden yasaklı kişinin kanunda belirtilen şekilde genel kolluk kuvvetine müracaat etmemesi suçu) kapsamındaki fezlekede, daha önce, yani ilk olarak soruşturmaya geçilmesine neden olan eyleminin / soruşturmasının niteliğinin ismen belirtilmesi. <strong>Örneğin,</strong> usulsüz seyirci girişi, hakaret içerikli tezahürat ... Yine ihlal edilen müsabakanın başlangıç saati, geçersiz müracaatta ise hangi saatte müracaat ettiğinin tam olarak belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2) Bilgilerin tam ve resmi isimlerin yazılması.</strong> Spor kulübü / spor müsabakasının yapıldığı stadyum-salonun resmi kayıtlardaki ya da ilgili spor federasyonu tarafından bilinen isminin tam olarak yazılması, İlgililerin açık kimlik, adres-iş-iletişim ile ifade tutanağında sosyal-ekonomik bilgilerinin eksiksiz olarak yazılması, bununla SMS gelişlerinin hızlanacağı, ulaşmadaki zorluğun azalacağı, soruşturmanın daha kısa sürede bitebileceğinin bilinmesi yararlıdır.</p>

<p><strong>3) Alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi</strong>nde olduğu açıkça anlaşılan kişinin ikaza rağmen dışarı çıkmaması ve zorla dışarı çıkarılması durumunda mümkün oldukça alkol metre cihazıyla ölçümünün yapılması, karşı çıkması halinde doktor raporunun alınması, kan vermek istememesi halinde doktor ve görevli huzuruyla düz çizgi testi yapılması (düz zemin üzerinde, düz çizgi-parke-fayans çizgilerinde yaklaşık olarak 5-10 metre yürütülmesinden sonra durumunun tespiti) şahsın konuşmaları - algılamalarının niteliğinin belirtilmesi, bunların tespitine karşı çıkması durumunda ise bu hususun tutanağa bağlanması, bu şekilde alkollü olarak spor alanlarına gelenlerle daha etkin mücadele edileceği gibi, delil yetersizliği veya soruşturmadaki eksiklik nedeniyle haksız kyok veya beraat ile yasal sınırın altında olması nedeniyle olası mağduriyetin önüne geçilebileceği unutulmamalıdır.</p>

<p><strong>4) Tespit tutanakları</strong>nın açıkça, anlaşılır biçimde ve ayrıntılı olarak düzenlenmesi, bunu destekleyici-açıklayıcı görüntülerin alınması-çözülerek metin haline getirilmesi faydalıdır. Bununla tutanak düzenleyicilerinin mahkeme tarafından duruşmaya çağrılmalarının önüne geçilebileceği ve kovuşturmanın daha iyi delille devam edebileceği unutulmamalıdır.</p>

<p><strong>5) Spor alanlarına yasak madde sokulması, maddenin kullanılması ve müsabaka düzeninin bozulması</strong>. Konulan-tespit edilen maddenin nitelik-sayısının eksiksiz olarak belirtilmesi, duruma göre (bıçak gibi) 6136 sayılı Yasa kapsamına girip girmediğine dair ekspertiz raporunun alınması, sırf bu nedenle evrağın gönderilmesinin gecikmesi halinde ön rapor düzenlenebileceği, ekspertiz raporunun sonradan da gönderilebileceği, bu arada soruşturmanın diğer işlemlerinin bitirilebileceği, yine yasanın 13. maddesinin uygulanmasında, <strong>spor alanına sokulması yasak olmayan maddeleri</strong>nin (örneğin pet-su, cep telefonu...) müsabaka alanına / kişilere-görevlilere atılması-fırlatılması halinde bu nedenle müsabaka düzeninin bozulup bozulmadığı, ne şekilde bozulduğunun belirtilmesi gerekir. Bu hususun yasanın unsuru olduğu ve tespitin zamanında yapılmaması halinde gerçekte işlendiği halde suçun beraatle sonuçlanabildiğinin bilinmesi gerekir.</p>

<p><strong>6)</strong> Yasanın 14. maddesinin uygulanmasında <strong>(hakaret veya tehdit içeren tezahürat)</strong> içerikli eylem, somut kişiye-görevliye yönelik olarak yapılmışsa (bunun şikayete bağlı olmadığı, doğrudan soruşturmaya tabi olduğu gözetilerek) mutlaka ilgilinin / müştekinin şikayet ve delillerinin sorulması, söylenen sözlerin tam olarak belirtilmesi ve duyan kişi varsa konu hakkında bilgisi sahibi sıfatıyla beyanının alınması, aynı şekilde güvenlik görevlilerine yönelik gerçekleşen hakaret-tehdit-direnme gibi eylemlerde de aynı uygulamanın yapılması lazımdır. Bununla görevlilerin adliyeye gelmek zorunda kalmayacakları, ilk günde ve hazır iken beyanının alınmasının yararlı olacağı, daha az emekle soruşturmanın sonuçlanacağı…</p>

<p><strong>7)</strong> Spor müsabakası <strong>biletinin usulsüz olarak, kara borsa satılması</strong>nın tespiti halinde 6222 SK’nın 15/6. Md uyarınca yasal işlem yapılmasının yanında, ayrıca Vergi Usul Kanunu hükümlerinin de uygulanmasının temini bakımından ilgili vergi dairesi görevlilerine bildirim yapılması-irtibata geçilmesi hem kamu maliyesi hem de yasaların uygulanması yönünden isabetli olacaktır.</p>

<p><strong>8)</strong> Spor müsabakalarına seyirci olarak girişi sağlamak amacıyla <strong>kullanılan geçiş kartı, akredite kartı, elektronik kartının geçersiz, sahte</strong>, ilgili müsabakaya ait olmaması halinde yasanın 15/5. maddesi kapsamında kalabileceği, buna göre işlem yapılması; sahteliği, geçersizliği, başka müsabakaya ait olması gibi hallerde, gerektiğinde ilgili kurum görevlisi huzuruyla bu durumun tespiti, kartın sistemden denenmesi ve sonucun tutanağa bağlanması yerinde olacaktır.</p>

<p><strong>9)</strong> Yasanın 16. maddesinin uygulanmasında <strong>(yasak alanlara girme) </strong>açıkça kimin, nereden nereye girdiği, bu durumun ve özellikle müsabaka alanına atlama-girmeye çalışma fiillerinde müsabakanın seyrini veya güvenliğini bozup bozmadığının tespiti gerekir. Örneğin müsabakanın bu nedenle durup durmadığı, seyircilerin, sporcuların, hakemlerin panikleyip paniklemedikleri, etkilenip etkilenmedikleri, kısmen de olsa seyirci-seyircilerin huzurlu-güvenli bir şekilde müsabakayı izleme haklarını zedeleyip zedelemediği, güvenlik görevlilerini olağan dışı uğraştırıp uğraştırmadığı... İlk günde yapılmayan bu zorunlu tespitler, sonradan da yapılamadığında gerçekte işlenen suçun beraatle sonuçlanmasına neden olabileceği unutulmamalıdır.</p>

<p><strong>10)</strong> Yasanın 20. maddesi uyarınca, spor müsabakalarında görev yapan <strong>hakem, gözlemci, saha komiseri ve temsilcilere karşı bu görevleriyle bağlantılı olarak suç işlenmesi</strong> (hakaret, görevi yaptırmamak için direnme, yaralama...) halinde, bu yönden kamu görevlisi sayıldıklarından, şikayetleri beklenmeden, derhal ve doğrudan soruşturma yapılması gerekir. Zaman zaman yanlış anlaşılmalar nedeniyle ilgililerin şikayetçi olmadığı gerekçesiyle soruşturma yapılmadığı ya da geç yapılarak delillerin toplanmasındaki güçlükle karşılaşıldığı görülmektedir. Bu durum yasaya aykırı olduğu gibi ilgili kolluk görevlilerinin sorumluluğunu da gerektirebilir. Kişi şikayetleri olmazsa bile şikayete bağlı olmadığından soruşturma yapılması yasal zorunluluktur.</p>

<p><strong>11)</strong> Yasanın 21. maddesi kapsamında, müsabakalarda ilgili spor kulübünün, özel <strong>güvenlik görevlisi bulundurma yükümlülüğü</strong>ne aykırı hareket edilmesi halinde, il spor güvenlik kurulunun buna dair kararı da eklenerek, eksik özel güvenlik görevlisi sayısının tespiti gerekir.</p>

<p><strong>12)</strong> Soruşturmaya konu eylemle ilgili olarak il-ilçe spor güvenlik kurulu kararının olması halinde, değerlendirmeye esas olmak üzere, onaylı bir suretinin dosyaya konulması önem arz eder.</p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,</strong></p>

<p>Belirtilen uygulamaların daha hızlılık ve etkinlik bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-1"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; UYGULAMADAKİ AKSAKLIKLAR ve ÖNERİLERLE SPORDA ŞİDDET ve DÜZENSİZLİK (1)</span></a></strong></h3>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-2"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; UYGULAMADAKİ AKSAKLIKLAR ve ÖNERİLERLE SPORDA ŞİDDET ve DÜZENSİZLİK (2)</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynaklar:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>1.</strong> Spor Suçları Seyirden Yasaklanma, 5.Baskı, Filiz Kitabevi, 2026</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>2.</strong> Futbol Taraftarına Cevaplar, 2.Baskı, Filiz Kitabevi, 2026</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>3</strong>. Spor Basın Yayın İnternet, Karar-Talep-Yazışma Örnekleri, Filiz Kitabevi, 2021</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>4.</strong> Spor Yasası, Kulüp, Şirket, Federasyon, 3.Baskı, Filiz Kitabevi, 2026</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-3-1</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 15:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/terazi/futbol-spor-tops.jpg" type="image/jpeg" length="50892"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İPOTEK VEREN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU VE UYGULAMADAKİ RİSKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ipotek-veren-ucuncu-kisinin-hukuki-sorumlulugu-ve-uygulamadaki-riskler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ipotek-veren-ucuncu-kisinin-hukuki-sorumlulugu-ve-uygulamadaki-riskler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>“Uygulamada birçok kişi, yalnızca bir yakınına veya şirketine destek olmak amacıyla taşınmazı üzerinde ipotek tesis etmekte; ancak imzaladığı belgeler nedeniyle farkında olmadan şahsi sorumluluk altına da girebilmektedir.”</p>

<p>Özellikle aile bireyleri, şirket ortakları, yöneticiler ve yakınları adına teminat veren kişiler çoğu zaman kendi borçları olmaksızın üçüncü kişi sıfatıyla ipotek tesis etmektedir.</p>

<p>Bu noktada en önemli hukuki sorunlardan biri şudur: “Üçüncü kişi tarafından verilen ipotek, yalnızca taşınmaz ile sınırlı bir sorumluluk mu doğurur; yoksa kişisel sorumluluğa da yol açabilir mi?”</p>

<p>Bu sorunun cevabı; imzalanan belgelerin kapsamına, kredi ilişkisine ve somut olayın özelliklerine göre değişebilmektedir.</p>

<p><strong>1. Üçüncü Kişi Tarafından İpotek Verilmesi</strong></p>

<p>Türk hukukunda bir kişinin, kendi borcu dışında başka bir kişinin borcu için taşınmazı üzerinde ipotek tesis etmesi mümkündür.</p>

<p>Uygulamada bu durum özellikle ticari kredilerde, şirket borçlarında ve aile bireyleri adına kullanılan kredilerde sıkça görülmektedir.</p>

<p>Bu tür durumlarda ipotek veren kişi, asıl borç ilişkisine taraf olmaksızın taşınmazı üzerinde ayni teminat sağlamaktadır.</p>

<p>Ancak uygulamada çoğu zaman yalnızca ipotek işlemi ile yetinilmemekte; ek sözleşmeler ve taahhütnameler de imzalatılabilmektedir.</p>

<p><strong>2. Ayni Sorumluluk – Şahsi Sorumluluk Ayrımı</strong></p>

<p>İpotek veren üçüncü kişinin hukuki durumunda en önemli ayrım, ayni sorumluluk ile şahsi sorumluluk arasındaki farktır.</p>

<p>Yalnızca ipotek veren ve ayrıca şahsi borç altına girmeyen üçüncü kişinin sorumluluğu, kural olarak ayni teminat kapsamında değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte uygulamada müşterek borçlu, müteselsil kefil veya garanti veren sıfatlarıyla ek yükümlülükler de doğabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca tapudaki ipotek işlemi değil; kredi sözleşmesi ve imzalanan diğer belgelerin tamamı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>3. Uygulamada Sık Karşılaşılan Bir Örnek</strong></p>

<p>Uygulamada sıkça görüldüğü üzere, bir şirket ortağının eşi kendi adına kayıtlı taşınmaz üzerinde şirket kredisi için ipotek tesis edebilmektedir.</p>

<p>Ancak çoğu durumda yalnızca ipotek işlemi değil; genel kredi sözleşmesi, müşterek borçluluk hükümleri, kefalet belgeleri ve teminat taahhütnameleri de imzalanmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle kişi, yalnızca taşınmazı ile sınırlı sorumlu olduğunu düşünmesine rağmen, imzaladığı belgelerin kapsamına göre şahsi sorumluluk altına da girebilmektedir.</p>

<p><strong>4. Banka Uygulamalarında Karşılaşılan Sorunlar</strong></p>

<p>Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, ipotek veren üçüncü kişinin imzaladığı belgelerin hukuki sonuçlarının yeterince değerlendirilmemesidir.</p>

<p>Özellikle genel kredi sözleşmeleri, müşterek borçluluk hükümleri, kefalet kayıtları ve teminat taahhütnameleri kişisel sorumluluğun kapsamını değiştirebilmektedir.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında da, üçüncü kişinin sorumluluğunun belirlenmesinde yalnızca tapu işleminin değil; taraflar arasında imzalanan tüm belgelerin birlikte değerlendirildiği görülmektedir.</p>

<p>Bu nedenle uygulamada birçok kişi yalnızca taşınmazını teminat gösterdiğini düşünmesine rağmen, kişisel sorumluluk altına da girdiğini sonradan fark edebilmektedir.</p>

<p><strong>5. İcra Sürecinde Üçüncü Kişinin Durumu</strong></p>

<p>İpotek veren üçüncü kişinin sorumluluğu, icra takibi aşamasında ayrıca önem kazanmaktadır.</p>

<p>Özellikle ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip, taşınmazın satış süreci ve satış bedelinin borcu karşılamaması gibi durumlarda, üçüncü kişinin ayrıca şahsi sorumluluğunun bulunup bulunmadığı tartışma konusu olabilmektedir.</p>

<p>Bu noktada kredi sözleşmesinin kapsamı, kefalet ilişkisi ve imzalanan ek belgeler belirleyici rol oynamaktadır.</p>

<p>Örneğin ipotek veren üçüncü kişinin ayrıca şahsi borç altına girdiğinin kabul edilmesi halinde, yalnızca taşınmazın satışı değil; genel haciz yolu ile takip yapılması da gündeme gelebilecektir.</p>

<p>Bu nedenle her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>6. Uygulamadaki Stratejik Hatalar</strong></p>

<p>Uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan bazıları şunlardır:<br />
- Yalnızca tapu işleminin önemli olduğunun düşünülmesi<br />
- Kredi sözleşmesinin incelenmemesi<br />
- Kefalet veya müşterek borçluluk hükümlerinin fark edilmemesi<br />
- İpotek ile şahsi sorumluluğun birbirine karıştırılması</p>

<p>Oysa ipotek işlemlerinde tapu belgeleri, kredi sözleşmesi, ek taahhütler ve banka evrakları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>7. Özellikle Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- “Sadece ipotek veriyorum” düşüncesiyle işlem yapılmamalıdır.<br />
- Kredi sözleşmesi mutlaka incelenmelidir.<br />
- Müteselsil kefalet veya müşterek borçluluk kayıtları ayrıca değerlendirilmelidir.<br />
- İmzalanan her belge kişisel sorumluluk doğurabilir.<br />
- Hukuki sonuçlar değerlendirilmeden imza atılmamalıdır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Üçüncü kişi tarafından verilen ipoteklerde, sorumluluğun kapsamı her zaman yalnızca taşınmaz ile sınırlı olmayabilmektedir.</p>

<p>Özellikle kredi ilişkisi kapsamında imzalanan ek belgeler, ipotek veren kişinin şahsi sorumluluğunu da gündeme getirebilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle ipotek işlemi öncesinde belgelerin dikkatle incelenmesi, imzalanan sözleşmelerin hukuki sonuçlarının değerlendirilmesi ve ayni sorumluluk ile şahsi sorumluluk ayrımının doğru yapılması olası hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ipotek-veren-ucuncu-kisinin-hukuki-sorumlulugu-ve-uygulamadaki-riskler-1</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themsisiaf.jpg" type="image/jpeg" length="55635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BAM CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ İTİRAZINI İNCELEME KURULUNUN OLUŞUMU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bam-cumhuriyet-bassavciliginin-itirazini-inceleme-kurulunun-olusumu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bam-cumhuriyet-bassavciliginin-itirazini-inceleme-kurulunun-olusumu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesinde Yargıtay ceza dairelerinden birisinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ve sonradan eklenen CMK m.308/A’da da bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı; duruşma açılırsa davaya katılarak, temyize tabi kararları temyiz ederek ve ceza dairelerinin kesin kararlarına karşı itiraz ederek, istinaf edilerek bölge adliye mahkemesine gelen dosyalara üç şekilde katkı sunmaktadır.</strong> BAM Cumhuriyet başsavcılığı dosya üzerinden yapılan istinaf incelemelerine müdahale etmemekte ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı şekilde tebliğname hazırlayıp dosyaya sunmamaktadır. Bu nedenle, özellikle dosya üzerinden yapılan inceleme ile kesinleşen BAM ceza dairelerinin kararlarına karşı olağanüstü kanun yolu olarak CMK m.308/A’da kabul edilen BAM başsavcılığı itiraz yetkisi çok önemlidir. BAM başsavcılığı re’sen veya başvuru üzerine itiraz yoluna gitmediği takdirde, itiraz kanun yolu işletilemez. Hükümlü lehine itirazda süre ve başvuru sayısı sınırı bulunmamaktadır. Bununla birlikte; yapılan başvuru üzerine itiraz yoluna gidilmemesi veya gidilip de dairede veya itirazı inceleyen kurulda kısmen kabulü halinde, dairenin değil de kurulun kararları kesin olduğundan, ortaya hiç incelenmemiş ve esasa müessir olduğu halde gözden kaçmış yeni sebepler olmadıkça, dosya bir bütün olarak incelendiğinden bahisle hükümlü lehine de itiraz yoluna götürülemez. Ancak tekrar belirtmeliyiz ki, hükümlü ve avukatı tarafından birden fazla yapılan itirazların daha önce kabul edilmediğinden bahisle başsavcılık tarafından reddi usule uygun değildir.</p>

<p><strong>Bu nedenle;</strong> CMK m.308/A’da düzenlenen BAM Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisinin, ceza dairelerinin kesinleşen kararlarında hataların düzeltilmesi, haksızlıkların giderilmesi, maddi hakikate ve adalete ulaşılması bakımından büyük önem taşıdığını ifade etmek isteriz.</p>

<p><strong>Yazımızda;</strong> CMK m.308’de itirazın hangi merci tarafından inceleneceğinde bir tartışma bulunmadığından, bölge adliye mahkemesinde CMK m.308/A’ya göre yapılacak itirazı inceleyecek ceza dairesinden sonra “ceza daireleri başkanlar kurulu” olarak belirtilen kurulun nasıl oluşacağı hakkında açıklamada bulunulacaktır.</p>

<p><strong>“Normlar hiyerarşisi” ilkesi uyarınca; </strong>önce itiraz müessesesini öngören CMK m.308/A’dan, sonra 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un yazı konumuzla ilgili 25 ila 35. maddelerinden ve son olarak da CMK m.308/A’nın son cümlesi uyarınca Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu tarafından çıkarılan 07.01.2026 tarihli ve 1 sayılı Karardan bahsedilecektir. 1 sayılı Karar hükümlerinin, CMK m.308/A ile 5235 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olamayacağını belirtmek isteriz.</p>

<p><strong>“Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi” başlıklı CMK m.308/A’da;</strong> <i>“(…) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı itirazı incelemek üzere ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderir. Kurula gönderilen itiraz hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanır. Kurulun itirazın kabulüne ilişkin kararları, gereği için dairesine gönderilir. Kurulun verdiği kararlar kesindir. Dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulu bu incelemeyi yapar. Başkanlar kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir.” </i>hükmüne yer verildiği, burada “ceza daireleri başkanlar kurulu” ibaresinin olduğu, başkaca bir açıklamaya yer verilmediği, BAM ceza dairesi tarafından kararına yapılan itirazın kabul edilmemesi halinde, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanacağı, buna göre BAM başsavcılığının itirazının dairede kabul görmemesi halinde, daire başkanı veya görevlendireceği üye tarafından “rapor” adlı yazılı belgenin dosyaya koyulup, raporla birlikte dosyanın ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderileceği,</p>

<p>Kararına itiraz edilen dairenin başkanının veya görevlendirdiği üyenin kurulda yer almayacağı ve oy hakkının bulunmayacağı, bu yönü ile itiraz yolunun, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazının incelenmesi usulünden farklı olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından yapılacak incelemeye, kararına itiraz edilen ceza dairesinin başkanının ve bir üyesinin katılacağı, bu başkan ve üyenin Genel Kurulda yapılacak inceleme sonucunda oy hakkının bulunacağı,</p>

<p>BAM ceza daireleri başkanlar kurulunun itiraz sonucu verdiği kararların kesin olduğu, dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulunun BAM Cumhuriyet başsavcılığı itirazını inceleyeceği,</p>

<p>Bu hükmün mefhum-u muhalifinden dört ve daha az ceza dairesi bulunan bölge adliye mahkemelerinde her bir dairenin başkanının kendiliğinden itirazları inceleyen ceza daireleri başkanlar kurulunun üyesi sayılacağı, CMK m.308/A’da bir netlik olmamakla birlikte, ceza dairesinin sayısının dördün üstünde olduğu yerlerde hangi daire başkanlarının üye olacağının HSK tarafından belirleneceği, daha az olanların ise otomatik olarak kurula üye olacakları,</p>

<p>Kurulun itirazla ilgili kararı oybirliği ile mi yoksa oy çokluğu ile mi verebileceğine dair CMK m.308/A’da bir açıklık bulunmadığından, bu konuda “Karar ve hükümlerde gerekli oy sayısı” başlıklı CMK m.224/1’in uygulanabileceği, fakat kurulun çalışma usul ve esasları HSK tarafından belirlendiğinden, 07.01.2026 tarihli ve 1 sayılı HSK kararında konu ile ilgili bir hükmün bulunup bulunmadığına bakılmasının gerektiği, gerçekten de “Toplantı ve Karar Verme Usulü” başlıklı 5. maddede kararın salt çoğunlukla verileceğinin belirtildiği,</p>

<p>CMK m.308/A’da “ceza daireleri başkanlar kurulu” ibaresine yer verildiği, bu ibareden anlaşılması gerekenin hangi kurul olduğunun açıklanmasının uygun olacağı, çünkü 5235 sayılı Kanunun 35. maddesinin “Başkanlar kurulunun görevleri” olduğu, burada bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulu ile ilgili görevlerin sıralandığı,</p>

<p>5235 sayılı Kanunun “Başkanın görevleri” başlıklı 34. maddesinde bölge adliye mahkemesi başkanının görevlerinin belirtildiği, buna göre bölge adliye mahkemesi başkanının, ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulu ile adalet komisyonuna başkanlık etmekle ve bu kurullar ile komisyondan çıkan kararları yürütmekle görevlendirildiği, bu durumda bölge adliye mahkemesi başkanının CMK m.308/A’ya göre oluşturulan ceza daireleri başkanlar kuruluna başkanlık yapıp yapmayacağının, yani bu maddede geçen başkanlar kurulu ile 5235 sayılı Kanunun 34. ve 35. maddelerinde belirtilen başkanlar kurulunun aynı olup olmadığının tespitinin gerektiği, böylece bölge adliye mahkemesi başkanının, CMK m.308/A’da gösterilen ceza daireleri başkanlar kuruluna başkanlık edip etmeyeceğinin anlaşılmasının lüzumlu olacağı, çünkü CMK m.308/A ve 5235 sayılı Kanunun 34. ve 35. maddeleri karşısında itirazı incelemeye yetkili ceza daireleri başkanlar kurulu, bu kurulun kaç üyeden oluşacağı ve kimin başkanlık edeceği ile ilgili somut tespitlerin yapılmasının zorunlu olduğu,</p>

<p>CMK m.308/A’ya göre yetkilendirilen HSK tarafından çıkarılan 07.01.2026 tarihli ve 1 sayılı Karar ile 5235 sayılı Kanunun 34. ve 35. maddelerinin çeliştiği, “normlar hiyerarşisi” ilkesine göre HSK kararının 5235 sayılı Kanuna aykırı olamayacağı, kaldı ki CMK m.308/A’da bahsedilen kurul ile 5235 sayılı Kanunda yer alan kurulun farklı olduğu, m.308/A’nın 5235 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra düzenlendiği de dikkate alınarak, hem bu hükümde ve hem de 5235 sayılı Kanunda değişikliğe gidilmediği, CMK m.308 gereğince yapılan Yargıtay Başsavcısının itirazlarını inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu net olduğu halde, aynı netliğin CMK m.308/A’da bulunmadığı, 5235 sayılı Kanunun 35. maddesinde düzenlenen başkanlar kurulu ile CMK m.308/A’da özel olarak öngörülen başkanlar kurulu arasında fark bulunduğu, ya bu konuda yasal değişikliğe gidilerek, CMK m.308/A ve 5235 sayılı Kanunun 34 ve 35. maddeleri arasında çelişkinin giderilmesinin gerektiği ya da 1 sayılı HSK Kararının CMK m.308/A’nın dikkate alınarak yeniden düzenlenmesinin isabetli olacağı,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong></p>

<p>01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5235 sayılı Kanunun 25. ve devamı maddelerinde bölge adliye mahkemelerinin düzenlendiği,</p>

<p>5235 sayılı Kanunun 26. maddesinde bölge adliye mahkemelerinin oluşumu hükmüne yer verildiği ve maddede bölge adliye mahkemelerinin; başkanlık, ceza daireleri başkanlar kurulu, hukuk daireleri başkanlar kurulu, daireler, Cumhuriyet başsavcılığı, bölge adliye mahkemesi adalet komisyonu ile müdürlüklerden oluşacağının ifade edildiği,</p>

<p>28. maddede; BAM ceza daireleri başkanlar kurulu ile hukuk daireleri başkanlar kurulunun belirtildiği, buna göre her iki kurulun da dairelerin tüm başkanlarından oluşacağının ve bölge adliye mahkemesi başkanının da kurula başkanlık yapacağının söylendiği,</p>

<p>34. maddede; BAM başkanının görevlerinin sıralandığı, buna göre başkanın BAM ceza daireleri başkanlar kurulu ile hukuk daireleri başkanlar kuruluna başkanlık yapacağının belirtildiği, maddede ayrıca bir kuruldan söz edilmediği, CMK m.308/A’ya göre HSK tarafından özel oluşturulacak kurulun başkanının BAM başkanı olacağının bu maddede yer almadığı,</p>

<p>35. maddede; başkanlar kurulunun görevlerinin düzenlendiği, bu maddede BAM ceza daireleri başkanlar kurulu ile hukuk daireleri başkanlar kurulunun görevlerinin sıralandığı, bu görevler arasında CMK m.308/A’da belirtilen BAM başsavcılığının itirazının inceleneceğine dair bir hükme yer verilmediği gibi, m.35/1-4’de yer alan <i>“Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.”</i> hükmünden hareketle, CMK m.308/A’da düzenlenen itirazların burada düzenlenen ceza daireleri başkanlar kurulu tarafından inceleneceği sonucunun çıkmayacağı, çünkü CMK m.308/A’da özel bir kuruldan bahsedildiği ve bu kurul üyelerinin ceza daireleri başkanlar kurulu üyeleri arasından seçileceğinin de söylenmediği, dolayısıyla BAM başkanının CMK m.308/A’ya göre oluşturulacak kurula başkanlık yapamayacağı, kararına itiraz edilen ceza dairesi başkanının veya görevlendireceği bir üyenin de itiraz kuruluna katılamayacağı, söz ve oy hakkının olmayacağı, CMK m.308/A’nın son kısmında yer alan “rapor” kavramından, kararına itiraz edilen ve itirazı kabul etmeyen daire başkanlığı tarafından yazılı olarak hazırlanacak raporun anlaşılması gerektiği,</p>

<p><strong>07.01.2026 tarihli ve 1 numaralı HSK Kararının, 5235 sayılı Kanuna göre değil, CMK m.308/A’ya göre hazırlanmasının gerektiği, bu kapsamda HSK Kararı incelendiğinde;</strong></p>

<p>Kararın toplam 7 maddeden ve bir kısım açıklamalardan oluştuğu,</p>

<p>“Başkanlar Kurulunun Oluşumu” başlıklı 1. maddenin hatalı olduğu, CMK m.308/A’da <i>“Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı itirazı incelemek üzere ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderir. Kurula gönderilen itiraz hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanır. Kurulun itirazın kabulüne ilişkin kararları, gereği için dairesine gönderilir. Kurulun verdiği kararlar kesindir. Dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulu bu incelemeyi yapar. Başkanlar kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir.” </i>hükmüne yer verildiği, dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde HSK tarafından tüm ceza daireleri başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulunun, daire tarafından reddedilen itirazı inceleyeceğinin anlaşıldığı,</p>

<p>CMK m.308/A’da; başkanlar kurulunun çalışma usul ve esaslarından bahsedildiği, fakat kurulun üyelerinin seçimi özel olarak düzenlendiğinden, üyelerin seçimi konusunda kanun koyucu tarafından HSK’ya bir yetki verilmediği gibi, 5235 sayılı Kanunun 34. ve 35. maddelerinde de itirazı inceleme kurulunun başkanının BAM başkanı olacağından ve 5235 sayılı Kanuna göre oluşan kurulun bu konuda yetkili olduğundan bahsedilmediği, dolayısıyla 1 sayılı Kararın 1. fıkrasının hatalı olduğu, çünkü itirazı inceleme kurulunun ceza daireleri başkanları arasından seçilecek dört üyeden oluşacağının belirtildiği, oysa “normlar hiyerarşisi” ilkesine göre alt norm olan HSK Kararına göre BAM başkanının kurulun doğal üyesi ve başkanı olarak gösterildiği, bu durumda oy hakkının bulunduğunun anlaşıldığı, Kararın bu yönü ile CMK m.308/A’ya aykırı olduğu, gerçekten de dört üyenin bulunması ve oylamanın ikiye iki sonuçlanması halinde ortaya kabulü mümkün olmayan bir sonucun çıkacağı, ya üyelerin en azından çoğunluk sağlanıncaya kadar oylamaya devam etmeleri veya CMK m.308/A’da değişikliğe gidilerek üye sayısının beşe çıkarılmasının veya BAM başkanının itiraz inceleme kuruluna başkanlık yapacağına dair bir hükmün CMK m.308/A’ya ve 5235 sayılı Kanunun 34. maddesine eklenmesinin gerekli olduğu,</p>

<p>Kurulun kararının 2. fıkrasında bir hata bulunmadığı, “Üyelerin Belirlenme Zamanı ve Görev Süreleri” başlıklı 2. maddesinin de hatalı olmadığı, “Toplantı Gündeminin Belirlenmesi” başlıklı Kararın 3. maddesi ile “Dosya ve Raporun Sunulması” başlıklı 4. maddesinde bir hukuki sakıncanın bulunmadığı, fakat “Toplantı ve Karar Verme Usulü” başlıklı 5. maddenin hatalı olduğu, BAM başkanının itiraz inceleme kuruluna başkanlık etmesinin ve oy kullanmasının mümkün olmadığı, bu konuda yasa değişikliğine gidilmesinin gerektiği ve bu eksikliğin HSK kararı ile tamamlanamayacağı, ayrıca CMK m.308’e göre daire başkanının oy hakkı olmasa bile itiraz incelemesine katılamayacağı, daire başkanının itirazı reddi içeren raporunu kendisinin veya görevlendireceği bir üye vasıtasıyla kurula sunulmak üzere hazırlayacağı, bu raporun dosya içerisinde itirazla birlikte kurula gönderilmesinin yeterli olacağı, bunun dışında oy hakkı olmayan daire başkanının <i>bir tarafmış</i> gibi katılıp kurulda konuşma ve savunma yapmasının uygun olmayacağı,</p>

<p>HSK’nın 1 sayılı Kararında yer alan; itirazı inceleme kurulunun, yani CMK m.308/A’da belirtilen adı ile ceza daireleri başkanlar kurulunun çalışma usul ve esasları ile ilgili hükümlerde sakınca bulunmadığı, tüm karışıklığın CMK m.308/A’da yer alan “ceza daireleri başkanlar kurulu” ibaresi ile 5235 sayılı Kanunun 26, 28, 34 ve 35. maddelerinde yine “ceza daireleri başkanlar kurulu” ismine yer verilmesinden kaynaklandığı, CMK m.308/A’da adı “itiraz inceleme komisyonu” veya “itiraz inceleme kurulu” olarak değiştirilmesi, BAM başkanının da tabii üye ve başkan olarak kurula dahil edilmesi halinde sorunun çözüleceği, kararına itiraz edilen dairenin başkanının, zaten üye sayısı 4 olan veya 5 ile sınırlı olacak itirazı inceleme kuruluna katılmamasının ve oy kullanmamasının yerinde olacağı, aksi halde kurulun tarafsızlığının ve itiraz hakkında vereceği kararın etkilenebileceği,</p>

<p>Bu durumda ortada CMK m.308/A’ya uymayan, konu ile ilgili 5235 sayılı Kanunun 34. ve 35. maddelerinde bir açıklık olmadığı halde; HSK’nın 1 sayılı Kararının, CMK m.308/A’ya ve 5235 sayılı Kanunun 34. ve 35. maddelerine aykırı olduğu, mevcut durumda BAM Cumhuriyet başsavcılığının kesinleşen ceza dairelerin kararlarına itirazlarının kararına itiraz edilen ceza dairesi tarafından reddi halinde, toplam ceza dairesi sayısı dörtten fazla olan bölge adliye mahkemelerinde üyeleri ceza dairelerinin başkanları arasından HSK tarafından belirlenen dört üyeden oluşan kurulun itirazı karara bağlayacağı, kararına itiraz edilen daire başkanının veya görevlendireceği üyenin kurulda yapılacak itiraz incelemesine ve kurulun vereceği karara katılamayacağı, aksi halde itiraz incelemeleri ile ilgili kararların CMK m.308/A ile 5235 sayılı Kanunun 34. ve 35. maddelerine aykırı olacağı,</p>

<p>Tespitlerine ve sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bam-cumhuriyet-bassavciliginin-itirazini-inceleme-kurulunun-olusumu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 15:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/hakim-tokz.jpg" type="image/jpeg" length="72633"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Genç avukat ofisinde ölü bulundu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/genc-avukat-ofisinde-olu-bulundu-kahramanmaras</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/genc-avukat-ofisinde-olu-bulundu-kahramanmaras" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde Avukat Durdu Mehmet Dizibüyük'ten haber alamayan yakınlarının ihbarı üzerine bürosuna polis ekipleri sevk edildi. Dizibüyük'ün, ofisinde cansız bedenine ulaşıldı. İlk bulgular doğrultusunda Dizibüyük’ün epilepsi rahatsızlığı bulunduğu öğrenilirken, kesin ölüm nedeninin yapılacak otopsi işlemlerinin ardından netlik kazanacağı kaydedildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahramanmaraş'ın Onikişubat ilçesi Yamaçtepe Mahallesi’nde faaliyet gösteren avukat Durdu Mehmet Dizibüyük, çalışma ofisinde ölü bulundu. Edinilen bilgilere göre, bir süredir kendisinden haber alamayan yakınları, durumdan şüphelenerek avukatın bürosuna gitti. Kapıyı açarak içeri giren yakınları, Dizibüyük’ü ofis içerisinde hareketsiz halde bulunca durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı ilk kontrolde, Durdu Mehmet Dizibüyük’ün hayatını kaybettiği belirlendi. Bunun üzerine polis ekipleri ofis çevresinde güvenlik önlemi alarak olay yerinde detaylı inceleme başlattı. İlk incelemelerde, ofis içerisinde herhangi bir boğuşma ya da dış müdahale izine rastlanıp rastlanmadığı titizlikle araştırılırken, görgü tanıklarının ve çevredeki esnafın ifadelerine de başvuruldu.</p>

<p>Hayatını kaybeden avukat Durdu Mehmet Dizibüyük’in epilepsi hastası olduğu öğrenilirken, ilk değerlendirmelerde ölümün nöbet sonrası ya da hastalığa bağlı gelişen komplikasyonlar nedeniyle meydana gelmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruldu. Ancak kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla cenazenin adli tıp kurumuna kaldırıldığı ve yapılacak otopsinin ardından ölüm sebebinin netlik kazanacağı bildirildi.</p>

<p>Onikişubat İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri olayla ilgili soruşturmayı çok yönlü olarak sürdürürken, yeni detayların otopsi raporunun ardından netleşmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/genc-avukat-ofisinde-olu-bulundu-kahramanmaras</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 06:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-132.jpg" type="image/jpeg" length="72441"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/15)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202615</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202615" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/15), 09 Mayıs 2026 Tarihli ve 33248 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/15)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, “Greenply Samet Private Limited” ünvanlı firma tarafından yapılan başvuruya ilişkin olarak gerçekleştirilen inceleme neticesinde söz konusu firmaya yönelik olarak yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) ÇHC: Çin Halk Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>c) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>ç) GTP: Gümrük tarife pozisyonunu,</p>

<p>d) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>e) Hindistan: Hindistan Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>f) Kanun: 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanunu,</p>

<p>g) Karar: 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kararı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ğ) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>h) MAKSDER: Mobilya Aksesuar Sanayicileri Derneğini,</p>

<p>ı) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>i) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu eşya</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Soruşturma konusu eşya, 4/5/2019 tarihli ve 30764 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2019/16) uyarınca dampinge karşı önleme tabi olan ve 6/4/2023 tarihli ve 32155 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2023/12) kapsamındaki 8302.10.00.00.11 ve 8302.10.00.00.19 GTİP’leri altında sınıflandırılan “menteşeler (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)”; 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya”; 8302.42.00.00.19 GTİP altında sınıflandırılan “diğerleri, mobilyalar için olanlar (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)”dır.</p>

<p>(2) Önleme tabi ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya eşya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvuru ve mevcut durum</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Samet Kalıp ve Madeni Eşya San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılan başvuru üzerine açılan ve 7/2/2004 tarihli ve 25366 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/3) ile tamamlanan soruşturma sonucunda, ÇHC menşeli 8302.10.90.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “diğer menteşeler” ve 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya” ithalatında 1,39 ABD doları/kg, 8302.42.90.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “diğer mobilyalar için diğer adi metallerden donanım, tertibat ve benzeri eşya” ithalatında 0,508 ABD doları/kg tutarında dampinge karşı önlem yürürlüğe konmuştur.</p>

<p>(2) 27/8/2008 tarihli ve 26980 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008/29) ile ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan dampinge karşı önlem Malezya, Endonezya Cumhuriyeti ve Çin Tayvanı menşeli/çıkışlı eşya ithalatına teşmil edilmiştir.</p>

<p>(3) 20/7/2010 tarihli ve 27647 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2010/18) ile sonuçlandırılan nihai gözden geçirme soruşturması neticesinde mezkûr ürünlerin ithalatında uygulanan önlem, 8302.10.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “menteşeler (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)” ve 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya” için 1,64 ABD doları/kg; 8302.42.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “diğerleri, mobilyalar için olanlar (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar ve koltuk amortisörleri hariç) için 0,75 ABD doları/kg olacak şekilde uzatılmıştır.</p>

<p>(4) 21/12/2016 tarihli ve 29925 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2016/53) ile tamamlanan ikinci nihai gözden geçirme soruşturması neticesinde ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan dampinge karşı önlemin devamına karar verilmiştir.</p>

<p>(5) Samet Kalıp ve Madeni Eşya San. ve Tic. A.Ş. ile söz konusu firma ve MAKSDER adına kurumsal danışmanları sıfatıyla NBA Danışmanlık firması tarafından yapılan başvuru üzerine açılan ve 20/10/2017 tarihli ve 30216 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2017/21) ile tamamlanan soruşturma sonucunda, ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan önlem İspanya Krallığı, İtalya Cumhuriyeti, Tayland Krallığı ve Yunanistan menşeli/çıkışlı eşya ithalatına teşmil edilmiştir.</p>

<p>(6) 22/3/2018 tarihli ve 30368 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2016/53)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile, ÇHC menşeli ithalatta uygulanan dampinge karşı önlemin uygulandığı tarife pozisyonu ve eşya tanımı kapsamı, 8302.10 GTP altında sınıflandırılan “menteşeler (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç; 8302.10.00.00.12 pozisyonunda yer alan nakil vasıtalarına mahsus olanlar hariç)” 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya”; 8302.42.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “diğerleri, mobilyalar için olanlar (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar ve koltuk amortisörleri hariç)” olacak şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>(7) 13/4/2018 tarihli ve 30390 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008/29)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ve 16/4/2018 tarihli ve 30393 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2017/21)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ hükümleri kapsamında, 8302.10.00.00.12 GTİP’sinde yer alan nakil vasıtalarına mahsus menteşeler, söz konusu dampinge karşı kesin önlemlerin dışında bırakılmıştır.</p>

<p>(8) Samet Kalıp ve Madeni Eşya San. ve Tic. A.Ş. ile MAKSDER tarafından yapılan başvuru üzerine açılan ve 4/5/2019 tarihli ve 30764 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2019/16) ile tamamlanan soruşturma sonucunda ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan dampinge karşı önlem Hindistan menşeli/çıkışlı eşya ithalatına teşmil edilmiştir.</p>

<p>(9) Söz konusu önleme tabi eşyanın yer aldığı “diğerleri, mobilyalar için olanlar” tanımlı 8302.42.00.00.00 GTİP, 30/12/2020 tarihli ve 3345 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetveli ile “koltuk amortisörleri” tanımlı 8302.42.00.00.11 GTİP ve “diğerleri” tanımlı 8302.42.00.00.19 olacak şekilde iki ayrı GTİP halinde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>(10) 27/3/2021 tarihli ve 31436 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2021/14) ile ÇHC menşeli eşya ithalatında uygulanan söz konusu önlem Kore Cumhuriyeti ve Kuzey Makedonya Cumhuriyeti menşeli/çıkışlı eşya ithalatına teşmil edilmiştir.</p>

<p>(11) 6/4/2023 tarihli ve 32155 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2023/12) ile tamamlanan son nihai gözden geçirme soruşturması sonucunda mezkûr ürünlerin ithalatında uygulanan önlem, 8302.10.00.00.11, 8302.10.00.00.19 ve 8302.50.00.00.00 GTİP’leri altında sınıflandırılan eşya için 1,35 ABD doları/kg tutarına indirilmiş ve 8302.42.00.00.19 olarak değiştirilen GTİP altında sınıflandırılan eşya için 0,65 ABD doları/kg olarak uygulanmıştır.</p>

<p>(12) “Greenply Samet Private Limited” firması tarafından yapılan başvuruya istinaden, İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2019/16) ile Hindistan menşeli/çıkışlı ithalata teşmil edilmiş olan dampinge karşı önlem çerçevesinde yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılmasına yönelik olarak bir inceleme başlatılmıştır.</p>

<p>(13) Yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılmasına ilişkin bulgular Kanun, Karar ve Yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>Gerekçe</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Yönetmeliğin yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması başlıklı 36 ncı maddesi uyarınca soruşturma döneminde önleme konu malı Türkiye’ye ihraç etmemiş olan ihracatçıların veya üreticilerin, önleme konu olan malın ihraç ülkesinde bulunan ihracatçı veya üreticileriyle bağlantılı olmadığını ve soruşturma dönemini müteakip önleme konu malı Türkiye’ye ihraç ettiğini veya önemli miktarda ihraç etmek hususunda gayri kabili rücu bir akdi yükümlülük altına girdiğini kanıtlamaları gerekmektedir.</p>

<p>(2) “Greenply Samet Private Limited” ünvanlı firmanın yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılması başvurusuna ilişkin dilekçesinde, firmanın 26/10/2023 tarihinde Hindistan’da kurulduğu ve sermayesinin “Samet B.V.” ile “Greenply Industries Limited” firmalarına ait olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>(3) “Greenply Samet Private Limited”in 2024, 2025 yılları ve 2026 (1-3) döneminde Türkiye’ye önleme konu eşya ihracatı bulunduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibi “Greenply Samet Private Limited” ünvanlı firma tarafından sunulan bilgi ve belgeler ile mevcut bilgiler ışığında, “Greenply Samet Private Limited”in dampinge karşı vergi veya telafi edici vergiye konu olan malın ihraç ülkesinde bulunan ihracatçı veya üreticileriyle bağlantılı olduğuna dair bir bulgu bulunmadığı ve soruşturma dönemi olan 1/1/2015 – 4/5/2019 döneminde Türkiye’ye önleme konu eşya ihracatı yapmadığı, anılan firmanın Türkiye’ye ihracatının 2024 yılında başladığı, 2025 yılı ve 2026 (1-3) döneminde devam ettiği tespit edilmiştir.</p>

<p>(5) Söz konusu yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılması yönündeki başvuruya ilişkin olarak yerli üreticileri temsilen MAKSDER’in görüşlerini iletmesi talep edilmiştir. MAKSDER’den alınan görüş yazısında özetle, yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılması başvurusunun Yönetmeliğin 36 ncı maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi ve mevcut önlemin etkinliğinin korunması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Yapılan incelemeler sonucunda İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunca Hindistan menşeli/çıkışlı 8302.10.00.00.11 ve 8302.10.00.00.19 GTİP'leri altında sınıflandırılan “menteşeler (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)”; 8302.50.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan “sabit askılıklar, şapka askıları, dirsekler, benzeri eşya”; 8302.42.00.00.19 GTİP altında sınıflandırılan “diğerleri, mobilyalar için olanlar (sivil hava taşıtlarında kullanılanlar hariç)” ithalatına ilişkin olarak Yönetmeliğin 36 ncı maddesi çerçevesinde “Greenply Samet Private Limited” ünvanlı firmaya yönelik olarak yeni ihracatçı için gözden geçirme soruşturması açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>(2) Soruşturma, Genel Müdürlük tarafından yürütülecektir.</p>

<p><strong>Soru formları ve bilgilerin toplanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Soruşturma için gerekli bilgilerin temini amacıyla, söz konusu eşyanın bilinen ithalatçıları ile “Greenply Samet Private Limited” firmasına ve Hindistan’ın Ankara’daki büyükelçiliğine soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur. Bildirimde soruşturmanın açılış tebliği, gizli olmayan özet ve soru formlarına erişim hususlarında bilgiye yer verilir.</p>

<p>(2) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın https://www.ticaret.gov.tr/ithalat uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “İzleme ve Önlemlerin Etkisiz Kılınması”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek erişebilir.</p>

<p>(3) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekâletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekir. Düzenlenecek vekâletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Soru formunu cevaplandırma süresi, soruşturma açılmasına dair bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür. 8 inci maddede belirtilen, bildirimin ve soru formlarının gönderilmediği ilgili taraflar ise, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren işleyecek 37 günlük süre ile bağlıdır.</p>

<p>(2) Soru formunda istenilen bilgilerin haricinde, soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerin dikkate alınabilmesi için, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren en geç 37 gün içinde Genel Müdürlüğe yazılı olarak ulaştırılması gerekir.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden diğer ilgili tarafların da (yerli üreticiler, ilgili meslek kuruluşları, tüketici dernekleri, üretim dalındaki işçi veya işveren sendikaları ve benzeri) görüşleri ile konuya ilişkin her türlü bilgi ve belgeyi bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde yazılı olarak Genel Müdürlüğe bildirmeleri gerekir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesinde belirtildiği üzere, taraflardan birinin belirtilen süreler içinde gerekli bilgiyi sağlamaması veya yanlış bilgi vermesi ya da bilgi vermeyi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması halinde soruşturmaya ilişkin karar, olumlu veya olumsuz, mevcut verilere göre alınır.</p>

<p><strong>Yetkili merci ve adresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Soruşturma ile ilgili bilgi ve belgeler ile görüşlerin aşağıda belirtilen yetkili merciye iletilmesi gerekir:</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>İthalat Politikalarını İzleme ve Değerlendirme Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mahallesi Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 92 94</p>

<p><u>www.ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler,” soru formlarına cevapları ile soruşturma ile ilgili görüşlerini, kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine ve e-posta adresine gönderir.</p>

<p>KEP Adresi: <u>ticaretbakanligi@hs01.kep.tr</u></p>

<p>E-posta Adresi: <u>oeksorusturma@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler,” soru formlarına cevapları ile soruşturma ile ilgili görüşlerini Bakanlığın yukarıda yer alan posta ve e-posta adreslerine gönderir.</p>

<p><strong>Soruşturma başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202615</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="11460"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-bilgisayar-bilimleri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-bilgisayar-bilimleri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 09 Mayıs 2026 Tarihli ve 33248 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ BİLGİSAYAR BİLİMLERİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Merkez (BUYAMER): İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İstanbul Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İstanbul Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; bilgi sistemleri alanına giren konularda teknolojik gelişmelerin izlenmesi, proje geliştirilmesi ve uygulamaya konulması amaçlarıyla disiplinler arası çalışmalar ile standartların tespitine ve politikaların belirlenmesine katkı sunmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Bilgisayar bilimleri, bilişim teknolojileri, yapay zekâ ve büyük veri konularında araştırma, inceleme, geliştirme, uygulama yapmak ve veri bankaları kurmak.</p>

<p>b) Merkezin amacına yönelik ilgili ulusal ve uluslararası kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği yapmak, uygulamalar ve araştırmalar gerçekleştirmek, politikaların belirlenmesine katkı sunmak.</p>

<p>c) Proje çalışmaları yapmak; kurs, seminer, konferans, kongre, çalıştay ve benzeri ulusal ve uluslararası toplantılar düzenlemek ve düzenlenen toplantılara katılmak.</p>

<p>ç) Uygulama ve araştırma faaliyetleri sonunda elde edilen bilimsel ve teknik bulguları ve verileri açıklayan rapor, bülten, proje, kitap, makale, dergi ve benzeri yayınlar yapmak.</p>

<p>d) Kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarına ilgili mevzuat hükümleri kapsamında danışmanlık hizmeti vermek.</p>

<p>e) Merkezin amacına uygun diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görevi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdür süresinden önce aynı usulle Rektör tarafından görevden alınabilir. Müdür Merkezin faaliyetlerinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Yönetim Kurulu üyeleri arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcılarından biri Müdürün bulunmadığı zamanlarda Müdüre vekâlet eder. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresinin dolması veya herhangi bir sebeple görevinden ayrılması halinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, gündemi hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık faaliyet raporunu hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Müdürün görevi sona erdiğinde Yönetim Kurulu üyelerinin de görevi kendiliğinden sona erer. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden ayrılan veya altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine en az altı ayda bir kez üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin etkili ve verimli bir şekilde çalışması için gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Yıllık faaliyet raporunu onaylamak.</p>

<p>c) Müdür tarafından sunulan Merkezin idari ve bilimsel çalışmalarını incelemek ve karara bağlamak.</p>

<p>ç) Merkez tarafından verilen katılım belgesi ve benzeri belgelerin verilme koşullarını karara bağlamak.</p>

<p>d) Gerekli görülen durumlarda uzmanlık komisyonları kurmak ve çalışmaları yürütmek.</p>

<p>e) Merkeze önerilen araştırma projelerini değerlendirmek.</p>

<p>f) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite içinden veya dışından uzman kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla yirmi üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, her yıl kasım ayı içinde Müdürün daveti üzerine toplanır. Bunun dışında gerekli görüldüğünde Danışma Kurulu Müdürün daveti üzerine toplanabilir. Toplantılar davete icabet etmiş üyelerle yapılır, toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmalarıyla ilgili tavsiye ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında edinilen her türlü alet, donanım, demirbaş ve sarf malzemelerin kullanım hakkı münhasıran Merkeze aittir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) 5/9/2007 tarihli ve 26634 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-bilgisayar-bilimleri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="11368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/devlet-tiyatrolari-genel-mudurlugu-personeli-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/devlet-tiyatrolari-genel-mudurlugu-personeli-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Mayıs 2026 Tarihli ve 33248 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünden:</strong></p>

<p><strong>DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ PERSONELİ GÖREVDE YÜKSELME VE UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 11/4/2019 tarihli ve 30742 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 3- (1) Bu Yönetmelik, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 15/3/1999 tarihli ve 99/12647 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi ile (ç) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Mühendis,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Mimar,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“1) Eğitim Uzmanı, Uzman, Araştırmacı.”</p>

<p>“2) Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Bilgisayar İşletmeni, Şoför, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 7- (1) Bu Yönetmelikte belirtilen görevde yükselme sınavına tabi kadrolara atama yapılabilmesi için aşağıdaki özel şartlar aranır:</p>

<p>a) Şube Müdürü, İdare Müdürü ve Müdür kadrolarına atanabilmek için;</p>

<p>1) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak,</p>

<p>2) Hukuk Müşaviri, Savunma Uzmanı, Eğitim Uzmanı, Uzman, Araştırmacı kadrolarında ayrı ayrı veya toplamda en az bir yıl, Şef, Mühendis, Mimar, İstatistikçi, Kütüphaneci, Avukat kadrolarında ayrı ayrı veya toplamda en az iki yıl, Sayman, Ayniyat Saymanı, Raportör, Tekniker, Programcı kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az beş yıl çalışmış olmak,</p>

<p>b) Şef kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) En az iki yıllık yükseköğrenim mezunu olmak,</p>

<p>2) Sayman, Ayniyat Saymanı, Raportör, Tekniker, Programcı kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az üç yıl, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Bilgisayar İşletmeni, Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Şoför, Teknisyen, Kameraman, Hemşire kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az beş yıl çalışmış olmak,</p>

<p>c) Eğitim Uzmanı, Uzman, Savunma Uzmanı, Araştırmacı kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak,</p>

<p>2) Şef, Mühendis, Mimar, İstatistikçi, Kütüphaneci, Avukat kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az bir yıl, Sayman, Ayniyat Saymanı, Raportör, Tekniker, Programcı kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az iki yıl, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Bilgisayar İşletmeni, Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Şoför, Teknisyen, Kameraman, Hemşire kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az beş yıl çalışmış olmak,</p>

<p>ç) Sayman kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak,</p>

<p>2) Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Bilgisayar İşletmeni, Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Şoför, Teknisyen, Kameraman, Hemşire kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az beş yıl çalışmış olmak,</p>

<p>d) Bilgisayar İşletmeni ve Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Memur, Satınalma Memuru, Gişe Memuru, Veznedar, Şoför kadrolarına atanabilmek için;</p>

<p>1) En az ortaöğretim mezunu olmak,</p>

<p>2) Bilgisayar İşletmeni ve Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni kadrosu için Millî Eğitim Bakanlığınca onaylanmış bilgisayar işletmenliği sertifikasına sahip olmak veya öğrenimi sırasında zorunlu/ortak/seçmeli bilgisayar dersi almış olmak ve bu hususu resmî olarak belgelemek,</p>

<p>3) Şoför kadrosu için en az B sınıfı sürücü belgesine sahip olmak,</p>

<p>4) Hizmetli, Aşçı, Kaloriferci, İtfaiyeci, Bekçi, Dağıtıcı kadrolarında ayrı ayrı veya toplam en az üç yıl çalışmış olmak,</p>

<p>gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Mühendis,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Mimar,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin ikinci ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Sınav Kurulu; Genel Müdür veya görevlendireceği kişinin başkanlığında, Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı ile Genel Müdürce belirlenecek diğer üyelerden teşekkül eder ve başkan dahil beş üyeden oluşur. Gerektiğinde Genel Müdürün uygun görmesi halinde sınav kuruluna Genel Müdürlük dışından kamu görevlileri arasından aynı usulle üye veya üyeler belirlenebilir.”</p>

<p>“(8) Gerek görülmesi halinde, Genel Müdürce, taşra teşkilatında da sınav kurulu veya kurulları oluşturulabilir. Bu durumda Personel ve Eğitim Dairesi Başkanlığından yetkili/yetkililer de bu kurulda/kurullarda görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(2) Avukat kadrosunda bulunanların en az iki yılı Genel Müdürlük merkez veya taşra teşkilatında olmak üzere, en az üç yıl avukat kadrosunda görev yapmış olmaları kaydıyla bu Yönetmelik hükümlerine tabi tutulmaksızın hukuk müşaviri kadrosuna genel hükümlere göre atanmaları mümkündür.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Devlet Tiyatroları Genel Müdürü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/devlet-tiyatrolari-genel-mudurlugu-personeli-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="75240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapı Denetiminde "Şekli Aykırılık" Dönemi: 4708 Sayılı Kanun'da Taşıyıcı Sisteme Etki Şartının Kaldırılması ve Ölçülülük Sorunu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapi-denetiminde-sekli-aykirilik-donemi-4708-sayili-kanunda-tasiyici-sisteme-etki-sartinin-kaldirilmasi-ve-olcululuk-sorunu-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapi-denetiminde-sekli-aykirilik-donemi-4708-sayili-kanunda-tasiyici-sisteme-etki-sartinin-kaldirilmasi-ve-olcululuk-sorunu-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yapı inşa süreci, imar planlarından başlayarak yapının projelendirilmesi, ruhsatlandırılması, inşası ve yapı kullanım aşaması olmak üzere birçok kişinin yetki alanları çerçevesinde görev aldığı ve çok sayıda farklı rol ve sorumlulukların üstlenildiği, karmaşık yapıda bir organizasyonel faaliyettir.</p>

<p>Anayasa m.17 ile korunan <i>“yaşam hakkı”</i> ve m.56 ile korunan <i>“sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”</i>nın temini için devletin pozitif yükümlülük altında olduğu yapı inşa sürecinde, idare tarafından, imar aşamalarının (araziden arsaya geçiş aşamaları) ve imar plan notlarının düzenlenmesi, yapım işine ilişkin projelerin onaylanması ve ruhsatlandırma, imalat aşamasında gerekli denetimleri gerçekleştirme, yapı kullanım belgesi düzenlenerek yapım işinin nihayete erdirilmesi, kullanım aşamasında binaların denetim ve gözetimi olmak üzere tüm aşamalarda etkin bir denetim ve gözetim gerçekleştirerek gerekli tedbirlerin alınması ve olası tehlikelerin önlenmesi gerekir.</p>

<p>Zira idarenin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü, “<i>Yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak zarar veya son vermemek.” </i>şeklinde negatif;<i> “Yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı korumak.” </i>şeklinde pozitif yükümlülük olmak üzere iki yönlüdür.</p>

<p>Niteliği gereği yapı inşa süreci ile doğrudan ilişkili olan “yaşam hakkı”, idarenin yalnızca negatif bir yükümlülük değil, yapıların güvenli şekilde inşa edilmesini sağlayarak vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak için aktif koruma ve önlem alma ödevi taşıdığını ortaya koyar. Anaya m.17 ve 56 gereği, insanların güvenli yapılarda yaşaması için asgari koşulların getirilmesi ve etkin denetim mekanizmalarının kurulması kamu otoritesinin asli, öncelikli ve devredilemez görevleri arasındadır.</p>

<p>Bu bağlamda; “önleyici kolluk” olarak da anılan “idari kolluk” faaliyetleri yoluyla, idari kolluğun asli sorumluluğu olan kamu düzeninin bozulmasının engellenmesi, yapı inşa süreci bağlamında yapıların güvenli şekilde inşa edilmesinin sağlanması için etkin bir denetim ve gözetim yürütülmesi ve bu suretle <strong><i>“yaşam hakkı”</i> </strong>ve <strong><i>“sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”</i></strong>nın<strong> </strong>tesisi, idarenin nihai ve devredilemez bir sorumluluğudur.</p>

<p>Bu sorumluluk rejiminin temelinde, vatandaşların idarenin denetimine dair beslediği “güven” ilkesi yatmaktadır. Zira vatandaşın can güvenliğini sağlama konusundaki beklentisini karşılama ve devlete olan güvenini koruma, <i>“güven prensibi”</i>nin bir gereğidir.</p>

<p>4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun kapsamında imar mevzuatı uyarınca öngörülen fennî mesuliyeti ilgili idareye karşı üstlenen yapı denetim kuruluşları, idarenin bu asli görevinde ancak <i>"yardımcı" </i>konumundadır.</p>

<p>AYM’nin 26.06.2002 tarihli 2001/377 E. 2002/59 K. sayılı norm denetimi kararında da 4708 sayılı Kanun ile yapı denetim kuruluşlarına yerel yönetimlerin yerine geçme ve karar alma yetkisi verilmediği, mahalli nitelikteki müşterek ihtiyaçların karşılanması için teknik destek sağlandığı açıkça belirtilmiştir. Danıştay 6. Dairesinin 14.02.2024 tarihli 2023/5231 E. 2024/920 K. sayılı ilamında da <i>“…yapının denetim sorumlularının sorumluluklarının ilgili idarenin denetim sorumluluğunu ortadan kaldırmadığının açık olduğu”</i> belirtilmiştir <i>(Danıştay 6. Dairesinin benzer yöndeki içtihadı için </i><i>bkz. E. 2020/1049, K. 2020/10890, T. 13.11.2020)</i></p>

<p>Bu değerlendirmelerle esasen idarenin denetim yetkisinin özel kuruluşlara devredilemeyeceği, yapı denetim sisteminin, ruhsat vermeye yetkili idarelerin (genellikle belediyelerin) Anayasa'dan kaynaklanan yerel ve müşterek ihtiyaçları karşılama ve imar düzenini sağlama görevini devralmadığı, yapı denetim kuruluşlarının ancak idarenin teknik yardımcısı konumunda olduğu, kısaca <strong><i><u>“idarenin nihai denetim yükümlülüğü”</u></i></strong> tespit edilmiştir.</p>

<p>İdarenin nihai denetim yükümlülüğü ışığında, yapı denetim kuruluşlarının 4708 sayılı Kanundan kaynaklanan yükümlülüklerine aykırılık halinde m.8/g bendi uyarınca bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için “hataların yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi” şartının 7221 sayılı Kanun m.25 ile yapılan değişiklik neticesinde kaldırılmasının ölçülülük ilkesi bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>4708 sayılı Kanun m.8/g bendinde, 20.02.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 01.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7221 sayılı Kanunun 25. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi hali şu şekildedir:</p>

<p><i>“g) Aşağıda belirtilen;</i></p>

<p><i>1) Hataların yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi hâlinde 2 nci maddenin dördüncü fıkrasının (a) veya (c) ile </i><i>(g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmemesi,</i></p>

<p><i>2) 3 üncü maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesi hükmüne aykırı hareket edilmesi,</i></p>

<p><i>3) Yapı denetim kuruluşuna son bir yıl içinde üç defa idari para cezası uygulanması,</i></p>

<p><i>hâllerinde, cezayı gerektiren fiil ve hâlin, yetkililer tarafından yapılan inceleme ve denetimlerle tespit edilip öğrenilmesinden veya son idari para cezasının tebliğinden itibaren İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Bakanlıkça bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilir.”</i></p>

<p>Değişiklik öncesi düzenlemede, Yapı Denetim Kuruluşlarına m.2/4- (a), (c) ve (g) bentlerinde öngörülen görevlerinin yerine getirilmediğinin tespiti halinde 1 yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için <i>“hataların yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi”</i> şartının arandığı görülmektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda, değişiklik öncesi içtihatlar incelendiğinde, 1 yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesinin taşıyıcı sistem etkisi ile sınırlandırıldığı ve idareye, taşıyıcı sisteme etkinin somut teknik verilerle ispatı yönünde sorumluluk yüklendiği görülmektedir. Örneğin, Ankara BİM 6. İdari Dava Dairesinin 27.03.2019 tarihli 2019/114 E. 2019/668 K. sayılı kararında <i>“yapı denetim kuruluşlarının denetim sorumluluğunda olan yapılarda ruhsat ve eklerine aykırı uygulamaların tespiti halinde, bu aykırılığın yapının taşıyıcı sistemini etkilememesi halinde idari para cezası uygulanacağı, yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi halinde ise yapı denetim şirketine bir yıl süre ile yeni iş almaktan men cezası verileceği açıktır. … Ruhsat ve eklerine aykırılığın yapının taşıyıcı sisteminin etkileyip etkilemediğinin ise idareler tarafından yapılacak tespitlerle ortaya konulması gerekmektedir.”</i> şeklinde tespite yer verilmiştir.</p>

<p>4708 sayılı Kanun m.8/g bendinin güncel hali ise şu şekildedir.</p>

<p>“g) Aşağıda belirtilen;</p>

<p>1) 2 nci maddenin dördüncü fıkrasının (a) bendinde belirtilen görevlerin yerine getirilmediğinin tespiti hâlinde, bu hataların yapının ruhsat eki onaylı statik projesinin ve hesaplarının, zemin etüd raporuna veya standartlara veya ilgili mevzuata aykırı olması,</p>

<p>2) 2 nci maddenin dördüncü fıkrasının (c) ve (g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmediğinin tespiti hâlinde, bu hataların yapım aşamasında yapının ruhsat eki onaylı statik projesine aykırı olması,</p>

<p>3) 3 üncü maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesi hükmüne aykırı hareket edilmesi,</p>

<p>hallerinde, cezayı gerektiren fiil ve hâlin, yetkililer tarafından yapılan inceleme ve denetimlerle tespit edilip öğrenilmesinden itibaren İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Bakanlıkça bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilir.”</p>

<p>Buradan hareketle, Yapı Denetim Kuruluşlarına m.2/4- (a), (c) ve (g) bentlerinde öngörülen görevlerinin yerine getirilmediğinin tespiti halinde 1 yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için ise taşıyıcı sisteme etki koşulunun aranmadığı görülmektedir.</p>

<p>Güncel yargı kararlarında, g bendinde yapılan değişikliğe ilişkin 7221 sayılı Kanun ile 4708 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 5/1-a bendinin, lehe kanun uygulanmasına ilişkin genel hukuk ilkesine paralel şekilde <i>“a) Bu Kanuna aykırı olarak işlenmiş fiiller nedeniyle uygulanması gereken ancak henüz tesis edilmemiş idari müeyyidelerde lehe olan hükümler uygulanır.”</i> hükmüne atıfta bulunularak aykırılığı konu edilen imalatın hangi tarihte yapıldığı tespit edilmekte ve Kanunun o tarihte yürürlükte olan hali uygulanmaktadır.</p>

<p>Ancak Geçici Madde-5, idari müeyyideler için genel hukuk ilkesi olan “lehe kanunun uygulanması” prensibine aykırı şekilde “henüz tesis edilmemiş idari müeyyideler” bakımından ve idarenin işlemi tesis ettiği esnada uygulanmak üzere bu düzenlemeyi getirmiş, değişikliğin gerçekleştiği esnada idari yargı mercileri önünde olan uyuşmazlıkları dışlamış, bu uyuşmazlıklar bakımından Yapı Denetim Kuruluşlarının lehe kanundan faydalanma imkanı, genel hukuk kurallarına aykırı şekilde engellenmiştir.</p>

<p>Bu husus, Danıştay 6. Dairenin 08.12.2021 tarihli 2019/17031 E. 2021/13494 K. sayılı içtihadına şu şekilde yansımıştır: <i>“20/02/2020 tarih ve 31045 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7221 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile Yapı Denetim Kanununa eklenen (Geçici 5/a) maddesinde, Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; Bu Kanuna aykırı olarak işlenmiş fiiller nedeniyle uygulanması gereken ancak henüz tesis edilmemiş idari müeyyidelerde lehe olan hükümler uygulanır, hükmüne yer verilerek, bu kanuna göre tesis edilecek idari müeyyidelerde lehe kanun hükmü uygulanabilmesi için ''işlemin henüz tesis edilmemiş olması'' şartı açıkça vurgulanmmıştır. Kanun hükmüne göre, işlem tesis edildikten sonra yürürlüğe giren kanunun lehe hükümlerinin geçmişe yürür şekilde uygulanması mümkün değildir. Belirtilen hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere lehe hüküm, idari işlemler yönünden, henüz tesis edilmemiş idari yaptırımlarda ve idarenin işlemi tesis etmesi aşamasında uygulanacaktır. İdari yargı mercileri ise, idarenin işlem tesis ettiği ve yaptırım uyguladığı tarihte yürürlükte olmayan ancak yargılama safhasında yürürlüğe giren lehe kanunu idarenin yerine geçerek yargılama aşamasında doğrudan uygulayamayacağı gibi işlem tesisinden ve uygulama tarihinden sonra yürürlüğe giren lehe kanunun uygulanmamasını da iptal gerekçesi yapamaz.”</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Danıştay 6. Dairenin, idari işlemin tesis edildiği esnada değişikliğin yürürlüğe girmiş olduğu imalatlar açısından 02.03.2022 tarihli 2022/531 E. 2022/2510 K. sayılı içtihadı ise şu şekildedir:</p>

<p><i>“20/02/2020 tarihinde yapılan değişiklikle yapı denetim şirketine uygulanacak yaptırımlar için bazı fiilere ilişkin idari para cezalarının miktarları ve oranlarının artırıldığı, taşıyıcı sistemin etkilenmesi şartının statik projeye aykırılık olarak değiştirildiği ve bir yıl içinde üç defa idari para cezası alınması halinde bir yıl yeni iş almaktan men cezasının öngörüldüğü hükmün kaldırıldığı anlaşılmıştır. Bununla beraber Kanun'un 2.maddesinin 4.fıkrasının (a), (c) ve (g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmediğinin tespit edilmesi veya Kanun'un 3. maddesinin 5.fıkrasının birinci cümlesine aykırı hareket edilmesi hallerinde bir (1) yıl yeni iş almaktan men cezası verileceği düzenlemesi devam ettirilmiştir.</i></p>

<p><i>Bu halde, Kanunun 2. maddesinin 4. fıkrasının (a), (c) ve (g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmemesinden yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi durumunda yapı denetim kuruluşuna bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilebileceğinden, yapı denetim şirketine uygulanan bir yıl süreyle yeni iş almaktan men cezasının verilme şartlarının oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekmektedir. …</i></p>

<p><i>Bu durumda; İstanbul İli, Ümraniye İlçesi, ... pafta, ... ada, ... sayılı parsel üzerindeki ... YİBF nolu yapıda tespit edilen aykırılıkların yapının taşıyıcı sistemini etkilediği hususunun davalı idare tarafından teknik verilere dayanılarak ayrıca ve açıkça ortaya konulamaması nedeniyle, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun'un 2. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde belirtilen görevlerini yerine getirmediğinden bahisle, davacı şirkete aynı Kanun’un 8. maddesi gereğince, 1 (bir) yıl süre ile yeni iş almaktan men cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir.” </i>(Dairenin benzer yönde kararı için bkz. E. 2021/9526, K. 2022/2512, T. 02.03.2022)</p>

<p>Danıştay 6. Dairenin 11.10.2022 tarihli 2022/7615 E. 2022/8526 K. sayılı ilamında ise değişikliğe ilişkin yukarıdaki içtihadına aynen yer verilmesinin ardından <i>“Kanunun 2. maddesinin 4. fıkrasının (c) ve (g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle yapının taşıyıcı sisteminin etkilenmesi durumunda, yapı denetim kuruluşuna bir yıl yeni iş almaktan men cezası verileceğinden, aykırılıkların yapının taşıyıcı sistemini etkileyip etkilemediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.</i></p>

<p><i>Bu durumda, Bursa ili, Nilüfer ilçesi, … ada, … sayılı parsel üzerindeki … YİBF numaralı yapıda tespit edilen aykırılıkların yapının taşıyıcı sistemini etkileyip etkilemediği hususunda dosyada farklı görüşler içeren iki ayrı teknik inceleme raporu bulunduğundan, bu hususun açığa kavuşturulması için bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bu yönde bir değerlendirme yapılmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak verilen kararda isabet bulunmamaktadır.”</i> şeklinde tespitle, taşıyıcı sisteme etkinin teknik ve somut verilerle tespiti zorunluluğunun altı çizilmiştir. (Dairenin benzer yönde kararı için bkz. E. 2023/2965, K. 2023/6437, T. 21.06.2023</p>

<p>Dairenin 27.11.2024 tarihli 2023/4952 E. 2024/7114 K. sayılı kararında da değişiklik tespitine aynen yer verildikten ve dava konusu idari işlem tarihi esnasında lehe düzenlemenin geçerli olduğundan bahisle <i>“Bu durumda davaya konu aykırılıkların, yapının taşıyıcı sistemini etkileyip etkilemediğinin niceliksel ve niteliksel olarak açıkça ortaya konulması hususunun öncelikle davalı idareden sorulması, bu araştırmanın yeterli olmadığı durumda gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bu yönde bir değerlendirme yapılmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak verilen temyize konu kararda isabet bulunmamaktadır.”</i> şeklinde ifadeyle taşıyıcı sistemi etkileyip etkilemediğinin teknik ve somut verilerle ispatının idareden sorulması gerekliliğine dikkat çekilmiş ve bu gerekçeyle bozma kararı verilmiştir.</p>

<p>Danıştay içtihatları ışığında bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için “taşıyıcı sisteme etki” şartının kaldırılması değerlendirildiğinde; değişiklik öncesinde tesis edilen idari işlemler bakımından idareye men cezasına konu edilen aykırılık iddiasının taşıyıcı sisteme etkisinin somut ve teknik verilerle kesin bir ispatı yükümlülüğü getirildiği, değişiklik sonrasında ise idareye, aykırılık iddiasının taşıyıcı sisteme etkisi araştırılmaksızın, taşıyıcı sisteme etkisi bulunmayan hususlar açısından dahi statik projeye aykırılık iddiasıyla men cezası verme imkanı verildiği, <strong>idari yaptırım rejiminde “teknik sonuç” odaklılıktan ziyade, “şekli aykırılık” odaklılığa geçildiği görülmektedir. </strong></p>

<p>Bu durum, idari yaptırıma konu edilen aykırılık iddialarının, yapının güvenliğini etkilemese dahi yapı denetim kuruluşlarının bir yıl yeni iş almaktan men cezası gibi ağır yaptırımla karşılaşmasına sebebiyet vermektedir. Önceki tarihli makalemizde de değinildiği gibi (<a href="https://www.hukukihaber.net/4708-sayili-kanun-kapsaminda-yapi-denetim-firmalarinin-uc-is-gunu-bildirim-yukumlulugu-ve-sinirlari" rel="dofollow">https://www.hukukihaber.net/4708-sayili-kanun-kapsaminda-yapi-denetim-firmalarinin-uc-is-gunu-bildirim-yukumlulugu-ve-sinirlari</a>) fiili olarak kesintisiz ve sürekli bir denetim yapabilmesi mümkün olmayan yapı denetim kuruluşlarının, kendilerine denetim görevlerini yerine getirmeleri için müteahhit veya yapı sahibi tarafından haber verilmeden gerçekleştirilen imalatlar yönüyle dahi men cezası ile karşı karşıya kaldıkları, son on takvim yılı içerisinde 3 defa men cezası almaları halinde faaliyetlerine son verildiği (bkz.m.8), men cezası alan firmanın ortaklarının dahi ceza süresince bir yapı denetim veya laboratuvar kuruluşunda görev almasının yasaklandığı (bkz.m.8) göz önüne alındığında, idari müeyyidelerin amacı olan kamu düzeninin ve yaşam hakkının tesisi ile yapı denetim görevinin icra edilebilirliği arasında ölçüsüz bir düzenleme getirildiği açıktır.</p>

<p>İdarelerin nihai ve devredilemez denetim sorumluluğu altında olan, yapı denetim kuruluşlarının ise yalnızca idareye karşı sorumlu olarak “yardımcı” konumunda hareket ettiği yapı inşa sürecinde, aykırılık iddiasının, idarenin teknik ve somut verilerle taşıyıcı sisteme etkisini ispat yükümlülüğünün kaldırılması, yapı denetim kuruluşları üzerine ölçüsüz bir sorumluluk yüklenilmesi, denetim faaliyetinin niteliğini kamu yararı amacına yönelik fayda odaklılıktan uzaklaştırmış, ilgili idareler ile yapı denetim kuruluşları arasında sürekli bir uyuşmazlık haline getirmiş, idarenin kendi üzerindeki devredilemez denetim zafiyetlerini özel hukuk tüzel kişilerine fatura etmesi riskini doğurmuştur.</p>

<p>Sonuç olarak; statik projeye en ufak bir aykırılık iddiasının doğrudan ağır bir men cezasına yol açması, yatırımcı ve işletmeci olan yapı denetim firmaları için öngörülebilirlik ve belirliliği ortadan kaldırmakta, "idareye güven" ilkesini zedeleyerek sektörün sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktadır. Teknik bir sonucu (taşıyıcı sisteme etki) aramaksızın şekli aykırılıkları ağır yaptırımlarla cezalandıran bu anlayış, güvenli yapı inşası hedefine hizmet etmekten ziyade denetim mekanizmasını işlemez hale getirmektedir. Hukuk, idarenin kendi denetim zafiyetini özel sektöre devrettiği bir cezalandırma aracı olmamalıdır.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-feyzanur-kocoglu" title="Av. Feyzanur KOÇOĞLU"><img alt="Av. Feyzanur KOÇOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/feyzanur-kocoglu-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-feyzanur-kocoglu" title="Av. Feyzanur KOÇOĞLU">Av. Feyzanur KOÇOĞLU</a></strong></h4>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-levent-maziliguney" title="Av. Levent MAZILIGÜNEY"><img alt="Av. Levent MAZILIGÜNEY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/avukat_ha_15.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-levent-maziliguney" rel="dofollow" title="Av. Levent MAZILIGÜNEY">Av. Levent MAZILIGÜNEY</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapi-denetiminde-sekli-aykirilik-donemi-4708-sayili-kanunda-tasiyici-sisteme-etki-sartinin-kaldirilmasi-ve-olcululuk-sorunu-2</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 18:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-ev-bina-sozles.jpg" type="image/jpeg" length="37025"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SÖZLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜ VE SÖZLEŞME ADALETİ EKSENİNDE AŞIRI YARARLANMA (GABİN)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sozlesme-ozgurlugu-ve-sozlesme-adaleti-ekseninde-asiri-yararlanma-gabin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sozlesme-ozgurlugu-ve-sozlesme-adaleti-ekseninde-asiri-yararlanma-gabin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Borçlar hukukunda en sık tekrarlanan kavramlardan biri sözleşme özgürlüğüdür. Kural, kişilerin kiminle sözleşme yapacaklarına, hangi konuda borç altına gireceklerine ve sözleşmenin içeriğini nasıl kuracaklarına kendilerinin karar vermesidir. Bu ilke, sadece ekonomik hayatın akışı bakımından değil, hukuki güvenlik ve irade özerkliği bakımından da önemlidir. Fakat mesele, teorideki kadar basit değildir. Uygulamada bazı sözleşmeler, şeklen serbest iradeyle yapılmış görünse de, gerçekte taraflardan birinin içinde bulunduğu zorlayıcı koşullar sebebiyle ciddi bir dengesizlik içinde kurulmaktadır.</p>

<p>İşte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma kurumu tam da bu noktada devreye girer. Uygulamada çoğu zaman "gabin" olarak anılmaya devam etse de, güncel norm TBK m. 28'dir. Bu hüküm, her elverişsiz sözleşmeye müdahale etmez. Her düşük bedelli işlem de tek başına aşırı yararlanma teşkil etmez. Kanunun müdahale ettiği alan daha dardır: karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık olacak ve bu oransızlık, zarar gören tarafın zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak ortaya çıkarılmış olacaktır.</p>

<p>Aşırı yararlanma tartışmasının son yıllarda yeniden gündeme gelmesi tesadüf değildir. Yüksek enflasyon, taşınmaz piyasasındaki sert hareketler, borç baskısı altında yapılan satışlar, aile içi güven ilişkisi içinde kurulan devirler, yaşlı veya ekonomik olarak sıkışmış kişilerin taraf olduğu işlemler, hatta bazı sulh ve arabuluculuk anlaşmaları bu kurumu yeniden görünür hale getirmiştir. Kısacası mesele, artık sadece klasik bir borçlar hukuku konusu olmaktan çıkmış, uygulamanın içinden gelen ve çözüm bekleyen ciddi bir sorun başlığına dönüşmüştür.</p>

<p>Bu çalışmada, aşırı yararlanmanın hukuki niteliği ve unsurları ele alındıktan sonra, kurumun diğer hukuki kavramlarla olan hassas sınırları çizilecektir. Ardından, sözleşme özgürlüğü ile sözleşme adaleti arasındaki gerilim içinde aşırı yararlanma kurumunun yeri değerlendirilecek; karşılaştırmalı hukuk perspektifiyle farklı sistemlerdeki yaklaşımlar incelenecektir. Son olarak, uygulamada öne çıkan spesifik alanlar, ispat sorunları, usul hukuku boyutları ve yaptırım rejiminin detayları analiz edilecektir. Bu yönüyle aşırı yararlanma, sözleşme özgürlüğünün karşıtı değil; tam tersine, o özgürlüğün bir sömürü aracına dönüşmesini önleyen sınırlı fakat gerekli bir denge mekanizmasıdır.</p>

<p><strong>I. KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE HUKUKİ NİTELİK</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, tarafların edimleri arasında açık bir oransızlık bulunması ve bu oransızlığın taraflardan birinin diğer tarafın zayıf durumundan yararlanması suretiyle ortaya çıkması halinde söz konusu olur. 818 sayılı eski Borçlar Kanunu döneminde bu kurum "gabin" adıyla anılıyordu. Bugün de bu terim kullanılmaya devam etmektedir. Ancak değerlendirmenin güncel hukuk üzerinden yapılması gerektiğinden, doğrudan TBK m. 28'in lafzı ve sistematiği esas alınmalıdır.</p>

<p>Aşırı yararlanmanın hukuki niteliği konusunda temel bir tartışma mevcuttur. Bu kurum, klasik anlamda bir irade bozukluğu mudur, yoksa ondan ayrı, kendine özgü bir denetim kurumu mu? Doktrindeki ağırlıklı görüş ve Yargıtay uygulaması, ikinci yaklaşımın daha isabetli olduğunu göstermektedir. Zira aşırı yararlanma halinde zarar gören taraf çoğu zaman ne yaptığını ve imzayı neden attığını bilir. Sorun, işlemin farkında olmaması değil, o işlemi gerçekten serbest bir karar alanı içinde yapıp yapmadığıdır. Dolayısıyla burada iradenin hiç oluşmaması değil, iradenin zayıf koşullar altında karşı tarafın lehine yönlendirilmesi söz konusudur. Bu ikili yapı gözden kaçırıldığında kurum ya işlevsizleşir ya da kontrolden çıkar.</p>

<p><strong>II. TÜRK BORÇLAR KANUNU M. 28 ÇERÇEVESİNDE AŞIRI YARARLANMANIN UNSURLARI</strong></p>

<p>TBK m. 28, iki ayrı unsur grubunu birlikte aramaktadır: objektif unsur (edimler arası açık oransızlık) ve sübjektif unsur (zayıf durum ve bu durumdan yararlanma).</p>

<p><strong>A. Objektif Unsur: Edimler Arasında Açık Oransızlık</strong></p>

<p>Aşırı yararlanmanın objektif unsuru, karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunmasıdır. Kanun koyucu burada belirli bir yüzde ya da oran vermemiştir. Bu nedenle oransızlık değerlendirmesi, her somut olayın özelliğine göre, sözleşmenin kurulduğu andaki şartlar esas alınarak yapılmalıdır. Yargıtay uygulamasında bu oransızlığın, herhangi bir uzmanlık bilgisi gerektirmeksizin ilk bakışta anlaşılabilecek kadar bariz olması aranır. Bu duruma çarpıcı bir örnek teşkil eden <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E.2017/6987, K.2019/4781 sayılı kararı</a>nda, bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde 110.000 TL olarak belirlenen bedele karşılık, bilirkişi tarafından taşınmazın gerçek değerinin 2.240.000 TL olarak saptanması, "açık oransızlık" unsurunun varlığı için yeterli görülmüştür. Ancak Yüksek Mahkeme aynı kararda, bu devasa farkın tek başına gabin sonucunu doğurmayacağını, sübjektif unsurun varlığının da ayrıca ve somut delillerle araştırılması gerektiğini vurgulayarak, incelemenin iki aşamalı doğasını bir kez daha teyit etmiştir. Sözleşmenin kurulmasından sonra oluşan değer artışları veya enflasyonist hareketler tek başına aşırı yararlanma sonucunu doğurmaz.</p>

<p><strong>B. Sübjektif Unsur: Zor Durum, Düşüncesizlik, Deneyimsizlik ve Yararlanma</strong></p>

<p>Aşırı yararlanmanın ayırt edici niteliği esasen sübjektif unsurda ortaya çıkar. Kanun, zarar gören taraf bakımından üç zayıflık hali öngörmüştür: zor durumda kalma, düşüncesizlik ve deneyimsizlik. Zor durumda kalma (müzayaka hali), sadece parasızlık anlamına gelmez; ağır borç baskısı, icra tehdidi, acil sağlık giderleri gibi haller de bu kapsama girebilir. Düşüncesizlik, kişinin sonuçlarını tam olarak tartmadan, aceleci bir şekilde hareket etmesini; deneyimsizlik ise kişinin yaşı, eğitim durumu veya sosyal konumu itibarıyla somut işlem alanına yabancı olmasını ifade eder.</p>

<p>Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken, bu zayıf durumlardan birinin varlığının tek başına yeterli olmamasıdır. Karşı tarafın da bu durumdan bilinçli olarak yararlanmış olması (istismar kastı) gerekir. Başka bir ifadeyle aşırı yararlanma, sadece bir mağduriyet hali değil; bu mağduriyetin karşı tarafça bir avantaja dönüştürülmesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin E.2015/13939, K.2018/11460 sayılı kararı</a>, bu unsurların somut olayda nasıl bir araya geldiğini göstermesi bakımından önemlidir. Romanya asıllı davacının, eşinin borçları nedeniyle taşınmazını teminat olarak devrettiği uyuşmazlıkta Yargıtay, taşınmazın gerçek değerinin 200.000 TL olmasına rağmen akitte 14.000 TL gösterilmesini objektif unsur olarak kabul etmiştir. Davacının yabancı uyruklu olmasını "deneyimsizlik", eşinin borçları nedeniyle yapılan devri "zor durumda kalma" olarak değerlendiren Yargıtay, davalının bu durumu bilerek gerçek değerin çok altında bir bedelle taşınmazı devralmasını ise "sömürme kastı" olarak nitelendirmiştir. Karar, sübjektif unsurun sadece tek bir duruma indirgenemeyeceğini; kişinin sosyal durumu, kökeni, içinde bulunduğu ailevi ve ekonomik baskı gibi faktörlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>III. DİĞER HUKUKİ KURUMLARLA İLİŞKİSİ</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma kurumunu tam olarak anlayabilmek için onu, komşu olduğu diğer hukuki kavramlardan net sınırlarla ayırmak gerekir. Bu ayrım, doğru hukuki nitelendirme ve dolayısıyla doğru sonuca ulaşmak için hayati önemdedir.</p>

<p><strong>A. İrade Bozuklukları (Hata, Hile, Tehdit) ile İlişkisi</strong></p>

<p>İlk bakışta aşırı yararlanma, irade bozukluklarına benzese de aralarında temel bir fark vardır. Hata, hile ve tehditte (TBK m. 30-39) kişinin iradesi sağlıklı bir şekilde oluşmamıştır; ya yanılmıştır, ya aldatılmıştır ya da korkutulmuştur. Aşırı yararlanmada ise zarar gören taraf genellikle ne yaptığının farkındadır, ancak içinde bulunduğu koşulların baskısı nedeniyle bu işlemi yapmaya mecbur kalmıştır. İradesi sakat değildir, ancak özgür de değildir. Bir olayda hem hile hem de aşırı yararlanma unsurları birleşebilir. Bu durumda hakların yarışması ilkesi gereği, zarar gören taraf kendisi için daha lehe olan hukuki sebebe dayanabilir.</p>

<p><strong>B. Genel Ahlaka Aykırılık (TBK m. 27) ile İlişkisi</strong></p>

<p>TBK m. 27, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine aykırı sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğunu düzenler. Aşırı yararlanmanın çok ağır ve bariz olduğu, sömürünün toplumun adalet duygusunu rencide ettiği durumlarda, bu işlem aynı zamanda genel ahlaka aykırı sayılabilir. Aradaki temel fark yaptırımdadır: Aşırı yararlanmada sözleşme, zarar görenin iradesine bağlı olarak iptal edilebilirken (bozulabilir geçerlilik), genel ahlaka aykırılıkta sözleşme baştan itibaren kesin olarak hükümsüzdür (butlan). Yargıtay, genellikle TBK m. 28'i öncelikle uygular, ancak sömürünün boyutları olağanüstü seviyedeyse genel ahlaka aykırılık nedeniyle butlan kararı da verebilmektedir.</p>

<p><strong>C. Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı (TMK m. 2) ile İlişkisi</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma kurumu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun temel taşı olan dürüstlük kuralının (TMK m. 2) sözleşmenin kuruluş aşamasındaki en somut yansımalarından biridir. Bir kişinin, karşı tarafın zayıflığından, bilgisizliğinden veya zor durumundan faydalanarak fahiş bir kazanç elde etmesi, dürüstlük kuralına açıkça aykırılık teşkil eder ve hakkın kötüye kullanılması yasağının tipik bir örneğini oluşturur.</p>

<p><strong>IV. SÖZLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜ İLE SÖZLEŞME ADALETİ ARASINDAKİ GERİLİM</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşırı yararlanma kurumunu anlamanın en doğru yolu, onu sözleşme özgürlüğü ile sözleşme adaleti arasındaki gerilim içinde okumaktır. Bir tarafta piyasayı bilen, ekonomik olarak güçlü bir taraf; diğer tarafta ise borç baskısı altındaki, deneyimsiz veya yalnız bir kişi olabilir. Böyle bir tabloda sadece "imzalamış, öyleyse kabul etmiştir" demek, meseleyi fazla yüzeysel ele almaktır. Aşırı yararlanma kurumu burada bir denge unsuru olarak devreye girer. Mesele, özgürlüğün hangi noktada sömürüye dönüştüğünü tespit etmektir. Aşırı yararlanma kurumu tam da bu sınır çizgisinde durur.</p>

<p>Bu nedenle mesele, tarafların neyi kabul ettiği değil; o kabulün hangi koşullar altında verildiğidir.</p>

<p><strong>V. UYGULAMA EĞİLİMLERİ VE TEMEL İLKELER</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde, edim ve karşı edim arasındaki açık oransızlığın tek başına yeterli olmadığı; bu oransızlığın, taraflardan birinin diğerinin şahsında mevcut özel durumu bilerek istismar etmesi sonucu doğması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu, aşırı yararlanma incelemesinin iki aşamalı ve birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.</p>

<p><strong>VI. İSPAT SORUNU VE DELİL REJİMİ</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma davalarının en zorlu yönü çoğu zaman ispat meselesidir. Objektif unsur olan açık oransızlık, genellikle bilirkişi raporu, emsal satış bedelleri ve keşif yoluyla ispatlanabilir. Fakat sübjektif unsur olan zayıf durum ile yararlanma kastı, çoğu dosyada doğrudan bir belgeye bağlanamaz. Bu noktada, edimler arasındaki "fahiş fark", sübjektif unsurun varlığına dair kesin bir karine oluşturmasa da, hayatın olağan akışı gereği çok güçlü bir emare teşkil eder. Ancak bu emare, davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacının, kendi zayıf durumunu ve karşı tarafın bu durumdan bilerek yararlandığını somut delillerle ortaya koyması şarttır. Aksi takdirde, objektif unsur ne kadar bariz olursa olsun dava reddedilecektir.</p>

<p>Bu duruma iyi bir örnek, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin E.2016/4269, K.2016/5762 sayılı kararı</a>dır. Anılan kararda, taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasında aşırı bir fark olduğu (objektif unsurun varlığı) kabul edilmesine rağmen, davacının satış bedeli konusunda pazarlık yaptığı ve bedeli 5.000 TL'den 8.000 TL'ye yükselttiği tespit edilmiştir. Yargıtay, bu pazarlık sürecinin davacının "düşüncesizlik" içinde hareket etmediğini gösterdiğini belirterek, sübjektif unsurun yokluğu nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, gabin davalarında ispatın ne kadar hassas bir dengeye dayandığını ve mahkemelerin sadece sonuca değil, sözleşmenin kuruluş sürecindeki taraf davranışlarına da odaklandığını göstermektedir.</p>

<p>Zira aşırı yararlanma dosyalarında çoğu zaman asıl sorun, neyin yapıldığı değil; o işlemin hangi psikolojik ve ekonomik zemin üzerinde kurulduğunun ortaya konulabilmesidir.</p>

<p><strong>VII. KARŞILAŞTIRMALI HUKUK PERSPEKTİFİ</strong></p>

<p>Türk hukukundaki düzenlemeyi daha iyi anlamak için diğer hukuk sistemlerindeki benzer kurumlara bakmak ufuk açıcıdır.</p>

<p><strong>A. Kıta Avrupası Hukuku</strong></p>

<p><strong>1. Alman Hukuku</strong></p>

<p>Alman Medeni Kanunu (BGB) § 138/2, "sömürücü işlem" (Wucher) olarak aşırı yararlanmayı düzenler. Bu düzenleme, Türk hukukundan farklı olarak, sömürüyü genel ahlaka aykırılığın (Sittenwidrigkeit) özel bir türü olarak görür. Alman hukuku da objektif ve sübjektif unsur arar. Temel fark, yaptırımın baştan itibaren kesin hükümsüzlük (Nichtigkeit) olmasıdır.</p>

<p><strong>2. İsviçre Hukuku</strong></p>

<p>Kaynak kanun olan İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 21. maddesi, TBK m. 28 ile neredeyse aynıdır. Bu nedenle İsviçre Federal Mahkemesi'nin kararları, Türk hukuk uygulamasında önemli bir yorum kaynağıdır.</p>

<p><strong>3. Fransız Hukuku ve "Lésion" Kavramı</strong></p>

<p>Türk ve İsviçre hukuk sistemlerindeki aşırı yararlanma kurumunun tarihsel kökeni, Roma hukukuna ve oradan da Fransız Medeni Kanunu'na (Code Civil) dayanmaktadır. Fransız hukukunda bu kurum, "lésion" (aşırı zarar) olarak adlandırılır. Ancak Fransız hukukundaki "lésion", Türk hukukundaki "gabin"den önemli ölçüde farklı ve daha dar bir uygulama alanına sahiptir. Temel fark, "lésion"un genel bir ilke olmaktan ziyade, kanunda sınırlı olarak sayılmış belirli sözleşme tiplerinde (özellikle taşınmaz satışları) ve belirli kişiler (özellikle reşit olmayanlar) için öngörülmüş olmasıdır. En bilinen örneği, taşınmaz satışlarında satıcının, satış bedeli olarak taşınmazın gerçek değerinin 7/12'sinden daha az bir bedel alması halinde sözleşmeyi iptal ettirebilmesidir. Görüldüğü üzere Fransız hukuku, hakimin takdirine dayalı "açık oransızlık" kavramı yerine, objektif ve matematiksel bir eşik belirlemiştir. Bu yaklaşım, hukuki güvenliği artırsa da, Türk hukukunun benimsediği esnek ve hakkaniyete dayalı çözüm modelinden daha katı bir yapı sergilemektedir.</p>

<p><strong>B. Anglo-Amerikan Hukuku (Common Law)</strong></p>

<p><strong>1. Alman Hukukunda Ayırma ve Soyutluk İlkeleri</strong></p>

<p>Alman hukuku, bir mülkiyet devrini iki ayrı ve birbirinden bağımsız hukuki işlem olarak görür: Borçlandırıcı işlem (Verpflichtungsgeschäft) ve tasarruf işlemi (Verfügungsgeschäft). Soyutluk ilkesi (Abstraktionsprinzip) uyarınca, tasarruf işleminin (tescil) geçerliliği, borçlandırıcı işlemin (satış sözleşmesi) geçerliliğine bağlı değildir. Ancak bu ilkenin kritik bir istisnası vardır: Borçlandırıcı işlemi sakatlayan sebep, BGB § 138'de düzenlenen "genel ahlaka aykırılık" ise, bu sakatlık o kadar ciddi kabul edilir ki, hem borçlandırıcı işlemi hem de tasarruf işlemini aynı anda kesin hükümsüz kılar (Fehleridentität).</p>

<p><strong>2. Türk Hukukunda İllilik İlkesi</strong></p>

<p>Türk hukuku ise "illilik" veya "sebebe bağlılık" ilkesini benimser. Bir ayni hakkın devri, altındaki borç ilişkisinin geçerliliğine sıkı sıkıya bağlıdır. Borç ilişkisi geçersiz veya iptal edilirse, kural olarak ayni hak devri de hükümsüz olur. Ancak aşırı yararlanma nedeniyle iptal edilebilir bir sözleşmeye dayanan tescil, iptal edilene kadar geçerlidir. Bu süre içinde, tapuda malik görünen kişi, malı iyi niyetli bir üçüncü kişiye satarsa, o üçüncü kişinin kazanımı TMK m. 1023 uyarınca korunur.</p>

<p><strong>3. Karşılaştırmalı Değerlendirme</strong></p>

<p>Bu iki farklı sonuç, her hukuk sisteminin yaptığı temel değer tercihini çarpıcı bir şekilde yansıtmaktadır. Türk-İsviçre hukuku, "işlem güvenliği"ni ve iyi niyetli üçüncü kişiyi öncelikli olarak korurken; Alman hukuku, "mağdurun mülkiyet hakkı"nı ve "ahlaki düzen"i daha radikal bir şekilde korumakta, ancak bu korumanın bedelini bazen iyi niyetli üçüncü kişilere ödettirmektedir.</p>

<p><strong>VIII. ÖZEL HUKUK ALANLARINDA SPESİFİK UYGULAMALAR</strong></p>

<p><strong>A. Miras Hukuku Sözleşmeleri</strong></p>

<p>Miras taksim sözleşmeleri veya mirastan feragat sözleşmelerinde, aile içi güven ilişkisi ve duygusal baskı, aşırı yararlanma için elverişli bir zemin oluşturabilir. Örneğin, diğer mirasçıların baskısı altında kalan, hukuki bilgisi olmayan bir mirasçının, payından çok daha az bir değere razı olarak imzaladığı bir taksim sözleşmesi, aşırı yararlanma nedeniyle iptal edilebilir.</p>

<p><strong>B. Sulh ve Arabuluculuk Anlaşmaları</strong></p>

<p>Bu, son derece güncel ve tartışmalı bir alandır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda imzalanan ve mahkemece şerh verildiğinde ilam niteliği kazanan bir anlaşmanın, sonradan aşırı yararlanma nedeniyle iptali istenebilir mi? Bir yanda arabuluculuk kurumunun amacı olan "kesin ve hızlı çözüm" ve anlaşmanın ilam niteliği, diğer yanda ise sözleşme adaleti vardır. Yargıtay'ın bu konudaki içtihatları henüz tam olarak oturmamış olsa da, bir tarafın zor durumundan veya hukuki bilgisizliğinden faydalanılarak imzalatılan ve açıkça orantısız olan bir arabuluculuk anlaşmasının da aşırı yararlanma denetimine tabi olması gerektiği yönündeki görüşler ağırlık kazanmaktadır.</p>

<p><strong>C. Finansal Sözleşmeler ve Tüketici Hukuku</strong></p>

<p>Tüketici kredileri, kredi kartı sözleşmeleri veya karmaşık sigorta poliçelerinde, tüketici ile hizmet sağlayıcı (banka, sigorta şirketi) arasında bariz bir bilgi ve pazarlık gücü asimetrisi vardır. Tüketicinin finansal okuryazarlığının düşük olması (deneyimsizlik) veya acil nakit ihtiyacı (zor durum), fahiş faiz oranları veya ağır teminatlar içeren sözleşmelerin imzalanmasına yol açabilir. Bu tür sözleşmeler de aşırı yararlanma denetimine tabidir.</p>

<p><strong>IX. TİCARİ VE PROFESYONEL İLİŞKİLERDE AŞIRI YARARLANMA</strong></p>

<p>Aşırı yararlanmanın ticari ilişkilerde nasıl uygulanacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Kural olarak, bir tacirin "basiretli bir iş insanı gibi" hareket etmesi beklenir (TTK m. 18/2). Bu nedenle, tacirler arasındaki işlemlerde deneyimsizlik veya düşüncesizlik iddiasının kabul edilmesi daha zordur. Ancak bu, tacirler arasında aşırı yararlanmanın asla uygulanamayacağı anlamına gelmez. Özellikle ekonomik olarak çok zor duruma düşmüş (iflasın eşiğinde olan) bir tacirin, bu durumundan faydalanan başka bir tacire mallarını veya işletmesini değerinin çok altında devretmesi halinde, "zor durumda kalma" unsuruna dayalı olarak aşırı yararlanma iddiası dinlenebilir.</p>

<p>Tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda, mahkemeler ispat rejimini daha katı uygulamaktadır. Tacir olan davacının, "düşüncesizlik" veya "deneyimsizlik" iddiaları, TTK m. 18/2'de düzenlenen "basiretli bir iş insanı gibi hareket etme" yükümlülüğü karşısında genellikle dinlenmez. Nitekim bir ilk derece mahkemesi kararında bu durum açıkça ifade edilmiştir: "Davalı taraf tacir olup davalının basiretli davranma yükümlülüğü bulunmaktadır. Davalı tarafça düşüncesizliğinden ve deneyimsizliğinden yararlanıldığını iddia etmesi iyi niyet kuralları ile bağdaşmamaktadır. Aşırı yararlanmanın kanun aradığı subjektif unsuru gerçekleşmemiş olduğundan... Mahkemece davalının bu iddiasına itibar edilmemiştir." Bu nedenle, bir tacirin gabin iddiasında bulunabilmesi için dayanabileceği tek sübjektif unsur genellikle "zor durumda kalma" halidir. Bu durumu da, soyut beyanlarla değil; ticari defterler, bilançolar, banka kayıtları, icra takip dosyaları gibi somut ve objektif delillerle ispatlaması beklenir.</p>

<p><strong>X. SÜRE REJİMİ</strong></p>

<p>TBK m. 28, zarar gören tarafın, düşüncesizlik veya deneyimsizlik halinde bu durumu öğrendiği tarihten itibaren; zor durumda kalma halinde ise bu durum ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içinde hakkını kullanması gerektiğini düzenler. Bunun yanında her hâlde sözleşmenin kurulmasından itibaren beş yıllık bir hak düşürücü üst süre vardır. Burada gözden kaçırılmaması gereken, özellikle zor durumda kalma bakımından bir yıllık sürenin başlangıcını mekanik bir tarih hesabına göre belirlemenin isabetli olmayacağıdır. Zayıf durumun gerçekten ne zaman ortadan kalktığı somut olay içinde tespit edilmelidir.</p>

<p><strong>XI. USUL HUKUKU BOYUTU: DAVA VE GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma iddiasıyla açılan davalarda, özellikle taşınmaz devirlerinde, davacının en önemli taleplerinden biri, dava konusu malın yargılama sırasında iyi niyetli üçüncü kişilere devrinin önlenmesidir. Zira böyle bir devir, TMK m. 1023 uyarınca iyi niyetli üçüncü kişinin kazanımının korunması sonucunu doğurarak davayı fiilen anlamsız kılabilir. Bu riski bertaraf etmek için davacı, dava dilekçesiyle birlikte mahkemeden, tapu kaydına "ihtiyati tedbir" şerhi konulmasını talep etmelidir. Bu talep, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 389. maddesine dayanır.</p>

<p>Mahkemenin tedbir kararı verebilmesi için, davacının iddiasını tam olarak ispat etmesi beklenmez; HMK m. 390/3 uyarınca "yaklaşık ispat" yeterlidir. Yargıtay'ın yaklaşımına göre bu kural, hakimin davacının iddiasının kuvvetle muhtemel olduğuna kanaat getirmesini ifade eder. Aşırı yararlanma davalarında, taşınmazın gerçek değeri ile satış bedeli arasındaki fahiş farkı gösteren bir uzman görüşü, emsal satış belgeleri veya tapu kayıtları, "yaklaşık ispat" için yeterli görülebilir ve ihtiyati tedbir kararının alınmasını sağlayabilir.</p>

<p><strong>XII. YAPTIRIM: SÖZLEŞMENİN UYARLANMASI</strong></p>

<p>TBK m. 28'in zarar görene tanıdığı ikinci seçenek olan "edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme" hakkı, yani sözleşmenin uyarlanması, uygulamada daha az başvurulan ancak önemli bir yoldur. Bu durumda hakim, sözleşmeyi iptal etmek yerine, onu adil bir dengeye getirir. Hakimin bu müdahalesinin sınırı ne olacaktır? Hakim, örneğin satış bedelini, sözleşmenin yapıldığı tarihteki rayiç bedele mi yükseltecektir? Yoksa tarafların pazarlık gücü eşit olsaydı anlaşabilecekleri makul bir bedele mi karar verecektir? Doktrindeki hakim görüş, uyarlamanın amacının tarafı zenginleştirmek değil, sömürüyü ortadan kaldırmak olduğu yönündedir. Bu nedenle, hakimin bedeli doğrudan piyasa rayicine çıkarmak yerine, aşırı yararlanma sınırının hemen üzerindeki adil bir noktaya çekmesi gerektiği savunulmaktadır. Bu durum, hakimin geniş bir takdir yetkisi kullanmasını gerektirse de, bu yetkinin sınırlarının belirsizliği uygulamada yeni tartışmalara yol açabilir.</p>

<p><strong>XIII. SONUÇ</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma kurumu, Türk borçlar hukukunda sözleşme özgürlüğü ile sözleşme adaleti arasındaki dengeyi kurmaya çalışan en hassas araçlardan biridir. Karşılaştırmalı hukuk örneklerinin de gösterdiği gibi, bu denge arayışı evrensel bir hukuk sorunudur. Kurumun değeri, ne aşırı müdahaleci ne de tamamen kayıtsız bir yapıda olmasında yatmaktadır. Hukuk, her elverişsiz sözleşmeye sonradan müdahale etmeye başlarsa sözleşme güvenliği zarar görür. Ancak açık ekonomik dengesizliğin, taraflardan birinin zayıf durumundan yararlanılarak kurulduğu hallere de gözünü kapatamaz.</p>

<p>Uygulamadaki esas güçlük, ispat ve hukuki nitelendirme alanında toplanmaktadır. Yargıtay kararlarının da ortaya koyduğu gibi, edimler arasındaki fahiş fark, sübjektif unsurun araştırılması için güçlü bir emare olsa da, tek başına yeterli değildir. Davacının, kendi zayıf durumunu ve karşı tarafın bu durumdan bilinçli olarak yararlandığını somut delillerle ortaya koyması şarttır; hatta davacının sözleşme sürecindeki pazarlık gibi davranışları, bu unsurun yokluğuna karine teşkil edebilmektedir. Bu nedenle, usul hukuku araçlarının, özellikle ihtiyati tedbirin etkin kullanımı, hakkın korunması için zorunludur. Asıl mesele, edimler arasındaki farkın zor durumda kalma, düşüncesizlik veya deneyimsizlik ile bağlantılı olup olmadığını ve diğer tarafın bu durumdan yararlanıp yararlanmadığını ortaya koyabilmektir. Bu yüzden aşırı yararlanma dosyalarında sadece ekonomik bir karşılaştırma yapmak yeterli değildir; dosyanın insan boyutunu da görmek gerekir. Bazen uyuşmazlığın düğümü tam da oradadır.</p>

<p>Nihayetinde mesele, sözleşme özgürlüğü ile sözleşme adaleti arasında birini diğerine feda etmek değildir. Asıl mesele, özel hukukun her iki değeri aynı anda ne ölçüde koruyabildiğidir. Aşırı yararlanma kurumu da bu dengenin en hassas alanlarından birini oluşturur. Onu tamamen etkisizleştirmek de, gereğinden fazla genişletmek de doğru olmaz. Asıl ihtiyaç, her dosyanın kendi özgün dinamiklerini gören, somut olaya nüfuz eden, gerekçesi güçlü ve ölçülü bir yargısal uygulamadır.</p>

<p>Sözleşme özgürlüğü, ancak güç dengesi içinde anlamlıdır; zira özgürlüğün eşitsizlik zemininde kurulduğu her durumda, hukuk için mesele artık özgürlüğü korumak değil, sömürüyü sınırlamaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" title="Av. Deniz TURAY"><img alt="Av. Deniz TURAY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/deniz-turay.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" title="Av. Deniz TURAY">Av. Deniz TURAY</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargı Kararları</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2015/13939, K.2018/11460</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E.2017/6987, K.2019/4781</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2016/4269, K.2016/5762</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sozlesme-ozgurlugu-ve-sozlesme-adaleti-ekseninde-asiri-yararlanma-gabin-1</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/08/terazi/sozlesme-tok-ters-isci.jpg" type="image/jpeg" length="87349"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2017/6987 E., 2019/4781 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 10/04/2019 tarihli, 2017/6987 E., 2019/4781 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>13. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/6987 E., 2019/4781 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>......</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmasız, davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde duruşmalı temyiz eden davalı vekili avukat Hakan Yürür ile davacı vekili avukat ...'in gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Davacı, davalının...... gayrimenkulün hisse sahibi olduğunu, bu haklarının tamamını ... 43. Noterliği'nin 27.06.2013 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi satmayı vaad ettiğini, davalının devire yanaşmadığı gibi hileli yollardan arsa üzerine sahte borçlanıp haciz koydurmaya çalıştığını ileri sürerek; davalının hisseleri iptal edilerek adına tesciline karar verilmesini istemiş, 02.04.2015 tarihli ıslah dilekçesinde, davalı hisselerinin iptali ile adına tesciline, ifada imkansızlık ile tescil mümkün olmaması halinde gayrimenkulün bilirkişi raporu ile belirlenen dava tarihindeki rayiç değeri olan 2.262.000TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı, düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin kanunda yazan şekil şartlarını taşımadığını, davacının taşınmazı değerinin çok altında bir fiyata almasının sözleşmesinin gabine maruz kalması anlamına geldiğini, gabin nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğunu, sözleşmeye konu yerin üzerindeki mevcut hacizler ve diğer takyidatların satış vaadi sözleşmesinden evvel taşınmaz üzerine işlendiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece, davanın kabulüne, 2.262.000TL tazminatın davalıdan tahsiline, karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-16.6.2016 günlü ilam temyiz eden davacı tarafa 2.9.2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve davacı temyiz dilekçesini 18.10.2016 tarihinde vermiştir. Davalının temyiz dilekçesini ise 6.10.2016 tarihinde tebliğ almıştır. Temyiz dilekçesini yasal 10 günlük temyiz süresi aşılarak 18.10.2016 tarihinde verdiği anlaşılmakla, davacının temyiz talebinin süre aşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, taraflar arasında düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın devrinin yapılmaması nedeniyle tapu iptal tescil olmadığı takdirde taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davalı davacının taşınmazı değerinin çok altında aldığını, gabin nedeniyle sözleşmesinin geçersiz olduğunu savunmuştur. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında noterde düzenlenen 27.6.2013 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile davalı adına kayıtlı 272 parseldeki hisselerinin tamamını 110.000,00TL bedelle davacıya satmayı vaad etmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise davalının hisselerinin değeri sözleşme tarihinde 2.240.000,00TL olarak tespit edilmiştir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 28. maddesinde aşırı yararlanma (gabin) hali düzenlenmiştir. Madde lafsı “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Somut olayda, mahkemece davalının gabin iddiası değerlendirilmeden bilirkişi raporu hükme dayanak yapılarak sonuca gidilmiş, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda dava konusu hisselerin satış bedelinin piyasa şartlarının çok altında olduğu bildirilmiştir. O halde mahkemece davaya konu hisselerin sözleşme tarihindeki hacizli ve takyidatlı olarak değeri tespit edilerek davalının gabin savunması da değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.</p>

<p>3-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 2.037,00 TL duruşma avukatlık parasının davacı taraftan alınarak vekili bulunan davalı tarafa ödenmesine, peşin alınan 38.603,20 TL harcın istek halinde davalıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20176987-e-20194781-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="94552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2015/13939 E., 2018/11460 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2018 tarihli, 2015/13939 E., 2018/11460 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/13939 E., 2018/11460 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ-TESCİL</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda yerel mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla duruşma istemi değer yönünden reddedilip; Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, aşırı yararlanmadan (gabin) hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.</p>

<p>Davacı, eşinin borçlarına karşılık ve teminat olarak, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazını davalı ...’a satış yoluyla temlik ettiğini, borcun tamamının ödendiğini ancak talep etmesine rağmen davalının taşınmazın devrine yanaşmadığını, taşınmazı 14.000,00 TL bedel karşılığında gerçek değerinin çok altında satın aldığını, Romanya asıllı olduğunu, Türk Kanunlarını yeterince bilmediğini, tecrübesizlik, darda kalma ve ekonomik güç yetersizliğinin davalı tarafından kullanılarak taşınmazın gerçek değerinin çok altında satın alındığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.</p>

<p>Davalı, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, taşınmazın satış bedelinin satış sözleşmesinde gerçek değerinden daha az yazılmasının başlı başına gabinin varlığı için yeterli bir neden olmadığı, daha az harç ödemek için satış bedelinin düşük gösterilmesinin yaygın uygulama olduğu, gabin iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere; sözleşmenin aşırı yararlanma (gabin) nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmaya, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış 6098 s. Türk Borçlar Kanunun (TBK) 28. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 21) maddesi ile aynen; "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.</p>

<p>Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." hükmü getirilmiştir.</p>

<p>O halde, aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirdikten sonra iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki gabin davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.</p>

<p>Somut olaya gelince davacının eşi Hamit’in davalının ağabeyi İbrahim’den borç para aldığı, karşılığında taşınmazın temlikinin yapıldığı, taşınmazın gerçek değeri 200.000, 00 TL olduğu halde akitte 14.000,00TL olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hernekadar davalı taraf 200.000,00 TL ödediğini savunmuşsa da bu miktar tanıkla kanıtlama sınırı dışında olup, bu ödeme yazılı belge ile usulünce kanıtlanamamıştır. Dolayısıyla somut olayda gabinin hem objektif hem de subjektif unsurlarının gerçekleştiği, davanın süresi içinde açıldığı sabittir.</p>

<p>Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddine karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201513939-e-201811460-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="39767"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/4269 E., 2016/5762 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 09.05.2016 tarihli, 2016/4269 E., 2016/5762 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/4269 E., 2016/5762 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ- TESCİL</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, gabin hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ile tescil isteğine ilişkindir.<br />
Davacı, kayden maliki olduğu 165 ada 21 parsel sayılı 25.000,00 TL. değerindeki taşınmazı yaşlılığı, rahatsızlıklarının etkisi ve davalı ile aralarında çıkan tartışma sonucunda davalıya 2.000,00 TL.ye sattığını ,satış işleminin korkutma, yanılma, aşırı yararlanma nedenleriyle sakat olduğunu ileri sürerek tapu iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı taşınmazı 8.000,00 TL.ye satın aldığını, iddiaların yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece gabin koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Eldeki davada iddianın içeriğinden ve ileriye sürülüş biçiminden gabin hukuksal nedenlerine dayanıldığı açıktır.</p>

<p>Bilindiği üzere; sözleşmenin gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmaya, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış 6098 s. Türk Borçlar Kanunun (TBK) 28. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 21) maddesi ile aynen; "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." hükmü getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O hâlde, aşırı yararlanmadan (gabin ) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki gabin davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.</p>

<p>Somut olaya gelince, dava konusu taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasında aşırı fark olduğu açıktır.</p>

<p>Ne var ki aşırı yararlanmanın kabul edilebilmesi için objetif unsurlarının yanında subjektif unsurlarının da gerçekleşmesi gerekir. Davacı ...'in davalı ile arasında sınır uyuşmazlığı bulunduğu ,taşınmazın alım satımı ile ilgili olarak önce 5.000,00 TL konusunda anlaşılmış olup davacının itirazı üzerine satış bedeli olarak 8.000,00 TL..nin kararlaştırıldığı ,taşınmazın bu bedel üzerinden satışının gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hâl böyle olunca davacının olayda herhangi bir düşüncesizliği bulunmadığından ,temlikin iradi olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde kabulüne karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Davalı tarafından temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.05.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>- KARŞI OY-</strong></p>

<p>Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerel mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164269-e-20165762-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="22744"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2020/3086 E., 2015/8292 E. ve 2015/1001 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 08/11/2021 tarihli, 2020/3086 E., 2021/17299 K., 02/11/2017 tarihli, 2015/8292 E., 2017/4019 K. ve 25.05.2015 tarihli, 2015/1001 E., 2015/40834 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/3086 E., 2021/17299 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Nitelikli yağma<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet<br />
TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafiileri</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:</p>

<p>Etkin pişmanlık hükmünün uygulanması sırasında TCK'nın 168/3. maddesinin yerine hükümde "178/3" yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Sanık ...’in eşi olan tanık ...’nin katılan ... tarafından cinsel taciz boyutuna ulaşacak derece rahatsız edildiği, tanık ...’yi ağlarken gören sanık ...’un sebebini sorduğu ve tanığın katılanla arasında geçenleri sanığa anlattığı, sanık ...’ın tanığın eşi olan sanık ...’e durumu anlattığı ve beraber katılanın iş yerine giderek ellerindeki demir sopalarla katılanı “yaşamını tehlikeye sokmayacak, vücutta kemik kırığı oluşturacak ve BTM ile giderilemeyecek şekilde” yaraladıkları, bu eylemleri hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanıkların katılanın iş yerinden çıkarken içerisinde silah olabileceği ve katılanın arkadan kendilerini yaralayabileceği düşüncesi ile içerisinde katılana ait ruhsat, banka kartı, kredi kartı ve anahtar bulunan çantayı aldıkları, katılanın şikayeti üzerine ertesi gün emniyete giden sanıkların çantayı ve içindekileri polise teslim ettikleri, sanıkların kastının yağma olmadığı ve kendilerini korumak düşüncesi ile çantayı aldıkları anlaşılmakla üzerlerine atılı yağma suçu bakımından manevi unsur yokluğu nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması,</p>

<p>Kabule göre ise;</p>

<p>1) Suç tarihi olan 04/01/2013 günü Gebze ilinde güneşin saat 16.51'de battığı, suçun gece vakti saat 19.30 sıralarında işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 149/1. madde ve fıkrasının (a) ve (c) bentlerinin yanı sıra (h) bendinin de uygulanmaması,</p>

<p>2) Sanıklar hakkında TCK’nın 29/1. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümleri uygulanırken cezadan asgari olarak 1/4 oranında indirim yapılabileceği gözetilmeden yazılı şekilde 1/6 oranında indirim yapılması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin açıklanan nedenlerle 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca, tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 08/11/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>MUHALEFET ŞERHİ:</strong><br />
Sanık ...’in eşi olan tanık ...’nin katılan ... tarafından cinsel taciz boyutuna ulaşacak derece rahatsız edildiği, tanık ...’yi ağlarken gören sanık ...’un sebebini sorduğu ve tanığın katılanla arasında geçenleri sanığa anlattığı, sanık ...’ın tanığın eşi olan sanık ...’e durumu anlattığı ve beraber katılanın iş yerine giderek ellerindeki demir sopalarla katılanı “yaşamını tehlikeye sokmayacak, vücutta kemik kırığı oluşturacak ve BTM ile giderilemeyecek şekilde” yaraladıkları, bu eylemleri hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanıkların katılana ait ruhsat, banka kartı, kredi kartı ve anahtar bulunan çantayı aldıkları, katılanın şikayeti üzerine ertesi gün emniyete giden sanıkların çantayı ve içindekileri polise teslim ettikleri, bu hali ile sanıklara isnat olunan tamamlanmış nitelikli yağma suçunun unsurları itibariyle oluştuğu, suça konu çantayı hangi saikle aldığının suçun oluşması açısından önem arz etmediği, bu nedenle sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği kanaatinde olduğum için sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/8292 E., 2017/4019 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Yağma<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun 148. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senet yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmesi, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağının tahsili amacıyla yağma suçunun işlenmesi ile yağmada değer azlığını düzenlemiştir.</p>

<p>Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nun 148/1. maddesi uyarınca, kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceği ya da mal varlığı bakımından böyle bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur.</p>

<p>Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir ve tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan "zor yoluyla hırsızlık" bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etme şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan bir çok hukuki değeri korumaktadır.</p>

<p>Somut olaya gelince;</p>

<p>Olay tarihinde mağdur ve sanık evli olup, aralarında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı bir süredir ayrı yaşamaktadırlar. Sanık zaman zaman mağduru telefonla arayıp ulaşamayınca başkaları ile ilişkisi olduğunu düşünüp bunu öğrenmek amacıyla mağdurun çalıştığı plaja geldiği, mağdurun üzerinde ikinci bir telefonun olduğunu görünce şüphelerinin arttığı, öfkeye yenilip mağdur ... Kaçan'ın çenesini sıkıp, dizleri üzerine bastırıp üzerindeki iki adet cep telefonunu alıp ayrıldığı, 28.04.2014 tarihli tutanak içeriğindende anlaşılacağı üzere "telefondaki mesaj ve fotoğraflara bakıp" her hangi bir şekilde kendisine maddi çıkar sağlayan bir tarzda kullanmadan aynen kolluk güçlerine teslim ettiği, UYAP kayıtlarına göre de tarafların 01.07.2014 tarihinde boşandığı olayda;</p>

<p>Sanığın, eski eşi olan mağdurun başkaları ile ilişkisi olup olmadığını öğrenip anlamak için iki telefonunu alıp oldukça kısa sayılan bir süre içerisinde kullanmadan aynen iade ettiği dikkate alındığında sanığın faydalanma amacıyla mağdurun malını aldığından bahsedilemeyceği gözetilmeden yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 02/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/1001 E., 2015/40834 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Yağma, tehdit, hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal</p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:</p>

<p>Sanık... hakkında, hırsızlık ve tehdit; sanık... hakkında, tehdit suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı sanıklar savunmanınca yapılan itiraz üzerine; ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23.12.2013; katılanların itirazı üzerine, aynı mahkeme tarafından 26.12.2013 günlerinde vaki itirazın reddine karar verildiğinden; anılan suçlar temyiz kapsamı dışında bırakılarak yapılan incelemede:</p>

<p>Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1-Sanık... hakkında katılan Kudret’e karşı işlediği yağma suçu yönünden; bir başkasının kendisinin veya yakınının hayatına, vücut ve cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişinin eylemi yağma suçunu oluşturur. Malın alınması veya verilmesini temin için zilyetin üzerinde cebir ve tehdit kullanılmaktadır. Cebir ve tehdit karşısında, mağdurun başka bir seçeneği kalmaması ve bu durumda failin malı doğrudan alması söz konusudur. Yani mağdur malı teslim etmektedir. Bu suçla yalnızca korunan hukuki değer malvarlığı değil, aynı zamanda kişi özgürlüğü ve vücut dokunulmazlığıdır. Yağma icrai hareketle işlenen bir suçtur. Yağma suçunun maddi unsuru hareket kısmıdır. Kullanılan cebir ve tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkartmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Tehdit, muhatabın üzerinde zorlama etkisinin hali hazırda bedensel tesir eden zorlama ile değil, gelecekte belirtilen manevi bir zorlama, korkutmayla oluşmasıdır. Ciddi tehdidin objektif olarak ciddi görünüm uyandırması ve tehdit edilen tarafından ciddiye alınması da gerekir. Yağma suçunda tehditin, şahıs veya malvarlığına ilişkin ve kişiyi büyük bir tehlikeye düşürecek ağırlıkta bulunması gerekir. İşte bu konumdaki tehdit, yağmanın elverişli zorlama aracı olmaktadır. Dolayısıyla hafif bir tehlikeyle tehdit, yani şahsen ve malen büyük bir tehlike oluşturmayan tehditler yağma cürümünün oluşması bakımından yeterli değildir. Tehlikenin büyük olup olmadığı, daha çok fiili bir mesele olup, tehdidin yönlendirilmiş olduğu şahıs, yer ve zaman da göz önüne alınarak her somut olayda nitelik incelemesi gerekmektedir. Ayrıca tehditte belirtilen tehlike neticeyi meydana getirmiş ise bu da büyük sayılmalıdır. Ancak tehdit edilen kötülük ile malın teslimi arasında oran yoksa yine yağma suçundan bahsedilemez.</p>

<p>Bilindiği üzere sübjektif sorumluluğun ilk şekli olan kast, 5237 sayılı TCK'nın 21.maddesinde yer almıştır. Kast suçun maddi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi olarak tanımlanmıştır. O halde bilme ve isteme, kastın unsurlarıdır. Kast, kişi ile işlediği suçun maddi unsurları arasında psikolojik bağı da ifade etmektedir. Hareket ve kast birlikte olmalıdır. Failin iç dünyasını ilgilendiren kast; failin olay öncesi iç dünyasını, olay sırası veya olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenebilir. Sanığı harekete geçiren etken saik, psişik olgunun irade aşamasıdır. Sosyal ilişkilerin ve dışa vurmuş hareketlerin disiplini olan hukuk, ceza normunun ihlaline etki yapmadıkça, failin zihni ve ruhi durumu ile uğraşmaz. Suçun işlendiği sırada failin öngörü ve irade ile hareket etmiş olması yeterlidir. Failin iç dünyasını ilgilendiren kastın niteliğinin belirlenebilmesi için dış dünyaya yansıyan davranışlardan hareketle sonuç çıkarmak olanaklıdır. Bu bağlamda failin olay öncesi, olay sırasında ve olay sonrası davranışları kastın belirlenmesinde ölçü alınır. Kişilerin içinde bulundukları psikiyatrik koşullar da yaşamlarının her alanında oransız endişe duymalarına neden olmaktadır. Çevresel bazı faktörler insanı modellemekte ve suç korkusu da bundan nasibini almaktadır. Toplumdaki şiddet eylemlerinin genel güvensizlik duygusunu etkilediği de bir gerçektir. Ceza adalet sisteminin amacı, suç korkusunun ekonomik, sosyal mahiyetini azaltmak suçluyu cezalandırmak ve aynı kişideki insanı da kazanmaktır. Somut olayımıza gelince; sanık Mesut'un işvereni olduğu katılan ... ve onun kardeşi katılan Kudret'e, daha önceki bir tarihte 250 TL borç para verdiğinin sabit olduğu, ancak belli bir vadeye bağlanmayan borcunu da ödemeyen katılan ..., çevreye olan borçları hususunda doğruyu söylememesi nedeniyle sanık ile arasının açıldığı, olay günü de bir mazeret göstermeden işyerine gelmeyen katılana kendi cep telefonundan ulaşamayan sanık..., önce katılan ... ile buluştuğu, ... de ağabeyi olan ... evde olabileceğini söylemesi üzerine birlikte katılanların evlerine doğru yürüdükleri sırada, ... cep telefonundan gizlice mesaj çekip katılan ... uyardığını gören sanık ..., katılan ... elinden telefonu çekip aldığı, katılan telefonunu geri istemesine karşın vermediği, sanığın kendi numarasını görüp açmayan ... kardeşi ... telefonundan arayıp ona ulaşmak istediği, ... ait olan telefonla arayan sanığın katılan ... ulaştığı, daha sonra şikayet üzerine yakalanan sanığın telefonu çalışanları aracılığıyla kolluk kuvvetlerine teslim ettiği olayda, olay anındaki tüm koşullar ile sanığın sarf ettiği sözcükler ve/veya hareketler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, suç tarihinden önce ekonomik olarak geliri bulunan ve sabıkasız olan sanığın yanında ücretli çalıştırdığı katılan ... kardeşi olan mağduru hiçbir şey söylemeden mesaj çekmesini engellemek ve katılan ... ulaşmak için elindeki telefonu çekip almak eylemlerinin, yağma kastı ile yapıldığını gösteren deliller karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, suçun hukuki vasfında yanılgı ile yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması,</p>

<p>2-Sanık ... hakkında, katılan... ve... karşı işlediği konut dokunulmazlığını bozma suçu yönünden; 5237 sayılı Yasanın 142/4. madde ve fıkrasına göre, hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının bozma suçunun işlenmesi halinde, bu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmadığı gözetilmeden anılan suçtan düşme kararı verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... savunmanı ve katılan ... temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 25.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/yargiyadadv21.jpg" type="image/jpeg" length="21692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/331 E., 2019/649 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.11.2019 tarihli, 2017/331 E., 2019/649 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/331 E., 2019/649 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Sayısı : 246-265</p>

<p>Sanıklar ... ve ...’in nitelikli yağma suçundan TCK’nın 149/1, c, h, 168/3, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına; sanık ... hakkında ayrıca aynı Kanun’un 63. maddesi uyarınca mahsuba ilişkin Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2012 tarihli ve 246-265 sayılı hükümlerin, sanıkların müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 12.04.2016 tarih ve 32431-2976 sayı ile TCK'nın 53. maddesinin uygulanması yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 13.02.2017 tarih ve 335968 sayı ile;</p>

<p>"Mağdur 24.11.2012 tarihli kolluk ifadesinde; damadı ... ile yanında ...'in saat 23.45 sularında ikamet ettiği binanın giriş kapısı önünde beklediklerini, damadının içeriye girmesine engel olarak 'Benim senin kızına yaptığım işkenceyi sen birilerine göstermişsin' dediğini, kendisini tehdit hakaret ederek, 'Telefonu bana ver, kızının fotoğraflarına bakacam' dediğini, telefonu vermeyince sanık ...'in kollarından tuttuğunu ...'in bıçakla tehdit edip, göğsüne yumrukla bir kaç defa vurup ceketinin cebindeki cep telefonunu aldığını, beklemekte olan araca binip ayrıldıklarını, araçta bir kişinin daha beklediğini beyan ederek şikâyetçi olduğu,</p>

<p>Sanık ... kolluktaki ifadesinde; '... akrabam olur, eski eşinin babasıyla aralarında fotoğraf yüzünden sıkıntıları olduğunu anlattı, mağdurun ikametinin önüne gittik, 10-15 metre uzaktayken ... 'Sen fotoğrafı çekmiş herkese gösteriyormuşsun ver o fotoğrafları bana' dedi, mağdurun elindeki telefonu içerisine bakacam diye aldı ve geri vermediğini,' beyan ettiği,</p>

<p>Dosyada mevcut 24.11.2012 tarihli saat 01.00'de polis görevlilerince tanzim edilen tutanak içeriğinde; mağdurun alındığını belirttiği telefonun içerisindeki numara aranarak ... ikna edilerek sanık ... ve suça konu cep telefonuyla Polis Merkezine gelmesi sağlanarak, telefonun mağdura iade edildiğinin belirtildiği,</p>

<p>Sanık ... Mahkemedeki ifadesinde ise; 'Mağdur önceki kayınpederimdi, kızı olan eşimin koluna vurmuştum, mağdur fotoğrafını çekip başkalarına göstermiş bunu duyunca ...'le birlikte gittim, telefonda fotoğraf olup olmadığını sordum, yok dedi, kendisi telefonu verdi, fotoğrafları abime gösterecektim, telefonu aldığımda eşimin fotoğrafı vardı sildim, polisler beni aradı, gidip telefonu teslim ettim' şeklinde beyanda bulunduğu,</p>

<p>Sanık ...'in diğer sanık ... ile birlikte telefonda kayıtlı olduğu belirtilen sanık ...'in eski eşinin darp fotoğraflarını tespit ederek silmek amacıyla aldıklarının sabit olduğu. Olayın bu oluş şekline, taraflar arasındaki ilişkiye göre, telefonu satmak ya da kullanmak maksadıyla aldıklarını kabul etmenin mümkün olmadığı, dolayısıyla yağma suçunun manevi unsuru oluşmadığı. Sanıkların eyleminin mevcut hâliyle kasten yaralama, tehdit ve suç delillerini yok etme suçu olarak değerlendirilmesi gerektiğinden sanıklar hakkında bozma kararı verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Dairesince 06.03.2017 tarih ve 1293-515 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı nitelikli yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının, oluşmadığının kabulü hâlinde sanıkların eylemlerinin kasten yaralama, tehdit ve suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarını mı oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin olup,</p>

<p>Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme ve yaralama suçlarıyla ilgili olarak Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca;</p>

<p>a- Sanıklar hakkında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu yönünden açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı,</p>

<p>b- Sanıkların eylemlerinin TCK’nın 86/2. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde sanıklar hakkında şikâyet yokluğu nedeniyle düşme kararı verilip verilemeyeceği,</p>

<p>Hususlarının da değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanıklardan ...’in, mağdurun kızı... ile suç tarihinden önce evli olduğu, mağdurun...’nin vücudunda bulunan darp izlerine ilişkin fotoğrafları çekip başkalarına gösterdiğini öğrenmesi üzerine 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında konuşmak için mağdurun oturduğu binanın önüne diğer sanık ... ile giderek beklemeye başladığı, 24.00 sıralarında gelen mağdurun binaya girmesini engelleyerek fotoğraflar nedeniyle cep telefonunu istediği, mağdurun fotoğraf olmadığını ve cep telefonunu veremeyeceğini söylemesi üzerine sanık ...’in mağdurun kollarını tuttuğu, sanık ...’in de elindeki bıçakla “Bak kafanı kopartırım lan” diyerek mağduru tehdit edip göğüs bölgesine birkaç kez yumrukla vurarak elindeki cep telefonunu aldığı iddiası ile kamu davası açıldığı,</p>

<p>24.11.2012 tarihinde saat 01.00’de düzenlenen tutanakta; 24.11.2012 tarihinde saat 00.00 sıralarında haber merkezinden bir müracaat olduğunun bildirmesi üzerine olay yerine intikal edilerek mağdur ile görüşülüp neler olduğu sorulduğunda eski damadı sanık ... ve adını bilmediği bir şahıs tarafından darp edildiğini, bu darp sonrası sanık ...'in elindeki bıçağı kullanarak kendisine ait Samsung marka cep telefonunu zorla aldığını beyan etmesi üzerine sanıkların yakalanması için çalışma başlatıldığının, mağdura ait telefon aranarak sanık ... ikna edilip olaya karışan diğer sanık ... ile beraber teslim olmasının sağlandığının, yapılan kaba üst aramasında sanık ...'in üzerinde Samsung marka cep telefonunun ele geçirildiğinin, mağdura sorulduğunda bu telefonun kendisine ait olduğunu beyan ettiğinin yazıldığı,<br />
24.11.2012 tarihinde saat 02.30’da düzenlenen teslim tesellüm tutanağında; sanık ...'in üzerinden çıkan Samsung marka cep telefonunun, telefona takılı sim kartın ve hafıza kartının telefonun sahibi olan mağdura teslim edildiğinin belirtildiği,</p>

<p>Mağdur ... hakkında düzenlenen 24.11.2012 tarihli adli raporda; göğüs sağ üst tarafta kızarıklık dışında herhangi bir bulguya rastlanılmadığının tespit edildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mağdur ... kollukta; yaklaşık bir yıl kadar önce sanık ... ile kızı...’nin işkence nedeniyle anlaşmalı olarak boşandıklarını, sanık ...'in boşandığı günden beri evlerinin etrafında araçla gezerek yüksek sesle müzik dinlediğini, nara attığını ve kızı ile eşinin önünü keserek hakaret ettiğini, bu konularla ilgili sanığı belki düzelir diye şikâyet etmediğini, en son 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında ikamet etmiş olduğu binanın önüne geldiğinde sanık ..., ismini olay nedeniyle öğrendiği sanık ... ve yanlarındaki esmer tenli şahsın giriş kapısının önünde beklediklerini, içeri girmek isterken sanık ...'in kendisini engelleyerek "Kızına yaptığım işkenceyi birilerine göstermişsin." dediğini, bu durumu inkâr edince "Senin kafanı kopartacağım, sen erkek değil misin, seni sinkaf ederim." diye hakaretlerde bulunarak "Telefonu bana ver, kızının fotoğraflarına bakacağım." dediğini, telefonu vermeyince sanık ...'in kollarından tuttuğunu, sanık ...'in de arka cebinden bıçak çıkartarak "Bak kafanı kopartırım lan" dediğini, daha sonra göğüs bölgesine birkaç sefer yumruk vurduğunu ve ceketinin iç cebinde bulunan Samsung marka cep telefonunu zorla aldığını, yanında bulunan esmer tenli şahsın herhangi bir şeye karışmadığını, sanıklara yaptıklarının suç olduğunu, telefonunu tekrar kendisine iade etmelerini söylediğini, sanık ...'in de "Hiç bir bok yiyemezsin." diyerek hakaret ettiğini ve sanıkların olay yerinden arabayla ayrıldıklarını, davacı ve şikâyetçi olduğunu,</p>

<p>Savcılıkta farklı olarak; olay günü evinin önünde sanık ...'in, onun yaklaşık 2-3 metre gerisinde sanık ...'in, yaklaşık 10 metre ilerideki aracın içerisinde de iki kişinin beklediğini gördüğünü, sanık ...'in kendisinden telefonu istediğini vermeyince göğsüne birkaç yumruk vurarak "Telefonu vereceksin." dediğini, kabul etmeyince sanık ...'in sağ kolunu tuttuğunu, sanık ...'in de "Telefonu ver yoksa kafanı kopartırım." dediğini ve sol elindeki telefonu aldığını, sanık ...'in elini arka cebine götürdüğü için üstünde bıçak olduğunu düşündüğünü fakat herhangi bir bıçak ve benzeri bir şey görmediğini, sanıkların telefonu aldıktan sonra arabayla uzaklaştıklarını, sanık ...'in telefonu kendisinden gasp veya hırsızlık amacıyla aldığını düşünmediğini ama telefonu iradesi dışında aldığını, sanık ...'in abisinin yakın arkadaşı olması ve olayın daha fazla büyümemesi için şikâyetinden vazgeçtiğini,</p>

<p>Mahkemede; olay günü sanık ...'in "Senin cep telefonunda eşimin fotoğrafları varmış, bunları herkese gösteriyormuşsun, cep telefonunu bana ver." dediğini, kendisinin ise bunu kabul etmediğini, bu şekilde konuşurken sanık ...'in 3-4 metre geride olduğunu, bir ara sanık ...'in sağ kolundan tuttuğunu, sanık ...'in elinden aldığı telefonun kendisine 2-2,5 saat sonra karakolda iade edildiğini, şikâyetçi olmadığını, çelişki nedeniyle sorulduğunda; mahkemedeki beyanının doğru olduğunu, sanık ...'de bıçak görmediğini, bir ara elini arka cebine doğru götürdüğü için bıçak çıkaracağını düşündüğünü, telefonunun cebinden değil elinden alındığını, sanık ...’in kendisine karşı fiziki temasının olmadığını, ancak elindeki telefonu isterken "Bana telefonu ver yoksa senin kafanı kopartırım." dediğini, sanık ...'in de sağ kolundan tuttuğunu,</p>

<p>Tanık ... kollukta şüpheli sıfatıyla; olay günü amcasının oğlu olan diğer tanık Halil ile birlikte gezerken mahallelerinde oturan sanık ... ile kayın pederinin tartıştıklarını gördüklerini, yanlarında tanımadığı bir şahsın olduğunu, araçtan inmediği için ne yaşandığını bilmediğini,</p>

<p>Savcılıkta şüpheli sıfatıyla; sanık ...'in yanında bulunan şahsın tartışma sırasında yaklaşık 15 metre uzakta beklediğini, olay sırasında kimsede bıçak görmediğini, sanık ... ile kayınpederi arasında itiş kakış olduğunu ancak tartışmanın kavga boyutuna ulaşmadığını, sanık ...'in kayınpederinin elindeki telefonu aldığını bizzat görmediğini,</p>

<p>Mahkemede; sanık ...’in mağdurun cep telefonunu alıp almadığı konusunda bir bilgisinin olmadığını, başka bir şey bilmediğini, çelişki nedeniyle sorulduğunda; Mahkemedeki beyanının doğru olduğunu, sanık ... ile mağdurun tartıştıklarını görmediğini, önceki beyanlarına niye öyle geçtiğini bilmediğini,</p>

<p>Tanık ... kollukta şüpheli sıfatıyla; olay günü diğer tanık Mehmet Emin ile arabayla gezdikleri sırada uzaktan akrabası olan sanık ... ile kayınpederinin tartıştıklarını gördüğünü, yanlarında da sanık ...'in bulunduğunu, kendisinin araçtan inerek sanık ...'e "Bir olumsuzluk var mı?" diye sorduğunu, aile meselesi olduğunu söylemesi üzerine arabaya geri döndüğünü ve müdahale etmediğini, neden tartıştıklarını bilmediğini, tehdit, hakaret ve telefonu zorla alma olayına şahit olmadığını,</p>

<p>Savcılıkta şüpheli sıfatıyla; olay günü sanık ...'e mağdurla neden tartıştıklarını sorduğunda "Tartıştığım şahıs kayın pederim. Aile meselesi sen karışma." dediğini, bunun üzerine araca dönerken sanık ... ile mağdur arasındaki itiş kakışın devam ettiğini, hatta sanık ...'in bu sırada mağdurun elindeki telefonu aldığını ve ismini olay nedeniyle öğrendiği sanık ... ile arabaya bindiklerini, sanık ...'in tartışma sırasında sanık ...'in yanında olmadığını, yaklaşık 15 metre uzaklarında beklediğini, kimsede bıçak görmediğini, yalnızca aralarında itiş kakış olduğunu gördüğünü, onun da kavga boyutuna ulaşmadığını,</p>

<p>Mahkemede farklı olarak; sanık ...’in telefonu aldığını görmediğini, çelişki nedeniyle sorulduğunda; mahkemedeki beyanının doğru olduğunu, sanık ...'in mağdurun cep telefonunu aldığını görmediğini, ilk defa savcılığa çıktığı için o şekilde beyanda bulunmuş olabileceğini,</p>

<p>İfade etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ... kollukta müdafisi hazır bulunmaksızın; mağdurun, boşandığı eşi...'nin babası olduğunu, ayrılma aşamasındaki tartışmaları sırasında...'nin kolunda oluşan darp izlerinin fotoğraflarını çeken mağdurun bunları herkese gösterdiğini duyduğunu, bunun üzerine 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında bu durumu kendisi ile konuşup fotoğrafların bulunduğu telefonu almak için mağdurun oturduğu evin önüne arkadaşıyla gittiğini, o saatlerde kahvehaneden geleceğini bildiği için mağduru beklemeye başladığını, bu sırada yanında sanık ... ile tanık Halil'in olduğunu, arabada da Mehmet'in olduğunu, mağdurun saat 23.45 sıralarında geldiğini, mağdurdan başkalarına göstermiş olduğu kızının darp fotoğraflarını istediğini, onun da böyle bir şey olmadığını söylemesi üzerine mağdura hakaret ettiğini, onun da kendisine hakaret ettiğini, bu esnada sadece mağdurun kollarından tuttuğunu ve aralarında çekişme olduğunu, bu tartışma sadece ikisinin arasında yaşandığını, yanında bulunan sanık ...'in karışmadığını, bu esnada mağdurun elinde bulunan telefonu içerisinde fotoğraflar olduğunu bildiği için aldığını ve oradan arkadaşları ile birlikte ayrıldıklarını, bu esnada bıçak çıkartmadığını zaten üzerinde de bıçak olmadığını, telefonu mağdurun cebinden değil elinden aldığını, bir süre sonra eski eşi olan...'nin telefonundan mağdurun telefonunun arandığını, telefonu açtığında kendisini polis memuru olarak tanıtan bir şahsın polis merkezine gelmesi gerektiğini söylediğini, bunun üzerine sanık ... ile polis merkezine geldiklerini,</p>

<p>Savcılıkta müdafi huzurunda; mağdurun, kızının kolunda bulunan morlukları telefonuna kaydederek bunu başkalarını göstermeye başladığını duyunca bu durumdan rahatsız olduğu için 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında mağdurun oturduğu apartmanın önüne kendisinin kullandığı araçla sanık ... ve tanık Halil ile birlikte gittiklerini, sanık ... ile tanık Halil'in araçta beklediklerini, kendisinin ise araçtan inerek apartmanın önünde mağduru beklemeye başladığını, bir süre sonra mağdur gelince "Neden kızının mor olan kolunun fotoğrafını çekip millete gösteriyorsun?" diye sorduğunda mağdurun kimseye fotoğraf göstermediğini, böyle bir şey olmadığını söyleyerek apartmana girmek istediği sırada mağdurdan fotoğrafı silmesini istediğini, aralarında itiş kakış olduğunu ve mağdurun elindeki cep telefonunu aldığını, mağdura yumrukla vurarak ya da onu bıçakla tehdit ederek cep telefonunu zorla almadığını, telefonu almasındaki amacının içerisindeki fotoğrafı abisine göstermek olduğunu, tartışma esnasında yanlarında sadece tanık Halil'in bulunduğunu, cep telefonunu mağdurun elinden aldığına yönelik iddianın doğru olduğunu ancak döverek veya tehdit ederek değil elinden çekip aldığını, bir süre sonra...'nin numarasından mağdurdan almış olduğu telefonun arandığını, telefonu açtığında telefondaki polisin karakola gelmesi gerektiğini söylemesi üzerine karakola giderek telefonu polislere teslim ettiğini,<br />
Mahkemede farklı olarak; eski eşi olan...'nin koluna vurduğunu, mağdurun da...'nin kolundaki bu morluğu çekip başkalarına gösterdiğini duyduğunu, bunun üzerine olay günü sanık ... ile birlikte mağdurun yanına gittiklerini, sanık ...'in biraz uzakta durduğunu, mağdurdan cep telefonunu istediğini, vermeyeceğini söylemesi üzerine cep telefonunda fotoğraf olup olmadığını sorduğunu, mağdurun olmadığını söyleyerek cep telefonunu kendisine uzattığını, cep telefonunu içerisindeki fotoğrafı abisi Abdulkadir'e göstermek için aldığını ve abisinin fotoğrafı gördüğünü, telefondaki eski eşinin fotoğrafını sildiğini, çelişki nedeniyle sorulduğunda; mahkemedeki beyanının doğru olduğunu, telefonu kendisinin almadığını mağdurun verdiğini,</p>

<p>Sanık ... kollukta müdafisi olmaksızın; akrabası olan sanık ...’in kendisine eski eşinin babası olan mağdur ile fotoğraf yüzünden sıkıntıları olduğunu anlattığını, bunun üzerine sanık ... ile daha önceden tanımadığı mağdurun ikametinin bulunduğu yere gittiklerini, daha sonra yolda kendilerini gören tanıklar Halil ve Emin’in de yanlarına geldiklerini, ancak tanık Emin’in araçtan hiç inmediğini, bir süre binanın önünde bekledikten sonra mağdurun geldiğini ve sanık ... ile kapının önünde konuşmaya başladıklarını, kendilerinin onlardan 15-20 metre uzakta olduklarını, yanlarına hiç gitmediklerini, aralarında önce Arapça konuştukları için konuşmaları anlamadığını, daha sonra sanık ...’in mağdura "Sen fotoğrafı çekmiş herkese gösteriyormuşsun, ver o fotoğrafları bana” dediğini, mağdurun da öyle bir şey olmadığını beyan etmesi üzerine tartışmaya başladıklarını, sanık ...’in mağdurun elindeki telefonu “Ver telefonunun içerisine bakacağım.” diyerek aldığını ve geri vermediğini, geldikleri araç ile oradan ayrıldıklarını, tartışma sırasında sanık ...’in bıçak çekmediğini, kendisinin de kesinlikle şahsın kollarından ya da başka bir yerinden tutmadığını, yanlarına dahi yaklaşmadığını, sanık ... ile mağdur arasında itişme olduğunu ancak birbirlerini darp etmediklerini, çağrılmaları üzerine polis merkezine gittiklerini,</p>

<p>Savcılık ve sorguda müdafi huzurunda; mağdur ile sanık konuşurken kendisinin 15-20 metre uzakta beklediğini, sanık ...'in "Neden kızının morarmış kolunun fotoğrafını çekip herkese gösteriyorsun?" diye sorduğunu, mağdurun öyle bir şey olmadığını söylediğini ve aralarında Arapça konuşmaya başladıklarını, bu nedenle konuşmaları anlamadığını, konuşma sırasında aralarında itiş kakış olduğunu, hatta bu sırada araçla geçmekte olan isimlerini olay nedeniyle öğrendiği tanıklar Halil ve Mehmet Emin'in bu durumu görerek durduklarını, tanık Halil'in yanlarına geldiği sırada sanık ...'in "Sen karışma bu ailevi mesele" dediğini, itiş kakış sırasında sanık ...'in mağdurun elindeki cep telefonunu alarak yanlarına geldiğini ve geldikleri araç ile oradan uzaklaştıklarını, bir süre sonra sanık ...'in mağdurdan aldığı cep telefonunun çaldığını ve polislerin kendilerini karakola çağırdıklarını, karakola gittiklerinde sanık ...'in telefonu polislere teslim ettiğini, mağdurun, kolunu tuttuğu sırada sanık ...'in ona vurduğu ve bıçakla tehdit ettiği iddiasının doğru olmadığını, kendisinin olaya hiç karışmadığını, ancak sanık ...'in itiş kakış sırasında mağdurun telefonunu alması olayının doğru olduğunu,</p>

<p>Mahkemede; sanık ...’in mağdur ile konuştuğu sırada kendisinin 15-20 metre uzakta olduğunu, ne konuştuklarını duymadığını, sanık ... ile mağdur konuşurken bir ara sanığın mağdurun elindeki telefonu aldığını gördüğünü ancak zorla almadığını, mağdurun kollarından tutmadığını, hakkında niye bu şekilde beyanda bulunulduğunu bilmediğini, çelişki nedeniyle sorulduğunda; mahkemede vermiş olduğu beyanının doğru olduğunu,</p>

<p>Savunmuşlardır.</p>

<p>Sanıklara atılı nitelikli yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı;</p>

<p>TCK'nın 148. maddesinde yağma suçu; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Madde gerekçesinde; "Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur.</p>

<p>Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir." açıklamasına yer verilmiştir.</p>

<p>Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.</p>

<p>Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.</p>

<p>Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir.<br />
Yağma suçunun manevi öğesi “kast”tır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla hareket etmesi gerekmektedir. Yağma suçunun oluşabilmesi için malın mutlaka sahip olmak amacıyla alınması şart olmayıp, geçici olarak kullanma kastı ile hareket edilmiş olması durumunda dahi eylem yağma suçunu oluşturmaktadır. (Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, Sulhi Dönmezer, İstanbul 2001, s. 435.)</p>

<p>TCK'nın 149. maddesinde yağma suçunun nitelikli hâlleri arasında birden fazla kişi tarafından birlikte ve gece vakti işlenmesi de sayılmıştır.<br />
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanık ...’in, tartıştıkları esnada eski eşi olan...’yi yaralaması sonucu kolunun morardığı, daha sonra mağdurun bu morluğu telefonuna kaydederek başkalarına gösterdiğini duyması üzerine 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında yanına arkadaşı sanık ...'i de alarak mağdurun oturduğu evin önüne gittiği, bu sırada olay yerine gelen mağdurdan telefonunu istediği, mağdurun telefonunu vermeyeceğini söylemesi üzerine sanık ...’in mağdurun kolundan tuttuğu, sanık ...’in de bir kaç sefer mağdurun göğüs bölgesine vurup “Bak kafanı kopartırım lan” diyerek tehdit edip elindeki cep telefonunu aldığı, ertesi gün saat 01.00 sıralarında da sanıkların kendiliğinden karakola gelerek teslim olduklarında sanık ...’in kaba üst aramasında suça konu telefonun ele geçtiği olayda; mağdurun aşamalardaki beyanlarından, bu beyanları destekler adli rapordan ve tanık beyanlarından sanık ...'in cebir ve tehdit ile mağdurun elindeki cep telefonunu içerisindeki fotoğrafları silmek amacıyla sanık ... ile birlikte alarak olay yerinden ayrıldıklarının sabit olduğu, yağma suçunun oluşması için suça konu malın sahiplenme kastıyla alınmasının şart olmadığı, fotoğrafları silmek amacıyla geçici olarak kullanma kastıyla alınması durumunda da yağma suçunun oluşacağı hususları göz önünde bulundurulduğunda sanıklara atılı suçun tüm unsurları itibarıyla oluştuğunun kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi ...;<br />
"Sanıklar ... ile ... hakkında; yağma suçundan dolayı kamu davasının açılması üzerine Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; sanıklar hakkında TCK'nın 149/1-c-h, 168/3-1, 62. maddeleri uyarınca 5 Yıl Hapis Cezasına hükmedilmiş, anılan kararın sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesinin 12/04/2016 tarihli kararı ile TCK'nın 53. maddesindeki uygulama hatası giderilerek yerel mahkemece verilen hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından; suça konu telefondaki fotoğrafı silmek için maddi ve manevi cebir kullanmak suretiyle alan sanıkların eylemlerinde yağma suçunun manevi unsuru olan faydalanma kastı bulunmadığından bahisle yerel mahkemece yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmünün bozulması gerekirken düzeltilerek onanmasına dair karara itiraz edilmiş, Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesi tarafından yağma suçundan verilen mahkumiyet kararının yerinde olduğundan bahisle itirazın reddine karar verilerek itiraz hususunda inceleme yapılması için dosya Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından; sanıkların eylemlerinin yağma suçunu oluşturduğundan bahisle itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun; sanıkların eylemlerinin yağma suçunu oluşturduğundan bahisle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine ilişkin kararına aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için 5237 sayılı TCK'nın 148. maddesindeki koşulların, benzer hükümlere yer veren 765 sayılı TCK'nın 495/1. maddesi ile kıyaslanarak arada fark bulunup bulunmadığının tespitinden sonra TCK'nın 148. maddesinde tanımlanan 'yağma' suçunun oluşabilmesi için faydalanma kastının bulunmasının zorunlu olup olmadığının ceza kanununun amacı ve hakkaniyet ilkesi ile irtibatlandırılarak, öğretide benimsenen ana ilkeler ve benzer olaylardaki yerleşik yargısal kararlar doğrultusunda somut olayın irdelenmesi suretiyle yağma suçunun oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yağma suçları, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nda Özel Hükümler Kitabında, Kişilere Karşı Suçlara ilişkin ikinci kısmın Mal Varlığına Karşı Suçlar başlıklı onuncu bölümünde 148 ila 150. maddelerinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Yağma suçunun temel şekli 5237 sayılı Yasanın 148. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanmıştır.</p>

<p>5237 sayılı Yasanın 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.</p>

<p>765 sayılı TCK'nın 495/1. maddesinde; Her kim, menkul bir malın zilyedini veya cürüm mahallinde bulunan bir başkasını cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceği beyanı ile tehdit ederek o malı teslime yahut o malın kendi tarafından zaptına karşı sukut etmeye mecbur kılarsa on seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.</p>

<p>Hırsızlık suçu ise TCK m.141/1’de; 'Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma' şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Yukarıda açıklandığı üzere, yağma suçunun temel şeklinin tanımlandığı gerek 765 sayılı TCK'nın 495/1. maddesinde, gerekse 5237 sayılı TCK'nın 148/1. maddesinde faydalanma kastına yer verilmemesi nedeniyle faydalanma kastı açısından her iki kanun arasında herhangi bir farkın bulunmamasına karşın, yağma suçunu oluşması için işlenmesi zorunlu olan hırsızlık suçunda faydalanma kastına çok net bir şekilde yer verildiği görülmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için mevcut yasal düzenlemelerin doktrinde nasıl karşılık bulduğunun açıklanması gerekmektedir.</p>

<p>Ord. Prof. Dr. Sulhi DÖNMEZER; (Kişilere ve Mala karşı Cür-16 Bası- Sayfa:435)</p>

<p>Yağma cürmünde manevi unsur, hırsızlıkta olduğu gibi faydalanma kastıdır. Fail malı tahrip etmek, bozmak kastıyla hareket etmiş olursa yağma suçunu işlemiş olmaz. Bu hususta 6. C.D, 30/09/1965 tarih, E. 5122, K.5339 'Kumarda parasını kaybeden sanığın silahla mağduru tehdit ederek parasını geri alması gasp suçunu teşkil edeceğine' karar vermiştir. Bir şeyi kullandıktan sonra iade etmek üzere cebren alma fiilide yağma teşkil eder.</p>

<p>Yararlanmanın geçici olması da suçun oluşmasına engel değildir. Söz gelimi işlediği bir suçtan dolayı kaçmakta olan bir kişinin cebir, şiddet veya tehdit ile otomobil sahibinden anahtarı alması veya oto sahibini zorla kendisini oradan kaçırmaya zorlaması halinde de yağma suçunun oluşacağını kabul etmek gerekir.</p>

<p>Araştırma görevlisi...;<br />
Yağma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Olası kastla da işlenebilecektir. Kişi bir hukuksal ilişkiye dayanan alacağını tahsil etmek için kullanırsa yağmadan değil, kasten yaralama ve tehditten sorumlu tutulacaktır. Eşyanın yağmasında içinde hırsızlığı barındıran bir suç olduğu için burada faydalanmak maksadı aranmalıdır. Senedin yağmasında ise buna ilaveten failin kastı senedin borç doğrucu niteliğine de yönelik olmalıdır. Ayrıca bir malın geçici bir süre ile alınıp, kullanıldıktan sonra iade edilmesi durumunda doktrinde yağma suçu olarak nitelendirilmektedir.<br />
Prof. Dr. ...;</p>

<p>Ceza sorumluluğu oldukça ağır olan yağma suçunda failin ana maksadı bir başkasına ait olan malın alınması, bir anlamda mağdurun mülkiyet ve zilyetlik haklarına son verilmesi olup, burada failin kastı malın mülkiyetini ve kullanımını ele geçirmektir. Bu yönde bir kastın olmadığı, malın işlenen bir başka suç sırasında mağdura ulaşılmasını engellemek veya mağdurun bir yerden bir yere hareket etmesini veya haber vermesini önlemek için mağdurdan alınıp bir yere atıldığı veya kırıldığı veya bir yerde saklanıp daha sonra iade edildiği hallerde yağma suçunun manevi unsurunun oluşmadığı, alınan malın kırılması veya bozulmasından kaynaklanan mala zarar verme suçu hariç olmak üzere malın aynen korunup saklandığı veya iade edildiği durumlarda yağma suçunun manevi unsurunun oluşmayacağı ileri sürülebilirse de, Kanunun lafzının genel suç işleme kastını ön plana çıkardığı, malın alınmasına yönelik ve elverişli cebre veya tehdide başvurulduğu durumda yağma suçunun oluşacağı, cebre veya tehdide başvurulmadan malın alındığı veya mağdurun ses çıkarmadığı halde ise, yağma suçunun oluşmayacağı savunulabilir.</p>

<p>Doktrinde yer alan hakim görüş; kanun koyucunun yağma suçunu, cebir veya tehdit yoluyla gerçekleştirilen hırsızlık suçu şeklinde düzenlediğini ileri sürmektedir. Yağma suçu; bir bileşik, yani mürekkep suç türü olup, iki farklı suçun birlikte işlenmesiyle gerçekleşir. Yağma suçunu düzenleyen 148. maddenin gerekçesinde; yağma ve hırsızlık suçlarının taşınır malın alınmasıyla ilgili olduğu, her iki suçun oluşması için de zilyedinin rızasının bulunmaması gerektiği ifade edilmiştir. Kanun koyucu; bu iki suç arasındaki temel farkın, mağdurun rızasının ortadan kaldırılma şeklinde yattığına dikkat çekerek, yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malı, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle almaktır. Bu itibarla 'zor yoluyla hırsızlık' bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek, şeklinde de tanımlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyuşmazlığın daha iyi anlaşılabilmesi için doktrindeki bu görüşlerin yargı kararlarında nasıl karşılık bulduğunun belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.10.2016 tarihli, 2016/6-331 E. ve 2016/352 K. sayılı kararına göre; 'sanıkla mağdurenin 03.12.2013 tarihinde evlendikleri, evlendikten sonra aralarında anlaşmazlık başladığı, olaydan bir gün önce mağdurenin çalışmak istediğini söylemesi üzerine sanığın mağdureyi darp ederek ‘eşyalarını topla, sabah olunca babanın evine git, bu evi terk et, boşanacağız’ dediği, olay günü ise sanığın mağdureyle eski erkek arkadaşı ile olan iliskisi hakkında konuştuğu sırada aldığı cevaplara sinirlenerek, mağdureyi darp ettiği ve boşayacağını söyleyerek parmağında takılı olan alyansı ve tek taş yüzüğü zorla çıkarıp aldığı olayda; sanığın, mağdurenin başkaca bir eşyasını almaması ve mağdure ile 12.05.2016 tarihinde boşanmaları da göz önüne alındığında, evlilikleri süresince yasadıkları anlaşmazlık ve kavgaların sonucu olarak sözle de ifade ettiği boşanma isteğini açığa vurmak amacıyla, toplumda da evlilik birliğinin sembolü olarak kabul edilen alyans ve tek taş yüzüğü mağdurenin parmağından çıkarıp almasında, faydalanma amacıyla hareket ettiği sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdureye karsı gerçekleştirdiği eylemlerin tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir'.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.01.2016 tarihli, 2015/6-709 E. ve 2016/33 K. sayılı kararına göre; 'Sanığın olay tarihinde, iki yıldır birlikte olduğu mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip yanında bulunan silahı mağdureye doğrultarak tehdit ettiği, silahın kabzasıyla mağdureye vurduğu, mağdurenin elinde bulunan telefonu arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla aldıktan yaklaşık 20 gün sonra iade ettiği olayda, olay yerine gelen sanığın mağdureye evde kim var ****** demesi, telefonu arama kayıtlarına bakmak için alması, kullanmadan mağdureye iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi olan ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdura karsı gerçekleştirdiği eylemlerin silahla tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir'.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu; 27.01.2016 tarihli, 2013/28087 E. ve 2016/387 K. sayılı kararında, yağma suçunda mal edinme kastının aranıp aranmaması konusunda doktrinde görüş birliği olmadığını belirtmiş, yağma suçunun oluşması için malın mutlaka sahip olmak maksadıyla alınmasının şart olmadığını belirten yazarların da olduğu görüşüne dikkat çekmiş, ancak uygulamada yağma suçunun oluşması için failin mülk edinme saikiyle hareket etmesi gerektiğini ifade ederek, failin başka amaçlara yöneldiği hallerde yağma suçunun oluşmayacağı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Yargıtay 6. C.D. 2013/21216 K</p>

<p>Yağma hırsızlık suçunun cebir, tehdit ve/veya şiddetle işlenen hali olup 5237 sayılı TCK'nın 148.maddesinde anlamını bulan bu suç cebir ve/veya tehdidin yanı sıra yarar sağlama fiilini de içinde yer vermiştir.</p>

<p>Yağma suçunun nitelikli halleri ise 5237 sayılı TCK'nın 149. maddesinde düzenlenmiştir. Yağma suçularında bu durumda bileşik suçtan bahsedilir. Failin mal sahibinin malını dilediği şekilde kullanabilme olanağından fiilen yoksun bırakıp, mal edinme ve/veya maldan yararlanma kastı ile hareket etmesi yağma suçunun oluşumu için yeterli olacaktır.</p>

<p>Manevi unsur mal edinme, faydalanma kastıdır. Yani failin haksız sahiplenme düşüncesi içinde başkasına ait olduğunu bildiği bir maldan yararlanmak niyetinin bulunması halinde ise özel kastta gerçekleşmiş olacaktır.</p>

<p>Cebir, tehdit(şiddet) maldan faydalanmak için değilse yani başka maksat için kullanılmış ise yağma suçu oluşmaz.</p>

<p>Yargıtay 6. Ceza Dairesinin örnek olarak seçilen 2013/21386 K-2014/20530 K -2015/39120 K-44198 K K-2016/3979 K-2017/4019 K-2018/1106 K sayılı ilamlarında yağma suçunun oluşabilmesi için faydalanma kastının bulunması gerektiği çok net bir şekilde belirtilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 6. C. D. 2019/3306 K sayılı ilamında;</p>

<p>Öğreti ve yargısal kararlarda benimsendiği üzere; malın taşınabilir olması, mal sahibinin rızasının bulunmaması, malın alınması ve faydalanma kastının varlığı gibi hususlar yönünden hırsızlık suçuna benzeyen yağma suçu, failin malı almak veya zilyedinin malın alınmasına rıza göstermesini sağlamak bakımından cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi nedeniyle hırsızlık suçundan ayrılmaktadır.</p>

<p>Yukarıda örnek olarak gösterilen içtihatlarda ve öğretide çok net bir şekilde vurgulandığı üzere;<br />
Yağma suçunun hırsızlık ve cebir, şiddet veya tehdit suçlarının birleşmesiyle oluşan bileşik bir suç olması nedeniyle, hırsızlık suçunun oluşumunda aranan 'failin mal edinme kastının' yağma suçunda da arandığı görülmektedir. Yağma suçunda; mal edinme saikini arayan bu düşüncenin dayanağı, bu suçun cebir ve şiddet veya tehdit ile hırsızlık suçlarının birleşmesiyle oluşmasına ve oluşan bu suçun içinde hırsızlık suçunun bulunmasına, TCK m. 141’de de hırsızlık unsurları arasında 'kendisine veya bir başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla' ibaresine dayandırmaktadır. Bu düşünceye göre; yağma suçunun unsurlarını tanımlayan TCK m.148’in lafzında özel saik olarak açıkça 'mal edinme' kastına yer verilmese de, maddede yağma suçunun oluşabilmesi için hırsızlık suçu da arandığından ve hırsızlık suçu gerçekleşmediğinde veya en azından bu suça teşebbüs edilmediğinde yağma suçundan da bahsedilemeyeceğinden, 'mal edinme kastının' yağma suçunda da aranması zorunludur. Bir başka ifadeyle; bir bileşik suç tipi olan yağma suçunun içinde hırsızlık suçu arandığından, bunun doğal sonucu olarak failde mal edinme kastının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.</p>

<p>Zaman zaman TCK'nın 148. maddesinin lafzı yorumundan hareket edilerek yağma suçunun oluşması için genel kastın dışında ayrıca faydalanma kastının bulunmasına gerek duyulmadığı ileri sürülmüş ise de; gerek Yargıtay 6. Ceza Dairesi gerekse Ceza Genel Kurulu tarafından bu görüşe itibar edilmeyerek yağma suçunun oluşabilmesi için faydalanma kastının bulunması gerektiğine yönelik içtihatların zaman içerisinde yerleşik uygulamaya dönüştüğü görülmektedir. Aksine düşünce, yağma gibi çok ağır müeyyideyi bünyesinde barındıran bir suçu şekli suça dönüştürür ki, böyle bir kabulün çağdaş ceza hukukunun ve bunun ifadesini oluşturan ceza kanununun amacına aykırı olacağı gibi ceza hukukunun olmazsa olmazı olan hakkaniyet ve adalet ilkelerine de aykırı olacağı açıktır. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak etmemekle birlikte bir an için bu görüşün doğru olduğunun kabul edilmesi halinde; reşit olan çocuklarının sigara içmesine engel olmak için maddi yada manevi cebirle sigara paketini çocuklarından alan anne ve babayı yağma suçundan mahkum etmek gerekir ki; hiç bir hukuk sisteminin buna izin vermesi beklenemez</p>

<p>Kanun koyucu adaletin gerçekleştirilmesi için hakkaniyet ilkesini kabul etmiştir (5237 sayılı ...nun 3, MK 4/BK 44)<br />
Adalet hukuk kurallarına egemen en ulvi düşünceyi ifade ederken, hakkaniyet somut olayın özelliklerini göz önünde tutarak adalete ulaşmak için başvurulan yollardan biridir (somut olay adaleti).</p>

<p>Hakkaniyet adil olmayan kuralın değil, adil olmayan sonuçların değiştirilmesi amacına hizmet eder.</p>

<p>Somut olayımızda suça konu telefonda kayıtlı fotoğrafı silmek için alan sanıkların mal edinmek kastıyla hareket ettiklerine dair hiç bir delil elde olunamadığı gibi bu hususta herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiş olması, suça konu telefonun, görevliler tarafından arandığında; cevap verildiği gibi ayrıca olayın üzerinden yaklaşık 1 saat geçtikten sonra sanıklar tarafından polis karakoluna getirilerek teslim edilmiş olması, mal varlığına karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenen yağma suçunun maddi yada manevi cebir ile hırsızlık suçlarının birleşmesinden oluşan bileşik bir suç olduğu hususunda gerek uygulamada gerekse öğretide herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması, yağma suçunun tanımlandığı TCK'nın 148/1. maddesinde yararlanma kastından söz edilmemesine karşın, yağma suçunu oluşturan bileşik suçlardan birisi olan hırsızlık suçunun tanımının yapıldığı TCK'nın 141/1. maddesinde faydalanma kastına yer verilmiş olması ve mal varlığına karşı işlenen hırsızlık, dolandırıcılık, emniyeti suistimal suçları için öngörülen etkin pişmanlık ile değer azlığı gibi ortak hükümlerin yağma suçu içinde öngörülmüş olması nedeniyle anılan suçlar için öngörülen faydalanma kastının yağma suçu açısından aranmayacağına dair herhangi bir düzenlemeye açıkça yer verilmemiş olması karşısında; mal varlığına karşı işlenen diğer suçlar için zorunlu unsur olarak aranan faydalanma kastının yağma suçu içinde aranması gerekirken, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından sadece fotoğrafın silinmesi için zorla alınan telefonun yağma suçunu oluşturduğuna ilişkin görüşünün, yukarıda özet olarak açıklanan içtihatlara ve doktrindeki görüşlere aykırı olacağı açıktır. Somut olayımıza benzer bir olayda C.G.K 2016/33 K sayılı ilamında; son bir yıldır ilişkisi olduğu arkadaşının telefonunu arama kayıtlarına bakmak için aldıktan 20 gün sonra hiç bir şekilde kullanmaksızın iade eden sanığın faydalanma kastıyla hareket etmemesi nedeniyle yağma suçunun oluşamayacağına hükmedilmiştir. Ayrıca mal varlığına karşı işlenen suçlardaki faydalanma kastının ekonomik değerleri içerdiği hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Kısacası fotoğrafı silmek için cep telefonunu almanın yararlanma olarak kabulü mümkün değildir. Suça konu eşyanın mağdur yada müşteki açısından maddi yada manevi ekonomik bir değerinin bulunması, sanığında mağdur yada müşteki açısından ekonomik değeri olan bir malı bir şekilde faydalanma kastıyla alması zorunludur. Aksine düşünce; sırf fotoğrafı silmek için suça konu telefonu faydalanma kastı olmaksızın alan sanıkların eylemlerinin; hiç tanımadıkları bir kişinin önüne geçerek yağmalayan faillerle bir tutulması anlamına gelir ki! Böyle bir kabulün TCK’nın 3 maddesindeki adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olacağı açıktır.</p>

<p>Sonuç itibariyle suça konu telefondaki fotoğrafı silmek için cebir kullanmak suretiyle alan sanıkların eylemlerinin tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturduğu halde yağma suçunu oluşturduğundan bahisle yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesi tarafından düzeltilerek onanmasına dair karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, itirazın reddine ilişkin Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Ulaşılan sonuç karşısında, diğer uyuşmazlık konularının değerlendirilmesine gerek olmadığına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.11.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla, ulaşılan bu sonuca göre diğer uyuşmazlık konularının değerlendirilmesine gerek olmadığına oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="62711"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2016/331 E., 2016/352 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016331-e-2016352-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016331-e-2016352-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.10.2016 tarihli, 2016/331 E., 2016/352 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2016/331 E., 2016/352 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza</p>

<p>Sanık ...'un yağma suçundan 5237 sayılı TCK'nun 149/1-h, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.02.2014 gün ve 3-59 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 25.01.2016 gün ve 3725-114 sayı ile TCK’nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.02.2016 gün ve 197747 sayı ile;</p>

<p>“...Sanık ile mağdure resmi nikâh akdi ile kısa bir süre önce evlenmişler, ancak sanık, mağdurenin kendisinden önceki arkadaşlığı sebebiyle mağdureyi sıkıştırmış ve mağdurenin 23.12.2013 tarihli polis ifadesinde de teyit edildiği şekliyle bu konuşmanın etkisiyle evliliğin nişanesi olan ve düğünde takılan parmağındaki alyans ile altın yüzüğü çıkararak üzerine almış, mağdurenin yakındaki polise sığınması ve şikayeti üzerine de olay yerinde polislerce üzerindeki yüzüklerle birlikte yakalanmıştır. Sanık, mağdurenin üzerinden, bulunması muhtemel olduğu halde para veya başkaca bir eşya, cep telefonu almamış, almak için üzerini arama veya başkaca bir çabaya girişmemiştir. Ayrıca mağdureden aldığı yüzükleri ne yapacağı hususu olaya hemen polisin müdahale etmesi sebebiyle açıklık kazanmamış, mal edinme kastıyla hareket edip etmeyeceği belirlenememiştir. Bu belirsizlik sanığın aleyhine yorumlanmamalıdır. Sanığın, mağdureye yönelik eylemleri suç teşkil etmekte olup hakaret suçundan tayin olunan ceza zaten onanmış, ancak mağdureye karşı yaralama ve tehdit fiili yağma boyutuna ulaşmamış, yüzüklerin (malın ) alınması amacıyla icra edilmemiştir.</p>

<p>Bu sebeplerle; sanığın mağdureye karşı cebir ve tehdit fiilinin müstakil yaralama ve tehdit suçu olarak değerlendirilmesi gerektiği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Dairesince 16.02.2016 gün ve 2431-931 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, yağma suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yağma suçundan cezalandırılmasına karar verilen sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanık ...'un olay tarihinde 21 yaşında olduğu, suç tarihinden 20 gün kadar önce mağdure Şükran ile resmi nikah kıyarak evlendiği; işsiz olduğu, eşi ile birlikte annesinin evinde kaldığı, geçimlerini annesinin sağladığı, 23.12.2013 günü saat 19.04 sıralarında devriye gezen polis aracını durduran bir kişinin, markette bir kadın ve bir erkeğin kavga ettiklerini bildirdiği, markete giren polis memurlarınca, mağdure Şükran'ın ağız çevresinde darp nedeniyle oluşmuş kan lekesinin görüldüğü, mağdurenin eşi olan sanıktan şikâyetçi olduğunu bildirdiği, sanığın üst aramasında herhangi bir suç unsuru bulunmadığının ilgili tutanakla tespit edildiği, teslim ve tesellüm tutanağı başlıklı belgede ise sanığın üst aramasında bir adet iç kısmında “Ahmet 08.12.2013” ibaresi işlenmiş nişan yüzüğü ile 1 adet tektaş bayan yüzüğü bulunduğunun belirtildiği, nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatı ile bu yüzüklerin mağdureye teslim edildiği,</p>

<p>Mağdure hakkında düzenlenen adli tıp raporunda; alt dudakta, yüzde ve göz çevresinde ödem ve yumuşak doku travması bulunduğu, bu yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Sanık ...'un kanında 0.82 promil alkol bulunduğu,</p>

<p>Mağdurenin kollukta; olaydan bir ay kadar önce sanık ... ile kaçarak evlendiklerini, resmi nikahlarının yapıldığını, eşinin ilkokul mezunu olduğunu, bir işte çalışmadığını, geçimlerini evinde kaldıkları kayınvalidesinin sağladığını, eşinin alkol alıp kendisini darp ettiğini, günlerinin bu şekilde geçtiğini, olaydan bir gün önce Bostanlı'ya bir tanıdıklarını ziyarete gittiklerini, dönüşte sahilde oturduklarını, eşinin kendisini "çalışmayacaksın" diyerek tekme tokat dövdüğünü ve parkta bırakıp gittiğini, eve tek başına döndüğünü, iki saat kadar sonra eşinin de eve geldiğini, “eşyalarını topla, sabah olunca babanın evine git, bu evi terk et, boşanacağız” dediğini, kendisini camları açık soğuk bir odada iki saat beklettiğini, korktuğu için itiraz edemediğini, iki saat sonra odasına gittiğini, sanık ile birlikte uyuduklarını, sabah olunca hiçbir şey olmamış gibi davrandığını, olayları hatırlamadığını söylediğini, olay günü eşi ile birlikte babasının evine gittiklerini, akşam 19.00'a kadar kaldıklarını, dönüşte bir parkta oturduklarını, eşinin bakkaldan bira, kendisine ise meyve suyu aldığını, ikinci biradan sonra alkolün etkisi ile eşinin kendisini dövmeye başladığını, eşini sakinleştirdiğini, bir başka parka gidip oturduklarını, eşinin bir bira daha içtiğini, kızarak tekrar kendisini darp etmeye başladığını, “Sen görürsün, aileni ve seni öldüreceğim, seni boşayacağım, sen bana kız olarak gelmedin, senin daha önce kızlığını bozmuşlar, seni başkalarının koynundan aldım, seni eşim yaptım, elimden kaçışın yok, seni öldüreceğim, kimse seni elimden alamaz” diyerek parmağında takılı olan evlilik alyansını ve tektaş yüzüğü zorla çıkarttığını, saçından tuttuğunu, sürükleyerek götürmeye çalıştığını, bir yandan da darp ettiğini, bir bakkala girdiğini, bu sırada eşinin elinden kurtulduğunu, tanımadığı bir şahıstan yardım etmesini ve polis çağırmasını istediğini, kendisini darp eden, iftira atıp hakaret eden eşinden şikâyetçi olduğunu beyan ettiği,</p>

<p>Mahkemede; yüzüklerin kendisine evlendikten sonra alındığını, olay sırasında havanın karanlık olduğunu, sanığın yüzükleri elinden zorla aldığını, şikâyetçi olduğunu belirttiği,</p>

<p>Sanık ...'un kollukta; mağdurenin kendisine kaçması üzerine yaklaşık bir ay önce resmi nikâh kıyarak evlendiklerini, askerden yeni geldiğini, iş aradığını, annesinin yanında eşiyle birlikte kaldıklarını, eşinin kendisine yakışmayacak hareketlerde bulunduğunu, misafirlikte davranışlarına dikkat etmediğini, otururken ayaklarını salladığını, bacak bacak üstüne atıp makyaj yaptığını, uyarmasına rağmen bunlara dikkat etmediğini, ikaz amaçlı bazen bir iki tokat vurduğunu, olaydan bir gün önce misafirlik dönüşü, mağdurenin çalışmak istediğini söylemesi üzerine, eski erkek arkadaşlarının Karşıyaka'da olmasından dolayı orada çalışmasına izin veremeyeceğini söylediğini, kızarak bir iki tokat attığını, olay gecesi ise kayınbabasının evine bıraktığı eşini alarak oradan ayrıldıklarını, bir parkta oturduklarını, kendisine bir bira eşine ise meyve suyu aldığını, konuşurlarken konunun eşinin eski erkek arkadaşına geldiğini, eşine, erkek arkadaşı ile yatıp yatmadığını sorduğunu, eşinin de bu şahsın kendisine tecavüz etmeye kalkıştığını ancak tecavüz edemediğini söylediğini, bunu duyunca eşine kızdığını ve onu dövdüğünü, parktan ayrıldıklarını, yürürken tartışmaya devam ettiklerini, bir başka parka girip oturduklarını, burada da eşini darp ettiğini, eşine aldığı ve parmağına takılı olan bir nişan yüzüğü ile bir adet tektaş yüzüğü parmağından çıkarıp aldığını, eşinin ağlaması üzerine bakkala su almaya girdiği sırada eşinin kaçtığını, kendisinin de peşinden koştuğunu ancak polislerin kendilerini yakaladığını, eşini tehdit etmediğini, doğruları söylemesini istediğini ve kendisini boşayacağını söylediğini,<br />
Sorguda; eşine eski erkek arkadaşı ile yatıp yatmadığını sorduğunu, eşinin çok ileri gitmediklerini söylemesi üzerine bu cevaba sinirlenerek vurduğunu ve sinirle eşinin parmağındaki yüzükleri çıkardığını,</p>

<p>Mahkemede ise; yüzüğü mağdurenin çıkarıp kendisine verdiğini, eski arkadaşıyla yaşananları öğrenince mağdureye kızıp vurduğunu savunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5237 sayılı TCK'nun 148. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma suçunu işlemesi ile yağmada değer azlığı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nun 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.</p>

<p>Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır.</p>

<p>765 sayılı TCK’nda “gasp” olarak adlandırılan yağma, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.</p>

<p>Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.</p>

<p>Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.<br />
Ceza Genel Kurulunun 05.07.2013 gün ve 1548-346, 25.02.2014 gün ve 678-98 , 20.05.2014 gün ve 617-271, 18.11.2014 gün ve 810-501 ve 26.01.2016 gün ve 709-33 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br />
Sanıkla mağdurenin 03.12.2013 tarihinde evlendikleri, evlendikten sonra aralarında anlaşmazlık başladığı, olaydan bir gün önce mağdurenin çalışmak istediğini söylemesi üzerine sanığın mağdureyi darp ederek "eşyalarını topla, sabah olunca babanın evine git, bu evi terk et, boşanacağız” dediği, olay günü ise sanığın mağdureyle eski erkek arkadaşı ile olan ilişkisi hakkında konuştuğu sırada aldığı cevaplara sinirlenerek, mağdureyi darp ettiği ve boşayacağını söyleyerek parmağında takılı olan alyansı ve tektaş yüzüğü zorla çıkarıp aldığı olayda; sanığın, mağdurenin başkaca bir eşyasını almaması ve mağdure ile 12.05.2016 tarihinde boşanmaları da göz önüne alındığında, evlilikleri süresince yaşadıkları anlaşmazlık ve kavgaların sonucu olarak sözle de ifade ettiği boşanma isteğini açığa vurmak amacıyla, toplumda da evlilik birliğinin sembolü olarak kabul edilen alyans ve tektaş yüzüğü mağdurenin parmağından çıkarıp almasında, faydalanma amacıyla hareket ettiği sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdureye karşı gerçekleştirdiği eylemlerin tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Öte yandan, TCK'nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki "Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun" sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi kanuna aykırı olup, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi ve TCK'nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki "Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun" sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması nedenlerinden bozulmasına, bozma nedenine ve tutuklu kaldığı süreye göre, hükmün onanmasına rağmen infaza verilmediği gözetilerek, sanığın tutuklu bulunduğu bu suçtan tahliyesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2016 gün ve 3725-114 sayılı düzeltilerek onama kararının, sanığın yağma suçu yönünden KALDIRILMASINA,</p>

<p>3-İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2014 gün ve 3-59 sayılı, sanık hakkında yağma suçu yönünden kurulan hükmün,</p>

<p>a) Sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi,</p>

<p>b) TCK'nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki "Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun" sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,<br />
Nedenlerinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Bozma nedenine ve tutuklu kaldığı süreye göre, hükmün düzeltilerek onanmasına rağmen infaza verilmediği gözetilerek, sanığın tutuklu bulunduğu bu suçtan TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,</p>

<p>5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.10.2016 tarihinde yapılan müzakerede, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü yönünden oyçokluğu ile; sanığın tahliyesi yönünden oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016331-e-2016352-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="43512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2015/709 E., 2016/33 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015709-e-201633-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015709-e-201633-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.01.2016 tarihli, 2015/709 E., 2016/33 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2015/709 E., 2016/33 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi : Ağır Ceza</p>

<p>Sanık ... hakkında yağma ve silahla tehdit suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda silahla tehdit suçundan yağma suçunun unsuru olduğu gerekçesiyle hüküm kurulmasına yer olmadığına, yağma suçundan ise 5237 sayılı TCK'nun 149/1-a-d, 168/1-3, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.08.2010 gün ve 205-366 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 31.03.2015 gün ve 1223-38958 sayı ile onanmasına karar verilmiş,<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.07.2015 gün ve 234837 sayı ile;</p>

<p>“Mağdure 19.02.2009 tarihli kolluk ifadesinde '1 yıldır arkadaşı olan sanığın olay günü saat 09.00 sıralarında evinin zilini çaldığını kapıyı açtığında sanığın kendisine saldırarak 'evde kim var lan orospu öldürüceğim seni' diyerek elindeki silah kabzesiyle vurduğunu, kendisini savunmaya çalışırken elinde bulunan cep telefonunu zorla aldığını ve telefonu açmaya çalıştığını, bu sırada kendisinin aşağıya inerek kaçtığını ve polise giderek şikayetçi olduğunu, işyerine gittiğinde yine sanığın 'sana müsaade veriyorum bu şehri terket, etmezsen bu gece seni kesin öldürürüm' diyerek tehdit ettiğini' beyan ederek şikayetçi olmuştur.</p>

<p>Sanık kolluktaki ifadesinde '1,5 yıldır birlikte olduğu arkadaşı mağdure ile 1 haftadır görüşmediğini bu konuyu konuşmak için evine gittiğinde içeriye davet ettiğini, görüşmeme konusunda tartıştıklarını, aralarında yaşanan arbede sonrası mağdurenin evden kaçtığını, telefonunu almadığını, kendisini tehdit etmediğini' beyan etmiştir.</p>

<p>Mağdure Cumhuriyet savcılığındaki 11.03.2010 tarihli ifadesinde, sanığın, telefonunu hasarsız olarak dün teslim ettiğini belirterek kolluktaki ifadeleri doğrultusunda beyanda bulunmuştur.</p>

<p>Mağdure mahkemedeki ifadesinde ise; 'üç aydır görüşmediği arkadaşı sanığın eve geldiğinde kendisiyle tartıştıklarını, sonra kavga ettiklerini, evde iken kendisinin dışarıya çıktığını, sanığın telefonu sehpanın üzerinden aldığını, sanık telefona bakarken kaçtığını ve 10 gün sonra telefonu getirerek teslim ettiğini' belirtmiştir.<br />
Sanık mahkemedeki ifadesinde ise; 'mağdureyi silahla tehdit etmediğini, 2,5 yıldır beraber çıktıklarını, halen de aynı evde beraber yaşadıklarını, mağdureyi sadece darp etiğini, telefonu zorla almadığını savunmuştur. Dosya kapsamına sanık ve mağdurenin bir süre arkadaşlık yaptıkları ve daha sonra aralarının bozulduğu, sanığı mağdurenin başkasıyla ilişkisi olduğu şüphesiyle olay günü eve geldiğinde içeride mağdureyi silahla tehdit darp ederek elindeki telefonunu zorla aldığı, telefonu açarak arama listelerini kontrol etmek istediği sırada mağdurenin polise şikayet etmek için evden ayrılmasından sonra telefonla birlikte evden ayrıldığı, bilahare soruşturma sırasında telefonu teslim ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanığın telefonunun arama listelerini kontrol ederek mağdurenin telefonda görüştüğü numaraları tespit etmek amacıyla aldığı sabittir. Olayın bu oluş şekline, taraflar arasındaki ilişkiye göre, telefonu satmak ya da kullanmak maksadıyla aldığını kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla yağma suçunun manevi unsuru oluşmamıştır Sanığın eylemini mevcut haliyle konut dokunulmazlığını ihlal, silahla tehdit ve silahla kasten yaralama suçu olarak değerlendirilmesi yerine yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmü usul ve yasaya aykırıdır" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Dairesince 14.07.2015 gün ve 4724-42422 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında yağma suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yağma suçundan cezalandırılmasına karar verilen sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir.</p>

<p>Galericilik yapan, kendi beyanına göre suç tarihi itibariyle aylık 2.000-3.000 Lira geliri bulunan sanık ile mağdurenin arkadaş oldukları,</p>

<p>19.02.2010 günü mağdurenin evine giden sanığın, mağdurenin kapıyı açması üzerine içeriye girdiği, mağdureye “evde kim var lan orospu, öldüreceğim seni” dedikten sonra silahını çıkarıp mağdureye doğrulttuğu, silahın kabzasıyla vurduğu, mağdurenin elinde bulunan cep telefonunu alarak açmaya çalıştığı sırada mağdurenin evden kaçarak olayı polise bildirdiği,</p>

<p>Olay nedeniyle mağdurenin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralandığı,</p>

<p>GSM şirketleriyle yapılan yazışmalardan, mağdureye ait telefonun olay tarihinden mağdureye iade edildiği tarihe kadar kullanılmadığının anlaşıldığı,</p>

<p>Sanık hakkında hakaret ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mağdure 19.02.2010 günü kollukta; yaklaşık 10 yıldır tanıdığı, 1 yıldır da sosyal arkadaşı olan sanığın saat 09.00 sıralarında kapıyı çaldığını, kapıyı açar açmaz sanığın üzerine saldırarak “evde kim var lan orospu, öldüreceğim seni” diyerek elinde bulunan silahı kendisine doğrulttuğunu, silahın kabzasıyla vurduğunu, silahı tutarak kendisini savunmaya çalıştığını, elinde bulunan telefonu zorla alıp açmaya çalıştığı sırada olay yerinden kaçarak uzaklaştığını ve polise haber verdiğini beyan etmiş,<br />
22.02.2010 tarihli ek ifadesinde telefonunu evde bulamadığını, sanığın telefonu ne yaptığını bilmediğini belirtmiş,</p>

<p>11.03.2010 tarihinde savcılıkta; eski ifadelerini tekrar ettiği, sanığın telefonunu ve sim kartını bir gün önce sağlam olarak geri verdiğini, sanıkla barıştığını, şikayetçi olmadığını söylemiş,</p>

<p>Mahkemede ise; sanıkla 2-3 yıldır arkadaş oldukları ancak olay tarihinden önce 2-3 aydır konuşmadıklarını, sanığın olay günü evde başka birinin olduğunu düşünerek geldiğini, bu nedenle sanıkla tartıştıklarını, kavga ettiklerini, telefonunun sehpanın üzerinde olduğunu, sanığın telefonu bulunduğu yerden alıp baktığı sırada evden çıktığını, sanığın elinde silah görmediğini, şikayetçi olmadığını dile getirmiş,</p>

<p>Sanık aşamalarda; mağdureyle 10 yıldır arkadaş olduklarını, son 1,5 yıldır birlikteliklerinin olduğunu, bir haftadır mağdureyle konuşmadıklarını, bu hususu konuşmak için evine gittiğini, bu nedenle tartıştıklarını aralarında arbede yaşandığını, mağdurenin kaçarak gittiğini, silahının olmadığını, hakaret ve tehdit etmediğini, vurmadığını, telefonunu zorla elinden almadığını savunmuştur.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun 148. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma suçunu işlemesi ile yağmada değer azlığı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nun 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.</p>

<p>Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır.<br />
765 sayılı TCK’nda “gasp” olarak adlandırılan yağma, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.</p>

<p>Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.</p>

<p>Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.<br />
Ceza Genel Kurulunun 05.07.2013 gün ve 1548-346 sayılı, 25.02.2014 gün ve 678-98 sayılı, 20.05.2014 gün ve 617-271 ve 18.11.2014 gün ve 810-501 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın olay tarihinde, iki yıldır birlikte olduğu mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip yanında bulunan silahı mağdureye doğrultarak tehdit ettiği, silahın kabzasıyla mağdureye vurduğu, mağdurenin elinde bulunan telefonu arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla aldıktan yaklaşık 20 gün sonra iade ettiği olayda, olay yerine gelen sanığın mağdureye “evde kim var orospu” demesi, telefonu arama kayıtlarına bakmak için alması, kullanmadan mağdureye iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi olan ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği eylemlerin silahla tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir.<br />
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2015/85 sayılı iptal kararı nazara alınarak yerel mahkemenin TCK'nun 53. maddesi ile ilgili uygulamasının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulanmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazın kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi isabetsizliğinden ve Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2015/85 sayılı iptal kararı nazara alınarak yerel mahkemenin TCK'nun 53. maddesi ile ilgili uygulamasının yeniden değerlendirilmesi zorunluluğundan bozulmasına, itiraz kabul edilerek Özel Daire onama kararının kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün bozulmuş olması nedeniyle sanığın cezasının infazının durdurulmasına ve tahliyesine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için yazı yazılmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan onüç kurul üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 31.03.2015 gün ve 1223-38958 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.08.2010 gün ve 205-366 sayılı hükmünün, sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi isabetsizliğinden ve Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2015/85 sayılı iptal kararı nazara alınarak yerel mahkemenin TCK'nun 53. maddesi ile ilgili uygulamasının yeniden değerlendirilmesi zorunluluğundan BOZULMASINA,</p>

<p>4- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazın kabul edilerek Özel Daire onama kararının kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün bozulmuş olması nedeniyle cezanın İNFAZININ DURDURULMASINA ve TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,</p>

<p>5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.01.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015709-e-201633-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="72726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YAĞMA SUÇUNDA 'ÖZEL KAST' - 'FAYDALANMA KASTI'NIN KAPSAM VE MAHİYETİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yagma-sucunda-ozel-kast-faydalanma-kastinin-kapsam-ve-mahiyeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yagma-sucunda-ozel-kast-faydalanma-kastinin-kapsam-ve-mahiyeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Yağma suçu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun <i>“Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar”</i> başlığını haiz Onuncu Bölümü altındaki 148-150. Maddeleri içerisinde düzenlenmektedir. Suçun kanuni tanımını öngören TCK m.148 uyarınca yağma suçu; <i>“Failin bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmasıdır.”</i> .</p>

<p>Bu kapsamda yağma suçu; <i>“Fail”</i>, <i>“Mağdur”</i>, <i>“Konu” </i>ve <i>“Fiil”</i> olmak üzere (4) adet maddi unsuru haiz olup, manevi unsuru ise <i>“Kast” tır</i>. Ancak hukukumuzda kast, <i>“Genel Kast”</i> ve <i>“Özel Kast” </i>olmak üzere ikili bir ayrıma tabi olup, yağma suçu yönünden aranan kast unsuru ise “Faydalanma Kastı” olarak ifade edilen özel bir mahiyeti muhteva etmektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda, işbu yazımızda yağma suçunun manevi unsuru olan <i>“Kast” </i>unsurunun haiz olduğu <i>“Faydalanma Kastı” </i>olarak ifade edilen özel mahiyet üzerinde durulacak olup, hususun daha iyi anlaşılabilmesi adına başta suçun<i> “Fiil” </i>unsuru olmak üzere diğer maddi unsurlarına da kısaca değinilecektir. Son olarak ise, yağma suçu bakımından aranan bahse konu <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın yönelmesi gereken değerin kapsam ve mahiyeti Yargıtay kararları ışığında tartışılacak ve işbu yazımız, <i>“Sonuç ve Kanaat” </i>bölümü içerisinde dermeyan olunacak izahatlarımız doğrultusunda sonlandırılacaktır.</p>

<p><strong>A. MADDİ VE MANEVİ UNSURLARIYLA İTİBARİYLE YAĞMA SUÇU</strong></p>

<p>İşbu yazımızın <i>“Giriş”</i> faslı içerisinde de yer verildiği üzere; <i>"Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."</i> hükmüne havi TCK m.148 uyarınca; yağma suçu, bir başkasının zilyetliğinde bulunan taşınabilir bir malın zilyedini, bahse konu malın kendisine teslimine veya bulunduğu yerden alınmasına cebir ve/veya tehdit zoruyla karşı koymamaya zorlamasıdır.</p>

<p>İşbu tanım doğrultusunda yağma suçunun maddi ve manevi unsurları aşağıdaki şekildedir:</p>

<p><strong>(Fail ve Mağdur)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yağma suçunun faili ve mağduru herkes olabilmektedir.</p>

<p><strong>(Konu)</strong></p>

<p>Yağma suçunun konusu <i>“Bir başkasının zilyetliğindeki taşınır mallar”</i>dır. İlişkili olarak <i>“Zilyetlik”</i>, bir şahsın eşya üzerinde fiili hakimiyetinin bulunması olup, işbu fiili hakimiyeti haiz kimse ise<i> “Zilyet” </i>sıfatını haiz olacaktır. Bu doğrultuda, taşınmaz mallar işbu suçun konusunu oluşturmadığı gibi hiç kimsenin üzerinde fiili hakimiyeti haiz olmadığı taşınır mallar da keza yağma suçunun konusunu oluşturamamaktadır.</p>

<p><strong>(Fiil)</strong></p>

<p>Yağma suçunun fiil unsuru; fail tarafından icra edilecek olan cebir ve/veya tehdit suçuna vücut verir mahiyetteki eylemler birlikteliğinde “Bir başkasının zilyetliğindeki malın alınmasıdır”. Yağma suçunun, cebir ve/veya tehdit suçları ile bileşik vaziyetteki işbu fiil unsuru onu hırsızlık suçundan ayırmaktadır. Zira yağma suçu ile hırsızlık suçu, <i>"Bir başkasına ait olan malın alınması"</i> noktasında benzerlik taşımakla birlikte yağma suçunda aranan<i> "Bir başkasına ait olan malın cebir yahut tehdit ile zorla alınması" </i>olgusu hasebiyle ayrışmaktadır. Dolayısıyla yağma suçu, hukuksal tanımı itibariyle <i>“Zor yoluyla hırsızlık”</i> olarak ifade edilmektedir. Bu doğrultuda işbu suç; cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarının bir araya gelerek oluşturdukları bir <i>“Mürekkep/Birleşik Suç” </i>tur. Bu nedenle de yağma suçu ile birden fazla hukuki değer muhafaza altına alınmakta olup, bir taraftan hırsızlık suçunda olduğu gibi zilyetlik ve buna bağlı haklar korunmakta iken diğer taraftan tehdit suçunda olduğu gibi kişi özgürlüğü ve cebir suçunda olduğu gibi vücut dokunulmazlığı da koruma altına alınmaktadır. İşbu izahatlarımız ışığında; yağma suçunun <i>"Cebir yahut Tehdit + Hırsızlık"</i> olarak formüle edilebilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>(Kast)</strong></p>

<p>Yağma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Bu doğrultuda fail, suçun kanuni tanımında öngörülen neticeye sebebiyet verebilecek mahiyetteki eylemleri <i>"Bilerek” </i>ve <i>“İsteyerek” </i>icra etmelidir. Ancak, suçun kanuni tanımında öngörülen neticenin fail tarafından bilinmesi ve istenmesi ve de bu doğrultuda birtakım eylemlerin icra edilmesi suçun oluşumu yönünden yeterli değildir. Şöyle ki; yağma suçu nezdinde aranan kast <i>“Genel Kast” </i>olmayıp<i> “Özel Kast”</i>tır. Zira yağma suçu; cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarının bir araya gelerek oluşturdukları bir <i>“Mürekkep/Birleşik Suç”</i>tur. Bu doğrultuda, <i>“Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”</i> hükmüne havi TCK m.141 gereğince hırsızlık suçu yönünden aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>, hırsızlık suçunu da kapsamına alan ve bu haliyle <i>“Zor yoluyla hırsızlık” </i>olarak ifade edilen yağma suçu yönünden de aynen geçerlidir. Bu nedenle yağma suçunda fail, cebir ve/veya tehdit suçuna vücut verir mahiyetteki eylemlerin icrasında bulunarak mağduru suça konu malın teslimine yahut işbu malın kendisinden alınışına karşı koymamaya mecbur ederek bahse konu maldan kendisi yahut bir başkası adına yarar iktisap etmeyi amaçlamalıdır. Ez cümle, yağma suçu bakımından fail nezdinde <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın mevcudiyet arz etmesi bir zarurettir.</p>

<p><strong>B. “FAYDALANMA KASTI”NIN KAPSAM VE MAHİYETİ</strong></p>

<p>Yağma suçunun somut olay nezdinde vuku bulduğundan bahsedilebilmesi için fail nezdinde mutlaka <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın mevcudiyeti gereklidir. İşbu <i>“Faydalanma Kastı” </i>ise hiç kuşkusuz suça konu malın arz ettiği ekonomik değere yönelik olmalıdır. Tam olarak bu sebeple yağma suçu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun<i> “Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar”</i> başlığı altında düzenlenmiştir. Dolayısıyla, yağma suçunun manevi unsuru olan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın ekonomik bir mahiyet arz etmesi gerekliliği suçun tipi, mahiyet ve kanun içerisindeki düzenleniş amaç ve sistematiği ile sabittir. Bu doğrultuda, işbu suç nezdinde hem fail hem de mağdur bakımından çift yönlü ekonomik değer taşıyan bir varlığın ve failce işbu ekonomik değeri haiz varlığa yönelen bir fayda iktisap etme saikinin mevcudiyeti zaruridir. Bir başka deyişle, yağma suçu bakımından fail yönünden <i>"Ekonomik Yarar"</i>ın, mağdur yönünden ise <i>"Ekonomik Zarar"</i>ın ortaya çıkması aranmalıdır.</p>

<p>Öyle ki<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015709-e-201633-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2015/709 E. ve 2016/33 K. sayılı kararı</strong></a>nda; <i>"...Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan "Zor Yoluyla Hırsızlık", bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek” </i>şeklinde de tanımlanmıştır. Devamla Yargıtay 6. Ceza Dairesi, benzer hususları belirlemiş ve ayrıca <i>"Faydalanma Kastı”</i>nın aranması gerektiğini yine çok açık olarak göstermiştir. Ayrıca birçok kararında <i>"Faydalanma Kastı" </i>son derece dar yorumlanmış, <i>"Mal Edinme" </i>veya <i>"Sahiplenme"</i> ya da <i>“Ekonomik Yarar sağlama" </i>şartları aranmış, onun haricindeki eylemler faydalanma olarak kabul edilmemiştir.</p>

<p>Bu kararlara örnek vermek gerekirse;</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 6. CD'nin 2015/8292 E. ve 2017/4019 K. sayılı</a>;</strong> <i>“... telefonunu alıp oldukça kısa sayılan bir süre içerisinde kullanmadan aynen iade ettiği dikkate alındığında sanığın faydalanma amacıyla mağdurun malını aldığından bahsedilemeyeceği gözetilmeden yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması…Bozmayı gerektirmiş... BOZULMASINA …” </i></p>

<p><strong>Yine <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 6. CD'nin 2015/1001 E. ve 2015/40834 K. sayılı</a>;</strong> <i>“... hiçbir şey söylemeden mesaj çekmesini engellemek ve katılan M.'ye ulaşmak için elindeki telefonu çekip almak eylemlerinin, yağma kastı ile yapıldığını gösteren deliller karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, suçun hukuki vasfında yanılgı ile yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması...Bozmayı gerektirmiş... BOZULMASINA…”</i></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20203086-e-20158292-e-ve-20151001-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Keza yine Yargıtay 6. CD'nin 2020/3086 E. ve 2021/17299 K. sayılı</a>;<i> </i></strong><i>"... Sanık M.’nin eşi olan tanık M.’nin katılan S. tarafından cinsel taciz boyutuna ulaşacak derece rahatsız edildiği, tanık M.’yi ağlarken gören sanık M.M.’nun sebebini sorduğu ve tanığın katılanla arasında geçenleri sanığa anlattığı, sanık M.’nın tanığın eşi olan sanık M.’ye durumu anlattığı ve beraber katılanın iş yerine giderek ellerindeki demir sopalarla katılanı “yaşamını tehlikeye sokmayacak, vücutta kemik kırığı oluşturacak ve BTM ile giderilemeyecek şekilde" yaraladıkları, bu eylemleri hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanıkların katılanın iş yerinden çıkarken içerisinde silah olabileceği ve katılanın arkadan kendilerini yaralayabileceği düşüncesi ile içerisinde katılana ait ruhsat, banka kartı, kredi kartı ve anahtar bulunan çantayı aldıkları, katılanın şikayeti üzerine ertesi gün emniyete giden sanıkların çantayı ve içindekileri polise teslim ettikleri, sanıkların kastının yağma olmadığı ve kendilerini korumak düşüncesi ile çantayı aldıkları anlaşılmakla üzerlerine atılı yağma suçu bakımından manevi unsur yokluğu nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması... Bozmayı gerektirmiş... BOZULMASINA..." </i></p>

<p>Bu doğrultuda yağma suçuna bakmakla görevli Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin <i>”Faydalanma Kastı”</i>nın varlığına ve dar yorumlanmasına yönelik çok sayıda kararı mevcut olup, süregelen yerleşik içtihatları uyarınca; işbu kastı <i>"Mal Edinme"</i> veya <i>"Sahiplenme"</i> ya da <i>"Ekonomik Yarar Sağlama" </i>olarak kabul ettiği açıktır.</p>

<p>Hal böyle olmakla beraber Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2019 öncesi kararlarında yağma suçu bakımından fail nezdinde aranan <i>“Faydalanma Kastı” </i>yönünden <i>“Mülk Edinme Saiki”</i> çerçevesinde bir ekonomik fayda gayesi aramakta iken 2019 yılı ve sonrasındaki birtakım kararlarında <i>"Mülk edinme saiki doğrultusunda ekonomik bir fayda elde etme gayesinden uzak eylemler ile yine “Ekonomik değer atfetmeyen fotoğraf, video, mesaj vb. bir bilgi/verinin edinilmesi, değiştirilmesi, silinmesi vb."</i> eylemleri de yağma suçu kapsamında görmeye başlamış ve bu kapsamda <i>“Faydalanma Kastı”</i>na maddiyattan uzak bir mahiyet kazandırmıştır.</p>

<p>İşbu çerçevede Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019 yılı öncesine ait aşağıda yer alan birtakım kararlarına değinilmekte fayda vardır.</p>

<p><strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/6-70-2016/33 Sayılı Kararı)</strong></p>

<p><i>"Sanığın olay tarihinde, iki yıldır birlikte olduğu mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip yanında bulunan silahı mağdureye doğrultarak tehdit ettiği, silahın kabzasıyla mağdureye vurduğu, mağdurenin elinde bulunan telefonu arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla aldıktan yaklaşık 20 gün sonra iade ettiği olayda, olay yerine gelen sanığın mağdureye “evde kim var orospu” demesi, telefonu arama kayıtlarına bakmak için alması, kullanmadan mağdureye iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi olan ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği eylemlerin silahla tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir"</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016331-e-2016352-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.10.2016 tarihli, 2016/6-331 E. ve 2016/352 K. Sayılı Kararı) </strong></a></p>

<p><i>"Sanıkla mağdurenin 03.12.2013 tarihinde evlendikleri, evlendikten sonra aralarında anlaşmazlık başladığı, olaydan bir gün önce mağdurenin çalışmak istediğini söylemesi üzerine sanığın mağdureyi darp ederek ‘eşyalarını topla, sabah olunca babanın evine git, bu evi terk et, boşanacağız’ dediği, olay günü ise sanığın mağdureyle eski erkek arkadaşı ile olan ilişkisi hakkında konuştuğu sırada aldığı cevaplara sinirlenerek, mağdureyi darp ettiği ve boşayacağını söyleyerek parmağında takılı olan alyansı ve tek taş yüzüğü zorla çıkarıp aldığı olayda; sanığın, mağdurenin başkaca bir eşyasını almaması ve mağdure ile 12.05.2016 tarihinde boşanmaları da göz önüne alındığında, evlilikleri süresince yasadıkları anlaşmazlık ve kavgaların sonucu olarak sözle de ifade ettiği boşanma isteğini açığa vurmak amacıyla, toplumda da evlilik birliğinin sembolü olarak kabul edilen alyans ve tek taş yüzüğü mağdurenin parmağından çıkarıp almasında, faydalanma amacıyla hareket ettiği sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdureye karsı gerçekleştirdiği eylemlerin tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir."</i></p>

<p><strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu; 27.01.2016 tarihli, 2013/28087 E. ve 2016/387 K. Sayılı Kararı) </strong></p>

<p><i>“Yağma suçunda mal edinme kastının aranıp aranmaması konusunda doktrinde görüş birliği olmadığı, yağma suçunun oluşması için malın mutlaka sahip olmak maksadıyla alınmasının şart olmadığını belirten yazarların da olduğu, ancak uygulamada yağma suçunun oluşması için failin mülk edinme saikiyle hareket etmesi gerektiği, failin başka amaçlara yöneldiği hallerde yağma suçunun oluşmayacağı...”</i></p>

<p>Görüleceği üzere; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019 yılı öncesine ait kararlarında Yağma Suçu bakımından fail nezdinde aranan <i>“Faydalanma Kastı”n</i>dan <i>“Ekonomik Fayda, Mülk Edinme Gayesi”</i> nin anlaşıldığı ve bu doğrultuda failin suça konu malın arz ettiği ekonomik değere yönelip yönelmediğinin araştırıldığı görülmektedir.</p>

<p>Fakat, <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari" rel="dofollow">E. 2017/331 K. 2019/649 T. 7.11.2019 sayılı kararı</a> uyarınca; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2019 yılı ve sonrası kararlarında <i>“Faydalanma Kastı” </i>yönünden farklı bir bakış açısı benimsemeye ve <i>“Ekonomik değer atfetmeyen fotoğraf, video, mesaj vb. bir bilgi/verinin edinilmesi, değiştirilmesi, silinmesi vb.” </i>şeklindeki<i> "Kullanma Kastı"</i>na yönelik cebir ve/veya tehdit eylemlerini de yağma suçu kapsamında görmeye başlamıştır.</p>

<p>Öyle ki anılan karar; <i>"Yağma suçunun manevi öğesi “kast”tır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla hareket etmesi gerekmektedir. Yağma suçunun oluşabilmesi için malın mutlaka sahip olmak amacıyla alınması şart olmayıp, geçici olarak kullanma kastı ile hareket edilmiş olması durumunda dahi eylem yağma suçunu oluşturmaktadır. TCK'nın 149. maddesinde yağma suçunun nitelikli hâlleri arasında birden fazla kişi tarafından birlikte ve gece vakti işlenmesi de sayılmıştır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ...’in, tartıştıkları esnada eski eşi olan...’yi yaralaması sonucu kolunun morardığı, daha sonra mağdurun bu morluğu telefonuna kaydederek başkalarına gösterdiğini duyması üzerine 23.11.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında yanına arkadaşı sanık ...'i de alarak mağdurun oturduğu evin önüne gittiği, bu sırada olay yerine gelen mağdurdan telefonunu istediği, mağdurun telefonunu vermeyeceğini söylemesi üzerine sanık ...’in mağdurun kolundan tuttuğu, sanık ...’in de bir kaç sefer mağdurun göğüs bölgesine vurup “Bak kafanı kopartırım lan” diyerek tehdit edip elindeki cep telefonunu aldığı, ertesi gün saat 01.00 sıralarında da sanıkların kendiliğinden karakola gelerek teslim olduklarında sanık ...’in kaba üst aramasında suça konu telefonun ele geçtiği olayda; mağdurun aşamalardaki beyanlarından, bu beyanları destekler adli rapordan ve tanık beyanlarından sanık ...'in cebir ve tehdit ile mağdurun elindeki cep telefonunu içerisindeki fotoğrafları silmek amacıyla sanık ... ile birlikte alarak olay yerinden ayrıldıklarının sabit olduğu, yağma suçunun oluşması için suça konu malın sahiplenme kastıyla alınmasının şart olmadığı, fotoğrafları silmek amacıyla geçici olarak kullanma kastıyla alınması durumunda da yağma suçunun oluşacağı hususları göz önünde bulundurulduğunda sanıklara atılı suçun tüm unsurları itibarıyla oluştuğunun kabulü gerekmektedir." </i>şeklindedir.</p>

<p>Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun işbu kararı <i>"...Somut olayımızda suça konu telefonda kayıtlı fotoğrafı silmek için alan sanıkların mal edinmek kastıyla hareket ettiklerine dair hiç bir delil elde olunamadığı gibi bu hususta herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiş olması, suça konu telefonun, görevliler tarafından arandığında; cevap verildiği gibi ayrıca olayın üzerinden yaklaşık 1 saat geçtikten sonra sanıklar tarafından polis karakoluna getirilerek teslim edilmiş olması, mal varlığına karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenen yağma suçunun maddi yada manevi cebir ile hırsızlık suçlarının birleşmesinden oluşan bileşik bir suç olduğu hususunda gerek uygulamada gerekse öğretide herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması, yağma suçunun tanımlandığı TCK'nın 148/1. maddesinde yararlanma kastından söz edilmemesine karşın, yağma suçunu oluşturan bileşik suçlardan birisi olan hırsızlık suçunun tanımının yapıldığı TCK'nın 141/1. maddesinde faydalanma kastına yer verilmiş olması ve mal varlığına karşı işlenen hırsızlık, dolandırıcılık, emniyeti suistimal suçları için öngörülen etkin pişmanlık ile değer azlığı gibi ortak hükümlerin yağma suçu içinde öngörülmüş olması nedeniyle anılan suçlar için öngörülen faydalanma kastının yağma suçu açısından aranmayacağına dair herhangi bir düzenlemeye açıkça yer verilmemiş olması karşısında; mal varlığına karşı işlenen diğer suçlar için zorunlu unsur olarak aranan faydalanma kastının yağma suçu içinde aranması gerekirken, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından sadece fotoğrafın silinmesi için zorla alınan telefonun yağma suçunu oluşturduğuna ilişkin görüşünün, yukarıda özet olarak açıklanan içtihatlara ve doktrindeki görüşlere aykırı olacağı açıktır. Somut olayımıza benzer bir olayda C.G.K 2016/33 K sayılı ilamında; son bir yıldır ilişkisi olduğu arkadaşının telefonunu arama kayıtlarına bakmak için aldıktan 20 gün sonra hiç bir şekilde kullanmaksızın iade eden sanığın faydalanma kastıyla hareket etmemesi nedeniyle yağma suçunun oluşamayacağına hükmedilmiştir. Ayrıca mal varlığına karşı işlenen suçlardaki faydalanma kastının ekonomik değerleri içerdiği hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Kısacası fotoğrafı silmek için cep telefonunu almanın yararlanma olarak kabulü mümkün değildir..."</i> şeklinde bir karşı oyu muhteva ettiği gibi bu yöndeki cümle kararları, müteaddit karşı oyun yanı sıra akademi camiasında da eleştirilmektedir.</p>

<p>Zira Yargıtay Ceza Genel Kurulunun işbu bakış açısı; yağma suçunun <i>"Mürekkep/Bileşik Suç" </i>niteliği ile uyuşmadığı gibi “Malvarlığına Karşı İşlenen” bir suç olması hasebiyle de <i>"Kanunilik İlkesi" </i>ne aykırı yönler muhteva etmektedir. Devamla işbu bakış açısı, yağma suçunun kapsamını TCK m.134 içerisinde düzenlenen <i>“Özel Hayatın Gizliliğini İhlal” </i>suçu ile TCK m.136 içersinde düzenlenen <i>“Verileri Hukuk Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme”</i> suçlarını göz ardı edercesine genişletmektedir.</p>

<p>Oysaki yağma suçunun cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarının bir araya gelerek oluşturdukları bir <i>“Mürekkep/Birleşik Suç” </i>olduğu ve bu kapsamda TCK m.141 gereğince hırsızlık suçu yönünden aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nı kapsam içerisinde aldığı açıktır.</p>

<p>Diğer taraftan ise yağma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun <i>"Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar" </i>başlığı altında düzenlenmiş bir suç tipi olup, mezkûr düzenleme ile korunan birden fazla hukuki değerden başlıcası kişinin malvarlığı değerleridir. Öyle ki Yağma suçunun kanuni tanımını içeren TCK m.148/1 içerisinde doğrudan <i>"Mal" </i>ibaresi geçmektedir. Mal ise hukuki tanımı itibariyle ekonomik bir değeri haiz olan ve bu doğrultuda para ile ölçülebilen nesnedir. Dolayısıyla, yağma suçuna konu malın mutlaka para ile ölçülebilir bir mahiyette olması zaruridir. İşbu noktada kanun koyucunun iradesini bizler için tüm berraklığıyla ortaya koyan norm ise hiç kuşkusuz Türk Ceza Kanunu'nun 150. Maddesinin 2. Fıkrasıdır. Zira kanun koyucu anılan madde ile <i>"Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." </i>hükmünü öngörmüştür. Dolayısıyla, yağma suçunun konusunu oluşturan malın mutlaka ekonomik bir değere haiz olması ve işbu değerin anılan maddenin uygulanabilirliği yönünden azlık-çokluk noktasında bir tespite tabi tutulması gereklidir. Aksi takdirde söz konusu normun uygulama alanı bulabilmesi mümkün olmayacaktır. Zira, ekonomik değerden yoksun bir veriye yönelik eylemleri de faydalanma kastı kapsamında değerlendiren Yargıtay Ceza Genel Kurulunun tarafımızca katılınmayan birtakım kararlarından yola çıkıldığı takdirde; TCK m.150/2’nin somut olay nezdinde uygulama alanı bulabilmesi için işbu bilgi/veriye mutlaka bir değer atfedilmesi gerekecektir. Ancak, böylesi bir değer atfından yoksun kalındığı takdirde işbu eylemler bakımından sanık, TCK m.150/2 uygulama alanından tümüyle yoksun kalacaktır. Kaldı ki, işbu bilgi/veriye eğer ki bir ekonomik bir değer atfedilecek ise bunun hangi kriterler kapsamında icra edileceği de belirsizdir.</p>

<p>İşbu açıklamalarımız kapsamında; Türk Ceza Kanunu'nun <i>"Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar"</i> başlığı altında düzenlenen ve bu doğrultuda koruduğu hukuki değerlerden başlıcası kişinin malvarlığı değerleri olan yağma suçu bakımından aranan <i>"Faydalanma Kastı"</i>nın açıkça <i>"Ekonomik Menfaat/Mülk Edinme Saiki" </i>olarak anlaşılması gerekmektedir. Tam olarak da bu sebeple Y<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari" rel="dofollow">argıtay Ceza Genel Kurulu’nun <i>“E. 2017/331 K. 2019/649 T. 7.11.2019” </i>sayılı kararı</a> ile yağma suçu yönünden aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nı ekonomik bir boyuttan uzaklaştırdığı açıktır.</p>

<p><strong>C. SONUÇ VE KANAAT</strong></p>

<p>Yazımız içerisinde dermeyan olunan tüm izahatlarımız doğrultusunda; yağma suçunun cebir ve tehdit suçlarının yanı sıra hırsızlık suçunu da muhteva etmesi hasebiyle hırsızlık suçu yönünden aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın yağma suçu bakımından da aynen aranacağı, işbu suçun <i>“Mürekkep/Bileşik” </i>mahiyeti ile sabittir. Devamla, yağma suçunun 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun <i>“Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar” </i>başlığı altında düzenlenmesi hasebiyle işbu <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın ekonomik bir mahiyet arz etmesinin suçun mahiyetinin de bir gereği olduğu ortadadır. Buna karşın,<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017331-e-2019649-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun<i> “E. 2017/331 K. 2019/649 T. 7.11.2019” </i>sayılı kararı</a>nda haiz olduğu bakış açısı doğrultusunda; Yağma Suçu bakımından aranan <i>“Faydalanma Kastı”</i>nın fail nezdindeki <i>“Mülk Edinme Saiki” </i>ile sınırlandırılmadığı ve bu doğrultuda ekonomik bir değer atfetmeyen bilgi/verilerin de <i>"Kullanım Kastı"</i> kapsamında yağma suçunun konusunu oluşturabildiği görülmektedir.</p>

<p><img alt="Kadir Cem Bi̇lgi̇ç" height="201" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/kadir-cem-bilgic.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="200" /></p>

<p><strong>Av. Kadir Cem BİLGİÇ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yagma-sucunda-ozel-kast-faydalanma-kastinin-kapsam-ve-mahiyeti</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/09/terazi/turkiyede-havali-tufek-kullanimi.webp" type="image/jpeg" length="23620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHAM BÜYÜK DAİRENİN YASAK KARARI VE “KANUNİLİK” İLKESİNİN SINIRI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iham-buyuk-dairenin-yasak-karari-ve-kanunilik-ilkesinin-siniri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iham-buyuk-dairenin-yasak-karari-ve-kanunilik-ilkesinin-siniri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I.<i> Yasak/Türkiye</i> Başvurusuna İlişkin Daire Kararı</strong></p>

<p>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) 27.08.2024 tarihli <i>Yasak/Türkiye</i> kararında (B. No: 17389/20), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.314/2 uyarınca silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçundan mahkum olan başvurucunun “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine (İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7) ilişkin şikayetini incelemiş ve oybirliği ile bu ilkenin ihlal edilmediğine karar vermişti.</p>

<p>Başvuruya konu olayda, 2011-2014 yılları arasında “Büyük Bölge Talebe Mesulü” olarak mahrem yapılanma içinde örgütte yer aldığı kabul edilen başvurucunun mahkumiyetine esas alınan deliller arasında; örgüt içinde gizli faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin tanık beyanları, özellikle bu görevi üstlendiği ve kod adı kullandığı yönünde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan iki tanığın ifadeleri, başka bir soruşturma kapsamında elde edilen ve örgüt üyeleri ile iletişim kurduğunu gösteren HTS kayıtları, örgüte ait olduğu kabul edilen bir şirket tarafından sigorta primlerinin ödenmesi ile Bank Asya’ya para yatırması yer almakta idi.</p>

<p><strong>İHAM İkinci Dairenin 27.08.2024 tarihli kararında Çorum Ağır Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararına ilişkin gerekçesine şu şekilde yer verilmiştir:</strong></p>

<p><i>42. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın mahkumiyetinin dayandığı delil unsurlarına ilişkin olarak, yargılamanın farklı aşamalarında tanıklardan alınan ifadelerden, sanığın suçlanan örgüt içinde gizlice faaliyet yürüttüğünün anlaşıldığını ve özellikle tanıklar Y.B. ve A.B.nin ifadelerinden, sanığın büyük bölge talebe mesullerinden biri olduğunun ve “Recep” kod ismini kullandığının tespit edildiğini belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi dahası, başvuranın sosyal sigorta primlerinin söz konusu örgüte bağlı bir şirket olan Çorum Eğitim Hizmetleri Anonim Şirketi tarafından ödendiğini ve başka bir ceza soruşturması kapsamında yapılan HTS incelemelerinin sanığın örgüt üyeleriyle iletişim halinde olduğunu gösterdiğini tespit etmiştir.</i></p>

<p><i>43. Ağır Ceza Mahkemesi son olarak, 2013 yılı Aralık ayında başvuranın Bank Asya’daki hesabında para olmamasına rağmen, 2014 yılının Ocak ayında bu hesaba 2.000 TL yatırdığını kaydetmiştir. Söz konusu mahkemeye göre bu işlem talimat üzerine gerçekleştirilmiş ve bankanın 17-25 Aralık 2013 olaylarının ardından yaşadığı ekonomik zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olmayı amaçlamıştır. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca, başvuranın Bank Asya’ya para yatırmış olmasının neden suçlanan örgütle bağlantılı bir faaliyet olarak görüldüğünü de açıklamıştır. Ağır Ceza Mahkemesi özellikle, söz konusu örgütün üyelerinin ve aynı zamanda liderinin Bank Asya’nın örgüte bağlı olduğunu kabul ettiklerine dikkat çekmiştir. Söz konusu örgüte maddi kaynak yaratmak amacıyla açılan bu banka, 2013 yılının Aralık ayından sonra Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından denetim altına alınmıştır. Kurumun zor durumda olması ve paranın örgütle yakın bağlantısı olan şirketlere yasa dışı yollardan aktarılması nedeniyle, örgüt üyeleri, özellikle 2014 yılının başından itibaren, örgüt liderinin talimatıyla bu bankada hesap açmış veya önemli miktarda para yatırmışlardır. Ceza soruşturmaları, söz konusu kişilerin söz konusu dönemdeki banka faaliyetlerinin hayatın normal akışına uygun olmadığının tespit edilmesini sağlamıştır. Ağır Ceza Mahkemesinin bu banka faaliyetlerinin, söz konusu örgütün liderinin talimatıyla gerçekleştirilen ve bu örgüte bağlı bir bankayı desteklemeyi amaçlayan bir eylem olarak yorumlanabileceğini değerlendirmesinin nedenleri bunlardı. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçesini desteklemek için, bu tür davranışların örgüte maddi destek sağlandığının göstergesi olarak değerlendirildiği Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14 Mart 2016 tarihli kararına (E. 2015/5452, K. 2016/1983) atıfta bulunmuştur.</i></p>

<p><i>44. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın faaliyetlerini değerlendirirken, tüm bu eylemlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve sanığın suçluluğunun buna göre belirlenmesi gerektiğini kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu temelde yapılan değerlendirmeyle, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk koşullarının karşılandığını ve sanığın suçlanan örgütün bir üyesi olduğunun tespit edilebileceğini savunmuştur.</i></p>

<p>İHAM İkinci Daire; <i>Yasak</i> başvurusunun, ByLock kullanıcısı olduğu gerekçesiyle TCK m.314/2 uyarınca mahkum edilen kişilerce yapılan başvurulardan (Büyük Daire, <i>Yüksel Yalçınkaya/Türkiye</i>, B. No: 15669/20, 26.09.2023) temelden ayrıldığını vurgulayarak, somut olayda otomatik bir suçlama veya varsayıma dayalı bir mahkumiyetin olmadığını belirtmiş, isnat edilen suçun unsurlarının oluştuğuna ilişkin değerlendirmelerin “geniş bir delil yelpazesine” dayandığını, başvurucunun örgütün gizli yapılanması içinde üst düzeyde yer alarak örgüt yararına gizli faaliyetlerde bulunduğunun mahkemelerce kabul edildiğini ifade etmişti. İHAM ayrıca; başvurucunun örgüt içindeki konumu dikkate alınarak, suçun manevi unsurunun mevcut olduğu sonucuna varan mahkemelerin genişletici ve öngörülemez bir yorumda bulunmadığını vurgulamıştı. Mahkeme son olarak; başvurucunun örgütün gizli yapılanmasına dahil olduğu ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren eylemlerde bulunduğu sonucuna, Sözleşme ile güvence altına alınan hakkaniyet ilkelerine aykırı olmayan ve savunma haklarına saygı gösterildiği bir yargılama sonucunda ulaşıldığını belirtmişti.</p>

<p>Bu karara ilişkin değerlendirmemizde özetle; İHAM’ın, ulusal mahkemelerin değerlendirmelerini <i>Yüksel Yalçınkaya</i> kararına kıyasla daha esnek bir denetime tabi tuttuğunu, mahkumiyetin “geniş bir delil yelpazesine” dayandığını belirtmesine rağmen, başvurucunun somut eylemlerine dair sınırlı açıklamalara yer verdiğini, örgütün silahlı terör örgütü olduğuna dair bir yargı kararının bulunmadığı dönemdeki faaliyetlerin de cezai sorumluluğa yol açabileceğini ve <strong>başvurucunun örgüt içindeki konumu dikkate alınıp,</strong> <strong>bu faaliyetlerin suç oluşturduğunun makul ölçüde öngörülebilir bir yorum sayılabileceğini kabul ederek,</strong> suçun manevi unsuru bakımından ulusal mahkemelerce yapılan değerlendirmeyi yeterli bulduğunu ifade etmiştik<a href="https://www.hukukihaber.net/ihamin-yasakturkiye-karari-degerlendirmesi-ersan-sen" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p><strong>II. <i>Yasak/Türkiye</i> Başvurusuna İlişkin Büyük Daire Kararı</strong></p>

<p>Daire kararı oybirliğiyle verilmiş olmasına rağmen, başvurunun Büyük Daire tarafından incelenmesi talebi kabul edilmiş ve 7 Mayıs 2025 tarihinde Strazburg’da duruşma yapılmıştır. Büyük Daire; 5 Mayıs 2026 tarihinde açıkladığı kararıyla, Dairenin aksine somut olayda “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin, ayrıca başvurucunun cezaevinde tutulma koşullarından kaynaklanan kötü muamele yasağının (Sözleşme m.3) ihlal edildiğine oyçokluğu ile karar vermiştir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Büyük Daire; somut başvuruda Sözleşmenin 7. maddesi kapsamında, mahkumiyetin öngörülebilir bir suç tanımına dayanıp dayanmadığını ve özellikle ulusal mahkemelerin kast unsurunu nasıl kurduğunu incelemiştir. Mahkeme; terör örgütü üyeliği suçunun niteliği itibariyle, mahkumiyetin ancak <strong>bireyselleştirilmiş cezai sorumluluk tespiti</strong> ile mümkün olabileceğini, bu kapsamda fail ile örgüt arasındaki ilişki üzerinden kastın somut delillerle ortaya koyulması gerektiğini, salt örgütle bağlantı veya aidiyet iddiasının ise cezai sorumluluk için yeterli olamayacağını vurgulamıştır.</p>

<p>Başvuruda İHAM, öncelikle isnat edilen üyeliğe ilişkin zaman unsurunun ulusal mahkemelerce yeterli açıklıkta ortaya koyulmadığını belirtmiştir. İddianamede; başvurucunun hangi dönemde örgüt üyesi sayıldığı ve bu dönemde örgütün şiddet içeren amaçlarını bilip bilmediğinin açık şekilde belirlenmediği, ayrıca sözkonusu dönemin 2014’de sona erdiği, hem 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden ve hem de örgütün terör örgütü olarak tanınmasından önceye denk geldiği ifade edilmiştir. Bu nedenle; ulusal mahkemeler tarafından, başvurucunun eğitim alanındaki faaliyetlerinin terör amaçlı bir yapıya bilinçli ve iradi katılımı mı, yoksa suç kastı taşımayan bir ilişkiyi mi yansıttığının daha yüksek bir dikkatle değerlendirmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>İHAM Büyük Daire ayrıca, başvurucuya atfedilen eylemlerin esasen örgütün eğitim öğrenim alanındaki görünür ve uzun süre meşru kabul edilmiş yapısı içinde gerçekleştiğini vurgulamıştır. Bu yapının toplumda yıllarca “dini ve eğitimsel bir hareket” olarak algılanmasının, birçok kişinin örgütün gerçek hedeflerini bilmeden bu yapılarla ilişki kurmasına yol açabileceğini ifade eden İHAM; buna karşın ulusal mahkemelerin, başvurucunun örgütün stratejik veya hiyerarşik yapısıyla kişisel ya da fonksiyonel bir bağını ortaya koymadığını, örgütün terör örgütü niteliğinde olduğunu bildiğine dair bilgisini somutlaştırmadığını ve özellikle eğitim faaliyetlerinin ötesinde bir rol tespit etmediğini belirtmiştir. İHAM’a göre, örgütün o dönemde terör örgütü olarak kabul edilmemesi de dikkate alındığında, yalnızca örgütün yasal görünümlü faaliyet alanında görev alma durumunun kastın varlığını göstermek için yeterli kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Sonuç olarak Mahkeme; ulusal yargı mercilerinin başvurucunun kast unsurunu bireyselleştirilmiş bir değerlendirmeye tabi tutmadığını, bu konuda ikna edici ve açık bir gerekçe ortaya koymadığını tespit etmiştir. Özellikle başvurucunun eğitim öğrenim alanındaki görevlerinin, örgütün silahlı ve şiddet içeren amaçlarını bildiği ve bu amaçlara bilinçli biçimde iştirak ettiği sonucuna nasıl ulaşıldığını açıklamayan bu yaklaşımın, Sözleşmenin 7. maddesi anlamında <strong>öngörülebilirlik ve bireyselleştirilmiş cezai sorumluluk</strong> standartları ile bağdaşmadığı neticesine varılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. Değerlendirme</strong></p>

<p><i>Yasak/Türkiye</i> başvurusunda; Daire ve Büyük Daire yaklaşımları birlikte okunduğunda, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin özellikle terör örgütü üyeliği kapsamında nasıl uygulanacağına ilişkin belirgin bir farklılık ortaya çıkmaktadır. Daire kararı, büyük ölçüde ulusal mahkemelerin delil değerlendirmesine ve örgüt içindeki konum üzerinden yapılan çıkarımlara dayanarak, kast unsurunun yeterli şekilde kurulduğunu kabul ederken; Büyük Daire bu yaklaşımın, bireyselleştirilmiş cezai sorumluluk standardı bakımından yeterince sıkı bir denetime tabi tutulmadığını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Büyük Dairenin temel vurgusu; terör örgütü üyeliği gibi ağır bir suçta sorumluluğun varsayımlar üzerinden değil, kişinin örgütün terör niteliğini bildiğini ve bu yapıya bilinçli şekilde iştirak ettiğini gösteren somut ve ikna edici delillerle kurulması gerektiğidir. Bu kapsamda; <strong>örgütün, özellikle isnat edilen fiillerin gerçekleştiği döneminde henüz terör örgütü olarak tanınmaması da, faaliyetlerinin önemli ölçüde görünür ve meşru alanlarda gerçekleşmesi, yalnızca örgüt içi konum veya faaliyet türünden hareketle kast sonucuna ulaşılmasını sorunlu hale getirmektedir</strong>. Mahkeme, bu tür durumlarda otomatik çıkarımların cezai sorumluluğu bireyselleştirme yükümlülüğünü zayıflatabileceğine işaret etmektedir.</p>

<p>Bu yaklaşım, özellikle suçun manevi unsurunun çoğu zaman belirli “statü” veya “faaliyet kalıpları” üzerinden varsayıldığı ulusal yargı uygulamaları açısından önemlidir. Nitekim Büyük Dairenin ortaya koyduğu çerçeve; yalnızca örgütle temas veya belirli bir yapıda görev almanın, kişinin terör örgütüne bilerek ve isteyerek katıldığı sonucunu tek başına destekleyemeyeceğini vurgulamaktadır. <strong>Bu yönü ile karar, cezai sorumluluğun kurulmasında daha yüksek bir gerekçelendirme standardı ve daha yoğun bir bireyselleştirme yükümlülüğü getirmektedir.</strong></p>

<p>Büyük Dairenin değerlendirmeleri; Anayasa Mahkemesi’nin (AYM’nin) yaklaşımı ile karşılaştırıldığında, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin uygulanmasında daha titiz ve yoğun bir denetim standardına işaret etmektedir. AYM’nin FETÖ/PDY davaları kapsamında zaman zaman ihlal tespitleri bulunmakla birlikte, özellikle TCK m.314/2 yönünden suçun manevi unsuruna ilişkin derece mahkemesi değerlendirmelerinin genellikle sınırlı bir denetime tabi tutulduğu görülmektedir. <i>Yasak/Türkiye</i> Daire kararına dayanılarak geliştirilen bazı sonuç ve kabullerin ise, Büyük Dairenin ortaya koyduğu daha sıkı bireyselleştirme standardı karşısında meşruluğunu yitirdiği belirtilmelidir. Buna karşın, AYM’nin yaklaşımında bir dönüşüm beklemek gerçekçi değildir. <i>Yüksel Yalçınkaya</i> kararının ardından da bu tür bir değişim yaşanmadığı görülmüştür. <i>Yasak/Türkiye</i> başvurusuna benzer çok sayıda başvurunun nihai olarak İHAM’ın denetimine taşındığı ve taşınmaya devam edeceği gözönünde bulundurulduğunda, bu ihlal kararlarının ardından büyük bir değişim beklenmese de; AYM dahil ulusal yargı organlarının, Büyük Daire kararındaki tespit ve değerlendirmeler ışığında daha titiz incelemeye ve daha güçlü gerekçelendirmelere dayanan bir yaklaşım benimsemelerinin isabetli olacağı, en azından bu yolla İHAM’ın yeterli görmediği gerekçenin ayrıntılı şekilde ortaya koyulabileceği söylenebilir.</p>

<p><strong>IV. İHAM’ın m.7 ile İlgili Yetki Sınırı</strong></p>

<p><strong><i>Yasak </i></strong><strong>başvurusu<i> </i>ile ilgili İHAM İkinci Dairenin ve özellikle Büyük Dairenin, İHAS m.7/1’in güvencesi altında bulunan “kanunilik” ilkesi bakımından bu şekilde geniş bir değerlendirme yapabilme yetkisi var mıdır, varsa bu yetki hangi hukuki gerekçeye dayandırılabilir?</strong></p>

<p>Sorunun cevabına geçmeden evvel; gerek AYM’nin ve gerekse İHAM’ın fazla <i>usulcü </i>olmakla birlikte, meseleleri daha ziyade başvurucuların usuli güvenceleri üzerinden değerlendirip, işin esasına girmeyerek, insan hak ve hürriyetleri yönünden geçmişe nazaran zayıflamış incelemeler yaptığı yönünden eleştirildiği, buna göre İHAS m.6/3’ün gerekçe gösterilerek ihlal kararları verildiği, “kanunilik” ilkesini güvence altına alan m.7’ye dokunulmadığı ve bu maddenin içtihadi yönünün zayıf kaldığı, gelişmediği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>Bu eleştiri iki bakımdan dikkate alınmalıdır;</strong> birincisi, dar normatif bakış açısıyla İHAM’ın yalnızca temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan bağlı mevzuatından kaynaklanan yetkileri kullanması gerektiği, ancak bu yetkileri kullanırken de elbette gelişmeci yanını gözardı edemeyeceği ve ikincisi de, dar normatif olmaktan uzak, geniş normatif ve hatta temel hak ve hürriyetler yönünden geliştirmeci anlayışı destekleyecek şekilde İHAS ve eki protokollerinin güvence altına aldığı insan hak ve hürriyetlerini korumaya dönük kararlardır.</p>

<p><strong>Elbette bu düşüncelerden hangisi benimsenirse, ona göre <i>Yasak </i>başvurusu ile ilgili verilen kararlar ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır.</strong> Kanaatimizce her iki görüş de İHAM’ın yetki sınırlarını bağlı olduğu mevzuatın çok dışına taşırmayı hedeflemeyecek, fakat iç hukuktan gelen yargı kararlarının deyim yerinde ise <i>doyurucu </i>olmasını, yani İHAM’ın ihlal başvurularını incelerken ortaya koyduğu kriterlere ve buna göre sorduğu sorulara cevap verebilmesini isteyecektir.</p>

<p><strong>Somut başvuruda en büyük sorun;</strong> başvurucunun, 2011 ila 2014 yıllarına ait faaliyetlerinden dolayı suçlanmasıdır ki, bu konuda iç hukukta “halk tabakası” diyerek bir ayırıma gidildiği, 2013 yılının sonunun ve 2014 yılının başının o dönem Hizmet Hareketi veya Cemaat olarak bilinen FETÖ’nün gerçek amacının bilinmediği yönünde değerlendirildiği, fakat örgütün temsilcisi, deyim yerinde ise çalışanı veya hizmetlisi olarak değerlendirilen, örneğin iller arası tayine tabi tutulan, özel görevlendirilen, hatta bu maksatla sadece yurt içinde değil, yurt dışına da yollanan kişiler yönünden bir süre sınırının öngörülmediği, tarihe bakılmaksızın “konvansiyonel olmayan illegal yapı” olarak nitelendirilen FETÖ’nün ülkenin Anayasa ile kurulu düzenini yıkmaya yönelik gerçek ve nihai amacını bildiğinin ve bu amaç doğrultusunda hareket ettiğinin kabul edildiği, bunun da iç hukukta yargı kararları ile içtihada dönüştüğü, “Büyük Bölge Talebe Mesulü” olarak nitelendirilen başvurucunun bu özelliği tespit edildikten sonra, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.30/1 kapsamında esaslı hataya düştüğünün kabul edilemeyeceği, dolayısıyla kod adı kullanmasının, sorumlu olduğu yerin ve bunu destekleyen delillerin mahkumiyeti için yeterli görüldüğü, bu kanaatin İHAM İkinci Daire tarafından eleştirilmediği, “makul ölçüde öngörülebilir bir yargısal yorum” sayıldığı, fakat İHAM Büyük Dairenin bu yoruma katılmadığı ve başvurucunun kastı yönünden yapılan değerlendirmeyi ve kabulü yeterli görmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Bu açıklamalardan sonra, İHAM’ın yargı yetkisinin sınırı yönünden yetki tartışması ile ilgili iki görüşü ortaya koymak isteriz:</strong></p>

<p><strong>Birincisi;</strong> İHAM’ın “kanunilik” ilkesini güvence altına alan İHAS m.7 yönünden genişletilmiş yetkisi, İHAS veya eki protokoller ile İHAM’ın İç Tüzüğüne dayandırılabilir ki, esasen bu düzenlemelerde İHAS m.7/1’i bu derece geniş anlamaya elverişli bir hüküm de bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>İkincisi;</strong> İHAM’ın bu yetkisi, İHAM mevzuatında değil, başvurucuların temel hak ve hürriyetlerini koruma ve daha fazla güvence altına alma endişesinden kaynaklanan bir yorum meselesi olarak görülebilir ki, elbette bu yorumun iç hukukla çatışan yönleri üye ülkeleri kızdıracağı halde, tersi yönde uyumlu yapılan yorumlar da üye ülkelerin iç hukukları bakımından sevindirici karşılanacaktır.</p>

<p>Bu yönüyle, <i>Yasak </i>başvurusunda İHAM İkinci Dairenin oybirliğiyle verdiği ihlalin olmadığına dair karar, üye ülke olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bakımından memnuniyetle karşılanırken; başvurucunun ihlal başvurusunu oy çokluğuyla da olsa kabul eden ve başvurucunun kastına ilişkin denetimi “kanunilik” ilkesi kapsamında yapmak suretiyle ihlal kararı veren Büyük Dairenin bu kararı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından memnuniyetle karşılanmadığı gibi, İHAM’ın yargı yetkisini aştığı, iç hukuka müdahale ettiği ve mahkemenin gerekçesini denetleyerek, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı tartışmasına girdiği yönlerinden eleştirilerini de beraberinde getirmiştir.</p>

<p>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi suçun unsurlarını, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6 ve m.7 kapsamında değerlendirebilir, <i>açık keyfilik</i> veya <i>bariz takdir hatası</i> varsa delil değerlendirmesine girebilir, <strong>fakat suçun unsurlarından failin kastını derece veya kanun yolu mahkemesi yerine geçip inceleyemeyeceği gibi, bu değerlendirmeyi “kanunilik” ilkesini güvence altına alan 7. madde kapsamında değil, adil/dürüst yargılanma hakkını koruyan 6. madde çerçevesinde değerlendirebilir.</strong></p>

<p><strong>Bu eleştiriye karşı;</strong> İHAM’ın, ilk derece mahkemesi veya kanun yolu mercii yerine geçmek suretiyle failin, yani başvurucunun kastını inceleyip değerlendirmediği, sadece başvurucunun başvurusu ile sınırlı olmak üzere somut olayda failin suç işleme kastına ilişkin yapılan tespitin adil/dürüst yargılanma hakkının dışına taşan ve “kanunilik” ilkesi kapsamında ister istemez fiili suç sayan madde metninde yer alan kastın oluşup oluşmadığına baktığı düşüncesi ileri sürülebilir.</p>

<p><strong>Bu düşünceye katılmak şöyle mümkün değildir;</strong> gerek İHAS m.6’nın ve gerekse m.7’nin İHAM’a nasıl bir yargılama yetkisi verdiği ve dolayısıyla başvuruyu nasıl inceleyebileceğine dair sınırları çizdiği, bu sınırlar içinde adil/dürüst yargılanma hakkının öngördüğü usuli güvenceler ile “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin koruma altına alındığı, fakat bu korumanın açık keyfilik veya bariz takdir hatası derecesine varmadığı durumda, ki bunlar iç hukukta Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularda dikkate aldığı istisnai değerlendirme metotları olup, bugüne kadar da İHAM tarafından da pek tercih edilmemiş olmakla birlikte, başvurucu Yasak’ın başvurusuna konu olayda Ceza Kanununa uygun düşecek şekilde kastının olup olmadığını inceleme yetkisinin m.7’nin lafzının ve hatta ruhunun kapsamına girdiği de söylenemez.</p>

<p><strong>Neticede; </strong>iç hukukta düzenlenen bir ceza hükmü olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.314/2 karşımızdadır, yine İHAM’ın inceleme sınırlarının dışında kalsa da kritik etme bakımından bu ceza hükmünün m.7’ye uygunluğu veya suça konu olayın m.7’ye uygun düşüp düşmediği “kanunilik” ilkesi kapsamında İHAM’ın inceleme yetkisine gireceği söylenebilirse de, bunun somut olayda iç hukukta kast derecesinde kusuru tespit edilmiş başvurucunun, ceza hükmüne uygun suç işleme kastına sahip olup olmadığını değerlendirebilme yetkisinin Anayasa Mahkemesi’nde veya İHAM’da olduğunu söylemek pek mümkün değildir.</p>

<p><strong>Örneğin;</strong> iç hukukta öyle bir ceza hükmü kabul edilir ki, bu hüküm bireyler bakımından açık ve öngörülebilir olmazsa, yani suçun ve cezanın ne olduğu, neyin yasak, neyin serbest olduğu ve cezasının ne olduğu anlaşılmazsa veya iç hukukta veya suça konu fiilin, hakaret veya aşağılama fiillerini suç sayan ceza hükümlerinin kapsamına girdiği söylenmekle birlikte, somut olayda fiil, Ceza Hukukunda yasak olan kıyas veya kıyasa varan genişletici yorum yoluyla suç sayılırsa; İHAM, ya iç hukukta kanun değişikliği yapılması gerektiğini belirterek, “kanunilik” ilkesi yönünden eleştirisini ortaya koyar ya da suça konu fiilin kanuni tanıma uymadığından bahisle, m.7’nin ihlal edildiği sonucuna varabilir.</p>

<p><strong>Büyük Dairenin ihlal kararına muhalif kalan üye hakim </strong><strong>Una Ní Raifeartaigh’e göre; </strong>İHAM, bugüne kadar başvurucunun fail olarak kusurluluğunu ve suç işleme kastını değerlendirmemiştir. “Kanunilik” ilkesini düzenleyen ve iç hukukta “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin bir karşılığı olan İHAS m.7 ile ancak adil/dürüst yargılanma hakkının kapsamında değerlendirilebilecek ve suçun manevi unsurunun içinde yer alan “kusur” ve “kast” kavramlarının bir ilgisi bulunmamaktadır. Bir fiili suç sayan kanunun yeterli açıklığa ve öngörülebilirliğe sahip olmaması veya Ceza Kanunu suçun ve cezanın tanımı bakımından yeterli açıklığa ve öngörülebilirliğe sahip olmakla birlikte, ceza muhakemesine konu edilen fiilin tipe uygunluk yönünden Ceza Kanunu ile ilgisinin bulunmaması halinde, ortada ceza kanunundan veya yargılamaya konu fiilden kaynaklanan “kanunilik” ilkesi sorunu vardır ki, bu ihlal “kanunilik” ilkesini güvence altına alan İHAS m.7/1 kapsamında incelenebilmelidir.</p>

<p><strong>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Dairenin; </strong><i>Yasak </i>kararında, başvurucunun işlediği terör örgütü üyeliği suçu ile ilgili kastının olup olmadığına dair değerlendirmesi hatalıdır. Esasen; suçun unsurlarından olan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi ile bu ilkenin uluslararası alanda güvencesini teşkil eden “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının, suçun sübjektif unsuru olan ve “manevi unsur” olarak da adlandırılan kastın varlığı ve yokluğunun incelenmesi ve bu yönden başvurucunun hakkının ihlal edilip edilmediği ile bir ilgisi bulunmamaktadır.</p>

<p>İHAS’ın “Adil/dürüst yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesi, bir bütünde sanığın davasının görülmesine ilişkin asgari usuli güvenceleri ortaya koymaktadır.</p>

<p>İHAS m.6/1’de; bağımsız ve tarafsız mahkeme, aleni olacak şekilde ve makul sürede duruşma yapılması güvenceleri ile kapalı duruşma istisnalarına,</p>

<p>İHAS m.6/2’de, suçsuzluk/masumiyet karinesine,</p>

<p>İHAS m.6/3’de; bir suçla itham edilen sanığın asgari düzeyde suçlamayı öğrenme, savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma, avukatın hukuki yardımından yararlanma, tanıklara soru sorma ve mahkemenin kullandığı dili anlamadığı takdirde tercüman yardımından ücretsiz yararlanma hakkının güvence altına alınmasına,</p>

<p>Yer verildiği görülmektedir.</p>

<p>“Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı İHAS m.7’de ise; hiç kimsenin, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukukta suç oluşturmayan bir fiilden cezalandırılamayacağı ve suçun işlendiği sırada yürürlükte olan cezayla cezalandırılamayacağı belirtilmektedir. Esasen bu hükümde “kanun” ibaresi yer almaz, ancak iç hukukların tümünde, temel hak ve hürriyetler ile çok yakından ilgili olan, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını kısıtlayan suçların ve cezaların ancak kanunla koyulabilmesi kabul edilmiş ve bu konuda yürütme organı ile idareye yetki verilmemiştir.</p>

<p><strong>Bunun sebebi;</strong> bireylerin önceden neyin yasak, neyin serbest olduğunu ve keyfi şekilde temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmayacağını bilmesi gerektiği ve bu bilmenin de öngörülebilir kanun hükümlerine dayanması gerektiğidir ki, İHAS m.7/1’in güvence altına aldığı da bunlardan ibarettir. İHAS m.7’yi genişleterek, suçun unsurlarından manevi unsura ve kusura sirayet ettirmek doğru bir yaklaşım olmadığı gibi, İHAM’ın yargı görevi alanına da girmemektedir. İHAM; m.6 kapsamında adil/dürüst yargılanma hakkına ve m.7 kapsamında da Ceza Kanununun suç ve ceza tanımı yönü ile açıklığına ve öngörülebilirliğine, ceza yargılamasına konu fiilin ceza kanununda yapılan tanıma uygun düşüp düşmediğine ve bu yönlerden hak ihlaline yol açılıp açılmadığına bakabilir.</p>

<p>Bir ceza davasında başvurucunun kanuni tanımda yer alan suçun manevi unsurundan olan kast veya kanun koyucunun açıkça aradığı durumda taksir derecesinde sübjektif kusurunun olup olmadığının incelenmesi, elbette derece mahkemeleri ile bu mahkemelerin kararlarının hukukilik denetimini yapan kanun yolu mahkemelerine aittir. <strong>İHAM bunlardan birisi midir?</strong> İHAM tartışmasız bir şekilde “yargı birliği” ilkesinin dış istisnalarından olup, istinaf veya temyiz mahkemeleri gibi hareket edemeyecektir; yani İHAM, bir “süper temyiz mahkemesi” olarak görev yapamayacaktır. İHAM; iç hukukta verilen mahkeme kararlarına saygı duyar ki, bu saygıdan dolayı maddi vaka, suçun unsurları ve sübut yönünden çok sınırlı denetimlere girer ve bunları da daha ziyade “yargılama koşulları” dediğimiz usuli güvencelerle sınırlı tutar.</p>

<p>İç hukukta tanımı yapılmış bir suçun ve cezasının varlığı ve yokluğu ile incelemeye konu somut olayın ceza kanunun tanımına uygunluğu “kanunilik” ilkesi bakımından denetlenebilir olsa da; bu denetim yoluyla, başvurucunun somut olayda suç işleme kastına sahip olup olmadığına dair denetimin yapılmasını kapsamaz.</p>

<p>Aksi kabul “aşkın yargı yetkisi” içinde kabul edilecek olup İHAM’ı; kendisine iç hukukta yer edinen, insan hak ve hürriyetlerinin ihlallerinin ötesinde, somut olay ve maddi hakikat değerlendirmesi yapan bir konuma taşır.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> 1959 yılından bu tarafa, üye ülkelerin iç hukuklarında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile eki protokollerde güvence altına alınmış insan hak ve hürriyetlerine yönelik ihlallere karşı yapılan bireysel başvuruların denetimini yapmakla görevli, bu nedenle de İHAS ve eki olan protokollerle bağlı olan İHAM; kanaatimizce kendisini önce İHAS m.7’nin güvence altına aldığı “kanunilik” ilkesi ile bağlı görmeli, yargı yetkisi konusunda sınırlarını aşmamalı, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin görev ve yetkilerini gösteren normların çizdiği sınırların da dışına çıkmamalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ihamin-yasakturkiye-karari-degerlendirmesi-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] </span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ihamin-yasakturkiye-karari-degerlendirmesi-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/ihamin-yasakturkiye-karari-degerlendirmesi-ersan-sen</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> “Suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin ihlal edildiği yönündeki karar 11’e karşı 6 oyla, kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönündeki karar ise 9’a karşı 8 oyla alınmıştır.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iham-buyuk-dairenin-yasak-karari-ve-kanunilik-ilkesinin-siniri-1</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/aihm-kl.jpeg" type="image/jpeg" length="54817"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AKARYAKIT PİYASASINDA DİKEY ANLAŞMALAR VE BAYİLERİN HUKUKİ KADERİ: İNTİFA HAKLARINDAN DENKLEŞTİRME İSTEMİNE STRATEJİK BİR BAKIŞ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/akaryakit-piyasasinda-dikey-anlasmalar-ve-bayilerin-hukuki-kaderi-intifa-haklarindan-denklestirme-istemine-stratejik-bir-bakis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/akaryakit-piyasasinda-dikey-anlasmalar-ve-bayilerin-hukuki-kaderi-intifa-haklarindan-denklestirme-istemine-stratejik-bir-bakis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye akaryakıt sektörü, mülkiyet hakları ile ticari yükümlülüklerin iç içe geçtiği, <strong>5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu</strong> ve <strong>4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (RKHK)</strong> tarafından disipline edilen oldukça karmaşık bir hukuki zeminde faaliyet göstermektedir. Sektörde uzun süredir devam eden ve "tek satıcılık tuzakları" olarak nitelendirilen uygulamalar, bayilerin ticari özgürlüklerini kısıtlarken, beraberinde ciddi hukuki uyuşmazlıkları da getirmektedir. Bu makalede, bayilik ilişkisinin dikey anlaşmalar boyutu, süre sınırları, mülkiyet bağlantıları ve sözleşme sonrasındaki tazminat hakları güncel yargı pratikleri ışığında derinlemesine analiz edilmektedir.</p>

<p><strong>1. "Tek Anlaşma" Doktrini ve 5 Yıllık Süre Sınırı</strong></p>

<p>Akaryakıt bayilik sözleşmeleri, hukuk tekniği açısından sürekli bir borç ilişkisi doğuran "isimsiz çerçeve sözleşmeler" niteliğindedir. Bu sözleşmelerin en kritik unsuru olan "tek elden satın alma yükümlülüğü", RKHK madde 4 kapsamında rekabeti kısıtlayıcı bir dikey anlaşma olarak kabul edilir. <strong>2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği</strong> uyarınca, bu tür münhasır tedarik anlaşmaları kural olarak <strong>5 yıl</strong> ile sınırlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada dağıtım şirketleri, bu 5 yıllık sınırı aşmak için bayilik sözleşmesini tapuya şerh edilen 15-20 yıllık <strong>intifa veya kira hakları</strong> ile desteklemektedir. Ancak Yargıtay ve Rekabet Kurulu içtihatlarıyla sabit olan <strong>"Tek Anlaşma Doktrini"</strong> uyarınca; bayilik sözleşmesi, intifa hakkı, kredi sözleşmesi ve ekipman protokolleri hukuki bir bütün olarak kabul edilir. Eğer bu paket anlaşmanın toplam etkisi bayiyi 5 yıldan fazla süreyle aynı dağıtıcıya bağlıyorsa, 5 yılı aşan süreler <strong>RKHK madde 56 uyarınca kesin hükümsüzdür</strong>. Rekabet hukuku, "biçimin ötesine geçerek öze bakma" (substance over form) ilkesiyle bu yapıları tek bir dikey anlaşma saymaktadır.</p>

<p><strong>2. Mülkiyet Bağlantısı ve "Organik Bağ" Riski</strong></p>

<p>2002/2 sayılı Tebliğ’in 5/a maddesi, tesis mülkiyetinin sağlayıcıya (dağıtıcıya) ait olduğu hallerde 5 yıllık sınırın uygulanmayabileceğini öngörür. Ancak bu istisna bayiler için bir "mülkiyet tuzağına" dönüşmemelidir. Eğer taşınmazın mülkiyeti bayiye aitse veya taşınmaz maliki ile bayi arasında akrabalık ya da ortaklık gibi bir <strong>organik bağ</strong> varsa, "üçüncü kişiden kiralama" istisnası geçersiz sayılmakta ve 5 yıl kuralı katı şekilde uygulanmaktadır. Danıştay ve idare mahkemeleri, malik ile bayi arasındaki bu tür organik bağların varlığı halinde 5 yılı aşan rekabet yasaklarını geçersiz kılan kararlar vermektedir. Bu durumlarda mahkemeler, 5 yılı aşan intifa haklarının terkinine karar vererek bayinin başka bir dağıtıcı ile anlaşma özgürlüğünü korumaktadır.</p>

<p><strong>3. Sözleşmenin Sona Ermesi: Yatırımların İadesi ve Sebepsiz Zenginleşme</strong></p>

<p>Sözleşmenin rekabet hukuku nedeniyle 5. yılın sonunda sona ermesi, bayiler için beklenmedik mali yükler doğurabilmektedir. Dağıtım şirketleri, istasyona yaptıkları kanopi, tank, otomasyon gibi demirbaş yatırımlarının ve peşin ödenen intifa bedellerinin, amorti edilmeyen bakiye süreye oranla iadesini <strong>"sebepsiz zenginleşme"</strong> veya <strong>"kıstelyevm"</strong> (kalan süreye oran) usulüyle talep edebilmektedir.</p>

<p>Bu noktada bayilerin, yeni bir dağıtıcı ile anlaşmadan önce mevcut yatırımların tasfiye maliyetini profesyonelce analiz etmesi elzemdir. Yargıtay kararları da 15 yıllık sözleşmelerin 5. yılda rekabet hukuku gereği sonlanması halinde, kullanılmayan süreye isabet eden bedellerin iadesini zorunlu kılmaktadır. Ancak bayinin bir kusuru bulunmaması kaydıyla, elinde kalan stok malların sağlayıcı tarafından geri alınması dürüstlük kuralının bir gereğidir.</p>

<p><strong>4. Denkleştirme İstemi (Portföy Tazminatı): Bayinin Gizli Hakkı</strong></p>

<p><strong>Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 122. maddesi</strong> kapsamında düzenlenen denkleştirme istemi, kural olarak acenteler ve münhasır hakka sahip tek satıcılar için öngörülmüştür. Akaryakıt bayilerinin, dağıtıcının markasıyla yoğun bir bütünleşme içinde olması ve sözleşme sonunda yarattıkları müşteri çevresini dağıtıcıya devretmeleri sebebiyle, bu tazminattan yararlanıp yararlanamayacağı doktrinde tartışmalıdır.</p>

<p>Mevcut düzenleme (TTK m. 122/5) münhasır olmayan bayileri dışlasa da, bayinin yarattığı ekonomik değerin hakkaniyet gereği ödüllendirilmesi gerektiği yönündeki görüşler güçlenmektedir. Yargıtay'ın geçmişteki bazı kararları da, müşteri çevresini kaybeden ve ekonomik bakımdan güç durumda kalan satıcıların denkleştirme bedeli alabileceğine dair kıyas yollarını açık tutmuştur. Denkleştirme istemi hakkı, sözleşme sona erdikten itibaren <strong>bir yıl</strong> içinde ileri sürülmelidir ve bu haktan önceden vazgeçilemez.</p>

<p><strong>5. Tip Sözleşmeler ve Fiyat Müdahalesi Çıkmazı</strong></p>

<p>Akaryakıt bayilik sözleşmeleri, dağıtıcılar tarafından önceden hazırlanan <strong>"tip sözleşmeler"</strong> niteliğindedir. Bu sözleşmelerdeki ağır cezai şartlar ve bayinin fesih hakkını kısıtlayan hükümler, Türk Borçlar Kanunu kapsamında <strong>"Genel İşlem Koşulları"</strong> denetimine tabidir. Bayinin ekonomik mahvına sebep olacak seviyedeki aşırı cezai şartların hakim tarafından ahlaka aykırılık gerekçesiyle indirilmesi veya iptali mümkündür.</p>

<p>Ayrıca, dağıtıcıların bayilerin yeniden satış fiyatını belirlemesi (RPM), marka içi rekabeti yok eden ağır bir ihlaldir. Rekabet Kurulu, bayinin satış fiyatını belirleme serbestisini fiilen kısıtlayan dağıtıcılara karşı ağır yaptırımlar uygulamakta, bu tür müdahaleler sözleşmeyi grup muafiyeti kapsamı dışına çıkarmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç ve Stratejik Öneriler</strong></p>

<p>Akaryakıt bayiliği, sadece bir mal satımı değil, enerji mevzuatı ile rekabet hukukunun kesiştiği teknik bir uzmanlık alanıdır. Bayilerin hukuki güvenliğini sağlamak adına şu adımlar kritiktir:</p>

<p><strong>- Süre ve Paket Analizi:</strong> Bayilik ve intifa sözleşmelerinin başlangıç tarihleri "tek bir dikey anlaşma" olarak analiz edilmeli, 5 yılı aşan münhasırlık zincirleri hukuki yollarla kırılmalıdır.</p>

<p><strong>- Tazminat ve Tasfiye Planlaması:</strong> Sözleşme sonunda gündeme gelecek yatırım iadeleri (sebepsiz zenginleşme) önceden hesaplanmalı ve yeni dağıtıcı ile yapılacak pazarlıklarda bu maliyetler dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>- Denkleştirme Potansiyeli:</strong> Sözleşme sonunda devredilen müşteri portföyü için hakkaniyet temelinde denkleştirme istemi talep etme hakkı saklı tutulmalıdır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki; 4054 sayılı Kanun'un emredici hükümleri, bayinin ticari özgürlüğünü korumak adına imzalanan kağıtların ötesine geçme gücüne sahiptir. Hak kayıplarını önlemek için dikey ilişkinin her aşamasında uzman bir hukuk danışmanlığı stratejik bir zorunluluktur.</p>

<p><img alt="Fatma Tokat" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="206"></p>

<p><strong>Av. Fatma TOKAT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/akaryakit-piyasasinda-dikey-anlasmalar-ve-bayilerin-hukuki-kaderi-intifa-haklarindan-denklestirme-istemine-stratejik-bir-bakis</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="14126"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92705"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15862"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61424"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24976"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="60750"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="88707"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="72886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="66705"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="59255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="70246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="34815"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="70913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="27337"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="61918"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
