<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 05 Sep 2026 02:50:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[VERGİ BORCU NEDENİYLE GEÇİCİ TEMİNATIN İRAT KAYDEDİLMESİ 4734 SAYILI KANUN’UN 10. MADDESİNİN YENİDEN OKUNMASI GEREĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-borcu-nedeniyle-gecici-teminatin-irat-kaydedilmesi-4734-sayili-kanunun-10-maddesinin-yeniden-okunmasi-geregi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-borcu-nedeniyle-gecici-teminatin-irat-kaydedilmesi-4734-sayili-kanunun-10-maddesinin-yeniden-okunmasi-geregi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Kamu ihale hukukunda isteklilerin vergi borcu bulunup bulunmadığı, yalnızca mali yeterlik meselesi değildir. Vergi borcu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu bakımından ihaleye katılma ehliyetini etkileyen bir yeterlik kriteri olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Ne var ki uygulamada uzun süre, <strong>“ihale tarihinde kesinleşmiş vergi borcu bulunduğunun tespit edilmesi = teklifin değerlendirme dışı bırakılması = geçici teminatın gelir kaydedilmesi”</strong> şeklinde otomatik bir denklem kurulmuştur.</p>

<p>Kanaatimizce sorun tam da bu noktadadır.</p>

<p>Çünkü 4734 sayılı Kanun'un 10. maddesi dikkatle incelendiğinde, kanun koyucunun <strong>vergi borcunun bulunmasını</strong> ayrı, <strong>gerçeğe aykırı taahhütte bulunulmasını veya taahhüt edilen durumun tevsik edilememesini</strong> ayrı hukuki sebepler olarak düzenlediği görülmektedir.</p>

<p>Bu iki farklı hukuki durumun aynı yaptırım alanında değerlendirilmesi; kanunilik, ölçülülük, hukuki güvenlik, eşitlik ve kamu ihalelerinde rekabet ilkeleri bakımından ciddi sorunlar doğurmaktadır.</p>

<p>Daha önemlisi, 2026 yılında Kamu İhale Kurulu tarafından alınan 2026/DK.D-70 sayılı karar ile vergi borcu sorgulamasında isteklilere makul süre verilmesi esasının kabul edilmiş olması, uygulamanın önceki katı anlayışının sürdürülebilir olmadığını açıkça göstermektedir.</p>

<p><strong>I. 4734 Sayılı Kanun'un 10. Maddesi Gerçekte Ne Söylüyor?</strong></p>

<p>4734 sayılı Kanun'un 10. maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendinde, <strong>“Türkiye'nin veya kendi ülkesinin mevzuat hükümleri uyarınca kesinleşmiş vergi borcu olan”</strong> isteklilerin ihale dışı bırakılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Buradaki hukuki sonuç açıktır:</p>

<p>Kesinleşmiş vergi borcu bulunan kişi veya şirket, ihaleye katılım bakımından öngörülen yeterlik koşulunu taşımamaktadır.</p>

<p>Ancak buradan doğrudan;</p>

<p>“Vergi borcu varsa, hiçbir başka değerlendirme yapılmaksızın geçici teminat irat kaydedilir.”</p>

<p>sonucuna ulaşmak mümkün değildir.</p>

<p>Çünkü aynı maddenin devamında geçici teminatın gelir kaydedilmesine ilişkin ayrıca bir düzenleme bulunmaktadır.</p>

<p>Kanun;</p>

<p>10. madde kapsamında istenen bilgi ve belgelerin taahhütname olarak sunulması, gerçeğe aykırı hususlar içeren taahhütname verilmesi veya ihale üzerinde kalan isteklinin taahhüt ettiği durumu tevsik eden belgeleri sözleşme imzalanmadan önce sunmaması</p>

<p>hâlinde, ihale dışı bırakma yanında geçici teminatın gelir kaydedileceğini düzenlemektedir.</p>

<p>Burada çok önemli bir ayrım bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Birinci durum:</strong></p>

<p>İsteklinin gerçekten kesinleşmiş vergi borcu vardır.</p>

<p><strong>İkinci durum:</strong></p>

<p>İstekli, vergi borcu bulunmadığını taahhüt etmiş; ancak bu taahhüdün gerçeğe aykırı olduğu veya taahhüt edilen durumun süresinde tevsik edilmediği ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Bu iki durumun birbirinden ayrılması gerekir.</p>

<p><strong>II. İhale Dışı Bırakılma ile Teminatın İrat Kaydedilmesi Aynı Hukuki Sonuç Değildir</strong></p>

<p>Kamu ihale hukukunun temel meselelerinden biri, yaptırımların kanunda öngörülen hukuki sebebe bağlı olarak uygulanmasıdır.</p>

<p><strong>İhale dışı bırakılmak</strong>, isteklinin ihale yeterlik koşullarını taşımadığının kabul edilmesidir.</p>

<p><strong>Geçici teminatın gelir kaydedilmesi</strong> ise bunun ötesinde, isteklinin vermiş olduğu teminat üzerinde idarenin hak sahibi olmasına yol açan ağır bir mali sonuçtur.</p>

<p>Dolayısıyla ikinci yaptırımın uygulanabilmesi için yalnızca isteklinin ihale şartını taşımaması yeterli kabul edilmemelidir.</p>

<p>Aksi yorum, Kanun'un 10. maddesinin farklı fıkra ve bentlerinde yer alan hukuki sonuçların birbirine karıştırılması sonucunu doğurur.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:</p>

<p><strong>Her geçici teminatın gelir kaydedilmesi hâlinde ihale dışı bırakma söz konusu olabilir; ancak her ihale dışı bırakılma hâlinde geçici teminatın gelir kaydedilmesi gerektiği sonucu kendiliğinden çıkmaz.</strong></p>

<p>Bu ayrım, kamu ihale hukukunda yaptırım hukukunun en önemli meselelerinden biridir.</p>

<p><strong>III. “Vergi Borcu Vardır” Tespiti ile “Gerçeğe Aykırı Taahhüt” Aynı Şey Değildir</strong></p>

<p>Özellikle elektronik ihale sistemlerinde vergi borcunun tespit edilmesi, çoğu zaman EKAP üzerinden gerçekleştirilen sorgulamalara dayanmaktadır.</p>

<p>Ancak elektronik sistemde görünen kayıt ile hukuken kesinleşmiş ve ihale tarihi itibarıyla mevcut olan borcun aynı kavramlar olduğu varsayılamaz.</p>

<p>Bir isteklinin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>borcu bulunmadığı hâlde sistemde borç görünmesi,</li>
 <li>borcun ihale tarihi itibarıyla kesinleşmemiş olması,</li>
 <li>borcun ihale tarihinden önce ödenmiş olması,</li>
 <li>teknik veya entegrasyon kaynaklı yanlış kayıt oluşması,</li>
 <li>borcun niteliğinin veya tutarının mevzuatta öngörülen kapsam dışında kalması,</li>
</ul>

<p>gibi durumlar birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Dolayısıyla idarenin yalnızca elektronik sistemde görünen bir kayıt üzerinden, isteklinin teminatına doğrudan el koyması; <strong>maddi gerçeğin araştırılması yükümlülüğü</strong> ile bağdaşmayabilir.</p>

<p>Nitekim Danıştay 13. Dairesinin 2026 yılında verdiği yürütmenin durdurulması kararlarında, EKAP üzerinden yapılan sorgulamanın her durumda doğru sonuç vermeyebileceğine ve isteklilerin farklı muameleye tabi tutulmasının 4734 sayılı Kanun'un temel ilkeleri bakımından sorun yaratabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır.</p>

<p>Bu kararlar, konunun yalnızca teknik bir EKAP meselesi olmadığını; <strong>hukuki güvenlik ve eşit işlem ilkeleri</strong> bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>IV. 2026 Yılında Kamu İhale Kurulu'nun Yaklaşımı Değişmiştir</strong></p>

<p>Konunun geldiği noktayı anlamak bakımından 27.02.2026 tarihli ve 2026/DK.D-70 sayılı Kamu İhale Kurulu Kararı son derece önemlidir.</p>

<p>Kurul, 02.03.2026 ve sonrasında ilan veya duyurusu yapılan ihaleler bakımından, EKAP üzerinden yapılan sorgulamada vergi veya sosyal güvenlik prim borcu bulunduğu görülen isteklilere <strong>iki iş gününden az olmamak üzere makul süre verilmesini</strong> öngörmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daha da önemlisi, verilen süre içinde isteklinin <strong>ihale tarihi itibarıyla borcu bulunmadığını doğrulanabilir belgeyle ortaya koyması hâlinde</strong>, teklifin geçerli kabul edilerek ihale işlemlerine devam edilmesi öngörülmüştür.</p>

<p>Bu düzenleme, çok önemli bir hukuki anlayış değişikliğine işaret etmektedir:</p>

<p><strong>İhale tarihinde gerçekten vergi borcu bulunup bulunmadığı ile sistemde borç kaydının görülmesi aynı şey değildir.</strong></p>

<p>Dolayısıyla idarenin ilk elektronik sorgulamayı nihai ve tartışmasız bir hukuki gerçeklik olarak kabul etmesi yerine, isteklinin maddi gerçeği ortaya koymasına imkân tanıması gerekmektedir.</p>

<p><strong>V. Danıştay Kararlarının Ortaya Koyduğu Temel İlke</strong></p>

<p>Kamu İhale Kurulu'nun 2026 tarihli açıklamasından da görüldüğü üzere, Danıştay 13. Dairesi 2025/DK.D-293 sayılı Kurul düzenlemesi hakkında yürütmenin durdurulması kararları vermiştir. Bunun üzerine Kurul 2026/DK.D-69 sayılı kararıyla önceki düzenlemeleri iptal etmiş ve yeni bir sistem oluşturmuştur.</p>

<p>Buradaki hukuki yaklaşım son derece değerlidir.</p>

<p>Çünkü kamu ihale hukukunda şekli bir belgenin veya elektronik sorgunun, <strong>maddi gerçeğin önüne geçirilmesi</strong> kabul edilemez.</p>

<p>İhale tarihi itibarıyla gerçekte borcu olmayan bir isteklinin, yalnızca sistemdeki teknik veya güncel olmayan bir kayıt nedeniyle;</p>

<p>1. ihale dışı bırakılması,</p>

<p>2. teklifinin değerlendirme dışı bırakılması,</p>

<p>3. geçici teminatının gelir kaydedilmesi,</p>

<p>sonuçlarıyla karşılaşması, yaptırımın amacı ile sonucu arasında ciddi bir orantısızlık yaratabilir.</p>

<p><strong>VI. Teminatın İrat Kaydedilmesi Bir “Otomatik Sonuç” Olarak Görülemez</strong></p>

<p>Burada temel soru şudur:</p>

<p><strong>Kanun koyucu neden geçici teminatı düzenlemiştir?</strong></p>

<p>Geçici teminatın amacı, isteklinin teklifine bağlılığını ve ihale sürecindeki yükümlülüklerine uygun davranmasını güvence altına almaktır.</p>

<p>Bu nedenle geçici teminatın gelir kaydedilmesi, yalnızca “istekli yeterli değildir” düşüncesinin mali sonucu olarak değerlendirilemez.</p>

<p>Teminat yaptırımının uygulanabilmesi için, kanunun teminatın gelir kaydedilmesini bağladığı hukuki şartların gerçekleşmiş olması gerekir.</p>

<p>Aksi hâlde;</p>

<p>“İhale dışı bırakıldın, o hâlde teminatın da gelir kaydedilir.”</p>

<p>şeklindeki yaklaşım, yaptırımın hukuki sebebini sonuçtan çıkarmaya çalışan bir yorum hâline gelir.</p>

<p>Oysa idari yaptırımlarda temel ilke şudur:</p>

<p><strong>Yaptırım, kanunda açıkça öngörülen hukuki sebebe dayanmalıdır.</strong></p>

<p><strong>VII. Kanun'un Lafzı Kadar Sistematiği de Önemlidir</strong></p>

<p>4734 sayılı Kanun'un 10. maddesini yalnızca tek bir cümle üzerinden okumak doğru değildir.</p>

<p>Maddenin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>yeterlik şartlarını,</li>
 <li>ihale dışı bırakılma hâllerini,</li>
 <li>taahhütname mekanizmasını,</li>
 <li>belge sunma yükümlülüğünü,</li>
 <li>gerçeğe aykırı beyanı,</li>
 <li>geçici teminatın gelir kaydedilmesini</li>
</ul>

<p>bir bütün olarak düzenlediği görülmektedir.</p>

<p>Bu sistematik yapı dikkate alındığında, kanun koyucunun <strong>her yeterlik eksikliğini aynı yaptırıma bağlamadığı</strong> anlaşılmaktadır.</p>

<p>Örneğin 10. madde kapsamında istenen bilgi ve belgelerin gerçeğe aykırı taahhüt edilmesi özel olarak düzenlenmiş ve bu durumda geçici teminatın gelir kaydedilmesi ayrıca öngörülmüştür.</p>

<p>Dolayısıyla vergi borcunun bulunması ile gerçeğe aykırı taahhüt verilmesi arasında hukuki bağ kurulmadan, ikinci yaptırımın otomatik olarak uygulanması kanunun sistematiğini zayıflatmaktadır.</p>

<p><strong>VIII. Kamu İhale Genel Tebliği Kanun'un Önüne Geçemez</strong></p>

<p>Uygulamada bu konudaki tartışmanın önemli bir bölümü Kamu İhale Genel Tebliği'nin 17.6.3 maddesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Anılan düzenlemede, vergi veya sosyal güvenlik prim borcu bulunması gibi durumlarda isteklinin ihale dışı bırakılarak geçici teminatının gelir kaydedileceği ifade edilmektedir.</p>

<p>Ancak burada normlar hiyerarşisi bakımından çok temel bir soru ortaya çıkar:</p>

<p><strong>Tebliğ, kanunun öngörmediği veya kanunda farklı şartlara bağladığı bir yaptırım alanını genişletebilir mi?</strong></p>

<p>Cevap olumsuz olmalıdır.</p>

<p>İdarenin düzenleyici işlemleri, kanunun uygulanmasını açıklayabilir; fakat kanunda bulunmayan yeni bir yaptırım sebebi yaratamaz.</p>

<p>Bu nedenle Tebliğ hükmü, 4734 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle birlikte ve kanunun sistematiğine uygun biçimde yorumlanmalıdır.</p>

<p><strong>IX. Ölçülülük İlkesi Açısından Sorun</strong></p>

<p>Geçici teminatın gelir kaydedilmesi, bazı ihalelerde son derece yüksek miktarlara ulaşabilen ciddi bir mali yaptırımdır.</p>

<p>Örneğin milyonlarca liralık tekliflerin bulunduğu bir ihalede, küçük tutarlı veya tartışmalı bir vergi borcu nedeniyle geçici teminatın bütünüyle gelir kaydedilmesi;</p>

<p><strong>elverişlilik, gereklilik ve orantılılık</strong> bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Vergi borcunun tahsili için zaten vergi hukukunda çok güçlü kamu hukuku araçları bulunmaktadır.</p>

<p>Devletin vergi alacağını güvence altına almak amacıyla ihale hukukundaki geçici teminat mekanizmasının ayrıca kullanılması, ancak kanunda açıkça ve ölçülü biçimde öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde kabul edilebilir.</p>

<p>Aksi yaklaşım, ihale hukukundaki teminatı vergi tahsilatının dolaylı aracına dönüştürme tehlikesi taşır.</p>

<p>Oysa geçici teminatın asli fonksiyonu vergi tahsil etmek değil, <strong>ihale sürecindeki teklif ve sözleşme yükümlülüklerini güvence altına almaktır.</strong></p>

<p><strong>X. Rekabet İlkesi Bakımından da Konu Yeniden Düşünülmelidir</strong></p>

<p>4734 sayılı Kanun'un temel ilkeleri arasında rekabet, eşit muamele, güvenirlik, gizlilik ve kamuoyu denetimi bulunmaktadır.</p>

<p>Vergi borcu konusunda otomatik ve şekli bir yaklaşımın benimsenmesi, özellikle elektronik sorgulama sistemlerinde ortaya çıkabilecek hatalar nedeniyle aynı durumdaki isteklilerin farklı sonuçlarla karşılaşmasına yol açabilir.</p>

<p>Bir isteklinin ihale tarihinde gerçekte borcu bulunmadığı hâlde sistemde borç görünmesi nedeniyle elenmesi, buna karşılık başka bir isteklinin doğru veri nedeniyle ihaleye devam etmesi;</p>

<p><strong>eşit muamele ilkesini</strong> doğrudan ilgilendirir.</p>

<p>Bu nedenle vergi borcu sorgulamasında maddi gerçeğin tespitine imkân veren usuli güvencelerin bulunması yalnızca isteklinin bireysel menfaatinin değil, <strong>ihale hukukunda rekabetin korunmasının da gereğidir.</strong></p>

<p><strong>XI. Yeni Sistem Eski Yaklaşımın Hukuken Sürdürülemeyeceğini Gösteriyor</strong></p>

<p>Burada özellikle vurgulanması gereken husus şudur:</p>

<p>Kamu İhale Kurulu'nun 2026/DK.D-70 sayılı kararı, vergi borcu bulunan herkesin artık ihaleye katılabileceği anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Aksine, ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş vergi borcu bulunan isteklinin yeterlik koşulunu taşımadığına ilişkin temel kural devam etmektedir.</p>

<p>Değişen şey <strong>tespit ve yaptırım usulüdür.</strong></p>

<p>Artık idarenin elektronik sorgulamada borç görmesi üzerine, isteklinin ihale tarihi itibarıyla gerçek durumunu ortaya koyabilmesine imkân verilmesi kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu ayrım son derece önemlidir.</p>

<p>Dolayısıyla bugün savunulması gereken tez:</p>

<p>“Vergi borcu ihale dışı bırakma sebebi değildir.”</p>

<p>değildir.</p>

<p>Daha doğru ve hukuken savunulabilir tez şudur:</p>

<p><strong>“Vergi borcunun bulunduğuna ilişkin bir elektronik sorgu sonucu, tek başına ve hiçbir maddi inceleme yapılmaksızın geçici teminatın gelir kaydedilmesinin otomatik hukuki sebebi olarak kabul edilemez.”</strong></p>

<p>Bu yaklaşım hem kanunun lafzına hem sistematiğine hem de 2026 yılında oluşan güncel Kurul ve yargı pratiğine daha uygundur.</p>

<p><strong>XII. Asıl Hukuki Problem: İki Farklı Yaptırımın Birbirine Karıştırılması</strong></p>

<p>Kanaatimizce uyuşmazlığın merkezinde şu ayrım bulunmaktadır:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Hukuki durum</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Temel sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>İhale tarihinde kesinleşmiş vergi borcu bulunması</p>
   </td>
   <td>
   <p>İhale dışı bırakılma</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Vergi borcu bulunmadığı yönünde gerçeğe aykırı taahhüt verilmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kanundaki şartların oluşması hâlinde teminatın gelir kaydedilmesi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sistem sorgusunda borç görünmesi ancak ihale tarihinde gerçekte borç bulunmaması</p>
   </td>
   <td>
   <p>Maddi durum araştırılmalı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Teknik/entegrasyon hatası nedeniyle borç görünmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Otomatik yaptırım uygulanmamalı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Borcun ihale tarihinden sonra doğması</p>
   </td>
   <td>
   <p>İhale tarihindeki yeterlik açısından ayrıca değerlendirilmelidir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Borcun ihale tarihinde bulunmadığının belgeyle ortaya konulması</p>
   </td>
   <td>
   <p>İsteklinin ihale dışı bırakılmaması gerekir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu tablo, meselenin özünü ortaya koymaktadır:</p>

<p><strong>Vergi borcu ile teminat yaptırımı arasında doğrudan ve koşulsuz bir otomatiklik kurmak hukuken problemli; somut olayın özelliklerini, ihale tarihindeki gerçek durumu ve isteklinin beyanını birlikte değerlendirmek ise hukuken daha isabetlidir.</strong></p>

<p><strong>XIII. Sonuç: “Vergi Borcu Varsa Teminat İrat Kaydedilir” Cümlesi Yeniden Sorgulanmalıdır</strong></p>

<p>Kamu ihale hukukunda uzun yıllar kullanılan;</p>

<p><strong>“Kesinleşmiş vergi borcu tespit edilirse istekli ihale dışı bırakılır ve geçici teminatı gelir kaydedilir.”</strong></p>

<p>şeklindeki kategorik yaklaşım, artık hukuki bakımdan yeniden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Çünkü;</p>

<p>1. 4734 sayılı Kanun'un 10. maddesi ihale dışı bırakılma ile teminatın gelir kaydedilmesini aynı hukuki sebebe bağlamamaktadır.</p>

<p>2. Kanun, gerçeğe aykırı taahhüt ve taahhüt edilen durumun tevsik edilmemesi hâllerini ayrıca düzenlemektedir.</p>

<p>3. Elektronik sorgu sonucu ile maddi hukuki durumun aynı şey olmadığı açıktır.</p>

<p>4. Danıştay 13. Dairesinin 2026 yılında verdiği kararlar, salt elektronik sorgu sonucuna dayalı otomatik yaptırım yaklaşımının hukuka uygunluğu konusunda ciddi soru işaretleri ortaya koymuştur.</p>

<p>5. Kamu İhale Kurulu'nun 27.02.2026 tarihli 2026/DK.D-70 sayılı kararı, isteklilere en az iki iş günü olmak üzere makul süre verilmesini kabul ederek maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik yeni bir usul benimsemiştir.</p>

<p>6. Geçici teminatın gelir kaydedilmesi, ağır bir mali sonuç doğurduğundan kanuni şartlarının dar ve öngörülebilir biçimde yorumlanması gerekir.</p>

<p>7. Kamu ihale hukukunun rekabet, eşit muamele, güvenilirlik ve ölçülülük ilkeleri, elektronik sistemde görülen her kaydın hiçbir araştırma yapılmadan kesin yaptırım sebebi kabul edilmesine engel teşkil etmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak kanaatimizce doğru hukuki yaklaşım;</p>

<p><strong>“Vergi borcu bulunan istekli ihale dışı bırakılır; ancak vergi borcunun varlığının tespiti ile geçici teminatın gelir kaydedilmesi arasında otomatik bir hukuki bağ kurulamaz. Teminatın gelir kaydedilebilmesi için 4734 sayılı Kanun'un açıkça öngördüğü teminat yaptırımının koşullarının ayrıca gerçekleştiğinin ortaya konulması gerekir.”</strong></p>

<p>şeklinde ifade edilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle <strong>“vergi borcu olması hâlinde geçici teminatın mutlaka irat kaydedileceği” yönündeki kategorik uygulama ve yorum, kanunun lafzı, sistematiği, yaptırım hukukunun temel ilkeleri, ölçülülük ilkesi ve güncel yargısal/idari gelişmeler ışığında yeniden ele alınmalıdır.</strong></p>

<p>Kamu ihale hukukunda artık mesele yalnızca <strong>“borç var mı?”</strong> sorusu değildir.</p>

<p>Asıl mesele;</p>

<p><strong>“Borç hangi tarihte vardı, kesinleşmiş miydi, elektronik kayıt maddi gerçeği yansıtıyor mu, istekliye açıklama ve tevsik imkânı tanındı mı ve teminatın gelir kaydedilmesi için kanunda öngörülen özel yaptırım şartları gerçekten gerçekleşti mi?”</strong></p>

<p>sorularının birlikte cevaplandırılmasıdır.</p>

<p>İşte hukuka uygun ihale denetimi, tam olarak bu ayrımın yapılmasıyla başlar.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Emrah GOLGİYAZ"><img alt="Av. Emrah GOLGİYAZ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Emrah GOLGİYAZ">Av. Emrah GOLGİYAZ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-borcu-nedeniyle-gecici-teminatin-irat-kaydedilmesi-4734-sayili-kanunun-10-maddesinin-yeniden-okunmasi-geregi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/sozlesmejasdfn.jpg" type="image/jpeg" length="10976"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 538)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no-538nde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no-538nde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 538)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 595), 05 Eylül 2026 Tarihli ve 33361 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 538)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SIRA NO: 595)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>31/5/2022 tarihli ve 31852 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 538)’nin 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “7. Elektronik ticarette vergi güvenliğini sağlamak amacıyla elektronik ortamda ticari faaliyette bulunan gerçek ya da tüzel kişi hizmet sağlayıcılara ve/veya başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına elektronik ticaret ortamını sağlayan gerçek ve tüzel kişi aracı hizmet sağlayıcılara ticari faaliyetlerine ilişkin bildirim verme yükümlülüğü getirmeye, bildirimin içerik, format, standart, verilme süresi ve yöntemini belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya, bildirim verme yükümlülüğünü iş hacmi, sektör, mükellef grupları, alış-satış tutarı, alım satıma konu mal ve hizmet türleri itibarıyla belirlemeye, başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına ilişkin bildirime konu bilgilerin aracı hizmet sağlayıcıları tarafından alınması zorunluluğunu getirmeye, bu bent kapsamındaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğü getirmeye ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye,” ibaresi “7. Elektronik ticarette ve internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın alım, satım, kiralama, ilan ve reklam gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla elektronik ortamda iktisadi ve ticari faaliyette bulunan gerçek ya da tüzel kişi hizmet sağlayıcılara, elektronik ticaret hizmet sağlayıcılara, başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına ortam sağlayan gerçek ve tüzel kişi aracı hizmet sağlayıcılara, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılara, erişim sağlayıcılara, içerik sağlayıcılara, yer sağlayıcılara ve sosyal ağ sağlayıcılara iktisadi ve ticari faaliyetlerine ilişkin bildirim verme yükümlülüğü getirmeye, bildirimin içerik, format, standart, verilme süresi ve yöntemini belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya, bildirim verme yükümlülüğünü iş hacmi, sektör, mükellef grupları, alış-satış tutarı, alım, satım, kiralama, ilan ve reklama konu mal ve hizmet türleri itibarıyla belirlemeye, başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına ilişkin bildirime konu bilgiler ile içerik sağlayıcılar tarafından üretilen ya da sağlanan bilgilerin aracı hizmet sağlayıcıları, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları, erişim sağlayıcılar, yer sağlayıcılar ve/veya sosyal ağ sağlayıcılar tarafından alınması zorunluluğunu getirmeye, bu bent kapsamındaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğü getirmeye ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye,” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Tebliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “sosyal ağ sağlayıcıları ile yer sağlayıcılar” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “bilgileri ile işyeri adres bilgilerini,” ibaresi “gibi mükellefiyet tespitine ilişkin bilgileri,” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın (ç) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş ve mevcut dördüncü fıkrasında yer alan “üçüncü” ibaresi “dördüncü” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“ç) Hizmet verilenler adına gerçekleştirilen taşınır, taşınmaz, mal ve hizmet satış/kiralama işlemlerine ilişkin ilan bilgilerini,”</p>

<p>“(2) Taşınır ve taşınmazlar ile mal ve hizmetlerin alınması, satılması veya kiralanmasının temin edilmesine yönelik olarak verilen ilanların yayımlanmasına imkân sağlayan yer sağlayıcılar ile sosyal ağ sağlayıcılar takvim yılının birer aylık süreleri içerisinde gerçekleştirmiş oldukları söz konusu işlemlere ilişkin olarak;</p>

<p>a) Verilen hizmetin sağlandığı internet adres veya adreslerini,</p>

<p>b) Hizmet verilen gerçek ya da tüzel kişilere ait ad soyad/unvan, TCKN/YKN/VKN gibi mükellefiyet tespitine ilişkin bilgileri,</p>

<p>c) Hizmet verilenler adına gerçekleştirilen taşınır, taşınmaz, mal ve hizmet satış/kiralama işlemlerine ilişkin ilan bilgilerini,</p>

<p>elektronik ortamda 5 inci maddede açıklanan yöntemle Başkanlık sistemlerine bildirmek zorundadır.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Tebliğin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no-538nde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligia.jpg" type="image/jpeg" length="66279"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Orman Yangınlarıyla Mücadele Çalışmaları Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/orman-yanginlariyla-mucadele-calismalari-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/orman-yanginlariyla-mucadele-calismalari-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Orman Yangınlarıyla Mücadele Çalışmaları Hakkında Yönetmelik, 05 Eylül 2026 Tarihli ve 33361 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Orman Genel Müdürlüğünden:</strong></p>

<p><strong>ORMAN YANGINLARIYLA MÜCADELE ÇALIŞMALARI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, orman yangınlarının önlenmesi, risklerinin azaltılması, yangınlara hazırlık, yangınların söndürülmesi, yangın sonrası rehabilitasyon ve iyileştirme süreçlerine yönelik çalışma esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik, orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi çalışmalarında görev alan Genel Müdürlük personeli, kamu kurum ve kuruluşları, özel hukuk tüzel kişileri ile gönüllüleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 69 uncu ve ek 5 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) AFAD: Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığını,</p>

<p>b) Afet grubu: Afet ve acil durumlarda, TAMP kapsamında ana çözüm ortağı ve destek çözüm ortaklarının yürüttükleri çalışmaların niteliğine göre oluşturulan grupları,</p>

<p>c) Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu: İllerde vali, ilçelerde kaymakam başkanlığında toplanan, afet ve acil durum hazırlıkları ile alınacak önlemleri belirleyen, kurumlar arası koordinasyonu sağlayan kurulu,</p>

<p>ç) Bakanlık: Tarım ve Orman Bakanlığını,</p>

<p>d) Cephe amiri: Büyük ya da büyüme eğilimindeki yangınların devam süresi içerisinde yangın amirine bağlı olarak çalışmak üzere görevlendirilen, sorumluluk alanındaki yangının söndürülmesi ile alakalı her türlü teknik ve idari tedbirlerin alınması ve uygulanmasıyla yükümlü olan orman mühendisini,</p>

<p>e) DHMİ: Devlet Hava Meydanları İşletmesini,</p>

<p>f) Genel Müdürlük: Orman Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>g) Gözlemci personel: Yangın söndürme çalışmalarına katılan orman idaresi dışındaki kurum ve kuruluşlar ile askeri birliklere ait hava araçları ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşları tarafından kiralanan yerli ve/veya yabancı tescilli hava araçları uçuş ekibi ile orman idaresi arasında koordinasyonu sağlayan personeli,</p>

<p>ğ) İaşe: Yangın söndürme çalışmalarına katılan görevliler ile gönüllülere orman yangınlarına müdahale çalışmalarının devam ettiği günlerde verilen yiyecek ve içecekleri,</p>

<p>h) İnsansız hava aracı (İHA) yönetim merkezi: Orman yangınlarının tespiti ve yönetimi amacıyla kullanılan insansız hava aracı platformlarının yönetildiği ve koordine edildiği merkezi,</p>

<p>ı) İzin alanları: 6831 sayılı Kanun uyarınca verilen her türlü izin ve irtifak hakkını,</p>

<p>i) Kişisel koruyucu donanım (KKD): 1/5/2019 tarihli ve 30761 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kişisel Koruyucu Donanım Yönetmeliğinde tanımlanan kişisel koruyucu donanımı,</p>

<p>j) Kolluk kuvvetleri: Orman Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilâtında, emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlamak için kanunların ve kanunlara dayanarak yetkili makamların verdiği görevleri yerine getiren personeli,</p>

<p>k) ORBİS: Orman Bilgi Sistemini,</p>

<p>l) Orman idaresi: Orman Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatını,</p>

<p>m) Orman yangını: Serbest yayılma eğiliminde olan ve ormanda yaşama birliği içinde bulunan canlı ve cansız bütün varlıkları yakarak zarar veren yanma olayını,</p>

<p>n) Orman yangınlarıyla mücadele gönüllüsü: Mesleği orman yangını söndürme işçiliği olmayan ve bu görevden dolayı maaş almayan, eğitim, beceri ve donanım olarak profesyonel yangın söndürme işçiliği imkân ve kabiliyetlerine sahip olan, Orman Genel Müdürlüğünce teorik ve uygulamalı eğitimleri verilmiş, sertifikalandırılmış, orman bilgi sistemine kaydı yapılmış, orman yangını çıktığında kendi meşguliyetini bırakıp, emir komuta zinciri içinde yangına müdahale eden ve yangın sonrası kendi meşguliyetine dönen 18 yaşını bitirmiş kişiyi,</p>

<p>o) SHGM: Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>ö) Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP): Ülkemizde yaşanabilecek her tür ve ölçekteki afet ve acil durumlara etkin müdahale için görev alacak bakanlık, kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve gerçek kişileri kapsayan entegre planlama yaklaşımı ve modüler yapısıyla afet sırasında operasyon risklerini en aza indirecek, afet grupları ve koordinasyon birimlerine ait rolleri ve sorumlulukları tanımlayan, afet öncesi ve sonrasındaki müdahale planlamasının temel unsurlarını belirleyen planı,</p>

<p>p) Ulusal Orman Yangınları Müdahale Planı: Orman yangınlarına müdahalenin planlama esasları, yangın organizasyon aşamaları, ulusal ve yerel müdahale organizasyonlarını belirleyen Ulusal Afet Müdahale Sistemine ve AFAD tarafından belirlenen formata uygun olarak Genel Müdürlükçe hazırlanan planı,</p>

<p>r) Yangın amiri: Yangının başlangıcından söndürülmesine kadar geçen süre içerisinde yangınla ilgili her türlü teknik ve idari tedbirleri almak ve uygulamakla yükümlü olan, orman yangınının meydana geldiği bölgenin orman işletme şefini, yangın mahalline gelmesi halinde yangın yönetimini sırası ile devralan işletme müdür yardımcısı ve orman işletme müdürü ile ihtiyaç halinde orman bölge müdürünün yangını yönetmek üzere görevlendireceği yangın konusunda deneyimli orman mühendisini,</p>

<p>s) Yangın Eylem Planı: Orman idaresince orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesine yönelik yıllık hazırlanan planı,</p>

<p>ş) Yangın gözetleme kulesi: Ormanların 7/24 esasına göre insanlı veya insansız olarak gözetlemesinin yapıldığı tesisleri,</p>

<p>t) Yangın Koordinasyonu Merkezi: Orman yangınlarıyla mücadele organizasyonunun yürütüldüğü, orman yangınlarının söndürülmesi çalışmalarında ulusal ve uluslararası diğer kurum ve kuruluşları ile orman idaresine bağlı birimler arasındaki koordinasyonun sağlandığı Orman Genel Müdürlüğü ve/veya Orman Bölge Müdürlüğünde oluşturulan birimi,</p>

<p>u) Yangın uzmanı: Yangınlara karşı etkili ve bilinçli müdahalelerin yapılabilmesi için özel eğitim almış orman personelini,</p>

<p>ü) Yangın Yönetim Planı: Orman İşletme Müdürlüğü tarafından hazırlanan veya hazırlatılan orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi çalışmalarını kapsayan planı,</p>

<p>v) Yangın Yönetim Sistemi: Orman yangınına ve yangınla mücadele unsurlarına ait verilerin kaydedilip muhafaza edildiği çevrimiçi hizmet sağlayan servisi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Önleyici Tedbirler</p>

<p><strong>Yangınların önlenmesinde kurum ve kuruluşlar ile vatandaşların sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Ormanların yangına dirençli hale getirilmesi, orman yangınlarına daha etkili müdahale edilebilmesi maksadı ile alınacak tedbirler ve yapılacak tesisler orman idaresince belirlenerek bir plan dahilinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) Orman alanlarında, 6831 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi, 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve 18 inci maddelerine dayalı verilen izin alanları ile 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununa göre tahsis edilen ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca yatırımcıya izin verilen alanlarda ilgili kurum ve kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişiler, taahhütnamelerinde belirtilen ya da orman idaresince ayrıca belirlenen orman yangınlarını önleyici tedbirleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>(3) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu çerçevesinde Özel Çevre Koruma Alanları ile 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamına giren orman alanlarında Orman Genel Müdürlüğünün önerileri doğrultusunda ilgili kurumlarca orman yangınlarını önleyici tedbirler alınarak tesisler inşa edilebilir.</p>

<p>(4) Millî Eğitim Bakanlığınca orman yangınlarının önlenmesi konusunda öğrencilere yönelik eğitim çalışmaları yapılır. Eğitici görevlendirilmesinin talep edilmesi halinde orman idaresi tarafından eğitici görevlendirilir.</p>

<p>(5) Hasat makinalarından kaynaklı yangınların önlenmesi maksadıyla makinelerin çalışmaları esnasında yanlarında yangın söndürme tüpleri, su tankeri benzeri önlemlerinin alınıp alınmadığı tarım ve orman il müdürlükleri ve kolluk kuvvetlerince denetlenir. Gerekli tedbirleri almayanların çalışmalarına müsaade edilmez.</p>

<p>(6) Orman idaresi, valilikler veya diğer kurumlarca orman yangınlarıyla mücadele çalışmalarında kullanılmak üzere muhtarlıklara verilen su tankerlerinin faal olması, dolu tutulması ve bunların mülki hudutlarında çıkan yangınlara ilk müdahale maksatlı sevkinden muhtar sorumludur.</p>

<p>(7) Tarım ve orman il müdürlüklerince tarla, bağ, bahçe, sera atıkları ile anız yakmanın zararları ve anız yangınlarının önlenmesi konusunda eğitim çalışmaları yapılır veya yaptırılır.</p>

<p>(8) Orman yangınlarının önlenmesine yönelik hedef kitlelerin eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları orman idaresince yapılır veya yaptırılır.</p>

<p>(9) Orman içi veya bitişiğindeki katı atık bertaraf tesisleri ve çöp dökülen alanlarda yangın çıkmaması veya çıkan yangının ormana sirayet etmemesi maksadıyla gerekli tedbirler ilgili belediyeler tarafından alınır.</p>

<p>(10) Orman alanında konaklamaları için haklarında arı konaklama belgesi düzenlenen arıcıların konaklama alanında, etraftan izole kapalı kap dışında ve yanlarında yangın söndürme amaçlı dolu su tankeri bulunmaması halinde tütsü oluşturmalarına müsaade edilmez.</p>

<p>(11) Yangın yönetim merkezi ya da yangın yönetimi maksatlı kullanılan araçlarda yangının sevk ve idaresinde teknik boyutta görev almayan kişiler yangın yönetiminde karar mekanizmasına müdahil olamazlar.</p>

<p>(12) Yangın bölgesinde keşif ve söndürme maksatlı hava araçlarının bulunması halinde, uçuş güvenliğini tehdit edebilecek nitelikte dron ve benzeri hava araçlarının uçurulması kolluk kuvvetlerince engellenir.</p>

<p>(13) Orman yangınlarının önlenmesi, erken tespiti, izlenmesi ve müdahale süreçlerinin etkinliğinin artırılması amacıyla, orman yangınlarıyla mücadelede kullanılabilecek yeni teknolojilerin, sistemlerin ve yöntemlerin izlenmesi, değerlendirilmesi ve uygulanabilir olanların orman yangın yönetim sistemine entegre edilmesi Orman Genel Müdürlüğünün koordinasyonunda yürütülür. Bu kapsamda; uydu tabanlı gözlem sistemleri, insansız hava araçları, sensör ağları, yapay zekâ destekli risk analiz sistemleri, coğrafi bilgi sistemleri ve erken uyarı teknolojileri gibi yenilikçi uygulamaların orman yangını yönetim süreçlerine uyarlanması için ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapılabilir.</p>

<p><strong>Ormana girişlerin yasaklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Meteorolojik şartlardan dolayı yangın tehlikesinin çok yüksek olduğu kritik dönemlerde orman idaresinin talebi üzerine, mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından ormana girişler yasaklanabilir.</p>

<p>(2) Yasağın hangi sınırları kapsadığı mahalli ve mutat vasıtalarla ilan edilir. Yasaklı alanlara girilmemesi orman idaresi ve kolluk kuvvetlerince takip ve kontrol edilir.</p>

<p><strong>Orman içi veya bitişiğindeki konaklama yerlerinde alınacak tedbirler</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Orman içinde veya bitişiğindeki konaklama yerlerinde orman yangınlarına karşı her türlü tedbir, sahipleri ve işletmecileri tarafından alınır.</p>

<p>(2) Orman içerisinde veya bitişiğinde, izin verilen alanlar dışında geceleyen veya ateş yakanlar hakkında 6831 sayılı Kanunun 76 ncı ve 110 uncu maddelerine göre kanuni işlem yapılır.</p>

<p><strong>Uygulamaların takibi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Orman yangınlarıyla mücadele kapsamında afet ve acil durum koordinasyon kurulları kararları Afet ve Acil Durum Müdürlüğü tarafından ilgili birimlere uygulanmak üzere gönderilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>İletişim</p>

<p><strong>Yangının tespiti ve haber verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Orman idaresince ormanların sürekli gözetlenmesi ve haberleşme amacı ile insanlı ve insansız yangın gözetleme kuleleri inşa edilir.</p>

<p>(2) Orman idaresince yangın öncesi ve esnasında kesintisiz haberleşmeyi sağlamak üzere, gerekli telsiz ve diğer teknolojik alt yapı oluşturulur.</p>

<p>(3) Orman Genel Müdürlüğü tarafından olası yangınların daha erken tespiti ve yönetiminde insansız hava araçlarından da faydalanılabilir. Bu amaçla kullanılan insansız hava araçlarının yönetimi ve koordinasyonu için uygun yerlerde insansız hava aracı yönetim merkezleri oluşturulur. Bu kapsamda insansız hava araçlarının uçuşa ilişkin usul ve esaslar ile hava sahası kullanımına ilişkin düzenlemelerde DHMİ ve SHGM koordinasyonu sağlanır.</p>

<p>(4) Orman içerisinde veya ormana sirayet edebilecek yangını gören veya haber alanlar, bunu derhal 112 Acil Çağrı Merkezine, en yakın orman idaresine, en yakın muhtarlığa, jandarma birimlerine ve mülki idare amirine haber verir.</p>

<p>(5) Orman yangınını haber alan Orman İşletme Şefliği veya Orman İşletme Müdürlüğü yetkilileri bağlı bulunduğu Orman Bölge Müdürlüğüne ve mülki idare amirine yangınla ilgili bilgi verir.</p>

<p>(6) Orman Bölge Müdürlüğü yetkililerince Orman Genel Müdürlüğü Yangın Koordinasyon Merkezi ve valilik ilgili birimlerine bilgi verilir.</p>

<p>(7) Orman Bölge Müdürlüğü Yangın Koordinasyon Merkezi tarafından yangın ihbarı ile ilgili bilgiler en kısa sürede Yangın Yönetim Sistemine kaydedilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Gönüllüler, Eylem Planları ve Protokoller</p>

<p><strong>Gönüllüler</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) 6831 sayılı Kanunun 69 uncu maddesi ve 11/9/2019 tarihli ve 30885 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Yangınlarıyla Mücadelede Görev Yapan Gönüllüler Hakkında Yönetmelik gereği orman yangınlarıyla mücadelede gönüllülerden de faydalanılır.</p>

<p><strong>Yangın müdahale ve yangın eylem planları</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Orman yangınlarına müdahalenin planlama esasları, yangın organizasyon aşamaları, ulusal ve yerel müdahale organizasyonlarını belirleyen Ulusal Orman Yangınları Müdahale Planı Ulusal Afet Müdahale Sistemine ve AFAD tarafından belirlenen formata uygun olarak Genel Müdürlükçe hazırlanır, AFAD tarafından ulusal ve yerel düzeyde dağıtımı yapılır.</p>

<p>(2) Ulusal Orman Yangınları Müdahale Planı kapsamında, Yangın Eylem Planları Genel Müdürlük ve Orman Bölge Müdürlükleri bazında ayrı ayrı düzenlenir ve her yıl güncellenir.</p>

<p>(3) Yangın yönetim planları Orman İşletme Müdürlüğü tarafından düzenlenir, ORBİS’e kaydedilir.</p>

<p>(4) Yangın eylem planlarının ve yangın yönetim planlarının içeriği özel kanun ve planlarda yer alan hükümler gözetilerek Orman Genel Müdürlüğünce belirlenir.</p>

<p><strong>Protokoller</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Millî Savunma Bakanlığınca verilen yetki çerçevesinde sorumluluk alanlarında meydana gelebilecek orman yangınları için askeri birliklerle orman idaresi arasında yapılacak işlemler hususunda özel protokoller düzenlenebilir.</p>

<p>(2) Diğer kamu kurum ve kuruluşları ile Genel Müdürlük arasında sorumluluk alanlarında meydana gelebilecek orman yangınlarıyla ilgili özel protokoller düzenlenebilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yangınlarda Araç, Gereç, Personel ve Gönüllülerin Organizasyonu</p>

<p><strong>Yangınlarda kaynak organizasyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, gerçek ve tüzel kişilere ait araç, gereç ve personelden orman yangınlarının söndürülmesinde yararlanılma esasları Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu kararlarında belirtilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Gönüllülerin koordinasyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Orman idaresi, yangın mahalline gidecek görevli ve gönüllülerle ilgili koordinasyon, iletişim ve ulaşımı planlayarak yürütür.</p>

<p><strong>Yangın yönetiminde eşgüdüm</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Orman idaresinin talebi doğrultusunda vali ve kaymakamlar, il ve ilçelerinde bulunan kurum ve kuruluşlara ait yangın söndürmede ihtiyaç duyulacak her türlü araç, ekipman ve ekiplerinin orman idaresi yönetiminde eş güdüm halinde çalışmasını sağlarlar.</p>

<p><strong>Yangınlarda araç organizasyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Orman idaresinin talebi halinde, yangın mahalline ulaşmak maksatlı kamu kurum ve kuruluşları ile askeri birliklerden araç temini il afet ve acil durum yönetim merkezince koordine edilir.</p>

<p>(2) Yangın söndürme çalışmalarına fiilen katılan resmi ve özel her türlü aracın akaryakıt giderleri talep halinde orman idaresince karşılanır.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Söndürme İş ve İşlemleri</p>

<p><strong>Yangın söndürme ekipleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Orman idaresince orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi için gerekli araç, gereç ve malzemeler ile donatılmış sabit ve/veya gezici ekipler oluşturulur.</p>

<p><strong>Yangın söndürme el aletleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Yangına hassasiyeti orman idaresince tespit edilen köy ve mahalle muhtarlıklarına gönüllülerce kullanılmak üzere yeteri kadar yangın söndürme malzemeleri teslim edilir. İlgili köy ve mahalle muhtarlıkları kendilerine teslim edilen yangın söndürme malzemelerini muhafaza eder ve ihtiyaç halinde yangın yerine götürür.</p>

<p><strong>Orman yangınını söndürme metotları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Orman yangınlarının söndürülmesinde yangın amiri ve yangın uzmanları tarafından aşağıdaki doğrudan ve dolaylı müdahale metotları kullanılır. Genel Müdürlükçe yangınlara karşı etkili ve bilinçli müdahalelerin yapılması amacıyla yangın uzmanlık eğitimleri düzenlenir:</p>

<p>a) Doğrudan müdahale metodu: Doğrudan aleve müdahale edilen metottur. Yeni çıkmış yangınlar ile yakın müdahaleye imkân veren örtü yangınlarında kullanılır.</p>

<p>b) Dolaylı müdahale: Yangının yaklaşılarak söndürülmesinin mümkün olmadığı, genişleyerek büyüdüğü örtü ve tepe yangınlarında kullanılan metottur. Dolaylı müdahalede aşağıdaki iki teknik kullanılır:</p>

<p>1) Paralel metot: Yangın kenarına paralel olarak insan ve araçların çalışabileceği uzaklıkta ve şekilde iş makinesi ve insan gücü ile şerit açılarak müdahalenin açılan bu şeritlerden yapılmasıdır.</p>

<p>2) Karşı ateş: Yangına karşı yangın kullanma metodudur. Karşı ateş barındırdığı büyük riskler sebebi ile yangın amiri veya onun görevlendireceği yangın uzmanı tarafından uygulanabilir. Bu uygulama doğrudan yangının ilerleme istikametinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) Yangınlara arazi, orman yapısı ve meteorolojik şartlar nedeniyle müdahale imkanının bulunmaması durumunda doğrudan ya da dolaylı müdahale metotlarından birinin uygulanabileceği uygun yerlerde müdahale edilir.</p>

<p>(3) Teknolojik gelişmeler doğrultusunda, Genel Müdürlük tarafından yeni yangın önleme ve söndürme stratejileri oluşturularak uygulanabilir.</p>

<p><strong>Askeri birlikler</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Mülki idare amirinin talep etmesi durumunda askeri birlikler imkân kabiliyetleri ölçüsünde nakil, haberleşme ve söndürme vasıtaları ile birlikte orman yangınlarının söndürülmesine iştirak ederler. Orman yangınlarına müdahalede kullanılacak araç, malzeme ve teçhizat tedariki ile bakımı ve idamesine orman idaresince destek sağlanır. Orman yangınının söndürülmesini müteakip yangın amirinin uygun görüşü ile askeri birliklerin görevi sonlandırılır.</p>

<p><strong>Hava araçlarının kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Söndürme faaliyetlerine katılan hava araçlarına uçuş emniyeti maksatlı takip cihazı ve haberleşme sistemi takılır.</p>

<p>(2) Yangın söndürme çalışmalarına katılan hava araçları için ortak telsiz frekansı yangın bölgesinin orman idaresi tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Yangın söndürme çalışmalarına katılan diğer kurum ve kuruluşlar ile askeri birliklere ait hava araçları ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşları tarafından kiralanan yerli ve/veya yabancı tescilli hava araçlarına ve yabancı devletlerden destek amacı ile orman yangını söndürme çalışmalarına katılan hava araçlarına orman idaresi gözlemci personel görevlendirebilir.</p>

<p>(4) Yangın söndürme çalışmalarına katılan diğer kurum ve kuruluşlar ile askeri birliklere ait hava araçları ve özel sektör veya sivil toplum kuruluşları tarafından kiralanan yerli ve/veya yabancı tescilli hava araçları ile diğer ülkelerden destek amacıyla orman yangını söndürme çalışmalarına katılan hava araçları ekiplerinin akaryakıt, iaşe ve konaklama ihtiyaçlarına ait giderler orman idaresince karşılanır.</p>

<p>(5) Söndürme faaliyetlerine katılacak yabancı tescilli hava araçları, ülkemizde kabul işlemleri tamamlanarak Devlet hava aracı statüsüne geçene kadar sivil hava aracı olarak kabul edildiğinden, bu hava araçlarının ülkemize giriş-çıkışları ve Türk hava sahasında sivil hava aracı olarak gerçekleştireceği uçuşlar, gerekli yükümlülükler sağlanarak Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünden uçuş izni alınması ile gerçekleştirilir. Acil durumlarda yabancı ülkelerden yardım amaçlı olarak gelen hava araçları bu izin sürecinin kapsamı dışındadır.</p>

<p>(6) Orman Genel Müdürlüğü envanterinde bulunan veya kiralanan yangın söndürme hava araçları sadece orman yangınlarıyla mücadele amaçlı kullanılır. Orman yangınları dışındaki meskûn mahal, işyeri, sanayi tesisi ve benzeri alanlarda meydana gelen yangınlarda hava aracı talepleri malik ya da müstecirler tarafından Valiliklere bildirilir. Valiliklerce orman idaresi tarafından Ek-1’de yer alan Hava Aracı Talep Formu ile talepte bulunulması halinde, ilgili bölgede orman yangını çıkma riskinin düşük olduğu zaman ve dönemlerde hava aracı görevlendirmesi yapılabilir. Bu amaçla görevlendirilen hava araçlarından Orman Genel Müdürlüğü envanterinde bulunan hava araçlarının uçuş masrafları ile kiralık hava araçlarının sözleşmelerinde belirtilen saat uçuş ücretlerinin uçuş süresi oranınca hesaplanması ile bulunan masraflar hizmeti alan malik ya da müstecir tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesaplarına yatırılır.</p>

<p>(7) Askeri birlikler ile diğer kurum ve kuruluşlara ait hava araçlarının ve uçuş ekiplerinin görevlendirilmeleri bağlı bulundukları idarelerce yapılır. Yangın mahalline intikallerinden itibaren yangın amirinin koordinesinde görev yapar.</p>

<p>(8) Hava araçlarının denizlerden su almaları esnasında, gerekli hallerde bölgedeki deniz trafiği geçici olarak ilgili kurumlarca durdurulur.</p>

<p><strong>Yangın amiri ve yangın koordinasyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Orman yangınları, yangın amiri tarafından sevk ve idare olunur. Büyüme eğiliminde olan orman yangınlarında yangının koordinasyonu; yangın mahallinde bulunmaları halinde sırasıyla Orman Yangınlarıyla Mücadele Şube Müdürü, Bölge Müdür Yardımcısı, Bölge Müdürü, Orman Yangınlarıyla Mücadele Dairesi Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Müdür tarafından yürütülür.</p>

<p>(2) Büyük ya da büyüme eğilimindeki yangınlarda yangın amirine bağlı görev yapacak cephe amiri görevlendirmeleri yapılabilir.</p>

<p>(3) Orman yangınının kontrol altına alındığına ve söndürülmesi çalışmalarının tamamlandığına yangın amiri karar verir. Yangının kontrol altına alınma bilgisi Genel Müdürlük Yangın Koordinasyon Merkezine bildirilir. Verilen kararlar orman idaresi tarafından kamuoyuna duyurulur.</p>

<p>(4) Yangın söndürme faaliyetlerinde görev alanlar yangın amirinin izni dışında yangın mahallinden ayrılamazlar.</p>

<p><strong>Valilikler arası koordinasyon</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Valilikçe, mücavir illere geçme ihtimali bulunan orman yangınlarında, zamanında tedbir alınması amacı ile ilgili ilin valiliğine bilgi verilir.</p>

<p><strong>Yerleşim yerleri ve tarımsal alanların korunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Orman yangınlarının yerleşim yerlerini ve tarım alanlarını tehdit etmesi veya sirayeti durumunda ilgili valilik/kaymakamlık tarafından vatandaşların can ve mal güvenliği için gerekli önlemler alınır.</p>

<p>(2) Orman içi ve bitişiğindeki yerleşim alanlarında bulunan binaların yangından korunması için alınacak tedbirlerin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yürürlüğe konulan mevzuat hükümlerine uygunluğu ilgili idare tarafından denetlenir.</p>

<p>(3) Orman dışında başlayan yangınlar, devamında yerleşim yerleri veya ormanları tehdit edebileceğinden bu tür yangınların söndürülmesi ile ilgili tedbirler belediyelerce alınır.</p>

<p>(4) Orman içi veya bitişiğinde bulanan tarım arazilerinin ormana sınır olan kısımlarında yanıcı maddeler arazinin kullanıcıları tarafından temizlenir ve/veya sürülerek mineral toprak açığa çıkarılır.</p>

<p>(5) Orman idaresince orman sayılan alanlar dışında ormana sirayet etme riski bulunan kırsal alan yangınlarının söndürülmesine imkânlar ölçüşünde katkı sağlanır.</p>

<p><strong>İaşe, kıyafet, kişisel koruyucu donanım malzemelerinin temini ve dağıtımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Devlet ormanlarında yangının söndürülmesine iştirak eden görevliler, gönüllüler, kamu kurum ve kuruluşları ile askeri birliklerden görevlendirilen personelin iaşe giderleri söndürme işinin devamı müddetince orman idaresi tarafından sağlanır. Diğer ormanlarda ise sahiplerince karşılanır.</p>

<p>(2) Orman yangınlarının söndürülmesinde görevli personel ve orman yangını söndürme gönüllülerine orman idaresince verilen kişisel koruyucu donanımların yangına müdahale çalışmalarında kullanımları zorunludur.</p>

<p>(3) Özellikleri Orman Genel Müdürlüğünce belirlenen kurumsal kıyafet ve gerekli malzeme, orman yangınlarını önleme çalışmaları kapsamındaki yanıcı madde azaltılması ve orman bakımı gibi teknik çalışmalarda görev alan personele orman idaresince verilir.</p>

<p><strong>Kolluk kuvvetleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Jandarma, emniyet ve sahil güvenlik birimleri, TAMP kapsamında oluşturulan Afet Güvenlik ve Trafik Grubunun görev ve sorumlulukları kapsamında yangın alanına giriş ve çıkışları denetler, gerekli güvenlik tedbirlerini alır, trafik akışını düzenler. Mülki idare amirinin talimatı ile yangın bölgesine, yangını söndürmekle görevli olanlar ve orman yangınlarıyla mücadele gönüllüleri haricindeki kişilerin ve araçların girişleri yasaklanır.</p>

<p>(2) Orman yangınlarının yerleşim birimlerini tehdit etmesi halinde, gerektiğinde o yerleşim birimindeki görevli ve orman yangınlarıyla mücadele gönüllüleri dışındaki kişilerin tahliyesi mülki idare amirinin talimatı ile TAMP kapsamında oluşturulan Afet Tahliye ve Yerleştirme Planlama Grubunca gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>Zarar tazmini ve kanuni haklar</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Gönüllülere, gerçek ve tüzel kişilere, askeri birliklere, kurum ve kuruluşlara, belediyelere ait olup yangının söndürülmesi sırasında kullanılması sebebi ile hasara uğradığı yangın mahallinde tespit edilen ve rapor, tutanak ve benzeri evrak ile belgelendirilen araç ve gereçlerin zararı yangın öncesi arıza ve eskime durumları dikkate alınarak devlet ormanlarında orman idaresince, diğer ormanlarda ise mülk sahiplerince tazmin edilir.</p>

<p>(2) Orman yangını söndürme çalışmalarına katılarak bu çalışmalar sebebi ile vefat eden görevli ve gönüllülerin kanuni mirasçıları ile bu görev nedeni ile yaralanan, hastalanan veya engelli hale gelen görevli ve gönüllüler mevzuat dâhilinde alınacak raporlara göre 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinden faydalandırılır.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Adli iş ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Yangınla ilgili bilgi, belge ve bunlara ait düzenlenen tutanaklar ile varsa deliller ilgili orman idaresince Cumhuriyet Başsavcılığına iletilerek suç şüphesi bulunanlar hakkında suç duyurusunda bulunulur.</p>

<p><strong>Tereddütlerin giderilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili tereddütleri gidermeye, uygulamayı düzenlemeye ve alt düzenleyici işlemler yapmaya Orman Genel Müdürlüğü yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Orman Genel Müdürü yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/09/20260905-25-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/orman-yanginlariyla-mucadele-calismalari-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="51450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Resmi ve Hukuki Belgelerin Fotoğraflarını PDF'e Dönüştürmek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/resmi-ve-hukuki-belgelerin-fotograflarini-pdfe-donusturmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/resmi-ve-hukuki-belgelerin-fotograflarini-pdfe-donusturmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sözleşmeler, resmi evraklar ve hukuki belgelerin fotoğraflarını, resmi ortamlarda kabul gören düzgün PDF belgelerine nasıl dönüştüreceğinizi anlatan bir yazı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Hukuki ve resmi belgeler söz konusu olduğunda, biçim büyük önem taşır. Bir sözleşme, bir resmi evrak ya da hukuki bir belge, resmi bir ortamda sunulduğunda düzgün, güvenilir ve kabul gören bir biçimde olmalıdır. Bu tür belgeleri çoğu zaman telefonla fotoğraflarız, hızlı ve pratik olduğu için. Ancak dağınık fotoğraflar, resmi bir belge olarak sunmak için uygun değildir. Belge fotoğraflarını düzgün bir PDF'e dönüştürmek, onları resmi ve hukuki ortamlarda kullanılabilecek gerçek belgelere kavuşturur. Bu işlemi bilmek, resmi belgelerle doğru biçimde çalışmayı sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><a name="_heading=h.d97yevhcswkb"></a><strong>Resmi belgelerde biçimin önemi</strong></h2>

<p>Hukuki ve resmi belgeler, sıradan belgelerden farklı bir titizlik gerektirir. Bir sözleşme, bir dilekçe, bir resmi başvuru ya da hukuki bir evrak, resmi bir ortamda sunulduğunda, belgenin bütünlüğü ve düzgünlüğü önem taşır. Resmi ortamlar, belgelerin belirli bir standartta ve güvenilir bir biçimde sunulmasını bekler. e-Devlet Kapısı <a href="https://www.turkiye.gov.tr/" rel="nofollow">turkiye.gov.tr</a>, vatandaşların resmi belgelerini kurumlarla giderek daha çok elektronik yolla paylaştığı bir platform olarak, belgelerin doğru ve düzgün biçimde sunulmasının önemini açıkça ortaya koyar.</p>

<p>Bu titizlik, biçim konusunu resmi belgelerde kritik hale getirir. Dağınık, düzensiz ya da gayriresmi görünen bir belge, resmi bir ortamda sorun yaratabilir ya da kabul görmeyebilir. Buna karşılık, düzgün ve güvenilir bir biçimde sunulan bir belge, resmi süreçlerde sorunsuzca ilerler. Bu yüzden hukuki ve resmi belgeleri, uygun bir biçime kavuşturmak önemlidir. Belgenin içeriği kadar, sunulduğu biçim de resmi ortamlarda değer taşır ve bu, doğru biçimi seçmeyi gerekli kılar.</p>

<h2><a name="_heading=h.rlw02wjiuo1r"></a><strong>Fotoğrafların resmi belge olarak eksikleri</strong></h2>

<p>Telefonla bir belgenin fotoğrafını çekmek pratik olsa da, ortaya çıkan fotoğraf resmi bir belge olarak önemli eksikler taşır. Fotoğraflar ayrı ayrı dosyalar halindedir; birkaç sayfalık bir sözleşmeyi ya da evrakı fotoğrafladığımızda, elimizde dağınık görüntüler kalır ve bunları resmi bir belge olarak sunmak zordur.</p>

<p>Ayrıca fotoğraflar, resmi bir belge görünümü taşımaz. Bir kuruma ya da resmi bir sürece dağınık fotoğraflar sunmak, beklenen düzgünlükten uzaktır ve profesyonel görünmez. Fotoğraflar aynı zamanda farklı boyutlarda ve biçimlerde olabilir, bu da onları resmi bir belge olarak yönetmeyi zorlaştırır. Hukuki ve resmi belgelerde beklenen titizlik göz önüne alındığında, dağınık fotoğraflar bu beklentiyi karşılamaz. Fotoğrafların resmi belge olarak eksiklerini anlamak, onları neden düzgün bir PDF'e dönüştürmemiz gerektiğini gösterir. Ancak gerçek bir belgeye dönüştürüldüğünde, fotoğraflar resmi ortamlar için uygun hale gelir.</p>

<h2><a name="_heading=h.14n1ech0vded"></a><strong>PDF'e dönüştürmenin sağladığı çözüm</strong></h2>

<p>Belge fotoğraflarını PDF'e dönüştürmek, onları resmi ve hukuki ortamlar için uygun gerçek belgelere kavuşturur. <a href="https://www.adobe.com/tr/acrobat/online/jpg-to-pdf.html" rel="nofollow">fotoğraf pdf çevirme</a> araçları, çektiğimiz fotoğrafları doğrudan tarayıcıda düzgün bir PDF belgesine dönüştürür. Böylece dağınık görüntüler, tek ve düzenli bir belgeye dönüşür.</p>

<p>Bu dönüşüm, resmi belgeler açısından önemli bir çözüm sunar. Birkaç sayfalık bir sözleşmenin ya da evrakın fotoğrafları, tek bir PDF'te bir araya gelir ve düzenli, resmi görünen bir belge oluşturur. Sonuç, resmi ortamlarda kabul gören, düzgün ve güvenilir bir belgedir. PDF ayrıca belgeyi sabit ve değişmez biçimde sunar, bu da resmi ve hukuki belgeler için özellikle değerlidir, çünkü belgenin bütünlüğünü korur. Fotoğrafları PDF'e dönüştürmek, hukuki ve resmi belgeleri, resmi süreçlerde sorunsuzca kullanabileceğimiz düzgün belgelere kavuşturur. Bu, pratik bir çekimi, resmi ortamlara uygun bir belgeye dönüştürür.</p>

<h2><a name="_heading=h.5uke5oceyonr"></a><strong>Resmi belgelerle çalışırken dikkat</strong></h2>

<p>Hukuki ve resmi belgeleri PDF'e dönüştürüp kullanırken, birkaç noktaya dikkat etmek önemlidir. Belgenin fotoğraflarının net ve okunabilir olması, resmi bir belgede özellikle kritiktir, çünkü okunaksız bir belge sorun yaratabilir. Sayfaların doğru sırayla düzenlenmesi de, çok sayfalı resmi belgelerde önem taşır.</p>

<p>Ayrıca, hukuki ve resmi belgeler çoğu zaman hassas ve kişisel bilgiler içerir, bu yüzden onları kime gönderdiğimize ve nasıl paylaştığımıza özen göstermek gerekir. Bu tür belgelerin gizliliğine ve güvenliğine dikkat etmek, resmi belgelerle sorumlu biçimde çalışmanın bir parçasıdır. Bu özenler, belge fotoğraflarından resmi ortamlar için uygun, düzgün ve güvenilir bir PDF elde etmemizi sağlar. Resmi ve hukuki belgelere gösterilen bu titizlik, onların resmi süreçlerde sorunsuzca kabul görmesine yardımcı olur ve belgelerle doğru biçimde çalışmanın bir göstergesidir.</p>

<h2><a name="_heading=h.59kw7ub0287k"></a><strong>Resmi ortamlar için doğru belge</strong></h2>

<p>Hukuki ve resmi belgeler, düzgün ve güvenilir bir biçimde sunulmayı gerektirir ve belge fotoğraflarını PDF'e dönüştürmek, bunu sağlamanın etkili bir yoludur. Dağınık fotoğraflar, PDF'e dönüştürüldüğünde tek ve düzenli bir belgeye kavuşur; resmi ortamlarda kabul gören, güvenilir bir belge elde ederiz. Bu, resmi ve hukuki süreçlerde belgelerle doğru biçimde çalışmayı mümkün kılar.</p>

<p>Resmi belgelerle çalışan herkes için, bu dönüşüm gerçek bir değer taşır. Telefonla çektiğimiz bir sözleşmenin ya da evrakın fotoğrafları, düzgün bir PDF'e dönüştürüldüğünde resmi ortamlar için uygun hale gelir. Belgelerin netliğine, düzenine ve gizliliğine gösterilen özenle birlikte, bu işlem resmi ve hukuki belgeleri güvenle sunmamızı sağlar. Çevrimiçi araçlarla dönüşüm saniyeler alır ve özel beceri gerektirmez. Böylece resmi ve hukuki belgeler, resmi süreçlerde sorunsuzca kabul gören, düzgün belgelere kavuşur ve belgelerle çalışmak resmi ortamlarda güvenli ve sorunsuz hale gelir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/resmi-ve-hukuki-belgelerin-fotograflarini-pdfe-donusturmek</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/belge-dosya.jpg" type="image/jpeg" length="65525"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sulak-alanlarin-korunmasi-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sulak-alanlarin-korunmasi-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 05 Eylül 2026 Tarihli ve 33361 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>SULAK ALANLARIN KORUNMASI YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/4/2014 tarihli ve 28962 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d), (j), (v), (bb) ve (cc) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“d) Bölge müdürlüğü: Doğa koruma ve milli parklar bölge müdürlüklerini,”</p>

<p>“j) İzin belgesi: Sulak alanlarda yapılması planlanan faaliyetler için düzenlenen Sulak Alan Faaliyet İzin Belgesi, Saz Kesim İzin Belgesi ve Turba Çıkarım İzin Belgesini,”</p>

<p>“v) Sulak alan sınırı: Ramsar alanı ile ulusal ve mahalli öneme haiz sulak alanlarda tampon bölge sınırından geçen hattı,”</p>

<p>“bb) Doğa koruma ve milli parklar müdürlüğü: Bölge müdürlüğüne bağlı ilde bulunan doğa koruma ve milli parklar müdürlüğünü,</p>

<p>cc) Doğa koruma ve milli parklar müdürü: Bölge müdürlüğüne bağlı ilde bulunan doğa koruma ve milli parklar müdürünü,”</p>

<p>“hh) Çevresel akış miktarı: Su yapılarının mansabında yer alan akarsu ekosistemi ile bu ekosisteme bağlı bitki ve hayvan türlerinin doğal yaşam ortamlarının sürekliliğini sağlamak için su yapısından kesintisiz olarak bırakılması gereken akış miktarını,</p>

<p>ıı) Genel Müdür: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürünü,</p>

<p>ii) Milli sulak alan stratejisi: Ramsar Stratejik Planının ülkemizde uygulanmasını sağlamak maksadı ile oluşturulan, sulak alanların korunması ve akılcı kullanımını sağlayarak gelecek nesillere aktarılması için geliştirilen kurumlar arası koordinasyonu sağlayacak eylem planlarına sahip stratejiyi,</p>

<p>jj) Suni su çukuru: Maden çıkarımı, hafriyat alımı, kum veya malzeme alımı gibi insan faaliyetleri sonucunda oluşan, içi sürekli veya geçici olarak su ile dolu olan çukurları,</p>

<p>kk) Suni sulak alan: Sulak alan özelliği taşımakla birlikte, rekreasyon, içme, kullanma, arıtma, tarımsal sulama suyu temini veya elektrik üretimi maksadıyla yapılan depolama tesislerini,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Sulak alanlardan su alımında aşağıdaki esaslara uyulur:</p>

<p>a) Sulak alanların su aynasından veya sulak alan sınırı içerisinde sulak alanı besleyen kaynak, akarsu ve derelerden su alımı faaliyetleri için izin belgesi alınması zorunludur.</p>

<p>b) Sulak alanlar ile daimî veya mevsimsel akarsular üzerinde planlanan ve işletilen enerji, sulama ve içme suyu maksatlı su yapılarında, Genel Müdürlükçe belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde hesaplanacak çevresel akış miktarı akarsu yatağına bırakılır. Hesaplanan çevresel akış miktarı, 15/6/2019 tarihli ve 30802 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde belirlenen miktardan az olamaz.</p>

<p>c) Sulak alanlarda yönetim planları kapsamında belirlenen sürdürülebilir su seviyesini korumak amacıyla çevresel akış miktarına ilave olarak, sulama mevsimi dışındaki zamanlarda ekosistem değerlendirme raporunda belirtilen miktarda ilave su bırakılır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin başlığına “alanların” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve su çukurlarının” ibaresi ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Tescilsiz suni sulak alanların yönetimi, alanın biyolojik çeşitliliğinin korunmasına önem gösterilerek işleten kurum tarafından gerçekleştirilir. Suni su çukurlarının kullanımı ve yönetimi söz konusu alanı oluşturan ve/veya sorumlu olan kuruma aittir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Ulusal Komisyonda alanın ulusal öneme haiz sulak alan olduğu tespit edilmesi halinde orman rejimine tabi olmayan alanlarda sulak alan sınırları Ulusal Komisyon kararı ile belirlenir ve tescil için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına gönderilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Sulak alan koruma bölgelerinin belirlenmesi aşamasında su ürünleri istihsal sahaları ve bu alanlarda getirilmiş olan düzenlemeler dikkate alınır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Hassas” ibaresi “20 nci madde hükümlerine ek olarak hassas” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Sürdürülebilir” ibaresi “21 inci madde hükümlerine ek olarak sürdürülebilir” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın (a) ve (b) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“a) Özel mülkiyete konu parsellerde sulak alan koruma bölgeleri onayından sonra tarımsal kullanım için talep olması halinde, drenaj yapılmadan, organik bitkisel üretim ve organik deniz yosunu üretimi izne tabidir. Bu amaçla su kuyusu açılabilir. Organik tarım faaliyetlerinde, 18/8/2010 tarihli ve 27676 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik hükümleri uygulanır. Faaliyet sahibi organik üretim sertifikası ibraz etmek zorundadır.</p>

<p>b) Sulak alan koruma bölgelerinin tespit edildiği tarihte, kamu mülkiyetinde bulunan arazilerde devam eden tarımsal kullanımlara kiralama süresi sonuna kadar izin verilebilir. Kiralama süresi tamamlandıktan sonra organik tarım yapılması şartı ile kullanıma devam edilebilir. Organik tarım faaliyetlerinde, Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik hükümleri uygulanır. Faaliyet sahibi organik üretim sertifikası ibraz etmek zorundadır. Kamu mülkiyetinde bulunan arazilerde koruma bölgelerinin ilan tarihinden sonra yeni tarımsal alan açılamaz.”</p>

<p>“ı) Koruma bölgeleri belirlenmiş suni sulak alanların sürdürülebilir kullanım bölgeleri içerisinde yenilenebilir enerji üretim tesisleri yapımına Genel Müdürlükçe izin verilebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Kontrollü kullanım bölgesi sınırları içerisinde yer alan organize sanayi bölgesi, endüstri bölgesi, serbest bölge veya ihtisas organize sanayi bölgelerinden kaynaklı kümülatif etkinin tespiti için kümülatif etki değerlendirme raporu hazırlanması zorunludur. Raporda telafi edici ve önleyici tedbirlerin yeterli görülmesi halinde izin belgesi, ilgili bölge yönetimi adına düzenlenir. Bu izin belgesi, 2872 sayılı Kanun kapsamındaki diğer çevre izin ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. Her tesis kendi faaliyetlerinden kaynaklanan yükümlülüklerden ayrıca sorumludur. Bu bölgeler içerisinde yer alan her faaliyet için ayrıca izin belgesi düzenlenmez.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Sulak alan yönetim planları, ildeki ilgili kurumların yazılı görüşleri alındıktan sonra mahalli komisyonun teklifi ile Ulusal Komisyon üyelerinin yazılı görüşlerini müteakip Genel Müdür tarafından onaylanır. Yönetim planları onay tarihinden itibaren yürürlüğe girer ve ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 36 ncı maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“i) Mahalli öneme haiz sulak alanların koruma bölgelerini belirleyerek Genel Müdürlüğe sunmak ve yönetim planlarının uygulanmasını takip etmek.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğe 39/A maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Milli sulak alan stratejisi</p>

<p>MADDE 39/B- (1) Milli sulak alan stratejisi, Ramsar Stratejik Planına uygun olarak aşağıdaki usul ve esaslar çerçevesinde hazırlanır:</p>

<p>a) Strateji hazırlıklarında ideal hedef, uygulama hedefi, faaliyetler ve faaliyet planları bir bütünlük oluşturacak şekilde tasarlanır ve uygulanır.</p>

<p>b) Strateji hazırlıklarına Ulusal Komisyon üyesi kurum ve kuruluşlar ile Genel Müdürlükçe belirlenecek diğer paydaşların katılımları sağlanır ve katkıları alınır.</p>

<p>c) Strateji, Ulusal Komisyon onayı ile yürürlüğe girer.</p>

<p>ç) Stratejinin uygulama süresi on yıl olup onuncu yılın sonunda mevcut strateji gözden geçirilerek yenilenir.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 41 inci maddesinin başlığı “Denetim ve idari yaptırımlar” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Sulak alanlarda yer alan faaliyetlerin etkilerini tespit etmek amacıyla 2872 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a), (e) ve (f) bentleri kapsamında denetim çalışmaları yapılır. Denetime ilişkin usul ve esaslar Genel Müdürlükçe belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Mevcut tesislerde çevresel akış</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 3- (1) 8 inci maddenin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında kalan su yapılarından 30/1/2002 tarihinden sonra işletmeye geçen ve özel sektör tarafından işletilenlerin, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren iki yıl içerisinde doğa koruma ve milli parklar müdürlüğüne başvuru yaparak izin belgesi alması zorunludur. İzin belgesi beş yıl süre ile geçerlidir. Süre bitiminde belirlenen şartlara uyulduğunun tespitini müteakip belge yenilenebilir. İki yılın sonunda izin başvurusu yapmadığı tespit edilen faaliyetlere 41 inci maddenin ikinci fıkrası kapsamında idari yaptırım uygulanır. Faaliyet sahibince, idare tarafından istenilen şartların yerine getirilmesini müteakip izin belgesi başvurusunda bulunulabilir.</p>

<p>(2) 8 inci maddenin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında kalıp bu maddenin yayımı tarihinden önce çevresel akış miktarı belirlenmiş olan tesislerde, iklim değişikliği veya membadaki su kullanım haklarından kaynaklanan zorunlu değişiklikler olması durumunda, Genel Müdürlüğün belirleyeceği usul ve esaslar kapsamında izin belgesi düzenleme aşamasında çevresel akış miktarı yeniden belirlenebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sulak-alanlarin-korunmasi-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="47758"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni nesil suç örgütlerine operasyon: 42 kişi gözaltına alındı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yeni-nesil-suc-orgutlerine-operasyon-42-kisi-gozaltina-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yeni-nesil-suc-orgutlerine-operasyon-42-kisi-gozaltina-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, Antalya ve Kayseri'de yeni nesil suç örgütlerine yönelik düzenlenen operasyonlarda toplam 42 şüphelinin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı. Gürlek, "Gençlerimizi suç örgütlerinin ağına düşürmeye, şiddeti normalleştirmeye ve suçu bir güç ve itibar unsuru gibi göstermeye çalışan hiçbir yapıya müsaade etmeyeceğiz" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, Antalya ve Kayseri'de yeni nesil suç örgütlerine yönelik operasyonlara ilişkin açıklama yaptı. Gürlek, gençleri suça ve şiddete özendirmeye çalışan yapılara karşı adli ve güvenlik birimlerinin koordinasyon içerisinde hareket ettiğini ifade ederek, bugün Antalya ve Kayseri Cumhuriyet Başsavcılıklarının, il emniyet müdürlükleriyle koordinasyonunda yürütülen soruşturmalar kapsamında toplam dört yeni nesil suç örgütüne yönelik operasyonlar düzenlendiğini bildirdi.</p>

<p><strong>ANTALYA’DA 24 ŞÜPHELİDEN 10’U YAKALANDI</strong></p>

<p>Antalya'da üç ayrı yeni nesil suç örgütüne yönelik operasyonda 14 şüphelinin hedef alındığını belirten Gürlek, şüphelilerin örgütlerin şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini sosyal medya üzerinden övdüklerinin veya örgütlerin eylemlerinde yer almaya yönelik paylaşımlarda bulunduklarının tespit edildiğini kaydetti.</p>

<p>Operasyonda 10 şüphelinin yakalandığını aktaran Gürlek, aramalarda uyuşturucu madde ele geçirildiğini açıkladı.</p>

<p><strong>KAYSERİ’DE 32 ŞÜPHELİNİN TAMAMI YAKALANDI</strong></p>

<p>Kayseri'de ise 68 mağdura yönelik 89 ayrı suç eylemi gerçekleştirdiği tespit edilen yeni nesil bir suç örgütüne yönelik operasyon düzenlendiğini bildiren Gürlek, beş ilde eş zamanlı gerçekleştirilen operasyonda 32 şüphelinin tamamının yakalanarak gözaltına alındığını belirtti. Gürlek, operasyonlarda yapılan aramalarda silah ve mühimmatın yanı sıra çek ve senetler, dijital materyaller ile uyuşturucu madde ele geçirildiğini açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gürlek, operasyonları yürüten Antalya ve Kayseri Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Antalya ve Kayseri İl Emniyet Müdürlüklerine ve süreçte görev alan kamu görevlilerine teşekkür etti.</p>

<p><strong>"HİÇBİR YAPIYA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”</strong></p>

<p>Yeni nesil suç örgütleriyle mücadelenin sürdürüleceğini vurgulayan Gürlek, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Gençlerimizi suç örgütlerinin ağına düşürmeye, şiddeti normalleştirmeye ve suçu bir güç ve itibar unsuru gibi göstermeye çalışan hiçbir yapıya müsaade etmeyeceğiz. Yeni nesil suç örgütleri ve bunların tüm yapılanmalarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yeni-nesil-suc-orgutlerine-operasyon-42-kisi-gozaltina-alindi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 17:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/tutuklama-gozalti5.jpg" type="image/jpeg" length="28555"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kira Artış Oranı Yasal Sınırı Aşarsa Ne Yapabilirsiniz?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-artis-orani-yasal-siniri-asarsa-ne-yapabilirsiniz-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-artis-orani-yasal-siniri-asarsa-ne-yapabilirsiniz-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Borçlar Kanunu'nun 344. maddesi</strong>, 1 Temmuz 2024'ten bu yana konut ve çatılı işyeri kiralarında tek bir kurala dayanıyor: yıllık kira artışı, bir önceki kira yılındaki <strong>TÜFE'nin oniki aylık ortalamasını</strong> geçemez. Daha önce geçici olarak uygulanan yüzde 25'lik üst sınır kalktı; artık ev sahibi ne kadar isterse istesin, sözleşmenizde yazan rakam bu ortalamayı aşıyorsa <strong>o madde geçersiz</strong> sayılıyor. Peki elinize yeni kira bedelini içeren bir mesaj ya da noter ihtarnamesi geldiğinde, önce hangi adımı atmalısınız?</p>

<p><strong>Kira Artışında Yasal Sınır Nedir?</strong></p>

<p>Kanun koyucu burada kiracıyı korumak için net bir formül belirlemiş: yeni kira bedeli, geçen kira yılındaki <strong>TÜİK Tüketici Fiyat Endeksi'nin (TÜFE) son oniki aylık ortalama değişim oranı</strong> kadar artırılabilir. Bu oran her ay güncellenir ve TÜİK'in resmi verilerinden hesaplanır.</p>

<p>Somut bir örnek verelim: Beşiktaş'ta oturan Kerem Bey'in kira sözleşmesi Eylül ayında yenileniyor. Ev sahibi telefonla arayıp <strong>"piyasa çok yükseldi, kirayı iki katına çıkarıyorum"</strong> diyor. Kerem Bey'in yapması gereken ilk şey, sözleşme yenileme ayına denk gelen TÜFE 12 aylık ortalama oranını TÜİK sitesinden kontrol etmek, çünkü ev sahibinin telefonda söylediği rakamın hiçbir yasal bağlayıcılığı yok.</p>

<p><strong>Bilinmesi Gereken</strong></p>

<p>TBK m. 344 uyarınca <strong>TÜFE oniki aylık ortalamasının üzerindeki artış talepleri</strong>, sözleşmede yazılı olsa dahi kısmen geçersizdir. Kiracı, yasal tavanı aşan kısmı ödemekle yükümlü değildir.</p>

<p>Yeni kira bedelini kabul etmeden önce sözleşmenizi ve güncel TÜFE oranını karşılaştırın.</p>

<p><strong>Sözleşmede Daha Yüksek Bir Oran Yazıyorsa Ne Olur?</strong></p>

<p>Bazı kiracılar, kira sözleşmesini imzalarken "her yıl yüzde 40 artış" gibi maddeleri fark etmeden onaylıyor. Burada önemli bir ayrıntı var: <strong>sözleşmede yasal sınırı aşan bir artış oranı yazsa bile</strong>, bu madde kiracı aleyhine kabul edilemez ve TBK m. 344 hükmü emredici nitelikte olduğu için geçersiz sayılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin Kadıköy'de bir dükkân işleten Selin Hanım'ın kira sözleşmesinde "yıllık %50 artış" maddesi bulunuyor. TÜFE ortalaması o yıl için %35 çıktıysa, Selin Hanım sözleşmeye rağmen yalnızca %35'lik artışı ödemekle yükümlü, geri kalan kısmı ödemesi için hiçbir yasal zorunluluğu yok.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Konut kiralarındaki geçici %25 üst sınır uygulaması <strong>1 Temmuz 2024</strong> itibarıyla sona erdi. O tarihten bu yana tek geçerli ölçüt TÜFE 12 aylık ortalamasıdır, bu nedenle 2022-2024 arasında imzalanan bazı sözleşmelerdeki eski oranlar artık günceli yansıtmıyor.</p>

<p><strong>Yüksek Artışı Kabul Etmek Zorunda mısınız? İtiraz ve Uzlaşma Yolları</strong></p>

<p>Hayır, zorunda değilsiniz. Ev sahibinin talebi yasal sınırı aşıyorsa önce <strong>yazılı olarak itiraz</strong> etmeniz, bu itirazı posta yoluyla veya noter kanalıyla belgelemeniz önemlidir. Sözlü tartışmalar ileride ispat sorununa yol açar.</p>

<p>Şöyle bir cümle kurabilirsiniz: <strong>"Talep ettiğiniz artış oranı, TBK m. 344 kapsamındaki TÜFE 12 aylık ortalamasının üzerindedir; bu nedenle yasal sınırı aşan kısmı kabul etmiyorum, kira bedelini TÜFE ortalaması oranında ödemeye devam edeceğim."</strong> Bu yazılı beyan, ileride bir uyuşmazlık çıkması hâlinde elinizdeki en güçlü kanıtlardan biri olur.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Durum</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Kiracının Yapabileceği</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sözlü artış talebi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yazılı olarak yasal orana atıfla itiraz edin</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Noter ihtarnamesi geldi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Aynı yolla, yasal orana göre cevap ihtarnamesi çekin</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Ev sahibi ödemeyi kabul etmiyor</p>
   </td>
   <td>
   <p>TÜFE oranındaki tutarı banka yoluyla ödeyip dekontu saklayın</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Ev Sahibi Israrcıysa: Kira Tespit Davası Nedir, Nasıl Açılır?</strong></p>

<p>Bazı durumlarda ev sahibi yazılı itiraza rağmen ısrar eder ya da beş yıllık kira dönemi dolduğu için <strong>rayiç bedele göre kira tespiti</strong> talep eder. Beş yılda bir, kira bedelinin TÜFE ortalamasından bağımsız olarak, taşınmazın <strong>emsal kira değerine göre</strong> mahkeme kararıyla belirlenmesi mümkündür, bu, yasal sınırın istisnasıdır.</p>

<p>Örnek olarak, Üsküdar'da 6 yıldır aynı dairede oturan Mert Bey'in ev sahibi, beşinci yılın dolduğunu gerekçe göstererek kira tespit davası açtı. Mahkeme, bilirkişi raporuyla bölgedeki emsal kiraları inceleyip yeni bedeli belirledi, bu süreçte Mert Bey'in itiraz ve delil sunma hakkı vardı.</p>

<p>Eğer sizin durumunuzda henüz beş yıllık süre dolmadıysa ve ev sahibi yine de dava açarsa, mahkemeye TÜFE ortalamasının üstünde bir talebin hukuka aykırı olduğunu gösteren belgeleri (TÜİK verileri, yazışmalar) sunmanız gerekir.</p>

<p><strong>Dava Açmadan Önce Arabuluculuk Seçeneği</strong></p>

<p>Kira uyuşmazlıklarının tamamı mahkemeye taşınmak zorunda değil. Taraflar isterse zorunlu durumlarda zorunlu ve <strong>ihtiyari arabuluculuk</strong> yoluyla, dava süresinden çok daha kısa bir zamanda ve daha düşük maliyetle anlaşabilir. Arabulucu, ne ev sahibinin ne de kiracının avukatı değildir; tarafsız bir üçüncü kişi olarak makul bir orta yol bulunmasına yardımcı olur.</p>

<p>Diyelim ki komşunuzla aynı apartmanda oturan bir kiracı-ev sahibi çifti, artış oranı konusunda yıllardır süregelen bir husumete girmek istemiyor. Böyle bir durumda tek bir arabuluculuk oturumu, ilişkiyi bozmadan makul bir orta rakamda uzlaşmayı sağlayabilir, hem zamandan hem masraftan tasarruf edilir.</p>

<p>Arabuluculuk, kira uyuşmazlıklarında mahkemeye gitmeden çözüm sunabilir.</p>

<p><strong>TÜFE oranını nereden öğrenebilirim?</strong></p>

<p>TÜİK'in resmi web sitesinde her ay güncellenen tüketici fiyat endeksi verilerinden, kira sözleşmenizin yenileme ayına ait oniki aylık ortalama değişim oranını bulabilirsiniz.</p>

<p><strong>Ev sahibi yasal sınırın üzerinde tahliye tehdidinde bulunursa ne yapmalıyım?</strong></p>

<p>Kira bedelini yasal orana göre ödemeye devam ettiğiniz sürece, sadece bu artış farkını ödemediğiniz gerekçesiyle tahliye edilemezsiniz; itirazınızı ve ödemelerinizi yazılı belgeyle kanıtlamanız önemlidir.</p>

<p><strong>Kira tespit davası kim tarafından açılabilir?</strong></p>

<p>Hem ev sahibi hem kiracı, kira bedelinin yasal sınırlar dışında yeniden belirlenmesini talep ettiğinde kira tespit davası açabilir; ancak bu genellikle beş yıllık dönem sonunda ev sahibi tarafından gündeme getirilir.</p>

<p>Özetle: kira artışında son söz TÜFE oniki aylık ortalamasına ait, sözleşmede ya da sözlü olarak talep edilen daha yüksek bir rakamın sizi bağlaması gerekmiyor. Yazılı itiraz etmek, ödemelerinizi belgelemek ve gerekirse arabuluculuğa başvurmak, uzun bir dava sürecine girmeden hakkınızı korumanın en pratik yollarıdır.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-artis-orani-yasal-siniri-asarsa-ne-yapabilirsiniz-1</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/sozlesme-kira-ev-bina.jpg" type="image/jpeg" length="19067"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AİRBNB CEZALARINDA EV SAHİPLERİNİN HUKUKİ YOLLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/airbnb-cezalarinda-ev-sahiplerinin-hukuki-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/airbnb-cezalarinda-ev-sahiplerinin-hukuki-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde gayrimenkul ve vergi hukukunun en sıcak gündem maddelerinden biri, Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden yapılan kısa süreli konut kiralamalarıdır. "Airbnb Kanunu" olarak bilinen <strong>7464 sayılı Kanun</strong>’un yürürlüğe girmesiyle birlikte, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan <strong>Turizm Amaçlı Kiralama İzin Belgesi</strong> alma zorunluluğu getirildi. Ancak düzenlemenin uygulamadaki yansıması, niyet edilenden çok farklı bir alana kaydı. İzin belgesi alarak kanuna uyum sağlamak isteyen vatandaş, devlet tarafından işletme sahibi olarak sayıldı ve geriye dönük vergi cezalarıyla karşı karşıya kaldı.</p>

<p>Normal şartlarda bir ev sahibinin bu kiralamadan elde ettiği parayı <strong>kira geliri (GMSİ)</strong> olarak beyan edip vergisini ödemesi gerekiyordu. Ancak son uygulamalarla Maliye, evini kiraya veren vatandaşa <strong>adeta otel işletiyormuş muamelesi</strong> yapmaya başladı ve insanları ticari kazanç mükellefi, yani bir nevi dükkan/işletme sahibi saydı. Gelinen noktada ev sahipleri uygulamada iki yoldan birini tercih etmek zorunda kalıyorlar. Ya bakanlıktan izin belgesi almadan hareket edip geliri kira geliri olarak bildirecekler ve belgesiz kiralama cezası riskini alacaklar; ya da izin belgesi alıp Maliye’nin haksız yere açtığı ticari mükellefiyetle bir nevi işletme sahibi sayılarak bitmek bilmeyen beyanname yükleriyle ve geriye dönük vergi cezalarıyla boğuşacaklar.</p>

<p>Örneğin, yazın boş duran yazlığını sadece 2-3 aylığına kiraya verip değerlendirmek isteyen bir vatandaşın, sırf bu kısa süreli kiralama yüzünden işletme sahibi sayılması ne kadar makuldür? Ev sahibi, idarenin bu yaklaşımı sebebiyle sanki tam zamanlı bir işletme açmış gibi vergi kaydı yaptırmak, muhasebeci tutmak, her ay KDV ve stopaj beyannameleri vermek gibi ağır bir yükün altına girmek zorunda bırakılmaktadır.</p>

<p>Maliye Bakanlığı, vergi dairelerinin uygulamalarıyla, izin belgesi alan veya kısa sürelerle sık müşteri sirkülasyonu sağlayan ev sahiplerini doğrudan <strong>ticari kazanç mükellefi</strong> saymaya başladı. Bunun doğal sonucu olarak vatandaşlara geriye dönük ticari mükellefiyetler açıldı. KDV beyannamesi verilmediği gerekçesiyle <strong>%20 oranında KDV tarhiyatları</strong> uygulandı, gelir vergisi, geçici vergi ve vergi ziyaı ile özel usulsüzlük cezaları kesildi.</p>

<p>Peki, mülkünü eşyalı olarak kısa süreliğine kiraya veren bir vatandaş, sırf yılda birden fazla kişiye evini açtı diye bir otelci ya da tacir haline mi gelir? İşte hukuki uyuşmazlığın özü tam da burada bulunuyor.</p>

<p><strong>Gayrimenkul Sermaye İradı (GMSİ) ile Ticari Kazanç Ayrımı </strong></p>

<p>Gelir Vergisi Kanunu uyarınca, bir gayrimenkulün kiralanmasından elde edilen gelir kural olarak Gayrimenkul Sermaye İradı (GMSİ) yani <strong>kira geliridir</strong>. Bir kazancın Ticari Kazanç sayılabilmesi için ise ortada otel, pansiyon veya apart işletmeciliğinde olduğu gibi unsurları netleşmiş bir<strong> ticari organizasyon</strong> bulunmalıdır.</p>

<p>Danıştay ve İdare/Vergi Mahkemelerinin son dönemde önüne gelen uyuşmazlıklarda verdiği kararlar, idarenin bu ezberini bozacak nitelikte. Danıştay ve vergi mahkemeleri özetle şu ilkelerin altını çizmektedir.</p>

<p>Danıştay 3. Dairesi, 2024/6160 E. 2025/1856 K. Sayılı ilamı</p>

<p>“…<i>Davacının taşınmazlarının kiraya verilmesinden elde ettiği gelirinin ticari kazanç olarak değerlendirilebilmesi için kiralamanın otel, apart veya pansiyon işletmeciliği gibi ticari bir organizasyon dahilinde yapılması ve kahvaltı, yemek, ütü, günlük temizlik gibi bir takım hizmetleri de içermesi gerekmektedir. Belirtilen türde bir ticari organizasyon dahilinde olmaksızın salt daha fazla gelir elde etmek amcıyla taşınmazların ... adlı platform üzerinden günlük, haftalık veya aylık olarak kiraya verilmesi elde edilen kazancın gayrimenkul sermaye iradı niteliğini değiştirmeyeceğinden</i>…<i>davalı idarenin temyiz isteminin ise bu nedenle reddi gerekmiştir</i>.”</p>

<p><strong>1-) İzin Belgesi Mükellef Yapmaz:</strong> 7464 sayılı Kanun uyarınca alınan Turizm Amaçlı Konut İzin Belgesi, idari ve kolluk denetimini sağlamaya yönelik bir belgedir. Tek başına vatandaşı ticari kazanç mükellefi yapmaz.</p>

<p><strong>2-) Kira Süresi ve Müşteri Sayısı Kriteri:</strong> Bir evin yılda 1 kişiye 12 aylığına kiralanması ile 15 farklı kişiye 5'er günlük kiralanması arasında, kazancın hukuki niteliği bakımından bir fark yoktur. Sırf müşteri çeşitliliği fazla ve kiralama süresi kısa diye kiralama faaliyeti ticari organizasyona dönüşmez.</p>

<p><strong>3-) Ek Hizmet Kriteri:</strong> Evi eşyalı teslim etmek, elektrik/su faturasını ödemek veya misafir çıkışında temizletip yeni çarşaf sermek evi kiraya hazır tutma eylemleridir. Bu fiiller ticari organizasyon sayılmaz. Ancak binada resepsiyon kurulması, misafir içerideyken her gün oda servisi veya kahvaltı verilmesi gibi otelcilik hizmetleri sunuluyorsa ticari kazançtan söz edilebilir.</p>

<p>Nitekim idare ile yargı arasındaki bu yaklaşım farkı, son gelişmelerle hukuki bir çıkmaza dönüşmüştür. Gelir İdaresi Başkanlığı, 24 Ocak 2025 tarih ve 7877 sayılı Genel Yazısı ile vergi dairelerine talimat vererek izin belgesi alan ev sahiplerinin otomatik olarak ticari mükellef sayılması yönündeki tutumunu sürdürmek istemiştir. Ancak uyuşmazlık konusunu Danıştay 3. Dairesi, 2025/2792 E. sayılı dosyadaki 27 Ekim 2025 tarihli kararı ile söz konusu Genel Yazı’nın ev sahiplerini doğrudan ticari kazanç mükellefi sayan ilgili kısımlarının <strong>yürütmesinin durdurulmasına</strong> karar vermiştir. Danıştay bu kararıyla, idarenin genel yazılarla kanunun önüne geçemeyeceğini ve somut bir otelcilik hizmeti sunulmadıkça ev sahiplerinin zorla ticari mükellef sayılamayacağını bir kez daha göstermiştir.</p>

<p>Ayrıca, vergi mahkemelerinin KDV oranlarına ilişkin verdiği kararlarda, idarenin ısrarla uyguladığı %20'lik KDV oranının aksine konaklama hizmetlerindeki indirgenmiş KDV oranının %10 esas alınması gerektiği yönündeki iptal kararları da ev sahipleri lehine önemli bir argüman oluşturmaktadır. Nitekim <strong>İstanbul 10. Vergi Mahkemesi’nin E. 2024/1513, K. 2025/162 sayılı kararında</strong> vurgulandığı üzere, bir an için faaliyet konaklama sayılsa dahi uygulanacak KDV oranı %20 değil, konaklama hizmetlerine uygulanan indirimli oran yani <strong>%10 olmak zorundadır</strong>.</p>

<p><strong>Vatandaşın / Ev Sahibinin Hukuki Hakları Nelerdir?</strong></p>

<p>Geriye dönük ihbarnameler, e-hacizler ve cezalarla karşılaşan ev sahiplerinin panikle yanlış adımlar atmaması, hukuki haklarını doğru süreler içinde kullanması hayati önem taşır:</p>

<p><strong>1. Hak düşürücü süreye dikkat edin. </strong>Vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarihten itibaren <strong>30 </strong>gün içinde yetkili Vergi Mahkemesinde dava açılmalıdır. Sürenin kaçırılması, usulen işlemin kesinleşmesine yol açar.</p>

<p><strong>2. Uzlaşma tuzağına düşmeyin.</strong> İdarenin sunduğu Uzlaşma Komisyonu seçeneği cazip görünebilir ancak uzlaşma tutanağı imzalandığı takdirde dava açma hakkı tamamen kaybolur. Önemli yargı kararları varken uzlaşmak yerine iptal davası açmak çok daha avantajlıdır.</p>

<p><strong>3. Yürütmenin durdurulmasını ve işlemin iptalini talep edin. </strong>Dava dilekçesinde, faaliyetin bir otelcilik organizasyonu taşımadığı, herhangi bir ek hizmet kahvaltı, günlük temizlik, resepsiyon sunulmadığı vurgulanmalıdır. İdare tarafından tesis edilen mükellefiyet kaydının silinmesi ile kesilen vergi ziyaı, KDV ve özel usulsüzlük cezalarının <strong>iptali ve yürütmenin durdurulması</strong> talep edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Mükellefiyetin silinmesi başvurusu yapın.</strong> Hali hazırda idare tarafından adına ticari mükellefiyet açılmış ve aylık KDV/geçici vergi yükü altına girmiş ev sahipleri, Danıştay ve Vergi Mahkemesi emsal kararlarını gerekçe göstererek Vergi Dairesi'ne ticari mükellefiyetin terkini talepli dilekçe vermeli, ret cevabı gelmesi halinde bu ret işlemine karşı da dava yoluna başvurmalıdır.</p>

<p><strong>Özetlemek gerekirse,</strong></p>

<p>Mülkiyet hakkının doğal bir sonucu olarak gayrimenkulünü değerlendiren vatandaşın, mevzuattaki boşluklar veya idarenin dar yorumları sebebiyle birer dükkan sahibi mükellef haline getirilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Vergi Mahkemeleri ve Danıştay, ticari organizasyon bulunmayan durumları GMSİ sınırları içerisinde değerlendirerek bu yanlış uygulamaya yavaş yavaş dur demektedir. Ev sahiplerine düşen en büyük görev ise idarenin haksız işlemlerine karşı yasal süresi içinde, emsal kararlar ışığında idari yargı yoluna başvurmaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/emirhan-altuntas.jpg" /></p>

<p><strong>Av. Emirhan ALTUNTAŞ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/airbnb-cezalarinda-ev-sahiplerinin-hukuki-yollari</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/terazi/kira-ev-sozle-kontra.jpg" type="image/jpeg" length="70037"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2017/3928 E., 2018/3190 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20173928-e-20183190-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20173928-e-20183190-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 21.03.2018 tarihli, 2017/3928 E., 2018/3190 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/3928 E., 2018/3190 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal<br />
Hüküm : Beraat</p>

<p>Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:<br />
Kişilerin özel hayatının gizliliğinin ihlal edilmesi, TCK'nın 134/1. madde ve fıkrasının 1. cümlesinde suç olarak düzenlenmiş olup, özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir.</p>

<p>TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasında ise belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.</p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 esas, 2014/331 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; TCK'nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.</p>

<p>Ayrıca, bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesinin, bilgisi dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi TCK'nın 134/1. madde ve fıkrasının 2. cümlesinde; rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması TCK'nın 134/2. madde ve fıkrasında özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesi, yasal anlamda, TCK'nın 136/1. madde ve fıkrası kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez.</p>

<p>TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasının, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir.</p>

<p>Bu noktada belirtmek gerekir ki, kişisel verilerin, üzerinde yazılı olduğu belgenin bulunduğu yerden alınması ya da kaydedilmiş haliyle başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi, böylece istenildiğinde tekrar kullanılabilmesi olanağını sağlayan her türlü faaliyet, kişisel verileri “ele geçirme” kapsamında değerlendirilebilir ise de, kişisel verilerin kaydedilmeden önce öğrenilmesi, hafızada tutulan kişisel verilerin başkalarına açıklanması, kişisel verilere salt duyu organları aracılığıyla vakıf olunması, ancak TCK'nın 134/1. madde ve fıkrasının 1. cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, bir devlet hastanesinin bilgi işlem biriminde çalışan sanık ...'nin, aynı hastanede tedavi gören ve kayınvalidesi olan katılana ait hasta bilgi formu ile röntgen filmini, katılanı vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde kasten yaralayıp, onu tehdit ettiği iddiasıyla açılan ve Adana 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/442 esasına kayden görülmekte olan davanın 07.11.2013 tarihli duruşmasında, mahkemeye delil olarak sunduğu olayda;</p>

<p>Gerektiğinde ilgili hastaneden mahkemece temin edilebilecek nitelikteki belge örneklerini, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir delil bulunmayan sanığın, katılanın ayağında mevcut olan kırığın onu darp etmesinden kaynaklanmadığına, katılanın daha önce temizlik yaparken ayağının kırıldığına dair açıklamalarını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı anlaşıldığından, sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş; sanığın, katılanın sağlık durumuna ilişkin kişisel veri niteliğindeki tıbbi belgeleri ele geçirip mahkemeye sunmasından dolayı iddianamede TCK'nın 134/1. madde ve fıkrasındaki özel hayatın gizliliğini ihlal suçu olarak nitelendirilen eylemin, iddianame anlatımı gözetilerek TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekmekte ise de, hukuki nitelendirmenin sonuca etkili olmadığı anlaşıldığından, bu husus bozma nedeni olarak kabul edilmemiş; sanığın verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyeti yerine beraat kararı verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasını öneren tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğine, sanığa yüklenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurlarının oluştuğuna ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK'nın 232/6. madde ve fıkrasına aykırı hareket edilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının ilk paragrafındaki, “BERAATİNE,” ibaresinden önce gelmek üzere hükme, “CMK'nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince” ibarelerinin eklenmesi suretiyle, eleştiri dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20173928-e-20183190-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="96193"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatın İddia ve Savunma Dokunulmazlığı Kapsamında Kişisel Verilerle İmtihanı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatin-iddia-ve-savunma-dokunulmazligi-kapsaminda-kisisel-verilerle-imtihani-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-iddia-ve-savunma-dokunulmazligi-kapsaminda-kisisel-verilerle-imtihani-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kişisel veri kavramının tanımı ve kapsamı, kişilerin TCK m.136 kapsamında sorumluluğunun tespiti bakımından oldukça önemlidir. Hapis cezası gibi ağır yaptırım araçlarına sahip Ceza Hukukunun, kişisel verinin korunması hukuki menfaatini Kanunda suç ihdas ederek güvenceye alması isabetli bir tercih olmakla birlikte, bu suçun sınırlarının belirli olması “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi ile temel hak ve hürriyetlerin bir gereğidir. Bu sebeple, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda kişisel veri tanımı yapılmalıdır. Kişisel veri, uygulamada hangi verinin kişisel veri sayılacağı hakkındaki tereddüdü giderecek şekilde kaleme alınmalıdır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda yer alan tanım somutluktan uzaktır. 6698 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi; <i>“(...) Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,” </i>kişisel veri saymıştır. 6698 sayılı Kanunda yer alan bu tanım çok geniş olup, Ceza Hukuku bakımından kişisel veri tanımının “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine uygun olarak daraltılması, öngörülebilir ve bilinir olması gerekir.</p>

<p>Savunma hakkının temel unsuru, kişilerin avukatını özgürce seçmesi ve seçilen avukatın etkin bir şekilde faaliyetini, yani “müvekkilini savunma hakkını” kullanabilmesidir. Savunma hakkı kapsamında avukatın savunmasında kullandığı deliller, kişiyi belirli veya belirlenebilir kılan bilgi veya belgeler kişisel verileri içerdiğinden bahisle, TCK m.136 kapsamında ceza sorumluluğuna yol açmamalıdır. Avukatlık Kanunu m.2/3 uyarınca avukatların kurumlardan talep ettiği belgenin, kişisel veri içermesi, savunma görevinin yerine getirilmesine engel değildir. Belirtmeliyiz ki; avukatın yapacağı savunmalarda, sunacağı deliller sebebiyle ceza soruşturması altına alınacağı endişesine kapılması, avukatın savunma görevini tam olarak yerine getirememesine sebep olacak, bu şekilde savunma hakkı ve savunma dokunulmazlığı ihlal edilecektir.</p>

<p>Avukatın adli makamlar önünde yaptığı yazılı veya sözlü savunmaları kapsamında; temsil ettiği kişinin haklarını korumak ve savunma hakkını kullanmak adına ibraz ettiği belgelerde, hukuka aykırılık bilinci ile hareket etmediği tartışmasızdır. Yargıtay tarafından da kabul edildiği üzere, gerektiğinde mahkemece temin edilebilecek nitelikteki belge örneklerinin savunma hakkı kapsamında delil olarak yargılama mercilerine sunulmasında, avukatın hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı ve TCK m.136’da düzenlenen suçun oluşmayacağı belirtilmelidir<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20173928-e-20183190-k-sayili-karari" rel="dofollow">[1]</a>. Avukat tarafından hukuka uygun şekilde elde edilen ve yargı mercilerine sunulan belgenin kişisel veri niteliğinde olmasında, failin kastının kişisel veriyi elde etmek olmadığı, dolayısıyla kasten işlenmesi gereken bir suçta kastın bulunmadığının kabul edilmesi gerekmektedir. Bununla beraber, avukatın savunmasını kanıtlama amacını taşıyan fiilinde, hukuka aykırı hareket etmek bilinciyle hareket etmediği Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20201485-e-201411391-e-ve-201312495-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">[2].</a> Buna göre; hukuka uygun şekilde elde edilen, kişisel veri niteliğindeki belgelerin yargı mercileri önüne getirilmesinde, avukatların İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasada güvence altına alınan “savunma hakkının” ihlal edilmemesi gerektiği ve TCK m.136’da düzenlenen “verileri hukuka aykırı ele geçirme ve yayma” suçunun müdafi bakımından oluşmayacağını söylemek doğru olacaktır.</p>

<p>Başta ciddiye alınmasa da, devam eden zamanda kişisel verilerin ihlali kapsamında verilen idari para cezaları ile açılan soruşturma ve kovuşturmalar ve avukatlara verilen cezalar ciddi sorunlara yol açtı. Bir hukuka uygunluk sebebi olan iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamına giren ve özellikle savunma hakkını kullanan avukatlar, yazılı ve sözlü savunmalarında yer verdikleri bilgilerden ve dava dosyasına sundukları belgelerden endişe duymaya başladılar.</p>

<p>Kişisel veriler konusunda her şey yerli yerine oturmadı. Savunma hakkının önemi tartışılamaz. Bir avukatın temsil ettiği şüphelinin veya sanığın lehine olabileceğini düşündüğü bilgiyi veya belgeyi, kişisel veri ihlali olacağı endişesi ile dosyaya sunamaması son derece rahatsız edici. Esas olan; maddi hakikate ve adalete ulaşmaksa, sırf kişisel veri ihlali endişesi ile savunmanın kısıtlanması kabul edilemez. Bu konuda neyin nasıl yapılacağı, avukat tarafından konunun soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısına ve davayı gören mahkemeye hangi aşamada savunma ile ilgili bilgi ve belgenin dosyaya getirtilmesini isteme zorunluluğunun doğacağı ve hangi aşamada doğrudan avukatın dosyaya üçüncü kişi ile ilgili bilgiyi ve belgeyi sunabileceği ve bu nedenle kişisel veri ihlalinden sorumlu tutulmayacağı sorularının cevabını bulmak bir hayli zor gözüküyor.</p>

<p>İtham sisteminin kabul edildiği, iddia edenin iddiasını somut delillerle ispatladığı kaide olmakla birlikte, gerek bu iddiaların kanıtlanmasında ve gerekse iddiaya karşı savunma yapmak ve bunun için delillere ulaşmak isteyen şüphelinin, sanığın ve müdafiinin “iddia ve savunma dokunulmazlığı” adlı hukuka uygunluk sebebinden yararlanacağı, aynı şekilde TCK m.26/1’de hakkını kullanan kimseye ceza verilemeyeceğini öngören, mesleğin icrası olarak da nitelendirebileceğimiz hukuka uygunluk sebebi, iddiasını ve savunmasını ortaya koymak isteyenlerin ve onların avukatlarının bazı kişisel verilere ulaştığı durumlarda, deyim yerinde ise koruyucu kalkanı olabilecektir. Aksi halde; yani katı işleyen bir kişisel veri koruma anlayışı benimsendiğinde, iddianın yanında özellikle savunmanın hareket edebilmesi ve savunma hakkının layıkı ile kullanılabilmesi imkansız hale gelebilecektir.</p>

<p>İddia ve savunma hakkı, yani hak arama hürriyeti ile kişisel verilerin korunması hakkının çatışabileceği, birisinin diğerine tercihinin tartışma konusu yapılabileceği, esasen Devletin müdahalesi ile basın hürriyeti karşısında iddia ve savunma hakkı ile özel hayat hakkı kapsamına giren kişisel verilerin kırılgan olabileceği, dolayısıyla her ikisinin de müdahalelere karşı korunması gerektiği, kendi aralarında karşı karşıya geldiklerinde ise sadece iddia ve özellikle savunma hakkının korunması ve bu alanlarda kullanılması şartıyla o da sınırsız olarak değil, mutlaka yasal çerçevesi çizilmek suretiyle kişisel verilere müdahale edilebileceği, iddia ve savunmada yararlı olabilecek kişisel verilerin ilgisine binaen kullanılabileceği, fakat bu kullanımın sınırsız olmayacağı, yasal çerçevesinin çizilmesi gerektiği, mevcut durumda ise bu çerçevenin Anayasa m.36/1, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6, Ceza Muhakemesi Kanunu m.149 ve ilgili maddeleri ile Avukatlık Kanunu m.2 esas alınmak suretiyle yapılması gerektiği, aksi halde salt kişisel verilerin korunması mantığından hareketle, iddianın ve özellikle savunma hakkının aşırı kısıtlanacağı, korkutulacağı, özellikle bir suçlamaya karşı savunma hakkını kullanmak isteyen şüpheli veya sanık müdafilerinin çekinerek hareket edip, temsil ettikleri kişilerin haklarını yeterli şekilde savunamayacakları tartışmasızdır.</p>

<p><strong>Gerçekten de kişisel verilerin Anayasa ile güvence altına alındığı “Özel hayatın gizliliği” başlıklı Anayasa m.20/3’e bakıldığında;</strong> kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin de kanunla düzenleneceği belirtilmiş, bunun yanında bir üst fıkrada, yani Anayasa m.20/2’de, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması sebeplerinden birisi veya birkaçına bağlı olarak özel hayata sınırlama getirilebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Esasen; “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının kanunla ve Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Anayasa m.20; kişisel verilerin iddia veya savunma hakkının kullanılması amacıyla sınırlanacağına dair bir açıklık içermese de, kanunla kişisel verilerin nasıl işlenebileceğinin düzenleneceğini söylemiş, fakat bunu bir özel sınırlama sebebi olarak da ortaya koymamıştır.</p>

<p>Savunma hakkı yönünden kişisel verilere müdahale imkanını; kanaatimizce Anayasa m.36/1’de yer alan ve temel dayanağını “Adil/dürüst yargılanma hakkı” başlıklı Anayasa m.6’dan alan, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davalı veya davacı olarak iddia ve savunma ile adil/dürüst yargılanma hakkına sahip olduğuna dair hükümde bulmaktadır. Kişisel verilere müdahaleye bu şekilde bakıldığında, yine 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 2. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun bilhassa 149. maddesinin 3. fıkrası ve şüphelinin veya sanığın müdafi yardımını almak suretiyle savunma yapabileceğine veya bunu zorunlu müdafilik veya tutuklamaya sevkte şüphelinin veya sanığın yanında müdafiinin olması mecburiyetini öngören hükümler birlikte ele alındığında, şüpheliyi veya sanığı savunacak avukatın iddia ve savunma dokunulmazlığı, bunun yanında adil/dürüst yargılanma hakkının bir sonucu olarak ve sırf bu alanda kullanmak üzere dosyası ve davası ile ilgili kişisel verilere ulaşabilmesi ve bunları sadece iddiasını ve savunmasını kanıtlayabilmek için kullanabilmesi mümkün olabilmedir.</p>

<p><strong>Bununla birlikte;</strong> bir kişisel veriye ulaşılması konusunda özel yasal düzenlemenin olduğu ve o kişisel veriye nasıl ulaşılabileceği hususunda iddia ve savunma hakkı ile adil/dürüst yargılanma hakkını kapsayacak bir düzenleme öngörüldüğünde, örneğin bu hüküm 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda olduğunda, elbette şüpheli veya sanık müdafiinin bu yasal prosedüre uygun davranması, hem kişisel verilere müdahalenin ve hem de delilin elde edilmesinin hukuka uygunluğu bakımında elzemdir.</p>

<p><strong>İddia ve savunma hakkı kapsamında avukatın dosyaya sunduğu emsal kararlarda yer alan kişisel veriler bir hukuka aykırılığa sebebiyet verir mi?</strong></p>

<p>İddia veya savunma tarafında görev yapan avukatın dosyaya, davayı gören mahkemenin veya bir başka mahkemenin emsal kararını bulup sunmasını kişisel veri ihlali kapsamında değerlendirmek hukuka uygun olmayacaktır. Çünkü burada avukat; Türk milleti adına verilip açıklanmış ve alenileşmiş yargı kararlarını, sırf birisinin kişisel verilerini ele geçirmek, paylaşmak veya açıklamak amacıyla değil, “iddia ve savunma dokunulmazlığı” adlı hukuka uygunluk sebebi çerçevesinde kullanmış ve soruşturma veya kovuşturma dosyasına sunmuştur. Avukatın emsal karar kullanma niyetinin, suçun manevi unsurunu önleyip önlemeyeceği tartışması gündeme gelebilir. Kastın ne olduğunu belirlemek için, failin icra hareketlerini ve özellikle de icra hareketlerinin neyi hedeflediğine bakılmalıdır. Fail; mesleğini icra kapsamında hukuka uygunluk sebebinden hareket ettiği bilincinin yanında, hedefinin bir başkasının kişisel verilerini ele geçirme veya paylaşma üzerine kurmamış, net bir şekilde bunun üstünü örten ve önüne geçecek derecede iddia ve savunma hakkını kullanma maksadıyla hareket etmiştir. Artık bu aşamada kişisel verilere dönük suç işlemek kastının varlığından bahsedilemez, yani hukuka aykırılık bilinci yoksa ve hukuka uygunluk sebebi öne çıkmışsa suç da oluşmaz.</p>

<p>Burada şu söylenebilir; o zaman bir ihtiyacını karşılamak için hırsızlık yapan da veya canını kurtarmak için meşru savunmada bulunan da, hırsızlık veya öldürme kastının olmadığı ileri sürülebilir. Verilen örneklerden ilkinin, avukatın emsal kararlardan faydalanma amacı ile bir benzerliği bulunmamaktadır. Çünkü hırsızlıkta, kişi çalmak ve örneğin ilaç ihtiyacını karşılamak istemektedir. Burada ise, failin maksadı kişisel veri elde etmek değildir. Öldürme ve yaralamada geçen meşru savunmada yine fail kendisini veya bir üçüncü kişiyi korumak için ne yaptığını bilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Emsal karardan faydalanan avukatın, gerek kararın aleniliği ve gerekse yararlandığı hukuka uygunluk sebebiyle aynı görülmesi mümkün olmayacaktır. Her ne kadar; avukatın, emsal olarak kullandığı kararda geçen kişisel verileri saklaması veya karartması gerektiği söylense de, esasen bu bilgiler yargı kararının ayrılmaz parçalarıdır. Yine de bu karartmanın yargı makamı tarafından yapılması veya kararı aleni ortamdan değil de, dosyayı takip eden avukattan veya başkasından temin eden avukatın, en azından kişisel veri kapsamında olabilecek verileri karartmak suretiyle kullanması gerektiği ileri sürülebilir. Belki bu nedenle karşı görüş getirilebilirse de, niteliği itibariyle açıklanıp alenileştirilmiş kararlarda geçen her kişisel veriden dolayı avukatın suçlanması kabul edilemez, burada muhakkak avukatın kişisel veri yönünden hukuka aykırılık bilinci taşıyıp taşımadığına veya taksiri geçip kast aşamasına ulaşmış bir kusurunun bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.</p>

<p>Diyelim ki; avukat, müdafi olarak takip ettiği davaya emsal olabilecek aynı mahkemenin kararını buldu ve bunu dosyaya sunmak istiyor. Mahkeme kararları Türk milleti adına verilmektedir. Mahkeme kararları aleni verilmek ve açıklanmak zorunda olduğuna göre, emsal karar ulaşan avukatın bu kararı davasında kullanması ve kararın bir fotokopisini dosyaya sunması, suçun maddi ve manevi unsurları bakımından kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi, verilmesi ve açıklanması suçlarını oluşturmaz.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong></p>

<p>Kişisel verilerin tartışma konusu olduğu meselelerde; somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılmalı, kişisel veri içeren delilin ne şekilde elde edildiği tespit edilmeli, delilin hukuka uygun edildiği hallerde, kullanmanın da hukuka uygun olması şartıyla cezalandırmaya konu fiilin olmayacağı belirtilmeli, hukuka aykırı elde edilen veya hukuka aykırı olarak kullanılan delilin ceza yargılamasında kullanılamayacağı gibi, bu fiilleri bilerek ve isteyerek icra edenlerin “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlıklı TCK m.136 kapsamında sorumluluklarının doğacağı izahtan varestedir. Kişisel verileri ele geçirme, başkasına verme veya ifşa olarak değerlendirilmemekle birlikte, kişisel veri içeren bir belgenin dava dosyasına sunulması fiillerinde avukatın hukuki durumunun, iddia ve savunma dokunulmazlığı adlı hukuka uygunluk nedeni kapsamında değerlendirilmesi, buna göre suçun maddi ve manevi unsurlarının belirlenmesi gerekir.</p>

<p><strong>Avukatın mesleğini icra sırasında; hukuka uygun yol ve yöntem izlemeksizin başkasının kişisel verilerine ulaşmış ve bunu yasal yol müracaatında kullanmışsa, sırf yasal yol müracaatında bulunması nedeniyle hukuka uygunluk sebebinden faydalanacağına dair savunması kabul edilmeyebilir.</strong> Avukatın gördüğü iş, yaptığı işlem, yürüttüğü soruşturma ve kovuşturmalarda maddi hakikate ve adalete ulaşma amacı, otomatik olarak hukuka uygunluk sebebinin varlığı kabul edilerek, yasal düzenlemelere ve usule aykırı şekilde elde edilmiş ve kullanılmış kişisel veriler yönünden fiili hukuka uygun hale getirmez. Somut olayın özelliklerine, yasal düzenlemeler ile yasal düzenlemelere göre çıkarılmış alt normlara bakılmalı ve mesleğini icra eden avukatın hukuka aykırılık veya uygunluk bilincinden hangisine sahip olduğu, hangi nedenle ve nasıl kişisel veriye ulaşıp, ne amaçla veriyi kullandığı belirlenmelidir.</p>

<p>Kişisel veriler gibi kapsamı ve uygulaması bugün dahi netlik kazanmamış kavramları ve buna bağlı yaptırımları, hak ve özgürlüklerin yegane savunucusu olan avukatın başında <i>Demokles’in kılıcı</i> gibi tutarak, gerekliliğinde ve kutsallığında şüphe edilemeyen savunma hakkının icrasının zorlaştırılması ve kişisel verilerin korunması hakkında bir denge gözetilmemesi, hukukun evrensel ilke ve esasları bakımından kabul edilemez.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Muhammed Enes Efe</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20173928-e-20183190-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20173928-e-20183190-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 21.03.2018 tarihli, 2017/3928 E. ve 2018/3190 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“Gerektiğinde ilgili hastaneden mahkemece temin edilebilecek nitelikteki belge örneklerini, üçüncü kişi veya kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir delil bulunmayan sanığın, katılanın ayağında mevcut olan kırığın onu darp etmesinden kaynaklanmadığına, katılanın daha önce temizlik yaparken ayağının kırıldığına dair <strong>açıklamalarını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı anlaşıldığından,</strong> sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir…”</i></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20201485-e-201411391-e-ve-201312495-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20201485-e-201411391-e-ve-201312495-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin, 31.03.2014 tarihli, 2013/12495 E. ve 2014/7889 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“TCK'nın 136’ncı maddesinde tanımlanan suçun maddi unsurunun, başkasına ait kişisel verileri, ‘hukuka aykırı olarak’ bir başkasına vermek veya yaymak veya ele geçirmek biçimindeki seçimlik hareketlerden birinin işlenmesiyle oluştuğu, genel cerrahi uzmanı olup özel bir güzellik merkezinde doktor olarak çalışan sanığın, güzellik merkezinde iki yıl süreyle müştekiye lazerle yüz epilasyonu tedavisi uygulaması sonrası müştekinin yüzünde kıllanmanın artması ve yanık oluşması nedeniyle şikayetçi olarak aleyhine tazminat davası açması üzerine, tazminat davasına ilişkin olarak <strong>vekili aracılığıyla verdiği cevap dilekçesinde,</strong> <strong>müştekinin davadan 1 yıl önce kullandığı kişisel veri niteliğindeki ilaçların listesini yazarak, müştekideki şikayetlerin kullandığı ilaçların yan etkisi olabileceğini savunması şeklinde gelişen eyleminde; kişisel veri niteliğindeki ilaç listesini, bir başkasına verdiği veya yaydığına ilişkin hakkında bir iddia bulunmayan sanığın, aleyhine açılan tazminat davasında, davaya konu şikayetlerin müştekinin son 1 yılda kullandığı ilaçların yan etkilerinden de kaynaklanabileceği yönündeki savunmasını kanıtlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket etmek bilinciyle hareket etmediği, eylemin savunma sınırı kapsamında kaldığı anlaşıldığından,</strong> Yapılan yargılama sonunda yüklenen suç açısından sanığın kastının bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin eksik incelemeye, sübuta, eylemin savunma sınırı dışında kaldığına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak onanmasına…” </i>denilmiştir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatin-iddia-ve-savunma-dokunulmazligi-kapsaminda-kisisel-verilerle-imtihani-1</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yazar/ersan-sen-yazdi-bilfi.jpg" type="image/jpeg" length="69924"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58639"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-ve-uyarici-madde-suclari-dal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-ve-uyarici-madde-suclari-dal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Kamunun sağlığına karşı suçlar kapsamında; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.188 hükmü uyuşturucu veya uyarıcı madde imali, ithali, ihracı, ticareti ve başkalarına verilmesi, m.190 hükmü uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, m.191 hükmünde kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma, m.192 hükmünde de kolaylaştırma suçları hariç olmak üzere diğer suçlarla ilgili failin veya suça iştirak edenin etkin pişmanlık göstermesinin hukuki sonuçları düzenlenmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>1- Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti</strong></p>

<p></p>

<p>TCK m.188’in başlığında “ticaret” kavramına yer verilse de, maddenin 3. fıkrasında ticaretin karşılığı olan maddi menfaat sağlamayı aşan seçimlik hareketlere yer verildiği, maddenin ilk fıkrasında uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak üretilmesinin, ithalinin veya ihracının suç sayıldığı, karşılığında bu suçu işleyenlere yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ile iki bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezalarının verileceğinin belirtildiği, bu maddenin 2. fıkrasında ise yasak madde ihracı fiilinin bir başka ülke bakımından ithal olarak nitelendirilmesinden kaynaklanan sebeple ortaya çıkabilecek cezanın infazının mahsup edilmesinin düzenlendiği,</p>

<p></p>

<p>188. maddenin 4. fıkrasında iki bent halinde ve 5. fıkrasında da 1. ve 3. fıkralarda düzenlenen suçların cezalarını artıran hallerin tanımlandığı,</p>

<p></p>

<p>6. fıkrada reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı etkisi veren maddeler yönünden yarı oranında ceza indirimine gidileceğinin belirtildiği,</p>

<p></p>

<p>Maddenin 7. fıkrasında uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ham maddesi sayılan ürünler yönünden ayrı bir suç ve ceza tanımlamasına gidildiği,</p>

<p></p>

<p>8. fıkrada ise 188. maddede tanımlanan suçların faillerin sıfatlarından kaynaklanan sebeple cezalarının yarı oranında artırılmasının öngörüldüğü, anlaşılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>TCK m.188/3’de tanımlanan ve kısaca <i>“ticaret suçu”</i> olarak adlandırılan hükümde; yasak madde ticareti suçunun cezası 10 yıl hapis cezasından başladığı ve üst sınırın somut olayın özelliklerine göre değişebildiği, ancak cezanın miktarı ne olursa olsun, her dosyada infaza tabi azami hapis cezasının 30 yıl olarak belirlendiği görülmektedir. Bu hapis cezalarının infazı, 3/4’ünün hükümlüye cezaevinde çektirilmesi suretiyle yapılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>TCK m.188’in başlığında <i>“ticaret” </i>denilse de, şahsi kullanımın ötesine geçmek suretiyle failin bedelsiz olarak başkasına yasak madde vermesi hali m.188/3 kapsamında değerlendirilmektedir. Bu arada yasak maddenin şahsi kullanımı ile ticaret suçu sürekli karşı karşıya gelebilmektedir. Yargıtay; yasak maddenin çeşitliliği, miktarı ve saklandığı yerler gibi kriterlerden hareketle, somut olayın özelliklerini de dikkate alarak ayırımlar yapmakla birlikte, <i>“suçta ve cezada kanunilik”</i> ilkesine aykırı olarak, yani m.188/3’e ve m.191/1’e uymayan kararlar verebilmekte, gerçekten m.191/1’in kapsamına giren bir fiil, madde çeşitliliği ve miktarı gerekçe gösterilerek, yasak madde ticareti sayılabilmektedir ki, her iki suç arasında ceza miktarı ve infaz oranları itibariyle büyük farklar bulunmaktadır. Ayrıca; uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarına karşı izlenen suç ve ceza siyasetine göre, failin herhangi bir karşılık beklemeden ve ödeme almadan arkadaşına kullanması için yasak madde ikram etmesi veya arkadaş ortamında şahsi içici sayılanlarla yasak madde paylaşması ticaret suçu kapsamında görülebilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Her ne kadar birden fazla içicinin birlikte madde temin edip aynı veya farklı ortamda kullanmaları veya aralarından birisinin maddeyi temin edip aynı ortamda birden fazla kişinin kullanması, m.191/1 kapsamında şahsi kullanma gibi görülse de, m.188/3’de yer alan bazı seçimlik hareketler ve m.190/1’de tanımlanan kolaylaştırma suçu incelendiğinde, pekala menfaat elde etmeksizin yasak maddeyi bir başkasına veya başkalarına veren kişinin şahsi içici olarak ikramda bulunduğunun dikkate alınmayarak, m.188/3 veya m.190/1 kapsamında sorumlu tutulabilmesi gündeme gelebilmektedir. Bunun nedeni; her ne kadar 188. maddenin başlığında <i>“ticaret”</i> yazılı olsa da, 3. fıkrasında yer alan seçimlik hareketler arasında “başkalarına veren” bulunduğu için, bundan başka 3. fıkrada yer alan <i>“kabul eden”, “bulunduran”</i> gibi icra hareketleri, fail ticareti faaliyette bulunmasa, yani alım satım yapmasa dahi, başkasına verdiğinden veya madde çeşitliliği, miktarı ve malların saklandığı <i>“zula”</i> olarak tanımlanan yerlerden dolayı m.191/1’den değil, m.188/3’den ve hatta m.188/4-5’de sayılan nitelikli haller de varsa, ciddi hapis cezalarına mahkum edilme ihtimali ile karşılaşabilmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>2- Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanılmasını Kolaylaştırma</strong></p>

<p></p>

<p>TCK m.190’da yasak madde kullanmayı kolaylaştırma suçu düzenlenmiştir. Toplam iki fıkra ve seçimlik hareketler ile 3. fıkrasında da failin sıfatına göre ceza artırımı öngören m.190’ın 1. fıkrasında; madde kullanmayı kolaylaştırmak için özel yer, donanım, malzeme sağlayanın veya kullananların yakalanmalarını zorlaştıracak önlemler alanların veya maddenin kullanma yöntemleri ile ilgili başkalarına bilgi verenlerin 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacakları,</p>

<p></p>

<p>190. maddenin 2. fıkrasında ise; yasak maddeyi kullanmayı herkesin görebileceği, duyabileceği, yani aleni şekilde kasten özendiren veya bu yönde yayın yapanların da 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacakları,</p>

<p></p>

<p>Bunun yanında, hem m.188’de ve hem de m.190’da hapis cezalarına ek olarak ciddi miktarda adli para cezalarına yer verildiği görülmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>3- Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanma (Şahsi İçicilik)</strong></p>

<p></p>

<p>TCK m.191’de; kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak veya uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçlarının tanımlandığı, bu suçun adının <i>“şahsi içicilik” </i>veya <i>“şahsi kullanıcılık”</i> olarak da adlandırılabileceği, burada failin sadece kendisinin kullanması gerektiği, aynı ortamda birden fazla kişinin birlikte kullanması halinin de şahsi içicilik kapsamında olduğu, çünkü burada bulundurma amacının şahsi kullanıma yönelik olduğu, yine bir araya gelen kişilerin birbirlerine o an yasak madde ikram edip vermelerinin veya ortaklaşa para toplayıp birisinin maddeyi satın alıp, diğerleri ile birlikte kullanmalarının TCK m.191/1 kapsamında değerlendirilebileceği,</p>

<p></p>

<p>Bu konuda Yargıtay kararlarında m.188/3 ile m.191/1 arasında gelgitlerin yaşanabildiği, ince bir çizginin bulunduğu, Yargıtay’ın uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi bir başkasına veren, örneğin ikram eden kişiyi de TCK m.188/3 gereğince sorumlu tutabildiği, bununla beraber, birlikte kullanımı TCK m.191/1 kapsamında değerlendirdiği kararlarının da olduğu, burada esas olanın, maddenin bir kişiden diğer kişiye bedelsiz de olsa aktarımı olduğu, ancak birlikte kullanımın TCK m.191/1 kabul edildiği,</p>

<p></p>

<p>Burada karışıklığa sebep olanın, TCK m.188/3’de geçen <i>“başkalarına veren”</i> ifadesi olduğu, neticede ikram etme fiilinin de başkasına verme olduğu, maddeyi veren kişinin para almadığına ve bu işin ticaretini yapmadığına dair savunması karşısında, kanun koyucunun böyle bir düzenleme yapma ihtiyacı duyduğu,</p>

<p></p>

<p>Kullanma amacı dışında uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunduran failin TCK m.188/3’den sorumlu tutulmasının öngörüldüğü, burada kıstasın ticaret değil, kullanım olduğu, sırf birlikte kullanım amacıyla yasak madde ikram edenin doğrudan doğruya TCK m.188/3’de sorumluluğuna gidilemeyeceği,</p>

<p></p>

<p>Şahsi kullanım kapsamında ikram etme fiilinden bahsedilebilmesi için, aynı ortamda bulunan kişiler arasında ikramın gerçekleşip birlikte tüketilmesi gerekmekle birlikte, failin yasak madde verdiği şahsın orada tüketmeyip, bu madde ile dışarı çıktığında yakalanması halinde, bu maddeyi veren şahsın kastına bakılmasının gerektiği,</p>

<p></p>

<p>Birlikte kullanma amacının olduğu durumda TCK m.191/1’in, aksi halde m.188/3’ün gündeme gelebileceği, fakat her iki durumda da fiillerin m.188/3 ile m.191/1’e uygunluğunda sorun olduğu, çünkü m.188/3’de başkasına verme veya bu amaçla kabul etme fiillerinin düzenlendiği, aynı ortamda bulunurken yapılan ikramların başkasına verme veya bu amaçla kabul etme olarak değerlendirilemeyeceği, ancak m.191/1’de de şahsi kullanımdan bahsedildiği, hükümde yasak madde kullanılan ortamda başkasına kullanması için verilen maddelerin hükümde tanımlanan şahsi kullanıma uymadığı, fakat failin şahsi kullanma kastı olup da başkasına özellikle vermeyi içermeyen ve bulunulan ortamda birlikte kullanma kapsamında değerlendirilebilecek fiillerin şahsi kullanım olarak kabul edilmesinin kanun koyucunun amacına ve her iki hükümden kaynaklanan ceza sorumluluğunun ağırlığı da dikkate alındığında, ceza adaletine daha uygun olduğu, ancak suç ve ceza siyaseti bakımından kanun koyucunun uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımını önlemeye çalıştığı, bu nedenle de işin ticari olup olmadığına bakmaksızın başkasına verme veya bu amaçla satın alma veya kabul etme veya bulundurma fiillerini de TCK m.188/3’e dahil ettiği, m.191/1’de de ısrarla kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme, bulundurma veya kullanma fiillerine yer verdiği, bunun dışında şahsi maksatla da olsa kullandırma seçimlik hareketini m.191/1’de düzenlemediği, buradan da aynı ortamda bulunan yasak maddeyi oraya gelenlerin kullanmasının bir kullandırtma olarak değerlendirilemeyeceği, burada kanun koyucunun m.188/3’de aradığı başkalarına verme kastının bulunmadığı, çünkü tedavüle, yani dolaşıma sokulan bir maddeden bahsedilemeyeceği, failin aynı ortamda bulunduğu kişiye kendisinde bulunan yasak maddeyi ikram etmesinin, kişinin bu maddeyi kullanma amacıyla bulundurduğu gerçeğini ortadan kaldırmayacağı,</p>

<p></p>

<p>İlk defa yakalanan şahsi içici hakkında <i>“KADEK”</i> olarak da bilinen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.171’de öngörülen şartların gerçekleşmesi aranmaksızın verilmesinin zorunlu olduğu, bu nedenle madde kullanma suçu yönünden CMK m.100/4’de sayılan tutuklama yasağı yoksa da, KADEK sebebiyle şahsi kullanıcı fail hakkında tutuklama kararı verilemeyeceği, ancak m.191/2’de öngörülen tedbirin tatbikini sağlamak amacıyla CMK m.109/3’e göre adli kontrol tedbiri kararının verilebileceği, bunun önünde yasal bir engelin bulunmadığı, fail hakkında en az 1 yıl denetim ve kalan 4 yıl da tekrar yasak madde kullanmama şartına bağlı olarak, toplamda 5 yıl süre ile kamu davası açılmasının erteleneceği, yani iddianame düzenlenmeyeceği, bu sürede tekrar kullanma suçu işlemezse <i>“KYOK” </i>olarak da bilinen kovuşturmaya yer olmadığı kararının verileceği,</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TCK m.191/4’e giren ihlallerden birisinin gerçekleşmesi halinde, örneğin failin ikinci kez yasak madde kullanması halinde bu ikincisinin denetimin ihlali sayılacağı, soruşturmaya ve kovuşturmaya konu edilmeyeceği, ancak ilki yönünden Cumhuriyet savcısı tarafından iddianame düzenlenip kamu davasının açılacağı sonucuna varılmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Failin şahsi kullanıcı olup olmadığına dair CMK m.75 gereğince kanından, idrarından, saçından veya tırnağından örnekler alınması, bir yandan kendisinin m.188/3’den kurtulmasını sağlamak için olumlu görülürken, diğer yandan da Anayasa m.38/5’de yer alan “nemo tenetur”, yani “hiç kimse kendisi veya yakınları aleyhine beyanda bulunmaya veya delil göstermeye zorlanamaz” ilkesini ihlal ettiği, hatta bu nedenle CMK m.75’in “normlar hiyerarşisi” ilkesi gereğince Anayasa m.38/5’e aykırı olduğu söylenebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>4- Etkin Pişmanlık</strong></p>

<p></p>

<p>TCK m.192’de yasak madde ile ilgili m.188’de ve m.191’de tanımlanan suçlar yönünden fail ve suça iştirakçiler için etkin pişmanlık hükümlerinin düzenlendiğini,</p>

<p></p>

<p>TCK m.192/1-2’de cezasızlık halinin tanımlandığı, buna göre resmi makamlarca öğrenilmeden evvel failin kendisi, suç ve ortakları ile ilgili elverişli bilgiler vermesinin cezasızlık hali olarak öngörüldüğünü, bu hükümlerin madde ticareti ve şahsi kullanma suçlarını kapsadığını,</p>

<p></p>

<p>TCK m.192/3’de ise, yasak madde ile ilgili suçun resmi makamlarca haber alınmasından sonra yargılamanın soruşturma veya kovuşturma sürecinde olup olmadığına bakılmaksızın, ancak fail veya iştirakçi hakkında hüküm verilmeden (ilk derece mahkemesi veya duruşma açılması halinde istinaf aşaması tükenmeden) evvel elverişli bilgiler vererek, suçun ortaya çıkmasını veya suç ortaklarının yakalanmasını sağlayan faile verilecek cezanın yarı oranında indirileceğini, cezaların takdirden teşdiden değil, alt hadden uygulanabileceğini, yine 1/6 oranında hapis cezasında takdiri indirimin de faile tatbik edilebileceğini,</p>

<p></p>

<p>Ancak bunların uygulanabilmesi için; fail tarafından verilen bilgilerin suçun, diğer suçlular ile faillerin ortaya çıkmasını ve yakalanmalarını sağlaması gerektiğini, bizce failin verdiği bilgilerin somut, gerçek ve faydalı olmasının etkin pişmanlığın uygulanması için yeterli olacağını, fakat uygulamada artık bilgilerin doğruluğunu araştırmak ve sonuç elde etmek amacıyla açılan soruşturmanın ve kovuşturmanın sonuçlarının beklenmediğini, TCK m.192/3 uygulanmadan faile ceza verildiği ve bilgilerin ileride yararlı olması, yani etkin pişmanlıkta bulunan verdiği bilgilerden hareketle suçluların ortaya çıkarılması veya faillerin yakalanması halinde, bunun CMK m.311/1-e kapsamında yargılamanın yenilenmesi sebebi görüldüğünü ifade etmek isteriz.</p>

<p></p>

<p><strong>Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanma Suçu ile Ticaret Suçunu Arasındaki Fark</strong></p>

<p><br />
5237 sayılı Türk Ceza Kanununu m.188/3 hükmü uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçunun düzenlendiği, bu hükme uyuşturucu veya uyarıcı madde verilenin veya satılanın çocuk olması halinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezasının en az 10 yıl yerine 15 yıl hapis cezası olarak 2014 yılında bir ekleme yapıldığı, her ne kadar 188. maddenin başlığı ticaret kavramına yer verse ve bu hükmün gerekçesinde de yine ticaretten ve kazanç elde etmeden bahsedilse de, uygulamada şahsi kullanımın, bu amaçla satın almanın, kabul etmenin veya bulundurmanın TCK m.191’de tanımlandığı görülmektedir.</p>

<p></p>

<p>Bunun dışında; ticari bir amaç ve kazanç elde etme gayesi olmasa bile, failin bir başkasına uyuşturucu veya uyarıcı madde vermesinin temin kapsamında görüldüğünü, burada m.191’in değil, <i>“suçta ve cezada kanunilik”</i> prensibinin fail aleyhine verdiği netice itibariyle, fail tarafından bir başkasına uyuşturucu veya uyarıcı madde temin edilmesinin m.188/3 kapsamında sayıldığını, başkalarına veren veya bu amaçla bulunduran failin ceza sorumluluğunun m.188/3’de öngörülen şekilde tayin edileceğini, ancak bunun için de failin ticari maksatla olmasa bile başkalarına verdiğini, vermeye teşebbüs ettiğini veya bu amaçla naklettiğini veya satın aldığını veya kabul ettiğini veya bulundurduğunu ispat yükünün iddia eden tarafta olduğunu unutmamak gerekir.</p>

<p><br />
Yasak maddenin miktarı, çeşitliliği ve yasak maddenin bulunduğu yere göre failin doğrudan m.188/3’e göre sorumlu sayılmasını gerekli kılmayacağı, sadece uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıcısı olduğu anlaşılan, bu nedenle TCK m.191’e göre ceza sorumluluğunun tayini gereken, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde temin ettiği, bulundurduğu veya taşıdığı anlaşılan failin, m.188/3’den sorumlu tutulabilmesinin mümkün olmadığı, bu kabulün <i>“suçta ve cezada”</i> kanunilik ilkesine aykırı olacağı açıktır.</p>

<p></p>

<p>Esasen TCK m.188’in ithalatı, imalatı ve ticareti düzenlediği, fakat suç ve ceza siyaseti bakımından başkasına vermeyi, yani temin etmeyi de kapsam içine aldığı, ayrıca bulundurma fiilini de sayarak TCK m.191’e gittikçe yakınlaştığı, seçimlik hareketlerin tipikliği bakımından iki madde arasında bu derecede bir yakınlık olmasına rağmen, ceza sorumluluğuna ilişkin ağırlığın ciddi şekilde değiştiği, uyuşturucu veya uyarıcı madde satan ile arkadaş ortamında bir başkasına veren kişinin dahi m.188/3 kapsamında sayıldığı, böylece kazanç elde edilmeyen durumların da ceza sorumluluğunun TCK m.188/3’e göre belirlendiği, ticaret suçunun ağırlığı ile ceza muhakemesinde mahkumiyet için aranan şüphenin çokça tartışıldığı, bu konuda m.188/3 ile m.191/1 arasında deyim yerinde ise git gelin yaşandığı görülmektedir.</p>

<p></p>

<p>Her ne kadar ticaret suçunun maddi karşılıkla mümkün olabileceğini söylesek de, uygulamada herhangi bir maddi karşılık olmaksızın bir başkasına temin edilen, hatta aynı ortamda bulunan diğer kişiye veya kişilere verilen uyuşturucu veya uyarıcı maddelerden dolayı TCK m.191’de tanımlanan şahsi kullanım suçu değil, ticaret suçunun, m.188/3’ün oluşacağı kabul edilmektedir. Gerçekten de suçta ve cezada kanunilik prensibi karşısında; hem m.188/3 ve hem de m.191/1 hükümleri incelendiğinde, maddi karşılık olsun veya olmasın başkasına bir defaya mahsus uyuşturucu veya uyarıcı madde temini ticaret suçu kapsamında değerlendirilmektedir. Suç ve ceza siyaseti gereğince uygulanan bu olmakla birlikte, maddi karşılık olmadan aynı ortamda bulunan bir başkasına uyuşturucu veya uyarıcı madde temin etmenin TCK m.188/3 kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini düşünmekteyiz. Aynı ortamda bulunan şahıslar aynı maddeden veya aynı vasıtadan birlikte kullanmışlarsa, yani ortak kullanım hali varsa, bu halde değerlendirme TCK m.188/3 kapsamında değil, her bir kullanım bakımında m.191/1’de suç sayılan şahsi kullanım suçu sayılmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Failin uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıcısı olduğu, bu yönde ikrarının bulunduğu, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti veya temini kapsamına giren fiilinin varlığını gösteren somut delilin elde edilemediği, bir başkasına verdiğine dair bir delile ulaşılamadığı, ancak evinde ve işyerinde yapılan aramalarda çeşitli uyuşturucu veya uyarıcı maddenin elde edildiği, hatta hassas terazinin bulunduğu, ancak bulunan yasak maddelerin çeşitliliğine ve hatta miktarına rağmen, failin TCK m.188/3’de ülke içinde satma, satışa arz etme, başkalarına verme, sevk etme, nakletme, depolama, satın alma, kabul etme, bulundurma şeklinde sayılan toplam dokuz seçimlik hareketten herhangi birisini icra ettiğine dair tespitin yapılamadığı veya bunun somut delille ortaya koyulamadığı durumlarda, ceza sorumluluğunun TCK m.188/3’e göre değil, TCK m.191’e göre yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Failin evinde, işyerinde, arabasında veya üzerinde bulundurduğu uyuşturucu veya uyarıcı maddenin haliyle mütenasip olduğu, yani failin maddi durumunun bu uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almaya elverişli olduğu, uyuşturucu veya uyarıcı madde çeşitliliği ile miktarları konusuna makul açıklamalar getirebildiği, failin uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığına dair yeterli delilin bulunduğu, m.191’den uzaklaşıp m.188/3’ün tatbikini gerekli kılan somut delillerin elde edilemediği, failin hassas teraziyi şahsi kullanımı için bulundurduğu, maddi gücünün yasak maddeleri almaya yeterli olduğu, yasak madde çeşitliliğinin ve miktarlarının biraz fazla olmasının da şahsi kullanım yerine, m.188/3’de sayılan seçimlik hareketlerinden birisinin kabulünü mümkün kılan bir tespitin ve somut delilin olmadığı, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi uyarınca, hem m.188’in başlığı ve hem de gerekçesi ile birlikte hüküm metninde yer alan seçimlik hareketlerin dışa dönük, m.191’de özel olarak suç sayılan şahsi kullanımın ve bu amaçla bulundurmanın ötesine geçen fiilleri kapsadığı, şüphenin sanık lehine olduğu, sırf uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bulunduğu yerin ve miktarı ile çeşitliliğinin m.188/3’ün tatbiki için yeterli olmayacağı ifade edilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Ancak uygulamada yargı kararlarının bu şekilde olmadığı, kullanım sınırlarının içtihat vasıtasıyla oluştuğu, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-20182232-e-20184842-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 01.11.2018 tarihli, 2018/2232 E. ve 2018/4842 K. sayılı kararı</a>nda net 9,9 gram metamfetamin kişisel kullanım sınırında kaldığının kabul edildiği, miktarın kullanım sınırında kalması halinde ise, <i>“madde miktarının kişisel kullanma sınırları içinde kalması karşısında; sanığın uyuşturucu maddeyi kullanma amacı dışında satmak veya başkasına vermek amacıyla bulundurduğuna ilişkin kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı” </i>gerekçesine yer verilebildiği, ancak miktarın Yüksek Mahkemenin kararı ile belirlenen sınırları aşması halinde, ceza sorumluluğunun ticaret üzerinden yapıldığı görülmektedir.</p>

<p></p>

<p>TCK m.188/3’de sayılan seçimlik hareketlerden en az birisinin fail tarafından icra edildiğinin veya failin bu suça iştirak ettiğinin tespitinin gerektiği, failin ikrarı, elde edilen dijital materyalden ulaşılan sonuçlar, tanık beyanları, failin bu hükümde sayılan seçimlik hareketlerden en az birisini icra ettiğine veya buna müşterek fail, azmettiren veya yardım eden sıfatıyla katıldığına dair somut tespitler olmadan bu hükümden faile ceza sorumluluğu yüklenemeyeceği, aksi halde sırf hareket suçları kavramının öne çıkarılıp, yasak maddenin çeşitliliği ile miktarından hareketle, TCK m.188/3’ün tatbikinin mümkün hale gelebileceği, bunun da uygulamada adaletsiz sonuçlara yol açacağı dikkate alınmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Yargıtay’ın sanık savunmalarına karşı yaklaşımı incelendiğinde, esasında <i>“savunmanın aksini gösterir bir delil bulunmadığı”</i> hallerde bu savunmaya itibar ettiği, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201730600-e-20211039-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 10.02.2021 tarihli, 2017/30600 E. ve 2021/1039 K. sayılı kararı</a>nda, <i>“sanıkların en başta çekin karşılığını ödememe kastıyla hareket ettiklerine dair savunmalarının aksini gösterir bir delil bulunmadığı” </i>gerekçesiyle verilen beraat kararının onandığı, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20233115-e-20246488-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 10.10.2024 tarihli, 2023/3115 E. ve 2024/6488 K. sayılı kararı</a>nda, <i>“taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumetin bulunmadığı, iki eş arasında yaşanan ve görgü tanığı bulunmayan olayda sanık savunmalarının aksini gösterir bir delilin bulunmadığı (…) ölümün sanık anlatımındaki şekilde itme sonucunda kafanın yere çarpması sonucu gerçekleşmiş de olabileceğine ilişkin hususlar birlikte değerlendirildiğinde sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı” </i>gerekçesiyle verilen mahkumiyet kararlarının bozulduğu, kasten öldürme suçlarında dahi failin kastı belirlenirken savunmasına itibar edildiği, aynı yaklaşımın evin, işyerinde ve arabasında yasak madde ele geçirilen kişiler bakımından da uygulanması gerektiği, benzer bir yaklaşımı yasaklayan kanun hükmünün bulunmadığı, hatta bunun <i>“şüpheden sanık yararlanır” </i>ile <i>“suçta ve cezada kanunilik” </i>prensiplerinin bir gereği olduğu, madde miktarının somut olay üzerinden objektif kriterlerle değerlendirilmesi gerektiği, örneğin failin “her maddenin niteliği aynı olmuyor, bu nitelikte bir malı bulmuşken satıcının elindekilerinin çoğunu almak istedim” veya “maddeleri evdekilerin görmemesi için gizli bölmeye sakladım” savunmalarının aksini gösteren somut bir delil bulunmadığı takdirde, yine elde edilen maddenin failin haliyle mütenasip olduğu, failin mevcut iktisadi durumu ile uyumlu olduğu, gelirini yasak madde ticaretinden kazanmadığını ortaya koyabildiği durumlarda, yalnızca iddiaya konu suç vasfından hareketle kişinin TCK m.188/3’den sorumlu tutulması hukuka uygun bir sonuç olmayacaktır.</p>

<p></p>

<p>TCK m.188/3 ve m.191’in metinlerinde de eşik madde miktarı veya daha farklı bir kıstas bulunmadığından, hükümler arasındaki asıl suçun manevi unsurunda olduğu, bu durumda da yukarıda yer verdiğimiz açıklamalar doğrultusunda bir değerlendirme yapılması gerektiği, failin iç dünyasını ilgilendiren manevi unsurun tespitinde, sırf hareket suçu anlayışından vazgeçilip, şüpheyi aleyhe yorumlamayıp, bu tespitin varsa somut deliller üzerinden yapılması, yoksa da ceza sorumluluğunun kullanım şeklinde belirlenmesi gerekmektedir. Failin kastı; her bir somut olayda her bir fail bakımından farklılık göstereceğinden, ilgili hükümlerin belli başlı kalıplaşmış kriterler üzerinden belirlenmesi adalet anlayışına ters düşer.</p>

<p></p>

<p>Kanun koyucu tarafından kalıplaşmış kriterlere yer verilmediğinden, her ne kadar bağlayıcı olmasa da TCK m.188/3’ün madde başlığı ile gerekçesinde ilgili suçun imalatı ve ticaretinden bahsedildiğinden, bu yol gösterici kaynaklardan kazanç amacının gözetilmesi gerektiği anlaşıldığından, yasak maddeleri hangi gerekçe ile yüksek miktarda aldığını ve ne gerekçeyle bunları sakladığını açıklayan failin, savunmasının aksini gösteren delillerin olmadığı durumda, failin savunmasına itibar edilmesi gerektiği, somut olayın özelliklerinin bunu gerektirmesi halinde, sırf benimsenmiş yaklaşımın belli başlı kriterlerin üzerinden oturmuş olduğu gerekçesiyle kişilerin cezalandırılamayacağı, bunun her somut olayın kendi özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği hususuna da aykırı olduğu açıktır.</p>

<p></p>

<p>Bu durumda; ortaya ciddi bir ceza adaletsizliği çıkabileceği gibi, m.191/1’de düzenlenen suçun bir anlamının kalmayacağı, çünkü bu hükümde yer alan kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme, bulundurma veya kullanma seçimlik hareketlerinden kullanma hariç diğer seçimlik hareketlerin m.188/3’de de yer aldığı, şahsi kullanım kriterinden hareketle bir ayırıma gidilmezse, m.188/3 ile m.191/1’in çelişeceği, bu iki hükmün ayırımının iyi yapılması gerektiği, bunun ceza adaleti bakımından gerekli olduğu tartışmasızdır.</p>

<p></p>

<p>TCK m.188’in uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarını kapsadığı, fakat kazanç elde etme gayesi olmadan teminin de suç ve ceza siyaseti bakımından bu madde kapsamında tutulduğu, ancak m.188/3’de ceza sorumluluğu en az 10 veya 15 yıl hapis cezası olarak öngörülüp, bu cezanın nitelikli hallerle artacağı, fakat bunun karşısında m.191/1’de yasak madde kullanmaya bağlı ceza sorumluluğunun 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olarak düzenlendiği dikkate alındığında, aralarında ciddi bir ceza farkının bulunduğu, dolayısıyla zaten yasak madde satma ve bu yolla kazanç elde etme fiili olmaksızın bir başkasına uyuşturucu madde vermenin TCK m.188/3 kapsamında suç kabul edildiği bir durumda, m.191/1’de öngörülen seçimlik hareketlerin ayrıca değerlendirilmesinin gerektiği, <i>“suçta ve cezada kanunilik” </i>ile <i>“şüphe sanık lehinedir” </i>ilkeleri gözetilerek, her somut olayda failin durumunun uyuşturucu veya uyarıcı madde çeşitliliği ile miktarı dışında, m.188/3 mü, m.191/1 mi kapsamına girdiğinin elde edilen delillere göre değerlendirilmesinin gerektiği sonucuna varılmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Uygulamada; hangi yasal düzenlemeden hareketle, hangi yasak maddenin, hangi miktarda failin üzerinde, evinde, iş yerinde veya eşyasının arasında bulunduğunda, m.188/3’ün ve m.191/1’in seçimlik hareketleri ve <i>“maksat”</i> bir kenara koyularak, yasak madde şu kadar gram olduğundan bahisle m.188/3’den mahkumiyet hükmü kurulabileceğine dair bir ibare yer almaktadır? Kanun hükmünde böyle bir ibare ve açıklık yoksa, sırf uyuşturucu veya uyarıcı maddenin miktarına bakılmak suretiyle yasak madde ticaretinden dolayı kurulan mahkumiyet hükmü, hem <i>“suçta ve cezada kanunilik”</i> prensibine ve hem de TCK m.188/3’de ve m.191/1’de tanımlanan suçların maddi ve manevi unsurlarına aykırı olur. <i>“Kanunilik” </i>prensibi gereğince, suçu tanımlayan ceza normunun suçun maddi ve manevi unsurları yönünden net olması gerekir. TCK m.2 uyarınca, suçlarda ve cezalarda kıyas ve kıyasa varan genişletici yorum yapmak yasaktır. Bu nedenle; TCK m.188/3 ile m.191/1’in tatbikinde <i>“kanunilik”</i> prensibinden sapılmamalı ve bu prensibin dışına çıkarak, bu hükümler fail aleyhine uygulanmamalıdır.</p>

<p></p>

<p>Aynı şekilde; sırf kişinin üzerinde, evinde veya eşya arasında ele geçirilen uyuşturucu veya uyarıcı maddenin tek türde olmaması nedeniyle, uyuşturucu veya uyarıcı maddede <i>“çeşitlilik” </i>olduğundan bahisle, kişinin bu maddeleri <i>“satma”</i> amacıyla bulundurduğu kabul edilmemelidir; zira kullanıcı failin sadece tek bir maddenin kullanıcısı olabileceğine dair kaide bulunmadığı gibi, kullanıcının birden fazla maddeyi aynı anda veya değişik zamanlarda kullanması da mümkündür.</p>

<p></p>

<p>Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarında hukuki değerlendirme, yalnızca ele geçirilen maddenin varlığına veya miktarına göre değil; olayın tüm koşulları, deliller, failin kastı, maddenin bulunduruluş amacı ve eylemin kullanım amacıyla bulundurma mı yoksa uyuşturucu madde ticareti mi olduğu yönündeki somut olgular birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır. TCK m.188 ve m.191 kapsamında farklı hukuki sonuçlar doğuran bu suçlarda, soruşturmanın ilk aşamasından itibaren savunmanın doğru şekilde kurulması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda delillerin hukuka uygunluğu, arama ve elkoyma işlemleri, tanık ve kolluk beyanları, teknik deliller ve olayın bütünlüğü ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-ve-uyarici-madde-suclari-dal-1</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-kitapladas.jpg" type="image/jpeg" length="18513"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[31 avukat hakkında gözaltı kararı, 39 farklı avukatlık bürosunda arama]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/31-avukat-hakkinda-gozalti-karari-39-farkli-avukatlik-burosunda-arama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/31-avukat-hakkinda-gozalti-karari-39-farkli-avukatlik-burosunda-arama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, vatandaşların kişisel verilerini yasa dışı yollarla ele geçirerek “panel” adı verilen sorgulama sistemleri üzerinden kullananlara yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 31 avukat hakkında gözaltı kararı verildiğini, 39 farklı avukatlık bürosunda arama ve el koyma işlemlerine başlandığını duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Vatandaşlarımızın mahremiyeti bizim için dokunulmazdır.” diyen Bakan Gürlek kişisel verilerin hukuka aykırı yollarla ele geçirilmesinin, ticari bir meta hâline getirilmesinin ve bu bilgiler kullanılarak vatandaşların mağdur edilmesinin kabul edilemeyeceğini vurguladı.</p>

<p><strong>YASA DIŞI PANEL SİSTEMLERİ TESPİT EDİLDİ</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu koordinasyonunda, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar sonucunda vatandaşlara ait kişisel verilerin yasa dışı yollarla ele geçirilerek “panel” olarak adlandırılan sorgulama sistemlerinde kullanıldığının belirlendiğini kaydetti. Bakan Gürlek, “Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla ele geçirilmesi, ticari bir meta hâline getirilmesi ve bu bilgiler kullanılarak vatandaşlarımızın mağdur edilmesi asla kabul edilemez. Bu çerçevede İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu koordinasyonunda, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen çalışmalarda; vatandaşlarımıza ait kişisel verilerin yasa dışı yollarla ele geçirilerek “panel” adı verilen sorgulama sistemlerinde kullanıldığı tespit edilmiştir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yapılan incelemelerde söz konusu sistemlerin bazı hukuk bürolarına ücret karşılığında satıldığını ve abonelik yöntemiyle kullandırıldığını belirten Bakan Gürlek, bazı hukuk bürolarının da herhangi bir hukuki ilişkisi bulunmayan vatandaşların kişisel bilgilerine bu sistemler üzerinden ulaştığının tespit edildiğini kaydederek, “Yapılan incelemelerde bu yasa dışı sistemlerin bazı hukuk bürolarına ücret karşılığında satıldığı ve abonelik sistemiyle kullandırıldığı; bazı hukuk bürolarının da herhangi bir hukuki ilişkisi bulunmayan vatandaşların kişisel bilgilerine bu sistemler üzerinden ulaşılarak “borcunuz yasal takibe düştü”, “uzlaşma sürecini kaçırdınız”, “hakkınızda haciz işlemi başlatıldı” gibi gerçeğe aykırı ifadelerle mağdur edildiği anlaşılmıştır.” dedi.</p>

<p><strong>31 AVUKAT HAKKINDA GÖZALTI KARARI</strong></p>

<p>Soruşturmanın ilk aşamasında yasa dışı sistemi kurduğu, işlettiği ve gelir akışında yer aldığı tespit edilen şüpheliler hakkında adli işlem gerçekleştirildiğini belirten Bakan Gürlek, 10 şüpheli hakkında kamu davası açıldığını söyledi. Soruşturmanın genişletilmesiyle yasa dışı panel sistemini kullandığına ilişkin somut deliller elde edilen 31 avukat hakkında gözaltı kararı verildiğini açıklayan Adalet Bakanı Gürlek şunları kaydetti:</p>

<p>“Soruşturmanın ilk aşamasında yasa dışı sistemi kuran, işleten ve gelir akışında yer aldığı tespit edilen şüpheliler hakkında adli işlemler yapılarak 10 şüpheli hakkında kamu davası açılmıştır. Soruşturmanın genişletilmesiyle de yasa dışı panel sistemini kullandığına ilişkin somut deliller elde edilen 31 avukat hakkında bugün gözaltı kararı verilmiş, 39 farklı avukatlık bürosunda arama ve el koyma işlemlerine başlanmıştır. Bu önemli soruşturmayı büyük bir titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul Emniyet Müdürlüğümüze ve soruşturmada görev alan tüm kamu görevlilerimize canı gönülden teşekkür ediyorum. Hukuku istismar ederek hukuksuzluk yapan hiç kimsenin yanına kâr kalmayacaktır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/31-avukat-hakkinda-gozalti-karari-39-farkli-avukatlik-burosunda-arama</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/baro/avukat-cubbes4.jpg" type="image/jpeg" length="43865"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/441 E., 2025/575 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024441-e-2025575-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024441-e-2025575-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.12.2025 tarihli, 2024/441 E., 2025/575 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/441 E., 2025/575 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza<br />
SAYISI : 436-386</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Kasten öldürme suçundan sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 29/1, 53, 54, 58... . maddeleri uyarınca 15’er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, sanık ...’ın cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.01.2022 tarihli ve 64-52 sayılı, resen istinafa tabi olan hükümlere yönelik katılan ... vekili ile sanıklar müdafileri tarafından da istinaf yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 15.04.2022 tarih ve 957-1118 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da katılan ... vekili ile sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.05.2023 tarih ve 8330-3402 sayı ile; "...Hukuka uygunluk nedenlerinden biri olarak 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen meşru savunmanın yargısal kararlarda ve öğretide; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiiller olarak kabul edilmesi karşısında, görüntü kayıtlarına göre ilk haksız saldırının maktul ... tarafından silah çekilip ateşlenmek suretiyle gerçekleştirildiği, maktul ...'in iki kişiyi vurup, vurulanlar ... ve ...'ın yere düşmesi sonrası silah elinde saldırısına devam etmesi üzerine sanıklar ... ve ...'ın birlikte maktule birden fazla el ateş ettikleri, sanıkların başka türlü def etme imkanı bulunmayan saldırıdan orantılı bir savunma ile kurtulmaya çalıştıkları, yaşam haklarına yönelen ve devam eden haksız saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak defeden sanıklar lehine 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen meşru savunma koşullarının gerçekleştiği ve bu nedenle ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.<br />
Daire Üyesi ...; "...Her ne kadar ilk atış eylemi maktul ...'den gelmiş ise de sanıklar ve olay nedeniyle ölen ... ... ve ... ...'in olaydan önce maktul ...'in iş yerine giderek ve devamında yolda bağırarak maktule küfür edip, tehdit içerikli söylemlerde bulundukları, devamında olay günü bir tartışma yaşanacağı kabulü ile maktulün iş yeri önüne kalabalık halde gittikleri, tamamının üzerinde silahların olduğu ve yaşanacak bir tartışma ve çatışmayı öngörerek olay yerine gittiklerinin kabulünün gerektiği, yine taraf olarak değerlendirildiğinde maktul ... tarafında silah kullanan başkaca bir şahsın bulunmadığı, bu haliyle sanıkların maktul ve katılana karşı gerçekleştirdikleri eylemlerinde, kalabalık bir şekilde maktulün iş yeri önüne silahlı halde giden sanıkların önceki yaşanan olaylar da değerlendirildiğinde yaşanacak bir takım olayları öngörerek kabul ettikleri ve bu olaylara zemin hazırladıkları, bu haliyle silahlı çatışma iradesinde oldukları anlaşılan sanıkların kendi zemin hazırladıkları olaylardan faydalanarak meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinden yararlanma olanağı bulunmadığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Bozmaya direnen İlk Derece Mahkemesince 09.08.2023 tarih ve 436-386 sayı ile "...Maktul ve katılana karşı gerçekleştirdikleri eylemlerinde, kalabalık bir şekilde maktulün iş yeri önüne silahlı halde giden sanıkların önceki yaşanan olaylarda değerlendirildiğinde yaşanacak bir takım olayları öngörerek kabul ettikleri ve bu olaylara zemin hazırladıkları, bu haliyle silahlı çatışma iradesinde olduklerı anlaşılan sanıkların kendi zemin hazırladıkları olaylardan yaralanarak TCK'nun 25... . madde hükümlerinden yararlanmasının Mahkememizce mümkün görülmediği" şeklindeki gerekçeyle sanıkların bozma öncesi hükümler gibi mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu hükümlerin de sanıklar müdafiileri ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.12.2023 tarihli ve 106985 sayılı "onama" istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.07.2024 tarih ve 9175-4936 sayı ile direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>Sanıklar ... ve ... hakkında inceleme dışı katılan ... ...'a yönelik eylemleri nedeniyle teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme; sanıklar hakkında maktul ...'e yönelik eylemleri nedeniyle kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar ... ve ...’ın maktul ...’e yönelik eylemlerinde, TCK’nın 25. maddesinde düzenlenen meşru savunma şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>30.08.2020 tarihli tutanağa göre; Karadeniz Caddesi ... Market önünde silahlı kavga olayının anons edilmesi üzerine olay yerine gidildiğinde, yerde hareketsiz yatan maktul ...'in sağ bacağının yanında B6641 sayılı Model 85 Cal.9 Luger ibareli bir adet CZ marka tabancanın sürgü takımı geride kalmış şekilde ve içinde bir adet boş şarjörle birlikte ele geçirildiği, çevreden alınan bilgiye göre olaya karıştığı ihbar edilen mavi kot pantolonlu bir şahsın merdivenlerden yukarı doğru çıktığı bilgisi alınması üzerine yapılan araştırmada eşgale uyan sanık ...'in yakalandığı, sanığın üzerinde yapılan aramada Pietro Beretta Gardone ibareli ahşap kabzalı bir adet 9 mm çapında tabancanın ve takılı vaziyette bir adet boş şarjörün ele geçirildiği,<br />
30.08.2020 tarihli olay, yakalama ve muhafaza altına alma tutanağa göre; saat 20.10 sıralarında olaya karıştığını ve bulunduğu yeri ihbar eden sanık ...'in verdiği adrese gidildiğinde, bir masada önünde üç adet tabanca ile birlikte sağ ayak topuk kısmından ateşli silahla yaralanmış şekilde oturan sanık ...'in; olay anında kullandığı Sıg Sauer marka 9 mm çaplı bir adet tabancanın şarjöründeki 4 adet 9 mm çaplı fişeğin kendisine ait olduğunu, Smith Vesson Sprinfield ibareli bir adet tabancanın ve şarjöründeki 7 adet 9 mm merminin amcası maktul ... ...'e ait olduğunu, kabza kısmı ahşap olan ve üzerinde Pietro Beratta Gardone Cal 9 ibaresi olan tabancanın ve şarjöründeki 6 adet 9 mm merminin babası maktul ... ...'e ait olduğunu beyan ettiği,</p>

<p>30.08.2020 tarihli tutanağa göre; hastaneye kaldırılan şahıslardan, maktul ... ...'in baş kısmından bir adet ateşli silah isabeti aldığı ve hastanede vefat ettiği, maktul ... ...'in sol yanağından ve sağ göğüs üst kısmından iki adet ateşli silah yaralanması giriş deliği olduğu ve hayati tehlikesinin devam ettiği, maktul ...'in sağ göğüs üst kısımdan iki adet giriş, sırt sağ üst kısmından iki adet çıkış deliği şeklinde yaralandığı ve hastanede vefat ettiği, inceleme dışı katılan ... ...'un belinin sağ yanında bir adet giriş, sağ kasık kısmından bir adet çıkış deliği, sağ kaba etinden bir adet giriş, sol kasık kısmından bir çıkış şeklinde yaralandığı ve tedavisinin devam ettiği, tanık ...'in sırt kısmından bir adet ateşli silah mermi sıyrığıyla hayati tehlike doğurmayacak şekilde yaralandığı, olaya karışan taraflardan sanıklar ... ve ... ile tanık ...'nın da yaralandıkları,</p>

<p>11.09.2020 tarihli uzmanlık raporuna göre; maktul ...'in sağ el üstü svaplarında, maktul ... ...'in her iki el içi ve üstü svaplarında atış artıklarına rastlandığının, maktul ... ..., sanıklar ... ve ..., mağdur ... ... ve tanık ...'den alınan tüm svaplarda ise atış artığına rastlanmadığının tespit edildiği; maktul ...'den alınan kanlı ve kesik tişörtte ön göğüs sağ tarafında üç adet arka sırtta iki adet delik etrafında yapılan analiz sonucu atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı, ayrıca pantolonun üzerinde atış artıkları tespit edildiği, sanık ...'den alınan sağ ayakkabı tekinde yapılan incelemede atış artığına rastlanmadığı ancak pantolon paçasında mevcut iki delik üzerinde yapılan incelemede tespit edilen atış artıklarının dağılımına göre atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı, maktul ... ...'den alınan tişört üzerinde bir adet delik üzerinde yapılan incelemede atış artıklarının yoğunluklarına göre atışın yakın atış mesafesinden yapıldığı, inceleme dışı katılan ... ...'dan alınan lacivert renkli kanlı şort üzerinde yapılan incelemede bir ve iki nolu deliklerdeki atış artıklarının dağılımına göre atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı,<br />
22.09.2020 tarihli uzmanlık raporuna göre; maktul ... ...'in otopsisi sırasında vücudundan çıkartılan mermi çekirdeğinin incelenmesinde, olay yerinde bulunan ve maktul ...'in cesedinin yanından elde edilen 9x19 mm çapındaki CZ marka tabancadan mukayese için atılan mermi çekirdekleri ile aralarında uygunluklar bulunmakla bu tabancadan atılmış olduğunun tespit edildiği,</p>

<p>22.09.2020 tarihli uzmanlık raporuna göre; tetkik için gönderilen olay yerinden ve sanıkların üzerinden elde edilen toplamda beş adet tabancanın incelenmesinde çap ve tipine uygun fişekleri patlattıkları, olay yerinden elde edilen toplamda 9x19 mm çapındaki 29 adet boş kovanın üzerindeki mevcut izelere atfen 15+7+7 şeklide üç ayrı ateşli silah ile atıldıkları, gönderilen mermi çekirdeği ve gömlek parçalarıyla birlikte yapılan incelemede; birinci grup 15 adet boş kovan ile birlikte gönderilen 4 adet mermi çekirdeği gömlek parçasının maktul ...'in ayağının dibinden elde edildiği bildirilen CZ marka 85 model yarı otomatik tabanca ile atıldıkları, ikinci grup 7 adet kovanın sanık ...'den elde edilen Sıg Sauer marka, esasen çapına uygun ses ve gaz fişeklerini patlatmak amacıyla üretilen ancak yivli ve setli bir namlu monte etmek suretiyle 9x19 mm çapında fişek atabilir hale getirilen yarı otomatik tabancadan atıldıkları, üçüncü grup 7 adet boş kovanın ve birlikte gönderilen bir adet deforma mermi çekirdeğinin üzerindeki izlere göre sanık ...'den elde edildiği belirtilen Pietro Beretta Gardone ibareli 9x19 çapında fişek atar el yapısı yarı otomatik tabancadan atıldıkları, maktul ... ...'in cesedinden çıkartılan bir adet deforme mermi çekirdeğinin incelemeye konu CZ marka tabancadan atıldığı,<br />
22.10.2020 tarihli adli tıp raporuna göre; sanık ...'in sağ ayak iç yüzde bir cmlik giriş izi, sağ topuk altında ödemli ateşli silah mermi çekirdeği çıkış izi olduğu, yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı,</p>

<p>06.01.2021 tarihli CD izleme ve inceleme tutanağına göre; olayın meydana geldiği Karadeniz Caddesi ile isimsiz sokağın kesiştiği yeri gösteren ... Market isimli iş yerine ait güvenlik kamera görüntülerinin incelenmesinde, (güncel saatten 8 dakika ileri olan) kamera kaydına göre saat 14.29,14'te kamera görüntüsüne maktul ..., tanık ..., inceleme dışı katılan ... ve maktul ... ile sanık ...'ın kahvehanenin bulunduğu sokağın köşesinde kırmızı bir Doblo aracın yanında ayak üstü konuşmaya başladıkları, saat 14.31,04'te Karadeniz Caddesi üzerinden sağ taraftan maktul ... ...'in de kalabalığın yanına geldiği, etraftakilerle birlikte olay yerinin kalabalıklaştığı, yaklaşık on beş kişinin bir arada bir şeyler konuştukları, saat 14.31,15'te maktul ...'in birden konuştuğu kalabalıktan ayrılıp önündeki tanık ...'den sıyrılarak sağ elinde tuttuğu tabancayı doldurup döndükten sonra karşısındaki maktul ...'ya 1 metre mesafeden ateş ettiği, kalabalığın dağılmaya başladığı sırada sanıklar ... ve ...'ın da tabancalarını çıkarttıkları, 14.31,18'de maktul ...'nın yere düştüğü ve harekesiz yattığı, saat 14.31,19'da maktul ...'in kendisinin elinden tutmaya çalıştığı sırada ayağı tökezleyerek önüne düşen maktul ... ...'i önüne siper ederek sağ çaprazındaki sanık ... ile karşılıklı çatışmaya başladığı, bu sırada sanık ...'ın Karadeniz Caddesine doğru uzaklaşarak ateş etmeye başladığı, saat 14.31,22'de maktul ...'in önündeki maktul ...'in kafasına dayadığı tabancayla ateş ederek maktul ...'ı etkisiz hâle getirdiği, aynı anda sanık ...'in de sağ çaprazdaki aracı kendisine siper alarak maktul ...'e doğru ateş ettiği ve maktul ...'in elini sırtından tutarak vurulduğunun görüldüğü, çatışma sırasında saat 14.31,23'te inceleme dışı katılan ...'ın yaralanarak Doblo marka aracın arkasına kaçarken görüldüğü, saat 14.31,24'te sanık ...'in sağ çaprazdan, sanık ...'ın ise görüş açısı açık olan Karadeniz Caddesi üzerinden maktul ...'e doğru ateş etmeleri üzerine saat 14.31,26'da maktul ...'in yere düştüğü, saat 14.31,30'da ayağa kalkarak sanık ...'in üzerine yürüyüp ateş etmeye devam ettiği ve saat 14.31,40'da Karadeniz Caddesi üzerinde çömelerek ateşe devam ederken bir yandan da sırtını tutmaya başladığı, olay yerinde kimse kalmayınca saat 14.31,50'de köşedeki kahvehanesine doğru bir eliyle tabancasını bir eliyle sırtını tutarak yürümeye devam ettiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılan ...'in; maktul ...'in eşi olduğunu, beş yıldır ... Kafe’yi işlettiğini, ... ...’un eşi ...’un olaydan iki gün önce telaşlı bir şekilde evine geldiğini, ne olduğunu sorduğunda ..., ..., ... ve yanlarında birkaç kişinin daha ... Kafe’den kendi evlerine gittikleri sırada yüksek sesle küfürlü konuştuklarını, hatta maktul ...’ın eşi için "O artık öldü helvasını kavurun, ...'i ben öldüreceğim, 20 senemi de ona heba edeceğim!" şeklinde bağırdığını duyduğunu, sonra hemen eşi maktul ...'i aradığını ve eve gelince ne olduğunu sorduğunu, eşinin kendisine sanık ...’ın kahvehaneye gelip çay parasını ödemediğini söylediğini, Cuma günü namaza giderken sanık ...'a neden çay parasını ödemediğini sorduğunu ancak cevap vermediğini anlattığını, olay günü ise saat 12.30 sıralarında evden kahvehaneye çıktığını, yanında silah görmediğini eşinin zaten üzerinde silah taşımadığını, bir süre sonra akrabalarının kızı ...'yı arayarak kahvehanede çatışma çıktığını ve eşi ...'in vurulduğunu söylediklerini,</p>

<p>İnceleme dışı katılan ... ...'un; tarafları tanıdığını ve kendisiyle bir husumeti olmadıklarını, maktul ... ile üvey kardeş olduklarını, maktulün de sanıklar ve öldürdüğü maktuller ile bir sıkıntısı olmadığını, ancak sanık ...'ın son zamanlarda maktul ...'in kahvehanesine gelerek çay parası vermemeye ve rahatsız etmeye başladığını, hatta eşinden ve çevreden duyduğu kadarıyla maktul ... ve kardeşlerinin maktul ...'i öldüreceklerini söylediklerini, tanıklar ... ve ...'ın kendisine ... ailesinden kişilerin "Bu kahveye gelmeyin, burası kan gölü olacak vurulursunuz!" gibi şeyler söylediklerini anlattıklarını, maktul ...'in ... ailesinden kişileri aradığını ancak telefonunu açan olmadığını, olay günü saat 14.25 sıralarında ise kahvehanede oyun oynadığı sırada maktul ...'in "Kimse peşime gelmesin" gibi bir şeyler söyleyip sinirli ve hızlı bir şekilde kahvehanenin önüne çıktığını, kendisinin de hemen arkasından koşarak yanına gittiğini, dışarıda kahvehanenin bahçesinden çıkıp sokakta maktul ...'in karşısında maktuller ... ve ..., sanıklar ... ve ... ile tanık ... varken konuşmaya başladıklarını, sanık ...'ın maktul ...'e bağırarak "Sizin ananızı avradınızı s..." dediğini, kendisinin araya girmediğini ancak sadece "Kahvehaneye küfür edip sonradan küfrettiğin yere giremezsin!" dediğini, sanık ...'ın cezaevinden yeni çıktığını, diyet ödediğini ve bu nedenle yiyip içip gerekirse para da vermeyeceğini söyleyerek tekrar küfrettiğini, maktul ...'in sanık ...'a küfretmemesini söylediğini, sonra maktul ...'nın elini beline atmasıyla karşılıklı silahların patladığını, sanıklar ... ve ... ile olay yerinde maktul ...'in silahıyla vurulan maktuller ... ve ...'ın da elinde tabanca olduğunu, çatışma anında derhal kaçmaya çalıştığını ancak karnından yaralanınca hemen oradan geçen bir araca binip hastaneye gittiğini, olay anında göremese de kamera görüntülerinden kendisini sanık ...'in vurduğunu gördüğünü, tanık ...'nın olayla bir ilgisi olmadığını, sanıklar ... ve ...'tan şikayetçi olduğunu,</p>

<p>Tanık ...'ın; maktul ... ve katılan ...'ı uzun süredir iyi tanıdığını, sanık ... ile maktuller ... ve ... ...'i de tanıdığını ancak samimiyeti olmadığını, olay günü maktul ...'in kahvesinde çay içtiği sırada yanında inceleme dışı sanık ... varken maktul ...'ın yanına gelerek kendisine "...abi biraz dışarı gelir misin?" dediğini, tek başına dışarı çıktığını, 10-15 metre uzakta kendisine "Bugün buralara takılma her an mermi yiyebilirsin!" dediğini, sebebini sormadığını, yolun karşısındaki başka bir kahvehaneye gittiğini, ancak sonra maktul ...'in kahvehanesine geri döndüğünü, bu sırada maktul ...'in birden dışarı fırladığını, maktul ... ... ile yüksek sesle tartışmaya başladıklarını, sonra maktul ...'ın da yanlarına geldiğini ve biraz yaklaşıp tartışmayı dinlediğini gördüğünü, bu sırada bir el silah duyduğunu, silah sesi çoğalınca oraya doğru baktıklarında maktul ...'in maktuller ... ve ...'a ateş ettiğini, bu sırada birden inceleme dışı katılan ...'ın "Ben yaralandım!" dediğini, hemen ...'a yardım edip bir araca bindirip hastaneye gönderdiklerini, dönüp baktığında sokak ortasında olay anında ellerinde silah olduğunu gördüğü maktuller ..., ... ve ...'ın yerde yattığını, başka kimsede silah görmediğini,</p>

<p>Tanık ...'ın; maktul ...'in kahvehanesinin yanındaki marketi çalıştırdığını, olaydan iki gün önce maktuller ... ve ... ile sanık ...'ın kahvehanenin önünde maktul ...'e ana avrat küfrederek bağırdıklarını, ancak maktul ... Cuma namazına gittiği için bunu çevredekilerden duyduğunu, bunun sebebinin sanık ...'ın kahvehanede içtiği çayın parasını vermemesi nedeniyle maktul ...'in sanık ...'ı uyarması olduğunu, olay günü sabah 10.30 sıralarında maktul ...'ın marketin önüne gelerek kameralara baktığını ve kendisine "Çalışıyor mu?" diye sorduğunu ve sonra "Birazdan burada kan gövdeyi götürecek, ...'in anasını si..." dediğini, saat 14.00-15.00 civarında ise maktuller ... ve ... ile sanıklar ... ve ...'in marketin önüne geldiklerini, maktul ...'nın marketin içine girdiğini ve "... anasını si... Bu iş burada bitecek!" diyerek belinden çıkardığı tabancasına doldur boşalt yapıp dışarı çıktığını, kendisinin ise maktul ...'ya "Sorunlar böyle çözülmez, sakın birşey yapmayın!" dediğini, iki dakika sonra kavga gürültü sesi duyduğunu, dışarı çıktığı sırada da silah sesi gelince markete girdiğini, kimin kimi vurduğunu görmediğini,<br />
Tanık ...'ün; olay günü sabah saat 09.00-10.00 sıralarında arkadaşı ... ile ekmek fırınında kahvaltı yaparken maktul ...'ın gelerek kardeşlerinin burada olup olmadığını sorduğunu, ...'in "Yukarıdalar" demesi üzerine yukarı çıktığını, sonra kendisinin de yukarı çıktığı bir anda maktul ...'ın yanında sanıklar ... ve ... ile maktul ...'yı gördüğünü, kendi aralarında küfürlü konuşup maktul ...'i vuracaklarını söylediklerini, bu duyduklarını çatışmadan sonra arkadaşı katılan ...'a anlattığını,</p>

<p>Tanık ...'un; sanıklar ... ve ... ile maktuller ... ve ...'ı, tanık ...'yı arkadaşları olduğundan tanıdığını, kahveci maktul ... ile inceleme dışı katılan ...'ı da tanıdığını, sanık ...'ın uzun zamandır cezaevinde yattıktan sonra maktul ...'in kahvehanesine gidip geldiğini, günlük 30-40 lira çay parası ödediğini, ancak sanık ...'ın dışarı çıktıktan sonra içtiği çayların parasını ödemediğini, maktul ...'ın hesabına yazıldığını ve bu nedenle maktul ... ile aralarında bir tatsızlık çıktığını duyduğunu, olay günü saat 13.30 civarı sanıklar ... ve ... ile maktul ...'yla birlikte yürüdükleri sırada maktul ...'in uzaktan "...! Az bekle" diye seslendiğini, sonra yanlarına gelip sanık ...'ın çay parasını ödemediğinden bahsettiğini, ...'nın ise "Biz her gün burdayız, iki çaylık adam mıyız? Yazarsın lafı mı olur" dediğini, sonra inceleme dışı katılan ...'ın kahvehaneden gelerek "Burada kimse sövemez, bağıramaz" dediğini, inceleme dışı katılan ...'ı sakinleştirmeye çalıştıkları sırada bu sefer de maktuller ... ve ...'nın hararetle tartıştıklarını, maktul ...'ın da gelmesiyle ortamın daha da gerildiğini, maktul ...'in aniden tabancasını çıkardığını, "Dur napıyorsun?" diyerek eline sarıldığında silahın bir el patladığını, vurulacağını düşünerek hemen kendisini bir arabanın altına attığını, peş peşe silah sesleri geldiğini, yerden kalktığı sırada maktuller ... ve ...'ın yerde yattığını, maktul ...'in ayakta durduğunu ancak kahvehanenin önüne gittiğinde onun da yere düştüğünü, sonra sanık ...'in elinde birkaç tabancayla maktul ...'in bulunduğu yere geldiğini, zannederse elinde iki tabanca daha tuttuğunu, sanık ...'in kendisine "Abi babamı öldürdü ya!" diyerek sayıkladığını, sonra maktul ...'in yanına tekrar gitmesini engellediğini, ilk önce maktul ...'in tabancasını çıkarttığını gördüğünü ancak diğer taraftan kimin kimi vurduğunu görmediğini,</p>

<p>Tanık ...; olay günü saat 14.00 civarında arkadaşı tanık ... ile fırında çay içtikleri sırada maktul ...'yı ve yanındaki sanık ...'ı yolda yürürken gördüklerini, selamlaştıklarını, horoz kümesine gidip çay içereceklerini söylediklerini, sonra sokağın köşesindeki kahvehaneden dönerken bir gürültü duyduklarını, tanık ... ile birlikte hemen yanlarına gittiklerini, sokağın köşesinde maktul ...'in hararetli bir şekilde karşısındaki sanık ... ve maktul ... ile tartıştığını, kalabalığın arasına sonradan gelen maktul ...'ın ise sanık ...'ı omzundan tutup dışarı doğru çektiğini, kavganın hararetlenmesi üzerine ilk önce maktul ...'in elini belini atıp tabancasını çıkardığını, kalabalığın bir anda dağıldığını ve silah sesi duyunca hemen marketin içine girip saklandığını, dışarıdan çok sayıda silah sesi gelince kimin kime vurduğunu görmediğini,</p>

<p>Tanık ...'in; arkadaşı ... ile fırında oturup çay içerken uzak akrabaları ... ve ...'nın gelip lavaboya girdikten sonra dışarı çıktıklarını, bir süre sonra dışarıdan gittikleri taraftan sesler duyunca ... ile kalabalığın oraya gittiklerini, maktuller ... ile ...'nın hararetli şekilde konuştuklarını, yanlarına yaklaşınca maktul ...'in tabancasını çıkartıp ateş etmeye başladığını, önce ...'yı sonra ...'ı vurduğunu ve sanık ...'e de ateş etmeye başladığını, kendisi kaçmaya çalışırken sırtından bir merminin sıyırdığını, kendisinde tabanca olmadığını, sadece ...'de tabanca gördüğünü,<br />
İfade ettikleri anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık ...; maktuller ... ve ...'nın kardeşleri olduğunu, sanık ...'in ise yeğeni olduğunu, maktul ... ve inceleme dışı katılan ...'ı tanıdığını, olaydan yirmi yıl kadar önce maktul ...'in üvey kardeşi olan ...'yi bıçaklaması üzerine ...'nin oğlu ...'ın kardeşi ...'yı vurduğunu, ancak sonradan barıştıklarını ve aralarında husumet olmadığını, hatta ortak bir dernek açıp birlikte işlettiklerini, maktulün kahvehanesine de takıldıklarını, yedi yıldır yattığı cezaevinden Covid 19 izni ile çıktığını, olaydan önceki Çarşamba günü maktulün kahvehanesine gittiğinde maktulün yanına gelerek "Çay parasını vermemişsin ..., burası çay ocağı" dediğini, o anda cebinden para çıkartıp verdiğini, sonra başka bir arkadaşının geldiğini ve masada içtiklerini kendi üzerine yazdırdıklarını duyduğunu, maktulle aralarında bir tartışma geçmediğini, ancak sonradan maktulün ve üvey kardeşi inceleme dışı katılan ...'ın bunun lafını ettiğini duyduğunu, olaydan önceki Cuma günü ise abisi maktul ... ile birlikte maktulün kahvehanesine gittiklerinde abisinin maktul ...'e "Benim kardeşim bir liralık adam mı?" diye sorduğunu, abisine "Hadi gidelim." dediğini, maktul ...'ın da ...'e "Kardeşinin karısını si... adam benim arkadaşım olamaz!" dediğini, bunun sebebinin maktul ...'in kardeşi ...'nin karısı ... ile ilişkisi olduğunu, olay günü ise saat 13.00 sıralarında evden bir fırına gittiğini, önceden abileri maktuller ... ve ...'ın da orada olduğunu, sonra abileriyle ve tanık ... ile birlikte eve doğru yürümeye başladıklarını, yolda kahvehanenin önünden geçerken maktul ...'in uzaktan "... az bekle!" diye seslenmesi üzerine durduklarını, aralarında bir çay parası mevzu geçtiğini, ancak kendisinin hiç çay parası vermemezlik yapmadığını, maktul ...'in konuyu uzattığını, sonra inceleme dışı katılan ...'ın gelerek "Benim kahvemin önünde küfür edecek adamın anasını avradını s...!" dediğini, maktul ...'ın ...'a "Böyle konuşmana ne gerek var?" dediğini, tartışma hararetlenince maktul ...'in birden tabancasını çıkardığını ve ateş ettiğini, kendisinin de üzerindeki tabancasını çekip ateş etmeden kaçmaya başladığını, kaçarken arkasından çok sayıda silah sesi geldiğini, kendisine ateş edilip edilmediğini bilmediğini, abilerinin vurulduğunu sonra duyduğunu, havaya doğru 2-3 kez ateş edip olay yerinden uzaklaştığını, sonrasında olay yerinin aşağısında Yunus ekiplerinin kendisini yakaladıklarını ve üzerindeki tabancayı aldıklarını, yaralanmadığını ve kimseye ateş etmediğini,<br />
Sanık ...; maktul ...'ın babası, maktul ... ve sanık ...'ın amcaları olduğunu, olay günü saat 14.00 civarında babası maktul ..., amcaları olan sanık ... ve maktul ..., komşuları tanık ... ile birlikte kahvehanenin olduğu sokaktan yürüdükleri sırada maktul ...'in uzaktan "... az bekle!" diye seslendiğini, sonra yanlarına gelince maktul ...'nın maktul ...'e "Sen niye 1-2 çay yüzünden küfür ediyorsun? Çay varsa bize yaz..." dediğini, maktul ...'in "Ben iki çay parasında değilim" dediğini, bu sırada gelen inceleme dışı katılan ...'ın "Bu kahvenin önünde küfür edenin anasını avradını si... ben bitmişim zaten" dediğini, sanık ...'ın lafa girip maktule "İki çayın lafını neden ediyorsun ... abi?" dediğini, maktul ...'in aniden belindeki tabancasını çıkardığını, bu esnada tanık ...'in maktulün elini tutmaya çalıştığını ancak silahın bir kez patladığını, bu sırada amcası maktul ...'nın vurulduğunu, maktul ...'in önüne atlayan babası maktul ...'ı da vuracağı sırada önce panik halinde yanında taşıdığı tabancayı çıkaramadığını, sonra maktul ...'in kendisine ateş ettiğini ve sağ ayak topuğundan kendisini vurduğunu, o anda hedef gözetmeden ateş etmeye başladığını, ancak kaç el ateş ettiğini hatırlamadığını, bir arabanın arkasından ateş ettiğini, ancak maktul ...'in babasını vurup kendisine doğru ateş etmeye devam ettiğini, bu sırada maktul ...'in veya inceleme dışı katılan ...'ın vurulduğunu fark etmediğini, ateş edip kaçtığını, 50 -100 metre gittikten sonra kendine gelip babası yerdeyken nereye gittiğini düşünerek geri döndüğünü, babası ve amcasının yerde hareketsiz yattıklarını gördüğünü ve tabancalarını yerden alarak uzaklaşıp ilerideki binaya girdiğini, bir süre sonra ayağındaki kanamayı fark ederek kendisini ihbar ettiğini ve tabancasıyla birlikte teslim olduğunu, gözünün önünde babasını ve amcasını vurduklarını, kendisini korumak için ateş ettiğini, arabanın arkasına geçmeseydi şimdi kendisinin de ölmüş olabileceğini, amcaları ... ve ...'nın hasım sahibi olduklarını, kendisinin ise yeğenleri olduğu için tedirgin olduğunu ve bu nedenle tabanca taşımaya başladığını, Sig-Sauer marka tabancayı kendisinin kullandığını, olay yerinden aldığı Beretta marka olanın babası maktul ...'a, Smith Vesson marka olanın ise amcası maktul ...'ya ait olduğunu, ruhsatsız olduklarını, karşı taraftan sadece ...'in ateş ettiğini gördüğünü, kendi ailesinden veya karşı taraftan başka ateş eden olmadığını,</p>

<p>Savunmuşlardır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna Dair Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2025 tarihli ve 279-75, 03.04.2024 tarihli ve 360-1 57... .06.2023 tarihli ve 118-333 sayılı içtihatları ve diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;</p>

<p>TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>1- Saldırıya ilişkin şartlar:</p>

<p>a) Bir saldırı bulunmalıdır.</p>

<p>b) Bu saldırı haksız olmalıdır.</p>

<p>c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.</p>

<p>d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.</p>

<p>2- Savunmaya ilişkin şartlar:</p>

<p>a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.</p>

<p>b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.</p>

<p>c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.</p>

<p>Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir.</p>

<p>2. Uyuşmazlık Konusuna Dair Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Sanık ... ile maktul ... arasında suç tarihinden önce çay parası, laf atma ve karşılıklı hakaretlerle başlayan anlaşmazlığa, sanık ...'ın kardeşleri olan maktuller ... ve ...'ın da dâhil oldukları, maktuller ... ve ...'ın suç tarihinden iki gün önce Cuma günü maktul ...'in kahvehanesine giderek sözlü olarak da bu tepkilerini gösterdikleri, maktuller ... ve ...'ın olay günü sabahında maktul ...'in kahvehanesinin etrafında silahlı bir şekilde dolaşarak maktul ...'den kendilerine karşı bir tepki gelirse buna silahla cevap vermeyi göze aldıklarının ve bu nedenle tedbir amaçlı silah taşımaya başladıklarının tanık ... ve inceleme dışı katılan ...'ın beyanlarıyla da doğrulandığı, ancak suç tarihine kadar ... ailesinin fertlerinin maktul ...'e bir eylem yapabileceklerini eşi ...dışında kimsenin doğrudan maktul ...'e söylemediği, olay sabahı ... ailesi fertlerinin silahlı şekilde gezdiğini gören tanıkların da maktul ...'e olay anına kadar bu hususta bir bilgi vermedikleri,</p>

<p>Maktul ...'in olaydan iki gün önce maktul ...'ın söylemlerinden eşi sayesinde haberdar olarak tedbir amacıyla yanında taşıdığı CZ marka tabancayla işlettiği kahvehaneye geldiği ve saat 14.30 civarında sanık ... ile abisi maktul ...'nın kahvehanenin köşesinden döndüklerini görmesiyle "Peşime kimse gelmesin" diyerek kahvehaneden dışarı çıktığı ve yanında kardeşleriyle birlikte yürürken gördüğü maktul ...’ya "...! Az bekle konuşalım." şeklinde seslendiği, maktul ...'in hemen arkasından inceleme dışı katılan ...'ın da dışarı çıktığı, kahvenin yanındaki isimsiz sokağın köşesinde önce maktul ... ve ... bir tarafta; maktul ..., sanık ... ve tanık ... diğer tarafta olmak üzere konuşmaya başladıkları, ancak iki dakika içinde sanık ..., maktul ... ve çevredekilerin de yanlarına gelmesiyle yaklaşık on beş kişilik kalabalık bir grup hâlinde iki üç dakika boyunca süren tartışma sırasında; maktul ...’nın maktul ...'e "Sen niye 1-2 çay yüzünden küfrediyorsun? Çay varsa bize yaz." dediği, maktul ...’in "Ben iki çay parasında değilim" dediği, inceleme dışı katılan ...’ın maktul ...’ya "Benim kahvemin önünde küfredecek adamın anasını avradını s...m" dediği, sanık ...’ın kalabalığın ortasına cezaevinden yeni çıktığını, diyet ödediğini, bu nedenle yiyip içip para vermeyeceğini bağırarak ve küfrederek söylediği, maktul ...’in sanık ...’a "Küfür etme!" dediği, bu sırada tartışmaya sanık ...’in babası maktul ...'ın da dâhil olarak sanık ...’ın omzundan çekip maktul ...’e "Ne iki çayın lafını ediyorsun? Böyle konuşmana ne gerek var?" şeklinde bağırarak tartışmayı hararetlendirdiği, bunun üzerine maktul ...’in ani bir hareketle kalabalıkta sıyrılıp belindeki tabancayı çıkartarak doldurduğu, sağ elinden tutan tanık ...'in maktulün elinden tabancayı almaya çalışsa da başarılı olamadığı, maktul ...’in ilk olarak karşısına aldığı maktul ...’ya ateş edip karnından vurduğu, maktul ...’nın yüz üstü yere düştüğü, maktul ...'in atik davranarak hemen sağ tarafında elinden tutmaya çalışan maktul ...’ı da bir eliyle tutarak kendisine siper yapıp sağ çaprazında kendisine silah doğrultan sanık ...’e ateş ettiği ve dosyadaki raporla sabit olduğu üzere ayağından yaraladığı, aynı anda hemen yanında olan inceleme dışı katılan ...'ın ise çatışmada arada kalarak sanık ... tarafından kalça kısmından vurulduğu ve aldığı iki isabetle sekerek uzaklaştığı, sanık ...’in yol kenarında duran arabanın arkasına kaçmasından faydalanan maktul ...'in ikinci olarak da sol eliyle yere yatırdığı maktul ...’ın başına tabancasını dayadığı anda gözlerinin önünde babasının başına tabanca dayandığını görmesi üzerine sanık ...’in aynı anda aracın arkasından çıkıp maktule doğru ateş ettiği, ancak maktul ...'in bitişik atış mesafesinden bir el sıkarak maktul ...'ı etkisiz hâle getirdiği, sanık ...'in maktul ...'e ateşine devam ettiği, bu sırada sanık ...'ın da bulunduğu sokağın kesiştiği Karadeniz Caddesine doğru kaçarken maktul ...’e doğru ateş ettiğinin olay yerinde ele geçen kovanlardan ve mukayeseli uzmanlık raporundan anlaşıldığı, maktul ...'in sırtından kan geldiği ve geri geri yere düştüğü, ancak buna rağmen hemen ayağa kalkarak sanık ...'in arkasından ateş etmeyi sürdürdüğü, maktul ...'in sağ köprücük kemiğinden giren iki adet mermi çekirdeğinin akciğer harabiyetine sebep vererek sırtından çıkmasına rağmen olay yerinden ayrılan sanık ...’in arkasından, çömelerek tabanca ile ateşine devam ettiği, sonrasında sırtını tutarak kahvehaneye girdiği ve kaldırıldığı hastanede gelişen iç ve dış kanama sonucu hayatını yitirdiği, maktuller ... ve ...'ın ise olay anında yanlarındaki tabancalarla hiçbir atış yapmaksızın olay sırasında yaralanarak kaldırıldıkları hastanede hayatlarını kaybettikleri olayda;</p>

<p>Sanıklar ... ve ...'ın, maktuller ... ve ... ile birlikte silahla kahvehanenin etrafında dolaşmaları ve maktul ...'in bu kişilerin silahla geleceğinden haberi olmaksızın kahvehanesine silahla gelmesinin, olay öncesinde birbirlerine karşı bir suç işleme iradesi içinde olduklarını veya ortak bir kararla doğrudan birbirlerini öldürmeyi kastettiklerini ya da bunu tasarladıklarını göstermediği gibi dosyada buna dair başkaca bir delilin de bulunmadığı, olay saatinde maktul ...'in sokağın köşesinde yürümekte olan sanık ... ve maktul ...'yı görmesi üzerine birden kahvehaneden "Peşime kimse gelmesin" diyerek çıkması ve sonra arkalarından "...! Az bekle konuşalım." şeklinde bağırarak yanlarına gidip iki üç dakika içinde etrafında yaklaşık on beş kişilik bir kalabalık ortasında konuşmaya başlamasının ise öncesinde birbirinden haberdar olunarak kararlaştırılan yer ve zamanda meydana gelecek bir çatışma ya da bir düello hazırlığı olarak da değerlendirilemeyeceği,</p>

<p>Dosyadaki kamera görüntülerinden de hareketle; yaklaşık on beş kişilik bir kalabalığın içinde iki dakika kadar süren sözlü tartışma anında kendisine silahlı bir saldırı veya tehdit olmamasına rağmen aniden sinirlenerek silahını ilk çıkartan ve maktul ...'yı yakın mesafeden vurarak ilk haksız saldırıyı başlatan kişinin maktul ... olduğunda ve bu ana kadar ... ailesinden kimsenin belindeki silahına davranmadığında tartışma bulunmadığı, bunun üzerine karşı taraftaki sanıklar ... ve ...'in ise yakınlarına ve kendilerine ateş etmesi kuvvetle muhtemel olan maktul ...'i engellemek için silahlarını çıkarıp ateş etmekten başka bir imkânları olmadığı, sanık ...'in babası, sanık ...'ın ise kardeşi olan ...'ın kafasına silah dayayan maktul ...'in silahlı saldırısına karşı ateş ederek karşılık vermelerinin söz konusu saldırıyla orantılı bir tepki olduğu, buna rağmen maktul ...'in hemen önündeki maktul ...'ı başından bitişik atışla vurduğu ve sanık ...'i de ayağından yaraladığının anlaşılması karşısında; sanıklar ... ve ...'ın maktul ...'e yönelik silahla ateş etmeleri yönündeki eylemlerini, ilk olarak maktul ...'nın vurulması üzerine başlayan aynı zamanda kendilerine ve akrabalarına yönelerek devam eden silahlı saldırıyı o anki hâl ve şartlara göre orantılı biçimde defetme zorunluluğuyla ve saldırıyla eş zamanlı olarak gerçekleştirdikleri, dolayısıyla sanıkların maktul ...'e yönelik eylemlerinde hukuka uygunluk nedenlerinden meşru savunma hâlinin şartlarının oluştuğu kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin sanıklar hakkında verdiği direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin, sanıkların eylemlerini meşru savunma şartları altında gerçekleştirmeleri nedeniyle beraatlerine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi Sayın ...; "Olay tarihinden bir süre önce maktül ...’e ait kahvehanede hesap ödememe meselesinden sanık ... ile aralarında tartışma yaşanması ile başlayan olaylar dizininde, olaydan iki gün önce 28.08.2020 tarihinde maktül ...’in çalıştırdığı kahvehaneden Cuma namazı için ayrıldığı zaman diliminde kahvehaneye gelen sanık ... ile kardeşleri maktuller ... ve ...’nın, yanlarında birkaç şahısla birlikte maktül ...’e gıyabında sinkaflı sözlerle hakaret edip tehdit ettikleri, bu durumun tarafsız tanık beyanlarıyla doğrulandığı, olay günü sanıklar ..., ... ve maktuller ... ve ...’nın silahlı şekilde maktül ...’e ait kahvehanin etrafında dolaştıkları, maktül ... ...’in bir ara kahvehanenin yakınındaki tanık ...’ın işlettiği markete girerek kameralara bakarak çalışıp çalışmadığını sorduğu ve akabinde 'Birazdan burada kan gövdeyi götürecek, ...’in anasını s...' dediği, daha sonra maktül ...’nın aynı markete girerek '...’in anasını s..., bu iş bu gün burada bitecek!' dedikten sonra belinden çıkardığı tabancanın namlusuna mermi sürdüğü ve tekrar beline koyduğu, yine maktül ...’ın, maktül ...’e ait kahvehaneye girerek ...’in üvey kardeşi olan mağdur ... ... ve tanık ...’la birlikte oturan tanık ...’ı dışarı çağırarak 'Bugün burada takılma, her an mermi yiyebilirsin' dediği, ..., ..., ... ve ...’nın kahvehanenin önünde gezinmeye devam ettikleri, bu sırada maktül ...’in kahvehaneden dışarı fırlayarak maktül ... ile tartışmaya başladığı, etrafın kalabalıklaştığı, tartışmanın hararetlendiği sırada maktül ...’in tabancasını çıkardığı, diğer maktül ve sanıkların da tabancalarını çıkardıkları, ancak maktül ...’in silahını erken ateşleyerek maktül ...’yı öldürdüğü, sanıklar ... ve ...’ın bu sırada mağdur ... ve maktül ...’e ateş ettikleri, maktül ...’i göğüs bölgesinden yaraladıkları, mağdur ...’ı yaralayarak öldürmeye teşebbüs ettikleri, maktül ...’in arbede sırasında önünde yerde bulunan ...’ın kafasına ateş ederek öldürdüğü, daha sonra maktül ...’in yaralı şekilde kahvehanenin önüne doğru gittiği ve orada düşüp öldüğü olayda, sanıklar ... ve ... hakkında TCK 25/1 maddesi kapsamında meşru müdafaa hükümlerinin uygulanamayacağı, zira meşru müdafaanın olmazsa olmaz unsurunun 'müdafaa kastıyla hareket etmek' olduğu, halbuki sanıklar ... ve ... ile maktüller ... ve ...’nın olay günü hepsi birden silahlı şekilde maktül ...’in kahvehanesinin bulunduğu yere gelip volta atmaları ve maktüller ... ve ...’nın tarafsız tanıklara ...’e saldıracaklarını beyan etmeleri, sanıklar ... ve ...’in de saldırı kastıyla olay yerine geldiklerini ortaya koymaktadır. Sanıklar ... ve ...’in hukuki durumlarının daha iyi anlaşılabilmesi için mağdur ...’a karşı işledikleri kabul edilen kastan öldürmeye teşebbüs suçunu da irdelemek gerekmektedir. Sanıklar ... ve ..., maktül ...’i öldürmekle kalmamış, olayın tarafı olmayan ancak sırf maktül ...’in üvey kardeşi olması nedeniyle ...’a da olay anında öldürme kastıyla ateş açmışlar ve mağdur ...’ı yaralamışlardır. Yerel mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili dairesi ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin görüş ve kabulü de bu yöndedir. Sanıklar ... ve ..., olayın tarafı olmayan ve sırf maktül ...’in kardeşi olması nedeniyle mağdur ...’ı öldürmeye teşebbüs etmiş iken, aynı olay kapsamında olay öncesi davranışları da birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar ... ve ...’in kasıtlarında ayrışmaya gidilerek maktül ...’e karşı müdafaa kastıyla hareket ettiklerini kabul etmek çelişki oluşturacaktır. Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesince 09.08.2023 tarih ve 436-386 sayı ile sanıklar ... ve ... hakkında kasten öldürme suçundan kurulan direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin, sanıkların eylemlerinin meşru savunma kapsamında kalması nedeniyle beraatlerine hükmolunması gerekirken mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Bozma gerekçesinin mahiyetine göre, maktul ...'e yönelik eylemleri nedeniyle tutuklu yargılandıkları anlaşılan sanıklar ... ve ...'in başka suçtan tutuklu veya hükümlü değillerse derhâl TAHLİYELERİNE,</p>

<p>3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2025 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024441-e-2025575-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="11805"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İKİ DAKİKALIK TARTIŞMA, ÜÇ CENAZE: CEZA GENEL KURULU'NUN MEŞRU SAVUNMADA ÇİZDİĞİ "İLK SİLAHI KİM ÇEKTİ" ÇİZGİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iki-dakikalik-tartisma-uc-cenaze-ceza-genel-kurulunun-mesru-savunmada-cizdigi-ilk-silahi-kim-cekti-cizgisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iki-dakikalik-tartisma-uc-cenaze-ceza-genel-kurulunun-mesru-savunmada-cizdigi-ilk-silahi-kim-cekti-cizgisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Güvenlik kamerasının saat damgasına göre 14.29'da başlayan görüntü sıradandır: bir kahvehanenin köşesinde, kırmızı bir hafif ticari aracın yanında birkaç kişi ayaküstü sohbet etmektedir. 14.31'de kalabalık on beş kişiye ulaşmış, sesler yükselmiştir. 14.31.15'te görüntüdeki adam kalabalıktan sıyrılıp beline uzanır. Kamera saatiyle tam iki dakika sonra, 14.31.40'ta sokakta üç kişi yerde hareketsiz yatmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024441-e-2025575-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10 Aralık 2025 tarihli kararı</a>na konu olay, günlük hayatın en sıradan gerilimlerinden birinin - ödenmemiş bir çay parasının - nasıl bu noktaya geldiğini değil, o iki dakikanın hangi anından itibaren kimin "meşru savunma" iddiasında haklı olduğunu tartışır. Karar, hem çoğunluk hem karşı oy gerekçesiyle, meşru savunmanın en tartışmalı köşesine ışık tutar: taraflardan biri silahla gelmişse ve çatışma önceden az çok öngörülüyorsa, karşı tarafın ateşle karşılık vermesi hâlâ meşru savunma sayılır mı?</p>

<p><strong>II. OLAY: ÇAY PARASINDAN SİLAHLI ÇATIŞMAYA</strong></p>

<p>Anlaşmazlık, bir mahalle kahvehanesinde başlar. Kahveciyle bir müşterisi arasında, müşterinin içtiği çayların parasını ödememesi yüzünden gerginlik vardır. Müşteri yakın zamanda cezaevinden çıkmıştır; kahveci hesabı birkaç kez sözlü olarak hatırlatmıştır. Olaydan iki gün önce, müşterinin iki erkek kardeşi kahvehaneye gelip kahveciye küfürlü sözlerle çıkışır; tanıklardan birine göre kardeşlerden biri "O artık öldü, helvasını kavurun" diyecek kadar ileri gider.</p>

<p>Olay sabahı gerginlik fiziksel bir hazırlığa dönüşür. Aile üyeleri - müşteri, iki kardeşi ve müşterinin yeğeni - kahvehanenin bulunduğu sokakta silahlı biçimde dolaşmaya başlar. Yakındaki bir marketin sahibine göre içlerinden biri markete girip kameraya bakarak "Birazdan burada kan gövdeyi götürecek" der; bir diğeri ise belindeki tabancaya mermi sürüp yeniden kuşanır. Bu sırada kahvehanedeki bir müşteri de dışarı çağrılıp "Bugün buralara takılma, her an mermi yiyebilirsin" diye uyarılır.</p>

<p>Kahveci bu hazırlıktan, olaydan iki gün önceki tehditler üzerine eşinin de bilgilendirmesiyle haberdardır. Saat 14.30 sıralarında müşteriyle ağabeyinin sokağın köşesinden döndüğünü görünce "Peşimden kimse gelmesin" diyerek kahvehaneden çıkar - kendisi de yanına aldığı tabancayla. Arkasından seslenip müşteriyi durdurur, "konuşalım" der. İki üç dakika içinde etraf on beşe yakın kişiyle dolar; tartışma çay parası üzerinden yeniden alevlenir, kalabalıktan biri kahveciye küfür eder.</p>

<p>Bu noktada kahveci beklenmedik şekilde davranır: elini beline atıp tabancasını çıkarır ve karşısındaki - müşterinin kardeşlerinden birini - bir metreden vurur. Sonraki saniyeler kayıtlara göre şöyle gelişir: kahveci, kendisini tutmaya çalışan ikinci kardeşi kalkan gibi kullanarak müşteriye ateş eder ve ayağından yaralar; yakınlarda duran bir kişi çapraz ateşte kalçasından vurulur; kahveci yerdeki ilk kurbanın başına tabancasını dayayıp bitişik mesafeden ikinci bir el ateş eder. Müşteri ile yeğeni, bir aracın arkasına sığınarak kahveciye karşılık verir. Kahveci vurulmasına rağmen ayakta kalıp birkaç adım daha ateş eder, sonra sırtını tutarak kendi kahvehanesine döner ve orada iç kanamadan hayatını kaybeder.</p>

<p>Bilançoda üç ölü vardır: kahveci ve müşterinin iki kardeşinden biri olay yerinde, diğer kardeş hastanede. Müşteri ayağından, yakınındaki bir kişi kalçasından yaralanır. Yargılama, kahveciyi vuran müşteri ile yeğenine karşı kasten öldürme suçundan açılır.</p>

<p><strong>III. YARGILAMA SÜRECİ: MAHKÛMİYET, BOZMA, DİRENME</strong></p>

<p>Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesi, iki sanığı da 15'er yıl hapisle cezalandırır; olayı meşru savunma değil, karşılıklı bir çatışma olarak değerlendirir. Sanıklar müdafileri ve katılan vekili istinaf eder, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi başvuruları esastan reddeder.</p>

<p>Dosya temyizde Yargıtay 1. Ceza Dairesinin önüne gelir. Daire, görüntü kayıtlarına dayanarak ilk haksız saldırının kahveciden geldiğini, sanıkların ise "başka türlü def etme imkânı bulunmayan" bir saldırıdan orantılı savunmayla kurtulmaya çalıştığını tespit eder ve meşru savunma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle mahkûmiyet hükümlerini bozar. Ancak bu karar oy birliğiyle değildir: dairenin bir üyesi, sanıkların da kalabalık ve silahlı biçimde kahvehanenin önüne gelerek "silahlı çatışma iradesi" gösterdiklerini, bu nedenle kendi hazırladıkları zeminden yararlanamayacaklarını yazarak karşı oy kullanır.</p>

<p>Yerel mahkeme bozmaya uymaz, direnir. Gerekçesi dairenin karşı oyuyla neredeyse birebir örtüşür: sanıkların kalabalık ve silahlı hâlde kahvehane önüne gitmiş olması, olası bir çatışmayı öngörüp kabullendiklerini gösterir; bu nedenle meşru savunma hükümlerinden yararlanamazlar. Direnme kararı, Ceza Genel Kurulu önüne bu şekilde gelir.</p>

<p><strong>IV. HUKUKİ ÇERÇEVE: MEŞRU SAVUNMANIN İKİ KANADI</strong></p>

<p>TCK'nın 25/1. maddesi meşru savunmayı şöyle tanımlar:</p>

<p><i>"Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez."</i></p>

<p>Kurul, yerleşik içtihadıyla bu hükmü iki grup şarta ayırır. Saldırı tarafında: bir saldırının varlığı, bunun haksız olması, korunabilir bir hakka yönelmesi ve savunmayla eş zamanlı olması aranır. Savunma tarafında ise savunmanın zorunlu olması - yani failin başka bir kurtuluş imkânının bulunmaması -, saldırana yönelmesi ve saldırıyla orantılı olması gerekir. Bu şartlardan biri eksikse hukuka uygunluk nedeni oluşmaz; failin hukuka aykırı biçimde hareket ettiği kabul edilir.</p>

<p>Kanun, tam meşru savunmanın yanında bir de ara durumu düzenler. TCK'nın 27. maddesine göre "meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" - ama bu, savunmanın orantısını aşan bir tepkinin varlığını, dolayısıyla kural olarak bir sorumluluğun bulunduğunu, sadece failin ruhsal durumu nedeniyle cezalandırılmadığını gösterir. Bu iki hüküm arasındaki fark, somut olayda özellikle önemlidir: mahkeme sanıkların hareketini tam meşru savunma mı, sınırı aşılmış bir savunma mı, yoksa hiç savunma sayılmayan bir çatışma mı olarak nitelendirecektir; sonuç sırasıyla beraat, orantısız da olsa cezasızlık ya da mahkûmiyettir.</p>

<p><strong>V. KARARIN DEĞERLENDİRMESİ: "İLK SİLAHI KİM ÇEKTİ" TESTİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, meseleyi tek bir soruya indirger: kalabalığın içinde iki dakika süren sözlü tartışma sırasında, kendisine yönelik somut bir silahlı saldırı ya da tehdit olmaksızın ilk defa silahını çıkarıp ateş eden kişi kimdir? Kayıtlar bu soruyu tereddütsüz yanıtlar - kahveci. Kurul, bu tespitten hareketle, taraf ailelerin önceden silahla dolaşmasının ve olayın belirli ölçüde öngörülebilir olmasının, tek başına "ortak bir suç işleme iradesi" ya da "birbirlerini öldürmeyi kararlaştırma" anlamına gelmediğini vurgular. Kahvehane sahibinin dışarı çıkıp seslenmesi ile kalabalığın içindeki sözlü tartışma, kurula göre önceden planlanmış bir "düello" hazırlığı olarak da nitelendirilemez.</p>

<p>Bu çerçevede kurul, müşteri ile yeğeninin ateş etmesini, "ilk olarak [kardeşin] vurulması üzerine başlayan, aynı zamanda kendilerine ve akrabalarına yönelerek devam eden silahlı saldırıyı o anki hâl ve şartlara göre orantılı biçimde defetme zorunluluğuyla ve saldırıyla eş zamanlı olarak" gerçekleştirilmiş bir savunma olarak görür. Yeğenin, babasının başına tabanca dayanmış hâlde yerde yatarken ateş açması özellikle vurgulanır: kurula göre bu, saldırıyla tam eş zamanlı ve orantılı bir tepkidir.</p>

<p>Karara katılmayan kurul üyesi ise olayı bambaşka bir zaman diliminden okur. Ona göre mesele 14.31'de değil, iki gün önce başlamıştır: aile üyelerinin kahveciye yönelik sözlü tehditleri, olay sabahı silahla dolaşmaları ve markette "kan gövdeyi götürecek" sözleri, bir hazırlığın değil bir kararın işaretidir.</p>

<p><i>"Sanıklar ... ve ... ile maktüller ... ve ...'nın olay günü hepsi birden silahlı şekilde maktül ...'in kahvehanesinin bulunduğu yere gelip volta atmaları ve maktüller ... ve ...'nın tarafsız tanıklara ...'e saldıracaklarını beyan etmeleri, sanıklar ... ve ...'in de saldırı kastıyla olay yerine geldiklerini ortaya koymaktadır."</i></p>

<p>Karşı oy, meşru savunmanın "olmazsa olmaz unsuru"nun savunma kastıyla hareket etmek olduğunu, oysa önceden silahlanıp hedefin işyerine gidenlerin bu kasıtla değil saldırı kasıtla orada bulunduğunu savunur.</p>

<p>İki görüş de aynı görüntü kaydına, aynı tanık ifadelerine dayanır; ayrıldıkları nokta olgusal değil, hangi anın hukuken belirleyici olduğudur. Çoğunluk "saldırı ile savunma eş zamanlı olmalı" şartını harfiyen uygular ve eş zamanlılığı ateşin açıldığı ana kilitler; azınlık ise iki günlük süreci tek bir olay bütünü sayıp sanıkların o günkü fiili adım adım "hazırlık" olarak okur. Kanunun lafzı çoğunluğu destekler - meşru savunma şartları arasında "önceden bir çatışma ihtimalini öngörmemiş olmak" diye bir koşul yoktur - ama karşı oyun işaret ettiği risk de gerçektir: bu ölçüt, silahlı gruplar arasındaki önceden ilan edilmiş bir hesaplaşmada dahi "ilk ateşi kim açtı" sorusunu tek belirleyici kıstas hâline getirebilir.</p>

<p><strong>VI. UYGULAMAYA DÖNÜK SONUÇLAR</strong></p>

<p>Kararın en somut sonucu, temyiz aşamasında tutuklu bulunan iki sanığın derhâl tahliyesi olmuştur; kurul bozma kararıyla birlikte bu yönde ayrıca hüküm kurmuştur. Bu, meşru savunmanın tam bir hukuka uygunluk nedeni olmasının doğal sonucudur - sınırın aşılması hâlinde olduğu gibi kısmi bir cezasızlık değil, doğrudan beraat ve tutukluluğun sona ermesi söz konusudur.</p>

<p>Karardan çıkan ikinci sonuç, tedbir amaçlı silah taşımanın tek başına meşru savunma iddiasını geçersiz kılmadığıdır. Uygulamada sıkça karşılaşılan bir savunma stratejisi - "karşı taraf zaten silahlıydı, dolayısıyla çatışmayı göze almıştı" - kurul çoğunluğunca yeterli görülmemiştir. Belirleyici olan, silahın ne zaman ve kime karşı kullanılmaya başlandığıdır.</p>

<p>Üçüncü olarak, bu tür davalarda "kim önce ateş etti" sorusunun cevabı çoğu zaman hukuki değil teknik bir tespittir: güvenlik kamerası saniye saniye incelenmiş, atış artığı raporları, mermi çekirdeği-kovan eşleştirmeleri ve atış mesafesi analizleriyle desteklenmiştir. Meşru savunma iddiasının mahkemede kabul görmesi, büyük ölçüde bu delillerin olay anını dakika dakika, hatta saniye saniye yeniden kurabilmesine bağlıdır; salt taraf beyanına dayanan davalarda aynı sonuca ulaşmak çok daha güçtür.</p>

<p>Bu da savunma açısından pratik bir dersi beraberinde getiriyor. Toplu ve karşılıklı silahlı olaylarda müdafinin ilk işi, olay yerindeki kamera kayıtlarının el konulmadan ya da üzerine yeni kayıt yapılmadan muhafaza altına alınmasını sağlamak, atış artığı ve balistik incelemelerin hangi sanıktan hangi mesafeden yapıldığını netleştirecek biçimde yürütülmesini talep etmek olmalıdır. Aksi hâlde mahkeme, kurulun bu kararda yaptığı gibi saniyeler içindeki eş zamanlılığı tespit edemez ve olay bütün olarak "karşılıklı çatışma" başlığı altında değerlendirilebilir - ki bu, sanıklar için mahkûmiyet demektir.</p>

<p><strong>VII. SONUÇ</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulunun bu kararı, meşru savunmanın soyut tanımı ile toplu, karşılıklı silahlı olayların karmaşık gerçekliği arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Kurul, iki günlük bir husumet zincirini değil, ateşin açıldığı anı esas alarak "ilk saldırgan kimdi" sorusuna odaklanmayı tercih etmiş; bu tercih, meşru savunmanın kanundaki eş zamanlılık şartına daha sadık olsa da, karşı oyun işaret ettiği gibi önceden silahlanarak bir hesaplaşmaya giden tarafları da koruma altına alma riski taşıyor. Sonucun isabetli olup olmadığı tartışılabilir; ama kararın asıl kıymeti, bu iki okumayı da gerekçeleriyle ortaya koyup okuyucuyu kendi kanaatini kurmaya davet etmesinde.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024441-e-2025575-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2024/441, K.2025/575, T.10.12.2025.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m.25 (Meşru savunma ve zorunluluk hâli), m.27 (Sınırın aşılması) - mevzuat.gov.tr güncel metni.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iki-dakikalik-tartisma-uc-cenaze-ceza-genel-kurulunun-mesru-savunmada-cizdigi-ilk-silahi-kim-cekti-cizgisi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/terazi.jpg" type="image/jpeg" length="52043"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AVUKATA YÖNELİK ŞİDDETİN FAİLLERİ TUTUKLANDI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukata-yonelik-siddetin-failleri-tutuklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukata-yonelik-siddetin-failleri-tutuklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Maçka ilçesinde görevini yerine getirdiği sırada saldırıya uğrayan Trabzon Barosu üyesi Av. Çağla Özgür ve yanındakilere yönelik şiddet sonrasında gözaltına alınan failler “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlaması ile tutuklandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>31 Ağustos akşam saatlerinde Maçka ilçesinde müvekkili adına denetim görevini ifa ettiği esnada karşı tarafın sözlü ve fiziki saldırısına maruz kalan Trabzon Barosu mensubu meslektaşımız Av. Çağla Özgür ve beraberindekilerin şikayetleri sonrasında başlatılan soruşturma kapsamında saldırı faillerinden teşhisi gerçekleştirilen ikisi tutuklandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi, meslektaşımıza yönelik saldırının ardından süreci Trabzon Barosu ile birlikte yakından takip ederken; avukata yönelik şiddetin ulaştığı boyuta ve bu saldırılar karşısında etkili bir hukuki mücadelenin zorunluluğuna dikkat çekti.</p>

<p><strong>“Avukata yönelik şiddetin karşısında caydırıcılık için etkili tedbirler alınmalıdır”</strong></p>

<p>Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi tarafından yapılan değerlendirmede, avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alınmasının artık birbirinden bağımsız olaylar olarak değerlendirilemeyeceği belirtilerek, avukatı üstlendiği dosyanın tarafı veya müvekkilinin temsil ettiği görüş ve menfaatlerin sahibi gibi gören anlayışın şiddeti beslediği vurgulandı.</p>

<p>“Bir avukatın görevini yerine getirdiği için tehdit edilmesi, saldırıya uğraması veya özgürlüğünden yoksun bırakılması yalnızca meslektaşımıza karşı işlenmiş bir fiil olarak görülemez. Avukatı şiddet yoluyla görevini yapamaz hale getirmeye yönelik her girişim, yurttaşın savunma hakkına ve adalete erişimine, dolayısıyla doğrudan adalet mekanizmasına ve işleyişine yönelmiş bir müdahaledir.” ifadeleri ile devam eden açıklamada, avukata yönelik şiddetin hiçbir biçimde olağanlaştırılamayacağı kaydedildi.</p>

<p>2025-2026 yıllarında re’sen öğrenilen ya da bildirilen 87 olayda olduğu gibi bu saldırıda da hukuksal sürecin doğrudan takipçisi olunacağı ve sistematikleşen saldırılara karşı bütünlüklü ve etkin bir mücadele yürütülmesine devam edileceği, sadece tutukluluk tedbiri ile kalınmadan cezalandırmada da yargısal faaliyetin ve mensuplarının hedef alınması hususunda gerekli yasal düzenlemeler için taleplerde ısrarcı olunduğu belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukata-yonelik-siddetin-failleri-tutuklandi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/baro/avukat-ks.jpg" type="image/jpeg" length="14063"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[YARGITAY’DAN KAT MÜLKİYETİ VE SİGORTA RÜCU DAVALARINDA GÖREVLİ MAHKEMEYE İLİŞKİN ÖNEMLİ BİR EMSAL KARAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-kat-mulkiyeti-ve-sigorta-rucu-davalarinda-gorevli-mahkemeye-iliskin-onemli-bir-emsal-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-kat-mulkiyeti-ve-sigorta-rucu-davalarinda-gorevli-mahkemeye-iliskin-onemli-bir-emsal-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>YARGITAY’DAN KAT MÜLKİYETİ VE SİGORTA RÜCU DAVALARINDA GÖREVLİ MAHKEMEYE İLİŞKİN ÖNEMLİ BİR EMSAL KARAR</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yrg-5-hd-t-08062026-e-202611101-k-202610560.pdf" rel="dofollow">Yrg. 5. HD, T. 08.06.2026, E. 2026/11101, K. 2026/10560</a></p>

<p>Bu karar; hem kat mülkiyetinden doğan uyuşmazlıklarda <strong>dava şartı arabuluculuk</strong> uygulamasının zaman bakımından sınırını çizmesi hem de <strong>sigorta şirketlerinin rücu davalarında görevli mahkemenin</strong> tayini açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>I. DAVA VE KARARIN ÖZETİ</strong></p>

<p><strong>Uyuşmazlığın Kaynağı:</strong> Ana taşınmazın ortak gider borusunun tıkanması nedeniyle sigortalı bağımsız bölümü su basmıştır. Sigorta şirketi, sigortalısına konutta meydana gelen <strong>10.720,00 TL</strong> hasar bedelini ödedikten sonra, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1472 uyarınca sigortalısının haklarına halef olarak zararın asıl sorumlusu olan kat maliklerine (apartman yönetimine) karşı rücuen icra takibi başlatmış ve itiraz üzerine iptal davası açmıştır.</p>

<p><strong>İlk Derece Mahkemesi Kararı:</strong> Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesi, 11.08.2022 tarihinde açılan davada, uyuşmazlığı ticari dava olarak nitelendirip arabuluculuk dava şartı yokluğu gerekçesiyle davanın <strong>usulden reddine</strong> kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p><strong>DAİRENİN KARARI</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı’nın <strong>kanun yararına temyiz</strong> istemi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan (KMK) kaynaklanan uyuşmazlıklarda sulh hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu, kat mülkiyeti davalarında zorunlu arabuluculuk şartının ise <strong>01.09.2023</strong> tarihinde yürürlüğe girdiğini belirtmiştir. Davanın açıldığı 11.08.2022 tarihinde bu şartın aranamayacağını vurgulayan Daire; mahkemenin ticaret mahkemesini görevli görmesi halinde dahi usulden ret yerine görevsizlik kararı vermesi gerektiğine işaret ederek, kararın sonuca etkili olmamak üzere <strong>KANUN YARARINA BOZULMASINA</strong> oy birliğiyle karar vermiştir.</p>

<p><strong>Kararın Tam Metni:</strong> <a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yrg-5-hd-t-08062026-e-202611101-k-202610560.pdf" rel="dofollow">Resmî Gazete - 04.09.2026/33360</a></p>

<p><strong>II. KARARA İLİŞKİN HUKUKİ DEĞERLENDİRMELERİMİZ</strong></p>

<p>Anılan karar, 01.09.2023 öncesinde açılmış ve derdest olan kat mülkiyeti uyuşmazlıkları yönünden emsal teşkil ettiği gibi, doktrin ve uygulamada uzun süredir tartışmalı olan <strong>"sigortacının halefiyete dayalı rücu davalarında görevli mahkeme"</strong> sorununu yeniden gündeme getirmesi açısından oldukça kıymetlidir.</p>

<p><strong>1. Yargıtay Gerekçesine İlişkin Eleştirimiz</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanaatimizce 5. Hukuk Dairesi, <i>"mahkeme ticaret mahkemesinin görevli olduğu kanaatine varırsa usulden ret yerine görevsizlik kararı vermelidir"</i> şeklindeki ikili bir ihtimale kapı aralamak yerine, esasa yönelik daha net bir duruş sergilemeliydi. Dairenin; <i>"İşbu dava ticari bir dava olmadığından ve kat mülkiyetinden kaynaklanan davalar da davanın açıldığı tarihte henüz dava şartı arabuluculuğa tabi bulunmadığından, mahkemenin usulden ret kararı hukuka aykırıdır"</i> şeklinde doğrudan bir gerekçeyle hüküm kurması usul ekonomisine daha uygun düşerdi.</p>

<p><strong>2. Rücu Davalarında Görev Kriteri ve Temel İlişki Esası</strong></p>

<p>Doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında, sigorta tazminatını ödeyen sigortacının TTK m. 1472 uyarınca halefiyet hakkına dayanarak açtığı davaları, dayanağını TTK’dan alması sebebiyle <strong>mutlak ticari dava</strong> kabul eden görüşler mevcuttur. Ancak buna karşın savunageldiğimiz ve katıldığımız baskın görüş uyarınca; rücu veya halefiyet hakkının TTK'da düzenlenmiş olması, davanın niteliğini tek başına "ticari" yapmaya yetmez. Uyuşmazlığın özü taraflar arasındaki <strong>temel hukuki ilişkiye</strong> dayanır ve görevli mahkeme de bu temel ilişkiye göre belirlenmelidir. Bu husustaki detaylı görüşlerimizi daha önce Ankara Barosu'nun düzenlediği <i>“Sigorta Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Olarak Arabuluculuk”</i> konulu panelinde de açıkça dile getirmiştik (Bkz: Panel Yayını: <a href="https://www.youtube.com/watch?v=AfiMwBfUR_Y" rel="nofollow">https://www.youtube.com/watch?v=AfiMwBfUR_Y</a></p>

<p><strong>3. Özel Kanun Hükmü (KMK Ek M. 1) Karşısında Görev Durumu</strong></p>

<p>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi güncel kararında, halefiyete dayalı rücu davalarında genel olarak sigortalı ile zarara neden olan failin tacir olup olmadığına ve uyuşmazlığın ticari işletmeleriyle ilgili bulunup bulunmadığına bakılması gerektiğini, bu şartlar varsa görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olacağını belirtmiştir.</p>

<p><strong>Ancak somut olayda gözden kaçırılmaması gereken özel bir kanun hükmü mevcuttur:</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, kat mülkiyeti kurulu bir ana taşınmazın ortak borusundan kaynaklanan sızıntı sebebiyle doğan zararın tazmini istemine ilişkindir. KMK m. 19 uyarınca her kat maliki, anagayrimenkule ve diğer bağımsız bölümlere kusuruyla verdiği zararlardan dolayı sorumludur. En önemlisi, <strong>KMK Ek Madde 1</strong> hükmü, Kat Mülkiyeti Kanunu'nun uygulanmasından doğan <strong>HER TÜRLÜ UYUŞMAZLIĞIN</strong> dava değerine bakılmaksızın <strong>sulh hukuk mahkemesinde</strong> çözümleneceğini emredici şekilde düzenlemiştir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> temel ilişki kat mülkiyeti hukukuna dayandığı ve kanunda bu hususta açık, özel bir görev düzenlemesi (KMK Ek m. 1) yer aldığı için, tarafların tacir sıfatı olup olmadığı araştırılmaksızın, sigorta şirketinin açtığı bu rücu davasının <strong>ticaret mahkemesinde değil, sulh hukuk mahkemesinde</strong> görülmesi yasal zorunluluktur. Yargıtay’ın kanun yararına bozma kararı, yerel mahkemenin bu mutlak görevi atlayarak verdiği hatalı usulden ret kararını ortadan kaldırması bakımından isabetlidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p>

<p><strong>Sigorta İtiraz Hakemi</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-kat-mulkiyeti-ve-sigorta-rucu-davalarinda-gorevli-mahkemeye-iliskin-onemli-bir-emsal-karar</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bina-ev-terazi.jpg" type="image/jpeg" length="76131"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ELEKTRİKLİ ARAÇLARDA PERT BEDELİNE DAİR UYUŞMAZLIKLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/elektrikli-araclarda-pert-bedeline-dair-uyusmazliklar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/elektrikli-araclarda-pert-bedeline-dair-uyusmazliklar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ELEKTRİKLİ ARAÇLARDA PERT BEDELİNE DAİR UYUŞMAZLIKLAR</strong></p>

<p><i>Kaza Tarihi Esası, Sovtaj Kalemi ve Bilirkişi Raporunun Denetimi</i></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Elektrikli araçların ikinci el pazarındaki payı hızla artarken, bu araçların karıştığı kazalar kasko sigortası uygulamasında alışılmış kalıpların dışına çıkan bir uyuşmazlık tipi doğurmuştur. İçten yanmalı araçlarda ağır hasar tartışması genellikle onarımın ekonomik olup olmadığı ekseninde yürürken, elektrikli araçlarda bu eşik çoğu zaman hızla aşılmakta ve taraflar aracın pert sayılması konusunda kısa sürede uzlaşmaktadır. Buna karşılık uyuşmazlık sona ermemekte, yalnızca yer değiştirmektedir: tartışma, aracın kaza tarihindeki rayiç değerinin ne olduğu ve hasarlı hâlin (sovtaj) hangi bedelle takdir edileceği noktasına taşınmaktadır.</p>

<p>Bu çalışma, elektrikli araçlarda pert hâlinde ödenecek tazminatın belirlenmesine ilişkin hukuki çerçeveyi; kaza tarihi esasının anlamını, rayiç ve sovtaj kalemlerinin birbirinden bağımsız denetlenmesi gereğini, poliçelerde yer alan rayiç bedel tespiti kayıtlarının genel işlem koşulu denetimine tabi olduğunu ve bilirkişi raporunun denetime elverişliliği ölçütünü, güncel Yargıtay kararları ışığında ele almaktadır.</p>

<p><strong>I. ELEKTRİKLİ ARAÇTA PERT EŞİĞİNİN ERKEN AŞILMASI</strong></p>

<p>Kara Taşıtları Kasko Sigortası uygulamasında bir aracın ağır hasarlı (pert) sayılması, onarım maliyetinin rizikonun gerçekleştiği tarihteki rayiç değere yaklaşması ya da bunu aşması esasına dayanır. Elektrikli araçlarda bu eşiğin erken aşılmasının teknik nedenleri bilinmektedir: yüksek voltaj batarya paketi tek başına aracın değerinin önemli bir bölümünü oluşturmakta, paket aracın taban gövdesine yapısal bir eleman olarak entegre edilmekte ve üreticiler termal kaçak riski nedeniyle kasaya ulaşan darbelerde kısmi onarıma izin vermemektedir. Buna soğutma devresi, yüksek voltaj kabloları ve sensörler ile döküm gövde parçalarının onarım yerine değişimi gerektirmesi eklendiğinde, dışarıdan sınırlı görünen bir hasarın parça listesi milyonlarca liralık bir maliyete ulaşabilmektedir.</p>

<p>Bu teknik zeminin hukuki sonucu şudur: elektrikli araç uyuşmazlıklarında pert nitelendirmesi çoğu zaman çekişme konusu değildir. Sigortalının itirazı, aracın pert sayılmasına değil, pert bedelinin hesabına yönelmektedir. Nitekim uygulamada başvuruların önemli bölümü, pert işlemini kabul eden ancak ödenen tutarın gerçek zararı karşılamadığını ileri süren bakiye tazminat talepleridir.</p>

<p><strong>II. TAZMİNATIN ÖLÇÜSÜ: KAZA TARİHİNDEKİ RAYİÇ DEĞER</strong></p>

<p>Türk Ticaret Kanunu m. 1459 uyarınca sigortacı, sigortalının uğradığı zararı tazmin eder. Zarar sigortasında ölçü, sigortalının malvarlığında rizikonun gerçekleşmesi ile meydana gelen eksilmedir. Pert hâlinde bu eksilme, aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa değerine karşılık gelir. Rayiç değerin hangi tarihe göre belirleneceği sorusu, elektrikli araçlarda içten yanmalı araçlara göre çok daha belirleyici bir sonuç farkı doğurmaktadır.</p>

<p>Uygulamada sıkça karşılaşılan bir yöntem hatası, bilirkişinin rapor tarihindeki güncel ilan fiyatlarını esas alıp tüketici fiyat endeksi ile geriye doğru bir indirim yaparak kaza tarihi değerini türetmesidir. Bu yöntem iki bakımdan sakattır. Birincisi, genel fiyat endeksi tek bir mal grubunun fiyat hareketini temsil etmez; elektrikli otomobil segmentinde ikinci el fiyatını belirleyen asıl değişkenler, üreticinin liste fiyatı hamleleri, vergi düzenlemeleri ve yeni versiyon çıkışlarıdır; bu değişkenler enflasyondan bağımsız ve çoğu zaman ters yönde hareket etmektedir. İkincisi, kaza tarihiyle örtüşen veri çoğu olayda mevcuttur: ilan siteleri geçmiş ilanları arşivde göstermese dahi, kaza tarihine yakın tarihli ekran görüntüleri, ilan numaraları, galeri fiyat listeleri ve yayımlanmış piyasa raporları dosyaya sunulabilir. Bu deliller sunulmuşsa, bilirkişinin bunlar hakkında olumlu veya olumsuz tek bir değerlendirme yapmaksızın sonuca varması kabul edilemez.</p>

<p><strong>III. İKİ KALEMLİ HESAP: RAYİÇ VE SOVTAJ</strong></p>

<p>Pert işleminde hasarlı aracın sigortalıda kalması hâlinde ödenecek nakit tazminat, kaza tarihindeki rayiç değerden sovtaj bedelinin düşülmesiyle bulunur. Hesabın iki ucu da kural olarak sigortacının atadığı eksper tarafından belirlenmektedir. Bu yapı, tek yönlü bir itirazın neden çoğu zaman yetersiz kaldığını açıklar: rayiç değerin aşağı çekilmesi ile sovtaj bedelinin yukarı takdir edilmesi, sigortalının malvarlığında birbirini toplayan iki ayrı eksilme doğurur. Bu nedenle itiraz, her iki kaleme birlikte yöneltilmelidir.</p>

<p>Elektrikli araçlarda sovtaj tartışması ayrı bir ağırlık taşır. Batarya modülleri, elektrikli motor ve invertör ikinci el pazarında değerli olduğundan, sovtaj oranı aynı segmentteki içten yanmalı araçlara göre belirgin biçimde yüksek takdir edilebilmektedir. Sovtaj bedelinin farazi biçimde yüksek belirlenmesi iddiası, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 06.03.2024 tarihli ve 2022/839 E., 2024/2506 K. sayılı kararı</a>na konu olan uyuşmazlıkta da tartışılmıştır. Aynı kararda onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde iki husus daha belirginleşmektedir: rizikonun teminat dışında kaldığını ispat yükü TTK m. 1409 uyarınca sigortacıya aittir ve sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlık mutlak ticari iş niteliğinde olduğundan hükmedilecek tazminata yasal faiz değil avans faizi işletilmelidir.</p>

<p>Sovtajın sigortalıda kalmayacağı hâllerde ise hesap bütünüyle değişir; hasarlı aracın sigortacıya bırakılması durumunda tazminattan sovtaj indirimi yapılması söz konusu olmaz. Bu nedenle dosyada, sovtajın kimde kalacağının ve hangi belgeyle devredildiğinin açıklığa kavuşturulması gerekir.</p>

<p><strong>IV. RAYİÇ TESPİTİNDE YÖNTEM: POLİÇENİN ÖZEL ŞARTI VE GENEL İŞLEM KOŞULU DENETİMİ</strong></p>

<p>Genişletilmiş kasko poliçelerinin önemli bir bölümünde rayiç değerin nasıl belirleneceğini düzenleyen bir özel şart bulunmaktadır. Yaygın kurgu şöyledir: eksper, piyasadan (yetkili satıcılar, ikinci el satıcıları, galeriler) ve internet sitelerinden en az üç teklif alır; piyasa rayiç değeri, bu teklifler ile sigortacının uzman bir dış firmaya yaptırdığı çalışmanın sonucunun ortalaması alınarak belirlenir.</p>

<p>Bu metni sözleşmeye koyan taraf sigortacıdır. Dolayısıyla yöntemin unsurları gerçekleşmemişse — teklifler yazılı değilse, internet verisi hesaba hiç katılmamışsa, öngörülen ortalama alınmamışsa — varılan sonuç poliçeye aykırıdır. Kayda geçirilmemiş sözlü galerici beyanı, poliçenin aradığı anlamda bir teklif değildir: tarihsiz ve imzasızdır, kimin hangi sıfatla verdiği belgelenmemiştir ve karşı tarafça denetlenmesi fiilen imkânsızdır. Bu beyanların aracın ait olduğu piyasadan başka bir ilde faaliyet gösteren işletmelerden alınmış olması, temsil gücünü ayrıca zayıflatır.</p>

<p>Rayiç bedel tespiti kayıtları genel işlem koşulu niteliğindedir. Türk Borçlar Kanunu m. 23 uyarınca, genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır. Buna ek olarak TTK m. 1425/2, poliçenin ve eklerinin içeriği teklifnameden farklıysa, sigorta ettirenin, sigortalının ve lehtarın aleyhine öngörülmüş bulunan hükümleri geçersiz saymaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte bu kayıtların iki yönlü çalıştığını vurgulamak gerekir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 06.03.2024 tarihli ve 2023/13098 E., 2024/2526 K. sayılı kararı</a>na konu olayda, poliçenin “Rayiç Bedel Tespiti” klozunda daha önce trafikten çekilme işlemi görmüş araçlarda güncel piyasa rayiç değeri üzerinden yüzde yirmi beş tenzili muafiyet uygulanacağı öngörülmüş; bilirkişi tarafından kaza tarihi rayiç değeri 750.000 TL olarak hesaplanmasına rağmen, kloz gereği hesaplanan 562.500 TL'nin altında değil üstünde bir ödeme (625.000 TL) yapıldığı gerekçesiyle bakiye talebi reddedilmiş ve karar onanmıştır. Buradan çıkan pratik sonuç, poliçe özel şartlarının rayiç tartışmasında ilk okunması gereken metin olduğudur.</p>

<p><strong>V. TSB KASKO DEĞER LİSTESİNİN İŞLEVİ VE SINIRI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada rayiç tartışmasının sabit unsurlarından biri Türkiye Sigorta Birliği tarafından yayımlanan Kasko Değer Listesidir. Liste, kural olarak prim ve azami teminat hesabında kullanılan bir referans olup serbest piyasa rayicinin altında kalır; poliçeler de çoğunlukla listeye yalnızca emsal veya muadil araç bulunamadığı hâlde başvurulmasını öngörür. Bu nedenle listedeki değerin doğrudan rayiç yerine ikame edilmesi doğru değildir.</p>

<p>Ne var ki bu tespitin bir de tersi vardır. Liste değeri, piyasanın alt sınırını gösteren nitelikte olduğundan, bilirkişinin liste değerinin dahi altında bir sonuca varması başlı başına açıklanması gereken bir sapmadır. Elektrikli modellerde listenin piyasayı geriden takip etmesi ve bazı versiyonların listede hiç yer almaması, bu sapmanın gerekçesini değil, aksine piyasa araştırmasının daha titiz yapılması gereğini ortaya koyar.</p>

<p><strong>VI. ELEKTRİKLİ ARACA ÖZGÜ DEĞERLEME PARAMETRELERİ</strong></p>

<p>Elektrikli araçlarda rayiç tespitini güçleştiren ve raporlarda çoğu zaman gözden kaçan başlıca unsurlar şunlardır. Birincisi versiyon farkıdır: aynı model ve model yılında farklı menzil ve performans versiyonları arasında yüz binlerce liralık fark bulunabilmekte, yanlış tip kodu üzerinden yapılan araştırma değeri baştan saptırmaktadır. İkincisi ilan havuzunun sığlığıdır: aynı model, yıl, versiyon ve kilometre bandında ilan sayısı sınırlı olduğundan, birkaç ilan üzerinden alınan ortalama tek bir aykırı değerle kolayca aşağı çekilebilmektedir; örneklem genişletilmeli ve uç değerler ayıklanmalıdır. Üçüncüsü üreticinin fiyat hamleleridir. Dördüncüsü, araca tanımlı sürüş destek ve performans yazılım paketlerinin ikinci el fiyatına yansımasıdır; bu kalem raporlarda çoğunlukla hiç sorulmamaktadır. Beşincisi batarya sağlık durumudur: ikinci el alıcı için menzil kaybı belirleyici olmasına rağmen raporlarda ölçüm istenmemektedir. Altıncısı ise yukarıda değinilen liste gecikmesidir.</p>

<p><strong>VII. MUTABAKATNAME VE İBRA SORUNU</strong></p>

<p>Sigortacılar pert işlemlerinde ödemeden önce mutabakatname ya da ibraname imzalatmaktadır. Belgenin “fazlaya ilişkin haklarım saklı kalmak kaydıyla” şerhi düşülerek imzalanması hâlinde belge ibra niteliği taşımaz ve bakiye alacak talep edilebilir. Şerhin bulunmadığı hâllerde ise sonucun her zaman aleyhe olduğu söylenemez.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 29.05.2025 tarihli ve 2025/5501 E., 2025/8818 K. sayılı kararı</a>na konu olayda sigortacı, rayiç değeri 285.000 TL, sovtaj bedelini 211.900 TL kabul ederek sigortalıya 73.100 TL nakit ödemiş; sigortalı, gerçek rayicin 505.000 TL olduğunu ve ödemeyi bir an önce alabilmek için belgeyi imzaladığını, edimler arasındaki aşırı orantısızlığın giderilmesi gerektiğini ileri sürerek bakiye talep etmiştir. Uyuşmazlık Hakem Heyeti davayı reddetmiş; İtiraz Hakem Heyeti ise pert işlemi konusunda mutabakat bulunduğunu, ancak yargılamanın konusunun pert işlemi yönünden bakiye alacak bulunup bulunmadığı olduğunu belirterek, gerekçeli ve denetime açık bilirkişi raporundaki tespite dayanarak 157.000 TL bakiye pert farkına hükmetmiştir. Yargıtay, sigortacının “mutabakat sağlandı, sorumluluğum kalmadı” savunmasını kabul etmeyerek kararı onamıştır.</p>

<p>Karar, mutabakatın varlığının rayicin yanlış belirlendiği iddiasının incelenmesine kendiliğinden engel oluşturmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Buna karşılık yukarıda anılan <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">2023/13098 E. sayılı karar</a>, ihtirazi kayıt konulmaksızın imzalanan mutabakatın, poliçe hükümleriyle birlikte değerlendirildiğinde sigortalı aleyhine sonuç doğurabileceğini ortaya koymaktadır. İki karar birlikte okunduğunda ulaşılan sonuç şudur: belirleyici olan belgenin başlığı değil, poliçe hükümleri karşısında ödenen tutarın gerçek zararı karşılayıp karşılamadığıdır. Şerh ise sigortalının ispat konumunu belirgin biçimde güçlendirmektedir.</p>

<p><strong>VIII. BİLİRKİŞİ RAPORUNUN DENETİME ELVERİŞLİLİĞİ VE UYGULAMADAN BİR ÖRNEK</strong></p>

<p>Rayiç uyuşmazlıklarında rapora itirazın “rakam düşük” beyanından ibaret kalması sonuç vermemektedir. İtirazın, raporun kendi verileri üzerinden kurulması gerekir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 279 uyarınca bilirkişi raporunun gerekçeli olması ve denetime elverişli bulunması zorunludur; birden çok veri kaynağından yararlandığını belirten bir raporun, hangi kaynağa neden üstünlük tanıdığını ve hangisini neden dışladığını açıklamaması bu zorunluluğun ihlalidir.</p>

<p>Uygulamadan alınmış ve tarafların kimliği ile dosya bilgileri çıkarılarak anonimleştirilmiş bir örnek meseleyi somutlaştırmaktadır. 2023 model, kaza anında yaklaşık 64.000 kilometrede bulunan üst donanımlı bir elektrikli otomobil, Ocak 2026'da geçirdiği kaza sonucu pert işlemi görmüş; sigortacı 2.120.000 TL ödeme yapmıştır. Görevlendirilen bilirkişi, rayiç tespiti için dört ayrı kaynağa başvurmuş ve bunların tamamını raporuna dercetmiştir: Kasko Değer Listesinin kaza ayına ait değeri 2.923.205 TL, kendi internet ilan araştırması 2.550.000 TL, kendi endeks projeksiyonu 2.572.338 TL, oto galericilerden derlenen tablonun ortalaması ise 2.275.000 TL olarak raporda yer almıştır. Dört verinin aritmetik ortalaması 2.580.136 TL'dir. Buna karşılık rapor, sonuç bölümünde 2.250.000 TL değerini benimsemiştir; yani kendi topladığı verilerin istisnasız hepsinin ve hatta kendi galerici tablosunun ortalamasının da altında bir sonuca varmıştır. Benimsenen tutar, üç galericiden birinin telefonla bildirdiği rakamla birebir aynıdır. Aralarında 648.205 TL fark bulunan bulguların nasıl uzlaştırıldığına ilişkin raporda tek bir cümle bulunmamaktadır.</p>

<p>İtiraz üzerine alınan ek rapor, galerici tablosundaki ortalamanın hatalı hesaplandığını kabul etmiş ancak sonucu değiştirmemiştir. Uyuşmazlık ancak yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirildiğinde çözülmüş; ikinci heyet kaza tarihi değerini 2.450.000 TL olarak belirlemiştir. Bu değerden 1.488.000 TL sovtaj düşüldüğünde ödenmesi gereken tutar 962.000 TL iken sigortacının nakit ödemesi 632.000 TL'de kalmış; aradaki 330.000 TL, yalnızca rayiç rakamının doğru belirlenmesiyle ortaya çıkmıştır. Örnek, iki noktayı göstermektedir: itiraz dilekçesinde yalnızca ek rapor değil, açıkça yeni bilirkişi talebinin de yer alması gerekir; ayrıca sovtaj kalemi rayiç kadar denetlenmediğinde, doğru bulunan bir rayiç dahi sonucu yeterince düzeltmemektedir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Elektrikli araçlarda pert uyuşmazlıkları, klasik ağır hasar tartışmasından farklı bir eksende yürümektedir. Pert nitelendirmesi çoğu olayda çekişmesizken, tazminatın miktarı iki değişkene indirgenmiştir: kaza tarihindeki rayiç değer ve sovtaj bedeli. Bu iki kalemin de sigortacının atadığı eksper tarafından belirlendiği bir yapıda, denetimin sözleşme metni ve rapor tekniği üzerinden yapılması gerekir.</p>

<p>Bu çerçevede üç ölçüt öne çıkmaktadır. Birincisi, rayiç değerin kaza tarihine göre ve o tarihle örtüşen verilerle belirlenmesi; endeksleme yoluyla türetmenin, hele elektrikli araç segmentinde, gerçek zararı yansıtmadığının kabulü. İkincisi, poliçenin kendi öngördüğü tespit yönteminin sigortacıyı da bağladığı ve genel işlem koşulu denetimine tabi olduğu. Üçüncüsü, bilirkişi raporunun kendi verileriyle tutarlılığının denetlenmesi ve tutarsızlık hâlinde ek raporla yetinilmeyip yeni bilirkişi incelemesi talep edilmesi. Sigortalı tarafından yapılması gereken ise, kaza tarihine yakın ilan ve teklif verisini rizikonun gerçekleşmesinin hemen ardından kayıt altına almak ve ödeme belgesini fazlaya ilişkin haklarını saklı tutan bir şerhle imzalamaktır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 29.05.2025 tarihli ve 2025/5501 E., 2025/8818 K. sayılı kararı.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 06.03.2024 tarihli ve 2022/839 E., 2024/2506 K. sayılı kararı.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 06.03.2024 tarihli ve 2023/13098 E., 2024/2526 K. sayılı kararı.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1409, 1425, 1459.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 23.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 279.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/elektrikli-araclarda-pert-bedeline-dair-uyusmazliklar-1</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/arac-kaza-elektrikli.jpg" type="image/jpeg" length="33535"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/5501 E., 2022/839 E. ve 2023/13098 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 29.05.2025 tarihli, 2025/5501 E., 2025/8818 K. sayılı kararı, 06.03.2024 tarihli, 2022/839 E., 2024/2506 K. sayılı kararı ve 06.03.2024 tarihli, 2023/13098 E., 2024/2526 K. sayılı kararı,]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5501 E., 2025/8818 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI: 2022/886 Değişik İş - 2022/886 Karar</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... şirketi nezdinde Genişletilmiş Kasko Sigorta poliçesi ile sigortalı aracın tek taraflı tarafik kazası sonucu maddi hasara uğradığını, davalı ... şirketi tarafından ağır hasarlı olduğu gerekçesiyle pert-total işlemi yapıldığını, aracın rayiç değerinin 285.000,00 TL, sovtaj bedelinin ise 211.900,00 TL olarak belirlendiğini ve bakiye 73.100,00 TL'nin ödendiğini, davalı ... şirketi tarafından aracın rayiç değerinin hatalı belirlendiğini, aracın gerçek rayiç değerinin 505.000,00 TL olduğunu, kendisine uzatılan belgeyi imzalamaktaki kastının ödemeyi bir an önce alabilmek olduğunu, davacının zor durumda kalmasının edimler arasında aşırı orantısızlık ortaya çıkardığını, bu orantısızlığın giderilerek aracın kaza tarihindeki gerçek rayiç değeri esas alınarak tarafına bakiye zararının ödenmesi gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL pert işlemi fark bedelinin 17.12.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş; yargılama sırasında ıslah dilekçesi ile talebini 157.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; araçta meydana gelen hasarın tespit için yapılan incelemelerde araçta meydana gelen hasar sonucunda aracın pert total olarak değerlendirilmesi kanaatine varıldığını ve bu hususta mutabakat sağlandığını, davacıya 73.100,00 TL ödeme yapıldığını, yapılan ödeme ile davalının poliçe hükümlerini tamamen yerine getirdiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III.UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ve davalı şirket arasında pert total işlemine ilişkin mutabakat bulunduğu ve 285.000,00 TL rayiç bedel üzerinden ödeme yapıldığı, bu ödemenin davacı tarafından fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak üzere kabul edildiği, her ne kadar dosyaya sunulan 13.07.2022 tarihli bilirkişi raporunda araç onarımının ekonomik olduğu tespitinde bulunulmuş ise de aracın tam hasarlı olup olmadığı noktasında taraflar arasında niza bulunmadığı, yargılamanın konusunun pert total işlemi yönünden bakiye alacak bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu, rayiç bedel hususunda gerekçeli ve denetime açık olarak hazırlanan bilirkişi raporunda tespiti yapılan bakiye 157.000,00 TL bedel yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek davacı vekilinin itirazının kabulü ile Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesis edilerek davanın kabulü ile 157.000,00 TL pert fark bedelinin 01.02.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V.TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davalı şirkete hasar aşamasında başvuru yapılmış olup, yapılan inceleme sonucunda aracın pert total olarak değerlendirilmesi kanaatine varıldığı ve bu hususta mutabakat sağlanarak araç rayiç bedelinin 285.000,00 TL ve sovtaj bedelinin 211.900, 00 TL olması sebebiyle davacıya 73.000,00 TL ödeme yapıldığını, taraflar arasında bedel hakkında mutabık kalındığından davalının sorumluluğunun kalmadığını, dava konusu olay ile ilgili sınırlı süre ve sınırlı araştırma yetkisini haiz hakem yargılaması tarafından adil ve temyiz denetimine elverişli bir yargılama yapılabilmesinin olanaksız olduğunu, araç hasarına ilişkin hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olup fahiş hesaplama yapıldığını, KDV dahil bedele hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davalı şirket aleyhine tazminata hükmedilmesi halinde tazminata ancak komisyona başvuru tarihinden itibaren yasal faiz işletilebileceğini ve davacı lehine takdir edilen vekalet ücretinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... şirketi tarafından Genişletilmiş Kasko Sigortası Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu araçta meydana gelen hasara ilişkin pert fark bedeli talebine ilişkindir.</p>

<p>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ve kararda belirtilen gerekçelere göre karar, usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>29.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/839 E., 2024/2506 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1546 E., 2021/1921 K.<br />
DAVA TARİHİ : 07.07.2020<br />
HÜKÜM/KARAR : Davacı Vekilinin ve Davalı Vekilinin İstinaf Başvurusunun Kabulüne ve Davanın Kısmen Kabulüne<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : K-2020/433 E, 2021/379 K</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı idareye bağlı ambulansın araç ve donanımının davalı ... tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, ambulansın 20.05.2019 tarihinde görev esnasında kaza yaptığını, kaza nedeni ile araçta hasar oluşup aracın pert ... geldiğini, kazanın davalıya bildirildiğini, davalının yaptığı değerlendirme sonrası pert total rayiç bedel mutabakatnamesi isimli belgeyi düzenleyip davacıya bağlı hastaneye gönderdiğini ve davalının ek teminatlar dahil 70.000 TL ödemeyi teklif ettiğini, teklifin poliçeye aykırı olması nedeni ile kabul edilmediğini, teklifin reddedilmesi üzerine davalının teklifi 75.000 TL ve ardından 85.000 TL olarak revize edip yine aynı isimli belgeyi düzenlediğini, yeni tekliflerin de kabul edilmediğini, poliçe incelendiğinde aracın kasko bedelinin 93.428 TL ,aksesuar bedelinin ise 50.000 TL ile teminat altına alındığını, aracın tam hasarı nedeni ile Can Ekspertiz şirketi aracılığı ile eksper atandığını, eksperin tazminat bedeli olarak KDV dahil 239.543,53 TL tespit ettiğini, bunun sadece araç hasarına ilişkin olduğunu, araç iç donanımı hakkında bu tespitte değerlendirme yapılmadığını, davacının prim borçlarını ödemesine rağmen davalının tazminat bedelini poliçe kapsamında ödemediğini, aracın tam hasarlı olması nedeni ile poliçedeki bedellerin ödenmesi gerektiğini, arabuluculuğa başvurulmasına rağmen sonuç alınamadığını belirterek fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulması ile perte ayrılan araç için davalının sigorta poliçesi ile üstlenmiş olduğu araç bedeli ve donanımı toplam 143.428,00 TL’nin kaza tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; eksper incelemesi sonucu araçta 203.007,23 TL hasar oluştuğunun hesaplandığını, bedelin yüksek olması nedeni ile araca pert işlemi uygulanmasının gerekli olduğunu, pert işlemi uygulanması için aracın piyasa rayiç bedelinin bilirkişi tarafından tespiti gerektiğini, aracın piyasa rayiç bedelinin poliçede belirtilen tutardan az olduğunu, aracın sovtaj bedelinin tespiti gerektiğini, davacının talep ettiği aksesuar bedelinin teminat kapsamında olmadığını, talebin standart dışı aksesuar klozuna dahil edilmesi düşünülecek ise bu teminat limitinin azami 50.000 TL olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ; bilirkişi heyetinden 05.04.2021 tarihli rapor alındığı, rapora göre aracın piyasa rayiç değerinin 60.000 TL olarak belirlendiği, bilirkişi raporunun bu miktar yönünden denetime elverişli ve hükme esas alınacak nitelikte olduğu, davacının sovtaj bedeli talebinin olmadığı, davalı ile davadan önce yapılan yazışmalarda davalının 50.000 TL araç aksesuar bedelini ödemeyi kabul ettiği, bu hali ile davacının aksesusar bedeli talebinin de yerinde olduğu, davalı yönünden temerrüdün 07.07.2019 tarihinde gerçekleştiği kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerektiği, aracın piyasa rayiç değeri ile aksesuar bedeli olarak toplam 110.000 TL talebin yerinde olması nedeni ile, davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile, 110.000,00 TL tazminat bedelinin temerrüt tarihi olan 07.07.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; ambulansın tam hasara uğraması nedeni ile davalı ... şirketince atanan eksper tarafından yapılan inceleme sonucunda tazminat bedelinin KDV dahil 239.543,53 TL olarak tespit edildiğini, davalı tarafından belirlenen ekspertizin söz konusu raporunda araç değerinin 93.428 TL olarak belirlendiğini, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan yargılama sırasında bilirkişi tarafından araç değerinin 60.000 TL olarak tespit edildiğini, bilirkişi tarafından araç, normal kullanıma özgülenmiş bir kamvonet olarak kabul edilerek araç değerinin belirlenmeye çalışıldığından yapılan tespitin hatalı olduğunu, zira herhangi bir kamyonetin ambulans olarak kullanılmasının söz konusu olmayıp ambulans olarak kullanılacak araçların gerek tıbbi gerek mekanik düzenlemeye uygun olması gerektiğini, aracın rayiç bedeli hesaplanırken benzer nitelikteki bir ambulansın referans alınarak araç rayiç değerinin belirlenmesi gerektiğini, kaza nedeni ile pert işlemi yapılan ambulans için bilirkişi tarafından hazırlanan raporda sovtaj bedeli 13.000 TL. olarak hesaplandığını ve aracın bedelinden bu meblağın indirilerek iç donanım hariç ödenecek tazminat miktarı hesaplanmış ise de pert olarak ayrıldığı ve tamiri mümkün görünmeyen ağır hasarlı kazalı ambulans için kullanılabilir- değerlendirilebilir olduğu düşünülen malzeme hesaplamasının hatalı olduğunu zira tamir masrafının 239.548,53 TL olarak hesaplandığı; eş deyişle tamir masrafının piyasa değerini geçtiği ekspertiz raporu ile belirlenmiş aracın sovtaj bedelinin farazi ve yüksek olarak belirlendiğinin açıkça gösterdiğini, ayrıca, pert işlemi uygulanan durumlarda sigortalının hasarlı aracı talep etmemesi halinde sigortacı tarafından ödenecek tazminattan sovtaj düşülmemesi gerektiğini, Yargıtay'ın kararlarının da bu yönde olduğunu, bilirkişi raporuna yaptıkları itirazların dikkate alınmaksızın ve dosya yeniden bilirkişiye gönderilmeksizin araç rayiç değeri 60.000 TL olarak kabul edilerek istinafa konu hüküm kurulduğunu, ayrıca dava dilekçesinde araç kasko bedeli olan 93.428 TL, Aksesuar (Standart Dışı) sigorta bedeli olan 50.000 TL olmak üzere toplam 143.428 TL'nin davalı ... (tacir) tarafından müvekkili idareye temerrüt (ticari) faizi ile ödenmesini talep etmiş olmalarına karşın yasal faizi ile ödenmesine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili istinaf dilekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, aracın piyasa bedelinin neye göre belirlendiğinin ayrıntılı şekilde açıklanmadığını, dava konusu aracın 2013 model bir araç olduğunu, kaza tarihi itibari ile aracın 531.688 km'de olduğunu, bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, aracın raporda da belirtildiği üzere davaya konu kazanın öncesinde 4 farklı kazasının söz konusu olduğunu, ilgili kazaların raporda belirtilmiş ise de bu kazaların aracın piyasa değerine etkisi araştırılmaksızın ve herhangi bir gerekçe gösterilmeden 60.000,00 TL bedel takdirinin yerinde olmadığını, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda doğrudan aracın 20.05.2019 kaza tarihinde piyasa rayiç bedelinin 60.000,00 TL olduğu, aracın iç teçhizatındaki donanımların sağlık sektörü ile ilgili özel donanımlar olması sebebiyle bilirkişilerin uzmanlık alanına girmediğini, davacı ile müvekkili şirket arasında aracın iç teçhizatı değeri hakkında görüşmelerde 50.000,00 TL rakamının belirlendiğinin dikkate alınabileceğini, buna göre araç teçhizatının 50.000,00 TL olduğunun kabul edilmesi halinde aracın iç teçhizat dahil piyasa rayiç değerinin 110.000,00 TL olabileceği belirtildiğini, aracın sovtaj bedeline ilişkin olarak ise 13.000,00 TL bedelin takdir edilmiş ise de bu tutarın da oldukça düşük olduğunu, yerel mahkemece sovtaj bedeli de davacıya ödenecek şekilde hüküm kurulmuş ise de aracın hurda halinin çekme belgeli şekilde müvekkili şirkete bırakılması hususunda herhangi bir açıklık getirilmediğini, bu hususta hüküm kurulmadığını, rapora konu aracın rayiç bedelinin tespiti konusunun bilirkişilerin uzmanlık alanının dışında kalmasına rağmen bu rayiç bedel araştırmasının hangi parametreler esas alınarak yapıldığının ayrıntıları ile açıklanmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda aksesuar bedeli bakımından 50.000,00 TL teminatın tamamının ödenmesi gerektiği belirtilmiş ise de raporda herhangi bir gerekçe gösterilmediğini ve bu hususta araştırma yapılmadığını, aracın iç teçhizatındaki donanımların sağlık sektörü ile ilgili özel donanımlar olması sebebiyle bilirkişi uzmanlık alanının dışında olduğu, ancak davacı ile müvekkili şirket arasında aracın iç teçhizatı değeri hakkında görüşmelerde 50.000,00 TL rakamın belirlendiğinin bu nedenle de bu tutarın hükmedilmesinin uygun olacağının belirtildiğini, ancak, söz konusu iç donanımın kaza sonrasında ne kadarlık bir kısmının kullanılamaz ... geldiği, bunların bir sovtaj bedeli olup olmayacağı hususlarının araştırılmadığını, bilirkişiler tarafından düzenlenen hesap raporunda aracın iç teçhizatındaki donanımlar sağlık sektörü ile ilgili özel donanımlar olması sebebiyle bilirkişi olarak uzmanlık alanlarının dışında olduğunun belirtildiği, bu bağlamda alanında uzman kişiler tarafından aracın rayiç bedelinin tespit edilerek değer tespiti yapılması gerekir iken mahkemece eksik inceleme ürünü bilirkişi raporu üzerinden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davacının talep ettiği aksesuar bedelinin teminat kapsamında olmadığını, yerel mahkemece verilen ilamda, tarafların iddiaları ve savunmalarının hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, reddedilen veya kabul edilen kısımla ilgili gerekçelere yer verilmediğini, delillerin tartışılmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda sigortaya konu edilen aracın pert kabul edilmesi gerektiği değerlendirilerek piyasa rayiç değerinin 60.000,00 TL olduğu, aracın hurda değerinin 13.000 TL olduğu belirtilmiş olup davacı 22.04.2020 tarihli dilekçesinde sovtaj taleplerinin bulunmadığını açıkça beyan ettiğinden hükmedilecek tazminat tutarının bu sonuca göre belirleneceği, bahse konu eksikliğin giderilmesi amacıyla Türkiye Noterler Birliğine müzekkere yazılmış olup gelen cevabi yazı incelendiğinde; ... plakalı araç kaydının aktif olduğunun belirtildiği, gelen cevabi yazı ve hükme esas alınmaya elverişli 05.04.2021 tarihli bilirkişi raporundaki tespitler ışığında davacının gerçek zarar miktarının 47.000 TL olduğunun kabul edilerek davalının bu yöndeki istinaf talebinin kabulüne karar vermek gerektiği, öte yandan davacı yanın dava dilekçesinde hüküm altına alınan alacağa temerrüt faizi işletilmesini talep ettiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, TTK'da düzenlenen ve mutlak ticari işlerden olan sigorta sözleşmesinden kaynaklandığı, bu durumda mahkemece hüküm altına alınan tazminata ticari faiz niteliğindeki avans faizi işletilmesine karar verilmesi gerekirken yasal faiz işletilmesine karar verilmesinin isabetsiz olduğu, davalı ... şirketinin 50.000 TL'lik aksesuar bedeline yönelik istinaf talebi yönünden yapılan değerlendirmede; her ne kadar davalı mahkemece araştırma yapılmadan 50.000 TL aksesuar bedelinin belirlenip karar verildiğini belirterek hükmü istinaf etmiş ise de davalı ... şirketince 22.05.2019 tarihinde eksper atandığı, yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu aracın rayiç bedeli olarak davacıya 35.000 TL, aksesuar bedeli olarak 50.000 TL teklif edildiği sabit olup davacının şirkete verdiği cevabi yazıda 50.000 TL donanım bedeline bir itirazının bulunmadığı, davalı tacir olup 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 21/3 madde hükmündeki; "Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." düzenlemesi karşısında davalının 50.000 TL donanım bedeli ödemeyi davadan önce kabul ettiği yine TTK 1409.maddesi uyarınca sözleşmelerde öngörülen rizikolardan herhangi biri veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığının ispat yükümlülüğünün sigortacıya ait olup sigortacının bu yöndede dosyaya delil sunmadığı görülmekle davalının bu yöndeki istinaf talebinin yerinde olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle davacının ve davalının istinaf başvurularının kabulü ile, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2.maddesi gereğince Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin istinafa konu edilen 02.06.2021 tarih ve 2020/433 E - 2021/379 K sayılı nihai kararının kaldırılmasına, düzeltilerek yeniden karar verilmesi ile davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile 97.000,00 TL tazminat bedelinin temerrüt tarihi olan 07.07.2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, rayiç bedelin düşük belirlendiğini, aracın normal kullanıma özgülenmiş kamyonet gibi değerlendirildiğini, kısmen redde ilişkin kısmı kabul etmediklerini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Kasko Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan davacıya ait araçta meydana gelen hasar bedelinin tahsili talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1401 vd. maddeleri, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları.</p>

<p><br />
3. Değerlendirme<br />
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/13098 E., 2024/2526 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/994 Değişik İş., 2022/996 Karar<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2022/İHK-49234<br />
Avukat ...<br />
DAVA TARİHİ : 27.01.2022<br />
HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi/İtirazın Reddi<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2022/165446</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; 03.02.2021 tarihinde meydana gelen yangın neticesinde başvuru sahibinin aracının ağır derecede hasarlandığını, davalı şirket tarafından 625.000,00 TL ödendiğini, sigorta eksperi tarafından aracın rayiç değerinin 800.000,00 TL olarak belirlendiğini, ödenen 625.000,00 TL mahsup edilince fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5.000,00 TL'nin faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, ıslahla talebini 125.000,00 TL olarak belirlemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından ihtirazi kayıt konulmadan imzalanan 23.03.2021 tarihli Kasko Ağır Hasarlı Pert Araç Mutabakatına göre 12.500,00 TL'nin sovtaj alıcısı tarafından ve 612.500,00 TL'nin sigorta kuruluşu tarafından ödenmesi şartıyla araç bedeli olarak davacıya toplam 625.000,00 TL ödendiğini, davalı ... şirketinin sorumluluğunu yerine getirdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
A. İtiraz Yoluna Başvuranlar<br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İtiraz Sebepleri<br />
Davacı vekili itiraz dilekçesinde; davalı ... şirketinin sözleşme kurulurken müvekkiline ait hasar kaydını bildiğinden buna dayanarak tenzili muafiyet uygulanamayacağını, bilirkişi tarafından davalı ... şirketinin iddiaları göz önünde bulundurularak davalıdan ağır hasar kaydının bulunduğunu ispatlaması halinde aracın 2. el değeri üzerinden hesaplama yapılacağını belirtmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira davalı ... şirketinin özel bir sözleşme türü olan kasko poliçe sözleşmesini yaptığı esnada davacıya ait araçta ağır hasar kaydı bulunduğunu bildiğini, tenzili muafiyet şartlarının hiçbir şekilde gerçekleşmediğini, davalı ... şirketinin kasko poliçesinde belirtilen bedeli davacıya ödemek zorunda olduğunu, ayrıca ağır hasar işleminin aracın pert olduğu anlamına gelmeyeceğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından ihtirazi kayıt konulmadan imzalanan 23.03.2021 tarihli Kasko Ağır Hasarlı Pert Araç Mutabakatı incelendiğinde 12.500,00 TL'nin sovtaj alıcısı tarafından ve 612.500,00 TL'nin sigorta kuruluşu tarafından ödenmesi şartıyla araç bedeli olarak başvuru sahibine toplam 625.000,00 TL ödenmesi konusunda mutabık kalındığı, Kasko Sigorta Poliçesi kapsamında 23.03.2021 tarihli Kasko Ağır Hasarlı Pert Araç Mutabakatı doğrultusunda başvuru sahibine 625.000,00 TL tutarın ödendiği, Akkasko-Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi'nde “8-Rayiç Bedel Tespiti” klozunda, “Daha önce trafikten çekilme işlemi yapılmış araçların, ağır hasara veya tam hasara uğraması durumunda güncel piyasa rayiç değeri üzerinden %25 tenzili muafiyet uygulanacaktır.” şeklinde detaya yer verildiği, dosya kapsamında sunulan SBM Tramer kayıtlarında davacının aracının 12.07.2020 tarihli hasar nedeni ile çekme belgeli olduğu, uzman bilirkişi tarafından hazırlanan raporda kaza tarihi itibari ile araç rayiç değerinin 750.000,00 TL olarak hesaplandığı, Akkasko-Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi'nde “8-Rayiç Bedel Tespiti” klozu doğrultusunda 750.000,00 TL'ye %25 tenzili muafiyet uygulanması durumunda 562.500,00 TL ödeme yapılması gerektiği, bu hesaba göre başvuru sahibine yapılan 625.000,00 TL ödeme ile zararın karşılandığının anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına itirazlarında ileri sürülen nedenlerle İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir.<br />
<br />
C. Gerekçe:<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Kasko Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan davacıya ait araçta yangın sonucu meydana gelen hasar bedelinin tazmini talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1409, 1427 nci maddeleri, Kasko Sigortası Genel Şartları.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın, mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p><br />
06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255501-e-2022839-e-ve-202313098-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/yargi/yargitay-ll1.jpg" type="image/jpeg" length="43755"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ödeme ve Elektronik Para Kuruluşlarının Bilgi Sistemleri ile Ödeme Hizmeti Sağlayıcılarının Ödeme Hizmetleri Alanındaki Veri Paylaşım Servislerine İlişkin Tebliğde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/odeme-ve-elektronik-para-kuruluslarinin-bilgi-sistemleri-ile-odeme-hizmeti-saglayicilarinin-odeme-hizmetleri-alanindaki-veri-paylasim-servislerine-iliskin-tebligde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/odeme-ve-elektronik-para-kuruluslarinin-bilgi-sistemleri-ile-odeme-hizmeti-saglayicilarinin-odeme-hizmetleri-alanindaki-veri-paylasim-servislerine-iliskin-tebligde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ödeme ve Elektronik Para Kuruluşlarının Bilgi Sistemleri ile Ödeme Hizmeti Sağlayıcılarının Ödeme Hizmetleri Alanındaki Veri Paylaşım Servislerine İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, 04 Eylül 2026 Tarihli ve 33360 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından:</strong></p>

<p><strong>ÖDEME VE ELEKTRONİK PARA KURULUŞLARININ BİLGİ SİSTEMLERİ İLE ÖDEME HİZMETİ SAĞLAYICILARININ ÖDEME HİZMETLERİ ALANINDAKİ VERİ PAYLAŞIM SERVİSLERİNE İLİŞKİN TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 1/12/2021 tarihli ve 31676 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ödeme ve Elektronik Para Kuruluşlarının Bilgi Sistemleri ile Ödeme Hizmeti Sağlayıcılarının Ödeme Hizmetleri Alanındaki Veri Paylaşım Servislerine İlişkin Tebliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“bbbb) Kimlik belgesi: 3/12/2019 tarihli ve 30967 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı Yönetmeliğinde tanımlanan kimlik kartını,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 10 uncu maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “T.C. Kimlik Kartının” ibaresi “kimlik belgesinin” şeklinde değiştirilmiş ve on altıncı fıkrasında yer alan “resmi” ibareleri yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğin 22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve kimliği tespit edilecek kişinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “biyometrik verilerinin” ibaresi eklenmiş, birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri ile üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, yedinci fıkrasında yer alan “belgeler, bu belgelerin” ibaresi “kimlik belgesi, kimlik belgesinin” şeklinde değiştirilmiş, dokuzuncu fıkrasının (c) ve (ç) bentlerinde yer alan “belgenin” ibareleri “kimlik belgesinin” şeklinde değiştirilmiş, on dördüncü fıkrasında yer alan “30/4/2021 tarihli ve 31470 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“a) Kimlik tespitinin yapılabilmesi için kimliği tespit edilecek kişiden alınması gerekli bilgilerin ve kimlik belgesinin temin edilmesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Uzaktan kimlik tespiti için temin edilen kimlik belgesinin ve kimlik belgesinde bulunan veri ve bilgilerin doğruluğunun esas olarak yakın alan iletişimi kullanılarak kontrol edilmesi, beyaz ışık altında görsel olarak ayırt edilebilen güvenlik ögeleri, fotoğraf ve imza başta olmak üzere kimlik belgesinin ve kimlik belgesinde bulunan veri ve bilgilerin orijinallik, bütünlük, yıpranma ile tahrif edilme durumlarına ilişkin testlerinin yapılması ve kimlik belgesinin ön ve arka yüzünün görsel ögeler yönünden kontrolü sürecinin kesintisiz bir şekilde kayıt altına alınması.</p>

<p>c) (b) bendi uyarınca yakın alan iletişimi kullanılarak doğrulamanın herhangi bir nedenle yapılamaması halinde, kimlik belgesinin ve kimlik belgesinde bulunan veri ve bilgilerin doğruluğunun optik karakter tanıma, kart okuyucu veya MASAK’ın görüşü alınarak Banka tarafından belirlenen diğer yöntemlerden en az birisi kullanılarak kontrol edilmesi, beyaz ışık altında görsel olarak ayırt edilebilen ve en az 30/4/2021 tarihli ve 31470 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği (Sıra No: 19)’nde uygun görülen tür ve sayıdaki güvenlik unsurlarının, kimlik belgesinin ve kimlik belgesinde bulunan veri ve bilgilerin orijinallik, bütünlük, yıpranma ile tahrif edilme durumlarına ilişkin testlerin yapılması ve kimlik belgesinin ön ve arka yüzünün görsel ögeler yönünden kontrolü sürecinin kesintisiz bir şekilde kayıt altına alınması.”</p>

<p>“(3) Anonim ön ödemeli araçlar, 5549 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri kapsamında kimlik tespiti yapılması zorunlu olmayan ve sürekli iş ilişkisi kapsamına girmeyen tek seferlik ödeme işlemleri ile Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği (Sıra No: 5)’nin 2.2.11 inci maddesinin birinci paragrafında belirtilen elektronik para ihracı ve ödeme işlemleri için gerekli bilgi, sözleşme, dekont ve benzeri belgelere ilişkin süreçlerin işletilmesi esnasında uzaktan iletişim aracı kullanılması halinde birinci fıkra hükümlerinin uygulanması zorunlu değildir.”</p>

<p>“(16) Türk uyruklu olmayan gerçek kişilerin kimlik tespiti Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği (Sıra No: 19)’nin 4/C maddesinde yer alan esaslar dâhilinde, Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatının (ICAO) 9303 sayılı standardına uygun, yakın alan iletişimi özelliği olan pasaport kullanılmak suretiyle uzaktan kimlik tespiti yoluyla yapılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/odeme-ve-elektronik-para-kuruluslarinin-bilgi-sistemleri-ile-odeme-hizmeti-saglayicilarinin-odeme-hizmetleri-alanindaki-veri-paylasim-servislerine-iliskin-tebligde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="50523"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47365"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KOŞULLU SALIVERİLME ORANLARI - DENETİMLİ SERBESTLİK SÜRELERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kosullu-saliverilme-oranlari-denetimli-serbestlik-sureleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kosullu-saliverilme-oranlari-denetimli-serbestlik-sureleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td colspan="3" width="718">
   <h3><a name="_Toc133794613"><span style="color:#c0392b"><strong>KOŞULLU SALIVERİLME ORANLARI</strong></span></a></h3>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td width="353">
   <p><strong>Genel Kural</strong><br />
   Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.107/3-4’de öngörülen azami süreler değişmemiştir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p><strong>7242 sayılı Kanun Değişikliğinden Önce Oranlar</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p><strong>Güncel Oranlar</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>2/3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p>1/2</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p><strong>İstisnalar</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p>Kasten Öldürme Suçu (TCK m.81, 82, 83)</p>

   <p>Teşebbüs, olası kast ve haksız tahrik dahildir.</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3</p>

   <p>(TCK m.83 yönünden 01.07.2016 tarihinden önce işlenen suçlarda 1/2)</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p>Kasten Yaralama Neticesinde Mağdurun Yüzünde Sürekli Değişiklik Meydana Gelmesi (TCK m.87/2-d)</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3</p>

   <p>(01.07.2016 tarihinden önce işlenen suçlarda 1/2)</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p>İşkence ve Eziyet Suçları<br />
   (TCK m.94, 95, 96)</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3 (01.07.2016 tarihinden önce işlenen suçlarda 1/2)</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p>Basit Cinsel Saldırı Suçu<br />
   (TCK m.102/1)</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p>Nitelikli Cinsel Saldırı Suçu<br />
   (Yetişkin Hükümlü)<br />
   (TCK m.102/2)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>3/4<br />
   (28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlarda 2/3)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p>3/4<br />
   (28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlarda 2/3)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p>Çocuğun Cinsel İstismarı<br />
   (Yetişkin Hükümlü)<br />
   (TCK m.103)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>3/4<br />
   (28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlarda 2/3)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p>3/4<br />
   (28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlarda 2/3)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p>Reşit Olmayanla Cinsel İlişki<br />
   (TCK m.104/1)</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="353">
   <p>Reşit Olmayanla Cinsel İlişki<br />
   Nitelikli Haller<br />
   (Yetişkin Hükümlü)<br />
   (TCK m.104/2-3)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>3/4<br />
   (28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlarda 2/3)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p>3/4<br />
   (28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlarda 2/3)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p>Cinsel Taciz<br />
   (TCK m.105)</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p>Özel Hayata Karşı Suçlar<br />
   (TCK m.132 ila m.138)</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p>Uyuşturucu ve<br />
   Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti<br />
   (Yetişkin Hükümlü)<br />
   (TCK m.188)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>3/4<br />
   (28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlarda 2/3)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p>3/4<br />
   (28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlarda 2/3)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p>Suç Örgütü Kurma, Yönetme ve Üye Olma Suçları ile Örgüt Faaliyeti Çerçevesinde İşlenen Suçlar<br />
   (TCK m.220, Örgüte Yardım Etme Hariç)</p>

   <p>Not: Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçları ile TCK m.102/2, 103, 104/2-3’de düzenlenen cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı Ceza İnfaz Kanunu m.108/9’a göre 3/4 olarak uygulanır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p>3/4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p>Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve<br />
   Casusluk Suçları<br />
   (TCK m.326 ila m.339)</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p>Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu Kapsamına Giren Suçlar</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3</p>

   <p>(01.07.2016 tarihinden önce işlenen suçlarda 1/2)</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>

   <p></p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p><strong>Çocuk Hükümlüler:</strong><br />
   Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Tüm Suçlar<br />
   (TCK m.102 ila m.105),</p>

   <p>Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde<br />
   İmal ve Ticareti<br />
   (TCK m.188),</p>

   <p>Örgütlü Suçlar<br />
   (TCK m.220, yardım hariç),</p>

   <p>Terör Suçları<br />
   (3713 sayılı Kanun Kapsamına Giren Suçlar).</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>2/3</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>2/3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p></p>

   <p>Mükerrirler</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p></p>

   <p>3/4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p></p>

   <p>2/3</p>

   <p>(Tekerrür nedeniyle eklenecek süre, tekerrüre esas alınan cezanın en ağırından fazla olamaz.)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p>İkinci Kez Mükerrirler</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>-</p>
   </td>
   <td valign="top" width="259">
   <p>3/4</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="353">
   <p>Terör Suçları</p>
   </td>
   <td width="107">
   <p>3/4</p>
   </td>
   <td width="259">
   <p>3/4</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="3" width="708">
   <h3><span style="color:#c0392b"><strong>DENETİMLİ SERBESTLİK SÜRELERİ</strong></span></h3>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3" valign="top" width="708">
   <p><strong>30.03.2020 Tarihinden Önce İşlenen Suçlar</strong></p>

   <p><strong>(5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Geçici m.6)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="572">
   <p>Genel Kural</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="136">
   <p>3 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="572">
   <p>0-6 Yaş Aralığında Çocuğu Olan Kadın Hükümlüler</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="136">
   <p>4 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="572">
   <p>70 Yaşını Bitirmiş Hükümlüler</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="136">
   <p>4 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="572">
   <p>Ağır Hastalık, Engellilik ve Yaşlılık Sebebiyle Hayatını Tek Başına Sürdüremeyen 65 Yaş Üstü Hükümlüler</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="136">
   <p>Koşullu salıverilme için fiilen cezaevinde infaz edilmesi gereken süreler, azami süre sınırı olmaksızın denetimli serbestlikte infaz edilebilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="572">
   <p><strong>Yukarıda Yer Alan Denetimli Serbestlik Sürelerinin İstisnaları:</strong></p>

   <p>1. Kasten öldürme (TCK m.81, 82, 83),</p>

   <p>2. Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları,</p>

   <p>3. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu (TCK m.87/2-d),</p>

   <p>4. İşkence suçu (TCK m.94 ve 95),</p>

   <p>5. Eziyet suçu (TCK m.96),</p>

   <p>6. Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (TCK m.102, 103, 104 ve 105),</p>

   <p>7. Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (TCK m.132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138),</p>

   <p>8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (TCK m.188),</p>

   <p>9. TCK’nın İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan Millete ve Devlete karşı suçlar,</p>

   <p>10. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar.</p>

   <p></p>

   <p><strong>01.07.2016 Tarihinden Önce İşlenen Bazı Suçlar:</strong></p>

   <p>Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi (TCK m.83)</p>

   <p>Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu (TCK m.87/2-d)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>İşkence suçu (TCK m.94 ve 95)</p>

   <p>Eziyet suçu (TCK m.96)</p>

   <p></p>

   <p>2, 3, 4, 5 ve 8 numarada yer alan suçlar; 0-6 yaş aralığında çocuğu bulunan kadın hükümlüler, yetmiş yaşını bitirmiş hükümlüler ile ağır hastalık, engellilik ve yaşlılık sebebiyle hayatını tek başına sürdüremeyen 65 yaş üstü hükümlüler yönünden istisna kapsamında değildir.</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="136">
   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p>1 Yıl</p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p>2 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3" valign="top" width="708">
   <p><strong>30.03.2020 Tarihinden Sonra İşlenen Suçlar</strong></p>

   <p><strong>(5275 sayılı Kanun m.105/A)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="572">
   <p>Genel Kural</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="136">
   <p>1 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="572">
   <p>0-6 Yaş Aralığında Çocuğu Olan Kadın Hükümlüler</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="136">
   <p>2 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="572">
   <p>Ağır Hastalık, Engellilik ve Yaşlılık Sebebiyle Hayatını Tek Başına Sürdüremeyen Hükümlüler</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="136">
   <p>3 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3" valign="top" width="708">
   <p>30.03.2020 tarihinden sonra işlenen suçlarda, hükümlünün denetimli serbestlikten faydalanabilmesi için açık ceza infaz kurumunda bulunması veya bu kuruma ayrılmaya hak kazanması gerekmektedir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3" valign="top" width="708">
   <p><strong>31.07.2023 Tarihi ve Öncesinde İşlenen Suçlar</strong></p>

   <p><strong>(5275 sayılı Kanun Geçici m.10/6)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="574">
   <p><strong>01.07.2016 Tarihinden Önce İşlenen Bazı Suçlar:</strong></p>

   <p>Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi (TCK m.83)</p>

   <p>İşkence (TCK m.94 ve 95)</p>

   <p>Eziyet (TCK m.96)</p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="134">
   <p>2 + 3 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="574">
   <p><strong>30.03.2020 öncesi (Geçici m.6 ve Geçici m.10/6 istisnaları dışındaki suçlar)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="134">
   <p>3 + 3 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="574">
   <p><strong>30.03.2020 öncesi (Geçici m.6 istisnası olup Geçici m.10/6 istisnası olmayan suçlar)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="134">
   <p>1 + 3 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="574">
   <p><strong>30.03.2020 öncesi (Geçici m.6 istisnası olmayıp Geçici m.10/6 istisnası olan suçlar)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="134">
   <p>3 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="574">
   <p><strong>30.03.2020 - 31.07.2023 arası (Geçici m.10/6 istisnası olmayan suçlar)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="134">
   <p>1 + 3 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="574">
   <p><strong>30.03.2020 - 31.07.2023 arası (Geçici m.10/6 istisnası olan suçlar)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="134">
   <p>1 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="574">
   <p><strong>31.07.2023 - 04.06.2025 arası işlenen suçlar</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="134">
   <p>1 Yıl</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="574">
   <p><strong>04.06.2025 sonrası işlenen suçlar</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="134">
   <p>1 Yıl (Beş günden az olmamak üzere koşullu salıverilme süresinin onda birini kurumda geçirme şartıyla)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3" valign="top" width="708">
   <p>5275 sayılı Kanun Geçici m.10/6’ya göre denetimli serbestlik uygulanan hallerde;</p>

   <p>- Toplam ceza on yıl ve daha fazla ise 3 ay (kapalı) + 3 ay (açık)</p>

   <p>- Toplam ceza on yıldan az ise 1 ay (kapalı) + 3 ay (açık)</p>

   <p>- Doğrudan açık ceza infaz kurumunda infaz edilen cezalarda 3 ay (açık)</p>

   <p>İnfaz şartı bulunmaktadır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="0">
   <td width="572"></td>
   <td width="2"></td>
   <td width="134"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/kosullu-tablo-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/kosullu-tablo-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/ds-tablo.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kosullu-saliverilme-oranlari-denetimli-serbestlik-sureleri-1</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-tehs.jpg" type="image/jpeg" length="59519"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42576"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49962"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13602"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37490"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçinin Cumartesi Pazar Çalışması Hangi Durumlarda Fazla Çalışma Sayılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HxbnVnNAD4Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15910"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçi İşveren Tarafından Fazla Çalışmaya Zorlanabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İşveren işçiyi fazla mesaiye zorlayabilir mi, fazla çalışma hangi hallerde hukuka uygundur, hangi durumlarda işçi fazla çalışmayı reddedebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde fazla çalışma kavramını, zorunlu fazla mesai şartlarını, yazılı onay gerekliliğini, fazla mesai ücretinin nasıl hesaplanacağını ve işçinin haklarını somut örneklerle açıklıyoruz.</p>

<p>İşverenin tek taraflı talimatının sınırlarını, fazla çalışmayı kabul etmemenin sonuçlarını ve fazla mesai alacağının nasıl talep edileceğini öğrenmek için videoyu izleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mHIgpReRC5E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81094"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Taşeron İşçi Tazminatlarını ve İşçilik Alacaklarını Kimden Alır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Taşeron işçi alacaklarını kimden talep edebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; taşeron işçi ile asıl işveren arasındaki hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk ilkesi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret alacakları ve diğer işçilik alacaklarının hangi şartlarda taşeron firmadan veya asıl işverenden istenebileceği ayrıntılı ve sade bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Alt işveren–asıl işveren ilişkisinde Yargıtay uygulamaları, muvazaa kavramı, bordro ve SGK kayıtlarının önemi, zamanaşımı süreleri ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar bu videoda açıklanmaktadır.</p>

<p>Taşeron işçilerin hak kaybı yaşamaması için hukuki çerçeve net ve anlaşılır şekilde aktarılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UIoYSNE_Jz4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56835"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55782"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="45140"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="41276"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="54227"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="51670"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="85061"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="10333"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="64470"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="61109"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="93767"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="76805"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
