<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 07 Aug 2026 22:37:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/23765 E., 2023/1845 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 15.02.2023 tarihli, 2021/23765 E., 2023/1845 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/23765 E., 2023/1845 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
HÜKÜM/KARAR : Davalının itirazının kabulüne</p>

<p>Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; motosiklet sürücüsü olan müvekkili ile davalıya sigortalı araç sürücüsü arasında meydana gelen 22.11.2019 tarihli kazada davacının %18 oranında malul kaldığını, davalı tarafından bir kısım ödeme yapılmış ise de yeterli olmadığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 4.200,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL bakıcı gideri ve 600,00 TL rapor ücreti olmak üzere toplam 5.000,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 09.03.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan talep etmiş, 18.05.2021 tarihinde sürekli iş göremezlik tazminatını 85.815,77 TL geçici iş göremezlik tazminatını 17.829,18 TL, bakıcı giderini 1.750,00 TL olarak artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesi ibraz etmemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; " davalıya sigortalı araç sürücüsünün %70 oranında kazada kusurunun bulunduğunu, alınan hesap raporu ile sürekli iş göremezlik zararının 119.563,50TL, geçici iş göremezlik tazminatının 17.829,18 TL, bakıcı giderinin ise 1.750,00TL olarak hesaplandığını, davalının 25.01.2021 tarihinde 32.691,00 TL ödeme yaptığını bu nedenle ek rapor alınmasını talep ettiğini, alınan 15.05.2021 tarihli rapor ile yapılan hesaplama neticesinde davacının 85.815,77 TL bakiye sürekli iş göremezlik tazminatı, 17.829,18 TL geçici iş göremezlik tazminatı ve 1750,00TL bakıcı giderinin hesaplandığı gerekçesi ile ' talebin kabulü ile 85.815,77TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 17.829,18 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 1.750,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 105.994,95 TL tazminatın 09.03.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
A. İtiraz Yoluna Başvuranlar<br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İtiraz Sebepleri<br />
Davalı vekili itiraz dilekçesinde; Maluliyet raporunun esas alınması gereken Yönetmeliğe uygun olarak hazırlanmadığını, raporu hazırlayan kurumun yetkili olmadığını, kurulun teşekkül etmediğini, iyileşme süreci tamamlanmadan raporun hazırlandığını, bu haliyle raporun başvuru şartını sağlayan bir rapor olarak kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla davalının temerrüde düşmüş de sayılamayacağını, maluliyet oranını kabul etmediklerini, olması gerekenden fahiş tespit yapıldığını, davacının zararının davalı tarafından karşılandığını, bakiye borç olmadığını, tazminat hesaplamasının TRH 2010 yaşam tablosu 1.8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, davacının geçici iş göremezlik tazminatı, geçici bakıcı gideri ile rapor ücretinin poliçe teminatı kapsamında olmadığını, ayrıca davacıya bakıcı tutulduğunun belgelendirilmediğini, bakıcı giderinin net asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiğini, ıIslah dilekçesi kendilerine tebliğ edilmeden karar verildiğini, ayrıca ıslaha konu edilen miktar için ıslah tarihinden itibaren faiz işletilebileceği, faizin türünün de yasal faiz olabileceği, karşı taraf lehine 1/5 oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçeleri ile karara itiraz etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; " 2918 Sayılı Kanun'un 97.maddesi ve aynı Kanun'un 99.maddelerine göre gerekli evraklarla ve bu arada usulüne uygun hazırlanmış engellilik raporu ile dava açmadan önce davalıya müracaat, sonradan yargılama sırasında tamamlanamaz bir dava şartı eksikliği olduğunu, Alt ekstremiteye ilişkin maluliyetlerde, mağdurun sürekli iş görmezlik tespitinin yapılabilmesi için yönetmeliğe göre 1 yıllık iyileşme sürecinin tamamlanmasının gerekmesine rağmen başvuran tarafından ibraz edilen raporun bir yıllık iyileşme süreci tamamlanmadan tanzim edildiğinin anlaşıldığı, davalıya müracaat sırasında sunulan raporun belirtilen gerekçe nedeni ile Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine uygun hazırlanmış bir rapor olarak kabul edilemeyeceği gerekçesi ile " davalının itirazının kabulü ile başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; maluliyet raporunun mevzuata uygun olduğunu, rapor tanzimi için bir yıllık sürenin beklenmesine gerek olmadığını, davacının maluliyetinin sürekli olduğunu, raporun alanında uzman kişiler tarafından tanzim edildiğini belirtmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası (...) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı 22.11.2019 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı, bakıcı gideri ve rapor ücreti talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91 inci maddeleri, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları</p>

<p><br />
3. Değerlendirme<br />
1. İtiraz Hakem Heyetinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve temyiz edenin sıfatına göre, Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre devamlı engellik raporu verilmeden önce hastanın iyileşmesinin durduğu, son bir senedir herhangi bir düzelmenin olmadığı hususunun tespit edilmesi gerektiğinin belirtildiği, davacının, davalıya başvuru esnasında ibraz ettiği raporun söz konusu yönetmelik hükmüne uygun olarak tanzim edilmediği, bu hususun dava sırasında tamamlanamaz dava şartı olduğundan, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İtiraz Hakem Heyetine iletilmek üzere saklama kararını veren mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>15.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 21:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="74236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EKSPER RAPORU OLMAKSIZIN HASAR VE DEĞER KAYBI TALEBİ: SEDDK'NIN 05.08.2026 TARİHLİ SİRKÜLERİ ÇERÇEVESİNDE ZORUNLU BAŞVURU ŞARTININ DEĞERLENDİRİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-hasar-ve-deger-kaybi-talebi-seddknin-05082026-tarihli-sirkuleri-cercevesinde-zorunlu-basvuru-sartinin-degerlendirilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-hasar-ve-deger-kaybi-talebi-seddknin-05082026-tarihli-sirkuleri-cercevesinde-zorunlu-basvuru-sartinin-degerlendirilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EKSPER RAPORU OLMAKSIZIN HASAR VE DEĞER KAYBI TALEBİ: SEDDK’NIN 05.08.2026 TARİHLİ SİRKÜLERİ ÇERÇEVESİNDE ZORUNLU BAŞVURU ŞARTININ DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>Konunun daha iyi anlaşılması için SEDDK’nın 05.08.2026 tarihli sirkülerini incelemeden önce, hasar ve değer kaybı tazminatı taleplerinde mahkeme veya tahkime başvurmadan önce sigorta şirketine başvuruyu zorunlu kılan Karayolları Trafik Kanunu ve Sigortacılık Kanunu’nun ilgili hükümleri incelenecektir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 97. maddesinde 2016 yılında gerçekleştirilen köklü yasal değişiklikle birlikte, trafik kazalarından kaynaklanan zararların tazmini istemiyle trafik sigortacısına karşı yargı veya tahkim yoluna başvurulmadan önce, sigorta kuruluşuna yazılı şekilde başvuruda bulunulması dava şartı olarak getirilmiştir. Söz konusu madde, zarar görenin doğrudan dava açma hakkını sınırlandırdığı gibi, aynı zamanda sigortacıya başvuru zorunluluğunu kurucu bir unsur olarak ihtiva etmektedir (Seven, s. 155).</p>

<p>Doktrindeki hâkim görüş, bu düzenlemenin, yargının iş yükünü azaltmak, uyuşmazlıkları sulh ve tasfiye yoluyla mahkeme dışı evrede hızla çözüme kavuşturmak amacıyla ihdas edildiği yönündedir (Acar, s. 575). Anayasa Mahkemesi de önüne gelen somut norm denetimi talebinde, ilgili kuralın hak arama hürriyetini ve mahkemeye erişim hakkını ölçüsüzce engellemediğini, dolayısıyla Anayasa'ya aykırılık barındırmadığını belirtmiştir. Yüksek Mahkeme, sigorta şirketine başvuru zorunluluğunun hak arama disiplini sağlamaya yönelik, özel nitelikte bir dava şartı olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p>Bu yasal ön şart yerine getirilmeden açılan davalarda, dava tarihi itibarıyla hukuki yarar yokluğu söz konusu olacağından, dava esastan incelenmeksizin usulden reddedilir. Sigorta şirketine başvuru süreci, salt şeklî bir dilekçe verme eylemi değil; bilakis alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının en temel argümanı olan, tarafları masaya oturtan ve uyuşmazlığı sulh ile neticelendirmeyi amaçlayan dinamik bir müzakere evresidir (Direnisa, s. 651; Okay &amp; Okay, s. 997).</p>

<p>Nitekim Yargıtay da güncel kararlarında bu zorunlu başvuruyu "Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolu" modeli olarak nitelendirmiş; bu yola başvurulduğu hâlde sigortacı tarafından ödeme yapılmamışsa, ayrıca arabuluculuğa başvurulmadan doğrudan dava açılabileceğini belirtmiştir. Bu nedenle sigorta şirketine sadece bir başvuru dilekçesinin sunulması, KTK m. 97 anlamında hukuken geçerli bir başvurunun varlığı için yeterli değildir. KTK m. 90 ve 99 normlarının atıfta bulunduğu Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda tahdidî veya örnekleme yoluyla sayılan zorunlu belgelerin, başvuru ekinde eksiksiz ve denetlenebilir şekilde sunulması gerekir (Direnisa, s. 652). Zira tazminat hesabının yapılması, özellikle de belirli aktüeryal hesaplamalarla tazminatın tespit edilerek ödenmesi için gerekli belgeler sunulmadan sigortacının gerçek zararı hesaplayabilmesi, somut bir tazminat teklifi sunabilmesi ve dolayısıyla uyuşmazlığın yargı öncesinde çözülebilmesi fiilen imkânsızdır (Seven, s. 164). Mevzuata uygun maluliyet veya sağlık kurulu raporu içermeyen bir başvuru, sigortacının risk ve sorumluluk kapsamını belirlemesine hizmet edemeyeceğinden, KTK m. 97'nin aradığı anlamda "hukuken geçerli ve somut bir başvuru" hükmünde sayılmamaktadır. Doktrinde hâkim olan mülahazaya göre, hiç başvuru yapılmaması ile esası etkileyecek mahiyette eksik evrakla/raporla başvuru yapılması eş değer kabul edilerek, davanın HMK m. 115/2 uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Seven, s. 158; Acar, s. 590).</p>

<p><strong>Sigorta Şirketine Usulüne Uygun Bir Başvuru Nasıl Yapılır?</strong></p>

<p>Trafik Sigortası Genel Şartlarının "Sigortacıya Başvuru ve Yetkili Mahkeme" başlıklı C.7 maddesine göre; zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce bu Genel Şartların ekinde belirtilen, tazminat ödemelerinde istenecek belgelerin tamamı ile birlikte ilgili sigortacıya yazılı başvuruda bulunması gerekir (Değişik ibare: RG-4/12/2021-31679).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12.06.2026 tarihinde yapılan değişiklikle birlikte, hasar ve değer kaybı bedeli taleplerinde istenecek belgeler EK:6'da aşağıdaki şekilde sıralanmıştır. Söz konusu değişikliğin 01.07.2026 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir:</p>

<p><strong>Ek:6 (Değişik: RG-12/6/2026-33278) Tazminat Ödemelerinde İstenecek Belgeler</strong></p>

<p>-Trafik Kazası Tespit Tutanağı resmi tasdikli sureti veya taraflar arasında tutulmuş kaza -tespit tutanağı, varsa ifade tutanakları veya görgü tespit tutanakları,</p>

<p>-Mağdur araca ait ruhsat,</p>

<p>-Varsa hasarlı araca ve kaza yerine ilişkin fotoğraf ve görüntüler,</p>

<p>-Mağdur araç sahibine/zarar gören üçüncü şahsa ait banka hesap bilgileri (banka - şube adı, IBAN numarası),</p>

<p>-Araç hasarına ilişkin ekspertiz yapıldıysa eksper raporu,</p>

<p>-Varsa hak sahibine ait doğrulanmış cep telefonu numarası.</p>

<p>Başvuruda sunulması gereken belgelerin neler olduğu bu şekilde açıkça tespit edildiğinden, yapılan başvurunun geçerli olabilmesi için bu belgelerin de sunulması şarttır. Anayasa Mahkemesi verdiği kararında, her ne kadar Genel Şartların teminat kapsamı ve zararın hesaplanmasında belirleyici olamayacağına hükmetmiş olsa da aynı kararda, sigorta şirketine başvuru aşamasında hangi belgelerin verilmesi gerektiğine ilişkin kanun hükmünü Anayasa'ya aykırı bulmamıştır.</p>

<p><strong>SEDDK Sirkülerinin Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Bu noktada SEDDK tarafından çıkarılan Sirkülerin ilgili hükmünü incelemek gerekir. <i>Motorlu Araç Sigortaları Kapsamında Sigorta Tahkim Komisyonuna Yapılacak Başvurular Hakkında </i>Kurum Sirküleri (2026/02, Kurul Karar Sayısı: 1862, Karar Tarihi: 5/8/2026) uyarınca:</p>

<p><i>“Sigorta kuruluşu tarafından, ilgili mevzuatta yer alan süre içerisinde eksper ataması yapıldığının ve sigortacıya yüklenemeyecek etkenler sebebiyle eksper raporunun tamamlanamadığının Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi sistemleri üzerinden belgelendirilmesi halinde, talebin kısmen veya tamamen olumsuz sonuçlandığı ya da cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olduğu kabul edilmez.”</i></p>

<p>Her ne kadar Sirküler’de "sigorta şirketi tarafından atanan eksper" ifadesi kullanılmışsa da bu ifadenin "SBM tarafından atanan eksper" şeklinde anlaşılması veya değiştirilmesi gerekir. Zira 12 Şubat 2026 tarihli ve 33166 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan <i>Sigorta Eksperleri Atama Yönetmeliği</i>’nde yapılan son değişiklikle birlikte, trafik sigortasında eksper atanacaksa ilgili atama EKSİST üzerinden sıralı olarak yapılmaktadır.</p>

<p>Ayrıca trafik sigortasında; ilgili dosyaya ilişkin muallak hasar tutarının veya yapılacak ilk inceleme ve hasar sürecindeki sonraki incelemeler sonucudur belirlenecek toplam hasar tutarının, asgari maddi teminat tutarının 1/10’unu aşması durumunda hasar tespitinin eksper tarafından yapılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu oranı sıfıra kadar indirmeye veya iki katına kadar artırmaya Kurum yetkilidir. Birinci ve ikinci fıkralar kapsamında atanan eksper tarafından değer kaybı tazminatı da gerçek zarar ilkesi gözetilerek ve detaylara yer verilerek aynı raporda hesaplanır. Yine Yönetmeliğin 5. maddesine göre sigorta eksperi, Kurumca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde sadece sigortacı tarafından değil; sigortalı, sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişilerin talebi üzerine de atanabilmektedir.</p>

<p>Yapılan değişiklikle, eksper atama zorunluluğu getirilmiş olup, atama sürecinin de bağımsız ve tarafsız bir kurum olan SBM tarafından gerçekleştirileceği öngörülmüştür. Bunun yanı sıra hasar bedeliyle birlikte değer kaybı bedelinin de tespit edileceği; değer kaybının maktu bir formüle göre değil, reel değer kaybı tespitine ilişkin kriterlere göre belirleneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Ek:6 (Değişik: RG-12/6/2026-33278) uyarınca, tazminat ödemelerinde istenecek belgeler arasında "araç hasarına ilişkin ekspertiz yapıldıysa eksper raporu" da sayılmıştır. Yukarıda belirtilen hükümler uyarınca, belirli bir hasar miktarının üzerindeki durumlarda eksper ataması zaten zorunlu olduğundan, eksper raporu düzenlenmeden sigorta şirketlerine yapılan başvurular usulüne uygun bir başvuru sayılamaz. Usulüne uygun bir başvuru olmaksızın da taraflar arasında hukuki anlamda bir uyuşmazlığın oluştuğu kabul edilemez.</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de Genel Şartların ekinde sayılan zorunlu belgeler olmaksızın yapılan başvuruları usulüne uygun bir başvuru olarak kabul etmemektedir. Yargıtay, bazı şeklî eksikliklerin varlığı hâlinde doğrudan usulden ret kararı verilmesi yerine eksikliğin giderilerek dava şartının tamamlattırılması gerektiğini belirtse de, özellikle zorunlu belgelerin hiç sunulmaması veya esasa etkili önemli eksikliklerle başvuru yapılması hâlinde yerel mahkemelerin verdiği usulden ret kararlarını onamaktadır <a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD., E. 2021/23765, K. 2023/1845).</a></p>

<p><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Yrg.</span></a> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">4.HD. E. 2021/23765 K. 2023/1845 T. 15.2.2023</span></a></strong></p>

<p><i>“İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; " 2918 Sayılı Kanun'un 97.maddesi ve aynı Kanun'un 99.maddelerine göre gerekli evraklarla ve bu arada usulüne uygun hazırlanmış engellilik raporu ile dava açmadan önce davalıya müracaat, sonradan yargılama sırasında tamamlanamaz bir dava şartı eksikliği olduğunu, Alt ekstremiteye ilişkin maluliyetlerde, mağdurun sürekli iş görmezlik tespitinin yapılabilmesi için yönetmeliğe göre 1 yıllık iyileşme sürecinin tamamlanmasının gerekmesine rağmen başvuran tarafından ibraz edilen raporun bir yıllık iyileşme süreci tamamlanmadan tanzim edildiğinin anlaşıldığı, davalıya müracaat sırasında sunulan raporun belirtilen gerekçe nedeni ile Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine uygun hazırlanmış bir rapor olarak kabul edilemeyeceği gerekçesi ile "</i> davalının itirazının kabulüyle başvurunun usulden reddine karar verilmiştir….</p>

<p><i>Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre devamlı engellik raporu verilmeden önce hastanın iyileşmesinin durduğu, son bir senedir herhangi bir düzelmenin olmadığı hususunun tespit edilmesi gerektiğinin belirtildiği, davacının, davalıya başvuru esnasında ibraz ettiği raporun söz konusu yönetmelik hükmüne uygun olarak tanzim edilmediği, bu hususun dava sırasında tamamlanamaz dava şartı olduğundan, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” </i></p>

<p>Yargıtay içtihatları uyarınca; belirli arazlar yönünden sürekli iş göremezlik oranının tespiti ve sigorta şirketine başvuru yapılabilmesi için kaza tarihinden itibaren en az 1 yıllık sürenin geçmesi gerekmektedir. Bu süre beklenmeden yapılan başvurular usulden reddedildiğine göre; Genel Şartlar ve yönetmelikler uyarınca ibrazı zorunlu olan eksper raporları sunulmaksızın yapılan başvuruların da aynı gerekçeyle usulden reddedilmesi gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p>Dikkate alınması gereken bir diğer husus ise zarar görenlerin tazminat haklarının objektif, tarafsız ve gerçek zarar ilkesine uygun şekilde tespitine yönelik böylesine işlevsel bir mekanizma ve süreç kurulmuşken; bu mekanizma işletilmeksizin sigorta kuruluşuna başvurulmasının hem özel mevzuat hükümlerine hem de dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğidir. Kaldı ki, bu süreç işletilmeden başvuru yapma hakkının varlığı kabul edilse dahi, bu durum <strong>hakkın kötüye kullanılması</strong> niteliğindedir. Zira dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, genellikle hakkı kullananın bu kullanımdan hukuki bir menfaatinin bulunmadığı ve yalnızca karşı tarafın zarara uğradığı hallerde uygulama alanı bulur. Ancak bir hakkın kullanılması hak sahibine yarar sağlasa bile, elde edilen bu menfaat ile karşı tarafa verilen zarar arasında aşırı bir dengesizlik bulunuyorsa, bu hakkın kullanımı yine dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık oluşturacaktır <i>(Bkz. Karasu, Rauf; Sigorta Uyuşmazlıklarında Tarafların Dürüstlük Kuralına Aykırı Davranışları ve Sonuçları, HÜ Hukuk Fakültesi Sigorta Hukuku ve Şirketler Hukuku Sempozyumu Bildiri Kitabı, Yetkin Yayınları, Ankara 2023, s. 76 vd.)</i>.</p>

<p>Benzer olaylarda Yargıtay da aynı yönde karar vermiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/gercek-zarar-kalemlerini-ogrendikten-sonra-ikinci-ve-ucuncu-kez-dava-acilmasi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Yrg. 4. HD, E. 2023/9773, K. 2025/5472, T. 09.04.2025</span></a></strong></p>

<p><i>“Dosyanın incelenmesinde davacı vekilinin aynı kaza ve aynı maluliyete ilişkin olarak 12.08.2022 tarihli Sigorta Tahkim başvurusu ve 04.04.2023 tarih 2023/İHK-18033 sayılı İtiraz Hakem Heyeti dosyası ile geçici ş göremezlik tazminatı talebinde bulunduğu ve 20.871,20 TL geçici iş göremezlik tazminatına ayrıca davacı lehine 9.200,00TL vekalet ücretine hükmedilmiş, ayrıca 60 günlük bakıcı gideri ve tedavi gideri taleplerine yönelik olarak 06.05.2023 tarih K-2023/131783 sayılı Uyuşmazlık Hakem Heyeti dosyasından davacı lehine 4.579,20 TL geçici bakıcı gideri, 1920,00 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 6.446,20 TL tazminata ve 6.446,20 TL vekalet ücretine karar verilmiştir. Somut dosyada ise sürekli iş göremezlik tazminatı talebinde bulunulmuş yine davacı lehine 9.200,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiştir. Davacı vekili tek dosya ile talep edebileceği alacaklar bakımından üç farklı dosya ile dava açarak talepte bulunmuş, her üç dosya için davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Açıklanan gerekçeler çerçevesinde; davacının gerçek zarar kalemlerini öğrendikten sonra ikinci ve üçüncü kez dava açarak; davalıyı icapsız yere her dava dosyası için ayrı vekalet sözleşmesi yapmak zorunda bırakmak, ilave yargılama giderine yol açmak, keza gereksiz yere emek ve mesai harcamasına sebebiyet vermek, mahkemeye erişim hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gereken, ‘’yargısal taciz’’(TDK Sözlük: taciz: yıldırma, tedirgin etme) mahiyetindedir. Diğer yandan en ziyade tek davaya konu olabilecek uyuşmazlıkların zincirleme davalara konu yapılması usul ekonomisi ilkesinin de ihlali niteliği taşımaktadır. Davacı vekili tarafından aynı kazaya ilişkin açılmış dosyaların celp edilip incelenmesi ve yukarıda açıklanan hususlarda değerlendirilerek davacı lehine hükmedilecek vekalet ücreti bakımından tekrar bir değerlendirme yapılması amacıyla kararın bozulması gerekmiştir.”</i></p>

<p>Anayasa Mahkemesi de verdiği güncel bir kararında daha fazla vekalet ücreti almak için tek bir dava yerine çok sayıda dava açılmasını hakkın kötüye kullanılması saymıştır. (Karar tarihi, 28.05.2025, RG. Tarih ve Sayı 28/11/2025-33091).</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Acar</strong>, M. Q. (2020). <i>Karayolları Trafik Kanunu m. 97 Kapsamında Sigorta Kuruluşuna Başvuru Zorunluluğu ve Dava Şartı Niteliği</i>. Ankara: Adalet Yayınevi.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Dırenisa</strong>, H. (2019). <i>Sigorta Hukukunda Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları ve Sigorta Tahkim Komisyonu Uygulaması</i> (2. Baskı). İstanbul: Vedat Kitapçılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kartal</strong>, S. (2022). Zorunlu Sigorta Başvurusunun Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemi Olarak Değerlendirilmesi ve Arabuluculuk Kurumu ile İlişkisi. <i>Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi</i>, 28(1), 275-295.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Okay</strong>, A. (2021). Ticari Davalarda Zorunlu Arabuluculuk ve KTK m. 97 Karşısındaki Durumu: Uygulamada Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri. <i>İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası</i>, 79(3), 995-1012.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Seven</strong>, Ş. (2018). <i>Karayolu Trafik Kazalarından Doğan Tazminat Davalarında Sigortacıya Başvuru Zorunluluğu</i>. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-hasar-ve-deger-kaybi-talebi-seddknin-05082026-tarihli-sirkuleri-cercevesinde-zorunlu-basvuru-sartinin-degerlendirilmesi</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 20:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/arac-deger-kaybi.jpeg" type="image/jpeg" length="72089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SOMUT BİR ÖRNEK ÜZERİNDEN KENTSEL DÖNÜŞÜMDE MÜKTESEP (KAZANILMIŞ) HAK ve SONUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/somut-bir-ornek-uzerinden-kentsel-donusumde-muktesep-kazanilmis-hak-ve-sonuclari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/somut-bir-ornek-uzerinden-kentsel-donusumde-muktesep-kazanilmis-hak-ve-sonuclari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Genel Olarak</strong></p>

<p>Müktesep (kazanılmış) hak kavramı genellikle yürürlükte olan mevzuatın tanımış olduğu hak ve menfaatlerin daha sonradan yapılacak mevzuat değişikliği ile veya idari bir kararla azaltılmaması ya da ortadan kaldırılmaması olarak ifade edilebilir. Özellikle imar mevzuatında kullanılan yasal bir terim olan müktesep hak, İmar Kanunu m. 29/I hükmünde düzenleme konusu yapılmış ve <strong><i>“Başlanmış inşaatlarda müktesep haklar saklıdır”</i></strong> denmek suretiyle ruhsatlı bir binanın imalatının gelmiş olduğu aşama itibariyle plan değişikliğine gidilmesinin olumsuzluklarından etkilenmeyeceği ifade edilmiştir. Bu çerçevede, ruhsattan sonra imar planı değişikliğine gidilmişse ya da imar planı bir mahkeme kararıyla iptal edilmişse o ana kadar yapılmış olan kısım kazanılmış hak olarak korunacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak, söz konu düzenleme imar mevzuatı çerçevesinde binanın ruhsat ve projeye uygun olarak yapılması ya da yapılıyor olması halini düzenler. Dolayısıyla, mevcut bir binanın riskli yapı olarak tespitinin yapılması ve bu kararın kesinleşmesinden sonra yıkımla yeniden inşaasında kural olarak müktesep haktan söz edilemez ve bu kavrama dayalı olarak artık söz konu hüküm burada uygulama alanı bulmaz.</p>

<p>Örneğin, bir bina ruhsat ve projesine uygun olarak yapılmış ve on yıllardır ayakta ise ve fakat sonradan binanın bulunduğu parselde farklı hukuki saiklerle yapılaşma imkanını kalmazsa veya imarında azalma meydana gelirse, bu durumda az yukarıdaki İmar Kanunu 29/I hükmüne göre müktesep (kazanılmış) haktan söz edilemez. Böyle bir durumda, herhangi bir yasal veya yargısal engel bulunmadıkça binanın mevcut haliyle kullanımı devam eder. Bununla birlikte, binanın yıkımından sonra artık yeni imar durumu devreye girer. Böyle bir sonucun ortaya çıkması açısından yıkımın Türk Medeni Kanunu'nun 692. maddesine göre maliklerin oybirliği ile yapılması ya da 6306 sayılı Kanun çerçevesinde riskli yapı kararının kesinleşmesinden sonra gerçekleşmesi arasında herhangi bir fark da bulunmamaktadır. Zira, her iki ihtimalde de, yıkım sonrası binanın yeninden inşaası bakımından yeni ve ruhsat alım aşamasındaki imar durumuna göre hareket edilir.</p>

<p>Şayet yıkımdan sonra, parselde sit alanı ilan edilme veya farklı bir saikle inşaat imkanı bulunmuyorsa, 2863 sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanun m. 17 ve İmar Kanunu 13 hükmü çerçevesinde imar hakkı aktarımı imkanından yararlanılabilir. Örneğin, uygulama imar planının bulunduğu, arazi ve arsa düzenlemesi yapılmış ya da yapılması mümkün olmayan alanlarda, parselin tamamının ya da bir kısmının umumi ve kamu hizmet alanlarında kalması sebebiyle parsel üzerinde özel mülkiyete konu yapılaşma hakkının verilememesi durumunda, verilemeyen emsale esas inşaat hakkının başka parsel ya da parsellere imar planı kararı ile taşınması elbette mümkündür. Ancak, artık yapılaşma imkanı kalmamış o parselde yeniden inşaattan ve dolayısıyla müktesep (kazanılmış) haktan da söz edilemez. Benzer şekilde, imar hakkının yarı oranda düştüğü parselde de mevcut binanın yıkılması, kural olarak önceki binadaki emsal açısından kazanılmış hak bahsetmez.</p>

<p><strong>Kentsel dönüşüm uygulamalarında özel norm ve plan notlarının önemi</strong></p>

<p>Ancak, hal böyle olmakla birlikte özellikle kentsel dönüşüm uygulamalarında sonraki imar durumundaki olumsuzlukların giderilmesi zorunludur. Zira, bir tarafta deprem gerçeği ve riskli binaların ivedilikle yenilerek daha sağlıklı ve güvenli şehirler tesis etme arzusu diğer tarafta bunun finansmanındaki sorunlar idareleri bu yönde adım atmaya zorlamıştır. Her ne kadar Ülkemizde kentsel dönüşüm açısından yarısı bizden kampanyası ya da farklı cazip kredi imkanları bu yöndeki çözüme ciddi katkılar sunuyor ise de pek çok binadaki imar azalışından kaynaklı problemler malikleri de çözümsüz bırakabilmektedir.</p>

<p>İşte bu nedenle, idareler olarak farklı kararlar alınmak suretiyle kentsel dönüşüm süreçlerinde yine önceki imar durumunun korunması yoluna gidilmeye çalışılmış ve uygulamada bu koruma <strong><i>“Müktesep (kazanılmmış) hak”</i></strong> olarak ifade edilmiştir. Özellikle İstanbul’da afet risklerine hazırlık kapsamında kentsel dönüşümü gerçekleştirmek ve riskli binaların yıkılıp yeniden yapılmasının teşvik edilmesi amacıyla Riskli Yapılara İlişkin İlave Plan Notu hazırlanmış ve Aralık 2020 tarihinde İBB Meclisi’nde kabul edilmiştir. Böylece binalarını dönüştürmek isteyen fakat bina yapım tarihindeki yapılaşma hakları mevcut imar planları ile korunmayanların bu sorunlarını çözmek üzere; İstanbul genelinde ruhsat tarihindeki yapılaşma haklarını koruyan imar planı notları hazırlanmıştır. Halihazırda İstanbul’daki tüm ilçelerin pek pek çok mahallesinde plan notları buna uygun hale getirilmiş, ilgili meclislerden geçmiş, böylece pek çok binada “müktesep hak” olarak maliklerin binalarını hak kaybı olmaksızın dönüştürmesi mümkün hale gelmiştir.</p>

<p><strong>Müktesep hakka konu binanın yasal olması</strong></p>

<p>Öncelikle, bir binanın müktesep hakka konu edilebilmesi için, 6306 sayılı yasa kapsamında riskli yapı olarak tespit edilmiş ve bunun kesinleşmiş olması gerekmektedir. Bunun yanında daha önemli bir diğer koşul, yıkıma konu riskli yapının 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine göre ruhsat ve/veya yapı kullanma izninin bulunması ve meri planlara göre yapılaşma izni bulunan alanlarda kalmış olması şarttır.</p>

<p>Az yukarıda ifade edildiği üzere, bir defa riskli yapıya konu parselde yapılaşma izni yoksa, imar hakkı aktarım imkanından yararlanılabilirse de o parselde müktesep haktan söz edilemez. Buna karşılık yıkım sonrası o parselde yapılaşma imkanı bulunsa dahi, müktesep hak ancak yıkıma konu riskli yapının yasal kısmına ilişkin kullanılabilir. Diğer bir anlatımla şayet riskli bina zaten kaçak ya da ruhsat ve/veya projeye ya da plan notlarına aykırı ise müktesep haktan söz edilemez. Benzer şekilde, ruhsat süresi dolmuş veya ruhsatı iptal edilmiş riskli binalar da malikleri lehine kazanılmış hak bahşetmez.</p>

<p>Burada özellikle şu hususun da altını çizmekte yarar vardır; uygulamada kaçak ya da imara veya projeye olduğu halde imar barışından yararlanılması halinde müktesep hakkın söz konusu olup olmayacağı hususu sıklıkla gündeme gelmektedir. Öncelikle, İmar Barışı kapsamında alınan Yapı Kayıt Belgesi, imar mevzuatı bakımından <strong>müktesep hak (kazanılmış hak) oluşturmaz</strong>. Zira söz konu belge sadece yapının o anki haliyle idari olarak korunmasını ve binanın veya kaçak kısmın yıkılmaması ya da malike karşı ceza uygulanmamasına imkan tanır.</p>

<p>Bununla birlikte, söz konu kaçak veya imara ya da ruhsata aykırı kat ya da bölüm bazı hallerde müktesep hakka konu edilebilir. Buna göre, şayet Yapı Kayıt Belgesi alındıktan sonra o dönemki imar mevzuatına uygun şekilde tadilat projesi alınmışsa, söz konu proje ilgili belediyeye teslim edilerek onaylanmış ve resmiyet kazanmışsa daha da önemlisi Kat Mülkiyeti Kanunu çerçevesinde tüm maliklerin oybirliği ile karar alınarak tapuda da gerekli terkin ve tesciller yapılmışsa, artık yasal hale gelen bu durum malikler açısından müktesep hak teşkil eder.</p>

<p>Örneğin, 5 katlı bir binada, beşinci kat maliki 100 metrekare olan çatıyı projede bulunmamasına rağmen kaçak daire olarak kendi dairesine dahil etmişse, İmar Barışı ile Yapı Kayıt Belgesi alınmışsa, tüm maliklerin oybirliği ile proje değişikliği yapılmış, belediye tarafından onaylanmış ve devamında da yine tüm maliklerin iradesiyle KMK m. 3 hükmüne göre yeniden arsa payları verilmek suretiyle her bir bağımsız bölüme ait arsa payları tapuda yeniden tescil edilmişse, artık bu binanın tamamen yasal hale geldiği söylenebilir. Dolayısıyla sonradan imar durumu azalmış olsa dahi, artık müktesep hakkın varlığından söz edilebilir.</p>

<p><strong>Müktesep hakkın kazandırdıkları</strong></p>

<p>Yukarıdan beri ifade edilenlerden de açıkça anlaşılacağı üzere, riskli binanın yıkımından sonra imar mevzuatı çok daha fazla imar hakkı veriyorsa, burada elbette ki müktesep hak kavramında yer yoktur. Zira, müktesep hak, yıkımdan önceki durumun, yıkımdan sonraki imar azalışından etkilenmemesine hizmet eder. Bu çerçevede, yeni imar planı düşürülmüşse, müktesep hak sayesinde binanın önceki projesinde yer alan metrekare dengesi korunur. Benzer şekilde, yeni yapılacak binada maliklere ait bağımsız bölümlerin ya da konum ve yüzölçümünün belirlenmesinde, riskli yapıdaki eski projeye göre belirleme esastır.</p>

<p>İfade ettiğimiz husus, arsa tapulu binalar bakımından da geçerlidir. Zira, Türk Medeni Kanunu m. 718 hükmüne göre yapılar, üzerinde bulunduğu arazinin bütünleyici (mütemmim cüz) parçasıdır. Kanun’un m. 704 hükmüne göre taşınmaz mülkiyetinin konusunu oluşturan ve 998. maddesine göre de tapuda taşınmaz olarak kaydı gereken kat mülkiyetine konu bir yapılaşma bulunmadıkça, arazi üzerindeki yapılarda tüm maliklerin ortak mülkiyetindedir (paylı ya da elbirliği). Burada arsa üzerindeki binada birden fazla bağımsız bölüm bulunsa ve her biri ortak maliklerden biri tarafından fiili olarak kullanılsa dahi sonuç değişmez. Örneğin, 3 kardeşin babaları tarafından inşa edilen 3 katlı binanın her bir katını kullanmaları halinde, bu binada kat mülkiyeti bulunmuyorsa bina arsa tapuludur. İşte, böyle bir binanın riskli yapı olması halinde de yukarıda ifade edilen müktesep hak söz konusu olur. Örneğin, ruhsat ve projesine uygun arsa tapulu bina varsa, sonradan bu binanın bulunduğu parselde imar azalışı bulunsa dahi, önceki projede yer alan metrekare kazanılmış hak olarak sonraki projede de kullanılabilir.</p>

<p><strong>Somut bir örnek</strong></p>

<p>Yukarıdan beri ifade ettiğimiz hususlara ilişkin somut bir örnek vermek gerekirse; örneğin İstanbul ili Kadıköy İlçesinde bulundan <a name="_Hlk237025776">1.000 metrekare bir arsada <strong>300 metrekare taban alanlı</strong> ve <strong>10 katlı</strong> bir binada 20 daire olduğunu, söz konu binanın tümünün 1995 yılında ve tamamen ruhsata ve o tarihteki mevzuata uygun olarak inşaa edildiğini varsayalım.</a></p>

<p>Söz konu binamızın bulunduğu parselin güncel imar durumunun ise Maksimum Taban Alanının (TAKS), 0.35; Maksimum Toplam İnşaat Alanının (KAKS / Emsal) 2.07) ve Maksimum Yüksekliğin (Yençok) 15 kat olduğunu düşünelim. Bu durumda, yıkım sonrası söz konu parselde toprağa basacak alanın en fazla (1000x0,35) <a name="_Hlk237026185"><strong>350 metrekare </strong>olacağı, en fazla (1000x2.07)<strong> </strong></a><a name="_Hlk237026119"><strong>2070 metrekare net alan</strong></a><strong> toplamlı 6 katlı geniş tabanlı ve az katlı</strong> bir bina inşa edilmesi mümkündür. Elbette burada taban alanının düşürülerek kat sayısının arttırılması ve dar tabanlı ve çok katlı bina yapım imkanı da bulunmaktadır. Ancak, her durumda yapılabilecek binanın maksimum taban alanı ve inşaa edilecek maksimum metrekare alanı bellidir.</p>

<p>Buna karşılık, şayet bu binada karot alınır ve riskli yapı statüsü kesinleşirse işte bu durumda ilgili parsele ait imar durumunun öğrenilmesi ve özellikle imar durumundaki plan notları dikkatle incelenmesi büyük önem arz eder. Zira, 6306 sayılı Kanuna tabi riskli binalarda müktesep (kazanılmış) ha imkanı, işte bu plan notlarında yatmaktadır. Örneğin, bir belediyeye ait imar durumuna ilişkin plan notunda yer alan şu ifade açıkça müktesep hakkın varlığını gösterir: <i>“İlgili İdare tarafından, tehlike arz etmesi sebebi ile tedbir amaçlı boşaltılan ve sonrasında ilgilisince veya İdarece yıkılan ya da yıkılacak yapılar ile <strong>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun kapsamında, Riskli Yapı Tespiti yapılmış binaların yıkılıp yeniden yapılması durumunda</strong> Meri 1/1000 ölçekli uygulama imar planından önce <strong>yapıldığı dönemdeki imar planına, ilgili yasa ve yönetmelik hükümlerine göre ruhsat veya yapı kullanma izin belgesi almış olan</strong>; meri imar planına göre tamamı donatı veya yol alanında kalmayan ya da bir kısmı bu alanlarda kalmakla birlikte kalan imarlı alanına göre yapılaşabilecek parsellerde var ise donatı alanlarının kamu eline geçişinin sağlanması ve yıkılıp yeniden yapılması halinde talep edilmesi durumunda imar planındaki fonksiyonu koruması şartıyla<strong> yapı ruhsatında veya yapı kullanma iznine esas onaylı projesinde yer alan bodrum, çatı arası ve diğer katlardaki iskâna konu toplam inşaat alanına ve ruhsatındaki yol kotunun üzerindeki kat adedine göre meri yönetmeliklerden gelen zorunlu yangın merdiveni ve yangın güvenlik holü ilave edilerek uygulama yapılabilir.</strong>” </i></p>

<p>İşte böyle bir plan notu karşısında, yukardaki 1000 metrekare arsamızda, 10 katlı ve 300 metrekare taban alanlı binamızda sahip olduğumuz müktesep hak <strong>3000 metrekare net alandan oluşacaktır</strong>. Bu durumda<strong> mevcut imar durumunda göre 350 metrekare maksimum taban alanlı ve en fazla <u>2070 metrekare net alanlı</u> </strong>inşaat yapma imkanı olmasına rağmen, <strong>müktesep hak sayesinde 300 metrekare taban alanlı ve <u>3000 metrekare net alanlı</u></strong> inşaat yapma imkanı doğmamaktadır. Görüldüğü üzere, müktesep hak, neredeyse 1000 metrekare daha fazla inşaat alanı imkanı vermektedir. Yine binanın riskli yapıya konu olması nedeniyle plan notları çerçevesinde eski ruhsat alanı aynen korunması yanında yeni imar durumunun zorunlu kıldığı yangın merdivenlerinin ya da yangın güvenlik holünün de ilave edilmesi ile yeni binada net alan artışının bu şekilde daha da arttırılması olasıdır.</p>

<p><strong>Sonuç yerine</strong></p>

<p>Yukarıda ifade edildiği üzere, müktesep (kazanılmış) hak kavramı İmar Mevzuatına özgü ve farklı bir anlam ihtiva etmekle birlikte, özellikle kentsel dönüşüme konu yapılarda plan notları ile önem kazanan ve malikler lehine oldukça avantajlı bir durum meydana getiren uygulamadır. Yine uygulama açısından, plan notları ile parsellerin tevhit edilmesi suretiyle de kentsel dönüşüme konu binalarda malikler lehine başkaca avantajların sağlandığını da görmekteyiz. Ancak, bu yöndeki avantajların çoğu riskli yapı malikince bilinmediği ve böyle bir bilgisizlik ya da tecrübesizliğin özellikle bazı yükleniciler tarafından kötüye kullanıldığı da sıklıkla görülmektedir. Örneğin, müktesep hakkın varlığını ya da riskli yapıya konu parsellerin tevhit edilmesi ile imar artışını bilmeyen maliklerle sözleşme yapan yükleniciler, yüzdesel bir orandan değil de maliklere daire/dükkan vermek suretiyle anlaşma yapmakta, böylece müktesep hakkın ya da parsellerin tevhit edilmesi ile ortaya çıkacak avantajlardan sadece kendileri yararlanma yolunu tercih etmektedir. Bu nedenle, kentsel dönüşüm süreçlerinin uzman mimar ve hukukçularla birlikte başlatılması, sürdürülmesi ve sona erdirilmesini oldukça önemsemekteyiz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-mehmet-sengul" title="Doç. Dr. Mehmet ŞENGÜL"><img alt="Doç. Dr. Mehmet ŞENGÜL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/mehmet-sengul.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-mehmet-sengul" title="Doç. Dr. Mehmet ŞENGÜL">Doç. Dr. Mehmet ŞENGÜL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/somut-bir-ornek-uzerinden-kentsel-donusumde-muktesep-kazanilmis-hak-ve-sonuclari-1</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 20:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/kentsel-donusumafasa.jpg" type="image/jpeg" length="18131"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DOLANDIRICILIK SUÇUNDA YENİ DÜZENLEMELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-yeni-duzenlemeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-yeni-duzenlemeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[UYARLAMA TALEPLERİ NEDEN REDDEDİLİYOR? UYARLAMA YARGILAMASINDA HÜKME ESAS ALINAN DELİLLER YENİDEN DEĞERLENDİRİLEBİLİR Mİ?DEĞERLENDİRME SONUCUNDA HÜKÜMLÜ HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLEBİLİR Mİ?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesine, 4. fıkra olarak <i>"Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir."</i> hükmü eklenerek 31.07.2026 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Kesinleşen dosyalar yönünden ise 7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 7. fıkrasına göre;<i> "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır. "</i></p>

<p>Kısacası bu tarihten önce m. 157 veya m. 158’den hüküm giymiş olup da haklarında TCK m.168/2 gereğince etkin pişmanlık uygulanmayanlar bakımından, dosyalarına yansıyan somut fiilleri <strong>" banka hesabı veya kartın kullandırılması ile sınırlı "</strong> olması halinde, bu kişiler TCK m.158/4 indiriminden doğrudan yararlanmaları yanında, hükmü veren mahkemece hükümlülere ihtar yapılması zorunlu olacak ve bu ihtardan itibaren 6 ay içerisinde hükümlülerin mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin yoluyla tamamen gidermeleri durumunda, kovuşturma aşaması bitmiş olmasına rağmen, haklarında TCK m. 168/2 gereği etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki mümkün olmaktadır.</p>

<p><strong>UYARLAMA TALEPLERİ NEDEN REDDEDİLİYOR?</strong></p>

<p>Geçtiğimiz hafta boyunca bu maddeden ceza alan hükümlüler, bu maddenin yürürlüğe girmesinden bahisle hükmü veren ilk derece mahkemelerinden uyarlama yargılaması yapılmasını talep etmişlerdir. Bu taleplerin bir kısmına mahkemelerce olumlu yanıt verilmiş olmasına rağmen bir kısmı ise reddedilmiştir. Bu sebeple hükümlülerin ve müdafiilerin gündemlerini taleplerin neden reddedildiği meselesi meşgul etmeye başlamıştır. Bu yazımızda taleplerin reddedilme gerekçeleri üzerinde duracağız.</p>

<p><strong>Öncelikle belirtmek gerekir ki;</strong> düzenlemenin çerçevesi, bu suçu işleyen kişilerin tamamını kapsayacak şekilde değil sadece suça <i>" banka hesabını veya kartını kullandırma "</i> fiilini gerçekleştirerek katılanlarla sınırlıdır. Bu anlamda düzenleme incelendiğinde ilk göze çarpan, düzenlemenin sınırlarının belirlenmesindeki belirsizliktir. Nitekim dolandırıcılık suçu gibi kaotik bir suçta kimin suç üzerinde hakimiyet kurduğu, kimin suça ne kadar iştirak ettiği, kimin sadece hesabını kullandırmakla sınırlı kaldığının tespit edilmesinin ne denli problemli olduğu hususu yeterince süzgeçten geçirilmemiştir. Yüksek Mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi Dairelerinin dahi işin içinden çoğu kez çıkamadığı bir konuda düzenlemenin yoruma açık bırakılmasını büyük bir eksiklik olarak görmekteyiz.</p>

<p><strong>Mahkemelerin red gerekçelerine gelirsek</strong>, reddetme konusundaki temel dayanağın genel hatlarıyla, hükümlünün hesap kullandırmanın dışında başka eylemlerde de bulunarak diğer kişilerle fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiğini söylemek mümkündür. Ne var ki mahkemelerin düzenlemeden yararlanması için aradıkları sıfat, tam tabiriyle Konya BAM 8. Ceza Dairesi'nin 14.01.2025 tarihli 2024/3129 E., 2025/209 K. Sayılı kararında <i>" banka hesaplarını belli bir komisyon karşılığında kullandıran ve uygulamada hesapçı olarak adlandırılan " </i>şeklinde ifade edildiği üzere hesapçıdır.</p>

<p><strong>Uygulamada banka hesabını kullandıran kişilerin, hesaplarının suçun işlenişinde kullanılacağını bilip bilmedikleri değerlendirilirken;</strong> hesapçının benzer eylem nedeniyle çok sayıda suç kaydının bulunup bulunmadığı veya başka dosyalarda sanık olarak bulunup bulunmadığı, dolandırıcılık suçunda mağdur ile iletişime geçilen GSM hattı ile hesapçının HTS kayıtlarının olup olmadığı, hesabı kullandırma süresinin uzun olup olmadığı, hesapçıların menfaatten pay alıp almadığı, dolandırıcılık suçu sonucunda hesaba gelen parayı ATM’den kendisinin çekip çekmediği veya asıl suç faillerine online bankacılık yoluyla havale edip etmediği, hesapçı ile asıl fail arasında sosyal bir ilişkinin, güven ilişkisinin veya iş ilişkisinin olup olmadığı, hesapçıya banka hesabına ilişkin şüpheli işlemler sebebiyle bildirim yapılıp yapılmadığı, banka veya kolluk kuvvetleri tarafından uyarılıp uyarılmadığı, çok yüksek kazançlar vaat edilip edilmediği, asıl fail tarafından tutarlı olmayan talimatlar alıp almadığı gibi kriterler göz önünde bulundurulmaktadır. <strong>(KANTARCI, Banka Hesabının Kullandırılması Suretiyle Dolandırıcılık Suçuna İştirak, NEÜHF Dergisi, C. 8, S. 2, 2025, s. 503)</strong></p>

<p>Bu kişiler yargılamalarda hem müşterek fail hem de yardım eden sıfatıyla cezalandırılmışlardır ancak uygulamada hangi sıfatla cezalandırılacakları konusunda birlik bulunmamaktadır. Hatta öyle ki müşterek fail olarak mı yoksa yardım eden olarak mı sorumlu tutulacağına ilişkin aynı olayda bile farklı kararlar çıkmaktadır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları incelendiğinde banka hesabını dolandırıcılık suçunun işlenmesinde asıl suç faillerine kullandıran kişilerin genellikle müşterek fail olarak sorumlu tutulduğu görülmekle birlikte yardım eden olarak sorumlu tuttuğu kararlara da rastlanmaktadır.</p>

<p><strong>Özellikle <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20243326-e-202413191-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2024/3326 E. 2024/13191 K. Sayılı ilamı</a>na konu olan olay bu noktada çok ilginçtir. </strong>Daire; 28.09.2023 tarihli 2023/2909 Esas, 2023/6665 Karar sayılı kararıyla, <i>sanık ...'in suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını sanık İnan'a vermesi şeklinde gerçekleşen eyleminin, temyiz dışı sanıkların katılan ...'a yönelik nitelikli dolandırıcılık suçunu işlenmesinden önce yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığını, bu şekilde nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası (c) bendi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, sanık ...'in yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi</i> gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş, karara karşı ilk derece mahkemesince bozma ilamına direnilmiş, dosya tekrar Yargıtay Dairesi'ne gönderilmiştir. Daire yaptığı inceleme sonucunda önceki kararından farklı olarak 07.11.2024 tarihli kararında; <i>"Her ne kadar Dairemizin 28.09.2023 tarihli ve 2023/2909 E., 2023/6665 K. sayılı kararı ile UYAP kayıtlarına göre sanığın, suç tarihi itibari ile Bakırköy Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak cezasını infaz ettiğinden, hakkında mahkumiyet kararı verilen diğer sanıkların eylemlerine katıldığına dair somut bir delil bulunmadığı, ancak suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını temyiz dışı sanık İnan'a verdiğinden, nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39/2-c maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinden bozulmasına karar verilmiş ise de; sanık ...'in hakkında mahkumiyet hükmü kesinleşen temyiz dışı sanık İnan'a kimlik, internet bankacılığı ve banka bilgilerini vermek suretiyle nitelikli dolandırıcılık eylemine başından itibaren iştirak ettiği, katılan tarafından yatırılan paranın bir kısmının sanığın yeğeni tarafından çekildiği, sanığın aynı fikir ve eylem birliği içinde suçun icrasına etkin, fonksiyonel katkıda bulunarak atılı suçu müşterek fail sıfatıyla işlediği, diğer sanık savunmaları, katılanlar ve tanık beyanları, alınan bilirkişi raporu, banka hesap hareketleri ile dosya kapsamında, atılı suçun doğrudan faili olduğu" </i>şeklinde hüküm kurmuştur.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/saniklarin-diger-sanigin-istegi-uzerine-ucuncu-kisilere-ait-hesap-bilgileri-ile-banka-kartlarini-temin-etmesi-ve-hesaplara-yatan-paralari-cekerek-diger-saniga-vermesi-durumunda-saniklar-musterek-fail-olarak-cezalandirilirlar" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 04.06.2024 tarihli 2021/16966 E. 2024/7470 K. Sayılı bozma ilamı</a>nda ise;</strong> <i>" sanıklar ... ve ...'in, sanık ...'ın isteği üzerine üçüncü kişilere ait hesap bilgileri ile banka kartlarını temin ettikleri, sanık ...'in de kendi hesap ve banka kartlarını kullandığı, hesaplara yatan paraların bizzat sanıklar tarafından çekilerek belli bir pay karşılığında sanık ...'a verildiği, sanıkların suçun icrasında üstlendikleri rol ve katkılarının sanık ...'ın fiillerini tamamladığı, böylece sanıkların fiiller üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşılmakla, sanıkların müşterek fail olarak cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden, eylemlerinin yardım etme niteliğinde olduğundan bahisle 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi uyarınca indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini, 2. Sanık ...'in, sanık ...'i komşusu olduğu ve aynı iş yerinde çalıştıkları için tanıdığını, kendisine para geleceğini ancak kartının iptal olduğunu söyleyince güvendiği için hesap numarasını verdiğini ve hesabına gelen paradan pay almadığını savunması; sanık ...'in sanık ... dışında tanıdığı kişilerden de benzer bahanelerle hesap ve kart bilgilerini aldığının ve bu kişiler gibi sanık ...'in de ...'le tanışıklığından dolayı duydukları güvenle hesap ve kart bilgilerini paylaştığının anlaşılması karşısında, sanığın diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiğine dair cezalandırılmasına yeterli kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine hükmedilmesi "</i> Bu kararlardan da anlaşılacağı üzere sanığın kastı ve iştirak seviyesi tamamen yorumlayana göre değişmektedir. Bu sebeple düzenlemelerin kapsamının süreç içerisinde oturacağı kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>UYARLAMA YARGILAMASINDA HÜKME ESAS ALINAN DELİLLER YENİDEN DEĞERLENDİRİLEBİLİR Mİ?</strong></p>

<p><strong>DEĞERLENDİRME SONUCUNDA HÜKÜMLÜ HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLEBİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Kaynağını 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesinden alan uyarlama yargılaması, genel hükümlere göre yapılan ceza yargılamasının bütünüyle sonuçlanıp hükmün kesinleşmesinden sonra, yürürlüğe giren bir ceza yasasının, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne, dolayısıyla infaza etkisi bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin olup, bu nedenle infazı ilgilendiren ve etkileyen bir yargılama faaliyetidir. Ancak bu yargılamanın amacı, kesinleşmiş hükümde suç olduğu saptanan olaya ilişkin lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması ile sınırlı olduğundan, yeniden bir olay yargılaması yapılmasını gerektiren istisnai durumlar dışında, önceki yargılamada iddia ve savunma olarak ileri sürülen görüşler ile delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. Bu nedenle kendine özgü bir yargılama faaliyeti niteliğinde bulunan uyarlama yargılamasında, genel hükümlere göre yapılan ceza yargılamasına ilişkin esaslar, ancak zorunlu olduğu ölçüde uygulanacak, genel yargılama kurallarının bütünüyle uygulanması söz konusu olmayacaktır. Ayrıca, esas itibariyle yargılamanın yenilenmesine konu olabilecek biçimde yeni kanıt ileriye sürülmesi ve toplanması da mümkün olmadığından, sübut sorunu da tartışılmayacaktır. Sadece hukuki değerlendirme yapılması ile yetinilecektir.</p>

<p><strong>Genel kabul bu olmakla birlikte Yargıtay'ın bazı kararlarında esasa da girildiği görülmektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20228902-e-20241509-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 06.03.2024 tarihli 2022/8902 E., 2024/1509 K. Sayılı ilamı</a>na konu olan olayda;</strong> Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17.12.1999 tarihli 1999/145 Esas 1999/250 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 450 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 62 nci maddesini birinci fıkrası, 59 uncu maddesi, 31 inci maddesi, 33 üncü maddesi gereğince 16 yıl 8 ay ağır hapis cezası verilmiş, Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 03.07.2000 tarihli 2000/1174 Esas 2000/2184 Karar sayılı kararıyla onanarak hükmün kesinleşmesi üzerine uyarlama yargılaması neticesinde Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 19.04.2016 tarihli 1999/145 Esas 1999/250 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 26.01.2021 tarihli 2020/1417 Esas, 2021/352 Karar sayılı kararıyla hükmün bozulması üzerine Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 01.06.2021 tarihli 2021/88 Esas 2021/165 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince 14 yıl 2 ay hapis cezası verilmiş karar temyiz incelemesi için tekrar daireye gelmiştir. Çoğunluk kararın onanması yönünde oy kullanmasına rağmen bir üye muhalif kalmıştır.</p>

<p>Karşı oy kullanan üyenin gerekçesi şu şekildedir; <i>" Hükümlü hakkında 765 sayılı Yasa 454/4, 62 nci maddeler uyarınca 20 yıl ağır hapis cezası verilmiş 59 uncu maddeler uyarınca da 1/6 oranında indirim yapılmıştır. Uyarlama yargılaması yapan Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi TCK 82/1-a maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet, 5237 sayılı Yasa 35/2 nci madde uyarınca 17 yıl hapis cezası ve TCK'nın 62 nci maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yaparak sonuçta 14 yıl 2 ay hapis cezası vermiştir. 765 sayılı Yasa'nın 62 nci maddesi tam teşebbüsü düzenlemiş ve alt sınırını 20 yıl geçici hapis cezası olarak tanımlamıştır. En önemlisi 765 sayılı Yasa'nın tam teşebbüs kavramında eyleme yönelik olarak failin elinden gelen bütün icrai hareketleri bitirmesi ve fakat sonucun meydana gelmemesi kıstası konulmuştur. Oysa 5237 sayılı Yasa 35 inci madde de tehlike ve zararın ağırlığını kıstas almıştır. Bu minvalde uyarlama duruşması yapılırken 23.02.1938 tarihli 23-9 sayılı İçtihatı birleştirme kararı ve 5252 sayılı Yasa 9 uncu maddeler dikkate alındığında esasen delil tartışmasına ve suç nitelendirmesine gerek olmayacaktır. Karşılaştırma yaparken de önceki hükümde alt sınırdan ceza verilmiş ise uyarlama yargılamasında da alt sınırdan hüküm kurulmalı takdir teştid uygulanmış ise yeni yasada ceza verirken bu orana dikkat edilmelidir. Bu çerçevede mevcut davada yeni yasa teşebbüse sanık lehine bir kıstas daha getirmiş eylemin icra hareketinin bitmesi ile beraber ayrıca ceza miktarının zarar ve tehlikenin ağırlığına göre belirleneceğini bildirmiştir. 765 sayılı Yasa 62 nci madde de sadece eyleme yönelik icra hareketlerinin bitmesini kıstas olarak aldığına göre ve orada hükümlüye alt sınırdan 20 yıl ceza verildiğine göre bunun ötesinde de yeni TCK da tek koşul bu olmadığına göre 765 sayılı Yasa'da ki iki maddelik aleyhe teşebbüs düzenlemesi sanığa fazla ceza olarak yüklenemez. Netice de teşebbüs uygulaması yapılırken sanık için alt sınırdan uygulama yapılmalıdır. Bu gerekçelerle uyarlama yargılamasında sanık için teşebbüs derecesinde alt sınırdan uzaklaşılarak yeniden delil değerlendirmesi yapacak şekilde fazla ceza tayini ile verilen karar hakkında onama yolunda görüş bildiren sayın çoğunluğa iştirak etmiyoruz. "</i></p>

<p><strong>Esas tartışmasının yapıldığı bir diğer karar olan<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017181-e-2019443-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.05.2019 tarihli 2017/181 E. 2019/443 K. Sayılı kararı</a>na konu olan olay da şu şekildedir: </strong>Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 05.02.2003 tarihli kararıyla sanık hakkında kasten öldürme suçuna teşebbüs nedeniyle 765 sayılı TCK’nın 448, 62, 51/1, 59/2, 31, 33, 40 ve 36. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası verilmiş, karar Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 22.11.2004 tarih 813-3848 Karar sayılı ilamıyla kesinleşmiştir. Hükmün infazı sırasında 5237 sayılı TCK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, hükümlünün hukuki durumunun 5237 sayılı TCK kapsamında değerlendirilmesi amacıyla Yerel Mahkemece duruşma açılarak uyarlama yargılaması yapılmış, yargılama sonucunda mahkemece 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 35/2, 29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca sanığın 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hükümlü müdafii tarafından dosyanın temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 07.04.2014 tarihli 2013/5384 E. 2014/2180 K. Sayılı kararıyla " meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı birlikte gözetilerek hükümlü hakkında mağdur ...’a yönelik eylemi nedeniyle makul bir ceza tayini yerine 9 yıl hapis cezasına hükmolunması suretiyle eksik ceza tayini isabetsizliklerinden bozulmasına " karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise " mevcut olayda delil takdiri sebebi ile Mahkememiz kararının bozulmasına dair karar tesis edilmiş ise de olayda bakılması gereken hususun katılanların mevcut yara sebebi ile hayati tehlike geçirip geçirmemesi, iş ve gücünden kalacak süre, zarar ve tehlikenin ağırlığı hususlarıyla sınırlı olup her mağdur yönünden değerlendirme ayrı ayrı yapıldığı, bozma kararında belirtildiği üzere makul bir ceza tayini kavramı ile verilecek ceza miktarının tespitinin kürsü hâkimince belirlenmesinin mümkün olmadığı, mevcut hususun somut verilere dayanmaması, hangi cezanın makul olarak kabulü gerektiği yönünde yasal düzenleme bulunmaması, üst sınırdan ceza tayin edilmesi gerektiği belirtilen ...'in mevcut eylem sebebi ile hayati tehlike geçirmediği ve 10 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığı dikkate alındığında Mahkememizce tesis edilen kararın usul ve yasaya uygun bulunduğuna ilişkin tam bir vicdani kanaate varılmakla " şeklindeki gerekçe ile direnerek hükümlünün önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise somut olayda son sözü söyleyerek hükümlünün 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesinden önce işlediği suça ilişkin olarak, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin ne olduğu, hangi maddi ve hukuki gerekçelerle hukuki nitelendirmesinin yapıldığı, haksız tahrik nedeni oluşturan olay ve indirim oranı konularına dair herhangi bir açıklamada bulunulmaması ve yine 5237 sayılı TCK ile 765 sayılı mülga TCK’nın olayla ilgili bütün hükümlerinin Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde uygulanması ile ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılmasının yapılmaması nedenleriyle ilk derece mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar vermiştir.</p>

<p>Ancak bazı kararlarda da tam aksi yönde kesinlikle yeniden delil değerlendirmesi yapılamayacağı belirtilmektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20177185-e-20213899-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 22/09/2021 tarihli 2017/7185 E., 2021/3899 K. Sayılı ilamı</a>nda;</strong><i> "Sanıklar haklarında mahkemece verilen 24/07/2009 tarihli karara ilişkin delil değerlendirmesi temyiz incelemesi sırasında yapılarak mahkumiyet hükümlerinin onanmasına karar verilmekle kesinleşmiş olup uyarlama yargılamasında yeniden delil değerlendirilmesi yapılamaz. Dolayısıyla, Dairemizce verilen onama kararında cebir kullanmak suretiyle ihaleye fesat karıştırdığı kabul edilen sanıklar haklarında uyarlama yargılaması sırasında ancak fiilin karşılığını oluşturan yeni ve eski Kanun maddelerinin yukarıda değinilen esaslar çerçevesinde karşılaştırması yapılarak bir karar verilebilir ise de; gerçekleştirilen Kanun değişikliği nedeniyle uyarlama yargılamasına konu edilen eylemlerden dolayı sanıklar haklarında ihaleye fesat karıştırma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların, CMK'nın 231/12. maddesi karşısında itiraza tabi olup temyizinin mümkün bulunmadığı "</i></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-201420690-e-2015531-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 14.01.2015 tarihli 2014/20690 E., 2015/531 K. Sayılı ilamı</a>nda;</strong><i> "Hükümlü hakkında borcundan dolayı mühürlenmiş sayaçtan elektrik kullandığı ve mühür bozduğu iddiası ile açılan davada; 17.05.2012 tarihinde mahkumiyet hükmü verildiği, 31.08.2012 tarihli tebligata rağmen temyiz edilmeden kararın kesinleştiği, müdafiinin 17.12.2012 tarihinde, sabıkasındaki kayıtların elektrik hırsızlığı olduğu ve hakkında TCK'nun 50 ve 51. maddeleri ile CMK'nın 231. maddesinin uygulanabileceğinden bahisle "uyarlama ve infazın durdurulması" talebinde bulunduğu halde mahkemece 18.12.2012 tarihli ek karar ile talebe aykırı olarak "yargılamanın yenilenmesi" talebinin kabule değer olmadığına hükmedildiği, yapılan itiraz ile ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/31 sayılı değişik iş kararı ile itirazın kabulüne karar vererek dosyayı mahkemeye iade ettiği, mahkemece yeniden duruşma açılarak, delillerin değerlendirildiği ve hükümlü hakkında kesinleşen karara rağmen delil yetersizliğinden beraat kararı verilmişse de; ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/31 D.iş sayılı kararında da belirtildiği üzere, hükümlü müdafiinin 17.12.2012 tarihli dilekçesindeki istemin "yargılamanın yenilenmesi" talebine ilişkin olmayıp, hükümlünün adli sicil kaydında bulunan elektrik hırsızlığına ilişkin yasal değişiklik nedeniyle TCK'nın 51 ve CMK'nın 231. maddesinin uygulanmasına ilişkin uyarlama talebi olduğu cihetle, anılan taleple ilgili yasal değişiklik gözetilerek uyarlama yargılaması yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, kesinleşmiş hükümle ilgili yeniden delil değerlendirilmesi yapılarak 28.01.2014 gün ve 2013/109 Esas, 2014/35 sayılı beraat kararı hukuki değerden yoksun olup temyizi mümkün bulunmadığından "</i></p>

<p>Yargıtay'ın uyarlama kararlarını bozma yönündeki ilamları incelendiğinde genellikle yeniden delil değerlendirmesi yapılmasından değil gerekçeli kararın Anayasa'nın 141. ve 5271 sayılı Kanun'un 34, 230 maddelerinde belirtilen nitelikleri taşıması gerektiği, gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin açıkça gösterilmesi, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, Yargıtay denetimine imkan verecek biçimde ayrı ayrı gösterilmesi ve hangisinin hangi sebeple diğerine üstün tutulduğu belirtilerek, ulaşılan kanaat ile hükümlünün suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesinin yapılması, sonucuna göre hükümlünün hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği nedenleriyle bozma kararları verildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>SONUÇ OLARAK;</strong> hem hükümlülerin cezalarının azaltılması bakımından hükümlülere hem de mağdurların zararlarının karşılanması boyutuyla mağdurlara yarar sağlama maksadıyla getirilen düzenlemeler teori ve pratik tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda ilk derece mahkemelerinin yorumlarının nasıl şekilleneceğini zaman gösterecektir. Ancak düzenlemenin sadece bu fiil yönünden sınırlandırılmasının süreç içerisinde ekstra hak ihlallerine yol açacağını, bu nedenle yeniden düzenleme yapılması ihtiyacının doğacağını düşünmekteyiz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" rel="nofollow" title="Mehmet Koçkavak"><img alt="Mehmet Koçkavak" height="199" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Mehmet KOÇKAVAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-yeni-duzenlemeler</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/kum-saattksd.jpg" type="image/jpeg" length="57701"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2025/3740 E., 2026/938 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20253740-e-2026938-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20253740-e-2026938-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2025/3740 E., 2026/938 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/3740 E., 2026/938 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI: 2024/3101 E., 2024/2306 K.<br />
SUÇ: Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜMLER: İstinaf başvurularının esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: 1. Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin onanması (sanıklar ..., ... ve ... yönünden)<br />
2. Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin düzeltilerek onanması (sanıklar ... ..., ... ve ... yönünden)</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde;</p>

<p>Sanık ... hakkında Bölge Adliye Mahkemesince hüküm kurulmadığı belirlenmiştir.</p>

<p>Sanıklar ..., ..., ... ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 5271 sayılı CMK'nın 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesince, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanıklar ..., ... ve ...'in mahkûmiyetlerine, sanıklar ... ..., ... ve ...'ın beraatlerine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, yukarıda belirtilen kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve sanıklar ..., ... ve ... yönünden re'sen de istinafa tabi olan hükümlere yönelik istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>A. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, ele geçen maddelerin beraat eden sanık ...'ya ait olduğuna,</p>

<p>2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... ve müdafilerinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>2. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, ele geçen maddelerin sanığın oğlu olan beraat eden sanık ...'e ait olduğuna,</p>

<p>3. Yeterli, kesin delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>4. Eksik inceleme yapıldığına,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>C. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>2. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına,</p>

<p>3. Yeterli, kesin delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>4. 5237 sayılı TCK'nın 62. maddesinin sanık hakkında uygulanması gerektiğine,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>D. Sanıklar ... ..., ... ve ... müdafilerinin temyiz sebepleri özetle; vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Sanık ... Hakkında Verilen Hüküm Yönünden;<br />
İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfı ile sübutuna, delillerin değerlendirilmesine ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla sanık ve müdafilerinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş; hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>B. Sanık ... Hakkında Verilen Hüküm Yönünden;<br />
İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfı ile sübutuna, delillerin değerlendirilmesine, 5237 sayılı TCK'nın 62. maddesinin sanık hakkında uygulanmamasına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş; hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, aşağıda belirtilen dışında hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>UYAP üzerinden yapılan incelemede; sanığın adli sicil kaydında yer alan ve ikinci kez tekerrüre esas alınan Antalya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.01.2018 tarihli ve 2016/850 Esas, 2018/72 Karar sayı ile görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen 12... gün hapis cezasına ilişkin ilâmın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştikten sonra, Antalya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.10.2019 tarihli ve 2016/850 Esas, 2018/72 Karar sayılı ek kararı ile; sanığın mükerrirliğine esas alınan Antalya 2. Asliye Ceza Mahkemesince 11.06.2013 tarihli, 2011/4 58... /61 Karar sayılı karar ile verilmiş mahkûmiyet hükmüne konu suçun sanığın 18 yaşından küçük olduğu dönemde işlendiğinden bahisle tekerrür hükümlerinin uygulanmasına ilişkin kısmının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmakla, ikinci kez mükerrirliğe ilişkin koşulların oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi, hukuka aykırılık olarak değerlendirilmiş; bu hususun Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>C. Sanıklar ... ..., ... ve ... Haklarında Kurulan Hükümler Yönünden;</p>

<p>Sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçesi kapsamına göre, vekalet ücreti ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.</p>

<p>Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/4. maddesinde yer verilen; “Beraat eden ve vekil veya müdafii ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Bu hüküm, sanığın 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanır." şeklindeki düzenleme karşısında, kendisini zorunlu müdafi ile temsil ettiren sanıklar lehine vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinin, hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiş; ancak bu hususun Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>A. Sanık ... Yönünden;</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanık hakkında hüküm kurulmadığından sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,</p>

<p>B. Sanık ... Hakkında Verilen Hüküm Yönünden;</p>

<p>Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesi kararında sanık ve müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>C. Sanık ... Hakkında Verilen Hüküm Yönünden;</p>

<p>Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan açıklanan nedenle, sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 303. maddesi gereği İlk Derece Mahkemesi hükmünün,</p>

<p>Sanık ... hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına ilişkin kısmının çıkarılarak yerine "Sanık hakkında, Antalya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.01.2018 tarih ve 2016/850 Esas, 2018/72 Karar sayı ile görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen 12... gün hapis cezasına ilişkin ilam nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 58/6. maddesi uyarınca birinci kez mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve aynı maddenin 7. fıkrası uyarınca cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına," ibarelerinin eklenilmesi,</p>

<p>Suretiyle, İlk Derece Mahkemesi hükmündeki hukuka aykırılığın DÜZELTİLEREK, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>D. Sanıklar ... ..., ... ve ... Haklarında Kurulan Hükümler Yönünden;</p>

<p>Gerekçe bölümünün (C) bendinde açıklanan açıklanan nedenle, sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 303. maddesi gereği İlk Derece Mahkemesi hükmünün,</p>

<p>Sanıklar hakkında vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına ilişkin 14. fıkrasından "sanıklar" ibaresi çıkarılarak yerine "sanık" ibaresinin yazılması, aynı fıkradan "...", "..." "ve ... ..." ibarelerinin çıkarılarak, bu fıkradan sonra gelmek üzere, "Sanıklar ..., ... ve ... ..." kendilerini 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen zorunlu müdafii ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin II. Kısmının II. Bölümü gereğince kovuşturma için ödenmesi gereken 48.000 TL maktu vekalet ücretinden, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafii ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin Tarife uyarınca ödenen ücretin mahsubu ile bakiye kalan vekalet ücretinin hazineden alınıp sanıklara verilmesine," ibaresinin eklenmesi,<br />
Suretiyle, İlk Derece Mahkemesi hükmündeki hukuka aykırılığın DÜZELTİLEREK, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
03.02.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20253740-e-2026938-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 18:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="93997"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2024/3326 E., 2024/13191 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20243326-e-202413191-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20243326-e-202413191-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 07.11.2024 tarihli, 2024/3326 E., 2024/13191 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/3326 E., 2024/13191 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/743 E., 2024/42 K.<br />
SUÇ :Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık<br />
KARAR : Direnme<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 22.06.2022 tarihli ve 2022/11-3 Esas, 2022/469 Karar sayılı ilâmı ve süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi; bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak, bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan yeni delillere dayanmak, ilk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak suretiyle verilen kararın; özde direnme niteliğinde olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hüküm olduğunun belirtildiği ve bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay'ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerektiği anlaşılmıştır. Dairemizin 28.09.2023 tarihli ve 2023/2909 Esas, 2023/6665 Karar sayılı bozma ilamından sonra İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda önceki uygulama aynen benimsenmiş ise de; mahkemece bozma kararının yerinde olmadığı belirtilip, gerekçenin genişletilmiş olduğunun görülmesi karşısında, İlk Derece Mahkemesinin son uygulaması özde direnme kararı niteliğinde olmayıp, yeni hüküm niteliğinde olduğundan, direnme kararının bozmaya eylemli uyma olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;<br />
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Silivri Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.11.2022 tarihli ve 2021/446 Esas, 2022/461 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 37/1.maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 158 /1-d,3-1.cümlesi, 52, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis ve 90.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezasının mükerrelere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>2.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Ceza Dairesinin, 13.02.2023 tarihli ve 2023/418 Esas, 2023/320 Karar sayılı kararı ile dosya üzerinden yapılan incelemede, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>3. Dairemizin 28.09.2023 tarihli ve 2023/2909 Esas, 2023/6665 Karar sayılı kararı ile "..UYAP kayıtlarına göre suç tarihi itibari ile Bakırköy Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak cezası infaz edilen sanık ...'in, ortak suç işleme kararına bağlı olarak fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmak suretiyle diğer sanıklar İnan Özbaş, Oktay Yener ve Oğuzhan Uzun'un eylemlerine katıldığına dair somut bir delil bulunmadığı, ancak sanık ...'in suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını sanık İnan'a vermesi şeklinde gerçekleşen eyleminin, temyiz dışı sanıkların katılan ...'a yönelik nitelikli dolandırıcılık suçunu işlenmesinden önce yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığını, bu şekilde nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası (c) bendi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, sanık ...'in yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi..." gerekçesiyle bozulmasına ve dava dosyasının mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>4. Silivri Ağır Ceza Mahkemesinin, 06.02.2024 tarihli ve 2023/743 Esas, 2024/42 Karar sayılı kararı ile "bozma ilamına direnilmesine" ve sanık hakkında "kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 37/1.maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 158 /1-d,3-1.cümlesi, 52, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis ve 90.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezasının mükerrelere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine" karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz isteği; direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna, delillerin takdirinde hataya düşüldüğüne, suç tarihi itibari ile cezaevinde olduğuna ve suçun sübut bulmadığına ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>1.Sanık hakkında, hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 52 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca infazda yetkiyi kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği şeklinde karar verilmiş ise de, 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesinde, 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesiyle yapılan değişikliğin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>2. Her ne kadar, Dairemizin 28.09.2023 tarihli ve 2023/2909 E., 2023/6665 K. sayılı kararı ile UYAP kayıtlarına göre sanığın, suç tarihi itibari ile Bakırköy Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak cezasını infaz ettiğinden, hakkında mahkumiyet kararı verilen diğer sanıkların eylemlerine katıldığına dair somut bir delil bulunmadığı, ancak suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını temyiz dışı sanık İnan'a verdiğinden, nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39/2-c maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinden bozulmasına karar verilmiş ise de; sanık ...'in hakkında mahkumiyet hükmü kesinleşen temyiz dışı sanık İnan'a kimlik, internet bankacılığı ve banka bilgilerini vermek suretiyle nitelikli dolandırıcılık eylemine başından itibaren iştirak ettiği, katılan tarafından yatırılan paranın bir kısmının sanığın yeğeni tarafından çekildiği, sanığın aynı fikir ve eylem birliği içinde suçun icrasına etkin, fonksiyonel katkıda bulunarak atılı suçu müşterek fail sıfatıyla işlediği, diğer sanık savunmaları, katılanlar ve tanık beyanları, alınan bilirkişi raporu, banka hesap hareketleri ile dosya kapsamında, atılı suçun doğrudan faili olduğu anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamış ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz nedenleri reddedilmiştir.</p>

<p>3.Yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek fiilin sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanık müdafiinin diğer temyiz nedenleri de yerinde görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1 maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hükümde eleştiri dışında hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Silivri 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.11.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20243326-e-202413191-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 18:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/yargitayysf74.jpg" type="image/jpeg" length="45229"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2017/7185 E., 2021/3899 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20177185-e-20213899-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20177185-e-20213899-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 22/09/2021 tarihli, 2017/7185 E., 2021/3899 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/7185 E., 2021/3899 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : İhaleye fesat karıştırma, kasten yaralama</p>

<p>HÜKÜM : a)Tüm sanıklar haklarında ihaleye fesat karıştırma suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması,</p>

<p>b)Sanıklar ... ve ... haklarında kasten yaralama suçundan karar verilmesine yer olmadığı,</p>

<p>c)Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasının düşürülmesi.</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;<br />
Sanıklar ... ve ... haklarında kasten yaralama suçundan verilen karar verilmesine yer olmadığına dair kararın hüküm niteliğinde bulunmadığı, daha önce aynı eylemler yönünden mahkemesince 2009/7 Esas ve 2009/137 sayılı Karar ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği gibi Milli Eğitim Bakanlığının kasten yaralama suçundan doğrudan zarar görmesi de söz konusu olmadığından, vekilinin bu suçtan verilen karar verilmesine yer olmadığına ve kamu davasının düşürülmesine ilişkin kararlara yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 317. maddesi uyarınca REDDİNE karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanıklar haklarında cebir kullanmak suretiyle ihaleye fesat karıştırma suçundan mahkemece verilen 24/07/2009 tarihli mahkumiyet kararları Dairemizin 30/09/2013 tarihli, 2012/4711 Esas ve 2013/9464 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. 01/06/2005 tarihinden sonra kesinleşen hükümlerin, gerçekleştirilen<br />
yasa değişiklikleri nedeniyle uyarlama yargılamasına konu edilmeleri 5275 sayılı Kanun'un 98. ve 5252 sayılı Kanun'un 9. maddeleri uyarınca mümkün olmasına karşın kesinleşen önceki hükümde değişiklik yapılabilmesi için sonradan yürürlüğe giren kanunla suçun unsurlarında, sair cezalandırılabilme şartlarında, suçun karşılığında öngörülen ceza yaptırımlarında ve bir cezaya mahkum olmaya bağlı kanuni neticelerindeki değişikliklerin ve bunların uygulama olanaklarının değerlendirilebilmesi, olaya tatbik imkanı bulunan yasanın belirlenebilmesi, değişen temel ceza ve artırım indirim oranları belirlenirken takdir hakkının isabetli kullanılabilmesi, her iki Kanun ile ilgili değerlendirme sonuçlarının denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmesi ve tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması gerekmektedir. Sanıklar haklarında mahkemece verilen 24/07/2009 tarihli karara ilişkin delil değerlendirmesi temyiz incelemesi sırasında yapılarak mahkumiyet hükümlerinin onanmasına karar verilmekle kesinleşmiş olup uyarlama yargılamasında yeniden delil değerlendirilmesi yapılamaz. Dolayısıyla, Dairemizce verilen onama kararında cebir kullanmak suretiyle ihaleye fesat karıştırdığı kabul edilen sanıklar haklarında uyarlama yargılaması sırasında ancak fiilin karşılığını oluşturan yeni ve eski Kanun maddelerinin yukarıda değinilen esaslar çerçevesinde karşılaştırması yapılarak bir karar verilebilir ise de; gerçekleştirilen Kanun değişikliği nedeniyle uyarlama yargılamasına konu edilen eylemlerden dolayı sanıklar haklarında ihaleye fesat karıştırma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların, CMK'nin 231/12. maddesi karşısında itiraza tabi olup temyizinin mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, CMK'nin 264. maddesi gereğince bu karara yönelik temyiz talebi itiraz mahiyetinde görülerek mahallinde mercince bir karar verilmek üzere incelenmeyen dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİNE 22/09/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20177185-e-20213899-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="83334"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/181 E. 2019/443 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017181-e-2019443-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017181-e-2019443-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.05.2019 tarihli, 2017/181 E. 2019/443 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/181 E., 2019/443 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Sayısı : 181-502</p>

<p>Kasten öldürme suçuna teşebbüsten sanık ...'in 765 sayılı TCK’nın 448, 62, 51/1, 59/2, 31, 33, 40 ve 36. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, yasal kısıtlılık altına alınmasına, mahsuba ve müsadereye ilişkin Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.02.2003 tarih ve 142-45 sayılı hüküm, inceleme dışı davanın katılanı Yusuf Metin’in bu hükme yönelen temyiz talebinin Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.11.2004 tarih ve 813-3848 sayı ile reddedilmesi suretiyle kesinleşmiştir.</p>

<p>Hükmün infazı sırasında 5237 sayılı TCK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, hükümlünün hukuki durumunun 5237 sayılı TCK kapsamında değerlendirilmesi amacıyla Yerel Mahkemece duruşma açılarak yapılan uyarlama yargılaması sonucunda 05.11.2012 tarih ve 28-380 sayı ile hükümlünün lehine olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 35/2, 29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve yargılama giderinin hükümlüden alınarak Hazineye irat kaydına karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün hükümlü müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.04.2014 tarih ve 5384-2180 sayı ile;</p>

<p>“...a) Meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı birlikte gözetilerek hükümlü hakkında mağdur ...’a yönelik eylemi nedeniyle makul bir ceza tayini yerine 9 yıl hapis cezasına hükmolunması suretiyle eksik ceza tayini,</p>

<p>b) Kanun gereği yapılması zorunlu olan uyarlama yargılamasında, yargılama giderlerinden hükümlünün sorumlu tutulamayacağının düşünülmemesi,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.Yerel Mahkemece 17.12.2014 tarih ve 181-502 sayı ile (b) bendinde belirtilen bozma nedenine eylemli olarak uyulmuş, (a) bendinde belirtilen bozma nedenine ise;<br />
"Hükümlü ... hakkında katılanlar ..., ..., ... ve ...'e karşı kasten insan öldürmeye teşebbüs suçundan Mahkememizce yapılan yargılama sonucu 2006/97-2006/338 E. K. sayılı karar ile tesis edilen mahkûmiyet kararları temyiz edilmeksizin kesinleşmiş, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK hükümleri uyarınca verilen mahkûmiyet kararlarının uyarlanmasına ilişkin Mahkememizce yapılan yargılama sonucu hükümlü hakkında lehe yasal düzenleme mevcut olması sebebi ile ...'in mevcut eylemleri ile ilgili yeniden karar tesis edilmiş, Yüksek Yargıtay 1. CD'nin 2013/5384-2014/2180 E. K. sayılı kararı ile hükümlü hakkında ... ve ...'e karşı verilen uyarlama kararlarının onaylanmasına ancak ... ve ...'e karşı uyarlama kararlarında mağdurlarda oluşan yara, yaranın bulunduğu yer, saçma tanesi miktarı dikkate alınırken ...'e karşı eylem sebebi ile üst sınırdan ...'e karşı eylem sebebi ile makul bir ceza tayini yerine eksik ceza verilmiş olması sebebi ile kararımızın bozulmasına dair karar tesis edilmiş olup Mahkememizce bozma kararına aşağıdaki sebeplerle uyulmaması ve direnilmesi gerektiğine dair karar tesis edilmiştir.<br />
Mahkememizce yargılama aşamasında alınan doktor raporlarıyla ...'in hayati tehlike geçirerek 45 gün iş ve gücünden kalacak şekilde, ...'in hayati tehlike geçirmeksizin 10 gün iş ve gücünden kalacak şekilde, ...'in hayati tehlike geçirmeksizin 10 gün iş ve gücünden kalacak şekilde, ...'in hayati tehlike geçirerek sol gözde uzuv tatili meydana gelecek şekilde 45 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığı alınan kati doktor raporlarında belirtilmiştir.</p>

<p>Hükümlü hakkında karar tesis edilirken mağdurların hayati tehlike geçirip geçirmemeleri, iş ve gücünden kalma süreleri, zarar ve tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak hükümlü hakkında ayrı ayrı ceza tayini cihetine gidilmiş, ... ve ...'e karşı eylemler sebebi ile verilen ceza miktarlarının az olduğu belirtilerek verilen mahkûmiyet kararı bozulmuş ise de 1412 sayılı CMUK'nın 307. maddesinde temyiz sebepleri, 308. maddesinde kanuna muhalefet hâlleri belirtilmiş, 5271 sayılı CMK'nın 288 ve 289. maddelerinde temyiz nedenleri ve hukuka kesin aykırılık hâlleri belirtilmiş olup Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmemiş olması nedeniyle CMK'nın 280/1-a-b-c maddelerinde öngörülen usul hükümlerinin tatbikinin söz konusu olmadığı, mevcut olayda delil takdiri sebebi ile Mahkememiz kararının bozulmasına dair karar tesis edilmiş ise de olayda bakılması gereken hususun katılanların mevcut yara sebebi ile hayati tehlike geçirip geçirmemesi, iş ve gücünden kalacak süre, zarar ve tehlikenin ağırlığı hususlarıyla sınırlı olup her mağdur yönünden değerlendirme ayrı ayrı yapıldığı, bozma kararında belirtildiği üzere makul bir ceza tayini kavramı ile verilecek ceza miktarının tespitinin kürsü hâkimince belirlenmesinin mümkün olmadığı, mevcut hususun somut verilere dayanmaması, hangi cezanın makul olarak kabulü gerektiği yönünde yasal düzenleme bulunmaması, üst sınırdan ceza tayin edilmesi gerektiği belirtilen ...'in mevcut eylem sebebi ile hayati tehlike geçirmediği ve 10 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığı dikkate alındığında Mahkememizce tesis edilen kararın usul ve yasaya uygun bulunduğuna ilişkin tam bir vicdani kanaate varılmakla aşağıdaki karar tesis edilmiştir." şeklindeki gerekçe ile direnerek hükümlünün önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.01.2015 tarihli ve 19387 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 133-1185 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.02.2017 tarih ve 15-469 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Direnme kararının kapsamına göre inceleme hükümlü hakkında katılan ...’e yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüsten kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükümlü hakkında yapılan uyarlama yargılamasında 5237 sayılı TCK'nın 35/2. maddesi uyarınca belirlenen ceza miktarının isabetli olup olmadığına ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle uyarlama yargılaması sonucunda verilen hükmün Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.03.2001 tarihli ve 2900-159 sayılı iddianame ile sanık ... hakkında katılan ...’e yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüsten kamu davası açıldığı,</p>

<p>Yapılan yargılama sonucunda Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2003 tarih ve 142-45 sayı ile sanığın 765 sayılı TCK’nın 448, 62, 51/1, 59/2, 31, 33, 40 ve 36. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, yasal kısıtlılık altına alınmasına, mahsuba ve müsadereye karar verildiği,</p>

<p>Bu hükme yönelen katılan Yusuf Metin’in temyiz talebinin Yargıtay 1. Ceza Dairesince reddedilmesi suretiyle hükmün kesinleştiği,</p>

<p>Hükmün infazı sırasında 5237 sayılı TCK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, hükümlünün hukuki durumunun 5237 sayılı TCK kapsamında değerlendirilmesi amacıyla Yerel Mahkemece duruşma açılarak yapılan uyarlama yargılaması sonucunda, 05.11.2012 tarih ve 28-380 sayı ile hükümlünün lehe oduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 35/2, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve yargılama giderinin hükümlüden alınarak Hazineye irat kaydına karar verildiği,</p>

<p>Hükmün hükümlü müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.04.2014 tarih ve 5384-2180 sayı ile TCK'nın 35/2. maddesi uyarınca eksik ceza tayin edildiğinden ve hükümlünün uyarlama yargılamasında yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağından bahisle bozulmasına karar verildiği,</p>

<p>Yargılama giderlerine ilişkin bozma nedenine eylemli olarak uyan Yerel Mahkemece 17.12.2014 tarih ve 181-502 sayı ile, direnme kararına konu hükmün gerekçe bölümünde, dosyanın geçirdiği aşamalar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.04.2014 tarihli ve 5384-2180 sayılı bozma ilamı ve katılan ... ile inceleme dışı katılanlar ..., ... ve ...’in adli rapor içerikleri özetlendikten sonra,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Hükümlü hakkında karar tesis edilirken mağdurların hayati tehlike geçirip geçirmemeleri, iş ve gücünden kalma süreleri, zarar ve tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak hükümlü hakkında ayrı ayrı ceza tayini cihetine gidilmiş, ... ve ...'e karşı eylemler sebebi ile verilen ceza miktarlarının az olduğu belirtilerek verilen mahkumiyet kararı bozulmuş ise de 1412 sayılı CMUK’nın 307. maddesinde temyiz sebepleri, 308. maddesinde kanuna muhalefet halleri belirtilmiş, 5271 sayılı CMK’nın 288 ve 289. maddelerinde temyiz nedenleri ve hukuka kesin aykırılık hâlleri belirtilmiş olup Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmemiş olması nedeniyle CMK’nın 280/1-a-b-c maddelerinde öngörülen usul hükümlerinin tatbikinin söz konusu olmadığı, mevcut olayda delil takdiri sebebi ile Mahkememiz kararının bozulmasına dair karar tesis edilmiş ise de olayda bakılması gereken hususun katılanların mevcut yara sebebi ile hayati tehlike geçirip geçirmemesi, iş ve gücünden kalacak süre, zarar ve tehlikenin ağırlığı hususlarıyla sınırlı olup her mağdur yönünden değerlendirme ayrı ayrı yapıldığı, bozma kararında belirtildiği üzere makul bir ceza tayini kavramı ile verilecek ceza miktarının tespitinin kürsü hâkimince belirlenmesinin mümkün olmadığı, mevcut hususun somut verilere dayanmaması, hangi cezanın makul olarak kabulü gerektiği yönünde yasal düzenleme bulunmaması, üst sınırdan ceza tayin edilmesi gerektiği belirtilen ...'in mevcut eylem sebebi ile hayati tehlike geçirmediği ve 10 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığı dikkate alındığında Mahkememizce tesis edilen kararın usul ve yasaya uygun bulunduğuna ilişkin tam bir vicdani kanaate varılmakla aşağıdaki karar tesis edilmiştir.” şeklinde direnme gerekçesi gösterilmesi ile yetinildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından uyarlama yargılamasının niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.<br />
Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde;<br />
“İşlendiği zamanın kanununa göre cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. İşlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm veya kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hükmolunmuşsa icrası ve kanunî neticeleri kendiliğinden ortadan kalkar.<br />
Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz olunur.”,</p>

<p>01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde ise;</p>

<p>“1- İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar.</p>

<p>2- Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.</p>

<p>3- Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.</p>

<p>4- Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.”</p>

<p>Şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Her iki maddede de; ceza hukukunun en önemli ilkesi olan, ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması, “geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine yer verilmiştir.</p>

<p>Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren yasa, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınacaktır.<br />
Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda; “adli para cezasını öngören yasanın, hapis cezasını kabul eden yasaya göre”, aynı nev’i ceza içeren yasalardan; “üst sınırların aynı olması hâlinde alt sınırı az olan yasanın”, “alt sınırları aynı olması hâlinde üst sınırı az olan yasanın”, “alt ve üst sınırlarının farklı olması durumunda ise üst sınırı az olan yasanın” lehe olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Lehe yasanın tespiti açısından bu ölçütlere yeni kriterler eklenmesi yönündeki görüş ve uygulamalar, öğreti ve yargısal kararlara da konu olmuş, değişen ceza mevzuatı karşısında dahi hâlen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 tarihli ve 23–9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da, “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin farklı olması hâlinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde, lehe yasanın tespitinde başvurulacak yöntem belirtilmiştir.</p>

<p>Öğretide de anılan İçtihadı Birleştirme Kararındaki ilke benimsenerek, uygulanma olanağı bulunan tüm yasaların leh ve aleyhteki hükümleri birlikte ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren yasanın belirlenip hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür. (S. Dönmezer–S. Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, c. 1, 11. Bası, s. 167; S. Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, s. 64; M. E. Artuk- A. Gökçen– A. C. Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, c. 1, s. 221.)</p>

<p>Hukukumuzda lehe yasanın tespiti yöntemine ilişkin herhangi bir pozitif hukuk normunun bulunmaması nedeniyle, lehe yasa, 1412 sayılı CMUK'nın, mahkûmiyet hükmünün yorumunda doğan tereddüdün giderilmesi bakımından hâkimden karar istenmesi yöntemini düzenleyen 402. maddesi uyarınca yapılmakta iken, her ikisi de 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 04.11.2004 tarihli ve 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98 vd. maddelerinde, lehe yasanın saptanması ve uygulanmasında başvurulacak yöntemle ilgili ayrıntılı hükümler getirilmiştir.<br />
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98. maddesinin birinci fıkrasında; “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.” hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun'un 101. maddesinde ise, cezanın infazı sırasında, 98 ilâ 100. maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararların duruşma yapılmaksızın verileceği ve bu kararların itiraza tabi olacağı belirtilmiştir. Görüldüğü gibi, 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi, herhangi bir ceza normunun, hükmün kesinleşmesinden sonra değişmesi hâlinde yapılacak uyarlama yargılamasına ilişkin genel bir düzenlemeyi içermektedir.</p>

<p>5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeyle, bir kanunun tamamen yürürlükten kaldırılıp yerine başka bir kanunun yürürlüğe girmesinden sonra lehe olan kanunun tespiti bakımından, sabit kabul edilen olaya, suçtan önceki ve sonraki kanunların ilgili tüm hükümlerinin birbirine karıştırılmaksızın bir bütün hâlinde uygulanıp ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesi ve bunların karşılaştırılması gerektiği yönünde özel bir düzenleme yapılmıştır. Ancak bu karşılaştırmada, hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlarla, hükmün infazına ilişkin normlar birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu değerlendirmede hüküm tesisi aşamasında uygulanması gereken düzenlemelerin aynı kanun kapsamında bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, sadece bir kanun değil bir müesseseyle ilgili düzenlemelerin yer aldığı kanunlar birlikte değerlendirilecektir.</p>

<p>Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarihli ve 162-173 sayılı kararında belirtildiği üzere, sonradan yürürlüğe giren kanunun, suçun unsurlarını değiştirmesi, suça etkili hâlleri yeniden düzenlemesi, ceza miktarlarını öncekinden farklı alt ve üst sınırlar arasında belirlemesi gibi durumlarda, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bakımından doğuracağı sonucun bir mahkeme kararı ile saptanması gerekir. Bu durumda “mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması” veya kısaca “uyarlama yargılaması” denilebilecek bir yargılama faaliyetine ihtiyaç vardır. Her yargılama faaliyeti gibi bu da bir davanın varlığını gerektirir.</p>

<p>Bu yargılama gerçekleştirilirken, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılması, kanıt toplanması veya takdir hakkının öncekinden farklı biçimde ve kanunda öngörülen alt sınırın üzerinde ceza tayin edilerek kullanılması söz konusu ise ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki kanun ile doğmuşsa, kanun koyucunun “derhal uygulanabilirlik” kavramıyla amaçladığının dışında kalan bu gibi hâllerde yargılamanın duruşmalı yapılması zorunludur. Bunun dışındaki hâllerde ise evrak üzerinde inceleme yapılarak karar vermek olanaklı hâle gelebilecektir.</p>

<p>Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılama, sonraki kanunun lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü talî bir yargılama olup uyarlama yargılamasında önceki karar dışına çıkılamayacak, kesinleşen karardaki suça konu sabit eyleme uygulanma olanağı bulunan yeni kanundaki hükümler bütünüyle tatbik olunduktan sonra yeni kanunun lehe sonuç doğurduğunun saptanması hâlinde, hükümlünün bu sonuçtan faydalanması için infaza konu olabilecek nitelikte bir hüküm kurulmasıyla yetinilecektir.</p>

<p>Uyarlama yargılaması, ister 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine, isterse 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesine göre yapılsın, yargılama sonucunda verilen karar esas itibarıyla infazı ilgilendiren ve etkileyen bir karar niteliğindedir. Uyarlama yargılamasının 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi uyarınca yapıldığı hâllerde verilen karar aynı Kanun'un 101. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna; 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre yapıldığı hâllerde ise, bu Kanun'da açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle genel hükümler uygulanmak suretiyle temyiz yasa yoluna tabi olacaktır. 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesinin uygulandığı hâllerde hükmün temyiz yasa yoluna tabi olması, verilen kararın infaza ilişkin bir karar olma niteliğini değiştirmeyecektir.</p>

<p>Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesine göre; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır.” Kuşkusuz bu zorunluluk, uyarlama yargılaması sonunda verilen kararlar bakımından da geçerlidir. Ancak bu yargılamanın amacı, kesinleşmiş hükümde suç olduğu saptanan olaya ilişkin lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması ile sınırlı olduğundan, yeniden bir olay yargılaması yapılmasını gerektiren ayrıksı durumlar dışında, önceki yargılamada iddia ve savunma olarak ileri sürülen görüşler ile delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. Buna mukabil sonradan yürürlüğe giren yasaya göre kurulacak mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, 5271 sayılı Ceza Yargılaması Kanunu’nun 230. maddesine uygun olarak, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, bunun nitelendirmesinin yapılması, Ceza Kanunu’nda öngörülen sıra ve esaslara göre cezanın ve ayrıca cezaya mahkûmiyet yerine veya yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine ya da ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine dair dayanakların gösterilmesi zorunludur.</p>

<p>Somut olayda ise, 5237 sayılı TCK’nın hükümlü lehine sonuç doğurduğu kabul edilip yeni bir uygulama yapılmış, buna ilişkin direnme kararına konu hükmün gerekçe bölümünde, dosyanın geçirdiği aşamalar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.04.2014 tarihli ve 5384-2180 sayılı bozma ilamı ve katılan ... ile inceleme dışı katılanlar ..., ... ve ...’in adli rapor içerikleri özetlendikten sonra, hükümlünün 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesinden önce işlediği suça ilişkin olarak, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin ne olduğu, hangi maddi ve hukuki gerekçelerle hukuki nitelendirmesinin yapıldığı, haksız tahrik nedeni oluşturan olay ve indirim oranı konularına dair herhangi bir açıklamada bulunulmaması ve yine 5237 sayılı TCK ile 765 sayılı mülga TCK’nın olayla ilgili bütün hükümlerinin Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde uygulanması ile ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılmasının yapılmaması karşısında, lehe olan hükmün belirlenmesine ilişkin olarak Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe gösterilmediği kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla diğer yönleri incelenmeyen direnme kararına konu hükmün bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle</p>

<p>1- Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.12.2014 tarih ve 181-502 sayılı direnme kararına konu hükmün Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içermediğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.05.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017181-e-2019443-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="76532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2022/8902 E., 2024/1509 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20228902-e-20241509-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20228902-e-20241509-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 06.03.2024 tarihli, 2022/8902 E., 2024/1509 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/8902 E., 2024/1509 K.</strong></p>

<p>"İçtihat Metni"<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/88 E., 2021/165 K.</p>

<p>Hükümlü hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.12.1999 tarihli ve 1999/145 Esas, 1999/250 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 450 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 62 nci maddesini birinci fıkrası, 59 uncu madesi, 31 inci maddesi, 33 üncü maddesi gereğince 16 yıl 8 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 03.07.2000 tarihli ve 2000/1174 Esas, 2000/2184 Karar sayılı kararıyla onanarak hükmün kesinleşmesi üzerine uyarlama yargılaması neticesinde Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.04.2016 tarihli 1999/145 Esas 1999/250 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26.01.2021 tarihli ve 2020/1417 Esas, 2021/352 Karar sayılı kararıyla hükmün bozulması üzerine Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.06.2021 tarihli 2021/88 Esas 2021/165 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince 14 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Hükümlü müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanık hakkında teşebbüs nedeniyle daha az ceza verilmesi gerektiğine, takdiri indirim hükümlerinin uygulanması gerektiğine vesaire ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
Hükümlü hakkında tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 765 sayılı Kanun’un 450 ve 62 maddeleri uyarınca kurulup Yargıtay 1. Ceza Dairesince onanmak suretiyle kesinleşen hükmünden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9 uncu maddesi uyarınca yeniden duruşma açılarak yapılan inceleme sonucu kurulan hükümde herhangi bir hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.06.2021 tarihli ve 2021/88 Esas, 2021/165 Karar sayılı kararında hükümlü müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden hükümlü müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>06.03.2024 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>İncelemesi yapılan davada hukuki uyuşmazlık konusu uyarlama yargılamasında belirli sınırlar arasında uygulama yapılırken ilk verilen cezadaki oranlara ne derece uyulması gerekeceği yolundadır.</p>

<p>Hükümlü hakkında 765 sayılı Yasa 454/4, 62 nci maddeler uyarınca 20 yıl ağır hapis cezası verilmiş 59 uncu maddeler uyarınca da 1/6 oranında indirim yapılmıştır.<br />
Uyarlama yargılaması yapan Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi TCK 82/1-a maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet, 5237 sayılı Yasa 35/2 nci madde uyarınca 17 yıl hapis cezası ve TCK'nın 62 nci maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yaparak sonuçta 14 yıl 2 ay hapis cezası vermiştir.</p>

<p>765 sayılı Yasa'nın 62 nci maddesi tam teşebbüsü düzenlemiş ve alt sınırını 20 yıl geçici hapis cezası olarak tanımlamıştır. En önemlisi 765 sayılı Yasa'nın tam teşebbüs kavramında eyleme yönelik olarak failin elinden gelen bütün icrai hareketleri bitirmesi ve fakat sonucun meydana gelmemesi kıstası konulmuştur. Oysa 5237 sayılı Yasa 35 inci madde de tehlike ve zararın ağırlığını kıstas almıştır.</p>

<p>Bu minvalde uyarlama duruşması yapılırken 23.02.1938 tarihli 23-9 sayılı içtihati birleştirme kararı ve 5252 sayılı Yasa 9 uncu maddeler dikkate alındığında esasen delil tartışmasına ve suç nitelendirmesine gerek olmayacaktır. Karşılaştırma yaparken de önceki hükümde alt sınırdan ceza verilmiş ise uyarlama yargılamasında da alt sınırdan hüküm kurulmalı takdir teştid uygulanmış ise yeni yasada ceza verirken bu orana dikkat edilmelidir.</p>

<p>Bu çerçevede mevcut davada yeni yasa teşebbüse sanık lehine bir kıstas daha getirmiş eylemin icra hareketinin bitmesi ile beraber ayrıca ceza miktarının zarar ve tehlikenin ağırlığına göre belirleneceğini bildirmiştir. 765 sayılı Yasa 62 nci madde de sadece eyleme yönelik icra hareketlerinin bitmesini kıstas olarak aldığına göre ve orada hükümlüye alt sınırdan 20 yıl ceza verildiğine göre bunun ötesinde de yeni TCK da tek koşul bu olmadığına göre 765 sayılı Yasa'da ki iki maddelik aleyhe teşebbüs düzenlemesi sanığa fazla ceza olarak yüklenemez. Netice de teşebbüs uygulaması yapılırken sanık için alt sınırdan uygulama yapılmalıdır.</p>

<p>Bu gerekçelerle uyarlama yargılamasında sanık için teşebbüs derecesinde alt sınırdan uzaklaşılarak yeniden delil değerlendirmesi yapacak şekilde fazla ceza tayini ile verilen karar hakkında onama yolunda görüş bildiren sayın çoğunluğa iştirak etmiyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20228902-e-20241509-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 17:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="26604"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA ÖNCESİ TAŞINMAZIN MUVAZAALI DEVRİ - TAŞINMAZI DEVRALAN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE DAVA AÇMA HAKKI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-oncesi-tasinmazin-muvazaali-devri-tasinmazi-devralan-ucuncu-kisiye-dava-acma-hakki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-oncesi-tasinmazin-muvazaali-devri-tasinmazi-devralan-ucuncu-kisiye-dava-acma-hakki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kural olarak üçüncü kişiler muvazaalı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilir. Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2023/618 E., 2025/231 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/498 E., 2022/446 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.04.2022 tarihli ve<br />
2021/2012 Esas, 2022/6837 Karar sayılı BOZMA kararı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Taraflar arasındaki muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince onanmış, davalılar vekillerinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı ... ...'ın 1991 yılında evlendiklerini, davalı eşin 31.01.2013 tarihinde boşanma davası açtığını, dava konusu taşınmazın evlilik devam ederken müvekkilinin maddi katkılarıyla 2006 yılının Haziran ayında satın alındığını, müvekkilinin İran'da çalışması nedeniyle satış işlemlerinin İstanbul'da yaşayan davalı eş tarafından yapılarak taşınmazın davalı eş adına kaydettirildiğini, boşanma davası açılmadan kısa bir süre önce 12.12.2012 tarihinde bu taşınmazın davalı eş tarafından diğer davalı ...'e satıldığını, bu satış işleminin müvekkilinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştirildiğini ileri sürerek davalı ... adına kayıtlı olan taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı ... ... adına tapuya tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı</p>

<p>5. Davalı ... ... vekili cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmazın bedeli şahsi birikimleri ve kredi kullanarak ödendiğinden müvekkilinin kişisel malı olduğunu, bu taşınmazın alınmasında davacının ekonomik olarak hiçbir katkısının olmadığını, yapılan satış muvazaalı olmayıp gerçek satış niteliğinde olduğunu, davacının hukuki yararının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>6. Davalı ... cevap dilekçesinde; satışın gerçek bir satış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Kararı</p>

<p>7. İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2015 tarihli ve 2013/217 Esas, 2015/100 Karar sayılı kararı ile; davalı ... ...’ın eşi davacı tarafından aldatıldığı iddiası ile 18.01.2013 tarihinde boşanma ve 31.01.2013 tarihinde ise katılma alacağı davası açtığı, bu davalardan kısa süre önce dava konusu taşınmazı devretmesinin mal kaçırma niyetiyle olduğu, taşınmazı devralan davalı ...’in tasarrufunda olan yer için aidat ödemesi gerektiği hâlde ödenmediği de açık olup tüm bunlara göre davalıların bir plan dahilinde ve birlikte hareket ederek temlik işlemini danışıklı olarak yaptıkları gerekçesiyle davanın kabulü ile taşınmazın tapusunun iptaline ve davalı ... ... adına tesciline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Bozma Kararı</p>

<p>8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekillerinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 26.09.2018 tarihli ve 2016/2848 esas, 2018/8260 karar sayılı kararıyla onanmış, bunun üzerine davalılar vekilleri karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>9. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.04.2022 tarihli ve 2021/2012 Esas, 2022/6837 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…1. Davalı ... ... ve ... zorunlu dava arkadaşı olduğundan, ...'in yatırdığı nisbi harç yeterli olup, davalı ... ... tarafından da maktu harç yatırılmış bulunmasına göre, harç eksikliğinden red kararı verilmesi ve buna ilişkin ek kararın onanması hatalı olmuştur.</p>

<p>2. Dava, TBK’nın 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptaline ilişkindir.<br />
Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler.</p>

<p>3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere,muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.</p>

<p>Somut olayda, dava TBK'nın 19. maddesine dayalı olarak açılmıştır. Davacı ile davalı ... ... arasındaki boşanma davası İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 2013/42 Esas 2014/371 Karar sayılı ilamı ile sonuçlanmış, tarafların boşanmalarına karar verilmiş, ancak davacı lehine herhangi bir mali hakka hükmedilmemiştir. Ancak davacı ile davalı ... ... arasında İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı dosyasından mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davası bulunmaktadır. Bu davanın devam ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu halde, mahkemece, İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı davasının sonucunun bekletici mesele yapılarak, bu dava sonunda davacının bir alacağı olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine, aksi durumda yani bir alacağın varlığı halinde ise TBK’nın 19. maddesine göre muvazaa olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak, muvazaanın ispatı durumunda davanın kabulü ile bu alacağı için İİK'283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış isteme yetkisi verilmesine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, maddi yanılgı sonucu onanmasına karar verilmesi hatalı olmuştur …” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
10. İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.11.2022 tarihli ve 2022/498 Esas, 2022/446 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında bozma ilâmında bekletici mesele yapılması istenen İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 E. sayılı dosyasının mal rejiminden kaynaklı katılma alacağı davası olduğu ve eldeki davanın sonucunu beklediği, öncelikle mal rejiminin çözülebilmesi için tapu kaydındaki ihtilafın çözülmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
11. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 E. sayılı dosyasında davacı ile davalı ... (...) arasında görülen mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davasının, eldeki davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesi uyarınca bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>14. Sözleşmeler kural olarak tarafların karşılıklı ve uygun iradeleri ile meydana gelir. Ancak bu irade ile beyan her zaman birbiri ile örtüşmeyebilir. Bu uygunsuzluk hâli istem dışı oluşabileceği gibi, taraflar bilerek ve isteyerek de iradeleri ile beyanları arasında uygunsuzluk yaratabilirler.</p>

<p>15. Muvazaa olarak adlandırılan bu ikinci durum öğreti ve uygulamada çok çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Muvazaa, Türk Hukuk Lûgatı’nda; “Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belge, danışıklı işlem” olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı:Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s. 819). Bilindiği üzere “tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına” muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denilir. Bir başka söyleyişle muvazaa; “açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli (7.10.1953 tarihli ve 8/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı), tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır.”</p>

<p>16. Yukarıdaki tanımların ortak noktasından yola çıkıldığında muvazaalı bir hukuki işlemden bahsedebilmek için; tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti, taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesinin bulunması gerektiği muhakkaktır.</p>

<p>17. Muvazaa, “mutlak muvazaa”, “nispi muvazaa” gibi çeşitli türlere ayrılır. Tarafların gerçekte bir işlem yapmayı düşünmemelerine rağmen, sırf üçüncü kişilere karşı onları aldatmak amacıyla, işlem yapmış gibi gözükmek için, görünürde bir işlem yapmalarına “mutlak muvazaa” denir. Nispi muvazaada ise; taraflar aralarında yaptıkları bir sözleşmeyi kendi iç iradelerine uymayan ve dışarıya karşı yaptıkları başka bir işlemle gizlerler. Bir başka anlatımla, nispi muvazaada taraflar görünürdeki işlem arkasında gerçek iradelerine uygun olmayan gizli bir işlem yaparlar (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 370).</p>

<p>18. Pozitif hukukumuzda muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçlarını düzenleyen bir kanun metni bulunmamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler” başlıklı 19. maddesinde; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. TBK’nın 19. maddesi ile sadece nispi muvazaa düzenlenmiş olup, bu maddede mutlak muvazaa hükme bağlanmamıştır.Toplum ihtiyaçlarının zorlaması ile mutlak muvazaa öğreti ve uygulamada yerini almış, bu husustaki ilkeler yargısal içtihatlarla şekillenmiştir (Eraslan, Özkaya: Açıklamalı- İçtihatlı İnançlı işlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2020, s. 184 vd.).</p>

<p>19. Kural olarak üçüncü kişiler muvazaalı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilir. Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak genel usul kuralı gereğince her davada olduğu gibi anılan bu davada da davacının hukuki yararının bulunması zorunludur. Başka bir anlatım ile üçüncü kişinin muvazaalı işlem ile haklarının zarar uğratıldığının benimsenebilmesi için onun muvazaalı işlemde bulunandan alacaklı olması ve muvazaalı işlemin alacağının ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunması gerekmektedir. Zira davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır.</p>

<p>20. Somut olayda, davalı eş tarafından davacı eşe boşanma ve katılma alacağı davası açıldığı, bu davalardan kısa bir süre önce dava konusu taşınmazın davalı eş tarafından diğer davalı ...’e devredildiği, davacı tarafından katkı payı alacağının engellenmesi amacıyla dava konusu taşınmazın muvazaalı olarak devredildiği ileri sürülerek tapu iptali ve tescil isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Dosyada yer alan tapu kaydından taşınmazın davalılar arasında devredildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>21. İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 E. sayılı dosyası incelendiğinde; davanın davacı ile davalı ... arasında görülen mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davası olduğu ve mahkemenin eldeki dosyayı bekletici mesele yaptığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>22. Uyuşmazlığın çözümü için “bekletici sorun” hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.</p>

<p>23. 6100 sayılı HMK’nın “Bekletici sorun” başlıklı 165. maddesinde;<br />
“ (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.</p>

<p>(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>24. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı, davalı eşin boşanma ve katılma alacağı davası açılmadan kısa bir süre önce dava konusu taşınmazı danışıklı olarak davalı ...’e devredildiği iddiasıyla eldeki davayı açmıştır. Davacının bu davayı açmaktaki amacı, açtığı dava sonucu hak kazanacağı alacağını alabilmeye yönelik olarak, danışıklı olduğunu ileri sürdüğü hukuki işlemlerin kendisi yönünden geçersizliğini sağlayarak alacağına kavuşmaktır. Hukuki yarar bir dava şartı olup, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı davacının alacağının olduğunun saptanması ile mümkün olacaktır. Davacının bir alacağının bulunup bulunmadığı yani hukuki yararının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından davacı ve davalı ... ... arasındaki mal tasfiyesi davasının sonucu beklenmelidir. Bu durumda mahkemece davacıya muvazaa iddiasının kapsamı sorularak mahkemece, mal tasfiyesine ilişkin davanın sonucu beklenmeli, alacağın varlığı sabit olduğu ve muvazaa olgusu ispat edildiği takdirde davanın kabulüne, aksi hâlde davanın reddine karar verilmelidir.</p>

<p>25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davanın muvazaa nedenine dayalı açılan tapu iptal tescil istemine ilişkin olduğu, bu tür davaların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 241. maddesine göre çözümlenmesi gerektiği, bu maddeye göre borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin katılma alacağını karşılamaya yeterli olmadığı hâllerde, alacaklı eşe, kazandırmadan veya devirden yararlanan üçüncü kişiye başvurarak eksik kalan kısmı elde etme olanağı tanıdığı, mal tasfiyesine yönelik davanın sonucunun beklenmesi ve bozma ilâmına TMK’nın 241. maddesinde yer alan düzenlemenin eklenmesi gerektiği, bu nedenle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında belirtilen nedenler yanında açıklanan ilave gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>26. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanunun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere</p>

<p>16.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla ikinci görüşmede karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>"K A R Ş I O Y"</strong></p>

<p>Davacı ... ..., davalı eski eşi... ... aleyhine boşanma davası, ardından da mal rejiminin tasfiyesi davası açtığını, boşanma davasının kabul ile sonuçlanarak kesinleştiğini, mal rejiminin tasfiyesi davasının ise derdest olduğunu, davalı ... ...’ın mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak alacağı sonuçsuz bırakmak için evlilik birliği içinde ortak gelirleri ile satın alınarak adına tescil edilen taşınmazı muvazalı olarak diğer davalı ...’e satış göstermek suretiyle devrettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile davalı eski eşi... adına tesciline karar verilmesini istemiştir.<br />
Yerel mahkemece, davanın kabulü ile davalı ... adına kayıtlı tapunun iptali ile diğer davalı ... adına tesciline karar verilmiş, hükmün davalılarca temyizi ve ardından karar düzeltme itirazı üzerine yüksek özel dairece yazılı gerekçelerle bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>Davacının talebinin, mal rejiminin tasfiyesi sonucu çıkması muhtemel alacağı sonuçsuz bırakmak amacıyla yapılan muvazalı taşınmaz devrinin iptali ile önceki malik davalı eski eş... adına tesciline ilişkin olduğu, gerek özel daire gerekse Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından kabul edilmektedir. Yine mal rejiminin tasfiyesi davasının bekletici mesele yapılması ile tapu iptal ve tescil yerine davacı alacaklıya haciz ve satış istemi yetkisinin verilmesi yönündeki özel daire ve Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne aynen katılmaktayız.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi, muvazalı işlemlere ilişkin düzenleme içeren çatı madde olmakla birlikte, uygulamada olayın türüne ve hukuki niteliğine göre, yasal düzenleme ile ya da geliştirilen yargısal içtihatlarla amacına uygun adil ve hakkaniyetli çözümler üretilmektedir. Nitekim özel daire ve HGK’nın sayın çoğunluğu, tapu sicilinin tamamen iptali yerine 2004 sayılı İİK’nın 283/1 maddesinin kıyas yoluyla uygulanmasıyla muvazanın belirlenmesi hâlinde davacıya haciz ve satış isteme yetkisinin verilmesini belirtmekle bu düşünceyi kabul etmektedir. Benzeri uygulama, miras hukukunda olup muvazalı işlemlerde, işlemin tamamen iptali yerine miras payı gözetilerek karar verilmesi bu yaygın uygulamaya emsaldir. Direnmeye konu muvaza ise aile hukukuna ilişkin olup buna yönelik özel yasal düzenleme mevcuttur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 241/1 maddesinde aynen “Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları… karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan 3. kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir” şeklinde açık hüküm bulunmaktadır.</p>

<p>HGK’nın sayın çoğunluğunun bozma yönündeki görüşüne aynen katılmakla birlikte kanaatimizce; mevcut bozma kararına, davacı lehine tasfiye alacağının ve davalılar arasında muvazalı işlemin belirlenmesi durumunda davacıya, davalı eski eşi...’dan tahsil edemediği miktarla ve yapılan muvazalı kazandırma ile sınırlı olarak diğer davalı ...’ya başvurmasının gerektiği yönünde açıklama yapılması daha uygun olacaktır. Başka bir anlatımla, davalı eski eş...’ın mal varlığının mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak borcunu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda yukarıda anılan TMK’nın 241/1 maddesi uyarınca eksik kalan miktarla sınırlı olarak lehine muvazalı kazandırma yapıldığı belirlenen diğer davalı ...’dan tahsilinin talep edilmesi gerekir. HGK’nın bozma kararına mevcut hâliyle uyularak yerel mahkemece bu doğrultuda karar verilmesi hâlinde, davacı lehine mal rejiminin tasfiyesi davası sonucu doğacak alacağının tamamından direnmeye konu davanın her iki davalısı da müteselsilen sorumlu olacaktır ve davacı alacaklı eşe, TMK’nın 241/1 maddesinin açık hükmüne aykırı olarak, alacağının tamamını asıl borçlu eski eş...'dan talep etmeden diğer davalı ...’dan isteme yolu açılacaktır. Bu durum, 2004 sayılı İİK’nın 45. maddesine ve alacağın asıl borçludan istenmeden kefilden istenemeyeceği yönündeki benzer nitelikli yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına da aykırıdır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar nedeniyle, HGK’nın Sayın Çoğunluğunun bozma yönündeki görüşüne aynen katılmakla birlikte, az yukarıda belirtilen hususların da ilave edilmesinin daha isabetli olacağı düşüncesindeyiz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-oncesi-tasinmazin-muvazaali-devri-tasinmazi-devralan-ucuncu-kisiye-dava-acma-hakki</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="12422"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dava Şartı Arabuluculukta Taraf Yanılgısı ve Mahkemeye Erişim Hakkı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dava-sarti-arabuluculukta-taraf-yanilgisi-ve-mahkemeye-erisim-hakki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dava-sarti-arabuluculukta-taraf-yanilgisi-ve-mahkemeye-erisim-hakki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Dava Şartı Arabuluculukta Taraf Yanılgısı ve Mahkemeye Erişim Hakkı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow"><i>AYM’nin Coşkun Arıcan ve Diğerleri Kararı Üzerine Eleştirel Bir İnceleme</i></a></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow">Bireysel Başvuru No: 2022/52228</a> • Karar: 18 Şubat 2026</strong></p>

<p>Resmî Gazete: 6 Ağustos 2026, Sayı 33332</p>

<p><strong>TEMEL TEZ </strong>Karar, dava şartı arabuluculuğu etkisizleştiren genel bir esneklik kuralı değil; kabul edilebilir taraf yanılgısının giderildiği, gerçek işverenle arabuluculuğun tamamlandığı ve uyuşmazlığın esasının görülmesine engel kalmadığı istisnai durumda ölçülülük denetimidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Öz</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, Coşkun Arıcan ve Diğerleri kararında, işe iade davasının gerçek işveren yönünden dava şartı olan arabuluculuk dava açılmadan önce tamamlanmadığı gerekçesiyle usulden reddedilmesini, mahkemeye erişim hakkına aykırı bulmuştur. Karar, arabuluculuğun zorunlu bir ön koşul olmasını sorgulamamakta; bu koşulun, kabul edilebilir taraf yanılgısı ve sonradan gerçekleştirilen arabuluculuk karşısında katı biçimde uygulanmasının başvurucuya yüklediği külfeti denetlemektedir. Bu çalışma, kararın normatif çerçevesini, Mahkemenin gerekçesini ve karar hakkında yayımlanan destekleyici ve eleştirel görüşleri birlikte incelemektedir. Çalışmanın vardığı sonuç, kararın isabetli fakat dar yorumlanması gereken bir anayasal düzeltme olduğudur. Organik bağ tek başına yeterli değildir; dürüstlük kuralına uygun yanılgı, gerçek tarafın savunma imkanının korunması, arabuluculuğun fiilen tamamlanması ve ret hâlinde doğacak külfetin somutlaştırılması birlikte aranmalıdır.</p>

<p><strong>1. Giriş</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava şartı arabuluculuk, uyuşmazlıkların mahkeme önüne taşınmadan önce barışçıl biçimde çözülmesini teşvik eden ve yargılamanın maliyetini azaltmayı amaçlayan bir usul kurumudur. Bununla birlikte kurumun dava şartı niteliği, arabuluculuğa hiç başvurulmaması ile başvurunun yanlış kişiye yöneltilmesi, tarafın eksik gösterilmesi veya gerçek tarafın yargılama sırasında belirlenmesi gibi hallerde mahkemeye erişim hakkıyla gerilim yaratabilir. Bu gerilim, özellikle işe iade uyuşmazlıklarında kısa hak düşürücü süreler ve ekonomik bakımdan zayıf tarafın korunması gereği nedeniyle belirgindir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 18 Şubat 2026 tarihli Coşkun Arıcan ve Diğerleri kararı, bu gerilimi somut bir taraf yanılgısı üzerinden ele almaktadır. Başvurucu işçi, aynı ticari yapılanma içinde ve benzer unvanlarla faaliyet gösteren iki şirketten yanlış olanına karşı önce arabuluculuğa başvurmuş, ardından işe iade davası açmıştır. Gerçek işveren yargılama sırasında belirlenmiş; ilk derece mahkemesi HMK 124.md uyarınca taraf değişikliğine izin vererek gerçek işverenle arabuluculuğun tamamlanmasını sağlamış ve davayı esastan kabul etmiştir. Bölge adliye mahkemesi ise dava açılmadan önce gerçek işverenle arabuluculuk yapılmadığı gerekçesiyle davayı kesin olarak usulden reddetmiştir.</p>

<p>Karar hakkında aynı gün yayımlanan görüşler iki ana eksende ayrışmaktadır. Destekleyici yaklaşım; uyuşmazlığın esasına ulaşmayı, usul ekonomisini ve kabul edilebilir yanılgıyı öne çıkarmaktadır. Eleştirel yaklaşım ise; dava şartının dava tarihinde mevcut olması gerektiğini, bunun sonradan tamamlanamayacağını ve İş Kanunu 20.md’deki yeniden başvuru olanağının işçinin hakkını koruduğunu savunmaktadır. Bu çalışma, AYM’nin kararını bu karşıt tezler arasına yerleştirerek kararın gerçek kapsamını ve uygulamadaki sınırlarını belirlemeyi amaçlamaktadır.</p>

<p><strong>2. Uyuşmazlığın Maddi ve Usuli Seyri</strong></p>

<p>Başvurucu, temizlik işçisi olarak çalışırken iş sözleşmesi 17 Temmuz 2019 tarihinde sona erdirilmiştir. İşçi, E. Güvenlik A.Ş. bünyesinde çalıştığını düşünerek bu şirketle arabuluculuk görüşmesi yürütmüş; anlaşma sağlanamayınca 19 Ağustos 2019 tarihinde işe iade ve boşta geçen süre ücreti talepli dava açmıştır. Davalı şirket, başvurucunun gerçek işvereninin E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. olduğunu savunmuştur (AYM kararı, §§ 5-6).</p>

<p>Başvurucu; iki şirketin ticari adres, yönetici ve ortaklarının aynı olduğunu, davacının eğitim düzeyi ve şirket unvanlarının benzerliği nedeniyle muhatapta yanıldığını ileri sürmüştür. Kocaeli 4.İş Mahkemesi bu yanılgıyı kabul edilebilir bularak HMK 124/4.md uyarınca taraf değişikliğine izin vermiş, gerçek işverene karşı arabuluculuğa başvurulması için kesin süre tanımıştır. Gerçek işveren vekilinin de katıldığı görüşmeler 2 Mart 2020 tarihinde anlaşmama ile sonuçlanmış ve şirket davaya dahil edilmiştir. Mahkeme, taraf delillerini topladıktan sonra fesih için geçerli veya haklı neden bulunmadığı sonucuyla davayı kabul etmiştir (AYM kararı, §§ 7-9).</p>

<p>Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi, iki şirketin ayrı tüzel kişilikler olduğu ve gerçek işverene karşı arabuluculuğun dava açılmadan önce yürütülmediği gerekçesiyle ilk derece kararını kaldırmış; dava şartı yokluğu nedeniyle kesin olarak usulden ret kararı vermiştir. Daireye göre zorunlu arabuluculuk, sonradan taraf değişikliği veya dâhilî dava yoluyla aşılamazdı (AYM kararı, §§ 10-11).</p>

<p><strong>KRONOLOJİNİN ÖNEMİ </strong>Karardaki anayasal sorun, arabuluculuğa hiç başvurulmamasından değil; yanlış tarafa yöneltilen başvurunun ardından gerçek işverenle arabuluculuğun tamamlanmasına ve savunma hakkının kullanılmasına rağmen davanın yine de usulden reddedilmesinden doğmuştur.</p>

<p><strong>3. Normatif Çerçeve</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, üç düzenlemenin birlikte yorumlanmasını gerektirir: İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki dava şartı arabuluculuk, HMK’daki iradî taraf değişikliği ve İş Kanunu’ndaki işe iade süreleri. AYM’nin ölçülülük değerlendirmesi, bu kurumlardan hiçbirini tek başına mutlaklaştırmadan aralarındaki ilişkiyi kurmaktadır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td width="133">
   <p><strong>Düzenleme</strong></p>
   </td>
   <td width="229">
   <p><strong>Temel işlev</strong></p>
   </td>
   <td width="261">
   <p><strong>Somut olaydaki rol</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td width="133">
   <p><strong>7036 sayılı Arabuluculuk Kanunu 3 ve 9.md</strong></p>
   </td>
   <td width="229">
   <p>İşe iade ve işçilik alacaklarında arabulucuya başvuruyu dava şartı kılar; hüküm bulunmayan hâllerde HMK’ya gönderme yapar.</p>
   </td>
   <td width="261">
   <p>Dava şartının korunması ile HMK 124.md’nin uygulanabilirliği arasındaki bağlantıyı kurar.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="133">
   <p><strong>HMK 124/3-4.md</strong></p>
   </td>
   <td width="229">
   <p>Dürüstlük kuralına aykırı olmayan veya kabul edilebilir yanılgıya dayanan taraf değişikliğine rıza aranmaksızın izin verir.</p>
   </td>
   <td width="261">
   <p>Yanlış tüzel kişiye yöneltilen davanın doğru tarafa çevrilmesini ve esas incelemenin sürmesini mümkün kılar.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="133">
   <p><strong>4857 sayılı İş Kanunu 20.md</strong></p>
   </td>
   <td width="229">
   <p>İşe iade talebi için kısa başvuru ve dava süreleri öngörür; doğrudan dava nedeniyle ret sonrasında iki haftalık yeni arabuluculuk imkânı tanır.</p>
   </td>
   <td width="261">
   <p>Retten sonra baştan başlama seçeneğini gündeme getirir; fakat bunun mevcut yargılamanın reddini her durumda ölçülü kılıp kılmadığı ayrıca incelenir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="133">
   <p><strong>Anayasa 13 ve 36.md</strong></p>
   </td>
   <td width="229">
   <p>Hak sınırlamalarını kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük denetimine tabi tutar; mahkemeye erişimi güvence altına alır.</p>
   </td>
   <td width="261">
   <p>Usul kuralının somut olayda başvurucuya aşırı ve orantısız külfet yükleyip yüklemediğinin ölçütüdür.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><i>Tablo 1. Uyuşmazlığa uygulanan temel normlar ve işlevleri</i></p>

<p><strong>4. AYM’nin Gerekçesi: Kanunilikten Orantılılığa</strong></p>

<p><strong>4.1. Müdahale, Kanuni Dayanak ve Meşru Amaç</strong></p>

<p>AYM, gerçek işverenle dava öncesinde arabuluculuk yapılmadığı kabul edilerek davanın usulden reddedilmesini mahkemeye erişim hakkına müdahale saymıştır. Müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğunu ve arabuluculuğun uyuşmazlıkların daha kısa sürede, daha az masrafla ve uzlaşma yoluyla çözülmesi şeklinde meşru bir amaç taşıdığını kabul etmiştir (AYM kararı, §§ 24-31). Bu tespit önemlidir: Mahkeme dava şartının kendisini veya arabuluculuk kurumunun meşruiyetini tartışmaya açmamaktadır.</p>

<p><strong>4.2. Ölçülülük ve Anayasal Denetimin Sınırı</strong></p>

<p>AYM, önce kendi denetim sınırını belirlemiştir. Bölge adliye mahkemesinin yorumunun bariz takdir hatası veya keyfilik içerdiğini söylememiş; medeni usul hukuku bakımından hangi yorumun daha isabetli olduğuna karar vermenin kendi görevi olmadığını açıkça belirtmiştir. İnceleme, bu yorumun somut olayda mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğiyle sınırlıdır (AYM kararı, § 36). Dolayısıyla karar, bir kanun yolu denetimi değil, bireysel başvuruya özgü anayasal ölçülülük denetimidir.</p>

<p>Mahkeme, zorunlu arabuluculuğun elverişli ve gerekli olabileceğini kabul ettikten sonra orantılılık üzerinde yoğunlaşmıştır. Usul kurallarında ne hakkaniyeti zedeleyen katı şekilcilik ne de kanuni koşulları anlamsızlaştıran aşırı esneklik benimsenmelidir. Taraf olmayan bir kişiyle arabuluculuk yapıldıktan sonra dava açılması ve gerçek tarafın sonradan belirlenmesi hâli kanunda açıkça düzenlenmemiştir. İş Mahkemeleri Kanunu’nun HMK’ya yaptığı gönderme nedeniyle, olayın özellikleri elverdiği ölçüde HMK 124.md dikkate alınabilir (AYM kararı, §§ 37-40).</p>

<p><strong>4.3. Adil Dengenin Somut Olayda Bozulması</strong></p>

<p>İlk derece mahkemesi, şirketler arasındaki organik bağı, ortak adres ve temsilcileri, başvurucunun kişisel durumunu ve yanlış taraf seçiminin yargılamayı uzatmak bakımından kendisine yarar sağlamayacağını değerlendirerek yanılgıyı kabul edilebilir bulmuştur. Daha sonra gerçek işverenle arabuluculuk yapılmış, şirket davaya katılmış, savunmasını sunmuş ve deliller toplanmıştır. Buna karşılık bölge adliye mahkemesi, bu unsurları ve ret kararının doğurabileceği hak kaybı riskini tartışmadan dava şartının taraf değişikliğiyle aşılamayacağını söylemekle yetinmiştir.</p>

<p>AYM’ye göre bu gerekçe, çatışan menfaatler arasında denge kurmamıştır. Mahkeme ayrıca Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin daha sonraki içtihadına atıf yapmıştır. Söz konusu içtihat, HMK 124.md kapsamındaki iradi taraf değişikliğinden önce yeni tarafa karşı arabuluculuğa başvurulup süreç tamamlanmışsa dava şartının gerçekleştiğinin kabul edilmesini benimsemektedir. Bu çerçevede AYM, istinaf mahkemesinin yorumunu “katı ve aşırı şekilci”, başvurucuya yüklenen külfeti ise aşırı ve orantısız bulmuştur (AYM kararı, §§ 41-43).</p>

<p>İhlalin giderimi için yeniden yargılamaya hükmedilmiş; tazminat talebi, yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Karar oybirliğiyle verilmiştir (AYM kararı, §§ 44-46 ve hüküm bölümü).</p>

<p><strong>5. Karar Hakkındaki Görüşler</strong></p>

<p><strong>5.1. Kararı Destekleyen Yaklaşım</strong></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-dava-sarti-arabuluculuk-hakkindaki-guncel-kararinin-degerlendirilmesi" rel="dofollow">Prof. Dr. Rauf Karasu’ya ait değerlendirme</a>, uyuşmazlığın grup şirketleri ve benzer unvanlar bağlamında doğduğunu; işçinin gerçek işvereni başlangıçta tam olarak belirleyememesinin hayatın olağan akışı içinde kabul edilebilir bir yanılgı sayılabileceğini savunmaktadır. Bu görüşe göre HMK 124/3-4.md, maddi hata veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan yanılgıda taraf değişikliğine açıkça imkan verir. İlk derece mahkemesinin taraf değişikliğini kabul ederek uyuşmazlığın esasını incelemesi usul ekonomisine ve hak arama özgürlüğüne uygundur.</p>

<p>Destekleyici görüşün ikinci dayanağı, işçinin yalnızca yeniden arabuluculuğa ve yeni bir davaya yönlendirilebileceği iddiasının pratik yargılama sürelerini göz ardı etmesidir. İşe iade davasının geçimle doğrudan bağlantısı, yıllar sonra sürecin yeniden başlatılmasını teorik olarak mümkün fakat fiilen ağır bir çözüm hâline getirebilir. Bu nedenle arabuluculuğun amacı, hakkın esasına ulaşmayı engelleyen bir şekil bariyerine dönüşmemelidir.</p>

<p><strong>5.2. Eleştirel Yaklaşım</strong></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinden-arabuluculukla-ilgili-hatali-hak-ihlali-karari" rel="dofollow">Av. M.Turgay Bilge’nin değerlendirmesi,</a> taraf değişikliğinin HMK 124.md’ye uygun olabileceğini kabul etmekle birlikte, gerçek işveren yönünden arabuluculuğun dava açılmadan önce gerçekleştirilmemesini giderilemez bir dava şartı eksikliği saymaktadır. Bu görüş, 7036 sayılı Kanun 3.md’nin açık lafzına ve dava şartlarının dava tarihinde bulunması gerektiği düşüncesine dayanır. Usul ekonomisi ve temel hakların, açık kanuni zorunluluğun yerine geçemeyeceği; aksi yorumun hukuki belirlilik ve eşitlik sorunları doğuracağı ileri sürülmektedir.</p>

<p>Eleştirinin ikinci ayağı, İş Kanunu 20.md’de yer alan özel imkandır. Buna göre arabulucuya başvurmadan doğrudan açılan işe iade davası usulden reddedilirse, kesinleşen ret kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir. Eleştirel görüş, başvurucunun bu yolu kullanarak gerçek işveren aleyhine yeni dava açabileceğini, dolayısıyla nihai bir hak kaybı bulunmadığını savunmaktadır. Ayrıca AYM karar metnindeki “ara buluculuk” yazımı gibi terminolojik hatalar üzerinden kararın teknik özenini eleştirmektedir.</p>

<p><strong>6. Eleştirel Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>6.1. Kararın İsabetli Yönü: Şekil ile İşlev Arasındaki Bağ</strong></p>

<p>Kararın en güçlü yanı, dava şartının lafzını yok saymadan işlevini sorgulamasıdır. <strong>Arabuluculuk, doğru tarafların uzlaşma ihtimalini dava öncesinde sınamasını amaçlar.</strong> Somut olayda gerçek işverenle arabuluculuk yapılmış, anlaşma sağlanamamış, gerçek işveren davaya katılmış ve savunma hakkını kullanmıştır. Bu aşamadan sonra davanın sırf ilk başvurunun yanlış tüzel kişiye yöneltilmiş olması nedeniyle reddi, arabuluculuğun işlevsel amacına ek bir katkı sağlamamaktadır. Buna karşılık işçi bakımından yıllar süren yargılamanın ve esasa ilişkin kabul kararının bütünüyle etkisizleşmesi sonucunu doğurmaktadır. Araç ile amaç arasındaki denge bu noktada bozulmaktadır.</p>

<p>Üstelik AYM’nin yaklaşımı, karar tarihinde oluşmuş Yargıtay içtihadıyla aynı yöndedir. Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 27 Kasım 2023 tarihli E.2023/13746, K.2023/18101 sayılı kararında; iradi taraf değişikliğinin yeni tarafa karşı yeni bir dava açılması gibi sonuç doğurduğu, yeni tarafa yönelmeden önce arabuluculuğa başvurulmuşsa dava şartının gerçekleşmiş sayılabileceği belirtilmiştir. 15 Ekim 2024 tarihli E.2024/8908, K.2024/13583 sayılı karar da benzer yaklaşımı sürdürmüştür. Bu içtihatlar, AYM’nin sonucunu kanuni dava şartını ortadan kaldıran bir yenilik olmaktan çıkarıp, usul kurumlarını uyumlu yorumlayan bir çizgiye yerleştirmektedir.</p>

<p><strong>6.2. Kararın Dar Yorumlanması Gereken Yönü</strong></p>

<p>Bununla birlikte karar, yanlış tarafa yapılan her arabuluculuk başvurusunun doğru tarafa karşı yapılmış sayılacağı biçiminde genişletilemez. AYM’nin sonucu, birden çok unsurun birlikte bulunmasına dayanmaktadır: şirketler arasında objektif karışıklık yaratabilecek ilişki ve benzerlik; yanılgının dürüstlük kuralına aykırı olmaması, HMK 124.md koşullarının mahkemece gerekçeli biçimde kabul edilmesi; gerçek tarafla arabuluculuğun tamamlanması, gerçek tarafın davaya usulüne uygun katılması ve savunma hakkının korunması, ayrıca ret halinde başvurucu üzerinde doğacak ağır sonuç.</p>

<p>Bu koşullardan biri eksikse farklı sonuca ulaşılabilir. Örneğin davacı gerçek işvereni bildiği halde stratejik olarak başka bir tüzel kişiyi seçmişse, gerçek işverenle arabuluculuk hiç yapılmamışsa, taraf değişikliği talebi davayı kaybetme ihtimali ortaya çıktıktan sonra kötü niyetle ileri sürülmüşse veya yeni tarafın savunma imkânı zedelenmişse, dava şartının yerine getirildiği söylenemez. Organik bağ, tüzel kişilik perdesini kendiliğinden kaldıran veya arabuluculuk taraflarını özdeşleştiren bağımsız bir ölçüt değildir.</p>

<p><strong>6.3. İki Haftalık Yeniden Başvuru Olanağı Eleştiriyi Karşılar mı?</strong></p>

<p>İş Kanunu 20.md’deki iki haftalık yeniden başvuru olanağı, eleştirel görüşün en ciddi argümanıdır. Bu hüküm, doğrudan dava açan işçinin hak düşürücü süre nedeniyle tamamen korumasız kalmasını önler. Ne var ki bu imkanın varlığı, mevcut yargılamanın reddini otomatik olarak ölçülü hale getirmez. Ölçülülük incelemesi yalnızca teorik olarak yeni bir dava açılıp açılamayacağına değil; başvurucunun aynı hakkı etkili biçimde kullanabilmek için katlanacağı süre, masraf ve belirsizliğe de bakar.</p>

<p>Somut olayda işçi arabuluculuğu bütünüyle atlamamış, önce yanlış şirketle, yargılama sırasında da gerçek işverenle görüşmüştür. İlk derece mahkemesi delilleri toplayıp esastan karar vermiştir. Bu aşamada kişiyi yeniden arabuluculuğa ve yeni davaya yönlendirmek, gerçekleşmiş işlemleri tekrarlatırken uzlaşma ihtimaline anlamlı bir katkı sunmayabilir. Ayrıca AYM’nin giderimi yeniden yargılamadır; bu nedenle eleştirel yazıda ileri sürülen, iki haftalık sürenin bireysel başvuru sırasında geçmesi yüzünden kararın başvurucuya yarar sağlamayacağı tezi, yeniden yargılamanın ihlali mevcut dava içinde giderme işlevini gözden kaçırmaktadır.</p>

<p>Bununla beraber AYM kararının, İş Kanunu 20.md’deki özel yeniden başvuru mekanizmasını açıkça tartışması gerekçeyi daha güçlü kılabilirdi. Mahkeme, bu yolun neden somut olayda yeterli bir denge sağlamadığını süre, maliyet, uyuşmazlığın niteliği ve tamamlanmış usul işlemleri üzerinden doğrudan açıklasaydı, kararın öngörülebilirliği artardı. Bu eksiklik sonucun değil, gerekçenin kapsamına ilişkin bir eleştiridir.</p>

<p><strong>6.4. Terminoloji Eleştirisinin Ağırlığı</strong></p>

<p>Karar metninde “arabuluculuk” sözcüğünün ayrı yazılması ve bazı kanun atıflarındaki ifade sorunları, yüksek yargı kararlarında beklenen editoryal özen bakımından haklı olarak eleştirilebilir. Ancak yazım hatası ile kararın hukuki gerekçesinin doğruluğu ayrı meselelerdir. Terminolojik kusur, ölçülülük analizini veya kararın dayandığı maddi olguları kendiliğinden geçersiz kılmaz. Eleştiri, kararın esasını tartışan normatif argümanın yerine değil, metin kalitesine ilişkin ikincil bir not olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>SINIR ÇİZGİSİ </strong>Gerçek tarafla arabuluculuğun hiç yapılmadığı bir olay ile arabuluculuğun yargılama sırasında tamamlandığı, taraf değişikliğinin kabul edilebilir yanılgıya dayandığı ve savunma hakkının korunduğu olay aynı değildir. AYM kararının emsal gücü ikinci durumla sınırlıdır.</p>

<p><strong>8. Sonuç</strong></p>

<p>AYM kararı, dava şartı arabuluculuk ile mahkemeye erişim hakkı arasındaki ilişkiyi “kural veya istisna” ikiliğinden çıkarıp somut ölçülülük denetimine taşımaktadır. AYM, arabuluculuğu gereksiz bir şekil olarak görmemiş; kanuni, meşru, elverişli ve gerekli bir ön koşul olduğunu kabul etmiştir. İhlal sonucu, bu ön koşulun somut olayda işlevini yerine getirmiş olmasına rağmen, yalnızca başlangıçtaki kabul edilebilir taraf yanılgısı nedeniyle davanın tümden reddedilmesinden doğmuştur.</p>

<p>Kararı destekleyen görüş, usul ekonomisi ve hakkın özüne erişim bakımından güçlüdür. Eleştirel görüş ise hukuki belirlilik ve dava şartının dava tarihinde mevcut olması ilkesi yönünden dikkate değer bir uyarı taşır. Ancak eleştirinin, gerçek işverenle arabuluculuğun sonradan fiilen tamamlandığını, savunma hakkının korunduğunu, Yargıtay’ın güncel yaklaşımını ve yeniden yargılamanın giderim işlevini yeterince hesaba katmadığı görülmektedir. Buna karşılık AYM’nin İş Kanunu 20.md’deki iki haftalık yeniden başvuru yolunu açıkça tartışmaması, karar gerekçesinde geliştirilebilecek bir noktadır.</p>

<p>Sonuç olarak karar, genel bir dava şartı affı değil; dürüstlük kuralına uygun ve giderilmiş bir taraf yanılgısında, şeklin amacı aşarak mahkemeye erişimi ölçüsüz biçimde sınırlamasını önleyen dar bir anayasal güvencedir. Uygulamada kararın isabetli kullanımı, organik bağ gibi tek bir olguya değil, yanılgının kabul edilebilirliği, arabuluculuğun gerçek tarafla tamamlanması, savunma güvenceleri ve ret kararının somut külfeti hakkında ayrıntılı gerekçeye bağlı olacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/muhip-seyda-isiktac.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Muhip Şeyda IŞIKTAÇ</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça ve İncelenen Belgeler</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>Anayasa Mahkemesi, </strong>Coşkun Arıcan ve Diğerleri, B. No: 2022/52228,</span></a><span style="color:#999999"> 18.2.2026, R.G. 6.8.2026/33332. Klasördeki “Arabuluculuk AYM karari.pdf” ve kararın tam metnini içeren Hukuki Haber çıktısı incelenmiştir.</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> </span><span style="color:#2980b9">https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi</span></a></strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, </strong>27.11.2023, E.2023/13746, K.2023/18101; ilgili bölümler AYM kararında aktarılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, </strong>15.10.2024, E.2024/8908, K.2024/13583; AYM kararında benzer değerlendirme olarak anılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Karasu, Rauf, </strong></span><a href="http://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-dava-sarti-arabuluculuk-hakkindaki-guncel-kararinin-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Anayasa Mahkemesi’nin Dava Şartı Arabuluculuk Hakkındaki Güncel Kararının Değerlendirilmesi”,</span></a><span style="color:#999999"> Hukuki Haber, 6.8.2026. </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-dava-sarti-arabuluculuk-hakkindaki-guncel-kararinin-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-dava-sarti-arabuluculuk-hakkindaki-guncel-kararinin-degerlendirilmesi</span></a></strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Bilge, M. Turgay, </strong></span><a href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinden-arabuluculukla-ilgili-hatali-hak-ihlali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Anayasa Mahkemesinden Arabuluculukla İlgili Hatalı Hak İhlali Kararı”,</span></a><span style="color:#999999"> Hukuki Haber, 6.8.2026. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinden-arabuluculukla-ilgili-hatali-hak-ihlali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinden-arabuluculukla-ilgili-hatali-hak-ihlali-karari</span></a></p>

<p><strong><span style="color:#999999">Hukuki Haber,</span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"> “AYM’den zorunlu arabuluculuk dava şartına ‘orantısız külfet’ değerlendirmesi”,</span></a></strong><span style="color:#999999"> 6.8.2026. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi"><span style="color:#999999">Çevrim içi erişim</span></a></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat, </strong>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 124.md; 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 3 ve 9.md; 4857 sayılı İş Kanunu 20.md; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 13 ve 36.md</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dava-sarti-arabuluculukta-taraf-yanilgisi-ve-mahkemeye-erisim-hakki</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 14:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/anayasa-mahkemsi.jpg" type="image/jpeg" length="72493"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6284 SAYILI KANUN KAPSAMINDAKİ TEDBİR KARARLARINA İTİRAZDA KALIP GEREKÇE YETERLİ Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6284-sayili-kanun-kapsamindaki-tedbir-kararlarina-itirazda-kalip-gerekce-yeterli-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6284-sayili-kanun-kapsamindaki-tedbir-kararlarina-itirazda-kalip-gerekce-yeterli-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>6284 SAYILI KANUN KAPSAMINDAKİ TEDBİR KARARLARINA İTİRAZDA KALIP GEREKÇE YETERLİ Mİ?</strong></p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ’NİN SITKI DEMİRAY KARARI</strong></p>

<p>6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma, yaklaşmama ve iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme gibi tedbir kararları, niteliği gereği çoğu zaman hızlı bir şekilde ve dosya üzerinden verilmektedir.</p>

<p>Tedbir kararının süratle verilmesinin gerekli olması, bu karara karşı yapılan itirazın da şekli ve yüzeysel biçimde incelenebileceği anlamına gelir mi?</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202126309-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 28/11/2024 tarihli Sıtkı Demiray Başvurusu (B. No: 2021/26309) kararı</a>, özellikle bu noktada önem taşımaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarına karşı yapılan itirazlarda, başvurucunun ileri sürdüğü esaslı iddia ve savunmalar değerlendirilmeden soyut ve klişe ifadelerle karar verilmesini gerekçeli karar hakkı yönünden incelemiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Karar, 6284 sayılı Kanun uygulamasında sıklıkla karşılaşılan kalıp gerekçeler bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p><strong>1. 6284 Sayılı Kanun Kapsamında Hangi Tedbirler Verilebilir?</strong></p>

<p>6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, aile içi şiddetin ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla koruyucu ve önleyici tedbir mekanizmaları öngörmektedir.</p>

<p>Kanun kapsamında somut olayın özelliklerine göre;</p>

<p>*Müşterek konuttan uzaklaştırma,</p>

<p>*Korunan kişiye yaklaşmama,</p>

<p>*İletişim araçlarıyla rahatsız etmeme,</p>

<p>*Belirli yerlere yaklaşmama,</p>

<p>*Silahın kolluğa teslim edilmesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>gibi çeşitli tedbir kararları verilebilmektedir.</p>

<p>Bu tedbirler koruyucu ve önleyici nitelikte olmakla birlikte, hakkında tedbir uygulanan kişinin temel hak ve özgürlükleri üzerinde doğrudan sonuçlar meydana getirebilmektedir.</p>

<p>Kanunun korumayı amaçladığı hukuki değer ve tedbirlerin niteliği nedeniyle kararların süratle alınması gerekebilir. Ancak bu özellik, tedbir kararlarının ve özellikle bu kararlara karşı yapılan itirazların etkili bir yargısal denetimin dışında bırakılabileceği anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, tedbir kararının geçici olması, yargısal denetimin de geçici veya şekli olması sonucunu doğurmaz.</p>

<p><strong>2. Gerekçeli Karar Hakkı Neden Önemlidir?</strong></p>

<p>Gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir.</p>

<p>Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı bakımından mahkemenin yalnızca bir sonuca ulaşması yeterli değildir.</p>

<p>Mahkemenin ulaştığı sonucun hangi maddi ve hukuki nedenlere dayandığının da kararın muhatapları tarafından anlaşılabilir ve gerektiğinde denetlenebilir biçimde ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Gerekçeli karar hakkı bu yönüyle;</p>

<p>*Yargısal keyfiliğin önlenmesini,</p>

<p>*Tarafların iddia ve savunmalarının gerçekten değerlendirildiğinin anlaşılmasını,</p>

<p>*Kararların üst derece mahkemelerince etkili biçimde denetlenebilmesini,</p>

<p>*Hukuki güvenlik ve belirliliğin sağlanmasını</p>

<p>amaçlamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin tarafların ileri sürdüğü her iddia ve savunmaya ayrı ayrı ve ayrıntılı cevap vermesi gerektiği anlamına da gelmez.</p>

<p>Asıl önemli olan, uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmaların karşılanmasıdır.</p>

<p><strong>3. Anayasa Mahkemesi’nin Sıtkı Demiray Kararı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202126309-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 28/11/2024 tarihli Sıtkı Demiray kararı</a>nda başvurucu, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararına karşı ileri sürdüğü somut itirazların değerlendirilmediğini ve itiraz merciinin yeterli gerekçe ortaya koymadan karar verdiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi yaptığı değerlendirmede, daha önce Salih Söylemezoğlu ve Erdal Türkmen kararlarında ortaya koyduğu anayasal ilkeler doğrultusunda gerekçeli karar hakkını incelemiştir.</p>

<p>Mahkemenin değerlendirmesinde dikkat çeken husus, bir itiraz hakkında herhangi bir karar verilmiş olmasının tek başına yeterli görülmemesidir.</p>

<p>Önemli olan, verilen kararın içeriğinde başvurucunun esaslı iddia ve savunmalarının gerçekten değerlendirilip değerlendirilmediğidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, itiraz merciinin başvurucunun ileri sürdüğü iddia ve delilleri etkili biçimde tartışmadığını ve şekli değerlendirmelerle yetindiğini belirleyerek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Bu yaklaşım, 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların nasıl incelenmesi gerektiği bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>4. “Usul ve Yasaya Aykırılık Bulunmadığından…” Demek Yeterli mi?</strong></p>

<p>Uygulamada tedbir kararlarına yapılan itirazların zaman zaman oldukça kısa ve standart gerekçelerle reddedildiği görülmektedir.</p>

<p>Örneğin; “Dosya kapsamı incelendiğinde verilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından itirazın reddine…” şeklindeki ifadelerle karşılaşılabilmektedir. Ancak böyle bir gerekçe tek başına;</p>

<p>*Hangi delilin dikkate alındığını,</p>

<p>*İtiraz eden tarafın hangi iddiasının değerlendirildiğini,</p>

<p>*İleri sürülen savunmanın neden kabul edilmediğini,</p>

<p>*Tedbirin devamının neden gerekli görüldüğünü</p>

<p>ortaya koymayacağı kanaatindeyiz.</p>

<p>İşte Sıtkı Demiray kararının önemi burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımına göre, mahkemenin önüne uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek somut bir iddia veya delil getirilmişse, itiraz merciinin bunu gerçekten değerlendirmesi ve ulaştığı sonucu yeterli bir gerekçeyle açıklaması gerekir.</p>

<p>Dolayısıyla “itiraz incelendi, yerinde görülmedi” demek ile itirazı gerçekten yargısal denetime tabi tutmak aynı şey değildir.</p>

<p><strong>5. Tedbirin Hızlı Verilmesi ile İtirazın Etkili İncelenmesi Birbirinden Ayrılmalıdır</strong></p>

<p>6284 sayılı Kanun'un temel amaçlarından biri, şiddet tehlikesi altında bulunan kişinin süratle korunmasıdır. Bu nedenle bazı hâllerde tedbir kararının ilk aşamada hızlı şekilde verilmesinin gerekliliği tartışmasızdır.</p>

<p>İlk kararın süratle verilmesini gerekli kılan nedenlerle, bu karara karşı yapılan itirazın incelenmesi birbirinden ayrılmalıdır. İtiraz mekanizmasının varlık nedeni zaten verilen kararın yeniden yargısal denetime tabi tutulmasıdır.</p>

<p>Hakkında tedbir kararı verilen kişi somut bir delile dayanıyor, kararın maddi temelini tartışıyor veya tedbirin gerekliliği ve ölçülülüğüne ilişkin ciddi itirazlar ileri sürüyorsa, bu hususların hiçbirine cevap vermeden itirazın reddedilmesi, itiraz kanun yolunu yalnızca şeklen var olan bir hukuki güvence hâline getirebilir.</p>

<p>Bu nedenle korumanın süratli olması ile yargısal denetimin etkili olması birbirinin alternatifi değildir. Her ikisinin aynı anda sağlanması hukuk devletinin gereğidir.</p>

<p><strong>6. Kararın 6284 Sayılı Kanun Uygulamasına Muhtemel Etkileri</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202126309-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Sıtkı Demiray kararı</a>, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının denetlenmesinde daha nitelikli bir gerekçe standardının benimsenmesine katkı sağlayabilecek niteliktedir.</p>

<p>Bu karar doğrultusunda özellikle itiraz mercilerinin;</p>

<p>*Başvurucunun uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek nitelikteki iddia ve savunmalarını değerlendirmeleri,</p>

<p>*Sunulan deliller ile tedbirin gerekliliği arasında bağlantı kurmaları,</p>

<p>*Tedbirin devamını gerekli görüyorlarsa bunun nedenlerini ortaya koymaları,</p>

<p>*Ölçülülük yönünden ileri sürülen esaslı itirazları değerlendirmeleri</p>

<p>gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p>Buna karşılık yalnızca dosyanın incelendiğinin ve kararda hukuka aykırılık bulunmadığının belirtilmesi, somut olayın özelliklerine göre anayasal anlamda yeterli bir gerekçe oluşturmayacağını düşünüyoruz. Aksine uygulamalar, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne taşındığında gerekçeli karar hakkı bakımından ihlal sonucuyla karşılaşabilir.</p>

<p><strong>Sonuç: Hızlı Karar, Gerekçesiz Karar Anlamına Gelmez</strong></p>

<p>6284 sayılı Kanun kapsamında öngörülen koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkinliği, şiddetin önlenmesi bakımından son derece önemlidir.</p>

<p>Ancak tedbirlerin etkinliği ile temel haklara ilişkin yargısal güvenceler birbirinin karşıtı olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202126309-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin Sıtkı Demiray kararı</a>, bu açıdan önemli bir sınır çizmektedir: Tedbir kararı hızlı verilebilir fakat bu karara karşı yapılan itirazın incelenmesi şekli olamaz.</p>

<p>İtiraz merciinin görevi yalnızca itirazı kabul veya reddetmek değildir. Uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek esaslı iddia ve savunmaların değerlendirilmesi ve bunların neden kabul edildiğinin veya reddedildiğinin anlaşılabilir bir gerekçeyle ortaya konulması gerekir. Çünkü hukuk devletinde gerekçe, kararın yalnızca biçimsel bir unsuru değildir.</p>

<p>Gerekçe, yargısal denetimin gerçekten yapıldığını gösteren en önemli güvencelerden biridir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6284-sayili-kanun-kapsamindaki-tedbir-kararlarina-itirazda-kalip-gerekce-yeterli-mi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 14:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/aym-themis.jpg" type="image/jpeg" length="57115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/26309 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202126309-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202126309-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 28/11/2024 tarihli ve 2021/26309 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>SITKI DEMİRAY BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/26309)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 28/11/2024</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Saliha AKSOY</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Sıtkı DEMİRAY</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Zayim BİLİR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca verilen tedbir kararına yönelik esaslı iddiaların itiraz mercii tarafından karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, nihai hükmü 14/4/2021 tarihinde öğrendikten sonra 11/5/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>2. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer iddiaları <i>Salih Söylemezoğlu </i>(B. No: 2013/3758, 6/1/2016) ve <i>Erdal Türkmen </i>(B. No: 2016/2100, 4/4/2019) kararlarında incelemiş ve uygulanacak ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararlarda, Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı gereği itiraz merciince başvurucunun beyan ve delillerinin etkili bir şekilde incelenmesi ve karşılanması gerektiğini belirterek söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle başvurucuların gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Somut başvuruda, anılan kararlarda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>3. Başvurucu, ihlalin tespiti ve 10.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama<strong><i> </i></strong>yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (<i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i>, B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için ihlalin niteliği dikkate alınarak manevi zararları karşılığında başvurucuya net 6.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Bakırköy 2. Aile Mahkemesine (E.2021/226 D.İş, K.2021/233) iletilmek üzere Bakırköy 1. Aile Mahkemesine (E.2021/1659 D.İş, K.2021/1641) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 6.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 30.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 28/11/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202126309-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 14:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/ayma-js.jpg" type="image/jpeg" length="80381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2025/751 E., 2025/7469 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2025751-e-20257469-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2025751-e-20257469-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 01.07.2025 tarihli, 2025/751 E., 2025/7469 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/751 E., 2025/7469 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2024/2272 E., 2024/2443 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanması</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince, sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. ...Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve re'sen de istinafa tabi olan hükme yönelik istinaf başvurularının 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>2. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına,</p>

<p>3. Eksik inceleme yapıldığına,</p>

<p>4. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfına ve sübutuna, delillerin değerlendirilmesine, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin takdirlerinde bir isabetsizlik bulunmadığı, mahkemece gerekli araştırmaların yapıldığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş; hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, ...Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesi kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı CMK'nın 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye Dr. ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca ... 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ...Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
01.07.2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(Karşı Oy)</strong></p>

<p><strong>K A R Ş I O Y G E R E K Ç E S İ</strong></p>

<p>08.08.2022 tarihli Arama, Olay tespit, Yakalama ve Muhafaza Altına Alma Tutanağına göre, aynı gün saat 11:15'te şoförü olduğu tırla Türkiye'ye giriş yapmak üzere, Kapıkule Gümrük Sahasına gelen sanığın aracının dorsesinin altında şase demirleri arasına yerleştirilmiş çok sayıda paket olduğunun araç altı gözetim sisteminde görülmesi üzerine gerçekleştirilen detaylı arama neticesinde, dorse altında 6 paket halinde 18,614 gr esrarın ele geçirildiği olayda; yapılan yargılama sonucunda sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçunu işlediğinden bahisle mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, Kapıkule Gümrük Giriş Kapısında yapılan işlemler sırasında sanığın aracında yapılan arama neticesinde uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, görevlilerin müdahalesi nedeniyle sanığın aracında bulunan uyuşturucu maddeyi gümrükten geçiremediği, dolayısıyla sanığın işlediği kabul edilen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.<br />
Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının her hangi bir yerinden sokulması” (........./.......’ten aktaran: ......., Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrük (sınır) kapılarının bulunduğu yerlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrol noktasından herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez. Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibarıyla maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.<br />
Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (Yiğit İltaş, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). Savaş/Mollamahmutoğlu’na göre de, “İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” (Vural Savaş-Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610).</p>

<p>Öte yandan, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin yirmibirinci fıkrasında yer alan ve kaçak eşya ithal etme fiillerini de kapsayan, "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır." hükmü ile 5237 sayılı TCK'nın "Göçmen kaçakçılığı" başlıklı 79. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki, yasal olmayan yollardan yabancıların ülkeye sokulması fiilini de içeren, "Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklindeki hüküm; kanun koyucu tarafından, kaçak eşya veya insanların ülkeye sokulurken ele geçirilmesi ya da yakalanması halinde eylemin "teşebbüs aşamasında" kaldığının kabul edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, Dairemizin yerleşik kararlarında, uyuşturucu madde ithal etme suçunun neticesi harekete bitişik suç olması nedeniyle bu suça teşebbüsün mümkün olmadığı görüşü benimsenmekte ise de; TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrasında, uyuşturucu madde ithal etme suçu bakımından, eylem teşebbüs aşamasında kalsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağına dair bir hükme yer verilmemiş olması, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulurken ele geçirilmesi durumunda, teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Somut olayda, sanığın Türkiye’ye giriş yaparken aracında bulunan uyuşturucu maddeler gümrük işlemleri sırasında, şüphe üzerine görevliler tarafından yapılan aramada ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, sanık elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. Böyle bir durumda suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesi; yurt dışından getirdiği uyuşturucu maddeyi gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçiren kişilerle, görevlilerin kontrolünü aşamaması nedeniyle maddeyi gümrükten geçiremeyen kişilerin aynı hukuki statüye tabi tutulması anlamına geleceği gibi; gümrük görevlilerinin resmi vazifelerini icra ederken yaptıkları uyuşturucu maddeyi ele geçirme işlemine, gereken hukuki değerin verilmemesi sonucuna da yol açacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 188/1. maddesi uyarınca tayin edilen cezadan aynı Kanun'un 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık hakkında ...Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesince verilen hükmün bozulmasına karar verilmesi yerine, temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin çoğunluk kararına iştirak etmiyorum. 01.07.2025<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2025751-e-20257469-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4.jpg" type="image/jpeg" length="63452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 2018/1174 E., 2019/2072 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-20181174-e-20192072-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-20181174-e-20192072-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 03.04.2019 tarihli, 2018/1174 E., 2019/2072 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>20. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/1174 E., 2019/2072 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARLA<br />
İLGİLİ BİLGİLER<br />
Mahkeme : İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi</p>

<p><br />
Temyiz incelemesi, sanıklar ... ve ... müdafilerinin süresindeki istekleri nedeniyle sanıklar ... ve ... hakkında duruşmalı olarak yapılmıştır.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi’nce verilen hüküm sanık ... ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle, temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>... sayılı CMK’nın 288. ve 294.maddelerinde yer alan düzenlemeler ile CMK’nın 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, temyiz dilekçesinde;</p>

<p>Sanık ... müdafiinin; “sanığın uyuşturucu madde kullandığını, yurtdışında daha ucuz olması nedeniyle Fas’tan kullanmak için uyuşturucu madde satın aldığını, uyuşturucu maddeyi ithal etme veya satmak için bulundurma kastının bulunmadığını, mahkeme kararı olmadan yapılan arama ve yakalama işleminin hukuka aykırı olduğunu, sanıkların Ülkemize giriş yapmadan, pasaport kontrolünden geçmeden, gümrüklü sahaya girmeden uçağın kapısında, körükte yakalandıklarını, sanığın henüz yurda giriş yapmadan evvel , etkin pişmanlık çerçevesinde kendi beyanı ile uyuşturucu madde yuttuğunu kolluk kuvvetlerine bildirdiğini, sanığın yurda giriş yapmadan önce, “etkin pişmanlık göstermek suretiyle vücudunda uyuşturucu madde bulunduğunu emniyet yetkililerine bildirmesi nedeniyle, sanığın eyleminin uyuşturucu madde ithal etme suçunu ve TCK 188/3. maddesinde yer alan uyuşturucu madde ticaretini yapma suçunu oluşturmayacağını, suçun maddi ve manevi unsurlarının gerçekleşmediğini, kendi kullanım ihtiyacı için yurtdışından uyuşturucu madde yutarak, ülkeye getiren sanığın üzerinden çıkan uyuşturucu madde miktarının kullanım sınırları içinde kaldığını, mahkemece sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken mahkumiyet hükmü kurulması ve 188/5 hükmü uyarınca cezanın yarı oranında arttırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, sanığın eyleminin olsa olsa TCK’nın 191/1. maddesi uyarınca, “kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurma” suçunu oluşturabileceğini, aksi kanaat halinde ise; sanık hakkında TCK’nın 188/3. maddesi uyarınca ceza tayin edilmesi, TCK’nın 192. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğini, eylemin uyuşturucu madde ithal etme olarak kabulü halinde ise, hakkında TCK 188/1. maddesi uyarınca alt sınırdan ceza tayin edilmesi, TCK’nın 35. ve 192. maddelerinin uygulanması gerektiğini”,</p>

<p>Sanık ... müdafiinin; “sanığın yurtdışında daha ucuz olması nedeniyle kullanmak için Fas’tan uyuşturucu madde satın alarak getirdiğini, daha gümrük kapısından ve sınırdan içeri girmeden samimi bir şekilde midesinde uyuşturucu madde bulunduğunu, işbu uyuşturucu maddeleri kullanmak amacıyla yanında getirdiğini emniyet yetkililerine beyan ettiğini, yurda giriş yapmadan önce, “etkin pişmanlık göstermek suretiyle vücudunda uyuşturucu madde bulunduğunu emniyet yetkililerine bildirmesi nedeniyle, TCK’nın 188/1. maddesi uyarınca, uyuşturucu madde ithal etme suçunun oluşmadığını, tüm sanıkların hiyerarşik bir ilişki içinde birlikte hareket ettiklerine dair somut delil bulunmadığı halde, TCK’nın 188/5. maddesi uyarınca cezanın arttırılmasının kanuna aykırı olduğunu, aksi kabul edilse dahi; pasaport kontrol ve gümrük muayenesinden geçilmemiş olması nedeniyle, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığını, TCK’nın 35. ve TCK’nın 192. maddeleri uyarınca cezadan indirim yapılmamasının ve kanuna ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu”</p>

<p>Sanık ... müdafiinin; “Suçun maddi ve manevi unsurlarının gerçekleşmediğini, uyuşturucu madde ithali suçunun pasaport işlemlerinin tamamlanıp Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra sübuta ereceğini, gümrük memurlarına beyanda bulunduğu sırada uyuşturucu maddeyi gizlemesi ile tamamlanacağını, uyuşturucu maddenin beyandan önce yakalanması halinde ise somut olaya göre bulundurma suçunun oluşacağını, yapılan arama, yakalama işleminin usulsüz ve hukuka aykırı olduğunu, hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını,kendi kullanım ihtiyacı için yurtdışından uyuşturucu madde yutarak, ülkeye getiren sanığın üzerinden çıkan uyuşturucu madde miktarının kullanım için makul kabul edilebilecek bir seviyede olduğunu, sanık hakkında TCK’nın 188/1. maddesinde düzenlenen uyuşturucu madde ithali suçundan beraat kararı verilmesi gerekirken mahkumiyet hükmü kurulması ve 188/5 hükmü uyarınca cezanın yarı oranında arttırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık ... müdafiinin; “Yakalanan esrar maddesinin kişisel kullanım sınırlarında kaldığını, fiziki ve teknik takibin yakalamadan önce başlamasına rağmen uyuşturucu madde ticaretine ilişkin hiçbir delile ulaşılamadığını, mahkeme kararı olmadan yapılan arama ve yakalamanın usule uygun olmadığını, sanıkların Ülkemiz topraklarına ayak basmadan yakalanmaları nedeniyle uyuşturucu madde miktarının kişisel kullanımı aşmaması durumunda ithal suçunun değil, uyuşturucu madde bulundurma suçunun oluşacağını, sanığın diğer sanıklar ..., ......’de ele geçirilen uyuşturucu maddelerle bir ilgisinin olmadığını, ithal suçunun unsurunun oluşmaması nedeniyle, nakletme suçu açısından değerlendirme yapılması, TCK’nın 37, 38 ve 39 maddeleri açısından da değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğini”,</p>

<p>Sanık ... müdafiinin; “atılı suçun maddi ve manevi unsurları itibariyle oluşmadığını ortada bir örgüt yoksa, uyuşturucu madde ithalinden de bahsetmenin mümkün olmadığını, sanığın suç işlediğine dair, iddianın dışında hiç bir delil bulunmadığını, sindirim sisteminde uyuşturucu madde bulunan sanıkların bu eylemleri ile Murat’ın hiçbir ilgisi olmadığını, cezada şahsilik prensibine aykırı hareket edilerek işlemediği bir suç sebebiyle sanık ...’a ceza verildiğini, suçu kabul etmemekle birlikte aksi düşünülse bile, suçun asli faili olduğunun kabul edilemeyeceğini, belki, feri fail, yardım eden konumunda olduğunun düşünülebileceğini, sanık hakkında lehine olan yasa hükümlerinin uygulanmadığını, TCK’nın 188/5. maddesinin varlığından söz edilemeyeceğini, sanığın suçsuz olduğunu, evinde ve üzerinde yapılan aramalarda herhangi bir suç unsurunun ele geçmediğini”,</p>

<p>Sanık ... müdafilerinin; “sanığın uyuşturucu madde ithalatına ilişkin olarak tek bir telefon konuşması, sms, mail, whatsapp üzerinden konuşma veya yazışmanın bulunmadığını, hasta dayısının yanında hastanede refakatçi kaldığını bilen arkadaşı ...’in ricası üzerine geçerken ...’in evinin ziline bastığını, ...’ın tek fiilinin bu olduğunu, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma suçlarından ayrı ayrı beraat etmelerine rağmen mahkemece, birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken sanıkların suçu birlikte işlediklerinin kabul edildiğini,sanıklar ......’ın pasaport kontrol noktasından önce ülkeye sınırdan giriş yapılmadığı gümrüksüz sahada midelerinde uyuşturucu madde olduğunu beyan ettiklerini, bu nedenle uyuşturucu madde ithal etme suçunun unsurlarının oluşmadığını, kullanmak için uyuşturucu maddeyi yutarak getiren diğer sanıkların eyleminin uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturacağını” ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi kararının hukuka aykırı olduğunu belirtmeleri karşısında, temyiz istemlerinin CMK’nın 294/2. maddesi kapsamında olduğu ve hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;</p>

<p>1-Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki temyiz istemlerinin incelenmesinde;</p>

<p>Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükme ilişkin “istinaf başvurularının esastan reddine” ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi’nin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanık ... ile sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz isteklerinin CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, hükmolunan ceza ve tutuklulukta geçen süreye göre sanıklar hakkındaki salıverilme istemlerinin reddine,</p>

<p>2-Sanık ... hakkındaki temyiz isteminin incelenmesinde;</p>

<p>Dosya içindeki iletişim tespit çözüm tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre; sanık ...’ın, uyuşturucu madde getirmek üzere Fas ülkesine gidecek olan kurye sanıklar ... ve ...’nın temin edilmesi, Fas ülkesine gitmek üzere uçağa yetişmeleri konusunda yardımcı olması ve bu amaçla telefon görüşmeleri yapması şeklindeki eyleminin diğer sanıkların eylemine TCK’nın 37. maddesi kapsamında iştirak olarak kabul edilemeyeceği, TCK'nın 39/2 maddesi uyarınca "suçun işlenmesine yardım eden" konumunda bulunduğu ve hakkında TCK'nın 39/1. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, TCK'nın 37. maddesi uyarınca "fiili birlikte gerçekleştiren" konumunda olduğu kabul edilerek, yazılı şekilde fazla ceza verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafilerinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde olduğundan CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA; hükmolunan ceza ve bozmanın niteliğine göre sanığın salıverilmesi isteminin reddine, 7165 sayılı Kanun’un 8.maddesi ile değişik CMK’nın 304/1.fıkrası uyarınca dosyanın İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi'ne, karardan bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi'ne gönderilmesine, 03.04.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>TEFHİM TUTANAĞI: 03.04.2019 tarihinde verilen bu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı Türkan Koçer'in katılımıyla ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık ... müdafii Av. ...'ın yüzüne karşı ve sanık ... müdafii Av. Halen Sultanoğlu'nun yokluğunda, 11.04.2019 tarihinde, açık olarak okundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-20181174-e-20192072-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="44671"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2016/2112 E., 2020/979 E. ve 2021/17326 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20162112-e-2020979-e-ve-202117326-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20162112-e-2020979-e-ve-202117326-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 28.06.2016 tarihli, 2016/2112 E., 2016/2045 K. sayılı kararı, Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 21.01.2021 tarihli, 2020/979 E., 2021/833 K. sayılı kararı ve Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 06.07.2023 tarihli, 2021/17326 E., 2023/6251 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/2112 E., 2016/2045 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Suç : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
Suç Tarihi : 15/02/2015<br />
Hüküm : Değişen suç niteliğine göre "uyuşturucu madde ticareti<br />
yapma" suçundan mahkûmiyet<br />
Temyiz Edenler : 1- Sanık müdafii<br />
2- Cumhuriyet savcısı (sanık aleyhine)</p>

<p>Dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin hükmü temyiz etmesinden sonra, sanığın tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumundan gönderdiği 30.05.2016 tarihli dilekçesindeki “cezamı kabul ediyorum, dosyamı kapatmak istiyorum” şeklindeki talebiyle temyiz isteğinden vazgeçtiği anlaşıldığından; sanık hakkındaki hüküm Cumhuriyet savcısının temyizine hasren incelenmiştir.</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>1- Olay tutanağı içeriğine, pasaport kayıtlarına, dosyadaki diğer belge ve bilgilere göre; sanığın suç konusu uyuşturucu maddeyi Güney Afrika'dan Türkiye'ye ithal ettiğinin sabit olduğu, uyuşturucu madde ithal etme suçunun uyuşturucu maddenin ülke sınırlarından içeri sokulması ile tamamlandığı, uyuşturucu madde ithal etme suçu neticesi harekete bitişik bir suç olup hareketleri bölümlere ayırmak mümkün bulunmadığından bu suça teşebbüsün mümkün olmadığı gözetilmeden suçun niteliği yanlış belirlenerek ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan hüküm kurulması,</p>

<p>2- Hükümden önce 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 28.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/979 E., 2021/833 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ithal etme</p>

<p>Hükümler : 1- Değişen suç vasfına göre ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan<br />
mahkûmiyet:</p>

<p>Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 26/12/2018 tarih, 2018/390 esas ve 2018/522 sayılı kararı</p>

<p>2- İstinaf başvurusunun esastan reddi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi'nin 02/05/2019 tarih, 2019/301 esas ve 2019/1185 sayılı kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanık müdafiinin temyiz isteminin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,</p>

<p>14.06.2018 tarihli Olay, Yakalama ve Cumhuriyet Savcısı Görüşme Tutanağı içeriği ve tüm dosya kapsamına göre; suç tarihinde TK-1940 sefer sayılı Brüksel uçağından inen ve dış hatlar geliş katı pasaport kontuarından pasaport işlemlerini yaptırarak Türkiye'ye giriş yapan ve midesinde kokain olduğu tespit edilen sanığın eyleminin ''uyuşturucu madde ithal etme'' suçunu oluşturduğu gözetilmeden, transit yolcu olduğundan bahisle eylemin vasfında yanılgıya düşülerek ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün BOZULMASINA, 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesinin 4. fıkrası uyarınca sonuç ceza yönünden sanığın kazanılmış hakkının gözetilmesine, tutuklama koşullarında değişiklik olmaması ve tutuklama tarihine göre sanık hakkındaki salıverilme isteğinin reddine,</p>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesi'ne; kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi'ne gönderilmesine, 21/01/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/17326 E., 2023/6251 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1586 E., 2021/1806 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İstanbul 31. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.04.2021 tarihli ve 2021/31 Esas, 2021/196 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin birinci fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 26 yıl 3 ay hapis ve 75.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesinin, 16.06.2021 tarihli ve 2021/1586 Esas, 2021/1806 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve re'sen de istinafa tabi olan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,</p>

<p>2. Teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>3. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü<br />
19.12.2020 tarihinde Panama - İstanbul seferini yapan Türk Havayollarına ait TK800 sefer sayılı uçağa yönelik risk analizinde 21K numaralı koltukta oturduğu tespit edilen Lübnan pasaportlu sanıktan şüphelenilerek, uçağın ineceği körükte gerekli önlemler alındıktan sonra pasaport kontrolüne geçildiği, yapılan pasaport kontrolünde sanığın üst araması ve beraberinde bulunan eşyalara yönelik yapılan incelemede yanında getirdiği 4 adet ahşap tepsi cinsi eşyanın içerisinde uyuşturucu maddelerden kokain olduğu düşünülen toz cinsi eşyanın tespit edildiği, gerek sanık ile beraberinde bulunan eşyalara, gerekse<br />
chut altında bulunan valizine yönelik detaylı kontrollerin yapılması amacıyla sanığın pasaport noktasından geçirilerek yurda girişinin sağlandığı ve İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Geliş Salonunda bulunan Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Bölge Amirliğine getirildiği, burada yapılan detaylı kontrollerde, 4 adet ahşap tepsi cinsi eşya içerisinde gizlenmiş vaziyette net ağırlığı 3.282,967 gr kokain ele geçirildiği olayda; sanığın savunması, olay tutanağı, uzmanlık raporu, ele geçen maddenin miktarı, niteliği ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın uyuşturucu maddeleri Türkiye'ye sokmak suretiyle uyuşturucu madde ithal etme suçunu işlediği gerekçesiyle mahkûmiyetine, suçtan meydana gelen zararın ağırlığı, suç konusu maddelerin miktarı nazara alınarak sanığın alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılmasına karar verilmiş, sanık her ne kadar savunmasında etkin pişmanlıktan faydalanmak istediğini belirterek bir kısım şahısların ismini vermiş ise de, bu şahısların yurt dışında bulunmaları ve açık kimlik bilgilerinin tespitinin mümkün olmaması nedeniyle bu yönde bir değerlendirme yapılamadığı belirtilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, suç konusu uyuşturucu maddenin miktarına bağlı olarak 5237 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi ile aynı Kanun'un 61 inci maddesindeki ölçütlere göre; temel hapis ve adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi yerinde ise de, alt sınırdan daha fazla uzaklaşılması gerekirken eksik ceza tayin edilmesi hususunda hükme yapılan eleştiri dışında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Kollukça düzenlenen Risk Analizi, Arama ve Olay Tutanağına göre, sanığın riskli görülmesi üzerine uçaktan iniş körüğünde gerekli önlemler alındıktan sonra pasaport kontrolü sırasında sanığın yanında getirdiği 4 adet ahşap eşyada uyuşturucu madde olduğu değerlendirilen maddeye rastlandığı, detaylı arama yapılması amacıyla gümrük amirliğine getirilen sanığın elindeki ahşap eşyaların içinde kokain ele geçirildiği olayda; Lübnan uyruklu sanığın aşamalardaki savunmasında, suça konu uyuşturucu maddeleri Ekvator ülkesinden teslim aldığını ve İstanbul üzerinden aktarma ile Lübnan ülkesine götüreceğini beyan etmesi karşısında, sanığın İstanbul aktarmalı olarak Lübnan'a gidip gitmeyeceği hususunda uçak biletlerinin de araştırılarak sanığın fiilinin transit geçiş niteliğinde olup olmadığı belirlendikten sonra eyleminin uyuşturucu madde ithal etme suçunu mu yoksa uyuşturucu madde nakletme suçunu mu oluşturduğunun tartışılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesinin, 16.06.2021 tarihli ve 2021/1586 Esas, 2021/1806 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedeni ile tutukluluk süresi ve tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması karşısında sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca İstanbul 31. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>06.07.2023 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20162112-e-2020979-e-ve-202117326-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/yargitaysay.jpg" type="image/jpeg" length="55075"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2015/13850 E., 2015/6201 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-ceza-dairesinin-201513850-e-20156201-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-ceza-dairesinin-201513850-e-20156201-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 17.09.2015 tarihli, 2015/13850 E., 2015/6201 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>9. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2015/13850 E., 2015/6201 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi : Ağır Ceza<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hüküm : TCK'nın 188/3-4, 62, 52, 53/1-2-3, 63, 54 maddeleri uyarınca mahkumiyet ve müsadere</p>

<p>Dosya incelenerek gereği düşünüldü:<br />
Kolombiya uyruklu sanığın, suç konusu uyuşturucu maddeyi Arjantin'den temin edip Türkiye üzerinden Çin'e götürmek isterken Atatürk Hava Limanı dış hatlar gidiş katı transit alanda yakalandığı anlaşıldığından, transit geçiş niteliğindeki eyleminin, ithale teşebbüs değil, sadece uyuşturucu madde nakletme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, eylemin "ithale teşebbüs" ve "uyuşturucu madde nakletme" suçlarını oluşturduğundan bahisle TCK'nın 44. maddesi gereğince uyuşturucu madde nakletme suçundan hüküm kurulması, belirlenen cezaya göre sonuca etkili görülmemiştir.</p>

<p>Yapılan yargılama sonunda aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda tartışılıp, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde yukarıda açıklanan husus dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 17.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-ceza-dairesinin-201513850-e-20156201-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 12:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="94964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 2016/961 E., 2016/5310 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2016961-e-20165310-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2016961-e-20165310-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 27.10.2016 tarihli, 2016/961 E., 2016/5310 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>20. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2016/961 E., 2016/5310 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkeme : ... 6. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme<br />
Hüküm : Mahkûmiyet</p>

<p>Dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>Sanık müdafilerinin, duruşma isteğinin 5320 sayılı Kanun'un 8/1, 1412 sayılı CMUK'nın 318 ve CMK'nın 299. maddeleri uyarınca, yasal süresinden sonra yapılması nedeni ile reddine karar verilerek, duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>1-Olay tutanağı içeriğine, pasaport ve bilet kayıtlarına, dosyadaki diğer belge ve bilgilere göre; sanığın, 02/05/2015 tarihinde ... ülkesi ... kentinden gelen ve 21:39 'da ...... Havalimanına inen uçak içinde bulunduğu, buradan ... / ...'ya 23:10'da hareket eden uçağa ait gidiş bileti olduğu halde, anılan Sao Paolo'dan gelen uçak içerisinde rahatsızlanarak bir kısmı el bagajında bulunan ve bir kısmı da sonrasında hastanede sindirim sisteminde kapsül şeklinde belirlenen, suç konusu uyuşturucu maddeler ile yakalandığı, yakalanan uyuşturucu maddeleri Türkiye'de bırakacağına veya başkasına vereceğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı, transit geçiş niteliğindeki eyleminin ithal değil, uyuşturucu madde nakletme suçunu oluşturduğu gözetilmeden; 5237 sayılı TCK'nun 188/3. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği halde, ithal suçundan aynı Kanun'un 188/1. maddesi uyarınca hüküm kurulması,</p>

<p>2-Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, tutuklu kalınan süreye, bozma sebebine, tutuklama koşullarında bir değişiklik bulunmamasına göre sanık hakkındaki tahliye talebinin reddine, 27.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2016961-e-20165310-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="57385"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2009/11909 E., 2009/19481 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-200911909-e-200919481-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-200911909-e-200919481-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 17.12.2009 tarihli, 2009/11909 E., 2009/19481 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2009/11909 E., 2009/19481 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>UYUŞTURUCU MADDE İTHAL ETMEK<br />
UYUŞTURUCU MADDE NAKLETMEK<br />
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 188 ]</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Uyuşturucu madde ithal etmek suçundan sanıklar Ahmad ve Mansaur hakkında İSTANBUL 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu, 17.02.2009 tarihli 2007/373 esas, 2009/24 karar ile mahkûmiyet kararı verildiği; hükmün sanıkların müdafii tarafından temyiz edildiği; sanıkların müdafii tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının talep edildiği; Dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hükmün bozulmasını isteyen tebliğnamesi ekinde 17.07.2009 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya duruşmalı olarak incelendi.</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanıkların müdafinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının ve duruşmadaki sözlü savunmalarının reddine; ancak:</p>

<p>1- İran uyruklu sanıkların kullandıkları tır aracına yükledikleri uyuşturucuyu yasal yükleri ile birlikte Türkiye'den zorunlu olarak geçip Almanya'ya götürmek isterlerken Pendik Ro-Ro liman sahasında yapılan kontrolde yaka-landıkları, suça konu uyuşturucunun ülkemizde bırakılacağına dair bir kanıt bulunmadığı, uyuşturucunun Türkiye'den transit olarak geçirilmekte olduğu anlaşıldığından; sanıkların eylemlerinin uyuşturucu madde nakletmek suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı gerekçe ile uyuşturucu madde ithal etmek suçundan hüküm kurulması,</p>

<p>2- CMK'nın 324/5. maddesi uyarınca Türkçe bilmeyen sanıklar için tayin edilen tercüman ücreti devlet hazinesinden karşılanacağından yargılama gideri olarak gösterilen tercüman ücretinin sanıklara yükletilemeyeceğinin gözetil-memesi,</p>

<p>Yasaya aykırı olduğundan, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları ve duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün istem gibi (BOZULMASINA), suçun niteliği ile tutuklu kalınan süre göz önüne alınarak sanıklar hakkındaki tahliye isteğinin reddine, 17.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-200911909-e-200919481-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-baa.jpg" type="image/jpeg" length="75673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kişi veya Mesleklere Dair Cumhuriyetin İlanından Günümüze: KANUNLARDAKİ ÖZEL DÜZENLEMELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kisi-veya-mesleklere-dair-cumhuriyetin-ilanindan-gunumuze-kanunlardaki-ozel-duzenlemeler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kisi-veya-mesleklere-dair-cumhuriyetin-ilanindan-gunumuze-kanunlardaki-ozel-duzenlemeler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çalışmanın Özeti ve amacı:</strong> Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar kişi, meslek veya kurumlarla ilgili olarak mevzuatımızda yer alan hem esas hem de usule dair istisnai düzenlemeler sıralanarak kısaca açıklanmıştır. Bu çerçevede usul hukuku açısından meslek, kişi veya makam olarak Cumhurbaşkanı, milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Uyuşmazlık Mahkemesi başkan ve üyeleri, Hakimler ve Savcılar Kurulu üyeleri, vali, kaymakam, hakim, cumhuriyet savcıları, avukatlar, askerler, üst dereceli kolluk amirleri, mit mensupları, memur ve diğer kamu görevlileri, noterler, gazeteciler, TRT görevlileri hakkındaki yasal düzenleme ayrı ayrı gösterilmiştir. Yine ceza ve esas yönlerinden özel-istisnai düzenlemeler olarak kamu görevlisine-memura hakaret, görevi yaptırmamak için direnme, işkence, kasten yaralama, kasten öldürme, kamu görevlisinin-sağlık mesleği mensubunun suçu bildirmemesi, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, mala zarar verme, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçu ve diğer suçlar ile ilgili düzenlemelere ilişkin ilgili kısım ele alınmıştır.</p>

<p>Halen yürürlükte bulunan mevzuatımızda genel normun yanında önemine binaen kişi, meslek veya kurumlara özel olarak düzenlenen normların gösterilmesi, başka bir deyişle geçmiştin günümüze şimdiki mevzuatta kişinin sıfatı veya bir kısım meslekler itibariyle ayrık-özel-istisnai durumlara bakacağız.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genel düzenlemeden ayrılan veya genel olarak vatandaşa uygulanan düzenlemeden ayrı bir şekilde kamu görevlilerini güvenceye bağlayan, daha fazla korumaya alan farklı-istisnai düzenlemeler var mıdır? Kamu görevlilerine karşı işlenen eylemleri farklı olarak hükme bağlayan veya kamu görevlilerinin işlediği ancak farklı-özel bir yaptırıma bağlanan yasa maddeleri yok mu? Hatta kamu görevlileri-meslekler arasında bile konumları-nitelikleri gözetilerk ayrık düzenlemeler yapılmış mıdır? Bu soruların cevapları mevcut mevzuatımız itibariyle aşağıda ele alınmıştır. Halen yürürlükte olan ve neredeyse cumhuriyet döneminden süregelen yasal hükümlere göre aynı eylemi işleyen ya da kendilerine karşı aynı eylem işlenen kamu görevlileri yönünden ayrı (istisnai) düzenlemeler vardır. Yani vatandaşa uygulanan düzenlemelerden azımsanmayacak sayıda hem esas hem de usul hukukunda farklı uygulamalar olduğunu aşağıdaki örneklerde göreceğiz:</p>

<p><strong>a)</strong> <strong>Cumhurbaşkanına hakaret suçu yönünden eski ve yeni düzenlemeler</strong>: Halen yürürlükte olan TCK, 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı kanun olup 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yeni TCK’nın “Cumhurbaşkanına hakaret” başlığını taşıyan 299. maddesine baktığımızda, Cumhurbaşkanına hakaret eden kişinin bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı, bu suçun aleni olarak işlenmesi hâlinde verilecek cezanın altıda biri oranında artırılacağı, eylem nedeniyle kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı olduğunu görüyoruz. Suçun, cumhurbaşkanının görevinin devamı sırasında işlenmesi gerekir ancak görevden kaynaklanması şart değildir. İzin olmadan cumhuriyet savcıları ihbar-şikayet üzerine veya doğrudan soruşturmaya geçebilirler. Bu çerçevede koruma tedbirleri olarak ifade alma, arama, yakalama, gözaltı, tutuklama gibi soruşturma işlemlerini yürütebilirler. Soruşturma tamamlandıktan sonra kamu davasının açılabilmesi yani kovuşturma aşamasına geçilebilmesi, mahkemede yargılama sürecinin başlanabilmesi için Adalet Bakanının izin vermesi zorunlu unsurdur. Bu izin bir muhakeme şartı olduğundan izin olmadan iddianame düzenlenemez ve kamu davası açılamaz. Uygulamada bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla kovuşturma izni istenmektedir. Cumhuriyet savcısı yaptığı soruşturma sonucunda kamu davasının açılmasını gerektirir derecede delil olmadığı kanaatinde ise kovuşturmaya yer oladığına dair (takipsizlik) kararı verebililir. Buna karşılık dava açmak isterse kovuşturma izini alması gerekir. Aksi halde, yani izin alınmadan kamu davası açıldığında iddianamenin iadesi mümkün olabilecektir. (CMK’nın 174/1-d. maddesi) İddianamenin iadesi hususu gözden kaçsa bile kovuşturma aşamasında, CMK’nın 223/8. maddesi gereğince izin şartının henüz gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde bu şartın gerçekleşmesini beklemek üzere durma kararı verilecektir. Her nasılsa bu işlemler dikkatten kaçmış ise bu sefer de istinaf veya temyiz aşamasında 280/1-f, 289 ve 302. maddeleri uyarınca hükmün bozulmasına karar verilecektir. Daha önceki TCK, 01.03.1926 tarihinde yürürlüğe giren ve Cumhurbaşkanına hakaret yönünden 05.01.1961 tarih ve 235 sayılı Yasanın 2. maddesiyle değişiklik yapılan, 01.06.2005 tarihine kadar yürürlükte kalan mülga 765 sayılı kanundur. 5237 sayılı TCK’da yapılan düzenleme, aslında<strong> </strong>765 sayılı TCK'nın 158. maddesindeki düzenlemenin tekrarı gibidir. Kişi, üç seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılırdı. Suçun, basın yoluyla işlenmesi halinde ceza üçte birden yarıya kadar artırılırdı. Eğer eylem gıyapta işlenmiş ise fail, bir seneden üç seneye kadar hapis ile cezalandırıldı. Cezanın temel alt sınırı daha önce üç yıl iken yeni düzenleme ile bir yıla indirilmiştir. Ayrıca kişi yönünden kısmi de olsa güvence sayılabilen kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlanmıştır. Halen yürürlükte bulunan yeni TCK'da "Cumhurbaşkanı" sıfatı dikkate alınarak sadece iki maddelik düzenleme yapılmıştır: Cumhurbaşkanına hakarete dair 299 ve Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırıya dair 310. maddeleri. Buna karşılık (mülga) 765 sayılı TCK'da ise "Cumhurbaşkanı" (Reisicumhur) sıfatı dikkate alınarak üç maddelik düzenleme vardı: Cumhurbaşkanına suikaste-teşebbüse 156, fiili saldırıya 157, hakaret ve sövmeye dair 158. maddeleri. Kısaca, eski TCK'daki üç maddelik içerik, neredeyse aynı şekilde, yeni TCK'da iki maddeyle düzenlenmiştir. Suçların unsuruna ilişkin yasa koyucunun iradesi ve eylemin yaptırıma bağlanması bakımından Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana değişen bir husus yok gibidir. Buna karşılık son düzenlemede ceza miktarı itibariyle kısmi ve önemli bir indirime gidilmiştir.</p>

<p><strong>b)</strong> <strong>Usul hukukuna dair özel (istisnai) düzenlemeler:</strong> Aşağıdaki örneklerde suçların soruşturulması veya kovuşturulmasının genel hali ile suçun memur veya bir kısım meslek mensubu tarafından işlenmesi durumundaki istisnai düzenlemeler gösterilmiştir. Başka bir anlatımla, genel durum itibariyle özel ve farklı usul kurallarının uygulandığı haller ele alınmıştır.</p>

<p><strong>1)</strong> <strong>Milletvekilleriyle ilgili düzenleme: </strong>Anayasanın 83. maddesindeki yasama dokunulmazlığının yanında ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar hariç seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Yine CMK’nın 161/9. maddesine göre seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve bu yer ağır ceza mahkemesine aittir. Soruşturmayı Cumhuriyet başsavcısı veya görevlendireceği vekili bizzat yapar. Başsavcı veya vekili, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın kısmen veya tamamen yapılmasını isteyebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı zorunlu olan delilleri toplar ve gerekmesi hâlinde alınacak kararlar bakımından bulunduğu yer sulh ceza hâkimliğinden talepte bulunur.</p>

<p><strong>2) Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Uyuşmazlık Mahkemesi başkan ve üyeleri ile ilgili düzenleme: </strong>Anayasa Mahkemesi başkan ve üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları, kişisel suçları ve disiplin eylemleri için soruşturma açılması Genel Kurulun kararına bağlıdır. Ancak, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde, soruşturma genel hükümlere göre yürütülür. (6216 sayılı Kanun’un 16. maddesi) Yargıtay birinci başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. (2797 sayılı Yargıtay Kanunu 46. maddesi) Danıştay başkanı, başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır. Danıştay başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür. (2575 sayılı Danıştay Kanunu 76. maddesi) Sayıştay Başkanı, daire başkanları ve üyelerden birinin görevleri sebebiyle işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı Sayıştay Genel Kurulunca seçilecek üç daire başkanı ve iki üyeden kurulu bir heyet tarafından ön inceleme yapılarak hazırlanacak rapor ile sair evrak soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine esas alınmak üzere Daireler Kuruluna verilir. Bu Kurulun soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararı kendiliğinden ve soruşturma izni verilmesine ilişkin katılanların üçte iki çoğunluğu ile verilen karar, itiraz üzerine Genel Kurulca incelenir. İtiraz süresi kararın tebliği tarihinden itibaren onbeş gündür. Genel Kurulun soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararı kesindir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin karar katılanların üçte iki çoğunluğu ile alınır. Soruşturma izni verilmesine ilişkin verilen kesin karar üzerine dosya Anayasa Mahkemesine tevdi olunur. Bunların görevleri ile ilgisi bulunmayan şahsi bir suç işlemeleri halinde yapılacak kovuşturmada Yargıtay üyelerinin şahsi suçlarının kovuşturmasına ilişkin hükümler uygulanır. (6085 sayılı Sayıştay Kanunu 66. maddesi) <strong>2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin</strong><strong> </strong><strong>Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Kanun’da başkan ve üyelerin işledikleri iddia edilen suçlarla ilgili bir düzenleme yer almamıştır. Aynı kanunun 2. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’nin başkan ve üyeleri Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tarafından seçildiğine ve bu sıfatları devam ettiğine göre tabi oldukları yasaları uyarınca işlem yapılabilecektir.</strong></p>

<p><strong>3) Hakimler ve Savcılar Kurulu Üyeleri ile ilgili düzenleme</strong>: Üyeler hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalar, 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun 36, 37, 38 ve 39. Maddelerinde belirtilen usul ve esaslara göre yürütülür.</p>

<p><strong>4) Vali, kaymakam ve üst dereceli kolluk amirleri ile ilgili düzenleme: </strong>5271 sayılı CMK'ya göre, Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır. Oysa aynı eylemi vali veya kaymakamlar işlerse doğrudan doğruya soruşturma açılamaz. Hakklarında 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Yetkili makamdan soruşturma izni alınması gerekir. Yine aynı eylemi en üst dereceli kolluk amirleri (örneğin ilçe jandarma komutanı, ilçe emniyet müdürü) işlerse, doğrudan soruşturma açılamaz, hakkında hâkimlerin görevlerinden dolayı tâbi oldukları yargılama usulü uygulanır. (CMK'nın 161/5. maddesi) İl veya ilçede görevli Cumhuriyet savcısı, kamu görevlilerinin görevden dolayı işledikleri suçları haricinde kalan kişisel suçları nedeniyle genel hükümlere göre doğrudan soruşturma yapar ancak vali ve kaymakamların kişisel suç bile olsa ağır cezayı gerektiren suçüstü hâllerinde, bu Kanunun (5271 sayılı CMK) hükümleri uygulanmak koşuluyla, vali ve kaymakamların kişisel suçlarından dolayı haklarında genel hükümlere göre soruşturma yapılması kaymakamların mensup oldukları il ve valilerin bulundukları ile en yakın il Cumhuriyet başsavcısına aittir. Bu suçlarda kovuşturma yapmaya, soruşturmanın yapıldığı yerin görevli mahkemesi yetkilidir. (CMK'nın 161/5,6. maddesi)<strong> </strong></p>

<p><strong>5)</strong> <strong>Hakim ve cumhuriyet savcıları ile ilgili düzenleme:</strong> Haklarındaki soruşturma ve kovuşturma özel usule tabidir. 2802 sayılı yasanın 88. maddesine göre, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında suç işlediği ileri sürülen hakim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez. Ancak, durum Adalet Bakanlığına derhal bildirilir. Buna aykırı hareket eden kolluk kuvvetleri amir ve memurları hakkında yetkili Cumhuriyet savcılığı tarafından genel hükümlere göre doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılır. Aynı kanunun 93. maddesine göre hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcısı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine aittir. Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki hakim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve ağır ceza mahkemesine aittir.</p>

<p><strong>6) Avukatlar ile ilgili düzenleme: </strong>Haklarındaki görevden kaynaklı soruşturma-kovuşturma özel usule tabidir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na göre, ağır ceza ahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz. Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. İşledikleri iddia edilen suç nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairesi kararlarının niteliğine bakılmaksızın temyiz yolu açıktır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve kayıtlı olunan baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. (1136 sayılı Yasanın 58 ve 59. maddeleri)</p>

<p><strong>7) Askerler ile ilgili düzenleme: Asker</strong> kişilerin işledikleri askerî suçların soruşturulması yasada belirtilen sıralı komutanların vereceği izne tabidir. Ancak, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür. Subay ve astsubayların şüpheli sıfatıyla ifadesi bizzat cumhuriyet savcısı tarafından alınır. General ve amiraller hakkındaki soruşturma Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili tarafından yapılır. Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları hakkında askerî suçlardan dolayı soruşturma yapılması Cumhurbaşkanının iznine bağlıdır. Soruşturma Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yapılır. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür. (7329 sayılı Yasanın 4, 5 ve 6. Maddeleri ile değişik 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu Ek 14, 15 ve 16. Maddeleri) Askeri mahkemelerin faaliyette olduğu zamanda da benzer hüküm olarak mülga 353 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirinin talimatıyla soruşturma açılabiliyordu.</p>

<p><strong>8) Mit mensupları ile ilgili </strong><strong>düzenleme:</strong> Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır. Örnek olarak, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyan suçu işlediği iddia edilen bir vali veya profesör hakkında doğrudan soruşturma açılabilir, tutuklanabilir ancak aynı suçu işlediği iddia edilen Mit mensubu hakkında aynı işlem yasal olarak yapılamaz.. (CMK'nın 161/8. maddesi)</p>

<p><strong>9) Memur ve diğer kamu görevlileri ile ilgili düzenleme: </strong>Yukarıda belirtilen özel düzenlemelerin yanında ikinci özel düzenleme sayılabilen ayrı bir kanun daha vardır. Cumhuriyet savcıları, adli görevden doğan suç ile ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve kanunun hariç tuttuğu (Anayasal düzene karşı suçlar, rüşvet, irtikap, zimmet, ihaleye fesat gibi suçlar) hariç olmak üzere 4483 sayılı yasa hükümleri uyarınca doğrudan soruşturma yapamaz. Bu kanunun kapsamı son derece geniştir. Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar kapsar. Bu kapsama kimler dâhildir? İl veya ilçede görevli, bölge düzeyinde teşkilatlanan kurum ve kuruluşlarda görev yapan memurlar, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı, Cumhurbaşkanına veya Cumhurbaşkanlığına bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşlar ve bakanlıkların merkez ve bağlı veya ilgili kuruluşlarında görev yapan memur ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde görevli memurlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri ve yardımcıları, büyükşehir belediye başkanları, il, ilçe ve belde belediye başkanları; büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye meclisi üyeleri ile il genel meclisi üyeleri, köy ve mahalle muhtarları ve diğer kamu görevlileri dahildir. (4483 sayılı yasanın 4. maddesi)</p>

<p><strong>10) Noterler ile ilgili düzenleme</strong>: Adalet Bakanlığı, bir noter hakkında soruşturma yapılmasını gerektiren hallerde, soruşturmayı adalet müfettişlerine veya Cumhuriyet savcılarına yaptırır. Adalet müfettişliği ve Cumhuriyet savcılıklarına herhangi bir şikayet yapılır veya bu merciler, noterin yolsuz bir işleminden haberdar olurlarsa, derhal gerekli soruşturmayı yaparak düzenleyecekleri evrakı Bakanlığa gönderirler. Kovuşturma Adalet Bakanlığının iznine tabidir. (1512 sayılı Noterlik Kanunu 124. maddesi)</p>

<p><strong>11) </strong><strong>Gazeteciler ile ilgili düzenleme: </strong>Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının bir muhakeme şartı olarak, günlük süreli yayınlar yönünden dört ay, diğer basılmış eserler yönünden altı ay içinde açılması zorunludur. Bu süreler geçtikten sonra iddianame düzenlenemez, kamu davası açılamaz. Bu suçlara ilişkin davalar acele işlerden sayılır. (5187 sayılı Basın Kanunu 26 ve 27. Maddeleri)</p>

<p><strong>12) TRT görevlileri ile ilgili düzenleme: </strong>Bu madde kapsamına giren suçlardan ve haksız fiillerden dolayı yayının yapıldığı tarihten başlayarak altmış gün içinde açılmayan davalar dinlenmez. (2954 sayılı Kanun’un 28. maddesi)</p>

<p><strong>13) Yüksek Öğretim Kurumları ile ilgili düzenleme: </strong>Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında yetkili makamlarca inceleme başlatılabilir, inceleme sonucunda soruşturma açılmasına karar verilmesi ya da doğrudan soruşturma başlatılması ile ilgili özel düzenlemeye gidilmiştir. (2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Disiplin ve Ceza İşleri hakkındaki 53. maddesi)</p>

<p><strong>14) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama ile ilgili düzenleme:</strong> TCK’nın 301. Maddesine göre, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama suçundan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.</p>

<p><strong>b)</strong> <strong>Cezai yönden ve esas olarak özel (istisnai) düzenlemeler: </strong>Aşağıdaki örneklerde yer alan eylemlerde suçun genel hali ile bu suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi veya kamu görevlisi tarafından suçun işlenmesi halindeki istisnai durumlar ele alınmıştır. Başka bir anlatımla genele göre farklı (daha çok ya da aha az) ceza verileceği haller gösterilmiştir.</p>

<p><strong>1) Kamu görevlisine-memura hakaret suçu ile ilgili düzenleme: </strong>Hakaret suçu genel olarak 5237 sayılı TCK’nın 125. maddesinde yer alır. Buna göre bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Hakaret suçunun; kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Başka bir deyişle hakaret suçunun alt ceza sınırı üç ay hapis veya 1800,00 ile 14600,00 TL arasında adli para cezası iken bu suçun memurun görevi nedeniyle işlenmesi halinde ise cezanın alt sınırı üç ay hapis yerine bir yıl hapisten aşağı olamaz. Genel hakaret suçu şikayete bağlı iken memura yönelik hakaret ise şikayete bağlı değildir. (TCK’nın 125, 131, 52, 61/9. maddeleri)</p>

<p><strong>2) Görevi yaptırmamak için direnme suçu ile ilgili düzenleme:</strong> Vatandaşın bir nüfus müdürüne karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullandığını düşünelim. Bu vatandaş, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Aynı vatandaşın, duruşma yapan bir hakime karşı bu suçu işlemesi halihde, bu suç yargı görevi yapan kişilere karşı işlendiğinden, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Burada, hakim, savcı, avukatlar, görevlerinin niteliği ve önemi gözetilerek diğer kamu görevlilerine göre daha fazla korunmuştur. Başka bir deyişle, kamu görevlileriyle ilgili düzenlemelerle yetinilmeyerek yargı görevini yapanlara daha fazla koruma sağlayan ve daha ağır yaptırımlar içeren ayrı bir düzenleme yapılmıştır. (TCK'nın 6/1-d, 265/1. maddeleri)</p>

<p><strong>3) İşkence suçu ile</strong><strong> ilgili düzenleme:</strong> İşkence suçu genel olarak 5237 sayılı TCK’nın 94. maddesine göre bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu suçun; avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla işlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Görüldüğü gibi eylem avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi nedeniyle işlenirse cezanın alt sınırı beş yıl artırılmıştır.</p>

<p><strong>4) Kasten yaralama suçu ile</strong><strong> ilgili düzenleme:</strong> TCK’nın 86. maddesine göre başkasını basit nitelikte kasten yaralayan kişi şikayet üzerine bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suç kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmesi hâlinde ise hem şikayet aranmaz hem de verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p><strong>5) Kasten öldürme suçu ile ilgili düzenleme: </strong>TCK’nın 81. maddesine göre bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. Eğer kasten öldürme kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenirse, bu ceza artırılarak kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>6) Kamu görevlisinin-sağlık mesleği mensubunun suçu bildirmemesi ile ilgili düzenleme: </strong>TCK’nın 279. maddesine göre kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu, adlî kolluk görevini yapan (polis, jandarma gibi) kişi tarafından işlenmesi hâlinde ise verilecek ceza yarı oranında artırılır. Buna karşılık TCK’nın 280. maddesine göre görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görüldüğü üzere aynı eylem kolluk görevlileri için artırımı düzenlemişken sağlık mesleği mensupları için diğer kamu görevlilerine göre daha az cezayı getirmiştir.</p>

<p><strong>7) Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu ile ilgili düzenleme:</strong> TCK’nın 281. maddesine göre bu suç altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırken suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p><strong>8) Mala zarar verme suçu ile ilgili düzenleme: </strong>TCK’nın 151. maddesine göre başkasının malına zarar verme suçunda mağdurun şikâyeti üzerine fail dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. 152. maddesine göre ise sona ermiş olsa bile görevinden ötürü öç almak amacıyla bir kamu görevlisinin zararına olarak bu suçun işlenmesi hâlinde fail hakkında ceza genele göre artırılarak bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</p>

<p><strong>9) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama ile ilgili düzenleme:</strong> TCK’nın 301. Maddesine göre, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi de aynı şekilde cezalandırılır.</p>

<p>Aşağıdaki suçlarda da benzer düzenlemeleri görmek mümkündür:</p>

<p><strong>10) Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama</strong> (TCK’nın 282. maddesindeki) suçunun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. <strong>Suçluyu kayırma</strong> (TCK’nın 283. maddesindeki) suçunun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. <strong>Tutuklu, hükümlü veya suç delillerini bildirememe</strong> (TCK’nın 284. maddesindeki) suçlarının kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. <strong>Soruşturmanın gizliliğinin ihlali</strong> (TCK’nın 285. maddesindeki) suçunun kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde ceza yarısına kadar artırılır. <strong>Kasten yaralama</strong> (TCK’nın 86. maddesindeki) suçunun kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır. <strong>Haberleşmenin gizliliğini ihlal</strong> (TCK’nın 132. maddesindeki), <strong>kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması</strong> (TCK’nın 133. maddesindeki), <strong>özel hayatın gizliliğini ihlal</strong> (TCK’nın 134. maddesindeki), <strong>kişisel verilerin kaydedilmesi</strong> (TCK’nın 135. maddesindeki), <strong>verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme </strong>(TCK’nın 136. maddesindeki) suçların kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. <strong>Resmi belgede sahtecilik</strong> (TCK’nın 204. maddesindeki) suçunun görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi, normalde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması yerine üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. <strong>Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek</strong> (TCK’nın 205. maddesindeki) suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. <strong>Nüfuz ticareti</strong> (TCK’nın 255. maddesindeki) suçu işleyen kişinin kamu görevlisi olması halinde verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır. <strong>Cinsel saldırı</strong> (TCK’nın 102. maddesindeki), çocukların<strong> cinsel istismarı</strong> (TCK’nın 103. maddesindeki) ve <strong>cinsel taciz</strong> (TCK’nın 105. maddesindeki) suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde verilen cezalar yarı oranında artırılır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">1) İstanbul Anadolu Adliyesi Dergisi, Sayı 22, Ocak 2023, s.28-37</span></p>

<p><span style="color:#999999">2) Yalan Haber Dezenformasyon-Sansür Yasası ile İfade-Basın Özgürlüğü Uygulamaları, Filiz Kitabevi, 2023, s.284-300</span></p>

<p><span style="color:#999999">3)</span> <a href="https://www.hukukihaber.net/gecmisten-gunumuze-cumhurbaskanina-hakaret-sucu-ile-kisi-veya-mesleklere-dair-yasalardaki-ozel-duzenlemeler" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">https://www.hukukihaber.net/gecmisten-gunumuze-cumhurbaskanina-hakaret-sucu-ile-kisi-veya-mesleklere-dair-yasalardaki-ozel-duzenlemeler</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kisi-veya-mesleklere-dair-cumhuriyetin-ilanindan-gunumuze-kanunlardaki-ozel-duzenlemeler-1</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 11:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/terazi/teradmz.jpg" type="image/jpeg" length="45496"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33577"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97646"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18217"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18606"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50454"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93580"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46118"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="99814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="39824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="63419"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="62589"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="45466"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="58947"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="37421"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="86893"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="83979"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="95672"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
