<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 18 Jun 2026 12:35:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAYIN YERLEŞMEYE BAŞLAYAN İÇTİHATLARI KAPSAMINDA ÖNALIM HAKKININ KULLANIMINDA RAYİÇ BEDELİN BELİRLENMESİNDE ESAS ALINACAK TARİH]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitayin-yerlesmeye-baslayan-ictihatlari-kapsaminda-onalim-hakkinin-kullaniminda-rayic-bedelin-belirlenmesinde-esas-alinacak-tarih-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitayin-yerlesmeye-baslayan-ictihatlari-kapsaminda-onalim-hakkinin-kullaniminda-rayic-bedelin-belirlenmesinde-esas-alinacak-tarih-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Paylı mülkiyette yasal önalım hakkı, paydaşlar arasındaki mülkiyet dengesini koruyan ve yabancı kişilerin ortaklığa girmesini sınırlandıran önemli bir kurumdur. 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 734. maddesinde yapılan değişiklik sonucunda önalım bedelinin belirlenme usulü köklü biçimde değiştirilmiştir. Artık önalım hakkı, tapuda gösterilen satış bedeli üzerinden değil, hakim tarafından belirlenecek rayiç bedel üzerinden kullanılacaktır. Ancak kanun koyucu rayiç bedelin hangi tarihe göre belirleneceği hususunda açık bir düzenleme yapmamıştır. Bu çalışmada yeni yasal düzenleme, geçiş hükümleri ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirilerek söz konusu hukuki boşluğun nasıl doldurulduğu incelenmektedir.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 732. maddesi uyarınca paylı mülkiyette paydaşlardan birinin taşınmaz üzerindeki payını üçüncü kişiye satması halinde diğer paydaşlara yasal önalım hakkı tanınmıştır. Bu hak, paydaşların birbirlerini tanımaları, taşınmazın küçük parçalara bölünmesinin önlenmesi ve payların mümkün olduğunca mevcut paydaşlarda toplanması amacıyla kabul edilmiş kanundan doğan bir yenilik doğurucu haktır.</p>

<p>Önalım hakkı yalnızca gerçek satış işlemlerinde kullanılabilir. Bağışlama, trampa, cebri satış, fiili taksim veya miras hukukuna ilişkin amaçların baskın olduğu görünüşte satış işlemlerinde önalım hakkı doğmaz.</p>

<p><strong>1-Sayılı Kanun Öncesindeki Hukuki Durum</strong></p>

<p>25.12.2025 tarihinden önce yürürlükte bulunan sistemde önalım hakkını kullanan paydaş; Tapuda gösterilen satış bedelini, Alıcı tarafından ödenen tapu harç ve masraflarını mahkemenin belirlediği süre içerisinde depo etmekle yükümlüydü.</p>

<p>Bu sistem özellikle satış bedelinin tapuda gerçek değerinin altında gösterildiği uygulamalarda ciddi hakkaniyet sorunları doğurmaktaydı. Gerçek piyasa değeri milyonlarca lira olan bir taşınmaz payının çok düşük resmi bedeller üzerinden önalım yoluyla kazanılması, alıcının mülkiyet hakkını ölçüsüz şekilde sınırlandıran sonuçlar doğurmaktaydı.</p>

<p><strong>2-7571 Sayılı Kanun ile Getirilen Değişiklik</strong></p>

<p>TMK’nın 734/2. maddesi tamamen değiştirilmiştir;</p>

<p><strong>"</strong><i>Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Ön alım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse ön alım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir.</i><strong>" </strong></p>

<p>Böylece önalım bedelinin belirlenmesinde tapu satış bedeli sistemi terk edilmiş, bunun yerine objektif piyasa değerini esas alan rayiç bedel sistemi kabul edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3- Rayiç Bedelin Hangi Tarihe Göre Belirleneceği Sorunu</strong></p>

<p>Kanun değişikliği önalım bedelinin rayiç değer üzerinden belirleneceğini düzenlemiş olmakla birlikte, bu rayiç değerin hangi tarih esas alınarak tespit edileceği konusunda herhangi bir hüküm içermemektedir.</p>

<p>Kanun metninde bu konuda açık düzenleme bulunmadığından çözüm, kanunun amacı ve geçiş hükümleri dikkate alınarak Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiştir.</p>

<p><strong>4- Geçiş Hükümleri ve Derdest Davalara Etkisi</strong></p>

<p>7571 sayılı Kanun ile 4721 sayılı Kanun'a eklenen geçici 1. maddesinin 2. fıkrası; "<i>Bu maddeyi ihdas eden <strong>Kanunla 4721 sayılı Kanunun 734. maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da uygulanır"</strong></i><strong> </strong>hükmünü içermekte olup yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da uygulanacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>Dolayısıyla;</strong><strong> 25.12.2025 tarihinden önce açılmış ancak henüz kesinleşmemiş davalarda da yeni rayiç bedel sistemi uygulanacaktır.</strong></p>

<p>Bu düzenleme, kanun koyucunun gerçek piyasa değerinin esas alınmasını kamu düzenine yakın nitelikte gördüğünü ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>5-Yargıtay’ın Benimsediği Esas</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi kararlarında ortak olarak şu ilke benimsenmiştir:</p>

<p><strong>A) 25.12.2025 tarihinden sonra açılan davalar bakımından;</strong></p>

<p>Önalım hakkına konu payın dava tarihindeki rayiç değeri esas alınmalıdır. Bunun nedeni, önalım hakkının dava açılmasıyla kullanılabilir hale gelmesi ve “gecikmeksizin belirlenecek rayiç bedel” ifadesinin dava tarihindeki ekonomik gerçekliği yansıtmasıdır.</p>

<p><strong>B) 25.12.2025 tarihinden önce açılmış derdest davalar bakımından;</strong></p>

<p>Rayiç değer, kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği 25.12.2025 tarihi itibarıyla belirlenmelidir.</p>

<p><i>7571 sayılı Kanun ile TMK'nın 734/2. hükmünde yapılan değişiklikle önalım bedelinin, önalım hakkına konu payın hâkim tarafından belirlenecek rayiç bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerinden ibaret olduğu hüküm altına alınmış ve önalım hakkı sahibine bu bedelin nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere mahkemece verilecek kesin süre içinde nakden yatırılması yükümlülüğü getirilmiştir. Bununla birlikte; 7571 sayılı Kanun ile TMK'ya eklenen geçici 1. maddenin 2. fıkrasında, TMK'nın 734/2. maddesi hükmünde yapılan bu değişikliğin<u>, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda da uygulanacağı öngörüldüğünden,</u> Mahkemece, yukarıda açıklanan Kanun değişiklikleri ve dosyadaki deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir</i>.(<strong>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/7-216E. 2026/195K.)</strong></p>

<p><i>Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;İlk Derece Mahkemesince 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile TMK'nin 734. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önce yürürlükte bulunan kanun hükümleri uyarınca ön alım bedeli olarak tapuda gösterilen satış bedeli ile alıcıya düşen tapu masrafları esas alınarak davanın kabulüne karar verilmişse de, anılan değişiklikten önce açılan temyize konu davada, değişiklik doğrultusunda ön alım hakkı sahibi davacının bedele ilişkin yükümlülüğünün ön alım hakkına konu payın <strong>değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihteki</strong> rayiç değeri ile resmi senette alıcıya düşen tapu giderleri olduğu sonucuna varıldığından, Ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin, tarafların bu konudaki delilleri toplanarak, mahallinde yapılacak keşif ve taşınmazın vasfına uygun bilirkişi heyeti marifetiyle 25.12.2025 tarihi itibariyle tespit edilmesi, bu şekilde belirlenecek ön alım bedelinin daha önce depo edilen ve nemalandırılan bedelden fazla olması hâlinde daha önce depo edilen ve nemalandırılan toplam bedel ön alım bedelinden mahsup edilerek, bakiye bedelin nemalandırılmak üzere aynı hesaba depo ettirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir<strong>. </strong></i><strong>(Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2026/132E. 2026/1633K.)</strong></p>

<p><strong>6- Önceden Depo Edilen Bedelin Durumu</strong></p>

<p>Değişiklikten önce davacı tarafından satış bedeli üzerinden yatırılmış depo bulunması halinde;</p>

<p>daha önce yatırılan ve nemalandırılan tutar,yeni belirlenen rayiç bedelden mahsup edilir.</p>

<p>Eksik kalan miktarın mahkemenin vereceği kesin süre içinde yatırılması gerekir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde davanın usulden reddedilmesi gerekir.</p>

<p><i>Mahkemece, 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile TMK'nın 734. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önce yürürlükte bulunan kanun hükümleri uyarınca ön alım bedeli olarak tapuda gösterilen satış bedeli ile alıcıya düşen tapu masrafları esas alınarak davanın kabulüne karar verilmişse de, anılan değişiklikten önce açılan temyize konu davada, değişiklik doğrultusunda ön alım hakkı sahibi davacının bedele ilişkin yükümlülüğünün ön alım hakkına konu payın değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihteki rayiç değeri ile resmi senette alıcıya düşen tapu giderleri olduğu sonucuna varıldığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin, tarafların bu konudaki delilleri toplanarak, mahallinde yapılacak keşif ve taşınmazın vasfına uygun bilirkişi heyeti marifetiyle 25.12.2025 tarihi itibariyle tespit edilmesi, bu şekilde belirlenecek ön alım bedelinin <strong>daha önce depo edilen ve nemalandırılan bedelden fazla olması hâlinde daha önce depo edilen ve nemalandırılan toplam bedel ön alım bedelinden mahsup edilerek, bakiye bedelin nemalandırılmak üzere aynı hesaba depo ettirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi</strong> için hükmün bozulması gerekmiştir.<strong> . (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/4141E. 2026/1685K.)</strong></i></p>

<p><strong>Özetlemek gerekirse</strong>; 7571 sayılı Kanun ile önalım hukukunda önemli değişiklik gerçekleştirilmiştir. Tapuda gösterilen ve çoğu zaman gerçek ekonomik değeri yansıtmayan satış bedeli yerine rayiç değerin esas alınması, mülkiyet hakkının korunması ve hakkaniyet ilkesi bakımından isabetli bir düzenleme olmuştur. Bununla birlikte kanun koyucunun rayiç bedelin hangi tarihe göre belirleneceğini açıkça düzenlememesi uygulamada tereddütlere yol açmıştır. Yargıtay’ın yerleşmeye başlayan içtihatları doğrultusunda yeni açılan davalarda dava tarihi, yürürlükten önce açılmış derdest davalarda ise 25.12.2025 tarihin esas alınması gerektiğini kabul etmiştir. Bu yaklaşım, hem geçiş hükümlerinin amacıyla hem de hukuk güvenliği, ölçülülük ve hakkaniyet ilkeleriyle uyumludur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitayin-yerlesmeye-baslayan-ictihatlari-kapsaminda-onalim-hakkinin-kullaniminda-rayic-bedelin-belirlenmesinde-esas-alinacak-tarih-1</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="36343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrük Uzlaşma Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruk-uzlasma-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruk-uzlasma-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümrük Uzlaşma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 18 Haziran 2026 Tarihli ve 33284 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>GÜMRÜK UZLAŞMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>27/8/2011 tarihli ve 28038 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Uzlaşma Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “3.000.000.-” ibareleri “7.000.000.-” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Başvurulara ilişkin geçiş hükümleri</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 4- (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan başvurulara, başvurunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruk-uzlasma-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="91784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrüksüz Satış Mağazaları Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruksuz-satis-magazalari-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruksuz-satis-magazalari-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümrüksüz Satış Mağazaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 18 Haziran 2026 Tarihli ve 33284 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>GÜMRÜKSÜZ SATIŞ MAĞAZALARI YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1- </strong>8/8/2017 tarihli ve 30148 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrüksüz Satış Mağazaları Yönetmeliğinin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“d) Gemilere satış mağazası: Türk boğazlarından transit geçen veya yurt dışına sefer yapmak üzere mağazanın denetimi altında faaliyet gösterdiği gümrük müdürlüğüne bağlı limanlardan hareket eden Türk veya yabancı bayraklı gemilere kumanya olarak satış yapmak üzere açılan ve özel antrepo sayılan yerleri,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “Yeminli Mali Müşavir” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya Serbest Muhasebeci Mali Müşavir” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Mağazanın bulunduğu limandan” ibaresi “Mağazanın denetimi altında faaliyet gösterdiği gümrük müdürlüğüne bağlı limanlardan” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “boş şişesi gümrük idaresine ibraz edilemeyen her bir parfüm” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve kozmetik ürün” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruksuz-satis-magazalari-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="39139"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sinema-filmlerinin-degerlendirilmesi-ve-siniflandirilmasina-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sinema-filmlerinin-degerlendirilmesi-ve-siniflandirilmasina-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 18 Haziran 2026 Tarihli ve 33284 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kültür ve Turizm Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>SİNEMA FİLMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SINIFLANDIRILMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>22/10/2019 tarihli ve 30926 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiş, üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“ı) Film özel bileti: Film yapımcısı ile diğer gerçek veya tüzel kişiler arasında yapılan sözleşmeler çerçevesinde ilgili film için satılan bilettir.”</p>

<p>“(3) İndirimli bilet türlerinden;</p>

<p>a) Belirli yaş üzeri, kamu meslek grubu, halk günü ve öğrenci bileti; sinema salonu işletmecileri tarafından belirlenen tam bilet fiyatının %40’ına kadar indirim uygulanarak,</p>

<p>b) Engelli bileti, şehit yakınları ve gazi bileti, sabah seansı bileti, kurum bileti ve izleyici özel bileti; sinema salonu işletmecileri tarafından belirlenen tam bilet fiyatının %50’sine kadar indirim uygulanarak,</p>

<p>c) İnternet bileti; sinema salonu işletmecileri tarafından belirlenen tam bilet fiyatı üzerinden yapılan diğer indirimlere ek olarak %10’una kadar indirim uygulanarak,</p>

<p>ç) Film özel bileti; sinema salonu işletmecileri tarafından belirlenen tam bilet fiyatı üzerinden %70’i aşmayan oranda indirim uygulanarak sabit bir fiyattan,</p>

<p>satılabilir. İndirim oranları ve sabit fiyatlar, sinema salonu işletmecisi ile filmin yapımcısı veya dağıtımcısı arasında yapılacak sözleşme ile belirlenir.”</p>

<p>“(8) Bu maddenin ikinci fıkrasının (ı) bendi kapsamındaki biletlerin bilgileri, Bakanlığın belirleyeceği sinema salonu işletmecisi derneklerinin ve yapımcı meslek birliklerinin yetkilendireceği gerçek veya tüzel kişiler tarafından sağlanan altyapı üzerinden Bakanlığa bildirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(9) Bu maddenin ikinci fıkrasının (ğ) ve (ı) bentlerinde yer alan bilet türleri için yapılacak indirimler ülke genelinde faaliyet gösteren ve katılım sağlayan sinema salonu işletmelerinde geçerli olacak şekilde uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Kültür ve Turizm Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sinema-filmlerinin-degerlendirilmesi-ve-siniflandirilmasina-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="36947"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sinema Sektörünün Desteklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sinema-sektorunun-desteklenmesi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sinema-sektorunun-desteklenmesi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sinema Sektörünün Desteklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 18 Haziran 2026 Tarihli ve 33284 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kültür ve Turizm Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>SİNEMA SEKTÖRÜNÜN DESTEKLENMESİ HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>15/10/2019 tarihli ve 30919 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sinema Sektörünün Desteklenmesi Hakkında Yönetmeliğin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 8- (1) Yapım öncesi destekler şunlardır:</p>

<p>a) Senaryo ve diyalog yazımı desteği: Uzun metrajlı kurgu film senaryosu yazımı için senaryo ve diyalog yazarına verilen destektir.</p>

<p>b) Proje geliştirme desteği: Çekimlerine henüz başlanmamış uzun metraj sinema filmlerinin çekim aşamasına kadar yapılan her türlü araştırma ve geliştirme faaliyeti için yapımcıya verilen destektir.</p>

<p>(2) Yapım destekleri şunlardır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) Animasyon film yapım desteği: Süresi otuz dakikanın altında olan, ağırlıklı olarak canlandırma tekniğinin kullanıldığı, sinema sanatına özgü dil, teknik ve yöntemlerle oluşturulan iki veya üç boyutlu filmler için verilen destektir.</p>

<p>b) Belgesel film yapım desteği: Bilimsel, güncel, tarihî, doğal ve benzeri olgu veya düşüncenin sinema sanatına özgü dil ve yöntemler ile araştırıldığı, anlatıldığı ve kurgulandığı filmler için verilen destektir.</p>

<p>c) Kısa film yapım desteği: Süresi otuz dakikanın altında olan filmler için verilen destektir.</p>

<p>ç) İlk uzun metrajlı kurgu film yapım desteği: Uzun metrajlı kurgu filmin yapım öncesi hazırlık aşamasından, gösteriminin yapılabileceği hale getirilmesine kadar geçen herhangi bir aşamasının desteklenmesi amacıyla ilk uzun metrajlı kurgu filmini gerçekleştirecek olan yönetmene ya da yönetmenlere veya bu özelliği haiz yönetmen veya yönetmenlerin yer aldığı projeyle başvuru yapması şartıyla en az bir uzun metrajlı sinema filmi gerçekleştirmiş olan yapımcıya verilen destektir.</p>

<p>d) Uzun metrajlı sinema film yapım desteği: Uzun metrajlı sinema filmlerinin yapım öncesi hazırlık aşamasından, gösteriminin yapılabileceği hale getirilmesine kadar geçen herhangi bir aşamasının desteklenmesi amacıyla yapımcıya verilen destektir.</p>

<p>e) Ortak yapım desteği: Ülkemizin taraf olduğu ikili veya çok taraflı ortak yapım anlaşmaları ile içinde ortak yapıma ilişkin hükümler bulunan diğer uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ortak yapım olarak kabul edilen ve yerli yapımcının küçük ortak olduğu uzun metrajlı sinema filminin yapım öncesi hazırlık aşamasından, gösteriminin yapılabileceği hale getirilmesine kadar geçen herhangi bir aşamasının desteklenmesi amacıyla yerli ortak yapımcıya verilen destektir.</p>

<p>f) Yabancı film yapım desteği: Bir kısmı ya da tamamı Türkiye’de çekilecek yabancı uzun metrajlı kurgu film, belgesel film ve dizi filmler için çekim başlangıcından gösteriminin yapılabilir hale getirilmesine kadar geçen aşamalarının desteklenmesi amacıyla ülke içinde harcanan ve Bakanlıkça kabul edilen tutarın %30’unu aşmamak üzere yerli ortak yapımcıya ya da hizmet sağlayan yerli yapımcıya verilen destektir.</p>

<p>(3) Yapım sonrası destekler şunlardır:</p>

<p>a) Çekim sonrası desteği: Bakanlıktan destek almamış, çekimleri tamamlanmış sinema filmlerinin görüntü, ses ve benzeri işlemleri için filmin yapımcısına verilen destektir.</p>

<p>b) Dağıtım ve tanıtım desteği: Sinema filminin yurt dışı veya Bakanlıktan destek almamış sinema filminin yurt içi tanıtım, dağıtım ve gösterim aşamalarının desteklenmesi amacıyla filmin yapımcısına verilen destektir.</p>

<p>c) Dizi film desteği: Yurt dışında yayınlanan ve ülkemizin tanıtımına katkı sağlayan yerli dizi film bölümleri için; yurtdışında işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkını elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişilere verilen destektir.</p>

<p>ç) Yerli film gösterim desteği: Bakanlıkça destek sağlanmış yerli veya ortak yapım uzun metrajlı sinema filmlerinin seyirci ile buluşabilmesi amacıyla sinema salonu işletmecisine verilen destektir.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “başvuru formu ve” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve beşinci fıkrasının ikinci cümlesine “Bu fıkra,” ibaresinden sonra gelmek üzere “dizi film desteği ile” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Başvuru belgeleri Genel Müdürlükçe incelenir. İnceleme sonucunda tespit edilen eksiklikler başvuru sahibine bildirilir. Bakanlıkça duyurulan tarihlerin bitimi itibarıyla tüm başvuru belgeleri eksiksiz olarak Bakanlığa sunulmamış projeler toplantı gündemine alınmaz.”</p>

<p>“Bu fıkra, dizi film desteği türü için uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış, ikinci fıkrasında yer alan “ve en az bir sezon olarak” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, üçüncü ve altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Destek başvurusunda bulunulan her bir bölümün ilk gösteriminin başvuru tarihinden önce en fazla 3 yıl içerisinde Türkiye’de, kablo, uydu ve karasal ortamlarda yayın yapan televizyon kanallarında gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir.”</p>

<p>“(6) Bölüm başına ve toplam destek verilebilecek en yüksek tutar her yıl bütçe imkânları dâhilinde Bakanlıkça belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) İlgili mevzuat ve destek sözleşmesinde öngörülen yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi sebebiyle 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yasal takibe konu edilmiş projeler ile destek alanın ödenen destek tutarını iade ettiği projeler için yeniden destek başvurusunda bulunulamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Kültür ve Turizm Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sinema-sektorunun-desteklenmesi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="91966"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayın Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kultur-ve-turizm-bakanligi-yayin-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kultur-ve-turizm-bakanligi-yayin-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayın Yönetmeliği, 18 Haziran 2026 Tarihli ve 33284 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kültür ve Turizm Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYIN YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Kültür ve Turizm Bakanlığının kuruluş, amaç ve görevleri doğrultusunda yayımlayacağı basılı ve/veya elektronik her türlü yayının seçimini, yayım usullerini; Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarının kurulmasını, çalışma esaslarını, görevlerini ve yetkilerini düzenlemek amacıyla hazırlanmıştır.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik; basılı ve/veya elektronik yayınların Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanmasına ilişkin iş ve işlemleri, bu işlemlerin yapılması için Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde kurulan Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarının kuruluş, işleyiş ve çalışma esasları ile görev ve yetkilerini kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesi, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 282 nci ve 292/A maddeleri ile 23/8/2006 tarihli ve 2006/10932 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakan: Kültür ve Turizm Bakanını,</p>

<p>b) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını,</p>

<p>c) Bakanlık diğer hizmet birimleri: Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı hariç 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 279 uncu maddesinde sayılan Kültür ve Turizm Bakanlığı diğer hizmet birimlerini,</p>

<p>ç) Başkan: Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanını,</p>

<p>d) Birimler: Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünü ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını,</p>

<p>e) Derleme: Özgün eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla, ansiklopediler ve antolojiler gibi muhtevası seçme ve düzenlemelerden oluşan ve bir düşünce yaratıcılığı sonucu olan eseri,</p>

<p>f) Elektronik yayın: Her türlü bilgisayar, video ve benzeri teknolojik cihazlarda ya da ağlar üzerinden yaymak ve/veya umuma iletmek amacıyla çevrim içi veya çevrim dışı olarak erişime sunulan yayınları,</p>

<p>g) Genel Müdür: Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürünü,</p>

<p>ğ) İşlenme eser: Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsullerini,</p>

<p>h) Telif eser: Sahibinin hususiyetini taşıyan herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ile doğrudan meydana getirilen her nevi fikir ve sanat mahsullerini,</p>

<p>ı) Yayımlamak: Kitap, dergi ve benzeri eserlerin basılıp dağıtılmasını ve/veya elektronik olarak umuma iletimini,</p>

<p>i) Yayın: Basılı ve/veya elektronik olarak umuma arz edilen kitap ve dergi gibi eserleri,</p>

<p>j) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları: Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulu ile Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları, Eserlerin</p>

<p>İncelenmesi ve Değerlendirilmesi</p>

<p><strong>Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarının oluşturulması </strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Birimlere yayımlanmak üzere başvurusu yapılan eserler ile birimlerce hazırlanan yayım projelerini değerlendirmek ve karara bağlamak, yayım sürecine ilişkin ilke kararları almak üzere birimlerin teklifi ve Bakan Oluru ile birimler tarafından kendi görev alanlarıyla ilgili Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları oluşturulur ve üyeleri belirlenir.</p>

<p>(2) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları üyeleri, birimlerin görev ve faaliyet alanları ile ilgili Bakanlık dışından uzmanlardan seçilir. Genel Müdür/Başkan ve birimlerin yayımlardan sorumlu daire başkanı kurulun daimî üyesidir. Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları, Bakanlık dışından uzmanlardan seçilen beş üye ile daimî üyeler dahil toplam yedi üyeden oluşur. Genel Müdür/Başkan, Kurula başkanlık eder.</p>

<p>(3) Kurul üyeleri, birimlerin teklifi ve Bakan Oluru ile üç yıl için görevlendirilir. Kurul üyeleri tekrar görevlendirilebilir. Kurulun Bakanlık dışından seçilen üyelerinin herhangi bir nedenle üyeliğinin düşmesi hâlinde yerine yeni üye görevlendirilir. Yeni üye yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlar. Daimî üyelerin asli görevleri sona erdiğinde Kurul üyelikleri de kendiliğinden sona erer.</p>

<p>(4) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları, birimlerin yayımlardan sorumlu daire başkanlığının hazırlayacağı gündem ve takvimle üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır. Kararlarını toplantıya katılan üye sayısının salt çoğunluğu ile alır. Oyların eşitliği hâlinde Kurul Başkanının oyu yönünde karar alınır.</p>

<p>(5) Kurulun sekretarya ve raportörlük görevi, birimlerin yayımlardan sorumlu daire başkanlığınca yürütülür.</p>

<p>(6) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları yılda bir defa ve gerekli görülen hâllerde en fazla üç defa olmak üzere toplanabilir.</p>

<p>(7) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları aşağıdaki kurullardan teşekkül eder:</p>

<p>a) Bakanlığın “Millî kültürümüzün yazılı belgelerini, fikir, sanat ve edebi eserler ile turizm ve tanıtım amaçlı yayınlar hazırlatarak yayımlamak ve yayımlatmak” görevi kapsamında, Bakanlığın yayın projelerini ve Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne yapılan yayın başvurularını değerlendirmek üzere teşkil edilen Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulu.</p>

<p>b) Alevi-Bektaşiliğin tüm yönleriyle, sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde ele alınmasına yönelik Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yayın projelerini ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına yapılan yayın başvurularını değerlendirmek üzere teşkil edilen Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulu.</p>

<p><strong>Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarının görev ve yetkileri ile değerlendirilecek eserler </strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarının görev ve yetkileri şunlardır:</p>

<p>a) Birimlerin yayın politikalarının oluşturulmasına katkıda bulunmak, yayın sürecine ilişkin ilke kararları almak, millî kültürün yaygınlaştırılması, yükseltilmesi, tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılmasına yönelik tür ve konularda telif ve işlenme eserlerin yayımlanması konusunda birimlere teklifte bulunmak.</p>

<p>b) Birimlere başvuru yoluyla gelen eserleri inceleyerek veya inceleterek eserlerin yayımlanıp yayımlanmayacağı konusunda görüş bildirmek.</p>

<p>c) Birimlerin yayımlanması planlanan yayın projelerini değerlendirmek, ısmarlama yoluyla eser hazırlatılmasını teklif etmek ve bu eserlerin hazırlanmasında görevlendirilmek üzere yazar, editör, koordinatör, çevirmen, redaktör, fotoğrafçı, çizer ve benzeri isimleri önermek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Bakanlıkça yayımlanan eserleri inceleyerek bu eserlerin tekrar yayımlanması hususunda görüş bildirmek.</p>

<p>(2) Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulu, Bakanlık diğer hizmet birimlerinin, Bakanlık yayını olarak kendi görev ve yetkilerine ilişkin yayımlamayı planladıkları eserleri inceleyerek eserlerin Bakanlık diğer hizmet birimlerince yayımlanmasının uygunluğu hakkında görüş bildirir.</p>

<p>(3) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarının değerlendireceği eserler şunlardır:</p>

<p>a) Millî kültürümüzün yazılı belgelerini, fikir, sanat ve edebi eserler ile turizm ve tanıtım amaçlı yayınlar hazırlatarak yayımlamak ve yayımlatmak görevi kapsamında Bakanlık yayım projeleri.</p>

<p>b) Alevi-Bektaşiliğin tüm yönleriyle, sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde ele alınmasına yönelik Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yayın projeleri.</p>

<p>c) Gerçek ya da tüzel kişiler tarafından Bakanlıkça yayımlanması talebiyle birimlere başvuru yoluyla gönderilen eserler.</p>

<p>ç) Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulunca değerlendirilecek Bakanlık diğer hizmet birimlerinin yayımlamayı planladığı eserler.</p>

<p><strong>İncelemede usul</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarının eserleri inceleme usulleri aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Yayımlanması talebiyle birimlere gönderilen eserler ile birimlerin yayın projeleri; amaç, konu, yazım yöntem, kural ve usulleri ile birimlerin yayın ilkelerine uygunluk bakımından incelenir.</p>

<p>b) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları, eserleri incelenmek ve yazılı görüş almak üzere konunun özelliğine göre uzmanlarına gönderilmesini teklif edebilir.</p>

<p>c) Eseri inceleyen uzmanın verdiği gerekçeli rapor yeterli görülmez veya birimlerin belirleyeceği süre içinde incelenip birimlere teslim edilmezse eser başka uzmanlara gönderilebilir. Alınan rapor, yayın projeleri değerlendirme kurullarında değerlendirilir ve rapor doğrultusunda eserin yayımlanıp yayımlanmayacağına karar verilir.</p>

<p>(2) Bakanlık diğer hizmet birimleri, Bakanlık yayını olarak kendi görev ve yetkilerine ilişkin yayımlamayı planladıkları eserlerin Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulunca bu Yönetmelik hükümlerine göre incelenmesini talep edebilir. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulu bu eserleri değerlendirip iadelerine, incelenmesine veya uygun bularak ilgili Bakanlık diğer hizmet birimlerince yayımlanmasına karar verebilir. Eserlerin telif veya baskı giderlerine yönelik her türlü ödemeler talepte bulunan Bakanlık diğer hizmet birimlerinin kendi bütçelerinden karşılanır.</p>

<p><strong>Değerlendirme ilkeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Eserlerin incelenmesinde, seçiminde, hazırlanmasında ve işlenmesinde göz önünde bulundurulacak temel ilkeler şunlardır:</p>

<p>a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na uygun olması ve kanunlara göre suç oluşturmaması.</p>

<p>b) Atatürk ilke ve inkılaplarının korunması, yaşatılması ve benimsetilmesi prensiplerine aykırı olmaması.</p>

<p>c) Millî birlik ve beraberliği bozucu görüşlere; insanı, aileyi veya toplumun belirli bir kesimini küçük düşürücü bilgi, belge ve yorumlara yer verilmemesi.</p>

<p>ç) Millî kültürümüzü evrensel boyutlara ulaştıracak ve insanlığın ortak değerlerine katkıda bulunacak nitelikte olması, toplumsal yararlılığı ve evrenselliği göz önünde bulundurması.</p>

<p>d) Toplumun çağdaşlaşmasına, demokratikleşmesine, kendisini tanımasına katkı sağlayıcı nitelikte olması.</p>

<p>e) Ülke dışındaki insanlarımızın kültürel kimliklerini korumalarına ve sanatsal gereksinimlerini karşılamalarına destek olucu nitelikte olması.</p>

<p>f) Ortak kültür bağlarımız olan diğer bağımsız Türk Cumhuriyetleri ile ikili kültür alışverişini sağlayıcı ve dostluk bağlarını güçlendirici nitelikte olması.</p>

<p>g) Bakanlığın kuruluş amaç ve görevlerine ilişkin konularda doğru bilgi verici, eğitici, öğretici ve tanıtıcı nitelikte olması.</p>

<p>ğ) Eserlerin dil ve anlatımının açık ve anlaşılır olması.</p>

<p>h) Bilimsel araştırma yazım yöntem, kural ve usullerine göre hazırlanmış olması.</p>

<p>ı) Tarihimizi, bugüne ulaşan kültürel zenginliğimizi işleyici, tanıtıcı, zenginleştirici ve gelecek nesillere taşıyıcı nitelikte olması.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Başvuru ve Yayıma İlişkin Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Başvuru şartları </strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Eserlerin yayımlanması için birimlere başvuruda bulunanlar;</p>

<p>a) Eserlerini muhteva, bilimsel araştırma yazım yöntem, kural ve usullerine uygun; resim, şekil, harita, nota, illüstrasyon bakımından dizgisine ve baskısına başlanabilecek şekilde hazırlayıp basılı veya elektronik ortamda kaydedilmiş olarak birimlere teslim eder.</p>

<p>b) Eserde yer alacak metin, fotoğraf, resim, grafik, tablo, çizelge, şekil, nota, harita ve benzeri materyallerin baskıya uygun boyut, format ve çözünürlükte dizgi programlarına sorunsuz aktarılabilecek elektronik dosyalarını birimlere teslim eder.</p>

<p>c) Yazar, çevirmen, resimleyen, yayına hazırlayan ve benzeri eser sahiplerinin özgeçmişini birimlere teslim eder.</p>

<p>ç) İmzalı başvuru dilekçesini birime teslim etmek veya birimlerin çevrim içi bir yayın yönetim/başvuru sistemi bulunması hâlinde söz konusu sisteme yüklemek zorundadır.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelikte belirlenen başvuru şartlarına uymayan eserler, Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarının gündemine alınmaz.</p>

<p>(3) Birimler; başvuru şartlarını veya başvuru için gereken diğer belgeleri, yayımlayacakları eserlerin özelliklerine göre, Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları ilke kararı ile belirleyebilir.</p>

<p>(4) Birimler başvuru şartlarını ve Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları ilke kararlarını kurumsal internet sitelerinde yayımlar.</p>

<p><strong>Birimler tarafından ısmarlama yoluyla eser hazırlatılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Birimler bu Yönetmelik kapsamına giren eserlerin Bakanlık adına hazırlatılmasını sağlamak amacıyla ısmarlama yoluyla eser hazırlamak üzere kişi veya kişileri görevlendirebilir.</p>

<p>(2) Birimler, Bakanlık adına eser hazırlatılması istenen kişi/kişilerin belirtilen süre içinde çalışmayı tamamlayıp birimlere sunmamaları halinde, bu kişi/kişilerden işi geri almak ve başka bir hazırlayıcıya vermek konusunda yetkilidir.</p>

<p><strong>Yayınların hazırlanması </strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarınca yayımlanması uygun görülen eserlerin yayımlanma biçimleri, baskı özellikleri ve baskı sayılarına birimlerce karar verilir.</p>

<p>(2) Yayımlanmasına karar verilen eserlerin yayımlanmasına ilişkin iş ve işlemler, birimlerin yayımlardan sorumlu daire başkanlığı sevk ve idaresinde yürütülür.</p>

<p><strong>Yayım şartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarınca yayımlanmasına karar verilen eserlerin hak sahipleri, derleme eserlerde eseri hazırlayan editör/koordinatörleri;</p>

<p>a) Eser üzerinde başka kurum veya kuruluşlar ile kişilerin haklarının bulunmadığına, bu hususta her türlü hukuki sorumluluğu üstlendiklerine dair beyanname ile eser üzerinde başka hak sahipliğinin mevcudiyeti hâlinde 5846 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca diğer eser sahiplerinden gerekli izinleri almış olduklarını gösterir belgeleri,</p>

<p>b) Yayımlanması uygun görülen eserin işleme, çoğaltma, yayma, işaret ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı ile gerektiğinde üçüncü kişilere kullandırılması ve devredilmesi haklarını Bakanlığa devrettiğine dair temliknameyi,</p>

<p>c) Muhtemel maddi hataların düzeltilmesi, ihtiyaç duyulması hâlinde tashih ve redaksiyon yapılması, kapak ve iç sayfa tasarımı, eserin basımına ilişkin fiziksel özelliklerinin ve baskı tekniklerinin belirlenmesi işlerinde birimlerin tasarruf yetkisini kabul ettiklerini belirtir izin belgesini,</p>

<p>Bakanlığa vermekle yükümlüdürler.</p>

<p><strong>Tekrar baskı ve yayım hakkının devri </strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Birimlerce daha önce yayımlanmış bir eserin tekrar baskısının yapılması, mevcut baskısının yüzde doksanının bitmiş olması şartıyla, birimlerin teklifi ve Bakan Oluruna bağlıdır.</p>

<p>(2) Birimlerce ısmarlama yoluyla hazırlatılarak yayımlanan eserlerin, yayım hakkı eserlerin mevcut baskısının yüzde doksanının bitmiş olması şartıyla birimlerin teklifi ve Bakan Oluru ile bir defaya mahsus yayımlanmak üzere devredilebilir.</p>

<p>(3) Başvuru yoluyla alınarak yayımlanan eserlerin yayım hakkı, eserlerin mevcut baskısının yüzde doksanının bitmiş olması şartıyla birimlerin teklifi ve Bakan Oluru ile eser sahibine veya yasal varislerine devredilebilir.</p>

<p>(4) Birimlerce elektronik olarak yayımlanan eserlerin yayım hakkının eser sahibine veya başka birine devredilebilmesi, yayımlandığı tarihten itibaren beş yıl sonunda eser sahiplerinin isteği üzerine birimlerin teklifi ve Bakan Oluruna bağlıdır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Yayıncı sertifikası</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Birimler ile yayım yapacak Bakanlık diğer hizmet birimleri, 18/4/2005 tarihli ve 25790 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Fikir ve Sanat Eserlerinin Tespit Edildiği Materyallerin Dolum, Çoğaltım ve Satışını Yapan veya Yayan İşletmelerin Sertifikalandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri gereği yayıncı sertifikası almakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>Ana yayın numarası</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Birimler ile Bakanlık diğer hizmet birimlerince yayımlanmasına karar verilen tüm eserler için Bakanlık yayınlarının külliyatının derlenmesi maksadıyla Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünce bir ana yayın numarası belirlenir.</p>

<p>(2) Birimler ile Bakanlık diğer hizmet birimleri eserlere ana yayın numarası atanmasını Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünden resmî yazı ile talep eder.</p>

<p><strong>Derleme işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Birimler ile Bakanlık diğer hizmet birimleri, yayımladıkları eserlerin derleme nüshalarını, 22/2/2012 tarihli ve 6279 sayılı Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu gereği derleme kütüphaneleri ve/veya birimlerine teslim etmekle yükümlüdür.</p>

<p><strong>Toplantı ücreti ve harcırah</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bakanlık dışından kurul toplantılarına katılan üyelere, Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre toplantı ücreti ödenir. Toplantıya başka yerden katılan üyelere 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre yol masrafı ve gündelik verilir.</p>

<p><strong>Telif haklarının belirlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerince yayımlanacak eserlerin telif ve işlenme ücretleri ile bu eserlerin inceleme, redaksiyon, derleme, edisyon ve tashihine ilişkin ücretler; Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hesaplanır ve ödenir.</p>

<p>(2) Bakanlık personelinin asli görevleri gereği yaptığı çalışmalara ilişkin telif ve işlenme ücreti ödenmez. Ancak adı geçen personelin makale, tebliği ve konferansları ile mesai dışında meydana getirdiği eserler bunun dışındadır.</p>

<p><strong>Yayın Projeleri Değerlendirme Kurullarının kararını gerektirmeyen durumlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) 17 nci madde uyarınca telif ve işlenme ücreti ödenmeyecek olan yayınlarda yer alacak metinler veya eserler için Yayın Projeleri Değerlendirme Kurulları kararı alınması zorunlu değildir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) 11/12/2007 tarihli ve 26727 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayın Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Kültür ve Turizm Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kultur-ve-turizm-bakanligi-yayin-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/resmi/kultur-ve-turizm-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="63485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖDEME EMRİNİN İPTALİ DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/odeme-emrinin-iptali-davasi-sekeroglu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/odeme-emrinin-iptali-davasi-sekeroglu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SGK tarafından gönderilen ödeme emirlerine karşı, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde İş Mahkemelerinde dava açılması mümkündür. Bu ödeme emirlerine karşı açılacak davalarda itirazlar sınırlı olarak yapılmaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şöyle ki;</p>

<p>-Borcun hiç bulunmaması,</p>

<p>-Borcun kısmen veya tamamen ödenmiş olması,</p>

<p>-Borcun zamanaşımına uğramış olması,</p>

<p>-Borcun yanlış kişiye yöneltilmiş olması (örneğin şirket ortağı veya yönetici sorumluluğunun hatalı değerlendirilmesi),</p>

<p>-Ödeme emrinde yer alan tutarın hatalı hesaplanmış olması başlıca itiraz sebeplerini oluşturmaktadır.</p>

<p>SGK'nın gönderdiği ödeme emirlerine karşı dava açarken yetkili mahkemenin tespiti de önem arz etmektedir. Kişiye gönderilen ödeme emirlerinde borcun miktarı ve kaynağı belirtildikten sonra, kişinin nerede dava açması gerektiği belirtilmektedir. Gönderilen ödeme emirlerinde <i>'' 5510 sayılı Kanununun 88'inci maddesi hükmüne göre; Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde alacaklı birimin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. ''</i> demek suretiyle yetkili mahkemenin neresi olduğuna dair borçlu kişiye ihtar yapılmaktadır.</p>

<p>Yetkili mahkemeye dava açıldıktan sonra, mahkeme tarafından SGK'ya yazı yazılarak ödeme emirleri ve tebligat parçaları istenmekte, ayrıca açılan ödeme emrine karşı yapılandırma başvurusunun olup olmadığı hususu sorulmaktadır. Davacı tarafından zamanaşımı itirazı yapılmış ise, mahkeme SGK' dan ödeme emriyle ilgili zamanaşımını kesen veya durduran hususların bildirilmesiyle ilgili gerekli belgelerin gönderilmesini istemektedir.</p>

<p>Davacı taraf, dava dilekçesinde ödeme emrindeki tahsil işlemlerinin dava kesinleşinceye kadar tedbiren durdurulmasını talep etmektedir. Bu durumda mahkemeler, 5510 sayılı Yasa'nın 88/19. Maddesinde düzenlenen; <i>''....Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz.'' </i>hükmünü gerekçe göstererek ihtiyati tedbir taleplerini reddetmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı tarafın ödeme emrinin zamanaşımına uğradığına ilişkin itirazlar da mahkemeler tarafından aşağıda belirttiğimiz kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir;</p>

<p>506 sayılı Yasa'nın 80. maddesinde yer alan prim alacakları, vadesinde ödenmeyen prim alacakları ile ilgili olup Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi iken 506 sayılı Yasa'nın 01.12.1993 Tarih ve 3917 sayılı Yasa ile değiştirilerek 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren 80. maddesi ile; <i>"Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 21.07.1953 Tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun hükümlerinin uygulanacağı…" </i>hükme bağlanmıştır.</p>

<p>6183 sayılı Yasa'nın 102. maddesi ise; <i>"Amme alacağı vadesinin rastladığı takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar…"</i> şeklinde düzenlenmiş olduğundan, 08.12.1993 Tarihinden sonra muaccel olan prim alacakları için zamanaşımı süresi de 5 yıla inmiştir. Bu dönemde prim borçlarında zamanaşımı süresinin başlangıcı ise alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden yılbaşıdır.</p>

<p>06.07.2004 Tarih ve 25514 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5198 sayılı Yasa ile 506 sayılı Yasa'nın 80. maddesinde değişiklik yapılmış ve buna göre; <i>"Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 21.07.1953 Tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102. maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı"</i> kuralı getirilmiştir. Dolayısı ile Kurumun 06.07.2004 Tarihinden sonra muaccel olan prim alacaklarında zamanaşımı süresi Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre yeniden 10 yıla çıkmıştır.</p>

<p>01.10.2008 Tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun'un 17.04.2008 Tarih ve 5754 sayılı Kanun'un 56. maddesi ile değişik 93/2 maddesi ile; <i>"Kurumun prim ve diğer alacakları, ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir…"</i> hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen kanun hükümleri uyarınca SGK tarafından gönderilen ödeme emirlerine karşı 5 yıllık olan zamanaşımı süresi 10 yıla çıkarılmıştır. Davacıya gönderilen ödeme emirlerinde zamanaşımı itirazı değerlendirilirken davacının hangi dönem borcu için tahakkuk oluşturulduğu önem taşımaktadır. Çünkü zamanaşımı süresinin 5 yıllık olduğu dönem için tahakkuk eden bir borç varsa artık davacı için 10 yıllık zamanaşımı süresi değil, 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanarak davacının itirazı değerlendirilecektir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/10/nisa-sekeroglu.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/10/nisa-sekeroglu.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Nisa ŞEKEROĞLU</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/odeme-emrinin-iptali-davasi-sekeroglu</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 16:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-themisfd4.jpg" type="image/jpeg" length="25881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hekimin Sigortası Var Ama Risk Bitmiyor: Malpraktis Davalarındaki Hukuki Gerçeklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hekimin-sigortasi-var-ama-risk-bitmiyor-malpraktis-davalarindaki-hukuki-gerceklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hekimin-sigortasi-var-ama-risk-bitmiyor-malpraktis-davalarindaki-hukuki-gerceklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Sağlık sektöründe uzun yıllar boyunca malpraktis denildiğinde akla ilk gelen soru şuydu:</p>

<p><strong>“Hekim tıbbi müdahalede hata yaptı mı?”</strong></p>

<p>Bugün ise bu soru tek başına yeterli değil. Çünkü modern malpraktis uyuşmazlıklarında mahkemeler artık yalnızca ameliyat tekniğine, komplikasyonun gelişip gelişmediğine veya hekimin tıbbi standarda uygun davranıp davranmadığına bakmıyor. Sürecin tamamı mercek altına alınıyor.</p>

<p>· Hastaya ne anlatıldı?</p>

<p>· Riskler nasıl açıklandı?</p>

<p>· Onam hangi dilde alındı?</p>

<p>· Hasta beklentisi nasıl yönetildi?</p>

<p>· Komplikasyon geliştiğinde süreç nasıl takip edildi?</p>

<p>· Hasta kayıtları eksiksiz tutuldu mu?</p>

<p>· Reklam ve pazarlama dili hastaya bir sonuç garantisi izlenimi verdi mi?</p>

<p>· Sigorta poliçesi gerçekten bu riski karşılıyor mu?</p>

<p>Bu sorular, özellikle estetik cerrahi, diş tedavileri, saç ekimi, obezite cerrahisi ve sağlık turizmi alanlarında giderek daha belirleyici hale geliyor.</p>

<p>Bu nedenle hekimin mesleki mali sorumluluk sigortasının varlığı, tek başına “hukuki güvence” anlamına gelmiyor. Sigorta önemli bir koruma mekanizmasıdır; ancak bu korumanın kapsamı, sınırları, istisnaları ve uygulamadaki etkileri doğru okunmadığında hem hekimler hem hastaneler hem de sağlık turizmi şirketleri ciddi risklerle karşılaşabilir.</p>

<p><strong>Hekimin Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası Neyi Korur?</strong></p>

<p>Hekimlerin mesleki mali sorumluluk sigortası, esasen hekimin mesleki faaliyeti sırasında tıbbi kötü uygulama nedeniyle üçüncü kişilere verebileceği zararları belirli limitler dahilinde teminat altına alan bir sorumluluk sigortasıdır. Bu sigortanın temel amacı iki yönlüdür.</p>

<p>-Birinci yönüyle hastayı korur. Çünkü tıbbi kötü uygulama sonucunda zarar gören kişinin tazminata ulaşabilmesi için mali bir güvence yaratır.</p>

<p>-İkinci yönüyle hekimi korur. Çünkü hekim, mesleki faaliyeti nedeniyle yüksek tazminat talepleriyle karşı karşıya kaldığında, poliçe limiti ve şartları dahilinde sigorta korumasından yararlanabilir.</p>

<p>Ancak burada çok kritik bir ayrım vardır:</p>

<p>Sigorta, hekimin bütün hukuki risklerini ortadan kaldırmaz. Yalnızca poliçe kapsamında kalan, genel şartlara uygun, mesleki faaliyetle bağlantılı ve teminat dışı haller arasında sayılmayan zararlar bakımından koruma sağlar. Bu nedenle “sigortam var” düşüncesi, sağlık sektöründe risk yönetimi bakımından eksik ve tehlikeli bir rahatlık yaratabilir.</p>

<p><strong>Tıbbi Hata mı, Komplikasyon mu?</strong></p>

<p>Malpraktis dosyalarının merkezinde çoğu zaman şu ayrım bulunur; ortaya çıkan zarar, hekimin kusurlu müdahalesinden mi kaynaklanmıştır, yoksa tıbbi müdahalenin doğasında bulunan bir komplikasyon mudur?</p>

<p>Komplikasyon, her türlü dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilen, tıbbi müdahalenin izin verilen risk alanında kalan sonuçtur. Buna karşılık malpraktis, hekimin mesleki standartlara aykırı, eksik, hatalı veya özensiz uygulaması nedeniyle zararın doğmasıdır. Fakat uygulamada mesele bu kadar basit değildir. Çünkü bir olay başlangıçta komplikasyon olarak ortaya çıkabilir; ancak komplikasyonun yönetiminde gecikme, yanlış takip, yetersiz bilgilendirme veya gerekli sevkin yapılmaması halinde süreç malpraktise dönüşebilir. Örneğin estetik bir operasyondan sonra enfeksiyon gelişmesi tek başına her zaman malpraktis anlamına gelmeyebilir. Ancak enfeksiyon belirtilerinin zamanında değerlendirilmemesi, hastanın şikayetlerinin ciddiye alınmaması, uygun konsültasyon veya tedavi sürecinin başlatılmaması halinde tartışma artık komplikasyon değil, komplikasyon yönetimi kusuru üzerinden ilerler.</p>

<p>Bu nedenle sağlık kuruluşları açısından asıl risk sadece operasyon anında değil; operasyon öncesi bilgilendirme, operasyon sonrası takip, hasta iletişimi ve kayıt yönetimi aşamalarında da doğmaktadır.</p>

<p><strong>Aydınlatılmış Onam: İmzadan Fazlası</strong></p>

<p>Günümüz malpraktis davalarında en kritik başlıklardan biri aydınlatılmış onamdır. Uygulamada hala birçok sağlık kuruluşu onamı yalnızca “hastaya form imzalatılması” olarak görüyor. Oysa hukuki açıdan onam, sadece imza değildir.</p>

<p>Geçerli bir rızadan söz edebilmek için hastanın yapılacak müdahalenin niteliği, amacı, muhtemel riskleri, komplikasyonları, alternatif tedavi seçenekleri ve müdahalenin olası sonuçları hakkında anlayabileceği şekilde bilgilendirilmiş olması gerekir.</p>

<p>Bu noktada ispat yükü çoğu durumda hekim ve sağlık kuruluşu açısından önem kazanır. Hasta, “bana yeterli bilgi verilmedi” dediğinde, sağlık kuruluşunun yalnızca standart bir form sunması her zaman yeterli olmayabilir.</p>

<p>Özellikle estetik cerrahide bu konu daha hassastır. Çünkü estetik müdahalelerde hastanın beklentisi çoğu zaman yalnızca sağlık değil, görünüm ve memnuniyet sonucuna ilişkindir. Bu nedenle hastaya sadece genel cerrahi risklerin değil, estetik sonucun kişiden kişiye değişebileceği, simetri farkları, iz, revizyon ihtimali, iyileşme süreci, beklenti-gerçeklik farkı gibi hususların da açıkça anlatılması gerekir.</p>

<p>Sağlık turizmi dosyalarında ise bu tabloya bir de dil bariyeri eklenir. Yabancı hastaya Türkçe onam formu imzalatılması, tek başına yeterli güvence sağlamaz. Hastanın hangi dilde bilgilendirildiği, tercümanın kim olduğu, tercümenin profesyonel şekilde yapılıp yapılmadığı, hastanın gerçekten anlayıp anlamadığı ve bu sürecin kayıt altına alınıp alınmadığı dava dosyasında belirleyici hale gelebilir. Bu nedenle sağlık turizminde onam süreci, yalnızca tıbbi bir prosedür değil; aynı zamanda hukuki risk yönetiminin merkezidir.</p>

<p><strong>Sigorta Aydınlatılmış Onam Eksikliğini Her Zaman Kurtarır mı?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hekimin mesleki mali sorumluluk sigortası, tıbbi kötü uygulamadan kaynaklanan zararları belirli şartlarda teminat altına alır. Aydınlatılmış onam eksikliği de bazı durumlarda tazminat sorumluluğuna yol açabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:</p>

<p>Sigorta, her hukuki eksikliği otomatik olarak karşılayan sınırsız bir güvence değildir.</p>

<p>Eğer uyuşmazlık, hekimin mesleki faaliyeti kapsamında kalan bir tıbbi kötü uygulama olarak değerlendirilirse sigorta koruması gündeme gelebilir. Fakat hukuka veya etik kurallara aykırı faaliyetler, mesleki faaliyet dışındaki işlemler, kasten verilen zararlar, idari para cezaları, cezai şartlar veya poliçe dışı riskler bakımından sigorta koruması sınırlanabilir ya da tamamen ortadan kalkabilir. Özellikle pazarlama diliyle verilen vaatler burada önemli hale gelir.</p>

<p>- “Kesin sonuç alırız.”</p>

<p>- “İz kalmaz.”</p>

<p>- “Yüzde yüz memnun kalırsınız.”</p>

<p>- “Revizyona gerek kalmaz.”</p>

<p>- “Garanti sonuç.”</p>

<p>Bu tür ifadeler, tıbbi bilgilendirme sınırını aşarak sonuç taahhüdü algısı yaratabilir. Böyle bir durumda uyuşmazlık yalnızca tıbbi müdahale kusuru üzerinden değil, aynı zamanda reklam, tüketici hukuku, sözleşmesel vaat ve haksız ticari uygulama ekseninde de tartışılabilir. Sigorta poliçesi ise her zaman bu geniş sorumluluk alanını karşılamayabilir.</p>

<p><strong>Sağlık Turizmi Dosyalarında Sigorta Neden Tek Başına Yeterli Değildir?</strong></p>

<p>Sağlık turizmi, klasik hasta-hekim ilişkisinden daha karmaşık bir yapı içerir. Bu süreçte çoğu zaman yalnızca hekim ve hasta yoktur. Arada sağlık turizmi şirketi, hasta danışmanı, tercüman, çağrı merkezi, sosyal medya ekibi, otel-transfer organizasyonu, klinik koordinatörü ve reklam ajansı da bulunur. Hastanın dava dosyasına sunduğu deliller de artık yalnızca epikriz, ameliyat notu veya onam formundan ibaret değildir. WhatsApp yazışmaları, Instagram reklamları, hasta danışmanı mesajları, öncesi-sonrası görseller, fiyat teklifleri, paket içerikleri, ses kayıtları, tercüman yazışmaları ve hasta memnuniyetine ilişkin vaatler dosyanın önemli delilleri haline gelmektedir. Buradaki temel sorun şudur:</p>

<p>Hekimin mesleki mali sorumluluk sigortası, hekimin mesleki faaliyetine ilişkin riskleri teminat altına alır. Ancak sağlık turizmi şirketinin pazarlama faaliyetleri, hasta yönlendirme süreçleri, reklam vaatleri, tercüman organizasyonu veya satış ekibinin kurduğu cümleler her zaman hekimin sigorta koruması içinde değerlendirilmeyebilir. Bu nedenle sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren yapılar, yalnızca hekimin sigortasına güvenerek hukuki risklerini yönetemez. Kurumsal ölçekte ayrıca şu sorular sorulmalıdır:</p>

<p>· Hasta ile ilk temas kim tarafından kuruluyor?</p>

<p>· Hastaya hangi vaatler veriliyor?</p>

<p>· Tıbbi değerlendirme yapılmadan fiyat veya sonuç beklentisi oluşturuluyor mu?</p>

<p>· Tercüman süreci kayıt altına alınıyor mu?</p>

<p>· Onam formu hastanın dilinde hazırlanıyor mu?</p>

<p>· Sosyal medya reklamları tıbbi gerçeklikle uyumlu mu?</p>

<p>· Komplikasyon gelişirse hasta hangi protokolle takip ediliyor?</p>

<p>· Revizyon talepleri nasıl yönetiliyor?</p>

<p>Bu soruların cevabı yoksa, sigorta poliçesi tek başına kurumu korumaya yetmeyebilir.</p>

<p><strong>Estetik Cerrahide “Sonuç Garantisi” Algısı</strong></p>

<p>Estetik cerrahi ve diş estetiği gibi alanlarda en büyük hukuki risklerden biri, hastada sonuç garantisi algısı yaratılmasıdır. Tıbbi müdahalelerde hekim genel olarak sonucu değil, özenli tıbbi müdahaleyi üstlenir. Ancak estetik müdahalelerde hastanın beklentisi çoğu zaman belirli bir görsel sonuca yöneliktir. Bu nedenle kullanılan dil son derece önemlidir. Bir plastik cerrahın veya kliniğin, hastaya “kişiye göre değişebilir, iyileşme süreci farklılık gösterebilir, revizyon ihtimali doğabilir” şeklinde gerçekçi açıklamalar yapması ile “tam istediğiniz gibi olacak” şeklinde kesin başarı izlenimi yaratması arasında ciddi hukuki fark vardır.</p>

<p>Özellikle sosyal medya reklamlarında kullanılan öncesi-sonrası görseller, “mükemmel sonuç”, “kusursuz burun”, “izsiz operasyon”, “garantili saç ekimi” gibi ifadeler hasta beklentisini yükseltir. Dava aşamasında ise bu ifadeler, yalnızca reklam dili olarak değil, hastaya verilen taahhüt olarak değerlendirilmeye çalışılabilir. Bu noktada sigorta şirketi, uyuşmazlığın tıbbi kötü uygulamadan değil, sonuç taahhüdü, reklam vaadi veya sözleşmesel garanti iddiasından kaynaklandığını ileri sürebilir. Bu da hekimin ve sağlık kuruluşunun sigorta koruması dışında kalan bir mali riskle karşı karşıya kalmasına yol açabilir.</p>

<p><strong>Manevi Tazminat Riski Neden Önemli?</strong></p>

<p>Malpraktis davalarında maddi tazminat kalemleri genellikle tedavi giderleri, revizyon masrafları, iş gücü kaybı veya destekten yoksun kalma gibi somut zararlar üzerinden tartışılır. Ancak estetik cerrahi ve sağlık turizmi dosyalarında manevi tazminat talepleri çoğu zaman dosyanın en önemli bölümünü oluşturur. Çünkü hasta yalnızca parasal kaybını değil; beden bütünlüğünün bozulduğunu, görünümünden rahatsızlık duyduğunu, sosyal hayatının etkilendiğini, psikolojik olarak yıprandığını, başka bir ülkede mağdur edildiğini veya güven ilişkisinin zedelendiğini ileri sürebilir. Bu nedenle manevi tazminat talepleri, özellikle estetik müdahalelerde oldukça yüksek tutarlara ulaşabilir. Burada sigorta açısından dikkat edilmesi gereken husus şudur:</p>

<p>Manevi tazminatın poliçe kapsamında olup olmadığı, poliçe şartları ve ilgili klozlar dikkate alınarak somut olay özelinde değerlendirilmelidir. Her olayda otomatik olarak teminat kapsamında kabul etmek de, kesin olarak teminat dışı saymak da hatalı olur.</p>

<p>Bu nedenle hekimler ve sağlık kuruluşları, poliçelerini yalnızca “zorunlu sigorta var mı?” düzeyinde değil; teminat limitleri, manevi tazminat kapsamı, savunma giderleri, faiz, yargılama giderleri ve istisnalar bakımından düzenli olarak incelemelidir.</p>

<p><strong>Kamu Hekimi ile Özel Sektör Hekimi Açısından Rücu Farkı</strong></p>

<p>Kamu hekimleri ile özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler bakımından sorumluluk rejimi aynı değildir.</p>

<p>Kamu hastanelerinde çalışan hekimler bakımından hasta çoğu durumda doğrudan hekime değil, idareye yönelir. İdare, hizmet kusuru çerçevesinde tazminat ödemek durumunda kalabilir. Daha sonra hekime rücu edilip edilmeyeceği ise ayrı ve özel şartlara bağlıdır. Son yıllarda kamu hekimlerini koruyucu nitelikte düzenlemelerle rücu mekanizması daha sınırlı hale getirilmiştir. Kamu hekimine rücu bakımından Mesleki Sorumluluk Kurulu değerlendirmesi ve belirli şartların varlığı önem taşır.</p>

<p>Özel sektörde ise tablo daha farklıdır. Özel hastane, klinik ve hekim ilişkisinde vekalet sözleşmesi, özen borcu, adam çalıştıranın sorumluluğu, tüketici hukuku, haksız fiil ve sözleşmesel sorumluluk gibi farklı hukuki zeminler birlikte gündeme gelebilir. Bu nedenle özel sağlık kuruluşlarında risk yönetimi daha kurumsal düşünülmelidir. Sadece hekimin poliçesinin varlığı değil; hastanenin sorumluluk sigortaları, kurumsal hasta kabul süreçleri, onam altyapısı, reklam denetimi, doktor-hasta iletişim protokolleri, komplikasyon yönetim prosedürleri, sağlık turizmi sözleşmeleri, tercüman ve danışman kayıtları bir bütün olarak ele alınmalıdır.</p>

<p><strong>Önümüzdeki 5 Yılın En Büyük Hukuki Riskleri</strong></p>

<p>Sağlık sektöründe önümüzdeki dönemin malpraktis davaları, klasik tıbbi hata tartışmasının ötesine geçecektir.</p>

<p>-Birinci büyük risk, dijital deliller olacaktır. WhatsApp yazışmaları, sosyal medya reklamları, hasta danışmanı mesajları ve çevrimiçi yorumlar dava dosyalarında daha fazla kullanılacaktır.</p>

<p>-İkinci risk, sağlık turizmi süreçleridir. Yabancı hastalarla kurulan ilişkilerde dil, onam, beklenti yönetimi ve ülke dışından takip süreçleri daha fazla uyuşmazlık yaratacaktır.</p>

<p>-Üçüncü risk, estetik müdahalelerde sonuç beklentisidir. Hastanın beklentisi doğru yönetilmediğinde, teknik olarak başarılı bir müdahale dahi dava konusu olabilir.</p>

<p>-Dördüncü risk, poliçe limitlerinin yetersizliğidir. Artan tazminat talepleri karşısında mevcut sigorta limitleri bazı dosyalarda yeterli koruma sağlamayabilir.</p>

<p>-Beşinci risk ise kurumsal kayıt eksikliğidir. Sağlık kuruluşları çoğu zaman doğru işlemi yapmış olsalar bile, bunu ispatlayacak kayıt sistemine sahip olmadıkları için zor durumda kalabilir.</p>

<p><strong>Sonuç: Sigorta Bir Koruma Aracıdır, Risk Yönetimi Sistemi Değildir</strong></p>

<p>Hekimin mesleki mali sorumluluk sigortası, sağlık hukukunda vazgeçilmez bir güvence mekanizmasıdır. Ancak bu sigorta, sağlık kuruluşlarının tüm hukuki risklerini ortadan kaldırmaz. Bugünün malpraktis davalarında asıl mesele yalnızca “hekim hata yaptı mı?” sorusu değildir. Sağlık sektöründe yeni hukuki gerçeklik şudur:</p>

<p>Risk artık yalnızca ameliyathanede doğmuyor. Instagram mesajında, WhatsApp yazışmasında, standart onam formunda, eksik tercüme kaydında, gecikmiş kontrolde ve yanlış yönetilmiş hasta beklentisinde doğuyor.</p>

<p>Bu nedenle hekimler, özel hastaneler, estetik klinikleri, diş klinikleri ve sağlık turizmi şirketleri için en doğru yaklaşım, sigortayı bir son çare olarak değil; bütüncül bir risk yönetim sisteminin yalnızca bir parçası olarak görmektir.</p>

<p><strong>Sonuç Olarak 5 Maddelik Risk Özeti:</strong></p>

<p><strong>1. Sigorta varlığı tek başına yeterli değildir.</strong> Poliçe kapsamı, limitler, manevi tazminat, savunma giderleri ve teminat dışı haller düzenli olarak incelenmelidir.</p>

<p><strong>2. Aydınlatılmış onam kurumsal bir süreç haline getirilmelidir.</strong> Standart form değil; işleme özel, hastanın anlayacağı dilde ve ispatlanabilir bilgilendirme sistemi kurulmalıdır.</p>

<p><strong>3. Sağlık turizmi süreçleri ayrıca denetlenmelidir.</strong> Tercüman, hasta danışmanı, reklam, fiyat teklifi, WhatsApp yazışması ve yabancı dilde onam süreçleri hukuki kontrol altında olmalıdır.</p>

<p><strong>4. Reklam ve pazarlama dili tıbbi gerçeklikle uyumlu olmalıdır.</strong> Sonuç garantisi algısı yaratan her ifade, ileride tazminat ve sigorta uyuşmazlığı riski doğurabilir.</p>

<p><strong>5. Komplikasyon yönetimi kayıt altına alınmalıdır.</strong> Komplikasyonun kendisi her zaman kusur olmayabilir; ancak geç takip, eksik bilgilendirme ve kayıt yetersizliği malpraktis iddiasını güçlendirebilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hekimin-sigortasi-var-ama-risk-bitmiyor-malpraktis-davalarindaki-hukuki-gerceklik-1</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/saglik-doktor-asd.jpg" type="image/jpeg" length="51123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Duruşma sırasında hayatını kaybeden Savcı Ayhan Uyumaz son yolculuğuna uğurlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/durusma-sirasinda-hayatini-kaybeden-savci-ayhan-uyumaz-son-yolculuguna-ugurlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/durusma-sirasinda-hayatini-kaybeden-savci-ayhan-uyumaz-son-yolculuguna-ugurlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kocaeli'nin Gebze ilçesinde duruşma sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Cumhuriyet Savcısı Ayhan Uyumaz (49) için Gebze Adliyesi'nde tören düzenlendi. Evli ve 3 çocuk babası olan Uyumaz'ın cenazesi, törenin ardından defnedilmek üzere Bursa'ya uğurlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kocaeli'nin Gebze ilçesinde duruşma sırasında geçirdiği kalp krizi sonrası yaşamını yitiren Cumhuriyet Savcısı Ayhan Uyumaz (49) için görev yaptığı Gebze Adliyesi'nde tören düzenlendi. Evli ve 3 çocuk babası olan Uyumaz'ın vefatı, adliye camiasında derin üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Dün Gebze Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşma sırasında aniden fenalaşan Uyumaz, kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.</p>

<p><strong>Adliye Binası Önünde Duygusal Tören</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hayatını kaybeden Cumhuriyet Savcısı Ayhan Uyumaz için adliye binası önünde düzenlenen törende meslektaşları, ailesi ve protokol üyeleri bir araya geldi. Törende duygusal anlar yaşanırken, Uyumaz'ın görev süresi boyunca sergilediği çalışma disiplini ve mesleki duruşu vurgulandı.</p>

<p><strong>Başsavcı Uslu'dan Duygulandıran Mesaj</strong></p>

<p>Törende konuşan Gebze Cumhuriyet Başsavcısı Metin Uslu, Uyumaz'ın görevine bağlılığı ve insanlığıyla örnek bir isim olduğunu belirtti. Uslu, adalet teşkilatının büyük bir aile olduğunu ifade ederek, yaşanan kaybın derin bir boşluk oluşturduğunu söyledi.</p>

<p>Uyumaz'ın meslek hayatı boyunca adalet duygusu, çalışma azmi ve sorumluluk bilinciyle öne çıktığını belirten Uslu, onun hatırasının meslektaşları arasında yaşamaya devam edeceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>Cenaze Bursa'ya Uğurlandı</strong></p>

<p>Törende okunan dualar ve alınan helalliklerin ardından Savcı Ayhan Uyumaz'ın cenazesi, defnedilmek üzere Bursa'ya gönderildi. Ailesi, meslektaşları ve sevenleri törende gözyaşlarına hâkim olamadı.</p>

<p>Törene Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Gebze Cumhuriyet Başsavcısı Metin Uslu, İl Emniyet Müdürü Faruk Karaduman, Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, belediye yetkilileri ve adliye personeli katıldı.</p>

<p>Merhum Gebze Cumhuriyet Savcısı Ayhan Uyumaz’ın naaşı ikindi namazına müteakip Bursa ili Nilüfer ilçesi 15 Temmuz Şehitler Camii’nden kaldırılıp Osmangazi ilçesinde bulunan Hamitler Mezarlığına defnedilmek üzere dualarla uğurlandı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/durusma-sirasinda-hayatini-kaybeden-savci-ayhan-uyumaz-son-yolculuguna-ugurlandi</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/aw727414-08-6a32651558c9f.webp" type="image/jpeg" length="37093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GEMİYE KONULAN HACZİ VE SEFERDEN MEN KARARINI KALDIRMAK İÇİN İCRA DOSYASINA ÖDEME YAPAN GEMİ İŞLETMECİSİ, ÖDEDİĞİ BU BEDELİN İADESİ İÇİN İSTİRDAT DAVASI AÇAMAZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gemiye-konulan-haczi-ve-seferden-men-kararini-kaldirmak-icin-icra-dosyasina-odeme-yapan-gemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gemiye-konulan-haczi-ve-seferden-men-kararini-kaldirmak-icin-icra-dosyasina-odeme-yapan-gemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gemiye Konulan Haczi ve Seferden Men Kararını Kaldırmak İçin İcra Dosyasına Ödeme Yapan Gemi İşletmecisi, Ödediği Bu Bedelin İadesi İçin İstirdat Davası Açamaz; Bu Davayı Açma Hakkı Malvarlığı Haksız Yere Eksilen Donatana Aittir]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong></p>

<p><strong>15. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2022/3022</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/537</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 27.04.2026</strong></p>

<p><strong>İSTİRDAT ALACAĞI</strong></p>

<p><strong>GEMİYE KONULAN HACİZ VE SEFERDEN MEN KARARININ KALDIRILMASI</strong></p>

<p><strong>DONATAN</strong></p>

<p><strong>İŞLETMECİ</strong></p>

<p><strong>AKTİF HUSUMET YOKLUĞU</strong></p>

<p><strong>İSTİRDAT ALACAĞI ÜZERİNDE MADDİ HUKUK BAKIMINDAN HAK SAHİPLİĞİ</strong></p>

<p><strong>Özeti:</strong> Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir. Dosya kapsamına göre davacı ... ve ... Ltd Şti nin gemi yönetim sözleşmeleri uyarınca geminin işletmecisi olduğu ve donatan adına hareket ettiği, icra takibinde borçlu sıfatının bulunmadığı halde ödeme yapan taraf olduğu, eldeki davada ise borçlu olmadığı bir borcu cebri icra tehdidi altında ödediğini ileri süren üçüncü kişi sıfatıyla istirdat talebinde bulunan taraf konumunda olduğu anlaşılmıştır. Davacı Ltd. Şti.'nin, malik olmadığı ve yalnızca donatan adına hareket eden işletmeci sıfatını taşıdığı sabit olduğundan, dava konusu istirdat alacağı üzerinde maddi hukuk bakımından hak sahibi (aktif husumete haiz) olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle davanın aktif husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>Dava; davacı tarafça icra tehdidi ile ödendiği iddia olunan icra takibine konu edilen meblağın istirdatı talebine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.</p>

<p>Davacı vekili; ... Ltd. Şti. donatanının ... Ltd olduğunu, eski adı ... yeni adı ... gemisinin 2007 tarihinden beri işletmecisi olduğu ve donatanı mülkiyetinin ... Ltd Şti adına kayıtlı iken 27/11/2015 tarihinde ... Ltd'ye devir ve intikal ettiğini, önceki malik ... Ltd. Şti adına ... gemisinin işletmeciliğini yapmakta iken bu kere değişen adıyla ... gemisinin işletmeciliğini yapması hususunda yeni malik ... Ltd ile anlaştığını, geminin eski donatan ... Ltd'ye izafeten ... ... Ltd Şti aleyhine davalı tarafından İstanbul Anadolu 5. İcra Müdürlüğü'nün, ... E. saydı dosyasıyla, 04.12.2015 tarihindi 56.396,18 TL bedelli alacak takibiyle ilamsız icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin kendilerine hiç ulaşmadığını, fakat her nasılsa tanınmıyor ibaresiyle iade olunduğunu, bunun üzerine, 20.11.2015 tarihinde Tebligat Kanunu nun 35. Maddesine göre yapılan tebligatın komşuya haber verilmek suretiyle gerçekleştirildiği ve böylece takibin kesinleştirildiğini, alacaklı tarafından takibin kesinleşmesini müteakip 01.12.2015 tarihinde geminin haczedilerek seferden men'i talep edildiğini, bunun üzerine icra müdürlüğünce Tuzla Liman Başkanlığı' na müzekkere yazılarak borçlu şirket adına kayıtlı ise ... isimli geminin haczine, seferden menine dair karar verildiğini, Türk Limanlarında yabancı bayraklı gemilerin sicil kayıtlarının tutulmasının söz konusu olmadığını, haciz ve seferden men kararının verildiği 01/12/2015 tarihinde geminin borçlu adına kayıtlı olmamasına rağmen, kararın tatbik edildiğini ve geminin haczedilmek suretiyle seferden men edildiğini, işbu seferden men hadisesi ile takibe muttali olan ...'in derhal durumu yeni malike bildirdiğini, geminin o tarihte yapılan gemi kiralama sözleşmesi gereğince İskenderun seferini yapmak zorunda olduğundan yeni malik tarafından derhal borcun ödenip haczin kaldırılması ve geminin sefere çıkması talimatı verildiğini, bunun üzerine, ... ve ... Ltd. Şti' nin, yeni malik nam ve hesabına borcu icra dosyasına ödeyerek, haciz ve seferden men kararını kaldırttığını, ancak icra müdürlüğünce düzenlenen tahsilat makbuzunda sadece dosya borçlusunun adının zikredildiğini, ödemenin doğrudan ... ve ... Ltd Şti tarafından yeni malik Lidya'nın talimatı ile yapıldığını, geminin satışını müteakiben mülkiyetinin devir ve tesliminden sonra eski borçlunun, geminin salıverilmesi için para ödemesinin hayatın olağan akışına aykı olduğunu, ... Şirketi'nin adına hareket ettiği ... Ltd'nin dava konusu bu parayı alacaklıya hiçbir şekilde borçlu olmadığı halde cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldığını belirterek müvekklinin ödemiş olduğu miktarın davalı tarafça müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Vekili Cevap Dilekçesinde, Davacı şirketin Malta merkezli olduğunu iddia ettiğini, Türkiye’de herhangi bir şubesi mevcut olmadığını, yabancı uyruklu bir şirketle olan işbu ihtilafın yabancılık unsuru taşıdığını, 5718 sayılı MÖHUK’un 48. Maddesi ile yabancı kişilerin Türk Mahkemelerinde dava açması halinde yabancı kişilerin mahkemenin belirleyeceği teminatı yatırması gerektiğini düzenlediğini, Türkiye ile Malta arasında karşılıklı bir muafiyet anlaşması olmadığı gibi Malta'nın 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesine taraf olmadığından davacı şirketin teminat yatırmasının yasal bir zorunluluk olduğunu, teminat yatırılmadan işbu dava açıldığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın taraflar arasındaki eser sözleşmesine dayanarak ödenen paranın istirdatına yönelik olup 6102 sayılı T.T.K.’nun 5/2. maddesi gereğince ... Mahkemelerinin görevli olduğunu, taraflar arasındaki deniz ticaretine ve deniz sigorta uyuşmazlıklarına ilişkin davaların ancak deniz ihtisas mahkemesi sıfatıyla görüleceğini, diğer davaların ise ... mahkemelerinde görüleceğini, dava konusu uyuşmazlığın ise dava konusu gemiye verilen tamir bakım hizmetine ilişkin olup bir eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları gereğince bu tür davalara bakmakla görevli mahkemelerin ... mahkemeleri olduğunu, görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin faaliyet adresi Tuzla olduğundan davaya bakmakla yetkili mahkemelerin İstanbul Anadolu ... Mahkemeleri olduğunu, mahkemenin aynı zamanda yetkisiz olduğu ve yetki itirazında bulunduklarını, davacı şirket tarafından dava dilekçesinde açıkça bahsedildiği gibi .... Şti. ' nin davacı yabancı şirketin acentesi olmayıp geminin işleticisi olduğunu, TTK hükümleri gereğince acentenin yabancı şirketi davada temsil yetkisi (bu konuda yetki verilmesi hâlinde) olup gemi işleticisinin böyle bir yetkisi bulunmadığını, tebliğ edilen evrak incelendiğinde ... Şirketinin acente değil işletici olduğunu, dolayısıyla davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddinin gerektiğini, ayrıca dosyaya sunulan gemi işletme sözleşmelerinde taraflara ait hiçbir kaşe ve imza bulunmadığını, yalnızca tercüme bürosuna ilişkin imzanın yer aldığını, imzasız gemi işletme sözleşmeleri ile .... Şti 'nin olduğu dahi ispat edilemediğini, geminin hem yeni donatanı hem de eski donatanı tarafından geminin işletme hakkının ... Şirketine verildiği sabit olmadığından husumet itirazında bulunulduğunu, davalının Tuzla Bölgesinde gemilere yönelik tamir bakım hizmeti veren bir şirket olduğunu, davalının 2008 yılında dava konusu geminin tamir ve bakım işlerini Tuzla'da bulunan ... Aş Tersanesinde yaptığını, verilen hizmete ilişkin 06.09. 2008 tarihli ... sen notu 172.711,87-USD bedelli, 5430-USD bedelli faturaları düzenleyerek davacı şirkete teslim ettiğini, davacı şirketin de söz konusu fatura borçlarına karşılık çeşitli tarihlerde kısmi ödemeler yaptığını ancak borcun 13.910,87-USD'lik kısmının ödenmediğini, aradan yaklaşık 8 yıl geçmesine rağmen borcun bir kısmının ödenmemesi üzerine davalının davacı şirket aleyhinde icra takibi başlattığını, takibin kesinleştiğini ve borcun bizzat borçlu ... Ltd. tarafından ödendiğini, dosya borcunun davacı ... Ltd tarafından ödenmediğini, dosya borcunun borçlu dava dışı ... Ltd. tarafından ödendiğinden davacı ... Ltd. tarafından işbu davanın açılmasında hukuki menfaati bulunmadığı gibi taraf ehliyeti de bulunmadığından bu açıdan da husumet itirazında bulunulduğunu, dava konusu gemiye ilişkin hizmetlerin müvekkili şirketin Tuzla' da bulunan ... Tersanesinde verildiğini, Kaldı ki, .... Şti. yetkilisi ...'un ...@....com adresinden 19.10.2009 tarihinde müvekkili şirkete göndermiş olduğu mail ile borcunu açıkça ikrar ettiğini, ayrıca .... Şti. yetkilisi ...'un piyasadan öğrendikleri kadarıyla aynı zamanda hem ... Ltd. hem de ... Ltd. şirketinin yetkilisi yani şirket sahibi olduğunu, davacı şirketin tek amacının borçtan kurtulmak ve haksız kazanç elde etmek olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesince (Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla), her ne kadar davalı vekili süresinde verdiği dilekçesi ile mahkemenin yetki ve görevine itiraz ederek görevli ve yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu belirtmiş ise de davaya konu uyuşmazlığı TTK 5. kitabında yer aldığı ve mahkemenin de İstanbul Mülki hudutları dahilinde Deniz taşımasına ilişkin davalara münhasıran görevlendirilen tek mahkeme olduğu, tüm İstanbul sınırlarında yetkili olması nedeni ile görev ve yetki itirazının reddine, mahkemece yapılan yargılama ve toplanan tüm delillerden, açılan davanın istirdat davası olduğu, davacı vekilinin adına hareket ettiği ... adına cebri icra tehdidi altında icra dosyasına ödenen paranın istirdadını talep ettiği olayda, davalı tarafından eski adı ... yeni adı ... isimli gemiye bakım ve onarım hizmeti verildiği hususunun Tuzla Liman Başkanlığı yazı cevabı ve dava dışı .... Şirketi yazı cevabı ile sabit olduğu, dava konusu olayda hukuki uyuşmazlığın davacının geminin bakım onarım masrafından bakiye borçtan sorumlu olup olmadığı noktasında toplandığı, davacı asile izafeten ...' in aktif husumet ehliyeti bulunup bulunmadığı açısından yapılan değerlendirmede, dosyada yer alan gemi yönetim sözleşmelerinin tarihlerinin 27/11/2015 ve 3/4/2014 olduğu, 03/04/2014 tarihli Gemi Yönetim Sözleşmesinin taraflarının ... ve ... şirketleri olduğu, sözleşmede ...' in gemi maliki, ...' in ise gemi yöneticisi olarak gözüktüğü, 27/11/2015 tarihli Gemi Yönetim Sözleşmesinin taraflarının ise, ... ile ... olduğu, sözleşmede ...' in gemi maliki, ...' in ise gemi yöneticisi olarak gözüktüğü, ... Şirketinin eski adı ... yeni adı ... isimli geminin yöneticisi olduğu, yerine getirdiği hukuki işlemleri gemi donatanı adı ve hesabına gerçekleştirdiği, gemi donatanına izafeten dava açmasının hukuken mümkün olduğu kanaatine varılmış ise de, yargılama sırasında davalı vekilince davacı şirkete izafeten ...' in tasfiye haline girdiğini belirtilmesi üzerine İstanbul ... Sicil Müdürlüğü'ne yazı yazıldığı, İstanbul ... Sicil Müdürlüğü'nce yazılan yazıya davacı şirketin iflasına karar verildiği ve iflas işlemlerinin İstanbul Anadolu 3. İcra ve İflas Müdürlüğü' nün ... iflas sayılı dosyasında yürütüldüğünden bahisle yanıt verilmesi üzerine davacı asil adına vekaletname sunulması üzerine dosyada davacı asil açısından da taraf teşkili sağlandığı kanaatine varıldığı, dosyada mevcut Liberya Cumhuriyeti tarafından hazırlanan sicil sertifikası, 27.11.2015 tarihli devir teslim tutanağı, 03.12.2015 tarihli ... antetli kağıdına basılı belge, gemi satış senedi birlikte değerlendirildiğinde, ... isimli geminin gemi bakım ve onarımı zamanında ...'e ait olduğu, geminin seferden men edildiği 1/12/2015 tarihinde ise mülkiyetinin el değiştirmiş olduğu, adının ... olarak değiştirildiği ve malikinin ... şirketi olduğunun anlaşıldığı, talep konusu gemi bakım ve onarım alacağının TTK m. 1320 anlamında sahibine gemi alacaklısı hakkı veren bir istem olmadığı, yeni malike karşı ileri sürülemeyeceği, istemin borçlusunun ... olduğu, nitekim davacı vekilince de takibin isabetli bir şekilde M/V ... donatanı ...'e karşı yapıldığı, icra dosyasına ise ticari hayatın devamı gereği ödemenin ... tarafından yapıldığı, bu noktada davacı ...' in dava hakkının ...'e karşı doğduğunun kabulü gerektiği, nitekim davalı (alacaklı) vekilince takibin ve hukuki yolların borcun doğumundaki malike karşı başlatıldığı anlaşılmakla davacının davasının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekilince istinafı üzerine, Dairemizce, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 18.05.2017 tarih ve 2016/2840 esas, 2017/2126 karar sayılı kararında; "Denizcilik İhtisas Mahkemeleri'nin davaya bakabilmesi için davanın deniz ticaretinden kaynaklanması gerekli ve zorunlu olup, somut olayda ihtilâf davalıya ait geminin boyanması ve verniklenmesi nedeniyle ödenmeyen iş bedeline ilişkin olduğunu, bu haliyle taraflar arasındaki ihtilâfın Türk Borçlar Kanunu'nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklandığını,6102 sayılı TTK'nın 4 (1) maddesinde ticari davaların tanımlandığını ve sayıldığını, bu maddeye göre “her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları” ve “ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri” ile “tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin (a), (b), (c), (d), (e) ve (f) bentlerinde sayılan davalar ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için ya tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması (nispi ticari dava), ya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması, ya da aynı maddede 6 bent halinde sayılan ticari davalardan (mutlak ticari dava) olması gerekir. Taraflardan biri "tacir" değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın "ticari işletme" ile ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez." denildiğini, somut olayda, tarafların her ikisinin de tacir olup, uyuşmazlık da ticari işletmeleri ile ilgili hususlardan doğduğundan davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye ... mahkemesi olduğunu, ancak, dava deniz ticaretinden kaynaklanmayıp, taraflar arasındaki geminin bakım ve onarımına ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklandığından, davaya bakma görevinin denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatıyla görevlendirilmiş asliye ... mahkemesine ait olmayıp, genel mahkeme olarak görevli asliye ... mahkemelerine ait olduğunu, bu nedenle, yerel mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosyanın genel görevli asliye ... mahkemesine gönderilmesi ve genel görevli mahkemece inceleme yapılıp bir karar verilmesi gerekirken, bu husus gözden kaçırılarak işin esasının incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olduğu gerekçesiyle yerel mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemizin kaldırma kararı sonrasında mahkemece, Mahkemenin görevinin HMK'nun 114.maddesi gereğince kamu düzeni ile ilgili bir dava şartı olduğu, HMK'nun 115.maddesine göre yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği, 6102 sayılı TTK nun 4 ve 5.maddeleri gereğince mahkemenin görevinin tayini için öncelikle davanın 6102 sayılı TTK dan veya diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine veya deniz sigortasına ilişkin bir dava olup olmadığının saptanması gerektiği, mahkemenin görevinin HMK 'nun 114.maddesi gereğince kamu düzeni ile ilgili bir dava şartı olduğu, HMK'nun 115.maddesine göre yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği, TTK'nun 5.maddesinde de ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi kurumundan hareket ederek asliye ... mahkemelerinin görevli olduğu dava ve işlerin düzenlendiği, TTK nun 5. maddesine göre; asliye ... mahkemelerinin tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu, yine özel kanunlardan doğan özel hükümler uyarınca ... mahkemesinde görülecek diğer dava ve işlere asliye ... mahkemesinin bakmakla görevli olduğu, dava konusunun gemi bakım ve onarım işlerini kapsayan eser sözleşmesinden kaynaklanması ve kesin mahiyetteki İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 03/02/2021 tarih, 2021/186 esas, 2021/229 karar sayılı ilamı uyarınca iş bu dava yönünden mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.</p>

<p>İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesince (Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla) verilen görevsizlik kararı üzerine dosya görevli İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir.</p>

<p>İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesince, davacı şirketin ve davalı şirketin adreslerinin Tuzla/İSTANBUL olduğu; Eser sözleşmesinin gerçekleştiği mahalin Tuzla olduğu, 6100 Sayılı HMK.nın;<strong> Madde 6-</strong> (1);'' Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir,''hükmünün düzenlendiği, yetki itirazında bulunmak için HMK'nun 19/2.maddesi gereğince "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi, birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz,"hükmünün düzenlendiği, davacı şirketin ve davalı şirketin ... sicil gazetesine göre adresinin Tuzla olduğu, Tuzla ilçesinin yetki sınırlarının İstanbul Anadolu Adliyesi yetki sınırları içinde kaldığı, davalının yetki itirazının henüz incelenmediği anlaşıldığından, Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakılmakta olan işbu davada yetkili Mahkemelerin İstanbul Anadolu Mahkemeleri olduğu, bu nedenle dosyanın Nöbetçi İstanbul Anadolu Ticaret Mahkemelerine gönderilmesine, Mahkemenin yetkisiz olduğu anlaşılmakla, dava dilekçesinin 6100 sayılı HMK.'nın 114 ve 115/2 maddeleri uyarınca yetki yönünden usulden reddine ve Mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.</p>

<p>İstanbul 4. Asliye ... Mahkemesince verilen yetkisizlik kararı üzerine dosya yetkili İstanbul Anadolu 8. Asliye TicaretMahkemesine gönderilmiştir.İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesince, davalı tarafından eski adı ... yeni adı ... isimli gemiye bakım ve onarım hizmeti verildiği hususunun Tuzla Liman Başkanlığı yazı cevabı ve dava dışı .... Şirketi yazı cevabı ile sabit olduğu, dava konusu olayda hukuki uyuşmazlığın davacının geminin bakım onarım masrafından bakiye borçtan sorumlu olup olmadığı noktasında toplandığı, davacı asile izafeten ...' in aktif husumet ehliyeti bulunup bulunmadığı açısından yapılan değerlendirmede, dosyada yer alan gemi yönetim sözleşmelerinin tarihlerinin 27/11/2015 ve 3/4/2014 olduğu, 03/04/2014 tarihli Gemi Yönetim Sözleşmesinin taraflarının ... ve ... şirketleri olduğu, sözleşmede ...' in gemi maliki, ...' in ise gemi yöneticisi olarak gözüktüğü, 27/11/2015 tarihli Gemi Yönetim Sözleşmesinin taraflarının ise, ... ile ... olduğu, sözleşmede ...' in gemi maliki, ...' in ise gemi yöneticisi olarak gözüktüğü, ... Şirketinin eski adı ... yeni adı ... isimli geminin yöneticisi olduğu, yerine getirdiği hukuki işlemleri gemi donatanı adı ve hesabına gerçekleştirdiği, gemi donatanına izafeten dava açmasının hukuken mümkün olsa da, yargılama devam ederken davalı vekilince davacı şirkete izafeten ...' in tasfiye haline girdiğini belirtilmesi üzerine mahkemece İstanbul ... Sicil Müdürlüğü'ne yazı yazıldığı, İstanbul ... Sicil Müdürlüğü'nce yazılan yazıya davacı şirketin iflasına karar verildiği ve iflas işlemlerinin İstanbul Anadolu 3. İcra ve İflas Müdürlüğü' nün ... iflas sayılı dosyasında yürütüldüğünden bahisle yanıt verilmesi üzerine davacı asil adına vekaletname sunulması üzerine dosyada davacı asil açısından da taraf teşkili sağlandığı, dosyada mevcut Liberya Cumhuriyeti tarafından hazırlanan sicil sertifikası, 27.11.2015 tarihli devir teslim tutanağı, 03.12.2015 tarihli ... antetli kağıdına basılı belge, gemi satış senedi birlikte değerlendirildiğinde, ... isimli geminin gemi bakım ve onarımı zamanında ...'e ait olduğu, geminin seferden men edildiği 1/12/2015 tarihinde ise mülkiyetinin el değiştirmiş olduğu, adının ... olarak değiştirildiği ve malikinin ... şirketi olduğunun anlaşıldığı, talep konusu gemi bakım ve onarım alacağının TTK m. 1320 anlamında sahibine gemi alacaklısı hakkı veren bir istem olmadığı, yeni malike karşı ileri sürülemeyeceği, istemin borçlusunun ... olduğu, nitekim davacı vekilince de takibin M/V ... donatanı ...'e karşı yapıldığı, icra dosyasına ise ödemenin takipte borçlu olarak yer almayan ... tarafından yapıldığı, istirdat talebinin haciz baskısı altında olan ve ödemeyi yapan borçlu tarafça ileri sürülebileceği, halbuki ödemeyi yapanın takipte borçlu olarak yer almayan ... olması karşısında davalıya karşı istirdat talebinde bulunamayacağı ancak davacı ...' in dava hakkının ...'e karşı olabileceği nitekim davalı (alacaklı) vekilince takibin ve hukuki yolların borcun doğumundaki malike karşı başlatıldığı anlaşılmakla davacının davasının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, müvekkilinin haksız bir şekilde zımnen borçlu sıfatına sahip olduğu icra takibinde, ödeme emrinin müvekkili tarafına tebliğ edilmediğini, müvekkilinin yasal hakkı olan itiraz hakkını kullanamadığı gibi söz konusu borçtan da haciz konulmadan önce haberdar olamadığını, gemisi sefere çıkacak olan, seferde gecikme olması halinde cezai sorumluluğu doğacak olan müvekkilinin, seferden hemen önce gemisi üzerine konulan haczi ve gemi hakkında verilen seferden men kararını öğrenmesi üzerine görevli ve yetkili mahkemede dava açmasının beklenmesi veya durumu geminin eski malikine bildirerek borcu ödemesini beklenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kaldı ki müvekkilinin de durumu anlamak ve çözmeye çalışmak üzere harcayacak bir zamanı olmadığından kendisine ait olmayan ancak zımnen ve haksız bir şekilde kendisine borçlu sıfatı yüklenmiş olan bir borcu, icra tehtidi altında ödemek zorunda kaldığını, İlk Derece Mahkemesinin kararında belirtmiş olduğu üzere müvekkili, söz konusu icra dosyası bakımından herhangi bir sıfata sahip değilse, hangi hukuki gerekçe ile ve neden müvekkilin gemisi üzerine haciz konulduğunu, müvekkilinin maliki bulunduğu gemi üzerine haciz konulmasaydı müvekkilin bu borcu ödemek zorunda kalmayacağının aşikar olduğu, davaya konu olan icra dosyasında, icra takibi ... Ltd'ye izafeten başlatılmış olsa da, ... Ltd'nin herhangi bir icra tehtidi altında kalmadığını, herhangi taşınır veya taşınmaz malına veya banka hesabına haciz konulmadığını, bunların aksine, müvekkili şirketin icra tehtidi altında kaldığını, müvekkiline ait gemi haczedilerek gemi hakkında seferden men kararı alındığını, yani müvekkilinin hukuki yaptırıma maruz kaldığını, bu hususlar dikkate alındığında, müvekkilinin söz konusu icra dosyasında herhangi bir icra tehtidi altında olmadan ödeme yapmış olduğu hususunun kabul edilemez olduğunu netice olarak ... isimli geminin, bakım ve onarımının zamanında ...'e ait olduğunu, geminin seferden men edildiği tarih olan 01/12/2015 tarihinde ise mülkiyetin el değiştirdiğini, geminin adının adı ... olarak değiştirildiğini ve malikinin müvekkili şirket olduğunu, yani müvekkiline ait olmayan bir borç sebebiyle müvekkilinin gemisine haksız olarak haciz konulduğunu ve gemi hakkında seferden men kararı alındığını, gemisi sefere çıkacak olan müvekkilinin, icra tehtidi altında kalmış olduğunu, seferde gecikme olması halinde cezai sorumluluğu doğacağı hususu dikkate alınarak hayatın olağan akışına uygun bir şekilde kendisine ait olmayan bir borcu ödemek zorunda kaldığını, eğer müvekkilinin gemisine haksız bir şekilde haciz konulmasaydı ve yine haksız bir şekilde müvekkilinin gemisi hakkında seferden men kararı alınmasaydı, müvekkilinin söz konusu borcu ödemeyeceğinin aşikar olduğunu, müvekkili haksız olarak gemisine konulan haciz ve gemisinin seferden men kararı ile mağdur olmuşken, müvekkilinin icra tehtidi altında borcu ödemesi sebebiyle sorumlu tutularak aleyhine hüküm kurulduğunu, İlk Derece Mahkemesi tarafından söz konusu bedelin ... Ltd.'den talep edilmesi gerektiği yönünde verilen hukuka ve hakkaniyete aykırı kararın kabul edilebilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin davalıya borçlu olmadığının İlk Derece Mahkemesi tarafından da hüküm altına alındığını, bu doğrultuda, müvekkili şirket tarafından icra tehdidi altında ödenen bedelin davalı tarafından iadesine karar verilmesi gerekirken, reddedilmesinin hukuka aykırı olduğun belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir.</p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde, ... ve ... Ltd Şti nin donatanının ... Ltd olduğu, eski adı ... yeni adı ... olan geminin 2007 yılından beri işletmecisi olduğu, geminin mülkiyetinin ... Ltd Şti adına kayıtlı iken 27 11 2015 tarihinde ... Ltd ye devredildiği, davalı tarafından İstanbul Anadolu 5 İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyası ile başlatılan takip sonucu geminin haczedilerek seferden men edildiği, müvekkilinin borçlu olmadığı halde cebri icra tehdidi altında ödeme yaptığı ve ödenen bedelin istirdadını talep ettiği, davalı vekili cevap dilekçesinde davanın reddini savunarak gemiye bakım ve onarım hizmeti verildiğini, borcun ödenmediğini, takibin haklı olduğunu, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığını ileri sürdüğü, mahkemece yapılan yargılama sonucunda dosyada yer alan belgeler ve bilirkişi raporuna göre gemiye bakım ve onarım hizmeti verildiği, geminin bakım ve onarım döneminde malikinin ... olduğu, seferden men edildiği tarihte malikinin ... olduğu, ödemenin ... tarafından yapıldığı, talep konusu alacağın TTK 1320 kapsamında gemi alacaklısı hakkı vermediği, bu nedenle yeni malike karşı ileri sürülemeyeceği, borcun ... e ait olduğu ve davacının istirdat talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Davada davacı ... ... numaralı Libya bayraklı M V ... eski adı ... gemisi donatanı ... Ltd ye izafeten ... Ltd Şti'dir.</p>

<p>Bilirkişi raporunda, davacı ... Ltd Şti nin gemi yönetim sözleşmeleri kapsamında geminin işletmecisi olduğu ve işlemleri donatan adına yürüttüğü, dava konusu gemiye ilişkin bakım ve onarım hizmetlerinin davalı tarafından verildiği, bu hizmetlerin verildiği dönemde geminin malikinin ... Ltd olduğu, geminin 27 11 2015 tarihinde ... Ltd ye devredildiği ve 01 12 2015 tarihinde seferden men edildiği tarihte malikinin ... Ltd olduğu, gemi yönetim sözleşmelerinin davacıya donatan adına işlem yapma yetkisi verdiği, Tuzla Liman Başkanlığı yazısı ve diğer belgeler kapsamında geminin 2007 ve 2008 yıllarında tersanelerde işlem gördüğünün tespit edildiği, icra dosyasına 04 12 2015 tarihinde 68 362,53 TL tutarında ödemenin davacı tarafından yapıldığının belirlendiği, bakım ve onarım alacağının borçlusunun ... Ltd olduğu, bu alacağın gemi alacaklısı hakkı kapsamında yeni malike karşı ileri sürülebilecek nitelikte bulunmadığı, ... Ltd ile ... Ltd arasında organik bağın ispat edilemediği ve davacının söz konusu alacaktan sorumlu olmadığı yönünde görüş bildirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Dosya kapsamına göre davacı ... ve ... Ltd Şti nin gemi yönetim sözleşmeleri uyarınca geminin işletmecisi olduğu ve donatan adına hareket ettiği, icra takibinde borçlu sıfatının bulunmadığı halde ödeme yapan taraf olduğu, eldeki davada ise borçlu olmadığı bir borcu cebri icra tehdidi altında ödediğini ileri süren üçüncü kişi sıfatıyla istirdat talebinde bulunan taraf konumunda olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Dosya kapsamına göre davacı ... ve ... Ltd Şti nin, icra takibinde borçlu olan ... Ltd nin borcunu İstanbul Anadolu 5 İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına 68 362,53 TL ödeme yapmak suretiyle, gemi üzerindeki haczin kaldırıldığı ve geminin seferden men halinin sona ermiştir.</p>

<p>6102 sayılı TTK'nın 1061. maddesi uyarınca donatan, gemisini menfaat sağlamak amacıyla suda kullanan maliktir. İşletmeci ise gemiyi donatan adına sevk ve idare eden kişidir. Davacı işletmeci, sözleşme ilişkilerinde ve icra işlemlerinde doğrudan hak sahibi veya borçlu değil, donatanın temsilcisi konumundadır.</p>

<p>Eser sözleşmesine dayalı haksız bir takipten ve geminin seferden men edilmesinden doğan mağduriyet ile bu baskı altında ödenen paranın mülkiyeti kural olarak temsil edilene (donatan/malik olan ...'e) aittir. Davacı işletmeci, icra dosyasına ödemeyi fiilen yapmış olsa dahi, bu işlemi "donatan adına" yapmıştır.</p>

<p>İİK m. 72 uyarınca istirdat davası açma hakkı, malvarlığından haksız yere değer eksilmesi olan asıl hak sahibine (malike/donatana) aittir. Davacı işletmecinin, donatan ...'den alınmış açık bir "alacağın temliki" sözleşmesi veya bu davayı kendi adına açabileceğine dair özel bir yetkisi dosyada bulunmamaktadır.</p>

<p>Davacı ... Ltd. Şti.'nin, malik olmadığı ve yalnızca donatan adına hareket eden işletmeci sıfatını taşıdığı sabit olduğundan, dava konusu istirdat alacağı üzerinde maddi hukuk bakımından hak sahibi (aktif husumete haiz) olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle yerel mahkemenin davanın aktif husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi yerine, davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olmuştur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin usulden kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b-2. bendi gereğince kaldırılarak davanın aktif husumet yokluğundan reddine dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM:</strong> Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p><strong>A)</strong>1-Davacı vekilinin istinaf talebinin USULDEN KABULÜNE</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2-İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 24/05/2022 tarih ve 2022/69 Esas, 2022/406 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Davanın aktif husumet yokluğundan REDDİNE,</p>

<p><strong>B) İLK DERECE YARGILAMASI YÖNÜNDEN</strong></p>

<p>1-Alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 1.167,47 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 435,47 TL harcın kararın kesinleşmesini takiben ve istek halinde davacı tarafa İADESİNE,</p>

<p>2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>3-Davalı tarafından yapılan 45.000,00 TL posta masrafının davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,</p>

<p><strong>C) İSTİNAF İNCELEMESİ YÖNÜNDEN</strong></p>

<p>1-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa İADESİNE,</p>

<p>2-Yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,</p>

<p>4-Gerek ilk derece gerekse istinaf aşamasında yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa İADESİNE,</p>

<p>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a bendi gereğince KESİN olmak üzere 27/04/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gemiye-konulan-haczi-ve-seferden-men-kararini-kaldirmak-icin-icra-dosyasina-odeme-yapan-gemi</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="10690"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Denizli Baro Başkanı ile birlikte 12 avukat gözaltına alındı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/denizli-baro-baskani-ile-birlikte-12-avukat-gozaltina-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/denizli-baro-baskani-ile-birlikte-12-avukat-gozaltina-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli'nin Merkezefendi ve Pamukkale ilçelerinde jandarmanın düzenlediği uyuşturucu operasyonunda Denizli Barosu Başkanı Ufuk Kök'ün de aralarında bulunduğu 12 avukat, gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Edinilen bilgilere göre, Denizli İl Jandarma Komutanlığı Jandarma Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerinde belirlenen adreslere operasyon düzenledi.</p>

<p><strong>BARO BİNASINDA ARAMA</strong></p>

<p>Operasyonda Denizli Barosu Başkanı Ufuk Kök'ün de aralarında olduğu 12 avukat gözaltına alınarak, hassas burunlu köpekler ile Denizli Barosu ile avukatların ev ve ofislerinde arama yapıldı.</p>

<p>Operasyonlar kapsamında Baro Başkanı Ufuk Kök ile baroya kayıtlı avukatlar E.E., V.S.B., M.O.A., O.S.O., Y.K., K.O., O.F.S., C.S., F.K., B.T. ve E.B. 'uyuşturucu kullanmak ve yer temin etmek' suçlamasıyla gözaltına alındı. Adreslerde yapılan aramalarda bazı şüphelilerin adreslerinde uyuşturucu madde ve muhtelif iklimlendirme malzemeleri, uyuşturucu kullanma aparatı ve ruhsatsız av tüfeği ele geçirildiği bildirildi.</p>

<p>Gözaltına alınan şüpheliler ifade işlemleri için İl Jandarma Komutanlığı'na götürüldü. Şüphelilerin adreslerinde arama yapan jandarma ekipleri, avukatlık bürosunun banyosunda kenevir bitkisi yetiştirildiğini, hasat edilen uyuşturucu maddenin ise elbise dolabındaki askıda kurutulduğunu tespit edildi.</p>

<p>Baro Başkanı Ufuk Kök’ün de bulunduğu 12 avukat, kan ve idrar tahlili için adli tıpa sevk edildi.</p>

<p><strong>BARO'DAN AÇIKLAMA: "MASUMİYET KARİNESİNİN ZEDELENMESİNE SESSİZ KALMAYACAĞIZ"</strong></p>

<p>Denizli Barosu sabah saatlerinde gerçekleşen operasyona ilişkin açıklama yaptı.</p>

<p>Açıklamada "Ancak hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir düzende, soruşturma makamlarının da hukuka bağlı hareket etmesi ve yürüttükleri işlemlerde temel hak ve özgürlüklere saygı göstermesi zorunludur. Ne var ki bugün yaşanan süreç, yalnızca bir adli soruşturma olarak değerlendirilemeyecek ölçüde ağır hukuki ve kurumsal sorunlar içermektedir" ifadelerine yer verildi. Denizli Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle:</p>

<p>"Bugün sabah saatlerinde, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında, Denizli Barosu Başkanı ile birlikte çok sayıda meslektaşımız hakkında gözaltı işlemi uygulanmış; avukatların konutlarında ve bürolarında aramalar gerçekleştirilmiş, ayrıca Denizli Barosu Başkanlık makamında arama yapılmıştır.</p>

<p>Her şeyden önce belirtmek isteriz ki, hukuk devletinde hiç kimse soruşturulamaz değildir.</p>

<p>Avukatlar da diğer tüm vatandaşlar gibi hukukun denetimine tabidir. Ancak hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir düzende, soruşturma makamlarının da hukuka bağlı hareket etmesi ve yürüttükleri işlemlerde temel hak ve özgürlüklere saygı göstermesi zorunludur. Ne var ki bugün yaşanan süreç, yalnızca bir adli soruşturma olarak değerlendirilemeyecek ölçüde ağır hukuki ve kurumsal sorunlar içermektedir.</p>

<p>Soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunduğu belirtilmesine rağmen, operasyon anlarına ilişkin görüntülerin ve bilgilerin eş zamanlı olarak çeşitli basın organları ile sosyal medya hesaplarına servis edilmesi; henüz biz savunma makamının dahi erişemediği dosya içeriğinin kamuoyunda tartışmaya açılması; soruşturmanın masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı gözetilmeksizin kamuoyu önünde yürütülmesi kabul edilemezdir.</p>

<p>Daha da vahimi, Denizli Barosu “Başkanlık Makamı”nda gerçekleştirilen aramadır. Baro Başkanlığı makamı, yalnızca bir kişinin görev yaptığı fiziki bir alan değil; savunmanın kurumsal temsilinin, avukatlık mesleğinin bağımsızlığının ve hukukun üstünlüğü ilkesinin sembolüdür. Bu makamın, kamuoyunda peşinen suçlu algısı yaratacak yöntemler ve görüntüler eşliğinde hedef haline getirilmesi, yalnızca ilgili kişilere değil, doğrudan savunma mesleğine ve baro kurumuna yönelmiş bir müdahale niteliğindedir.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun avukatlık bürolarının aranmasına ilişkin öngördüğü özel güvenceler ve savunma mesleğinin bağımsızlığına ilişkin anayasal ilkeler karşısında, yürütülen işlemlerin hukuka uygunluğu titizlikle değerlendirilmek zorundadır. Savunma makamını itibarsızlaştırmaya yönelik hiçbir uygulamanın hukuk devletiyle bağdaşması mümkün değildir.</p>

<p>Denizli Barosu olarak açıkça ifade ediyoruz ki; yürütülen soruşturmanın içeriğinden bağımsız olarak, avukatların, baro kurumunun ve başkanlık makamının kamuoyu önünde hedef gösterilmesine, soruşturma süreçlerinin medya operasyonuna dönüştürülmesine ve masumiyet karinesinin zedelenmesine sessiz kalmayacağız.</p>

<p>Savunma makamı, demokratik hukuk devletinin kurucu unsurlarından biridir. Savunmanın itibarı zedelendiğinde zarar gören yalnızca avukatlar değil, adalet sisteminin tamamıdır. Denizli Barosu, soruşturma sürecini tüm yönleriyle ve büyük bir dikkatle takip etmektedir. Hukuka aykırı olduğu değerlendirilen her işlem hakkında gerekli hukuki girişimler kararlılıkla yapılacak; meslektaşlarımızın haklarının, savunma mesleğinin onurunun ve Denizli Barosu’nun kurumsal saygınlığının korunması için tüm yasal yollar sonuna kadar kullanılacaktır. HİÇ KİMSE hukukun üstünde değildir. Ancak hiç kimse de hukuk dışı yöntemlerle itibarsızlaştırılamaz.</p>

<p>“Gizlilik kararı” olan dosyada operasyon görüntülerini, fotoğraflarını hatta aramalarda bulunduğu iddia olunan materyallere kadar sosyal medyada paylaşan, servis eden ve soruşturmanın gizliliğini ihlal eden her kim varsa her biri hakkında gerekli yasal süreç tereddütsüz başlatılacaktır.</p>

<p>Bugün bir kez daha ilan ediyoruz: Barolar yalnızca meslek örgütleri değil, hukukun kaleleridir. Hiçbir güç, hukukun kalesine korku salamayacak, savunmayı susturamayacak, adaletin sesini kısmayı başaramayacaktır. Denizli Barosu köklü tarihinde dün olduğu gibi bugün de tüm organlarıyla görevinin başındadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Basına, kamuoyuna ve mesleğin onuru için mücadele eden tüm meslektaşlara saygıyla duyurulur."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/denizli-baro-baskani-ile-birlikte-12-avukat-gozaltina-alindi</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/denizli-barosu.jpg" type="image/jpeg" length="96988"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-saglik-ve-teknoloji-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-saglik-ve-teknoloji-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 17 Haziran 2026 Tarihli ve 33283 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL SAĞLIK VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>6/9/2021 tarihli ve 31590 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(9) Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen yükseköğretim kurumlarının Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen öncelikli alanlarındaki doktora programlarına Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen sayı kadar doktora öğrencisi seçimi; Türk vatandaşları için 9/11/2018 tarihli ve 30590 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri, yabancı uyruklular için Yükseköğretim Kurulunca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 35- (1) Bir yüksek lisans, doktora ya da sanatta yeterlik programına kayıtlı olan öğrenciler, diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü derslere kayıtlı olduğu enstitü anabilim/ana sanat dalı başkanlığının onayı ile özel öğrenci olarak kabul edilebilir. Lisansüstü derslere kabul edilen öğrencilerin özel öğrenci olarak aldığı ve başarılı olduğu derslerin muafiyet işlemleri kayıtlı olduğu enstitü anabilim/ana sanat dalı başkanlığı tarafından yürütülür. Özel öğrenci kabul koşulları ve bu konudaki diğer hükümler Senato tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 39 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Lisansüstü eğitim enstitüsünde kayıt dondurmada yıllık eğitim ücreti uygulanan programlarda, eğitim ücretinin tamamı alınarak kayıt dondurulan dönem ya da dönemlere karşılık gelen ücret, bir sonraki dönem ya da dönemlere ait eğitim yılı ücretinden mahsup edilir. Ücretin mahsup edildiği akademik yılda kayıt sildirme işlemi talep edilirse 40 ıncı madde hükümleri uygulanır. Mazeret göstererek kaydının dondurulmasını talep eden ve mazereti enstitü yönetim kurulunda uygun görülen tez aşamasındaki öğrencilerden ücret tahakkuk edilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Lisansüstü eğitim enstitüsünde yıllık eğitim ücreti uygulanan programlarda, kayıt tarihinden itibaren dersler başlayana kadar öğrencinin kaydını sildirmesi durumunda eğitim ücretinin %10’u tahsil edilir, kalanı tahsil edilmez ancak tahsil edilmişse iade edilir. Öğrenci dersler başladıktan sonra ilk hafta içinde kayıt sildirirse eğitim ücretinin %50’si tahsil edilir, kalanı tahsil edilmez ancak tahsil edilmişse iade edilir. Daha sonra kaydını sildiren öğrencilerden eğitim ücretinin tamamı tahsil edilir, iade yapılmaz. Paket eğitim ücreti uygulanan programlarda ilişik kesme talebi ilk eğitim-öğretim yılı başında ilgili yılın akademik takviminde belirtilen derslerin başlama tarihinden önce yapılması halinde eğitim-öğretim ücretinin %10’u tahsil edilir, kalanı tahsil edilmez ancak tahsil edilmişse iade edilir. Öğrencinin dersler başladıktan sonra ilk eğitim-öğretim yılında kayıt sildirmesi halinde eğitim ücretinin %50’si, programın ikinci ders yılı mevcut ise ikinci yılda kayıt sildirmesi halinde eğitim-öğretim ücretinin %75’i tahsil edilir, kalanı tahsil edilmez ancak tahsil edilmişse iade edilir. Diğer tüm durumlarda iade işlemi yapılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin beşinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Bir yarıyılda her dersten en az bir ara sınav, final (yarıyıl/yıl sonu) ve bütünleme sınavları akademik takvimde belirtilen tarihlerde yapılır. Sınavlar; ara sınav, mazeret, final (yarıyıl/yıl sonu) ve bütünleme sınavı olmak üzere yazılı, sözlü veya hem yazılı hem sözlü ve/veya uygulamalı olacak şekilde yapılır. Sınava girmeyen bir öğrenci, enstitü yönetim kurulu tarafından onaylanmış bir mazereti olmadığı takdirde o sınav hakkını kullanmış sayılır. Ders başarı notunun hesaplanmasında yarıyıl/yıl sonu sınavı ve diğer çalışmaların başarı notu içindeki ağırlığı %40’tan az %60’tan fazla olamaz. Sınavlara ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>1) Ara sınav: Her dersten en az bir ara sınav yapılır. Öğretim elemanı, ödev, proje, laboratuvar/atölye ve benzeri çalışmaları ara sınav olarak değerlendirebilir.</p>

<p>2) Mazeret sınavı: Ara sınava geçerli mazereti nedeniyle giremeyen öğrencilere verilen sınav hakkıdır. Öğrencinin mazeret sınavına girebilmesi için durumunu açıklayan bir dilekçe ile gerekli belgeleri (doğal afet ve kazayı gösteren resmî belge, yakınlarının ölümünü gösteren resmî belge, sağlık raporu veya diğer ilgili belge) beş iş günü içinde enstitüye bildirmesi gerekir. Mazereti kabul edilen öğrenciye enstitü yönetim kurulunca mazeret sınavı hakkı verilir. Mazeret sınavına giremeyen öğrenciye yeni bir mazeret sınavı hakkı verilmez.</p>

<p>3) Final (yarıyıl/yıl sonu) sınavı: Bir dersin yarıyıl/yıl sonu sınavı, o dersin tamamlandığı yarıyıl/yıl sonunda yapılan sınavdır. Yarıyıl/yıl sonu sınavı, yazılı olabileceği gibi bilimsel araştırma yöntemlerine uygun olarak hazırlanmış dönem ödevinin değerlendirilmesi şeklinde de olabilir. Yarıyıl/yıl sonu sınavına girmemiş öğrenci bütünleme sınavına girebilir ancak bütünleme sınavına girme hakkı elde ettiği halde sınava girmeyen öğrenci için mazeret sınavı düzenlenmez ve bu sınavlar için rapor kabul edilmez. Raporlu olunan süre içinde sınavlara girilemez.</p>

<p>4) Bütünleme sınavı: Yarıyıl/yıl sonu sınavından başarısız olan, derse devam koşulunu sağladığı halde yarıyıl/yıl sonu sınavına giremeyen veya yarıyıl/yıl sonu sınavını geçtiği halde not yükseltmek amacıyla öğrencinin girdiği sınavdır.</p>

<p>5) Yeterlik, seviye tespit veya ders başarılarını ölçen tüm sınavlar, kâğıt ortamında ve eş zamanlı olarak yapılabileceği gibi, alan ve zorluk düzeyine göre sınıflandırılarak güvenli biçimde saklanan bir soru bankasından her bir adaya farklı zamanlarda farklı soru sorulmasına izin verecek şekilde elektronik ortamda da yapılabilir. Sınavlarda sorulacak soruların hazırlanması, soru bankasının oluşturulması ve şifrelenmesi, sınav sorularının kâğıt ortamında veya elektronik ortamda saklanması ile sınav güvenliğinin sağlanması YÖK tarafından belirlenen esaslar doğrultusunda yapılır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 44 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-saglik-ve-teknoloji-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="47430"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rekabet Kurulu’nun Lastik Sektörüne Verdiği 3,6 Milyar TL’lik İdari Para Cezasına Hukuki Bir Bakış]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-lastik-sektorune-verdigi-36-milyar-tllik-idari-para-cezasina-hukuki-bir-bakis-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-lastik-sektorune-verdigi-36-milyar-tllik-idari-para-cezasina-hukuki-bir-bakis-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Rekabet Kurumu, otomotiv sektöründe lastik üretimi ve dağıtımı alanında faaliyet gösteren teşebbüslere yönelik yürüttüğü kapsamlı soruşturmayı tamamladı. Toplamda 3,6 milyar TL’yi aşan idari para cezası ile sonuçlanan süreç, yalnızca ceza miktarı nedeniyle değil; rekabet hukukunun şirketlerin günlük faaliyetlerine ne ölçüde temas ettiğini göstermesi bakımından da son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri olarak öne çıktı.</p>

<p></p>

<p>İlk bakışta bu gelişme, kamuoyunda <i>“lastik sektörüne rekor ceza”</i> şeklinde değerlendirilebilecek bir haber niteliği taşımaktadır. Ancak kararın içeriği incelendiğinde, meselenin bundan çok daha öte olduğu görülmektedir. Rekabet Kurulu; üretici-bayi ilişkilerinden fiyat politikalarına, rakipler arasındaki bilgi paylaşımından insan kaynakları uygulamalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulunmuş ve şirketlerin çoğu zaman rutin iş uygulaması olarak gördüğü bazı davranışların rekabet hukuku bakımından ciddi sonuçlar doğurabileceğini ortaya koymuştur.</p>

<p></p>

<p>Nitekim, Rekabet Kurulunun 21.11.2024 tarihli ve 24-49/1091-M sayılı kararı uyarınca, otomotiv sektöründe lastik üretimi ve dağıtımı alanında faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiasına yönelik olarak yürütülen soruşturma sonuçlanmıştır.</p>

<p>Soruşturma kapsamında teşebbüslerin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>rakipler arasında rekabete hassas bilgi paylaşımında bulunup bulunmadıkları,</li>
 <li>bayilerin yeniden satış fiyatlarını doğrudan veya dolaylı olarak belirleyip belirlemedikleri,</li>
 <li>bayilere müşteri ve bölge kısıtlamaları uygulanıp uygulanmadığı,</li>
 <li>iş gücü piyasasına ilişkin bilgi paylaşımı yapılıp yapılmadığı,</li>
 <li>çalışan ayartmama anlaşmaları tesis edilip edilmediği,</li>
 <li>rekabet etmeme yükümlülüklerinin hukuka uygun olup olmadığı, hususları detaylı şekilde incelenmiştir.</li>
</ul>

<p>Bir avukat olarak kanaatimizce bu kararın en önemli yönü, verilen para cezalarının büyüklüğünden ziyade, Rekabet Kurulu’nun iş dünyasına verdiği mesajdır. Zira karar, rekabet hukukunun artık yalnızca fiyat kartelleri veya klasik rakipler arası anlaşmalarla sınırlı olmadığını açıkça göstermektedir.</p>

<p></p>

<p>Türk rekabet hukukunda üretici veya tedarikçinin, bayinin satış fiyatını doğrudan ya da dolaylı şekilde belirlemesi kural olarak yasaktır. Buna rağmen uygulamada birçok teşebbüs, <i>“tavsiye edilen fiyat”</i> ile fiili fiyat dayatması arasındaki sınırı farkında olmadan aşabilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Bayilere gönderilen fiyat listeleri, belirli iskonto oranlarına uyma beklentileri, fiyat sapmalarının sorgulanması veya fiyat politikasına uyulmaması hâlinde ticari baskı kurulması gibi uygulamalar, rekabet hukuku bakımından ciddi riskler doğurabilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Bu karar, yeniden satış fiyatının belirlenmesine ilişkin Rekabet Kurulu yaklaşımının oldukça katı olduğunu ve dağıtım ağı bulunan şirketlerin bu konudaki uygulamalarını yeniden değerlendirmeleri gerektiğini göstermektedir.</p>

<p></p>

<p>Kararın dikkat çeken bir diğer yönü ise iş gücü piyasalarına ilişkin değerlendirmeleridir.</p>

<p>Soruşturma kapsamında;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>rakip şirketler arasında ücret ve çalışanlara ilişkin bilgi paylaşımı,</li>
 <li>birbirlerinin çalışanlarını işe almamaya yönelik mutabakatlar,</li>
 <li>çalışan transferlerini zorlaştıran uygulamalar, rekabet hukuku perspektifinden ele alınmıştır.</li>
</ul>

<p>Geçmişte daha çok iş hukuku veya etik ilkeler çerçevesinde tartışılan bu tür uygulamalar, artık rekabet otoritelerinin de doğrudan inceleme alanına girmektedir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği uygulamalarında son yıllarda görülen yaklaşımın Türkiye’de de etkisini göstermeye başladığı söylenebilir. Bu nedenle insan kaynakları departmanlarının da rekabet hukuku uyum süreçlerinin bir parçası hâline gelmesi gerektiği açıktır.</p>

<p></p>

<p>Bu kararın ortaya koyduğu bir diğer gerçek ise rekabet hukuku uyum programlarının yalnızca büyük ölçekli şirketlere özgü bir kurumsal tercih olmadığıdır.</p>

<p>Bugün birçok işletmede;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>bayi toplantıları,</li>
 <li>sektör buluşmaları,</li>
 <li>WhatsApp grupları,</li>
 <li>e-posta yazışmaları,</li>
 <li>fiyat listelerinin paylaşılması,</li>
 <li>insan kaynakları yöneticileri arasındaki iletişim, herhangi bir hukuki denetim mekanizmasına tabi olmaksızın yürütülebilmektedir.</li>
</ul>

<p>Oysa milyonlarca liralık idari para cezalarının bazen birkaç satırlık bir yazışmadan veya iyi niyetle gerçekleştirildiği düşünülen bir bilgi paylaşımından kaynaklanabildiği unutulmamalıdır.</p>

<p>Bu nedenle şirketlerin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>rekabet hukuku eğitimleri düzenlemesi,</li>
 <li>yazılı uyum politikaları oluşturması,</li>
 <li>bayi sözleşmelerini gözden geçirmesi,</li>
 <li>insan kaynakları süreçlerini denetlemesi,</li>
 <li>yöneticiler ve çalışanlar için farkındalık çalışmaları yürütmesi,</li>
</ul>

<p>artık kurumsal risk yönetiminin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Lastik sektörüne ilişkin bu soruşturma sonucunda verilen 3,6 milyar TL’yi aşan idari para cezası, yalnızca belirli teşebbüslere uygulanan yüksek tutarlı bir yaptırım olarak değerlendirilmemelidir. Karar, rekabet hukukunun günümüzde ne kadar geniş bir uygulama alanına sahip olduğunu ve şirketlerin günlük ticari pratiklerinin dahi bu denetime konu olabileceğini açıkça göstermektedir.</p>

<p></p>

<p>Bu nedenle söz konusu gelişmenin, yalnızca lastik sektörünü ilgilendiren münferit bir yaptırım olarak değil; dağıtım ağı bulunan tüm şirketler açısından önemli bir uyarı niteliğinde değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önümüzdeki dönemde rekabet hukuku uyumuna yatırım yapan, çalışanlarını bu konuda bilinçlendiren ve ticari süreçlerini hukuki denetime tabi tutan şirketlerin önemli bir avantaj elde edeceği; buna karşılık rutin kabul edilen uygulamaların dahi ciddi yaptırımlara yol açabileceği bir döneme girildiği söylenebilir.</p>

<p></p>

<p>Bu yönüyle Rekabet Kurulu’nun lastik sektörüne ilişkin bu kararı, yalnızca geçmişe ilişkin bir yaptırım değil; iş dünyasına yönelik güçlü bir gelecek uyarısı niteliği de taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-onur-ozkilinc" title="Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ"><img alt="Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/03/mehmet-onur-ozkilinc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-onur-ozkilinc" title="Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ">Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-lastik-sektorune-verdigi-36-milyar-tllik-idari-para-cezasina-hukuki-bir-bakis-1</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/rekabet-ka.jpg" type="image/jpeg" length="24900"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Duruşmada kalp krizi geçiren Savcı Ayhan Uyumaz vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/durusmada-kalp-krizi-geciren-savci-ayhan-uyumaz-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/durusmada-kalp-krizi-geciren-savci-ayhan-uyumaz-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhuriyet Savcısı Ayhan Uyumaz, Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşma esnasında geçirdiği ani kalp krizi sonucu 49 yaşında hayatını kaybetti. Yargı dünyasını yasa boğan acı kaybın ardından Adalet Bakanlığı ve Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı taziye mesajı yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kocaeli'nin Gebze ilçesinde bulunun Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada görevli olarak bulunan Cumhuriyet Savcısı Ayhan Uyumaz (49), rahatsızlanması sonucu hastaneye kaldırıldı. Kalp krizi geçirdiği öğrenilen Savcı Ayhan Uyumaz, yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı.</p>

<p><strong>"BÜYÜK ÜZÜNTÜ DUYDUM"</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından paylaştığı taziye mesajında "Görevi başında geçirdiği rahatsızlık sonucu hayatını kaybeden Gebze Cumhuriyet Savcımız Ayhan Uyumaz’ın vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendim.</p>

<p>Merhum savcımıza Yüce Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve yargı camiamıza başsağlığı ve sabır diliyorum. Mekânı cennet olsun." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>BAŞSAĞLIĞI MESAJI</strong></p>

<p>Adalet Bakan Yardımcısı Can Tuncay da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Gebze Cumhuriyet Savcımız Sayın Ayhan Uyumaz'ın bugün Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunda görevi esnasında geçirdiği rahatsızlık sonucu, kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen vefat ettiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Adalet teşkilatımıza uzun yıllar emek veren kıymetli savcımıza Allah'tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve tüm yargı camiamıza başsağlığı ve sabır dileriz. Mekanı cennet olsun." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>ADLİYEDE CENAZE TÖRENİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet Savcısı Ayhan Uyumaz'ın vefatına ilişkin Gebze Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklama şöyle;</p>

<p>"Gebze Cumhuriyet Başsavcılığında görev yapmakta olan Cumhuriyet Savcısı Ayhan Uyumaz, 16.06.2026 tarihinde duruşma savcısı olarak görevini ifa ettiği sırada geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir.</p>

<p>Görevine bağlılığı, mesleki birikimi ve özverili çalışmalarıyla temayüz eden değerli meslektaşımızın ani vefatı, teşkilatımızı ve yargı camiamızı derin bir üzüntüye sevk etmiştir. Merhuma Allah'tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve yargı teşkilatımıza başsağlığı ve sabır dileriz.</p>

<p>Merhum Cumhuriyet Savcısı Ayhan Uyumaz için 17.06.2026 günü saat 10.00'da Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı protokol alanında tören düzenlenecektir.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur."</p>

<p><strong>BARODAN TAZİYE MESAJI</strong></p>

<p><i>Kocaeli Barosu tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:</i></p>

<p>"Gebze Cumhuriyet Savcısı Sayın Ayhan Uyumaz bugün Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunda görevi esnasında geçirdiği rahatsızlık sonucu kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen vefat etmiştir.</p>

<p>Merhum savcımıza Allah'tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve tüm yargı camiamıza sabırlar dileriz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/durusmada-kalp-krizi-geciren-savci-ayhan-uyumaz-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/savci-ayhan-uyumaz-durusmada-gecirdigi-kalp-krizi-sonucu-vefat-etti.jpg" type="image/jpeg" length="83820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Gürlek 'e-Avukat uygulaması'nı tanıttı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlek-e-avukat-uygulamasini-tanitti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlek-e-avukat-uygulamasini-tanitti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yakın zamanda hizmete alınan e-Avukat uygulamasına ilişkin paylaşımda bulundu. Uygulama sayesinde avukatların müvekkilleriyle ofislerinden görüntülü görüşme yapabildiğini belirten Gürlek, "Zaman ve erişim engellerini ortadan kaldırarak savunma hakkının daha etkin kullanılmasına katkı sunuyoruz" dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Avukat dostu yaklaşımla hayata geçirdiğimiz e-Avukat uygulamamızla, zaman ve erişim engellerini ortadan kaldırarak savunma hakkının daha etkin kullanılmasına katkı sunuyoruz" dedi.</p>

<p><strong>"AVUKAT DOSTU YAKLAŞIMLA"</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, sosyal medya hesabından, Adalet Bakanlığı'nın 'e-Avukat uygulaması'na ilişkin paylaşımını alıntılayarak açıklama yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gürlek, "Avukat dostu yaklaşımla hayata geçirdiğimiz e-Avukat uygulamamızla, zaman ve erişim engellerini ortadan kaldırarak savunma hakkının daha etkin kullanılmasına katkı sunuyoruz. Yakın zamanda hizmete aldığımız uygulama sayesinde avukatlarımız, müvekkilleriyle ofislerinden görüntülü görüşme yapabiliyor; adalet hizmetlerine daha hızlı, daha etkin ve daha erişilebilir şekilde ulaşabiliyor. Adalet hizmetlerinin sunum kalitesini artırmak için teknolojinin tüm imkanlarından faydalanmayı kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlek-e-avukat-uygulamasini-tanitti</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 17:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/akin-gurlek-1.jpg" type="image/jpeg" length="69285"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HÜKÜMDE HUKUKA AYKIRI DELİLİN İNCELENME SIRASI VE DELİLİN REDDİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukumde-hukuka-aykiri-delilin-incelenme-sirasi-ve-delilin-reddi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukumde-hukuka-aykiri-delilin-incelenme-sirasi-ve-delilin-reddi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Elde edilen hukuka aykırı delil dikkate alındığında dahi sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği durumda, delilin hukuka aykırı niteliği dikkate alınmaksızın beraat kararı verilmesi yerinde midir?</p>

<p><strong>Bir başka ifadeyle;</strong> sanığın iddianamede gösterilen fiili işlendiğine ilişkin bir veya birden fazla delil olduğu, ancak mahkemenin, bu delillerin hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiğini tespit ettiği durumda, delillerin hukuka aykırılığına ilişkin hiçbir tespitte bulunmaksızın beraat kararı verilebilir mi?</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> bu konuda bir değerlendirme yapılırken, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.223/2’de düzenlenen beraat kararları kapsamında bir ayırım yapılması gerekir. CMK m.230/2’de <i>“Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.”</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>CMK m.223/2-e’de yer alan <i>“Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması”</i>, yani “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinden hareketle sanığın beraatına karar verilmesi halinde, dosya kapsamında sanık aleyhine sunulan delillerin hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edildiği dikkate alınarak ve bu deliller tümü ile gözardı edilerek, bu delillerin sanık hakkında “şüphe” sebebi dahi olamayacağı tespit edilmelidir. Bu durumda; CMK m.223/2-b’de düzenlenen, <i>“Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması” </i>gerekçesine dayanılmalı, hukuka aykırı delilin fiilin sanık tarafından işlendiğine dair şüphe meydana getiremeyeceği dikkate alınmalı ve beraat kararının gerekçesi olarak karara yazılmalıdır.</p>

<p><strong>CMK m.230/1-b’de;</strong> <i>“Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: (…) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi”</i> gerektiği, bu hükümden anlaşılacağı üzere, gerekçede reddedilen delillerden hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilenlerin ayrıca ve açıkça gösterileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>elde edilen delilin hukuka aykırı olduğu tespit edilmekle birlikte, bu delil sanığın suçsuzluğunu ortaya koyuyorsa yargılamada kullanılabilmeli, hukuka aykırı delilin sanık aleyhine olduğu durumda mahkumiyete esas alınmamalıdır. Çünkü itham sisteminde iddia eden ve soruşturmayı başlatan savcılık makamı hukuka uygun yol ve yöntemlerle delil toplamalı, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle toplanan delillerden şüphelinin veya sanığın lehine olanlar varsa, bunlar kullanılmalıdır.</p>

<p><strong>Delilin şüpheli veya sanık tarafından veya onun adına birisi tarafından hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edilmesi durumunda, sanık bu hukuka aykırı delilden yararlanabilir mi?</strong></p>

<p>Cebir ve şiddet veya tehdit kullanmak suretiyle tanığı konuşturan şüphelinin veya sanığın veya onun adına hareket eden bir başkasının, suçun şüpheli veya sanık tarafından işlenmediğini ortaya koyan somut delillere ulaşılması halinde, gerçekten ortada sorunlu bir hukuki durumla karşı karşıya kalınacaktır.</p>

<p>Esasen hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağını söyleyen Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a ve m.217/2, hem hukuka aykırı delilin şüphelinin veya sanığın lehine olup olmadığı ve hem de hukuka aykırılığın hangi tarafça kullanıldığı hususunda ayırıma gitmemiş ve hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağını ortaya koymuştur. CMK m.206/2-a uyarınca, ortaya koyulması istenilen delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddedilmelidir. Delilin hukuka aykırılığı, CMK m.230/1-b uyarınca gerekçeli kararda gösterilmelidir. Her ne kadar bu yükümlülük mahkumiyet kararları ile sınırlı tutulmuşsa da, Anayasa m.141/3 ve CMK m.34 uyarınca mahkemece verilen tüm kararlar gerekçeli olmak zorundadır. Bu nedenle, bir beraat kararında da delilin neden hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiği açıklanmalıdır. “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı CMK m.230/2’de yer alan; <i>“Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.” </i>hükmü, CMK m.206/2-a uyarınca hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiğinden bahisle reddedilen delilin ve bu nedenle<i> </i>sanığın beraatına dair kararın gerekçesinin açıklanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>Prensip olarak, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller ceza muhakemesinde şüphelinin ve sanığın lehine olsa da kullanılmamalıdır.</p>

<p><strong>Bununla birlikte; </strong>elde edilişine şüphelinin veya sanığın veya onun adına bir başkasının karışmadığı hukuka aykırı delilin şüpheli veya sanık lehine olduğu durumda, maddi hakikat ve bilhassa da adalet adına, suçsuz insanın mahkum edilmesinin yanlışlığına sebebiyet vermemek amacıyla istisnai olarak ceza muhakemesinde dikkate alınması gerektiği söylenebilir. Sonuçta, delili kirleten veya hukuka aykırı hale getiren şüpheli veya sanık değildir. Bunun dışında, elbette şüphelinin veya sanığın veya onun adına bir başkasının cebir ve şiddet veya tehdit yoluyla ulaştığı delillere itibar edilemez. Nitekim CMK m.290’da, “<i>Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez.”</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>İşlendiği iddia olunan bir suç ve onun fail veya failleri hakkında delil toplama yetkisi adli makamlara tanınmakla birlikte, bu makamlar dışında kalan kişilerce, yani özel kişilerce elde edilen hukuka aykırı delillere değinecek olursak;</p>

<p>Özel kişilerce elde edilen hukuka aykırı delillerden anlaşılması gereken; adli makamların dışında kalan ve işlendiği iddia olunan bir suçla ilgili soruşturma ve kovuşturma yetkisine sahip olmayan kişiler tarafından, hukuk kurallarının ihlal edilmesi ile elde edilen deliller demektir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong></p>

<p>Hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin yargılamada kullanılması hukuka aykırıdır. Özel kişilerin hukuka aykırı şekilde elde ettiği deliller yargılamada kullanılmamalıdır. Bu tespit “dürüst yargılanma hakkı” kapsamında bir zorunluluk olmakla beraber, bunun yegane istisnasını adli makamların bu delillere ceza yargılaması normları çerçevesinde ulaşabilme imkanı oluşturur.</p>

<p><strong>Bir başka ifadeyle;</strong> hukuka aykırı delil elde edenin özel kişi olmasının veya delil toplamaya yetkili kişi sıfatı taşımasının, hukuka aykırı delile yargılamada kullanılabilme gücü vermesinin kıstası sayılması kabul edilemez. Burada önemli olan husus, yargılamada kullanılmak istenilen delilin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olmasıdır. Bu şekilde bir delil yargılamada yine de kullanılacak olursa, mahkemenin verdiği karar hukuka aykırı nitelikte olacaktır.</p>

<p><strong>Bunun dışında,</strong> özel kişilerin hukuka uygun şekilde elinde bulundurdukları delillerin ise yargılamada kullanılabileceğini söylemeliyiz. Örneğin; özel kişinin çöpe atılan silahı veya uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi veya evinin bahçesine atılan kanlı bir kazağı bulması halinde, bu delillerin hukuka uygunluğu elbette vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Buğra Şahin</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukumde-hukuka-aykiri-delilin-incelenme-sirasi-ve-delilin-reddi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/terazidfol.jpg" type="image/jpeg" length="89238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MEŞRU SAVUNMADA "SİLAH" KULLANIMI ÜZERİNE BAZI NOTLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mesru-savunmada-silah-kullanimi-uzerine-bazi-notlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mesru-savunmada-silah-kullanimi-uzerine-bazi-notlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Meşru savunma amaçlı silah kullanımı, çoğu kişinin merak ettiği bir konudur. Toplum içinde özellikle eve giren bir kişinin ancak yatak odasına girdiğinde vurulabileceğine dair genel bir inanış (veya kulaktan kulağa dolaşan bir söylenti) olduğu da bilinmektedir. Belirtmek gerekir ki meşru savunmada bıçak, sopa gibi diğer savunma araçlarını kullanmayla kıyaslandığında "silah" kullanımı için daha büyük bir merak vardır. Yazımda bu merakı gidermek amacıyla bazı temel hukuki ve pratik bilgileri paylaşacağım.</p>

<p><strong>1- </strong>Meşru savunmada silah kullanmak için "mükemmel bir atıcı" olmanız gerekmiyor. Ancak silahınızı, olayın stresi altında orantılı şekilde kullanabilecek düzeyde "iyi bir atıcı" olmanız gerekir. Özellikle atış poligonlarında ve senaryolar üzerinden atış yaparak kısa sürede iyi bir atıcı olmak mümkündür. Üzülerek belirtmek gerekir ki, ülkemizde <strong>birçok kişi silah ruhsatına sahip olmasına rağmen</strong> atış tecrübesine sahip değildir. Silah rusatı alırken böyle bir zorunluluk olmadığı gibi atıcılık çok az kişi tarafından spor veya hobi amaçlı bir faaliyet olarak görülmektedir. Eğitim almadan gerçek hayatta silah kullanmak, büyük ihtimalle istenmeyen neticelere neden olacaktır.</p>

<p><strong>2- </strong>Meşru savunmanın haklılığı "kime" karşı yapıldığıyla açıklanamaz. Örneğin saldırganın suç geçmişi olması, halk arasında katil, hırsız, dolandırıcı vb. olarak bilinmesi bu kişilere karşı doğrudan silah kullanılabileceği anlamına gelmemektedir. Özellikle ölüm neticesinin meydana gelmesi durumunda ölen kişinin yakınlarının dava sürecini yakından takip edeceğinden ve ölen kişinin intikamını almaya çalışacağından emin olabilirsiniz.</p>

<p><strong>3- </strong>Meşru savunmada bulunan kişi, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılacağını bilmelidir. Dolayısıyla meşru savunma yapan kişiler, kendilerine yönelik hiçbir soruşturma yapılmayacağı bekletisinde olmamalıdır. Başka bir ifadeyle bu türlü haksız saldırı olaylarında <strong>yolun bir tarafında</strong> ölmek/yaralanmak <strong>diğer tarafında</strong> saldırıdan kurtulup soruşturulmak şeklinde <strong>iki kötü seçenek</strong> bulunmaktadır. Bu nedenle meşru savunma yapılırken adli makamlara "haklılığı" ortaya koyacak şekilde hareket edilmelidir. Her olayın koşulları kendine özgüdür. Ölümcül güç kullanımına ilişkin hiçbir vaka bir diğerinin aynısı değildir. Her davada, mevcut delillere göre koşullar bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Başımıza bir iş geldiğinde ortaya çıkan durumu başkalarına benzeterek iyimser veya kötümser düşüncelere inanmak yerine profesyonel hukuk yardımı almak gerekir. Dolayısıyla silahı olan herkesin, kötü günlerde danışabileceği ve hukuki yardım alabileceği bir avukatı olmalıdır.</p>

<p><strong>4- </strong>Meşru savunma yapan kişi olayı tetikleyen ilk haksız hareketi yapmamış olmalıdır. Başka bir ifadeyle meşru savunma olarak kabul edilecek olay önceden kurgulandığı üzere gerçekleştirilen, <strong>haksız fiile tepki sonrası savunma görünümünde</strong> olmamalıdır. Silah da bu planın bir parçası olarak taşınmamalıdır. Örneğin bir olayda 6. Ceza Dairesi Esas No: 2023/2205, Karar No: 2023/12431 kararına konu olayda "...<i>sanığın olay öncesinde katılanın eşine göndermiş olduğu tehdit içerikli mesaj dökümlerinin tespit edilmiş olduğu, yine aynı bilirkişi raporuna göre olay esnasında katılanın elinde saldırı amaçlı herhangi bir cisim bulunmaksızın elleriyle darp eylemini gerçekleştirdiği görülmekle, ilk haksız hareketin sanıktan kaynaklanması, sanığın olay öncesi tasarlanmış bir şekilde iş yerine silahı ile birlikte gelmesi ve olay sırasında katılanın üzerinde silah ve benzeri bir cisim bulunmaması hususları göz önüne alındığında, meşru müdafaa hükümlerinin uygulanması şartlarından olan "saldırı ve savunma arasında bir oran" ve "haksız bir saldırı" unsurlarının somut olayda gerçekleştiği yönünde bir kabulün mümkün bulunmadığı anlaşılmakla; sanık lehine meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması koşulları oluşmadığı halde, yazılı şekilde hükümler kurulması hukuka aykırılık bulunmuştur</i>..." denilmektedir.</p>

<p><strong>5-</strong> Meşru savunmanın amacı "saldırıyı def etmek" ile sınırlıdır. Saldırganın saldırma yeteneği ortadan kalktıktan ve saldırı sona erdikten sonra silah kullanmak, savunma kapsamında değerlendirilmeyecektir. Dolayısıyla savunma amacının ötesinde olayı büyüten fiiller, meşru savunma sınırlarını aşacaktır. Saldırı sona erdikten sonra yapılan hareketler de savunma olarak değerlendirilemez. Örneğin bıçaklı saldırgan vurulup yere düşmüş bıçak da elinde değilse artık saldırı sona ermiştir. Bu kişiye bir kez daha ateş edilemez. Saldırı başlamadan önce yapılan şüpheli hareketlerin (örneğin silahı olmasa bile silah çekecek gibi elini beline atma gibi), meşru savunmayı haklı çıkarmak için yeterli olup olmayacağı da olayın koşullarına göre değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>6- </strong>Meşru savunmada <strong>silah kullanmak, doğrudan saldırganı öldürmek anlamına gelmez</strong>. Özellikle saldırganın TCK’daki tanıma göre (ateşli silah, sopa vb. dahil) silahsız olduğu durumlarda (saldırganın boğma, ölümcül bölgelere vurma gibi durumları hariç) ölüm neticesi orantılı bir müdahale sayılmayacaktır. Silah taşıyan kişiler silahlarını <strong>korkutma, uyarı, yaralama veya öldürme</strong> amaçlı olarak kullanabileceklerini bilmelidir. Dolayısıyla savunma amaçlı silah kullanım düzeyi, saldırganın fiiline (bu fiilin savunma yapan kişiyi hangi düzeyde tehdit ettiğine) bağlıdır. Saldırı ne düzeyde ise savunma da saldırıyı def edecek düzeyde olmalıdır.</p>

<p><strong>7-</strong> Meşru savunmada ölümcül güç kullanımı, saldırganın ölümcül güç kullanması koşuluyla orantılı kabul edilecektir. Ölümcül güç; makul bir kişinin ölüme veya ağır bedensel zarara neden olabileceğini düşüneceği güç derecesidir. <strong>Ölümcül güç sadece son çare olarak kullanılabildiğinden, tehlikeden başka türlü kurtulmanın kaçınılmaz olması gerekir</strong>. Ölüm veya ağır yaralanma tehlikesi içeren bu durum, genellikle yetenek, fırsat ve tehlike şeklindeki üç kriterin aynı anda mevcut olmasıyla belirlenmektedir.</p>

<p><strong>8- Yetenek,</strong> saldırganın öldürme veya ağır yaralama gücüne sahip olduğu anlamına gelir. Bu güç en açık şekilde bir ateşli silah biçiminde ortaya çıkmaktadır. Silahın oyuncak olması veya şarjörünün boş olması gibi durumlarda da meşru savunma yapan kişinin bunu bilmesi mümkün değildir (hata hükümleri uygulanması gerekir). Bununla birlikte bıçak, kılıç, kırık şişe, jilet gibi kesici ve delici aletler ile sopa gibi eşyalar da öldürücü olarak kullanılabilir. Dolayısıyla sayılan bu aletleri, silahtan daha az öldürücü görmek yanlış bir anlayıştır. Özellikle bıçağın, silahla mukayese edildiğinde, gücü yalnızca onu kullanan kişinin gücü ve hareket kabiliyetiyle sınırlıdır. Bıçak asla sıkışmaz, tutukluk yapmaz. Bıçağın mühimmatı asla bitmez, bıçaklar ucuzdur ve her yerden satın alınabilir. Kanunen, daha önceden mahkum olmuş bir suçluya bıçak satılmasına karşı herhangi bir yasak bulunmamaktadır. Bıçaklar küçük ve yassı olabilir ve şaşırtıcı derecede kolayca gizlenebilirler. İnsan vücudunda nabzın ölçülebileceği herhangi bir yerde, bıçağın sadece birkaç milimetre derinliğe kadar kesmesi bile kan kaybından ölüme yol açabilir. Hakeza sopa için de benzer değerlendirmeler mümkündür. Neredeyse her ortamdaki her kavgada, hızla kapılıp başka bir insanın başına vurmak için kullanılabilecek bir nesne her zaman mevcuttur. Mesela görünüşte zararsız beyzbol sopası, saldırı ve cinayetlerde sıkça kullanılan bir araçtır. Boynundan tutulan kırık bir şişenin ölümcül, keskin bir silah olduğu da açıktır. Belirtilmesi gereken diğer bir durumda saldırganın veya muhatabın rastgele kalabalığın üzerine araç sürmesidir. Polislerin bu duruma sıradan vatandaşlardan daha sık rastladığı da ayrı bir gerçektir. Böyle bir durumda polisin silah kullanması neticesinde ölüm veya yaralanma meydana gelse polisi, "silahsız" birini öldürmekle veya yaralamakla suçlamak yerine bu saldırganın aracını bir silah olarak kullandığını ve polisin meşru savunma yaptığını kabul etmek gerekir. Üzerine araç sürülen kişi, aracı öylesine büyük görür ki iradi davranma yeteneğini kaybedebilir, eğer kendini bir kenara atarak kurtarmaya karar veremezse içgüdüsel olarak silahla karşılık verebilir. Yetenek bakımından cinsiyet faktörü (kadına saldıran erkek), profesyonel dövüş sporcusu, engellilik durumu, çocuk-yetişkinlik durumu, dezavantajlı konumda olma (örneğin araçta kemeri takılı olan birine camdan saldırılması vb.) gibi faktörler de dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>9- Fırsat,</strong> saldırganın saldırı anında öldürme veya yaralama yeteneğine sahip olduğu anlamına gelir. Fırsat faktörü; mesafe, engeller ve zaman yönünden olayın koşullarının değerlendirilmesidir. Gerek silahlı saldırıda gerekse sopa, bıçak vb. saldırılarda mesafe, meşru savunmanın haklılığını yakından ilgilendirmektedir. Bıçaklı bir saldırgana karşı güvenliği korumak için asgari güvenlik mesafesi en az 6 ila 7 metre olmalıdır. Güvenlik standartlarında bu durum "Tueller Kuralı" (21-Foot Rule) olarak bilinmektedir ve kılıfından silah çekmeye çalışan eğitimli bir personelin bile saldırgan bu mesafeyi koşarak aşmadan önce yeterli tepki süresine sahip olabilmesi için belirlenmiştir. Ortalama bir insan, görsel bir uyarıyı fark edip tepki vermesi yarım saniye sürmektedir. Saldırganın bu mesafeyi koşarak yaklaşık 1.5-2 saniyede kapatabileceği dikkate alındığında güvenlik mesafesi bu sınırın altına indiğinde, saldırıyı fark edip fiziksel olarak kaçmak veya savunma pozisyonu almak neredeyse imkansız hale gelecektir. Bu mesafenin başlı başına ihlal edilmesi, silah kullanmayı doğrudan haklı çıkarmaz ancak saldırganın, saldırı amacıyla bu mesafeyi ihlal etmesi silah kullanmayı haklı kılmaktadır. Polisin veya diğer kişilerin belindeki-elindeki silahın alınması amacıyla hareket etmek de bu mesafeyi ihlal eden meşru savunmayı haklı kılan durumlardır. Fırsat faktörünün zaman yönü ise savunma "o anda, acilen" yapılmazsa saldırgan hedefine ulaşacağı anlamına gelir. Savunma yapan kişi, silah kullanımının "derhal gerekli" olduğuna dürüst ve makul bir şekilde inanmış olmalıdır.</p>

<p><strong>10- Tehlike</strong> ise olayın koşullarının makul bir kişiye göre saldırganın bunu yapmayı amaçladığını ve yapmak üzere olduğunu göstermesi anlamına gelir. Özellikle olay esnasında (saldırı anında) söylenen sözlerin failin kastının belirlenmesinde büyük önemi bulunmaktadır. Saldırganın sözleri veya agresif hareketleri öldürme veya yaralama kastını açığa çıkaran ipuçlarıdır. Diğer bir nokta ise gerçek hayatta tehditlerin çoğu zaman küçük başladığı sonradan büyüdüğüdür. Toplumumuzda trafik kavgalarının büyük bir kısmı, ısrarlı takipler, apartmanda gürültü veya yan bakma olayları küçük olaylarla başlayan ancak neticede ölümlere varan saldırı olaylarına örnek verilebilir. (Ancak meşru savunma durumunda savunma yapan ilk haksız hareketi kendisi yapmaması gerektiğinden dolayı sayılan tüm bu olaylar meşru savunma kapsamında değerlendirilmeyebilir. Ceza Genel Kurulu Esas No: 2022/1-279 Karar No: 2025/75 kararında "...<i>Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir</i>…" denilmektedir.)</p>

<p><strong>11-</strong> Sonuç olarak hukukumuzda meşru savunmanın kapsamı oldukça geniş tutulmuştur. Malvarlığı hakkı veya diğer hakları korumak için, hatta bu saldırıların üçüncü kişilere yapılması durumunda dahi meşru savunma mümkündür. Meşru savunmada silah kullanımı da bu hak kapsamında diğer koşulların varlığı halinde hukuka uygun olarak kabul edilmektedir. Meşru savunmada silah kullanımında <strong>en sorunlu algı, silah kullanmanın saldırganı öldürerek etkisiz hale getirmekle eşdeğer</strong> olarak görülmesidir. Elbette silah kullanılan olaylarda ölüm neticesi meydana gelebilir, savunma yapan kişi hedef alma imkanına sahip olmayabilir, olay esnasında mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş nedeniyle hareketlerini yönlendiremeyebilir. Olay neticesinde meydana gelen öldürme veya yaralamanın hukuka uygun olması orantılılık ilkesi kapsamında olayın kendi koşulları içinde değerlendirilir. Olayın koşulları saldırganın yetenek, fırsat ve tehlike koşulları bakımından incelenir, savunma yapanın da kendini savunabilme yeteneği, o anki koşullarda makul bir insanın davranışına göre değerlendirilmektedir. Dolayısıyla yatak odasına giren kişiye karşı silahla savunma yapmak ile bu kişiyi öldürmeye çalışmak aynı anlama gelmemektedir. Silah kullanmak için de illa ki yatak odasına girilmesi şart değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mesru-savunmada-silah-kullanimi-uzerine-bazi-notlar-1</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/terazi/tokmak-silah.jpg" type="image/jpeg" length="12443"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞ HUKUKUNDA KÖTÜNİYET TAZMİNATI: HAK KAZANMA KOŞULLARI VE İSPAT YÜKÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-kotuniyet-tazminati-hak-kazanma-kosullari-ve-ispat-yuku-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-kotuniyet-tazminati-hak-kazanma-kosullari-ve-ispat-yuku-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu, iş sözleşmesinin sona erdirilmesinde işverenin fesih hakkını sınırsız bırakmamış, dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki fesihleri yaptırıma bağlamıştır. Bu yaptırımlardan biri de İş Kanunu’nun 17. maddesinin altıncı fıkrasında düzenlenen kötüniyet tazminatıdır.</p>

<p>Kötüniyet tazminatı, işverenin sahip olduğu fesih hakkını hukukun koruduğu amaç dışında kullanması nedeniyle işçiye ödemek zorunda olduğu özel nitelikli bir tazminattır. Ancak her haksız fesih kötüniyet tazminatı sonucunu doğurmaz. İşçinin bu tazminata hak kazanabilmesi için kanunda ve yargı kararlarında belirlenen şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir<strong>.</strong></p>

<p><strong>I. Kötüniyet Tazminatının Hukuki Dayanağı</strong></p>

<p><strong>4857 sayılı İş Kanunu’nun 17/6. maddesine göre; “</strong><i>İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir</i>.<strong>”</strong></p>

<p>Bu düzenleme ile kanun koyucu, iş güvencesi kapsamında bulunmayan işçileri korumayı amaçlamış ve işverenin keyfi fesihlerini yaptırıma bağlamıştır.</p>

<p><strong>II. Kötüniyet Tazminatına Hak Kazanmanın Şartları</strong></p>

<p><strong>1. İşçinin İş Güvencesi Kapsamında Bulunmaması</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kötüniyet tazminatının en önemli koşulu, işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanamıyor olmasıdır.</p>

<p><strong>Dolayısıyla; işyerinde 30 veya daha fazla işçi çalışıyorsa, işçinin en az 6 aylık kıdemi varsa, iş sözleşmesi belirsiz süreli ise, işçi iş güvencesi kapsamında kabul edilir ve kötüniyet tazminatı talep edemez.</strong></p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Mahkeme öncelikle işyerindeki çalışan sayısını ve işçinin iş güvencesi kapsamında olup olmadığını araştırmak zorundadır.</p>

<p><i>Dosya içeriğine göre, davacının 30'dan az çalışan olduğunu, davalı işverenin ise 30'dan fazla çalışan olduğunu ileri sürdüğü, davalı iş yerinde fesih tarihinde 30'dan fazla çalışan olup olmadığı yönünde kayıt olmadığı halde mahkemece davalı iş yerinde çalışan sayısının 30'dan fazla olduğu bu nedenle davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlandığı gerekçesiyle kötüniyet tazminatının reddi hatalı gerekçeye dayanmış olup, işverenin iş akdinin feshinde kötüniyetli davrandığı ispat edilemediğinden davacının kötü niyet tazminatının reddine karar verilmiş ve yerel mahkemenin kararının gerekçe yönünden düzeltilmesi gerekmiştir.</i><strong> (Adana Bölge Adliye Mahkemesi)</strong></p>

<p><i>Öncelikle 17 nci maddenin altıncı fıkrasının açık hükmüne göre, iş güvencesi kapsamında olan işçiler yönünden kötüniyet tazminatına hak kazanılması mümkün değildir.Bu çerçevede akdin fesih tarihinde işyerinde çalışan sayısının 30'u aşıp aşmadığı incelenmelidir. Bundan sonra ayrıca davalı feshinin kötü niyetle yapıldığının davacı tarafça ispatlanması da gerekmektedir</i><strong>.(Yargıtay 9. HD.2016/23586 E.2020/9326 K.)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>2. Fesih Hakkının Kötüye Kullanılması</strong></p>

<p>İşverenin fesih hakkını kullanması tek başına kötüniyet anlamına gelmez. Fesih işleminin dürüstlük kuralına aykırı olarak gerçekleştirilmiş olması gerekir.</p>

<p>Uygulamada özellikle;işçinin işvereni resmi makamlara şikâyet etmesi, işveren aleyhine dava açması, tanıklık yapması,yasal haklarını talep etmesi, iş sağlığı ve güvenliği eksikliklerine itiraz etmesi nedenleriyle gerçekleştirilen fesihler kötüniyetli fesih olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Örneğin, iş kazası sonrasında gerçeğe aykırı belge imzalamayı reddeden işçilerin işten çıkarılması halinde Bölge Adliye Mahkemesi, fesih hakkının kötüye kullanıldığı sonucuna ulaşmış ve işçinin kötüniyet tazminatına hak kazandığını kabul etmiştir.</p>

<p><i>İş Kanunu 17. Maddesi gereğince, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayan çalışanların sözleşmelerini, fesih hakkını kötüye kullanarak fesheden işveren ayrıca bu nedenle de tazminat ödemek zorunda kalacaktır. <strong>İşyerinde meydana gelen iş kazası nedeniyle, işçileri gerekli önlemlerin alındığı yönünde gerçeği aykırı belge imzalamaya zorlayan, işçilerin im</strong>zalamamaları karşısında sözleşmelerini fesheden işverenin fesih hakkını kötüye kullandığı sabittir. Olayın oluşuyla ilgili dinlenilen tanık beyanları, karşılıklı gönderilen ihtarnameler bu hususu ortaya koymaktadır. Aksi yöndeki kanaat olaya uygun değildir. Dosya kapsamında, davalı işyerinde çalışan işçi sayısı, dolayısıyla davacının iş güvencesi kapsamında kalıp kalmadığının belirli olmadığının görülmesi üzerine SGK İl Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmış, genel müzekkere cevabında fesih tarihi itibariyle işyerinde çalışan işçi sayısının 30 kişinin altında olduğu dolayısıyla davacının iş güvencesi kapsamında olmadığı anlaşılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, iş güvencesi kapsamında olmadığı anlaşılan ve kötü niyetli olarak işten çıkarıldığı kanaatine varılan davacı işçi kötü niyet tazminatına hak kazanacaktır. İş Kanunu 17/6. Fıkrası gereğince kötü niyet tazminatı tutarı, ihbar süresinin 3 katı tutarına göre belirlenecektir. 3 yıldan fazla kıdeme sahip davacının ihbar süresi 8 haftadır. (56 gün) Kötü niyet tazminatı 24 hafta ( 168 gün ) üzerinden hesaplanacaktır</i><strong>.( Adana Bölge Adliye Mahkemesi)</strong></p>

<p><i>Davacı her ne kadar baskı ve kötü davranışlara maruz kaldığı (mobbing) iddia etmiş ise de, 4857 sayılı Kanun'un 17. maddesinin 6. fıkrasının açık hükmüne göre, iş güvencesi kapsamında olan işçiler yönünden kötüniyet tazminatına hak kazanılması mümkün olmadığından ve davacınında iş güvencesi kapsamında olduğu anlaşıldığından bu talebin reddinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamış ve bu yönde istinafa itibar edilmemiştir<strong>.(</strong></i><strong>Bursa Bölge Adliye Mahkemesi)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>3. Belirsiz Süreli İş Sözleşmesinin Feshi</strong></p>

<p>Kötüniyet tazminatı yalnızca belirsiz süreli iş sözleşmelerinde uygulanabilir. Belirli süreli iş sözleşmelerinin sürenin sonunda sona ermesi halinde İş Kanunu’nun 17. maddesi uygulanmayacağından kötüniyet tazminatı da söz konusu olmayacaktır.</p>

<p><strong>III. Kötüniyet Tazminatında İspat Yükü</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. Bu nedenle kötüniyet tazminatı davalarında da fesih hakkının kötüye kullanıldığını ispat yükü davacı işçiye aittir.</p>

<p><strong>İşçi sadece feshin haksız olduğunu değil, aynı zamanda işverenin dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğini somut delillerle ortaya koymalıdır.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi , davacının kötüniyetli feshe ilişkin vakıaları somutlaştıramadığı ve tanık anlatımlarının ispata elverişli olmadığı gerekçesiyle kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar vermiştir.</strong></p>

<p><i>Davacının dava dilekçesinde işverenin kötüniyetli feshine ya da haksız fesih tazminatına hak kazandıracak feshe dayanak oluşturacak vakıaların ne olduğunun somutlaştırılıp açıklanmadığı davalı tanık beyanlarının da içerikleri dikkate alındığında ispata elverişli de olmadığı görüldüğünden bu alacağa hak kazanıldığı ispatlanamadığından reddine karar verilmesi yerindedir</i>.<strong>( Ankara Bölge Adliye Mahkemesi )</strong></p>

<p><i>Dosyada fesih hakkının kötüniyetle kullanıldığını ispata yarar başkaca bilgi ve belge de bulunmadığından, davalı işverenin fesih hakkını kullanırken davacıya zarar verme kastı, kusuru, menfaatler arasında aşırı dengesizlik getirmesi, fesih hakkını meşru bir menfaat bulunmaksızın veya sosyal amacından saptırarak kullanması gibi objektif iyi niyet kurallarından ayrıldığının da davacı tarafından ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Fesih hakkının kötüniyetle kullanıldığı ispatlanamadığından kötüniyet tazminatının reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir</i><strong>.( Yargıtay 22.Hukuk Dairesi<i>)</i></strong></p>

<p>Dosyada kötüniyetli feshi destekleyen tanık anlatımı, yazılı belge, ihtarname veya diğer deliller bulunmadığı takdirde kötüniyetin ispatlandığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.<strong>Dolayısıyla yalnızca haksız fesih olgusu, kötüniyet tazminatı için tek başına yeterli değildir.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>IV. Kötüniyet Tazminatının Hesaplanması</strong></p>

<p>İş Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca kötüniyet tazminatı; bildirim (ihbar) süresine ait ücretin üç katı üzerinden hesaplanmaktadır.</p>

<p>Örneğin; 3 yıldan fazla kıdeme sahip bir işçinin ihbar süresi 8 hafta olup, kötüniyet tazminatı 24 haftalık ücret üzerinden hesaplanacaktır. Ayrıca işveren ihbar sürelerine de uymamışsa, işçi ihbar tazminatını da ayrıca talep edebilecektir.</p>

<p>Hesaplamada yalnızca çıplak ücret değil, işçiye sağlanan para ve para ile ölçülebilir düzenli menfaatler de dikkate alınmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Özetlemek gerekirse, Kötüniyet tazminatı, iş güvencesi kapsamında bulunmayan işçilerin keyfi fesihlere karşı korunmasını amaçlayan özel bir hukuki mekanizmadır. Ancak bu tazminata hak kazanılabilmesi için yalnızca haksız fesih yeterli olmayıp, işverenin fesih hakkını dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde kullandığının somut delillerle ispat edilmesi gerekir. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları birlikte değerlendirildiğinde, davalarda en çok tartışılan hususların işçinin iş güvencesi kapsamında olup olmadığı ile kötüniyetin ispatı olduğu görülmektedir. Bu nedenle kötüniyet tazminatı talep eden işçinin dava dilekçesinde vakıaları ayrıntılı şekilde açıklaması ve bunları destekleyen güçlü deliller sunması, davanın başarıya ulaşması açısından belirleyici önem taşımaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-kotuniyet-tazminati-hak-kazanma-kosullari-ve-ispat-yuku-1</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41.jpg" type="image/jpeg" length="95987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında yapılan önemli değişiklikler üzerine değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinda-yapilan-onemli-degisiklikler-uzerine-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinda-yapilan-onemli-degisiklikler-uzerine-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/karayollari-motorlu-araclar-zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinda-degisiklik-yapilmasina-dair-genel-sartlar-1" rel="dofollow">12.06.2026 tarihli ve 332778 sayılı Resmi Gazete ile, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları</a>nda önemli değişiklikler yapılmış olup, bu değişiklikler şu şekildedir;</strong></p>

<p></p>

<p><strong>1)Tanım maddesinde yapılan değişiklikler</strong></p>

<p>14/5/2015 tarihli ve 29355 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında bahse konu düzenlenmeyle yapılan ilk değişiklik, “sigortalının” tanımına ilişkindir.</p>

<p>Değişiklik öncesi, “Sigortalı: Poliçe konusu motorlu araçta 2918 sayılı Kanunun 91 inci maddesi uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorunda olan işletenleri” ifade etmekteyken değişiklik sonrası ilgili hüküm, “<strong>Poliçe konusu motorlu araçta 2918 sayılı Kanuna göre işleten sayılan kişiyi”</strong> şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Ayrıca bu değişiklikle birlikte <strong>“kalıcı veri saklayıcısı”</strong> tanımına ilişkin (j) bendi eklenmiştir. Eklenen ilgili metin ise şu şekildedir;</p>

<p>“Kalıcı veri saklayıcısı: Sigorta ettirenin, sigortalının ve sigortadan faydalanacak kişilerin gönderdiği veya kendisine gönderilen bilgiyi, bu bilginin amacına uygun olarak makul bir süre incelemesine elverecek şekilde kaydedilmesini ve değiştirilmeden kopyalanmasını sağlayan ve bu bilgiye aynen ulaşılmasına imkân veren kısa mesaj, elektronik posta, internet, mobil uygulama, disk, CD, DVD, hafıza kartı ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden veya e-Devlet üzerinden kurulacak yapı ve benzeri her türlü araç veya ortamı,”</p>

<p></p>

<p><strong>2)Genel şartların A.5. maddesi kapsamına giren teminat türlerine ilişkin yapılan değişiklikler</strong></p>

<p><strong>a-Genel Şartların “Maddi Zararlar Teminatı” başlıklı, A.5 maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi değişiklik öncesi şu şekildedir; </strong>“Maddi Zararlar Teminatı: Hak sahibinin bu Genel Şartlarda tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmadır. Değer kaybı, Kurum tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre atanacak sigorta eksperi tarafından aracın markası, yaşı, modeli, kullanılmışlık düzeyi, hasar gördüğü kısımları, geçmiş hasar durumu ve aracın kaza tarihinden önceki ikinci el satış değeri ile onarılmasından sonraki ikinci el satış değerinin arasındaki fark dikkate alınarak tespit edilir. Araç hasarına ilişkin eksper atanması halinde tespiti yapan sigorta eksperi, değer kaybı tutarına ilişkin tespitine de raporunda yer verir.</p>

<p>Bu teminat kapsamında yapılacak başvurular, araçta meydana gelen hasar bedelini ve değer kaybını kapsar. Bu teminat kapsamında araç hasarı için başvuruda bulunan hak sahibi, değer kaybı talebinde de bulunmuş kabul edilir.</p>

<p>Sigortacı, hesaplanan değer kaybı tutarını, yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla, en geç nihai eksper raporunun kendisine ulaştığı tarihi takip eden iş günü içerisinde hak sahibine bildirir.”</p>

<p>Değişiklik sonrası ise ilgili hüküm, “<strong>Hak sahibinin bu Genel Şartlarda tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmadır. Değer kaybı, Kurum tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre atanacak sigorta eksperi tarafından aracın markası, yaşı, modeli, kullanılmışlık düzeyi, hasar gördüğü kısımları, geçmiş hasar durumu ve aracın kaza tarihinden önceki ikinci el satış değeri ile onarılmasından sonraki ikinci el satış değerinin arasındaki fark dikkate alınarak tespit edilir. Araç hasarına ilişkin eksper atanması halinde tespiti yapan sigorta eksperi, değer kaybı tutarına ilişkin tespitine de raporunda yer verir.</strong></p>

<p><strong>Bu teminat kapsamında yapılacak başvurular, araçta meydana gelen hasar bedelini ve değer kaybını kapsar. Bu teminat kapsamında araç hasarı için başvuruda bulunan hak sahibi, değer kaybı talebinde de bulunmuş kabul edilir.</strong></p>

<p><strong>Sigortacı, hesaplanan değer kaybı tutarını, yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla, en geç nihai eksper raporunun kendisine ulaştığı tarihi takip eden iş günü içerisinde hak sahibine bildirir.</strong>” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Görüldüğü üzere bu madde kapsamında yapılan değişiklikler daha çok araçta meydana gelen değer kaybına ilişkin olup ilgili değişiklikler şu şekildedir;</strong></p>

<p></p>

<p><strong>aa)</strong>Bahse konu değişikliklerden ilki, maddi zararlar teminatı kapsamında sigorta şirketine yapılacak başvuruların araçta meydana gelen değer kaybını da kapsayacağı ve araç hasarı için başvuruda bulunan hak sahibinin değer kaybı talebinde de bulunmuş sayılacağıdır.</p>

<p>Böylelikle araç hasarına ilişkin eksper atanması halinde tespiti yapan sigorta eksperinin değer kaybına ilişkin de tespit yapması gerekecektir.</p>

<p><strong>bb)</strong>Kurum tarafından atanan bu sigorta eksperi ise değer kaybına ilişkin tespitini yaparken, aracın markası, yaşı, modeli, kullanılmışlık düzeyi, hasar gördüğü kısımları, geçmiş hasar durumu ve aracın kaza tarihinden önceki ikinci el satış değeri ile onarılmasından sonraki ikinci el satış değerinin arasındaki fark gibi <strong><u>nesnel ölçütleri</u></strong> dikkate alarak bir hesaplama yapacaktır.</p>

<p><strong>dd)</strong>Ayrıca, bu düzenleme sonrasında sigortacı hesaplanan değer kaybı tutarını, yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla, en geç nihai eksper raporunun kendisine ulaştığı tarihi takip eden iş günü içerisinde hak sahibine bildirecektir.</p>

<p></p>

<p><strong>b-Genel Şartların “Sağlık Giderleri” başlıklı, A.5 maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi</strong>, değişiklik öncesi “Üçüncü kişinin trafik kazası dolayısıyla bedenen eski haline dönmesini teminen protez organ bedelleri de dahil olmak üzere yapılan tüm tedavi giderlerini içeren teminattır. Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan (Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/12/2024 tarihli ve E.:2020/772; K.:2024/7229 sayılı kararı ile iptal ibare; bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler) sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayoları Trafik Kanununun 98 inci maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.” şeklindeyken, yapılan bahse konu düzenlemeyle ilgili madde;<strong> </strong></p>

<p>“<strong>Üçüncü kişinin trafik kazası dolayısıyla bedenen eski haline dönmesini teminen protez organ bedelleri de dahil olmak üzere yapılan tüm tedavi giderlerini içeren teminattır. Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan giderler ile sürekli bakıcı gideri bu teminat kapsamındadır. 2918 sayılı Kanunun 98 inci maddesi kapsamındaki sağlık giderleri genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup, söz konusu madde kapsamında ödenen giderler için sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu sona ermiştir. Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri ile sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ortaya çıkan ve tıbben gerekli olan sürekli bakıcı giderleri sigorta şirketleri veya Güvence Hesabı tarafından bu teminattan karşılanır. Mağdurun bakıcı ihtiyacı süresi ile tedavi sürecinin tamamlanması sonrasında sürekli bakıcı ihtiyacının belirlenmesinde, Kurul Raporu dikkate alınır.”</strong> Şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong><u>Görüldüğü üzere bu madde kapsamında öncelikle 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesinde kalan sağlık giderlerinden Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumlu olduğu ve söz konusu madde kapsamında ödenen giderler için sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğunun sona erdiği düzenlenmiştir. </u></strong></p>

<p><strong><u>Ayrıca kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri ile sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ortaya çıkan ve tıbben gerekli olan sürekli bakıcı giderlerinin ise sigorta şirketleri veya Güvence hesabı tarafından bu teminattan karşılanacağı düzenlenmiştir.</u></strong></p>

<p></p>

<p><strong>c-Sakatlanma teminatının düzenlendiği madde metni ise değişiklik öncesi</strong>,<strong> “</strong>Sakatlanma Teminatı: Üçüncü kişinin sürekli sakatlığı dolayısıyla ileride ekonomik olarak uğrayacağı maddi zararları karşılamak üzere, (Danıştay Sekizinci Dairesinin 14/5/2025 tarihli ve E.:2022/772; K.:2025/4513 sayılı kararı ile iptal ibare; bu (Değişik ibare:RG-4/12/2021-31679) Genel Şartların Ek-2’sinde yer alan esaslara göre) (Değişik ibare:RG-4/12/2021-31679) belirlenen tazminatları içeren teminattır. (Değişik cümle:RG-4/12/2021-31679) Trafik kazası nedeniyle mağdurun geçici iş göremezliği ve sürekli sakatlığı bu teminattan karşılanır. (Değişik cümle:RG-4/12/2021-31679) Mağdurun tedavi sürecinin tamamlanması sonrasında sakatlık oranının ve geçici iş göremezlik süresinin belirlenmesinde, Kurul Raporu dikkate alınır. (Mülga cümle:RG 4/12/2021-31679)</p>

<p>(Mülga cümle:RG-4/12/2021-31679) Tazminat ödemesinde, ilgili (Değişik ibare:RG-4/12/2021-31679) kurum ve kuruluşlarca tanzim edilecek trafik kazasına ilişkin belgelerde iliyet bağı ile ilgili tespitin yer alması durumunda bu tespitin aksini ispat sigorta şirketine aittir. Sigortacı söz konusu rapor hakkında ilgili mevzuat uyarınca itiraz usulüne başvurduğunda mağdurun itiraz üzerine yaptığı belgelenmiş harcamalarını bu teminat kapsamında karşılamakla yükümlüdür. (Ek cümle:RG-4/12/2021-31679) Geçici iş göremezlik süresi ve sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ortaya çıkan ve tıbben gerekli olan sürekli bakıcı giderleri de bu teminat kapsamındadır. (Ek cümle:RG-4/12/2021-31679) Söz konusu tazminat miktarlarının tespitinde sakat kalan kişi esas alınır.” şeklindeyken yapılan bu değişiklik sonrası ilgili madde,</p>

<p><strong>“Sakatlanma Teminatı: Üçüncü kişinin sürekli sakatlığı dolayısıyla ileride ekonomik olarak uğrayacağı maddi zararları karşılamak üzere, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümlerine göre belirlenen tazminatları içeren teminattır. Trafik kazası nedeniyle mağdurun geçici iş göremezliği ve sürekli sakatlığı bu teminattan karşılanır. Mağdurun tedavi sürecinin tamamlanması sonrasında sakatlık oranının ve geçici iş göremezlik süresinin belirlenmesinde, Kurul Raporu dikkate alınır.</strong></p>

<p><strong>Tazminat ödemesinde, ilgili kurum ve kuruluşlarca tanzim edilecek trafik kazasına ilişkin belgelerde illiyet bağı ile ilgili tespitin yer alması durumunda bu tespitin aksini ispat sigorta şirketine aittir. Sigortacı söz konusu rapor hakkında ilgili mevzuat uyarınca itiraz usulüne başvurduğunda mağdurun itiraz üzerine yaptığı belgelenmiş harcamalarını bu teminat kapsamında karşılamakla yükümlüdür. Söz konusu tazminat miktarlarının tespitinde sakat kalan kişi esas alınır.</strong>” Şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Görüldüğü üzere yapılan ilk değişiklik “sakatlanma teminatının” tanımına ilişkin olup sakatlanma teminatının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümlerine göre belirleneceği düzenleme altına alınmıştır. </strong></p>

<p><strong>Ayrıca sakatlanma teminatı kapsamında değişiklik öncesi, geçici iş göremezlik süresi ve sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ortaya çıkan ve tıbben gerekli olan sürekli bakıcı giderleri de teminat kapsamındayken bu değişiklik ile bunlar da teminat kapsamından çıkarılmıştır. </strong></p>

<p></p>

<p><strong>ç-Destekten yoksun kalma teminatına ilişkin A.5. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (ç) bendi </strong>ise söz konusu değişiklikten önce, “Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere (Danıştay Sekizinci Dairesinin 14/5/2025 tarihli ve E.:2022/772; K.:2025/4513 sayılı kararı ile iptal ibare; bu (Değişik ibare:RG-4/12/2021-31679) Genel Şartların Ek-3’ünde yer alan esaslara göre) (Değişik ibare:RG-4/12/2021-31679) belirlenen tazminatları içeren teminattır . Söz konusu tazminat miktarının tespitinde ölen kişi esas alınır.” Şeklindeyken,<strong> </strong>yapılan değişiklikle birlikte bu madde,</p>

<p>“<strong>Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı: Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere 6098 sayılı Kanunun haksız fiillere ilişkin hükümlerine göre belirlenen tazminatları içeren teminattır. Söz konusu tazminat miktarının tespitinde ölen kişi esas alınır.</strong>” şeklinde düzenlenmiştir</p>

<p><strong>Görüldüğü üzere, bu tazminatına ilişkin de tanım maddesinde bir düzenlemeye gidilmiş olup, bu teminatın da 6098 sayılı Kanunun haksız fiillere ilişkin hükümlerine göre belirlenen tazminatları içerdiğine yer verilmiştir.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>3)Genel şartların B.2’nci maddesine ilişkin yapılan değişiklikler yönünden değerlendirme</strong></p>

<p><strong>a-Hasar gören parçanın onarımı veya yenisinin değiştirilmesine ilişkin genel şartların B.2 inci maddesinin 2.1 inci fıkrasının iki ve üçüncü paragrafları; </strong></p>

<p>Değişiklik öncesi genel şartların B.2 inci maddesinin 2.1 inci fıkrasının ikinci cümlesi;<strong> </strong>“(Değişik:RG-4/12/2021-31679) Hasar halinde, hasar gören orijinal parça, onarımı mümkün değilse orijinal parça ile değiştirilir. Ancak, hak sahibinin onayının alınması veya hasar gören parçanın orijinal parça ile değiştirilmesine imkân olmaması halinde hasar gören parça, eşdeğer (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 6/10/2022 tarihli ve YD İtiraz No.:2022/471 sayılı kararı ile yürütmesi durdurulan ibare: veya yeniden kullanılabilir parça) ile değiştirilir. Bu fıkra kapsamında hak sahibinden onay alındığını veya hasar gören parçanın orijinal parça ile değiştirilmesine imkan olmadığını ispat yükü sigortacıya aittir. Bu fıkranın uygulanması sonucu araçta bir kıymet artışı meydana gelse dahi bu fark tazminat miktarından indirilemez.” şeklindeyken<strong>, </strong>değişiklik sonrası, “<strong>Hasar halinde, hasar gören orijinal parçanın onarımı mümkün değilse orijinal parça ile değiştirilir. Ancak, hak sahibinin onayının alınması veya hasar gören parçanın orijinal parça ile değiştirilmesine imkân olmaması halinde hasar gören parça, yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değiştirilir. Bu fıkra kapsamında hak sahibinden onay alındığını veya hasar gören parçanın orijinal parça ile değiştirilmesine imkân olmadığını ispat yükü sigortacıya aittir. Bu fıkranın uygulanması sonucu araçta bir kıymet artışı meydana gelmiş olsa dahi bu fark tazminat miktarından indirilemez</strong>.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Yine, değişiklik öncesi genel şartların B.2 inci maddesinin 2.1 inci fıkrasının üçüncü cümlesi değişiklik öncesi, “(Değişik:RG-4/12/2021-31679) Hasar gören parçanın orijinal olmaması halinde ise eşdeğer (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 6/10/2022 tarihli ve YD İtiraz No.:2022/471 sayılı kararı ile yürütmesi durdurulan ibare: veya yeniden kullanılabilir parça) ile değiştirilir. Ancak, hasar gören parçanın eşdeğer (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 6/10/2022 tarihli ve YD İtiraz No.:2022/471 sayılı kararı ile yürütmesi durdurulan ibare: veya yeniden kullanılabilir parça) ile değiştirilmesine imkân olmaması halinde orijinal parça ile değiştirilir. Eşdeğer (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 6/10/2022 tarihli ve YD İtiraz No.:2022/471 sayılı kararı ile yürütmesi durdurulan ibare: veya yeniden kullanılabilir parça) ile değişim imkânı olduğu halde orijinal parça ile onarım sağlanır ise sigortacının sorumluluğu, sigortacının kaza tarihi itibarıyla benzer hasarlardaki onarım uygulamasına göre, eşdeğer (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 6/10/2022 tarihli ve YD İtiraz No.:2022/471 sayılı kararı ile yürütmesi durdurulan ibare: veya yeniden kullanılabilir parça) bedeli ile sınırlıdır. Eşdeğer (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 6/10/2022 tarihli ve YD İtiraz No.:2022/471 sayılı kararı ile yürütmesi durdurulan ibare: veya yeniden kullanılabilir parça) ile değişim imkânı olduğunu ispat yükü sigortacıya aittir. Bu fıkranın uygulanması sonucu araçta bir kıymet artışı meydana gelse dahi bu fark tazminat miktarından indirilemez.” şeklindeyken, bu hüküm değişiklikle birlikte,</p>

<p>“<strong>Hasar gören parçanın orijinal olmaması halinde parçanın onarımı mümkün değilse yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değiştirilir. Ancak, hasar gören parçanın yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değiştirilmesine imkân olmaması halinde orijinal parça ile değiştirilir. Yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değişim imkânı olduğu halde orijinal parça ile onarım sağlanır ise sigortacının sorumluluğu, sigortacının kaza tarihi itibarıyla benzer hasarlardaki onarım uygulamasına göre, yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça bedeli ile sınırlıdır. Yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değişim imkânı olduğunu ispat yükü sigortacıya aittir. Bu fıkranın uygulanması sonucu araçta bir kıymet artışı meydana gelmiş olsa dahi bu fark tazminat miktarından indirilemez</strong>.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Görüldüğü üzere, hasar gören parçanın orijinal parça olması durumuna ilişkin olarak madde metninde <u>esaslı bir değişiklik yapılmamışsa da hasar gören parçanın orijinal olmaması durumunda bu parçanın öncelikle tamir edilmesi esas alınmıştır.</u> </strong></p>

<p><strong><u>Buna göre, hasar gören orijinal olmayan parça onarımı mümkün değilse yeniden kullanılabilir veya eşdeğer bir parça ile değiştirilecek, hasar gören parçanın yeniden kullanılabilir veya eşdeğer bir parça ile değiştirilmesinin mümkün olmaması durumunda ise hasar gören bu parça orijinal parça ile değiştirilecektir. </u></strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>b-Genel şartların B.2 inci maddesinin 2.3 numaralı fıkrasının ikinci paragrafı yönünden değerlendirme</strong></p>

<p>Değişiklik öncesi ilgili hüküm şu şekildedir; “Onarım masrafları zarar gören aracın rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerini aşsın veya aşmasın, ağır hasarlı aracın onarımının mümkün olduğunun eksper raporu doğrultusunda tespit edilmiş olması durumunda, aracın ilgili mevzuat doğrultusunda trafikten çekildiğine dair “trafikten çekilmiştir” kaşeli tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmeden tazminat ödenmez.”</p>

<p>Değişiklikle birlikte ise bu hüküm, “Zarar gören aracın Kurumca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde ağır hasara uğramış olduğunun eksper raporu doğrultusunda tespit edilmiş olması durumunda, aracın ilgili mevzuat doğrultusunda trafikten çekildiğine dair “trafikten çekilmiştir” kaşeli tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmeden tazminat ödenmez.” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>4)Genel şartların B.4 üncü maddesine ilişkin değişiklikler yönünden değerlendirme</strong><strong> </strong></p>

<p>Genel Şartların B.4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi değişiklik öncesi, “Bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş koşularına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması halinde,” şeklindeyken, değişiklikle birlikte bu madde, <strong>“Trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma hali ile bedeni hasara neden olan trafik kazalarında tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu ve benzeri kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması halinde,”</strong> şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Ödemede bulunan sigortacının hangi hallerde kazaya sebebiyet veren sigortalıya rücu edebileceği kanunda düzenlenmiş olup bu hallerden biri de Genel Şartların B.4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendinde yer aldığı üzere, olay yerini terk etme, kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş koşullarına ilişkin gerekli belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırılıktır.</p>

<p><strong><u>Görüldüğü üzere, değişiklikten önce sigortacının sigortalıya rücu edebileceği hallerden olan olay yerini terk etme halinin istisnası olarak yalnızca bedeni hasara neden olan trafik kazaları sayılmışken yeni yapılan bu düzenleme ile maddi hasarlı kazalarda da “Trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma” hali istisna kapsamına alınmıştır. </u></strong></p>

<p></p>

<p><strong>5)Genel şartların C.4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</strong></p>

<p>Genel Şartların “Sigortalının Değişmesi” başlıklı C.4 ‘üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi;<strong> “</strong>Ancak, mevcut sözleşme sigortalının değiştiği tarihten itibaren onbeş gün süresince herhangi bir işleme gerek kalmaksızın ve prim ödenmeksizin yeni işleten için sözleşme yapılana kadar geçerlidir” şeklinde olup, yapılan düzenlemeyle birlikte bu cümle yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong><u>Dolayısıyla bu düzenlemeyle birlikte sigortalının değişmesi durumunda mevcut sözleşmenin sigortalının değiştiği an itibariyle sona erecek olup</u></strong>, <strong>on beş gün süreyle yeni işletenle sigorta sözleşmesinin devamına ilişkin hüküm yürürlük tarihi itibariyle uygulanmayacaktır. </strong></p>

<p></p>

<p><strong>6)Bu değişikliklere ek olarak, </strong></p>

<p>a-Değer Kaybı Tazminatı Hesaplanmasına İlişkin Ek-1’inci madde</p>

<p>b-Sakatlık Tazminatları Hesaplamasına İlişkin Ek-2’nci madde</p>

<p>c-Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hesaplamasına İlişkin Ek-3’üncü madde</p>

<p>d-Tazminat Hesaplamalarında Esas Alınacak Hayat Tablolarına İlişkin Ek-7’nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>e-Tazminat Ödemelerinde İstenilecek Belgelere İlişkin Ek 6’ncı Maddesi ise ekte yer aldığı şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>Yukarıda bahsetmiş olduğumuz bu değişiklikler, 1/7/2026 tarihinde yürürlüğe girecektir. </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/karayollari-motorlu-araclar-zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinda-degisiklik-yapilmasina-dair-genel-sartlar-1" rel="dofollow"><strong>Eki için tıklayınız.</strong></a></p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/gizem-akbas.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Gizem AKBAŞ</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinda-yapilan-onemli-degisiklikler-uzerine-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 12:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5h.jpg" type="image/jpeg" length="45685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/236 E., 2026/52 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024236-e-202652-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024236-e-202652-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/2/2026 tarihli, 2024/236 esas - 2026/52 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:202</strong><strong>4</strong><strong>/</strong><strong>236</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı</strong> <strong>:</strong><strong>202</strong><strong>6</strong><strong>/</strong><strong>52</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi :</strong><strong>26/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.</strong><strong>G.Tarih</strong><strong>-Sayı : 16/6/2026-33</strong><strong>28</strong><strong>2</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Sivas 1. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na 12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen ek 18. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 130. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Tıbbi uygulama hatası nedeniyle üniversite tarafından ödenen tazminatın olayda kusuru bulunan kamu görevlilerinden rücuen tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un ek 18. maddesinin itiraz konusu ikinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i><strong><u>Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu</u></strong></i> <i><strong><u>tarafından</u></strong></i> <i><strong><u>bir yıl içinde karar verilir</u></strong></i><i>. (Ek cümle: 21/2/</i><i>2024 -</i> <i>7496/21 md.)</i><i><strong><u> Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir.</u></strong></i>”<strong> </strong></p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin itiraz konusu ikinci fıkrasının birinci cümlesinde kamu kurum ve kuruluşları ve devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminatın ilgili meslek mensubuna rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilmek suretiyle Mesleki Sorumluluk Kurulu (Kurul) tarafından bir yıl içinde karar verileceği belirtilmiştir.</p>

<p>4. İtiraz yoluna başvuran Mahkemede bakılmakta olan davanın konusunu devlet üniversitesinde görev yapan iki hekime karşı açılan rücu davası oluşturmaktadır. Dolayısıyla anılan cümlede yer alan “<i>Kamu kurum ve kuruluşları</i><i>…</i>” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla söz konusu ibareye yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.</p>

<p>5. Söz konusu cümlenin “<i>…</i><i>ve</i> <i>D</i><i>evlet üniversitelerinde</i><i>…</i>” ibaresi dışında kalan kısmı ise hem kamu kurum ve kuruluşları hem de devlet üniversitelerinde görev yapan hekim, diş hekimleri ve diğer sağlık meslek mensupları bakımından genel, ortak kural niteliğindedir. Bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek cümlenin kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin “<i>…ve</i> <i>Devlet üniversitelerinde</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>6. Kuralın ikinci cümlesinde ise devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Kurul kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai kararın verileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>7. Bakılmakta olan davada hakkında rücu davası açılan hekimler hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla anılan cümlenin “<i>…ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı…</i>” bölümünün bakılmakta olan davada uygulanacak kural olmaması nedeniyle bu bölüme yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekmektedir.</p>

<p>8. Cümlenin kalan kısmı ise cümlede yer alan “<i>…Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı</i><i>…</i>” ibaresinin yanı sıra bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olmayan bölüm yönünden geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla cümlenin kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin “<i>…</i><i> </i><i>Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>9. Açıklanan nedenlerle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na 12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen ek 18. maddenin;</p>

<p><strong>A.</strong> İkinci fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Birinci cümlesinde yer alan “<i>Kamu kurum ve kuruluşları…</i>” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p><strong>2.</strong> Birinci cümlesinin kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “<i>…ve</i> <i>Devlet üniversitelerinde</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci fıkrasına 21/2/2024 tarihli ve 7496 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenen ikinci cümlenin;</p>

<p><strong>1.</strong> “<i>…ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı…</i>” bölümünün itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bölüme yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p><strong>2.</strong> Kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i>Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>10. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Şermin BİRTANE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>11. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesiyle Sağlık Bakanlığı (Bakanlık) bünyesinde Kurul oluşturulmuştur. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında Kurulun yapısı düzenlenmiştir. Buna göre Kurul; Sağlık Bakanı tarafından belirlenen bir bakan yardımcısı, sağlık hizmetleri, kamu hastaneleri, hukuk hizmetleri, yönetim hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları ile profesör veya doçent ünvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan hekim olmak üzere yedi üyeden oluşmaktadır. Kurulun başkanı bakan yardımcısıdır. Profesör veya doçent ünvanlı hekimlerin görev süresi iki yıl olarak belirlenmiştir.</p>

<p>12. Maddenin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca Kurul iki alanda yetkili kılınmıştır. Bu kapsamda birinci fıkraya göre Kurul, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında izin vermekle yetkilidir.</p>

<p>13. İkinci fıkranın birinci cümlesinde de Kurulun kamu kurum ve kuruluşları ve devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının birinci fıkra kapsamında belirtilen işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminat yönünden -görevin gereklerine aykırı hareket edilmesi suretiyle görevin kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve kusur durumu gözetilerek- ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarı ile ilgili hususlarda karar vermekle yetkili olduğu belirtilmiştir. Anılan cümlede yer alan “<i>…ve</i> <i>Devlet üniversitelerinde</i><i>…</i>” ibaresi itiraz konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi 30/11/2023 tarihli ve E.2022/90, K.2023/201 sayılı kararıyla devlet üniversitelerinde çalışan sağlık personeline rücu bakımından Kurula yetki verilmesini Anayasa’ya aykırı bularak 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin üçüncü fıkrasını, “<i>ikinci fıkrada yer alan</i> <i>‘…Devlet üniversitelerinde…’</i><i> ibaresi</i>” yönünden iptal etmiştir. Anılan kararda, devlet üniversitelerinin bütçesinden ödenen tazminatın rücu edilmesine ilişkin olarak karar verme yetkisinin de bizzat üniversitelere ait olduğu, idari ve mali özerkliğe sahip üniversitelerin yerine geçerek bu kurumların bütçe hazırlama yetkisi üzerinde doğrudan etki doğurabilecek nitelikte karar alma yetkisine sahip bir Kurulun oluşturulmasının merkezî yönetimin vesayet yetkisinin sınırlarıyla bağdaşmadığı belirtilmiştir (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 30/11/2023, § 63).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal kararından sonra 7496 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle ek 18. maddenin ikinci fıkrasına eklenen ikinci cümleyle devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, Kurul kararının ve -varsa- ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararının dikkate alınarak ilgili üniversite tarafından altı ay içinde nihai kararın verilmesi öngörülmüştür. Anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i> </i><i>Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı</i><i>…</i>” ibaresi de itiraz konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>16. Başvuru kararında özetle; devlet üniversitelerinde çalışan hekimlerle ilgili olarak rücu davası açılabilmesi için Kurul kararı alınmasını öngören düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, anılan iptal kararından sonra yapılan itiraz konusu kuralla da devlet üniversitelerinde çalışan hekimler bakımından Kurulun rücu konusunda karar alma yetkisinin devam ettiği, bu durumun üniversitelerin özerkliği ilkesine uygun olmadığı, Kurul kararının alınmasından sonra ilgili üniversitenin altı ay içinde nihai kararı alacağı belirtilmesine karşın üniversitenin Kurul kararının aksine karar verip veremeyeceğinin, verdiği takdirde hangi karara itibar edileceğinin belirsiz olduğu ifade edilerek kuralın Anayasa’nın 130. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>17. Anayasa’nın yükseköğretim kurumlarını düzenleyen 130. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.</i>”, dördüncü fıkrasında ”<i>Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma serbestliği vermez.</i>”, sekizinci fıkrasında ”<i>Üniversitelerin hazırladığı bütçeler; Yükseköğretim Kurulunca tetkik ve onaylandıktan sonra Millî Eğitim Bakanlığına sunulur ve merkezî yönetim bütçesinin bağlı olduğu esaslara uygun olarak işleme tâbi tutularak yürürlüğe konulur ve denetlenir</i><i>.</i>”, dokuzuncu fıkrasında da ”<i>Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, … öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, … kanunla düzenlenir.</i>” hükümleri yer almaktadır.</p>

<p>18. Üniversitelerin bilimsel özerkliği; üniversitelerde yürütülen eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerin planlanması, düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında yönetim yetkisinin serbestçe kullanılabilmesini, belirtilen faaliyetlerle ilgili üniversite kaynaklarının kullanımına yönelik kararların üniversite yönetim organlarınca serbestçe alınabilmesini gerektirmektedir. Bilimsel özerklik, idari ve mali özerklikle birlikte üniversitelerin bağımsızlığı için olmazsa olmaz nitelikte bir bütünün parçalarını oluşturur. Bu unsurlardan herhangi birine yapılacak müdahale diğer unsurların da olumsuz şekilde etkilenmesine neden olacaktır (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, §§ 43-45).</p>

<p>19. Anayasa’nın 130. maddesinde de belirtildiği üzere, anayasal düzeyde sahip olunan idari özerklik elbette üniversitelere sınırsız bir yönetim yetkisi tanımamaktadır. Nitekim anılan maddede merkezî idarenin üniversiteler üzerinde gözetim ve denetim yetkisinin bulunduğu açıkça hükme bağlanmıştır.</p>

<p>20. Bununla birlikte Anayasa’nın anılan maddesinin sekizinci fıkrasında üniversitelerin bütçelerinin kendileri tarafından hazırlanacağı açıkça belirtilmek suretiyle mali konularda anayasal sınırlar gözetilerek karar alma yetkisinin üniversitelere ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla devlet üniversitelerinin bütçesinden ödenen tazminatın rücu edilmesine ilişkin karar verme yetkisinin de bizzat üniversitelere ait bir yetki olduğu hususunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 30/11/2023, § 59).</p>

<p>21. Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının mesleğin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle doğabilecek tazminat sorumluluğu, bu görevlilerin istihdam edildikleri üniversitelere yöneltilmektedir. Dolayısıyla ilgili kamu görevlisine rücu yetkisinin üniversitelerin idari ve mali özerkliği kapsamında ele alınması gerekmektedir (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 30/11/2023, § 54).</p>

<p>22. Kanun koyucu, üniversitelerin idari ve mali özerkliği kapsamındaki faaliyetlerine yönelik olarak idari vesayet niteliğinde düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise <i>elverişlilik, gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i>, öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> sınırlamanın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, <i>orantılılık</i> ise sınırlamanın ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.</p>

<p>23. İtiraz konusu kurallarda idare tarafından ödenen tazminatın ilgilisine rücu edilmesi konusunda karar alınmak üzere öncelikle Kurula başvurulması, Kurul kararının alınmasından sonra üniversitenin nihai kararı vermesi öngörülmüştür.</p>

<p>24. Devlet üniversitelerinin, bünyelerinde görev yapan sağlık personelinin tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle ödediği tazminatın ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine karar vermeden önce konuya ilişkin olarak Kurul tarafından verilen kararı dikkate almasını öngören kuralın rücu konusunda uygulamada yeknesaklığın sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralların meşru amaca yönelik ve bu amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır.</p>

<p>25. Kanun koyucunun vesayet yetkisinin kullanılmasına ilişkin yöntemi belirleme hususunda takdir yetkisinin bulunduğu da gözetildiğinde kurallarla öngörülen usulün söz konusu amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.</p>

<p>26. Öte yandan 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesine göre Kurul; kamu kurumlarında ve devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık personelinin sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına karar verecektir. İkinci cümlede ise devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Kurul kararının dikkate alınarak nihai kararın verileceği belirtilmiştir.</p>

<p>27. Bu itibarla kurallarda üniversitenin Kurul kararını dikkate alacağı belirtilmekle birlikte rücu konusundaki nihai değerlendirmenin ve icrai karar alma yetkisinin üniversiteye ait olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ilgili üniversitenin rücu konusunda vereceği karar yönünden Kurul kararının herhangi bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Öte yandan ödenen tazminatın ilgilisine rücu edilmesine ilişkin sürecin hangi kurum tarafından yürütüleceği hususu da özerklik bakımından önem taşımaktadır. Devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık çalışanlarının hatalı tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle açılacak tazminat davaları ilke olarak ilgili üniversite aleyhine açılacak ve bunun sonucu olarak hükmedilen tazminat da üniversite tarafından ödenecektir. Dolayısıyla ilgili üniversite tarafından mahkeme kararına bağlı olarak ödenen tazminatın sağlık mensubundan rücuen tazmin edilip edilmeyeceği konusunda ek 18. maddede öngörülen sürecin de üniversite tarafından başlatılacağı açıktır. Üniversite, Kurulun görüşünü aldıktan sonra nihai değerlendirmeyi de yaparak süreci sonlandıracaktır. Bu itibarla üniversitelerin sağlık çalışanlarına karşı rücu davası açılıp açılmayacağına karar verirken Kurul kararını dikkate almasını öngören kuralın üniversite özerkliği ile çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>28. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 130. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na 12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen ek 18. maddenin;</p>

<p><strong>A.</strong> İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…ve</i> <i>D</i><i>evlet üniversitelerinde</i><i>…</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>B</strong><strong>.</strong> İkinci fıkrasına 21/2/2024 tarihli ve 7496 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenen ikinci cümlede yer alan “<i>…</i><i>Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı</i><i>…</i>” ibaresinin,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Yıldız SEFERİNOĞLU’nun karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 26/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1.</strong> 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinde Sağlık Bakanlığı (Bakanlık) bünyesinde Mesleki Sorumluluk Kurulu (Kurul,) oluşturulmuştur. Maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasında Kurulun, kamu kurum ve kuruluşları ve devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının birinci fıkra kapsamında belirtilen işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminat nedeniyle -görevin gereklerine aykırı hareket edilmesi suretiyle görevin kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve kusur durumu gözetilerek- ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarı ile ilgili hususlarda karar vermekle yetkili olduğu belirtilmiştir. Anılan cümlede yer alan “…ve Devlet üniversitelerinde…” ibaresi itiraz konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>2.</strong> Anayasa Mahkemesinin 30/11/2023 tarihli ve E.2022/90, K.2023/201 sayılı kararıyla 3359 sayılı Kanun’a eklenen ek 18. maddenin üçüncü fıkrasının, ikinci fıkrasında yer alan “…Devlet üniversitelerinde…” ibaresi yönünden iptaline karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi devlet üniversitelerinde çalışan sağlık meslek mensupları bakımından Kurula yetki verilmesini Anayasa’ya aykırı bulmuştur. Anılan kararın gerekçesinde, devlet üniversitelerinin bütçesinden ödenen tazminatın rücu edilmesine ilişkin karar verme yetkisinin de bizzat üniversitelere ait bir yetki olduğu, idari ve mali özerkliğe sahip üniversitelerin yerine geçerek bu kurumların bütçe hazırlama yetkisi üzerinde doğrudan etki doğurabilecek nitelikte karar alma yetkisine sahip bir Kurulun oluşturulmasının merkezî yönetimin vesayet yetkisinin sınırlarıyla bağdaşmadığı belirtilmiştir (§ 63).</p>

<p><strong>3.</strong> Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal kararından sonra 7496 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle ek 18. maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Kurul kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verileceği öngörülmüştür. Cümlede yer alan “… Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve…” ibaresi de itiraz konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>4.</strong> Anayasa’nın yükseköğretim kurumlarını düzenleyen 130. maddesinin birinci fıkrasında “Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.”, dördüncü fıkrasında “Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma serbestliği vermez.”, sekizinci fıkrasında “Üniversitelerin hazırladığı bütçeler; Yükseköğretim Kurulunca tetkik ve onaylandıktan sonra Millî Eğitim Bakanlığına sunulur ve merkezî yönetim bütçesinin bağlı olduğu esaslara uygun olarak işleme tâbi tutularak yürürlüğe konulur ve denetlenir.” dokuzuncu fıkrasında da “Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, … öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, … kanunla düzenlenir.” hükümleri yer almaktadır.</p>

<p><strong>5.</strong> Üniversitelerin bilimsel özerkliği; üniversitelerde yürütülen eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerin planlanması, düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında yönetim yetkisinin serbestçe kullanılabilmesini, belirtilen faaliyetlerle ilgili üniversite kaynaklarının kullanımına yönelik kararların üniversite yönetim organlarınca serbestçe alınabilmesini gerektirmektedir Bilimsel özerklik, idari ve mali özerklikle birlikte üniversitelerin bağımsızlığı için olmazsa olmaz nitelikte bir bütünün parçalarını oluşturur. Bu unsurlardan herhangi birine yapılacak müdahale diğer unsurların da olumsuz şekilde etkilenmesine neden olacaktır (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § § 43- 45).</p>

<p><strong>6.</strong> Anayasa’nın 130. maddesinde de belirtildiği üzere, anayasal düzeyde sahip olunan idari özerklik elbette üniversitelere sınırsız bir yönetim yetkisi tanımamaktadır. Nitekim anılan maddede merkezî idarenin üniversiteler üzerinde gözetim ve denetim yetkisinin bulunduğu açıkça hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>7.</strong> Bununla birlikte Anayasa’nın anılan maddesinin sekizinci fıkrasında üniversitelerin bütçelerinin kendileri tarafından hazırlanacağı açıkça belirtilmek suretiyle mali konularda anayasal sınırlar gözetilerek karar alma yetkisinin üniversitelere ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla devlet üniversitelerinin bütçesinden ödenen tazminatın rücu edilmesine ilişkin karar verme yetkisinin de bizzat üniversitelere ait bir yetki olduğu hususunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 30/11/2023, § 59).</p>

<p><strong>8.</strong> Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının mesleğin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle doğabilecek tazminat sorumluluğu, bu görevlilerin istihdam edildikleri üniversitelere yöneltilmektedir. Dolayısıyla ilgili kamu görevlisine rücu yetkisinin üniversitelerin idari ve mali özerkliği kapsamında ele alınması gerekmektedir (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 30/11/2023, § 54).</p>

<p><strong>9.</strong> Buna göre kanun koyucu, üniversitelerin idari ve mali özerkliği kapsamındaki faaliyetlerine yönelik idari vesayet niteliğinde düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.</p>

<p><strong>10.</strong> Kuralda idare tarafından ödenen tazminatın rücusu konusunda karar alınmak üzere öncelikle Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurulması, Kurul kararının alınmasından sonra üniversitenin nihai kararı vermesi usulü öngörülmüştür.</p>

<p><strong>11.</strong> İdari vesayet, hiyerarşik denetimden farklı olarak genel nitelikte bir yetki olmayıp kanunla belirlenen sınırlar içinde kullanılabilen istisnai bir yetkidir. Bu nedenle vesayetin temel özellikleri istisnailik ve kanuniliktir. Vesayet makamları bu yetkiyi yerinden yönetim kuruluşlarının işlemlerini iptal etme, onama, erteleme, izin verme, yeniden görüşülmesini isteme, düzeltme ya da bu işlemlere karşı idari yargıda dava açma yollarıyla kullanabilir. Ancak vesayet yetkisi kural olarak merkezî idareye yerinden yönetim kuruluşunun yerine geçerek icrai karar alma yetkisi tanımaz. (AYM, E.2019/112, K.2020/35, 25/6/2020, § § 43-44).</p>

<p><strong>12.</strong> Ek 18. maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesine göre Mesleki Sorumluluk Kurulu, kamu kurumları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık personelinin mesleklerini icra ederken gerçekleştirdikleri muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminatın personele rücu edilip edilmeyeceği ve rücu edilecek tutar hakkında karar verme yetkisine sahiptir. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde ise devlet üniversitelerinde çalışanlar bakımından nihai kararın, Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararı göz önünde bulundurularak ilgili üniversite tarafından verileceği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>13.</strong> Anayasa Mahkemesi’nin 30/11/2023 tarihli ve E.2022/90, K.2023/201 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, idari ve mali özerkliğe sahip üniversitelerin bütçe oluşturma yetkisini doğrudan etkileyebilecek nitelikte kararlar alma yetkisi bulunan bir kurulun kurulması, merkezî idarenin üniversiteler üzerindeki vesayet yetkisinin sınırlarıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>14.</strong> Kurala göre rücu mekanizmasının işletilebilmesi için öncelikle Mesleki Sorumluluk Kurulunun karar alması, ardından üniversitenin bu karar doğrultusunda nihai değerlendirmeyi yapması gerekmektedir. Bu nedenle üniversitenin kendiliğinden rücu sürecini başlatması mümkün değildir. Üniversite hem süreci başlatmak için Kurulun kararını beklemek hem de nihai kararını verirken bu kararı dikkate almak durumundadır.</p>

<p><strong>15.</strong> Bakanlık bünyesinde kurulan Kurulun bu yetkisi, üniversitenin karar alma sürecinde belirleyici bir rol üstlenmesine ve merkezi idarenin denetim ve gözetim yetkisinin ötesine geçen bir etki kullanmasına yol açmaktadır. Her ne kadar nihai kararın üniversite tarafından verileceği öngörülse de Kurul kararının dikkate alınmasının zorunlu olması, Kurulun üniversite kararı üzerinde fiilen etkili ve bağlayıcı bir konumda bulunduğunu göstermektedir. Nitekim Kurulun uygun görüş vermemesi hâlinde üniversitenin rücu kararı alması mümkün değildir. Bu nedenle tercih edilen vesayet aracının üniversite özerkliğini anlamsız hâle getirdiği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p><strong>16.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, ek 18. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Devlet üniversitelerinde…” ibaresi ve ikinci cümlesinde yer alan “…Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı…” ibaresi yönünden Anayasa’nın 130. maddesine aykırılık taşıdığından çoğunluk kararına katılmadım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na 12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen ek 18. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…<i>ve Devlet üniversitelerinde</i>…” ibaresinin ve ikinci cümlesinde yer alan “…<i>Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı</i>…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ilişkin kanaatine katılmamaktayım.</p>

<p>2. Dava konusu ibarelerin içinde yer aldığı ikinci fıkrada kamu kurum ve kuruluşları ve devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminat nedeniyle ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği hususu düzenlenmektedir.</p>

<p>3. Bu fıkra hükmüne göre kamu kurum ve kuruluşları ve devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir.</p>

<p>4. Görüldüğü üzere kuralda devlet üniversitelerinde görevli hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası bağlamında bir rücu durumu söz konusu olduğunda dava konusu kuralla bu konuda karar verme yetkisi Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kuruluna bırakılmıştır.</p>

<p>5. Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere Anayasa’nın yükseköğretim kurumlarını düzenleyen 130. maddesinin birinci fıkrasında “Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.”, dördüncü fıkrasında “Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma serbestliği vermez.”, sekizinci fıkrasında “Üniversitelerin hazırladığı bütçeler; Yükseköğretim Kurulunca tetkik ve onaylandıktan sonra Millî Eğitim Bakanlığına sunulur ve merkezî yönetim bütçesinin bağlı olduğu esaslara uygun olarak işleme tâbi tutularak yürürlüğe konulur ve denetlenir.” dokuzuncu fıkrasında da “Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, … öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, … kanunla düzenlenir.” hükümleri yer almaktadır (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 30/11/2023, § 55).</p>

<p>6. Bu bağlamda kendi görev alanlarındaki konularda üniversiteler özerklik ilkesi çerçevesinde işlerini yürütürler. Üniversitelerin bilimsel özerkliği; üniversitelerde yürütülen eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerin planlanması, düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında yönetim yetkisinin serbestçe kullanılabilmesini, belirtilen faaliyetlerle ilgili üniversite kaynaklarının kullanımına yönelik kararların üniversite yönetim organlarınca serbestçe alınabilmesini gerektirmektedir Bilimsel özerklik, idari ve mali özerklikle birlikte üniversitelerin bağımsızlığı için olmazsa olmaz nitelikte bir bütünün parçalarını oluşturur. Bu unsurlardan herhangi birine yapılacak müdahale diğer unsurların da olumsuz şekilde etkilenmesine neden olacaktır (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § § 43- 45).</p>

<p>7. Bununla birlikte Anayasa’nın 130. maddesinde de belirtildiği üzere, anayasal düzeyde sahip olunan idari özerklik elbette üniversitelere sınırsız bir yönetim yetkisi tanımamaktadır. Nitekim anılan maddede merkezî idarenin üniversiteler üzerinde gözetim ve denetim yetkisinin bulunduğu açıkça hükme bağlanmıştır (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 30/11/2023, § 58).</p>

<p>8. Her ne kadar dava konusu kurallarla devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık çalışanlarına, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle rücu edilmesine karar verme yetkisinin tek bir elden yürütülmesinin farklı ve çelişkili kararlar verilmesinin önüne geçilerek bu konuda uygulama birliğinin sağlanmasına hizmet edeceği açık ise de idari vesayet yetkisi, hiyerarşik denetimde olduğu gibi genel bir yetki niteliği taşımayıp kanunla çerçevesi çizilen sınırlar içinde kullanılması gereken istisnai bir yetkidir. İstisnailik ve kanunilik idari vesayetin en belirgin iki temel özelliğidir. Vesayet makamlarınca bu yetki yerinden yönetim kuruluşunun işlemlerini iptal, onama, erteleme, izin verme, tekrar görüşülmesini isteme, düzeltme şeklinde kullanılabileceği gibi bunların organlarının kararlarına karşı idari yargı mercilerinde dava açma şeklinde de kullanılabilir. Buna karşılık vesayet yetkisi ilke olarak merkezî idareye, yerinden yönetim kuruluşları yerine geçerek icrai karar alma yetkisi vermez (AYM, E.2019/112, K.2020/35, 25/6/2020, § § 43-44: E.2022/90, K.2023/201, 30/11/2023, §§ 61-62).</p>

<p>9. Oysa fıkradaki düzenleyiş biçiminden halen Devlet Üniversitelerinin re’sen rücu sürecini başlatma yetkisinin bulunduğu şeklindeki bir anlam çıkmamaktadır. Kuraldan Mesleki Sorumluluk Kurulunun halen devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları ile ilgili rücü süreçlerini başlatmada tek başına inisiyatifi elinde tuttuğu şeklindeki anlam geçerliliğini koruduğu sürece devlet üniversitelerinin bu süreci kendiliğinden başlatmaları mümkün gözükmemektedir. Bu durum ise üniversitelerin idari özerkliği ile çelişmektedir.</p>

<p>10. Bu nedenle dava konusu ibarelerin Anayasa’nın 130. maddesine aykırı olduğu için iptal gerektiği gerekçesiyle çoğunluğun iptal talebinin reddi şeklindeki kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>​1- 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 18. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan, devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık personeline yönelik rücu sürecinde Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun (Kurul) yetkili kılınmasına ilişkin düzenlemelerin, Anayasa’ya uygun olduğuna dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p>​2- Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca üniversiteler; bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip, kamu tüzel kişiliğini haiz anayasal kurumlardır. Üniversitelerin “mali özerkliği”, kendi bütçelerini oluşturma ve bu bütçe üzerindeki harcamalar ile gelir kalemlerini yönetme yetkisini de kapsar.</p>

<p>​3- Mahkememizin daha önce oybirliğiyle alınan emsal kararında (E.2022/90, K.2023/201, 30.11.2023) ;</p>

<p>“Anayasa’nın anılan maddesinin sekizinci fıkrasında üniversitelerin bütçelerinin kendileri tarafından hazırlanacağı açıkça belirtilmek suretiyle mali konularda anayasal sınırlar gözetilerek karar alma yetkisinin üniversitelere ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla devlet üniversitelerinin bütçesinden ödenen tazminatın rücu edilmesine ilişkin karar verme yetkisinin de bizzat üniversitelere ait bir yetki olduğu hususunda şüphe bulunmamaktadır.” (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 30.11.2023, § 59).</p>

<p>​“Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının mesleğin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle doğabilecek tazminat sorumluluğu, bu görevlilerin istihdam edildikleri üniversitelere yöneltilmektedir. Dolayısıyla ilgili kamu görevlisine rücu yetkisinin üniversitelerin idari ve mali özerkliği kapsamında ele alınması gerekmektedir.” (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 30.11.2023, § 54) şeklinde vurgulanmıştır.</p>

<p>​4- Anayasa’nın 130. maddesi, merkezi idareye üniversiteler üzerinde sadece “gözetim ve denetim” yetkisi tanımaktadır. Ancak idari vesayet niteliğindeki bu yetki, yerinden yönetim kuruluşunun (üniversitenin) yerine geçerek karar alma veya onun iradesini tamamen devre dışı bırakma sonucunu doğuramaz.</p>

<p>​5- Dava konusu kuralda, rücu sürecinin başlatılması ve rücu miktarının belirlenmesi konusunda merkezi idare bünyesinde, başkanı Bakan yardımcısı olan bir Kurulun “karar verici” konumda olduğu görülmektedir. Üniversitenin ancak bu Kurul kararından sonra “nihai karar” verebileceğinin öngörülmesi, üniversite iradesini merkezi idarenin hiyerarşik veya ağır vesayet denetimine tabi kılmaktadır. Kurul kararı olmaksızın üniversitenin rücu sürecini kendiliğinden işletememesi, anayasal gözetim sınırlarını aşan, “yerindelik” denetimi mahiyetinde bir müdahaledir.</p>

<p>​6- Kurulun yapısı incelendiğinde; Bakan yardımcısı başkanlığında büyük çoğunluğu Sağlık Bakanlığı bürokratlarından oluşan bir heyetin, üniversite personeli hakkında mali bir yükümlülük kararı vermesi öngörülmüştür. Üniversitenin kendi personeli üzerindeki disiplin ve mali sorumluluk yetkisinin, bünyesinde hiçbir üniversite temsilcisi barındırmayan veya üniversitenin karar organlarını dışlayan merkezi bir kurula devredilmesi, Anayasa’nın 130. maddesindeki “idari özerklik” güvencesini işlevsiz bırakmaktadır.</p>

<p>​7- Düzenleme ile getirilmek istenen “uygulama birliği” ve “kamu yararı” amacı, anayasal bir ilke olan “özerkliğin” ortadan kaldırılmasının gerekçesi olamaz. Rücu mekanizmasının işletilmesi için Kurulun karar vermesinin “ön şart” olarak dayatılması, üniversitenin anayasal yetkilerini kullanmasını imkânsız hale getiren veya aşırı zorlaştıran bir ölçüsüzlük teşkil etmektedir. Ayrıca, üniversitenin Kurul kararına aykırı bir karar verip veremeyeceği konusundaki muğlaklık, “hukuki belirlilik” ilkesine de aykırıdır.</p>

<p>​8- Sonuç olarak; devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık personelinin tıbbi işlem ve uygulamalarından kaynaklanan rücu davalarında, karar yetkisinin üniversite dışındaki merkezi bir kurula verilmesi, Anayasa’nın 130. maddesinde düzenlenen “idari ve mali özerklik” ilkesine açıkça aykırıdır. Açıkladığım bu nedenlerle ilgili kuralın iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğa iştirak etmiyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024236-e-202652-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/ayma-js.jpg" type="image/jpeg" length="32763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24428"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46247"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31757"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19544"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27262"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53500"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10333"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24649"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="92835"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="27963"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="55164"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="64600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="58356"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="99889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="23619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="76283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="28306"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="50079"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
