<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 10 Jun 2026 20:47:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Güzellik Sektöründe Asıl Risk Kötü İşlem Değil. Yanlış İş Modeli]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/guzellik-sektorunde-asil-risk-kotu-islem-degil-yanlis-is-modeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/guzellik-sektorunde-asil-risk-kotu-islem-degil-yanlis-is-modeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de güzellik ve estetik sektörüne ilişkin son 10 yıllık yargı kararlarını, idari yaptırımları ve düzenleyici kurum uygulamalarını incelediğinizde dikkat çeken bir gerçek ortaya çıkıyor:</p>

<p>Birçok işletme, aslında sahip olmadığı bir hukuki statü üzerinden faaliyet göstermeye çalışıyor. Sorun da tam burada başlıyor. Sektördeki birçok yatırımcı hâlâ riski; cihaz kalitesi, personel performansı veya müşteri memnuniyeti ekseninde değerlendiriyor. Oysa son dönemde verilen mahkeme kararları ve idari yaptırımlar gösteriyor ki artık asıl risk operasyonel değil, yapısal.</p>

<p>Başka bir ifadeyle birçok işletme, kötü işlem yaptığı için değil, yanlış hukuki zeminde büyüdüğü için risk altında.</p>

<p><strong>Sessiz Ama Çok Güçlü Bir Paradigma Değişimi Yaşanıyor</strong></p>

<p>Uzun yıllar boyunca güzellik merkezleri hakkındaki uyuşmazlıkların önemli kısmı tüketici şikayetleriyle sınırlıydı. Bugün ise tablo farklı. Artık aynı olay;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Tazminat davasına,</li>
 <li>Tüketici uyuşmazlığına,</li>
 <li>Reklam Kurulu yaptırımına,</li>
 <li>KVKK ihlaline,</li>
 <li>İdari para cezasına,</li>
 <li>Hatta ceza soruşturmasına</li>
</ul>

<p>aynı anda konu olabiliyor. Bu değişimin temel nedeni, mahkemelerin ve düzenleyici kurumların sektöre bakış açısının değişmiş olması. Denetim mekanizması artık sadece yapılan işleme değil;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>işletmenin kullandığı dile,</li>
 <li>verdiği vaatlere,</li>
 <li>sosyal medya paylaşımlarına,</li>
 <li>kullandığı unvanlara,</li>
 <li>onam süreçlerine,</li>
 <li>veri işleme yöntemlerine</li>
</ul>

<p>odaklanıyor. Risk artık işlem odasında başlamıyor. Risk çoğu zaman Instagram paylaşımında başlıyor.</p>

<p><strong>Yargının Verdiği Mesaj Çok Net: Yetki Sınırları Esniyor Değil, Daralıyor</strong></p>

<p>İncelenen kararların önemli bir bölümünde ortak bir yaklaşım dikkat çekiyor:</p>

<p>Mahkemeler ve idari otoriteler, güzellik merkezi ile sağlık kuruluşu arasındaki sınırı giderek daha katı yorumluyor. Geçmişte uygulamada tolere edilen birçok alan bugün yaptırım konusu haline geliyor. Özellikle;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>botulinum toksin uygulamaları,</li>
 <li>dolgu işlemleri,</li>
 <li>mezoterapi,</li>
 <li>PRP,</li>
 <li>tıbbi lazer uygulamaları</li>
</ul>

<p>bakımından yalnızca işlemi yapan kişinin unvanı değil, işlemin yapıldığı yerin hukuki niteliği de sorgulanıyor. Bu nedenle sektörde sık duyulan:</p>

<p><i>"Doktorumuz var."</i> savunması çoğu zaman tek başına yeterli görülmüyor. Çünkü sorun yalnızca işlemi kimin yaptığı değil, işlemin hangi hukuki çatı altında sunulduğu.</p>

<p><strong>Sektörün En Büyük Yanılgısı: Onam Formunun Koruyucu Kalkan Olduğunu Sanmak</strong></p>

<p>Yargı kararlarında en sık karşılaşılan savunmalardan biri şu:</p>

<p>"Hasta onam formunu imzaladı."</p>

<p>Ancak son yıllardaki yaklaşım bunun tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Mahkemeler artık imzanın varlığına değil;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>bilgilendirmenin içeriğine,</li>
 <li>risklerin açıklanıp açıklanmadığına,</li>
 <li>hastanın gerçekten anlayıp anlamadığına,</li>
 <li>yabancı hastalarda dil bariyerinin nasıl aşıldığına</li>
</ul>

<p>bakıyor. Özellikle sağlık turizmi kapsamında gelen yabancı hastalar açısından bu konu çok daha kritik hale gelmiş durumda. Birçok dosyada uyuşmazlık operasyonla değil, operasyon öncesindeki iletişim süreciyle başlıyor.</p>

<p><strong>Yeni Risk Alanı: Sosyal Medya</strong></p>

<p>Sektördeki en büyük hukuki dönüşümün sosyal medya alanında yaşandığını düşünüyorum. Çünkü bugün birçok dava dosyasında;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Instagram reklamları,</li>
 <li>WhatsApp yazışmaları,</li>
 <li>öncesi-sonrası görseller,</li>
 <li>influencer iş birlikleri,</li>
 <li>hasta yorumları</li>
</ul>

<p>delil olarak kullanılıyor. Geçmişte pazarlama faaliyeti olarak görülen birçok paylaşım, bugün mahkeme dosyasında "taahhüt" olarak yorumlanabiliyor. Özellikle sonuç garantisi çağrışımı yapan ifadeler, ileride açılacak davalarda işletmenin aleyhine güçlü deliller yaratabiliyor.</p>

<p><strong>Önümüzdeki 5 Yılın En Büyük Hukuki Gündemi: Uyum Yönetimi</strong></p>

<p>Kararlardan çıkan tablo gösteriyor ki sektör artık yalnızca operasyon yönetimiyle büyüyemez. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı sağlayacak unsur;</p>

<p>· en yeni cihaz,</p>

<p>· en büyük merkez,</p>

<p>· en yüksek reklam bütçesi değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunların yanında;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>hukuki uyum sistemleri,</li>
 <li>veri koruma süreçleri,</li>
 <li>reklam denetimi,</li>
 <li>hasta iletişim standartları,</li>
 <li>işlem bazlı onam mekanizmaları,</li>
 <li>risk yönetimi prosedürleri</li>
</ul>

<p>belirleyici hale gelecek.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Son 10 yılın kararlarını birlikte değerlendirdiğimizde ortaya çıkan tablo oldukça açık. Güzellik sektöründe en büyük tehdit kötü niyetli rakipler değil. En büyük tehdit, değişen hukuki gerçekliğin hâlâ eski kurallarla yönetilmeye çalışılması. Bugün birçok işletme aslında dava riski taşıyan işlemler yaptığı için değil; bu riskleri kurumsal olarak yönetmediği için kırılgan durumda. Sektörde sürdürülebilir büyüme artık yalnızca müşteri kazanmakla değil, hukuki riskleri sistematik biçimde yönetebilmekle mümkün.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" rel="nofollow" title="Fatma Tokat"><img alt="Fatma Tokat" height="206" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Fatma TOKAT</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/guzellik-sektorunde-asil-risk-kotu-islem-degil-yanlis-is-modeli</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 17:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/saglik-estetikk.jpg" type="image/jpeg" length="53481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA BEDELİNİN UYARLANMASI - KARMA SÖZLEŞME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelinin-uyarlanmasi-karma-sozlesme-202543</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-bedelinin-uyarlanmasi-karma-sozlesme-202543" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Taraflar Arasındaki Uyuşmazlığa Konu Sözleşme Yap İşlet Devret Niteliğinde Bir Sözleşme Olmakla Uyuşmazlık Sözleşme Konusu Taşınmazın Kullanılması Aşamasına ve Bundan Doğan Kira Bedeline İlişkin Olduğundan Kira Sözleşmesi Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
YARGITAY<br />
3. HUKUK DAİRESİ<br />
E. 2025/43<br />
K. 2025/4869<br />
T. 15.10.2025</strong></p>

<p><strong>KİRA BEDELİNİN UYARLANMASI </strong>( Taraflar Arasındaki Uyuşmazlığa Konu Sözleşme Yap İşlet Devret Niteliğinde Bir Sözleşme Olmakla Uyuşmazlık Sözleşme Konusu Taşınmazın Kullanılması Aşamasına ve Bundan Doğan Kira Bedeline İlişkin Olduğundan Kira Sözleşmesi Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği - Uyuşmazlığın Kira Sözleşmesinden Kaynaklandığı Gözetilerek Uyarlama Talebinin ve Kira Bedelinin 85 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararı Kapsamında Türk Lirasına Dönüştürülmesi Talepleri Bakımından Kira Sözleşmelerine Uygulanacak Hükümler Değerlendirilip Alanında Uzman Bilirkişiden Rapor Alınması Gereği )</p>

<p><strong>KARMA SÖZLEŞME</strong> ( Taraflar Arasındaki Sözleşmenin Karma Bir Sözleşme Olduğunu Ancak Uyuşmazlığın Sözleşmenin Kira Aşamasına İlişkin Olduğunu ve Bu Nedenle Kira Sözleşmesi Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği/Uyarlama ve Döviz Yasağına İlişkin Taleplerin Değerlendirilmesinde Kiraya İlişkin Düzenlemelerin ve 13.09.2018 Tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı Hükümlerinin Dikkate Alınması Alanında Uzman Bilirkişiden Rapor Alınarak Sonuca Gidilmesi Gerektiği )</p>

<p>6098/m.19</p>

<p><strong>ÖZET:</strong> Uyuşmazlık, kira bedelinin uyarlanması istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu sözleşme; yap- işlet- devret niteliğinde bir sözleşme olmakla, uyuşmazlık sözleşme konusu taşınmazın kullanılması aşamasına ve bundan doğan kira bedeline ilişkin olduğundan kira sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince; uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklandığı gözetilerek, uyarlama talebinin ve kira bedelinin 13.09.2018 tarihli ve 30534 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 85 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararı kapsamında Türk Lirasına dönüştürülmesi talepleri bakımından, kira sözleşmelerine uygulanacak hükümler değerlendirilip alanında uzman bilirkişiden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>DAVA : </strong>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR : I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkili ile davalı ... arasında akdedilen 07.07.2006 tarihli kira sözleşmesi ile yıllık kira bedelinin dövize endeksli olarak belirlendiğini, dördüncü beş yıllık kira dönemi için yıllık kira bedelinin 140.000,00 USD karşılığı TL + KDV olarak kararlaştırıldığını, ekonomik kriz, yüksek enflasyon, döviz kurundaki artış oranı ve pandemi sebebiyle sözleşmenin, devamının davacının ticari hayatını sürdürebilir olmaktan çıkardığını ve koşulları oluştuğundan uyarlanması gerektiğini ileri sürerek; 07.07.20 22... .07.2023 tarihleri arasında yıllık kira bedelinin 1.200.000,00 TL ve yeni dönem kira bedelinin TÜFE oranında artırılması şeklinde sözleşmenin uyarlanmasını talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; sözleşme ve şartnameyle belirlenmiş olan ödeme şartlarında değişiklik yapılması talebinin 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu 'a aykırı olduğunu, anılan kanun kapsamında yapılan ihale sonrası imzalanan sözleşmenin ödeme şartlarında yüklenici lehine ve İdare aleyhine işlem tesis edilmesinin İdareyi hak kaybına uğratarak kamu zararına neden olacağını, davaya konu kira sözleşmesinin üst hakkı sözleşmesi niteliğinde olduğunu ve bu sebeple sözleşmede yer alan kira bedelinin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar İlişkin 2008-32/34 Sayılı Tebliğde yer alan sınırlamalar dahilinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ekonomik kriz, döviz kurunda meydana gelen dalgalanmalar ve enflasyon oranlarındaki artışın ülkemiz bakımından öngörülebilir nitelikte olduğu, Türk lirasının USD karşısında değer kaybetmesinin başlı başına kira bedelinin uyarlanmasını gerektirmediği gibi tacir olan kiracı bakımından da öngörülemeyen olağanüstü bir durum olarak değerlendirilemeyeceği, bu kapsamda 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde düzenlenen uyarlama koşullarının bulunmadığı; 13.09.2018 tarih ve 30534 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 85 Sayılı Türk Parasi Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararının 8. maddesinde yer alan kanuni düzenleme ve bu kapsamda çıkarılan Hazine ve Maliye Bakanlığı Tebliği'nin 8. maddesinin yirmi sekizinci fıkrası uyarınca hesaplama yapan ve keşif sonucu alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli ve somut verilere dayalı olarak hazırlandığından hükme esas alındığı gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüyle 07.07.2006 başlangıç tarihli kira sözleşmesi uyarınca 07.07.2022-06.07.2023 tarihleri arasında yıllık kira bedelinin brüt 1.944.212,50 TL ( NET 1.555.370,45 TL ) olarak ve müteakip yıllarda kira bedelinin kira yılının tüketici fiyat endeksindeki 12 aylık ortalamalara göre değişim oranında artırılması şeklinde uyarlanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karar, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 07.07.2006 tarihinden dava tarihine kadar devam eden taraflar arasındaki sözleşmenin, akaryakıt bakım istasyonu/ market/ alışveriş merkezi yaptırılması, 25 yıl süreyle bedeli karşılığı kullanılması ve süre sonunda devredilmesine dair birden fazla aşamayı içeren (yap/ işlet/ devret şeklinde) bir sözleşme olduğu, her yıl için bedelin USD cinsinden ayrıca belirlendiği, sözleşmenin kendi içinde bütünlük arzettiği ve dövizle kiralama yasağı kapsamındaki sözleşmelerden olmadığı, 6098 Sayılı Kanun'un 138. maddesinin uygulanması şartlarının bulunmadığı, davacının tacir olduğu, ekonomik koşulların öngürülemeyen, olağanüstü bir durum olarak değerlendirilemeyeceği ve davanın reddi gerektiği gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili; taraflar arasında imzalanan sözleşmede; açıkça kiralanan şeyin cinsinin, mecurun adresinin, kiranın süresinin, kira karşılığının ne şekilde ödeneceğinin, kiranın başlangıcının, kiracı ve kiraya verenin isimlerinin düzenlendiği, noter şerhinin altında da kira sözleşmesi olduğunun belirtildiği, öngörülmeyen ve olağanüstü koşulların sadece davacı açısından değil tüm ülke açısından geçerli olduğunu, bu nedenle 12.09.2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı ile döviz cinsinden veya dövize endeksli sözleşme yapılması yasaklanarak Türk Lirası cinsinden sözleşme yapılması ve mevcut sözleşmelerin de uyarlanması konusunda düzenleme getirildiğini, global olarak yaşanan kriz ve pandemi etkilerinin ülke çapında pek çok şirketin mali yapısında dengesizlik ve daralmalara yol açıp konkordato ve buna bağlı iflas davalarının inanılmaz derecede arttığını ve tacirler yönünden de öngörülebilir olmadığını, uyarlama koşullarının gerçekleştiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Gerekçe ve Değerlendirme</p>

<p>Uyuşmazlık, kira bedelinin uyarlanması istemine ilişkindir.</p>

<p>Bir sözleşmenin niteliğini, yazılışı ve taşıdığı hükümler tayin eder. Yorum, bir irade beyanının manasının tespitidir. Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 18. maddesiyle aynı doğrultuda düzenlenen 6098 Sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Bu hüküm, yorum bakımından 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1. maddesinde yer alan ve kanunların yorumlanmasında esas alınan “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.” hükmünün sözleşme hukukuna yansıması niteliğindedir.</p>

<p>Yap-işlet-devret sözleşmeleri; taraflardan birinin kendisine ait olmayan taşınmaz üzerinde bina, tesis veya başkaca bir eser meydana getirmesi, diğer tarafın da taşınmazına yapılan bu eser için bir bedel ödememesi nedeniyle, yapan tarafın belli süreyle kullanmasına müsaade etmesine, dolayısıyla eser ve kira sözleşmelerine dair hükümler içerdiğinden, karma nitelikte sözleşmeler olup; sözleşmeye konu eserin meydana getirilmesi ve bundan doğan talep hakları eser sözleşmesi hükümlerine, oluşturulan eserin ve bulunduğu taşınmazın kullanılması aşaması ve bundan doğan talep hakları kira sözleşmesi hükümlerine tabidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışında taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu sözleşme; yap- işlet- devret niteliğinde bir sözleşme olmakla, uyuşmazlık sözleşme konusu taşınmazın kullanılması aşamasına ve bundan doğan kira bedeline ilişkin olduğundan kira sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince; uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklandığı gözetilerek, uyarlama talebinin ve kira bedelinin 13.09.2018 tarihli ve 30534 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 85 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararı kapsamında Türk Lirasına dönüştürülmesi talepleri bakımından, kira sözleşmelerine uygulanacak hükümler değerlendirilip alanında uzman bilirkişiden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>2.Bozma sebebine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Açıklanan sebeple;</p>

<p>1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Kanun'un 371. maddesi uyarınca usulden BOZULMASINA,</p>

<p>2.Bozma sebebine göre, davacı tarafın sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.10.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelinin-uyarlanmasi-karma-sozlesme-202543</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="84771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KURUMU GEREKLİ MİDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-kurumu-gerekli-midir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-kurumu-gerekli-midir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>HAGB’nin Tarihçesi</strong></p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu, hukukumuza ilk kez 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile girmiş ve çocuklar hakkında uygulanmaya başlanmıştır. Akabinde bu kurum, yeniden düzenlenerek 06.12.2006 tarihli 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesine eklenmiştir. Bu şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri yaşı büyük sanıklar için de uygulanma olanağına kavuşmuştur. 5560 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme ile soruşturması ve kovuşturması şikayet şartına bağlı olan ve hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi olanaklı hale gelmiştir. Aynı Kanun ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi de değiştirilmiş ve 3 yıllık denetim süresindeki farklılık dışında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden çocuklar ve yaşı büyükler aynı hükümlere tabi tutulmuştur.<u> </u></p>

<p>Kanun koyucu 23.01.2008 tarihli 5728 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinde değişikliğe gitmiş, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar dışında, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçlarda da hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasının önünü açmıştır. Bu değişiklikle HAGB uygulanabilmesi için gerekli şikayet şartından da vazgeçilmiştir. Süreç içerisinde 22.07.2010 tarihli 6008 sayılı Kanun ile “<i>Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez</i>.”, 18.06.2014 tarihli 6545 sayılı Kanun ile “<i>Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez</i>.” hükmü maddeye eklenmiştir.</p>

<p>HAGB hükümleri belirtilen şekilde uygulanırken, aşağıda ayrıntıları açıklanacağı üzere Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) peş peşe verdiği iptal kararları üzerine 7445 ve 7499 sayılı Kanunlarla HAGB hükümlerinde değişikliklere gidilmiştir. En son <a href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-kurumunu-duzenleyen-kurala-iliskin-iptal-davasi-ve-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">AYM, 31.12.2025 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 2024/98 Esas ve 2025/149 Karar sayılı norm denetimi kararı </a>ile HAGB hükümlerini tamamen iptal etmiş ve kanun koyucuya yeni düzenleme için 9 ay süre tanımıştır. Bu süre ise 30.09.2026 tarihinde dolacak olup bu tarihe kadar düzenleme yapılmaması halinde HAGB kurumu yürürlükten kalkacaktır.</p>

<p><strong>HAGB’nin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Birçok Yargıtay kararında da vurgulandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını, askıda olmasını ifade etmektedir<a href="#_edn1" name="_ednref1" title="">[1]</a>. CMK'nın 231. maddesinin 5. fıkrasının son cümlesinde yer alan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder, düzenlemesi de bu durumu desteklemektedir. Bununla birlikte anılan fıkraya 7499 sayılı Kanun ile 02.03.2024 tarihinde eklenen “<i>müsadereye ilişkin hükümler hariç</i>” ibaresi ile hükümde yer alan müsadere kararının infaz edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Açıklanması geri bırakılan hükümde yer alan mahkumiyet hükümleri yönünden hükmün hukuki sonuç doğurmadığı ve askıda olduğu kabul edilebilir ise de, süreç içerisinde maddede yapılan değişikliklerle getirilen “<i>Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. </i>ve “<i>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, <u>müsadereye ilişkin hükümler hariç</u>, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.”</i> içerikli düzenlemeler, hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerine hukuki sonuç doğurma kabiliyeti kazandırmıştır. Yine 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun başdenetçi veya denetçi seçilebilmek için aranan şartları düzenleyen 10. maddesinin 1-f bendinde yer alan “<i>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı hapis cezasına ya da affa uğramış olsa veya <u>hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olsa bile</u> … suçlarından mahkûm olmamak.</i>” gibi bazı özel hükümler de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin mahkumiyet hükmüne sonuç bağlamıştır. Dolayısıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu kararda yer alan mahkumiyet hükmü kendi özü yani ön mahkumiyet hükmü itibarıyla hüküm doğurmamakta ise de, mahkumiyet hükmünün hukuk dünyasına yansımaları itibarıyla sonuç doğurduğu, bu hükmün bazı işlemlerin yapılmasına engel olduğu ya da müsadere gibi bazı kısımlarının infaz edilebildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>HAGB Hükümleri Gerekli midir, AYM İptal Kararı Sonrası Yeniden düzenlemeli midir?</strong></p>

<p>5728 sayılı Kanun ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulama alanının genişlemesinden, özellikle de 6008 ve 6545 sayılı Kanun hükümleri ile yapılan değişiklikler sonrası, bu kurum gerek uygulayıcılar gerekse teorisyenler tarafından sıkça tartışma ve eleştiri konusu yapılmıştır. Eleştiri ve tartışmaların odak noktası, HAGB kurumunun cezasızlık algısı oluşturduğu, bu hükümlere yapılan itirazların şekli yönlerden incelendiği, mahkemelerin hükmün uygulanması noktasında kolaycı davrandıkları, bu kurumun uygulanmasına yönelik kabul beyanını aydınlatmadaki sıkıntılar gibi eleştirilerde toplanmıştır.</p>

<p>Bireysel başvuru hakkının tanınmasından sonra ise, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler sıkça Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olmuş ve bu başvurularda çok sayıda hak ihlali kararı verilmiştir.</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri norm denetimi yöntemi ile de birçok kez Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-kararina-karsi-itiraz-kanun-yolu-ongoren-kuralin-iptali" rel="dofollow">Mahkeme 2021/121 Esas - 2022/88 Karar sayılı 20.07.2022 tarihli kararı</a>yla daha çok uygulamadan kaynaklanan nedenlerle, düzenlemenin itiraz kanun yoluna ilişkin kısmını yeterli hukuki güvenceyi sağlamadığı gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı bulmuş ve iptal etmiştir. Kanun koyucu 7445 sayılı Kanun ile tekrar düzenleme yapmış ve itiraz incelemesinin usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıkları da içerir şekilde yapılması gerektiği kanunlaştırmıştır. Bununla birlikte <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022120-esas-2023107-karar-sayili-karari-hagb-kurumunu-duzenleyen-kuralin-iptali" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 2022/120 Esas - 2023/107 Karar sayılı 01.08.203 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararı</a> ile CMK’nın 231. maddesini bu sefer tamamen iptal etmiştir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen iptal kararı üzerine 7499 sayılı Kanun ile CMK’nın 231. maddesi tekrar düzenlenmiştir. Bu sefer itiraz kanun yolundan vazgeçilmiş ve bu hükümler istinaf yoluna tabi kılınmıştır. 7499 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik tekrar norm denetimi konusu olmuş ve <a href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-kurumunu-duzenleyen-kurala-iliskin-iptal-davasi-ve-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 2024/98 Esas - 2025/149 Karar sayılı 10.07.2025 tarihli kararı</a>yla “<i>HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.”</i> içerikli temel gerekçesi ile hükmü bir kez daha iptal etmiştir. İptal kararı 31.12.2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış olup, Anayasa Mahkemesince yasal değişiklik yapılabilmesi için 9 aylık süre öngörülmüştür. Bu süre, 30.09.2026 tarihinde dolacak olup henüz bir düzenlene yapılmamıştır.</p>

<p>HAGB kurumundan tümü ile vazgeçilmesi ve ortaya çıkan <i>cezasızlık algısına </i>son verilmesi gerektiği yönünde görüşler belirtilmektedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-hagbye-iliskin-yeni-iptal-karari" rel="dofollow">[2]</a> Süreç içerisinde birçok esaslı kanun değişikliğine, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarına, bireysel başvuruya konu hak ihlallerine konu olmuş, gerek uygulama gerekse teori tarafından sert eleştirilere maruz kalmış, cezasızlık algısını beslediği belirtilen <a name="_Hlk231849467">hükmün açıklanmasının geri bırakılması </a>hükümlerinin, yeniden düzenlenmeyerek hukuk tarihine terk edilmesi görüşü ileri sürülebilir. Bununla birlikte bu görüşe katılmıyoruz. Şöyle ki,</p>

<p>CMK’nın 231/13. maddesinde “<i>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir</i>.” hükmü bulunmaktadır. Bu nedenle, mahkum olduğu cezanın açıklanması geri bırakılan hükümlünün, bu mahkumiyeti adli sicil kaydında yer almayacak, hükümlü ibraz edeceği adli sicil kaydında sabıkasız gözükecektir. HAGB’ye konu mahkumiyet hükmü ilk kez suç işleyen hükümlünün iş başvurusu, işe girişi ya da işten çıkarılması gibi işlemlerde sosyal hayatına yansımayacaktır. Yine aldığı ceza miktarı nedeniyle kamu görevine engel mahkumiyet oluşturabilecek bir hüküm, HAGB nedeniyle kişinin kamu görevine kabul edilmesine engel oluşturmayacak ya da kamu görevinden çıkarılmasını gerektirmeyecektir. <strong>Dolayısıyla HAGB kararının, kişinin ekonomik ve sosyal hayatı yönünden önemli güvenceler getirdiği rahatlıkla söylenebilir.</strong></p>

<p>6545 sayılı Kanun ile “<i>Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez</i>.” hükmü getirilmiştir. Yine bu hükmün yorumuna ilişkin son dönemde istikrar kazanan, yargılamaya konu suçun tarihinin bir önemi olmaksızın, karar tarihi itibarıyla verilmiş ve denetim süresi devam eden HAGB kararı bulunması halinde, yeniden HAGB kararı verilemeyeceğine ilişkin Yargıtay içtihatları oluşmuştur.<a href="#_edn3" name="_ednref3" title="">[3]</a> Bu nedenle, bir kişi hakkında değişik tarihlerde işlediği suçlar nedeniyle çok sayıda HAGB kararı verilmesi istisnai haller dışında zorlaşmıştır. Dolaysıyla HAGB kurumu sanığa “sana son bir şans“ özelliğine kavuşmuştur. Yine uygulayıcılarında sübjektif unsur olan “<i>sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması”</i> şartı yönünden daha titiz davranmaları da eleştirilerin azalmasına katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Erteleme hükümlerinin HAGB hükümlerinin yerini tutabileceği düşünülebilirse de, 5237 sayılı Kanun’da ertelemenin infaz rejimine ilişkin olduğu, erteleme süresi sonunda hükmün infaz edilmiş sayıldığı, bu düzenlemenin 765 sayılı Kanun döneminde uygulanan erteleme kurumunun “<i>mahkumiyetin vaki olmamış</i> <i>sayılmasından</i>” farklı olduğu, dolayısıyla mevcut erteleme ve HAGB hükümlerinin birbirinin yerini tutmadığı görülmektedir. Bu husus HAGB’nin erişkinler hakkında da uygulanmasını sağlayan 5560 sayılı Kanun’un komisyon gerekçesinde “<i>Bu durum ertelemeyi hükümlü açısından, yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemindeki düzenlemeye nazaran daha ağır sonuçlar doğuran bir kurum haline getirmiştir. Bu nedenle kurumlar arasındaki dengeli geçişi sağlamak amacıyla, Türk Ceza Hukukuna ilişkin yeni mevzuatımızda, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, bir kurum olarak düzenlenmesi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır</i>.” şeklinde ifade edilmiştir<a href="#_edn4" name="_ednref4" title="">[4]</a>.</p>

<p><strong>Yukarıda belirtilen nedenlerle HAGB kararı zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaktadır.</strong> Bu kurumdan vazgeçilmesi kararı verilirken HAGB’nin hükümlünün ekonomik ve sosyal hayatına yönelik güvencesi göz önünde tutulmalı, bu kurumun kaldırılmasının ilerde başkaca sorunları beraberinde getirebileceği, ilerde bu kurumun tekrar canlandırılmasının uyarlama yargılamaları gibi yargıya fazladan iş yükü taşıyacağı gözden ırak tutulmamalıdır.</p>

<p>Gelinen noktada, Anayasa Mahkemesinin “<i>kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar</i> <i>yönünden</i>” düzenlemenin yetersiz kaldığı gerekçesi de gözetilerek, kamu görevlileri tarafından görevleri sebebiyle işlenen “İşkence” ve “Eziyet” gibi suçların hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar arasında sayılması yolu tercih edilebilir. Bu içerikli bir düzenlemenin CMK’nın 253. maddesinin 12. fıkrasına eklenebileceği kanaatindeyiz. Bununla birlikte, kamu görevlileri tarafından görevleri sebebiyle işlenen ve HAGB hükümlerinin uygulanamayacağı suçların geniş tutulmasının da orantılılık, beklenen fayda ve hakkaniyete uygun olmayacağını düşünüyoruz. Yine kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri HAGB uygulanmasına engel suçlar belirlenirken, sayma yönteminin tercih edilmesinin yerinde olacağını, “<i>kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği </i><i>işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar” </i>gibi genel bir düzenlemenin uygulamada sorunlar yaratacağını değerlendiriyoruz.</p>

<p><strong>Sonuç </strong></p>

<p>Herkes 2. şansı hak eder, düsturuyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin tekrar düzenlenmesinin yerinde olacağı kanaatindeyiz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA"><img alt="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/eyup-kara-2.jpg" width="96" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA">Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ednref1" name="_edn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay CGK, 2006/6.MD-346 E. - 2008/25 K., 19.02.2008; Yargıtay CGK, 2014/6-66 E. - 2014/365 K., 11.07.2014;</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay CGK, 2017/11-114 E. - 2021/99 K., 11.03.2021</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-hagbye-iliskin-yeni-iptal-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> ŞEN, Ersan, DUYMAZ, Erkan, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-hagbye-iliskin-yeni-iptal-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM’nin HAGB’ye İlişkin Yeni İptal Kararı</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-hagbye-iliskin-yeni-iptal-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/aymnin-hagbye-iliskin-yeni-iptal-karari</span></a><span style="color:#999999">, e.t. 09.06.2026</span></p>

<p><a href="#_ednref3" name="_edn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020353-e-2023662-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay CGK, 2020/3-353 E. – 2023/662 K., 13.12.2023; </span></a><span style="color:#999999">Yargıtay 6. CD, 2025/3307 E. – 2026/3090 K., 13.04.2026</span></p>

<p><a href="#_ednref4" name="_edn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay CGK, 2017/11-114 E. - 2021/99 K., 11.03.2021</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-kurumu-gerekli-midir-1</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisaasd.jpg" type="image/jpeg" length="20993"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaköse, Yargıtay üyeliğine seçildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-cumhuriyet-bassavcisi-gokhan-karakose-yargitay-uyeligine-secildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-cumhuriyet-bassavcisi-gokhan-karakose-yargitay-uyeligine-secildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaköse, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından Yargıtay üyeliğine seçildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından yapılan açıklamada, "Yargıtay’da boş bulunan üyelik kadrosuna Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 10/06/2026 tarihli oturumunda yapılan gizli oylamayla seçim yapılmış olup, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı (42610) Gökhan Karaköse, Yargıtay Üyeliğine seçilmiştir. Yargıtay Üyeliğine seçilen meslektaşımıza yeni görevinde başarılar diler, seçimin yargı teşkilatına ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ederiz." denildi.</p>

<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaköse, Yargıtay üyeliğine seçilerek görevine veda etti. Karaköse, "Başkentimizde Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yaptığım süre boyunca şahsıma güvenini ve desteğini her zaman hissettiğim sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı arz ediyorum" dedi. Karaköse, Adalet Bakanı Akın Gürlek'e de teşekkür etti.</p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, Yargıtay üyeliğine Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaköse ile Danıştay üyeliklerine Gülten Hatipoğlu ve Recep Yılmaz Korkmaz'ın seçildiğini duyurarak tebrik mesajı yayımladı.</p>

<p>Bakan Gürlek, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından Yargıtay üyeliğine seçilen Sayın Gökhan Karaköse'yi, Danıştay üyeliklerine seçilen Sayın Gülten Hatipoğlu ve Sayın Recep Yılmaz Korkmaz'ı tebrik ediyorum. Yargı teşkilatımızın farklı kademelerinde edindikleri bilgi, tecrübe ve birikimleriyle yüksek yargımıza önemli katkılar sunacaklarına inanıyorum. Yeni görevlerinin kendileri, yüksek yargı camiamız ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, görevlerinde üstün başarılar temenni ediyorum."<br />
Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'ndan veda mesajı</p>

<p>Gökhan Karaköse, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajıyla görevine veda ederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet Bakanı Gürlek'e teşekkür etti.</p>

<p>"Yargıtay üyeliğine seçilmiş olmam nedeniyle adliyemize veda vakti gelmiş bulunmakta...</p>

<p>Başkentimizde Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yaptığım süre boyunca şahsıma güvenini ve desteğini her zaman hissettiğim sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı arz ediyorum. Aynı şekilde Sn. Adalet Bakanımıza, önceki dönem Adalet Bakanlarımıza, Bakan Yardımcılarımıza, Hakimler ve Savcılar Kurulumuzun kıymetli daire başkanları ve üyelerine teşekkürlerimi arz ediyorum.</p>

<p>Dünyaya dair belki de en anlamlı ifadenin fanilik olduğu, bu makamların hepimiz için geçici olduğu bilinciyle görev yaptığımı, aslolanın dürüst ve düzgün bir insan olarak bu yolculuğu tamamlamak olduğunu düşünüyorum.</p>

<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı görevim boyunca birlikte çalıştığımız Komisyon Başkanımıza, Üyemize, Başsavcı Vekili arkadaşlarıma, Mahkeme Başkanlarımıza, hakim ve Cumhuriyet Savcısı meslektaşlarıma, avukat arkadaşlarımıza, müdürlerimize, adliye personelimize, ceza infaz kurumlarındaki çalışma arkadaşlarımıza, adliyemizde görevli basınımızın güzide temsilcilerine teşekkür ediyorum.</p>

<p>Ayrıca kurumlar arası uyumda büyük katkısı olan, kendileriyle çalıştığım için şanslı olduğum sayın Ankara valimize, önceki valimize, birim amirlerimize, özellikle emniyetimizin ve jandarmamızın değerli yöneticilerine ve tüm mensuplarına teşekkür ediyorum.</p>

<p>Büyük sorumluluk isteyen bu görevimde her zaman desteğini hissettiğim değerli eşime, çocuklarıma, anne babama, kardeşlerime, arkadaşlarıma ve başarılı olmamız için duasını esirgemeyen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.</p>

<p>Meslek hayatım boyunca tüm işlem ve tasarruflarımda hukuki güvenlik ilkesini tesis etmek amacıyla mühim bir duruş sergilediğimi düşünüyorum. Bizlerden adalet dışında hiçbir beklentisi olmayan necip milletimizin her bir ferdi adına makul sürede adaletin sağlanması ve hakkın teslimi için gayretli çalışmaya devam edeceğim.</p>

<p>Yıllar önce staj yaptığım Adliyeye ve buradaki mesai arkadaşlarıma veda edecek olmam nedeniyle bir burukluk yaşıyorum. Görevi devralan Başsavcı arkadaşıma muvaffakiyet ve başarı diliyorum.</p>

<p>Varsa hakkım helal olsun ve hepinizden hakkınızı helal etmenizi diliyorum.</p>

<p>Hoşçakalın..."</p>

<p><strong>DANIŞTAY ÜYELİĞİNE SEÇİM</strong></p>

<p>Öte yandan Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından Danıştay üyeliğine de seçim yapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Seçime ilişkin yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;</p>

<p>"Danıştay’da boş bulunan üyelik kadrolarına Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 10/06/2026 tarihli oturumunda yapılan gizli oylamayla seçim yapılmış olup,</p>

<p>1) Ankara İdare Mahkemesi Başkanı (37766) Gülten HATİPOĞLU</p>

<p>2) İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanı (37790) Recep Yılmaz KORKMAZ</p>

<p>Danıştay Üyeliğine seçilmişlerdir.</p>

<p>Danıştay Üyeliğine seçilen meslektaşlarımıza yeni görevlerinde başarılar diler, seçimin yargı teşkilatına ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ederiz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-cumhuriyet-bassavcisi-gokhan-karakose-yargitay-uyeligine-secildi</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/gokhan-karakose.webp" type="image/jpeg" length="86035"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[NAFAKA VE MADDÎ TAZMİNAT MİKTARI YÖNÜNDEN ISLAH TALEBİ - BOZMA SONRASINDA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNCE DURUŞMA AÇILARAK YAPILAN YARGILAMA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/nafaka-ve-maddi-tazminat-miktari-yonunden-islah-talebi-bozma-sonrasinda-bolge-adliye-mahkemesince-durusma-acilarak-yapilan-yargilama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/nafaka-ve-maddi-tazminat-miktari-yonunden-islah-talebi-bozma-sonrasinda-bolge-adliye-mahkemesince-durusma-acilarak-yapilan-yargilama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay’ın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesi’nin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>2. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2024/10310</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/6377</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 24.06.2025</strong></p>

<p><strong>BOŞANMA DAVASI</strong></p>

<p><strong>NAFAKA VE MADDÎ TAZMİNAT MİKTARI YÖNÜNDEN ISLAH TALEBİ</strong></p>

<p><strong>BOZMA SONRASINDA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNCE DURUŞMA AÇILARAK YAPILAN YARGILAMA</strong></p>

<p><strong>İSTİNAF İNCELEMESİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ:</strong> Davacı kadın tarafından, davalı erkeğe karşı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer’ilerine hükmedilmiştir. Tarafların kararı istinaf etmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümleri kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine Dairece erkeğin tüm, kadının sair temyiz itirazlarının reddi ile ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakası ile kadın yararına hükmedilen maddi tazminatın miktarının az olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararı sonrasında yapılan duruşmada Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ardından davacı kadın vekili nafaka ve maddî tazminat miktarı yönünden davayı ıslah etmek için süre talep etmiş, Mahkemece davacı vekilinin ıslah için süre talebinin reddine karar verilmiş sonrasında hüküm kurulmuştur. Mahkemece, davacı vekiline maddi tazminat ve iştirak nafakası yönünden ıslah dilekçesi sunmak için süre verilmesi, verilen süre içinde ıslah dilekçesi sunulması halinde ıslah dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edilmesi sonrasında bir karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>SAYISI : 2024/1140 E., 2024/1152 K.</p>

<p>Taraflar arasında görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davasında bozma sonrasında yapılan yargılama sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın vekili tarafından ıslah talebinin reddi, maddî tazminat ve iştirak nafakası miktarı ile kişisel ilişki yönünden; davalı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen maddî tazminat, iştirak nafakası, velâyet ve kişisel ilişki yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Davacı kadın tarafından, davalı erkeğe karşı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer’ilerine hükmedilmiştir. Tarafların kararı istinaf etmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümleri kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine Dairemizce erkeğin tüm, kadının sair temyiz itirazlarının reddi ile ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakası ile kadın yararına hükmedilen maddi tazminatın miktarının az olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararı sonrasında yapılan duruşmada Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ardından davacı kadın vekili nafaka ve maddî tazminat miktarı yönünden davayı ıslah etmek için süre talep etmiş, Mahkemece davacı vekilinin ıslah için süre talebinin reddine karar verilmiş sonrasında hüküm kurulmuştur.</p>

<p>Islah kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 176’ncı ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Islah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku kurumudur. Islahın zamanı ve şekli, 6100 sayılı Kanun'un 177 inci maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddenin birinci bendinde "Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir." hükmü yer almakta olup Yargıtay'ın 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar sayılı, yine 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları gereği uygulama bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı ve bozma sonrası ıslah taleplerinin reddi gerektiği şeklinde gerçekleşmiştir. Bununla birlikte 6100 sayılı Kanun'un 177 inci maddesinde yer alan ıslahın zamanı hususunda 22.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 18 inci maddesi ile açıklayıcı bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre; birinci fıkradan sonra gelmek üzere ikinci fıkra olarak "Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmü getirilmiştir. Böylelikle kanunda öngörülen şartları sağladığı takdirde Yargıtay bozma kararı ve Bölge Adliye Mahkemesi gönderme kararından sonra da ıslah yapılabilmesi mümkün kılınmıştır.</p>

<p>Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi tarafından; davacı vekilinin ıslah için süre talebinin reddine karar verilmiş ise de 6100 sayılı Kanun'un 176 ve devamı maddelerine göre, bozma sonrasında Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak yapılan yargılamanın istinaf incelemesi niteliğinden olmadığı, bozmaya uyularak tahkikata devam edilmiş olduğunun anlaşılmasına göre taraflarca ıslah talebinde bulunulması mümkündür. Hal böyle iken Mahkemece, davacı vekiline maddi tazminat ve iştirak nafakası yönünden ıslah dilekçesi sunmak için süre verilmesi, verilen süre içinde ıslah dilekçesi sunulması halinde ıslah dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edilmesi sonrasında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle ıslah için süre talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>24.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/nafaka-ve-maddi-tazminat-miktari-yonunden-islah-talebi-bozma-sonrasinda-bolge-adliye-mahkemesince-durusma-acilarak-yapilan-yargilama</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="29223"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY’IN ÇIRAKLIK SİGORTASI KRİTERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitayin-ciraklik-sigortasi-kriteri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitayin-ciraklik-sigortasi-kriteri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çırak ve stajyerler, çıraklık ve stajyerlik sigortasının emeklilikte dikkate alınarak sigorta başlangıcı kabul edilmesini isterken, Yargıtay'dan dikkat çekici bir karar geldi. Yargıtay, çıraklık sırasında üretimde çalıştığını, bu çalışmasının emeklilikte dikkate alınan uzun vadeli sigorta kollarına tabi prim günlerine eklenmesini isteyen kişinin talebini kabul eden mahkeme kararını, eksik inceleme gerekçesiyle bozdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çırak ve stajyerler, uzun süredir mücadele veriyorlar. Çıraklık ve stajyerlik sigortasının sigorta başlangıç tarihi olarak kabul edilmesini istiyorlar. Çıraklık ve stajyerlik yaptıkları dönemde doğrudan üretimde çalıştıklarını, gerekirse bu süreler için borçlanma hakkı verilmesini talep ediyorlar. Yargı yoluyla hak arıyorlar.</p>

<p>1987 – 1989 yıllarında 16 yaşında iken Makine Kimya Endüstrisinde (MKE) çırak olarak çalışan bir kişi, bu dönemdeki çalışmalarının uzun vadeli sigorta kollarına tabi zorunlu sigortalılık statüsünde geçtiğini belirterek emekliliğine sayılması için iş mahkemesinde hizmet tespiti davası açtı. İş mahkemesi, o tarihte birlikte çalıştığı işçileri tanık olarak dinledi. Mahkeme, tanıkların ifadelerine dayanarak, davacının söz konusu dönemde üretime yönelik olarak çalıştığını, gün içerisindeki çalışma süresinin meslek öğrenme nitelik ve ağırlığında geçmediğini değerlendirerek, talebi kabul etti. Bölge adliye mahkemesi kararı doğru buldu.</p>

<p><strong>YARGITAY NASIL ARAŞTIRMA YAPILMASI GEREKTİĞİNE AÇIKLIK GETİRDİ</strong></p>

<p>Temyiz başvurusu üzerine dosya Yargıtay 10. Hukuk Dairesine geldi. Yargıtay kararında (Tarih: 04.02.2026, Esas No: 2025 / 11878, Karar No: 2026 / 725) sosyal güvenlik hakkının Anayasal haklar arasında yer aldığına dikkat çekilerek, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi gerektiği belirtildi. Hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde mahkemelerce araştırma yapılarak delil toplanabileceği kaydedildi.</p>

<p>Kararda bu tür davalarda mahkemelerce davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtların işverenden istenmesi, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen iş yerinin Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtların getirtilmesi, aynı dönemde çalışan diğer işçilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi, SGK müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığının sorulması, inceleme yapılmışsa belgelerin getirtilmesi, aynı çevrede faaliyet yürüten tarafsız nitelikteki başka işverenler ve sigortalı işçilerin saptanarak dinlenmesi gerektiği ifade edildi.</p>

<p>506 Sayılı eski Sosyal Sigortalar Kanunu uyarınca sigortalılık niteliğinin, hizmet akdinin kurulması ve çalışmaya başlanması ile edinileceği belirtilen kararda, aynı kanunda, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları hükmünün uygulanamayacağının öngörüldüğü vurgulandı.</p>

<p><strong>“ÜRETİMLE İLGİLİ ÇALIŞMALARA BİLFİİL KATILIYOR, EĞİTİMİ ARKA PLANDA TUTULUYORSA ÇIRAK SAYILMAZ”</strong></p>

<p>Yargıtay kararında, davacının iddia edilen dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken çalışma ilişkisine de bakılması gerektiği belirtildi. Çıraklık sözleşmesinde esas amacın çalışma olgusu değil, bir meslek ve sanat öğretilmesi olduğu kaydedilen kararda, ancak çırak iş yerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyeceğinin altı çizildi.</p>

<p>Çıraklık döneminde öğrencilerin sigortalı sayılmamalarının, tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işlerinin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürü olduğu kaydedilen kararda, bu işler sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile belirgin olarak öğrenim çevresine girdiği ifade edildi. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme halinin de söz konusu olmayacağı dile getirildi.</p>

<p><strong>YARGITAY İÇTİHADI NE DİYOR?</strong></p>

<p>Kararda, çıraklar hakkında çıraklık süresi içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları hükümleri uygulanmasa da Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin içtihatlarına göre, çıraklar bu süre içinde diğer çalışanlar gibi üretime katılıyorlarsa, meslek ve sanat öğrenimleri geri planda kalıyorsa artık çıraklık ilişkisinden söz edilemeyeceğinin kabul edildiği vurgulandı.</p>

<p>MKE’nin nitelikli askeri malzemeler üreten bir kurum olup iş yerinde üretimde çalışan işçilerin bu üretimi yapabilecek yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye sahip kişiler olması gerektiği kaydedildi. MKE’nin işçileri önceleri kendi bünyesinde kurduğu çıraklık okulunu bitirenler arasından sınavla almakta iken, bunların kapanması üzerine Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alanlar arasından işçi almaya başladığı hatırlatıldı.</p>

<p>Söz konusu dosyaya göre, davacının MKE çırak öğrencisi olarak kayıtlarının mevcut olduğu, çıraklık sözleşmesinin bulunduğu, SGK’dan gelen yazıda uzun vadeli sigorta kollarından bildirim yapılmadığının bildirildiği, tanıkların davacının normal işçi gibi üretime ve imalata yönelik çalıştığını beyan ettiği ancak mahkemece üretime ne şekilde katıldığı hususunun tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulmadığı, iş yerindeki faaliyetlerinin çıraklık eğitimindeki teorik eğitimin tamamlatılması amacıyla pratik eğitime yönelik olup olmadığının tartışılıp değerlendirilmeği kaydedildi.</p>

<p>Yargıtay kararında, böyle bir iş yerinde işe yeni başlayan, henüz 16 yaşında olan, çıraklık sözleşmesi bulunan ve o güne kadar herhangi bir işte çalışmayan, işi öğrenmek için çıraklık okulunda teorik ve pratik eğitim alan davacının üretime nasıl katıldığı, hangi işleri nasıl yaptığı, bu yeterliliğe nasıl sahip olduğu hususlarının titizlikle araştırılması, somut olarak ortaya konulması gerektiği belirtildi. Yargıtay bu gerekçelerle bölge idare mahkemesi kararını ortadan kaldırarak iş mahkemesi kararını bozdu.</p>

<p><strong>YARGITAY KARARI NE ANLAMA GELİYOR?</strong></p>

<p>Yargıtay kararında, “çıraklık sigortası kesin olarak emeklilikte dikkate alınamaz” denilmiyor. Çırak eğer bilfiil üretimde çalışmışsa, eğitim geri planda kalıp üretim ön plana çıkmışsa yapılan işin çıraklık olarak kabul edilemeyeceği öngörülüyor. Ancak, bu durumun tüm yönleriyle etraflıca araştırılıp, delilleriyle ortaya konulması gerektiği belirtiliyor. (Haber: Ahmet Kıvanç / HaberTürk)</p>

<p><i>İlgili karar şöyle;</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/11878 E., 2026/725 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2025/46 E., 2025/247 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Kırıkkale 2. İş Mahkemesi<br />
SAYISI: 2023/56 E., 2024/363 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının davalı ... nezdinde 01.10.1987 tarihinden itibaren 18 yaşından önceki çalışmalarının da uzun vadeli sigorta kollarına tabi zorunlu sigortalılık statüsünde geçtiğinin tespit edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili; davanın reddini savunmuştur.<br />
Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili; davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında dinlenen taraf ve tanık anlatımları ile davacının 237 sicil no.lu davalı Kurumda 05.10.1987 – 29.03.1989 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılmış, yine tanık anlatımları ile davacının üretime yönelik olarak çalıştığı, gün içerisindeki çalışma süresinin meslek öğrenme nitelik ve ağırlığında geçmediği, tespiti istenen dönemde davacı 16-17 yaşlarında olup, yapılan işin niteliğine göre de normal işçi olarak çalışmasının uygun olduğu ancak davacının 18 yaşının 29.03.1989 tarihinde ikmal edecek olup tespitini istediği dönemde henüz 18 yaşını ikmal etmediği açık olup, bu sürelere ilişkin çalışmasının Mülga 506 Sayılı Kanun'un 60/g maddesi ve halen yürürlükte bulunan 5510 Sayılı Kanun'un 38/2. maddesi gereği prim ödeme gün sayısına ilave edilmesi gerekmekte olup davacının davasının kabulüne, davacının 7 sicil no.lu davalı ... Genel Müdürlüğünde 05.10.1987 – 29.03.1989 tarihleri arasında hizmet akdiyle çalışmalarının 506 sayılı Kanun'un 60/g hükmü ve 5510 Sayılı Kanun'un 38/2. maddesi hükmü uyarınca prim gününe ilavesinin gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dinlenen tanıklarının davacının çalışmasının diğer işçilerin yaptığı işlerle aynı olduğunu ve üretime yönelik olarak çalıştıklarını beyan etmeleri karşısında davalı iş yerinde geçen çalışmalarının üretime yönelik olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davalı vekili ve fer'i müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Fer'i müdahil Kurum vekili; davanın hak düşürücü süreden reddi gerektiği, 506 sayılı Kanun'un 60-G maddesi ve geçici 54. maddesi gereğince 18 yaşından önce uzun vadeli sigorta kollarına tabii işçilerin sigortalılık süresinde 18 yaşından önceki çalışmalarının değerlendirilmeyeceği kuralının getirildiğini belirterek kararı temyiz etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir.</p>

<p>1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.</p>

<p>3.Bu tür davalarda Mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen iş yerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle; çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi, sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır.</p>

<p>4.506 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun'un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel Kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, ... devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Atıf yapılan ve dava konusu dönemde yürürlükte bulunan özel kanun olan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 3. maddesi, çırağı; “... sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” olarak tanımlanmıştır.<br />
Anılan Kanun'un “... Şartları” başlıklı 10. maddesine göre çırak olabilmek için,</p>

<p>a)14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak. (Bu bentte yer alan "onüç yaşını" ibaresi, 16.08.1997 tarih ve 4306 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle "on dört yaşını" olarak değiştirilmiştir.)</p>

<p>b)En az ilköğretim okulu mezunu olmak.</p>

<p>c)Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak gerekmektedir.</p>

<p>Ancak, 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce ... eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre ... eğitimine alınabilir. Kanun'un 13. maddesi hükmüne göre ise “Bu Kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun ... sözleşmesine dair hükümleri ile 18 yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanunu'nun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.”</p>

<p>5. Bu hükümler çerçevesinde taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile davacının uyuşmazlığa konu dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılmalıdır.</p>

<p>Gerçekten de ... sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Ancak çırak, iş yerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda ... ilişkisinden söz edilemeyecektir.</p>

<p>Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler -SSK anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir (..., Sosyal Sigortalar Kanun'u Şerhi; ..., 1977 Baskı, s;130).<br />
506 sayılı Kanun'un 3/II-B maddesinde yazılı olduğu üzere çıraklar hakkında ... devresi süresi içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz. Ancak Dairemiz içtihatlarına göre çırakların bu süre içinde diğer çalışanlar gibi üretime katılmaları, meslek ve sanat öğrenimleri geri planda kalıyorsa artık ... ilişkisinden söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Bir iş yerinde üretim - imalat, malzemelerin veya bileşenlerin fiziksel olarak bir araya getirilip bir ürünün oluşturulduğu süreci ifade eder. İmalat, genellikle seri üretim veya kitlesel üretim süreçlerini içerir. İmalat, belirli makinelerin, proseslerin ve işçilerin kullanımını gerektirebilir. Genellikle ürünün kalitesi, maliyeti ve üretim hızı gibi faktörler önemlidir. ..., nitelikli askeri malzemeler üreten bir kamu kurumu olup, iş yerinde üretimde çalışan işçilerde bu üretimi yapabilecek yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye sahip kişiler olması gerektiği kuşkusuzdur. ... işçi alımında önceleri kendi bünyesinde kurduğu ... okulunu bitirenler arasından sınavla almakta iken, bunların kapanması üzerine Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alanlardan başarılı olanlar arasından sağlamaktadır.<br />
6. İnceleme konusu eldeki davada, 29.03.1971 doğumlu davacının 05.10.1987 tarihli işe giriş bildirgesinin ... sicil numaralı Kırıkkale ... Eğitim Merkezi iş yerinden 23.11.1987 tarihinde kuruma intikal ettiği, Kırıkkale ... Mesleki Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nün 18.04.2023 tarihli yazısında davacının 05.10.1987-01.03.1990 tarihleri arasında ... çırak öğrencisi olarak kayıtlarının mevcut olduğu ... sözleşmesinin olduğu, SGK'dan gelen yazı cevaplarında; davacı adına uyuşmazlık konusu dönem yönünden uzun vadeli sigortalı kollarından bildirim yapılmadığının bildirildiği, Mahkemece dinlenen bordro tanıklarının davacı ile 1987 yılından itibaren ... ... fabrikasında beraber çalıştıklarını, ... okulundan gelenlerin de normal işçi gibi üretime ve imalata yönelik çalıştığını beyan ettiği, ancak Mahkemece davacının üretime ne şekilde katıldığı hususunun tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulmadığı, iş yerindeki faaliyetlerinin ... eğitimindeki teorik eğitimin tamamlatılmasına yönelik pratik eğitime yönelik olup olmadığının tartışılıp değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Böyle bir iş yerinde işe yeni başlayan henüz 16 yaşında olan, ... sözleşmesi bulunan ve o güne kadar herhangi bir işte çalışmayan, işi öğrenmek için ... okulunda teorik ve pratik eğitim alan davacının üretime nasıl katıldığı, hangi işleri nasıl yaptığı, bu yeterliliğe nasıl sahip olduğu titizlikle araştırılmalı, somut olarak ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Kabule göre de yasal dayanak olarak 5510 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesi yollamasıyla uygulanan mülga 506 sayılı Kanun'un 60/G maddesi esas alınarak hüküm kurulması gerektiği halde, tespite konu dönem dikkate alındığında uygulanma yeri bulunmayan 5510 sayılı Kanun'un 38/2. maddesine atıf yapılması isabetsizdir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitayin-ciraklik-sigortasi-kriteri</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-b.jpg" type="image/jpeg" length="79785"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında yeni bir soruşturma daha açıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-baskani-ve-yonetim-kurulu-uyeleri-hakkinda-yeni-bir-sorusturma-daha-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-baskani-ve-yonetim-kurulu-uyeleri-hakkinda-yeni-bir-sorusturma-daha-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Barosu, Baro Başkanı Avukat Sefa Yılmaz ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında yeni bir soruşturma başlatıldığını duyurdu. Soruşturmanın, 19 Mart protestoları sürecinde yapılan açıklamalar ve cezaevlerindeki hak ihlallerine ilişkin hazırlanan raporlara dayandırıldığı belirtildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz ile İzmir Barosu Yönetim Kurulu üyeleri hakkında yeni bir soruşturma başlatıldı.</p>

<p>İzmir Barosu tarafından yapılan açıklamada, soruşturmanın 19 Mart protestoları sürecinde baronun yürüttüğü faaliyetler ve yaptığı açıklamalar nedeniyle hazırlandığı belirtilen bir fezlekeye dayandığı ifade edildi. Açıklamada, söz konusu fezlekede baronun hak temelli açıklamalarının suç unsuru gibi gösterildiği ve bu kapsamda Adalet Bakanlığından soruşturma izni talep edildiği kaydedildi.</p>

<p>Baro, soruşturma izninin gerekçeleri arasında Kırıklar Ceza İnfaz Kurumu'ndaki hak ihlallerinin raporlaştırılarak kamuoyuyla paylaşılması, Menemen Ceza İnfaz Kurumu'nda 19 Mart protestoları kapsamında tutuklanan gençlere yönelik işkence iddialarının raporlanması ve kamuoyuna duyurulması ile Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin protestolar sırasında eylemlere katılarak eylemlerin meşruiyetine vurgu yapmasının yer aldığını belirtti.</p>

<p><strong>“İZMİR BAROSU HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNMAK GERİ DURMAYACAK”</strong></p>

<p><i>Barodan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;</i></p>

<p>"2024-2026 dönemi İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz ve İzmir Barosu Yönetim Kurulu üyeleri hakkında yeni bir soruşturma başlatıldı. Söz konusu soruşturma, Baronun 19 Mart protestoları süreci boyunca hak temelli açıklamalarını suç unsuru gibi gösteren ve Adalet Bakanlığından soruşturma izni talep edilen bir fezlekeye dayanmaktadır.</p>

<p>İzmir Barosunun Kırıklar Ceza İnfaz Kurumundaki hak ihlallerini raporlaştırarak kamuoyuyla paylaşması, Menemen Ceza İnfaz Kurumunda 19 Mart protestoları kapsamında tutuklanan gençlere yönelik gerçekleşen işkenceyi raporlayarak kamuoyuna duyurması ve İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu'nun 19 Mart sürecinde eylemlere katılarak yapılan eylemlerin meşruiyetine vurgu yapması gerekçeleriyle verilmiş olan soruşturma izni vesilesiyle bir kez daha söyleyelim:</p>

<p>İzmir Barosu 118 yıllık tarihi boyunca hiçbir baskıya boğun eğmeden her zaman hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini savunmuştur. Bunu yaparken kurduğu her cümle, yazdığı her satır Avukatlık Kanunu’nun baro yönetim kurullarına yüklediği sorumluluk gereğidir.</p>

<p>Baroların mesleki ve yasal sorumlulukları kapsamında yürüttüğü faaliyetlerin soruşturma konusu yapılması, savunma mesleğinin kamusal niteliğini ve hukuk devletinin temel ilkelerini tartışmaya açmaya çalışmaktır. Ancak bilinmelidir ki İzmir Barosu, dün olduğu gibi bugün de hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve demokratik değerleri savunmaktan geri durmayacaktır.</p>

<p>Savunma susmadı, susmayacak!"</p>

<p><strong>"HAKSIZ UYGULAMAYA DERHAL SON VERİLMELİDİR"</strong></p>

<p>Türkiye Barolar Birliği'nden soruşturmaya ilişkin tepki açıklaması geldi. TBB'den yapılan açılamada şu ifadeler kullanıldı;</p>

<p>"Adalet Bakanlığının 14.05.2026 tarihli yazısıyla, İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında soruşturma izni verilmiştir. Bu karar, hukukun üstünlüğüne ve savunma mesleğinin bağımsızlığına yönelik ciddi bir tehdittir.</p>

<p>Soruşturma gerekçesi olarak; Menemen Ceza İnfaz Kurumundaki bir kısım tutuklulara yönelik sözlü ve fiziki saldırılar ile darp ve cebir iddialarını raporlamaları; keza Kırıklar Cezaevinde yaşandığı iddia olunan hak ihlallerine ilişkin hazırlanan raporu kamuoyuyla paylaşmaları; ve nihayet 20.03.2025 ve 22.03.2025 tarihli kolluk tutanaklarına göre protesto gösterilerine katılmaları gösterilmektedir. Söz konusu faaliyetler nedeniyle İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerine isnat edilen suçlar “halkı yanıltmaya yönelik gerçeğe aykırı bilgileri alenen yaymak” ve “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”tir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşkence ve kötü muamele, hiçbir koşulda müsamaha gösterilemeyecek insanlığa karşı suçlardır. Baroların ve avukatların en temel görevlerinden ve varlık sebeplerinden biri işkence ve kötü muamele iddialarına dikkat çekmektir. Bu görev, halkı yanıltmaya değil, en küçük bir şüphe söz konusu olduğunda gerekli denetim ve incelemelerin yapılmasını sağlamaya yöneliktir. Nitekim, 1990’lı yılların ardından işkence ve kötü muamele vakalarında fark edilir düzeyde azalma yaşanmasının ve ülkemizin artık bu suçlarla daha fazla anılmamasının sebebi, Baroların ve başta CMK sisteminde görev alanlar olmak üzere avukatların hassasiyetleri ve çabalarıdır. Baroların bu kapsamdaki faaliyetlerinin “halkı yanıltmaya yönelik gerçeğe aykırı bilgileri alenen yaymak” olarak nitelendirilmesi, işkence ve kötü muamele iddialarının dile getirilmesini engellemeye çalışmak anlamına gelir ve yalnızca insan hakları ihlallerinin görünmez kılınmasına hizmet eder. Altını çizerek ifade edilmelidir ki işkence iddialarına dikkat çeken Baroları suç işlemekle itham edenler, hukuk sistemimize en büyük zararı verenler olarak anılacaklardır.</p>

<p>Toplantı ve gösteri yürüyüşü anayasal bir haktır. Baro Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin hangi davranışlarının 2911 sayılı Kanun kapsamında suç unsuru taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, soyut bir ifadeyle, demokratik haklarını kullanarak protestoya katılmalarına suç izafe edilmesi, Barolara ve yönetimlerine olduğu kadar demokratik haklarını kullanan herkese dönük açık bir gözdağıdır.</p>

<p>Bunların yanı sıra, izin yazısının ilk kısmında, İzmir Barosunun çeşitli fiil ve açıklamaları uzun uzun listelenmiş olup, her ne kadar, bu faaliyetler ifade hürriyeti çerçevesinde değerlendirilerek soruşturma izni verilmemişse de, bu listenin varlığı kolluğun ve başsavcılığın Baro’nun her türlü faaliyetini yakından izlediğini, takip ve kayıt ettiğini göstermektedir. Birçok Baro ile birlikte yapılan ortak basın açıklamalarının da fezlekede yer alması tüm Barolar üzerinde baskı yaratma çabası olarak görülmektedir.</p>

<p>Kamusal görevlerini yerine getiren ve en temel haklarını kullanan İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu hakkındaki bu haksız uygulamaya derhal son verilmelidir. İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulunun yanında; savunmanın susturulmasına, Baroların baskı altına alınmasına ve hukukun araçsallaştırılmasına karşı hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız."</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-baskani-ve-yonetim-kurulu-uyeleri-hakkinda-yeni-bir-sorusturma-daha-acildi</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 23:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/202669174415643.jpg" type="image/jpeg" length="18297"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi’nin 2021/2064 E., 2025/83 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 28.01.2025 tarihli, 2021/2064 E., 2025/83 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
14. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO: 2021/2064<br />
KARAR NO: 2025/83</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A</strong></p>

<p><strong>İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p><strong>İNCELENEN KARARIN</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
TARİHİ: 29.06.2021<br />
NUMARASI: 2019/737 Esas - 2021/463 Karar</p>

<p>DAVA: Tazminat (Taşıma sözleşmesinden Kaynaklanan)<br />
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin soğuk şoklama yaptığı kiraz emtiasının Shangay'a direkt uçuşla taşınması için 29.07.2018 tarihinde davalı ile anlaştığını, taşımanın Bişkek aktarmalı yapılması nedeniyle Shangay'a varış saatinde bir buçuk saatlik gecikme nedeniyle ürünün zayi olduğunu, emtianın direkt uçuş ile taşınmasına ilişkin talimatın dikkate alınmadığını, zararın ve uygunsuzlukların 01.08.2018 tarihinde davalıya bildirdiğini, kiraz ihraç edilen şirketlerin ödedikleri 12.000 USD'nin iadesini talep ettiklerini, müvekkili şirketin ürünlerin ihracı için 4.000 TL gümrük vergisi, depolama bedeli gibi giderler yaptığını, ürünün bir buçuk saatlik gecikme nedeniyle zayi olduğunu ileri sürerek, 12.000 USD ve 4000 TL zararın faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının ürünlerini aktarmalı taşındığına ilişkin iddiasının yerinde olmadığını, yükün başka bir uçağa aktarılmadığını, taşımanın direkt uçuşla yapılmadığına ilişkin beyanların yanıltıcı olduğunu, uçağın sadece Bişkek'e uğradığını, yükün burada başka bir uçağa alınmadığını ve taşımanın tek bir uçakla gerçekleştiğini, taşımada aktarma yapıldığını ve paletlerin kırıldığına ilişkin iddianın doğru olmadığını, fiili taşıyıcı ... ile yapılan görüşmede de aktarma yapılmadığının bildirildiğini, taşıma süresi taahhüt edilmediğini, davacının navlun borcunu ödemediğini ve müvekkilince takip başlatıldığını savunarak, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ </strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde yapılan taşımanın aktarmalı taşıma olmayıp direkt uçuş olduğu, hava yük senetlerinin de direkt taşımaya işaret ettiği, yükün araçtan indirilmeden bir duraklama yerinde durmasının direkt taşıma şartını ihlal etmediği, yüklerin başka bir araca aktarılmasının söz konusu olmadığı, davacı taraf her ne kadar ürünlerin geç teslim edildiğinden bahisle işbu davayı ikame etmiş ise de alınan bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere taşıma senetlerinde yükün belli gün veya sürede taşınması, belli bir teslim tarihi gibi bir taahhütün bulunmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Uçuşa ilişkin kayıtların getirtilmesi talebinin iddia ve savunmanın genişletilmesi olarak değerlendirilmesine rağmen, oysa 21.01.2019 tarihli delil dilekçesinin 4. maddesinde uçuş kayıtlarının istendiğini, bununla uçuş sırasında taşımaya konu ürünlerin sıcaklık değerlerinin sabit tutulup tutulmadığı, uçuşa ait bilet satış sırasında vaat edilen kalkış ve varış saatlerine uyulup uyulmadığının belirleneceğini, ancak bu deliler toplanmadan karar verildiğini,</p>

<p>Hükme esas alınan raporda uyuşmazlık konusu dışında değerlendirmelerde bulunulması nedeniyle, raporun hükme esas alınamayacağını, davalı şirketin taşıma sözlemesine aykırı hareket edip etmediğinin ve meydana gelen zararın miktarının uyuşmazlık konusu olmasına rağmen bu hususların tespit edilmeden rapor düzenlendiğini, raporun sektörel zirai ve teknik inceleme ve değerlendirmeler başlıklı bölümünde yapılan incelemenin dosya kapsamı dışında olduğunu, tarafların iddia ve savunmasının dışına çıkılarak taşınma sıcaklığına ve şartlarına ilişkin değerlendirme yapıldığını, taşıma işleminde sözleşmeye aykırı şekilde aktarma veya bekleme olup olmadığının tespiti gerekirken, raporda bu hususun göz ardı edilerek, uyuşmazlık konusu bir kenara bırakılarak başkaca teknik konularda görüş bildirildiğini, uyuşmazlığı çözmekten uzak şekilde, ileri sürülmeyen iddia ve savunmalara dayanarak hazırlanan rapora dayanılarak karar verilemeyeceğini, Teknik olarak taşıma sıcaklığının belirtilmesine karşın belirtilen sıcaklık değerlerinin sabit tutulması ve sözleşmede belirtilen varış saatine uyulması halinde ürünlerin zayi olup olmayacağının tespit edilmediğini, şoklanmış olarak teslim edilen kirazların ne kadar süre bozulmadan kalacağı ve vaat edilen uçuş saati ile gerçek uçuş saati arasındaki farkın ürünlerdeki zaiyatı etkileyip etkilemediğinin incelenmediğini, sıcaklığın taşıma süresince sabit tutulup tutulmadığının değerlendirilmediğini, toplanması istenen ...'nin uçuş, varış, bekleme, uçak teknik özellikleri, soğuk zincirin nakliye süresince korunup korunmadığı ve sıcaklık değerinin ölçülüp kayıt altına alındığı elektronik datalar gibi hususlara dair bilgi ve belgeler dosya arasına alınmaksızın yapılan bilirkişi incelemesinin eksik ve hatalı olduğunu, bu delile, delil dilekçesinde dayanılmasına karşın mahkemece dilekçeler incelenmeksizin dilekçeler aşamasında bu yönde bir talep bulunmadığı gerekçesiyle delilin toplanmadan karar verildiğini, Emtianın taşınmasına dair şartların belirlendiği hava yük senedinde her ne kadar +2-+8 dereceleri arasında taşınması konusunda göndericinin kusuru olduğu ileri sürülmüşse de müvekkilinin buna ilişkin bir talimatı bulunmadığını, hava yük senedinde müvekkilinin kaşe veya imzası bulunmadığını, müvekkili şirketin davalılara +2-+8 dereceleri arasında taşıma yapılmasına dair talimat verdiğine ilişkin davalıların da bir savunması bulunmadığını, bu nedenle zayinin müvekkilinin talimatından kaynaklandığına ilişkin kabulün yerinde olmadığını, hava yük senedinin akdi taşıyıcı olan davalı tarafından düzenlendiğini, Başka bir yük senedinde de aynı ısı değerlerinin yer aldığını ve ürünlerin Pekin'e sağlam olarak teslim edilmesi karşısında, dava konusu ürünlerin bozulmasındaki esas nedenin sıcaklık değerleri olmayıp, bu sıcaklık değerinin aktarma süreci dahil korunmaması olduğunu, bu nedenle taşıma süresince emtianın kaç derecede taşındığına ilişkin bilgilerin getirtilerek değerlendirilmesi gerektiğini, başka bir seferle taşınan ürünlerin bozulmayıp, bu ürünlerin bozulmasının da taşıma sırasındaki sıcaklık değerinin uygun tutulmadığını gösterdiğini, Emtianın taşıma öncesi soğuk şoklama ve diğer standartlara uygun olarak hazırlandığı, kirazların varış yerine ulaştırılması için direk uçuş ayarlanmasının istendiğini, davalı yetkilisi ile yapılan WhatsApp görüşmelerinde de direkt uçuş konusunda uyarılar yapıldığını, aktarma bulunmadığının taahhüt edildiğini, ancak uçuşun direkt şekilde yapılmadığını, davalı ile fiili taşıyan arasında yapılan yazışmalarda da aktarmalı uçuş yapıldığının anlaşıldığını, aktarma olmasa dahi davalı veya ... tarafından özel bozulabilir kargo niteliğinde olan kirazların Bişkek'te beklenilen süreçte soğuk zincir kırılmadan, soğutma yapılarak (+2-+8 dahi olsa ) muhafaza edildiğine dair herhangi bir belge sunulmadığını, gecikme nedeniyle bir zarar oluşması halinde gecikmenin süresinin bir öneminin bulunmadığını, bilirkişilik hukukunun temel ilkelerine aykırı rapor düzenlendiğini, müvekkilinin ilk kez kiraz ihracatı yaptığının belirtilmesine karşın bu sonuca nasıl ulaşıldığının anlaşılamadığını, müavekkilinin uzun yıllardır kiraz meyvesinin depolanması ve ticareti ile uğraştığını, sürekli ihracat yaptığını, bu nedenle 21.01.2019 tarihinde sunulan dilekçe ile bildirilen ...'nin uçuşa dair tüm belgelerinin istenilerek taşıma süresinin ve şartlarının belirlenerek karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>Dava, taşıma sözleşmesinin ifası sırasında emtianın zayi olması nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemiyle açılmış bir maddi tazminat davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut olayda uluslararası hava yolu ile kargo taşıması işlemi gerçekleştirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti 2011 yılında Montreal Konvansiyonu'na taraf olarak Konvansiyon'un 1/1. maddesi uyarınca uluslararası kargo taşımalarında konvansiyonun uygulama alanı bulacağını kabul etmiştir.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu 04.11.1999 tarihinde yürürlüğe girmiş, Türkiye 26.03.2011 tarihi itibariyle Konvansiyon'a taraf olduğundan uyuşmazlığın çözümünde Montreal Konvansiyonu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Montreal Konvansiyonu'nın 18. maddesi uyarınca, hava yolu taşımasını yapan davalı, hasarın hava yolu taşıması sırasında meydana gelmesi hâlinde sorumlu olacaktır.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu 22/3. maddesinde ise "Kargo taşımacılığında, kontrol edilmiş kargonun, taşıyıcının sorumluluğuna verildiği anda, gönderen kargonun ulaşacağı yerde teslimi ile ilgili özel bir fayda beyanında bulunmadığı ve durumun gerektirmesi halinde ilave bir ödeme yapmadığı müddetçe, taşıyıcın kargonun tahrip olması, kaybolması yada kargoya hasar gelmesi her kilogram için sorumluluğu 17 Özel Çekme Hakkı ile sınırlıdır." denilerek, taşıyıcının sorumluluğu ve sorumluluk sınırları düzenlenmiştir. Taşıyıcının Konvansiyon kapsamındaki sorumluluğu kural olarak sınırlı sorumluluktur.</p>

<p>Taşıma hukuku açısından zıya, taşıyıcının kendisine verilen eşyayı (bagaj ya da yükü) hak sahibine teslim etmek iktidarından yoksun bulunmasıdır.</p>

<p>Bu yoksunluk hukuki veya fiili bir sebepten kaynaklanabilir. Örneğin eşyanın yandığı, kaybolduğu, çalındığı, yetkili makamlarca alıkonulduğu, yanlışlıkla hak sahibinden başka bir kişiye teslim edilmiş olup da geri alınmasının mümkün olmadığı hallerde zıya mevcuttur (Hüseyin ÜLGEN, Hava Taşıma Sözleşmesi, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara 1987, s.179). Yani yerine ulaşmayan ve davalı tarafından varış yerine aktarılamayan malın tam zayi olduğu kabul edilmektedir. Eşyanın hasara uğraması ise eşyanın maddesel anlamda değerini azaltabilecek kötüleşme şeklinde tanımlamıştır ( ÜLGEN, a.g.e., s.181). Zıya hâlinde hasar ihbarına gerek bulunmamaktadır. Yargıtay uygulamasında yükün kaybolması durumuna ilişkin olarak ihbar şartının aranmayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 11 HD'nin 2019/3125 E- 2020/2079 K sayılı, 26.02.2020 tarihli ilamı).</p>

<p>Montreal Konvansiyonu'nın 18. maddesi uyarınca, hava yolu taşımasını yapan davalı, hasarın hava yolu taşıması sırasında meydana gelmesi hâlinde sorumlu olacaktır. Yine Konvansiyon'un 31. maddesindeki düzenleme uyarınca, hasarın, teslimden itibaren 14 günlük sürede taşıyıcıya ihbarı gerekmektedir. Aksi halde gönderilene, taşınan emtianın eksiksiz ve hasarsız teslim edildiği karine olarak kabul edilir.</p>

<p>Bu düzenleme karşısında, ihbar sürelerine uyulmaması hâlinde, yalnızca taşıyıcı leyhine bir karine söz konusu olmayıp, taşıyıcının sorumluluğu da sona ermektedir (Hüseyin Ülgen, Havva Taşıma Sözleşmesi, İstanbul 1987, s. 211; Tuba Birinci Uzun, Uluslararası Hava Taşımalarında Taşıyıcının Sorumluluğu, 2012, s.134-135). Ancak taşıyıcının herhangi bir suretle hasarı öğrenmesi hâlinde ihbarın süresinde yapılmadığını ileri sürmesi TMK'nın 2. maddesi uyarınca iyiniyet kurallarıyla bağdaşmayacağından bu durumda hasar nedeniyle ihbar şartı aranmamalıdır.</p>

<p>Dosyadaki belgelerden emtianın zayi olduğu ve hasarın ihbarına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, hasarın taşıma sırasında ve taşıyıcıdan kaynaklı bir nedenle meydana gelip gelmediğine ilişkindir. Konvansiyonun 18/2.maddesindeki düzenlemeye göre, "Bununla beraber, taşıyıcı, sadece aşağıdaki hallerden birinin veya birkaçının, yünü, tahrip, kayıp ve hasarına neden olduğunu ispat ederse, sorumlu olmayacaktır: Yükün tabiatından veya ayıbından, taşıyıcı veya onun adamları dışındaki bir şahıs tarafından yükün hatalı paketlenmesinden; bir savaş hali veya bir silahlı çatışma halinden; yükün giriş, çıkış ve transit geçişi ile ilgili kamu otoritesinin tamamlanmış bir fiilinden" kaynaklanan zararlardan taşımacı sorumlu tutulmayacaktır. Taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinde davacı tarafından, emtianın hangi süreler içerisinde taşınacağını ve niteliği gereği özel bir ısıda taşınması gereken emtianın, taşınma şartlarına ilişkin bir şart kararlaştırılmamıştır.</p>

<p>Başka bir anlatımla gönderenin, taşımaya konu emtia için özel bir fayda beyanında bulunduğu ve gerektiğinde ek ücret ödediği hâllerde, taşıyanın gerçek zarardan sorumlu olacaktır. Taraflar arasında belirtilen şekilde bir sözleşme bulunmadığından, taşımacının taşıma konusu emtianın taşınması konusunda basiretli bir taşımacının gösterdiği olağan özeni gösterip göstermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. İlk derece mahkemesince çözümün teknik bilgiyi gerektiren konuda bilirkişi kurulu oluşturulmuş ve rapor alınmıştır.</p>

<p>İstinaf başvurusunun aksine bilirkişi raporunun ikinci sayfasının b bendinde dava konusu ürünün hangi şartlar altında taşınması gerektiği teknik olarak incelenmiştir. Ancak emtianın taşınması gerektiği şartlarda taşınması için davacının bir talepte bulunmadığı da tespit edilmiştir. Dosyadaki taşıma senetlerine göre emtianın 2 ile 8 derece arasında taşınması için tarafların anlaştığı ancak dava konusu ürünün 0 ile +/-2 derece arasında taşınması gerektiği ve bu şarta uyulmaması ürününün bozulmasının başlıca sebebi olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda başkaca bir araştırmaya gerek bulunmadan, ürünün gönderenin talimatı nedeniyle hasara uğradığı kabul edilir. Her ne kadar hava yük senedinin taşımacı tarafından düzenlendiği ve davacının ısıya ilişkin bir talimatının bulunmadığı belirtilmiş ise de esasen gönderenin ısıya ilişkin farklı bir talebinin bulunmadığı, senetteki +2 +8 derecede taşımaya ilişkin belgenin davacıya verildiği ve bu nedenle gönderenin emtianın taşınma ısısı hakkında talimat sahibi veya en azından bilgi sahibi olduğu kabul edilmelidir. Yük senedindeki ısının başlı başına hasara neden olması karşısında, artık taşımaya ilişkin kayıtların getirtilerek emtianın hangi şartlarda taşındığının belirlenmesine gerek duyulmamaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinde yazılı şekilde bir taşıma sözleşmesi öngörülmediği gibi, emtianın başka bir nakil vasıtasına aktarılmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki tespitlere göre emtiayı taşıyan uçağın doğrudan varış noktasına gitmeyerek bir buçuk saat Bişkek havaalanında beklemesinin emtianın hasarlanmasına bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının iddiasının aksine, emtiadaki bozulmanın davacının talimatı ve bilgisi dahilinde, +2/8 derece arasında taşınmasından kaynaklandığı, hükme esas alınan rapora bu hususun denetime elverişli şekilde belirlendiği, hasar şeklinin kesin olarak belirlenmesine rağmen başkaca bir araştırma yapmanın yargılamaya katacağı herhangi bir olumlu katkı olmayacağı bu nedenle davacının 21.01.2019 tarihli delil listesinde talep ettiği sefer bilgilerini talep edilmesinin sonuca etkisinin bulunmadığı, taşımacının özel bir taşıma süresini taahhüt etmediği, bu nedenle uçağın aktarma havaalanında bir buçuk saat beklemesinin hasara bir etkisinin olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 28.01.2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="25930"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/3125 E., 2020/2079 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/02/2020 tarihli, 2019/3125 E., 2020/2079 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/3125 E., 2020/2079 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 02/04/2018 tarih ve 2015/341 E- 2018/325 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 11/04/2019 tarih ve 2018/1029 E- 2019/552 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili; müvekkilince Türkiye'den Karaçi/Pakistan'a yapılacak taşıma için davalı şirkete konişmento talimatı gönderdiğini, ancak davalının konişmentoyu düzenlerken davacının talimatına aykırı olarak varış yerini Dhaka/Bangladeş olarak belirttiğini, bunun sonucunda da ürünlerin yanlış adres olan Dhaka/Bangladeş'e sevk edildiğini, yapılan taşımanın konşimento talimatında belirtilen sevk adresi olan Karachi/Pakistan'a yapılamaması nedeniyle taşıma konusu ürünlerin zayi olduğunu , zararın tazmini amacıyla davalı şirkete gönderilen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını ileri sürerek 118.095,925 TL maddi zararın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili; Montreal Konvansiyonu'nun 31/2. maddesinde öngörülen 21 günlük süre içinde taşıyıcıya ihbarda bulunulmadığını, hak düşürücü sürelerde ihbarda bulunulmamış ise davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin davacının uğramış olduğunu iddia ettiği zararlardan hiç bir şekilde sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında bir kısım tekstil ürünün Türkiye'den Pakistan'a taşınması için anlaşma olduğu, malın Pakistan/Karachi yerine Bangladeş/Dhaka'ya taşındığı, yükleme senedinin davalı yanca hazırlanarak açıkça alıcı adresinin Karachi olarak gösterilmesi karşısında artık davacı sorumluluğundan söz edilemeyeceği, airwaybill evrakında varış havalimanının Dhaka Bangladeş olarak gösterilmesinden davalının sorumlu olacağı, Monreal Konvansiyonun 18.maddesine göre yanlış yere gönderilen emtiadan taşıyanın kusurlu olduğu, yerine ulaşmayan ve davalı tarafından varış yerine aktarılmayan malın tam zayi kabul edileceği, tam zayi durumunda davanın iki yıllık hak düşürücü süreye tabi olacağı, taşıma masraflarının dava konusu ulaşmayan mal için yapıldığının davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, taşıma bedeli olarak ıslah ile talep olunan 4.882,15 TL yönünden talebin reddine, fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere 22.040 SDR tutarının (hüküm tarihindeki karşılığı 126.672,69 liradan harçlandırılan 118.095,92 lirasının) dava tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi'nce; uyuşmazlığa 26.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren Montreal Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan sözleşmenin 31. maddesinde ihbar yükümlülüğünün eşyanın hasara uğraması haline özgü olarak düzenlendiğinden, taşıma konusu eşyanın ziyaı durumunda sorumluluğun doğumu için ihbar şartı aranmayacağı, davacının yükleme talimatını davalının e-maili üzerine gönderdiği, airwaybill/hava yük senedinde alıcı adresinin Karachi/Pakistan olmakla birlikte havalimanı varış yerinin Dhkaka olarak düzenlendiği, gümrük çıkış beyannamesinde de alıcı adresinin Karachi olarak belirtilip gümrük işlemlerinin yapıldığı, taraf personelleri arasında 15.10.2014 tarihinde başlayan Dhaka'ya yapılacak taşımaya ilişkin e-mail yazışmalarından sonra 17.10.2014 tarihinde davacı yanca davalıya gönderilen konşimento talimatında emtianın Dhaka/Bangladeş'e gönderileceğine dair talimat bulunmadığı, aksine alıcı firma adresi olarak Karaçi/ Pakistan'ın bildirildiği, taşıyıcının hava yolu taşımasını yanlış yere yapmasından ötürü sorumlu olduğu, Montreal Konvansiyonu'nun 22/3 ve 24/1. maddeleri gereğince, taşıyıcının sorumluluğunun taşınan malın brüt ağırlığının kilogramı başına 19 SDR ile çarpımından elde edilecek meblağ ile sınırlı olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, tazminat talebinin kısmen kabulü ile 13.680 SDR nin hüküm tarihi olan 02.04.2018 tarihindeki TL karşılığı esas alınarak belirlenen 78.799,54 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Yasa'nın 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine, taşıma bedeli olarak ıslah ile talep olunan 4.882,15 TL yönünden talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4.028,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 26/02/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="11075"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/7522 E., 2018/2791 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17/04/2018 tarihli, 2016/7522 E., 2018/2791 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/7522 E., 2018/2791 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada ... 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/11/2014 gün ve 2014/361-2014/377 sayılı kararı bozan Daire’nin 08/02/2016 gün ve 2016/29-2016/1140 sayılı kararı aleyhinde davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkili şirketin silah ihracatçılığı yapmakta olduğunu, 31.08.2010 tarihinde...'da mukim olan dava dışı... Ltd. Şirketine 176 adet ateşli ve havalı olmak üzere çeşitli silah satımı gerçekleştirildiğini, emtiaların Kanada'daki alıcısı firmaya gönderimi ve nakliyesi için davalı ...Nak. ve Tic. A.Ş. ile anlaşıldığını, gönderilen konşimento talimatında emtianın, demonte av tüfeği ve ... Havalimanı'na uçak taşımasıyla gönderileceğinin bildirildiğini, davalının 1.184 EURO navlun ücreti faturası düzenlediğini ve faturada da emtianın varış yeri olarak ...'nun gösterildiğini, davalı tarafından ... Havalimanı'ndan ...'ya götürüleceği, müvekkilinin davalılara Ticari Silah İhracat Lisansı ile teslim edildiğine dair bilgilerin yer aldığı, kargoların Newyork'a gönderileceği, buradan karayolu ile Kanada'ya taşınacağının bildirilmediği, kargoların 31 Ağustos 2010 tarihinde çıkmış ve doğrudan varma yeri olan ...'ya götürülmesi yerine Amerika'ya sokulmaya çalışıldığını ve ...'ya götürülmek üzere tıra yüklendiğini, tırlar için gerekli izin alınmadığından Amerika Gümrük Makamları tarafından taşıyıcının silah taşıma ruhsatı olmaması nedeniyle emtiaların müsadere altına alındığını ileri sürerek, 27.130,00 ... Dolarının müsadere tarihinden itibaren işlemek kaydıyla devlet bankalarının USD cinsi dövize uyguladığı en yüksek mevduat faiziyle ve 1.184 EURO navlun ücretinin ödeme tarihinden itibaren devlet bankalarının Euro cinsi dövize uyguladığı en yüksek mevduat faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekilleri, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davacı vekili ve davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 08/02/2016 tarihli ilamında belirtilen gerekçelerle davacı yararına bozulmuştur.</p>

<p>Davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>1-Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı ...Nakliyat ve Ticaret A.Ş. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen sair karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.</p>

<p>2-Dava, hava taşıması sırasında meydana gelen zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, Varşova Konvansiyonu 22. maddesi uyarınca, davalı taşıyıcı ...Nakliyat ve Ticaret A....nin sınırlı sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı vekili ve davalı ...Nakliyat ve Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz istemi üzerine Dairemizce, Varşova Konvansiyonunun 22/5 maddesine göre, taşıyıcının kaybın muhtemelen oluşacağını bilerek dikkatsizce yaptığı bir fiil veya ihmal neticesinde oluşması halinde sınırlı sorumluluk uygulanmayacağı gerekçesiyle davacı yararına bozulmuştur.</p>

<p>Ancak, somut olayda uygulanması gereken Varşova Konvansiyonu'na göre sınırsız sorumluluğun söz konusu olabilmesi için, zararın yolcu ve bagaj taşımasından doğmuş olması gerekir.</p>

<p>Varşova Konvansiyonu, 4 sayılı Montreal Protokolü ile yapılan değişiklikten sonra yük taşımalarında 25. maddesindeki koşullarda dahi taşıyıcının sorumluluğunun sınırsız olması mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başka bir deyişle, yük taşımalarında, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kastıyla hareket veya ihmal sonucunda zarar doğmuş olsa bile taşıyıcının sorumluluğu sınırlı olup, somut olayda sorumluluk sınırını ortadan kaldıran bir anlaşmanın varlığının da ileri sürülmemiş olmasına göre, Varşova Konvansiyonu’nun 1975 tarihli 4 sayılı Montreal Protokolü ile değişik 22. maddesi uyarınca taşıyıcının sorumluluğunun kg başına 17 özel çekme hakkı ile sınırlı olması nedeniyle mahkemece sınırlı sorumluluk ilkesine göre zarar miktarının tespiti doğru olup, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerektiğinden, davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 08/02/2016 tarih, 2016/29 E., 2016/1140 K. sayılı bozma ilamının kaldırılarak, hükmün onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 08/02/2016 tarih, 2016/29 E., 2016/1140 K. sayılı bozma ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davalı ...Nakliyat ve Tic. A....ye iadesine, peşin harcın onama harcından mahsubu ile bakiye 8,2 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 17/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4a.jpg" type="image/jpeg" length="75899"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ULUSLARARASI HAVAYOLU TAŞIMACILIĞINDA BAGAJ VEYA YÜK ZIYAI VE HASARI KAPSAMINDA TAŞIYICININ SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-havayolu-tasimaciliginda-bagaj-veya-yuk-ziyai-ve-hasari-kapsaminda-tasiyicinin-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-havayolu-tasimaciliginda-bagaj-veya-yuk-ziyai-ve-hasari-kapsaminda-tasiyicinin-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zaman faktörünün giderek önem kazanması ve ulaşım maliyetlerinin geçmişe kıyasla çok daha erişilebilir seviyelere inmesi, havayolu taşımacılığını modern çağın en çok tercih edilen seyahat yöntemi hâline getirmiştir. En temel ifadeyle yolcu veya eşyanın bir ücret karşılığında havayolu ile taşınmasını konu edinen bu taşıma sözleşmelerinin yoğunlaşması, doğabilecek hukuki ihtilaflara uygulanacak kuralların belirli bir sistematik dâhilinde yeknesaklaştırılmasını zorunlu kılmıştır. Taşıyıcının zıya veya hasar nedeniyle doğan akdi sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle somut olayın niteliğine göre taşıma sözleşmesine uygulanacak hukukun tespit edilmesi gerekmektedir. Bu noktada taşımanın, hareket ve varış yerleri dikkate alınarak "<i>iç taşıma</i>" veya "<i>uluslararası taşıma</i>" olarak nitelendirilmesi tayin edici bir role sahiptir.</p>

<p>Hareket ve varış yerinin aynı ülke sınırları içerisinde olduğu iç taşımalarda, uyuşmazlıklara öncelikle Türk Sivil Havacılık Kanunu (TSHK) hükümlerine müracaat edilecektir. TSHK'da hüküm bulunmayan hâllerde ise Kanun'un 106. maddesi yollamasıyla ülkemizin taraf olduğu uluslararası konvansiyonlara başvurulacak; buralarda da bir çözüm bulunamaması durumunda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleri devreye girecektir. Buna karşılık; hareket ve varış yerinin farklı ülkelerde bulunduğu yahut her ikisi de aynı ülkede olmakla birlikte başka bir egemen devlette duraklama noktasının kararlaştırıldığı uluslararası taşımalarda ise doğrudan Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler uygulama alanı bulacaktır. Bu bağlamda, uluslararası havayolu taşımacılığının hukuki altyapısını oluşturan temel metinler; ülkemizin 1977 yılında dâhil olduğu 1929 tarihli Varşova Konvansiyonu ile bu sözleşme sistemini günümüz şartlarına entegre etmek amacıyla hazırlanan ve ülkemizde 2011 yılında yürürlüğe giren ve Varşova Konvansiyonu’nun yerini alan 1999 tarihli Montreal Konvansiyonu'dur. Nitekim, mevcut uluslararası hava taşıma sisteminde taşıyıcının sorumluluğuna ilişkin hukuki çerçeve, Varşova ve Montreal Konvansiyonlarının birlikte uygulanmasıyla çizilmektedir. Bu noktada ifade etmek gerekir ki, uluslararası havayolu taşımacılığında bir uyuşmazlık ortaya çıktığında eğer karşı devlet Montreal Konvansiyonu’na taraf değil de yalnızca Varşova Konvansiyonu’na tarafsa bu durumda her iki ülke için de Varşova Konvansiyonu hükümlerinin uygulanması gündeme gelecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Montreal Konvansiyonu’nun iç hukukumuzda yürürlük kazanmasından evvelki dönemde, Türk Sivil Havacılık Kanunu’nda (TSHK) somut uyuşmazlığa dair yasal bir düzenlemenin bulunmaması hâlinde; 1929 tarihli Varşova Sözleşmesi'nin, 1955 Lahey Protokolü ve 4 No.lu Montreal Protokolü ile tadil edilmiş versiyonunun doğrudan tatbik edileceği hususu hukuken tartışmasızdır. Bu itibarla, Anayasa mad.90/5 atfıyla, uluslararası taşımalarda ise doğrudan Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların uygulanması gerekecek, uyuşmazlığın uluslararası hava taşıma sözleşmesinden kaynaklandığı nazara alınacak, davacının tazmin talebi, davalıların sorumluluğu, zamanaşımı ve tazminat hesabı gibi tüm uyuşmazlık konusu hususlarının Konvansiyon hükümleri dikkate alınarak çözümlenmesi gerekecektir. Günümüz hukuki ihtilaflarında uygulanacak uluslararası anlaşmanın tespiti, taşımanın hareket ve varış yeri devletlerinin ilgili sözleşmelere taraf olma statülerine göre belirlenmekte olup; somut olayın özelliklerine göre ya 4 No.lu Protokol ile değişik Varşova Konvansiyonu ya da 1999 tarihli Montreal Konvansiyonu hükümleri uygulama alanı bulmaktadır.</p>

<p><strong>aa. Varşova Konvansiyonu ve Protokolleri</strong></p>

<p>1929’da yılında Varşova’da II.Uluslararası Hava Hususi Hukuku Konferansı’nda kabul edilen Varşova Konvansiyonu uluslararası hava taşımacılığına yönelik hazırlanan ilk düzenlemedir. Türkiye bu Konvansiyon’a 1977 yılında taraf olmuştur. Bu konvansiyon hükümleri ile havayolu ile yolcu, bagaj ve yük taşımaya yönelik konularla birlikte taşıma belgelerinin düzenlenmesi ve taşıyıcının taşıma sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğu konuları ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>1929 tarihli Varşova Konvansiyonu, sivil havacılık sektörünün hızla gelişmesiyle birlikte zaman içerisinde ortaya çıkan yeni hukuki gereksinimleri karşılamada yetersiz kalmıştır. Uluslararası hava taşıma hukukunda meydana gelen uyuşmazlıklara ilişkin yeknesaklığı yeniden tesis etmek ve mevcut eksiklikleri gidermek gayesiyle, 28 Eylül 1955 tarihinde ‘‘<i>12 Ekim 1929'da Varşova'da İmzalanan Havayolu ile Milletlerarası Taşımalara İlişkin Bazı Kuralların Birleştirilmesi Hakkındaki Anlaşmayı Tadil Eden Protokol (Lahey Protokolü)’’ </i> imza altına alınmıştır. Doktrinde ve uygulamada, bu protokolle birlikte tadil edilen hukuki metin "<i>Varşova-Lahey Konvansiyonu</i>" olarak anılmaktadır.</p>

<p>Bu Protokol ile uluslararası taşıma kavramı daha geniş ve açık bir şekilde tanımlanmış yolcu bileti ve bagaj senedi ile ilgili ifadeler daha sade ifade edilerek bu belgelerin bir ispat aracı olduğu hükmü getirilmiş, hava yük senedinde olması gereken kayıtlar daha da azaltılarak düzenlenmiş, taşıyıcının sorumluluğu ile ilgili düzenlemeler aynı kalmış eklenen 25/A maddesi ile taşıyıcının personeline de tıpkı taşıyıcı gibi sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkı verilmiştir. Ayrıca Varşova Konvansiyonu madde 22'de belirtilen yolcu taşımalarına ilişkin sorumluluk sınırı yükseltilmiş, madde 20/2'de yer alan taşıyıcıya tanınan kurtuluş kanıtı getirme imkanı iptal edilmiştir.</p>

<p>ICAO Hukuk Komitesi'nin öncülüğünde 1971 yılında akdedilen Guatemala City Protokolü'nün ardından, sistemdeki eksiklikleri gidermek ve mevcut rejimde karşılaşılan sorunları bertaraf etmek amacıyla kapsamlı bir revizyon sürecine girilmiştir. Yürütülen bu hukuki çalışmaların neticesinde hazırlanan düzenlemeler, 3-25 Eylül 1975 tarihleri arasında gerçekleştirilen Montreal Hava Hususi Hukuku Konferansı'na sunulmuş ve konferansın sonunda dört ayrı ek protokol taraf devletlerce imza altına alınarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu protokoller şunlardır: 1 No.lu Montreal Ek Protokolü ile 1929 Varşova Konvansiyonu, 2 No.lu Montreal Ek Protokolü ile Varşova/Lahey Konvansiyonu, 3 No.lu Montreal Ek Protokolü ile 1971 Guatemala City Protokolü ve Varşova/Lahey Konvansiyonu, 4 No.lu Montreal Ek Protokolü ile de Varşova/Lahey Konvansiyonu hükümlerinde esaslı maddi değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p>Yapılan bu köklü değişikliklerin en belirgin yansıması sorumluluk limitlerinin hesaplanma usulünde kendini göstermiştir. Zira Varşova/Lahey sistemi uyarınca taşıyıcının sorumluluk tavanını belirlemede ölçü alınan ve binde dokuz yüz saflıkta 65,5 miligram altına tekabül eden "Poincaré Frankı" terkedilmiş; bunun yerine Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından ihdas edilen "Özel Çekme Hakkı" (SDR - Special Drawing Right) kabul edilmiştir. Havayolu taşımacılığından doğan ihtilaflarda, tazminata esas teşkil eden bu yasal sınırın belirlenmesinde SDR değerinin mahkemenin hüküm tarihindeki ulusal para birimi karşılığı esas alınmaktadır. Ancak Uluslararası Para Fonu’na üye olmayan ve kendi iç hukukları gereği SDR kullanılmayan ülkelerde sorumluluk sınırının Poincaré Frankı’na göre belirlenmesi imkanı bulunmaktadır.</p>

<p>Varşova Konvansiyonu hükümleri tahtında, konvansiyonun bir uyuşmazlıkta uygulama alanı bulabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmiş olması aranmaktadır:</p>

<p>· Taraflar arasında akdedilmiş geçerli bir taşıma sözleşmesinin mevcudiyeti,</p>

<p>· Taşıma sözleşmesindeki asli edimin mutlaka bir hava aracı ile icra edilmesi,</p>

<p>· Taşıma işleminin bir bedel mukabilinde veya (bir hava taşıma işletmesi tarafından yerine getirilmesi şartıyla) bedelsiz olarak gerçekleştirilmesi,</p>

<p>· Söz konusu taşıma faaliyetinin konvansiyonda tanımlanan "uluslararası" vasfa sahip olması,</p>

<p>· Taşıma işleminin eşyaya (kargoya) yönelik olması,</p>

<p>· Taşımanın hareket ve varış yeri devletlerinin her ikisinin de konvansiyona taraf devlet statüsünde bulunması.</p>

<p><strong>aaa. Bagaj veya Yükün Zıyaı veya Hasarı Halinde Havayolu Taşıyıcısının Sorumluluğu</strong></p>

<p>Hava yolu taşımacılığı sırasında bagaj ve yüke gelebilecek zararlar bakımından taşıyıcının sorumluluk esasları, Varşova-Lahey Konvansiyonu'nun 18. maddesinde düzenlenmiştir. Özellikle Varşova/Lahey Konvansiyonu m.18’de yer alan ‘‘… tescil ettirilmiş bagaj veya yükün…’’ düzenlemeye göre taşıyanın sorumluluğu sadece kayıtlı eşyalar bakımından değerlendirilmektedir. Bu hükümler dikkate alındığında öncelikle bagaj ve eşyanın (yükün) taşıyıcıya tescil ettirilmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla herhangi bir kaydı bulunmayan eşya veya yük konusunda Varşova/Lahey Konvansiyonu hükümlerinde belirtilen taşıyanın sorumluluğu söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte, Varşova/Lahey Konvansiyonunda yalnızca kayıtlı yük ve bagaj bakımından taşıyıcının sorumluluğu kabul edilirken 1971 tarihli Guatemala Protokolü m. 17/f. 2’de kayıtlı olmayan yük ve bagaj bakımından da taşıyıcının sorumluluğunu kabul etmiştir.</p>

<p>Taşıyıcının sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle ortada gerçekleşmiş bir zarar bulunmalıdır. Zararın meydana gelmesinde taşıyıcının kusuru aranıp aranmayacağı doktrinde tartışmalı olsa da; genel görüş, bu sorumluluğun özen borcuna dayanan ağırlaştırılmış bir kusur sorumluluğu olduğu yönündedir. Esasen doktrindeki farklı görüşlerin tümü, sorumluluğun temelini taşıyıcının bakım ve gözetim borcuna dayandırmaktadır. Sonuç itibarıyla, taşıyıcının bagaj veya yük zararlarından sorumlu tutulabilmesinin ilk şartı, sözleşmeden doğan bu bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlal edilmesidir.</p>

<p>Taşıma sözleşmesinden kaynaklanan temel yükümlülüklerden biri, taşıyıcının taşıma edimini gereği gibi yerine getirmesidir. Taşıyıcının bu bakım ve gözetim yükümlülüğü, Varşova-Lahey Konvansiyonu'nun 20. maddesinde yer alan <i>"...zararı önlemek için gerekli olan bütün önlemleri almış oldukları..."</i> şeklindeki düzenlemeyle de açıkça vurgulanmaktadır. Bu düzenleme çerçevesinde havayolu taşıyıcısı ve personellerinin bagaj veya eşya taşınmasında gerekli özeni göstermeleri beklenmektedir.</p>

<p>Taşıyıcının bagaja ilişkin bakım ve gözetim borcu, bagajın taşınmak üzere teslim alınmasıyla birlikte başlar. Teslim alma işleminin taşıyıcının kendisi veya yetkili temsilcisi tarafından gerçekleştirilmesi mümkündür. Bagajın fiilen hava aracına yüklenmesinin daha sonraki bir aşamada gerçekleşmesi, bakım ve gözetim yükümlülüğünün başlangıcını etkilemez; zira bu yükümlülük teslim alma anında doğmaktadır.</p>

<p>Söz konusu yükümlülük, bagajın varış noktasında yolcuya veya onun adına hareket eden yetkili kişiye teslim edilmesiyle sona erer. Bununla birlikte, taraflar arasında yapılan taşıma sözleşmesinde bagajın belirli bir süre muhafaza edilmesinin kararlaştırılması hâlinde, teslim işlemi henüz gerçekleşmemiş olacağından taşıyıcının bakım ve gözetim sorumluluğu da teslim anına kadar devam eder.</p>

<p>Ülkeler arası havayolu taşımacılığında taşınan bagaj veya yükler ile ilgili gümrük usullerinin dikkate alınması gerekmektedir. Gümrük idaresi tarafından bagaj veya yükün teslimine izin verilmesi ya da eksik olan prosedürlerin yerine getirilmesi amacıyla depolanması söz konusu olabilmektedir. Böylesi bir durumda bagaj veya yükün gümrük idaresine teslim edilmesi yükün alıcıya teslim edilmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p>Taşıyıcının yük ve bagaj taşımalarından doğan sorumluluğuna gidilebilmesi için, zararın bakım ve gözetim borcuna aykırılık neticesinde gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlgili düzenlemeler çerçevesinde, söz konusu taşıma zararları bagaj veya eşyanın "zıyaı" yahut "hasara uğraması" olmak üzere iki temel şekilde ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Bagajın veya yükün zıyaı; taşıyıcının kendisine teslim olunan eşyanın, fiili veya hukuki bir imkânsızlık nedeniyle hak sahibine teslim etmemesi veya edememesi halidir. Söz konusu fiilî ve hukuki durumlara; eşyanın çalınması, resmî makamlarca el konulması yahut hak sahibi olmayan üçüncü kişilere teslim edilmesi gibi hâller örnek gösterilebilir.</p>

<p>Eşyanın geçici olarak teslim edilememesi söz konusu olduğunda ziyadan bahsedilemez. Örneğin; gümrük kontrolünün uzun sürmesi nedeniyle eşyanın teslim edilememesi halinde el konulmadığı sürece eşyanın zayi olduğu söylenemez.</p>

<p>Hasar ise eşyanın niteliği ile ilgili bir kavram olup, taşınan eşyada meydana gelen ve onun değerinin düşmesine sebep olan her türlü maddi kötüleşmedir. Eşyanın sıvı temasına maruz kalması sonucunda muhteviyatındaki elektronik cihazların fonksiyonlarını belli ölçüde yitirmesi olağan bir kısmi hasar örneğidir. Bununla birlikte, fiziken kısmi hasar doğmuş gibi görünse de, eşyanın zarar görmeyen kısmının ekonomik (iktisadi) değerini tamamen kaybetmesi hâlinde hukuken artık "tam hasar" mevcudiyeti kabul edilir. Sözgelimi, özgün bir yağlı boya tablonun fiziken yalnızca belirli bir köşesi zedelenmiş olsa dahi, eser sanatsal ve ticari değerini bütünüyle yitireceğinden bu durum tam hasar kapsamında değerlendirilmektedir.</p>

<p>Havayolu taşıyıcısının meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilmesi için hukuken aranan bir diğer zorunlu unsur, zarar verici fiil veya olay ile ortaya çıkan zarar arasında kurulacak illiyet bağıdır.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu hükümleri gereğince taşıyıcının sorumluluğu esas itibarıyla sınırlı sorumluluk esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk türü sadece belirli durumlara münhasır olup; yolcunun ölümü veya bedensel zarara uğraması, eşya ve bagajın hasar görmesi ile taşıma sırasındaki gecikmelerde geçerlidir. İfade edilen bu ihtimallerin dışında kalan uyuşmazlıklarda taşıyıcının sınırlı sorumluluk kuralından faydalanması hukuken mümkün değildir.</p>

<p>Nitekim yolcu ya da gönderen tarafından başka bir değer beyan edilmediği ve gerektiğinde ek bir ödemede bulunulmadığı taktirde kayıtlı bagaj veya yükün zayi olması veya hasara maruz kalması halinde taşıyıcının sorumluluğu Varşova-Lahey Konvansiyonunu tadil eden 4 No’lu Montreal Protokolü hükümlerine göre kg başına 17 Özel Çekme Hakkı (SDR) olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Kayıtlı bagajın veya yükün bir kısmının yahut muhteviyatındaki herhangi bir eşyanın zıyaı veya hasarı hâlinde; taşıyıcının sınırlı sorumluluk tavanının hesaplanmasında, doğrudan zarara uğrayan o kısmın ağırlığı esas alınmaktadır.</p>

<p>Varşova-Lahey Konvansiyonu uyarınca taşıyıcının sorumluluğu kural olarak belirli limitlerle sınırlandırılmış olsa da, istisnai bazı hâllerde taşıyıcı bu sınırlama hakkından mahrum kalmaktadır. Sınırsız sorumluluk olarak adlandırılan bu durumlarda taşıyıcı, konvansiyonel üst limitlere dayanamaz ve meydana gelen gerçek zararın tamamını tazmin etmekle yükümlü olur.</p>

<p>1929 tarihli Varşova Konvansiyonu m.25 gereğince zararın yolcu ve bagaj taşımalarından doğması ve taşıyıcının veya onun yardımcı kişilerinin kastı ya da kasta eşdeğer nitelikteki ağır kusurlu davranışları sonucunda meydana gelmesi hâlinde, sınırlı sorumluluk ilkesinin uygulanmayacağı ve havayolu taşıyıcısının sınırsız sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Ne var ki, Varşova-Lahey Konvansiyonu'nun 25. ve 25/A maddeleri, 1975 tarihli 4 No.lu Montreal Protokolü ile yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre; zararın taşıyıcı veya adamları tarafından kasten yahut tedbirsizce eylemlerle meydana getirilmesi hâlinde, 22. maddede öngörülen sınırlı sorumluluk ilkesinden faydalanma hakkının yitirilmesi yalnızca yolcu ve bagaj taşımaları için geçerlidir.</p>

<p><strong><i>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Tarih 11.02.2010, Esas 2008/7228, Karar 2010/1539 Sayılı kararı</a>nda;</i></strong></p>

<p>‘‘<i>Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal Protokolü ile değişik 25.maddesi hükmüne göre, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kasdıyla veya pervasızca hareketleri veya ihmal sonucu zarar meydana gelirse, 22.maddedeki sorumluluk sınırlaması uygulanmayacaktır. Davacı vekili, Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminalinde görevli 5 personelin hırsızlık olayları nedeniyle gözaltına alındığı haberini içeren haber sayfalarını, kanıtlarını sunduğu dilekçe ekinde dosyaya ibraz etmiştir. Dava konusu olayda da, davalı ... şirketi tarafından gerçekleştirilen taşıma sonrasında davacıya ait bagajın kaybolduğu tartışmasız olup, mahkemece Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal protokolü ile değişik 25.maddesi gereğince davalının sorumluluk sınırlamasına dair 22.madde hükmünden yararlanıp yararlanamayacağının tartışılması gerekirken, bu konuda bir değerlendirme yapılmadan, sınırlı sorumluluk hükümlerine göre maddi tazminata hükmedilmesi doğru değildir.</i>’’demekle taşıyıcının veya adamlarının ağır kusur veya kastı halinde sınırsız olarak sorumlu tutulmaları gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Yük taşımalarında meydana gelen zıya ve hasar durumlarında ise, zarara sebep olan kusurun ağırlığına bakılmaksızın taşıyıcı ve personelinin her zaman sınırlı sorumluluktan yararlanacağı kurala bağlanmıştır. <strong>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Tarih 17.04.2018, Esas 2016/7522, Karar 2018/2791 Sayılı kararı</a>nda;</strong></p>

<p>‘‘<i>Ancak, somut olayda uygulanması gereken Varşova Konvansiyonu'na göre sınırsız sorumluluğun söz konusu olabilmesi için, zararın yolcu ve bagaj taşımasından doğmuş olması gerekir.Varşova Konvansiyonu, 4 sayılı Montreal Protokolü ile yapılan değişiklikten sonra yük taşımalarında 25. maddesindeki koşullarda dahi taşıyıcının sorumluluğunun sınırsız olması mümkün değildir.Başka bir deyişle, yük taşımalarında, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kastıyla hareket veya ihmal sonucunda zarar doğmuş olsa bile taşıyıcının sorumluluğu sınırlı olup, somut olayda sorumluluk sınırını ortadan kaldıran bir anlaşmanın varlığının da ileri sürülmemiş olmasına göre, Varşova Konvansiyonu’nun 1975 tarihli 4 sayılı Montreal</i> <i>Protokolü ile değişik 22. maddesi uyarınca taşıyıcının sorumluluğunun kg başına 17 özel çekme hakkı ile sınırlı olması nedeniyle mahkemece sınırlı sorumluluk ilkesine göre zarar miktarının tespiti doğru olup, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerektiğinden, davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 08/02/2016 tarih, 2016/29 E., 2016/1140 K. sayılı bozma ilamının kaldırılarak, hükmün onanmasına karar verilmiştir.’’ </i>demekle hava yolu taşıyıcısının ya da adamlarının zarar verme kastı ya da ihmali sonucunda olsa dahi sorumluluğunun sınırlı olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu m. 26 uyarınca; bagaj veya yükte meydana gelen hasarlardan dolayı taşıyıcının sorumlu tutulabilmesi için, zararın teslim almaya yetkili şahıs tarafından taşıyıcıya usulüne uygun şekilde bildirilmesi (ihbar edilmesi) şarttır. Teslimat esnasında açıkça fark edilebilen hasarların gecikmeksizin taşıyıcıya bildirilmesi zorunludur. Ancak teslim anında olağan bir gözlemle anlaşılamayan ve sonradan ortaya çıkan gizli hasarlar söz konusu olduğunda ihbar süresi; bagaj taşımalarında 7 gün, yük (kargo) taşımalarında ise 14 gün olarak belirlenmiştir. Geçerlilik koşulu olan ve yazılı şekilde yapılması zorunlu olan hasar ihbarının, belirtilen hak düşürücü süreler zarfında yerine getirilmemesi kural olarak hava yolu taşıyıcısının sorumluluğunu ortadan kaldırır. Bu sürelerin aşılmasına rağmen taşıyıcıya karşı dava yoluna gidilebilmesinin istisnası, taşıyıcının bizzat hasarı gizlemek maksadıyla hileli bir davranış içine girmiş olmasıdır.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu metninde, bagaj veya yükün bütünüyle zıyaa uğraması ihtimalinde tesellüme (teslim almaya) yetkili kişi açısından öngörülmüş herhangi bir ihbar yükümlülüğü bulunmamaktadır. Doktrinde somut olaya göre değerlendirme yapılması gerektiği ve tam zıya söz konusu olduğunda Konvansiyon hükümlerinin uygulanma imkanının olmadığı görüşü hakimdir.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’n 28/2. maddesi, yargılama usulü hususunda münferit bir düzenleme getirmeyip <i>lex fori</i> prensibine işaret etmektedir. Söz konusu atıf gereğince Türk hukukunda taşıyıcının sorumluluğundan kaynaklanan uyuşmazlıklar, her ne kadar Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girmekte ise de, Yargıtay uygulamasına göre, hava yolu ile yolcu ve yük taşıma sözleşmelerinin bu kapsamda birer tüketici işlemi olduğu ve davacının "<i>tüketici</i>" sıfatını haiz olduğu durumlarda görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğu vurgulanmaktadır.</p>

<p>Varşova Konvansiyonu ve bu konvansiyonu tadil eden protokoller (Lahey ve Montreal Protokolleri/Konvansiyonu) uyarınca, havayoluyla yapılan uluslararası taşımalarda yükün ve bagajın zıyaı veya hasarı nedeniyle açılacak tazminat davaları belirli bir süreye tabi tutulmuştur. Varşova/Lahey Konvansiyonu'nun 29. maddesi uyarınca, tazminat davası açma süresi 2 yıl olarak belirlenmiştir.</p>

<p><strong>bb. 1999 Tarihli Montreal Konvansiyonu</strong></p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’nun karışıklıklarını ve eksikliklerini belirlemek ve sorunları çözmek amacıyla ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı) 1995 yılında ICAO Hukuk Bürosu bünyesinde bir çalışma grubu kurulmuştur. Bu grubun da katkılarıyla oluşturulan sözleşme tasarısı 10-28 Mayıs 1999 tarihleri arasında Montreal’deki diplomatik konferansta sunulmuştur. Bahse konu 28 Mayıs 1999 tarihli ‘‘<i>Havayoluyla Yapılan Uluslararası Taşımalar için Bazı Kuralların Birleştirilmesi Hakkındaki Sözleşme</i>’’ 52 ülke tarafından imzalanarak ülkelerin onayına sunulmuştur. Türkiye de 1999 Tarihli Montreal Konvansiyonu’na 26 Mart 2011 tarihinde taraf olmuştur.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu'nun yürürlüğe girmesi, Varşova Konvansiyonu'nu bütünüyle ortadan kaldırmamıştır. Taşımaya hangi konvansiyonun uygulanacağı, ilgili devletlerin taraf olma statüsüne göre belirlenmektedir. Eğer kalkış ve varış noktaları Montreal Konvansiyonu’nu onaylamış devletlerin sınırları içindeyse Montreal Konvansiyonu uygulanır; ancak ülkelerden biri Montreal Konvansiyonu’na taraf olmayıp yalnızca Varşova Konvansiyonu’na taraf ise söz konusu taşıma Varşova hükümlerine tabi olmaya devam eder.</p>

<p>Varşova-Lahey Konvansiyonu'nu çağın gereksinimlerine göre güncellemeyi hedefleyen Montreal Konvansiyonu, eski sistemin temel düzenlemelerini büyük ölçüde koruyarak kendi bünyesine entegre etmiştir. Bu kapsamda yolcu taşımacılığına dair hükümler 1971 Guatemala City Protokolü’nden, yük taşımacılığı ile ilgili hükümler 1975 4 Numaralı Montreal Protokolü’nden, yolcu taşımalarına dair sorumluluk hükümleri 1955 Tarihli IATA Geçici Anlaşması’nda yer alan iki dereceli sorumluluk sisteminden alınarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu'nu önceki metinlerden ayıran değişikliklerden biri, yolcunun vefat etmesi veya yaralanması halinde taşıyıcının tabi olduğu yasal sınırlara ilişkindir. Bu doğrultuda, ölüm ve cismani zararlar için öngörülen miktar yönünden sınırlı sorumluluk kuralı bütünüyle kaldırılmıştır. MK m. 21/1-2 bağlamında havayolu taşıyıcısı hem ulusal hem de uluslararası taşımalarda, yolcunun ölümü veya yaralanmasından kaynaklanan zararlardan sınırsız sorumludur.</p>

<p>Havayolu taşımacılığı esnasında bagaj ve yükün zıyaı ve hasarı hâlinde taşıyıcının hukuki sorumluluğu, Montreal Konvansiyonu m.17/2 ve m. 18 kapsamında düzenleme altına alınmıştır.</p>

<p><strong>aaa. Bagaj veya Yükün Zıyaı veya Hasarı Halinde Havayolu Taşıyıcısının Sorumluluğu</strong></p>

<p>Montreal Konvansiyonu m.17/2 uyarınca havayolu taşıyıcısı, ‘‘<i>kontrol edilmiş bagajın</i>’’ bizzat uçak içerisinde veya kendi gözetimi altındayken zıyaa uğraması veya hasar görmesinden sorumlu tutulmaktadır. Öte yandan, Varşova Konvansiyonu’nda yer alan geleneksel "<i>tescil edilmiş bagaj</i>" terminolojisi terk edilerek yerine "<i>kontrol edilmiş bagaj</i>" ibaresi benimsenmiştir. Bu terminolojik değişikliğin, güncel teknolojik altyapıya ve modern havacılık pratiğine çok daha uygun düştüğü söylenebilir.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’nda olduğu gibi, 1999 Tarihli Montreal Konvansiyonu’nda da ilke olarak havayolu taşıyıcısının sınırlı sorumluluğu kabul edilmiştir. Montreal Konvansiyonu’na göre kontrol edilmiş bagajın ziya ve/veya hasardan doğan zarardan taşıyıcının sorumluluk sınırı güncel olarak kilo başına 1.519 SDR'dir. Montreal Konvansiyonu m.17/3 gereğince, kontrol edilmiş bagajın kaybolduğu, taşıyıcı tarafından kabul edilirse veya ulaşması gereken tarihten itibaren 21 gün içinde teslim edilmezse yolcu, bagajının zayi olduğu gerekçesiyle taşıma sözleşmesinden doğan haklarını kullanabilir.</p>

<p>Kontrol edilmiş bagajın ziyaa uğraması veya hasar görmesi ihtimalinde, taşıyıcının sorumluluktan kurtulma nedenleri açısından Montreal Konvansiyonu ile Varşova/Lahey Konvansiyonu arasında belirgin ayrılıklar mevcuttur. Varşova/Lahey Konvansiyonu sistematiğine göre bagajın zıyaı veya hasarı halinde taşıyıcının sorumluluktan kurtulabilmesi; mad.20 uyarınca kendisinin yahut personelinin zararı engellemek adına gerekli tüm önlemleri aldığını ya da bu önlemleri almasının fiilen imkânsız olduğunu ispatlamasına bağlanmıştır. Buna karşın Montreal Konvansiyonu, bagaj taşımalarına yönelik sorumsuzluk hâllerini yolcu ve yük taşımalarından tamamen bağımsız ve özgün bir şekilde kurgulamıştır. Montreal Konvansiyonu 17/2 uyarınca, taşıyıcı ancak meydana gelen zararın doğrudan doğruya bagajın kendi kusurundan, kalitesinden veya kötülüğünden kaynaklandığını ispatlayarak tazmin yükümlülüğünden kurtulabilmektedir.</p>

<p>Kontrol edilmemiş bagajlarda (el bagajı) meydana gelen zıya ve hasar durumlarında ise taşıyıcının sorumluluğu tamamen kusur esasına dayandırılmıştır. Montreal Konvansiyonu'nun ilgili hükmü Montreal Konvansiyonu m. 17/2- son cümle uyarınca; yolcunun kişisel eşyaları da dâhil olmak üzere kontrol edilmemiş bagajlarda ortaya çıkan zararlardan taşıyıcının sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu zararın bizzat taşıyıcının veya yardımcı şahıslarının (adamlarının) kusurundan kaynaklanması şarttır.</p>

<p>Yükün zıyaı ve hasarı halinde ise, Montreal Konvansiyonu'nun 18. maddesi uyarınca, hava yolu taşıyıcısı, yükün imhası, kaybolması veya hasara uğraması durumunda meydana gelen zararlardan sorumludur. Bu sorumluluğun doğması için zarara yol açan olayın "<i>hava yoluyla taşıma esnasında</i>" meydana gelmiş olması şarttır.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu’na göre yükün zıyaı veya hasarı halinde ise doğan zarardan taşıyıcının sorumluluk sınırı güncel olarak kilo başına 26 SDR’dir.</p>

<p>Ne var ki Montreal Konvansiyonu m.18/2 gereğince, taşıyıcı yükün kendine has kusuru, tabiatı veya ayıbı, taşıyıcı veya adamları dışındaki bir şahıs tarafından yapılan hatalı paketleme/ambalajlama, savaş hali veya silahlı çatışma, yükün giriş, çıkış veya transit geçişiyle ilgili kamu otoritesinin bir fiili hallerinden kaynaklandığını ispat ettiği ölçüde sorumluluktan kurtulur. <strong>Nitekim<a href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari" rel="dofollow"> İstanbul BAM 14.Hukuk Dairesi’nin E. 2021/2064, K. 2025/83, T. 28.01.2025 kararı</a>nda;</strong></p>

<p><i>‘‘Dosyadaki taşıma senetlerine göre emtianın 2 ile 8 derece arasında taşınması için tarafların anlaştığı ancak dava konusu ürünün 0 ile +/-2 derece arasında taşınması gerektiği ve bu şarta uyulmaması ürününün bozulmasının başlıca sebebi olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda başkaca bir araştırmaya gerek bulunmadan, ürünün gönderenin talimatı nedeniyle hasara uğradığı kabul edilir. Her ne kadar hava yük senedinin taşımacı tarafından düzenlendiği ve davacının ısıya ilişkin bir talimatının bulunmadığı belirtilmiş ise de esasen gönderenin ısıya ilişkin farklı bir talebinin bulunmadığı, senetteki +2 +8 derecede taşımaya ilişkin belgenin davacıya verildiği ve bu nedenle gönderenin emtianın taşınma ısısı hakkında talimat sahibi veya en azından bilgi sahibi olduğu kabul edilmelidir. Yük senedindeki ısının başlı başına hasara neden olması karşısında, artık taşımaya ilişkin kayıtların getirtilerek emtianın hangi şartlarda taşındığının belirlenmesine gerek duyulmamaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinde yazılı şekilde bir taşıma sözleşmesi öngörülmediği gibi, emtianın başka bir nakil vasıtasına aktarılmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki tespitlere göre emtiayı taşıyan uçağın doğrudan varış noktasına gitmeyerek bir buçuk saat Bişkek havaalanında beklemesinin emtianın hasarlanmasına bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının iddiasının aksine, emtiadaki bozulmanın davacının talimatı ve bilgisi dahilinde, +2/8 derece arasında taşınmasından kaynaklandığı, hükme esas alınan rapora bu hususun denetime elverişli şekilde belirlendiği, hasar şeklinin kesin olarak belirlenmesine rağmen başkaca bir araştırma yapmanın yargılamaya katacağı herhangi bir olumlu katkı olmayacağı bu nedenle davacının 21.01.2019 tarihli delil listesinde talep ettiği sefer bilgilerini talep edilmesinin sonuca etkisinin bulunmadığı, taşımacının özel bir taşıma süresini taahhüt etmediği, bu nedenle uçağın aktarma havaalanında bir buçuk saat beklemesinin hasara bir etkisinin olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.’’ </i>denmekle,<i> </i>gönderenin talimatı ile bozulan ürünlerden taşıyıcının sorumlu tutulamayacağı tespit edilerek davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. <i> </i></p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’nda da belirtildiği gibi, 1999 Tarihli Montreal Konvansiyonu mad.31’de de bagaj veya yükün hasarı halinde taşıyanın sorumlu tutulması için gerçekleşen hasarın bagaj veya yükü teslim almaya yetkili olan kişi tarafından taşıyana bildirilmesi gerekmektedir. Teslim almaya yetkili kişi, hasarı fark etmesinden sonra derhal ve en geç; bagajlar için teslimden itibaren <strong>7 gün</strong><strong>,</strong> yük için ise teslimden itibaren <strong>14 gün</strong> içinde yazılı ihbarda bulunmalıdır.</p>

<p>Yargıtay uygulamasına göre, eşyanın tamamen kaybolması veya teslim edilemeyecek şekilde telef olması durumunda Konvansiyonun 31. maddesindeki ihbar şartı aranmamaktadır. <strong>Nitekim </strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin, 26.02.2020 Tarih, 2019/3125 Esas, 2020/2079 Karar sayılı kararı</a>nda;</strong></p>

<p>‘‘<i><u>Bölge Adliye Mahkemesi'nce; uyuşmazlığa 26.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren Montreal Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan sözleşmenin 31. maddesinde ihbar yükümlülüğünün eşyanın hasara uğraması haline özgü olarak düzenlendiğinden, taşıma konusu eşyanın ziyaı durumunda sorumluluğun doğumu için ihbar şartı aranmayacağı,</u> davacının yükleme talimatını davalının e-maili üzerine gönderdiği, airwaybill/hava yük senedinde alıcı adresinin Karachi/Pakistan olmakla birlikte havalimanı varış yerinin Dhkaka olarak düzenlendiği, gümrük çıkış beyannamesinde de alıcı adresinin Karachi olarak belirtilip gümrük işlemlerinin yapıldığı, taraf personelleri arasında 15.10.2014 tarihinde başlayan Dhaka'ya yapılacak taşımaya ilişkin e-mail yazışmalarından sonra 17.10.2014 tarihinde davacı yanca davalıya gönderilen konşimento talimatında emtianın Dhaka/Bangladeş'e gönderileceğine dair talimat bulunmadığı, aksine alıcı firma adresi olarak Karaçi/ Pakistan'ın bildirildiği, taşıyıcının hava yolu taşımasını yanlış yere yapmasından ötürü sorumlu olduğu, Montreal Konvansiyonu'nun 22/3 ve 24/1. maddeleri gereğince, taşıyıcının sorumluluğunun taşınan malın brüt ağırlığının kilogramı başına 19 SDR ile çarpımından elde edilecek meblağ ile sınırlı olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, tazminat talebinin kısmen kabulü ile 13.680 SDR nin hüküm tarihi olan 02.04.2018 tarihindeki TL karşılığı esas alınarak belirlenen 78.799,54 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Yasa'nın 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine, taşıma bedeli olarak ıslah ile talep olunan 4.882,15 TL yönünden talebin reddine karar verilmiş</i>tir. Bahsi geçen BAM kararında; eşyanın zıyaı hâlinde ihbar şartının aranmayacağı ve dolayısıyla bildirimin yapılmamış olmasının taşıyıcının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı açıkça vurgulanmıştır. Yargıtay incelemesinden geçen yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yüksek Mahkemece onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Montreal Konvansiyon m.35’de yer alan düzenleme kapsamında taşıyanın sorumluluğu zarar göre kişinin iki yıl içerisinde dava açmaması durumunda ortadan kalkar. İki yıllık bu süre davaya bakan mahkeme tarafından belirlenir ve genellikle bu süre hava taşıma aracının varma yerine ulaşmasından veya ulaşması gereken tarihten itibaren başlar.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’n 28/2.maddesinde vurgulandığı gibi, Montreal Konvansiyonu mad.33/4 hükmünde de yargılama usulü hususunda münferit bir düzenleme getirmeyip <i>lex fori</i> prensibine atıf yapılmıştır. Söz konusu atıf gereğince Türk hukukunda taşıyıcının sorumluluğundan kaynaklanan uyuşmazlıklar, her ne kadar Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girmekte ise de, Yargıtay uygulamasına göre, hava yolu ile yolcu ve yük taşıma sözleşmelerinin bu kapsamda birer tüketici işlemi olduğu ve davacının "<i>tüketici</i>" sıfatını haiz olduğu durumlarda görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğu vurgulanmaktadır.</p>

<p>Neticeten, uluslararası havayolu taşımacılığında bagaj ve yükün zıyaı yahut hasara uğraması kapsamındaki hava yolu taşıyıcısının hukuki sorumluluğu, Varşova/Lahey ve Montreal konvansiyonlarının oluşturduğu rejim çerçevesinde şekillenmektedir. İlgili konvansiyonlar, taşıyıcının sorumluluk sınırlarını, sorumluluktan kurtulma sebeplerini ve başvuruya ilişkin usul kurallarını ihtiva etmektedir. Bu sebeple, ortaya çıkan uyuşmazlıklarda somut olaya uygulanacak olan konvansiyonun doğru tespiti, davanın esası ve hukuki sürecin seyri bakımından tayin edici bir role sahip olacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eylem-okumus" title="Av. Eylem OKUMUŞ"><img alt="Av. Eylem OKUMUŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/11/eylem-okumus.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eylem-okumus" title="Av. Eylem OKUMUŞ">Av. Eylem OKUMUŞ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><span style="color:#999999">Birinci Uzun, s.22; Kırman, s.10.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Arslan, s.55-56;Kırman, s.12; Ülgen, Hava Taşıma, s.12</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kırman, s.16; Birinci Uzun, s.29; Sözer, Hava Taşıma Kuralları, s.380; Sözer, Varşova/Lahey-1999 Montreal, s.153; Ülgen, Hava Taşıma, s.14; Kırman, s.16</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.185</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kaner, Yolcu, Yük ve Bagaj Sorumluluğu, s. 198.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.188</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ülgen, Hava Taşıma Sözleşmesi, s. 179; Arkan, Sorumluluk, s.48; T. Özdemir, s. 96.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.215</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.242</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.82</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.83</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.icao.int/sites/default/files/secretariat/legal/LEB%20Treaty%20Collection%20Documents/2024_Revised_Limits_of_Liability_Under_the_Montreal_Convention_of_1999_en.pdf</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.243.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ülgen, Hava Taşıma Sözleşmesi, s. 181; Arkan, Sorumluluk, s. 51; Sözer, TSHK/Sorumluluk, s.33, T. Özdemir, s. 96</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-havayolu-tasimaciliginda-bagaj-veya-yuk-ziyai-ve-hasari-kapsaminda-tasiyicinin-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/08/bavullar-hava-alani-ve-ucaklar-9022.jpeg" type="image/jpeg" length="18322"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA TESPİT DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-melike-akal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-melike-akal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><strong>Kira tespit davası nedir?</strong></p>

<p></p>

<p>Kira tespit davası, kiraya veren veya malik veya kiracı tarafından açılabilecek bir dava olup; bu dava Türk Borçlar Kanunu’nun 344/3 Maddesinde düzenlenmiştir. Bu davanın esasını kira bedelinin tespiti oluşturmaktadır. Kiraya veren mevcut kiranın arttırılması için; kiracı ise mevcut kira bedelinin emsallerine göre fazla olduğu iddiası ile kira bedelinin azaltılması için bu davayı açabilmektedirler.</p>

<p></p>

<p><strong>Türk Borçlar Kanunu Madde 344/3:</strong></p>

<p></p>

<p><strong><i>“<u>Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde</u></i></strong><i> ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.”</i></p>

<p></p>

<p><strong>İlgili madde hükmüne göre kira tespit davasının şartları şu şekildedir:</strong></p>

<p></p>

<p>· Öncelikle kira bedelinin tespiti davası açılmadan önce arabuluculuk 01/09/2023 tarihi itibari ile zorunlu hale gelmiştir. Dolayısıyla işbu tarihten itibaren açılacak kira bedelinin tespiti davalarında dava şartı olan arabuluculuk aşamasının tamamlanması; tarafların bu aşamada bir anlaşmaya varamamaları halinde ise dava yoluna gitmeleri gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p>· Kira bedelinin tespiti davaları ancak konut ve çatılı iş yeri kiralarında söz konusudur.</p>

<p></p>

<p>· Taraflar arasında kira sözleşmesi bulunmalıdır.</p>

<p></p>

<p>· Kira sözleşmesinin başlangıç tarihinden itibaren 5 (beş) yıl geçmiş olmalıdır. Yani 6. kira yılına girilmiş olması (beş yılın dolmuş olması) gerekmektedir. Ancak yine de 5. Yıl dolmadan açılan kira bedelinin tespiti davalarında, derhal davanın reddi yoluna gidilmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararlarına göre erken bir tarihte açılan kira bedelinin tespiti davaları, yargılamanın devamı süresince 5. yılı tamamlamış olursa davacıdan kira bedelinin tespitinin istenip istenmediği hususunun sorulması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p></p>

<p>· Tarafların bu davayı açmada hukuki yararı bulunmalıdır.</p>

<p></p>

<p>· TBK’nun 345. Maddesinde belirtilen süreler içerisinde davanın açılması gerekmektedir. Aksi takdirde bu dava, bir sonraki kira artış dönemi için geçerli olacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASININ AÇILMA SÜRESİ</strong></p>

<p></p>

<p>Belirtmeliyiz ki; kira bedelinin tespiti davası her zaman açılabilir. Fakat burada önemli olan; davanın açıldıktan sonra hangi artış dönemini kapsayacağıdır. Yani davanın etki ettiği alandır.</p>

<p><strong>Taraflar arasında akdedilen kira sözleşmesinde yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağı hususuna dayalı bir hüküm olması gerekmektedir.</strong> Bu hükümde kira artış bedelinin hangi oranda arttırılacağı hususunda bir bilgi içermesi gerekmemektedir. En basit ifade ile <i>“kira bedeli her yıl arttırılır”</i> şeklinde bir ifadenin yer alması dahi; kira bedelinin artış talebinde bulunulabileceğini göstermektedir. Elbette ki tarafların kira sözleşmelerinde her kira dönemi için artırılacak miktarın hangi usule göre belirleneceğini belirtmiş olmaları karışıklık yaratılmaması adına önemlidir.</p>

<p></p>

<p>Böyle bir hükmün varlığı halinde; yani kira döneminin sonuna kadar açılacak bir davada, mahkemece verilecek karar yeni kira döneminin başlangıcından itibaren geçerli olacaktır.</p>

<p></p>

<p>Belirtmeliyiz ki; geçmiş döneme yönelikte bir kira bedelinin tespiti talebinde bulunulabilir. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında <i><u>“sözleşmede kira artış şartının bulunması halinde, içinde bulunulan kira döneminin başından itibaren geçerli olmak üzere kira bedelinin tespitine karar verilmesi”</u></i> şeklinde hükümler yer almaktadır.</p>

<p></p>

<p>Örneğin; 1 Kasım 2018 yılının kira sözleşmesinin başlangıç tarihi olduğunu düşünelim. Bu sözleşmeye göre kira döneminin 5. Yılı; 1 Kasım 2023 tarihinde dolmuştur. Dolayısıyla altıncı yıl kira dönemi, 31 Ekim 2024 tarihinde başlamıştır. Böyle bir durumda eğer 31 Ekim 2024 yılına kadar kira bedelinin tespiti davası açılırsa, lehe alınan mahkeme kararlarında tespit edilen dönem 1 Kasım 2023 döneminden itibaren geçerli olacaktır.</p>

<p></p>

<p>· <strong>Kira sözleşmelerinde kira bedelinin artışına ilişkin bir hüküm yoksa:</strong></p>

<p></p>

<p>Öncelikle böyle bir hükmün olmaması halinde geçmiş kira dönemine yönelik kira bedelinin tespiti talebinde bulunulamayacağını belirtmek isteriz. Türk Borçlar Kanunu’nun 345. Maddesinde yer alan şartların sağlanması halinde yeni kira döneminin başından itibaren kira bedelinin tespiti talep edilebilir. Bu şartlar şu şekildedir:</p>

<p></p>

<p><strong>1-</strong> İlk olarak kira bedelinin tespiti davasının, yeni kira dönemin başlangıcından EN GEÇ 30 GÜN ÖNCEDEN açılması halinde yeni kira dönemi için kira bedelinin tespiti talebinde bulunulabilir. Bu durumda davanın açıldığı tarih önemlidir.</p>

<p></p>

<p><strong>2- </strong>YA DA, yeni kira döneminden EN AZ 30 GÜN ÖNCE kira bedelinin arttırılacağına ilişkin kiracıya yazılı bildirimde bulunmak ve bu yazıyı kiracıya tebliğ ettirmek ve o dönem içerisinde dava açmak gerekecektir. Bu durumda ihtarın kiracıya tebliği önemlidir.</p>

<p></p>

<p>Özetle; dava yoluna gidilecekse davanın açıldığı tarih, eğer yazılı bildirimde bulunma yolu tercih edilecekse yazılı bildirimin kiracıya tebliği tarihi önem arz etmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</strong></p>

<p></p>

<p>Yetkili mahkeme, kira konusu taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi veya davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Görevli mahkeme ise Sulh Hukuk Mahkemesi’dir.</p>

<p></p>

<p><strong>SÖZLEŞMENİN TARAFI OLMAYAN MALİK KİRA BEDELİNİN TESPİTİ DAVASINI AÇABİLİR Mİ?</strong></p>

<p></p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre sözleşmenin tarafı olmayan malik de kira bedelinin tespiti davasını açabilecektir. Dolayısıyla bu davayı hem kiraya veren hem de malik açabilir.</p>

<p><strong>KİRA BEDELİNİN TESPİTİ DAVASINDA BELİRLEYİCİ OLAN UNSURLAR</strong></p>

<p></p>

<p>1- TÜFE</p>

<p>2- Emsal kira bedelleri</p>

<p>3- Konut veya iş yerinin durumu</p>

<p>4- Hakkaniyet – hakkaniyet indirimi</p>

<p>5- Eski kiracının durumu</p>

<p></p>

<p><u>Eski kiracı olunması halinde mahkeme hakkaniyet indirimine karar vermektedir. Bu indirime karar verilmemesi halinde kiracının hakkaniyet indirimi talebinde bulunması ve bu karara hakkaniyet indiriminin yapılmadığı yahut az yapıldığı gerekçesi ile itirazın yapılması gerekmektedir. </u>Çünkü Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre eski kiracının olması durumunda hakkaniyet indirimi yapılmasının gerekli olduğu vurgulanmış; hatta %5 oranındaki bir hakkaniyet indiriminin ise yeterli olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>DAVA DİLEKÇESİNDE BELİRTİLMESİ GEREKENLER</strong></p>

<p></p>

<p>Kira tespitini isteyen davacı taraf konumunda olunması halinde özellikle taşınmazın durumunu gösteren deliller ile emsal kira bedelini gösteren delilleri sunmak önem arz etmektedir. Kiracı durumunda olunması halinde ise taşınmaza yapılan her türlü masraf gerektiren tadilatları gösteren deliller ile eski kiracı indirimi (hakkaniyet indirimi) talebinde bulunmak önem arz etmektedir.</p>

<p></p>

<p>Kira bedelinin tespiti talebinde, bu tespitin hangi tarihlere ilişkin olduğunun açıkça belirtilmesi şarttır. Yani yeni kira bedelinin hangi tarihten itibaren geçerli olmasını istendiğinin dava dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p>Kira tespit davalarında, talep yalnızca BİR KEZ ileri sürülebilmektedir. Dolayısıyla kira tespit davalarında ISLAH MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu nedenle davacı, dava dilekçesinde ileri sürdüğü taleple bağlı olduğu gibi bu talep bölünemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>· <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172792-e-2021267-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/2792 E., 2021/267 K., 16/03/2021 T.</strong></a></p>

<p></p>

<p><i>“<strong><u>Davanın bu niteliği gereğince </u></strong></i><strong><i><u>kira bedelinin tespitine ilişkin talep bölünemez ve kira bedeli davacı tarafından bir seferde açık ve net olarak istenilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla kira bedelinin tespiti davalarında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulamaz ve saklı tutulan bu hakla ilgili olarak ıslah talebinde bulunulamaz</u></i></strong><i>.</i></p>

<p></p>

<p><i>Öte yandan </i><i>kira bedelinin tespitine ilişkin talep dava dilekçesinde belirtilen döneme ilişkin olduğundan, ıslahla bedelin artırılması durumunda ise daha sonraki bir dönemi kapsayacak şekilde talepte bulunulmuş olur ve bu da kira bedelinin tespiti davalarının niteliğine aykırıdır.”</i></p>

<p></p>

<p><strong>DAVA HARÇ HESAPLAMALARI NASIL YAPILIR?</strong></p>

<p></p>

<p><u>Kira tespit davalarında doğrudan yıllık kira bedeli üzerinden harç ödenmesi söz konusu değildir. Kira bedelinde arttırılması istenilen bedel ile mevcut kira bedeli arasındaki fark üzerinden harç hesaplaması yapılır.</u> Bu durumda dava dilekçesinde yıllık kira bedelinin mi yoksa aylık kira bedelinin mi artışının talep edildiği önem arz etmektedir. Eğer yıllık kira bedeli üzerinden bir artış talep ediliyorsa; yıllık kira bedeli ile mevcuttaki kira bedeli arasındaki fark üzerinden harç hesaplaması yapılır. Eğer bir aylık kira bedelinin tespiti isteniyorsa; talep edilen kira bedeli ile mevcuttaki kira bedeli arasındaki fark üzerinden harç hesaplaması yapılır.</p>

<p></p>

<p><u>Eğer açılan davada aylık kira bedeli üzerinden mi yoksa yıllık kira bedeli üzerinden mi bir artış talep edildiği hususunda bir açıklık bulunmuyorsa; yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre aylık kira bedel farkı üzerinden harç hesaplaması yapılır. </u></p>

<p></p>

<p><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2015/8228 E., 2016/3541 K., 02/05/2016 T.</strong></p>

<p></p>

<p><i>“Öte yandan; </i><strong><i><u>Harçlar Kanunu'nda tespit davalarında harcın aylık kira parasına göre mi, yoksa yıllık kira parasına göre mi hesap edileceğine dair açıklık bulunmadığından, uygulamada aylık kira parasının tespitine ilişkin davalarda aylık kira farkı üzerinden harç alınması gerekeceği kabul edilmiştir.</u></i></strong></p>

<p></p>

<p><i>Ayrıca </i><i>kira bedelinin tespiti davalarında aylık kira farkı üzerinden kabul ve ret oranı hesaplanmalıdır. Mahkemece, bu husus üzerinde durularak kabul ve ret oranına göre davalıdan alınması gereken yargılama giderlerine karar verilmelidir.”</i></p>

<p></p>

<p><strong>KİRA TESPİT KARARI KESİNLEŞMEDEN İCRA EDİLEBİLİR Mİ?</strong></p>

<p></p>

<p>Kira bedelinin tespit davalarında alınan karar kesinleşmeden, yani tüm yargı yolları tüketilmeden icra edilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla lehe alınan karar doğrultusunda aradaki kira bedel farkı kesinleşmeden icra edilemez.</p>

<p></p>

<p><strong>AVUKATA ÖDENECEK VEKALET ÜCRETİ NE KADAR OLACAK?</strong></p>

<p></p>

<p><u>Kira tespit davalarında aylık kira bedelinin tespiti talep edilmiş olsa dahi; dava sonunda hükmedilecek vekalet ücreti, yıllık fark üzerinden hükmedilecektir.</u> Örneğin; güncel kira bedelinin 12.000,00 TL olduğunu düşünelim. Mahkemenin ise bu kira bedelini arttırarak 22.000,00 TL’ye çıkardığını varsaydığımızda, hükmedilecek vekalet ücreti 10.000,00 (mevcut kira bedeli ile hükmedilen kira bedeli arasındaki fark) x 12.000,00 (mevcut kira bedeli) = 120.000,00 TL fark üzerinden vekalet ücreti hesaplanacaktır.</p>

<p></p>

<p>Mahkemenin kararı kısmen kabul ettiği halde ise; talep edilen kira bedeli ile mahkemece hükmedilen kira bedeli arasındaki fark üzerinden yıllık olarak davalı lehine de vekalet ücreti hükmedilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melike-akal-beleli" title="Av. Melike AKAL BELELİ"><img alt="Av. Melike AKAL BELELİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Melike-AKAL.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melike-akal-beleli" title="Av. Melike AKAL BELELİ">Av. Melike AKAL BELELİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-melike-akal-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/gayrimenkul-ev-bina-kira.jpg" type="image/jpeg" length="81662"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILAN (AÇIĞA ALINAN) POLİSİN SİLAHI ALINIR MI?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gorevden-uzaklastirilan-aciga-alinan-polisin-silahi-alinir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gorevden-uzaklastirilan-aciga-alinan-polisin-silahi-alinir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILAN (AÇIĞA ALINAN) POLİSİN SİLAHI ALINIR MI?</strong></p>

<p>Kanun polisi tarif ederken polisin "silahlı" kolluk kuvveti olduğunu açıkça düzenlemektedir (Emniyet Teşkilat Kanunu m.4). Polisin silahlı olması, hem kamu düzeni bakımından caydırıcılığı sağlaması hem de sembolik bakımdan devletin gücünü temsil ettiğinden önemlidir. Gerçekten kolluk görevlilerinin kılıç, kama gibi silahlar da dahil olmak üzere tarih boyunca silahlı olduğu da bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla günümüz anlayışına göre bir kişinin "polis" sıfatını haiz olmasının silahlı olmasıyla aynı anlama geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polisler de görevleri esnasında bazen kasten bazen taksirle suç işleyebilir veya kötü niyetli suçlamalar neticesinde haklarında disiplin soruşturması veya suç soruşturması yapılabilir. Böyle durumlar, disiplin mesleği olan polislikte arzu edilmemesine rağmen maalesef bu süreçler gerçek hayatta yaşanabilmektedir.</p>

<p>Polislerin silahlı olması, aynı zamanda devletin meşru güç tekeli anlamına geldiğinden dolayı (başka bir ifadeyle devletin zor kullanma yetkisini sadece kolluk kuvvetleri kullanabildiğinden dolayı) soruşturma sürecinde polislere has olarak uygulanabilecek tedbirlerden birisi de görevden uzaklaştırma neticesinde silahlarının alınmasıdır. Görevden uzaklaştırılan polisten silahın alınması <strong>genel kuraldır</strong>, bununla birlikte bu konuda pek de bilinmeyen <strong>önemli bir istisna</strong> da düzenlenmektedir.</p>

<p>Konuyla ilgili olarak 25.10.2025 tarihli Emniyet Hizmetleri Sınıfı Zati Demirbaş Tabanca Yönetmeliği m.16’da</p>

<p>"<i>(1) <strong>Görevden uzaklaştırma, tutuklanma, gözaltına alınma ve benzeri hallerde personelin tabancası birimince geçici olarak alınıp muhafaza edilir,</strong> ancak bu haller meslekten veya memuriyetten çıkarılması gerektirdiğinde tabanca geri verilmez…</i></p>

<p><i>(5) Görevden uzaklaştırılan personelden, genel güvenlik politikası açısından önem arz eden adli, idari, siyasi ve istihbari birimlerde çalışan ve <strong>can güvenliklerinin tehlikeye düşebileceği hususunda açık veya zımni emareler bulunanların</strong> tabancası, gerek görülmesi halinde 657 sayılı Kanunun 138 inci maddesinde belirtilen <strong>görevden uzaklaştırmaya yetkili amirlerinin uygun görüşü üzerine geri alınmayabilir veya alınmış ise iade edilebilir</strong>...</i>" denilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak görevden uzaklaştırılan polisin silahının alınmaması için;</p>

<p>- Genel güvenlik politikası açısından önem arz eden adli, idari, siyasi ve istihbari birimlerde çalışması,</p>

<p>- Can güvenliğinin tehlikeye düşebileceği hususunda açık veya zımni emarelerin bulunması,</p>

<p>- 657 sayılı Kanunun 138 inci maddesinde belirtilen görevden uzaklaştırmaya yetkili amirlerin uygun görüşü olması gerekir.</p>

<p>Bahsedilen şartların varlığı halinde silah geri alınmayabilir veya alınmış ise iade edilebilir. Bu türlü olaylarda genel kural silahın teslim alınması olduğu için personel, durumunun "istisna" kapsamında değerlendirilmesi için idareye başvurması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gorevden-uzaklastirilan-aciga-alinan-polisin-silahi-alinir-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/06/polis4a.jpg" type="image/jpeg" length="93971"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[10 ve 11. Yargı Paketleri Işığında Güncel İnfaz Hukuku Değerlendirmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/10-ve-11-yargi-paketleri-isiginda-guncel-infaz-hukuku-degerlendirmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/10-ve-11-yargi-paketleri-isiginda-guncel-infaz-hukuku-degerlendirmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Değerli meslektaşlarım, daha önce şahsımın da kaybolduğu infaz hukukunun karanlık dehlizlerinden, 10. Yargı paketi değişikliklerini etüt etmek suretiyle; biraz aydınlanmak ve meslektaşlara yardımcı olmak amacıyla <a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">Hukukihaber</a> sitesinde İnfaz Hukukunun birçok uygulama noktasını sizlerle paylaştım ve yüksek teveccühünüze mazhar oldum.</p>

<p>İlgili yazılarıma, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-furkan-taha-dulkadiroglu" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">tüm yazılarım</span></a></strong> sekmesinden ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Bu yazımda uygulamada İnfaz Hukuku’nun geldiği noktayı ve sonuç odaklı değerlendirmelerde bulunacağım. Şöyle ki;</p>

<p><strong>1.</strong> Bilindiği üzere 4 Haziran 2025 tarihi itibariyle; amiyane tabirle girdi-çıktı dediğimiz, doğrudan denetimli serbestliğe ayrılma uygulaması tarih olmuştur.</p>

<p>Hükümlülerin, sabah adliyeye teslim olup akşamüstü ayrılmaları garabetinin de sona ermesi sevindiricidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplumdaki cezasızlık algısını bastırmak ve kamu vicdanını tatmin etmek amacıyla olumlu bir adım olduğunu düşünmekteyim.</p>

<p>Bu tarih ve sonrasında işlenen suçlardan ötürü alınan hapis cezalarının, koşullu salıverilme tarihinin 10/1 i ceza infaz kurumunda infaz edilecek ve kişinin ceza infaz kurumunda geçireceği süre 5 günden az olmayacaktır.</p>

<p>Bir örnekle açıklayalım :</p>

<p>· 1 yıl 10 ay tefecilik suçundan cezası, suç tarihi 5 Haziran 2025 olan hükümlünün, suç tarihi yeni olduğu için girdi çıktısı mümkün değildir.</p>

<p>Aldığı cezanın koşullusu 1 Yıl 10 Ay (1/2) 11 Aydır.</p>

<p>Koşullu tarihinin 10/1 ini (1 Ay 4 gün) Ceza infaz kurumunda geçirdikten sonra denetime ayrılabilir.</p>

<p>Doğrudan açık ceza infaz kurumuna ayrılabilecektir.</p>

<p><strong>2.</strong> İkinci kez mükerrirlere de bilindiği üzere 10. Yargı paketi değişiklikleriyle koşullu salıverilme hakkı tanındı ve buna bağlı olarak özel infaz usullerinden faydalanma, denetime ayrılma gibi haklarda doğmuş oldu.</p>

<p>Artık, ikinci kez mükerrir bir hükümlünün koşullu salıverme oranı 3/4 tür.</p>

<p>Örn : Hükümlünün İkinci Kez Mükerrir 4 ay ve birinci kez mükerrir 1 yıl 8 ay cezasını toplayalım.</p>

<p>AY 2. Mükerrir (3/4) : 3 Ay + 1 Yıl 8 Ay İlk Mükerrir (2/3) : 1 Yıl 20 Gün = 1 Yıl 3 Ay 20 Gün kişinin koşullu salıverilme süresidir.</p>

<p>Hükümlünün, ceza infaz kurumunda 3 Ay 20 gün kalması gerekmektedir.</p>

<p>İkinci mükerrir cezası olduğu için de, 3 yıldan az ceza toplamı olsa da doğrudan açık ceza infaz kurumuna ayrılmayacak, 1 ay kapalı ceza infaz kurumunda kalacaktır.</p>

<p>Eğer Temmuz 2023den önce bir suç tarihi varsa; 1 ay sonra denetimli serbestliğe ayrılabilir.</p>

<p>· İstisnai Koşullu Salıverilme Oranları :</p>

<p>*Kasten öldürme suçu ,*Altsoya, üstsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumunda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama, *Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu 867/2-d</p>

<p>*İşkence, *Eziyet suçu *Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar (madde 102, 103, 104, 105),(102/2 , 103, 104/2-3 suçlarında 3/4 infaz oranı)</p>

<p>*Haberleşmenin gizliliğini ihlal, *kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, *özel hayatın gizliliğini ihlal, *kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve yayma, verileri yok etmeme</p>

<p>*Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal veya ticareti (3/4 infaz oranı)</p>

<p>Devletin güvenliğine karşı suçlar (örgüt üyeliği suçu dahil),</p>

<p>Anayasal düzene karşı suçlar, Milli savunmaya karşı suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar, *3713 sayılı TMK (Terörle Mücadele Kanunu) kapsamına giren suçlar, (3/4 infaz oranı)</p>

<p>*Birinci kez mükerrirler (2.mükerrirler 3/4 infaz oranı)</p>

<p>İnfaz hesaplamada bu oranlar hayati öneme haizdir.</p>

<p>Yukarıdaki suçlardan, parantez içerisinde belirtilenler haricindeki suçlarda, koşullu salıverilme <strong>2/3 oranında hesaplanır</strong>.</p>

<p><strong>3. </strong>Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmeliği, 10. ve 11. Yargı Paketi değişikliklerinden vareste tutuldu ve hükümlerini korudu.</p>

<p>10. Yargı Paketiyle 30 Mart 2020 tarihi ve öncesi suç tarihi olan hükümlülerin, koşullu salıverilme tarihlerine 3 yıl kala denetimli serbestliğe ayrılma hakkı getirildi.</p>

<p>· Örn : 2019 Suç Tarihli 3 Yıl 6 Ay dolandırıcılık suçundan ceza alan hükümlünün; denetim süresi koşullu salıverilmesine 3 yıl kala uygulanacaktır.</p>

<p>Dolayısıyla, başka yeni tarihli bir cezası yoksa açık ceza infaz kurumuna ayrıldıktan sonra (cezası 3 yıldan fazla olduğu için kapalıda 1 ay yatarı olur.) denetime ayrılabilir.</p>

<p>Ancak, 1 aylık dahi yeni tarihli bir cezası olursa; denetim süresi koşullu tarihine 1 yıl kala olarak uygulanacaktır.</p>

<p><strong>4.</strong> 11.Yargı Paketiyle de 31.07.2023 tarihi ve öncesi suç tarihi olan hükümlülere (istisnai suçlar hariç) +3 yıl denetim ve +3 yıl erken açığa ayrılma hakkı getirildi.</p>

<p>Ancak bir hükümlünün, 11. Yargı paketinden yararlanması için; 1 ay kapalı infaz kurumunda 3 ay da açık infaz kurumunda yatması gerekmektedir.</p>

<p>Sadece 10.yargı paketinden yararlanarak denetimli serbestliğe ayrılabilecek hükümlüler için böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır.</p>

<p>· Hesaplama Örneği :</p>

<p>8 Yıl 4 Ay Uyuşturucu Ticareti ve 1 Yıl Tehdit suçundan kesinleşmiş hapis cezası alan hükümlünün infaz durumunu inceleyelim :</p>

<p>8 Yıl 4 Ay Uyuşturucu Tic. (3/4) 6 Yıl 3 Ay + 1 Yıl Tehdit (1/2) 6 Ay = 6 Yıl 9 Ay kişinin koşullu salıverilme süresidir.</p>

<p>Ceza infaz kurumunda 5 yıl 9 Ay kaldığı takdirde denetime ayrılabilir. 10 Yıldan az cezası olmasına rağmen, uyuşturucu ticareti suçundan mahkum olduğu için; koşullusuna 5 yıl kala yani 9 ay kapalı infaz kurumunda kaldıktan sonra Açık ceza infaz kurumuna ayrılabilir.</p>

<p>İki suçun da suç tarihleri hususu denetimde önemlidir. Yeni yargı paketine göre Temmuz 2023 öncesi ise 4 yıl, Mart 2020 öncesiyse koşulluya 6 yıl kala hükümlü denetime ayrılabilir. Burada 1 ay kapalı ve 3 ay açık infaz kurumunda kalmayı unutmayalım.</p>

<p>· Özel infaz usulleri ve infaz ile ilgili sair yazılarıma tüm yazılarımdan ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Tüm değişikliklere bu yazımda değinmeyeceğim.</p>

<p><strong>5. Sonuç olarak :</strong></p>

<p>İnfaz hukuku en fazla değişikliğin olduğu, zaman zaman hükümlü ve hükümlü yakınlarının desteğini alma saikiyle de Cumhuriyet Tarihinde bir türlü istikrar sağlanamamış bir hukuk alanıdır.</p>

<p>Aynı zamanda İnfaz hukuku, Ceza hukukunun en spesifik ve yanlış bilginin hükümlünün özgürlüğüne doğrudan etki ettiği bir alandır.</p>

<p>Dolayısıyla üst üste bu kadar çok düzenlemeyi kaldırmayacağını ve İnfaz hukukunda istikrarın sağlanması gerektiğini düşünmekteyim.</p>

<p>Tabii ki ikinci kez mükerrirlerin cezası ne olursa olsun (örn 2 ay) 1 ay kapalı ceza evinde kalma zorunluluğu gibi garabet uygulamalara ilişkin yeni düzenlemeler getirilmelidir.</p>

<p>Bir süredir İnfaz tartışmalarının durulması ve 12.yargı paketinde yeni bir düzenlemenin de beklenmemesi sevindiricidir :)</p>

<p>Bir avukat olarak işbu düzenlemeler müvekkillerimiz lehine olsa da, yurttaş gözüyle</p>

<p>bakıldığında; bilhassa suç işlemeyi meslek edinen hükümlülerin birkaç yıl içerisinde</p>

<p>tahliye olmaları hazindir.</p>

<p>Toplumumuzda hasıl olan cezasızlık algısını işbu 10 ve 11.yargı paketleri körüklemiştir.</p>

<p>Gerekli ve hukuka aykırı düzenlemeler haricinde, siyasi saiklerle yeni bir İnfaz Hukuku paketinin sunulmamasını temenni ediyorum.</p>

<p></p>

<p>· Bu yazımda naçizane, İnfaz hukukunun güncel uygulama alanı ve sosyolojik gerçekliğini değerlendirmeye çalıştım.</p>

<p>Meslektaşlarıma faydalı olması dileğiyle..</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-furkan-taha-dulkadiroglu" title="Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU"><img alt="Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/06/furkan-taha-dulkadiroglu.JPG" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-furkan-taha-dulkadiroglu" title="Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU">Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/10-ve-11-yargi-paketleri-isiginda-guncel-infaz-hukuku-degerlendirmesi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/hakim-terazi-aa.jpg" type="image/jpeg" length="56558"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3662 E., 2026/2712 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2026/3662 E., 2026/2712 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3662 E., 2026/2712 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/209 E., 2023/288 K.</p>

<p>Mahkeme kararının bir kısım (... ve ...) davacılar vekili ve davalı vasisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece kararın bozulmasına dair verilen kararın davalı vasisi tarafından düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; davacıların müşterek murisleri ... ile davalı arasında, davalının hissedar olduğu taşınmazın satışı konusunda 30.09.1970 tarihinde harici bir satış anlaşması yapıldığını, anlaşmaya konu olan taşınmaz üzerindeki davalının hissesi kadar bir taşınmaz parçasının zilyetliğinin, aynı tarihte müşterek murise geçtiğini, satış bedelinin tamamının peşinen ödendiğini, murisin vefatından sonra da söz konusu taşınmazı nizasız ve fasılasız olarak kullana geldiklerini ancak Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı dosyası ile 2501 parsel sayılı taşınmaz için ortaklığın giderilmesi davası açıldığını ve davanın halen derdest olduğunu ileri sürerek; harici satış anlaşması ile davalıdan satın alınan taşınmaz bölümünün kendilerine ait olduğunun tespiti ile, bu kısmın bedelinin taşınmazın tümünün toplam değeri üzerinden hesaplanmasına, Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında satıştan elde edilecek gelirin hesaplanacak olan orandaki kısmın kendilerine ait olduğunun tespitine ve bu bedellerin müvekkillere ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, 16.04.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle; 2501 sayılı parselin ifrazı sonucu oluşan 2907, 29 08... parsel sayılı taşınmazların davalıya ait toplam 11.219,25 m²'lik hissesinin 1/3'ünün davacı ...'a 1/3'ünün de ...'a ait olduğunun tespit edilerek, bu kısmın değeri olan 200.353,46 TL nin ana taşınmazın tümünün toplam değerine oranının her davacı için ayrı ayrı %8,33 olduğundan Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında satıştan elde edilecek gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı müvekkillerine ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vasisi; ıslah yoluyla zamanaşımı def'ini ileri sürmüş, ayrıca senedin sahte olduğunu, imzanın davalıya ait olmadığını, davacıların taşınmazda işgalci olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 28.01.2015 tarihli kararıyla; taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, davacılar veya murisleri yönünden artık ferağ imkanının ortadan kalktığı ve davacılar veya murislerinin ferağdan ümitlerinin kesildiği tarihin "Gayri Menkul Satış Senedi"ndeki ifade kapsamında, kadastro tutanağının kesinleştiği tarih olan 28.01.1971 tarihi olduğu, bu tarihten itibaren başlayan 10 yıllık zamanaşımının da 28.01.1981 tarihi itibariyle sona erdiği, davanın; davacıların tüm talepleri yönüyle zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiş, karar süresi içinde davacılardan ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Dairemizin 12.04.2017 tarihli ilamıyla; davanın davacıların murisi ile davalı arasında imzalanan adi yazılı taşınmaz satım sözleşmesi ile satın alınan taşınmaz hakkında diğer hissedarlar tarafından ortaklığın giderilmesi davası açılmış olması nedeniyle, bedelin tahsili istemine ilişkin olduğu, davacıların satın alma tarihinden bu yana zilyetliklerine bir itirazın olmadığı, zamanaşımının ancak zilyetliğin son bulduğu tarihte işlemeye başlayacağı, Mahkemece; işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Mahkemenin 17.05.2019 tarihli kararıyla; satış sözleşmesinde, satışa konu taşınmazın parsel olarak bildirilmediği, tepealtı mevkii ve ahlat sırtı mevkiinde iki taşınmazın 1.200,00 TL bedel ile satılarak bedelin nakden alındığının sözleşmede ifade edildiği, satıcıların babaları ... ile anneleri ...'dan kendilerine intikal eden hisseleri sattığı, ancak tapuda devir işlemlerinin yapılmadığı, satış tarihinden itibaren davacıların zilyet olduğu, dava tarihi itibariyle dava konusu parselin ... nolu parsel olduğu, daha sonra ifraz edilerek 29 07... parseller olduğu, gerekçesiyle, davacılar ... ile ...'ın davasının kabulü ile; 2501 parsel sayılı taşınmazın (ifrazdan sonra 2907, 2908, 2909 parsel sayılı taşınmazların) Fen bilirkişisinin 02.01.2019 tarihli rapor ve krokisinde gösterilen davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacı ...'a, 1/3'ünün davacı ...'a ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 100.176,83 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının ayrı ayrı davacı ...'a ve davacı ...'a ait olduğunun tespiti ile davacıya ödenmesine; davacılar ... ve ... yönünden kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeni ile bu davacılar yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş olup, karar davalı vasisi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dairemizin 03.03.2020 tarihli ilamıyla, imza inkarında bulunulduğundan dava konusu sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması; imzanın davalıya ait olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmesi, sahte olmadığının anlaşılması halinde; davaya konu 30.09.1970 tarihli gayrimenkul satış senedinde, iki adet taşınmaz (6,5 dönüm ve 3,5 dönüm) satışa konu edildiği, her iki taşınmaz için 12.000 ETL bedel belirlendiği davacılar tarafından sözleşmede 6,5 dönüm olarak sınırlandırılan 2501 parsel sayılı taşınmaz bedeli, dava konusu edilerek eldeki davanın açıldığı, 2501 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan 641 nolu taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, ifraz ve intikal ile 2501 parsel numarasını aldığı, hissedarların davalı ... vd. olduğu, davacılar tarafından dosyaya ibraz edilen 13.04.2015 tarihli temyiz dilekçesi ile, denkleştirici adalet uyarınca tarafların aldıklarını geri vermesi gerektiği yönünde talepte bulunulduğu, Mahkemece, davacılar tarafından, 30.09.1970 tarihli sözleşme ile dava konusu taşınmaz için ödenen paranın talep edilmesinin, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsili talebine ilişkin olduğu kabul edilerek, satış bedeli olarak kabul edilen değerin dava konusu edilen taşınmaz ve davalı hissesine tekabül edecek miktar esas alınmak suretiyle, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs) ortalamaları alınmak suretiyle ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi için konusunda uzman bilirkişiden Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor aldırılması ve bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekirken, kadastro sonrası davalı ve diğer hissedarlar üzerine tescil gören ve davalı hissesine tekabül eden miktar esas alınmak suretiyle, taşınmazın tespit edilen rayiç bedeli üzerinden davalı aleyhine yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru görülmediği gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 29.03.2022 tarihli ATK raporunda söz konusu imzaların ...'in eli ürünü olduğunun belirlendiği, dava konusu “30.09.1970 tarihli gayrimenkul satış senedinde” satıcının ..., ... vekili ..., ... ve ...'ın alıcının ise ... olduğu, parsel numarası belirtilmemekle iki adet taşınmazın 12.000 TL’ye satışının yapıldığı, bedelinin nakden alındığı, taşınmazların 6,5 dekar tarla ve 3,5 dekar olduğu, satış senedine konu olan 6.5 dönüm taşınmazın 2501 parsel sayılı taşınmaz olduğu, taşınmazın ifraz işlemi ile 641 nolu taşınmazdan geldiği, 641 nolu taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, toplam miktarının 44.975 dönüm olduğu, maliklerinin ... , ... , ... , ... ve ... olduğu, bilahare ifraz ve intikal ile 2501 parsel numarasını aldığı, hissedarların ..., ..., ... vd. olduğu, davalının toplam taşınmaz hissesinin 8.414,44 m² ve 2.804,81 m² olduğu, davacılar tarafından sadece sözleşmede 6,5 dönüm olarak sınırlandırılan 2501 parsel sayılı taşınmaz bedelinin talep edildiği; 10 dönümlük taşınmazın 12.000,00 TL'ye satın alındığı, dava konusu taşınmazın dönüm itibari ile 7.800,00 TL'ye alındığının kabulü ile ilgili miktarın satış tarihi olan 30.09.1970 tarihinden itibaren enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs ortalamaları alınmak suretiyle 24.066,32 TL olduğu, davalının hissesi oranında (3/16 oranında paylı mülkiyeti ile 120/1920 iştiraken hissesi toplamı 480/1920 = 1/4 olmakla) 6.016,58 TL'den sorumlu olacağı, davacıların ise 1/3 hissedar olması sebebi ile davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 2.005,52 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı ...'a ve davacı ...'a ayrı ayrı ödenmesine, davacılardan ... ve ... yönünden kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeni ile bu davacılar yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,<br />
karar verilmiş; karar süresi içinde davacılar Vedat ve Ahmet vekili ve davalı vasisi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p>

<p>Dairece bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmadığı anlaşılmakla, bir kısım davacılar vekilinin tüm davalı vasisinin aşağıdaki temyiz nedeni yapılan hususlar dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmediği, Mahkemece; bozma ilamında belirtildiği şekilde rapor alınarak satış bedeli olarak kabul edilen değerin ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücüne ilişkin hesaplamaların yapılarak miktarın belirlenmiş olmasına göre, satış bedelinden davalının hissesine düşen bedelin, her bir davacı için ayrı ayrı hüküm kurulmak suretiyle, davalıdan alınarak davacılara verilmesine, şeklinde karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, bozmaya uyulduğu halde; Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğuna uyulmayarak davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 2.005,52 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı ...'a ve davacı ...'a ayrı ayrı ödenmesine şeklinde karar verilerek, kadastronun kesinleşmesi sonrasında davalı ve diğer hissedarlar üzerine tescil gören ve davalı hissesine tekabül eden miktarın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespitine dair hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti hükmü kurulması da doğru görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vasisi karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong></p>

<p>A. Karar Düzeltme Sebepleri</p>

<p>Davalı vasisi; bozma kararı verilmesinin memnuniyet verici olduğunu, reddedilen temyiz nedenlerinin karşılanmadığını, bilirkişi raporların (ATK raporu imza konusunda ve denkleştirici adalet konusunda) hukuka aykırı ve kasıtlı düzenlendiğini, bozma ilamında belirtilen hususlar gözetilmeden karar verildiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, harici satış sözleşmesine dayanan alacak istemine ilişkindir.<br />
Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vasisinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI.KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,<br />
Aşağıda yazılı bakiye karar düzeltme harcı ile para cezasının karar düzeltme isteyene yükletilmesine,<br />
04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4.jpg" type="image/jpeg" length="12334"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3634 E., 2026/2711 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2026/3634 E., 2026/2711 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3634 E., 2026/2711 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/43 E., 2023/254 K.</p>

<p>Mahkeme kararının davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece kararın onanmasına dair verilen kararın davalı ... vekili tarafından düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin, ... Belediye Başkanlığı ve ... A.Ş. arasında 16.10.2006 düzenleme tarihli "Ambalaj Atıklarının ... Belediyesinde Kaynağında Ayrı Toplanması ve Geri Kazanımı Projesi Uygulama Protokolü’ başlıklı 5 yıl süreli Protokol imzalandığını, Protokol gereklerinin yerine getirildiğini, ancak davalı Belediyece gönderilen fesih ihbarnamesiyle ... Belde Belediyesinin 29.03.2009 tarihinde tüzel kişiliği sona erdiğinden Protokolün (8.) maddesine istinaden sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirildiğini, Belediye mal varlıkları, hakları, alacakları ve borçları ile devrolduğunu, sözleşmenin devamının gerektiğini ileri sürerek; değişik iş üzerinden kaydedilen asıl davasında ... Belediyesinin 22.07.2009 tarihli fesih işleminin geçersiz olduğunun tespiti ile taraflar arasında tanzim edilen 16.10.2006 tarihli sözleşmenin geçerliliği ve yürürlüğünün tespitine karar verilmesini istemiş, esas dava kaydı alan birleşen davasında ise; liste halinde zararlarını göstererek şimdilik 20.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... vekili; 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (5747 sayılı Kanun) ile ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin sona erdiğini, müvekkili olan ... Belediye Başkanlığına katıldığını, söz konusu protokolün geçerli olmadığını, davacının Protokolün (4/3.) bendinde düzenlenen yükümlülükleri yerine getirmediğini, Protokole konu atık toplama ve geri kazanım uygulamasının tüm ilçe sınırlarını kapsayacak şekilde tek elden yürütülmesi gerektiğini, bu işlemin ayrı ayrı firmalarla yapılmasının uygulamada aksaklık oluşturacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı şirket vekili; Protokolün müvekkilli şirket tarafından feshedilmediğini, müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 12.05.2015 tarihli kararıyla; asıl dava olan 2009/20 Değişik İş dosyasında, davanın kabulüne taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli olduğunun tespitine, 2010/426 E. sayılı birleşen davada davanın kabulü ile 437.447,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>1. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 25.09.2019 tarihli ilamıyla; birleştirme kararı verilebilmesi için her iki dosyanın ‘dava’ niteliğinde olması gerektiği, değişik iş üzerinden tutulan kayıtların dava olarak kabul edilip birleştirme kararı verilemeyeceği, asıl davada talep olunduğu gibi sözleşmenin feshinin geçersizliğine ilişkin kabul veya red hükmünün değişik iş üzerinden verilebilecek bir karar olmadığı gibi esas sırasına kayıtlı bir dava, değişik işler kaydındaki bir dosya ile birleştirilemeyeceği, Mahkemece Değişik İş kaydı kapatılarak daha sonra açılacak esas kaydında birleştirme ve nihai kararın verilmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmenin tarafı olan ... Belediye Başkanlığının 5747 sayılı Kanun ile tüzel kişiliğinin sona erdirildiği ve davalı ... Başkanlığına katıldığı ancak sözkonusu katılma ile ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin devam ettiği süreçte yapılan işlemlerin yok hükmünde sayılamayacağı, dolayısıyla davalı ..., davacının taraf olduğu protokolün ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin sona erdiğinden bahisle tek taraflı irade ile feshedilemeyeği, yapılan fesih işleminin haksız fesih niteliğinde olduğu, davacının söz konusu feshe bağlı olarak kâr mahrumiyeti niteliğindeki müspet zararını talep edebileceği, ancak sözkonusu sözleşmenin ifası amacıyla alındığı belirtilen demirbaşlar ve ... Belediyesine hibe edildiği ileri sürülen araç bedelinin munzam zarar kapsamında talep edilemeyeceği, davacının davalı ... Başkanlığından sözleşmenin haksız feshine dayalı olarak müspet zarar kapsamında 14.12.2022 tarihli rapor ile davacının dava ve ıslah dilekçesindeki talepleri doğrultusunda davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ile toplam 358.835,37 TL'nin (20.000,00 TL'si için dava tarihinden, bakiye 338.835,37 TL'si için ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) davalı belediyeden tahsiline, protokolde davalı ...'ın görevinin koordinasyonu sağlamak olduğu, fesih işleminde ve feshe bağlı uğradığı zararlardan sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiş; karar, süresi içinde davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p>

<p>Dairece hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetlenebilir ve somut olaya uygun olmasına, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin ileri sürülen sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre, davalı ... vekilinin temyiz itirazının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong></p>

<p>A. Karar Düzeltme Sebepleri</p>

<p>Davalı ... vekili; kararın gerekçesinin yeterli, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkil idarenin tazminattan sorumlu olmadığını, müvekkili Belediyenin ..., ... ve ... Belediyelerinin birleşmesinden meydana geldiğini, 5747 sayılı Kanuna göre ... Belediyesi kurulduktan sonra yapılan sözleşmeye davacının muvafakatinin aranmayacağını ve bu işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun olduğunu, davacı şirketin Protokolün (4/3.) bendinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacının muhtemel zararı hesaplanırken fesih nedeniyle uğradığını iddia ettiği müspet zarardan, fesih nedeniyle yaptığı ikame işler kazancının düşülmesi bu suretle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğini, davacının kâr mahrumiyeti hesaplanırken işin kalan bölümünün yapılmaması nedeniyle edinilen tasarruf, başka bir iş nedeniyle kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylerin mahsubunun yapılması gerektiğini, 29.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda feshin davacı şirket için zarara yol açmadığını, başka işler alarak daha büyük kârlar elde etmesini sağladığının tespit edildiğini, davacı fesihten sonra personel ve ekipmanını başka işlerde kullandığını, elde edilen dönem kârları toplandığında müvekkil aleyhine hükmedilen miktardan çok daha fazla olduğunu, feshedilen sözleşmede herhangi bir bedel kararlaştırılmadığını, davacı şirketin çöplerin geri dönüşümünden elde edeceği gelir ile kazanç sağlamasının hedeflendiğini, davacı zararını ispatlayamadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun taraf, Mahkeme, Yargıtay denetimine elverişli olduğunun anlaşılmasına göre davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı ... vekilinin yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,</p>

<p>Aşağıda yazılı para cezasının karar düzeltme isteyenden alınmasına,</p>

<p>04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="30024"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/9525 E., 2026/757 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2025/9525 E., 2026/757 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9525 E., 2026/757 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/155 E., 2025/102 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı nezdinde, 27.02.2017-09.04.2018, 16.08.2019-25.08.20 20... .11.2021-31.01.2022 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin haftanın 6 günü günlük 12 saat çalıştığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, son 6 aylık çalışmasında hafta sonu izinlerini de kullanmadığını, müvekkilinin hiç izin kullanmadığını belirterek ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Şirkette, 27.02.2017-09.04.2018, 16.08.2019-25.08.20 20... .11.2021-31.01.2022 tarihleri arasında olmak üzere birden fazla dönemde çalıştığını, davacının iddia ettiği gibi işyerinde güveni kötüye kullanarak haksız menfaat sağlamak suretiyle hareket ettiği anlaşılınca istifa ederek işten ayrıldığından işten çıkışının istifa nedeniyle yapıldığını, davacının haftada 6 gün çalıştığını, 3 gün 11.00-21.00 arası ve 3 gün de 14.00-22.00 saatleri arasında olacak şekilde çalıştığını, davacının her ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmadığını, işyerinde dönüşümlü olarak çalışma yapıldığını, dönüşümlü olarak denk geldiğinde de ücretinin kendisine ödendiğini, davacının yıllık ücretli izin alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin dosyada herhangi bir delil olmadığı, istifa dilekçesi sunulmadığı, davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirmeden feshedildiği, hafta tatili alacağının ispatlanamadığı, ulusal bayram ve genel tatil günleri alacaklarının tahakkuk edilerek ödendiği, davacının 2 tam yıllık çalışması karşılığında 24 gün yıllık ücretli izin hakkı kazandığı, yıllık izinlerin kullandırıldığı ve davacının bakiye yıllık izin alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz isteminde; davacının hizmete esas süresi karşılığında toplam 28 gün ücretli izin hakkının bulunduğu, davacının yıllık iznini kullandığı döneme denk gelen hafta tatili günlerinin izin süresinden sayılmayacağı, buna göre davacının hafta tatiline denk gelmesi sebebiyle kullanmadığı yıllık izninin bulunduğu, iş sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretin davalı tarafça ödenmesi gerektiği dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle talebin reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, davacının yıllık ücretli izin alacağının bulunup bulunmadığı noktasındadır.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde, işçiye kullandırılmayan yıllık ücretli izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.</p>

<p>İzin ücreti hesabında, 4857 sayılı Kanun’un 56/5 hükmünde yer alan “Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz” hükmünün dikkate alınması gereklidir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davacının davalı işyerindeki çalışma süresine göre toplam 28 gün yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu, dosya kapsamında bulunan yıllık izin belgelerine göre 12.03.2018-26.03.20 18... .06.2020-15.06.2020 tarihleri arasında toplam 28 gün yıllık ücretli izin kullandığı, ancak bu tarihler arasında toplamda 4 hafta tatili günü bulunduğu, buna göre davacının kullanmadığı 4 günlük yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca bakiye 4 günlük yıllık ücretli izin alacağının bulunduğunun kabulü gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun yararına temyiz isteminin yukarıda açıklanan sebeplerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanun'un 363/2 hükmü gereğince KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-baa.jpg" type="image/jpeg" length="31919"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suç örgütü operasyonunda 6 avukata gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutu-operasyonunda-6-avukata-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suc-orgutu-operasyonunda-6-avukata-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul merkezli 7 ilde, aralarında 6 avukatın da bulunduğu toplam 54 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendiğini duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Sokak çeteleri ve organize suç örgütleri; milletimizin huzuruna, gençlerimizin geleceğine, kamu düzenine ve şehirlerimizin güvenliğine kasteden yapılardır. Bu yapılara karşı İçişleri Bakanlığımızla tam bir iş birliği ve eş güdüm içinde mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyor, suç örgütlerine karşı her alanda daha etkin adımlar atılacağını ifade ediyoruz. Bu çerçevede İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinasyonunda; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüzle yürütülen etkin iş birliği neticesinde, lideri hakkında kırmızı bülten bulunan ve halihazırda İtalya'da tutuklu olan organize silahlı suç örgütüne yönelik İstanbul merkezli Tekirdağ, İzmir, Siirt, Samsun, Tokat ve Şanlıurfa'da eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. Yürütülen soruşturma kapsamında; nitelikli yağma ve tehdit eylemlerine karıştığı, şüphelilerin ifade vermelerini engellemeye veya yönlendirmeye çalıştığı, suç örgütü mensuplarına maddi destek sağladığı değerlendirilen, aralarında 6 avukatın da bulunduğu toplam 54 şüpheliye yönelik 7 ilde 113 adreste eş zamanlı operasyonlar düzenlenmiştir" dedi.</p>

<p><strong>'HİÇBİR SUÇ YAPILANMASINA GEÇİT VERMEYECEĞİZ'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Gürlek, söz konusu suç örgütüne yönelik bugüne kadar yürütülen soruşturmalar kapsamında 700 şüpheli hakkında işlem yapıldığını ve iddianameler düzenlenerek kamu davaları açıldığını hatırlatarak, "Suç örgütleriyle mücadelemiz; yargı ve kolluk birimlerimizin kararlı, koordineli ve kesintisiz çalışmalarıyla hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde devam edecektir. Soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonu başarıyla gerçekleştiren İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve emeği geçen tüm güvenlik güçlerimize teşekkür ediyorum. Milletimizin huzurunu, kamu düzenini ve adaletin üstünlüğünü hedef alan hiçbir suç yapılanmasına geçit vermeyeceğiz. Adaletin ve güvenliğin teminatı olan devletimiz; suç örgütlerinin karşısında, milletimizin yanındadır. Kamu düzenini ve hukukun üstünlüğünü hedef alan tüm suç yapılanmalarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutu-operasyonunda-6-avukata-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/baro/avukat-hapis.jpg" type="image/jpeg" length="57619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu tavsiye niteliğinde tevkil tarifesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-tavsiye-niteliginde-tevkil-tarifesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-tavsiye-niteliginde-tevkil-tarifesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu, genç avukatların ekonomik haklarını korumak ve emek sömürüsünü önlemek amacıyla, Tavsiye Niteliğindeki Tevkil 2026 Yılı Ücret Tarifesini açıkladı. Tarifeye göre; Tevkil ücreti (KDV dahil) 4 bin lira olarak belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Barodan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;</i></p>

<p>"İstanbul Barosu’na kayıtlı avukatların önemli bir bölümü işçi avukat veya 35 yaş altı genç avukatlardan oluşmaktadır. Meslekte artan işçileşme ve buna bağlı emek sömürüsünden uzaklaşmak isteyen genç avukatlar, serbest çalışmaya yönelmektedir.</p>

<p>Bugünkü çalışma düzeninde birçok avukat, geçimini sağlayabilmek için hukuk bürolarında yarı zamanlı ve parça başı işlerle çalışmakta; farklı dosyaları ise çoğunlukla tevkil yoluyla takip etmektedir. Görünürde bağımsız olan bu çalışma biçimi, gerçekte iş sahibi başka avukatlara sürekli bağlılığı da beraberinde getirmektedir.</p>

<p>Düzenli olarak tevkil işi yapan avukatlar geçim sıkıntısı yaşarken, sürekli tevkile başvuran meslektaşlarımızın da farkında olmadan bu emeği daha da ucuzlaştırdığı ve istihdam ihtiyacını bu şekilde kapatmaya çalıştığı görülmektedir. Bu ilişkide çoğu zaman güç dengesi bozulmakta, iş sahibi avukatın ekonomik ve mesleki konumu belirleyici hale gelmektedir. Güvencesizlik, denetimsizlik ve iş süreksizliği genç avukatların karşılaştığı başlıca sorunlardır. Bu tablo, mesleğin etik ilkeleri açısından da ciddi sorunlar yaratmaktadır.</p>

<p>Mesleğin serbest ve bağımsız niteliği gereği, bir işin bizzat iş sahibi avukat tarafından takip edilmesi esastır; tevkil ise istisnai bir yöntemdir. Bu asli–tali ayrımı, Avukatlık Kanunu’nun 171. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Kanun, tevkil ve buna ilişkin ücretlendirmeyi de meslektaşlar arasında ve müvekkilden bağımsız bir konu olarak ele alır. Ayrıca 56. maddede yer alan yetki belgesi düzenlemesi de bu anlayışla uyumludur.</p>

<p>Bugün gelinen noktada hem işçi avukatlık hem de atipik serbest çalışma biçimleri, işin avukat tarafından bizzat takip edilmesi esasının giderek aşındığını göstermektedir. Bu aşınma ise büyüyen bir emek sömürüsünü ortaya çıkarmaktadır. Tevkil nedeniyle oluşan ve meslektaşlar arası eşitlikten uzak bu ilişkinin görmezden gelinmesi, sayıları her geçen gün artan genç avukatların, onların yaşadığı güçlüklerin ve mesleğin genel sorunlarının yok sayılması anlamına gelmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avukatlık mesleğinin asli çalışma biçimini göz ardı etmeden ancak hiçbir meslektaşın emeğini de karşılıksız bırakmadan, uygulamadan kaynaklı sorunlara kayıtsız kalmadan hazırladığımız “Tavsiye Niteliğindeki Tevkil Ücret Tarifesi” ile “Tevkil Tarifesine İlişkin Dikkate Alınacak İlkeler”i değerli meslektaşlarımızın bilgisine sunarız."</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/h-k-rq-f-tm-wg-a-a4n-d-r.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-tavsiye-niteliginde-tevkil-tarifesi</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/baro/ist-baro-bina8.jpg" type="image/jpeg" length="29545"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2008/7228 E., 2010/1539 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2010 tarihli, 2008/7228 E., 2010/1539 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2008/7228 E., 2010/1539 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.12.2007 tarih ve 2007/195 - 2007/794 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 09.02.2010 gününde davalı avukatı Tijen Taka gelip, davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin 01.08.2006 tarihinde Martin Air (Toronto-Amsterdam), 02.08.2006 tarihinde THY ile (Amsterdam-İstanbul) 02.08.2006 tarihinde (İstanbul-İzmir) uçuşları sırasında iki valizden bir tanesinin İzmir Adnan Menderes Havaalanına indiğinde eline ulaşmadığını, süresinde yapılan ihbarnameye rağmen eşyaları iade etmeyen davalının zararı da tazmin etmediğini, kaybolan valizin içinde davacının Türkiye’de yapacağı düğün için ABD’de bulunan arkadaşları tarafından hediye edilen ürünler ile damatlığı ve bir çok eşyası bulunduğunu, olay nedeniyle davacının maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, 6.744 YTL maddi, 15.000 YTL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili, bagaj içerisinde bulunduğu iddia edilen kameranın niteliği itibariyle bagaj içerisinde taşımaya müsait olmadığı gibi, sözkonusu emtia için herhangi bir özel değer beyanında da bulunulmadığını, her halükarda Varşova/Lahey Protokolü’nün 22/2.a maddesine göre müvekkilinin sorumluluğunun sınırlı olduğunu, davacının manevi tazminat talebinin de yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı yolcunun bagajının muhteviyatı ve değeri hakkında beyanda bulunulmadığı, bu durumda “davalının sorumluluğunun kg başına 20 USD’nın esas alınması gerektiği, kaybolan bagajın 64 kg olup, davalı sorumluluğunun 1.280 USD ya da 64/17 SDR hesabıyla 1.088 SDR olabileceğinin” bilirkişi raporunda belirtildiği, davalının sorumluluğunun 1.088 SDR karşılığı olan 2.362,16 YTL olduğu, olayda manevi tazminat takdirini gerektirir şekilde davacının şeref ve haysiyetine yönelik bir saldırının sözkonusu olmadığı sonucuna varılarak, 2.362,16 YTL maddi tazminatın 02.08.2006 tarihinden itibaren 4489 sayılı Yasa’nın 1/1. maddesindeki faiz oranı uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, davalı şirket tarafından taşınırken kaybolan bagaj nedeniyle maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal Protokolü ile değişik 25.maddesi hükmüne göre, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kasdıyla veya pervasızca hareketleri veya ihmal sonucu zarar meydana gelirse, 22.maddedeki sorumluluk sınırlaması uygulanmayacaktır. Davacı vekili, Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminalinde görevli 5 personelin hırsızlık olayları nedeniyle gözaltına alındığı haberini içeren haber sayfalarını, kanıtlarını sunduğu dilekçe ekinde dosyaya ibraz etmiştir. Dava konusu olayda da, davalı ... şirketi tarafından gerçekleştirilen taşıma sonrasında davacıya ait bagajın kaybolduğu tartışmasız olup, mahkemece Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal protokolü ile değişik 25.maddesi gereğince davalının sorumluluk sınırlamasına dair 22.madde hükmünden yararlanıp yararlanamayacağının tartışılması gerekirken, bu konuda bir değerlendirme yapılmadan, sınırlı sorumluluk hükümlerine göre maddi tazminata hükmedilmesi doğru değildir.</p>

<p>Öte yandan, ABD’den Türkiye’ye davalı THY’na ait uçakla gelen davacı, Türkiye’de yapacağı düğün nedeniyle hediye edilen eşyaların kaybolduğu, düğün için aldığı kıyafetin de içinde olduğu bagajı aramak için zaman harcadığını, bulamaması nedeniyle daha basit kıyafet almak zorunda kaldığını, olaylar nedeniyle manevi olarak da zarara uğradığını iddia etmiştir. Düğün için gelen davacının yaşadığı olaylar karşısında mahkemece, MK’nun 4.maddesi hükmü dikkate alınarak, davacı lehine makul miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, davacı vekili duruşmaya katılmadığından duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="38908"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48350"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16979"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13644"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34925"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72382"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36922"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="17782"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="95625"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="79610"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="53423"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="67113"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="16833"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="93505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="10507"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="33755"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="59543"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
