<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 04 Aug 2026 02:42:08 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/icme-kullanma-suyu-havzalarinin-korunmasina-dair-yonetmelikte-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/icme-kullanma-suyu-havzalarinin-korunmasina-dair-yonetmelikte-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik, 04 Ağustos 2026 Tarihli ve 33330 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İÇME-KULLANMA SUYU HAVZALARININ KORUNMASINA DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>28/10/2017 tarihli ve 30224 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) ve (s) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (i) bendinde yer alan “ve yeraltı” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, (j) bendinde yer alan “özel hükümleri tanımlayan” ibaresinden sonra gelmek üzere “, bu Yönetmelikte belirlenen ilke ve esaslara uygun bir şekilde hazırlanan” ibaresi eklenmiş, (k), (l) ve (ş) bentleri ile (ff) bendinde yer alan “ailenin diğer gelir kaynakları da göz önünde bulundurularak” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“ı) İçme-kullanma suyu: 17/2/2005 tarihli ve 25730 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilerek kullanılan ya da kullanılması öngörülen yerüstü sularını,”</p>

<p>“s) Maksimum su seviyesi: Doğal göllerde belirlenmiş olması halinde kıyı kenar çizgisini, diğer durumlarda DSİ tarafından belirlenen en yüksek su seviyesini,”</p>

<p>“gg) DSİ: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>ğğ) İdare: Büyükşehir belediyesi olan yerlerde su ve kanalizasyon idarelerini, büyükşehir belediyesi olmayan yerlerde belediyeleri,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç), (d) ve (f) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (g) bendinde yer alan “temin edilen su” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkraya aşağıdaki bent ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“ç) İçme-kullanma suyu havzalarında noktasal ve yayılı kaynaklı kirliliklerin önlenmesine yönelik tedbirlerin ilgili kurumlar tarafından alınması,</p>

<p>d) İçme-kullanma suyu havzalarında teknik açıdan uygun olan ağaçlandırma, erozyon ve sediment taşınımı tedbirlerinin alınması, bu faaliyetlerin orman alanlarında Orman Genel Müdürlüğü tarafından veya koordinasyonunda yürütülmesi,”</p>

<p>“f) İçme-kullanma suyu kaynaklarının korunmasına yönelik denetimlerin idareler ve yetkili kurumlar tarafından öncelikli olarak yapılması,”</p>

<p>“i) İçme-kullanma suyu havzalarındaki koruma alanlarının sınırlarının bilimsel temelli çalışmalara göre belirlenmesi,”</p>

<p>“(2) Havza koruma alanları ile bu alanlara ait koruma hükümleri, kadastro paftalarına işlenir ve tapu sicilinin beyanlar hanesinde belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci fıkrasında yer alan “ve yeraltı suyu” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “uygulanacak hükümler Bakanlıkça belirlenir” ibaresi “bu Yönetmelik hükümleri uygulanır” şeklinde değiştirilmiş, beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, altıncı fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, dokuzuncu fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve on birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yerüstü suyu kaynaklarının korunması amacıyla; ilgili idarenin talebi üzerine, havzanın özellikleri dikkate alınarak bilimsel esaslara dayalı bir çalışma ile içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanmasına gerek bulunup bulunmadığı Bakanlıkça değerlendirilir ve karara bağlanır. İdarenin talebi olmaksızın, Bakanlık koruma planı hazırlanmasına karar verebilir; bu alanlarda söz konusu plan, Bakanlık veya İdare tarafından hazırlanır.”</p>

<p>“(5) İçme-kullanma suyu kaynakları için içme-kullanma suyu havzası koruma planı aşağıda belirtilen ilgili idareler tarafından hazırlanır veya hazırlatılır ve Bakanlığa sunulur:</p>

<p>a) Büyükşehir belediyelerine içme-kullanma suyu sağlanan kaynaklar için koruma planları, büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idareleri genel müdürlüklerince hazırlanır veya hazırlatılır.</p>

<p>b) Büyükşehir belediyeleri haricindeki yerleşimlere içme-kullanma suyu sağlanan kaynaklar için koruma planları Bakanlık veya Bakanlığın koordinasyonunda ilgili idarece hazırlanır veya hazırlatılır.</p>

<p>c) Aynı yerüstü su kaynağından içme-kullanma suyu temin eden veya etmeyi planlayan birden fazla idare olması halinde koruma planı, Bakanlık veya Bakanlığın koordinasyonunda ilgili idarelerce hazırlanır veya hazırlatılır.</p>

<p>ç) İçme-kullanma suyu amaçlı yeraltı suyu kaynakları için koruma planları, 7/4/2012 tarihli ve 28257 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelikte belirtilen esaslara uygun olarak DSİ tarafından hazırlanır veya hazırlatılır.”</p>

<p>“İçme-kullanma suyu temin edilen su kaynağı havzasının tamamının veya bir kısmının ilgili idarenin mücavir alan sınırları dışında olduğu durumlarda koruma planlarının hazırlanması ve uygulanmasında ilgili havza sınırları içerisinde kalan alanlardan sorumlu valilik, belediye ile su kanalizasyon idaresinin görüşleri alınır.”</p>

<p>“(11) Yürürlükteki içme-kullanma suyu havza koruma planları her tür ve ölçekteki planın hazırlanması ve güncellenmesi aşamasında ilgili planlara aynen işlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(6) İçme-kullanma suyu havzalarındaki faaliyetlere yönelik, ilgili idarelerce iş ve işlemler yürütülürken sırasıyla;</p>

<p>a) Varsa içme-kullanma suyu havza koruma planları,</p>

<p>b) Koruma planı bulunmaması halinde varsa büyükşehir havza koruma yönetmeliği,</p>

<p>c) Büyükşehir havza koruma yönetmeliği bulunmaması halinde ise bu Yönetmelik hükümleri,</p>

<p>esas alınır.</p>

<p>(7) Bakanlık içme-kullanma suyu havzalarının kalite ve miktar açısından korunması ve yapısal faaliyetlerin tespitine yönelik coğrafi bilgi sistemi altlıklı su veri tabanını oluşturur. İdareler ve mevzuatı kapsamında görev ve sorumlulukları bulunan kurum ve kuruluşlar; bu Yönetmelik kapsamında yürüttükleri faaliyetler, havza koruma planlarının uygulanmasının takibine yönelik yapılan denetimler ve tesis edilen idari işlemlere ilişkin bilgileri, ocak ve temmuz aylarında olmak üzere yılda iki kez dijital bilgi sistemine kaydeder. Bakanlık, gerekli gördüğü hâllerde ilave bilgi ve belge talep edebilir.</p>

<p>(8) İçme-kullanma suyu havzalarında yürütülen iş ve işlemler sırasında;</p>

<p>a) Uygulamada farklılık ortaya çıkması,</p>

<p>b) Kurumlar arasında görüş ayrılığı bulunması,</p>

<p>c) Teknik ve bilimsel değerlendirme gerektiren hususlarda tereddüt oluşması,</p>

<p>ç) Bu Yönetmelik ile içme-kullanma suyu havza koruma planlarında açık hüküm bulunmaması,</p>

<p>d) Bu Yönetmelik veya içme-kullanma suyu havza koruma planlarında yer alan hükümler ile faaliyetin niteliğine veya gerçekleştirileceği alana ilişkin mevzuat hükümlerinin uygulanmasında tereddüt, farklılık veya uyuşmazlık bulunması,</p>

<p>hallerinde re’sen veya talep üzerine Tarım ve Orman Bakanı onayıyla konuya ilişkin karar alınarak uygulamaya yönelik işlem tesis edilir. Alınan karar varsa havza koruma planına işlenir. Bakanlık bu fıkra kapsamında bilimsel veya teknik rapor talep edebilir. Bu fıkra kapsamında Bakanlık tarafından görüş verilmesi halinde söz konusu görüş esas alınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(9) Koruma alanlarının herhangi biri için öngörülen yasaklama ve kısıtlamalar aksi belirtilmedikçe daha dar koruma alanları için de uygulanır.</p>

<p>(10) İçme-kullanma suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunması ile iyileştirilmesi maksadıyla, bu Yönetmelik kapsamında görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlara yönelik olarak Bakanlık eğitim, uyumlaştırma çalışmaları yapar veya yaptırır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Su yüzeyi</p>

<p>MADDE 8- (1) Su yüzeyi, içme-kullanma suyu amaçlı yerüstü su kaynaklarının maksimum su seviyesine kadar olan su biriktirme alanını ifade eder.</p>

<p>(2) Su yüzeyinde içme-kullanma suyu temini ile ilişkili teknik yapılar haricinde hiçbir yapı yapılamaz.</p>

<p>(3) Su yüzeyine arıtılsa dahi atıksuların doğrudan deşarjına izin verilmez.</p>

<p>(4) Su yüzeyine doğrudan veya dolaylı olarak her türlü atık ve artıkların atılması, boşaltılması yasaktır.</p>

<p>(5) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmez. Ancak, DSİ tarafından ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda su ürünleri yetiştiriciliğine uygulama esasları çerçevesinde Bakanlıkça izin verilebilir. İçme-kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılamaz.</p>

<p>(6) Su yüzeyinde yelkenli, kürekli, akümülatör veya elektrik ile çalışan vasıtalara, sallara ve bu kapsamda yapılacak sportif faaliyetlere Bakanlığın uygun görüşü ile izin verilebilir. Akaryakıt ile çalışan kayık, motor ve benzeri araçların ise kullanılmasına izin verilmez. Ancak, su kalitesinin izlenmesi, yöre halkının, güvenlik, toplu taşıma, su ürünleri istihsali gibi gerekli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, akaryakıt ile çalışacak su araçlarının kullanılmasına, bu amaçla ihtiyaç duyulacak kalıcı yapı niteliği taşımayan sökülüp takılabilir nitelikteki iskele yapılarına içme-kullanma suyu alma yapısına 300 metreden daha yakın olmamak şartıyla Bakanlığın uygun görüşü ile izin verilebilir. Verilecek izinler kapsamında kullanılacak araçlarda oluşabilecek her türlü atıksu ve sintine suyunun arıtıldıktan sonra bile içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlere boşaltılması yasaktır.</p>

<p>(7) Su yüzeyinde yeni yol, köprü, viyadük ve benzeri yapılara izin verilmez.</p>

<p>(8) İçme-kullanma suyu temin edilen baraj göllerinin havzalarında oluşturulacak koruma alanları, memba yönündeki ilk baraj gölünün su toplama havzasında son bulur.</p>

<p>(9) Su yüzeyinde yenilenebilir enerji santralleri dahil olmak üzere hiçbir enerji santrali kurulamaz.</p>

<p>(10) Su yüzeyinde mevcut elektrik enerjisi iletim ve dağıtım hatlarının bakım ve onarım çalışmaları, su kalitesini ve miktarını olumsuz etkilemeyecek şekilde yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş, sekizinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmış, on birinci fıkrasında yer alan “5/3/2013 tarihli ve 28578 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine” ibaresi “28/5/2022 tarihli ve 31849 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Parkları Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş orman parklarına” şeklinde değiştirilmiş, on beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, on sekizinci fıkrasına “gazlaştırma tesisi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “jeotermal enerji santrali,” ibaresi eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“İçme-kullanma su alma yapısını kullanan birden fazla idare bulunması halinde su tahsis oranları nispetinde kamulaştırma yapılır.”</p>

<p>“(15) Yeni akaryakıt istasyonlarına, gaz dolum istasyonlarına, kara araçları için kullanılacak şarj dolum istasyonlarına ve kimyasal madde depolarına, sıvı ve katı yakıt depolarına izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonları, şarj dolum istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Standartlara uygun hale getirilen istasyonlarda akaryakıt ve gaz satışı dışında dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonlarında, kirlilik oluşmaması hususunda gerekli önlemlerin alınması koşuluyla şarj dolum istasyonları kurulabilir.”</p>

<p>“(19) 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun ikinci maddesinde tanımlanan 2/B alanlarından mutlak koruma alanı içerisinde kalanlar hak sahiplerine satılamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve” ibaresi “Orman Parkları Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş orman parklarında ve” şeklinde, “mesire yeri” ibaresi “orman parkı” şeklinde değiştirilmiş, on birinci fıkrasında yer alan “Bakanlık tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, on altıncı fıkrasına “gazlaştırma tesisi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “jeotermal enerji santrali,” ibaresi eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(17) 6292 sayılı Kanun uyarınca, Hazineye ait tarım arazilerinden kısa mesafeli koruma alanı içerisinde kalanlar hak sahiplerine satılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde” ibaresi “Orman Parkları Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş orman parklarında” şeklinde, “mesire yeri” ibaresi “orman parkı” şeklinde değiştirilmiş, on beşinci fıkrasına “şartıyla” ibaresinden sonra gelmek üzere “jeotermal enerji santrali,” ibaresi eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(16) Orta mesafeli koruma alanında Bakanlığın kontrolünde yerleşik halkın zati ihtiyacını karşılamak amacı ile hayvancılık faaliyetlerine izin verilebilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin on dördüncü fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle ve aynı fıkraya “şartıyla” ibaresinden sonra gelmek üzere “jeotermal enerji santrali,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“Uzun mesafeli koruma alanında termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına izin verilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Yeraltı suları için esaslar</p>

<p>MADDE 14- (1) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yeraltı sularının kalite değerlendirmesi, izlenmesi, korunması ve koruma alanlarının belirlenmesine ilişkin hususlar, 16/12/1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun, Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik, Yüzeysel Sular ve Yeraltı Sularının İzlenmesine Dair Yönetmelik ile İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “büyükşehir belediyesi ve diğer belediyelerin” ibaresi “büyükşehir belediyeleri, diğer belediyeler ve il özel idarelerinin” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin beşinci fıkrası, 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 11 inci maddesinin sekizinci fıkrası, 12 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve sekizinci fıkraları, 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “Çevre ve Şehircilik” ibareleri “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Havza koruma planlarının bu Yönetmeliğe uyumunun sağlanması</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 3- (1) Bakanlık veya idare, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde havza koruma planlarını, Bakanlıkça yapılacak değerlendirme neticesine göre bu Yönetmelik ile belirlenen usul ve esaslara uygun olarak yeniden düzenler. Bakanlık, söz konusu değerlendirmeye esas olmak üzere idarelerden bilimsel veya teknik rapor hazırlanmasını talep edebilir. Yapılacak düzenlemeler Tarım ve Orman Bakanı onayı ile yürürlüğe konulur.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/icme-kullanma-suyu-havzalarinin-korunmasina-dair-yonetmelikte-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligin.jpg" type="image/jpeg" length="31384"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jandarma Genel Komutanlığında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/jandarma-genel-komutanliginda-gorevli-devlet-memurlarinin-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/jandarma-genel-komutanliginda-gorevli-devlet-memurlarinin-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Jandarma Genel Komutanlığında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 04 Ağustos 2026 Tarihli ve 33330 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İçişleri Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞINDA GÖREVLİ DEVLET MEMURLARININ GÖREVDE YÜKSELME VE UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>23/8/2006 tarihli ve 26268 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Jandarma Genel Komutanlığında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına “Kanunu” ibaresinden sonra gelmek üzere “, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi yürürlükten kaldırılmış ve (d), (e), (h) ve (i) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“d) Görevde yükselme: 657 sayılı Kanuna tabi görevlerden bu Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılan görevlere aynı veya başka hizmet gruplarından yapılacak görevde yükselme niteliğindeki atamaları,</p>

<p>e) Görevde yükselme sınavı: Görevde yükselme suretiyle atanacaklar için yapılacak yazılı ve sözlü sınavı,”</p>

<p>“h) Kurum: Jandarma Genel Komutanlığı karargâhı ile bağlı birlik ve kurumlarını, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığını,”</p>

<p>“i) Unvan değişikliği sınavı: En az ortaöğretim düzeyinde mesleki veya teknik eğitim sonucu ihraz edilen unvanlara ilişkin görevlere atanabilmek için yapılan yazılı ve sözlü sınavı,”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Görevde yükselme ve unvan değişikliğine tabi kadrolar ve hizmet grupları</p>

<p>MADDE 5- (1) Bu Yönetmelik kapsamında görevde yükselmeye tabi kadrolar aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) Yönetim hizmetleri grubu;</p>

<p>1) Şube müdürü, yazı işleri müdürü.</p>

<p>2) Müdür yardımcısı, şube müdür yardımcısı.</p>

<p>b) Araştırma ve planlama hizmetleri grubu;</p>

<p>1) Uzman.</p>

<p>c) Hukuk hizmetleri grubu;</p>

<p>1) Hukuk müşaviri.</p>

<p>ç) İdari hizmetler grubu;</p>

<p>1) Veri hazırlama ve kontrol işletmeni, hesap sorumlusu, memur, güvenlik görevlisi, şoför, muhasebeci, matbaacı, zabıt katibi.</p>

<p>d) Destek hizmetleri grubu;</p>

<p>1) Teknisyen yardımcısı, aşçı, garson, kaloriferci, berber, bahçıvan, kuru temizlemeci, ütücü-kolacı, hademe, ambalaj memuru, fırıncı/hamurkâr, kasap, tahmil tahliye memuru, hizmetli, terzi.</p>

<p>(2) Unvan değişikliğine tabi kadrolar:</p>

<p>a) Avukat, mimar, mühendis, matematikçi, istatistikçi, fizikçi, kimyager, fotoğrafçı, arkeolog, çözümleyici programlayıcı, psikolog, psikolojik danışman, diyetisyen, biolog, eczacı, laborant, hemşire, mütercim, öğretmen, tekniker, teknisyen, teknik ressam, kütüphaneci, sosyolog, grafiker, veteriner hekim, tercüman, fizyoterapist, iç mimar, sağlık teknikeri.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 6- (1) Görevde yükselme niteliğinde yapılacak atamalara ait kadrolarda aşağıdaki genel şartlar aranır:</p>

<p>a) 657 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin (B) bendinde belirtilen atanabilme şartlarını taşımak.</p>

<p>b) İlan edilen kadrolar için bu şartı sağlayan personel bulunmaması durumu hariç olmak üzere, kurumda altı ay çalışmış olmak.</p>

<p>c) Görevde yükselme yazılı ve sözlü sınavında başarılı olmak.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6/A maddesinin birinci fıkrasının (d), (e), (f) ve (g) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (b) bendinde yer alan “şube müdür yardımcısı” ibaresi “müdür yardımcısı ya da şube müdür yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın (a) ve (c) bentleri ve aynı maddenin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“d) Uzman kadroları için; fakülte veya en az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak, asgari altı yıl hizmet süresi bulunmak, veri hazırlama ve kontrol işletmeni, hesap sorumlusu, memur, güvenlik görevlisi, şoför, muhasebeci, matbaacı, zabıt katibi unvanlarında ayrı ayrı veya birlikte en az dört yıl görev yapmış olmak,</p>

<p>e) Veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadroları için; en az iki yıllık yükseköğretim mezunu olmak, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylanmış bilgisayar işletmenliği sertifikasına sahip olmak veya öğrenimi sırasında zorunlu/ortak/seçmeli bilgisayar dersi alarak bu hususu resmî olarak belgelemiş olmak, asgari dört yıl hizmet süresi bulunmak, teknisyen yardımcısı, aşçı, garson, kaloriferci, berber, bahçıvan, kuru temizlemeci, ütücü/kolacı, hademe, ambalaj memuru, fırıncı/hamurkâr, kasap, tahmil tahliye memuru, hizmetli, terzi unvanlarında ayrı ayrı veya birlikte en az iki yıl görev yapmış olmak,</p>

<p>f) Muhasebeci kadroları için; en az iki yıllık yükseköğretim kurumlarının muhasebe ve vergi uygulamaları bölümü ile Yükseköğretim Kurulunca bu bölüme eş değer kabul edilen bölümlerin birinden mezun olmak veya iki yıllık yükseköğretim kurumlarından mezun olup müracaat edilen görev ile ilgili sertifika, kurs belgesi veya bonservisi bulunmak, asgari dört yıl hizmet süresi bulunmak, teknisyen yardımcısı, aşçı, garson, kaloriferci, berber, bahçıvan, kuru temizlemeci, ütücü/kolacı, hademe, ambalaj memuru, fırıncı/hamurkâr, kasap, tahmil tahliye memuru, hizmetli, terzi unvanlarında ayrı ayrı veya birlikte en az iki yıl görev yapmış olmak,</p>

<p>g) Memur kadroları için; en az ortaöğretim mezunu olmak, asgari dört yıl hizmet süresi bulunmak, teknisyen yardımcısı, aşçı, garson, kaloriferci, berber, bahçıvan, kuru temizlemeci, ütücü/kolacı, hademe, ambalaj memuru, fırıncı/hamurkâr, kasap, tahmil tahliye memuru, hizmetli, terzi unvanlarında ayrı ayrı veya birlikte en az iki yıl görev yapmış olmak,”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 7- (1) Unvan değişikliğine tabi kadrolara atanacaklarda, 657 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin (B) bendinde belirtilen atanabilme şartlarını taşımak ve unvan değişikliği yazılı ve sözlü sınavında başarılı olmak şartı aranır. Ayrıca;</p>

<p>a) Mühendis, mimar, psikolog, diyetisyen, biolog, eczacı, veteriner hekim, fizyoterapist, istatistikçi, kimyager, arkeolog, kütüphaneci, sosyolog, grafiker ve iç mimar kadrolarına atanabilmek için, en az dört yıllık eğitim veren yurt içindeki veya bunlara denkliği yetkili makamlar tarafından onaylanmış yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarının ilgili bölümlerinden mezun olmak,</p>

<p>b) Avukat kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) Yurt içindeki veya bunlara denkliği yetkili makamlar tarafından onaylanmış yurt dışındaki hukuk fakültelerinden mezun olmak,</p>

<p>2) Avukatlık stajını yapmış olmak,</p>

<p>c) Mütercim veya tercüman kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) Yurt içindeki veya bunlara denkliği yetkili makamlar tarafından onaylanmış yurt dışındaki fakülte ve dört yıllık yüksekokulların mütercim ve tercümanlık bölümünden mezun olmak,</p>

<p>2) Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavında (YDS) veya Elektronik Yabancı Dil Sınavında (e-YDS) en az (B) seviyesinde puan almış olmak,</p>

<p>ç) Tekniker ve sağlık teknikeri kadrolarına atanabilmek için, en az iki yıl süreli mesleki veya teknik yüksekokulların ilgili bölümlerinden mezun olmak,</p>

<p>d) Laborant, hemşire veya teknisyen kadrolarına atanabilmek için, en az lise veya dengi mesleki veya teknik eğitim veren okulların ilgili bölümlerinden mezun olmak,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamındaki personelin, en az ortaöğretim düzeyinde mesleki veya teknik eğitim sonucu ihraz edilen unvanlara ilişkin görevlere atanmaları, bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yaptırılacak unvan değişikliği sınavı sonunda başarı sıralamasındaki başarı puanlarına göre gerçekleştirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin üçüncü bölümünün başlığı “Duyuru ve Başvuru” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 9- (1) Kurum tarafından ihtiyaç duyulan söz konusu kadroların öncelikle boş olması halinde, mevcut boş kadrolar arasından hizmet gerekleri ve personel planlaması esas alınarak, ihtiyaçlar doğrultusunda Bakan onayı ile belirlenen kadrolara görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavı yapılmasına karar verilmesini müteakip;</p>

<p>a) Atama yapılacak kadroların birimi, sınıfı, unvanı, adedi, kadro derecesi, niteliklerine göre başvuru şartları, sınav konu başlıkları ve diğer hususlar yazılı sınav tarihinden en az iki ay önce birlik ve kurumlara duyurulur.</p>

<p>b) Yapılacak duyuru üzerine karargâh, birlik ve kurum amirliklerince duyurulan kadrolar için belirlenen başvuru tarihinin son günü itibarıyla aranan nitelikleri taşıyanların, başvuru şartlarını taşıdığı farklı unvanlı kadrolardan sadece biri için yapacakları başvuruları, dilekçesiyle birlikte duyurudan itibaren on iş günü içinde Jandarma Genel Komutanlığı Personel Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>c) Personel Başkanlığınca sınavlara başvuru yapan personelin durumları incelenerek aranan şartları taşıyanlar tespit edilir ve sınavlara katılmaya hak kazananlar kurumun resmî internet veya intranet sitesinde duyurulur. Duyurudan itibaren iki iş günü içinde itirazlar alınarak beş iş günü içinde sonuçlandırılır ve ilgililere yazılı olarak bildirilir. Süresi içinde yapılmayan itirazlar dikkate alınmaz.</p>

<p>ç) Aylıksız izinde bulunanlar da dâhil olmak üzere, ilgili mevzuatı uyarınca verilmesi zorunlu izinleri kullanmakta olan kurum personelinin görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavına başvurmaları mümkündür.</p>

<p>(2) Başvuru tarihi itibarıyla aşağıda belirtilen durumda olanlar, görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavına başvuruda bulunamazlar:</p>

<p>a) Aday memur olanlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Görevden uzaklaştırılanlar, tutuklu veya hükümlü bulunanlar.</p>

<p>c) Kurum personeli olmayanlar.</p>

<p>ç) 657 sayılı Kanuna göre memur statüsünde olmayanlar.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 13- (1) Jandarma Genel Komutanlığınca kurumun kadro imkânları ve hizmet ihtiyaçları esas alınmak suretiyle, ihtiyaç duyulan zamanda görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavı yapılabilir. Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları yazılı ve sözlü sınav olmak üzere iki aşamalı olarak yapılır.</p>

<p>(2) Görevde yükselme ve unvan değişikliği yazılı sınavlarına ilişkin konu başlıkları duyuruda belirtilir.</p>

<p>(3) Görevde yükselme yazılı ve sözlü sınav işlemleri Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanlığı tarafından yürütülür. Yazılı sınav Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanlığı tarafından yapılabileceği gibi Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığına, Millî Eğitim Bakanlığına veya Yükseköğretim Kurumlarından birine de yaptırılabilir. Sözlü sınav, sınav kurulu tarafından icra edilir.</p>

<p>(4) Unvan değişikliği sınavı belirlenecek görev alanları ve atama yapılacak görevin niteliğine ilişkin konularda yaptırılır. Bu sınava katılacaklarda, kurumda veya öğrenim durumları ile ilgisi bulunmayan görevlerde belirli süre hizmet yapmış olma şartı aranmaz.</p>

<p>(5) Unvan değişikliği sınavı yazılı ve sözlü sınav işlemleri Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanlığı tarafından yürütülür. Yazılı sınav Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığına, Millî Eğitim Bakanlığına veya Yükseköğretim Kurumlarından birine yaptırılır. Sözlü sınav, sınav kurulu tarafından icra edilir.</p>

<p>(6) Yazılı sınavlar, yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Yazılı sınavda en az altmış puan alanlar başarılı sayılır.</p>

<p>(7) Yazılı sınavda kopya çekenler, kopya verenler veya bunlara teşebbüs edenler ile sınav kâğıtlarına belirtici işaret koyanlar sınav salonundan çıkarılır ve düzenlenecek bir tutanakla sınav kâğıtları geçersiz sayılır. Ayrıca bu kişiler hakkında idari işlem ve koşulları var ise adli işlem başlatılır.</p>

<p>(8) Yazılı sınavda, istenilen başarı puanından az olmamak kaydıyla, en yüksek puan alan adaydan başlamak üzere duyurulan kadro sayısının üç katına kadar aday sözlü sınava çağrılır. Son adayla aynı puana sahip olan personelin tamamı sözlü sınava çağrılır.</p>

<p>(9) Sözlü sınavda ilgili personel; sınav kurulunun her bir üyesi tarafından EK-1’de yer alan Sözlü Sınav Değerlendirme Formu esas alınarak yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Her üyenin vermiş olduğu puanların aritmetik ortalaması alınarak personelin sözlü sınav puanı tespit edilir. Sözlü sınavda yüz üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.</p>

<p>(10) Yazılı sınavın yürütülmesine ve itirazlara ilişkin hususlar ile sınav yapılacak yerler, sınav bedeli ve bu bedelin tahsil usulü, sınava girişte uyulacak kurallar, sınav usulü ve sınavla ilgili diğer hususlar hakkında ilgili kurumla protokol tanzim edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin birinci ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Sınav Kurulu, atamaya yetkili amir veya görevlendireceği kişinin (Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanı) başkanlığında, atamaya yetkili amir tarafından en az Şube Müdürü olarak görev yapan personel arasından seçilecek Hukuk Hizmetleri Başkanlığından bir, Personel Başkanlığından üç üye olmak üzere toplam beş üyeden teşkil edilir. Aynı usulle yedek üyeler de seçilir.”</p>

<p>“(5) Kurulun sekretarya hizmetleri kurumun Personel Başkanlığınca yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 16- (1) Sınav kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Atanılacak görevin niteliğine göre görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği yazılı sınav konularının başlıklarını tespit etmek ve yayımlanacak emirde duyurulmasını sağlamak.</p>

<p>b) Sözlü sınavı yapmak.</p>

<p>c) Yazılı ve sözlü sınav sonuçlarını ilgililere duyurmak.</p>

<p>ç) Yazılı ve sözlü sınav sonuçlarına yapılacak itirazların sonuçlandırılmasını sağlamak.</p>

<p>d) Yazılı ve sözlü sınavlara ilişkin diğer işleri yürütmek.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Sınav sonuçlarının açıklanması ve başarı puanı</p>

<p>MADDE 17- (1) Sınav kurulu tarafından yazılı ve sözlü sınav sonuçlarının açıklanması, başarı puanlarının tespit edilmesine yönelik işlemler aşağıda belirtildiği şekilde yürütülür:</p>

<p>a) Yazılı sınav sonuçlarının sınav kuruluna ulaşmasını müteakip beş iş günü içinde sonuçlar, kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.</p>

<p>b) Yazılı sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip on beş iş günü içinde sözlü sınava ilişkin yer, zaman ve diğer hususlar, kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.</p>

<p>c) Sözlü sınavın tamamlanmasını müteakip on beş iş günü içinde sözlü sınav sonuçları, kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.</p>

<p>ç) Sözlü sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip, yazılı ve sözlü sınav puanlarının aritmetik ortalaması esas alınmak suretiyle başarı puanları tespit edilir ve on beş iş günü içinde kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Başarı sıralaması</p>

<p>MADDE 18- (1) İlan edilen boş kadro sayısı kadar atama yapılmasında başarı puanı esas alınır.</p>

<p>(2) Başarı puanı üstünlüğü esasına göre sınava dâhil her bir unvan için adayların başarı sıralaması belirlenir ve başarı sıralaması listesi onaylanarak kesinleşmesini müteakip kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.</p>

<p>(3) Başarı puanlarının eşit olması halinde sırasıyla;</p>

<p>a) Hizmet süresi fazla olana,</p>

<p>b) Daha üst öğrenimi bitirmiş olana,</p>

<p>c) Üst öğrenim mezuniyet notu yüksek olana,</p>

<p>öncelik verilmek suretiyle en yüksek puandan başlamak üzere başarı sıralaması belirlenir.</p>

<p>(4) Sınavda başarılı olmalarına rağmen ilan edilen kadro sayısı nedeniyle ataması yapılamayacak personelden en fazla asıl aday sayısı kadar personel, kurumca ihtiyaç duyulması halinde başarı sıralaması listesinde yedek olarak belirlenebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğe 18 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Sınav sonuçlarına itiraz</p>

<p>MADDE 18/A- (1) Sınava katılanlar gerekçelerini belirtmek suretiyle yazılı ve sözlü sınav sonuçlarına itiraz edebilirler.</p>

<p>(2) Yazılı sınav sonuçlarına ilişkin itirazlar;</p>

<p>a) Sınavın Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanlığı tarafından yapılması durumunda, sınav sonuçlarının ilanından itibaren beş iş günü içinde dilekçe ile kadro/görev birimleri aracılığıyla Personel Başkanlığına yapılır ve sınav kurulu tarafından yirmi gün içinde incelenerek sonucu ilgiliye bildirilir.</p>

<p>b) Sınavın 13 üncü maddede sayılan kurumlardan birine yaptırılması durumunda, sınavı icra eden kurum tarafından duyuruda belirtilen süre içinde yapılır ve incelenerek sonucu ilgiliye bildirilir.</p>

<p>(3) Sözlü sınav sonuçlarına ilişkin itirazlar ise sözlü sınav sonuçlarının duyurulmasını müteakip beş iş günü içinde dilekçe ile kadro/görev birimleri aracılığıyla Personel Başkanlığına yapılır ve sınav kurulu tarafından yirmi gün içinde incelenerek sonucu ilgiliye bildirilir.</p>

<p>(4) Her ne sebeple olursa olsun yazılı ve sözlü sınava ilişkin süresinde ulaşmayan itirazlar, değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p>(5) Yazılı sınavların;</p>

<p>a) Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığınca yapılması durumunda hatalı sorulara tekabül eden puanlar eşit şekilde diğer sorulara dağıtılır.</p>

<p>b) 13 üncü maddede sayılan kurumlardan birine yaptırılması durumunda ise hatalı sorular ile ilgili hususlar sınavı yapan kurum ile yapılacak protokol kapsamında yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 19- (1) Görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavı sonucunda atamalar, başarı sıralaması listesinin kesinleşmesini müteakip üç ay içinde en yüksek puandan başlamak üzere belirlenen başarı sıralamasına göre duyurulan boş kadro sayısı kadar yapılır. Aynı usulle yedekler belirlenir.</p>

<p>(2) Tercih alınması durumunda başarı sıralaması esas alınarak ilgili personelin tercihlerine göre atamaları yapılır. Tercihte bulunmayan personelin atanma hakkından feragat ettiği kabul edilir.</p>

<p>(3) Duyurulan kadrolardan;</p>

<p>a) Atanma şartlarını taşımadıkları için sınavların geçersiz sayılması veya bu sebeple atamaların iptal edilmesi, atanılan göreve geçerli bir mazeret olmaksızın süresi içinde başlanmaması ya da atanma hakkından vazgeçilmesi,</p>

<p>b) Emeklilik, ölüm, memurluktan çekilme veya çıkarılma, başka unvanlı kadrolara ya da başka bir kuruma naklen atanma,</p>

<p>sebepleriyle boş kalan veya boşalanlara başarı sıralamasının kesinleştiği tarihten itibaren altı aylık süreyi aşmamak üzere aynı unvanlı kadro için yapılacak müteakip sınava ilişkin duyuruya kadar, kurumca belirlenmiş olması halinde yedekler arasından başarı sıralamasına göre atama yapılabilir.</p>

<p>(4) Görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavına herhangi bir sebeple katılmayanlar ile başarısız olan veya yedeklerden altı ay içindeki müteakip sınava ilişkin duyuruya kadar atanmamış olanlar ya da atanma haklarından herhangi bir sebeple feragat edenler, aynı unvanlı kadrolara yapılacak atamalar için bu Yönetmelikte öngörülen bütün usul ve esaslara tabidir.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine aşağıdaki cümle ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Hukuk müşavirliği kadroları için Kurumda en az on yıl avukat kadrosunda çalışan personelin, geçirileceği sınıf ve unvanın özlük haklarını kabul ederek istekli olması durumunda, Başkan veya Müstakil Daire Başkanı tarafından EK-2’de yer alan formla birlikte Personel Başkanlığına atamasının teklif edilmesi hâlinde, atamaya yetkili amir tarafından değerlendirmeye alınır.”</p>

<p>“(3) Bu Yönetmelik kapsamındaki personelden doktora öğrenimini bitirmiş olanlar, unvan değişikliği sınavına katılmaksızın öğrenimle kazandıkları unvanlara ilişkin kadrolara atanabilirler.”</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin birinci fıkrasına “şartı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile alt görev hizmet süresi” ibaresi eklenmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin EK-1’i ve EK-2’si ekteki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini İçişleri Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260804-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/jandarma-genel-komutanliginda-gorevli-devlet-memurlarinin-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/icisleri-5.jpg" type="image/jpeg" length="41438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları ile İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yerel-iklim-degisikligi-eylem-planlari-ile-il-iklim-degisikligi-koordinasyon-kurullari-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yerel-iklim-degisikligi-eylem-planlari-ile-il-iklim-degisikligi-koordinasyon-kurullari-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları ile İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları Hakkında Yönetmelik, 04 Ağustos 2026 Tarihli ve 33330 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>YEREL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ EYLEM PLANLARI İLE İL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KOORDİNASYON KURULLARI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefi, ulusal katkı beyanı ve ilgili planlama araçları dikkate alınarak, iklim değişikliğine uyum sağlanması ve sera gazı emisyonlarının azaltımı amacıyla il ölçeğinde hazırlanacak yerel iklim değişikliği eylem planlarına ilişkin ilkeler, idari ve teknik usul ve esaslar ile il iklim değişikliği koordinasyon kurullarının çalışma usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; yerel iklim değişikliği eylem planlarının hazırlanması, karara bağlanması, uygulanması, izlenmesi, değerlendirilmesi ve raporlanmasına ilişkin genel ilkeler ile ilgili kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarıyla il iklim değişikliği koordinasyon kurullarının çalışma usul ve esaslarını kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 2/7/2025 tarihli ve 7552 sayılı İklim Kanununun 7 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Adil geçiş: İklim değişikliğiyle mücadelede ve yeşil büyüme sürecinde; çocuklar, kadınlar, yaşlılar, engelliler gibi süreçten en fazla etkilenebilecek kişiler öncelikli olmak üzere herkesi kapsayacak, istihdam sürecinin uygun tedbirler alınarak yönetildiği ve yeni istihdam alanlarının oluşturulduğu, ekonomik, çevresel ve sosyal kazanımların en üst düzeyde tutulduğu politika ve uygulamaları,</p>

<p>b) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>c) Başkanlık: İklim Değişikliği Başkanlığını,</p>

<p>ç) E-YİDEP: YİDEP’lere ilişkin verinin yüklendiği çevrim içi sistemi,</p>

<p>d) İklim değişikliğine uyum: İklim değişikliğinin mevcut veya olası olumsuz etkilerini önlemeye, muhtemel zararları en aza indirmeye ya da ortaya çıkabilecek fırsatlardan yararlanmaya yönelik süreci,</p>

<p>e) İklim Portal: İklim değişikliği alanında kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve bireyler tarafından gerçekleştirilen çalışmalara ait veri, bilgi, belgelerin tek bir kaynakta toplanarak paydaşların erişimine açıldığı, E-YİDEP dâhil izleme sistemlerini ve karar destek araçlarını içeren çevrim içi portalı,</p>

<p>f) İklim risk değerlendirmesi: İklim değişikliğinin mevcut etkileri ile gelecekteki olası etkilerinin insanlar, ekosistemler ve türler, sosyal ve kültürel varlıklar ile ekonomik sektörler üzerindeki sonuçlarını belirlemek amacıyla yapılan değerlendirmeyi,</p>

<p>g) İl İDKK: İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulunu,</p>

<p>ğ) İl sera gazı envanteri: İl düzeyinde; insan faaliyetleri kaynaklı sera gazı emisyonları ile yutak alanlardaki değişimleri karbondioksit eşdeğeri cinsinden ifade eden, yıllık olarak hazırlanan ve hesaplama detayları ile kapsamı teknik kılavuzla belirlenen envanteri,</p>

<p>h) Karar destek araçları: Yerel düzeyde iklim değişikliğine uyum ve sera gazı emisyonlarının azaltımı eylemlerinin belirlenmesi, uygulanması ve/veya izlenmesi/değerlendirmesine yönelik karar vericileri desteklemek amacıyla oluşturulan uygulamaları,</p>

<p>ı) Planlama araçları: Kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve iklim değişikliği ile mücadeleye doğrudan ya da dolaylı olarak katkı sağlayan plan, program, strateji, eylem planı ve sair politika belgelerini,</p>

<p>i) Sera gazı emisyonlarının azaltımı: Sera gazı emisyonlarının azaltılması ile yutak alanların korunması, artırılması ve iyileştirilmesi faaliyetlerini,</p>

<p>j) Sera gazı emisyonu: Kızıl ötesi radyasyon emen ve yeniden salan, hem tabii ve hem de beşeri kaynaklı olabilen karbondioksit, metan, diazotoksit ve hidroflorokarbonlar, perflorokarbonlar, kükürt hekzaflorür gazlarının ve gaz benzeri diğer atmosfer bileşenlerin salımını,</p>

<p>k) Tehlike haritaları: İklim değişikliğiyle ilişkili olarak günümüzde veya gelecekte ortaya çıkabilecek aşırı hava ve iklim olaylarını gösteren haritaları,</p>

<p>l) Teknik kılavuz: YİDEP’lerin hazırlanmasına, uygulanmasına, izlenmesine ve değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasları içeren ve Başkanlığın resmî internet sitesinde yayımlanan kılavuzu,</p>

<p>m) YİDEP: Yerel iklim değişikliği eylem planını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yerel İklim Değişikliği Eylem Planlarına İlişkin Hükümler</p>

<p><strong>Genel hükümler</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) YİDEP, her ilde, il sınırları dâhilinde bütüncül olarak iklim değişikliğine uyum ve sera gazı emisyonlarının azaltımı amacıyla katılımcı, bilimsel ve adil geçiş gereklilikleri gözetilerek hazırlanır.</p>

<p>(2) YİDEP’in hazırlanmasında; ulusal, bölgesel ve il ölçeğindeki ilgili planlama araçları, il ve ilçelerde hazırlanmış olan iklim değişikliğiyle ilişkili iklim risk değerlendirmeleri ve tehlike haritaları dikkate alınır.</p>

<p>(3) YİDEP’lerin hazırlanmasına, uygulanmasına, izlenmesine, değerlendirilmesine ve raporlanmasına ilişkin usul ve esaslar Başkanlık tarafından teknik kılavuzla belirlenir.</p>

<p><strong>Yerel iklim değişikliği eylem planlarının içeriği</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) YİDEP;</p>

<p>a) İlin coğrafi, ekolojik, demografik, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına, iklim özelliklerine ve iklimle ilişkili kayıp ve zararlarına ilişkin verileri,</p>

<p>b) İlin iklim risk değerlendirmesini, bu doğrultuda belirlenen uyum hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmaya yönelik eylemleri,</p>

<p>c) İl sera gazı envanterini, sera gazı emisyonlarının azaltım hedefini ve bu hedefe ulaşmaya yönelik eylemleri,</p>

<p>ç) Belirlenen eylemlerin sorumlu kurum/kuruluşlarını, uygulama dönemini, izleme göstergelerini, bütçesini ve olası finansman kaynaklarını,</p>

<p>içerir.</p>

<p><strong>Yerel iklim değişikliği eylem planlarının hazırlanması ve karara bağlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) YİDEP valinin koordinasyonunda; büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi tarafından birlikte, ilgili kurum ve kuruluşların katılımıyla hazırlanır veya hazırlatılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Taslak YİDEP; uygulama döneminden önceki yılın 1 Ekim tarihine kadar İl İDKK’ye sunulur ve sunulma tarihinden itibaren 1 ay içerisinde İl İDKK tarafından karara bağlanır. Bu süre, İl İDKK tarafından aynı yılın 31 Aralık tarihine kadar gerekli revizyonların yapılması amacıyla uzatılabilir.</p>

<p>(3) Karara bağlanan YİDEP teknik kılavuza göre E-YİDEP’e girilir ve kamuoyu ile paylaşılmak üzere İklim Portal’a yüklenir.</p>

<p>(4) YİDEP her beş yılda bir güncellenir. YİDEP güncellenirken bir önceki YİDEP’e ilişkin değerlendirme ve tavsiyeler dikkate alınır ve aynı usulle hazırlanarak karara bağlanır.</p>

<p><strong>Yerel iklim değişikliği eylem planlarının uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) YİDEP kapsamındaki eylemler öngörülen süreler dâhilinde uygulanması amacıyla sorumlu kurum ve kuruluşlara bildirilir.</p>

<p>(2) Büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi, diğer illerde il belediyesi tarafından YİDEP’in uygulama dönemleri içerisinde;</p>

<p>a) Her yıl iklim risk değerlendirmesine ilişkin bir önceki yıla ait veriler ve bilgiler teknik kılavuza göre toplanarak 30 Haziran tarihine kadar E-YİDEP’e girilir veya girilmesi sağlanır. Veri ve bilgiyi üreten ilgili kurum/kuruluşların gerekçeleri ile talep etmesi halinde bu süre uzatılabilir.</p>

<p>b) Her yıl iki önceki yılın il sera gazı envanteri teknik kılavuza göre hazırlanır ve 30 Haziran tarihine kadar E-YİDEP’e girilir. Veri ve bilgiyi üreten ilgili kurum/kuruluşların gerekçeleri ile talep etmesi halinde bu süre uzatılabilir.</p>

<p>c) Her yıl YİDEP’in bir önceki yıl uygulanmasına ilişkin izleme teknik kılavuza göre yapılarak eylemlerin gerçekleşme durumu ve buna ilişkin izleme sonuçları 30 Haziran tarihine kadar E-YİDEP’e girilir.</p>

<p>(3) İzleme sonuçları İl İDKK tarafından yapılacak toplantıda değerlendirilir ve değerlendirme raporu 31 Ekim tarihine kadar E-YİDEP’e girilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Görev, Yetki ve Sorumluluklar</p>

<p><strong>Başkanlığın görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Başkanlık;</p>

<p>a) Bu Yönetmelik uyarınca yayımlanacak teknik kılavuzu hazırlar ve günceller.</p>

<p>b) Teknik kılavuzu Başkanlık resmî internet sitesinde yayımlar.</p>

<p>c) İklim Portal’ı kurarak işlemesini sağlar.</p>

<p>ç) İnternet tabanlı bir E-YİDEP sistemi kurarak işlemesini sağlar.</p>

<p>d) YİDEP hazırlama, uygulama, izleme ve değerlendirme süreçlerinde kullanılmak üzere karar destek araçları geliştirir.</p>

<p><strong>İl iklim değişikliği koordinasyon kurulunun yapısı, görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) İl İDKK, vali başkanlığında; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, Kültür ve Turizm Bakanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının, Tarım ve Orman Bakanlığının, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün, İller Bankası Anonim Şirketinin, Kalkınma Ajanslarının, varsa Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının, Karayolları Genel Müdürlüğünün, Meteoroloji Genel Müdürlüğünün, Orman Genel Müdürlüğünün, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığının varsa il veya bölge teşkilat müdürleri ile büyükşehirlerde büyükşehir belediye başkanı ve ilçe belediye başkanları, diğer illerde il ve ilçe belediye başkanları, il özel idaresi genel sekreteri, ticaret ve sanayi odaları başkanları ve konusuna göre valinin daveti ile çağrılacak meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin karar alma yetkisini haiz temsilcilerinden oluşur. Bu fıkrada sayılan bakanlıkların il veya bölge teşkilatının bulunmaması halinde, bu bakanlıklar, kendileri ya da bağlı veya ilgili kuruluşları aracılığı ile; birden fazla bağlı ve ilgili kuruluşun bulunması durumunda toplantı gündemine göre konu ile ilgisi olan kuruluş aracılığı ile temsil edilmek üzere vali tarafından davet edilir.</p>

<p>(2) Vali tarafından gerekli görülmesi halinde kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör temsilcileri ile uzman kişiler de toplantılara oy hakkı olmaksızın davet edilir.</p>

<p>(3) İl İDKK’nin birinci fıkrada belirtilen üyelerle toplanması esastır. Üyelerin herhangi birinin toplantıya katılamaması durumunda, üye tarafından yetkilendirilen karar alma yetkisini haiz kişi toplantıya katılır.</p>

<p>(4) İl İDKK’nin sekretaryasını Bakanlığın taşra teşkilatı yürütür.</p>

<p>(5) İl İDKK altında, görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışmalarda bulunmak üzere bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının, akademik kurumların, meslek kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının, özel sektör kuruluşlarının ildeki temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımı ile çalışma grupları oluşturulabilir.</p>

<p>(6) Toplantı yeri, tarihi ve gündemi vali tarafından belirlenir ve sekretarya tarafından toplantıdan önce üyelere resmî yazı ile bildirilir. Toplantılar çevrimiçi olarak da gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(7) İl İDKK, üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu ile toplanır. Toplantı kararları açık oylama ile üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğuyla alınır. Kararlara olumsuz oy veren üyeler ve muhalefet şerhleri karar tutanağında belirtilir.</p>

<p>(8) İl İDKK, sunulan YİDEP taslağını değerlendirir ve nihai hale gelen YİDEP’i 7 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca karara bağlar.</p>

<p>(9) İl İDKK, yıllık periyotlarla eylem planlarının gerçekleşme durumunu izlemek ve değerlendirmek üzere yılda en az bir kez toplanır. Eylemlerin uygulanmasındaki sorunlara ilişkin gerekli önlemlerin alınmasını sağlar ya da gerekli yönlendirmeleri yapar. Bir sonraki dönem için hazırlanacak olan YİDEP’e yönelik tavsiyelerde bulunur. Bu değerlendirmelere ilişkin olarak sekretarya tarafından teknik kılavuza göre her yıl değerlendirme raporu hazırlanır, hazırlanan rapor 31 Ekim tarihine kadar E-YİDEP’e girilir ve kamuoyu ile paylaşılmak üzere İklim Portal’a yüklenir.</p>

<p>(10) İl İDKK, YİDEP hazırlık sürecinde YİDEP’in karara bağlanması için yılda en az bir kez toplanır. Toplantı tarihi, toplantıdan en az bir ay önce sekretarya tarafından İl İDKK üyelerine bildirilir.</p>

<p>(11) İl İDKK, ihtiyaç olması halinde iklim değişikliği ile ilişkili farklı gündemle toplanabilir.</p>

<p>(12) Her ilde bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmayacak şekilde İl İDKK çalışma usulü belirlenebilir.</p>

<p><strong>Valinin görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Vali;</p>

<p>a) YİDEP’in büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi tarafından ve ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde hazırlanması için gereken koordinasyonu sağlar.</p>

<p>b) İl İDKK’ye başkanlık eder ve 10 uncu madde kapsamındaki görevlerini yerine getirir.</p>

<p>c) Karara bağlanan YİDEP kapsamındaki eylemleri öngörülen süreler dâhilinde uygulanması amacıyla sorumlu tüm kurum ve kuruluşlara bildirir.</p>

<p><strong>Büyükşehir belediyesinin görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Büyükşehir belediyesi;</p>

<p>a) Başkanlık tarafından hazırlanan teknik kılavuza uygun olarak, ilçe belediyeleri dâhil tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla vali koordinasyonuyla sağlanacak iş birliği içinde, il sınırlarını kapsayan bütüncül bir YİDEP hazırlar veya hazırlatır.</p>

<p>b) Taslak YİDEP’i değerlendirilmek üzere İl İDKK’ye sunar. İl İDKK tarafından eklenmesi, çıkarılması veya değiştirilmesi gereken hususların tespit edilmesi halinde gerekli düzenlemeleri İl İDKK tarafından belirtilen süre içerisinde yapar veya yaptırır. Nihai hale gelen YİDEP’i karara bağlanmak üzere İl İDKK’ye sunar.</p>

<p>c) İl İDKK tarafından karara bağlanan YİDEP’i E-YİDEP’e girer ve kamuoyu ile paylaşılmak üzere İklim Portal’a yükler.</p>

<p>ç) İklim risk değerlendirmesine ilişkin verileri toplayarak E-YİDEP’e girer veya diğer kurum/kuruluşlar tarafından girilmesini sağlar.</p>

<p>d) İki önceki yılın il sera gazı envanterini hazırlayarak E-YİDEP’e girer.</p>

<p>e) YİDEP’in uygulanmasına ilişkin izlemeyi yapar, eylemlerin gerçekleşme durumunu ve buna ilişkin izleme sonuçlarını E-YİDEP’e girer ve İl İDKK’ye sunar.</p>

<p>f) YİDEP’te sorumlu olduğu eylemleri uygular.</p>

<p>g) Planlama, yatırım ve uygulama süreçlerinde, görev ve yetki alanları çerçevesinde YİDEP’te yer alan eylemleri dikkate alır.</p>

<p><strong>İl belediyesi ve il özel idaresinin görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) İl belediyesi;</p>

<p>a) İl özel idaresi ile birlikte, Başkanlık tarafından hazırlanan teknik kılavuza uygun olarak, ilçe belediyeleri dâhil tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla vali koordinasyonuyla sağlanacak iş birliği içinde, il sınırlarını kapsayan bütüncül bir YİDEP hazırlar veya hazırlatır.</p>

<p>b) Taslak YİDEP’i değerlendirilmek üzere İl İDKK’ye sunar. İl İDKK tarafından eklenmesi, çıkarılması veya değiştirilmesi gereken hususların tespit edilmesi halinde gerekli düzenlemeleri İl İDKK tarafından belirtilen süre içerisinde yapar veya yaptırır. Nihai hale gelen YİDEP’i karara bağlanmak üzere İl İDKK’ye sunar.</p>

<p>c) İl İDKK tarafından karara bağlanan YİDEP’i E-YİDEP’e girer ve kamuoyu ile paylaşılmak üzere İklim Portal’a yükler.</p>

<p>ç) İklim risk değerlendirmesine ilişkin verileri il özel idaresi ile birlikte toplayarak E-YİDEP’e girer veya diğer kurum/kuruluşlar tarafından girilmesini sağlar.</p>

<p>d) İl sera gazı envanterinde kullanılacak verileri il özel idaresi ile birlikte toplayarak iki önceki yılın il sera gazı envanterini hazırlar ve E-YİDEP’e girer.</p>

<p>e) YİDEP’in uygulanmasına ilişkin izlemeyi yapar, eylemlerin gerçekleşme durumunu ve buna ilişkin izleme sonuçlarını E-YİDEP’e girer ve İl İDKK’ye sunar.</p>

<p>(2) İl Belediyesi ve İl Özel İdaresi;</p>

<p>a) YİDEP’te sorumlu olduğu eylemleri uygular.</p>

<p>b) Planlama, yatırım ve uygulama süreçlerinde, görev ve yetki alanları çerçevesinde YİDEP’te yer alan eylemleri dikkate alır.</p>

<p><strong>Kurum ve kuruluşların görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) İlde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar;</p>

<p>a) Planlama, yatırım ve uygulama süreçlerinde, görev ve yetki alanları çerçevesinde YİDEP’te yer alan eylemleri dikkate alır.</p>

<p>b) Valinin davetiyle YİDEP hazırlık ve ilgili İl İDKK toplantılarına katılır, YİDEP eylemleri belirlenirken eylem önerilerinde bulunur, YİDEP eylemlerine ilişkin olarak görev ve sorumlulukları dâhilinde görüş verir.</p>

<p>c) YİDEP’te sorumlu olduğu eylemleri uygular.</p>

<p>(2) 7552 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, YİDEP’in hazırlanması veya izlenmesi süreçlerinde, ilgili kurum ve kuruluşlar kendilerinden talep edilen belge, bilgi ve veriyi ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde paylaşır, gerektiğinde E-YİDEP’e girer.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Geçici ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) 31/12/2026 tarihine kadar her ilde İl İDKK kurulur.</p>

<p>(2) Yapılacak ilk YİDEP’in 2028-2032 yıllarını kapsaması ve İl İDKK tarafından 31/12/2027 tarihine kadar karara bağlanması gerekir. Gerekli görüldüğü takdirde Bakanlık bu süreyi bir yıla kadar uzatmaya yetkilidir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce il ölçeğinde iklim değişikliği ile ilgili eylem planı bulunan illerde, söz konusu planların bu Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilmesi ve ikinci fıkrada belirtilen süre içerisinde YİDEP’lerin hazırlanması gerekir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yerel-iklim-degisikligi-eylem-planlari-ile-il-iklim-degisikligi-koordinasyon-kurullari-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="15759"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yükseköğretim Kalite Kurulu Uzmanlığı Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yuksekogretim-kalite-kurulu-uzmanligi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yuksekogretim-kalite-kurulu-uzmanligi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yükseköğretim Kalite Kurulu Uzmanlığı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 04 Ağustos 2026 Tarihli ve 33330 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yükseköğretim Kalite Kurulundan:</strong></p>

<p><strong>YÜKSEKÖĞRETİM KALİTE KURULU UZMANLIĞI YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 28/11/2023 tarihli ve 32383 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kalite Kurulu Uzmanlığı Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Giriş sınavı, KPSS sonuçlarına göre, Başkanlıkça belirlenen yazılı ve sözlü sınav veya yalnızca sözlü sınav bölümlerinden oluşur. Giriş sınavının yazılı sınavı klasik veya test usulünde yapılabilir.</p>

<p>(3) Yazılı ve sözlü sınavın bir arada yapılması halinde, yazılı sınavda başarılı olamayanlar sözlü sınava alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“d) Sözlü sınavı yapmak.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Giriş sınavının; yazılı ve sözlü sınav şeklinde yapılması halinde, yazılı sınava çağrılacak aday sayısı ilan edilen atama yapılacak kadro sayısının yirmi katından, yalnızca sözlü sınav şeklinde yapılması halinde, sözlü sınava çağırılacak aday sayısı ilan edilen atama yapılacak kadro sayısının dört katından fazla olamaz. Son sıradaki adayla eşit KPSS puanı almış adaylar da giriş sınavına çağrılır. Sınav ilanında atama yapılacak kadro sayısının fakülte ve/veya öğrenim dalları itibarıyla ayrı ayrı belirlenmesi durumunda, giriş sınavına çağrılacak aday sayısı da ayrı ayrı hesaplanır.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Giriş sınavında yer alan sınav konularının değerlendirmedeki ağırlıklarına sınav ilanında yer verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Yazılı sınavda başarılı sayılabilmek için yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alınması şarttır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Giriş sınavının yazılı ve sözlü sınav şeklinde yapılması durumunda, başarı puanı yazılı ve sözlü sınav puanlarının aritmetik ortalaması alınarak tespit edilir. Giriş sınavının sadece sözlü sınav şeklinde yapılması hâlinde, sözlü sınav puanı giriş sınavı başarı puanını teşkil eder.”</p>

<p>“(4) Asıl ve yedek aday listeleri belirlenirken başarı puanı eşit olan adaylardan yazılı ve sözlü sınav yapılması halinde yazılı sınav puanı, yazılı puanlarının da eşit olması veya yalnızca sözlü sınav yapılması halinde KPSS puanı yüksek olan adaya öncelik tanınır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) İtiraz üzerine Komisyon tarafından yapılan inceleme sonucunda verilen kararlar kesin olup, bu kararlara karşı idare nezdinde yeniden itiraz yoluna başvurulamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Yükseköğretim Kalite Kurulu Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yuksekogretim-kalite-kurulu-uzmanligi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="96974"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıcılık Suçuna Getirilen Ceza İndirimi (TCK m.158/4)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>16.07.2026 kabul tarihli, <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>’un 13. maddesinde yer alan;</strong> <i>“(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” </i>hükmü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesine 4. fıkra olarak eklenmiş olup, 31.07.2026 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Burada yeni bir suç tipi tanımlamış olup, bu suçun failine basit veya nitelikli dolandırıcılık suçu için öngörülen cezanın yarısının uygulanmasını öngörülmüş ve bu fiili işleyenin “yardım eden” değil, bu suç yönünden “fail” sayılacağı kabul edilmiştir. Kanun koyucu, kartlarını veya hesaplarını başkalarına kullandıranlarla ilgili müşterek faillik ve yardım eden tartışmasına da son vermiştir.</p>

<p>Yeni hükmün, yalnızca <strong><i>“kartların veya hesapların başkasına verilmesi fiili ile sınırlı olarak”</i></strong> uygulanabileceği bilinmelidir. Hesap veya kartların başkasına verilmesi ve bu suretle kullandırılması dışında, ayrıca o hesap veya kart üzerinden icra edilen dolandırıcılık fiilinin işlenmesi halinde, CMK m.158/4 tatbik edilmez. TCK m.158/4; hesap veya kart kullanılmak suretiyle yapılan dolandırıcılık eylemine bizzat iştirak etmeden, bunların öncesinde <strong><i>“yalnızca kart veya hesapların kullanılmasına imkan verme fiiline” </i></strong>indirim imkanı vermesi sebebiyle, bir tür <i>özel fer’i faillik</i> hükmü sayılabilir.</p>

<p><strong>7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. fıkrası; </strong><i>“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.”</i><strong> </strong>hükmünü ihdas ederek, henüz kesinleşmeyen ve indirimin tatbiki için zararın giderilmesinin gerekli olmadığı derdest dosyaları düzenlemiş olup, fail burada TCK m.168’e göre etkin pişmanlıktan faydalanmışsa, zarar gidermenin soruşturma veya kovuşturma evrelerinde olmasına göre cezasında ayrıca indirime gidilir. Tutukluluk varsa, yasal değişikliğin bu duruma etkisi hakim veya mahkeme tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Kesinleşen dosyalar yönünden kanun koyucu farklı bir düzenleme öngörmüştür. 7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 7. fıkrasına göre; </strong><i>“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır”. </i></p>

<p><strong>Bu düzenlemeden anlaşıldığı üzere;</strong> TCK m.158/4’ün yürürlüğe girdiği 31.07.2026 tarihinden önce m.157 veya m.158’den hüküm giymiş olup da haklarında TCK m.168/2 gereğince etkin pişmanlık uygulanmayanlar bakımından, dosyalarına yansıyan somut fiilleri <strong><i>“banka hesabı veya kartın kullandırılması ile sınırlı”</i></strong> olması halinde, hükmü veren mahkemece bu hükümlülere ihtar yapılması zorunlu olacak ve bu ihtardan itibaren 6 ay içerisinde hükümlülerin mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin yoluyla tamamen gidermeleri halinde, haklarında TCK m.168/2 gereği etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki mümkün olacaktır. <strong>İnfazın ertelenmesi veya durdurulması için, mağdurun zararının giderilmesi şartı öngörülmüştür.</strong></p>

<p>Kanun koyucu; TCK m.158/4 yürürlüğe girmeden evvel cezaları kesinleşen, ancak ceza aldıkları dolandırıcılık eyleminin <strong><i>“hesap veya kart kullandırmakla” </i></strong>sınırlı olan hükümlüler yönünden, ancak mağdurun zararının giderilmesi şartıyla TCK m.168/2’de yer alan etkin pişmanlıktan yararlanmak kaydıyla m.158/4’den kaynaklanan ceza indirimini mümkün kılmıştır.</p>

<p>Bunun yanında; 31.07.2026, yani TCK m.158/4’ün yürürlüğe girdiği tarihten sonra gerçekleştirilecek olan eylemler bakımından yargılanan failin, somut dosyadaki eyleminin, <strong>dolandırıcılık eylemlerinin hareketlerine bizzat iştirak etmeksizin, bu fiillerin gerçekleştirilmesi öncesinde yalnızca hesap veya kart kullandırma eylemi </strong>ile sınırlı olması durumunda, TCK m.158/4’ün açık lafzı gereğince, TCK m.168/1 veya m.168/2’deki şartları sağlamaması durumunda dahi, ceza indiriminden faydalanması ve cezasının yarı oranında indirilmesi zorunlu olacaktır. Birden fazla failin aynı banka hesabı veya kredi kartını kullandırmaktan dolayı sorumlu tutulmaları halinde, TCK m.158/4’ün tatbiki bakımından faillerden birisi tarafından yapılan ödeme diğerlerini de kapsayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 19:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/yazar/ersan-sen-2025-1.jpg" type="image/jpeg" length="12890"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya ve beraberindeki heyet Çin’e çalışma ziyareti gerçekleştirdi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ve-beraberindeki-heyet-cine-calisma-ziyareti-gerceklestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ve-beraberindeki-heyet-cine-calisma-ziyareti-gerceklestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin resmî daveti üzerine Çin’e çalışma ziyaretinde bulundu. Çin Yüksek Halk Mahkemesi, Adalet Bakanlığı ve Ulusal Halk Kongresi ile Tianjin Yüksek Halk Mahkemesinde önemli temaslarda bulunan Başkan Özkaya, Türkiye ile Çin arasındaki güçlü dostane ilişkilerin hukuk ve yargı alanındaki iş birliğinin daha da geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağını vurguladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, 29 Temmuz-1 Ağustos 2026 tarihleri arasında gerçekleşen çalışma ziyareti kapsamında ilk olarak Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Zhang Jun ile bir araya geldi.</p>

<p>Görüşmede; iki ülkenin yüksek yargı kurumlarının yapısı ve işleyişi, anayasa yargısı ile yüksek yargı alanındaki güncel gelişmeler ele alındı. Ayrıca bilgi ve tecrübe paylaşımının geliştirilmesi ile yargı hizmetlerinde dijital dönüşüm ve yapay zekâ teknolojilerinin kullanımına yönelik de görüş alışverişinde de bulunularak iki ülke yüksek yargı kurumları arasındaki kurumsal diyaloğun sürdürülmesinin önemine dikkat çekildi.</p>

<p><strong>Yargı Hizmetlerindeki Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekâ Teknolojilerinin Kullanımı Ele Alındı</strong></p>

<p>Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Zhang Jun, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi heyetini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Başkan Zhang Jun, iki ülkenin yargı alanında uzun süredir devam eden yakın temas ve iş birliğinin söz konusu ziyaretle daha da derinleşeceğine inandığını kaydetti. Türkiye ile Çin arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yılı olduğunu ve iki ülke arasındaki ilişkilerin son dönemde çok boyutlu olarak geliştiğini belirten Başkan Zhang Jun, karşılıklı ziyaretler ile bilgi ve tecrübe paylaşımının hem kurumsal iş birliğinin hem de mevcut ilişkilerin güçlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya ise Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkan Yardımcısı Shen Liang ile Zhejiang Eyaleti Yüksek Halk Mahkemesi Başkanvekili Jiang Weiyu ve beraberlerinde yer alan heyetlerin geçtiğimiz aylarda Anayasa Mahkemesine gerçekleştirdiği ziyaretlerin önemine dikkat çekerek Türkiye ile Çin arasındaki dostane ilişkilerin hukuk ve yargı alanındaki iş birliğine de yansıtılmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Başkan Özkaya, “Ülkelerimiz arasında üst düzeyde devam eden yapıcı diyalog ve stratejik iş birliği anlayışının Mahkemelerimiz arasında da sürdürülmesi ve en üst seviyeye çıkarılması yargı sistemlerimize önemli kazanımlar sağlayacaktır. Bu çerçevede Mahkemelerimiz arasındaki iş birliğini daha ileriye taşımaya hazırız.” dedi.</p>

<p>Başkan Özkaya ayrıca Çin’in yargı süreçlerinde verimliliği artırmak amacıyla yapay zekâ ve teknolojinin kullanımına ilişkin çalışmalarını yakından takip ettiklerini belirterek bu alandaki tecrübelerin karşılıklı olarak paylaşılmasını önemsediklerini ifade etti.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Çin Yüksek Halk Mahkemesi ziyareti sırasında Dijital Mahkeme Laboratuvarında da incelemelerde bulunarak yetkililerden bilgi aldı.</p>

<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi ile İlişkileri Geliştirmeye Hazırız</strong></p>

<p>Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Çin temasları kapsamında Adalet Bakanı He Rong ile de bir araya geldi. Görüşmede; hukukun üstünlüğü, adalet hizmetlerinde dijitalleşme, yargıda teknoloji kullanımı ve iki ülke arasındaki adli iş birliği konuları ele alındı.</p>

<p>Gösterilen misafirperverlik için teşekkür eden Başkan Özkaya, Türkiye ve Çin arasındaki güçlü ilişkilerin hukuk ve yargı alanındaki iş birliğini daha da pekiştireceğine inandığını belirtti. Başkan Özkaya, “Türkiye ve Çin arasındaki ilişkiler her alanda çok iyi durumda. En üst düzeydeki bu ilişkileri hukuk ve yargı alanına da taşımak istiyoruz. Çin’in yargı alanındaki yapay zekâ ve teknoloji uygulamalarını çok kıymetli buluyoruz. Bu konuda geliştirilecek iş birliği imkânlarını ayrıca önemsiyoruz. Anayasa Mahkemesi olarak insanın odakta olduğu bir hukuk anlayışını teknoloji ile birleştirmek istiyoruz.” diye konuştu.</p>

<p>Adalet Bakanı He Rong ise iki ülke liderleri arasındaki mutabakatın ilişkilerin gelişmesine önemli katkı sağladığını ifade ederek diplomatik ilişkilerin 55. yılı vesilesiyle Çin Halk Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi arasındaki iş birliğini geliştirmeye hazır olduklarını vurguladı. Görüşmede ayrıca Lahey Sözleşmesi ile iki ülke arasındaki medeni ve ticari konulardaki adli yardımlaşma mekanizmaları da değerlendirildi.</p>

<p><strong>Hukuk ve Yargı Alanındaki İlişkilerin Geliştirilmesine Önem Veriyoruz</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Çin Ulusal Halk Kongresine de ziyarette bulundu. Burada Ulusal Halk Kongresi Daimî Komitesi Üyesi ve Anayasa ve Hukuk Komitesi Başkan Yardımcısı Yuan Shuhong başkanlığındaki heyetle bir araya gelen Başkan Özkaya, Türkiye ile Çin arasında hukuk ve yargı alanındaki ilişkilerin geliştirilmesine önem verdiklerini dile getirdi.</p>

<p>Başkan Yardımcısı Yuan Shuhong da iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 55. yılının hukuk alanındaki iş birliğine önemli katkılar sağlayacağını kaydetti. Yasama faaliyetleri, anayasal denetim mekanizmaları ve hukukun üstünlüğü ilkesi kapsamında karşılıklı bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunulan görüşmede, hukuk alanındaki iş birliği imkânları değerlendirildi.</p>

<p>Tianjin Yüksek Halk Mahkemesini de ziyaret eden Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Mahkemenin Bilgi Merkezi ile Mahkeme Tarihi Sergi Salonu’nda incelemelerde bulundu. Ziyaret kapsamında dijital mahkeme uygulamaları, dava yönetim sistemi ve yapay zekâ destekli yargı teknolojilerine ilişkin sunumlar yapıldı. Heyet, yüksek yargıda teknolojinin kullanımına ilişkin uygulamalar hakkında bilgi aldı.</p>

<p>Ziyaret kapsamında Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet Türkiye Cumhuriyeti Pekin Büyükelçisi Selçuk Ünal ile de bir araya geldi. Türkiye ile Çin arasındaki ilişkiler ile hukuk ve yargı alanındaki iş birliğinin geliştirilmesine yönelik imkânların değerlendirildiği görüşmede, çalışma ziyaretinin iki ülke kurumları arasındaki iş birliğine sağlayacağı katkılar da ele alındı.</p>

<p>Başkan Özkaya’nın Çin Halk Cumhuriyeti temaslarına; Anayasa Mahkemesi Başkanvekili İrfan Fidan, Anayasa Mahkemesi Üyeleri Engin Yıldırım, Yusuf Şevki Hakyemez, Kenan Yaşar ve Metin Kıratlı ile Anayasa Mahkemesi Genel Sekreteri Murat Azaklı, Başraportör Mehmet Sadık Yamlı ve Özel Kalem Müdürü Adnan Kahveci eşlik etti.</p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/qvrbdcyt/1.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/zsje2z5z/2.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/tm4febnm/3.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/5uqp5itp/4.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/vrqjlmum/5.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/vsgmjfs4/6.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/xfxexnen/7.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/juwjeh1f/8.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/1zmdhklg/9.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/0yjfk3sm/10.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/5a2lqges/11.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/1jiflgrd/12.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/ua1pn4rm/13.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/jmwl0txi/14.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ve-beraberindeki-heyet-cine-calisma-ziyareti-gerceklestirdi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-178.jpg" type="image/jpeg" length="76278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA HUKUKUNDA OLASI KAST VE BİLİNÇLİ TAKSİR AYRIMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-hukukunda-olasi-kast-ve-bilincli-taksir-ayrimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-hukukunda-olasi-kast-ve-bilincli-taksir-ayrimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜRK CEZA KANUNU, DOKTRİN VE YARGITAY İÇTİHATLARI ÇERÇEVESİNDE İNCELEME]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza hukukunda manevi unsur, suçun oluşumunda belirleyici unsurlardan biridir. Failin fiile ilişkin iradesinin ve öngörüsünün niteliği, uygulanacak suç tipini ve yaptırımı doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım, uygulamada en fazla tartışma yaratan konulardan biri olmuştur. Özellikle ölüm ve yaralama ile sonuçlanan trafik kazaları, iş güvenliği ihlalleri ve tehlikeli davranışlardan kaynaklanan olaylarda mahkemeler, failin hangi manevi unsurla hareket ettiğini belirlemekte güçlük yaşamaktadır. Çalışmada Türk Ceza Kanunu hükümleri, öğretide ileri sürülen görüşler ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ışığında olası kast ve bilinçli taksir arasındaki temel farklılıklar incelenmektedir.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, suçun manevi unsurunu kast ve taksir olmak üzere iki ana başlık altında düzenlemiştir. Bunun yanında kanun koyucu, kastın özel görünüm biçimi olarak olası kasta; taksirin ağırlaştırılmış şekli olarak ise bilinçli taksire yer vermiştir.</p>

<p>Her iki kurumun ortak noktası, failin neticeyi öngörmesidir. Buna rağmen hukuki sonuçları oldukça farklıdır. Olası kastta fail neticeyi kabullenirken, bilinçli taksirde neticenin meydana gelmeyeceğine güvenmektedir. İşte uygulamadaki en büyük tartışma da bu psikolojik ayrımın nasıl tespit edileceği noktasında ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>I. KAST KAVRAMI</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 21/1. maddesine göre kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.</p>

<p>Kastın iki temel unsuru bulunmaktadır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>Bilme unsuru</p>
 </li>
 <li>
 <p>İsteme unsuru</p>
 </li>
</ul>

<p>Bilme unsuru, failin gerçekleştirdiği hareketin hukuki anlamını kavramasını ifade eder. İsteme unsuru ise suç teşkil eden neticenin meydana gelmesini irade etmektir.</p>

<p><strong>II. OLASI KAST</strong></p>

<p>TCK m.21/2'ye göre;</p>

<p>"Kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi halinde olası kast vardır."</p>

<p>Bu düzenleme, doğrudan kasttan farklı olarak neticenin kesin istenmesini değil, neticenin gerçekleşmesinin göze alınmasını esas almaktadır.</p>

<p>Doktrinde olası kast;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>neticenin kabullenilmesi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>neticeye kayıtsız kalınması,</p>
 </li>
 <li>
 <p>"olursa olsun" anlayışı</p>
 </li>
</ul>

<p>şeklinde açıklanmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>Olası Kastın Unsurları</strong></p>

<p><strong>1. Neticenin öngörülmesi</strong></p>

<p>Fail meydana gelebilecek sonucu öngörmektedir.</p>

<p><strong>2. Neticenin kabullenilmesi</strong></p>

<p>En önemli unsur budur.</p>

<p>Fail;</p>

<p>"Olursa olsun."</p>

<p>şeklinde davranmaktadır.</p>

<p>Artık neticenin meydana gelmesi onun açısından hareketi durdurmayı gerektirmez.</p>

<p><strong>Olası Kastın Sonuçları</strong></p>

<p>TCK m.21/2 gereğince ceza;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>ağırlaştırılmış müebbet yerine müebbet,</p>
 </li>
 <li>
 <p>müebbet yerine 20–25 yıl,</p>
 </li>
 <li>
 <p>diğer suçlarda ise temel cezada üçte birden yarısına kadar indirim</p>
 </li>
</ul>

<p>şeklinde uygulanmaktadır.</p>

<p><strong>III. TAKSİR KAVRAMI</strong></p>

<p>TCK m.22'ye göre taksir;</p>

<p>dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle öngörülemeyen neticenin meydana gelmesidir.</p>

<p>Taksirde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>istek yoktur,</p>
 </li>
 <li>
 <p>kabullenme yoktur,</p>
 </li>
 <li>
 <p>dikkat eksikliği vardır.</p>
 </li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>IV. BİLİNÇLİ TAKSİR</strong></p>

<p>TCK m.22/3'e göre;</p>

<p>"Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır."</p>

<p>Kanun koyucu burada öngörüyü kabul etmiş; ancak neticenin istenmediğini açıkça belirtmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>Bilinçli Taksirin Unsurları</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>Netice öngörülmektedir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Netice istenmemektedir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Fail neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenmektedir.</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu güven;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>kendi becerisine,</p>
 </li>
 <li>
 <p>teknik donanıma,</p>
 </li>
 <li>
 <p>çevresel koşullara,</p>
 </li>
 <li>
 <p>şansa</p>
 </li>
</ul>

<p>dayanabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>V. OLASI KAST VE BİLİNÇLİ TAKSİR ARASINDAKİ FARKLAR</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Olası Kast</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Bilinçli Taksir</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Netice öngörülür</p>
   </td>
   <td>
   <p>Netice öngörülür</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Netice kabullenilir</p>
   </td>
   <td>
   <p>Neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>"Olursa olsun." anlayışı vardır</p>
   </td>
   <td>
   <p>"Olmaz." düşüncesi vardır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İsteme unsurunun zayıf şekli vardır</p>
   </td>
   <td>
   <p>İsteme unsuru tamamen yoktur</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Kast hükümleri uygulanır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Taksir hükümleri uygulanır</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Doktrinde bu ayrımın merkezinde <strong>"kabullenme"</strong> ile <strong>"gerçekleşmeyeceğine güven"</strong> arasındaki psikolojik fark bulunduğu kabul edilmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>VI. YARGITAY UYGULAMASI</strong></p>

<p>Yargıtay uzun yıllar trafik kazalarının büyük çoğunluğunu bilinçli taksir kapsamında değerlendirmiştir. Ancak özellikle aşırı hız, yoğun alkollü araç kullanımı, kırmızı ışık ihlali ve bilinçli şekilde ağır risk oluşturan davranışlarda bazı kararlarında olası kast değerlendirmesine yönelmiştir. Bu yaklaşım, özellikle 2019 sonrasında öğretide yoğun tartışmalara neden olmuştur.</p>

<p>Yargıtay'ın değerlendirmesinde şu ölçütler önem kazanmaktadır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>ihlalin ağırlığı,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tehlikenin yoğunluğu,</p>
 </li>
 <li>
 <p>failin davranışına devam etmesi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>neticeyi önleme imkânının bulunmasına rağmen hareketi sürdürmesi.</p>
 </li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>VII. DOKTRİNDEKİ GÖRÜŞLER</strong></p>

<p>Öğretide üç temel yaklaşım bulunmaktadır:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>
 <p><strong>Kabullenme Teorisi:</strong> Neticeyi kabullenen fail olası kastla hareket etmektedir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kayıtsızlık Teorisi:</strong> Fail neticeye karşı ilgisizdir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Güven Teorisi:</strong> Fail gerçekten neticenin oluşmayacağına inanıyorsa bilinçli taksir söz konusudur.</p>
 </li>
</ol>

<p>Alman ceza hukuku ve Alman Federal Yüksek Mahkemesi kararları da Türk öğretisini önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle Lederriemen (Deri Kemer) ve Berlin yasa dışı araba yarışı kararları, olası kast–bilinçli taksir ayrımının gelişiminde referans niteliğindedir.</p>

<p></p>

<p><strong>VIII. UYGULAMADAN ÖRNEKLER</strong></p>

<p><strong>Örnek 1:</strong> Kırmızı ışıkta yüksek hızla geçen sürücü yayaya çarpar.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>Neticeyi kabullenmişse → olası kast.</p>
 </li>
 <li>
 <p>"Fren yaparım, geçerim." düşüncesindeyse → bilinçli taksir.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Örnek 2:</strong> İnşaatta güvenlik önlemi almayan işveren.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>İşçinin düşebileceğini bilmesine rağmen çalışmayı sürdürüyorsa ve neticeyi göze alıyorsa → olası kast.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Önlemlerin yeterli olacağını düşünüyorsa → bilinçli taksir.</p>
 </li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım, ceza hukukunun en güç tespit edilen manevi unsur problemlerinden biridir. Her iki durumda da fail neticeyi öngörmektedir; ancak belirleyici ölçüt, netice karşısındaki iradi tutumdur. Neticenin gerçekleşmesini kabullenme olası kasta, gerçekleşmeyeceğine güvenme ise bilinçli taksire işaret eder. Türk öğretisi ve Yargıtay uygulaması bu ayrımı somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirmekte; özellikle trafik kazaları ve ağır tehlike yaratan davranışlarda içtihatlar gelişmeye devam etmektedir. Bu nedenle, manevi unsurun tespitinde yalnızca objektif olay koşulları değil, failin olay anındaki psikolojik tutumu da dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ"><img alt="Av. Emrah GOLGİYAZ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ">Av. Emrah GOLGİYAZ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-hukukunda-olasi-kast-ve-bilincli-taksir-ayrimi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/tokfmas.jpg" type="image/jpeg" length="13651"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ZULMÜ İNKAR, SANATA İHTAR: ÇİN'İN TÜRKİYE'DE SANSÜR ARAYIŞI VE MEHMET FETİHLER SULTANI DİZİSİNE GARİP MÜDAHALESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zulmu-inkar-sanata-ihtar-cinin-turkiyede-sansur-arayisi-ve-mehmet-fetihler-sultani-dizisine-garip-mudahalesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zulmu-inkar-sanata-ihtar-cinin-turkiyede-sansur-arayisi-ve-mehmet-fetihler-sultani-dizisine-garip-mudahalesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu makalede gecikmeli de olsa Pekin tarafından Türk yayın kuruluşuna gönderilen ve ''garabet'' olarak nitelendirilecek ihtar incelenmektedir. Söz konusu garabet hakkında iki satır da olsa kaleme almanın, en başta insan olarak; hukukçu olarak ve nihayetinde de Türk olarak bir zorunluluk olduğu kanaatindeyiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı bazı kuruluşlar, TRT’de yayınlanan Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin 66. bölümündeki bir sahnenin tarihî içeriğini “tarihi gerçekleri çarpıtmak” ve “Çin ile Uygur Türklerini aşağılamak” iddiasıyla eleştirdi. Sincan’da yaşayan Uygur Türkü Mahmut Yakup, vekâletini verdiği bir Çin hukuk bürosu aracılığıyla TRT Genel Müdürü, yapımcı ve senariste ihtarname gönderdi; özür, hatalı sahnelerin düzeltilmesi veya kaldırılması ve benzer içeriklerin tekrar kullanılmaması talep edildi.</p>

<p>Yapımcılar ise sadece Doğu Türkistan Türklerini yeteri kadar gündeme getirmemek nedeniyle özür dileyerek, ihtar konusu özrü dilemeyi reddederek sahnenin dini ve sosyal bağlamda Doğu Türkistan’daki hak ihlallerine dikkat çektiğini vurgulamış; bu tartışma geniş bir hukuki ve politik tartışmayı tetiklemiştir.</p>

<p><strong>İHTARA KONU SAHNE</strong></p>

<p>Mehmed: Fetihler Sultanı dizisi, Fatih Sultan Mehmed’in hayatını kurgu-eleştirel bir bakışla işlerken, 66. bölümde Doğu Türkistan Yarkand Hanlığı’ndan bir heyetin Fatih Sultan’ın huzuruna çıktığı hayali bir sahne yer alıyor. Bu sahnede, heyetin sözcüsü olarak Ali Şir Nevai karakteri kullanılıyor ve Nevai’nin Sultan’a yöneldiği söylenen cümlelerden biri:</p>

<p>“Çin, kudretiyle erkeklerimizi köle, kızlarımızı ise cariye etmeye karar kılmıştır. Orada yalnız korku vardır.”.</p>

<p>Bu ifade, sahnedeki kurguya göre Doğu Türkistan’da yaşayan Türklere atfedilen bir duruma ilişkin. Nevai’nin devamında “Kâfir Çin’den değil, kardeşlerimizin susan dilinden, unuttuğu yurttan korkarız…” şeklinde ifadesi bulunuyor.</p>

<p><strong>İHTAR İÇERİĞİ VE NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Türkiye’de bağımsız haberlere göre, söz konusu ihtarname Çin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan bir Uygur vatandaş Mahmut Yakup tarafından hazırlanmış bir bilirkişi raporu sonucu ortaya çıkmıştır. Yakup, Çin’deki “Çin Vatandaş ve Şirketleri Hukuki Hak ve Menfaatlerini Koruma” Derneği veya “Çin Hukuk Bürosu” adıyla anılan bir hukuk kuruluşuna vekâlet verdi; bu hukuk bürosu, raporun dayanağıyla TRT Genel Müdürü Muhammed Ziyad Varol, TRT Kurumu, Miray Yapım şirketi, yapımcı Eyüp Gökhan Özekin ve senarist Ozan Bodur’a ayrı ayrı ihtarnameler gönderdiği bildirildi. İhtar metninde özetle “tarihi gerçeklerin çarpıtıldığı, olayların ve kişilerin yanlış zaman çizelgesinde buluşturulduğu, kamuoyunun yanıltıldığı, Çin halkı ile Uygur Türklerinin aşağılandığı ve hakaret ile iftira niteliğinde ifadeler kullanıldığı” ileri sürüldü. Talepler kısmında ise “kamuoyuna yönelik yazılı özür yayımlanması, bahsi geçen sahnelerin düzeltilmesi veya yayından kaldırılması ve benzer içeriklerin yeniden kullanılmaması” istenmekte, ayrıca 30 gün içinde yazılı cevap verme talebinde bulunulmaktadır. Özetle ihtarname, Çinli göçmen/vatandaş Mahmut Yakup’un şikâyeti üzerine bir Çin hukuk bürosu tarafından hazırlanmıştır; resmi bir devlet notası değil, özel hukuk yolu ile yapılmış bir bildirimdir. Kurguya göre çekilen sahne hakkında Çin kaynakları, bu diyalogu hem tarihî hem de siyasi açıdan sorunlu buluyor: Yarkand Hanlığı’nın Fatih’in ölümünden 33 yıl sonra kurulmuş olduğu, Ali Şir Nevai’nin ise Sina (Moğolistan) kökenli Timurlu bir şair olduğu ve yaşamında Sincan’a hiç gitmediği raporda vurgulanıyor. Dolayısıyla heyet ve bu diyalog, tarihî verilere göre mümkün değil kabul ediliyor. Yapım ekibince ise dizi başında “hikâye tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır” uyarısı yer almakta, ancak ihtar metni bu uyarının “resmî kişiler ve olaylar kullanıldığı bir yapımda sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı” görüşünü savunuyor.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki dizinin her bölümünün başında ''Hikâye tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır” uyarısı yer almasına rağmen bu ihtar metninde ''resmî kişiler ve olaylar kullanıldığı bir yapımda sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı'' uyarısı yer almaktadır. İşte garabet olarak nitelendirilen ihtarın yersiz ifadeleri başında da bu gelmektedir. Resmi olarak kabul edilecek bir kişi bulunmamaktadır. Tarihi Çin İmparatorluğu'nun resmi bir kişi ya da kurum olduğu iddia ediliyorsa bu hezeyandan öteye gitmeyecektir. Aksi halde de resmi kişi ve kurum ifadesiyle neyin kastedildiği açıkça bildirilmelidir.</p>

<p>Elbette ki Çin devletinin faaliyetlerinin uluslararası hukuk kapsamında değerlendirilmesi yersiz olacaktır. Bağımsız kuruluşlarca binlerce sayfalık rapora rağmen Doğu Türkistan bölgesinde yerel halka yönelik fiiller uluslararası hukukun yanında kendi iç hukukunu da ihlal etmesine rağmen devam etmektedir. Bu tıpkı Filistin'de yeni doğmuş bebeklerin üzerine füze atan İsrail'e insan hakları dersi vermek gibi hükümsüz kalacak bir hamle olacaktır.</p>

<p>Ancak ülkemizi ilgilendiren bu konu hakkında öncelikle ifade edilmesi gerek husus şudur ki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi herkesin düşünce ve kanaat hürriyetini güvence altına alır; 28. maddeye göre ise “Basın hürdür, sansür edilemez”. 5187 sayılı Basın Kanunu ve RTÜK mevzuatı da yayın özgürlüğünü esas alır. Tarihi-kurgu bir dizi üzerine yabancı bir baskıyı kabul edecek bir yasal yükümlülük bulunmamaktadır. Dahası, hedef alınan materyal özel bir yaratıcı eser olduğundan basın kanunlarından ziyade Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na ve genel ifade hürriyetine tabiidir. Yasal olarak TRT’nin yayınını durdurabilecek ya da içerik değiştirtebilecek bir hüküm yoktur. Türkiye’deki hukuki durum şudur: Yayın içeriğini belirleyen Türk hukuku ve yayın kuruluşunun içtihadı olup, yabancı bir devletin tek taraflı itirazı veya ikazı hiçbir bağlayıcı etki doğurmaz.</p>

<p>Ayrıca, dizi oyuncu veya senaristlerini hedef alabilecek bir kişisel hak ihlali de söz konusu değildir; konuşulan şeyler tarihî gerçekler hakkında kurmaca beyanlardır. Türk Ceza Kanunu’nda (“milleti aşağılayıcı hakaret” gibi), yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve devletine yönelik hakaretler suç sayılır (TCK 301). Yabancı bir devletin ya da halkın onurunu Türkiye’deki bir yayından koruyan bir hüküm bulunmamaktadır. Sonuçta, bu ihtarname TRT’ye ve yapımcılara yönelik bir “yabancı ülke notası” değil, hukuki bağlayıcılığı olmayan bir talep niteliğindedir. Bu nedenle Türkiye’deki ifade hürriyeti ilkelerine göre, mahkeme kararı veya yasa olmadıkça bu taleplere uymak gerekmemektedir.</p>

<p>Ayrıca söz konusu dizi, belgesel değildir. Kurgular barındırmakta, tarihi olay ve şahsiyetlerden ilham aldığını açıkça beyan etmektedir.</p>

<p>Mesela, yeniçerilerin Hacı Bektaş-ı Veli töresi üzere olduğu ifadesi sık sık yer alır. Bir sahnede Çandarlı Halil Paşa rolündeki oyuncu yeniçeri ağası Kurtçu Doğan'a Yeniçeri ocağı kurulurken Hacı Bektaş-ı Veli'nin ettiği duadan söz etmektedir. Halbuki bilinmektedir ki Hacı Bektaş-ı Veli 13.yüzyılda vefat etmiş bir mutasavvıftır. Ocağın kurulması ise 14.yüzyıla denk gelmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte tarihi kaynaklarda Hazret-i Fatih'in annesine dair bir toplu bilgi bulunmamaktadır. Ancak dizide Fatih'in annesinin belirsiz olması şurada dursun sarayda haseki olarak bulunmaktadır.</p>

<p>Söz konusu sahneyle Doğu Türkistan'da bağımsız kuruluşlarca raporlanan insan hakları ihlallerine gönderme yapılmış, bu sayede izleyicilerin bu konuya dikkatlerinin çekilmesi amaçlanmıştır. Yani somut bir gerçekliğe kurgu yoluyla dikkat çekilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla ihtarda Yarkand Hanlığı’nın Fatih’in ölümünden 33 yıl sonra kurulmuş olduğu, Ali Şir Nevai’nin ise Sina (Moğolistan) kökenli Timurlu bir şair olduğu ve yaşamında Sincan’a hiç gitmediği yönündeki bilgiler bakımından ihtarı gönderen kişi ve kurumların tarihi bilgisini takdir etmekle(!), bu uyarının hiçbir hükmü olmadığını bildirmekte fayda vardır.</p>

<p>Bununla birlikte Uluslararası hukukta bir devletin yayın politikasını başka bir devlete dikte etme hakkı yoktur. Çin’in var sayılan hukuki iddialarının Türkiye üzerinde doğrudan bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bir başka devletin vatandaşının veya şirketinin şikâyeti; uluslararası anlaşmalar ile çelişmedikçe sadece iki ülke arasında diplomatik bir mesaj veya uyarı düzeyinde kalır. Burada ise hukuki ihtar Çin Hükûmeti tarafından değil, özel hukuk yoluyla iletilmiştir. Hatta bazı gözlemciler, ihtarnamenin boyutunun ve resmî niteliğinin, fiili olarak bir devlet ayağı olduğuna işaret ettiğini belirtmektedir. Buna rağmen, resmi bir Türkiye-Çin diplomasisiyle gönderilen bir nota olmadığı sürece metnin Türkiye’de bağlayıcı bir etkisi yoktur.</p>

<p>Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri bu konuda açık değildir; ayrıca Türkiye-Çin arasında ifade özgürlüğünü doğrudan düzenleyen özel bir antlaşma da yoktur. Bir başka devletin iç siyaseti veya tarih anlatısını “düzeltme” talebi ancak diplomatik nezaket çerçevesinde karşılanabilir ki yasal olarak zorlama güçleri yoktur.</p>

<p>Özetle, bu hukuki ihtarname Türk hukukunda tanınmış bir yaptırım oluşturmaz ve devletler hukukunun kabul ettiği “egemenlik eşitliği” ilkesi gereği Türkiye kendi yayın politikasında bağımsız hareket edeceği izahtan varestedir.</p>

<p>Çin Ceza Kanunu’nda yabancı ülkelerin itibarını koruma ya da tarihî meseleleri düzenleme amaçlı bir madde bulunmamaktadır. “Çin halkının aşağılandığı”na ilişkin iddia ise, Çin iç hukukunda ulusal onur ya da etnik hakaret cezasına tabi olabilir ama sadece Çin sınırları içinde geçerlidir; başka ülkede yayımlanan bir diziye uygulanamaz. Kaldı ki sahnedeki konuşma belli bir grup veya kişiye değil, Çin devleti politikalarına atıf yapmaktadır, bu durumda hakaret suçu bile olsa mesai dışı kalır.</p>

<p>Bu bağlamda, ihtardaki talepler de hukuken temelsizdir. Örneğin “yazılı özür yayımlanması” talebi, herhangi bir uluslararası sözleşme veya Türk yasasında düzenlenmiş bir yaptırım değildir. Tarihî kurgunun düzeltilmesi veya yayından kaldırılması, yaratıcı eserler üzerindeki ifade hürriyetine aykırıdır. Zira ülkeler arasındaki hukuki anlaşmalar, dış yayın içeriği üzerinde böyle bir müdehîle öngörmemektedir. Aksine, bu tür talepler bir sansür girişimidir. Çin’in, Doğu Türkistan teriminin kullanılmasını dahi eleştirmesi tarih görüşüdür, hukuk meselesi değil. Hukuki olarak bakıldığında, Çin’in “insanlığa karşı” suç isnatlarına dayanarak değil, tamamen siyasi bir rahatsızlık sonucu bu metni gönderdiği anlaşılmaktadır. Yapımcı Eyüp Gökhan Özekin de tepki olarak bunu açıkça vurgulamıştır: Yapımcı, “özür dilemeyeceğiz, gerekirse aynı sahneyi yeniden çekeriz” derken, bu sahnenin asıl amacının “Doğu Türkistan’daki Uygur halkının durumunu gündeme getirmek” olduğunu belirtmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DOĞU TÜRKİSTAN'DAKİ İHLALLERİN ULUSLARARASI HUKUK ÇERÇEVESİ</strong></p>

<p>Çin’in Sincan’da uyguladığı politikalar, uluslararası insan hakları hukukunun temel yükümlülüklerine açıkça aykırıdır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi (OHCHR) raporlarına göre sistematik toplu gözaltılar, işkence, zorunlu çalıştırma ve doğum kontrolü gibi ağır ihlaller gerçekleşmiştir. OHCHR, “ciddi insan hakları ihlallerinin işlendiğini, bu olayların özellikle insanlığa karşı suçlar kapsamına girebileceğini” bildirmiştir. Çeşitli insan hakları örgütleri ve devletler, Çin’in bu uygulamalarını “insanlığa karşı suçlar” ve hatta “soykırım” olarak nitelendirmiştir.</p>

<p>Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler açısından bakarsak: Çin, İşkenceye Karşı Sözleşme (CAT, 1988), Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CERD), Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve EKOSÖS gibi temel belgeleri onaylamıştır. Bu sözleşmeler; kişi özgürlüğü ve güvenliği (örneğin, zorla gözaltı yasağı, ICCPR madde 9), işkence yasağı (CAT), azınlıkların kültürel kimlik hakları (CERD, ICESCR madde 15), din özgürlüğü ve dil hakkı gibi birçok hakkı korur. Sincan’daki kitlesel kamplar ve zorla kayıplar ICCPR’nin keyfi tutuklama yasağını ihlal eder (Çin ICCPR’yi onaylamamış olsa da, imza atmış ülke olarak hükümlerinin amaçlarına aykırı hareket etmemek yükümlülüğü altındadır). İşkenceler ve kötü muameleler ise CAT kapsamında yasaktır.</p>

<p>En tartışmalı konu olan zorunlu kısırlaştırma ve nüfus kontrolü, Soykırım Sözleşmesi’ni ilgilendirir. Sözleşme’nin II/d maddesi “gruba mensup kişilerin doğumunu engellemeye yönelik tedbirler”i soykırım saymaktadır. Sincan’da Uygur kadınlarına yönelik orantısız sterilizasyon, zorunlu doğum kontrolü ve çocuk alıkoyma rapor edilmiştir; bölgedeki nüfus artış hızı büyük oranda düşmüştür. Uluslararası hukuk, soykırım suçunu kast (intention) arar ve Çin’in doğrudan imha niyeti belgesi olmadığı için kanıt yükümlülüğü yüksektir. Ancak birçok devlet, Çin’in bu eylemlerinin soykırım tanımına girdiği görüşündedir. Ayrıca bu uygulamalar CEDAW’ın 12. maddesi ile de bağdaşmaz (kadınların üreme haklarına yönelik zorlayıcı tedbirler yasaktır).</p>

<p>Özetle, Sincan’daki uygulamalar Çin’in taraf olduğu uluslararası anlaşmaların açık ihlali durumundadır. BM uzmanları ve raporları, keyfi gözaltı, zorla çalıştırma, ailelerin parçalanması ve kültürel asimilasyon politikalarını ayrıntılı biçimde eleştirmiştir. Bu hak ihlallerinin kabul edilemez olduğu konusunda küresel bir fikir birliği oluşmuştur; Çin’in bu ihlallere karşı uluslararası yükümlülüklerini derhal yerine getirmesi gerektiği defalarca vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>İHTARNAMENİN MOTİVASYONU VE SİYASİ AMAÇ</strong></p>

<p>Bu ihtarnamenin arkasındaki motivasyonun büyük ölçüde siyasal olduğu açıktır. Çin hükümeti, Sincan’daki uygulamalarını dünyaya haklı çıkarmak için yoğun bir propaganda kampanyası sürdürmektedir. Freedom House’un analizine göre Pekin, yurt dışındaki medya ve kültür ürünleri üzerinde nüfuz kurmak için “olağanüstü kaynaklar seferber etmekte, eleştirilere karşı yayınları şekillendirmek için propaganda yaymakta” ve bazen “daha inandırıcı yerel kanallar aracılığıyla propagandasını aklamaktadır”. Bu çerçevede, Mehmed: Fetihler Sultanı dizisi örneğinde görüldüğü gibi, Çin’in tartışmalı politikalarını eleştiren veya Uygur meselesine dikkat çeken içeriğe karşı doğrudan müdahale girişimleri artmıştır. Kaldı ki muhatap alınan bir televizyon dizisidir.</p>

<p>İhtarname, teknik olarak bir “hukuki belge” olsa da temel işlevi dış kaynaklı bir sansür ve etki girişimidir. Hedefleri ise zannımızca Dizi yapımcılarını ve nihayetinde Türk kamuoyunu gözdağı vermek, Doğu Türkistan kavramını “tarihsizleştirmek” ve tartışılmasını engellemek, Uygur Türklerine dair hassasiyeti törpülemektir.</p>

<p>Bu tür girişimler, Çin’in yurtdışındaki etki stratejisinin bir parçasıdır. Çin’in 20. Parti Kongresi dönemindeki medya baskısını inceleyen raporlar, bu tip zorlama ve manipülatif yöntemleri “coşkun ve zorlama taktikler” olarak nitelendirmiştir. Ayrıca Çinli STK yöneticisi Zhao Yue de “tarihi olayların doğru yansıtılmaması”nı vurgulayarak, benzer tarihsizleştirme çabalarının genç kuşaklar üzerindeki etkisine dikkat çekmiştir.</p>

<p>Türkiye açısından bakıldığında, bu hamle “uluslararası propaganda savaşı” kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu ihtarname, bize kültürel ve tarihî hassasiyetimize sahip çıkma fırsatı veren bir uyarı olarak da görülebilir: Türk toplumu, Çin’in dayatmalarına boyun eğmeyerek özgür düşünce ve tarih bilinciyle hareket etmelidir.</p>

<p>Bu olay, Türkiye’de hem halkı hem hukukçuları uyaran bir gelişmedir. Sonuç olarak:</p>

<p>1-) Egemenlik ve İfade Hürriyeti kapsamında Türkiye, kendi yasaları ve anayasası çerçevesinde hareket etmeli, yabancı bir devletin sanat ve yayın politikasına yönelik talimatlarını hukuken dikkate almamalıdır. Anayasal olarak tanınmış ifade özgürlüğü ilkelerinden vazgeçilmemeli, TRT ve yapımcıların yaratıcı kararlarına müdahale edilmemelidir. Hükûmet düzeyinde, “dış siyasetimize müdahale” girişimi olarak bu ihtara karşı resmi bir protesto notası gönderilebilir; fakat içerik değişikliği talebi kabul edilmemelidir.</p>

<p>2-) Barolar, medya kuruluşları ve sivil toplum, bu konuyu yakından izlemelidir. Hukukçular, benzer yabancı baskı girişimlerine karşı anayasa ve uluslararası insan hakları gerekçelerini hatırlatmalı; herhangi bir olası mahkeme başvurusunda (ör. basın suçu vs.) ifade özgürlüğü savunmasını öne çıkarmalıdır. Türkiye’de bir televizyon dizisi, yalnızca gerçek kişilere veya belirli etnik gruplara doğrudan hakaret etmedikçe hukuka aykırı sayılmaz. Alınacak tek yasal tedbir, eğer varsa açıkça yalan içerikli bir karalama yapılmışsa bu durumda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun genel hakaret hükümlerine göre mütalaa edebilir (ki burada söz konusu olmayan kendi vatandaşlarımızın onuru korunmalıdır, Çinlilerin değil).</p>

<p>3-) Kamuoyu bu konuda bilinçlendirilmelidir. Sosyal medya ve haber platformlarında, Çin’in Uygur Türklerine yönelik gerçek ihlalleri hatırlatılarak ihtarın politik yönü teşhir edilebilir. Medya kuruluşları, Çin devleti veya uzantılarının Türkiye’deki sansür taleplerine karşı duruş sergilemeli; “sansür çabalarına karşı direnme” milli görev olarak benimsenmelidir. Popüler kanallara ve dizilere yönelik tehditlere boyun eğilmediği örneği, benzer girişimlere karşı caydırıcı olacaktır.</p>

<p>4-) Tarihî dizi yapımcıları, danışman olarak tarihçiler ve bölge uzmanlarıyla çalışarak gerçekçilik payını artırabilir ve eleştirileri önleyebilirler. Ancak unutulmamalıdır ki tarihsel dramalarda hatalar olabilir ve bunlar cezai sorumluluk doğurmaz. Yabancı bir ihtarın yarattığı haber değeri, dizinin izlenme payını daha da artırabilmektedir. Dolayısıyla tepkiyi yumuşatmak yerine, gerekirse sahnelerin niyetini açıklayan kısa notlar metne eklenebilir</p>

<p>Bilinmelidir ki Türk dünyasının başkenti İstanbul’da “Doğu Türkistan” tartışması bir istişare konusudur ve dış baskıya değil, tarihi gerçeğe dayanır.</p>

<p>Hukukçularımıza ve medyamıza düşen görev, bu konuyu hukuki ilkeler ışığında açıklamak; “sanatı sansürletmek” gibi bir yaklaşımın Türkiye hukukunda yeri olmadığını vurgulamaktır. Vatandaşlarımıza düşen görev ise, uluslararası siyasette millî menfaatlerimizi gözeterek, tarihî vicdanımıza sahip çıkmaktır. “Doğu Türkistan Türklüğünün sorunu”, dünyaya tanıtılıp sahiplenilmesi gereken bir davadır. Bu ihtarnamenin yarattığı gündem, Uygur Türkleri’nin çektiği acıları daha çok dile getirme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Türk milleti ve hukuk kamuoyu, insan hakları ve tarihî hakikat temelinde serbestçe tartışma yapmaya devam etmelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/oguzhan-sahin.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/oguzhan-sahin.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Oğuzhan ŞAHİN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zulmu-inkar-sanata-ihtar-cinin-turkiyede-sansur-arayisi-ve-mehmet-fetihler-sultani-dizisine-garip-mudahalesi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/mehmed-fetihler-sultani-dizisindeki.jpg" type="image/jpeg" length="75497"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVALARINDA GEÇİCİ HUKUKÎ KORUMALARA İLİŞKİN SORUNLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-gecici-hukuki-korumalara-iliskin-sorunlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-gecici-hukuki-korumalara-iliskin-sorunlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. </strong><strong>Genel Olarak</strong></p>

<p>Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır (TMK m. 169). Bu hüküm, hâkime takdir yetkisi tanıyarak bu durumların çözüme kavuşturulması için hâkimin geçici önlem alarak re’sen müdahalesini mümkün kılmaktadır. O halde davanın açılmasıyla birlikte hâkimin, dava süresince eşlerin mali ve kişisel haklarının korunması ve evlilik birliğinin devamının sağlanması için bir önlem alınmasına gerek olup olmadığına bakmaktır. Bu yönde bir önlem alınmasının gerekli olması halinde hâkim öncelikli olarak eşlerin alınacak önleme ilişkin bir fikir birliği içinde olup olmadığını dikkate almalıdır. Tarafları dinleyerek önlemin gerekliliği ve şekline karar verecek olan hâkim, onların alınacak önleme ilişkin uzlaşmalarını da isteyebilir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Boşanma davalarındaki geçici önlemleri, boşanma davasının açılmasından kararın kesinleşmesine kadar geçen yargılama sürecinde hukuki koruma sağlamayı hedeflemektedir. Yasa koyucu boşanma davası açılınca eşlerin ve çocukların zarar görmelerini engelleyerek tarafları maddi ve manevi olarak korumak amacıyla asgari koşulları oluşturacak tedbirlere hükmedilmesi gereğini ortaya koymuştur.</p>

<p>Boşanma davası ile birlikte eşler arasındaki çekişme ve anlaşmazlığın görünür hale gelmesi eşleri birbirine hasım hale getirebilmektedir. Özellikle kadının ve çocukların boşanma sürecinden zarar görme olasılıkları yüksek olup kadın ve çocukların olası tehlikelere karşı korunması gerekir. Bu nedenle Medeni Kanun, boşanma davası açıldıktan sonra hâkimi gerekli geçici önlemleri almaya yükümlü kılmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>. Hukuki korumu tedbirleriyle, geçici de olsa, boşanma davası görülürken hem evlilik hem de eş ve çocukların maddi ve manevi bakımdan zarar görmeleri engellenmiş olacaktır<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>. Yargılama süresince eşler arasında geçici bir düzen sağlayan aile hukukuna özgü bu geçici hukuki korumalar aynı zamanda yargılamanın boşanmayla sona ermemesi durumunda eşlerin ortak hayatı tekrardan kurmaları bakımından yardımcı olma işlevini de sahiptir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>Boşanma davası açılmış olsa da yargılama sürecinde evliliğin sona ermemiş olmasından kaynaklı olarak taraflar ve çocukları açısından evlilik birliğinden hak ve borçlar doğmaya devam etmektedir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>.Yasa koyucu alınacak önlemleri teker teker sayıca sınırlı olarak saymamış, örnek niteliğindeki bazı önlemleri belirterek genel çerçeveyi belirlemek suretiyle önlemlerin tespiti ve sınırlarının tayinini hâkimin takdirine bırakmıştır<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a>.</p>

<p>Uzun süren yargılama süreci eşler arasında sona ermeyen fakat fiili ya da hukuki değişikliğe uğrayan evlilik birliğinin bu değişikliklere uygun şekilde devam ettirebilmesi ihtiyacını daha da ortaya koyar. Eşlerin fikir birliğinde olmadığı konularda da TMK md.169 uyarınca hâkimin takdir yetkisi neticesinde müdahalesi mümkün olacaktır. Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere hâkim, eşlerin barınması, geçimi, mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin alınmasını gerekli gördüğü geçici önlemleri alacaktır. Bu önlemler ise somut olarak ortak konutta hangi eşin kalacağının belirlenmesi, çocukların bakımının nasıl sağlanacağı ya da eşin diğer eşin geçimine ne derece katkıda bulunacağının belirlenmesi gibi konularda karşımıza çıkmaktadır<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>.</p>

<p>Hâkimin somut olayın özelliklerine göre bir veya birden fazla geçici koruma tedbirine hükmetmesi ve değişen şartlara göre tedbirlerin çeşidini ve süresini güncellemesi gerekir. Hâkimi bunu resen yapmak zorunda ise de; tarafların talepleri ve uzman görüşmeleri geçici korumu önlemlerinin alınmasında ve devamında hayati önem arz etmektedir.</p>

<p>TMK m. 169 hâkime re’sen harekete geçme yetkisi tanısa da eşlerin mahkemeden boşanma yargılaması süresince bu düzenleme uyarınca geçici önlem alınmasını veya hükmedilen geçici hukuki korumanın değiştirilmesini talep etmelerine de bir engel bulunmamaktadır. Kaldı ki uygulamada genellikle TMK m. 169 uyarınca geçici önlem alınmasını eşler talep ettiğinden hâkimin re’sen harekete geçme yetkisini kullanmasına çoğunlukla gerek kalmamaktadır<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p>

<p>TMK m. 169 uyarınca hükmedilebilecek geçici önlemlere ancak boşanma davası açıldıktan sonra karar verilebileceğinden görevli ve yetkili mahkeme bu davayı görmekle görevli ve yetkili mahkemedir. Görevli mahkeme 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesinin ilk bendi uyarınca aile mahkemesi olup yetkili mahkeme ise TMK m. 168 uyarınca “eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a>. Boşanma davalarındaki geçici önlemler, kesin hüküm niteliğinde olmayıp talep üzerine veya resen mahkemece değiştirilebilmektedirler.</p>

<p>TMK’nın.169. maddesi gereğince alınabilecek geçici önlemlere bir çerçeve çizmenin mümkün olmayıp<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> hâkim, takdir yetkisi çerçevesinde gerekli gördüğü önlemleri dava başında talep üzerine ve/veya re’sen alabilmektedir. Bu nedenle hâkim dava dilekçesini ve eklerini inceleyerek somut olayın özelliklerine göre davanın başında veya devamında gerekli inceleme ve araştırmaları yaparak taraflar ve varsa çocuklar açısından alınması gereken önlem veya önlemleri tespit etmelidir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>Eşlerin Barınmasına İlişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri</strong></p>

<p>Boşanma davasının açılması ile eşlerin birlikte yaşama ara verme haklarının doğar. Hâkimin kararına dayanmayan bu geçici önlem açısından boşanma davasının çekişmeli veya anlaşmalı olması belirleyici olmayıp ayrı yaşama yetkisi ilgili davanın haklı olup olmamasından da bağımsız şekilde mevcuttur. Eşlerin ayrı yaşama hakkı, boşanma davasının reddi kararının kesinleşmesi veya davanın geri alınması ile kural olarak sona erecektir<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>. Hâkimin eşlerin barınmasına ilişkin bir önlem alması gerekir. Diğer bir ifadeyle, aile konutu olan ortak konutta hangi eşin oturacağının belirlenmesi gerekir<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>. Hâkim, talep olmasa bile somut olayın özelliklerine göre davanın devamı süresince eşlerin barınmasına ilişkin önlemleri kendiliğinden almak zorundadır<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a>. Eşlerin yaşam koşulları üzerinden ayrı yaşam düzeninde anlaşamaması halinde hâkim bir hukuki koruma tedbirine hükmetmek durumundadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ortak konuta kimin oturacağına ilişkin değerlendirmeyi dosyadaki deliler ve hayatın olağan akışı çerçevesinde yapar. Bu kararı verirken hâkim somut olayın özelliklerine ve tarafların özel durularına göre değerlendirmeler yaparak tarafları koruyu önlemlere hükmetmelidir. Örneğin koca mülkiyetinde olan konutu aynı zamanda işyeri olarak kullanıyorsa home ofis olan evi başka bir yere taşıyarak zarara uğrayabilir. Bu durumda hâkimin kocanın aile konutunda oturmaya veya çalışmaya devam etmesine, buna karşılık karının başka bir eve çıkmasına karar vermesi gerekir. Bu kararın verilmesinde konutun mülkiyetinin hangi eşe ait olduğunun veya kim tarafından kiralandığının bir önemi bulunmamaktadır<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>. Ayrıca hâkimin, eşlerin barınması konusunda önlem kararı almasında eşlerin ayrı yaşamakta haklı olup olmadıklarının, davayı kimin açtığının veya kimin kusurlu olup olmadığının da bir önemi bulunmamaktadır<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a>. Alınacak önlem barınma ihtiyacı olan eşin bu ihtiyacının giderilmesine yöneliktir. Yapılan inceleme sonucunda hangi eşin barınma ihtiyacı içinde olduğu tespit edilmeli ve konut ona tahsis edilmelidir. Bu tahsis konutun tamamının tahsisi şeklinde olabileceği gibi, konutun bir bölümünün tahsisi şeklinde de olabilir. Hâkim, gerekli gördüğü takdirde ortak konutun tahsisinin yanında eşlerin dağ evi, yazlık evi gibi oturulabilir diğer konutlarının da tahsisine veya kullanımına ilişkin karar alabilir<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a>.</p>

<p>Eşlerin ayrı yaşama hakkı, boşanma davasının reddi kararının kesinleşmesi veya davanın geri alınması ile kural olarak sona erecektir. Ancak ortak hayat sebebiyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düşerse ilgili eş ayrı yaşamaya ancak TMK m. 197 gereğince evlilik birliğinin koruma önlemi altında devam edebilecektir<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a>.</p>

<p>Eşlerin kanun gereği sahip olduğu yetkiye dayanarak aile konutundan ayrılması, ilgili taşınmazın niteliğini kural olarak değiştirmez. TMK m. 194/f. 1 gereğince malik eş, boşanma yargılaması boyunca da diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemeyecek veya üzerindeki hakları sınırlandıramayacak; kira sözleşmesine dayalı kullanılan aile konutunun kullanımının sözleşmeye taraf olmayan eşe özgülenmesi durumunda ise hem TMK m. 194/f. 1 hem de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 349. maddesinin ilk fıkrasına göre âkit eş diğerinin açık rızası olmadıkça sözleşmeyi feshedemeyecektir<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a>.</p>

<p>Hâkim, boşanma davası açılınca davanın devamı süresince aile konutunun eşlerden birine bırakılması ile birlikte uyuşmazlık hâlinde evde kalması gereken veya evden ayrılan eşe verilmesi gereken eşyalar konusunda da kendiliğinden bir karar vermelidir<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a>. Diğer bir ifadeyle hâkim, eşyaların eşler arasında dava sonuçlanıncaya kadar geçici olarak paylaşımına karar verirken, eşyaların mülkiyetinin kime ait olduğuna bakmak zorunda değildir. Tarafların ihtiyaçları göz önünde tutulmak suretiyle eşyaların kullanımını taraflar arasında gerekli gördüğü biçimde belirleme hususunda hâkimin geniş takdir hakkı bulunmaktadır<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a>.</p>

<p>Boşanma davası açılınca barınmaya ilişkin alınabilecek barınma önlemlerinden biri de eşlerden birine ait olan aile konutunun tapu kaydına davanın devamı süresince geçerli olacak şekilde geçici olarak aile konutu şerhi konulmasıdır<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a>. Geçici olarak aile konutu şerhi konulması için konutun mülkiyetinin taraflardan birine ait olması veya taraflardan biri tarafından kiralanması gerekir. Eğer konut eşlerin anne veya babaları ya da kardeşlerine ait ise geçici olarak aile konutu şerhi konulamaz. Yasa koyucunun eşlerin olası mağduriyetlerinin önlenmesi amacıyla bu konuda yasal bir düzenleme yapması gerektiğini düşünmekteyiz. Taraflardan birinin ailesine ait bir konutta eşlerden biri lehine geçici olarak aile konutu şerhi konulamaması mağduriyetleri büyütmekte özellikle kadın ve çocuklar açısından büyük tehlike ve/veya zararlara sebebiyet verme riskini barındırmaktadır.</p>

<p>Müşterek çocukların bulunmadığı evliliklerde, sınırlayıcı olmamak kaydıyla, tarafların iş, yaş, sağlık durumları ve yeni bir konut bulabilme olanağının varlığı araştırılmakta olup aile konutunun kullanımının tahsisinin kime daha yararlı olacağı tespit edilemiyorsa somut olayda kimin konuttan ayrılmasının beklenebilir olduğu belirlenmelidir. Hâkimin somut olayda özellikle eşlerin sosyal ve mali durumlarını değerlendirmesi sonucunda aile konutu tahsis kararı vermesi de mümkündür<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a>.</p>

<p>Aile konutunun kullanımının tahsisine ilişkin değerlendirmede bulunurken tahsis kararı açısından ortak konut üzerindeki mülkiyet hakkının veya sınırlı aynî hakkın kime ait olduğu veya zilyetliğin dayandığı borç ilişkisine kimin taraf olduğu önem taşımamaktadır. Boşanma yargılaması boyunca evlilik birliği varlığını koruduğu için aile konutuna ilişkin bütün koruyucu hükümler etkisini sürdürür. Bu korumanın somut olayda yetersiz kaldığına kanaat getirilmesi durumunda hâkimin bu taşınmaza ilişkin gerekli her türlü geçici hukuki korumayı almasına da bir engel bulunmamaktadır<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a>.</p>

<p>Geçici olarak aile konutu şerhi konulmasına ilişkin kararlar aile mahkemesi tarafından somut olayın özellikleri ve tarafların talepleri gözetilerek hâkim tarafından kaldırabilir, değiştirebilir veya yerlerine yenilerini koyulabilir<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a>. <strong>Aile mahkemesi tarafından verilen aile konutu şerhi konulmasına ilişkin kararlar itiraza tabi olup bir sonraki numaralı aile mahkemesi tarafından itiraz incelemesine konu olabilmektedir. İtiraz üzerine mahkeme hukuka uygunluk ve yerindelik denetimi yapılmak suretiyle dosya kapsamında bulunan ve/veya dosyaya sonradan sunulan delilleri serbestçe değerlendirmek suretiyle takdir hakkının yerinde kullanılıp kullanılmadığını araştırmak zorundadır. Özellikle tarafların sosyo-ekonomik ve mali durumları üzerinde bir inceleme yapılmalıdır. Ayrıca aile konutuna ihtiyacı olan eşin konutunun aile konutu olması ve eşin diğer eşin ailesi ile birbirlerini olumsuz etkileme ihtimali olan hallerde konut ihtiyacının farklı bir şekilde çözülmesi gerekir. </strong></p>

<p>Aile konutunun eşlerden birine geçici olarak tahsis edilmesi halinde taşınmazın bakımı da dâhil olmak üzere gerekli olan çeşitli masrafların eşlerce paylaşılmasına yönelik veya malik eşin konuttan ayrılmasına dair düzenlemelere de aile hâkimi karar verilebilir<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a>.</p>

<p>Ortak konutun ihtiyaç sahibi eşe tahsisinin yanında, bu başlık kapsamında hâkimin müdahalesini gerektirebilecek diğer bir husus, ev eşyasının ya da ortak eşyaların tahsisi sorunudur. Öyle ki, eşlerin evlilik birliği içinde ya da daha önceden sahip olduğu veya ortak kullandığı eşyalar olabilir. Hayatın olağan akışına uygun olan konutun tahsis edildiği eşin konuttaki eşyaları kullanması olması olmakla birlikte, bazı hallerde belirli eşyaların tahsisi sorunu gündeme gelebilir. Örneğin ortak konutun erkek eşe tahsis edilmesi halinde evde terzilik yapan bir kadının sahip olduğu dikiş makinesinin ya da ortak konut kendisine tahsis edilmeyen evden çalışan yazılımcı eşin kullandığı sunucuların kim tarafından kullanılacağı gibi. Her ne kadar normal olan ilgili eşyaların işini devam ettirebilmesi için ihtiyacı olan eşe tahsis edilmesi olsa da bu husus eşlerin çatışma yaşaması halinde hâkimin müdahalesini gerektiren ve TMK md.169 anlamında bir önlem alınmasını gerektirebilir. Böyle bir durumda hâkimin gerekli araştırmayı yapıp eşyanın ve/veya eşyaların ihtiyacı olan eşe tahsisi yönünde karar vermesi gerekir<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a>.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>Eşlerin Geçimine İlişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri (Tedbir Nafakası)</strong></p>

<p>Boşanma davasının açılmasıyla ortak hayat sona erse de eşlerin TMK m. 185/f. son gereğince yardımlaşma borcu ile özellikle onun kaynaklık ettiği somut yükümlerden birini teşkil eden ve TMK m. 186/f. son’da da açıkça düzenlenen evlilik birliğinin giderlerine katılma yükümlülüğü yargılama sürecinde de varlığını sürdürmektedir<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a>. Diğer bir ifadeyle, boşanma davasının açılması ile birlikte, eşlerin ayrı yaşama hakkı olsa da evlilik birliği devam etmektedir. Buna bağlı olarak eşlerin birbirlerine karşı bakım yükümlülüğü de devam eder<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a>.</p>

<p>Hâkimin önüne gelen her davada zorunlu olarak bir eş lehine tedbir nafakasına hükmetmesi gerekmemektedir. Hâkimin görevi, gerekli araştırmayı yapıp eşlerden birinin evlilik birliğinin devamı boyunca sahip olduğu durumunun korunması için diğer eşin maddi katkısına ihtiyacı olup olmadığını belirlemektir. Yani, tedbir nafakasının şartlarının oluşup oluşmadığına bakmalıdır. Kanunda tedbir nafakası ve hükümlerine ilişkin açık bir düzenleme yoktur. Bu kurum genel olarak, mahkeme kararları ışığında, genel hükümler ve diğer nafaka türlerine ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanmasıyla şekillenmiştir. Bu doğrultuda tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için gereken şartları genel olarak, açılmış bir boşanma ya da ayrılık davasının olması, eş lehine tedbir nafakasına hükmedilmesinin gerekli olması ve nafaka yükümlüsü eşin ekonomik gücünün bulunması olarak sayabiliriz<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a>.</p>

<p>Hâkim, eşlerin bakım ve geçimleri için de gereken önlemleri almakla yükümlüdür. Kanun koyucu tedbir nafakasına erkek lehine hükmedilebileceğini de belirtmiş ise de; ülkemizde kadınların büyük çoğunluğunun ekonomik bağımsızlığının bulunmaması ve iş yaşamında kadınlara yönelik negatif bir ayrımcılık bulunması sebebiyle tedbir nafakası büyük oranda kadın lehine hükmedilmektedir<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a>.</p>

<p>Hâkim eşlerin geçimi konusunda gerekli geçici önlemleri koşulları oluşmuş ise kendiliğinden almak zorundadır. Buna göre, hâkimin, dava devam ederken hangi eşin diğerine hangi oranda katkı sağlayacağını belirlemesi gerekir. Eşin geçimi için alınacak önlem, onun geçimini (infak ve iaşesini) sağlayacak para ödemesidir. Diğer bir ifadeyle, boşanma davası süresince bir eşin diğer eşin barınması ve geçinmesi için ödeyeceği nafakaya, tedbir nafakası denilmektedir<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a>. Hâkimin tedbir nafakası kararı alırken dikkate alacağı ölçüt kadın ya da erkeğin bu yönde bir maddi katkıya ihtiyaç duyup duymamasıdır<a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a>. Hâkim nafakanın miktarını belirlerken hem eşin ihtiyaçlarını hem de nafaka yükümlüsü eşin mali durumun göz önünde tutmak zorundadır<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a>.</p>

<p>Tedbir nafakası niteliği itibariyle her zaman talep edilebileceğinden mahkeme tarafından talep halinde şartlarının bulunması halinde eş için tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekir. Boşanma davasında geçici tedbir nafakası her zaman istenebilmekte olup geçici tedbir nafakası belirlenirken kural olarak, eşin nafaka yükümlülüğü; eşin tutuklu olması, hükümlü olması, işsiz olması, asker olması, akıl hastası olması gibi durumlarda ortadan kalkmaz<a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a>. Tedbir nafakası talep eden eşin çalışıyor olması veya bir gelirinin bulunması nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz<a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a>. Ancak tarafların sosyal ve mali durumları üzerinden yapılacak inceleme sonucu nafaka miktarını etkileyebilmektedir.</p>

<p>Mahkemenin bir geçici önlem olarak hükmettiği tedbir nafakası eşlerin ihtiyaçları ve ödeme kabiliyetlerine göre belirlenmelidir. Tedbir nafakasının tespitinde hem ayrı yaşama yüzünden ortaya çıkan hem de esasen evlilik birliğinin devamının neden olduğu harcamalar dikkate alınacaktır. Gelir kavramının kapsamına hem kazançlar hem de malvarlığı getirileri olan kira bedelleri veya faiz gibi gelirler girmektedir<a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a>.</p>

<p>Tedbir nafakası maddi imkânları kısıtlı olan eşin bakım ve geçinmesine diğer eşin katkı sunması amacıyla düzenlenmiştir. Tedbir nafakası, boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup boşanma kararının kesinleştiği güne kadar devam etmektedir<a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a>. Tedbir nafakasının tespitinde eşlerin ihtiyaçları ve ödeme kabiliyetlerinin detaylı bir şekilde incelenmesi önem taşımaktadır. Eşlerin eşitliğinin kabul edildiği yürürlükteki hukukumuzda bu değerlendirme yapılırken kural olarak tarafların cinsiyeti dikkate alınmamalıdır<a href="#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a>. Hâkimin tedbir nafakasına hükmedebilmesi için, maddi imkânları kendi bakım ve ihtiyacına yetmeyen eşin mutlaka kusursuz olması şart değildir<a href="#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a>. Lehine nafakaya hükmedilecek olan eşin tamamen kusurlu olduğu boşanma nedenleri ortaya çıksa bile, diğer eş boşanma davası süresince nafaka öder<a href="#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a>. Ancak kadının, bir başka erkekle evliymiş gibi fiilen birlikte yaşadığı, infak ve iaşesinin bu kişi tarafından karşılandığı durumlarda kadın yararına tedbir nafakası tayin edilemez<a href="#_ftn41" name="_ftnref41" title="">[41]</a>.</p>

<p>Tedbir nafakasının gerekliliğinin belirlenmesinin ardından, nafaka miktarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu ise, nafaka yükümlüsü eşin ekonomik durumuyla doğrudan ilintilidir. TMK md.186/III‟e göre eşlerden birliğin giderlerine güçleri oranında katkı yapılması beklendiğine göre tedbir nafakasının belirlenmesinde de nafaka yükümlüsü eşin gücü oranında bir miktar belirlenir<a href="#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a>. Eşlerin geçim miktarı hesabında esasen hem ayrı yaşama yüzünden ortaya çıkan hem de evlilik birliğinin devamının neden olduğu harcamalar dikkate alınacaktır. Somut olayın özelliklerine göre, ayrı bir konutun kullanılmasından kaynaklanan masraflar, aile konutunun kira bedeli, beslenme, giyim, elektrik, su, doğalgaz, internet ve telefon masrafları geçim miktarının tespitinde esas alınacaktır<a href="#_ftn43" name="_ftnref43" title="">[43]</a>.</p>

<p>Geçici tedbir nafakası eşlerden birinin ölmesi, ölüm ve gaiplik karinesi, evliliğin iptal kararının kesinleşmesi, sınırlı sürenin tamamlanması, başkasıyla düzenli yaşanmaya başlanması, boşanma davasından feragat edilmesi, nafakanın kaldırılması, tedbir nafakasından feragat edilmesi hâllerinde ve davanın açılmamış sayılma kararı ile de sona ermesi mümkündür<a href="#_ftn44" name="_ftnref44" title="">[44]</a>.</p>

<p>Boşanma davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin geçimine ilişkin önlemleri kendiliğinden alır. Bununla birlikte, boşanma davasında hâkim, davadan önce alınan önlemleri değiştirebilir veya kaldırabilir. Bu nedenle, hâkim, boşanma davası açılınca ilgilinin bağımsız tedbir nafakası (TMK m. 197) aldığını belirler ve bu miktarı yeterli görürse boşanma davasında ayrıca geçici tedbir nafakası vermeyebilir. Ancak hâkim bağımsız tedbir nafakasını (TMK m. 197) yeterli görmez ise, ayrıca geçici tedbir nafakası verebilir<a href="#_ftn45" name="_ftnref45" title="">[45]</a>.</p>

<p>Tedbir nafakası, boşanma davası sürecine ilişkin geçici bir önlem olup yoksulluk nafakasından farklılık arz etmektedir. Yoksulluk nafakası boşanma davası sonucunda evliliğin sona ermesi yüzünden yoksulluğa düşecek eşe ödenen bir bakım nafakasıdır<a href="#_ftn46" name="_ftnref46" title="">[46]</a>. Tedbir nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak koşulları oluşmuşsa boşanma sebebinin ortaya çıkmasında tek başına veya diğer eşe nazaran daha kusurlu olan eş lehine de TMK m. 169 uyarınca tedbir nafakasına hükmedilebilecektir. Aksi yönde bir kabul kusura ilişkin herhangi atıf da içermeyen TMK m. 169 uyarınca tedbir nafakasının geçici hukuki koruma niteliği ile bağdaşmayacaktır<a href="#_ftn47" name="_ftnref47" title="">[47]</a>.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>Çocuklara ilişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Müşterek Çocuğun Eşlerden Hangisiyle Yaşayacağı</strong></p>

<p>TMK m.169‟a göre hâkimin boşanma veya ayrılık davası sırasında alabileceği geçici önlemlerden bir diğeri de çocukların bakım, korunma ve varsa mallarına ilişkin önlemlerdir. Evlilik birliğinin devam ettiği bu sürede eşlerin ayrı yaşama haklarının olması çocukların dava açılmadan önceki düzenlerinin değişmesi sonucunu doğurur. Bu değişikliklerin en önemlisi şüphesiz ki çocuk veya çocukların anne ve babasıyla birlikte değil de onlardan biriyle yaşayacak olmasıdır. Eşler arasında çocuğun kiminle kalacağına ilişkin bir anlaşma olması halinde bu anlaşma çocuğun da menfaatineyse bu karar uygulanır. Fakat bir karar alınmamış olması ya da tarafların anlaşamamış olması hâkimin müdahalesini gerektirir. Böyle durumlarda TMK m.169 hâkime, tarafların talebine gerek olmadan çocuğun menfaatini göz ederek bu konuda resen geçici önlem alma yetkisini tanımıştır. Bu bağlamda alınacak olan önlem çocuk veya çocukların eşlerden hangisiyle yaşayacağına karar verilmesidir<a href="#_ftn48" name="_ftnref48" title="">[48]</a>.</p>

<p>Çocuğun/çocukların eşlerden birinin yanında bırakılmasına karar verilmiş olması, diğer eşin velayet hakkını ortadan kaldırmaz. Hâkim çocuğun menfaatlerini gözeterek eşlerden birine velayeti geçici olarak verebilir<a href="#_ftn49" name="_ftnref49" title="">[49]</a>. Hâkimin velayet hakkını, özellikle çocukların yararını göz önünde tutarak, hangi eşe vereceğine karar vermesinin ve velayet vermediği eş ile çocuklar arasındaki kişisel ilişkileri de düzenlemesi Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesine göre geçici önlem niteliğindedir<a href="#_ftn50" name="_ftnref50" title="">[50]</a>.</p>

<p>Evlilik birliği devam ederken velayetin anne ve baba tarafından birlikte kullanılması esas olduğuna göre, hâkimin boşanma davası devam ederken TMK’nın.169. maddesi gereğince çocuğun kimin yanında kalacağına ilişkin aldığı karar velayete ilişkin bir düzenleme olmayıp madde metninde de açıkça belirtildiği üzere evlilik birliğinin dava süresince korunması ve devamına yönelik alınan geçici bir önlemdir<a href="#_ftn51" name="_ftnref51" title="">[51]</a>.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>İştirak Nafakası</strong></p>

<p>Eşler boşanma davası açıldıktan sonra boşanma kararı kesinleşinceye kadar ayrı yaşama hakkına sahip oldukları için, ergin olmayan çocukların hangisinin yanında kalacağına hâkim karar verecektir<a href="#_ftn52" name="_ftnref52" title="">[52]</a>. Ergin olmayan çocuğun eşlerden birinin himayesine bırakılması konusunda eşler arasında bir anlaşma var ise, hâkim, bu anlaşmayı mümkün olduğunca dikkate alması gerekir<a href="#_ftn53" name="_ftnref53" title="">[53]</a>. Çocukların bakımına katkıda bulunmak üzere, çocukları kendisine bırakılmamış eşin ödeyeceği nafakaya iştirak nafakası denilmektedir<a href="#_ftn54" name="_ftnref54" title="">[54]</a>.</p>

<p>İştirak nafakası talep üzerine yabancı ülke parası üzerinden belirlenebilmektedir. Taraflar arasında geçerli bir anlaşma bulunmadıkça ülke parası üzerinden hükmedilen iştirak nafakası para ödeme suretiyle ifa edilecek olup bu edimin ayın olarak karşılanması mümkün değildir<a href="#_ftn55" name="_ftnref55" title="">[55]</a>.</p>

<p>Medeni Kanun’u m. 169’a göre boşanma davasının devamı süresince çocuk kendisine bırakılmayan eş ile ilgili olarak, çocuğun bakım ve geçimine ilişkin yükümlülüğü de belirlemesi gerekir. Diğer ifadeyle hâkim, boşanma davası devam ederken çocuk kendisine bırakılmayan eş hakkında, tarafların mali durumlarını gözeterek çocuğun bakımına katkıda olması açısından bir tedbir nafakası belirleyebilir<a href="#_ftn56" name="_ftnref56" title="">[56]</a>. Kendisine çocuk bırakılmayan eş dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere tedbir nafakası ödeme yükümlülüğü altındadır.</p>

<p>Boşanma aşamasındaki eşlerin müşterek çocuklarına karşı görev ve yükümlülükleri kural olarak çocukların ergin olmalarına kadar devam etmektedir. Dolayısıyla eşlerden birinin diğerinden talebinin olmadığını beyan etmesi talep tarihinden geriye doğru sonuç doğurmakta olup ileriye dönük haktan feragat edilemez<a href="#_ftn57" name="_ftnref57" title="">[57]</a>.</p>

<p>Hâkim çocuğa verilecek nafaka miktarını belirlerken; çocuğun ihtiyaçlarını, çocuğun gelirlerini, eşlerin ödemeyi kabul ettikleri miktarı ve eşlerin yaşam koşulları ve ödeme güçlerini dikkate almalıdır (TMK m. 330). Ayrıca ergin olmayan çocuk çalışarak kendi geçimini sağlıyorsa hakkında tedbir nafakası kararı verilemez<a href="#_ftn58" name="_ftnref58" title="">[58]</a>.</p>

<p>Hâkimin tedbir nafakasını belirlerken sahip olduğu takdir yetkisinin sınırını, özellikle Yargıtay kararları ışığında, hakkaniyet, evlilik birliğinin korunması için önlemin alınmasının gerekliliği ve tarafların menfaati oluşturur. Bunlar, hâkimin uygulayacağı genel kriterler olmakla birlikte, her somut olayda o olayın özelliklerine ve alınması gerekli tedbirin niteliğine göre karar verilir<a href="#_ftn59" name="_ftnref59" title="">[59]</a>.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Çocuk ile Geçici Şahsi İlişki Kurulması</strong></p>

<p>Çocuk ile kişisel ilişki kurulması, velâyet hakkına sahip olmayan veya çocuğun kendilerinden alındığı ana ve baba açısından, Türk Medeni Kanunu m. 323-324 hükümlerinde; üçüncü kişiler açısından ise m. 325 hükmünde düzenlenmiştir. Hem ana babanın hem de üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki kurmaları, ancak mahkeme kararıyla gerçekleşebilir. TMK’nın 326/son maddesine göre, çocuk ile kişisel ilişkiye karar verilene dek, velayet hakkına sahip olan ya da çocuk kendisine ihtiyati tedbir olarak bırakılmış olan kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz<a href="#_ftn60" name="_ftnref60" title="">[60]</a>.</p>

<p>Kişisel ilişki kurma hakkı; ergin olmayan çocuk ile ebeveynleri arasındaki iç ilişkiyi kurma ve koruma amacına hizmet etmektedir<a href="#_ftn61" name="_ftnref61" title="">[61]</a>. Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı “velayet hakkından bağımsız” olarak, kişilik hakkının içeriğinde yer alan bir değerdir. Bu sebeple bu haktan feragat edilemez ve hak devredilemez<a href="#_ftn62" name="_ftnref62" title="">[62]</a>. Çocukla kişisel ilişki kurulmasının amacı, kendisine geçici velayet hakkı verilmeyen ana veya baba ile çocuk arasındaki bağın sürdürülmesi ve bunların çocukla aralarında oluşabilecek yabancılaşmanın engellenmesi, çocuğun gerekli ilgi ve şefkatten yoksun kalmasının önüne geçilerek ruhsal ve fiziksel gelişiminin sürdürülmesi ve mevcut sevgi saygının sürdürülerek manevi bağların koparılmamasıdır<a href="#_ftn63" name="_ftnref63" title="">[63]</a>.</p>

<p>Boşanma davasının devamı süresince hâkim, çocuklar için gerekli olan geçici önlemleri re’sen alır<a href="#_ftn64" name="_ftnref64" title="">[64]</a>. Boşanma davasının davanın devamı süresince hâkim, çocuğun eşlerden birisine bırakılması kararı ile birlikte, diğer eşin çocuk ile olan geçici şahsi ilişkilerini de kendiliğinden belirlemelidir<a href="#_ftn65" name="_ftnref65" title="">[65]</a>. Eşlerden her biri, kendisine bırakılmayan çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteyebilir (TMK m. 323). Eşlerden biri, diğerinin; çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür (TMK m. 324/1). Çocukla geçici kişisel ilişkinin düzenlenmesinde hâkim, çocuğun yararını öncelikle gözetmelidir<a href="#_ftn66" name="_ftnref66" title="">[66]</a>. Çocukla kişisel ilişki kurulması konusunda ebeveynlerin menfaatleri ile çocuğun menfaatlerinin çatışması olasılığında “çocuğun menfaatleri” korunarak, çocuğun menfaatlerine üstünlük tanınmalı, ana babanın menfaatleri ikinci planda gündeme gelmelidir. Başka bir ifadeyle, çocuğun yararı kavramı birincil ve en üst ilke olarak dikkate alınmalı ve hâkim çocuğun yararı kavramı ekseninde kararlara hükmetmelidir<a href="#_ftn67" name="_ftnref67" title="">[67]</a>.</p>

<p>Tüm uluslararası pozitif hukuk metinlerinde ve ulusal hukuk sistemlerinde “çocuğun yararı” kavramının tanımlanmasından özellikle kaçınılmış, bu kavramın somut olaydaki çocuğun yaşı, olgunluğu, kişiliği, ihtiyaçları, yetenekleri, sağlığına bağlı olarak ve çocuğun içinde bulunduğu sosyal ve kültürel yapıya göre farklılık gösterecek esnek bir çerçeve kavram olarak nitelendirilmiştir<a href="#_ftn68" name="_ftnref68" title="">[68]</a>. Burada önemli olan çocuğun menfaatlerinin nasıl ve kim tarafından belirleneceğidir. Çocuğun menfaatlerinin belirlenmesi bir uzmanlık işi olup uzmanlar tarafından tarafların sosyal ve ekonomik durumu ile çocuğun maddi ve manevi olarak ihtiyaçlarının karşılanarak çocuğun kişiliğini geliştirmesinin sağlanmasına ilişkin temel koşulların belirlenmesi gerekir. Uygulamada alınan sosyal inceleme raporlarının temel beklentileri karşılamaya yetmediği açık olup uzmanların nitelik ve nicelik olarak artırılması ile çalışma koşullarının aklın ve bilimin ışığında yenilenmesinde bir gereklilik bulunmaktadır.</p>

<p>Çocuk ile anne veya baba arasında hem kişisel ilişkinin kurulup kurulmaması noktasında hem de kişisel ilişkinin içeriğinin belirlenmesinde ayırt etme gücüne sahip küçüğün dinlenmesi çocuğun menfaatlerinin belirlenmesi açısından bir zorunluluktur. Ayırt etme gücüne sahip bir çocuğun, kişisel ilişki kurmaktan kaçınması, kişisel ilişkiyi reddetmesi halinde kişisel ilişki kurma talebinin de çocuğun yararına uygun olmaması sebebiyle reddedilmesi şarttır. Çünkü çocuğun yüksek menfaatleri gözetildiğinde çocuğun şiddetle kişisel ilişkiyi reddetmesine rağmen kişisel ilişkinin zorla kurulması mümkün olmadığı gibi, böyle bir durum çocuğun kişilik hakkının ihlalini de oluşturur<a href="#_ftn69" name="_ftnref69" title="">[69]</a>. Şahsi ilişki kurulması geçici bir önlem olsa bile çocuğun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi temel amaçtır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nda kişisel ilişki hakkının tanımı yapılmamıştır. Kişisel ilişki hakkı, velâyet hakkı bulunmayan ana veya babanın müşterek çocukları ile görüşmesini, belirli gün ve saat dilimleri içerisinde baş başa vakit geçirmesini, dilediği iletişim araçları aracılığıyla haberleşmesini kapsayan bir haktır<a href="#_ftn70" name="_ftnref70" title="">[70]</a>. Diğer bir ifadeyle, çocukla kişisel ilişki kurulması çoğunlukla çocuğu ziyaret etme, onunla buluşup görüşme, onun yanında sınırlı bir süre için birlikte kalma şeklinde gerçekleşse de, bununla sınırlı değildir. Telefonla, e-posta, kısa mesaj ve görüntülü iletişim yöntemleri gibi her türlü iletişim şekli bu kapsamda yer almaktadır<a href="#_ftn71" name="_ftnref71" title="">[71]</a>.</p>

<p>Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi m. 4/ III uyarınca; çocuğun, gözetim olmaksızın ana veya babasından birisiyle kişisel ilişkisinin sürdürülmesi, onun yüksek yararına değilse, ana veya babasıyla gözetim altında kişisel ilişki kurma imkânı ya da diğer şekillerde ilişki kurma imkânı da öngörülecektir<a href="#_ftn72" name="_ftnref72" title="">[72]</a>.</p>

<p>Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı esasen anne ve babaya tanınmış bir hak olup, üçüncü kişiler bakımından istisnai olarak kabul edilmiştir<a href="#_ftn73" name="_ftnref73" title="">[73]</a>. Olağanüstü hallerden herhangi birinin varlığı, üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurmasına tek başına olanak vermemekte olup kişisel ilişkinin aynı zamanda çocuğun yararına da hizmet etmesi şarttır. Ebeveynlerin çocukla kişisel ilişki kurmasında, en başta çocuğun yararı gözetildiği gibi çocukla kurulacak kişisel ilişkide de çocuğun yararı ebeveynlerin yararından üstün tutuluyorsa üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurmasında da çocuğun yararı üçüncü kişilerin yararına nazaran ön planda tutulur. Çocuğun büyük annesi veya büyük babası ile kişisel ilişki kurmasında ya da çocuğun diğer kişilerle olan ilişkisinin sürdürülmesine yönelik isteğini açıkça ortaya koyduğu varana mevcut hallerde, kişisel ilişkinin çocuğun yararına olduğundan söz edilir<a href="#_ftn74" name="_ftnref74" title="">[74]</a>.</p>

<p>Üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurulması istemlerinde, hâkimin ileri sürülen sebeplerin olağanüstü olup olmadığı, ilişkinin kurulması halinde çocuğun yararlarının zedelenip zedelenmeyeceği gibi hususlar ile tarafların yaşadığı çevrelerin araştırılması, çocuğun görüşünün alınması ve uzmanlardan inceleme raporlarının ve görüşlerinin de alınarak karara bağlanması gerekir<a href="#_ftn75" name="_ftnref75" title="">[75]</a>. Hısımlar kavramı altında başta büyük ana ve büyükbabalar olmak üzere çocuğun ayrı yaşadığı kardeşleri, amca hala, dayı, teyze gibi çocuk ile yakın ilişkisi bulunan diğer hısımlar da sayılmaktadır. Üçüncü kişi kavramı sadece hısımlarla sınırlı değildir. Hısımlar dışında kalan özellikle üvey ana baba, koruyucu ana ve baba, biyolojik baba “üçüncü kişiler” çerçevesinde gösterilmektedir<a href="#_ftn76" name="_ftnref76" title="">[76]</a>.</p>

<p>Anne ve baba, çocukla kişisel ilişki kurarken, çocuğun huzurunu bozmaktan kaçınmak durumundadır. Bu ifade ile kast edilen, kişisel ilişkinin çocuğun bedeni, ruhi veya ahlaki yönden gelişimine zarar vermesi veya henüz zarar vermese de böyle bir tehlikeye maruz bırakmasıdır. Özellikle ana veya babanın ağır ruhsal bozukluklarının bulunması, alkol ya da uyuşturucu bağımlılığı olduğunda çocukla kişisel ilişki kurma hakkı tanınmaz<a href="#_ftn77" name="_ftnref77" title="">[77]</a>. Geçici kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir (TMK m. 324/2).</p>

<p>Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Boşanmaya ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır. Çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velâyet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz (TMK m. 326). Çocukla kişisel ilişkinin düzenlenmesine ilişkin davalarda Aile Mahkemeleri, Aile Mahkemelerinin kurulmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Çocukların Mallarının Yönetimi </strong></p>

<p>Evlilik birliği devam ederken velayet hakkına birlikte sahip olan anne ve babanın malların yönetilmesinde göstermeleri gereken özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları halinde hâkim tarafından alınabilecek önlemler Türk Medeni Kanunu’nun velayete ilişkin kısmında (md.352-362) düzenlenmiştir. Bu kısımda yer alan önlemlerin boşanma veya ayrılık davası devam ederken çocuğun mallarının korunması gerektiği ölçüde uygulanması da mümkündür. Buna göre hâkim, malların yönetimi ile ilgili talimat verebilir, eşlerden bilgi isteyebilir ve hatta gerekli gördüğü hallerde malların tevdi edilmesine ya da güvence gösterilmesine karar verebilir (md.360). Malların tehlikeye düşmesi halinde ise yönetimi kayyıma bırakabilir (md.361/III). Aynı önlemler, yönetimi eşlerde olmayan malların korunması amacıyla da alınabilir (md.361/II). Alınan bu önlemler geçici nitelikte olduğundan boşanma kararının kesinleşmesiyle son bulur<a href="#_ftn78" name="_ftnref78" title="">[78]</a>.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>Eşlerin Mallarına İlişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri</strong></p>

<p>Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır (TMK m.169). Boşanma davası devam ederken hâkimin, eşlerin mallarıyla ilgili olan önlemleri de kendiliğinden alabileceği düzenlenmiş olup hâkimin bu konuda takdir yetkisi bulunmaktadır. Malların yönetiminde ve maldan yararlanmanın düzenlenmesinde mal üzerinde aynî veya şahsî hak sahibi olmanın etkisi bulunmamaktadır<a href="#_ftn79" name="_ftnref79" title="">[79]</a>.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’na göre edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimi olmakla birlikte eşler yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle mal ortaklığı, mal ayrılığı veya paylaşmalı mal ayrılığını seçebilirler ya da kanunda belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde hâkim mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verebilir (TMK m. 206-208).</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nda yasal mal rejimi olarak “edinilmiş mallara katılma” 218 vd. maddelerinde kabul edilmiş olup Türk Medeni Kanunu ‘nun 169. maddesinin önemi ve uygulama alanı genişlemiştir. Bu durumda hâkim, edinilmiş mallara katılma rejiminin mal ayrılığı rejimine dönüştürülmesine karar verebilir<a href="#_ftn80" name="_ftnref80" title="">[80]</a>.</p>

<p>Taraflar mal ayrılığı rejimini seçmişlerse malların yönetimine ilişkin önlemin alınmasını gerektirecek bir durumla karşılaşılmaz. Ancak mal ortaklığı rejiminde eşler arasında malların yönetimine ilişkin hâkimin müdahalesini gerektirecek bir çatışma olabilir. Yine aynı şekilde yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde de hâkimin bu yetkisi kapsamında geçici önlemler alması gerekebilir. Çünkü TMK md.223/I‟e göre edinilmiş mallara katılma rejiminde “her eş yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir”. Dolayısıyla, yönetim, yararlanma ve tasarruf hakları açısından eşler arasında çıkabilecek muhtemel bir uyuşmazlık olduğunda da hâkim gerekli gördüğü geçici önlemi re‟sen alabilmelidir. Bu önlem TMK md.206‟da düzenlenmiş olan mevcut mal rejiminin geçici olarak mal ayrılığına dönüştürülmesi şeklinde olabilir. Her ne kadar bu maddeye göre hâkim, haklı bir sebep olması halinde ve talep üzerine mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verecek olsa da, TMK md.169 ile hâkime eşlerin mallarının yönetimine ilişkin geçici önlem alma yetkisi verildiği düşünüldüğünde, hâkimin haklı bir sebep olması halinde TMK md.169 anlamında geçici tedbir olarak bu kararı re‟sen alabileceği açıktır<a href="#_ftn81" name="_ftnref81" title="">[81]</a>.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p><strong>Boşanma davası sürecinde alınabilecek geçici önlemler sınırlı sayıda olmayıp hâkim, takdir yetkisi çerçevesinde gereklilik ve ölçülülük kriterleri çerçevesinde tarafların huzurunu ve yaşam düzenini korumaya yönelik olarak gerekli gördüğü önlemleri talep üzerine ve/veya re’sen alabilmektedir. Bu nedenle hâkim dava dilekçelerini ve dosya kapsamındaki uzman raporları da dâhil olmak üzere tüm ekleri inceleyerek somut olayın özelliklerine göre davanın başında veya devamında gerekli inceleme ve araştırmaları yaparak taraflar ve varsa çocuklar açısından alınması gereken geçici önlem veya önlemleri almalıdır. </strong></p>

<p><strong>Boşanma davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin ve varsa çocukların mallarının yönetimi ile çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri alırken diğer eşin kusurlu olduğu yönündeki iddiaları göz önünde tutamaz. Eşlerin barınması, geçimi, çocukların kimde kalacağı, çocuklarla şahsi ilişki kurulması, eşlerin veya çocukların bakımı veya mallarının yönetimine ilişkin alınmasını gereken önlemler geçici olup bu önlemler boşanma kararının kesinleşmesi ile sona ermektedir. Ayrıca önlemlerin talep üzerine veya re’sen kaldırılması veya değiştirilmesi mümkün olup bu kararlar kesin olmayıp itiraza tabidir. </strong></p>

<p><strong>Boşanma davalarındaki geçici önlemler, boşanma davasının açılmasından kararın kesinleşmesine kadar geçen yargılama sürecinde hukuki ve fiili koruma sağlamayı hedeflemektedir. Yasa koyucu boşanma davası açılınca eşlerin ve çocukların zarar görmelerini engelleyerek tarafları maddi ve manevi olarak korumak amacıyla asgari koşulları oluşturacak tedbirlere hükmedilmesi gereğini ortaya koymuştur. Özellikle boşanma davalarının kesinleşme sürecinin uzunluğu da göz önüne alındığında boşanma davası sürecindeki geçici hukuki koruma önlemlerinin tarafların ruh ve beden sağlıkları ile yaşamlarının devamı açısından önemli olduğu açık olup önlem veya önlemlerin titizlikle incelenerek belirlenmesi gerekir. </strong></p>

<p><strong>Geçici olarak aile konutu şerhi konulması için konutun mülkiyetinin taraflardan birine ait olması veya taraflardan biri tarafından kiralanması gerekir. Eğer konut eşlerin anne veya babaları ya da kardeşlerine ait ise geçici olarak aile konutu şerhi konulamaz. Yasa koyucunun eşlerin olası mağduriyetlerinin önlenmesi amacıyla bu konuda yasal bir düzenleme yapması gerektiğini düşünmekteyiz. Taraflardan birinin ailesine ait bir konutta eşlerden biri lehine geçici olarak aile konutu şerhi konulamaması mağduriyetleri büyütmekte özellikle kadın ve çocuklar açısından büyük tehlike ve/veya zararlara sebebiyet verme riskini barındırmaktadır. </strong></p>

<p><strong>Aile mahkemesi tarafından verilen aile konutu şerhi konulmasına ilişkin kararlar itiraza tabi olup bir sonraki numaralı aile mahkemesi tarafından itiraz incelemesine konu olabilmektedir. İtiraz üzerine mahkeme dosya kapsamında bulunan ve/veya dosyaya sonradan sunulan delilleri serbestçe değerlendirmek suretiyle takdir hakkının yerinde kullanılıp kullanılmadığını araştırmak zorundadır. Özellikle tarafların sosyal ve mali durumları üzerinde bir inceleme yapılmalıdır. Ayrıca aile konutuna ihtiyacı olan eşin konutunun aile konutu olması ve eşin diğer eşin ailesi ile birbirlerini olumsuz etkileme ihtimali olan hallerde konut ihtiyacının farklı bir şekilde çözülmesi gerekir. </strong></p>

<p><strong>Tedbir nafakası talep eden eşin çalışıyor olması, kusurlu olduğunun iddia edilmesi ya da kira, faiz gibi gelirlerinin bulunması nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Bu kriterler tarafların sosyal ve mali durumları üzerinden yapılacak inceleme sonucu nafaka miktarını etkileyebilmektedir. Nafakanın gerekliliği ve/veya miktarının tespitinde aklın ve bilimin ışığında bir araştırma yapılması gerekir. Tarafların sosyal ve mali durumlarının bu konunun uzmanı olmayan kolluk görevlileri tarafından araştırılması ve bu veriler üzerinden hâkim tarafından belirlenmesi hukuka aykırı kararlar verilmesine sebebiyet vermekte ve adalet duygusunu incitmektedir. Tarafların mali durumlarına ilişkin verilerin sadece kayıtlar veya beyanlar üzerinden değil, fiilen yaşam standartları incelenerek kayıtlı ve kayıtsız gelirleri üzerinden yapılmasında hukuki gereklilik bulunmaktadır. </strong></p>

<p><strong>Eş lehine tedbir nafakası ve varsa çocuk lehine iştirak nafakası hükmedildiğinde nafakaların tahsilinin tarafların icra takibi yapmalarına bırakılmayıp talep üzerine tüm masrafları devlete ait olmak üzere icra müdürlüklerince ivedilikle yapılarak nafakanın para olarak tahsili ile nafaka talep edenlerin hesaplarına düzenli olarak yatırılması konusunda yasal bir düzenleme yapılmasının gerekli olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca nafakaların miktarının tespiti ile barınmaya ilişkin aile konutu tahsisine ilişkin geçici önlemlerin çağın gereklerine uygun olarak hayatın olağan akışı ışığında çeşitlendirilmesi ve ekonomik krizlerden etkilenmelerinin önlenmesi yönünde tedbirlerin alınması gerekir. </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN"><img alt="Av. Cenk Ayhan APAYDIN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/11/cenk-ayhan-apaydin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN">Av. Cenk Ayhan APAYDIN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA </strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Akıntürk Turgut/ Ateş Derya <strong>Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku 2. Cilt</strong>, Yenilenmiş 21. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Ayan Serkan, <strong>Evlilik Birliğinin Korunması</strong>, Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara, 2004.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Bayram Aziz Erman, “</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/kadinin-calisiyor-olmasinin-tedbir-nafakasina-hukmedilmesine-engel-teskil-etmeyecegi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Tedbir Nafakasına Dair 25.10.2018 Tarihli ve 2017/2-1891 Esas 2018/1577 Karar Sayılı Kararı</span></a><span style="color:#999999">nın Değerlendirilmesi”,</span></strong><span style="color:#999999"> Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Y:2019, S. 144, ss. 213-247.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Bulut Harun, Velayet<strong> (Çocukla Kişisel İlişki Kurulması) ve Nafaka Davaları</strong>, Beta Yayınevi, İstanbul, 2007.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Demir Remzi, <strong>"Türk Medeni Kanunu’na Göre Çocukla Kişisel İlişki Kurulması",</strong> DÜHFD, C: 25, S: 42, Y: 2020, ss. 169-195.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Doğan Gül,<strong>" Çocuk ile Kişisel İlişki Kurabilme Hakkı"</strong>, Prof. Dr. Ergon Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul, 2007.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Dural Mustafa / Öğüz Tufan / Gümüş Mustafa Alper, <strong>Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3</strong>, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Dural Mustafa / Öğüz Tufan / Gümüş Mustafa Alper, <strong>Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3</strong>, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Erdem Mehmet, <strong>Aile Hukuku</strong>, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2019.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Erlüle Fulya , <strong>“Çocuk İle Kişisel İlişki Kurulması”</strong>, MÜHF-HAD. C:16, S. 1-2, ss.182-200</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gelgeç Berrak Genç, “<strong>TMK md.169 Gereğince Boşanma veya Ayrılık Davası Süresince Alınabilecek Geçici Önlemler”</strong>, İMHFD, C: 8, S: 2, İstanbul, 2023, ss. 771-799.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gençcan, Ömer Uğur, <strong>Boşanma, Tazminat ve Nafaka Hukuku</strong>, Yetkin Yayınevi, Ankara 2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Grassinger, Gülçin Elçin, <strong>“Çocuğun Menfaati Gereği Görüşünün Alınmaması Gereken Durumlar”</strong>, Prof. Dr. Rona Serozan’a Armağan, C.I, İstanbul 2010.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İnan Esra Günay<strong>, Aile Hukukunda Geçici Hukukî Himaye Tedbirleri</strong>, Adalet Yayınevi, Ankara, 2018.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kılıçoğlu Ahmet, <strong>Aile Hukuku</strong>, Turhan Kitapevi, Ankara 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Oğuzman Kemal/ Dural Mustafa, <strong>Aile Hukuku</strong>, 2. Baskı, Filiz Kitapevi, İstanbul, 1998.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Öcal Mesut, <strong>Yoksulluk Nafakasının Süresi</strong>, On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özdemir Saibe Oktay, <strong>"Boşanma Davalarında Çocuklara İlişkin Kararlar Bakımından Çocuğun Dinlenme Hakkı"</strong>, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye Armağan, C:II, İstanbul, 2009.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özuğur, Ali İhsan, <strong>Gerekçeli-Açıklamalı-İçtihatlı Nafaka Hukuku</strong>, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Öztan Bilge, <strong>Aile Hukuku</strong>, 4. Baskı, Turhan Kitapevi, Ankara, 2004,</span></p>

<p><span style="color:#999999">Şafak Orhan, “<strong>Boşanma Davasında Geçici Hukuki Koruma Tedbirleri”</strong>, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, (Danışman Prof. Dr. Murat Atalı), Ankara, 2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yılmız Canan <strong>"Yargıtay Kararları Işığında Çocukla Kişisel İlişki Kurulması"</strong>, Public and Private International Law Bulletin, Volume: 35, Issue: 1, 103-141.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Tekinay Selahattin Sulhi, <strong>Türk Aile Hukuku</strong>, 7. Baskı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1990.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Topak Süleyman, <strong>Boşanma Davalarında Yargılama Usulü</strong>, On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Tutumlu Mehmet Akif <strong>Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku</strong>, C: 2, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2009.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yıldırır Efe Can, "<strong>TMK M. 169 Uyarınca Boşanma Davası Süresince Eşlere İlişkin Alınan Geçici Önlemler”, İstanbul</strong> Hukuk Mecmuası, 81 (3), 817-860.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Yücel Yeliz, “<strong>Türk Medeni Hukukunda Boşanma Halinde Velayet, Çocukla Kişisel İlişki Kurulması ve Çocuğun Korunması”</strong>, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, İstanbul, 2018.</span></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Ali İhsan Özuğur, <strong>Gerekçeli-Açıklamalı-İçtihatlı Nafaka Hukuku</strong>, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2015, s. 30.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Turgut Akıntürk/Derya Ateş, <strong>Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku 2. Cilt</strong>, Yenilenmiş 21. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019, s. 283.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Serkan Ayan, <strong>Evlilik Birliğinin Korunması</strong>, Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara, 2004, s. 290.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Esra Günay İnan<strong>, Aile Hukukunda Geçici Hukukî Himaye Tedbirleri</strong>, Adalet Yayınevi, Ankara, 2018, s.121.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Süleyman Topak, <strong>Boşanma Davalarında Yargılama Usulü</strong>, On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2021, s. 420.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Kemal Oğuzman/ Mustafa Dural, <strong>Aile Hukuku</strong>, 2. Baskı, Filiz Kitapevi, İstanbul 1998, s. 134.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Berrak Genç Gelgeç, “<strong>TMK md.169 Gereğince Boşanma veya Ayrılık Davası Süresince Alınabilecek Geçici Önlemler”</strong>, İMHFD, C: 8, S: 2, 2023, ss. 771-799, s. 775.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Efe Can Yıldırır, "<strong>TMK M. 169 Uyarınca Boşanma Davası Süresince Eşlere İlişkin Alınan Geçici Önlemler"</strong>, İstanbul Hukuk Mecmuası, 81 (3), 817-860, s. 848.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz:Yıldırır, s. 851.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 796.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 856.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 283.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> Oğuzman/Dural, s. 136</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 283.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> Ayan, s. 295.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> Mehmet Akif Tutumlu, <strong>Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku</strong>, C: 2, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2009, s. 1160.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 823.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 825-826.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, Ömer Uğur, <strong>Boşanma, Tazminat ve Nafaka Hukuku</strong>, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2013, s. 845.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 284.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 845.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 824-825.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 856.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 841.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 826.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 779.</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 825-826.</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa Dural/Tufan Öğüz/ Mustafa Alper Gümüş, <strong>Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3</strong>, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014, s. 131.</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999">[29]</span></a><span style="color:#999999"> Aziz Erman Bayram, “</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/kadinin-calisiyor-olmasinin-tedbir-nafakasina-hukmedilmesine-engel-teskil-etmeyecegi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Tedbir Nafakasına Dair 25.10.2018 Tarihli ve 2017/2-1891 Esas 2018/1577 Karar Sayılı Kararı</span></a><span style="color:#999999">nın Değerlendirilmesi”,</span></strong><span style="color:#999999"> Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Y:2019, S. 144, ss. 213-247, s. 217 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">[30]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 284.</span></p>

<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><span style="color:#999999">[31]</span></a><span style="color:#999999"> Dural/Öğüz/Gümüş, s. 131.</span></p>

<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title=""><span style="color:#999999">[32]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 781.</span></p>

<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title=""><span style="color:#999999">[33]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 284-285.</span></p>

<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title=""><span style="color:#999999">[34]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 852.</span></p>

<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title=""><span style="color:#999999">[35]</span></a><span style="color:#999999"> Selahattin Sulhi Tekinay, <strong>Türk Aile Hukuku</strong>, 7. Baskı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1990, s. 345.</span></p>

<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title=""><span style="color:#999999">[36]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 856-857.</span></p>

<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title=""><span style="color:#999999">[37]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 284-285.</span></p>

<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38" title=""><span style="color:#999999">[38]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 829.</span></p>

<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39" title=""><span style="color:#999999">[39]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 285.</span></p>

<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40" title=""><span style="color:#999999">[40]</span></a><span style="color:#999999"> Oğuzman/Dural, s. 136.</span></p>

<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41" title=""><span style="color:#999999">[41]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin., 13.01.2015 tarihli, 2014/27865 esas ve 2015/250 sayılı kararı (akt- Orhan Şafak, Boşanma Davasında Geçici Hukuki Koruma Tedbirleri, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, (Danışman Prof. Dr. Murat Atalı), Ankara, 2016, s. 115.</span></p>

<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42" title=""><span style="color:#999999">[42]</span></a><span style="color:#999999"> Mehmet Erdem, <strong>Aile Hukuku</strong>, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2019, s. 184.</span></p>

<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43" title=""><span style="color:#999999">[43]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 830-831.</span></p>

<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44" title=""><span style="color:#999999">[44]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 873.</span></p>

<p><a href="#_ftnref45" name="_ftn45" title=""><span style="color:#999999">[45]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 868.</span></p>

<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46" title=""><span style="color:#999999">[46]</span></a><span style="color:#999999"> Mesut Öcal, <strong>Yoksulluk Nafakasının Süresi</strong>, On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2019, s. 20.</span></p>

<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47" title=""><span style="color:#999999">[47]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 838.</span></p>

<p><a href="#_ftnref48" name="_ftn48" title=""><span style="color:#999999">[48]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 789.</span></p>

<p><a href="#_ftnref49" name="_ftn49" title=""><span style="color:#999999">[49]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 286.</span></p>

<p><a href="#_ftnref50" name="_ftn50" title=""><span style="color:#999999">[50]</span></a><span style="color:#999999"> Ahmet Kılıçoğlu, <strong>Aile Hukuku</strong>, Turhan Kitapevi, Ankara, 2015, s. 153.</span></p>

<p><a href="#_ftnref51" name="_ftn51" title=""><span style="color:#999999">[51]</span></a><span style="color:#999999"> Erdem, s. 153; Gençcan, s. 908.</span></p>

<p><a href="#_ftnref52" name="_ftn52" title=""><span style="color:#999999">[52]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 285-286.</span></p>

<p><a href="#_ftnref53" name="_ftn53" title=""><span style="color:#999999">[53]</span></a><span style="color:#999999"> Bilge Öztan, <strong>Aile Hukuku</strong>, 4. Baskı, Turhan Kitapevi, Ankara, 2004, s. 454</span></p>

<p><a href="#_ftnref54" name="_ftn54" title=""><span style="color:#999999">[54]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 286.</span></p>

<p><a href="#_ftnref55" name="_ftn55" title=""><span style="color:#999999">[55]</span></a><span style="color:#999999"> Öztan, s. 754.</span></p>

<p><a href="#_ftnref56" name="_ftn56" title=""><span style="color:#999999">[56]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 912.</span></p>

<p><a href="#_ftnref57" name="_ftn57" title=""><span style="color:#999999">[57]</span></a><span style="color:#999999"> Somut olayda davalı çocuk için nafaka istemediğini açıklamış ancak daha sonra yalnızca çocuk yönünden tedbir ve iştirak nafakası talebinde bulunmuştur. Çocuk yönünden talep tarihinden hükmün kesinleşmesine kadar tedbir, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra iştirak nafakasına hükmetmek gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 5. 11. 2003 tarihli, 2003/13364 esas ve 2003/14917 sayılı kararı (özel arşiv).</span></p>

<p><a href="#_ftnref58" name="_ftn58" title=""><span style="color:#999999">[58]</span></a><span style="color:#999999"> Öztan, s. 456</span></p>

<p><a href="#_ftnref59" name="_ftn59" title=""><span style="color:#999999">[59]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 796.</span></p>

<p><a href="#_ftnref60" name="_ftn60" title=""><span style="color:#999999">[60]</span></a><span style="color:#999999"> Harun Bulut, <strong>Velayet (Çocukla Kişisel İlişki Kurulması) ve Nafaka Davaları</strong>, Beta Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 47.</span></p>

<p><a href="#_ftnref61" name="_ftn61" title=""><span style="color:#999999">[61]</span></a><span style="color:#999999"> Canan Yılmız, <strong>"Yargıtay Kararları Işığında Çocukla Kişisel İlişki Kurulması"</strong>, Public and Private International Law Bulletin, Volume: 35, Issue: 1, 103-141, s. 105.</span></p>

<p><a href="#_ftnref62" name="_ftn62" title=""><span style="color:#999999">[62]</span></a><span style="color:#999999"> Gül Doğan,<strong>" Çocuk ile Kişisel İlişki Kurabilme Hakkı"</strong>, Prof. Dr. Ergon Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul, 2007, s.530.</span></p>

<p><a href="#_ftnref63" name="_ftn63" title=""><span style="color:#999999">[63]</span></a><span style="color:#999999"> Yeliz Yücel, “<strong>Türk Medeni Hukukunda Boşanma Halinde Velayet, Çocukla Kişisel İlişki Kurulması ve Çocuğun Korunması”</strong>, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, İstanbul, 2018, s. 120</span></p>

<p><a href="#_ftnref64" name="_ftn64" title=""><span style="color:#999999">[64]</span></a><span style="color:#999999"> Orhan, s. 122.</span></p>

<p><a href="#_ftnref65" name="_ftn65" title=""><span style="color:#999999">[65]</span></a><span style="color:#999999"> Dural/Öğüz/Gümüş, s. 132; Öztan, s. 454.</span></p>

<p><a href="#_ftnref66" name="_ftn66" title=""><span style="color:#999999">[66]</span></a><span style="color:#999999"> Orhan, s. 122.</span></p>

<p><a href="#_ftnref67" name="_ftn67" title=""><span style="color:#999999">[67]</span></a><span style="color:#999999"> Saibe Oktay Özdemir, <strong>"Boşanma Davalarında Çocuklara İlişkin Kararlar Bakımından Çocuğun Dinlenme Hakkı"</strong>, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye Armağan, C:II, İstanbul, 2009, s.1225,</span></p>

<p><a href="#_ftnref68" name="_ftn68" title=""><span style="color:#999999">[68]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Gülçin Elçin Grassinger, <strong>“Çocuğun Menfaati Gereği Görüşünün Alınmaması Gereken Durumlar”</strong>, Prof. Dr. Rona Serozan’a Armağan, C.I, İstanbul, 2010, s. 825.</span></p>

<p><a href="#_ftnref69" name="_ftn69" title=""><span style="color:#999999">[69]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yılmaz, s. 114.</span></p>

<p><a href="#_ftnref70" name="_ftn70" title=""><span style="color:#999999">[70]</span></a><span style="color:#999999"> Remzi Demir, <strong>"Türk Medeni Kanunu’na Göre Çocukla Kişisel İlişki Kurulması",</strong> DÜHFD, C: 25, S: 42, Y: 2020, ss. 169-195, s. 190.</span></p>

<p><a href="#_ftnref71" name="_ftn71" title=""><span style="color:#999999">[71]</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa Dural/Tufan Öğüz/ Mustafa Alper Gümüş, <strong>Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3</strong>, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2016, s. 335.</span></p>

<p><a href="#_ftnref72" name="_ftn72" title=""><span style="color:#999999">[72]</span></a><span style="color:#999999"> Yılmaz, s. 131.</span></p>

<p><a href="#_ftnref73" name="_ftn73" title=""><span style="color:#999999">[73]</span></a><span style="color:#999999"> Gül Doğan, <strong>“Çocuk İle Kişisel İlişki Kurabilme Hakkı</strong>”, Prof. Dr. Ergon A. Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, Çizgi Basım, İstanbul, 2007, s. 529.</span></p>

<p><a href="#_ftnref74" name="_ftn74" title=""><span style="color:#999999">[74]</span></a><span style="color:#999999"> Fulya Erlüle, <strong>“Çocuk İle Kişisel İlişki Kurulması”</strong>, MÜHF-HAD. C:16, S. 1-2, ss.182-200, s. 197.</span></p>

<p><a href="#_ftnref75" name="_ftn75" title=""><span style="color:#999999">[75]</span></a><span style="color:#999999"> Demir, s. 189.</span></p>

<p><a href="#_ftnref76" name="_ftn76" title=""><span style="color:#999999">[76]</span></a><span style="color:#999999">Bkz: Yılmaz, s. 133.</span></p>

<p><a href="#_ftnref77" name="_ftn77" title=""><span style="color:#999999">[77]</span></a><span style="color:#999999"> Demir, s. 190-191.</span></p>

<p><a href="#_ftnref78" name="_ftn78" title=""><span style="color:#999999">[78]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 792.</span></p>

<p><a href="#_ftnref79" name="_ftn79" title=""><span style="color:#999999">[79]</span></a><span style="color:#999999"> Öztan, s. 454.</span></p>

<p><a href="#_ftnref80" name="_ftn80" title=""><span style="color:#999999">[80]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 286; Öztan, s. 454; Gençcan, s. 849.</span></p>

<p><a href="#_ftnref81" name="_ftn81" title=""><span style="color:#999999">[81]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 786.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-gecici-hukuki-korumalara-iliskin-sorunlar-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/bosanmdans.jpg" type="image/jpeg" length="57034"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞTEN MAL KAÇIRMADA TAPU İPTALİ DEĞİL HACİZ YETKİSİ: HUKUK GENEL KURULU'NUN MUVAZAA ÇİZGİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/esten-mal-kacirmada-tapu-iptali-degil-haciz-yetkisi-hukuk-genel-kurulunun-muvazaa-cizgisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/esten-mal-kacirmada-tapu-iptali-degil-haciz-yetkisi-hukuk-genel-kurulunun-muvazaa-cizgisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Boşanma sürecine giren eşlerden birinin, tasfiye gündeme gelmeden hemen önce taşınmazını bir yakınına ya da güvendiği bir üçüncü kişiye devretmesi, aile hukuku uygulamasının en sık karşılaşılan görüntülerinden biridir. Bu devrin karşısında kalan eşin refleksi de çoğu zaman aynıdır: muvazaa iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açmak ve taşınmazı eski maliki olan eşin adına geri döndürmeye çalışmak.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023618-e-2025231-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.04.2025 tarihli ve E.2023/618, K.2025/231 sayılı kararı</a></strong>yla bu refleksin hukuken tam olarak nereye oturduğunu tartışmış; davanın hem <strong>ön koşulu</strong> hem de <strong>sonucu</strong> bakımından uygulamada sıkça atlanan iki noktayı belirginleştirmiştir. Karara karşı yapılan karar düzeltme istemi de <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025557-e-2025730-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulunun 19.11.2025 tarihli ve E.2025/557, K.2025/730 sayılı kararı</a></strong>yla reddedilmiş; böylece çizgi kesinleşmiştir.</p>

<p>Bu yazıda, kararın olgusal arka planı, hukuki çerçevesi ve özellikle uygulamacıyı ilgilendiren sonuçları ele alınacaktır. Kanaatimizce kararın asıl değeri, "mal kaçırıldı" iddiasının tek başına bir dava sebebi olmadığını; bu iddianın ancak mal rejimi tasfiyesinden doğan bir alacağa bağlandığı ölçüde hukuken anlam kazandığını göstermesindedir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIĞIN DOĞUŞU: OLAY VE YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Uyuşmazlığın tarafları 1991 yılında evlenmiştir. Dava konusu taşınmaz, evlilik devam ederken 2006 yılının Haziran ayında satın alınmış ve eşlerden biri adına tapuya tescil edilmiştir. Taşınmaz, 12.12.2012 tarihinde bu eş tarafından üçüncü bir kişiye satış yoluyla devredilmiştir. Devirden yaklaşık bir ay sonra, 2013 yılının Ocak ayında boşanma davası ve ardından mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı davası açılmıştır.</p>

<p>Diğer eş, devrin kendisinden mal kaçırmak amacıyla ve danışıklı biçimde yapıldığını ileri sürerek, üçüncü kişi adına kayıtlı tapunun iptali ile taşınmazın devreden eş adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi, 19.03.2015 tarihli ve E.2013/217, K.2015/100 sayılı kararıyla davayı kabul etmiş; devralan üçüncü kişinin taşınmaza ilişkin aidat yükümlülüklerini dahi yerine getirmemiş olmasını da gözeterek, davalıların bir plan dâhilinde birlikte hareket ettikleri sonucuna varmıştır.</p>

<p>Karar, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 26.09.2018 tarihli ve E.2016/2848, K.2018/8260 sayılı kararıyla onanmış; ancak karar düzeltme istemi üzerine <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20212012-e-20226837-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.04.2022 tarihli ve E.2021/2012, K.2022/6837 sayılı kararı</a></strong>yla bozulmuştur. İlk derece mahkemesi, 29.11.2022 tarihli ve E.2022/498, K.2022/446 sayılı kararıyla direnmiş; uyuşmazlık bu şekilde Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir.</p>

<p>Genel Kurul önündeki tartışma dar ve teknik bir noktada toplanmıştır: Aile mahkemesinde görülmekte olan katılma alacağı davasının, muvazaa nedeniyle açılan tapu iptali davasında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesi uyarınca bekletici sorun yapılması gerekip gerekmediği.</p>

<p><strong>III. HUKUKİ ÇERÇEVE</strong></p>

<p><strong>A. Muvazaa ve dayanağı</strong></p>

<p>Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarıdır. Türk pozitif hukukunda muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçlarını bütünüyle düzenleyen bir metin bulunmamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde tarafların gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmayacağını, gerçek ve ortak iradenin esas alınacağını hükme bağlamaktadır. Hukuk Genel Kurulunun da isabetle vurguladığı üzere bu madde yalnızca nispi muvazaayı düzenlemekte, mutlak muvazaa ise öğreti ve yargısal içtihatlarla şekillenmektedir.</p>

<p>Üçüncü kişinin muvazaa iddiasıyla dava açabilmesi bakımından belirleyici olan, muvazaalı işlemin ona karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliği taşımasıdır. Ne var ki her davada olduğu gibi burada da hukuki yarar aranır ve bu yarar, davacının muvazaalı işlemi yapandan <strong>alacaklı olması</strong> koşuluna bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B. Muvazaa davası ile tasarrufun iptali davasının ayrımı</strong></p>

<p>Karar, uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılan iki dava türünü net biçimde ayırmaktadır. Hukuk Genel Kurulu kararında aktarılan Özel Daire gerekçesinde bu ayrım şöyle ifade edilmiştir:</p>

<p><i>"Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir."</i></p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 277. maddesi uyarınca açılan tasarrufun iptali davası, borçlunun <strong>geçerli olarak yapılmış</strong> tasarruflarının alacaklı yönünden hükümsüz kılınmasını amaçlar ve davacının elinde geçici veya kesin aciz vesikası bulunmasını arar. Muvazaa davası ise tasarrufun gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespitine yöneliktir; bu nedenle icra takibine geçilmesi ve aciz vesikası alınması gerekmez. Uygulamada bu ayrımın gözden kaçırılması, aciz vesikası bulunmadığı gerekçesiyle esasa girilmeden verilen ret kararlarına yol açabilmektedir.</p>

<p><strong>C. Mal rejimi tasfiyesinin kendi araçları</strong></p>

<p>Aile hukuku, mal kaçırma olgusuna karşı kendi araçlarını da barındırmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesi, eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yaptığı karşılıksız kazandırmaların ve mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirlerin edinilmiş mallara değer olarak ekleneceğini öngörmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca bu tür uyuşmazlıklarda verilen mahkeme kararı, <strong>davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla</strong>, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesi ise borçlu eşin malvarlığının katılma alacağını karşılamaması hâlinde, alacaklı eşe, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden <strong>eksik kalan miktarla sınırlı olarak</strong> isteme imkânı tanımaktadır. Bu dava hakkı, hakların zedelendiğinin öğrenildiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.</p>

<p><strong>IV. HUKUK GENEL KURULU'NUN ÇÖZÜMÜ</strong></p>

<p><strong>A. Hukuki yarar, dava şartı olarak bekletici sorunu zorunlu kılmaktadır</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu, muvazaa davasının kaderini doğrudan tasfiye davasına bağlamıştır. Karara göre davacının bu davayı açmaktaki amacı, tasfiye sonucunda hak kazanacağı alacağa kavuşmaktır; dolayısıyla dava şartı olan hukuki yararın varlığı, ancak alacağın varlığının saptanmasıyla anlaşılabilir:</p>

<p><i>"Hukuki yarar bir dava şartı olup, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı davacının alacağının olduğunun saptanması ile mümkün olacaktır."</i></p>

<p>Bu tespitin usul hukuku bakımından karşılığı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesinde düzenlenen bekletici sorundur. Anılan madde, bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya kısmen veya tamamen bağlı ise yargılamanın bekletilebileceğini öngörmektedir. Genel Kurul, somut olayda bu takdir yetkisini fiilen bir zorunluluğa dönüştürmüş; mahkemece önce davacıya muvazaa iddiasının kapsamının sorulması, ardından mal tasfiyesine ilişkin davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini belirtmiştir. Alacağın varlığı sabit olur ve muvazaa olgusu ispatlanırsa dava kabul edilecek, aksi hâlde reddedilecektir.</p>

<p><strong>B. Sonuç: tapu iptali değil, haciz ve satış isteme yetkisi</strong></p>

<p>Kararın uygulamacı için en çarpıcı yönü, kabul hâlinde kurulacak hükmün içeriğidir. Genel Kurul, iddianın taşınmazın aynına değil alacağın tahsiline yönelik olduğunu gözeterek, İcra ve İflâs Kanunu'nun 283. maddesinin birinci fıkrasının kıyasen uygulanmasını benimsemiştir. Anılan fıkra, iptal davası sabit olduğunda davacının, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmaksızın o taşınmazın haciz ve satışını isteyebileceğini düzenlemektedir.</p>

<p>Bunun pratik anlamı şudur: Muvazaa ispatlansa dahi taşınmaz devreden eşin adına geri dönmeyecek, tapu kaydı üçüncü kişide kalacak; davacı eş yalnızca o taşınmaz üzerinde cebri icra yoluyla hakkını alma yetkisini elde edecektir. Uygulamada talep sonucunun doğrudan "tapu iptali ve tescil" olarak kurulması, hükmün bu şekilde şekillenmesi karşısında talebin aşılması ya da eksik karşılanması tartışmalarını beraberinde getirmektedir.</p>

<p><strong>C. Karşı oy: TMK m.241 ve tâli sorumluluk</strong></p>

<p>Karara eklenen karşı oyda, bozma gerekçesine Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesine ilişkin bir açıklamanın da eklenmesi gerektiği savunulmuştur. Karşı oy yazarlarına göre, üçüncü kişiye ancak borçlu eşin malvarlığının yetmediği anlaşıldığında ve eksik kalan miktarla sınırlı olarak başvurulabilmelidir; aksi hâlde davacıya, asıl borçluya başvurmaksızın doğrudan üçüncü kişiden tahsil yolu açılmış olur. Karşı oyda bu durumun, "alacağın asıl borçludan istenmeden kefilden istenemeyeceği yönündeki benzer nitelikli yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına da aykırı" olduğu vurgulanmıştır. Genel Kurul çoğunluğu ise bu görüşü benimsememiştir.</p>

<p>Kanaatimizce karşı oyun işaret ettiği sorun teoriktir ancak gerçektir: İcra ve İflâs Kanunu'nun 283. maddesinin kıyasen uygulanması alacaklıya doğrudan bir cebri icra yetkisi tanırken, Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesi üçüncü kişinin sorumluluğunu tâli ve sınırlı biçimde kurmaktadır. İki düzenlemenin kesiştiği noktada üçüncü kişinin sorumluluğunun kapsamı, önümüzdeki dönemde yeni uyuşmazlıkların konusu olmaya adaydır.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME AŞAMASI VE ÇİZGİNİN PEKİŞMESİ</strong></p>

<p>Bozma kararına karşı davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025557-e-2025730-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulu, 19.11.2025 tarihli ve E.2025/557, K.2025/730 sayılı kararı</a>yla istemi, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirine uymadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Burada altı çizilmesi gereken usul noktası, karar düzeltme yolunun genel olarak yürürlükte olmadığı; bu dosyada yalnızca eski usule tâbi olması nedeniyle işletilebildiğidir.</p>

<p>Karar düzeltme aşamasında yazılan karşı oyda ise farklı bir bakış ortaya konmuştur: Davanın amacı taşınmazı haczettirmek değil, devrin karşılıksız kazandırma niteliğinde olduğunu tespit ettirerek yapılan katkıların tasfiye hesabına dâhil edilmesini sağlamaksa, aile mahkemesindeki davanın sonucunun beklenmesi bu amaçla bağdaşmayacaktır. Bu görüş çoğunlukça paylaşılmamış olmakla birlikte, uygulamacıya önemli bir yol göstermektedir: <strong>davanın amacı, açılış aşamasında dilekçeye açıkça yazılmalıdır.</strong></p>

<p><strong>VI. UYGULAMAYA DÖNÜK SONUÇLAR</strong></p>

<p>Karardan uygulamaya dönük olarak şu sonuçlar çıkarılabilir:</p>

<p><strong>1. Tasfiye davası önce açılmalı ya da eş zamanlı yürütülmelidir.</strong> Katılma alacağı davası açılmadan yalnızca muvazaa davası açmak, hukuki yarar yokluğu riskini doğurur. İki dava arasındaki bekletici sorun ilişkisi artık netleşmiştir.</p>

<p><strong>2. Talep sonucu doğru kurulmalıdır.</strong> Taşınmazın aynına yönelik bir talep yerine, muvazaanın tespiti ile alacak yönünden haciz ve satış isteme yetkisi verilmesi talebi, kararın çizdiği çerçeveye daha uygundur.</p>

<p><strong>3. Üçüncü kişiye ihbar ihmal edilmemelidir.</strong> Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesinin ikinci fıkrası, tasfiye davasında verilecek kararın devirden yararlanan üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilmesini davanın ona ihbar edilmiş olması koşuluna bağlamaktadır. Bu usuli adım atlandığında, kazanılan karar üçüncü kişi bakımından işlevsiz kalabilmektedir.</p>

<p><strong>4. Süreler dikkatle hesaplanmalıdır.</strong> Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesine dayalı dava hakkı, hakların zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren her hâlde beş yıl geçmekle düşmektedir.</p>

<p><strong>5. Devrin niteliği tespit edilmelidir.</strong> Devir görünürde satış ise, yapılan katkıların edinilmiş mallara değer olarak eklenebilmesi için işlemin gerçekte karşılıksız kazandırma niteliği taşıdığının ortaya konması gerekir. Bu tespit, tasfiye hesabının kapsamını doğrudan etkilemektedir.</p>

<p><strong>VII. SONUÇ</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun incelenen kararı, eşten mal kaçırma iddiasının müstakil bir dava sebebi olmadığını; bu iddianın hukuken ancak mal rejiminin tasfiyesinden doğan bir alacağa bağlandığı ölçüde sonuç doğurabileceğini ortaya koymaktadır. Karar aynı zamanda, muvazaanın ispatı hâlinde dahi tapu kaydının iptal edilmeyeceğini, davacıya yalnızca cebri icra yetkisi tanınacağını göstermesi bakımından uygulamada yerleşik beklentiyi değiştirmektedir.</p>

<p>Karar düzeltme isteminin reddiyle birlikte kesinleşen bu çizgi, aile hukuku ve eşya hukuku arasındaki kesişim alanında dava stratejisinin baştan doğru kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Üçüncü kişinin sorumluluğunun tâli nitelikte olup olmadığı sorusu ise, karşı oyun işaret ettiği üzere, henüz tartışmaya açıktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>YARARLANILAN KAYNAKLAR</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023618-e-2025231-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2023/618, K.2025/231, T.16.04.2025</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025557-e-2025730-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2025/557, K.2025/730, T.19.11.2025</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20212012-e-20226837-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E.2021/2012, K.2022/6837, T.05.04.2022</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi, E.2016/2848, K.2018/8260, T.26.09.2018</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.227, m.229, m.231, m.241</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.19</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.165, Geçici m.3</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu, m.277, m.283</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, m.440</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/esten-mal-kacirmada-tapu-iptali-degil-haciz-yetkisi-hukuk-genel-kurulunun-muvazaa-cizgisi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/kalem-sozlesme-yazi-makale.jpg" type="image/jpeg" length="55200"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/2012 E., 2022/6837 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20212012-e-20226837-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20212012-e-20226837-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2022 tarihli, 2021/2012 E., 2022/6837 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/2012 E., 2022/6837 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Davacılar ... ile davalılar ...ve ... ile aralarındaki dava hakkında İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 19/02/2015 gün ve 2013/217 Esas 2015/100 sayılı kararın Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 26/09/2018 gün ve 2016/2848-2018/8260 sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş olup, süresi içinde davalı ... ..... ve ... vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... ..... aleyhine boşanma davası açtığını, evlilik birliği içinde alınan ve... adına tescil edilen dava konusu taşınmazın müvekkilinden mal kaçırma amacı ile muvazaalı olarak davalı ...'e devredildiğini belirterek bu muvazaalı işlemin iptalini talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemenin, davanın kabulü ile taşınmazın tapusunun iptali ile davalı ... .... adına tesciline ilişkin kararı Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 26/09/2018 gün ve 2016/2848-2018/8260 sayılı ilamı ile davalı ... .....’ın temyizinin harç eksikliğinden reddine ilişkin ek kararın ve mahkemenin esas hakkındaki kararının onanmasına karar verilmiş, davalı ... .... ve ... vekilleri bozma kararının hatalı olduğundan bahisle karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>Dosyanın yeniden yapılan incelemesi sonunda:</p>

<p>1. Davalı ... .... ve ... zorunlu dava arkadaşı olduğundan, ...'in yatırdığı nisbi harç yeterli olup, davalı ... Yılmaz tarafından da maktu harç yatırılmış bulunmasına göre, harç eksikliğinden red kararı verilmesi ve buna ilişkin ek kararın onanması hatalı olmuştur.</p>

<p>2.Dava, TBK’nın 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptaline ilişkindir.<br />
Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler.</p>

<p>3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere,muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.</p>

<p>Somut olayda, dava TBK'nın 19. maddesine dayalı olarak açılmıştır. Davacı ile davalı ... Yılmaz arasındaki boşanma davası İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 2013/42 Esas 2014/371 Karar sayılı ilamı ile sonuçlanmış, tarafların boşanmalarına karar verilmiş, ancak davacı lehine herhangi bir mali hakka hükmedilmemiştir. Ancak davacı ile davalı ... Yılmaz arasında İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı dosyasından mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davası bulunmaktadır. Bu davanın devam ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu halde, mahkemece, İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı davasının sonucunun bekletici mesele yapılarak, bu dava sonunda davacının bir alacağı olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine, aksi durumda yani bir alacağın varlığı halinde ise TBK’nın 19. maddesine göre muvazaa olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak, muvazaanın ispatı durumunda davanın kabulü ile bu alacağı için İİK'283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış isteme yetkisi verilmesine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, maddi yanılgı sonucu onanmasına karar verilmesi hatalı olmuştur.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin karar düzeltme isteklerinin kabulü ile Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 26/09/2018 gün ve 2016/2848-2018/8260 sayılı onama kararının kaldırılarak, mahkeme kararının BOZULMASINA, tashihi karar peşin harcının ve temyiz peşin harcının istek halinde karar düzeltme isteyen davalılar... ve ...'e geri verilmesine 05/04/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20212012-e-20226837-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-af.jpg" type="image/jpeg" length="51556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/557 E., 2025/730 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025557-e-2025730-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025557-e-2025730-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19.11.2025 tarihli, 2025/557 E., 2025/730 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2025/557 E., 2025/730 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/498 E., 2022/446 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasında görülen muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece verilen yukarıda tarih ve sayısı belirtilen direnme kararı, Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli ve 2023/4-618 Esas, 2025/231 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun kararına karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen karar ve dosyadaki ilgili bütün belgeler okunduktan sonra gereği düşünüldü:</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu kararında yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,</p>

<p>Aynı Kanun'un 442. maddesinin 3. fıkrası ile 4421 sayılı Kanun'un 4/b-1 maddesi uyarınca takdiren 3.000,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine,</p>

<p>Karar düzeltme harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>19.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>''K A R Ş I O Y''</strong></p>

<p>Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır (TBK 19/1). Muvazaaya dayalı iptal davalarının hukuki sebebini bu hüküm oluşturmakta ise de bu davalar çeşitli nedenlere dayalı olarak açılabilmektedir.<br />
Muvazaalı işlem taşınmaz mülkiyetinin geçirilmesine ilişkin ise bu işlemin muvazaalı olduğu iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açılabilecektir. Davadan elde edilmek istenen amaç taşınmaz mülkiyetini elde etmek olduğundan muvazaanın varlığının ispatı hâlinde tapu iptali kararı da verilebilecektir.</p>

<p>Kişi mülkiyet üzerinde hak iddia etmeksizin taşınmaz üzerinde haciz koydurarak alacağını tahsil edebilmek istiyorsa amaç alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Açılan dava bu amaç bakımından İİK 277 vd. maddelere göre açılan tasarrufun iptali davasıyla benzerlik taşısa da tasarrufun iptali davasından farklı olarak davacının, kesinleşmiş bir alacağının varlığı ön koşul değildir. Hukuki yarar için ön koşul olmasa da danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapıldığının sabit olması gerekecektir.</p>

<p>Ancak bu dava bazen de bir alacağın, o taşınmaza haciz konularak tahsilini sağlamak için değil o taşınmazdaki bir şahsi hakkının varlığını ispatlayarak asıl borçludan istemeyi sağlamak için de açılmış olabilir. Uyuşmazlığa konu somut olayı öncelikle bu ihtimal üzerinden değerlendirmek uygun olacaktır.</p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ile davalı ... ...'ın 1991 yılında evlendiklerini, davalı eşin 31.01.2013 tarihinde boşanma davası açtığını, evlilik devam ederken müvekkilinin maddi katkılarıyla dava konusu taşınmazın 2006 yılının Haziran ayında satın alındığını, boşanma davası açılmadan kısa bir süre önce 12.12.2012 tarihinde bu taşınmazın davalı eş tarafından diğer davalı ...'e satıldığını, bu satış işleminin müvekkilinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştiğini ileri sürerek davalı ... adına kayıtlı olan mezkûr taşınmazın tapu kaydının iptaline ve ... ... adına tapuya tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davacı bu talebinde mülkiyet üzerinde bir hak iddia etmediği gibi iptalini istediği tapunun boşanma aşamasında olduğu eşi adına tescilini istemiştir. Davacı dilekçesinde eşinin malvarlığının, kendisi lehine hükmedilecek katkı alacaklarını tahsil edebilmeye yetmeyeceği yönünde bir idida ileri sürmeksizin ancak taşınmazın kendi katkılarıyla alındığını ileri sürerek bu davayı açmıştır.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 229/1. maddede eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmaların edinilmiş mallara değer olarak ekleneceği hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm karşılıksız kazandırmalarla ilgili olup akit tablosu içeriğinde satış yoluyla devir yapıldığı görülüyorsa bu taşınmaza yapılan katkılar edinilmiş mallara bir değer olarak eklenemeyecektir. Ancak yapılan işlemin gerçek bir satış olmadığı, muvazaalı işlem yapıldığı, asıl işlemin karşılıksız kazandırma niteliğinde olduğunu ispatlayan bir karar elde edilirse bu katkıların edinilmiş değer olarak eklenmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>Davanın açılmasındaki asıl amacın da bu olduğu dava dilekçesinde dayanılan vakıaların TMK 229. madde hükmü ile birlikte değerlendirilmesi sonucu açıkça anlaşılmaktadır. Böyle olduğunda ise öncelikle belirlenmesi gereken, bu işlemin muvazaalı olup olmadığının tespiti olup ancak bunun belirlenmesinden sonra yapılan katkıların edinilmiş değer olarak eklenmesi mümkün olabilecek ve alacak miktarı da ancak buna göre saptanacaktr.</p>

<p>Mahkemece aile mahkemesinde görülen katkı alacağı davası beklenmeksizin karar verilmiş olması da davanın bu niteliğine uygundur. Nitekim aile mahkemesine açılan katılma alacağı davasında da muvazaalı işlemin iptaliyle ilgili bu dava sonucunun beklenmesi bu davanın çözümünün o davada verilecek karar için önemli olduğu sonucuna varıldığını göstermektedir.<br />
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı üzerine davacı tarafça verilen karar düzeltme dilekçesinde de bu davanın devire konu taşınmaza yapılan katkıları, katkı alacağı davasında yapılacak hesaplamaya dahil ettirebilme amaçlı açıldığı, bu davadan elde edilecek kararla bunun sağlanabileceği açıkça belirtilmiş olduğundan açılan davanın bu kapsamdan farklı biçimde anlaşılarak bir karar verilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Bu taşınmazın varlığı veya yokluğu katkı alacağı miktarına etki etmeyecek ise davacının da bu davayı katkı alacağına ulaşabilmenin bir aracı olarak açtığı kabul edileceğinden aile mahkemesindeki davanın sonucunun beklenmesi gerekir ise de bu davadan elde edilmek istenen amaç muvazaanın ve karşılıksız kazandırmanın varlığını belirleyen bir karar elde ederek bu taşınmaza yapılan katkıların hesaba dahil ettirilmesini sağlamak olunca aile mahkemesindeki davanın sonucu beklenmeksizin karar verilmesi dosyadaki uyuşmazlığın kapsamına uygundur.</p>

<p>Özel dairenin bozma kararı ise bu davanın aile mahkemesinde varlığı belirlenecek bir alacağın tahsilini sağlamak için açıldığı ve tasarrufun iptali davasından beklenene benzer bir sonuç elde etme amacını taşıdığı esasına dayanmakta ise de davacı taraf, asıl amacın bu olmadığını, taşınmazdaki bir şahsi hakkının varlığını ispatlayarak asıl borçludan istemeyi sağlamak üzere bu davayı açtıklarını karar düzeltme dilekçesindeki anlatımlarla da açıkça ortaya koymuştur.</p>

<p>Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir (HMK 165/1). Bu hükmün sonucu olarak aile mahkemesince bu davanın sonucu beklenebilir ise de bu davada aile mahkemesindeki dava sonucunun beklenmesi davanın açılma amacı ve elde edilmek istenen sonuç ile bağdaşmayacaktır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle somut uyuşmazlıkta aile mahkemesindeki dava sonucu beklenmeksizin karar verilmesi mümkün olup bu nedenle önceki kararda direnilmesi isabetli ve yerinde olmuştur. Bozma kararı usule ilişkin olduğundan özel daire işin esasını incelememiştir. Bu davalarda tapu iptali kararı verilmesinin mümkün olup olmadığı ve verilmesi gereken kararın kapsamı konusu, esasa ilişkin yapılacak incelemenin konusudur. Bu durumda karar düzeltme talebinin kabulü ile direnme uygun bulunup işin esası incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan karar düzeltme talebinin reddi yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025557-e-2025730-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-binas.jpg" type="image/jpeg" length="53703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/618 E., 2025/231 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023618-e-2025231-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023618-e-2025231-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.04.2025 tarihli, 2023/618 E., 2025/231 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2023/618 E., 2025/231 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/498 E., 2022/446 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.04.2022 tarihli ve<br />
2021/2012 Esas, 2022/6837 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince onanmış, davalılar vekillerinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı ... ...'ın 1991 yılında evlendiklerini, davalı eşin 31.01.2013 tarihinde boşanma davası açtığını, dava konusu taşınmazın evlilik devam ederken müvekkilinin maddi katkılarıyla 2006 yılının Haziran ayında satın alındığını, müvekkilinin İran'da çalışması nedeniyle satış işlemlerinin İstanbul'da yaşayan davalı eş tarafından yapılarak taşınmazın davalı eş adına kaydettirildiğini, boşanma davası açılmadan kısa bir süre önce 12.12.2012 tarihinde bu taşınmazın davalı eş tarafından diğer davalı ...'e satıldığını, bu satış işleminin müvekkilinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştirildiğini ileri sürerek davalı ... adına kayıtlı olan taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı ... ... adına tapuya tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı</p>

<p>5. Davalı ... ... vekili cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmazın bedeli şahsi birikimleri ve kredi kullanarak ödendiğinden müvekkilinin kişisel malı olduğunu, bu taşınmazın alınmasında davacının ekonomik olarak hiçbir katkısının olmadığını, yapılan satış muvazaalı olmayıp gerçek satış niteliğinde olduğunu, davacının hukuki yararının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>6. Davalı ... cevap dilekçesinde; satışın gerçek bir satış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Kararı</p>

<p>7. İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2015 tarihli ve 2013/217 Esas, 2015/100 Karar sayılı kararı ile; davalı ... ...’ın eşi davacı tarafından aldatıldığı iddiası ile 18.01.2013 tarihinde boşanma ve 31.01.2013 tarihinde ise katılma alacağı davası açtığı, bu davalardan kısa süre önce dava konusu taşınmazı devretmesinin mal kaçırma niyetiyle olduğu, taşınmazı devralan davalı ...’in tasarrufunda olan yer için aidat ödemesi gerektiği hâlde ödenmediği de açık olup tüm bunlara göre davalıların bir plan dahilinde ve birlikte hareket ederek temlik işlemini danışıklı olarak yaptıkları gerekçesiyle davanın kabulü ile taşınmazın tapusunun iptaline ve davalı ... ... adına tesciline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Bozma Kararı</p>

<p>8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekillerinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 26.09.2018 tarihli ve 2016/2848 esas, 2018/8260 karar sayılı kararıyla onanmış, bunun üzerine davalılar vekilleri karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>9. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.04.2022 tarihli ve 2021/2012 Esas, 2022/6837 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…1. Davalı ... ... ve ... zorunlu dava arkadaşı olduğundan, ...'in yatırdığı nisbi harç yeterli olup, davalı ... ... tarafından da maktu harç yatırılmış bulunmasına göre, harç eksikliğinden red kararı verilmesi ve buna ilişkin ek kararın onanması hatalı olmuştur.</p>

<p>2. Dava, TBK’nın 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptaline ilişkindir.<br />
Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler.</p>

<p>3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere,muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.</p>

<p>Somut olayda, dava TBK'nın 19. maddesine dayalı olarak açılmıştır. Davacı ile davalı ... ... arasındaki boşanma davası İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 2013/42 Esas 2014/371 Karar sayılı ilamı ile sonuçlanmış, tarafların boşanmalarına karar verilmiş, ancak davacı lehine herhangi bir mali hakka hükmedilmemiştir. Ancak davacı ile davalı ... ... arasında İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı dosyasından mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davası bulunmaktadır. Bu davanın devam ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu halde, mahkemece, İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı davasının sonucunun bekletici mesele yapılarak, bu dava sonunda davacının bir alacağı olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine, aksi durumda yani bir alacağın varlığı halinde ise TBK’nın 19. maddesine göre muvazaa olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak, muvazaanın ispatı durumunda davanın kabulü ile bu alacağı için İİK'283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış isteme yetkisi verilmesine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, maddi yanılgı sonucu onanmasına karar verilmesi hatalı olmuştur …” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
10. İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.11.2022 tarihli ve 2022/498 Esas, 2022/446 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında bozma ilâmında bekletici mesele yapılması istenen İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 E. sayılı dosyasının mal rejiminden kaynaklı katılma alacağı davası olduğu ve eldeki davanın sonucunu beklediği, öncelikle mal rejiminin çözülebilmesi için tapu kaydındaki ihtilafın çözülmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
11. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 E. sayılı dosyasında davacı ile davalı ... (...) arasında görülen mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davasının, eldeki davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesi uyarınca bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>14. Sözleşmeler kural olarak tarafların karşılıklı ve uygun iradeleri ile meydana gelir. Ancak bu irade ile beyan her zaman birbiri ile örtüşmeyebilir. Bu uygunsuzluk hâli istem dışı oluşabileceği gibi, taraflar bilerek ve isteyerek de iradeleri ile beyanları arasında uygunsuzluk yaratabilirler.</p>

<p>15. Muvazaa olarak adlandırılan bu ikinci durum öğreti ve uygulamada çok çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Muvazaa, Türk Hukuk Lûgatı’nda; “Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belge, danışıklı işlem” olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı:Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s. 819). Bilindiği üzere “tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına” muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denilir. Bir başka söyleyişle muvazaa; “açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli (7.10.1953 tarihli ve 8/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı), tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır.”</p>

<p>16. Yukarıdaki tanımların ortak noktasından yola çıkıldığında muvazaalı bir hukuki işlemden bahsedebilmek için; tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti, taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesinin bulunması gerektiği muhakkaktır.</p>

<p>17. Muvazaa, “mutlak muvazaa”, “nispi muvazaa” gibi çeşitli türlere ayrılır. Tarafların gerçekte bir işlem yapmayı düşünmemelerine rağmen, sırf üçüncü kişilere karşı onları aldatmak amacıyla, işlem yapmış gibi gözükmek için, görünürde bir işlem yapmalarına “mutlak muvazaa” denir. Nispi muvazaada ise; taraflar aralarında yaptıkları bir sözleşmeyi kendi iç iradelerine uymayan ve dışarıya karşı yaptıkları başka bir işlemle gizlerler. Bir başka anlatımla, nispi muvazaada taraflar görünürdeki işlem arkasında gerçek iradelerine uygun olmayan gizli bir işlem yaparlar (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 370).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>18. Pozitif hukukumuzda muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçlarını düzenleyen bir kanun metni bulunmamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler” başlıklı 19. maddesinde; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. TBK’nın 19. maddesi ile sadece nispi muvazaa düzenlenmiş olup, bu maddede mutlak muvazaa hükme bağlanmamıştır.Toplum ihtiyaçlarının zorlaması ile mutlak muvazaa öğreti ve uygulamada yerini almış, bu husustaki ilkeler yargısal içtihatlarla şekillenmiştir (Eraslan, Özkaya: Açıklamalı- İçtihatlı İnançlı işlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2020, s. 184 vd.).</p>

<p>19. Kural olarak üçüncü kişiler muvazaalı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilir. Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak genel usul kuralı gereğince her davada olduğu gibi anılan bu davada da davacının hukuki yararının bulunması zorunludur. Başka bir anlatım ile üçüncü kişinin muvazaalı işlem ile haklarının zarar uğratıldığının benimsenebilmesi için onun muvazaalı işlemde bulunandan alacaklı olması ve muvazaalı işlemin alacağının ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunması gerekmektedir. Zira davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır.</p>

<p>20. Somut olayda, davalı eş tarafından davacı eşe boşanma ve katılma alacağı davası açıldığı, bu davalardan kısa bir süre önce dava konusu taşınmazın davalı eş tarafından diğer davalı ...’e devredildiği, davacı tarafından katkı payı alacağının engellenmesi amacıyla dava konusu taşınmazın muvazaalı olarak devredildiği ileri sürülerek tapu iptali ve tescil isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Dosyada yer alan tapu kaydından taşınmazın davalılar arasında devredildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>21. İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 E. sayılı dosyası incelendiğinde; davanın davacı ile davalı ... arasında görülen mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davası olduğu ve mahkemenin eldeki dosyayı bekletici mesele yaptığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>22. Uyuşmazlığın çözümü için “bekletici sorun” hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.</p>

<p>23. 6100 sayılı HMK’nın “Bekletici sorun” başlıklı 165. maddesinde;<br />
“ (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.</p>

<p>(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>24. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı, davalı eşin boşanma ve katılma alacağı davası açılmadan kısa bir süre önce dava konusu taşınmazı danışıklı olarak davalı ...’e devredildiği iddiasıyla eldeki davayı açmıştır. Davacının bu davayı açmaktaki amacı, açtığı dava sonucu hak kazanacağı alacağını alabilmeye yönelik olarak, danışıklı olduğunu ileri sürdüğü hukuki işlemlerin kendisi yönünden geçersizliğini sağlayarak alacağına kavuşmaktır. Hukuki yarar bir dava şartı olup, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı davacının alacağının olduğunun saptanması ile mümkün olacaktır. Davacının bir alacağının bulunup bulunmadığı yani hukuki yararının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından davacı ve davalı ... ... arasındaki mal tasfiyesi davasının sonucu beklenmelidir. Bu durumda mahkemece davacıya muvazaa iddiasının kapsamı sorularak mahkemece, mal tasfiyesine ilişkin davanın sonucu beklenmeli, alacağın varlığı sabit olduğu ve muvazaa olgusu ispat edildiği takdirde davanın kabulüne, aksi hâlde davanın reddine karar verilmelidir.</p>

<p>25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davanın muvazaa nedenine dayalı açılan tapu iptal tescil istemine ilişkin olduğu, bu tür davaların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 241. maddesine göre çözümlenmesi gerektiği, bu maddeye göre borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin katılma alacağını karşılamaya yeterli olmadığı hâllerde, alacaklı eşe, kazandırmadan veya devirden yararlanan üçüncü kişiye başvurarak eksik kalan kısmı elde etme olanağı tanıdığı, mal tasfiyesine yönelik davanın sonucunun beklenmesi ve bozma ilâmına TMK’nın 241. maddesinde yer alan düzenlemenin eklenmesi gerektiği, bu nedenle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında belirtilen nedenler yanında açıklanan ilave gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>26. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanunun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere</p>

<p>16.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla ikinci görüşmede karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>"K A R Ş I O Y"</strong></p>

<p>Davacı ... ..., davalı eski eşi... ... aleyhine boşanma davası, ardından da mal rejiminin tasfiyesi davası açtığını, boşanma davasının kabul ile sonuçlanarak kesinleştiğini, mal rejiminin tasfiyesi davasının ise derdest olduğunu, davalı ... ...’ın mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak alacağı sonuçsuz bırakmak için evlilik birliği içinde ortak gelirleri ile satın alınarak adına tescil edilen taşınmazı muvazalı olarak diğer davalı ...’e satış göstermek suretiyle devrettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile davalı eski eşi... adına tesciline karar verilmesini istemiştir.<br />
Yerel mahkemece, davanın kabulü ile davalı ... adına kayıtlı tapunun iptali ile diğer davalı ... adına tesciline karar verilmiş, hükmün davalılarca temyizi ve ardından karar düzeltme itirazı üzerine yüksek özel dairece yazılı gerekçelerle bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>Davacının talebinin, mal rejiminin tasfiyesi sonucu çıkması muhtemel alacağı sonuçsuz bırakmak amacıyla yapılan muvazalı taşınmaz devrinin iptali ile önceki malik davalı eski eş... adına tesciline ilişkin olduğu, gerek özel daire gerekse Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından kabul edilmektedir. Yine mal rejiminin tasfiyesi davasının bekletici mesele yapılması ile tapu iptal ve tescil yerine davacı alacaklıya haciz ve satış istemi yetkisinin verilmesi yönündeki özel daire ve Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne aynen katılmaktayız.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi, muvazalı işlemlere ilişkin düzenleme içeren çatı madde olmakla birlikte, uygulamada olayın türüne ve hukuki niteliğine göre, yasal düzenleme ile ya da geliştirilen yargısal içtihatlarla amacına uygun adil ve hakkaniyetli çözümler üretilmektedir. Nitekim özel daire ve HGK’nın sayın çoğunluğu, tapu sicilinin tamamen iptali yerine 2004 sayılı İİK’nın 283/1 maddesinin kıyas yoluyla uygulanmasıyla muvazanın belirlenmesi hâlinde davacıya haciz ve satış isteme yetkisinin verilmesini belirtmekle bu düşünceyi kabul etmektedir. Benzeri uygulama, miras hukukunda olup muvazalı işlemlerde, işlemin tamamen iptali yerine miras payı gözetilerek karar verilmesi bu yaygın uygulamaya emsaldir. Direnmeye konu muvaza ise aile hukukuna ilişkin olup buna yönelik özel yasal düzenleme mevcuttur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 241/1 maddesinde aynen “Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları… karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan 3. kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir” şeklinde açık hüküm bulunmaktadır.</p>

<p>HGK’nın sayın çoğunluğunun bozma yönündeki görüşüne aynen katılmakla birlikte kanaatimizce; mevcut bozma kararına, davacı lehine tasfiye alacağının ve davalılar arasında muvazalı işlemin belirlenmesi durumunda davacıya, davalı eski eşi...’dan tahsil edemediği miktarla ve yapılan muvazalı kazandırma ile sınırlı olarak diğer davalı ...’ya başvurmasının gerektiği yönünde açıklama yapılması daha uygun olacaktır. Başka bir anlatımla, davalı eski eş...’ın mal varlığının mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak borcunu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda yukarıda anılan TMK’nın 241/1 maddesi uyarınca eksik kalan miktarla sınırlı olarak lehine muvazalı kazandırma yapıldığı belirlenen diğer davalı ...’dan tahsilinin talep edilmesi gerekir. HGK’nın bozma kararına mevcut hâliyle uyularak yerel mahkemece bu doğrultuda karar verilmesi hâlinde, davacı lehine mal rejiminin tasfiyesi davası sonucu doğacak alacağının tamamından direnmeye konu davanın her iki davalısı da müteselsilen sorumlu olacaktır ve davacı alacaklı eşe, TMK’nın 241/1 maddesinin açık hükmüne aykırı olarak, alacağının tamamını asıl borçlu eski eş...'dan talep etmeden diğer davalı ...’dan isteme yolu açılacaktır. Bu durum, 2004 sayılı İİK’nın 45. maddesine ve alacağın asıl borçludan istenmeden kefilden istenemeyeceği yönündeki benzer nitelikli yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına da aykırıdır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar nedeniyle, HGK’nın Sayın Çoğunluğunun bozma yönündeki görüşüne aynen katılmakla birlikte, az yukarıda belirtilen hususların da ilave edilmesinin daha isabetli olacağı düşüncesindeyiz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023618-e-2025231-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="75209"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: 525 hâkim ve Cumhuriyet savcısı hakkında işlem yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-525-hakim-ve-cumhuriyet-savcisi-hakkinda-islem-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-525-hakim-ve-cumhuriyet-savcisi-hakkinda-islem-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, HSK İkinci Dairesince 2026 yılında 525 hâkim ve Cumhuriyet savcısı hakkında esasa ilişkin karar alındığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i><strong>Bakan Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi:</strong></i></p>

<p>Milletimizin huzurunu ve kamu düzenini hedef alan suçlularla ve suç örgütleriyle kararlılıkla mücadele ediyoruz. Adaletin gereğini yerine getirirken <strong>kimsenin makamına, unvanına veya nüfuzuna bakmıyoruz</strong>.</p>

<p>Bu hassasiyetimiz, yargı teşkilatımızın mensupları bakımından da <strong>aynen geçerlidir</strong>. Hâkim ve Cumhuriyet savcılarımızın <strong>büyük çoğunluğu</strong> görevlerini hukuka, vicdana ve meslek onuruna bağlılıkla yerine getirmektedir. Ancak bu sıfatın hiç kimseye ayrıcalık sağlamayacağı da açıktır.</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulumuz <strong>denetim ve disiplin mekanizmalarını</strong> etkin biçimde işletmektedir. Bu çerçevede HSK İkinci Dairesince 2026 yılında 525 hâkim ve Cumhuriyet savcısı hakkında esasa ilişkin <strong>karar alınmıştır</strong>.</p>

<p>Bunlardan 333’ü hakkında; 168 uyarma, 24 kınama, 23 aylıktan kesme, 4 kademe ilerlemesini durdurma, 30 yer değiştirme ve 84 meslekten çıkarma <strong>cezası uygulanmıştır</strong>.</p>

<p>Adalet sistemimizin hızını ve etkinliğini artırırken denetim mekanizmalarını daha da <strong>güçlendireceğiz</strong>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dışarıda suç örgütleriyle, yargı teşkilatımız içinde ise <strong>hukuku ve meslek onurunu</strong> zedeleyen her türlü tutumla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/h-oya-q-m-t-x-q-a-a5nwz.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-525-hakim-ve-cumhuriyet-savcisi-hakkinda-islem-yapildi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/savci-hakim.jpg" type="image/jpeg" length="14922"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuk Sporcuların Kulüp Değişikliğinde Çocuğun Üstün Yararı ve Görüşünün Hukuki Önemi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cocuk-sporcularin-kulup-degisikliginde-cocugun-ustun-yarari-ve-gorusunun-hukuki-onemi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cocuk-sporcularin-kulup-degisikliginde-cocugun-ustun-yarari-ve-gorusunun-hukuki-onemi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Spor; çocukların fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimlerine katkı sağlayan önemli faaliyetlerden biridir. Bununla birlikte çocukların sportif faaliyetlere erken yaşlarda başlaması sporcu kimliği ile çocuk haklarının kesiştiği özel bir alanın ortaya çıkmasına neden olmaktadır.</p>

<p>Çocuk sporcunun bir kulübe bağlı olarak lisanslı sporcu olmasıyla birlikte sportif faaliyetleri belirli bir hukuki çerçeve içerisinde yürütülmektedir. Zaman içerisinde çocuğun başka bir kulübe geçmek istemesi, ailesinin farklı bir kulübü tercih etmesi veya mevcut kulüp ile yaşanan sorunlar nedeniyle kulüp değişikliği gündeme gelebilmektedir.</p>

<p>Bu noktada kulüp değişikliği yalnızca teknik bir transfer işlemi olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü çocuğun kulüp değiştirmesi;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>antrenör değişikliğine,</li>
 <li>antrenman programının farklılaşmasına,</li>
 <li>eğitim düzeninin etkilenmesine,</li>
 <li>ulaşım koşullarının değişmesine,</li>
 <li>arkadaş çevresinin değişmesine,</li>
 <li>sportif hedeflerin yeniden belirlenmesine neden olabilmektedir.</li>
</ul>

<p>Bu nedenle kulüp değişikliğine ilişkin kararın yalnızca "transfer işlemi gerçekleştirilebilir mi?" sorusu üzerinden değerlendirilmesi yeterli değildir.</p>

<p>Bunun yanında: <strong>"Bu karar çocuğun üstün yararına uygun mudur?" ,</strong> <strong>"Çocuğun görüşü dikkate alınmış mıdır?"</strong> sorularının da sorulması gerekmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada, çocuk sporcuların kulüp değişikliği süreci çocuk hakları perspektifinden çocuğun üstün yararı ve çocuğun kendisini ilgilendiren konularda görüşünü ifade etme hakkı çerçevesinde, kulüp değişikliğinde ebeveynlerin rolü ile çocuğun görüşünün nasıl değerlendirilmesi gerektiği incelenmektedir.</p>

<p><strong>I. Çocuk Sporcunun Hukuki Konumu</strong></p>

<p>18 yaşındaki sporcular ‘’çocuk sporcu’’ statüsündedir. Çocuk sporcu, sportif faaliyet içerisinde yer alırken aynı zamanda çocuk olma niteliğini korumaktadır. Bu nedenle çocuğun sportif kimliği, çocuk olarak sahip olduğu hakların önüne geçmemelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk sporcuların sportif gelişiminin desteklenmesi kadar; eğitimlerinin sürdürülmesi, fiziksel ve psikolojik sağlıklarının korunması, güvenli bir spor ortamında bulunmaları ve kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerini ifade edebilmeleri de önem taşımaktadır.</p>

<p>Kulüp değişikliği bakımından bu yaklaşım özellikle önemlidir. Zira çocuk için kulüp, yalnızca antrenman yapılan veya yarışmalara katılım sağlanan bir yapı değildir.</p>

<p><strong>II. Kulüp Değişikliğinin Spor Hukuku Boyutu</strong></p>

<p>Mevzuat çerçevesinde spor hukuku boyutu anlamında transfer süreci; bu çalışmamızın konusu olmadığı için kısaca değinmek gerekirse sporcuların lisans, vize ve transfer işlemleri, genel spor mevzuatı ile ilgili spor federasyonlarının branşa özgü düzenlemeleri çerçevesinde yürütülmektedir. Sporcu Lisans, Vize ve Transfer Yönetmeliği, bu işlemlere ilişkin usul ve esasların genel çerçevesini belirlemektedir. Bunun yanında ilgili federasyonların kendi spor dallarına özgü düzenlemeleri de bulunmaktadır.</p>

<p>Bu hukuki yapı içerisinde çocuk sporcular bakımından kulüp değişikliğinin teknik ve idari boyutu ayrıca değerlendirilmelidir. Transfer işleminin mevzuata uygun olarak gerçekleştirilebilmesi, kararın çocuk açısından doğuracağı sonuçların ayrıca değerlendirilmesine engel değildir.</p>

<p>Çocuk sporcunun kulüp değişikliği değerlendirilirken iki ayrı hukuki alanın birlikte ele alınması gerekmektedir.</p>

<p>İlk olarak, transfer işleminin ilgili mevzuat ve federasyon düzenlemelerine uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>İkinci olarak ise bu transfer kararının çocuk açısından doğuracağı sonuçlar, çocuk hakları perspektifinden ele alınmalıdır.</p>

<p>Başka bir ifadeyle; <strong>Transferin hukuken mümkün olması ile transferin çocuk açısından en uygun karar olması aynı şey değildir.</strong> Bu ayrım, çocuk sporcular bakımından özellikle önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>III. Çocuğun Üstün Yararı İlkesi</strong></p>

<p>Çocuk sporcuların kulüp değişikliği bakımından değerlendirilmesi gereken temel ilkelerden biri çocuğun üstün yararıdır.</p>

<p>Çocuğun üstün yararı ilkesi Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddesi ile düzenlenmiştir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 3. Maddesine göre çocuğun üstün yararı ilkesi çocuklarla ilgili her türlü eylem veya idari işlemin çocuğun üstün yararı dikkate alınarak yapılması gerektiğini belirtir.</p>

<p>Yine Türk Medeni Kanunu’nda çocuğun korunması bakımından kabul edilen ilkelerden birisi çocuğun üstün yararı ilkesidir. Türk Medeni Kanunu ve uygulama açısından bu ilkeden anlaşılması gereken, çocuğun yararının daima anne ve babanın yararından önce gelmesidir.</p>

<p><strong>Türkiye Futbol Federasyonu’nun Futbolda Sporcu Esenliği ve Çocuk Koruma Talimatının tanımlar kısmında çocuğun üstün yararı ilkesini:</strong> ‘<i>’Çocuğun Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde tanımlanan bütün haklardan tam ve etkin bir şekilde yararlanmasını ve bütünsel gelişimini sağlamayı amaçlayan, çocukla ilgili yapılan bütün faaliyetlerde öncelikle bu amacın dikkate alınmasını zorunlu kılan ilke’’ </i>olarak tanımlamış; bu talimatın 4. Maddesinde : <strong><u>tüm süreçlerde çocuğun üstün yararının gözetilmesi futbolda sporcu esenliği ve çocuk korumanın ilkeleri </u></strong>arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong><i><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20159767-e-201511313-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 02.06.2015 T. 2015/9767 E. 2015/11313 K. Sayılı kararı</span></a>nda,’’ </i></strong><i>Çocuğun üstün yararı belirlenirken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları, ahlaki değer yaşamları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur.’’</i></p>

<p><strong><i><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20194980-e-201912318-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 2. HD. T. 16.12.2019 E.2019/4980 K. 2019/12318 sayılı kararı</a>nda,</i></strong><i> ‘’(Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m. 1; TMK m.339/1, 343/1, 346/1; Çocuk Koruma Kanunu m.4/b). Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir.’’</i></p>

<p>Çocuğun üstün yararı, yalnızca sportif başarı veya performans üzerinden değerlendirilmemelidir. Çocuğun üstün yararı değerlendirilirken somut olayın özelliklerine göre;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>çocuğun yaşı,</li>
 <li>gelişim düzeyi,</li>
 <li>fiziksel sağlığı,</li>
 <li>psikolojik iyi oluşu,</li>
 <li>eğitim hayatı,</li>
 <li>sosyal çevresi,</li>
 <li>aile düzeni,</li>
 <li>antrenman yoğunluğu,</li>
 <li>ulaşım koşulları,</li>
 <li>dinlenme ihtiyacı,</li>
 <li>sportif gelişimi,</li>
 <li>güvenliği,</li>
 <li>görüş ve istekleri bir bütün olarak değerlendirilmelidir.</li>
</ul>

<p>Örneğin daha başarılı bir kulübe transfer edilen çocuk, sportif açıdan daha iyi imkanlara kavuşabilir. Ancak yeni kulübün antrenman programı nedeniyle eğitim hayatında ciddi sorunlar yaşaması veya günlük yaşam dengesinin bozulması halinde yalnızca sportif başarıya dayalı bir değerlendirme çocuğun üstün yararını tam olarak karşılamayabilir.</p>

<p>Bu nedenle çocuk sporcular açısından "en iyi kulüp" kavramının her zaman "en başarılı kulüp" anlamına gelmediği göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. Çocuğun Görüşünün Dikkate Alınması</strong></p>

<p>Çocuğun kendisini ilgilendiren konularda görüşünü ifade edebilmesi ve bu görüşün yaşına ve gelişim düzeyine uygun biçimde dikkate alınması, çocuk haklarının temel ilkeleri arasında yer almaktadır.</p>

<p>Kulüp değişikliği, çocuğun sportif yaşamını doğrudan etkileyen bir karar olduğundan çocuğun görüşünün de değerlendirme sürecinin bir parçası olması gerektiği söylenebilir. Ancak çocuğun görüşünün dikkate alınması ile nihai kararın her durumda çocuğa bırakılması birbirinden farklıdır. Özellikle küçük yaşta bir çocuğun kararın uzun vadeli sonuçlarını değerlendirme kapasitesi ile daha ileri yaşta ve sportif kariyerine ilişkin hedeflerini daha bilinçli şekilde belirleyebilen bir çocuğun durumu aynı değildir. Bu nedenle çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi, görüşünün değerlendirilmesinde önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p><strong>Burada önemli olan, çocuğun görüşünün yalnızca şeklen alınması değil, gerçekten dinlenmesi ve karar sürecinde değerlendirilmesidir.</strong></p>

<p>Çocuğun istediği kararın uygulanmaması, tek başına çocuğun görüşünün dikkate alınmadığı anlamına gelmez. Ancak çocuk sporcunun hiçbir şekilde dinlenmemesi veya görüşünün tamamen yok sayılması, çocuk hakları bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur.</p>

<p><strong>V. Kulüp Değişikliğinde Ebeveynlerin Rolü</strong></p>

<p>Kulüp değişikliği sürecinde ebeveynler önemli bir konuma sahiptir. Çocuğun yaşı ve hukuki işlem ehliyeti nedeniyle bazı işlemlerde yasal temsilcilerin sürece dahil olması gerekebilmektedir. Sporcu lisans işlemlerinde küçük yaştaki sporcular bakımından veli izin belgesi gibi belgelerin aranması da bu sürecin ebeveyn boyutunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>Ebeveynlerin sorumluluğu yalnızca sportif açıdan daha başarılı görülen kulübü seçmek değildir.</p>

<p>Ebeveynler karar verirken çocuğun;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>sportif gelişimini,</li>
 <li>eğitim hayatını,</li>
 <li>sosyal ilişkilerini,</li>
 <li>fiziksel ve psikolojik durumunu,</li>
 <li>güvenliğini,</li>
 <li>kulüp değişikliğine ilişkin görüşünü</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirmelidir.</p>

<p>Örneğin ebeveynler daha başarılı bir kulübe geçmenin çocuk açısından daha faydalı olacağını düşünebilir. Ancak çocuk mevcut kulübünde kalmak isteyebilir. Bu durumda çocuğun neden kalmak istediği de anlaşılmaya çalışılmalıdır.</p>

<p>Çocuğun mevcut antrenörüyle kurduğu güven ilişkisi, takım arkadaşları, kulüpte kendisini güvende hissetmesi veya mevcut düzenine bağlılığı gibi faktörler, çocuğun görüşünün arkasındaki nedenler olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla ebeveynlerin rolü, çocuğun yerine yalnızca karar vermek değil; çocuğun üstün yararını gözeterek onu karar sürecine uygun şekilde dahil etmektir.</p>

<p><strong>VI. Çocuk, Aile ve Kulüp Arasındaki Dengenin Kurulması</strong></p>

<p>Çocuk sporcunun kulüp değişikliği sürecinde çocuk, aile ve kulüp olmak üzere farklı aktörlerin beklentileri birbiriyle çatışabilir. Bu noktada çocuğun sportif potansiyeli ile çocuk olarak ihtiyaçları arasında denge kurulması önemlidir. Çocuğun gelecekte başarılı bir sporcu olma potansiyeli, bugün sahip olduğu hakların ve ihtiyaçların önüne geçirilmemelidir.</p>

<p>Çocuğun sportif kariyerinin planlanması sırasında eğitim hayatı, sosyal gelişimi, fiziksel ve psikolojik sağlığı da göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. Uygulamadaki Hukuki Sorunlar</strong></p>

<p>Çocuk sporcuların kulüp değişikliğinde ortaya çıkabilecek hukuki sorunlar yalnızca transfer işleminin gerçekleştirilmesiyle sınırlı değildir.</p>

<p>Uygulamada;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>transfer işlemlerinin hangi koşullarda yapılabileceği,</li>
 <li>kulüp ile sporcu arasındaki ilişkinin sona erdirilmesi,</li>
 <li>lisans işlemleri,</li>
 <li>transfer dönemleri,</li>
 <li>kulüplerin ve sporcuların yükümlülükleri,</li>
 <li>çocuğun görüşünün karar sürecindeki yeri,</li>
 <li>ebeveynlerin yetki ve sorumlulukları</li>
</ul>

<p>gibi birçok konu gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle çocuk sporculara ilişkin uyuşmazlıklarda hem ilgili federasyonun düzenlemeleri hem de çocuk haklarına ilişkin genel hukuk ilkeleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle çocuğun üstün yararının yalnızca teorik bir ilke olarak kalmaması, somut olayın değerlendirilmesinde gerçek bir ölçüt olarak ele alınması önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Çözüm Önerileri</strong></p>

<p>Kulüp değişikliği süreçlerinde çocuk merkezli bir yaklaşımın geliştirilmesi için bazı temel ilkeler benimsenebilir.</p>

<p>1.Çocuk sporcunun yaşı ve gelişim düzeyine uygun biçimde görüşünün alınması sağlanmalıdır.</p>

<p>2. Kulüp değişikliği değerlendirmesi yalnızca sportif başarı üzerinden yapılmamalıdır.</p>

<p>3. Çocuğun eğitim hayatı, sosyal çevresi, fiziksel ve psikolojik sağlığı ile güvenliği de değerlendirmeye dahil edilmelidir.</p>

<p>4. Ebeveynlerin ve kulüplerin çocuk sporcunun görüşünü dikkate alan bir iletişim süreci yürütmesi önemlidir.</p>

<p>5. Çocuk sporcularla ilgili uyuşmazlıklarda yalnızca transfer işleminin teknik olarak mümkün olup olmadığı değil, kararın çocuk açısından doğuracağı sonuçlar da değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Çocuk sporcuların kulüp değişikliği, yalnızca sportif veya idari bir işlem değildir. Bu süreç, spor hukuku ile çocuk haklarının kesiştiği önemli bir alan oluşturmaktadır.</p>

<p>Bir yandan ilgili mevzuat ve federasyon düzenlemelerine uygun hareket edilmesi gerekirken, diğer yandan çocuğun üstün yararının gözetilmesi ve görüşünün yaşına ve gelişim düzeyine uygun biçimde dikkate alınması gerekmektedir.</p>

<p>Çocuğun görüşünün dikkate alınması, her durumda çocuğun istediği kararın uygulanacağı anlamına gelmez. Ancak çocuk sporcunun hayatını doğrudan etkileyen bir karar alınırken, onun görüşünün dinlenmesi ve değerlendirilmesi çocuk merkezli bir yaklaşımın önemli bir unsurudur.</p>

<p>Bu nedenle kulüp değişikliği sürecinde yalnızca;</p>

<p><strong>"Hangi kulüp daha başarılı?"</strong> sorusunun sorulması yeterli değildir.</p>

<p>Bunun yanında;</p>

<p><strong>"Bu karar çocuğun üstün yararına uygun mu?"</strong>, <strong>"Çocuğun görüşü dinlendi mi?"</strong>, <strong>"Bu değişiklik çocuğun sportif gelişimi ile eğitim ve sosyal hayatı arasında sağlıklı bir denge oluşturabilecek mi?"</strong> sorularının da sorulması gerekmektedir.</p>

<p>Çocuk sporcuların sportif kariyerlerini planlarken, onların çocukluk dönemleri ihtiyaçları ve hakları da korunmalıdır. Çocuk sporcu, yalnızca geleceğin başarılı sporcusu değildir. O, nihayetinde ulusal ve uluslararası sözleşmelerle hakları koruma altına alınmış bir çocuktur ve unutulmamalıdır ki; sporda çocuğun korunması anlamında transfer süreci konusu bu hususun yalnızca bir boyutudur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kubra-zeybek" title="Av. Kübra ZEYBEK"><img alt="Av. Kübra ZEYBEK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/10/kubra-bilgin.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kubra-zeybek" title="Av. Kübra ZEYBEK">Av. Kübra ZEYBEK</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cocuk-sporcularin-kulup-degisikliginde-cocugun-ustun-yarari-ve-gorusunun-hukuki-onemi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="50909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2019/4980 E., 2019/12318 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20194980-e-201912318-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20194980-e-201912318-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 16.12.2019 tarihli, 2019/4980 E., 2019/12318 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2019/4980 E., 2019/12318 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVACI-DAVALI : ...<br />
DAVALI-DAVACI :<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma<br />
KARAR DÜZELTME İSTEYEN :...</p>

<p>Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; bozulmasına dair Dairemizin 26.06.2018 gün ve 2016/20732 - 2018/8068 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2014 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.</p>

<p>Mahkemece; tarafların karşılıklı boşanma davalarının kabulü ile boşanmalarına, ortak çocukların velayetleri davacı-davalı babaya verilmiş, davalı-davacı kadının hükmü velayetler yönünden temyiz etmesi üzerine Dairemizce; ortak çocukların velayetlerinin davalı-davacı anneye verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuş, davacı-davalı erkek tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Velayet düzenlemesi yapılırken göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun "Üstün yararıdır" (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m. 1; TMK m.339/1, 343/1, 346/1; Çocuk Koruma Kanunu m.4/b). Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları, boşanmadaki kusurları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Somut olayda; karar velayetler yönünden kesinleşmeden Diyarbakır 2. Aile Mahkemesi'nin 2016/967 esas 2017/851 karar sayılı dosyası ile, ortak çocuklar Nisanur ve ...'in velayetlerinin davacı-davalı babaya verildiği, bu kararın 12.12.2017 tarihinde kesinleştiği, bu dosyada yapılan yargılama sırasında alınan sosyal inceleme raporuna göre çocukların velayetlerinin babaya verilmesinin uygun olduğu, annenin velayet talebinden vazgeçtiği, kaldı ki ortak çocukların babanın yanında fiilen yaşamaya başladıkları, babanın yanındaki yaşam koşullarına alıştıkları ve babaları ile kalmak istediklerini beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle ve değişen koşullara göre her zaman velayet düzenlemesi yapılabileceğinden ortak çocuklar 2010 doğumlu Nisanur ve 2011 doğumlu ...'in velayetlerinin Türk Medeni Kanunu’nun 182 ve 336/2 maddeleri uyarınca davacı-davalı babaya bırakılmasına karar verilmesi isabetlidir. Açıklanan gerekçe ile davacı-davalı babanın karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 26.06.2018 tarih 2016/20732 esas 2018/8068 karar sayılı bozma ilamının kaldırılmasına ve hükmün açıklanan sebeple onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda gösterilen sebeple davacı-davalının karar düzeltme isteğinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440-442. maddeleri gereğince kabulüne, Dairemizin 26.06.2018 tarih 2016/20732 esas 2018/8068 karar sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA ve hükmün gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden Gülşah'a yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 143.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, karar düzeltme harcının istek halinde yatıran Ahmet'e geri verilmesine oybirliğiyle karar verildi. 16.12.2019 (Per.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20194980-e-201912318-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 12:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="96176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/9767 E., 2015/11313 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20159767-e-201511313-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20159767-e-201511313-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 02.06.2015 tarihli, 2015/9767 E., 2015/11313 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/9767 E., 2015/11313 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Velayetin Değiştirilmesi</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Kuşkusuz velayetin düzenlenmesinde, çocukların üstün yararı, ana ve babanın isteklerinden önce gelir. Velayet düzenlemesi yapılırken göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun "üstün yararı" (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme md. 3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi md. 1) dır. Çocuğun üstün yararı belirlenirken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları, ahlaki değer yaşamları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Mahkemece, velayetin düzenlenmesine esas olmak üzere herhangi bir uzman incelemesi yaptırılmamıştır. Öyleyse, mahkemece yapılacak iş; mahkeme nezdindeki aile mahkemesi uzman veya uzmanlarından çocuğun velayetine esas teşkil etmek üzere rapor alınması, tüm deliller birlikte değerlendirilerek, çocuğun üstün yararının velayetin ebeveynlerden hangisine bırakılmasında olduğunun saptanması ve hasıl olacak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Açıklanan hususların üzerinde durulmaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 02.06.2015(Pzt.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20159767-e-201511313-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="38834"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temmuz ayı kira artış oranı yüzde 31,90 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/temmuz-ayi-kira-artis-orani-yuzde-3190-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/temmuz-ayi-kira-artis-orani-yuzde-3190-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu, kiralara gelecek zamma ilişkin enflasyon verisini açıkladı. Temmuz ayı kira zam oranı da yüzde 31,90 oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Temmuz ayı enflasyonunun açıklanmasıyla birlikte ev ve iş yerlerine yapılacak kira artış oranı belirlendi. Türkiye İstatistik Kurumu, Temmuz ayına ilişkin enflasyon oranlarını açıkladı. Enflasyon aylık yüzde 1,78, yıllık yüzde 31,75 oldu.</p>

<p>Ev ve iş yerlerine yapılacak kira zammı oranı ise yüzde 31,90 olarak öne çıktı. Böylece kira kontrat süresi bu ay dolan işletme sahipleri kiralarına yüzde 31,90 oranında zam yaparak ödeme gerçekleştirecek. Geçtiğimiz ay zam oranı yüzde 32,03 olmuştu.</p>

<p><strong>SON 10 AYLIK KİRA ARTIŞ ORANLARI ŞU ŞEKİLDE:</strong></p>

<p>Eylül 2025: Yüzde 39,62</p>

<p>Ekim 2025: Yüzde 38,36</p>

<p>Kasım 2025: Yüzde 37,15</p>

<p>Aralık 2025: Yüzde 35,91</p>

<p>Ocak 2026: Yüzde 34,88</p>

<p>Şubat 2026: Yüzde 33,98</p>

<p>Mart 2026: Yüzde 33,39</p>

<p>Nisan 2026: 32,82</p>

<p>Mayıs 2026: 32,43</p>

<p>Haziran 2026: 32,24</p>

<p>Temmuz 2026: 32,03</p>

<p>Ağustos 2026: 31,90</p>

<section>
<p></p>
</section>

<p>Temmuz 2026 TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) – Yİ-ÜFE (Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi) Oranları Türkiye İstatistik Kurumu tarafından belirlendi. Açıklanan verilere göre yeni oranlar aşağıdaki gibidir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="49"></td>
   <td valign="top" width="75"></td>
   <td colspan="2" width="118">
   <p><strong>Önceki Aya Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="121">
   <p><strong>Önceki Yılın Aralık Ayına Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="118">
   <p><strong>Önceki Yılın Aynı Ayına Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="116">
   <p><strong>12 Aylık Ortalamalara Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="49">
   <p><strong>YIL</strong></p>
   </td>
   <td width="75">
   <p><strong>AY</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="60">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="60">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="61">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="60">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="49">
   <p><strong>2026</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>1,52</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p><strong>1,78</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p><strong>17,86</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p><strong>19,86</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p><strong>27,83</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>31,75</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>27,54</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>31,90</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 344. Maddesi gereğince; taraflarca bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla belirlenecek olup; Temmuz 2026 Kira artış oranı %<strong>31,90 </strong>olmuştur.</p>

<p></p>

<h1>Kira Artışına Türk Borçlar Kanunu Uyarınca Uygulanan Endeksler (Oranlar)</h1>

<p></p>

<p>1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk borçlar kanunu 344. Madde</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"></td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2026 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2027 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2028 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2029 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2030 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong><strong> </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong>Ocak*</strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">33,98</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Şubat</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">33,39</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mart</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">32,82</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Nisan</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">32,43</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mayıs</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">32,24</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Haziran</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">32,03</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Temmuz</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">31,90</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ağustos</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Eylül</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ekim</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Kasım</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Aralık</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"></td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2021 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2022 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2023 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2024 YILI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2025 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong><strong> </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong>Ocak*</strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">12,53</td>
   <td valign="bottom" width="107">22,58</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>72,45</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>54,72</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>56,35</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Şubat</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">12,81</td>
   <td valign="bottom" width="107">25,98</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>71,83</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>55,91</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">53,83</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mart</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">13,18</td>
   <td valign="bottom" width="107">29,88</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>70,20</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>57,50</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">51,26</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Nisan</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">13,70</td>
   <td valign="bottom" width="107">34,46</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>67,20</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>59,64</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">48,73</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mayıs</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">14,13</td>
   <td valign="bottom" width="107">39,33</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>63,72</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>62,51</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">45,80</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Haziran</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">14,55</td>
   <td valign="bottom" width="107">44,54 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>59,95</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>65,07</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">43,23</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Temmuz</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">15,15</td>
   <td valign="bottom" width="107">49,65 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>57,45</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">65,93</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>

   <p>41,13</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ağustos</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">15,78</td>
   <td valign="bottom" width="107">54,69 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>56,28</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>64,91</p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">39,62</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Eylül</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">16,42</td>
   <td valign="bottom" width="107">59,91 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>55,30</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">63,47</td>
   <td valign="bottom" width="107">38,36</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ekim</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">17,09</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>65,26</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>54,26</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">62,02</td>
   <td valign="bottom" width="107">37,15</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Kasım</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">17,71</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>70,36</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>53,40</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">60,45</td>
   <td valign="bottom" width="107">35,91</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Aralık</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">19,60</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>72,31</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>53,86</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">58,51</td>
   <td valign="bottom" width="107">34,88</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2016 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2017 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2018 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS </strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2019 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS** </strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2020 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS** </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Ocak*</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,50</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>4,96</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,66</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>17,16</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>14,52</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,61</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>5,87</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,50</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>17,93</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>13,94</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,64</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>6,89</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,35</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>18,70</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>13,33</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,47</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>8,01</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,36</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,39</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,66</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,19</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>9,02</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,80</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,91</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,10</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,91</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>9,98</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>16,57</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,88</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,88</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,77</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>10,94</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>17,41</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,91</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,51</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,51</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,05</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>18,78</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,62</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,27</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,07</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>13,26</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>21,36</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>18,27</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,47</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>3,83</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>14,47</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">23,73</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>16,81</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,74</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>3,93</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>15,38</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">25,52</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,87</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,04</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,30</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>15,82</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">27,01</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,18</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,28</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2015 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2014 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2013 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2012 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2011 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ocak*</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>9,59</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,22</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>5,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>11,11</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,89</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>6,11</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,96</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,23</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>6,95</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,36</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>7,36</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,74</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,17</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,98</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,66</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,27</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,57</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,21</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,74</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,18</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,24</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,42</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,43</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,26</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,88</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,59</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,14</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,55</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,39</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,76</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,92</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,84</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,58</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>8,65</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,03</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,58</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,11</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,93</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,80</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,26</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,32</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,10</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,98</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,72</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,28</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,25</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,48</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,09</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,09</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2010 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2009 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2008 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2007 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2006 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ocak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>1,14</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>12,81</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,08</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,68</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,45</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>1,20</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>12,63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>5,94</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,08</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,04</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>1,63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,99</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>5,95</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,49</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>2,52</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,65</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,39</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>11,01</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,09</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>3,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,96</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,20</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,95</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,27</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>4,30</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,34</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>8,39</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,09</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,97</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,47</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,76</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,82</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,18</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,19</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,68</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>8,29</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>6,49</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>3,22</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>11,29</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,77</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,06</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>7,71</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>2,20</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>12,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,76</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,27</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>1,37</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>12,56</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,75</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,60</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,52</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>1,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>12,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,31</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,34</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2005 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2004 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2003 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2002 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2001 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ocak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>14,55</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>23,61</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>45.9</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>66.8</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>48.0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>14,70</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>21,49</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>42.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>72.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>44.5</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>15,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>19,18</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>39.4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>75.4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>42.1</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>14,96</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>17,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>37.8</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>75.3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>41.8</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>13,97</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>15,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>36.7</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>73.6</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>42.3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>12,78</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>13,73</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>35.4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>71.5</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>43.3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>11,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>12,51</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>33.8</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>69.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>44.8</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>10,65</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,62</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>32.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>66.3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>46.9</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>9,54</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>30.3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>63.0</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>49.7</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>28.5</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>59.0</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>53.2</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,07</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>27.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>54.6</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>57.0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,09</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>25.6</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>50.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>61.6</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>* 26.02.2014 Tarihli ve 6527 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi ile 5429 sayılı Kanuna eklenen fıkra gereğince “Muhtelif mevzuatta Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) ve Üretici Fiyat Endeksine (ÜFE) yapılmış olan atıflar, Kurumca hesaplanan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksine (Yİ-ÜFE), tarım sektörü TEFE ve ÜFE’ye yapılan atıflar Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksine yapılmış sayılır.</p>

<p>** Özel hüküm bulunmayan durumlar için Türk Borçlar Kanunu’nun 344. Maddesine göre kira artış oranında 12 aylık ortalamaya göre belirlenen TÜFE oranı esas alınır.</p>

<p>*** <strong> </strong>7409 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na eklenen Geçici 1. madde uyarınca (11.06.2022 ile 01.07.2023 tarihleri arasında geçerli olmak üzere) konutlarda kira artışına % 25 oranında üst sınır getirilmiştir. 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha düşük açıklanmış ise, üst sınır TÜFE'ye göre belirlenecek olup şayet 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha yüksek açıklanmış ise, bu durumda %25 oranında artış yapılabilecektir.</p>

<p>**** <strong> </strong>7456 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na eklenen Geçici 2. madde uyarınca (02.07.2023 ile 01.07.2024 tarihleri arasında geçerli olmak üzere) konutlarda kira artışına % 25 oranında üst sınır getirilmiştir. 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha düşük açıklanmış ise, üst sınır TÜFE'ye göre belirlenecek olup şayet 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha yüksek açıklanmış ise, bu durumda %25 oranında artış yapılabilecektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/temmuz-ayi-kira-artis-orani-yuzde-3190-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/08/ev-kira-hesap.jpg" type="image/jpeg" length="23937"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hak Düşürücü Süreler Takvimle Değil Kanunla Uzatılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hak-dusurucu-sureler-takvimle-degil-kanunla-uzatilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hak-dusurucu-sureler-takvimle-degil-kanunla-uzatilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukuk düzeninde bazen bir gün, bir haktan daha değerlidir. Çünkü kimi zaman bir günün geçmesi, yalnızca zamanı değil, kamu gücünü de sona erdirir. Hak düşürücü süreler de tam olarak bu işlevi yerine getirir. Süre dolduğunda takvimde sadece bir yaprak değişmez; idarenin belirli bir konuda işlem yapma yetkisi de ortadan kalkar. Bu nedenle hak düşürücü sürelerin nasıl hesaplanacağı meselesi, teknik bir süre hesabından ibaret değildir. Bu mesele, hukuk düzeninin temel ilkelerini, idarenin yetkisinin sınırlarını ve bireyin hukuki güvenliğini doğrudan ilgilendirir.</p>

<p>31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Danıştay İkinci Dairesinin E.2025/4820, K.2026/420 sayılı kararı da görünüşte kanun yararına temyiz isteminin reddine ilişkin usulî bir karar olmakla birlikte, gerçekte disiplin hukukunun temel ilkelerinden birini yeniden tartışmaya açmıştır. Tartışmanın odağındaki soru şudur:</p>

<p>Hak düşürücü bir sürenin son günü hafta sonuna veya resmî tatile rastladığında, bu süre ilk iş gününe uzar mı?</p>

<p>Danıştay çoğunluğu, uyuşmazlığın esasına girmemiş; kanun yararına temyiz kurumunun olağanüstü niteliği nedeniyle istemi reddetmiştir. Karşı oy ise, ülke genelinde farklı uygulamalara yol açabilecek bu hukuki sorunun, tam da kanun yararına temyiz kurumunun varlık sebebi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>Kanımca karşı oyun usule ilişkin bu tespiti isabetlidir. Gerçekten de uygulama birliğini ilgilendiren bir konuda Danıştayın yol gösterici bir değerlendirme yapması beklenirdi. Ancak asıl mesele, kanun yararına temyizin sınırlarından çok daha derindedir. Tartışılması gereken husus, hak düşürücü sürelerin hukuki niteliği ve bu sürelerin kamu gücü üzerindeki etkisidir.</p>

<p>Hak düşürücü süreler, belirli bir sürenin geçmesiyle birlikte yalnızca işlem yapma imkânını değil, yetkinin kendisini ortadan kaldıran sürelerdir. Buna karşılık zamanaşımında hak varlığını sürdürür; yalnızca talep edilebilirliği etkilenir. Bu nedenle zamanaşımı, kural olarak ilgilinin ileri sürmesine bağlıdır; süresi içinde ileri sürülmediği takdirde hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınmaz ve hak varlığını devam ettirir. Hak düşürücü sürede ise hak veya yetki, sürenin dolmasıyla birlikte kendiliğinden sona erer. Artık kullanılabilecek bir hak veya yetki kalmamıştır. Bu nedenle hak düşürücü süreler, hukuk düzeninin en katı ve istisnaya en az elverişli kuralları arasında yer alır.</p>

<p>Uygulamada ise bir sürenin hak düşürücü süre mi, yoksa zamanaşımı süresi mi olduğu her zaman kolayca belirlenememektedir. Bunun temel ölçütü, sürenin dolmasının doğurduğu hukuki sonuçtur. Sürenin dolmasına rağmen hak varlığını koruyor ve hukuki sonuç doğurabilmesi karşı tarafın zamanaşımı def’ini ileri sürmesine bağlı bulunuyorsa zamanaşımı söz konusudur. Buna karşılık sürenin dolmasıyla birlikte hak veya yetki kendiliğinden ortadan kalkıyor ve bu durum hâkim ya da idarece resen gözetiliyorsa artık hak düşürücü süre vardır. Kısacası, bir sürenin adı değil, doğurduğu hukuki sonuç onun zamanaşımı mı yoksa hak düşürücü süre mi olduğunu belirler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte bu nedenle hak düşürücü sürelerin uzaması, durması veya kesilmesi ancak kanunun açık iradesiyle mümkündür.</p>

<p>Bu sonuç, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur. Nitekim Anayasa Mahkemesi de hukuk devleti ilkesinin temel unsurları arasında hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine sürekli olarak vurgu yapmaktadır. Hukuk devleti, kamu gücünün ancak kanunun verdiği yetki çerçevesinde kullanılmasını ifade eder. Kanunda bulunmayan bir yetkinin yorum yoluyla oluşturulması nasıl mümkün değilse, sona ermiş bir yetkinin yorum yoluyla yeniden canlandırılması da aynı şekilde mümkün değildir.</p>

<p>Bu ilkenin somut yansıması, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 127. maddesinde görülmektedir. Kanun koyucu, disiplin soruşturmasına başlanması için belirli bir süre öngörmüş; bu süre geçtikten sonra disiplin yetkisinin kullanılmasını istememiştir. Böylece yalnızca idareyi süratli davranmaya zorlamamış, aynı zamanda kamu görevlisini belirsiz süre devam eden bir disiplin tehdidinden korumuştur.</p>

<p>Dolayısıyla burada söz konusu olan süre, mahkemelerde taraflara tanınan bir usul süresi değil; idarenin kamu gücünü kullanabileceği zamanı belirleyen maddi hukuk niteliğinde hak düşürücü bir süredir.</p>

<p>İşte bu ayrım son derece önemlidir.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda ve diğer usul kanunlarında, sürenin son gününün resmî tatile rastlaması hâlinde sürenin ilk iş gününe uzayacağı kabul edilmiştir. Bunun nedeni, kişilerin mahkemeye erişim hakkını korumaktır. Mahkemenin kapalı olduğu bir günde dava açamayan veya kanun yoluna başvuramayan kişinin hak kaybına uğramaması amaçlanmaktadır.</p>

<p>Disiplin soruşturmasına başlama süresi ise tamamen farklı bir işleve sahiptir. Burada korunmak istenen, bireyin mahkemeye erişim hakkı değil; idarenin kamu gücünü hangi süre içinde kullanabileceğidir.</p>

<p>Bu nedenle usul hukukuna ait koruyucu düzenlemelerin, maddi hukuk alanındaki hak düşürücü sürelere kıyas yoluyla uygulanması mümkün değildir. Çünkü bu durumda yorum yapılmış olmaz; kanunda bulunmayan yeni bir uzatma sebebi oluşturulmuş olur.</p>

<p>Oysa yargının görevi kanunu tamamlamak değil, uygulamaktır.</p>

<p>Kanunun sustuğu yerde yorum, kanunun yerine geçemez.</p>

<p>Üstelik burada göz ardı edilmemesi gereken evrensel bir hukuk ilkesi daha bulunmaktadır:</p>

<p>Hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz.</p>

<p>Bu ilke yalnızca özel hukuk ilişkileri için değil, kamu idaresi bakımından da geçerlidir.</p>

<p>İdareye disiplin soruşturmasına başlamak için bir aylık süre tanınmışsa, bu süreyi dikkatli ve özenli kullanmak da idarenin yükümlülüğüdür. Son güne kadar hareketsiz kalan idarenin, sürenin hafta sonuna rastladığını ileri sürerek fiilen ek süre elde etmesi, kendi gecikmesinden hukuki sonuç çıkarması anlamına gelir.</p>

<p>Hukuk düzeni, hiç kimsenin kendi ihmali veya gecikmesinden avantaj sağlamasına izin vermez.</p>

<p>Hak düşürücü sürelerin asıl amacı da budur.</p>

<p>Bu süreler, idareye işlem yapma kolaylığı sağlamak için değil; bireyin hukuki durumunu belirli hâle getirmek için kabul edilmiştir. Kamu görevlisi, kanunda öngörülen sürenin dolmasıyla birlikte artık disiplin tehdidinin sona erdiğini bilmelidir.</p>

<p>Belirlilik ilkesi de bunu gerektirir.</p>

<p>Birey, kamu gücünün hangi tarihten sonra artık kendisi hakkında kullanılamayacağını önceden öngörebilmelidir. Eğer hak düşürücü süreler hafta sonu, resmî tatil veya benzeri nedenlerle kanunda yer almayan yorumlarla uzatılabilecekse, bu durumda hak düşürücü sürelerin varlık nedeni olan hukuki güvenlik büyük ölçüde ortadan kalkacaktır.</p>

<p>Elbette kanun koyucu, hak düşürücü sürelerin son gününün resmî tatile rastlaması hâlinde ilk iş gününe uzayacağını açıkça düzenleyebilir. Böyle bir düzenleme yapıldığı takdirde tartışma sona erer.</p>

<p>Ancak böyle bir düzenleme bulunmadığı sürece, yargısal yorumla yeni bir uzatma sebebi oluşturulması, yalnızca süreyi değil, idarenin yetkisini de uzatmak anlamına gelir.</p>

<p>Oysa yorumun görevi yeni bir yetki üretmek değildir.</p>

<p>Çünkü sona ermiş bir yetki, yorumla yeniden doğmaz.</p>

<p>Bu bakımdan Danıştay İkinci Dairesinin söz konusu kararı, disiplin hukukunun ötesinde, hukuk devleti ilkesinin uygulanmasına ilişkin önemli bir tartışmayı gündeme taşımıştır. Bu tartışmanın çözümü, usul hükümlerinin kıyasen uygulanmasında değil; hak düşürücü sürelerin maddi hukuk niteliğinin doğru tespit edilmesinde yatmaktadır.</p>

<p>Kanun koyucu isterse süreyi uzatır; hâkim ise yalnızca kanunu uygular. Yorumun görevi süre eklemek değil, kanunun anlamını ortaya koymaktır. Aksi hâlde uzayan süre değil, yargının yetkisi olur. Çünkü süreler kolaylık sağlamak için değil, sınır çizmek için konulur. Hak düşürücü süreler takvimle değil, kanunla uzatılır. Takvim zamanı gösterir; kamu gücünün sınırını ise kanun çizer.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hak-dusurucu-sureler-takvimle-degil-kanunla-uzatilir-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/kum-asd.jpg" type="image/jpeg" length="20742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. YARGI PAKETİ İLE YAPILAN DÜZENLEMELER SONRASI İDARİ YARGIDA FAİZ MESELESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-yapilan-duzenlemeler-sonrasi-idari-yargida-faiz-meselesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-yapilan-duzenlemeler-sonrasi-idari-yargida-faiz-meselesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>31.07.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve kamuoyunda “<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi” </a>olarak bilinen 7589 sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">“<i>Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</i>” </span></a></strong>ile birçok kanunda değişiklik yapıldı. Söz konusu değişiklikler farklı alanlara yönelik olup bunlar arasında özel hukuk ilişkilerinde geçerli olan temel kanuni düzenlemelerden 6098 sayılı Borçlar Kanunu da yer almaktadır.</p>

<p>7589 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine iki fıkra eklenmiştir. 7589 sayılı Kanunla ekleme yapılmadan önce madde metninde “<i>destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar</i>”ın belirlenmesinde dikkate alınacak esaslar belirtilmekteydi. Borçlar Kanunu 55. maddesine yapılan ekleme sonrası ise bedensel zararlar arasında yer alan “<i>çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar</i>” ve “<i>destekten yoksun kalma</i>” zararı bakımından ayrıntılı bir duruma yer verilmiştir. Bu durum da söz konusu tazminatlar bakımından faizin işletileceği tarih meselesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapılan düzenleme ile Borçlar Kanunu 55/3. maddesinde çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararı bakımından bilinen dönem için haksız fiil ya da olay tarihi, bilinmeyen dönem için ise mahkeme karar tarihinden itibaren yasal faiz işletileceği düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu 55/4. maddesinde de yargılama öncesi yapılan ödemelerin “<i>ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak</i>” mahsup edileceği düzenlenmiştir. Yapılan düzenleme hem adli hem de idari yargıyı ilgilendirmekte olup düzenlemenin hem adli yargı hem de idari yargıyı ilgilendirmesi Borçlar Kanunu’nun 55/2. maddesinde yer alan düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Zira Kanun’un belirtilen maddesinde Borçlar Kanunu hükümlerinin “<i>her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı</i>” belirtilmektedir.</p>

<p>Yukarıda işaret edilen düzenlemenin idari yargıda açılacak çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararlarının tazmini konulu tam yargı davalarında da dikkate alınması gerekmektedir. Zira zararın karşılanması noktasında uygulanacak kurallara ilişkin idari yargıya özgü bir usul kanunu bulunmamaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu idari davalar bakımından dikkate alınması gereken hususları düzenlemekte ise de zarar türleri, zararın belirlenmesi, faiz gibi konularda düzenleme içermemektedir. Borçlar Kanunu 55/2. maddesinde belirtilen düzenleme ise idari yargıda zararın belirlenmesi konusundaki boşluğu doldurma işlevi görmektedir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki Borçlar Kanunu 55/3. maddesinde belirtilen faizin “<i>olay tarihi ya da haksız fiil tarihinden itibaren</i>” başlatılacağı kuralı, açılacak her tam yargı davası bakımından geçerli değildir. Kanun’un 55/3. maddesinde haksız fiil tarihi ya da olay tarihinden itibaren başlatılacak faizin sadece çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararı bakımından geçerli olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla idari işlemler nedeniyle uğranılan zararlar ile tedavi giderleri, kazanç kaybı, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zarar, taşınır ve taşınmaz malların kısmen ya da tamamen kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle uğranılan zararlar ve idarenin sorumlu tutulabileceği diğer zarar türleri bakımından bu düzenleme uygulanamaz. Ayrıca faizin “<i>olay tarihi ya da haksız fiil tarihinden itibaren</i>” başlatılacağı kuralı tüm olaylar ya da zararlar bakımından geçerli olmayıp 7589 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden sonra meydana gelen zararlar bakımından geçerli olduğu unutulmamalıdır.</p>

<p>İdari yargıda faizin işletileceği tarih bakımından bir yasal düzenleme olmamakla beraber Danıştay’ın faizin işletileceği tarih konusundaki temel yaklaşımının idarenin temerrüt tarihi olduğu söylenebilir. Danıştay’a göre idarenin sorumlu tutulabileceği bir durumda alacağa/tazminata faiz işletilebilmesi için idareye başvuruda bulunulması ve idarenin bunu ödemeyi kabul etmeyerek temerrüde düşmüş olması gerekmektedir. Bunun yanında Danıştay tarafından yargılama aşamasında bir idarenin hasım mevkiine alınması halinde buna dair işlemin tebliğ tarihinden itibaren faiz işletileceği kabul edilmektedir. 7589 sayılı Kanun ile Borçlar Kanunu 55. maddesine eklenen fıkralar gereğince idari yargıda çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararı bakımından faizin işletileceği tarih konusunda açık yasal düzenleme gereği yargı yerlerinin 31/07/2026 tarihi sonrasında meydana gelecek olaylar bakımından tutumunu değiştirmesi gerekecektir. Bu tarih sonrası çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararı bakımından idareye başvuru tarihi esas olmayıp zarar doğuran olay tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilecektir. Açık yasal düzenleme gereği davalı idarenin dava dilekçesinde gösterilmesi ya da sonradan hasım mevkiine alınmasının da önemi bu durumda kalmamıştır. Bu sebeple 7589 sayılı Kanun 18. maddesi iptal edilmedikçe, belirtilen üç tür zarar bakımından idarenin temerrüt tarihinin esas alınacağı kabulüne istisna teşkil edecektir.</p>

<p>İdari yargıda geçerli olan ilkelerden tam tazmin ilkesi, zararın her açıdan giderilmesini amaçlamakta olup zarar gören lehine olan bir ilkedir. İdari yargıda faize hükmedilmesi, tam tazmin ilkesinin bir gereğidir. Zira bu ilke ile zarar gören ya da alacağına kavuşamayan kişi, parasından mahrum kalma ya da yaşanan enflasyon karşısında parasının (alacağının) değerinin düşmesi riskine karşı korunmaktadır. 7589 sayılı Kanun’da Borçlar Kanunu’na yapılan eklemenin 31/07/2026 tarihinden itibaren geçerli olacağının düzenlenmesi kanımızca tam tazmin ilkesini zedelemektedir. Zira mahkemelerce hükmedilecek tazminat miktarı kurucu nitelikte olmayıp tespit edici niteliktedir. Yani idari yargı mercilerinin kararı ile zarar görenin zararının tespit edilip ödenmesine hükmedilmektedir. Bu açıdan kanımızca Borçlar Kanunu’na eklenen düzenlemenin devam eden işlemlere de etki etmesi gerekirdi. Ancak yargının iş yükünün artmasından endişe edilmiş olacak ki düzenlemenin 31/07/2026 tarihinden itibaren meydana gelecek olaylar bakımından geçerli olması öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Dr. Zülfü YALÇIN</strong></p>

<p><strong>Öğretim Görevlisi</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-yapilan-duzenlemeler-sonrasi-idari-yargida-faiz-meselesi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tertasiz.jpg" type="image/jpeg" length="10765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95630"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14618"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99510"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86603"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81518"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17116"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68478"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="43690"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="74268"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="47219"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="87213"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="86949"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="41235"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="92861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="13198"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="74367"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="74767"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
