<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 05 Aug 2026 22:38:06 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAKKINDA CEZA DAVASI DEVAM EDEN MEMURA, CEZA MAHKEMESİ KARARI KESİNLEŞMEDEN DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA CEZASI VERİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakkinda-ceza-davasi-devam-eden-memura-ceza-mahkemesi-karari-kesinlesmeden-devlet-memurlugundan-cikarma-cezasi-verilemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakkinda-ceza-davasi-devam-eden-memura-ceza-mahkemesi-karari-kesinlesmeden-devlet-memurlugundan-cikarma-cezasi-verilemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Davacıya isnat edilen disiplin cezasına konu fiilin "sahtecilik" olduğu, davacının aynı eylemi nedeniyle yargılandığı ceza davasındaki suçun da "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" olarak belirlendiği, bir başka ifadeyle disiplin cezasına konu eylem ile ceza yargılamasına konu eylemin vasıflandırmasının örtüştüğü görülmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>2. DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/739</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/5453</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 25.11.2025</strong></p>

<p><strong>DİSİPLİN CEZASINA KONU EYLEM İLE CEZA YARGILAMASINA KONU EYLEMİN VASIFLANDIRMASININ ÖRTÜŞMESİ</strong></p>

<p><strong>DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA CEZASI</strong></p>

<p><strong>CEZA YARGILAMASI SONUCUNDA VERİLECEK KARARIN KESİNLEŞMESİ</strong></p>

<p><strong>Özeti: </strong>Uyuşmazlıkta; davacıya isnat edilen disiplin cezasına konu fiilin "sahtecilik" olduğu, davacının aynı eylemi nedeniyle yargılandığı ceza davasındaki suçun da "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" olarak belirlendiği, bir başka ifadeyle disiplin cezasına konu eylem ile ceza yargılamasına konu eylemin vasıflandırmasının örtüştüğü görülmektedir. Bu itibarla; Bölge İdare Mahkemesince, davacı hakkındaki ceza yargılaması sonucunda verilecek karar kesinleştikten sonra, disiplin cezasına konu fiillerin işlenip işlenmediği konusunda dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile ceza mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığından, temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.</p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU:</strong> ... Bölge İdare Mahkemesi.... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem: Dava; Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapan davacının, hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda "sahtecilik" fiilini işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6 maddesi uyarınca "meslekten çıkarma" cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun... günlü, ... sayılı kararının 46. olaya ilişkin kısmının iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:... İdare Mahkemesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararla; davacının, disiplin cezasıyla cezalandırılmasına temel olan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nde öngörülen eyleminin, mevcut hukuki durum itibarıyla 7068 sayılı Kanun'daki meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylemler arasında yer almaması ve "suç ve cezada lehe olan kuralın uygulanması" kuralının disiplin yaptırımları yönünden de geçerli bir ilke olması karşısında, Tüzük'ün 8/6 maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla tecziyesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların hak ediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti: Danıştay İkinci Dairesinin 11/06/2024 günlü, E:2024/808, K:2024/3602 sayılı bozma kararına uyularak, uyuşmazlığın esasına girilmek suretiyle ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince verilen temyize konu kararla; davacının, disiplin soruşturmasına konu fiilleri nedeniyle yargılandığı ceza davasında, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçundan 5 yıl 10 ay; "rüşvet" suçundan ise 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan yargı kararı uyarınca davacının sahtecilik fiilini işlediği sonucunun ortaya çıktığı, bu itibarla sübuta eren fiil kapsamında usulüne uygun olarak yürütülen disiplin soruşturması sonucunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile istinafa konu mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: </strong>Davacı tarafından; Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6 maddesinde düzenlenen ve meslekten çıkarma cezasını gerektiren "sahtecilik" fiilinin, 7068 sayılı Kanun'da düzenlenmemesi nedeniyle lehe olan hükmün uygulanması ilkesi çerçevesinde karar verilmesi gerektiği, aynı birimde görev yapan birçok kişi içerisinde sadece kendisinin sorumlu tutulduğu, hukuki güvenlik, eşitlik ve kazanılmış hakka saygı ilkelerinin ihlal edildiği, disiplin soruşturmasına konu eylemleri nedeniyle yargılandığı ceza davasında verilecek kararın beklenilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN CEVABI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...</p>

<p>DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmüştür.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosyanın tekemmül ettiği anlaşıldığından davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Dava dosyasının incelenmesinden; 13/02/2014 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından mükerrer sürücü belge sicillerinin birleştirilmesi için Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğüne liste gönderildiği, yapılan kontrollerde Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan davacının, Pol-Net sistemi üzerinden bazı şahıslara ait sürücü belge dosyalarında güncelleme yapmak suretiyle usulsüz olarak şahısların sürücü belgesi almalarını sağladığının tespit edildiği, hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda hazırlanan raporun 46. olaya ilişkin kısmında "M.Ç isimli şahsa ait ... sicil numaralı sürücü belgesi dosyasında sınıf yükseltme ile ilgili ve (E) sınıfına dair hiçbir evrak bulunmamasına rağmen 22/08/2013 tarihinde POLNET sistemi üzerinde (B) sınıfından (E) sınıfına yükseltme işlemi yaptığı" gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edilmesi üzerine temyizen incelenmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 83. maddesinin birinci cümlesi uyarınca yürürlüğe konulan ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunduğu şekliyle Emniyet Örgütü (Teşkilatı) Disiplin Tüzüğü'nün 8/6 maddesinde; hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, (...) kalpazanlık, kasden adam öldürme veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira fiilleri meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylemler olarak hükme bağlanmıştır.</p>

<p>08/03/2018 günlü, 30354 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'da, Tüzük'ün 8/6 maddesindeki fiillere ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş, anılan Kanun'un 9. maddesinde; Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller ile ilgili olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerinin, 34. maddesinde ise; bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde 657 sayılı Kanun'un disipline ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 13/01/2016 günlü, E:2015/85, K:2016/3 sayılı kararı ile 3201 sayılı Kanun'un 83. maddesinin birinci cümlesinin iptaline karar verilmesi sonrasında yürürlüğe giren 7068 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesiyle "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre re'sen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezaları bu Kanun hükümleri uyarınca verilmiş addolunur." kuralı getirilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :</strong></p>

<p>Kamu görevlilerinin disiplin cezasıyla cezalandırılabilmeleri için, disipline aykırı eylem veya işlemlerinin sübut bulup bulmadığının, usulüne uygun olarak yapılacak soruşturma ile ortaya konulması, soruşturma aşamasında kamu görevlisinin lehinde ve aleyhinde olan her türlü bilgi ve belgenin toplanması, bilahare disipline aykırı davranış olarak tespit edilen eylemin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanarak bu eyleme uygun olan disiplin cezası maddesinin tayini ve uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda, yapılan soruşturma sonucunda disiplin cezası verilebilmesi için, suça esas fiilin sübuta erdiğine ilişkin tespitin, hukuken geçerli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delillere dayanması gerektiği; aksi durumda, Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve yargı kararları ile güvence altına alınmış bulunan masumiyet karinesinin ihlali sonucunun doğabileceği açıktır.</p>

<p>Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden gerçekleştirilen incelemelerde; davacının, disiplin soruşturmasına konu fiilleri nedeniyle "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" ve "rüşvet" suçlarından yargılandığı ceza davasında, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçundan neticeten 5 yıl 10 ay; "rüşvet" suçundan ise neticeten 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Ceza Dairesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla davacının istinaf başvurusu yerinde görülerek ilk derece mahkemesi kararının bozulduğu ve dosyanın, yeniden karar verilmek üzere mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesince henüz bir karar verilmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta; davacıya isnat edilen disiplin cezasına konu fiilin "sahtecilik" olduğu, davacının aynı eylemi nedeniyle yargılandığı ceza davasındaki suçun da "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" olarak belirlendiği, bir başka ifadeyle disiplin cezasına konu eylem ile ceza yargılamasına konu eylemin vasıflandırmasının örtüştüğü görülmektedir.</p>

<p>Bu itibarla; Bölge İdare Mahkemesince, davacı hakkındaki ceza yargılaması sonucunda verilecek karar kesinleştikten sonra, disiplin cezasına konu fiillerin işlenip işlenmediği konusunda dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile ceza mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığından, temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince verilen... günlü, E:... K:... sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2/b fıkrası uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>3. 2577 sayılı Kanun'un 6545 sayılı Kanun'la değişik 50. maddesinin 2. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın, kararı veren ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>4. 2577 sayılı Kanun'a 6545 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile eklenen Geçici 8. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/11/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakkinda-ceza-davasi-devam-eden-memura-ceza-mahkemesi-karari-kesinlesmeden-devlet-memurlugundan-cikarma-cezasi-verilemez</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 22:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="40300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdare Hukukundaki Devletçi Gelenek ve Göreve İade Edilen Memurun Mali ve Özlük Haklarının Verilmemesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idare-hukukundaki-devletci-gelenek-ve-goreve-iade-edilen-memurun-mali-ve-ozluk-haklarinin-verilmemesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idare-hukukundaki-devletci-gelenek-ve-goreve-iade-edilen-memurun-mali-ve-ozluk-haklarinin-verilmemesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdare hukuku, modern devletin vatandaşla olan ilişkisini düzenleyen bir hukuk dalı olarak 19. yüzyılda Fransa’da doğmuştur. Fransız Devrimi sonrasında “idare”nin yargısal denetime tabi tutulması, vatandaşın devlet karşısında korunması ihtiyacından kaynaklanmıştır. Conseil d’État’nın geliştirdiği içtihatlar, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetlerken temel yaklaşımı “vatandaşın zayıf taraf olduğu” gerçeğine dayanır. Çünkü devlet, elindeki kamu gücü, örgütlenmesi ve imkânlarıyla her zaman daha güçlüdür. Bu nedenle idare hukuku, özünde “devleti sınırlayan” ve “bireyi koruyan” bir hukuk olarak tasarlanmıştır.</p>

<p>Türkiye’de ise idare hukuku, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir gelenek içinde şekillenmiştir. Tanzimat’tan itibaren idari yargı kurumları kurulmuş olsa da, Cumhuriyet döneminde özellikle 1961 ve 1982 Anayasaları ile idari yargı bağımsız bir yapıya kavuşturulmuştur. Ne var ki bu yapısal bağımsızlık, uygulamada her zaman “bireyi koruyan” bir zihniyetle birleşmemiştir. Ülkemizde idare hukuku, büyük ölçüde “devletçi” bir gelenek içinde yorumlanmıştır. Yargı organları, özellikle mali sonuç doğuran davalarda, çoğu zaman “kamu yararı” ve “devletin mali menfaati” gerekçesiyle bireyin haklarını ikincil plana atmıştır.</p>

<p>Bu durum, özellikle devlet memurlarının ihraç, göreve iade ve mali haklar uyuşmazlıklarında çarpıcı biçimde ortaya çıkmaktadır. İhraç edilen bir memur, yargı kararıyla göreve iade edildiğinde, Anayasa’nın 125. maddesi ve 657 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri uyarınca yoksun kaldığı mali ve özlük haklarının ödenmesi gerekir. Çünkü idari işlem hukuka aykırı bulunup iptal edildiğinde, işlemin hiç yapılmamış gibi sonuç doğurması esastır. Göreve iade, sadece fiilen işe başlatmakla sınırlı değildir; geçmişe yönelik tüm mali ve özlük hakların da iadesini gerektirir.</p>

<p>Ancak uygulamada yargı organları, özellikle tazminat ve geriye dönük ödeme taleplerinde, son derece kısıtlayıcı ve adeta “devleti koruyan” bir tutum sergilemektedir. Tazminat miktarları çoğu zaman komik denebilecek rakamlara indirgenmekte, “kamu zararının önlenmesi” gerekçesiyle bireyin uğradığı gerçek zarar göz ardı edilmektedir. Hâkimler, “devletin cebinden para çıkmasın” kaygısıyla hareket ederken, hukuka aykırı işlemin mağduru olan vatandaşı adeta ikinci kez cezalandırmaktadır. Bu, idare hukukunun varlık sebebine aykırıdır.</p>

<p>Son yıllarda bu devletçi yaklaşımın en tipik yansımalarından biri, usulden bozulan ihraç işlemlerinde ortaya çıkmıştır. Danıştay’ın bazı daireleri, 657 sayılı Kanun’un 129. maddesine aykırı olarak son savunma alınmadan tesis edilen ihraç kararlarının iptali halinde, “idare usul eksikliğini giderip yeniden işlem tesis edebilir” gerekçesiyle, yoksun kalınan mali ve özlük hakların ödenmesine hükmedilmemesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşım hukuka aykırıdır. Çünkü:</p>

<p>- İdari yargı mercilerince verilen iptal kararları, işlemi tesis edildiği tarihten itibaren hiç tesis edilmemiş gibi ortadan kaldırır. İptalin usule mi yoksa esasa mı dayandığı, iptal kararının geriye yürür etkisini ve sonuçlarını değiştirmez.</p>

<p>- Hukuka aykırı işlem nedeniyle fiilen çalışamayan memurun, “hiç ihraç edilmemiş gibi” mali haklarını alması, iptal kararının zorunlu sonucudur.</p>

<p>- “Yeniden işlem tesis edilebilir” gerekçesi, idareye sınırsız bir “ikinci şans” tanımak anlamına gelir ve bireyi yıllarca süren belirsizliğe mahkûm eder. Bu, hukuk güvenliği ve etkili yargısal koruma ilkelerine aykırıdır.</p>

<p>İşte bu noktada, aşağıda inceleyeceğimiz karar, bu hatalı yaklaşımın kısmen de olsa düzeltilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Kararın İncelenmesi</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, Adana ili Ceyhan ilçesindeki bir ortaokulda öğretmen olarak görev yapan davacının, 657 sayılı Kanun’un 125/1-E-(g) bendi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun 03/11/2015 tarihli kararının iptali ve yoksun kaldığı maaşların yasal faiziyle ödenmesi istemine ilişkindir.</p>

<p>Adana 3. İdare Mahkemesi, 01/02/2017 tarihli kararıyla davayı esastan reddetmiştir. Danıştay Onikinci Dairesi’nin bozması üzerine Adana Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi, 25/10/2023 tarihli kararıyla işlemi <strong>usulden</strong> (son savunma alınmaması nedeniyle) iptal etmiş ve yoksun kalınan parasal hakların dava açma tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesine hükmetmiştir.</p>

<p>Danıştay Onikinci Dairesi, 05/11/2024 tarihli kararıyla iptal kısmını onamış, ancak parasal haklar kısmını bozmuştur. Bozma gerekçesi özetle şudur: İdare, 657 sayılı Kanun’un 129. maddesi uyarınca son savunmayı alıp usul eksikliğini gidererek yeniden işlem tesis edebileceğinden, bu aşamada parasal haklar hakkında karar verilmesine yer yoktur.</p>

<p>Adana Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi ise 28/01/2025 tarih ve E:2025/35, K:2025/112 sayılı kararıyla <strong>ısrar</strong> etmiştir. Israr gerekçesi son derece isabetlidir:</p>

<p>“İdari yargı mercilerince verilen iptal kararları, işlemin tesis edildiği tarihten itibaren hiç tesis edilmemiş gibi idari işlemi tüm sonuçları ile birlikte ortadan kaldıran kararlardır. İşlemin iptaline ilişkin hukuka aykırılığın usule ya da esasa ilişkin olmasının, iptal kararının sonuçlarını ve uygulanma kabiliyetini farklı kılmadığı… verilen iptal kararıyla, davacı hakkında tesis edilen Devlet memurluğundan çıkarma işlemi, tesis edildiği tarihten itibaren tüm sonuçlarıyla ortadan kalkmakta olup, idari işlem hiç tesis edilmemiş gibi davacının geriye dönük mali haklarının ödenmesinin de iptal kararının zorunlu bir sonucu olduğu…”</p>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK), 15/12/2025 tarihli kararıyla davalı idarenin temyiz istemini reddetmiş ve Bölge İdare Mahkemesi’nin ısrar kararını <strong>oyçokluğuyla onamıştır</strong>. Böylece, usulden iptal edilen ihraç işlemi nedeniyle yoksun kalınan mali hakların ödenmesi gerektiği yönündeki görüş, en üst düzeyde teyit edilmiştir.</p>

<p>Karşı oy yazan üyeler ise klasik devletçi argümanı tekrarlamışlardır: Usul eksikliği giderilebilir nitelikte olduğundan, idare yeniden işlem tesis edebileceği için parasal haklar hakkında “bu aşamada karar verilmesine yer yoktur”. Bu görüş, iptal kararının geriye yürür etkisini fiilen ortadan kaldırmakta ve bireyi, idarenin “yeniden ihraç” tehdidi altında yıllarca mağdur bırakmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Bu karar, idare hukukundaki devletçi geleneğin en azından bir noktada kırıldığını göstermektedir. Bölge İdare Mahkemesi’nin ısrarı ve İDDK’nın bu ısrarı onaması, “usulden iptal = mali hak yok” şeklindeki hatalı ve hukuka aykırı uygulamaya karşı önemli bir duruştur. İptal kararı, ister usule ister esasa dayansın, işlemi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır. Aksi kabul, idareyi usul hataları konusunda sorumsuz kılmak ve vatandaşı devletin keyfiliğine mahkûm etmek anlamına gelir.</p>

<p>İdare hukuku, vatandaşı devlete karşı korumak için vardır. Bu karar, bu temel ilkenin en azından mali haklar bakımından bir nebze olsun hayata geçirildiğini gösteren olumlu bir adımdır. Umarız bu yaklaşım, tüm idari yargı mercilerince benimsenir ve “devleti koruyan yargı” geleneği yerini “hukuku ve bireyi koruyan yargı”ya bırakır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Av. Ali Osman GÖÇER</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idare-hukukundaki-devletci-gelenek-ve-goreve-iade-edilen-memurun-mali-ve-ozluk-haklarinin-verilmemesi</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-sozlesmea.jpg" type="image/jpeg" length="76079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7589 SAYILI KANUNLA GETİRİLEN MİRASÇILAR ARASINDA CEBRİ SATIŞIN KAPSAMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-getirilen-mirascilar-arasinda-cebri-satisin-kapsami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-getirilen-mirascilar-arasinda-cebri-satisin-kapsami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 322/2. maddesi uyarınca, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin kararların yerine getirilmesinde İcra ve İflâs Kanunu hükümleri uygulanır. Bu atıf nedeniyle ortaklığın giderilmesi davalarında verilen satış kararlarının infazı, İcra ve İflâs Kanunu’nun cebri satışa ilişkin hükümlerine tabidir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a> ile İcra ve İflâs Kanunu’nun 114. maddesinde yapılan değişiklik de doğrudan bu atıf dolayısıyla ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin ilamların icrasında uygulama alanı bulmaktadır. Başka bir ifadeyle, ortaklığın giderilmesine ilişkin esaslar Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre belirlenmekte; satışın nasıl gerçekleştirileceği ise HMK’nın İcra ve İflâs Kanunu’na yaptığı atıf sebebiyle İİK m. 114 ve devamı hükümlerine göre yürütülmektedir. Bu nedenle, 7589 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle İİK m. 114’te yapılan değişiklik, dolaylı olarak ortaklığın satış suretiyle giderilmesi kararlarının icra aşamasında uygulanacak özel ihale usulünü düzenlemektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a>’un 1. maddesiyle İcra ve İflâs Kanunu’nun 114. maddesine eklenen hükümde, birinci artırmanın yalnızca malik mirasçılar arasında yapılabilmesi için ilk şart olarak taşınmazın tüm malikler tarafından miras yoluyla edinilmiş olması aranmıştır. Kanun koyucu burada bilinçli olarak “paylı mülkiyet” veya “birden fazla malik” ifadelerini kullanmamış, bunun yerine “tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri” ibaresine yer vermiştir. Böylece düzenlemenin uygulanma alanı yalnızca belirli nitelikteki ortak mülkiyet ilişkileriyle sınırlandırılmıştır.</p>

<p>“Miras yoluyla edinme”, Türk Medeni Kanunu anlamında miras bırakanın ölümüyle birlikte terekenin kanuni veya atanmış mirasçılara külli halefiyet ilkesi gereğince kendiliğinden geçmesini ifade eder. Başka bir anlatımla, taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kaynağı herhangi bir satış, bağış, trampa veya başka bir hukuki işlem değil; doğrudan mirasçılık sıfatıdır. Bu nedenle düzenleme, yalnızca mülkiyet hakkının hukuki sebebi miras olan taşınmazlarda uygulanabilecektir.</p>

<p>Kanaatimizce, kanunda yer alan “miras yoluyla edinme” ibaresi dar yorumlanmamalıdır. Bu kapsamda, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın mirasçılar adına tespit ve tescil edilmiş olması hâlinde de söz konusu şartın gerçekleştiği kabul edilmelidir. Zira bu durumda kadastro tescili, mirasçılara yeni bir mülkiyet kazandırmamakta; miras bırakanın ölümüyle Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca kendiliğinden kazanılmış bulunan mülkiyet hakkını açıklayıcı (bildirici) nitelikte tapu siciline yansıtmaktadır. Dolayısıyla mülkiyetin hukuki sebebi kadastro işlemi değil, mirastır. Bu nedenle, kadastro sırasında mirasçılar adına tescil edilen ve maliklerin tamamının mülkiyet hakkını mirasçılık sıfatıyla kazandığı taşınmazlar hakkında da 7589 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle getirilen özel artırma usulünün uygulanabileceği kanaatindeyiz.</p>

<p>Bu görüş, kadastro tespitinin kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğu ve mirasın ölüm anında kendiliğinden kazanıldığı (TMK m. 599) esasına dayandığından, kanunun amacı olan aileye ait taşınmazların öncelikle mirasçılar arasında korunması düşüncesiyle de uyumludur.</p>

<p>Yine Kanaatimizce, “miras yoluyla edinme” kavramı yalnızca veraset ilamına dayanılarak yapılan intikallerle sınırlı değerlendirilmemelidir. Mirasçılık sıfatı veya miras payı, bir mahkeme kararı sonucunda kazanılmış olsa dahi, bu karar mülkiyetin hukuki sebebini değiştirmez. Örneğin, mirasçılık belgesinin iptali, mirasçılık sıfatının tespiti, soybağının kurulması, mirasçılık hakkının tanınması veya miras payının aidiyetine ilişkin bir mahkeme kararı üzerine taşınmazın mirasçı adına tescil edilmesi hâlinde de mülkiyetin kazanılma sebebi mahkeme kararı değil, mirastır. Mahkeme kararı yalnızca mevcut mirasçılık hakkını tespit eden veya açıklayan niteliktedir. Bu nedenle, mahkeme kararıyla miras payını kazanan maliklerin de,<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 7589 sayılı Kanun</a>’un 1. maddesinde öngörülen “miras yoluyla edinme” şartını taşıdığı ve hükmün korumasından yararlanabileceği kanaatindeyiz.</p>

<p>Bu görüş, Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesinde düzenlenen mirasın ölüm anında kendiliğinden kazanılması (külli halefiyet) ilkesiyle de uyumludur. Çünkü mahkeme kararı mirası kazandıran değil, mirasçılık sıfatını ve buna bağlı mülkiyet hakkını tespit eden veya sicile yansıtan hukuki işlemdir. Dolayısıyla, bu kişilerin de ilk artırmanın yalnızca mirasçılar arasında yapılmasına ilişkin düzenlemeden yararlanması gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Kanundaki “tüm malikler” ibaresi büyük önem taşımaktadır. Buna göre taşınmazdaki maliklerden birinin dahi payını miras dışında bir yolla edinmiş olması hâlinde söz konusu özel artırma usulü uygulanmayacaktır. Örneğin mirasçılardan biri payını üçüncü kişiye satmış ve üçüncü kişi malik olmuşsa veya mirasçılardan biri diğer mirasçının payını satın almışsa, artık taşınmazın bütün maliklerinin mülkiyet sebebi miras değildir. Aynı şekilde mirasçılar arasında yapılan satışlar sonucunda payların edinilme sebebi satış sözleşmesine dayandığından, yeni düzenlemenin uygulanma şartı ortadan kalkacaktır.</p>

<p>Buna karşılık, miras bırakanın ölümü üzerine mirasçılar adına intikal eden ve malikler arasında bugüne kadar herhangi bir satış, bağış veya benzeri tasarruf işlemi yapılmamış taşınmazlarda “miras yoluyla edinme” şartı gerçekleşmiş sayılacaktır. Bu durumda ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde ilk açık artırma yalnızca malik mirasçılar arasında yapılacaktır.</p>

<p>Kanun koyucunun bu şartı aramasındaki temel amaç, aileye ait taşınmazların öncelikle mirasçılar arasında korunmasını sağlamaktır. Zira mülkiyet tamamen miras ilişkisine dayanıyorsa, taşınmazın aile içinde kalmasına yönelik korunmaya değer bir menfaat bulunmaktadır. Buna karşılık üçüncü kişilerin malik olduğu veya mülkiyetin satış gibi iradi işlemlerle el değiştirdiği durumlarda bu aile bağının zayıfladığı kabul edilmiş ve genel ihale usulünün uygulanması tercih edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, “miras yoluyla edinme” şartı yalnızca mirasçılık sıfatının bulunmasını değil, taşınmazdaki bütün maliklerin mülkiyet hakkının hukuki sebebinin münhasıran miras olmasını ifade etmektedir. Bu şart gerçekleşmediği takdirde, 7589 sayılı Kanun’un getirdiği yalnızca mirasçılar arasında yapılacak birinci artırma usulünden yararlanılması mümkün değildir. Bu yorum, kanun metninin lafzı, amacı ve aile mülkiyetini koruma düşüncesi birlikte değerlendirildiğinde isabetli görünmektedir.</p>

<p><strong>SELİM ALTINAY<br />
(İstanbul BAM Üye Hakimi)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-getirilen-mirascilar-arasinda-cebri-satisin-kapsami</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 19:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/terazi/terazi-tokgasmd.jpg" type="image/jpeg" length="36163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ ETTİNİZ AMA EK RAPOR DA AYNI MI GELDİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-raporuna-itiraz-ettiniz-ama-ek-rapor-da-ayni-mi-geldi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-raporuna-itiraz-ettiniz-ama-ek-rapor-da-ayni-mi-geldi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir sabah elinize tebligat geçer; yıllardır süren davanızda beklenen bilirkişi raporu mahkemeye sunulmuştur. Raporu açarsınız, ancak gördüğünüz şey ne hukuki bir mantığa ne de somut verilere dayanmaktadır. Sadece birkaç satırlık soyut ifadelerle haklı olduğunuz dava adeta tek kalemde harcanmıştır. Hakimlerin "uzman gözü" olarak güvendiği bu raporlar gerçekten hatasız mıdır? Ya da daha kötüsü; haklı itirazlarınız bir kenara itilip, aynı hatalı rapor ek rapor adı altında önünüze yeniden konulduğunda hakkınızı nasıl arayacaksınız?</p>

<p>İşte uygulamada en çok mağduriyet yaratan ve adil yargılanma hakkını zedeleyen nokta tam olarak burasıdır.</p>

<p>Hukuk sistemimizde bilirkişi, uyuşmazlığı çözen hakim değil; yalnızca hâkime teknik konuda yardımcı olan bir uzmandır. Hazırladığı raporun sırf bir bilirkişi tarafından imzalanmış olması, onu otomatik olarak doğru veya bağlayıcı hâle getirmez. Ancak uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere, kök rapora karşı yapılan haklı ve somut itirazlar ne yazık ki her zaman teknik bir değerlendirmeyle karşılanmamakta; ek raporlar adeta ilk raporun kopyala-yapıştır yapılarak savunulduğu soyut metinlere dönüşmektedir.</p>

<p>Peki, taraf itirazlarını karşılamayan, denetime elverişsiz ve çelişkiler barındıran bir ek rapor mahkeme hükmüne esas alınabilir mi? Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 279 ve 281 ne diyor? Yüksek yargı bu konuda hangi net sınırları çiziyor? Gelin, davalı vekili olarak sunduğumuz itirazlar ve Yargıtay'ın bu haksızlığa karşı koyan yerleşik içtihatları eşliğinde bu sorunun yanıtını birlikte arayalım.</p>

<p><strong>HMK M. 279 ve 281 Kapsamında Bilirkişi Raporunun Niteliği</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 279 ve 281. maddeleri uyarınca bilirkişi raporlarının gerekçeli, bilimsel, denetlenebilir ve tarafların itirazlarını karşılayacak nitelikte olması zorunludur. Bilirkişi, mahkemenin ara kararıyla kendisine verilen teknik incelemeyi ayrıntılı biçimde yapmak, kullandığı verileri açıklamak ve ulaştığı sonucun hangi teknik hesaplamalara dayandığını ortaya koymak zorundadır.</p>

<p>Oysa uygulamada bazı ek raporların; taraflarca dilekçelerde sorulan somut teknik soruları (örneğin kullanılan emsallerin neden seçildiğini, aradaki farklılıkların hangi objektif kriterlerle değerlendirildiğini) yanıtsız bıraktığı, yalnızca <i>"Tüm emsaller göz önünde bulundurulmuştur"</i> veya <i>"Uygun olduğu kanaatindeyiz"</i> şeklindeki soyut ifadelerle yetindiği görülmektedir. Oysa bilirkişinin görevi sadece kendi kanaatini açıklamak değil; ulaştığı sonuca hangi bilimsel yöntem ve objektif verilerle ulaştığını somut olarak ortaya koymaktır.</p>

<p><strong>Yargıtay Uygulamasında Denetlenebilir Rapor Kriterleri</strong></p>

<p>Yüksek yargı kararlarında, hükme esas alınacak raporların taşıması gereken asgari standartlar net bir şekilde çizilmiştir. Örneğin <strong>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2020/4130 E., 2021/4548 K. Sayılı ve 31.03.2021 tarihli kararında</strong><i>, "<strong>Hükme esas alınan bilirkişi raporunda </strong>dava konusu taşınmaz imar parseli, <strong>emsal alınan</strong> taşınmaz ise kadastro parseli olduğundan, dava konusu <strong>taşınmazın emsal ile kıyaslaması</strong> sonucunda değerlendirme tarihindeki değeri bulunduktan sonra, dava konusu taşınmaz imar parseline dönüştürülürken hangi oranda DOP kesilmişse, bu oranın ilave edilmesi gerekirken, emsal karşılaştırması sonucu tespit edilen metrekare birim fiyatından DOP kesintisi yapılması doğru olmadığı gibi, dava konusu taşınmazın diğer paydaşı tarafından açılan ve Dairemizin 2019/13391 E.- 2021/2331 K. sayılı dosyası ile denetiminden geçen … Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2018/1367 E – 2019/4270 K sayılı dava dosyasında imar uygulamasının tapuda tescil edildiği tarih değerlendirme tarihi olarak esas alınmak suretiyle taşınmaza 8,00-TL m² değer biçildiği ve Dairemizce uygun görüldüğü gözetildiğinde aynı değerlendirme tarihi itibariyle dava konusu taşınmaza 3,86 TL/m² değer belirleyen <strong>bilirkişi raporu inandırıcı görülmemiştir.</strong> Bu durumda taraflara, <strong>dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması,</strong> lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi, dava konusu taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazların ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu <strong>taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,</strong></i></p>

<p><i>Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA"</i></p>

<p>Benzer şekilde <strong>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2022/9345 E. ve 2023/132 K. Sayılı kararında</strong> <i>"2.Arsa niteliğindeki Konya ili, Selçuklu ilçesi, Musalla Bağları Mahallesi 13229 ada 5 parsel sayılı taşınmaza 2942 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca <strong>emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak</strong>; üzerindeki yapılara ise aynı Kanun'un (h) bendi uyarınca resmî birim fiyatları esas alınıp <strong>yıpranma payı düşülerek değer biçilmek suretiyle adil ve hakkaniyete uygun olarak tespit edilen bedelin davalı tarafa ödenmesine</strong>, dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile idare adına tesciline karar verilmesi yerindedir."</i> değerlemede emsal taşınmazların üstün ve eksik yönlerinin belirlenip kıyaslanması, gerekli adaptasyon tablolarının oluşturulması ve raporun matematiksel ve teknik olarak denetlenebilir olması gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Aynı doğrultuda <strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/3561 E., 2020/7129 K. Sayılı kararında</strong>; <i>"2- 6100 sayılı HMK'nın 279. maddesi hükmüne göre; bilirkişi, raporunu hazırlarken, dayandığı <strong>somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır.</strong> Bilirkişi raporu, aynı zamanda denetime de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.</i></p>

<p><i>Bu açıklamalar ışığında <strong>somut olay incelendiğinde;</strong> hükme esas alınan <strong>12/09/2014 tarihli bilirkişi raporu, hüküm vermeye yeterli değildir.</strong> Zira, alınan raporun düzenlendiği tarihte hesaplamaya esas alınması gerekli belgelerin tamamının dosya içerisinde yer almamakta olup, Dairece verilen 03/05/2017 tarihli bozma kararından sonra söz konusu evraklar dosya içerisine getirtilmiştir. Bundan ayrı, bilirkişi raporunda sadece yapılan ödemelerin listelenmesi suretiyle fazla ödeme yapıldığına ilişkin tespite yer verildiği anlaşılmaktadır.</i></p>

<p><i>O halde mahkemece; <strong>konusunda uzman bilirkişiden, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, tarafların itirazlarını da karşılayan rapor alınması ve ulaşılacak sonuca göre uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, hüküm vermeye yeterli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir."</strong></i> HMK'nın 279. maddesi gereğince bilirkişinin raporunu hazırlarken dayandığı somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorunda olduğu, raporun denetime elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ek Raporun Kendi İçinde Çelişkili Olması ve Yargı Denetimi</strong></p>

<p>Ek raporlarda sık rastlanan bir diğer sorun ise, raporun gerekçesi ile ulaştığı sonuç arasında çelişki bulunmasıdır. Örneğin taşınmazın merkezi konumda bulunduğu, belediye hizmetlerinden yararlandığı ve ticari saha içerisinde kaldığı kabul edildiği hâlde, bu üstün özelliklerin değere hangi oranda etki ettiği açıklanmaksızın ilk rapordaki değerin aynen korunması raporu tutarsız kılmaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de <strong>Adalet Bahadır ve Diğerleri Başvurusu (2017/28144 başvuru numaralı ve 2/12/2020 tarihli kararında)</strong> <strong><i>"51. Bozma kararından sonra alınan bilirkişi raporlarında</i></strong><i>, emsal taşınmaz yönünden belediyenin daha evvel dava tarihindeki emlak vergisine esas değeri hatalı olarak 129,87 TL/m² olarak bildirdiği ancak bu değerin gerçeği yansıtmadığı ve emsalin emlak vergisine esas değerinin 170 TL/m² olduğu belirtilmiştir. Emlak vergisine esas değerlerine göre de emsal taşınmazın dava konusu taşınmaza üstünlük oranı 2,83 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca bilirkişi raporlarında yalnızca emlak vergisine esas değer üzerinden değerlendirme yapılamayacağına işaret edilmiş ve emsal karşılaştırması yapılarak taşınmaza değer biçildiği ifade edilmiştir. <strong>Yargılama süreci incelendiğinde alınan bütün bilirkişi raporlarında, emsal alınan taşınmazın ilçe merkezinde köşe başı parsel olduğuna,</strong> düz ve sağlam zemin niteliğinde olup imarda bitişik nizam beş kat yapılaşmaya müsait olduğuna, şehir merkezinde bankalar, ticaret borsası ve her türlü ticari, ekonomik ve kültürel merkezlerle iç içe olduğuna, buna karşın dava konusu taşınmazın ise ilçe merkezine yaklaşık iki, iki buçuk km uzaklıkta, Trabzon-Samsun devlet kara yoluna yaklaşık 170 m mesafede ve ön cepheli olduğuna, kuzeyden denize sıfır olup etrafında yazlık evler ile toplu konut inşaatları bulunduğuna <strong>vurgu yapılmıştır</strong>. Bilirkişiler <strong>kök ve ek raporlarında</strong> emsalin taşınmazdan 3,25-3,75 oranında daha değerli olduğunu belirtmiş ve bunun <strong>nedeninin taşınmazların konum ile özelliklerindeki farklılıktan kaynaklandığını ifade etmişlerdir.</strong> Mahkeme de emsalin taşınmazdan 3,25 oranında kıymetli olduğu değerlendirmesi yapan 17/4/2007 tarihli bilirkişi raporunu kararına esas alarak davayı kabul etmiştir.</i></p>

<p><i>52. Dolayısıyla taşınmazın değerinin düşük belirlendiğine ilişkin mülkiyet hakkına yönelik şikâyetlerin derece mahkemelerince değerlendirilerek kök ve ek raporlar alındığı, bu raporlarda da emsalin taşınmazdan 3,25 oranında değersiz olarak belirlenmesine ilişkin <strong>yeterli ve ilgili gerekçeye yer verildiği anlaşılmaktadır.</strong>" </i>yeterli kabul edilen bilirkişi raporlarında emsal taşınmazlarla dava konusu taşınmaz arasındaki farklılıkların hangi teknik verilerle ve hangi oranlar esas alınarak değerlendirildiğinin ayrıntılı biçimde gösterilmesi gerektiğini mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir.</p>

<p>Yine <strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2013/16831 E., 2014/9139 K. Sayılı kararında</strong>, <i>"<strong>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda</strong> yeni dönemin kira parası, <strong>dosyaya sunulan bilirkişi raporu dikkate alınarak tespit edilmiştir. </strong>Yargılama sırasında davacı vekili tarafından emsal kira sözleşmesi ibraz edilmemiş, davalı vekili tarafında sunulan emsal kira sözleşmeleri ise bilirkişi raporunda değerlendirilmemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda re’sen emsal araştırmasının da yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda <strong>genel ve soyut ifadelerle</strong> bilirkişilerin uzun zamandır kira tespiti konusunda bilirkişilik yaptıkları, taşınmazın bulunduğu yerdeki kira bedelleri konusunda <strong>fikir sahibi oldukları</strong> belirtilmek suretiyle kira tespiti yoluna gidilmiş olup bu şekilde hazırlanan bilirkişi raporu mahkemenin ve <strong>Yargıtay’ın denetimine elverişsizdir</strong>. Mahkemece yukarıda açıklanan yönleri içermeyen genel ifadeli bilirkişi raporuna itibar edilerek <strong>eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir."</strong></i> genel ve soyut ifadelerle hazırlanan, re'sen emsal araştırması içermeyen ve taraf itirazlarını karşılamayan raporların mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişsiz olduğunu ve bu eksik incelemeye dayanılarak karar kurulamayacağını belirtmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç ve Yeni Bilirkişi Heyeti İncelemesi</strong></p>

<p>Gelinen aşamada, aynı bilirkişi heyetinin kendi düzenlediği raporun doğru olduğunu savunmakla yetinmesi ve yeni bir teknik değerlendirme yapmaması hâlinde, aynı heyetten yeniden rapor alınması önceki kanaatin tekrarından öteye geçmeyecektir. Usul ekonomisi ilkesi ve adil yargılanma hakkı dikkate alındığında, dosyanın konunun uzmanı olan farklı bilirkişilerden (örneğin gayrimenkul değerleme uzmanı, menkul eşya değerleme uzmanı, sanat eksperi veya ilgili alanda uzman kişilerden) oluşturulacak yeni bir kurula tevdi edilmesi kaçınılmazdır.</p>

<p>Eksik incelemeye dayanan, tarafların teknik itirazlarını karşılamayan ve denetime elverişli olmayan raporların hükme esas alınması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet etmeyeceği gibi hukuki güvenlik ilkesini de zedeleyecektir. Bu nedenle mahkemelerce, Yargıtay içtihatlarına uygun, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli yeni bir bilirkişi raporu alınması yargılamanın adil bir neticeye ulaşması açısından zorunludur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER"><img alt="Av. Umut ÖZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/umut-ozer-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER">Av. Umut ÖZER</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-raporuna-itiraz-ettiniz-ama-ek-rapor-da-ayni-mi-geldi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 19:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/terazi/terazi-sozle-1598023117531.jpg" type="image/jpeg" length="37093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/248 E., 2026/109 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025248-e-2026109-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025248-e-2026109-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/248 esas - 2026/109 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2025/248</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı :</strong> <strong>2026/109</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi :</strong> <strong>13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 5/8/2026-33331</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 25/6/1958 tarihli ve 7154 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin 28/5/1988 tarihli ve 3463 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen (A) fıkrasının 22/8/1989 tarihli ve 378 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle değiştirilen birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “<i>…birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olan…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 23. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Hususi damgalı pasaport verilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I</strong><strong>.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>KANUN</strong> <strong>HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Hususi pasaportlar</i></p>

<p><i>Madde 14 — (</i><i>Değişik:RG</i><i>-25/6/1958-7154/1</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>A) (Değişik:28/5/1988-3463/2</i> <i>md.</i><i>) Hususî damgalı pasaportlar;</i></p>

<p><i>(Değişik paragraf:22/8/1989-378 KHK/1</i> <i>md.</i><i>) (…) birinci, ikinci ve üçüncü derece kadrolarda bulunan veya bu kadrolar karşılık gösterilmek veya</i> <i>T .</i> <i>C .</i> <i>Emekli Sandığı ile</i> <i>ilgilendirilip</i> <i>emekli kesenekleri bu derecelerden kesilmek suretiyle Sözleşmeli olarak çalıştırılan Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri , vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapanlardan en az 15 yıl mesleki kıdemi olan öğretim üyeleri ile</i> <i><strong><u>birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olan</u></strong></i> <i>belediye başkanlarına; diplomatik pasaport verilmesini gerektiren vazifelerden başka herhangi bir resmi vazife ile veya kendi hesaplarına yabancı ülkelere gittikleri zaman verilir. (Ek cümle:19/10/2005-5411/168</i> <i>md.</i><i>) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulu üyeleri ile vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim üyeleri için, T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilme ve emekli keseneklerinin bu derecelerden kesilmesi şartı aranmaz.</i></p>

<p><i>Bunlardan emeklilik veya çekilme sebepleri ile vazifelerinden ayrılmış olanlara da bu nevi pasaport verilir.</i></p>

<p><i>(Değişik paragraf:3/3/1993-3868/1</i> <i>md.</i><i>) (…), il ve ilçe belediye başkanlarına, görevleri süresince hususi damgalı pasaport verilir.</i></p>

<p><i>…</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Cem GÜNDOĞDU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Sınırlama Sorunu</strong></p>

<p>3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunmasının yanı sıra, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5682 sayılı Kanun’un 14. maddesinin (A) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “<i>…birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olan…</i>” ibaresinin iptalini talep etmiştir.</p>

<p>5. İtiraz konusu kural, görevleri süresi boyunca belediye başkanlarının hususi damgalı pasaport almalarına imkân tanıyan şartı düzenlemektedir. Ancak anılan fıkranın ikinci paragrafı gereğince emekli olan veya görevlerinden çekilmiş olan belediye başkanlarının hususi damgalı pasaport talep etmeleri durumunda da kural uygulanabilir hâle gelmektedir. Ayrıca kural, ilk defa 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanlarının yanı sıra 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na tabi olarak görev yapan belediye başkanları bakımından da uygulanmaktadır.</p>

<p>6. Bakılmakta olan davanın konusu ise ilk defa 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılan ve bu statüden emekli olan kişiye ilişkindir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın esasına ilişkin incelemenin “<i>ilk defa</i> <i>31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında</i> <i>sigortalı olan</i> <i>belediye</i> <i>başkanları</i>” yönünden yapılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>B. Genel Açıklama</strong></p>

<p>7. Ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin tek çatı altında toplanması amacıyla Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigorta Kurumu (Bağ-Kur) ve T.C. Emekli Sandığından oluşan sosyal sigorta kuruluşları Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çatısı altında toplanmış ve daha önce yürürlükte olan sosyal sigorta sistemiyle ilgili kanunlar yürürlükten kaldırılarak sosyal sigorta sistemi 5510 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>8. Anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun uyarınca emekli aylığı bağlananlar ile iştirakçi iken 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla anılan Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar ve söz konusu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil olmak üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılmaya devam edileceği hükmüne yer verilmiştir. Buna göre 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçiliği bulunanlar ile bu tarihten sonra 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında memur olarak çalışmaya başlayanların sosyal güvenlik sistemi açısından farklı kanun hükümlerine tabi ve dolayısıyla farklı sosyal güvencelere sahip oldukları görülmektedir.</p>

<p>9. Bir belediye başkanının hangi kanuna tabi olacağı da anılan ölçütlere göre belirlenmektedir. Buna göre 5434 sayılı Kanun uyarınca iştirakçi iken veya önceden anılan Kanun’a tabi çalışması bulunup da belediye başkanı seçilen kişi hakkında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecektir. Ancak 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun’a tabi çalışması bulunmayan bir kişi ilk defa 2008 yılı Ekim ayından sonra belediye başkanı seçildiğinde 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olacak ve kendisine bu Kanun hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p>10. Belediye başkanı olarak iştirakçilikleri devam edenlere 5434 sayılı Kanun’un mülga ek 48. maddesine göre genel idare hizmetleri sınıfında görev yapan genel müdürler için belirlenen ek gösterge rakamını ve öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceyi geçmemek üzere emekli keseneklerine esas aylık dereceleri itibarıyla mülki idare amirliği hizmetleri sınıfı için tespit edilen ek gösterge rakamları uygulanmaktadır.</p>

<p>11. İlk defa 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanlarının prime esas kazançları ise anılan Kanun’un 80. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendine göre hesaplanmaktadır. Söz konusu bende göre büyükşehir belediye başkanları için bakanlık genel müdürünün, diğer belediye başkanları için ise öğrenim durumları itibarıyla 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre yükselebilecekleri dereceyi aşmamak kaydıyla anılan Kanun’a ekli (I) sayılı Ek Gösterge Cetveli’nin “<i>VIII. Mülki İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfı</i>” bölümünün (c) bendinde belirtilenlerin prime esas kazançları dikkate alınmaktadır.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>12. 5682 sayılı Kanun’a göre bir kişinin yurt dışına çıkabilmesi için ilke olarak pasaport hamili olması gereklidir. Zira kişinin yurt dışına çıkma özgürlüğünü kullanması hem vatandaşı olduğu ülkeyi hem de seyahat ettiği ülkeyi yükümlülük altına sokabildiğinden pasaport aracılığıyla kişilerin kimliklerinin hukuki olarak tespiti sağlanmaktadır.</p>

<p>13. Anılan Kanun’da yabancılar için düzenlenecek pasaportlar ayrı olmak üzere Türk vatandaşları için dört farklı türde pasaporta yer verilmiştir. Bunlardan umuma mahsus pasaportlar, Kanun’da yazılı şartları sağlamak kaydıyla hiçbir ayrım bulunmadan tüm vatandaşlar için düzenlenebilmektedir. Umuma mahsus pasaport hamili kişiler gitmek istedikleri ülkenin vize rejiminin gereklerini sağlayarak o ülkeye seyahat edebilmekte, ayrıca taraf olunan anlaşmalar uyarınca Türk vatandaşlarına tanınan vize bağışıklığı neticesinde belirli ülkelere vize koşulu aranmadan gidebilmektedir.</p>

<p>14. Hususi damgalı pasaportlar ise Kanun’un 14. maddesinde düzenlenen bir diğer pasaport türüdür. Anılan maddeye göre bu tür pasaportlar devlet memurlarına, bazı kamu görevlilerine, vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim üyelerine, belediye başkanlarına, ihracatçı firma yetkililerine ve avukatlara maddede sayılan diğer şartları sağlamak kaydıyla verilebilmektedir.</p>

<p>15. İtiraz konusu kuralla belediye başkanlarına hususi damgalı pasaport verilebilmesi için birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olunması şartı getirilmektedir. Kural, “<i>ilk defa</i> <i>31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında</i> <i>sigortalı olan</i> <i>belediye</i> <i>başkanları</i>” yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>Ç</strong><strong>. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>16. Başvuru kararında özetle; kamu görevlisi statüsü dışında çalışan öğretim üyelerinin hususi damgalı pasaport hakları yönünden ayrıksı ve özgü koşullar getirilmişken belediye başkanları için benzer koşulların öngörülmediği, belediye başkanları için getirilen koşulun aynı süre görev yapan kişiler arasında eşitsizlik oluşturduğu, bireyin yurt dışına seyahat edebilmesi için özel imkân ve kolaylık sağlayan hususi damgalı pasaport hakkına yönelik düzenlemelerin seyahat özgürlüğünü de sınırladığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 23. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>D</strong><strong>.</strong> <strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>17. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>18. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de belirliliktir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan <i>hukuki belirlilik</i> ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjE0MTVlMmExLTA1NjQtMjQ5OS00MmY0LTViZjhkMzM1ZDE4YQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2015/41</a>, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjdmYTFhMTM0LTNmYjAtMGM5NC1mMGU4LTEzMDUxZDRjY2RlMw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2019/106</a>, K.2019/100, 25/12/2019, § 20; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQ0ODQ4NzAwLTQ1NWUtYTcyMS03NzE5LTk4NzU4NzRlODExYw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2020/15</a>, K.2020/78, 24/12/2020, § 10).</p>

<p>19. İtiraz konusu kural, ilk defa 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanlarına hususi damgalı pasaport verilmesini birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olunması şartına bağlamaktadır.</p>

<p>20. Belediye başkanlarının belirlenmiş herhangi bir kadro derecesi bulunmamakla birlikte 5510 sayılı Kanun’un 80. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendine göre prime esas kazançlarının büyükşehir belediye başkanları için bakanlık genel müdürünün, diğer belediye başkanları için ise öğrenim durumları itibarıyla yükselebilecekleri dereceyi aşmamak kaydıyla 657 sayılı Kanun’a ekli (I) sayılı Ek Gösterge Cetveli’nin “<i>VIII. Mülki İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfı</i>” bölümünün (c) bendinde belirtilenlerin prime esas kazançları dikkate alınarak belirlendiği görülmektedir. Dolayısıyla bir belediye başkanının prime esas kazancının hesaplanmasında dikkate alınan görevi sırasındaki son derecenin birinci derece olması hâlinde hususi damgalı pasaport alması mümkün hâle gelecektir.</p>

<p>21. Kural gereğince aranan bir diğer şart ise emekliliğe hak kazanılmış olmasıdır. Bir kişinin emekliliğe hak kazanması tabi olunan sosyal güvenlik mevzuatı hükümlerine göre ilke olarak yaş ve hizmet süresi şartlarını tamamlamasını gerektirmektedir. Kişinin tabi olduğu mevzuat uyarınca kendisine uygulanacak hükümler dikkate alınarak belirlenecek bu durumun değişkenlik gösterebileceği açıktır. Ancak emekliliğe hak kazanma yönünden yapılacak hesaplamalara ilişkin sosyal güvenlik mevzuatlarında yer alan düzenlemeler uyarınca şartın sağlanıp sağlanmadığı belirlenebilecektir.</p>

<p>22. Kurala tabi belediye başkanlarının görev süresince pasaport alabilmesi için fiilen emekli statüsüne geçmesine gerek olmayıp birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmaları yeterlidir. Emekli veya çekilme sebebiyle görevinden ayrılmış olan bir belediye başkanı ise ancak görevi sırasında birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olması hâlinde hususi damgalı pasaport alabilecektir. Bir başka ifadeyle belediye başkanlarının söz konusu madde ile tanınan haktan yararlanmaları için başvuru tarihi itibarıyla değil belediye başkanlığı görevleri sırasında hem emeklilik yönünden birinci dereceli kadroya ulaşmış hem de tabi olunan sosyal güvenlik mevzuatı hükümlerine göre emekliliğe hak kazanmış olmaları gerekmektedir.</p>

<p>23. Dolayısıyla belediye başkanlarının hangi şartlar altında hususi damgalı pasaport alabileceklerinin herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiği gözetildiğinde kuralda <i>belirlilik</i> ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>24. Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına çıkarıldığı açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/14</a>, K.2023/173, 11/10/2023, § 9).</p>

<p>25. Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYwZDVmOWU1LTM3MmUtOTFjMy0yYWVlLTBmMGM2YzI3M2MwOA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2018/99</a>, K.<a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">2021/14</a>, 3/3/2021, § 102).</p>

<p>26. Bu itibarla Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belirli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir. Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmYyNzg5NTc4LWJlYzgtNjRjMS1kZjgyLTRiMzk4YmNiMjY1Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2016/140</a>, K.2017/92, 12/4/2017, § 7; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjI4ZjA2ZDI5LTZmOWUtMWU0Ny1iMGYzLWNlMDNlMzVmMzU0Yw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2017/33</a>, K.2019/20, 10/4/2019, §§ 10, 11; E.<a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">2021/14</a>, K.2023/173, 11/10/2023, § 11; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYxYjhkN2JjLTkyNjItN2NiNy0zM2U3LTllOTA2MjRkYmEzYw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2022/50</a>, K.2022/107, 28/9/2022, § 28).</p>

<p>27. Belediye başkanlarına hususi damgalı pasaport verilmesi için öngörülen şartlar belediye başkanlığında ve sosyal güvenlik sisteminde belirli bir süre geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kuralla istisnai nitelikteki bu hakkın belirli ölçütler bağlamında tanınmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın özel çıkarlar gözetilerek veya belirli kişiler lehine getirildiği sonucuna ulaşılmasına neden olabilecek bir yönü bulunmadığından kamu yararına yönelik olmadığı söylenemez.</p>

<p>28. Anayasa’nın 23. maddesinde “<i>Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.</i>” denilerek yerleşme ve seyahat özgürlüğü güvence altına alınmaktadır. Anılan maddede bu özgürlüğün sınırlanmasına ilişkin düzenlemeler de bulunmaktadır.</p>

<p>29. Bununla birlikte anayasa koyucunun seyahat özgürlüğünün bir boyutu olan yurt dışına çıkma özgürlüğü için sınırlama rejimini özel olarak düzenlediği görülmektedir. Buna göre Anayasa’nın anılan maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.</i>” denilmek suretiyle vatandaşın yurt dışına çıkma özgürlüğünün sadece suç soruşturması veya kovuşturması sebebine bağlı olarak ve ancak hâkim kararıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>30. Ancak Anayasa’nın yurt dışına çıkma özgürlüğünün sınırlanması bakımından öngördüğü sınırlama sebebi ile teminatın gündeme gelebilmesi için öncelikle yurt dışına çıkma özgürlüğüne yönelik bir sınırlama bulunmalıdır. Bu bağlamda anayasal anlamda bir temel hak veya özgürlüğün sınırlandığından bahsedilebilmesi için belirli bir temel hak ve özgürlüğün Anayasa'da öngörülen ya da belirlenen alanı içinde kişiye sağlanan imkânların daraltılması yönünde bir düzenlemenin ihdas edilmesi gerekir<strong> </strong>(AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU3ZTg5MTIwLTZlMzUtNzdiMy02ZmNjLWVlZDBiODQ3NTkyYQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2003/40</a>, K.2007/96, 12/12/2007; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjIwODc2Zjc2LTA1MzgtZTdkZS03NTEwLTBkZTVlZDg4ODQ1Yg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2014/176</a>, K.2015/53, 27/5/2015).</p>

<p>31. Kanun koyucunun hususi damgalı pasaportlardan yararlanabilecek kişilere ilişkin düzenleme yaparken birtakım şartları öngörmesi yalnızca bu tür pasaportların elde edilmesine yönelik bir sınırlamadır. Zira 5682 sayılı Kanun’un 15. maddesi uyarınca ilke olarak her Türk vatandaşının umuma mahsus pasaport hamili sıfatıyla yurt dışına çıkabilmesi mümkündür.</p>

<p>32. Buna göre hususi damgalı pasaport hamili olarak yurt dışına çıkabilmenin sağladığı imkânlara ulaşmada birtakım şartlar öngören kuralın Anayasa’nın 23. maddesinde güvence altına alınan yurt dışına çıkma özgürlüğünü sınırlayan bir yönü bulunmamaktadır (benzer yönde değerlendirme için bkz. AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjFmOTIzZTY1LTM5M2UtNWY2Mi05NzJhLWExNmNiYTVjMjg0Zg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2019/114</a>, K.2021/36, 3/6/2021, § 17).</p>

<p>33. Öte yandan Anayasa’nın 10. maddesinde “<i>Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde</i> <i>eşittir./</i> <i>Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak</i> <i>yorumlanamaz./</i> <i>Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.</i>”<i> </i>denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.</p>

<p>34. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen <i>kanun önünde eşitlik ilkesi</i> hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjhjOTEwMDMzLWFiMDMtNDk3Yi05ZDA0LTU2MmFkOGRiNjFhZg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/129</a>, K.2022/33, 24/3/2022, § 23; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQ3NGNjNTNkLWU5MjUtMGFkZi02NWU4LTM3OTJiNjRlYWZkNQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2023/44</a>, K.2023/71, 5/4/2023, § 15).</p>

<p>35. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın söz konusu maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılıp yapılmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasını gerektirmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjZhMGY5NWU1LWU0NjAtNmNiZi00OTAzLWZhYjYwZDgxOTljYw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2016/205</a>, K.2019/63, 24/7/2019, § 65; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ3MjUxNWFhLTYwMmQtZjI3Yy1kN2QyLWRkNjVmNGY5MjBmNQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/1</a>, K.2021/32, 29/4/2021, § 32).</p>

<p>36. 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçiliği bulunanlar ile bu tarihten sonra 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya başlayanların sosyal güvenlik sistemi açısından farklı kanun hükümlerine tabi ve dolayısıyla farklı sosyal güvencelere sahip oldukları görülmektedir. Aynı zamanda söz konusu farklılık, geçmiş çalışma sürelerinin intibak hesabında dikkate alınmasında da ortaya çıkmaktadır. Bu durum ise hususi damgalı pasaport alınması için birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanılması şartının sağlanması yönünden aynı sürede görev yapanlar arasında farklılığa neden olabilecektir. Ancak 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçiliği bulunan bir belediye başkanı ile ilk defa bu tarihten sonra 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya başlayanların birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanma bakımından karşılaştırılabilir şekilde benzer durumda oldukları söylenemez.</p>

<p>37. Bu itibarla 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçiliği bulunanlar ile ilk defa bu tarihten sonra 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya başlayan belediye başkanlarının farklı hükümlere tabi kılınmasının eşitlik ilkesini zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>38. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 23. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 25/6/1958 tarihli ve 7154 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin 28/5/1988 tarihli ve 3463 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen (A) fıkrasının 22/8/1989 tarihli ve 378 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle değiştirilen birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “<i>…</i><i>birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olan</i><i>…</i>” ibaresinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Esasına ilişkin incelemenin <i>“ilk defa 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanları</i>” yönünden yapılmasına,</p>

<p><strong>B.</strong> <i>“</i><i>İ</i><i>lk defa 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanları</i>” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,</p>

<p>13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025248-e-2026109-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="79526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/226 E., 2026/112 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025226-e-2026112-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025226-e-2026112-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/226 esas - 2026/112 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI </strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/226</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/112</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı : 5/8/2026-33331</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Alanya Asliye Ticaret Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendinin Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Tapu iptal ve tescil talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTE</strong><strong>NEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 408. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>B) Görev ve yetkileri</i></p>

<p><i>MADDE 408</i><i>-</i><i><strong> </strong></i><i>(1) Genel kurul, kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alır.</i></p>

<p><i>(2) Çeşitli hükümlerde öngörülmüş bulunan devredilemez görevler ve yetkiler saklı kalmak üzere, genel kurula ait aşağıdaki görevler ve yetkiler devredilemez:</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i><strong><u>f) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı.</u></strong></i></p>

<p><i>…</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Genel Açıklama</strong></p>

<p>3. 6102 sayılı Kanun’un 124. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ticaret şirketlerinin kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibaret olduğu belirtilmiş; (2) numaralı fıkrasında anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler sermaye şirketleri olarak sayılmıştır.</p>

<p>4. Anılan Kanun’un 329. maddesinin (1) numaralı fıkrasında anonim şirketin sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnızca mal varlığıyla sorumlu bulunan şirket olduğu belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında pay sahiplerinin sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye paylarıyla şirkete karşı sorumlu oldukları düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Kanun’un 331. maddesinin<strong> </strong>(1) numaralı fıkrasında ise anonim şirketlerin, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>6. 365. maddenin (1) numaralı fıkrasında anonim şirketin, yönetim kurulu tarafından yönetileceği ve temsil olunacağı, Kanun’daki istisnai hükümlerin ise saklı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>7. 370. maddenin (1) numaralı fıkrasında da esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisinin, çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna ait olduğu, (2) numaralı fıkrasında<strong> </strong>yönetim kurulunun temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebileceği ancak en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisine sahip olmasının şart olduğu öngörülmüştür.</p>

<p>8. 371. maddenin (1) numaralı fıkrasında temsile yetkili olanların şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işi ve hukuki işlemi şirket adına yapabileceği, bunun için şirket unvanını kullanabileceği, kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücu hakkının saklı olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>9. 374. maddenin<strong> </strong>(1) numaralı fıkrasında yönetim kurulunun ve kendisine bırakılan alanda yönetimin -kanun ve esas sözleşme uyarınca genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanların dışında- şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlem hakkında karar almaya yetkili olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>10. 375. maddenin<strong> </strong>(1) numaralı fıkrasında da yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkilerine yer verilmiştir.</p>

<p>11. Batıl yönetim kurulu kararlarının düzenlendiği 391. maddenin (1) numaralı fıkrasında yönetim kurulunun kararının<strong> </strong>batıl olduğunun tespitinin mahkemeden istenebileceği belirtilmiş, anılan fıkranın (d) bendinde diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararların<strong> </strong>batıl olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>12. 407 ila 451. maddelerde anonim şirket genel kuruluna ilişkin hükümlere yer verilmiştir. 407. maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde<strong> </strong>pay sahiplerinin şirket işlerine ilişkin haklarını genel kurulda kullanacakları belirtilmiştir. 408. maddenin<strong> </strong>(1) numaralı fıkrasında da genel kurulun kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alacağı hükme bağlamıştır.</p>

<p><strong>B. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>13. 6102 sayılı Kanun’un 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu (f) bendinde önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı anonim şirket genel kurulunun devredilemez görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Buna göre anonim şirkette önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı için genel kuruldan karar alınması gerekmektedir.</p>

<p>14. İtiraz konusu kural kapsamında belirtilen <i>şirket varlığı</i>nın anonim şirketi oluşturan unsurların ekonomik değerini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda adli yargı uygulamasında devre konu varlığın <i>önemli miktarda şirket varlığı</i> oluşturup oluşturmadığı, ilgili varlığın değeriyle birlikte anonim şirketin tek mal varlığı olup olmadığı, devre konu malvarlığının şirketin asli faaliyetini yürütmesini imkânsız kılacak ve tasfiyesine yol açacak ölçüde bir toplam oluşturup oluşturmadığı gibi ölçütler gözetilerek belirlenmektedir (bu yöndeki kararlar arasından bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2020/8038, K.2022/4957, 16/6/2022; E.2022/3213, K.2023/5564, 4/10/2023; E.2024/3621, K.2025/3752, 28/5/2025).</p>

<p>15. Bununla birlikte Yargıtay kararlarında yalnızca satış işlemi veya mülkiyetin devri sonucunu doğuran işlemler için değil önemli miktarda şirket varlığını konu edinen rehin sözleşmesi, üst hakkı ve kiracılık hakkının devrine ilişkin sözleşmeler yönünden de kural uyarınca genel kurul kararı alınması gerektiği belirtilmiştir (bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2013/15541, K.2014/17625, 14/11/2014; E.2022/7148, K.2024/1308, 21/2/2024; E.2015/7520, K.2015/9356, 16/9/2015).</p>

<p>16. Yargı genel kurul kararı alınmaksızın önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı hâlinde yapılan işlemin geçersiz olduğu kabul edilmektedir (bu yöndeki kararlar arasından bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2024/3621, K.2025/3752, 28/5/2025). Buna göre genel kurul kararı alınmaksızın şirketin önemli miktarda şirket varlığının toptan devredilmesi sonucunu doğuran işlemler geçersiz olduğu için hüküm ve sonuç doğurmayacaktır. Dolayısıyla kural kapsamında anonim şirket genel kurulu kararı olmaksızın yapılan işlemin tarafı olan üçüncü kişilerin bu işlem dolayısıyla hak sahibi olması mümkün olmayacaktır.</p>

<p><strong>C. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>17. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla anonim şirketlerin önemli miktarda şirket varlığının satışı için genel kurul kararı aranmasının şirketlerin idari özgürlüğünü önemli ölçüde sınırladığı, <i>önemli miktar</i> kavramının nesnel bir ölçüte bağlanmadığı, hangi işlemler için genel kurul kararının gerektiğinin belirsiz olduğu, bu durumun hukuki işlemlerin akıbetini öngörülemez hâle getirdiği, kişilerin sözleşmeye konu varlığın önemli miktarda olup olmadığını bilmelerinin her zaman mümkün olmaması nedeniyle üçüncü kişilerin de sözleşme özgürlüğünün sınırlandığı, önemli miktarda varlığın satışı için genel kurul onayının aranmasının ticari işlemlerde yavaşlamaya, fırsat kaybına ve zarara neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>18. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>19. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına</i> <i>sahiptir./</i><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır.</p>

<p>20. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Bu bağlamda mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjAzMTAxZjE3LTI5NjktNzcwYS00NmVkLTU0ZjZhZGJkMTIwYg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2024/8</a>, K.2024/126, 27/6/2024, §§ 10, 11).</p>

<p>21. Anayasa’nın anılan maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı verir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjZjNjgwZDZlLTk1ZjktMWNkZC1lNDA1LWQyMzA3MTZkOWIxMQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2022/128</a>, K.<a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjM5Y2EzYWY3LWEyMmQtZjJjYy0yZWY0LTdiYzgzOTNmNDg4NQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">2023/136</a>, 26/7/2023, § 18; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmFiMTgxZWQ5LTY0ZGYtMTlkZC1hM2Q0LTViODQ3YzI4M2Y2Mg&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/817</a>, 19/12/2013, § 32).</p>

<p>22. Öte yandan Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır.</p>

<p>23. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler bazı durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerekli kılar (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmMyMmEwODU1LTE0MTctN2EzYS1iNTdhLTIwMDBiNzNiMzFjZg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/82</a>, K.2022/167, 29/12/2022, § 17; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ5YWNhYjM5LTkxNTMtZGUzNi00M2VlLTQ3MWI5ODMwZDJhMw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2019/11</a>, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; <i>Eyyüp</i> <i>Boynukara</i><i> </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY0NDczY2UzLTA2ZDgtMjU0MC0xZTBkLWJlN2RkMTQzYzM4Mw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/7842</a>, 17/2/2016, §§ 39, 40).</p>

<p>24. Ayrıca Anayasa’nın “<i>Çalışma ve sözleşme hürriyeti</i>” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.</i>” denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan teşebbüs özgürlüğü <i>herkes</i> yönünden güvenceye bağlanmıştır. Teşebbüs özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda iktisadi-ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjM5Y2EzYWY3LWEyMmQtZjJjYy0yZWY0LTdiYzgzOTNmNDg4NQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2023/136</a>, K.2024/127, 27/6/2024, § 8; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjFjZjllMjZmLWNmMTEtMTkwYS05OGFjLTY4MDdmNWYyZWE4Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2015/34</a>, K.2015/48, 13/5/2015).</p>

<p>25. Anayasa’nın 48. maddesinin ikinci fıkrasında “<i>Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.</i>” düzenlemesine ver yerilmiştir. Kişilerin teşebbüs özgürlüğünün gerçek anlamda ve etkili şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı bulunmayıp aynı zamanda üçüncü kişilerin müdahaleleri veya özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere bazı durumlar için belirli tedbirlerin alınmasını da gerektirebilir.</p>

<p>26. İtiraz konusu kural uyarınca anonim şirketin önemli miktardaki mal varlığı unsurlarının toptan satışına ilişkin işlemlerin genel kurul kararıyla yapılmasının zorunlu tutulması şirketin mal varlığı üzerinde tasarrufta bulunma serbestîsini etkilemekte olup kuralın mülkiyet hakkı ile teşebbüs özgürlüğüyle bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>27. Diğer yandan kural kapsamında önemli miktarda şirket varlığının genel kurul kararı alınmaksızın devredilmesi hâlinde yapılan işlemin geçersiz sayılmasının üçüncü kişilerin sözleşme özgürlüğünü etkileyeceği açıktır. Dolayısıyla kuralın sözleşme özgürlüğüyle de ilgisi bulunmaktadır.</p>

<p>28. Şirketin ve pay sahiplerinin teşebbüs özgürlüğünün gerçek anlamda korunabilmesi şirket varlığının korunmasıyla mümkündür. Önemli miktarda şirket varlığı üzerinde genel kurulun iradesi dışında tasarrufta bulunulmasına imkân tanınmasının şirketin varlığının ve faaliyetlerinin devamlılığı ile pay sahiplerinin menfaatlerinin korunması yönünden birtakım sakıncaları doğurabileceği açıktır. Dolayısıyla söz konusu sakıncaların giderilmesi için birtakım tedbirlerin alınması gerekli olabilir.</p>

<p>29. Bu kapsamda önemli miktarda şirket varlığı üzerinde tasarrufta bulunulması için pay sahiplerinden oluşan genel kuruldan karar alınmasını zorunlu gören kuralla, söz konusu işlemin pay sahiplerinin denetimine tabi tutularak şirketin ve yine pay sahiplerinin menfaatlerinin korumasının amaçlandığı görülmektedir. Dolayısıyla kuralda öngörülen düzenlemenin mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğü bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında alınmış bir tedbir olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Öte yandan kural, esasen pay sahiplerinin yatırım değerini doğrudan etkileyebilecek nitelikteki işlemlerin şirket yönetimi tarafından tek başına gerçekleştirilmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Bu yönüyle kural, bir yandan şirketin ticari faaliyetlerini etkin biçimde yürütme serbestisi ile şirket mal varlığı üzerinde tasarruf yetkisini sınırlandırırken diğer yandan pay sahiplerinin şirket mal varlığının korunmasına yönelik menfaatlerini güvence altına almaktadır.</p>

<p>31. Ayrıca bu tür işlemlerin tarafı olan üçüncü kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması da gözetilmesi gereken menfaatler arasındadır. Bu bağlamda kuralın anayasallık denetiminde pay sahiplerinin, şirket yönetimini elinde bulunduranların ve işlemin tarafı üçüncü kişilerin menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının değerlendirilmesi gerekir. Devletin özel kişiler arasındaki ilişkileri düzenlerken taraflardan biri aleyhine aşırı bir külfet doğurmayan ve menfaatler arasında makul bir denge kuran bir hukuki çerçeve oluşturması Anayasa’nın 5., 35. ve 48. maddeleri bağlamında devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerin bir gereğidir.</p>

<p>32. Kuralda genel kurul kararı alınması gereken işlemler, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı olarak belirlenmiştir. İşleme konu şirket varlığının önemli miktar oluşturup oluşturmadığının her somut olayın özelliklerine göre tespit edileceği açıktır. Bununla birlikte yargı kararlarında önemli miktarda şirket varlığına ilişkin işlemlerin farklı ölçütler üzerinden belirlendiği ve satış dışındaki bazı işlemlerin de kural kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Dolayısıyla kuralda toptan satışı ancak şirket genel kurul kararıyla mümkün olan önemli miktarda şirket varlığı ile yapılacak işlemin kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>33. Bu çerçevede kuralın anonim şirket mal varlığının korunması suretiyle pay sahiplerinin menfaatlerini güvence altına aldığı, buna karşılık şirket yönetiminin ticari faaliyetleri yürütme serbestisini de bütünüyle ortadan kaldırmadığı görülmektedir.</p>

<p>34. Ayrıca üçüncü kişiler bakımından genel kurul kararı alınmaksızın yapılan işlemin sonuçları da gözetilerek menfaatler dengesinin sağlanıp sağlanmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p>35. Kural kapsamında genel kurul kararı alınmaksızın yapılan işlemler geçersiz olmakla birlikte bu işlemin tarafı olan kişilerin sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle uğrayacağı zararların giderilmesini talep etmesine engel bir durum bulunmamaktadır. Diğer yandan üçüncü kişilerin işlem konusu şirket varlığının önemli olup olmadığını her durumda tespit etmesi mümkün olmayabilir. Ancak şirketin faaliyet alanı, piyasa hâkimiyeti, ekonomik büyüklüğü gibi hususlar dikkate alınarak şirket varlığının önem derecesinin belirlenmesinin mümkün olmadığı söylenemez. Buna göre işleme konu şirket varlığının önemli miktara tekabül edip etmediğini tespit edebilecek konumda olan üçüncü kişi, bu işlemin geçerliliği için genel kuruldan karar alınması gerektiğini öngörebilecek durumdadır. Dolayısıyla kuralla pay sahipleri, şirket yönetimi ve işlemin tarafı üçüncü kişilerin menfaatleri arasında makul bir denge kurulduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>36. Bu itibarla anonim şirket, pay sahipleri ve işlemin tarafı üçüncü kişiler arasındaki menfaat dengesini bozacak şekilde kişilere aşırı ve ölçüsüz bir külfet yüklemediği anlaşılan kuralın mülkiyet hakkı ile teşebbüs ve sözleşme özgürlükleri bağlamında devletin pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>37. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5., 35. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5., 35. ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 13. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>38. Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralın uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız sonuçların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendine yönelik iptal talebi 13/5/2026 tarihli ve E.2025/226, K.2026/112 sayılı kararla reddedildiğinden bu bende ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Yıldız SEFERİNOĞLU’nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 13/5/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Şaban KAZDAL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendinde yer alan “önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine ilişkin çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenlerle katılmıyorum.</p>

<p>2. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ile 13. maddesinde öngörülen kanunilik şartı, temel hak ve özgürlüklere müdahale eden kuralların yeterince açık ve öngörülebilir olmasını gerektirir. Bu gereklilik, mülkiyet hakkı ile çalışma ve sözleşme özgürlüğünü etkileyen düzenlemeler bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.</p>

<p>3. İtiraz konusu kuralda yer alan “önemli miktar” kavramının neyi ifade ettiği ve hangi ölçütlere göre belirleneceği kanunda gösterilmemiştir. Bu nedenle kavramın içeriği büyük ölçüde yargı kararlarıyla şekillenmektedir. Nitekim Yargıtay uygulamasında tek bir ölçüt benimsenmemiş, somut olayın özelliklerine göre farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Hatta kanun metninde açıkça yer almayan bazı işlemlerin de içtihat yoluyla kural kapsamına dâhil edildiği görülmektedir. Bu durum, kuralın sınırlarının kanunla yeterli açıklıkta çizilmediğini göstermektedir.</p>

<p>4. Anayasa’nın 5. maddesi uyarınca devlet, temel haklar arasında adil bir denge kurmakla yükümlüdür. Bu çerçevede yapılacak değerlendirmede yalnızca pay sahiplerinin menfaatleri değil, işlemin tarafı olan iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları da dikkate alınmalıdır. Zira Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunan mülkiyet hakkı, sözleşmeden doğan alacak haklarını da kapsamaktadır.</p>

<p>5. Halka açık olmayan anonim şirketlerde üçüncü kişilerin şirketin aktif büyüklüğüne, mali tablolarına veya ciro verilerine ulaşması çoğu zaman mümkün değildir. Bu nedenle, erişemedikleri bilgilere dayanarak işlemin kural kapsamına girip girmediğini önceden öngörmelerini beklemek gerçekçi değildir. Böyle bir külfetin üçüncü kişilere yüklenmesi, hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>6. Türk Ticaret Kanunu’nun genel sistematiği, şirket içi yetki eksikliklerinin iyiniyetli üçüncü kişilere yansıtılmaması esasına dayanmaktadır. Buna karşılık itiraz konusu kural nedeniyle genel kurul kararı bulunmadan yapılan işlemler geçersizlik yaptırımıyla karşılaşabilmektedir. Üstelik bu risk herhangi bir süreyle sınırlandırılmış değildir ve ticaret sicilinin aleniyeti de üçüncü kişiler bakımından yeterli bir güvence sağlamamaktadır. Bu durum, ticari hayatta işlem güvenliğini zedeleyen sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p>7. Çoğunluk kararında, üçüncü kişilerin uğrayabilecekleri zararların tazminat yoluyla giderilebileceği belirtilmiştir. Ancak sözleşmeden beklenen hukuki sonucun elde edilmesi ile sonradan tazminat ödenmesi aynı korumayı sağlamaz. Bu nedenle tazminat imkânının bulunması, tek başına müdahaleyi ölçülü hâle getirmeye yetmez.</p>

<p>8. Ölçülülük ilkesi yönünden bakıldığında, kuralın pay sahiplerinin korunması amacına hizmet ettiği kabul edilebilir. Bununla birlikte aynı amaca, haklara daha az müdahale eden yöntemlerle ulaşılması mümkündür. Nitekim halka açık ortaklıklara ilişkin düzenlemelerde daha belirli ölçütler benimsenmiştir. Benzer şekilde, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilmesi, belirli bir süreyle sınırlı iptal edilebilirlik rejimi öngörülmesi veya tescile bağlı bir doğrulama mekanizması kurulması gibi daha hafif araçlar tercih edilebilecekken, süresiz bir geçersizlik riskinin kabul edilmesi gerekli ve orantılı görünmemektedir.</p>

<p>9. Sonuç olarak itiraz konusu kural, kapsamı kanunda yeterince belirlenmemiş bir kavrama dayanmakta ve iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından süresiz bir geçersizlik riski doğurmaktadır. Bu hâliyle, pay sahiplerinin korunmasına yönelik meşru amaç ile mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğüne getirilen külfet arasında gözetilmesi gereken denge korunamamıştır.</p>

<p>10. Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatiyle çoğunluğun itirazın reddi yönündeki görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025226-e-2026112-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk1.jpg" type="image/jpeg" length="65037"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/274 E., 2026/113 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025274-e-2026113-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025274-e-2026113-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/274 esas - 2026/113 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI </strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/274</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/113</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Tarihi :</strong> <strong>13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı :</strong> <strong>5/8</strong><strong>/2026-</strong><strong>33331</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>…</i><i>miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.</i>” bölümünün Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTE</strong><strong>NEN KANUN HÜK</strong><strong>MÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 4. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(2) </i><i>(Değişik: 28/2/2018-7101/61</i> <i>md.</i><i>)</i><i><strong> </strong></i><i>Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir;</i> <i><strong><u>miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.</u></strong></i><i> </i><i>(Ek cümle: 28/3/2023-7445/30</i> <i>md.</i><i>)</i><i> Bu fıkrada belirtilen parasal sınır, 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 15/1/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 6102 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri düzenlenmiştir.</p>

<p>4. Söz konusu fıkrada her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;</p>

<p>- Anılan Kanun’da,</p>

<p>- 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ila 969. maddelerinde,</p>

<p>- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202. ve 203., rekabet yasağına ilişkin 444. ve 447., yayın sözleşmesine dair 487 ila 501., kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ila 519., komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ila 545., ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ila 554., havale hakkındaki 555 ila 560., saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ila 580. maddelerinde,</p>

<p>- Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,</p>

<p>- Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,</p>

<p>- Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara<strong> </strong>ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde,</p>

<p>Öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı ancak herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia, fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davaların bundan istisna olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>5. 6102 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ticari davalarda deliller ile bunların sunulmasının 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabi olduğu, miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu cümlenin “<i>…</i><i>miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.</i>” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>6. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde ise fıkrada belirtilen parasal sınırın 6100 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre artırılacağı açıklanmıştır.</p>

<p>7. Söz konusu fıkrada anılan Kanun’un 200., 201., 341., 362. ve 369. maddelerdeki parasal sınırların her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan parasal sınırların o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı, bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımlarının dikkate alınmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>8. Basit yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un 316. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde; yazılı yargılama usulü dışında kalması gereken, daha kısa ve basit şekilde sonuçlanmasında yarar bulunan dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi tutulmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Buna göre medeni yargılama usulünde yazılı yargılama dışında, anılan maddede ve kanunlarda belirtilen durumlarda basit yargılama usulünün uygulanacağı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda itiraz konusu kuralla miktar veya değeri belirli bir miktarı geçmeyen ticari davalar da basit yargılama usulüne tabi kılınmıştır.</p>

<p>9. Yazılı yargılama usulüne göre basit yargılama usulünde; daha hızlı bir yargılama yapılmasını sağlamak amacıyla tarafların dilekçe sunabilmeleri, delillerin ikamesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı ile ön inceleme ve tahkikat aşamalarına ilişkin olarak bazı kısıtlamalar getirilmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY0MzExYzQyLTZhODEtYmJhMC0wODBmLTEzODhmZDA2NjZjYg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/168</a>, K.2025/132, 17/6/2025, § 35).</p>

<p><strong>B</strong><strong>. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>10. Başvuru kararında özetle; basit yargılama usulünün belirli nitelikteki uyuşmazlıkların basit bir yöntemle çözülmesi için öngörüldüğü ancak itiraz konusu kuralın davaların niteliğine bakılmaksızın sadece miktarı dikkate alınmak suretiyle basit yargılanma usulünün uygulanmasını gerektirdiği, aynı nitelikteki davaların asliye hukuk mahkemesinde görülmesi hâlinde yazılı yargılama usulünün, asliye ticaret mahkemesinde görülmesi durumunda ise basit yargılama usulünün uygulanmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, basit yargılama usulünün uygulanması için öngörülen sınırın altında kısmi ve belirsiz alacak davası açan kişi ile bu sınırın üzerinde dava açan kişi arasında da haksız bir farklılığın oluşturulduğu, davanın niteliğine bakılmaksızın parasal sınır ölçütüne göre basit yargılanma usulünün uygulanmasıyla delilleri sunma ve vakıaları ileri sürme imkânına getirilen sınırlamalar ile davaların kısa sürede karara bağlanması amacı arasında makul bir dengenin bulunmadığı, kuralla mülkiyet ve adil yargılanma hakkına getirilen sınırlamanın da meşru bir amacının bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>11. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 142. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>12. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>13. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesine göre kanuni düzenlemeler, kişiler ve idarece kapsam ve sınırlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek ölçüde açık ve net olmalıdır. Bu bağlamda hukuki belirlilik ilkesi gereğince yasal düzenlemelerin istikrarlı bir şekilde aynı olaylarda benzer sonucu doğuracak şekilde uygulanmaya elverişli olması, hukuka aykırı davranışlar için öngörülen yaptırımlar ile bu kapsamda ilgili mercie tanınan yetkinin kullanımının kişiler ve idarece belirli bir kesinlik içinde yerine getirileceğinin öngörülmesi gerekmektedir. Bu durum aynı zamanda hukuki güvenliğin sağlanmasına da katkı sunmaktadır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjc0ZDM2OThkLTA4ZmEtZGRkYS0xMGM3LTgwNjI0ZjgwNjZiMg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/137</a>, K.2022/86, 30/6/2022, § 860).</p>

<p>14. İtiraz konusu kural, miktar veya değeri her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak tespit edilen parasal sınırı geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanmasını öngörmektedir. Basit yargılama usulünün uygulanacağı ticari davaların kapsamı ile söz konusu parasal sınırın nasıl tespit edileceğinin kanunda herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>15. Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince <i>kamu yararı </i>konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmNlNGZkMzgxLWNmNDAtZmJmYS1kZmJlLWMzYjRkMDJkODMyMw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/138</a>, K.2019/94, 24/12/2019, § 7; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmJhYTQyM2Q1LWVlYWEtMjRhNS00ZWVhLTA2OTFlZmVkMzI4Ng&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/34</a>, K.2024/16, 23/1/2024, § 40).</p>

<p>16. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında ise “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.</p>

<p>17. Anayasa’nın anılan maddesinde güvenceye bağlanan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri de makul sürede yargılanma hakkıdır. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında da “<i>Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.</i>” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ile mahkemelerin nicelik ve nitelik bakımından yeterli miktarda insan kaynağı, araç ve gereçlerle donatılması makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjVmZTExMDk3LTJmMDQtM2IyMi05NmQ1LTZmYjBkYzUxY2U1Mw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2025/102</a>, K.2025/182, 10/9/2025, § 21).</p>

<p>18. Hak arama özgürlüğü açısından devletin gerçekleştirmesi gereken pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin bir yargı teşkilatı kurması gerektiği gibi mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, aleni yargılama gibi maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli usule ilişkin güvenceleri, davaların makul bir sürede ve usul ekonomisini gözeterek sonuçlandırılmasını da sağlaması gerekir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjAzMTVkNzQzLTVkNjAtNzg2Yi1iZWFlLWZjZDJhN2RiYjEzYQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/89</a>, K.2022/129, 26/10/2022, § 24).</p>

<p>19. Öte yandan Anayasa’nın 142. maddesinde “<i>Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.</i>” hükmüne yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucunun hukuk yargılamasına ilişkin hükümler öngörme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, yapısı, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğu gibi hangi dava ve işlere hangi yargı mercilerinin bakacağını belirleme konusunda da takdir yetkisinin bulunduğu açıktır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjVlM2UwZDRkLTMyNWUtODQzNC0wMmFhLWUxMDQxMzdmOTI3MQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2025/92</a>, K.2025/127, 3/6/2025, § 20).</p>

<p>20. Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını öngören Anayasa’nın 141. maddesi ile mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 142. maddesinin Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak mümkün değildir. Bu nedenle Anayasa’da yer alan aynı konuya ilişkin farklı düzenlemelerin bunların birlikte uygulanmasını sağlayacak şekilde yorumlanması gerekir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjVlM2UwZDRkLTMyNWUtODQzNC0wMmFhLWUxMDQxMzdmOTI3MQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2025/92</a>, K.2025/127, 3/6/2025, § 21).</p>

<p>21. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde davaların nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik olarak adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerekir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmFkMjhlMDM3LTA1ZjItNjQzYS1jYjgxLTAwYzdmYjNmZjhhNg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2017/120</a>, K.2018/33, 28/3/2018, § 20; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjRhOTBjM2Y3LWMyNzUtYjYwOC00N2YyLTg1MmVkMjM3OWI0OQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/60</a>, K.2023/176, 11/10/2023, § 18).</p>

<p>22. Basit yargılama usulünde cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi aşamaları kaldırılmış, delillerin sadece dava dilekçesi ve cevap dilekçesinin sunulması aşamasında ikame edilmesi öngörülmüştür. Yazılı yargılama usulüne kıyasla yargılama usulü süreçlerinde öngörülen bu sınırlamalar esas itibarıyla yargılamanın hızlandırılmasını amaçlamakta ancak tarafların delillerini sunabilmeleri, iddialarını çeliştirebilmeleri bakımından herhangi bir engel oluşturmamaktadır. Başka bir anlatımla bu sınırlamaların tek başına tarafların iddialarını dile getirebilmeleri, delillerini sunabilmeleri ve çeliştirebilmeleri bakımından hakkaniyete uygun yargılanma yönünden katlanılmaz sonuçlar doğurduğu söylenemez (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY0MzExYzQyLTZhODEtYmJhMC0wODBmLTEzODhmZDA2NjZjYg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/168</a>, K.2025/132, 17/6/2025, § 47). Nitekim 6102 sayılı Kanun’un 4. maddesinin kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrasının gerekçesinde de kuralın kapsamı dâhilinde kalan ticari davaların süratle görülüp karara bağlanmasının amaçlandığı belirtilmiştir.</p>

<p>23. Yargılama usullerinin yargılama faaliyetlerinin etkin ve süratli şekilde yerine getirilmesinde doğrudan etkili olduğu dikkate alındığında kanun koyucunun bu kapsamdaki düzenlemelerde geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Kuralın yargılamanın süratle sonuçlandırılmasını amaçladığı, bu amacın Anayasa’nın 141. maddesinde yer alan davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılması ilkesine dayandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında miktar veya değeri belirli bir sınırın altında olan ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanmasını öngören kuralın kamu yararı amacı taşıdığı açıktır.</p>

<p>24. Bu itibarla kuralda uygulanması öngörülen basit yargılama usulünde tarafların delillerini sunabilmeleri ve iddialarını dile getirilebilmeleri bakımından yeterli imkânın sağlandığı gözetildiğinde kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kuralın yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesine yönelik güvenceleri ortadan kaldırdığı veya zayıflattığı söylenemez. Dolayısıyla kuralda adil yargılanma hakkıyla bağdaşmayan bir yön bulunmadığı gibi davaların kısa sürede sonuçlandırılması ilkesine dayanan kuralın mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerini düzenleyen 142. maddesiyle çelişen bir yönünün de bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>25. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 36. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 36. ve 142. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>…miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.”</i> bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025274-e-2026113-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="16716"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KURAL OLARAK KISMİ DAVADA ALINAN BİLİRKİŞİ RAPORU EK DAVA İÇİN KESİN DELİL DEĞİL İSE DE YARGISAL DENETİMLERDEN GEÇMİŞ RAPORLAR KESİN DELİLDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kural-olarak-kismi-davada-alinan-bilirkisi-raporu-ek-dava-icin-kesin-delil-degil-ise-de-yargisal-denetimlerden-gecmis-raporlar-kesin-delildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kural-olarak-kismi-davada-alinan-bilirkisi-raporu-ek-dava-icin-kesin-delil-degil-ise-de-yargisal-denetimlerden-gecmis-raporlar-kesin-delildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kural olarak, kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide gerek yargısal uygulamada kabul edilmiştir. Ne var ki, kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.12.2022 tarihli, 2021/429 E., 2022/1650 K. sayılı kararı</p>

<p>ile</p>

<p>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2025 tarihli 2024/8336 E., 2025/633 K. sayılı kararı</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2021/429 E., 2022/1650 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karara karşı davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun faiz başlangıcı yönünden kabulüne, sair istinaf sebepleri yönünden reddine karar verilmiş, bu karara davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde talep ettiği duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı istemi:</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; avukat olan müvekkilinin, davalılardan ...’ın vekili olarak diğer davalıya karşı ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/437 E. sayılı dava dosyasını takip ettiğini, ancak davalıların kendisini devre dışı bırakarak sulh olduklarını, ödenmeyen vekâlet ücretinin tahsili için ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/55 E. sayılı dosyası ile dava açtığını, yapılan yargılama sonunda davalılardan talep edebileceği toplam vekâlet ücretinin 137.229,81TL olarak tespit edildiğini ve taleple bağlı kalınarak 2.000TL üzerinden karar verildiğini, bakiye alacak için eldeki ek davanın açıldığını ileri sürerek 135.229,81TL vekâlet ücretinin azil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı cevabı:<br />
5. Davalılar süresinde davaya cevap vermemiş, yargılama süresinde davalı ... vekili davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.10.2016 tarihli ve 2016/430 E., 2016/431 K. sayılı kararı ile; uyuşmazlıkta tüketici mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş; kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dosya tüketici mahkemesine gönderilmiştir.</p>

<p>7. ... Tüketici Mahkemesinin 08.12.2016 tarihli ve 2016/1616 E., 2016/1272 K. sayılı kararı ile; genel mahkemelerin görevli olduğundan bahisle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş; kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dosya mercii tayini için ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesine gönderilmiş; Bölge Adliye Mahkemesinin 06.02.2017 tarihli ve 2017/166 E., 2017/148 K. sayılı kararı ile ... Asliye Hukuk Mahkemesi yargı yeri olarak belirlenmiştir.</p>

<p>8. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.07.2017 tarihli ve 2017/152 E., 2017/206 K. sayılı kararı ile; ... Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve onanarak kesinleşen davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması sebebiyle eldeki davanın ek dava niteliğinde olduğu, bu nedenle kesinleşen dosyada alınan bilirkişi raporunda belirlenen bedelin üzerinden ilk davada hükmedilen vekâlet alacağının düşülmesi suretiyle kalan miktarın davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 135.229,81TL alacağın ilk dava tarihi olan 27.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:<br />
9. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>10. ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 02.05.2018 tarihli ve 2017/1988 E., 2018/944 K. sayılı kararı ile; davalı ... vekilinin faiz başlangıcına yönelik istinaf talebinin kabulü ile hükmedilen vekâlet ücretine 20.10.2016 olan dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasına, sair istinaf sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
11. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>12. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 05.12.2019 tarihli ve 2018/4859 E., 2019/12158 K. sayılı kararı ile; “…Hemen belirtilmelidir ki; kural olarak sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının kazanılmış hak (usulü müktesep hak) ilkesinin 28.06.1960 tarihli, 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince istisnai niteliği gereği kesin hüküm halini almamış eldeki davalarda da gözetilmesi ve uygulanması gerekeceği tartışmasızdır.<br />
Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından 05.10.2018 tarihinde 2017/6 esas,2018/9 karar sayılı ilamla " İçtihadı birleştirmenin konusu, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde yer alan ücret dolasıyla müteselsil sorumluluk hallerinden olan sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin girip girmediği hususudur. ... Avukatlık bir kamu hizmeti olmakla birlikte ücret karşılığında müvekkiline hukuksal yardım hizmeti sunan avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki ilişki bir özel hukuk ilişkisidir...Özel hukukta, bir borç ilişkisinden doğan alacak hakkı da nisbi hak niteliğindedir. Böyle olunca alacak hakkı ancak o borç ilişkisi nedeniyle borçlu olan kişi ya da kişilere karşı ileri sürülebilir, yargısal kararlarda ve doktrinde borç ilişkilerinin nisbiliği ilkesi denilen bu ilke uyarınca sözleşmeler kural olarak yalnızca sözleşmenin tarafları bakımından hüküm ve sonuç doğururlar.... Akdi vekalet ücretinin iş sahibi ile hasmın müteselsil sorumluluğu kapsamında bulunduğunun kabul edilmesi hukuk güvenliği ilkesini zedeleyecektir. Ayrıca vekalet ücreti avukatın yaptığı hukuki yardımın karşılığı olan bir meblağ veya değeri ifade ettiği halde avukattan hiçbir hukuki yardım almayan hasmın, karşı yanın yaptığı sözleşmeden doğan vekalet ücreti nedeniyle onun avukatı lehine müteselsilen sorumlu tutulması, avukatlık ücretinin mahiyet ve amacına da uygun değildir. Tarafların aralarındaki dava ve uyuşmazlığı sulh ile sonuçlandırmaları her şeyden önce dava açılmakla bozulan toplumsal barış ve huzurun yeniden tesis edilmesini sağladığı gibi tarafların bir an önce hak ve alacaklarına kavuşmasını da temin etmektedir. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nın 140/2. maddesinde hakimin tarafları sulhe davet edeceği düzenlenerek sulh teşvik edilmiştir. Böyle olunca, usul hukuku bakımından bu kadar önemli bir müessesenin önüne sözleşmenin tarafı olmayan kişinin akdi vekalet ücretinden sorumlu tutulması şeklindeki bir engelin konulması da doğru olmayacaktır....Hal böyle olunca, Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesinde düzenlenen "ücret dolasıyla müteselsil sorumluluk" hallerinden olan "sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde" karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken "akdi vekalet ücretinin" dahil olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır." şeklinde karar verilmiş olup, somut olaya ilişkin çıkan bu içtihadı birleştirme kararına göre, davalı ...'ın davacının hak ettiği akdi vekalet ücretinden sorumlu olmayacağının kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece, yukarıda anlatılan İçtihadı Birleştirme Kararına göre değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</p>

<p>2-Bozma nedenine göre davalı ...’ın sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
13. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.09.2020 tarihli ve 2020/128 E., 2020/302 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, ... Asliye Hukuk Mahkemesince sonuçlandırılan davanın kısmi dava olup Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, kısmi davanın sadece ilk davada talep olunan kısmı için değil, alacağın tamamı için ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümünün sonradan açılan ek dava için de kesin hüküm oluşturduğu, kesin hüküm bulunan hâllerde sonradan oluşturulan içtihadı birleştirme kararının uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
14. Direnme kararı süresi içinde davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>15. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kesinleşmiş karara dayanılarak ek dava mahiyetinde 20.10.2016 tarihinde açılan davada, 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre somut olayda davalı ... yönünden davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>16. Öncelikle kısmi dava ve ek dava konusu üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır.</p>

<p>17. Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi hâlinde kısmi dava söz konusudur. Aksi belirtilmedikçe, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra ayrı bir dava açılması usulen mümkündür. Uygulamada bu ayrı davaya, ek dava denilmektedir.</p>

<p>18. Her dava, kural olarak tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması hâlinde önceden açılan davada kesinleşen kararın tespit kısmı, kalan kısım için açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.</p>

<p>19. Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın ret ile sonuçlanması hâlinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>20. Başka bir ifadeyle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkûm edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki; bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü, sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.</p>

<p>21. Kısacası ikinci davaya (ek davaya) bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hâle gelmiştir. Zira kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca doğrudan (re’sen) göz önünde tutulmalıdır.</p>

<p>22. Kısmi dava sürerken ek davanın açılmış olması hâlinde davalı ilk itirazda bulunarak birleştirme istememişse, kısmi dava ile ek dava birleştirilemez. Ancak, ek davaya bakan mahkeme kısmi davanın sonuçlanmasını bekletici sorun yapmalıdır. Çünkü kısmi dava tamamen veya kısmen reddedilecek olursa bu karar ek dava için kesin hüküm teşkil edecek, kısmi dava tamamen kabul edilirse de kararın tespite ilişkin bölümü ek dava için kesin hüküm oluşturacaktır.</p>

<p>23. Kısmi davada alınan ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun kısmi dava tutarını aşan bölümünün açılan ek davada mahkemeyi bağlayacak nitelikte bir kesin delil mahiyetinde olup olmadığının değerlendirilmesinde de yarar bulunmaktadır.</p>

<p>24. Kural olarak, kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide gerek yargısal uygulamada kabul edilmiştir. Ne var ki, kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır. Bu nedenledir ki, bilirkişi raporlarının takdiri delil oldukları kural ise de, somut olayın özelliklerine göre kesin delil niteliği alabilecekleri de göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>25. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2021 tarihli ve 2018/9-148 E., 2021/1183 K.; 28.04.2022 tarihli ve 2020/(13)3-253 E., 2022/624 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.</p>

<p>26. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendiğinde; avukat olan davacının davalılardan ...’ın vekili olarak diğer davalıya karşı açılan davayı takip ettiği ancak tarafların avukat olan davacıyı saf dışı bırakmak suretiyle sulh oldukları, davacının ödenmeyen vekâlet ücretinin tahsili için kısmi dava açtığı ve bu davada davacı avukatın vekâlet ücreti alacağının 137.229,81TL olarak tespit edildiği ancak kısmi dava olması sebebiyle taleple bağlı kalınarak, her iki davalının da müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğuna karar verildiği, kararın 13.04.2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>27. Özel Daire bozma kararı ise Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı kararına dayanmaktadır. Anılan İçtihadı Birleştirme kararı özet olarak; avukatın saf dışı tutulması suretiyle davanın taraflarının sulh olmaları hâlinde, avukatın akdi vekâlet ücretinden müvekkili olmayan karşı tarafın sorumlu olmayacağına ilişkindir.</p>

<p>28. Yine Özel Daire bozma kararında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E., 1960/9 K. sayılı kararına değinilmiştir. Anılan karar ile usule ilişkin kazanılmış hak kuralının birçok hukuk kurallarında olduğu gibi istisnaları olduğundan, Yargıtayın bozma ilamına uyulmakla oluşan usule ilişkin kazanılmış hak kuralının istisnası olarak sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının henüz Mahkemede ya da Yargıtayda olan bütün işlere uygulanacağına karar verilmiştir. Ancak somut olayda, Yargıtayın bozma ilamına uyulmakla oluşan usule ilişkin kazanılmış hak değil kesin hüküm mevcuttur. Bu durumda anılan kararının eldeki davada uygulama yeri bulunmamaktadır.</p>

<p>29. Nitekim, somut olaydaki kısmi dava ve onunla birlikte kurulan tespit hükmü de yukarıda anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 05.10.2018 tarihli kararından önce kesinleştiğinden, davacı avukatın alacak miktarı ve bu alacaktan kimlerin sorumlu olabileceği hususu artık yeniden tartışılamayacaktır. Buradan hareketle eldeki davanın her iki davalısının da davacı avukatın vekâlet ücretinden sorumlu oldukları hususu kesin hüküm ile belirlenmiştir.</p>

<p>30. Hâl böyle olunca, Mahkemece verilen direnme kararı yerindedir.</p>

<p>31. Ne var ki, hüküm altına alınan bedel yönünden inceleme yapılmadığı anlaşılmakla bu yönden inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Direnme uygun olup sair hususların incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>01.12.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/8336 E., 2025/633 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/861 Esas, 2023/1905 Karar<br />
DAVA TARİHİ : 22.06.2021<br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bursa 14. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/597 Esas, 2021/213 Karar</p>

<p>Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili için açılan ilk davada saklı tutulan bölümün tahsili istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Bursa ili, ..., ...Mahallesi 7794 ada 3 parsel sayılı taşınmaza davalı idarece yol yapımı şeklinde el atılması sonucu fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla davalı idare aleyhine açmış oldukları 10.000,00 TL'lik kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan tazminat davasının, Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/118 Esas, 2019/604 Karar sayılı kararı ile kabulüne karar verildiğini, bahse konu karara karşı yapılan istinaf başvuruları neticesinde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 2019/3539 Esas, 2020/199 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın fiilen el atılmayan kısmının da bedeline hükmedilmesi gerektiğine karar verildiğini, iş bu karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2020/7491 Esas, 2021/7611 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiğini, bu nedenle ek tazminat bedeli bulunan 1.425.206,60TL'nin hüküm altına alınması için başvuru zorunluluğu doğduğunu ileri sürerek davalarının kabulü ile fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla 1.425.206,60TL tazminatın ilk dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Başkanlığından tahsilini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen değerin çok yüksek olduğunu, emsal değerlendirmesinin gereği gibi yapılmadığını, dava konusu taşınmaza daha yakın ve aynı özellikleri taşıyan emsallerin değerlendirmeye esas alınmamasının kanuna ve usule yerleşik Yargıtay kararları ve uygulamasına aykırı olduğunu, davacı tarafından açılan davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu ve reddi gerektiğini, aleyhlerine açılan davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, Mahkemesinde görülmekte olan davanın kamulaştırmasız el koyma nedeniyle haksız el atmadan doğan bir dava olmadığını ve bu nedenle açılan davanın görev ve yargı yolu yönünden reddi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın istinaf başvurusunun reddi ile tazminat bedelinin yeniden değerlendirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.Davalı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının eksik inceleme ve araştırma sonucu hatalı olarak karar verildiğini, kamulaştırmasız el atmadan söz edebilmek için en önemli unsurun idarelerin taşınmaza fiilen ve kalıcı nitelikte el koyması olduğunu, eğer bu durum söz konusu değilse imar planları ile taşınmazın yol, ... alan, park, okul gibi kamusal alanlara tahsis edilmesinin Yargıtay içtihatlarında da kamulaştırmasız el atma olarak kabul edilmediğini, bilirkişi raporunda fahiş değer tespit edildiğini, dava konusu taşınmaza eylemli el atılmayan kısımlarında tazminata konu edilmesinin isabetsiz olduğunu, emsallerin hatalı olduğunu, kamulaştırma sorumluluğu belediyelerinde olmayan yerler için imar planı kapsamında taraflarına tazminat hükmü kurulmasının usul ve kanun aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla taraflar arasında görülüp kesinleşen önceki davada tespit edilen bedel esas alınmak suretiyle ek davanın kabulüne ve faizin ilk dava tarihinden itibaren işletilmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmakla taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2.Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili için açılan ilk davada saklı tutulan kısmın tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir: “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibarıyla gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine meni müdahale davası açmağa hakkı olduğuna; ancak dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünün bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ve isteyebileceği bedelin de mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel olduğuna 16.05.1956 tarihinde ilk toplantıda ittifakla karar verildi.”</p>

<p>3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1954/1 Esas, 1956/7 Karar sayılı kararı ile “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, gayrimenkulünün bedelinin tahsiline ilişkin olarak, gayrimenkulünü yola kalbeden hükmü şahsiyeti aleyhine açacağı bedel davasında müruruzamanın mevzuubahis olamayacağına ve bu itibarla da hadisede Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinin tatbik kabiliyeti bulunmadığına ...” karar verilmiştir.</p>

<p>4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2022 tarihli ve 2020/4-58 Esas, 2022/429 Karar sayılı ilâmı:“ ...kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp, tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır.“</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat istemiyle davacı tarafından davalı idare aleyhine açılan kısmi davada, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL'nin talep edildiği, Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/118 Esas, 2019/604 Karar sayılı kararı ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle toplam tazminat bedeli 1.435.206,60TL olarak tespit edilip taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL üzerinden hüküm tesis edildiği, işbu kararın taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizin temyiz incelemesinden geçerek 25.05.2021 tarihinde kesinleştiği, dava konusu taşınmazın davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Bu durumda; asıl davada alınan ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun açılan eldeki ek dava yönünden hem tarafları hem de Mahkemeyi bağlayacak nitelikte kesin bir delil mahiyetini almış olup saklı tutulan bedele ilişkin açılan eldeki davada yeniden bilirkişi incelemesi yapılmaksızın işbu raporun hükme esas alınması yerindedir.</p>

<p>4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Davalı idareden aşağıda yazılı kalan harcın alınarak Hazineye irat kaydına, davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydına,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kural-olarak-kismi-davada-alinan-bilirkisi-raporu-ek-dava-icin-kesin-delil-degil-ise-de-yargisal-denetimlerden-gecmis-raporlar-kesin-delildir</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-bayrak.jpg" type="image/jpeg" length="53863"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/30342 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202330342-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202330342-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2023/30342 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.</strong><strong>C.</strong><strong>B.</strong><strong> BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/30342)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 5/8/2026 - 33331</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Mutlu ALAF</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Veysi BAĞLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Bireysel Başvuruya Konu Dava Süreci </strong></p>

<p>2. Başvurucu 10/3/2023 tarihinde tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Başvurucu aynı zamanda adli yardım talebinde bulunmuştur. Başvurucu, adli yardım talebine ilişkin olarak fakirlik belgesi sunmuştur. Ayrıca avukatının kendisinden ücret almadığını, avukatı ile anne oğul olduklarını, ücretsiz dava alındığına ilişkin hususu vekilinin baroya bildireceğini belirtmiştir.</p>

<p>3. Batman 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada 13/3/2023 tarihli ara kararı ile adli yardım talebinin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun adli yardım talebi ekinde mal varlığı olmadığına ilişkin yeterli bilgi ve belge sunmadığı, başvurucunun banka hesaplarının olduğu, davanın konusu da dikkate alındığında başvurucunun adli yardımdan yararlanabilecek derecede fakir olmadığı vurgulanmıştır.</p>

<p>4. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde Mahkemenin kendisine ait Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bilgilerini sorguladığını, adına kayıtlı taşınır ve taşınmaz olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, dilekçe ekine üzerine kayıtlı mal olmadığına ilişkin olarak e-Devlet'ten aldığı ekran görüntüsünü sunmuş; avukatının kendi oğlu olduğunu, avukata para veremediği için daha önce bu davayı açamadığını beyan etmiş ve vekilinin vekâleti ücretsiz aldığına dair baroya verdiği bildirim dilekçesini iletmiştir. Banka hesaplarının varlığıyla ilgili olarak geçmişte farklı işyerlerinde çalıştığı için birden fazla banka hesabı olduğunu, banka hesabı olmasının tek başına adli yardım talebinin reddi gerekçesi olamayacağını iddia etmiştir. Başvurucu, bunların yanında fakirlik belgesini de ibraz etmiştir.</p>

<p>5. Batman 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/3/2023 tarihli kararıyla itiraz reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde fakirlik belgesinin her zaman düzenlenebileceği, bu belgenin somut araştırma ve verilere dayanmadığı, adli yardım talebinin dayanağının bulunmadığı, Mahkemenin de resen araştırma yükümlülüğü olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu 24/3/2023 tarihinde tekrar adli yardım talebinde bulunmuştur. Mahkeme 27/3/2023 tarihli ara kararı ile başvurucunun adli yardımdan yararlanmasını gerektirir durumunda değişiklik olmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Başvurucu 5/4/2023 tarihli dilekçesiyle adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle gider avansı ve harçları yatıramadığını, bu sebeple dosyanın karara çıkarılmasını talep etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nihai kararı 22/3/2023 tarihinde öğrendikten sonra 7/4/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. Bireysel Başvurudan Sonraki Dava Süreci </strong></p>

<p>8. Mahkeme 23/10/2023 tarihli kararı ile gider avansının yatırılmadığı gerekçesiyle davayı dava şartı yokluğundan reddetmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu; adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini, yargılama harç ve giderlerini ödeyebilme gücünden yoksun olduğunu, üzerine kayıtlı malı olmadığını, Mahkemenin SGK bilgilerini sorgulayarak geliri olmadığını tespit ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca adli yardım talebinin gerekçesiz olarak reddedildiğini, etkili başvuru hakkının da ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>11. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>14. Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkili bir sistemin olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. </i>[1. B.], B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (<i>Kamil Koç</i> [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).</p>

<p>15. Başvurucunun açtığı davada adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulduğu görülmüştür. Bu nedenle söz konusu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru bir amaca dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p>16. Mahkemenin adli yardım talebini reddederken 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 336. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayandığı, dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>17. Yargı harçları, yargı hizmetinden yararlanılması karşılığında devlete ödenen katkı payını ifade eder. Yargı harcı ödeme yükümlülüğü getirilmesiyle, bölünebilen bir kamu hizmeti olan yargı hizmetinden yararlananların bu hizmetin maliyetinin bir kısmına katlanması hedeflenmektedir. Bunun yanında yargı harcının abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun taleplerin disipline edilmesi ve gereksiz başvuruların önüne geçilerek mahkemelerin meşgul edilmesinin önlenmesi amacına hizmet ettiği de açıktır. Öte yandan başvurucuların harç dışındaki yargılama giderleri karşılığında avans yatırmakla yükümlü kılınmasının amacı ise yargılama sırasında yapılması zorunlu giderleri finanse etmektir. Bu giderlerin yargı hizmeti talep eden kişi tarafından karşılanması işin doğası gereğidir. Dolayısıyla başvurucuların harç ve diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınmasının mahkemeye erişim hakkının doğasından kaynaklanan ve anayasal açıdan meşru amaçlara dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (<i>Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim</i> [1. B.], B. No: 2017/21882, 10/2/2021, § 45).</p>

<p>18. Kanunilik ve meşru amaç şartlarını sağladığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale ölçülülük ilkesi bakımından da değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi<i> elverişlilik</i>,<i> gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,<i> gereklilik</i> amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;<i> Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>19. Mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında ilk değerlendirilmesi gereken husus <i>elverişlilik</i> kriteridir. Başvurucuların harç ve yargılama gideri ödemekle yükümlü kılınmasının gereksiz yere dava açılmasını önleme amacına ulaşılması yönünden elverişli bir araç olduğu açıktır (<i>Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim</i>, § 50).</p>

<p>20. İkinci olarak müdahalenin gereklilik kriterini sağlayıp sağlamadığı incelenmelidir. Gereklilik, mahkemeye erişim hakkını en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Yargısal başvurularda ilgililerin harç ve diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınmasının mahkemeye erişim hakkını kısıtladığı tartışmasızdır. Bununla birlikte harç ve yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünün doğduğu ana göre müdahalenin derecesi değişebilmektedir. İlgilinin daha yargılamanın başında yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınması ile yargılamanın sonunda yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmesi arasında müdahalenin ağırlığı bakımından önemli farklılık bulunmaktadır. Yargılama giderlerinin dava şartı olarak öngörülmesinin davanın esası karara bağlandıktan sonra kişinin yargılama giderini ödemekle yükümlü kılınmasına nazaran mahkemeye erişim hakkına daha ağır bir müdahale teşkil edeceği kuşkusuzdur. Bu sebeple yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünün yargılamanın sonuna ötelenmesinin hakka daha hafif bir müdahale teşkil etmesi sebebiyle tercihe şayan bir yöntem olduğu söylenebilir (<i>Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim</i>, § 51).</p>

<p>21. Bununla birlikte yargılama giderlerinin yargılamanın sonunda ödenmesinin harç yükümlülüğünü anlamsız hâle getirmesi riski taşıdığının altı çizilmelidir. Harcın yargılamanın sonunda ödenmesi ile başında ödenmesi arasında gereksiz davaların açılmasından caydırma bakımından fark vardır. Harcın yargılamanın sonucunda ödeneceği düşüncesi, kişinin gereksiz yere dava açma isteğini kırma özelliğini belli ölçüde zayıflatabilir. Bu husus gözetildiğinde kamu makamlarının harcın ödenmesinin yargılamanın sonuna ertelenmesi biçiminde bir aracı tercih etme yükümlülüğü altında oldukları söylenemez. Kanun koyucunun harç ödeme yükümlülüğünün doğduğu safhayı belirleme konusunda belli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmelidir. Nitekim kanunda başvuru ve nispi karar harcının dörtte birinin peşin olarak, nispi karar harcının kalan kısmının ise yargılamanın sonunda ödenmesi öngörülmek suretiyle kamu yararı ile mahkemeye erişim hakkı arasında adil bir denge kurulmaya çalışılmıştır (<i>F</i><i>amiye</i> <i>B</i><i>eğim</i> <i>ve</i> <i>M</i><i>ehmet</i> <i>T</i><i>ahir</i> <i>B</i><i>eğim</i>, § 52).</p>

<p>22. Ne var ki mali imkânları elverişli olmayan kişilerin başvuru harcını ve nispi karar harcının dörtte birini ödeme gücünden yoksun olmaları söz konusu olabilir. Bu kişilerin sözü edilen harçları davanın başında ödeme yükümlülüğü altına sokulması mahkemeye erişimlerini imkânsız hâle getirebilir veya önemli ölçüde zorlaştırabilir. Kanun koyucu ödeme gücü bulunmayan bu gibi kişilerin mahkemeye erişebilmelerini temin etmek için adli yardım mekanizması öngörmüştür. Buna göre mali gücü bulunmayan kişilerin bu durumlarını belgelendirmeleri ve davalarının açıkça temelsiz bulunmaması hâlinde yargılamanın sonuna kadar yargılama gideri ödemekten muaf tutulmaları öngörülmüştür. Ayrıca bu kişilerin yargılamanın sonucunda haksız bulunması sebebiyle yargılama giderinin aleyhlerine hükmedilmesi hâlinde yargılama giderlerini taksitle ödemelerine imkân sağlanmıştır. Son olarak haksız çıksalar bile aleyhlerine yargılama giderine hükmedilmesinin mağduriyetlerine neden olacağının açıkça anlaşılması hâlinde bu kişilerin yargılama gideri ödemekten tamamen muaf tutulmasına da hükmedilebilir. Tüm sayılan bu imkânlar mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi hafifleten araçlardır (<i>F</i><i>amiye</i> <i>B</i><i>eğim</i> <i>ve</i> <i>M</i><i>ehmet</i> <i>T</i><i>ahir</i> <i>B</i><i>eğim</i>, § 53).</p>

<p>23. Yargılama giderlerini ödeme gücünün bulunmadığını iddia eden kişilerin yargılama giderlerinden geçici muafiyet sağlanması imkânını ifade eden adli yardımdan faydalandırılmaları mahkemeye erişim hakkından yararlanabilmeleri için oldukça önemlidir. Ödeme gücü zayıf olan kişilerin yargılamanın sonuçlanmasından sonra yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmeleri gibi daha hafif bir müdahale aracı yerine yargılamanın başında harç ve diğer yargılama giderini ödemekle yükümlü kılınmaları en az zedeleyici aracın seçilmesi yükümlülüğünün ihlaline yol açabilir (<i>F</i><i>amiye</i> <i>B</i><i>eğim</i> <i>ve</i> <i>M</i><i>ehmet</i> <i>T</i><i>ahir</i> <i>B</i><i>eğim</i>, § 54).</p>

<p>24. Söz konusu uyuşmazlıkta başvurucu tapu iptali ve tescil davası açmış ve adli yardım talebinde bulunmuştur. Başvurucunun adli yardım talebi Mahkeme ve itiraz mercii tarafından reddedilmiştir. Mahkeme adli yardım talebini reddederken başvurucunun mal varlığı olmadığına ilişkin yeterli bilgi ve belge sunmamasını, banka hesapları olmasını ve davanın konusunu gerekçe olarak göstermiştir. İtiraz mercii de fakirlik belgesinin her zaman düzenlenebilir nitelikte olduğu, başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğuna ilişkin inandırıcı deliller sunmadığı gerekçelerine dayanmıştır. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunurken fakirlik belgesi ibraz etmiş; itiraz dilekçesi ekine de mal varlığı olmadığına ilişkin olarak e-Devlet'ten aldığı ekran görüntülerini sunmuştur. Yargılama makamları başvurucunun yargılama giderlerini ödemesi hâlinde kendisinin ve ailesinin geçimini önemli ölçüde güçleştireceği iddiasını desteklemek için ibraz ettiği belgeleri değerlendirmemiştir. Yargılama makamları davanın konusunun tapu iptali ve tescil davası olduğuna ve başvurucunun banka hesaplarının bulunduğuna işaret ederek adli yardımdan faydalanmasına engel olacak şekilde katı ve kategorik bir yorum yapmıştır. Bu şekildeki kategorik yaklaşım adli yardım kararı verilmesinde ilgililerin gerçek mali durumlarının dikkate alınmasını önlemektedir.</p>

<p>25. Dolayısıyla uyuşmazlığa konu olayın özelliği dikkate alındığında davanın konusunun tapu iptali ve tescil davası olması ve başvurucunun banka hesaplarının bulunduğu gerekçesiyle adli yardım talebi reddedilerek dava açma imkânının ortadan kaldırılması suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin gözetilen meşru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantılı olmadığı, başvurucu üzerinde aşırı bir yük oluşturduğu, bu açıdan müdahalenin ölçüsüz olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>27. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>28. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri</i> <i>(2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu</i> <i>(3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>29. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2023/118, K.2023/491) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202330342-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="27782"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/85303 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202285303-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202285303-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/2/2026 tarihli ve 2022/85303 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>S.</strong> <strong>Y.</strong><strong>U.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/85303)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 11/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 5/8/2026 - 33331</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Nuray KOVANCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Doğukan ÖZDOĞAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; vekâlet ilişkisinden kaynaklanan alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle aleyhe açılan davada davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu ile avukat olan davacı arasında başvurucunun murisinin ölümünden sonra kalan malların intikali için gerekli işlemleri yapmak üzere 11/11/2006 tarihinde avukatlık ve hukuk danışmanlığı ücret sözleşmesi imzalanmıştır. Başvurucu 8/9/2009 tarihli ihtarname ile <i>"gördüğüm luzüm üzerine"</i> demek suretiyle davacıyı vekâletten azletmiştir.</p>

<p>3. Davacı, toplam 227.205,21 TL alacağı olduğunu belirterek başvurucu aleyhine ilamsız icra takibi başlatmıştır. Ödeme emri, başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucunun ödeme emrine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durmasına karar verilmiştir. Davacı, takibe yapılan itirazın iptaline ve alacağın yüzde kırkından az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesi talebiyle 13/10/2009 tarihinde itirazın iptali davası açmıştır. Dava dilekçesinde; kendisinin vekil olarak bütün yükümlülükleri yerine getirdiğini ancak davalının kendisini haksız olarak azlettiğini, gerek<i> vekâlet ücret sözleşmesi</i> kapsamında gerek sözleşme kapsamı dışında başvurucu adına vekâleten takip ettiği işler için hak ettiği vekâlet ücretlerinin tahsili için icra takibi başlattığını ve takibe itiraz edildiğini belirtmiştir. Başvurucu; cevap dilekçesinde davacı avukatın bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, mirasçılar ile arasında gereksiz bir husumete yol açtığını ve kusurlu davranışları nedeniyle davacıyı azlettiğini ifade etmiştir.</p>

<p>4. İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 12/5/2015 tarihinde icra takibine itirazın kısmen iptaline, takibin 182.448 TL üzerinden temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte talepnamedeki asıl alacağa talep edilen %18 katma değer vergisi (KDV) talebi çıkarılarak diğer koşullarla devamına, %40 icra inkâr tazminatı olan 72.979,20 TL'nin başvurucudan tahsiline karar vermiştir. Karar gerekçesinde; bilirkişinin kök ve ek raporunu ibraz ettiğini, davacı avukatın işi layıkıyla yerine getirdiği için vekâlet ücretini talep etmekte haklı olduğunu, vekâlet ücreti hesabında sözleşmede net %12,5 oranı üzerinden avukatlık ücreti kabul edildiğini ve bu oranın geçerli olacağı kanaatine varıldığını belirtmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu vekili, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 13. Hukuk Dairesince hükmün başvurucu yararına bozulmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, başvurucunun savunmaları üzerinde ayrıntılı şekilde durulmadan ve azlin haklı olup olmadığı değerlendirilmeden yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı ve bozma nedeni olduğu belirtilmiştir. Davacı vekilinin karar düzeltme talebi de 7/3/2019 tarihli kararla reddedilmiştir.</p>

<p>6. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 7/10/2020 tarihinde davanın kısmen kabulüne, 182.448 TL'nin 11/9/2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte başvurucudan alınarak davacıya verilecek şekilde takip talebindeki %18'lik KDV'nin çıkarılması şartı ile itirazın iptali ile takibin bu şekilde devamına, bakiyeye yönelik talebin reddine, asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkâr tazminatının başvurucudan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Mahkemenin karar gerekçesinde, 9/4/2020 tarihli bilirkişi raporu ve dinlenen davacı tanıklarının beyanlarının bir bütün olarak değerlendirildiği belirtilmiş ve azlin haklı olmadığı değerlendirmesinde bulunulmuştur. Vekâlet ücreti miktarı hesaplamasında taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunduğu, sözleşmede dava değerinin %12,5 oranı üzerinden vekâlet ücreti ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu hususun tarafları bağladığı ifade edilmiş ve bozma kararı üzerine yapılan yargılamada alınan 9/4/2020 tarihli raporda ulaşılan değerlendirmelere dayanılmıştır.</p>

<p>7. Davacı vekili 18/1/2021 tarihinde sunduğu dilekçe ile davanın dayanağı icra takibinin yapılış tarihine ve dosyanın Yargıtay denetiminden geçmiş olmasına göre kararda %40 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedildiğini, açık bir hata söz konusu olduğunu belirterek icra inkâr tazminatı oranının %40 olarak düzeltilmesini talep etmiştir.</p>

<p>8. Söz konusu dilekçe, Mahkemece<i> ''tavzih dilekçesi''' </i>ismiyle başvurucu vekiline 24/1/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>9. Mahkeme; dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda 2/2/2021 tarihli karar ile davacı vekilinin talebinin kabulüne, hüküm kısmında yer alan %20 oranında tazminatın maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu oranın %40 olarak 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 304. maddesi uyarınca tashihine ve kararın gerekçeli karara eklenmesine yasal yollar açık olmak üzere karar vermiştir.</p>

<p>10. Söz konusu karar, Mahkemece<i> ''tavzih karar evrakı''</i> ismiyle 8/2/2021 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararı da başvurucu vekiline 16/2/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>11. Taraf vekilleri, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu vekili 2/2/2021 tarihli temyiz dilekçesinde davacının başta bilgi verme yükümlülüğü olmak üzere vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, müvekkilinin davacı avukatı azletmek zorunda kaldığını, Mahkemenin haklılıklarını kanıtlar nitelikteki tanık beyanlarını gözardı ettiğini, tüm dosyalar bakımından avukatlık ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacıya ödenen miktar mahsup edildikten sonra Mahkemece davanın kabulüne karar verildiğinden davacı taraf aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekmekteyken bu hususun gözardı edildiğini ifade etmiştir. Davacı vekili ise temyiz dilekçesinde vekâlet ücreti alacaklarının icra takibindeki asıl alacak miktarı kadar olması gerektiğinden davanın aynen kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabule dair oluşturulan nihai kararın ve bu kabule göre asıl alacağa eklenmesi gereken KDV bakımından bir karar oluşturulmamasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>12. Başvurucu vekili 17/2/2021 tarihinde verdiği dilekçeyle de Mahkemece %20 oranında hükmedilen icra inkâr tazminatı oranının usule aykırı olarak <i>"tavzih kararı"</i> başlıklı karar ile %40'a çıkarılmasının usul hükümlerine aykırı olduğunu belirterek temyiz taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>13. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (Daire) 20/1/2022 tarihinde hükmün onanmasına karar vermiştir. Başvurucu vekili, karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Dilekçede; Mahkemenin tavzih kararı ile düzenlenemeyecek bir hususu tavzih ile düzenlediğini, ayrıca tavzih usulüne de uymadığını, Mahkemenin yasal yollar açık olmak üzere karar verdiğini belirtmişse de yasal yollardan kastının ne olduğu ile ilgili herhangi bir açıklama yapmadığını, başvurucu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davacının bilgi verme yükümlülüğüne aykırı davrandığını, itirazları dikkate alınmadan sadece tek bir bilirkişi raporu alınarak karar verildiğini, dosyanın ek rapora dahi gönderilmediğini ifade etmiştir. Başvurucu vekilinin karar düzeltme talebi 13/6/2022 tarihli kararla reddedilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu, nihai kararı 6/8/2022 tarihinde öğrendikten sonra 31/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p><strong>A. </strong><strong>Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>15. Başvurucu; kararda davacı lehine %20 oranında hükmedilen icra inkâr tazminatı oranının usule aykırı olarak tavzih kararı ile %40'a çıkarıldığını, kararın açık ve bariz takdir hatasıyla verildiğini belirterek adil yargılanma hakkı ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuru, gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve buna uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmaz. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesi için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>19. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz</i> [1.B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi, uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak yargı mercilerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin yargı mercilerinin açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece gerekçelerini denetleme gibi bir görevi olmadığı gibi söz konusu kararlardaki hukuka aykırılıkları gidermek de görevi değildir (<i>Halit Kabadağ</i> [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).</p>

<p>21. Söz konusu uyuşmazlıkta Mahkeme 7/10/2020 tarihli kararında asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmetmiştir. Davacı vekili 18/1/2021 tarihinde sunduğu dilekçe ile açık bir hata olduğunu belirterek icra inkâr tazminatı oranının %40 olarak düzeltilmesini talep etmiştir. Mahkeme 2/2/2021 tarihli kararı ile davacı vekilinin talebinin kabulüne, hüküm kısmında yer alan %20 oranında tazminatın maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu oranın %40 olarak 6100 sayılı Kanun’un 304. maddesi uyarınca tashihine ve kararın gerekçeli karara eklenmesine karar vermiştir. Mahkemenin kararı, temyiz ve karar düzeltme yollarından geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>22. Mahkemenin 2/2/2021 tarihli kararı 6100 sayılı Kanun’un 304. maddesinde yer alan hükmün tashihi düzenlemesine dayanmaktadır. 6100 sayılı Kanun’un <i>"Hükmün tashihi" </i>başlıklı 304. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir. Buna göre hükmün tashihi yoluyla <i>y</i><i>azı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar </i>düzeltilebilir. Hüküm, taraflara tebliğ edilmiş ise tashih talebi hakkında taraflar dinlendikten sonra ya da davete rağmen tarafların gelmemesi hâlinde dosya üzerinden karar verilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta davacı vekilinin hüküm tebliğ edilmeden önce 18/1/2021 tarihinde sunduğu dilekçe ile maddi hata inceleme talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. Öte yandan söz konusu dilekçe, Mahkemece başvurucu vekiline 24/1/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Mahkeme, daha sonra 2/2/2021 tarihinde dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda davacı vekilinin talebinin kabulüne karar vermiştir (bkz. §§ 7-10).</p>

<p>23. İtirazın iptali davasına ilişkin olarak 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle değiştirilen 67. maddesinin ikinci fıkrasında bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlunun, takibinde haksız ve kötü niyetli görülmesi hâlinde alacaklının, diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre ret veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkûm edileceği düzenlenmiştir. 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle bu fıkrada yer alan <i>"yüzde kırkından"</i> ibaresi<i> "yüzde yirmisinden"</i> şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>24. 2004 sayılı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinde bu Kanun'un ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>25. Yargıtay 2004 sayılı Kanun'un 67. maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapan 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesinin 5/7/2012 tarihinde yürürlüğe girdiğine, 5/7/2012 tarihinden önce yapılmış olan icra takipleri üzerine açılan ve açılacak olan itirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatının asgari %40 olarak, 5/7/2012 tarihinden sonra yapılan icra takipleri üzerine açılacak itirazın iptali davalarında ise icra inkâr tazminatının asgari %20 olarak uygulanması gerektiğine karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19/2/2025 tarihli ve E.2024/6116, K.2025/1067 sayılı; Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 30/1/2013 tarihli ve E.2012/17676, K.2013/1276 sayılı; 18/12/2024 tarihli ve E.2024/225, K.2024/4931 sayılı kararları).</p>

<p>26. Eldeki uyuşmazlıkta davacı vekilinin icra inkâr tazminatı oranına ilişkin kararın açık hataya dayalı olarak verildiği iddiasıyla düzeltilmesi talebi üzerine Mahkemece hükümde %20 olarak hükmedilen icra inkâr tazminatı oranı 6100 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca %40 olarak düzeltilmiştir.</p>

<p>27. Başvurucu, mahkeme kararında icra inkâr tazminatı oranı %20 olarak hükmedilmesine rağmen tashih yoluyla bu oranın %40 olarak belirlenmesinden şikâyet etmiştir. Başvurucunun bu iddiasını 17/2/2021 tarihli dilekçesinde ve karar düzeltme dilekçesinde açık bir biçimde dile getirdiği görülmüştür (bkz. §§ 12, 13).</p>

<p>28. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme, kanun kurallarını yorumlama, kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiğine karar verme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan mahkemeye ait olmakla birlikte mahkemenin esasa etkili iddialara ilişkin olarak ilgili ve yeterli bir gerekçe sunması hakkaniyete uygun yargılanmanın gerçekleşmesi adına bir zorunluluktur (<i>Seyhan İlğaz</i> [1. B.], B. No: 2014/7475, 17/7/2018, § 39). Mahkeme 2/2/2021 tarihli kararında hüküm kısmında yer alan %20 oranında tazminatın maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu oranın %40 olarak tashihine karar vermiştir.</p>

<p>29. Kural olarak mahkeme kararında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu mercilerince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise başvurucuların ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercileri tarafından gerekçeli şekilde karşılanması gerekir. Uyuşmazlıkta başvurucunun 17/2/2021 tarihli dilekçesinde ve karar düzeltme dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaya ilişkin olarak Dairece herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Diğer bir ifadeyle başvurucunun kararda davacı lehine %20 oranında hükmedilen icra inkâr tazminatı oranının usule aykırı olarak %40'a çıkarıldığına dair iddiaları yeterli bir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Başvurucunun diğer temel hak ve özgürlüklerinin de ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>32. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında anılan şikâyetle ilgili olarak uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>35. Başvurucu, ihlalin tespiti ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>36. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>37. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Yargıtay 3. Hukuk Dairesine (E.2022/4340, K.2022/5721) iletilmek üzere İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2019/103, K.2020/188) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202285303-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/anayasa-avukat.jpg" type="image/jpeg" length="97304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Resmî Tatil Süreyi Neden Uzatır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/resmi-tatil-sureyi-neden-uzatir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/resmi-tatil-sureyi-neden-uzatir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir önceki “Hak Düşürücü Süreler Takvimle Değil Kanunla Uzatılır” başlıklı yazımızda, hak düşürücü sürelerin kanunda açık bir düzenleme bulunmadıkça resmî tatil nedeniyle uzatılamayacağını değerlendirmiştik. Bu değerlendirme doğal olarak şu soruyu gündeme getirmektedir: Madem hak düşürücü süreler resmî tatil nedeniyle uzamamaktadır, o hâlde usul hukukunda süreler neden uzamaktadır?</p>

<p>Bu sorunun cevabı, usul hukuku ile maddi hukuk arasındaki temel nitelik farkında yatmaktadır.</p>

<p>Hukukta süreler yalnızca takvimin gösterdiği günlerden ibaret değildir. Bir davanın açılabileceği son gün, bir istinaf veya temyiz başvurusunun yapılabileceği son tarih ya da bir usul işleminin tamamlanması için öngörülen süre, çoğu zaman hakkın kaderini belirler. Bu nedenle usul hukukunda süreler, yalnızca yargılamanın düzenli yürütülmesini sağlamak için değil, aynı zamanda bireyin hak arama özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu nedenle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 93. maddesi ile İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 8. maddesi, sürenin son gününün resmî tatile rastlaması hâlinde sürenin tatili izleyen ilk çalışma gününün mesai saati sonunda sona ereceğini açıkça hükme bağlamıştır. Benzer düzenlemeler diğer usul kanunlarında da yer almaktadır.</p>

<p>İlk bakışta bu düzenleme, kişilere tanınmış teknik bir kolaylık gibi görülebilir. Oysa gerçekte bu kuralın temelinde, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ile onun ayrılmaz bir parçası olan mahkemeye erişim hakkı bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hak arama özgürlüğü, yalnızca teorik olarak dava açabilme hakkının tanınması değildir. Bu hakkın fiilen kullanılabilmesini sağlayacak usul kurallarının da bulunması gerekir. Mahkemeye erişim hakkı ancak uygulanabilir olduğu ölçüde gerçek bir haktır.</p>

<p>Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de mahkemeye erişim hakkını adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte; bireyin mahkemeye ulaşmasını aşırı derecede güçleştiren usul kurallarını hak ihlali olarak değerlendirmektedir.</p>

<p>İşte resmî tatil nedeniyle sürelerin uzatılması da bu anlayışın doğal sonucudur.</p>

<p>Çünkü mahkemelerin kapalı olduğu bir günde dava açılması, istinaf veya temyiz başvurusu yapılması ya da kanunun öngördüğü bir usul işleminin gerçekleştirilmesi fiilen mümkün değildir. Hukuk düzeni, kişiden imkânsız olanı yerine getirmesini bekleyemez.</p>

<p>Daha da önemlisi, devlet mahkemelerini resmî tatil nedeniyle hizmete kapatırken, aynı gün süreyi işlemeye devam ettiremez. Aksi hâlde kendi organizasyonundan kaynaklanan bir engeli bireyin aleyhine hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanmış olur. Hukuk devleti ilkesi, devletin kendi oluşturduğu fiilî engelin sonucunu vatandaşa yüklemesine izin vermez.</p>

<p>Bu nedenle resmî tatil nedeniyle usul sürelerinin uzaması, kişilere tanınmış bir ayrıcalık değil; devletin adil yargılanma hakkına ve mahkemeye erişim hakkına saygı göstermesinin zorunlu sonucudur.</p>

<p>Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrım vardır.</p>

<p>Usul hukukundaki süreler ile maddi hukuka ilişkin hak düşürücü süreler aynı hukuki niteliğe sahip değildir.</p>

<p>Usul süreleri, bireyin mahkemeye başvurma veya yargılama sırasında usul işlemlerini gerçekleştirme hakkını korur. Bu sürelerin uzaması yeni bir hak veya yetki oluşturmaz; yalnızca mevcut hakkın fiilen kullanılabilmesini sağlar.</p>

<p>Hak düşürücü süreler ise tamamen farklı bir amaca hizmet eder. Bunlar, belirli bir sürenin sonunda hak veya yetkinin kendiliğinden sona ermesini sağlayan maddi hukuk süreleridir. Dolayısıyla usul hukukunda kabul edilen resmî tatil kuralının, hak düşürücü sürelere kıyas yoluyla uygulanması mümkün değildir. Çünkü burada korunması gereken değer mahkemeye erişim hakkı değil; hukuki güvenlik, belirlilik ve kanunilik ilkeleridir.</p>

<p>Kanun koyucu da bu ayrımı bilinçli olarak gözetmiştir. Usul kanunlarında resmî tatil nedeniyle sürelerin uzayacağını açıkça düzenlemiş; buna karşılık hak düşürücü süreler bakımından genel bir uzatma kuralı kabul etmemiştir. Bunun nedeni, iki süre türünün farklı hukuki işlevlere sahip olmasıdır.</p>

<p>Sonuç olarak, resmî tatil nedeniyle usul sürelerinin uzaması takvime tanınmış bir ayrıcalık değildir. Bu düzenleme, bireyin mahkemeye erişim hakkının etkin biçimde kullanılmasını sağlayan anayasal bir güvencedir.</p>

<p>Devletin kapalı tuttuğu mahkeme nedeniyle bireyin hak kaybına uğraması, hukuk devletiyle bağdaşmaz. Bu nedenle usul hukukunda uzayan şey yalnızca süre değildir; korunan, bireyin hak arama özgürlüğüdür. Resmî tatilin uzattığı şey takvim değil, mahkemeye erişim hakkıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/resmi-tatil-sureyi-neden-uzatir-1</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/cubbe-saaat-1.jpg" type="image/jpeg" length="16664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Elektronik Ortamda Teslimi ve Yönetilmesi Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-elektronik-ortamda-teslimi-ve-yonetilmesi-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-elektronik-ortamda-teslimi-ve-yonetilmesi-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Elektronik Ortamda Teslimi ve Yönetilmesi Hakkında Yönetmelik, 05 Ağustos 2026 Tarihli ve 33331 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MİMARLIK VE MÜHENDİSLİK PROJELERİNİN ELEKTRONİK ORTAMDA TESLİMİ VE YÖNETİLMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında düzenlenecek mimarlık ve mühendislik proje ve hesaplarının teslim, inceleme, onay ve saklama işlemlerinin kısmen veya tamamen Elektronik Proje Yönetim Sistemi üzerinden yürütülmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik; bodrum katı dışında en çok iki katlı ve toplam yapı inşaat alanı 200 metrekareyi geçmeyen müstakil yapılar, entegre tesis niteliğinde olmayan tarım ve hayvancılık amaçlı yapı ve tesisler ile 3194 sayılı Kanunun 4 üncü, 26 ncı ve 27 nci maddelerinde sayılanlar hariç olmak üzere; uygulama imar planı bulunan alanlarda yeni yapılacak binaları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 107 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentlerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>b) e-PYS: Dijital projelerin yönetiminin sağlandığı ve Bakanlık bünyesinde işletilen Elektronik Proje Yönetim Sistemini,</p>

<p>c) İlgili idare: Yapı ruhsatı vermeye yetkili idareyi,</p>

<p>ç) Kullanıcı: e-PYS’de belirli iş ve işlemleri yürütmek üzere yetkilendirilmiş kişiyi,</p>

<p>d) Platform sorumlusu: e-PYS’de gerçek veya tüzel kişiler adına kullanıcı oluşturma, silme, yetki verme işlemlerini gerçekleştirebilecek kullanıcıyı,</p>

<p>e) PDF/A: Belgelerin arşivlenmesi için farklı cihazlarda, işletim sistemlerinde ve yazılımlarda biçim bozulmadan görüntülenmesini sağlayan vektör tabanlı dosya formatını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel Esaslar ve e-PYS Platformu Üzerinden Proje Teslimi</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yapı projelerinin yapı ruhsatı süreçlerine ilişkin olarak; projelerin ve hesapların elektronik ortamda teslim edilmesi, sorumlu kuruluşlar tarafından incelenmesi, eksiklerin bildirilmesi, uygun görüş verilmesi ve onaylanması gibi her türlü işlem, onay, bildirim ve tebligatlar Bakanlık veya yetkilendirdiği idareler tarafından kurulan ve işletilen Elektronik Proje Yönetim Sistemi Platformu üzerinden gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) e-PYS üzerinden yüklenecek tüm dosyaların 5/8/2026 tarihli ve 33331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Dijital Olarak Hazırlanması Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak düzenlenmiş olması zorunludur.</p>

<p>(3) İlgili kamu kurumları ve idareler tarafından kullanılan yazılım platformları ile e-PYS arasında proje dosyaları ve diğer bilgilerin paylaşımı yapılır.</p>

<p>(4) e-PYS üzerinden proje teslimi yapılacak bina türleri ve kullanım sınıfları, yapı inşaat alanı, yapı yüksekliği gibi kriterleri; yapılacak yüklemelerin formatını, ilgili kriterlerin ve formatın uygulanmaya başlayacağı tarihleri belirlemeye Bakanlık yetkilidir.</p>

<p>(5) İdare; teslim edilen sayısal veriyi üçüncü kişilere devredemez, müellifin izni olmaksızın projeyi çoğaltamaz, değiştiremez veya farklı projelerde kullanamaz, verinin güvenliğini sağlamakla yükümlüdür.</p>

<p>(6) e-PYS kullanıcıları; gönderilen bilgilendirme ve uyarı mesajlarını sistem üzerinden takip etmek ile yükümlüdür.</p>

<p><strong>e</strong><strong>-PYS platformuna proje kaydedilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Dijital ortamda hazırlanan proje dosyaları, yapının etüt ve projelerini hazırlayan proje müellifi tarafından e-PYS’ye kaydedilir.</p>

<p>(2) e-PYS’ye yüklenen her türlü dosyada yer alan bilgilerin doğruluğundan, kaydı yapan müellif sorumludur. e-PYS’ye yüklenen dosyaların Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Dijital Olarak Hazırlanması Hakkında Yönetmelikte tanımlanan esaslara ve kurallara uygun olup olmadığı incelenir ve herhangi bir eksiklik veya hata belirlenmesi halinde ilgili dosyanın tekrar yüklenmesi istenir.</p>

<p>(3) İlgili idareler ve yapı denetim kuruluşları ilgili projelerin yürürlükteki mevzuata uygunluğunu e-PYS üzerinden inceler. Yapılan incelemede tespit edilen eksiklikler veya yanlışlıklar e-PYS üzerinden gerekçeleri ile birlikte ilgilisine bildirilir. Tüm eksiklik ve yanlışlıkların gerekçeleri ile birlikte yazılı ve elektronik ortamda açıkça belirtilmesi suretiyle projeler tamamlatılmak üzere ilgililerine iade edilir.</p>

<p>(4) e-PYS üzerinden gerçekleştirilecek işlemlerde, işlem yapanlar tarafından kullanıcı adı ve şifresi veya güvenli elektronik imza ya da Bakanlıkça belirlenecek diğer kimlik doğrulaması yöntemlerinden biri kullanılır. Proje yükleme, eksiklik bildirimi, revizyon talebi gibi e-PYS süreçlerine ilişkin işlemlerde güvenli elektronik imza yerine hangi yöntemlerin kullanılacağını belirlemeye Bakanlık yetkilidir.</p>

<p>(5) e-PYS üzerinden yapılan erişimler, bildirimler, revizyonlara ilişkin bilgiler ve Bakanlık tarafından belirlenen işlemler, e-PYS’de kayıt altına alınır. e-PYS üzerinden verilen kabul/ret, revizyon bildirimleri ve oluşturulan dokümanlar ve kayıtlar, aksi ispat edilinceye kadar geçerli kabul edilir.</p>

<p>(6) e-PYS’ye yapılacak kayıtlarla ilgili yöntem, kılavuz ve rehber niteliğindeki diğer dokümanlar Bakanlık kurumsal internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p><strong>Proje teslim usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Güvenli elektronik imza kullanılmadan PDF/A veya IFC formatında teslim edilen projeler ayrıca basılı olarak teslim edilir.</p>

<p>(2) Güvenli elektronik imza kullanıldığı durumlarda projelerin PDF/A veya IFC formatında ve diğer dokümanların PDF/A formatında teslim edilmesi yeterlidir.</p>

<p>(3) Dijital olarak teslim edilen projelerin kağıda basılı olarak verilenlerle aynı olması gerekir.</p>

<p>(4) Kâğıda yazdırılıp taranarak oluşturulan PDF dokümanları kullanılamaz.</p>

<p><strong>e</strong><strong>-PYS kullanım koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) e-PYS’de kayıtlı gerçek ve tüzel kişiler veya projeler ile ilgili olarak sistem üzerinden elde edilen bilgiler, sadece kullanıcıların yetki ve sorumlulukları ile sınırlı olarak kullanılır ve hiçbir şekilde üçüncü kişilere aktarılamaz.</p>

<p>(2) e-PYS kullanıcılarının; mevzuatın uygulanması amacıyla e-PYS üzerinden Bakanlıkça veya ilgili idaresince belirlenen yönlendirmelere uymaları ve istenen her türlü veri girişini eksiksiz, doğru ve güncel olarak yapmaları gerekir. İstenen veri girişlerinin eksik veya hatalı yapıldığının anlaşılması halinde; eksiklik veya hata giderilinceye kadar, başvuru sahiplerine yönelik olarak ilgili idaresi tarafından gerekli görülen kısıtlamalar yapılabilir.</p>

<p>(3) Yapı ruhsatı eki proje ve hesapları hazırlayan ve inceleyenler e-PYS’ye kayıt olmak zorundadır. Kayıt sonrasında kullanıcı adı ve şifrenin muhafaza edilmesi, yetkisiz kişilere kullandırılmaması ve kullanıcıların tanımlanması işlemlerinden ilgili idareler ve e-PYS’de kayıtlı gerçek ve tüzel kişiler sorumludur.</p>

<p>(4) İdarelerin e-PYS’yi kullanmaları için Bakanlık ile ilgili idare arasında bir protokol düzenlenir. Düzenlenen protokolde idare adına e-PYS’de yer alan iş ve işlemleri yürütecek platform sorumluları idare tarafından belirlenir. Platform sorumlusu, e-PYS üzerinden idarenin diğer kullanıcılarını belirler, kaydeder ve yetkilendirir.</p>

<p>(5) e-PYS kullanıcısı gerçek ve tüzel kişiler, kendi bilgisayarlarında e-PYS’de kullanılmak üzere oluşturacakları bilgilerin güvenliğinden ve gizliliğinden sorumludur.</p>

<p>(6) Bu Yönetmelik kapsamındaki her türlü bildirim ve tebligat, tarafların beyan ettikleri tebligata elverişli elektronik posta adreslerine ve/veya iletişim numaralarına yapılabilir. İlgili mevzuatında aksi belirtilmediği müddetçe ayrıca yazılı bildirim yapılması şartı aranmaz.</p>

<p>(7) Bu Yönetmelik kapsamındaki işlemler için e-PYS dışında elektronik ortam kullanılamaz. İlgili kamu kurum ve kuruluşları ve idareler tarafından kullanılan yazılım platformlarında yapılan bu Yönetmelik kapsamındaki tüm işlemlerin, e-PYS’ye aktarılması ve e-PYS’de kayıt altına alınması zorunludur.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Yönetmelik 1/9/2028 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-elektronik-ortamda-teslimi-ve-yonetilmesi-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="16109"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Dijital Olarak Hazırlanması Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-dijital-olarak-hazirlanmasi-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-dijital-olarak-hazirlanmasi-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mimarlık ve Mühendislik Projelerinin Dijital Olarak Hazırlanması Hakkında Yönetmelik, 05 Ağustos 2026 Tarihli ve 33331 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MİMARLIK VE MÜHENDİSLİK PROJELERİNİN DİJİTAL OLARAK HAZIRLANMASI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununa tabi olarak yapı ruhsatı almak için ilgili idarelere yapılacak müracaatlarda teslim edilmesi gereken mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesaplarının dijital ortamda hazırlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik; bodrum katı dışında en çok iki katlı ve toplam yapı inşaat alanı 200 metrekareyi geçmeyen müstakil yapılar ile entegre tesis niteliğinde olmayan tarım ve hayvancılık amaçlı yapı ve tesisler hariç olmak üzere; uygulama imar planı bulunan alanlarda yeni yapılacak binaları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 107 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentleri ile 508 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) 2B: İki boyutu,</p>

<p>b) 3B: Üç boyutu,</p>

<p>c) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>ç) BIM: Yapı bilgi modellemesini,</p>

<p>d) BIM nesnesi: IFC şemasında tanımlı bir varlığın model içerisinde geometrik ve alfanümerik bilgilerle temsil edilen somut örneğini,</p>

<p>e) CAD: Bilgisayar destekli tasarımı,</p>

<p>f) Dosya: Yapı ruhsatı eki proje çizimi, model, hesap, rapor ve doküman gibi dijital ortamdaki materyalin tamamını,</p>

<p>g) Gelişim seviyesi: Model elemanının geometrik ve alfanümerik bilgi içeriği olarak geliştirilme seviyesini,</p>

<p>ğ) IFC (Endüstri Temel Sınıfları): TS EN ISO 16739-1 standardında tanımlanan BIM tabanlı açık veri paylaşımı için kullanılan veri şemasını,</p>

<p>h) İlgili idare: Yapı ruhsatı vermeye yetkili idareleri,</p>

<p>ı) PDF/A: Belgelerin arşivlenmesi için farklı cihazlarda, işletim sistemlerinde ve yazılımlarda biçim bozulmadan görüntülenmesini sağlayan vektör tabanlı dosya formatını,</p>

<p>i) Özellik seti: IFC şemasında yer alan ve belirli özellikler altında gruplandırılarak isimlendirilmiş özellikler kümesini,</p>

<p>j) Öznitelik: IFC şemasında yer alan bir varlığın temel özellikleri veya niteliklerini,</p>

<p>k) Özellik: IFC şemasında yer alan ve bir nesnenin tanımlanması ve ayırt edilmesi için kullanılan tanımlayıcı bilgiyi,</p>

<p>l) Varlık: IFC şemasında yer alan ortak özelliklere sahip yapı elemanlarını, referans elemanlarını, mahalleri, mekanları ve kavramları temsil etmek için kullanılan bilgi sınıflarını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel Esaslar</p>

<p><strong>Proje gerekleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yapı ruhsatı başvurularında ilgili idaresine teslim edilmek üzere dijital ortamda hazırlanan dosyaların, ilgili standartlara ve bu Yönetmelikte belirlenen hükümlere uygun şekilde düzenlenmesi zorunludur.</p>

<p>(2) Proje müellifi tarafından hazırlanan 2B proje çizim dosyaları, ilgili idaresine PDF/A formatında teslim edilir.</p>

<p>(3) Proje çizim ve modelleri dışındaki dijital ortamdaki dokümanlar ilgili standardına göre hazırlanmış PDF/A formatında düzenlenir.</p>

<p>(4) 3B sayısal yapı modelleri TS EN ISO 19650-1 “Bina bilgi modellemesi (BIM) dâhil olmak üzere, binalar ve inşaat mühendisliği yapıları ile ilgili bilgilerin düzenlenmesi ve sayısallaştırılması - Bina bilgi modellemesi ile bilgi yönetimi - Bölüm 1: Kavramlar ve ilkeler” ve TS EN ISO 19650-2 “Yapı bilgi modellemesi (BIM) de dâhil olmak üzere, bina ve inşaat mühendisliği alanına giren diğer yapılar hakkındaki bilgilerin düzenlenmesi ve sayısallaştırılması - Yapı bilgi modellemesi kullanılarak bilgi yönetimi - Bölüm 2: Varlıkların teslim safhası” standartlarına göre BIM tabanlı olarak oluşturulur.</p>

<p>(5) BIM modeli TS EN ISO 16739-1 “İnşaat ve tesis yönetimi endüstrilerinde veri paylaşımı için Endüstri Temel Sınıfları (IFC)- Bölüm 1: Veri şeması” standardında tanımlanan IFC formatında teslim edilir.</p>

<p><strong>Standart, şartname ve kılavuzların kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Bu Yönetmelikte tanımlanmamış olan ve açıklık gereken hususlar hakkında, Türk Standartları, bu standartların olmaması hâlinde ise Avrupa Standartları esas alınır. Türk veya Avrupa Standartlarında düzenlenmeyen hususlarda, uluslararası geçerliliği kabul edilen dokümanlar da kullanılabilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Proje Düzenleme Esasları</p>

<p><strong>Projelerin dijital olarak isimlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Dijital ortamda hazırlanan projeler için EK-1’e uygun olarak proje kodu oluşturulur.</p>

<p>(2) Dosyaların isimlendirilmesinde kullanılan proje ismi bilgi alanı, birinci fıkrada verilen esaslara göre oluşturulur. Diğer kodlar dosyaların özelliğine göre EK-2’de verilen esaslara göre düzenlenir.</p>

<p><strong>2B</strong><strong> projelerde CAD çizim dosyalarının hazırlanması</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) CAD çizim dosyaları hazırlanırken, katman ve sembol isimleri, ölçü, yazı, sembol gösterimi ve çizgi tipleri için EK-4’te verilen esaslar ve standartlar kullanılır.</p>

<p>(2) CAD çizimlerinde mahallerin numaralandırılmasında EK-3’e uygun olarak kat, mahal bölümü/fonksiyonu ve mahal sıra numarası belirtilir. Mahallerin isimlendirilmesi de EK-3’e uygun olarak yapılır.</p>

<p><strong>2B</strong><strong> pafta yapısı ve boyutlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Dijital ve basılı çizimlerin pafta yapısı ve boyutlandırılmasında A4 sayfa boyutu ve katları kullanılır. Paftaların, TS EN ISO 216 “Yazı kağıdı ve basılı malzemenin bazı sınıfları-Tıraşlanmış boyutlar-A ve b serisi makine yönünün gösterilmesi” ve TS 5734 ISO 9961 “Teknik resimler için çizim gereçleri- Doğal aydınger kâğıdı” standartlarına uygun olarak düzenlenmesi esastır.</p>

<p>(2) Her bir CAD çizim ve doküman için ayrı bir dijital dosya oluşturulması esastır. Dijital proje paftaları yan yana yerleştirilmiş çoklu pafta düzenleri gibi aynı dosya içerisinde birleştirilmiş çizim şeklinde tertip edilmez. Her proje paftası, isimlendirilmesiyle uyumlu olacak şekilde ilgili çizim, bilgi ile birlikte varsa detay ve hesap tablolarını içerecek şekilde düzenlenir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>BIM Modeli Teslim Esasları</p>

<p><strong>BIM modelinin hazırlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Projeler, projenin gerektirdiği disiplinler tarafından ayrı ayrı BIM tabanlı olarak EK-5, EK-6 ve EK-7’de verilen teknik kurallara uygun olarak hazırlanır ve IFC formatında teslim edilir. Ayrıca, BIM modelinden CAD çizim dosyaları da üretilerek PDF/A formatında teslim edilir. CAD çizim dosyaları, BIM modelinden üretilir. BIM modeli ile CAD çizim dosyası PDF/A nüshasının birbiriyle uyumlu olması zorunludur.</p>

<p>(2) Tüm ölçüler Uluslararası Birimler Sistemi (SI) kullanılarak ifade edilir.</p>

<p><strong>Proje, model ve mahallerin isimlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) BIM modelinin isimlendirmesinde 6 ncı madde hükümleri uygulanır.</p>

<p>(2) BIM modelinde yer alan mahallerin isimlendirmesinde EK-5’te verilen esaslar uygulanır.</p>

<p><strong>Varlıkların isimlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) BIM modelinde yer alan varlıkların isimlendirmesi disiplin, kategori, açıklama bilgilerini içeren üç bilgi alanından oluşur.</p>

<p>(2) Disiplin ve kategori bilgi alanında yer alacak listeler sırasıyla EK-2’de ve EK-5’te verilmiştir. Açıklama alanı kısmına alt kategori, fonksiyon, ölçü, malzeme ve mahal numarası ile mahal ismi girilebilir. Açıklama alanında yer alacak bilgiler boşluk bırakılmaksızın orta tire sembolü “-” kullanılarak ayrılır.</p>

<p>(3) Disiplin ve alt disiplin isimlendirmeleri EK-2’ye uygun olarak yapılır. İlgili idare tarafından bu listeye ek olarak farklı alt disiplin tanımlamaları yapılabilir. Bu durumda, ilgili idaresi tarafından belirlenen alt disiplin, dört karakterle kısaltılarak isimlendirilir ve EK-2’de verilen alt disiplin isimleriyle çakışmayacak bir kısaltma belirlenir.</p>

<p><strong>IFC sınıfları ile öznitelik ve özellik tanımları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) BIM modelinde her bir varlık, EK-5’te verilen zorunlu ve isteğe bağlı IFC sınıfları altında tanımlanır.</p>

<p>(2) Zorunlu IFC sınıflarına ait zorunlu ve isteğe bağlı öznitelikler ve özellikler EK-6’da verilmiştir. İsteğe bağlı IFC sınıflarında temsil edilecek elemanların öznitelikleri ve özellikleri ilgili idaresince belirlenebilir.</p>

<p><strong>Proje öznitelik ve özellik tanımları</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) BIM modelinde EK-7’de verilen zorunlu proje öznitelikleri ve özellikleri yer alır. İlgili idaresince talep edilmesi halinde, isteğe bağlı özniteliklere ve özelliklere yer verilir.</p>

<p><strong>Model gelişim seviyesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) BIM modeli, EK-8’de verilen model gelişim seviyesine göre düzenlenir.</p>

<p><strong>Model kalite kontrol formları</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Teslim edilen BIM modeli için, modelin bütünlüğünü ve bu Yönetmeliğe uygunluğunu gösterecek şekilde EK-9’da verilen model kalite kontrol formları düzenlenir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 4 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları; nüfusu 2.000.000’u geçen illerin nüfusu 600.000’den fazla olan belediyelerinde yapılacak toplam yapı inşaat alanı 5.000 metrekareyi geçen binalar haricindekiler için 1/3/2029 tarihine kadar uygulanmaz.</p>

<p>b) 4 üncü maddenin beşinci fıkrası;</p>

<p>1) Nüfusu 2.000.000’u geçen illerin nüfusu 600.000’den fazla olan belediyelerinde yapılacak toplam yapı inşaat alanı 10.000 metrekareyi geçen binalar için 1/9/2029 tarihine kadar,</p>

<p>2) Nüfusu 2.000.000’u geçen illerin nüfusu 400.000’den fazla olan belediyelerinde yapılacak toplam yapı inşaat alanı 10.000 metrekareyi geçen binalar için 1/9/2030 tarihine kadar,</p>

<p>3) Nüfusu 1.000.000’u geçen illerin nüfusu 300.000’den fazla olan belediyelerinde yapılacak toplam yapı inşaat alanı 10.000 metrekareyi geçen binalar için 1/9/2031 tarihine kadar,</p>

<p>4) (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerde sayılmayan binalar için 1/9/2032 tarihine kadar,</p>

<p>uygulanmaz. Bu bent hükümleri uygulamaya konulduktan sonra, bu bende tabi yapılar için 4 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları uygulanmaz.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik, konut ve ticaret+konut karma kullanımlı binalar dışındaki binalar için 1/9/2033 tarihine kadar uygulanmaz.</p>

<p><strong>Mevcut yapı ruhsatı başvuruları</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 2- </strong>(1) Geçici 1 inci maddede yer alan uygulama tarihlerinden önce yapı ruhsatı başvurusunda bulunulmuş olan yapılar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapım işlerine yönelik ihale kararı veya ihale tarihi alınmış olan yapılar için, geçici 1 inci madde ile uygulanmaya başlayan hükümler uygulanmaz.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik 1/9/2027 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260805-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mimarlik-ve-muhendislik-projelerinin-dijital-olarak-hazirlanmasi-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="84007"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Değiştirilmiş/Change Araç ve Gümrük İşlemlerine Tabi Tutmadan Ülkeye Eşya Sokma Suçu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/degistirilmischange-arac-ve-gumruk-islemlerine-tabi-tutmadan-ulkeye-esya-sokma-sucu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/degistirilmischange-arac-ve-gumruk-islemlerine-tabi-tutmadan-ulkeye-esya-sokma-sucu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İç piyasada üretilen ürünlerin, daha kaliteli veya ucuz ithal ürünlere karşı korunması ihtiyacı karşısında, gümrük işlemlerinin ve gümrükten geçen ürünlerin vergilerinin sıkı şekilde takibi gerekir. Yerli sermayenin desteklenmesi, döviz çıkışının azaltılması, cari açığın kontrol altına alınması gibi iktisadi sebeplerle; ithal ürünlere yüksek vergiler koyulmakta, bu durum ise sahtecilik ve kaçakçılık fiillerinde artışa yol açmaktadır.</p>

<p>Gümrük ve özel tüketim vergilerinin çok yüksek olması nedeniyle; yabancı menşeli lüks otomobillerin, yasal olmayan yöntemlerle ülkeye sokulduğu ve bu ticaretten meşru olmayan kazanç elde edildiği, ülke ekonomisinin ve vatandaşlarımızın zarar gördüğü de bilinen bir gerçektir.</p>

<p>Ceza kanunlarına rağmen; yabancı menşeli lüks otomobiller, ya tamamen kaçak yollarla ya da gümrük mevzuatında düzenlenen muafiyetlerden faydalanılarak yurda sokulmakta, sonrasında ise sahte işlemlerle sisteme dahil edilip, satılmak suretiyle büyük kazançlar elde edilmektedir.</p>

<p><strong>1. Aracın Motor ve Şasi Numaralarının Değiştirilmesi</strong></p>

<p>Bu hususta en çok kullanılan yöntemlerden birisi; “<strong>change</strong>”, yani aracın motor ve şasi numaralarının değiştirilmesi işlemidir. Şasi numarası, aracın gövdesine işlenen; motor numarası ise, aracın motor bloğunda bulunan ve aracın tanımlanmasını sağlayan benzersiz bir kimlik numarasıdır. Her aracın tanımlanmasını sağlayan bir şasi numarası ile bir motor numarası bulunur ve bu numaralar araçların tescil işlemlerinde kullanılır. Hurda veya ağır hasarlı araçların şasi veya motor numaraları; gümrük mevzuatına aykırı yol ve yöntemlerle yurda sokulan araçların gövde ve motor bloğuna işlenerek “change” işlemi gerçekleştirilmekte, bu sayede hurda veya ağır hasarlı aracın yerini, kaçak olarak yurda sokulmuş araç almakta ve piyasaya sürülmektedir. Bir başka ifadeyle; araç kaçak yolla yurda getirilmekte ve sonra motoru ile şasi numaralarında değişiklik yapılarak, kaçak değil de yasal yoldan gelmiş gibi trafiğe sokulmaktadır. Fail bu şekilde; esasen gümrük vergisi ve ÖTV’si ödenmemiş veya başka şekilde gösterilmek suretiyle çok az ödenmiş aracı kaçak yolla sokmakta, ardından kaçak yolla gelen aracın motoru ile şasi numaralarında yapılan değişiklikle, gerçekte kaçak yolla yurda girmiş araca yasal statü kazandırmaktadır.</p>

<p>“Change” araçların gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın yurda sokulması halinde, ilk olarak karşımıza 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu çıkar. Bu Kanunun “Kaçakçılık suçları” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında; <i>“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.”</i> hükmüne yer verilerek, bir eşyanın gümrük mevzuatına göre yapılması gereken işlemleri yerine getirilmeden yurda sokulması fiili yaptırım altına alınmıştır. Gümrük işlemi; gümrük idareleri tarafından, mevzuat gereğince yapılması gereken her türlü işlemi kapsar.</p>

<p><strong>5607 sayılı Kanunun 3. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesi, suçun en temel halini düzenlemekte olup; </strong>gümrük işlemleri yerine getirilmeden, eşyanın gümrük kapılarından sokulması halinde suçun basit hali, eşyanın gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde ise ikinci cümlesi gereğince ağırlaştırıcı hali uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p><strong>Maddenin 2. fıkrasında ise; </strong>eşyanın, aldatıcı işlem ve davranışlarla, gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokulması durumunda daha ağır yaptırıma tabi tutulacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Gümrük ve kaçakçılık suçları, niteliği itibariyle genellikle birden fazla kişinin iştiraki ile veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenebilmektedir. <strong>5607 sayılı Kanunun “Nitelikli haller” başlıklı 4. maddesinde; </strong>bu suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek cezanın iki kat artırılacağı, örgütsel yapı olmaksızın, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde yarı oranında artırılacağı, kaçakçılık fiillerini önlemek, izlemek, araştırmak ve soruşturmakla görevli kişiler tarafından veya meslek ve sanatın sağladığı kolaylıklardan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde yine yarı oranında artırılacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin 5. fıkrasında ise; bu suçların belgede sahtecilik yapılarak işlenmesi halinde, sahtecilik suçundan da ayrıca cezaya hükmolunacağı düzenlenmiş olup, gerçek içtima hükümlerinin uygulanacağına yer verilmiştir.</p>

<p>Yukarıda değindiğimiz Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerinin yanı sıra; “change” aracın, durumdan habersiz alıcıya satılması suretiyle haksız kazanç elde edilmesi halinde bu fiiller, somut olayın özelliklerine göre dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturabilir.</p>

<p>“Change/değiştirme” işlemine tabi tutulan aracın satışı ile haksız kazanç elde edilmesi fiilinde; mağdur alıcının, kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırılmasından sebeple nitelikli dolandırıcılık suçu oluşacaktır. Nitekim Yargıtay’ın kabulü de bu yöndedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20211938-e-20214889-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 22.04.2021 tarihli, 2021/1938 E. ve 2021/4889 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> sanığın, katılana sözkonusu “change” aracı satarak haksız yarar sağladığının, bu suretle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda, suça konu araca ilişkin trafik tescil belgesinin başka bir araca ait şasi numarasına göre düzenlenmiş olması ve bu aracın kamu kurumu niteliğinde olan Trafik Tescil Müdürlüğünün maddi varlığı olan araca ait trafik tescil belgesi kullanılmak suretiyle noterde satıldığının anlaşılması karşısında, sanığa isnat edilen fiilin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun m.158/1-d’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu ile m.204/1’de yer alan resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; TCK m.158/3 uyarınca verilecek ceza, dolandırıcılık suçunun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ise bir kat arttırılacaktır.</p>

<p>“Change” aracı satın aldığı ortaya çıkan alıcının; yukarıda belirtilen fiillere, yani sahteciliğe ve aracın yurda kaçak yollarla sokulmasına iştirak ettiği iddiaları sonucunda ceza davaları ile muhatap olabileceği de ayrıca değerlendirilmelidir. Yargılama; beraatla sonuçlansa dahi, aracın müsaderesine hükmedileceğinden, kaçak yolla yurda giren aracın müsaderesi yoluna gidilmekle, alıcının iyiniyeti korunmayacak, kaçak malın iadesi alıcıya yapılmayacak ve maddi zarar ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Satın aldığı aracın “change” araç olduğunu bilmeyen iyiniyetli alıcının, gerçekleşen zararı tazminat davası açmak suretiyle ilgililerden talep edebileceği tartışmasızdır. Bunun yanında; şartları ve sorumlu tutulacakları şekilde kusurları varsa, satış işlemini gerçekleştiren noterin ve araç üzerinde inceleme yapmış olan eksperin de hukuki sorumluğuna dayanılarak zararın giderilmesinin istenilmesi mümkündür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince; ayıptan sorumlulukta “kusursuz sorumluluk” ilkesi esas alındığından, bilmeden satın aldığı “change” aracı başkasına satan kişi de zararı gidermekle yükümlüdür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Change” araç satışı nedeniyle zararın giderilmesi için idareye karşı da tazminat davası açılabilir. Trafik tescil ve kayıt işlemlerinin tutulması ve değiştirilmesi idarenin görev ve sorumluluğunda olduğundan, araçların tescil ve kayıt işlemlerinin hatalı bir şekilde tutulmasının idarenin hizmet kusuru kapsamında görülmesi gerekir. Bu durumda idare, kusuru nedeniyle oluşan zararları karşılamalıdır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20131608-e-20171575-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 15. Dairesi’nin 05.04.2017 tarihli, 2013/1608 E. ve 2017/1575 K. sayılı kararı</a>nda; </strong>trafik tescil işlemlerinin ülke genelinde yapılmasından, motorlu araçların kayıtlarının tutulmasından ve bu kayıtlarla ilgili her türlü değişikliğin izlenmesinden davalı idarenin sorumlu olması nedeniyle, davacının, aracı tescil kayıtlarına güvenerek satın alması, aracın ilk tescilinin sahte belgelerle yapıldığının belirlenmesi ve bu suretle trafik kayıt ve tescil hizmetinin gereği gibi yürütülmemesi sonucu meydana gelen zararın, hizmetin kusurlu işlemesi nedeniyle ortaya çıktığı belirtilmiş, idarenin zararı tazmin etmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>2. Aracın Parçalarının Kaçak Olması</strong></p>

<p>Özellikle lüks otomobillerde motor ve şasi numaraları değiştirilmek suretiyle işlenen sahtecilik ve kaçakçılık suçlarının yanında, son zamanlarda motor ve şasi numaralarına dokunulmayıp, otomobilin veya cipin gövdesi ve aksesuarı olarak tanımlanabilecek eşyanın kaçak yolla yurda sokularak, motor ve şasi numarası aynı tutulan otomobillerde değişikliğe gidildiği, bir anlamda motor ve şasi numarası, aracın iskeleti aynı tutularak korunduğu, fakat bunun dışında her yerinde veya bir kısım parçalarda değişiklik yapılan araçta, motor ve şasi numaraları üzerinden değişiklik yapılarak değil, kaçak yolla getirilen parçalar araca monte edilerek, bir anlamda araç kimliğinin korunduğu, fakat bunun dışında aracın kapısı, kaputu, direksiyonu, farları ve/veya diğer her türlü parçasının yurt dışından kaçak yolla getirildiği, ancak seri numaralarında değişiklik yapılmayarak, araca monte edildiği, aracın orijinal üzerinde yapılan kontrolde, araca sonradan eklenen veya takılan parçaların seri numaraları ile aracın orijinalinin parçalarının birbirini tutmadığı, aracın yaşadığı eskimeden veya trafik kazasından dolayı parça değişikliğine gidildiğinin söylendiği, fakat yapılan incelemelerde aracın yeni olduğu, kazalı araç olmadığı, kazalı araç olsa bile üzerine takılan parçaların yurda usule uygun ithalat yoluyla değil, kaçak yolla getirilen parçaların monte edilmesinden kaynaklandığı, suçu işleyenin aracın parçasını kaçak yolla, yani gümrük vergisi ve ÖTV ödememek suretiyle menfaat sağladığı görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda; motor ve şasi numaralarında değişiklik yapılmadığı için klasik anlamda “change” araçtan söz etmek mümkün olmasa da, gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın veya gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokulan parçaların araca monte edilmesi halinde, bu parçalar yönünden 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerinin uygulanması gündeme gelecektir. Kaçak olarak yurda sokulan her bir parça <i>eşya</i> niteliğini koruduğundan; bunların ithalat rejimine aykırı şekilde yurda sokulması veya bu eşyanın ticari amaçla bulundurulması, taşınması, satılması veya devredilmesi, somut olayın özelliklerine göre 5607 sayılı Kanun m.3 kapsamında ceza sorumluluğuna sebep olabilecektir.</p>

<p>Bunun yanında; araca takılan parçaların yasal ithalat yoluyla temin edildiğine ilişkin sahte belge düzenlenmesi, sahte faturaların kullanılması veya resmi kayıtların gerçeğe aykırı şekilde değiştirilmesi halinde, belgede sahtecilik suçları da ayrıca gündeme gelecek olup, 5607 sayılı Kanun m.4/5 uyarınca gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p>Bu şekilde oluşturulan aracın; orijinal olduğu veya tüm parçalarının hukuka uygun şekilde ithal edildiği yönünde alıcıya tanıtılarak satılması halinde ise, satıcının kastının kapsamına göre dolandırıcılık suçundan sorumluluğu doğabilecektir.</p>

<p><strong>Motor ve şasi numarasında değişiklik yapılmayıp, kaçak ürünlerle parça değişimi yapılması durumunda müsaderenin nasıl uygulanacağı ile ilgili olarak; TCK m54/5’de yer alan </strong><i>“Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.” </i>hükmü gereğince, her somut olayda, kaçak parçanın araca zarar vermeden ayrılmasının mümkün olup olmadığı değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Kaçak parça sayısının çok fazla olması veya araca ve işlevine zarar verilmeden çıkarılması mümkün olmaması hallerinde, aracın tümü ile müsadere edilmesine karar verilmesi gündeme gelebilecektir.<strong> Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20155502-e-20184250-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 16.04.2018 tarihli, 2015/5502 E. ve 2018/4250 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“TCK’nın 54/5. maddesi gereğince suça konu kaçak aracın tümüne zarar verilmeksizin ayrılması mümkün görülmediğinden aracın tamamı yerine arka kısım iskeletinin müsaderesine karar verilmesi Yasaya aykırı”</i> denilerek, <i>“hükümden suça konu kaçak aracın arka kısım iskeletinin müsaderesine ilişkin bölümün çıkarılması, yerine ‘suça konu ... plakalı 1991 model BMW 3.25 marka otomobilin 5067 sayılı Kanunun 13/1. maddesi delaletiyle TCK.nun 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine’ ifadesinin eklenmesi”</i> şeklinde düzelterek onama kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> gerek klasik anlamda “change” yöntemiyle oluşturulan araçlar ve gerekse motor ve şasi numaraları korunmak suretiyle kaçak parçalar kullanılarak meydana getirilen araçlar bakımından, sahtecilik, dolandırıcılık ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.3 kapsamında kaçakçılık suçlarından ceza sorumluluğu doğabilecektir. Bu tür fiillerin etkin şekilde soruşturulması ve yaptırıma bağlanması; vergi kayıplarının önlenmesi, kayıt dışı ekonominin azaltılması, dürüst ticaretin korunması ve tüketicilerin mağduriyetlerinin engellenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Taner Akıncı</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/degistirilmischange-arac-ve-gumruk-islemlerine-tabi-tutmadan-ulkeye-esya-sokma-sucu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yazar/ersan-sen-arac-chenge.jpg" type="image/jpeg" length="89143"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/1608 E., 2017/1575 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20131608-e-20171575-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20131608-e-20171575-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 05.04.2017 tarihli, 2013/1608 E., 2017/1575 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/1608<br />
Karar No : 2017/1575</strong></p>

<p>Temyiz Eden (Davalı) :<br />
Vekili :<br />
Karşı Taraf (Davacı) :<br />
Vekili :</p>

<p>İstemin Özeti : Davacının 06.08.2007 tarihinde noter satış sözleşmesiyle satın aldığı ve idarece adına tescili yapılan .... plakalı aracın, idarece yapılan inceleme sonucunda, Samsun İl Trafik Şube Müdürlüğü'nde .... plaka sayısıyla yapılan ilk tescili sırasında sahte belgeler kullanıldığı, aracın çalıntı olduğu ve change yapılmak suretiyle tescil edildiğinin tespit edilmesinin ardından el konulması üzerine, idarenin kusurlu olarak işlettiği trafik tescil ve kayıt hizmeti nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 35.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan dava sonucunda, ..... İdare Mahkemesi'nce; olayda trafiğe ilk tescili Samsun İl Trafik Şube Müdürlüğü'nde .... plaka sayısıyla yapılan aracın davacı tarafından 06.08.2007 tarihli noter satış sözleşmesiyle satın alındığı ve davacı adına ... plaka sayısıyla tescilinin yapıldığı, söz konusu araca trafiğe ilk girişinin sahte belgelerle yapıldığından ve change olabileceğinden bahisle 07.01.2008 tarihinde el konulduğu ve aynı tarihli el koyma tutanağının düzenlendiği, yapılan inceleme neticesinde aracın çalıntı ve change olduğunun anlaşıldığı, bunun üzerine söz konusu aracın kendisinden çalınan kişiye teslim edildiği, trafik tescil işlemlerinin ülke genelinde yapılmasından, motorlu araçların kayıtlarının tutulmasından ve bu kayıtlarla ilgili her türlü değişikliğin izlenmesinden davalı idarenin sorumlu olduğu, davacının aracı ikinci el olarak idarece hatalı olarak tutulan tescil kayıtlarına güvenerek satın aldığı, bu durumda aracın ilk tescilinin sahte belgelerle Samsun İl Trafik Şube Müdürlüğü'nde yapıldığının açıkça belirlenmesi nedeniyle trafik kayıt ve tescil hizmetinin gereği gibi yürütülmemesi sonucu meydana gelen zararın, hizmetin kusurlu işlemesi nedeniyle ortaya çıktığı ve idare tarafından tazmin edilmesi gerektiğinden, davanın kısmen kabulü ile aracın el koyma tarihi olan 07.01.2008 tarihi itibariyle ikinci el satış değeri olan 30.000,00 TL maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat istemlerinin ise reddi yolunda verilen kararın, davalı idare tarafından kabule ilişkin kısmının, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p>Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Danıştay Tetkik Hâkimi :<br />
Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:<br />
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "kararın bozulması" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Öte yandan; davacı tarafından araç satışı nedeniyle kendisine karşı hukuki sorumluluğu bulunan kişilere karşı adli yargı merciilerinde dava açıldığı ve bu davalarda zararının bir kısmının veya tamamının tazmin edildiği tespit edilirse, idarece bu hususun dikkate alınacağı açıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddine,... İdare Mahkemesi'nin .... tarih ve E:....; K:.... sayılı kararının kabule ilişkin kısmının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20131608-e-20171575-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay7.jpg" type="image/jpeg" length="63842"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2015/5502 E., 2018/4250 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20155502-e-20184250-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20155502-e-20184250-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 16.04.2018 tarihli, 2015/5502 E., 2018/4250 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2015/5502 E., 2018/4250 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kanuna muhalefet<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, erteleme, müsadere</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TCK.nun 54/5. maddesi gereğince suça konu kaçak aracın tümüne zarar verilmeksizin ayrılması mümkün görülmediğinden aracın tamamı yerine arka kısım iskeletinin müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden ve bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesi uyarınca, hükümden suça konu kaçak aracın arka kısım iskeletinin müsaderesine ilişkin bölümün çıkarılması, yerine "suça konu ... plakalı 1991 model BMW 3.25 marka otomobilin 5067 sayılı Kanunun 13/1. maddesi delaletiyle TCK.nun 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine" ifadesinin eklenmesi ve sair kısımların aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 16.04.2018 günü oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20155502-e-20184250-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-binas.jpg" type="image/jpeg" length="19356"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2021/1938 E., 2021/4889 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20211938-e-20214889-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20211938-e-20214889-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 22.04.2021 tarihli, 2021/1938 E., 2021/4889 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>(Kapatılan)15. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/1938 E., 2021/4889 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi</p>

<p>SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik</p>

<p>HÜKÜM : a)Dolandırıcılık suçundan; TCK'nın 157/1, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca mahkumiyet</p>

<p>b)Resmi belgede sahtecilik suçundan; TCK'nın 204/1 ve 53. maddeleri uyarınca mahkumiyet</p>

<p>Dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü;</p>

<p>Sanığın, sigorta şirketinden ağır hasarlı olarak aldığı aracı çalıntı başka araçlardan aldığı şasi numarası ile motor beynini bu araca monte etmek suretiyle change araç haline getirdiği, olay tarihinde oto pazarında katılana söz konusu change aracı satarak haksız yarar sağladığı, bu suretle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;</p>

<p>Suça konu araca ilişkin trafik tescil belgesinin çalıntı başka bir araca ait şasi numarasına göre düzenlenmiş olması ve bu aracın kamu kurumu niteliğinde olan Trafik Tescil Müdürlüğü'nün maddi varlığı olan söz konusu trafik tescil belgesi kullanılarak noterde satıldığının anlaşılması karşısında, sanığa isnat edilen eylemin 5237 sayılı TCK'nın 158/1-d ve 204/1 maddelerinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturup oluşturmadığına ilişkin delillerin takdiri ve değerlendirme yetki ve görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılama devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 22/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-20211938-e-20214889-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-af.jpg" type="image/jpeg" length="35198"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/43836 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202143836-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202143836-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2021/43836 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>K.</strong> <strong>P.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/43836)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Rıdvan DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun tutulduğu ceza infaz kurumunun fiziki koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, başka bir ceza infaz kurumundan 20/6/2017 tarihinden denetimli serbestlikle salıverildiği 25/1/2022 tarihine kadar Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) barındırılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucu, tutulduğu odada kalanların sayısının çokluğu ile sağlık ve hijyen koşullarının uygun olmadığı şikâyetiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur. Kocaeli İnfaz Hâkimliği (Hâkimlik); İnfaz Kurumunda kapasitenin üzerinde hükümlü/tutuklu barındırıldığı, nakil talebinde bulunularak kurum yoğunluğunun azaltılmasının sağlandığı ancak yeni tutuklamalar nedeniyle mevcudun artış gösterdiği, ayrıca İnfaz Kurumundaki tüm koğuşlarda mevcut olan kalabalığa bağlı olarak yatak düzeni, hijyen ve barınma hususlarında başvurucuya veya başka birine özgü bir uygulama olmadığı, tüm hükümlü/tutukluların aynı uygulamaya tabi tutulduğu gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.</p>

<p>4. Başvurucunun Hâkimlik kararına itirazı, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 28/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 9/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>6. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi, İnfaz Kurumundan başvurucunun tutulduğu sürece ilişkin ayrıntılı bilgi talep etmiştir. İnfaz Kurumu ve Adalet Bakanlığının (Bakanlık) gönderdiği yazılı cevaplara göre;</p>

<p>- Başvurucu, resmî kapasitesi 16 kişi olan B-4, C-6, ve A-8 No.lu koğuşlarda kalmıştır. Bu koğuşların yatakhane bölümü 43,92 m²dir. Yatakhanede iki katlı sekiz ranza vardır. Tüm odalarda hükümlü/tutuklu sayısı kadar yatak ve ranza bulunmakta olup tüm hükümlü/tutuklular kendilerine ait yataktan 24 saat esasına göre faydalanabilmektedir. Hükümlü/tutukluların istifade ettiği tüm yataklar 90x190 cm ölçüsündedir. Odalarda mahpusların özel eşyalarını ve kıyafetlerini muhafaza edebilecekleri dolaplar vardır.</p>

<p>- Koğuşlar iki katlı olup alt katta kapısı ayrı 2,6 m² büyüklüğünde lavabolar bölümü, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde tuvalet, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde duş, 32 m² büyüklüğünde ortak kullanım alanı (televizyon izleme, sohbet ve yeme içme), 34 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi, üst katta ise 43,92 m² büyüklüğünde yatakhane bölümü bulunmaktadır.</p>

<p>- Başvurucu B-4 No.lu odada en fazla 28 kişiyle, C-6 No.lu odada en fazla 28 kişiyle, A-8 No.lu odada en fazla 33 kişiyle barındırılmıştır. B-4, C-6, A-8 No.lu odalarının kapasiteleri 16 kişi olup bu odalar 115,32 m²dir. Bireysel başvuru tarihi olan 9/8/2021 tarihinde A-8 No.lu 16 kişilik odada 34 kişi barındırılmakta olup kişi başı kullanım alanı 3,39 m²dir.</p>

<p>- Koğuşların alt kat ortak kullanım alanında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100x120 cm ölçülerinde iki, üst kat yatakhane kısmında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100x125 cm ölçülerinde dört pencere vardır. Koğuşlarda 5,456 m² büyüklüğünde merdiven boşluğu bulunmaktadır.</p>

<p>- Koğuştan bağımsız olmayıp 34 m² büyüklüğünde olan bir havalandırma bahçesi vardır. Tutuklu ve hükümlüler gün ışığı ile açılıp hava kararınca kapatılan havalandırma bahçesinden bu süre içinde kesintisiz olarak faydalanabilmektedir.</p>

<p>- Odalara bir kişi için 200 lt soğuk ve 50 lt sıcak su verilmektedir.</p>

<p>- Koğuşlarda meydana gelebilecek koku ve akma gibi durumlar ile bakım ya da onarım gerektiren durumlara teknik servis personeli tarafından ivedilikle müdahale edilmekte, ayrıca mahkûmların bu yöndeki taleplerine de aynı titizlikle yanıt verilmektedir.</p>

<p>- İnfaz Kurumunda sabah ve akşam olmak üzere iki kez rutin olarak sayım yapılmaktadır.</p>

<p>- Başvurucunun kurumda barındırıldığı süre boyunca Kampüs Semt Hastanesi başta olmak üzere psikiyatri ve dahiliye gibi birçok birimde tedavisi sağlanmış ve başvurucu, sıklıkla tedaviye çıkarılmıştır.</p>

<p>- Başvurucu, bağlama ve İngilizce kurslarına katılma yönünde talepte bulunmuş ve bağlama eğitimi ile İngilizce A-1, A-2 kurslarına katılmıştır.</p>

<p>8. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hangi koğuşta, kaç kişiyle, ne kadar süre barındırıldığına ilişkin olarak İnfaz Kurumundan bilgi istemiştir. İnfaz Kurumunun sunduğu tablo, kararın ekinde bulunmaktadır. Bu tablodaki verilere göre Anayasa Mahkemesince hazırlanan, başvurucuya tahsis edilen kişisel alan ve süresini gösteren tablo aşağıda gösterilmiştir. Banyo ve tuvalet kısımları ile havalandırma bahçesinin yüzey alanları hesaplamaya dâhil edilmemiş ve toplam 75,92 m² üzerinden hesaplama yapılmıştır. Öte yandan başvurucunun üç kişilik odalarda kaldığı dönemlerde kişisel alanı 5 m²nin altına hiç düşmediğinden hesaplama yalnızca 16 kişilik odalarda kaldığı dönemler için yapılmıştır. Kişisel alanın 2 ile 3 m² ve 3 ile 4 m² arasında bulunduğu dönemler değerlendirme için yeterli veri sunduğundan kişisel alanın 4 m²'nin üzerinde olduğu dönemler de hesaplamaya dâhil edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Kişi Sayısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tarih Aralığı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Toplam Süre (Gün)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kişisel Alan (m²)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>33</p>
   </td>
   <td>
   <p>28/7/2021-9/8/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>12</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,30 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>28</p>
   </td>
   <td>
   <p>20/6/2017-7/7/2017</p>

   <p>9/8/2017-8/9/2017</p>

   <p>4/2/2021-9/2/2021</p>

   <p>1/6/2021-20/6/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>17</p>

   <p>30</p>

   <p>5</p>

   <p>19</p>

   <p>Toplam = 71</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,71 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>27</p>
   </td>
   <td>
   <p>10/9/2017-3/12/2017</p>

   <p>15/10/2017-6/11/2017</p>

   <p>26/1/2021-3/2/2021</p>

   <p>4/2/2021-9/2/2021</p>

   <p>18/3/2021-29/4/2021</p>

   <p>10/2/2021-12/2/2021</p>

   <p>27/2/2021-17/3/2021</p>

   <p>21/6/2021-30/6/2021</p>

   <p>2/5/2018-28/5/2018</p>
   </td>
   <td>
   <p>54</p>

   <p>22</p>

   <p>8</p>

   <p>5</p>

   <p>42</p>

   <p>2</p>

   <p>18</p>

   <p>9</p>

   <p>23</p>

   <p>Toplam = 183</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,81 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>26</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/7/2017-8/8/2017</p>

   <p>4/12/2017-14/12/2017</p>

   <p>18/12/2020-28/12/2020</p>

   <p>27/5/2021-31/5/2021</p>

   <p>27/4/2018-1/5/2018</p>

   <p>29/5/2018-11/7/2018</p>
   </td>
   <td>
   <p>31</p>

   <p>10</p>

   <p>10</p>

   <p>4</p>

   <p>4</p>

   <p>43</p>

   <p>Toplam = 102</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,92 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>25</p>
   </td>
   <td>
   <p>29/12/2020-20/1/2021</p>

   <p>15/12/2017-19/12/2017</p>

   <p>23/2/2021-26/2/2021</p>

   <p>29/7/2021-9/8/2021</p>

   <p>4/4/2018-26/4/2018</p>

   <p>12/7/2018-16/7/2018</p>

   <p>5/4/2019-26/6/2019</p>

   <p>18/12/2019-1/2/2020</p>

   <p>12/3/2020-17/4/2020</p>

   <p>29/9/2020-23/10/2020</p>
   </td>
   <td>
   <p>22</p>

   <p>4</p>

   <p>3</p>

   <p>11</p>

   <p>22</p>

   <p>4</p>

   <p>82</p>

   <p>45</p>

   <p>36</p>

   <p>24</p>

   <p>Toplam = 253</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,03 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>24</p>
   </td>
   <td>
   <p>7/5/2021-16/5/2021</p>

   <p>9/11/2021-1/12/2021</p>

   <p>28/2/2018-7/3/2018</p>

   <p>2/4/2018-3/4/2018</p>

   <p>17/7/2018-19/7/2018</p>

   <p>10/8/2021-3/9/2021</p>

   <p>22/10/2021-24/10/2021</p>

   <p>27/9/2019-10/10/2019</p>

   <p>3/2/2020-13/2/2020</p>

   <p>18/4/2020-11/5/2020</p>

   <p>24/10/2020-9/11/2020</p>
   </td>
   <td>
   <p>9</p>

   <p>22</p>

   <p>7</p>

   <p>1</p>

   <p>2</p>

   <p>24</p>

   <p>2</p>

   <p>14</p>

   <p>10</p>

   <p>23</p>

   <p>16</p>

   <p>Toplam = 130</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,16 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>23</p>
   </td>
   <td>
   <p>29/12/2017-4/1/2018</p>

   <p>8/3/2018-9/3/2018</p>

   <p>27/3/2018-1/4/2018</p>

   <p>20/7/2018-26/7/2018</p>

   <p>11/9/2019-17/12/2019</p>

   <p>14/2/2020-11/3/2020</p>

   <p>12/5/2020-3/6/2020</p>

   <p>12/6/2020-28/9/2020</p>

   <p>10/11/2020-17/12/2020</p>

   <p>2/7/2021-6/7/2021</p>

   <p>6/9/2021-29/9/2021</p>

   <p>2/12/2021-6/12/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>6</p>

   <p>1</p>

   <p>5</p>

   <p>6</p>

   <p>97</p>

   <p>26</p>

   <p>22</p>

   <p>108</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>37</p>

   <p>4</p>

   <p>23</p>

   <p>4</p>

   <p>Toplam = 339</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,30 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>22</p>
   </td>
   <td>
   <p>5/1/2018-16/1/2018</p>

   <p>10/3/2018-26/3/2018</p>

   <p>27/7/2018-14/9/2018</p>

   <p>4/6/2020-11/6/2020</p>

   <p>30/9/2021-3/10/2021</p>

   <p>13/10/2021-17/10/2021</p>

   <p>30/4/2021-5/5/2021</p>

   <p>7/12/2021-14/12/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>11</p>

   <p>16</p>

   <p>49</p>

   <p>7</p>

   <p>4</p>

   <p>4</p>

   <p>5</p>

   <p>7</p>

   <p>Toplam = 103</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,45 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>21</p>
   </td>
   <td>
   <p>17/1/2018-22/2/2018</p>

   <p>21/9/2018-2/10/2018</p>

   <p>21/2/2019-27/2/2019</p>

   <p>25/3/2019-3/4/2019</p>

   <p>8/7/2021-27/7/2021</p>

   <p>4/10/2021-12/10/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>36</p>

   <p>11</p>

   <p>6</p>

   <p>9</p>

   <p>19</p>

   <p>8</p>

   <p>Toplam = 89</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,61 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>20</p>
   </td>
   <td>
   <p>23/2/2018-26/2/2018</p>

   <p>3/10/2018-7/10/2018</p>

   <p>28/2/2019-24/3/2019</p>

   <p>16/12/2021-4/1/2022</p>

   <p>24/1/2022-25/1/2022</p>
   </td>
   <td>
   <p>3</p>

   <p>4</p>

   <p>24</p>

   <p>19</p>

   <p>1</p>

   <p>Toplam = 51</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,79 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>19</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/10/2018-13/12/2018</p>

   <p>15/2/2019-19/2/2019</p>

   <p>21/5/2021-23/5/2021</p>

   <p>5/1/2022-7/1/2022</p>
   </td>
   <td>
   <p>66</p>

   <p>4</p>

   <p>2</p>

   <p>2</p>

   <p>Toplam = 74</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,99 m²</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu, barındırıldığı koğuşun çok kalabalık olması nedeniyle asgari yaşam ve hijyen koşullarının sağlanamadığını ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; hükümlü/tutuklu sayısının artış gösterdiği zamanlarda kurumun fiziki şartlarında geçici olarak yer sıkıntıların yaşanabildiği ancak bu sıkıntıların en kısa sürede giderilmek için önlemlerin alındığı belirtilerek başvurunun kabul edilebilirliği ve şikâyetin esası bakımından Anayasa'nın, mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılacak tespit ve değerlendirmelerde dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>11. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Değerlendirme başvurucunun tutulma koşulları -sahip olduğu kişisel yaşam alanı- gözetilerek iki başlık altında yapılacaktır:</p>

<p><strong>1. Başvurucunun 3 m²den Daha Az Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden</strong></p>

<p>14. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin<i> insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>15. Anılan yasak kapsamında kalan hususlar, ceza infaz kurumlarında farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir (<i>Turan Günana </i>[1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 37).</p>

<p>16. Anayasa'nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı, bu kişilere ihtiyaç duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (<i>Turan Günana</i>, § 39).</p>

<p>17. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarının bahsi geçen asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı konusunda yapılacak değerlendirmede tutulma süresi, açık havada egzersiz yapma olanakları, koşulların neden olduğu fiziksel ve psikolojik etkiler, bazı durumlarda mahpusun yaşı, cinsiyeti, sağlığı ve davanın tüm koşulları gibi birçok faktörün önemli rol oynadığı belirtilmelidir. Bunlarla birlikte tutulma koşullarının kötü muamele oluşturup oluşturmadığı belirlenirken kişisel alan faktörünün temel bir unsur olarak dikkate alınması gerektiği vurgulanmalıdır (<i>Cengiz Yetgin</i> [GK], B. No: 2019/39068, 14/6/2023, § 58; geri gönderme merkezindeki tutulma koşulları yönünden yapılan benzer değerlendirme için bkz. <i>K.A.</i> [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 93).</p>

<p>18. Ceza infaz kurumlarındaki aşırı kalabalıklaşma ve buna bağlı oluşan kişisel alan eksikliğine ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde dikkate alınacak temel ilkeler <i>Levent Cantekin</i> ([GK], B. No: 2019/34408, 9/10/2024, §§ 33, 34) kararında ortaya konmuştur. Sözü edilen ilkelere göre tutuklu ve hükümlülerin tutulduğu çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen yüzey alanı en az 3 m² olmalıdır. Mahpus başına düşen yüzey alanının hesabında banyo ve tuvalet gibi sıhhi tesis bölümü ile havalandırma bahçesi yaşam alanına dâhil edilmese de mobilyaların kapladığı alan dâhil edilir. Çok kişilik koğuşlarda mahpus başına düşen yüzey alanı 3m²den az ise ya da her tutuklu ve hükümlünün ayrı bir uyku yeri yoksa veya koğuşun genel yüzeyi tutuklu ve hükümlülerin mobilyalar arasında serbestçe hareket etmesine izin vermiyorsa tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde<i> güçlü bir karine</i> oluşur. Bu karine ancak üç unsurun bir arada bulunması durumunda ortadan kaldırılabilir. İlk unsur asgari kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin<i> kısa süreli</i>, <i>küçük çaplı</i> ve<i> ara sıra</i> olmasıdır. İkinci unsur bu tür azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesidir. Son unsur tutuklu ve hükümlünün genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutulmasıdır.</p>

<p>19. Mahpusların 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alana sahip olduğu hâllerde alan faktörü, tutulma koşullarının yeterliliğinin değerlendirilmesinde önemlidir ve bu durumun uygunsuz tutulma koşullarının diğer yönleriyle birleşmesi hâlinde kötü muamele yasağı ihlal edilmiş olur. Mahpusların daha fazla kişisel alana sahip olmaları nedeniyle kişisel alan sorununa ilişkin herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı durumlarda ise tutulma koşullarının yeterliliği konusunda tutulma koşullarının diğer yönleri değerlendirilmelidir. Tutulma koşullarının diğer yönleri arasında temel sıhhi ve hijyen gereklerine uygunluk, tuvalet ve banyonun mahrem kullanılması, açık hava egzersizine, doğal ışık veya havaya erişim, havalandırma ve ısıtma sistemlerinin yeterliliği yer alır. Belirtilen koşullar altında tutulmanın süresi de dikkate alınmalıdır (<i>Levent Cantekin</i>, § 35).</p>

<p>20. Somut olayda başvurucunun kişisel alanının 2 ile 3 m² arasında bulunduğu süre toplamda 368 gündür (hesaplamanın yer aldığı tablo için bkz. § 8). Başvurucunun anılan yüzey alanına sahip olduğu dönemler bazen kesintisiz olarak 30, 31, 42, 43 hatta 54 gün sürmüştür. Bu durumda ortada kötü muamele yasağının ihlal edildiği konusunda <i>güçlü bir karine</i> bulunmaktadır (bkz. § 18). Kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin toplamda 368 gün sürmesi nedeniyle <i>kısa süreli</i>,<i> küçük çaplı</i> ve<i> ara sıra </i>olmadığına kanaat getirilmiştir. Bu nedenle meydana gelen alan azalmalarının -tutulma koşullarının ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkileri de hesaba katılarak- Anayasa'nın 17. maddesi anlamında kötü muamele yasağı olarak nitelendirilmesi için gerekli olan ağırlık seviyesine ulaştığı sonucuna varılmıştır. Güçlü karinenin ortadan kalkması için aranan ilk unsurun sağlanmadığı anlaşıldığından asgari kişisel alandaki azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesine, başvurucunun genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutuluyor olmasına ilişkin iki unsurun değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Başvurucunun 3 m² İle 4 m² Arasında Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden</strong></p>

<p>22. Başvurucunun toplam 1.039 gün süreyle 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alanda barındırıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 8). Anayasa Mahkemesi mahpusların asgari kişisel alana sahip olduğu hâllerde kötü muamele yasağı kapsamında bir değerlendirme yaparken kişisel yaşam alanı büyüklüğünün asgari standardı karşılamasının her zaman tek başına yeterli olmadığını, tutulma koşullarının diğer yönlerinin yeterliliğinin de incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu durumda alan faktörü asgari standardı karşılasa da açık hava egzersizine, doğal ışığa veya havaya erişim, havalandırmanın mevcudiyeti, ısıtma düzenlemelerinin yeterliliği, tuvaleti özel olarak kullanma, temel sıhhi ve hijyen gerekliliklerine uygunluk gibi diğer unsurların eksikliğiyle birleştiğinde 17. maddenin ihlal edildiğine karar verilebilecektir (bkz. § 19). Bu nedenle başvurucunun alan faktörü dışındaki tutulma koşulları incelenmelidir.</p>

<p>23. Başvurucu, düzenli biçimde muhafaza edebileceği ayrı bir yatak ile yatağı temiz tutmak için gerekli sıklıkta değiştirebileceği ayrı ve uygun bir yatak takımı sağlanmadığını ileri sürmemiştir. Başvurucunun yataksız bir zeminde veya yatağında başka mahpuslarla aynı anda uyumak zorunda kaldığı da saptanamamıştır. Başvurucunun kaldığı odaların sıhhi tesislerinin odalardan bir kapıyla ayrıldığı, başvurucunun her gün hem soğuk hem de sıcak suya erişebildiği tespit edilmiştir. Ayrıca odaların ve sıhhi tesislerin temizliği, mevcut tuvalet ve lavabo sayısı, mahpusların bunları kullanmak için harcadıkları zamanın yetersiz olduğu tespit edilmemiştir. Odaların havalandırma bahçesine açılan bir kapısı, her birimin havalandırma ve ışık sağlayan birden fazla penceresi olduğu da görülmüştür. Bu nedenle temizlik, havalandırma ve aydınlatma dâhil genel koşulların tutulma koşullarının standartlarına göre yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>24. Netice itibarıyla tutulma koşullarının fiziksel ve ruhsal etkileri ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkisi hesaba katılarak değerlendirildiğinde başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönemdeki tutulma koşullarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>26. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 700.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>27. Başvurucunun İnfaz Kurumundan denetimli serbestlikle salıverildiği anlaşıldığından ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.</p>

<p>28. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 125.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 1. Başvurucunun 3 m²den daha az kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 125.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (E.2021/5874, K.2021/6800), Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesine (2021/1286 D.İş) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202143836-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="28467"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/46044 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202146044-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202146044-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2021/46044 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>F.</strong> <strong>K. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/46044)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Rıdvan DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun tutulduğu ceza infaz kurumunun fiziki koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, başka bir ceza infaz kurumundan naklen geldiği 2/12/2016 tarihinden tahliye edildiği 24/10/2023 tarihine kadar Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) barındırılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucu, tutulduğu odada kalanların sayısının çokluğu ile sağlık ve hijyen koşullarının uygun olmadığı şikâyetiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur. Kocaeli İnfaz Hâkimliği (Hâkimlik), İnfaz Kurumunda kapasitenin üzerinde hükümlü/tutuklu barındırıldığı, nakil talebinde bulunularak kurum yoğunluğunun azaltılmasının sağlandığı ancak yeni tutuklamalar nedeniyle mevcudun sürekli artış gösterdiği, ayrıca İnfaz Kurumundaki tüm koğuşlarda mevcut olan kalabalığa bağlı olarak yatak düzeni, hijyen ve barınma hususlarında başvurucuya veya başka birine özgü bir uygulama olmadığı, tüm hükümlü/tutukluların aynı uygulamaya tabi tutulduğu gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.</p>

<p>4. Başvurucunun Hâkimlik kararına itirazı Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 24/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 16/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>6. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi, İnfaz Kurumundan başvurucunun tutulduğu sürece ilişkin ayrıntılı bilgi talep etmiştir. İnfaz Kurumu ve Adalet Bakanlığının (Bakanlık) gönderdiği yazılı cevaplara göre;</p>

<p>- Başvurucu, resmî kapasitesi 16 kişi olan C-5, C-4, A-8, B-4 ve A-18 No.lu koğuşlarda, resmî kapasitesi 3 kişilik olan A-26 No.lu koğuşta kalmıştır. Tüm odalarda hükümlü/tutuklu sayısı kadar yatak ve ranza bulunmakta olup hükümlü/tutuklular kendilerine ait yataktan 24 saat esasına göre faydalanabilmektedir. Hükümlü/tutukluların istifade ettiği tüm yataklar 90x190 cm ölçüsündedir. Tüm odalarda mahkûmların özel eşyalarını ve kıyafetlerini muhafaza edebilecekleri dolaplar vardır.</p>

<p>- Koğuşlar iki katlı olup koğuşlarda alt katta kapısı ayrı 2,6 m² büyüklüğünde lavabolar bölümü, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde tuvalet ile kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde duş, 32 m² büyüklüğünde ortak kullanım alanı (televizyon izleme, sohbet ve yeme içme), 34 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi, üst katta ise 43,92 m² büyüklüğünde yatakhane bölümü bulunmaktadır.</p>

<p>- Başvurucu 2/12/2016 tarihinde tutuklanarak İnfaz Kurumuna alındığı ve burada barındırıldığı süre içinde 2/12/2016-18/12/2020 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan B-4 No.lu odada, 18/12/2020-18/3/2021 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan C-5 No.lu odada, 18/3/2021-26/5/2021 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan C-4 No.lu odada, 26/5/2021-2/7/2021 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan A-8 No.lu odada, 2/7/2021-26/1/2022 tarihleri arasında resmî kapasitesi 3 olan A-26 No.lu odada, 26/1/2022-5/12/2022 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan A-8 No.lu odada, 5/12/2022-8/12/2022 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan A-18 No.lu odada barıldırılmıştır. 8/12/2022 tarihinden beri de resmî kapasitesi 16 olan A-8 No.lu odada barındırılmaktadır.</p>

<p>- 16 kişilik odalar iki katlı olup alt katta kapısı ayrı, 2,6 m² büyüklüğünde lavabolar bölümü, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde tuvalet ile kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde duş, 32 m² büyüklüğünde (lavobolar, duş ve tuvalet ile merdiven boşluğu dâhil) ortak kullanım alanı, 34 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi, üst katta ise 43,92 m² büyüklüğünde (merdiven boşluğu dâhil) yatakhane bölümü bulunmaktadır. 16 kişilik odalar toplam 115,32 m²den oluşmaktadır. Merdiven boşluğu ise 5,45 m²dir. 16 kişilik odaların alt ve üst katlarında havalandırma penceresi vardır.</p>

<p>- Üç kişilik odalar iki katlı olup alt katta kapısı ayrı, 3,01 m² büyüklüğünde tuvalet ve duş, 23,32 m² büyüklüğünde (lavobolar, duş ve tuvalet ile merdiven boşluğu dâhil) genel kullanım alanı, 25 m² genişliğinde havalandırma bahçesi, üst katta ise 32 m² büyüklüğünde yatakhane bölümü bulunmaktadır. Üç kişilik odalar toplam 83,33 m²den oluşmaktadır. Merdiven boşluğu 5,79 m²dir. Üç kişilik odaların alt ve üst katlarında havalandırma penceresi vardır.</p>

<p>- Koğuşların alt kat ortak kullanım alanında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100 x120 cm ölçülerinde 2, üst kat yatakhane kısmında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100x125 cm ölçülerinde dört pencere bulunmaktadır.</p>

<p>- Tüm odalarda hükümlü/tutukluların kullanımlarına sunulmuş, alt kattaki ortak yaşam alanından bağımsız ve kapısı ayrı olan 16 kişilik odalarda 34 m², 3 kişilik odalarda 25 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi bulunmaktadır ve bu bölümü havanın aydınlaması ile kararması arasındaki sürede hükümlü/tutuklular kullanabilmektedir.</p>

<p>- Kurumdaki tüm odalara 7/24 kesintisiz soğuk su, ayrıca her gün 06.00-09.00, 12.00-14.00 ve 18.00-22.00 saatleri arasında herhangi bir kota olmaksızın sıcak su sağlanmaktadır.</p>

<p>- Koğuşlarda meydana gelebilecek koku ve akma gibi durumlar ile bakım ya da onarım gerektiren durumlara teknik servis personeli tarafından ivedilikle müdahale edilmekte, ayrıca mahkûmların bu yöndeki taleplerine aynı titizlikle yanıt verilmektedir.</p>

<p>8. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hangi koğuşta, kaç kişi ile ne kadar süre barındırıldığına ilişkin olarak İnfaz Kurumundan bilgi istemiştir. İnfaz Kurumunun sunduğu tablo, kararın ekinde yer almaktadır. Tablodaki verilere göre Anayasa Mahkemesince hazırlanan, başvurucuya tahsis edilen kişisel alan ve süresini gösteren tablo aşağıda gösterilmiştir. Banyo ve tuvalet kısımları ile havalandırma bahçesinin alanları hesaplamaya dâhil edilmemiş ve toplam 75,92 m² üzerinden hesaplama yapılmıştır.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Kişi Sayısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tarih Aralığı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Toplam Süre (Gün)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kişisel Alan (m²)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>30</p>
   </td>
   <td>
   <p>18/12/2020-18/3/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>90</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,53 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>29</p>
   </td>
   <td>
   <p>2/12/2016-14/3/2017</p>
   </td>
   <td>
   <p>84</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,61 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>28</p>
   </td>
   <td>
   <p>13/3/2021-2/7/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>112</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,71 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>22</p>
   </td>
   <td>
   <p>26/1/2022-5/12/2022</p>
   </td>
   <td>
   <p>312</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,45 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>19</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/12/2022-24/10/2023</p>
   </td>
   <td>
   <p>320</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,99 m²</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu; barındırıldığı koğuşun çok kalabalık olması nedeniyle asgari yaşam ve hijyen koşullarının sağlanamadığını, ranza yetersizliği sebebiyle ortak kullanım alanına yatak sererek uyumak zorunda kaldığını, bazı zamanlarda nöbetleşe uyuduklarını, tuvalet ve banyonun yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; hükümlü/tutuklu sayısının artış gösterdiği zamanlarda Kurumda geçici olarak yer sıkıntıların yaşanabildiği ancak bu sıkıntıların en kısa sürede giderilebilmesi için önlemlerin alındığı belirtilerek kabul edilebilirlik ve esas bakımından yapılacak değerlendirmede Anayasa'nın, mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>11. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin<i> insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>14. Anılan yasak kapsamında kalan hususlar, ceza infaz kurumlarında farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir (<i>Turan Günana </i>[1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 37).</p>

<p>15. Anayasa'nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı, bu kişilere ihtiyaç duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (<i>Turan Günana</i>, § 39).</p>

<p>16. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarının bahsi geçen asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı konusunda yapılacak değerlendirmede tutulma süresi, açık havada egzersiz yapma olanakları, koşulların neden olduğu fiziksel ve psikolojik etkiler, bazı durumlarda mahpusun yaşı, cinsiyeti, sağlığı ve davanın tüm koşulları gibi birçok faktörün önemli rol oynadığı belirtilmelidir. Bunlarla birlikte tutulma koşullarının kötü muamele oluşturup oluşturmadığı belirlenirken kişisel alan faktörünün temel bir unsur olarak dikkate alınması gerektiği vurgulanmalıdır (<i>Cengiz Yetgin</i> [GK], B. No: 2019/39068, 14/6/2023, § 58; geri gönderme merkezindeki tutulma koşulları yönünden yapılan benzer değerlendirme için bkz. <i>K.A.</i> [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 93).</p>

<p>17. Ceza infaz kurumlarındaki aşırı kalabalıklaşma ve buna bağlı oluşan kişisel alan eksikliğine ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde dikkate alınacak temel ilkeler <i>Levent Cantekin</i> ([GK], B. No: 2019/34408, 9/10/2024, §§ 33, 34) kararında ortaya konmuştur. Sözü edilen ilkelere göre tutuklu ve hükümlülerin tutulduğu çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen yüzey alanı en az 3 m² olmalıdır. Mahpus başına düşen yüzey alanının hesabında banyo ve tuvalet gibi sıhhi tesis bölümü ile havalandırma bahçesi yaşam alanına dâhil edilmese de mobilyaların kapladığı alan dâhil edilir. Çok kişilik koğuşlarda mahpus başına düşen yüzey alanı 3m²den az ise ya da her tutuklu ve hükümlünün ayrı bir uyku yeri yoksa veya koğuşun genel yüzeyi tutuklu ve hükümlülerin mobilyalar arasında serbestçe hareket etmesine izin vermiyorsa tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde<i> güçlü bir karine</i> oluşur. Bu karine ancak üç unsurun bir arada bulunması durumunda ortadan kaldırılabilir. İlk unsur asgari kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin<i> kısa süreli</i>, <i>küçük çaplı</i> ve<i> ara sıra</i> olmasıdır. İkinci unsur bu tür azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesidir. Son unsur tutuklu ve hükümlünün genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutulmasıdır.</p>

<p>18. Mahpusların 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alana sahip olduğu hâllerde alan faktörü, tutulma koşullarının yeterliliğinin değerlendirilmesinde önemlidir ve bu durumun uygunsuz tutulma koşullarının diğer yönleriyle birleşmesi hâlinde kötü muamele yasağı ihlal edilmiş olur. Mahpusların daha fazla kişisel alana sahip olmaları nedeniyle kişisel alan sorununa ilişkin herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı durumlarda ise tutulma koşullarının yeterliliği konusunda tutulma koşullarının diğer yönleri değerlendirilmelidir. Tutulma koşullarının diğer yönleri arasında temel sıhhi ve hijyen gereklerine uygunluk, tuvalet ve banyonun mahrem kullanılması, açık hava egzersizine, doğal ışık veya havaya erişim, havalandırma ve ısıtma sistemlerinin yeterliliği yer alır. Belirtilen koşullar altında tutulmanın süresi de dikkate alınmalıdır (<i>Levent Cantekin</i>, § 35).</p>

<p>19. Her mahpusa düzenli biçimde muhafaza edeceği ayrı bir yatak ile yatağını temiz tutması için gerekli sıklıkta değiştirebileceği ayrı ve uygun bir yatak takımı sağlanmalıdır. Bu bakımdan mahpusun bir yatağı aynı anda başka mahpuslarla birlikte kullanmak veya nöbetleşe olarak paylaşmak veya yataksız zeminde uyumak zorunda bırakılmasının kabul edilemez olduğu değerlendirilmektedir (<i>Cengiz Yetgin</i>, § 62).</p>

<p>20. Başvurucu sadece kalabalık odada tutulmayla ilgili hususlardan şikâyet ettiğinden başvurucunun tutulma koşulları sahip olduğu kişisel yaşam alanı gözetilerek iki başlık altında incelenecektir.</p>

<p><strong>1. Başvurucunun 3 m²den Daha Az Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden </strong></p>

<p>21. Somut olayda başvurucu kesintisiz olarak 90 gün boyunca 2,53 m², 84 gün boyunca 2,61 m², 112 gün boyunca 2,71 m² yüzey alanına sahip olabilmiştir. Dolayısıyla kişi başına düşen yüzey alanının 3 m²nin altına düşmesi kısa süreli olmamıştır. Bu nedenle meydana gelen alan azalmalarının -tutulma koşullarının ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkileri de hesaba katılarak- Anayasa'nın 17. maddesi anlamında kötü muamele olarak nitelendirilmesi için gerekli olan ağırlık seviyesine ulaştığı sonucuna varılmıştır. Güçlü karinenin ortadan kalkması için aranan ilk unsurun sağlanmadığı anlaşıldığından asgari kişisel alandaki azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesine, başvurucunun genel olarak uygun nitelikte bulunan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutuluyor olmasına ilişkin diğer iki unsurun değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Başvurucunun 3 m² İle 4 m² Arasında Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden </strong></p>

<p>23. Başvurucunun toplam 632 gün süreyle 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alanda barındırıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 8). Konuyla ilgili ilke (bkz. § 18) uyarınca tutulma koşullarının diğer yönlerinin yeterliliğinin incelenmesi gerekir.</p>

<p>24. Başvurucu, koğuş kalabalıklığı sebebiyle ranzada yatamadığından yakınsa da her zaman kendisine ait bir yatağa sahip olmuş ve bu yataktan 24 saat süreyle yararlanabilmiştir.</p>

<p>25. Başvurucunun kaldığı odaların sıhhi tesislerinin odalardan bir kapıyla ayrıldığı, başvurucunun her gün hem soğuk hem sıcak suya erişebildiği tespit edilmiştir. Ayrıca odaların ve sıhhi tesislerin temizliği, tuvalet ve lavabo sayısı, mahpusların bunları kullanmak için harcadıkları zamanın yetersiz olduğu tespit edilmemiştir. Odaların havalandırma bahçesine açılan bir kapısı, her bir birimin havalandırma ve ışık sağlayan birden fazla penceresi olduğu da anlaşılmıştır. Bu nedenle temizlik, havalandırma ve aydınlatma dâhil genel koşulların tutulma koşullarının standartlarına göre yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>26. Netice itibarıyla tutulma koşullarının fiziksel ve ruhsal etkileri ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkisi hesaba katılarak değerlendirildiğinde başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönemdeki tutulma koşullarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>28. Başvurucu, ihlalin tespiti ile tür ve miktar belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>29. Başvurucunun ceza infaz kurumundan tahliye edildiği anlaşıldığından ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.</p>

<p>30. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 115.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 1. Başvurucunun 3 m²den daha az kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 115.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (E.2021/5767, K.2021/6835), Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesine (2021/1285 D.İş) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202146044-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="57886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/69117 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202469117-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202469117-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2024/69117 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>MESUT YAŞAR</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/69117)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Furkan Samet ESER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (D) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan başvuruların 2024/69117 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>3. Talepte bulunan ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>4. Başvurucular, başta ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair yargılama makamları tarafından mahkûmiyet kararına dayanak alınan delillere ve yapılan değerlendirmelere karşılık davanın esasına etkili olacak şekilde ileri sürdükleri itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, esasa ilişkin olarak ise Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucuların bir kısmı, Bakanlık görüşüne karşı formdaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>6. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> (GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>7. Neticede başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarına ilişkin tespiti içeren deliller terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarında belirleyici delil olarak değerlendirilmekle birlikte bu kullanımın <i>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla gerçekleştirildiğinin</i> ortaya konulmadığı, dolayısıyla <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>8. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>9. Başvurucuların bir kısmı, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Başvurucuların iddialarının <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>11. Başvuruculardan bir kısmı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birçok Anayasal hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Bireysel başvuruya konu olay ve olgular, başvurucuların ihlal iddiaları ve başvuruya konu temel şikâyetlere ilişkin yukarıda yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde bir kısım başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan temel haklara ilişkin diğer şikâyetlerinin <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>12. Öte yandan başvurucuların bir kısmı, ByLock verilerini içeren dijital materyallerin mahkeme huzuruna getirtilmemesi ve bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan bazı eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> kararında varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 60, 61). Mevcut başvuruda da varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre başvurucuların benzer ihlal iddiaları yönünden <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>14. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>15. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>16. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>17. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde talepte bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (E) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (F) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (G) sütununda belirtilen harçların listede gösterildiği şekliyle ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202469117-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="96645"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71045"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59734"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99399"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39680"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68252"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20489"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75463"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="89423"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="90933"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="14929"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="29261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="47248"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="23744"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="83537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="44021"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="73271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="75851"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
