<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Jul 2026 09:47:16 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/109556 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022109556-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022109556-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/5/2026 tarihli ve 2022/109556 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H.</strong> <strong>Y. </strong><strong>BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/109556)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 20/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Ekrem Bahadır MERCANTAŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; özel soruşturma usulüne uyulmaması ve kovuşturmanın görevli olmayan mahkemede yapılması nedeniyle kanuni hâkim güvencesinin, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde başvurucunun karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarının karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyet kararında esas olarak suç oluşturmayan bazı eylemlere de dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 30/12/2022 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından 24/2/2011 tarihinde Danıştay üyeliğine atanan başvurucunun bu görevi 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun'la 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'na eklenen geçici 27. madde kapsamında sona ermiştir.</p>

<p>7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık); 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ile ilgili olarak örgüte üye olduğu değerlendirilen ve aralarında başvurucunun da bulunduğu Danıştay üyeleri hakkında cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasını (FETÖ/PDY) kurma, anılan örgütü yönetme ve örgüte üye olma suçlarından dolayı 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatmıştır.</p>

<p>8. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle 16/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta verdiği ifadesinde özetle paralel yapıya mensup kişilerle görüşmediğini, Danıştay üyesi seçilmeden önce kimseyle özel bir temas içinde olmadığını, HSYK seçimlerinde hiçbir grubun listesi için çalışmadığını ve FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantısının olmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edilmiştir.</p>

<p>10. Devam eden soruşturma kapsamında başvurucuya ait GSM hattına ilişkin HTS kayıtları temin edilmiş ve yine başvurucunun örgütsel irtibatına ilişkin bilgi sahibi kişilerin beyanlarına başvurulmuştur. Başvurucu hakkında beyanda bulunan kişilerin ifadeleri özetle şu şekildedir:</p>

<p>i. H.E. başvurucunun örgütle irtibatlı olduğunu bildiği kişiler arasında olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>ii. H.S. başvurucunun üyesi olduğu Danıştay Dairesinde tetkik hâkimi olarak görev yaptığı dönemde başvurucuyla birlikte Y.Ç. ve M.G.nin cemaat mensubu olduğunu bildiğini belirtmiştir.</p>

<p>iii. V.B. Danıştay üye seçimi öncesinde HSYK üyesi B.E. ile görüştüğünde başvurucunun üye seçilmesinde sıkıntı olmadığını söylediğini ve başvurucunun 2011 yılında örgüt mensubu olduğu için üye seçildiğini, o dönemde başvurucunun sicilindeki bir hâkimin üye seçilmesinin olağan olmadığını, 2013 yılında İstanbul'da örgüte ait bir dershanede kendisinin de aralarında bulunduğu Danıştay üyelerinin gruplar hâlinde toplandıklarını, B.E.nin kendisine otuz yedi ve otuz sekiz bin sicillilerin üye seçileceğini söylediğini ifade etmiştir.</p>

<p>iv. U.S. Hatay İdare Mahkemesi başkanı olarak görev yaptığı dönemde Danıştay üyesi olan başvurucunun HSYK seçimlerinde A.B.yi desteklemesi konusunda kendisine uyarıda bulunduğunu, desteklememesi hâlinde ise İstanbul'a tayin edileceğini belirttiğini söylemiştir.</p>

<p>v. B.E. HSYK'da görev aldığını, Yargıtay ve Danıştaya yeni üye seçilmesiyle ilgili süreçte HSYK genel sekreteri M.K.nın evine gittiğini, evde T.G., İ.O. ve A.H.nin de olduğunu, idari yargıya geçildiğinde otuz yedi ve otuz sekiz bin sicilli üyelerden de isimlerin listeye alınmak istendiğini ve FETÖ yapılanması içinde bulunanlar arasında başvurucunun da olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>vi. İ.O. Yargıtay ve Danıştaya yapılacak seçimlerden önce M.K.ya ait evde toplantı yaptıklarını, toplantıda B.E. ve T.G.nin de olduğunu, listeye seçilen kişilerin örgüt tarafından sevilen kişiler olduğunu, Danıştay üye seçiminde özellikle otuz yedi ve otuz sekiz bin sicilli hâkimlerin seçilmesinin istendiğini, başka bir zamanda ise B.Ç.nin evinde yapılan toplantıda Danıştay listesinin belirlendiğini, üye seçimiyle ilgili yapılan listelerin A.K.ya teslim edildiğini ve bu görüşmeler yapılırken başvurucunun FETÖ/PDY mensuplarının ısrarla seçilmesini istediği 37 bin sicilli kişilerden biri olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>11. Başvurucunun kullandığı cep telefonuna ait HTS kayıtları çerçevesinde hazırlanan analiz raporunda FETÖ/PDY'nin sivil imamı olduğu gerekçesiyle hakkında işlem yapılan S.A. ile başvurucunun 30/8/2014 tarihinde aynı yerden baz sinyali verdikleri, hakkında benzer suçtan işlem yapılan birçok kişiyle irtibatının bulunduğu, örgütle irtibatı nedeniyle kapatılan kurum ve derneklerle arama-aranma ve SMS gönderme şeklinde iletişim kaydının bulunduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>12. Başsavcılık tarafından 25/10/2017 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben fezleke düzenlenmiştir. Fezlekede 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün FETÖ/PDY mensuplarınca yapıldığı, anılan örgütün emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturma yürütüldüğü, başvurucunun da silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediği iddia edilmiştir.</p>

<p>13. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 23/11/2017 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin kuruluşundan itibaren sürdürdüğü genel yapılanma hakkında bilgi verildikten sonra 2010 ve 2014 yıllarında yapılan HSYK seçimlerinde kendi mensuplarının desteklenmesini sağladığı açıklanmıştır. Başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olduğu, temadinin ise ancak şüphelinin yakalanmasıyla kesildiği açıklanarak soruşturmanın 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Kanun'da öngörülen özel soruşturma usulüne göre değil genel hükümlere göre yürütüldüğü belirtilmiştir. Örgütün yargı yetkisini kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği eylemlere de yer verilen iddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular;</p>

<p>i. FETÖ/PDY ile irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılması,</p>

<p>ii. FETÖ/PDY'nin ısrarla Danıştay üyeliğine seçilmesini istediği otuz yedi bin sicillilerden biri olması,</p>

<p>iii. Tanıklar İ.O., V.B., H.E., H.S., U.S. ve B.E. tarafından başvurucunun örgütle irtibatlı olduğuna, HSYK seçimlerinde örgüt mensuplarını desteklediğine ve örgüt mensuplarınca Danıştay üyesi olarak seçildiğine yönelik beyanlarda bulunulması,</p>

<p>iv. HTS kayıtlarına göre örgütün sivil imamı S.A. ile aynı yerden baz sinyali verdiği ve örgütle iltisaklı kişi ve kurumlarla irtibatlı olması şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>14. 4/12/2017 tarihli kararla iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve kovuşturma, Yargıtay 9. Ceza Dairesince (Ceza Dairesi) ilk derece olarak görülmeye başlanmıştır. Ceza Dairesi 7/12/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip tutanağında diğerlerinin yanı sıra iddianamenin başvurucuya tebliğine, ByLock kullanıcı kayıtları, Bank Asya hesabı ile dernek ve sendika üyeliği gibi bir kısım araştırmaların yapılmasına ve tanık beyanlarının alınmasına karar verilmiştir.</p>

<p>15. Yargılama altı celsede tamamlanmıştır. Birinci celse öncesinde başvurucuya ait Bank Asya hesabının bulunmadığı bildirilmiştir. Yine başvurucunun ByLock kullanıcı kaydının olmadığı ve başvurucuya ait mesaj içeriklerine rastlanmadığına yönelik tutanak dosyaya gönderilmiştir. Birinci celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu; savunmasında özetle suçüstü hâlinin şartlarının oluşmadığını, bu nedenle özel soruşturma usullerine uyulması gerektiğini, örgütle irtibatını gösteren hiçbir somut delil olmadığını, ceza infaz kurumundan çıkabilmek için verilen itiraf niteliğindeki tanık beyanlarını kabul etmediğini, kendisine yöneltilen terör örgütüne üye olma suçunun oluşmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir. Danıştay üyesi seçildikten sonra örgütün toplantılarına katıldığına yönelik ifadenin doğru olmadığını beyan eden başvurucu, HSYK seçimleri konusunda da hiçbir eyleminin olmadığını belirtmiştir. Ceza Dairesi, soruşturma aşamasında beyanları alınan tanıklar İ.O., V.B., H.E., H.S., U.S., A.Ş. ve B.E.nin dinlenmesine yönelik işlem yapılması amacıyla celseyi ertelemiştir.</p>

<p>16. Celse arasında İstinabe Mahkemesi tarafından ifadesi alınan H.S. başvurucuyu görev yaptığı Danıştayda tetkik hâkimi olması nedeniyle tanıdığını, görev yaptıkları dönemde başvurucunun örgütsel bir eylemini görmediğini, soruşturma aşamasında başvurucunun örgütsel bağlantısının olabileceğini söylediğini ancak sehven örgütsel bağlantısını bildiği şeklinde geçtiğini beyan etmiştir. İstinabe Mahkemesi tarafından ifadesi alınan U.S. ise başvurucunun 2014 HSYK seçimleri öncesinde kendisini arayarak görüşmek istediğini söylemesi üzerine buluştukları kafede başvurucunun HSYK seçimlerinde A.B.yi desteklemesini istediğini, hatta bu kişiye oy vermemesi hâlinde İstanbul'a tayininin çıkacağını belirttiğini ifade etmiştir. Başvurucu, dosyaya sunduğu dilekçesiyle aleyhine verilen beyanları kabul etmediğini ve tanıkların yüz yüze dinlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca H.Y.nin kendisiyle ilgili yürütülen soruşturmada verdiği başvurucu hakkındaki beyanları dosyaya gönderilmiştir.</p>

<p>17. İkinci celseye başvurucuyla birlikte tanıklar B.E., H.E., A.Ş. ve V.B. bizzat, tanık İ.O. ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla katılmıştır. Soruşturma aşamasında verdiği beyanlarının doğru olduğunu belirten İ.O. ifadesinde Danıştaya üye seçimi yapılacağı dönemde M.K.nın evinde yapılan görüşmelerde HSYK üyeleri A.B. ve R.Y.nin baskısıyla otuz yedi ve otuz sekiz bin sicilli hâkimlerin de üye olarak seçilmelerinin istendiğini, evde yapılan bu görüşmede seçilecek üyeler konusunda anlaşamadıklarını, ertesi gün B.E.nin, R.Y.nin evine gittiğini ve istedikleri üyelerin seçilmemesi hâlinde seçimleri kilitleyeceklerini söylediklerini, bunun üzerine otuz yedi bin sicilli hâkimlerin de üye olarak seçilmelerini kabul ettiklerini belirtmiştir. İ.O. ayrıca 2013 yılında gerçekleştirdikleri yemeğe üye olarak seçilen ancak örgütle bağlantısının olduğunu düşündükleri üyeleri davet etmediklerini beyan etmiştir. Huzurda dinlenen diğer tanık B.E. başvurucunun cemaatle bağlantısının olduğuna dair kanaate sahip olduğunu, 2011 yılında Danıştaya yapılacak seçimlerde M.K.nın evinde yapılan toplantıda HSYK üyeleri A.B. ve R.Y. tarafından seçilmesi istenen kişilerden birinin de başvurucu olduğunu, bu seçimden sonra seçilen kişilerin Danıştayda organize hareket ettiklerini belirtmiştir.</p>

<p>18. Anılan celsede dinlenen H.E. cemaatçi olarak ilk seçilen üyelerden olduğunu bildiği başvurucuya 17/25 Aralık döneminden sonra mesafeli davrandığını, Danıştay genel kurulunda yapılan oylamalarda cemaat üyelerinin ayrı tarafta oturduklarını belirtmiştir. Kendisinin Danıştay üyesi olduğu dönemde cemaatle bağlantısının bulunduğunu beyan eden tanık V.B. ise başvurucuyla aynı dairede çalıştıklarını, ilk dönemlerde daire olarak başvurucuyla örgütün toplantılarına katıldıklarını, bu toplantılarda bir iki defa başvurucunun da olduğunu, sonra bu toplantıların lojman olarak devam ettiğini, toplantılarda himmet vermeye ilişkin önceki beyanlarının genel itibarıyla doğru olduğunu ifade etmiştir. Son olarak huzurda dinlenen tanık A.Ş. başvurucuyla staj yaptıkları dönemde Etlik'te bulunan yurtta cemaat toplantılarına katıldıklarını, 2004-2011 yılları arasında başvurucunun cemaatin içinde olduğunu, 2011 yılı Eylül ayında kendisinin cemaatten ayrıldığını söylemiştir. Başvurucuya İstinabe Mahkemesi tarafından dinlenen tanık U.S. ve H.S.nin beyanları duruşmada okunmuştur. Başvurucu, celse arasında verdiği dilekçesiyle daha önce bir kısım tanıkların huzurda dinlenmesi yönündeki talebinden yargılamanın uzamaması amacıyla <i>vazgeçtiğini</i> beyan etmiştir. Başvurucu, anılan tanık beyanlarının içeriğinin doğru olmadığını belirtmiştir. Ceza Dairesi, ikinci celseyi H.Y. ve U.S.nin dinlenmesi amacıyla ertelemiştir.</p>

<p>19. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 2012 yılında birçok Danıştay üyesinin İstanbul Anadolu yakasında bulunan örgüte ait dershanede konakladığına dair verilen beyanlar doğrultusunda düzenlenen 5/7/2018 tarihli HTS analizine ilişkin bilirkişi raporunu, başvurucuyla ilgili tespitlerin de yer alması nedeniyle üçüncü celse öncesinde dosyaya göndermiştir. Bilirkişi raporunda 19/7/2012-25/7/2012 tarihleri arasında otuzdan fazla Danıştay üyesinin kullanımında bulunan cep telefonu hattının İstanbul Anadolu yakasında baz sinyali verdiği, baz sinyali bulunmayan mobil hatlardan uçak modunda kullanılıp kapalı hâle getirilmiş olanların tespiti amacıyla ayrıca çalışma yapıldığı, baz sinyali verilerine göre başvurucunun 20/7/2012 tarihinde İstanbul Anadolu yakasına geldiği ve 21/7/2012-25/7/2012 tarihleri arasında Çamlıca/Ataşehir lokasyonundan baz sinyali verdiği, bu dönemde başvurucuya ait mobil hattın 24-18-12 saatlik aralıklarla tamamen kapalı hâle getirildiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>20. Üçüncü celseye başvurucu ve tanık U.S. katılmıştır. U.S. önceki ifadelerinin doğru olduğunu ve başvurucunun HSYK seçimlerinde A.B. için kendisinden oy istediğini ve seçilemediği takdirde İstanbul'a tayin edileceğini söylediğini ifade etmiştir. Diğer taraftan 5/7/2018 tarihli HTS bilirkişi raporu, başvurucuya okunmuştur. Başvurucu, ailesinin ve akrabalarının yaşaması nedeniyle İstanbul'a gittiğini, bu tarihler arasında V.B.yle bir araya gelmediğini, örgüte ait dershanede kalmadığını beyan etmiştir. Anılan celse, H.Y.nin dinlenmesi amacıyla ertelenmiştir.</p>

<p>21. Celse arasında tanık H.Y.ye ulaşılamadığına dair tutanak dosyaya gönderilmiştir. Dördüncü celsede H.Y.nin dinlenmesinden vazgeçilmesine karar verilmiştir. Ayrıca Ö.Ç.nin 2014 HSYK seçimlerinde başvurucunun bağımsız adaylar A.B. ve HSYK üyesi R.Y.yle birlikte adliyede A.Ç.yi ziyaret ettiklerine dair beyanları okunmuştur. Dördüncü celse sonunda Ö.Ç.nin dinlenmesi için istinabe mahkemesine yazı yazılmasına karar verilmiştir. İstinabe Mahkemesi tarafından başvurucu müdafii huzurunda dinlenen Ö.Ç. başvurucunun daha kıdemli adaylara rağmen Danıştay üyesi seçilmesinin cemaat talimatını gösterdiğini, 2014 HSYK seçimlerinde başvurucunun bağımsız adayları destekleyen davranışlarının olduğunu, seçim döneminde aynı mahkemede birlikte çalıştığı A.Ç.yi ziyarete de geldiğini beyan etmiştir.</p>

<p>22. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beşinci celse esas hakkında mütalaa sunulmuştur. Mütalaada 2012 yılında İstanbul Anadolu yakasında bulunan örgüte ait dershanede yapılan gizli organizasyona başvurucunun da katıldığı, tanık V.B.nin beyanlarının bu katılımı doğruladığı, HTS bilirkişi raporunda katılıma dair baz sinyali tespitinin yapıldığı, dinlenen tanık beyanlarına göre başvurucunun örgütle irtibatlı olduğunun belirlendiği belirtilerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. Başvurucunun savunma hazırlamak için süre istemesi nedeniyle celse ertelenmiştir. Başvurucu, sonraki celsede esas hakkındaki mütalaaya karşı yaptığı savunmasında özet olarak soruşturma usulünün kanuna aykırı yapıldığını, İstanbul'da V.B.yle görüşmediğini, örgütsel bir kampa katılmadığını, tanıkların örgütsel bağlantısına dair görgüye dayalı bir anlatımlarının olmadığını, Danıştay üyesi seçilmesinin mesleki yeterlilikle ilgili olduğunu, sohbet toplantılarına katılmadığını ve suçlamaların asılsız olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>23. Ceza Dairesince başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit kabul edilerek örgüt üyeliği suçundan alt sınırdan uzaklaşmak sureti ile 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 13/3/2019 tarihinde karar verilmiştir.</p>

<p>24. Gerekçeli kararda silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu, FETÖ/PDY tarafından 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi eylemine refleks olarak örgüt üyesi yargı mensupları hakkında soruşturma başlatılmasının Danıştay Başkanlık Kurulunun 17/7/2016 tarihli kararına uygun olduğu ve darbe girişimine bağlı olarak ortada gecikmesinde sakınca bulunan hâlin de bulunduğu belirtilerek soruşturma izni alınmasını gerektiren durum olmadığı açıklanmıştır. Kovuşturma usulüne yönelik değerlendirmelere de yer verilen gerekçeli kararda başvurucunun üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun görev suçu değil kişisel suçlardan olduğu, başvurucunun işlediği kişisel suçlar hakkında kovuşturma yapma yetkisinin 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesine göre Ceza Dairesine ait olduğu belirtilmiştir. Ceza Dairesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2797 sayılı Kanun kapsamında teşkilatlandırılmış olması nedeniyle tabii hâkim ilkesine aykırı bir durumun da olmadığı açıklanan gerekçeli kararda, FETÖ/PDY'nin yargı teşkilatındaki görünümü ve silahlı terör örgütüne üye olma suçunun unsurları hakkında da değerlendirmelere yer verilmiştir. Son olarak FETÖ/PDY mensubu otuz Danıştay üyesinin motivasyon kazanmaları amacıyla örgüt liderinin yurt dışına çıkmadan önce kaldığı ve aynen muhafaza edilen İstanbul'da bulunan örgüte ait dershanede 2012 yılında gizli toplantı gerçekleştirdiklerinin ByLock mesajlarından ve tanık V.B.nin beyanlarından anlaşıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>25. Gerekçeli kararın başvurucu hakkındaki delillerle ilgili yapılan değerlendirme sonrasında ulaşılan sonucun açıklandığı kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>Tüm yukarda açıklanan deliller ve mevzuat çerçevesinde; </i><i>Dosyaya intikal etmiş bulunan ve CMK' nın 217. madde çerçevesinde celselerde delil olarak tartışılan tanık beyanlarına göre; sanığın </i>[başvurucu] <i>sicil ve kıdeminin seçilme yeterliliğinde olmamasına rağmen, yapı mensuplarının ısrarı ile Danıştay üyeliğine seçildiği, örgütün direktif ve taleplerini ilettiği sohbet toplantılarına katıldığı ve </i><i>örgüt lehine mesleki seçim çalışmalarında görev aldığı</i><i> anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Öte yandan örgütün önem verdiği mahrem yapılanmalardan biri olan yargı yapılanmasına dâhil olan sanığın, örgüte aidiyeti çerçevesinde iki hususun öne çıktığı görülmektedir: </i></p>

<p><i>Bunlardan ilki, yargı yapılanmasının üst kolu olan Danıştay’a üye seçilmesi aşamasında, sanığın örgüt tarafından sahiplenilmesidir. Özellikle tanıklar</i> [İ.O.]<i> ve </i>[B.E.nin]<i> açık anlatımlarına göre, (mevzuat ve teamüllerin dışında) HSYK Genel Sekreterinin </i>[M.K.nın]<i> evinde yapılan toplantıda Danıştay’a seçilecek üyelerin belirlenmesi sırasında sanığın sicil ve kıdemi itibariyle uygun olmamasına rağmen, FETÖ/PDY üyesi kişiler tarafından üzerinde ısrar edilen, listede ön plana çıkarılan kişilerden biri olduğudur. Dolayasıyla örgüt tarafından önemsenen </i><i>sanığın, </i><i>icra ettiği görevinin, daha üst makam olan Danıştay'daki mahrem yapı içerisinde devam ettirilmek istendiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>İkinci husus da, bilirkişi raporuyla desteklenen </i>[V.B.nin]<i> ifadelerinde de beyan ettiği gibi,</i><i> örgüt kurucusu Fetullah’ın, yurt dışına çıkmadan önce kaldığı </i><i>İstanbul Çamlıca'da bulunan Fem Dershanelerinde</i><i>ki odası ile o sırada kullandığı ve aynen muhafaza edilen eşyalarının örgüt mensuplarınca ziyaret edilmesini de kapsayan gizli toplantıya sanığın da katılmasıdır. Bu toplantıda Fetullah'ın kitapları okunarak örgütün yurt dışındaki okulları ve diğer faliyetleri hakkında örgüt mensupları bilgilendirilmiştir. </i></p>

<p><i>Sanığın, örgüt tarafından HSYK eski Genel Sekreteri </i>[M.K.nın]<i> evinde, örgüt mensupları tarafından dayatılan listeden yüksek yargı üyeliğine seçilmesi,</i><i> mahrem bir tavır sergilemek suretiyle devlet içerisine sızma emrini yerini getiren hiyerarşik yapı içerisinde hareket etmesi,</i><i> sonraki aşamalarda da örgütsel faaliyetlerini devam ettirmesi,</i><i> örgütün talimat ve talepleri doğrultusunda tanık beyanlarına da yansıdığı üzere örgüt lehine mesleki seçim çalışmalarında görev alması ve yukarıda açıklanan nedenlerle, TCK 314/2. madde kapsamında terör örgütü üyeliği suçunun sübut bulduğunun kabulü ile cezalandırılmasına karar verilmesi yolunda tam bir vicdani kanaat oluşmuştur. </i></p>

<p><i>Cezanın bireyselleştirme aşamasında, sanığın örgütün mahrem yapı içerisindeki konumu, yüksek yargıya yerleştirilenlerden biri olarak hiyerarşik yapıya aidiyeti, tedbir</i><i> kurallarına riayeti,</i><i> eylem tarzı, hukukçu kimliğine nazaran örgütsel yapılanmayı bilinçli şekilde tercihi gözetilerek, </i><i>sübuta eren FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçu nedeniyle </i><i> cezanın tertibi sırasında alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği kanaatine varılmıştır... " </i></p>

<p>26. Başvurucu; sunmuş olduğu temyiz dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra yürütülen soruşturma ve kovuşturma usulünün kanuna aykırı olduğunu, 15/7/2016 tarihinden önce FETÖ/PDY'nin hukuken bulunmadığını, suç oluşturmayan eylemlerinin cezalandırılma gerekçesi yapıldığını, yargılamanın Ceza Dairesinde yapılmasının tabii hâkim ilkesine aykırı olduğunu, Ceza Dairesinde duruşmalara kıdemli üyenin başkanlık yapmadığını, etkin pişmanlık kapsamında verilen tanık beyanlarının delil olarak kabul edilemeyeceğini, tanık beyanlarının hatalı değerlendirildiğini ve suçun unsurlarının oluşmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>27. Başvurucunun temyiz başvurusunu değerlendiren Yargıtay Ceza Genel Kurulu (Genel Kurul) tarafından 9/11/2022 tarihinde Ceza Dairesinin mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. Genel Kurul kararında kovuşturma işlemlerini yürüten Ceza Dairesinin heyet oluşumuna, uygulanacak olan soruşturma ve kovuşturma usulüne, suçüstü hâlinin gerçekleşip gerçekleşmediğine, silahlı terör örgütünün hukuki nitelendirmesine ve mahkûmiyet kararında dayanılan delillere ilişkin ayrı ve açık değerlendirmelere yer verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>Sanık </i>[başvurucu]<i> savunmalarında her ne kadar suçlamaları kabul etmemiş ise de dosya kapsamındaki tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre; sanığın, örgüt mensubu olduğu belirtilen eski HSYK üyelerinin talebi ve desteğiyle Danıştay üyesi olarak seçildiği, tanıklar</i> [B.E.]<i> ve </i>[İ.O.nun]<i> girişimiyle 2013 yılında organize edilen ve örgüt mensubu olmayan Danıştay üyelerinin katıldığı toplantılara Danıştaydaki tavır ve ilişkileri sebebiyle çağrılmadığı, örgütsel mahiyetteki sohbet toplantılarına iştirak ettiği, t</i><i>anıklardan eski Danıştay Üyesi</i> [V.B.nin]<i> savcılıkta alınan ifadesinde bahsettiği moral motivasyonlarının yükseltilmesi, örgüte bağlılığın kuvvetlendirilmesi ve örgütün nasıl örgütlenerek büyüyüp güçlendiğinin anlatılması amacıyla </i><i>20-24 Temmuz 2012 tarihleri arasında örgüt mensubu Danıştay üyelerinin katılımıyla düzenlenen ve örgüt lideri Fetullah Gülen'in ülkeden ayrılmadan önce kaldığı hâliyle muhafaza edilen Altunizade/Çamlıca FEM Dershanesinin üst katındaki odasının da ziyaret edildiği örgütsel mahiyetteki Çamlıca İstanbul toplantısına </i><i>katıldığının HTS baz kayıtlarına ilişkin 05.07.2018 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerden anlaşıldığı, </i><i>2014 yılında yapılan HSYK üyeliği seçiminde bağımsız adaylardan </i>[A.B.ye]<i> oy vermesini tanık </i>[U.S.den]<i> istediği belirlenmiş olmakla silahlı terör örgütünde örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında Danıştay üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyonla hareket ederek örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu, bu suretle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin dosya kapsamındaki delillere uygun kabulde isabetsizlik görülmemiştir. </i></p>

<p><i>Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla 'mahrem alan' yapılanmasında yer alması, sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu ve amaçlarını bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından ve ayrıca bu yönde bir savunması da bulunmadığından sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanmamasına ilişkin kabul yasaya aykırı görülmemiştir.</i><i>" </i></p>

<p>28. Genel Kurul, iş yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşturulması nedeniyle 2797 sayılı Kanun'un 40. maddesi uyarınca daire başkanı tarafından görevlendirilen üyenin başkanlık yapmasının hukuka aykırı olmadığını açıklamıştır. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>Suç tarihindeki görev ve statüleri gereğince ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtayın 9. Ceza Dairesinde yargılanmaları gereken sanıkların, Dairenin iş yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşabilecek sayıda Yargıtay üyesinin görevlendirildiği, Daire başkanının oluşan heyetlerin hepsine başkan olarak katılmasına fiili olarak imkân bulunmadığından Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesindeki düzenleyici hüküm doğrultusunda kıdemli üyenin heyete başkanlık yapması yerine, Daire başkanı tarafından görevlendirilen üyenin oluşturulan heyete başkanlık görevini ifa ettiği, bu şekilde heyetin oluşumu ile ilgili düzenleyici işlemlere aykırılığın; heyet başkanının duruşmaları idaresindeki usule aykırılıklar nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı ve bu şekilde hakkaniyete uygun olmayan yargılama yapıldığının taraflarca ileri sürülmemesi, esası etkileyen kararların duruşma heyeti tarafından oy birliğiyle alınmış olması, Yargıtay üyeliği deneyimine sahip hâkimlerin ara kararı veya hüküm kurulurken yapılan oylama sırasının diğer üyeleri etki altında bırakacağına ilişkin kabulün dayanaktan yoksun olup bu hususta somut olguların ortaya konulmaması karşısında, oluşan heyetçe yapılan işlemleri yoklukla batıl hâle getirmeyeceğinden CMK'nın 289. maddesi kapsamında mahkeme heyetinin oluşumunda hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Somut dosyada yukarıda belirtilen oturumlarda heyet başkanlığını kıdemsiz üyenin yapmış olmasına taraflarca itiraz edilerek duruşmanın idaresi ve delillerin ikamesinde hukuka aykırı davranıldığının ileri sürülmemesi, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyete aykırı yapıldığının kabulüne olanak bulunmadığı gibi, hükmün bu nedenle bozulmasının makul sürede davanın sonuçlandırılmasına engel oluşturacağı da gözetildiğinde, yasanın düzenleyici nitelikteki kuralına aykırı uygulama hükmün esasını etkileyecek nitelikte görülmediğinden hükmün bozulmasına yer olmadığına karar verilmiştir...</i><i>"</i></p>

<p>29. Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma usulünün hukuka uygun olduğu kabul edilen Genel Kurul kararının ilgili kısmı ise şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli' kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir. </i><i>"</i></p>

<p>30. Genel Kurul, ayrıca etkin pişmanlık hükümlerinin kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılmasının kanuna aykırı bir vaat niteliğinde olmadığını da belirtmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Kanun Hükümleri </strong></p>

<p>31. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin ulusal ve uluslararası hukuk kaynakları için bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 9-19; <i>İlhami Aksu</i> [2. B.], B. No: 2018/36918, 15/6/2022, §§ 20-22;<i> Adnan Şen</i> [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, §§ 64-70; <i>Metin Birdal</i> [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-33.</p>

<p>32. Kanuni hâkim güvencesine ilişkin bir kısım ulusal hukuk kaynakları için bkz. <i>Çetin Doğan (3) </i>[GK], B. No: 2021/30714, 15/2/2023, §§ 85-90 ve <i>Yıldırım Turan</i> [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 27-68.</p>

<p>33. Gerekçeli karar hakkına ilişkin ulusal hukuk kaynakları için bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34; <i>Cevat Temel Özkaynak </i>[GK], B. No: 2021/32082, 26/1/2023, §§ 68, 73.</p>

<p>34. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "<i>Kanuni hâkim güvencesi</i>" başlıklı 37. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. </i></p>

<p><i>Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." </i></p>

<p>35. Anayasa’nın “<i>Mahkemelerin kuruluşu</i>” başlıklı 142. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.</i>”</p>

<p>36. 2575 sayılı Kanun'un <i>"Şahsi suçların kovuşturma usulü"</i> başlıklı 82. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibi ile ilgili hükümler uygulanır."</i></p>

<p>37. 2797 sayılı Kanun'un <i>"Dairelerin görevleri"</i> başlıklı 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasının kovuşturma işlemlerinin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan (f) bendi şöyledir:</p>

<p><i>"Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması hâlinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir."</i></p>

<p>38. 2797 sayılı Kanun'un <i>"Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri"</i> başlıklı 15. maddesinin temyiz incelemesinin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan (3) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>İlk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini yapmak</i>"</p>

<p>39. 2797 sayılı Kanun'un <i>"Kişisel ve görevle ilgili suçlar"</i> başlıklı 46. maddesinin kovuşturma aşamasında yürürlükte bulunan (1), (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hâllerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. </i></p>

<p><i>(5) Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi hâlde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. </i></p>

<p><i>(6) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâlinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi hâlinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır."</i></p>

<p><strong>B. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>40. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/3/2025 tarihli ve E.2024/470, K.2025/147 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan 'hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır' şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan 'Yargıtay', dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır..." </i></p>

<p>41. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında terör örgütü üyeliği suçundan Yargıtay 9. Ceza Dairesince mahkûmiyetine karar verilen (eski) bir Danıştay üyesi hakkında temyiz incelemesi sonucunda verdiği 1/10/2019 tarihli ve E.2019/9.MD-460, K.2019/572 sayılı kararının suçun niteliğine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"... Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre; devletin güvenliğini, Anayasal düzeni ve bu düzenin işleyişini koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçun, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü suç' niteliği taşımayan bu suç açısından failin memur olması suçun kurucu unsuru da değildir. Dolayısıyla sanığa atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun kişisel suç niteliğinde olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>Yine, sanığın müfettiş olduğu dönemde teftişle görevli olduğu bazı dosyalarda örgüt lehine karar verilmesi için hâkimlere baskı yaptığı, hukuka aykırı biçimde hem teftiş sonrası düzenlediği raporlarda hem de Danıştay Üyesi olarak görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü ilgilendiren bazı davalarda uyuşmazlığın örgüt lehine sonuçlandırılması amacıyla oy kullanmasının görev suçu kapsamında olduğu, dolayısıyla yargılamanın Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiği ileri sürülse de; gerekçeli kararda bu hususların yalnızca sanığın örgütsel saikle hareket ettiğine, dolayısıyla kişisel suç niteliğindeki örgüt üyeliğine dair kastının ortaya konulması açısından değerlendirildiği ve genel olarak değinilen bu hususlardan, yalnızca sanığın örgütsel tavrını ve kastını ortaya koyan deliller olarak bahsedildiği, diğer yandan, sanık hakkında söz konusu eylem ve işlemlerinden dolayı görevi kötüye kullanma suçu gibi açıkça görevden kaynaklanan bir suçtan da kamu davası açılmadığı anlaşıldığından, sanığa atılı eylemin kişisel suç niteliğinde olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gerçekten de, suç örgütü, suçun konusunu oluşturan kamu düzeni, kamu barışı ve kamu güvenliği açısından başlı başına bir tehlike oluşturduğundan, suç için örgütlenme fiilleri bağımsız suç tipleri olarak düzenlenmiş olup bu tehlikelilik durumunu ilk kez meydana getiren kişiler örgütün kurucuları ve bu tehlikelilik hâlini yönlendiren kişiler de örgütün yöneticileri iken, örgütsel iradeye boyun eğerek bu tehlikeliliğin devamı ve somut eylemlere dönüştürülmesini sağlayan da örgütün üyeleridir. Dolayısıyla faillerin sürekli bir şekilde örgütsel iradenin emir ve talimatlarını yerine getirmeye hazır olmaları da örgütsel yapının mevcudiyeti yönünden son derece önemli olup ortaya çıkan tehlikeliliğe önemli bir katkı sağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>... faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gelinen noktada, dava konusu olayda sanık yönünden suçüstü hâlinin bulunup bulunmadığıyla ve bununla bağlantılı diğer hususlarla ilgisi bakımından, 15.07.2016 tarihli darbe teşebbüsünden sonra, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülen ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinde aynı suçtan kamu davası açılan Anayasa Mahkemesi eski Üyesi Alparslan Altan'ın, benzer olayda kendisi ve atılı suç yönünden suçüstü hâlinin bulunmadığına ve tutuklamanın bu yönüyle hukukî olmadığına dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesince (İHAM) verilen kararın da irdelenmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Sanık M.Ç.nin Danıştay Üyesi olarak görev yapmaktayken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları tarafından 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında, kendisinin de bu örgüte üye olduğu iddiasıyla ve kişisel suç niteliğindeki bu suç açısından suçüstü hâlinin de varlığına dayalı olarak hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenerek hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesine kamu davası açıldığı olayda; itiraza konu uygulamanın, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna, bu örgütten ayrılmaya dair icrai bir davranışta bulunmadığına ve elde edilen mevcut deliller itibarıyla yetkili makamlarca sanığın cezai eylem niteliğindeki örgüt üyeliğine ilişkin fiilinin icrasına devam ettiği, böylelikle sanığa atılı suçun işlenmekte olduğu hususunda resmî makamlarca edinilen bilgi kapsamında gerçekleştirildiği, </i></p>

<p><i>Bununla birlikte, silahlı terör örgütü üyeliği/yöneticiliği suçunun mütemadi suç ve bu suçlar yönünden yakalama anına kadar suçüstü hâlinin söz konusu olduğunu kabul ederek Yargıtayın yargılayacağı kişilere atılı bu suçlarla ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen diğer kişisel suçların soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin 2797 sayılı Kanun'da değişiklik öngören ve sonradan aynen kanunlaşan hukuki düzenlemelerde, önceden beri 2797 ve 2575 sayılı Kanun'larda öngörülen hukuki teminatların istisnasını teşkil eden 'ağır cezalık suçüstü hâli' tabirinin, Yargıtayın yargılayacağı söz konusu kişilere atılı bu suçların da benzer nitelikte olduklarını ortaya koyacak ve bu suçları da kapsayacak şekilde yeniden kullanıldığı, </i></p>

<p><i>Diğer yandan, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin usule uygun olduğunun, hem aralarında sanığın da bulunduğu benzer durumdaki yüksek yargı eski üyelerine yönelik Danıştay Başkanlık Kurulunun kararıyla, hem de sonradan yürürlüğe konulan ulusal hukuk düzenlemeleriyle de kabul edilerek mevcut uygulama sonrasında adli ve idari açıdan devam edecek diğer işlemler öngörüldüğü gibi, aynı zamanda itiraza konu uygulamanın, CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasında hüküm altına alınan ve sanık hakkında öngörülen özel soruşturma usullerinin istisnasını teşkil eden düzenlemeyle de uyumlu olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; Danıştay meslek mensuplarının işledikleri suçlara dair özel soruşturma usullerinin uygulanmasını öngören 2575 sayılı Kanun'un 76. maddesiyle 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin uygulanma koşullarının somut olayda oluşmadığı, dolayısıyla, dava konusu olayda sanık hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin doğrudan doğruya iç hukuk düzenlemelerinin verdiği yetkinin kullanılması niteliğinde olduğu, kanunların genişletici ve keyfî olarak yorumlanmasından kaynaklanmadığı, bu hâliyle 'hukukun kalitesi' ilkesine de uygun olan uygulamanın hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır."</i></p>

<p>42. Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/3/2024 tarihli ve E.2024/93, K.2024/148; 13/3/2024 tarihli ve E.2023/392, K.2024/114 sayılı kararları.</p>

<p>43. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin Yargıtay kararları için bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, §§ 11-20;<i> Serkan Gölge</i> [2. B.], B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39;<i> Raziye Akçay</i> [2. B.], B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 24, 27;<i> Gürcan Balık</i> [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022<i>, </i>§ 46; <i>Hakan Darıcı ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2021/34045, 20/7/2023, §§ 13-21.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>44. Anayasa Mahkemesinin 20/5/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Adli Yardım Talebi Yönünden </strong></p>

<p>45. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânı olmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Başvurucunun adli yardım talebinin 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca geçici olarak kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddialar</strong></p>

<p><strong>1. Özel Soruşturma Usulünün Uygulanmadığına İlişkin İddia Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucunun İddiaları </strong><strong>ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>46. Başvurucu, hâkim olarak görev yapması nedeniyle kendisi hakkında yürütülecek soruşturma ve kovuşturmanın izne tabi olduğunu, suçüstü durumunun söz konusu olmamasına rağmen genel soruşturma usulünün uygulandığını, genel soruşturma usulüne ilişkin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 161. maddesinin (8) numaralı fıkrasının hatalı yorumlandığını ve 2575 sayılı Kanun'un 76. maddesinde düzenlenen özel soruşturma ve kovuşturma usulünün uygulanmamasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>47. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; ayrıca somut olay ele alınırken mevzuat hükümleri ile konuya ilişkin yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme</strong></p>

<p>48. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak yasa ile kurulmuş bir mahkeme tarafından davanın dinlenilmesini isteme hakkından açıkça söz edilmiştir. Bu hak, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının da zımni bir unsuru olmakla beraber (AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004), yargılamayı yapan mahkemenin yasayla kurulması gerekliliği Anayasa’nın 37. maddesinde ayrı ve açık bir hükümle düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim güvencesinin değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır.</p>

<p>49. Başvurucunun özel soruşturma usulünün uygulanmamasıyla ilgili ileri sürdüğü şikâyetler adil yargılanma hakkı kapsamındaki kanuni hâkim güvencesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p>50. Anayasa Mahkemesi, <i>Yıldırım Turan</i> ([GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020) kararında Yargıtay ve Danıştay (Yüksek Mahkeme) üyeleri yönünden yaptığı değerlendirmede öncelikle bu kişilerin kişisel suçları yönünden de olsa haklarında bir soruşturma yürütülmesi için ilgili Yüksek Mahkemenin kurulları tarafından bir karar verilmesi gerektiği ancak ağır cezalık <i>suçüstü hâli</i>nin bunun istisnasını oluşturduğu sonucuna varmıştır. Kararda Yüksek Mahkeme üyeleri bakımından tutuklama tedbirine konu olan silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak -ilgili Yargıtay kararlarına değinerek- bunun kişisel bir suç olduğu tespit edildikten sonra ağır cezalık <i>suçüstü hâli</i>nin bulunduğu ifade edilmiştir (<i>Yıldırım Turan</i>, § 106).</p>

<p>51. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi,<i> suçüstü hâli</i> kavramı yönünden yaptığı incelemede ise -önceki kararlarındaki diğer Yüksek Mahkeme üyeleri gibi- başvurucunun darbe teşebbüsünün henüz savuşturulmakta olduğu, bu girişimin millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde oluşturduğu tehlikenin tüm ağırlığıyla devam ettiği bir sırada yakalanıp gözaltına alındığına ve -sonrasında- tutuklandığına özellikle vurgu yapmış; soruşturma mercilerinin de tutuklama taleplerinde ve hâkimliklerin tutuklama kararlarında bunun altını çizdiğine dikkat çekmiştir (<i>A.B.</i> [GK], B. No: 2016/22702, 31/10/2019, § 91).</p>

<p>52. Buna göre 15 Temmuz darbe teşebbüsünden hemen sonra tutuklanan Yüksek Mahkeme üyeleri yönünden<i> suçüstü hâli</i>nin bulunduğu kabul edilirken temel hareket noktası bizzat darbe teşebbüsüdür. Anayasa Mahkemesi de dâhil olmak üzere Türk yargı makamları tarafından olgusal temellere dayalı olarak verilen çok sayıdaki kararda da ifade edildiği üzere FETÖ/PDY, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmadır. Bu durumda darbe teşebbüsünün savuşturulmakta olduğu ve teşebbüs dolayısıyla devletin varlığı ve millî güvenlik üzerinde oluşan tehlikenin tüm ağırlığıyla devam ettiği bir dönemde teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile örgütsel nitelikte ilişkide olduğu değerlendirilen kişilerle ilgili olarak<i> suçüstü hâli</i>nin bulunduğunun kabul edilebileceğini söylemek temelsiz bir yaklaşım değildir (<i>Yıldırım Turan</i>, § 108).</p>

<p>53. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonra tutuklanan Yüksek Mahkeme üyeleri dışındaki yargı mensupları yönünden mesleklerinden kaynaklanan güvencelerin tutuklamanın önünde kanuni bir engel teşkil edip etmediğini incelerken bu kişiler yönünden de tutuklamaya konu olan örgüt üyeliği suçunda ağır cezalık <i>suçüstü hâli</i>nin bulunduğunu değerlendirmiştir (bkz. <i>Adem </i><i>Türkel</i> [2. B.], B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 52-59).</p>

<p>54. Başvuru konusu olayda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Ceza Dairesince silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve FETÖ/PDY tarafından 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi eylemine refleks olarak örgüt üyesi yargı mensupları hakkında soruşturmaya başlandığı açıklanmıştır. Bu doğrultuda yürütülen soruşturma usulünün Danıştay Başkanlık Kurulunun 17/7/2016 tarihli kararına uygun olduğu ve darbe girişimine bağlı olarak ortada gecikmesinde sakınca bulunan hâlin de bulunduğu belirtilerek soruşturma izni alınmasını gerektiren bir durumun olmadığı belirtilmiştir (bkz. § 24).</p>

<p>55. Genel Kurul kararında da 5271 sayılı Kanun'un 161. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan "<i>Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.</i>" şeklindeki düzenleme uyarınca anılan suçlar yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmediği kabul edilmiştir (bkz. § 29).</p>

<p>56. Gelinen noktada darbe teşebbüsüne bağlı olgular çerçevesinde kararlarda yapılan değerlendirmeler karşısında -Anayasa Mahkemesi kararlarında yer alan silahlı terör örgütü üyeliği suçu bakımından suçun temadi eden niteliği dolayısıyla ağır cezalık <i>suçüstü hâli</i>nin bulunduğu yönündeki yaklaşım (bkz. §§ 50-52) da dikkate alındığında- başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin<i> suçüstü hâli</i>nin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görünmemektedir. Nitekim temyiz kanun yolu denetimiyle ilgili verilen kararlar da bu yöndedir (bkz. § 41). Sonuç olarak başvurucunun sanık olarak yargılandığı kamu davasının başlangıcı olan soruşturma, suçüstü hâliyle ilgili kanun hükümleri çerçevesinde belirlenen usul kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Bu nedenle anılan şikâyetle ilgili kanuni hâkim güvencesi ilkesine ilişkin açık ve görünür bir ihlal bulunmamaktadır.</p>

<p>57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Kovuşturma Merciine İlişkin İddia Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucunun İddiaları </strong><strong>ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>58. Başvurucu; üzerine atılı suç hakkında olay tarihinde kovuşturma yapma yetki ve görevinin Yargıtay Ceza Genel Kuruluna ait olduğu hâlde Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yargılandığını, olay tarihinden sonra Kanun Hükmünde Kararname ile 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinde yapılan değişikliğin geçmişe dönük olarak uygulanmasının kanuni hâkim güvencesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>59. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; ayrıca somut olay ele alınırken mevzuat hükümleri ile konuya ilişkin yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>b</strong><strong>. Değerlendirme </strong></p>

<p>60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun açıklanan iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında olan kanuni hâkim güvencesi çerçevesinde değerlendirilmiştir.</p>

<p>61. Kanuni hâkim güvencesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsurudur (<i>Tahir Gökatalay</i> [2. B.], B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 77; AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004). Çünkü kanuni hâkim güvencesinin sağlanmadığı bir yargılamanın adil olduğundan söz edilemez (<i>Ahmet Zeki Üçok (2)</i> [2. B.], B. No: 2015/6777, 7/12/2016, § 53). Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine<i> "...ile adil yargılanma"</i> ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında herkesin davasının kanunla kurulmuş bir mahkemede görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir (<i>Mehmet Çelik (2)</i> [1. B.], B. No: 2015/889, 17/11/2016, § 57).</p>

<p>62. Anılan güvence, hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağına dair Anayasa’nın 37. maddesinde de açıkça düzenlenmiştir (<i>Ahmet Zeki Üçok (2)</i>, § 54). Kanuni hâkim güvencesi, sadece mahkemelerin yargı yetkisi içinde yer alan konuların belirlenmesini değil her bir mahkemenin kuruluşu ve yer bakımından yargı yetkisinin belirlenmesi de dâhil olmak üzere mahkemelerin organizasyonlarına ilişkin tüm düzenlemeleri ifade etmekte; mahkemelerin görev ve yetki alanlarının açık ve anlaşılır biçimde tespit edilmesi gereğini ortaya koymaktadır (<i>Tahir Gökatalay</i>, § 80).</p>

<p>63. Kanuni hâkim güvencesi, yeni kurulan mahkemelerin veya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan hâkimlerin önceden işlenen suçlara ilişkin olarak hiçbir şekilde yargılama yapamayacakları biçiminde anlaşılamaz. Belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak kaydıyla yeni kurulan bir mahkemenin veya kurulu bulunan bir mahkemeye yeni atanan hâkimin kurulma veya atanma tarihinden önce gerçekleşen uyuşmazlıklara bakmaları kanuni hâkim güvencesine aykırılık teşkil etmez. Aksi takdirde yer değiştirme esasına göre görev yapan hâkimlerin atandığı yerdeki derdest davalara bakmalarının tabii hâkim ilkesine aykırı görülmesi sonucu doğar ki anılan ilkenin bunu amaçladığı söylenemez (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/01/2015).</p>

<p>64. Bununla birlikte görev ve yetkiye ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere ilke olarak derece mahkemeleri önündeki davalara ilişkin hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Mustafa Kılıç </i>[GK]<i>,</i> B. No: 2019/35236, 18/5/2022, § 120). Bu bağlamda derece mahkemelerinin görev ve yetkiye ilişkin hukuk kuralları hakkındaki yorum ve uygulamalarının kanuni hâkim güvencesini ihlal ettiği sonucuna varılabilmesi ancak anılan yorum ve uygulamaların bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içerdiği durumlarda söz konusu olabilir.</p>

<p>65. Hâkimlerin <i>görevleriyle ilgili</i> ya da <i>kişisel</i> nitelikteki suçlarının kovuşturma usulleri ile mercileri Anayasa ve kanunlarda gösterilmiştir. Bu doğrultuda Danıştay üyelerinin hukuki durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Şahsi suçların kovuşturma usulünü düzenleyen 2575 sayılı Kanun'un 82. maddesinde Danıştay üyelerinin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür (bkz. § 36). Kanunun atıf yaptığı hükümler ise 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinde yer almaktadır (bkz. § 39).</p>

<p>66. 6/1/2017 tarihli ve 29940 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (680 sayılı KHK) 5. maddesiyle 2797 sayılı Kanunun 46. maddesinin (5) numaralı fıkrasında yer alan “<i>Yargıtay Ceza Genel Kuruluna</i>” ibaresi “<i>Yargıtay ilgili ceza dairesine</i>” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin (6) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 29/4/2017 tarihli ve 30052 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 690 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (690 sayılı KHK) 2. maddesiyle yapılan yeni düzenlemeye göre ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâlinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosyanın düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceği, iddianame hazırlanması hâlinde ise kovuşturmanın "<i>Yargıtay ilgili ceza dairesince</i>" yapılacağı hükme bağlanmıştır. 2797 sayılı Kanun'un 14. ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca 11/7/2017 tarihinde anılan kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine karar verilmiş ve bu karar 18/7/2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>67. İnceleme konusu olayda gerçekleşen <i>suçüstü hâli</i> kapsamında başvurucunun suç tarihi 16/7/2016 olarak gösterilen eylemi doğrultusunda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması amacıyla 23/11/2017 tarihli iddianame düzenlenmiştir. Ceza Dairesinin 4/12/2017 tarihli iddianamenin kabulü kararıyla birlikte kovuşturma aşamasına geçilmiştir (bkz. § 14). Başvurucunun mahkûmiyetine dair verilen 13/3/2019 tarihli karar ise 9/11/2022 tarihinde kesinleşmiştir (bkz. § 27). Başvurucu, kendisine isnat edilen suçlarla ilgili kovuşturma yapma yetkisinin Genel Kurula ait olduğunu ileri sürmektedir.</p>

<p>68. 690 sayılı KHK ile yapılan 29/4/2017 tarihli değişiklik sonrasında başvurucunun da aralarında bulunduğu Danıştay üyelerinin Genel Kurul yerine Ceza Dairesinde yargılanmalarına yönelik yasal düzenleme yapılmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen kovuşturma, anılan düzenleme sonrasındaki 7/12/2017 tarihinde başlamış ve bu doğrultuda başvurucu Ceza Dairesinde yargılanmıştır. Yapılan yasal düzenlemeyle birlikte Ceza Dairesi, sadece darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen Danıştay üyeleriyle ilgili uyuşmazlıklara bakmakla görevlendirilmemiştir. Ceza Dairesinin yetki ve görevi 2575 sayılı Kanun'un 82. maddesinin kapsamına giren tüm konuları içermektedir. Ayrıca Ceza Dairesi, belirli bir suçun işlenmesinden sonra buna ilişkin davayı görecek yargı yeri olarak oluşturulmadığı gibi kurulun göreve başlamasını müteakip yetkisi kapsamına giren tüm kovuşturmaları yürüttüğü de gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla kanuni hâkim güvencesine yönelik açık bir ihlal bulunmamaktadır.</p>

<p>69. Sonuç olarak başvuruya konu olayda başvurucu hakkındaki yargılama ilgili kanun hükümleri çerçevesinde daha önceden kurulmuş olan Ceza Dairesinde ve yine daha önceden belirlenmiş usul kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Dolayısıyla somut olayda salt belli yargılamalar için sonradan kurulan bir mahkemece yargılama yapılması söz konusu değildir.</p>

<p>70. Açıklanan gerekçelerle kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları </strong><strong>ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>71. Başvurucu; iddialara yönelik savunma ve itirazlarının gerekçede tartışılmadığını, kararın büyük kısmının soyut ve genel ifadelerden oluştuğunu, karar gerekçesinde kendisiyle ilgili olmayan değerlendirmelere de yer verildiğini ve alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinin açıklanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>72. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; Mahkemelerin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki yükümlülüğünün yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı olarak yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamayacağı vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme</strong></p>

<p>73. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.</p>

<p>74. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "<i>Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.</i>" denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa'nın 36. maddesi ve 141. maddesinin üçüncü fıkrası ışığında yorumlandığında adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkını da güvence altına almaktadır. Öte yandan adil yargılanma hakkı, doğası gereği gerekçeli karar hakkını da içermektedir. Bu sebeple gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir (<i>Hilmi Kocabey ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 77).</p>

<p>75. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Mahkemelerin kararlarının davanın temeliyle ilgili olay, olgu ve hukuki sorunlar ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında ilgili ve yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (<i>Sencer Başat ve diğerleri,</i> §§ 31, 34).</p>

<p>76. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (<i>Yasemin Ekşi</i> [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.</p>

<p>77. İstinaf/temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus istinaf/temyiz merciinin bir şekilde istinafta/temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (bazı farklılıklarla birlikte bkz.<i> Yasemin Ekşi,</i> § 57). Ancak istinaf/temyiz incelemesi sırasında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların istinaf/temyiz mercilerince cevapsız bırakılması gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Caner Kandırmaz </i>[2. B.], B. No: 2013/3672, 30/12/2014, § 31).</p>

<p>78. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak derece mahkemelerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin gerekçelerinin hukuka uygun olup olmadığını denetleme görevi olmadığı gibi derece mahkemesi kararlarındaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (<i>Halit </i><i>Kabadağ</i> [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).</p>

<p>79. Somut olayda Ceza Dairesince açıklanan gerekçeli karara göre başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediğine yönelik kabulün iki olguya dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Bunlar, örgüt üyesi olan başvurucunun sicil ve kıdeminin Danıştay üyeliğine seçilme yeterliliğinde olmamasına rağmen FETÖ/PDY mensuplarının ısrarları neticesinde Danıştay üyeliğine seçilmesi ve otuz Danıştay üyesiyle birlikte İstanbul'da bulunan örgüte ait dershanede gerçekleştirilen gizli toplantıya katılması olarak açıklanmıştır (bkz. § 25).</p>

<p>80. Kararda huzurda dinlenen tanıklar İ.O. ve B.E.nin örgütün yargı yapılanması içinde önemli göreve sahip oldukları belirtilerek anılan tanıkların, Danıştay üye seçimleri yapılmadan önce HSYK genel sekreteri M.K.nın evinde yapılan resmî olmayan ve örgütle irtibatlı kişilerin katıldığı toplantıda başvurucunun örgüt mensubu olarak Danıştaya üye seçilmesi için uğraş verilen kişilerden olduğuna ilişkin beyanları, başvurucunun örgütle irtibatına dayanak yapılmıştır. Benzer şekilde gerekçede tanık H.E.nin başvurucunun 17/25 Aralık döneminden sonra örgütle irtibatlı kişilerden olduğuna, tanık A.Ş.nin başvurucunun örgüt içinde yer aldığına ve yine tanık U.S.nin 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri öncesinde görüştüğü başvurucunun örgütün desteklediği A.B.ye oy vermesi yönünde kendisine baskı yaptığına ilişkin beyanları doğrultusunda başvurucunun örgütsel bağının bulunduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca tanık V.B.nin başvurucuyla aynı Dairede çalıştıkları dönemde örgütün gerçekleştirdiği toplantıya birlikte katıldıklarına ilişkin anlatımının da başvurucunun örgütsel hiyerarşi içinde bulunduğunu gösterdiği açıklanmıştır.</p>

<p>81. Kararda ayrıca örgüt liderinin yurt dışına çıkmadan önce kaldığı İstanbul Anadolu yakasında bulunan ve eski hâliyle muhafaza edildiği belirtilen dershane odasının örgütsel bir değerinin olduğu açıklanmıştır. Tanık V.B.nin İstanbul'da yapılan toplantıya sadece örgüt mensubu Danıştay üyelerinin katıldığına dair beyanlarına da yer verilen gerekçeli kararda tanığın beyanlarıyla uyumlu şekilde başvurucunun kullanımında olduğu tespit edilen telefon hattının da belirtilen tarihlerde aynı lokasyondan baz sinyali verdiğine ilişkin bilirkişi raporuna vurgu yapılmıştır.</p>

<p>82. Sonuç olarak mahkûmiyet kararında uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazların ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılandığı, kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda değerlendirme konusu hüküm ve gerekçenin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Ç</strong><strong>. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları </strong><strong>ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>84. Başvurucu; işlendiği tarihte suç olarak kabul edilmeyen fiillere dayanılarak cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, örgüt üyeliği suçunun unsurlarının oluşmadığını, mesleki faaliyetlerinin ve üyelik seçimine ilişkin yargısal süreçlerin cezai yaptırımla neticelendirildiğini, tanık beyanlarının ve HTS kayıtlarının örgüt üyeliği suçunun işlendiğini göstermeye yeterli delil kabul edilemeyeceğini belirtmek suretiyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>85. Bakanlık görüşünde; başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği, üst düzeyde bulunan örgüt mensuplarının örgütün niteliklerini, amaç ve yöntemlerini bildiğinin, suç işlemek saiki ile hareket ettiğinin, ayrıca örgüte katılma iradesinin devamlılık arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği, örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olmasının gerekmediği, başvurucuya isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesinin ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışında olduğu açıklanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme</strong></p>

<p>86. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun açıklanan iddiaları, suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>87. Anayasa’nın <i>“</i><i>Suç ve cezalara ilişkin esaslar</i><i>”</i> başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Anayasa’nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suç ve cezaların kanuniliği ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (<i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz,</i> § 62).</p>

<p>88. Anayasa Mahkemesi de önüne gelen birçok başvuruda FETÖ/PDY'ye üyelik suçu bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kapsam ve içeriğini incelemiş, ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, §§ 26-52; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz, </i>§§ 44-64; <i>Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, §§ 44-58).</p>

<p>89. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik şikâyetleri kapsayan başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meselenin başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini kabul etmiştir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 40; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 33).</p>

<p>90. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarihin verilmesi yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesiyle hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (<i>Yahya Turgut, </i>§ 53; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 54; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 36).</p>

<p>91. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirildiği tespit edilen örgütsel faaliyetlerin varlığının ortaya konulması suretiyle örgütün nihai amacının bilindiği sonucuna varılan durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine de karar vermiştir (<i>Yahya Turgut, </i>§§ 57-59).</p>

<p>92. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).</p>

<p>93. Ceza Dairesi; silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin mahkûmiyet gerekçesinde başvurucunun örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer alan mahrem kişilerden olduğunu, örgüt listesinden yüksek yargıya sızdırıldığını ve Danıştay üyesi seçildikten sonra da örgütün grup toplantılarında yer alarak örgüt adına hareket ettiğini kabul etmiştir (bkz. § 25). Anılan kabul, tanık beyanlarıyla birlikte HTS kayıtları doğrultusunda düzenlenen bilirkişi raporuna dayandırılmıştır. Başvurucu ise terör örgütü üyeliğiyle ilgili hakkında yapılan yargısal yorumların bu suçun özüyle bağdaşmadığını ve öngörülebilir olmadığını, ayrıca mahkûmiyetinde suç oluşturmayan eylemlere dayanıldığını iddia etmiştir (bkz. §§ 8, 15). Somut olayda tanıklar İ.O. ve B.E.nin, HSYK genel sekreteri M.K.nın evinde yapılan ve örgüt üyelerinin katıldığı toplantıda başvurucunun mevzuat ve teamüllerin dışına çıkılarak Danıştay üyesi yapılması için ısrar edilen FETÖ/PDY üyesi kişiler arasında yer aldığına yönelik beyanları, örgütsel ilişkinin varlığı bakımından önemli ağırlıkta delil kabul edilmiştir. Öte yandan tanık V.B.nin başvurucunun Danıştay üyesi seçildikten sonra örgütsel toplantılara katıldığına ve tanık U.S.nin 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde başvurucunun örgütün desteklediği A.B.ye oy verilmesini istediğine yönelik beyanları doğrultusunda örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varılmış ve aksi yöndeki savunmalara itibar edilmemiştir.</p>

<p>94. Böylelikle Ceza Dairesinin dosya kapsamındaki tüm delilleri bir bütün olarak değerlendirmek suretiyle oluşturduğu kabulün somut olayın koşullarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır. Nitekim Ceza Dairesi, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varmış ve bu yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir. Ceza Dairesinin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Diğer taraftan Ceza Dairesi ve Genel Kurul, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>95. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>D. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>96. Başvurucunun haksız olarak yargılanmasına bağlı olarak maaş ve diğer sosyal haklarını almasının engellenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi ([1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36) kararı doğrultusunda konu bakımından yetkisizlik, kamu görevlilerinin gözaltı ve tutukluluk sürecindeki eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ömer Aktaş ([1. B.], B. No: 2014/14915, 21/9/2016, §§ 38, 39) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararları doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Fırat İşgören ([1. B.], B. No: 2014/6425, 17/11/2016, § 34) kararı doğrultusunda süre aşımı, soruşturma evresinde gizlilik kararı alınması sonucunda dosya içeriğine erişilememesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt ([2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, internet trafik bilgilerinin ve HTS kayıtlarının mevzuatta belirlenen süreden fazla tutulduğu gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın Ertan Erçıktı (3) ([1. B.], B. No: 2018/14040, 30/6/2021) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, sosyal güvenlik kayıtlarında KHK ile ihraç edildiğine dair kodlama yapılması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Bayram Gök ([2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 20-24) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>97. Başvurucunun müdafii ile gizliliğin sağlandığı bir ortamda görüşme yapılmaması nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Orhan Patarya ([GK], B. No: 2019/42695, 20/5/2021, § 61) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, temyiz incelemesinin duruşma açılmaksızın yapılması nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Feyyaz Bayram ([2. B.], B. No: 2014/7822, 16/11/2016, §§ 84-86) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, benzer eylemler nedeniyle başkaca kişiler hakkında soruşturma yapılmazken kendisinin mahkûm edilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mesut Gerez ([2. B.], B. No: 2014/3998, 21/6/2017, §§ 12-16) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, delillerin toplanmaması, bir kısım taleplerinin reddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Yüksel Hançer ([1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 14-21) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, tanıkların dinlenmesine yönelik talebinin kabul edilmemesi nedeniyle tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunun açıklanmadığı dikkate alınarak Muhammet Fatih Berber ([2. B.], B. No: 2018/13628, 11/5/2022, § 54) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiği iddiasının Erol Aydeğer ([1. B.], B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 46) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, aynı isnatlara dayalı olarak hem ceza verilmesi hem de kamu görevinden ihraç edilmesi nedeniyle aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının ihlal edildiği iddiasının Adnan Şen (aynı kararda bkz. § 175) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin GEÇİCİ OLARAK KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>4. Diğer ihlal iddialarının<i> kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Adli yardım talebinin kabulü ile geçici olarak muaf tutulan 664,10 TL harçtan ibaret yargılama giderinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvurucudan TAHSİLİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022109556-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-mahkemesi-jpg20150106155955.jpg" type="image/jpeg" length="12233"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/39681 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202239681-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202239681-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/5/2026 tarihli ve 2022/39681 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong><strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/39681)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 20/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Furkan Samet ESER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, ifadeleri belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanıkların sanık tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkına ilişkin farklı güvencelerin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>

<p>2. 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe girişimi öncesinde polis memuru olarak görev yapan başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından soruşturma başlatılmıştır.</p>

<p>3. Soruşturma neticesinde başvurucunun -ismi geçen diğer şüpheliler ile birlikte- silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 8/2/2017 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede esas olarak başvurucunun FETÖ/PDY içindeki örgütsel eylemlerine ilişkin başka soruşturmalar kapsamında verilen ifadelere dayanılmıştır. İddianamede ayrıca başvurucunun kendi kullanımında olduğunu ikrar ettiği 0 (506)...87 numaralı hat üzerinden ByLock programı kullandığı, Bank Asya hesabının bulunduğu ve HTS kayıtlarına göre hakkında aynı suçtan soruşturma yürütülen farklı kişilerle irtibatının olduğu iddialarına yer verilmiştir.</p>

<p>4. İddianamenin kabulü sonrasında Yalova Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanan yargılamada tensip zaptı ile birlikte başvurucu hakkında yakalama emri düzenlenmiş, Bank Asya ve ByLock kayıtları başta olmak üzere bazı delillerin temin edilmesine ve bilirkişi raporu alınmasına yönelik müzekkereler tanzim edilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucunun yokluğunda bir süre devam ettirilen yargılamanın 1/2/2018 tarihli dördüncü celsesinde başvurucu hakkındaki yakalama emrinin infaz edilememesi nedeniyle başvurucu dışındaki diğer sanıkların yargılamasının tefrik edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>6. Yargılamanın 9/5/2018 tarihli beşinci celsesinde Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade veren Ö.T.nin başvurucu hakkında vermiş olduğu ifadeler ile <i>Garson</i> isimli gizli tanıktan elde edilen dijital materyallere ilişkin düzenlenen veri inceleme raporu dosyaya girmiştir.</p>

<p>7. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun kararı ile Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/7/2019 tarihi itibarıyla faaliyete geçirilmesi sonrasında yargılama 10/9/2019 tarihli dokuzuncu celseden itibaren Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından devam ettirilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu hakkında düzenlenen yakalama emrinin 9/1/2020 tarihinde infaz edilmesi üzerine Mahkeme 10/1/2020 tarihinde resen onuncu celsenin açılmasına karar vermiş ve bu celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında üzerine atılı suçlamaları reddetmiştir. Mahkeme, aynı celsede başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.</p>

<p>9. Yargılamanın 30/1/2020 tarihli on birinci celsesinde başvurucu hakkında beyanları bulunan N.D., M.K., M.G. ve Ş.E. ile birlikte beyanları dosyaya sonradan delil olarak gelen Ö.T.nin tanık olarak dinlenmesi için gerekli işlemlerin yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu ve müdafiinin de katıldığı 24/3/2020 tarihli on ikinci celsede M.G. ve Ş.E. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla tanık olarak dinlenmiştir. Aynı celsede talimat yoluyla dinlenen Ö.T.nin tanık olarak vermiş olduğu beyanları okunmuş ve dosyaya eklenmiştir.</p>

<p>11. 9/7/2020 tarihli on dördüncü celsede talimat yoluyla dinlenen M.K.nın tanık olarak vermiş olduğu beyanlar okunmuş ve dosyaya eklenmiştir.</p>

<p>12. 01/10/2020 tarihli on beşinci celsede Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade veren Ü.N.İ.nin başvurucu hakkında vermiş olduğu ifadeler dosyaya girmiştir. Başvurucu müdafiinin Ü.N.İ.nin tanık olarak dinlenmesine ilişkin talebi ise dosyadaki mevcut bilgi ve beyanlar ile dosya safahatı nazara alınarak reddedilmiştir.</p>

<p>13. 17/11/2020 tarihli on altıncı ve son celsede talimat yoluyla dinlenen N.D.nin tanık olarak vermiş olduğu beyanlar okunmuş ve dosyaya eklenmiştir.</p>

<p>14. Yapılan yargılama neticesinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit görülerek 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 17/11/2020 tarihinde karar verilmiştir.</p>

<p>15. Mahkûmiyet kararının ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>16/01/2020 </i><i>tarihli sorgu sonucuna göre sanığın, </i>[0(506)...87]<i> numaralı telefon hattı ve </i>[359...17]<i> imei numaralı telefon üzerinden 26/08/2014 tespit tarihi itibariyle Bylock isimli programı kullandığı belirlenmiş, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mahkememize gönderilen sanığa ait internet trafik bilgisi kayıtlarından</i><i> sanığın 26/08/2014 tarihinden başlayarak 30/04/2015 tarihine kadar 389 kayıt oluşacak şekilde Bylock programının ana IP numarası ile ilgili programı kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla kiralandığı anlaşılan diğer IP numaralarına bağlandığı tespit edilmiştir. </i><i>Yalova İl Emniyet Müdürlüğü'nün 16/01/2020 tarihli yazısı ile (USERID) numarası bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen bir soruşturma kapsamında Garson isimli gizli tanıktan elde edilen ve Fetö/Pdy silahlı terör örgütünün mahrem emniyet yapılanmasına ilişkin bilgilerin yer aldığı dijital materyaller üzerinde yapılan incelemeler sonucunda düzenlenen veri inceleme raporunda sanığa ilişkin olarak, </i></p>

<p><i>Tüm Liste isimli tabloda Derece 1 başlıklı bölümde SAYA ibaresinin bulunduğu, Derece 2 başlıklı bölümde 0 ibaresinin yer aldığı, </i></p>

<p><i>SAYA ibaresinin bulunduğu, SAYA ibaresinin FETÖ mensubu olup gassalın elindeki meyyit olarak ifade edilen zaafları olmayan herşeyiyle kendisini örgüte teslim etmiş polis memurlarını ifade ettiği, 0 ibaresinin ise hakkında bilgi olmayan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>Güncel Lise başlıklı tabloda 2015 Mart alan başlıklı bölümde SAYA ibaresinin, 2015 Mart Alan dışı başlıklı bölümde 0 ibaresinin, Alan başlıklı bölümde SAYA ibaresinin bulunduğu, kurs taksitli başlıklı bölümde 100 rakamının, etüd 2015 kısmında 2 rakamının, zümre başkanı başlıklı bölümde ZB YOK MD ÖĞRTMNLE GRŞYR, öğretmeni başlıklı bölümde iBRAHİM isminin, asil vekil başlıklı bölümde asil ibarelerinin yer aldığının tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Tanık olarak dinlenen </i>[M.K.] <i>01/07/2020 Tarihinde Talimatla Alınan</i> <i>Beyanında önceki beyanlarından dönmüş ise de</i> <i>kolluk marifetiyle avukatla alınan beyanında 2014 yılında </i>[başvurucunun]<i> yanına gelerek </i><i>Fetullah GÜLEN cemaatinin yaptığı toplantılara kendisini çağırdığı kendisinin de buraya katıldığı evde</i><i> İbrahim Kod adlı </i>[M.G.'nin]<i> de olduğunu, </i>[M.G.'nin] <i>elinde bulunan tablet üzerinden dini konularda sohbet yaptığını, bu sohbetlerin 2-3 haftada bir yapıldığını, İbrahim kod adlı </i>[M.G.'nin]<i> yanında getirdiği tablette tango programını kurduğunu, bu program üzerinde </i>[başvurucu]<i> ve </i>[M.G.]<i> ile konuştuklarını ve grup oluşturduklarını şeklinde beyan etmesi sebebiyle ilk beyanına itibar edildiği, </i></p>

<p><i>Tanık olarak dinlenen </i>[M.G.'nin] <i>kolluk marifetiyle avukatla beyanının alındığı</i><i> daha sonra mahkememizde alınan beyanlarında</i> <i>beyanından döndüğünü beyan etmiş ise de</i><i> kolluk marifetiyle alınan beyanında </i><i>2014 yılında Nisan ayında </i>[Y.B. isimli okulda]<i> sınıf öğretmeni olan Umut'un kendisine 'sana bir grup vereceğim onlara sohbete gidersin' dediğini, kendisinin sohbetin yapılacağı yere gittiğini, kapıyı açan şahsa Umut hocanın selamını söylediğini, bu kişinin Muhammet isminde bir kişi olduğunu, bu gruba haftada bir sohbete gittiğini, Fetullah GÜLEN'e ait vaaz cd.leri ile izletildiği, kitap okunduğunu, sadaka ve himmet topladığını, bu grupta Muhammet ve </i>[N.D'nin]<i> telefonlarına bir program yüklediğini, bu program üzerinden görüşmelerini gerçekleştirdiklerini şeklinde beyan etmesi sebebiyle usulüne uygun olarak alınan ilk beyanlarına itibar edilerek hükme esas alındığı, </i></p>

<p><i>Tanık olarak dinlenen </i>[Ş.E.'nin] <i>kolluk marifetiyle avukatla beyanının alındığı</i> <i> daha sonra mahkememizde alınan beyanlarında</i> <i>beyanından döndüğünü beyan etmiş ise de 2015 yılında </i>[başvurucunun]<i> kendisine 'sohbetimize katıl' dediğini, kendisinin de katıldığını, bu toplantılarda </i>[M.G.'nin]<i> hocalık yaptığını, bu toplantı sırasında </i>[başvurucu]<i> ve </i>[M.G.'ye]<i> toplantıya gelmek istemediğini söylediğini, </i>[M.G.'nin]<i> de 'madem gelmek istemiyorsun senin telefonuna bir program yükleyelim' dediğini ve telefonuna bir program yüklediğini beyan ettiği, </i></p>

<p><i>Yine tanık olarak dinlenen </i>[N.D'nin]<i> soruşturma aşamasında verdiği beyanlarından dönmeyerek Yalova'da sohbet toplantıları sebebiyle tanıştıklarını beyan ettiği, sohbet adı verilen mahrem yapılanmaya mensup kişilerden başka kimsenin katılmadığı toplantılara katılmalarının mümkün olamayacağı, </i></p>

<p><i>Dosya kapsamında sanıktan ele geçirilen dijital materyallerde yapılan incelemede </i><i> Bylock (net.client.by.lock) şifreli görüşme programının ve KakaoTalk (com.kakao.talk) şifreli görüşme programının kalıntılarının tespit edildiği, sanıktan ele geçirilen Samsung Marka GT-İ8190 Model cep telefonunda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından kullanılması talimatı verdiği telefon veri temizleme uygulamaları olan 'com.all.clean.cleanthemall' uzantılı 'Clean Them All' isimli uygulamanın en son 17/07/2016 tarihinde çalıştırıldığı ve toplamda 125 kez kullanıldığı, bu şekilde telefonunda darbe teşebbüsünden sonra telefonunu sıfırlamaya çalıştığı hususu sabittir. </i></p>

<p><i>Yargılama konusu suça ilişkin beyanına başvurulan tanık beyanları nazara alındığında, sanığın bu örgütle alelade birisine göre daha nitelikli bir temas içerisinde olduğu sabittir. Her ne kadar sanığın kullandığı hatta ilişkin Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı elde edilememiş ise de, sanığın örgüt ile nitelikli bir temas içerisinde olduğunu ortaya koyan tanık beyanları ile sanığa ait internet trafik bilgisini içerir HTS kayıtları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın Bylock isimli ö</i><i>rgüt içi haberleşme programını</i><i> örgütsel haberleşme ve gizliliği temin maksadıyla</i><i> kullandığı, </i><i>ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı (Yargıtay 16. Ceza Dairesi Esas No:2017/1443, Karar No:2017/4758, 14.07.2017 tarihli), </i></p>

<p><i>Yine yukarıda tanık anlatımları ile örgütün sohbet ve toplantılarına katılıp, maddi yardımda bulunarak ve örgüt toplantılarına katılması için eleman toplayarak, mahrem yapıdaki kişilerin katıldığı bu toplantılara meslek hayatının tamamını oluşturacak mahiyette süreklilik arz edecek şekilde katılarak nitelikli temasta bulunduğu, bu kapsamda tespiti zorlaştırmak ve gizliliğe önem verir şekilde hayatın olağan akışına aykırı olarak mahrem imamın talimatıyla </i><i>Yargıtay içtihatlarında da ifade edildiği üzere, münhasıran FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan Bylock isimli örgüt içi haberleşme programını</i><i> örgütsel haberleşme ve gizliliği temin maksadıyla</i><i> kullandığı</i><i> her ne kadar kullanıcı adı ve içeriği tespit edilememiş ise de tanık beyanları ve dijital inceleme raporlarıyla grup oluşturarak kullanarak programı kullandığı </i><i>böylelikle örgüt ile organik bağ kurarak örgüt üyesi vasfını kazandığı, bu itibarla </i><i>sanığın eylemini bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirerek</i><i> örgüt ile</i> <i>organik iradi bağını ve bu bağa ilişkin kastını ortaya koyduğu anlaşılmakla</i><i> eylemlerinin terör örgütüne yardım etme kapsamını aştığı, bununla birlikte örgüt üyesi olmak için gerekli süreklilik, çeşitlik, yoğunluk unsurlarına sahip olduğu </i><i> (Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2005/7021 E. 2006/859 K. Ve 16.02.2006 tarih sayılı ilamı)</i><i> göz önüne alındığında </i><i>üzerine atılı </i><i>silahlı</i> <i>terör</i> <i>örgütüne</i> <i>üye</i> <i>olma</i> <i>suçunu</i><i> işlediği yönünde mahkememizin her türlü şüpheden uzak tam bir vicdani k</i><i>anaati oluşarak sanığın tecziyesi yoluna gidilmiştir </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Sanığın</i> <i>yargılama sürecinde uzun süre yakalamalı bulunması yakalandığında içerik olarak sahte düzenlenmiş fotosu sanığa ait ancak başka bir şahsın kimlik bilgileri bulunan kimlik fotokopisi bulunması sebebiyle sanık hakkında olumlu kanaat oluşmadığından cezasında TCK'nın 62. maddesi gereğince</i><i> indirim yapılmamıştır</i><i>... </i><i>" </i></p>

<p>16. Başvurucunun mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunması üzerine dosya Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine (Bölge Adliye Mahkemesi) gönderilmiş ve istinaf incelemesi neticesinde istinaf başvurusunun esastan reddine 12/1/2021 tarihinde karar verilmiştir.</p>

<p>17. Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 3. Ceza Dairesine (Daire) gönderilmiş ve temyiz incelemesi neticesinde temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanmasına 10/2/2022 tarihinde kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>18. Başvurucu, Dairenin onama kararını 22/3/2022 tarihinde öğrenmiş ve 14/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>19. Komisyon, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile aynı fiil nedeniyle tekrar yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddiaların kabul edilemez olduğuna, tanık sorgulama hakkı başta olmak üzere diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin ise Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>20. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğunu belirten başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir (<i>Mehmet Şerif Ay</i> [2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013).</p>

<p>21. Başvurucu, beyanları mahkȗmiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan tanıkların kendisinin de hazır bulunduğu duruşmada dinlenmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>22. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüş yazısında; başvurucunun başvuru formunda ileri sürdüğü anayasal haklarının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucunun ibraz ettiği cevap dilekçesinde ise başvuru formundaki iddialar yinelenmiştir.</p>

<p>23. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı yönünden incelenmiştir.</p>

<p>24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>25. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında <i>tanık</i> kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve <i>tanık sorgulama hakkı</i> ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (<i>Atila Oğuz Boyalı </i>[2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; <i>Selçuk Demir </i>[2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; <i>AZ. M. </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; <i>Baran Karadağ </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; <i>Orhan Güleryüz </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; <i>Abdurrahim Balur </i>[2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; <i>Onur Urbay </i>[1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; <i>Zekeriya Sevim </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; <i>Metin Akdemir (2) </i>[1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; <i>Uğur Özcan </i>[1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).</p>

<p>26. Tanık sorgulama hakkına ilişkin testin birinci aşaması kapsamında tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığının ortaya konulması gerekliliği esasen -anayasal düzeyde bir ilke olan- hükme temel alınan delillerin hâkim huzurunda ikame edilmesi zorunluluğunu ifade eden doğrudan doğruyalık ilkesinin bir sonucudur. Bu kapsamda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının özel bir görünümü olan doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecek ve bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilecektir. Bu bağlamda ceza yargılamasında kural olarak özellikle tanık beyanlarının esas hakkında kararı verecek hâkim/mahkeme tarafından alınması, tanık beyanlarının bu hâkim/mahkeme tarafından takdir edilmesi gerekir (<i>Erdal Sonduk</i> [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, §§ 43-46).</p>

<p>27. Sanığın, aleyhinde beyanda bulunan tanıklarla esas hakkında kararı verecek hâkimin huzurunda yüz yüze gelmesi, onların güvenilirliğini bu esnada test etme fırsatı elde etmesi adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sanığın suçluluğu konusunda karar verecek hâkim, sağlıklı gözlem yapabilmek ve sadece iddia makamının yorum şekliyle değil savunma makamının iddia ve itirazlarını da değerlendirerek doğru bir vicdani kanaate ulaşabilmek için anlatımlarıyla sanığın hukuki durumunu<i> önemli ölçüde etkileyecek</i> tanıkları huzurda dinlemelidir. Dolayısıyla tanıkların duruşma öncesinde veya haricindeki dinlenmeleri sırasında düzenlenmiş tutanakların veya yazılı açıklamaların<i> duruşmada okunması</i> huzurda dinlemenin eş değeri olarak değerlendirilemez (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. <i>Erdal Sonduk</i>, § 45).</p>

<p>28. Nitekim 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada <i>mutlaka</i> dinleneceğini öngörmektedir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Anılan hükmün gerekçesinde de <i>"Delillerin hükmü verecek mahkeme huzurunda ortaya konulması, tartışılması ve irdelenmesi adil yargılama ilkesinin temel gereklerindendir. Bu itibarla, duruşmada sanık ve tanığın ifadesine ait tutanakların okunması ile yetinilmesi, ancak zorunlu hâllerde kabul olunabilir."</i> denilerek bu husus vurgulanmıştır (<i>Erdal Sonduk,</i> § 53). Kaldı ki Yargıtayın da bazı kararlarında 5271 sayılı Kanun’un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, olayın delilinin tanık açıklamalarından ibaret olduğu durumlar hakkında genişletici bir yaklaşım benimsediği ve tanık ya da tanıkların beyanının tek değil belirleyici delil olduğu durumları da anılan hükmün kapsamında gördüğü anlaşılmaktadır (birçok karar arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/3/2021 tarihli ve E.2019/37533, K.2021/118; (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 15/2/2021 tarihli ve E.2020/220, K.2021/1681; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2024 tarihli ve E.2023/1657, K.2024/17714 sayılı kararları).</p>

<p>29. Somut olayda başvurucu, kendisi hakkında beyanda bulunan tanıklar Ö.T., Ü.N.İ., M.K. ve N.D ile yüz yüze gelmemiştir. Sorgulanamayan tanıkların istinabe mahkemesi tarafından alınan beyanları, başvurucu ve müdafiine okunmuş ancak tanıkların duruşmada dinlenilmesine ilişkin herhangi bir çaba gösterilmemiştir. İlgili duruşma tutanakları ve gerekçeli kararda da tanıkların Mahkemede hazır edilememesinin hangi geçerli nedene dayandığına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmaması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak hükmün, <i>tek</i> başına veya <i>belirleyici</i> ölçüde başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.</p>

<p>30. Testin ikinci aşaması uygulanırken<i> delilin tekliği</i> ifadesinden o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, <i>delilin belirleyiciliği</i>nden ise davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğilimi olan delil anlaşılmalıdır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Baran Karadağ</i>, § 65). Belirtilmelidir ki bir delilin <i>belirleyici</i> olup olmadığı sadece başvurucunun mahkûmiyeti yönünden değil temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi açısından da dikkate alınmalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Hasan Bati</i> [2. B.], B. No: 2019/8419, 28/6/2022, §§ 33-35). Aksi hâlde suçun sübutu tespit edilerek mahkûmiyete karar verilmesi dışındaki sonuçlar yönünden adil yargılanma hakkının güvenceleri anlamsızlaşır. Bu bakımdan mahkûmiyet hükmünün yalnızca sorgulanmamış tanığın ifadesine dayandığı veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılmasında sadece sorgulanmamış tanığın ifadesine dayanıldığı bir durumda delilin <i>tek</i> olduğu söylenebilir. Buna karşılık mahkûmiyet hükmü kurulurken veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılmasında sorgulanmamış tanığın ifadesinin yanında başka delilin/delillerin de bulunduğu ancak bu delilin/delillerin ağırlığının sorgulanmamış tanığın ifadesine nazaran daha az olduğu hâllerde sorgulanmamış tanığın ifadesinin<i> belirleyici</i> delil olduğu ifade edilebilir. Diğer delillerin ispat gücünün sorgulanmamış tanığın ifadesine nazaran daha yüksek olduğu hâllerde sorgulanmamış tanığın ifadesinin belirleyici delil olduğunun kabulü mümkün olmayacaktır.</p>

<p>31. Duruşmada sorgulanmayan tanığın ifadesinin <i>tek</i> veya <i>belirleyici</i> delil olup olmadığı hususu, öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan mahkemenin sorgulanmamış tanığın ifadesinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin değerlendirmesinin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.</p>

<p>32. Somut olayda Mahkeme, başvurucu yönünden vermiş olduğu mahkûmiyet kararını başvurucunun ByLock kullandığına ilişkin tespitlere, <i>Garson</i> isimli gizli tanıktan elde edilen verilere ve tanık beyanlarına dayandırmıştır.</p>

<p>33. Yargıtayın ByLock deliline yönelik içtihadı incelendiğinde kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun tespiti açısından sadece CGNAT kayıtlarının yeterli delil olarak kabul edilmediği anlaşılmıştır [birçok karar arasından bkz. (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/6/2021 tarihli ve E.2020/2018, K.2021/4527; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/10/2022 tarihli ve E.2021/18943, K.2022/5428 sayılı kararları] (benzer yönde bkz. <i>Mehmet Ayko </i>[1. B.], B. No: 2019/41322, 7/1/2025, § 20;<i> Atakan Yıldırım</i> [2. B.], B. No: 2021/8629, 14/1/2025, § 29; <i>Uğur Özçiftçi</i> [1. B.], B. No: 2021/43521, 15/1/2025, § 20).</p>

<p>34. Nitekim Anayasa Mahkemesi, <i>Ali Bayram İskender</i> ([GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bir iddia olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirmede bulunulmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>35. Mahkûmiyete ilişkin gerekçe incelendiğinde başvurucu hakkındaki ByLock tespitinin, -ByLock verilerini içeren dijital materyallerin çözümlenmesi üzerine- user-ID numarası ve buna bağlı alt verilere ilişkin düzenlenen ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı yerine, yalnızca ByLock sorgu sonucu raporuna ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirtilen CGNAT kayıtlarına dayandırıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>36. Benzer şekilde her ne kadar <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen bazı veriler hükme esas alınmış ise de Yargıtay kararlarına göre <i>Garson </i>kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen veriler, mahkȗmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (<i>Sinan Bulut </i>[1. B.], B. No: 2019/14914, 10/5/2023, §§ 27, 47; <i>M.G. </i>[2. B.], B. No: 2020/5305, 11/5/2023, § 32).</p>

<p>37. Buna karşın hükme esas alınan tanık beyanlarında ise başvurucunun örgütsel faaliyetleri ile ilgili anlatımlar olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda:</p>

<p>i. Ş.E. soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde 2015 yılında başvurucunun kendisini toplantılara davet ettiğini ve bu toplantılarda M.G.nin hocalık yaptığını ifade etmiş ancak mahkeme aşamasında SEGBİS üzerinden alınan beyanında bu ifadelerinden dönerek başvurucuyu tanımadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>ii. M.G. soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde 2014 yılında bir öğretmeninin yönlendirmesiyle sohbetlere gittiğini, kendisini Muhammet isimli bir kişinin karşıladığını, bu gruba haftada bir sohbete gittiğini, Fetullah Gülen'e ait vaazların izletildiğini, kitapların okunduğunu, sadaka ve himmet toplandığını, Muhammet ve N.D.nin telefonlarına bir program yüklediğini, bu program üzerinden görüşmelerini gerçekleştirdiklerini ifade etmiş ancak mahkeme aşamasında SEGBİS üzerinden alınan beyanında bu ifadelerinden dönerek başvurucuyu tanımadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>iii. Ö.T. soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde başvurucunun yapı içinde bulunan polis memurlarından olduğunu ve sohbetlere katıldığını ifade etmiş ve mahkeme aşamasında talimat yoluyla alınan beyanında da soruşturma aşamasındaki ifadelerini yinelemiştir.</p>

<p>iv. Ü.N.İ.nin soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde başvurucunun darbe girişiminin öncesinde FETÖ/PDY lehine konuşmalar yaptığını, bu nedenle zaman zaman tartışma yaşadıklarını, darbe girişiminin ertesi günü başvurucunun açığa alındığını ve bu durumdan kendisini sorumlu tutarak üzerine yürüdüğünü, başvurucunun örgütsel faaliyetlerine şahit olmadığını ancak FETÖ/PDY lehine konuşmalarına şahit olduğunu beyan etmiştir. Ü.N.İ.nin mahkeme aşamasında beyanı alınmamıştır.</p>

<p>v. Tanık M.K. soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde başvurucunun 2014 yılında yanına gelerek Fetullah Gülen cemaatinin yaptığı toplantılara kendisini çağırdığını, toplantılarda<i> İbrahim</i> kod adlı M.G.nin de olduğunu, M.G.nin elinde bulunan tablet üzerinden dinî konularda sohbet yaptığını, bu sohbetlerin iki-üç haftada bir yapıldığını,<i> İbrahim</i> kod adlı M.G.nin yanında getirdiği tablette tango programını kurduğunu, bu program üzerinde Muhammet ve M.G. ile konuştuklarını ifade etmiş ancak mahkeme aşamasında talimat yoluyla alınan beyanında bu ifadelerinden dönmüş; başvurucuyu tanıdığını ancak soruşturma aşamasındaki ifadesini baskı altında verdiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>vi. Tanık N.D.nin soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde Yalova'ya tayin olduktan sonra iki-üç ay kimse ile görüşmediğini ancak soyadını bilmediği ve evinin dördüncü katında ikamet eden Çınarcık ilçesinde polis olarak görev yapan Mahmut isimli şahsın sohbetlere kendi evine çağırdığını, bu şahısla yedi-sekiz kez görüşmesinin olduğunu, sohbetlerde başvurucunun ve ayrıca üniversitede çalıştığını söyleyen ve sohbet hocalığını yapan<i> İbrahim </i>kod adlı M.G.nin olduğunu, bu şahıslarla Tango üzerinde veya yüz yüze evlerde buluştuklarını ifade etmiş ve mahkeme aşamasında talimat yoluyla alınan beyanında da soruşturma aşamasındaki ifadelerini yinelemiştir.</p>

<p>38. Mahkûmiyete esas alınan diğer delillere ilişkin Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihadı, hükme esas alınan tanık beyanlarının mahiyeti ve gerekçeli karar içeriği incelendiğinde başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının önemli ağırlıkta başvurucunun örgütsel eylemlerine ilişkin somut bilgiler içeren tanık beyanlarına dayandığı görülmektedir.</p>

<p>39. Bununla birlikte başvurucu; tanıklardan sadece Ş.E. ve M.G.nin mahkeme huzurunda alınan beyanlarını sorgulayabilmiştir. Duruşmada sorgulanmayan diğer tanıkların ifadelerinin <i>tek</i> veya <i>belirleyici</i> delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan mahkemenin sorgulanmamış tanıkların ifadelerinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Buna karşın gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.</p>

<p>40. Her ne kadar Mahkeme tarafından tanık beyanlarının ağırlık derecesine ilişkin bir değerlendirme yapılmamış ise de başvurucu tarafından sorgulanan tanıklar Ş.E. ve M.G.nin mahkeme huzurunda alınan beyanlarında soruşturma aşamasındaki ifadelerinden döndüğü görülmüş, bu itibarla sorgulanamayan tanıklar Ö.T., Ü.N.İ., M.K. ve N.D.nin beyanlarının mahkûmiyet kararı bakımından daha önemli hâle geldiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun hazır bulunduğu bir ortamda doğruluğu test edilememiş bahse konu tanık beyanlarının mahkûmiyet hükmü bakımından tek delil olmasa da <i>belirleyici </i>delil olarak esas alındığı anlaşılmıştır.</p>

<p>41. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanıkların beyanının belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi nedeniyle üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır. Bu bağlamda tanıkların SEGBİS ile dinlenmesi telafi edici bir güvence olarak kabul edilebilecektir. Somut olayda ise Mahkeme tarafından SEGBİS yöntemi kullanılmamış ve tanıkların yazılı beyanlarının duruşmada okunması ile yetinilmiştir. Tanıkların yazılı beyanları, duruşmada okunmuş ise de başvurucu, tanıkların beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmadığından ses ve görüntü nakli yoluyla da olsa onları sorgulayamamış ve tanıkların anlatımlarını kendi argümanlarıyla test etme fırsatı elde edememiştir.</p>

<p>42. Doğrudan doğruyalık ilkesine de aykırılık oluşturan bu durumun uyuşmazlığın aydınlatılmasında bir zafiyete yol açma riski bulundurduğu açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Selçuk Arslan </i>[GK], B. No: 2020/19752, 6/2/2025, § 94). Bununla birlikte doğrudan doğruyalık ilkesi kapsamında güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanlarının, mahkûmiyet hükmü bakımından <i>belirleyici </i>delil olarak esas alındığı hâlde savunma tarafına karşılaştığı zorlukları telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin tanınmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda<i> somut olayda hiçbir şekilde dinlenmemiş ve dinlenmesi için de herhangi bir çaba gösterilmemiş</i> tanıkların duruşmada veya SEGBİS gibi vasıtaların kullanılması suretiyle dinlenmemesinin ve yazılı beyanlarının hükme esas alınmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>43. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p>44. Mevcut başvuruda ulaşılan sonuç ve uygun görülen giderim gözetildiğinde yapılacak yeniden yargılamada başvurucunun diğer şikâyetlerinin değerlendirilebileceği anlaşıldığından başvurucunun eldeki başvuruda değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>45. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>46. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.]<i>, </i>B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>47. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>48. Tanık sorgulama hakkı, tanığın yargılama evrelerindeki beyanlarının delil değeriyle ilgili bir derecelendirme yapılmasını güvence altına almamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu hak, tanığın duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermemektedir. Savunmaya duruşmada tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın diğer haklarına saygı gösterildiği sürece tanığın yargılama evresindeki beyanlarının hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin takdirindedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz.<i> Musa Yılmaz Acar</i> [1. B.], B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 53).</p>

<p>49. Başvurucunun herhangi bir bilgi ve belge ibraz etmemesi nedeniyle maddi tazminat talebinin, ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacak olması nedeniyle de manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE'nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>Ç. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin tanık sorgulama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/8, K.2020/257) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Başvuru, ifadeleri belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanıkların sanık tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesiyle bağlantılı olarak tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki tanık sorgulama hakkı, tanığın yargılama evrelerindeki beyanlarının delil değeriyle ilgili bir derecelendirme yapılmasını güvence altına almamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu hak, tanığın duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermemektedir. Savunmaya duruşmada tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın diğer haklarına saygı gösterildiği sürece tanığın yargılama evresindeki beyanlarının hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin takdirindedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Musa Yılmaz Acar</i> [1. B.], B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 53).</p>

<p>Somut olayda başvurucunun mahkûmiyetinde ağırlıklı olarak tanık beyanlarına dayanılmıştır. Başvurucunun sorgulayabildiği tanıklar Ş.E. ve M.G., soruşturma aşamasında ve müdafi huzurunda alınan ifadelerinde başvurucunun örgütsel eylemleriyle ilgili tarih bilgisi de içeren somut ifadelerde bulunmuş ancak mahkeme aşamasında SEGBİS aracılığıyla alınan beyanlarında bu ifadelerini inkâr etmişlerdir. Mahkeme, mahkûmiyet gerekçesinde bu hususa ayrıca değinmiş ve tanıkların soruşturma aşamasında müdafi huzurunda alınan ifadelerine itibar edildiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Soruşturma aşamasındaki ifadelerin hukuka aykırı yöntemlerle alındığına ilişkin herhangi bir tespit bulunmadığı gibi bahse konu ifadelerin müdafi huzurunda alındığı da sabittir. Dolayısıyla Mahkemenin SEGBİS aracılığıyla alınan beyanlar yerine -diğer delillerle de uyumlu olan- soruşturma aşamasındaki ifadelere itibar etmesi delillerin değerlendirilmesi ile ilgili bir husustur. Gerekçeli karar incelendiğinde mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesinin bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik içerdiği de söylenemeyecektir.</p>

<p>Böylece başvurucu tarafından sorgulanan tanıkların -mahkeme tarafından itibar edilen ve somut bilgiler içeren- beyanları karşısında, başvurucunun sorgulayamadığı diğer tanıkların daha soyut nitelikteki beyanlarının mahkûmiyet hükmünde <i>tek veya belirleyici</i> delil olduğu söylenemeyecektir.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmak mümkün değildir.</p>

<p>Bu suretle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesiyle bağlantılı olarak ileri sürdüğü tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediği kanaatiyle aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202239681-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="92671"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/5664 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20215664-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20215664-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 7/1/2026 tarihli ve 2021/5664 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRSEN</strong> <strong>KIRAR</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/5664)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 7/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yüksel GÜNARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>1. Birsen KIRAR</p>

   <p>2. Emine KIRAR</p>

   <p>3. Gökçe KIRAR</p>

   <p>4. Gökhan KIRAR</p>

   <p>5. Mehmet Nur KIRAR</p>

   <p>6. Murat KIRAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Tahsin KOÇ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen terör saldırısı sonucu meydana gelen ölümden kaynaklanan zararların tazmini talebiyle açılan davada olayın idarenin kusuruyla meydana geldiğine ilişkin iddiaların değerlendirilmemesi nedeniyle yaşam hakkının, davanın süre aşımı gerekçesiyle kısmen reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11/5/2013 tarihinde biri belediye binası önünde, diğeri postane binasının yakınlarında olmak üzere bomba yüklü iki aracın infilak ettirilmesi suretiyle terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Saldırı sonucu 51 kişi yaşamını yitirmiş, 222 kişi yaralanmıştır. Başvurucular Birsen Kırar ve Murat Kırar'ın kızı, diğer başvurucuların kardeşi olan A.K.de terör saldırısı nedeniyle hayatını kaybetmiştir.</p>

<p>3. Başvurucular Birsen Kırar ve Murat Kırar'ın 22/5/2013 tarihinde Hatay Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) yaptığı başvuru üzerine 21/6/2013 tarihinde sulhname imzalanmış, 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca 25.842,95 TL tutarında maddi tazminat A.K.nın mirasçılarına ödenmiştir.</p>

<p><strong>A. Olaya İlişkin Olarak Görevi Kötüye Kullanma Suçundan Açılan Kamu Davası</strong></p>

<p>4. Yaşanan terör saldırısıyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından düzenlenen 2/4/2014 tarihli ön inceleme raporunda Hatay Emniyet Müdürlüğüne olay öncesi konuyla ilgili olarak çok sayıda ihbar geldiği, istihbarat birimlerinin araç plakası, şahıs isimleri gibi bilgileri de belirtmek suretiyle Hatay emniyetine bilgi verdiği, patlamanın meydana gelmesinde önlem almayan emniyet birimlerinin hizmet kusuru olduğu, ilgililer hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>5. İlgili emniyet görevlileri ile mülki idare amirleri hakkında Hatay Valiliği tarafından soruşturma izni verilmesi üzerine Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 30/12/2014 tarihinde görevi kötüye kullanma suçundan iddianame düzenlemiş ve iddianamenin kabulü ile Hatay 7. Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde 19/1/2015 tarihinde kamu davası açılmıştır. Başsavcılığın 7/1/2016 tarihinde aynı suça ilişkin olarak hazırladığı ikinci iddianamenin kabulüyle açılan kamu davası ilk ceza davası ile birleştirilerek görülmüştür.</p>

<p>6. İşbu bireysel başvuru yapıldığında derdest olan kamu davası, inceleme devam ederken neticelenmiştir. Hatay 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 1/6/2021 tarihli kararıyla, dönemin Hatay İl Emniyet Müdürü R.K., Hatay İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Müdürlüğü (TEM) Şube Müdürü N.E. ve Reyhanlı İlçe Emniyet Müdürü M.B.nin neticeten 8 ay 10 gün hapis cezası ile tecziyelerine ancak hükmedilen cezaların ertelenmesine karar verilmiştir. Kararda, gelen bir telefon ihbarı üzerine Millî İstihbarat Teşkilatınca (MİT) hazırlanan ve bombalama eyleminin yapılacağı patlayıcı yüklü iki araç ile ilgili marka, renk ve plaka gibi somut bilgiler içeren 10/5/2013 tarihli ve 2013/32 sayılı eylem ihbarı notunun Hatay İl Emniyet Müdürlüğüne teslim edilmesine ve evrakın nöbetçi memur tarafından taranarak ilgili birimi olan TEM Şubesi ve İlçe Emniyet Müdürlüklerine POL-NET olarak isimlendirilen bilişim sistemi üzerinden gönderilmesine rağmen bu istihbari bilgiye emniyet görevlilerinin yeterli ilgiyi göstermediği ve eyleme karşı yeterli tedbir almadığı ifade edilmiştir. Ayrıca bu patlama olayı öncesinde 23/10/2012 tarihinden itibaren İl Emniyet Müdürlüğüne MİT tarafından bombalı eylemler ve eylemi gerçekleştirecek şahıslar ile iltisaklarını içeren birçok istihbari bilgi iletildiği ancak bu bilgilerin yeterince değerlendirilmediği kabul edilmiştir. Anılan mahkûmiyet hükümleri istinaf incelemesinden geçerek 7/11/2022 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>B. Başvurucuların Olaya İlişkin Olarak Açtığı Tam Yargı Davası</strong></p>

<p>7. Başvurucular 19/11/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığına sundukları dilekçeyle ölüm nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararların ödenmesi için talepte bulunmuştur. Talebin 12/12/2013 tarihli işlemle reddedilmesi üzerine 20/1/2014 tarihinde 5233 sayılı Kanun hükümleri kapsamında idareyle imzalanan sulhnamenin iptali ile maddi ve manevi zararlarının ödenmesi istemiyle İçişleri Bakanlığına izafeten Hatay Valiliği aleyhine tam yargı davası açılmıştır. Dava dilekçesinde; sulhnamenin gabin koşullarında imzalandığı, maddi ve manevi zararlarının kendilerine ödenenden daha fazla olduğu belirtilmiştir. Hatay İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 17/2/2014 tarihli hasım düzeltme kararı ile davalı idareleri İçişleri Bakanlığı ve Hatay Valiliği olarak belirlemiştir. Başvurucular 24/4/2014 tarihli savunmaya cevap dilekçesinde, patlamanın ve ölümlerin yaşanmasında idarenin kusuru olduğunu, istihbarat bilgisi bulunmasına rağmen önlem alınmadığını, bu durumun konuya ilişkin yürütülen ceza davasındaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığını ileri sürmüş ve dava açma süresine ilişkin açıklama yapmak suretiyle 5233 sayılı Kanun'dan ayrı olarak kusur sorumluluğu temelinde dava açıldığını vurgulamıştır.</p>

<p>8. Hatay İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) patlamaya ilişkin yürütülen ceza yargılamasındaki bilgi ve belgeleri temin etmeden davayı neticelendirmiştir. İdare Mahkemesi 22/1/2015 tarihli kararında ilk olarak olayın bir terör eylemi olduğunun anlaşılması (idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığının tespit edilmesi) karşısında, uyuşmazlığın maddi tazminat istemleri bakımından özel kanun olan 5233 sayılı Kanun kapsamında, manevi tazminat istemleri bakımından ise sosyal risk ilkesi kapsamında çözümleneceğini belirtmiştir. İdare Mahkemesi bu değerlendirme kapsamında;</p>

<p>i. Manevi tazminat istemini İçişleri Bakanlığı yönünden sosyal risk ilkesi uyarınca kabul ederek toplam 120.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte başvuruculara ödenmesine,</p>

<p>ii. Maddi tazminat talebinin Komisyon tarafından incelenerek karara bağlanması nedeniyle İçişleri Bakanlığı yönünden bu kısmı aşan maddi tazminat isteminin ödenmesinin 5233 sayılı Kanun uyarınca mümkün olmaması nedeniyle reddine,</p>

<p>iii. Sulhnamenin imzalandığı 21/6/2013 tarihinden itibaren en geç altmış gün içinde veya aynı süre içinde idareye başvurulup dava açılması gerekirken bu süreler geçildikten sonra açılan davanın sulhnamenin iptali ve Hatay Valiliğinden talep edilen maddi tazminat (destekten yoksun kalma tazminatı ile defin giderleri) yönünden reddine,</p>

<p>iv. 5233 sayılı Kanun'un manevi zararları kapsamaması nedeniyle manevi tazminat talebinin Hatay Valiliği yönünden reddine karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucular ve İçişleri Bakanlığı karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucular; temyiz dilekçelerinde ilgili kamu görevlileri hakkında devam eden ceza yargılaması ve bu yargılama kapsamındaki delillere istinaden patlamanın meydana gelmesinde hizmet kusuru olduğunu, uyuşmazlığın 5233 sayılı Kanun uyarınca sosyal risk ilkesi esas alınarak değil 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi gereğince hizmet kusuru değerlendirmesi yapılarak çözülmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucular ayrıca sulhnamenin gabin koşullarında imzalandığı yönündeki iddialarının gerekçeli kararda değerlendirilmediğini belirtmiştir.</p>

<p>10. Danıştay Onuncu (Daire) ve Onbeşinci Dairelerinden oluşan müşterek Kurul temyiz incelemesi neticesinde İdare Mahkemesi kararının bozulmasına 14/11/2018 tarihinde karar vermiştir. Müşterek Kurul, anılan kararda öncelikle eylemlerin gerçekleşmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğunun yine idarenin kendi müfettişince hazırlanan ön inceleme raporu, Hatay Valiliği İl İdare Kurulunun soruşturma izni verilmesine ilişkin kararı, Başsavcılık tarafından hazırlanan iddianameler ve açılan ceza davası ile ortaya konulduğunu, bu nedenle söz konusu patlamalara istinaden açılan dava kapsamında ileri sürülen maddi ve manevi tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değil idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedeni olan hizmet kusuru ilkesi gereğince karşılanması gerektiğini açıklamıştır. Müşterek Kurul, gerekçesinde ayrıca patlamaların meydana geldiği veya sulhnamenin imzalandığı tarihler itibarıyla olayda hizmet kusuru bulunduğu ve davalı idarelerin faaliyeti ile olay arasında nedensellik bağının var olduğu hususları net olarak bilinmediğinden 5233 sayılı Kanun'a göre sulhname imzalanarak ödeme yapılmasının hizmet kusuru nedeniyle genel ilkelere göre tazminat ödenmesine engel oluşturmayacağına işaret etmiştir.</p>

<p>11. Davalı idareler, müşterek Kurul kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur. 10/4/2019 ve 11/4/2019 tarihli karar düzeltme dilekçelerinde başvurucuların maddi zararlarının 5233 sayılı Kanun çerçevesinde sulhname imzalanmasını takiben ödendiği, olay nedeniyle bazı kamu görevlileri hakkında açılan ceza yargılamasının devam ettiği, idarenin hizmet kusurunu ortaya koyan kesin bir yargı kararı bulunmadığı ileri sürülmüştür.</p>

<p>12. Daire 19/10/2020 tarihinde yaptığı inceleme neticesinde karar düzeltme taleplerinin kabulüne, 14/11/2018 tarihli kararın kaldırılmasına ve İdare Mahkemesi kararının başvurucular tarafından talep edilmeyen faize ilişkin kısmı çıkarılmak suretiyle düzeltilerek onanmasına karar vermiş; söz konusu kararda İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğuna ilişkin genel nitelikte bir açıklamaya yer vererek 14/11/2018 tarihli müşterek Kurul kararında belirtilen gerekçeler ve başvurucuların hizmet kusurunun varlığına ilişkin ileri sürdüğü iddialar yönünden bir değerlendirme yapmamıştır.</p>

<p>13. Başvurucular, nihai kararı 22/1/2021 tarihinde öğrendikten sonra 18/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>14. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>15. Başvurucular; özetle (i) gerçekleşen terör eylemine dair riskten haberdar olan kamu makamlarının saldırıyı önlemek adına gerekli önlemleri almaması nedeniyle yaşam hakkının, (ii) olaya ilişkin hazırlanan teftiş raporu ile bir kısım kamu görevlisi hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında yapılan tespitlerin idarenin ağır hizmet kusurunu ortaya koymasına rağmen İdare Mahkemesinin uyuşmazlığı sosyal risk kapsamında ele alması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, (iii) yasal şartları oluşmadığı hâlde karar düzeltme taleplerinin kabulü ile kanunilik ilkesinin, (iv) benzer olaylara ilişkin olarak verilen farklı yargısal kararlar nedeniyle hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>16. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>17. Başvurucuların bütün şikâyetleri esas olarak öngörülebilir nitelikte olan terör saldırısının idarenin kusuru nedeniyle engellenemediği ve açtıkları tam yargı davasında da aksi yöndeki olgulara rağmen herhangi bir açıklama yapılmadan idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşıldığına yöneliktir. Dolayısıyla başvurucular, yaşam hakkının usul boyutu yanında devletin kusuru nedeniyle gerçekleşen terör saldırısı sonucu yakınlarını kaybettiklerinden yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ne var ki bu iddia hakkında değerlendirme yapılmasına imkân sağlayacak nitelikteki kanıt, Anayasa Mahkemesinin elinde bulunmamaktadır. Bu nedenle yaşam hakkı kapsamında yapılacak inceleme yaşam hakkının usul boyutuyla sınırlı olacaktır (benzer değerlendirmeler için bkz.<i> Hasan Kılıç</i> [2. B.], B. No: 2018/22085, 27/1/2021; <i>İbrahim Kanbal</i> [2. B.], B. No: 2019/6690, 16/3/2022;<i> Bülent Köreği</i> [1. B.], B. No: 2021/21941, 11/6/2024 ve <i>Veysel Sevmez </i>[2. B.], B. No: 2021/5650, 8/1/2025).</p>

<p>18. Anayasa Mahkemesi<i> Hasan Kılıç</i> başvurusunda, yapılan yargılama sonucunda sosyal risk uyarınca başvurucu lehine hükmedilen tazminat bakımından yaptığı değerlendirmede yargılamada yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği yönünde bir tespitte bulunmaması ve idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca olaydan sorumlu olduğunun kabul edilmesi nedeniyle başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkmadığı sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 41-43). Somut başvuru bakımından da bu değerlendirmeden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır. Ayrıca başka herhangi bir kabul edilemezlik nedeni tespit edilmeyen eldeki başvuruda açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>19. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekir (<i>Perihan Uçar ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52) ancak yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (<i>Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş</i> [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).</p>

<p>20. Somut olaya konu yargılama sürecinde İdare Mahkemesi olaya ilişkin yürütülen ceza yargılamasındaki bilgi ve belgeleri temin etmeden karar vermiştir. Anılan kararda (bkz. § 8) -aynen aktarılacak olursa- <i>"dava dosyası incelendiğinde, olayın bir terör eylemi olduğunun anlaşılması (idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığının tespit edilmesi)"</i> ifadelerini kullanmış ancak <i>idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığı</i> yönündeki bu kanaate nasıl ulaştığına dair bir gerekçeye yer vermemiştir. İdare Mahkemesi bu kabulden hareketle uyuşmazlığı, kusur sorumluluğuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde değil 5233 sayılı Kanun ve sosyal risk ilkesi kapsamında çözmüştür. Kararın onanmasına yönelik Daire kararında da (bkz. § 12) hizmet kusuruna ilişkin herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemiş -aynen aktarılacak olursa-<i> "k</i><i>ararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler...uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü"</i>ne karar verilerek bozma yönündeki temyiz kararı kaldırılmış ve <i>"...</i><i>ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."</i> denilerek temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Oysa İdare Mahkemesi kararının bozulmasına yönelik -karar düzeltme yolu ile kaldırılmış olan- Danıştay kararında (bkz. § 10) gerekçelerine de yer verilmek suretiyle meydana gelen patlamalarda hizmet kusurunun bulunduğu belirtilerek maddi ve manevi tazminat isteminin hizmet kusuruna dayanılarak tazminat hukukunun genel ilkelerine göre değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>21. Mülkiye müfettişi tarafından hazırlanan ön inceleme raporundaki tespitler doğrultusunda verilen soruşturma izni üzerine ilgili emniyet personeli hakkında görevi ihmal suçundan kamu davası açılmıştır. İdare Mahkemesi nezdinde açılan tam yargı davasında ne bahsi geçen ceza yargılaması sürecinde elde edilen deliller ne de mülkiye müfettişi inceleme raporu irdelenmiştir. Yürütülen ceza yargılaması neticesinde terör olayında ihmalleri tespit edilen dönemin il emniyet müdürü ile TEM şube müdürü ve ilçe emniyet müdürünün hapis cezası ile tecziyelerine karar verilmiştir (bkz. § 6). Ceza yargılaması neticesinde ulaşılan sonuç; bombalama eyleminin yapılacağı patlayıcı yüklü iki araç ile ilgili marka, renk ve plaka gibi somut bilgileri içeren istihbari bilgiye yeterli önem gösterilmediği ve eyleme karşı yeterli tedbir alınmadığı şeklindedir.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi, benzer bir terör saldırısına ilişkin olarak verdiği <i>Hasan Kılıç</i> kararında mahkemelerce uyuşmazlığın çözümü için gerekli delillerin toplanması ve iddialarının karşılanması hususlarında Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği dikkat ve özende bir inceleme yapılmadığı gerekçesiyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkeler ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>24. Başvurucular, olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru olduğunun olay anında bilinmediğini, bu durumun olaya ilişkin yürütülen ceza yargılaması ile ortaya çıktığını, İdare Mahkemesinin bu hususu dikkate almadan maddi tazminat talebini Hatay Valiliği yönünden süre aşımı gerekçesiyle reddettiğini ve aleyhe vekâlet ücretine hükmettiğini beyan ederek adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>25. Olayın niteliği ve formdaki iddialar doğrultusunda inceleme adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden yapılmıştır.</p>

<p>26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>27. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>28. Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkili bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [1. B.], B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34). Bu nedenle mahkemeler usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten, ayrıca kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmalıdır (<i>Kamil Koç</i> [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedeniyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. </i>[2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 38).</p>

<p>29. Vurgulamak gerekir ki dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen yargılama mercilerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili yargılama mercilerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir (<i>Ahmet Yıldırım</i> [1. B.], B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46).</p>

<p>30. Somut olayda Hatay Valiliğine yöneltilen maddi tazminat talebinin süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin başvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının incelenmesi gerekir.</p>

<p>31. İncelenen olaydaki sürece bakıldığında mahkemeye erişim hakkına davanın süre yönünden reddedilmesi suretiyle yapılan müdahalenin kanuni dayanağı olduğu ve sınırlamanın meşru amacı bulunduğu (idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre şartı öngörülmesinin en genel ifadeyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amaca hizmet ettiği yönünde ayrıntılı değerlendirme için bkz. <i>Ayşe Yıldırım</i> [1. B.], B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; <i>Fatma Altuner</i> [2. B.], B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49;<i> Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi </i>[1. B.], B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52) anlaşılmıştır.</p>

<p>32. Kanunilik ve meşru amaç şartlarını sağladığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale, ölçülülük ilkesi bakımından da değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,<i> orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;<i> Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>33. Hak arama özgürlüğünün bağlandığı usul kurallarına uyulmaması nedeniyle uyuşmazlıkların esası hakkında karar verilmemesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin idari istikrarın sağlanması amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi bakımından asıl üzerinde durulması gereken husus ise müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.</p>

<p>34. Eldeki başvuruya konu yargılama sürecinde İdare Mahkemesi, meydana gelen ölüm nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmini amacıyla 21/6/2013 tarihinde sulhname imzalandığı ve bu tarihten itibaren mevzuatta belirtilen süreler aşıldıktan sonra yapılan idari başvuru üzerine açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesine yer vererek davayı reddetmiştir. Başvurucular, idarenin kusurlu olduğunu ve emniyet birimlerinin olayda ihmali bulunduğunu ceza davası ile öğrendiklerini belirterek idari başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak bu tarihin esas alınmamasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>35. Öte yandan müşterek Kurulun -karar düzeltme yoluyla kaldırılmış olan- kararında (bkz. § 10) patlamaların meydana geldiği veya sulhnamenin imzalandığı tarihler itibarıyla olayda hizmet kusuru olduğu ve davalı idarelerin faaliyeti ile olay arasında nedensellik bağının var olduğu hususları henüz net olarak bilinmediğinden 5233 sayılı Kanun'a göre sulhname imzalanarak ödeme yapılmasının hizmet kusuru nedeniyle genel ilkelere göre tazminat ödenmesine engel oluşturmayacağı belirtilmiştir. Ancak anılan kararın düzeltilmesine ve İdare Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına yönelik Daire kararında (bkz. § 12) bu hususa ilişkin olarak herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği görülmüştür.</p>

<p>36. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurularda da belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini talebiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen de çok sonra değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir (<i>Leyla Bitik ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2019/24350, 16/3/2023, § 52).</p>

<p>37. İdariliğin veya meydana gelen zararın ya da aralarındaki illiyet bağının eylemden sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut şartlar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılıp ölçülülük ilkesini zedeleyebilir. Bu nedenle eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da illiyet bağının eylemden sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (çok sayıda karar arasından bkz.<i> Şeyma Kayaoğlu</i> [2. B.], B. No: 2014/5491, 5/7/2017, § 55).</p>

<p>38. Somut olayda ölümün 11/5/2013 tarihinde meydana gelen terör saldırısı sonucu gerçekleştiği ve sulhnamenin 21/6/2013 tarihinde imzalandığı konularında tereddüt bulunmamaktadır ancak olayda idarenin kusuru olması durumunun İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan inceleme, akabinde gerçekleşen soruşturma izni verilmesi işlemleri ve olayda ihmali/kusuru olduğu düşünülen emniyet görevlileri hakkında 19/1/2015 tarihinde açılan ceza davası ile ortaya çıktığı görülmüştür. Dolayısıyla başvurucuların anılan süreçten önce ölüm olayına sebebiyet veren olguya dair ihmale, eylemsizliğe, dolayısıyla eylemin idariliğine ilişkin bir bilgiye, veriye sahip olmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda başvurucuların yakınlarının ölümüne neden olan terör saldırısında idarenin kusur doğurabilecek eylemsizliğini (önlem almama hâli) ve zararla idari eylemsizlik arasında illiyet bağı olduğunu ölüm olayıyla derhâl öğrendiklerinden söz edilemez (benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi değerlendirmesi için bkz.<i> Kurşun/Türkiye</i>, B. No: 22677/10, 30/10/2018, §§ 101-106).</p>

<p>39. Bu itibarla başvurucuların sulhnamenin imzalandığı 21/6/2013 tarihi esas alınarak uğradıkları zararla ilgili idari başvuru yapmak suretiyle dava açmalarının beklenmesi başvuruculara orantısız bir külfet yüklemektedir.</p>

<p>40. Bu hâle göre İdare Mahkemesinin dava açma süresinin başlangıç tarihine ilişkin yorumunun başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu ve bu yorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştirerek neredeyse imkânsız hâle getirdiği değerlendirilmiştir. Bu nedenle davanın süre aşımından kısmen reddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>42. Başvurucular, tam yargı davasının uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>43. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>45. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile ayrı ayrı 200.000'er TL maddi ve 100.000'er TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>46. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütecekleri yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>47. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>48. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Hatay İdare Mahkemesine (E.2014/79, K.2015/39) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20215664-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="33070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2019/27820 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927820-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927820-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/5/2026 tarihli ve 2019/27820 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TURKCELL</strong> <strong>İLETİŞİM</strong> <strong>HİZMETLERİ</strong> <strong>A</strong><strong>.</strong><strong>Ş</strong><strong>. BAŞVURUSU (8) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2019/27820)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 20/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ahmet Faruk TANYILDIZI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Betül Zekiye GÜRBÜZ</p>

   <p>Av. Onur Meriç BEKAR</p>

   <p>Av. Esengül ASLİM</p>

   <p>Av. Cem ŞAHİN</p>

   <p>Av. İzzet Serhat DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; işyerinde incelemenin kanuna aykırı olması nedeniyle konut dokunulmazlığı hakkının, hukuka aykırı delile dayalı olarak rekabeti kısıtlayıcı davranışlarda bulunulduğu gerekçesiyle idari para cezası uygulanması nedeniyle adil yargılanma hakkının, kabahatin işlendiği sırada yürürlükte olmayan yönetmelikte bulunan kanuna aykırı düzenlemelere göre idari para cezası miktarının belirlenmesi nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 9/8/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet yönünden<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu, GSM ve mobil pazarlama hizmetleri pazarında faaliyet gösteren bir anonim şirkettir. Başvurucu Şirketin faaliyet konuları Ulaştırma Bakanlığı ile imzalanmış GSM Pan Avrupa Mobil Telefon Sistemi ihalesinde öngörülen iş ve hizmetler ile her türlü telefon, telekomünikasyon ve benzeri hizmetlerdir.</p>

<p>6. A. İletişim Hizmetleri A.Ş., başvurucu Şirketin kampanya düzenlediği firmalarla münhasırlık ilişkisini sona erdirdiğini beyan etmesine rağmen kendi kontörlerinin hediye edildiği kampanyalarda münhasırlık ilişkisini devam ettirdiğini, söz konusu firmalarla düzenlediği kampanyalarla ilgili yaptıkları görüşmelerin başvurucu Şirketin münhasırlık yorumu üzerine sonlandırıldığını, bu durumun hukuka aykırılık teşkil ettiğini iddia etmiştir.</p>

<p>7. 29/7/2008 tarihinde söz konusu iddialar hakkında ilk inceleme raporu düzenlenerek Rekabet Kuruluna (Kurul) ön araştırma yapılıp yapılmamasına karar verilmek üzere sunulmuştur. Kurulun 14/8/2008 tarihli kararıyla şikâyete konu eylemlere ilişkin olarak 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesinin ihlal edilip edilmediği hususunda soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti amacıyla ön araştırma yapılmasına karar verilmiştir. 26/9/2008 tarihli ön araştırma raporunun sunulmasının ardından Kurul 9/10/2008 tarihinde soruşturma açılmasına karar vermiştir.</p>

<p>8. Rekabet Kurumu 22/10/2008 tarihli yazıyla başvurucu Şirkete Kurul tarafından soruşturma açılmasına dayanak olan bulgu, tespit ve değerlendirmeleri bildirerek başvurucu Şirketin savunmasını göndermesini ihtar etmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu Şirket savunmasını üç kez yazılı, bir kez sözlü olarak Kurula sunmuştur. Başvurucu Şirket; Rekabet Kurumuna sunduğu savunmasında, soruşturma açılmasına dayanak olarak yer verilen delillerin kendisinin tek marka zorunluluğu getirdiğini ispatlayamadığını, başka operatörlerin logosunun bulunduğu bir reklamda kendi logosunun bulunmasında sakınca görmesinin nedeninin markasını korumak olduğunu belirtmiştir. Başvurucu Şirket savunmasında ayrıca ürün pazarının niteliği gereği rakiplere kapatılmasının mümkün olmadığını, ihlale konu edilen faaliyetlerinin pazara etkisinin çok az olması nedeniyle ihmal edilebilir nitelikte olduğunu, bu nedenle müşteri firmalar ile satış kanalında gerçekleştirdikleri herhangi bir eylemin toplam GSM hizmetleri pazarına veya bu pazarda yapılan reklamlara etkisinin rekabeti bozucu, azaltıcı ve engelleyici olamayacağını ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Kurulca görevlendirilen soruşturma heyeti tarafından 9/7/2009 tarihinde soruşturma raporu düzenlenmiş, başvurucu Şirkete ve Kurul üyelerine tebliğ edilmiştir. Söz konusu raporda, yürütülen soruşturma kapsamında gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen bilgi ve belgeler delil olarak sunulmuş; bu belgelerde Turkcell çalışanlarının kendi aralarında ve diğer firma çalışanlarıyla yaptıkları e-posta yazışmalarının içerikleri yer almıştır. Soruşturma raporunda, başvurucu Şirketin savunmalarında ileri sürdüğü itirazlar karşılanmıştır. Raporda dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerin Turkcell'in münhasırlık sonucunda piyasa rakiplerini dışlayıcı uygulamalarla kurumsal politikasını hayata geçirdiği iddialarıyla uyumlu olduğu, ayrıca kendi logosunu şirket politikasını gözetmek suretiyle kullanmasının markasının korunmasını sağlamak kapsamında haklı görülebileceği ancak rekabetin sınırlandırılması sonucunu doğuracak şekilde başka markaların zararına kullanılmasının hukuk sistemi tarafından korunmayacağı belirtilmiştir. Kurul başvurucunun ihlale konu edilen faaliyetlerinin pazara etkisinin çok az olması nedeniyle ihmal edilebilir nitelikte olduğunun savunulması üzerine mobil pazarlama hizmetlerinin GSM hizmetleri pazarının küçük bir bölümünü oluşturmasının uygulamanın ihlal niteliğini değiştirmeyeceğini değerlendirmiştir.</p>

<p>11. Rekabet Kurumu raportörlerince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen raporda; Turkcell'in mobil pazarlama ve GSM hizmetleri piyasasında hâkim durumda bulunduğu, Turkcell'in ilgili pazarlardaki hâkim durumunu;</p>

<p>i. Kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin katılımının reddedilmesi,</p>

<p>ii. Kontör/dakika hediye edilen kampanyalarda rakip GSM operatörlerin başta kontör/dakika olmak üzere GSM faydası hediye etmesinin engellenmesi,</p>

<p>iii. Turkcell tarafından kontör/dakika hediye edilecek kampanyalarda alıcı firmalara münhasır çalışılmaması durumunda mecra ve barem indirimlerinin uygulanmaması,</p>

<p>iv. "<i>Turkcelliler Kazanır</i>" sloganının tanıtım görsellerinde kullanılması karşılığında indirim sağlanması yoluyla GSM hizmetleri pazarında kötüye kullanıldığı, dolayısıyla başvurucu Şirketin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmış ve 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve 15/2/2009 tarihli ve 27142 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) uyarınca Başvurucu Şirket hakkında idari para cezası uygulanması önerilmiştir.</p>

<p>12. Rekabet Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (BTK) görüş talep etmiştir. BTK'dan alınan 16/9/2009 tarihli görüşte şikâyet kapsamında belirtilen kampanyaların rekabet açısından perakende seviyede mobil pazarlama hizmetleri piyasasında Turkcell'in konumunu güçlendirebileceğinin ve tüketici mağduriyetine yol açabileceğinin anlaşıldığı, soruşturma raporu kapsamında ulaşılan karar ve yapılması düşünülen idari işlem ile mutabık kalındığı belirtilmiştir.</p>

<p>13. Kurul, 23/12/2009 tarihli kararla başvurucu Şirketin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşarak 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve Rekabet Kurumu tarafından çıkarılan Yönetmelik uyarınca başvurucu Şirkete idari para cezası vermiştir. 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca 2008 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen gayrisafi gelirlerin takdiren binde dört buçuğu oranında olmak üzere 36.072.230,98 TL idari para cezası uygulanmasına oybirliğiyle ancak iki Kurul üyesinin farklı gerekçeleriyle karar vermiştir.</p>

<p>14. Kurul kararında öncelikle soruşturma sürecine ve raportör görüşlerine yer verilmiş, sonrasında Turkcell ve ilgili pazarlar hakkında genel bilgilerden söz edilmiştir. Türkiye'de henüz mobil pazarlama hizmetlerine yönelik bir pazar olmadığı, mobil pazarlama hizmetlerinin GSM lisans sözleşmeleri kapsamında GSM operatörleri tarafından sunulmakta olduğu belirtilmiştir. Kararda GSM firmalarının temel faaliyet alanının GSM hizmetleri olduğu, Turkcell'in temel faaliyet konusunu teşkil eden GSM hizmetleri pazarının mobil pazarlama hizmetleriyle yakın ilişkili olduğu ancak ayrı bir pazar olarak belirlenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Ayrıca hâkim durum analizi yapılmış olup Turkcell'in GSM hizmetleri ve mobil pazarlama hizmetleri pazarında hâkim durumda olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>15. Kararda Turkcell'in fiillerinin rakiplerin pazara girişini doğrudan ya da dolaylı olarak engelleyip engellemediğinin değerlendirilmesi dört başlık altında yapılmıştır. Dört başlık altında sınıflandırılan ihlaller şunlardır:</p>

<p>- Kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin katılımının reddedilmesi yoluyla fiilî münhasırlık yaratılması</p>

<p>- Soruşturma kapsamında tespit edilen ihlallerden bir diğeri kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin GSM faydası hediye etmesinin engellenmesi yoluyla münhasırlık yaratılması</p>

<p>- İhlal olarak tanımlanan diğer eylem ise Turkcell tarafından kontör/dakika hediye edilecek kampanyalarda alıcı firmalara uygulanan mecra ve barem indirimlerinin münhasır çalışılmaması durumunda uygulanmaması yoluyla fiilî münhasırlık yaratılması</p>

<p>- "<i>Turkcelliler Kazanır</i>" sloganının tanıtım görsellerinde kullanılması karşılığında indirim sağlanması</p>

<p>16. Kurul, sınıflandırdığı ihlallerle ilgili olarak şu tespitleri yapmıştır:</p>

<p>i. Kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin katılımının reddedilmesi yoluyla fiilî münhasırlık yaratılması olarak tanımlanan ihlalin hem mobil pazarlama ajansları hem de kampanya düzenleyen firmalar nezdinde Turkcell'in kendi hedef ve istekleri doğrultusunda kampanya kurgularına müdahale etmek istemesi, bu kampanyalara kimlerin katılabileceğine karar vermesi, var oluş sebebi gelir elde etmek olan ekonomik bir birimin hizmetlerine talip olan müşterilerine rakiplerinden hizmet almama koşulunu getirmesi şeklinde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Turkcell'in haksız olan ve rakiplerini pazar dışına iten eylemleri 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendinde tanımlanan "<i>...rakiplerin faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler...</i>" olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>ii. Soruşturma kapsamında tespit edilen ihlallerden bir diğeri kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin GSM faydası hediye etmesinin engellenmesi yoluyla münhasırlık yaratılması şeklinde tanımlanmıştır. Turkcell'in markalara ve mobil pazarlama ajanslarına uyguladığı baskı yoluyla rakiplerinin iş yapmasını engelleyerek mobil pazarlama kampanyası düzenleyecek firmaların diğer GSM operatörlerinin abonelerine erişiminden sağlayacağı faydanın önüne geçmesi şeklindeki eylemlerinin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (e) bendinde tanımlanan "<i>...tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin engellenmesi ...</i>" kapsamında değerlendirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>iii. İhlal olarak tanımlanan diğer eylem ise Turkcell tarafından kontör/dakika hediye edilecek kampanyalarda alıcı firmalara uygulanan mecra ve barem indirimlerinin münhasır çalışılmaması durumunda uygulanmaması yoluyla fiilî münhasırlık yaratılmasıdır. Turkcell'in anılan uygulaması 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendinde tanımlanan "<i>...ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan ya da dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler...</i>" olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>iv. "<i>Turkcelliler Kazanır</i>" sloganının tanıtım görsellerinde kullanılması karşılığında indirim sağlanması şeklinde gerçekleşen bir diğer eylemin münhasırlık karşılığı olmadığı sürece tanıtım amacıyla yapılacağının kabul edilebileceği ancak Turkcell'in uygulamasının münhasırlık yaratma, Turkcell markasının diğer GSM operatörleri ürün ve hizmetlerinde üstün olduğu imajının tüketicilerde oluşturulması şeklinde gerçekleştiği Turkcell'in açıklamalarından ve dosyaya yansıyan belgelerden anlaşılmış; söz konusu eylemin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendinde tanımlanan"<i>... ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan ya da dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler</i>" olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>17. Kurul kararında söz konusu tespitlere yer verildikten sonra Turkcell'in mobil pazarlama hizmetleri pazarındaki hâkim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle hakkında idari para cezası verilmesine karar verilmiş, idari para cezasının tespitinde 4054 sayılı Kanun'un yanı sıra 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik'in esas alındığı belirtilmiştir. Yönetmelik hükümlerinin Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş soruşturmalar hakkında uygulanabileceğine dair geçici 1. maddesine dayanılarak uygulandığı ifade edilmiştir.</p>

<p>18. Kurul kararında Yönetmelik'in 4. maddesine göre önce temel para cezasının belirlendiği, daha sonra 6. ve 7. maddeleri çerçevesinde ağırlaştırıcı ve hafifletici unsurların gözönünde bulundurulduğu vurgulanmıştır. Kararda; Yönetmelik'in 5. maddesine göre nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan yıllık gayrisafi gelirin binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oranın esas alınması gerektiğinin düzenlendiği, buna göre yıllık gayrisafi gelirin binde beşi şeklinde bir oran belirlendiği açıklanmıştır. Ayrıca Yönetmelik'in 5. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin bir yıldan uzun, beş yıldan kısa sürmesi hâlinde temel cezanın yarı oranında artırılması gerektiği düzenlendiğinden temel cezanın yarı oranında artırıldığı, Yönetmelik'in 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ihlalin tekerrürü hâlinde her bir tekrar için yarısından bir katına kadar temel cezanın artırılacağı düzenlendiğinden temel para cezasının yarı oranında artırıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>19. Yönetmelik'in 7. maddesinde ihlale konu faaliyetlerin yıllık gayrisafi gelir içindeki payının çok düşük olması nedeniyle temel cezanın dörtte bir ile beşte üç oranı arasında indirilebileceği düzenlendiğinden Kurulca temel cezanın beşte üçü oranında indirim yapılmasına karar verilmiştir. Sonuç olarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda başvurucunun 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan 2008 yılı gayrisafi gelirlerin binde dört buçuğu oranında idari para cezası verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>20. Anılan karara farklı gerekçe ile katılan Kurul üyesinin gerekçesinde 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesine aykırı uygulamalar nedeniyle idari para cezası verilmesini öngören aynı Kanun'un 16. maddesinde sadece üst sınırın belirlenmiş olmasına karşın Yönetmelik ile idari para cezasına alt sınır ve üst sınır getirilmesinin yetki aşımı nedeniyle hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Farklı gerekçede Yönetmelik'in kanunun açıkça yetki vermediği bir konuda yeni bir düzenleme yapamayacağı gibi Yönetmelik hükümlerinin kanuna aykırı da olamayacağı vurgulanmıştır. Farklı gerekçede ayrıca Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmeyen soruşturmalar hakkında uygulanacağı hükmü nedeniyle başvurucuya uygulanmasının zaman bakımından uygulamaya ilişkin ceza hukukunun temel prensibine aykırı olduğu, idari para cezasının gayrisafi gelirin binde biri olarak uygulanması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>21. Anılan karara farklı gerekçe ile katılan bir başka Kurul üyesi gerekçesinde, soruşturmanın 9/10/2008 tarihinde açıldığını, 2009 yılında üç operatörün katılımıyla kampanyaların düzenlendiğini, ihlalin bir yıldan uzun sürmemesi nedeniyle ağırlaştırıcı unsurun bulunmadığını değerlendirmiştir.</p>

<p>22. Başvurucu Şirket 25/6/2010 tarihinde söz konusu idari para cezasının ve dayanağını oluşturan Yönetmelik'in 3., 5., 6., 7., 8. ve geçici 1. maddelerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle Danıştay Onüçüncü Dairesi (Daire) nezdinde dava açmıştır.</p>

<p>23. Başvurucu Şirket dava dilekçesinde Yönetmelik'in genel hukuk prensiplerine ve normlar hiyerarşisine aykırı olduğunu, düzenleyici işlemlerdeki yeni hükümlerin daha üst hukuk kurallarının amacını, kapsamını, konusunu ve sınırlarını aşmaması gerektiğini, Yönetmelik'in 4054 sayılı Kanun ile tanınan düzenleme yetkisini aştığını, Yönetmelik ile <i>kartel</i> tanımının yapılmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Yönetmelik'in 5. maddesiyle Kanun'da belirtilmemesine rağmen alt sınır öngörüldüğünü, tekerrüre esas alınacak hiçbir davranışı bulunmadığı hâlde tekerrür hükümlerinin uygulanarak idari para cezasının yarı oranında artırılması nedeniyle Yönetmelik'in geçici 1. maddesiyle geriye yürümezlik ilkesinin aşıldığını, işlediği ileri sürülen fiil tarihinde yürürlükte bulunmayan Yönetmelik hükümlerine dayanılarak idari para cezası verilemeyeceğini, idari para cezası miktarının keyfî olarak hesaplandığını ileri sürmüştür.</p>

<p>24. Rekabet Kurumu; savunmasında 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinde para cezasının tespitinde dikkate alınacak hususların Kurul tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceğinin belirtildiği, Kanun'un 27. maddesinde ise Kurula Kanun'un uygulamasıyla ilgili tebliğler çıkarmak ve gerekli düzenlemeleri yapmak görev ve yetkisinin verildiği, Kurulun 4054 sayılı Kanun'la tanınan yetkiyi aşmadığı, Kanun'un 4. maddesinin belirli eylemlerle sınırlı bir tanım getirmediği, bu tanımın zaten kartel oluşumunu da kapsadığı, ayrıca Anayasa'nın 167. maddesinde de kartele değinildiği hususlarını vurgulamıştır. Para cezasının uygulamasında yol gösterici nitelikte düzenleme yapılmasının 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinde öngörülen ve üst sınırı yüzde on olarak belirlenen ciroya dayalı nispi idari para cezasının her olay bakımından nasıl uygulanacağının objektif esaslara bağlı olarak belirlenmesi açısından önemli olduğunu belirtmiştir. Savunma dilekçesinde ayrıca idare hukukunda kanunilik ilkesinin ceza hukukunda uygulandığı şekilde katı uygulanmadığını, Yönetmelik'te yeni bir suç/kabahat yaratılmadığını, cezanın niteliğinde de bir farklılık oluşturulmadığını belirtmiştir. Rekabet Kurumu ayrıca pazar tespiti noktasında hata bulunmadığını, pazarın küçük olmasının idari para cezası miktarı bakımından dikkate alındığını ifade etmiştir.</p>

<p>25. Danıştay savcısı görüşünde 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin beşinci fıkrasında Kurulun üçüncü fıkraya göre para cezasına karar verirken ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alacağının hükme bağlandığı, son fıkrada para cezalarının tespitinde gözönünde bulundurulan konuların Kurul tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceğinin belirtildiği, 4054 sayılı Kanun'un 27. maddesinde ise Kurula, Kanun'un uygulanmasıyla ilgili tebliğler çıkarmak ve gerekli düzenlemeleri yapmak görev ve yetkisi verildiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>26. Görüşte anılan hükümler doğrultusunda Rekabet Kurumunun 4054 sayılı Kanun'un kendisine tanıdığı görev ve yetkilerle sınırlı olarak yönetmelik çıkarma yetkisi olduğu belirtildikten sonra 4054 sayılı Kanun'un 4., 6. ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerin yüzde onuna kadar idari para cezası verileceğinin kanunda düzenlendiği ve yalnızca idari para cezalarının tespitinde dikkate alınacak hususlar ile bir kısım usul ve esasın belirlenmesinin yönetmeliğe bırakıldığı belirtilmiştir. Ancak görüşte Yönetmelik'in 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde karteller için yüzde iki, diğer ihlaller için de binde beş oranında olmak üzere para cezalarına alt sınır getirildiği, bu durumun Kanun maddesini sınırlayıcı ve Yönetmelik'e bırakılan hususları aşar nitelikte olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>27. Danıştay savcısı görüşünde 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik'in geçici 1. maddesinde Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş soruşturmalar hakkında da uygulanacağı hükmüne yer verildiği, söz konusu geçici 1. madde uyarınca başvurucu Şirkete Yönetmelik kurallarında yer alan esaslar doğrultusunda idari para cezası işlemi tesis edildiği belirtilmiştir. İlgililerin aleyhine sonuç doğuran idari işlemlerin geriye yürümeyeceği, cezai idari işlemler uygulanırken ceza hukukunun genel prensiplerinin de gözönüne alınması gerektiği, başvurucunun ilk eylemi tarihinde Rekabet Kurumunun idari para cezalarına yönelik olarak yönetmelik çıkarma yetkisinin olmadığı, bu hâliyle aleyhe sonuç doğuran cezai hükümler içeren Yönetmelik'in geçmişe yürür şekilde uygulanmasına izin veren geçici 1. maddesinde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir. Görüşte sonuç olarak Kurulca tesis edilen işlemin iptaline karar verilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır.</p>

<p>28. Daire 1/11/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Daire kararının gerekçeleri özetle şöyledir:</p>

<p>i. Kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip bir kamu kurumu olan Rekabet Kurumunun 4054 sayılı Kanun'un kendisine tanıdığı görev ve yetkilerle sınırlı olarak yönetmelik çıkarma yetkisi bulunduğu kuşkusuzdur. Öte yandan Rekabet Kurumunun ikincil düzenleme yetkisi 4054 sayılı Kanun’un belirlediği çerçeve ve 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun genel hükümler bölümünde yer alan kural ve ilkelerle sınırlandırılmış bulunmaktadır. 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinde yaptırımın türü idari para cezası olarak, miktarı ise teşebbüsün veya teşebbüs birliğinin nihai karar tarihinden bir önceki yıl cirosunun yüzde onuna kadar belirlenmiş olup Kurulun Kanun'da nispi olarak tespit edilen idari para cezasına ilişkin oran konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır. Dava konusu Yönetmelik hükümlerinde ise idari para cezası dışında bir idari yaptırım öngörülmediği ve yüzde on sınırının üzerine çıkacak bir oran belirlenmediği açık olduğundan bu hâliyle Yönetmelik hükümlerinde idari yaptırımların kanuniliği ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>ii. Yönetmelik'teki <i>kartel</i> tanımıyla yasaklanan davranışlar, hâlihazırda Kanun'un 4. maddesinde rekabet ihlali olarak belirtilen davranışlar olduğundan Yönetmelik'te bu davranışlara ilave yapılmamış, var olan yasakların "<i>kartel</i>" başlığı altında tanımlanması yoluna gidilmiş ve 4054 ve 5326 sayılı Kanunlarda yer alan idari para cezasının belirlenmesinde <i>ihlalin ağırlığı </i>kriterinin gözönüne alınması gerektiği yönündeki hükümleri çerçevesinde ve bu hükümlere uygun bir düzenleme yapıldığından idari yaptırımlarda kanunilik ilkesine de aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>iii. Yönetmelik'in dava konusu edilen "<i>Devam eden soruşturmalar</i>" başlıklı geçici 1. maddesinde yer alan; bu Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında da uygulanacağına ilişkin kuralın, düzenleyici işlemlerin geriye yürümezliği ilkesi ve kabahatlerde zaman bakımından uygulama kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava konusu Yönetmelik; yeni bir kabahat ya da yaptırım öngörmediğinden ve Kanun’da yer alan yüzde on sınırı dışında sonuç yaptırımı değiştirecek nitelikte hükümler ihtiva etmediğinden, salt Kanun’da yer alan idari para cezasının belirlenmesine ilişkin kıstasları içeren ve idarenin her bir somut olayda sahip olduğu takdir yetkisinin geleceğe dönük olarak benzer nitelikteki tüm olaylar bakımından somutlaştırılmasını öngören hükümler ihdas edildiği anlaşıldığından Yönetmelik'in eylem tarihinde yürürlükte olmamasına rağmen henüz haklarında nihai karar verilmemiş ilgililere uygulanmasının aleyhte bir sonuç doğurması söz konusu olmamaktadır. Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında da Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasına yönelik Yönetmelik'in geçici 1. maddesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.</p>

<p>iv. Kurul kararı ve eki belge ve deliller ile kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin katılımının reddedilmesi, bu kampanyalarda rakip GSM operatörlerinin başta kontör/dakika olmak üzere GSM faydası hediye etmesinin engellenmesi, Turkcell tarafından bu kampanyalarda alıcı firmalara, münhasır çalışılmaması durumunda mecra ve barem indirimlerinin uygulanmaması ve "<i>Turkcelliler Kazanır" </i>sloganının tanıtım görsellerinde kullanılması karşılığında indirim sağlanması yollarıyla, fiilî münhasırlık oluşturmak suretiyle hâkim durumunu kötüye kullandığı usulüne uygun ve elverişli ispat vasıtalarıyla tespit edilen davacı şirkete, 4054 sayılı Kanun'un 9. ve 16. maddeleri ve hukuka uygun olduğu tespit edilen dava konusu Yönetmelik hükümlerine dayanılarak 4054 sayılı Kanun'un 9/1. maddesi uyarınca görüş yazısı gönderilmesi ve 2008 mali yılının sonunda oluşan gayrisafi gelirin binde dört buçuk oranında idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararında ve bu Kurul kararına konu idari para cezasının tahsiline ilişkin olarak gönderilen yazıda hukuka aykırılık saptanmamıştır.</p>

<p>29. Başvurucu, bu karara karşı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda (İDDK) temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, esas itibarıyla önceki aşamada ileri sürdüğü iddiaları tekrarlamıştır. İDDK 21/6/2017 tarihinde, usul ve hukuka uygun olduğunu belirterek Daire kararını onamıştır.</p>

<p>30. İDDK kararının gerekçesinde, 4054 sayılı Kanun'un idari para cezalarının düzenlendiği 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun'un 472. maddesiyle değişik 16. maddesinin dördüncü fıkrasında üçüncü fıkraya göre idari para cezasına karar verilirken 5326 sayılı Kanun'un 17. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususların dikkate alınacağı hükmünün yer aldığını, Yönetmelik'in "<i>Ağırlaştırıcı unsurlar</i>" başlıklı 6. maddesinde <i>ihlalin tekerrürü</i>nün temel para cezasının yarısından bir katına kadar arttırılabileceği hâller arasında sayıldığını, bu hükümlere göre, değişik zamanlarda işlenen fiillerle 4054 sayılı Kanun'un 4. veya 6. maddelerinin birden fazla ihlal edilmesi durumunda önceki fiil nedeniyle alınan Kurul kararının ihlalin tekerrürü değerlendirmesinde dikkate alınabileceğini belirtmiştir.</p>

<p>31. İDDK; başvurucu Şirketin GSM hizmetleri pazarındaki hâkim durumunu, kendisi ile ekonomik birlik içinde olan K. Mobil Telefon Sistemleri A.Ş.nin GSM cep telefonu pazarındaki durumunu güçlendirmek için kullandığı ve bu pazarda söz konusu Şirketin rakibi durumunda olan distribütörler aleyhine rekabeti kısıtladığından bahisle 4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddelerini ihlal ettiğine ilişkin olarak 29/12/2005 tarihinde Kurul kararının alındığı, başvurucu Şirketin hâkim durumun kötüye kullanılması yönündeki eylemlerine ilişkin bu kararın, 23/12/2009 tarihli Kurul kararında ihlalin tekerrürü değerlendirmesinde dikkate alınmak suretiyle temel para cezasının yarısı oranında arttırılması yoluna gidildiğini vurgulamıştır. İDDK, 4054 sayılı Kanun'un idari para cezalarının düzenlendiği 16. maddesinde değişiklik yapan 5728 sayılı Kanun'un 8/2/2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini ve başvurucu Şirketin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesine aykırı olarak hâkim durumun kötüye kullanılması eylemine bu tarihten sonra da 2008 yılı boyunca devam ettiğini, daha önce pazardaki hâkim durumunu kötüye kullanmış olması nedeniyle 29/12/2005 tarihinde aleyhine ihlal kararı verilen başvurucu Şirketin 8/2/2008 tarihinden sonra benzer bir ihlalde bulunması hâlinde 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ikinci kez ihlal etmiş olacağını bilmediğinin söylenemeyeceğini değerlendirmiştir. İDDK; Daire kararının usul ve hukuka uygun bulunduğunu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığını belirterek başvurucunun temyiz isteminin reddine Daire kararının dava konusu Yönetmelik'in 3., 5., 6., 7., 8. maddeleri yönünden oybirliğiyle, dava konusu Yönetmelik'in geçici 1. maddesi ile davalı idare işlemleri yönünden ise oyçokluğuyla onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>32. İDDK tarafından verilen onama kararına karşıoy yazısında; 29/12/2005 tarihli ihlalin tekerrüre esas alınamayacağı, tekerrür hükümlerinin 4054 sayılı Kanun'da 8/2/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu düzenlendiği, tekerrürün ağırlaştırıcı bir neden olarak düzenlendiği Yönetmelik'in ise 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe girdiği, bu nedenle ancak anılan tarihlerden sonra gerçekleşen eylemler için tekerrür hükümlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir. Bir başka karşıoy yazısında ise cezai idari işlemler uygulanırken ceza hukukunun temel prensiplerinin gözönüne alınması gerektiği, başvurucunun ilk eylemini gerçekleştirdiği 2004 yılında idarenin yönetmelik çıkarma yetkisinin bulunmadığı, 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik'in geçmişe yürür şekilde uygulanmasına izin veren geçici 1. maddesinde ve bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanması sonucu başvurucuya verilen idari para cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>33. Başvurucu Şirket anılan karara karşı karar düzeltme isteğinde bulunmuş, İDDK 15/5/2019 tarihli kararında; karar düzeltme dilekçesinde öne sürülen hususların karar düzeltme nedenlerinden hiçbirine uymadığı gerekçesiyle kararın düzeltilmesi isteminin reddine oyçokluğu ile karar vermiştir. Karara karşı verilen oyda onama kararına karşı bildirilen gerekçelerle kararın bozulması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>34. Başvurucu nihai kararı 12/7/2019 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p>35. Anayasa'nın "<i>Yönetmelikler</i>" başlıklı 124. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Başbakanlık, bakanlık ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartı ile, yönetmelikler çıkarabilirler. "</i></p>

<p>36. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "<i>Zaman bakımından uygulama</i><i>"</i> başlıklı 7. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>(1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar. </i></p>

<p><i>(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.</i><i>"</i></p>

<p>37. 5326 sayılı Kanun’un "<i>Genel kanun niteliği</i><i>"</i> başlıklı 3. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bu Kanunun; </i></p>

<p><i>a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, </i></p>

<p><i>b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır. "</i></p>

<p>38. 5326 sayılı Kanun’un "<i>Kanunilik</i><i>"</i> başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir. </i></p>

<p><i>(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir. " </i></p>

<p>39. 5326 sayılı Kanun’un "<i>Zaman bakımından uygulama</i><i>"</i> başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p>"(<i>1) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen idarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir. </i></p>

<p><i>(2) Kabahat, failin icraî veya ihmali davranışı gerçekleştirdiği zaman işlenmiş sayılır. Neticenin oluştuğu zaman, bu bakımdan dikkate alınmaz.</i>"</p>

<p>40. 5326 sayılı Kanun’un "<i>İdari para cezası</i><i>"</i> başlıklı 17. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p>"<i>(1) İdarî para cezası, maktu veya nispi olabilir. </i></p>

<p><i>(2) İdarî para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. </i></p>

<p><i>Bu durumda, idarî para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur. </i></p>

<p><i>...</i>"</p>

<p>41. 4054 sayılı Kanun'un <i>"Amaç"</i> başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır." </i></p>

<p>42. 4054 sayılı Kanun'un <i>"Kapsam"</i> başlıklı 2. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukuki işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer." </i></p>

<p>43. 4054 sayılı Kanun'un <i>"Hakim durumun kötüye kullanılması"</i> başlıklı 6. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır. </i></p>

<p><i>Kötüye kullanma halleri özellikle şunlardır: </i></p>

<p><i>a) Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması." </i></p>

<p>44. 4054 sayılı Kanun'un <i>"İdarî para cezası"</i> başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...(Değişik: 23/1/2008-5728/472 md.) </i></p>

<p><i>Kurul, teşebbüs niteliğindeki gerçek ve tüzel kişiler ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerine;</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verilir. </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Kurul, üçüncü fıkraya göre idarî para cezasına karar verirken, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bu maddeye göre verilecek idarî para cezalarının tespitinde dikkate alınan hususlar, işbirliği halinde para cezasından bağışıklık veya indirim şartları, işbirliğine ilişkin usul ve esaslar Kurulca çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir." </i></p>

<p>45. Yönetmelik'in "<i>Devam eden soruşturmalar</i>" başlıklı geçici 1. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Bu Yönetmelik hükümleri, yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında da uygulanır."</i></p>

<p>46. Yönetmelik'in "<i>Para cezasının belirlenmesine ilişkin ilkeler" </i>başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>(1) Teşebbüs ile teşebbüs birliklerine veya bu birliklerin üyelerine verilecek para cezası belirlenirken;</i></p>

<p><i>a) Bu Yönetmeliğin 5 inci maddesi çerçevesinde temel para cezası hesaplanır. Temel para cezası, Kanunun 4 üncü veya 6 ncı maddelerinde yasaklanmış, piyasa, nitelik ve kronolojik süreç olarak birden fazla bağımsız davranışın saptanması halinde, her bir davranış için ayrı ayrı hesaplanır. </i></p>

<p><i>b) Temel para cezasının hesaplanmasından sonra, bu Yönetmeliğin 6 ncı ve 7 nci maddeleri çerçevesinde, ağırlaştırıcı ve hafifletici unsurlar göz önünde bulundurularak arttırma ve/veya indirme yapılır. </i></p>

<p><i>2) Bu Yönetmelik hükümleri gereğince belirlenecek para cezası miktarı, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onunu aşamaz. Bu sınırı aşan para cezaları, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna indirilir ve koşulları bulunuyorsa bu Yönetmeliğin 7 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları ile Aktif İşbirliği Yönetmeliği hükümleri uygulanır. </i></p>

<p><i>3) Teşebbüs veya teşebbüs birliklerine, Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen para cezalarının verilmesi halinde, ihlalde belirleyici etkisi saptanan teşebbüs veya teşebbüs birliği yöneticilerine ve çalışanlarına verilecek para cezası, teşebbüs veya teşebbüs birliğine verilen cezanın yüzde beşini aşamaz." </i></p>

<p>47. Yönetmelik'in "<i>Temel para cezası"</i> başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>(1) Temel para cezası hesaplanırken, Kanunun 4 üncü ve 6 ncı maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin; </i></p>

<p><i>a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü, </i></p>

<p><i>b) Diğer ihlaller için, binde beşi ile yüzde üçü, arasında bir oran esas alınır. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkrada yazılı oranların belirlenmesinde, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususlar dikkate alınır. </i></p>

<p><i>(3) Birinci fıkraya göre belirlenen para cezası miktarı; </i></p>

<p><i>(a) Bir yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde yarısı oranında, </i></p>

<p><i>(b) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında, arttırılır </i></p>

<p>48. Yönetmelik'in<i> "Ağırlaştırıcı unsurlar" </i>başlıklı 6. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>(1) Temel para cezası, </i></p>

<p><i>(a) İhlalin tekerrürü halinde, her bir tekrar için, </i></p>

<p><i>(b) Soruşturma kararının tebliğinden sonra kartele devam edilmesi halinde, yarısından bir katına kadar arttırılır. </i></p>

<p><i>(2) Temel para cezası, </i></p>

<p><i>(a) Kanunun 4 üncü veya 6 ncı maddeleri kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak verilen taahhütlere uyulmaması halinde, yarısından bir katına kadar, </i></p>

<p><i>(b) İncelemeye yardımcı olunmaması halinde yarısına kadar, </i></p>

<p><i>(c) Diğer teşebbüslerin ihlale zorlanması gibi hallerde dörtte bire kadar, arttırabilir </i></p>

<p>49. Yönetmelik'in "<i>Hafifletici unsurlar" </i>başlıklı 7. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>(1) Temel para cezası, yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde incelemeye yardımcı olunması, ihlalde kamu otoritelerinin teşvikinin veya diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, zarar görenlere gönüllü olarak tazminat ödenmesi, diğer ihlallere son verilmesi, ihlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelirler içerisindeki payının çok düşük olması gibi haller ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından ispatlanırsa, dörtte bir ile beşte üç arasında indirilebilir." </i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>50. Anayasa Mahkemesinin 20/5/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>K</strong><strong>onut Dokunulmazlığı Hakkının, Haberleşme Hürriyetinin ve Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin </strong><strong>İddialar </strong></p>

<p>51. Başvurucu; Anayasa'nın 21. maddesi uyarınca konut dokunulmazlığı hakkına ancak hâkim kararıyla müdahale edilebileceğini, hâkim kararı olmaksızın işyerinde gerçekleştirilen yerinde inceleme sonucu elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu, idari yaptırıma gerekçe olamayacağını belirterek konut dokunulmazlığı hakkının, haberleşme hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekmektedir. 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca da bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (<i>A.C. ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2013/1827, 25/2/2016, § 25).</p>

<p>53. Anayasa Mahkemesi <i>Hüseyin Aşkan </i>([2. B.], B. No: 2017/15649, 21/7/2020) kararında otuz günlük süre kuralının bireysel başvurunun ön şartlarından biri olduğunu ve bu sürenin başlangıç tarihinin tespitinde kanun hükmü gereği <i>öğrenme </i>tarihinin esas alınacağını belirtmiştir (<i>Hüseyin Aşkan, </i>§ 20). Anılan kararda bireysel başvuru süresinin işlemeye başlaması yönünden nihai kararın gerekçesinin tebliğinin öğrenme şekillerden biri olduğu, bununla birlikte başka şekillerde de öğrenmenin söz konusu olabileceği ifade edilmiştir (<i>Hüseyin Aşkan, </i>§ 23).</p>

<p>54. Somut olayda başvurucunun nihai kararı 17/7/2019 tarihinde tebliğ aldığını belirterek otuz günlük bireysel başvuru süresi içinde, 9/8/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu görülmektedir. Başvurucunun 12/12/2023 tarihinde ise daha önce belirtmediği ihlal iddialarını içeren ek dilekçe sunduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun ek dilekçe ile Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru dosyasında yer almayan iddialarda bulunduğu dikkate alındığında ihlali öğrendiği tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuru yapması gerekirken bu süre geçtikten sonra 12/12/2023 tarihli ek beyan dilekçesiyle Anayasa Mahkemesi önünde ilk kez ileri sürdüğü iddialarını süresi içinde yapmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının<i> s</i><i>üre aşımı </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong><strong> Mülkiyet H</strong><strong>akkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. İdari Para Cezasının Hesabında 2008 Mali Yılının Esas Alındığına İlişkin İddia </strong></p>

<p>56. Başvurucu, lehe kanun hükmü uygulanarak 2003 yılının sonunda gerçekleşen gayrisafi gelirin esas alınması yerine 2008 mali yılı sonunda oluşan gayrisafi gelirin esas alınması suretiyle idari para cezasının hesaplanmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>57. Başvurucunun iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>58. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (<i>Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt </i>[2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).</p>

<p>59. Başvurucunun anılan itirazlarını yargılama sürecinde ileri sürmediği, dolayısıyla olağan kanun yollarını tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Diğer İddialar </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>61. Başvurucu;</p>

<p>i. Uygulanan idari para cezasına dayanak alınan Yönetmelik hükümlerinin 4054 sayılı Kanun'a aykırı olduğunu, 4054 sayılı Kanun'da yıllık gayrisafi gelirin yüzde onuna kadar para cezası verileceği belirtildiği hâlde Yönetmelik'te alt ve üst sınırlar belirlenerek gayrisafi gelirin yüzde ikisi ile binde beşi arasında bir oran belirlendiğini, bu durumun Kanun'un lafzına aykırılık oluşturduğunu belirtmiştir. Temel para cezasının Kanun'a göre daha düşük oranda uygulanabileceği hâlde alt sınır belirlenmek suretiyle aleyhe durum yaratıldığını oysa düzenleyici işlemin üst hukuk kurallarına aykırı olmaması gerektiğini, kanunilik ilkesini zedelediğini iddia etmiştir.</p>

<p>ii. Yönetmelik'in <i>kartel</i> tanımı yaparak Kanun'da yer almayan yasak eylem kategorisi yarattığını, 3., 5., 6., 7., 8. maddeler ile bu kartel tanımına birtakım hüküm ve sonuçlar bağlandığını, bu durumun yönetmeliklerin kanunun açıkça yetki vermediği bir konuda yeni bir düzenleme yapamayacağı, kanun ile öngörülmeyen kuralı sınırlayamayacağı kuralına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Anılan maddelerin iptali talebinin reddedilmesinin normlar hiyerarşisine aykırı olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>iii. Yönetmelik'in geçici 1. maddesinde Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında uygulanacağının düzenlendiğini, temyiz incelemesindeki muhalefet şerhlerinde de belirtildiği üzere aleyhe sonuç doğuran işlemlerin geçmişe yürümeyeceğini, bu durumun da suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğini öne sürmüştür.</p>

<p>iv. Kurul kararında temel cezanın ağırlaştırılmasına neden olan <i>ihlalin tekerrürü</i> kavramının Kanun'un 16. maddesine 8/2/2008 tarihinde eklendiği, 15/2/2009 tarihinde ise Yönetmelik'in 6. maddesinde düzenlendiği, tekerrüre esas alınan ihlale ilişkin olarak Kurul tarafından verilen kararın ise 29/12/2005 tarihli olduğu oysa ağırlaştırıcı neden olarak belirtilen ihlalin tekerrürünün Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihler olan 8/2/2008 ve 15/2/2009'dan sonra işlenen fiiller için söz konusu olabileceğini belirterek kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Kurul kararından 10 yıl ve her hâlde 5326 sayılı Kanun'da öngörülen zamanaşımı süresinden önce gerçekleştiği iddia edilen birtakım eylemler gerekçe gösterilerek tekerrür hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>v. İdari para cezası miktarının aşırı ve orantısız bir külfet yüklediğini ve bu nedenle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>vi. Mahkemelerin kararlarının gerekçesiz olduğunu, ileri sürdükleri hususların tartışılmadığını, adil yargılanma hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir.</p>

<p>62. Bakanlık görüşünde; başvurucuya verilen idari para cezası kararına karşı iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanındığı, idari yargı mercilerinin kararlarının ise keyfî veya öngörülemez nitelikte olmadığı, rekabeti bozacak eylemlere karşı piyasayı düzenleyip rekabeti bozduğuna karar verilenlerin idari para cezasına muhatap kılınmasının kamu yararına olduğu, idari yaptırım öngörülmesiyle korunan hukuki menfaatin mülkiyet hakkına yapıldığı ileri sürülen müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği ve ölçülü olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca başvuruya konu olayda idari yargı mercilerinin dava konusu maddi olay ve olgular ile delilleri değerlendirdiği ve kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdiği, kurulan hükümler ile olgular arasında gerekli bağlantıyı gösterecek nedenlerin açıkça belirtildiği nazara alındığında mevcut başvuruda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınmasının faydalı olacağı bildirilmiştir.</p>

<p>63. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme </strong></p>

<p>64. Anayasa'nın "<i>Mülkiyet hakkı"</i> başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. </i></p>

<p><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. </i></p>

<p><i>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." </i></p>

<p>65. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özü, idari para cezası uygulanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğidir. Başvurucunun suçta ve cezada kanunilik ilkesi çerçevesinde ileri sürdüğü iddiaların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuniliği unsuru kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>i. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>66. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>ii. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>(1)</strong><strong> Mülkün Varlığı </strong></p>

<p>67. İdari para cezası uygulanmasıyla başvurucunun mal varlığında eksilmeye yol açıldığı kuşkusuz olduğuna göre bu paranın başvurucu açısından <i>mülk </i>teşkil ettiği açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Orhan Gürel </i>[2. B.], B. No: 2015/15358, 24/5/2018, § 43).</p>

<p><strong>(2) M</strong><strong>üdahalenin Varlığı ve Türü </strong></p>

<p>68. Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle <i>mülkten barışçıl yararlanma hakkı</i>na yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda<i> mülkten yoksun bırakma</i>nın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin <i>mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine </i>ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i> [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).</p>

<p>69. Somut olayda 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle başvurucu hakkında idari para cezası uygulanmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. Söz konusu müdahaleyle rekabet hukukuyla ilgili düzenlemelerin ihlal edilmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu durumda başvuru konusu olaydaki müdahalenin amacı dikkate alındığında müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrol edilmesine ilişkin kural çerçevesinde incelenmesi gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.<i> Mars Sinema Turizm ve Sportif Tesisler İşletmeciliği A.Ş.</i> [2. B.], B. No: 2017/23849, 10/10/2018, § 48; <i>Mustafa Taş </i>[1. B.], B. No: 2017/23968, 31/10/2018, § 38; <i>Ö. Ltd. Şti.</i> [1. B.], B. No: 2018/18975, 15/9/2021, § 42).</p>

<p><strong>(3) </strong><strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>70. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." </i></p>

<p>71. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan,</i> § 62).</p>

<p><strong>(a) </strong><strong>Genel İlkeler </strong></p>

<p>72. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde de <i>hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği </i>temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır (<i>For</i><i>d Motor Company</i> [2. B.], B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49).</p>

<p>73. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (<i>Ali Hıdır Akyol ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).</p>

<p>74. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (<i>T</i><i>ahsin Erdoğan </i>[2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60). Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince erişilebilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir (<i>Türkiye İş Bankası A.Ş. </i>[GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).</p>

<p>75. Bir uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının ve özellikle müdahalenin kanuni dayanağını oluşturan kanun hükümlerinin yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğu ifade edilen hükümlerle ilgili olarak derece mahkemelerince geliştirilen yorumların isabetli olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte derece mahkemelerinin yorumlarının kanunun açık lafzıyla çelişki içinde olduğu veya kanun metni dikkate alındığında bireyler tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı ya da somut olayın ilgili kanun maddesiyle bağlantısının kurulamadığı veya kurulan bağın açıkça mantık dışı bir muhakemeye dayandığı hâllerde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılması mümkündür (mahkemeye erişim hakkı yönünden bazı farklarla birlikte bkz. <i>Zi</i><i>ya Özden </i>[1. B.], B. No: 2016/67737, 19/11/2019, § 59).</p>

<p><strong>(b) İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>76. Başvurucu 4054 sayılı Kanun'da yıllık gayrisafi gelirin yüzde onuna kadar para cezası verileceğinin belirtildiği ve herhangi bir alt sınır öngörülmediği hâlde Yönetmelik ile alt sınırın gayrisafi gelirin binde beşi oranında belirlenmek suretiyle kanuna aykırı düzenleme yapıldığını iddia etmiştir. Başvurucu, aleyhine uygulanan para cezasının kanuna göre daha düşük miktarda tespit edilebilecekken Kurul tarafından Yönetmelik'te düzenlenen alt sınırın esas alınmasından yakınmıştır.</p>

<p>77. Somut olayda başvurucunun mobil pazarlama hizmetleri pazarındaki hâkim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle aleyhine 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrasına ve Yönetmelik'in 5. maddesine dayanılarak idari para cezası uygulanmıştır. 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrasında bu Kanun'un 6. maddesinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan ya da bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde onuna kadar idari para cezası verileceği belirtilmiştir. Öte yandan 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin yedinci fıkrasında ise para cezalarının tespitinde dikkate alınacak hususların Kurulca çıkarılacak Yönetmelik ile belirleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>78. Yönetmelik'in 5. maddesinde temel para cezası hesaplanırken Kanun'un 6. maddesinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin karteller için yüzde ikisi ile yüzde dördü, diğer ihlaller için binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oranın esas alınacağı düzenlenmiştir. Nitekim Kurul kararında Yönetmelik'in 5. maddesine göre yıllık gayrisafi gelirin binde beşinin temel ceza olarak belirlendiği açıklanmıştır.</p>

<p>79. Hiyerarşik normlar sistemi bulunan hukuk düzenimizde altta bulunan normların üst düzeydeki normlara aykırı olamayacağı kuşkusuzdur. Normlar hiyerarşisinde en üstte Anayasa bulunmakta olup kanunlar Anayasa'ya, tüzükler kanunlara, yönetmelikler ise kanun ve tüzüklere dayanmaktadır. Bir normun daha üst konumda bulunan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>80. 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca verilecek idari para cezaları 5326 sayılı Kanun'un genel hükümlerine tabi olup Rekabet Kurumu tarafından idari para cezaları alanında yapılacak Yönetmelik'te 5326 sayılı Kanun'un genel hükümlerinin dikkate alınması gerektiği, 5326 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yaptırımın türü, süresi ve miktarının ancak kanunla belirlenebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>81. 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinde; yaptırımın türü idari para cezası, miktarı ise teşebbüs veya teşebbüs birliğinin nihai karar tarihinden bir önceki yıl cirosunun yüzde onuna kadar olarak belirlenmiştir. Anılan maddeye göre nispi olarak belirlenen idari para cezasına ilişkin oran noktasında Kurulun takdir yetkisi bulunmaktadır. Dava konusu Yönetmelik hükümlerinde ise yüzde on sınırının üzerine çıkacak bir oran belirlenmediği ancak binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oranın belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>82. 4054 sayılı Kanun'da idari para cezasının tespitine ilişkin hükümlerin Kurul tarafından çıkarılacak Yönetmelik ile belirleneceği düzenlenerek uzmanlık ve teknik bilgi gerektiren detaylı konuların ikincil mevzuat ile düzenlenmesi sağlanmıştır. Bir başka deyişle şeklî anlamda bir kanun ile para cezasına ilişkin detayların Yönetmelik'e bırakıldığı, Yönetmelik'te idari para cezasının ilk elden düzenlenmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>83. Yönetmelik ile yapılan düzenlemede üst sınırın Kanun'la belirlenen yüzde on olarak belirlenen oranı aşmadığı anlaşılmaktadır. Ancak Yönetmelik ile binde beşlik bir alt sınır belirlenmek suretiyle Kurulun sahip olduğu takdir yetkisinin kısıtlandığı görülmektedir. İdari para cezası uygulayacak idari makamlara geniş bir takdir yetkisi verilmesi hukuki belirlilik, hukuki güvenlik ve eşitlik ilkeleri bakımından birtakım olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Bu anlamda üst sınırın belirlenerek takdir yetkisinin kullanımında söz konusu olumsuz sonuçların asgariye indirilmesi mümkün olabilmekte ise de idari para cezasına alt sınır getirilmesi ile idari yaptırımın muhatapları açısından aleyhe bir durum oluşturulabilecektir. Somut olayda Kanun'la gayrisafi gelirin yüzde onuna kadar idari para cezası verilebileceği belirtilerek tanınan takdir yetkisinin Yönetmelik ile alt sınır belirlenmek suretiyle başvurucu aleyhine sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>84. Yönetmelik hükümleri ile idari para cezalarına alt sınır getirilmesi suretiyle yapılan sınırlandırmanın alt sınırdan aşağıda idari para cezası verilmesini engelleyerek kanuna aykırı bir durum oluşturması nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik unsurunu sağlamadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>85. Öte yandan Kurulca başvurucunun aleyhine idari para cezası uygulanmasına dayanak olarak gösterilen Yönetmelik hükümlerinin 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır. Yönetmelik hükümlerinin, Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş soruşturmalar hakkında uygulanabileceğine dair geçici 1. maddesine dayanılarak uygulandığı belirtilmiştir. 5326 sayılı Kanun'da ise 5237 sayılı Kanun'un zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından uygulanacağının düzenlendiği ve başvurucunun eylemlerinin gerçekleştirildiği tarihte Yönetmelik'in henüz yürürlüğe girmemiş olduğu dikkate alındığında başvurucuya uygulanan idari para cezasının erişilebilir, belirli ve öngörülebilir bir kanuna dayandığı ve müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu söylenemeyecektir.</p>

<p>86. Müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı tespit edildiğinden Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen diğer unsurlar olan meşru amaç ve ölçülülük kriterlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>87. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>88. Başvurucu Şirket, ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>89. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>90. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>91. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Konut dokunulmazlığı hakkının, haberleşme hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların <i>süre aşımı </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. İdari para cezasının hesabında 2008 mali yılının esas alınması yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer iddialar yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Danıştay Onüçüncü Dairesine (E.2010/2490, K.2013/2706) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>D. 364,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.364,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927820-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="31075"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdari Yargı Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin Duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdari Yargı Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İdari Yargı Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince, idari yargı hâkimlerinin müstemir yetkilerinin belirlenmesi çalışmaları 16.07.2026 tarihi itibarıyla sonuçlandırılarak karara bağlanmış olup, ekte ilan edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca, yeniden inceleme talebinde bulunacak meslektaşlarımızın, taleplerini <strong>24</strong><strong> Temmuz 2026 Cuma günü saat 17:00’a kadar </strong>ekte gönderildiği şekilde personel ortak rolünde bulunan müstemir yetki talep formu ekranını kullanarak ve talep türünü <strong>“Yeniden İnceleme Talebi”</strong> olarak seçtikten sonra yapmaları gerekmektedir.</p>

<p>Müstemir yetkileri belirlenen meslektaşlarımıza yeni görevlerinde başarılar dileriz.</p>

<p>Saygıyla duyurulur.</p>

<p></p>

<p><strong>Ekleri : </strong></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262339bim-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Bölge İdare Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262339idari-yargi-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">İdare ve Vergi Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/120620262146talep-gonderme-kilavuzupdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Talep Gönderme Yöntemi</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru-1</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/yargi/hsk-yeni11.jpg" type="image/jpeg" length="64607"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin Duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bolge-adliye-mahkemeleri-ile-adli-yargi-1-2-3-4-ve-5-bolge-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bolge-adliye-mahkemeleri-ile-adli-yargi-1-2-3-4-ve-5-bolge-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince, bölge adliye mahkemeleri ile adli yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. bölge hâkimlerinin müstemir yetkilerinin belirlenmesi ve tevziye ilişkin taleplerinin değerlendirilmesi çalışmaları 16.07.2026 tarihi itibariyle sonuçlandırılarak karara bağlanmış olup, ekte ilan edilmiştir.</p>

<p>6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca, yeniden inceleme talebinde bulunacak meslektaşlarımızın, taleplerini <strong>24</strong><strong> Temmuz 2026 Cuma günü saat 17:00’a kadar </strong>ekte gönderildiği şekilde personel ortak rolünde bulunan müstemir yetki talep formu ekranını kullanarak ve talep türünü <strong>“Yeniden İnceleme Talebi”</strong> olarak seçtikten sonra yapmaları gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Müstemir yetkileri belirlenen meslektaşlarımıza yeni görevlerinde başarılar dileriz.</p>

<p>Saygıyla duyurulur.</p>

<p></p>

<p><strong>Ekleri:</strong></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262349bam-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Bölge Adliye Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262349adli-yargi-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/120620262146talep-gonderme-kilavuzupdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Talep Gönderme Yöntemi</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bolge-adliye-mahkemeleri-ile-adli-yargi-1-2-3-4-ve-5-bolge-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/hsk-a1.jpg" type="image/jpeg" length="63253"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bingol-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bingol-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 17 Temmuz 2026 Tarihli ve 33312 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bingöl Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>21/1/2019 tarihli ve 30662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 8- (1) Müdür (Başhekim); uzmanlığını veya doktorasını diş hekimliği alanında ya da tıp fakültelerinin dahili bilimler alanlarında tamamlamış, Fakültede kadrolu veya görevlendirme suretiyle görev yapan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süre için görevlendirilir.</p>

<p>(2) Görev süresi sona eren Müdür (Başhekim) aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevi sona eren veya görevinden ayrılan Müdürün (Başhekimin) yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir Müdür (Başhekim) görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10 - (1) İhtiyaç duyulması halinde, uzmanlığını veya doktorasını diş hekimliği alanında ya da tıp fakültelerinin dahili bilimler alanlarında tamamlamış, Fakültede kadrolu veya görevlendirme suretiyle görev yapan öğretim üyeleri arasından en fazla iki kişi, Müdürün (Başhekimin) önerisi ile Rektör tarafından müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) olarak görevlendirilir. Müdür yardımcıları (başhekim yardımcıları), Merkezin hizmetlerinin yürütülmesinde Müdüre (Başhekime) yardımcı olur.</p>

<p>(2) Müdür (Başhekim), görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır ve durumu Dekanlığa bildirir.</p>

<p>(3) Görev süresi sona eren müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya görev süresi dolmadan aynı usulle görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevi sona eren veya görevinden ayrılan müdür yardımcısının (başhekim yardımcısının) yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 11- (1) Yönetim Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Fakültenin devamlı veya görevlendirme ile görev yapan öğretim üyeleri arasından Müdürün (Başhekimin) önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi biten üye, aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğuyla alınır. Oyların eşitliği durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(3) Yönetim Kurulu raportörlüğünü Fakülte Sekreteri yapar.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Danışma Kurulu</p>

<p>MADDE 13- (1) Danışma Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Merkezin faaliyet alanlarında çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluş temsilcileri ve uzmanlar arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi biten üye, aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce aynı usulle görevinden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Danışma Kurulunun görevleri</p>

<p>MADDE 14- (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili olarak Yönetim Kurulunun ihtiyaç duyduğu konularda değerlendirmeler yapmak, görüş ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleri ile ilgili yeni çalışma alanları belirlenmesinde ve ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik önerilerin getirilmesinde görüş bildirmek.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Merkezin ünite ve birimlerinin çalışma usul ve esasları</p>

<p>MADDE 16- (1) Merkez üniteleri ve birimlerinde çalışanlar yürüttükleri hizmetler açısından Müdüre (Başhekime) karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Merkez idari ünite ve birimlerinin görevleri, görevlendirilen personelin görev, yetki ve sorumlulukları ve çalışma şekline ilişkin esaslar Müdür (Başhekim) tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) İlgili mevzuat hükümlerine uygun olarak, ihtiyaç duyulan alanlarda hizmet ve eğitim kalitesini ve verimliliği artırmak amacıyla, Merkezde çalışma grupları, komisyon, komite, ünite ve bağlı birimler kurulabilir. Kurulan birimlerin çalışmalarına ilişkin usul ve esaslar Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Bingöl Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bingol-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="77298"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['12. Yargı Paketi' TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBMM Genel Kurulunda, kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı. Teklifin, idareye başvuru zorunluluğu getiren 1'inci maddesi ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması düzenlemesine ilişkin 16'ncı maddesi, metinden çıkarıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ve Tokat Milletvekili Mustafa Arslan ile 106 Milletvekilinin "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi", TBMM Genel Kurulunda, kabul edilerek yasalaştı.</p>

<p>Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen kanun teklifinden, AK Parti'nin verdiği önergeler doğrultusunda İcra ve İflas Kanunu'na "idareye başvuru zorunluluğu" getiren 1'inci madde ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ilişkin 16'ncı madde çıkarıldı.</p>

<p>Tekliften çıkarılan maddeyle, İcra ve İflas Kanunu'na "İdareye başvuru zorunluluğu" başlıklı yeni bir düzenleme eklenmesi öngörülüyordu. Düzenlemeye göre, Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince idare aleyhine hükmedilen para alacakları, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar için alacaklı veya vekilinin, banka hesap numarasını da bildirerek idareye yazılı başvuruda bulunması zorunlu hale getirilecekti. Başvurunun ardından idarenin hükmedilen tutarı, varsa işleyecek faizi ve diğer ferileriyle birlikte en geç bir ay içinde ödememesi halinde ilamlı icra takibi başlatılabilecekti. Düzenleme uyarınca, bu başvuru yapılmadan doğrudan ilamlı icra yoluna başvurulamayacaktı. AK Parti'nin önergesinin kabul edilmesiyle söz konusu düzenleme teklif metninden çıkarıldı.</p>

<p>Çıkarılan maddede, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kapsamının yeniden belirlenmesi, işkence, eziyet ve kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri kötü muamele suçlarında HAGB uygulanmaması ile usule ilişkin bazı hükümlerin yeniden düzenlenmesi öngörülüyordu.</p>

<p><strong>ELEKTRONİK SATIŞ PORTALINDA YAPILACAK İLANDA DÜZENLEMELER</strong></p>

<p>Elektronik satış portalında yapılacak ilanda da düzenlemelere gidilecek. Buna göre, elektronik satış portalında yapılacak ilanda satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi halinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazine'nin teminat göstermekten muaf olduğu belirtilecek.</p>

<p>Ayrıca söz konusu ilanda elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde 50'si, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde 100'ü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde 50'si ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği yer alacak.</p>

<p>İlanda, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde 10'unun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği, ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına teklif ettiği bedelin yüzde 5'i oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği de bulunacak.</p>

<p><strong>NOTERLİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK</strong></p>

<p>Noterlik Kanunu'ndaki değişiklikle, noterlik evrak ve defterleri, mahkeme, sulh ceza hakimliği ve cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmi daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilecek.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hakimliği veya cumhuriyet başsavcılığı tarafından noterlik evrakının aslının istenmesi halinde ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onaylayacak. Noter, onayladığı örneği yerinde saklayacak ve evrakın aslını ilgili merciye gönderecek.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hakimliği, cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmi daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda, noter istenilen evrakın aslını elektronik ortamda taramak ve güvenli elektronik imzayla imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili merciye elektronik ortamda iletecek. Elektronik ortamda gönderme imkanı bulunmayan durumlarda evrakın aslına uygunluğunu onaylayarak onaylı örneği ilgili merciye gönderecek. Yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmeyecek, posta masrafı ve kanunda düzenlenen tarifeyle belirlenen yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kağıt ücreti dahil herhangi bir ücret alınmayacak.</p>

<p>Danıştay Kanunu'ndaki değişiklikle, 2016'dan itibaren 10 yıl içinde Danıştay'daki daire sayısının 10'a düşürülmesine yönelik 23 Temmuz 2026'da sona erecek süre 4 yıl daha uzatılacak. Ayrıca Danıştay daire sayısının azalmayacak olması dolayısıyla boşalan her 2 üyelik için bir üye seçimi yapılması uygulamasından da 23 Temmuz 2030'a kadar vazgeçilecek.</p>

<p><strong>İDARE MAHKEMELERİNDE TEK HAKİMLE ÇÖZÜMLENECEK DAVALAR</strong></p>

<p>Kanunla, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'da düzenlemeye gidiliyor. Buna göre, idare mahkemelerinde tek hakimle çözümlenecek davaların kapsamı genişletilecek.</p>

<p>Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, konusu 486 bin lirayı aşmayan idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ve tam yargı davaları, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencileri hakkında tesis edilen uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucunu doğuranlar hariç disiplin cezası ile sınıf geçme, not tespiti, yurt, kredi ve burs işlemlerine karşı açılan davalar, kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalar, kamu görevlilerine verilen uyarma cezasına karşı açılan davalar, mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyenler hariç olmak üzere kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezalarına karşı açılan davalar, 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un uygulanmasından doğan davalar, idare mahkemesi hakimlerinden biri tarafından çözümlenecek. Ayrıca 486 bin lirayı aşmayan davalar, vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından karara bağlanacak.</p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki değişiklikle, bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda, kararı hukuka uygun bulursa, kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar verecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması, dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği halde yaptırılmadan karar verilmesi, duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi hallerinde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verecek.</p>

<p>Ancak bölge idare mahkemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması ile duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi hallerinde eksikliği kendisi gidererek karar verebilecek. Bu düzenlemeler dışında kararın kaldırılarak dosyanın, kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemeyecek.</p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, temyizle ilgili belirlenen davalar dışında kalan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar, tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'da temyiz edilebilecek. Ancak idare ve vergi mahkemelerinde tek hakimle görülen davalarda, Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan davalarda, Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan davalarda, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun uygulanmasından kaynaklanan davalarda, sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlarda kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna başvurulamayacak.</p>

<p>Konusu 270 bin lirayı aşıp 920 bin lirayı aşmayan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davaların temyiz edilmesine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılacak.</p>

<p>Genel Kurulda kabul edilen önergeyle bölge idare mahkemesinin istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden verdiği kararlarda, temyiz sınırının altında kalan davalar bakımından, ilk derece mahkemesi kararı ile bölge idare mahkemesi kararı arasında hükmedilen tutar arasındaki parasal farkın, 2026 itibarıyla 55 bin lirasını geçmemesi halinde temyiz yoluna başvurulamayacak. Diğer yandan, 2026 yılı itibarıyla 486 bin lirasını aşmadığı için tek hakim tarafından karara bağlanan davalarda, bölge idare mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi halinde hükmedilen tutarlar arasındaki fark bu yıl için 55 bin lirasını aşsa dahi bu kararlar temyiz edilemeyecek.</p>

<p>Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'daki değişiklikle, adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şartı aranacak. Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi 4 yıl olacak. Yeni atanan veya görevlendirilenler göreve başlayıncaya kadar süresi dolanların görevi devam edecek.</p>

<p><strong>HAKİM VE SAVCI YARDIMCILARININ EĞİTİM SÜREÇLERİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları doğrultusunda Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle, adli yargı hakim ve savcı yardımcıları ile idari yargı hakim yardımcılarına, ilgisine göre, Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku ve usul hukuku alanları ile duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan davalar ve kişisel gelişim konularında eğitim verilecek. Yazılı sınavlarda eğitim verilen konulardan soru sorulacak ve 100 tam puan üzerinden değerlendirilecek. Sonuçlar yazılı sınav kurulunca tutanağa bağlanacak ve Türkiye Adalet Akademisine teslim edilecek.</p>

<p>Sözlü sınavda hakim ve savcı yardımcısının, eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi, mesleki yeterliliği, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği, özgüveni, temsil kabiliyeti ve davranışlarının mesleğe uygunluğu, Türkçeyi etkin bir şekilde kullanma becerisi ile genel kültür ve yetenek düzeyi değerlendirilecek.</p>

<p>Hakimler ve Savcılar Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması halinde uyarma cezası verilecek.</p>

<p>TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ve kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un "Kanuni Faiz"e ilişkin hükmü yeniden düzenleniyor.</p>

<p>Buna göre, Türk Borçlar Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde 80'i üzerinden yapılacak. Söz konusu oran, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde 80'i geçerli olacak.</p>

<p>Düzenlemeyle, Türk Medeni Kanunu'nun taşınırların satılmasını içeren hükmünde değişikliğe gidiliyor. Buna göre, vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirirse değerli şeylerin dışındaki taşınırlar, vesayet makamının vereceği talimat uyarınca, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında açık artırma ile satılacak. Bu hüküm, düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 3 ay sonra uygulanacak.</p>

<p>Kanun'un taşınmazların satılmasını içeren hükmünde yapılan değişikliğe göre, satış, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında açık artırmayla yapılacak ve ihale, vesayet makamının onamasıyla tamamlanacak. Onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak 10 gün içinde verilmesi gerekecek. Bu hüküm de düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 3 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>

<p><strong>DOLANDIRICILIK VE NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇLARINA İŞTİRAK</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) nitelikli dolandırıcılığa yönelik 158. maddesine fıkra ekleniyor. Buna göre, dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, kendisine veya başkasına ait bankaya veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiili ile sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecek.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "genetik inceleme sonuçlarının gizliliği"ni içeren hükmünde değişikliğe gidiliyor. Buna göre, inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği dosyasında delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecek. Sisteme kaydedilen ve dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilip kesinleşmesi hallerinde derhal, diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 20 yıl geçmesiyle cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilecek.</p>

<p>Bilgisi sisteme kaydedilen kişi bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hakim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebilecek.</p>

<p>Bu hüküm uyarınca sisteme kaydedilen bilgiler, yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hakim veya cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilecek.</p>

<p>Mahkeme veya hakim kararlarına karşı itiraz yoluna, cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hakimliğine başvurulabilecek.</p>

<p>İnceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usuller, Adalet ve İçişleri bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/meclis-jnjn7.jpg" type="image/jpeg" length="37837"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrük Kaçakçılığında Hazırlık ve İcra Hareketleri Ayırımı, Suça Teşebbüs, Suçun Tamamlanması ve Hata]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda düzenlenen gümrük kaçakçılığı suçlarında; suçun hangi aşamada icra edilmeye başlandığı, hangi hallerde teşebbüsün sözkonusu olduğu ve suçun ne zaman tamamlandığının tespiti failin ceza sorumluluğunun tespiti yönünden önemlidir. Özellikle gümrük sahasında yapılan kontroller sırasında failin henüz beyan yükümlülüğünün doğup doğmadığı, gümrük idaresine herhangi bir beyanda bulunup bulunmadığı ve eşyanın gümrük denetiminden çıkıp çıkmadığı hususları Yargıtay kararlarında belirleyici kriterler olarak kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>I. İcra Hareketlerinin Başlangıcı</strong></p>

<p>Gümrük kaçakçılığı suçunda hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki sınır; esas itibariyle, kişinin gümrük mevzuatından kaynaklanan beyan yükümlülüğünün başlayıp başlamadığına göre belirlenmektedir.</p>

<p>Gümrük beyannamesinin henüz verilmediği veya gümrük idaresine herhangi bir resmi beyanda bulunulmadığı aşamada gerçekleştirilen fiiller, hazırlık hareketi niteliğindedir. Bu aşamada suçun icrasına başlanıldığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu durumda, failin henüz beyan vermeye davet edilmeden önce aranması veya eşyasının ele geçirilmesi halinde de icra hareketlerinin başlamadığı kabul edilmektedir.</p>

<p>Failin henüz gümrük kontrol noktasına ulaşmadan yakalanması veya gümrük sahasında bulunmasına rağmen kendisine beyan hakkının fiilen tanınmaması durumlarında, fiil hazırlık hareketi sınırları içerisinde değerlendirilecektir. Yargıtay; icra hareketlerinin başlangıcını yalnızca eşyanın gümrük sahasında bulunmasına değil, failin hukuken beyan yükümlülüğü altına girmiş olmasına bağlamaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E. ve 2018/143 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong></p>

<p><i>“5607 sayılı Kanundaki kaçakçılık suçlarının ‘kalkışma suçları’ olarak düzenlenmesine ilişkin hüküm de gözönünde bulundurulduğunda, <strong>eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma iradesi ortaya çıkmadan (rejim-gümrük beyannamesinde bulunmadan) kişileri cezalandırmak, saik ve niyeti (hazırlık hareketlerini) cezalandırmayan çağdaş ceza hukuku ile bağdaşmayacaktır. Kişinin beyan yükümlülüğü başlamadan önce hareketinin teşebbüs aşamasına geçtiğini söylemek bu nedenle mümkün değildir. Başka bir anlatımla, beyan yükümlülüğünün başlamasından önceki aşamada gerçekleşen hareketler hazırlık hareketi niteliğindedir. Suçun teşebbüs aşamasında kalması hali ise, eşyayı ülkeye sokma iradesinin açığa çıktığı andan itibaren, kişinin kaçakçılığa konu eşyayı elinde olmayan sebeplerle ülkeye sokamaması durumunda ortaya çıkacaktır.</strong></i></p>

<p><i>Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen ‘eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma’ suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır.</i></p>

<p><i>…sanık ...’in Türkiye’ye giriş yapmak için <strong>gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...’in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, </strong>bu aşamaya kadarki fiillerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir”</i>.</p>

<p><strong>II. Teşebbüs Aşaması</strong></p>

<p>İcra hareketlerine başlanmış olmakla birlikte; suçun, failin iradesi dışında kalan nedenlerle tamamlanamaması halinde, teşebbüs hükümleri uygulanmaktadır. Bununla birlikte; 5607 sayılı Kanun m.3/22 uyarınca, kaçakçılık suçlarında teşebbüs, tamamlanmış suç gibi cezalandırıldığından, teşebbüs halinin varlığı, ceza miktarı yönünden önem arz etmemektedir.</p>

<p><strong>Bununla birlikte; örneğin TCK m.188’de düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunda, 5607 sayılı Kanun m.3/22’ye benzer bir düzenleme olmadığı için, teşebbüs halinde TCK m.35 uyarınca cezada indirim yapılması teorik olarak ve kanaatimizce mümkündür.</strong> Ancak Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin içtihadı, bu suçun neticesi harekete bitişik suçlardan olduğu ve teşebbüse elverişli olmadığı yönünde ise de; Dairenin kararlarının oybirliğiyle alınmadığı ve bir üyenin isabetli karşı oy gerekçeleri itibariyle, bu görüşün kabulü halinde sanığın cezasında önemli bir indirim yapılabilecektir. <strong>Karşı oyda; </strong>uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanabilmesi için, suça konu maddelerin yurda sokulması ve gümrük incelemesini müteakiben failin fiili hakimiyetine geçmesi gerektiği, gümrük kontrolünün amaçlarından birisinin kaçak veya yasak eşyanın yurda girişinin önlenmesi olduğu, gümrük işlemleri sırasında görevlilerce yakalandığı durumda maddenin yurda sokulmasına engel olunduğundan, fiilin teşebbüs aşamasında kalacağı, 5607 sayılı Kanun m.3/22 ve göçmen kaçakçılığı suçunu düzenleyen TCK m.79/1’de olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan fiillerin tamamlanmış gibi cezalandırılacağı şeklinde TCK m.188’de düzenleme yer almadığından, TCK m.35 uyarınca teşebbüs indirimi uygulanması gerektiği belirtilmektedir <strong>(Karşı oy gerekçeleri için bkz. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Y.10.CD, 13.05.2025, 2021/7343 E., 2025/5538 K.; 21.10.2024, 2024/6048 E., 2024/24290 K.; 22.02.2023, 2021/12081 E., 2023/1389 K.</a>; 08.03.2022, 2020/15351 E., 2022/2733 K.; 14.12.2021, 2020/14526 E., 2021/13679 K.; 13.12.2021, 2020/14147 E., 2021/13536 K.).</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 7. Ceza Dairesi’ne göre;</strong> gerçeğe aykırı gümrük beyannamesinin düzenlenerek gümrük idaresine verilmesi ve tescil edilmesi ile birlikte, artık suçun icrasına başlanmış sayılmaktadır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y.7.CD., 21.03.2019, 2018/1785 E., 2019/28570 K.)</strong>. </a>Ancak gümrük işlemleri tamamlanmadan kaçak eşyanın ele geçirilmesi veya işlemlerin gümrük görevlilerince durdurulması halinde suç tamamlanmış olmayacak ve teşebbüs aşamasında kalacaktır.</p>

<p><strong>Yolcu beraberinde gelen eşya yönünden;</strong> gümrük beyanında bulunma yükümlülüğü doğduğu sırada, ancak kaçak eşyanın gümrüklü alandan çıkıp yurda girmediği aşamada yakalanması halinde, suç yine teşebbüs aşamasında kalacaktır. <strong>Örneğin;</strong> havalimanında yeşil hatta gelen fail, burada görevliler tarafından kontrole alınırsa ve kaçak eşya bu sırada ele geçerse “teşebbüs” hali, fail yeşil hattan geçtikten sonra ise suçun tamamlanması sözkonusu olacaktır. Bununla birlikte, suçun tamamlanması ve teşebbüs hali arasında ceza miktarı yönünden farklılık olmayacaktır. Ancak sanığın yeşil hatta yaklaştığı böyle bir durumda; kanaatimizce, <i>hazırlık hareketi icra hareketi</i> arasında ince bir çizgi olacaktır. Dolayısıyla; yeşil hattın henüz geçilmediği durumlarda, somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekecektir.</p>

<p><strong>III. Havalimanlarında Yeşil Hat Uygulaması ve Beyan Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Havalimanında yeşil hat; yolcunun "gümrüğe tabi beyan edeceğim herhangi bir eşyam bulunmamaktadır" yönünde yaptığı zımni beyan olarak kabul edilmektedir. Bu hattı kullanan yolcu, beyan hakkını kullanmış kabul edilir. Bu nedenle; yeşil hattan geçen bir kişinin, ayrıca gümrük görevlilerince sözlü olarak "beyana tabi eşyanız var mı" şeklinde uyarılması veya beyana davet edilmesi hukuken zorunlu değildir.</p>

<p>Bununla birlikte; henüz bagaj bandında bekleyen, gümrük kontrol noktasına ulaşmayan veya hangi hattı kullanacağı belli olmayan bir kişinin, beyan hakkını kullanma imkanı henüz doğmamış olacağından, bu aşamada gerçekleştirilen yakalamalar hazırlık hareketi kapsamında değerlendirilecektir.</p>

<p>Yeşil hattan geçtikten sonra yakalanan fail bakımından ise; yalnızca "bana beyanda bulunmam için ayrıca fırsat verilmedi" savunması, tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir neden değildir. Kişi yeşil hattı tercih ederek, beyan hakkını kullanmış kabul edilmektedir.</p>

<p>Fail; yeşil hattı geçerek gümrük kontrol noktasından ayrıldığı anda, suç tamamlanmış sayılır. Bu aşamada yapılan kontrolde ele geçen eşya, gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın yurda sokulmuş kabul edilir.</p>

<p>Yolcu henüz yeşil veya kırmızı hat seçimi yapacağı yere gelmemişse (örneğin uçaktan inip bagajını beklediği alanda veya gümrük sahasına henüz girmeden yakalanmışsa), fiil "hazırlık hareketi" aşamasında kabul edilir.</p>

<p><strong>Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin kararlarında; </strong>sanığın yurda ve gümrük kontrol sahasına henüz girmeden, gümrüklü alanda iken kaçak eşya ile yakalanması ve henüz gümrük sahasından geçmeyen sanığa gümrük görevlilerince beyanda bulunma imkanı sağlanmaması halinde, fiilin teşebbüs aşamasına dahi varmayan hazırlık hareketi olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar" rel="dofollow"><strong>(Y.7.CD, 09.07.2020, 2017/13469 E., 2020/11547 K. ve 18.06.2020, 2016/5174 E., 2020/9802 K.)</strong>.</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bununla birlikte; yine <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2022 tarihli, 2021/29233 E. ve 2022/5818 K. sayılı kararı</a>nda, sanık yeşil hattı geçtikten sonra çıkış kapısına yöneldiği sırada yakalanmasına rağmen,</strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda yer verdiğimiz 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E. ve 2018/143 K. sayılı kararı</a>na atıfta bulunarak, <i>“Somut olayda, sanığın gümrük sahasında iken gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan beraberinde getirdiği valiz içerisinde yapılan arama sonucunda bahse konu altın ve mücevheratın ele geçirilmiş olduğu nazara alındığında, anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu” </i>gerekçesiyle, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Kararın içeriğinden;</strong> sanığın hava yolu ile geldiği, havalimanı dış hatlar geliş katında gümrüklü alandan çıkarak çıkış kapısına yöneldiği, yeşil hattı geçtiğine dair tespitler bulunduğu görülmektedir. <strong>Maddi vaka bu şekilde ise; </strong>Dairenin vardığı bu sonucun isabetli olmadığı, yeşil hat uygulamasının niteliği gereği sanığa ayrıca beyanda bulunup bulunmayacağının sorulmasına lüzum olmadığı, yeşil hattan geçen ve gümrük kontrol noktasından uzaklaşarak yurda giriş yapan sanık yönünden suçun tamamlanmış kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>IV. Failin Yabancı Uyruklu Olması ve Hata Hükümleri</strong></p>

<p>Failin yabancı uyruklu olması halinde; sanığın kaçakçılık kastı ile hareket edip etmediği, yani suçun manevi unsuru ve TCK m.30/4’de düzenlenen haksızlık hatası hükmü değerlendirilebilmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.03.2021 tarihli, 2017/587 E. ve 2021/131 K. sayılı kararı</a>ndan; </strong>özellikle yabancı uyruklu veya transit yolcu olan kişilerin Türkçe bilmemesi, gümrük prosedürlerine vakıf olmaması, uluslararası dillerde yeterli uyarı levhalarının bulunmaması veya gümrük görevlilerince gerekli yönlendirmenin yapılmamış olması gibi olguların birlikte değerlendirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu tür durumlarda; failin gümrük mevzuatına aykırı hareket ettiğini bilemeyecek durumda olduğu ve fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düştüğü tespit edilirse, TCK m.30/4’ün tatbiki ve sanığın cezalandırılmaması gündeme gelebilecektir. Bununla birlikte, sadece yabancı uyruklu olmak veya mevzuatı bilmemek tek başına yeterli görülmemektedir. Kaçınılmaz hatanın kabulü için; dil engeli, yetersiz bilgilendirme, yurda ilk defa gelme veya bir defa gelmekle birlikte yanında bulunan eşyanın beyana tabi olduğunu bilmeme, bu konuda idarenin yönlendirme eksikliği ve somut olayın diğer özelliklerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü kanun koyucu; “Kanunun bağlayıcılığı” başlıklı TCK m.4’de, <i>“Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.” </i>hükmüne yer vererek, ceza kanunlarının bilinmesi zorunluluğunu öngörmüştür. TCK m.30/4 ise, failin yabancı olmasından kaynaklanan sebeple işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz hataya düşmesi hali düzenlemiş ve bir cezasızlık sebebi öngörmüştür.</p>

<p>Failin eşyayı gümrük denetiminden kaçırma ve kaçak şekilde yurda sokma yönünde iradesinin bulunup bulunmadığı, manevi unsur yönünden önemlidir. Somut olayın özellikleri; failin kaçakçılık yapma kastı ile hareket etmediğini ortaya koyuyorsa, suçun manevi unsurunun oluşmadığı kabul edilecektir. Bunun yanında; valizinde veya çantasında beyana tabi eşya olduğunu bilmeyen kişi bakımından, suçun maddi unsuru tamam olsa da, kaçakçılık suçunu işleme kastının oluştuğundan bahsedilemez.</p>

<p><strong>V. Sonuç</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında; gümrük kaçakçılığı suçlarında ceza sorumluluğunun belirlenmesinde esas alınan temel ölçütün, beyan yükümlülüğünün doğması olduğu görülmektedir. Beyan yükümlülüğü başlamadan önce gerçekleştirilen hareketler hazırlık hareketi olarak kabul edilmekte olup, cezalandırılmamaktadır. Beyan yükümlülüğünün başlaması ile birlikte icra hareketleri başlamış sayılmaktadır. Bu aşamada; failin iradesi dışında bir sebeple, kaçak eşya gümrük denetiminden geçip yurda giremediğinde teşebbüs sözkonusu olacaktır, ancak fail 5607 sayılı Kanun m.3/22’ye göre suç tamamlanmış gibi cezalandırılacaktır. Eşyanın gümrük denetiminden tümü ile çıkarılması ise, suçun tamamlanma anını oluşturmaktadır.</p>

<p>Havalimanlarında uygulanan yeşil hat sistemi bakımından ise; failin yeşil hattı tercih etmesi hukuken beyan yerine geçtiğinden, ayrıca sözlü beyana davet edilmemesi tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz. Buna karşılık; yabancı uyruklu kişilerin dil bilmemesi, yeterli yönlendirme yapılmaması ve gümrük prosedürlerini objektif olarak anlayamayacak durumda bulunmaları halinde, olayın özelliklerine göre kastın bulunmadığı veya kaçınılmaz hata hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle; her somut olayda, failin bilgi düzeyi, beyan imkanına fiilen sahip olup olmadığı, gümrük idaresinin yönlendirme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği ve failin iradesi bütün deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-te7df.jpg" type="image/jpeg" length="92971"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/7343 E., 2024/6048 E. ve 2021/12081 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 13.05.2025 tarihli, 2021/7343 E., 2025/5538 K. sayılı kararı, 21.10.2024 tarihli, 2024/6048 E., 2024/24290 K. sayılı kararı ve 22.02.2023 tarihli, 2021/12081 E., 2023/1389 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/7343 E., 2025/5538 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/30 E., 2016/18 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞLERİ : 1. Sanık ... yönünden bozma<br />
2. Sanık ... yönünden onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyiz etmeye hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>1. Sanık ... hakkında "Uyuşturucu madde ithal etme" suçundan kurulan hükmün incelenmesi:<br />
Sanığın, UYAP Bilişim Sisteminden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 18.06.2018 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden; diğer yönleri incelenmeyen İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararının 1412 sayılı CMUK'un 321/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322/1. maddesinin (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereği sanığın ölümü nedeniyle, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında "Uyuşturucu madde ithal etme" suçundan kurulan hükmün incelenmesi:<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların aşağıda belirtilen dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>1. 05.11.2013 tarihli eylemde, diğer sanık ...'a gönderilen ve içinde suç konusu uyuşturucu maddenin olduğu gönderinin kendisine ait olduğunu söyleyerek, suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım eden sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 192/3. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>2. Sanığın 05.11.2013 tarihli eylemi sabit ise de; 13.11.2013 tarihli eylemde suç konusu uyuşturucu maddenin yurt dışından getirildiğine ilişkin delil bulunmadığı aşamada, kendi beyanı ile “uyuşturucu madde ithal etme” suçunu ortaya çıkaran sanık hakkında, etkin pişmanlığı nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 192/1. maddesi uyarınca "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla, şartları oluşan şahsi cezasızlık nedeni göz ardı edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde öngörülen "zincirleme suç" hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğnameye aykırı olarak, Üye ...'in sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinin uygulanması gerektiğine dair ek gerekçesi ve oybirliği ile hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
13.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p><strong>E K G E R E K Ç E</strong></p>

<p>05.11.2013 ve 13.11.2013 tarihlerinde Sabiha Gökçen Havalimanı Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü görevlilerince sanık adına yurt dışından gelen gönderilerde yapılan incelemede toplamda net 471 gram sentetik kannabinoid içeren madde ele geçirilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda sanığın zincirleme bir şekilde uyuşturucu madde ithal etme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, sanık ... adına yurt dışından gönderilen gönderilerin henüz sanıklar tarafından teslim alınmadan, gönderilerin içinde bulunan uyuşturucu maddenin Sabiha Gökçen Havalimanı Kargo Bölümünde ele geçirildiği, dolayısıyla sanıkların işlediği kabul edilen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının herhangi bir yerinden sokulması” (Erman/Özek’ten aktaran: Birsen Elmas, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrüğe tabi işlemlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez. Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibarıyla maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (Yiğit İltaş, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). Savaş/Mollamahmutoğlu’na göre de, "İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” (Vural Savaş - Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610).</p>

<p>Öte yandan, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin yirmibirinci fıkrasında yer alan ve kaçak eşya ithal etme fiillerini de kapsayan, "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır." hükmü ile 5237 sayılı TCK'nın "Göçmen kaçakçılığı" başlıklı 79. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki, yasal olmayan yollardan yabancıların ülkeye sokulması fiilini de içeren, "Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklindeki hüküm; kanun koyucu tarafından, kaçak eşya veya insanların ülkeye sokulurken ele geçirilmesi ya da yakalanması halinde eylemin "teşebbüs aşamasında" kaldığının kabul edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, Dairemizin yerleşik kararlarında, uyuşturucu madde ithal etme suçunun neticesi harekete bitişik suç olması nedeniyle bu suça teşebbüsün mümkün olmadığı görüşü benimsenmekte ise de; 5237 sayılı TCK'nın 188/1. maddesinde, uyuşturucu madde ithal etme suçu bakımından, eylem teşebbüs aşamasında kalsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağına dair bir hükme yer verilmemiş olması, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulurken ele geçirilmesi durumunda, teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, kargo ile yurt dışından istenilen uyuşturucu maddeler bakımından da uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanması için suça konu maddelerin ülkeye sokulması yeterli olmayıp, gümrük incelemesini müteakiben sanıkların "fiili hâkimiyetine" geçmesi gereklidir. Somut olayda, Sabiha Gökçen Havalimanı Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü görevlilerince sanık ... adına yurt dışından gönderilen paketler alıcısına teslim edilmeden açılarak uyuşturucu madde ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokularak sanık ...'un fiili hâkimiyetine geçmesine engel olunduğundan, sanık ... elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, sanık ....un işlediği uyuşturucu madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tayin edilen cezadan aynı Kanunun 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır. Dolayısıyla sanık ... hakkındaki bozma kararına bu gerekçenin de eklenmesinin isabetli olacağı düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne ek gerekçeyle iştirak ediyorum. 13.05.2025</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/6048 E., 2024/24290 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>A. Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesince, sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.<br />
B. Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve re'sen de istinafa tabi olan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Eylemin teşebbüs aşamasında kaldığına,</p>

<p>2. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>3. Arama kararı olmadan araçta arama yapılmasının hukuka aykırı olduğuna,</p>

<p>4. Delillerin hukuka aykırı şekilde toplandığına,</p>

<p>5. Eylemin uyuşturucu madde ithali olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfı ile sübutuna, delillerin değerlendirilmesine, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına, 5237 sayılı TCK'nın 188/1. maddesinin uygulanmasına, gümrük sahasında yapılan arama işleminde bir hukuka aykırılık bulunmadığına, delillerin hukuka uygun olarak toplandığına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş; hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
21.10.2024 tarihinde karar verildi.</p>

<p>(K.O.)</p>

<p><br />
<strong>K A R Ş I O Y G E R E K Ç E S İ</strong></p>

<p>31.07.2021 tarihli Yakalama, Cumhuriyet Savcısıyla Görüşme, Talimat Alma, El koyma ve Gözaltına Alma Tutanağına göre, 30.07.2021 tarihinde saat 14.03'de şoförü olduğu tırla Türkiye’ye giriş yapmak üzere, Esendere Gümrük Sahasına gelen sanığın aracının dorse kısmında yapılan x-ray taramasında şüpheli yoğunluk tespit edilmesi üzerine gerçekleştirilen detaylı arama neticesinde, termoking motoruna ait radyatör parçası ile fan motoru arasında bulunan doğal boşlukta 140 paket halinde 35.418,99 gram eroin ele geçirildiği olayda; yapılan yargılama sonucunda sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçundan dolayı mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, Esendere Gümrük Giriş Kapısında yapılan işlemler sırasında sanığın aracında yapılan arama neticesinde uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, görevlilerin müdahalesi nedeniyle sanığın aracında bulunan uyuşturucu maddeyi gümrükten geçiremediği, dolayısıyla sanığın işlediği kabul edilen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.<br />
Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının herhangi bir yerinden sokulması” ( aktaran: , Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrük (sınır) kapılarının bulunduğu yerlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrol noktasından herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez.</p>

<p>Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibarıyla maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). ’na göre de, “İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610)<br />
Öte yandan, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin yirmibirinci fıkrasında yer alan ve kaçak eşya ithal etme fiillerini de kapsayan, "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır." hükmü ile 5237 sayılı TCK'nın "Göçmen kaçakçılığı" başlıklı 79. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki, yasal olmayan yollardan yabancıların ülkeye sokulması fiilini de içeren, "Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklindeki hüküm; kanun koyucu tarafından, kaçak eşya veya insanların ülkeye sokulurken ele geçirilmesi ya da yakalanması halinde eylemin "teşebbüs aşamasında" kaldığının kabul edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, Dairemizin yerleşik kararlarında, uyuşturucu madde ithal etme suçunun neticesi harekete bitişik suç olması nedeniyle bu suça teşebbüsün mümkün olmadığı görüşü benimsenmekte ise de; 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrasında, uyuşturucu madde ithal etme suçu bakımından, eylem teşebbüs aşamasında kalsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağına dair bir hükme yer verilmemiş olması, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulurken ele geçirilmesi durumunda, teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Somut olayda, sanığın Türkiye’ye giriş yaparken aracında bulunan uyuşturucu maddeler gümrük işlemleri sırasında, şüphe üzerine görevliler tarafından yapılan aramada ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, sanık elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. Böyle bir durumda suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesi; yurt dışından getirdiği uyuşturucu maddeyi gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçiren kişilerle, görevlilerin kontrolünü aşamaması nedeniyle maddeyi gümrükten geçiremeyen kişilerin aynı hukuki statüye tabi tutulması anlamına geleceği gibi; gümrük görevlilerinin resmi vazifelerini icra ederken yaptıkları uyuşturucu maddeyi ele geçirme işlemine, gereken hukuki değerin verilmemesi sonucuna da yol açacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tayin edilen cezadan aynı kanunun 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık hakkında Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince verilen hükmün bozulmasına karar verilmesi yerine, temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin çoğunluk kararına iştirak etmiyorum. 21.10.2024</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/12081 E., 2023/1389 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.12.2020 tarihli ve 2020/47 Esas, 2020/395 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 17 yıl 6 ay hapis ve 50.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 22.02.2021 tarihli ve 2021/214 Esas, 2021/307 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve re'sen de istinafa tabi olan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Sabit olan eylemin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğuna,</p>

<p>2. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>3. Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>Kapıkule gümrük sahasına giriş yapan sanığa ait aracın X-Ray cihazında yapılan kontrolde şüpheli bir yoğunluk tespit edilmesi üzerine yapılan arama sonucu, zulalı halde toplam 20 paket esrar ele geçirilen olayda:</p>

<p>Sanığın ikrarı ve suça konu uyuşturucu maddenin miktarı dikkate alınarak uyuşturucu madde ithal etme<br />
eyleminin sübut bulduğu gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfına ve sübutuna, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı ve suça konu uyuşturucunun ülke sınırını geçtikten sonra ele geçmesi karşısında, sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, eleştiri dışında hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 22.02.2021 tarihli ve 2021/214 Esas, 2021/307 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine</p>

<p>gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
22.02.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>20.12.2019 tarihli Arama ve Olay Tespit Tutanağına göre, aynı gün saat 10.25’te binek aracıyla Türkiye’ye giriş yapmak üzere, Kapıkule Gümrük Sahasına gelen Arnavutluk pasaport hamili sanık ...’nin aracında yapılan x-ray taramasında şüpheli yoğunluk tespit edilmesi üzerine gerçekleştirilen detaylı arama neticesinde, koltukların altında gizlenmiş vaziyette 10.408 gram esrar maddesi ele geçirilmiş, sonrasında Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek sanık gözaltına alınmıştır.</p>

<p>Yapılan yargılama neticesinde Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/395 K. sayılı kararıyla, sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçundan dolayı TCK’nın 188/1 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına hükmolunmuş; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 2021/307 K. sayılı kararıyla da istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, Kapıkule Gümrük Giriş Kapısında yapılan işlemler sırasında sanığın aracında yapılan arama neticesinde uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, görevlilerin müdahalesi nedeniyle sanığın aracında bulunan uyuşturucu maddeyi gümrükten geçiremediği, dolayısıyla sanığın işlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının her hangi bir yerinden sokulması” (Erman/Özek’ten aktaran: Birsen Elmas, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrük (sınır) kapılarının bulunduğu yerlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrol noktasından herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün</p>

<p>amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez. Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibariyle maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (Yiğit İltaş, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). Savaş/Mollamahmutoğlu’na göre de, “İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” (Vural Savaş-Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610).</p>

<p>Somut olayda, sanığın Türkiye’ye giriş yaparken aracında gizlediği uyuşturucu madde gümrük işlemleri sırasında görevliler tarafından yapılan aramada ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, sanık elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır.</p>

<p>Böyle bir durumda suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesi; yurt dışından getirdiği uyuşturucu maddeyi gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçiren kişilerle, görevlilerin kontrolünü aşamaması nedeniyle maddeyi gümrükten geçiremeyen kişilerin aynı hukuki statüye tabi tutulması anlamına geleceği gibi; gümrük görevlilerinin resmi vazifelerini icra ederken yaptıkları uyuşturucu maddeyi ele geçirme işlemine, gereken hukuki değerin verilmemesi sonucuna da yol açacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, sanığın işlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında TCK’nın 188/1. maddesi uyarınca tayin edilen cezadan TCK’nın 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 2021/307 K. sayılı hükmünün bozulmasına karar verilmesi yerine, Bölge Adliye Mahkemesi hükmüne yönelik temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin çoğunluk kararına iştirak etmiyorum. 22.02.2023</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/yargitaysay.jpg" type="image/jpeg" length="91107"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2017/13469 E. ve 2016/5174 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 09/07/2020 tarihli, 2017/13469 E., 2020/11547 K. sayılı kararı ile
18.06.2020 tarihli, 2016/5174 E., 2020/9802 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/13469 E., 2020/11547 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Yasaya muhalefet<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Katılan ... İdaresi vekilinin temyizinin münhasıran nakil vasıtasına yönelik olduğu gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>31.05.2014 tarihli olay tutanağı ile aramayı gerçekleştiren tutanak tanıkları gümrük muhafaza memurları ... ve ...'ın beyanlarından, sanığın suç tarihinde Irak'tan Türkiye'ye sevk ve idaresindeki araçla gelirken Habur gümrük sahasına girmeden, köprü denilen mevkide yapılan arama neticesinde aracında suça konu cep telefonların ele geçirilmesi karşısında, henüz gümrük sahasından geçmeyen sanığa beyanda bulunma imkanının tanınmaması nedeniyle suçun icra hareketlerinin gerçekleşmediği anlaşılmakla, yasal unsurları oluşmayan suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>5607 sayılı Kanunun 9/1. maddesi gereğince kaçakçılık suçları ile ilgili yapılacak aramanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca yapılacağı, 5607 sayılı Kanunun 9/2. maddesine göre de gümrük görevlilerinin arama yapma yetkisinin gümrük salonları ve gümrük kapıları ile sınırlı olduğu anlaşılmakla, gümrük sahası dışında bulunan sanığın aracında gümrük görevlileri tarafından yapılmış olan arama hukuka aykırı olup ele geçen delillerin yasak delil niteliğinde olduğu, eşyanın kaçak olmasının durumu değiştirmeyeceği, sanığın ticari amaçla bulundurduğuna dair herhangi bir ikrarının da bulunmadığı nazara alındığında, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, Anayasanın 38/2, 5271 sayılı CMK'nun 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına göre hukuka aykırı surette elde edilen delillere dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Yasaya aykırı, katılan ... İdaresi vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09/07/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/5174 E., 2020/9802 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Yasaya muhalefe<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere, tasfiye</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;<br />
Tüm dosya kapsamının incelenmesinde , 07/11/2013 günü saat 17:05 de Türk Hava Yollarına ait TK 2328 sefer yazılı uçağın transfer yolcularından olan sanığın Dubai’den gelmesi nedeniyle durumu riskli görülerek şahsa ait 1 adet bağaj tespit edilerek takibe alındığı, sanığın yolcu salonunda bulunan 2 numaralı banttan bağajını aldıktan sonra çıkışa yönelmeyerek o esnada Amsterdam'dan gelen uçağın yolcularının bulunduğu 1 numaralı banda girdiği, yolcuların arasına girerek beklemeye başladığı, sanığın daha sonra lavaboya girdiği, saat 18:05 de havalimanına bir başka dış hatlar uçağının indiği ve sanığın önce gümrüksüz satış mağazasına girerek alışveriş yapmaya başladığı ve akabinde bağajını oturduğu bankta bırakarak diğer yolcuların arasında salonu terk ettiğinin görülmesi üzerine görevli ekiplerce müdahele edildiği, sanığa ait bir adet bağajda yapılan kontrollerde toplam 168 adet kaçak cep telefonu ile 44 adet usb telefonu kabloları cinsi eşyaların ele geçirildiği anlaşılan olayda sanık hakkında atılı suçtan mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmış ise de; sanığın henüz yurda girmeden gümrüklü alanda yakalanması şeklindeki eylemin teşebbüs aşamasına dahi varmayan hazırlık hareketi mahiyetinde bulunduğu, sanığa gümrük görevlilerine beyanda bulunma imkanı sağlanmadığı da gözetilerek yasal unsuru oluşmayan suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="30759"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2018/1785 E., 2019/28570 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2019 tarihli, 2018/1785 E., 2019/28570 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/1785 E., 2019/28570 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kanuna muhalefet<br />
HÜKÜM : Beraat</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Sanık ...‘ın ... Kimya Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı firmanın yetkilisi, sanık ...'ın ise ...Lojistik ve Gümrük Müşavirliği A.Ş. unvanlı firmada gümrük müşaviri olduğu, 06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı göndericisi ... Kimya Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti., alıcısı Ankara Company Sounthern Industry Area olan gümrük beyannamesinin onay işlemini müteakip sarı hat evrak kontrolü sonucunda GTİP ve kıymet yönünden tespiti için kırmızı hat fiziki muayeneye sevk edilen ve BİLGE sisteminde kırmızı hatta bulunan ve teslim edilmiş statüsünde gözüken eşyayı fiziki muayeneden kaçırmak suretiyle 5607 sayılı Kaçakçılık Kanununa muhalefet ettikleri iddiasıyla cezalandırılmaları için kamu davası açıldığı;</p>

<p>Sanık ...’ın aşamalarda; Erenköy Gümrük Müdürlüğünce tescilli 06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı ihracat beyannamesi ve muhteviyatı eşyanın firmalarına ait olduğunu, söz konusu beyannamenin alıcısı olan firma ile malları taşıyacak olan firma arasında problem oluştuğunu, alıcı firmanın siparişi iptal ettiğini ve yetkilisi olduğu firmanın Adana’ya taşınmasından dolayı beyannamenin iptalinin geciktiğini, aynı malların geç de olsa kırmızı hatta muayenesinin yapıldığını, daha sonra yurt dışına ihraç edildiğini ifade etmiş ve savunmuştur.</p>

<p>Sanık ... aşamalarda; Gümrük müşaviri olduğunu ve 06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı ihracat beyannamesini düzenleyip gümrüğe sunduğunu, 54. hanesindeki isim ve imzanın kendisine ait olduğunu, alıcı firma tarafından siparişin iptal edildiğini, alıcı firmanın iptal talebi üzerine beyannamenin iptal edilmesi için gümrüğe başvuruda bulunduğunu, gönderici firmanın Adana’ya taşınmasından dolayı beyanname konusu malların kırmızı hatta muayeneye geç sunulduğunu, eşyalara ilişkin olumsuz bir duruma rastlanmadığını ifade etmiş ve savunmuştur.</p>

<p>06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı ihracat beyannamesinin onay işleminin yapılmasına müteakip kırmızı hatta düştüğü ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 64. maddesinde beyannamenin iptali konusunda "Madde 64-1. Gümrük İdareleri, beyan sahibinin talebi üzerine ve eşyanın yanlışlıkla beyanname konusu gümrük rejimine tabi tutulmasına veya beyan edildiği rejime tabi tutulmasının özel nedenlerle artık mümkün olmadığına ilişkin kanıtlayıcı belgeleri ibraz etmesi halinde, tescil edilmiş bir beyannameyi iptal ederek, gerektiğinde yeni bir rejim beyanında bulunulmasına izin verebilirler.</p>

<p>Ancak, Gümrük İdareleri'nce beyan sahibine eşyanın muayene edileceğinin bildirilmiş olduğu hallerde, muayenenin sonucu alınmadan beyannamenin iptaline ilişkin talep kabul edilmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beyannamenin iptali, yürürlükteki cezai hükümlerin uygulanmasına engel oluşturmaz." ve keza "Gümrük Yönetmeliğinin 121/2. maddesi gereğince "Eşyanın teslimine kadar; a) Eşyanın muayenesi için bilgisayar sistemi tarafından beyanın kontrolü türünün kırmızı hat olarak belirlenmesinden, b) Beyan edilen eşyaya ilişkin bilgilerin yanlış olduğunun tespit edilmesinden, önce beyannamede düzeltme yapılmasına izin verilir ve herhangi bir cezai işlem uygulanmaz." hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; gümrük eşyasının muayene edileceğinin idarece beyan sahibine bildirilmesi halinde bu beyannamenin iptalinin talep edilemeyeceği, eşyanın kontrol türünün bilgisayar sistemi tarafından kırmızı hat olarak belirlenmesi halinde bu eşyanın fiziki muayenesinin zorunlu olduğu, eşyanın kontrol türünün kırmızı hat olarak belirtilmesi halinin beyan sahibine eşyanın fiziki olarak muayene edileceğinin bildirilmesi anlamına geldiği, böyle bir durumda muayene sonucu alınmadan beyannamenin iptaline ilişkin talebin kabul edilemeyeceği, beyannamenin iptalinin cezai hükümlerin uygulanmasına engel olmayacağı sonucuna varılmaktadır.</p>

<p>Somut olay ve bu hükümler değerlendirildiğinde; eşyanın kırmızı hatta düşmesi üzerine Gümrük İdaresi'nin sanıklara muayene için hazır bulundurmaları ihtarı yapma yükümlülüğü olmadığı ve eşyanın muayene için hazır edilmesi gerektiği ve eşyaların onay işlemine rağmen gümrükte baştan itibaren hazır bulundurulmadığı, eşyaların gümrüğe getirilmediği, bu suretle olmayan eşyayı ihraç etmeye teşebbüs ettikleri ve bu suretle sanıkların, olayın başından beri ihraç edilmemiş bir eşyayı ihraç edilmiş gibi göstererek haksız çıkar sağlama kastıyla hareket ettiklerinin kabulü gerektiği, sanıkların beyanname düzenleyerek idareye vermeleri ve beyannamenin tescili, atılı suçun icra hareketini oluşturduğu, ancak atılı kaçakçılık suçunun tamamlanması için öngörülen haksız çıkar elde edilemediği için eylem teşebbüs aşamasında kaldığı, 5607 sayılı Kanunun suç tarihinde yürürlükte bulunan 3. maddenin (18) fıkrasına göre: "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış suç gibi cezalandırılır." hükmü gereğince sanıkların olaydaki fonksiyonlarına göre durumlarının değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken dosya kapsamıyla örtüşmeyen gerekçeyle beraatlerine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, katılan Gümrük İdaresi vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="85948"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2021/29233 E., 2022/5818 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2022 tarihli, 2021/29233 E. ve 2022/5818 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/29233 E., 2022/5818 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet suçundan sanık ...'nun, anılan Kanun'un 3/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 4 gün adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl denetim süresi belirlenmesine ve suça konu gümrük kaçağı olduğu tespit edilen 23.779,55 gr. külçe altın ve 201,45 gr. mücevheratın müsaderesine dair Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/04/2015 tarihli ve 2013/1372 esas, 2015/269 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/07/2015 tarihli ve 2015/1138 değişik iş sayılı kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde suç işlemediğinden bahisle hakkındaki hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının düşürülmesine, müsadere konusu eşyanın iadesine yönelik talebinin reddine dair Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/07/2020 tarihli ve 2013/1372 esas, 2015/269 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii BAKIRKÖY 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/09/2020 tarihli ve 2020/1096 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 27/07/2021 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/09/2021 tarihli ve KYB. 2021/95262 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.</p>

<p>Mezkür ihbarnamede;</p>

<p>Dosya kapsamına göre,</p>

<p>1. Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/07/2015 tarihli ve 2015/1138 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede,</p>

<p>A) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede,</p>

<p>Somut olayda, sanık hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/12/2013 tarihli iddianamede yer alan, "Suç tarihinde (28/10/2013) İstanbul Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince Lufthansa Havayollarına ait LH1770 sefer sayılı uçakla Atatürk Hava Limanında dış hatlar geliş katında gümrüklü alandan çıkarak çıkış kapısına yönelen 521709240 Almanya kimlik numaralı şüphelinin eşyaları arasında kaçak eşya tespit tutanağına konu İstanbul Kuyumcular Odasınca inceleme raporu tanzim edilen 23779,55 gr tutarında külçe altın, 201,45 gr tutarında mücevherci eşyası cinsi gümrüklenmiş değeri 1.355.025,29 TL tutarında eşya ele geçirilmiştir." şeklindeki açıklamalar ile kamu davası açıldığı,</p>

<p>Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında " KEM tutanağı, KEM tespit varakası, bilirkişi raporu, gümrük idaresinin gümrüklenmiş değere ilişkin yazısı ve dosyadaki diğer delillerin değerlendirilmesinden sanığın olay tarihinde AHL' dan Türkiye' ye giriş yaptığı, pasaport kimlik kontrolünden ve gümrüklü alandan çıkarak hava limanını terk etmek üzere "Gümrüğe Tabi Eşyam Yoktur." anlamına gelen yeşil hattı geçtikten sonra, sanığın hal ve hareketlerinden şüphe edilmesi üzerine, sanığın bagajlarında yapılan arama sonucu suça konu gümrüğe tabi eşyanın ele geçirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Toplanan deliller hep birlikte değerlendirildiğinde sanığın olay tarihinde gümrük işlemlerine tabi eşyayı yurda izinsiz olarak sokmaya çalıştığı, söz konusu eşyaların niteliği, miktarı, sanığın ekonomik durumu nazara alındığında suça konu eşyaların ticari amaçla getirildiği, altın ithalatı için ithalatçının Kıymetli Madenler Borsası üyesi olması, eşyayı girişte beyan etmesi, eşyanın 3 iş günü içerisinde Borsaya teslim edilmesi ve ayar evi raporu alınması gerektiği, sanığın bu yükümlülüklerin hiçbirisini gerçekleştirmediği, eşyayı gümrük denetiminden gizleyerek yurda sokmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanığın 28/10/2013 tarihinde ülkeye giriş yaptığı, eşya ile birlikte yakalandığı, hakkında Gümrük İdaresince tutanak düzenlendiği, sanığın bu tarihten 3 gün sonra, 31/10/2013 tarihinde Beyoğlu Vergi Dairesine müracaat ederek yurt dışı faaliyetleri nedeniyle oluşan varlık kapsamında sermaye beyanında bulunduğu, tahakkuk ettirilen vergileri de ödediği; ancak sanığın suç tarihinden önce her hangi bir müracatının bulunmadığı, hava limanında suça konu eşyalarla birlikte yakalandıktan 3 gün sonra cezai müeddiyeden kurtulmak amacıyla söz konusu müracatı yaptığı kanaatine varıldığından sanığın bu yöndeki savunmasına da itibar edilmemiştir. Bu nedenle sanığın sabit olan eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokmak suçundan dolayı cezalandırılması ve kaçak eşyanın müsaderesine karar verilmesi gerekmektedir." şeklindeki açıklamalar ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmış ise de;</p>

<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan, "(Değişik: 28/3/2013-6455/54 md.) (1) Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır." şeklindeki,</p>

<p>4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun "Eşyanın Gümrüğe Sunulması" başlıklı 39. maddesinde yer alan, "(Değişik: 18/6/2009-5911/9 md.) Türkiye Gümrük Bölgesinin kara suları veya hava sahasından durmaksızın geçen taşıt araçları ile taşınan eşya hariç olmak üzere, Türkiye Gümrük Bölgesine gelen eşya, getiren kişi ya da duruma göre eşyanın gelişinden sonra taşıma sorumluluğunu üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulur. Gümrüğe sunan kişi, eşyayı daha önce ibraz olunan özet beyan ya da gümrük beyannamesi ile ilişkilendirir." şeklindeki,</p>

<p>Anılan Kanun'un 40. maddesinde yer alan, " Müsteşarlık; a) Yolcu beraberinde getirilecek, b) Gümrüğe sunulmaksızın bir gümrük rejimine tabi tutulabilecek, Eşya hakkında, 39 uncu madde hükümleri dışında özel düzenlemeler yapabilir." şeklindeki,</p>

<p>07/08/1989 tarihli ve 89/14391 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına istinaden, 11/08/1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın "Kıymetli madenler, taşlar ve eşyalar" başlıklı 7. maddesinde yer alan, "a) Kıymetli madenler, taşlar ve eşyaların Dış Ticaret Rejimi esasları dahilinde Türkiye'ye ithali ve ihracı serbesttir. Ancak, standart ve standart dışı işlenmemiş kıymetli madenlerin, ithal ve ihracında gümrük idarelerine beyan verilmesi esas olup, ithalat ve ihracat Rejim, Karar ve Yönetmelikleri uygulanmaz. Standart işlenmemiş kıymetli madenlerin ithali yalnızca, Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla Kıymetli Madenler Borsası üyesi Kıymetli Maden Aracı Kuruluşları tarafından yapılır. Ancak, Kıymetli Madenler Borsası üyesi aracı kuruluşlar ithal ettikleri standart ve standart dışı işlenmemiş kıymetli madenleri üç iş günü içinde Borsaya teslim etmek zorundadır."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>şeklindeki düzenlemeler ile,</p>

<p>Benzer bir olayla ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03/04/2018 tarihli ve 2017/7-735 esas, 2018/143 karar sayılı ilamında yer alan, "Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 10.07.2007 tarihli ihbar ve 11.07.2007 tarihli olay, yakalama ve elkoyma tutanakları içeriğine, tutanak tanıklarının beyanları ile sanıkların savunmalarına ve dosya kapsamına göre; 10.07.2007 tarihinde gece geç saatlerde Suriye'den gelip siyasi sınırı aracı ile geçerek Türkiye'ye giriş yapan sanık ...'in gümrük sahasından geçiş yapmak istediği, inşaat halinde bulunan gümrük sahasındaki fiziki şartların uygun olmaması nedeniyle işlemlerinin sabah yapılacağının ve gümrük sahasında beklemesi gerektiğinin gümrük muayene memurlarınca sanığa söylendiği, gümrük sahasında beklemekte olan ve pasaport işlemleri devam eden sanığın yanına, gümrük işlemlerinde tercüman olarak yardımcı olması için sanık ... tarafından gönderilen sanık ...'in geldiği, sanıklar ... ile ...'in sabah geçiş yapmak üzere araçta bekledikleri sırada, ihbar üzerine ilçe kaymakamı ile polis memurlarının gümrük sahasına geldikleri, gümrük memurlarınca sanık ... beyana davet edilmeden ve sanığa beyanda bulunma hakkı tanınmadan, gümrük muayene memurlarının katılımı ile araçta yapılan aramada arka koltuk üzeri ve altı ile arka koltuk cam ön kısmında suça konu külçe altınların ele geçirildiği, sanıklar ... ve ...'in gözaltına alınmalarını takiben gümrük sahasına geldiği görülen sanık ...'nın da adı geçenlerle ilgisi olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine yakalandığı olayda; sanık ...'in Türkiye'ye giriş yapmak için gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...'in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiilerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir." şeklindeki açıklamalar karşısında,</p>

<p>Somut olayda, sanığın gümrük sahasında iken gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan beraberinde getirdiği valizi içerisinde yapılan arama sonucunda bahse konu altın ve mücevheratın ele geçirilmiş olduğu nazara alındığında, anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiillerin bir başka suçu da oluşturmadığı gözetilmeden, beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
B) 5607 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan 5/2. maddesinde yer alan, "Yedinci fıkrası hariç, 3'üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz"</p>

<p>şeklindeki düzenleme ile Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/04/2015 tarihli kararın gerekçe bölümünde yer alan, "Gümrük resim ve vergilerinden oluşan 4.532,09-TL sanık tarafından gümrük saymanlık veznesine yatırılarak kamu zararı karşılanmıştır." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, söz konusu ödemenin ne zaman yapıldığı araştırılarak anılan etkin pişmanlık hükmünün sanık hakkında uygulanıp uygulanmayacağı hususu tartışılmadan karar verilmesinde,<br />
C- 5237 sayılı Kanun'un 52. maddesinde yer alan “(1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. (2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, sanık hakkında 4 gün olarak hükmedilen adlî para cezasının miktarının belirlenmemesinde,</p>

<p>2. Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/09/2020 tarihli ve 2020/1096 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede,<br />
Benzer bir olayla ilgili Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 16/06/2021 tarihli ve 2020/4032 esas, 2021/8142 karar sayılı ilamında yer alan, "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 12.01.2009 tarihinden itibaren denetim süresi olan 5 yıl içinde kasten yeni bir suç işlemediği gerekçesiyle 21.01.2016 tarihli karar ile 5271 sayılı CMK'nun 231/10. maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verildiği anlaşılmış ise de, duruşma günü taraflara usulüne uygun tebliğ edilmesi ve duruşma açılması gerektiği gözetilmeden, sanık ve katılan Gümrük İdaresi vekilinin duruşmadan haberdar edilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş," şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, somut olayda duruşma gününün taraflara usulüne uygun tebliğ edilmesi ve duruşma açılması gerektiği, sanık ve katılan Gümrük İdaresi vekilinin duruşmadan haberdar edilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verildiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği “1-A, 1-B, 1-C” bentlerinde yazılı nedenler yerinde görülmediğinden, CMK'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına kararın bozulmasına dair talebinin 1-A, 1-B, 1-C bentlerinde yazılı maddeler yönüyle REDDİNE,</p>

<p>2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği “2 nolu” bendinde yazılı nedenler yerinde görüldüğünden, Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 23/09/2020 tarih ve 2020/1096 D. İş sayılı kararının CMK'nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, 21/03/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="20778"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/587 E., 2021/131 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.03.2011 tarihli, 2017/587 E., 2021/131 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/587 E., 2021/131 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Asliye Ceza</p>

<p>Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanık ...'ın 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunu'nun 3/1, TCK'nın 62, 52/2-4, 50/1-a ve 54. maddeleri gereğince 14.000 TL ve 80.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve müsadereye ilişkin Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2013 tarihli ve 1317-204 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 01.10.2015 tarih ve 22451-19445 sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.02.2017 tarih ve 3901sayı ile;<br />
''...Tüm dosya kapsamına göre Libya uyruklu olan ve yine 2011 yılında Libya'da yaşanan iç karışıklık sırasında kurulup daha sonra ülkenin Genel Kurmayı niteliğine bürünen Libya Askeri Konseyinin bir mensubu olan sanığın, konsey tarafından kendisine BAE (Dubai)'ne götürülüp karşılığında ilaç alması için teslim edilen altınları ülkemiz gümrük bölgesine sokma amacıyla hareket ettiğinden bahsedilemeyeceği, uçak değiştirmek için yanında bulunan gümrüğe tabi eşyayı hata ile ülkemiz gümrük sahasına sokmasının suç kastıyla hareket ettiğini göstermeyeceği, dolayısıyla üzerine atılı suçun manevi unsurunun oluşmadığı düşüncesinde olduğumuzdan, suç kastı bulunmayan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği hâlde mahkûmiyetine karar verilmesine ilişkin yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği...'' görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 15.03.2017 tarih ve 5797-1770 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kaçakçılık suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
29.10.2011 tarihli olay tutanağına göre; Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali geliş katı yolcu karşılama salonunda kolluk görevlilerince yapılan denetim ve kontroller sırasında gümrüklü alandan çıkarak ''A'' giriş kapısına yönelen sanıktan şüphelenilmesi üzerine kolluk görevlilerince yapılan pasaport kontrolünde sanığın TK0636 sefer sayılı uçakla Trablus’tan geldiğinin anlaşıldığı, devamında beraberindeki bagajın kontrolü için X-ray cihazına sevk edildiği, şüpheli yoğunluk görülmesi üzerine yapılan fiziki kontrolde bagaj içerisinde beş adet külçe altının ele geçirildiği, Hava Limanı içerisinde yer alan PTT ofisinde yapılan tartımda ele geçen eşyanın 16.850 gr ağırlığında külçe altın olduğunun tespit edildiği,</p>

<p>23.02.2012 tarihli tutanağa göre; suç konusu altınların Merkez Bankası İstanbul Şubesi nezdinde emanete alındığı,</p>

<p>Libya Ulusal Geçici Geçiş Konseyi Yürütme Ofisince 10.11.2011 tarihli ve 363 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine hitaben düzenlenen Şifai Nota'ya göre, sanığın 02.11.2011 tarihinde Libya’ya geri gönderileceğinin bildirildiği, UGK Yönetim Kurulu Dışişleri Konsolosluk İşleri İdaresince, sanıktan alıkonulan altınların iadesi için Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğinden Türk makamları nezdinde girişimde bulunulmasının istendiği,</p>

<p>Libya Büyükelçiliği Ankara Temsilciliğince Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına hitaben gönderilen ''Acil'' başlıklı faks suretinde, aynen; ''Libya vatandaşı ...’nin Türkiye’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri’ne giderken beraberindeki altınlar ile yakalanması ile ilgili 01.11.2011 tarihli notasına atfen, Libya vatandaşı ...’nin serbest bırakılmasıyla ilgili çabalarınızı taktir ederken, el konulan altınların Trablus Askeri Konseyi’ne ait olduğunu belirten ve ilgililerin devrimci yaralıların tedavisine katkıda bulunmak için Birleşik Arap Emirlikleri’nden bazı ilaç ve tıbbi malzemeleri götürmek üzere Konseyin Sağlık Komitesi tarafından görevlendirildiğini bildiren Trablus Askeri Konseyi Başkanı'nın mesajını ilişikte sunar, Türk makamlarınca el konulan altınların serbest bırakılmasını rica ederiz.'',</p>

<p>17.11.2011 tarihli Tropoli Askeri Konseyi tarafından Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Müdürlüğüne hitaben gönderilen faks suretinde ise aynen; ''Emar Ali Emar’ın Tropoli Askeri Konseyi’nde bir direnişçi olup, yaralı direnişçilerin tedavisinde katkı sağlayan ilaçları Birleşik Arap Emirlikleri’nden temin etmek amacıyla Tropoli Askeri Konseyi tarafından atandığını onaylar, var olan durumlar ve yabancı dövizin bulunamaması nedeniyle yaklaşık 16.854gr ve özelliklerini belirttiğimiz ham altını Alı Abu Al Qasem adlı ticari ruhsat taşıyan altın mağazasından satın alındığını, altınların külçe numaralarının 0930/10, 01053/10, 0946/10, 01090/10, 1129/10, olduğu, Tropoli Askeri Konseyi’nin bilgisi dahilinde, Cumartesi günü 29.10.2011 tarihinde Emar Ali Emar altınları alarak Birleşik Arap Emirlikleri’nde altın çarşısında bulunan Tasili adlı şirkete teslim edip altınlar karşılığında ilaç ve bazı tıbbi cihazların alımlarına karşı takas etmek amacıyla Tropoli Havaalanından ayrılıp Türkiye’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri'ne doğru hareket etmiştir. Yalnız şahıs bilmeyerek Türkiye Havalanı Salonuna girmesi sonucunda gümrük polisleri tarafından yakalanmış ve altınlara el konulmuştur. Direnişçi yaralıların tedavisinde kullanılacak bu ilaçların Libya halkının çektiği acıları hafifletmesinde önemli rol oynaması nedeniyle Tropoli Askeri Konseyi’ne ait olan bu altınların serbest bırakılmasını rica ederiz.''</p>

<p>Bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün 23.11.2011 tarihli analiz raporuna göre, dava konusu beş adet külçe altının % 0746,80 ilâ % 0783,90 oranında altın ihtiva ettiği,</p>

<p>13.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna istinaden düzenlenen kaçak eşyaya mahsus tespit varakasına (KEMT) göre; dava konusu eşyanın CİF değerinin 1.246.988 TL (710.939 USD), gümrüklenmiş değerinin ise 1.246.988 TL olarak tespit edildiği,</p>

<p>27.12.2011 tarihli KEMT varakasına göre; suç eşyasının toplam CİF değerinin 1.301.749 TL, gümrük vergisinin 0.00 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 1.301.749 TL olduğu,</p>

<p>13.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre, ele geçen eşyanın, hurda, 18 ayar ağırlıklı altınların profosyonelce eritilmesi neticesinde elde edilmiş beş adet takoz diye tabir edilen külçe altın niteliğinde olduğu ve söz konusu altınların yabancı menşeli olup yeniden işlenmek veya satılmak amacıyla yurda getirildiği,</p>

<p>19.06.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; 29.10.2011 tarihinde Atatürk hava Limanı gümrüklü alan çıkışında, emniyet yetkililerince bagajında 16.850 gr ağırlığında beş adet külçe altın bulunan sanığın; transit yolcu olduğunu ve İstanbul üzerinden Dubai’ye gideceğini, altınların gümrüklü alandan çıkarılmaması gerektiğini bilmediğini, bu konuda uyarılmadığını, suç kastının bulunmadığını, Trablus Askeri Konseyinde görev yaptığını dava konusu altınları Konseyin verdiği görev gereği Dubai’ye götürüp oradan ilaç ve tıbbi malzemeyle değiştirerek Libya’ya geri götüreceğini ileri sürdüğü, bu açıklamaların gerek Trablus Askeri Konsey Başkanının mesajı gerekese Ankara’daki Libya Büyükelçiliğinin notası ile örtüşmesi nedeniyle sanığın beyanının doğru olduğu, sanığın dava konusu altınları Türkiye’ye kaçak yollardan sokmak istediğine dair dosyada başkaca bir delil ve bilgi bulunmadığından kaçakçılık kastınının bulunmadığı,</p>

<p>28.11.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; 20249 sayılı ve 11.08.1989 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararı’nın 2/i maddesinde işlenmemiş ve işlenmiş altın;</p>

<p>''İşlenmemiş altın, en az 995/1000 saflıkta, nitelikleri müsteşarlıkça belirlenen barlar veya külçeler halindeki altını, 2/ii maddesinde işlenmiş altın, 995/1000’den daha küçük saflıkta, gerek bir işçilik uygulanarak ziynet veya süs eşyası haline dönüştürülmüş, gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım-satım yapılan altın'' şeklinde tanımlanmıştır. İşlenmemiş altın, Gümrük Giriş Tarife Cetveli'nde, 7108.12 Gümrük Tarife istatistik Pozisyonu'nda yer almakta olup, ithali ancak Merkez Bankası ve İstanbul Altın Borsasına üye olan kuruluşlar tarafından yapılabilmektedir. İşlenmiş veya yarı hâlde işlenmiş altın (külçe hâlinde) 7108.13 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu'nda yer almakta olup ithalinde 20.06.2007 tarihli ve 26558 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kıymetli Maden ve Taş Analizinde Yetki Verilecek Ayar Evlerinin Standartları, Seçimi ve Denetimi Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Tebliğ hükümlerince gümrük idaresi tarafından ayar tespiti için darphanenin yetkilendirmiş olduğu laboratuvarlara gönderilmekte, yapılan analiz sonucunda verilecek yazı neticesinde gümrük idaresince ithal işlemi sonuçlandırılıp eşya sahibine teslim edilmektedir. Gerek işlenmemiş, gerekse yarı işlenmiş veya işlenmiş altının ithali altından mücevherci eşyası hariç gümrük vergilerinden muaf olarak yapılmaktadır. Dava konusu eşya işlenmemiş altın olmadığı tespit edildiğinden ithali serbest olup bu anlamda herhangi bir kayıt bulunmamakta, keza herhangi bir mercinin izni de aranmamaktadır. Ancak herhangi bir eşyayı ithal hakkı, Türkiye’de yerleşik kişilere tanınmış olduğundan, suç konusu altınları Libya uyruklu sanığın ithal hakkı bulunmamaktadır. Gümrük bölgesinden yurda giriş yapan sanığın suça konu eşyayı zatî eşyası arasında kolluk güçlerince tespit edilmesi nedeniyle de beyana tabi yolcu beraberi ticari mahiyette bir eşyayı beyan etmeyerek serbest dolaşıma soktuğu, bu halîyle dava konusu altınları yasal yoldan ithal edebilmesi için öncelikle 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve bu Kanun'a bağlı Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu Hakkında 32 Sayılı Karar ve Tebliğleri hükümlerinde gümrük idaresine beyanı zorunlu olan kıymetli maden cinsi eşyanın gümrük idaresine beyan edilmesi ve tebliğ hükümlerinde ayar tespiti yapılarak Kıymetli Madenler Borsasına teslimi gerekmekte olup ancak bu ithalatın Türkiye’de yerleşik kişilerce yapılması gerekmektedir. İnceleme konusu olayda ticari mahiyettte bir eşyanın gümrük denetimine tabi tutulmaksızın serbest dolaşıma sokulması sebebiyle 5607 sayılı Kanun'un 3/1. maddesinde belirtilen kaçakçılık fiiilinin işlendiği görüşü ile beraber aynı Kanun uyarınca eylemin, suç veya kabahat oluşturmadığının takdir edilmesi halinde ise Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümlerine muhalefet niteliğinde olduğu,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanık kollukta; Dubai'ye gitmek üzere saat 18.00 sıralarında İstanbul Atatürk Hava Limanına giriş yaptığını, Dubaiye’ye satmak amacıyla altın götürdüğünü, Libya’da savaş çıktığı için Dubai’ye direk uçuş olmadığını, akşam saat 22.00'de Dubai’ye uçağı olduğu için geliş katından çıkış yaptığını ve yukarı katta bulunan gidiş katına yöneldiğini, polislerin burada bagaj kontrolü yaptığını, beraberinde getirdiği altınları gümrüğe beyan etmediği için hakkında işlem yapıldığını, diğer ülkelerde böyle bir uygulama olmadığından gümrüğe beyanda bulunması gerektiğini bilmediğini,</p>

<p>Mahkemede ise Trablus Askeri Konseyinde görevli olduğunu, dava konusu altınları Konseyin kendisine verdiği görev gereği Dubai’ye götürüp orada ilaçla ve tıbbi malzemeyle takas ederek Libya’ya götürmek istediğini, Dubai’ye direk uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden gittiğini, biletini henüz almadığını, uçak indikten sonra iki saat sonraki veya daha sonraki bir THY uçağından bilet almak üzere gümrüklü alandan çıktığını, ancak yolcu karşılama salonunda polis tarafından durdurulduğunu ve bagajındaki altınların ele geçtiğini, dava konusu altınların gümrüklü alandan çıkarılmaması veya emanete ya da gümrük idaresine teslim edilmesi gerektiğini bilmediğini, zira bu konuda uyarılmadığını, Türkçe bilmediği için polisin kendisine söylemek istediklerini anlayamadığını, soruşturma aşamasında ifadesi alınırken kendisine sorular soran kişinin bazen Türkçe bazen de İngilizce konuştuğunu, ancak İngilizceyi de tam olarak bilmediğini, altınları Dubai' de ''Tasili'' isimli şirkete teslim edeceğini,</p>

<p>Savunmuştur.</p>

<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 3. maddesinin birinci fıkrası;</p>

<p>"Eşyayı, gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın Türkiye'ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye'ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.” şeklinde düzenlenmiş iken suç tarihinden sonra 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun'un 54. maddesi ile;</p>

<p>“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.” şeklini almıştır.</p>

<p>Buna göre, bir eşyanın kaçakçılık fiiline konu olabilmesi için gümrük işlemine tabi tutulmadan yurda ithal edilmesi gerekmektedir. Suçun oluşumunda önem arz eden gümrük işlemlerinden, ithal ya da ihraç edilecek eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulması anlaşılmalıdır.</p>

<p>5607 sayılı Kanun'da “Gümrük işlemi” kavramına ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte, mülga edilen 4926 sayılı Kanun'un “tanımlar” başlıklı ikinci maddesi gümrük işlemi kavramını “Gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemleri ifade eder.” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre gümrük işlemi, bir eşyanın gümrük idareleri tarafından gerek gümrük mevzuatı gerekse ilgili mevzuatlar çerçevesinde onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması için gerekli tüm işlemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getirilen eşya, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması sonrasında ülkeye sokulabilecektir.</p>

<p>İthalattaki gümrük işlemleri ile ilgili olarak; 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 33. maddesinde Türkiye Gümrük Bölgesine giriş ve çıkışların gümrük kapılarından yapılabileceği, 34. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine giren veya çıkan taşıtların gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak, gümrük idareleri tarafından denetleneceği, 36. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen eşyanın, girişinden itibaren gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak gümrük idareleri tarafından denetleneceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>4458 sayılı Kanun'un 39. maddesinde ise Türkiye Gümrük Bölgesinin kara suları veya hava sahasından durmaksızın geçen taşıt araçları ile taşınan eşya hariç olmak üzere, Türkiye Gümrük Bölgesine gelen eşyanın, getiren kişi ya da duruma göre eşyanın gelişinden sonra taşıma sorumluluğunu üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulacağı, gümrüğe sunan kişinin, eşyayı daha önce ibraz olunan özet beyan ya da gümrük beyannamesi ile ilişkilendireceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinin on sekizinci fıkrasında "Eşyanın gümrüğe sunulması" deyiminin, eşyanın gümrük idaresine ya da gümrükçe tayin edilen veya uygun görülen herhangi bir yere getirilmesi üzerine, belirlenen usul ve esaslara uygun olarak, gümrük idarelerine yapılan bildirimi ifade ettiği belirtilmiştir. Yine Kanun'un 46. maddesine göre gümrüğe sunulan eşyaya gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanım tayin edilme zorunluluğu bulunmaktadır.</p>

<p>5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kaçakçılık eylemine konu eşya, 4458 sayılı Kanun'un 3. maddesinin yirmi üçüncü fıkrasına göre her türlü madde, ürün ve değeri ifade etmektedir. Buna göre herhangi bir eşya suçun konusu olabilmektedir.</p>

<p>Gümrük işlemlerine tabi tutmadan ülkeye eşya sokma suçu genel kastla işlenebilen bir suçtur. Suçun oluşması için failin belirli bir amaç ya da saikle (özel kast) hareket etmesine gerek yoktur. Kanun koyucu bu suçun taksirli hâlinin cezalandırılacağını düzenlememiştir. Kast, bu suç bakımından eşyanın ithalat vergilerinden muaf olmadığını ve eşyanın bir takım işlemlere tabi tutulabileceğini bilme (öngörme); ancak buna rağmen gümrük işlemlerine tabi tutmadan yurda sokulmasını isteme şeklinde ortaya çıkacaktır (Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Cilt IV – Kaçakçılık Suçları, İstanbul, 1981, s.42).</p>

<p>Suçun temel hâli bakımından, kastın ortaya konulduğunun anlaşılması açısından rejim beyannamesinin verilmesi önemlidir. Çünkü yukarıda da vurgulandığı üzere failin kaçağa konu eşyayı yurda sokma iradesi bu beyannamenin gümrük idaresine sunulması ile ortaya çıkmaktadır. Ancak eşyayı gümrük idaresini sunan kişi, beyannamede belirttiği malların cinsi, nevi ve miktarı bakımından bir eksiklik veya fazlalığın oluşması durumunda söz konusu mallar bakımından kaçınılmaz bir hataya düştüğünü ispatlaması durumunda cezalandırılmayacaktır (Erman, s. 43).</p>

<p>Suçun nitelikli hâlinin düzenlendiği 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/1-2. cümlesi incelendiğinde ise gümrük kapıları dışından yurda eşya sokulması durumunda herhangi bir beyanname verilme durumu olmadığı gibi bu hususta eşyanın gümrük idaresinin denetime sokulma imkânı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, nitelikli hâl için aranacak irade, failin eşyanın gümrük işlemine tabi tutmamak için gümrük kapıları dışından yurda sokma istek ve iradesidir. Bir kişinin sınırı yanlışlıkla geçmesi durumunda, gümrük işlemine tabi tutulacak bir eşya taşıyıp taşımadığı ve asıl amacının bu eşyayı ülkeye sokma olup olmadığı, olayın kaçakçılık kanunu kapsamında değerlendirilmesi bakımından belirleyici olacaktır (Batuhan Aktaş, Gümrük İşlemine Tabi Tutmadan Ülkeye Eşya Sokma Suçu Üzerine Bir İnceleme, TBB Dergisi, 2015, s.138-139-140).</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>29.10.2011 tarihinde Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali geliş katı yolcu karşılama salonunda kolluk görevlilerince yapılan denetimler sırasında gümrüklü alandan çıkarak ''A'' çıkış kapısına yönelen sanıktan şüphelenilmesi üzerine yapılan pasaport kontolünde sanığın Libya uyruklu olduğunun ve Türk Hava Yolları firmasına ait uçakla Trablus'tan geldiğinin belirlendiği, sonrasında sanığın beraberindeki bagajın X-Ray cihazına sevk edildiği, şüpheli yoğunluk görülmesi üzerine yapılan fiziki kontrolde suç konusu beş adet 16.850 gr ağırlığında külçe altının ele geçirildiği ve söz konusu olay nedeniyle açılan kamu davası neticesinde eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;</p>

<p>Sanığın, beraberindeki altınlar karşılığında tıbbi malzeme almak amacıyla Dubai'ye gitmek üzere bilet almak için gümrüklü alandan çıktığına, bu alandan ayrılmaması veya yanındaki eşyayı emanete ya da gümrük idaresine teslim etmesine gerektiğine ilişkin bilgisinin olmadığına ve gerek İngilizce gerekse Türkçe bilmediğine ilişkin aşamalarda istikrar gösteren savunması, bu savunmanın, suça konu altınların devrimci askerlerin tedavisinde kullanılacak ilaçların satın alınması amacıyla sanık tarafından bulundurulduğuna dair Tropoli Askeri Konseyi tarafından Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Müdürlüğüne hitaben yazılan 17.11.2011 tarihli bilgilendirme yazısı ve 10.11.2011, 23.11.2011 tarihli Şifai Notalar ile desteklenmesi, dosya içerisinde sanığın beraberinde getirdiği eşyanın hangi prosedürlere tabi tutulacağına ve transit yolcuların ne şekilde hareket edeceklerine ilişkin bilgilendirildiğine ve bu bilgilendirmenin hangi dilde yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmaması, böyle bir bilgilendirme yapılmış olsa dahi Trablus Askeri Konseyinde görevli olması nedeniyle kanuna aykırı olduğunu ve bu nedenle el konulacağını bilebilecek durumdaki sanığın, buna rağmen 16.850 gr ağırlığındaki altını beraberinde getirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; somut olay özelinde sanığın savunmasının aksine, kasıtlı olarak hareket ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve bu nedenle atılı suçun manevi unsurunun gerçekleşmediği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; ''Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 01.11.2011 tarihli iddianamesi ile olay tarihinde kolluk güçlerinin Atatürk Havalimanı dış hatları geliş katında gümrüklü alandan çıkış yapan Libya uyruklu ... isimli şahsın eşyaları arasında 5 adet değişik ebatlarda külçe halinde 16.850 gr altın ele geçirildiği, sanığın bunları gümrük görevlilerine beyan etmeyerek üzerine atılı gümrük kaçakçılığı suçunu işlediğinden bahisle açılan kamu davası sonucunda Bakırköy 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih ve 1317-204 E.K. ile yolcu olan sanığın beraberindeki ticari mahiyette olan eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmadığından sübut bulan eyleminden dolayı 5607 sayılı Kanunun 6/4 madde yollamasıyla 3/1, TCK’nın 52/1, 62, 50/1-a, 52/2, 52/4 maddeleri uygulamasıyla 80.000 TL adli para cezası ile cezalandırılıp, 24 eşit taksitte tahsiline, suç konusu eşyaların 5607 sayılı Kanunun 13 ve TCK'nın 54.maddeleri gereğince müsaderesine karar verildiği, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 01.10.2015 tarihli ve 22451-19445 sayılı ile kararın onandığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2017 tarih ve 2017/3901 sayısı ile yabancı uyruklu sanığın suç işleme kastı olmadığından mahkumiyet hükmünün onanmasına dair karara itiraz edildiği, Dairesince itiraz yerinde görülmediğinden dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi sonucu yapılan müzakerede oy çokluğuyla itirazın kabulu ile sanığın suç kastı olmadığı ve beraat etmesi gerekçesiyle bozmaya yönelik karar verildiği görülmüş ise de, aşağıda açıklanan nedenlerden dolayı suçun sabit olduğu düşüncesiyle bu karara iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Sanık aşamadaki savunmalarında Trablus Askeri Konseyinde görevli olduğunu, dava konusu altınları Konseyin kendisine verdiğini, görev gereği Dubai’ye götürüp oradan ilaçla takas ederek bu ilaçları tekrar Libya’ya götüreceğini, Libya’dan Dubai’ye direkt uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden aktarmalı bilet aldığını, İstanbul Atatürk Hava Limanında (AHL) uçak indikten sonra THY uçağı ile Dubai’ye gideceğini ancak bileti alamadığını, AHL’de uçak indikten 2 saat sonra veya daha sonraki bir THY uçağından bilet almak üzere gümrüklü alandan çıktığını, gümrüklü alan dışında yolcu karşılama salonunda polis tarafından durdurulduğunu, bagajında ki altınların ele geçtiğini, dava konusu altınların gümrük alanından çıkartılmaması, orada emanet veya gümrük idaresine teslim edilmesi gerektiğini bilmediğini, bu konuda kendisini uyaranın olmadığını söyleyerek suç kastı olmadığı belirtmiştir.</p>

<p>Kast, bir suç tipini gerçekleştirmeye yönelik hareket iradesidir. 5237 sayılı TCK kast kavramına, TCK m. 21’de yer vermiştir. Buna göre,</p>

<p>'(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.</p>

<p>(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır.'</p>

<p>TCK m.21. maddesinin birici fıkrasında doğrudan kastı tanımlamış, ikinci fıkrasında ise, olası kast tanımına yer vermiştir. Bu tanım çerçevesinde her iki kast türünde de kastın bilme ve istemeye dayandırıldığı, olası kastın isteme unsuru bakımından farklılaştığı görülmektedir. Doğrudan kast, failin hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi veya kesin olarak öngörmesidir. TCK’nın kast kavramına yer veren 21.maddesinde kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olarak ifade edilmiştir. Buna göre kastın, bilme ve isteme olmak üzere iki unsuru vardır. Kastın gerçekleşmesi için bilme ve isteme unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Failin, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilmesi ve bu bilgiye rağmen hareketi gerçekleştirmesi, yani istemesi gerekir.</p>

<p>Doğrudan kastın bilme unsuru, suçun maddi unsurlarıın bilinmesini ifade etmektedir. Failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerin aynı sıra, hareketinin zorunlu neticesi ya da kaçınılamaz yan neticesi olarak günlük hayat tecrübelerine göre öngördüğü ve iradi olarak kabul ettiği her şey, bunları istemese dahi, doğrudan kastın kapsamındadır. Bir başka ifadeyle, belli bir neticenin gerçekleşmesine yönelik olarak icra edilen fiilin diğer bazı neticeleri de meydana getireceği günlük hayat tecrübelerimize göre muhakkak ise, fail bu neticeler bakımından da doğrudan kastla hareket etmiştir. Kısaca belirtelim ki, TCK m.4’de kanunu bilmemenin mazeret sayılmayacağı açıkça ifade edilmiştir. Kural olarak fail, işlediği fiilin suç teşkil ettiğini bilmediğini iddia edemez meğer ki bu hususta kaçınılmaz bir yanılgıya düşmüş olsun (TCK m.30/4) (Doç.Dr.Engin Selçuk. Ceza Hukuku:2019-2020 Öğretim Yılı İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi ortak ders notları). Kaldı ki, gümrük kaçakçılığı suçları tehlike suçu niteliğinde olduğundan sadece bilmeme unsuru tek başına kastı ortadan kaldırmayacaktır.<br />
Kastın belirlenmesinde failin olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışları kastın belirlenmesinde ölçü olarak alınmalıdır.</p>

<p>Bu cümleden sanık Libya hükümeti adına hareket ettiğini Birleşik Arap Emirlikleri'nden Dubai’ye insani amaçla (yararlılara ilaç, sağlık malzemesi) gittiğini, doğrudan uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden seyahat etmek zorunda kaldığını, amacının Türkiye’de kalmak olmadığını söyleyerek transit yolcu olduğunu belirtmiştir. Bilindiği üzere transit seyahat planında başlangıç noktasıyla varış noktası arasında aktarma durağı bulunan yolculara transit yolcu denir. Bir kişinin transit yolcu sayılabilmesi için; aktarma noktasından aynı ya da farklı araç (uçak) firmasıyla devam edecek olan yolcunun 24 saatten uzun beklemeyecek olması gerekmektedir.</p>

<p>Vize gerektiren durumlarda vize işlemlerinin de tamamlanması gerekir. Sanık ... saat 18:00’de İstanbul Hava Alanı'na geldiğini saat 22:00’de transit olarak Dubai’ye gideceğini söylemesine rağmen bu süre için herhangi bir uçak bileti ve/veya rezervasyonu bilgisi sunmadığı gibi doğrudan Havaalanı'nı terk ederek Türk Gümrük</p>

<p>Sahasına girdiği ve yakalandığından Türkiye’de kalacağı düşünülmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık Türk Gümrük sahasına girmeden önce beraberinde taşıdığı standat dışı külçe altınların değeri 15.000 Amerikan Dolar’ından fazla olduğu için Gümrük İdaresine beyanda bulunması gerekirken, bu hususu bilmediğini ve kendisine bildirilmediğini söylemiş ise de, yine bilindiği üzere ülkeler arası seyahat edenlere ilgili ulaşımı sağlayan kurum ve kuruluşların ihtara yönelik anons ve broşürler dağıttığı, THY kurumu gibi uluslararası itibarlı ve disiplinli bir kuruluşun yolcularına bu uyarıyı yapmaması düşünülemez. Bu durumda sanığın aksine savunmasının yerinde olmadığı açıktır.</p>

<p>Sanık ... Atatürk Havalimanı'na gelen yolcu çıkış kapısında Türk Gümrük Sahasına girdiğinde ve kolluk tarafından yakalandığında amacının havaalanı dışındaki kapıdan geçerek tekrar giden yolcu kapısından gireceğini ve seyahatine devam anlamında uçak bileti alacağını söylemiş ise de, havaalanı içerisinde giden yolcu bölümlerini uyarı levha ve ok işaretleri ile belirlendiği, keza gerek uçakta iken gerekse havaalanı içerisinde transit yolcuları nereden ve nasıl gidileceği konusunda uyarılar yapıldığından bu yöndeki savunması da samimi bulunmamıştır.</p>

<p>Bu durumda,</p>

<p>Suç tarihinde yürürlükte bulunan 4458 sayılı Gümrük Kanunu 3, 39, 46, 58. maddeleri ile kıymetli maden ithalatına ilişkin gümrük işlemlerini düzenleyen 1567 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Türk Parasını Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 2 ile 7. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Libya’dan Türkiye’ye gelen ve değeri 15.000 Dolardan fazla standart işlenmiş toplam 5 adet 16.850 gr ağırlığında ticari mahiyet arz eden altınları ticari kast ile ülkeye soktuğu anlaşılan sanığın suçunun sabit olduğu,</p>

<p>Keza, her ne kadar sanığın isnat edilen izinsiz altın getirme eyleminde 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kararı anlamında değerlendirilmemiş ise de, suçta ele geçirilen altının müsaderesi önem arzettiğinden bu hususta da değerlendirme yapmak gerekmektedir;</p>

<p>Doktrinde bir kısım yazar ithalat vergilerinden muaf kıymetli madenler kapsamında olan standart işlenmiş veya işlenmemiş külçe altının yurda beyan edilmeden sokulması fiilinde ele geçen eşya yönünden eylem suç olarak değerlendirilemeyeceğinden müsaderesi gerekmeyeceği, kabahat yönünden ise Gümrük Kanununda düzenleme bulunmadığını belirtmiş ise de (Seyfettin Çilesiz, Beyan Edilmeden Yurda İşlenmemiş Külçe Altın Sokulması Fiilinin Hukuki Niteliği, Yargıtay Dergisi sh.1226, Ekim-2020) kıymetli maden (altın) ithaline yönelik yasal mevzuat ve ilkelerinin açıklandığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.12.2018 tarih, 2017/7-1035 E. 2018/659 K. sayılı kararında belirtildiği üzere somut olayda da sanık yolcu beraberinde getirmiş olduğu ve ticari mahiyet arz eden altını beyan etmemiştir. Yukarıda belirtildiği gibi bunu kayıt dışı olarak ülkeye sokmuştur. Suç konusu altın standart dışı hurda ve düşük ayardan elde edilen kıymetli madendir. Bu eşyalardan gümrük vergileri ve diğer ithalat vergileri alınmasa dahi, ülke girişinde verilecek beyannameyle bir kayıt oluşturulduğundan ve bu kayıtdışılık suçun unsuru olarak değerlendirildiğinden müsadere hükümlerini düzenleyen 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 54.maddesindeki '....kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan....' eşya anlamında beyana tabi bu altınların suçun yerine getirilmesiyle doğrudan ilişkili olduğundan, suç oluşturan hareketleri gerçekleştirmekte fiilen kullanıldığından, suçun kendileriyle işlendiği ve suçun işlenmesinde yararlanılan eşya (Osman Yaşar, H. Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Yorumu 2.Cilt, 2.Bsk. sh.1728) yani bizatihi suç konusu eşya oluğundan müsaderesi gerekmektedir.</p>

<p>Kısaca sanığın atılı suçu sabit olup cezalandırılması ve eşyaların müsaderesi yönünde ilk derece mahkeme kararı, uzun yıllardır bu tür davalara ihtisas dairesi olarak bakan ve uygulamayı yerleşik hale getiren Yargıtay 7. Ceza Dairesinin onama kararı yerinde olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının reddi gerektiği,'' düşüncesiyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; ''sanığa atılı kaçakçılık suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu'' düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 01.10.2015 tarihli ve 22451-19445 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih ve 1317-204 sayılı hükmünün sanığın atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksine, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine hükmolunması isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.03.2011 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="72051"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/735 E., 2018/143 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E., 2018/143 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/735 E., 2018/143 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Mahkemesi :Asliye Ceza</p>

<p>Sanıklar ..., ... ve ... hakkında 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna muhalefet suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda; sanıkların, eşyayı gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın ülkeye sokma suçundan 5607 sayılı Kanunun 3/1, 4/2 ve TCK'nun 62, 52, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 300 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve müsadereye ilişkin Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.04.2010 gün ve 24-398 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 17.11.2011 gün ve 7737-21520 sayı ile;</p>

<p>"...Oluşa, 11.07.2007 tarihli olay yakalama ve elkoyma tutanağına ve dinlenen tanık beyanları ile dosya içeriğine göre, yapılan ihbar üzerine, sanık ...'un idaresindeki araçla, Suriye'den Türkiye gümrük alanına girişte, henüz gümrük memurlarına beyanda bulunmadan ve beyanda bulunma hakkı da tanınmadan aracın arka koltuğunda bulunan dava konusu külçe altınlara el konulduğunun anlaşılması karşısında, fiilin hazırlık hareketleri aşamasından öteye geçmediği ve icrai hareketlere başlanmadığı gözetilmeden, sanıkların beraatleri yerine yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyetlerine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yerel mahkeme ise 07.06.2012 gün ve 270-637 sayı ile;<br />
"Suç tarihi olan 10.07.2007 günü Yayladığı İlçe Kaymakamlığına bir şahsın telefonla ihbarda bulunması üzerine Suriye'den Türkiye'ye geçiş yapacak olan sanık ...'un Türkiye'ye değerli mallar geçireceğini bildirmesi üzerine durum emniyete intikal ettirilmiş, Suriye'den Türkiye'ye geçmek isteyen 00288668 seri nolu pasaport hamili 1966 doğumlu ...'un sevk ve idaresinde bulunan 713778 Suriye plakalı araç ile gümrük sahasına girdiği, cep telefonu ile Türkiye'de irtibat kurduğu diğer sanıklar ... ve ...'in 31 DK 846 plakalı araç ile gümrük kapısına geldikleri, Mohamed isimli şahısla irtibatlı oldukları, gümrük memurlarının ve yetkililerinin sanık ...'un sevk ve idaresindeki 713778 plakalı araçta yaptıkları aramada 30 adet külçe altın ele geçirildiği ve bu altınlara el konulduğu, sanıklar hakkında 1567 sayılı Yasaya muhalefetten mahkememize kamu davası açılmış ise de, kovuşturma aşamasında sanıkların eylemlerinin ithal altın kaçakçılığı olduğu düşüncesi ile kendilerine 5607 sayılı Yasanın 3/1 ve 4/2. maddelerinden ek savunma hakkı verilerek neticeten sanıkların 1'er yıl 3'er ay hapis ve 300'er TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkûmiyet kararının sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesi 17.11.2011 tarih ve 2011/7737-21520 esas ve karar sayılı ilamı ile '...Oluşa, 11.07.2007 tarihli olay yakalama ve elkoyma tutanağına ve dinlenen tanık beyanları ile dosya içeriğine göre, yapılan ihbar üzerine, sanık ... Nataour' un idaresindeki araç ile, Suriye den Türkiye'ye gümrük alanına girişte, henüz gümrük memurlarına beyanda bulunmadan ve beyanda bulunma hakkı da tanınmadan aracın arka koltuğunda bulunan dava konusu külçe altınlara el konulduğunun anlaşılması karşısında, fiilin hazırlık hareketleri aşamasından öteye geçmediği ve icrai haraketlere geçilmediği gözetilmeden sanıkların beraatlerine yerine, yerinde görülmeyen gerekçeye göre mahkûmiyetlerine karar verilmesi...' belirtilerek hüküm bozulmuş ve dava dosyası bu bozma gerekçesine dayanılarak mahkememize iade edilmiş ise de;</p>

<p>Mahkememizin mahkûmiyet kararının gerekçe bölümünde irdelendiği üzere;</p>

<p>'Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) 26.08.2008 tarih ve 2008/DR. 70/5 sayılı mali suçları araştırma uzmanı Ayşe Yalova tarafından düzenlenen değerlendirme raporunda ise; '...Sonuç olarak; dosya muhteviyatına konu olan olayla ilgili olarak 5237 sayılı TCK'nun 282. maddesinde aklama suçunun oluşumu için ön şart olan 'alt sınırı bir yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren' herhangi bir öncül suçtan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla aklama suçunun ilk şartının gerçekleşmediği, bu durumda olay konusu şahsın aracında ele geçirilen külçe altınların da 'karapara' olarak nitelendirilemeyeceği, aklama suçunun maddi ve manevi unsurları oluşmadığından, suçtan bahsedilemeyeceği ve dosya konusu olayda 5549 sayılı Kanun ve TCK'nun 282. maddesi kapsamında yapılabilecek bir işlem bulunmadığı düşünülmektedir.</p>

<p>Öte yandan her ne kadar şüpheliler ..., ... ve ... birbirlerini tanımadıklarını beyan etseler de, VEDOP kayıtlarının tetkikinden ...'in %15 hissesine sahip olduğu Gün-Kar Döviz ve Altın Ticareti A.Ş.'nin 2006 yılında mal ve hizmet aldığı/sattığı şahıslar arasında ...'un da bulunduğu, 2006 yılında ...'dan 655.725 TL'lik mal ve hizmet alındığı ve 655.723 TL'lik mal ve hizmet satıldığı tespit edilmiştir. Alım satıma konu mal bedellerinin neredeyse birbirine eşit olması hesabın bu şekilde kapatılmak istendiği izlenimini doğurmakta, ticari faaliyete konu para hacminin yüksekliği şüphelilerin birbirini tanımadıkları yönündeki ifadelerinden ciddi kuşku duyulmasına sebep olmaktadır. Şahıslar arasında yasal bir ticari faaliyetin ve kaçakçılığa dayalı bir illegal ilişkinin olup olmadığının net olarak ortaya konulması gerekmektedir...' şeklinde görüş bildirmiştir.</p>

<p>Mahkememizce İstanbul Altın Borsasına müzekkere yazılarak; suça konu külçe altınlarının İstanbul Borsasında işlem görüp görmediğinin, ayrıca söz konusu külçe altınların suç tarihi olan 10.07.2007 tarihindeki parasal değerinin ne olduğunun tespiti istenilmiş, verilen 13.07.2009 tarihli cevabi yazıda ise; '...Ülkemizde işlenmemiş kıymetli madenlerin ithalat yetkisi sadece İstanbul Altın Borsası üyelerine aittir. Borsa kasasına ithalat tarihinden itibaren üç iş günü içinde teslim edilen kıymetli madenler, borsa bünyesindeki kıymetli madenler piyasasında alım satıma konu olduktan sonra alıcı üyeler tarafından borsa kasasından çekilerek serbest piyasada işlem görebilmektedir. Seri numaraları belirtilen külçe altınlardan 17 adeti borsamız üyeleri tarafından ithal edilmiş ve borsa bünyesindeki kıymetli madenler piyasasında alım satıma konu olmuştur. Bu külçelere ait bilgiler ekteki tabloda yer almakta olup suç tarihi olan 10.07.2007 tarihinde 995/1000 saflıkta altın için borsamızda oluşan ağırlıklı ortalama fiyatı ons bazında 668,20 $/ons ve kilogram bazında da 27.597,07 TL/Kg'dır. Bu çerçevede, toplam 30 kg ağırlığındaki altının parasal değeri ABD Doları bazında 644.493,8 ABD Doları, Türk Lirası bazında da 827.912 Lira olup diğer 13 külçeye ilişkin olarak ise borsamızda herhangi bir kayıt bulunmamaktadır...' şeklinde mahkememize cevap verilmiştir.</p>

<p>Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı 16.07.2009 tarih ve B.02.1.HZN. 0.09.01.01/K-11 sayılı yazılarında ise '...İşlenmemiş kıymetli madenlerin ithalinin Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içinde borsaya teslim edilmesi zorunluluğu öngörülmüştür.</p>

<p>Bunun yanı sıra, anılan Kararın 7 nci maddesinin (d) bendi gereğince, Merkez Bankası ve kıymetli maden aracı kuruluşları ithal ettikleri işlenmemiş kıymetli madenlerin yurt içindeki alım satım işlemlerini sadece İstanbul Altın Borsasında yapılabilecek olup, söz konusu maddenin aynı bendinde, ziynet veya süs eşyasına dönüştürülmüş şekli hariç olmak üzere borsada hangi tür ve şekilde kıymetli madenlerin işlem göreceği ve teşekkül ettirilecek piyasaların borsa tarafından düzenleneceğinin yönetmeliklerle belirleneceği ifade edilmektedir...' gerekçe ve yasal düzenlemeleri karşısında, ayrıca sanıkların yakalanma esnasındaki birbirleri ile irtibatları, yakalanış şekilleri, yakalanma esnasında devamlı telefonlarla bir şekilde bir yerlerle bağlantı kurmaya çalıştıkları, bir panik içerisinde oldukları hususları birlikte değerlendirildiğinde söz konusu külçe altınların herhangi bir beyana tabi tutulmaksızın (kaldı ki, yukarıda da belirtildiği üzere bu tür külçe altınların gümrüğe beyanla ithalinin yasal olmadığı), sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde bu altınları Suriye'den Türkiye'ye yasal olmayan yollardan geçişini sağlamak için gerektiğinde gümrük sahası içerisinde bu yönde kendilerine özgü tedbirlerde alarak gerçekleştirme amacında oldukları,</p>

<p>Bu nedenle Yargıtay 7. Ceza Dairesinin bozma ilamındaki gerekçe ve düşüncenin olayın akışına, altın ithal rejimine, İstanbul Altın Borsası kuram ve kuralları nazara alındığında bu altınların ithalinin bu yolla mümkün bulunmadığı, buna rağmen yabancı uyruklu sanığın bu külçe altınları gümrüğe beyan edeceği, bu beyan beklenilmeden altınlara el konulması ve mahkûmiyet kararı verilmesi yasaya aykırı olduğu yolundaki bozma ilamındaki düşünceye mahkememiz iştirak etmediğinden, sanıkların eylemlerinin fikir ve eylem birliği içerisinde yasal olmayan şekilde Türkiye'ye külçe altın sokulması amacına yönelik olduğu nedeniyle önceki kararda ısrar edilmesi gerektiği" gerekçesiyle direnerek, önceki hükümde olduğu gibi sanıkların mahkûmiyetlerine karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de, katılan vekili ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2013 gün ve 273125 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 22.12.2016 gün ve 3-2136 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 04.05.2017 gün ve 52-3643 sayı ile direnme hükmünün yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>713778 plakalı araç için yatırılan teminatın hak sahibine iadesine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; 05.10.2012 havale tarihli dilekçe ile katılan vekilinin temyiz isteğinden vazgeçtiği anlaşıldığından, direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar müdafilerinin temyizi ile sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların fiilinin, hazırlık hareketi kapsamında kalan ve suç oluşturmayan bir eylem olarak mı yoksa teşebbüs aşamasında kalan bir suç olarak mı kabul edilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.<br />
İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>10.07.2007 tarihli ihbar ve 11.07.2007 tarihli olay, yakalama ve elkoyma tutanaklarında; 10.07.2007 tarihinde saat 17.20 sıralarında, Yayladağı Kaymakamlık makamı hizmetinde kullanılan telefonu arayan bir erkek şahsın, sınır mülki idare amiri olan ilçe kaymakamına bir ihbarda bulunacağını söylemesi üzerine kaymakam ile görüşmesinin sağlandığı, şahsın verdiği ihbarda "bu akşam muayyen saatlerde Suriye Arap Cumhuriyeti'nden yeşil renkli bir araç içerisinde yasa dışı bazı malzemelerin Türkiye Cumhuriyeti devletine sokulacağı ve bu işi yapanların defalardır aynı şekilde yasa dışı malzemeleri ülkeye soktuklarını" söylediği, yapılan değerlendirme sonrasında inceleme yapmak amacıyla ilçe kaymakamı, koruması ve şoförü olan polis memurları ile birlikte birkaç polis memurunun Yayladağı ilçesi gümrük sahasına gittikleri, Suriye tarafından ülkeye giriş yapan sanık ...'un kullandığı 713778 plaka sayılı araçla gümrük bölgesine intikalinden sonra, 11.07.2007 tarihinde saat 03.45 sıralarında, pasaport işlemleri devam ederken bahse konu aracın yanına yaklaşılarak araç ile çevresinin incelenmeye başlandığı, yapılan inceleme sırasında 31 DK 846 plakalı araç ile gümrük sahası içerisine sonradan geldiği tespit edilen diğer sanık ...'in 713778 plakalı aracın arka koltuğunda uyuduğunun görüldüğü, durumundan şüphelenilen aracın aranmasına başlanıldığı, arka koltuk üzerindeki battaniye altında sarı izola bant ile bantlanmış üç adet paket görülerek paketlerin açıldığı, içerisinde külçe altın olduğunun anlaşılması üzerine detaylı aramaya geçildiği, arama neticesinde arka koltuğun altında iki adet ve arka cam ön kısmında bir adet olmak üzere üç paket içerisinde daha külçe altın bulunduğu, toplamda her bir paket içerisinde birer kilogramlık beşerli olmak üzere otuz adet külçe altının ele geçirildiği, devam eden arama sırasında aracın arka tampon iç kısmında zula tabir edilen bölmeler içerisinde üç adet sarı izola bantla sarılmış paketlerin bulunduğu, bakıldığında paketlerin iki balyasının 1.940.500 Suriye Lirası, bir balyasının da 36.701,00 Türk Lirası olduğunun anlaşıldığı, araç arandığı esnada sanıklar ... ile ...'un ellerinde bulunan cep telefonlarının sürekli çaldığı görülerek cep telefonlarına elkonulduğu, Yayladağı Kara Hudut Kapısına getirilen aracın, yapılan detaylı araması sonucunda başkaca suç unsuruna rastlanılmadığı, suça konu külçe altınlar, paralar ve suç eşyasının naklinde kullanılan araca elkonulduğu, araç içerisinde bulunan şahısların gözaltına alındıkları sırada sanık ...'in, cep telefonunda "M. Güney" olarak kayıtlı kişi tarafından sürekli arandığının farkedildiği, aynı gün saat 05.00 sıralarında 06 LMG 31 plakalı araç ile gümrük sahasına giren ve yapılan kimlik kontrolünde ... olduğu anlaşılan şahsın, sanık ...'in amcasının oğlu olduğunun tespit edildiği, sanıklar ... ile ...'la bağlantılı olduğu düşünülen sanık ...'in de gözaltına alındığı ve üzerinden çıkan telefona incelenmek üzere el konulduğu bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Yayladağı Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.05.2009 gün ve 707-111 sayı ile; ele geçirilen Türk Lirası ve döviz ile ilgili olarak "aklama" ve "1567 sayılı Kanuna muhalefet" suçlarından başlatılan soruşturma sonucunda sanıklar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,</p>

<p>Kuyumcu bilirkişi tarafından düzenlenen 11.07.2007 tarihli rapora göre; altınların her birinin bir kilogram ağırlığında, 24 ayar, saf külçe altın, CİF değerlerinin ise 691.260,00 Lira olduğu,</p>

<p>11.07.2007 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit varakasında; külçe altınların CİF değerinin 691.260,00 Lira, katma değer vergisinin 124.426,80 Lira, gümrüklenmiş değerinin ise 815.686,80 Lira olduğunun ve gümrük vergisinden muaf olduklarının belirtildiği,</p>

<p>Yargılama sırasında, altın ve benzeri kıymetli maden ve taşların ithal ve alımlarına ilişkin olarak, herhangi bir resmi ithal ve alım şekli bulunup bulunmadığının, ülkeye getirilen normal bir eşya gibi beyan esasına tabi olup olmadıklarının bildirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlara mahkemesince müzekkereler yazıldığı,<br />
İstanbul Altın Borsasınca 13.07.2009 tarihli yazı ile; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 7. maddesine göre, kıymetli madenlerin dış ticaret rejimi esasları dahilinde ithali ve ihracının serbest, ancak Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, "işlenmemiş kıymetli madenler"in ithalat yetkisinin sadece İstanbul Altın Borsası üyelerine ait olduğunun, ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içinde borsa kasasına teslim edilmesi gerektiğinin, teslim edilen kıymetli madenlerin kıymetli madenler piyasasında alım satıma konu edilmesinden sonra alıcı üyeler tarafından serbest piyasada işleme tabi tutulabileceklerinin, toplam 30 kilogram ağırlığındaki külçe altınların parasal değerinin 644.493,8 ABD doları olduğunun, bu külçe altınlardan 17 adedinin daha önce İstanbul Altın Borsasında işlem gördüğünün, 13 adet külçe altının ise işlem görmediğinin,</p>

<p>T.C. Merkez Bankasınca 07.07.2009 tarihli yazı ile; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 2. maddesinin (j), (k) ve (l) bendlerinde tanımı yapılan kıymetli madenler, kıymetli taşlar ve kıymetli eşyanın ithal işlemlerinin, Kararın 7. maddesi ile söz konusu Karara ilişkin 2008-32/34 sayılı Tebliğin 6. maddesi hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmekte olduğunun,</p>

<p>Başbakanlık Hazine Müsteşarlığınca 16.07.2009 tarihli yazı ile; kıymetli madenlerin tanımının Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın "tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde "her tür ve şekilde altın, gümüş ve platin" olarak yapıldığının, "işlenmemiş altın"ın anılan bendin (i) alt bendinde "en az 995/1000 saflıkta, nitelikleri Müsteşarlığımızca belirlenen barlar veya külçeler halindeki altın", "işlenmiş altın"ın ise (ii) alt bendinde "995/1000'den daha küçük saflıkta, gerek bir işçilik uygulanarak ziynet ve süs eşyası haline dönüştürülmüş, gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım-satım yapılan altın" olarak tanımlandığının, anılan Kararın "Kıymetli madenler, taşlar ve eşyalar" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, kıymetli madenler, taşlar ve eşyaların Dış Ticaret Rejimi esasları dahilinde Türkiye'ye ithali ve ihracının serbest olduğunun, "işlenmemiş kıymetli madenler"in ithal ve ihracında gümrük idarelerine beyan verilmesi esası benimsenmiş olduğundan, ithalat ve ihracat, rejim karar ve yönetmeliklerinin uygulanmadığının, "işlenmemiş kıymetli madenler"in ithalinin Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından yapılacağının, üye aracı kuruluşlar tarafından ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içerisinde Borsaya teslim edilmesinin zorunlu olduğunun, Kararın 7. maddesinin (d) bendi gereğince, Merkez Bankası ve kıymetli maden aracı kuruluşlarının ithal ettikleri işlenmemiş kıymetli madenlerin, yurt içinde alım satım işlemlerinin sadece İstanbul Altın Borsasında yapılabileceğinin,</p>

<p>Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğünce 18.09.2009 tarihli yazı ile; mahkemesince kısıtlayıcı bir karar alınmadığı veya sahibine iadesi veya teslimine karar verildiği durumlarda, mal sahibinin eşyayı mahrece iade edebileceği gibi üçüncü bir ülkeye göndermesinin de mümkün olduğunun, 5607 sayılı Kanunun "Yolcu beraberinde getirilen kaçak eşya" başlıklı 6. maddesinin 4. fıkrası gereğince yolcuların, beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan eşyanın ticari mahiyette veya ithali veya ihracının yasak olması halinde, Kanunun 3. maddesi hükümlerinin uygulanacağının, bunun için öncelikle gümrüğe gelen yolcuların beyana davet edilmesinin, beyanından sonra yolcunun beyan etmediği veya beyanından farklı bir eşyanın tespit edilmesinin gerektiğinin, yolcunun beyanı alınmadan işlem yapılmasının hukuken mümkün bulunmadığının, diğer mevzuattan kaynaklanan aksine bir hüküm bulunmadığı sürece 4458 sayılı Gümrük Kanununun 48. maddesinin ikinci fıkrası ve Gümrük Yönetmeliğinin 86. maddesi hükümleri kapsamında, Türkiye'ye giriş yapan yolcuların beraberindeki altınların yolcu beraberi ambarına alınıp, üç aylık ambar bekleme süresinden sonra eşyayla birlikte yurtdışına çıkılmasının mümkün olduğunun, "kıymetli madenlerin ithali"nin Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından yapılacağının, üye aracı kuruluşlar tarafından ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içerisinde Borsaya teslim edilmesinin zorunlu olduğunun, bu çerçevede Merkez Bankası ile kıymetli maden borsası üyesi aracı kuruluşlarını temsile yetkili doğrudan veya dolaylı temsilcilerin söz konusu eşyayı Türkiye'ye ithal etmesinin mümkün bulunduğunun,</p>

<p>Bildirildiği,</p>

<p>Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 26.08.2008 tarihli raporunda; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 7. maddesinin (a) bendi hükümleri çerçevesinde, "işlenmemiş kıymetli maden" ithaline sadece Merkez Bankası ya da İstanbul Altın Borsası üyesi bir aracı kuruluş olmak şartıyla izin verilebileceğinin, bu kapsamda ithal koşullarına sahip olmayan bir kişi tarafından "işlenmemiş altın" ithalinin gümrük mevzuatına aykırılığından bahsedileceğinin, 5607 sayılı Kanunun 3. maddesinin 11. fıkrasında ithali lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerenin iki katı idari para cezası verileceğinin hüküm altına alındığının, dosya içeriğine konu olayla ilgili olarak, 5237 sayılı TCK'nun 282. maddesi gereğince, "aklama" suçunun oluşumu için ön şart olan "alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren" herhangi bir öncül suçtan bahsedilemeyeceğinden, ele geçirilen külçe altınlarında "kara para" olarak nitelendirilemeyeceğinin, aklama suçunun unsurlarının oluşmaması nedeniyle 5549 sayılı Kanun ve TCK'nun 282. maddesi kapsamında yapılabilecek herhangi bir işlem bulunmadığının, ancak birbirlerini tanımadıklarını beyan eden sanıkların VEDOP (Vergi Daireleri Otomasyon Projesi) kayıtlarının tetkikinden, sanık ...'in %15 hissesine sahip olduğu Gün-Kar Döviz ve Altın Ticareti A.Ş.'nin 2006 yılında mal ve hizmet aldığı/sattığı şahıslar arasında diğer sanık ...'un da bulunduğunun, 2006 yılında ...'dan 655.725 Liralık mal ve hizmet alındığı ve 655.723 Liralık mal ve hizmet satıldığının tespit edildiğinin, alım satıma konu bedellerin neredeyse birbirine eşit olmasının hesabın bu şekilde kapatılmak istenildiği izlenimini doğurduğunun, ticari faaliyete konu para hacminin yüksekliği nedeniyle birbirini tanımadıklarını söyleyen sanıklardan ciddi kuşku duyulduğunun, şahıslar arasında yasal bir ticari faaliyetin veya kaçakçılığa dayalı illegal bir ilişki olup olmadığının net olarak ortaya konulması gerektiğinin belirtildiği,</p>

<p>Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.10.2008 tarihli yazısında; sanık ...'in "suç işlemek için kurulmuş örgüte üye olma ve örgüt kapsamında kaçakçılık" suçlarından 2007/2831 sayı ile başlatılan soruşturma kapsamında yapılan takibi sırasında, 10.07.2007 tarihinde Yayladağı Hudut Kapısında ele geçirilen altınlarla ilgili olması muhtemel telefon görüşmelerinin tespit edildiği belirtilerek, söz konusu telefon görüşme kayıtlarının derdest olan mahkeme dosyasına gereği için gönderildiği,<br />
UYAP sistemi üzerinde yapılan incelemeye göre; Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/2831 sayılı dosyasında yürütülen soruşturma sonucunda açılan kamu davasının Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/575 esas sırasına kayıtlı olduğu, henüz bir karar verilmediği, bu dava dosyasına ilişkin iddianame içeriğinde, inceleme konusu olayla ilgili Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesine açılan davanın varlığından haberdar olunduğunun ve bu dosyanın bir örneğinin delil mahiyetinde soruşturma dosyasına alındığının belirtildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tutanak tanığı Tamer Ballı Yayladağı Gümrük Müdürlüğüne verdiği 13.06.2008 tarihli yazılı beyanında; 10.07.2007 tarihinde saat 09.00'dan 11.07.2007 tarihi saat 09.00'a kadar nöbetçi muayene memuru olarak görevli olduğunu, 11.07.2007 tarihinde saat 02.30 sularında gece araç giriş ve çıkışının olmaması nedeniyle odasında istirahat etmekteyken, Yayladağı Kaymakamının koruması olan polis memurunun kendisini dışarıya çağırdığını, çıktığında gümrük sahası içerisinde henüz muayene işlemleri yapılmamış olan 713778 Suriye plakalı aracın yanında kaymakam ile birlikte makam şoförü ve tutanaktaki bazı polisleri gördüğünü, aracın bagajının açık vaziyette olduğunu, araç sürücüsü sanık ...'un beyanını almaya fırsat kalmadan kaymakamın sözlü talimatı ile polislerin aracı aramaya başladıklarını, kendisinin de aramaya katıldığını, arama sonucunda tutanak düzenlendiğini,</p>

<p>Kovuşturma evresinde 13.06.2008 tarihli yazılı beyanındaki benzer anlatımlarına ek olarak; gece geç saatlerde araçla gümrük sahasına gelen sanık ...'un ülkeye giriş yapmak istediğini söylediğini, gümrük sahasının inşaat halinde olması, fiziki şartların uygun olmaması nedeniyle kendisine muayene işlemlerini sabah yapacağını belirttiğini, olayın ani bir şekilde geliştiğini, sanık ...'a beyanda bulunma fırsatı verilmediğini ve gümrük mevzuatı uyarınca beyana davet edilmediğini,<br />
Tutanak tanığı Yavuz Gürbüz kovuşturma evresinde; 10.07.2007 tarihinde Yayladağı Gümrük Muhafaza Kısım Amirliğinde nöbetçi memur olarak görev yaptığını, Suriye uyruklu sanık ...'un müracaatı üzerine muayene memuru Tamer Ballı'nın, gümrük sahasının inşaat halinde olması nedeniyle sabah saat 08.30'da beyanının alınarak muayene yapılacağını, gümrük sahasında beklemesini söylediğini, sanığın da aracını sahaya çekip beklemeye başladığını, daha sonra gece geç saatlerde Yayladığı Kaymakamı ve beraberindeki polis memurlarının gelip aracı aramaya başladıklarını, arama sonucunda aracın arka koltuk üstünde altınları, arka bagaj içinde ise paraları bulduklarını, olaya ilişkin tutanak tutulduğunu, muayene işlemi sabah yapılacağından, sanığın kendilerine altın ve para ile ilgili herhangi bir beyanda bulunmadığını, bu konuda kendilerinin de sanığa herhangi bir uyarı yapmadıklarını,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ... savcılıkta ve sorguda; Suriye devleti vatandaşı olduğunu, elbise ticareti ile uğraştığını, Türkiye ve Lübnan'dan getirdiği elbiseleri Suriye'de sattığını, Lübnan'daki iç karışıklıklar nedeniyle daha güvenli olabileceğini düşünerek Lübnan bankasındaki altınlarını ve Halep'teki evinde bulunan paralarını alıp, yatırım yapmak ve taşınmaz almak üzere Türkiye'ye getirmeye karar verdiğini, bu amaçla 11.07.2007 tarihinde 00.30 sıralarında otomobili ile Türkiye'ye giriş yaptığını, para ve altınları aracının arka tamponunun iç kısmında bulunan bölmede gizli bir şekilde Suriye gümrüğünden Türkiye'ye geçirdiğini, Türkiye tarafına geçtiğinde altınları çıkarıp aracın arka koltuğu üzerine koyduğunu, gümrük memurlarının gece işlem yapamayacaklarını ancak sabah yapabileceklerini söyleyerek kendisini geçirmediklerini, bunun üzerine Lazkiye şehrinde bulunan arkadaşı ... isimli şahsı arayıp yardımcı olmasını istediğini, ...'nin de yardımcı olması için Antakya'dan bir arkadaşını göndereceğini söylediğini, gümrükte beklediği sırada yanına diğer sanık ...'in kendisini tercüman olarak gönderdiğini söyleyen sanık ...'in geldiğini ve geceleyin geçiş yapamayacaklarını, sabahı beklemeleri gerektiğini söyleyerek aracın arka koltuğunda uyuduğunu, kendisinin de aracın yan tarafında bir yere oturup beklemeye başladığını, bu sırada gümrük yetkililerinin gelerek aracını aradıklarını ve arka koltuktaki altınlarla tampon iç kısmındaki bölmede bulunan paraları ele geçirdiklerini, bulunan altın ve paraları Türk yetkililere söyleyeceğini, ancak gümrük kısmında beklediği sırada kendisine hiçbir şey sorulmadan ve bir şey demesine fırsat verilmeden yetkililerin aracını aradıklarını, sabah saat 05.00 sularında gümrüğe gelen sanık ...'in, ...'nin kendisine yardımcı olması amacıyla gönderdiği kişi olduğunu, adı geçeni daha önceden tanımadığını, altınların diğer sanıklar ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini,<br />
Kovuşturma evresinde benzer anlatımlarından farklı olarak; Suriye gümrüğünden geçerken aracının gizli bölmelerine altınları sakladığı şeklinde bir beyanda bulunmadığını,</p>

<p>Sanık ...; 11.07.2007 tarihinde saat 00.30 sularında Suriye'li ... olarak tanıdığı şahsın kendisini telefon ile arayarak, Suriye'li bir arkadaşının Türkiye'ye geçiş yapacağını ancak saatin geç olması, şahsın Türkçeyi konuşamaması, kendisini ifade edememesi nedeniyle yetkililerin geçişine izin vermediklerini, ancak sabah 08.30'da geçirebileceklerini söylediklerini ifade edip Suriye'li şahsa dil konusunda yardımcı olup olamayacağını sorduğunu, kendisinin de amcasının oğlu olan sanık ...'i gönderebileceğini söylediğini, akabinde sanık ...'i arayarak Suriye'den gelen şahsa yardımcı olması için Yayladağı Gümrük Kapısına gönderdiğini, daha sonra sanık ...'in kendisini arayarak Suriye'li şahsın gümrük kapısından giriş yaptığını, ancak gümrükteki yetkililerin sabaha kadar işlem yapamayacaklarını söyleyerek gümrükten kendilerini geçirmediklerini, Suriye'li şahsın yanında kıymetli bazı eşyalar getirdiğini, sabah olduğunda bunları beyan edeceğini, fakat Türkçe bilmediği için bu konuda sıkıntı yaşayabileceğini belirtip birlikte kalmak istediğini söylediğini, kendisinin de kalabileceğini fakat beyan dışı bir durum olması durumunda Suriye'li şahsı orada bırakıp gelmesini istediğini, bundan 10 dakika kadar sonra sanık ...'in tekrar arayıp aracın yanına polislerin geldiğini bildirmesi üzerine oraya geleceğini söyleyerek Antakya'dan çıkıp Yayladağı Gümrük Kapısına geldiğini, sanık ...'in amcasının oğlu olduğunu belirterek bilgi almak istediğinde yetkililerin üzerini ve aracını arayıp telefonunu aldıklarını, sanık ...'in Antakya'da işletmekte olduğu döviz bürosunda çalıştığını, yakalanan para ve altınlarla bir ilgisi olmadığını, atılı suçlamayı kabul etmediğini,</p>

<p>Sanık ...; 11.07.2007 tarihinde gece saatlerinde amcasının oğlu olan sanık ...'in kendisini cep telefonundan arayarak, Suriye'den Türkiye'ye bir arkadaşının geçiş yapacağını, bu şahsın Türkçe bilmediğini söyleyip tercüme konusunda yardımcı olması için kendisini gümrüğe gönderdiğini, aynı gece saat 02.00 sularında 31 DK 846 plaka sayılı araç ile Yayladağı Gümrük Kapısına gelerek şahsı beklemeye başladığını, 10 dakika kadar sonra ... olduğunu öğrendiği şahsın gelip Türkiye gümrüğüne girdiğini ve hemen sonrasında pasaport işlemlerini yaptırdığını, kendisinin o sırada muayene kısmına giderek Suriye'den gelen sanık ...'un geçiş yapmak istediğini beyan ettiğini, muayene kısmındaki görevlinin sabah 08.30'da geçiş yapabileceklerini söylemesi üzerine durumu sanık ...'a izah ettiğini ve yorgun olması sebebiyle uyumak istediğini belirttiğini, sanık ...'un aracında uyuyabileceğini söylemesi üzerine sanığın aracının arka koltuğuna uyumak amacıyla geçtiğini, bu sırada sanık ...'un, aracında kıymetli eşyalar olduğunu, bunların bir kısmını çıkaracağını kendisine söylediğini, ancak birşey çıkarıp çıkarmadığını görmediğini, araçta uyuduğu sırada dışardan gelen konuşma sesleri üzerine uyandığını, aracın başında 7-8 tane görevli olduğunu görüp araçtan indiğini, görevlilerin kendilerine birşey söylemeden aracı aramaya başladıklarını, aracın arka koltuğunda ve arka tampon iç bölmesinde bazı eşyalar bulduklarını, bu eşyalar ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, sadece Suriye'li şahsa dil konusunda yardımcı olmak amacıyla olay yerinde bulunduğunu, görevlilerin aracı aradıkları sırada sanık ...'i telefonla arayarak durumu bildirdiğini, daha sonra sanık ...'in bulundukları yere geldiğini, suçlamayı kabul etmediğini,</p>

<p>Savunmuşlardır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından; öncelikle "suça teşebbüs ile hazırlık ve icra hareketleri" kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinde; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur" hükmü yer almaktadır. Teşebbüs aşamasında kalan bir suçun varlığından söz edilebilmesi için;</p>

<p>1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı,</p>

<p>2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir.</p>

<p>Teşebbüs aşamasında kalan suçta fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 35. maddesinin gerekçesinde; 765 sayılı Kanundaki "eksik - tam teşebbüs" ayrımına son verildiği, bu ayrımın objektif bir ölçütünün bulunmadığı ve uygulamada bir takım tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, "failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı" yolundaki sübjektif ölçütün kabul edilmesi durumunda kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün bulunduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, bu nedenlerle tasarıdaki "kastı şüpheye yer bırakmayacak" kriterinin madde metninden çıkartılarak "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması hâlinde suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği, ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden "uygun hareketler" kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi 765 sayılı Kanunda icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp, cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir.</p>

<p>Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, "hazırlık hareketleri" ve "icra hareketleri" olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak aletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir.</p>

<p>Öğretide; teşebbüs açısından "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edilmesiyle "objektif teori"nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 401)</p>

<p>Özetle; bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın, sonucun gerçekleşmemesi gerekir.</p>

<p>Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna "subjektif unsur" denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İstanbul 2000, s. 315)</p>

<p>Konumuzla ilgisi bakımından "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçunun unsurlarına değinmeden önce; suçun konusunu oluşturan "eşya" ve "gümrük işlemi" kavramları ile suç tipinin nasıl hareketler barındırdığını açıklamak ve eşyanın yasal yollardan ülkeye girişine ilişkin Gümrük Kanunundaki ilgili hükümlere değinmek faydalı olacaktır.</p>

<p>Suç tarihi itibarıyla 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrası;</p>

<p>“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın Türkiye'ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye'ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır” şeklinde iken, 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanunun 54. maddesiyle, “Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>Fıkrada belirtilen “eşya” kavramı, 4458 sayılı Gümrük Kanununun üçüncü maddesinin yirmi üçüncü fıkrasına göre, her türlü madde, ürün ve değeri ifade etmektedir. Suçun konusu her tür eşyadır. Ancak, yurda girişi kanun ile yasaklanmış eşyalar (5607 sayılı Kanun md. 3/7), yolcuların beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan ticari mahiyetteki eşyalar (5607 sayılı Kanun md. 6/4) ve ithal vergilerinden muaf eşyalar (Gümrük Kanunu md.239/1) 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmeyeceklerdir.</p>

<p>5607 sayılı Kanunda “gümrük işlemi” kavramına ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte, mülga edilen 4926 sayılı Kanunun “tanımlar” başlıklı ikinci maddesi gümrük işlemi kavramını “Gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemleri ifade eder” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre gümrük işlemi, bir eşyanın gümrük idareleri tarafından gerek gümrük mevzuatı gerekse ilgili mevzuatlar çerçevesinde onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması için gerekli tüm işlemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getirilen eşya, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması sonrasında ülkeye sokulabilecektir.</p>

<p>“Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma” suçu incelendiğinde, kanunun “yapılmasını” istediği gümrük işlemlerini yaptırmayan failin ihmali bir hareketinin bulunduğu, devamında kanunun “yapılmamasını” istediği ülkeye sokma hareketinin ise icrai nitelikte olduğu görülmektedir. Bu durumda, suçun ihmali bir suç olduğu varsayımında teşebbüs hususu konusuz kalacak ve gümrük işlemleri açısından gerekli bilgilendirmenin yapılmadığı anda suçun oluştuğu ileri sürülebilecektir. Ancak önemli noktanın fiilin ikinci kısmı olan icrai hareket (ülkeye sokma) olduğu varsayımında, failin ülkeye girmeden (örneğin; son kontroller esnasında) yakalanması durumunda suç tamamlanmadığından teşebbüsten söz edilebilecektir. Suçun tamamlanma anını ithalin gerçekleştiği yani icrai hareketin yapıldığı an olarak almak doğru olacaktır. Böyle bir çıkarımda, gümrük işlemlerine tabi tutmama şeklinde gerçekleşen ihmali hareket, son icrai hareketin (ülkeye sokma) ön şartı niteliğinde olacaktır. Keza gümrük işlemlerine tabi tutmama şeklinde ortaya çıkan ihmali hareketi suçun tamamlanma anı olarak esas alacak olursak, bu durum suçun lafzıyla örtüşmeyeceği gibi maddenin amacına da hizmet etmeyecektir (Aktaş Batuhan, Gümrük işlemine tabi tutmadan ülkeye eşya sokma suçu üzerine bir inceleme,TBB Dergisi 2015. Aynı yönde bkz. Erman, Ticari Ceza Hukuku, s. 25; Karş. Aydın, s. 116). Bu bağlamda; kanun koyucunun TCK'nun</p>

<p>35. maddesindeki “icra” ifadesini kullanmaktaki amacının, suçun mutlaka icrai bir hareketle işlenmesi olmayıp, hazırlık hareketleriyle olan farkın ortaya konulabilmesi olduğunu da söylemek doğru olacaktır.</p>

<p>4458 sayılı Gümrük Kanununda, bir eşyanın yasal yollardan ülkeye girişinin ne şekilde olacağına ilişkin düzenlemeler bulunmakta olup, Kanunun 33. maddesi;<br />
“Türkiye Gümrük Bölgesine giriş ve çıkış gümrük kapılarından yapılır. Türkiye Gümrük Bölgesinin giriş noktalarındaki gümrük kapıları ile içeride bulunan gümrük kapıları arasında belirli yolların takip edilmesi zorunludur...”,</p>

<p>39. maddesinin suç tarihinde yürürlükte olan hâli;<br />
"Müsteşarlıkça belirlenen esaslara uygun olarak serbest bölgelere konulan eşya hariç olmak üzere, gümrük idaresine veya gümrük idarelerinin belirlediği veya uygun gördüğü diğer bir yere gelen eşya, bunu Türkiye Gümrük Bölgesine getiren kişi veya yerine göre eşyanın gelişinden sonra taşımasını üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulur",</p>

<p>58. maddesinin birinci fıkrası;<br />
"1. Bir gümrük rejimine tabi tutulmak istenen eşya, bu rejime uygun şekilde yetkili gümrük idaresine beyan edilir...",<br />
59. maddesi;<br />
"1. Gümrük beyanı;<br />
a) Yazılı olarak,<br />
b) Bilgisayar veri işleme tekniği yoluyla,<br />
c) Sözlü olarak,<br />
d) Eşya sahibinin bu eşyayı bir gümrük rejimine tabi tutma isteğini ifade ettiği herhangi bir tasarruf yoluyla,<br />
Yapılabilir"<br />
Hükümlerini içermektedir.</p>

<p>Bu düzenlemeler karşısında, bir eşyanın ülkeye yasal yollardan sokulabilmesi için, eşyayı Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getiren kişi ya da eşyanın gelişi sonrası taşıma işini üstlenen kişi tarafından Gümrük Kanununun 59. maddesine uygun olarak, aynı Kanunun 39. maddesinde açıklandığı gibi tabi olduğu rejime uygun bir şekilde belirlenmiş bulunan gümrük kapılarından birisinden gümrüğe sunulması gerekmektedir. Eşyanın bir gümrük rejimine tabi tutulabilmesi için, ilgili rejime uygun şekilde yetkili gümrük idaresine beyan edilmesi zorunludur. Bu beyan (Rejim beyannamesi/Gümrük beyanı), eşyanın Gümrük Kanununda yer alan rejimlerden hangisine tabi olacağı konusunda eşya sahibinin veya temsilcisinin iradesini yansıtmaktadır.</p>

<p>Gelinen noktada; "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçunun unsurları ile bu suç yönünden hazırlık hareketlerinin hangi aşamada bittiği, icra hareketlerin hangi aşamada başladığı, bu bağlamda bahsi geçen suç yönünden ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği üzerinde durulmalıdır.<br />
5607 sayılı Kanunun suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen suçun maddi unsuru, getirilen eşyanın gümrük işlemine tabi tutulmaksızın ülkeye sokulması hareketidir. Burada muhatap gümrük idaresidir. Maddi unsuru oluşturan hareketin gümrük idaresine karşı yapılması gerekir. Manevi unsuru ise bu hareketin bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Eşyanın ülkeye sokulması iradesi taşıyan “Rejim Beyannamesi” (Gümrük Beyanı) verilmesine rağmen, bu beyannamede yer almayan veya beyan yükümlülüğü başlamasına rağmen beyan edilmeyen eşyaların ülkeye sokulmaya çalışılması durumlarında 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen suçun basit hali uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p>5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen "eşyanın gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması" suçu yönünden ise Gümrük Kanununun üçüncü maddesinin on altıncı fıkrasında tanımlandığı gibi "...belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde eşyanın bir gümrük rejimine tabi tutulması talebi..." anlamına gelen bir gümrük beyanında bulunulması söz konusu olmadığından, siyasi sınırdan içeriye girildiği anda suç oluşacak ve suçun ağırlaştırılmış hali uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p>1918 ve 4926 sayılı Kanunlarda bu fiilin teşebbüs aşaması ayrı suç olarak tanımlanmış olmasına rağmen 5607 sayılı Kanunda suçun teşebbüs aşamasında kalması durumu ayrı bir suç olarak kabul edilmemiştir. Ancak 5607 sayılı Kanunun gerek suç tarihinde yürürlükte bulunan üçüncü maddesinin on sekizinci fıkrasındaki "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlar ile onuncu fıkrada tanımlanan kabahat fiilleri, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır", gerekse 6455 sayılı Kanunla değişik üçüncü maddesinin yirmi birinci fıkrasındaki "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır" şeklinde düzenlemeler ile bu suçun teşebbüs aşamasında kalsa bile tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>5607 sayılı Kanundaki, kaçakçılık suçlarının "kalkışma suçları" olarak düzenlenmesine ilişkin hüküm de göz önünde bulundurulduğunda, eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma iradesi ortaya çıkmadan (rejim-gümrük beyannamesinde bulunmadan) kişileri cezalandırmak, saik ve niyeti (hazırlık hareketlerini) cezalandırmayan çağdaş ceza hukuku ile bağdaşmayacaktır. Kişinin beyan yükümlülüğü başlamadan önce hareketinin teşebbüs aşamasına geçtiğini söylemek bu nedenle mümkün değildir. Başka bir anlatımla, beyan yükümlülüğünün başlamasından önceki aşamada gerçekleşen hareketler hazırlık hareketi niteliğindedir. Suçun teşebbüs aşamasında kalması hali ise eşyayı ülkeye sokma iradesinin açığa çıktığı andan itibaren, kişinin kaçakçılığa konu eşyayı elinde olmayan sebeplerle ülkeye sokamaması durumunda ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br />
10.07.2007 tarihli ihbar ve 11.07.2007 tarihli olay, yakalama ve elkoyma tutanakları içeriğine, tutanak tanıklarının beyanları ile sanıkların savunmalarına ve dosya kapsamına göre; 10.07.2007 tarihinde gece geç saatlerde Suriye'den gelip siyasi sınırı aracı ile geçerek Türkiye'ye giriş yapan sanık ...'in gümrük sahasından geçiş yapmak istediği, inşaat halinde bulunan gümrük sahasındaki fiziki şartların uygun olmaması nedeniyle işlemlerinin sabah yapılacağının ve gümrük sahasında beklemesi gerektiğinin gümrük muayene memurlarınca sanığa söylendiği, gümrük sahasında beklemekte olan ve pasaport işlemleri devam eden sanığın yanına, gümrük işlemlerinde tercüman olarak yardımcı olması için sanık ... tarafından gönderilen sanık ...'in geldiği, sanıklar Mohamed ile Ahmet'in sabah geçiş yapmak üzere araçta bekledikleri sırada, ihbar üzerine ilçe kaymakamı ile polis memurlarının gümrük sahasına geldikleri, gümrük memurlarınca sanık ... beyana davet edilmeden ve sanığa beyanda bulunma hakkı tanınmadan, gümrük muayene memurlarının katılımı ile araçta yapılan aramada arka koltuk üzeri ve altı ile arka koltuk cam ön kısmında suça konu külçe altınların ele geçirildiği, sanıklar Mohamed ve Ahmet'in gözaltına alınmalarını takiben gümrük sahasına geldiği görülen sanık ...'nın da adı geçenlerle ilgisi olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine yakalandığı olayda; sanık ...'in Türkiye'ye giriş yapmak için gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...'in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiilerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; "suçun icra hareketlerine başlanıldığı, bu nedenle fiilin teşebbüs aşamasında kalan suç olarak kabulü gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.06.2012 gün ve 270-637 sayılı direnme hükmünün sanıkların eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kaldığı gözetilmeden beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 03.04.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="11017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNDE TEMEL HAKLARA ERİŞİM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TÜRKİYE'DE ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNDE TEMEL HAKLARA ERİŞİM:</strong></p>

<p><strong>HUKUKİ NİTELİK, KARŞILAŞTIRMA VE UYGULAMADAKİ ZORLUKLAR</strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Göç olgusu, günümüzde uluslararası hukukun ve insan hakları hukukunun en önemli çalışma alanlarından biri hâline gelmiştir. Türkiye ise coğrafi konumu ve son yıllarda yaşanan kitlesel göç hareketleri nedeniyle uluslararası koruma ve geçici koruma mekanizmalarının yoğun olarak uygulandığı ülkeler arasında yer almaktadır.</p>

<p>Her ne kadar uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri benzer bir koruma amacına hizmet etse de, hukuki nitelikleri, uygulanma şartları ve statü sahiplerine tanınan haklar bakımından önemli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıklar, yabancıların temel haklara erişimi bakımından da çeşitli sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada, uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri hukuki nitelikleri bakımından karşılaştırılmış; söz konusu statülerin temel haklara erişim üzerindeki etkileri ile uygulamada karşılaşılan başlıca sorunlar değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>I. ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma, Türkiye'de uluslararası koruma ihtiyacı bulunan yabancıların korunmasına hizmet eden iki farklı hukuki mekanizmadır. Her iki statü de kişilerin yaşam hakkı, kişi güvenliği ve geri gönderilmeme ilkesi gibi temel haklarını güvence altına almayı amaçlamakla birlikte; hukuki dayanakları, uygulanma şartları ve statü sahiplerine sağladıkları haklar bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu nedenle söz konusu statülerin birbirinden bağımsız olarak değil, karşılaştırmalı biçimde değerlendirilmesi, temel haklara erişimde karşılaşılan sorunların doğru tespit edilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Türkiye'de Uluslararası Koruma Sistemi, 11 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile kapsamlı ve sistematik bir yasal çerçeveye kavuşturulmuştur. Kanun ile birlikte uluslararası koruma başvurularının değerlendirilmesi, koruma statülerinin belirlenmesi ve bu statülerden yararlanan kişilerin hak ve yükümlülükleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle bireysel uluslararası koruma mekanizmasının yetersiz kalabileceği durumlar dikkate alınarak geçici koruma kurumu da Türk hukukuna kazandırılmıştır.</p>

<p>Uluslararası koruma ile geçici koruma arasındaki ayrım yalnızca teorik bir sınıflandırma olmayıp uygulamada yabancıların yararlanabilecekleri hakların kapsamını ve bu haklara erişim usullerini de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle her iki statünün hukuki niteliğinin doğru anlaşılması, özellikle sağlık, eğitim, çalışma hakkı, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel hakların hangi kapsamda kullanılabileceğinin belirlenmesi açısından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>A. Uluslararası Koruma Statüsü</strong></p>

<p>Uluslararası koruma, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan veya zulüm görme korkusu nedeniyle bu korumadan yararlanmak istemeyen yabancıların uluslararası hukuk çerçevesinde korunmasını amaçlayan bir hukuki mekanizmadır. Bu mekanizmanın temelini, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi ile bu sözleşmenin kapsamını genişleten 1967 New York Protokolü oluşturmaktadır.</p>

<p>Türkiye'de uluslararası koruma rejimi ise 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile düzenlenmiş olup Kanun'un 61 ilâ 63. maddelerinde mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma olmak üzere üç farklı uluslararası koruma statüsüne yer verilmiştir. Kanun koyucu, bu ayrımı benimserken Türkiye'nin 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne koyduğu coğrafi sınırlama çekincesini esas almıştır. Buna göre yalnızca Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye'ye sığınan kişiler mülteci statüsü elde edebilirken Avrupa dışından gelen ve uluslararası koruma ihtiyacı taşıyan kişiler bakımından şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsü söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>Uluslararası koruma statüsünün belirlenmesinde esas alınan unsur, başvuru sahibinin bireysel durumunun idari makamlar tarafından ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Bu yönüyle uluslararası koruma, kitlesel nüfus hareketlerine yönelik olarak uygulanan geçici koruma rejiminden ayrılmaktadır. Başvurucunun ülkesini terk etme nedenleri, maruz kaldığı riskler ve geri gönderilmesi hâlinde karşılaşabileceği tehlikeler somut olay özelinde incelenmekte; değerlendirme sonucunda kişinin uluslararası koruma statüsünden yararlanıp yararlanamayacağına karar verilmektedir.</p>

<p>Uluslararası koruma statüsü yalnızca kişiye ülkede kalma imkânı tanımamakta; aynı zamanda başta geri gönderilmeme ilkesi olmak üzere sağlık, eğitim, belirli şartlar altında çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi çeşitli temel haklardan yararlanabilmesinin de hukuki temelini oluşturmaktadır. Bununla birlikte söz konusu hakların kapsamı ve kullanım şekli, kişinin sahip olduğu koruma statüsüne ve ilgili mevzuat hükümlerine göre değişebilmektedir. Bu durum, uluslararası koruma ile geçici koruma rejimlerinin temel haklara etkisinin karşılaştırmalı olarak incelenmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p><strong>B. Geçici Koruma Statüsü</strong></p>

<p>Geçici koruma, kitlesel nüfus hareketleri sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve bireysel uluslararası koruma başvurularının kısa sürede değerlendirilmesinin fiilen mümkün olmadığı durumlarda uygulanan istisnai bir koruma mekanizmasıdır. Türk hukukunda geçici korumanın yasal dayanağı, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 91. maddesidir. Anılan maddede, kitlesel olarak Türkiye sınırlarına gelen veya sınırları geçen ve ülkelerine geri dönemeyen yabancılara geçici koruma sağlanabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>6458 sayılı Kanun'un 91. maddesine dayanılarak çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliği, geçici koruma rejiminin kapsamını, uygulanma usulünü, geçici koruma altındaki kişilerin hak ve yükümlülüklerini ayrıntılı şekilde düzenlemektedir. Yönetmeliğe göre geçici koruma; uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayan kişilere sağlanan, acil ve geçici nitelikte bir koruma mekanizmasıdır. Bu yönüyle geçici koruma, bireysel değerlendirmeye dayanan uluslararası koruma statüsünden ayrılmaktadır.</p>

<p>Türkiye'de geçici koruma rejimi özellikle 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş sonrasında ülkeye kitlesel olarak gelen Suriyelilere uygulanmıştır. Kitlesel göç hareketinin büyüklüğü nedeniyle bireysel uluslararası koruma başvurularının kısa sürede sonuçlandırılması mümkün olmadığından, geçici koruma rejimi hem kamu düzeninin korunması hem de kitlesel olarak ülkeye gelen kişilerin temel haklardan yararlanabilmesi amacıyla tercih edilmiştir.</p>

<p><!--[if gte vml 1]><o:wrapblock><v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"> <v:stroke joinstyle="miter"/> <v:formulas> <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"/> <v:f eqn="sum @0 1 0"/> <v:f eqn="sum 0 0 @1"/> <v:f eqn="prod @2 1 2"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @0 0 1"/> <v:f eqn="prod @6 1 2"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="sum @8 21600 0"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @10 21600 0"/> </v:formulas> <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect"/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/> </v:shapetype><v:shape id="Image_x0020_2" o:spid="_x0000_s2050" type="#_x0000_t75" style='position:absolute;margin-left:295.35pt;margin-top:13.5pt;width:5.2pt; height:7.85pt;z-index:-15728128;visibility:visible;mso-wrap-style:square; mso-wrap-distance-left:0;mso-wrap-distance-top:0;mso-wrap-distance-right:0; mso-wrap-distance-bottom:0;mso-position-horizontal:absolute; mso-position-horizontal-relative:page;mso-position-vertical:absolute; mso-position-vertical-relative:text'> <v:imagedata src="file:///C:/Users/W11/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png" o:title=""/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="f"/> <w:wrap type="topAndBottom" anchorx="page"/> </v:shape><![endif]--></p>

<p>Bununla birlikte geçici koruma statüsü, uluslararası koruma statüsünden farklı olarak kişiye doğrudan mülteci veya şartlı mülteci statüsü kazandırmamakta; kitlesel göç olgusuna yönelik geçici nitelikte bir koruma sağlamaktadır. Bu durum, geçici koruma altındaki kişilerin sahip oldukları hakların kapsamı ve bu haklardan yararlanma usulleri bakımından farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Dolayısıyla uluslararası koruma ile geçici koruma arasındaki hukuki farklılıklar yalnızca statünün niteliği bakımından değil, temel haklara erişim bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>II. ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>İlk bölümde her iki koruma statüsünün hukuki niteliği ayrı ayrı inceledik bununla birlikte söz konusu statüler aynı amaca hizmet ediyor görünse de hukuki dayanakları, uygulanma usulleri, koruma kapsamları ve sağladıkları haklar bakımından önemli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıklar yalnızca teorik bir ayrım niteliğinde olmayıp statü sahiplerinin temel haklara erişimini de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle uluslararası koruma ile geçici koruma statülerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi, uygulamada karşılaşılan sorunların anlaşılabilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Uluslararası koruma, bireysel değerlendirme esasına dayanan bir koruma mekanizmasıdır. Başvuru sahibinin ülkesinden ayrılma nedenleri, maruz kaldığı riskler ve geri gönderilmesi hâlinde karşılaşabileceği tehlikeler her somut olay bakımından ayrı ayrı incelenmektedir. Buna karşılık geçici koruma, kitlesel nüfus hareketleri sonucunda ortaya çıkan acil insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak geliştirilmiş olup bireysel değerlendirmeden ziyade belirli bir gruba toplu şekilde uygulanmaktadır. Dolayısıyla uluslararası koruma bireysel nitelik taşırken geçici koruma kitlesel koruma anlayışına dayanmaktadır.</p>

<p>İki koruma rejimi arasındaki bir diğer önemli farklılık, korumanın hukuki niteliği ve süresidir. uluslararası koruma statüsü, bireysel başvurunun kabul edilmesi sonucunda kişiye hukuki bir statü kazandırırken; geçici koruma, olağanüstü göç hareketlerinin yönetilebilmesi amacıyla uygulanan geçici ve idari nitelikte bir koruma mekanizmasıdır. Bu nedenle geçici koruma statüsü, uluslararası koruma statüsüne kıyasla daha sınırlı ve geçicilik esasına dayanan bir hukuki yapıya sahiptir.</p>

<p>Söz konusu farklılıklar, statü sahiplerinin temel haklardan yararlanma biçimini de etkilemektedir. Her iki statü kapsamında bulunan kişiler bakımından geri gönderilmeme ilkesi esas olmakla birlikte sağlık hizmetleri, çalışma hayatına katılım, eğitim, sosyal yardım ve ikamet gibi alanlarda uygulanacak usul ve şartlar farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle temel haklara erişimde yaşanan güçlüklerin değerlendirilebilmesi için, öncelikle iki koruma rejimi arasındaki hukuki ayrımın doğru şekilde ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p><i>Tablo 1. Uluslararası Koruma ve Geçici Koruma Statülerinin Karşılaştırılması</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Kriter</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Uluslararası Koruma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Geçici Koruma</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>6458 sayılı Kanun m. 61-63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>6458 sayılı Kanun m. 91 ve</p>

   <p>Geçici Koruma Yönetmeliği</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Amacı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel koruma ihtiyacı bulunan yabancının korunması</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle ülkeye gelen yabancıların geçici olarak</p>

   <p>korunması</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Niteliği</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel değerlendirmeye dayalı</p>

   <p>statü</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel ve geçici nitelikte</p>

   <p>koruma</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Başvuru Usulü</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Her başvuru bireysel olarak</p>

   <p>incelenir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel statü belirlenmez; belirli</p>

   <p>bir gruba topluca uygulanır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Statü Türleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Mülteci, şartlı mülteci ve ikincil</p>

   <p>koruma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Tek bir geçici koruma statüsü</p>

   <p>uygulanır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Süresi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kanunda öngörülen şartların devamına bağlıdır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Geçici niteliktedir; idarenin sona erdirme kararına bağlı olarak son</p>

   <p>bulabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Hakların Kullanımı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Statüye göre kanunda düzenlenen haklardan yararlanılır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Haklar Kanun ve Geçici Koruma Yönetmeliği çerçevesinde</p>

   <p>kullanılır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Uygulama Alanı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel uluslararası koruma</p>

   <p>ihtiyacı bulunan yabancılar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel akın sonucu ülkeye</p>

   <p>gelen yabancılar</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Temel Haklara Etkisi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Hakların kapsamı bireysel statüye göre belirlenir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Hakların kullanımı Geçici Koruma Rejiminin şartlarına göre</p>

   <p>şekillenir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><i>Kaynak: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Geçici Koruma Yönetmeliği hükümleri esas alınarak yazar tarafından hazırlanmıştır.</i></p>

<p></p>

<p>Bu tablo, uluslararası koruma ile geçici koruma statülerinin yalnızca hukuki nitelikleri bakımından değil, temel haklara erişim açısından da farklı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Özellikle korumanın bireysel veya kitlesel nitelikte olması, haklardan yararlanma usulünü ve kapsamını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, söz konusu statüler kapsamında bulunan yabancıların sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel haklardan yararlanırken karşılaştıkları güçlüklerin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. TEMEL HAKLARA ERİŞİMDE KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR</strong></p>

<p><strong>A. Sağlık Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların temel haklarından biri sağlık hizmetlerine erişim hakkıdır. Türk hukukunda bu hak, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Geçici Koruma Yönetmeliği başta olmak üzere ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Ayrıca sağlık hakkı, uluslararası insan hakları hukukunda da temel haklardan biri olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, mevzuatta öngörülen güvencelere rağmen uygulamada sağlık hizmetlerine erişim bakımından çeşitli güçlüklerle karşılaşılabilmektedir. Özellikle kayıt işlemleri, ikamet edilen il dışında sağlık hizmetlerinden yararlanılması, dil engeli ve idari uygulamalardan kaynaklanan sorunlar, koruma altındaki yabancıların sağlık hizmetlerine fiilen erişimini zorlaştırabilmektedir. Bu nedenle sağlık hakkı bakımından yaşanan sorunların önemli bir kısmı, hakkın kanunda düzenlenmemesinden değil, uygulamadaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Bu durum, uluslararası koruma ve geçici koruma statülerinin hukuki farklılıklarının yalnızca teorik bir ayrımdan ibaret olmadığını; temel hakların kullanılmasına da doğrudan etki ettiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>B. Eğitim Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Eğitim hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancılar bakımından temel haklardan biri olup, hem uluslararası sözleşmeler hem de Türk hukuku kapsamında güvence altına alınmıştır. Özellikle çocukların eğitime erişiminin sağlanması, koruma mekanizmalarının temel amaçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte uygulamada eğitim hakkının kullanılmasını zorlaştıran çeşitli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Dil farklılığı, eğitim sistemine uyum süreci, kayıt işlemleri ve ailelerin ekonomik koşulları gibi nedenler, özellikle çocukların eğitim hayatına düzenli şekilde devam etmelerini güçleştirebilmektedir. Bu durum, eğitim hakkının mevzuatta güvence altına alınmış olmasının tek başına yeterli olmadığını, hakkın etkin şekilde kullanılabilmesi için uygulamaya yönelik tedbirlerin de önem taşıdığını göstermektedir.</p>

<p><strong>C. Çalışma Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Çalışma hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların ekonomik ve sosyal yaşama katılımı bakımından önemli bir yere sahiptir. Türk hukukunda belirli şartların sağlanması hâlinde bu kişilerin çalışma izni alabilmelerine imkân tanınmıştır. Böylece koruma altındaki yabancıların kayıtlı istihdama katılarak hem kendi geçimlerini sağlamaları hem de toplumsal yaşama uyum sağlamaları amaçlanmaktadır.</p>

<p>Ancak uygulamada çalışma hakkının kullanılmasının önünde çeşitli güçlükler bulunmaktadır. Çalışma izni alınmasına ilişkin idari süreçler, işverenlerin izin başvurusunda bulunma konusundaki isteksizlikleri ve kayıt dışı istihdamın yaygınlığı, koruma altındaki birçok yabancının fiilen çalışma hakkından tam anlamıyla yararlanamamasına neden olabilmektedir. Bu durum yalnızca çalışma hakkını değil, sosyal güvenlik, adil ücret ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları gibi diğer sosyal hakları da doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>Nitekim çalışma hayatına ilişkin mevzuat ve idari uygulamalar son dönemde değişim göstermektedir. Yakın zamanda geçici koruma kapsamındaki Suriyelilere yönelik çalışma izni alma zorunluluğunun kaldırılarak çalışma izni muafiyeti uygulamasına geçileceği açıklanmıştır. Söz konusu düzenlemenin kayıtlı istihdamın artırılması ve çalışma hayatına katılımın kolaylaştırılması amacı taşıdığı ifade edilmekle birlikte, uygulamanın yabancıların çalışma hakkına erişimi ve iş gücü piyasasına etkilerinin zaman içerisinde daha sağlıklı değerlendirilebileceği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>D. Sosyal Yardım ve Barınma Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilmeleri bakımından sosyal yardım ve barınma hizmetlerine erişimleri önem taşımaktadır. Türk hukukunda koruma altındaki yabancıların belirli şartlar altında sosyal yardım ve sosyal hizmetlerden yararlanabilmelerine yönelik düzenlemeler bulunmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte uygulamada sosyal yardım ve barınma imkânlarına erişim, idari uygulamalar, ekonomik koşullar ve mevcut kapasite gibi nedenlerle her zaman aynı ölçüde sağlanamayabilmektedir. Özellikle kırılgan gruplar bakımından sosyal destek mekanizmalarının etkin şekilde işletilmesi, yalnızca temel ihtiyaçların karşılanması açısından değil, toplumsal uyumun sağlanması bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>E. Adalete Erişim ve Hukuki Güvenceler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adalete erişim hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların diğer tüm haklarını etkili şekilde kullanabilmelerinin temel güvencelerinden biridir. Bu kapsamda kişilerin hakları konusunda bilgilendirilmesi, hukuki yardım alabilmesi, gerektiğinde avukat desteğine ulaşabilmesi ve başvuru yollarını etkin biçimde kullanabilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Bunun yanı sıra uygulamada yabancıların adalete erişimini güçleştirebilen çeşitli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Özellikle Türkçe yeterliliği sınırlı olan kişilerin adli ve idari süreçlerde tercüman desteğine her zaman etkin şekilde erişememesi, haklarını tam olarak ifade edememelerine veya yürütülen işlemleri yeterince anlayamamalarına neden olabilmektedir. Benzer şekilde, hukuki yardım ve avukata erişim imkânları konusunda yeterli bilgiye sahip olunmaması da hak arama özgürlüğünün etkin kullanımını olumsuz etkileyebilmektedir.</p>

<p>Özellikle göç hukuku uygulamasında idari gözetim kararları, sınır dışı etme kararları ve uluslararası koruma başvurularına ilişkin işlemler bakımından etkili hukuki yardım ve nitelikli tercüman desteği, adil</p>

<p>bir idari ve yargısal sürecin sağlanması açısından önemli bir güvence niteliğindedir. Bu nedenle yabancıların adalete erişiminin yalnızca mevzuatta güvence altına alınması değil, uygulamada da bu güvencelerin etkin şekilde hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma rejimleri, hukuki dayanakları ve uygulanma usulleri bakımından farklı koruma mekanizmaları olarak düzenlenmiş olmakla birlikte Türkiye'deki göç hareketlerinin boyutu ve niteliği nedeniyle uygulamada bu iki statünün zaman zaman birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Özellikle kamuoyunda geçici koruma kapsamında bulunan yabancılar ile uluslararası koruma başvuru sahiplerinin aynı hukuki statüde değerlendirildiği yönünde yaygın bir algı bulunmakta olup bu durum statülere bağlı hak ve yükümlülüklerin de yanlış yorumlanmasına neden olabilmektedir.</p>

<p>Geçici koruma rejiminin hukuki niteliği bakımından dikkat çeken hususlardan biri, bu koruma mekanizmasının esasen kitlesel göç hareketlerine karşı geçici ve istisnai bir çözüm olarak öngörülmüş olmasına rağmen Türkiye'de özellikle Suriye'den gelen yabancılar bakımından uzun yıllardır uygulanıyor olmasıdır. Bu durum, geçici koruma rejiminin hukuki niteliğine ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Nitekim geçici koruma kapsamında uzun yıllardır Türkiye'de yaşayan kişilerin bulunması ve bunlardan bir kısmının istisnai usulle Türk vatandaşlığını kazanmış olması, geçicilik ilkesinin uygulamadaki görünümünün yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p>Bunun yanında, Türkiye'de farklı ülke vatandaşlarının farklı koruma rejimlerine tabi tutulması da uygulamada çeşitli sonuçlar doğurmaktadır. Suriye'den kitlesel olarak gelen yabancılar geçici koruma rejiminden yararlanırken Afganistan başta olmak üzere birçok ülkeden bireysel olarak gelen yabancılar uluslararası koruma prosedürü kapsamında değerlendirilmektedir. Bu ayrım hukuki dayanağını mevzuattan almakla birlikte uygulamada haklardan yararlanma imkânları ve idari süreçler bakımından farklı sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Temel haklara erişim bakımından değerlendirildiğinde ise özellikle geçici koruma kapsamındaki kişilere yönelik olarak Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlar tarafından yürütülen sağlık, eğitim, sosyal uyum ve insani yardım projelerinin uygulamada önemli bir destek mekanizması oluşturduğu görülmektedir. Buna karşılık uluslararası koruma başvuru sahiplerinin yararlanabildiği destek mekanizmalarının kapsamı ve görünürlüğü bakımından farklılıklar bulunabilmektedir. Bu durum, her iki koruma rejiminin hukuki niteliğinden kaynaklanan farklılıkların uygulamaya da yansıdığını göstermektedir.</p>

<p>Son olarak, yabancıların adalete erişim hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi bakımından tercüman desteği ve hukuki yardım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Özellikle Türkçe yeterliliği sınırlı olan yabancıların adli ve idari süreçlerde hakları konusunda yeterince bilgilendirilmemesi veya tercüman desteğine etkin biçimde erişememesi, hak arama özgürlüğünü olumsuz etkileyebilmektedir. Koruma rejimlerinin temel amacı yalnızca kişilerin ülkede kalmalarını sağlamak değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerden etkin biçimde yararlanabilmelerini güvence altına almaktır. Bu nedenle koruma rejimlerinin başarısı, yalnızca mevzuatta öngörülen güvencelerle değil, bu güvencelerin uygulamadaki etkinliği ile de ölçülmelidir.</p>

<p>Göç hukukunun dinamik yapısı dikkate alındığında özellikle çalışma hakkı, sosyal uyum politikaları ve geçici koruma rejimine ilişkin idari uygulamalarda meydana gelen değişikliklerin, koruma altındaki yabancıların temel haklara erişimini doğrudan etkilediği görülmektedir. Bu nedenle mevzuat değişikliklerinin ve idari uygulamaların insan hakları perspektifiyle sürekli olarak gözden geçirilmesi, koruma sisteminin etkinliğinin artırılması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma, her ne kadar uluslararası koruma ihtiyacı bulunan yabancıların korunmasını amaçlayan iki hukuki mekanizma olsa da; hukuki dayanakları, uygulanma usulleri ve statü sahiplerine sağladıkları haklar bakımından birbirinden önemli ölçüde ayrılmaktadır. Türkiye'de bu iki koruma rejimi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde düzenlenmiş olup özellikle kitlesel göç hareketleri sonrasında geçici koruma rejimi uygulamada daha görünür hâle gelmiştir.</p>

<p>Bu çalışmada, uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri hukuki nitelikleri bakımından karşılaştırılmış; söz konusu farklılıkların yabancıların temel haklara erişimi üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda, mevzuatta sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel haklara ilişkin önemli güvenceler öngörülmüş olmakla birlikte, uygulamada çeşitli idari ve fiilî güçlüklerin bu hakların etkin kullanımını sınırlandırabildiği görülmektedir. Özellikle dil engeli, hukuki yardım ve tercüman desteğine erişim, çalışma hayatına katılım ve idari uygulamalardaki farklılıklar, koruma statüsündeki yabancıların haklardan fiilen yararlanmalarını etkileyebilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, uluslararası koruma ve geçici koruma statülerinin kamuoyunda ve zaman zaman uygulamada birbirine karıştırılması, bu statülere bağlı hak ve yükümlülüklerin de yanlış değerlendirilmesine yol açabilmektedir. Oysa her iki koruma rejiminin hukuki niteliği ve amacı farklı olup bu farklılıkların gözetilmesi hem yabancıların temel haklarının korunması hem de hukuki güvenliğin sağlanması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, koruma statüsündeki yabancıların temel haklardan etkin biçimde yararlanabilmesi yalnızca mevzuatta hak tanınmasına değil, bu hakların uygulamada erişilebilir ve etkili şekilde kullanılabilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda, uygulama birliğinin güçlendirilmesi, hukuki yardım ve tercüman desteğinin etkinleştirilmesi, idari süreçlerin öngörülebilirliğinin artırılması ve koruma rejimlerinin hukuki sınırlarının açık biçimde uygulanması, yabancıların temel haklarının daha etkin korunmasına katkı sağlayacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/dilan-bostanci-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Dilan BOSTANCI</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mevzuat</span></p>

<p><span style="color:#999999">1982 Anayasası.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu. Geçici Koruma Yönetmeliği.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi. Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Resmî Kaynaklar</span></p>

<p><span style="color:#999999">T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Uluslararası Koruma.</span></p>

<p><span style="color:#999999">T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Geçici Koruma.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Makaleler</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gümüşlü Tunçağıl, Gülce; Tanrıbilir, Bilge, "YUKK Kapsamında İdarî Makamların Uluslararası Koruma ve Geçici Koruma Hakkında Verebilecekleri Kararlar ve Bu Kararlara Karşı Başvuru Yolları", Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Sayı 2, 2025.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/multeci-sinir.jpg" type="image/jpeg" length="18664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağaca çarpan otomobilin sürücüsü emekli savcı hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın'ın Germencik ilçesinde otomobilin ağaca çarpması sonucu emekli savcı Ömer Faruk Köksal hayatını kaybetti, eşi Aysel Köksal yaralandı. Hurdaya dönen araçta sıkışan çift itfaiye ekiplerince çıkarılırken, yaralı kadın hastaneye kaldırıldı. Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aydın'ın Germencik ilçesinde ağaca çarpan otomobilin sürücüsü emekli savcı Ömer Faruk Köksal (70) hayatını kaybetti, eşi Aysel Köksal yaralandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öğle saatlerinde Germencik ilçesine bağlı Moralı Mahallesi Magnesia Antik Kent yakınlarında meydana geldi. Ömer Faruk Köksal'ın kontrolünü yitirdiği otomobil, yoldan çıkarak ağaca çarptı.</p>

<p>İhbar üzerine kaza yerine itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekipleri, hurdaya dönen araçta sıkışan 2 yaralıyı çıkararak, sağlık ekiplerine teslim etti. Sağlık ekiplerinin kontrolünde emekli savcı Ömer Faruk Köksal'ın hayatını kaybettiği belirlendi.</p>

<p>Yanındaki yaralanan eşi Aysel Köksal ise ambulansla hastaneye kaldırıldı. Köksal'ın tedavisinin sürdüğü bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/960x540a.jpg" type="image/jpeg" length="23921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2024/390 E., 2026/6761 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 09.06.2026 tarihli, 2024/390 E., 2026/6761 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/390 E., 2026/6761 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/593 E., 2023/424 K.<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet<br />
SUÇ TARİHLERİ : 27.11.2013, 19.09.2013<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın ve nakil aracının müsaderesi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p>Olayın oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunması, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak:<br />
Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 5/2. maddesinin "Yedinci fıkrası hariç, 3'üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz." hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca</p>

<p>kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin son cümlesi kapsamında "Soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır." düzenlemesinin getirildiği cihetle, soruşturma aşamasında kendisine etkin pişmanlık hususunda ihtarat yapılmayan sanık hakkında, Mahkemece suça konu kaçak eşyaların gümrüklenmiş değerleri toplamının iki katı kadar parayı hüküm verilinceye kadar Devlet Hazinesine ödediği takdirde cezada 1/2 oranında indirim yapılacağının bildirilmesi gerekirken, ana ve birleşen dosyadaki gümrüklenmiş değerler toplamının fazla şekilde 275.441,24 TL olarak bildirilmesi ile sanığın yanıltılması ve sanık hakkında ödeme yapmadığından bahisle etkin pişmanlık hükmünün uygulanmaması, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 09.06.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="88932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/25494 E., 2020/11826 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 14/10/2020 tarihli, 2016/25494 E., 2020/11826 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/25494 E., 2020/11826 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davalı tarafından davacının iş sözleşmesine son verildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı talebinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davacının 17.09.2012 tarihinde iş başında uyuduğunun tespit edildiğini, buna ilişkin tutanak tutulduğunu, davacının uyarıldığını ve 2 günlük ücret kesintisi cezası verildiğini ancak olayın 21.01.2015 tarihinde tekrarlanması üzerine davacının savunmasının alınarak iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz:<br />
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Gerekçe:<br />
Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshi ve buna bağlı olarak davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Davacı işçi iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı neden olmaksızın feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı isteğinde bulunmuştur. Davalı işveren, davacının görev başında uyuması ve bu eylemin ikinci kez tekrarlanması sebebiyle toplu iş sözleşmesi gereği disiplin kurulundan da geçirilmek suretiyle iş sözleşmesinin feshedildiğini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, davacının ilk olarak görev başında uyuma eyleminin 2012 yılında gerçekleştiği, feshe konu eylemin ise 21.01.2015 tarihinde meydana geldiği, iki tarih arasında uzun bir sürenin geçtiği ve buarada yeni bir toplu iş sözleşmesi imzalandığı gerekçesiyle işveren tarafından yapılan feshin haklı nedene dayanmadığı kabulüyle kıdem tazminatı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Davacı işçi, sendika üyesi olup işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmelerinde çalışma saatlerinde ilk defa uyuma halinde uyarma cezası uygulanacağı, tekrarı halinde işten çıkarma cezası verileceği belirtilmiş olup davacı işçiye 2012 yılındaki ilk uyuma eylem sebebiyle yevmiye kesme cezası uygulanmıştır. Her iki uyuma eyleminin aynı toplu iş sözleşmesi döneminde gerçekleşmesi bir zorunluluk olmayıp 21.01.2015 tarihinde gerçekleşen uyuma eylemine dayalı olarak bu tarihte yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü gereği disiplin cezası uygulanması yerindedir.</p>

<p>Davacı tanığı ... da davacının görevi başında uyuduğunu ve yaptığı işin kısa süre de olsa uyuyarak yapılabilecek mahiyette bir iş olmadığını beyan etmiştir. Davacının işinin başında uyuması eylemi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/2-ı uyarınca işin güvenliğini tehlikeye düşürmüştür. Toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü de dikkate alındığında iş sözleşmesinin feshi haklı nedene dayanmış olup davacının kıdem tazminatına hak kazanması mümkün değildir. Mahkemenin yazılı şekilde kabule ilişkin kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç: </strong>Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="55363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞ HUKUKUNDA DİSİPLİN YAPTIRIMI OLARAK ÜCRET KESME CEZASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A-GENEL OLARAK</strong></p>

<p>İşçinin, işyerinde uygulanan disiplin kurallarını veya kanundan kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmesi hâlinde, işveren yönetim hakkı çerçevesinde ihlalin niteliği ve ağırlığını değerlendirerek çeşitli yaptırımlar uygulayabilir. Bu kapsamda iş sözleşmesini haklı veya geçerli nedenle feshedebileceği gibi, uyarı, kınama, ücret kesme ya da kademe/derece ilerlemesinin durdurulması gibi disiplin cezalarına da başvurması mümkündür.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu çalışmanın inceleme konusu, işveren tarafından disiplin yaptırımı niteliğinde uygulanan <strong>ücret kesme cezası</strong> ile sınırlıdır. Bu kapsamda yalnızca 4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesi çerçevesinde, işçinin disiplin kurallarına aykırı davranışı nedeniyle uygulanan ücret kesme cezasının hukuki niteliği, uygulanma şartları ve sınırları ele alınacaktır. Dolayısıyla, işçinin kusurlu davranışı sonucunda işverene maddi zarar vermesi nedeniyle doğan tazmin sorumluluğu kapsamında ücretinden yapılabilecek kesintiler, bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Zira disiplin cezası niteliğindeki ücret kesintisi ile işçinin verdiği zararın tazmini amacıyla yapılan ücret kesintileri farklı hukuki sebeplere dayanmakta olup, uygulanma şartları ve sonuçları bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu nedenle, aşağıdaki açıklamalar yalnızca disiplin yaptırımı olarak uygulanan ücret kesme cezasına ilişkin değerlendirmeleri içermektedir.</p>

<p>Ancak kısaca bahsetmekte fayda görmekle birlikte, <strong>genel hükümler çerçevesinde, işçinin ücretinden kesinti yapılması için işçinin muvafakatinin alınması veya bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir. </strong>Örneğin, kasa personeli olarak çalışan bir işçinin, çıkan kasa açığı sebebiyle ücretinden kesinti yapılabilmesi için işçinin muvafakat vermesi veya bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir. Ancak işveren tarafından toplu iş sözleşmesi, bireysel iş sözleşmesi veya iç yönetmeliklerdeki düzenlemelere istinaden verilecek disiplin amacıyla ücret kesme cezası bakımından işçinin muvafakatine veya bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunmamaktadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nda disiplin yaptırımlarına ilişkin genel nitelikte bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bunun tek istisnasını, Kanun'un 38. maddesinde hüküm altına alınan ücret kesme cezası oluşturmaktadır. Diğer disiplin yaptırımlarından farklı olarak ücret kesme cezasının kanuni dayanağa bağlanmasının temel nedeni, bu yaptırımın işçinin ücret alacağına doğrudan müdahale etmesidir. İşçinin ekonomik haklarını etkileyen bu yaptırımın keyfî şekilde uygulanmasını önlemek amacıyla kanun koyucu, ücret kesme cezasının uygulanma şartlarını, kapsamını ve usulünü ayrıntılı biçimde düzenleyerek işçiyi koruyucu güvenceler öngörmüştür.</p>

<p>Ücret kesme cezasına ilişkin usul ve esaslar 4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde aynen; <i>"İşveren toplu sözleşme veya iş sözleşmelerinde gösterilmiş olan sebepler dışında işçiye ücret kesme cezası veremez. İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir. İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz." </i>şeklindedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere kanun koyucu, ücret kesme cezasının uygulanabilmesini belirli koşullara bağlamış; bu yaptırımın yalnızca iş veya toplu iş sözleşmesinde öngörülen hâllerde uygulanabileceğini, cezanın gerekçesinin gecikmeksizin işçiye bildirilmesi gerektiğini ve yapılacak kesintinin miktar bakımından kanunda belirlenen sınırları aşamayacağını hüküm altına almıştır. Böylece işverenin disiplin yetkisi ile işçinin ücret hakkı arasında bir denge kurulması amaçlanmıştır. İşverenin işçiye bir disiplin cezası olarak ücret kesme cezası verebilmesine ilişkin hükmün mutlak emredici nitelikte olup, işverenin disiplin yetkisini sınırlamaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p><strong>B-ÜCRET KESME CEZASININ ŞARTLARI</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu, ücret kesme cezasının işveren tarafından serbestçe uygulanmasına izin vermemiş; bu disiplin yaptırımını belirli usul ve esaslara tabi tutmuştur. Başka bir ifadeyle, işverenin ücret kesme cezasına başvurabilmesi kanunda öngörülen şartların eksiksiz şekilde gerçekleşmesine bağlıdır. Kanun koyucu, işçinin ücret hakkını korumak amacıyla bu yaptırımın uygulanmasına ilişkin birtakım güvenceler öngörmüş ve keyfî uygulamaların önüne geçmeyi hedeflemiştir. Bu kapsamda, ücret kesme cezasına dayanak oluşturan fiilin önceden iş veya toplu iş sözleşmesinde düzenlenmiş olması, yapılacak kesintinin kanunda belirlenen üst sınırı aşmaması, uygulanan disiplin cezasının gerekçesiyle birlikte işçiye gecikmeksizin bildirilmesi ve işçiden kesilen tutarların Kanun'da öngörüldüğü şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belirlenen hesaba aktarılması, bu disiplin yaptırımının hukuka uygun olarak uygulanabilmesi için yerine getirilmesi gereken temel şartlardır.</p>

<p><strong>B.1-ÜCRET KESME CEZASINA ESAS DAVRANIŞLARIN ÖNCEDEN DÜZENLENMESİ</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesi uyarınca, işverenin ücret kesme cezası uygulayabilmesi, bu yaptırımı gerektiren hâllerin önceden hukuki bir düzenlemeye bağlanmış olmasına bağlıdır. Bu nedenle, bireysel iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesinde yer almayan bir davranış nedeniyle işçiye ücret kesme cezası verilmesi hukuken mümkün değildir. Bununla birlikte, ücret kesme cezasını gerektiren fiiller yalnızca iş veya toplu iş sözleşmesiyle değil, işyerinde yürürlükte bulunan iç yönetmelikler ya da takım sözleşmeleri aracılığıyla da düzenlenebilir. Ancak bu düzenlemelerin işçiyi bağlayabilmesi için yürürlükteki mevzuata uygun olması ve işçinin bunlardan haberdar edilmesi gerekmektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p><strong>B.2-ÜCRET KESME CEZASINDA KESİNTİ MİKTARINA İLİŞKİN KANUNİ SINIRLAR</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde, <i>"... İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz..."</i> hükmü ile ücret kesme cezasına ilişkin miktar yönünden bir üst sınır öngörülmüştür. Bu düzenlemenin amacı, işverenin disiplin yetkisini sınırlandırarak işçinin ücretinin keyfî ve ölçüsüz şekilde azaltılmasını önlemektir.</p>

<p>Kanunda öngörülen iki günlük ücret veya iki günlük kazanç sınırı, verilebilecek disiplin cezasının toplam tutarına değil, <strong>bir aylık dönem içinde ücretten yapılabilecek kesintinin azami miktarına</strong> ilişkindir. Dolayısıyla, ücret kesme cezası daha yüksek bir tutarda belirlenmiş olsa dahi, işçinin ücretinden bir ay içerisinde yapılacak kesinti kanunda belirtilen sınırı aşamaz.</p>

<p><strong>B.3- ÜCRET KESME CEZASININ İŞÇİYE BİLDİRİLMESİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde, <i>"... İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir..." </i>hükmüne yer verilerek, işverene ücret kesme cezasını işçiye gecikmeksizin ve gerekçesiyle birlikte bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme emredici nitelikte olup, işverenin bu yükümlülüğe uyması zorunludur. Bildirim sayesinde işçi, hangi fiili nedeniyle disiplin cezasına maruz kaldığını ve ücretinden ne miktarda kesinti yapıldığını öğrenme imkânına sahip olur. Böylece işçinin, uygulanan disiplin yaptırımını değerlendirmesi ve gerektiğinde hukuki yollara başvurabilmesi sağlanmaktadır. Hukuki niteliği itibarıyla bu bildirim, yeni bir hukuki işlem tesis etmeyip, daha önce alınmış olan ücret kesme cezası kararının işçiye açıklanmasından ibarettir.</p>

<p><strong>B.4-ÜCRET KESME CEZASI KAPSAMINDA KESİLEN TUTARLARIN BAKANLIK HESABINA AKTARILMASI</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinin üçüncü fıkrasında; <i>"Bu paralar işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılıp harcanmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hesabına Bakanlıkça belirtilecek Türkiye'de kurulu bulunan ve mevduat kabul etme yetkisine haiz bankalardan birine, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılır. Her işveren işyerinde bu paraların ayrı bir hesabını tutmaya mecburdur."</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme ile ücret kesme cezası kapsamında işçiden kesilen tutarların işveren tarafından muhafaza edilme süresi, yatırılacağı hesap ve kullanım amacı belirlenmiştir. Buna göre işveren, kesilen tutarları bir ay içinde Bakanlıkça belirlenen banka hesabına yatırmak ve bu tutarlar için işyerinde ayrı bir hesap tutmakla yükümlüdür. Böylece ücret kesme cezası sonucunda işçiden kesilen miktarın işveren bakımından bir gelir veya kazanç unsuruna dönüşmesi engellenmiş; disiplin yetkisinin ekonomik menfaat sağlama amacıyla kullanılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p><strong>C-ÜCRET KESİNTİSİNE İTİRAZ VE YARGI YOLU</strong></p>

<p>İşçiye verilen bütün cezalar yargı denetimine tabidir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Aksine, iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesiyle hüküm getirilemez. İşçinin bu hakkından önceden feragati, işçiyi koruyucu hükümlerle bağdaşmaz. <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Usule aykırı bir şekilde disiplin cezası olarak ücretten kesinti yapılması halinde işçi, elbette; iş akdini haklı nedenle derhal fesih hakkına sahip olmakla birlikte ayrıca yapılan kesintileri de bağımsız bir şekilde talep etme hakkına sahip olacaktır.</p>

<p>Disiplin cezasını gerektiren somut olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin yanında, verilen cezanın da orantılı olup olmadığının denetimi yargı tarafından yapılabilecektir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN"><img alt="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/avukada548pda_6.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN">Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Disiplin Yaptırımı Olarak Ücret Kesme Cezasının Koşulları Ve Uygulama Usulü, Mehmet Zülfi CAMKURT</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Aydın BAŞBUĞ, Türk İş Hukukunda Disiplin Cezaları, Tes-İş Yayınları, Ankara 1999, s.152</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> “Davacı işçi, sendika üyesi olup işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmelerinde çalışma saatlerinde ilk defa uyuma halinde uyarma cezası uygulanacağı, tekrarı halinde işten çıkarma cezası verileceği belirtilmiş olup davacı işçiye 2012 yılındaki ilk uyuma eylem sebebiyle yevmiye kesme cezası uygulanmıştır. Her iki uyuma eyleminin aynı toplu iş sözleşmesi döneminde gerçekleşmesi bir zorunluluk olmayıp 21.01.2015 tarihinde gerçekleşen uyuma eylemine dayalı olarak bu tarihte yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü gereği disiplin cezası uygulanması yerindedir.”</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Y.9.HD, 14.10.2020 tarih, 2016/25494 Esas, 2020/11826 Kararı</span></a></strong></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Ayşegül Merve KOÇAK, Türk İş Hukukunda İşverenin Yönetim Hakkı Çerçevesinde Disiplin Cezaları, Yüksek Lisans Tezi, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir, 2021, s.78</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Başbuğ, (Disiplin Cezaları), s. 227 vd. Süzek, s. 119. Akyiğit, s. 1618.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Kılıçoğlu-Şenocak, İş Kanunu Şerhi, Legal, İstanbul, 3. Baskı, 2013, s. 767</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Ücret Kesim Cezası, Doç. Dr. Aydın BAŞBUĞ</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/isci-para4.jpg" type="image/jpeg" length="19946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11634"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24925"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61848"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39678"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23233"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14511"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91134"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73575"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="99669"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="53035"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="97394"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="43008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="34872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="77526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="38691"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="37706"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="53179"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="16939"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
