<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 05 Jul 2026 01:37:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesi-universite-sektor-is-birligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesi-universite-sektor-is-birligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 05 Temmuz 2026 Tarihli ve 33301 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Galatasaray Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ ÜNİVERSİTE SEKTÖR İŞ BİRLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (GSÜ-SİM): Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Galatasaray Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Galatasaray Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite ile ulusal ve uluslararası sektör paydaşları arasında sürdürülebilir stratejik iş birlikleri kurmak; özellikle Fransız-Türk ekonomik ekosisteminde; Üniversite, kamu ve özel kurumlar ile mezunlar ağı arasında kalıcı bir diyalog ve stratejik iş birliği çerçevesi oluşturmak.</p>

<p>b) Stajlar, uygulamalı eğitimler, öğrenci sanayi projeleri ile öğrencilerin ve mezunların profesyonel hayata katılımına katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Akademik bilgiyi sanayi ve hizmet sektörünün kullanımına sunarak Ar-Ge, tasarım ve inovasyon odaklı projeler geliştirilmesine aracı olmak, biriktirilmiş akademik bilgiyi ekonomik ve sosyal dokunun hizmetine sunmak.</p>

<p>ç) Sektörün ihtiyaç duyduğu üst düzey yönetici ve teknik personel eğitimlerini akademik standartlarda organize etmek; yöneticiler, mühendisler, uzmanlar ve şirket çalışanlarına yönelik eğitimler düzenlemek.</p>

<p>d) Dijital, ekolojik ve toplumsal dönüşümlerle ilgili ortaklık projelerini yürütmek, koordine etmek ve eşlik etmek.</p>

<p>e) Üniversitenin uluslararası görünürlüğüne katkıda bulunmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite-sektör iş birliği kapsamında ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde kurumlarla ortak Ar-Ge, Ür-Ge, inovasyon, ekspertiz, tasarım, yenilik ve danışmanlık projeleri yürütmek.</p>

<p>b) Sektörel ihtiyaçlara yönelik seminerler, çalıştaylar, eğitimler ve konferanslar düzenlemek.</p>

<p>c) Proje fuarları, kariyer etkinlikleri ve Üniversite-sanayi buluşmaları organize etmek.</p>

<p>ç) Ulusal ve uluslararası kurumlarla sektörel iş birliği protokolleri geliştirmek.</p>

<p>d) Üniversitenin kurumlarla ortak araştırma laboratuvarları kurmasında aracı olmak.</p>

<p>e) Kurumlar tarafından finansal olarak desteklenen endüstriyel araştırma kürsüleri oluşturmak.</p>

<p>f) Üniversitenin ilgili birimleriyle yakın iş birliği içinde çalışmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Görev süresi dolmadan görevinden ayrılan Müdürün yerine Rektör tarafından aynı yöntemle yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Üniversite öğretim üyeleri arasından bir kişi Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p>(3) Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcısını vekil bırakır, ancak vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantı gündemini hazırlamak, toplantıya başkanlık etmek.</p>

<p>c) Çalışma programlarını hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak, Yönetim Kurulunca karara bağlanan çalışma programını yürütmek.</p>

<p>ç) Merkez bünyesinde gerekli hizmet birimlerinin oluşturulmasını sağlamak, bu birimlerin çalışmalarını düzenlemek, koordine ve kontrol etmek.</p>

<p>d) Merkezin ulusal ve uluslararası tüm iç ve dış paydaşları ile iş birliğini ve ilişkilerinin koordinasyonunu sağlamak.</p>

<p>e) Her eğitim-öğretim yılı sonunda veya istenildiğinde, Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki raporu, Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>f) Merkezin idari işlerini yürütmek.</p>

<p>g) Merkezin personel, bütçe ve diğer kaynak ihtiyaçlarının tespitine ilişkin çalışmaların yapılmasını sağlayarak bu konularda Yönetim Kurulunun onayladığı raporları Rektöre sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür, müdür yardımcısı ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından, akademik birimlerin eşit temsiliyeti mümkün olabildiğince gözetilmek suretiyle üç yıl için görevlendirilen beş üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni bir üye görevlendirilir. Görev süresi sona eren üyeler Rektör tarafından yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu üç ayda bir toplanır. Müdür gerekli gördüğü hallerde de Yönetim Kurulunu toplantıya çağırabilir.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu toplantıları üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yapılır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin kuruluş amacına yönelik strateji ve politikaları oluşturmak ve bunlara uygun faaliyetleri planlayarak Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>b) Müdürün hazırlayacağı faaliyet raporunu Rektöre sunulmadan önce değerlendirmek, bir sonraki döneme ait çalışma programını hazırlamak.</p>

<p>c) Gündemde bulunan araştırma, eğitim ve uygulama projelerini karara bağlamak, uygulanmalarını denetlemek, gerekli görülen durumlarda uzmanlık komisyonları kurarak çalışmalarını yürütmek.</p>

<p>ç) Danışma Kurulu üyeleri konusunda Rektöre öneride bulunmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan deneyimli kişiler arasından Yönetim Kurulu tarafından önerilen ve Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilen en az yedi en fazla on bir üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Görev süresi sona eren Danışma Kurulu üyeleri yeniden seçilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Görev süresi dolmadan ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, her yıl en az bir kez toplanır. Toplantılarda toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler yaparak görüş ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Sektörel trendler hakkında görüş bildirmek ve Üniversite-sektör arasındaki ağın genişletilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunun gerekli gördüğü konularda Merkezin faaliyetleri ile ilgili rapor hazırlamak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Galatasaray Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesi-universite-sektor-is-birligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-gazete.jpg" type="image/jpeg" length="45950"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-tarimsal-biyoteknoloji-ve-gida-guvenligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-tarimsal-biyoteknoloji-ve-gida-guvenligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 05 Temmuz 2026 Tarihli ve 33301 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİ VE GIDA GÜVENLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına ve faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (ADÜ-TARBİYOMER): Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Proje: İlgili kamu kurumunun desteği ile Merkeze laboratuvar altyapısı sağlayan projeyi,</p>

<p>d) Proje araştırıcıları: Projede yer alan tüm araştırıcıları,</p>

<p>e) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>f) Senato: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>g) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amacı; bitkisel ve hayvansal üretimde biyoteknolojik yöntemlerin kullanılması ve geliştirilmesi ile gıda güvenliğine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetlerini gerçekleştirmektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Kamu ve özel sektörün destekleri ile yürütülen ve tarımsal üretimi esas alan biyoteknoloji, moleküler tanı, bitki doku kültürü, moleküler genetik, gıda güvenliği ve yem güvenliğine yönelik araştırmalar için modern laboratuvar altyapısı sağlamak.</p>

<p>b) Çiftlik hayvanlarının verim özelliklerine yönelik genlerin tespiti ve ıslah programlarına entegrasyonuna yönelik araştırmalar yapmak.</p>

<p>c) Bölge ve yörenin önemli bitki türlerinde genetik özelliklerin belirlenmesi, ıslahı ve seçilen üstün genotiplerin doku kültürü ile hızlı ve klonal olarak çoğaltılmasına yönelik araştırma-geliştirme (ARGE) çalışmaları yapmak.</p>

<p>ç) Bitkisel ve hayvansal üretimde ihtiyaç duyulan nitelikli tohum ve damızlık üretimine yönelik ARGE çalışmaları yanında ıslah edilmiş yeni çeşitlerin adaptasyonu konusunda çalışmalar yapmak.</p>

<p>d) Gıda güvenliği ile fonksiyonel gıda ve yem üretimine yönelik fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal analizlere dayalı ARGE çalışmaları yapmak.</p>

<p>e) Bitkisel ve hayvansal hastalık etmenlerinin moleküler tanılarının yapılması ve uygun mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi için biyoteknolojik yöntemleri ARGE faaliyetlerinde kullanmak.</p>

<p>f) Bitki, hayvan ve mikroorganizmalarda gen kaynaklarının korunmasına ve değerlendirilmesine yönelik bilimsel çalışmalar yapmak.</p>

<p>g) Çevre ile uyumlu ve sürdürülebilir yapıda üretim teknikleri ve girdileri ile ürün işleme teknolojilerini geliştirmek.</p>

<p>ğ) Ürün geliştirme, üretim, ürünlerin işlenmesi ve değerlendirilmesi ile gıda güvenliği ve sağlık başta olmak üzere farklı alanlarda biyoteknoloji ile ilgili araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak ve yapılan çalışmalara destek vermek.</p>

<p>h) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında kamu kurum ve kuruluşları ile mesleki birliklerin Merkezin imkanlarından yararlanabilmesini sağlamak, bu kurum ve kuruluşlara danışmanlık ve servis hizmetleri vermek.</p>

<p>ı) Biyoteknolojik yöntemlerin geliştirilmesine ve etkin kullanımına yönelik araştırma ve uygulama yapacak insan gücünü yetiştirmek, lisansüstü eğitim programlarındaki genç araştırıcılara laboratuvar alt yapısı sağlamak.</p>

<p>i) Bölgesel, ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile iş birliği yapmak suretiyle biyoteknoloji alanında ortak bilimsel araştırma ve geliştirme projeleri yapmak, uygulamak ve ortak çalışmalarda gerekli koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>j) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında her düzeyde araştırıcının gelişimine yönelik eğitim programları, konferanslar, kurslar, seminerler, ulusal ve uluslararası kongreler düzenlemek, gerektiğinde bu konularla ilgili sertifikalar vermek ve faaliyetlerle ilgili yayınlar yapmak.</p>

<p>k) Merkez bünyesinde yapılan araştırma ve uygulamalar konusunda kamuoyunu aydınlatmak ve bilgilendirmek amacı ile yayın faaliyetlerinde bulunmak.</p>

<p>l) Biyoteknoloji ve gıda güvenliği alanında sanayi kuruluşlarının ihtiyaç duydukları araştırmaları yapmak, onların sorunlarını çözmeye yönelik projeler yürütmek ve ürün geliştirme etkinliklerini desteklemek.</p>

<p>m) Üniversite ile ilgili sektörlerin entegrasyonuna yardımcı olmak, tarım ve gıda sektörlerine yönelik sorunların tespit ve çözümüne yönelik ARGE hizmeti vermek.</p>

<p>n) Merkezin amacını gerçekleştirmede kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>o) Merkezin kuruluş amacına ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun diğer çalışmaları yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür; Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi müdür yardımcısı olarak üç yıl süre ile Rektör tarafından görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün verdiği görevleri yapar. Süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Müdürün görevinde bulunamadığı hallerde müdür yardımcılarından biri yerine vekalet eder. Vekaletin altı aydan fazla sürmesi halinde yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek ve Yönetim Kuruluna başkanlık yapmak.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu kararlarını uygulamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>ç) Her faaliyet yılı sonunda ve istenildiğinde Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki faaliyet raporunu Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>(2) Müdür, çalışmaların düzenli bir şekilde yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden ve gerekli önlemlerin alınmasından Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, Müdürün önerisi üzerine proje araştırıcıları öncelikli olarak Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Süresi biten üye aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez salt çoğunluk ile toplanır ve kararlarını toplantıya katılanların oy çokluğu ile alır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin eğitim, öğretim, bilimsel araştırma, danışmanlık ve yayın faaliyetlerine ilişkin esasları belirlemek.</p>

<p>b) Merkezce gerçekleştirilecek eğitim, uygulama, araştırma, danışmanlık ve yayın konularındaki talepleri değerlendirip karara bağlamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleri ile ilgili geçici çalışma grupları oluşturmak ve bunların görevlerini düzenlemek.</p>

<p>d) Kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, yurt dışındaki kuruluşlar ile ortaklaşa yürütülecek çalışmaların esas ve usullerini tespit etmek.</p>

<p>e) Merkezin yönetimi ile ilgili diğer kararları almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili faaliyetleri bulunan öğretim elemanları ve istekleri dahilinde Merkezin çalışma alanlarına katkıda bulunabilecek kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri veya bu alandaki çalışmaları ile tanınan kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen en fazla yirmi beş kişiden oluşur. Projenin kapsamında yer alan tüm araştırıcılar Danışma Kurulunun doğal üyesidir.</p>

<p>(2) Süresi dolmadan görevlerinden ayrılan Danışma Kurulu üyelerinin yerine kalan süreyi doldurmak üzere aynı usulle yeni üyeler görevlendirilebilir. Süresi biten üye tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine Müdürün başkanlığında yılda en az bir defa toplanır. Danışma Kurulu, üyelerinin salt çoğunluğu ile toplanır ve toplantıya katılanların oy çokluğu ile karar alır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Özel uzmanlık gerektiren faaliyet alanlarında Merkeze katkı sağlamak ve Merkezin faaliyetleri ile ilgili olarak değerlendirmede bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin çalışma alanlarına uygun programları, talep edilen faaliyetleri değerlendirmek, önerilerde bulunmak, gerektiğinde faaliyet alanları ile ilgili alt çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>c) Çalışma alanlarına uygun ihtiyaçları tespit etmek, stratejileri belirlemek ve koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyetleri hakkında süresi, şekli, Merkezin amacına uygunluğu, insan gücü ve benzeri konularda değerlendirme ve tavsiyelerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman, makine ve demirbaşlar Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) 4/3/2011 tarihli ve 27864 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-tarimsal-biyoteknoloji-ve-gida-guvenligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="32527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİNA YIKILSA BİLE KAT MALİKLERİ, ARSA ÜZERİNDE PAYLARI ORANINDA ORTAK MÜLKİYET İLE MALİK OLMAYA DEVAM EDER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazda kat malikleri arsa payı oranında ortak mülkiyet esaslarına göre malik olacaklarından davacının hâlen dava açmakta hukuki yararının devam ettiği ve davanın konusuz kalmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.09.2025 tarihli, 2023/648 E., 2025/512 K. sayılı kararı</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/648 E., 2025/512 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/3641 E., 2022/3736 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 17.01.2022 tarihli ve<br />
2021/13839 Esas, 2022/141 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki arsa payının düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacılar vekili, davalı ... vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin İzmir ili Konak ilçesi ... Mahallesi 66 06... parsel sayılı taşınmazın 4 numaralı bağımsız bölümünün, davalıların ise 1, 2, 3, 5 No.lu bağımsız bölümlerin maliki olduklarını, müvekkillerine ait bağımsız bölümün, 1 ve 5 No.lu bağımsız bölümlerden m2 olarak daha büyük olduğunu, müvekkillerine ait bağımsız bölümün konumu itibariyle diğer bağımsız bölümlerden farklılık arzettiğini, buna karşın müvekkillerine ait bağımsız bölüm için düşük arsa payı tahsis edilmiş iken davalılara ait bağımsız bölümlere değerinden daha fazla arsa payı tahsis edildiğini, özellikle davalılardan 1 ve 5 No.lu bağımsız bölüme ait arsa payı ile müvekkillerine ait bağımsız bölümün arsa payları arasında Kanunun aradığı şartlar dikkate alındığında büyük oransızlık bulunduğunu, apartmanın riskli yapı olması nedeniyle 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkılıp, yeniden inşa edileceğini ileri sürerek bağımsız bölümlerin arsa paylarının iptali ile arsa paylarının yeniden tespit edilmesine ve tapu siciline tesciline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ... vekili ve davalı asıl ... ayrı ayrı cevap dilekçelerinde, açılan davayı kabul etmediklerini, anayapının 1967 yılında yapıldığını, yapı kullanma izin belgelerinin 1968 tarihli olduğunu, kat mülkiyetinin 51 yıl önce kurulduğunu, yarım asırdır hiçbir kat maliki tarafından arsa payının düzeltilmesi davası açılmadığını, müvekkilinin dairesinin ve diğer dairelerin cinsinin mesken niteliğinde olduğunu, müvekkiline ait dairenin bulunduğu beşinci katın, diğer dairelerden daha iyi körfez manzarasına sahip olduğunu, taşınmazda kat irtifakının 1968 yılında kurulduğunu, bilirkişilerce 50 yıl önceki fiili durumun da net olarak tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 11.10.2018 tarihli ve 2018/132 Esas, 2018/1377 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın 2 72... alanlı arsada tesis edilmiş kat irtifakına göre 5 katlı 5 daireli olarak 1972 yılında inşa edildiği, binanın tamamının 10 arsa payı olarak 5 eşit parçaya bölünmek suretiyle her bir daireye 2/10'ar eşit arsa payı verildiği, bina ilk yapıldığı ve kat irtifakı kurulduğu tarihte dairelerin alanları, konumları, değerleri, mimari özellikleri, ulaşım ve taşıma imkânları, ısı, ışık, güneş, rüzgar, cephe durumları dikkate alınmadan sadece sayı hesabına göre bir paylaşım yapıldığının anlaşıldığı, zemin kat dairenin ortak olan arka bahçeyi kullanması, arkada istinat duvarına bakıyor olması ve daire alanı teras dairenin ön arka terasları kullanıyor olması, üzerinde kiremit çatı olmaması, iklim koşullarından daha çok etkilenmesi, daire alanı ve 5 kat merdivenle ulaşımı 4 No.lu bağımsız bölüm üzerinde teras alanları olmasından iklim açısından olumsuz etkilenmesi gibi faktörler dikkate alınmak suretiyle davanın kabulüne, 66 06... parsel sayılı taşınmazda; 1 numaralı bağımsız bölüm maliki ...'nin 2/10 arsa payının 9/44 olarak düzeltilmesine, 1. kat 2 numaralı bağımsız bölümü maliki ...'ın 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, 2. kat 3 numaralı bağımsız bölümü maliki ...'un 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, 3. kat 4 numaralı bağımsız bölümü malikleri ... ve ...'nun 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, çatı 5. kat maliki ...'ın 2/10 olan arsa payının 5/44 olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...'tan 1 No.lu bağımsız bölümü 15.10.2018 tarihinde devralan ... ve ...'dan 5 nolu bağımsız bölümü aynı tarihte devralan ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 12.07.2021 tarihli ve 2019/912 Esas, 2021/1677 Karar sayılı kararıyla; 66 06... parsel sayılı ana taşınmazdaki binanın 21.08.2020 tarihinde yıkıldığı, Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 47/1. maddesi gereğince anayapının tümü harap olmuşsa, ana gayrimenkul üzerindeki kat mülkiyetinin kendiliğinden sona ereceği, ana taşınmazdaki binanın yıkılması nedeniyle davanın konusuz kaldığı, davacıların dava açmakta haklı olmaları nedeniyle yargılama gideri, harç ve vekâlet ücretinden davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle bir kısım davalıların istinaf kanun yolu başvurusu üzerine HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekili ile davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
''...Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde dava tarihi itibariyle kat irtifakı kurulu ana taşınmazda arsa paylarının iptali istemi ile dava açılmış olduğu ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildikten sonra istinaf incelemesi aşamasında dava konusu ana taşınmazın yıkıldığı bunun üzerine ilgili bölge adliye mahkemesinin yerel mahkeme hükmünü kaldırarak davanın konusuz kaldığından bahisle hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar ilgili Bölge Adliye Mahkemesince davanın konusuz kaldığından bahisle hakkında yer olmadığına hükmedilmiş ise de dava konusu ana taşınmaz yıkılmış ancak taraf iradeleri ile yeniden arsa payları belirlenmek sureti ile kat irtifakı ya da kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Dolayısı ile bu durumda halen davacının dava açmakta hukuki yararı bulunduğu kabul edilerek, arsa paylarının belirlenmesinde esas alınacak olan bağımsız bölümlerin kat irtifakı kurulduğu tarih itibari ile değerlerini olumlu veya olumsuz etkileyen tüm unsurların incelenip irdelenmesi için bilirkişi kurulundan yeniden ek rapor alınması, arsa paylarının düzenlenmesini gerektirecek bir hususun olup olmadığının araştırılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme yazılı olduğu şekilde karar verilmemesi bu nedenle doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 47/1. maddesine göre anayapının tümü harap olduğundan kat mülkiyetinin kendiliğinden sona erdiği, buna ilişkin sicilin düzeltilmesinin idari bir işlem olduğu, 6306 sayılı Kanuna göre yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda, paydaşların yeniden bina yapmaya karar vermeleri hâlinde yeni yapılacak binanın nasıl yapılacağı, kat irtifakının nasıl düzenleneceği, arsa paydaşlarının kendi aralarında ve binayı yapacak yüklenici ile anlaşmalarına bağlı olduğu, aksine kabulün afet riski altındaki alanların dönüşüm sürecini de uzatacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı ... vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar ... ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; istinaf mahkemesi kararının yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davalıların kötüniyetli olduklarını, gerek ilk derece gerekse istinaf mahkemesinden tedbiren yıkımın durdurulmasını talep ettiklerini ancak taleplerinin kabul görmediğini, davalıların amacının tamamen sebepsiz zenginleşmeye ve haksız çıkar elde etmeye yönelik olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davalı müvekkil dışındaki davalıların çabaları ile dosya istinaf aşamasındayken binanın yıkıldığını, yeniden kat mülkiyeti kurulmadığını, davanın konusuz kalmadığını, istinaf mahkemesinin dosyadaki belgelere, delillere, bilirkişi raporuna göre inceleme yaparak karar vermesi gerektiğini, arsa payının düzeltilmesi davasının anayapının kat irtifakı veya kat mülkiyeti statüsünü koruduğu süre içinde açılabildiğini, işbu davanın da süresinde açıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>3. Davalılar ... ve ... vekili katılma yolu ile temyiz dilekçesinde; mahkemenin gerekçeli karar içeriğinde davacıların dava açmakta haklı olduklarına ilişkin tespitlerin bulunması ve müvekkillerinin yargılama gideri ve vekâlet ücretine mahkum edilmesi nedeniyle katılma yolu ile temyiz yoluna başvurduklarını, davacıların iyiniyetli olmadıklarını, bilirkişi raporunda müvekkillerine ait çatı katı 5 No.lu bağımsız bölüm ile zemin 1 No.lu bağımsız bölümün özelliklerinin dikkate alınmadığını, bilirkişi raporunda ekenomik değerden bahsedilmediğini, taşınmazların 1968 tarihi itibariyle imar durumlarının sorulmadığını, yönetim planının celp edilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; anataşınmazdaki bağımsız bölümlerin arsa paylarının değerleri ile orantılı olarak düzeltilmesi ve tapuya tescil edilmesi istemine ilişkin eldeki davada, istinaf incelemesi aşamasında dava konusu ana taşınmazdaki binanın yıkıldığı anlaşılmakla davanın konusuz kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 3, 33... . maddeleri</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili mevzuat hükümlerinin açıklanması gerekmektedir.</p>

<p>2. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 3. maddesinde, “Kat mülkiyeti, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyettir.<br />
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/1 md.) Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan anagayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez. 44 üncü madde hükmü saklıdır.</p>

<p>(Değişik üçüncü fıkra: 23/6/2009-5912/1 md.) Kat irtifakı arsa payına bağlı bir irtifak çeşidi olup, yapının tamamı için düzenlenecek yapı kullanma izin belgesine dayalı olarak, bu Kanunda gösterilen şartlar uyarınca kat mülkiyetine resen çevrilir. Bu işlem, arsa malikinin veya kat irtifakına sahip ortak maliklerden birinin istemi ile dahi gerçekleştirilebilir” hükmü yer almaktadır.</p>

<p>3. Anılan maddede kat mülkiyeti veya kat irtifakının, bu mülkiyete konu olan anayapının bağımsız bölümlerinden her birine kat irtifakının kurulduğu tarihteki, doğrudan doğruya kat mülkiyetine geçilme hâlinde ise, bu tarihteki değeri ile oranlı olarak tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulacağı, arsa paylarının bağımsız bölümlerin değeri ile oranlı olarak tahsis edilmediği hâllerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibinin arsa payının düzenlenmesi için mahkemeye başvurabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Kat mülkiyeti düzeninde arsa payının belirlenmesi gerçekten önemlidir; çünkü kat maliklerince aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderleri dışında kalan tüm yönetim giderlerine katılmada arsa payı esas tutulur (md. 20). Yöneticinin atanmasında (md.34), anataşınmazın ortak yerlerinde faydalı yenilik ve eklemeler yapılmasında ve merkezi ısınmanın doğalgazlı bireysel ısınmaya dönüştürülmesinde arsa payı çoğunluğu aranmaktadır (md. 42). Anayapının kamulaştırılması durumunda bağımsız bölümlere ilişkin kamulaştırma parasının belirlenmesinde arsa payı göz önünde tutulur (md. 40). Kat malikleri anataşınmazın bütün ortak yerlerine arsa payları oranında -ortak mülkiyet hükümlerine göre- maliktirler ve kullanma hakkına sahiptirler (md. 16). Arsa payı kat mülkiyetinden ve kat irtifakından ayrı olarak devredilemez; kat mülkiyetinin ya da kat irtifakının başkasına geçmesi, ancak ona bağlı arsa payı ile birlikte mümkündür (md. 5/1). ( Mahir Ersin, Germeç: Kat Mülkiyeti Hukuku, Ankara 2020, s.81).</p>

<p>5. Dosyada mevcut Konak Tapu Müdürlüğünün cevabi yazısında İzmir ili Konak ilçesi ... Mahallesi 66 06... parsel sayılı anataşınmazda 5 katlı ve 5 bağımsız bölümün tapu kayıtları gönderilmiş olup, ilgili taşınmazın yönetim planına rastlanılmadığı bildirilmiştir. Dava konusu taşınmazda 20.12.2017 tarihinde tapu kaydına riskli yapı şerhi konulmuştur.</p>

<p>6. Davacılar vekili, kat irtifakı kurulu (dava tarihi itibariyle) anataşınmazda müvekkillerine ait bağımsız bölümün arsa payı ile diğer bağımsız bölümlerin arsa payları arasında Kanunun aradığı şartlar dikkate alındığında büyük oransızlık bulunduğunu ileri sürerek arsa paylarının düzeltilmek suretiyle tapu siciline tesciline karar verilmesini talep etmiş, mahallinde yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi kurulu raporunda bağımsız bölümlerden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile orantılı olarak arsa payı tahsis edilmediği belirtilmiş, bunun üzerine ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Ardından istinaf incelemesi aşamasında dava konusu anataşınmazın 21.08.2020 tarihinde yıkıldığı anlaşılmakla bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>7. Bu noktada arsa paylarının yeniden düzenlenmesine ilişkin açılan davanın yargılaması sırasında yapının yıkılması hâlinde davanın konusuz kalıp kalmadığı hususu üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>8. Bazı hâllerde dava devam ederken dava konusu alacağın ödenmesi, menkul malın davacıya teslim edilmesi, taşınmazın tahliye edilmesi gibi bir nedenle dava konusuz kalabilir. Bu hâlde mahkeme esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verir. Ancak dava sırasında meydana gelen bir olay nedeniyle davanın konusuz kalmış sayılabilmesi için, artık her iki tarafın da davanın esası hakkında karar verilmesinde hiç bir hukuki yararının kalmamış olması gerekir. Sonradan doğan bir olay nedeniyle davanın konusuz kalmış gözükmesine rağmen, tarafların davanın esası hakkında karar verilmesindeki hukuki yararları devam ediyorsa, dava konusuz kalmaz; davaya devam edilerek, esas hakkında bir karar verilmesi gerekir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III, İstanbul 2001, s.3015-3021).</p>

<p>9. Yukarıda yapılan anlatımlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, yargılama sırasında dava konusu ana taşınmaz yıkılmış ancak taraf iradeleri ile yeniden arsa payları belirlenmek sureti ile kat irtifakı ya da kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Kaldı ki üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazda kat malikleri arsa payı oranında ortak mülkiyet esaslarına göre malik olacaklarından davacının hâlen dava açmakta hukuki yararının devam ettiği ve davanın konusuz kalmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>10. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; anayapının yıkılması nedeniyle kat irtifakının kendiliğinden sona erdiği, buna ilişkin işlemlerin 6306 sayılı Kanuna göre yapılması gerektiği, aksine kabulün afet riski altındaki alanların dönüşüm sürecini de uzatacağı, bu nedenle bölge adliye mahkemesi direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>11. Hâl böyle olunca bölge adliye mahkemesince arsa paylarının belirlenmesinde esas alınacak olan bağımsız bölümlerin kat irtifakı kurulduğu tarih itibari ile değerlerini olumlu veya olumsuz etkileyen tüm unsurların incelenip irdelenmesi için bilirkişi kurulundan yeniden ek rapor alınması, arsa paylarının düzenlenmesini gerektirecek bir hususun olup olmadığının araştırılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>12. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacılar vekili ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre davalılar ... ve ... vekilinin katılma yolu ile temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. Maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>10.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 18:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="89890"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul'da 8 Ağır Ceza Mahkemesi'nin faaliyeti durduruldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Adliyesi’ndeki yeniden yapılanma kararı uygulamaya alındı. Faaliyetleri durdurulan 8 Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları, belirlenen diğer ağır ceza mahkemelerine devredildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) kararı doğrultusunda 3 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla İstanbul Adliyesi’nde 8 ayrı Ağır Ceza Mahkemesi’nin faaliyeti durduruldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DOSYALAR YENİ MAHKEMELERE AKTARILDI</strong></p>

<p>Faaliyeti durdurulan mahkemelerde bulunan tüm derdest dosyalar, HSK’nın belirlediği ağır ceza mahkemelerine devredildi.</p>

<p><strong>İŞTE KAPATILAN MAHKEMELER VE DOSYALARIN DEVRİ</strong></p>

<p>İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 38. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 31. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları ise İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’ne devredildi.</p>

<p><strong>YENİDEN YAPILANMA TAMAMLANDI</strong></p>

<p>HSK’nın İstanbul Adliyesi’nde yürüttüğü yeniden yapılanmayla ağır ceza mahkemelerinin iş yükünün dengelenmesi ve yargı hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi hedefleniyor.</p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-ticaret-mahkemelerinde-yeni-donem" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; İstanbul Ticaret Mahkemelerinde yeni dönem!</span></a></strong></h3>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-1-1.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-2.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-3.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-4.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-5.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-6.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-7.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-8.jpg" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/durusma-mahkeme77.jpg" type="image/jpeg" length="18266"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/582 E., 2025/574 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.12.2025 tarihli, 2022/582 E., 2025/574 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/582 E., 2025/574 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 924-2046</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 87/2-b-son cümlesi, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.06.2017 tarihli ve 102-841 sayılı hükmün, katılan vekili ile sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince duruşmalı yapılan inceleme sonucu 22.02.2019 tarih ve 1712-696 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına ve sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1-3-e, 87/2-b, 266, 29, 53... . maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye, bu kararın da sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.05.2021 tarih ve 2489-8109 sayı ile "...Yargıtay CGK’nun 10.06.1985 tarihli, 42/160 sayılı kararındaki 'maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur' şeklindeki açıklamaya ve sanığın görevi gereği elinde bulundurduğu tabancasının kabzası ile katılanı yaralamış olmasına göre; 5237 sayılı TCK’nin 266. maddesinin uygulanma şartının gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde anılan madde gereğince cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya direnen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 01.10.2021 tarih ve 924-2046 sayı ile "...TCK'nın 266. maddesinin kamu görevi gereği elde bulundurulan araç ve gerecin suçun işlenmesinde kullanılması halinde uygulanacak olması, kullanma biçiminin önemsiz olması, uygulama için söz konusu tabancanın ateşlenmesi (ya da tehdit kastı ile tevdi edilmesi) gibi bir zorunluluğun aranmayacağı; yanı sıra da Ceza Genel Kurulu'nun 'Maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre (765 sayılı) TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur.' şeklindeki 10.06.1985 tarih ve 1985/42 Esas, 1985/160 karar sayılı kararının 765 sayılı TCK dönemine ilişkin bulunduğu,</p>

<p>Bu dönemde, suçun işlenmesinde kullanılan söz konusu araç ve gereç nedeniyle arttırım yapılabilmesi için 'kolaylık sağlama' ve 'normal fonksiyonunda kullanılma' unsurlarının aranmasında bir zorunluluk olduğu, bunun da 765 sayılı TCK'nın 457. maddesi metnindeki 'gizli veya aşikar bir silah' ibaresinin getirdiği, zira 765 sayılı TCK uygulamasında silah tabirinden, silah ve silah fonksiyonunda kullanılmak kaydı ile balta, tırpan, bıçak, bıçkı..araç krikosu(tafsilatı Açıklamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, 3. Cilt, syf.3943) gibi araçların anlaşıldığı, buna karşın normal fonksiyonunda kullanılmayan araçların silah olarak kabul edilmediği, örneğin silah kabzasının silahtan sayılmadığı,</p>

<p>Dolayısıyla, 765 sayılı TCK uygulamasına uygun bulunan söz konusu Ceza Genel Kurulu kararının (10.06.1985 tarih ve 1985/42 Esas, 1985/160) daha farklı ve özgün bir ceza sistemini getirmiş bulunan 765 sayılı TCK uygulamasında geçerliliğini yitirdiği, zira 5237 sayılı TCK'nın 6/1-f maddesine tanımını bulan silah tabirinin artık normal fonksiyonunda kullanılmasa bile silah kabzasını da kapsadığı,</p>

<p>Böylece yukarıda bildirilen Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairesi kararlarının geçerliliklerini yitirdikleri, 5237 sayılı TCK'nun 266 maddesinin uygulanmasında nazar-ı itibara alınamayacakları..." şeklindeki gerekçeyle sanığın bozma öncesi hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.10.2022 tarihli ve 130891 sayılı "sanık müdafiinin temyiz itirazlarının kabulü ile dosyanın Ceza Genel Kuruluna tevdii" istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.11.2022 tarih ve 9853-9374 sayı ile direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince inceleme dışı katılan katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama ve hakaret suçları ile katılan ...'ya yönelik hakaret suçundan kurulan adli para cezasına dair mahkûmiyet hükümleri miktar itibarıyla kesin olup Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun reddine; katılan ...'ya ve inceleme dışı katılan ...'ye yönelik zincirleme tehdit suçundan kurulan beraat hükmü ise Özel Dairece temyiz isteminin esastan reddine, karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık hakkında katılan ...'ya yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan hükümde TCK’nın 266. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının, bulunduğu sonucuna ulaşılması hâlinde söz konusu hükmün TCK’nın 86/3-e maddesinde düzenlenen nitelikli hâl ile birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasında sanığa isnat edilen eylemin oluşu ve kabulü yönünden uyuşmazlık bulunmayan somut olayda;<br />
Sanık ... ve katılan ...’nın komşu oldukları, polis memuru olan sanığın apartmanın yöneticisi olduğu ve çatı katında kanarya beslediği, katılanın oğlu inceleme dışı katılan ...’nin ise aynı apartmanın bodrum katında güvercin beslediği, suç tarihinden yaklaşık on gün önce, sanıkla inceleme dışı katılan ... arasında kuş pisliği ve apartman temizliği hususunda geçen tartışmadan hemen sonra işten evine gelen katılan ...’nın balkondan aşağı bakan sanık ...’e doğru "İn lan aşağı, senin ananı avradını si...m, polis kanı içeceğim!" şeklinde hakaret ve tehdit içeren ifadeler sarf ettiğinin tanık beyanıyla doğrulandığı, suç tarihi olan 03.08.2015 tarihinde saat 07.45 civarında katılan ...'nın işe gitmek üzereyken apartmanın önüne bırakılan bayat ekmek kırıntılarını almak için eğildiği anda gece nöbetinden dönen sanığı gördüğü ve önceki tartışma nedeniyle aralarında başlayan kavga sırasında, sanığın kendisine ait olduğunu beyan ettiği belindeki beylik tabancasını çıkartıp kabzasıyla önce katılanın kafasına sonra da gözüne vurduğu ve katılanın yere yığıldığı, yere düşen şarjörün mahalle bakkalınca yerden alınarak sanığa verildiği, bu sırada dışarıdan gelen gürültüyü duyan katılanın oğlu ...’nin de müdahale etmek için apartmanın önüne inmesi üzerine sanığın, inceleme dışı katılan ...'ye de aynı şekilde önce ana avrat küfredip sonra elindeki tabancanın kabzasıyla vurduğu, kavganın çevredekilerin müdahalesiyle aralandığı, yaralıların olay yerine gelen ambulansla hastaneye götürüldüğü, dosyada mevcut raporlara göre katılan ...’nın burun altı ve burun boşluğunda kemik kırığı oluşturacak, yaşam fonksiyonlarını 3. (orta) derece etkileyecek, sağ gözünün fonksiyonunu yitirmesine (görme kaybına) neden olacak şekilde, inceleme dışı katılan ...’nin ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif yaralandığı, olay sonrası sanığın kullandığı tabancasını kolluğa teslim ettiği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanığın aşamalarda; nöbet çıkışı evine gireceği sırada katılanlar ... ve ... ile apartmanın girişinde karşılaştıklarını, sessiz bir şekilde yanlarından geçerken silahına sarıldıklarını ve çekip kaçmaya başladıklarını, sonra akrabası olan kuaför tanık ... ile birlikte tepesine üşüştüklerini, ancak silahla ateş etmesini önlemek için öncesinde şarjörü çıkartmış olduğunu, sonradan olay yerine gelen kişilerin katılanı linç etmeye kalkıştığını, aynı şahısların kendisine iki hafta öncesinde de kendisine hakaret ve tehdit ettiklerini, tabancasıyla kimseye vurmadığını, katılan ...’nın lakabının zaten kör ... olduğunu, olayla gözünü kaybetmesi arasında bir illiyet bağı olmadığını, çevredekilerin katılana ayırmak isterken vurmuş olabileceğini savunduğu,<br />
Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna Dair Açıklamalar<br />
765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun 281. Maddesi şöyledir;<br />
"Bir kimse cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait kuvvet ve vasıtaları kullandığı takdirde eğer kanun esasen memuriyet sıfatını nazarı itibara almamış ise irtikâp olunan cürüm için tâyin olunacak ceza altıda birden üçte bire kadar tezyit olunur."</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma başlıklı 266. maddesi ise şöyledir;<br />
"(1) Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.",</p>

<p>765 sayılı (mülga) Kanun'un 281. maddesinde; cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait kuvvet ve vasıtaları kullanan memurun, işlediği suça karşılık gelen hükümde failin memuriyet sıfatı ayrıca dikkate alınmamış olmak şartıyla, verilmesi gereken cezanın altıda birden üçte bire kadar artırılacağı öngörülmüştür. Bu maddeye karşılık olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinde ise; görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesinde kullanan kamu görevlisi hakkında, işlenen suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış olmak şartıyla, verilecek cezanın üçte biri oranında artırılacağı öngörülmüştür. 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinde artırım yapılmasına engel (istisna) oluşturacağı belirtilen suçların TCK'nın Özel Hükümler kitabında yer alan suç başlıkları altında ayrı ayrı "kamu görevlisinin" veya "kamu görevlisi hakkında" şeklindeki ibarelerle düzenlenen ve failin bizzat kamu görevlisi sıfatını unsur veya artırım sebebi olarak belirleyen (özgü) suçlar (Örn: TCK'nın 94/1, 120, 137, 204-206, 250-261. vs. maddeleri) olduğuna da dikkat edilmelidir.<br />
765 sayılı (mülga) Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde, suçun işlenmesinde memuriyete ait araç ve gereçlerin (vasıtanın) kullanılmasına dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (YCGK) 30.01.1984 tarihli ve 366-42 sayılı kararında;</p>

<p>"Polis memuru olan sanığın, izinli ve sivil vaziyette gittiği birahanede, mağdur ile arkadaşları arasında çıkan kavgaya katılarak taşıdığı tabancayı çekip dipçik kısmıyla katılanın sağ gözüne vurarak uzuv tatiline neden olması karşısında; temel cezanın TCK’nın 281. maddesine göre artırılmasına imkân bulunmadığına, öte yandan izinli ve sivil giyimli sanığın suçta kullandığı tabancanın görevi dolayısıyla verilmiş tabanca olup olmadığının araştırılmadan hüküm kurulmasının da usul ve yasaya aykırı olduğu",</p>

<p>Yine aynı hususta YCGK’nın 10.06.1985 tarihli ve 42-360 sayılı emsal kararında;<br />
"Sanık polis memurunun izinli ve sivil vaziyette karısına direksiyon dersi verdiği sırada, karısına laf atan mağdurun arkadaşlarına söylediği cümleleri işiterek tutuştuğu kavga sırasında görevi nedeniyle kendisine verilen tabancayı çekerek kabza kısmıyla mağdurun sol gözüne vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiği olayda, temel cezanın TCK’nın 281. maddesiyle artırılmasına olanak olmadığı, tabancanın kabza kısmının elle tutularak bir sopa gibi kullanılmasının da bu görüşü değiştirmeyeceği, maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabirinin, 'silahı boşaltarak' veya 'tevcih ederek' işlenmesi hâlini amaçladığı",</p>

<p>Şeklindeki gerekçelerle; 765 sayılı (mülga) Kanun'un 281. maddesindeki memurun görevi dışında haiz olduğu memuriyete ait "vasıtayı kullanması" tabiriyle, "silahı ateşleyerek boşaltmak" veya "tevcih ederek" suretiyle "niteliğine uygun biçimde" kullanılmasının kastedildiği; görevi gereği kendisine verilen tabancanın niteliğinin dışında (Örneğin; polis memurunun tabancasını, görevi dışında olmak kaydıyla olay anında yerden bulabileceği bir taş veya sopa gibi yaralayıcı bereleyici herhangi bir alet şeklinde) kullanması hâlinde ise bu artırım maddesinin uygulanmayacağı istikrarlı biçimde benimsenmiştir.</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinin gerekçesinde; “Madde metninde, kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanması, ilgili suç açısından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Ancak, bunun için, kanunda kamu görevlisi sıfatının ilgili suçun bir unsuru olarak öngörülmemiş olması gerekir.” açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Kanun vazıı, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu görevlilerine verilen araç ve gereçlerin suç işlenmesinde kullanılmasını cezada artırım sebebi olarak düzenlerken, bir yandan suç işlemede sağladığı kolaylığın önüne geçilmesini diğer yandan da kamu idaresinin toplum önündeki itibarının korunmasını amaçladığı gözetilmelidir.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinin, 765 sayılı (mülga) TCK'nın 281. maddesine nazaran, görev sırasında veya görev dışında işlenen suçlar ayrımı yapılmaksızın daha geniş bir uygulama alanı bulduğu, ancak 765 sayılı Kanun'daki kuvvet ve vasıta tabiri yerine; sadece "vasıta" kavramına karşılık gelen "araç ve gereç" tabirinin tercih edildiği görülmektedir. Bu yönüyle doktrinde norm kapsamının daraltıldığı savunulmaktadır. (Gökcan-Artuç, Adalet Yayınevi, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Ankara, 2021, VI.Cilt, s.8875-8876).</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 266. maddesi lafzında yer alan görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereci bir suçun icrası sırasında kullanma deyimiyle 765 sayılı (mülga) TCK'nın 281. maddesiyle aynı şekilde yer alan cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait vasıtayı kullanma deyimi arasında kuvvet tabiri dışında hiçbir değişiklik olmadığı, dolayısıyla 765 sayılı Kanun döneminde vaz olunan içtihatta aranan "niteliğine uygun şekilde kullanma" şartının 5237 sayılı TCK döneminde uygulanmaması veya dönülmesi için haklı ve güçlü bir gerekçe bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Şu hâle göre; TCK'nın 266. maddesinde yer alan "kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri kullanması" tabirinden, sahip olunan araç ve gerecin suçun işlenmesinde faile suçun işlenmesi sırasında bir kolaylık sağlamasının ve aracın (normal fonksiyonunda) niteliğine uygun biçimde kullanılmasının anlaşılması gerekir.</p>

<p>Ulaşılan bu sonuç karşısında; söz konusu hükmün TCK’nın 86/3-e maddesinde düzenlenen nitelikli hâl ile birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığı sorunu tartışılmamıştır.</p>

<p>2. Uyuşmazlık Konusuna Dair Hukuki Nitelendirme<br />
Polis memuru olan sanığın gece nöbetinden dönüp sabah saatlerinde evine gireceği sırada, apartmanın kapısında gördüğü ve öncesinde aralarında husumet olan katılan komşusunu, aralarında geçen tartışma sonucu beylik tabancasını çekip şarjörünü çıkartarak kabzasını sağ gözüne vurmak suretiyle görme kaybına sebebiyet verecek şekilde ağır yaraladığı olayda, silahın kullanım amacı ve fonksiyonu kapsamında ateşlenerek kullanılmaması ve kullanım şekli itibarıyla da sanığa yaralayıcı, bereleyici herhangi bir nesneden daha ziyade üstünlük/kolaylık sağlamaması nedeniyle TCK’nın 266. maddesinin uygulanma şartlarının bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında TCK’nın 266. maddesinin uygulama şartları bulunmamasına rağmen, cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayini isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 01.10.2021 tarihli ve 924-2046 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, TCK’nın 266. maddesinin uygulama şartları bulunmamasına rağmen sanığın cezasından artırım yapılarak fazla ceza tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2025 tarihli müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="25837"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/428 E., 2025/604 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.12.2025 tarihli, 2023/428 E., 2025/604 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/428 E., 2025/604 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1250-1536</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2018 tarihli ve 44-431 sayılı hükümlerin sanık müdafii, katılan vekili, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 13.07.2021 tarih ve 715-1161 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükümlerinin kaldırılmasına, sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2, 53... . maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu kararın da sanık müdafii, katılan vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.05.2022 tarih ve 25752-5052 sayı ile; "...Olayın intikal şekli, katılanın aşamalardaki çelişkili ifadeleri, taraflar arasında dosyaya yansıyan husumet, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın olay günü reşit katılana yönelik eylemlerinin rıza dışı gerçekleştiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek atılı suçlardan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 28.09.2022 tarih ve 1250-1536 sayı ile; "...sanığın katılan mağduru aracı ile ormanlık alana götürüp burada rızası dışında organ sokmak suretiyle cinsel saldırı eylemini gerçekleştirirken katılan mağdurun bağırıp çevreden yardım istemesi nedeniyle, katılan mağdurun bu seslerini duyan kimliği belirsiz kişi veya kişilerin durumu kolluğa bildirmesi üzerine, sanık ve katılanın bulunduğu aracın olayın akabinde önünün kesilerek durdurulduğu ve katılanın jandarmaya şifai ilk ifadesinde sanığın kendisine yönelik zorla cinsel saldırıda bulunduğunu beyan ettiği, katılan mağdurun sanıktan o an için kurtulmak amacıyla jandarmaya verdiği resmi ilk ifadesinde sanıktan şikayetçi olmamasının eylemin gerçekleşmediği şeklinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, hal ve şartlara göre katılan mağdurun yaklaşık on gün sonra şikayetçi olmaya karar vermesinin benzer yargılamalarda sıkça görüldüğü üzere, mağdurun olay nedeniyle yaşadığı korku ve travma nedeniyle makul ve beklenen bir davranış olduğu, bu hususun sanık lehine değerlendirilmesinin mümkün olmadığı... katılanın yukarıda bahsedilen işlenen suçun hemen akabininde ki jandarmaya verdiği resmi ifadesi dışında hiçbir aşamada farklı ve çelişkili beyanda bulunmadığı, tüm aşamalardaki beyanlarının özü itibariyle benzer olup herhangi bir çelişki içermediği, yine taraflar arasında suç tarihine kadar dosyaya yansıyan somut bir husumet bulunmadığı, katılan mağdurun uzunca bir süredir sanıkla yaşadığı gayriresmi ilişkiyi sonlandırmak istediği, sanığın da olay günü katılanı işyerinden alıp yemeğe götürdüğü, akabinde davaya konu suçun işlenmiş olduğu, katılan mağdurun sanığa iftira atmasını ve gerçekleşen olayı farklı şekilde abartarak anlatmasını gerektiren herhangi bir olgu veya olayın dosyaya yansımadığı...olayın hemen akabindeki jandarma görevlilerinin beyanlarının sanık lehine olmadığı, katılan mağdurun beyanlarını doğrular ve destekler nitelikte olduğu, yine sanık savunmalarının bir çok benzer dosyada görüldüğü üzere suçtan kurtulmaya dönük savunma niteliğinde olduğu...'' gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı, katılan Bakanlık vekili ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2023 tarihli ve 144623 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 20.06.2023 tarih ve 502-4425 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>17.08.2017 günü İzmir Jandarma İhbar Hattını arayan bir kişinin ... İlçesi, Çiçekli Mahallesi, Kent Ormanı, Palamut Mevkiinde beyaz renkli lüks bir araç içinde bir bayanın erkek bir şahısla tartıştığı, bayanın zorla alıkonulduğu düşüncesiyle ihbarda bulunduğu,</p>

<p>İhbarın hemen sonrasında harekete geçen jandarma ekibinin bölgede bahsi geçen araçla karşılaştığı, araçta ve ağlamaklı olduğu görülen katılan mağdure ...'ın ilk andaki sözlü beyanında sanığın kendisini alıkoyarak tecavüz ettiğini, bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini beyan ederek şikâyetçi olmadığını söylediği, Cumhuriyet savcısına konuyla ilgili bilgi veren jandarma görevlilerinin mağdurenin adli raporunu almadan onu evine bıraktığı,</p>

<p>Katılan mağdurenin 28.08.2017 tarihinde İzmir Foça Devlet Hastanesine başvurarak tecavüze uğradığını beyan ettiği ve darp cebir raporu aldığı, aradan geçen zaman nedeniyle genital muayene istemeyen mağdurenin raporunda "sol meme dış kadranda 2 cm çaplı mor renkli ekimoz, sağ kol arkasında 4 cm çaplı mor renkli ekimoz, sol bacak arkasında 3 cm çaplı mor renkli ekimoz'' bulunduğunun tespit edildiği, raporda ayrıca ''Arkadaşım tarafından darp edildim. (17 Ağustos'da) (...'te oldu)'' ifadelerinin yazılı olduğu,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Katılan mağdure ... kollukta 17.08.2017 tarihli ilk beyanında; eski erkek arkadaşı olan sanıkla buluşup akşam yemeği yediklerini, daha sonra aralarında tartışma çıktığını, araçtan inmek istediğini, araçla geldikleri ormanlık alanda sanıkla rızasıyla birlikte olduğunu, jandarma ekiplerinin kendisini durdurduğunu, sanığın kendisini zorla alıkoymadığını, tecavüz etmediğini,</p>

<p>30.08.2017 tarihli ikinci beyanında ise; eski erkek arkadaşı olan sanığın aracına kendisini eve götüreceğini söylediği için bindiğini, daha sonra ''yemek yiyelim'' dediğini, yemekte kendisini rahatsız etmemesini istediğini, rahatsız etmeyeceğini söylediğini, dönüş yolunda orman yoluna doğru devam ettiğini, ''beni nereye götürüyorsun, beni eve götür'' dediğini, kendisine bağırmaya başladığını, kendisinin de ''imdat, kurtarın'' diye bağırmaya başladığını, düz bir alana geldiklerini, kendisine ''soyun'' dediğini ve darbettiğini, kendisini eğerek ellerini arkadan kenetlediğini, rızası dışında organ sokmak suretiyle kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu, etrafta insan olmadığını, işini bitirdikten sonra toparlanmasını istediğini, jandarma arabasını görünce ağlamaya başladığını, jandarma ''neden ağlıyorsun?'' diye sorunca olayı anlattığını, daha sonra ''bu pislik peşini bırakacaksa şikâyetçi olmayacağını'' söylediğini, işine gelip gitmeye devam ettiğini, bir kişinin iş yerini arayarak sesini dinlediğini fark ettiğini, 28.08.2017 tarihinde adli rapor almak için Foça Devlet Hastanesine gittiğini, genital muayene olmadığını, sanıktan şikâyetçi ve davacı olduğunu,</p>

<p>Mahkemede; beş altı yıllık bir ilişkileri olduğunu, şiddet gördüğü için ayrılmak istediğini, sanığın ise ''benden ayrılamazsın, eskort olduğunu söylerim'' dediğini, internette fotoğraflarını yayınladığını, son kez görüşme teklifini kabul ettiğini, hapisteyken bile kendisinin ve ailesinin canına kast edeceğini düşündüğü için şikâyetçi olmadığını, araçtan inip kaçmaya çalışınca kendisini tokatladığını, sağ kolunu arkaya kıvırıp sol eliyle pantolonu ve iç çamaşırını çıkararak tecavüz ettiğini, ayrılmak isteyince çevreye eskort olduğunu yaydığını, sanıktan kurtulmak istediğini ve çözüm aradığını, olaydan sonra vücudundaki morlukları gören ailesinin desteğiyle şikâyetçi olmaya karar verdiğini, hiçbir zaman sanıktan hamile kalmadığını ve kürtaj yaptırmadığını,</p>

<p>Tanık ...mahkemede; olay günü jandarma devriyesinde görevli olduğunu, lüks bir aracın içinde bir bayan ve erkeğin tartıştığına ve bayanın alıkonulmuş olabileceğine ilişkin bir ihbar üzerine belirtilen yerde aracı gördüklerini ve durdurduklarını, ağlamaklı olan mağdurenin şahsın kendisini zorla araca bindirip ormanlık alanda rızası dışında cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, jandarma aracının yanına aldıkları mağdurenin burada sakinleşmesi sonrasında ise aracın içinde tartıştıklarını ve inmek istediğini, şahsın aracı ormanlık alana sürdüğünü, burada rızasıyla ilişkiye girdiğini söylediğini, ''söyleyin peşimi bıraksın'' dediğini, kendisine zorla tecavüz edildiğini söylediği hatırlatılınca ''lütfen beni eve bırakın, kimseden şikâyetçi değilim'' dediğini, nöbetçi savcının emri doğrultusunda şüpheli ve mağdurenin yazılı beyanlarında çelişki olmayınca rapor almadan mağdureyi evine bıraktıklarını,</p>

<p>Jandarma görevlisi olup olay tutanağında imzası bulunan diğer tanıklar ... ve ...'da mahkemede; mağdurenin önce tecavüze uğradığını, daha sonra rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.<br />
Sanık kollukta; kız arkadaşı olan mağdure ile olay günü yemek yediklerini, onun isteğiyle ormana gidip ilişkiye girdiklerini, jandarmanın gelince mağdurenin şikâyetçi olduğunu, kendisine cinsel saldırıda bulunmadığını, psikolojik sorunlu olduğundan ilaç kullandığını,</p>

<p>Sorguda; mağdurenin eskortluk yaptığını, ona verdiğinden daha çok para istediğini, vermeyince şikâyet ettiğini,</p>

<p>Mahkemede; kız arkadaşı olan mağdure ile her zaman gittikleri ... Restoranta gittiklerini, birlikte yemek yediklerini, restoranttan çıktıktan sonra evde erkek arkadaşı olduğundan her zamanki gibi ilişkiye girmek için ormana gittiklerini, aracın sağ ön koltuğunda önce oral sonra vajinal yoldan ilişkiye girdiklerini, şikâyete konu olaydan bir hafta önce de mağdurenin doğum gününde kendisiyle buluşarak yine aynı yerde ve aynı şekilde cinsel ilişki yaşadıklarını, dönüşte ormanlık yolda karşılarına jandarmanın çıkarak, aracı durdurduğunu, mağdurenin araçtan fırlayıp gittiğini, şok olduğunu, jandarmanın geldiğini ve kendisini kelepçelediğini, araç içinde kendisinden para istediği için tartıştıklarını, mağdurenin 2007 yılı Haziran ayında kendisinden hamile kalınca kürtaj yaptırmak istediğini, ... Hastanesinde kürtaj yaptırdıklarını, sonra birlikte tatile gittiklerini, her ikisinin de evli oldukları dönemde ilişki yaşadığı mağdurenin boşanmasından kendisini sorumlu tuttuğu ve kendisiyle evlenmediği için intikam almak amacıyla iftira attığını,<br />
Savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.</p>

<p>Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.<br />
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).</p>

<p>Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.</p>

<p>Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).</p>

<p>Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).</p>

<p>Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;<br />
Katılan mağdure tarafından sanığın olay günü kendisini aracında alıkoyarak ormana götürdüğü ve nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilmiş ise de; ormanlık alanda bir kadın ve erkeğin araçta kavga ettikleri ihbarı üzerine olay yerine gelen jandarma görevlilerine ilk anda sanığın kendisine tecavüz ettiğini beyan eden katılan mağdurenin, kısa bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini ve adli raporunun alınmasını istemediğini söylediği, bu yönde yazılı ifade veren mağdurenin on bir gün sonra Foça Devlet Hastanesine başvurarak adli rapor aldığı ve iki gün sonra da jandarmada sanığın kendisini zorla alıkoyarak tecavüz ettiğini ifade ettiği, sanığın ise evli olduğu hâlde uzun yıllar kendisiyle ilişki yaşayan katılan mağdurenin kendisiyle evlenmediği için iftira attığını savunduğu olayda; jandarma personeline çelişki anlatımlarda bulunan ve bu nedenle olay günü raporu alınmayan mağdurenin raporunda belirtilen yaraların sanıkça yapıldığı hususunun şüphede kaldığı, bu husus yanında dosya kapsamında yer alan ortak anlatımlara göre katılan mağdurenin uzun yıllar ilişki yaşamalarına rağmen kendisiyle evlenmeyen ama ayrılmayı da kabul etmeyen sanığı kendisinden uzaklaştırabilmek amacıyla jandarma personeliyle karşılaştığı ilk anda suça konu iddiaları ortaya attığına ilişkin oluşan şüphe ve atılı suçları hiçbir aşamada kabul etmeyen sanık savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat edilen suçları işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibariyle oluşmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, isabetsiz bulunan Yerel Mahkeme direnme hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluştuğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.09.2022 tarihli ve 1250-1536 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gerekçelerinin İSABETSİZ OLDUĞUNA, söz konusu hükümlerin, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, CMK'nın 304. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="27902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025/5976 E., 2026/658 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2026 tarihli, 2025/5976 E., 2026/658 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5976 E., 2026/658 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/803 E., 2025/1423 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 7. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/767 E., 2022/836 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, TMK. m. 161 ve TMK. m.163 sebebi ile açılan karşı boşanma davasının reddi, asıl davanın kabulü, reddedilen tazminatlar, reddedilen tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-karşı davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince davacı- karşı davalı erkeğin ''evi terk ile fiili ayrılığa neden olduğu, sürekli düzenli bir işi olmadığı, işi dışında kalan vakitlerde geç gelerek tartışmaya yol açtığı, çalışmadığı zamanlarda bakkalda çalışmasının engellendiği iddiası ispatlanamadığından bakkalda çalışmayıp eşine yardımcı olmadığı, çalıştığı zamanlardaki kazancını ailesine söylemediği, başka işlerde çalıştığı zamanlarda da kazancını eve harcamadığı, eşine fiziksel şiddet teşebbüsünde</p>

<p>bulunduğu,''<br />
davalı- karşı davacı kadının ise ''taraflar ayrılmadan yaklaşık üç ay öncesinden itibaren kocayı ve arkadaşını normal olağanın dışında fazla arayarak erkeği iş yerinde küçük düşürdüğü ve taraflar ayrılmadan önceki en son bayramda kadının kocasına "pislik, bundan adam olmaz, ... size vereyim" diyerek hakaret ettiği'', böylece evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle asıl ve karşı boşanma davasının ayrı ayrı kabulüyle tarafların boşanmalarına, tarafların tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, kararın davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu karara karşı kadın vekilince temyiz talebinde bulunulmuştur. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğundan bahisle karar verilmiş ise de; dosyanın yapılan incelemesi, toplanan deliller ve tanık beyanlarından, İlk Derece Mahkemesince yüklenen ve kabul edilen kusurlara göre, erkek ağır kusurlu olduğu gibi tanıklar R.K., Ö.C.K. ve V.A. beyanlarından sabit olduğu üzere erkeğin kadına süregelen şekilde hakaret ettiği ve tehditte bulunduğu, yine tanılar R.K. ve Ö.C.K. Beyanlarından erkeğin güven sarsıcı davranışta bulunduğu ve çocuklarının cebinden habersiz para aldığı kusurları da sabit olup erkeğe bu kusurların da yüklenmesi gerekir. O halde tarafların Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlar ile birlikte değerlendirildiğinde boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı- karşı davalı erkeğin ağır, davalı- karşı davacı kadının ise az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, Mahkemece hatalı değerlendirme ile tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davalı- karşı davacı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi ile kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının kadın yararına kusur belirmesi ile kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden BOZULMASINA,</p>

<p>3.Davalı- karşı davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="68375"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/20652 E., 2026/1925 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2026 tarihli, 2025/20652 E., 2026/1925 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/20652 E., 2026/1925 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/217 E., 2024/508 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 42. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/422 E., 2024/372 K.</p>

<p>Taraflar arasında, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin dava neticesinde İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın taraf vekilleri tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşılmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, kömür ocağında yer altı maden işletmesinde hazırlık işçisi olarak çalışmakta iken 28.02.2020 tarihinde iş kazası sonucu sağ gözüne taş çarptığını, sağ gözünün yerinden çıktığını ve tamamen görme yetisini kaybettiğini, davacının sendikalı olup toplu iş sözleşmesine tabi olduğunu, kaza tarihinde 5.493,00 TL aldığını, maddi ve manevi kayıpları bulunduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle, kazanın basınçlı hava filtresinin kırılmasıyla meydana geldiğini, basınçlı hava filtresinin dava dışı ...San. ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma yapıldığını, alınan bilirkişi raporunda malzemenin kullanımından kaynaklı herhangi bir etmenin söz konusu olmadığı, kusurun kırılan malzeme üreticisi olan .... San. .... Şti.'ne ait olduğunu, davanın bu şirkete ihbarı gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirkete atfedilebilecek kusur bulunmadığını, basınçlı hava filtresinin kırılması ile açığa çıkan basınçlı havanın ortamdaki taş, toz, vb. parçaları havalandırıp davacıya çarpması sonucu dava konusu kazanın meydana geldiğini, hava filtresinin dava dışı ... Sanayi ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, 19.02.2020 tarihinde malzemenin basınçlı hava şebekesine monte edildiğini, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı 2020/1357 Hazırlık sayılı dosyasında, kırılan hava basınç filtresinin TSE standartlarına göre üretilmiş piyasada bilinen bir firmadan aldıklarını, müvekkili şirketin de malzemenin ayıplı ve hatalı olduğunu tespit edebilme imkanı olmadığını, gerekli uygun kişisel koruyucu donanımların teslim edildiğini, aksine iddianın gerçeği yansıtmadığını, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanılan deliller ve bilirkişi raporlarına dayanılarak kararda belirtilen gerekçelerle maddi tazminatın kabulü ile manevi tazminatın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ".. 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353-(1) b) 1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,.." karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; manevi tazminat miktarının az olduğunu, maddi tazminat yönünden raporda ilerde ortaya çıkabilecek hesap hataları ve her türlü noksanlıklar sebebi ile rapora itiraz ettiğini, gerçek ve gerçeğe yakın ücretin belli olması durumunda varsayımsal artış yerine gerçek ücretin tazminat hesabında esas alınması, belli olmayan dönemler yönünden yüksek oranlı artış yöntemi benimsenmesi gerektiğini belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirkete atfedilebilecek kusur bulunmamasına rağmen mahkemece taleplerden sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, SGK denetmen raporunda adi ortaklığı oluşturan şirketlerin olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğuna ilişkin değerlendirme yapılmadığını, tedarikçi firma olan ve ihbar edilen ...Sanayi ve ... Şti.'nin %100 kusurlu olduğu değerlendirilmesi yapıldığını, tamamen imalat hatası olan pislik tutucunun kırılma sebebinin ortam şartları, montaj veya darbe alması olmadığını, dava dışı ... ve ...ve ... Şti.'nin %70 oranında sorumluluğuna hükmedilmesine rağmen, tazminat miktarının tamamından davalı şirketin sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, dava dışı ... ve ...ve Tic. Ltd. Şti. ile aralarında asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, taraflar arasında yalnızca mal alım sözleşmesi ilişkisi bulunduğunu, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edebilecek nitelikte olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu beyan ederek belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde şirkete atfedilebilecek kusur bulunmadığını, hava filtresinin tedarikçi ...San. ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, 19.02.2020 tarihinde malzemenin basınçlı hava şebekesine monte edildiğini, basınç seviyesinin azami sınırın üzerine çıkmadığının net şekilde anlaşıldığını, kazanın oluşumunda kusurun kırılan malzeme üreticisi ve tedarikçi firmada (...San. ve .... Şti'nde) olduğunu, şirketin malzemenin ayıplı veya hatalı olduğunu tespit edebilme imkanı olmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edebilecek nitelikte olmadığını, %30 kusuru kabul etmediklerini, davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu beyan ederek belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.</p>

<p>2. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değil, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.</p>

<p>3.Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddianın ileri sürülmesi, savunmanın yapılabilmesi ile delillerin eksiksiz olarak toplanılıp tartışılabilmesi öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır. Hasımsız davalar hariç olmak üzere dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan, davaya bakılamaz, yargılama yapılamaz.<br />
4. Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.</p>

<p>5.Fer'i müdahil ile ilgili 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 66.maddesinde; üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabileceği, aynı Kanunun 68.maddesinde; Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir Mahkeme, katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğ eder düzenlemeleri yer almaktadır.</p>

<p>6. Ayrıca dava kendisine ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükme karşı kanun yoluna başvurma hakkı sadece davada taraf olan kişilere aittir. Kural olarak kendisine dava ihbar olunan davaya katılmadıkça (müdahil olmadıkça) Mahkemece verilen karara karşı kanun yoluna başvurma hakkı yoktur. Ancak mahkemece taraf sıfatını almayan dava ihbar olunan kişi hakkında hüküm kurulmuşsa, ihbar olunan hükmün ancak kendisiyle ilgili bölümünü temyiz edebilir. (Dairemizin 25.06.2024 tarih ve 2024/5480 E.- 2024/7101 K. sayılı ilamı bu yöndedir)</p>

<p>7. Somut olayda, davalı ...Ş.'nin yargılama sırasında, aleyhine ihbarda bulunduğu... Ltd. Şti.'nin 30.05.2023 tarihli dilekçesiyle fer'i müdahil olarak yargılamaya katılması yönünde başvuruda bulunduğu ancak Mahkemece bu konuda talebiyle ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.<br />
8.İlk Derece Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.<br />
9. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır .</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Taraf vekilleri tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="33034"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2025/13810 E., 2026/2211 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 10.02.2026 tarihli, 2025/13810 E., 2026/2211 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/13810 E., 2026/2211 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong><br />
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/29 E., 2021/337 K.<br />
SUÇLAR : Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlâli, mala zarar verme<br />
HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>I- Sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesinde<br />
... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 24.02.2021 tarihli ve 2021/29 Esas, 2021/337 Karar sayılı kararının katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanık hakkında, ... (...) 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2020 tarihli ve 2020/180 Esas, 2020/335 Karar sayılı kararı ile konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 116/1, 119/1-c, 62, 151/1 ve 62. maddeleri uyarınca sırasıyla kurulan 10 ay ve 3 ay 10 gün hapis cezaları ile mahkûmiyet hükümlerine konu cezaların türü ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen düzeltilerek esastan ret kararları ve bu kararlara yönelik temyizin niteliği karşısında;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk Derece Mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçların, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılanlar vekilinin temyiz isteminin, aynı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak REDDİNE,</p>

<p>II- Sanıklar hakkında hırsızlık suçundan; sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır" ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; "Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir" şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ... müdafiinin temyiz isteminin "hırsızlık olayı ile müvekkili arasında hiçbir doğrudan bağlantılı delil bulunmadığına, mahkemenin kanaat üzerine müvekkiline ceza verdiğine, olay yerinde lastik izin araştırması yapılmadığına, müvekkilinin aracının orada bulunduğuna dair dosyaya başkaca bir delil de sunulmadığına, ayrıca aracın olaydan bir kaç gün sonra jandarma tarafından yakalanarak yediemine bırakıldığına, buna rağmen çalınan onlarca koyunun müvekkilinin aracında taşınması halinde mutlaka araçta delil olarak bulunması gereken hayvan pisliği, koku, yün vb gibi delillerin de dosyada mevcut olmadığına, aracın otoyol boyunca kameralara da yakalanmadığına ve bu görüntülerde de araçta hayvan taşındığına dair bir belirti olmadığına, ne müvekkilinin olay yerinde ne de diğer sanık ...'in müvekkiline ait araçta parmak izi bulunmadığına"; katılanlar vekilinin temyiz isteminin "istinaf mercii ve yerel mahkemece verilen hükümlerdeki cezaların eksik ve hatalı inceleme nedeniyle az olduğuna, daha fazla cezaya hükmolunması gerektiğine, iki sanığın da ifadelerinde yer verdiği ... isimli şahıs araştırılmadan, bu şahsın gerçekteki kimliğinin tespitine yönelik talepleriyle ilgili işlemler yapılmadan eksik araştırma ile kurulan hükümlerin açıkça hukuka ve yasaya aykırı olduğuna, kaldı ki ... isimli şahsı yalnızca sanık ...'un değil aynı zamanda sanık ...'ın da ifadelerinde defalarca dile getirdiğine, bu suçun 3 kişi ve daha fazla kişi ile işlenmesi halinde kanun gereği örgütlü suç kapsamına girdiğinden ve daha fazla cezaya hükmolunması gerekirken eksik inceleme ile az ceza tayininin usul ve yasa aykırı olup bozulması gerektiğine, suçun gece vakti işlenmiş olmasına rağmen bu konuda da eksik ceza tayinine gidildiğine, ayrıca sanıkların müvekkillerine ait zararları karşılamadıkları ve hayvanların akbetine ilişkin bilgi vermedikleri ve olay günü ile ilgili suçun açığa çıkmasında yardımcı olmadıkları düşünüldüğünde suça konu cezaların hepsinin en üst sınırdan verilmesini ve bu nedenle de hükümlerin sanıklar aleyhine bozulmasını talep ettiklerine" ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p>Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak,</p>

<p>1. Katılan ...'in suça konu küçükbaş hayvanların çalındığı ağılın bulunduğu yerden olay gecesi saat 22.00 sıralarında ayrıldığını ve sabah saat 07.30'da hırsızlığı fark ettiklerini beyan ettiğinin, ... kayıtlarına göre sanık ...'a ait suçta kullanılan aracın olay günü saat 05.52'de bölgeden ayrılarak ... istikametine gittiğinin ve dosya kapsamında yer alan HTS kayıtlarına göre sanık ...'a ait telefonun gece saatlerinde olay yeri yakınından sinyal aldığının, UYAP'tan alınan güneşin doğuş ve batış çizelgesine göre yaz saati uygulaması da dikkate alındığında, suç tarihinde gece vaktinin saat 06.55'te sona erdiğinin anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlerde 5237 sayılı TCK'nın 143/1. maddesinin ve sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan kurulan hükümde aynı Kanun'un 116/4. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayinleri,</p>

<p>2. 04.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değişik 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 108. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme sürelerinin uygulanacağına ilişkin düzenleme dikkate alındığında, sanık ...'ın koşullu salıverilmeden yararlandırılmamasına karar verilemeyecek olması,</p>

<p>3. ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi tarafından sanık ... hakkında tekerrüre esas alınan ilamın mahkeme adı ... 7. Asliye Ceza Mahkemesi olmasına rağmen, ... 2. Asliye Ceza Mahkemesi olarak yazılması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin ve katılanlar vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca takdiren ... (...) 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="40454"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2026/977 E., 2026/2442 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2026977-e-20262442-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2026977-e-20262442-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2026/977 E., 2026/2442 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/977 E., 2026/2442 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1350 E., 2023/131 K.<br />
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret<br />
İNCELEME KONUSU KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Dairemizin 09.12.2025 tarihli ve 2023/11096 Esas, 2025/20393 Karar sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.01.2026 tarihli ve 4-2023/24373 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanığın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanına yönelik olarak, facebook isimli sosyal paylaşım sitesinden, 13/05/2019 tarihinde, "Cumhurbaşkanının rabia işareti yaparken çekilmiş fotoğrafının üzerine '... ihraç sinyali verdi, kapıyı gösterdi... YSK'nın İstanbul seçimini iptal kararına parti içinden gelen tepkilere sinirlenen ..., madem böyle düşünüyorlarsa arzu ediyorlarsa istifa etsinler dedi.' yazılarak oluşturulmuş görselin yanına 'Diktatör kendi içinde de tehdit etmeye başladı' şeklinde" yorum yazarak yaptığı paylaşımın, 08/12/2019 tarihinde, "Cumhurbaşkanının, bir tören esnasında ... ve ... ile yan yana otururken çekilmiş fotoğrafının altına "Ula Arkadaş Bunların Hepsi Hırsız mış Çözüldükçe Pislik Çıkıyor Ülke Soyulmuşta Haberimiz Yok' yazılarak oluşturulmuş görselin yanına 'Bizim haberimiz varda bazı koyunlar anlamaz" şeklinde yazarak yaptığı paylaşımın, 29/03/2020 tarihinde "Cumhurbaşkanının fotoğrafının altına '...: BUNLAR DİNSİZ' yazılarak, ...'nun fotoğrafının altına da '6 AYDA 6 MİLYAR TL ÖDEDİ, ÜSTÜNE BİR DE İBB'Yİ 900 MİLYON ARTIYA GEÇİRDİ.' yazılarak oluşturulmuş ve üzerine 'BU DURUMDA ÇALINCA MÜSLÜMAN, ÇALMAYINCA DİNSİZ OLUNUYOR..' yazılmış görseli paylaşımının, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olup hakaret suçunu oluşturacağından, kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın onanmasına karar verilmesi yerine bozulmasına karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanına hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenmiş, hakaretin tanımı ise aynı yasanın 125. maddesinde yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.</p>

<p>Doğal haklardan kabul edilmiş ifade hürriyeti çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Düşünce hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikirleri ve kanaatlerinden dolayı kınamaya tabi tutulmama ve düşüncelerini meşru yöntemlerle dışarı vurabilme özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti bir çok hak ve özgürlüğün temelidir. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti bir çok uluslararası belgeye konu olmuş ve Anayasa'da da ayrıntılı düzenlemelere tabii tutulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.</p>

<p>Öte yandan kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir. AİHM, kamu görevlilerine karşı yapılmış hakaret içerikli ifadelerle ilgili bir başvuruda, başvuruya konu sözlerin, kamuoyunun söz konusu görevlinin performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirip getirmediğini incelemektedir.<br />
Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz (Eon/Fransa, 26118/10, 14.03.2013)</p>

<p>Anayasa Mahkemesi 15.05.20 25... /62422 başvuru numaralı ... başvurusu) kararında, sanığın sosyal paylaşım sitesinde, siyasetçi ....'yi kastederek ve fotoğrafının altına "Hatırladınız mı rüşvetçi Hırsız şimdi felçli" yazısının bulunduğu görsel paylaşmak suretiyle alenen hakaret ettiğine ilişkin verilen mahkumiyet kararına yönelik incelemede; başvurucunun ifade özgürlüğü ile eski bürokrat olan ve siyasetçi ... şeref ve itibarının korunması hakkında adil bir denge kurulması gerektiğini, çatışan bu iki hak arasında dengeleme yapılırken kullanılması gereken genel ölçütlerin; ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük düzeyi ve önceki davranışları yanında katlanması gereken eleştirinin sınırlarının sade bir vatandaşa göre daha geniş olup olmadığı, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı, kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı , katılanın kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağı olup olmadığı, ifadelerin hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki etkisi, cezalandırmaya konu edilen ifadelerin kullanıldığı bağlamından koparılıp koparılmadığı, başvurucunun yaptırıma maruz kalma endişesinin başvurucu üzerinde caydırıcı etki yaratıp yaratmayacağı, dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın eyleminin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması kapsamında kalan, devleti yönetmekle görevli Cumhurbaşkanının politikalarını eleştirmek amacıyla paylaşılan şok edici nitelikte, rahatsız edici ve sarsıcı ağır eleştiri niteliğindedir. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu nedenle somut olayda hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmaması nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Dairemizin 09.12.2025 tarihli ve 2023/11096 Esas, 2025/20393 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2. 6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 308/3. maddesi gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,Oy birliğiyle, 03.02.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2026977-e-20262442-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="51813"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/470 E., 2025/147 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024470-e-2025147-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024470-e-2025147-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.03.2025 tarihli, 2024/470 E. ve 2025/147 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/470 E., 2025/147 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 6-7</p>

<p>Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.01.2020 tarih ve 45-8 sayı ile; sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.<br />
Hükmün sanık, sanık müdafii, Emniyet Genel Müdürlüğü ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 07.09.2021 tarih ve 343-370 sayı ile;</p>

<p>''...Suç tarihinde Askeri Yargıtay üyesi olan sanık ...'e dava FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün TSK'daki mahrem yapılanmasına mensup olduğu iddiasıyla açılmıştır. Kararımızın altıncı bölümünde özellikleri ayrıntılı olarak açıklanan mahrem yapılanmanın üyelerini erken yaşlarda seçtiği, sınav sorularının verilmesi suretiyle TSK'ya girişlerini sağladığı, mutlak itaat düşüncesi aşıladığı, gizliliğe üst düzeyde önem verilen sohbet toplantıları gerçekleştirdiği, TSK içine yerleştirilen her bir mensubuyla özel görevlendirilmiş sorumlular vasıtasıyla ilgilendiği, bu kapsamda gizli ve yüz yüze toplantılarla üyelerinin örgüte bağlılığını güçlendirmeye ve devamını sağlamaya çalıştığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik olarak örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda 'paralel yapı' veya 'terör örgütü' olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten sonrasına denk düşen faaliyetlerin örgüt hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermesi hâlinde silahlı terör örgütü üyeliği, bu boyutta olmayan faaliyetlerin ise koşulların bulunması durumunda silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturacağı cihetle;</p>

<p>Askeri Yargıtayda örgütsel faaliyetlerin yoğunlaşması sonrasında örgüt mensupları ile birlikte hareket ederek, örgütsel faaliyetleri kolaylaştırıcı şekilde hareket eden sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğu, dosya kapsamı, yaşanan süreç ve sanığın eğitim düzeyi, mesleği ve konumuna göre TCK'nın 30. maddesine uygun bir unsur yanılgısından bahsedilemeyeceği anlaşılmakla hükmün bozulmasına karar verilmiştir.'' şeklinde gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile dosyanın devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesinde 20.10.2022 tarih ve 9-18 sayı ile bozma kararına direnilerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün sanık ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 14.09.2023 tarih ve 79-431 sayı ile;<br />
''...İncelenen dosya kapsamından;<br />
İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.09.2021 tarihli ve 343-370 sayılı bozma kararından sonra 13.09.2022 tarihli celsede CMK'nın 307/4. maddesi gereğince bozmaya direnilmesine karar verilerek sürdürülen yargılamanın 20.10.2022 tarihli celsesinde sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verildiği,<br />
Gerekçeli kararda dosyanın geçirdiği safahata değinildikten sonra bozma kararına direnildiği ifade edilip direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan bozma ilamına konu Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30.01.2020 tarihli ve 45-8 sayılı kararındaki gerekçenin tekrarlanmasıyla yetinildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağına kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun;<br />
'Bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, mahkemelerce direnme kararlarında 5271 sayılı CMK'nun 230,231 ve 232 maddeleri uyarınca yasal ve yeterli gerekçe içerecek şekilde yeniden hüküm kurulmalı ve direnmeye ilişkin gerekçede gösetirilmelidir.' (CGK 5.4.2011 gün 154-38 sayılı kararı)<br />
'Bozulan önceki hükmün gerekçesine atıf yapılarak direnme kararı verilemez.' (CGK 17.5.2011 gün ve 43-93 sayılı kararı)<br />
'Bozulmakla tamamen ortadan kalkan eski hükümde direnilmesine karar verdikten sonra, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozma kararına niçin uyulmadığı açıklanmadan, bozulan kararın tarih ve sayıları değiştirilmek suretiyle gerekçenin aynen ve yeniden yazılması yasal anlamda yeterli gerekçe değildir.' (CGK 25.3.2014 gün 656-141 sayılı karar)<br />
'Direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan hüküm kurulması Anayasanın 141 ve CMK'nın 34 ve 230 maddelerine aykırı olarak gerekçesiz karar verilmesi' (CGK 25.1.2019 tarih ve 867-452 sayılı karar)</p>

<p>'Bozulmakla tamamen ortadan kalkan ve infaz yeteneğini yitiren önceki hükmün gerekçesine atıf yapılmasıyla yetinildiği anlaşılmakla; yerel mahkemenin direnme kararına konu hükmünün Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nın 34.230 ve 232 maddelerine uygun gerekçe içermemesi nedeniyle sair yönler incelenmeksizin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.' (CGK 26.2.2019 tarih ve 230-129 sayılı karar)<br />
Görüldüğü üzere Ceza Genel Kurulu'nun yerleşmiş uygulamalarına göre; bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak yeniden hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir.<br />
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;</p>

<p>Direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan, bozulmakla ortadan kalkan önceki hükmün gerekçesinin aynen alınmak suretiyle hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında, direnme kararına konu hükmün Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçeyi içermediği kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, diğer yönleri incelenmeyen direnme kararına konu hükmün bozulmasına karar verilmelidir.'' şeklinde açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.<br />
Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesinde 05.06.2024 tarih ve 6-7 sayı ile; sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükmün de Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istemli 24.09.2024 tarihli ve 95335 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:<br />
Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda bu suçtan verilen beraat kararının hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır.</p>

<p><strong>I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:</strong><br />
A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:<br />
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya ... Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.</p>

<p>B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:<br />
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 291. maddesine göre; ''Temyiz istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.'' düzenlemesine göre yapılacaktır.</p>

<p>C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:<br />
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu öngörmüştür.<br />
Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, olgusal dünyaya; hukuki sorun, normatif dünyaya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır.<br />
Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.</p>

<p>Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.<br />
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.<br />
CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.</p>

<p>D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi:<br />
a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda hükmün 05.06.2024 tarihinde yapılan oturumda açıklandığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına 08.07.2024 tarihinde tebliğ edilen hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca süresi içinde 10.07.2024 tarihinde gerekçelerini bildirmek suretiyle temyiz edildiği,<br />
Görülmekle Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II- İDDİA:</strong><br />
''...Şüpheli ifadesinde ve sorgusunda özetle, Genelkurmay Adli Müşavirliği görevini yürütmüş olan ... ile müşavir olduğu dönemde görev nedeni ile görüştüğünü, üye seçildikten sonra birkaç kere karşılaştığını, özel bir görüşmesinin olmadığını, öğrenciliğinde ... terör örgütünün yapılanması kapsamında faaliyet gösteren evlere gidip gelmediğini, bu örgütten herhangi bir kimseyle temasının bulunmadığını, darbe kalkışmasından önce emeklilik düşüncesinde olduğu için Sermaye Piyasası Kurulunda Daire Başkanı olarak görev yapan arkadaşı ... ile, aylığı 3.300 TL'den ortak ofis kiraladıklarını, 4 aylık kirayı peşin verdiklerini, kiranın yarısını kendisinin ödediğini, kira sözleşmesini ...'in imzaladığını, kendisinin Ağustos'ta emekli olduktan sonra ofise katılmasını kararlaştırdıklarını, Askeri Yargıtay'da hoş olmayan görüntüler ve gruplaşmalar hissettiğini, genellikle dairesindeki üyeleri ile görüştüğünü, darbeciler tarafından hazırlanan listede kendisine görev verilmesine üzüldüğünü, görevlendirme listesinde kendisine genel sekreterlik görevinin verilerek karar merciinden uzaklaştırılmak istendiğini, Askeri Yargıtay'daki herhangi bir gruba dahil olmadığını, karar verirken kimseden emir ve talimat almadığını, Fakülte ve Yüksekokullar Askeri Öğrenci Komutanlığında iken 1994 yılında evlenmek vadiyle kızlık bozmak suçundan yargılandığını, o dönemde mağdurenin kendisini evlenmeye zorlamak amacıyla şikayette bulunduğunu, sonradan şikayetinden vazgeçmesi sebebiyle düşme kararı verildiğini, hakkında herhangi bir disiplin işlemi yapılmadığını, ..., ... ... ve ... isimli şahısları üst devreleri olması nedeniyle tanıdığını, hakkındaki dava ile ilgili olarak soruşturma ve kovuşturma yapan savcı veya hakim ile görüşme yaptıklarına ilişkin herhangi bir bilgisinin bulunmadığını, ... ile ...'un yargılandığı davada kendisinin de sahtecilik suçundan mahkumiyet yönünde oy kullandığını, bu olayın kumpas olup olmadığını bilmediğini, vicdani kanaatiyle karar verdiğini, ... aleyhine mahkumiyet kararında imzasının bulunması sebebiyle bu kişinin kendisi hakkında şikayetçi olduğunu, ismini atama listesine yazanların bulunup cezalandırılmalarını istediğini beyan etmiş,</p>

<p>Tanık, ...'in 28/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'.... benim Ankara Hukuktan arkadaşımdır. 2015 yılı Kasım ayında kendisi ile konuştuk. ... Yargıtay Üyeliğinden emekli olacaktı ve birlikte büro açacaktık...kendisi ile büronun açılacağı zamanı, gelecekte nasıl davranacağımızı, masrafların ve karın nasıl paylaşılacağını ayrıntılı bir şekilde konuştuk.... kadrosuzluktan emekli olma diye bir durumdan bahsederek eğer bu şekilde emekli olursa emekli maaşının 1000-1500 TL civarında fazla olacağını söyledi. Ben de o zaman bahsettiğin bu hakkı elde et, gözün arkada kalmasın dedim. Kendisinin anlatımından bu zamanın 2017 yılı Ocak ayına denk geleceğini anladım....06/06/2016 tarihinde büroyu ...'te kiraladık. ... henüz emekli olmadığı için kira sözleşmesini ben tek başıma imzaladım. Ancak büronun kirası ve eşyaları dahil tüm masraflarını ortak karşıladık. ... emekli olup geleceği tarihe kadar kirayı yarı yarıya ödeyecekti. Büronun diğer masraflarını ise ben karşılayacaktım. Anlaşma konusunda aramızda yazılı bir protokol yapmadıysak da anlaştığımız tüm hususları ... bir bloknota yazdı bu evrak ...'te kaldı. ..Büronun ilk 3 aylık kira parası olan 9900 TL+KDV 'nin yarısını ... ödedi..Ben daha önce SPK'de Uzman Hukukçu olarak görev yapıyordum. 2015 yılının Mayıs ayında Başbakanlıktaki Sektörel İzleme ve Değerlendirme birimine tayin edildim. Sonradan serbest avukatlık yapmaya karar verdim. 12 Temmuz'dan itibaren istifa dilekçesi vermeye çalışmama rağmen, izinde olmam, ilgili birimin başkanının olmaması ve bir kerede sistemin kapalı olması sebebiyle dilekçe vermem mümkün olmadı. 18 Temmuz itibarıyla istifa dilekçesi verdim fakat 15 Temmuz'da gerçekleşen olaylar sebebiyle istifalar için işlem yapılamadı. İstifa dilekçesi vermeme rağmen 01/09/2016 tarihinde 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarıldım. İhraç kararına itiraz ettim. Henüz sonuç çıkmadı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı...tarafından hakkımda soruşturma açıldı. İfadem dahi alınmadan KYOK kararı verildi... ... için önce TSK sonra ailesi ve daha sonra arkadaşları gelir. Dolayısı ile onun devlete ve TSK'ye karşı yapılan herhangi bir oluşum veya girişime sempati ile bakacağına dahi ihtimal vermiyorum...'</p>

<p>Tanık, Eski AYİM Üyesi ...’ın 15/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'.... ile Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavirliğinde 2 sene beraber çalıştık. Son derece çalışkan, bilgili ancak o oranda da hırslı ve herşeyi ben bilirim havasında bir arkadaştı. Ailece görüşürdük. Milliyetçi muhafazakar bir arkadaş olarak bilinirdi. 2003 yılında JGK'lığından KKK'ye tayin oldum. O bir süre daha bu görevine devam etti. Oradan Diyarbakır'a, Diyarbakır dönüşünde ise Genelkurmay Adli Müşavirliğine tayin oldu. Buraya tayin olduktan sonra Yargıtay'da yapılan ilk seçimde Fetöcüler ...'e oy vermedi. Ben bunu ...'in onlardan olmadığına yordum. FYO'da birlikte okuduğu arkadaşlar ... ile ...'in açıkça ülkücü tavır sergilediklerini söylemişlerdi. Bu tavır Fetöcülere uygun bir tavır değildi. Çünkü onlar hiçbir konuda açık bir tavır göstermezdi. Ben bu yüzden Yargıtay'a seçilmesi için uğraştım. Üye seçildikten sonra başlangıçta sürekli bizim arkadaşlar ile sürekli görüşüyordu. Fakat zaman içerisinde tamamen ...'ın kontrolüne girdi. Ben bunun Fetöcülükten mi yoksa hırs ve ikbal beklentisinden mi olduğunu değerlendiremedim. Ancak darbeye kalkışanların atama listesinde hem genel sekreter hem de Fetöcülerin hepsinin atandığı 1. Dairede görevlendirilmesi bu şahıs hakkındaki kuşkularımı arttırdıysa da kesinlikle Fetöcüdür diyemiyorum...'</p>

<p>Eski Askeri Yargıtay Başsavcısı ...'nın 05/12/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde,<br />
'...Sıkıyönetim Görevlendirme Listesi yapıldığına dair bilgisinin olmadığını, ancak, listeye baktığında darbe başarılı olursa darbecilerin tasfiye etmek istediklerini ... emrine aldıklarını, tasfiye etmek istemediklerini ise ya özel bir göreve atadıkları ya da görevine devam dediklerini gördüğünü. Ancak, göreve devam dediklerinin hepsinin darbecilerle bir irtibatının olmadığını değerlendirdiğini...'<br />
Tanık ...'ün 05/12/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde,<br />
'...Daha önce beraber çalıştığım ... Albayımın odasına uğradığımda bana ..., ..., ... ve ...'ın cemaat mensubu olduklarından şüphelendiğini söylemişti. O tarihlerde bu yapı paralel yapı veya başka bir isimle adlandırılmadığı için bu şekilde söylemişti. ... Albay ismini saydığım bu kişilerin o tarihte yapılacak seçimde ... isimli askeri hakimi destekleyeceklerini duyduğunu söylemişti...bu dört ismin cemaat mensubu olduğunu üyeler ... ve ...'da seçim için kendilerinin yanlarında uğradığımda bana söylemişlerdi...göreve başladıktan bir süre sonra ... Albay aynı daire görev yaptığımız ...'in de cemaat mensubu olduğundan şüphelendiğini söylemişti. 15 Temmuz sonrası bu beş kişiyle birlikte kamu görevinden çıkartılan ....hakkında onların cemaat mensubu olduğu konusunda net bir bilgi ve kanaatim oluşmamıştır...' şeklinde belirttiği, beyanlarının şüpheli lehine olarak ele alınması gereken deliller olarak olduğu sonucuna varılmıştır.<br />
Şüphelinin Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesindeki Durumu</p>

<p>Şüpheli, Askeri Yargıtay 4. Daire Üyesi iken, 15/07/2016 tarihli darbe girişiminden önce hazırlanan 'Yurtta Sulh Konseyi' isimli olup darbe girişiminin organizatörleri olan kişi/kişilerce hazırlanan 'Sıkıyönetim Direktifi' konulu ve sıkıyönetim ilan edildiğini belirtilen mesaj ekindeki (EK-B) 'Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesinde' 1. Daire Üyesi ve Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirilmiştir.</p>

<p>Sıkıyönetim Direktifi ile Askeri Yargıtay görevlendirme listesi incelenip Askeri Yargıtay'daki daire sayısının 4'ten 2'ye indirilmiş olması ve planlanan 2. Dairenin üye sayısının en düşük sayıda tutulmuş olması göz önünde bulundurulduğunda, özel olarak görev verilen veya görevlerine devamı kararlaştırılan Askeri Yargıtay üyelerinin çoğunun FETÖ üyesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğu anlaşılmıştır. Tanık beyanları değerlendirilip bilirkişi raporları incelendiğinde, Askeri Yargıtay'daki FETÖ üye sayısının veya üye olmamakla birlikte örgütle hareket edecek veya hareket edebileceği düşünülen üye sayısının, kurulması düşünülen 2 dairenin de faaliyetine devam etmesi için yeterli olmaması sebebiyle görevlendirme listesiyle örgüt üyesi olmayan Askeri Yargıtay üyelerinin de görevlendirildiği, dolayısıyla görevlendirme listesinde kendilerine görev verilen bazı üyelerin FETÖ üyesi olmadığının kabulüyle haklarında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, 'koğuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar' verilmesinin, şüpheli lehine olarak, tek başına, ele alınacak bir delil olmadığı sonucuna varılmıştır.<br />
Nitekim üç askeri şahıstan oluşan bilirkişi heyetince sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinin incelenmesi sonucu yazılan 27/03/2017 havale tarihli raporda, '...darbe mesajında imzası olanlar ve mesajın eklerinde yer alan atama listelerinde kendilerine görev tevdi edilenlerin büyük bir çoğunluğunun daha önceden FETÖ/PDY mensubu olduğuna dair hakkında resmi makamlardan Genelkurmay Başkanlığına bilgi verilen şahıslardan olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu darbe mesajının FETÖ/PDY terör örgütüne mensup kişiler tarafından hazırlanmış olduğu izahtan varestedir...'</p>

<p>Askeri yüksek yargı organlarında üye statüsünde bazı personelin bulundukları görevden alınarak, örgüt tarafından daha kritik olduğu değerlendirilen sıkıyönetim mahkemelerine savcı olarak atandığı tespit edilmiştir. Örnek olarak askeri yargıtayda üye statüsünde bulunan bir hakim subay, devletin en üst düzey kademesini yargılayacak olan Ankara 1 nolu sıkıyönetim mahkemesine askeri savcı olarak atanmıştır...Bu durum FETÖ/PDY örgütünün, kendi elemanlarını atamak suretiyle sıkıyönetim savcı ve mahkeme üyelerinin tamamen kendi güdümünde hareket etmesini amaçladığını göstermektedir...Özellikle kritik addedilebilecek askeri ve sivil görevlere farklı kuvvetlerden ve farklı rütbelerden personelin atandığı ve bu atanan personelin tamamının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu değerlendirilmektedir. Atamaların, ilgililerin örgüt içerisindeki güvenilirlikleri ve örgüt içerisindeki konumları gibi mülahazalar dikkate alınarak yapıldığı anlaşılmaktadır...Bu kadar üst düzeyde örgüt elemanı hakkındaki bir bilgiye bir veya iki kişinin hakim olması mümkün görülmemektedir. Bu da listenin hazırlanmasına zaman olarak önceden başlandığı örgütün sivil ve askeri üst düzey elemanları arasında koordine edilerek oluşturulduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır...Sonuç olarak FETÖ/PDY'nin darbe maksadıyla kritik ve önemli gördüğü sıkıyönetim mahkemelerinin ve adli müşavirlik kadrolarının tamamını kendi mensuplarından oluşmasını ağlamaya çalıştığı düşünülmektedir. Ayrıca bazı personelin TSK içindeki hiyerarşi ile bağdaşmayacak şekilde yaşı, tecrübesi ve mevcut rütbesiyle son derece uyumsuz çok üst düzey sıkıyönetim askeri savcılık ve sıkıyönetim mahkeme başkanlığı görevlerine atandığı tespit edilmiştir...Bu durum TSK'nin resmi hiyerarşisi ile örgütün hiyerarşisinin farklı olduğunu ve söz konusu personelin yurtta sulh komitesini oluşturan üst düzey sivil ve askeri örgüt elemanları tarafından özellikle seçildiği değerlendirilmektedir' şeklindeki ve yine bir diğer bilirkişi raporunda belirtilen '...Sözde Sıkıyönetim Direktifi ile Sıkıyönetim Mahkemelerine ve adli teşkillerle yapılan görevlendirmelerin amacının FETÖ örgütü tarafından, Askeri Yargı’yı kontrol altında tutmak, soruşturma, kovuşturma ve kanun yolu aşamasında yargıya müdahale etmek, Sıkıyönetim Komutanları’na Adli Müşavir/Hukuk Müşaviri desteği sağlamak, aynı zamanda da onları yönlendirmek olduğu, bunu sağlamak üzere Adli Yargı içerisinde kendilerine karşı çıkabilecek olanların ya da birlikte hareket etmeyecek olanların görevlerinden alındığı, yerlerine bu örgüte mensup olan veya onlarla birlikte hareket edecek olan ya da en azından onlara karşı çıkmayacak kişilerin Askeri Yargı sistemi içerisinde bırakıldığı değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle yapılan görevlendirmelerde ismi olan kişilerin, bu örgüte mensup olduğu veya örgüt üyesi olmamakla birlikte bu örgütle birlikte çalıştığı veya en azından onlar için tehlike arz etmeyeceği düşünülen kişiler olduğu kanaatine varılmıştır...' şeklindeki görüş ile tanık beyanları bir arada değerlendirildiğinde, görevlendirme listesinin hazırlanması sırasında listeyi hazırlayanlar tarafından şüphelinin FETÖ üyesi olduğunun bilinerek kendisine görev verildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Tanık Beyanları<br />
Antalya Adliyesi'nde Hakim olarak görev yapan, ...'nin 19/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...Ben askeri hakim ...'e, ..., ..., ... veya başka bir kimseyi Fetöcü olarak söylemedim. Bu kişinin durumundan şüphelendiğimi için herhangi bir ismin zikretmedim. Askeri Yargıtay üyeliği seçimlerine girdiğimde ..., ..., ..., ... ve ... tarafından, o tarihte askeri yargıtay üyeleri olan ..., ..., ..., ..., ..., ve ...'a yönelik dikkatli olmam ve adı geçen Askeri Yargıtay üyelerinin o tarihte paralel yapı veya cemaat olarak adlandırılan şimdiki FETÖ'ye yakınlıkları ve mensubiyetleri olduğu konusunda uyarıldım ...Bu nedenle bu kişilerin FETÖ üyesi olduğu yönünde bir kanaatim oluştu...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'in 21/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...Üniversiteden mezun olduktan sonra birlikte Hukuk Fakültesi'nde okuduğumuz, ..., ..., ..., ... ... ve ... ile birlikte ev kiraladık...Askeri Yargıtay'da FETÖ yapılanmasına dahil olduğunu düşündüklerim, ..., ..., ..., ..., ... ve ...'tir. Yedinci bir üye olduğundan eminim ancak şu anda hatırlayamıyorum. Yapılan seçimlerde, genel kurul ve dairelerde verilen kararlarda bu belirttiğim kişilerin sürekli birlikte hareket ettiklerini gördüm...FETÖ çatı soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet savcısı ile yaptığım görüşmede şifahen Askeri Yargıtay üyelerinden yedi üyenin Fetöcü olduğunu bildiğimi ancak elimde bunu ispatlayacak delilin olmadığını söyledim. Benim görüşmem bir şekilde Askeri Yargıtay Üyesi ...'a iletilmiş. Hem ... hem de ... beni Askeri Yargıtay'da Cumhuriyet savcısı ile ne konuştuğum ve isim verip vermediğim konusunda sıkıştırdılar...',</p>

<p>Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'nun 26/07/2016 tarihli ifadesinde,<br />
'...Bana göre Askeri yargı içerisinde FETÖ yapılanması vardır,...Askeri Yargıtay'da birbirleri ile daha samimi görüşen arkadaş grupları bulunmaktadır. Geçen hafta 20/07/2016 tarihinde gözaltına alınan Askeri Yargıtay üyelerinin de bir arkadaş grubu olduğu ve cemaate yakın oldukları şaibesi dolaşmakta idi...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen MSB teftiş kurulu başkanlığını yürüten ...'nun 19/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'.... Yargıtay Üyeliği seçimine girdiğinde kendisini FYO'dan tanıyan ...'e sormuştum. ... de bana bunun milliyetçi olduğunu belirttiği için kendisine seçimde oy da verdim. Ancak seçilip 4. Dairede göreve başlayınca bizim arkadaşlar yerine daha çok ... ile oturup kalkmaya başladı. Bu davranışı da ondan Fetullahçı olarak şüphelenmemin bir sebebi idi. Kaldı ki sıkıyönetim görevlendirme listesinde de Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirilmesi benim bu şüphemi güçlendirdi...'</p>

<p>Tanık, Askeri Yargıtay 1. Daire Yazı İşleri Müdürü ...'in 16/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'.... 4. Dairede görevliydi. Kendisini biraz kibirli gördüğüm için fazla muhabbetimiz yoktu. Hatta bir ara bizim daire üyesi olan ...'na bu şahıs farklı biri, Fetöcü olabilir mi diye sorduğum da zannetmiyorum demişti. Kendisi darbe girişiminden sonra tutuklanınca ... "müdürüm sen haklıymışsın" dedi...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay ... ...'ın 01/08/2016 ve 06/12/2016 tarihli ifadelerinde,<br />
'...Seçimlerde kendisinin destek olduğu adaylarda hakimlik nitelikleri, uyumları, milli ve manevi değerlerine bağlılıkları ve ahlaki eğilimleri dikkate aldığı hususlar olduğunu Kara Kuvvetleri mensubu adaylar için seçim dönemlerinde ...'den bilgi sorduğunda bazı adayların ahlaki eğilimleri ve mezhepleri ile ilgili bilgiler verdiğini, bunları nerden öğrendiğini sorduğunda ankesörlü telefonda birilerini arayıp ondan bilgi aldığını söylüyordu. Israr etmeme rağmen kimden bilgi aldığını söylemiyordu...17-25 aralık sürecinden sonra ankesörlü telefonla birilerini aradığına tanık olduğunu AYİM üyesi ...'dan da duymuştum...'<br />
'...MADO'da yapılan toplantıda ..., adaylardan ...'a oy vermesini ...'dan istemişti. ..., 'ben oy vermem kim isterse versin' demişti. ..., ismi cemaatle anılan ve 2003 yılından itibaren MSB Ask. Adl. İşl. Bşk'lığında Mesleki Yönetim Şube Müdürlüğü yapmış ve 2012 yılına kadar pek çok askeri hakim anlamını gerçekleştirmişti. Kendisi seçimde oy istemek için bana geldiğinde Askeri Yargıtay'daki abilerinin (kendisi Askeri Yargıtay'da üyeler ..., ... ve ... ile görüşüyordu) kendisinin seçilmesi için oylama sırasında oyları aday olmayanlara dağıtacaklarını, kendisinin listeye girmesinden sonra ciddi adaylara oy vereceklerini bana söylemişti...'<br />
'17-25 Aralık sürecinden sonra Askeri Yargıtay da Milliyetçi-Muhafazakar değerlere önem veren üyelerle cemaat sempatizanı bazı üyeler (..., ..., ..., ..., ... ve ...) arasında birbirlerine karşı mesafe oluşmaya başladı…'</p>

<p>'…listedeki isimlere bakıldığında cemaate yakın duran ... ve ...’in başka daire üyesi olmasına rağmen sıkıyönetim suçlarına bakacak olan dairede görevlendirildikleri…'<br />
'...atama listesinde ...'in başkan yapılmasını, ...'ın Ankara sıkıyönetim savcısı olarak görevlendirilmesini, listede ismi olmamasına rağmen listenin altındaki 'NOT:1' gereğince 1. dairede kıdemli olarak ...'ın daire başkanı olarak kalacak olmasını, ...'nın 'NOT: 1' gereği 1. dairede üye olarak kalacak olmasını, ...'in 2. dairede görevli olması ve 2 dairenin göreve devam edecek olmasına rağmen 1. dairede görevlendirilmesini, ...'in kapatılması düşünülen 4. daireden 1. daire üye ve genel sekreter olarak görevlendirilmesini malum yapıyla irtibatlı olmalarına veya birlikte çalışabileceklerine bağlıyorum...'<br />
'...17-25 Aralık 2013 sürecinden sonra ve özellikle MİT tırlarına yapılan operasyondan sonra daha önce cemaat olarak anılan yapının bir ihanet içinde olduğu ortaya çıkınca isimleri bu yapıyla anılan ve özellikle üye seçimlerinde isimleri bu yapıyla anılan adaylara destek olan isimlere arama mesafe koydum. Bu kapsamda benim dışımda pek çok üyeyle ..., ..., ..., ..., ... ve ... arasındaki samimiyetin ortadan kalktığını gözlemledim. Bu süreçte ...'in kendi odasına çekildiği, daha önce odalarına gidip geldiği bazı üyelerin odasına gitmediği, ancak yukarıda anılan üyelerden dairesinde görev yapanlarla samimiyetini sürdürdüğü görülüyordu. Ancak bu dönemde bile ...'in sözü edilen yapıyla isimleri anılan adayların veya başka bir adayın seçilmesi veya seçilmemesi için herhangi bir girişimine tanık olmadım...'<br />
'....'nın, ...'in ve ...'in de isimleri askeri lise veya FYO sıralarında cemaatle bağlantılı olduğu şekilde anılıyordu...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'nun 21/03/2018 ve 01/08/2016 tarihli ifadelerinde,</p>

<p>'.... ..., FYO mezunu olduğu için kendisini üyelerimizden ... iyi tanıyordu ve ilk olarak iyi bir hakim olup olmadığını ... anlatmıştı. Kendisiyle ayrıca kısa bir süre de olsa Sarıkamış'ta birlikte çalışmıştık. Dolayısıyla 2013 yılında yapılan üye seçiminde biz de ...'e destek olmuştuk. Sonradan tanıdığım kadarıyla da ... hukukçu olarak çalışkan ve dürüst bir arkadaştı. Ben de ...'nin de anlatımlarıyla kendisine güvendiğimden üye olduktan sonra bir gün odasına giderek Fetullahçı yapıya mensup bazı üyelerin olduğundan bahsettim. Özellikle de ... ve ...'ın isimlerini kendisine söyledim. Ancak kendisi bana beklediğim şekilde çok fazla destek olucu tarzda herhangi bir şey söylemedi. Zira ... ile aynı dairede çalışıyorlardı ve ona çok yakındı. Bir gün yine üye seçimi olacaktı. Gazi Orduevi'ne yemeğe gitmiştik. Hatırladığım kadarıyla yanımda ... ve ...'da vardı. ... ile ilgili olarak onun da bu yapıya mensup olabileceği gündeme geldiğinde ... açıkça bir şey söylememişse de dolaylı konuşmaları ve hal, hareketleriyle ...'ın Fetullahçı yapılanmaya dahil olmadığı ve onu destekleyeceği yönünde bizde intiba bıraktı. Sonraki davranışlarıyla da yukarıda ismini saydığım ve bu yapı ile adı anılan üyelerle hareket edince bizim de onunla ilgili düşüncelerimiz farklılaştı.<br />
Biz ...'in daha önce Fetullahçı yapılanmayla ilişkili olmadığını düşündüğümüz için aramızda bu yapılanmaya kimlerin dahil olduğu hususunda zaman zaman sohbet ederdik. Sohbetlerimizdeki bilgiler bir şekilde şüphelendiğimizi belirttiğimiz kişilere giderdi. Onlar da farklı arkadaşlar eliyle bizim onların yapılanması konusunda sohbet ettiğimize dair haberleri uçururlardı. Biz bir ara hep güvendiğimiz insanlarla sohbet ediyoruz bu haberler onlara nasıl gidiyor diye merak ettik. ...'ten şüphelenip onun yanında konuşmaları kesince artık aramızdaki konuşmaların belirtilen yapılanmaya mensup olduğunu düşündüğümüz kişilere gitmediğini fark ettik. Zaten bu durum ... ile ilgili düşüncelerimizin pekişmesine sebep oldu.<br />
Ben Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulu üyesiyken ...'in akademide öğretim görevlisi olarak ders verme durumunun olduğunu öğrenince yukarıda belirttiğim hal ve davranışlarından dolayı Fetullahçı yapılanmaya mensup olabileceğini düşündüğümden akademi başkanı ve başkan yardımcısına bu durumu aktarmıştım. Kendileri öğretim görevlisi olarak ders vermediler...'</p>

<p>'...., ... ve ...'i daha önce milliyetçi muhafazakar olarak bilmiş isem de seçimlerde aldıkları tutum, yaptıkları kulis, son zamanlarda yargısal kararlarda birlikte hareket ettiklerinden farklı bir düşünceye sahip olduklarını anladım...'<br />
'...Listede tanıdıklarımdan ...., ..., ..., ..., ....,..., ... ...., ..., ..., ..., ... ..., ... ... 'nin Fetullahçı yapıyla ilgileri olduğundan şüpheleniyorum...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ... 08/08/2016 ve 17/12/2014 tarihli ifadelerinde,<br />
'....'yi tanırım görev sırasında kumpas davaları süresince savcılık ve mahkemelerle yazışmaları bizzat yapmış askeri belgelerin gizlilik derecelerini tespit eden komisyonlar oluşturmuş, 28 şubat davası sırasında davanın en önemli suçlama delili kabul edilen ve ancak mevcut olmayan bir belgeyi sanki Genel Kurmay Başkanlığı'nda aslı mevcutmış gibi aslı gibidir diyerek imzalayıp göndermiş, kozmik oda araması sırasında devletin en gizli belgelerinin kaydedildiği hard diski mahkeme kararına rağmen FETÖ üyesi savcıya teslim ederek çok gizli devlet sırlarının FETÖ'nün eline geçmesini sağlamıştır.<br />
...Askeri Yargıtay üye seçimlerine doğrudan müdahale ederek FETÖ mensubu askeri hakimlerin (... ..., ..., ..., ...) Askeri Yargıtay üyesi olarak seçilmelerini sağlamıştır...'<br />
'....Askeri Yargıtay'da ... ne ise ... da odur. ... (Fetöcülerin elebaşıdır deşifre oluncaya kadar onunla hareket etmiştir), ... (cuntacıların sıkıyönetim direktifinde yargıtay başkanı yapılmak istenmiştir. Daha önce de yargıtay başkanı olacağı ve genelkurmayın personel başkanlığındaki Fetöcülerin onun ismini verdikleri konuşuluyordu ama olmadı), ... (Genelkurmaydaki Fetöcülerle arası iyidir kendisi Fetöcüleri deşifre eden üyeleri ve askeri hakimleri emekliliğe zorlamıştır), ... (Genelkurmaydaki Fetöcülerle arası iyidir kendisi Fetöcüleri deşifre eden üyeleri ve askeri hakimleri emekliliğe zorlamıştır), ... (...gibi ağabeylerinin talimatlarını yerine getirmektedir), ... (... ile arası iyidir onun etkisi ile üye seçilmiştir. Ortak hareket etmişlerdir), ... (üye seçilmesinde ... etkili olmuştur. Ortak hareket etmişlerdir), ... (... ile ortak hareket etmiştir. Üye seçilmesinde ... etkili olmuştur. Kıdemli üye abilerinin talimatlarını yerine getirmektedir) Fetöcüdür.'<br />
'...Askeri Yargıtay'daki cemaat yapılanmasının önde gelenleri ..., ..., ...., ... isimli üyelerdir. Yeni seçilen üyeler ... , ... bu gruba mensuptur... ... hem askeri yargıtay başkanı hem de genelkurmay adli müşavirinin isteklerini yerine getirmektedir. ... cemaat üyeleri arasında çok etkindir...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Ankara BAM Üyesi ...'ün 14/03/2018, 25/08/2016 ve 06/12/2016 tarihli ifadelerinde,<br />
'....'i de askeri lise yıllarından tanırım. Kendisinin babası Adana'da Emniyet Müdür Yardımcısı idi. Ben de Osmaniye'de oturuyordum. Dolayısı ile hemen hemen bütün tatillerde birlikte gelip giderdik. O tarihte ben kendisini daha çok milliyetçi bir insan olarak tanımıştım. Yukarıda ismini saydığım kişilerle benim ilişkim nasıl ise ...'in ilişkisi de öyle idi. Fakat ... Yargıtay Üyesi seçildikten sonra, ki bildiğim kadarı ile üye seçilmesine bizim arkadaşlar da destek olmuştur, Fetöcü olarak tabir edilebilecek Yargıtay Üyeleri ile daha sıkı bir ilişki içerisine girmiştir. Hatta 2014 veya 2015'de Uyuşmazlık Mahkemesine Askeri Yargıtay'dan yedek üye seçilmesi gerekiyordu. ... ...'e aday olup olmayacağını sormuş ve kendisi kabul etmiş. Sonradan gelip ben aday olmayacağım o grubu karşıma almak istemiyorum demiş. O gruptan kastı muhtemelen ... ve ... ekibidir. Fakat açıkça isim zikretmemiş. Bunları ... daha iyi bilir. Buna rağmen ... daha sonra yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi asıl üyeliği seçiminde aday oldu. Ancak biz bunun Fetöcülerin adayı olduğunu düşündüğümüz için oy vermedik ve seçilemedi...'<br />
'...1991 yılında askeri öğrenci olarak Ankara Hukuk Fakültesine başladım. O tarihte ..., ... ve ... 3. sınıfta, ..., ... ve ... 2. sınıfta idi, ... ise 4. sınıfta idi...'<br />
'...Bir keresinde hafta sonu ... (ilgili hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 22/08/2017 tarih ve Soruşturma No: 2017/133189, Esas No: 2017/27572, İddianame No: 2017/4858 sayılı iddianame ile anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından kamu davası açılmıştır) beni Sanatoryum semtinde bir eve götürmüştü. Orada ...'in bir video setini izletti. Bunun üzerine ben bir daha onlarla bir yere gitmedim ve uzak durmaya çalıştım. ..., ... ve ... genellikle birlikte hareket ediyorlardı ... ve ... de bunlara dahil oluyordu. ... o yıllarda milliyetçi olarak görünüyordu.'<br />
'...staj döneminde ... ve ... birlikte ev tuttular. Mezun olduktan sonra ...'ta aynı evde kaldı.'<br />
'...Askeri Yargıtay da görev yaptığım dönem içerisinde yapılan üye seçimlerinde ve uyuşmazlık mahkemesi üye seçimlerinde FETÖ'ye yakın olabileceğini düşündüğüm üyelerle diğer üyeler arasında çekişmeler yaşandığını gördüm. Özellikle 2011 yılından sonra yapılan seçimlerde bu açıkça belli oluyordu. ... ve ...'ın aday olduğu seçimlerde ..., ..., ..., ..., ... ısrarla bu kişileri destekliyorlardı...'<br />
'...Listede özel olarak isimde yazılmak suretiyle görev verilen (askeri yargıtay başkanı, başsavcısı, genel sekreteri, üyesi gibi) üyelerin FETÖ yapılanması içerisinde yer aldıkları veya bunlara destek verdikleri için onlar tarafından özellikle görevlendirildiklerini düşünüyorum. ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın....tamamen bu yapı içerisinde yer aldıklarını düşünüyorum. ...'i askeri lise ve fakülte yıllarından tanıdığım kadarıyla milliyetçi bir yapısı vardı ancak üye seçildikten sonra bu yapılanmaya mensup kişilerin özellikle ...'ın etkisi altında kaldığını düşünüyorum...'<br />
'...2015 yılında yapılan uyuşmazlık mahkemesi asıl üye seçiminde FETÖ mensuplarının desteklediği ... karşı biz ... Ablayı (...) destekleyerek üye seçilmesini sağlamıştık...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen İzmir BAM Üyesi ...'in ifadesinde,<br />
'…Ben Askeri Yargıtaya geldikten sonra bir ara Fetullahçı örgütün Askeri Yargıtay'daki ve AYİM'deki üye sayısının 6+2 olduğu yönünde bilgiler dolaşıyordu. Yargıtay'daki 6 kişinin ..., ..., ..., ..., ... ile ... olduğu söyleniyordu...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'nun 27/09/2016 ve 06/12/2016 tarihli ifadelerinde,<br />
'...., ..., ..., ... ile birlikte Gazi ordu evinde yemek yedik. Yemekte seçim sürecini konuştuk, ...’ın ...'e ...'ın cemaat ile irtibatlı olduğunu ona oy vermenin çok sakıncalı olduğunu oy verilmemesini söyledi. ...'da ciddi duyumlarının olduğunu bu kişinin cemaat ile irtibatı olduğu yönünde ciddi kuşkularının olduğunu söyleyerek oy verilmezse iyi olur dedi. ... sert bir tepki gösterdi “ben bu kişiyi eskiden beri tanırım ve oy vereceğim” dedi. ...'e ilişkin kuşkularım bu davranışından sonra daha çok artmaya başladı...'<br />
'.... ve ...; ..., ... ve ...'ın Fetullah cemaatinden olduklarından şüphelendiklerini bu kişilere karşı dikkatli davranmamı söylemişlerdi aynı şekilde arkadaşım olan AYİM üyesi ..., ... ve ... de aynı kişilerle ilgili aynı şüpheye sahiplerdi. Daha sonra bir olarak seçilen ... ve ...'İN'de ismi aynı cemaatle anlıyordu. Başlangıçta ... ve ...'in isimleri bu örgütle anılmıyordu ancak daha sonra yaşanılan süreçte bu kişiler ile birlikte hareket ettikleri yönünde kanaate sahip oldum...'<br />
'....'le ilgili bir duyumumuz yoktu ...seçimden önce ...; ...'ın adının FETÖ ile anıldığını söyleyince ... aniden, beklenmedik bir tepki göstererek ...'ı eskiden beri tanıdığını, çok sevdiğini, ona oy vereceğini beyan etti. Bu sözleri üzerine ... ile ilgili kuşkularımız oluştu...'<br />
Soruşturma sebebiyle meslekten çıkarılan Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'in 23/03/2018 ve 02/12/2016 tarihinde verdiği ifadelerinde,<br />
'...Muhafazakar olarak nitelendirilen gruptaki ..., ... ve ... arasında çok sıkı bir arkadaşlık vardı. Yukarıda belirttiğim seçimden sonraki (...'ın katıldığı seçim) ayrışma üzerine hem ..., ... ve arkadaşlarının davranışlarının da etkisiyle ..., ..., ..., ... ve ... birbirlerine iyice kenetlendiler. Neredeyse kapalı bir grup oluşturdular. ... de muhtemeldir ki ...'ın etkisiyle diğer arkadaşların uyarısına rağmen bu grupla yakın durdu...'<br />
'...Ben Askeri Yargıtay'a seçildiğimde farklı gruplaşmalar vardı...benim, ...'ın ve ...'ın seçilmesinde ...'in kulis ve desteği etkili olmuştur...üye seçildikten sonra ..., ... ve ... samimi ilişkiler içinde idiler. O dönemdeki bu yakınlıklarının FETÖ ile bağlantılı olduğunu düşünmedim....'nın üye seçilmesinde hem Yargıtay içerisinde hem de Cumhurbaşkanlığı nezdinde ...'in etkin olduğunu ve onun tarafından desteklendiğini biliyorum. Ben ...'nın o dönemki deyimiyle cemaatle şu dönemdeki tabiri ile FETÖ ile bağlantılı olup olmadığını bilmiyorum....'ın seçilmesi için ..., ..., ... ve ... çaba sarf ettiler bu seçim meselesinden dolayı samimi ilişkiler içinde bulunan ...ve ..., ...'ın seçilmesine sıcak bakmadıkları için araları açıldı.... Askeri Adalet işleri başkanlığında Mesleki Yönetim Şube Müdürü olarak görevli iken çok sayıda asgari hakim ve savcının alınmasında görev aldığı birçok hakim ve savcının 15 Temmuz sonrasında FETÖ ile bağlantıları nedeniyle ihraç edildiklerini öğrendiğimde ...'ın seçilmesi konusundaki ısrar ve çabanın göründüğü gibi masum olmadığını anladım. Nisan 2013 yılında yapılan yargıtay üyeliği seçiminde.... ve ... seçildi. Bu seçimle gelen ... yukarıda ifade ettiğim ..., ..., ... ve ...'ın grubu ile bir birlikte hareket etmeye başladı. ... başlangıçta değil ama daha sonra bu grupla birlikte hareket etti, dahası samimi ilişkiler kurdu...., ..., ..., ... ve ...'nın FETÖ ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum. ... de sonradan belirttiğim grupla birlikte hareket etmiştir...Benim bunlarla ilişkim sadece mesai arkadaşlığıdır...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Ankara BAM Üyesi ...'un 15/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...Destek ziyaretleri yaparken o dönem Askeri Yargıtay Üyesi olan ... ve ... bana o zamanki Yargıtay Üyeleri olan ..., ..., ..., ... ve ...'ın FETÖ ile irtibatlı olduğunu düşündüklerini ve kendilerini ziyaret ederken dikkatli olmam gerektiği konusunda uyarıda bulundular...Seçilebilme listesine girdikten sonra adet gereğince teşekkür etmek için bütün Yargıtay Üyelerini telefonla aradım. Bu sırada ... 'artık benim devrim bitti, Kenan abin seni seçtirir' şeklinde beyanda bulunmuştu...Yargıtay'a üye seçildikten sonra yaptığım gözlemde Yargıtay'da 3 farklı grubun olduğunu gördüm. Bunlardan biri sosyal demokrat olarak nitelendirilen kişilerin oluşturduğu gruptu, ikinci grup milliyetçi muhafazakar düşüncede olanların oluşturduğu gruptu, üçüncü grup ise darbe kalkışmasından sonra tutuklananların oluşturduğu bir gruptu..."</p>

<p>Tanık, Eski AYİM Üyesi ve halen Ankara BİM 1. Daire Üyesi ...'in 20/03/2018, 27/07/2016 ve 08/12/2016 tarihli ifadelerinde,<br />
'...AYİM'de ve Askeri Yargıtay'da ortak düşünceleri paylaştığımızı arkadaşlarla sık sık görüşüp sıkıntıları aramızda paylaşıyorduk. Görüş alışverişinde bulunduğumuz bu arkadaşlar Askeri Yargıtay'dan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... idi. Zaman zaman ...'a da bu rahatsızlıklarımızı iletiyorduk. AYİM'de ben, ..., ... bu işi önemsiyorduk. Biz Fetö olayını dert etmiştik. Daha önce aynı düşünceleri paylaştığımızı düşündüğümüz Askeri Yargıtay'da ..., ..., ..., ..., .... ile zamanla irtibatlarımız koptu. Bu arkadaşlar daha önce siyasi iktidara sonuna kadar destek verdiklerini söylüyorlardı. Fakat siyasi iktidarın uygulama, tavır ve söylemlerinde bir değişiklik olmamasına rağmen 180 derece değişerek hakarete varan söylemlerde bulunuyorlardı. Bu durup dururken bana manidar geliyordu. Ben bunu örgütsel bir tavır olarak görüyordum. Çünkü bu arkadaşlar nerede bir araya geliyorlar, nerede görüşüyorlar bilmiyordum ama aynı söylemlerde bulunuyorlardı. Mesela hepsi bir ağızdan MİT Müsteşarına, ülke ismide vererek, başka bir ülkenin adamı diyorlardı. Ben de kendilerine Türkiye'yi sevmediğini açıkça belli eden yabancı ülkelerde bunu söylüyor diyordum. Bunların hepsi benim yaşadığım, tanıdığım kadarıyla dindar, inançlı insanlar olarak geçiniyorlardı. Ancak hemen hemen hepsi cuma namazına gitmezlerdi, namaz kılmazlardı.</p>

<p>Ocak 2014 de AYİM'de iki kişilik üye seçimi yapıldı. ... da adaydı. Tavırları sebebiyle ...'un da Fetöcü olduğunu düşünüyordum. ... 8 yıl AYİM'de tetkik hakimliği yapmıştı. Stajı beraber yaptık, o zamandan beri tanırım. Gözlemlerimden, söylemlerinden onun da Fetöcü olduğunu değerlendiriyordum. Fetöcüler asla hiç bir zaman hiç bir yerde açıkça Fetöcü olduklarını söylememişlerdir. TSK'nin ortamını kendilerince buna müsait görülmüyordu. Biz seçimde ...'a oy vermemeye karar verdik. Kendimize yakın gördüğümüz kimselere de bunu söyledik. Seçimde ... 9 oyu geçemedi. Seçim 103 tur sürdü diye hatırlıyorum. ...'a kendi dairesinde görev yapan üyeler ve ... ile ... ısrarla oy verdi. Kendi dairesindeki üyeler onun çalışmasından memnundu. Bizim söylediklerimize de inanmıyorlardı. Fetöcü olamaz diyorlardı. Sonunda ... seçilemedi.<br />
Bu seçimden sonra yukarıda isimlerini saydığım ve Askeri Yargıtay'daki...kişilerle irtibatımız tamamen koptu. ... ile 10 yıllık arkadaştım. Bu seçimden sonra yanına gittiğimde 'benim seninle hukukum bitti' dedi. Sebebini sorduğumda seçim zamanı telefonuna çıkmadığımı söyledi. Ben de '...'a oy vermediğimi söylüyorsan ben onunla senden daha fazla samimiyim, sana ne oluyor' dedim. Ama yine kendisiyle arkadaşlık hukukumuzu koruyabileceğimizi söyledim, buna rağmen benimle ilişiği kesti.<br />
Bu seçimden sonra yine Askeri Yargıtay'daki ..., ..., ..., ... beni gördükleri yerde yüzlerini çeviriyorlardı. Sırtlarını dönüyorlardı. Arkamdan küfür ettiklerini de duydum. Buradan bunların Fetöcü olduklarını anlıyorum. Zaten İstanbul'da ki 1. Ordu Askeri Mahkemesi'ndeki dinleme olayını ...'ın yaptığı söyleniyordu...'<br />
...'in tam olarak ne olduğunu bilmiyorum fakat 15 Temmuz'dan önce üye seçimlerinde ve oylamalarda Fetöcülerle birlikte hareket ediyordu. Ben bunu arkadaşlarımdan duyuyordum...'</p>

<p>'...Askeri Adalet İşleri Başkanlığını 2010 yılından itibaren ... yaptı. O gittikten sonra yerine ... ... geçti. Bu kişilerin döneminde alınan askeri hakim adaylarının neredeyse tamamının bu örgüte mensup kişilerden olduğu kanaatindeyim. ...'ın bir yerde 'benim yaptığım hizmeti ileride göreceksiniz' dediğini de duydum... ... Yargıtay üyesi seçildikten 1 yıl kadar sonra genelkurmay adli müşavirliği boşalınca hemen istifasını vererek bu göreve talip oldu. Normalde Askeri Yargıtay üyeliği gibi bir görevden idari bir göreve gidilmesi beklenmezdi. Daha sonra adli müşavirlikte çoğu şimdi örgüt mensubu olmak üzere teşkilatını kurdu...sonradan Genelkurmaydaki önemli yerlerin bu örgüt mensubu kişilerin kontrolünde olduğunu gördüm. Genelkurmay askeri savcılığında bu örgüt ile ilgili yapılan şikayetlerde hiçbir sonuç alınmadı, hiçbir soruşturmadan bir karar çıkmadı. Hep takipsizlikle sonuçlandı.<br />
Askeri Yargıtay'da örgüt hedefleri doğrultusunda hareket ettiklerini duyduğum ve gösterdikleri tavırlardan anladığım ..., ..., ..., ...'ı biliyorum. ... ve ...'in de onlarla birlikte tavır gösterdiğini biliyorum...'<br />
'...Askeri Yargıtay'da ilişiği kesilen albaylar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in Fetöcü olduklarını düşünüyorum...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Ankara Cumhuriyet Savcısı ...'in 14/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'....'in üye seçilmesi sırasında Fetöcü olabileceği konusu net değildi. Bu nedenle herkesten oy almış olabilir. Yanlış hatırlamıyor isem ...'ın seçim dönemine denk geldiği bir dönemde Gazi Orduevi'nde yemek yedikten sonra beraber çay içerken yanımızda ..., ... ve yanlış hatırlamıyor isem ...'nun bulunduğu bir sırada ortaya çıkan söylentilerden dolayı bunun devletin beka sorunu olduğunu ve ...'a oy verilmemesi gerektiğini söylediğimde ...'in buna aşırı tepki gösterdiğini de biliyorum. Bu durumu da şaşkınlıkla karşılamıştım.'</p>

<p>Tanığın 30/11/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde belirttiği, sıkıyönetim direktifinin ekindeki görevlendirme listesi ile 1. Dairede çoğunluğu sağlamayı amaçladıklarından ne kastettiğinin sorulması üzerine;<br />
'...Görevlendirilen üyelerin isimleri gözetildiğinde çoğunluğun yukarıda adı geçen üyelerden (görevlendirme listesi incelendiğinde 1. daireye görevlendirilenlerin; ..., ..., ..., ..., ..., ... olduğu görülmüştür.) görevlendirilmiş olmasını kastettim. Değerlendirmelerim sonucu dairede nitelikli çoğunluğu elde ettikleri gibi bir sonuca ulaştığım için böyle bir açıklamada bulundum. Zaten bildiğim kadarı ile 1. Dairede görevlendirilen diğer üyelerden ... ve ... hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verilmiştir...'<br />
Tanık, Eski AYİM Üyesi ...’ın 29/07/2016 tarihli ifadesinde,<br />
'...FETÖ üyesi olduğunu düşündüğüm diğer üyeler ... ile ... benimle diyaloğu tamamen kesmemek ile birlikte asgariye indirdiler. Oysa ki özellikle ... ile JGK'de birlikte çalışmıştık. Onunla da ailecek görüşürdüm. Bu yapıya mensup olmadığını düşündüğüm için seçiminde de oldukça katkım olmuştu. Buna rağmen o da benle araya mesafe koydu...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Hakim Tanık ...'in 07/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...AYİM 2. Daire Üyesi ... ile makamında görüşürken "balyoz davasında yapılanları ve delillerin sahte olduğunu anlattım... Ergenekon ve Balyoz Davasındaki delillerin sahte olduğunu, ısrarla vurguladım.... ... bana "Bunun arkasında kim var?" diye sordu. Ben de "Fetullahçılar var" dedim... Bu görüşmemizden birkaç yıl sonra 2014 veya 2015 yılında yine ... ile sohbet ederken bana haklı olduğumu söyledi. Sonra Askeri Yargıtay ve AYİM'deki Fetöcülerin kimler olduğunu konuşmaya başladık...Benim söylediğim isimlerle onun söylediği isimlerin çakıştığını gördüm. Bu isimler Askeri Yargıtayda ..., ..., ..., ..., ..., ... idi...'<br />
'...Yukarıda isimlerini söylediğim Yargıtay Üyeleri 07 Şubat MİT krizi ve 17-25 Aralık 2013 tarihine kadar siyasi iktidara toz kondurmazlardı. En ufak bir eleştiriyi bile reddeder ve siyasi iktidarı şiddetle savunurlardı. Bahsettiğimiz olaylardan sonra muhafazakar olarak addettiğimiz grup ikiye bölündü. Bunların bir kısmı yine siyasi iktidarın ve özellikle sayın Cumhurbaşkanın kararlarını her zaman ve zeminde savunmaya devam ettiler. Ancak Fetöcüler siyasi iktidara ve sayın Cumhurbaşkanına inanılmaz derecede bir dönüş ile nefret söylemleri geliştirmeye başladılar. O zamana kadar hiç görüşüp konuşmadıkları selam bile vermedikleri sosyal demokrat ve ılımlı olarak nitelendirilebilecek diğer gruplarla ilişki kurmaya başlayıp onların desteğini almaya çalıştılar. Sayıları yetersiz olduğu için üye seçiminde ve diğer bazı önemli oylamalarda sosyal demokrat veya ılımlı olduğu bilinen askeri hakimlere oy verdiler. Dolayısıyla ben normal muhafazakar ve Fetöcü ayrımını öncelikle bu şekilde yaptım. Daha sonra kendimden emin olmak için kararları taradım. Kararlarını incelediğimde çok önemli bazı kumpas ve tasfiye davalarında sanıklar aleyhinde ortak hareket ettiklerini ve aynı yönde oy kullandıklarını gördüm. 15 Temmuz 2016'dan sonra askeri yargının görevlendirme listelerini görünce bu kanaatim iyice pekişti...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Gnkur Ad. Müşavirliğinde Huk. Müşaviri ...'ın 05/12/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde belirttiği,<br />
'...ben üyeliğe katıldıktan sonra üyelerden ..., ..., ... ve ... gibi samimi olduğum isimlerden, ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in o dönemde Fetullahçı eğilim içerisinde olabileceklerini duymuştum..'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen MSB teftiş kurulu başkanlığını yürüten ...'nun 01/12/2016 tarihli ifadesinde,<br />
'....'i baştan beri bu yapı içinde yer alan kişilerden olmayabileceğini değerlendiriyorum. Ancak bu yapının gücü, ikbal vaadi ve ortak hareket etmesi karşısında bu güçle birlikte hareket etmiş olabileceklerini düşünüyorum...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Gnkur Ad. Müşavirliğinde Huk. Müşaviri ...'ın 25/11/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde,<br />
'... Doğrudan elimde bir bilgi olmadan kimseyi suçlayamam bu benim hukukçu karakterimle bağdaşmaz. Ancak başımıza gelenlerde göz önüne alındığında en azından bu örgüte yardım ettiğini değerlendirdiğim askeri hakimler vardır ve bunların hepsi de görevlendirilmiştir ya da görevlerine devam yazılmıştır. MSB emrine alınanlardan şüphelendiğin kimse bulunmamaktadır...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Hakim ...'in 20/12/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde,<br />
'...Bu yapı 17-25 Aralık 2013 ve MİT tırları olayından önce muhafazakar ve milliyetçi dünya görüşüne sahip olduğu bilinen grupla hareket etmesine rağmen, bu olaylardan sonra, yapının yollarını ayırarak bağımsız olarak kendi görüşündeki hakimleri Askeri Yargıtay ve AYİM'e seçtirmeye çalıştıklarını ve bu konuda grup olarak hareket ettiklerini değerlendiriyorum. Ayrıca Yargıtay seçimlerinde yaşı ve mesleki kıdemi diğer üyelere nazaran daha düşük olmasına rağmen ..., ... ve ...'in çok etkili olduklarını duyuyordum. Bunların hakimlere not verirken kendilerinden olmayan hakimlere düşük not vermek suretiyle sicilleri ile oynadıklarını da duymuştum...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen EDOK Hukuk Hizmetleri Başkanı ...'nun 12/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...., ... ile aynı dairede çalışıyordu. Aralarında belirli bir samimiyet vardı. Aynı dairede çalışan ... ve ... ...'i sanırım 2015 yılının sonunda yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi Asıl Üyeliği seçiminde aday olup da seçilememesinden sonra kendileri ile görüşmeyi asgari düzeye indirdiğini ve daha çok ... ile görüşmeye başladığını söylemişlerdi... Yargıtay Üyelerinden ... ve ... ... ile ilgili bir soruşturma yapmışlardı. Bu soruşturma sonrasında kendileri ..., ..., ..., ..., ...'dan Fetöcü olarak bahsediyorlardı. Ayrıca ... hakkında da şüpheleri olduğunu söylemişlerdi... ... için böyle bir beyanları olmadı...' şeklinde belirttiği, beyanlar gözetildiğinde, şüphelinin, FETÖ üyesi olması sebebiyle tutuklanan diğer şüphelilerle birlikte, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ettiği, iş ve işlemleri sırasındaki bu hareket tarzının şüphelinin FETÖ üyesi olduğunun ayrı bir delili olduğu sonucuna varılmıştır.<br />
Şüphelinin FETÖ/PDY Üyesi olduğuna ilişkin önemli bir delil de Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 25/07/2016 tarih ve 2016/2198 D. İş sayılı kararına istinaden şüphelinin evinde yapılan arama sırasında ele geçen 1 adet, 1 Amerikan Dolarıdır.<br />
Şüphelinin evinde ele geçen doların seri numarasının A72326986A olduğu görülmüştür<br />
Şüpheli yukarıda belirtilen görevine devam ederken Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun 10/10/2016 tarih ve 2016/23-23 sayılı kararı ile '...Sıkıyönetim direktifinde, Askeri Yargıtay 2. Dairesi üyesi iken tutuklu değil üyelerle birlikte Askeri Yargıtay 1. Dairesinde ve ayrıca Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak, görevlendirilmiş olması, istihbarat raporları, tanık beyanları ile dosya içeriği, sair belge ve değerlendirmeler dikkate alınarak FETÖ ilgili irtibatlı olduğu kanısına varılması...' sebebiyle meslekten çıkarılmıştır'' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>III) SAVUNMA:</strong></p>

<p>Sanığın aşamalardaki savunmalarında özetle; eziyet, dayak ve hakarete uğradığını, (darbeciler tarafından hazırlanan sözde) sıkıyönetim listesinde görevlendirilmesinin bilgisi haricinde yapıldığını, 15.07.2016'da emeklilik hazırlıkları içinde olduğunu, ...'de büro kiraladığını, görevlendirme listelerinde yer alan pek çok asker ve askerî yargı mensubu hakkında beraat ve takipsizlik kararları verildiğini, bazılarının görevlerine devam ettiğini, sıkıyönetim listesinde emre alınanlar hakkında da işlem yapılanlar bulunduğunu, sıkıyönetim listesinde yer alan 49 general ve amiral hakkında hiçbir işlem yapılmadığını, tanıkların kendileri hakkında da işlem yapılacağı korkusuyla sıkıyönetim listesinde yer alan kişiler aleyhinde ifade verdiklerini, bilirkişi raporlarında somut ve teknik bilgiler yer almadığını, objektif olmayan yorumlar yer aldığını, MSB emrine alınanların Fetöcü olmadıkları düşüncesinin kabul edilemeyeceğini, Askerî Yargıtay İçtüzüğü'nün 21/4. maddesinde genel sekretere zorunluluk olmadıkça dosya verilemeyeceğini, 1. Daire müzakeresine zaten katılamayacağını, 1. Dairenin sıkıyönetim mahkemesi kararlarını inceleyeceği hususunun tamamen tahmin olduğunu, listeye göre oluşan Askerî Yargıtayda Daireler Kurulunda 2. Dairenin çoğunluğu olduğunu, Anayasa'ya göre sıkıyönetim mahkemelerinin sivilleri yargılama yetkisi bulunmadığını, Genel Sekreterliğin yazışmaları yürütmekle ilgili tali bir görev olduğunu, parasal harcama yapma yetkisi bulunmadığını, listede daha önemli görevlere atanan kişiler ve AYİM Genel Sekreterliğine atanan kişi hakkında takipsizlik kararı verildiğini, listenin çelişkilerle dolu olduğunu, yargılamaya esas alınmayacağını, ...'ı seçtirmek için çaba göstermediğini, ...'ye şilt verilmesini organize etmediğini, Askerî Yargıtay dosyalarını inceleyen bilirkişi raporunun usulsüzlük tespit etmediğini, ..., ... ve ... hakkında objektif beyan veremeyeceğini, darbe hazırlığından kesinlikle haberinin olmadığını, 2005 yılında TİB Kanunu'nda yapılan değişikliğe karşı çıktığını, ...'a yapılan kumpasa engel olmaya çalıştığını, isnat edilen eylemler görev suçu olduğu için dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, hakkında soruşturma açılabilmesi için Askerî Yargıtay Genel Kurulunun kararı olması gerektiğini, bunun sivil yargıdakine benzer bir istisnası da olmadığını, ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli olsun olmasın Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesindeki düzenlemenin benzerinin Askerî Yargıtay Kanunu'nda olmadığını, Askerî Hâkimler Kanunu'ndaki hükmün kendisine kıyasen uygulanamayacağını, yargılanmasına dair sivil Yargıtayın kararı bulunmadığından kovuşturma şartının gerçekleşmediğini,<br />
Sanık ...'in 14.09.2023 tarih ve 79-431 sayılı bozma kararından sonra yapılan yargılamada alınan savunmalarında da benzer açıklamaları tekrar ederek suçu kabul etmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV) ÖZEL DAİRENİN KABULÜ:</strong></p>

<p>Bozmadan önce sanık hakkında verilen ilk karar olan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30.01.2020 tarih, 45-8 sayılı kararında; ''...Yargılama sırasında dinlenen ve sanığı (bir kısmı) askeri lise, (bir kısmı) fakülte yıllarından itibaren tanıyan tanıklar ..., ..., ... ile, yine sanığı Askeri Yargıtay üyesi seçilmeden önce tanıyan ve kendisi ile bir süre birlikte çalışmış olan tanıklar ... ve ...'ın beyanları, yine sanığı stajdan tanıyan ...'in beyanları göz önüne alındığında; sanığın Askeri Yargıtay'a üye olarak seçilmeden önce FETÖ terör örgütü ile organik bir bağının bulunduğuna dair herhangi bir bilgilerinin bulunmadığını, sanığı milliyetçi/muhafazakar düşünceye sahip bir kişi olarak tanıdıklarını beyan ettikleri anlaşılmaktadır.<br />
Tanıklar, sanığın Askeri Yargıtay üyesi seçildikten sonra, Askeri Yargıtay'daki FETÖ mensupları ile birlikte hareket ettiğini, özellikle de Askeri Yargıtay'da FETÖ terör örgütünün sorumlusu pozisyonunda görünen ...'ın sözünden çıkmadığını beyan etmişlerdir. Tanıkların bu husustaki anlatımları bir biriyle tutarlıdır.<br />
Bu doğrultuda yapılan incelemede;</p>

<p>1-Sanığın Genelkurmay Adli Müşavirliğinde görevlendirilmesi<br />
Tanık ... talimatla alınan beyanında ayrıca; 2012 yılında Kara Kuvvetleri Adli Müşavirliği'nde Hukuk İşleri Müdürü olarak görev yaptığını, sanığa Kara Kuvvetleri Adli Müşavirliği'nde birlikte çalışmayı teklif ettiklerini, ancak sanığın Genelkurmay Adli Müşavirliği'nde çalışmayı tercih ettiğini, o dönemde Genelkurmay Adli Müşlavirliği görevini FETÖ terör örgütü mensubu olduğunu bildiği ...'nin yürüttüğünü, sanığın atandığı görevin, rastgele atanabilecek bir görev değil, seçilerek atanılan bir görev olduğunu, ...'nin kendilerine yakın olmayan birinin bu göreve atanmasını istemeyeceğini düşündüğünü beyan etmiştir. Tanık ...'ın anlatımları da ...'nin sanıkla birlikte çalışma noktasındaki ısrarını göstermekte ve ...'in anlatımını doğrulamaktadır.<br />
15 temmuz darbe girişimini yöneten 'Yurtta sulh konseyi' tarafından hazırlanan liste de ...'nin, Genelkurmay Adli Müşavirliğine atanması ve listenin altındaki NOT: (2) ye göre askeri hakimler, mahkeme ve savcılıklar hakkında mevzuatta MSB'ye verilen yetki ve görevler ikinci bir emre kadar Genelkurmay Adli Müşavirliğine verilerek, askeri yargıda en önemli konuma getirilmesi ilgilinin örgüt içindeki konumun ve örgüt açısından öneminin ne olduğunun açık bir göstergesidir. Nitekim ..., Ankara 25.Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe girişiminde rol aldığı ve bu şekilde üzerine atılı Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçundan TCK 309 maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmıştır.<br />
FETÖ terör örgütünün, kamu yapılanmasında öncelikli olarak devletin zor aygıtlarına (kolluk kuvvetleri, yargı, TSK vb.) sızarak ele geçirmeyi temel hedef olarak belirlediği, bu kapsamda her türlü hukuk dışı yönteme (sınav sorularının çalınması, muhtemel rakiplerin iftira, kumpas, asılsız ihbar ve şikayetlerle tasfiye edilmesi, kendi mensuplarının soruşturma ve kovuşturmalardan korunması vs) başvurduğu yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda tüm açıklığı ile ortaya çıkmıştır. Kamu yapılanmasında bu derece kadrolaşma hırsı ile hareket eden örgütün, kendi hiyerarşisine dahil olmayan kişilerin, kritik özellik taşıyan kamu görevlerinde görevlendirilmesini istemesi, bu konuda ısrarcı olması hayatın olağan akışına aykırıdır. Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği'nin, örgütün TSK'daki mensuplarını muhtemel soruşturma ve kovuşturmalardan korumak, diğer bir ifade ile TSK'daki örgüt varlığını güvence altında tutmak, aynı zamanda örgüte karşı TSK personelinin de tasfiyesini sağlamak noktasında kritik öneme haiz bir birim olduğu kuşkusuzdur. Sanığın, FETÖ terör örgütü üyesi olduğu kamuoyu tarafından da bilinen ... tarafından özel bir tercihle Genelkurmay Adli Müşavirliğinde görevlendirilmiş olması mahkememizi sanığın, adı geçenle aynı örgütün hiyerarşisine tabi olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna götürmüştür.</p>

<p>2-Askeri Yargıtay'daki FETÖ yapılanmasına ilişkin sanığa yapılan uyarılar<br />
Tanıklar ... ve ...'in, -sanığın FETÖ üyesi olmadığını düşündüklerinden- kendisini Askeri Yargıtay üyesi seçilmeden önce, Askeri Yargıtay'daki FETÖ yapılaşması konusunda uyardıkları, bu hususta her iki tanığın anlatımının birbirini doğruladığı, yine tanık ...'nun ise sanık Askeri Yargıtay üyesi olarak seçildikten sonra kendisini -FETÖ üyesi olmadığını düşündüğünden- Askeri Yargıtay'daki FETÖ yapılanması konusunda uyardığı, özellikle ... ve ...'ın FETÖCÜ olduğunu sanığa söylediği,<br />
Sanığın Askeri Yargıtay'daki FETÖ yapılanması konusunda uyarılması üzerine yeterli bilgiye sahip olmasına ve ...'ın FETÖ terör örgütünün bir üyesi olduğunu bilmesine karşın, adı geçenin emir/talimat ve yönlendirmeleri doğrultusunda hareket ettiği,</p>

<p>3-Uyuşmazlık Mahkemesi seçimi<br />
Tanık ...'nun Uyuşmazlık Mahkemesi yedek üyeliği seçiminden önce sanıkla aday olması hususunda konuştuğu, sanığın ilk başta aday olmayı kabul ettiği, ancak daha sonra odasına gelerek ...'a sorması gerektiğini, ondan sonra karar vereceğini söylediğini, sanığın daha sonra aday olmadığını beyan ettiği,<br />
2015 yılı sonunda yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi asil üyeliği seçiminde sanığın aday olduğu, yargılama sırasında dinlenen tanık beyanları göz önüne alındığında sanığın Askeri Yargıtay'daki FETÖCÜ grubun adayı olarak ortaya çıktığı, söz konusu örgüt mensubu olarak bilinen üyeler tarafından desteklendiği, gelen müzekkere cevabı incelendiğinde 8. tura kadar aldığı oy sayılarının tanık beyanlarını doğruladığı,<br />
Tanık beyanları değerlendirildiğinde sonuç olarak; sanığın askeri lise ve fakülte yıllarında FETÖ terör örgütü ile organik bağ içinde olduğuna dair tanıkların somut herhangi bir bilgileri bulunmamakla birlikte, FETÖ üyesi ...'nin çabaları ile Genelkurmay Adli Müşavirliğine atanma sürecinden itibaren örgütle sıkı bir bağ geliştirdiğinin ortaya çıkmaya başladığı, Askeri Yargıtay üyesi olarak atandıktan sonra da, bu kurumdaki FETÖ yapılanması konusunda bilgisi olmasına rağmen, örgüt mensupları ile tam ve sıkı bir işbirliği halinde hareket ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi;<br />
15/07/2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde değişik rütbelerde görev yapan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu bir kısım askeri personel tarafından 'Yurtta Sulh Konseyi' adı altında Anayasal Düzeni Değiştirmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmak amacıyla silahlı darbe teşebbüsünde bulunulmuş,<br />
Darbe teşebbüsünü yöneten ''Yurtta Sulh Konseyi'' tarafından sıkıyönetim mahkemelerinde çalışacak hâkim/savcıların belirlendiği 'Sıkıyönetim Direktifi' konulu ve sıkıyönetim ilan edildiğini belirtilen mesaj ekindeki (EK- B) 'Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi'nde Askeri Yargıtay 1. Daire Üyesi ve Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirilmiştir.<br />
Soruşturma evresinde aldırılan 27/03/2017 tarihli bilirkişi raporunda 'Askeri yüksek yargı organlarında üye statüsünde bazı personelin bulundukları görevden alınarak, örgüt tarafından daha kritik olduğu değerlendirilen sıkıyönetim mahkemelerine savcı olarak atandığı tespit edilmiştir. Örnek olarak askeri yargıtayda üye statüsünde bulunan bir hakim subay, devletin en üst düzey kademesini yargılayacak olan Ankara 1 nolu sıkıyönetim mahkemesine askeri savcı olarak atanmıştır. Bu durum FETÖ örgütünün, kendi elemanlarını atamak suretiyle sıkıyönetim savcı ve mahkeme üyelerinin tamamen kendi güdümünde hareket etmesini amaçladığını göstermektedir. Özellikle kritik addedilebilecek askeri ve sivil görevlere farklı kuvvetlerden ve farklı rütbelerden personelin atandığı ve bu atanan personelin tamamının FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu değerlendirilmektedir. Atamaların, ilgililerin örgüt içerisindeki güvenilirlikleri ve örgüt içerisindeki konumları gibi mülahazalar dikkate alınarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kadar üst düzeyde örgüt elemanını hakkındaki bir bilgiye bir veya iki kişinin hakim olması mümkün görülmemektedir. Bu da listenin hazırlanmasına zaman olarak önceden başlandığı örgütün sivil ve askeri üst düzey elemanları arasında koordine edilerek oluşturulduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Sonuç olarak FETÖ'nün darbe maksadıyla kritik ve önemli gördüğü sıkıyönetim mahkemelerinin ve adli müşavirlik kadrolarının tamamını kendi mensuplarından oluşmasını sağlamaya çalıştığı düşünülmektedir. Ayrıca bazı personelin TSK içindeki hiyerarşi ile bağdaşmayacak şekilde yaşı, tecrübesi ve mevcut rütbesiyle son derece uyumsuz çok üst düzey sıkıyönetim askeri savcılık ve sıkıyönetim mahkeme başkanlığı görevlerine atandığı tespit edilmiştir. Bu durum TSK'nin resmi hiyerarşisi ile örgütün hiyerarşisinin farklı olduğunu ve söz konusu personelin yurtta sulh komitesini oluşturan üst düzey sivil ve askeri örgüt elemanları tarafından özellikle seçildiği değerlendirilmektedir.</p>

<p>Yine bilirkişi raporunda (2. bölüm) belirtilen '..Sözde Sıkıyönetim Direktifi ile Sıkıyönetim Mahkemelerine ve adli teşkillerle yapılan görevlendirmelerin amacının FETÖ tarafından, Askeri Yargı’yı kontrol altında tutmak, soruşturma, kovuşturma ve kanun yolu aşamasında yargıya müdahale etmek, Sıkıyönetim Komutanları’na Adli Müşavir/Hukuk Müşaviri desteği sağlamak, aynı zamanda da onları yönlendirmek olduğu, bunu sağlamak üzere Adli Yargı içerisinde kendilerine karşı çıkabilecek olanların ya da birlikte hareket etmeyecek olanların görevlerinden alındığı, yerlerine bu örgüte mensup olan veya onlarla birlikte hareket edecek olan ya da en azından onlara karşı çıkmayacak kişilerin Askeri Yargı sistemi içerisinde bırakıldığı değerlendirilmektedir. ...<br />
...Bu nedenle yapılan görevlendirmelerde ismi olan kişilerin, bu örgüte mensup olduğu veya örgüt üyesi olmamakla birlikte bu örgütle birlikte çalıştığı veya en azından onlar için tehlike arz etmeyeceği düşünülen kişiler olduğu kanaatine varılmıştır.' şeklinde değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.<br />
Bilirkişi raporunda yer alan ve mahkememizce de oluşa uygun kabul edilen bu tespitler göz önüne alındığında, bir kişinin isminin darbeciler tarafından yayımlanan atama listesinde yer almasının tek başına örgüt üyeliğinin bir delili olarak kabul edilemeyeceği, ancak ilgilinin örgüt ile organik bağının olduğuna dair başka deliller bulunması veya ilgilinin atandığı görevin niteliği dikkate alındığında, böyle bir göreve örgütün ancak kendi hiyerarşisine sıkı sıkıya bağlı kişileri görevlendirebileceğinin kabul edilmesi gereken durumlarda kişinin isminin, atama listesinde yer almasının örgüt üyeliğinin delillerinden biri olabileceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Sıkıyönetim mahkemeleri ile bu mahkemelerin verdiği kararlara karşı yasa yolu incelemesi yapacak olan Askeri Yargıtay'ın, -ülkemizde daha önce gerçekleştirilen askeri darbelerdeki rolü ve somut olayda 15/07/2016 tarihindeki darbe girişiminde amaca ulaşılmış olsaydı bu mahkemelerin üstlenecekleri görevin kapsamı ve muhtemel icraatları değerlendirildiğinde- darbeye kalkışanlar açısından hafife alınamayacak derecede önem taşıdığında şüphe yoktur.<br />
Örgütün kuruluş amacının gerçekleştirilmesi ile doğrudan nedensellik bağı bulunan ve örgütün varlığı ve devamlılığı bakımından önemli olan bir görev üstlenen kimselerin, özel bir görev yüklendiği de şüphesizdir. Örgütün bir kişiye özel bir görev vermiş olması, örgütün kişiye verdiği önemin açık bir göstergesidir.</p>

<p>Terör örgütleri, amaç suçun işlenmesi yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren, iş bölümüne dayalı, hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve denetim konularında son derece duyarlı yapılardır. İşleyiş ve yapılanma itibariyle bu özellikleri gösteren terör örgütlerinin, örgütün 'hiyerarşik yapısına' sıkı sıkıya bağlı olmayan, kendisini mutlak surette ve tam bir teslimiyetle örgüte teslim etmeyen, gizlilik ve güvenlik kurallarına gerektiği gibi riayet etmeyen kişileri, içeride yaşanacak en küçük karşı kırılmanın/otorite zaafiyetinin ağır sonuçlara neden olacağı bir örgütsel eylemde görevlendirmeyecekleri muhakkaktır. Darbe girişimi ile yeniden oluşturulan ve sıkıyönetim suçlarına bakma görevi olan Askeri Yargıtay 1.Dairesinin uygulamalarının, darbe girişimi sonrasında darbeciler tarafından otoritenin tesis edilmesinde taşıdığı önemi izahtan varestedir.<br />
Atama listesi incelendiğinde; ...'in başkan yapılmasının, Askeri Yargıtay üyesi ...'ın Ankara sıkıyönetim savcısı olarak görevlendirilmesininin, listede açıkça ismi olmamasına karşın 'NOT:1' gereği 1. dairede kıdemli olarak ...'ın daire başkanı olarak kalacak olmasının, ...'nın 'NOT: 1' gereği 1. dairede üye olarak kalacak olmasının, ...'in 2. dairede görevli olmasına ve 2 dairenin göreve devam edecek olmasına karşın 1. dairede görevlendirilmesinin, ...'in kapatılması düşünülen 4. Daire üyesi iken 1. daireye üye ve aynı zamanda Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirilmesinin özel görevlendirmeler olduğu, sanığın 1.daire üyeliği yanında ayrıca genel sekreterlik görevine getirilmesinin örgütsel bağın açık göstergesi olduğu mahkememizce değerlendirilmiştir.<br />
Yargılama sırasında dinlenen tanıkların beyanları dikkate alındığında sanığın örgütsel bağına ilişkin başka delillerin bulunduğu, bu hususlar göz önüne alındığında sanığın FETÖ silahlı terör örgütü üyesi olduğu, darbe girişimi kapsamında atama listelerini hazırlayan örgüt üyeleri tarafından da özel olarak Askeri Yargıtay'da görevlendirildiği mahkememizce kabul edilmiştir.<br />
....</p>

<p><strong>MAHKEMEMİZİN ULAŞTIĞI SONUÇ</strong></p>

<p>Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Askeri Yargıtay 4.Daire üyesi olarak görev yapan sanık ...'in FETÖ silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu, Askeri Yargıtay'da diğer örgüt üyeleri ile birlikte fikir ve eylem birliği içinde sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, sanığın FETÖ üyelerince gerçekleştirilen darbe girişiminde de örgütsel bağı nedeniyle örgüt sıkıyönetim suçlarına bakacak Askeri Yargıtay 1. Dairesinde ve Askeri Yargıtay Genel Sekreterliği görevlerinde görevlendirildiği, bu şekilde üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği, eyleminin TCK 314/2 maddesi kapsamında kaldığı,</p>

<p>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kamu yapılanmasında öncelikli olarak devletin zor aygıtlarına (kolluk kuvvetleri, yargı, TSK vb.) sızarak devleti içeriden ele geçirmeyi temel hedef olarak belirlediği, örgüt tarafından örgüt literatüründe "mahrem alan" olarak nitelendirilen bu ünitelerde görevlendirilen örgüt üyelerinin ve faaliyetlerinin deşifre olmasını engellemek amacıyla son derece katı bir şekilde çeşitli istihbarata karşı koyma tedbirleri uygulandığı, örgütün aynı zamanda operasyonel birimleri olan 'mahrem alan' ünitesinde görev alan kişilerin eğitim düzeyleri itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda oldukları, sanığın da eğitim düzeyi dikkate alındığında örgütün yasa dışı amacını ve yöntemini bildiği anlaşılmakla hakkında TCK'nun 30. Maddesinde düzenlenen 'hata' müessesesinin hakkında uygulanma olanağının bulunmadığı kabul edilmiş'' şeklinde açıklanan gerekçeyle sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 07.09.2021 tarih ve 343-370 sayı ile; sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğundan bahisle bozulmasına karar verilmiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesinde 20.10.2022 tarih ve 9-18 sayı ile bozma kararına direnilerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiş ise de bu karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 14.09.2023 tarih ve 79-431 sayı ile hükmün yeterli gerekçeyi içermediğinden bahisle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 3. Ceza Dairesince yeniden yapılan yargılamada ise bu kez sanığın beraatine karar verilmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin incelemeye konu 05.06.2024 tarih ve 6-7 sayılı beraat kararında; ''..Sanık ...'in, 1996-1999 yılları arasında Ağrı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkeme Hakimliği, 1999-2000 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı Askeri Savcılığı, 2000-2007 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavirliğinde Davalar Şube Müdürlüğü, 2007-2009 yılları arasında Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcı Yardımcılığı, 2009-2012 yılları arasında Sarıkamış 9. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı, 2012-2013 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliğinde Hukuk İşleri Şube Müdürlüğü görevlerinde bulunduğu, akabinde 2013 yılı Temmuz ayında Askeri Yargıtay üyeliğine seçildiği, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden sonra Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun Resmi Gazete'de yayımlanan 10.10.2016 tarihli ve 2016/23 Esas, 2016/23 Karar sayılı kararıyla, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3. maddesinin yanı sıra Anayasa'nın 138, 139 ve (mülga) 156 ncı maddeleri ile (mülga) 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu hükümleri kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>Dosya içeriği, aşamalarda yapılan savunma, tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre;<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma ilamı öncesi ilk derece sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından yapılan yargılamada dinlenen ve soruşturma aşamasında dinlenilmesiyle yetinilen tanıkların beyanlarında; sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair görgüye dayalı bilgilerinin olmadığını ifade ettikleri, sanığın örgütle olan ilişkisine yönelik tanık beyanlarının duyum ve zanna dayandığı, sanık hakkındaki söz konusu duyumları destekleyen dosya kapsamına yansıyan somut bir delil elde edilemediği, yine tanıkların alınan beyanlarında sanığın örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olduğuna ya da bu örgütte bilerek ve isteyerek yardım ettiğine dair somut bir bilgi vermedikleri,</p>

<p>Sanık ...'in, Dairemizin 2018/42 esas numarasına kayıtlı dava dosyasında yargılanan ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 12 yıl hapis cezasına mahkum edilip cezası kesinleşen Askeri Yargıtay eski üyesi ...'ın kontrolünde hareket ettiğine dair iddiaları destekleyen herhangi bir somut delile rastlanılmadığı, söz konusu iddianın varsayımdan ibaret kaldığı, sanık ile ... arasında aynı dairede çalışmak nedeniyle oluşan mesai arkadaşlığına dayanan ilişki dışında örgütsel anlamda hiyerarşik bir ilişki olduğuna dair her türlü şüpheden uzak kesin kanıya varılamadığı,<br />
Sanığın Askeri Yargıtay üyesi olduğu dönemde, ... hakkındaki yargılama dosyasında ve Askeri Yargıtay 4. Daire üyesi olarak Daire'nin görev kapsamına giren dava dosyalarında örgütsel talimatla örgüt çıkarları doğrultusunda kararlara imza attığına dair somut bir delile rastlanılmadığı, imza attığı kararların hukuki takdir hakkı kapsamında değerlendirildiği, nitekim sanıkla benzer şekilde oy kullanıp bu sebeple hakkında soruşturma-kovuşturma yürütülmeyen veya yürütülen soruşturma-kovuşturma sonucunda KYOK ve beraat kararları verilen Askeri Yargıtay üyelerinin durumunun da bu hususu desteklediği,<br />
Uyuşmazlık Mahkemesi üyelik seçimlerinde yedek üyeliğe aday olmayıp asil üyeliğe aday olan sanığın örgüt talimatıyla hareket ettiğinin her türlü şüpheden uzak kesin olarak ortaya konulamadığı, yedek üyeliğin cazip bir görev olmadığının tanıklar ..., ... ve ... tarafından doğrulandığı, asil üyelik seçimlerinde de 22.06.2015 tarihli Askeri Yargıtay Genel Kurulu toplantı tutanağına göre 9 tur oylama yapıldığı, bir ve ikinci turda 11 oy, üç ve dördüncü turda 10 oy, beş ve altıncı turda 9 oy, yedinci turda 7 oy, sekizinci turda 6 oy, dokuzuncu turda 2 oy aldığı, toplantı tutanağından anlaşılacağı üzere seçimin 'gizli oy ve açık sayım' ilkesine göre yapıldığı, bu nedenle kimin hangi adaya oy verdiğinin kesin olarak bilinmesinin mümkün olmadığı, ayrıca sanığın çeşitli turlarda aldığı oy sayısı göz önüne alındığında sadece örgüt mensuplarından oy almadığının görüleceği, yine sanığın dokuz tur boyunca sabit bir oy almayıp her tur değişik miktarda oy almasının da, örgüt mensubu Askeri Yargıtay üyelerinden düzenli olarak oy almadığını gösterdiği,</p>

<p>15.07.2016 tarihinde düzenlenen darbe girişiminde bulunanlarca hazırlanan sözde sıkıyönetim listesinde sanığın Askeri Yargıtay 1. Daire Üyesi ve Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirildiği, sözde sıkıyönetim listesinde görev almanın tek başına örgüt üyeliğini ortaya koymadığı, nitekim mezkur listede görev alıp hakkında dava açılmayan ya da beraat kararı verilen kişilerin durumunun da bu hususu desteklediği, yine (mülga) 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu'na göre genel sekreterin Askeri Yargıtay Başkanı tarafından seçildiği, genel sekreter rapor, izin vb. sebeplerle görevi başında olmadığında Askeri Yargıtay Başkanı tarafından üyeler arasından geçici genel sekreter görevlendirildiği, dönemin Askeri Yargıtay Başkanı olan tanık ...'ın Yargıtay 9. Ceza Dairesinde tanık sıfatıyla alınan beyanlarında; '...sanık daha önce karargah görevi vardı. İyi de bir hukukçu olarak bildiğim bir kişiydi, üyeydi. Genel Sekreterliğe yatkın olduğunu düşündüğüm için Genel Sekreter izinde olduğu zamanlarda vekaleten kendisini görevlendiriyordum....', '...o dönemde Askeri Yargıtay genel sekreteri izinliydi. Bende üyelerin içerisinden karargah tecrübesi olan idari tecrübeleri olan ...'i genel sekreter vekili olarak görevlendirmiştim....' şeklindeki sözlerinden de anlaşılacağı üzere sanığın daha önce geçici olarak yaptığı genel sekreterlik görevi nedeniyle söz konusu sıkıyönetim listesinde genel sekreter olarak görevlendirilmiş olabileceği, ayrıca sanığın 2016 yılı Ağustos ayında emeklilik kararı aldığı, emekli olup avukatlık yapmak amacıyla ofis tuttuğu, söz konusu ofisin tefrişatını bile yaptığı, bu hususa ilişkin tanıklar ..., ... ve ...'in beyanlarının da sanık beyanını doğruladığı, dolayısıyla örgüt üyesi bir kişinin örgütsel talimat kapsamında verilen görevi kabul etmeyip emekli olmak suretiyle avukatlık yapacak olmasının da yukarıda VIII numaralı madde başlığında özellikleri ayrıntılı anlatılan FETÖ/PDY terör örgütünün yapısına uygun düşmediği,</p>

<p>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanmaları olan askeriye, emniyet, mülkiye, yargı gibi kurumlarda mensuplarının açığa çıkmasını engellemek için bu kurumlarda yer alan mensuplarının, bağlı oldukları mahrem imamlarla ankesörlü hatlar üzerinden haberleştikleri, özellikle aynı sohbet grubunda yer alan örgüt mensuplarının mahrem imamca ardışık aranması suretiyle yapılacak toplantıların yer ve zamanının haber verildiği bilinen bir gerçek olmakla birlikte, sanığın adına kayıtlı ve kullanımında olan GSM hatlarının, ankesörlü/sabit hatlardan ardışık aranma kaydına ulaşılamadığı, sanığın ankesörlü/sabit hatlardan kullanımında olan 0505 236 ** ** numaralı GSM hattının 2007, 2009 ve 2010 yıllarında 11 defa; adına kayıtlı olan 0542 401 ** ** numaralı GSM hattının 2010 yılında 10 defa; yine 0506 674 ** ** numaralı GSM hattındın 2017 yılında 3 defa tekil aranma kaydına ulaşıldığı, 2017 yılında sanığın tutuklu olarak cezaevinde bulunduğu, sanığın savunmalarında 0542 401 ** ** numaralı telefon hattını oğlunun kullandığını, söz konusu hattı satın alıp aktife ettiği tarihin 01.01.2016 olduğunu beyan ettiği, yine sanığın kullanımında olan 0505 236 ** ** numaralı GSM hattına ilişkin ankesörlü hatlardan yapılan aramalara ilişkin savunmalarında ise bu aranmaların gerekçelerini ayrıntısıyla açıkladığı, dolayısıyla söz konusu ankesörlü/sabit hatlardan yapılan aramaların sayısı, yerleri ve tarihleri gözetildiğinde sanığın aşamalarda yaptığı savunmalarının aksine, mahrem imam tarafından örgütsel saikle arandığı hususunda her türlü şüpheden uzak kesin kanaate varılamadığı,<br />
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; sanığın aşamalardaki samimi ve istikrarlı savunmalarının aksine, örgütle organik bağ kurup hiyerarşik yapısına dahil olmak suretiyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemler gerçekleştirdiğine ya da örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için bilerek ve isteyerek yardım ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı kanaatine varılarak, CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar vermek gerekmiştir...'' şeklindeki ifadelerle kararın gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V) TEMYİZ:</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde; ''...5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddi sebeplerinin bulunmadığı görülmekle, CMK’nın 288., 289. ve 294/2. maddeleri gözetilmek suretiyle yapılan temyiz incelemesinde;<br />
Hâkim Albay olarak görev yapan sanığın Askeri Yargıtay Üyesi iken Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun 10/10/2016 tarih ve 2016/23-23 sayılı kararıyla meslekten çıkarılmasına karar verildiği, darbe girişimi sırasında darbeciler tarafından hazırlanan 'Sıkıyönetim Direktifi' konulu mesaj ekinde yer alan 'Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesinde' darbe sonrası sıkıyönetim suçlarına bakacak şekilde Askeri Yargıtay 1. Daire üyesi ve Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirildiği, tanık beyanlarından sanığın FETÖ silahlı terör örgütü mensubu olduğu düşünülen kişilerle ortak hareket ettiği, bu cümleden olmak üzere Uyuşmazlık Mahkemesi yedek üyeliğine adaylığını, örgütün Askeri Yargıtay içerisinde bulunan etkili mensuplarından ... ve ... telkiniyle geri çektiği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde sanığın silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi'' gerektiği,<br />
Hususlarını beyan etmiştir.</p>

<p><strong>VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RE'SEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR:</strong></p>

<p><strong>1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİSİ:</strong></p>

<p>a) Genel Olarak:<br />
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir.<br />
Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür.<br />
Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.</p>

<p>Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir.</p>

<p>Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde "ağır cezalık suçüstü hâli" ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır.</p>

<p>CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de "Suçüstü hâli"nin;<br />
"1. İşlenmekte olan suçu,<br />
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,<br />
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür.<br />
Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir.<br />
Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar suçüstü olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.</p>

<p>Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki "işlenmekte olan suç"u ifade etmektedir.</p>

<p>b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli:<br />
Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir.<br />
Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri:<br />
Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir.<br />
Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi;</p>

<p>"Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,<br />
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.<br />
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır."<br />
Şeklindedir.<br />
"Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde;<br />
"...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır.<br />
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;<br />
"(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;<br />
...<br />
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),<br />
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.<br />
...<br />
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.",<br />
Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise;<br />
"(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez...."</p>

<p>Şeklindedir.</p>

<p>"Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;<br />
"Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.<br />
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.</p>

<p>Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;</p>

<p>a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.</p>

<p>b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır" biçimindedir.</p>

<p>Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur.</p>

<p>05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.<br />
Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir.</p>

<p>Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.<br />
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir.</p>

<p>Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur.</p>

<p>Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir.</p>

<p>d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı:<br />
Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı" soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi). Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi)<br />
Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır.</p>

<p>e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri:<br />
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır.</p>

<p>Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır.<br />
Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir.<br />
Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.<br />
Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır.<br />
2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla;<br />
"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.<br />
Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.<br />
Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.<br />
Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.<br />
Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.<br />
Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı "Yargıtay Ceza Genel Kurulu" yerine "Yargıtay ilgili ceza dairesi" olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.<br />
Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra;<br />
"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.<br />
Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir.<br />
2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra "kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine" karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.<br />
Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri:<br />
Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin "Danıştay Meslek Mensupları"nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir.<br />
2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi;<br />
"1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.<br />
2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür.<br />
3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur.<br />
4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir.<br />
5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." ,<br />
Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi;<br />
"76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.",<br />
Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi;<br />
"...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır.<br />
2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir."<br />
Şeklinde düzenlenmiştir.<br />
"Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.<br />
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;<br />
Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.<br />
g) Askeri Yargıtay Üyeleri:<br />
Askeri Yargıtay üyelerinin hukuki durumu 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu'nda düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Şahsi suçlar" başlıklı 38. maddesinin son fıkrası "Askeri Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı, daire başkanları ve üyelerinin genel yargıya tabi şahsi suçlarının kovuşturulmasında Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısının şahsi suçlarının kovuşturulmasına ilişkin hükümler uygulanır." şeklindedir.<br />
Söz konusu hukuki düzenleme ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;<br />
Askeri Yargıtay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 1600 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.</p>

<p>ğ) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri:<br />
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır.<br />
Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir.<br />
6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi;<br />
"(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır.<br />
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.<br />
(3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir.<br />
(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.<br />
(5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.<br />
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir.<br />
(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya;<br />
a) Görevle ilgili suçlarda ... Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine,<br />
b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine,<br />
kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.<br />
(8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda ... Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir.<br />
(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda ... Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır...."<br />
Biçiminde son hâlini almıştır.<br />
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde;<br />
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.</p>

<p>h) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri:<br />
Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:</strong></p>

<p>Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;<br />
a) Genel Olarak:<br />
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.<br />
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.<br />
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.<br />
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.<br />
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348)<br />
b) Örgüt kurma:<br />
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.<br />
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.<br />
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir.<br />
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir.<br />
c) Örgüt yönetme:<br />
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.<br />
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.<br />
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.<br />
d) Örgüt üyeliği:<br />
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.<br />
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.<br />
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;<br />
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.<br />
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.<br />
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;<br />
Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.<br />
Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.<br />
Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.<br />
Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.<br />
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.<br />
Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar" şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır.<br />
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.<br />
e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.<br />
Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.<br />
Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.<br />
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.<br />
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi).<br />
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.<br />
TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.<br />
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.<br />
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.<br />
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.<br />
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi ... hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.<br />
3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:<br />
a) Genel olarak:<br />
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.<br />
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur.<br />
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.<br />
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.<br />
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.<br />
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.<br />
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;<br />
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.<br />
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:<br />
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,<br />
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:<br />
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;<br />
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.<br />
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.<br />
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:<br />
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (... ve ...)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı)</p>

<p><strong>4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:</strong></p>

<p><strong>A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ:</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;<br />
Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır.<br />
Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir.<br />
ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir.<br />
2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır.<br />
ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı;<br />
2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.<br />
Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen "arama" ve "el koyma" koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur.<br />
10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir.<br />
Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br />
Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana sunucusunun, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana sunucudaki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><strong>B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ:</strong></p>

<p>B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması:<br />
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre;<br />
a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma:<br />
Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir.<br />
Mahrem hizmetlerde, ... veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek "mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş" örgüt mensupları kullanılmaktadır.<br />
Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir.<br />
Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün "silahlı kanadı"nı oluşturmuştur.<br />
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir.<br />
Örgüt dilinde mahrem yerler:<br />
-TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları),<br />
-Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri),<br />
-Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK),<br />
-MİT,<br />
-Mülkiye (valiler/kaymakamlar),<br />
-Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK),<br />
İfade eder.<br />
Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır.<br />
Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür.<br />
Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır.<br />
b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi:<br />
Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, "Talebe İmamları" tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır.<br />
Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan "Özel Evlere" yerleştirilmektedir.<br />
Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır.<br />
Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır.<br />
Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir.<br />
Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır.<br />
1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan "Talebe İmamı" tarafından takibi sağlanmıştır.<br />
Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir.<br />
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; "Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu" tespit edilmiştir.<br />
c) Kadrolaşma Süreci:<br />
Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir.<br />
Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve ... tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir.<br />
Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve halk tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur.<br />
15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının "Mahrem Hizmetler" olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir.<br />
Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir.<br />
Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür:<br />
-Birinci evre; Işık evi,<br />
-İkinci evre; Hususi/özel ev,<br />
-Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci,<br />
-Dördüncü evre; Birim yapılanması,<br />
Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir.<br />
Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır.<br />
Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir:<br />
"Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela ... Bey yok, (X) yok, mesela ... bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. ... Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor."<br />
Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları "keyfiyet" odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı "iş/meslek" konularının görüşülmesi kısmıdır.<br />
Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında;<br />
-"Pırlantalar" olarak adlandırılan ...'in kitaplarını okuma,<br />
-Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme,<br />
-Haftalık ... sohbeti, ..., ... dergisi vb. yazılarını okuma/izleme,<br />
-Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması,<br />
Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır.<br />
Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde "ideolojik örgüt eğitimi"nin verilmeye devam ettiği görülmektedir.<br />
Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında;<br />
-Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, (...'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi)<br />
-Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, (...'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç)<br />
-Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi,<br />
-Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi,<br />
-Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi,<br />
-Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması,<br />
-Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması,<br />
-Birlik ruhunun sağlanması,<br />
-Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması,<br />
-Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi,<br />
-Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi,<br />
Şeklinde olduğu görülmektedir.<br />
Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar "dini faaliyet, dini sohbet" kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır.<br />
Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir.<br />
Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar "Ümit" pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir.<br />
Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.<br />
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır.<br />
d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri:<br />
Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir.<br />
Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir.<br />
Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin;<br />
-Yüz yüze/buluşma,<br />
-Canlı kurye,<br />
-Kriptolu IP hattı,<br />
-Not ile haberleşme,<br />
-Basın yayın üzerinden talimat verme,<br />
-Sosyal medya (Facebook, Twitter vb.),<br />
-Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama),<br />
-İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.),<br />
Olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının "çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi" yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır.<br />
Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir.<br />
En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.).<br />
Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır.<br />
İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır.<br />
Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir.<br />
Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir.<br />
Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak "KOD İSİM" kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında "hizmet, şakirt, Gülen, cemaat" gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir.<br />
Her ne kadar iletişimde esas olan usul "randevulaşma sistemi" olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de "Kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefon hatlar" olduğu tespit edilmiştir.<br />
Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise;<br />
-Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması, (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir)<br />
-Anonim bir iletişim modeli olması, (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir)<br />
-Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı, (ByLock sunucularının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı)<br />
-Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı,<br />
Düşüncelerine dayanmaktadır.<br />
e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri:<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "sohbet" olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir.<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde;<br />
-Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),<br />
-Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),<br />
-Tek arama,<br />
Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.<br />
Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.<br />
Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün "Mahrem Yapısı" içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir.<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin;<br />
-On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10'a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10'a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur.<br />
-Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345 44 62 olarak kaydedilir.<br />
-Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 41 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 26 14 olarak kaydedilir.<br />
-Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir.<br />
-Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir.<br />
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 53 35 olarak kaydedilir.<br />
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir.<br />
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir.<br />
-99'a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99'a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 32 şeklinde yazılması,<br />
100'e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100'e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 33 şeklinde yazılması,<br />
-Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 76 54 şeklinde yazılması,<br />
Şeklinde olduğu saptanmıştır.<br />
Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte "bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da" sıklıkla gözlemlenmiştir.<br />
Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden;<br />
"Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği"<br />
Anlaşılmıştır.<br />
Sonuç olarak;<br />
Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile iş yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10", "100" veya "99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı,<br />
Belirlenmekle;<br />
Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün "gizlilik" ve "deşifre olmama" kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.<br />
B-2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği:<br />
a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat:<br />
Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler;<br />
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi:<br />
Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı<br />
(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br />
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.<br />
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası<br />
Özel hayatın gizliliği ve korunması<br />
Özel hayatın gizliliği<br />
Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.<br />
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.<br />
...<br />
Haberleşme hürriyeti<br />
Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.<br />
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.<br />
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.<br />
Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar<br />
Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.<br />
Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma<br />
Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre;<br />
İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması<br />
Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)<br />
...<br />
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.<br />
...<br />
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.<br />
...<br />
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:<br />
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;<br />
...<br />
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),<br />
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),<br />
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,<br />
Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi<br />
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.<br />
Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri<br />
Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.<br />
(2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.<br />
...<br />
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.<br />
Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi<br />
Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:<br />
(a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.<br />
..<br />
Delillerin Takdir Yetkisi<br />
Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.<br />
Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar<br />
Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:<br />
...<br />
(b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.<br />
Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri<br />
Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:<br />
...<br />
(i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.<br />
Şeklinde düzenlenmiştir.<br />
b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği:<br />
Çağımızda hukukun değişmez niteliği "Evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez" oluşudur.<br />
Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir.<br />
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araç deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK'nın "delillerin takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin 2. fıkrasında "yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır.<br />
Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir.<br />
Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &amp;34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır. (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, &amp; 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, &amp; 700).<br />
Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.<br />
Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir.<br />
c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği:<br />
Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya'da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır.<br />
Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde "Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı"na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge'nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır. (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286). Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS'ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir. (Saadet Yüksel, Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99).<br />
AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir. (Saadet Yüksel, ...e, s. 103).<br />
Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir. (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, &amp; 59).<br />
Nitekim AB'nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge'leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.<br />
AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır. (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, &amp; 177).<br />
Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir.<br />
d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme:<br />
ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği "iletişimin tespiti (HTS)" kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin "demokratik bir ülkede gereklilik" ve "orantılılık" ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının "iletişim özgürlüğü" hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır.<br />
İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle "iletişimin tespiti", Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa'da ve yasada düzenlenen "orantılılık" ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkânını da sağlayabilir.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti.<br />
Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının "araştırmalara" başlama kararı ile gerçekleşen "başlangıç soruşturması"dır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için "şüpheli" de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair "basit şüphe" oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir.<br />
Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir.<br />
Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Ayrıca bu delillerin teyidi açısından;<br />
Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen;<br />
Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi,<br />
Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları,<br />
Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması,<br />
Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları,<br />
Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması,<br />
Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası,<br />
Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması,<br />
Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi,<br />
Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları,<br />
Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması,<br />
Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması,<br />
-Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK'dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının "0" saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi,<br />
-Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi,<br />
-Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri,<br />
-Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması,<br />
Gerekmektedir.<br />
Bu kapsamda;<br />
Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur.</p>

<p><strong>C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI:</strong></p>

<p>FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir.<br />
Bu kapsamda;<br />
Sanığın FETÖ/PDY'nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi,<br />
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması,<br />
Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti,<br />
Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması,<br />
Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması,<br />
Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti,<br />
Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi,<br />
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması,<br />
Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi,<br />
Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi,<br />
Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi,<br />
Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması,<br />
Gerekmektedir.<br />
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir.</p>

<p><strong>D) TANIKLIK:</strong></p>

<p>a) Genel Olarak:<br />
Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir.<br />
Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir.<br />
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz. (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı)<br />
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.<br />
b) Çağrı ve dinleme:<br />
Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. (CMK'nın 179. maddesi).<br />
Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir. (CMK'nın 181/1. maddesi).<br />
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi).<br />
Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. (CMK'nın 200. maddesi).<br />
Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. (CMK'nın 59. maddesi).<br />
Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır.<br />
CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.<br />
c) Gizli tanıklık:<br />
Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır.<br />
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK'nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.<br />
Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır.<br />
CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir.<br />
Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir.<br />
Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir.<br />
Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz.<br />
Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır.<br />
AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67).<br />
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992).<br />
d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı:<br />
Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır.<br />
Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir.<br />
CMK'nın "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir" şeklinde hükümler içermektedir.<br />
Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.<br />
Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi;<br />
"(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:<br />
a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.<br />
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.<br />
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır.<br />
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.<br />
Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.<br />
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir.<br />
05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.<br />
Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir vaat" niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br />
Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.<br />
Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir.<br />
Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK'nın 206/2. maddesi).<br />
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK'nın 207/1. maddesi).<br />
Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir.</p>

<p><strong>E) BANK ...:</strong></p>

<p>Bank ..., ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24 Ekim 1996 tarihinde ... Finans Kurumu A.Ş. unvanıyla kurulmuş ve 20.12.2005 tarihinde ise "... Finans Kurumu A.Ş." olan unvanı "... Katılım Bankası A.Ş." olarak değiştirilmiştir. Kuruluş itibariyle, ... Katılım Bankası A.Ş.'nin ödenmiş sermayesi 900.000 TL olup bunun 360.000 TL'si A grubu, 540.000 TL'si ise B grubu paylardan oluşmaktadır. Bank ...'nın halka açıklık oranı %54,04 olup 2014 yılı sonu itibariyle yaşadığı mali sıkıntılar sebebiyle aktif büyüklüğü ile sektörde 21. ve emsal grup (katılım bankaları) arasında ise 4. sıraya gerilemiştir.<br />
Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan ... Katılım Bankası A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013-Ocak 2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 28.05.2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri ... ... tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank ...'ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü ...'dan Yönetim Kurulu Başkanı ... ... ve Yönetim Kurulu Üyeleri ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e 06.01.2014'de iletilen 05.01.2014 tarihinde banka çalışanı ...'in ...'a gönderdiği "Affınıza mahçuben" konulu elektronik posta mesajının içeriğinde "....Bizim iklimimizden bir ağabeyim .... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız..." ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likidite sağladıkları anlaşılmaktadır.<br />
İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir.<br />
Bank ...'ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 04.02.2015'dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.<br />
Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir.</p>

<p>Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski Eşi Oğlu/Kızı Kardeşi Annesi Babası<br />
2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 287<br />
2014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 3176<br />
2014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 2454<br />
2014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 1758<br />
2014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 1398<br />
2014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 1025<br />
2014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 911<br />
2014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 719<br />
2014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 985<br />
2014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427<br />
2014 10 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043<br />
2014 11 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638<br />
2014 12 13782 5379 3439 38 603 3758 546 778<br />
2015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 827<br />
2015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 1776<br />
2015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 864<br />
2015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 778<br />
2015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721<br />
Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bank...'ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir.</p>

<p><strong>VII) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEME</strong></p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki beraat hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartışılıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütü suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir.</p>

<p>Özel Dairece yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaate ve incelenen dosya kapsamına göre; Özel Daire tarafından daha önce benzer pek çok kararda vurgulandığı üzere suç tarihinde Askerî Yargıtay üyesi olan sanığın, 15.07.2016 tarihli askerî darbe girişiminde bulunan kişilerce hazırlanan sözde atama listesinde ''Askerî Yargıtay Genel Sekreteri'' olarak gösterilmesi hususunun kendi bilgisi dahilinde olduğu ispat edilemediği gibi hazırlayanların düşüncelerinin bilinemeyeceği ve bu hususun aleyhe değerlendirilemeyeceği, Askerî Yargıtaydaki seçimlerde ve verdiği kararlarda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeleriyle birlikte hareket ettiği iddiasının ise soyut tanık beyanlarına dayandığı ve her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle ispatlanamadığı anlaşılmakla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle organik bağ kurup örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ispatlanamayan sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararı isabetli bulunduğundan Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Bu itibarla, temyiz davasının esastan reddiyle beraat hükmünün onanmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; atılı suçun unsurları itibarıyla oluşması nedeniyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle hükmün bozulması yönünde karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1) Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 05.06.2024 tarihli ve 6-7 sayılı; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükmünün ONANMASINA,</p>

<p>2) Dosyanın, Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.03.2025 tarihli birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamaması üzerine 26.03.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024470-e-2025147-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="72835"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞÜPHELİYE AİT CEP TELEFONUNUN İNCELENMESİ, DAYANAĞI VE SINIRI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/supheliye-ait-cep-telefonunun-incelenmesi-dayanagi-ve-siniri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/supheliye-ait-cep-telefonunun-incelenmesi-dayanagi-ve-siniri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu yazımızda; soruşturma aşamasında kolluk görevlileri tarafından şüpheliye ait cep telefonunun incelenmesinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan hangi koruma tedbiri kapsamında yapılabileceği, cep telefonu incelemesi sırasında tesadüfen elde edilen delilin ne şekilde kullanılabileceği değerlendirilecektir.</p>

<p>Bu yazımızda; hakları bildirilmeden, Ceza Muhakemesi Kanunu m.134 ve m.135 tatbik edilmeden şüpheliden zorla veya onu ikna etmek suretiyle şifresinin alınarak, “cep telefonu ön inceleme tutanağı” adı altında yapılan incelemenin ve araştırmanın hukuka aykırılığını, buralardan elde edilen delillerin ve soruşturma veya kovuşturma ile ilgisi bulunmayan görseller ile yazışmaların kamuoyuna yansıtılmasının yanlışlığını, bu yanlışlığın delilleri kirleteceğini ve hukuka aykırı hale getireceğini, yargısız infazlara yol açıp, şüphelinin veya sanığın özel ve aile hayatı ile kişilik haklarına zarar vereceğini anlatacak değiliz, çünkü bu konulara önceki yazılarımızda yer verdik. Gerçi bu sorunları dile getirsek bile, uygulamada bir iyileşmenin ve değişikliğin olmadığını, bırakalım hukuk kurallarının yetersizliğini, temel hak ve hürriyetleri koruyan, soruşturma ve kovuşturmaların nasıl yapılacağını gösteren emredici kurallara da uyulmadığının görüldüğünü de ifade etmek isteriz.</p>

<p>Bu kısa açıklama sonrasında; şüpheliye ait cep telefonun incelenmesi, bunun yasal dayanağı ve sınırları hakkında değerlendirmemize aşağıda yer vermekteyiz.</p>

<p><strong>1. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma (CMK m.134) ile iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması (CMK m.135)</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nda; bir yandan soruşturmanın sonuçsuz kalmaması, suçluların ve suçun konularının tespit edilmesi, diğer yandan şüpheli kişilerin temel hak ve hürriyetlerin korunması dikkate alınarak, bazı delil toplama ve koruma tedbiri yöntemleri düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>CMK m.134’de yer alan, “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” tedbirine göre;</strong> <i>“şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine,” </i>karar verilebilmektedir. Bu koruma tedbirine başvurulabilmesi için, “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” ve “başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması” gerekir.</p>

<p><strong>CMK m.135’de yer alan, “Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” tedbirine göre; </strong><i>“şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine, şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yerinin tespit edilmesine, şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespit edilmesine,”</i> karar verilebilir. Şüphelinin veya sanığın; telekomünikasyon yoluyla iletişiminin dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilebilmesi için de aynı şekilde, “suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” ve “başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması” gerekir.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; </strong>CMK m.135 kapsamında ancak telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi mümkündür. İnternet yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi bakımından Kanunda boşluk olduğu belirtilmelidir. Uygulamada; internet yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi CMK m.135’in kapsamı genişletilerek uygulansa da, temel hak ve hürriyetlere müdahale teşkil eden bu uygulamanın açıkça Kanunda yer alması gerekmektedir.</p>

<p>Bunun yanında, iki koruma tedbiri arasındaki en temel fark; şüpheli veya sanığın, telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilebilmesi için, soruşturma veya kovuşturmaya konu suçun katalog suçlardan olması gerekmektedir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. Katalog suçlara ilişkin olmayan bir suçla ilgili yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, şüpheli veya sanığın iletişimi dinlenemez, kayda alınamaz, sinyal bilgisi değerlendirilemez.</p>

<p><strong>2. Cep telefonlarının “bilgisayar” olarak değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Daha önce kaleme aldığımız,<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi" rel="dofollow"> “Cep Telefonuna Elkoyulması ve Yazışmaların Delil Olarak Kullanılması”</a></strong> başlıklı yazımızda<a href="https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi" rel="dofollow">[2]</a> da belirtildiği üzere; cep telefonlarının başlangıçta ve halen tuşlu olarak kullanılan analog modellerinde, akıllı cihaz<i> </i>nitelikleri olmayıp, sadece insanlar arasında sözlü, yazılı ve sonrasında görsel iletişimi sağlamaktadırlar. Bu cihazların, bilgisayar özelliklerinin ve dolayısıyla veri toplayıp saklama imkanları yoktur. Bu nedenle; bu cihazlar “bilgisayar” olarak değerlendirilemeyeceğinden, ancak CMK m.135 uyarınca iletişimin dinlenmesi, kayda alınması kararı alınması gerekmektedir.</p>

<p>Sonrasında bilgisayar<i> </i>özelliklerinin öne çıktığı cep telefonları; kişiler arasında haberleşme imkanı sağlarken, bilgisayar özelliği ile veri toplayıp saklama imkanını da kazanmış, bu nedenle aynı cihazda, hem haberleşme/iletişim ve hem de bilgisayar özelliklerinin birleştiği görülmektedir. Bu durumda; veri toplama ve depolama imkanı olan akıllı cep telefonlarının Ceza Muhakemesi Hukuku bakımından, hangi koruma tedbiri uyarınca incelenebileceği tartışma doğurmaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012500-e-202112899-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 02.12.2021 tarihli, 2020/12500 E. ve 2021/12899 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Kişilerin birbirleri ile haberleşmeleri ve bunların içeriklerinin ‘iletişim’ kapsamına girdiği akıllı cep telefonuna ilişkin haberleşme kayıtlarının tümü hakkında CMK’nın 135 ila 138. maddeleri uyarınca;<strong> yine aynı zamanda akıllı telefonlar kayıtlı bilgi ve verileri otomatik olarak işleme tabi tutma özelliğine sahip olduklarından, bilgisayar özelliği nedeniyle de taşıdığı bilgi ve verilerde arama ve el koyma yapılması için CMK’nın 134. maddesi uyarınca arama ve el koyma kararı alınması gereklidir. Akıllı olmayan tuşlu telefonlar ise nitelikleri nedeniyle sadece haberleşme için kullanıldığından bu telefonlar yönünden CMK’nın 135. maddesi uyarınca arama kararı alınmalıdır.” </strong></i>açıklamalarına yer verilmiştir. Dolayısıyla; sadece arama ve mesaj atma özelliği bulunan, veri depolama imkanı bulunmayan cep telefonları, <i>bilgisayar </i>olarak değerlendirilemeyecek, bu telefonlardaki iletişim ancak CMK m.135 kapsamında denetlenebilecektir. Bunun yanında Yargıtay, akıllı cep telefonlarının veri depolama imkanını gözeterek, bu telefonların CMK m.134 kapsamında incelenebileceğini belirtmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024470-e-2025147-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.03.2025 tarihli, 2024/470 E. ve 2025/147 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği <strong>iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK’nın 135. maddesine göre değil CMK’nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK’nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK’nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK’nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir.</strong> Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK’nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK’nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir.” </i>Şeklindeki gerekçesinde, internet yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesinin CMK m.134 kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> veri kaydeden ve depolayan cep telefonlarının incelenmesinin, sadece CMK m.134 kapsamında değerlendirilmeyip, m.135’i de gündeme getirdiği söylenebilir. Çünkü bu cihazların incelenmesinde ister istemez internet yoluyla gerçekleştirilen iletişimin incelenmesi de gündeme geleceğinden, iletişimle ilgili CMK m.135 kapsamında bu değerlendirmenin yapılması isabetli olacaktır, fakat internet yoluyla yapılan haberleşmelerin denetlenmesi ile ilgili CMK m.135 ila m.138’de kapsamlı değişikliğe gidilmesi ve muhaberat hürriyetine müdahalenin “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’e uygun şekilde yapılması isabetli olacaktır.</p>

<p>Cep telefonlarının incelenmesi ile ilgili hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan halde Cumhuriyet savcısı kararı, CMK m.134 uyarınca verildiğinde, bu karar uyarınca cep telefonu ile gerçekleştirilen haberleşmenin, yani mesajlaşmaların incelenemeyeceği, CMK m.134’den karar alınmışsa, akıllı telefonun bilgisayar özelliği dışında CMK m.135 uyarınca işlem yapılması gerektiği, çünkü burada artık iletişimin denetlendiğini, iletişimin geçmişe dönük olup olmadığının koruma tedbirleri bakımından bir ayırım gündeme getirmediği, her türlü iletişimin denetlenmesinin CMK m.135 kapsamında olduğu, dolayısıyla iletişimin denetlenmesi yönünden ayrıca bir karar alınması gerektiği, sadece CMK m.134’den hareketle elkoyma kararı ile yetinilip şüpheli veya sanığın iletişimlerine erişilerek, bu delillerin yargılama kullanılmasının hukuka aykırı olacağı ve aksi takdirde bu uygulamanın Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı m.13 ile haberleşme hürriyetini düzenleyen m.22’yi ihlal ettiği, hukuka aykırı delillerin Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a, m.217/2, m.230/1-b, m.289/1-i uyarınca yargılamada sanık aleyhine kullanılamayacağı belirtilmelidir.</p>

<p><strong>3. Tesadüfen elde edilen delil bakımından değerlendirme</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 138. maddesi, “Tesadüfen elde edilen deliller” başlığı altında iki farklı koruma tedbiri için iki ayrı düzenleme öngörmektedir.</p>

<p><strong>CMK m. 138/1’e göre;</strong> arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yürütülen soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, delil muhafaza altına alınır ve durum derhal Cumhuriyet savcısına bildirilir. Bu düzenleme kapsamında tesadüfen elde edilen delil, herhangi bir suça ilişkin olabilir.</p>

<p><strong>CMK m.138/2’ye göre;</strong> telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi (dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi) sırasında, soruşturma konusuyla ilgisi olmayan ancak CMK m.135/8’de yer alan “katalog suçlardan” birisinin işlendiği şüphesini uyandıran bir delil elde edilirse, bu delil muhafaza altına alınarak Cumhuriyet savcısına bildirilir.</p>

<p><strong>Tesadüfen elde edilen delilleri düzenleyen CMK m.138/1 daha genişken, m.138/2 konuyu daha dar ele almıştır.</strong> Şöyle ki; yapılan aramada bir suça konu olabilecek her delil tesadüfen elde edilen delil kapsamında derhal Cumhuriyet savcısına bildirilmek suretiyle soruşturmaya konu edilirken, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında yapılan soruşturmaya veya kovuşturmaya ilişkin olmayıp, başka bir suçun delili olabilecek bir delil elde edildiğinde, bunun yeni bir soruşturmaya konu edilebilmesi için muhakkak CMK m.135/8’de sayılan katalog suçlardan birisinin kapsamına girmesi gerekir.</p>

<p>Akıllı cep telefonlarının incelenmesi veri depolama imkanı bulunduğundan; bu cihazların incelenmesi CMK m.134 kapsamında değerlendirilse de, bu cep telefonlarında internet yoluyla ve telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen mesajlaşmaların ve iletişimin incelenmesi CMK m.135 kapsamında değerlendirilmelidir. <strong>Bu sebeple; cep telefonundaki mesajların incelemesi sırasında CMK m.135/8’de yer almayan bir suça ilişkin delil elde edilmesi durumunda, CMK m.138/2’ye göre işlem yapılamaz, çünkü burada tesadüfen elde edilen delil katalog suç kapsamına girmediğinden, başka bir soruşturmaya konu edilemeyeceği gibi, soruşturmada veya kovuşturmada yer alan şüphelinin veya sanığın aleyhine de kullanılamaz ve bu delil muhafaza altına alınamaz.</strong></p>

<p><strong>Cep telefonu incelemesi; muhaberat hürriyeti bakımından CMK m.134’e göre incelenirse, CMK m.138/1’de katalog suç sınırlaması olmadığından bahisle, başka bir suçun işlendiğine dair her delil ve veri Cumhuriyet savcısına bildirilmeli ve soruşturmaya konu edilebilmelidir. Ancak muhaberat hürriyeti kapsamına giren haberleşmeler bakımından cep telefonu incelemesi CMK m.135’e göre yapılmakta ise, bu durumda CMK m.138/1 değil, m.138/2 uygulanacağından, elde edilen delilin ve verinin katalog suç kapsamına girip girmemesi önem kazanacak, katalog suç kapsamına giren bakımından yeni soruşturma yapılabilmesi amacıyla Cumhuriyet savcısına bilgi verilecek, katalog suç kapsamına girmeyen delil ve veri açısından ise soruşturma açılamayacaktır.</strong></p>

<p><strong>Dolayısıyla, internet veya telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen arama ve mesajlaşmaların, CMK m.134 kapsamında değerlendirildiği durumda, bu cep telefonunun incelenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delil, hangi suça ilişkin olduğu önem arz etmeksizin CMK m.138/1 uyarınca muhafaza altına alınıp, kişi hakkında soruşturma başlatılmasına sebep olabilir. Ancak; bizim kabul ettiğimiz görüşe göre, cep telefonunda internet veya telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen aramaların ve mesajlaşmaların incelenmesi CMK m.135 kapsamında incelenebileceğinden, bu inceleme sırasında tesadüfen elde edilen delilin ancak CMK m.135/8’de yer alan katalog suçlardan olması halinde muhafaza altına alınması ve kişi aleyhine kullanılabilmesi mümkündür. Tesadüfen elde edilen delil, katalog suçlara ilişkin değilse, bu delil muhafaza altına alınamaz, kişi aleyhine delil olarak değerlendirilemez.</strong></p>

<p>Kolluk görevlileri katalog dışı bir suça ilişkin delil elde ettiğinde bu durumu derhal Cumhuriyet savcısına bildirebilir, fakat bu delil katalog dışındaki bir suça ait olması sebebiyle muhafaza altına alınmayıp imha edilmeli ve şüpheli veya sanık aleyhine hiçbir şekilde ispat aracı olarak kullanılmamalıdır.</p>

<p><strong>Telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi tedbiri bakımından uygulamada karşılaştığımız sorunlardan birisine de yeri gelmişken değinmekte yarar görmekteyiz. Uygulamada;</strong> CMK m.135/3 ile CMK m.138/2’nin de karıştırıldığı görülmektedir. CMK m.135/3’e göre; <i>“Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir”.</i> Bu düzenleme, “nemo tenetur” ilkesinin bir gereğidir. Anayasa m.38/5’de yer verilen ve “nemo tenetur” ilkesi olarak da bilinen hükme göre; <i>“Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz”.</i> Bu ilkenin bir gereği olarak da, kişinin tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişilerle gerçekleştirdiği iletişimin incelenmesi ve kayda alınması kanun koyucu tarafından yasaklanmıştır.</p>

<p>Yukarıda da açıkladığımız üzere, CMK m.138/2’de; yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma ile ilgili olabilecek bir başka şüpheliye veya sanığa ulaşılması değil, CMK m.135/8 kapsamına giren bir başka suça ilişkin delil elde edilmesi hali düzenlenmektedir. Yani buradaki konu iletişimin içeriğine dair, tesadüfen başka bir suça ilişkin delil elde edilmesi halinde yapılacak işlemlere yer verilmiştir. CMK m.135/3’te tanıklıktan çekinme hakkı olan kişilerle yapılan görüşmelerin dinlenemeyeceği ve kayda alınamayacağı belirtilmektedir. Yani bu düzenleme, iletişimin taraflarına ilişkin bir yasağı ifade etmektedir. CMK m.135/3’te tesadüfen elde edilen bir delil yoktur. Düzenlemeye göre, tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişilerle ilgili hiçbir şekilde dinlenme ve kayda alma işlemi gerçekleştirilemez.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Alperen Gözükan</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>CMK m.135 kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin katalog suçlar şunlardır:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;</span></p>

<p><span style="color:#999999">1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),</span></p>

<p><span style="color:#999999">2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),</span></p>

<p><span style="color:#999999">3. İşkence (madde 94, 95),</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),</span></p>

<p><span style="color:#999999">5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),</span></p>

<p><span style="color:#999999">6. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli dolandırıcılık (madde 158),</span></p>

<p><span style="color:#999999">7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</span></p>

<p><span style="color:#999999">8. Parada sahtecilik (madde 197),</span></p>

<p><span style="color:#999999">9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),</span></p>

<p><span style="color:#999999">10. Fuhuş (madde 227),</span></p>

<p><span style="color:#999999">11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),</span></p>

<p><span style="color:#999999">12. Tefecilik (madde 241),</span></p>

<p><span style="color:#999999">13. Rüşvet (madde 252),</span></p>

<p><span style="color:#999999">14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),</span></p>

<p><span style="color:#999999">15. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),</span></p>

<p><span style="color:#999999">16. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316), 17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,</span></p>

<p><span style="color:#999999">b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları,</span></p>

<p><span style="color:#999999">c) Bankalar Kanunu’nun 22. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,</span></p>

<p><span style="color:#999999">d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,</span></p>

<p><span style="color:#999999">e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68. ve 74. maddelerinde tanımlanan suçlar.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/supheliye-ait-cep-telefonunun-incelenmesi-dayanagi-ve-siniri-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/cep-telefonunun-incelenmesi.jpg" type="image/jpeg" length="23843"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[PLANLI ALANLAR İMAR YÖNETMELİĞİNDEKİ 1 TEMMUZ 2026 DEĞİŞİKLİKLERİNİN İNCELEMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeligindeki-1-temmuz-2026-degisikliklerinin-incelemesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeligindeki-1-temmuz-2026-degisikliklerinin-incelemesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Süs Havuzu İlk Defa Tanımlandı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2" rel="dofollow">Yönetmeliğin 4 üncü maddesi</a>ne eklenen düzenlemeyle "süs havuzu" ilk kez tanımlanmıştır. Buna göre süs havuzu; suyun farklı formlarda ve ölçülerde hareketlendirilmesiyle oluşturulan, görsel ve estetik amaç taşıyan, mimari yapı ile bütünlük arz eden, yüzme amacıyla kullanılmayan, proje müellifi tarafından tasarlanan ve ilgili idarece uygun görülen havuzdur.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Daha önce Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde süs havuzuna ilişkin açık bir tanım bulunmadığından, uygulamada teknik yayınlar, uluslararası standartlar ve mimari kabuller esas alınarak değerlendirme yapılıyordu. Yeni düzenleme ile bu belirsizlik giderilmiş ve süs havuzunun hangi özellikleri taşıması gerektiği ilk kez mevzuatta açıkça belirlenmiştir.</p>

<p>Buna göre bir havuzun süs havuzu olarak kabul edilebilmesi için yalnızca bu isimle adlandırılması yeterli değildir. Yönetmelikte sayılan unsurların birlikte bulunması gerekir. Özellikle;</p>

<p>• suyun farklı formlarda hareketlendirilmesi,</p>

<p>• görsel ve estetik amaç taşıması,</p>

<p>• mimari yapı ve peyzaj düzenlemesiyle bütünlük oluşturması,</p>

<p>• yüzme amacıyla kullanılmaması,</p>

<p>• proje müellifi tarafından tasarlanması,</p>

<p>• ilgili idarece uygun görülmesi,</p>

<p>bir bütün olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle ruhsat inceleme ve proje onay süreçlerinde, idarelerin her bir kriteri ayrı ayrı değerlendirmesi uygulama birliğinin sağlanmasına katkı sağlayacaktır. Özellikle süs havuzu niteliği konusunda tereddüt bulunan durumlarda, mimari estetik komisyonlarının görüşüne başvurulması isabetli olacaktır.</p>

<p>Düzenleme, denetim süreçlerinde de önem taşımaktadır. Özellikle şikâyet üzerine yapılan incelemelerde, süs havuzu olarak projelendirilmiş bir alanın fiilen yüzme havuzu amacıyla kullanıldığı iddia ediliyorsa, değerlendirme yalnızca proje üzerinden değil, kullanım biçimi dikkate alınarak yapılmalıdır. Havuzun yüzme amacıyla kullanılmasını sağlayan merdiven, platform, tramplen veya benzeri unsurların bulunup bulunmadığı somut olarak tespit edilmelidir.</p>

<p>Benzer şekilde, yapı tatil tutanakları ve diğer denetim tutanaklarında da yalnızca "süs havuzu" veya "yüzme havuzu" şeklinde genel ifadeler kullanılmamalı; yönetmelikte yer alan kriterler bakımından hangi hususların tespit edildiği açık ve somut şekilde ortaya konulmalıdır. Bu yaklaşım, hem idari işlemlerin hukuki denetimini kolaylaştıracak hem de uygulamadaki tereddütlerin azalmasına katkı sağlayacaktır.</p>

<p><strong>2. TAKS Hesabına İlişkin Düzenleme Netleştirildi</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2" rel="dofollow">Yönetmeliğin 5 inci maddesi</a>nin altıncı fıkrası yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre ayrık veya blok nizam yapılaşmalarda, uygulama imar planında açıkça belirlenmemişse TAKS %40'ı geçemeyecektir.</p>

<p>KAKS belirlenmeyen parsellerde, 20. maddenin üçüncü fıkrası ile 21. maddenin dördüncü fıkrası esas alınarak, yapı yaklaşma mesafelerine göre belirlenen taban alanı ile kat adedinin çarpımı sonucu bulunan KAKS değeri içinde kalınması ve TAKS'ın %60'ı aşmaması şartıyla uygulama yapılacaktır.</p>

<p>Aynı esas, KAKS belirlenmiş ancak TAKS belirlenmemiş parseller için de geçerli olacaktır.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Düzenlemenin temel amacı, yapı yaklaşma mesafeleri ile TAKS ve KAKS arasındaki ilişkinin daha açık ve öngörülebilir hâle getirilmesidir. Böylece uygulamada farklı yorumlara neden olan belirsizliklerin giderilmesi hedeflenmiştir.</p>

<p>Önceki düzenlemenin temel yaklaşımı, özellikle yalnızca KAKS belirlenen parsellerde daha geniş taban oturumuna izin vererek yatay mimariyi teşvik etmekti. Ancak uygulamada bu amaca her zaman ulaşılamamış, taban alanı geniş baza üzerine yükselen bloklardan oluşan yapılaşmalar yaygınlaşmıştır.</p>

<p>Yeni düzenleme ile, yapı yaklaşma mesafelerinin belirleyici niteliği korunurken taban alanı hesabının hangi esaslara göre yapılacağı daha açık şekilde ortaya konulmuştur. Bu kapsamda TAKS'ın %60'a kadar kullanılabilmesi mutlak bir hak olmayıp, yapı yaklaşma mesafelerinin elverdiği ölçüde mümkündür. Başka bir ifadeyle, çekme mesafeleri nedeniyle oluşan yapılaşma alanı %60'ın altında kalıyorsa, yalnızca bu sınırı kullanabilmek amacıyla yapı yaklaşma mesafelerinin dışına çıkılması mümkün değildir.</p>

<p>Bunun yanında düzenleme, KAKS belirlenip TAKS belirlenmeyen parseller bakımından da aynı hesaplama sistemini benimseyerek uygulama birliğini güçlendirmektedir. Böylece farklı parsel türleri arasında ortaya çıkabilecek yorum farklılıklarının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.</p>

<p><strong>3. Pergola, Süs Havuzu ve Bazı Yapı Unsurları İçin Emsal Avantajı Getirildi</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2" rel="dofollow">Yönetmeliğin 5 inci maddesi</a>nin sekizinci fıkrasında yapılan değişiklikle; bağımsız bölüm olarak düzenlenmeyen veya bağımsız bölümün eklentisi niteliğinde bulunmayan, yapının ana taşıyıcı sistemiyle bütünleşik olmayan, bahçede peyzaj düzenlemesi niteliğinde yapılan pergola ve süs havuzlarının 20. maddenin sekizinci fıkrasının (b) bendinde sayılan kullanımlarla birlikte bahçe alanının %20'sini aşmayan kısmı emsal hesabı dışında bırakılmıştır.</p>

<p>Ayrıca giriş saçakları, bahçe ve istinat duvarları, asma katlı zemin katta asma kat döşemesi hizasındaki boşluklar ile bir ana kitle üzerinde yükselen bloklardan arta kalan baza üzerindeki gezilemeyen ve herhangi bir kullanıma konu olmayan çatı veya çakıl kaplı alanların emsal hesabındaki durumu da açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Bu değişiklik yalnızca pergola ve süs havuzlarına ilişkin bir düzenleme olmayıp, <strong>5 inci maddenin altıncı ve sekizinci fıkraları ile 22. maddenin birlikte değerlendirilmesini gerektiren yeni bir sistem</strong> ortaya koymaktadır. Böylece emsal hesabı dışında kalan alanların kapsamı genişletilmiş ve uygulamada yaşanan birçok tereddüt giderilmiştir.</p>

<p>Pergola ve süs havuzlarının emsal dışında değerlendirilebilmesi için yönetmelikte öngörülen tüm şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Özellikle <strong>bahçe alanının %20'sini aşmama şartı</strong>, uygulamada dikkatle gözetilecek temel kriterlerden biri olacaktır.</p>

<p>Düzenlemenin en önemli sonuçlarından biri ise <strong>istinat duvarları ve benzeri zorunlu yapı unsurlarına</strong> ilişkindir. Özellikle eğimli arazilerde istinat duvarları, yapı güvenliği açısından zorunlu olmasına rağmen ruhsata tabi olmaları nedeniyle emsal hesabı ve yapı sınıfını değiştirebiliyordu. Yapılan değişiklikle bu konuda uygulamaya açıklık getirilmiş ve özellikle eğimli parsellerde yaşanan önemli bir sorun giderilmiştir.</p>

<p>Bunun yanında emsal hesabı dışında kalan alanların kapsamının genişletilmesi, <strong>yapı kullanma izin belgesi almış binalarda</strong> yapılacak proje tadilatlarında da önemli avantajlar sağlayabilecektir. Daha önce emsal hesabı nedeniyle gerçekleştirilemeyen bazı düzenlemelerin, yeni hükümler çerçevesinde ilave yapılaşma hakkı oluşturmaksızın hayata geçirilmesi mümkün olabilecektir.</p>

<p><strong>4. Umumi Binalarda Bazı Ortak Alanlar Emsal Dışına Alındı</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 22. maddesine eklenen ikinci fıkra ile, tek bağımsız bölümlü olsa dahi umumi bina niteliğindeki yapılarda yer alan bazı ortak kullanım alanlarının emsal hesabındaki durumu açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre; ticari amaç taşımayan çocuk oyun ve bakım alanları, mescit ve müştemilatı, otoparklar ile son katta bulunan ve herhangi bir kullanıma konu edilmeyen ortak teras çatılar, emsal hesabı yönünden ortak alan kapsamında değerlendirilecektir.</p>

<p>Düzenleme, Yönetmeliğin 4. maddesinde tanımlanan umumi binalar bakımından uygulanacaktır. Buna göre umumi bina; resmî binalar, ibadet yerleri, eğitim ve sağlık tesisleri, sinema, tiyatro, opera, müze, kütüphane ve konferans salonu gibi kültürel yapılar; gazino ve düğün salonu gibi eğlence yapıları; oteller, yurtlar, iş hanları, bürolar, pasajlar, çarşılar ve alışveriş merkezleri gibi ticari yapılar; spor tesisleri, genel otoparklar, akaryakıt istasyonları, şehirlerarası dinlenme tesisleri, ulaştırma istasyonları ile benzeri umumun kullanımına mahsus binaları ifade etmektedir.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Bu düzenleme, Yönetmeliğin 5 inci maddesinin sekizinci fıkrası ile birlikte değerlendirilmelidir. Böylece umumi binalarda emsal hesabı dışında değerlendirilebilecek ortak alanların kapsamı daha açık hâle getirilmiş ve uygulamadaki önemli belirsizlikler giderilmiştir.</p>

<p>Ancak bu alanların emsal dışında değerlendirilebilmesi için <strong>ortak kullanıma açık olmaları ve ticari amaç taşımamaları</strong> zorunludur.</p>

<p>Düzenleme, umumi binaların projelendirilmesinde önemli bir esneklik sağlamakla birlikte, 5 inci maddenin sekizinci fıkrasında öngörülen <strong>emsal dışı alanlara ilişkin %30'luk üst sınırı değiştirmemektedir.</strong> Bu nedenle projelendirme aşamasında ortak alanların, yalnızca emsal avantajı sağlamak amacıyla değil, yapının kullanım amacı ve gerçek ihtiyaçları esas alınarak planlanması önem taşımaktadır. Aksi hâlde emsal dışı alan hakkının başlangıçta tamamen kullanılması, ileride ortaya çıkabilecek zorunlu ortak kullanım ihtiyaçlarının karşılanmasını güçleştirebilecektir.</p>

<p><strong>5. Bodrum Katlarda Asansör Zorunluluğunun Kapsamı Genişletildi</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 5 inci maddesinin yirmi yedinci fıkrası ile 34 üncü maddesinin birinci ve sekizinci fıkralarında yapılan değişiklikle asansör zorunluluğunun kapsamı genişletilmiştir.</p>

<p>Buna göre, tek bağımsız bölümlü konutlar hariç olmak üzere, bağımsız bölüm, ortak alan veya eklenti bulunan bodrum katların da asansörün hizmet verdiği katlar arasında yer alması zorunlu hale getirilmiştir. Buna karşılık yalnızca ısı merkezi, kazan dairesi, elektrik odası, su deposu, iklimlendirme merkezi, jeneratör odası ve benzeri teknik hacimlerden oluşan bodrum katlara asansör ulaştırılması zorunlu değildir.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Bu değişiklik, uygulamada uzun yıllardır yaşanan önemli bir tereddüdü ortadan kaldırmaktadır. Önceki düzenleme, asansörün bodrum katlara kadar indirilmesini açık biçimde zorunlu kılmadığından, birçok projede otopark, depo ve kullanım yoğun ortak kullanım alanı bulunan bodrum katlara asansör ulaştırılmıyor; bu durum hem erişilebilirlik hem de kullanım kolaylığı bakımından önemli sorunlara neden oluyordu.</p>

<p>Yeni düzenleme ile birlikte, bodrum katta <strong>fiilen maliklerce/sakinlerce yoğun kullanılan bir kullanım kararı olması durumunda </strong><strong>kullanılan her bodrum katın asansörle erişilebilir olması</strong> temel ilke hâline getirilmiştir. Böylece otopark, depo veya ortak kullanım alanına ulaşabilmek için kullanıcıların yük taşıyarak merdiven kullanmak zorunda kalmasının önüne geçilmiş; erişilebilirlik yalnızca bağımsız bölümler için değil, yapının ortak kullanım alanları bakımından da bu düzenleme ile güvence altına alınmıştır.</p>

<p>Düzenleme aynı zamanda teknik hacimlerle fiilen kullanılan alanlar arasında açık bir ayrım yapmaktadır. Isı merkezi, kazan dairesi, elektrik odası, su deposu ve benzeri yalnızca teknik amaçla kullanılan hacimlere asansör ulaştırılması zorunlu tutulmazken; kullanım amacı bulunan bodrum katların bu istisna kapsamında değerlendirilmesi artık mümkün değildir.</p>

<p>Bu yaklaşım, <strong>erişilebilirlik ilkesi ile kullanım ihtiyacını birlikte gözeten</strong> bir düzenleme niteliğindedir. Özellikle yaşlılar, engelliler ve hareket kabiliyeti kısıtlı kişiler bakımından ortak alanlara engelsiz erişimin sağlanması yanında, günlük kullanımda otopark ve depo gibi alanlara ulaşımın kolaylaştırılması da hedeflenmiştir. Böylece asansör, yalnızca katlar arasında ulaşımı sağlayan bir unsur olmaktan çıkarılarak, yapının tüm fonksiyonlarına erişimi sağlayan temel bir ihtiyaç olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>6. Yeniden Ruhsatlandırmada Uygulanacak Mevzuat Belirlendi</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 54. maddesinde yapılan değişiklikle, yeniden ruhsat düzenlenmesini gerektiren yapılarda hangi mevzuat hükümlerinin uygulanacağı açıkça belirlenmiştir.</p>

<p>Buna göre, ruhsat tarihinden itibaren <strong>iki yıl içinde inşasına başlanmış yapılarda</strong> yeniden ruhsat düzenlenmesi gerektiğinde; yangın, deprem, ısı ve su yalıtımı, çevre ve enerji verimliliğine ilişkin güncel mevzuat hükümleri uygulanacak, diğer hususlarda ise yapının ilk ruhsat tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat esas alınacaktır.</p>

<p>Buna karşılık, ruhsat tarihinden itibaren <strong>iki yıl içinde inşasına başlanmamış yapılarda</strong> yeniden ruhsat düzenlenirken yürürlükte bulunan plan ve mevzuat hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Bu düzenleme, yeniden ruhsatlandırma sürecinde hangi mevzuatın uygulanacağı konusunda uzun yıllardır yaşanan tereddütleri önemli ölçüde gidermektedir.</p>

<p>Düzenleme ile <strong>inşasına başlanmış yapılar ile hiç başlanmamış yapılar arasında açık bir ayrım</strong> yapılmıştır. Buna göre, ruhsat alındıktan sonra iki yıl içinde yapımına başlanmış yapılarda kazanılmış hak ilkesi korunmuş; buna karşılık kamu güvenliğini doğrudan ilgilendiren yangın, deprem, ısı ve su yalıtımı ile çevre ve enerji verimliliğine ilişkin güncel teknik standartların uygulanması zorunlu tutulmuştur. Böylece yapı güvenliği ile kazanılmış haklar arasında dengeli bir sistem kurulmuştur.</p>

<p>Ayrıca aynı maddeyi düzenleyen 54.maddenin 13. fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece yeniden ruhsatlandırmada uygulanacak mevzuata ilişkin hükümler tek fıkrada toplanmış, uygulamada tereddüde yol açabilecek mükerrer düzenlemeler ortadan kaldırılmıştır.</p>

<p>Düzenleme aynı zamanda uygulamada zaman zaman görülen, <strong>inşaata başlanmadığı hâlde ruhsatların belirli aralıklarla yenilenerek eski plan ve mevzuat hükümlerinin korunmasına yönelik uygulamaların</strong> da önüne geçmektedir. Artık belirleyici ölçüt, ruhsatın yenilenmiş olması değil, <strong>iki yıllık süre içinde fiilen inşaata başlanıp başlanmadığıdır.</strong> Bu yönüyle değişiklik, hem uygulama birliğini sağlayacak hem de planlama disiplinini güçlendirecek önemli bir düzenleme niteliğindedir.</p>

<p><strong>7. Mevcut Müstakil Konutlarda Asansör Yapılmasına İmkân Tanındı</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 59 uncu maddesine eklenen fıkra ile, yürürlük tarihinden önceki mevzuata uygun olarak yapılmış, bodrum hariç üç katı geçmeyen tek bağımsız bölümlü müstakil konutlarda bina içine asansör veya erişilebilirlik standartlarına uygun kaldırma ve iletme platformu yapılmasına imkân tanınmıştır.</p>

<p>Bunun için; fen ve sanat kurallarına uygunluk, taşıyıcı sistemin güvenliğinin korunması, idarece gerekli görülen projelerin hazırlanması, fenni mesuliyetin üstlenilmesi ve ilgili idarenin tadilata izin vermesi gerekmektedir. Ayrıca asansör veya platformun kullanılabilmesi için imalatın projeye ve teknik kurallara uygun olarak tamamlandığının idarece tespit edilmesi zorunludur.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Düzenleme, özellikle yaşlılar, engelliler ve hareket kabiliyeti azalan kişilerin mevcut konutlarını terk etmek zorunda kalmadan yaşamlarını sürdürebilmelerine yönelik önemli bir ihtiyaca cevap vermektedir. Özellikle tripleks ve benzeri müstakil konutlarda zamanla ortaya çıkan erişim güçlüğü dikkate alınarak mevcut yapılara sonradan asansör veya kaldırma platformu yapılabilmesine imkân tanınmıştır.</p>

<p>Düzenlemenin dikkat çeken yönlerinden biri, normal şartlarda esaslı tadilat kapsamında <strong>yapı ruhsatı alınmasını gerektirecek</strong> bir uygulama için <strong>idarenin tadilata izin vermesinin yeterli görülmesidir.</strong> Ancak bu istisna, yapı güvenliğinden ödün verildiği anlamına gelmemektedir. Taşıyıcı sistemin korunması, fen ve sanat kurallarına uyulması ve idarenin uygun görmesi zorunluluğu devam etmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, bina içerisinde yeterli alan bulunmayan yapılarda dış cepheden asansör yapılmasına ilişkin açık bir düzenleme bulunmaması uygulamada yeni tartışmalara yol açabilecektir. Ayrıca, idarenin izin vermesi ve imalatın uygunluğunu tespit etmesi, kullanım sürecindeki bakım ve güvenlik sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bu sorumluluğun <strong>Kat Mülkiyeti Kanunu</strong> çerçevesinde malikin sorumluluğunda/yapı sahibinin sorumluluğunda değerlendirilmesi gerekecektir.</p>

<p><strong>8. 2017 öncesi Yapılarda Esaslı Tadilatlara Geçiş Hükmü Getirildi</strong></p>

<p>Yönetmeliğin Geçici 3. maddesine eklenen 10 uncu fıkra ile, <strong>Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği 3 Temmuz 2017 tarihinden önce</strong> ilgili mevzuata uygun olarak yapımı tamamlanmış ve <strong>yapı kullanma izin belgesi almış yapılarda</strong> gerçekleştirilecek esaslı tadilatlara ilişkin önemli bir geçiş hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Buna göre; mevcut yapının emsal ve inşaat alanını, kullanım amacını, tadilata konu olmayan bağımsız bölümlerin arsa paylarını, saçak seviyesini ve yapı yaklaşma mesafelerini ihlal etmemesi, taşıyıcı sistemi olumsuz etkilememesi ve yürürlükteki yangın, deprem, ısı ve su yalıtımı, çevre ile enerji verimliliğine ilişkin tedbirlerin alınması şartıyla yapılacak esaslı tadilat işlemleri, yapının ruhsat aldığı tarihte yürürlükte bulunan Yönetmelik hükümlerine göre sonuçlandırılabilecektir.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Bu düzenleme, <strong>2017 yılından önce yapı kullanma izin belgesi almış mevcut yapılar bakımından kazanılmış hakların korunmasını</strong> amaçlamaktadır. Böylece belirtilen şartların sağlanması hâlinde esaslı tadilat işlemlerinin, yapının ruhsat aldığı tarihte yürürlükte bulunan yönetmelik hükümlerine göre yürütülmesine imkân tanınmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte, düzenlemede "<strong>sonuçlandırılabilir</strong>" ifadesinin tercih edilmiş olması önemlidir. Yönetmelikte "<strong>sonuçlandırılır</strong>" şeklinde emredici bir hüküm kurulmamış, idareye değerlendirme ve takdir yetkisi tanınmıştır. Bu nedenle, somut olayın özellikleri, şehircilik ilkeleri, kamu yararı ve yapı güvenliği bakımından gerekli görülmesi hâlinde idare, bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağını değerlendirebilecektir. Dolayısıyla düzenleme, kazanılmış hakları koruyan bir geçiş hükmü niteliğinde olmakla birlikte, idare açısından mutlak bir yükümlülük de doğurmamaktadır.</p>

<p><strong>9. Devam Eden Projeler Yeni Asansör Hükümlerinden İstisna Tutuldu</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2" rel="dofollow">Yönetmeliğin Geçici 3.maddesine eklenen 11 inci fıkra</a> ile, <strong>1 Temmuz 2026 tarihinden önce</strong> ruhsat başvurusu yapılmış yapılar, <strong>6306 sayılı Kanun</strong> kapsamında noter onaylı inşaat sözleşmesi düzenlenmiş yapılar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapım işlerine ilişkin ihale kararı alınmış veya ihalesi yapılmış projeler bakımından önemli bir istisna getirilmiştir.</p>

<p>Buna göre, bu projelerde Yönetmeliğin 5 inci maddesinin yirmi yedinci fıkrası ile 34. maddesinin birinci ve sekizinci fıkralarında getirilen yeni asansör hükümleri uygulanmayacak; başvuru tarihinde yürürlükte bulunan hükümler esas alınacaktır.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Bu düzenleme, devam eden projelerde sonradan yürürlüğe giren yeni kurallar nedeniyle hak kayıpları yaşanmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Böylece ruhsat sürecine başlamış, kentsel dönüşüm sözleşmeleri imzalanmış veya ihale aşamasına geçmiş yatırımlar bakımından <strong>hukuki güvenlik</strong>, <strong>kazanılmış beklentilerin korunması</strong> ve <strong>devam eden yatırımların kesintiye uğramaması</strong> sağlanmıştır.</p>

<p><strong>10. Ofis ve Büroların Konuta Dönüştürülmesine Geçici İmkân Tanındı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2" rel="dofollow">Yönetmeliğe eklenen Geçici 7. madde</a> ile, uygulama imar planında konut yapılmasına izin verilen alanlarda, <strong>ofis veya büro kullanım amacıyla ruhsatlandırılarak yapımına başlanmış veya yapı kullanma izin belgesi almış yapılarda</strong> kullanım amacının konuta dönüştürülmesine yönelik önemli bir geçiş düzenlemesi getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna göre, parselin tamamında <strong>konut kullanım oranının %60'ı geçmemesi</strong> ve kullanım amacı değişikliğine ilişkin tadilat ruhsatının <strong>1 Temmuz 2027 tarihine kadar sonuçlandırılması</strong> şartıyla kullanım amacı değişikliğine izin verilebilecektir.</p>

<p><strong>Uygulamaya Etkisi</strong></p>

<p>Düzenleme, özellikle son yıllarda ofis ve büro kullanımına yönelik olarak inşa edilmiş ancak değişen ekonomik ve sosyal koşullar nedeniyle beklenen kullanım yoğunluğuna ulaşamayan yapılara yeniden işlev kazandırmayı amaçlamaktadır. Böylece, plan kararında konut kullanımına izin verilen alanlarda mevcut yapı stokunun güncel ihtiyaçlara göre değerlendirilmesine imkân tanınmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte, dönüşüm hakkı sınırsız değildir. <strong>Parsel genelinde konut kullanım oranının %60 ile sınırlandırılması</strong>, kullanım amacının tamamen konuta dönüşmesini engelleyerek plan kararlarında öngörülen kullanım dengesinin korunmasını amaçlamaktadır.</p>

<p>Geçici nitelikte getirilen bu düzenleme, yatırımcılar ve malikler için önemli bir fırsat sunarken, <strong>başvuruların bir yıl içinde sonuçlandırılması şartı</strong> nedeniyle ilgililerin süreci gecikmeksizin tamamlamaları gerekmektedir.</p>

<p><strong>Av. Gökhan BİLGİN &amp; Dr. Ayşe ÜNAL</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeligindeki-1-temmuz-2026-degisikliklerinin-incelemesi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-toplantidsf-sozlesme.jpg" type="image/jpeg" length="99439"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Ticaret Mahkemelerinde yeni dönem!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-ticaret-mahkemelerinde-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-ticaret-mahkemelerinde-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da 10 Temmuz itibariyle tek merkezli ticaret mahkemesi yapısına geçiliyor. Bakırköy, İstanbul Anadolu ve Küçükçekmece Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin faaliyetleri durdurularak derdest tüm dosyalar İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerine devredilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni düzenleme ve görevlendirmeler 10 Temmuz ve 17 Temmuz 2026 tarihlerinde iki aşamalı olarak hayata geçirilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapılacak düzenlemeye göre;<br />
​<br />
- 10.07.2026 tarihinde, Bakırköy, İstanbul Anadolu, Küçükçekmece mahkemeleri yeni dosya, değişik iş ve talepler yönünden tevziye kapatılacak. Bu tarihten itibaren açılacak tüm yeni davalar İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilecek.</p>

<p>- 17.07.2026 tarihinde, İstanbul 1, 2, 3, 6, 7, 8 ve 9. Asliye Ticaret Mahkemeleri, "ihtisas mahkemesi" sıfatıyla gelecek işler hariç olmak üzere genel tevziye kapatılacak. Ayrıca İstanbul 23-30. Asliye Ticaret Mahkemeleri bu tarihte faaliyete geçecek.</p>

<p>- ​Derdest dosya devirleri ise mahkemelerin numaralarına ve iş yoğunluklarına göre (bazıları tek/çift dosya kriteriyle) devredilecek.</p>

<p><strong>UZMANLAŞTIRILMIŞ MAHKEME</strong></p>

<p>- ​Yapılan bir diğer önemli değişiklikte belirli dava türleri için uzmanlaştırılmış mahkemelerin faaliyete geçirilmesi olacak. Alanlarına göre görevli mahkemeler şu şekilde belirlendi;</p>

<p><strong>Finans Davaları:</strong></p>

<p>​Devredilen (eski) dosyalara İstanbul 10, 11, 12 ve 13. Asliye Ticaret Mahkemeleri bakmaya devam edecek.</p>

<p>​Yeni açılacak finans davaları İstanbul 6, 7, 8 ve 9. Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilecek.</p>

<p><strong>​Bankacılık ve İflas Davaları:</strong></p>

<p>​Devredilen dosyalar İstanbul 18, 19, 20, 21, 22 ve 23. Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmeye devam edecek.</p>

<p>​Yeni açılacak davalar İstanbul 1, 2 ve 3. Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilecek.</p>

<p><strong>​Sigortacılık (5684 Sayılı Kanundan kaynaklanan):</strong></p>

<p>​İstanbul 23, 24 ve 25. Asliye Ticaret Mahkemeleri genel tevziye ek olarak bu davalar için görevlendirildi.</p>

<p><strong>Fon Davaları:</strong></p>

<p>​Fon, fon bankaları ve faaliyet izni kaldırılan bankaların iflas/tasfiye idarelerince açılmış tüm davalar İstanbul 1 ve 2. Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülecek.</p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; İstanbul'da 8 Ağır Ceza Mahkemesi'nin faaliyeti durduruldu</span></a></strong></h3>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/image-2026-07-04-at-121431.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-1-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-5.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-6.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-7.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-8.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-ticaret-mahkemelerinde-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/asliye-ticaret-mahkemesi.jpeg" type="image/jpeg" length="86464"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yaglik-aycicegi-tohumu-ve-ham-aycicegi-yagi-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yaglik-aycicegi-tohumu-ve-ham-aycicegi-yagi-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ, 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>YAĞLIK AYÇİÇEĞİ TOHUMU VE HAM AYÇİÇEĞİ YAĞI İTHALATINDA TARİFE KONTENJANI UYGULANMASINA İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, 3/7/2026 tarihli ve 11499 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar uyarınca yağlık ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği tohumu yağı ithalatında uygulanacak tarife kontenjanının dağıtım yöntemi ile başvuru ve kullanım usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 3/7/2026 tarihli ve 11499 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar ve 14/4/2010 tarihli ve 2010/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Karara dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde yer alan;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) GTİP: Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunu,</p>

<p>c) İthal lisansı: Tarife kontenjanı uygulaması kapsamında ithalat yapılmasını sağlamak üzere Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) tarafından düzenlenen elektronik belgeyi,</p>

<p>ç) Karar: 3/7/2026 tarihli ve 11499 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Kararı,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı başvuruları ve dağıtımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Karar uyarınca açılan tarife kontenjanı, Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) tarafından 1/7/2026-30/11/2026 tarihleri (bu tarihler dahil) arasında yerli yağlık ayçiçeği tohumu alımı yapanlar öncelikli olmak üzere ham ve/veya rafine ayçiçeği yağı üreten sanayici firmalara dağıtılır.</p>

<p>(2) Tarife kontenjanı, 1 milyon 250 bin ton yağlık ayçiçeği tohumu esas alınarak yağlık ayçiçeği tohumu veya %40 randıman ile bunun karşılığı ham ayçiçeği tohumu yağı olarak dağıtılır. Tarife kontenjanı miktarı, tamamının yağlık ayçiçeği tohumu olarak dağıtılması durumunda 1 milyon 250 bin tonu, ham ayçiçeği tohumu yağı olarak dağıtılması durumunda ise 500 bin tonu geçemez.</p>

<p>(3) Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin başvurular, 1/12/2026-15/12/2026 tarihleri (bu tarihler dahil) arasında e-Devlet üzerinden veya Ticaret Bakanlığı internet sitesi (www.ticaret.gov.tr) “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek e-imza ile yapılır.</p>

<p>(4) Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin elektronik imza sahibi kişilerin firmalar adına başvuru yapmak üzere yetkilendirilmesi, 31/12/2025 tarihli ve 33124 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalat İşlemlerinde Elektronik Başvuru İçin Yetkilendirme Tebliği (İthalat: 2026/19) çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(5) Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin yapılan başvurularda, üçüncü fıkrada belirtilen “İthalat İşlemleri” sayfasında bulunan “Başvuru İşlemleri” ana başlığı altındaki “Başvuru Girişi” ekranında belge türü olarak “TPS-0954-İthal Lisansı (Tarım-Otonom)”, tebliğ/karar türü olarak ise bu Tebliğ seçilir. Başvuru formunun elektronik olarak doldurulup Ek-2’de yer alan bilgi ve belgelerin tam ve eksiksiz bir şekilde sisteme yüklenmesinden sonra yetkili kullanıcı tarafından elektronik imza atılması suretiyle başvuru tamamlanır.</p>

<p>(6) Tarife kontenjanları için Ticaret Bakanlığı e-imza uygulamaları altyapısında yaşanabilecek sıkıntılar nedeniyle elektronik başvuru yapılamaması halinde, Ek-1’de belirtilen belgeler ile 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çerçevesinde elektronik imzalı olarak kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi üzerinden veya fiziksel olarak yapılan başvurular kabul edilebilir.</p>

<p>(7) Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) yetkilidir. Gerekli görülmesi halinde, elektronik ortamda sunulan bilgi ve belgelerin asılları ile ilave veya açıklayıcı bilgi ve belge istenebilir.</p>

<p>(8) Ek-1’de yer alan bilgi ve belgeleri tam ve eksiksiz olarak içermeyen veya süresi içerisinde yapılmayan başvurular ile birinci fıkrada belirtilen nitelikte olmayan firmalar tarafından yapılan başvurular olumsuz sonuçlandırılır.</p>

<p>(9) Tarife kontenjanı, Bakanlıkça belirlenen dağıtım kriterleri çerçevesinde yağlık ayçiçeği tohumu veya karşılığı ham ayçiçeği tohumu yağı cinsinden dağıtılır.</p>

<p>(10) Talep edilen toplam tarife kontenjanı miktarının Kararda belirtilen tarife kontenjanı miktarından daha fazla olması durumunda dağıtım, Ek-1’de talep edilen bilgi ve belgeler dikkate alınarak ikinci fıkrada belirtilen miktar kadar gerçekleştirilir.</p>

<p>(11) Talep edilen toplam tarife kontenjanı miktarının Kararda belirtilen tarife kontenjanı miktarından düşük olması durumunda dağıtımı yapılan miktar, tüm başvurularda talep edilen toplam miktardan fazla olamaz. Dağıtımı yapılmayan tarife kontenjanından artan miktar ise yayımlanacak yeni bir Tebliğ ile tahsis edilebilir.</p>

<p>(12) Bakanlıkça yapılacak dağıtımda herhangi bir firmanın talep ettiği miktardan daha fazla tahsisat hakkı oluşması halinde, firmanın talep ettiği tarife kontenjanı miktarının tamamının tahsisatı yapılır ve tahsisat hakkının talep edilen miktarı aşan kısmı, her defasında talep edilen tarife kontenjanı miktarından daha fazla tahsisat hakkı oluşan firma(lar) hariç tutularak diğer firmalar arasında aynı kriterlerle yeniden dağıtılarak tahsis edilir.</p>

<p><strong>İthal lisansı düzenlenmesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde tarife kontenjanı tahsisatı yapılan firmalar adına Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) tarafından elektronik olarak düzenlenen ithal lisansı, başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirilir. Bildirimde elektronik ortamda (tek pencere sistemi) verilen 23 haneli belge numarası ile belge tarihi yer alır. Başvuru sahibine ayrıca yazılı bildirim yapılmaz. Başvuru formunda firmaya ait doğru ve geçerli bir e-posta adresinin bildirilmemesi halinde doğabilecek sorunlardan Bakanlık sorumlu tutulamaz.</p>

<p>(2) Yağlık ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği tohumu yağının her ikisi için de tarife kontenjanı talep edilmesi ve Bakanlıkça uygun görülmesi durumunda her iki eşya için ayrı ayrı olmak üzere ithal lisansı düzenlenebilir.</p>

<p><strong>İthal lisansı kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Bu Tebliğ kapsamında düzenlenen ithal lisansları, Kararda belirtilen tarife kontenjanı dönemi içerisinde geçerlidir.</p>

<p>(2) İthal lisansı, tarife kontenjanı kapsamında yapılacak ithalatta gümrük beyannamesinin tescili aşamasında ilgili gümrük idaresince aranır. Bu Tebliğ kapsamında ithal edilecek eşyaya ilişkin gümrük beyannamesinin, ithal lisansının geçerlilik süresi içerisinde tescil edilmiş olması şarttır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğ kapsamında yapılacak ithalatta sadece ithal lisansında kayıtlı miktar için indirimli gümrük vergisi uygulanır.</p>

<p>(4) İthal lisansı kapsamındaki ithalatın doğrudan ithal lisansı sahibi firma tarafından yapılması zorunludur. İthal lisansı üçüncü kişilere devredilemez.</p>

<p>(5) 5 inci madde kapsamında yapılan bildirimde yer alan belge numarası ve belge tarihi, yükümlü tarafından beyannamenin 44 nolu kutusunda “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında beyan edilir.</p>

<p><strong>İthal lisansının revizesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) İhtiyaç olması halinde ithal lisansının üzerindeki kayıtlı hususlara ilişkin olarak Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) değişiklik yapabilir, mevcut ithal lisansını iptal edebilir, yeni ithal lisansı düzenleyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) İthal lisansına ilişkin revize talepleri firmayı temsil ve ilzama yetkili temsilci veya temsilciler tarafından elektronik imzalı olarak Bakanlık kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi üzerinden yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Yaptırım </strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bu Tebliğ kapsamında yapılacak ithalat işlemlerine esas olan belgelerde tahrifat yapıldığının, sahte belge kullanıldığının, yanlış ya da yanıltıcı bilgi verildiğinin, ithal lisansının üçüncü kişilere devredildiğinin veya ithal işlemlerinde bu Tebliğ ile belirtilen diğer hususlara aykırı davranıldığının tespiti halinde, yapılan tarife kontenjanı tahsisatı iptal edilir.</p>

<p><strong>Diğer mevzuat hükümleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Bu Tebliğ, tarife kontenjanı kapsamında ithalatı gerçekleşecek eşyanın ithalatının tabi olduğu diğer mevzuat hükümlerinin uygulanmasını engellemez.</p>

<p><strong>Yetki</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bakanlık bu Tebliğ hükümlerine istinaden, genelgeler çıkarmaya, izin ve talimat vermeye, özel ve zorunlu durumları inceleyip sonuçlandırmaya ve uygulamada ortaya çıkacak ihtilafları idari yoldan çözümlemeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260704-20-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yaglik-aycicegi-tohumu-ve-ham-aycicegi-yagi-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig-3</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/ticaret-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="93175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/24-26)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202624-26</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202624-26" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/24) ve İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/26), 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/24)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 11/10/2025 tarihli ve 33044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/33) ile Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 9018.41 ve 9018.49 gümrük tarife pozisyonları ile 8479.89.97.90.19 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında sınıflandırılan “dişçilikte kullanılan diş freze/kazıyıcı makineleri” ithalatına yönelik olarak başlatılan ve Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen damping soruşturmasının tamamlanması neticesinde alınan kararın yürürlüğe konulmasıdır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonu,</p>

<p>b) Kurul: İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunu,</p>

<p>c) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>ç) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Karar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yürütülen soruşturma sonucunda, Çin Halk Cumhuriyeti menşeli soruşturma konusu ürün ithalatının dampingli olduğu ve yerli üretim dalında zarara neden olduğu tespit edilmiştir. Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülerek tamamlanan soruşturma sonucunda ulaşılan bilgi ve bulguları içeren Bilgilendirme Raporu Ek’te yer almaktadır.</p>

<p>(2) Bu çerçevede, soruşturma neticesinde ulaşılan tespitleri değerlendiren Kurulun kararı ve Ticaret Bakanının onayı ile aşağıdaki tabloda GTİP’i, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın Türkiye’ye ithalatında aşağıdaki tabloda gösterilen tutarda dampinge karşı kesin önlemin uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="22%">
   <p><strong>GTİP</strong></p>
   </td>
   <td width="19%">
   <p><strong>Eşya<br />
   Tanımı</strong></p>
   </td>
   <td width="16%">
   <p><strong>Menşe Ülke</strong></p>
   </td>
   <td width="41%">
   <p><strong>Dampinge Karşı Önlem<br />
   (ABD doları/adet)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="22%">
   <p>9018.49.90.00.22</p>
   </td>
   <td width="19%">
   <p>CNC</p>

   <p>Frezeler</p>
   </td>
   <td width="16%">
   <p>Çin Halk</p>

   <p>Cumhuriyeti</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" width="41%">
   <p>8.555</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Uygulama</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Gümrük idareleri, 4 üncü maddede GTİP’i, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın, diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, serbest dolaşıma giriş rejimi kapsamındaki ithalatında karşısında gösterilen tutarda dampinge karşı kesin önlemi tahsil eder.</p>

<p>(2) Bilgilendirme Raporunda soruşturma konusu ürün ve benzer ürün ile ilgili açıklamalar genel içerikli olup uygulamaya esas olan TGTC’de yer alan GTİP ve 4 üncü maddede yer alan tablodaki eşya tanımıdır.</p>

<p>(3) Önleme tabi ürünün yürürlükteki TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemler, yürürlük tarihinden itibaren 5 yıl sonra yürürlükten kalkar.</p>

<p>(5) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemlerin sona erme tarihinden önce bir nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldığı takdirde önlemler, soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260704-18-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p>

<p><strong>---</strong></p>

<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/26)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, yerli üretici Pensan Kalem ve Kağıt San. ve Tic. A.Ş. firması tarafından yapılan ve Adel Kalemcilik Ticaret ve Sanayi A.Ş., Baypen Kalemcilik San. Tic. Ltd. Şti. ile Silka Kırtasiye İmalat San. ve Tic. Ltd. Şti. firmaları tarafından desteklenen başvuruya istinaden Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında yer alan “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler”, 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında yer alan “diğerleri (yalnız plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler)” ile 9608.50.00.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında yer alan “plastik maddelerden olanlar (takımın içindeki 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu eşya veya 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler için)” ürünleri ithalatına yönelik yürürlükte bulunan dampinge karşı kesin önleme ilişkin olarak nihai gözden geçirme soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) ÇHC: Çin Halk Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>c) EBYS: Elektronik belge yönetim sistemini,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>e) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>f) NGGS: Nihai gözden geçirme soruşturmasını,</p>

<p>g) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>ğ) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu ürün</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Soruşturma konusu ürün, ÇHC menşeli 9608.10.10.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler”, 9608.10.99.00.00 GTİP’i altında yer alan “diğerleri (yalnız plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler)” ile 9608.50.00.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olanlar (takımın içindeki 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu eşya veya 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler için)”dır.</p>

<p>(2) Bahse konu GTİP’ler, yalnızca bilgi amaçlı verilmiş olup bağlayıcı mahiyette değildir.</p>

<p>(3) Soruşturma konusu ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya eşya tanımında yapılacak değişiklikler, bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvurunun temsil niteliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, Yönetmeliğin 18 inci maddesi çerçevesinde yerli üretim dalını temsil niteliğini haiz olduğu anlaşılan yerli üretici Pensan Kalem ve Kağıt San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılan başvurunun Yönetmeliğin 20 nci maddesi uyarınca yerli üretim dalı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu firma bu Tebliğin ilgili bölümlerinde “yerli üretim dalı” olarak anılacaktır.</p>

<p><strong>Mevcut önlem</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) 2/3/2004 tarihli ve 25322 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/4) kapsamında ÇHC menşeli 9608.10.10.10.00 GTİP’i altında kayıtlı “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler” ithalatına yönelik olarak 0,066 ABD doları/adet, 9608.40.00.10.00 GTİP’i altında kayıtlı “plastik maddelerden olan dolma kurşun kalemler” ithalatına yönelik 0,040 ABD doları/adet dampinge karşı kesin yürürlüğe konulmuştur.</p>

<p>(2) 2/8/2008 tarihli ve 26955 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 2004/4 Sayılı Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2008/28) ile 9608.50.00.10.00 GTİP’i altında kayıtlı “plastik maddelerden olanlar” ithalatına yönelik olarak takımın içindeki 9608.10.10.10.00 GTİP’li eşya için 0,066 ABD doları/adet ve takımın içindeki 9608.40.00.10.00 GTİP’li eşya için 0,040 ABD doları/adet dampinge karşı kesin önlemler, İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/4) ile yürürlüğe konulan önlemlere ilave edilmiştir.</p>

<p>(3) İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 2004/4 Sayılı Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2008/28) ile değişik İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/4) kapsamında konulan 9608.40.00.10.00 ve 9608.50.00.10.00 GTİP’leri altında ithal edilen ÇHC menşeli “plastik maddelerden olan dolma kurşun kalemler” ithalatına yönelik önlem ise 2/3/2009 tarihinde yürürlükten kalkmıştır.</p>

<p>(4) Diğer yandan, yerli üretim dalı tarafından söz konusu ürüne yönelik olarak bir NGGS açılması talebinde bulunulması üzerine, 12/11/2009 tarihli ve 27404 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2009/35) ile tamamlanan NGGS kapsamında önlemin aynen devamına karar verilmiştir.</p>

<p>(5) Söz konusu ürüne yönelik önlemin yürürlük süresi dolmadan yerli üretim dalı tarafından bir NGGS açılması talebinde bulunulması üzerine, 22/8/2015 tarihli ve 29453 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2015/39) ile tamamlanan NGGS ile anılan önlem aynı şekilde yürürlükte kalmaya devam etmiştir.</p>

<p>(6) 15/7/2021 tarihli ve 31542 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2021/37) ile tamamlanan son NGGS ile anılan önlem, 9608.10.10.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler”, 9608.10.99.00.00 GTİP’i altında yer alan “diğerleri (yalnız plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler)” ile 9608.50.00.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olanlar (takımın içindeki 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu eşya veya 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler için)” ithalatının ÇHC menşeli olanlarına karşı 0,066 ABD doları/adet olarak devam ettirilmiştir.</p>

<p><strong>Gerekçe</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünce 6/2/2026 tarihli ve 33160 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2026/4) vasıtasıyla mevcut önlemin yürürlükten kalkacağı ve ilgili ürünün yerli üretici veya üreticilerinin mevzuatta öngörülen sürelerde yeterli delillerle desteklenmiş bir başvuru ile NGGS açılması talebinde bulunabilecekleri duyurulmuştur.</p>

<p>(2) Mezkûr ilanı müteakip yerli üretim dalı tarafından iletilen başvurunun incelenmesi neticesinde, uygulanan dampinge karşı önlemin yürürlükten kalkması halinde dampingin ve zararın devam etmesi veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğuna ilişkin olarak bir NGGS açılmasını haklı kılacak bilgi, belge ve delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Yapılan inceleme sonucunda, bir NGGS açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu Kararı ile ÇHC menşeli 9608.10.10.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler”, 9608.10.99.00.00 GTİP’i altında yer alan “diğerleri (yalnız plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler)” ile 9608.50.00.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olanlar (takımın içindeki 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu eşya veya 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler için)” ithalatına yönelik olarak Yönetmeliğin 35 inci maddesi çerçevesinde bir NGGS açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Piyasa ekonomisi değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) ÇHC’de yerleşik soruşturmaya tabi üretici veya üreticilerin soruşturma konusu ürünün üretiminde ve satışında Yönetmeliğin ek 1 inci maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde piyasa ekonomisi koşullarının geçerli olduğunu 12 nci maddede belirtilen süreler içinde yeterli deliller ile ispat etmesi durumunda bu üretici veya üreticiler için normal değerin tespitinde Yönetmeliğin 5 inci maddesi, aksi takdirde Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümleri uygulanır. Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümlerinin tatbiki halinde adı geçen ülke için piyasa ekonomisi uygulayan emsal ülke olarak Türkiye’nin seçilmesi öngörülür.</p>

<p><strong>İlgili taraflara soruşturma açılışının bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetmeliğin 23 üncü maddesi uyarınca, soruşturma konusu malın ihracatçısı, yabancı üreticisi, ithalatçısı, üye çoğunluğu bunlardan oluşan meslek kuruluşları, ihracatçı ülke hükümeti, benzer malın Türkiye’deki üreticisi, üye çoğunluğu benzer malın Türkiye’deki üreticilerinden oluşan meslek kuruluşları ilgili taraflar olarak kabul edilir. Ancak, 12 nci maddede belirtilen süreler içinde soru formlarını cevaplamak veya görüşlerini sunmak suretiyle kendilerini yetkili mercie bildirenler soruşturmada ilgili taraf olarak dikkate alınır.</p>

<p>(2) Soruşturma açılmasını müteakip, soruşturma konusu ülkede yerleşik bilinen üretici/ihracatçılara, soruşturma konusu ülkenin Ankara’daki Büyükelçiliği ile başvuruda belirtilen ve Bakanlıkça tespit edilen soruşturma konusu ürünün bilinen ithalatçılarına soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur.</p>

<p>(3) Bildirimde, soruşturma açılış Tebliği, başvurunun gizli olmayan özeti ve soru formlarına erişim hususunda bilgiye yer verilir.</p>

<p>(4) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın “https://www.ticaret.gov.tr/ithalat” uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek soruşturmaya dair ilgili başlıktan erişebilir.</p>

<p><strong>Yetkili merci, ilgili tarafların görüş ve cevaplarını sunmaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Soruşturma, aşağıda iletişim bilgileri yer alan Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>T. C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Damping ve Sübvansiyon Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 75 00</p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p>

<p>KEP adresi: <u>ticaretbakanligi@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini yazılı olarak, soru formu cevaplarına ve resmî görüşlerine ilişkin ekleri ise yalnızca elektronik ortamda (CD/USB ile) Bakanlığın posta adresine gönderir. Soru formu cevapları, resmî görüşler ve bunların ekleri ayrıca aşağıda yer alan e-posta adresine gönderilir.</p>

<p>EBYS e-posta adresi: <u>ithebys@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekaletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekmektedir. Düzenlenecek vekaletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekmektedir.</p>

<p>(5) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) İlgili taraflarca soru formuna verilen cevaplar, soruşturmayla ilgili sunulan diğer bilgi, belge, görüş ve destekleyici deliller aksi belirtilmedikçe yazılı olarak sunulur. Yazılı sunumlarda ilgili tarafların isim ve unvanı, adres bilgileri, elektronik posta adresi, telefon numaraları belirtilir. “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler” tarafından yazılı sunumlarda kendilerine ait KEP adresleri de belirtilir.</p>

<p>(7) İlgili taraflar, soru formunda istenilen bilgiler haricinde soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerini, destekleyici deliller ile birlikte Genel Müdürlüğe yazılı olarak 12 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde sunabilir.</p>

<p>(8) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bildirimin gönderildiği bütün ilgili taraflar için soru formunu cevaplama süresi, soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür.</p>

<p>(2) 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasında yer alan bildirimin gönderilemediği ilgili taraflar soru formuna ilişkin cevaplarını ve soruşturma ile ilgili görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren başlayacak 37 günlük süre içerisinde sunar.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden ve 10 uncu maddenin birinci fıkrası dışında kalan diğer yerli ve yabancı taraflar görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde sunabilir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesi hükmü çerçevesinde, ilgili taraflardan birinin verilen süreler dâhilinde ve istenilen biçimde gerekli bilgi ve belgeleri sağlamaması ya da bu bilgi ve belgelere erişimi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması veya yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermesi hallerinde söz konusu taraf iş birliğine gelmemiş sayılır. Bu gibi hallerde soruşturma kapsamındaki geçici veya nihai belirlemeler, olumlu ya da olumsuz şekilde, mevcut verilere göre yapılabilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların iş birliğine gelmemesi veya kısmen iş birliğine gelmesi halinde bahse konu taraf için soruşturmanın sonucu iş birliğine gelinmesine nazaran daha az avantajlı olabilir.</p>

<p><strong>Meri önlemin uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca, meri önlem soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Soruşturmanın başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202624-26</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="45144"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrük Genel Tebliği (Tır İşlemleri) (Seri No: 1)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruk-genel-tebligi-tir-islemleri-seri-no-1nde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruk-genel-tebligi-tir-islemleri-seri-no-1nde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümrük Genel Tebliği (Tır İşlemleri) (Seri No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tır İşlemleri) (Seri No: 9), 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>GÜMRÜK GENEL TEBLİĞİ (TIR İŞLEMLERİ) (SERİ NO: 1)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TIR İŞLEMLERİ)</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 9)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 31/12/2010 tarihli ve 27802 beşinci mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Genel Tebliği (TIR İşlemleri) (Seri No: 1)’nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (u) bendinde yer alan “iki” ibaresi “üç” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasına “bu taşıtlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “diğer risk unsurları da dikkate alınarak gerekli görülmesi halinde” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğin 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “iki” ibaresi “üç” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Tebliğin 20 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Bir TIR taşımasında hareket ve varış gümrük idarelerinin toplam sayısı sekizi geçemez. Gümrük idareleri, hareket (veya varış) gümrük idarelerinin azami sayısını, üçten az olmamak üzere, yediden az olarak sınırlandırabilir. TIR karnesi, ancak hareket gümrük idaresinin/idarelerinin bu karneyi kabul etmesi halinde varış gümrük idaresine/idarelerine sunulabilir.”</p>

<p>“(3) Sekizden fazla hareket ve varış gümrük idaresinde işlem yapmak için aşağıdaki iki yöntemden birisi kullanılabilir:</p>

<p>a) Art arda iki ayrı TIR karnesinin kullanılması: Bir TIR karnesi, toplamda en çok sekiz hareket ve varış gümrük idaresinde işlem görebileceğinden, sekizinci gümrük idaresinde karnenin sonlandırılmasını müteakip geri kalan taşıma işleminde kullanılmak üzere yeni bir TIR karnesi açılabilir. Bu durumda, her iki TIR karnesine de durumu belirten bir kaydın düşülmesinin yanı sıra, birinci karnenin bütün yapraklarındaki 2 no.lu kutunun altında yer alan “resmi kullanım için” başlıklı bölüme yeni karnenin numarası, TIR/Transit Takip Programının Volet-1 ekranındaki “referans karne no” alanına ise birinci karnenin numarası yazılır. Birinci TIR karnesinde kayıtlı eşyadan son varış gümrük idaresine ait olanlar boşaltıldıktan sonra kalan eşya, ikinci TIR karnesine kaydedilir. Bu durumda, birinci TIR karnesinin son varış gümrük idaresi, ikinci TIR karnesinin hareket gümrük idaresi hükmündedir ve ikinci TIR karnesi, en fazla yedi varış gümrük idaresinde işlem görebilir.</p>

<p>Böylece, TIR karnesi, toplamda on beş hareket ve varış gümrük idaresinde işlem görür. Ancak, TIR Sözleşmesinin 2 nci maddesi gereğince, her iki TIR taşımasının da en az bir sınır geçilerek yapılması gerekir.</p>

<p>b) Aynı anda birden fazla TIR taşıması: Bir taşıt dizisi veya birden fazla konteyner ile TIR taşıması yapılması durumunda, TIR Sözleşmesinin 17 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, her bir taşıt veya konteyner için ayrı bir TIR karnesi düzenlenebilir. Hareket gümrük idaresi/idareleri tarafından, her bir TIR karnesinin bütün yapraklarındaki 2 no.lu kutunun altındaki “resmi kullanım için” başlıklı bölüme ve TIR/Transit Takip Programının Volet-1 ekranındaki “referans karne no” alanına diğer TIR karnelerinin numarası yazılır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Tebliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (u) bendinde, 15 inci maddesinin birinci fıkrasında, 45 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlükleri” ibareleri “Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlükleri” şeklinde, 18 inci maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde yer alan “Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüklerine” ibaresi “Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüklerine” şeklinde; 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (r) bendinde, 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında, 65 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı” ibareleri “Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı” şeklinde, 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (hh) bendinde yer alan “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca” ibaresi “Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca” şeklinde, 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından” ibareleri “Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Tebliğin EK-3, EK-4 ve EK-10’u ekteki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260704-17-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruk-genel-tebligi-tir-islemleri-seri-no-1nde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="89593"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 333-334) ve (Seri No: 326)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gelir-vergisi-genel-tebligi-seri-no-333-334-ve-seri-no-326nde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gelir-vergisi-genel-tebligi-seri-no-333-334-ve-seri-no-326nde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 333), Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 334) ve Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 326)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 335) , 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 333)</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Amaç ve Kapsam</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 21/5/2026 tarihli ve 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesi ile 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa eklenen mükerrer 20/D maddesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası</p>

<p><strong>Yasal düzenleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) 7582 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi ile 193 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası:</p>

<p>Mükerrer Madde 20/D-Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları yirmi yıl boyunca gelir vergisinden müstesnadır.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamındaki gerçek kişilerin bu madde kapsamına girmeden önce, Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamındaki kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmez.</p>

<p>İstisna kapsamındaki kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmaz.</p>

<p>Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı memleketlerde ödenen vergiler Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemez.</p>

<p>İstisnaya ilişkin şartların taşınmadığının sonradan tespit edilmesi halinde tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ziyaa uğramış sayılır.</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>İstisnadan faydalanabilecekler, faydalanma şartları ve istisna uygulamasında özellik arz eden durumlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişiler istisnadan yararlanabilecektir.</p>

<p>(2) İstisnadan yararlanabilmek için birinci fıkrada belirtilen kişilerin başvuru tarihi itibarıyla Türkiye’de yerleşmiş sayılmaları şarttır.</p>

<p>(3) İstisnadan 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişiler faydalanabilecektir.</p>

<p>(4) Bu kapsamda, istisnadan faydalanmak isteyen mükelleflerin yerleşmiş sayıldığı takvim yılının sonuna kadar, takvim yılının son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise takip eden takvim yılının ikinci ayının sonuna kadar tarha yetkili vergi dairesine başvurarak istisna kapsamındaki kazanç ve iratlarına ilişkin olarak (EK-1)’de yer alan “Yurt Dışından Elde Edilen Kazanç ve İratlar İçin İstisna Belgesi”ni (İstisna Belgesi) almaları gerekmektedir. Vergi dairelerince, başvuruda bulunan mükelleflerin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahlarının ve vergi mükellefiyetlerinin bulunup bulunmadığı ile Türkiye’de yerleşmiş sayılıp sayılmadığı kontrol edilecek, şartların sağlandığının tespitini müteakip başvuru sahiplerine istisna belgesi verilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 1: </strong>12/7/2026 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (A), 1/12/2026 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>İlgili vergi dairesince yapılan kontrolde mükellef (A)’nın 2023, 2024, 2025 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin ve ikametgahının bulunmadığı anlaşılmış olup, adı geçen mükellefe başvurusuna istinaden istisna belgesi verilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 2: </strong>2/3/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (B), 1/5/2030 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>İlgili vergi dairesince yapılan kontrolde mükellef (B)’nin 2025, 2026, 2027 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin bulunmadığı ve yerleşmiş sayılmadığı anlaşılmıştır. Ancak mükellefin Türkiye’de yerleşmiş sayıldığı takvim yılı olan 2028 yılının sonuna kadar başvuruda bulunmamış olması nedeniyle istisna belgesi verilemeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 3: </strong>12/5/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (C), 30/10/2028 tarihinde Türkiye’de konfeksiyon ürünlerinin perakende satışı faaliyetine başlamıştır. Mükellef (C), 15/11/2028 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>Söz konusu mükellefin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılı olan 2025, 2026, 2027 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin ve ikametgahının bulunmadığının anlaşılması halinde, adı geçen mükellefe başvurusuna istinaden istisna belgesi verilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 4: </strong>2022 takvim yılında Türkiye’de ikametgahı bulunan ancak 10/11/2024 tarihinde Türkiye’den ayrıldıktan sonra 2027 takvim yılında yeniden Türkiye’ye ikametgahını taşıyan mükellef (D), 9/11/2027 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>Söz konusu mükellef 2024 takvim yılında Türkiye’de yerleşik olduğundan adı geçen mükellefe istisna belgesi verilemeyecektir.</p>

<p>(5) İstisnadan faydalanan gerçek kişilerin istisna kapsamına girmeden önce, Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 5: </strong>12/5/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (E) 7/5/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de kira geliri elde etmekte ve beyanname vermektedir. Mükellef (E)’nin 2028 takvim yılı sonuna kadar istisna belgesi almak için başvuruda bulunması ve gerekli şartları sağlaması halinde gayrimenkul sermaye iradı yönünden mükellefiyeti bulunması, istisna belgesi verilmesine engel teşkil etmeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 6: </strong>23/7/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (F) 2026 takvim yılında Türkiye’de tek işverenden tevkifata tabi ücret geliri elde etmiştir. Mükellef (F)’nin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki üç takvim yılı içinde ücret geliri elde etmiş olması nedeniyle istisna belgesi verilemeyecek, istisnadan yararlanması mümkün bulunmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 7: </strong>15/9/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (G)’nin 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de ticari kazancı nedeniyle mükellefiyeti bulunmaktadır. Mükellef (G), 20/12/2028 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>Söz konusu mükellefin 2026 takvim yılında Türkiye’de mükellefiyeti bulunması nedeniyle adı geçen mükellefe istisna belgesi verilemeyecektir.</p>

<p>(6) İstisna şartlarını haiz mükellefler tarafından, istisna kapsamındaki kazanç ve iratları için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek, diğer gelirleri nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu kazançlar beyannameye dahil edilmeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 8: </strong>İstisnadan faydalanan mükellef (H) Türkiye’de gayrimenkul sermaye iradı ve menkul sermaye iradı elde etmiş, aynı zamanda yurt dışındaki gayrimenkullerinden de kira geliri elde etmiştir.</p>

<p>Anılan mükellefin yurt dışındaki gayrimenkullerinden elde ettiği kira geliri, istisna kapsamında olduğundan, Türkiye’deki gelirleri nedeniyle verilecek yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyecektir.</p>

<p>(7) Yalnızca yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar mezkur madde kapsamında istisna edilmekte olup, Türkiye’de elde edilen kazanç ve iratlar istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir. İstisnadan faydalanan mükelleflerin Türkiye’de elde ettiği kazanç ve iratları için vergisel yükümlülükleri devam edecektir.</p>

<p><strong>Örnek 9: </strong>İstisnadan faydalanmakta olan mükellef (I), Türkiye’de bulunan gayrimenkulünden kira geliri elde etmiştir.</p>

<p>Mükellef (I)’nın Türkiye’deki gayrimenkulünü kiraya vermesi nedeniyle elde ettiği geliri istisna kapsamında olmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 10: </strong>İstisnadan faydalanmakta olan mükellef (J), Türkiye’de mühendis olarak faaliyette bulunmakta olup yurt dışında mukim müşterilerine Türkiye’deki yatırımları için danışmanlık hizmeti vermektedir.</p>

<p>Türkiye’de verilen bu hizmet nedeniyle elde edilen serbest meslek kazancı istisna kapsamında olmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 11: </strong>İstisnadan faydalanmakta olan mükellef (K), 2026 yılında İstanbul’da sahibi olduğu gayrimenkulünden yıllık 600.000 TL gayrimenkul sermaye iradı ve 500.000 TL tam mükellef bir kurumdan kar payı elde etmektedir. Mükellef (K) aynı zamanda İspanya mukimi bir kurumdan da kar payı elde etmekte, ayrıca Monaco’da sahibi olduğu gayrimenkulünden de kira geliri elde etmektedir.</p>

<p>Mükellefin Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı ve kar payı bu istisna kapsamında değerlendirilmeyecek olup, yurt dışından elde ettiği kar payı ile kira geliri istisna kapsamında olacaktır. İstisna kapsamında yurt dışından elde ettiği kar payı ve kira geliri için yıllık beyanname verilmeyecek, Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı ve kar payı için verilecek beyannamede de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.</p>

<p>(8) İstisna kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>(9) Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı memleketlerde ödenen vergiler Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemeyecektir.</p>

<p>(10) İstisnadan sadece gerçek kişiler yararlanabilecek olup kurumlar vergisi mükellefleri bu istisnadan yararlanamayacaktır.</p>

<p><strong>Vergi Daireleri tarafından yapılacak işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Başvuruda bulunan mükelleflerin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahlarının ve vergi mükellefiyetlerinin bulunup bulunmadığı ile Türkiye’de yerleşmiş sayılıp sayılmadığı kontrol edilecek, ikametgahlarının ve vergi mükellefiyetlerinin bulunmadığının, Türkiye’de yerleşmiş sayıldığının ve süresinde başvuru yapıldığının tespitini müteakip başvuru sahiplerine istisna belgesi verilecektir.</p>

<p><strong>İstisna şartlarını sağlamadığı tespit edilenler</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) İstisnaya ilişkin şartları taşımamasına rağmen istisnadan faydalandığı tespit edilen mükelleflerin söz konusu kazançlarına ilişkin olarak eksik tahakkuk etmiş olan vergi, tarha yetkili vergi dairesi tarafından vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur.</p>

<p><strong>Örnek 12:</strong> 12/5/2026 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (L), 1/12/2026 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>İlgili vergi dairesince yapılan kontrolde mükellef (L)’nin 2023, 2024, 2025 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin ve ikametgahının bulunmadığı anlaşılmış olup, adı geçen mükellefe başvurusuna istinaden 1/12/2026 tarihinde istisna belgesi verilmiştir.</p>

<p>2027 yılında yapılan vergi incelemesinde mükellefin kayıt dışı ticari faaliyette bulunduğu ve ticari kazanç elde ettiği tespit edilmiş, ilgili vergi dairesince 2025 ve 2026 takvim yılları için ticari kazancı nedeniyle resen mükellefiyet tesis edilmiştir.</p>

<p>Mükellef adına 2025 ve 2026 takvim yılları için mükellefiyet tesis edilmesi gerektiği ve mükellefin istisna şartlarını sağlamadığı tespit edildiğinden 12/5/2026 tarihi itibarıyla istisna belgesi iptal edilecek ve ilgili yıllar için beyan edilmeyen yurt dışı kazançları nedeniyle eksik tahakkuk etmiş olan vergi, tarha yetkili vergi dairesi tarafından vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil edilecektir.</p>

<p><strong>Diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinde yer alan ve genel kuralı belirleyen hükme göre, Türkiye’de yerleşmiş olanların Türkiye içinde ve dışında elde ettiği kazançların tamamı vergilendirilmektedir. Dolayısıyla Türkiye’de yerleşmiş sayılmayanlar ile bu Tebliğ kapsamında istisna belgesi aldığı halde sonradan Türkiye mukimi olmaktan çıkanların durumu bu genel hükme istinaden değerlendirilecek olup, bu kişilerin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden Türkiye’de vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 13: </strong>İkametgahı Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişi (M), Türkiye’de kurulu bankalarda bulunan banka hesabına yurt dışından 100.000 ABD Doları para transferi gerçekleştirmiş, aynı zamanda Fransa’da sahibi olduğu gayrimenkulünden elde ettiği 50.000 Avro kira gelirini de bu hesaba göndermiştir.</p>

<p>Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişilerin sadece Türkiye’de elde ettiği kazanç ve iratlar Türkiye’de vergilendirileceğinden, Birleşik Arap Emirlikleri’nde ikametgahı bulunan ve Türkiye’de yerleşmiş sayılmayan (M)’nin, Türkiye’de bulunan banka hesabına para transferi işlemi ve Türkiye dışında elde ettiği gelirlerin Türkiye’de vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p>

<p>---</p>

<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 334)</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Amaç ve Kapsam</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı; 21/5/2026 tarihli ve 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5 inci maddesiyle 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenen (20) numaralı bendin uygulamasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Nitelikli Hizmet Merkezlerinde İstihdam Edilen</p>

<p>Nitelikli Hizmet Personelinin Ücretlerinde İstisna</p>

<p><strong>Yasal düzenleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) 7582 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle 193 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (20) numaralı bent eklenmiştir.</p>

<p>“20. 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun ek 1 inci maddesinde tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı (9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri açısından brüt asgari ücretin beş katı olarak uygulanır.). Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan üç ve beş katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkilidir.”</p>

<p><strong>İstisnanın kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) 193 sayılı Kanunun 61 inci maddesinde ücret, işverene tabi belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olarak tanımlanmıştır. Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı, tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması ücretin mahiyetini değiştirmemektedir.</p>

<p>Dolayısıyla nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet erbabına ödenen aylık ücret, mesai, prim, ikramiye, gider karşılığı ve sair adlarla yapılan tüm ödemeler ve sağlanan menfaatler de ücret kapsamında değerlendirilmektedir.</p>

<p>(2) 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun ek 1 inci maddesinde tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisnadır.</p>

<p>(3) 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin beş katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisnadır.</p>

<p>(4) Cumhurbaşkanı, istisna uygulanacak ücrete ilişkin olarak 193 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (20) numaralı bendinde yer alan üç ve beş katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkili kılınmıştır.</p>

<p><strong>İstisnadan yararlanma şartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) 193 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (20) numaralı bendinde yer alan istisnadan yararlanılabilmesi için çalışanların, 4875 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinde tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personeli olması gerekmektedir.</p>

<p>(2) Çalışanların aldıkları ücretlerin brüt asgari ücretin üç katına kadar olan kısmı istisnaya konu edilebilecektir. Ücretlerin, brüt asgari ücretin üç katını aşan kısmı ise genel hükümlere göre vergilendirilecektir.</p>

<p>(3) 4737 sayılı Kanun kapsamında kurulan ve Cumhurbaşkanınca uygun bulunan endüstri bölgeleri ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin, brüt asgari ücretin beş katına kadar olan kısmı istisnaya konu edilebilecektir. Söz konusu personelin ücretlerinin asgari ücretin beş katını aşan kısmı ise genel hükümlere göre vergilendirilecektir.</p>

<p><strong>İstisnanın uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan nitelikli hizmet personelinin ücretlerinde istisna uygulaması brüt asgari ücretin üç katı ile sınırlı olacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 1:</strong> 4875 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş (A) Nitelikli Hizmet Merkezinde 2026 yılının Kasım ayında işe başlamış olan nitelikli hizmet personeli Bay (B)’ye aylık brüt 90.000 TL ücret ödenmiştir.</p>

<p>(A) Nitelikli Hizmet Merkezinde Bay (B)’ye yapılan ücret ödemesi, brüt asgari ücretin 3 katı olan (33.030x3=) 99.090 TL’den düşük olduğundan, söz konusu ücretin tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 2: </strong>4875 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş (D) Nitelikli Hizmet Merkezinde 2026 yılının Temmuz ayında işe başlamış olan nitelikli hizmet personeli Bay (E)’ye aylık brüt 200.000 TL ücret ödenmiştir.</p>

<p>Nitelikli hizmet personeli olan Bay (E)’ye ödenen ücret, brüt asgari ücretin üç katı olan (33.030x3=) 99.090 TL’den yüksek olduğundan, bu tutarı aşan kısım üzerinden genel hükümler çerçevesinde vergilendirilecektir.</p>

<p>Bay (E)’nin Temmuz ayında elde ettiği 200.000 TL ücret gelirinin brüt asgari ücretin üç katını aşan kısmı üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, asgari ücrete isabet eden gelir vergisinin mahsubu yapıldıktan sonra kalan tutar işveren tarafından izleyen ayda muhtasar ve prim hizmet beyannamesiyle ilgili vergi dairesine beyan edilecek ve ödenecektir.</p>

<p>(2) 4737 sayılı Kanun kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin, brüt asgari ücretin beş katına kadar olan kısmı istisnaya konu edilebilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 3: </strong>Katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren (F) Nitelikli Hizmet Merkezinde istihdam edilen nitelikli hizmet personeli Bay (G)’ye Ağustos 2026’da brüt 150.000 TL ücret ödenmiştir.</p>

<p>İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren (F) Nitelikli Hizmet Merkezinde istihdam edilen nitelikli hizmet personeli Bay (G)’ye yapılan ücret ödemesi brüt asgari ücretin 5 katı olan (33.030x5=) 165.150 TL’den düşük olduğundan, söz konusu ücretin tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p>(3) Nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin, Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (20) numaralı bendi kapsamında gelir vergisinden istisna edilen kısmına damga vergisi istisnası da uygulanacak olup bu ücretlerin istisna haddini aşan kısmı ise genel hükümler çerçevesinde gerek gelir gerekse damga vergisine tabi tutulacaktır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p>

<p>---</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</p>

<p>GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ (SERİ NO: 326)’NDE</p>

<p>DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</p>

<p>(SERİ NO: 335)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 27/9/2024 tarihli ve 32675 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 326)’nin 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 2- (1) 7524 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle 193 sayılı Kanunun mülga 17 nci maddesi başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmiş olup maddenin 21/5/2026 tarihli ve 7582 sayılı Kanunla değişik hali aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>“Hizmet erbabına pay senedi verilmek suretiyle sağlanan menfaatlerde ücret istisnası:</p>

<p>Madde 17- Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen kriterlere göre teknogirişim şirketi niteliğini haiz işverenlerce hizmet erbabına bedelsiz veya indirimli olarak verilen ve ücret niteliğinde kabul edilen pay senetlerinin, verildiği tarihteki rayiç değerinin o yıldaki bir yıllık brüt ücret tutarının iki katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisnadır.</p>

<p>Şu kadar ki, hizmet erbabı tarafından bu şekilde iktisap edilen pay senetlerinin; iktisap tarihinden itibaren iki tam yıl içerisinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin tamamı, üç ila dört yıl içerisinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin %75'i, beş ila altı yıl içerisinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin %25'i, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir.</p>

<p>Bu şekilde istisna nedeniyle zamanında alınmayan vergilere ilişkin zamanaşımı süresi, hizmet erbabına bedelsiz veya indirimli olarak verilen pay senetlerinin hizmet erbabı tarafından elden çıkarıldığı tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren başlar.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.”</p>

<p>(2) Söz konusu hüküm 2/8/2024 tarihinde, bu hükümde 7582 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler ise 4/6/2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Tebliğin 3 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “tutarını” ibaresi “tutarının iki katını” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin altıncı fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“İstisna uygulanacak tutar ise bu ücretin iki katını aşamayacaktır.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Tebliğin 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tutarını” ibaresi “tutarının iki katını” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “Üç” ibaresi “İki” şeklinde, “Dört ila altı” ibaresi “Üç ila dört” şeklinde ve “Yedi ila on iki” ibaresi “Beş ila altı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Tebliğin 5 inci maddesinin birinci, ikinci, beşinci, yedinci ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Pay senedi verilmek suretiyle sağlanan menfaatlerde istisna tutarının hesabında, pay senedi verilen hizmet erbabının o yıldaki brüt ücret tutarının iki katı esas alınacaktır. Ancak, pay senedinin verildiği tarihte hizmet erbabının bir yıllık brüt ücret tutarının tam olarak tespit edilememesi halinde, pay senetlerinin verildiği tarihteki bir aylık brüt ücret tutarının 12 ile çarpılması sonucu bulunan tutar kendisine pay senedi verilen hizmet erbabının bir yıllık brüt ücreti olarak dikkate alınabilecektir. Söz konusu istisna, bu şekilde hesaplanan brüt ücretin iki katını aşmayan tutarla sınırlı olacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 1:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (A) A.Ş. ile hizmet erbabı (B) arasında yapılan sözleşme uyarınca 30/9/2026 tarihinde hizmet erbabı (B)’ye rayiç değeri 5.000.000 TL olan pay senetleri bedelsiz olarak verilmiştir. Hizmet erbabı (B)’nin 2026 yılına ilişkin bir yıllık brüt ücreti 2.600.000 TL olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>Buna göre, bedelsiz olarak verilen pay senetlerinin verildiği tarihteki rayiç bedelinin hizmet erbabı (B)’nin bir yıllık brüt ücret tutarının iki katı olan (2.600.000x2=) 5.200.000 TL’nin altında kalması nedeniyle bu şekilde sağlanan menfaatin tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 2:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (C) A.Ş. ile hizmet erbabı (D) arasında yapılan sözleşme uyarınca 10/6/2026 tarihinde hizmet erbabı (D)’ye rayiç değeri 2.500.000 TL olan pay senetleri bedelsiz olarak verilmiştir. Hizmet erbabı (D)’nin 2026 yılına ilişkin bir yıllık brüt ücreti 1.200.000 TL olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>Buna göre, bedelsiz olarak verilen pay senetlerinin verildiği tarihteki rayiç bedelinin hizmet erbabı (D)’nin bir yıllık brüt ücret tutarının iki katını aşması nedeniyle, bu şekilde sağlanan menfaatin (1.200.000x2=) 2.400.000 TL’lik kısmı gelir vergisinden istisna edilecektir. Bu tutarı aşan (2.500.000-2.400.000=) 100.000 TL’lik kısım ise brüte iblağ edilmek suretiyle gelir vergisine tabi tutulacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 3:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (E) A.Ş. ile hizmet erbabı (F) arasında yapılan sözleşmede, hizmet erbabı (F)’ye, şirketin %1’lik hissesini temsil eden pay senetlerinin rayiç değerinin %50’si oranında indirimli olarak satın alma hakkı tanınması kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Bu sözleşme kapsamında, 29/9/2026 tarihinde hizmet erbabı (F)’ye rayiç değeri 5.000.000 TL olan pay senetleri 2.500.000 TL bedelle indirimli olarak verilmiştir. Hizmet erbabı (F)’nin 2026 yılına ilişkin bir yıllık brüt ücreti 1.500.000 TL olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>Buna göre, hizmet erbabı (F)’ye indirimli pay senedi verilmek suretiyle sağlanan 2.500.000 TL’lik menfaatin, bir yıllık brüt ücret tutarının iki katını aşmaması nedeniyle, tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p>(2) Pay senedinin verildiği tarihte hizmet erbabının ilgili yıldaki brüt ücretinin tam olarak tespit edilememesi nedeniyle pay senedinin verildiği aydaki brüt ücret tutarının 12 ile çarpılması sonucu bulunan tutarın iki katı, yıl sonunda hizmet erbabının gerçekleşen yıllık brüt ücret tutarının iki katı ile karşılaştırılacaktır. Yıllık gerçekleşen brüt ücret tutarının iki katı, istisna kapsamında dikkate alınan yıllık brüt ücret tutarının iki katından fazla veya eksik olması halinde gerekli düzeltme işlemi yapılacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 4:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (G) A.Ş. ile hizmet erbabı (H) arasında yapılan sözleşmede, belirli bir süre işveren ile çalışılması ve belirlenen performans kriterlerinin sağlanması, ayrıca verilen pay senetlerinin altı yıldan önce elden çıkarılmaması kaydıyla şirket hisselerinden belirlenen miktarda pay senedi verilmesi kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Bu sözleşme kapsamında, 26/2/2027 tarihinde hizmet erbabı (H)’ye rayiç değeri 3.200.000 TL olan pay senetleri bedelsiz olarak verilmiştir. Hizmet erbabı (H)’nin 2027 yılına ilişkin yıllık brüt ücreti bu tarihte tam olarak tespit edilemediğinden Şubat ayındaki brüt ücret tutarı 120.000 TL, 12 ile çarpılmak suretiyle yıllık brüt ücret tutarı (120.000x12=) 1.440.000 TL olarak, istisna uygulanabilecek tutar ise (1.440.000 x2=) 2.880.000 TL olarak belirlenmiştir.</p>

<p>Buna göre, hizmet erbabı (H)’ye sağlanan menfaatin 2.880.000 TL’lik kısmı gelir vergisinden istisna edilecek, bu tutarı aşan (3.200.000 - 2.880.000=) 320.000 TL’lik kısım ise brüte iblağ edilmek suretiyle gelir vergisine tabi tutulacaktır.</p>

<p>2027 yılı sonu itibarıyla hizmet erbabı (H)’nin gerçekleşen yıllık brüt ücretinin 1.800.000 TL, istisna uygulanabilecek tutarın ise 3.600.000 TL olduğu tespit edilmiş ve bedelsiz pay senedi verilmek suretiyle sağlanan 3.200.000 TL tutarındaki menfaatin tamamının istisna edilebileceği anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu durumda, işveren tarafından Şubat 2027 dönemine ilişkin muhtasar ve prim hizmet beyannamesi düzeltilmek suretiyle yıllık brüt ücret tutarının ücret olarak vergilendirilen 320.000 TL’lik kısmı da istisnaya konu edilebilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 5:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (I) A.Ş. hizmet erbabı (İ)’ye 11/3/2027 tarihi itibarıyla 4.000.000 TL’lik pay senedini bedelsiz olarak vermiştir. 2027 yılına ilişkin brüt ücreti bu tarihte tam olarak tespit edilemeyen hizmet erbabı (İ)’ye Mart 2027 döneminde aylık (maaş), fazla mesai ve prim olmak üzere 210.000 TL ücret ödenmiştir. Buna göre istisnaya konu edilebilecek brüt ücret tutarı (210.000x12=) 2.520.000 TL olarak dikkate alınmış ve 2027 yılında istisna uygulanabilecek tutar 5.040.000 TL olarak belirlenmiştir. Buna göre, bedelsiz pay senedi verilmek suretiyle sağlanan 4.000.000 TL’lik menfaatin tamamı istisna edilmiştir.</p>

<p>2027 yılı sonu itibarıyla hizmet erbabı (İ)’nin gerçekleşen yıllık brüt ücretinin 1.950.000 TL, istisna uygulanabilecek tutarın ise 3.900.000 TL olduğu tespit edilmiş, (4.000.000 - 3.900.000=) 100.000 TL tutarında istisnadan fazladan faydalanıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu durumda, işveren tarafından Mart 2027 dönemine ilişkin muhtasar ve prim hizmet beyannamesi düzeltilerek, fazladan faydalanılan 100.000 TL’lik istisna tutarı brüte iblağ edilmek suretiyle gelir vergisine tabi tutulacak ve hesaplanan vergi, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle tahsil edilecektir.”</p>

<p>“(5) İstisna uygulaması nedeniyle alınmayan vergiler, bu Tebliğin dördüncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan elde tutma süresine ilişkin şartların ihlali halinde vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle işverenden tahsil edilecektir. Bu durumda hizmet erbabı tarafından pay senetlerinin elden çıkarıldığı tarih esas alınarak istisnanın uygulandığı döneme ilişkin vergi dairesince vergi ziyaı cezası kesilmeksizin gerekli gelir vergisi tarhiyatı yapılacaktır. Ayrıca istisnanın uygulandığı döneme ait muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin düzeltilmesi gerekmeyecektir. İşveren, çalışanın pay senetlerini elden çıkardığını vergi dairesine Ek-2’de yer alan dilekçe ile bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Yapılan tarhiyat işlemleri hizmet erbabının, ilgili takvim yılında istisna uygulanan dönem ve takip eden dönemlerdeki ücret matrahını etkilemeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 6: </strong>Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (J) A.Ş., rayiç değeri 4.000.000 TL olan pay senetlerini, hizmet erbabı (K)’ye 31/3/2027 tarihinde bedelsiz olarak vermiştir. Hizmet erbabı (K)’nin 2027 yılına ilişkin toplam brüt ücreti 2.500.000 TL’dir.</p>

<p>Bu durumda, hizmet erbabı (K)’nin yıllık brüt ücret tutarının iki katı (2.500.000x2=5.000.000 TL), bedelsiz olarak verilen pay senetlerinin rayiç bedelinden fazla olduğu için bedelsiz pay senedi verilmek suretiyle sağlanan bu menfaatin tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p>Hizmet erbabı (K)’nin bedelsiz olarak iktisap etmiş olduğu ve istisnaya konu edilen 4.000.000 TL’lik pay senetlerini iktisap tarihinden itibaren; iki tam yıl içerisinde elden çıkarması halinde istisna edilen verginin tamamı, üç ila dört yıl içerisinde elden çıkarması halinde istisna edilen verginin %75’i, beş ila altı yıl içerisinde elden çıkarması halinde ise istisna edilen verginin %25’i, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faizi ile birlikte işverenden tahsil edilecektir. Ancak, hizmet erbabı (K)’nin söz konusu pay senetlerini altı yıldan fazla süreyle elde tutması halinde ise istisnadan tam olarak yararlanılacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 7:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (L) A.Ş. tarafından 2026 yılındaki bir yıllık brüt ücreti 900.000 TL olan hizmet erbabı (M)’ye, rayiç değeri 2.000.000 TL olan pay senetleri 3/9/2026 tarihinde bedelsiz olarak verilmiştir. Pay senetlerinin rayiç bedelinin (900.000x2=) 1.800.000 TL’si gelir vergisinden istisna edilmiş, kalan 200.000 TL’lik kısım ise net ücret sayılarak brüte iblağ edilmek suretiyle vergilendirilmiştir.</p>

<p>Hizmet erbabı (M), (L) A.Ş.’den bedelsiz olarak iktisap ettiği pay senetlerini 5/10/2029 tarihinde elden çıkarmıştır.</p>

<p>Bu durumda, hizmet erbabı (M) bedelsiz olarak iktisap ettiği pay senetlerini iktisap tarihinden itibaren dördüncü yılın içinde elden çıkardığından, istisna uygulaması nedeniyle alınmayan vergilerin %75’i vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte (L) A.Ş’den tahsil edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 8:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (N) A.Ş., rayiç değeri 2.000.000 TL olan pay senetlerini, hizmet erbabı (O)’ya 16/9/2026 tarihinde bedelsiz olarak vermiştir. Hizmet erbabı (O)’nun 2026 yılındaki bir yıllık brüt ücreti 1.080.000 TL’dir.</p>

<p>Hizmet erbabı (O) tarafından pay senetlerinin 4/11/2030 tarihinde (dört yıllık süre dolduktan sonra beşinci yılın içerisinde) elden çıkarılması durumunda; pay senetlerinin hizmet erbabı (O)’ya verildiği yıldaki 2.000.000 TL’lik rayiç bedeli üzerinden hesaplanan ve istisna uygulaması nedeniyle zamanında alınmayan gelir vergisinin %25’lik kısmı, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faizi ile birlikte işveren (N) A.Ş.’den tahsil edilecektir.”</p>

<p>“(7) Hizmet erbabına, işverenin aktifinde yer alan aynı şirketler topluluğundaki şirketlerin pay senetleri bedelsiz veya indirimli olarak verilebileceği gibi bu pay senetlerinin aynı şirketler topluluğundaki diğer şirketler tarafından doğrudan hizmet erbabına verilmesi de mümkündür. Her hâlükârda bedelsiz veya indirimli olarak pay senedi verilmek suretiyle sağlanan menfaatler, işveren şirket tarafından hizmet erbabına ödenen ücret olarak kabul edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 9:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (Ö) A.Ş., aynı şirketler topluluğunda yer alan (P) A.Ş.’ye ait 4.000.000 TL değerindeki pay senedini, bünyesinde çalışan hizmet erbabı (R)’ye 15/3/2027 tarihinde bedelsiz olarak vermiştir.</p>

<p>Hizmet erbabı (R)’nin 2027 yılındaki bir yıllık brüt ücreti 3.000.000 TL olup istisna uygulanabilecek tutar (3.000.000x2=) 6.000.000 TL’dir. Dolayısıyla, bedelsiz hisse verilmek suretiyle sağlanan 4.000.000 TL’lik menfaatin tamamı için istisnadan yararlanılabilecektir.</p>

<p>(8) Bedelsiz veya indirimli olarak iktisap edilen pay senetlerini elinde bulunduran çalışanın;</p>

<p>- İşten ayrılması halinde işten ayrıldıktan sonraki dönemde pay senetlerini elinde tuttuğu süreler ile</p>

<p>- Vefat etmesi halinde ise bu pay senetlerinin mirasçılar tarafından elde tutulduğu süreler,</p>

<p>bu Tebliğin 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan elde tutma sürelerinin hesabında dikkate alınacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 10:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (S) A.Ş., rayiç değeri 1.850.000 TL olan pay senetlerini, hizmet erbabı (Ş)’ye 11/11/2026 tarihinde bedelsiz olarak vermiştir. Hizmet erbabı (Ş)’nin 2026 yılına ilişkin yıllık brüt ücreti 1.200.000 TL’dir. Hizmet erbabı (Ş), 29/8/2029 tarihinde işten ayrılmış olup istisnaya konu edilen pay senetlerini 19/12/2033 tarihinde elden çıkarmıştır.</p>

<p>Söz konusu pay senetleri hizmet erbabı (Ş) tarafından altı yıl elde tutulduktan sonra elden çıkarıldığından istisnadan tam olarak faydalanılabilecek ve gelir vergisi tarhiyatı yapılması söz konusu olmayacaktır.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gelir-vergisi-genel-tebligi-seri-no-333-334-ve-seri-no-326nde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligia.jpg" type="image/jpeg" length="10178"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliğ (Seri No: 1)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bazi-varliklarin-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-genel-teblig-seri-no-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bazi-varliklarin-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-genel-teblig-seri-no-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliğ (Seri No: 1), 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>BAZI VARLIKLARIN EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA GENEL TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 1)</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, 21/5/2026 tarihli ve 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 10 uncu maddesi ile 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen geçici 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesidir.</p>

<p>(2) Bu Tebliğ;</p>

<p>a) Gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının yurda getirilerek milli ekonomiye kazandırılmasına ve bu varlıkların gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince kanuni defter kayıtlarına alınmasına,</p>

<p>b) Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bildirilmesine ve kayıt altına alınmasına,</p>

<p>c) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan kişilerce yurt içinde bulunan madde kapsamındaki varlıkların bildirilmesine,</p>

<p>ç) 5520 sayılı Kanunun geçici 19 uncu maddesinin (Madde) uygulanmasına ilişkin diğer hususlara,</p>

<p>yönelik açıklamaları kapsamaktadır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 5520 sayılı Kanunun geçici 19 uncu maddesinin on birinci fıkrası hükmüne dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yurt Dışında Bulunan Varlıkların Bildirilmesi, Türkiye’ye Getirilmesi ve</p>

<p>Verginin Ödenmesi</p>

<p><strong>Yurt dışında bulunan varlıklara ilişkin bildirim</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının, Madde hükümleri çerçevesinde, 31/7/2027 tarihine (bu tarih dâhil) kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirilmesi mümkündür.</p>

<p>(2) Birinci fıkra kapsamında gerçek ve tüzel kişilerce yapılacak bu bildirimlerin, yetkili kılınmış vekiller veya kanuni temsilciler tarafından da yapılabilmesi mümkündür.</p>

<p>(3) Gerçek ve tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan söz konusu varlıklar, 4/6/2026 tarihinden 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dâhil), EK-1'de yer alan form ile bankalara veya (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına münhasır olmak üzere) aracı kurumlara bildirilebilecektir.</p>

<p>(4) Gerçek ve tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan varlıklar için tek bir bildirim verilmesi esastır. Ancak, Maddenin uygulamasında bildirimin yapıldığı her ay farklı bir vergilendirme dönemi olarak kabul edildiğinden, 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dâhil) birden fazla bildirimde bulunulması mümkündür.</p>

<p>a) Bildirimde bulunulduktan sonra aynı ay içerisinde, yapılan hataların düzeltilmesi amacıyla ya da bildirime konu edilen varlıkları azaltıcı ya da artırıcı yeni bir bildirimde bulunulmak istenilmesi halinde, ilk bildirimin düzeltilmesi gerekmektedir. Bu şekilde ilk bildirime konu varlıkların azaltılması yönünde yapılacak düzeltmelerde, başlangıçta peşin olarak ödenen verginin azaltılan tutara isabet eden kısmı, banka ve aracı kurum tarafından bildirim sahibine iade edilebilecektir.</p>

<p>b) Bildirimde bulunulduktan sonraki aylarda, yapılan hataların düzeltilmesi amacıyla ya da bildirime konu edilen varlıkları azaltıcı bir bildirimde bulunulmak istenilmesi halinde de bildirimin yapıldığı tarihten itibaren Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılması ya da Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi gereken iki aylık süreyi aşmamak kaydıyla önceki bildirimin düzeltilmesi gerekmektedir. Bu durumda, banka ve aracı kurumlarca EK-3’te yer alan beyanname ile vergi dairesine bildirilen varlıklara ilişkin düzeltme talebinin banka ve aracı kurum aracılığıyla yapılması esastır.</p>

<p>c) Bildirime konu varlıkların banka veya aracı kurumlara transferi veya yatırılmasından sonra daha önce verilen bildirimlerin düzeltilmesi ve ödenen vergilerin iadesi mümkün değildir.</p>

<p>ç) Bildirimde bulunulduktan sonraki aylarda, bildirime konu edilen varlıkları artırıcı bir bildirimde bulunulmak istenilmesi halinde ise önceki bildirimin düzeltilmesi söz konusu olmayacak, ilave olarak bildirilmek istenilen varlıklar için yeni bir bildirim yapılacaktır.</p>

<p>d) Düzeltme kapsamı dışında verilen tüm bildirimler yeni bir bildirim olarak kabul edilecek ve önceki bildirimle ilişkilendirilmeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 1-</strong> 10 Ağustos 2026 tarihinde 15.000.000 TL karşılığı döviz bildiriminde bulunan bir gerçek kişinin, aynı ay içerisinde bildirdiği tutarı 7.500.000 TL’ye düşürmek ya da 22.500.000 TL’ye çıkarmak istemesi halinde ilk bildirimine ilişkin düzeltme bildirimi vermesi gerekecektir.</p>

<p>10 Ağustos’ta 15.000.000 TL karşılığı döviz bildiriminde bulunan bir gerçek kişinin, 10 Ekim 2026 tarihini geçmemek üzere, bildirdiği tutarı 7.500.000 TL’ye düşürmek istemesi halinde, Ağustos ayındaki bildirimine ilişkin düzeltme bildirimi vermesi gerekecektir. Banka ve aracı kurumlarca EK-3’te yer alan beyanname ile vergi dairesine bildirilen varlıklara ilişkin düzeltme talebi banka veya aracı kurumlar aracılığıyla yapılacaktır.</p>

<p>Ağustos ayında 15.000.000 TL karşılığı döviz bildiriminde bulunan bir gerçek kişinin, Eylül veya Ekim ayı içerisinde, bildirdiği tutarı 22.500.000 TL’ye çıkarmak istemesi halinde ise Ağustos veya Eylül ayına ilişkin 7.500.000 TL’lik yeni bir bildirim vermesi gerekecektir. Yeni verilen bildirimler önceki bildirim ile ilişkilendirilmeyeceğinden, sadece ilave tutarın bildirilmesine dikkat edilecektir.</p>

<p>e) Bildirim süresi sona erdikten sonra bildirimlere ilişkin yapılan düzeltme talepleri dikkate alınmayacaktır. Bu çerçevede, 31/7/2027 tarihine kadar yapılan bildirimlerin bu tarihten sonra düzeltilmesi mümkün olmayacaktır.</p>

<p><strong>Yurt dışında bulunan varlıkların bildirimi üzerine banka veya aracı kurumlarca yapılacak işlemler ve verginin ödenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Gerçek ve tüzel kişiler, yurt dışında bulunan varlıkları iki nüsha olarak hazırlayacakları EK-1'de yer alan form ile bankalara veya aracı kurumlara bildireceklerdir. Formun bir nüshası, ilgili banka veya aracı kurum tarafından, varsa bildirim nedeniyle açılan hesaba ilişkin bilgiler yazılıp tasdik edildikten sonra, düzenlenen banka dekontları veya işlem sonuç formlarıyla birlikte ilgilisine geri verilecektir.</p>

<p>(2) Bildirimin gerçek veya tüzel kişinin vekili ya da kanuni temsilcisi tarafından yapılması halinde, bankalar veya aracı kurumlarca söz konusu vekil veya kanuni temsilcinin yetkili olup olmadığı hususu kontrol edilecektir.</p>

<p>(3) Banka veya aracı kurumlar tarafından, bildirimde bulunanlardan bildirime konu edilen varlıklara ilişkin olarak herhangi bir belge istenilmeyecektir.</p>

<p>(4) Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden bildirilen varlıkların değeri üzerinden %5 oranında peşin olarak tahsil edecekleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla EK-3'te yer alan beyanname ile bağlı bulundukları vergi dairesine 340 ve 346 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda beyan edecektir. Beyan edilen varlıkların değerleri üzerinden, vergi dairelerince tarh edilen vergiler, beyan süresi içerisinde banka ve aracı kurumlar tarafından vergi sorumlusu sıfatıyla ödenecektir.</p>

<p>(5) Şu kadar ki, banka veya aracı kurumlara bildirilen varlıkların; vadeli hesaplarda, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında aşağıda belirtilen sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi halinde vergi oranı;</p>

<p>a) En az beş yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %0,</p>

<p>b) En az dört yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %1,</p>

<p>c) En az üç yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %2,</p>

<p>ç) En az iki yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %3,</p>

<p>d) En az bir yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %4,</p>

<p>olarak uygulanacaktır.</p>

<p>(6) Bu indirimli oran uygulamasından yararlanılabilmesi için, bildirime konu edilen varlıkların belirtilen kıymetlerde ve sürelerde değerlendirileceğine ilişkin olarak EK-2’de yer alan taahhütnamenin, bildirim sırasında banka veya aracı kurumlara verilmesi zorunludur. Bu kapsamda verilecek taahhütnameler için damga vergisi alınmaz.</p>

<p>(7) İndirimli oran uygulanması durumunda da (%0 dahil) bildirime konu varlıklar banka veya aracı kurumlarca verilecek beyannameye (EK-3) dahil edilecektir.</p>

<p>(8) Taahhüt edilen sürelerin başlangıcı olarak, bildirime konu varlıkların vadeli hesaplara, Devlet iç borçlanma senetleri, kira sertifikaları veya girişim sermayesi yatırım fonlarına yatırıldığı tarih esas alınacaktır.</p>

<p>(9) 1/1/2027 tarihinden 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dahil) yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım yapılacaktır.</p>

<p>(10) 31/7/2027 tarihinin yetki ile uzatılması halinde ise bu tarihten sonra yapılacak bildirimlerde vergi oranı ilave yarım puan artışla toplamda 1 puan artırımlı olarak uygulanacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 2-</strong> Gerçek kişi (A), yurt dışında bulunan 10.000.000 TL karşılığı dövizi için 15/9/2026 tarihinde bankaya bildirimde bulunmuştur. Bildirime konu edilen tutarın tamamının, en az iki yıl süreyle vadeli hesapta tutulacağına ilişkin EK-2’de yer alan taahhütname aynı tarihte bankaya verilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, söz konusu bildirim için uygulanacak vergi oranı %3 olacaktır. Buna göre banka tarafından;</p>

<p>10.000.000 TL x %3 = 300.000 TL</p>

<p>tutarında vergi peşin olarak tahsil edilerek, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar sorumlu sıfatıyla vergi dairesine beyan edilip ödenecektir.</p>

<p><strong>Örnek 3-</strong> (K) A.Ş., yurt dışında bulunan 25.000.000 TL tutarındaki varlığını 20/11/2026 tarihinde bir aracı kuruma bildirmiş ve söz konusu tutarın en az beş yıl süreyle vadeli mevduat hesaplarında değerlendirileceğine ilişkin taahhütnameyi bildirim sırasında vermiştir.</p>

<p>Bu durumda, bildirime konu varlık için uygulanacak vergi oranı %0 olacaktır. Dolayısıyla banka veya aracı kurum tarafından vergi tahsil edilmeyecektir. Ancak, bildirime konu bu varlıklar banka veya aracı kurum tarafından verilecek beyannameye dahil edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 4-</strong> Gerçek kişi (B), yurt dışında bulunan 8.000.000 TL varlığına ilişkin 5/2/2027 tarihinde banka nezdinde bildirimde bulunmuş ve bildirime konu edilen varlıkların en az bir yıl süreyle kira sertifikalarında değerlendirileceğine ilişkin taahhütnameyi bankaya vermiştir.</p>

<p>1/1/2027 tarihinden itibaren yapılan bildirimlerde vergi oranlarına yarım puan ilave edilmesi gerektiğinden, normalde %4 olarak uygulanacak oran, bu bildirim bakımından %4,5 olarak dikkate alınacaktır.</p>

<p>Buna göre hesaplanacak vergi tutarı:</p>

<p>8.000.000 TL x %4,5 = 360.000 TL</p>

<p>olacaktır.</p>

<p>(11) Bildirimde bulunanların, bildirilen varlıkları süresinde Türkiye’ye getirmemeleri veya getirmekle birlikte banka veya aracı kurumlara transfer etmemeleri/yatırmamaları halinde, bu durum ilgili banka veya aracı kurum tarafından, bildirime konu varlıklara ilişkin EK-3’te yer alan beyannamenin verildiği vergi dairesine ayrıca bildirilecektir.</p>

<p><strong>Yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye’ye getirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Madde kapsamında bildirime konu edilen varlıkların bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda mevcut ya da yeni açılan bir hesaba transfer edilmesi gerekir.</p>

<p>(2) Söz konusu varlıklardan yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde olmak kaydıyla; gümrük işlemlerinin tamamlanarak ülkeye getirilmesi ve gümrük işlemlerinin tamamlanmasını takip eden ilk iş günü sonuna kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara yatırılması gerekir.</p>

<p>(3) Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda mevcut ya da yeni açılan bir hesaba ilgili varlığın transferi işlemlerinde, bildirimde bulunan hesap sahibi ile yurt dışından varlığı transfer edenin farklı kişiler olmasının, söz konusu hükümden faydalanılması açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>(4) Yurt dışında bulunan ancak kapsama girmeyen varlıkların (örneğin taşınmazların) 31/7/2027 tarihine kadar kapsamdaki varlıklara dönüştürülmek suretiyle söz konusu Madde hükümleri çerçevesinde Türkiye’ye getirilmesi mümkündür.</p>

<p>(5) Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda mevcut ya da yeni açılan bir hesaba transfer edilmesi veya fiziki olarak Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılması durumunda, banka dekontu veya aracı kurum işlem sonuç formları, varlıkların Türkiye’ye getirilmiş olduğunun tevsikinde kullanılabilecektir.</p>

<p>(6) 31/7/2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirilmesi kaydıyla, yurt dışında bulunan söz konusu varlıkların Türkiye’ye fiziki olarak getirilmesi sırasında Gümrük İdaresince bu varlıkların banka veya aracı kurumlara bildirildiğine ilişkin belgenin aranılması şarttır. Getirilen bu varlıklar için Gümrük İdaresinden alınan belgeler, varlıkların Türkiye’ye getirilmiş olduğunun tevsikinde kullanılabilecektir. Ayrıca söz konusu varlıkların banka veya aracı kurumlara yatırılması sırasında, bu varlıkların Türkiye’ye getirildiğine dair Gümrük İdaresinden alınan belgenin ibraz edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>(7) Gümrük İdaresi, bu kapsamda yapılan bildirime ilişkin bilgileri, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar elektronik ortamda Gelir İdaresi Başkanlığına bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Türkiye’de Bulunan Varlıkların Bildirilmesi ve Verginin Ödenmesi</p>

<p><strong>Türkiye’de bulunan varlıkların bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan, ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları 31/7/2027 tarihine (bu tarih dâhil) kadar EK-1’de yer alan form ile bankalara veya (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına münhasır olmak üzere) aracı kurumlara bildirilebilecektir. Bildirimde bulunan gerçek ve tüzel kişilerce, söz konusu varlıklara ilişkin olarak vergi dairelerine herhangi bir beyanda bulunulmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 5-</strong> (ABC) A.Ş.'nin banka hesaplarında bulunan 15.000.000 TL tutarındaki döviz varlığının şirkete ait olduğu, ancak söz konusu tutarın kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmediği tespit edilmiştir. Bu durumda, anılan döviz varlığı banka aracılığıyla bildirim konusu yapılabilecek ve diğer şartların da sağlanması kaydıyla Madde hükümlerinden yararlanılabilecektir.</p>

<p>(2) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar ile mükellefiyeti bulunan ancak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutma zorunluluğu bulunmayan ve mükellefiyeti bulunmakla birlikte mükellefiyetiyle ilişkilendirilmeksizin Madde hükmünden yararlanmak isteyen gelir vergisi mükelleflerinin, Türkiye'de bulunan ancak halihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları için bildirimde bulunmak suretiyle Madde hükmünden yararlanabilmeleri mümkündür. Bu kişilerin söz konusu varlıklarını bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlarda açılan hesaplara yatırmaları ve bu durumu tevsik edici belgelerle kanıtlamaları zorunludur.</p>

<p>(3) Şahıs şirketleri ile adi ortaklıkların gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmamakta olup, bunlar adına stopaj ve katma değer vergisi yönünden mükellefiyet tesis edilmektedir. Bu kapsamda, şahıs şirketleri ile adi ortaklıklar adına da bildirimde bulunulması mümkün bulunmakta olup, bildirilen varlıklar dolayısıyla şahıs şirketleri ve adi ortaklıklar katma değer vergisi, ortaklar ise gelir veya kurumlar vergisi yönünden vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmaması imkanından faydalanabilecektir.</p>

<p><strong>Banka veya aracı kurumlarca yapılacak işlemler ve verginin ödenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden bildirilen varlıkların değeri üzerinden %5 oranında peşin olarak tahsil edecekleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla EK-3'te yer alan beyanname ile bağlı bulundukları vergi dairesine 340 ve 346 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda beyan edecektir. Beyan edilen varlıkların değerleri üzerinden, vergi dairelerince tarh edilen vergiler, söz konusu beyan süresi içerisinde banka ve aracı kurumlarca vergi sorumlusu sıfatıyla ödenecektir.</p>

<p>(2) Bildirime konu edilen varlıkların vadeli hesaplarda veya 4749 sayılı Kanun kapsamında ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında tutulmasının taahhüt edilmesi durumunda, uygulanacak vergi oranı yönünden 4 üncü madde kapsamında yapılan açıklamalar dikkate alınacaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Ortak Hükümler</p>

<p><strong>Şirketlerin kanuni temsilcileri, ortakları veya vekilleri adına görünen varlıkların durumu</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Şirketlerin kanuni temsilcileri, ortakları ya da şirket veya şirketin ortakları adına Madde kapsamına giren varlıkları 4/6/2026 tarihinden önce yetkili kuruluşlarca düzenlenen bir vekalet veya temsil sözleşmesine istinaden değerlendirmeye yetkili olanların, bu tarih itibarıyla sahip oldukları ve yurt dışında bulunan varlıklarının, bu Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde şirket adına bildirime konu edilerek Türkiye'ye getirilmesi veya Türkiye'deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi ya da Türkiye'de bulunan ancak 4/6/2026 tarihi itibarıyla kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıklarının bu Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde şirket adına bildirimde bulunmak suretiyle Madde hükümlerinden yararlanılabilmesi mümkündür.</p>

<p>(2) Şirket veya şirket ortaklarına ait olduğu halde şirketin kanuni temsilcileri, ortakları veya vekilleri dışındaki kişilerce tasarruf edilen varlıklar, söz konusu Madde hükümleri çerçevesinde şirket adına bildirime konu edilerek Madde hükmünden yararlanılabilecektir. Ayrıca, gerçek kişilere ait olduğu halde bu kişilerin ortağı veya kanuni temsilcisi oldukları yurt dışındaki şirketlerce tasarruf edilen varlıkların da ilgili gerçek kişiler adına bildirime konu edilmesi halinde Madde hükmünden yararlanılabilmesi mümkündür. Ancak, bildirim dışındaki nedenlerle yapılacak inceleme esnasında söz konusu varlıkların şirket veya şirket ortaklarına ya da gerçek kişilere ait olduğunun ispat edilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Varlıkların bildirim değeri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Yurt dışında veya yurt içinde bulunan varlıkların banka veya aracı kurumlara bildirilmesinde; varlıklar, bildirildiği tarih itibarıyla aşağıdaki değerleme ölçütleri ile değerlenecektir:</p>

<p>a) Türk lirası cinsinden para, itibari (nominal) değeriyle.</p>

<p>b) Altın, rayiç bedeliyle.</p>

<p>c) Döviz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruyla.</p>

<p>ç) Menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarından;</p>

<p>1) Pay senetleri, varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle.</p>

<p>2) Tahvil, bono, eurobond gibi borçlanma araçları, varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle.</p>

<p>3) Yatırım fonu katılma payları, ilgili piyasasında belirlenmiş kapanış fiyatıyla.</p>

<p>4) Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri gibi türev araçlar, varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle.</p>

<p>(2) Bildirimlerde söz konusu varlıkların Türk lirası karşılığı bedelleri esas alınacaktır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğin uygulanmasında rayiç bedel, söz konusu varlıkların bildirildiği tarih itibarıyla belirlenen alım-satım bedeli olup, bu bedelin gerçek durumu yansıtması gerekmektedir.</p>

<p>(4) Borsa rayiciyle değerlenecek varlıkların borsa rayicinin belirlenmesinde, söz konusu varlıkların bildirildiği tarihte işlem gördüğü yurt içi veya yurt dışındaki borsalarda oluşan değerler dikkate alınacaktır.</p>

<p>(5) Döviz cinsinden varlıklarda, bunların bildirildiği tarihteki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru dikkate alınacaktır.</p>

<p>(6) Bildirimde bulunduktan sonra, yapılan hataların düzeltilmesi ya da bildirime konu edilen varlıkların azaltılması amacıyla 31/7/2027 tarihine kadar yapılacak düzeltmelerde varlıkların ilk bildirim tarihindeki değerleri esas alınır.</p>

<p>(7) Bildirilen varlıklara ilişkin olarak taahhütte bulunanların, yurt dışındaki varlıkların transfer edildiği veya yatırıldığı tarihten, Türkiye’deki varlıkların ise bildirildiği tarihten itibaren on gün içerisinde, bildirilen tutarları taahhüt konusu varlıklara dönüştürmeleri gerekmektedir. Bildirilen varlıkların taahhüt edilen varlıklara dönüştürülmesinde, dönüşüme konu edilen varlıkların bu maddede yer alan değerleme ölçütlerine göre belirlenen dönüşüm tarihindeki değeri dikkate alınır.</p>

<p><strong>Bildirilen varlıkların kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bildirilen varlıkların, 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilmesi zorunludur. Şu kadar ki, mezkûr Kanun uyarınca defter tutma zorunluluğu bulunmayan mükelleflerin bu madde kapsamında yükümlülükleri bulunmamaktadır.</p>

<p>(2) Yurt dışında bulunan varlıkların; şirket adına bildirilmesi durumunda ilgili şirket, şahıslar adına bildirilmesi halinde bu şahısların kendileri, Maddenin sağladığı imkânlardan yararlanabileceğinden, şirket adına bildirime konu edilen varlıkların, şirketin kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>(3) Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, Madde hükmü uyarınca bildirime konu ettikleri ve yasal defterlerine kaydettikleri kıymetleri için pasifte özel fon hesabı açacaklardır. Söz konusu hesap sermayenin cüz’ü addolunacak, bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek ve sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacaktır. Diğer taraftan işletmenin tasfiye edilmesi halinde bu tutarlar vergilendirilmeyecektir. Fon hesabında tutulan bu tutarların, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesi ile 5520 sayılı Kanunun 19 uncu ve 20 nci maddeleri uyarınca gerçekleşecek devir ve bölünme hallerinde de vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.</p>

<p>(4) Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, bildirimde bulundukları söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca göstereceklerdir.</p>

<p>(5) 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükelleflerce Türkiye’ye getirilen varlıklar ile gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince kanuni defterlere kaydedilen varlıklar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın işletmelerine dâhil edilecek ve bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmelerinden çekilebilecektir.</p>

<p>(6) Türkiye’de bulunan varlıkların, banka ve aracı kurumlara bildirildiği tarih itibarıyla 9 uncu maddede yer alan esaslar çerçevesinde belirlenen Türk lirası karşılığı bedelleriyle yasal defterlere kaydedilmesi gerekmekte olup, söz konusu varlıkların elden çıkarılması halinde satış kazancının tespitinde bu bedel dikkate alınacaktır.</p>

<p><strong>Gelir ve gider uygulaması</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Bildirim konusu yapılarak kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilen varlıkların daha sonra elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gelirin veya kurum kazancının tespitinde gider veya indirim olarak kabul edilmeyecektir. Söz konusu varlıkların elde tutulması ve elden çıkarılmasından doğan kazanç ve iratlar ise genel esaslar çerçevesinde gelirin veya kurum kazancının tespitinde dikkate alınacaktır.</p>

<p>(2) Bildirilen varlıklar nedeniyle ödenen vergiler, hiçbir suretle gider yazılamayacak ve başka bir vergiden mahsup edilemeyecektir.</p>

<p><strong>İnceleme ve tarhiyat yapılmayacak haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Madde hükmü uyarınca, bildirimde bulunulan varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır. Bu hükümden yararlanabilmek için;</p>

<p>a) Yurt dışında bulunan bildirime konu varlıkların;</p>

<p>1) Bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılması ya da Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi,</p>

<p>2) Bildirilen varlıklara ilişkin tarh edilen verginin süresinde ödenmesi ve taahhüt edilen tutarlara ilişkin taahhüt şartlarına uyulması,</p>

<p>3) Bildirime konu edilen varlıkların 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilmesi, yasal defterlerine kaydettikleri bu kıymetler için pasifte özel fon hesabı açılması (veya kanuni defterlerin ilgili sayfalarında gösterilmesi), bu fon hesabının ve varlıkların iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilmemesi ve fon hesabının sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılmaması,</p>

<p>b) Türkiye’de bulunan ve bildirime konu edilen varlıkların;</p>

<p>1) Bildirilen varlıkların 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilmesi, yasal defterlerine kaydettikleri bu kıymetler için pasifte özel fon hesabı açılması (veya kanuni defterlerin ilgili sayfalarında gösterilmesi), bu fon hesabının ve varlıkların iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilmemesi ve fon hesabının sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılmaması,</p>

<p>2) Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmayanlar tarafından banka veya aracı kurumlardaki hesaplara yatırıldığını gösterir belgelerle tevsik edilmesi,</p>

<p>3) Madde kapsamında bildirilen varlıklara ilişkin tarh edilen verginin süresinde ödenmesi ve taahhüt edilen tutarlara ilişkin taahhüt şartlarına uyulması,</p>

<p>gerekmektedir.</p>

<p>(2) Bildirilen varlıklar dışındaki diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri veya takdire sevk işlemleri dolayısıyla, Madde kapsamında bildirimde bulunan mükellefler hakkında matrah farkı bulunması durumunda;</p>

<p>a) Bulunan matrah farkının bildirime konu edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden tarhiyat yapılmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 6- </strong>(ABC) A.Ş., Madde hükmü kapsamında Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıkları için bankaya 15/6/2026 tarihinde 10.000.000 TL tutarında bildirimde bulunmuştur. Maddede yer alan diğer şartları da taşıyan mükellef kurum sektör incelemeleri kapsamında 2024 hesap dönemine ilişkin incelemeye sevk edilmiştir. Bu döneme ilişkin yapılan inceleme sonucunda mükellef hakkında 5.000.000 TL kayıt dışı satışa ilişkin matrah farkı tespit edilmiş ancak mükellef kurum inceleme esnasında bu farkın Madde hükmü kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle meydana geldiğini belirtmiştir. Vergi inceleme elemanı tarafından mükellefin bu iddiası incelenmiş ve aradaki farkın nedeninin mükellefin ifadesine uygun olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, mükellef hakkında tarhiyat yapılmayacaktır.</p>

<p>b) Bulunan matrah farkının bildirime konu edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti halinde, bu farkın bildirilen varlık tutarından fazla olması durumunda, yalnızca aradaki fark tutar üzerinden gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden vergi tarhiyatı yapılacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 7-</strong> (DEF) Ltd. Şti. yurt dışında sahip olduğu Madde kapsamına giren varlıkları için 50.000.000 TL bildirimde bulunmuştur. Maddede sayılan bütün şartları taşıyan mükellef hakkında yapılan ihbara istinaden mükellef kurumun 2023 hesap dönemi incelemeye sevk edilmiştir. Adı geçen kurum hakkında yapılan inceleme sonucunda 75.000.000 TL tutarında matrah farkı tespit edilmiştir. Mükellef söz konusu farkın 50.000.000 TL’sinin bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığını ifade etmiştir. Vergi inceleme elemanı ise söz konusu farkın 40.000.000 TL tutarındaki kısmının bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığını kalan tutarın ise hatalı amortisman ayırma, gider, indirim ve istisnaların doğru hesaplanmaması gibi diğer nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur. Bu durumda, anılan mükellef hakkında bulunan matrah farkının 40.000.000 TL tutarındaki kısmı için vergi tarhiyatı yapılmayacaktır.</p>

<p>(3) Vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra Madde hükmüne istinaden bildirimde bulunulması, vergi incelemesi ve takdir komisyonu kararına istinaden bulunan matrah farkları üzerinden vergi tarhiyatı yapılmasına engel teşkil etmeyecek ve bildirime konu edilen tutarlar mahsuba konu edilemeyecektir. Öte yandan, vergi dairesi ya da vergi incelemesine yetkili olanların ıttılaına girmekle birlikte vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk işleminden önce bildirimde bulunulması durumunda ise Madde hükmünden yararlanılabilecektir.</p>

<p>(4) Bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılmaması ya da Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmemesi ile bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi, taahhütlere uyulmaması ve bu maddede yer alan diğer şartların yerine getirilmemesi hallerinde Madde kapsamında sağlanan vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmamasına ilişkin hükümlerden yararlanılamayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 8-</strong> (GHI) A.Ş., yurt dışında bulunan 30.000.000 TL tutarındaki varlığı için, söz konusu varlıkların en az dört yıl süreyle vadeli mevduat hesaplarında değerlendirileceğine ilişkin taahhütte bulunarak %1 oranında vergilendirilmek suretiyle bildirimde bulunmuştur. Ancak bildirime konu edilen varlıkların vadeli hesaplarda bulundurulma şartının iki yıl sonra ihlal edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda, indirimli vergi oranı uygulanmasına ilişkin taahhüt şartı ihlal edilmiş olup, mükellef Madde kapsamında sağlanan vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmamasına ilişkin hükümlerden yararlanamayacaktır.</p>

<p>(5) Bildirimde bulunanlar tarafından taahhüt süresine uyulmaması durumunda, varlığın bulunduğu banka veya aracı kurum tarafından, bildirim tutarı esas alınarak zamanında alınmayan vergi tutarı tespit edilmek suretiyle bu tutara isabet eden vergi ve gecikme faizi kesinti yoluyla tahsil edilecek ve tahsil edildiği ayı takip eden on beşinci günü akşamına kadar vergi dairesine ödenecektir. Ayrıca, bildirilen varlıklara ilişkin olarak taahhütlere uyulmaması durumunda, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler için vergi ziyaı cezası uygulanmayacaktır.</p>

<p>(6) Bildirilen varlıkların Türkiye’ye getirilmemesi ve banka veya aracı kurumlara transfer edilmemesi ya da yatırılmaması suretiyle şartların ihlali halinde, bu ihlalin banka veya aracı kurumlarca bildirilmesi üzerine, taahhüt nedeniyle zamanında alınmayan vergiler gecikme faiziyle birlikte vergi dairesince aranır. Bu vergiler için vergi ziyaı cezası uygulanmaz.</p>

<p><strong>Diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) İlgili kurum ve kuruluşlar, gerçek veya tüzel kişilerin Madde hükmü uyarınca yapılacak işlemlere ilişkin taleplerini yerine getirmek zorundadırlar.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260704-12-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bazi-varliklarin-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-genel-teblig-seri-no-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="50681"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kisisel-saglik-verileri-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kisisel-saglik-verileri-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanlığından:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KİŞİSEL SAĞLIK VERİLERİ HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>21/6/2019 tarihli ve 30808 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin dördüncü bölümünün başlığı “Kişisel Sağlık Verilerinin Gizlenmesi, Düzeltilmesi, Yeniden Değerlendirilmesi, İmha Edilmesi ve Aktarılması” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) İlgili başvuruyla sınırlı olmak üzere; Genel Müdürlük tarafından tesis edilen işlem, sağlık hizmeti sunucusunun kendi veri tabanında da gerçekleştirilir. Bu veriyi işleyen diğer kurum ve kuruluşların veri tabanlarında da gerçekleştirilmesi hususu ilgili mevzuat hükümleri kapsamında ilgili kurum ve kuruluş tarafından değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğe 13 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Kişisel sağlık verilerinin yeniden değerlendirilmesi</p>

<p>MADDE 13/A- (1) Önceden konulmuş tanıların, kişinin güncel sağlık durumu esas alınarak yeniden değerlendirilmesi için ilgililer sağlık hizmeti sunucularına başvurabilir. Bu başvuru tek hekim tarafından konulan tanılarda üç hekimli sağlık kurulu tarafından; üç hekimli sağlık kurulu ya da tam teşekküllü sağlık kurulu tarafından konulan tanılarda ise yalnızca tam teşekküllü sağlık kurulu tarafından yeniden değerlendirilerek durum bildirir sağlık kurulu raporu düzenlenir.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca tanının kişinin güncel durumunda bulunmadığına ilişkin alınmış bir durum bildirir sağlık kurulu raporu varsa bu tanılar esas alınarak tesis edilecek iş ve işlemlerde anılan rapor doğrultusunda işlem yapılır. İlgili mevzuatında yer alan düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, işe giriş süreçleri başta olmak üzere tüm süreçlerde geçmişte alınmış olan tanılar esas alınamaz. Birinci fıkraya istinaden düzenlenen durum bildirir sağlık kurulu raporu dikkate alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kisisel-saglik-verileri-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/saglik-bakanligindan.jpg" type="image/jpeg" length="89844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32051"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28678"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20385"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81207"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31233"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="37825"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="86011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="58261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="17429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="38534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="33817"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="24553"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="23410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="53347"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="34644"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
