<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 09 Sep 2026 16:47:54 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL BAROSU'NDAN GENEL KURUL DUYURUSU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosundan-genel-kurul-duyurusu-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosundan-genel-kurul-duyurusu-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu'ndan yapılan Genel Kurul duyurusunda; 10 Ekim 2026 Cumartesi günü Haliç Kongre Merkezi Haliç Salonu’nda Genel Kurul'un toplanacağı, gerekli çoğunluğun oluşmaması halinde, 24-25 Ekim tarihinde seçimlerin yapılacağı duyuruldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>İstanbul Barosu'ndan yapılan Genel Kurul duyurusu şöyle;</i></p>

<p><strong>İSTANBUL BAROSU GENEL KURULU DUYURUSU</strong></p>

<p>Gerekli çoğunluğun oluşmaması halinde; 24-25 Ekim 2026 tarihinde aynı gündem ile aynı yerde ve aynı saatte yapılacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/679a24cb-da6d-48ee-b6c6-b555342376ae.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosundan-genel-kurul-duyurusu-2026</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/baro/istanbul-barosu-tarifsiz-bir-aci-ve-keder-icindeyiz-h571039-9a5bc.jpg" type="image/jpeg" length="33741"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHBAR TAZMİNATI - ALT İŞVERENLİK İLİŞKİSİ - ASIL İŞVERENİN SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihbar-tazminati-alt-isverenlik-iliskisi-asil-isverenin-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihbar-tazminati-alt-isverenlik-iliskisi-asil-isverenin-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son Çalışılan Şirketin İdarenin Alt İşvereni Olduğunun İspatlanamaması Davalı Bakanlığın Bu Döneme İlişkin İhbar Tazminatından Sorumlu Tutulamayacağı - Hizmet Alımı Yapılan Şirketler ile SGK Kayıtlarının Örtüşmesi Ancak Son Çalışılan Şirketten İdarenin Hizmet Almadığının Resmi Yazıyla Bildirilmesi Karşısında Alt İşverenlik İlişkisinin Kanıtlanamadığı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
YARGITAY<br />
9. HUKUK DAİRESİ<br />
E. 2026/130<br />
K. 2026/977<br />
T. 5.2.2026</strong></p>

<p><strong>İHBAR TAZMİNATI</strong> ( Son Çalışılan Şirketin İdarenin Alt İşvereni Olduğunun İspatlanamaması Davalı Bakanlığın Bu Döneme İlişkin İhbar Tazminatından Sorumlu Tutulamayacağı )</p>

<p><strong>ALT İŞVERENLİK İLİŞKİSİ </strong>( Hizmet Alımı Yapılan Şirketler ile SGK Kayıtlarının Örtüşmesi Ancak Son Çalışılan Şirketten İdarenin Hizmet Almadığının Resmi Yazıyla Bildirilmesi Karşısında Alt İşverenlik İlişkisinin Kanıtlanamadığı )</p>

<p><strong>ASIL İŞVERENİN SORUMLULUĞU</strong> ( Asıl İşverenin Sadece Kendi Alt İşverenleri Nezdindeki Çalışmalardan Doğan İşçilik Alacaklarından Sorumlu Olduğu Sonradan Çalışılan ve Alt İşverenliği İspatlanamayan Şirket Döneminden Sorumlu Tutulamayacağı )</p>

<p>4857/m.25</p>

<p><strong>ÖZET:</strong> Dava, alt işveren işçisi olarak kamu hastanesinde çalışan davacının kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>Dosyadaki ihale sözleşmeleri ile SGK kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının 01.02.2005-30.03.2023 tarihleri arasında davalı Bakanlığın hizmet alımı yaptığı alt işverenler nezdinde çalıştığı anlaşılmış olup, bu döneme ilişkin hizmet süresinin kabulünde isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>Buna karşılık davacının 01.04.2023-25.04.2023 tarihleri arasında çalıştığı son şirketin, davalı Bakanlığın ihale yoluyla hizmet aldığı alt işverenlerden biri olduğuna ilişkin dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, ayrıca Devlet Hastanesi Başhekimliğinin yazısıyla bu şirketten hizmet alınmadığının bildirildiği anlaşılmıştır. Bu nedenle davacının son çalıştığı şirketin davalı Bakanlığın alt işvereni olmadığı kabul edilerek, bu döneme ilişkin ihbar tazminatından davalı Bakanlığın sorumlu tutulması hukuka aykırı bulunmuştur. Bu sebeple ihbar tazminatına ilişkin hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>DAVA : Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... (Bakanlık) vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR : I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Bakanlığına bağlı ... Devlet Hastanesinde son olarak Batı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinde ( ... Yemek Şirketi) olmak üzere ihale yoluyla hizmet alımı yapılan alt işverenler nezdinde 01.02.2005-30.03.2023 tarihleri arasında servis ve temizlik personeli olarak çalıştığını, iş sözleşmesini emeklilik nedeniyle sona erdirdiğini, davacının emeklilik sonrası 01.04.2023 tarihinden itibaren aynı iş ve işyerinde çalışmaya devam ettiğini, bu sırada yüklenici firmanın ... Yemek ve İkram Limited Şirketi (... Yemek Şirketi) olarak değişmiş olduğunu, müvekkilinin ... Yemek Şirketinde çalışmasını sürdürürken bu kez kıdem tazminatının ödenmesini istediği için işten çıkartıldığını, davacıya fesih tarihinde bordro çıplak ücretine ilaveten nakdi yol ve yemek yardımı ile ayrıca ayni olarak yemek yardımı yapıldığını, davacının 01.02.2005-30.03.2023 tarihleri arasıçalışma dönemi için kıdem tazminatına hak kazandığını, 01.04.2023-25.04.2023 tarihleri arası çalışma dönemi için ise ihbar tazminatına hak kazandığını, davacıya yıllık izinlerinin tam olarak kullandırılmadığını iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı Bakanlık vekili cevap dilekçesinde; davalı Bakanlık ile davacının çalıştığı firmalar arasında personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmesi olmadığını, bu nedenle davacının işçilik alacaklarından davalı Bakanlığın asıl işveren sıfatıyla sorumlu tutulamayacağını, davacının kıdem tazminatı ve işçilik haklarından ... alacaklarından yüklenici firmaların sorumlu olduğunu, bunun yanı sıra talep edilen faiz oranlarının da fahiş bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyaya gelen Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) hizmet döküm kayıtları incelendiğinde davacının 01.02.2005-30.03.2023 tarihleri arasında ... Devlet Hastanesinde davalı ... Bakanlığından ihale ile iş alan alt işverenler nezdinde 18... ay 29 gün hizmetinin bulunduğu, Kuruma verilen 30.03.2023 tarihli bildirgede işten ayrılış sebebinin Kod (08) (emeklilik) olarak gösterildiği, 01.04.2023-25.04.2023 tarihleri arasında da ... Devlet Hastanesinde çalıştığı 25.04.2023 tarihli işten çıkış bildirgesinde fesih nedeninin deneme süreli iş sözleşmesinin işverence feshi Kod (...) olarak bildirildiği, davacının 01.02.2005-30.03.2023 tarihleri arası hizmeti yönünden kıdem tazminatı talebinde bulunduğu emekliliğe bağlı fesih nedenine göre kıdem tazminatına hak kazandığı, 01.04.2023-25.04.2023 tarihleri arası hizmet dönemi için ise ihbar tazminatı talebinde bulunduğu, feshin ihbar tazminatını hak etmeyecek şekilde gerçekleştiğinin veya ihbar öneli verildiğinin ispat olunmadığı gibi iş sözleşmesinin deneme süreli olduğuna dair delil de bulunmadığı görülmekle davacının bu dönem için ihbar tazminatına da hak kazandığı, davacının 18 tam yıllık hizmet süresine göre 354 gün yıllık ücretli izin hakkı olduğu, dosyada mevcut kayıtlara göre kullanılmayan 217 günlük izin hakkı olduğu anlaşılmakta ise de davacı asılın 200 gün yıllık izin hakkı olduğu yönünde beyanının bulunduğu, yapılan işe, ihale ve sözleşme belgelerine göre davalı Bakanlığın davacının alacaklarından asıl işveren sıfatıyla sorumlu bulunduğu gerekçesiyle ve yıllık ücretli izin alacağının ıslah edilmediği gözetilerek taleple bağlı kalınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Mahkemece verilen kararın 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesine uygun olduğu, 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesi gereğince davalının hüküm altına alınan alacaklardan asıl işveren sıfatıyla sorumlu bulunduğu, genel ispat kuralları, iş sözleşmesinin fesih tarihi, arabuluculuk son tutanak tarihi ile dava ve ıslah tarihleri itibarıyla dava konusu alacakların zamanaşımına uğramadığı, hükmolunan faiz başlangıç tarihleri ve türlerinde hata görülmediği, kararın dayandığı deliller, kanuni gerektirici sebepler, İlk Derece Mahkemesince delillerin toplanmasında ve değerlendirilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını,</p>

<p>2. Davacının çalışmış olduğu yüklenici Şirketler ile yapılan hizmet alım sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin eki Teknik ve İdari Şartnamelere göre yüklenicinin belirtilen sayıda işçi ile hizmet sunmayı taahhüt ettiğini, bu taahhüdünü yerine getirirken yürürlükte bulunan mevzuatlara göre işçi alma, çıkarma, işçilerin iş hukukundan ... haklarının ödenmesinde yüklenici Şirketin sorumlu olduğunu, İdarenin bu konuda hiçbir sorumluluk taşımadığını,</p>

<p>3. Davacının İdarenin bünyesinde gerçekleşmeyen çalışmalarının da hizmet süresine dâhil edilmiş olduğunu,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun yeterli ve gerekli incelemeler yapılmaksızın, cevap dilekçesinde yer alan hususlara değinilmeksizin hazırlandığını, yanlış ve yüksek hesaplamalar yapıldığını, bilirkişi raporuna ve ıslah dilekçesine yapılan itirazların dikkate alınmadığını hükme dayanak alınamayacağını, mahkemece eksik inceleme ile karar verildiğini,</p>

<p>5. Davacının yıllık izin belgeleri çalıştığı Şirketlerden temin edilmeden yıllık ücretli izin alacağına hükmedildiğini,</p>

<p>6. Faiz oranları ve faiz başlangıç tarihleri bakımından da hatalı karar verildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, davacının hizmet süresi, hüküm altına alınan alacakların ispat ve hesaplanması ile davalı Bakanlığın sorumluluğu, zamanaşımı ve hükmedilen faiz hususlarındadır.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Davacı 30.03.2023 tarihinde emeklilik nedeniyle iş sözleşmesini sona erdirdikten sonra 01.04.2023-25.04.2023 tarihleri arasında da davalı Bakanlık nezdinde çalıştığını, son olarak ihaleyi alan ... Yemek Şirketinde çalışması sürerken kıdem tazminatının ödenmesini istediği için işten çıkartıldığını ileri sürerek bu dönem bakımından ihbar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.</p>

<p>Dosyaya CD içerisinde davacının çalıştırıldığı malzeme ve işçilik dâhil yemek pişirme kahvaltı hazırlama ve dağıtım işi hizmeti alımlarına ilişkin 2007-2025 yılları arası sözleşmeler gönderilmiş olup hizmet alımı yapılan söz konusu Şirketlerin; ... İnşaat,... İnşaat, Yemekçim Tabldot, ... Hizmetler, ... Kaynakları, ..., ..., ... ... Gıda Şirketleri olduğu görülmekle davacının SGK hizmet cetveli ve işe giriş bildirgelerinde işvereni olarak görünen Şirketler ile örtüşmektedir. Davacının 2014/1-2. aylar çalıştığı anlaşılan ... Grup firmasına ait sözleşmeye CD içinde rastlanmamış ise de bu döneme ilişkin işe giriş bildirgelerinde, işyerinin ... Devlet Hastanesi olarak görülmesi sebebiyle 01.02.2005-30.03.2023 tarihleri arasındaki dönem bakımından kabul edilen hizmet süresinde isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p>Ne var ki davacının 01.04.2023-25.04.2023 tarihleri arasında çalışmış olduğu ... Yemek Şirketinin davalı Bakanlığın ihale yoluyla hizmet alımı yaptığı alt işveren şirketlerden olduğuna dair dosyada herhangi bir delil bulunmadığı gibi ... Devlet Hastanesi Başhekimliği tarafından dosyaya gönderilen 07.06.2023 tarihli yazıda "... Yemek Şirketi" unvanlı bir Şirketten hizmet alınmadığı bildirilmiştir. Kaldı ki davacının 30.03.2023 tarihinde emeklilik sebebiyle çıkışı yapıldıktan sonra ertesi gün yeniden ... Şirketinde işe girişinin yapıldığı ancak 18.04.2023 tarihinde bu Şirketten Kod (48) "4857 Sayılı Kanun Madde 25-II-g İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi" sebebi ile çıkışının yapıldığı ve 19.04.2023 tarihinde ... Yemek Şirketine girişinin yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hükme esas alınan raporda 01.04.2023-25.04.2023 tarihleri aralığında da davacının davalı Bakanlık nezdinde çalıştığı kabulüyle ve 25.04.2023 tarihinde deneme süreli iş sözleşmesinin feshi Kod (01) ile çıkışının yapıldığı gerekçesiyle bu dönem için ihbar tazminatı hesaplaması yapılmış ise de yukarıda yapılan açıklamalara göre ve ... Devlet Hastanesi Başhekimliği tarafından ... Yemek unvanlı bir Şirketten hizmet alınmadığının açıkça belirtilmiş olduğu da dikkate alındığında, davacının son çalıştığı Şirketin davalı ... Bakanlığının alt işvereni olmadığı anlaşılmakla davalı aleyhine ihbar tazminatına hükmolunması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong> Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.02.2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">kazanci.com</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihbar-tazminati-alt-isverenlik-iliskisi-asil-isverenin-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="76175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2021/3099 E., 2021/8182 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20213099-e-20218182-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20213099-e-20218182-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 29/09/2021 tarihli, 2021/3099 E., 2021/8182 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/3099 E., 2021/8182 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :<br />
Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte, borçlunun örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresi içerisinde icra mahkemesine başvurusunda, takip dayanağı bononun vade tarihinden önce borçlu tarafından menfi tespit davası açıldığını, asliye hukuk mahkemesince 09.08.2017 tarihinde bononun icraya konulmasının ve protestonun tedbiren durdurulmasına karar verildiği, asliye hukuk mahkemesince takip dayanağı bono yönünden borçlu olmadıklarının tespitine karar verildiğini, ancak ilgili kararın istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince asliye hukuk mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verildiği, bu karara karşı temyiz yoluna başvurulduğunu, dosyanın hala derdest olduğunu, hakkında tedbir kararı verilen bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapılamayacağını ileri sürerek takibin iptalinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince, davaya konu bononun icraya konulmasının ve protestonun tedbiren durulmasına ilişkin kararın ihtiyati tedbir kararı mahiyetinde olduğu ve HMK’nun 397/2. maddesi uyarınca “ihtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder.” hükmü gereğince tedbir kararından sonra takip başlatılmasının tedbir kararı içeriğine ve kararda öngörülen takip yasağına aykırı olduğu gerekçesi ile şikayetçi borçlu yönünden takibin iptaline karar verildiği, borçlu ve alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b(1) maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>İİK’nun 72/2. maddesinde icra takibinden önce açılan menfi tespit davasında talep halinde alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında ihtiyati tedbir yolu ile icra takibinin durdurulmasına karar verilebileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Yine İİK'nun 72/4. maddesinde ise; ''Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar.'' hükmü yer almaktadır. Anılan yasal düzenleme uyarınca menfi tespit davasında ''davanın reddi'' ile birlikte tedbir kararı kendiliğinden ortadan kalkacağı ve ihtiyati tedbir kararının kalkması için mahkeme kararının kesinleşmesi koşulunun da bulunmadığı açıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İcra ve İflas Kanunu, icra takip hukuku açısından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre özel kanun olup, takip hukukuna ilişin uyuşmazlıklarda öncelikle İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin uygulanması ve bu Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda ise İcra ve İflas Kanunu'nda gönderme olması veya anılan kanuna aykırılık oluşturmaması koşuluyla genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukukumuzda tespit davaları hakkında genel bir hüküm bulunmamaktadır. Menfi tespit davasının icra takibine etkisini belirlemek için, menfi tespit davası İcra ve İflas Kanunu'nda özel olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle HMK'nun 397/2. maddesi hükmüne göre, İİK'nun 72/4. maddesi hükmü özel nitelikte olup öncelikle uygulanması gerekir. İİK'nun 72/4 maddesine göre, menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Bunun için davanın reddi kararında ihtiyati tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekli olmadığı gibi anılan düzenlemenin, 2. cümlesinden anlaşılacağı üzere, davanın reddi kararının kesinleşmesi de şart değildir.</p>

<p>Mahkeme menfi tespit davasının reddi kararında davanın reddi kararının kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirin devamına karar veremez. Çünkü İİK'nun 72/4. c.1. maddesi hükmü mutlaktır (kesindir). Aynı nedenle HMK'nun 397/2 maddesi hükmü burada uygulanmaz. Menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kendiliğinden kalktığından davanın reddi üzerine hemen icra takibine kaldığı yerden devam edilir ( Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, ... 2013, s. 375 Somut olayda, menfi tespit davasında “... bononun icraya konulmasının ve protestonun tedbiren durdurulması ...” şeklinde verilen ihtiyati tedbir kararı İİK’nun 72. maddesi kapsamında kaldığı anlaşılmakla, menfi tespit davasının reddine karar verilmesi üzerine İİK’nun 72/4. maddesi hükmü uyarınca ihtiyati tedbirin kendiliğinden sona ermesi nedeni ile alacaklı tarafından dava konusu bonoya dayalı olarak takip yapılmasında yasaya uymayan bir hal bulunmamaktadır.</p>

<p>O halde ilk derece mahkemesince, yukarıda değinilen açıklamalar göz önünde bulundurularak şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 08.02.2021 tarih ve 2021/179 E. - 2021/229 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), Emirdağ İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.11.2020 tarih ve 2020/37 E. - 2020/40 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 29/09/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20213099-e-20218182-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="15296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MENFİ TESPİT DAVALARINDA İHTİYATİ TEDBİRİN KENDİLİĞİNDEN SONA ERMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/menfi-tespit-davalarinda-ihtiyati-tedbirin-kendiliginden-sona-ermesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/menfi-tespit-davalarinda-ihtiyati-tedbirin-kendiliginden-sona-ermesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Menfi tespit davalarında ihtiyati tedbirin sona ermesi, diğer hukuk davalarında uygulanan genel ihtiyati tedbir rejiminden farklı ve özel bir düzenlemeye tabidir.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72/2. maddesinde, icra takibinden önce açılan menfi tespit davasında, talep halinde ve alacağın yüzde...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Menfi tespit davalarında ihtiyati tedbirin sona ermesi, diğer hukuk davalarında uygulanan genel ihtiyati tedbir rejiminden farklı ve özel bir düzenlemeye tabidir.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72/2. maddesinde, icra takibinden önce açılan menfi tespit davasında, talep halinde ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında, ihtiyati tedbir yoluyla icra takibinin durdurulmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna karşılık aynı maddenin 4. fıkrasında açıkça; “<strong><i>Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar</i></strong>.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla kanun koyucu, menfi tespit davalarında ihtiyati tedbirin ne zaman sona ereceğini ayrıca ve özel olarak düzenlemiştir. Bu nedenle, genel ihtiyati tedbirlere ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin menfi tespit davalarına doğrudan uygulanması mümkün değildir.</p>

<p>Nitekim HMK’nın 397/2. maddesinde genel kural olarak;<i>“İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder.”</i> hükmü düzenlenmiş ise de menfi tespit davaları bakımından İİK m. 72/4 özel hüküm niteliğindedir.</p>

<p>İcra ve İflas Kanunu, icra takip hukuku bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre özel kanun niteliğindedir. Bu nedenle, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda öncelikle İİK hükümlerinin uygulanması gerekir. İİK’da özel olarak düzenlenen bir hususta HMK’nın genel hükümlerine başvurulması mümkün değildir.</p>

<p>Bu düzenlemenin en önemli sonucu şudur: Menfi tespit davasının reddine karar verilmesiyle birlikte, <strong>ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden ve karar tarihi itibarıyla ortadan kalkar</strong>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedbirin ortadan kalkması için; <strong>ayrıca bir tedbirin kaldırılması kararı verilmesine, hüküm fıkrasında tedbirin kaldırıldığının ayrıca belirtilmesine, ret kararının kesinleşmesine gerek bulunmamaktadır</strong>.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, menfi tespit davasının reddine ilişkin karar henüz kesinleşmemiş olsa dahi, ret kararı verildiği anda İİK m. 72/4 gereğince ihtiyati tedbirin hukuki varlığı sona erer.</p>

<p>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20213099-e-20218182-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2021/3099 E., 2021/8182 K.</strong> sayılı kararı</a>nda da; menfi tespit davasında verilen tedbir kararının İİK m. 72 kapsamında bulunduğu ve davanın reddine karar verilmesi üzerine İİK m. 72/4 uyarınca ihtiyati tedbirin kendiliğinden sona ermesi nedeniyle alacaklı tarafından takibe devam edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı kabul edilmiştir;<i> “Somut olayda, menfi tespit davasında “... bononun icraya konulmasının ve protestonun tedbiren durdurulması ...” şeklinde verilen ihtiyati tedbir kararı İİK’nun 72. maddesi kapsamında kaldığı anlaşılmakla, menfi tespit davasının reddine karar verilmesi üzerine İİK’nun 72/4. maddesi hükmü uyarınca ihtiyati tedbirin kendiliğinden sona ermesi nedeni ile alacaklı tarafından dava konusu bonoya dayalı olarak takip yapılmasında yasaya uymayan bir hal bulunmamaktadır</i><strong>”</strong></p>

<p>Yine Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir. Özellikle, menfi tespit davasının reddi ile birlikte tedbirin devamına ilişkin ayrıca bir hüküm kurulmasına gerek olmadığı, kanunun emredici hükmü gereği tedbirin kendiliğinden kalkacağı ve ret kararının kesinleşmesinin beklenemeyeceği açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p><i>Eldeki dava, İİK gereğince açılmış menfi tespit davası olup İİK 72/4. maddesi gereğince “dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar” emredici hükmüne rağmen ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir kararının devamına karar verilmesi yanlış olmuştur. <strong>İlk derece mahkemesinin menfi tespit davasının reddi ile birlikte, ihtiyati tedbirin devamına ve kaldırılmasına ilişkin bir hüküm kurmasına gerek bulunmamaktadır.</strong> Nitekim, kanunun emredici hükmü gereği, menfi tespit davasının reddi ile birlikte ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkacaktır. Bu durumda, ilk derece mahkemesinin hükmündeki, ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına ilişkin bölümün kaldırılması gerektiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince düzeltilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur</i><strong>. (Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4.Hukuk Dairesi)</strong></p>

<p><i>İİK'nun 72/4. Maddesindeki “Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kalkar." şeklindeki açık hüküm karşısında <strong>ihtiyati tedbirin karar tarihi itibari ile kalktığı kabul edilmelidir</strong>. Bu durumda, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı kararın verilmesi isabetsizdir</i>.<strong> (Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi)</strong></p>

<p><i>Sonuç itibarıyla, mahkemece borçlu tarafından açılan <strong>menfi tespit davasının reddine karar verildiği, bu durumda davanın alacaklı lehine sonuçlandığı </strong>halde, 2004 sayılı İİK'nın 72/4. c.1. maddesindeki mutlak (kesin) hüküm nedeniyle menfi tespit davasının reddi kararından sonra bu ret kararının kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirin devamına karar verilmesi yerinde görülmemiştir.<strong> (Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5.Hukuk Dairesi )</strong></i></p>

<p>Sonuç olarak; menfi tespit davalarında ihtiyati tedbir, genel ihtiyati tedbirlerden farklı olarak İİK m. 72/4’te özel olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle HMK m. 397/2’de öngörülen “tedbirin nihai karar kesinleşinceye kadar devam etmesi” şeklindeki genel kural menfi tespit davalarında uygulanamaz. Menfi tespit davasının reddine karar verilmesi, davanın alacaklı lehine sonuçlandığını ifade ettiğinden, İİK m. 72/4 gereğince ihtiyati tedbir kararının ayrıca kaldırılmasına gerek olmaksızın, karar tarihi itibarıyla kendiliğinden sona ermesi sonucunu doğurur. Bu nedenle mahkemenin, ret kararında tedbirin kaldırılmasına ayrıca karar vermesi zorunlu olmadığı gibi, tedbirin karar kesinleşinceye kadar devam edeceğine karar vermesi de İİK m. 72/4’ün açık ve emredici hükmüne aykırılık teşkil edecektir. Dolayısıyla menfi tespit davasının reddine ilişkin kararın verildiği tarih itibarıyla ihtiyati tedbirin hukuki etkisi sona ermiş olup, ret kararının kesinleşmesi beklenmeksizin icra takibine devam edilmesi mümkündür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/menfi-tespit-davalarinda-ihtiyati-tedbirin-kendiliginden-sona-ermesi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terahda.jpg" type="image/jpeg" length="48025"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82906"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2022/298 E., 2025/567 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022298-e-2025567-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022298-e-2025567-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.12.2025 tarihli, 2022/298 E., 2025/567 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/298 E., 2025/567 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2615-991</p>

<p><br />
<strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85/2, 53/6 ve 63. maddeleri uyarınca 14 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 3 yıl süre ile geri alınmasına ve mahsuba ilişkin Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.02.2018 tarihli ve 159-86 sayılı hükmün, sanık müdafii ve bir kısım katılanlar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesince 18.03.2019 tarih ve 2615-991 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii, katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 28.04.2021 tarih, 11902-4095 sayı ve oy çokluğu ile vekâlet ücreti yönünden temyiz istemlerinin düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Daire Başkanı ... ve Üyesi ...; "...Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 'Hız Sınırları' başlıklı 100. maddesine göre, yerleşim yeri dışında bulunan şehirler arası çift yönlü karayollarında tehlikeli madde taşıyan araçlar için azami hız sınırının 50 km olduğu; oysa ki 07.11.2014 tarihli bilirkişi raporunda, kuru ve asfalt zeminde tespit edilen 60 metrelik fren izi baz alınarak sürtünme kat sayısı ile yapılan hesaplama sonucunda aracın kaza anındaki hızının 96 kilometreye tekabül ettiğinin belirlendiği, ayrıca bilirkişiler tarafından hız sınırı konusunda yapılan teknik tespitlere göre, olay mahalli yolun oldukça dar yapıda, virajlı ve eğimli bir yol olması sebebiyle tehlikeli madde taşıyan büyük araç sürücülerinin, böylesi olumsuz şartlara sahip olan bir yolda güvenli seyahat için 50 km yasal hız sınırının da altında bir hızla seyretmelerinin zorunlu olduğu; ayrıca; Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 98. maddesine göre ticari amaçla yük taşımacılığı yapan araç şoförlerinin 24 saat içinde toplam 9 saatten ve devamlı olarak 4.5 saatten fazla araç sürmeleri yasak olmasına rağmen, bilirkişiler tarafından yapılan teknik değerlendirmelerde; sürücünün saat 11.20 de Giresun’dan yola çıkması, kat ettiği mesafenin yaklaşık 570 metre olması ve araçta sanık ...’dan başka şoför bulunmaması itibariyle, sanık ...’ın kaza anına kadar yaklaşık 12 saat boyunca araç kullandığının belirlenmesi karşısında, aracında patlayıcı özelliği sebebiyle son derece tehlikeli bir madde taşıdığının bilinci ile hareket etmesi gereken sürücünün, mevzuatın öngördüğü sürelerin üzerinde bir zaman diliminde sürekli ve kesintisiz araç kullanmasının yol açtığı muhtemel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uykusuzluğun etkisi ile söz konusu kazanın gerçekleşmesine sebebiyet verdiği kanaatine varılmıştır.</p>

<p>Dosyada mevcut işveren şirket tarafından hazırlattırılmış risk analizi prosedürü, risk değerlendirme tablosu ve acil durum eylem planlarına göre, gaz sızıntısı halinde şoför tarafından alınması gereken acil önlemler yanında, herhangi bir trafik kazası meydana gelmesi hâlinde öncelikle acil durum yöneticisi bilgilendirilip o mahalde bulunan imkânların değerlendirilmesi, güzergâh tanımlaması yapılıp en yakın kolluk kuvvetlerine bilgi verildikten sonra acil durum yöneticisinin bilgilendirilmesi gerektiği konularında uyarılmış olan sanık sürücünün, kaza sonrasında aracın devrilmesi ve LPG tankerinin hasar görmesi sebebiyle LPG nin yaratabileceği muhtemel tehlikeler hususunda, kazadan sonra patlama anına kadar geçen yaklaşık 35 dakikalık süre boyunca, gerek kendi işverenini gerekse de en yakın kolluk görevlilerini bilgilendirdiğine dair herhangi bir tespit bulunmamaktadır.</p>

<p>Dosya içeriği ve beyanlardan, olaya konu yolu daha önce de taşımacılık işi sebebiyle kullandığı ve bu itibarla yolun özellikleri konusunda yeterli bilgiye sahip olduğu anlaşılan sanığın, içerisinde yaklaşık 19500 kg tehlikeli madde taşıdığı ve toplam ağırlığı 39200 kg olan tanker ile seyrettiği yolda olay yeri yaklaşımında kendisine hitap eden birden çok 'tehlikeli viraj yön levhası' ile uyarıcı levhaları, olumsuz yol koşullarını, uzun süre araç kullanmış olması sebebiyle muhtemel dikkat dağınıklığını önemsemeyip, tehlikeli madde bulunan aracı ile, araç kullanma sürelerine uymaksızın, virajlı ve eğimli yol bölümünde mahal şartlarının yaklaşık iki katı bir hızla seyrettiği, almış olduğu iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri ve ayrıca yük ve yolcu taşıma yetkisi veren SRC3 ve SRC4 belgeleri ile tehlikeli mal taşımacılığı sürücü eğitim sertifikası (SRC5) yerine geçen eğitim tamamlama belgesi bulunması itibariyle, taşıdığı malzemenin tehlikesini bilebilecek nitelikte bir sürücü olmasına rağmen taşıdığı maddenin tehlikeliliğinin gerekli kıldığı önlemleri almadan seyrini sürdürdüğü;</p>

<p>Tüm bu tespitler kapsamında somut olayın özelliklerini bir bütün hâlinde incelediğimizde; mevzuatın amir hükümlerine göre azami 50 km hız sınırı bulunan, bunun yanında bilirkişi tespitlerine göre yol ve araç durumu itibariyle hız sınırının daha da düşük olduğu tehlikeli virajlı ve eğimli yol bölümünde, olay mahalli yol güzergâhına aşina olmasına rağmen, tehlikeli madde taşıyan araçla, seyir yönüne hitap eden birden çok uyarıcı levhayı dikkate almaksızın, üstelik de vaktin gece olması ve aydınlatma bulunmamasına rağmen mahal şartlarının yaklaşık iki katı civarında bir hızla seyreden, yine mevzuatın amir hükümleri ile öngörüldüğü şekilde 24 saat içinde toplam 9 saatten ve devamlı olarak 4.5 saatten fazla araç sürmesi yasak olmasına rağmen, mevzuatın öngördüğü sürelerin üzerinde kesintisiz araç kullanan sanık ...’ın, yorgun ve uykusuz şekilde seyir hâlinde olmasının yarattığı dikkat dağınıklığının kazaya sebebiyet verdiği, 570 km lik mesafeyi yaklaşık 12 saatte kat ettiği düşünüldüğünde mevzuatta yer alan azami hız sınırlarına uygun şekilde seyretmesi hâlinde dahi mola vermeksizin olay mahalline gelmiş olduğunun kabul edileceği, bu suretle, almış olduğu iş sağlığı ve iş güvenliği eğitimleri ve sahip olduğu meslekî yeterlilik belgeleri gözetildiğinde taşıdığı maddenin tehlikeliliği hususunda yeterli bilgisi bulunan ve herhangi bir kaza anında LPG nin yaratacağı tehlikenin boyutunun farkında olan sanığın, böylesi tehlikeli bir madde taşıdığı aracı ile seyir halinde iken kendisini uyaran birden çok uyarıcı işaret bulunmasına ve yol güzergâhına aşına olmasına rağmen, önceki hatalı deneyimlerinin olumsuz sonuçlanmamasına, içinde bulunduğu koşullara, şoförlük bilgi ve tecrübesine olan hatalı güveni sebebiyle, öngördüğü neticenin gerçekleşmeyeceği düşüncesi ile hareketine devam ederek sebebiyet verdiği ölüm ve yaralanma neticelerinden bilinçli taksirle sorumlu tutulması ve sanık hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği düşüncesindeyiz." gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.07.2021 tarih ve 64887 sayı ile; "...Mevzuatın amir hükümlerine göre azami 50 km hız sınırı bulunan, bunun yanında bilirkişi tespitlerine göre yol ve araç durumu itibariyle hız sınırının daha da düşük olduğu tehlikeli virajlı ve eğimli yol bölümünde, olay mahalli yol güzergâhına aşina olmasına rağmen, tehlikeli madde taşıyan araçla, seyir yönüne hitap eden birden çok uyarıcı levhayı dikkate almaksızın, üstelik de vaktin gece olması ve aydınlatma bulunmamasına rağmen mahal şartlarının yaklaşık iki katı civarında bir hızla seyreden, yine mevzuatın amir hükümleri ile öngörüldüğü şekilde 24 saat içinde toplam 9 saatten ve devamlı olarak 4.5 saatten fazla araç sürmesi yasak olmasına rağmen, mevzuatın öngördüğü sürelerin üzerinde kesintisiz araç kullanan sanık ...’ın, yorgun ve uykusuz şekilde seyir halinde olmasının yarattığı dikkat dağınıklığının kazaya sebebiyet verdiği, 570 km lik mesafeyi yaklaşık 12 saatte kat ettiği düşünüldüğünde mevzuatta yer alan azami hız sınırlarına uygun şekilde seyretmesi hâlinde dahi mola vermeksizin olay mahalline gelmiş olduğunun kabul edileceği, bu suretle, almış olduğu iş sağlığı ve iş güvenliği eğitimleri ve sahip olduğu meslekî yeterlilik belgeleri gözetildiğinde taşıdığı maddenin tehlikeliliği hususunda yeterli bilgisi bulunan ve herhangi bir kaza anında LPG nin yaratacağı tehlikenin boyutunun farkında olan sanığın, böylesi tehlikeli bir madde taşıdığı aracı ile seyir hâlinde iken kendisini uyaran birden çok uyarıcı işaret bulunmasına ve yol güzergâhına aşına olmasına rağmen, önceki hatalı deneyimlerinin olumsuz sonuçlanmamasına, içinde bulunduğu koşullara, şoförlük bilgi ve tecrübesine olan hatalı güveni sebebiyle, öngördüğü neticenin gerçekleşmeyeceği düşüncesi ile hareketine devam ederek sebebiyet verdiği ölüm ve yaralanma neticelerinden bilinçli taksirle sorumlu tutulması ve sanık hakkında TCK 22/3 maddesinde yazılı bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği," düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.03.2022 tarih ve 4342-2322 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı ile sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanığın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 52/1-a-b maddesinde belirtilen "Kavşaklara, virajlı ve dönemeçli yola yaklaşırken hızlarını azaltmamak ve hızlarını kullandıkları aracın yük ve teknik özelliği ile görüş, hava, yol ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak" kurallarını ihlal ettiğine ilişkin 21.07.2014 tarihli trafik kazası tespit tutanağı, tutanakta yer alan kaza yeri krokisi, 22.07.2014 tarihli olay yeri keşif tutanağı, 23.07.2014 tarihli olay yeri inceleme raporu, kaza sonrası ile ilgili bölgeyi gören kamera kayıtları ve tüm dosya kapsamına göre; ana faaliyet konusu kara yolu ile gaz ve petrol ürünleri ile kimyasal ürünler yük taşımacılığı olan ... Lojistik Uluslararası Taşımacılık ve Antrepoculuk Sanayi ve Ticaret A.Ş'de 15.07.2014 tarihinden itibaren LPG tanker şoförü olarak çalışan ve tehlikeli madde taşıma konusunda gerekli tüm belgeleri mevcut olan sanığın, olay günü şirkete ait dorse takılı çekici tankere Giresun’da yaklaşık 19.500 kg LPG yükleyip Mardin/Nusaybin’deki LPG Dolum Tesisine götürmek üzere saat 11.20'de Giresun’dan yola çıktığı, 11-12 saat bu şekilde araç kullanıp yaklaşık 570 km yol aldıktan sonra yaklaştığı olay mahallinde, gece saat 23.45 sıralarında, meskûn mahal dışında, aydınlatması bulunmayan, iki yönlü, virajlı, eğimli, sollamanın yasak olduğu, seyir yönüne hitaben birden çok "Tehlikeli Viraj Yön Levhası" bulunan, 6 metre genişliğindeki yolda Bingöl’den Diyarbakır yönüne kendi beyanına göre 50-55 km hızla seyir hâlinde iken, sola virajlı yol bölümünde direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu, yolun sağından soluna doğru devam eden 60 metre fren izinin devamında yolun sağındaki boş alana devrildiği, kaza sebebiyle dorsenin çekiciden kopmak suretiyle ayrıldığı ve her ikisinin birden yol dışında kaldığı, kazanın etkisi ile tankerin basınç tahliye bölümünün zarar görmesi sonucunda LPG gazının kara yolunun eğimine paralel şekilde ve yaklaşık 35 dakika içinde hızla boşalarak 500-600 metre boyunca yol üzerine aktığı, bu esnada karşı yönden gelen bir araç ile iki adet şehirlerarası yolcu otobüsünün gaz sızıntısı sebebiyle oluşan yoğun sisli bölümde durdukları, otobüs şoförlerinin araçları çalıştıramadıkları ve bu nedenle geriden gelen araç trafiğinden dolayı araçları geriye de alamadıkları, araç şoförlerinin yolcuları gaz konusunda uyardıkları, yolcuların bir çoğunun araçlardan indiği, yoldan geçen kişiler tarafından yaralı şekilde araçtan çıkarılan sanığın kendisine yardım edenler ile birlikte olay yerinin tam tersi yönünde 100 metre mesafe uzaklaştığı sırada, tankerde bulunan LPG gazının patlaması sonucunda, her iki yolcu otobüsü ile bir aracın tamamen yandığı, meydana gelen patlama ve yangında 34 kişinin hayatlarını kaybettiği, 38 kişinin ise vücutlarında yanık oluşacak şekilde yaralandıkları hususlarında Özel Daire ile Derece Mahkemeleri arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Hükme esas alınan makine, inşaat, kimya mühendisleri, trafik kusur uzmanları, iş başmüfettişleri ve iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetleri tarafından düzenlenen 04.12.2014, 28.09.20 15... .10.2017 tarihli raporlara göre; olayın gerçekleştiği mahaldeki hız sınırının tehlikeli madde taşıyan sanığın kullandığı araç için 50 km/saat olduğu, kazaya etken herhangi bir yol kusurunun bulunmadığı, kaza mahallinin karşılıklı geçişi engeller mahiyette olmadığı, sanığın iniş istikametinde olduğu, savunmasında beyan ettiği meçhul aracın çıkış rampasında olabileceği düşünüldüğünde ve belirtilen hız limitleri dâhilinde gitmesi hâlinde kazanın gerçekleşmeyeceği ve sağa doğru kaçabilecek mesafenin bulunduğunun görüldüğü, kaza tespit tutanağında ve olay yeri incelemesinde belirtilen 50 metre fren izinin aracın devrilmesinden kaynaklı sürtünme izleri olduğu, sanığın çalıştığı şirketin çalışanlara iş ve iş güvenliği konularında mevzuata uygun belgeler tamamlanacak şekilde eğitimler verdiği, dosya içeriğinde görülen araç yükleme formu üzerinde yapılan incelemede olay günü saat 11.20’de LPG yüklü aracın yola çıktığı, yükleme çıkış saati ile kaza mahalli arasında 570 km mesafe olduğu, azami hız sınırı dikkate alındığında sanığın bu mesafeyi en erken 11-12 saat civarında tamamlayabileceği, trafik kazasının saat 23.45’te gerçekleştiği dikkate alındığında, sanığın çıkış noktası itibarıyla ancak kaza mahallinde bulunabileceği, patlama olayını gören mağdurların beyanlarında, içinde bulundukları araçların birden durduğunu, sonrasında çalışmadığını, yolculardan bazılarının LPG kokusunu hissederek araç şoförünü uyardıklarını, ancak şoförün yola devam ederek geri manevra yapmaya çalıştığını, akabinde yoldan çıktığını, bu esnada yoğun gaz kokusu hissedildiğini, araçlardan bir kısım yolcuların indiğini, otobüs şoförlerinin sigara ve ateş yakılmaması konusunda yolcuları uyardıklarını ifade ettiklerini, yolcuların ve araç şoförlerinin meydana gelen kazayı ve gaz kokusunu fark ettikten sonra bir kısım yolcuların olay mahallinden uzaklaşmaya çalıştığı, bu kargaşa esnasında yayılan LPG’nin bilinmeyen bir ateş kaynağı ile buluştuğu ve patlamanın gerçekleştiği,</p>

<p>Sanığın 2918 sayılı Kanun’un 52/1-a-b maddesinde sayılan "Kavşaklara, virajlı ve dönemeçli yola yaklaşırken hızlarını azaltmamak ve hızlarını kullandıkları aracın yük ve teknik özelliği ile görüş, hava, yol ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak" ile Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 98. maddesinde belirtilen "Ticari amaçla yük taşımacılığı yapan ve azami ağırlığı 3,5 tonu geçen araçların şoförleri ile ticari amaçla yolcu taşımacılığı yapan ve taşıma kapasitesi şoförü dahil 9 kişiyi geçen araçların şoförlerinin 24 saatlik herhangi bir süre içinde; toplam olarak 9 saatten ve devamlı olarak 4,5 saatten fazla araç sürmeleri yasaktır." kurallarını ihlâl ettiği, tek başına yasal hız limitini aşacak şekilde 11-12 saat süre araç kullandığı anlaşılan sanığın yorgunluktan dikkatinin dağılmasının muhtemel olduğu, kaza mahallinde yeterli yatay ve düşey işaretleme bulunmasına ve yol güzergâhına aşina olmasına rağmen mevcut trafik ve yol koşullarına riayet etmediği, kaza sonrası taşıdığı malzemenin tehlikesini bilecek ehil bir sürücü olmasına rağmen tehlikeli olabileceğini bildiği durumu en yakın yetkili birimlere ve işverenine haber vermediği, açıklanan bu nedenlerle gerçekleşen kazada sanığın asli kusurlu olduğu,</p>

<p>İşveren ... Lojistik Uluslararası Taşımacılık ve Antrepoculuk Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından hazırlanan risk analizi prosedürü, risk değerlendirme tablosu ve acil durum eylem planlarına göre; sanığın gaz sızıntısı fark ettiğinde emniyetli bir yere aracı çekip emniyet şeridi oluşturup kimsenin yaklaşmamasını sağlaması ve kolluk kuvvetleri ile itfaiyeye haber vermesi gerektiği hususunda bilgilendirildiği,</p>

<p>Bingöl Devlet Hastanesince düzenlenen 22.07.2014 tarihli rapora göre; patlama sonucu çene ve yüzde ağrı şikâyeti nedeniyle acil servise getirilen sanığın bilincinin açık olduğu, çene ve sağ kolda yüzeysel kesi ve yaralanmalarının bulunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şikâyetçi ...; olay sırasında Diyarbakır otobüsünde bulunduğunu, olayın olduğu yere geldiklerinde tankeri yolun kenarında devrilmiş hâlde gördüklerini, gaz kokusunun tankerin devrildiği yerin etrafına yayıldığını, sonra gelen Bingöl otobüsünün de olay yerinde durduğunu, önlerinde bir araç daha olduğunu, tankerden yayılan gaz nedeniyle araçların durduğunu, olay yerinde birisinin sigara içmiş olabileceğini, bu nedenle patlamanın gerçekleştiğini düşündüğünü,</p>

<p>Şikâyetçi ...; otobüsün içerisinde seyir hâlinde iken çok ağır bir gaz kokusu geldiğini, en arka koltukta oturduğu sırada "Sakın sigara yakmayın havaya uçarız!" denildiğini, sonrasında otobüsten aşağı indiklerini ve patlamanın meydana geldiğini,</p>

<p>Şikâyetçi ...; yolcu olarak otobüste bulunduğunu, uykulu hâlde iken gaz kokusu aldığını, birden otobüsün içini gaz kokusu sardığını, şoförün bir süre yaklaşık 50 metre kadar ilerledikten sonra durabildiğini, sonra aracın yeniden çalışmadığını, araçtan 5-10 metre uzaklaştıktan sonra bir patlamanın gerçekleştiğini,</p>

<p>Katılan ...; Bingöl firmasına ait otobüste bulunduğu sırada aracın birden durduğunu, şoförün dışarı çıkıp olan biteni sorduktan sonra "Kaçın canınızı kurtarın!" dediğini, araçtan indiklerini, ne olduğunu anlamaya çalıştıkları sırada patlamanın gerçekleştiğini,</p>

<p>Katılan ...; Diyarbakır otobüsünde yolculuk yaptığını, klimadan gaz kokusu aldığında bağırdığını, dağın eteğinde olan otobüsün sol arka tekerden geriye doğru kaymaya başladığını, şoförün frenlerin tutmadığını söylediğini, bir süre sonra kendiliğinden durduğunu, aşağıya inip telefon ile Jandarmaya haber verdiklerini, sonra patlamanın gerçekleştiği,</p>

<p>Tanık ......; sevk ve idaresindeki araçla Diyarbakır’a gittiği sırada yolda dumanlar gördüğünü, araçtan indiğinde tüp kamyonunun kaza yaptığını gördüğünü, her yeri kan olan sanığı araçtan çıkarttığını, bilinci açık olan sanığın kendisine "Dikkat edin tüpler patlar kaçın!" diye bağırdığını, orada ismini bilmediği başka bir şahıs ile sanığı olay yerinden uzaklaştırdıklarını, yaklaşık 100 metre ilerledikten sonra büyük bir patlama gerçekleştiğini, ardından hemen karakolda görevli askerlerin olay yerine geldiklerini,</p>

<p>Tanık ... ...; Bingöl firmasına ait araçta bulunduğunu, araç şoförünün Lice ilçesini 10 km kadar geçtikten sonra "İleride kaza var." diyerek durduğunu, bulunduğu aracın yaklaşık 200-300 metre ilerisinde Diyarbakır firmasına ait aracın da durduğunu, araç durunca aracın ön kapısının açıldığını bazı yolcuların dışarı çıktığını, bu sırada aracın içini gaz kokusu sardığını, şoförün inen yolculara tekrar araca binmeleri konusunda uyarıda bulunduğunu, araçtakilere gaz yığılması nedeniyle araçtan inmelerini yoksa kötü şeyler olabileceğini söylediğini, sonra aracın her iki kapısının da açıldığını, aracın tamamen boşaltıldığını, araçtan indikten sonra yaklaşık 1,5 dakika beklediklerini, gaz kokusu gelince insanların öksürmeye ve olay yerini terk etmeye başladığını, aracın bulunduğu bölgeye devrilen tanker tarafından beyaz gaz bulutlarının geldiğini, bunun üzerine 20-30 metre daha uzaklaştıklarını, ilerlerken şiddetli bir patlama duyduğunu,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık kollukta; olay günü saat 23.50 sıralarında sevk ve idaresindeki LPG yüklü tankerle seyir hâlindeyken karşı yönden plakasını hatırlayamadığı bir aracın yolu ortalayarak geldiğini, bu araçtan kurtulmak için direksiyonu yolun sağ tarafındaki şarampole kırdığını, sonrasında direksiyon hâkimiyetini kaybettiğini, aracın ve arkasındaki LPG yüklü tankerin yolun sağ tarafına devrildiğini, araçtan kendisinin çıktığını, kazayı görüp duran vatandaşlara LPG’nin patlama olasılığı nedeniyle kaza mahallini terk etmelerini söylediğini, kaza sonrası Bingöl istikametine doğru koşarak uzaklaştığını ve o istikametten gelen araçları uyardığını, uyardığı kişilere diğer yönden gelen araçları da uyarmalarını söylediğini, yaklaşık 100-200 metre koştuktan sonra bayıldığını, gözünü hastanede açtığını,</p>

<p>Savcılıkta; olay günü yola çıktıktan yaklaşık dört buçuk saat sonra Erzurum’da, saat 19.30’da Çatak ilçesinde ve sonrasında Bingöl Genç ilçesinde mola verdiğini, araçtan çıktıktan sonra Bingöl istikametinden gelen araçları durdurmaya ve olay yerindekileri uyarmaya çalıştığını, bilincinin tam yerinde olmadığını, olay sırasında 50-55 km/saat hızında olduğunu,<br />
Mahkemede; kendi çabalarıyla araçtan çıktığında yanında gördüğü bir şahsa aracın patlayabileceğini bu nedenle etrafında kimsenin olmaması gerektiğini, acil olarak 1 55... 'yı aramasını, hatta yapabilmesi hâlinde yolun tamamını trafiğe kapatmasını söylediğini, aynı zamanda karşı yönde ve aynı yönde duran araçlara doğru koşarak olay yerini terk etmelerini ve patlama gerçekleşebileceğini ifade ettiğini, kazanın gerçekleştiği yolun kötü ve dar bir yol olduğunu bildiği için kurallara uygun hareket ettiğini ancak, karşı yönden hızla gelen araca çarpmamak için yolun sağına doğru direksiyon kırması neticesinde olayın gerçekleştiğini, olay sırasında 25-30 km hız ile yola devam ettiğini,<br />
Savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 25.06.2025 tarihli ve 2025/12-5 E.- 2025/288 K., 26.06.2024 tarihli ve 2020/12-138 E.- 2024/206 K. sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;</p>

<p>Taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticenin öngörülemeyerek gerçekleştirilmesidir (5237 sayılı TCK’ madde22/2. maddesinde).</p>

<p>Kanunda öngörülen bu tanıma göre taksirli suçlarda;</p>

<p>1.Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı iradi bir davranışı olmalı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.Failin hareketi ile netice arasında illiyet bağı bulunmalı ve netice faile objektif olarak isnad edilebilmeli,</p>

<p>3.Netice öngörülebilir olmalı,</p>

<p>4.Ancak fail tarafından öngörülememiş,</p>

<p>Bulunmalıdır.<br />
Aynı maddenin 3. fıkrasına göre bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde" söz konusu olacaktır.<br />
Şu hâle göre, basit ya da bilinçli olsun, taksirle sorumluluktan bahsetmek için evvelemirde neticenin objektif olarak öngörülebilir/objektif olarak isnat edilebilir olması gerekir. Bu şart, kusur sorumluluğunun da temelini teşkil eder. Keza her halde failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olması aranacaktır.<br />
Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı temel ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise tipik neticeyi öngörmüş olduğu hâlde, öngördüğü neticenin meydana gelmemesi için gerekli tedbirleri almadan hareketine devam etmesidir. Bilinçli taksir hâlinde fail, öngördüğü neticeyi istememekte, bilgi, beceri, yetenek, tecrübe, teknik imkânlar vb. etkenlere güvenerek, neticenin meydana gelmeyeceğine inanmakta ve fakat kusurlu hareketine devam etmektedir.</p>

<p>B. Hukuki Değerlendirme<br />
Olay günü saat 23.50 sıralarında Lice ilçesi Tuzla Köyü Mevkii’nde taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan hakkında mahkûmiyet kararı verilen inceleme dışı sanığın temsilcisi olduğu şirkete ait LPG yüklü dorse takılı tankeri sevk ve idare eden sanığın, aracın direksiyon hâkimiyetini kaybederek yolun sağ tarafında bulunan boş alana devrilmesi sonucunda dorsenin çekiciden kopmak suretiyle ayrıldığı, akabinde dorsenin kapak kısmından kara yoluna sızan LPG gazının patlaması neticesinde karşı yönde bulunan iki yolcu otobüsü ile bir aracın tamamen yandığı, meydana gelen patlama ve yangında araçlarda bulunan 34 kişinin hayatlarını kaybettikleri, 38 kişinin ise vücutlarında yanık oluşacak şekilde yaralandıkları kabul edilen olayda;</p>

<p>Yasal limitleri aşacak şekilde toplamda 11-12 saat araç kullandığı ve hızlı seyrettiği dosyaya yansıyan sanığın, tedbirsiz ve dikkatsiz davranışlarıyla kazanın oluşumuna sebebiyet verdiği tartışmadan varestedir. İşvereni olan ... Lojistik Uluslararası Taşımacılık ve Antrepoculuk Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından hazırlanan risk analizi prosedürü, risk değerlendirme tablosu ve acil durum eylem planlarına göre de sanığın gaz sızıntısı fark ettiğinde aracını emniyetli bir yere çekip emniyet şeridi oluşturmak suretiyle olay yerine kimsenin yaklaşmamasını sağlaması ve kolluk kuvvetleri ile itfaiyeye haber vermesi gerektiği hususunda bilgilendirildiği de açıktır. Bununla birlikte Bingöl Devlet Hastanesince düzenlenen 22.07.2014 tarihli raporda yer verildiği üzere kendisinin de yaralandığı kazanın hemen ardından sanığın, kazanın şokuna rağmen olay yerinde bulunanları uzaklaşmaları gerektiği konusunda uyardığı aşamalardaki savunmaları ve katılan ... ile tanıklar ...ve ...’ın anlatımları ile sabittir. Hükme esas alınan makine, inşaat, kimya mühendisleri, trafik kusur uzmanları, iş başmüfettişleri ve iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetleri tarafından düzenlenen 04.12.2014, 28.09.20 15... .10.2017 tarihli raporlarda kaza sonrası çevreye yayılan LPG’nin bilinmeyen bir ateş kaynağı ile buluşmasına ve patlamanın bu nedenle gerçekleştiğine yer verilmesi ile bu hususun, şikâyetçiler ... ve ...’nın kazadan sonra sigara içilmiş olabileceğine dair beyanlarıyla desteklenmesi de nazara alındığında, sanığın olaydan sonra kolluk kuvvetlerine ve itfaiyeye haber verme yükümlüğünün üçüncü kişilerin kusurlu davranışları sebebiyle sekteye uğradığı anlaşılmaktadır. Hâl böyleyken sanığın, kaza sonrası kara yoluna sızan gazın patlaması sebebiyle olay yerinde bulunanların hayatlarını kaybedebileceklerini öngörmesine rağmen kusurlu davranışlarını sürdürdüğünden söz etmeye imkân bulunmadığından, sanığın basit taksirle hareket ettiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere, yolun özellikleri konusunda yeterli bilgiye sahip olduğu anlaşılan sanığın, içerisinde yaklaşık 19.500 kg. tehlikeli madde bulunan ve toplam ağırlığı 39.200 kg olan tankerle gece vakti ve aydınlatması bulunmayan yolda, yasal hız limitini de aşacak şekilde seyir hâlinde olduğu ortaya konulmuştur. Almış olduğu iş sağlığı ve iş güvenliği eğitimleri ve sahip olduğu meslekî yeterlilik belgeleri gözetildiğinde, taşıdığı maddenin tehlikeliliği hususunda yeterli bilgisi bulunduğunun ve herhangi bir kaza anında LPG’nin yaratacağı tehlikenin boyutunun farkında olduğunun kabulü gerekmektedir. Buna rağmen sanık, güzergâh üzerinde bulunan çok sayıdaki uyarıcı levhayı dikkate almaksızın seyrini sürdürdüğü ve mevzuatın öngördüğü sürelerin üzerinde araç kullanmanın yol açtığı dikkat dağınıklığı nedeniyle kazaya sebebiyet vermiş olabileceği bilirkişi raporlarıyla saptanmıştır. Gaz sızıntısını fark ettiğinde aracını güvenli bir yere çekip emniyet şeridi oluşturarak kimsenin yaklaşmamasını sağlaması ve kolluk kuvvetleri ile itfaiyeye haber vermesi gereken sanığın kazadan patlama anına kadar geçen yaklaşık 35 dakika boyunca bu sorumluluklarını yerine getirmediği de açıktır. Tüm bu tespitlere nazaran; öngördüğü neticenin meydana gelmeyeceği inancıyla hareket ettiği anlaşılan sanığın, birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği sonucuna ulaşılması gerektiğinden sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim."<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği,</p>

<p>Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022298-e-2025567-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-1.jpg" type="image/jpeg" length="66307"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[OTUZ DÖRT CAN, BİR PATLAMA, İKİ GÖRÜŞ: CEZA GENEL KURULU'NDAN BASİT TAKSİR-BİLİNÇLİ TAKSİR SINIRINA DAİR TARTIŞMALI KARAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/otuz-dort-can-bir-patlama-iki-gorus-ceza-genel-kurulundan-basit-taksir-bilincli-taksir-sinirina-dair-tartismali-karar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/otuz-dort-can-bir-patlama-iki-gorus-ceza-genel-kurulundan-basit-taksir-bilincli-taksir-sinirina-dair-tartismali-karar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Giriş

Ceza hukukunda kusurluluğun en ince ayrımlarından biri, basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki sınırdır. Aradaki fark, kâğıt üzerinde tek bir cümleyle özetlenebilecek kadar dar görünse de, uygulamada failin alacağı cezayı üçte birden yarısına kadar artırabilecek kadar büyük bir sonu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza hukukunda kusurluluğun en ince ayrımlarından biri, basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki sınırdır. Aradaki fark, kâğıt üzerinde tek bir cümleyle özetlenebilecek kadar dar görünse de, uygulamada failin alacağı cezayı üçte birden yarısına kadar artırabilecek kadar büyük bir sonuç doğurur. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022298-e-2025567-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.12.2025 tarihli, E.2022/298, K.2025/567 sayılı kararı,</a> bu ayrımın soyut bir teori tartışması olmaktan çıkıp 34 kişinin hayatını kaybettiği, 38 kişinin yaralandığı bir LPG tankeri patlamasının somut olgularına nasıl uygulandığını gösteren, karşı oylarla da zenginleşmiş çarpıcı bir örnektir. Kararın önemi yalnızca ölçütün teorik tekrarında değil, aynı olgu kümesinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Özel Daire çoğunluğu, Özel Daire azınlığı ve Ceza Genel Kurulu azınlığı tarafından dört farklı biçimde okunabilmiş olmasındadır.</p>

<p><strong>II. Olay</strong></p>

<p>İncelemeye konu olayda, tehlikeli madde taşımacılığı yapan bir şirkette LPG tankeri şoförü olarak çalışan ve mesleki yeterlilik belgelerinin (SRC3, SRC4 ve SRC5 yerine geçen eğitim tamamlama belgesi) tamamı mevcut olan sanık, yaklaşık 19.500 kg LPG yüklü dorse takılı tankeri Giresun'dan alıp Mardin/Nusaybin'deki dolum tesisine götürmek üzere saat 11.20'de yola çıkmıştır. Sanık, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 52/1-a-b maddesi ve Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 98. maddesindeki "24 saat içinde toplam 9 saatten ve devamlı olarak 4,5 saatten fazla araç sürülemeyeceği" kuralına aykırı biçimde, yaklaşık 570 kilometrelik mesafeyi kesintisiz 11-12 saatte kat etmiştir. Saat 23.45 sıralarında, meskûn mahal dışında, aydınlatmasız, virajlı ve eğimli, seyir yönüne hitap eden birden çok "tehlikeli viraj yön levhası" bulunan bir yol kesiminde direksiyon hâkimiyetini kaybeden sanığın kullandığı araç yolun sağındaki boş alana devrilmiş, dorse çekiciden ayrılmış ve dorsenin basınç tahliye bölümünün hasar görmesi sonucu sızan LPG gazı yaklaşık 35 dakika içinde 500-600 metrelik bir alana yayılmıştır. Gaz bulutunun içinde kalan iki yolcu otobüsü ve bir araç, gaz sızıntısı nedeniyle motorları çalışmaz hâle gelince durmuş, yolculardan bir kısmı araçlardan inmiş; bu esnada bilinmeyen bir ateş kaynağının (bazı tanık beyanlarına göre sigara) gazla temas etmesi sonucu meydana gelen patlama ve yangında araçlarda bulunan 34 kişi hayatını kaybetmiş, 38 kişi yaralanmıştır. Sanık kendisi de yaralı olarak kazadan çıkarılmış, ancak bilinci açıkken çevresindekilere patlama riskine karşı uyarılarda bulunarak olay yerinden uzaklaşmıştır.</p>

<p>Dosyaya yansıyan bilirkişi raporlarına göre olay yerinde kazaya etken herhangi bir yol kusuru bulunmamakta, sanığın yasal hız sınırına uygun seyretmiş olsa dahi mola vermeksizin ancak 11-12 saat sonra o mahalle ulaşabileceği teknik olarak ortaya konmaktadır. Sanığın işvereni tarafından kendisine, olası bir gaz sızıntısında aracı güvenli bir yere çekip emniyet şeridi oluşturması ve kolluk ile itfaiyeye derhâl haber vermesi gerektiği önceden öğretilmiştir; buna karşın kazadan patlamaya kadar geçen yaklaşık 35 dakikalık sürede bu bildirimin yapıldığına dair dosyada bir kayıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığı taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan (TCK m.85/2) 14 yıl hapis cezasına mahkûm etmiş; bu karar istinafta Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesince, temyizde ise Yargıtay 12. Ceza Dairesince (oy çokluğuyla) onanmıştır. Temyiz aşamasında Daire Başkanı ve bir üye, sanığın <strong>bilinçli taksirle</strong> sorumlu tutulması gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır; bu karşı oyda, tehlikeli madde taşımacılığı sertifikalarına sahip sanığın taşıdığı yükün patlama riskini bildiği, buna rağmen yorgunluk ve dikkat dağınıklığı içinde seyrini sürdürdüğü ve "içinde bulunduğu koşullara, şoförlük bilgi ve tecrübesine olan hatalı güveni sebebiyle" hareket ettiği vurgulanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da 01.07.2021 tarihli itirazında aynı gerekçeyle bilinçli taksir hükümlerinin (TCK m.22/3) uygulanması gerektiğini ileri sürmüş; Özel Daire itirazı yerinde görmeyince dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca Ceza Genel Kuruluna taşınmıştır.</p>

<p><strong>III. Hukuki Çerçeve</strong></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesi taksiri, "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" olarak tanımlar (TCK m.22/2). Aynı maddenin üçüncü fıkrası bilinçli taksiri düzenler: "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır." Kastın düzenlendiği TCK m.21/2 ise olası kastı, failin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi hâli olarak tanımlayarak taksir-kast ekseninin en üst noktasını belirler. Taksirle öldürmenin birden fazla kişiyi kapsayan ağırlaştırılmış hâli ise TCK m.85/2'de "iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası" olarak öngörülmüştür — somut olayda ilk derece mahkemesinin hükmettiği 14 yıllık ceza, bu üst sınıra yakın, basit taksir esasına göre belirlenmiş bir cezadır; bilinçli taksir kabul edilseydi TCK m.22/3 uyarınca üçte bir ilâ yarı oranında artırılması gerekecekti.</p>

<p><strong>IV. Uyuşmazlık</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulu, uyuşmazlığı şu şekilde çerçevelemiştir: "Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir." Başsavcılık itirazının dayanağı, sanığın taşıdığı maddenin (LPG) tehlikesini bilecek mesleki donanıma sahip olması, güzergâh üzerindeki uyarı levhalarını görmezden gelmesi, yasal sürücü dinlenme sürelerini aşarak yorgun ve dikkati dağılmış biçimde seyrini sürdürmesi ve kaza sonrasında da kolluk ile itfaiyeyi bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmemesiydi. Başsavcılığa göre bu olgular bütünü, sanığın "öngördüğü neticenin gerçekleşmeyeceğine" güvenerek hareketine devam ettiğini, dolayısıyla TCK m.22/3 anlamında bilinçli taksirle hareket ettiğini gösteriyordu.</p>

<p><strong>V. Kararın Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulu, önce ayırıcı ölçütü yerleşik içtihadına atıfla yeniden formüle etmiştir: <strong>"Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı temel ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise tipik neticeyi öngörmüş olduğu hâlde, öngördüğü neticenin meydana gelmemesi için gerekli tedbirleri almadan hareketine devam etmesidir."</strong> Bu tanıma göre bilinçli taksirin can alıcı unsuru, failin somut neticeyi öngörmesine rağmen, kendi bilgi, beceri veya tecrübesine duyduğu hatalı bir güvenle riskli davranışını sürdürmesidir.</p>

<p>Kurul, sanığın kaza öncesindeki dikkatsiz ve tedbirsiz sürüşünün (yasal sınırları aşan sürüş süresi, yüksek hız, uyarı levhalarının göz ardı edilmesi) kazanın oluşumuna sebebiyet verdiğini tartışmasız kabul etmiştir. Ancak çoğunluk, bilinçli taksirin ayırt edici unsuru olan "öngörülen spesifik neticeye rağmen kusurlu davranışa devam etme" bağını, kazadan sonraki döneme taşımıştır. Kararın gerekçesinde şu değerlendirmeye yer verilmiştir: <strong>"Sanığın olaydan sonra kolluk kuvvetlerine ve itfaiyeye haber verme yükümlüğünün üçüncü kişilerin kusurlu davranışları sebebiyle sekteye uğradığı anlaşılmaktadır. Hâl böyleyken sanığın, kaza sonrası kara yoluna sızan gazın patlaması sebebiyle olay yerinde bulunanların hayatlarını kaybedebileceklerini öngörmesine rağmen kusurlu davranışlarını sürdürdüğünden söz etmeye imkân bulunmadığından, sanığın basit taksirle hareket ettiği kabul edilmelidir."</strong> Kurul bu sonuca ulaşırken, sanığın kazadan hemen sonra — kendisi de yaralı olmasına rağmen — çevresindekileri patlama riski konusunda bizzat uyardığı ve olay yerinden uzaklaştırdığı yönündeki sabit olguya da vurgu yapmıştır; bu davranış, sanığın "neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenerek" hareketine devam eden bir fail profiline uymamaktadır.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul üyeleri ise farklı bir zaman dilimine odaklanmıştır. Karşı oy gerekçesinde, sanığın mesleki eğitimleri ve sertifikaları gözetildiğinde taşıdığı maddenin yaratacağı tehlikenin boyutunu bildiğinin kabulü gerektiği, güzergâh üzerindeki çok sayıda uyarı levhasına rağmen seyrini sürdürdüğü ve <strong>"öngördüğü neticenin meydana gelmeyeceği inancıyla hareket ettiği anlaşılan sanığın, birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği sonucuna ulaşılması gerektiğinden sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim"</strong> denilmiştir. Azınlık görüşü, kaza *öncesindeki* bilgi ve farkındalığı esas alırken, çoğunluk kaza *sonrasındaki* fiili davranışı belirleyici kabul etmiştir — kararın asıl doktrinsel değeri, bu iki zaman dilimi arasındaki tercihte yatmaktadır.</p>

<p>Kurul, ayırıcı ölçütü yeni bir formülle değil, kendi yerleşik içtihadına — kararda anıldığı üzere Ceza Genel Kurulunun 25.06.2025 tarihli ve 2025/12-5 E., 2025/288 K. sayılı ile 26.06.2024 tarihli ve 2020/12-138 E., 2024/206 K. sayılı müstakar kararlarına — atıfla ortaya koymuştur. Bu atıf, basit taksir-bilinçli taksir ayrımında "öngörülen somut netice + bilinçli devam" ikilisinin arandığı testin tek bir davaya özgü olmadığını, Kurulun süregelen bir çizgisi olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, oy çokluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar vermiş; böylece ilk derece mahkemesinin basit taksir esasına göre kurduğu mahkûmiyet hükmü kesinleşmiştir. Kararda ayrıca çoğunluk görüşüne katılmayan bir başka Kurul üyesinin de, gerekçesi ayrıca açıklanmaksızın, itirazın kabulü yönünde oy kullandığı belirtilmiştir — bu da meselenin Kurul içinde yalnız iki değil, en az üç farklı oyla tartışıldığını ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>VI. Uygulamaya Dönük Sonuçlar</strong></p>

<p>Kararın pratik önemi, mesleki yeterlilik belgesine ve teknik bilgiye sahip failler bakımından bilinçli taksirin otomatik olarak kabul edilemeyeceğini göstermesindedir. Sırf failin mesleği gereği riski bilebilecek durumda olması, tek başına bilinçli taksir için yeterli değildir; mahkemenin aradığı, failin somut olayda o riski *fiilen öngördüğü* ve buna rağmen davranışını sürdürdüğü hususunun olgusal olarak ortaya konmasıdır. Bu ayrım, özellikle iş kazaları, trafik kazaları ve tehlikeli madde taşımacılığından kaynaklanan davalarda savunma stratejisi kurulurken belirleyici olabilir: sanık müdafiinin, failin kaza sonrası gösterdiği davranışları (yardım çağırma, uyarma, sorumluluk üstlenme) dosyaya kazandırması, basit taksir yönünde güçlü bir argüman oluşturabilir. Buna karşılık iddia makamı açısından, failin teknik bilgisi ile kaza öncesi somut uyarı işaretlerini göz ardı etmesi arasındaki bağın vurgulanması, bilinçli taksir iddiasının temelini oluşturur. Kararın bir diğer önemli yönü, üçüncü kişilerin kusurlu davranışının (olayda olası sigara içme ihtimali) failin sonraki yükümlülüklerinin ifasını engellemiş olabileceği ihtimalinin, faile atfedilecek kusurun kapsamını daraltabileceğine işaret etmesidir.</p>

<p><strong>VII. Sonuç</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulunun bu kararı, taksir türleri arasındaki sınırın soyut bir formülle değil, olayın bütün zaman dilimlerindeki somut davranışların tek tek değerlendirilmesiyle çizildiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. 34 kişinin hayatını kaybettiği bir facia söz konusu olsa dahi, bilinçli taksirin uygulanabilmesi için failin "öngördüğü somut neticeye rağmen" kusurlu davranışını sürdürdüğünün ispatı aranmakta; bu ispat yükü karşılanamadığında, sonucun ağırlığı kusurun derecesini kendiliğinden yükseltmemektedir. Kararın karşı oylarla birlikte okunması, uygulamacılar için bu sınırın ne denli tartışmaya açık ve olgu-bağımlı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022298-e-2025567-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2022/298, K.2025/567, T. 10.12.2025.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m.21 (Kast), m.22 (Taksir), m.85 (Taksirle Öldürme) — mevzuat.gov.tr güncel metin.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.52/1-a-b ve Karayolları Trafik Yönetmeliği m.98, m.100 (karar metninde atıfla).</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/otuz-dort-can-bir-patlama-iki-gorus-ceza-genel-kurulundan-basit-taksir-bilincli-taksir-sinirina-dair-tartismali-karar-1</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/trafik-yol.jpg" type="image/jpeg" length="79063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CHANGE ARAÇ ALAN KİŞİNİN HAKLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/change-arac-alan-kisinin-haklari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/change-arac-alan-kisinin-haklari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Satıcıya, Notere ve İdareye Karşı Başvuru Yolları ile Tazminatın Kapsamı Bakımından Güncel Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi Uygulaması]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>İkinci el araç piyasasında "change" olarak anılan araçlar, çalınan bir aracın motor ve şasi numaralarının değiştirilerek başka bir aracın kimliğine büründürülmesi suretiyle piyasaya sürülen araçlardır. Uygulamada çoğunlukla ağır hasar ya da pert kaydı bulunan bir aracın ruhsatı ve kimlik bilgileri satın alınmakta, aynı marka ve modeldeki çalıntı araca bu kimlik giydirilmekte, araç noterde geçerli görünen bir satış sözleşmesiyle el değiştirmektedir. Alıcı, noter senedine ve trafik tescil kaydına güvenerek bedelini ödediği aracın gerçek durumunu çoğu zaman aylar, hatta yıllar sonra, araç bir trafik kontrolünde ya da bir hasar ekspertizinde şüphe uyandırdığında öğrenmektedir. Bu andan itibaren araca el konulmakta, alıcı hem aracını hem de ödediği bedeli kaybetmiş durumda kalmaktadır.</p>

<p>Bu çalışma, change araç satın alan kişinin hukuki konumunu üç eksende incelemektedir: Aracın el konulması ve mülkiyet sorunu, satıcıya karşı zapta karşı tekeffül hükümlerinden doğan talepler ile bu taleplerin kapsamı ve nihayet notere ve idareye karşı açılabilecek davalar. İnceleme, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025 ve 2026 yıllarına ait kararları ile Uyuşmazlık Mahkemesi'nin yargı yolu kararları esas alınarak yapılmıştır.</p>

<p><strong>I. EL KOYMA VE MÜLKİYET SORUNU</strong></p>

<p>Change aracın tespiti ile birlikte araç, ceza soruşturması kapsamında muhafaza altına alınır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 123. maddesi, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da müsadere konusunu oluşturan malvarlığı değerlerinin muhafaza altına alınacağını, 127. maddesi ise el koymanın hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle yapılacağını öngörür. Aracın gerçek maliki belirlendiğinde Kanun'un 131. maddesi uyarınca iade işlemi gündeme gelir. Türk Ceza Kanunu'nun 54. maddesinin birinci fıkrası, müsadereyi iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluna bağlamıştır; ancak change araçta sorun müsadere değil, aracın çalıntı olması ve gerçek malikine iade edilmesidir. Alıcının aracı bilerek satın aldığı yolunda bir delil yoksa, Türk Ceza Kanunu'nun 165. maddesindeki suç eşyasının satın alınması suçu kasten işlenebilen bir suç olduğundan alıcı bakımından manevi unsur oluşmaz; alıcı bu dosyada şüpheli değil, dolandırıcılık suçunun mağduru konumundadır ve soruşturmaya bu sıfatla katılmalıdır.</p>

<p>Mülkiyet yönünden alıcının konumu iyi niyetle korunmaz. Türk Medeni Kanunu'nun 988. maddesi, bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyi niyetle mülkiyet hakkı kazanan kişinin edinimini korumakta ise de 989. maddesi, taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında elinden çıkan zilyede, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açma hakkı tanımıştır. Çalınan aracın maliki ya da hırsızlık tazminatını ödeyerek aracın mülkiyetini devralan kasko sigortacısı, aracı iyi niyetli alıcıdan dahi geri alabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasındaki, açık artırmadan, pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyi niyetle edinilen taşınır için taşınır davasının ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabileceği yolundaki hüküm, galeriden alınan araçlar bakımından tartışmaya açık bir koruma sağlamakta ise de uygulama, aracın ceza soruşturması içinde el konulup gerçek malikine iadesi biçiminde işlediğinden alıcı bu korumadan fiilen yararlanamamaktadır. Alıcının gerçek başvuru yolu, bu nedenle, mülkiyet uyuşmazlığı değil, satıcıya yöneltilecek tazminat talebidir.</p>

<p><strong>II. SATICIYA KARŞI TALEPLER: ZAPTA KARŞI TEKEFFÜL</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 214. maddesine göre satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla satılanın tamamının veya bir kısmının bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınması hâlinde alıcıya karşı sorumludur. Kanun'un 217. maddesi, satılanın tamamının alıcının elinden alınması hâlinde satış sözleşmesinin kendiliğinden sona ermiş sayılacağını ve alıcının satıcıdan dört kalem talepte bulunabileceğini düzenler: Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünlerin değeri indirilerek ödediği satış bedelinin faiziyle geri verilmesi, satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderler, davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan yargılama giderleri ile yargılama dışı giderler ve satılanın elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararlar. Maddenin son fıkrasına göre satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alıcının uğradığı diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.</p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, change aracın el konulmasını tam zapt olarak nitelendirmektedir. Daire'nin 04.05.2026 tarihli kararı bu nitelendirmeyi şu ifadelerle yapmıştır: "Aracın çalıntı veya change çıkması durumunda, devlet kamu gücünü kullanarak araca el koyar. Aracın müsadere edilmesi veya araca el konulması tam zapt hükümlerine tabidir. Çünkü burada satıcının mülkiyeti devir borcu, üçüncü kişinin veya kamunun üstün hakkı nedeniyle sakatlanmıştır." Karar, satıcının bu sorumluluğunun kanundan doğan kusursuz sorumluluk olduğunu, satıcının aracın change olduğunu bilip bilmemesinin sonuca etkili olmadığını da açıkça belirtmiştir (Yargıtay 3. HD, E. 2025/3980, K. 2026/2759, 04.05.2026). Satıcının kendisinin de aracı bir başkasından iyi niyetle satın almış olması, alıcıya karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; satıcı, ödediği tazminat için kendi satıcısına aynı hükümlere dayanarak rücu edebilir.</p>

<p>Satışın bir galeri ya da oto alım satımı ile uğraşan tacir tarafından tüketiciye yapılması hâlinde uyuşmazlık, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici mahkemesinde görülür. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, galeriden satın alınan change araca ilişkin 26.06.2025 tarihli kararında davanın tüketici işlemi niteliğini kabul etmiş; satıcının ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı savunmasını, olayın ayıba değil zapta karşı tekeffül hükümlerine tabi olduğu ve zapt hâlinde ihbar külfeti aranmadığı gerekçesiyle reddetmiş; devam eden ceza soruşturmasının bekletici mesele yapılması gerektiği yolundaki savunmayı da yerinde görmeyerek satış bedelinin el koyma tarihinden itibaren işleyecek faiziyle tahsiline ilişkin hükmü onamıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2025/348, K. 2025/3608, 26.06.2025). Karar, change araç davalarında en sık karşılaşılan iki savunmanın kapısını kapatmaktadır: Alıcının aracı süresinde muayene edip ihbarda bulunmadığı savunması, zapt hâlinde dinlenmez; ceza dosyasının sonucu beklenmez, çünkü satıcının sorumluluğu kusurundan bağımsızdır.</p>

<p>İki tacir arasındaki satışta ise dava asliye ticaret mahkemesinde görülür ve arabuluculuk dava şartıdır. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, şasi numarası değiştirilmiş bir çekicinin iki şirket arasındaki satışına ilişkin uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesinin keşif ve bilirkişi avansı yatırılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesini hatalı bulmuş; ceza soruşturması dosyasındaki bilirkişi raporu ile üretici firmanın yazısının şasi numarasının sahtecilik yoluyla değiştirildiğini zaten ortaya koyduğunu, ceza yargılamasındaki hükmün hukuk hâkimini bağlamamakla birlikte soruşturmada tespit edilen maddi olguların hukuk yargılamasına ışık tutacağını belirterek kararı kaldırmıştır (Gaziantep BAM 11. HD, E. 2023/125, K. 2024/737, 27.05.2024). Karar, alıcının ispat yükünü ceza dosyasındaki kriminal inceleme raporuyla büyük ölçüde karşılayabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.</p>

<p><strong>III. TAZMİNATIN KAPSAMI: SATIŞ BEDELİ Mİ, RAYİÇ BEDEL Mİ?</strong></p>

<p>Change araç davalarının bugün en tartışmalı sorunu, alıcının satıcıdan yalnızca ödediği satış bedelini mi, yoksa aracın el koyma tarihindeki rayiç bedelini mi isteyebileceğidir. Sorunun pratik önemi büyüktür: Araç fiyatlarının kısa sürede katlandığı bir piyasada, üç yıl önce ödenen satış bedelinin faiziyle iadesi alıcıyı aynı nitelikte bir araç alabilecek duruma getirmemektedir.</p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2026 yılının Mayıs ayında verdiği iki kararla bu soruya oy çokluğuyla rayiç bedel yönünde cevap vermiştir. Daire, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun başlangıçta geçerli olarak kurulan ancak sonradan hükümsüz hâle gelen sözleşmelerde davacının gerçek ve güncel müspet zararını isteyebileceği yolundaki içtihadına dayanarak, tam zapt hâlinde alıcının "zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte" isteyebileceğini kabul etmiştir. Karara göre hususi araçlarda, aracın her gün kullanılarak gelir getirdiği düşünülemeyeceğinden, alıcının elde ettiği bir semere de bulunmaz ve tazminattan kullanım karşılığı adı altında indirim yapılamaz; ancak alıcı aracı kiraya vermişse elde ettiği kira bedeli tazminattan düşülür. Somut olayda davacı rayiç bedel yerine satış bedelini talep ettiğinden Daire, taleple bağlı kalarak satış bedelinden yalnızca fiilen elde edilen on iki günlük kira gelirinin düşülmesi gerektiğine hükmetmiş ve bilirkişinin varsayımsal günlük kira bedeli üzerinden yaptığı indirimi bozma sebebi saymıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2025/3980, K. 2026/2759, 04.05.2026). Daire aynı ilkeyi, tüketici mahkemesinde görülen bir başka change araç davasında da uygulamış ve alıcının el koyma tarihindeki rayiç bedeli isteyebileceğini kabul etmiştir (Yargıtay 3. HD, E. 2025/5294, K. 2026/2860, 07.05.2026).</p>

<p>Her iki karara yazılan karşı oy, çoğunluk görüşünün kanunun lafzıyla bağdaşmadığını savunmaktadır. Karşı oya göre Türk Borçlar Kanunu'nun 217. maddesi alıcının taleplerini sınırlı sayıda düzenlemiş, ayıplı satışa ilişkin 227. maddedeki gibi seçimlik haklar tanımamıştır; alıcı, semereleri indirilmiş satış bedelini faiziyle isteyebilir, bunun yerine rayiç bedeli talep etme imkânı yoktur ve kanunun açıkça düzenlediği bir hususta içtihat yoluyla farklı sonuca gidilmesi isabetli değildir. Karşı oy, maddenin dördüncü bendindeki "doğrudan doğruya uğranılan diğer zararlar" kavramının yoksun kalınan kâr çerçevesinde anlaşılması gerektiğini, aracın rayiç bedelinin bu kapsamda görülemeyeceğini de eklemektedir. Nitekim Daire, aynı yılın Mart ayında verdiği bir kararda satış bedeli ile noter ve plaka masraflarına hükmeden, buna karşılık rayiç bedel farkı ile kira ve otopark giderlerini reddeden bölge adliye mahkemesi kararını düzelterek onamıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2025/4511, K. 2026/1526, 24.03.2026). Şu hâlde Daire içtihadı Mayıs 2026 itibarıyla rayiç bedel yönünde şekillenmekle birlikte, karşı oyların varlığı ve önceki tarihli kararlar dikkate alındığında konunun henüz istikrar kazanmadığı söylenmelidir.</p>

<p>Tartışmasız olan kalemler ise şunlardır: Satış bedeli, noter satış masrafı, plaka ve tescil giderleri, aracın bakım ve onarımı için yapılan ve aracı elinden alan üçüncü kişiden istenemeyen giderler ile ihtarname masrafları. Faizin başlangıcı bakımından uygulama tek biçimli değildir: 26.06.2025 tarihli kararda el koyma tarihinden itibaren işleyen faiz onanmış, 04.05.2026 tarihli karara konu ilk derece hükmünde ise satış bedelinin ödendiği tarihten itibaren faize hükmedilmiştir. Kanun'un 217. maddesinin birinci bendindeki "ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte" ibaresi, faizin ödeme tarihinden itibaren istenmesine elverişli bir dayanak sunmaktadır. Aracın el konulduğu tarihten sonra araçtan yoksun kalınması nedeniyle ikame araç kirası gibi zararlar, 217. maddenin son fıkrası uyarınca satıcının kusursuzluğunu ispat edememesi hâlinde istenebilecek diğer zararlar kapsamında değerlendirilmelidir. Zapta karşı tekeffülden doğan alacak için özel bir zamanaşımı öngörülmediğinden, Kanun'un 146. maddesindeki on yıllık genel süre uygulanır.</p>

<p>Husumet yönünden dava, satış sözleşmesinde satıcı olarak görünen kişiye yöneltilir. Aracın satış görüşmelerini yürüten ve bedeli hesabına alan, ancak sözleşmede satıcı sıfatı bulunmayan kişinin sorumluluğu, satıcı ile el ve iş birliği içinde hareket ettiğinin ispatına bağlıdır; Yargıtay bu ispatın yapılamadığı olayda satıcının oğlu hakkındaki davanın husumet yönünden reddini onamıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2025/3980, K. 2026/2759, 04.05.2026). Alıcının, satış bedelini ruhsat sahibi dışındaki bir kişiye ödemesi bu bakımdan ciddi bir ispat sorunu yaratmaktadır.</p>

<p><strong>IV. NOTERE KARŞI TALEPLER</strong></p>

<p>Araç satışının noterde yapılmış olması, alıcının zararını noterden isteyebileceği düşüncesini doğurmaktadır. Noterlik Kanunu'nun 162. maddesi, stajyer, kâtip ve kâtip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterlerin bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumlu olduklarını düzenler. Yargıtay, bu hükmün noterin kusursuz sorumluluğunu düzenlediğini kabul etmekte; sahte kimlikle yapılan bir araç satışında noterin, kimlik belgesindeki sahteliği tespit edebilecek özeni göstermesi gerektiğini belirtmektedir (Yargıtay 3. HD, E. 2015/6263, K. 2016/4747, 29.03.2016). Buna karşılık kullanılan sahte kimliğin iğfal kabiliyetini haiz olması, yani noterin özenli bir incelemeyle dahi fark edemeyeceği nitelikte bulunması hâlinde nedensellik bağı kesilmekte ve noterin sorumluluğu doğmamaktadır (Yargıtay 3. HD, E. 2023/4387, K. 2024/3539, 05.11.2024).</p>

<p>Change araç bakımından noterin sorumluluğu sınırlıdır. Karayolları Trafik Kanunu'nun 20. maddesinin (d) bendi uyarınca noter, satışı araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak yapar; aracın şasi numarasını fiziken kontrol etmek noterin görevi değildir. Tescil kaydı temiz görünen ve gerçek ruhsat sahibi tarafından satılan bir change araçta noterin hatalı ya da eksik bir işleminden söz edilemez. Noterin sorumluluğu, satıcının sahte kimlik kullandığı, ruhsattaki bilgilerle satıcının kimliğinin uyuşmadığı ya da satışın sicildeki bir kısıtlama şerhine rağmen yapıldığı hâllerde gündeme gelir. Bu davalarda zamanaşımı da dikkat gerektirir: Yargıtay, dava dışı faillerin işlediği suça ilişkin uzamış ceza zamanaşımının notere karşı açılan davada uygulanmayacağını kabul ederek zamanaşımı nedeniyle verilen ret kararını onamıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2023/2543, K. 2024/730, 21.02.2024). Notere karşı dava, bu nedenle, satıcıya karşı davanın alternatifi değil, ancak somut bir işlem hatası varsa başvurulabilecek tamamlayıcı bir yoldur.</p>

<p><strong>V. İDAREYE KARŞI TALEPLER VE YARGI YOLU</strong></p>

<p>Alıcının başvurabileceği üçüncü muhatap, tescil kaydını tutan idaredir. Karayolları Trafik Kanunu'nun 5. maddesi araçların tescil işlemlerini yapmak ve sicillerini tutmak görevini İçişleri Bakanlığı'na vermiştir. Change aracın tesciline esas alınan kimlik, çoğu zaman pert ya da ağır hasarlı bir aracın kimliğidir; bu aracın hurdaya ayrılması gerekirken sicilde faal görünmesi ya da çalıntı kaydı bulunan bir aracın devrine sicil üzerinden izin verilmesi, idarenin tescil denetimindeki bir kusurunu gösterebilir. Bu iddiaya dayalı tazminat davalarının hangi yargı yolunda görüleceği uzun süre tartışılmış, davalar idare mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasında görev uyuşmazlığına konu olmuştur.</p>

<p>Uyuşmazlık Mahkemesi bu tartışmayı istikrarlı biçimde adli yargı lehine çözmektedir. Mahkeme, noter satış sözleşmesine dayanarak iyi niyetle satın alınan aracın çalıntı ve change olduğunun anlaşılması üzerine el konulması nedeniyle idareye karşı açılan tazminat davasında, Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinin bu Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngördüğünü, idarenin tescil ve denetim görevinin de bu Kanun'dan kaynaklandığını belirterek adli yargıyı görevli saymıştır (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2020/478, K. 2020/619, 26.10.2020). Aynı sonuç, idare mahkemesinin görev yönünden reddettiği davanın asliye hukuk mahkemesince de yargı yolu yönünden reddedilmesi üzerine ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığında yinelenmiş (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2024/65, K. 2024/88, 04.03.2024) ve şasi numarası değiştirilmiş araca el konulmasında trafik tescil denetimlerinin yetersiz kaldığı iddiasıyla açılan davada 2026 yılında bir kez daha teyit edilmiştir (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2026/234, K. 2026/256, 04.05.2026). Şu hâlde idareye karşı dava, idare mahkemesinde değil, asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır; aksi hâlde davacı, görev uyuşmazlığının çözümü için yıllarını kaybedebilir.</p>

<p>Yargı yolunun belirlenmiş olması, idarenin sorumluluğunun esasının kolayca kabul edileceği anlamına gelmez. İdarenin sorumluluğu için sicil kaydında somut bir ihmalin, örneğin çalıntı ihbarına rağmen kaydın kısıtlanmaması ya da hurdaya ayrılması gereken aracın kaydının açık tutulması gibi bir olgunun ispatı gerekir. Sahtecilik fiilinin sicil üzerinden fark edilemeyecek nitelikte olduğu hâllerde idarenin sorumluluğu tartışmalıdır. Bu nedenle idareye karşı dava, satıcıya karşı davanın yanında, tescil sürecinde somut bir hata belirlendiğinde düşünülmesi gereken bir yoldur.</p>

<p><strong>VI. UYGULAMACIYA ÖNERİLER</strong></p>

<p>Satın alma aşamasında alınacak önlemler, sonradan açılacak davalardan çok daha etkilidir. Aracın Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi kayıtlarındaki hasar geçmişi sorgulanmalı; ağır hasar ya da pert kaydı bulunan bir aracın piyasa değerinin altında ve kusursuz görünümde satışa sunulması, change şüphesinin en tipik belirtisi olarak değerlendirilmelidir. Bağımsız bir ekspertizde motor ve şasi numaralarının orijinalliği, numara plakasının kaynak ve boya izleri ile araç üzerindeki üretici etiketlerinin sicil kaydıyla uyumu özellikle kontrol ettirilmelidir. Satıcının kimliği ile ruhsat sahibi aynı kişi olmalı, satış bedeli mutlaka ruhsat sahibinin banka hesabına ödenmelidir; bedelin üçüncü kişiye elden ya da havaleyle ödenmesi, yukarıda açıklandığı üzere, davanın husumet yönünden reddine yol açabilmektedir.</p>

<p>El koyma gerçekleştiğinde alıcı, el koyma tutanağının ve sulh ceza hâkimliği kararının bir örneğini almalı, Cumhuriyet başsavcılığına müşteki sıfatıyla başvurarak kriminal inceleme raporunun dosyaya girmesini takip etmeli ve el koymayı derhal satıcıya yazılı olarak bildirmelidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 215. maddesi, satılanın elinden alınması tehlikesiyle karşılaşan alıcının davayı satıcıya bildirmesini öngörmekte; 217. maddesinin üçüncü bendi ise bildirimle kaçınılabilecek giderleri satıcının sorumluluğu dışında bırakmaktadır. Bildirim, satıcının kendi satıcısına rücu hakkını korumasını da sağlar. Ardından, tüketici ya da ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk aşaması tamamlanarak dava açılmalıdır.</p>

<p>Dava dilekçesinde talep, Mayıs 2026 tarihli kararlar gözetilerek aracın el koyma tarihindeki rayiç bedeli üzerinden kurulmalı; rayiç bedelin satış bedelinin altında kalması ihtimaline karşı satış bedeli ve faizi de talep edilmeli, noter, plaka, tescil ve bakım giderleri ile ihtarname masrafları ayrı kalemler olarak gösterilmelidir. Rayiç bedel bilirkişi incelemesiyle belirleneceğinden, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 109. maddesi uyarınca kısmi dava açılması ve rapor sonrasında talep artırımı yapılması harç riskini azaltır. Ceza soruşturmasının bekletici mesele yapılması yolundaki savunmaya karşı 26.06.2025 tarihli karar, ayıp ihbarı savunmasına karşı ise aynı karar ve zaptın ihbar külfetine tabi olmadığı ilkesi ileri sürülmelidir. Notere ve idareye karşı dava ise ancak satış işleminde ya da tescil sürecinde somut bir hata tespit edildiğinde, satıcıya karşı davanın yanında düşünülmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Change araç satın alan kişi, aracın mülkiyetini iyi niyetine rağmen kazanamaz ve araca el konulmasına engel olamaz; ancak hukuken korumasız değildir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, change aracın el konulmasını tam zapt olarak nitelendirmekte, satıcıyı kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutmakta, zapt hâlinde ayıp ihbarı aranmayacağını ve ceza soruşturmasının beklenmeyeceğini kabul etmektedir. Daire'nin Mayıs 2026 tarihli kararları, alıcının yalnızca ödediği bedeli değil, aracın el koyma tarihindeki rayiç bedelini isteyebileceğini oy çokluğuyla benimseyerek alıcı lehine önemli bir adım atmış; karşı oylar ise kanunun lafzına bağlı kalınması gerektiğini savunarak tartışmayı açık bırakmıştır. Notere karşı dava, ancak sahte kimlik gibi noterin fark edebileceği bir işlem hatası varsa sonuç verebilir; idareye karşı dava ise Uyuşmazlık Mahkemesi'nin yerleşik içtihadı uyarınca adli yargıda açılmalı ve tescil sürecindeki somut bir ihmale dayandırılmalıdır. Uygulamada alıcının en güvenilir yolu, satın alma öncesinde hasar geçmişi ve şasi kontrolü yaptırmak, bedeli ruhsat sahibine ödemek ve el koyma hâlinde gecikmeden satıcıya karşı harekete geçmektir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 146, 214, 215, 217, 227.</span></p>

<p><span style="color:#999999">4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 988, 989.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 5, 20, 110.</span></p>

<p><span style="color:#999999">1512 sayılı Noterlik Kanunu, m. 162.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 54, 165.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 123, 127, 131.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m. 3, 73.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 109.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, 29.03.2016, E. 2015/6263, K. 2016/4747.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, 21.02.2024, E. 2023/2543, K. 2024/730.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, 05.11.2024, E. 2023/4387, K. 2024/3539.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, 26.06.2025, E. 2025/348, K. 2025/3608.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, 24.03.2026, E. 2025/4511, K. 2026/1526.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, 04.05.2026, E. 2025/3980, K. 2026/2759.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, 07.05.2026, E. 2025/5294, K. 2026/2860.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gaziantep BAM 11. HD, 27.05.2024, E. 2023/125, K. 2024/737.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Uyuşmazlık Mahkemesi, 26.10.2020, E. 2020/478, K. 2020/619.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Uyuşmazlık Mahkemesi, 04.03.2024, E. 2024/65, K. 2024/88.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Uyuşmazlık Mahkemesi, 04.05.2026, E. 2026/234, K. 2026/256.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karar metinleri: mevzuat.adalet.gov.tr (UYAP Bilgi Bankası); kararlar.uyusmazlik.gov.tr.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/change-arac-alan-kisinin-haklari-1</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/change-arac-oto.jpg" type="image/jpeg" length="43171"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖRGÜTLÜ DOLANDIRICILIĞIN SONU: DOLUNAY]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/orgutlu-dolandiriciligin-sonu-dolunay-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/orgutlu-dolandiriciligin-sonu-dolunay-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ülkemizde dolandırıcılık suçunun bir toplumsal sorun haline geldiğini söylemek mümkündür. Şüpheli sayısı ve suç sayısına bir de mağdur sayıları eklendiğinde ortaya çıkan tablo, dolandırıcılık olaylarının toplumun önemli bir kesimini etkilediği göstermektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son dönemde yapılan önemli operasyonlardan da anlaşılacağı üzere dolandırıcılık suçunun örgütlü olarak işlenmesi ve adeta meslek haline gelmesi, dolandırıcılar karşısında mağdurun hak aramasını zorlaştırmaktadır. Telefon hatlarıyla ilgili kısıtlamalara gidilmesi ve dolandırıcılıkta kullanılan hesapların askıya alınması için yapılan kanuni değişiklikler, dolandırıcıların hareket kabiliyetini azaltmayı ve mağdurları daha etkin korumayı amaçlamaktadır.</p>

<p>Polis Akademisi tarafından yayınlanan Polis Dergisi’nin 127’inci sayısında dolandırıcılıkla mücadelede yeni bir dönemi başlatacak olan DOLUNAY sistemi hakkında oldukça önemli bir haber bulunmaktadır. Haberin öneminden dolayı tam metni şöyledir:</p>

<p><strong>DOLUNAY PROJESİ İÇİN MEVZUAT HAZIRLIKLARI BAŞLADI</strong></p>

<p>İçişleri Bakanlığımızca siber dolandırıcılık vakalarına hızlı müdahale amacıyla hazırlanan DOLUNAY Projesi'nin yasal zemine oturtulması için çalışma başlatıldı. İçişleri Bakanlığımızca, dijital dolandırıcılık olaylarına tek merkezden, yapay zeka desteğiyle ve adli makamlarla koordineli şekilde hızlı müdahale edilmesini hedefleyen Dolandırıcılıkla Mücadele Merkezi (DOLUNAY) Projesi'nin hayata geçirilmesi için mevzuat hazırlıklarına başlandı. Türkiye'de mal varlığına karşı işlenen 214 bin 847 vakanın yüzde 72,6'sını (156 bin 68) tek başına dolandırıcılık suçları oluşturuyor. İncelenen vakalarda, adliyeye intikal eden dosyalar ve kolluğa yansımayan olaylarla birlikte tahmini ekonomik kaybın 50 milyar liranın üzerinde olduğu belirtiliyor. Mevcut sistemde suçlular ele geçirdikleri hesaplardan saniyeler içinde haksız kazanç transferi yapabilirken, mağdurun müracaat etmesi, savcılığın müzekkere yazması ve bankaların tedbir kararı alması haftalar sürebiliyor. Bu durum faillere zaman avantajı sağlarken, yavaş işleyen resmi süreçler bürokrasinin suçlular lehine çalışmasına neden oluyor. İçişleri Bakanlığımızca hazırlanan DOLUNAY Projesi ile finansal suçlardaki bu "zaman asimetrisinin" ortadan kaldırılması ve dolandırıcılık olaylarına ilk dakikalardan itibaren koordine bir şekilde müdahale edilmesi amaçlanıyor.</p>

<p><strong>Teşkilat Yapısı </strong></p>

<p>Projeye kapsamında, 24 saat esasına göre faaliyet gösterecek olan Dolandırıcılıkla Mücadele Merkezi'nde, cumhuriyet savcısı toplanan verileri anında hukuki karara dönüştürürken, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) kara para ve kripto varlık rotalarını deşifre edecek. Bankalararası Kart Merkezi (BKM) ve belirlenen banka temsilcileri para trafiğini haritalandırarak şüpheli hesaplara anlık bloke koyacak, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) GSM operatörleri koordine olarak dolandırıcıların iletişim hatlarını anında kesecek. Eş zamanlı olarak Siber Güvenlik Başkanlığı zararlı bağlantıları ve oltalama sitelerini erişime engellerken, emniyet ve jandarma birimleri ise saha istihbaratıyla şüphelileri tespit edip fiziki operasyonları yönetecek.</p>

<p><strong>İhbar ve Sisteme Giriş </strong></p>

<p>Projeye göre süreç, vatandaşın dolandırıcılık bildiriminde bulunmasıyla başlayacak. Kurulacak ihbar mekanizması sayesinde mağdurlar, e-Devlet onayı ile mobil uygulama üzerinden, 112 Acil Çağrı Merkezi aracılığıyla ya da doğrudan kolluk birimlerine başvurarak ihbarda bulunabilecek. İhbarda paylaşılan T.C. kimlik numarası, IBAN numaraları, SMS içerikleri, dekontlar ve zararlı internet bağlantıları (URL) sisteme aktarılacak. Bildirimin yapılması ve sisteme giriş 10 dakikadan kısa sürede tamamlanacak. Yapay zeka ile 1 dakikadan kısa sürede analiz sisteme düşen veriler, yapay zeka destekli analiz altyapısı tarafından işlenecek. Yapay zeka, kullanılan dolandırıcılık yöntemini, risk seviyesini ve suç ağının bağlantılarını otomatik analiz ederek 1 dakikadan daha kısa bir sürede profilleme işlemini sonuçlandıracak. Gelişmiş algoritma, hangi kurumun ne tedbir alması gerektiğini de belirleyerek onay için dosyayı merkezde görevli cumhuriyet savcısının önüne dijital olarak sunacak. Savcının incelemesi ve onay işlemi 5 dakikadan, bankalar arası koordinasyon ise 2 dakikadan az bir sürede gerçekleşecek. Böylece mobil uygulama ve çağrı merkezlerinden alınan ihbarlar, yapay zeka tarafından süzülerek en fazla 18 dakikada adli dosyaya dönüştürülecek. Bu süreçte eş zamanlı olarak MASAK’a mali analiz ve kripto varlık dondurma yönlendirmesi yapılacak. BTK suçta kullanılan GSM hatlarının iletişimini kesecek, Siber Güvenlik Başkanlığı ise zararlı bağlantıları (URL) engelleyecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tek Tutanak Sistemi </strong></p>

<p>Kurumlar arası fiziki yazışma ve kargo sürelerini ortadan kaldıran sistem sayesinde tüm adli ve önleyici işlemler, "Acele Önlem ve Suç Önleme Tutanağı" adı altında tek bir dijital belgede birleştirilecek. Söz konusu dosya, soruşturmayı yürütecek olan suç yeri Cumhuriyet Başsavcılığına anında sevk edilecek. Teknolojik altyapıyla dakikalar içinde yürütülen operasyonun farklı aşamalarında vatandaşlara SMS ile bilgilendirme yapılacak. İlk aşamada mağdura "Dolandırıcılık ihbarınız işleme alınmıştır." mesajı gönderilecek. Dosyanın adliyeye sevk edilmesiyle birlikte de "Dosyanız başarıyla oluşturulup ilgili birimlere iletilmiştir. Anlık takip sağlanmaktadır." bildirimi ulaştırılarak süreç hakkında bilgi verilecek.</p>

<p><strong>Mevzuat Hazırlıkları Başladı </strong></p>

<p>DOLUNAY Projesi'nin yasal zemine oturtulması için mevzuat hazırlıklarına da başlandı. Projenin hayata geçirilmesi için ilgili kurumların görev, yetki ve sorumluluklarının netleştirilmesi, kurumlar arası veri paylaşımı ve anlık müdahale süreçlerine ilişkin düzenlemelerin yapılması planlanıyor. (Polis Akademisi, (2026), <i>Polis Dergisi</i>, S. 127, s. 26-27, Erişim: https://polisdergisi.pa.edu.tr/Upload/Dergi/polis-dergisi-dergi94d0df16-34a5-41f2-80e9-339cbf5c9483.pdf).</p>

<p>Bilindiği üzere gece, çoğu insan için dinlenme zamanıdır. Ancak suç işleyenler için gece bir fırsattır. Karanlık, doğası gereği kötülüğe bir maske sunar, sokakların tenhalaşması, güvenlik kameralarının körleşmesi ve insanların uykuda olması, yakalanma riskini azaltarak ve mağdurları savunmasız bırakarak suçu besleyen en büyük fırsat zeminini hazırlar. Dolunay, Ay'ın Dünya'ya bakan yüzünün tamamen aydınlık olduğu, gökyüzünde tam ve en parlak haliyle göründüğü evredir.</p>

<p>Dolunay’ın ışığı, bu sefer dolandırıcıların istimar ettiği bürokratik süreçleri kısaltacak, bankacılık sistemindeki güveni kötüye kullanımı engelleyerek dolandırıcılık suçlarıyla mücadelede yeni bir dönemi başlatacaktır. Özellikle dolandırıcılığı meslek haline getirdiği ve örgütlü olarak bu suçu işleyenlerin tespitini kolaylaştıracaktır. IBAN mağdurları gibi suçla ilgisiz kişilerle asıl dolandırıcılar arasındaki ayrım hızlı bir şekilde yapılacaktır. Mağdurların uzun uzun beklemelerine gerek kalmayacaktır. Sahte ilanlar, sahte linkler, başkaları adına alınan hatlar hızlı bir şekilde sona erecektir.</p>

<p>Son söz olarak sistemin en kısa sürede uygulamaya alınmasını dilerim.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" rel="noopener" target="_blank" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" rel="noopener" target="_blank" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/orgutlu-dolandiriciligin-sonu-dolunay-1</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/dolunay-projesi.jpeg" type="image/jpeg" length="19277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Başak Şahbaz Türker vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-basak-sahbaz-turker-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-basak-sahbaz-turker-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu üyesi Avukat Başak Şahbaz Türker (51372) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Barosu üyesi Avukat Başak Şahbaz Türker (51372) vefat etti.</p>

<p><strong>Namaz Tarihi</strong></p>

<p>9 Eylül 2026</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Namaz Vakti</strong></p>

<p>Öğle Namazı</p>

<p><strong>Namaz Yeri</strong></p>

<p>Kulluk Camii, İdealtepe</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-basak-sahbaz-turker-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/basak-sahbaz-turker.jpg" type="image/jpeg" length="81142"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DEVRE MÜLK SÖZLEŞMESİNİN GEÇERSİZ OLMASI NEDENİYLE FESHİ İLE ÖDENEN BEDELİN DENKLEŞTİRİCİ ADALET İLKESİ GEREĞİNCE İADESİ TALEBİYLE AÇILAN DAVALARDA TESİSİN KULLANIM BEDELLERİ MAHSUP EDİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/devre-mulk-sozlesmesinin-gecersiz-olmasi-nedeniyle-feshi-ile-odenen-bedelin-denklestirici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/devre-mulk-sozlesmesinin-gecersiz-olmasi-nedeniyle-feshi-ile-odenen-bedelin-denklestirici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uyuşmazlık, tapu devri yapılmaması nedeniyle geçersiz olan devre mülk sözleşmesinin iptali ve feshi halinde davacı tüketicinin konaklama bedelinin ödenen bedelden mahsup edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2026/2592</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/2758</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 04.05.2026</strong></p>

<p><strong>TAPU DEVRİ YAPILMAMASI NEDENİYLE GEÇERSİZ OLAN DEVRE MÜLK SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ</strong></p>

<p><strong>DEVRE MÜLK SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ VE FESHİ HALİNDE DAVACI TÜKETİCİNİN KONAKLAMA BEDELİNİN ÖDENEN BEDELDEN MAHSUP EDİLEMEYECEĞİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Uyuşmazlık, tapu devri yapılmaması nedeniyle geçersiz olan devre mülk sözleşmesinin iptali ve feshi halinde davacı tüketicinin konaklama bedelinin ödenen bedelden mahsup edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın giderilmesine konu dava dosyalarının incelenmesinde; sözleşmelerin devre mülk satışına yönelik olduğu, bu nitelikteki sözleşmelerin tapuda resmi şekilde yapılmasının zorunlu olduğu, aksi halde yapılan sözleşmelerin geçersiz olduğu, geçersiz sözleşme sebebiyle iki taraf aldıklarını iade sorumluluğu altında olduğu, geçersiz sözleşme nedeniyle ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncellenmiş değerinin talep edebileceği, ancak geçersiz sözleşme kullanımları bedelinin ise Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın doğrultusunda iade bedelinden mahsup edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeplerle uyuşmazlığın Sakarya Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin kararlarının gerekçesi açısından genel hatları ile Daire emsal kararlarına da uygun olduğu anlaşıldığından uyuşmazlığın açıklanan doğrultuda giderilmesi gerektiğine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>I. BAŞVURU</strong></p>

<p>Davalı ... Termal Turizm A.Ş. vekili Avukat ... tarafından, müvekkili şirkete karşı bir kısım tüketiciler tarafından devre mülk sözleşmesinin feshi ve iptali ile bu sözleşme kapsamında ödenen tutarın denkleştirici adalet ilkesi kapsamında iadesi için davalar açıldığını, bu davalarda tüketicilerin iptal istenilinceye kadar yapmış oldukları kullanım giderlerinin düşülmesi gerektiği ileri sürülmekte ise de bu taleplerin kabul görmediğini, ancak bu konuda mahsup taleplerinin kabul edildiği Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının olduğunu, tüketicilerin kullanım bedellerinin düşülmemesinin sebepsiz zenginleşme teşkil edeceğini belirtilerek, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2025/372 E., 2025/429 K. ve 2025/872 E., 2025/933 K sayılı kararı ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2023/517 E., 20223/876 K. ve 2023/2296 E., 2024/484 K. sayılı kararları arasında çıkan uyuşmazlığın giderilmesi için ilgili Yargıtay Hukuk Dairesi nezdinde gerekli başvurunun yapılmak suretiyle uyuşmazlığın giderilmesini teminen anılan Daireler tarafından verilen kesin nitelikteki kararlar bakımından 5235 sayılı Kanunun 35/3. maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR</strong></p>

<p>A. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 12.03.2025 tarihli ve 2025/372 E., 2025/429 K. Sayılı Kararı</p>

<p>Davacı vekili tarafından davalı şirket ile akdedilen 08.08.2015 tarihli ve SA ... numaralı, 21.04.2013 tarihli ve SA ... numaralı devre mülk satış vaadi sözleşmesi imzalandığı, davalının tapu devrini gerçekleştirmediği, sözleşmenin resmi şekilde yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğu belirtilerek, devre mülk satış vaadi sözleşmesinin feshi ve iptali ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakkının saklı kalması kaydıyla, şimdilik 104.500,00 TL bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereğince günümüz koşullarına uyarlanarak sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında güncel yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili talepli açılan davada davalının davacının kullanımına ilişkin mahsup talebinin bulunduğu ve Sakarya Tüketici Mahkemesinin 16.09.2024 tarihli ve 2024/453 E., 2025/24 K. sayılı ilamıyla; davalı şirketin esasında üzerine düşen tapu devri edimini yerine getirmediği için geçersiz hale gelen sözleşmede davacının tesisten yararlanması sonucuna bağlı olarak denkleştirilecek bedelden kullanım bedelinin de (denkleştirilmesi suretiyle) davacıya ödenecek bedelden düşülmesi talebinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile; 08.08.2015 tarihli ve SA ... numaralı, devre mülk satış vaadi sözleşmelerinin geçersizliğinin tespiti ile davacı tarafından davalıya ödenen toplam 215.504,22 TL'nin 104.500,00 TL'sinin dava tarihinden, 111.004,22 TL'sinin değer artırım tarihi itibari ile işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen kararının davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince; davalı şirketin esasında üzerine düşen tapu devri edimini yerine getirmediği için davacının tesisten yararlanması sonucuna bağlı olarak denkleştirilecek bedelden kullanım bedeline ilişkin mahsup talebi yerinde olmadığı gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>B. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 04.06.2025 tarihli ve 2025/872 E., 2025/933 K. Sayılı Kararı</p>

<p>Davacı vekili tarafından davalı şirket ile akdedilen 28.12.2011 tarihli ve SA ... numaralı devre mülk satış vaadi sözleşmesi imzalandığı, davalının tapu devrini gerçekleştirmediği, sözleşmenin resmi şekilde yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğu belirtilerek devre mülk satış vaadi sözleşmesinin feshi ve iptali ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakkının saklı kalması kaydıyla, şimdilik 104.100,00 TL bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereğince günümüz koşullarına uyarlanarak sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında güncel yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili talepli açılan davada davalının davacının kullanımına ilişkin mahsup talebinin bulunduğu ve Sakarya Tüketici Mahkemesinin 17.04.2025 tarihli ve 2024/592 E., 2025/215 K. sayılı ilamıyla; davalı şirketin esasında üzerine düşen tapu devri edimini yerine getirmediği için geçersiz hale gelen sözleşmede davacının tesisten yararlanması sonucuna bağlı olarak denkleştirilecek bedelden kullanım bedelinin de (denkleştirilmesi suretiyle) davacıya ödenecek bedelden düşülmesi talebinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne; 28.12.2011 tarihli ve SA ... numaralı, devre mülk satış vaadi sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti ile davacı tarafından davalıya ödenen toplam 149.885,28 TL'nin 104.000,00 TL'sinin dava tarihinden, 45.885,28 TL'sinin değer artırım tarihi itibari ile işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen kararının davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince; davalı şirketin esasında üzerine düşen tapu devri edimini yerine getirmediği için davacının tesisten yararlanması sonucuna bağlı olarak denkleştirilecek bedelden kullanım bedeline ilişkin mahsup talebi yerinde olmadığı gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 06.04.2023 tarihli ve 2023/517 E., 2023/876 K. Sayılı Kararı</p>

<p>Davacı vekili tarafından davalı ile 22.10.2016 tarihli ve ... numaralı devre mülk sözleşmesi imzaladığını, 03.01.2020 tarihli ve 0155 yevmiye numaralı Ankara 51. Noterliğinden gönderdiği ihtarname ile bedel iadesi istediğini, olumlu cevap alamadığını, sözleşmenin geçersiz olduğunu belirterek, ödenen 22.000,00 TL ile mahrum kalınan kira gelirleri ve noter masraflarının iadesi talepli açılan davada davalının davacının kullanımına ilişkin mahsup talebinin bulunduğu ve Ankara 6. Tüketici Mahkemesinin 22.06.2021 tarihli ve 2020/48 E., 2021/376 K. sayılı ilamıyla; sözleşmenin tüm bedellerinin ödendiği ve davacı tarafından yapılan konaklama bedelleri mahsup edilmesi gerektiği, noter masraflarının yargılama gideri olarak değerlendirileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 15.850,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin reddine, dair verilen kararının davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince; avalının yasal süre içerisinde konaklama bedellerinin mahsubunu talep ettiği, sözleşmeye konu tesisten faydalanan davacıdan konaklama bedellerinin tahsil edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, mahsuba konu konaklama belgelerine yönelik açık bir imza inkarı bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>D. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 06.03.2024 tarihli ve 2023/2296 E., 2024/484 K. Sayılı Kararı</p>

<p>Davacı vekili tarafından davalı şirket ile devre mülk satış vaadi sözleşmesi imzalandığı, davalının tapu devrini gerçekleştirmediği, sözleşmenin resmi şekilde yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğu belirtilerek, sözleşmenin geçersizliğinin tespiti ve iptalini, davalıya yapılmış olan toplam 30.250,00 TL ödemenin ve ödenen tüm aidat giderlerinin davalıdan tahsili talepli açılan davada davalının davacının kullanımına ilişkin mahsup talebinin bulunduğu ve Ankara 11. Tüketici Mahkemesinin 05.07.2023 tarihli ve 2022/312 E., 2023/398 K. sayılı ilamıyla; davacının, sözleşmeye konu tesiste, kendisine vaad edilen bağımsız bölümde değil başkalarına ait bağımsız bölümlerde konaklama yaptırıldığı taraflar arasında ihtilafsız olup, konaklamaya ilişkin bedelin, davalının süresinde mahsup def'inde bulunduğu gözetilmek sureti ile mahsup edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında imzalanan 21.07.2012, 26.07.2012, 31.05.2014, 21.08.2016, 28.02.2019 tarihli ... nolu ve ek sözleşmelerinin tarihli devre mülk satış vaadi sözleşmelerinin geçersiz olduklarının tespitine, geçersiz sözleşmeler nedeniyle ödenen 19.052,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen kararının davacı vekili ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince; taraflar arasında mevcut devre mülk satış sözleşmesi, tapulu taşınmazın haricen satışına ilişkin olmakla resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olup, tarafların geçersiz sözleşme kapsamında verdiklerini talep edebilecekleri, bu kapsamda olmak üzere davacının sözleşme gereğince ödediği satış bedeli ile geçersiz sözleşme kapsamında ödediği aidatların iadesini talep edebileceği, bu bedelden, davacının, sözleşmeye konu tesiste yaptığı taraflar arasında ihtilafsız olan konaklamalara ilişkin bedelin, davalının süresinde mahsup def'inde bulunduğu gözetilmek sureti ile mahsup edilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kesinlik sınırı nedeniyle reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 21.11.2025 tarihli ve 2025/4 E. sayılı kararı ile; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2023/517-876 E.K., 2023/2296-2024/484 E.K. sayılı kesinleşen ilamları ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2025/372-4 29... /872-933 E.K. sayılı kesinleşen ilamlarının devremülk sözleşmelerinin feshi nedeniyle davacı tarafa denkleştirici adalete göre ödediği bedelin iadesine ilişkin kararlarda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin devre mülkün kullanımından kaynaklanan konaklama bedelinin düşüldüğü, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin kararlarında ise kullanım bedelinin düşülmesi yönünde taleplerin reddedildiği, her iki BAM Dairesi arasında kullanım bedelinin düşülüp düşülmeyeceği konusunda uyuşmazlık olduğu tespit edilerek kesin nitelikte olan Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasında bir uyuşmazlık bulunduğu ve uyuşmazlığın Sakarya 5. Hukuk Dairesinin haricen geçersiz satış nedeniyle sözleşmenin feshi ödenenin denkleştirici adalet gereği davacı tarafa iadesi ve bedelden yararlanmanın düşülmemesi yönündeki karar bağlayıcı olan içtihadı birleştirme kararına uygun olduğundan uyuşmazlığın Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi uygulaması doğrultusunda giderilmesi görüşü ile somut başvuru dosyasının Yargıtay 3. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, tapu devri yapılmaması nedeniyle geçersiz olan devre mülk sözleşmesinin iptali ve feshi halinde davacı tüketicinin konaklama bedelinin ödenen bedelden mahsup edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemelerinin benzer olaylarda kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi isteminin hukuki dayanağı, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 35. maddesinde yer alan düzenlemedir.</p>

<p>Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 03.06.2010 tarihli ve 2009/13556 E. ve 2010/7587 K. sayılı kararında "... Taraflar arasında düzenlenen 30.12.1992 tarihli taşınmaz satışına ilişkin harici satış, M.K.’nın 634., B.K.’nın 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılmadığından geçersizdir. Her geçersiz satışta olduğu gibi taraflar aldıklarını sebepsiz iktisap hükümleri dairesinde iade ile yükümlüdürler. 10.7.1940 tarihli ve 2/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre geçersiz taşınmaz satışında verilen satış bedeline alıcı faiz, taşınmazın kullanılmasından dolayı da satıcı ecrimisil veya kira bedeli isteyemez. Mahkemece, bağlayıcı nitelik taşıyan Tevhidi İçtihat kararına rağmen, satış bedelinin denkleştirici adalet ilkesine göre ulaştığı değerden davacının elde ettiği kira gelirinin indirilmesi suretiyle her iki konuttan elde edilen kira gelirinin talep edilebilecek alacak miktarından çok fazla olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir..." belirtilmiştir.</p>

<p>Yine 1939/2 E.-1940/77 K.sayılı ve 10.07.1940 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da "Haricen yapılan taşınmaz mal satışından dönüldüğünde, satış bedelini geri vermeyen taraf taşınmazın kendisine verilmesi için karşı tarafı zorlayamaz, verdiği bedel kendisine geri verilmeyen taraf, parası geri verilinceye kadar yararlandığı ürünleri ödemek ve ecrimisil vermekle yükümlü değildir." şeklinde açıklamaya yer verilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın giderilmesine konu dava dosyalarının incelenmesinde; sözleşmelerin devre mülk satışına yönelik olduğu, bu nitelikteki sözleşmelerin tapuda resmi şekilde yapılmasının zorunlu olduğu, aksi halde yapılan sözleşmelerin geçersiz olduğu, geçersiz sözleşme sebebiyle iki taraf aldıklarını iade sorumluluğu altında olduğu, geçersiz sözleşme nedeniyle ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncellenmiş değerinin talep edebileceği, ancak geçersiz sözleşme kullanımları bedelinin ise 1939/2 E.-1940/77 K.sayılı ve 10.07.1940 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın doğrultusunda iade bedelinden mahsup edilemeyeceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Açıklanan sebeplerle uyuşmazlığın Sakarya Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin kararlarının gerekçesi açısından genel hatları ile Dairemiz emsal kararlarına da uygun olduğu anlaşıldığından uyuşmazlığın yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan doğrultuda giderilmesi gerektiğine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>1. Devre mülk sözleşmesinin geçersiz olması nedeniyle feshi ile ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereğince iadesi talepli açılan davalarda tesisin kullanım bedellerinin mahsup edilemeyeceği, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin kesin nitelikteki kararları arasındaki görüş ve uygulama UYUŞMAZLIĞININ BU ŞEKİLDE GİDERİLMESİNE,</p>

<p>2. Dosyanın Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,</p>

<p>3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin Hukuk Dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/devre-mulk-sozlesmesinin-gecersiz-olmasi-nedeniyle-feshi-ile-odenen-bedelin-denklestirici</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="91409"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi Lisans Programlarına Yatay Geçiş Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bogazici-universitesi-lisans-programlarina-yatay-gecis-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bogazici-universitesi-lisans-programlarina-yatay-gecis-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi Lisans Programlarına Yatay Geçiş Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Eylül 2026 Tarihli ve 33365 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boğaziçi Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ LİSANS PROGRAMLARINA YATAY GEÇİŞ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 7/7/2015 tarihli ve 29409 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Boğaziçi Üniversitesi Lisans Programlarına Yatay Geçiş Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“c) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya ilgili yönetim kurulları tarafından, söz konusu programdan mezun olabilmek için alınması gereken zorunlu derslerin tamamı üzerinde yapılan karşılaştırma neticesinde, içeriklerinin en az yüzde sekseni aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,”</p>

<p>“n) Başarı sıralaması: Yükseköğretim Kurulu tarafından belirli programlara öğrenci kabulünde aranan başarı sıralaması şartını sağlayan en düşük yerleştirme sıralamasını,”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(5) Öğrenciler ikinci sınıfa geçiş yapmak için üçüncü kayıt döneminden, üçüncü sınıfa geçiş yapmak için ise beşinci kayıt döneminden sonra yatay geçiş başvurusu yapamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Yatay geçiş başvuruları, akademik takvimde ilan edilen başvuru süresi içinde ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisine yapılır. Başvuru ilanında belirtilen belgeler, eksiksiz bir biçimde ve ilanda belirtilen şekilde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Başvurular, adayların başvurduğu programın puan türünde yükseköğretime kayıt yaptırdığı yıldaki ÖSYS/YKS başarı sıralaması esas alınarak Senato tarafından belirlenen ve genel not ortalamasını, transfer not ortalamasını, başarı sıralaması ile YKS sıralamasını ilişkilendiren hesaplama yöntemine ve Senato tarafından onaylanan başkaca ölçütler çerçevesinde değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Öğrenciler ikinci sınıfa geçiş yapmak için üçüncü kayıt döneminden, üçüncü sınıfa geçiş yapmak için ise beşinci kayıt döneminden sonra yatay geçiş başvurusu yapamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Yatay geçiş başvuruları, akademik takvimde ilan edilen başvuru süresi içinde ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisine yapılır. Başvuru ilanında belirtilen belgeler, eksiksiz bir biçimde ve ilanda belirtilen şekilde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Başvurular, adayların başvurduğu programın puan türünde yükseköğretime kayıt yaptırdığı yıldaki ÖSYS/YKS başarı sıralaması esas alınarak Senato tarafından belirlenen ve genel not ortalamasını, transfer not ortalamasını, başarı sıralaması ile YKS sıralamasını ilişkilendiren hesaplama yöntemine ve Senato tarafından onaylanan başkaca ölçütler çerçevesinde değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(6) Öğrenciler ikinci sınıfa geçiş yapmak için üçüncü kayıt döneminden, üçüncü sınıfa geçiş yapmak için ise beşinci kayıt döneminden sonra yatay geçiş başvurusu yapamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin beşinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı bende aşağıdaki alt bent eklenmiş ve sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“2) Yurt dışında açık ve uzaktan eğitim gibi devam zorunluluğu bulunmayan öğretim programlarında okuyan öğrencilerin yurt içindeki örgün öğretim programlarına yatay geçiş müracaatında bulunması,”</p>

<p>“3) Yurt dışı yükseköğretim kurumlarından yurt içindeki yükseköğretim kurumlarına yatay geçiş müracaatında bulunan öğrencilerin öğrenim süresince ilgili ülkede kaldığını pasaport, emniyet müdürlükleri, e-Devlet ve benzeri yerlerden alınan resmî belge ile belgelemeleri,”</p>

<p>“(8) Yatay geçiş başvuruları, akademik takvimde ilan edilen başvuru süresi içinde ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisine yapılır. Başvuru ilanında belirtilen belgeler, eksiksiz bir biçimde ve ilanda belirtilen şekilde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Değerlendirmede kullanılmak üzere ilgili bölüm tarafından yazılı sınav yapılır ve bu sınavda asgari %75 başarı gösteremeyen adaylar değerlendirme dışı bırakılır. İlgili bölüm tarafından sözlü sınav yapılabilir.</p>

<p>(2) Başvurular, adayların programın puan türünde yükseköğretime kayıt olduğu yıldaki ÖSYS/YKS/SAT veya YÖK tarafından yurtdışından öğrenci kabulünde kullanılması kabul edilen diğer sınavların puanının en az %40'ı hesaplamaya dahil edilerek, Senato tarafından onaylanan ölçütlere göre değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Başvurular, akademik takvimde ilan edilen başvuru süresi içinde Üniversitenin Öğrenci İşleri Daire Başkanlığına yapılır. Başvuru ilanında belirtilen belgeler, eksiksiz bir biçimde ve ilanda belirtilen şekilde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Başvuru değerlendirme sonuçları, Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı tarafından Üniversitenin internet sitesinde ilan edilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 25- (1) Kurum içi yatay geçişi kabul edilen öğrenciler, bölüm değişikliği işlemlerini akademik takvimde belirtilen tarihlerde ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisinde yaptırırlar.</p>

<p>(2) Üniversite dışından yatay geçiş yoluyla kabul edilen öğrenciler, kayıt işlemlerini akademik takvimde belirtilen tarihlerde, Boğaziçi Üniversitesi Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin ilgili maddesi hükümlerine göre ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisinde yaptırırlar.”</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükmü</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 1- (1) 2011 yılı ve öncesinde ÖSYM tarafından yapılan sınavlara girmiş adaylar için ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. Bu adayların, ilgili puan türünde geçiş yapmak istedikleri programın taban puanına eşit veya bu puandan yüksek bir puana sahip olmaları gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Boğaziçi Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bogazici-universitesi-lisans-programlarina-yatay-gecis-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="42440"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Üniversitesi Türk Mutfağı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anadolu-universitesi-turk-mutfagi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anadolu-universitesi-turk-mutfagi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anadolu Üniversitesi Türk Mutfağı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Eylül 2026 Tarihli ve 33365 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Anadolu Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANADOLU ÜNİVERSİTESİ TÜRK MUTFAĞI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 9/3/2020 tarihli ve 31063 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anadolu Üniversitesi Türk Mutfağı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 1 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Anadolu Üniversitesi Türk Mutfağı Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “reçeteleri” ibaresi “tarifleri” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “reçetelerini” ibaresi “tariflerini” şeklinde, (b) ve (f) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Türkiye’nin yöresel ve bölgesel özellikleri dikkate alınarak bugüne kadar yayımlanmış yazılı kaynakları araştırmak ve incelemek.”</p>

<p>“f) Üniversitede mutfak eğitimi alanında yürütülen hizmetlerin gelişmesine akademik destek ve katkı sağlamak.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 7- (1) Müdür, Üniversitenin Aşçılık, Beslenme Eğitimi, Beslenme ve Diyetetik, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Halkbilimi (Folklor) alanlarının en az birinde yetkinliği bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılan Müdürün yerine aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür, görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer. Görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılan müdür yardımcısının yerine aynı usulle yeni bir müdür yardımcısı görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (ğ) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlamak, Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektörün onayına sunmak.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Anadolu Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anadolu-universitesi-turk-mutfagi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="78943"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatı silahla tehdit eden sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar verildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukati-silahla-tehdit-eden-sanigin-tutukluluk-halinin-devamina-karar-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukati-silahla-tehdit-eden-sanigin-tutukluluk-halinin-devamina-karar-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzurum’da mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatların hedef alındığı olaya ilişkin davanın ilk duruşması Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Türkiye Barolar Birliği (TBB) ve Erzurum Barosunun katılma taleplerini kabul eden Mahkeme, sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, 30 Nisan 2026 tarihinde, bir icra dosyasının borçlusunun alacaklı vekillerinin bulunduğu avukatlık bürosuna giderek avukatları silahla tehdit etmesi üzerine meydana geldi. Yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli 2 Mayıs 2026 tarihinde tutuklandı.</p>

<p>Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede eylem “silahla tehdit” suçu kapsamında değerlendirilirken, dosyanın gönderildiği Erzurum 3. Asliye Ceza Mahkemesi, eylemin “nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs” suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verdi. Bu karar üzerine dava Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TBB VE ERZURUM BAROSUNUN KATILMA TALEPLERİ KABUL EDİLDİ</strong></p>

<p>Davanın 7 Eylül’de görülen ilk duruşmasında TBB ve Erzurum Barosunun katılma talepleri kabul edildi. Mahkeme, sanığın tutukluluk hâlinin devamına hükmederek duruşmayı 23 Eylül 2026 tarihine erteledi.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi, olayın meydana geldiği tarihten itibaren hem alacaklı vekili olan avukat hem de büroda doğrudan tehdide maruz kalan bağlı çalışan avukat yönünden süreci Erzurum Barosu ile birlikte takip ediyor.</p>

<p><strong>“AVUKAT, MÜVEKKİLİYLE ÖZDEŞLEŞTİRİLEMEZ”</strong></p>

<p>TBB Avukat Hakları Merkezi, avukatların üstlendikleri dosyalar veya temsil ettikleri kişiler nedeniyle uyuşmazlığın tarafı hâline getirilemeyeceğine dikkat çekerek, avukatın müvekkiliyle özdeşleştirilmesinin mesleğe yönelik şiddeti besleyen temel sorunlardan biri olduğunu vurguladı.</p>

<p>Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle tehdit ve şiddetin hedefi hâline getirilmesinin olağanlaştırılamayacağını belirten Merkez, bu tür eylemlere karşı etkili ve caydırıcı bir yargısal sürecin işletilmesinin yalnızca avukatların güvenliği açısından değil, savunma hakkının ve yurttaşların adalete erişiminin korunması bakımından da zorunlu olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>TBB Avukat Hakları Merkezi ve Erzurum Barosu, 23 Eylül 2026 tarihinde görülecek ikinci duruşma dâhil olmak üzere yargılama sürecini takip etmeyi sürdürecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukati-silahla-tehdit-eden-sanigin-tutukluluk-halinin-devamina-karar-verildi</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/06/baro/avuka54a4atok.jpg" type="image/jpeg" length="61005"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/9628 E., 2026/87 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259628-e-202687-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259628-e-202687-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 13.01.2026 tarihli, 2025/9628 E., 2026/87 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9628 E., 2026/87 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1226 E., 2025/1362 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 39. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/65 E., 2025/149 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 01.10.2007-11.09.2023 tarihleri arasında iş geliştirme uzmanı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından sona erdirildiğini, davacı işçinin iş sözleşmesinin sona ermesinde bir rızası olmadığını, zira davacının tek başına üniversitede okuyan çocuğuna baktığını, hem yaşı itibarıyla hem de ekonomik ihtiyacı nedeniyle çalışmak zorunda olduğunu, bu nedenle arabuluculuk tutanağını rıza ile değil işverenin baskısı ve yanlış yönlendirmesi sonucu imzalandığını, arabuluculuk görüşmelerinin mutlaka taraflardan bağımsız bir yerde veya adliye içinde yapılması gerekirken arabuluculuk görüşmesinin davalı işyerinde gerçekleştiğini, davacının, işveren yetkilileri tarafından yanlış yönlendirilerek ''senin üniversitede çocuğun var, biz sana yanlış yapmayız, anlaşmayı kabul et paranı al denilerek'' hak kaybına uğratıldığını, davacının işe iade davasından kaynaklanan haklarının tutanak ile bertaraf edilmemiş olsaydı davacının almış olduğu ücret düşünüldüğünde en az 700.000,00 TL'lik hak elde etmiş olacağını, davacının arabulucuya usulüne uygun bir başvurusunun olmadığını, görüşmenin yapıldığı tarihte başka işçinin de aynı muameleye tâbi tutulduğunu ve işyerinde belgelerin imzalatıldığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 420. maddesine aykırı olarak tutanağa ibra etkisi kazandırılmaya çalışıldığını, tazminat ve sair alacaklar ve de işe iade davası için delil oluşturma ve dava açma yasağı oluşturma çabası içine girildiğinin açıkça belli olduğunu, geçerli bir ihtiyari arabuluculuk olarak nitelendirme yapmanın mümkün olmadığını belirterek taraflar arasında yapılan 11.09.2023 tarihli arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile işe iade, iş güvencesi tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar alacağının belirlenmesi ile davacının iş sözleşmesinin feshi nedeniyle doğan haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre içerisinde dava açılmadığını, arabuluculukta anlaşılan hususlar bakımından müvekkili Şirkete dava yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davacıya arabuluculuk anlaşmasına istinaden tüm hak ve alacakların eksiksiz bir biçimde banka kanalıyla ödendiğini, davacının serbest iradesi ile ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin tutanakları imza altına aldığını, davacının baskı, tehdit vb. şekilde iradesinin sakatlanmasının söz konusu olamayacağını, davacının müvekkili Şirketin genel merkezinde çalıştığını, ... Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun olduğunu, daha öncesinde pek çok kurumsal şirkette çalıştığını ve müvekkili şirkette neredeyse 17 yıldır çalışmaya devam ettiğini, son görevinin süreç geliştirme uzmanı olup 50 yaşında kıdemli bir çalışan olduğunu, bu nedenle davacının yalnızca müvekkili Şirketteki kıdemi düşünüldüğünde dâhi bu iddialara itibar edilemeyeceğini, Yargıtay kararlarında da sabit olduğu üzere, arabuluculuk görüşmesinin davalı işyerinde yapılmış olmasının arabuluculuk tutanağını geçersiz hâle getirmeyeceğini, arabuluculuk görüşmelerinde toplantı esnasında davacının avukatı ile görüşmek istediğini bildirdiğini ve davacının bu talebi doğrultusunda toplantıya ara verildiğini, ara verilmesinin ardından tekrar görüşmeye devam edildiğini, akabinde davacının öğle yemeği arası boyunca görüşmeler yaptığını, görüşmelerinin sonunda toplantıya tekrar katılım sağladığını, avukattan da görüş aldığını ilettiğini ve tamamen serbest iradesi ile arabuluculuk tutanağını imzaladığını, bu durumun davacıya düşünmesi için süre verildiğinin ve arabuluculuk teklifi konusunda kendisine teklifi değerlendirmek üzere imkân tanındığının göstergesi olduğunu, dolayısıyla zorla ve baskıyla imzalatma durumunun söz konusu olamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 11.09.2023 tarihli ... no.lu ihtiyari arabuluculuk belgesine göre uyuşmazlığın anlaşma ile sonuçlandığı, görüşmelerin 11.09.2023 tarihinde başladığı, iş sözleşmesinin davalı işverence sonlandırıldığı ve tarafların bir kısım işçilik alacakları bakımından anlaştıkları yönünde ibarelerin yer aldığı ancak dava dosyasında yazılı fesih bildiriminin tespit edilemediği, işten ayrılış kodunun (4) (Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi olduğu ) olarak bildirildiği, bu şekli ile arabuluculuk görüşmelerinde henüz taraflar arasında feshe dair uyuşmazlık bulunmadığı ancak fesih kapsamındaki tazminatların ve bir kısım ücret alacaklarının da görüşmelere konu edildiği, bu hâlde sunulan tutanakların geçerli arabuluculuk anlaşma belgesi olarak kabul edilemeyecekleri, söz konusu belgeler yönünden ancak 6098 sayılı Kanun'un 420. maddesindeki koşullara göre veya ifaya ilişkin değerlendirme yapılabileceği gerekçesiyle ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının iş sözleşmesinin feshinin ardından davacı yan ile müvekkili Şirket arasında yapılan arabuluculuk anlaşmasına istinaden tüm hak ve alacakların eksiksiz bir biçimde banka kanalıyla ödendiğini, tarafların serbest iradeleri ile arabuluculuk anlaşması ile yapılacak ödeme miktarının daha düşük olabileceğini kararlaştırabileceğini, içinde bulunulan enflasyonist ortam göz önünde bulundurulduğunda davacının iş ilişkisinin sona ermesinden ve işe iadeden doğan tüm alacaklarını, açılacak bir davanın sonucunun beklenilmesinden çok daha kısa sürede kazanmış olduğunun açık olduğunu, tutanakları davacının serbest iradesi ile ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin imza altına aldığını,</p>

<p>2. İşe iade davası açmak için hak düşürücü sürenin de aşılmış olduğunu, zira işe iade için aranan hak düşürücü sürenin geçtiğinin mahkeme kararı ile tespit edildiğini ve karara karşı davacı yan tarafından istinaf yoluna başvurulmayarak kararın kesinleştiğini, neticede arabuluculuk tutanağının iptalinde hukuki yarar da bulunmadığını,</p>

<p>3. Davalı tanığı beyanı ile davacıya yönelik hiçbir baskı ve zorlama olmadığı, bilakis özel sağlık sigortasının hemen iptal edilmeyerek iyiniyet gösterildiğinin de açıkça ispat edildiğini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Davacı tanık beyanlarına göre de müvekkili Şirketçe yapılan arabuluculuk görüşmesi sonrası arabuluculukta anlaşıp anlaşmamanın tamamen işçinin kendi inisiyatifinde ve iradesine bağlı olduğu, istemeyenlerin imzalamayabileceğinin açıkça ikrar ve ispat edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; arabuluculuk sürecinin kanuna uygun şekilde yürütülüp yürütülmediği, buna göre dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalinin gerekip gerekmediği noktasındadır.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgesi, borçlar hukuku anlamında bir maddi hukuk sözleşmesi olup bu sözleşmenin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmü bağlamında geçerli olmadığı ileri sürülebilir. Böyle bir durumda, arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı veya usulüne uygun yapılmadığı ya da irade fesadı iddiası ileri sürüldüğünde, ispat yükü davacıya aittir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı vekili tarafından, müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedilmesi akabinde rızası dışında müvekkiline ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı imzalatıldığı, bu süreçte iradesinin fesada uğratıldığı ileri sürülmüş; davalı tarafından ise davacının serbest iradesi ile arabuluculuk tutanaklarını imzaladığı savunulmuştur.</p>

<p>Dosyada dinlenilen davacı tanıklarının davacının arabuluculuk süreci ile ilgili duyuma dayalı beyanda bulundukları, kendilerine de davalı Şirket tarafından arabuluculuk teklifinde bulunulduğunu ancak kabul etmeyerek belgeleri imzalamadıklarını beyan ettikleri görülmüştür. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile davacı tanıklarının beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının ihtiyari arabuluculuk tutanağına yönelik irade fesadı iddiasını usulüne uygun olarak ispat edemediği anlaşılmıştır.</p>

<p>Ayrıca davacının arabuluculuk faaliyeti sırasında arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları konusunda bilgilendirildiği, dosyada mevcut arabuluculuk ilk oturum açılış tutanağı, anlaşma tutanağı ve arabuluculuk son tutanağından anlaşılmaktadır. Bu durumun aksi de davacı tarafından ispat edilememiştir. O hâlde, İlk Derece Mahkemesince ihtiyari arabuluculuk tutanağı geçerli kabul edilerek bu tutanağın iptaline yönelik davanın reddi yerine yanılgılı değerlendirme ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>13.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong><br />
Dairece oy çokluğuyla, İlk Derece Mahkemesince ihtiyari arabuluculuk tutanağı geçerli kabul edilerek bu tutanağın iptaline yönelik davanın reddi yerine ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Alacaklının dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurması zorunluluğu ve arabuluculukta anlaşılan hususlarda dava açılamamasına ilişkin yasal düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını sınırlandırmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de arabuluculuğu hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir yöntem olarak değerlendirmiştir (Anayasa Mahkemesi, 10.07.2013 tarihli ve 2012/94 Esas, 2013/89 Karar; 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı kararları). Anayasa Mahkemesine göre 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bu tür yöntemlere başvurulup başvurulamayacağı hususunu, anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde bulundurmak şartıyla kanun koyucunun takdir yetkisine bırakmıştır (AYM, 2017/178 E., 2018/82 K., §16). Dolayısıyla arabuluculuğa ilişkin yasal düzenlemelerin bu çerçevede yorumlanması ve uygulamaların da sözü edilen ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 E., 2018/82 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere “18. İşçi ve işveren ilişkilerinde işçinin işveren karşısında zayıf konumda olduğu genel olarak kabul edilmekte ise de eşitlik, arabuluculuk kurumunun temel özelliklerindendir. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı bendinde tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları düzenlenmiştir. Yine 6325 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrasında arabulucunun taraflar arasındaki eşitliği gözetmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan, ilgili mevzuat gereği iletişim teknikleri yönünden profesyonel, konusunda uzman, eğitimli, tarafsız, güvenilir ve objektif bir kimliğe sahip arabulucu uyuşmazlık çözüm sürecinin tüm aşamalarında taraflar arasında eşitliği gözeterek sürecin sonuçlanmasını sağlayabilecektir.Eşitliğin ön planda tutulduğu bir ortamda, işçi ve işverenin eşit düzeyde ve kendilerini rahatça ifade edebilecekleri şekilde karşılıklı olarak uyuşmazlığa çözüm bulmaları sağlandığında, işveren karşısında zayıf konumda olduğu değerlendirilen işçinin baskı altına alınacağı söylenemez”. Buna göre eşitliğin gözetilmediği, işçinin işverenle eşit düzeyde ve kendisini rahatça ifade edemediği bir ortamda işveren karşısında zayıf durumda olan işçinin baskı altında olmadığı kabul edilemez.<br />
Arabuluculuk çözüm yöntemine başvurulabilmesi için öncelikle taraflar arasında somut bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması gerekir. Çünkü arabuluculuk mevcut olan bir uyuşmazlığın anlaşma yoluyla çözülmesi için başvurulması gereken bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Diğer yandan, arabuluculuk yönteminde uyuşmazlığın uygun bir ortamda ve usulüne uygun olarak müzakere edilmesi şarttır. Özellikle bir tarafın ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf olduğu durumlarda müzakerenin usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi son derece önemlidir.</p>

<p>Diğer yandan, iş sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin işlemlerin arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiğine ve böylece uyuşmazlık ortaya çıkmadan bu yola başvurulduğuna sıkça rastlanmaktadır. Kuşkusuz işçinin alacaklarının eksiksiz ödenmesi durumunda işlemin ya da anlaşmanın ne şekilde yapıldığının önemi yoktur. Ancak işçiye alacaklarının kanun ve sözleşme uyarınca ödenmesi gereken miktarın çok altında ödenmesini öngören ve aynı zamanda işçinin dava açma hakkını da ortadan kaldıracak bir anlaşmanın kanuna ve usule uygun yapılması anayasal bir zorunluluktur.</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; davacı, 01.10.2007-11.09.2023 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde çalışmış olup işverence 11.09.2023 tarihinde iş sözleşmesine son verilmiştir. İş sözleşmesinin son bulduğu tarih ile aynı gün arabulucuya başvurularak işyerinde bulunan davacı ile saat 10.00'da arabuluculuk müzakere sürecinin başladığı ve yine aynı gün saat 11.00'de işçilik alacakları konusunda anlaşmaya varıldığı görülmektedir. Dosya kapsamına göre arabuluculuk yöntemine başvurulmadan önce davacı işçi ile hangi konuda ve nasıl bir uyuşmazlık çıktığı ortaya konulmadığı gibi iş sözleşmesinin son bulduğu tarih ile aynı gün ve işyerinde bulunan davacı işçi ile işveren arasında yapıldığı belirtilen müzakerenin usulüne uygun gerçekleştirildiğinin kabulü de mümkün değildir. Dosya içeriğinden davalı işverenin, davacının ileride dava açma imkânını ortadan kaldırmak amacıyla, iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı tazminatlar ile diğer alacakları ödemeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Arabuluculuk yöntemi, uyuşmazlığı çözme dışında başka bir amaç için kullanılamaz. Açıklanan nedenlerle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259628-e-202687-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="51785"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2023/17751 E., 2024/933 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202317751-e-2024933-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202317751-e-2024933-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 23.01.2024 tarihli, 2023/17751 E., 2024/933 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/17751 E., 2024/933 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/620 E., 2023/697 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 12. ... Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/557 E., 2022/428 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki arabuluculuk tutanağının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından açılmış ve hâlen devam eden ... 7. ... Mahkemesinin 2019/325 Esas ... dosyasına, davalı tarafından sunulan arabuluculuk son tutanağının usülüne uygun olarak tutulmadığını, Aski Genel Müdürlüğünün arabuluculuk sürecine dâhil edilmediğini, davalı tarafından 2019/6561 büro dosya numaralı, 2019/230481 arabuluculuk numaralı dosyada ... Arabuluculuk Bürosu tarafından 7778 sicil numaralı Arabulucu Av. ... ...'ın görevlendirildiğini, arabulucu Avukat tarafından Kuruma karşı davet mektubu çıkarıldığını ancak bu davet mektubunun Kuruma tebliğ edilmediğini, işe iade talepli davalarda dava şartı olarak öncelikle arabuluculuk görüşmesinin tamamlanması ve bu arabuluculuk görüşmelerine mecburi dava arkadaşlığı kapsamında asıl işveren ve alt işverenin birlikte katılmasının zorunlu kılındığını ancak arabuluculuk kapsamında bu şarta uyulmadığını iddia ederek arabuluculuk görüşmeleri usulüne uygun yapılmadığından davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; aynı taraflar arasında ... 5. ... Mahkemesinin 2019/755 Esas ... dosyasında görülen davanın açıldığını ve o davada Kurumun itirazları reddedilerek davanın kabulüne karar verildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta davalı ... tarafından arabuluculuk bürosuna sunulan başvuru formunda karşı tarafların ... Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ), Altın Koza şirketi ve ... Büyükşehir Belediyesi olarak gösterildiği, ASKİ'nin adresinin "Cemalpaşa mah. .... Seyhan/..." olarak gösterildiği, arabulucu tarafından aynı işverene karşı birden fazla işçinin başvurusu birleştirilmek suretiyle ... davetiye ile arabuluculuk daveti hazırlanarak karşı taraflara tebliğe çıkartıldığı, davacı ASKİ'ye çıkartılan arabuluculuk davetinin İdareye teslim edilmemesi sebebiyle tekrar arabulucu F.C. imzasına teslim/iade edildiği, ASKİ dışındaki tarafların katılımı ile gerçekleştirilen görüşmelerin anlaşamama ile sonuçlandığı ve arabuluculuk son tutanağının bu şekilde düzenlendiğinin anlaşıldığı, davacının 7036 ... ... Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 ... Kanun) 3 üncü maddesi uyarınca arabuluculuk başvurusunu yaptığı, karşı taraf olarak gösterilen şirket ve Kurumların ismi ile bildiği adreslerini başvurusunda göstermek suretiyle yükümlülüğünü yerine getirdiği, davacının usulüne uygun yapmış olduğu başvuru sonrası arabulucunun taraflara göndermiş olduğu davet yazısında tarafların adreslerinin doğru gösterilmemiş olması ya da doğru gösterilmişse bile davetin karşı taraflara çeşitli nedenlerle ulaşmamış olmasında davacının sorumluluğunun bulunmadığı, arabulucunun taraflara ulaşma ve toplantıya davet etme sorumluluğunu usulünce yerine getirmeden arabuluculuk faaliyetini sonlandırması hâlinde dahi 7036 ... Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında öngörülen arabuluculuk dava şartının gerçekleşmiş sayılacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili; davalı tarafından sunulan arabuluculuk son tutanağının usulüne uygun tutulmadığını ve iptalinin gerektiğini, arabuluculuk tutanağında ASKİ'nin davaya dâhil edilmediğini, 7036 ... Kanun'un 3 üncü maddesi gereği işe iade talepli davalarda dava şartı olarak öncelikle arabuluculuk görüşmesinin tamamlanması ve bu arabuluculuk görüşmelerine mecburi dava arkadaşlığı kapsamında asıl işveren ve alt işverenlerin birlikte katılmasının zorunlu kılındığını ancak davalının bu şarta uymadığını, davalı tarafından 2019/6561 büro dosya numaralı 2019/230481 arabuluculuk numaralı dosyanın ... Arabuluculuk Bürosu tarafından 7778 sicil numaralı arabulucu Av. F.C.'nın görevlendirildiğini, arabulucu Avukat tarafından kuruma karşı davet mektubu çıkarıldığını ancak davet mektubunun taraflara tebliğ edilmediğini, 7 kişilik arabuluculuk davet mektubunun 1 mektup içinde bir davet mektubu şeklinde düzenlendiğini, arabulucunun davet mektubunu 401468240298 gönderi kodu ile Yurtiçi Kargo ile postaladığını, davet mektubundan ancak dava esnasında haberdar olunduğunu, taraflarca yapılan araştırmada Yurtiçi Kargo Barkal Şubesi tarafından gerçekleştirilen işlemin detaylarına ulaşılamadığını, Yurtiçi Kargo tarafından taraflara yapılan şifahi bildirimde kurum merkezine E.I. adına ve kargo kayıtlarda bu ismin kayıtlı olması nedeniyle tebligatın çıkartıldığı ancak teslim edilmediğinin bildirildiğini, tebligat çıkartılan ilgili ismin Kurumun eski çalışanı olduğunu ve emekli olduğunu, arabulucu tarafından yeniden bir tebligata gerek duyulmadığını, Kurumun mail adresine bildirim yapılmadığını arabulucu tarafından yeterli çabanın gösterilmediğini ve son tutanağın anlaşamama olarak tutulduğunu, arabuluculuk son tutanağında kuruma nasıl ve neden ulaşılamadığının tafsilatlı olarak belirtilmediğini, arabulucu ilk oturum davetini yaparken toplantı tarihi ve yerinin belirlenmesi konusunda taraflar ile iletişim kurması gerektiğini ancak iletişimin gerçekleşmediğini, müvekkili Kurumun ... Şehrinin Su İdaresi olduğunu ve ulaşılamamasının mümkün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı işçi tarafından arabuluculuk başvurusunda bulunulduğu ve dava şartı olan arabuluculuğun gerçekleştiği, davacının üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davacı Kurumun arabuluculuk görüşmelerine usulüne uygun olarak davet edilmemesi ve görüşmelere katılamaması nedeniyle dava şartı arabuluculuk son tutanağının iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. 6325 ... Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 ... Kanun) "Taraflarla görüşme ve iletişim kurulması" başlıklı 8 inci maddesine göre arabulucu, tarafların her biri ile ayrı ayrı veya birlikte görüşebilir ve iletişim kurabilir.</p>

<p>3. 6325 ... Kanun'un "Görevin özenle ve tarafsız biçimde yerine getirilmesi" kenar başlıklı 9 uncu maddesi şu şekildedir:<br />
"(1) Arabulucu görevini özenle, tarafsız bir biçimde ve şahsen yerine getirir.<br />
(2) Arabulucu olarak görevlendirilen kimse, tarafsızlığından şüphe edilmesini gerektirecek önemli hâl ve şartların varlığı hâlinde, bu hususta tarafları bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu açıklamaya rağmen taraflar, arabulucudan birlikte talep ederlerse, arabulucu bu görevi üstlenebilir yahut üstlenmiş olduğu görevi sürdürebilir.<br />
(3) Arabulucu, taraflar arasında eşitliği gözetmekle yükümlüdür.<br />
(4) Arabulucu, bu sıfatla görev yaptığı uyuşmazlıkla ilgili olarak açılan davada, daha sonra taraflardan birinin avukatı olarak görev üstlenemez."</p>

<p>4. 6325 ... Kanun'un "Tarafların aydınlatılması" kenar başlıklı 11 inci maddesi şöyledir:<br />
"(1) Arabulucu, arabuluculuk faaliyetinin başında, tarafları arabuluculuğun esasları, süreci ve sonuçları hakkında gerektiği gibi aydınlatmakla yükümlüdür.<br />
"</p>

<p>5. 6325 ... Kanun'un 14 üncü maddesine göre başkaca bir usul kararlaştırılmadıkça arabulucu veya arabulucular taraflarca seçilir.</p>

<p><br />
6. 6325 ... Kanun'un "Arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi" kenar başlıklı 15 nci maddesinin ilgili bölümü şöyledir:<br />
"(1) Arabulucu, seçildikten sonra tarafları en kısa sürede ilk toplantıya davet eder.</p>

<p>2) Taraflar, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak kaydıyla arabuluculuk usulünü serbestçe kararlaştırabilirler.</p>

<p>3) Taraflarca kararlaştırılmamışsa arabulucu; uyuşmazlığın niteliğini, tarafların isteklerini ve uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümlenmesi için gereken usul ve esasları göz önüne alarak arabuluculuk faaliyetini yürütür. "</p>

<p>7. 6325 ... Kanun'un "Arabuluculuğun sona ermesi" kenar başlıklı 17 nci maddesinin ilgili kısımları şöyledir:<br />
" ...<br />
(2) Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır.</p>

<p>(3) Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanağa, faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına taraflar karar verir. Arabulucu, bu tutanak ve sonuçları konusunda taraflara gerekli açıklamaları yapar ve taraflar hazır değilse her türlü iletişim vasıtasını kullanarak hazır bulunmayan tarafları bilgilendirir.</p>

<p>(4) Arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi hâlinde, arabulucu, bu faaliyete ilişkin kendisine yapılan bildirimi, tevdi edilen ve elinde bulunan belgeleri, ikinci fıkraya göre düzenlenen tutanağı beş yıl süre ile saklamak zorundadır. Arabulucu, arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlediği son tutanağın bir örneğini arabuluculuk faaliyetinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde Genel Müdürlüğe gönderir."</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 ... Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Somut uyuşmazlıkta, aynı taraflar arasında görülen ... 7. ... Mahkemesinin 2019/325 Esas ... işe iade davasına sunulan dava şartı arabuluculuk son (anlaşmama) tutanağının iptali talep edilmiştir. Anılan davada arabuluculuk dava şartının gerçekleşip gerçekleşmediği Mahkemece resen incelenir. Arabuluculuk tutanağının geçerliliği ile tarafların bu yöndeki iddia ve savunmaları da bu inceleme kapsamında yer aldığından, davacının somut davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken esastan reddi hatalı ise de karar sonucu itibarıyla doğru olduğundan kararın bu ilave gerekçe ile onanması gerekir.</p>

<p>3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 ... Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202317751-e-2024933-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="23196"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2024/499 E., 2025/329 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024499-e-2025329-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024499-e-2025329-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.05.2025 tarihli, 2024/499 E., 2025/329 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/499 E., 2025/329 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/14 E., 2024/50 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.09.2023 tarihli ve<br />
2023/7970 Esas, 2023/11782 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.<br />
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin alt işveren davalı ... Yemek ve San. Tic. Ltd. Şti. (... Ltd. Şti.) işçisi olarak asıl işveren olan diğer davalılara ait işyerlerinde 27.07.2005 tarihinden iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği 31.08.2020 tarihine kadar çalıştığını, davalı ... Ltd. Şti. ile imzalanan arabuluculuk anlaşma belgesi uyarınca ödenmesi kararlaştırılan son taksitin ödenmemesi nedeniyle eldeki davanın açıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile yıllık izin ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... Ltd. Şti vekili; davacı ile arabuluculuk aşamasında anlaşmaya varıldığını, bu nedenle 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18/5. maddesi gereğince dava şartı noksanlığının bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>2. Davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilleri; davanın reddini savunmuşlar; davalı ... ise dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 19.10.2021 tarihli ve 2021/421 Esas, 2021/531 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamında bulunan 18.02.2021 tarihli "Arabuluculuk Anlaşma Belgesi" uyarınca taraflar arasında anlaşmaya varıldığı, 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesi gereğince aynı alacaklar için dava açılmasının ve arabuluculuk tutanağına şart konulmasının yasal olarak mümkün olmadığı, davacının anlaşma metninde belirtilen alacağının ödenmemesi hâlinde yapması gerekenin icra edilebilirlik şerhini aldıktan sonra arabuluculuk tutanağındaki alacakları icraya koymak olduğu ya da 6325 sayılı Kanun'da belirtildiği gibi tarafların ve vekillerin katılarak düzenlenen tutanağı herhangi bir şerh almadan icraya koyabileceği, öte yandan dava açıldıktan sonra da kalan kısmın davalı tarafından davacıya ödendiği gerekçesiyle 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesine göre dava açılamayacağından davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 15.02.2023 tarihli ve 2022/438 Esas, 2023/488 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin kararının dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..1. Taraflar arasında ihtiyari arabulucu önünde düzenlenen 18.02.2021 tarihli anlaşma belgesinin 3 üncü maddesi, " ... Yemek San.ve Tic.Ltd.Şti. tarafından belirtilen taksitlerin zamanında ödenmemesi halinde bir sonraki taksitler muaccel hale gelip Başvurucu ve/veya vekili iş bu anlaşma belgesi ile yasal işlem başlatabileceği gibi Başvurucu gerek anlaşma belgesi konusu gerekse diğer işçilik alacakları için yapılan indirim neticesinde tanzim edilen iş bu anlaşma belgesinde belirtilen miktar ile sınırlı kalmaksızın tüm alacaklarını talep edebilecek/yargı yoluna başvurabilecektir. Özetle; yukarıda belirtilen miktarlar, belirtilen vadelerde ... Yemek San.ve Tic.Ltd.Şti. tarafından tam ve eksiksiz şekilde ödenmezse, Başvurucu bu atlaşma (doğrusu anlaşma) belgesi ile neticeye bağlanan kısım için (yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra) işverene karşı icra takibi yapabileceği gibi, buna ilaveten aynı zamanda indirim yapılan bakiye alacakları için de yasal yollara müracaat edebilecek, dava açabilecek ya da icra takibi yapabilecektir." şeklinde düzenlenmiştir. Tarafların üzerinde anlaştıkları miktarın öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde davacı alacaklıya iki seçenek sunulmuş olup buna göre davacı alacaklı isterse bir taksitin ödenmemesi nedeniyle muaccel olan diğer taksitleri talep edebilecek, isterse anlaşma geçersiz kabul edilerek ödenen miktarları mahsup ederek tüm alacaklarını isteyebilecektir.</p>

<p>2. Somut uyuşmazlıkta, taksitlerin zamanında ödenmediği sabit olup davacının anlaşma belgesinde kararlaştırıldığı gibi ödenen miktarları mahsup ederek alacağın tamamını dava konusu yapması anlaşma belgesine uygun düşmektedir. Bu ihtimalde, anlaşmanın yapılmamış sayılması gerektiği kabul edildiği hâlde geçerli bir anlaşma olduğu yönünde değerlendirme yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten somut olayda tarafların ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı ile ihtilafı çözme yoluna gittikleri ancak ihtiyari arabuluculuk tutanağındaki şartın yerine getirilmemesi nedeniyle eldeki davanın açıldığı, 6325 sayılı Kanun’un 17 ve 18. maddelerinde yer alan düzenlemeler göz önüne alındığında arabuluculuk faaliyeti sonunda üzerinde anlaşılan arabuluculuk sözleşmesinin, uyuşmazlığı çözecek nitelikte bir mutabakat içermesi, sorunu kalıcı olarak çözmesi ve tarafların bu sonuçtan emin olması, belirsiz noktaların kalmaması gerektiği, ayrıca arabuluculuk sözleşmesine şerh verilmesi suretiyle ilam niteliğini haiz belge hâline gelmesinin de sözleşmenin icraya uygun olarak hazırlanmasıyla mümkün olduğu, bu anlamda arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların kapsamını serbestçe belirleyerek üzerinde anlaştıkları arabuluculuk sözleşmesinin sözleşmede anlaşılan hususlarda tarafların dava açamamasından dolayı dikkatlice hazırlanması gereken bir sözleşme olduğu, taraflar arasında düzenlenen arabuluculuk tutanağı incelendiğinde anlaşma şartlarının açık ve kesin bir şekilde ortaya konularak taraflarca imzalandığı, 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesindeki düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olup taraflarca aksine bir karar alınmasının mümkün olmadığı, arabuluculuk tutanağına şart konulmasına yasal olarak olanak bulunmadığı, belirtilen düzenlemenin amacının tarafların anlaştığı konularda tekrar dava açılmasının önüne geçilmesi olduğu, aksinin düşünülmesi hâlinde arabulucu ile anlaşılan her konuda dava açılabileceği, kaldı ki dava açıldıktan sonra kalan kısmın davalı tarafından ödendiği, davalı tarafın gecikmeli de olsa sözleşmenin gereğini yerine getirdiği, davacının arabuluculuk görüşmeleri sonunda kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için davalı ile anlaşma yoluna gittiği, söz konusu alacakları hak edip etmediği ya da ne kadarını hak ettiğinin yargılama sonucu ortaya çıkacak durumda iken davacının kendi lehine olan anlaşma tutanağı ile alacağına en kısa sürede kavuştuğunu, sonrasında söz konusu alacakları talep etmesinin yasal olarak mümkün olmadığı gibi hakkaniyete de uygun düşmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili, anlaşma belgesinin yalnızca anlaşmanın tarafı olan davalı ... Ltd. Şti. için bağlayıcı olduğunu, usulden red kararının bu şirket yönünden yerinde olduğu kabul edilse bile diğer davalılar yönünden kararın hatalı olduğunu, Borçlar Hukukuna göre arabuluculuk anlaşma belgesinin sulh sözleşmesi niteliğinde olduğunu, bu belgenin imzalanmasındaki amacın uzun yargılama süreci sonrasında ödeme güçlüğü içerisinde olan davalıdan alacakların tahsil edilememe riski ve müvekkilinin dört ay gibi kısa bir vadede ekonomik zorluklardan kurtulmak istemesinin etkili olduğunu, anlaşma metninin bir ve üç numaralı maddelerinden de anlaşıldığı üzere alacaklardan indirim yapıldığını, 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesindeki hükmün somut olayda üçüncü maddede belirtildiği gibi bir hükmün bulunmadığı durumlarda uygulanabileceğini, anlaşmanın amacının ibra olmadığını, davalı ... Ltd. Şti’nin edimini yerine getirmeyerek temerrüde düştüğünü ve eldeki davanın açılmasına sebebiyet verdiğini, bu nedenle davalılar lehine vekâlet ücreti, yargılama gideri ve arabuluculuk ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı vekili ile davalılardan ... Ltd. Şti. vekili arasında ihtiyari arabulucu önünde imzalanan 18.02.2021 tarihli anlaşma belgesi ile davalı tarafından dört taksit hâlinde ödenmesi kararlaştırılan alacağın öngörülen vadede ödenmediği somut olayda, anlaşma belgesi uyarınca ödenen miktar mahsup edilerek alacağın tamamının mı dava konusu edilebileceği yoksa 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesi uyarınca üzerinde anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından bahisle davanın usulden reddine mi karar verilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>1.6325 sayılı Kanun'un 18. maddesi.</p>

<p>2. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin (Yönetmelik) 21. maddesi.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlıkların çözümü konusunda temel olarak iki sistem bulunmaktadır. Birincisi, yargı yoluyla uyuşmazlıkların çözümü, diğeri ise yargılama yapılmadan uyuşmazlıkların çözümüdür. Arabuluculuk kurumunu da içine alan bu ikinci sistem, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak adlandırılmaktadır.</p>

<p>2. Ülkemizde hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihinde kabul edilen 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (7036 sayılı Kanun) olmak üzere bazı kanunlarla arabuluculuk, dava şartı hâline getirilmiştir.</p>

<p>3. Arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesi ile Yönetmeliğin 4/1-c maddesinde; "Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>4. Türk Hukuk Lügatı'nda da arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun ve Yönetmelik'teki tanıma benzer şekilde uyuşmazlıkların giderilmesi için sistematik yöntemler uygulayarak tarafları bir araya getirip çözüm bulmalarını sağlamayı amaçlayan yöntem olarak tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lügatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 66).</p>

<p>5. Arabuluculuk, tarafsız bir üçüncü kişinin anlaşmazlığa düşmüş tarafların çözüme ulaşmalarında, taraflara yardımcı olma süreci olarak da ifade edilmektedir. Bu itibarla arabuluculuk kurumunun amacı, taraflara müzakere ortamı sağlayarak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasını sağlamaktır.</p>

<p>6. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği şekilde uyuşmazlığın taraflarının kendilerini yeterince ifade etme imkânı bulduğu ve çözümün bizzat taraflarca üretildiği arabuluculuk yönteminde arabulucudan beklenen, diyalog sürecinin işlerlik kazanmasına ve canlı tutulmasına katkı sağlamasıdır. Bu şekilde taraflar arasında etkili bir iletişim kurularak her iki tarafın da menfaatlerinin en uygun şekilde dengelenmesi esasına dayalı olarak yürütülen arabuluculuk müzakereleri ile uyuşmazlıkların kesin ve kalıcı şekilde, daha kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesi amaçlanmaktadır. Arabuluculuk uyuşmazlığın kural olarak aleni olmayan bir ortamda çözümlenmesi ve gizliliğin sağlanması suretiyle tarafların yıpratıcı olmayan bir süreçte, özellikle 6325 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde de vurgulandığı şekilde iş ve ticaret sırlarını da koruyarak uyuşmazlığı çözmelerinin beklendiği bir süreci hedeflemektedir.</p>

<p>7. Arabuluculuk süreci ılımlı, esnek ve mücadeleci olmayan bir yapıda kurgulanmıştır. Bu anlamda olmak üzere 6325 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde de tarafların kendi iradeleri ile uzlaşarak uyuşmazlığa son vermelerinin ve bu şekilde arabuluculuğun toplumsal barışa katkı sağlamasının beklendiği ifade edilmiştir.</p>

<p>8. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1/2. maddesinde "Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır." şeklinde düzenlenen hüküm ile arabuluculuk kurumunun, hangi tür uyuşmazlıklarda ve hangi kayıtla uygulama alanı bulacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeye göre arabuluculuk kurumunun işlerlik kazanacağı uyuşmazlıklar, hukuk uyuşmazlıkları olup hukuk uyuşmazlıklarından maksat ise yabancılık unsuru taşıyanlar da dahil olmak üzere tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Nitekim 6325 sayılı Kanun'un 1/2. maddesi ile arabulucular sicilinin tutulmasına ilişkin 19/1. maddesinde açıkça "özel hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk yapmaktan" söz edilmektedir.</p>

<p>9. Diğer taraftan arabuluculuk kurumu, sadece tarafların anlaşmak suretiyle üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri hukuk uyuşmazlıkları bağlamında uygulama alanı bulacaktır. Bu durum karşısında kamu düzenine ilişkin olan ve dolayısıyla tarafların anlaşmak suretiyle üzerinde serbestçe tasarrufta bulunmasına olanak vermeyen hukuki ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulmasında, arabuluculuk kurumuna müracaat edilemeyecektir (Süha Tanrıver, Medenî Usul Hukuku, Cilt II, Ankara, 2021, s. 252; Süha Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, 2. Baskı, Ankara, 2022, s. 59).</p>

<p>10. Arabuluculuk kural olarak gönüllülük (iradilik) esasına dayanan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur. Nitekim bu husus 6325 sayılı Kanun'un 3/1. maddesinde; "Taraflar arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler. (Ek cümle:6/12/2018-7155/22 md.) Şu kadar ki dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmü saklıdır." şeklinde açıkça hükme bağlanmıştır (Yönetmelik md. 5/1). Aynı maddenin 2. fıkrasında ise tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip olduğu düzenlenerek arabuluculuk sürecinde tarafların eşitliği vurgulanmıştır (Yönetmelik md. 5/2). Arabuluculuk konusunda gözetilmesi gereken ilkelerden biri olan gizlilik ilkesi ise 6325 sayılı Kanun'un 4. maddesinde hem arabulucu ile bu sürece katılan diğer üçüncü kişiler bakımından hem de taraflar ile temsilcileri bakımından özel bir düzenlemeyle hüküm altına alınmıştır (Yönetmelik md. 6).</p>

<p>11. Arabuluculukla ilgili yapılan bu genel açıklamalardan sonra arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşması ile sona ermesi durumunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliği ile hüküm ve sonuçları hakkında açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır.</p>

<p>12. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Tarafların anlaşması" başlıklı 18/1. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle, ister ihtiyarî ister dava şartı arabuluculukta arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak anlaşma, anlaşamama ya da uyuşmazlığın bir kısmına ilişkin anlaşma (kısmi anlaşma) haklarının bulunduğunu söylemek mümkündür.</p>

<p>13. Burada önemli olan, varılan anlaşmanın uyuşmazlığı çözecek nitelikte mutabakat içermesi, sorunu kalıcı olarak çözmesi ve tarafların bu sonuçtan tam emin olarak belirsiz noktaların kalmamasıdır. Anlaşmanın uyuşmazlığın iç ve dış dinamiklerini gözetecek şekilde oluşması, kalıcılık ve yeni sorunlar doğurmaması bakımından önemlidir (Ömer Ekmekçi, Muhammet Özekes, Murat Atalı, Hukuk Uyuşmazlıklarında İhtiyarî ve Zorunlu Arabuluculuk, İstanbul, 2018, s. 94).</p>

<p>14. Diğer taraftan, 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesindeki hükümde yer alan "anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır" düzenlemesinden ise arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılan her hâlde tarafların bu anlaşmayı mutlaka yazılı bir metne dökmek zorunda olmadıkları anlaşılmaktadır. Ancak varılan mutabakatın yazılı şekilde bir anlaşma metnine dönüştürülmesi birçok açıdan yararlı olacaktır. Özellikle, ileride uyuşmazlığa ilişkin bir sorunun çıkmamasının ve anlaşmanın icrasına ilişkin tereddütlerin ortadan kaldırılmak istenmesi ile ortaya çıkan anlaşmanın farklı sebeplerle kullanılmasının gerekmesi durumlarında anlaşmanın metin hâlinde getirilmesinde fayda bulunmaktadır [Melis Taşpolat Tuğsavul, Türk Hukukunda Arabuluculuk (6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Çerçevesinde), Ankara, 2012, s. 183, 184; Ekmekçi, Özekes, Atalı, s. 94].</p>

<p>15. Arabuluculuk anlaşma belgesinin tanımına ilişkin 6325 sayılı Kanun'da ve Yönetmelikte ayrıntılı bir düzenleme bulunmayıp daha çok belgenin ortaya çıkardığı sonuçların belirlenmesi hedeflenmiştir. Bununla birlikte arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyeti sonucunda uyuşmazlığın taraflarınca varılan anlaşmanın yazılı hâle getirildiği, taraflar (yasal ve iradi temsilciler) ve arabulucu (veya eş arabulucular) tarafından imzalanması sonucunda tamamlanan bir sözleşme olarak tanımlanması mümkündür (Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Yıl:9, Sayı:18, 2021, s.51).</p>

<p>16. Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin esaslı unsurları ise arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya ulaşılması, tarafların anlaşması ve kanun koyucu tarafından öngörülen şekil kuralına uyulması olarak belirlenebilir. Bu kapsamda öncelikle anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmış olması unsuru irdelenmelidir. Özellikle arabuluculuğun 6325 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesindeki tanımı dikkate alındığında, tarafların kendi aralarında gerçekleştirdikleri müzakere veya görüşme sonucunda düzenledikleri bir sözleşmeyi arabulucunun da imzalamalarını istemeleri üzerine belgenin arabulucu tarafından imzalanmasıyla ortaya çıkan sözleşmenin anlaşma belgesi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir (Badur, s.59). Keza arabuluculuk faaliyeti, sürecin başından sonuna kadar bizzat arabulucu tarafından yürütülmelidir. Anlaşmanın arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşmiş olması, tek bir aşamayı değil arabulucuya başvuru ve arabulucunun seçiminden, faaliyetin sona ermesine kadarki tüm süreci ifade etmektedir. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğu, sürecin tamamında mevcut olmalıdır. Bu itibarla, Kanun'a uygun biçimde yürütülen arabuluculuk faaliyetinin sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin varlığı hâlinde ilk koşul gerçekleşmiş kabul edilmelidir.</p>

<p>17. Arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin ikinci esaslı unsuru tarafların anlaşmasıdır. Yukarıda da açıklandığı üzere 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesine göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. 6325 sayılı Kanun'un 17/2. maddesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığının bir tutanak ile belgelendirileceği ifade edilmiştir.</p>

<p>18. Tarafların hangi konularda ve hangi ölçüde anlaştıklarının anlaşma belgesinden veya son tutanaktan tespit edilebilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde 6325 sayılı Kanun'un 18/4. maddesinin uygulanabilir olması mümkün değildir. Söz konusu hükümde, kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge olduğu belirtilmiştir. Nitekim 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinin gerekçesinde de arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar, varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında "anlaşılan hususların" net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunduğu belirtilerek anlaşmanın açık ve net olması gerekliliği vurgulanmıştır.</p>

<p>19. Diğer taraftan, anlaşma metnindeki ifadelerin açık ve anlaşılır olmasına dikkat etmek ve tarafların yükümlülüklerini ayrı ayrı belirtmek ve birden fazla şekilde ifasının mümkün olduğu hâllerde bu konuyu da açıklığa kavuşturmak gerekmektedir (Muhammet Özekes, Çiğdem Yazıcı, Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, Cilt V, 16. Bası, İstanbul, 2025, s. 4915).</p>

<p>20. Anlaşma belgesinin geçerliliği bakımından gerçekleşmesi gereken üçüncü ve son koşul ise şekil unsurudur. Arabuluculuk sonucunda varılan anlaşmanın geçerliliği, anlaşma belgesinin düzenlenmesi hâlinde imza dışında herhangi bir şekil kuralına tâbi kılınmamıştır. Bununla birlikte varılan anlaşmanın, arabuluculuk anlaşma belgesi olarak nitelendirilebilmesi için 6325 sayılı Kanun'da belirtilen şekil kuralına uyulması gereklidir. Buna göre arabuluculuk sonucunda ortaya çıkan anlaşma belgesinde arabulucunun ve tarafların imzasının bulunması zorunludur. Arabulucunun, anlaşma belgesini imzalamasının başlıca nedeni, söz konusu metnin, arabuluculuk faaliyeti sonucunda oluşturulduğuna yönelik ispat kolaylığı sağlanmasıdır. Ayrıca bu belgenin usul hukukuna ilişkin sonuçlar doğurabilmesi (icra edilebilirlik şerhi alınabilmesi veya ilam niteliğinde belge statüsü kazanabilmesi) için de arabulucunun imzası önem taşımaktadır (Badur, s. 63).</p>

<p>21. Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliğine ilişkin mevzuatta herhangi bir düzenleme yer almamakla birlikte anlaşma belgesi, maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesi olup sözleşme hukukunun genel hükümlerine tabidir (Mustafa Serdar Özbek, Alternatif Anlaşmazlık Çözümü, 5. Baskı, Ankara, 2022, s. 1715; Mine Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:20, Sayı:2, 2018, s.16; Asiye Şahin Emir, Büşra Kazmaz Tepe, “İş Uyuşmazlıklarına İlişkin İbra Hükmü İçeren Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Arabuluculuğa Elverişlilik Bakımından Değerlendirilmesi”, Çalışma ve Toplum, 2018/3, s. 1497; Emre Kıyak, "Arabuluculuk Sonucunda Ulaşılan Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:6, Sayı:21, 2015, s.531; Badur, s.66-67).<br />
Hemen belirtmek gerekir ki, söz konusu belgede taraflar dışındaki bir üçüncü kişinin imzasının bulunması ve hatta bu belgenin mahkemece şerh verilebilir nitelikte olması, belgenin maddi hukuk sözleşmesi olma özelliğini ortadan kaldırmaz (Faruk Barış Mutlay, "İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk", İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar III, İstanbul, 2018, s. 43). Nitekim tarafların ehliyeti, sözleşmenin konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlâka, kişilik haklarına aykırı olmaması, irade beyanlarının sağlıklı olması gibi diğer tüm sözleşmeler bakımından aranan geçerlilik şartlarının, arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesi bakımından da aranması, bu durumun bir sonucudur (Melis Taşpolat Tuğsavul, "Arabuluculuk Faaliyeti Sonunda Varılan Anlaşmanın Hukuki Niteliği", Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019/1, 344; Özekes, Yazıcı, s. 4918).</p>

<p>22. Belirtmek gerekir ki, maddi hukuk sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği için tarafların uyuşmazlığın çözümüne dair karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının bulunması ve bu anlaşmayı yazılı bir hâle getirme yönündeki karşılıklı istekleri gerekir. Şüphesiz karşılıklı irade beyanlarının uyuşmazlığın tamamını kapsaması zorunlu değildir (Badur, s. 59). Örneğin kıdem ve ihbar tazminatlarının uyuşmazlık konusu olduğu bir durumda, sadece kıdem tazminatının konu edildiği bir anlaşma belgesi düzenlenebilir.</p>

<p>23. Sözleşme serbestisi çerçevesinde düzenlenen anlaşma belgesinin usul hukukuna ilişkin etkisi ise 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz" hükmü ile düzenlenmiştir. Hükmün gerekçesi ise şöyledir: "6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesine eklenen beşinci fıkra ile, arabulucu huzurunda anlaşılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Anlaşılan hususların bilahare dava edilemeyeceği dikkate alındığında arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında “anlaşılan hususların” net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Örneğin işçi ve işveren tarafı kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti konusunda anlaştıklarında arabulucunun bu kalemleri ayrıca ve açıkça tutanağa bağlamasında fayda görülmektedir. Anlaşma tutanağının içeriğinden “anlaşılan hususlar” net bir şekilde görülebilmeli ve bilahare dava açma yasağına tabi olan bu hususlar tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça tespit edilebilmelidir”. Görüldüğü üzere söz konusu hükmün gerekçesinde, daha önce de değinildiği şekilde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşılan hususların açık ve net olması gerekliliğine vurgu yapılarak "dava açma yasağı"nın kapsamının belirlenmesi anlamında açıklama getirilmiştir.</p>

<p>24. Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin alt işveren davalı ... Ltd. Şti. işçisi olarak asıl işveren olan diğer davalılara ait işyerlerinde çalıştığını, zorunlu arabuluculuk kapsamında davalılar ile anlaşma sağlanamadığını, sonrasında ise davalı ... Ltd. Şti. ile ihtiyari arabuluculuk kapsamında 18.02.2021 tarihinde kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için net 45.970,12 TL'nin dört taksit hâlinde ödenmesi konusunda anlaşmaya varılarak bu hususta anlaşma belgesi düzenlendiğini, anlaşma belgesinin 3. maddesi kapsamında son taksitin zamanında ödenmemesi nedeniyle anlaşılan miktarla ve alacak kalemleri ile sınırlı olmaksızın dava açabileceğinden eldeki davanın açıldığını belirtmiş, davalı ... Ltd. Şti. ile bir kısım davalılar vekilleri ise diğer itirazlarının yanı sıra 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesi uyarınca anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından davanın reddi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>25. Dosya içeriğinde bulunan ve tarafların anlaşmaması ile sonuçlanarak 25.11.2020 tarihinde düzenlenen dava şartı arabuluculuk son tutanağında tarafların aralarındaki uyuşmazlık konuları, kıdem tazminatı, ücret alacağı, yıllık izin, fazla çalışma, fark ücret, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları olarak belirlenmiştir. İhtiyari arabulucu önünde düzenlenen 18.02.2021 tarihli "Arabulucu Anlaşma Belgesi" ise davacı vekili ile davalılardan ... Ltd. Şti. vekili arasında imzalanmış olup kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmesi konusunda tarafların anlaşmasına yönelik olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>26. Anlaşma belgesinin içeriği incelendiğinde, "Anlaşmanın Şartları" başlıklı 1. maddesinde; ... Ltd. Şti'nin, başvurucunun (davacı) iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi nedeniyle alacakları olan kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için hesaplanan net miktarlar üzerinden iyiniyet çerçevesinde indirim yapmaları nedeniyle aynı iyiniyet çerçevesinde toplamda net 45.970,12 TL ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği; anlaşmanın 2. maddesinde ise ödemenin ne şekilde yapılacağı düzenlenmiş olup maddeye göre ... Ltd. Şti'nin 1. maddede belirtilen bedeli dört taksit hâlinde ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, taksitlerden ilki olan 11.492,53 TL'nin anlaşmanın imzalandığı gün, aynı miktardaki diğer taksitlerden ikinci taksitin 31.03.2021, üçüncü taksitin 30.04.2021 ve dördüncü taksitin ise 31.05.2021 tarihinde davacı vekilinin belirtilen banka hesabına ödeneceği, ödemelerin taksit tarihlerinden itibaren üç gün içerisinde yapılması hâlinde gününde yapılmış sayılacağı belirtilmiştir.</p>

<p>27. Anlaşma belgesinin 3. maddesi, taksitlerin zamanında ödenmemesi durumunda başvurulabilecek hukuki yollara ilişkin ayrıntılı bir düzenleme içermektedir. Maddeye göre "... Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından belirtilen taksitlerin zamanında ödenmemesi halinde bir sonraki taksitler muaccel hale gelip iş bu anlaşma belgesi ile yasal işlem başlatılabileceği gibi Başvurucu gerek anlaşma belgesi konusu gerekse diğer işçilik alacakları için yapılan indirim neticesinde tanzim edilen iş bu anlaşma belgesinde belirtilen miktar ile sınırlı kalmaksızın tüm alacaklarını talep edebilecek/yargı yoluna başvurabilecektir. Özetle; yukarıda belirtilen miktarlar, belirtilen vadelerde ... Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti. Tarafından tam ve eksiksiz şekilde ödenmezse, Başvurucu bu anlaşma belgesi ile neticeye bağlanan kısım için (yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra) işverene karşı icra takibi yapılabileceği gibi buna ilaveten aynı zamanda indirim yapılan bakiye alacakları için de yasal yollara müracaat edebilecek, dava açabilecek ya da icra takibi yapabilecektir". Anlaşma belgesinin 4. maddesinde başvurucunun, ödemelerin tam ve eksiksiz yapılması hâlinde daha önce dava şartı arabuluculuk kapsamında anlaşamama ile sonuçlanan dosyada adı geçen tarafları ibra edeceği, bunlara karşı da dava açmayacağını taahhüt ettiğini, ancak ödemelerin zamanında yapılmaması hâlinde başvurucunun ve/veya vekilinin tüm yasal dava ve şikâyet hakkını derhal kullanabileceği; 5. maddede ise anlaşma belgesi konusu ödemelerin tamamının ... Ltd. Şti. tarafından yerine getirilmesi hâlinde başvurucunun ... Ltd. Şti'den başka bir hak ve alacağının kalmadığını kabul ve taahhüt ettiği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>28. Yargılama aşamasında davacı vekili, davalının ödeme güçlüğü nedeniyle alacaklarının yalnızca %40'ı için anlaşma tutanağı düzenlediklerini, bu indirime rağmen alacaklarının ödenmemesi durumunda ise dava açılacağının sözleşmede açık bir şekilde düzenlendiğini iddia etmiştir. "Anlaşma Şartları"nın gerek 1., gerekse 3. maddesinde davacının alacaklarından indirim yapıldığı hususunun açıkça belirtildiği anlaşılmakta ise de davacının anlaşma konusu edilen işçilik alacaklarının indirim yapılmadan önceki toplam miktarı ve indirim oranı tespit edilmemektedir. Bununla birlikte taraflar, irade özerkliği çerçevesinde tayin ettikleri alacak miktarının ne şekilde ödeneceğini belirlemişler ve ödenmemesinin sonuçlarını da ayrıntılı şekilde düzenlemişlerdir.</p>

<p>29. Bu anlamda olmak üzere tarafların ödenmesi yönünde anlaştıkları miktarın, anlaşma belgesinde öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde davacıya (alacaklıya) iki seçenek sunulmuş olup buna göre davacı isterse bir taksitin ödenmemesi nedeniyle muaccel olan diğer taksitleri için yasal işlem başlatabilecek; isterse ödenen miktarları mahsup ederek indirim yapılan bakiye alacaklar da dahil olmak üzere tüm alacakları için yasal yollara başvurabilecek; dava açabilecek veya icra takibi yapabilecektir.</p>

<p>30. Görüldüğü üzere anlaşma belgesine göre tarafların anlaşmalarının temelinde, kararlaştırılan miktarın "tam ve eksiksiz ödenmesi" şartı yer almaktadır. Somut olayda ise bu şart davalı ... Ltd. Şti. tarafından yerine getirilmemiş ve davacı anlaşma belgesinde toplam miktarı belirtilmeyen alacaklarının tamamını dava konusu yapmayı tercih etmiştir. Esasen burada tarafların arasındaki uyuşmazlığın arabuluculuk faaliyeti sonucunda imzalanan anlaşma belgesi ile kalıcı şekilde çözülerek sona erdiğini söylemek mümkün görünmemektedir. Zira uyuşmazlığın sona ermesi "tam ve eksiksiz ödeme" şartına bağlandığından anlaşma belgesine göre bu şartın gerçekleşmemesine bağlı olarak eldeki dava açılmıştır.</p>

<p>31. Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, davalı ... Ltd. Şti. tarafından anlaşma belgesinde öngörülen tarihte son taksitin ödenmediği sabit olup davacının ödenen miktarları mahsup ederek alacağın tamamını dava konusu yapması anlaşma belgesine uygun düşmektedir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince arabuluculuk anlaşma belgesi ile taraflarca anlaşmaya varıldığı kabul edilerek 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesine göre dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi isabetsizdir.</p>

<p>32. Diğer taraftan ilke olarak her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere göre hükme bağlanır. Davalı ... Ltd. Şti. vekili yargılama aşamasında 06.09.2021 tarihli banka dekontunu sunarak son taksitin de ödendiğini, davacının alacağının kalmadığını belirtmiş ise de davanın açıldığı tarih itibarıyla davalı ... Ltd. Şti'nin anlaşma belgesi uyarınca ödemesi gereken son taksiti ödemediği, bu hâliyle ödemelerin tam ve eksiksiz şekilde yapılmadığı anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesinin yargılama aşamasında son taksitin ödendiği, davalının geç de olsa sözleşmenin gereğini yerine getirdiğine dair direnme gerekçesi de yerinde değildir.</p>

<p>33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, anlaşma belgesinde yer alan, tarafların üzerinde anlaştıkları miktarın anlaşma belgesinde öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde dava açabileceğine dair düzenlemenin anlaşmanın şarta bağlı olarak yapıldığı anlamına geldiği, anlaşma belgesi şarta bağlanamayacağından bu düzenlemenin geçersiz olduğu ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27/2. maddesine göre sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceği, bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesi ile anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>34. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
21.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024499-e-2025329-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="35283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2024/7792 E., 2024/10322 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247792-e-202410322-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247792-e-202410322-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 01.07.2024 tarihli, 2024/7792 E., 2024/10322 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/7792 E., 2024/10322 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/236 E., 2024/312 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/845 E., 2023/829 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalılardan ... Ağır San. İnş. ve Taah. AŞ, ... İnşaat San. Turizm ve Tic. AŞ ve ... İnşaat ve Tic. AŞ (..., ... ve ... Şirketleri) vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan ..., ... ve ... Şirketleri vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalılardan asıl işveren ..., ... ve ... Şirketleri Adi Ortaklığı işyerinde diğer davalı alt işveren ... Yapı Madencilik ve İş Makinaları San. ve Tic. Ltd. Şti. (... Yapı Şirketi) tarafından yürütülen metro tünel inşaatı işinde çalıştığını, iş sözleşmesinin işverenlerce haksız şekilde feshedildiğini, müvekkilinin çalıştığı dönem boyunca fazla çalışma yaptığını, iki haftada bir hafta tatillerinde çalıştığını, ulusal ... ve genel tatillerde çalışmaya devam ettiğini; ancak söz konusu çalışmalarının karşılığının ödenmediğini, söz konusu dönemlerde her ay düzenli imzalattırılması gereken ancak imzalattırılmayan ve biriken bordroların davalı alt işveren ... Yapı Şirketinin muhasebecisi tarafından tüm işçilere baskı yapılarak, acele ettirilerek, detaylıca incelemelerine izin verilmeden ve "imzalamazsanız işten çıkışınızı veririz” şeklindeki korkutmalar ile müdahalelerde bulunularak toplu olarak şantiyede imzalattırıldığını, davalı ... Yapı Şirketinin toplu olarak birçok personeli hiçbir haklı ve hukuki gerekçe göstermeden işten çıkarması üzerine müvekkili ve birçok işçinin, davalı Şirket yetkililerine başvurarak hak ettikleri işçilik alacaklarının ve tazminatlarının eksiksiz olarak taraflarına ödenmesini talep ettiklerini, davalı alt işveren Şirket tarafından bir süre oyalandıklarını, ancak işten çıkışlarının verilmesini takip eden günlerde ... Yapı Şirketinin işçilerin tamamını Şirkete çağırarak taraflarına ödeme yapılacağını ilettiğini, söz konusu çağrı üzerine davacının da içinde bulunduğu birçok işçinin Şirketin muhasebe birimine başvurduğunu ve alacaklarını talep ettiğini, ancak davalı ... Yapı Şirketi çalışanı C.D’nin ödeme yapılmadan önce birtakım evrakların imzalanması gerektiğini, şayet imzalamazlar ise ödemenin yapılmayacağını belirterek davacının da içinde bulunduğu birçok işçiye ayrı ayrı yüzlerce evrakın imzalatıldığını, taraflarına ödeme yapılacağı düşünülürken davalı Şirket çalışanının ödemelerin arabuluculuk görüşmesi ile yapılacağını, arabuluculuk belgelerine ödenecek tutarın da yazıldığını ve arabulucunun taraflarını arayacağını belirterek işçilerin tamamını başkaca hiçbir açıklama yapmadan ve soru sormalarına bile izin vermeden gönderdiğini, işbu olaydan birkaç gün sonra davacı işçinin bilmediği bir numaradan arandığını ve kendisini arabulucu olarak tanıtan bir erkekle görüştüğünü, söz konusu telefon görüşmesinde kendini arabulucu olarak tanıtan şahsın yalnızca "belgedeki miktarı kabul ediyor musunuz?" diye davacıya sorduğunu ve sonrasında başkaca bir şey söylemeden görüşmeyi sonlandırdığını, müvekkilinin sonrasında aynı durumda olan diğer arkadaşları ile görüştüğünde kendilerinin de aynı şekilde arabulucu tarafından arandığını öğrendiğini, taraflarına arabuluculuğa ilişkin evraklar gönderilmeksizin diğer davalılar ..., ... ve ... Şirketleri tarafından banka hesabına "Maaş Tazminat ve İzin Ücret Ödemeleri" açıklamasıyla ödeme yapıldığını, arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yürütülmediğini, ortada usulüne uygun arabuluculuk başvurusu dahi bulunmadığını, zira arabuluculuk ilk oturum, son oturum tutanakları ile anlaşma belgesinde dosya numarası dahi yazmadığını, ayrıca arabuluculuk sistemindeki dosya açılış tarihi ile belgelerin düzenleme tarihinin farklı olduğunu, müvekkilinin arabuluculuk süreci hakkında bilgilendirilmediğini, toplantı günü belirlenerek toplantıya davet edilmediğini, müvekkiline arabuluculuğa ilişkin belgelerin tebliğ edilmediğini, belgelerin herkese toplu olarak süreçle ilgisi olmayan muhasebeci tarafından çeşitli evrakların içine gizlenerek imzalatıldığını, tutanaklarda kararlaştırıldığı iddia edilen miktarın hangi alacağa ilişkin olduğu ve hak edilen bedelin ne kadar olduğu konusunda açıklık içermediğini ileri sürerek usulüne uygun olmayan arabuluculuk tutanağının iptalini talep etmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
1. Davalılar ..., ... ve ... Şirketleri vekili; davalı Şirketlerin bir adi ortaklık oluşturmak suretiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından ihale edilen Ümraniye-Ataşehir-Göztepe Metrosu İnşaat ve Elektromekanik Sistemler Temin, Montaj ve İşletmeye Alma İşlerini üstlendiklerini, diğer davalı ... Yapı Şirketi ile de alt yüklenici sözleşmesi imzaladıklarını; ancak söz konusu Şirketin yaşadığı ekonomik sıkıntıların yürütülmekte olan metro projesinde gecikmelere ve sorunlara da yol açması sebebiyle aralarındaki sözleşmenin müvekkili Şirketler tarafından feshedildiğini, adi ortaklığa ait şantiyede çalışmış bulunan işçilerin hak kaybı yaşamaması adına davacıların da içinde yer aldığı ... Yapı Şirketi çalışanlarının hak kazandıkları tüm hak ve alacaklarının diğer davalı ... Yapı Şirketinin hak edişlerinden kesilmek suretiyle müvekkili Ortaklık tarafından ödenmesine ilişkin karar alındığını; ancak ... Yapı Şirketinin konkordato sürecinde olması, ödemeler için konkordato komiserlerinden izin alınmasının gerekmesi ve tüm bu sürecin konkordato komiserlerinin denetiminde olması sebebiyle yapılan müzakereler sonucu ihtiyari arabuluculuk sürecine başvurulmasına karar verildiğini, davacı dâhil tüm işçilere hesaplamaların neye göre yapıldığının ayrı ayrı açıklandığını, bu süreçte bazı çalışanların yapılan hesaplamaları kabul etmedikleri gibi arabuluculuk görüşmelerine katılmayı da kabul etmediklerini ve dava açma yolunu tercih ettiklerini, davacının da içinde yer aldığı çalışanların ise yapılan hesaplamaları doğru bulduklarından kendilerine ödenecek tutarlarda herhangi bir eksiklik bulunmadığını kabul ederek kendi ... iradeleri ile arabuluculuk görüşmelerine katılıp arabuluculuk belgelerini imzaladıklarını, müvekkili Şirketlerin de dâhil olduğu arabuluculuk sürecinde hiçbir şekilde tehdit yahut baskı yapılmadığını, arabuluculuk sürecine katılmak istemeyen işçilerin zorlanmadığını, dolayısıyla davacının irade fesadı iddialarının dinlenmesinin mümkün olmadığını, nitekim N.T. isimli bir çalışan tarafından Şirket vekiline atılan mesajlarda görüşmelerden haberdar olunduğunun açık olduğunu, üstelik bu işçinin geç ödeme sebebiyle arabuluculuk görüşmesindeki görüşmelerini kabul etmeyip dava yoluna da başvurduğunu, yine şantiye şefi G.E. ile Adi Ortaklığı oluşturan Şirketlerin vekili arasında yapılan yazışmalardan da taraflarla arabuluculuk görüşmesi yapıldığının ve tüm süreçten davacıların bilgisi olduğunun kanıtlandığını; huzurdaki davaya konu arabulucu anlaşması “ihtiyari arabulucu” anlaşması olup, ihtiyari arabuluculuk görüşmesinde dava şartı olan arabulucu görüşmelerinde olduğu gibi büro numarası veya Bakanlık numarası alınmasına gerek olmadığını, böyle bir eksiklik olsa bile arabulucu anlaşmasının geçerliliğiyle ilgili bir durum olmadığını, davacı vekili tarafından öne sürülen davacının arabuluculuk evraklarına ulaşamadığına ilişkin iddiasının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... Yapı Şirketi vekili yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; sunulan ve toplanan bilgi ve belgelere göre arabuluculuk başvurusunun işverenlikçe yapıldığı, görüşmenin telekonferans yoluyla gerçekleştirildiği, görüşmeye davacı ve davalı ... Yapı Şirketi yetkilisinin aynı anda davalı Adi Ortaklığa ait metro şantiyesinde hazır bulunarak katıldığı, arabuluculuk tutanaklarının ve anlaşma belgesinin posta veya kargo yoluyla karşılıklı gönderilmesi suretiyle imzalanması ve arabuluculuk masrafının davalı Adi Ortaklık tarafından karşılanması hususlarında anlaşmaya varıldığı, tanıkların da beyanlarında davalı ... Yapı Şirketi muhasebecisi tarafından toplu şekilde işyerine çağrıldıklarını, ödeme yapılabilmesi için belgeleri imzalamaları gerektiğinin söylendiğini, hangi alacak için ne kadar ödeme yapılacağının açıklanmadığını, söylenen tutarı kabul edip etmediklerinin sorulduğunu, paraya ihtiyaçları olduğu için kabul ettiklerini söylemek zorunda kaldıklarını, sonrasında çok sayıda belge imzalatıldığını, dışarıda bekleyen çok sayıda işçi olduğundan ve evrak sayısı da fazla olduğundan okumaya fırsat verilmediğini, belgelerin örneğini alamadığını ve daha sonrasında da taraflarına belge ulaşmadığını, bazı işçileri aynı gün bazılarını da birkaç gün sonra kendisini arabulucu olarak tanıtan bir kişinin aradığı ve sadece toplantıdaki tutarı kabul edip etmediklerini sorduğunu beyan ettikleri; hem çok sayıda çalışanla aynı anda hem de davalı işyerinde arabuluculuk görüşmesi yapıldığının sabit olduğu, dolaysıyla arabuluculuk sürecinin hukuka uygun ve sağlıklı şekilde yürütülmediği, çok sayıda işçi ile dar zamanda ve mekanda yani bağımsız bir yerde olmayıp da işyerinde görüşme yapılması, bu esnada işçilerin üçüncü kişilerden yardım alma durumunun bulunmaması, işçilerin maddi ve manevi olarak zor durumda olmaları sebebiyle irade sakatlandığından belgenin hukuki geçerliliğinin bulunmadığı; ayrıca anlaşma belgesine "SGK'ya yapılmış bildirim süreleri kapsamında" şerhi koyularak görüşmelerin işçi aleyhine sınırlandırıldığının anlaşıldığı, ihtiyari arabuluculuk masraflarının işveren tarafından ödeneceğinin belirtildiği, aslında ibra niteliğinde bulunan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin arabuluculuğun amacına uygun olmadığı ve iptalinin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne ve davaya konu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ..., ... ve ... Şirketleri vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı ..., ... ve ... Şirketleri vekili; cevap dilekçesindeki savunmalarının yanı sıra arabuluculuk anlaşma belgesinin ibraname veya ibra sözleşmesi gibi değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, davacının irade sakatlığının söz konusu olmadığını, davacının dava dilekçesinde gabinin varlığına ilişkin bir iddiası yahut Mahkeme dosyasına sunmuş olduğu somut bir delili bulunmadığını, davacı tarafından arabulucuya anlaşmak istemediğine, hesaplanan tutarları kabul etmediğine, arabuluculuk görüşmesi yapmak istemediğine ilişkin herhangi bir beyan ileri sürülmediği gibi anlaşma iradesinin davacı tarafından açıkça ortaya koyulduğunu , yapılan ödemelerin konkordato komiserlerinin denetiminde de olduğu gözetildiğinde zaten müvekkili Adi Ortaklığın gabine sebebiyet verebilecek bir iş veya eyleminin olmasının mümkün olmadığını, müvekkili Şirket yetkilileri tarafından çalışanların arabuluculuk görüşmelerine katılmaya zorlanmasının söz konusu olmadığını, zira davacıyla aynı dönemde çalışan bazı işçilerin, yapılan hesaplamaları kabul etmeyerek arabuluculuk sürecine de dâhil olmadıklarını ve dava açtıklarını, davacı tarafça arabuluculuk evrakının diğer evraklar arasına gizlenerek imzalatıldığı iddiası ile dava dilekçesinin devamında arabuluculuk evraklarının tehdit ve baskı ile imzalatıldığı iddialarına yer verilmesinin çelişkili olduğunu, arabuluculuk görüşmelerinin usulüne uygun olduğunu, tutanakların içeriğinde de herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıların toplu hâlde işyerine davet edildikleri, işverence hazırlanan belgeleri imzaladıkları takdirde önceden işverence belirlenen işçilik alacaklarını alabileceklerinin beyan edildiği, işçilerin tek tek davalı Şirket yetkilisi C.D. ile görüştükleri, işçilerin kendilerine verilen belgeleri hızlıca imzaladıkları, ödemeyi kabul eden işçilerin arabulucu tarafından telekonferans yolu ile arandığı ve arabuluculuk faaliyetinin sonuçları hakkında temel bilgiler verilmeksizin yalnızca teklif edilen tutarın kabul edilip edilmediğinin sorulduğu, kabul ettiğini beyan eden işçilere ilişkin ihtiyari arabuluculuk tutanağı düzenlendiği, bu şekilde arabulucu tarafından arabuluculuk süreci ve sonuçları ilgili aydınlatma görevinin yerine getirilmediği, davacının arabuluculuk görüşmelerine arabulucunun davetiyle değil de davalı işverenin dayatmasıyla katıldığı, davacı tarafın arabuluculuk sürecinin başlamasında, arabulucunun seçiminde ve görüşme yeri konusunda herhangi bir iradesinin bulunmadığı dikkate alındığında arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği, arabuluculuğun temel ilkelerinden iradi olma ve eşitlik ilkelerine de uyulmadığı hususları dikkate alındığında ihtiyari arabuluculuk görüşmesinin amacına uygun şekilde gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ..., ... ve ... Şirketleri vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı ..., ... ve ... Şirketleri vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği gerekçelere dayanarak ve resen dikkate alınacak nedenlerle davanın reddine karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, dava konusu ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri</p>

<p>2. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 3, 8, 9, 11, 13, 14, 15, 16, 17 ve 18 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılardan ..., ... ve ... Şirketleri vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
01.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247792-e-202410322-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="22670"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/8505 E., 2025/9892 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258505-e-20259892-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258505-e-20259892-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 15.12.2025 tarihli, 2025/8505 E., 2025/9892 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/8505 E., 2025/9892 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/850 E., 2025/1061 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 3. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/594 E., 2025/46 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 06.08.2014-30.09.2023 tarihleri arasında künefe ustası olarak çalıştığını, mevcut davada iptali istenilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının 11.07.2023 tarihli olduğunu ve davacının o tarihte çalışmaya devam ettiğini, davacının arabulucuyu hiç görmediğini, arabulucu ile görüşmesinin olmadığını işyerinde çalışan herkesin imzaladığı söylenerek kendisine sair belgelerle birlikte bu belgenin de imzalatıldığını, anlaşma belgesinde işçilik kalemlerinin teker teker yazılmadığını, bütün alacakları ibaresinin yazıldığını ileri sürerek Mersin Arabuluculuk Bürosunun ... numaralı ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Usulüne uygun dava dilekçesi tebliğine rağmen davalı tarafından dosyaya cevap dilekçesi sunulmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta Mersin Hukuk Mahkemeleri Ön Bürosundan gelen cevabi yazıda ihtiyari arabuluculuk tutanağını düzenleyen arabulucu ... 'nin Mersin 5. İş Mahkemesinin başka bir dosyasında davalıyı vekil olarak temsil ettiğinin anlaşıldığı, arabulucu avukat davalı Şirketi dava ve duruşmalarda temsil ettiğinden görevini tarafsızlıkla ve eşitliğe uygun olarak yaptığı hususunda tereddüt oluştuğu, ihtiyari arabuluculuk görüşmeleri sırasında davacı işçiye davalı işverenin başka dosyadaki avukatının arabuluculuk yapacağı konusunda bilgilendirme yapılmadığı, davacıya arabuluculuk tutanağının imzalanması öncesinde yeterli bilgi verildiğine ilişkin Ön bilgilendirme formu ya da Arabulucu Belirleme Tutanağı bulunmadığı, tutanakta sadece "Taraflara arabuluculuk anlaşma belgesinin hukuki ve mali bütün sonuçları hakkında bilgi verildi." denildiği ve arabulucu seçiminin ne şekilde yapıldığı, davalı Şirketi kimin temsil ettiği, taraflara hangi hususlarda ne şekilde bilgi verildiğinin açıkça yazılmadığı, yine önceden bilgilendirme yapılmaksızın aynı gün sadece tutanak yapıldığı, buna göre arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı, arabulucu tarafından aydınlatma görevinin yerine getirilmediği, arabulucu tarafından arabuluculuk uyuşmazlık çözüm yolunun temel ilkeleri olan iradilik, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uyulmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davaya konu 11.07.2023 tarihli ve 2023/372986 arabuluculuk numaralı ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacı ile anlaşılarak sonuca gidildiğini, arabuluculuk sürecinin usule ve kanuna uygun yürütüldüğünü,</p>

<p>2. Davacının sonradan bu davayı açmasının hakkın kötüye kullanımı olduğunu ve davacının iddialarını ispat edemediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/5 hükmü uyarınca geçerli bir anlaşma belgesi olup olmadığı ve iptalinin gerekip gerekmediği hususundadır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258505-e-20259892-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="48883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Muzaffer Erke vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-muzaffer-erke-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-muzaffer-erke-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Muzaffer Erke (10485) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. MUZAFFER ERKE (10485) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>04.09.1991 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Muzaffer ERKE (10485) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 09.09.2026 Çarşamba günü saat 16.45’te Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/muzaffer-erke.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-muzaffer-erke-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/muzaffer-erke-1.jpg" type="image/jpeg" length="78771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İfade ve Sorguda Şüphelinin Hakları: Susma Hakkı ve Avukat Talep Etme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ifade-ve-sorguda-suphelinin-haklari-susma-hakki-ve-avukat-talep-etme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ifade-ve-sorguda-suphelinin-haklari-susma-hakki-ve-avukat-talep-etme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 147. maddesi, 2026 itibarıyla hâlâ Türkiye'de gözaltına alınan veya ifadeye çağrılan her şüpheliye aynı üç hakkı güvence altına alıyor: susma hakkı, avukat talep etme hakkı ve bir yakınına haber verdirme hakkı. Ne var ki birçok kişi karakol kapısından içeri girer girmez bu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 147. maddesi, 2026 itibarıyla hâlâ Türkiye'de gözaltına alınan veya ifadeye çağrılan her şüpheliye aynı üç hakkı güvence altına alıyor: <strong>susma hakkı, avukat talep etme hakkı ve bir yakınına haber verdirme hakkı</strong>. Ne var ki birçok kişi karakol kapısından içeri girer girmez bu hakları bildiğini unutuyor, panikle "her şeyi anlatayım da bitsin" diyor ve sonradan geri dönülmesi zor ifadeler veriyor. Oysa doğru davranış biçimini önceden bilmek, sürecin tamamının seyrini değiştirebiliyor.</p>

<p><strong>Gözaltına Alınma veya İfadeye Çağrılma Anında Neler Olur?</strong></p>

<p>Diyelim ki Kadıköy'de bir trafik tartışması büyüdü ve kolluk kuvvetleri sizi ifade vermek üzere karakola davet etti. İlk dakikalarda görevlilerin size <strong>hangi suçla ilgili işlem yapıldığını ve haklarınızı</strong> sözlü olarak bildirmesi ve bunu tutanağa geçirmesi yasal bir zorunluluktur. Bu bildirim yapılmadan alınan ifadeler, sonradan mahkemede delil olarak kullanılamaz hale gelebilir.</p>

<p>Bu aşamada sakin kalmak, kimlik bilgilerinizi doğru vermek ve hakkınızda yürütülen işlemin ne olduğunu net biçimde sormak en doğru ilk adımdır. Unutmayın, gözaltına alınmak suçlu olduğunuz anlamına gelmez; masumiyet karinesi sürecin başından sonuna kadar geçerliliğini korur.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Haklarınızın okunduğu tutanağı imzalamak, o anda söylediklerinizi kabul ettiğiniz anlamına gelmez; sadece hakların size bildirildiğini gösterir. İfadenin kendisini imzalamadan önce mutlaka dikkatle okumalısınız.</p>

<p>İfade öncesi avukatla yapılan görüşme, sürecin en kritik anlarından biridir.</p>

<p><strong>Susma Hakkı Nedir, Nasıl ve Ne Zaman Kullanılır?</strong></p>

<p>Susma hakkı, şüphelinin kendi aleyhine ifade vermeye <strong>hiçbir şekilde zorlanamayacağı</strong> anlamına gelir. Peki ama bu hak pratikte nasıl işliyor? Sorgu memuru veya savcı size "Neden suskun kalıyorsunuz, saklayacak bir şeyiniz mi var?" dediğinde, susmanın aleyhinize bir emare olarak kullanılamayacağını bilmeniz gerekir.</p>

<p>Şöyle bir cümle kurabilirsiniz: "Avukatım gelmeden ifade vermek istemiyorum." Bu, ne suçu kabul etmek ne de inkâr etmek anlamına gelir; sadece hukuki bir haktan yararlanmaktır. Susma hakkını kullanmak, tanıklık veya kimlik bilgisi verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz, bu ikisi ayrı konulardır.</p>

<p>Şimdi gelelim sık karıştırılan bir noktaya: susma hakkı yalnızca gözaltında değil, savcılık ve mahkeme aşamasında da geçerlidir. Sürecin her evresinde aynı korumadan yararlanırsınız.</p>

<p><strong>Avukat Talep Etme Hakkı: Ücretsiz Müdafi Nasıl Atanır?</strong></p>

<p>Ayşe Hanım'ın oğlu bir gece yarısı gözaltına alındığında ailenin aklına ilk gelen soru "avukat tutacak paramız yok, şimdi ne olacak?" oldu. Oysa CMK'nın 150. maddesi uyarınca, <strong>kendi avukatını temin edemeyen şüpheliye baro tarafından ücretsiz bir müdafi görevlendirilir</strong> ve bu hizmetin bedeli devlet tarafından karşılanır.</p>

<p>18 yaşından küçükler ile belirli bir cezayı gerektiren suçlarda avukat talebi olmasa dahi müdafi ataması zorunludur. Görevlendirilen avukatla görüşme yapılmadan ifadenin alınması usule aykırıdır.</p>

<p><strong>Avukat Talep Etme Adımları</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Kolluğa veya savcıya "avukatım yok, baro tarafından görevlendirilmesini istiyorum" deyin.</p>

<p><strong>2.</strong> Görevli, ilgili baronun nöbetçi avukatlık merkezini arar.</p>

<p><strong>3.</strong> Nöbetçi avukat karakola veya adliyeye gelir, sizinle önce baş başa görüşür.</p>

<p><strong>4.</strong> Avukatla görüşme tamamlanmadan resmi ifade alınmaz.</p>

<p>Kendi avukatınızı tercih ediyorsanız da bu tamamen sizin hakkınızdır; barodan atanan avukat yalnızca bir güvence, bir zorunluluk değildir.</p>

<p><strong>İfade Sırasında Sık Yapılan Hatalar ve Kaçınılması Gerekenler</strong></p>

<p>Mehmet Bey gözaltına alındığında "açıklarsam daha çabuk biter" diye düşünüp avukatını beklemeden uzun bir ifade verdi; sonrasında bu ifadenin bazı bölümleri aleyhine yorumlandı. Bu, sahada en sık karşılaşılan hatalardan biridir.</p>

<p>Gözaltı süreleri de sık bilinmeyen bir konu. Bireysel suçlarda ve toplu suçlarda süreler birbirinden farklıdır:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Durum</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Azami Gözaltı Süresi</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Bireysel işlenen suçlar</p>
   </td>
   <td>
   <p>24 saat</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Toplu (3+ kişi) işlenen suçlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>Kademeli olarak en fazla 4 güne kadar uzatılabilir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Sık yapılan diğer hatalar arasında <strong>tutanağı okumadan imzalamak</strong>, <strong>baskı altında detaylı itiraflarda bulunmak</strong> ve <strong>haklarının hatırlatılmasını talep etmekten çekinmek</strong> sayılabilir. Bu hataların hiçbiri geri döndürülemez değildir, ancak sürecin ilerleyen aşamalarında ek bir hukuki mücadele gerektirebilir.</p>

<p>Sorgu sonrası bekleme süreci de haklarınızın geçerli olduğu bir aşamadır.</p>

<p><strong>Sorgu Sonrası Süreç: Serbest Bırakılma, Adli Kontrol veya Tutuklama</strong></p>

<p>İfade tamamlandıktan sonra dosya savcılığa gönderilir. Savcı, delil durumuna göre üç yoldan birini seçer: <strong>serbest bırakma, adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakma veya tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk</strong>. Bu karar, ifadede söylenenlerin ve toplanan delillerin bütününe göre şekillenir.</p>

<p>Eğer sorgu sürecinde temel haklarınızın ihlal edildiğini düşünüyorsanız ve olağan hukuk yollarını tükettiyseniz, hak ihlalinin giderilmesi için Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunu da değerlendirebilirsiniz. Bu, son çare niteliğinde ama önemli bir güvencedir.</p>

<p><strong>Hatırlatma</strong></p>

<p><strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu</strong>'na göre işkence, kötü muamele veya usule aykırı baskı altında alınan ifadeler hükme esas alınamaz. Bu, sürecin en temel güvencelerinden biridir.</p>

<p><strong>Avukatım gelene kadar ifade vermeyi reddedebilir miyim?</strong></p>

<p>Evet. Avukatla görüşme talebiniz karşılanmadan ifade vermeniz istenemez; bu talebiniz tutanağa geçirilmelidir.</p>

<p><strong>Susma hakkımı kullanırsam bu durum mahkemede aleyhime kullanılır mı?</strong></p>

<p>Hayır, susma hakkının kullanılması tek başına suçlamayı kabul ettiğiniz veya sizi suçlu gösteren bir delil olarak değerlendirilemez.</p>

<p><strong>Kolluk haklarımı bildirmeden ifademi alırsa ne olur?</strong></p>

<p>Haklar bildirilmeden alınan ifadeler usule aykırı kabul edilebilir ve avukatınız bu durumu dosyada itiraz konusu yapabilir.</p>

<p>Özetle, ifade ve sorgu sürecinde bilmeniz gereken üç temel nokta var: <strong>susma hakkınızı çekinmeden kullanabilirsiniz</strong>, <strong>avukat talebiniz karşılanmadan ifade veremezsiniz</strong> ve <strong>ekonomik durumunuz ne olursa olsun ücretsiz müdafi hakkınız güvence altındadır</strong>. Bu üç hakkı bilmek, sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ifade-ve-sorguda-suphelinin-haklari-susma-hakki-ve-avukat-talep-etme-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/terazii-dava.jpg" type="image/jpeg" length="22053"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24953"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91308"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10592"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75914"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31683"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47217"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="90625"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="95803"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="21690"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="87684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="88693"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="68717"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="92778"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="17474"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="48727"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="41050"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
