<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 26 Aug 2026 18:24:29 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2019/6671 E. 2019/10659 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 13.11.2019 tarihli, 2019/6671 E. 2019/10659 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/6671 E., 2019/10659 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : İrtikap (sanıklar... ve ... hakkında), rüşvet alma (sanıklar..., ... ve ... hakkında ayrıca ... yönünden iki kez), rüşvet verme (sanıklar ..., ..., ...ve ... hakkında)<br />
HÜKÜM : İrtikap suçlarına ilişkin eylemlerin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulüyle mahkumiyet, sanık ...'a atılı rüşvet alma suçlarına ilişkin eylemlerin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulüyle iki kez bu suçtan mahkumiyet, diğer sanıklar hakkında atılı suçlar yönünden beraat, müsadere</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;</p>

<p>CMK'nın 260/1. maddesine göre irtikap ile rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından açılan kamu davalarında katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükümlerin vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Kanunun 18. maddesindeki "...Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır." düzenlemesinin verdiği yetkiye ve CMK'nın 237/2. maddesine dayanılarak Hazinenin bahse konu suçlardan açılan kamu davalarına katılan olarak KABULÜNE, başvurularının kapsamına göre incelemenin; katılan Hazine vekilinin sanıklar ..., ..., ..., ...,... ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine, sanıklar... ve ... müdafilerin müvekkilleri hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine, malen sorumlu ... vekilinin ise müsadere kararına yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p>Gerekçeli karar başlığında malen sorumlu ...’in gösterilmemesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Sanıklardan ... ve ... hakkında verilen mahkumiyet ve beraat ile sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;</p>

<p>Suç tarihinde ...Tapu Sicil Müdürlüğünde görevli olan sanıklar ..., ... ve ...'ın üzerlerine atılı eylemlerin suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde düzenlenen görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçunu oluşturduğu, diğer sivil sanıkların ise bu suça azmettiren olarak katıldıkları, anılan suçun öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, suç tarihleri olan 13/12/2006, 12/01/2007 ve 16/01/2007 ile inceleme günü arasında bu sürenin soruşturma izni alınmasıyla ilgili durma süresi eklendiğinde dahi gerçekleştiği anlaşıldığından hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanunun 322/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar haklarında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE, adli emanetin 2007/1192 sırasına kayıtlı ... marka cep telefonu ile el konulup yediemine teslim edilen ... plaka sayılı aracın sahiplerine İADESİNE,</p>

<p>Sanık ... hakkında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;</p>

<p>UYAP sisteminden temin edilen nüfus kayıt örneğinden sanığın hükümden sonra 12/06/2015 tarihinde öldüğü anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre TCK'nın 64/1 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca mahkemesince bir karar verilmesi lüzumu,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 13/11/2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Dairemiz çoğunluğunca, sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat ve mahkumiyet hükümlerinin bozularak kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine ve adli emanetteki cep telefonu ile yediemine teslim edilen ... plakalı aracın iadesine karar verilmiş ise de;</p>

<p>765 sayılı TCK'nın 36. maddesindeki "Mahkumiyet halinde cürüm veya kabahatte kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya fiilin irtikabından husule gelen eşya fiilde methali olmıyan kimselere ait olmamak şartiyle mahkemece zabıt ve müsadere olunur." şeklindeki hüküm uyarınca bu Kanun kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olduğu, ancak 5237 sayılı TCK'nın eşya müsaderesini düzenleyen 54. maddesindeki "İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur." biçimindeki hüküm ile kazanç müsaderesini düzenleyen 55. maddesindeki "Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir." şeklindeki hükme göre 5237 sayılı TCK kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Nitekim; ön ödeme, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, etkin pişmanlık, özel af, şahsi cezasızlık halleri ve karşılıklı hakaret hallerinde mahkumiyet hükmü kurulamamasına rağmen müsadere kararı vermek mümkündür.</p>

<p>CMK'nın 256/1. maddesinde yer alan "Müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir." şeklindeki düzenleme Kanunun müsadere için mahkumiyet kararının varlığını aramadığı gibi kamu davası açılmayan hallerde dahi müsaderenin mümkün olduğunu hüküm altına almıştır. CMK 256. maddede usulü gösterilen müsadere bizatihi yasak eşya ile ilgili değildir. Zira, bizatihi yasak olan eşya ile ilgili müsadere usulü CMK'nın 259. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p>5237 sayılı TCK'da müsadere için ayrı bir zamanaşımı süresi öngörülmemiş ancak 70. maddede müsadere infaz zamanaşımı süresi düzenlenmiştir.</p>

<p>Müsaderesi istenen eşya ya da kazancın bağlı olduğu suç dava zamanaşımına uğradığında suçun sübutu tartışılamayacağından ve kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekeceğinden, artık müsaderesi istenen eşya ya da kazancın müsaderesinin gerekip gerekmediği de tartışılamayacaktır. Bu nedenle suç zamanaşımına uğradığında bizatihi suç teşkil etmeyen eşyanın da iadesine karar vermek gerekecektir. Bu halde iadenin nedeni mahkumiyet kararının olmayışı değil suçun sübutunun dolayısıyla da eşyanın suçta kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilememesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oysa temyiz incelemesine konu dosyada mahkumiyetine karar verilen sanıklar yönünden ilk derece mahkemesi ve temyiz mercince (Dairemizce) sanıkların iddianamede anlatılan eylemleri gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri tartışılmış, deliller değerlendirilmiş ve dosyaya yansıyan delillere göre sanıkların üzerlerine yüklenen eylemleri gerçekleştirdikleri ve suçu işledikleri sabit olmuş, adli emanetteki cep telefonu ile ...plakalı aracın suçun konusunu oluşturduğu da kesin olarak belirlenmiştir. Ancak bu tespitten sonra sanıkların sabit olan eylemlerinin rüşvet, irtikap ve görevi kötüye kullanma suçlarından hangisini oluşturacağının değerlendirilmesine geçilmiş, sanıkların görev gereklerine uygun davranmak için menfaat temin ettiklerinin anlaşılması üzerine de suç tarihinde basit rüşvetin yani görev gereklerine uygun davranmak için menfaat temin etme eyleminin rüşvet suçunu değil TCK'nın 257/3. maddesinde tanımlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturması nedeniyle zamanaşımından kamu davasının düşmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Şu halde; TCK'nın 257/3. maddesine uyan suçun dava zamanaşımına uğramış olması somut olay bakımından eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin ve cep telefonu ile aracın suçun konusunu oluşturup oluşturmadığının tespitine engel teşkil etmemiş, aksine bu hususun tespiti suç vasfının tayini açısından zorunluluk arz etmiştir.<br />
Haklarında mahkumiyet kararı verilen sanıkların mahkumiyete konu eylemleri gerçekleştirdiklerinin, cep telefonu ile aracın suçun konusunu oluşturduğunun ve TCK'nın 55. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin temyiz incelemesi sırasında belirlendiği, bu nedenlerle mahkemece verilen müsadere kararının isabetli olduğu ve onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun iade yönündeki kararına katılmıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="29574"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/782 E., 2025/33 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023782-e-202533-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023782-e-202533-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.02.2025 tarihli, 2023/782 E., 2025/33 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2023/782 E., 2025/33 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/2 E., 2023/108 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.09.2022 tarihli ve<br />
2022/4966 Esas, 2022/6481 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın usulden reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi<br />
4. Davacı vekili; müvekkili şirketin yönetim ve icra kurulu üyesi, nakit akış koordinatörü, yönetim kurulu üyesi, finansman müdürü, muhasebe direktörü ve muhasebe müdürü olan davalıların 2002 yılı Eylül, Ekim ve Kasım aylarında dava dışı ... Parti Genel Başkan Yardımcısı ...'e avans şeklinde usulsüz olarak kaynak aktardıklarını, şirketin bu suretle zarara uğradığını, anılan hususların detaylı olarak 21.07.2005 tarihli teftiş raporunda belirlendiğini ileri sürerek tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ve fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL’nin zarar tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalılardan sorumlulukları oranında tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 26.09.2008 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 399.335,32 TL’ye yükseltmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı<br />
5. Davalı vekilleri davanın ayrı ayrı reddini savunmuşlardır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı<br />
6. İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.12.2011 tarihli ve 2011/36 Esas, 2011/121 Karar sayılı kararı ile; davalılardan ...'nun davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, ...'nün genel müdürü, ...'in icra kurulu üyesi, ...'in nakit akış koordinatörü, ...'ın finansman müdürü, ... ile ...'in ise dava dışı ... A.Ş.'de muhasebe müdürü ve muhasebe direktörleri oldukları, bu kişilerin davacı şirketin yetkilisi ve çalışanı bulunmadıkları, sorumluluk zincirinde yer almadıkları, zarar ile bağlantılarının olmadığı, usulsüz şekilde dava dışı ... Parti Genel Başkan Yardımcısına davacı hesaplarından para aktarılmak suretiyle şirketin zarara uğradığı, yöneticiler ile denetçiler hakkında aynı istemle dava açıldığı, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin işlemle ilgili olarak bir açıklama yapmadıkları, işbu davanın tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ikâme edildiği, diğer davalıların zarardan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın davalılar ..., ... ve ... yönünden kabulü ile 10.000,00 TL’nin dava tarihinden, ıslah edilen 389.335,32 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline, diğer davalılar yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili ile davalılar ..., ... ve ... vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuş, davalı ... vekilinin temyiz isteminin süreden reddine dair mahkemece ek karar verilmiş, ek karar da anılan davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.</p>

<p>8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.06.2014 tarihli ve 2014/2082 Esas, 2014/10376 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı ... vekili ile davacı vekilinin davalılar ..., .... ..., ... ve ...'a yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, icra komitesi üyesi ve çalışanları olduğu ileri sürülen davalıların şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.<br />
Davalılardan ...'nun davacı şirketin yönetim kurulu üyesi ve 2. derece A gurubu imza yetkilisi olduğu hususu uyuşmazlık konusu değildir. Ayrıca, anılan davalının icra komitesi üyesi sıfatı da bulunmaktadır. Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi hükmüne göre, şirket muamelelerinin icra safhasına taalluk eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi kararıyla idare meclisi azasından veya ortaklardan olmıyan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması hâlinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olacağı hükmünü haizdir. Ortak veya yönetim kurulu olmasa bile, icra komitesi sıfatıyla şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilerin sorumluluğu, yöneticilerin sorumluluğu hükümlerine tabi olacaktır. Davalı ... yönetici olup, işbu davanın konusu vakıalara dayalı olarak genel kurul kararı uyarınca önceden hakkında sorumluluk davası açıldığı tarafların da kabulündedir. Temyize konu bu dava, anılan davalının icra komitesi sıfatı nedeniyle doğrudan teftiş kurulu raporuna dayalı olarak açılmıştır. Ancak, icra komitesi sıfatıyla temsil ve ilzama yetkili kişiler hakkında şirkete karşı verdiği zararın tahsili davası da somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi kapsamında olup, haksız fiil hükümlerine dayalı doğrudan dava açılması mümkün değildir. Aynı iddialar ile ilgili olarak yönetim kurulu üyesi sıfatıyla zaten hakkında dava açılmış olup, davalı ... vekili de derdestlik itirazında bulunmuştur.</p>

<p>Bu durum karşısında, davalı ... vekilinin derdestlik itirazının dikkate alınarak, hakkındaki davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu davalı yararına bozulması gerekmiştir.</p>

<p>3-Ayrıca, davalı ... hakkında da yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Ancak, anılan davalının da icra komitesi üyesi ve davacı şirketi temsil yetkisi olup, bu sıfatı dikkate alındığında şirkete karşı sorumluluğu yukarıda 2 numaralı bentte açıklandığı üzere 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. Davacı şirkete karşı bu sıfatla verdiği ileri sürülen zararın tazmini için hakkında dava açılması yönünde şirket genel kurulunca karar verilmesi gerekmektedir. Teftiş kurulu raporuna dayalı olarak hakkında doğrudan doğruya bu şekilde dava açılması mümkün değildir. Yine yukarıda açıklandığı üzere, aynı vakıalarla ilgili olarak davacı şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında açılan sorumluluk davasının derdest olduğu tartışmasızdır. Mahkemece, o davayla ilgili olarak davacı şirketin hesaplarından zarar verici işlemlerle ilgili yönetim kurulu ve denetçilerin bir açıklama yapmadığı kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Ancak, şirketin zararına ilişkin olduğu ileri sürülen işlemlerin neler olduğu, ne zaman ve kimler tarafından gerçekleştirildiği, zararın boyutu gibi hususların doğru ve net şekilde ortaya çıkarılması, adaletin doğru tesis edilmesi ve taraf menfaatleri bakımından, yönetim kurulu ve denetçiler hakkındaki açılan davayla işbu davanın birlikte görülmesi veya işbu davanın o davanın sonucunu beklenmesi gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>O halde, davalı ...'in davacı şirketi temsile yetkili icra komitesi sıfatı dikkate alınıp, hakkında doğrudan teftiş kurulu raporuna dayalı olarak dava açılamayacağı, 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi uyarınca dava açılması için alınmış bir genel kurul kararı olup olmadığı üzerinde durulması, kararın bulunmadığı sonucuna varılırsa bu usulü eksikliğin giderilmesi, dava açılması yönündeki usulü eksiklik tamamlandığında eldeki davanın, davacının yönetim kurulu ile denetçiler hakkında açılan davayla birleştirilmesi veya o davanın sonucunun beklenilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı ... yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>4-Bozma neden ve şekline göre, davacı vekili ile davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir…” şeklindeki gerekçeyle (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekili ile davacı vekilinin davalılar .... ..., ... ve ...'a yönelik temyiz itirazlarının reddiyle anılan davalılar hakkındaki hüküm onanmış, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar ... ve ... vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile karar bozulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9. Davacı vekili ve davalı ... vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.05.2015 tarihli ve 2014/17827 Esas, 2015/6331 Karar sayılı kararı ile; “…1- Dava, davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, icra komitesi üyesi ve çalışanları olduğu ileri sürülen davalıların şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.<br />
Mahkemece yapılan yargılama sonucu davalılar ..., ... ve ... yönünden kabulüne, diğer davalılar hakkındaki davanın ise reddine karar verilmiştir. Davalı ... vekili, kararı 11.05.2012 tarihinde temyiz etmiş, 21.05.2012 tarihli dilekçesi ile temyiz dilekçesine Bayrampaşa Devlet Hastanesi Aile Hekiminden alınan 8.5.2012- 10.5.2012 tarihlerini kapsar rapor kağıdını ekleyerek temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulünü istemiş, diğer bir deyişle HMK’nun 95. vd. maddeleri uyarınca eski hale getirme talebinde bulunmuştur. Mahkemenin 22.05.2012 tarihli kararı ile temyiz süresi geçtiğinden anılan davalı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiş, davalı vekili bu kararı süresinde temyiz etmiştir.</p>

<p>Eski hale getirme talebi HMK’nun 95. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup. HMK'nun 95 vd. maddeleri uyarınca elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hale getirme talebinde bulunabilir. Düşen bir hakkın eski hale getirilmesine karar verilebilmesi için belli süre içerisinde işlem yapmaya mecbur olan kimsenin veya vekilinin arzu ve isteği dışında o işlemi yapmaktan aciz olduğu kanıtlanmış bulunmalıdır. Yine aynı kanunun 98.maddesi hükmüne göre ise, hüküm verilmeden önceki eski hale getirme istemleri davaya bakan mahkemeye, temyiz veya karar düzeltme sürelerinin geçirilmiş olması üzerine eski hale getirme istemleri ise hükmü temyizen İncelenmekle görevli Yargıtay Dairesi’ne yapılmalıdır. Başka bir deyişle HMK’nun 98.maddesi hükmü gereğince, temyiz veya karar düzeltme sürelerinin geçirilmiş olması üzerine eski hale getirme istemlerinin incelenmesi, hükmü temyizen İncelenmekle görevli Yargıtay Daİresi’ne ait olduğundan, davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 3.6.2014 tarih ve 2014/2082-10376 sayılı olup anılan davalı hakkındaki (1) nolu bendindeki “temyiz itirazlarının reddine'' ilişkin kısmın kaldırılmasına, keza anılan davalı vekilinin eski hale getirme istemi Yargıtay’ca incelenmeksizin verilmiş bulunan mahkemenin 22.05.2012 tarih ve 2011/36-121 sayılı ek kararının yerinde olmadığı anlaşılmakla, bu kararın da bozularak kaldırılmasına karar verilerek, anılan davalı vekilinin asıl karara yönelik temyiz istemiyle ilgili eski hale getirme isteminin incelenmesine geçilmesi gerekmiştir.</p>

<p>2- Somut olayda mahkeme kararı, davalı ... vekilinin dosyada mevcut adresine Tebligat Yasası hükümlerine göre usulünce tebliğ edilmiş ve davalı vekili Av. ... 08.05.2012 tarihinde göğüs ağrısı ile hastaneye müracaat ettiğini bu nedenle de temyiz süresinin kaçırıldığını belirtmiştir. Dosyada bulunan ve temyiz aşamasında ileri sürülen mazeretin HMK'nun 95. maddesindeki kesin sürenin elde olmayan sebeple kaçırılması (m.95,1) ve başvurulacak başka hukukî yol olmaması (m.95,2) kapsamında değerlendirilmesi mümkün görülmesi nedeniyle davalı ... vekilinin eski hale getirme isteminin kabulü ile mahkeme kararına yönelik temyiz itirazlarının incelemesine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>3- Davalı ... vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarına gelince; davalı ... davacı şirketin yönetim kurulu üyesi ve 2. derece A gurubu imza yetkilisi olduğu hususu uyuşmazlık konusu değildir. Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi hükmüne göre, şirket muamelelerinin icra safhasına taalluk eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi kararıyla idare meclisi azasından veya ortaklardan olmayan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tespit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olacağı hükmünü haizdir. Davalı genel müdür olup, işbu davanın konusu vakıalara dayalı olarak genel kurul kararı uyarınca önceden hakkında sorumluluk davası açıldığı tarafların da kabulündedir. Temyize konu bu dava, anılan davalının genel müdür sıfatı nedeniyle doğrudan teftiş kurulu raporuna dayalı olarak açılmıştır. Ancak, genel müdür sıfatıyla temsil ve ilzama yetkili kişiler hakkında şirkete karşı verdiği zararın tahsili davası da somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi kapsamında olup, haksız fiil hükümlerine dayalı doğrudan dava açılması mümkün değildir. Yine yukarıda açıklandığı üzere, aynı vakıalarla ilgili olarak davacı şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında açılan sorumluluk davasının derdest olduğu tartışmasızdır. Mahkemece, o davayla ilgili olarak davacı şirketin hesaplarından zarar verici işlemlerle ilgili yönetim kurulu ve denetçilerin bir açıklama yapmadığı kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Ancak, şirketin zararına ilişkin olduğu ileri sürülen işlemlerin neler olduğu, ne zaman ve kimler tarafından gerçekleştirildiği, zararın boyutu gibi hususların doğru ve net şekilde ortaya çıkarılması, adaletin doğru tesis edilmesi ve taraf menfaatleri bakımından, yönetim kurulu ve denetçiler hakkındaki açılan davayla işbu davanın birlikte görülmesi veya işbu davanın o davanın sonucunu beklemesi gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>O halde, davalı hakkında doğrudan teftiş kurulu raporuna dayalı olarak dava açılamayacağı, 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi uyarınca dava açılması için alınmış bir genel kurul kararı olup olmadığı üzerinde durulması, kararın bulunmadığı sonucuna varılırsa bu usulü eksikliğin giderilmesi, dava açılması yönündeki usulü eksiklik tamamlandığında eldeki davanın, davacının yönetim kurulu ile denetçiler hakkında açılan davayla birleştirilmesi veya o davanın sonucunun beklenilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından davalı ... vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının kabulüyle Dairemizin 03.06.2014 tarih ve 2014/2082-2014/10376 karar sayılı ilamının bu davalı yönünden bir bent daha eklenerek kararın ... yararına da bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>4- Davacı TMSF vekilinin karar düzeltme istemine gelince; davalı ... yönünden verilen işbu temyiz ilamının taraflara tebliği İle tarafların anılan davalı bakımından verilen işbu karara karşı yasal karar düzeltme süreleri geçtikten sonra topluca incelenme zorunluluğu nedeniyle bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, yukarda belirtilen tebliğ işlemleri ile sair işlemlerin yerine getirilmesi ve davacı TMSF vekilinin her halükarda diğer davalılarla ilgili karar düzeltme itirazlarının incelenmesi için iade edilmek üzere dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar vermek gerekmiştir…” şeklindeki gerekçeyle (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin karar düzeltme talebi kabul edilerek mahkemenin ek kararına yönelik temyiz itirazlarının reddine dair Özel Dairenin 03.06.2014 tarihli ilâmının (1) numaralı bendi davalı ... yönünden kaldırılmış, buna bağlı olarak mahkemenin 22.05.2012 tarihli ek kararı bozulmuş, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin eski hâle getirme istemi kabul edilerek anılan davalı vekilinin mahkemenin asıl kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiş, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin asıl karara yönelik temyiz isteminin kabulü ile Özel Dairenin 03.06.2014 tarih ve 2014/2082 Esas, 2014/10376 Karar sayılı bozma kararına bir bent daha eklenerek yerel mahkeme kararının ilâmda yazılı diğer davalılar yanında davalı ... yararına da bozulmuş, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilerek dava dosyası geri çevrilmiş, sonrasında davacı vekilinin karar düzeltme istemi, Özel Dairenin 17.03.2016 tarihli ve 2016/2127 Esas, 2016/2993 Karar sayılı karar ile reddedilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Birleştirme Kararı ile Sonrasındaki Tefrik İle Vermiş Olduğu Karar<br />
10. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.06.2016 tarihli ve 2016/445 Esas, 2016/559 Karar sayılı kararı ile bozma ilâmına uyularak dosyanın İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/386 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş, sonrasında verilen 24.06.2021 tarihli ara karar ile işbu dosya tekrar tefrik edilmiştir.</p>

<p>11. Tefrik kararı sonrasında verilen İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.11.2021 tarihli ve 2021/780 Esas, 2021/797 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamı, Sosyal Güvenlik Kurumu ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden celp edilen kayıtlar dikkate alındığında, ... hariç diğer tüm davalıların eylem tarihinde işçi sıfatına haiz oldukları, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) hükümlerine göre davalılar arasında dava arkadaşlığının bulunduğu, dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) uyarınca yönetici sıfatını haiz davalıların asliye ticaret, işçi sıfatına haiz olan davalıların ise iş mahkemesine tabî oldukları, somut olaydaki gibi davalıların bir kısmının genel, bir kısmının özel görevli mahkemeye tabî olması hâlinde özel görevli mahkemenin tüm davalılar açısından görevli olacağının ilmî içtihat olarak benimsendiği, dava konusu eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle bu dosyanın davalıları olan ve davacı şirket bünyesinde hizmet akdi ile görev yapan ..., ..., ..., ..., ... ... ile davacı şirket arasındaki ilişkinin eylem tarihi itibariyle yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. madde hükmü nedeniyle iş mahkemesinin görev alanında olduğu gerekçesiyle davanın göreve ilişkin dava şartı nedeniyle usulden reddine, talep hâlinde dava dosyasının iş mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı<br />
12. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>13. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.09.2022 tarihli ve 2022/4966 Esas, 2022/6481 Karar sayılı kararı ile; “… Dava, davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, icra komitesi üyesi ve çalışanları olduğu ileri sürülen davalıların şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davanın ilk açılışında İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce yapılan yargılama neticesinde 28/12/2011 tarih, 2011/36 esas ve 2011/121 karar sayılı karar ile 10.000,00 TL’nin dava tarihinden ve ıslah edilen 389.335,32 TL’nin ise ıslah tarihi olan 26/09/2008 tarihinden itibaren davalılar ..., ... ve ... yönünden kabulü ile yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiş, işbu karar davacı vekili ile davalılar ..., . ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmiş, davalı ... vekilinin temyiz isteminin süreden reddine dair mahkemece ek karar verilmiş, ek karar da anılan davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 03/06/2014 tarih, 2014/2082 esas ve 2014/10376 karar sayılı kararının (1) numaralı bendi ile davalı ... vekili ile davacı vekilinin davalılar ..., .... ..., ... ve ...’a yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, (2) numaralı bendi ile davalılardan ...’nun davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, 2. derece A grubu imza yetkilisi ve ayrıca icra komitesi üyesi olduğu belirlenerek yine bu bentte açıklanan gerekçelerle hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmiş, (3) numaralı bendi ile davalı ...’in icra komitesi üyesi ve davacı şirketi temsil yetkisi olduğu belirlenerek yine bu bentte açıklanan gerekçelerle hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizin işbu ilamına karşı davacı vekili ile davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuş, Dairemizin 05/05/2015 tarih, 2014/17827 esas ve 2015/6331 karar sayılı kararının (1) numaralı bendi ile Mahkemenin 22/05/2012 tarih ve 2011/36-121 sayılı ek kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle bu ek kararın bozularak kaldırılmasına, davalı ... vekilinin, asıl karara yönelik temyiz istemiyle ilgili eski hale getirme isteminin incelenmesine geçilmesine karar verilmiş, (2) numaralı bendi ile davalı ... vekilinin eski hale getirme isteminin kabulü ile mahkeme kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiş, (3) numaralı bendi ile davalı ...’nün davacı şirketin yönetim kurulu üyesi ve 2. derece A grubu imza yetkilisi olduğu belirlenerek yine bu bentte açıklanan gerekçelerle hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmiş, (4) numaralı bendi ile davacı TMSF vekilinin karar düzeltme isteminin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiş, Dairemizin 17/03/2016 tarih, 2016/2127 esas ve 2016/2993 karar sayılı kararı ile de davacı TMSF vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. Bu aşamadan sonra dava İstanbul 16.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/445 esasını almış, akabinde işbu dosyanın İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2007/386 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş, birleştirme üzerine yargılamaya 2007/386 esas sayılı dava dosyası üzerinden devam olunmuş, yargılama devam ederken mahkemece birleşen 2016/445 esas sayılı dava dosyasında dava şartları açısından görev hususunun değerlendirilmesi bakımından HMK’nın 167 maddesi hükmü uyarınca 24.06.2021 tarihinde ayırma kararı verilmiş, ayırma kararı üzerine bu defa dosya İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/780 esasını almış ve bu esas üzerinden davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine, talep halinde dava dosyanın görevli İstanbul İş Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş, işbu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar mahkemece eldeki davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine, talep halinde dava dosyasının görevli İstanbul İş Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş ise de, hakkında verilen hükümler bozulan davalılar . ..., ... ve ...’nun davacı şirkette hangi sıfatla görev yaptıkları yukarıda açıklandığı şekilde Dairemizin 03/06/2014 tarih, 2014/2082 esas ve 2014/10376 karar sayılı kararında ve 05/05/2015 tarih, 2014/17827 esas ve 2015/6331 karar sayılı kararında belirtilmiş, hakkında red kararı verilen davalılar ..., .... ..., ... ve ... hakkındaki hükümler de kesinleşmiştir. Açıklanan bu çerçeve içinde Dairemiz bozma ilamları içeriği uyarınca somut uyuşmazlığı çözmekte asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu gözden kaçırılarak yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde iş mahkemesinin görevli olduğu yönünde tesis edilen kararın bozulması gerekmiştir…” şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
14. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.02.2023 tarihli ve 2023/2 Esas, 2023/108 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; haklarında bozma kararı verilen davalıların şirkette yönetici olarak görev yapan kişiler olsa dahi ilk bozma kararına esas teşkil eden İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/36 Esas 2011/121 Karar sayılı kararında davalılardan ...'in nakit akış koordinatörü, .... ...'ın finansman müdürü olduğunun belirtildiği, davacı vekilinin yargılama aşamasında yapmış olduğu açıklamalar ve ayrıca sunmuş olduğu imza sirkülerine dair belge ile dahi davalılardan .... ...'ın ... Mobil Telekominikasyon A. Ş.'de finansman müdürü, ...'in ise ... Mobil Telekominikasyon A. Ş.'de nakit akış koordinatörü olduğunu iddia ettiği, 16.02.2011 tarihli dilekçe ve eklerinde de davalılar ...'in, ...'ın ve ...'in ... Mobil Telekominikasyon A.Ş. bünyesinde çalıştıklarına dair personel bilgi formu, imza sirküleri, fesih yazısı ve dayanaklarını sunduğu, bu şekilde çalışan olarak sorumluluklarına açıkça dayandığı, emsal olan bağlantılı Özel Daire içtihatlarında da bu hususun açıkça benimsendiği, bu benimseme nedeniyle .... ... ve ..., ... yönünden de iş mahkemesinin görevli bulunduğunun şeklen kesinleştiği, dikkate alınan emsal kararlar ile davalılar ..., ..., .... ...'ın şirkette işçi sıfatında çalışan kişiler konumunda bulundukları, davanın açıldığı 2007 yılı öncesi ve isnat olunan eylemin gerçekleştiği tarihler itibariyle şirket bünyesinde yönetim kurulu ve denetim kurulu üyesi olmayan, çalışan olarak da bilgi ve belgeleri sunulan ve emsal kararlarla ayrıca ilk derece kararları çerçevesinde işçi oldukları ortaya çıkan ..., ......., ..., ... nedeniyle görevli mahkemenin 2007 yılı itibariyle iş mahkemesi olduğu, bozma kararı sonrasında görev hususunda usulî kazanılmış hakkın söz konusu olmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
15. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>16. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada görevli mahkemenin iş mahkemesi mi yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>17. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>18. Görev hususu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 1. maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin olup aynı Kanun’un 114/1-c maddesi gereğince dava şartları arasında sayılmıştır. Buna göre görev hususu tarafların ileri sürmelerinden bağımsız olarak davanın her aşamasında mahkemece resen gözetileceği gibi görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>19. Uyuşmazlığın niteliği itibariyle iş mahkemeleri ve asliye ticaret mahkemeleri arasındaki görev ilişkisi üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>20. Dava tarihinde yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinde İş Kanunu’na göre işçi sayılan kişilerle işverenler arasında iş sözleşmesinden yahut İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk davalarına bakma görevinin iş mahkemelerine ait olacağı düzenlenmiştir. Ayrıca 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi ise;</p>

<p>“(1) İş mahkemeleri;</p>

<p>a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,</p>

<p>b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,</p>

<p>c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara,<br />
ilişkin dava ve işlere bakar.” hükmünü haizdir. Bu kapsamda iş mahkemelerinin görev alanına giren hukuk uyuşmazlıkları olarak iş uyuşmazlıkları, tarafları ve konusu kanunla belirlenmiş uyuşmazlıklar olup görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, içeriği keyfi surette doldurulamayacak uyuşmazlıklardır.</p>

<p>21. Öte yandan asliye ticaret mahkemelerinin görev kapsamı itibariyle değinilmesinden yarar bulunan hususlardan biri de ticari davalardır. Buna göre ticari davalar; mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Bir davanın ticari dava sayılmasına bağlanan en önemli sonuç, o davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi ve buna bağlı olarak özel birtakım usul kurallarına tabî olmasıdır. Hangi iş ve uyuşmazlıkların ticari dava sayıldığı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ve bazı özel kanunlarda sınırlı olarak belirtilmiştir (Levent Börü, İlker Koçyiğit: Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 27).</p>

<p>22. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Nispi ticari davalar ise her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır.</p>

<p>23. Dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın 4. maddesine göre tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı Kanun’da düzenlenen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu, yine aynı Kanun’un 5. maddesine göre ticari davalara bakma görevinin asliye ticaret mahkemelerine ait olduğu düzenlenmiştir. Yine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 4. maddesi gereğince aynı Kanun’da sayılan hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava olarak olup bu davalara bakma görevi asliye ticaret mahkemelerine aittir (6102 sayılı TTK md. 5).</p>

<p>24. Dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesinde anonim şirketlerde müdürlerin sorumluluğu düzenlenmiş olup anılan hüküm “Şirket muamelelerinin icra safhasına taallük eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi kararıyla idare meclisi azasından veya ortaklardan olmayan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olur. Bu esasa aykırı bir şartın esas mukaveleye konması veya müdürün idare meclisinin emri ve nezareti altında bulunması mesuliyeti bertaraf edemez.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>25. Nitekim aynı hususla alakalı olarak 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesi gereğince şirket yönetiminde görev alanlar kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.</p>

<p>26. Gerek 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi gerekse de 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesi kapsamında şirket yönetiminde görev alanlara karşı açılacak davalar niteliği itibariyle mutlak ticari davalardan olup bu davalarda her iki Kanun’un 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. Dolayısıyla şirket yönetiminde görev alanlar ile şirket arasında işçi-işveren ilişkisinin mevcut olması, bu kişiler aleyhine 6762 sayılı TTK’nın 342. (6102 sayılı TKK md. 553) maddesi kapsamında açılacak sorumluluk davalarında iş mahkemelerini görevli hâle getirmeyecektir.</p>

<p>27. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından şirket içi düzenlenen teftiş raporu ile davalıların görev aldıkları şirkette dava dışı kişilere kaynak aktarımı suretiyle şirketi zarara uğrattıklarının tespit edildiği iddiasıyla davalıların 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 552) kapsamında sorumluluğuna dayalı olarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>28. Her ne kadar ilk derece mahkemesince, bir kısım davalılar ile şirket arasında işçi-işveren ilişkisinin mevcudiyetine dayalı olarak iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş ise de; açılan davada ortaya çıkan uyuşmazlık, davacı ile bir kısım davalılar arasındaki iş ilişkisinden yahut İş Kanunu’ndan doğan bir uyuşmazlık değildir. Aksine davalılara yönetilen isnatlar, davalıların şirketteki görevleri kapsamında şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı olarak 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 552) çerçevesinde sorumluluklarına ilişkindir. Dolayısıyla davalıların iddia olunan zarardan sorumlu olup olmadığına ilişkin taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümü, 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 552) çerçevesinde değerlendirilecektir.</p>

<p>29. Buradan hareketle, davalılar aleyhine 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 552) kapsamında açılan dava niteliği itibariyle mutlak ticari dava olup bu davaya bakma görevi asliye ticaret mahkemesine aittir. Davalılardan bir kısmı ile şirket arasındaki işçi-işveren ilişkisinin mevcudiyeti, açılan davanın niteliği ve kanunî dayanağı itibariyle iş mahkemesini görevli hâle getirmez.</p>

<p>30. Ayrıca dosyanın geçirdiği ve yukarıda da detaylı olarak değinilen tüm aşamalardan da anlaşılacağı üzere; ilk hükümde haklarında ret kararı onanan davalılar dışındaki davalılardan ...’nun şirketin yönetim kurulu üyesi, 2. derece A grubu imza yetkilisi ve ayrıca icra komitesi üyesi olduğu, davalı ...’in icra komitesi üyesi ve davacı şirketi temsil yetkisi olduğu ve son olarak davalı ...’nün şirketin yönetim kurulu üyesi ve 2. derece A grubu imza yetkilisi olduğu belirlenmiş, diğer davalılar yönünden verilen ret kararı kesinleşmiştir.</p>

<p>31. Hâl böyle olunca mahkemece; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>32. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>12.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023782-e-202533-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="66898"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA MUHAKEMESİNDE HUKUKA AYKIRI DELİLİN HÜKME ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-hukuka-aykiri-delilin-hukme-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-hukuka-aykiri-delilin-hukme-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mahkemelerde sıklıkla karşılaştığımız bir söz vardır: "Haklı olmak yetmez, haklılığın ispat edilmesi gerekir." Haklılığın ispatı ancak delille mümkündür. Fiilin, sanık tarafından işlendiği veya işlenmediği konusunda, hukuk düzenince kabul edilen vasıtalarla, yargılama makamının tam bir kanaate varmasını temine yönelik faaliyetlere ispat denir. Bir ispat vasıtası olan delillerde ceza muhakemesinin en önemli kavramlarındandır. Delil, cezai uyuşmazlığın konusu olan olayı temsil eden, olayın mahkeme önünde canlandırılmasını sağlayan araçtır. Davanın kaderini belirleyen, hâkimi ikna eden, iddia veya savunmanın doğruluğunu ispatlamaya yarayan en temel unsurdur.</p>

<p>Yargılamanın türüne göre delillerin toplanma şekli, değerlendirilmesi ve yargılamadaki işlevi farklılık gösterse de delil, her iki sistemde de hâkimin kararının dayandığı en temel faktördür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesi, bir kişinin eyleminin suç olduğu şüphesi üzerine yapılan ve bu şüpheyi yenmeye yönelik sürdürülen bir faaliyettir. "Suç işlendi mi, kim işledi ve yaptırımı nedir?" sorularının cevabı aranır. Bu süreç; iddia (tez), savunma (antitez) ve yargılama (sentez) faaliyetleri ile belirtilen sorular bağlamında yürütülür. Geçmişte olmuş bitmiş bir olay ancak deliller aracılığı ile ortaya konulabilir. Ceza muhakemesinde delil, cezai uyuşmazlığın maddi boyutunun ispatı için gereklidir. Muhakeme makamının bir vicdani kanaate ulaşması ancak ispatı gereken olay ve olguya ilişkin tüm delillerin değerlendirilmesi ile mümkündür. Ceza muhakeme hukukunda belirli konuların belirli delillerle ispat edilmesi zorunlu değildir. <strong>Cezai uyuşmazlıklarda</strong>, kişilerin önceden delil hazırlamasının zorluğu ve suç delillerinin yok edilmeye çalışılması olasılığı nedeniyle "<strong>delil serbestisi ilkesi</strong>" kabul edilmiştir. Bu ilke uyarınca bir konu her türlü delille ispat edilebilir. Ancak bu serbestlikte sınırsız değildir.</p>

<p>İspat aracı olarak kullanılacak <strong>delillerin birtakım özelliklere</strong> sahip olması gereklidir. Delil, yargılama konusu olayın tümünü veya bir kısmını ispat edecek nitelikte, hâkimin vicdani kanaate ulaşmasını sağlamaya yönelik, beş duyu organıyla algılanabilen, hukuka uygun yollardan elde edilmiş, sağlam ve güvenilir olmalıdır. Bunların yanı sıra delil, müşterek olmalıdır. Yani iddia, savunma ve yargılama makamlarının bilgisine sunulmalıdır. Bu sayede söz konusu bir delilin taraflarca çürütülebilme ve delil hakkında tarafların düşüncelerini açıklayabilmelerine fırsat verilmesi mümkündür. Delil, akılcı ve bilimin kabul ettiği bir husus olmalıdır. Ön yargılardan uzak bir akıl yürütme ile sonuca varılabilir, hâkimin, hükmünü akıl yolu ile izah edilemeyen, bilim tarafından kabul edilmeyen bir olguya dayandırması mümkün değildir. Delillerin, elde edilebilir, ulaşılabilir olması gerekir. Elde edilmesi olanaksız olan delillerin duruşmaya getirilmesi ve tarafların tartışmasına açılması mümkün olmayacaktır. Örneğin ölmüş olan tanık, yanmış, çalışmayan CD gibi...</p>

<p>Anayasa 38/6. maddesi:" Kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular, delil olarak kabul edilemez." şeklindedir. Hüküm verilirken, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılamayacağı Anayasa'da açıkça belirtilmiştir. Bu kural, delil elde etme yasaklarının izahı ya da önerisi niteliğinde olmayıp bağımsız, soyut bir ispat yasağıdır. Bunun yanında Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187-293. maddeleri Kesin deliller-Takdiri deliller ile ilgili olmakla birlikte; Ceza Muhakemeleri Kanunu 217. Maddesi de hâkimin vicdani kanaatinin ancak hukuka uygun delillerle oluşması gerektiğini belirtmiştir. Her ne kadar <strong>Ceza Muhakemesi Hukukunda esas</strong> olan <strong>maddi gerçeğin ortaya çıkarılması</strong> olsa da gerçeğe giden o yolda her şey kanuna uygun olarak yapılmalıdır. Her türlü usul kurallarına aykırılık hukuka aykırılık yaratacaktır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın bu konudaki kabulü; <strong>hukuka aykırı delil ve bu delilden elde edilen delil de kullanılamaz,</strong> şeklindedir. Ancak hukuka uygun başlamış bir muhakemede, süreç içerisinde hukuka aykırı olarak elde edilen deliller bir kenara bırakıldığında, kalan deliller mahkumiyete yetiyorsa, bu delillere dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulabilir.</p>

<p><strong>Hukuka aykırı delilden hareketle elde edilen delilde, hukuka aykırıdır. Yasak ağacın meyvesi de yasaktır</strong>. Öğretideki azınlık görüşe göre, Ceza Muhakemesi, hukuka aykırı delille başlamışsa muhakemenin tamamı da hukuka aykırıdır. Bu noktada farklı görüşler bulunmaktadır.</p>

<p>Hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı genel prensip olsa da zaman zaman kararlarda istisnai durumlarla karşılaşılabiliyor. Yargıtay kararlarında; şahsa karşı işlenen suçlarda, önceden hazırlanmamış (mizansen), başka türlü delil elde etme imkanının ve yetkili makamlara başvurma olanağının bulunmadığı durumlarda, o anda delil elde edilmezse, kaybolma ihtimalinin olması durumunda elde edilen delil, meşru savunma sebebiyle hukuka uygun kabul edilmektedir. Bir başka durum ise eşlerden birinin, diğerinin sadakatinden şüphe etmesi halinde; başka türlü delil elde etme ve yetkili makamlara başvurma olanağı yoksa ve delil, elde edilmediği taktirde kaybolacaksa, bu delil hukuka başvuruda kullanılmak üzere elde ediliyorsa, elde edilen delil, hukuka uygun kabul edilir.</p>

<p>Hukuk, insanların bir arada, güvende ve huzur içinde yaşamasını sağlayan bir kurallar bütünüdür. Bir kuralın ortaya çıkması tamamen ihtiyaçtan kaynaklanır. Bazı ülkelerde yasaların deneme süreleri vardır. Bu deneme sürecinde, yasanın uygulama sürecinde, eksiler, artılar belirlenir ve yasanın en iyi hali mevzuatta yerini alır. Kurallar uygulanabildiği derecede insanlar kendilerini güvende hissederler. Hukuk yeknesak bir şekilde uygulanmazsa, toplum yaşanmaz hale gelir. Mevzuattaki kurallar dikkate alınmadan, keyfi kararlar verilirse toplumda kaos olur ve insanlar kendini güvende hissetmezler. Alman doktrininde, <strong><u>“Hukuk devleti hukuka aykırı delil kullanarak hüküm verirse, halkın hukuk devletine olan inancı sarsılır.</u>”</strong> anlayışı hakimdir. <strong>Bir otorite, kural ortaya çıkarıyorsa, o kurala önce kendisi uymalıdır. Aksi halde orda bir hukuk devletinden bahsedilemez.</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Sinem SADIK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-hukuka-aykiri-delilin-hukme-etkisi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tertasiz.jpg" type="image/jpeg" length="43655"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TRAFİK CEZASINA İTİRAZ EDEN KİŞİYE, MAHKEME KARARI KESİNLEŞMEDEN ÖDEME EMRİ GÖNDERİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/trafik-cezasina-itiraz-eden-kisiye-mahkeme-karari-kesinlesmeden-odeme-emri-gonderilemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/trafik-cezasina-itiraz-eden-kisiye-mahkeme-karari-kesinlesmeden-odeme-emri-gonderilemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karayolları Trafik Kanunu uyarınca verilen idari para cezası kesinleşmeden tahsili olanağı bulunmadığından, söz konusu para cezasının Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun kapsamında tahsili için düzenlenen dava konusu ödeme emrinin iptali gerekmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>8. DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/6734</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/675</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 10.02.2026</strong></p>

<p><strong>ÖDEME EMRİNİN DAYANAĞI OLAN İDARİ PARA CEZASINA YAPILAN İTİRAZA İLİŞKİN DAVA</strong></p>

<p><strong>KESİNLEŞME AŞAMASINDAN SONRA İDARİ PARA CEZASININ ÂMME ALACAKLARININ TAHSİL USÛLÜ HAKKINDA KANUN'A DAYANILARAK TAHSİL EDİLEBİLECEĞİ</strong></p>

<p><strong>İDARİ PARA CEZASINA YAPILAN İTİRAZA İLİŞKİN DAVA DEVAM EDERKEN ÖDEME EMRİNİN DÜZENLENMESİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Dava, trafik para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır. Bakılan uyuşmazlıkta, davacının ödeme emrinin dayanağı olan idari para cezasına yaptığı itiraza ilişkin dava devam ederken, söz konusu ödeme emrinin düzenlendiği, dolayısıyla dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği tarih itibarıyla kesinleşmemiş idari yaptırımın tahsili amacıyla işlem tesis edildiği görülmektedir. Bu durumda, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca verilen idari para cezası kesinleşmeden tahsili olanağı bulunmadığından, söz konusu para cezasının Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun kapsamında tahsili için düzenlenen dava konusu ödeme emrinin iptali gerekmektedir.</p>

<p>İstemin Özeti : İzmir 2. İdare Mahkemesi'nin 23/10/2025 tarih ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararının 2577 sayılı Kanunim 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyizen incelenerek bozulması istemidir.</p>

<p>Danıştay Tetkik Hâkimi : E.V.</p>

<p>Düşüncesi : İstemin kabulü gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p>Danıştay Başsavcısı: C.E.</p>

<p>Düşüncesi: Davacı hakkındaki 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 51. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca verilen trafik idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen 21/01/2025 tarihli ve ..... sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın reddine İlişkin İzmir 2. İdare Mahkemesinin 23/10/2025 tarihli ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararının kanun yararına incelenerek bozulması istemiyle Başsavcılığımızı bilgilendiren dilekçe üzerine konu incelendi:</p>

<p>2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu'nun 28 Haziran 2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değişik "Kanun Yararına Temyiz” başlıklı 51. maddesinde, "1. idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.</p>

<p>2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukukî sonuçlarını kaldırmaz.</p>

<p>3. Bozma kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Kanunî süre geçtikten sonra kanun yolu başvurusunda bulunulması üzerine süre aşımı yönünden başvurunun reddedilmesi veya herhangi bir usulî sebeple kanun yolu incelemesine tâbi tutulmadan kararın kesinleşmesi hâllerinde kanun yolu İncelemesi yapılmış olmadığından, bu kararlar kanun yararına temyiz edilebilir.</p>

<p>2577 sayılı Kanun’un 20/A ve 20/B maddeleri uyarınca ivedi yargılama usûlü uygulanarak verilen ve istinaf kanun yoluna başvurmadan temyiz edilebilen kararlardan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşenlerin kanun yararına temyiz edilebileceği hususunda da tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 51. maddesine göre kanun yararına temyiz; istinaf veya temyiz kanun yolları kapalı olduğu için kesinleşmiş ya da istinaf veya temyiz kanun yolları açık olduğu halde taraflardan hiçbirinin süresi içinde istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması sebebiyle kesinleşmiş olan idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, bu kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz edilmesi mümkündür.</p>

<p>Kanun yararına bozma isteminin konusunu; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca genel bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülen idari para cezalarına itiraz edilmesi halinde, İtiraz üzerine verilecek mahkeme kararının kesinleştiği tarihten önce bu cezanın tahsili amacıyla ödeme, emri düzenlenip düzenlenemeyeceği; idari para cezasına itiraz edilmekle birlikte ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmış ise, sulh ceza mahkemesi kararıyla para cezasının kısmen kaldırılması halinde, iptal davasında ödeme emrinin tamamının mı yoksa kaldırılan kısmının mı iptaline karar verilmesi gerektiği oluşturmaktadır.</p>

<p>6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun'un 37. maddesinde: "Amme alacakları hususi kanunlarında belli edilen zamanlarda ödenir. Hususi kanunlarında ödeme zamanı tesbit edilmemiş amme alacakları Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay İçinde ödenir. Bu ödeme müddetinin son günü amme alacağının vadesi günüdür./Amme borçlusu İsterse borcunu belli zamanlardan önce ödiyebilir." kurallarına yer verilmiştir.</p>

<p>Bu maddeye göre, takip işlemlerini yürüten davalı idarenin, Kanun'da belirtilen şekilde ödeme zamanının belirlenip belirlenmediği hususunu re'sen inceleyerek, ödeme zamanı belirlenmemiş alacaklar için bir aylık ödeme süresi tanıyarak vade tarihini belirlemesi, akabinde süresi içerisinde ödenmeyen alacaklar için ödeme emri düzenlemesi gerekmektedir.</p>

<p>6183 sayılı Kanun'un 55. maddesinde, kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; 58. maddesinde ise, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde dava açabileceği kuralı yer almıştır.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, bu Kanun'un genel hükümlerinin, İdarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; 17. maddesinin 3. fıkrasında, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I), (II) ve (IIl) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri tarafından verilen İdarî para cezaları ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler tarafından verilen idari para cezalarının genel bütçeye gelir kaydedileceği; 4. fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken İdarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek Üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairelerine gönderileceği; 27. maddesinin 1. fıkrasında, İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin İdarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması hâlinde idarî yaptırım kararının kesinleşeceği kurallarına yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan; Maliye Bakanlığınca hazırlanıp 12/05/2007 tarihli, 26520 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 442 sayılı "Tahsilat Genel Tebliği"nde; 5326 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda, "İdari Para Cezalarının Kesinleşmesi" konusunda da açıklama yapılmış ve genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idari para cezalarının 6183 sayılı Kanun'a göre takip ve tahsil edilebilmesi için, bu cezalara İlişkin idari yaptırım kararlarının kesinleşmesinin gerektiği, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna başvurulmaması veya kanun yoluna başvurulması halinde yargılama aşamalarının son bulması neticesinde idari para cezalarının takip edilebilir aşamaya gelmesinin, idari para cezasının kesinleşmesi anlamına geleceği ifade edilmiştir.</p>

<p>Söz konusu Tebliğde ayrıca, idari para cezasına yönelik Kabahatler Kanunu'nun hükümleri dışında kanun yolu öngörülmesi halinde, ilgili kanunlarında yer verilen kesinleşme nedenlerine bağlı olarak idari para cezalarının kesinleşeceği belirtilmiştir.</p>

<p>İdarî para cezasına ilişkin genel kurallar Kabahatler Kanunu'nun çeşitli başlıklar altındaki maddelerinde düzenlenmiş, ancak bunların ödeme emri ile ne zaman isteneceğini gösteren özel bir düzenleme getirilmemiştir. Kanun'un 17. maddesinin 4. fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken İdarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği şeklinde dolaylı bir ifadeye yer verilmiştir. Maddenin genel ifadesinde, cezanın hangi idare tarafından ve hangi kurallara dayanılarak tahsil edileceği gösterilmiştir. Kanun'un 27. maddesinde, İdarî yaptırım kararının, onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmaması hâlinde kesinleşeceği öngörüldüğünden, 17. maddesinde geçen "kesinleşen karar” ibaresinden, idari para cezasına karşı dava açılması halinde mahkeme kararının, yargısal sürecin sonunda kesinleşmesinin anlaşılması gerekmektedir. Ancak kesinleşme aşamasından sonra idari para cezasının 6183 sayılı Kanun'a dayanılarak tahsil edilebileceği sonucuna varılmaktadır.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, Karayolları Trafik Kanununun 51. maddesinin ikinci fıkrasındaki "Hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu Yönetmelikte belirlenen hız sınırlarını" aşmak suretiyle kanun hükmünü ihlal ettiğinden bahiste davacı adına düzenlenen 1506,00 TL tutarlı MB5Ö547669 sayılı idari para cezasının kaldırılması istemiyle Menemen Sulh Ceza Hakimliğine 04/11/2024 tarihînde itiraz edildiği ve yargılama devam ederken, para cezasının tahsili için de İdari Yaptırım Tutanağı'nın Taşıtlar Vergi Dairesi Müdürlüğüne gönderildiği, bu şeklide vadesinde ödenmeyen kamu alacağının tahsili amacıyla davaya konu edilen 21/01/2025 tarihli ve ..... sayılı ödeme emrinin düzenlendiği, idari para cezasına yapılan itirazın Menemen Sulh Ceza Hakimliğinin 03/02/2025 tarihli, D. lş No:2024/4437 sayılı kararıyla reddedildiği, ödeme emrinin iptali istemiyle İzmir 2. İdare Mahkemesinde 2025/153 esasına açılan davanın da 23/10/2025 tarihli, K:2025/1332 sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yukarıda aktarılan yasal düzenlemeler birlikte ele alındığında;</p>

<p>1) 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca genel bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülen idari para cezalarına karşı onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmaması üzerine itirazın son günü idari para cezası kesinleşir, İdari yaptırım olan söz konusu idari para cezasına karşı sulh ceza mahkemesine itiraz edilmiş ise; bu durumda idari para cezasının kesin hâl kazanması, ancak mahkeme kararının -kanun yolları tüketilerek- kesinleşmesi üzerine mümkündür. İdari para cezasına ilişkin sözü geçen her iki ayrı durum gerçekleşince, tahsil dairesince tahsil edilebilecek nitelik kazanmış kamu alacağı olarak kendisini gösterir.</p>

<p>2) Tahsil dairesi tarafından, öncelikle tahsile konu kesinleşmiş kamu alacağının kaynaklandığı kanunda ödeme zamanının belirlenip belirlenmediği incelenir, Ödeme zamanı belirlenmemiş kamu alacakları için, bir aylık ödeme süresi tanıyarak vade tarihi belirlenir. Kamu alacağının bu şekilde belirlenen vadede ödenmemesi halinde, ancak 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil aşamasına geçilebilir.</p>

<p>3) Ödeme emri aşamasına, İdari para cezası kesinleşmeden, kamu alacağının kaynaklandığı kanununda ödeme zamanı varsa vadesi gelmeden ya da kanununda ödeme zamanı belirlenmemiş olanlar için tanınan ödeme süresi sona ermeden geçilemez. Aksi takdirde düzenlenen ödeme emri hukuka aykırı olacaktır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinin davacı tarafından ihlal edildiği nedeniyle adına İdari para cezası verildiği ve cezaya karşı sulh ceza mahkemesinde itirazda bulunulmakla birlikte para cezasının tahsili amacıyla İdari yaptırım tutanağının vergi dairesine gönderildiği, tahsil dairesince, söz konusu cezanın kesinleşip kesinleşmediği tespit edilmeden, bu cezanın kaynaklandığı kanunda ödeme zamanı belirli olmadığı için 6183 sayılı Kanun'a göre ödeme gününü belirleyen tahakkuk işleminin tesis edilip kesinleşmeyen bu kamu alacağının vadesinde ödenmediğinden bahisle dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği; idare mahkemesince davacı hakkında; idari para cezası uygulanmasına ilişkin işlemin hukuka ve mevzuata uygun okluğu sulh ceza mahkemesince belirlendiğinden, vadesinde ödenmeyen amme alacağı niteliği kazanan bu cezanın tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; ödeme emrinin düzenlendiği 21/01/2025 tarihinde henüz idari para cezasının kesinleşmediği, idari para cezasının ödeme emrinin düzenlendiği tarihten sonra Menemen Sulh Ceza Mahkemesinin 03/02/2025 tarihinde verdiği karar ile kesinleştiğinin anlaşılması karşısında henüz kesinleşmeyen amme alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde yasal isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu durumda, kesinleşmeyen idari yaptırım olarak idari para cezasının 6183 sayılı Kanun kapsamında tahsili yoluna gidilerek düzenlenen dava konusu ödeme emrinin iptali gerekirken, idare mahkemesince davanın reddi yolunda verilen kararın, "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade" etmesi karşısında kanun yararına bozulması gerekmektedir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, İzmir 2. İdare Mahkemesinin 23/10/2025 tarihli ve E: 2025/153, K:2025/1332 sayılı kararı, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade ettiğinden, kanun yararına temyizen incelenerek bozulması 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun 51, maddesi uyarınca talep olunur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 51. maddesinin 2. fıkrası (a) bendi uyarınca trafik para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen 21/05/2025 tarihli ve ..... sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İzmir 2. İdare Mahkemesinin 23/10/2025 tarih ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararıyla, davacıya hız sınırını aşması nedeniyle trafik para cezası verildiği, cezanın 01/11/2024 tarihinde tebliği üzerine söz konusu cezaya karşı 04/11/2024 tarihinde itiraz edildiği, bahse konu idari para cezasının vadesinde ödenmemesi nedeniyle ise dava konusu Ödeme emrinin düzenlenerek davacıya tebliğ edilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, her ne kadar davacı tarafından cezaya yapılan itiraz nedeniyle borç kesinleşmediğinden bahisle takip yapılamayacağı ileri sürülmüşse de, borcun takip edilebilmesi için vadesinde ödenmemesinin gerektiği, aksi yönde açık bir kanunî düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla böylesi bir şartın aranması gerekmediği, buradan hareketle, yapılan itirazın Menemen Sulh Ceza Hakimliğinin 2024/4437 D.İş nolu dosyasında verilen 03/02/2025 tarihli kararla itirazın kesin olarak reddedildiği de dikkate alınarak, amme alacağının usulüne uygun olarak vadesinde ödenmediğinden bahisle takip edildiği anlaşıldığından, dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına temyiz" başlıklı 51. maddesinde, idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden, geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın, kanun yararına bozulacağı, bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı, bozma kararının bir örneğinin ilgili bakanlığa gönderileceği ve Resmi Gazete’de yayımlanacağı hükümleri yer almaktadır,</p>

<p>6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “ödeme emri” İle tebliğ olunacağı; 58. maddesinde ise, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde dava açabileceği hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, bu Kanun'un genel hükümlerinin, İdarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; 17. maddesinin 3. fıkrasında, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri tarafından verilen İdarî para cezaları ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler tarafından verilen idari para cezalarının genel bütçeye gelir kaydedileceği; 4. fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken İdarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairelerine gönderileceği; 27. maddesinin 1. fıkrasında, İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin İdarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması hâlinde İdarî yaptırım kararının kesinleşeceği hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan; Maliye Bakanlığınca hazırlanıp 12/05/2007 günlü, 26520 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 442 sayılı "Tahsilat Genel Tebliğimde; 5326 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda, "İdari Para Cezalarının Kesinleşmesi" konusunda da açıklama yapılmış ve genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idari para cezalarının 6183 sayılı Kanun'a göre takip ve tahsil edilebilmesi için, bu cezalara ilişkin idari yaptırım kararlarının kesinleşmesinin gerektiği, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna başvurulmaması veya kanun yoluna başvurulması halinde yargılama aşamalarının son bulması neticesinde İdari para cezalarının takip edilebilir aşamaya gelmesinin, idari para cezasının kesinleşmesi anlamına geleceği ifade edilmiştir.</p>

<p>Söz konusu Tebliğde ayrıca, idari para cezasına yönelik Kabahatler Kanunu'nun hükümleri dışında kanun yolu öngörülmesi halinde, ilgili kanunlarında yer verilen kesinleşme nedenlerine bağlı olarak idari para cezalarının kesinleşeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, 25/10/2024 tarihinde davacının, Karayolları Trafik Kanunu'nun "Hız sınırlarına uyma zorunluluğu" başlıklı 51/2.a maddesindeki; "Sürücüler, aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorundadırlar. (Değişik: 18/10/2018-7148/21 md.) Hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu Yönetmelikte belirlenen hız sınırlarını; a) Yüzdeondan yüzde otuza (otuz dâhil) kadar aşan sürücülere 235 Türk lirası'' hükmünü 144 km hız İle ihlal ettiğinden bahisle adına düzenlenen 1.506,00 TL tutarlı MB50547669 sayılı idari para cezasının kaldırılması istemiyle Menemen Sulh Ceza Hakimliğine 04/11/2024 tarihinde itiraz ettiği, yargılama devam ederken, idari para cezasının tahsiline yönelik olarak düzenlenen idari Yaptırım Tutanağı'nın Taşıtlar Vergi Dairesi Müdürlüğü’ne gönderilmesi üzerine vadesinde ödenmeyen kamu alacağının tahsili amacıyla dava konusu edilen 21/01/2025 tarihlî ve ..... sayılı ödeme emrinin düzenlendiği, İdari para cezasına yapılan itirazın Menemen Sulh Ceza Mahkemesinin 03/02/2025 tarih D.İş:2024/4437 sayılı kararıyla kesin olarak reddedildiği, ödeme emrinin iptali istemiyle İzmir 2. İdare Mahkemesi nezdinde açılan davanın ise 23/10/2025 tarih ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı karar ile kesin olarak reddedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>İdari para cezasına ilişkin genel kurallar Kabahatler Kanunu'nun çeşitli başlıklar altındaki bir çok maddesinde düzenlendiği hâlde, bunların ödeme emri ile ne zaman isteneceğini gösteren müstakil bir madde bulunmamaktadır. Kanun’un 17. maddesinin 4. fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken İdarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği şeklinde dolaylı bir ifadeye yer verilmiş ise de, maddenin genel ifadesinden burada asıl anlatılmak istenilenin, cezanın hangi idare tarafından ve hangi hükümlere göre tahsil edileceğini göstermek olduğu, Kanun’un 27. maddesinde, İdarî yaptırım kararının, onbeş gön içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmaması hâlinde kesinleşeceği öngörüldüğünden, 17. maddesinde geçen "kesinleşen karar" ibaresinden, cezanın dava açılması hâlinde davanın sonunda kesinleşeceğinin anlaşılması gerektiği, dolayısıyla ancak bundan sonra ödeme emri ile istenebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>Bakılan uyuşmazlıkta ise, davacının ödeme emrinin dayanağı olan idari para cezasına yaptığı itiraza İlişkin dava devam ederken, söz konusu ödeme emrinin düzenlendiği, dolayısıyla dava konuşu ödeme emrinin düzenlendiği tarih itibarıyla kesinleşmemiş idari yaptırımın tahsili amacıyla işlem tesis edildiği görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, 2918 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezası kesinleşmeden tahsili olanağı bulunmadığından, söz konusu para cezasının 6183 sayılı Kanun kapsamında tahsili için düzenlenen dava konusu ödeme emrinin iptali gerekmekte iken davanın reddine yönelik İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kânununun 51. maddesi gereğince İzmir 2. İdare Mahkemesinin 23/10/2025 tarih ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararının, hukuki sonuçları kalkmamak koşulu ile kanun yararına bozulmasına, kararın birer örneğinin taraflar iie Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 10/02/2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/trafik-cezasina-itiraz-eden-kisiye-mahkeme-karari-kesinlesmeden-odeme-emri-gonderilemez</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="12402"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14582"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Saklı Pay (Mahfuz Hisse): Miras Bırakan Sizi Mirastan Çıkarabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sakli-pay-mahfuz-hisse-miras-birakan-sizi-mirastan-cikarabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sakli-pay-mahfuz-hisse-miras-birakan-sizi-mirastan-cikarabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aile içi her tartışmada duyulan o cümle, "seni mirastan çıkarırım", çoğu zaman hukuken <strong>boş bir tehdittir</strong>. Çünkü <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</strong>, çocukların yasal miras payının <strong>yarısını</strong> saklı pay olarak korur: mirasbırakan vasiyetnameyle tüm malını başkasına bıraksa bile, kanun bu çekirdek payı geri almanıza imkân tanır.</p>

<p>Peki saklı pay tam olarak kimi korur, oranlar nedir ve hangi istisnai durumlarda mirasbırakan sizi <strong>gerçekten</strong> mirastan çıkarabilir? Bu yazıda saklı payın sınırlarını, ihlal hâlinde açılacak <strong>tenkis davasını</strong> ve sağlığında mal kaçırma senaryolarını somut örneklerle ele alıyoruz.</p>

<p><strong>Saklı Pay Nedir, Kimler Saklı Paylı Mirasçıdır?</strong></p>

<p>Saklı pay (eski adıyla <strong>mahfuz hisse</strong>), mirasbırakanın vasiyetname veya miras sözleşmesiyle bile <strong>dokunamayacağı</strong> asgari miras payıdır. Kanun, terekenin bir bölümünü belirli yakınlara güvence olarak ayırır; mirasbırakan ancak kalan kısım, <strong>tasarruf edilebilir kısım</strong>, üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir.</p>

<p>Saklı paylı mirasçılar üç gruptur: <strong>altsoy</strong> (çocuklar, torunlar), <strong>anne-baba</strong> ve <strong>sağ kalan eş</strong>. Somut örnek: Beylikdüzün'de yaşayan Nurten Hanım'ın babası, tüm malvarlığını vasiyetnameyle bir derneğe bıraktı. Nurten Hanım mirastan tamamen dışlanmış görünse de, <strong>saklı paylı altsoy</strong> olduğu için payının korunan kısmını dava yoluyla geri isteyebilir.</p>

<p><strong>Kardeşlerin Saklı Payı </strong></p>

<p>Kardeşlerin saklı payı, <strong>2007 yılında 5650 sayılı kanunla</strong> kaldırıldı. Yani bugün bir kişi, kardeşlerini vasiyetnameyle mirastan tamamen dışlayabilir, kardeşin buna karşı tenkis hakkı yoktur. Saklı pay güvencesi yalnızca altsoy, anne-baba ve eş için geçerlidir.</p>

<p>Saklı pay hesabı, terekenin tamamı ve sağlığında yapılan kazandırmalar birlikte değerlendirilerek yapılır.</p>

<p><strong>Saklı Pay Oranları: Kimin Payı Ne Kadar Korunuyor?</strong></p>

<p>Oranlar <strong>TMK'nın 506. maddesinde</strong> tek tek sayılmıştır ve yasal miras payı üzerinden hesaplanır. Şöyle bir soru sorun kendinize: "Vasiyetname hiç olmasaydı payım ne olurdu?" Saklı payınız, bu <strong>yasal payın belirli bir oranıdır</strong>.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Mirasçı</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Saklı Pay Oranı</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Altsoy (çocuklar, torunlar)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal miras payının <strong>1/2'si</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Anne ve babadan her biri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal miras payının <strong>1/4'ü</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sağ kalan eş (altsoy veya anne-baba ile birlikte mirasçıysa)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal miras payının <strong>tamamı</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sağ kalan eş (diğer hâllerde)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal miras payının <strong>3/4'ü</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Sayısal bir örnekle somutlaştıralım: eşi önceden vefat etmiş, iki çocuklu bir baba düşünün. Her çocuğun yasal payı <strong>1/2</strong>, saklı payı ise bunun yarısı, yani terekenin <strong>1/4'üdür</strong>. Baba vasiyetnameyle malının tamamını tek bir çocuğa bıraksa bile, diğer çocuk terekenin dörtte birini <strong>tenkis yoluyla</strong> isteyebilir.</p>

<p>Sağ kalan eş için bir ayrıntı daha var: boşanma davası devam ederken eşlerden biri ölürse, davayı sürdüren mirasçılar diğer eşin <strong>kusurunu ispat ederse</strong> o eş mirasçı olamaz ve saklı pay güvencesini de kaybeder. Yani "nasılsa eşim, payım güvende" varsayımı her durumda geçerli değildir.</p>

<p><strong>Saklı Payınız İhlal Edildiyse: Tenkis Davası</strong></p>

<p>Vasiyetname veya sağlararası kazandırma saklı payınızı aşıyorsa, çözüm <strong>tenkis davasıdır</strong>: mahkeme, saklı payınızı zedeleyen tasarrufları saklı pay tamamlanıncaya kadar <strong>indirime tabi tutar</strong>. Dava, mirasbırakanın son yerleşim yerindeki <strong>asliye hukuk mahkemesinde</strong> görülür.</p>

<p><strong>Tenkis Yolunda Adımlar</strong></p>

<p><strong>1. Terekeyi ve kazandırmaları tespit edin:</strong> Tapu, banka ve araç kayıtlarıyla birlikte sağlığında yapılan bağışları da listeleyin</p>

<p><strong>2. Saklı payınızı hesaplayın:</strong> Yasal payınız üzerinden tabloda gösterilen oranı uygulayın</p>

<p><strong>3. Süreyi kaçırmayın:</strong> İhlali öğrendiğiniz tarihten itibaren <strong>1 yıl</strong> içinde dava açın</p>

<p><strong>4. Tenkis sırasını mahkeme uygular:</strong> Önce vasiyetname gibi ölüme bağlı tasarruflar, yetmezse en yeni tarihliden en eskiye doğru sağlararası kazandırmalar indirilir</p>

<p>Süre konusunda dikkat: tenkis davası, saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren <strong>1 yıllık</strong> hak düşürücü süreye tabidir; her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda mirasın açılmasından itibaren <strong>10 yıl</strong> geçmekle bu hak düşer. Geçen ay danışmaya gelen Cenk'in dosyasında vasiyetname iki yıl önce açılmıştı ama Cenk ihlali yeni öğrenmişti, bu tür sınır durumlarda sürelerin dosya bazında <strong>bir avukatla</strong> değerlendirilmesi şarttır.</p>

<p>Mirasbırakan malvarlığının ancak tasarruf edilebilir kısmı üzerinde dilediği gibi karar verebilir.</p>

<p><strong>Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat): İstisnanın Şartları</strong></p>

<p>Peki mirasbırakan saklı paylı mirasçıyı <strong>hiçbir şekilde</strong> çıkaramaz mı? Kanun iki istisna tanır. <strong>TMK 510'a göre</strong> mirasçı, mirasbırakana veya yakınlarına karşı <strong>ağır bir suç işlemişse</strong> ya da aile hukukundan doğan yükümlülüklerini <strong>önemli ölçüde yerine getirmemişse</strong>, vasiyetnameyle mirasçılıktan çıkarılabilir.</p>

<p>Kritik nokta şudur: çıkarma ancak <strong>sebebi vasiyetnamede açıkça gösterilirse</strong> geçerlidir ve itiraz hâlinde sebebi ispat yükü, <strong>çıkarmadan yararlanan tarafa</strong> düşer. "Beni üzdü, görüşmüyoruz" gibi genel kırgınlıklar Yargıtay uygulamasında yeterli görülmez; yıllarca hiç aranmayan, hastalığında yalnız bırakılan mirasbırakan gibi <strong>ağır ve somut</strong> ihlaller aranır. Sebep gösterilmemiş veya ispatlanamamışsa, çıkarılan mirasçı <strong>saklı payını</strong> yine talep edebilir.</p>

<p><strong>Iskatın Az Bilinen Sonuçları</strong></p>

<p>• Çıkarılan mirasçının payı, mirasbırakan başka türlü tasarruf etmemişse <strong>onun altsoyuna</strong> geçer, çocuğunuz çıkarılsa bile torun saklı payını isteyebilir</p>

<p>• <strong>Borç ödemeden aciz</strong> hâlindeki altsoy, saklı payının yarısı için çıkarılabilir; ancak bu yarının onun doğmuş ve doğacak <strong>çocuklarına özgülenmesi</strong> şarttır (TMK 513)</p>

<p>• Çıkarma tehdidi sözlü kalmışsa hiçbir hüküm doğurmaz, ıskat yalnızca <strong>geçerli bir ölüme bağlı tasarrufla</strong> yapılabilir</p>

<p><strong>Sağlığında Mal Devri: Muris Muvazaası</strong></p>

<p>Uygulamada mirasçıyı dışlamanın en yaygın yolu vasiyetname değil, <strong>sağlığında yapılan devirlerdir</strong>: tapuda "satış" görünen ama bedeli hiç ödenmeyen devirler. Hukukta buna <strong>muris muvazaası</strong> (mirastan mal kaçırma) denir ve Yargıtay'ın 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı'ndan bu yana yerleşik biçimde <strong>geçersiz</strong> sayılır.</p>

<p>Somut örnek: Halide Hanım'ın babası, vefatından üç yıl önce iki dairesini tapuda "satış" göstererek yeni eşinin oğluna devretmişti; oysa <strong>hiçbir bedel ödenmemişti</strong>. Halide Hanım, muvazaayı ispatlayarak <strong>tapu iptali ve tescil davası</strong> açabilir, bu dava tenkisten farklı olarak <strong>süreye bağlı değildir</strong> ve payın tamamını kapsayabilir. Banka kayıtları, devir tarihindeki rayiç bedel ve tanık anlatımları burada belirleyici delillerdir.</p>

<p>Miras kavgaları çoğu zaman kardeşleri yıllarca mahkeme koridorlarında karşı karşıya bırakır. Dava yoluna gitmeden önce <strong>arabuluculuk masasında</strong> paylaşımın konuşulması, hem ilişkileri hem de terekeyi koruyan kalıcı bir çözüm olabilir.</p>

<p><strong>Mirasbırakan her şeyini sağlığında bağışlarsa saklı pay biter mi?</strong></p>

<p>Hayır. Saklı pay hesabına, mirasbırakanın <strong>sağlığında yaptığı belirli kazandırmalar</strong> da eklenir. Saklı payı zedeleme amacı açık olan bağışlar tenkise tabidir; bedelsiz "satış" görünümlü devirler için ayrıca <strong>muris muvazaası</strong> davası gündeme gelir.</p>

<p><strong>Saklı paydan feragat mümkün mü?</strong></p>

<p>Evet. Mirasçı, mirasbırakanla noterde veya miras sözleşmesiyle <strong>mirastan feragat sözleşmesi</strong> yapabilir; karşılık alınarak yapılan feragat, kural olarak feragat edenin altsoyunu da bağlar. Bu geri dönüşü zor bir işlemdir, imzalamadan önce <strong>mutlaka hukuki destek</strong> alın.</p>

<p><strong>Tenkis davasını kimler açabilir?</strong></p>

<p>Kural olarak yalnızca <strong>saklı payı zedelenen mirasçı</strong> açabilir; şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Belirli koşullarda mirasçının <strong>alacaklıları veya iflas idaresi</strong> de bu hakkı kullanabilir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- "Seni mirastan çıkarırım" sözü tek başına hükümsüzdür; altsoy, anne-baba ve eşin <strong>saklı payı</strong> kanunla korunur.</p>

<p>- Oranlar: altsoy için yasal payın <strong>1/2'si</strong>, anne-baba için <strong>1/4'ü</strong>, eş için duruma göre <strong>tamamı veya 3/4'ü</strong>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Saklı payınız ihlal edildiyse çözüm <strong>tenkis davasıdır</strong>; süre öğrenmeden itibaren <strong>1 yıl</strong>, her hâlde 10 yıldır.</p>

<p>- Mirasçılıktan çıkarma yalnızca <strong>ağır suç veya aile yükümlülüklerinin ağır ihlali</strong> hâlinde, sebebi vasiyetnamede gösterilerek yapılabilir.</p>

<p>- Bedelsiz "satış" görünümlü devirlere karşı <strong>muris muvazaası</strong> davası süreye bağlı olmadan açılabilir.</p>

<p>- Aile içi paylaşım gerilimlerinde <strong>arabuluculuk</strong>, dava öncesi kalıcı çözüm için her zaman masada tutulmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sakli-pay-mahfuz-hisse-miras-birakan-sizi-mirastan-cikarabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="53745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HUKUK SİSTEMİ NASIL GELİŞİR? BU YÖNDEKİ ÖNERİLERİMİZ NELERDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-sistemi-nasil-gelisir-bu-yondeki-onerilerimiz-nelerdir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-sistemi-nasil-gelisir-bu-yondeki-onerilerimiz-nelerdir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>HUKUK SİSTEMİ NASIL GELİŞİR? </strong></p>

<p><strong>BU YÖNDEKİ ÖNERİLERİMİZ NELERDİR?</strong></p>

<p>Hukuk sistemi iyi uygulayıcılar vasıtasıyla gelişir. İyi bir hukuk sistemi için öncelikle iyi bir mevzuat sisteminin, iyi uygulayıcıların ve aydınlık beyinlerin olması gereklidir. Hukuk sistemi gelişen ve değişen durumlarla şartlara göre kendisini uyarlamayı bilmelidir. Hukuk sistemi mücadele edilmesiyle ve eleştirel görüş ve bakış açılarıyla da gelişir. Hatta hukuk sistemindeki birçok açık, talep ve şikayetlerle görülür hale gelir ve bu yolla da gelişme sağlanır.</p>

<p>Hukuk yaşayan, değişen, gelişen kural ve uygulamalar bütünüdür. Hukuk bir kişiye, toplumun bir kesimine veya belirli bir gruba özgülenmeyecek kadar önemli, toplumun tümüne sirayet eden ve toplumun tümünü doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen bir sistem olduğu için hukuku geliştirmek ve korumak ülkede yaşayan herkesin toplumsal görevidir. Hukukun gelişmesine katkıda bulunmak en çok da hukukçuların üzerine düşen ödevler arasındadır. Hukukçuların yalnızca birer vatandaş olmaları değil, bunun yanı sıra ve aynı zamanda doğrudan hukuk mesleklerini icra ve ifa ediyor olmaları sebebiyle hukuka sahip çıkmaları ve hukuku korumaları gereklidir. Ülkedeki toplumsal bilinç de son derece önemlidir ki, aidiyet duygusu ve koruma güdüsü bireysel menfaatlerin önünde yer almalıdır.</p>

<p>Hukuk fakültelerine başlandığında hukuk öğrencilerine öğretilenlerden ilki hukukun anlamı ve ne olduğudur. Bir diğer anlatımla hukuk fakültelerine başlandığı ilk günlerde ve tanışma günleri olan ilk haftada öğrencilere hukuk denildiğinde akla gelen kavram ve tanımlar sorulmaktadır. Sonrasında öğrencilere hukuk kelimesinin hak kelimesinin çoğulu olduğu söylenmektedir. Gerçekten de hak tekil bir kelime olup Arapça’da hukuk <i>“haklar”</i> anlamına gelmektedir. Aslında hukuk, hakların tanındığı sistem olmalıdır. Olması gereken budur. Ancak her zaman böyle oluyor mu? Elbette hayır. Bu yüzden ülkemiz hukuk sisteminin gelişmesi, olumlu yönde değişmesi, ilerleme kaydetmesi ve var olan doğru uygulamalarla hukuku doğru uygulayan kişilerin korunması gereklidir. Bunun için de bazı temel ve somut adımların atılması gereklidir. Bu yöndeki önerilerimiz şu şekildedir :</p>

<p><strong>1)</strong> Önceki yıllarda hakimlik ve savcılık sınavları olan, günümüzde hakim ve savcı yardımcılığı olarak yapılan sınavlarda referans olgusu tümden kaldırılmalıdır. Zira bu olgu hukuksuzluktan başka bir şey değildir ve açıkça haksızlıktır. Bir ülke haksızlığı kural edinemez. Haksızlık sevilemez ve benimsenemez. Toplum haksızlık talep edemez. Topluma da haksızlık vaat edilemez ve haksızlık dağıtılamaz. Zira bu olgu doğrudan torpile, kayırmacılığa ve liyakatsizliğe işaret etmekte ve yol açmaktadır. Bununsa olumlu ve iyi niyetli hiçbir tarafı yoktur. Aksine olumsuz ve kötü sonuçları çoktur.</p>

<p><strong>2)</strong> Hakim ve savcı yardımcılığı sınavlarında hukuk fakülteleri bölüm birincileri gerçekten objektif olumsuz bir durum veya haklı ve somut bir sebep olmadığı müddetçe mülakatlarda keyfi şekilde elenmemelidir. Yazılı sınavlarda çok yüksek derece yapan kişiler de titizlikle değerlendirilmeli ve sınav puanları ile okul başarıları birlikte göz önünde bulundurularak büyük bir olumsuzluk olmadığı müddetçe bu mesleklere alınmalıdır.</p>

<p><strong>3)</strong> Hakimlik, savcılık ve avukatlık meslekleri teorik bilgi ve başarıyı gerektirdiği gibi tecrübeyle de taçlanan meslekler olduğu için uygulamada geçen yılların ve mesleki geçmişin önemi büyüktür. Bilindiği üzere avukatlık mesleği çeşitli şekillerde ifa ve icra edilebilmektedir. Ancak sıklıkla karşımıza çıkan türü <i>“serbest avukatlık”</i> şeklindedir. Serbest avukatlar çok farklı türde dava dosyasıyla karşılaştığı gibi birçok kamu kurum ve kuruluşuna da giderek mesleki faaliyetlerini çeşitli kamusal alanlarda ifa etmektedir. Bu yüzden serbest avukatlar tarafından kamusal alandaki işleyişler ve kamu personellerinin faaliyetleri yakından görülmekte ve bilinmektedir. Örneğin bir avukat adliyede duruşmaya katıldıktan sonra savcılık biriminde veya bir karakola ya da diğer emniyet birimlerine yahut jandarma birimine giderek müvekkilinin ifadesinde hazır olabilmektedir. Ya da bir avukat duruşma öncesinde müvekkiliyle görüşmek için açık veya kapalı ceza infaz kurumlarına gidebilmektedir. Yahut bir avukat, bir diğer avukatın hukuk bürosunda yapılan arabuluculuk görüşmesine katılabilmekte veya noterliğe giderek herhangi bir konuda karşı tarafa veya muhataba ihtarname gönderebilmektedir. Hatta bir avukat ilgili konuda idari dava açmadan önce geri gönderme merkezine veya il göç idaresine gidebilmekte ya da bir diğer türde dava açmadan, başvuruda veya şikayette bulunmadan önce tapu, trafik ve nüfus müdürlüklerine giderek bilgi ve/veya belge temin edebilmektedir. Avukat kaymakamlık veya valilik binalarına giderek çeşitli başvurularda bulunabilmekte veya verilen kararlara itiraz edebilmektedir. Aslında avukatlar tabir-i caizse yoğun şekilde işin mutfağını ve görünmeyen kısımlarını yakından görmekte ve birçok kişi tarafından bilinmeyen kısımlarını bilmektedir. Bu yüzden hakimlik ve savcılık meslekleri için avukatlık mesleğinde geçirilen belirli yıl kıdeminin aranması ve bu yönde asgari yıl şartının getirilmesi son derece önemlidir. Birçok ülkede hakimlik mesleğinden önce avukatlık yapma zorunluluğu olduğu bilinmektedir. Ülkemizde de bu uygulamanın benimsenmesi gereklidir. Aslında bu uygulama geç kalınmış bir uygulamadır. Ama daha da gecikme yaşanmaması adına artık somut adımların atılması zorunludur. Aksi halde hiçbir mesleki tecrübe olmadan çok genç yaşlarda kürsüye çıkılması sonucunda yaşanan ego savaşları, anlayış ve tahammülden uzak tutum ve davranışlar görülmektedir. Hakimlerin ve savcıların uygulamanın tümüne vakıf olmaları da ayrı bir gerekliliktir. Bu yüzden hakimlik ve savcılık meslekleri için belirli asgari yaş ve mesleki kıdem sınırı getirilmelidir. Örneğin asgari otuz beş yaş sınırı hakimlik ve savcılık mesleklerine giriş için idealdir. Bunun dışında hakimlik ve savcılık mesleklerine geçişlerde avukatlık mesleğinden geçişler için ayrılan kontenjan ciddi miktar ve oranda artırılmalıdır. Örneğin geçtiğimiz sene yüz kişilik kontenjan açıldığı dikkate alındığında yeni mezun olan kimseler için açılan 850 kişilik kontenjanın en az yarısı avukatlık mesleğinden geçişlere özgülenmelidir. Benzer şekilde yeni mezunlar ile avukatlık mesleğinden geçenler için önceki dönemlerde staj, günümüzde yardımcılık şeklinde geçirilen ve halihazırda üç yıl olarak uygulanan süre, avukatlık kıdemi on yıla kadar olanlar için üç yıl, 10-15 yıl arası olanlar için iki yıl, 15 yıl ve üzeri kıdemi olanlar için altı ay, aksi kanaat halinde azami bir yıl olmalıdır. Tüm bunların yanı sıra üç yıllık avukatlık kıdemi olan yirmi beş yaşındaki hukuk mezunu bir kişi mülakatta başarılı olacak olsa dahi ancak tek bir mülakat sonucunda atanacaktır. Örneğin bir kişi geçmiş dönemlerde adli yargı hâkimlik ve savcılık yazılı sınavı, idari yargı hakimlik yazılı sınavı, avukatlık mesleğinden adli yargı hakimlik ve savcılık yazılı sınavı, avukatlık mesleğinden idari yargı hakimlik yazılı sınavı olmak üzere toplamda dört farklı sınavı yüksek puanlarla kazanmasına rağmen ancak bir mülakatta başarılı olup diğerlerinde mecburen elenmektedir. Oysa bu kişi bir yerden ataması yapılacakken toplamda dört kişilik kontenjanda yer almakta ve başka kişilerin diğer mülakatlara katılmasına dolaylı olarak ve istemsiz şekilde de olsa sonuç itibariyle engel olmaktadır. Bu yüzden bir kimsenin birden fazla yazılı sınavını kazanması halinde mülakata katılacak kontenjan sayılarına aynı oranda ve sayıda ekleme yapılması gereklidir. Zira ilk yüz sıralamasına giren hemen hemen herkes günümüzde her üç yazılı sınavını kazanmakta ve üç farklı mülakata katılmaktadır. Bu halde avukatlık mesleğinde üç yıl ve daha fazla kıdemi olup otuz beş yaşını aşmamış olanlar, otuz beş yaşın üzerinde olup yalnızca avukatlık mesleğinden geçenlerin katıldığı sınavlara girebilen ve yeni mezunların katıldığı sınavlara yaş sebebiyle giremeyen kişilerin mülakat haklarını istemsiz şekilde ellerinden almış olmaktadır. Bu yüzden sınavlara girişlerin ya otuz beş yaş altı ve üzeri olmak üzere net bir ayrımla yeniden düzenlenmesi ve her iki grubun kendi yaş grupları dışındaki diğer grubun sınavlarına katılamaması kuralının kabul edilmesi ya da birden fazla mülakata katılan kişi sayısı kadar ilgili mülakatlara katılım sayısı eklenmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>4) </strong>Hangi meslek grubu olursa olsun yapılan şikayetler hakkıyla ve kimseye haksızlık yapılmadan sağlıklı şekilde irdelenmeli ve soruşturulmalıdır. Kimse gereksiz şekilde korunmamalı, kimse de gereksiz ve hak etmediği şekilde sorgulanmamalı, soruşturulmamalı ve yargılanmamalıdır. Kamu davaları ve iddianameler birer sopa değildir. Bu yüzden söz konusu ceza muhakemesi araçları ve süreçleri insanların hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasında ve susturulmasında kullanılan araç ya da yollar olarak görülemez. Haksız, yersiz ve usulsüz soruşturmalarla kovuşturmalar önlenmelidir. Ülkede kimseye haksızlık yapılmamalıdır. Ülkede kimsenin hakkı çiğnenmemelidir. Ülkede hiçbir soruna sırt çevrilmemeli ve kimseye, kimsenin sorununa kulak tıkanmamalıdır. Bu ülkede herkes ciddiye ve dikkate alınmalıdır. Hukukun uygulanmadığı hiçbir alan kalmamalıdır. Hukuksuzluklar son bulmalıdır.</p>

<p><strong>5)</strong> Yıllardır dile getirilen ancak bir türlü uygulamaya konulmayan bir konu olan <i>“kolluk birimlerinde savcıların bulunması” </i>hususu resmi olarak kabul edilmeli ve artık uygulamaya konulmalıdır. Kolluk birimlerinde yaşanan hukuksuzluklar, kolluk personellerinin hukukçu olmayışı, ancak hukuk sisteminin birçok alanında ve özellikle temel hak ve hürriyetlerin en çok sınırlandığı, kısıtlandığı, kesintiye ve ihlale uğradığı, kişilerin en çok yara aldığı, kişinin sağlığı, özgürlüğü, hayatı ve yakın çevresi üzerinde en çok olumsuz etki ve sonuçların doğduğu ve sonuçlarının ağır olduğu Ceza Hukukunda aktif olarak yer alıyor olmaları dikkate alındığında, tıpkı Çocuk İzlem Merkezinde alınan ifadelerde savcının bulunma ve ifade alma zorunluluğu olduğu gibi kolluk birimlerinde de savcıların bulunmaları zorunlu olmalıdır. Uygulamada nasıl ki çocuk savcısı, terörle mücadelede görevli savcı, aile içi şiddetle mücadelede görevli savcı şeklinde ayrımlar oluyorsa, kolluk birimlerinde de ayrıca ve bu konuda görevlendirilmiş savcılar olmalıdır. Nasıl ki müracaat savcıları müracaat bürolarında ifade alıyorsa, çocuk savcıları Çocuk İzlem Merkezinde ifade alıyorsa, kollukta da savcılar ifade almalıdır. Kolluk yalnızca delil toplamada, arama ve el koyma gibi kararların yerine getirilmesinde görevlendirilmelidir. Örneğin savcı ifade almalı, kolluk ise kamera kayıtlarını alarak savcılığa sunmalıdır. Kolluğun getirdiği şüpheli, ifadesini doğrudan savcıya verebilmelidir. Aksi halde kolluk birimlerindeki hukuksuzlukların önüne geçilemez. Ancak bu da yeterli değildir. Savcıların kollukta gerçek anlamda bulunmaları, mesai kavramının özümsenmesi, görev bilincinin oluşması ve yaşanan bir sorun halinde savcılara doğrudan ulaşılabilmesi gereklidir.</p>

<p><strong>6)</strong> Avukatlık mesleğinde barolara kayıt zorunluluğu kaldırılmalıdır. Kurum avukatlığında durum bu şekildedir. Aynı imkan ve tercih tüm avukatlar için olmalıdır. Barolar mesleki oluşum çatılarından uzaklaşmış halde olduğundan siyasi ve ideolojik yapılanmaların önüne geçilmelidir. Bu yapılanmaları ve meslek çatılarını siyasete atılmada, milletvekilliği adaylığında ve iş elde etmede basamak olarak kullanan kişiler hakkında ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Baroların faaliyetleri yakından takip edilmeli ve ciddiyetle inceleme altına alınmalıdır. Baro başkanlıkları ve kurulları yalnızca seçimle iş başına geldiğinden bilgi, başarı, tecrübe ve liyakattan uzak olunduğu bir gerçektir. Baro başkan ve kurul üyelerinin iş başına geliş usulleri tümden değiştirilmelidir. Bu konularda adım atılmadığı müddetçe avukatlık mesleğinde ilerleme ve gelişme olması mümkün değildir. Aynı hususlar Türkiye Barolar Birliği başkanlığı, kurulları ve TBB delegelikleri için de evleviyetle geçerlidir. Avukatlar günümüzde temel haklarından yoksundur. Zira avukatların seçimde oy kullanmaya dahi gidemedikleri bir gerçektir. Avukatlık mesleğinin durumu ve bitme noktasına gelişi gözle görülür haldedir. Baroların işlevsizliği ve etkisizliği de gözler önündedir. Avukatlık mesleğinin ayakta ve zinde tutulması temel hak ve hürriyetlerin korunmasında öncelikli hususlar arasındadır. Barolara kayıt zorunluluğu kaldırıldıktan sonra adli yardım ve CMK gibi görevlendirme sistemleri tıpkı arabuluculukta ve uzlaştırmada olduğu gibi UYAP sistemi üzerinden yapılmalıdır. Bu görevlendirmeler barolardan alınarak isteyen avukatların aktif olabileceği şekilde yeniden düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>7)</strong> Bilindiği üzere telekonferans şeklindeki uygulamanın hiçbir yasal düzenlemesi ve hukuki dayanağı yoktur. Oysa arabuluculuğun yasal düzenlemesi olduğu gibi uygulanmasına dair yönetmelik de mevcuttur. Arabuluculuk birçok hukuk uyuşmazlığında dava şartıdır. Anlaşmanın sağlanması halinde uyuşmazlık kökten çözümlenmekte, anlaşma olmaması halinde dava şartı yerine getirilmekte ve arabulucunun düzenlediği son tutanakla birlikte dava açılmaktadır. Bu denli önemli bir konuda yapılması gereken toplantıların da gereken ciddiyetle ve özveriyle yapılması gereklidir. Birkaç dakikalık telefon görüşmeleriyle anlaşıp anlaşmama iradesinin ortaya konulması mümkün değildir. Süreçte arabulucuların mücadele etmesi gerektiği gibi taraf vekillerinin de mücadele etmesi gereklidir. Bu yüzden yüz yüze görüşmelerin öncelikli olarak uygulanması, ancak gerçekten önemli bir durumun olması halinde görüntülü görüşmenin tercih edilmesi zorunlu olmalıdır. Örneğin ilk görüşmeden sonraki görüşmelerde veya görüşmenin devamında kalındığı yerden telefonla görüşmelere devam edilebilmesi mümkün olabilir. Ancak öncelikle yüz yüze görüşme esası uygulanmalıdır. Arabulucunun İstanbul Komisyonundan görevlendirildiği, tarafların ve taraf vekillerinin İstanbul'da olduğu bir durumda, keyfi şekilde yüz yüze görüşmekten imtina edilmesi kabul edilmemelidir. Oysa taraf vekilinin hamileliğinin son günlerinde olması bir sebep olarak kabul edilebilir. Ancak iş yoğunluğu şeklinde genel bir talep arabulucular tarafından kesin olarak reddedilmelidir. Telekonferans işin kolayına kaçma yöntemi olarak kabul edilemez. Buna rağmen whatsapp üzerinden sesli ve görüntülü şekilde başlayan görüşmelerin devamında ses ve görüntü kalitesinde azalma ya da internette kesinti olması halinde görüşmeler kaldığı yerden telekonferans şeklinde devam edebilir. Ancak kiminle görüşüldüğü bilinmeden rastgele telefonla toplantı yapılarak tutanak düzenlenmesi kabul edilemez nitelikte görülmeli ve bu yöndeki talepler reddedilmelidir. Ne yazık ki pandemi döneminde ücretini alamadan işten çıkarılan işçilerin ücret alacakları için başka ilden gelerek toplantıya katılmalarının zorluğu ve maddi imkansızlıkları, karantina altında olup toplantıya fiziken katılmaları mümkün olmayan kişilerin varlığı, Covid 19 hastalığının bulaşma riski ve buna benzer önemli ve haklı sebepler dikkate alınarak kabul edilen telekonferans uygulaması, günümüzde son derece kötüye kullanılmakta ve arabuluculuğun anlam, önem ve ciddiyetinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Telekonferans yöntemi artık aynı binada olan kişileri bile bir araya getirmenin önündeki bir engel haline dönüşmektedir. Arabuluculuk dava açılmasının önündeki bir engel değil, aksine dava öncesi tarafların bağımsız ve tarafsız bir ortamda ve bir arabulucu nezdinde müzakere ve görüşme yapılması, bu yolla anlaşma zemininin hazırlanması, bu zeminin oluşması için çaba sarf edilmesi, anlaşmanın sağlanamadığı durumlarda dahi kimsenin örselenmediği, sağlıklı şekilde ve gerçeğe uygun son tutanaklarla tarafların dava haklarına halel gelmeden dava şartının yerine getirilmesi için gerekli evrakların tanzim edildiği bir hukuki süreç olmalıdır. Arabuluculuk süreci kimse tarafından kötüye kullanılmamalıdır. Bu yüzden süreçte arabulucunun emeği büyük önem arz etmektedir. Ancak arabulucunun emeği kadar taraf vekillerinin emeği ve çabası da büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden arabuluculukta taraf vekilliği ancak bu konuda özel eğitim alan avukatlar tarafından yapılabilmelidir. Telekonferans yöntemiyse hiçbir haklı ve objektif sebep olmadığı durumlarda uygulanmamalıdır. Hastalık, karantinada olma, hamilelik, yapılan ön görüşmeler sonucunda veya teklif ve karşı tekliflerin iletilmesinden sonra gözlemlendiği üzere tarafların anlaşıyor olmaları, kalabalık dosyalarda tarafların her birinin ayrı şehirlerde ikamet etmesi ve vekillerinin farklı barolarda kayıtlı olup farklı illerde bulunması karşısında taraf teşkilinin sağlanması açısından bu yola başvurulmasının zorunlu olması ve buna benzer önemli durumlar dışında görüşmelerin yüz yüze ve fiziken katılım şeklinde yapılmasına özen gösterilmelidir. Aksi halde telekonferans tartışmaları yüzünden asıl uyuşmazlık unutulmakta, asıl uyuşmazlığın yerini telekonferans tartışmaları almakta ve ortaya nur topu gibi yeni bir uyuşmazlık doğmaktadır. Oysa arabuluculuğun amacının mevcut uyuşmazlığın sonlandırılması olduğu unutulmamalıdır. Bu süreçte işin kolayına kaçmak ve birkaç dakikalık kısa görüşmeler yapmak değil, somut uyuşmazlığın çözümü için çaba sarf etmek ve çözüm önerileri üretmek amaçlanmalıdır. Zorunlu ya da gerekli haller dışında yüz yüze görüşmelerden kaçınılmamalıdır. Gerçekten gerekli olması halinde dahi telekonferans yerine whatsapp üzerinden sesli ve görüntülü görüşmeler tercih edilmelidir. Bir kimsenin kendisinin de arabulucu olması ve sıklıkla telekonferans yaptığı iddiası, taraf vekili olduğu dosyalarda telekonferası kabul ettirmede haklı sebep ve baskı unsuru olarak kullanılmamalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>8)</strong> Mevzuat sistemiyle uygulamanın birbirinden bağımsız düşünülemeyeceği bir gerçektir. Uygulamanın önemli olduğu kadar mevzuat da önemlidir. Mevzuatta yazılı olanların somut olaya uygulanmasında ise hukukçuların nitelik ve kaliteleri ile uygulayıcıların uygulamadaki başarı ve becerileri büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden mevzuatta yer almayan hususlar bakımından uygulayıcıların yakınmaları, şikayetleri ve talepleri önem arz etmektedir. Zira eksiklikleri ancak uygulayıcılar yakından görmekte ve bilmektedir. Bu yüzden yazılı düzenlemelerde yer almayan konularda yapılan talepler ve başvurular, ilgili kurum ve kuruluşlar ile yetkililerce titizlikle dikkate alınmalıdır. Tıpkı baroların siyasetten ve ideolojik görüşlerden arındırılması, başkanlık ve kurulların seçim dışındaki yollarla oluşturulması, barolara kayıt zorunluluğunun kaldırılması, telekonferansın yasal dayanağının ve düzenlemesinin olmayışı karşısında bunun arabuluculukta ancak istisnai bir yöntem olarak ve yasal düzenlemelerle kabul edilmesinin benimsemesi, taraf vekilleri için arabuluculukta özel eğitim zorunluluğunun getirilmesi, hakimlik ve savcılık mesleklerine alımlarda bilgi, başarı ve liyakatin benimsenmesi, avukatlık mesleğinden geçişlerde kontenjan sayısının artırılması, staj veya yardımcılık şeklindeki sürelerin avukatların kıdemlerine göre farklı sürelerle uygulanması gibi konularda ve düzenlemenin olmadığı ya da yetersiz olduğu diğer konularda sair düzenlemelerin yapılması, olaya uygun düşmeyen durumlarda mevcut düzenlemelerin değiştirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere ve sonuç itibariyle hukuk sistemi mücadele ile gelişmektedir. Tıpkı yıllar öncesinde ceza dosyalarında avukat zorunluluğunun ve atamasının olmaması ve bu hakkın mücadeleler sonucunda elde edilmesinde olduğu gibi. Tıpkı uzlaştırma faaliyetlerinin hukuk fakültesi mezunu olmayanlara kapatılmasında olduğu gibi. Tıpkı hakimlik ve savcılık sınavlarında geçmişte kaldırılan yetmiş barajının yeniden getirilmesinde olduğu gibi. Eksikliklerin söylenmesi, taleplerin dile getirilmesi ve iletilmesi, başarının takdir edilmesi, başarının ve başarılının ödüllendirilmesi, suçun ve suç işleyenin bildirilmesi, ihbar veya şikayet edilmesi ve suçlunun cezalandırılması gibi hususlar olması gerekenlerdir. Olması gerekenlerin kabulünde ve işleyişinde toplumun her kesimine düşen sorumluluklar ve ödevler bulunmaktadır. Toplumsal ödev ve sorumlulukların askıya alınmadığı, eksiksiz yerine getirildiği, toplumsal menfaatlerin ortaklaşa benimsendiği, hukuka saygı duyulduğu, hukukun üstün olduğu, üstün tutulduğu ve hukuka dokunulmadığı bir ülkede hukuk sisteminin gelişmemesi mümkün değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL"><img alt="Av. Arb. Ayşen GÜZEL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/aysen-guzel-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL">Av. Arb. Ayşen GÜZEL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-sistemi-nasil-gelisir-bu-yondeki-onerilerimiz-nelerdir-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/terazi-koltutut.jpg" type="image/jpeg" length="11832"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7589 SAYILI KANUN SONRASI KISMİ DAVA UYGULAMASI: DAVA DİLEKÇESİNDE HATALARI ÖNLEYECEK ALTI KRİTİK NOKTA VE UYGULAMA TABLOSU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanun-sonrasi-kismi-dava-uygulamasi-dava-dilekcesinde-hatalari-onleyecek-alti-kritik-nokta-ve-uygulama-tablosu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanun-sonrasi-kismi-dava-uygulamasi-dava-dilekcesinde-hatalari-onleyecek-alti-kritik-nokta-ve-uygulama-tablosu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A) GENEL DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>1. Belirsiz Alacak Davası Uygulamasının Son Bulması</strong></p>

<p><strong>HMK m. 107</strong> hükmünün yürürlükten kaldırılması ve <strong>HMK m. 109</strong>’a eklenen dördüncü fıkra düzenlemesiyle birlikte hukukumuzda belirsiz alacak davası uygulaması son bulmuştur. Yeni dönemde, bölünebilir alacakların dava konusu edilmesinde <strong>kısmi dava</strong> yegâne ve temel usul hukuku kurumu haline gelmiştir.</p>

<p><strong>2. Zamanaşımı Güvencesi ve Faiz Başlangıcı Ayrımı</strong></p>

<p><strong>HMK m. 109/4</strong> hükmü uyarınca; kısmi davada tahkikatın sona ermesine kadar, bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talep artırımı yapılması mümkün kılınmıştır. Bu artırım kapsamında zamanaşımının bizzat <strong>ilk dava tarihinden itibaren</strong> kesilmiş sayılacağı yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Böylece, <i>"kısmi davada saklı tutulan bakiye kısım için zamanaşımının işlemeye devam ettiği ve artırılan kısım yönünden zamanaşımının ancak ıslah/artırım tarihinde kesileceği"</i> yönündeki eski ve katı içtihat yaklaşımı geçerliliğini yitirmiştir. Dolayısıyla davalının bu aşamada ileri süreceği klasik kısmi dava zamanaşımı def'ileri yasal düzenleme karşısında hükümsüz kalacaktır.</p>

<p>Ancak artırılan kısım bakımından zamanaşımının geriye yürüyerek ilk dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılmasına ilişkin bu koruma, maddi hukuktaki borçlu temerrüdünü (<strong>TBK m. 117</strong>) geriye yürütmemektedir. Davalı borçlu dava açılmadan önce usulüne uygun bir ihtarname ile temerrüde düşürülmemişse; talep edilen ilk kısmi miktar için temerrüt <strong>dava tarihinde</strong>, sonradan artırılan bakiye kısım için ise ancak <strong>talep artırım dilekçesinin sunulduğu tarihte</strong> gerçekleşmiş olur. Dolayısıyla zamanaşımının geriye yürümesi, faizin de otomatik olarak dava tarihine geriye yürüyeceği anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Ayrıca dava dilekçesindeki talep sonucunun açık ve net olması (<strong>HMK m. 119/1-ğ</strong>), objektif dava yığılmasında kalem bazlı ayrım zorunluluğu gibi usul ve maddi hukuk kuralları varlığını aynen korumaktadır. Bu sebeple açılacak davalarda hak kaybı yaşanmaması için dilekçelerin kurgusunda azami özen gösterilmelidir. Birden fazla alacak kaleminin (sürekli iş göremezlik tazminatı, geçici iş göremezlik tazminatı, geçici bakıcı gideri gibi) tek dilekçede toplu bir meblağ belirtilerek kısmi dava konusu yapılması durumunda, her bir alacak kalemi için ayrı ayrı kısmi miktar belirtilmelidir. Aksi halde dava dilekçesi <strong>HMK m. 119/1-ğ</strong> ve <strong>m. 119/2</strong> kapsamında usulen sakatlanmış olur.</p>

<p>Her bir alacak kalemi için ayrı ayrı kısmi miktar belirtilmeksizin açılan davalarda, mahkemelerin <strong>HMK m. 119/2</strong> uyarınca davacıya bir haftalık kesin süre vererek kalem bazlı dağılımı açıklattırması gerekir. Dava dilekçesindeki bu belirsizlik giderilmeden sonradan verilen talep artırım dilekçeleri de sakat olacağından ve taleple bağlılık ilkesi tekil kalemler üzerinden denetlendiğinden, yerel mahkeme hükmünün üst mahkemelerce bozulması tehlikesi ortaya çıkacaktır.</p>

<p><strong>B. DAVA DİLEKÇESİNDE HATALARI ÖNLEYECEK ALTI KRİTİK NOKTA</strong></p>

<p><strong>1) Dilekçe Başlığında ve Talep Sonucunda Kısmi Dava İradesini Belirtin</strong></p>

<p>Her ne kadar <strong>HMK m. 109/2</strong> uyarınca, dava dilekçesinde bakiye hakların saklı tutulduğunun açıkça belirtilmemiş olması feragat sayılmayacaksa da; davalının örtülü feragat veya taleple bağlılık itirazlarının yargılamayı uzatmasını engellemek adına dava dilekçesinin talep sonucu kısmında açıkça, <i>"Fazlaya ve fer'î alacaklara ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik kısmi dava olarak..."</i> ibaresine yer verilmelidir (<strong>HMK m. 109/1</strong>, <strong>m. 119/1-ğ</strong>).</p>

<p><strong>2) Objektif Dava Yığılmasında Kalem Bazlı Dağılım Yapın</strong></p>

<p>Birden fazla alacak kalemi talep ediliyorsa (sürekli iş göremezlik tazminatı, geçici iş göremezlik tazminatı, geçici bakıcı gideri vb.) toplam tek bir kısmi miktar belirtmek yerine, her bir alacak kalemi için dava edilen asgari kısmi tutar ayrı ayrı gösterilmelidir. Zira objektif dava yığılması kuralları çerçevesinde birden fazla alacak kaleminin aynı davada ileri sürüldüğü hallerde <strong>HMK m. 119/1-ğ)</strong> bendi, talep sonucunun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık olmasını emretmektedir.</p>

<p><strong>HMK m. 26</strong>'da düzenlenen taleple bağlılık ilkesi, mahkemenin yalnızca nihai toplam meblağ ile değil, bu meblağı oluşturan her bir münferit alacak kaleminin üst sınırı ile de bağlı olmasını gerektirir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26 Şubat 2020 tarihli, E. 2017/690, K. 2020/235 sayılı kararında da mahkemenin reddettiği ve kabul ettiği kalemleri ayrıştırmadan külli bir kabul hükmü kurmasının <strong>HMK m. 297</strong>’ye aykırı olduğu belirtilerek, <i>"mahkeme davacının talep ettiğinden fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyecektir"</i> kuralı önemle teyit edilmiştir.</p>

<p><strong>3) Faiz Başlangıçlarını ve Türlerini Kademelendirin</strong></p>

<p>Davalı borçlu dava öncesinde noter ihtarnamesi veya usulüne uygun başka bir vasıtayla temerrüde düşürülmüşse, hem ilk kısmi talep hem de bakiye talep için ihtardaki temerrüt tarihini esas alın (HGK, T. 05.03.2003, E.2003/76, K.2003/126).</p>

<p>Dava öncesi temerrüt söz konusu değilse; dava dilekçesindeki ilk kısmi tutar için <strong>"dava tarihinden"</strong>, sonradan sunulacak talep artırım dilekçesindeki bakiye miktar için ise <strong>"talep artırım tarihinden"</strong> itibaren faiz talep edilmelidir (Yrg. 9 HD, T. 28.10.2020, E. 2017/17850, K. 2020/14018).</p>

<p>Alacak türüne göre uygulanacak faiz türü (kanuni faiz, en yüksek banka mevduat faizi, ticari temerrüt faizi vb.) her bir alacak kalemi için ayrı ayrı ve açıkça belirtilmelidir (Yrg. 9 HD, T. 18.03.2019, E. 2015/34130, K. 2019/5978).</p>

<p><strong>4) Bilirkişi Raporu Sunulmadan Talep Artırım Hakkını Kullanmayın</strong></p>

<p><strong>HMK m. 109/4</strong> gereğince alacak aynı davada yalnızca <strong>bir defaya mahsus</strong> artırılabileceğinden, bilirkişi raporu sunulmadan ve rapora karşı itiraz süreleri tükenmeden talep artırımı yapılmamalıdır. Ayrıca talep artırım dilekçesinde, artırılan kalemlerin bakiye faizlerinin talep edilmesi kesinlikle unutulmamalıdır (<strong>HMK m. 109/4</strong>, <strong>HMK m. 26</strong>). Talep artırım dilekçesinde artırılan bakiye anapara için faiz talep edilmezse, mahkemece re'sen faize hükmedilemeyecektir.</p>

<p><strong>5) Miktar Artırımını Islah Yoluyla Değil, HMK m. 109/4 Uyarınca Bedel Artırım Yoluyla Yapın</strong></p>

<p>Yeni hükümle getirilen zamanaşımına ilişkin yasal avantajlar konusunda tereddüt ve hak kaybı oluşmaması adına, dilekçelerde "ıslah" etme anlamına gelecek veya bu kurumu çağrıştıracak ifadeler kullanmaktan özenle kaçınılmalı; talebin <strong>HMK m. 109/4 kapsamındaki yasal bedel artırımı</strong> olduğu net bir şekilde vurgulanmalıdır.</p>

<p><strong>6) Örnek Bir Talep ve Sonuç (Netice-i Talep)</strong></p>

<p><strong>NETİCE-İ TALEP:</strong> Yukarıda arz ve izah olunan ve Sayın Mahkemece re'sen gözetilecek nedenlerle;</p>

<p>1. Fazlaya ve fer'î haklarımıza ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla, HMK m. 109 uyarınca ikame edilen <strong>KISMİ DAVAMIZIN KABULÜNE</strong>,</p>

<p>2. Dava dilekçesinde kalem bazında ayrıştırılmış olan toplam <strong>[TUTAR] TL</strong> asgari kısmi alacağımızın (dava öncesi temerrüt ihtarı bulunan kalemler yönünden temerrüt tarihinden, diğer kalemler yönünden ise dava tarihinden itibaren) işleyecek [FAİZ TÜRÜ] faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,</p>

<p>3. Tahkikat aşamasında bilirkişi raporu ile netleşecek bakiye alacak tutarının <strong>HMK m. 109/4</strong> uyarınca talep artırımı yoluyla artırılarak, artırım tarihinden itibaren işleyecek [FAİZ TÜRÜ] faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,</p>

<p>4. Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini bilvekale saygılarımızla arz ve talep ederiz.</p>

<p><strong>C. HMK M. 109 KAPSAMINDA YENİ DÖNEM KISMİ DAVA UYGULAMA TABLOSU</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Hukuki Unsur / Aşama</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Sık Yapılan Uygulama Hatası</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Doğru Hukuki Kurgu ve Dilekçe İfadesi</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Usuli Gerekçe ve Risk Yönetimi (HMK m. 109/4)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Dava Açılış Esası</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Eski alışkanlıkla <strong>HMK m. 107</strong> (Belirsiz Alacak) hükümlerine atıf yapmak veya bakiye haktan bahsetmemek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Dava dilekçesinin Konu ve Talep Sonucu kısımlarına <strong>"Fazlaya ve bakiye alacağa ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik..."</strong> ibaresini eklemek.</p>
   </td>
   <td>
   <p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><strong>7589 sayılı Kanun</strong></a> ile belirsiz alacak davası mülga edilmiştir. Hakların saklı tutulması, tek seferlik artırımdan sonra gerekebilecek olası ek davaların önünü açar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Artırım Dilekçesi Türü</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Verilen dilekçede <strong>"Islah"</strong> veya <strong>"Kısmi Islah"</strong> kavramlarını kullanmak.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Dilekçe başlığını <strong>"HMK m. 109/4 Uyarınca Talep Artırım Dilekçesi"</strong> yapmak ve <i>"Islah hakkımız saklı kalmak üzere..."</i> şerhi düşmek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Miktar artırımı ıslah değildir; bağımsız bir usul mekanizmasıdır. Islah denilmesi halinde, kanunun tanıdığı tek seferlik <strong>ıslah hakkı (HMK m. 176)</strong> boşa tüketilmiş olur.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Artırım Zamanlaması</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>İlk gelen bilirkişi raporunun ardından aceleyle veya eksik hesapla hemen artırım yapmak.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Raporlara yapılan itirazların, ek rapor süreçlerinin bitmesini ve mahkemenin nihai kanaatinin netleşmesini beklemek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>HMK m. 109/4 uyarınca talep artırım hakkı <strong>"aynı davada bir defaya mahsus"</strong> tanınmıştır. İkinci bir artırım dilekçesi usulen reddedilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Zamanaşımı Def'i</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Artırılan kısım için zamanaşımının dolduğunu düşünerek artırım yapmaktan çekinmek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Zamanaşımı riskini düşünmeden, tahkikat sona erene kadar hakkı kullanmak.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yeni fıkra uyarınca; artırılan kısım yönünden de zamanaşımı, artırım tarihinde değil <strong>dava tarihinde kesilmiş sayılır</strong>.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Faiz Başlangıcı &amp; Temerrüt</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Faizin doğrudan <strong>dava tarihinden</strong> veya <strong>artırım tarihinden</strong> itibaren işletilmesini talep etmek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Arabuluculuk son tutanak tarihini, ihtarname tebliğini veya kesin vadeyi <strong>"temerrüt tarihi"</strong> olarak kalın harflerle vurgulamak ve faizi bu tarihten istemek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kanun zamanaşımını geriye yürütse de faiz konusunda sessizdir. Yargıtay içtihatları uyarınca, dava öncesi temerrüt ispatlanamazsa artırılan kısma ancak artırım tarihinden itibaren faiz yürütülür.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanun-sonrasi-kismi-dava-uygulamasi-dava-dilekcesinde-hatalari-onleyecek-alti-kritik-nokta-ve-uygulama-tablosu</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/terajasasf.jpg" type="image/jpeg" length="68005"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukukta yapay zekâ yarışı dikeyleşiyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-yarisi-dikeylesiyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-yarisi-dikeylesiyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Veri sahipleri model kuruyor, model devleri hukuk pazarına iniyor</strong></p>

<p>Google'ın hukuk büroları ve şirket hukuk birimleri için geliştirdiği yeni yapay zekâ platformunu 25 Ağustos'ta duyurması, hukuk teknolojisi pazarında birkaç yıldır giderek yükselen bir soruyu daha da görünür hale getirdi: Güçlü bir dil modelini hukuki veri tabanına bağlayarak hizmet veren yapay zekâ şirketlerinin kalıcı rekabet üstünlüğü nereden gelecek?</p>

<p>Soru artık yalnızca teorik değil. Google, Gemini Enterprise for Legal ile sözleşme incelemesinden hukuki araştırmaya ve düzenleme takibine uzanan işler için doğrudan hukuk sektörüne girdi. Platform, hukuk bürolarının kendi belgelerinin yanı sıra iManage, NetDocuments, Relativity, Thomson Reuters, Harvey ve Legora gibi üçüncü taraf sistemlerine bağlanabiliyor. Şirket, özellikle kendi altyapısını, modellerini ve uygulama katmanını birlikte işletmenin maliyet avantajına dikkat çekiyor.</p>

<p>Bundan yalnızca beş gün önce, hukuk yapay zekâsının en yüksek değerlemeli girişimlerinden Harvey de ters yönde fakat aynı soruna cevap veren bir adım attı. Şirket, Çinli Moonshot AI'ın açık ağırlıklı Kimi K3 modelinden geliştirdiği Harvey Tenet'i tanıttı. Harvey bunu, kendi hukuk işlerine göre uçtan uca sonradan eğittiği ilk açık ağırlıklı model olarak nitelendiriyor.</p>

<p>Bir başka cephede Thomson Reuters da kendi modeli Thomson'u geliştirdi. Westlaw ve Practical Law gibi onlarca yılda oluşturduğu hukuki içeriğe sahip şirket, artık bu veriyi yalnızca başka şirketlerin büyük dil modellerine besleyen taraf olmaktan çıkıp model katmanının da sahibi olmaya çalışıyor. Thomson Reuters, geliştirdiği mimarinin yine de modelden bağımsız kalacağını ve gerekli görevlerde Anthropic gibi sağlayıcıları kullanmaya devam edeceğini söylüyor.</p>

<p>Bu üç gelişme birlikte değerlendirildiğinde, hukuk teknolojisinde rekabetin merkezinin değişmeye başladığı görülüyor. İlk üretken yapay zekâ dalgasında değer, büyük ölçüde güçlü bir temel modele erişmekten, hukuki kaynakları modele taşıyacak bir arama sistemi kurmaktan ve bunu hukukçunun kullanabileceği bir arayüze dönüştürmekten ibaretti. Şimdi bu parçaların hemen her biri başka bir şirket tarafından satın alınabilir, kiralanabilir veya açık kaynak teknolojilerle yeniden üretilebilir hale geliyor.</p>

<p><strong>API'nin kendisi artık kale değil</strong></p>

<p>Bir hukuk yapay zekâsının basitleştirilmiş mimarisinde birkaç ayrı katman bulunuyor: hukuk verisinin kendisi; ilgili kararı veya mevzuatı bulan arama sistemi; büyük dil modeli; modele hangi kaynağa ne zaman başvuracağını söyleyen orkestrasyon katmanı; atıf ve doğrulama sistemi; son olarak sözleşme inceleme, araştırma, dilekçe hazırlama veya dava dosyası analizi gibi hukukçunun fiilen kullandığı iş akışı.</p>

<p>Bu zincirde temel modele API üzerinden ulaşmanın fiyatı hızla düşüyor. Stanford Üniversitesi'nin 2025 AI Index raporu, GPT-3.5 düzeyindeki performans için tahmini çıkarım maliyetinin Kasım 2022 ile Ekim 2024 arasında milyon token başına yaklaşık 20 dolardan 7 sente gerilediğini hesapladı. Daha sonraki araştırmalar da aynı seviyedeki yapay zekâ kapasitesinin fiyatının yıllık birkaç kat düşmeye devam ettiğine işaret ediyor.</p>

<p>Bu gelişme bir taraftan küçük hukuk teknolojisi şirketlerinin güçlü modeller kullanabilmesini kolaylaştırırken, diğer taraftan yalnızca aynı modellere erişebilmek üzerine kurulu rekabet üstünlüğünü ortadan kaldırıyor.</p>

<p>Asıl tehlike, temel model şirketlerinin müşterinin karşısına yalnız model sağlayıcısı olarak çıkmayı bırakması halinde ortaya çıkıyor.</p>

<p>Google'ın yeni ürünü bunun güncel bir örneğidir. Gemini Enterprise for Legal yalnız API sağlamıyor; hukuk görevleri için hazırlanmış beceriler, ajanlar, veri bağlantıları, erişim yetkileri ve denetim sistemlerini aynı ürün içinde sunuyor. Microsoft da Word içinde çalışan ve belgeleri özetleyip inceleyebilen Legal Agent'ı Copilot kullanıcılarına açmış durumda.</p>

<p>Böylece bağımsız hukuk yapay zekâsı girişimleri iki güçlü rakip grubunun arasında kalıyor.</p>

<p>Bir tarafta Google, Microsoft ve potansiyel olarak diğer temel model şirketleri model, bulut altyapısı, kurum içi belgeler ve son kullanıcı arayüzünü kontrol ediyor. Diğer tarafta Thomson Reuters ve LexisNexis gibi şirketler hukukçunun ihtiyaç duyduğu güvenilir ve lisanslı hukuki veriye sahip bulunuyor.</p>

<p>LexisNexis'in yeni nesil Protégé platformu da şirketin kendi güvenilir içeriğini araştırma, taslak hazırlama, belge analizi ve ajan tabanlı iş akışlarıyla birleştiriyor. Thomson Reuters ise daha da ileri giderek kendi temel hukuk modelini geliştiriyor.</p>

<p>Bu tablo, ortadaki şirketlerin basit bir "model + veri tabanı + sohbet ekranı" olmaktan daha fazlasını sunmasını zorunlu hale getiriyor.</p>

<p><strong>Harvey neden açık modele yöneldi?</strong></p>

<p>Harvey’in son hamlesi bu açıdan özellikle dikkat çekicidir.</p>

<p>Şirket uzun süre OpenAI modelleriyle güçlü biçimde özdeşleşti. Ancak Mayıs 2025'te Anthropic ve Google modellerini de sisteme eklediğini açıklayarak modelden bağımsız bir mimariye geçti. Daha sonraki ürünlerinde sorguyu en uygun model ve araca yönlendiren orkestrasyon yaklaşımını geliştirdi. Harvey’in güncel altyapısında OpenAI'nin yanı sıra Anthropic, Google, Mistral ve başka model sağlayıcıları bulunuyor.</p>

<p>Ağustos 2026'da açıklanan Tenet, bunun bir sonraki aşamasıdır.</p>

<p>Harvey, açık ağırlıklı modeller üzerinde yürüttüğü araştırmanın iki amacını net biçimde tanımlıyor: hukuk alanında ileri düzey yapay zekâ geliştirmek ve hukuk bürolarının kendi çalışmalarına göre uzmanlaşmış modeller geliştirerek bu "zekâya" sahip olmasını sağlamak. Şirket ayrıca Tenet'in hukuk ajanlarını çok daha düşük maliyetle sürekli çalıştırmayı mümkün kılacağını belirtiyor.</p>

<p>Maliyet meselesi küçümsenecek boyutta değil. Wall Street Journal'a göre Harvey platformundaki aylık token kullanımı 2026'nın ilk yarısında yaklaşık 1 trilyondan 14,5 trilyona çıktı. Ajanların bir görevi tamamlamak için tekrar tekrar arama yaptığı, belge okuduğu ve sonuçlarını kontrol ettiği sistemlerde kullanıcı sayısı arttıkça API giderleri klasik yazılımlardaki marjları hızla aşındırabiliyor. Harvey’in açık ağırlıklı Kimi ve GLM modellerini kullanmaya başlamasında bu ekonomik baskının rol oynadığı bildiriliyor.</p>

<p>Buna karşılık Harvey’in bu kararı OpenAI veya başka bir temel model şirketinin ileride kendisine rakip olmasından "korktuğu" için aldığına dair açık bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Böyle bir riskin stratejik hesaplarda hiç yer almadığı da söylenemez. Model sağlayıcısına bağımlılığı azaltmak, maliyet üzerinde denetim sağlamak ve kendi modellerini geliştirebilmek, aynı zamanda gelecekteki bir rakibe karşı pazarlık gücü yaratıyor. Fakat bu, mevcut kaynaklardan çıkarılabilecek bir stratejik sonuçtur; şirket tarafından açıklanmış bir gerekçe değildir.</p>

<p>Üstelik Harvey’in davranışı, OpenAI'den kopmaktan çok çoklu-model bağımsızlığına işaret ediyor. Şirket, OpenAI'nin yeni modellerini kullanmaya devam ederken Anthropic ve Google modellerini de göreve göre seçiyor, kendi açık ağırlıklı modelini geliştiriyor ve müşterilerinin ileride kendilerine özgü modeller oluşturmasını hedefliyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, hukuk yapay zekâsı şirketlerinin gelecekteki savunma hattının nerede oluşabileceğine dair de ipucu veriyor.</p>

<p><strong>Veri kadar iş akışı ve hafıza da değer kazanıyor</strong></p>

<p>Hukukta yalnız modele sahip olmak yeterli değil. Harvey’in Mayıs 2026'da yayımladığı Legal Agent Benchmark sonuçlarında, test edilen ileri modellerin karmaşık hukuki görevleri eksiksiz tamamlama oranı yüzde 10'un altında kaldı. Şirketin değerlendirmesine göre hiçbir model bütün hukuk alanlarında sürekli üstünlük göstermedi ve en başarılı yapıların bazı görevlerde yaklaşık 50 dolarlık çıkarım maliyetine ve 20 dakikayı aşan çalışma süresine ulaşması gerekti.</p>

<p>Bu nedenle hukuk yapay zekâsındaki rekabet yalnızca "hangi LLM daha zeki?" sorusuyla açıklanamıyor.</p>

<p>Doğru kaynağı bulmak, kaynağın güncel olup olmadığını denetlemek, her hukuki önermeyi gerçek karara bağlamak, kurum içindeki erişim yetkilerini korumak, önceki dosyaları ve kurumun tercihlerini hatırlamak ve çok aşamalı işi insan denetimine uygun biçimde yürütmek, ayrı mühendislik sorunlarıdır.</p>

<p>Google'ın dahi yeni hukuk platformunu tanıtırken "genel amaçlı yapay zekânın tek başına hukuk için yeterli olmadığını" özellikle vurgulaması bu nedenle önemlidir.</p>

<p>Burada hukuk şirketlerinin savunabileceği alan ortaya çıkıyor: model değil, modelin hukuk bürosunun çalışma biçimine yerleştirilmesi.</p>

<p>Örneğin Harvey II, dosya ve proje geçmişini hatırlayan kurumsal hafızayı merkezine alıyor. Bir büro yıllarca kendi sözleşme örneklerini, müvekkil notlarını, müzakere stratejilerini, geçmiş görüşlerini ve kendi çalışma biçimini sisteme aktardıkça ortaya çıkan şey yalnızca daha iyi çalışan bir yapay zekâ değil, başka bir platforma taşınması giderek güçleşen kurumsal bir bilgi katmanı oluyor.</p>

<p>Bu durum, hukuk yapay zekâsında uzun vadeli rekabet üstünlüğünün modelden çok kurumsal hafıza, veri hakları ve iş akışlarında oluşabileceği görüşünü güçlendiriyor. Genel amaçlı bir model birkaç ay içinde daha güçlü bir rakiple değiştirilebilir. Buna karşılık, yıllar içinde bir hukuk bürosunun belgelerine, tercih ettiği sözleşme hükümlerine, geçmiş görüşlerine, müvekkil ilişkilerine ve iç denetim mekanizmalarına uyarlanmış bir sistemin değiştirilmesi çok daha yüksek maliyet yaratabilir.</p>

<p>Açık ağırlıklı modeller de bu denklemi değiştiriyor. Harvey’in Tenet araştırmasının ikinci hedefini, hukuk bürolarının kendi uzmanlaşmış modellerini geliştirebilmesi ve bu "zekâya" sahip olabilmesi olarak tanımlaması, gelecekte bazı büyük büroların hazır bir hukuk asistanı satın almak yerine kendi bilgi birikimleri üzerinde çalışan modeller kurabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Bu, aynı zamanda veri egemenliği ve gizlilik sorunlarına da başka bir çözüm sunabilir. Müvekkil sırrı, mesleki gizlilik ve erişim yetkilerinin kritik olduğu hukuk sektöründe modelin nerede çalıştığı ve hangi verilerin dışarı çıktığı, yalnız teknik değil ticari bir tercih haline geliyor. Thomson Reuters da kendi modeli Thomson'u tanıtırken modelin çalışma biçimi ve eğitimini tamamen kontrol edebilmesini, müşterinin verisini eğitime katmamasını ve üçüncü taraf model sağlayıcılarının fiyatlandırmasına bağımlılığı azaltmasını öne çıkardı.</p>

<p><strong>Türkiye'de yarış veri tabanından iş akışına taşınıyor</strong></p>

<p>Benzer dönüşüm Türkiye'de daha küçük ölçekte fakat belirgin biçimde görülüyor.</p>

<p>LEXPERA'nın geliştirdiği LEXI, soruları LEXPERA'nın kendi hukuk veri tabanında araştırarak yargı kararları ve mevzuata doğrudan referans veren yanıtlar oluşturuyor. Sistem ayrıca yüklenen belgeleri veri tabanındaki kaynaklarla birlikte inceleyebiliyor. Şirketin kullanıcılarına yapay zekâya iletilecek sorulardaki kişisel verileri ayıklamalarını tavsiye etmesi, hukuk yapay zekâsında veri koruma sorununun Türkiye bakımından da ürün tasarımının bir parçası olduğunu gösteriyor.</p>

<p>De Jure AI ise hukuki aramayı derin araştırma, dilekçe ve sözleşme hazırlama, doküman analizi, hafıza, UETS ve UYAP bağlantılı özelliklerle birleştiriyor. Şirket kendi açıklamasında yüklenen belgelerin model eğitiminde kullanılmadığını ve verilerin KVKK'ya uygun teknik ve idari önlemlerle işlendiğini belirtiyor. Bunlar şirketin kendi beyanları olmakla birlikte, ürünün konumlandırılması açısından önemlidir: rekabet yalnızca "hangi sistem daha çok karar buluyor?" sorusundan, hukukçunun günlük çalışmasının ne kadarının aynı ortamda yapılabildiğine kayıyor.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği'nin Şubat 2026'da "Yapay Zekâ Destekli Avukat Asistanı" oluşturmak üzere çalışan ürünü veya prototipi bulunan teknoloji şirketlerine çözüm ortaklığı çağrısı yapması da, yapay zekâ destekli hukuk araçlarının yalnız özel girişimlerin alanı olarak kalmayabileceğini gösterdi. TBB çağrının amacını, yapay zekânın hukuk pratiğine entegrasyonu ve meslektaşların teknolojik araçlarla güçlendirilmesi olarak açıkladı.</p>

<p>Adalet Bakanlığı'nın 2025-2029 Yargı Reformu Stratejisi de aynı dönüşümün yargı ayağını içeriyor. Stratejide "teknoloji destekli adalet" temel politika eksenlerinden biri olarak belirlenirken, yapay zekâ uygulamalarının adalete erişimi kolaylaştırması ve yargılamaları hızlandırması hedefleniyor. Bakanlığın planı ayrıca, yapay zekâ uygulamalarının etik ve hukuki çerçevesini belirleyecek kurumsal bir yapı oluşturulmasını öngörüyor.</p>

<p>Türkiye açısından bunun önemli bir sonucu var. Küresel hukuk yapay zekâsında Westlaw veya LexisNexis gibi özel şirketlerin oluşturduğu devasa içerik havuzları rekabet üstünlüğü sağlarken, Türkiye'de UYAP, yüksek mahkemelerin karar sistemleri, mevzuat kaynakları ve özel hukuk veri tabanları farklı aktörlerin elinde bulunuyor. Dolayısıyla başarılı bir yerli hukuk yapay zekâsı için yalnızca güçlü bir model yeterli olmayacak; güvenilir hukuki içeriğe erişimi gerçek mesleki iş akışıyla aynı yerde buluşturabilmek de gerekecek.</p>

<p>Bu yapı aynı zamanda Türkiye'deki girişimler için hem koruma hem risk yaratıyor. Türk hukukuna özgü veri, karar sınıflandırması, içtihat bağlantıları ve UYAP çevresinde geliştirilen işlevler, yabancı bir genel amaçlı model sağlayıcısının pazara bir gecede hâkim olmasını güçleştiriyor. Buna karşılık küresel bir teknoloji şirketi güçlü bir yerel veri sağlayıcısıyla anlaşır veya onu satın alırsa, bugün yerli şirketlerin kullandığı temel modeller ile kendi uygulamaları arasındaki mesafe hızla kapanabilir.</p>

<p><strong>Veri lisansı yeni stratejik cephe olabilir</strong></p>

<p>Bu nedenle hukuk yapay zekâsının geleceğinde yalnız model rekabetinin değil, veriye erişim rekabetinin de büyümesi beklenebilir.</p>

<p>Mahkeme kararının kendisinin kamuya açık olması, o kararların yıllar boyunca toplanması, temizlenmesi, sınıflandırılması, birbirine bağlanması, güncel mevzuatla ilişkilendirilmesi ve üzerinde uzman editoryal içerik oluşturulmasıyla meydana gelen veri tabanının ekonomik değerini ortadan kaldırmıyor. Lisans sözleşmeleri, veri tabanı üzerindeki haklar, yayıncıların hazırladığı özgün içerik ve teknik olarak kullanılabilir temiz veri setleri, üretken yapay zekâ çağında daha da değerli hale geliyor.</p>

<p>Thomson Reuters'ın Thomson modeli bunun en güçlü örneklerinden biridir. Şirket, modelini açık kaynaklı bir temel üzerinde geliştirirken Westlaw, Practical Law ve diğer tescilli içeriklerini eğitim sürecine dahil ettiğini; yüzlerce alan uzmanının eğitim ve değerlendirme aşamalarında görev aldığını açıkladı. Yaklaşık 40 milyon dolarlık geliştirme yatırımıyla ortaya çıkan modelin ilk olarak CoCounsel içinde kullanılması planlanıyor.</p>

<p>Bu strateji başarılı olursa veri tabanı şirketlerinin rolü değişebilir. Bugüne kadar başka şirketlerin modellerine güvenilir içerik sağlayan yayıncılar, aynı veriyi kendi uzman modellerini eğitmek için kullanarak zincirin daha büyük bölümünü kontrol edebilir.</p>

<p>Bu da bağımsız girişimler bakımından ikinci sıkışma noktasını oluşturuyor: model şirketi müşteriye yaklaşırken veri sahibi de modele yaklaşıyor.</p>

<p>Ancak bu durum, bağımsız hukuk teknolojisi şirketlerinin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Google'ın Gemini Enterprise for Legal'ı tanıtırken Harvey ve Legora dahil başka hukuk sistemleriyle bağlantıyı desteklemesi, bunun şimdilik en açık göstergelerinden biridir. Google dahi, genel amaçlı model zekâsının hukuk için tek başına yeterli olmadığını; kurumun becerileri, bilgi sistemleri, ajanlar ve yönetişim katmanının birlikte çalışması gerektiğini söylüyor.</p>

<p>Aynı nedenle geleceğin legal-tech şirketi mutlaka kendi temel modelini geliştiren şirket olmayabilir. Farklı modeller arasından göreve en uygun olanı seçen, gerektiğinde kendi küçük uzman modelini çalıştıran, hukuk veri tabanlarına bağlanan ve bütün bunları hukukçunun iş akışına görünmez biçimde yerleştiren şirket de güçlü bir konum elde edebilir.</p>

<p>MCP gibi sistemler arası bağlantıyı standartlaştıran teknolojiler bu eğilimi hızlandırabilir. Bunun iki zıt sonucu bulunuyor: bir yandan girişimlerin büyük platformlara bağlanmasını kolaylaştırıyor; diğer yandan entegrasyonun kendisini daha kolay kopyalanabilir hale getirerek yalnız "bağlantı sağlayan" şirketlerin değerini azaltıyor.</p>

<p><strong>Birleşme ve satın alma dönemi gelebilir</strong></p>

<p>Önümüzdeki birkaç yıl için en güçlü olasılıklardan biri, bu nedenle saf bir "kazanan hepsini alır" yarışından çok konsolidasyondur.</p>

<p>Hukuki içeriği olan şirketler teknoloji satın alabilir; güçlü hukuk iş akışlarına sahip girişimler veri sağlayıcılarıyla birleşebilir; büyük model şirketleri de bazı dikey uygulamalara doğrudan girmek yerine başarılı hukuk ürünlerini kendi bulut ve ajan altyapılarının üzerinde tutmayı tercih edebilir.</p>

<p>Thomson Reuters'ın 2024'te yapay zekâ araştırma şirketi Safe Sign Technologies'i satın almasının ardından kendi modelini geliştirmesi, bu yolun şimdiden mümkün olduğunu gösteriyor. Şirket bugün artık içeriğe, uygulamaya ve belirli görevlerde kullandığı modele aynı anda sahiptir.</p>

<p>Bu nedenle yalnız API aracılığıyla bir genel amaçlı modele erişen ve kamuya veya kolay lisanslanabilir verilere dayanarak yanıt üreten girişimler en kırılgan grubu oluşturabilir. Model fiyatlarının düşmesi onların maliyetini azaltırken aynı zamanda pazara giriş engelini de düşürüyor.</p>

<p>Buna karşılık, kendi veri haklarına, hukukçu tarafından hazırlanmış değerlendirme setlerine, doğrulanmış atıf sistemine, kurum içi bilgi tabanına, güvenlik altyapısına ve gerçek çalışma süreçlerine derin entegrasyona sahip şirketlerin konumu daha güçlüdür.</p>

<p><strong>Dört gelecek senaryosu</strong></p>

<p>Mevcut gelişmeler önümüzdeki iki ila beş yıl için dört temel senaryoya işaret ediyor.</p>

<p>İlk senaryoda Google, Microsoft ve diğer temel model sağlayıcıları dikeyleşerek hukuk pazarının daha büyük bölümünü doğrudan üstleniyor. Bu durumda standart araştırma, belge inceleme ve sözleşme işlerinin önemli kısmı genel kurumsal yapay zekâ platformlarının içine gömülebilir. Ayrı bir hukuk asistanı satın alma ihtiyacı, özellikle daha basit kullanımlarda azalabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İkinci senaryoda veri sahipleri üstünlük kuruyor. Thomson Reuters ve LexisNexis gibi şirketlerin tescilli içeriklerini kendi modelleri ve ajan sistemleriyle birleştirmesi, doğruluk ve kaynak güvenilirliğinin kritik olduğu hukuki araştırmada genel teknoloji şirketlerine karşı önemli bir engel oluşturabilir.</p>

<p>Üçüncü senaryoda bağımsız uygulama şirketleri kalıcı oluyor. Bunun gerçekleşmesi için Harvey, Legora ve benzeri şirketlerin değerini herhangi bir modelden bağımsız hale getirmesi; müşterinin belgelerini, bilgisini, çalışma alışkanlığını ve iş akışını sahiplenmesi gerekiyor. Harvey’in aynı anda OpenAI, Anthropic ve Google modellerini kullanması ve bunların üzerine kendi açık ağırlıklı modelini eklemesi, bu stratejiyle uyumludur.</p>

<p>Dördüncü ve bugünkü işaretlere göre en olası görünen senaryo ise hibrit pazardır. Büyük model sağlayıcıları altyapı ve genel ajan platformlarını sunarken veri şirketleri güvenilir içeriği kontrol edecek; bağımsız hukuk teknolojisi şirketleri ise belirli hukuk işlerini ve kurumların bilgi birikimini yöneten katmanda rekabet edecek. Aynı şirketler bazı alanlarda rakip, bazı alanlarda birbirinin müşterisi ve teknoloji sağlayıcısı olabilecek.</p>

<p>Bunu hangi senaryonun kazanacağından çok, zincirin hangi bölümünde ekonomik değerin birikeceği belirleyecek.</p>

<p><strong>Saatlik ücret modeli de baskı altında</strong></p>

<p>Değişim yalnız yazılım şirketleriyle sınırlı değil.</p>

<p>Thomson Reuters'ın 2026 araştırmasında şirket hukukçularının yüzde 71'i, yapay zekâ kullanımı arttıkça dışarıdan hizmet aldıkları hukuk bürolarının ticari modellerini değiştirmesini beklediğini söyledi. Buna karşılık hukuk bürolarının yalnız yüzde 28'i, yapay zekâ nedeniyle fiyatlandırmasında değişiklik yaptığını bildirdi.</p>

<p>Bir hukuk araştırmasının veya yüzlerce sözleşmenin ilk incelemesinin saatler yerine dakikalar içinde yapılması halinde, teknolojik kazancın tamamının büroda kalıp müşteriye yine çalışma saati olarak fatura edilmesi giderek daha zor savunulabilir hale gelebilir. Sabit ücret, sonuç odaklı fiyatlandırma ve teknoloji maliyetini ayrıca içeren yeni modeller bu nedenle hukuk yapay zekâsı tartışmasının ekonomik ayağını oluşturuyor.</p>

<p>Bu dönüşüm genç hukukçuların görevlerini de değiştirebilir. İlk içtihat taraması, belge sınıflandırması, standart sözleşme incelemesi ve ilk taslak gibi geleneksel olarak mesleğin alt basamaklarında yapılan işler giderek makine tarafından üstlenilirken, hukukçunun görevi çıktıyı doğrulama, strateji geliştirme, müvekkil ilişkisi ve hukuki muhakeme tarafına kayabilir. Bunun mesleki eğitimin nasıl yapılacağına ilişkin ayrı bir sorun yaratması muhtemeldir: Kıdemli avukatların bugün sahip olduğu muhakeme becerisinin önemli bölümü, gençliklerinde artık makinelere devredilmesi düşünülen işleri yıllarca yaparak oluştu.</p>

<p><strong>Asıl rekabet modeli kimin yaptığı değil, hukuki zekâyı kimin kontrol ettiği</strong></p>

<p>Hukuk yapay zekâsı pazarının ilk yıllarında büyük dil modeline erişebilmek başlı başına teknolojik avantajdı. 2026 yazındaki gelişmeler, bunun giderek normal bir girdiye dönüştüğünü gösteriyor.</p>

<p>Harvey açık ağırlıklı model geliştiriyor. Thomson Reuters kendi tescilli modelini kuruyor. Google doğrudan hukuk iş akışına giriyor. Aynı şirketler buna rağmen rakip modelleri ve üçüncü taraf uygulamalarını sistemlerinden çıkarmıyor; tersine çoklu-model ve açık entegrasyon stratejilerini koruyor.</p>

<p>Dolayısıyla yakın geleceğin kazananını yalnız "en iyi hukuk modelini kim geliştirdi?" sorusu belirlemeyebilir.</p>

<p>Daha önemli sorular başka yerde olacak: En güvenilir hukuki veriyi kim kontrol ediyor? Modelin verdiği cevabı kim doğrulayabiliyor? Hukuk bürosunun yıllar içinde oluşan bilgisini hangi sistem hatırlıyor? Yapay zekâ, gerçek dosya ve belge akışının ne kadarını yönetebiliyor? Ve müşteri, kullandığı model değişse bile hangi platformdan ayrılmak istemiyor?</p>

<p>Bu açıdan Harvey’in Tenet hamlesi, bir başlangıçtan çok işaret fişeği sayılabilir. Açık ağırlıklı modeller yeterince güçlü ve ucuz hale geldikçe, temel modelin kendisi hukuk teknolojisi şirketlerinin en değerli varlığı olmaktan çıkabilir.</p>

<p>O noktada hukuk yapay zekâsı yarışının konusu "kimin API'si daha iyi?" değil, veriyi, uzmanlığı, doğrulamayı ve iş akışını tek bir güvenilir sisteme kimin dönüştürebildiği olacak.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-yarisi-dikeylesiyor-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/yapay-zeka-1.jpg" type="image/jpeg" length="49098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Noterlik Ücret Tarifesinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/noterlik-ucret-tarifesinde-degisiklik-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/noterlik-ucret-tarifesinde-degisiklik-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 Yılı Noterlik Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>2026 YILI NOTERLİK ÜCRET TARİFESİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TARİFE</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>30/12/2025 tarihli ve 33123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2026 Yılı Noterlik Ücret Tarifesinin 11 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>“Yol ödeneği ve yol masrafı</strong></p>

<p><strong>Madde 11- </strong>Noterler ve imzaya yetkili vekilleri, noterlik dairesi dışında iş yapmak için daireden ayrıldıklarında gerekli yol giderlerinden başka her işten, her gün için 319,60 TL yol ödeneği alırlar.</p>

<p>Noterlik dairesi dışında piyango, özel ve resmî kuruluşların kur'a, seçim ve toplantılarında hazır bulunarak; tutanak düzenlemeleri halinde, noterler ve imzaya yetkili vekilleri gerekli yol giderlerinden başka her işten, her gün için 2.928,05 TL yol ödeneği alırlar.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi uyarınca, mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından noterlik evrakının aslının istenmesi üzerine, evrak aslının fiziken teslim edilmesinin zorunlu olduğu hâllerde, noter veya görevlendireceği noterlik personelinin teslim işlemi nedeniyle yaptığı ulaşım gideri, belgelendirilmesi kaydıyla yol masrafı olarak karşılanır.</p>

<p>Yol masrafı, kamuya açık toplu taşıma araçları veya zorunluluk halinde kullanılan diğer ulaşım araçlarına ilişkin fiilen yapılan ulaşım giderlerinden oluşur.</p>

<p>Belge aslının tesliminde toplu taşıma kullanıldığının beyanı halinde ayrıca belgelendirme aranmaz ve ilgili güzergâh için belirlenen gidiş dönüş ücreti yol masrafı olarak ödenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kapsamda ödenecek yol masrafı, her bir teslim görevi için 750,00 TL’yi geçemez. Aynı güzergâhta ve aynı seyahat kapsamında yerine getirilen birden fazla teslim işlemi için tek yol masrafı ödenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/noterlik-ucret-tarifesinde-degisiklik-2026</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/resmi/noter4a.jpg" type="image/jpeg" length="21265"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Konkordato Gider Avansı Tarifesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/konkordato-gider-avansi-tarifesi-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/konkordato-gider-avansi-tarifesi-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konkordato Gider Avansı Tarifesi, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>KONKORDATO GİDER AVANSI TARİFESİ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tarife, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince konkordato talep edilirken mahkeme veznesine yatırılacak olan avansın miktarı ile ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirler.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tarife, 2004 sayılı Kanunun 285 inci maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Konkordato gider avansı</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Talep eden, bu Tarifede gösterilen gider avansını konkordato talebinde bulunurken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Konkordato gider avansı her türlü tebligat ve posta ücretleri, bilirkişi ve konkordato komiseri ücretleri, ilan ücreti, iflas gideri ile dosyanın bölge adliye mahkemesi ve Yargıtaya gidiş dönüş ücretleri gibi giderleri kapsar.</p>

<p><strong>Konkordato gider avansı miktarı</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Talep eden;</p>

<p>a) Konkordato talep edilirken bildirilen alacaklı sayısının üç katı tutarında tebligat gideri,</p>

<p>b) Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanacak yedi adet ilan bedelinin asgari tutarı olan 2.600,00 Türk Lirası,</p>

<p>c) Resmî İlan Fiyat Tarifesinde belirlenen Basın-İlan Kurumu resmî ilan portalında yapılacak yedi adet ilan bedelinin asgari tutarı,</p>

<p>ç) İlgili kurum ve kuruluşlara yapılacak bildirim için elli adet iadeli taahhütlü posta ücreti,</p>

<p>d) Bir bilirkişi için Bilirkişilik Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen ücretin üç katı tutarı,</p>

<p>e) Mahkemece belirlenecek ücreti sonradan tamamlanmak üzere konkordato komiseri olarak görevlendirilecek kişi için asgari 3.380,00 Türk Lirası üzerinden hesaplanan, geçici mühlet süresini kapsayacak şekilde, beş aylık ücret tutarı,</p>

<p>f) Diğer iş ve işlemler için 1.690,00 Türk Lirası,</p>

<p>g) İflasa tabi olanlar yönünden 68.900,00 Türk Lirası iflas gideri,</p>

<p>toplamını avans olarak öder.</p>

<p>(2) İflasa tabi olmayan borçlular yönünden yukarıda sayılan gider avansı miktarından indirim yapılmasına mahkemece karar verilebilir.</p>

<p><strong>Konkordato gider avansının iadesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra talep edene iade edilir. Talep eden tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir.</p>

<p><strong>Gider avansının ikmal ettirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Tarifeye göre yatırılmış gider avansının yeterli olmadığı yargılama sırasında anlaşılır ise eksik kalan kısım, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 120 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre ikmal ettirilir.</p>

<p><strong>Zaman bakımından uygulama</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tarifedeki gider avansı, 15/3/2018 tarihinden sonra yapılan konkordato taleplerinde uygulanır ve Tarifeye göre alınması gereken gider avansının eksik olduğunun anlaşılması halinde 2004 sayılı Kanunun 285 inci maddesi yollamasıyla 6100 sayılı Kanunun 114 üncü ve 115 inci maddelerine göre işlem yapılır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan tarife</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) 16/8/2025 tarihli ve 32988 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Konkordato Gider Avansı Tarifesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/konkordato-gider-avansi-tarifesi-2026</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/adalet-baf4.webp" type="image/jpeg" length="23659"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Süleyman Demirel Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>31/7/2023 tarihli ve 32265 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 8- (1) Muafiyet ve intibak işlemleri ilgili mevzuat hükümleri ve Üniversite tarafından çıkarılan ilgili yönerge hükümlerine göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 9- (1) Fakülteye kayıtlı katkı payı/öğrenim ücreti ödemekle yükümlü her bir öğrenci, kayıt yapıldığı eğitim-öğretim yılından/yarıyılından başlamak üzere mezun oluncaya kadar her eğitim-öğretim yılı/yarıyılı başlangıcında katkı payını/öğrenim ücretini yatırdıktan sonra, akademik takvimde ilan edilen ders kayıtları süresi içerisinde Üniversite Öğrenci Bilgi Sistemi üzerinden derslerine kayıtlarını yapmak zorundadır.</p>

<p>(2) Ders kaydını belirlenen sürelerde (kayıt ve ekle-sil haftası) mazeretsiz şekilde yapmayan öğrenci o yılda/yarıyılda derslere ve sınavlara giremez, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve öğrencinin kayıt yenilemediği yıl, öğrenim süresinden sayılır. Zamanında kayıt yenileyemeyen öğrenciler, mazeret gerekçelerini ifade eden dilekçe ve belgelerle akademik takvimde belirtilen süreler içinde Dekanlığa başvururlar. Mazeretleri Fakülte Yönetim Kurulu kararı ile kabul edilen öğrenciler ders kaydını yapabilirler.</p>

<p>(3) Öğrenci, akademik takvimde belirtilen ekleme-bırakma tarihlerinde, almak zorunda olduğu dersler hariç olmak üzere OBS üzerinden yeni dersler ekleyebilir veya aldığı dersleri bırakabilir. Seçmeli dersler için ders bırakma işlemi ders ekleme-bırakma tarihlerinde OBS üzerinden yapılamaz. Seçmeli derslerin bırakılması veya değiştirilmesi işlemleri ders ekleme-bırakma tarihlerinin bitimine müteakip üç iş günü içinde öğrencinin dilekçe ile başvurması üzerine Fakülte Yönetim Kurulu onayı ile öğrenci işleri birimi tarafından yapılır.</p>

<p>(4) Ders ekleme-bırakma tarihlerinden sonra OBS üzerinden ders ekleme-bırakma işlemi yapılamaz.</p>

<p>(5) Bir eğitim-öğretim yılında öğrencinin almakla yükümlü olduğu ders kredisi toplamı 60 AKTS’dir. Eğitim-öğretim süresince bir öğrencinin almak zorunda olduğu toplam ders kredisi ise en az 240 AKTS’dir.</p>

<p>(6) Birinci sınıfa yeni kayıt yaptıran öğrenciler aynı zamanda o dönemdeki derslere de kayıt yaptırmış olurlar.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10- (1) Öğrenciler ikinci yıldan itibaren aşağıdaki esaslara göre AKTS kredisi alabilir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) GNO’su 1,99 ve daha az olan öğrencinin bir yıllık ders yükü en fazla 60 AKTS kredisidir.</p>

<p>b) GNO’su 2,00-2,99 arasında olan öğrenciler için ders yükü en fazla 80 AKTS kredisidir.</p>

<p>c) GNO’su 3,00 ve üzerinde olan öğrenciler için ders yükü en fazla 100 AKTS kredisidir.</p>

<p>(2) Üst yıldan/yarıyıldan alınacak derslerin ders programında çakışması halinde öğrenci, bu derslerden birini varsa diğer şubeden alabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 11- (1) Öğrenciler, ilgili yönetim kurulunun uygun göreceği haklı ve geçerli nedenlerle yarıyıl esasına dayalı öğretim planlarında bir defada en az bir, en çok iki yarıyıl; yıl esasına dayalı öğretim planlarında ise bir defada bir yıl kayıt dondurma talebinde bulunabilir.</p>

<p>(2) Öğrenciler öğrenimleri süresince en çok iki yıl veya dört yarıyıl kayıt dondurabilirler. Ancak öğrencinin rahatsızlığının ve tedavi sürecinin devam etmesi durumu ile hükümlü öğrenciler için ilgili yönetim kurulu azami öğrenim süresinden sayılmadan dört yarıyıldan fazla kayıt dondurulabilmesine karar verebilir.</p>

<p>(3) Kayıt donduran öğrenci eğitimine devam edemez, öğrenci kimliği verilmez, verilmişse geri alınır ve izinli olduğu dönemdeki sınavlara giremez.</p>

<p>(4) Kayıt dondurulan süre toplam öğrenim süresine dâhil değildir.</p>

<p>(5) Azami öğrenim süresi sonunda olan öğrenciler, kayıt dondurma talebinde bulunamazlar.</p>

<p>(6) Eksik belge nedeniyle kayıtları geçici olarak yapılan öğrenciler, kesin kayıt işlemi yapılana kadar geçen süre içinde kayıt dondurma talebinde bulunamazlar.</p>

<p>(7) Ağır hastalık, kaza, doğal afetler gibi belgelendirilebilen olağanüstü durumlar dışında kayıt dondurma başvurusu dönemin ilk iki haftası içinde yapılır.</p>

<p>(8) Yedinci fıkrada yer alan olağanüstü durumlar sebebi ile kayıt dondurma talebinin olması durumunda öğrencinin, mazeretinin sona ermesini takip eden ilk beş iş günü içinde belgeleriyle birlikte ilgili birime müracaat etmesi gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin dördüncü ve altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Sınavların yapılacağı yer ve tarihler, Dekanlık tarafından belirlenir ve ilan edilir. Öğrenciler, sınava ilan edilen gün, saat ve yerde girmek; kimlik belgeleri ile istenecek başka belgeleri yanlarında bulundurmak zorundadırlar. Sınavlara geçerli mazereti olmadan katılmayan öğrenci, sıfır not almış sayılır. Öğrencinin girme hakkı bulunmadığı bir sınava girmesi sonucunda aldığı not, ilan edilmiş olsa da iptal edilir.”</p>

<p>“(6) Öğrenci, sınav salonunda ve sınav yerinde görevli öğretim elemanı tarafından yönetilen sınav düzenine uymak zorundadır. Sınav kurallarına ve sınav görevlilerinin uyarılarına uymayan, sınav düzenini bozan, kopya çeken veya kopya çekilmesine yardım edenler ile sınav kâğıtlarının incelenmesinden kopya çektiği ya da kopya çekilmesine yardım ettiği tespit edilen öğrenciler o sınavlardan sıfır almış sayılır. Aynı zamanda bu öğrenciler hakkında, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi uyarınca disiplin işlemi uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Ölçme ve değerlendirmelere ilişkin genel esaslar</p>

<p>MADDE 15- (1) Birimlerde bir dersin başarı notu Senatoca belirlenen mutlak değerlendirme yöntemine göre belirlenir.</p>

<p>(2) Bir dersin değerlendirme yöntemleri aşağıdaki esaslara göre belirlenir:</p>

<p>a) Değerlendirme; dönem içi çalışmaları, dönem sonu sınavı ve bütünleme sınavından oluşur.</p>

<p>b) Sınavlar; muafiyet sınavı, dönem içi çalışmalar, mazeret hakkı, dönem sonu sınavı, bütünleme sınavı, tek ders sınavı ve azami öğrenim süresi sonundaki ek sınavlardır.</p>

<p>c) Dönem içi çalışmalarının ders başarı notuna katkısı en az %20, en çok %50; dönem sonu sınavının katkısı ise en az %50, en çok %80 arasında belirlenir. Dönem içi çalışmaları ile dönem sonu sınavının katkı oranları toplamı %100 olmak zorundadır.</p>

<p>ç) Ders başarı notu, dönem içi çalışmaları ile dönem sonu sınavı veya bütünleme sınavının ağırlıklı ortalaması ile hesaplanır.</p>

<p>d) Değerlendirme yöntemleri, katkı oranları ve başarı ölçütleri, kayıt yenilemelerin başlangıç tarihinden önce öğrencilere ders bilgi paketi üzerinden ilan edilir.</p>

<p>e) 2547 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi kapsamında okutulan derslerde dönem içi çalışmalarının ve dönem sonu sınavının yazılı sınav olarak yapılması zorunludur.</p>

<p>f) Değerlendirilme amacıyla kullanılacak olan öğrenme yönetim sistemi en geç ilgili eğitim-öğretim yılının kayıt yenileme başlangıç tarihinden önce Senato kararı ile belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Yarıyıl sonu sınav sınırı (YSSS), yarıyıl içi etkinlik notları ne olursa olsun öğrencilerin bir dersten koşullu veya doğrudan geçebilmeleri için yarıyıl/yılsonu ve bütünleme sınavında 100 üzerinden belirlenen alt limiti ifade eder. YSSS 45 olarak uygulanır. YSSS altında kalan öğrencilere, notları 38 ve aşağısında ise doğrudan FF, 39 ve üzerinde ise doğrudan FD verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Değerlendirme sonuçlarının ilanı, itirazlar ve düzeltme</p>

<p>MADDE 18- (1) Bir dersin değerlendirme sonuçları, belirlenen süreler içinde sorumlu öğretim elemanı tarafından Öğrenci Bilgi Sistemine girilir.</p>

<p>(2) Öğrenciler dersin değerlendirme sonucuna olan itirazlarını, ilgili dönem içi çalışmalarının, dönem sonu ve bütünleme sınav sonucunun ilan edildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde yazılı olarak iletir. Dersin sorumlu öğretim elemanı konunun kendisine bildirilmesinden itibaren en geç üç iş günü içinde değerlendirme yaparak gerekçeli kararı ilgili birime yazılı olarak bildirir. Not değişikliği ancak birim yönetim kurulunun kararı ile gerçekleştirilir ve öğrenciye duyurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 20- (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde; 2547 sayılı Kanun, Süleyman Demirel Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat hükümleri ile Yükseköğretim Kurulu kararları uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EĞİTİM, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="20689"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bulgaristan Vatandaşlık Dosyasında Hatalardan ve Kaçırılan Sürelerden Nasıl Kaçınılır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bulgaristan-vatandaslik-dosyasinda-hatalardan-ve-kacirilan-surelerden-nasil-kacinilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bulgaristan-vatandaslik-dosyasinda-hatalardan-ve-kacirilan-surelerden-nasil-kacinilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bulgaristan vatandaşlığı almak; Bulgaristan Vatandaşlık Kanunu ile düzenlenen, doğallaşma, soy, yatırım veya özel hizmetler temelinde AB vatandaşı statüsünün elde edildiği idari ve hukuki bir süreçtir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bulgaristan vatandaşlığı başvurusu çoğu kişinin gözüne basit bir idari işlem gibi görünür: listedeki belgeleri topla, kuruma teslim et ve bekle. Ancak pratikte bu; belgenin sadece teslim edilmesinin değil, hukuki normlara ve usul detaylarına uygunluğunun belirleyici olduğu tam teşekküllü bir hukuki süreçtir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Profesyonel hukuki danışmanlık; kritik hatalardan korunmayı, sürelerin takibini и Bulgaristan devlet kurumlarıyla doğru iletişimi sağlar. Özellikle düzenli <a href="https://euvatandas.tr/tr/bulgaria-citizenship/" rel="dofollow">bulgaristan vatandaşlığı sorgulama</a> işlemi (daha doğrusu dosyanızın Adalet Bakanlığı sicilindeki mevcut inceleme statüsünün takibi), kurumdan gelen her türlü talebe zamanında yanıt vermeyi ve idari sürecin otomatik olarak durdurulmasını önlemeyi sağlar.</p>

<h2><a name="_5a76ap1551fz"></a><strong>Hukuki Desteğin Esası</strong></h2>

<p>Uzman bir avukat, devlet kurumlarına başvurmadan çok önce sürece dahil olur и pasaportun teslim alındığı ana kadar süreci yürütür.</p>

<p>● <strong>Kişiye Özel Göç Stratejisinin Geliştirilmesi.</strong> Vatandaşlık süreci; başvuru sahibinin durumunun, hedeflerinin, mevcut hukuki statüsünün и elindeki belgelerin kapsamlı bir analizi ile başlar. Avukat riskleri değerlendirir, her aşamanın gerçekçi sürelerini hesaplar ve adım adım bir eylem planı oluşturur.</p>

<p>● <strong>Hukuki Dayanağın Analizi ve Program Seçimi.</strong> Sadece tek bir ülkede değil, ek bir pasaport almak için çok sayıda yasal yol mevcuttur. Avukat, mevzuatın inceliklerini başvuru sahibine detaylıca açıklar ve mevcut yasal dayanakları analiz eder. Belirli hedeflere ve kaynaklara en uygun ve güvenilir seçeneği belirlemeye yardımcı olarak her yolun artılarını, eksilerini ve risklerini vurgular.</p>

<p>● <strong>Arşiv Taraması ve Hukuki Pozisyonun Oluşturulması.</strong> Reddetme kararlarının ana nedeni; ilk dosyadaki eksiklikler veya teknik uyumsuzluklardır. Avukat her belgeyi denetler, gerekirse ad ve soyadların doğru yazılışına sahip suretlerin temini için devlet ve kurum arşivlerine resmi talepler gönderir.</p>

<p>● <strong>Legalleştirme (Apostil) ve Nitelikli Tercüme.</strong> Apostillerdeki hatalar, harf çevirisi (transliterasyon) uyumsuzlukları veya terimlerin mütercim tarafından yanlış çevrilmesi inceleme sürecini tamamen durdurabilir. Uzman, tüm hukuki ifadelerin doğruluğunu denetler.</p>

<p>● <strong>Bulgaristan Vatandaşlığı Direktörlüğü Mevzuatına Uyum.</strong> Bulgaristan Adalet Bakanlığı’nın güncel standartlarından en ufak bir sapma, dosyanın eksiklerin tamamlanması için iade edilmesine yol açar.</p>

<p>● <strong>Resmi İletişim ve Hakların Korunması.</strong> Avukat, başvuru sahibinin kanuni temsilcisi olarak hareket eder, devlet kurumlarıyla resmi yazışmaları yürütür ve kurumların her türlü talebine derhal yanıt verir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-190.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<h2><a name="_3dwohyu8wfi0"></a><strong>Bulgaristan Vatandaşlık Dosyası Statü Kontrolü: Sadece Web Sitesine Girmek Yeterli Değildir</strong></h2>

<p><strong>Başvuru inceleme sürecinin takibi, sıklıkla telafisi zor hataların yapıldığı en kritik aşamalardan biridir.</strong></p>

<p>Başvurunun ardından başvuru sahibine, Vatandaşlık Direktörlüğü portalı üzerinden çevrim içi statü kontrolü yapabilmesi için bir kayıt numarası ve PIN kodu verilir. Ancak bu sistemler durumları yalnızca Bulgarca ifadelerle gösterir ve deneyimsiz bir kişinin bunları yanlış yorumlaması oldukça kolaydır.</p>

<p><strong>Sistemdeki Statü:</strong></p>

<p>● <strong>«Констатирани нередовности»</strong><br />
<i>Ne Anlama Gelir</i>: Dosyada hatalar veya eksik belgeler tespit edilmiştir. Bunların düzeltilmesi için 2 aylık kesin bir süre tanınır.<br />
<i>Avukatın Rolü</i>: Avukat, uyarının içeriğini derhal netleştirir, eksik belgeleri temin eder ve son başvuru tarihi dolmadan kuruma iletir.</p>

<p>● <strong>«Задържан / Прекратена»</strong><br />
<i>Ne Anlama Gelir</i>: İhlaller zamanında giderilmediği için idari süreç durdurulmuştur.<br />
<i>Avukatın Rolü</i>: Avukat nedenleri analiz eder, resmi başvurularda bulunur veya usul ihlallerine karşı itiraz eder.</p>

<p>● <strong>«Konsolosluk Aracılığıyla Başvuru»</strong><br />
<i>Ne Anlama Gelir</i>: Diplomatik temsilcilikler üzerinden yapılan başvurularda dosya numarası hemen değil, ancak evraklar Sofya’ya ulaştıktan sonra verilir.<br />
<i>Avukatın Rolü</i>: Avukat, dosyanın 6–12 ay boyunca gözden kaybolmaması için Sofya’da atanan numaranın takibine yardımcı olur.</p>

<p><i>Hukuki danışmanlık; dosyanın mevzuata tam uygun olarak ilerlemesini ve başvuru sahibinin, teknik eksikliklerin giderilmesi için verilen 2 aylık pencereyi kaçırması sebebiyle yıllarını kaybetmemesini garanti eder.</i></p>

<h2><a name="_b1on1k6aisd"></a><strong>Profesyonel Hukuki Danışmanlığın Sonucu</strong></h2>

<p>Danışmanlık hizmeti size en önemli şeyi sağlar: AB bürokratik sistemiyle tek başınıza mücadele etmek zorunda kalmadan, dosyanızın hukuki güvenliğini ve sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesini.</p>

<p>Sonuç olarak, minimum çaba ile güçlü bir ek statü elde edersiniz. Bulgaristan pasaportu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için yeni haklar ve fırsatlar sunar:</p>

<p>● <strong>Dünya Genelinde Yaşam ve Seyahat Özgürlüğü.</strong> 170’ten fazla ülkeye (Schengen bölgesi dahil) vizesiz veya kolaylaştırılmış giriş imkanı; özel oturum veya çalışma iznine ihtiyaç duymadan herhangi bir AB ülkesinde serbestçe yaşama, çalışma veya iş kurma hakkı.</p>

<p>● <strong>Avrupa Finansal Araçları.</strong> Güvenilir AB bankalarına doğrudan erişim, sermaye kısıtlaması olmadan serbest uluslararası transferler, gerçek ve tüzel kişiler için hesap açılışı, ayrıca Avrupa Birliği faiz oranlarıyla kredi ve ipotek (ipotekli konut kredisi) imkanları.</p>

<p>● <strong>Aile İçin Güvenlik ve Gelecek.</strong> Avrupa’nın önde gelen üniversitelerinde ücretsiz veya indirimli eğitim hakkı, AB standartlarında kaliteli sağlık hizmetleri, kişisel ve mülkiyet güvenliğine ilişkin yüksek garantiler.</p>

<p>● <strong>Yasallık ve Mevcut Vatandaşlığın Korunması.</strong> Türk pasaportunuzu koruyarak, Bulgaristan mevzuatına tam uyum içinde şeffaf süreç takibi ve AB vatandaşlığı statüsünü çocuklarınıza devretme imkanı.</p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bulgaristan-vatandaslik-dosyasinda-hatalardan-ve-kacirilan-surelerden-nasil-kacinilir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/bulgaristan-vatandaslik.jpg" type="image/jpeg" length="56231"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Süleyman Demirel Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Yabancı Dil Hazırlık Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-yabanci-diller-yuksekokulu-yabanci-dil-hazirlik-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-yabanci-diller-yuksekokulu-yabanci-dil-hazirlik-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süleyman Demirel Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Yabancı Dil Hazırlık Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Süleyman Demirel Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ YABANCI DİLLER YÜKSEKOKULU YABANCI DİL HAZIRLIK EĞİTİM-ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>1/12/2016 tarihli ve 29905 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Süleyman Demirel Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Yabancı Dil Hazırlık Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“ı) Yeterlik sınavı: Öğrencilerin kayıtlı oldukları program için gerekli yabancı dil düzeyine sahip olup olmadıklarını belirlemek amacıyla okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerileri ile dil kullanımını ölçen sınavı,”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları veya eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarında; alanı bir yabancı dil olan ve yabancı dilde eğitim verilen programların hazırlık sınıfları için 100 tam puan üzerinden en az 80 puan, derslerin tamamı %100 yabancı dilde olan programların hazırlık sınıfları için en az 70 puan, kısmen yabancı dilde eğitim veren programların hazırlık sınıfları için en az 60 puan veya dengi puanın alınması gerekir. Bu sınavların dört temel dil becerisini (okuma, yazma, dinleme, konuşma) kapsaması esastır. Dört temel dil becerisini kapsamayan, yalnızca okuma ve dil bilgisi (gramer) ölçen sınavlardan alınan puanlar, yeterlik sınavının yalnızca dil kullanımı bölümü için eşdeğer kabul edilir. Sınavı yapan kurum tarafından belirlenen sınav geçerlilik süresinin sona ermemiş olması gerekir. Sınavın geçerlik süresinin belli olmaması halinde, karar Yüksekokul Yönetim Kurulu tarafından verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 13- (1) Hazırlık eğitimi süresince öğrencilerin disiplin iş ve işlemlerinde 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Zorunlu yabancı dil derslerinden muafiyet sınavı yılda bir kez Yüksekokulca belirtilen tarihte yapılır ve bu sınavdan geçme koşulları Süleyman Demirel Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğine göre belirlenir. Sınava girmeyen öğrenciler zorunlu yabancı dil derslerini almak ve sınavlarını başarmak zorundadırlar.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükmü</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 3- (1) 2023-2024 eğitim-öğretim yılından önce Üniversitede hazırlık eğitimini anılan dönemde geçerli mevzuat hükümlerine göre başarı ile tamamlayan İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin yatay geçişlerinde, 5 inci maddenin ikinci fıkrası ile 9 uncu maddenin beşinci fıkrasında yer alan 70 puan şartı aranmaz. Bu öğrenciler hazırlık eğitiminden muaftır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü yürütür</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-yabanci-diller-yuksekokulu-yabanci-dil-hazirlik-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="60022"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Basit Konaklama Tesisleri ile Plaj İşletmelerinin Belgelendirilmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/basit-konaklama-tesisleri-ile-plaj-isletmelerinin-belgelendirilmesine-iliskin-yonetmelikte-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/basit-konaklama-tesisleri-ile-plaj-isletmelerinin-belgelendirilmesine-iliskin-yonetmelikte-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Basit Konaklama Tesisleri ile Plaj İşletmelerinin Belgelendirilmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kültür ve Turizm Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>BASİT KONAKLAMA TESİSLERİ İLE PLAJ İŞLETMELERİNİN BELGELENDİRİLMESİNE İLİŞKİN YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 25/9/2021 tarihli ve 31609 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Basit Konaklama Tesisleri ile Plaj İşletmelerinin Belgelendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 7 nci maddesine yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“(8) Basit konaklama turizm işletme belgesi, ölüme bağlı tasarruf veya miras yoluyla intikal haricindeki nedenlerle devredilemez. Aksi durumun tespiti halinde Kanunun 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi hükümleri valilik tarafından uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğe 8 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Basit konaklama tesislerinin asgari nitelikleri</p>

<p>MADDE 8/A- (1) Basit konaklama tesislerinde aşağıdaki nitelikler aranır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) Kapasitesi 25 oda ve üzeri olan tesislerin girişinde resepsiyon bulunur.</p>

<p>b) Tesiste yiyecek ve içecek servisi yapılması halinde malzemeler; saklama ve servis anında bozulmalarını önleyecek biçimde, uygun ısıda muhafaza edilir.</p>

<p>c) Tesiste ilk yardım malzemeleri bulundurulur ve ilk yardım sertifikalı personel istihdam edilir.</p>

<p>ç) Tesislerin temizlik ve bakımları düzenli olarak sağlanır. Haşere ile düzenli mücadele yürütülür.</p>

<p>d) Yüzme havuzu bulunması halinde; yüzme havuzunun zemin ve duvarları uygun ve nitelikli malzeme ile kaplı olması, çevresinde taşma oluğu veya aynı fonksiyonu yapan benzer sistemin olması, suyunun devamlı temizliğini sağlayan filtrasyon ve dezenfeksiyon sisteminin bulunması, çevresinde ve güneşlenme alanlarında kaymayı önleyici zemin kaplamasının ve düzenlemesinin bulunması, içinde emniyet basamaklarının olması, derinliğin değiştiği her kademede ölçünün olması, çocuklar için en fazla elli santimetre derinlikte ayrı bir havuzun bulunması, havuz kullanım kurallarının yer aldığı Türkçe ve en az iki yabancı dilde belirtildiği levhanın bulunması, soyunma kabininin ve duşun olması, en az iki tane olmak üzere tesisteki havuz sayısı ve büyüklükleri dikkate alınarak yeterli sayıda sertifikalı cankurtaranın bulunması gerekir. Müşterilerin önceden bilgilendirilmesi şartıyla pazarlama ve işletme politikası gereği sadece on iki yaş ve üzeri müşteri kabul eden konaklama tesislerinde çocuk havuzu şartı aranmaz. Ancak bu tesislerin, söz konusu pazarlama ve işletme politikasını değiştirmeleri durumunda anılan politikaları uygulamaya geçmeden önce çocuk havuzu yapmaları zorunludur.</p>

<p>e) Yüzme amaçlı kullanılmayan; kaydırak, şelale, dalga havuzu ve benzeri eğlence amaçlı su aktivitelerinin gerçekleştirildiği havuz ve düzenlemelerin bulunması durumunda eğlence havuzunun faal olduğu zamanlarda düzeni ve emniyeti sağlamakla görevli personel bulundurulur. Eğlence havuzunun çevresinde kaymayı önleyici zemin kaplamasının bulunması, suyunun devamlı temizliğini sağlayan sistemin olması ve havuz kullanım kurallarının Türkçe ve en az iki yabancı dilde belirtildiği levhanın bulunması aranır.</p>

<p>f) Yatak odalarında; standartlara uygun yatak, kişi başı bir yastık, yastık kılıfı, el ve banyo havlusu, çarşaf, iklim koşullarına göre pike veya yorgan, yatak başucu sehpası veya benzeri düzenleme, genel aydınlatma, doğal havalandırma, priz, çöp kutusu, elbise dolabı veya benzeri düzenleme, perde veya benzeri düzenleme bulunur. Oda kapılarında elektronik kilidin bulunmaması halinde ilave kilit sistemi yapılır. Banyolarda; suyun yayılımını engelleyici eşik veya benzeri düzenleme ile duş kabini veya duş perdesi, vitrifiye, armatür, batarya, duş donanımı, ayna, çöp kutusu ve sabun bulundurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasına “bu belgelere sahip olan tesislerin denetimleri,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Bakanlık kontrolörleri ile” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“(1) Plaj işletmelerinin ve basit konaklama tesislerinin bu Yönetmelikteki nitelikleri sağlaması zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 2 nci maddesi ile eklenen 8/A maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (d), (e) ve (f) bentleri 1/11/2026 tarihinde,</p>

<p>b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Kültür ve Turizm Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/basit-konaklama-tesisleri-ile-plaj-isletmelerinin-belgelendirilmesine-iliskin-yonetmelikte-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/resmi/kultur-ve-turizm-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="63404"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82727"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nafaka Ödemeyen Eşe Karşı İcra ve Şikayet Yolları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/nafaka-odemeyen-ese-karsi-icra-ve-sikayet-yollari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/nafaka-odemeyen-ese-karsi-icra-ve-sikayet-yollari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mahkeme nafakaya hükmetti ama ödeme gelmiyor mu? O zaman şunu bilin: nafaka, kanun koyucunun en sıkı koruduğu alacaklardan biridir. <strong>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi</strong>, nafaka yükümlülüğünü ihlal eden borçlu için <strong>3 aya kadar tazyik hapsi</strong> öngörür, yani ödememenin yaptırımı yalnızca haciz değil, özgürlüğü kısıtlayan bir tedbire kadar uzanır.</p>

<p>Üstelik nafaka alacaklısının elindeki araçlar bununla sınırlı değil: <strong>maaş, emekli maaşı ve mal varlığı haczi</strong> de devrededir. Bu yazıda, nafaka ödemeyen eski eşe karşı hangi adımı hangi sırayla atacağınızı, kritik süreleri ve Yargıtay’ın aradığı şartları adım adım anlatıyoruz.</p>

<p><strong>Nafaka Alacağı Neden “Sıradan Borç” Değildir?</strong></p>

<p>Nafaka, geçimi doğrudan ilgilendirdiği için kanunda <strong>öncelikli alacak</strong> olarak korunur. Sıradan bir borçta uygulanamayan araçlar, örneğin emekli maaşından kesinti veya ödememenin hapisle karşılanması, nafakada devrededir. Bu ayrıcalık, çocuk için ödenen <strong>iştirak nafakasında</strong> da, boşanma sonrası <strong>yoksulluk nafakasında</strong> da geçerlidir.</p>

<p>Somut örnek: Bahçelievler’de yaşayan Derya’ya boşanma kararıyla birlikte çocuğu için aylık iştirak nafakası bağlandı; eski eşi ilk 2 aydan sonra ödemeyi kesti. Derya’nın yapabileceği şey beklemek değil, çünkü nafaka alacağı <strong>her ay yeniden doğar</strong> ve her ödenmeyen ay için ayrı ayrı takip ve şikayet hakkı işler. Boşanma devam ederken hükmedilen <strong>tedbir nafakası</strong> için bile aynı koruma uygulamada kabul edilir;</p>

<p><strong>Adım 1: İcra Takibi Başlatın</strong></p>

<p>İlk adım, mahkeme kararına (ilama) dayanarak icra dairesinde <strong>ilamlı icra takibi</strong> açmaktır. Takipte hem <strong>birikmiş nafaka borcunu</strong> hem de takipten sonra <strong>işleyecek aylık nafakaları</strong> birlikte talep edebilirsiniz, böylece her ay yeni takip açmanız gerekmez. Borçluya gönderilen icra emrinde ödeme için <strong>7 günlük süre</strong> bulunur.</p>

<p>Hangi ayların ödendiğini gösteren dekont ve kayıtları düzenli tutmak, takip ve şikayet aşamasında işinizi çok kolaylaştırır.</p>

<p>Şöyle bir soru sorun kendinize: “Elimde hangi belgeler var?” Nafakaya hükmeden <strong>kararın aslı veya onaylı örneği</strong>, varsa ödenen ayların dekontları ve borçlunun bildiğiniz adres-işyeri bilgileri takibi hızlandırır. Ödemelerin elden yapıldığı iddiası sık görülür; bu yüzden alacaklıysanız ödemelerin <strong>banka kanalıyla ve açıklamalı</strong> yapılmasında ısrar edin.</p>

<p><strong>Adım Adım Süreç</strong></p>

<p><strong>1. İlamlı icra takibi açın:</strong> Nafaka kararıyla icra dairesine başvurun; birikmiş + işleyecek nafakaları birlikte isteyin</p>

<p><strong>2. İcra emri tebliğ edilir:</strong> Borçlunun ödeme için 7 günü vardır</p>

<p><strong>3. Ödeme gelmezse haciz isteyin:</strong> Maaş, emekli maaşı, banka hesabı, araç ve taşınmazlar için haciz talep edin</p>

<p><strong>4. Aylık nafaka yine ödenmiyorsa şikayet:</strong> İcra ceza mahkemesinden tazyik hapsi talep edin</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Adım 2: Ödemezse Tazyik Hapsi Şikayeti</strong></p>

<p>İcra takibine rağmen ödeme yapılmıyorsa devreye en caydırıcı araç girer: <strong>İİK m. 344 uyarınca tazyik hapsi</strong>. İcra ceza mahkemesine yapılan şikayet üzerine, nafaka yükümlülüğünü ihlal eden borçlu hakkında <strong>3 aya kadar</strong> tazyik hapsine karar verilebilir.</p>

<p><strong>Tazyik Hapsinin Şartları</strong></p>

<p>• <strong>Kesinleşmiş icra takibi:</strong> Önce takip açılmış ve icra emri tebliğ edilmiş olmalı</p>

<p>• <strong>İşleyen aylık nafaka borcu:</strong> Yargıtay yerleşik uygulamasına göre şikayet tarihi itibarıyla ödenmemiş en az 1 aylık güncel nafaka bulunmalı</p>

<p>• <strong>Süresinde şikayet:</strong> Ödememenin öğrenilmesinden itibaren 3 ay, her hâlde 1 yıl içinde başvurulmalı</p>

<p>Buradaki en kritik ayrıntı şu: tazyik hapsi <strong>geçmişte birikmiş borç için değil, işleyen aylık nafaka için</strong> uygulanır. Örneğin “Eski eşim 2 yıl önceki borcu ödemiyor, hapisle zorlayabilir miyim?” Yargıtay uygulamasında cevap hayır, eski dönem borcu haciz yoluyla tahsil edilir; hapis yaptırımı, şikayet tarihine yakın dönemde <strong>güncel nafakanın ödenmemesi</strong> hâlinde gündeme gelir. Bu yüzden şikayeti geciktirmeden, <strong>3 aylık süre</strong> içinde yapmak belirleyicidir.</p>

<p>Bir yanılgıyı da düzeltelim: tazyik hapsi bir <strong>cezalandırma değil, ödemeye zorlama</strong> aracıdır. Borçlu birikmiş güncel nafakayı öderse hapis uygulanmaz veya derhâl sona erer, amaç, nafakanın düzenli akmasını sağlamaktır.</p>

<p><strong>Maaş, Emekli Maaşı ve Mal Varlığı Haczi</strong></p>

<p>Nafakanın ayrıcalığı en net haciz aşamasında görülür. Normal bir borçta maaşın ancak <strong>dörtte biri</strong> haczedilebilirken, <strong>işleyen aylık nafaka</strong> öncelikli olarak ve ayrıca kesilir; birikmiş nafaka alacağı için ise dörtte bir sınırı içinde ek kesinti yapılır.</p>

<p>Hangi haciz yolunun önce işletileceği, borçlunun gelir ve mal varlığına göre dosya bazında planlanır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Gelir / Mal Varlığı</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Nafaka Borcunda Durum</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Maaş (işleyen nafaka)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Aylık nafaka tutarı öncelikli olarak tamamen kesilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Maaş (birikmiş nafaka)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Dörtte bir sınırı içinde kesinti yapılır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Emekli maaşı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Normalde haczedilemezken nafaka borcu istisnadır, kesinti yapılabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Banka hesabı, araç, taşınmaz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel hükümlere göre haczedilip satışı istenebilir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Emekli maaşı kural olarak borçlunun rızası olmadan haczedilemez; ancak <strong>nafaka borcu bu kuralın kanuni istisnasıdır</strong>. Yani “emekliyim, maaşıma dokunulamaz” savunması nafaka alacağı karşısında geçerli değildir.</p>

<p>Peki borçlu kayıt dışı çalışıyorsa? Bu durumda haciz, <strong>banka hesapları, araçlar ve taşınmazlar</strong> üzerinden yürütülür; gerekirse borçlunun üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına da gidilir. Görünürde geliri olmayan borçlu için tazyik hapsi şikayeti çoğu zaman en etkili baskı aracı olarak öne çıkar.</p>

<p><strong>Anlaşma Kapısı: Ödeme Taahhüdü ve Kalıcı Çözüm</strong></p>

<p>Her dosya çekişmeyle bitmek zorunda değil. İcra baskısı başladıktan sonra borçlular çoğu zaman masaya oturur; icra dairesinde <strong>ödeme taahhüdü</strong> verilmesi veya avukatlar aracılığıyla yapılandırılmış bir <strong>ödeme planında anlaşılması</strong> mümkündür. Alacaklı açısından düzenli akan makul bir plan, yıllarca sürecek haciz-şikayet döngüsünden çoğu zaman daha değerlidir.</p>

<p>Şunu da unutmayın: borçlunun gelir durumu gerçekten köklü biçimde değiştiyse doğru yol ödememek değil, <strong>nafakanın uyarlanması (indirim) davası</strong> açmaktır. Taraflardan biri sizseniz, arabulucu kimliği de bulunan bir avukatla <strong>müzakere yoluyla kalıcı çözüm</strong> aramak, iki taraf için de yıpratıcı süreci kısaltabilir.</p>

<p><strong>Sıkça Sorulan Sorular</strong></p>

<p><strong>Kaç ay ödenmeyince şikayet edebilirim?</strong></p>

<p>Yargıtay uygulamasında şikayet tarihi itibarıyla <strong>ödenmemiş 1 aylık güncel nafaka</strong> yeterlidir; aylarca birikmesini beklemeniz gerekmez. Süre yönünden ödememeyi öğrendiğiniz tarihten itibaren <strong>3 ay</strong> içinde başvurmalısınız.</p>

<p><strong>Eski eşim hapse girerse borç silinir mi?</strong></p>

<p>Hayır. Tazyik hapsi borcu ortadan kaldırmaz; <strong>haciz yoluyla tahsil</strong> ayrıca devam eder. Tersine, borçlu güncel nafaka borcunu öderse hapis uygulanmaz veya sona erer.</p>

<p><strong>Nafaka alacağı zamanaşımına uğrar mı?</strong></p>

<p>Mahkeme kararına bağlanmış alacaklar için genel kural <strong>10 yıllık zamanaşımıdır</strong>; işleyen nafaka ise her ay yeniden doğar. Yine de hakkın zayıflamaması için takibi geciktirmemek en güvenli yoldur.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Nafaka <strong>öncelikli alacaktır</strong>: emekli maaşından bile kesinti yapılabilir, işleyen aylık nafaka maaştan tam olarak kesilir.</p>

<p>- İlk adım <strong>ilamlı icra takibidir</strong>; birikmiş ve işleyecek nafakaları tek takipte isteyin.</p>

<p>- Güncel aylık nafaka ödenmiyorsa <strong>İİK m. 344 şikayetiyle 3 aya kadar tazyik hapsi</strong> istenebilir; şikayet süresi 3 aydır.</p>

<p>- Tazyik hapsi <strong>işleyen nafaka</strong> içindir; eski birikmiş borç haciz yoluyla tahsil edilir.</p>

<p>- Ödeme taahhüdü ve müzakereyle <strong>kalıcı bir ödeme planı</strong> kurmak, çoğu dosyada en hızlı çözümdür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/nafaka-odemeyen-ese-karsi-icra-ve-sikayet-yollari-1</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/bosanma-jnafaka.jpg" type="image/jpeg" length="29019"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RÜŞVET SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANAN SANIĞIN TAŞINMAZLARININ MÜSADERE EDİLMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-tasinmazlarinin-musadere-edilmesi-mumkun-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-tasinmazlarinin-musadere-edilmesi-mumkun-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[RÜŞVET SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANAN SANIĞIN TÜM TAŞINMAZLARININ MÜSADERE EDİLMESİ MÜLKİYET HAKKININ İHLAL EDİLMESİ SONUCUNU DOĞURUR MU? (AİHM ve YARGITAY KARARLARI ARASINDAKİ FARKLILIKLAR)]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Ceza Kanunu'nda rüşvet suçu 252. maddede düzenlenmiştir. Bu maddeye göre rüşvet suçu genel olarak; görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla bir kamu görevlisine veya göstereceği bir kişiye menfaat sağlanması veya ilgili kamu görevlisinin menfaat sağlanması olarak tanımlanmaktadır. Rüşvet almak ve vermek olmak üzere farklı fiillerin öngörüldüğü bu suç faillerin karşılıklı serbest iradeleri örtüştüğünde yani rüşvet anlaşması akdedildiğinde işlenmiş sayılmaktadır.</p>

<p>Rüşvet suçunda Etkin Pişmanlık müessesesi ise TCK'nın 254. maddesinde düzenlenmiştir. TCK 254 şu şekildedir:</p>

<p><i>(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet alan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, rüşvet konusu şeyi soruşturmaya yetkili makamlara aynen teslim etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Rüşvet alma konusunda başkasıyla anlaşan kamu görevlisinin durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce durumu yetkili makamlara haber vermesi halinde de hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.</i></p>

<p><i>(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet veren veya bu konuda kamu görevlisiyle anlaşmaya varan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.</i></p>

<p><i>(3) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet suçuna iştirak eden diğer kişilerin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.</i></p>

<p><i>(4) (Ek: 26/6/2009 – 5918/4 md.) Bu madde hükümleri, yabancı kamu görevlilerine rüşvet veren kişilere uygulanmaz.</i></p>

<p>Bu açıklanan haller söz konusu olduğunda sanıklar hakkında rüşvet suçundan etkin pişmanlık nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir. Esasen bakıldığında kanunumuzun örnek olarak alındığı Alman Ceza Kanunu'nda sadece rüşvet alan yönünden cezasızlık hali öngörülmüş ancak rüşvet veren yönünden öngörülmemiştir. Alman Ceza Kanunu'nunda rüşvet suçu 331 ile 335. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanunun 331. maddesinin 3. fıkrası "Fail, kendisi tarafından talep edilmiş olmayan bir yararı, vaat ettirir veya alırsa ve yetkili makam, yetkisi çerçevesinde olmak üzere, yararın alınmasına önceden izin vermiş olur veya, fail tarafından gecikmeksizin yapılan ihbar üzerine, yararın alınmasına izin verirse, fail birinci fıkraya göre cezalandırılmaz." şeklindedir. Buna göre kamu görevlisinin söz konusu yararın alınmasına yetkili makam tarafından izin verilmesi, bu suçu oluşturmayacaktır. Bu bakımdan Alman hukukundaki işleyiş hukukumuzdaki işleyişten farklılık göstermektedir.</p>

<p>TCK da rüşvet suçu; kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlardan kabul edildiğinden dolayı, malvarlığına karşı işlenen suçlarda <i>(hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs, karşılıksız yararlanma)</i> olduğu gibi etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için zararın karşılanması şartının sağlanması gerekmemektedir. Dolayısıyla suçun tamamlanması sonucu tarafların mal varlığında artış meydana gelmesi durumunda etkin pişmanlıktan yararlanmak için suçtan elde edildiği değerlendirilen malvarlığının müsadere edilmesine gerek yoktur. Bu doğrultuda müsadere kararının ayrıca verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>765 sayılı TCK döneminde; müsadere kararı verilebilmesi için, mahkûmiyet kararı verilmesi zorunlu olmasına rağmen 5237 sayılı TCK da bu şekilde bir zorunluluğa gerek duyulmamıştır. Nitekim <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 13.11.2019 tarihli 2019/6671 E. 2019/10659 K. Sayılı ilamı</a>nda muhalif üyenin karşı oy yazısının</strong> gerekçesinde bu konu şu şekilde açıklanmıştır; <i>" 765 sayılı TCK'nın 36. maddesindeki "Mahkumiyet halinde cürüm veya kabahatte kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya fiilin irtikabından husule gelen eşya fiilde methali olmayan kimselere ait olmamak şartiyle mahkemece zabıt ve müsadere olunur." şeklindeki hüküm uyarınca bu Kanun kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olduğu, ancak 5237 sayılı TCK'nın eşya müsaderesini düzenleyen 54. maddesindeki "İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur." biçimindeki hüküm ile kazanç müsaderesini düzenleyen 55. maddesindeki "Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir." şeklindeki hükme göre 5237 sayılı TCK kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim; ön ödeme, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, etkin pişmanlık, özel af, şahsi cezasızlık halleri ve karşılıklı hakaret hallerinde mahkûmiyet hükmü kurulamamasına rağmen müsadere kararı vermek mümkündür. CMK'nın 256/1. maddesinde yer alan "Müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir." şeklindeki düzenleme Kanunun müsadere için mahkûmiyet kararının varlığını aramadığı gibi kamu davası açılmayan hallerde dahi müsaderenin mümkün olduğunu hüküm altına almıştır. CMK 256. maddede usulü gösterilen müsadere bizatihi yasak eşya ile ilgili değildir. Zira, bizatihi yasak olan eşya ile ilgili müsadere usulü CMK'nın 259. maddesinde düzenlenmiştir. "</i></p>

<p><strong>RÜŞVET SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANAN SANIĞIN TÜM TAŞINMAZLARININ MÜSADERE EDİLMESİ MÜLKİYET HAKKININ İHLAL EDİLMESİ SONUCUNU DOĞURUR MU?</strong></p>

<p>Öncelikle belirtmeliyiz ki; bu hususta <strong>AİHM ile Yargıtay kararları taban tabana ters düşmektedir.</strong> Şöyle ki; AİHM ihlal tespiti yaparken tarafların <strong>kısa sürede yasal gelirle elde edilmesi mümkün olmayacak kadar çok malvarlığının elde edilmiş olup olmaması kriterini</strong> göz önünde bulundurulmaktadır. Mahkeme, 26/06/2018 tarihli TELBİS ve VİZİTEU/ROMANYA kararına konu olayda; başvurucuların Romanya’da devlet hastanesinde doktor olarak çalışan S.T.’nin eşi, kızı ve yeğeni olduğu yargılamada S.T.’nin görevini icra ederken 291 kez rüşvet aldığı tespit edilmiş ve bu kapsamda başvuranların birtakım malvarlıklarına el konulmuştur. Yapılan yargılama sonucunda S.T. Rüşvet suçundan suçlu bulunmuş ve soruşturma aşamasında el konulan malvarlıklarının müsaderesine karar verilmiştir. Başvuranlar haklarında bir mahkûmiyet kararı olmaksızın mülklerinin müsadere edilmesinden ve S.T. hakkında yapılan yargılamaya kendilerinin müdahil olarak eklenmediklerinden hareketle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Mahkeme burada yine önceki içtihatlarına da atıf yaparak yolsuzluk, kara para aklama ve uyuşturucu suçları gibi ciddi cezai suçlarla bağlantılı mülklerin, önceden cezai bir mahkûmiyet olmaksızın müsadere edilmesini teşvik eden ortak Avrupa ve hatta evrensel yasal standartların mevcut olduğunu gözlemlemiştir. Bununla birlikte, müsaderenin yalnızca doğrudan suç işleyen kişilere değil, aynı zamanda suçtan elde edilen malvarlığının yasal kökenini gizlemek amacıyla iyi niyet olmaksızın bu mülklerin mülkiyetini elde etmiş olan üçüncü kişilere de uygulanabileceğini ifade etmiştir. Mahkeme S.T. ile ilgili ceza yargılamasına başvuranların kendilerinin müdahil olabileceklerini, iç hukuktaki yasal düzenlemenin buna engel olmadığını ve başvuranları resen dahil etme gibi bir durumun da söz konusu olmadığını belirtmiştir. S.T. hakkındaki yargılamada müsadere edilen mülklerin başvuranlara ait olduğu makul bir şekilde ortaya konulamadığı gibi başvuranların yasal olarak o denli bir mülkü elde etme olanaklarının olmadığı ve haricen bir gelirlerinin de bulunmadığı tespit edilmiştir. En nihayetinde Mahkeme müdahalenin keyfilik barındırmadığını, yerel mahkemeler tarafından, söz konusu varlıkların yasa dışı kökenli olma ihtimalinin yüksek olması ve başvuranların bunun aksini kanıtlayamamalarından hareketle müdahalenin orantılı olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. AİHM bu kararında geniş kapsamlı bir müsadere işleminin uygulanması noktasında kamu hizmetinde yolsuzlukların önlenmesi ve ortadan kaldırılmasının önemini ortaya koymuş ve kamu düzeni vurgusu yapmıştır.</p>

<p>AİHM'in bu kararı, mahkemenin devletlerin varsayımlara dayanarak el koyma ya da müsadere uygulamasını makul gördüğüne işaret etmekteyken Yargıtay aksine, sanığın malvarlığının kaynağına ilişkin makul ve ikna edici bir açıklama yapamamasından hareketle müsadere edilmesinin hukuka aykırı olduğu yönünde kararlar vermektedir.</p>

<p><strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10/02/2022 tarihli 2020/103 E. 2022/83 K. Sayılı ilamında;</strong><i> " Sanığın, malvarlığını kanuna veya genel ahlaka uygun olarak edindiğini veya yaptığı harcamaların sosyal yaşantısına uygun olduğunu ispat etmesi gerektiği anlaşılmakta ise de ispat yükünün sanığa bırakılmasının ceza hukukunun genel ilkelerine aykırı olduğu, ceza muhakemesi hukuku açısından muhakemeye katılan hiçbir tarafa ispat külfeti yüklenmediği, ceza muhakemesinin amacının maddi gerçeğe ulaşmak olduğu ve bu amaç doğrultusunda mahkemenin re'sen yapacağı araştırmanın neticesinde toplanacak deliller değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerektiği, ,,,, 3628 sayılı Kanun'un 4. maddesinde sanığa yüklenen ispat külfetinin sanığın gelirleri ve giderlerinin hangi kalemlerden oluştuğu hususunda adli makamlara bildirimde bulunmasından ibaret olduğu, sanığın haksız mal edinmediğinin, itham edildiği suçu işlemediğinin ispatı noktasında sanığa bir külfetin yüklenemeyeceği, sanığın gelirlerini oluşturan kalemleri bildirmesinden sonra maddi gerçeğin ortaya çıkartılması adına sanık tarafından bildirilen gelirlerin ve giderlerin doğruluğunun denetimi ile malların kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlanıp sağlanmadığı veya ilgilinin yaptığı harcamalardaki artışların sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olup olmadığı hususlarının denetiminin mahkeme tarafından yapılacağı, sanığa yüklenen ispat külfetinin, mahkemenin gerekli araştırmayı resen yapma görevini ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir. "</i></p>

<p><strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17/01/2019 tarihli 2014/284 E. 2019/19 K. Sayılı ilamında;</strong> <i>" Mahkemece, sanığın gelirlerinin nelerden oluştuğuna yönelik olarak dosyaya sunduğu (makbuzlar, tapu kayıtları, dekontlar, hesap dökümleri, ekstreler, vekaletname, bordrolar, bildirimler, formlar, bilgi notları, tablolar, listeler ve araç tescil belgeleri vb.) tüm bilgi ve belgeler ile sanığın savunmasında belirttiği gelirlerine ait kaynaklara ilişkin araştırma yapılarak, sunulan belgelerin ve savunulan malvarlığı kaynaklarının doğruluğunun denetlenmesi, özellikle sanığın her yıl düzenli fındık geliri olup olmadığı hususunun mahallince araştırılması, yapılan araştırmalar sırasında tesadüfen öğrenilen sanığa ait gelir ve giderlere ilişkin bilgilerin tespiti ve denetimi sağlandıktan sonra malvarlığının Kanun'a veya genel ahlaka uygun olarak sağlanıp sağlanmadığının veya geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar yapılıp yapılmadığı hususlarının resen araştırılması sonucu elde edilen bilgilerle birlikte yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan niteliklere sahip bilirkişi heyetine inceleme yaptırılması gerektiğinden hareketle "</i></p>

<p><strong>Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 27/05/2021 tarihli 2019/11114 E. 2021/4477 K. Sayılı ilamında; </strong><i>" sanığın malvarlığına dahil edildiğinin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması bakımından; sanığın hesabına yatırılan ve örgüte ait olduğu kabul edilen paraların sanık tarafından çekilip çekilmediğinin gerekirse banka evrakları üzerinde imza incelemesi de yaptırılmak suretiyle saptanmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde müsadere kararı verilmesi "</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2019/5397 E. 2020/5512 K. Sayılı ilamında;</strong> <i>" sanıklar ve müdafilerinin bu varlıkların kaynağına ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapamadıklarının tespit ve kabul edilmiş olmasına göre; 2015 yılı itibarıyla hesaplarda bulunan ve müsadere edilen paraların, örgüte ait olduğu kabul edilen paralarla ilgili 2014 yılındaki işlemlerle olan bağlantısının araştırılıp bilirkişiden alınacak ek rapor ile tespit edilmesinden sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde müsadere kararı verilmesi "</i></p>

<p><strong>SONUÇ OLARAK; </strong>kararlardan anlaşıldığı kadarıyla Yargıtay, değerlendirme yaparken yargı organlarının objektif bakış açısına dayanan keyfiyetten uzak hükümler tesis etmesini amaçlamaktadır. Ancak bunu yaparken <strong>" suç geliri " (proceeds of crime) </strong>veya<strong> " kara para " (dirty money) </strong>olarak adlandırılan metanın, serbest dolaşıma sokulmasının başka suçların işlenmesine de sebebiyet verebileceği unutulmamalıdır. Aksi halde dengenin bozulması, suç gelirleriyle mücadele için uluslararası iş birliği ve ülke mevzuatlarının uyumlaştırılmasına yönelik uluslararası girişim ve anlaşmaların çiğnenmesine yol açacaktır. Diğer taraftan malvarlığının ne kadarının rüşvetten ne kadarının rüşvet dışı gelirlerden oluştuğu hususunda yaptırılacak bilirkişi incelemesi son derece titizlik ve hassasiyet gerektirmektedir. Ayrıca el koyma tarihinde menfaatin ulaşacağı değerle suçun işlendiği sıradaki menfaatin değerini oranlamak ve hesaplamak bir hayli zordur. Bunun da ötesinde rüşvetten elde edilen menfaati gizlemek amacıyla rüşvetten sonra ardıl suç (ikincil suç) olarak adlandırılan ekonomik suçların işlenmesi varsayımında bu tespit neredeyse imkânsız hale gelmektedir. Bu da mevcut görüşün geliştirilmeye muhtaç olduğu tezini güçlendirmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" rel="nofollow" title="Mehmet Koçkavak"><img alt="Mehmet Koçkavak" height="199" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Mehmet KOÇKAVAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-tasinmazlarinin-musadere-edilmesi-mumkun-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/terazi/terazi-tokgasmd.jpg" type="image/jpeg" length="55273"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TERÖRLE MÜCADELEDE YARALANAN ANCAK VAZİFE MALULÜ (GAZİ) SAYILMAYAN TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ PERSONELİ İÇİN ÖNEMLİ MEVZUAT DEĞİŞİKLİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/terorle-mucadelede-yaralanan-ancak-vazife-malulu-gazi-sayilmayan-turk-silahli-kuvvetleri-personeli-icin-onemli-mevzuat-degisikligi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/terorle-mucadelede-yaralanan-ancak-vazife-malulu-gazi-sayilmayan-turk-silahli-kuvvetleri-personeli-icin-onemli-mevzuat-degisikligi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Terörle mücadele görevlerinin ifası esnasında yaralanmasına rağmen, vazife malulü (gazi) sayılmayan personele tanınan haklara ilişkin olarak <a href="https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7594</a> sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">“Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</a></strong> 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki mevzuat değişikliği 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girecektir.</p>

<p>Bilindiği üzere, mevcut sistemde bir kişinin terörle mücadele sırasında yaralanmış olması tek başına her durumda vazife malulü sayılması için yeterli değildir. Yaralanmanın hukuken ve tıbben belirli bir malullük sonucunu doğurması veya 5510 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü derecelerinden birine girmesi gerekmektedir. Yeni mevzuat değişikliği ile ise, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen Geçici Madde 20 kapsamında, mevcut <strong>vazife malullüğü/gazi statüsü sisteminin dışında kalan, </strong>(malul sayılmayan veya 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Mâlûllüklerinin Nevileriyle Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayan) <strong>fakat terörle mücadele sırasında yaralanmış personel için yeni ve özel bir aylık hakkı oluşturulmuştur. </strong></p>

<p>Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, mevzuat değişikliği ile bağlanması gereken aylık bir <strong>vazife malullüğü aylığı veya normal emeklilik aylığı değil, terörle mücadele sırasında meydana gelen belirli nitelikteki yaralanma nedeniyle verilen özel sosyal güvenlik aylığıdır. Yani bu madde kapsamında aylık bağlanması, 3713 sayılı Kanun kapsamındaki hakların kazanımına ya da vazife malullüğü için mezvuatta düzenlenmiş hakların alınması anlamına gelmediği gibi, kişiyi de vazife malulü (gazi) statüsüne sokmamaktadır.</strong></p>

<p>Mevzuat değişikliği özellikle “acaba gazi mi olacağım” sorusuna yönelik tenakuz oluşturabileceğinden, bu yazıda soru-cevap şeklinde ilerlenerek personelin detaylı olarak bilgilendirilmesi esas alınmıştır.</p>

<p><strong>1. Mevzuat değişikliğinden yararlanmanın ilk şartı nedir?</strong></p>

<p>Mevzuat değişikliği kapsamından faydalanacak kişiler için aranan ilk şart; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yürütülen terörle mücadele görevlerinin ifası esnasında yaralanmış olmaktır.</p>

<p><strong>2. Hangi yaralanmalar bu kapsamda değerlendirilecektir?</strong></p>

<p>Maddede iki ayrı fıkra halinde yaralanma çeşitleri sayılmıştır. Bunlar;</p>

<p>a.Ateşli silah, patlayıcı ve mühimmat kaynaklı yaralanmalar;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>mermi çekirdeğinin vücuda penetrasyonu,</li>
 <li>şarapnel,</li>
 <li>benzeri mühimmat,</li>
 <li>ateşli silah,</li>
 <li>EYP,</li>
 <li>mayın,</li>
 <li>havan,</li>
 <li>roket,</li>
 <li>el bombası,</li>
 <li>patlayıcı mühimmat,</li>
 <li>blast etkisi,</li>
 <li>termal etki kapsamında oluşan yaralanmalar.</li>
</ul>

<p>b. İkinci yaralanma grubu: yakın muharebe saldırıları;</p>

<p>Terör örgütü mensuplarının: kesici, delici, ezici veya benzeri yakın muharebe niteliğindeki saldırıları sonucundaki yaralanmalar.</p>

<p>Buradaki <strong>“penetran yaralanma”</strong> kavramını açıklamak uygun olacaktır. Tıbbi anlamda penetran yaralanma, bir cismin vücut dokusuna girerek doku bütünlüğünü bozmasıdır. Dolayısıyla düzenleme yalnızca “vücuduna kurşun isabet etti ve içeride kaldı” durumuyla sınırlı okunmamalıdır. Mermi veya şarapnelin oluşturduğu giriş yarası, doku hasarı ve benzeri sonuçların tıbbi değerlendirmesi önem taşır. Ayrıca patlayıcının doğrudan parçacığıyla oluşan yaralanmanın yanında, <strong>blast etkisi</strong> ve <strong>termal etki</strong> de açıkça kapsama alınmıştır.</p>

<p>Örneğin patlama sonucunda kişiye doğrudan şarapnel isabet etmese bile patlama basıncı veya ısı nedeniyle meydana gelen işitme kaybı ve tıbben “hafif olmayan” sair bir yaralanma bu kapsamda değerlendirilebilecektir.</p>

<p>Kanaatimizce maddenin uygulamasında en fazla uyuşmazlık yaratabilecek nokta “hafif nitelikte olmayan yaralanma” ifadesidir. Ancak “hafif” kavramının belirlenmesini doğrudan kurumun takdirine bırakılmamış, bunun yerine <strong>Adli Tıp Kurumunca kullanılan tıbbî değerlendirme ölçütlerini</strong> esas alınmıştır. Yani kişinin “ben ciddi yaralandım” demesi yeterli olmadığı gibi aynı şekilde kurumun “bu basit bir yaralanmadır” şeklindeki idari değerlendirmesi de tek başına yeterli değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu değerlendirmenin yapılması için; Adli Tıp Kurumunca kullanılan tıbbî değerlendirme ölçütleri esas alınarak, olay tarihindeki yaralanmalarının hafif nitelikte olmayan yaralanma niteliği taşıdığı ve olay ile yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğu en az bir adli tıp uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>3. Hangi kurum personeli veya kişiler yararlanabilir?</strong></p>

<p></p>

<ol start="1" style="list-style-type:lower-alpha" type="a">
 <li>Türk Silahlı Kuvvetlerinin askerî personeli,</li>
 <li>Jandarma Genel Komutanlığı personeli,</li>
 <li>Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli,</li>
 <li>MİT mensupları,</li>
 <li>Emniyet Teşkilatının Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli,</li>
 <li>Güvenlik korucuları.</li>
</ol>

<p></p>

<p>Burada ki en önemli vurgu, <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bakımından erbaş ve erlerin açıkça dahil edilmiş olmasıdır. D</strong>olayısıyla düzenleme yalnızca subay, astsubay, uzman erbaş veya profesyonel personele yönelik değil, erbaş ve erleri de dahil eden ve kişi yönünden kapsayıcı bir düzenlemedir.</p>

<p><strong>4. Yaralanmanın Hafif Nitelikte Olmadığı Ve Terörle Mücadele Görevlerinin İfası İle İlgili Olup Olmadığına Nasıl Karar Verilecek?</strong><strong> </strong></p>

<p>Mevzuat değişikliğinden yararlanmak için iki önemli kriter bulunmaktadır; Bunlardan biri “hafif nitelikte olmayan” yararlanma geçirilmiş olması, diğeri ise yaralanmanın terörle mücadele görevinin ifası esnasında olması yani; “illiyet bağı” kurulmasıdır.<strong> </strong></p>

<p>Örneğin kişi 2005 yılında operasyon sırasında patlama yaşadı ve omzundan yaralandıysa, sağlık raporunun yalnızca “omuzda hareket kısıtlılığı vardır” demesi yeterli olmayarak raporda olay ile mevcut/olay tarihindeki yaralanma arasında bağlantının kurulması gerekmektedir.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>olay tutanağı,</li>
 <li>operasyon kayıtları, (HAGÜNDURAP, TEMGÜNDURAP vs)</li>
 <li>görev yazıları,</li>
 <li>hastane kayıtları,</li>
 <li>ilk müdahale kayıtları,</li>
 <li>epikriz,</li>
 <li>ameliyat kayıtları,</li>
 <li>röntgen/MR/BT kayıtları,</li>
 <li>askerî sağlık birimi kayıtları,</li>
 <li>personel dosyası,</li>
 <li>tanık/olay belgeleri gibi belgeler önem taşımaktadır.</li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>5. Daha önce herhangi bir Kanun (3713, 2330 vb.) kapsamında vazife malulü olanlar bu haktan yararlanabilir mi? </strong></p>

<p>Mevzuat değişikliğinin asıl amacı zaten malul sayılmayan veya 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Mâlûllüklerinin Nevileriyle Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayan kişilerin mağduriyetini gidermek olduğundan, daha önce herhangi bir şekilde vazife malulü sayılmış kişilerin bu mevzuat değişikliğinden yararlanması mümkün değildir. Kaldı ki, mevzuat değişikliğinde, bu maddeden yararlandıktan sonra derece alarak vazife malulü sayılacak kişilerin bu madde kapsamında bağlanacak aylıklarının kesileceği ve vazife malulü olarak tabi olacağı kanun kapsamında düzenlenen aylıklardan yararlanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>6. Aylığın miktarı: 17.135 gösterge ne anlama gelmektedir? Miktarı ne kadardır? Aylık ne zaman bağlanır?</strong></p>

<p>Bu maddeden yararlanacak kişilere ödenecek aylığa ilişkin tutarın “<strong>17.135 × memur aylık katsayısı” </strong>olduğu dikkate alındığında<strong>; </strong>1 Temmuz–31 Aralık 2026 dönemi için memur aylık katsayısı <strong>1,575512</strong> olarak uygulanacak şekilde <strong>17.135 × 1,575512 = 26.996,40 TL </strong>olarak belirlenecektir. (hesaplama hatası olabileceğinden asıl aylığın SGK tarafından hesaplanacağı unutulmamalıdır)</p>

<p>Aylık, <strong>başvuru tarihinden itibaren değil, başvuru tarihini takip eden aybaşından itibaren bağlanacaktır. </strong>Örneğin kişi 15 Ekim 2026'da başvurursa ve yapılacak değerlendirmede yukarıdaki şartları taşıdığı tespit edilirse 1 Kasım 2026 aylık alma başlangıç tarihi olacaktır.</p>

<p>Ancak belirtilmesi gereken en önemli konu, “memur aylık katsayısı” ile çarpım öngörüldüğünden memur maaşlarındaki katsayının artması, aylıkların da artması anlamına gelecektir.</p>

<p><strong>7. Yaralanmanın olduğu tarih önemli mi?</strong></p>

<p>Bu düzenlemenin en önemli özelliklerinden biri de <strong>geçmiş olayları kapsaması</strong>dır. Madde metninde “yalnızca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar” için uygulanacağı düzenlenmiştir. Yani düzenlemenin amacı geçmişte meydana gelmiş ve mevcut mevzuat nedeniyle aylık bağlanamamış yaralanmaları yeniden değerlendirmektir.</p>

<p>Kısacası madde hükümleri, yalnızca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar hakkında bir defaya mahsus uygulanacak, 01 Eylül 2026’dan sonra meydana gelen olaylar bakımından bu madde kapsamında yeni başvuru yapılamayacaktır.</p>

<p><strong>8. Başvuru süreci nasıl olacak?</strong></p>

<p>Yukarıda belirtilen şartları haiz olan kişilerin, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten; yani 01 Eylül 2026’dan itibaren bir yıl içerisinde ilgili kuruma başvurması gerekecektir. Yani başvuru tarihleri 01 Eylül 2026 ile 01 Eylül 2027 arasında yapılmak zorundadır.</p>

<p>Örneğin 2002 yılında TSK bünyesinde yaralanmış ve yukarıdaki şartları sağlayan bir kişi, 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Milli Savunma Bakanlığına veya bağlı olduğu Kuvvet Komutanlığına başvuru yapabilecektir. Buradaki en önemli nokta “olay tarihinde mensubu olduğu kuruma” başvuru yapılmasıdır. Örneğin 2020 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığında er olarak görev yapmaktayken yaralanan bir kişinin sonradan Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde Uzman Erbaş olarak görev yapması halinde başvuruyu Jandarma Genel Komutanlığına değil, Kara Kuvvetleri Komutanlığına veya Milli Savunma Bakanlığına yapması gerekecektir. Buradaki en önemli konu olay esnasında hangi kurumun mensubu olarak görev yaptığıdır.</p>

<p>Başvuru yazılı olarak ya da ilgili kurumun elektronik ortamda sunacağı bir form üzerinden yapılabilecektir. Konuya ilişkin olarak örneğin Milli Savunma Bakanlığı tarafından 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren portal oluşturulduğu ve bu portal üzerinden başvuruların kabul edileceği duyurulmuştur.</p>

<p>Yapılacak başvurudan sonra ilgili kurum kişiyi yaralanmanın Geçici Madde 20 kapsamında olabileceğini değerlendirirse kişiyi Sağlık Bakanlığınca belirlenen hastanelere sevk edecektir. Yetkili hastane, mevcut tıbbi kayıtları, eski sağlık belgelerini ve diğer belgeleri inceleyecek ve Geçici Madde 20 kapsamında bir sağlık kurulu raporu düzenleyecektir. Bu rapor tekrar ilgili kuruma gönderilecek, müteakiben de ilgili kurum tarafından sağlık kurulu raporu, olay belgeleri ve diğer bilgi ve belgeler Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilecek, değerlendirme SGK tarafından yapılacak ve şartları haiz olarak bu maddeden yararlanması gerektiği değerlendirilenlere aylık bağlanacaktır.</p>

<p>Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, <strong>kişinin bu maddeden yararlanıp yararlanamayacağına kişinin sevk edildiği sağlık teşkili ya da kişinin olay tarihinde görev yaptığı kurum değil; rapor ve belgelerin incelenmesi sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu karar verecektir</strong>.</p>

<p><strong>9. 1005 Sayılı Kanuna Yapılan Atıf Ne Anlama Geliyor?</strong></p>

<p>Mevzuat metninde belirtilen “Bu madde kapsamında aylık bağlananlar, aylık bağlanmasına ilişkin hükümler hariç olmak üzere 1005 sayılı Kanun kapsamındakiler için ilgili mevzuatında sağlanan diğer haklardan yararlanır.” hükmü önem arz etmektedir. 1005 sayılı Kanun'un tam adı “İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun” olup, 1005 sayılı kanun kapsamında ödenen aylık ile bu madde kapsamında ödenen aylık aynı miktarda değildir.</p>

<p>Bu maddeden yararlanacak kişiler, <strong>1005 sayılı Kanundan yararlanan kişilerin aldığı aylık dışındaki diğer haklardan yararlanabileceklerdir.</strong></p>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının güncel açıklamasına göre 1005 kapsamındaki başlıca haklar şunlardır: (Hakların detaylı ve güncel hali için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının resmi internet sitesinin incelenmesi veya bu hakların kullanılması için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının il/ilçe müdürlüklerine başvurulması önemlidir)</p>

<p><strong>Ücretsiz seyahat : </strong>Kapsam dahilindeki kişinin; kendisi, eşi, 25 yaşını doldurmamış ve evlenmemiş çocukları, anne ve babası belirli toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmektedir.</p>

<p><strong>Sağlık hakkı: </strong>1005 kapsamında şeref aylığı alanlarla eşlerinin sağlık hizmetlerinde belirli <strong>katılım payı muafiyetleri</strong> bulunmaktadır.Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ayrıca 1005 kapsamındaki şeref aylığı alanlarla eşlerinden sağlık hizmetlerinde katılım payı alınmadığını ve şeref aylığı alan kişiler bakımından ilave ücret alınmadığını belirtmektedir.</p>

<p><strong>Elektrik indirimi: </strong>1005 kapsamında ikamet edilen konutta kullanılan elektrik enerjisi için en az %40 indirim öngören sistem bulunmaktadır. Bu hak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının güncel sosyal haklar açıklamasında da açıkça belirtilmektedir.</p>

<p><strong>Su indirimi : </strong>1005 kapsamındaki kişiler için belediyelerce tahakkuk ettirilen su ücretlerinde en az %50 indirim öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Emlak/mesken vergisi muafiyeti: </strong>1005 kapsamında ayrıca mesken vergisi muafiyeti bulunuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının açıklamasına göre bu muafiyet 200 m²'yi aşmayan tek mesken için uygulanmaktadır. Dolayısıyla kişinin birden fazla konutu varsa veya mesken 200 m² sınırını aşarsa durum ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Eğitimle ilgili haklar : </strong>1005 kapsamındaki muharip gaziler bakımından ayrıca yükseköğretimde katkı payı ve öğrenim ücreti alınmaması, KYK bakımından burs/öncelik gibi sosyal haklar da bulunmaktadır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı güncel haklar listesinde yükseköğretim katkı payı/öğrenim ücreti, KYK bursu ve bazı çocuklara ilişkin eğitim avantajlarını açıkça saymaktadır.</p>

<p><strong>Sosyal tesis, müze, ören yeri ve benzeri haklar: </strong>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının güncel açıklamasında 1005 kapsamındaki muharip gaziler için sosyal tesislerden yararlanma,</p>

<p>müze ve ören yerlerinden ücretsiz yararlanma, Devlet Tiyatrolarından ücretsiz yararlanma, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı huzurevlerinden ücretsiz yararlanma gibi sosyal haklar da belirtilmektedir.</p>

<p>Kaynak bakımından 1005 kapsamındaki sosyal hakların güncel ve resmî açıklaması için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının muharip gaziler sayfası özellikle önemlidir.</p>

<p>Özellikle vurgulamak gerekir ki, başta bağlanacak aylık ve verilecek diğer haklar yönünden <strong>geriye dönük olarak geçmiş yılların bütün aylıklarının topluca ödenmesi</strong> veya geriye dönük hak iadesi şeklinde bir düzenleme olmayacak; örneğin aylık, başvuruyu takip eden aybaşından itibaren başlatılacaktır.</p>

<p><strong>10. SGK Tarafından Kişinin Bu Maddeden Yararlanması Uygun Görülmediyse Ne Yapılmalıdır? Başvurulabilecek Hukuki Bir Yol Var Mıdır?</strong></p>

<p>Bu maddeden yararlanmak isteyen kişiler tarafından usulüne uygun şekilde yapılmış başvurular neticesinde yapılan değerlendirme sonucunda, şartları sağlamadığı gerekçesi ile başvurusu reddedilen kişiler, mevzuatta yer alan süreler içerisinde yargı yoluna başvurabilirler. Zira yargılama neticesinde haklı görülen kişilerin bu şartları sağladığı tespit edileceğinden, mahkeme kararı doğrultusunda bu maddeye ilişkin haklardan yararlanabileceği izahtan varestedir.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ferhat-caliskan-av-firat-acar" title="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR">Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/terorle-mucadelede-yaralanan-ancak-vazife-malulu-gazi-sayilmayan-turk-silahli-kuvvetleri-personeli-icin-onemli-mevzuat-degisikligi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazdv.jpg" type="image/jpeg" length="26303"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kişisel Verilerin Korunmasında “Alenileştirme” Kavramı ve “Kanunilik” İlkesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kisisel-verilerin-korunmasinda-alenilestirme-kavrami-ve-kanunilik-ilkesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kisisel-verilerin-korunmasinda-alenilestirme-kavrami-ve-kanunilik-ilkesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Devletin cezalandırma yetkisinin sınırlandırılması, demokratik hukuk devletinin temel gerekleri arasında yer alır. Bu sınırlandırmanın en önemli anayasal ve uluslararası güvencelerinden birini ise, Anayasa m.38 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7’de güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi oluşturmaktadır. Anılan ilke; bireylerin hangi fiillerinin hukuki yaptırıma bağlandığını önceden bilebilmelerini sağlamakta; kamu otoritelerinin keyfi, öngörülemez veya genişletici yorumlarla cezalandırma yetkisini kullanmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. “Kanunilik” ilkesi, öngörülebilirlik ve bilinirlik açısından bireyin hak ve hürriyetleri ile bunların serbestçe kullanılabilmesinin teminatıdır. Ancak “kanunilik” ilkesinin sadece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı 2. maddesinde yazılması yeterli olmayıp, bu ilkenin sağladığı güvencenin suç ve ceza gösteren kanunlar ve bilhassa da bu kanunların tatbikinde ortaya koyulması gerekir. Sadece “kanunilik” ilkesinin varlığı ve hatta bu ilkeye uygun şekilde suçlar ile cezalarının kanunlarda gösterilmesi yeterli olmayıp, kıyas ve kıyasa varan genişletici yorum yasaklarının dikkate alındığı bir uygulamaya ihtiyaç vardır.</p>

<p>Bizce; temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla kısıtlanabileceğine dair bir diğer ve çok önemli güvence, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’dür.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin (AYM’nin) bireysel başvurular kapsamında geliştirdiği içtihada göre, idari yaptırımların da belirli koşullar altında Anayasa m.38 kapsamında güvence altına alınan “kanunilik” ilkesinin koruma alanına girdiği kabul edilmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow">[1].</a> Kabahatler ve idari yaptırımlar alanında “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin; Ceza Hukukuna kıyasla daha esnek uygulanabileceği kabul edilmekle birlikte, bu durum “kanunilik” güvencesinin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. Özellikle idari yaptırımların kapsamının, kanunda yer almayan kavramlar veya idarenin düzenleyici işlemleri aracılığıyla öngörülemez biçimde genişletilmesi Anayasa m.38’in ihlaline yol açmaktadır.</p>

<p><strong>II. AYM Genel Kurulu’nun 27.01.2026 Tarihli Kararı</strong></p>

<p>AYM Genel Kurulu, 16.06.2026 tarih ve 33282 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 27.01.2026 tarihli ve 2020/32193 Başvuru numaralı <i>Viennalife Emeklilik ve Hayat A.Ş.</i> kararında, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin olarak uygulanan idari para cezasını “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi kapsamında incelemiş ve başvurucu Şirket hakkında uygulanan idari yaptırımın Anayasa m.38’de güvence altına alınan “kanunilik” ilkesini ihlal ettiğine karar vermiştir (B. No: 2020/32193, 27/1/2026).</p>

<p>Başvuruya konu olayda; şikayetçi, daha önce herhangi bir ticari ilişki içerisinde bulunmadığı başvurucu Şirket tarafından telefonla aranması üzerine kişisel verilerinin açık rızası olmaksızın elde edildiği iddiası ile Kişisel Verileri Koruma Kurumuna şikayette bulunmuştur. Başvurucu Şirket savunmasında; şikayetçiye ait ad, soyadı ve cep telefonu bilgilerinin herkesin erişimine açık bir internet sitesinden (<i>hizmetburada.com</i>)<i> </i>temin edildiğini, bu nedenle 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK)<strong> </strong>m.5/2-d kapsamında ilgili kişinin açık rızasının aranmasının gerekmediğini söylemiştir.</p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından yapılan değerlendirmede, ilgili kişinin verilerinin bir dönem internet ortamında bulunmasının somut olayda tek başına belirleyici olmadığı belirtilmiştir. Kurula göre Şirket, bilgileri internet sitesinde bulunma ve alenileştirilme amacına uygun olarak kullanmamıştır. Nitekim şikayetçiyle; onun mesleki yetkinliğinden yararlanmak amacıyla değil, Şirketin faaliyetleri konusunda konuşmak ve kendisinden randevu talep edilmek üzere iletişim kurulmuştur. Bu nedenle; kişisel verilerin “alenileştirilme amacı” dışında kullanıldığı sonucuna varılarak, başvurucu Şirket hakkında KVKK m. 12/1-a hükmüne aykırılık nedeniyle m. 18/1-b uyarınca idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir. Başvuru Şirket tarafından idari yaptırım kararının ortadan kaldırılması için Sulh Ceza Hakimliğine yapılan başvuruda yaptırımın hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmış ve bu karara yapılan itiraz da kesin olarak reddedilmiştir. Kesinleşen bu karara karşı başvurucu Şirket tarafından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>AYM; öncelikle “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin kabahatler bakımından da uygulanabilir olduğunu, her ne kadar bu ilkenin kabahatler alanında daha esnek yorumlanabilmesi mümkün olsa da, bu esnekliğin “kanunilik” ilkesinin özünü ortadan kaldıracak ölçüde genişletilemeyeceğini vurgulamıştır (§ 34-39).</p>

<p>Nitekim, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesi “Kanunilik ilkesi” başlığını taşımaktadır.</p>

<p><strong>Kabahatler Kanunu m.4’e göre;</strong> <i>“(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.</i></p>

<p><i>(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir”.</i></p>

<p>Somut vakayı değerlendiren AYM; Başvurucu Şirketin şekli anlamda bir yasal düzenlemeye dayanılarak cezalandırıldığını, yaptırımın dayanağının ise, kabahat oluşturan fiil yönünden KVKK m.12/1-a ve yaptırımı bakımından da m.18/1-b hükümleri olduğunu belirtmiştir (§40). Bununla birlikte AYM, uyuşmazlığın esasını oluşturan “alenileştirme amacı” kavramının Kanunda düzenlenmediğine dikkat çekmiştir. Gerçekten de; KVKK m.5/2-d hükmünde yalnızca ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilen kişisel verilerin açık rıza aranmaksızın işlenebileceği belirtilmiş, ancak alenileştirmenin amacı, kapsamı ve bu amaca aykırı kullanımın hangi koşullarda yaptırıma bağlanacağı hususlarında herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.</p>

<p>AYM’ye göre; Kanunda yer almayan “alenileştirme amacı” ölçütünün, yalnızca Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na İlişkin Uygulama Rehberi’nde yapılan açıklamalar esas alınarak yorumlanması ve bu yorum sonucunda kişiye idari yaptırım uygulanması ilgili Kanun hükümlerinin öngörülemeyecek şekilde genişletilmesi sonucunu doğurmaktadır (§ 43). Yüksek Mahkeme ayrıca, başvurucu Şirketin neden veri sorumlusu olarak kabul edildiği ve kişisel verilerin ilk yayımlandığı platformun sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarında da yeterli bir değerlendirme yapılmadığını ifade etmiştir (§ 44).</p>

<p>AYM sonuç olarak; başvurucu hakkında uygulanan idari para cezasının, Anayasa m.38’de güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesini ihlal ettiğine oybirliğiyle karar vermiştir (§ 45).</p>

<p><strong>III. Değerlendirme ve Sonuç</strong></p>

<p><i>Viennalife Emeklilik ve Hayat A.Ş.</i> kararı, idari yaptırımlar bakımından “kanunilik” ilkesinin sınırlarının belirlenmesinde önemli bir Genel Kurul kararı niteliğindedir.</p>

<p>Somut olaya bakıldığında; başvurucu Şirket hakkında uygulanan yaptırımın dayanağını oluşturan KVKK m.5/2-d hükmünde, “kişisel verilerin alenileştirilmesi” kavramına yer verilmiş olmakla birlikte, “alenileştirme amacı” kavramı ve bu amaca aykırı kullanımın hukuki sonuçları düzenlenmemiştir. Buna rağmen, somut olayda başvurucu hakkında uygulanan idari yaptırımın gerekçesinin, esas itibariyle “alenileştirme amacı” kavramına dayandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Gerçekten de; uyuşmazlığın temelini oluşturan husus, ilgili kişinin kişisel verilerinin alenileştirilip alenileştirilmediğinden ziyade, bu verilerin alenileştirilme amacı dışında kullanılıp kullanılmadığıdır. Oysa bu ölçütün kapsamı, sınırları ve yaptırım bakımından sonuçları kanun koyucu tarafından düzenlenmemiştir. Kanunda açıkça yer almayan bir kavramın yorum yoluyla genişletilerek, yaptırımın dayanağı haline getirilmesinin Anayasa m.38’de güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin sağladığı güvence ile bağdaştığını söylemek güçtür.</p>

<p><strong>Bu yönüyle karar;</strong> kabahatler alanında “kanunilik” ilkesinin daha esnek uygulanabileceğine ilişkin yerleşik yaklaşımı değiştirmemekle birlikte, bu esnekliğin sınırlarının da bulunduğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Nitekim AYM; somut olayda, kanunda düzenlenmeyen bir unsurun yorum yoluyla yaptırımın uygulanmasında belirleyici hale getirilmesinin, Anayasa m.38 kapsamında güvence altına alınan “kanunilik” ilkesi ile bağdaşmadığını ortaya koymuştur.</p>

<p>Gerçekten de “Kanunilik ilkesi” başlıklı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesi incelendiğinde; sosyal düzene aykırılıklar olarak da bilinen kabahatlerin belirlenmesinde kanun koyucunun suç ve cezalar bakımından TCK m.2’de olduğu gibi katı olmadığı, nitekim iki hüküm karşılaştırıldığında “suç” olarak kabul edilmeyen kabahatlerde Kabahatler Kanunu m.4/1’in <i>esnek hüküm</i> içerdiği,</p>

<p>Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu Kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi, kanunun kapsamı ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleri ile de doldurulabileceğinin belirtildiği, ancak kabahat karşılığı olan yaptırımların, süresinin ve miktarının yalnızca kanunla tespit edilebileceğinin ifade edildiği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Bu yönüyle Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin, Anayasa m.38 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesine aykırı olmadığının kabulünün gerektiği,</strong></p>

<p>Üst norm niteliği taşıyan Anayasa m.38 ile İHAS m.7’nin suç ve cezalar yönünden <i>kanun </i>zorunluluğunu aradığı, kabahatler bakımından ise böyle bir zorunluluğa yer verilmediği, fakat kabahatlerin de kısıtlama ve yaptırım öngörmesi itibariyle “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’de öngörülen <i>kanun</i> mecburiyetine kabahatlerde de uyulmasının gerektiği, fakat bunun suç ve cezalara göre esnek ele alınabileceği,</p>

<p>Bu bakımdan, kabahatlerle ilgili emir ve yasaklar ile bunların yaptırımlarında Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı m.3 ile “Kanunilik ilkesi” m.4’ün dikkate alınmasının lüzumlu olduğu,</p>

<p><strong>Dolayısıyla;</strong> yaptırımlar bakımından olmasa da kabahat niteliği taşıyan sosyal düzene aykırılıkların Kabahatler Kanunu’nun m.4/1’de belirtildiği çerçevede idarenin genel ve düzenleyici işlemlerinden olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Cumhurbaşkanı kararı veya yönetmeliklerle kabahatlerin tespitinin mümkün olduğu, ancak somut olayda bu yasal zorunluluğa uyulmadan ve idarenin iç işlem niteliği taşıyan tespit ve yorumundan hareketle kabahatin kabulü ile yaptırım tatbiki yoluna gidildiği, bunun da Anayasa m.13’e, m.38’e ve İHAS m.7’ye aykırı olduğu, esasen her ne kadar kabahatlerin tespiti ve yaptırımların tatbiki yetkisi idari makamlara tanınsa da, sonuçta bunların suçlar ile cezalara benzediği, bu yönden de yukarıda yaptığımız açıklamaya uygun düşmeyen kabahat tespitleri ile buna göre uygulanan yaptırımların hukuka aykırı olacağı,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Ecem Ağca</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kisisel-verilerin-korunmasinda-alenilestirme-kavrami-ve-kanunilik-ilkesi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yazar/ersan-sen-yazdi-bilfi.jpg" type="image/jpeg" length="74334"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YURT DIŞINDAN TEMİN EDİLEN VE SGK TARAFINDAN KARŞILANMAYAN İLAÇLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yurt-disindan-temin-edilen-ve-sgk-tarafindan-karsilanmayan-ilaclar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yurt-disindan-temin-edilen-ve-sgk-tarafindan-karsilanmayan-ilaclar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 DÜZENLEMELERİ VE HUKUKİ YOLLAR]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir ilacın Türkiye’de bulunmaması ile Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaması aynı sorun değildir. İlacın yurt dışından teminine izin verilmiş olması da bedelinin SGK tarafından ödeneceği anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle nadir ve genetik hastalıklarda kullanılan yüksek maliyetli ilaçlar bakımından bu ayrım hasta ve yakınları açısından son derece önemlidir.</p>

<p>Bir uyuşmazlıkla karşılaşıldığında üç ayrı sorunun cevaplanması gerekir: İlaç Türkiye’den temin edilebiliyor mu? Yurt dışından teminine veya kullanımına ilişkin gerekli süreç tamamlanmış mı? Bedeli SGK tarafından karşılanıyor mu?</p>

<p>Bu soruların hukuki cevapları birbirinden farklıdır.</p>

<p>2026 yılında yurt dışından şahsi tedavi amacıyla temin edilen ilaçlara ilişkin geri ödeme ve tedarik mekanizmalarında yapılan düzenlemeler de bu ayrımı daha önemli hâle getirmiştir.</p>

<p><strong>2026’DA YURT DIŞINDAN İLAÇ TEMİNİNDE NE DEĞİŞTİ?</strong></p>

<p>SGK, 18 Mart 2026 tarihinde “Şahsi Tedavi İçin Yurt Dışından Temin Edilen İlaçların Alternatif Geri Ödeme Başvurularına İlişkin Usul ve Esaslar”ı yayımlamıştır. Bu düzenleme, yurt dışından şahsi tedavi amacıyla temin edilen ilaçlar bakımından alternatif geri ödeme mekanizmasının usulünü belirlemektedir.</p>

<p>Ayrıca 2026 yılında Sağlık Uygulama Tebliği ve eklerinde, Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi ile Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi bakımından çeşitli güncellemeler yapılmıştır. Bu nedenle yurt dışından temin edilen bir ilaçla ilgili değerlendirmede ilacın tıbbi gerekliliğinin yanında güncel SUT, geri ödeme koşulları, temin biçimi ve hastanın somut kullanımının ilgili şartlara uygunluğu birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Bir SGK ret kararının verildiği tarihteki geri ödeme şartları ile dava veya yeni başvuru tarihindeki şartların aynı olduğu varsayılmamalıdır.</p>

<p><strong>YURT DIŞINDAN TEMİN İZNİ, SGK’NIN ÖDEYECEĞİ ANLAMINA GELİR Mİ?</strong></p>

<p>Hayır. Uygulamada en fazla karıştırılan hususlardan biri budur.</p>

<p>Bir ilacın hasta bakımından kullanılmasının uygun görülmesi veya yurt dışından teminine ilişkin gerekli izin sürecinin tamamlanması ile o ilacın bedelinin SGK tarafından karşılanması farklı hukuki değerlendirmelerdir.</p>

<p>Bu ayrımın önemi Anayasa Mahkemesine taşınan uyuşmazlıklarda açık biçimde görülmektedir.</p>

<p><strong>KAFTRIO ÖRNEĞİ: TEMİN EDİLEBİLEN İLACIN BEDELİNE ERİŞİLEMEMESİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin B. No: 2021/50688, 23.02.2022 tarihli kararına konu olayda kistik fibrozis hastasının tedavisinde Kaftrio isimli ilacın kullanılması gündeme gelmiştir.</p>

<p>SGK’nın ilaç bedelinin karşılanmasına ilişkin talebi reddetmesi üzerine uyuşmazlık idari yargıya taşınmıştır. Ankara 12. İdare Mahkemesi, uyuşmazlık devam ederken yürütmenin durdurulmasına; daha sonra ise SGK’nın ret işleminin iptaline karar vermiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru üzerine 16.11.2021 tarihinde tedbir talebini kabul etmiştir.</p>

<p>Kanaatimizce bu uyuşmazlığın dikkat çekici tarafı şudur: Bir ilacın hukuken temin edilebilir olması ile hastanın o ilaca fiilen erişebilmesi aynı şey değildir. Çok yüksek maliyetli bir ilacın finansmanı sağlanamıyorsa, teorik olarak mevcut olan tedavi hasta açısından fiilen erişilemez hâle gelebilir.</p>

<p><strong>STRENSIQ ÖRNEĞİ: TEDAVİNİN FİNANSMANI NASIL SAĞLANACAK?</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin B. No: 2019/41507, 22.02.2022 tarihli kararına konu uyuşmazlıkta infantil hipofosfatazya tanılı çocuk hasta için asfotase alfa etken maddeli Strensiq isimli ilacın kullanımı ve ithali TİTCK tarafından uygun görülmüş; ancak SGK ilaç bedelinin karşılanması talebini reddetmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın taşındığı Ankara 27. İş Mahkemesi, tedavi süresince kullanılacak ilaç bedellerinin kesinti yapılmaksızın SGK tarafından karşılanmasına ve ithalat için gerekli ödemenin doğrudan ilacın yurt dışından temininde yetkili kuruluşa yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>AYM ise yargılama devam ederken 07.01.2020 tarihinde tedbir talebini kabul etmiştir. Daha sonra bireysel başvuruyu olağan başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez bulmuştur. Bu nedenle AYM’nin tedbir kararının, uyuşmazlığın esası hakkında verilmiş nihai bir “SGK ödeme yapmak zorundadır” kararı olarak yorumlanması doğru değildir.</p>

<p>Bununla birlikte dosya, yüksek maliyetli bir ilaca erişimde ödemenin nasıl ve ne zaman yapılacağının da tedaviye erişim bakımından belirleyici olabileceğini göstermektedir.</p>

<p><strong>İLACI HASTANIN ÖNCE KENDİSİNİN ALMASI GERÇEKÇİ Mİ?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüksek maliyetli ilaç uyuşmazlıklarının önemli pratik sorunlarından biri budur. Hastaya ilacı kendi imkânlarıyla temin edip daha sonra bedelini talep etme imkânı tanınması, ilk bakışta bir çözüm olarak görülebilir.</p>

<p>Ancak bedeli hastanın veya ailesinin ödeme gücünün çok üzerinde olan bir ilaç söz konusuysa bu yöntem fiilen tedaviye erişim sağlamayabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle ağır, ilerleyici veya yaşamı tehdit eden hastalıklarda hukuki korumanın zamanlaması önem kazanmaktadır. İhtiyati tedbir veya yürütmenin durdurulması gibi geçici hukuki koruma mekanizmalarının bu uyuşmazlıklardaki işlevi de burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Mahkemenin yıllar sonra hastayı haklı bulması, tedavinin uygulanması gereken dönem geçmişse her zaman etkili bir sonuç yaratmayabilir.</p>

<p><strong>SGK RET KARARINA KARŞI HANGİ MAHKEMEYE BAŞVURULUR?</strong></p>

<p>SGK tarafından ilaç bedelinin karşılanması talebinin reddedilmesi hâlinde görevli yargı yerinin doğru belirlenmesi önem taşımaktadır.</p>

<p>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 101. maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, aksine bir düzenleme bulunmadıkça iş mahkemelerinde görülür.</p>

<p>Bununla birlikte özellikle 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce 5434 sayılı Kanun kapsamında bulunan kamu görevlileri ve bunların hak sahipleri bakımından farklı bir görev değerlendirmesi yapılabilmektedir.</p>

<p>Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 16.02.2026 tarihli, E.2026/45, K.2026/50 sayılı kararında, hastanın tedavisinde kullanılan ilaç bedelinin SGK tarafından karşılanması talebinin reddinden kaynaklanan somut uyuşmazlığın 5510 sayılı Kanun’un 101. maddesi kapsamında adli yargıda görülmesi gerektiğine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle görevli yargı yeri belirlenirken hastanın sosyal güvenlik statüsü, 5510 sayılı Kanun’un yürürlük ve geçiş hükümleri ile uyuşmazlığın hukuki dayanağı birlikte değerlendirilmelidir. İlaca erişimin zaman açısından kritik olabildiği düşünüldüğünde, görev konusunda yapılacak bir hata ayrıca süre kaybına yol açabilir.</p>

<p><strong>SGK RET KARARI GELDİĞİNDE DOSYADA NELER İNCELENMELİ?</strong></p>

<p>Yurt dışından temin edilen veya SGK tarafından karşılanmayan bir ilaçla ilgili uyuşmazlıkta yalnızca reçete ile SGK ret yazısına bakılması yeterli değildir.</p>

<p>Dava veya yeniden başvuru öncesinde; ilacın Türkiye’deki ruhsat ve temin durumu, varsa TİTCK kullanım/temin izinleri, güncel SUT ve geri ödeme koşulları, hastanın sosyal güvenlik statüsü, hastalığın tanısı ve seyri, uzman hekimin ilacın gerekliliğine ilişkin değerlendirmesi, daha önce uygulanan tedaviler, mevcut alternatif tedavilerin somut hasta bakımından yeterliliği, tedavinin gecikmesi veya kesilmesinin yaratabileceği tıbbi sonuçlar ile ilacın maliyeti ve temin yöntemi birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle uzman hekim raporunda yalnızca ilacın “uygun” veya “gerekli” olduğunun belirtilmesiyle yetinilmemesi; mümkün olduğu ölçüde neden bu tedavinin seçildiğinin, alternatiflerin durumunun ve tedavinin gecikmesinin hasta açısından doğurabileceği sonuçların açıklanması uyuşmazlığın değerlendirilmesi bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Yurt dışından temin edilen ilaçlara ilişkin uyuşmazlıklarda “ilaç Türkiye’de bulunmuyor”, “TİTCK kullanımına izin verdi” ve “SGK ilacı karşılamıyor” ifadeleri aynı hukuki sorunu anlatmamaktadır. Her biri ayrı bir inceleme gerektirir.</p>

<p>2026 yılında yurt dışından şahsi tedavi amacıyla temin edilen ilaçların alternatif geri ödeme süreçlerine ilişkin yeni düzenlemelerin yürürlüğe girmesi de bu alanda güncel mevzuatın her somut olay bakımından ayrıca incelenmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p>Özellikle yüksek maliyetli ve nadir hastalıklarda kullanılan ilaçlarda hukuki uyuşmazlığın konusu görünüşte bir geri ödeme kararıdır. Ancak hasta açısından asıl mesele çoğu zaman çok daha somuttur: Tedaviye ihtiyaç duyduğu anda ulaşabilecek midir?</p>

<p>Bu nedenle yurt dışı ilaç uyuşmazlıklarında etkili hukuki koruma yalnızca bedelin sonunda kimin tarafından karşılanacağını değil, tedavinin zamanında sürdürülebilmesini de gözetmelidir.</p>

<p>Çünkü bazı uyuşmazlıklarda geciken şey yalnızca bir ödeme değildir. Geciken, tedavinin kendisidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yurt-disindan-temin-edilen-ve-sgk-tarafindan-karsilanmayan-ilaclar-1</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/ilac-1.jpg" type="image/jpeg" length="27116"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-yildirim-beyazit-universitesi-ogrenme-ve-ogretme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-yildirim-beyazit-universitesi-ogrenme-ve-ogretme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 25 Ağustos 2026 Tarihli ve 33351 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENME VE ÖĞRETME UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (ÖĞMER): Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversitenin tüm paydaşlarına yönelik etkili, yenilikçi ve sürdürülebilir öğrenme-öğretme stratejileri tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>b) Öğrencilerin akademik, mesleki ve sosyal gelişimlerini destekleyecek bütüncül programlar tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>c) Mesleğe yeni başlayan öğretim elemanları için mesleğe uyum programları tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>ç) Akademik personelin öğretme becerilerini, araştırma yetkinliklerini ve dijital adaptasyonlarını geliştirecek eğitimleri tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>d) İdari personelin görev yeterliliğini ve kurumsal aidiyetini güçlendirecek uygulamaları tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>e) Üniversite dışındaki toplumsal paydaşlara yönelik katma değer sağlayan sertifikalı/sertifikasız programlar ile temel, sürekli ve teknik mesleki eğitimler düzenlemek ve danışmanlık hizmetleri sunmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları </strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amaçlarına yönelik öğrenme-öğretme süreçlerini sürekli olarak iyileştirmek; dijital okuryazarlık, yapay zekâ uygulamaları ve yenilikçi pedagojik yaklaşımlarla desteklemek, etkili öğrenme-öğretme, ters yüz öğrenme (flipped learning), yaşam boyu öğrenme, dijital eğitim, kişisel gelişim, yabancı dil eğitimi ve toplumsal faydaya odaklanan faaliyetleri planlamak ve yürütmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Merkezin amaçlarına yönelik atölye, seminer, kurs, çalıştay, sertifikalı/sertifikasız eğitim programları düzenlemek, katılanlara katılım belgesi ve sertifika vermek.</p>

<p>c) Öğrenme ve öğretme süreçlerine ilişkin zengin dijital içerikler ve çevrimiçi kaynakların yer aldığı sanal kütüphane oluşturmak.</p>

<p>ç) Farklı akademik disiplinlerden öğretim elemanlarının bilgi ve deneyimlerini paylaşabilecekleri meslektaş öğrenme grupları ile etkileşim ortamları oluşturmak.</p>

<p>d) Bilimsel araştırma, proje yönetimi, akademik yazım ve yayım süreçlerine yönelik gelişim programları düzenlemek.</p>

<p>e) Yönetim, liderlik ve kurum içi gelişim konularında rehberlik programları yürütmek.</p>

<p>f) Merkezin amaçlarına yönelik rehberlik ve danışmanlık hizmetleri sunmak.</p>

<p>g) Öğrencilere yönelik akran destekli öğrenme toplulukları ve ortak çalışma programları tasarlamak.</p>

<p>ğ) Üniversiteye yeni katılan öğrencilerin akademik ve sosyal uyum süreçlerini destekleyecek kapsamlı uyum programları yürütmek.</p>

<p>h) Öğretim elemanları, öğrenciler ve diğer paydaşların profilini, ihtiyaçlarını ve memnuniyetlerini belirlemeye yönelik düzenli araştırmalar yapmak.</p>

<p>ı) Öğrencilerin gelişimini etkileyen faktörlere ilişkin araştırmalar yapmak ve öğretim ortamına ilişkin projeler geliştirmek.</p>

<p>i) Araştırma çıktıları doğrultusunda öğretim süreçlerinin geliştirilmesine katkı sunacak öneriler üretmek.</p>

<p>j) Elde edilen bilimsel bulguları ulusal ve uluslararası platformlarda sunmak ve yayımlamak.</p>

<p>k) Merkezin faaliyet alanlarına ilişkin her türlü süreli/süresiz yayın, dijital yayın yapmak ve açık erişimli kaynaklar hazırlamak.</p>

<p>l) Üniversite öğretim ortamının çağdaşlaştırılmasına yönelik olarak dijital öğrenme platformları (LMS-Learning Management System), yapay zekâ uygulamaları ve kişiselleştirilmiş öğrenme destekleri gibi teknolojik çözümleri yaygınlaştırmak.</p>

<p>m) Merkez faaliyetlerinin ulusal ve uluslararası düzeyde tanınırlığını artırmak amacıyla diğer üniversiteler, araştırma merkezleri, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları ile ortaklıklar geliştirmek, ortak projeler yürütmek ve bilgi paylaşımına dayalı ağlar kurmak.</p>

<p>n) Merkezin amaçlarına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarında eğitim ve araştırma deneyimi bulunan eğitim alanında doktora derecesine sahip Üniversitenin kadrolu öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Süresi biten Müdür tekrar görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden önce görevinden ayrılan Müdürün yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi üç yıllık süre için Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zaman yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantıların gündemini hazırlamak, toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunda alınan kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Merkezin denetimini sağlamak ve idari işlerini yürütmek.</p>

<p>d) Merkezde verilen hizmetlerin amacına uygun, bilimsel ve etik ilkelere bağlı şekilde düzenli olarak sunulmasını, değerlendirilmesini ve sürekli geliştirilmesini sağlamak ve ihtiyaç duyulan alanlarda komisyon ve program koordinatörlüğü kurulmasını Yönetim Kuruluna teklif etmek.</p>

<p>e) Merkezin strateji, bütçe, planlama, kaynak yönetimi, mali işlemler, kurumsal süreçler ve kalite yönetiminin etkin yürütülmesini sağlamak, bu kapsamda gerekli koordinasyonu tesis etmek.</p>

<p>f) Her faaliyet dönemi sonunda Merkezin yıllık çalışma raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlayarak Yönetim Kurulu ve Rektöre sunmak.</p>

<p>g) Merkezin faaliyet alanları ile ilgili kişi, birim, kurum ve kuruluşlar ile iş birliği ve/veya koordinasyon esasları çerçevesinde ortak projeler oluşturmak ve yürütmek.</p>

<p>ğ) Merkezde görev yapacak akademik, idari ve teknik personel ihtiyacını belirlemek ve görevlendirilmeleri ile ilgili teklifleri Rektöre sunmak.</p>

<p>h) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından görevlendirilen iki üye ile birlikte toplam en fazla beş üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevi sona eren üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez olmak üzere üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyet alanları doğrultusunda gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Merkezin yıllık çalışma raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını karara bağlamak.</p>

<p>c) Danışma Kurulundan gelecek önerileri değerlendirmek ve karara bağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar ile gerçekleştirilecek iş birliği esaslarını belirlemek.</p>

<p>d) Merkezin kısa, orta ve uzun vadeli stratejik hedeflerine yönelik politika ve uygulama önerileri geliştirmek; bu hedeflerle uyumlu olarak gelişim planlarını onaylamak.</p>

<p>e) Merkez tarafından yürütülen eğitim, seminer, proje ve danışmanlık faaliyetlerinin etkililiğine yönelik periyodik değerlendirme raporlarını incelemek ve iyileştirme kararları almak.</p>

<p>f) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleri ile ilgili komisyon ve proje koordinatörlüğü kurulmasına karar vermek.</p>

<p>g) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanlarında bilgi, deneyim ve yetkinliğe sahip kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarının temsilcileri ile akademik, idari, sektörel ve/veya toplumsal katkı sunabilecek kişiler arasından Müdürün teklifi, Yönetim Kurulunun uygun görüşü ve Rektörün onayı ile görevlendirilen en fazla dokuz üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu yılda en az bir defa olmak üzere Müdürün çağrısı üzerine toplanır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmalarını uzun vadeli hedefleri, stratejik planları ve faaliyet alanları doğrultusunda değerlendirmek ve Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin stratejik vizyonu, eğitim modelleri ve gelişim öncelikleri hakkında görüş ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Dijital dönüşüm, sürdürülebilir eğitim politikaları, toplumsal katkı ve üniversite-sektör iş birlikleri alanlarında öneriler geliştirmek.</p>

<p>ç) Merkez tarafından yürütülen programların toplumsal etkisini ve yenilikçiliğini değerlendirmek ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>d) Ulusal ve uluslararası iyi uygulama örneklerini paylaşmak ve proje, yayın, eğitim ya da iş birliği önerilerini sunmak.</p>

<p>e) Üniversite içi ve dışı paydaşlarla ilişkilerin geliştirilmesine katkı sunacak stratejik önerilerde bulunmak.</p>

<p>f) Merkez raporlarını, faaliyet çıktılarını ve yıllık değerlendirmeleri inceleyerek kalite odaklı gelişim için öneriler sunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı </strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük </strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme </strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-yildirim-beyazit-universitesi-ogrenme-ve-ogretme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="34129"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15970"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36778"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigortasız Çalıştırılan İşçi Ne Yapmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, uygulamada sıkça karşılaşılan sigortasız çalışma sorunu, iş hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Sigortasız çalıştırılmanın işveren bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ile işçinin hangi haklara sahip olduğu, güncel mevzuat ve yargı uygulamaları ışığında açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışmış olmak, işçinin hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Aksine, kanun koyucu, sigortasız çalıştırılan işçiyi koruyan özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda işçi, fiili çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespiti davası açabilir; geriye dönük sigorta primlerinin yatırılması ve bu sürelerin emeklilik hesabına dahil edilmesi mümkündür.</p>

<p>Videoda ayrıca, sigortasız çalıştırılan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı, kıdem tazminatı talep edebilme imkânı ve ücret, fazla mesai, hafta tatili ile yıllık izin alacakları ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bunun yanında, sigortasız çalışma sırasında meydana gelen iş kazalarında işverenin artan sorumluluğu ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanakları da açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigortasız çalışma, işçi açısından değil, işveren açısından ciddi yaptırımlar ve sorumluluklar doğuran bir durumdur. Bu video, işçi ve işverenlerin hak ve yükümlülükleri konusunda hukuki farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zlgiBMHRHVk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28152"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, çekişmeli boşanma davasının kapsamı ve yargılama süresinin neden çoğu zaman uzun sürdüğü hukuki çerçevede ele alınmaktadır. Çekişmeli boşanma davaları, yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesini değil; nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi boşanmanın tüm hukuki sonuçlarını da içeren kapsamlı dava türleridir.</p>

<p>Anlaşmalı boşanma davalarından farklı olarak, taraflar arasında uzlaşma bulunmadığından, yargılama süreci daha ayrıntılı yürütülür. Davanın görüldüğü aile mahkemesinin iş yükü, duruşma günleri arasındaki süreler, tarafların iddia ve savunmalarının kapsamı, sunulan deliller ve dinlenecek tanık sayısı, davanın süresini doğrudan etkileyen unsurlardır.</p>

<p>Çekişmeli boşanma davalarında, tanık dinlenmesi, sosyal inceleme raporu alınması, pedagog veya uzman görüşüne başvurulması sıkça karşılaşılan işlemlerdir. Özellikle velayet konusunda uyuşmazlık varsa, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği detaylı incelemeler yapılır. Bu incelemeler davanın sağlıklı sonuçlanmasını amaçlasa da yargılama süresini uzatabilir.</p>

<p>Taraflar arasında fiziksel veya psikolojik şiddet, aldatma, terk ya da ekonomik baskı gibi ağır kusur iddialarının ileri sürülmesi hâlinde, bu iddiaların ispatı için ek delillerin toplanması gerekir. Delil toplama süreci, tanık beyanları ve raporların hazırlanması da davanın süresine etki eder.</p>

<p>Mahkeme kararından sonra istinaf veya temyiz yoluna başvurulması hâlinde ise dosya, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemesine taşınır. Bu aşamalar, davanın sonuçlanma süresini daha da uzatabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak çekişmeli boşanma davaları, kısa sürede sonuçlanan davalar değildir. Dosyanın kapsamı, tarafların tutumu ve yargısal inceleme aşamaları dikkate alındığında, bu sürecin zaman alması olağan kabul edilir. Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında hukuki sürecin dikkatle ve sabırla yürütülmesi büyük önem taşır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkyNAUBlAko/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin, evlilik birliğini sona erdirme konusunda, ortak irade göstermesi ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde, anlaşmaya varması hâlinde açılan, dava türüdür.</p>

<p>Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi konular, taraflar arasında, önceden, karara bağlanmış olmalıdır.</p>

<p>Uygulamada, anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına kıyasla, oldukça kısa sürede, sonuçlanır.</p>

<p>Genellikle dava açıldıktan sonra, tek celsede, sonuçlanır. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre, değişmekle birlikte, anlaşmalı boşanma davası, çoğu zaman birkaç hafta ile, birkaç ay içinde, kesinleşebilir.</p>

<p>Bu tür davalarda, en önemli husus, tarafların, duruşmada, bizzat hazır bulunmaları ve, boşanma iradelerini, hâkim huzurunda, açıkça, beyan etmeleridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığını ve yapılan anlaşmanın, hukuka ve özellikle, çocukların üstün yararına, uygun olup olmadığını, denetler.</p>

<p>Anlaşmalı boşanmada, taraflar arasında, velayet konusunda anlaşma varsa, hâkim, çocuğun menfaatine aykırı bir durum, görmediği sürece, bu anlaşmayı, kabul eder.</p>

<p>Nafaka ve tazminat konusunda yapılan düzenlemeler de, hâkim tarafından, makul bulunmalıdır. Aksi hâlde hâkim, anlaşmalı boşanmaya karar vermeyip, davayı, çekişmeli boşanmaya, dönüştürebilir.</p>

<p>Kararın verilmesinden sonra, tarafların, istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması hâlinde, karar, kısa sürede, kesinleşir.</p>

<p>Böylece, anlaşmalı boşanma davası, hem zaman, hem de yıpranma açısından, taraflar için, en hızlı sonuçlanan, boşanma yoludur.</p>

<p>Özetle, anlaşmalı boşanma davası, gerekli şartlar sağlandığında kısa sürede tamamlanan ve tek duruşmada sona eren bir hukuki süreçtir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/__Z3Q8uzTNU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12336"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Boşanma Davasında Hangi Soruları Sorar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında hâkimin hangi soruları, hangi amaçla yönelttiğini ve bu soruların hukuki anlamını ele aldım. Boşanma yargılamasında hâkim, evlilik birliğinin neden sona erme noktasına geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için sistematik ve yönlendirici sorular sorar. Bu soruların amacı tarafları zorlamak değil, ileri sürülen iddiaların gerçekliğini, sürekliliğini ve evlilik birliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olmasına göre sorular değişebilse de temel çerçeve çoğu dosyada aynıdır.</p>

<p>Hâkim öncelikle evliliğin genel seyrini anlamaya yönelik sorular yöneltir. Evliliğin ne zamandır sorunlu olduğu, ilk ciddi problemlerin ne zaman başladığı, sorunların geçici mi yoksa kalıcı mı hale geldiği ve evliliği kurtarmaya yönelik bir çaba gösterilip gösterilmediği bu aşamada değerlendirilir. Amaç, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını tespit etmektir.</p>

<p>Kusur iddialarının bulunduğu dosyalarda hâkim, bu iddiaları somutlaştırmaya yönelik ayrıntılı sorular sorar. Fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, aldatma, ilgisizlik, eve bakmama ya da aile müdahalesi gibi iddiaların hangi tarihlerde, hangi sıklıkta ve ne şekilde yaşandığı açıklattırılır. Böylece soyut anlatımlar yerine somut olaylara dayalı bir hukuki değerlendirme yapılır.</p>

<p>Çocuk bulunan dosyalarda ise sorular daha hassas bir noktaya odaklanır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, kiminle yaşadığı, bakım ve ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, ebeveynlerle kurduğu bağ ve ruhsal durumu sorgulanır. Bu değerlendirmede esas alınan ölçüt anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nafaka, velayet ve maddi ya da manevi tazminat taleplerinin bulunduğu hallerde hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını anlamaya yönelik sorular yöneltir. Çalışma durumu, düzenli gelir, yaşam standartları ve giderler bu kapsamda ele alınır. Son aşamada ise hâkim, tarafların boşanma iradelerinin kesin olup olmadığını ve evliliğin fiilen sona erip ermediğini değerlendirir. Tüm bu soruların amacı dosyaya uygun, adil ve hakkaniyete dayalı bir karar verebilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BcgV0SzllhI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74073"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında WhatsApp Yazışmalarının Delil Niteliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüzde en sık kullanılan iletişim araçlarından biri WhatsApp olduğu için tartışmalar, kırgınlıklar, özür mesajları, duygusal konuşmalar hatta aldatmaya ilişkin izler çoğu zaman bu uygulama üzerinden ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında son yılların en güçlü dijital delilleri arasında yer almaktadır. Ancak her mesajın otomatik olarak delil sayılmadığını ve hukuki sınırlar içinde elde edilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak gerekir.</p>

<p>WhatsApp mesajları, hukuka uygun şekilde elde edilmişse mahkeme tarafından delil olarak kabul edilir. Ancak hâkim bu yazışmaları kesin delil olarak değil, takdir yetkisi kapsamında değerlendirir. Mesajların içeriği, tarihlerinin tutarlılığı, olayla bağlantısı ve dosyadaki diğer delillerle uyumu birlikte ele alınır.</p>

<p>Hukuka uygunluk bakımından temel ilke şudur: Kişi, tarafı olduğu yazışmaları delil olarak sunabilir. Kendi telefonunuza gelen, sizin yazdığınız ya da size gönderilen mesajlar hukuka uygundur. Buna karşılık eşin telefonunun şifresini kırarak mesajlara ulaşmak, izinsiz şekilde telefonu ele geçirmek, gizli takip uygulamaları kullanmak hukuka aykırıdır. Bu şekilde elde edilen mesajlar mahkeme tarafından reddedilebildiği gibi ayrıca cezai sorumluluk da doğurabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ortak kullanılan cihazlarda görülen WhatsApp mesajları ise farklı değerlendirilir. Aynı evde herkesin kullandığı tablet, bilgisayar veya ortak telefon üzerinden görülen yazışmalar çoğu zaman hukuka uygun kabul edilir. Çünkü bu durumda özel hayatın gizliliğine yönelik doğrudan bir ihlal bulunmaz.</p>

<p>WhatsApp yazışmaları boşanma davalarında özellikle aldatma, hakaret, tehdit, ekonomik şiddet, fiziksel şiddet sonrası gönderilen özür mesajları, evi terk ettiğini kabul eden yazışmalar ve çocuğun bakımıyla ilgili tartışmalarda güçlü delil niteliği taşır. Bazen tek bir mesajın bile davanın seyrini tamamen değiştirdiği görülmektedir.</p>

<p>Ekran görüntüleri de delil olarak kabul edilebilir. Ancak tarih ve saat bilgilerinin görünür olması, konuşma bütünlüğünün bozulmamış olması ve mesajların karşı tarafa ait numarayla örtüşmesi gerekir. Hâkim şüphe duyarsa bilirkişi incelemesi yapılabilir, telefon yedekleri ve teknik kayıtlar incelenebilir. Bu nedenle sahte veya manipüle edilmiş ekran görüntüleri genellikle kolayca tespit edilir.</p>

<p>Karşı taraf mesajı inkâr ederse teknik inceleme süreci devreye girer. Bilirkişi, mesajların gönderim kayıtlarını, metadata bilgilerini, zaman damgalarını ve veri bütünlüğünü inceler. Mesajların silinip silinmediği ya da değiştirilip değiştirilmediği kısa sürede ortaya çıkarılabilir.</p>

<p>Tarafı olunmayan, üçüncü kişilere ait özel yazışmaların delil olarak sunulması ise mümkün değildir. Bu durum kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi anlamına gelir ve mahkemeler tarafından kabul edilmez.</p>

<p>Sonuç olarak WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında doğru ve hukuka uygun şekilde kullanıldığında son derece etkili bir delildir. Ancak belirleyici olan yalnızca mesajın içeriği değil, elde ediliş şekli ve olayla açık bağlantısının kurulabilmesidir. Bazı durumlarda tek bir mesaj, bazı durumlarda ise diğer delillerle birlikte davanın yönünü tamamen değiştirebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jVREWCUhxFI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62259"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="14735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="76227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="82583"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="38079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="15631"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="36816"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="11784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="40344"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="14576"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="15185"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
