<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 03 Aug 2026 01:21:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. YARGI PAKETİ İLE YAPILAN DÜZENLEMELER SONRASI İDARİ YARGIDA FAİZ MESELESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-yapilan-duzenlemeler-sonrasi-idari-yargida-faiz-meselesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-yapilan-duzenlemeler-sonrasi-idari-yargida-faiz-meselesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>31.07.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve kamuoyunda “<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi” </a>olarak bilinen 7589 sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">“<i>Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</i>” </span></a></strong>ile birçok kanunda değişiklik yapıldı. Söz konusu değişiklikler farklı alanlara yönelik olup bunlar arasında özel hukuk ilişkilerinde geçerli olan temel kanuni düzenlemelerden 6098 sayılı Borçlar Kanunu da yer almaktadır.</p>

<p>7589 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine iki fıkra eklenmiştir. 7589 sayılı Kanunla ekleme yapılmadan önce madde metninde “<i>destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar</i>”ın belirlenmesinde dikkate alınacak esaslar belirtilmekteydi. Borçlar Kanunu 55. maddesine yapılan ekleme sonrası ise bedensel zararlar arasında yer alan “<i>çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar</i>” ve “<i>destekten yoksun kalma</i>” zararı bakımından ayrıntılı bir duruma yer verilmiştir. Bu durum da söz konusu tazminatlar bakımından faizin işletileceği tarih meselesidir.</p>

<p>Yapılan düzenleme ile Borçlar Kanunu 55/3. maddesinde çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararı bakımından bilinen dönem için haksız fiil ya da olay tarihi, bilinmeyen dönem için ise mahkeme karar tarihinden itibaren yasal faiz işletileceği düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu 55/4. maddesinde de yargılama öncesi yapılan ödemelerin “<i>ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak</i>” mahsup edileceği düzenlenmiştir. Yapılan düzenleme hem adli hem de idari yargıyı ilgilendirmekte olup düzenlemenin hem adli yargı hem de idari yargıyı ilgilendirmesi Borçlar Kanunu’nun 55/2. maddesinde yer alan düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Zira Kanun’un belirtilen maddesinde Borçlar Kanunu hükümlerinin “<i>her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı</i>” belirtilmektedir.</p>

<p>Yukarıda işaret edilen düzenlemenin idari yargıda açılacak çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararlarının tazmini konulu tam yargı davalarında da dikkate alınması gerekmektedir. Zira zararın karşılanması noktasında uygulanacak kurallara ilişkin idari yargıya özgü bir usul kanunu bulunmamaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu idari davalar bakımından dikkate alınması gereken hususları düzenlemekte ise de zarar türleri, zararın belirlenmesi, faiz gibi konularda düzenleme içermemektedir. Borçlar Kanunu 55/2. maddesinde belirtilen düzenleme ise idari yargıda zararın belirlenmesi konusundaki boşluğu doldurma işlevi görmektedir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki Borçlar Kanunu 55/3. maddesinde belirtilen faizin “<i>olay tarihi ya da haksız fiil tarihinden itibaren</i>” başlatılacağı kuralı, açılacak her tam yargı davası bakımından geçerli değildir. Kanun’un 55/3. maddesinde haksız fiil tarihi ya da olay tarihinden itibaren başlatılacak faizin sadece çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararı bakımından geçerli olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla idari işlemler nedeniyle uğranılan zararlar ile tedavi giderleri, kazanç kaybı, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zarar, taşınır ve taşınmaz malların kısmen ya da tamamen kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle uğranılan zararlar ve idarenin sorumlu tutulabileceği diğer zarar türleri bakımından bu düzenleme uygulanamaz. Ayrıca faizin “<i>olay tarihi ya da haksız fiil tarihinden itibaren</i>” başlatılacağı kuralı tüm olaylar ya da zararlar bakımından geçerli olmayıp 7589 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden sonra meydana gelen zararlar bakımından geçerli olduğu unutulmamalıdır.</p>

<p>İdari yargıda faizin işletileceği tarih bakımından bir yasal düzenleme olmamakla beraber Danıştay’ın faizin işletileceği tarih konusundaki temel yaklaşımının idarenin temerrüt tarihi olduğu söylenebilir. Danıştay’a göre idarenin sorumlu tutulabileceği bir durumda alacağa/tazminata faiz işletilebilmesi için idareye başvuruda bulunulması ve idarenin bunu ödemeyi kabul etmeyerek temerrüde düşmüş olması gerekmektedir. Bunun yanında Danıştay tarafından yargılama aşamasında bir idarenin hasım mevkiine alınması halinde buna dair işlemin tebliğ tarihinden itibaren faiz işletileceği kabul edilmektedir. 7589 sayılı Kanun ile Borçlar Kanunu 55. maddesine eklenen fıkralar gereğince idari yargıda çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararı bakımından faizin işletileceği tarih konusunda açık yasal düzenleme gereği yargı yerlerinin 31/07/2026 tarihi sonrasında meydana gelecek olaylar bakımından tutumunu değiştirmesi gerekecektir. Bu tarih sonrası çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararı bakımından idareye başvuru tarihi esas olmayıp zarar doğuran olay tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilecektir. Açık yasal düzenleme gereği davalı idarenin dava dilekçesinde gösterilmesi ya da sonradan hasım mevkiine alınmasının da önemi bu durumda kalmamıştır. Bu sebeple 7589 sayılı Kanun 18. maddesi iptal edilmedikçe, belirtilen üç tür zarar bakımından idarenin temerrüt tarihinin esas alınacağı kabulüne istisna teşkil edecektir.</p>

<p>İdari yargıda geçerli olan ilkelerden tam tazmin ilkesi, zararın her açıdan giderilmesini amaçlamakta olup zarar gören lehine olan bir ilkedir. İdari yargıda faize hükmedilmesi, tam tazmin ilkesinin bir gereğidir. Zira bu ilke ile zarar gören ya da alacağına kavuşamayan kişi, parasından mahrum kalma ya da yaşanan enflasyon karşısında parasının (alacağının) değerinin düşmesi riskine karşı korunmaktadır. 7589 sayılı Kanun’da Borçlar Kanunu’na yapılan eklemenin 31/07/2026 tarihinden itibaren geçerli olacağının düzenlenmesi kanımızca tam tazmin ilkesini zedelemektedir. Zira mahkemelerce hükmedilecek tazminat miktarı kurucu nitelikte olmayıp tespit edici niteliktedir. Yani idari yargı mercilerinin kararı ile zarar görenin zararının tespit edilip ödenmesine hükmedilmektedir. Bu açıdan kanımızca Borçlar Kanunu’na eklenen düzenlemenin devam eden işlemlere de etki etmesi gerekirdi. Ancak yargının iş yükünün artmasından endişe edilmiş olacak ki düzenlemenin 31/07/2026 tarihinden itibaren meydana gelecek olaylar bakımından geçerli olması öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Dr. Zülfü YALÇIN</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Öğretim Görevlisi</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-yapilan-duzenlemeler-sonrasi-idari-yargida-faiz-meselesi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tertasiz.jpg" type="image/jpeg" length="44322"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sayıştay 25 Denetçi Yardımcısı Adayı alacak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sayistay-25-denetci-yardimcisi-adayi-alacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sayistay-25-denetci-yardimcisi-adayi-alacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sayıştay Başkanlığınca 25 (yirmi beş) adet kadro için Denetçi Yardımcısı Adayı alınacak. Son başvuru tarihi 24 Eylül 2026.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sayıştay Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>DENETÇİ YARDIMCISI ADAYLIĞI GİRİŞ SINAVI İLANI</strong></p>

<p>1- Sayıştay Başkanlığınca aşağıdaki nitelikleri taşıyanlar arasından halen boş bulunan 25 (yirmi beş) adet kadro için Denetçi Yardımcısı Adayı alınacaktır.</p>

<p>Aday adaylarının tabi tutulacağı Denetçi Yardımcısı Adaylığı Giriş Sınavı; eleme sınavı,</p>

<p>yazılı sınav ve mülakattan oluşur.</p>

<p>Sınava girecek kişilerde;</p>

<p>a) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48 inci maddesinde belirtilen genel nitelikleri taşımak,</p>

<p>b) Eleme sınavının yapıldığı yılın Ocak ayının ilk günü itibarıyla 35 (otuz beş) yaşını doldurmamış olmak (1 Ocak 1991 ve daha sonraki doğumlular),</p>

<p>c) Hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadi ve idari bilimler fakültelerinden veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içi veya yurt dışındaki en az dört yıllık fakülte veya yüksekokullardan birini bitirmiş olmak,</p>

<p>ç) Sağlıkla ilgili, denetçilik görevini sürekli olarak yurdun her yerinde yapmasına engel bir durumu olmamak şartları aranır.</p>

<p><strong>2- SINAV BAŞVURULARI:</strong></p>

<p>a) Sınava başvurular, 9-17 Eylül 2026 tarihleri arasında olacaktır. Geç başvuru günü 24 Eylül 2026 tarihidir.</p>

<p>b) Sınava başvurular, elektronik ortamda ÖSYM başvuru merkezleri veya bireysel olarak internet (ÖSYM’nin https://ais.osym.gov.tr internet adresinden veya ÖSYM Aday İşlemleri Mobil Uygulaması) aracılığıyla alınacaktır. ÖSYM başvuru merkezlerinin listesi ÖSYM’nin İnternet sitesinde yer alacaktır. ÖSYM başvuru merkezleri başvuruları, resmi iş gününde ve resmi iş saatleri arasında alacaklardır.</p>

<p>c) Adayların eğitim bilgileri, Yükseköğretim Bilgi Sisteminden (YÖKSİS) alınarak başvuru ekranına yansıtılacaktır. Başvuru ekranına yansıtılan YÖKSİS kaynaklı eğitim bilgileri, ÖSYM başvuru merkezlerinde değiştirilemez. YÖKSİS’teki eğitim bilgilerinde eksiklik/düzeltme olan adayların başvuru süresi içinde kendi üniversitelerine başvurarak bu bilgilerin düzeltilmesini sağlamaları gerekmektedir.</p>

<p>ç) ÖSYM’nin Aday İşlemleri Sisteminde geçerli bir fotoğrafı ve eğitim bilgisi bulunan adaylar başvurularını, bireysel olarak internet aracılığıyla (ÖSYM’nin https://ais.osym.gov.tr internet adresinden veya ÖSYM Aday İşlemleri Mobil Uygulamasından T.C. Kimlik Numaraları ve aday şifreleri ile) yapabilecektir.</p>

<p>d) ÖSYM’nin Aday İşlemleri Sisteminde geçerli bir fotoğrafı bulunmayan adaylar ile KKTC hariç yurt dışı mezunu olup ÖSYM Aday İşlemleri Sisteminde eğitim bilgisi bulunmayan adaylar başvurularını ÖSYM başvuru merkezlerinden yapacaklardır.</p>

<p>e) Posta yoluyla başvuru alınmayacaktır.</p>

<p><strong>3- ELEME SINAVI:</strong></p>

<p>a) Eleme sınavı, 31 Ekim 2026 tarihinde Adana, Ankara, İstanbul ve İzmir’de ÖSYM Elektronik Sınav Merkezlerinde (e-Sınav Merkezi) elektronik sınav olarak yapılacaktır. Sınav, sınava başvuran aday sayısının ÖSYM Elektronik Sınav Merkezlerinin (e- Sınav Merkezi) kapasitesinin üzerinde olması durumunda basılı sınav olarak yapılabilecektir. Sınav, basılı sınav olması durumunda sadece Ankara sınav merkezinde (062 ANKARA/ÇANKAYA) uygulanacaktır.</p>

<p>b) Eleme sınavı, saat 13.45’te başlayacaktır. Sınavın cevaplama süresi 140 dakika olacaktır. Adaylar, saat 13.30’dan sonra sınav binalarına alınmayacaklardır.</p>

<p>c) Eleme sınavında adaylara, Genel Yetenek Testi, Genel Kültür Testi ve Alan Bilgisi; İktisat Testi, Maliye Testi, Hukuk Testi, Muhasebe Testi uygulanacaktır.</p>

<p>ç) Eleme sınavının değerlendirilmesinde testlerin ağırlıkları; İktisat Testi yüzde on iki buçuk, Maliye Testi yüzde on iki buçuk, Hukuk Testi yüzde on iki buçuk, Muhasebe Testi yüzde on iki buçuk, Genel Yetenek Testi yüzde kırk ve Genel Kültür Testi yüzde on olacaktır.</p>

<p><strong>4- YAZILI SINAV:</strong></p>

<p>a) Eleme sınavında başarılı olan adayların tabi tutulacağı klasik usule göre düzenlenen yazılı sınav iki oturum halinde aşağıdaki alanlarda, belirtilen tarih ve saatlerde Ankara’da basılı ortamda uygulanacaktır.</p>

<p>I. Oturum 26 Aralık 2026 Cumartesi 10.15 - 12.15 / 14.45 - 16.45</p>

<p>II. Oturum 27 Aralık 2026 Pazar 10.15 - 12.15 / 14.45 - 16.45</p>

<p>Yazılı sınav klasik usule göre hukuk, maliye, iktisat, kompozisyon, seçimlik grup (ticaret hukuku veya muhasebe) alanlarında ÖSYM tarafından yapılacaktır. (Kompozisyon, adaylara verilen bir A4 yaprağında sınırlandırılmış alana yazılacaktır.) Yazılı sınav alanlarından ticaret hukuku ve muhasebe seçmeli olup, aday adayları seçecekleri alanı aday başvuru formunda belirteceklerdir.</p>

<p>Sonuçların değerlendirilmesinde alanların ağırlıkları eşit olacaktır.</p>

<p>b) Yazılı sınava katılma hakkını elde eden adaylar, sınava, yazılı sınavı yapılacağı hafta içerisinde ÖSYM’nin https://ais.osym.gov.tr internet adresinden T.C. Kimlik Numarası ve aday şifresi girerek edinecekleri, yazılı sınava hangi bina ve salonda gireceklerini, sınav tarihini ve saatini gösteren Sınava Giriş Belgesi ile gireceklerdir. Adaylar, sabah oturumlarında saat 10.00’dan sonra, öğleden sonra oturumlarında saat 14.30’dan sonra sınav binalarına alınmayacaklardır.</p>

<p><strong>5- DİĞER HUSUSLAR:</strong></p>

<p>a) Başkanlığımız ile ÖSYM arasında yapılan protokol Başkanlığımızın internet sitesinde (https://sayistay.gov.tr) yayımlanacaktır. Protokolde, sınavla ilgili bilgiler adayların uyması gereken hususlar ayrıntılı olarak belirtilmektedir. Ayrıca, adaylar ÖSYM’nin internet sitesinden de sınava ilişkin detaylı bilgileri içeren kılavuza ulaşabilirler.</p>

<p>b) Adayların protokol ve kılavuzda yer alan hükümlere uygun hareket etmeleri ve 26 Eylül 2012 tarihli ve 28423 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Adayların ve Sınav Görevlilerinin Sınav Binalarına Giriş Koşullarına İlişkin Yönetmelik” hükümlerine ve ÖSYM’nin internet sitesinden yayımlanan sınav uygulamalarına ilişkin güvenlik tedbirlerine uymaları gerekmektedir.</p>

<p>c) Eleme sınavı ve yazılı sınav sonuçları ÖSYM’nin internet sitesinden duyurulacak, adayların adresine ayrıca sınav sonuç belgesi gönderilmeyecektir. Adaylar sınav sonuçlarını ÖSYM’nin https://sonuc.osym.gov.tr internet adresinden veya mobil uygulamalarından T.C. Kimlik Numaraları ve aday şifreleri ile öğrenebileceklerdir.</p>

<p>ç) Adaylar; sınav sonucunun incelenmesini istemeleri durumunda, sonuçların ÖSYM tarafından elektronik ortamda açıklanmasından itibaren en geç 10 gün içinde; sınav sorularına itiraz durumlarında ise sınav tarihinden itibaren 3 iş günü içerisinde ÖSYM’ye başvurmalıdırlar.</p>

<p>d) Başvuru işlemini yapmayan, başvuru koşullarını taşımayan, başvurusu geçersiz sayılan/iptal edilen/silinen, sınava girmeyen veya giremeyen, sınava alınmayan veya sınavdan çıkarılan, sınavda başarı sağlayamayan veya sınavı geçersiz sayılan, ücret gerektirmeyen bir işlem için ücret yatıran, aynı işlem için birden fazla ödeme yapan adayların ödedikleri sınav ücretleri iade edilmez/devredilmez.</p>

<p>e) Başvuru koşullarına aykırılıktan kaynaklanan sorumluluk başvuru sahibine aittir. Sayıştay Başkanlığının sorumluluğu bulunmaz. Adaylardan başvuru koşullarını taşımadıkları sonradan anlaşılanlar, hiçbir hak talep edemezler.</p>

<p><strong>6- MÜLAKAT SINAVI:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yazılı sınavı kazanmış sayılanlar, mülakat sınavına katılma hakkını elde ederler. Mülakat sınavına katılmaya hak kazananların, Sayıştay Başkanlığının internet sitesinde yapılacak duyuru ekindeki özgeçmiş formunu, el yazısı ile bir A4 sayfasını geçmeyecek şekilde doldurarak fotoğraflı bir şekilde Sayıştay Başkanlığı İnsan Kaynakları Birim Başkanlığı İnönü Bulvarı No:45 Balgat-Çankaya/ANKARA adresine şahsen teslim etmeleri veya postayla göndermeleri gerekmektedir.</p>

<p>Mülakat yeri, zamanı ve sonuçları Sayıştay Başkanlığı internet sitesinde duyurulacak, mülakat yeri ve zamanına ilişkin adayların adresine ayrıca tebligat yapılmayacaktır. Adaylar mülakat sonuçlarını, sonuç açıklama ekranında istenilen bilgileri girerek bireysel olarak öğrenebileceklerdir. İnternet sayfasında ilan edilen duyurular adaylara tebliğ hükmündedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sayistay-25-denetci-yardimcisi-adayi-alacak</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/sayistay-2.jpg" type="image/jpeg" length="69232"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Düzce Üniversitesi Çocuk Diyabeti Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/duzce-universitesi-cocuk-diyabeti-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/duzce-universitesi-cocuk-diyabeti-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düzce Üniversitesi Çocuk Diyabeti Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 03 Ağustos 2026 Tarihli ve 33329 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Düzce Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>DÜZCE ÜNİVERSİTESİ ÇOCUK DİYABETİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Düzce Üniversitesi Çocuk Diyabeti Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Düzce Üniversitesi Çocuk Diyabeti Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Düzce Üniversitesi Çocuk Diyabeti Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Düzce Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Düzce Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; çocuk diyabeti ile ilgili toplumun farkındalığını sağlayarak bilinç düzeyini attırmak, hastalığın önlenmesi, sağaltımı ve yönetimi için eğitim, bilimsel araştırmalar, uygulamalar ve projeler yapmak, kongre, sempozyum, panel ve kurslar düzenlemek, mevcut çağdaş tedavi yöntemlerini uygulamak, geliştirmek, yaygınlaştırmak, danışmanlık hizmeti ve eğitim vermek, konu ile ilgili Üniversitenin diğer birimleri, kamu kurum ve kuruluşları, ulusal ve uluslararası kuruluşlar, sivil toplum örgütleriyle iş birliği içinde bulunmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Sağlıklı ve diyabet riski taşıyan bireyleri çocuk diyabetinin önlenmesi konusunda eğitmek ve toplumun bu konuda farkındalığını arttırmak.</p>

<p>b) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında çocuk diyabeti ile ilgili bireysel danışmanlık hizmeti sunmak.</p>

<p>c) Çocuk diyabeti ile ilgili bilimsel ve uygulamalı çalışmalar yapmak, yeni çalışmaların yapılmasını teşvik etmek ve çalışmalara katkıda bulunmak.</p>

<p>ç) Çocuk diyabetine yönelik beslenme, egzersiz, ağırlık yönetimi yanında tamamlayıcı tedavi yöntemleri ile güncel tedavi yöntemlerini ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde imkânlar doğrultusunda uygulamak.</p>

<p>d) Üniversitede sağlık ile ilgili alanlarda öğrenim gören öğrencilerin eğitimine çocuk diyabeti alanında katkı sağlamak.</p>

<p>e) Merkezin amaçları doğrultusunda ulusal ve uluslararası kuruluşlarla her türlü bilimsel iş birliği, araştırma ve hizmet yürütebilecek bir platform oluşturmak, Üniversitede bu konuda çalışan tüm birimleri kapsayan çok disiplinli koordinasyon ve ortak çalışmalar gerçekleştirmek.</p>

<p>f) Merkez bünyesindeki çocuk diyabeti alanında hizmet veren birimlere, sağlık meslek mensuplarına sürekli eğitim sağlamak; kurs, panel, seminer ve sertifika programları düzenlemek.</p>

<p>g) Merkezin faaliyetleri ile ilgili elektronik ve yazılı basılmış dergi, kitap, rapor, bülten ve benzeri yayınları yapmak.</p>

<p>ğ) Sağlık Bakanlığının ilgili birimleriyle koordinasyon içinde ve ilgili mevzuat çerçevesinde tanımlanmış coğrafi bölgede tanı almış ve almamış çocuk diyabeti olgularını taramak, iletişime geçmek ve metabolik kontrollerinin sağlanması için yapılandırılmış bir program izlemek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür; Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin ilgili anabilim dallarında görev yapan öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Müdürün altı aydan daha fazla süreyle görevi başında bulunmaması durumunda görevi sona erer. Süresi dolmadan görevinden ayrılan Müdürün yerine Rektör tarafından aynı yöntemle yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Üniversitenin ilgili anabilim dallarında görev yapan öğretim elemanları arasından en az bir en fazla üç kişi müdür yardımcısı olarak Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirir. Müdürün görev süresinin dolması veya herhangi bir sebeple görevinden ayrılması halinde müdür yardımcısının da görevi kendiliğinden sona erer. Görevi kendiliğinden sona eren ve görevinden ayrılan müdür yardımcısının yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yenisi görevlendirilir.</p>

<p>(3) Müdür yardımcısı, Müdürün vereceği görevleri yapar. Müdüre, görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcısı; müdür yardımcısının olmadığı durumda da Yönetim Kurulundan Müdürün uygun gördüğü üye vekâlet eder. Vekâlet süresi altı ayı geçemez.</p>

<p>(4) Müdür, Merkez çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesi ve geliştirilmesinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantı gündemini hazırlamak ve toplantıda alınan kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Merkez çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>d) Yıllık bütçe önerilerini hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>e) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını düzenlemek ve Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>f) Merkez bünyesinde oluşturulacak çalışma gruplarının faaliyetlerini düzenlemek, yürütmek, koordine etmek ve denetlemek.</p>

<p>g) Merkezin, amaçları doğrultusunda yapacağı tüm etkinliklerin organizasyonunu sağlamak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, bir müdür yardımcısı ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen üç üye ile birlikte toplam beş üyeden oluşur. Görev süresi dolan üye yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Üyeliğin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine en az yılda iki defa olmak üzere salt çoğunluk ile toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetlerini yönlendirmek ve bunlarla ilgili kararlar almak.</p>

<p>b) Merkezin çalışma programını hazırlamak ve yürütmek.</p>

<p>c) Merkezin çalışmaları için gerek duyulan çalışma grupları ve komisyonları oluşturmak.</p>

<p>ç) Merkezin personel ihtiyacını belirlemek.</p>

<p>d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu değerlendirmek.</p>

<p>e) Müdür tarafından gündeme alınan diğer konuları görüşüp karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarını kapsayan konularda çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ile kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarından ve biri Spor Bilimleri Fakültesinden olmak üzere Müdür tarafından önerilen ve Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla altı üyeden oluşur. Görev süresi dolan üye yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Üyeliğin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu; Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır, kararlar oy çokluğu ile alınarak Yönetim Kuruluna bildirilir.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulu; Merkezle ilgili faaliyetleri değerlendirir, Merkezin amaçları doğrultusunda çeşitli proje önerilerinde bulunur, bu projelerin gerçekleştirilmesine yönelik fikirler oluşturur, ilgili kişi ve kuruluşlarla ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olur ve Merkez komisyonlarının görev alacak üyelerini önerebilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı; 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde; 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Düzce Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/duzce-universitesi-cocuk-diyabeti-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="99532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-is-sagligi-ve-guvenligi-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-is-sagligi-ve-guvenligi-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 03 Ağustos 2026 Tarihli ve 33329 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ EĞİTİM, UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (ADÜ-İSGUM): Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite içinde ön lisans veya lisans düzeyindeki farklı bölüm, anabilim dalı ya da disiplinlerin, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili öncelikler ve ihtiyaçlar doğrultusunda iş birliği ve koordinasyon içerisinde çalışmalarını sağlamak.</p>

<p>b) Üniversite içinde ve dışında yer alan çalışma yaşamı ile ilgili tarafların katılımıyla iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili alanlarda bilimsel araştırma ve uygulamalar yapmak.</p>

<p>c) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında iş sağlığı ve güvenliği konusunda başta danışmanlık olmak üzere konuyla ilgili gerekli hizmetleri vermek ve proje yürütücülüğü yapmak.</p>

<p>ç) Ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeyde iş sağlığı ve güvenliği eğitiminde yer alan öğrenci ve araştırmacılara araştırma altyapısı oluşturmak.</p>

<p>d) Yerel, ulusal ve uluslararası düzeylerde iş sağlığı ve güvenliği etkinlikleri düzenlemek veya düzenlenen etkinliklere katılmak.</p>

<p>e) Çalışma yaşamına ilişkin yerel, ulusal ve uluslararası politika ve eylem programları oluşturulmasına katkı sağlamak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Çalışma yaşamında sağlık ve güvenlikle ilgili sorunlara ilişkin olarak bilimsel ve teknolojik araştırma ve uygulamalar yapmak ve/veya yaptırmak.</p>

<p>b) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında yerel, ulusal ve uluslararası düzeylerde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla iş birliği ve ortak çalışmalar yapmak, seminer, konferans, sempozyum, kurs ve benzeri bilimsel toplantı, kurs ve atölye düzenlemek, düzenlenenlere katılmak veya düzenlenmesine katkıda bulunmak, mezuniyet sonrası kurslar düzenlemek ve gerektiğinde katılanlara katılım belgesi vermek.</p>

<p>c) Çalışma alanları kapsamında üniversitelerde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili ön lisans ve lisans düzeylerinde sürdürülen eğitim çalışmalarını desteklemek, bu eğitim programlarına yönelik araştırma ve uygulama olanakları sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin kuruluş amacına uygun olarak basılı ve görsel yayın yapmak.</p>

<p>d) Öncelikli çalışma alanlarına ilişkin çalışma komisyonları oluşturmak.</p>

<p>e) Çalışma alanlarına uygun laboratuvar, araştırma ve uygulama birimleri için gerekli taşınır ve taşınmaz malları edinmek üzere proje faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>f) Üniversite ile sanayi iş birliği çalışmalarına katkıda bulunmak, bu iş birliğini iş sağlığı ve güvenliği konularında faaliyet yürüten üniversitelerin araştırma merkezleri arasında koordinasyon ve organizasyon çalışmalarını sürdürmek.</p>

<p>g) İş sağlığı ve güvenliği konularında kamuoyu oluşmasına, bilinçlenmeye, öğrencilerin sağlık ve güvenliklerinin korunmasına katkıda bulunmak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ğ) Merkezin kuruluş amacına uygun diğer çalışmaları yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür; Merkezin faaliyet alanı ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdürün herhangi bir sebeple kesintisiz altı aydan fazla görevi başında bulunmaması durumunda yerine yeni bir Müdür aynı usulle görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdürün görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcılarından biri Müdüre vekâlet eder. Gerekli görüldüğünde Müdürün katılmadığı toplantılara müdür yardımcılarından biri katılır. Müdürün izin, rapor veya benzeri sebeplerle görevinin başında olmadığı zamanlarda Müdüre vekâlet eden müdür yardımcısı Yönetim Kurulu toplantısına Müdürün oy hakkı ile katılabilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek ve Yönetim Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunun aldığı kararları ve hazırladığı çalışma programını uygulamak ve çalışmaları denetlemek.</p>

<p>c) Yönetimi altındaki birimleri Merkezin amaçları doğrultusunda yönetmek.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyet alanlarına giren konularda ilgili kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yapmak, projeler hazırlamak ya da hazırlatmak.</p>

<p>(2) Müdür, Merkezin amaçları doğrultusundaki çalışmaların düzenli bir şekilde yürütülmesinden, Merkezin tüm etkinliklerinin gözetim ve denetiminden ve bu konularda gerekli önlemlerin alınmasından Rektöre karşı birinci derecede sorumludur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üyeler aynı usulle tekrar görevlendirilebilir. Görev süresinin bitiminden önce ayrılan üyelerin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı yöntemle yeni birer üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez salt çoğunlukla toplanır ve katılanların oy çokluğu ile karar alır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetlerini gözden geçirerek ilgili konularda karar almak.</p>

<p>b) Her faaliyet dönemi sonunda hazırlanan faaliyet raporunun düzenlenmesine ilişkin esasları tespit etmek, Müdürün sunduğu faaliyet raporunu değerlendirmek ve bir sonraki döneme ait faaliyet raporunu düzenlemek.</p>

<p>c) Merkezin yıllık faaliyet raporunu değerlendirmek ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları olan Üniversitenin öğretim elemanları ile Yönetim Kurulunun teklifi üzerine Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları olan Üniversite dışı uzman kişiler arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla beş üye dahil olmak üzere toplam en fazla on bir üyeden oluşur. Görev süresi dolan üyeler aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Görev süresinin bitiminden önce ayrılan üyelerin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün daveti üzerine Merkez faaliyetleriyle ilgili değerlendirmeler yapmak ve önerilerde bulunmak üzere toplanır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Laboratuvar</strong><strong>, araştırma ve uygulama birimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yönetim Kurulu kararı ile Merkezin hedefleri doğrultusunda, etkinlik alanlarına uygun biçimde, laboratuvar, araştırma ve uygulama birimleri oluşturulabilir, var olan birimleri Rektör onayıyla bünyesine alabilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde; 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) 12/8/2016 tarihli ve 29799 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adnan Menderes Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-is-sagligi-ve-guvenligi-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="44573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KANUNİ (YASAL) FAİZ DÜZENLEMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kanuni-yasal-faiz-duzenlemesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kanuni-yasal-faiz-duzenlemesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><!--[if gte vml 1]><v:rect id="Dikdörtgen_x0020_1" o:spid="_x0000_s1027" alt="blob:https://web.whatsapp.com/03b923b0-a516-40df-9267-53ec52f7c998" style='width:23.85pt;height:23.85pt;visibility:visible;mso-wrap-style:square; mso-left-percent:-10001;mso-top-percent:-10001;mso-position-horizontal:absolute; mso-position-horizontal-relative:char;mso-position-vertical:absolute; mso-position-vertical-relative:line;mso-left-percent:-10001;mso-top-percent:-10001; v-text-anchor:top' o:gfxdata="UEsDBBQABgAIAAAAIQC75UiUBQEAAB4CAAATAAAAW0NvbnRlbnRfVHlwZXNdLnhtbKSRvU7DMBSF
dyTewfKKEqcMCKEmHfgZgaE8wMW+SSwc27JvS/v23KTJgkoXFsu+P+c7Ol5vDoMTe0zZBl/LVVlJ
gV4HY31Xy4/tS3EvRSbwBlzwWMsjZrlprq/W22PELHjb51r2RPFBqax7HCCXIaLnThvSAMTP1KkI
+gs6VLdVdad08ISeCho1ZLN+whZ2jsTzgcsnJwldluLxNDiyagkxOquB2Knae/OLUsyEkjenmdzb
mG/YhlRnCWPnb8C898bRJGtQvEOiVxjYhtLOxs8AySiT4JuDystlVV4WPeM6tK3VaILeDZxIOSsu
ti/jidNGNZ3/J08yC1dNv9v8AAAA//8DAFBLAwQUAAYACAAAACEArTA/8cEAAAAyAQAACwAAAF9y
ZWxzLy5yZWxzhI/NCsIwEITvgu8Q9m7TehCRpr2I4FX0AdZk2wbbJGTj39ubi6AgeJtl2G9m6vYx
jeJGka13CqqiBEFOe2Ndr+B03C3WIDihMzh6RwqexNA281l9oBFTfuLBBhaZ4ljBkFLYSMl6oAm5
8IFcdjofJ0z5jL0MqC/Yk1yW5UrGTwY0X0yxNwri3lQgjs+Qk/+zfddZTVuvrxO59CNCmoj3vCwj
MfaUFOjRhrPHaN4Wv0VV5OYgm1p+LW1eAAAA//8DAFBLAwQUAAYACAAAACEA5rK/0RwDAADFBgAA
HwAAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9kcmF3aW5nMS54bWykVVlu2zAQ/S/QOxD8V7RYsi2hSpB4
KQqkbZCkB6Ao2iJKkSpJL2nRa/UCvViHlBw7SdGPxh82l+Hjm/dm6HcX+1agLdOGK1ni+CzCiEmq
ai7XJf5yvwymGBlLZE2EkqzED8zgi/O3b96RYq1J13CKAEGagpS4sbYrwtDQhrXEnKmOSdhbKd0S
C1O9DmtNdoDcijCJonHYEi7x+RFqTixBG83/A0oo+pXVMyK3xACkoMXpysBR0Ncjk0Ju3+vurrvR
jjn9tL3RiNclBuUkaUEiHA4bQxhMw2en1keA/Uq3Ll6tVmjvUR7ct8dge4soLI6iZJpnGFHYGsb9
Hc3nv5yizeKf54BMfykMToiYztGQ25eZxYfM5vxr/fuXtmsmESzWzFBd4kqoqnDeGzB/x6qzXQN+
k647o6oNo1GVJ6MqCkgWj4M0qldBnownQTZiNEtWE5rn00fFDneb7hr8NEiqWUPkml2ajlEL9QlM
Dktaq13DSG3ccq8xmNEjeL2PYOBQtfuoajCHbKzyJff/uj/qR4pOG/ueqRa5QYk1kPTgZHttbM/p
EOLFVUsuhLdOyCcLgNmvgOVw1O05830v/MijfDFdTNMgTcYLkHA+Dy6XszQYL+NJNh/NZ7N5/NPd
G6dFw+uaSXfNoS/j9EXRt5xqZdTKeoeg8jhlh96EzoyjY2caJXjt4Bwlo9fVTGi0JaLES/8ZlD8J
C5/S8MUPuTxLKU7S6CrJg+V4OgnSZZoF+SSaBlGcX+XjKM3T+fJpStdcstenhHYlzrMk8y6dkH6W
W+Q/L3MjRcst00jwtsTTxyBSuEJcyNpbawkX/fhECkf/KAXYfTAahmZ4S+z+zveg3V+p+sEJVsEv
FK9WUFzwvsA7DYNG6e8Y7eD1LbH5tiGaYSQ+SOiDPE5TCLN+kmaTBCb6dKc63SGSAlSJLUb9cGZh
Bkc2nebrBm6KvUxSXULTrPhQ0D0nx04Ye2cfBPNZe+ZM1jdEk1vgLKBvAVsH97eDjhAByR6T2xh2
191Cy/SN0mfv5YDAZw+4Pzr84bh/idP5+R8AAAD//wMAUEsDBBQABgAIAAAAIQCRLWpJWAYAAA8a
AAAaAAAAY2xpcGJvYXJkL3RoZW1lL3RoZW1lMS54bWzsWUtvGzcQvhfof1jsvbHeio3Iga1H3MRO
gkhJkSOlpXYZc5cLkrKjW5GceilQIC16aIDeeiiKBmiABr30xxhw0KY/okPuQ6RExQ+4QFDEAozd
2W+Gw5nZb0jujZtPY+odYS4ISzp+9VrF93AyYQFJwo7/cDT47LrvCYmSAFGW4I4/x8K/uf3pJzfQ
1oSSdMwQD0YRjrEHhhKxhTp+JGW6tbEhJiBG4hpLcQLPpozHSMItDzcCjo5hgJhu1CqV1kaMSOJv
g0WpDPUp/EukUIIJ5UNlBnsJimH0e9MpmWCNDQ6rCiHmoku5d4RoxwebATse4afS9ygSEh50/Ir+
8ze2b2ygrVyJyjW6ht5A/+V6uUJwWNNj8nBcDtpoNButndK+BlC5iuu3+61+q7SnAWgygZlmvpg2
m7ubu71mjjVA2aXDdq/dq1ctvGG/vuLzTlP9LLwGZfYbK/jBoAtRtPAalOGbK/hGo13rNiy8BmX4
1gq+XdnpNdoWXoMiSpLDFXSl2ap3i9mWkCmje074ZrMxaNdy4wsUVENZXWqIKUvkulqL0RPGBwBQ
QIokSTw5T/EUTaAmu4iSMSfePgkjKLwUJUyAuFKrDCp1+K9+DX2lI4K2MDK0lV/giVgRKX88MeEk
lR3/Nlj1Dcjpmzcnz16fPPv95Pnzk2e/5mNrU5beHkpCU+/dT9/88/JL7+/ffnz34tts6GW8MPFv
f/nq7R9/vs88zHgRitPvXr19/er0+6//+vmFw/oOR2MTPiIxFt5dfOw9YDFM0OE/HvOLaYwiREyN
nSQUKEFqFIf9vows9N05osiB28V2HB9xoBoX8NbsieXwMOIzSRwW70SxBTxgjO4y7ozCHTWWEebR
LAndg/OZiXuA0JFr7C5KrCz3ZylwLHGZ7EbYcvM+RYlEIU6w9NQzdoixY3aPCbHiekAmnAk2ld5j
4u0i4gzJiIytaloo7ZEY8jJ3OQj5tmJz8MjbZdQ16x4+spHwbiDqcH6EqRXGW2gmUewyOUIxNQO+
j2TkcnI45xMT1xcSMh1iyrx+gIVw6dzjMF8j6XeAZtxpP6Dz2EZySQ5dNvcRYyayxw67EYpTF3ZI
ksjEfi4OoUSRd59JF/yA2W+Iuoc8oGRtuh8RbKX7bDZ4CAxrurQoEPVkxh25vIWZVb/DOZ0irKkG
GoDF6zFJziT5JXpv/nf0DiR6+sNLx4yuhtLdhq18XJDMdzhxvk17SxS+DrdM3F3GA/Lh83YPzZL7
GF6V1eb1kbY/0rb/v6ftde/z1ZP1gp+ButWyNVuu68V7vHbtPiWUDuWc4n2hl+8CulIwAKHS03tU
XO7l0ggu1ZsMA1i4kCOt43EmvyAyGkYohTV+1VdGQpGbDoWXMgFLfy122lZ4OosPWJBtWatVtT3N
yEMguZBXmqUcthsyQ7fai21YaV57G+rtcuGA0r2IE8ZgthN1hxPtQqiCpDfnEDSHE3pmV+LFpsOL
68p8kaoVL8C1MiuwbPJgsdXxmw1QASXYVSGKA5WnLNVFdnUyrzLT64JpVQCsIYoKWGR6U/m6dnpq
dlmpnSPTlhNGudlO6MjoHiYiFOC8OpX0PG5cNNebi5Ra7qlQ6PGgtBZutK+/z4vL5hr0lrmBJiZT
0MQ77vitehNKZoLSjj+FrT9cxinUjlDLXURDODSbSJ698JdhlpQL2UMiygKuSSdjg5hIzD1K4o6v
pl+mgSaaQ7Rv1RoQwgfr3CbQyofmHCTdTjKeTvFEmmk3JCrS2S0wfMYVzqda/fJgpclmkO5hFBx7
YzrjDxCUWLNdVQEMiIAToGoWzYDAkWZJZIv6W2pMOe2aZ4q6hjI5ommE8o5iknkG11ReuqPvyhgY
d/mcIaBGSPJGOA5VgzWDanXTsmtkPqztumcrqcgZpLnomRarqK7pZjFrhKINLMXyck3e8KoIMXCa
2eEz6l6m3M2C65bWCWWXgICX8XN03XM0BMO1xWCWa8rjVRpWnJ1L7d5RTPAM187TJAzWbxVml+JW
9gjncCC8VOcHveWqBdG0WFfqSLs+Txyg1BuH1Y4PnwjgbOIpXMFHBh9kNSWrKRlcwZcDaBfZcX/H
zy8KCTzPJCWmXkjqBaZRSBqFpFlImoWkVUhavqfPxeFbjDoS973i2Bt6WH5Mnq8t7G842/8CAAD/
/wMAUEsDBBQABgAIAAAAIQCcZkZBuwAAACQBAAAqAAAAY2xpcGJvYXJkL2RyYXdpbmdzL19yZWxz
L2RyYXdpbmcxLnhtbC5yZWxzhI/NCsIwEITvgu8Q9m7SehCRJr2I0KvUBwjJNi02PyRR7Nsb6EVB
8LIws+w3s037sjN5YkyTdxxqWgFBp7yenOFw6y+7I5CUpdNy9g45LJigFdtNc8VZ5nKUxikkUigu
cRhzDifGkhrRykR9QFc2g49W5iKjYUGquzTI9lV1YPGTAeKLSTrNIXa6BtIvoST/Z/thmBSevXpY
dPlHBMulFxagjAYzB0pXZ501LV2BiYZ9/SbeAAAA//8DAFBLAQItABQABgAIAAAAIQC75UiUBQEA
AB4CAAATAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAABbQ29udGVudF9UeXBlc10ueG1sUEsBAi0AFAAGAAgAAAAh
AK0wP/HBAAAAMgEAAAsAAAAAAAAAAAAAAAAANgEAAF9yZWxzLy5yZWxzUEsBAi0AFAAGAAgAAAAh
AOayv9EcAwAAxQYAAB8AAAAAAAAAAAAAAAAAIAIAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9kcmF3aW5n
MS54bWxQSwECLQAUAAYACAAAACEAkS1qSVgGAAAPGgAAGgAAAAAAAAAAAAAAAAB5BQAAY2xpcGJv
YXJkL3RoZW1lL3RoZW1lMS54bWxQSwECLQAUAAYACAAAACEAnGZGQbsAAAAkAQAAKgAAAAAAAAAA
AAAAAAAJDAAAY2xpcGJvYXJkL2RyYXdpbmdzL19yZWxzL2RyYXdpbmcxLnhtbC5yZWxzUEsFBgAA
AAAFAAUAZwEAAAwNAAAAAA==
" filled="f" stroked="f"> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/> <w:wrap type="none"/> <w:anchorlock/>
</v:rect><![endif]--><!--[if gte vml 1]><v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"> <v:stroke joinstyle="miter"/> <v:formulas> <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"/> <v:f eqn="sum @0 1 0"/> <v:f eqn="sum 0 0 @1"/> <v:f eqn="prod @2 1 2"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @0 0 1"/> <v:f eqn="prod @6 1 2"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="sum @8 21600 0"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @10 21600 0"/> </v:formulas> <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect"/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/>
</v:shapetype><![endif]--><!--[if mso & !supportInlineShapes & supportFields]><v:shape id="_x0000_i1026" type="#_x0000_t75" style='width:23.85pt;height:23.85pt'> <v:imagedata croptop="-65520f" cropbottom="65520f"/>
</v:shape><span style='mso-element:field-end'></span><![endif]--><!--[if mso & !supportInlineShapes & supportFields]><span
style='mso-element:field-begin;mso-field-lock:yes'></span><span
style='mso-spacerun:yes'> </span>SHAPE <span
style='mso-spacerun:yes'> </span>\* MERGEFORMAT <span style='mso-element:field-separator'></span><![endif]--><!--[if gte vml 1]><v:rect id="AutoShape_x0020_6" o:spid="_x0000_s1026" alt="blob:https://web.whatsapp.com/03b923b0-a516-40df-9267-53ec52f7c998" style='width:23.85pt;height:23.85pt;visibility:visible;mso-wrap-style:square; mso-left-percent:-10001;mso-top-percent:-10001;mso-position-horizontal:absolute; mso-position-horizontal-relative:char;mso-position-vertical:absolute; mso-position-vertical-relative:line;mso-left-percent:-10001;mso-top-percent:-10001; v-text-anchor:top' o:gfxdata="UEsDBBQABgAIAAAAIQC75UiUBQEAAB4CAAATAAAAW0NvbnRlbnRfVHlwZXNdLnhtbKSRvU7DMBSF
dyTewfKKEqcMCKEmHfgZgaE8wMW+SSwc27JvS/v23KTJgkoXFsu+P+c7Ol5vDoMTe0zZBl/LVVlJ
gV4HY31Xy4/tS3EvRSbwBlzwWMsjZrlprq/W22PELHjb51r2RPFBqax7HCCXIaLnThvSAMTP1KkI
+gs6VLdVdad08ISeCho1ZLN+whZ2jsTzgcsnJwldluLxNDiyagkxOquB2Knae/OLUsyEkjenmdzb
mG/YhlRnCWPnb8C898bRJGtQvEOiVxjYhtLOxs8AySiT4JuDystlVV4WPeM6tK3VaILeDZxIOSsu
ti/jidNGNZ3/J08yC1dNv9v8AAAA//8DAFBLAwQUAAYACAAAACEArTA/8cEAAAAyAQAACwAAAF9y
ZWxzLy5yZWxzhI/NCsIwEITvgu8Q9m7TehCRpr2I4FX0AdZk2wbbJGTj39ubi6AgeJtl2G9m6vYx
jeJGka13CqqiBEFOe2Ndr+B03C3WIDihMzh6RwqexNA281l9oBFTfuLBBhaZ4ljBkFLYSMl6oAm5
8IFcdjofJ0z5jL0MqC/Yk1yW5UrGTwY0X0yxNwri3lQgjs+Qk/+zfddZTVuvrxO59CNCmoj3vCwj
MfaUFOjRhrPHaN4Wv0VV5OYgm1p+LW1eAAAA//8DAFBLAwQUAAYACAAAACEAqsHvXRUDAADDBgAA
HwAAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9kcmF3aW5nMS54bWykVclu2zAQvRfoPxC8K1os2ZZQJUi8
FAXSNojTD6Ao2iJKkSpJL2nRf++QkmMnKXpofLC5DB/fvDdDf7g6tALtmDZcyRLHFxFGTFJVc7kp
8beHZTDFyFgiayKUZCV+ZAZfXb5/94EUG026hlMECNIUpMSNtV0RhoY2rCXmQnVMwt5a6ZZYmOpN
WGuyB+RWhEkUjcOWcIkvT1BzYgnaav4fUELR76yeEbkjBiAFLc5XBo6Cvh2ZFHL3UXer7k475vTL
7k4jXpcYlJOkBYlwOGwMYTANX5zanAAOa926eLVeo4NHeXTfHoMdLKKwOIqSaZ5hRGFrGPd3NF//
coo2i3+eAzL9pTA4I2I6R0PuXmc2OmZ2vbVq1ZCOoTFGNTNUl7gSqiqc8was37PqYt+A26TrLqhq
w2hU5cmoigKSxeMgjep1kCfjSZCNGM2S9YTm+fRJr+PNprsFNw2SatYQuWHXpmPUQnUCj+OS1mrf
MFIbt9wrDFb0CF7tExj4U+0/qxqsIZCAL7j/V/1JPVJ02tiPTLXIDUqsgaQHJ7tbY3tOxxAvrVpy
IbxxQj5bAMx+BQyHo27PWe874Vce5YvpYpoGaTJegITzeXC9nKXBeBlPsvloPpvN49/u3jgtGl7X
TLprjl0Zp69KvuVUK6PW1jsEdccpO3Ym9GUcnfrSKMFrB+coGb2pZkKjHRElXvrPoPxZWPichi99
yOVFSnGSRjdJHizH00mQLtMsyCfRNIji/CYfR2mezpfPU7rlkr09JbQvcZ4lmXfpjPSL3CL/eZ0b
KVpumUaCtyWePgWRwhXiQtbeWku46MdnUjj6JynA7qPRMDTDS2IPK9+B9nCj6kcnWAW/ULxaQXHB
6wKvNAwapX9itIe3t8Tmx5ZohpH4JKEP8jhNIcz6SZpNEpjo853qfIdIClAlthj1w5mFGRzZdppv
Grgp9jJJ5bp+zYeC7jk5dsLYlX0UzGftmTNZ3xFN7oGzgL4FbB083A86QgQke0pua9iqu4eW6Rul
z97LAYEvnm9/dPi7cf8R5/PLPwAAAP//AwBQSwMEFAAGAAgAAAAhAJEtaklYBgAADxoAABoAAABj
bGlwYm9hcmQvdGhlbWUvdGhlbWUxLnhtbOxZS28bNxC+F+h/WOy9sd6KjciBrUfcxE6CSEmRI6Wl
dhlzlwuSsqNbkZx6KVAgLXpogN56KIoGaIAGvfTHGHDQpj+iQ+5DpETFD7hAUMQCjN3Zb4bDmdlv
SO6Nm09j6h1hLghLOn71WsX3cDJhAUnCjv9wNPjsuu8JiZIAUZbgjj/Hwr+5/eknN9DWhJJ0zBAP
RhGOsQeGErGFOn4kZbq1sSEmIEbiGktxAs+mjMdIwi0PNwKOjmGAmG7UKpXWRoxI4m+DRakM9Sn8
S6RQggnlQ2UGewmKYfR70ymZYI0NDqsKIeaiS7l3hGjHB5sBOx7hp9L3KBISHnT8iv7zN7ZvbKCt
XInKNbqG3kD/5Xq5QnBY02PycFwO2mg0G62d0r4GULmK67f7rX6rtKcBaDKBmWa+mDabu5u7vWaO
NUDZpcN2r92rVy28Yb++4vNOU/0svAZl9hsr+MGgC1G08BqU4Zsr+EajXes2LLwGZfjWCr5d2ek1
2hZegyJKksMVdKXZqneL2ZaQKaN7TvhmszFo13LjCxRUQ1ldaogpS+S6WovRE8YHAFBAiiRJPDlP
8RRNoCa7iJIxJ94+CSMovBQlTIC4UqsMKnX4r34NfaUjgrYwMrSVX+CJWBEpfzwx4SSVHf82WPUN
yOmbNyfPXp88+/3k+fOTZ7/mY2tTlt4eSkJT791P3/zz8kvv799+fPfi22zoZbww8W9/+ertH3++
zzzMeBGK0+9evX396vT7r//6+YXD+g5HYxM+IjEW3l187D1gMUzQ4T8e84tpjCJETI2dJBQoQWoU
h/2+jCz03TmiyIHbxXYcH3GgGhfw1uyJ5fAw4jNJHBbvRLEFPGCM7jLujMIdNZYR5tEsCd2D85mJ
e4DQkWvsLkqsLPdnKXAscZnsRthy8z5FiUQhTrD01DN2iLFjdo8JseJ6QCacCTaV3mPi7SLiDMmI
jK1qWijtkRjyMnc5CPm2YnPwyNtl1DXrHj6ykfBuIOpwfoSpFcZbaCZR7DI5QjE1A76PZORycjjn
ExPXFxIyHWLKvH6AhXDp3OMwXyPpd4Bm3Gk/oPPYRnJJDl029xFjJrLHDrsRilMXdkiSyMR+Lg6h
RJF3n0kX/IDZb4i6hzygZG26HxFspftsNngIDGu6tCgQ9WTGHbm8hZlVv8M5nSKsqQYagMXrMUnO
JPklem/+d/QOJHr6w0vHjK6G0t2GrXxckMx3OHG+TXtLFL4Ot0zcXcYD8uHzdg/NkvsYXpXV5vWR
tj/Stv+/p+117/PVk/WCn4G61bI1W67rxXu8du0+JZQO5ZzifaGX7wK6UjAAodLTe1Rc7uXSCC7V
mwwDWLiQI63jcSa/IDIaRiiFNX7VV0ZCkZsOhZcyAUt/LXbaVng6iw9YkG1Zq1W1Pc3IQyC5kFea
pRy2GzJDt9qLbVhpXnsb6u1y4YDSvYgTxmC2E3WHE+1CqIKkN+cQNIcTemZX4sWmw4vrynyRqhUv
wLUyK7Bs8mCx1fGbDVABJdhVIYoDlacs1UV2dTKvMtPrgmlVAKwhigpYZHpT+bp2emp2WamdI9OW
E0a52U7oyOgeJiIU4Lw6lfQ8blw015uLlFruqVDo8aC0Fm60r7/Pi8vmGvSWuYEmJlPQxDvu+K16
E0pmgtKOP4WtP1zGKdSOUMtdREM4NJtInr3wl2GWlAvZQyLKAq5JJ2ODmEjMPUrijq+mX6aBJppD
tG/VGhDCB+vcJtDKh+YcJN1OMp5O8USaaTckKtLZLTB8xhXOp1r98mClyWaQ7mEUHHtjOuMPEJRY
s11VAQyIgBOgahbNgMCRZklki/pbakw57ZpnirqGMjmiaYTyjmKSeQbXVF66o+/KGBh3+ZwhoEZI
8kY4DlWDNYNqddOya2Q+rO26ZyupyBmkueiZFquorulmMWuEog0sxfJyTd7wqggxcJrZ4TPqXqbc
zYLrltYJZZeAgJfxc3TdczQEw7XFYJZryuNVGlacnUvt3lFM8AzXztMkDNZvFWaX4lb2COdwILxU
5we95aoF0bRYV+pIuz5PHKDUG4fVjg+fCOBs4ilcwUcGH2Q1JaspGVzBlwNoF9lxf8fPLwoJPM8k
JaZeSOoFplFIGoWkWUiahaRVSFq+p8/F4VuMOhL3veLYG3pYfkyery3sbzjb/wIAAP//AwBQSwME
FAAGAAgAAAAhAJxmRkG7AAAAJAEAACoAAABjbGlwYm9hcmQvZHJhd2luZ3MvX3JlbHMvZHJhd2lu
ZzEueG1sLnJlbHOEj80KwjAQhO+C7xD2btJ6EJEmvYjQq9QHCMk2LTY/JFHs2xvoRUHwsjCz7Dez
TfuyM3liTJN3HGpaAUGnvJ6c4XDrL7sjkJSl03L2DjksmKAV201zxVnmcpTGKSRSKC5xGHMOJ8aS
GtHKRH1AVzaDj1bmIqNhQaq7NMj2VXVg8ZMB4otJOs0hdroG0i+hJP9n+2GYFJ69elh0+UcEy6UX
FqCMBjMHSldnnTUtXYGJhn39Jt4AAAD//wMAUEsBAi0AFAAGAAgAAAAhALvlSJQFAQAAHgIAABMA
AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAFtDb250ZW50X1R5cGVzXS54bWxQSwECLQAUAAYACAAAACEArTA/8cEA
AAAyAQAACwAAAAAAAAAAAAAAAAA2AQAAX3JlbHMvLnJlbHNQSwECLQAUAAYACAAAACEAqsHvXRUD
AADDBgAAHwAAAAAAAAAAAAAAAAAgAgAAY2xpcGJvYXJkL2RyYXdpbmdzL2RyYXdpbmcxLnhtbFBL
AQItABQABgAIAAAAIQCRLWpJWAYAAA8aAAAaAAAAAAAAAAAAAAAAAHIFAABjbGlwYm9hcmQvdGhl
bWUvdGhlbWUxLnhtbFBLAQItABQABgAIAAAAIQCcZkZBuwAAACQBAAAqAAAAAAAAAAAAAAAAAAIM
AABjbGlwYm9hcmQvZHJhd2luZ3MvX3JlbHMvZHJhd2luZzEueG1sLnJlbHNQSwUGAAAAAAUABQBn
AQAABQ0AAAAA
" filled="f" stroked="f"> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/> <w:wrap type="none"/> <w:anchorlock/>
</v:rect><![endif]--><!--[if mso & !supportInlineShapes & supportFields]><v:shape id="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75" style='width:23.85pt;height:23.85pt'> <v:imagedata croptop="-65520f" cropbottom="65520f"/>
</v:shape><span style='mso-element:field-end'></span><![endif]--></p>

<p>Hukuk, sürekli gelişen ve değişen dinamik bir alandır. Özellikle faiz oranlarına ilişkin yasal düzenlemeler; alacak davalarından icra takiplerine, ticari sözleşmelerden tazminat taleplerine kadar pek çok hukuki ilişkiyi doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>Kanuni faiz oranlarında yapılan son değişiklik sonrasında, hukuk ofisimize yöneltilen soruların başında şu konu gelmektedir:</p>

<p>"Yeni kanuni faiz oranı benim dosyamı etkiler mi?"</p>

<p>Bu rehber, bu soruya güncel mevzuat ve uygulama çerçevesinde açık ve anlaşılır cevaplar sunmak amacıyla hazırlanmıştır.</p>

<p>Amacımız yalnızca mevzuat değişikliğini aktarmak değil; bu değişikliğin günlük hayatta nasıl uygulanacağını, hangi icra takiplerini, sözleşmeleri ve ticari ilişkileri etkileyebileceğini, ayrıca hak kaybı yaşanmaması için dikkat edilmesi gereken hususları herkesin anlayabileceği açık ve sade bir dille açıklamaktır.</p>

<p>Her hukuki uyuşmazlık kendine özgü özellikler taşımaktadır. Bu nedenle yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, somut olayların kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.</p>

<p><strong><u>1. Kanuni Faiz Nedir?</u></strong></p>

<p>Kanuni faiz; taraflar arasında uygulanacak faiz oranına ilişkin bir anlaşma bulunmadığı, uygulanacak faiz oranının özel bir kanunla belirlenmediği veya mahkeme kararında faiz oranının açıkça belirtilmediği hâllerde, kanun gereğince uygulanan faiz türüdür.</p>

<p>Uygulamada kanuni faiz; alacak davalarında, icra takiplerinde, tazminat taleplerinde, sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ve mahkeme kararlarının icrasında karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle kanuni faiz oranlarında yapılan değişiklikler yalnızca hukukçuları değil; bireyleri, şirketleri ve ticari hayatın tüm aktörlerini de yakından ilgilendirmektedir.</p>

<p>Kanuni faiz uygulaması; alacağın niteliğine, taraflar arasındaki hukuki ilişkiye, uygulanacak özel kanun hükümlerine ve somut olayın özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle her uyuşmazlığın kendi hukuki ve fiilî durumu çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong><u>2. Son Düzenleme ile Neler Değişti?</u></strong></p>

<p>31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete'de<span style="color:#2980b9"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">(https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi)</span></a> yayımlanan 7589 sayılı Kanun<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> (12. Yargı Paketi)</a> ile 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'da önemli değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p>Önceki düzenlemede, taraflar arasında faiz oranının kararlaştırılmadığı veya uygulanacak faiz oranının özel bir kanunla belirlenmediği hâllerde uygulanacak kanuni (yasal) faiz oranı yıllık %24 olarak uygulanmaktaydı. Yeni düzenleme ile ise hem kanuni faiz oranı hem de bu oranın belirlenmesine ilişkin esaslar tamamen değiştirilmiştir.</p>

<p>Bu değişiklik ile kanuni (yasal) faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının reeskont faiz oranına bağlı hâle getirilmiştir. Kanuni faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık tarihinde kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının %80'i olarak uygulanması gerekmektedir. Ancak, 30 Haziran tarihinde uygulanan reeskont oranının, önceki yılın 31 Aralık tarihindeki orandan 5 puan veya daha fazla farklı olması hâlinde, yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihindeki reeskont oranının %80'i kanuni faiz oranı olarak uygulanacaktır.</p>

<p>Bu düzenleme ile kanuni faiz oranı, ekonomik koşullara göre güncellenebilen dinamik bir yapıya kavuşmuştur. Böylece kanuni faiz oranı, kural olarak yılda bir kez; kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde ise yılın ikinci yarısında yeniden belirlenebilecektir.</p>

<p><strong><u>3. Yeni Düzenleme Nasıl Uygulanacak?</u></strong></p>

<p>Her yıl uygulanacak kanuni faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bir önceki yılın 31 Aralık tarihinde kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranının %80'i esas alınarak belirlenecektir.</p>

<p>Ancak, 30 Haziran tarihinde geçerli olan reeskont faiz oranının, bir önceki yılın 31 Aralık tarihindeki reeskont faiz oranından 5 puan veya daha fazla farklı olması hâlinde, yılın ikinci yarısında uygulanacak kanuni faiz oranı, 30 Haziran tarihinde geçerli olan reeskont faiz oranının %80'i olarak uygulanacaktır.</p>

<p>Örnek</p>

<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının 31 Aralık 2025 tarihinde kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranı %38,75'tir. Bu oranın %80'i %31 olduğundan, 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren yeni düzenleme uyarınca bu tarihten itibaren uygulanacak kanuni (yasal) faiz oranı yıllık %31 olacaktır.</p>

<p>Örneğin, 1 Ağustos 2026 tarihinde temerrüde düşen ve taraflar arasında faiz oranı kararlaştırılmamış bir para borcunda, kanuni (yasal) faiz yıllık %31 oranı üzerinden hesaplanacaktır.</p>

<p><strong><u>4. Yeni Düzenleme Hangi Alacaklarda Uygulanmayabilir?</u></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanuni (yasal) faiz aşağıdaki alacaklarda uygulanmayabilir.</p>

<p>- İşçilik alacaklarında, alacağın niteliğine göre bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanabilmektedir.</p>

<p>- Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikinden kaynaklanan alacaklarda, Türk Ticaret Kanunu'nun 1530. maddesi uyarınca, taraflar arasında farklı bir faiz oranı kararlaştırılmamışsa, 2026 yılı için yıllık %43 ticari temerrüt faizi uygulanmaktadır.</p>

<p>- Kamu alacaklarında ise ilgili özel kanunlarda öngörülen gecikme zammı ve faiz hükümleri uygulanmaktadır.</p>

<p>- Taraflar arasında geçerli bir faiz oranı kararlaştırılmışsa, kural olarak sözleşmede belirlenen faiz oranı uygulanacaktır.</p>

<p>Bu nedenle, bir alacağa hangi faiz türünün uygulanacağı belirlenirken öncelikle alacağın hukuki niteliği ile varsa özel kanun hükümleri ve sözleşme şartları değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><u>5. Değerlendirme</u></strong></p>

<p>31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren yeni düzenleme ile kanuni (yasal) faiz sistemi önemli ölçüde değişmiş, sabit faiz oranı uygulaması yerine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının reeskont faiz oranını esas alan dinamik bir sisteme geçilmiştir. Bu nedenle, kanuni faize ilişkin hesaplamalarda artık yürürlükteki mevzuatın ve güncel faiz oranlarının dikkatle takip edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Özellikle icra takiplerinde kanuni (yasal) faiz oranının hatalı talep edilmesi, dava dilekçelerinde yanlış faiz oranına yer verilmesi veya faiz hesaplamalarının güncel düzenlemeye uygun yapılmaması, hak kayıplarına ve uyuşmazlıkların uzamasına neden olabilecektir. Bu nedenle, her somut olayda alacağın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi, uygulanacak faiz türünün tespit edilmesi ve yürürlükteki mevzuata göre hesaplama yapılması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong><u>6. Sık Sorulan Sorular</u></strong></p>

<p><strong>1. Yeni kanuni faiz oranı eski dosyaları da etkiler mi?</strong></p>

<p>Her somut olayın özellikleri ve yürürlük hükümleri dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Faizin hangi tarihten itibaren uygulanacağı, alacağın doğduğu tarih ve temerrüt tarihine göre değişebilir.</p>

<p><strong>2. Taraflar sözleşmede farklı bir faiz oranı belirlemişse yeni kanuni faiz uygulanır mı?</strong></p>

<p>Hayır. Taraflar arasında geçerli bir faiz oranı kararlaştırılmışsa, kural olarak sözleşmede belirlenen faiz oranı uygulanır.</p>

<p><strong>3. Ticari alacaklarda her zaman kanuni faiz mi uygulanır?</strong></p>

<p>Hayır. Ticari işlerde uygulanacak faiz, Türk Ticaret Kanunu ve ilgili özel düzenlemelere göre belirlenebilir. Özellikle ticari temerrüt faizi farklı oranlarda uygulanabilmektedir.</p>

<p><strong>4. İşçilik alacaklarında yeni kanuni faiz uygulanır mı?</strong></p>

<p>Her zaman değil. Alacağın niteliğine göre bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı gibi özel faiz türleri uygulanabilir.</p>

<p><strong>5. İcra takibinde yanlış faiz oranı talep edilirse ne olur?</strong></p>

<p>Yanlış faiz oranı talep edilmesi, alacağın eksik veya hatalı hesaplanmasına ve hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle takip açılmadan önce uygulanacak faiz türünün doğru belirlenmesi önemlidir.</p>

<p>Bu yazının, kanuni faiz uygulamasına ilişkin merak edilen sorulara ışık tutmasını ve okuyucularımıza faydalı olmasını temenni ederiz. </p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/11/melek-acu.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/11/melek-acu.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Melek ACU</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kanuni-yasal-faiz-duzenlemesi</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/hesap-maksa.jpg" type="image/jpeg" length="28770"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[IBAN Kiralama Suçu - 12. Yargı Paketi ile IBAN / Hesap Kullandırma Düzenlemesi - Uyarlama Dilekçesi Nasıl Yazılır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iban-kiralama-sucu-12-yargi-paketi-ile-iban-hesap-kullandirma-duzenlemesi-uyarlama-dilekcesi-nasil-yazilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iban-kiralama-sucu-12-yargi-paketi-ile-iban-hesap-kullandirma-duzenlemesi-uyarlama-dilekcesi-nasil-yazilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son yıllarda Türkiye'de en sık karşılaşılan dolandırıcılık yöntemlerinden biri, kamuoyunda "IBAN kiralama" olarak bilinen uygulamadır. Bu yöntemde kişiler, banka hesaplarını veya IBAN bilgilerini belirli bir ücret karşılığında üçüncü kişilerin kullanımına açmakta, hesaplar ise çoğu zaman dolandırıcılık, yasa dışı bahis, kara para aklama veya çeşitli suçlardan elde edilen gelirlerin transferinde kullanılmaktadır.</p>

<p>Birçok kişi yalnızca hesabını kullandırdığını ve suç teşkil eden eylemlere katılmadığını düşünse de, maalesef bu kişiler uygulamada soruşturma makamları ve mahkemeler tarafından dolandırıcılık eylemine iştirak ettiği gerekçesiyle cezalandırılmaktadır. Son dönemde yapılan düzenlemelerle IBAN Kiralama Mağdurlarının mağduriyetleri giderilmeye çalışılsa da yine de tam anlamıyla yaşanılan mağduriyetler giderilememiştir. Bu makalemizde IBAN kiralama suçu ve <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">12. Yargı Paketi </span></a></strong>ile yürürlüğe giren IBAN / Hesap Kullandırma düzenlemesi hakkında kamuoyunda sıkça sorulan soruları cevaplamaya çalışacağız.</p>

<p><strong>IBAN Kiralama Nedir ve Banka Hesabı Kiralama Suçu Nedir?</strong></p>

<p>IBAN Kiralama kişinin banka hesabını başkasına kullandırması ve kullandırdığı kişinin de dolandırıcılık suçuna karışması halinde söz konusu olur. Bu durumda TCK158’e göre nitelikli dolandırıcılık suçu oluşmaktadır. Bu suçun cezası da 3 yıldan 10 yıla hapis cezası ve 5.000 güne kadar adli para cezası olarak belirlenmiştir. Ancak çeşitli Yargıtay kararlarında kiralayan kişinin maddi yarar sağlaması, dolandırıcılarla eylem birliği olup olmadığı ve dolandırıcılık eyleminden haberinin olmadığı durumlarına göre bu suçun oluşmayabileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>IBAN Kiralama Suçu Nasıl Oluşur?</strong></p>

<p>IBAN kiralama suçu, kişinin kendi banka hesabını veya IBAN bilgilerini belirli bir ücret ya da menfaat karşılığında üçüncü kişilere kullandırmasıyla başlar. Bu kişiler genellikle dolandırıcılık, yasa dışı bahis veya kara para aklama gibi suçlarda hesabı araç olarak kullanır. Ayrıca bu yöntemle dolandırıcının amacı kendini gizlemektir. Hesap sahibi, IBAN’ı paylaşmakla yetinse bile paranın çekilmesi, transfer edilmesi veya suç gelirinin sisteme sokulması aşamalarında iştirak etmiş kabul edilebilir. Yargıtay, “hesabın yasadışı amaçla kullanılacağını bilebilecek durumda olma” halini suçun oluşumu için yeterli görmektedir.</p>

<p>Suçun oluşması için asıl faille (dolandırıcılık yapan kişi) eylem birliği, maddi menfaat sağlama veya olası kast (suçun farkında olma ihtimali) aranır. Komisyon alınması, şifre devri, tekrar eden yüksek meblağlı işlemler veya organize bir yapıyla ilişki, kastın varlığını güçlü biçimde gösterir. Buna karşılık sosyal güvene dayalı basit paylaşım, menfaat olmaması ve suçtan habersizlik hallerinde Yargıtay beraat yönünde kararlar verebilmektedir. Her olay somut delillerle ayrı ayrı değerlendirilir. O yüzden IBAN kiralama suçunda kişinin iradesi büyük önem arzetmektedir.</p>

<p><strong>IBAN Kiralama Suçu Cezası Nedir?</strong></p>

<p>IBAN kiralama suçu, Türk Ceza Kanunu’nda ismiyle yer alan bir suç tipi olarak düzenlenmemiş olsa da uygulamada genellikle TCK m. 158/1-f kapsamında “bilişim sistemleri veya banka kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık” suçu olarak değerlendirilmektedir. Bu suçun cezası 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 5.000 güne kadar adli para cezası şeklinde belirlenmiştir. Alt sınır bazı hallerde 4 yıla çıkabilmekte, adli para cezası ise suçtan elde edilen menfaatin en az iki katı olarak uygulanabilmektedir.</p>

<p>Ayrıca hesap üzerinden suç geliri aklama faaliyetleri tespit edilirse TCK m. 282 uyarınca 3 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 20.000 güne kadar adli para cezası, yasa dışı bahis tahsilatı söz konusu olduğunda ise 7258 sayılı Kanun m. 5 gereğince 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 10.000 güne kadar adli para cezası gündeme gelebilir. Yargıtay kararlarında komisyon alınması, yoğun para hareketleri ve suçla ilişki gibi unsurlar cezayı ağırlaştırmakta, ancak kastın ispatlanamaması durumunda beraat veya indirim mümkün olabilmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi </a>ile TCK 158 - IBAN / Hesap Kullandırma Düzenlemesi </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a> ile TCK 158’e Eklenen IBAN / Hesap Kullandırma Düzenlemesi ile kamuoyunda “IBAN dolandırıcılığı” veya “IBAN mağdurları” olarak bilinen, banka hesabı/IBAN/kredi kartı/kripto hesap bilgilerini haksız menfaat karşılığında başkalarına kullandıran kişilerle ilgili önemli düzenlemeler getirilmiştir. Bu düzenleme bir genel af, otomatik beraat, cezasızlık hâli, genel infaz indirimi gibi diğer suçları kapsayan bir düzenleme değildir. Yalnızca TCK 157 (basit dolandırıcılık) ve TCK 158 (nitelikli dolandırıcılık) suçlarına sınırlı iştirak hâlinde cezada yarı oranında indirim getirir. Kapsam yalnızca klasik IBAN ile sınırlı değildir. Banka hesabı, kredi kartı, Papara vb. ödeme hizmeti sağlayıcıları hesapları ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki hesaplar da dahildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a> ile TCK 158’e Eklenen IBAN / Hesap Kullandırma Düzenlemesi ile TCK m.158’e şu madde eklenmiştir;</p>

<p><i>“4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” </i></p>

<p>“IBAN mağduru” diye kanunda tanımlanmış ayrı bir hukuki statü yoktur. Her dosyada mahkeme somut olayın şartlarına göre eylemin IBAN kullandırma mı yoksa dolandırıcılığa katılma olup olmadığını inceler. Bu nedenle öncelikle eylemin sadece IBAN kiralama eylemi olduğunu, herhangi bir şekilde dolandırıcılığa katılma gibi bir eylemin olmadığının ispatı gerekmektedir.</p>

<p><strong>IBAN Düzenlenmesinin Uygulanma Şartları Nelerdir?</strong></p>

<p>Mahkeme şu şartların birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğini dosya delilleriyle değerlendirir:</p>

<p><strong>- İştirak biçimi sınırlı olmalıdır:</strong> Kişinin suça katkısı yalnızca hesap/ödeme aracı/bilgi veya araçları (IBAN, şifre, kart bilgisi vb.) başkasına vermekten ibaret kalmalıdır. Parayı çekmek, aktarmak, mağdurla iletişime geçmek, senaryoyu kurgulamak, örgüt içinde aktif rol almak gibi ek katkılar varsa indirim uygulanmaz.</p>

<p><strong>- Haksız menfaat amacı:</strong> Verme fiili, failin kendisine veya başkasına haksız menfaat (komisyon, ücret, pay vb.) sağlamak amacıyla yapılmış olmalıdır.</p>

<p><strong>- Kast ve delil:</strong> “Bilmiyordum / kandırıldım” iddiası tek başına yetmez. Mahkeme kastı, menfaat elde edilip edilmediğini, hesap üzerindeki tasarrufu ve rolü inceler. Rıza dışı (hack, çalıntı) kullanım durumunda kast yokluğu nedeniyle beraat ihtimali de değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu indirim, iştirak hükümleri (TCK 37-39) çerçevesinde özel bir ceza indirimi niteliğindedir. Uygulamada daha önce çoğu zaman müşterek fail (TCK 37) gibi tam ceza verilen hesap sahipleri için ölçülü bir ayrım getirir.</p>

<p><strong>Yararlanamayacaklar kişiler şunlardır;</strong></p>

<p>- Asıl dolandırıcılar (planlayan, aldatan, parayı yönetenler).</p>

<p>- Katkıları sınırlı olmayanlar.</p>

<p>- TCK 142 veya TCK 245’ten yargılananlar (bu düzenleme yalnızca 157/158 içindir).</p>

<p>- Daha önce TCK 168 etkin pişmanlık uygulanmış olanlar (infaz aşaması için).</p>

<p><strong>Ceza İndirimi Nasıl Hesaplanır?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temel ceza önce TCK 157 veya 158’e göre belirlenir (158/1-f gibi hallerde hapis cezasının alt sınırı genellikle 4 yıldır + adli para cezası).</p>

<p>- TCK 158/4 şartları varsa → yarı oranında (1/2) indirim zorunlu niteliktedir.</p>

<p>- Ardından diğer indirimler (TCK 62 takdiri indirim vb.) uygulanabilir.</p>

<p>- Etkin pişmanlık (TCK 168) ayrıca devreye girerse ekstra etki oluşur:</p>

<p>* Zarar soruşturma aşamasında tamamen giderilirse → 2/3 indirim.</p>

<p>* Zarar kovuşturma (dava) aşamasında giderilirse → 1/2 indirim.</p>

<p><strong>Örnek hesaplama (yaklaşık, mahkeme takdirine bağlı):</strong></p>

<p>- Temel ceza: 4 yıl hapis.</p>

<p>- TCK 158/4 ile: 2 yıl.</p>

<p>- Zarar kovuşturma aşamasında giderilip TCK 168/2 + TCK 62 uygulanırsa: yaklaşık 10-12 ay seviyelerine inebilir.</p>

<p>- Daha yüksek temel cezalar (örneğin 6-8 yıl) da benzer oranda düşer.</p>

<p>HAGB (hükmün açıklanmasının geri bırakılması) açısından da etki doğabilir; 158/4 sonrası ceza 2 yıl veya altına inerse HAGB şartları tartışılabilir hale gelir (diğer HAGB koşulları ayrıca aranır).</p>

<p><strong>Dosya Aşamalarına Göre İndirim Nasıl Uygulanır?</strong></p>

<p>Lehe kanun ilkesi gereği düzenleme geçmişe etkili olarak uygulanır. Buna göre dosya aşamalarına göre uygulama şu şekilde yapılır;</p>

<p>resmigazete.gov.tr</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Soruşturma veya ilk derece mahkemesinde derdest dosyalar</strong></p>

<p>Mahkeme doğrudan TCK 158/4 şartlarını değerlendirir ve uygular. Etkili bir savunma dilekçesiyle sadece IBAN numarası verme eylemi doğrultusunda sınırlı iştirak olduğu, menfaat amacı güdülmediği, deliller ile (mesajlar, hesap hareketleri, tanık beyanları vb.) vurgulanmalıdır. Zarar giderilmişse TCK 168 talebi de eklenmelidir.</p>

<p><strong>2. Kanun yolu (istinaf / temyiz) aşamasındaki dosyalar </strong></p>

<p>Yürürlük tarihinden önce hüküm verilmiş ve dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan 158/4’ün uygulanacağı olanlar için:</p>

<p>- Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerindeki dosyalar hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemesine gönderilir.</p>

<p>- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığındaki dosyalar gelişlerindeki usule uygun şekilde ilk derece mahkemelerine iletilir.</p>

<p>- Yerel mahkeme yeniden yargılama yaparak 158/4’ü uygular.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Kesinleşmiş ve infaz aşamasındaki dosyalar </strong></p>

<p>Yürürlük tarihinden önce TCK 157 veya 158 uyarınca hüküm verilmiş, dosyası infaz aşamasında olan ve daha önce TCK 168 uygulanmamış hükümlülerden 158/4 şartları oluşanlar için:</p>

<p>a) Uyarlama yargılaması (lehe kanun uyarlaması) talebiyle ilgili mahkemeye (genellikle hükmü veren mahkeme veya infaz mahkemesi) başvurulur.</p>

<p>- Mahkemece yapılacak ihtardan itibaren 6 ay içinde mağdurun uğradığı zarar tamamen (aynen geri verme veya tazmin) giderilirse → TCK 168’in ikinci fıkrasındaki etkin pişmanlık hükümlerinden (yarı oranında indirim) yararlanılabilir.</p>

<p>- Bu süre içinde zarar tamamen giderilinceye kadar infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez.</p>

<p>- Yürürlük tarihi itibarıyla hüküm verilmiş olup kanun yoluna başvurulmadığı için sonra kesinleşen hükümler de kapsama girer.</p>

<p><strong>Düzenlemeden Yararlanmak için Ne Yapılmalı? </strong></p>

<p>Yeni düzenlemeden yararlanabilmek için yapılacak başvuruların titizlikle ve hataya yer vermeyecek şekilde hazırlanması kritik önem taşır. Mahkemeler, eksik, yüzeysel veya gerekçesiz dilekçeleri genellikle yeterli bulmamakta ve aynı konuda tekrar tekrar değerlendirme yapmamaktadır. Bu nedenle nitelikli, delillere dayanan, somut olayın özelliklerini ayrıntılı şekilde ortaya koyan ve etkili bir savunma içeren bir başvuru şarttır.</p>

<p><strong>Yapılması gereken işlemler:</strong></p>

<p>1. Dosya durumunu (soruşturma, kovuşturma, istinaf, temyiz veya infaz aşaması) ve mevcut kararı net bir şekilde belirleyin.</p>

<p>2. Deneyimli bir avukatla çalışın. Dosyadaki tüm delilleri (banka kayıtları, mesaj yazışmaları, tanık beyanları, menfaat elde edilip edilmediğine ilişkin belgeler vb.) sistematik biçimde toplayın ve düzenleyin.</p>

<p>3. Mağdurun uğradığı zarar durumunu kontrol edin. Zarar henüz giderilmemişse, özellikle infaz aşamasındaki dosyalarda 6 aylık süre için ödeme veya uzlaşma hazırlıklarını eksiksiz yapın (dekont, makbuz, uzlaşma belgesi vb.).</p>

<p>4. Uyarlama / lehe kanun talebi dilekçesini özenle hazırlayın. Dilekçede şu unsurlar mutlaka yer almalıdır:</p>

<p>- Dosya esas ve karar numarası,</p>

<p>- 7589 sayılı Kanun’un 13. maddesi ile Geçici Madde 1’in 6 ve 7. fıkralarına açık atıf,</p>

<p>- TCK 158/4 şartlarının somut olayda nasıl gerçekleştiğinin ayrıntılı açıklaması (iştirakin yalnızca hesap/ödeme aracı bilgisi vermekle sınırlı kaldığı, haksız menfaat amacı vb.),</p>

<p>- İlgili tüm delillerin eklenmesi,</p>

<p>- Talepler: Cezanın TCK 158/4 uyarınca yarı oranında indirilmesi, koşulları varsa TCK 168 etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması, zarar giderilmişse infazın durdurulması, uygun hallerde HAGB veya diğer lehe kurumların değerlendirilmesi.</p>

<p>5. Kesinleşmiş dosyalarda mahkemece yapılacak ihtardan sonraki 6 aylık süreyi kaçırmayın. Zarar tamamen ödenmeden infaz devam eder.</p>

<p>6. Farklı illerde açılmış birden fazla dosya varsa, her biri için ayrı ayrı ve dosyanın kendi özelliklerine uygun başvuru yapılması gerekir.</p>

<p><strong>Dikkat edilmesi gereken hususlar:</strong></p>

<p>- Zarar “tamamen” giderilmelidir; kısmi ödemeler genellikle yeterli kabul edilmez.</p>

<p>- Daha önce TCK 168 etkin pişmanlık hükümleri uygulanmışsa Geçici Madde 1/7’den yararlanılamaz.</p>

<p>- TCK 142 veya TCK 245 kapsamındaki dosyalar bu düzenlemenin dışında kalır; ayrı hukuki değerlendirme gerektirir.</p>

<p>- Eksik, hatalı veya gerekçesiz başvuru, hakkın kaybedilmesine yol açabilir. Bu nedenle dilekçenin hataya yer vermeyecek biçimde, güçlü delillerle desteklenmiş ve etkili bir savunma stratejisiyle hazırlanması zorunludur.</p>

<p>Başvuruların profesyonelce ve dosyanın tüm unsurlarını kapsayacak şekilde yapılması, düzenlemeden gerçek anlamda yararlanabilmenin temel koşuludur. Bu metin genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye yerine geçmez. Her dosyanın özellikleri farklıdır. Kesin uygulama mahkeme kararlarına, delillere ve Yargıtay içtihadına bağlıdır.</p>

<p><strong>Uyarlama Dilekçesi Nasıl Yazılır?</strong></p>

<p>Uyarlama yargılaması talebi, lehe kanunun uygulanması için yapılan başvurudur. Mahkemeler resen (kendiliğinden) incelemekle yükümlü olsa da yoğunluk nedeniyle gecikmeler yaşanabilir; bu yüzden yazılı dilekçe verilmesi tavsiye edilir.</p>

<p>1. <strong>Yetkili mahkeme:</strong> Cezayı veren ilk derece mahkemesi (Asliye Ceza veya Ağır Ceza Mahkemesi). İstinaf veya Yargıtay’dan geçmiş olsa bile dilekçe oraya hitaben yazılır.</p>

<p>2. <strong>Dilekçenin temel yapısı ve içeriği: </strong>Dilekçe mutlaka dosya özelinde hazırlanmalıdır. Matbu şablon, internetten kopyalanan metin veya genel ifadeler ciddi risk taşır.</p>

<p>a) <strong>Başlık:</strong><br />
……… Asliye/Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na Dosya No: …/… Esas (veya infaz dosya numarası)</p>

<p>b) <strong>Taraflar:</strong><br />
Hükümlü/Sanık: Ad Soyad, T.C. Kimlik No, cezaevi adresi (varsa)<br />
Müdafii: Avukat bilgileri (varsa)</p>

<p>c) <strong>Konu:</strong><br />
7589 sayılı Kanun ile TCK 158/4 hükmünün lehe uygulanması, cezanın yarı oranında indirilmesi, (infaz aşamasındaysa) infazın durdurulması / tahliye / müddetname iptali talebi.</p>

<p><strong>d) Açıklamalar (en kritik bölüm – somut ve delile dayalı olmalıdır):</strong></p>

<p>· Mahkûmiyet kararının net özeti (suç tarihi, mahkeme, esas no, verilen ceza, kesinleşme tarihi ve mevcut infaz durumu).</p>

<p>· Fiilin yalnızca banka hesabı / IBAN / kredi kartı / ödeme aracı / kripto hesap bilgilerini veya araçlarını başkasına vermekle sınırlı kaldığının gerekçeli karardaki kabul, savunmalar, banka hareket dökümleri, mesajlaşmalar ve diğer delillere atıf yapılarak açıklanması.</p>

<p>· Dolandırıcılığı planlamadığı, mağdurla iletişim kurmadığı, parayı çekmediği veya yönetmediği hususlarının net şekilde belirtilmesi.</p>

<p>· TCK m. 7 ve TCK 158/4 hükmü uyarınca lehe kanun uygulanması gerektiği.</p>

<p>· Yeni ceza hesabı (eski ceza → yarı indirim sonrası net ceza ve yatar süresi mümkünse tablo halinde).</p>

<p>· İnfaz aşamasındaysa:</p>

<p>– Mahkemece ihtar yapılması talebi,</p>

<p>– 6 aylık süre içinde zarar giderimi hakkı,</p>

<p>– Yatar süresi dolmuşsa veya dolacaksa infazın derhal durdurulması ve tahliye talebi.</p>

<p>· Deliller listesi (gerekçeli karar, kesinleşme şerhi, banka dökümleri, ifade tutanakları vb. ek olarak sunulmalı).</p>

<p><strong>e) Sonuç ve istem: </strong></p>

<p>· TCK 158/4’ün uygulanmasına,</p>

<p>· Cezanın yarı oranında indirilmesine,</p>

<p>· (Varsa) infazın durdurulmasına / tahliyeye / yeni müddetname düzenlenmesine,</p>

<p>· Gerekirse duruşma açılmasına<br />
karar verilmesini talep etmek.</p>

<p><strong>f) </strong><strong>Tarih, imza, ekler.</strong></p>

<p>Dilekçe kısa ve net olmalıdır (genellikle 1-2 sayfa yeterlidir). Yeni bir yargılama değil, mevcut gerekçedeki kabul üzerinden lehe kanun değerlendirmesi yapılır. İnfaz durdurma talebi açıkça belirtilmeli ve hesaplamalar net olmalıdır; aksi hâlde reddedilebilir.</p>

<p><strong>Yanlış Yazılan Uyarlama Dilekçesinin Reddedilme Riski ve Sonuçları</strong></p>

<p>Bu noktada avukatın bilgi birikimi ve tecrübesi hayati önem taşır. Yanlış, eksik veya genel ifadelerle yazılan dilekçeler sıkça reddedilmektedir.</p>

<p>Red durumunda yaşanabilecek ciddi sorunlar şunlardır:</p>

<p>- “Daha önce incelenmiş” gerekçesiyle ikinci başvurunun reddi: İlk dilekçe matbu veya yetersiz ise mahkeme dosyayı “uyarlama talebi incelenmiş” olarak işaretleyebilir. Sonraki daha nitelikli başvurular bu gerekçeyle incelenmeden reddedilebilir.</p>

<p>- Zaman kaybı ve infazın devam etmesi: Red kararı tebliğ edilip itiraz süreci tamamlanana kadar (genellikle haftalar-aylar) hükümlü cezaevinde kalmaya devam eder. Yatar süresi dolmuş olsa bile tahliye gecikir.</p>

<p>- İnfaz durdurma talebinin kaçırılması: Net hesaplama ve açık talep yoksa mahkeme “infazın durdurulmasına gerek yoktur” diyerek talebi reddeder. Bu durumda hükümlü gereksiz yere ekstra süre yatar.</p>

<p>- Zarar giderimi süresinin boşa harcanması: 6 aylık ihtar süresi doğru şekilde talep edilmezse bu hak kaybedilebilir.</p>

<p>- İtiraz hakkının zayıflaması: İlk dilekçenin kalitesiz olması, sonraki itiraz ve temyiz aşamalarında mahkemenin olumsuz yaklaşmasına neden olabilir.</p>

<p>- Psikolojik ve maddi yük: Aileler ve hükümlüler için ekstra stres, avukat değiştirme maliyeti ve süreç uzaması.</p>

<p>Bu riskler nedeniyle dilekçenin mutlaka ceza hukuku ve infaz konusunda deneyimli bir avukat tarafından, dosyanın gerekçeli kararı, delilleri ve rol değerlendirmesi (TCK 158/4 şartlarının somut olayda oluşup oluşmadığı) incelenerek hazırlanması gerekir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a>’ndeki IBAN düzenlemesi orantılılık ilkesini güçlendiren önemli bir adımdır. Ancak her dosya kendi delilleri ve şartlarıyla değerlendirilir; otomatik sonuç yoktur. Uyarlama dilekçesi doğru mahkemeye, somut gerekçelerle ve mutlaka tecrübeli bir avukatın bilgi birikiminden yararlanılarak sunulmalıdır. Yanlış yazılan dilekçe nedeniyle red alınması, gereksiz yere cezaevinde kalmaya ve hak kaybına yol açabilir. Hak kaybı yaşamamak için vakit kaybetmeden dosyanızı bir ceza avukatına inceletin ve dilekçeyi profesyonel şekilde hazırlatın.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Embiya DOĞAN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iban-kiralama-sucu-12-yargi-paketi-ile-iban-hesap-kullandirma-duzenlemesi-uyarlama-dilekcesi-nasil-yazilir</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/kredi-karti-iban.jpg" type="image/jpeg" length="30008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Mustafa Kürşad Coşkun vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-mustafa-kursad-coskun-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-mustafa-kursad-coskun-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Mustafa Kürşad Coşkun (13131) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. MUSTAFA KÜRŞAD COŞKUN (13131) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>08.10.1997 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Mustafa Kürşad COŞKUN (13131) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 02.08.2026 Pazar günü (bugün) Kayseri Org. Hulusi Akar Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/mustafa-kursad-coskun.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-mustafa-kursad-coskun-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 10:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/mustafa-kursad-coskun-1.jpg" type="image/jpeg" length="85002"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazi Üniversitesi Prof. Dr. Aziz Sancar Yaşam Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gazi-universitesi-prof-dr-aziz-sancar-yasam-bilimleri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gazi-universitesi-prof-dr-aziz-sancar-yasam-bilimleri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazi Üniversitesi Prof. Dr. Aziz Sancar Yaşam Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 02 Ağustos 2026 Tarihli ve 33328 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Gazi Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>GAZİ ÜNİVERSİTESİ PROF. DR. AZİZ SANCAR YAŞAM BİLİMLERİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Gazi Üniversitesi Prof. Dr. Aziz Sancar Yaşam Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, Gazi Üniversitesi Prof. Dr. Aziz Sancar Yaşam Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma esaslarına ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Araştırma birimleri: Merkezin araştırma birimlerini,</p>

<p>b) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>c) Merkez: Gazi Üniversitesi Prof. Dr. Aziz Sancar Yaşam Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>ç) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>d) Rektör: Gazi Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>e) Senato: Gazi Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>f) Üniversite: Gazi Üniversitesini,</p>

<p>g) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amacı; yaşam bilimleri alanının dayandığı temel bilimler, doğa bilimleri, sağlık bilimleri ve mühendislik bilimlerine yönelik çok disiplinli bilimsel çalışmaları teşvik etmek, hastalıkların moleküler ve genetik mekanizmaları hakkında araştırmalar yapmak ve bu potansiyele sahip biyoaktif moleküller tasarlamak, nano-biyoteknoloji temelli tanı araçları ve tedaviler geliştirmesine yönelik çalışmalarda bulunmak, yaşam bilimleri alanında çalışmaları klinik çalışmalarla bütünleştirmek, Üniversite ile sanayi iş birliğini geliştirmek, kamu ve özel sektörün ihtiyaç duyduğu eğitim ve danışmanlık hizmetlerini sunmak, ulusal ve uluslararası alanda yürütülen AR-GE ve eğitim çalışmalarına katkıda bulunmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite bünyesinde yaşam bilimleri alanında faaliyet gösteren birimlerin bilimsel araştırma iş birliklerini ve ortak faaliyetlerini geliştirmelerine katkı sağlamak.</p>

<p>b) Yaşam bilimleri alanında kamu kuruluşları ve özel sektör tarafından yürütülen AR-GE faaliyetlerini desteklemek, bu alanda ihtiyaç duyulan laboratuvar ihtiyaçlarının çözümüne katkı sağlamak, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında, ihtiyaç duyulan analiz ve ölçümleri yapmak.</p>

<p>c) Yaşam bilimleri alanında ulusal ve uluslararası bilimsel projeler üretmek, AR-GE faaliyetlerini desteklemek ve amaca uygun iş birliklerini teşvik etmek.</p>

<p>ç) Yaşam bilimleri alanıyla ilgili kongre, panel, seminer, konferans, yaz eğitimi, kurslar ve sertifikasyon programları düzenlemek.</p>

<p>d) Yaşam bilimleri alanında ulusal ve uluslararası düzeyde akademik, toplumsal ve sektörel araştırma faaliyetleri yürütmek ve bu konularda bilimsel raporlar üretmek.</p>

<p>e) Merkezde yapılan çalışmaların sonuçlarını yayımlamak, ürün, yan ürün ve benzeri geliştirilen mamullerin patentleri için başvuruda bulunmak, elde edilen ürün ve mamullerin uygulamaya aktarılmasını sağlamak ve ilgili sektörlere duyurmak.</p>

<p>f) Merkezin çalışma alanlarına giren konularda düzenlenen uluslararası ve ulusal etkinliklere katılmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür; Rektör tarafından Üniversitenin yaşam bilimleri konusunda araştırma ve yayın faaliyetlerinde bulunan öğretim üyeleri arasından üç yıl süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür, aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdür, Merkezin tüm faaliyetlerinden Rektöre karşı birinci derecede sorumludur.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Üniversite öğretim elemanları arasından iki kişi Rektör tarafından üç yıl süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdürün görevi başında olmadığı zamanlarda müdür yardımcılarından biri Müdüre vekâlet eder. Vekâletin altı aydan fazla sürmesi durumunda Müdürün görevi kendiliğinden sona erer. Görevi sona eren Müdürün yerine aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu ve Danışma Kuruluna başkanlık yapmak, gündemlerini hazırlamak ve toplantıları yönetmek.</p>

<p>c) Merkezi amaçları doğrultusunda yönetmek.</p>

<p>ç) Uygulanan programlara ve faaliyetlere ilişkin koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>d) Merkezde yürütülen araştırma projelerinin yürütülüşünü ve işleyişini izlemek ve denetlemek.</p>

<p>e) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını düzenlemek ve Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>f) Yönetim Kurulunda alınan kararları ve çalışma programını yardımcıları ile birlikte uygulamak.</p>

<p>g) Müdür yardımcılarının haklı sebeplerle görevden alınmaları için Rektöre öneride bulunmak.</p>

<p>ğ) Araştırma birimlerini yönetmek ve bu birimlerde görev alacak personelin seçimi ve görevlendirilmeleri ile ilgili işlemleri yerine getirmek.</p>

<p>h) Merkezin bünyesinde çalışan personelin çalışma esaslarını belirlemek ve çalışmalarını denetlemek.</p>

<p>ı) Merkezde yapılan tüm işlemleri ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde denetlemek.</p>

<p>i) Danışma Kurulunun görüş ve önerilerini değerlendirmek.</p>

<p>j) Yeni proje kaynakları geliştirmek.</p>

<p>k) Rektör tarafından verilen görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin ilgili fakülte ve anabilim dalları, diğer üniversiteler, enstitüler, araştırma merkezleri ile Yükseköğretim Kurulu tarafından denkliği kabul edilmiş yabancı üniversitelerde görevli öğretim elemanları ile yaşam bilimleri alanında araştırma ve üretim yapan yerli-yabancı özel sektör kuruluşlarında çalışan kişiler arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Görev süresi biten üyeler aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Süresi bitmeden ayrılan üyelerin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üyeler görevlendirilir.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleriyle ilgili çalışmaları düzenlemek, kararlar almak ve alınan kararların yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>b) Faaliyet raporunun düzenlenmesine ilişkin esasları tespit etmek, sunulan raporu değerlendirmek ve Rektöre sunmak.</p>

<p>c) Bir sonraki döneme ait çalışma programının düzenlenmesine ilişkin esasları tespit etmek, sunulan raporu değerlendirmek ve Rektöre sunmak.</p>

<p>ç) İlgili diğer mevzuat hükümleri kapsamında Yönetim Kuruluna verilen diğer işleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları ve uzmanlıkları bulunan Üniversitenin ilgili birimlerinde akademik veya araştırma faaliyetleri gerçekleştiren öğretim elemanları ile ilgili kamu ve özel sektör, ulusal ve uluslararası bilimsel araştırma merkezlerinde görev yapan kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen on bir üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Görev süresi biten Danışma Kurulu üyeleri aynı usulle yeniden üyeliğe seçilebilir. Müdürün önerisi ile gerektiğinde Üniversite dışından konu ile ilgili bilgi, beceri ve deneyim sahibi kişiler de görüş bildirmek amacı ile Danışma Kurulu toplantılarına katılabilir. Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine toplanır ve katılanların oy çokluğu ile karar alır.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu; Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmelerde bulunan ve istişari nitelikte görüş bildiren bir kuruldur. Yönetim Kuruluna gerekli tavsiyelerde bulunur, çalışma programı ve eğitim faaliyetleri konusunda öneri niteliğinde kararlar alır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Araştırma birimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Farklı bilim dallarında görev yapan öğretim elemanlarının, yeni projelerin gereklerine uygun olarak koordinasyon içinde uygulama ve araştırma faaliyetlerinde bulunmasını sağlamak için uzmanlık gerektiren konularda, geçici veya daimi olarak faaliyette bulunmak üzere araştırma birimleri oluşturulur.</p>

<p>(2) Araştırma birimi kurulmasına Müdürün önerisi ile Yönetim Kurulu karar verir. Geçici araştırma birimlerinin görev süresi Yönetim Kurulu kararıyla belirlenir.</p>

<p>(3) Araştırma birimleri Müdür tarafından Merkezin amaç ve faaliyetlerine uygun olarak yönetilir.</p>

<p>(4) Araştırma birimlerinde Merkez personeli ile kamu kurum ve kuruluşlarında ya da Merkezin faaliyet alanları ile ilgili özel sektörde çalışan personel görev yapar.</p>

<p><strong>Araştırma birimlerinin görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Araştırma birimlerinin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amaçları doğrultusunda, ilgili mevzuat hükümleri, Yönetim Kurulu kararları ve Müdürün talimatları çerçevesinde uygulama ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak.</p>

<p>b) İlgili uygulama ve araştırma alanlarındaki mevcut faaliyetleri etik ve bilimsel kurallar çerçevesinde daha iyi ve verimli hale getirmek.</p>

<p>c) Diğer araştırma birimleriyle koordinasyon halinde faaliyet göstermek.</p>

<p>ç) Uygulama ve araştırma alanları ile ilgili bilimsel eğitim faaliyetlerinde bulunmak, ulusal ve uluslararası toplantılara, ders ve seminerlere katılmak, ders ve seminerler vermek, bireysel ve toplumsal eğitim çalışmalarına katılmak.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) 9/7/2013 tarihli ve 28702 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gazi Üniversitesi Yaşam Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Gazi Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gazi-universitesi-prof-dr-aziz-sancar-yasam-bilimleri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="12664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/afyonkarahisar-saglik-bilimleri-universitesi-surekli-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/afyonkarahisar-saglik-bilimleri-universitesi-surekli-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 02 Ağustos 2026 Tarihli ve 33328 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AFYONKARAHİSAR SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ SÜREKLİ EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (AFSU-SEM): Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Örgün, uzaktan ve karma olmak üzere Üniversitenin eğitim, öğretim ve araştırmalar yaptığı tüm alanlarda, ön lisans, lisans ve lisansüstü programlar dışında sürekli olarak verilecek eğitim programlarını düzenleyerek bu programlar aracılığıyla Üniversitenin kamu kurumları, özel sektör ve uluslararası kuruluşlarla iş birliğinin gelişmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>b) İlgili kurum ve kuruluşlarca belirlenen ulusal meslek standartlarına uygun olarak ilgili mevzuat hükümleri kapsamında ulusal ve uluslararası alanlarda belgelendirme ve sınavlar yapmak.</p>

<p>c) Merkezin amaçları doğrultusunda seminerler, konferanslar, kongreler, çalıştaylar düzenlemek ve alan araştırmaları ile her türlü eserlerin yayınını yapmak.</p>

<p>ç) Üniversitede farklı bilim alanlarında görev yapan konusunda uzman personelin bilgilerini toplumun her yaş ve her kesimi ile paylaşmalarına ve aktarmalarına olanak sağlamak.</p>

<p>d) İsteyen herkesin uzmanlık, meslek veya iş edindirilmelerine, bilgi ve beceri kazanmalarına ya da danışmanlık hizmeti almalarına ve bu sayede toplumun eğitim ve kültür düzeyinin gelişmesine yardımcı olacak eğitimi vermek.</p>

<p>e) Üniversite öğrencilerinin öğrenim gördükleri alan dışında yetilerini ve becerilerini artırarak, kariyerlerini zenginleştirmek ve vakitlerini en iyi şekilde değerlendirmelerini sağlamak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Kamu kurumları, özel sektör ve uluslararası kuruluş ve kişiler için temel ve disiplinlerarası alanlarda uzmanlık eğitim programları planlamak, düzenlemek, konuya özel paket programlar önermek, ulusal ve uluslararası düzeyde kurslar, seminerler, konferanslar, eğitim fuarları düzenlemek ve bu tip etkinliklerin altyapı çalışmalarıyla ilgili malzeme, araç-gereç temini ve koordinasyonunu sağlamak.</p>

<p>b) Personel belgelendirmeleriyle ilgili akreditasyon standartları şartlarına, Türk Akreditasyon Kurumu tarafından öngörülen akreditasyon gerekliliklerine ve Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından belirlenen esaslarla uyumlu olarak ulusal ve uluslararası meslek standartlarına ve Ulusal Yeterliliklere göre personel belgelendirmeye yönelik her türlü faaliyeti yürütmek.</p>

<p>c) Yönetici geliştirme kursları düzenlemek.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyet alanları ile ilgili her türlü danışmanlık hizmeti sunmak, sunulmasına aracılık etmek veya almak.</p>

<p>d) Eğitim ve diğer etkinlik programları sonunda katılımcılara ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde katılım belgesi, sertifika ve benzeri belgeler vermek.</p>

<p>e) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine göre iş yeri hekimliği, iş güvenliği uzmanlığı, ilk yardım, yangın, mesleki yeterlilik, iş sağlığı ve güvenliği konularında bireylere, kamu kurumlarına ve özel sektör kuruluşlarına eğitim ve katılım belgesi düzenlemek ve ilgili alanda danışmanlık hizmeti sağlamak.</p>

<p>f) Gerek görüldüğü durumlarda eğitim, sertifika ve benzeri programları; Bologna sürecine ve Avrupa Kredi Transfer Sistemi temelli kredi sistemine uygun olarak gerçekleştirmek, ilgili programın tamamlanmasına yönelik önceden kazanılmış yeterlilikleri tanımak.</p>

<p>g) Ulusal ve uluslararası her türlü sınav organizasyonu gerçekleştirmek veya gerçekleştirilmesine aracılık etmek.</p>

<p>ğ) Merkezin faaliyet alanları ile ilgili ulusal ve uluslararası her türlü eserlerin süreli-süresiz basım ve yayımını yapmak veya yaptırmak, gerektiğinde kitaplık ve arşiv oluşturmak.</p>

<p>h) Yurt içi ve yurt dışında Merkeze ait şubeler veya eğitim, danışmanlık ve benzeri birimler açmak veya açtırmak.</p>

<p>ı) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görevi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir ve gerekli görülen hâllerde görev süresinin bitiminden önce görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim elemanları arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür, görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer veya sürenin sona ermesi beklenilmeden görevden alınabilirler.</p>

<p>(3) Müdür yardımcıları, Müdür tarafından verilen görevleri yerine getirir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kuruluna ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Merkezin faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait yıllık çalışma programını hazırlamak ve Yönetim Kurulunda onaylanmış şekliyle Rektöre sunmak.</p>

<p>d) Merkez çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>e) Merkez bünyesindeki birimler arasında koordinasyon ve denetimi sağlamak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir veya gerekli görülen hâllerde görev süresinin bitiminden önce aynı usulle görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Müdür yardımcıları, Müdürün daveti üzerine Yönetim Kurulu toplantısına oy hakkı olmaksızın katılabilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ile ilgili esasları belirlemek.</p>

<p>b) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>c) Merkezin yatırım, plan ve bütçe tasarısını hazırlamak ve onaylanmak üzere Rektöre sunmak.</p>

<p>ç) Merkez elemanlarının eğitim, uygulama, araştırma, hizmet üretimi ve yayım konularındaki isteklerini değerlendirip önerilerde bulunmak.</p>

<p>d) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleriyle ilgili geçici çalışma grupları kurmak ve bunların görevlerini düzenlemek.</p>

<p>e) Müdürün, Merkezin yönetimi ile ilgili getireceği bütün işleri değerlendirerek karar almak.</p>

<p>f) Müdürün her faaliyet dönemi sonunda hazırlayacağı faaliyet raporunun düzenlenmesine ilişkin esasları belirlemek, sunulan raporu değerlendirmek, bir sonraki döneme ait çalışma programını düzenlemek.</p>

<p>g) Merkezin eğitim programları sonunda başarı belgesi, katılım belgesi, sertifika ve benzeri belgelerin verilmesi işlemlerini yürütmek.</p>

<p>ğ) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanlarında çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluş temsilcileri ve uzmanlar arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen beş üye olmak üzere toplam altı üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir veya gerekli görülen hâllerde görev süresinin bitiminden önce aynı usulle görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez toplanır.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmaları hakkında önerilerde ve katkılarda bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/afyonkarahisar-saglik-bilimleri-universitesi-surekli-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="34082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK MEDENİ HUKUKUNDA PAYLI VE ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİNİN SONA ERDİRİLMESİ: 7589 SAYILI KANUN (12. YARGI PAKETİ) İLE GETİRİLEN YENİLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-medeni-hukukunda-payli-ve-elbirligi-mulkiyetinin-sona-erdirilmesi-7589-sayili-kanun-12-yargi-paketi-ile-getirilen-yenilikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-medeni-hukukunda-payli-ve-elbirligi-mulkiyetinin-sona-erdirilmesi-7589-sayili-kanun-12-yargi-paketi-ile-getirilen-yenilikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ VE ÇERÇEVE</strong></p>

<p><strong>A. Mülkiyet Hakkının Anayasal Boyutu ve Paylaşma İstemi Hakkının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Mülkiyet hakkı, T.C. Anayasası’nın 35. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesinde güvence altına alınan, hak sahibine eşya üzerinde en geniş kapsamlı ayni hak yetkilerini veren mutlak bir haktır. Ancak mülkiyet hakkının birden fazla kişiye ait olması durumunda paydaşlar veya ortaklar arasında malvarlığının yönetimi, kullanımı ve tasarrufu hususlarında uyuşmazlıkların çıkması kaçınılmaz gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanun koyucu mülkiyetin bireyselleştirilmesi ve ekonomik değerlerin serbestçe dolaşıma girmesi maksadıyla ortaklara/paydaşlara ortaklık ilişkisini sona erdirme yetkisi tanımıştır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 698. maddesinde düzenlenen paylaşma istemi bozucu yenilik doğuran mutlak bir haktır. Bu hak niteliği gereği zamanaşımına uğramaz; ortaklık devam ettiği sürece her bir paydaş veya ortak tarafından her zaman ileri sürülebilir. Paylaşma istemi hakkının kullanılması, diğer paydaşların kabulüne veya rızasına bağlı tutulmamıştır. Hak sahibinin tek taraflı irade beyanının karşı tarafa ulaşması veya dava yoluna başvurulmasıyla hukuki sonuçlarını doğurur. Kanun koyucu TMK m. 698/2 ve 3 hükümlerinde paylaşmayı isteme hakkını yalnızca hukuki bir işlemle en fazla 10 yıllık süre için sınırlandırabilme veya taşınmazın uygun olmayan bir zamanda paylaşılmasını önleme gibi istisnai düzenlemelerle kısıtlamıştır. Bunun dışındaki hallerde, ortaklığın devam ettirilmesini zorunlu kılan hiçbir hukuki engel kabul edilmemiştir.</p>

<p><strong>B. Paylı Mülkiyet ve Elbirliği Mülkiyetinde Paylaşımın Karşılaştırmalı Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Türk eşya hukukunda birden fazla kişinin aynı eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olması iki farklı hukuki rejim altında düzenlenmiştir: Paylı mülkiyet (TMK m. 688 vd.) ve elbirliği mülkiyeti (TMK m. 701 vd.). Paylı mülkiyette, eşyanın fiilen bölünmüş olmayan her bir parçası üzerinde paydaşların soyut, oransal payları mevcuttur. Paydaş, kendi payı üzerinde üçüncü kişilere devir, ipotek tesis etme veya haciz koydurma gibi tasarruf işlemlerini bağımsızca gerçekleştirebilir. Bu durum, paylı mülkiyette paylaşma isteminin doğrudan doğruya TMK m. 698 ve m. 699 hükümleri çerçevesinde ileri sürülmesine imkan sağlamaktadır. Paylı mülkiyette ortaklığın giderilmesi davası, doğrudan paydaşlar arasındaki hukuki ilişkiyi nihayete erdirir.</p>

<p>Elbirliği mülkiyetinde ise ortakların belirlenmiş bağımsız payları bulunmamaktadır. Eşyanın tamamı üzerinde ortakların hak sahipliği söz konusu olup ortaklar arasında tüzel kişiliği olmayan bir ortaklık bağı mevcuttur. Elbirliği mülkiyetinde tasarruf işlemleri oy birliği ile gerçekleşir. Miras ortaklığında ortaklığın giderilmesi davası açılabilmesi için öncelikle elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi (TMK m. 644) imkanı değerlendirilmeli; yahut TMK m. 642 uyarınca dogrudan mirasın paylaşılması davası ikame edilmelidir. Nitekim Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarına göre mirasçılardan birinin talebi üzerine mahkemece TMK m. 644 uyarınca diğer mirasçılara itiraz imkanı tanınarak elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete çevrilmekte, ardından ortaklığın satış veya taksim suretiyle giderilmesi safhasına geçilmektedir. Burada göze çarpan en temel unsur paylı mülkiyette paya dayalı tasarruf serbestisi bulunmasına karşın, elbirliği mülkiyetinde tasarruf serbestisinin bulunmaması ve dava sürecinde tüm ortakların davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanmasının mülkiyetin yapısı gereği bir zorunluluk olmasıdır.</p>

<p><strong>II. DAVA ÖNCESİ ZORUNLU USULİ İŞLEMLER VE ARABULUCULUK DAVA ŞARTI</strong></p>

<p><strong>A. 6325 Sayılı Kanun m. 18/B Çerçevesinde Zorunlu Arabuluculuk Kurumu</strong></p>

<p>Türk yargı sisteminde mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve uyuşmazlıkların dostane yollarla çözüme kavuşturulması amacıyla 7445 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na eklenen 18/B maddesi uyarınca 1 Eylül 2023 tarihi itibarıyla ortaklığın giderilmesine ilişkin davalarda arabuluculuk bir dava şartı olarak ihdas edilmiştir. İlgili mevzuat uyarınca, ortaklığın giderilmesi istemiyle dava açmak isteyen paydaş veya ortak dava açmadan önce dava şartı olan arabuluculuk bürosuna başvurmalıdır.</p>

<p><strong>B. Arabuluculuk Sürecinin Hak Düşürücü Süreler, Zamanaşımı ve Dava Şartı Niteliklerine Etkisi</strong></p>

<p>Arabuluculuk sürecinin başlatılması, hukuki niteliği itibarıyla zamanaşımını durduran ve hak düşürücü sürelerin işlemesini engelleyen usuli bir kurumdur. 6325 sayılı Kanun’un 16. maddesi gereğince, arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinden son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süreler işlemez. Ortaklığın giderilmesi davasında hak düşürücü süre söz konusu olmasa dahi davayla bağlantılı olarak ileri sürülebilecek eklenti, ecrimisil veya tazminat talepleri bakımından bu kural hayati önem taşımaktadır.</p>

<p>Dava şartı niteliğindeki arabuluculuk usulü ihlal edilerek doğrudan doğruya mahkemede dava açılması halinde mahkemece davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilecektir. Bu red kararı esasa ilişkin bir hüküm teşkil etmediğinden arabuluculuk dava şartı tamamlandıktan sonra yeniden dava açılması mümkündür. Ancak uygulamada gereksiz zaman ve masraf kaybını önlemek adına dava dilekçesine arabuluculuk son tutanağının aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin eklenmesi zorunludur.</p>

<p><strong>III. YARGILAMA USULÜ, GÖREV, KESİN YETKİ VE TARAF TEŞKİLİ ESASLARI</strong></p>

<p><strong>A. Görevli ve Yetkili Mahkemenin Tespiti</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi davalarında görevli mahkeme münhasıran Sulh Hukuk Mahkemesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, dava konusunun değerine veya miktarına bakılmaksızın, taşınır ve taşınmaz mallarda paydaşlığın veya ortaklığın giderilmesine ilişkin davalarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi olarak belirlenmiştir. Görev kuralı kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilir ve taraflarca iddia ve savunma genişletme yasağına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebilir.</p>

<p>Yetkili mahkeme bakımından ise HMK m. 12/1 hükmü uygulanır. Taşınmazın aynına ilişkin olan ortaklığın giderilmesi davalarında yetki kesin yetki niteliğindedir. Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi münhasıran yetkilidir. Eğer dava birden fazla taşınmaza ilişkinse ve bu taşınmazlar farklı mahkemelerin yargı çevresinde yer alıyorsa HMK m. 12/3 uyarınca taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde diğer taşınmazlar için de dava açılması mümkündür. Ancak kesin yetki kuralı gereğince, taraflar yetki sözleşmesi yapamayacakları gibi mahkeme de yetkisizlik hususunu ilk inceleme aşamasında re'sen dikkate almakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>B. Taraf Teşkili</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi davaları, hukuki niteliği itibarıyla çift taraflı davalardır. Bu davalarda kazanan ve kaybeden taraf ayrımı bulunmamakta, verilen karar tüm paydaşlar / ortaklar bakımından aynı hukuki sonuçları doğurmaktadır. Bu sebeple yargılamanın yürütülebilmesi ve <strong>esasa </strong>ilişkin bir karar verilebilmesi için tapu kaydındaki veya mirasçılık belgesindeki tüm paydaşların / mirasçıların davada taraf olarak yer alması usuli zorunluluktur.</p>

<p>Mirasçılık belgesi (veraset ilamı), elbirliği mülkiyetine konu taşınmazlarda taraf teşkilinin sağlanması açısından ilksel belgedir. Mahkeme, mirasbırakanın tüm mirasçılarını tespit etmek ve davaya dahil etmek üzere taraflara süre verir veya yetki belgesi tanzim eder.</p>

<p><strong>IV. MÜLKİYETİN SONA ERDİRİLMESİ YÖNTEMLERİ VE MADDİ HUKUK ENGELLERİ</strong></p>

<p><strong>A. Aynen Taksim Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi (TMK m. 699/1-2) ve İmar/Arazi Mevzuatı Kısıtlamaları</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 699. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca, ortaklığın giderilmesi davasında asıl olan ve mahkemece öncelikle incelenmesi gereken yöntem aynen taksimdir. Paydaşlardan birinin talebi halinde hakim, taşınmazın aynen bölüştürülmesi imkanını araştırmak zorundadır. Taşınmazın değerinde önemli bir azalma meydana gelmeksizin bölünebilmesi halinde mahkemece taksim suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilir. Bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde, eksik değerli parçaya belli bir ivaz eklenerek denkleştirme sağlanır.</p>

<p>Ancak aynen taksim talebinin kabul edilebilmesi, sadece fiziki bölünebilirliğe değil kamu hukukuna tabii olan mevzuat kısıtlamalarına da bağlıdır. Bunların başında şunlar gelir:</p>

<p>1. 3194 Sayılı İmar Kanunu Kısıtlamaları: Taşınmazın bulunduğu bölgedeki imar planı, parsellerin minimum ifraz şartları dikkate alınır. İmar mevzuatına aykırı şekilde taşınmazın ifrazı ve aynen taksimi hukuken imkansızdır.</p>

<p>2. 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Kısıtlamaları: Tarım arazilerinde ortaklığın giderilmesi taleplerinde 5403 sayılı Kanun hükümleri emredici niteliktedir. Tarım arazileri asgari tarımsal arazi büyüklükleri ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklükleri sınırlarının altında bölünemez ve ifraz edilemez. İl/İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerinden taşınmazın bölünebilirliğine ilişkin olumlu görüş alınamadığı takdirde mahkemece aynen taksim talebi reddedilerek satış suretiyle ortaklığın giderilmesi yoluna gidilmesi yasal bir zorunluluktur.</p>

<p>3. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 12 Çerçevesinde Kat Mülkiyetinin Kurulması Suretiyle Taksim: Üzerinde yapı bulunan taşınmazlarda, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 12. maddesindeki şartların varlığı halinde taşınmazın kat mülkiyetine çevrilerek paydaşlara tahsisi suretiyle ortaklığın giderilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>B. Satış Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi (TMK m. 699/3) ve Oy Birliği ile Paydaşlar Arasında Satış</strong></p>

<p>Aynen taksimin durum ve koşullara göre mümkün olmaması, imar veya tarım mevzuatı engellerine takılması ya da aynen bölünmenin taşınmazın değerinde önemli bir azalmaya yol açacağının bilirkişi marifetiyle saptanması durumunda, mahkemece satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilir (TMK m. 699/3).</p>

<p>Satış kural olarak aleni açık artırma yoluyla gerçekleştirilir. Ancak paydaşların tamamının oy birliği ile anlaşması halinde, satışın sadece paydaşlar arasında yapılmasına karar verilebilir. Paydaşlardan birinin dahi halka açık satışı istemesi veya paydaşlar arasında satışa muvafakat etmemesi halinde, mahkemece paydaşlar arasında satışa karar verilemez; satışın kamuya açık (aleni) ihale usulüyle yapılması zorunlu hale gelir.</p>

<p><strong>V. YARGILAMAYI ETKİLEYEN HUKUKİ DURUMLAR VE BEKLETİCİ MESELE İLKESİ</strong></p>

<p><strong>A. Muhdesatın Aidiyeti Davaları ve Mülkiyetin Tespiti İstemlerinin Satış Sürecine Etkisi</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi davalarında sıklıkla karşılaşılan karmaşık hukuki durumlardan biri, taşınmaz üzerinde bulunan bütünleyici parça niteliğindeki yapı, tesis veya ağaçlar yani muhdesat üzerinde hak sahipliği iddiasında bulunulmasıdır. Arsa üzerindeki yapının veya dikili ağaçların kendisine ait olduğunu iddia eden paydaş, bu hususta diğer paydaşların açık kabulünün bulunmaması halinde Asliye Hukuk Mahkemesinde Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti davası açmak zorundadır.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesi gereğince, ortaklığın giderilmesi davasına bakan Sulh Hukuk Mahkemesi açılan muhdesatın aidiyeti davasını bekletici mesele yapmakla yükümlüdür. Zira muhdesatın kime ait olduğunun tespiti, taşınmazın satışından elde edilecek bedelin paydaşlar arasında dağıtılması aşamasında doğrudan etkilidir. Muhdesatın aidiyeti davası neticelendikten sonra mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak arsa değeri ile muhdesat değeri ayrı ayrı belirlenir; ihale bedelinin dağıtımında muhdesat sahibine muhdesatın taşınmazın toplam değerine kattığı oran nispetinde öncelikli ödeme yapılır, kalan bedel ise payları oranında tüm paydaşlara dağıtılır.</p>

<p><strong>VI. 7589 SAYILI KANUN <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">(12. YARGI PAKETİ)</a> İLE İCRA VE İFLAS KANUNU M. 114'TE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER</strong></p>

<p>31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun </span></a></strong>(kamuoyunda <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a> olarak bilinmekte) İcra ve İflas Kanunu’nun 114. maddesinde köklü değişiklikler yaparak ortaklığın giderilmesi davalarının infazı ve satış aşaması bakımından yenilikler getirmiştir.</p>

<p><strong>A. Mirasçılar Arasında Yapılacak Bir Defalık ve %100 Muhammen Bedel Barajlı Birinci Artırma Usulü (İİK m. 114/2 ve m. 114/7-8)</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile İİK m. 114/2 hükmüne eklenen cümleler ve m. 114/7-8 bendindeki değişiklikler doğrultusunda, aile terekelerinin ve miras yoluyla kalan malların üçüncü kişilerin müdahaleleriyle düşük bedellerle el değiştirmesini önlemek amacıyla özel bir satış usulü ihdas edilmiştir.</p>

<p>&gt; <strong>İİK 114/2'ye eklenen cümle: </strong>"<i>Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanır.</i>"</p>

<p>Hükmün uygulama alanı bulabilmesi için taşınmazın tüm paydaşlarının/ortaklarının mülkiyet hakkını miras yoluyla kazanmış olması şart olup malikler arasında mirasçı olmayan üçüncü bir kişinin mülkiyet hakkının (payının) bulunmaması gerekir.</p>

<p>Birinci artırma, dışarıdan katılım engellenerek yalnızca malik mirasçılara açık olarak elektronik satış portalında yürütülür.</p>

<p>İİK m. 114/7-8 bendi gereğince, mirasçılar arasında yapılan bu birinci artırmada verilecek tekliflerin muhammen kıymetin yüzde yüzünü (%100) geçmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu usul sadece bir defa uygulanır. Eğer mirasçılar arası birinci artırmada teklif muhammen bedelin</p>

<p>%100'ünü bulmaz ve satış gerçekleşmezse, süreç genel ihale kurallarına döner ve ikinci artırmada muhammen bedelin %50’si üzerinden herkese açık genel açık artırma yapılır.</p>

<p><strong>B. Paydaşların Teminat Muafiyetinin Kaldırılması ve Hazinenin Münhasır Muafiyeti (İİK m. 114/6)</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun öncesindeki uygulamada ve doktrinde paydaşların ihale katılımında kendi payları oranında teminat göstermekten muaf tutulup tutulmayacağı hususunda ciddi tereddütler ve kötüniyetli uygulamalar yaşanmaktaydı. Paydaşlar, teminat yatırmaksızın ihaleye girip afaki teklifler vererek ihaleyi kilitliyor ve ihale bedelini yatırmayarak süreci felce uğratabiliyorlardı.</p>

<p>7589 sayılı Kanun m. 1 ile İİK m. 114/7-6 bendi yeniden düzenlenerek paydaş muafiyeti tamamen ilga edilmiş, teminat muafiyeti daraltılmıştır.</p>

<p>&gt; <strong>İİK 114/6 - (Değişik:16/7/2026-7589/1 md.): </strong><i>Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklının, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi hâlinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.</i></p>

<p>Bu hüküm uyarınca, ortaklığın giderilmesi ihalelerinde paydaşlar da tıpkı üçüncü şahıslar gibi teminatı nakden yatırmak veya banka teminat mektubu sunmak zorundadır. Teminat muafiyeti münhasıran Hazine'ye tanınmış; alacaklılar bakımından ise sadece alacağının teminatı karşıladığı miktar ile sınırlandırılmıştır.</p>

<p><strong>C. İhale Bedelinin Yatırılmaması Halinde Teminatın Yanması, Paydaşlara Dağıtımı ve %5 Oranındaki İdari Para Cezası Yaptırımı (İİK m. 114/9)</strong></p>

<p>İhalelerin kötüniyetli olarak bozulması, fiyat artırılıp ardından ihale bedelinin süresinde yatırılmaması suretiyle taşınmazın satışının yıllarca engellenmesi uygulamadaki en büyük sorunlardan biriydi. 7589 sayılı Kanun, İİK m. 114/9 bendinde yaptığı radikal değişiklikle bu eylemlere karşı ağır mali yaptırımlar getirmiştir.</p>

<p>&gt; <strong>İİK 114/9 - (Değişik:16/7/2026-7589/1 md.): </strong><i>İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği; süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği.</i></p>

<p>İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminat iade edilmez. Öncellikle satış masrafları bu teminattan mahsup edilir. Satış masrafları düşüldükten sonra kalan teminat tutarı paydaşlara payları oranında ödenir.</p>

<p>Eğer süresi içinde ihale bedelini yatırmayarak ihaleyi sonuçsuz bırakan ihale alıcısı paydaşın kendisi ise, alınan teminatın tamamı (masraflar düşüldükten sonra) diğer pay sahiplerine payları oranında ödenir. Haliyle ihale bedelini yatırmayarak ihale sürecini sürüncemede bırakan paydaş kendi yaktığı teminattan pay alamaz.</p>

<p><strong>Teklif Bedelinin %5'i Oranında İdari Para Cezası</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun ile getirilen en caydırıcı yaptırım ise idari para cezasıdır. En yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi (%5) oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca re'sen idari para cezası verilir. Bu ceza 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsil edilmek üzere derhal dairesine bildirilir.</p>

<p><strong>VII. İNFAZ, E-SATIŞ, TESCİL VE TAHLİYE SÜREÇLERİNİN BÜTÜNCÜL DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p><strong>A. UYAP e-Satış Portalında İhale Süreci ve Kıymet Takdirine İtiraz Müessesesi</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi kararının kesinleşmesinden sonra (istinaf ve temyiz kanun yolları tükenip karar kesinleşmeden ilam icraya/satış memurluğuna konulamaz) taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece Satış Memurluğu görevlendirilir. Satış Memurluğu, UYAP e-Satış Portalı üzerinden satış prosedürünü başlatır.</p>

<p>Satış sürecinin ilk ve en kritik aşaması "Kıymet Takdiri" yapılmasıdır. Satış memurluğu bilirkişi heyeti marifetiyle taşınmazın güncel rayiç değerini belirler. Tanzim edilen kıymet takdiri raporu tüm paydaşlara tebliğ edilir. Paydaşların rapor tebliğinden itibaren 7 gün içinde Sulh Hukuk Mahkemesinde "Kıymet Takdirine İtiraz" davası açma hakları mevcuttur. Mahkemece verilen kıymet takdirine itiraz kararları kesin olup belirlenen muhammen bedel 2 yıl süreyle geçerliliğini korur. 2 yıllık süre dolmadan yeniden kıymet takdiri yaptırılamaz; ancak 2 yıl geçtikten sonra satış gerçekleşmemişse zorunlu olarak yeniden değerleme yapılır.</p>

<p>Satış UYAP e-Satış Portalı üzerinden elektronik ortamda teklif verilmesi suretiyle gerçekleştirilir. 7589 sayılı Kanun m. 11 ve 12 hükümleri uyarınca Türk Medeni Kanunu’nun 440 ve 444. maddelerinde yapılan paralel değişikliklerle vesayet altındaki kişilerin taşınmaz satışları da dahil olmak üzere tüm açık artırmaların UYAP e-Satış portalında yapılması kanuni zemine kavuşturulmuştur.</p>

<p><strong>B. Yargılama Giderleri ve KDV</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi davaları çift taraflı davalar olduğundan, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti dava sonunda taraflara payları oranında yükletilir.</p>

<p>1. İhale neticesinde taşınmazı devralan ihale alıcısı ve hissesini devreden paydaşlar açısından Harçlar Kanunu hükümleri uygulanır. Nispi karar ve ilam harcı (maktu harç sınırları dışında kalan satış bedeli üzerinden binde 11,38 oranı) paydaşlardan hisseleri oranında tahsil edilir.</p>

<p>2. Katma Değer Vergisi (KDV): İhale alıcısından tahsil edilir. Katma Değer Vergisi Kanunu ve Genel Uygulama Tebliğleri uyarınca; 150 m²’ye kadar olan konut teslimlerinde net alan üzerinden %1 veya</p>

<p>%10 KDV uygulanırken, 150 m² üzerindeki konutlar, işyerleri, arsalar ve arazilerde KDV oranı %20 olarak uygulanır. KDV yükümlüsü ihale alıcısıdır.</p>

<p>3. Vekalet Ücreti: Davada kendisini vekille temsil ettiren taraflar lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilir. Bu vekâlet ücreti de tüm paydaşlardan hisseleri oranında tahsil olunur.</p>

<p><strong>C. Tescil İşlemleri ve İİK m. 135 Uyarınca Taşınmazın Tahliyesi</strong></p>

<p>İhalenin kesinleşmesi ve ihale bedelinin yatırılmasıyla birlikte mülkiyet hakkı İİK m. 134/1 ve TMK m. 705/2 uyarınca mahkeme tescil kararından önce ihale anında ihale alıcısına geçer. Satış Memurluğu Tapu Müdürlüğüne müzekkere yazarak taşınmazın alıcı adına tescil edilmesini ve üzerindeki tüm haciz, ipotek ve kısıtlayıcı şerhlerin terkini sağlar.</p>

<p>Taşınmazın ihale alıcısına tescil edilmesinden sonra, taşınmazı fiilen işgal eden eski paydaşların veya üçüncü kişilerin taşınmazı tahliye etmemesi halinde özel cebri icra mekanizması işler. İcra ve İflas Kanunu’nun 135. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, gayrimenkul kendisine ihale olunan kimse, tescil belgesini alarak icra dairesinden taşınmazın tahliyesini ve kendisine teslimini isteyebilir. İcra dairesi, taşınmazda bulunan zilyede (eski paydaş veya haksız şagil) 15 gün içinde taşınmazı tahliye etmesi için tahliye emri gönderir. Bu süre içinde taşınmaz tahliye edilmezse, icra marifetiyle cebren tahliye olunarak ihale alıcısına teslim edilir.</p>

<p><strong>VIII. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Türk Medeni Hukukunda ortaklığın giderilmesi davası, paylı ve elbirliği mülkiyetindeki sürdürülemez durumlara son veren, mülkiyet hakkının anayasal sınırları içerisinde bireyselleşmesini ve ekonomik değer kazanmasını sağlayan en temel usuli araçtır. Dava öncesinde 6325 sayılı Kanun m. 18/B uyarınca zorunlu kılınan arabuluculuk kurumu, tarafların dostane yollarla anlaşmasına imkan sağlayarak yargının iş yükünü önemli ölçüde hafifletme amacı taşımaktadır.</p>

<p>Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"> (12. Yargı Paketi)</span></a></strong>, İcra ve İflas Kanunu m. 114 ve Türk Medeni Kanunu'nun ilgili maddelerinde yaptığı düzenlemelerle uygulamada ihale sürecinde yıllardır biriken aksaklıkları çözüme kavuşturacağı ümit edilmektedir. Özellikle miras yoluyla edinilen taşınmazlarda sadece malik mirasçılar arasında %100 muhammen bedel barajı ile yapılacak bir defalık birinci artırma usulü, aile terekelerinin ve ata yadigarı mülklerin spekülatif sermaye tarafından düşük bedellerle toplanmasını engellemiş; mülkiyet hakkının korunmasına destek olmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunun yanı sıra, paydaşların teminat muafiyetinin kaldırılarak teminat yükümlülüğüne tabi tutulması, bedelin ödenmemesi halinde teminatın yakılarak masraflar düşüldükten sonra cayan dışındaki paydaşlara dağıtılması ve ihale bedelini yatırmayarak süreci kilitleyen kötüniyetli alıcılara teklif bedelinin %5’i oranında idari para cezası kesilmesi, ihale sisteminin ciddiyetini ve işlerliğini teminat altına almıştır. Bütüncül bir perspektifle değerlendirildiğinde, yapılan bu yasal düzenlemeler usul ekonomisi ilkesine hizmet ederek adil yargılanma hakkını pekiştirmekte ve mülkiyet hukukundaki infaz aşamasındaki sorunları ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/ismet-demirbilek.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. İsmet</strong> <strong>DEMİRBİLEK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-medeni-hukukunda-payli-ve-elbirligi-mulkiyetinin-sona-erdirilmesi-7589-sayili-kanun-12-yargi-paketi-ile-getirilen-yenilikler</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/terazi/themis-kitapps.jpg" type="image/jpeg" length="91237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hekimler Sosyal Medyada Neleri Paylaşabilir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hekimler-sosyal-medyada-neleri-paylasabilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hekimler-sosyal-medyada-neleri-paylasabilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>2026 İçin Hukuki Kontrol Listesi</strong></p>

<p>Sosyal medya, hekimler ve sağlık kuruluşları açısından hastaları bilgilendiren güçlü bir iletişim aracı olduğu kadar önemli bir hukuki risk alanıdır. Bir Instagram gönderisi, Google işletme profili, kısa video veya hasta yorumu; Sağlık Bakanlığı, il sağlık müdürlüğü, Reklam Kurulu, Kişisel Verileri Koruma Kurulu ve meslek kuruluşları tarafından farklı hukuki ölçütlerle incelenebilir.</p>

<p>Üstelik sağlık alanında bir paylaşımın bilimsel olarak doğru olması, tek başına hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Verilen bilgi tıbben doğru olsa bile belirli bir hekime yönlendirme yapıyor, sağlık hizmetine talep yaratıyor, kesin sonuç vaat ediyor veya hastanın sağlık verisini tanıtım amacıyla kullanıyorsa hukuki sınır aşılmış olabilir.</p>

<p>12 Kasım 2025 tarihinde yürürlüğe giren <strong>Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik</strong>, sosyal medya paylaşımlarına ilişkin önemli ve ayrıntılı kurallar getirmiştir. Hasta görselleri bakımından eski dönemdeki geniş yasak yaklaşımı yerine belirli şartlara bağlı bir paylaşım modeli benimsenmiş; buna karşılık sponsorlu içerikler, müdahale anı görüntüleri, hasta memnuniyeti üzerinden reklam, filtre ve rötuş gibi uygulamalar açık biçimde sınırlandırılmıştır.</p>

<p>Bu makalede ele alınan Reklam Kurulu dosyalarının önemli bir bölümü, yeni Yönetmelikten önceki döneme aittir. Dolayısıyla bu kararlar 12 Kasım 2025 tarihli Yönetmeliğin doğrudan uygulanması sonucunda verilmiş değildir. Ancak Kurulun <strong>talep yaratma, ticari görünüm, yönlendirme, yanıltıcılık, üstünlük algısı ve haksız rekabet</strong> ölçütlerine ilişkin değerlendirmeleri, yeni dönemde de yol göstericidir. Reklam Kurulu kararlarının mahkeme kararı değil, idari kurul kararı olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><strong>1. Bilgilendirme ile Reklam Arasındaki Sınır</strong></p>

<p>Hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının toplumu sağlık konusunda bilgilendirmesi yasak değildir. Yasaklanan husus; bilgilendirme görünümü altında sağlık hizmetine talep yaratılması, kişilerin belirli bir hekime veya kuruluşa yönlendirilmesi ve mesleki faaliyete ticari görünüm kazandırılmasıdır.</p>

<p>1219 sayılı Kanun’un 24. maddesi, tabiplere hasta kabul ettikleri yer, muayene saatleri ve uzmanlıkları hakkında ilan verme imkânı tanımakta; bunun dışındaki reklam faaliyetlerini sınırlamaktadır. Yeni Yönetmelik ve 3359 sayılı Kanun kapsamında güvenli bilgilendirme alanı genel olarak şu unsurlardan oluşur:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Hekimin uzmanlık alanı,</li>
 <li>gerçeğe uygun mesleki ve akademik unvanı,</li>
 <li>sağlık kuruluşunun adresi ve iletişim bilgileri,</li>
 <li>çalışma gün ve saatleri,</li>
 <li>hasta kabul edilen uzmanlık dalları,</li>
 <li>toplumu koruyucu ve geliştirici genel sağlık bilgileri.</li>
</ul>

<p>3359 sayılı Kanun’da da tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin adres, iletişim, çalışma saatleri, uzmanlık dalları, sağlık meslek mensuplarının unvanları ve sağlığı koruyucu bilgilerle sınırlı olduğu belirtilmektedir. Bir paylaşımın reklam niteliği kazanıp kazanmadığı değerlendirilirken beş temel ölçüte bakılmalıdır.</p>

<p><strong>-Talep yaratma:</strong> İçerik, kişide normalde düşünmediği bir sağlık hizmetini alma isteği oluşturuyor mu?</p>

<p>Örneğin: <i>“Lazer göz ameliyatı her hasta için uygun değildir. Uygunluk, ayrıntılı göz muayenesi sonucunda belirlenir.”</i> ifadesi genel bir bilgilendirmedir. Buna karşılık:</p>

<p><i>“Gözlüklerden kurtulmak artık çok kolay. Yeni hayatınıza başlamak için hemen bize ulaşın.” </i>ifadesi, sağlık hizmetini kolay ve arzu edilir bir sonuç üzerinden pazarlamaktadır.</p>

<p><strong>-Ticari görünüm:</strong> Sağlık hizmeti kampanya, fırsat, kontenjan veya satış diliyle mi sunulmaktadır?</p>

<p><i>“Son beş kontenjan”</i>, <i>“bu aya özel fırsat”</i>, <i>“DM’den fiyat alın”</i> veya <i>“randevunuzu hemen oluşturun”</i> gibi ifadeler, sağlık hizmetine ticari ürün görünümü kazandırabilir.</p>

<p><strong>-Yönlendirme:</strong> Verilen bilgi, kişiyi genel olarak hekime başvurmaya mı; yoksa doğrudan paylaşımı yapan hekime veya kliniğe mi yönlendiriyor?</p>

<p><i>“Bu belirtiler varsa bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.” </i>ifadesiyle;</p>

<p><i>“Bu belirtiler sizde de varsa doğru tedavi için kliniğimizden randevu alın.” </i>ifadesi aynı hukuki nitelikte değildir.</p>

<p><strong>-Üstünlük algısı:</strong> Hekim, yöntem, cihaz veya sağlık kuruluşu diğerlerinden daha başarılı, güvenli ya da gelişmiş gösteriliyor mu?</p>

<p><i>“Türkiye’nin en iyi kliniği”</i>, <i>“alanında bir numara”</i>, <i>“en başarılı cerrah”</i> veya <i>“en gelişmiş teknoloji”</i> gibi ifadeler objektif olarak doğrulanması güç üstünlük iddialarıdır.</p>

<p><strong>-Haksız rekabet:</strong> Paylaşım, diğer hekimlerin veya sağlık kuruluşlarının yöntemlerini küçümsüyor mu?</p>

<p><i>“Eski yöntemleri kullanan kliniklerde başarılı sonuç alamazsınız.” </i>şeklindeki bir paylaşım yalnızca reklam yasağı değil, meslektaşlar aleyhine haksız rekabet riski de taşır.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2022/2802 sayılı dosyasında kullanılan “sağlık faaliyetlerine ticari görünüm kazandırma ve tıbbi işlemlere talep yaratma” ölçütü, bilgilendirme ile reklam arasındaki temel ayrımı özetlemektedir.</p>

<p><strong>2. Öncesi–Sonrası Görseller Hangi Şartlarla Paylaşılabilir?</strong></p>

<p>12 Kasım 2025 tarihli Yönetmelik uyarınca öncesi–sonrası hasta görsellerinin mutlak biçimde yasak olduğu söylenemez. Ancak bu görsellerin paylaşılabilmesi için Yönetmelikteki teknik ve hukuki şartların <strong>tamamının birlikte</strong> yerine getirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>-Ek-1 formuna uygun açık rıza alınmalıdır.</strong></p>

<p>Hastadan, Yönetmelik ekinde yer alan <strong>Görsel İçerik Kaydetme ve İşleme Onam Formu</strong> kullanılarak yazılı veya elektronik ortamda açık rıza alınmalıdır.</p>

<p>Genel ameliyat onamında bulunan “Görüntülerim bilimsel amaçla kullanılabilir” şeklindeki standart bir hüküm, sosyal medya tanıtımı için her zaman yeterli değildir. Hastaya hangi fotoğrafın, hangi hesapta, ne amaçla ve ne kadar süreyle paylaşılacağı anlaşılır biçimde açıklanmalıdır.</p>

<p><strong>-Hasta yayımlanacak içeriği önceden görmelidir.</strong></p>

<p>Hastanın yalnızca fotoğraf çekilmesine izin vermesi yeterli değildir. Hasta, sosyal medyada paylaşılacak son görseli veya videoyu önceden görmelidir.</p>

<p>Hasta yüzünün kapatıldığı bir görüntüye rıza vermişse yüzünün açık olduğu başka bir görüntünün yayımlanması rızanın kapsamını aşar.</p>

<p><strong>-Rıza geri çekilebilir olmalıdır.</strong></p>

<p>Hasta, verdiği rızayı sonradan geri çekebilir. Rızanın geri alınması hâlinde içerik gecikmeksizin kaldırılmalıdır. Sözleşmeye <i>“Paylaşım izni süresizdir ve geri alınamaz”</i> hükmü konulması, hastanın geri çekme hakkını ortadan kaldırmaz. Görsel kullanımının devamı için rızanın güncel ve geçerli olması gerekir.</p>

<p><strong>-Görseller aynı ortam ve teknik şartlarda çekilmelidir.</strong></p>

<p>Önce ve sonra görselleri mümkün olduğunca; aynı kamera açısıyla, aynı ışık koşullarında, aynı uzaklıktan, aynı arka plan önünde, aynı duruş ve mimikle çekilmelidir.</p>

<p>İşlem öncesi fotoğrafın loş ışıkta ve yakın çekim, işlem sonrası fotoğrafın profesyonel ışıkta ve farklı açıyla çekilmesi, sonucu olduğundan daha başarılı gösterebilir.</p>

<p><strong>-İşlem ve görüntü tarihleri belirtilmelidir.</strong></p>

<p>İşlemin yapıldığı tarih ile görsellerin çekildiği tarihler açıkça belirtilmelidir. İşlemden hemen sonra çekilen görüntünün iyileşme tamamlanmış gibi sunulması veya farklı zamanlarda çekilmiş görsellerin tarih verilmeden yan yana yerleştirilmesi yanıltıcı olabilir.</p>

<p><strong>-Filtre, rötuş veya teknolojik değişiklik yapılmamalıdır.</strong></p>

<p>Gerçek hastaya veya gerçek tedavi sonucuna ilişkin görsellerde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>cilt pürüzsüzleştirme,</li>
 <li>yara ya da iz silme,</li>
 <li>diş rengini değiştirme,</li>
 <li>yüz veya vücut inceltme,</li>
 <li>saç yoğunluğunu artırma,</li>
 <li>ışık ve gölgeyi sonucu avantajlı gösterecek şekilde değiştirme,</li>
 <li>yapay zekayla alan doldurma,</li>
 <li>perspektif düzeltmesi adı altında anatomik görünümü değiştirme</li>
</ul>

<p>uygulanmamalıdır. Amaç, estetik açıdan daha etkileyici bir paylaşım hazırlamak değil; gerçek klinik sonucu aynı teknik şartlarda göstermektir.</p>

<p><strong>-Kullanıcı etkileşimleri kapatılmalıdır.</strong></p>

<p>Görsel içerikli paylaşımların yorum, beğeni ve yeniden paylaşım gibi kullanıcı etkileşimlerine kapatılması zorunludur. Paylaşımın altındaki <i>“Mükemmel olmuş”</i>, <i>“Fiyat nedir?”,</i> <i>“Ben de istiyorum”</i> veya <i>“Doktorumuz harikalar yaratıyor”</i> şeklindeki yorumlar, hasta görselini talep yaratıcı bir reklam alanına dönüştürebilir. Kullanılan platform bu etkileşimlerin kapatılmasına izin vermiyorsa paylaşım biçimi yeniden değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>-Görsel sponsorlu yayımlanmamalıdır.</strong></p>

<p>Hasta görselleri sponsorlu olarak yayımlanamaz, ücret karşılığında öne çıkarılamaz ve reklam algoritmalarıyla daha geniş kitlelere ulaştırılamaz. Yeni açılan sağlık kuruluşları için tanınan ilk ay istisnası, hasta görsellerinin sponsorlu kullanılmasına izin veren genel bir istisna değildir.</p>

<p><strong>-Zorunlu uyarı metni bulunmalıdır.</strong></p>

<p>Cerrahi veya girişimsel işlem görsellerinde şu uyarı metnine yer verilmelidir:</p>

<p><i>“Her cerrahi veya girişimsel işlemde sonuçlar kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. İşlem öncesinde hekiminizden detaylı görüş almanız önerilir.”</i></p>

<p>Uyarının okunamayacak kadar küçük yazılması veya videoda fark edilemeyecek kadar kısa gösterilmesi, yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmediği iddiasına neden olabilir.</p>

<p><strong>-Hasta mahremiyeti korunmalıdır.</strong></p>

<p>Açık rıza alınmış olsa bile hastanın adı, yüzü, sesi, dövmesi, dosya numarası, hastane bilekliği, ekran üzerindeki tıbbi bilgiler veya kimliğinin anlaşılmasını sağlayan diğer unsurlar ayrıca değerlendirilmelidir. Hasta görseli paylaşmaya izin vermiyorsa tedavi, ücret veya hizmet kalitesi bakımından farklı muameleye tabi tutulamaz. Görsel paylaşım izni karşılığında indirim, ödeme, hediye veya başka bir menfaat de verilemez.</p>

<p><strong>Açık rıza neden tek başına yeterli değildir?</strong></p>

<p>Açık rıza, esas olarak kişisel verinin ve sağlık verisinin işlenmesine ilişkin hukuki zemini ilgilendirir. Reklam ve tanıtım yasakları ise kamu düzenine ilişkin ayrı sınırlamalardır. Hasta:</p>

<p><i>“Fotoğrafımı istediğiniz şekilde paylaşabilirsiniz.”</i> demiş olsa bile bu rıza;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>filtreli tedavi sonucunu,</li>
 <li>sponsorlu hasta görselini,</li>
 <li>ameliyat anı videosunu,</li>
 <li>“garantili sonuç” ifadesini,</li>
 <li>hasta teşekkür mesajı üzerinden reklamı,</li>
 <li>kampanya veya indirim duyurusunu</li>
</ul>

<p>hukuka uygun hâle getirmez. Dolayısıyla açık rıza gereklidir; ancak tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2025/1640 ve 2025/869 sayılı dosyaları, eski mevzuat dönemindeki öncesi–sonrası ve girişim görüntülerine ilişkin yaklaşımı göstermektedir. Yeni Yönetmelik sonrasında öncesi–sonrası görseller şartlı olarak mümkün hâle gelmiş olsa da müdahale anı görüntüleri ile eksik şart taşıyan görseller bakımından risk devam etmektedir.</p>

<p><strong>Görsel Paylaşım Kontrolü</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Kontrol sorusu</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Güvenli cevap</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Aykırılığın sonucu</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Ek-1 formuna uygun açık rıza var mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hayırsa görsel paylaşılmamalıdır; KVKK ve tanıtım mevzuatı ihlali doğabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hasta yayımlanacak görseli önceden gördü mü?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Görmediyse rızanın somut içeriği kapsamadığı ileri sürülebilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Aynı ortam ve teknik şartlar sağlandı mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sağlanmadıysa yanıltıcı karşılaştırma riski doğar.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İşlem ve görüntü tarihleri belirtildi mi?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Belirtilmediyse Yönetmelikteki şeffaflık şartı eksik kalır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Filtre veya rötuş yapıldı mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hayır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yapıldıysa teknolojik değişiklik yasağı ihlal edilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Yorum, beğeni ve yeniden paylaşım kapalı mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Açık olması görsel paylaşım şartlarına aykırılık oluşturur.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Zorunlu uyarı metni var mı?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yoksa cerrahi veya girişimsel görsel eksik bilgiyle yayımlanmış olur.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Paylaşım sponsorlu mu?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hayır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sponsorluysa görsel içeriklere ilişkin özel yasak gündeme gelir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Görsel müdahale anını içeriyor mu?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hayır</p>
   </td>
   <td>
   <p>İçeriyorsa hastanın rızası bulunsa dahi paylaşılmamalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hasta rızasını geri çekti mi?</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hayır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Çektiyse içerik gecikmeksizin kaldırılmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>3. Ameliyat ve Tıbbi Müdahale Görüntüleri</strong></p>

<p>Öncesi–sonrası hasta görselleri ile ameliyat veya tıbbi müdahale sırasında çekilen görüntüler aynı hukuki kategoride değildir. Yeni Yönetmelik, öncesi–sonrası görsellerin belirli şartlarla paylaşılmasına imkân tanırken tıbbi müdahale anına ait görüntülere izin vermemektedir. Bu kapsamda;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>ameliyat sırasında,</li>
 <li>enjeksiyon yapılırken,</li>
 <li>cerrahi kesi veya dikiş esnasında,</li>
 <li>kanlı veya girişimsel işlem sırasında,</li>
 <li>implant yerleştirilirken,</li>
 <li>saç ekimi greftleri uygulanırken,</li>
 <li>hastaya fiilen tıbbi müdahalede bulunulurken</li>
</ul>

<p>çekilmiş görüntüler paylaşılmamalıdır. Hastanın yüzünün görünmemesi veya açık rıza vermesi, bu yasağı ortadan kaldırmaz. Örneğin bir estetik cerrahın:</p>

<p><i>“Bugünkü burun estetiği ameliyatımızdan görüntüler”</i></p>

<p>başlığıyla ameliyathaneden video paylaşması; bir diş hekiminin implantın kemiğe yerleştirilmesini veya dermatoloğun enjeksiyon işlemini yakın çekim yayımlaması hukuki risk taşır.</p>

<p>Buna karşılık hekimin gerçek hasta kullanmadan bir maket, animasyon veya eğitim materyali üzerinde yöntemi anlatması farklı değerlendirilir. Buradaki temel ayrım, içeriğin gerçek hasta üzerinde gerçekleştirilen müdahale anını içerip içermemesidir.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2025/869 sayılı dosyasında tıbbi girişim sırasında çekilmiş hasta görüntüleri ile öncesi–sonrası paylaşımlar birlikte değerlendirilmiş ve reklamların durdurulmasına karar verilmiştir. 2024/2511 sayılı dosyada da ameliyathane ve işlem görüntüleri, sağlık hizmetine talep yaratabilecek diğer içeriklerle birlikte ele alınmıştır.</p>

<p><strong>4. Hasta Yorumları ve Teşekkür Mesajları</strong></p>

<p>Yeni Yönetmelik, hasta veya hasta yakınlarının sağlık hizmetine ilişkin teşekkür ve memnuniyet ifadeleri üzerinden reklam niteliğinde paylaşım yapılmasını yasaklamaktadır. Bu nedenle aşağıdaki içerikler yüksek risklidir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Hastanın gönderdiği WhatsApp mesajının ekran görüntüsü,</li>
 <li>Google yorumunun Instagram hikayesinde paylaşılması,</li>
 <li>“Hayatımı değiştiren doktor” başlıklı hasta videosu,</li>
 <li>hastanın tedavi sonucunu övdüğü başarı hikayesi,</li>
 <li>teşekkür mesajlarından hazırlanan reklam kolajı,</li>
 <li>hastanın kliniği veya hekimi tavsiye ettiği sponsorlu içerik.</li>
</ul>

<p>Bir hastanın kendi iradesiyle Google’a yorum yazması, bu yorumun klinik tarafından reklam amacıyla yeniden kullanılabileceği anlamına gelmez. Yorumun ekran görüntüsünün alınması ve hekimin hesabında yayımlanması, ilk yorumdan bağımsız yeni bir tanıtım ve veri işleme faaliyetidir. Yorumda hastanın adı, fotoğrafı, hastalığı veya gördüğü tedavi anlaşılıyorsa KVKK bakımından da sağlık verisi riski doğabilir. Hasta adı kapatıldığında da sorun her zaman çözülmez. Örneğin:</p>

<p><i>“Yıllardır çocuğumuz olmuyordu. Doktorumuz sayesinde ilk denemede hamile kaldık.”</i></p>

<p>şeklindeki anonim bir mesaj, hekimin hesabında yayımlandığında başarı hikayesi ve sonuç vaadi üzerinden talep yaratabilir. Reklam Kurulunun 2019/2676 sayılı dosyasında öncesi–sonrası görsellerle birlikte hekime teşekkür eden ve tedavi sonucunu öven ifadeler, sağlık hizmetine ticari görünüm kazandıran ve haksız rekabete yol açabilecek içerikler olarak değerlendirilmiştir. 2025/1870 sayılı dosyada ise hasta yorumları, teşekkür ifadeleri, yoruma açık tıbbi paylaşımlar ve “en iyi diş hekimi” gibi üstünlük iddiaları birlikte ele alınmıştır.</p>

<p>Daha güvenli yaklaşım, hastanın teşekkür mesajını reklam malzemesine dönüştürmemek ve kendisine özel kanaldan cevap vermektir. Kamuya açık platformlarda hastaya verilecek cevapta da kişinin gerçekten o klinikte tedavi gördüğü veya hangi işlemi yaptırdığı açıklanmamalıdır.</p>

<p><i>“Değerli değerlendirmeniz için teşekkür ederiz.” </i>şeklindeki genel bir cevap, hastanın tedavisini doğrulayan ayrıntılı bir yanıta göre daha güvenlidir.</p>

<p><strong>5. Sponsorlu Paylaşımlar, İndirimler ve Kampanyalar</strong></p>

<p>Hekimler ve sağlık kuruluşları sosyal medya hesabı açabilir, Google işletme kaydı oluşturabilir, adres ve iletişim bilgilerini yayımlayabilir. Ancak yurt içine yönelik sağlık hizmeti tanıtımlarının ücret ödenerek sponsorlu hâle getirilmesi veya öne çıkarılması genel olarak yasaktır.</p>

<p>Bu yasak yalnızca Instagram gönderileriyle sınırlı değildir. İçeriğin niteliğine göre;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Instagram ve Facebook reklamları,</li>
 <li>Google Ads,</li>
 <li>YouTube reklamları,</li>
 <li>TikTok sponsorlu içerikleri,</li>
 <li>arama sonuçlarında ücretli üst sıralama,</li>
 <li>influencer’a ücret ödenerek yapılan tanıtım,</li>
 <li>sağlık platformlarında ücretli öne çıkarma</li>
</ul>

<p>da değerlendirmeye konu olabilir. Görsel içerikli hasta paylaşımlarının sponsorlu olarak yayımlanması ayrıca yasaklanmıştır.</p>

<p>Yeni açılan sağlık tesisleri bakımından faaliyete başlandıktan sonraki ilk ay için sınırlı tanıtım imkânı bulunmakla birlikte bu istisna;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>hasta görsellerinin sponsorlu kullanılmasına,</li>
 <li>indirim veya çekiliş düzenlenmesine,</li>
 <li>sonuç garantisi verilmesine,</li>
 <li>her türlü ticari reklamın yapılmasına</li>
</ul>

<p>izin vermez. İstisna, esas olarak yeni tesisin açılış ve faaliyete başlama bilgisinin duyurulması çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bakanlık tarafından sağlık alanında yeni kabul edilmiş teknoloji veya yöntemler için özel tanıtım izni verilmesi de mümkündür. Ancak kliniğin yeni bir cihaz satın alması, kendiliğinden sponsorlu reklam verme yetkisi doğurmaz.</p>

<p>Yurt içine yönelik sağlık hizmetlerinde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>“yıl sonuna kadar yüzde 30 indirim”,</li>
 <li>“iki bölge alana üçüncü bölge hediye”,</li>
 <li>“çekilişle botoks”,</li>
 <li>“ilk 20 hastaya ücretsiz muayene”,</li>
 <li>“diş taşı temizliğinde hafta sonu fırsatı”</li>
</ul>

<p>gibi kampanya ve promosyonlar paylaşılmamalıdır. Ücretsiz muayene ifadesi de ticari kampanyanın parçası olarak kullanılıyorsa talep yaratıcı nitelik kazanabilir. Bakanlık izniyle yürütülen sosyal sorumluluk veya halk sağlığı programları ayrı değerlendirilir; ancak ticari kliniğin müşteri kazanma aracı olarak “ücretsiz” ibaresi kullanması risklidir.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2025/664 sayılı dosyasında “Muayene ve panoramik röntgen ücretsiz” ile “Yıl sonuna kadar indirimli fiyatlarımızdan yararlanmak için mesaj atabilirsiniz” ifadeleri, öncesi–sonrası diş görselleriyle birlikte değerlendirilmiş ve talep yaratıcı bulunmuştur.</p>

<p><strong>6. Sonuç Garantisi ve Talep Yaratıcı İfadeler</strong></p>

<p>Sağlık hizmetinin sonucunu kesin, kolay, üstün veya risksiz gösteren ifadeler fiyat ya da kampanya içermese bile reklam yasağını ihlal edebilir.</p>

<p><strong>-“En iyi hekim”</strong><strong> , “İstanbul’un en iyi estetik cerrahı” , “Türkiye’nin en iyi diş hekimi”</strong></p>

<p>ifadeleri objektif olarak ölçülmesi güç üstünlük iddialarıdır. Reklam Kurulunun 2025/1870 sayılı dosyasında <i>“en iyi diş hekimi”</i> ifadesi, hasta yorumları ve tedavi görselleriyle birlikte değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>-“Kesin sonuç”</strong></p>

<p>Tıbbi işlemin sonucu; hastanın anatomisi, hastalıkları, iyileşme kapasitesi, tedaviye uyumu ve birçok bireysel faktöre bağlıdır.</p>

<p><i>“Tek seansta kesin sonuç” , “Yüzde 100 başarı” , “Kesin çözüm” </i>ifadeleri bu belirsizliği ortadan kaldırıyormuş izlenimi yaratır. Daha güvenli bir ifade şöyledir:</p>

<p><i>“Tedavinin uygunluğu ve beklenen sonuçları, hasta özelinde yapılacak tıbbi değerlendirmeye göre değişir.”</i></p>

<p><strong>-“Sıfır risk”</strong></p>

<p>Hiçbir cerrahi veya girişimsel işlem bütünüyle risksiz değildir.</p>

<p><i>“Sıfır riskli operasyon” , “Hiçbir yan etkisi yoktur.”</i> ifadeleri hastanın risk algısını azaltabilir ve aydınlatılmış onam süreciyle de çelişebilir.</p>

<p><strong>-“İz kalmaz”</strong></p>

<p><i>“Ameliyattan sonra hiçbir iz kalmaz.” </i>ifadesi her hasta için garanti edilemeyecek bir sonuç vadeder. İzin görünümü; cerrahi teknik, cilt yapısı, yara iyileşmesi ve komplikasyonlara göre değişebilir.</p>

<p><strong>-“Garantili tedavi”</strong></p>

<p><i>“Garantili saç ekimi” , “Ömür boyu garantili implant” , “Garantili gebelik tedavisi” </i>ifadeleri sağlık hizmetini sonucu önceden kesinleşmiş ticari ürün gibi gösterir.<i> </i>Bir cihaz veya implant için üreticinin teknik garanti vermesi, hekimin biyolojik veya klinik sonucu garanti edebileceği anlamına gelmez.</p>

<p><strong>-“Gözlük ve lenslere veda”</strong></p>

<p>Bu ifade işlemin herkes için uygun olduğu ve gözlük ihtiyacını kolay, güvenilir ve kalıcı biçimde ortadan kaldıracağı izlenimi yaratabilir. Reklam Kurulunun 2022/5945 sayılı dosyasında <i>“Gözlük ve lenslere veda etmek oldukça kolay” </i>anlamındaki tanıtım, işlemin kolay ve güvenilir sonuç sağlayacağı algısı bakımından değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>-“Lekelerinizden kurtulmak artık çok kolay” ve “muhteşem değişim”</strong></p>

<p>Reklam Kurulunun 2019/12633 sayılı dosyasında <i>“Lekelerinizden Kurtulmak Artık Çok Kolay”</i> ve <i>“muhteşem ameliyatsız gençleşme değişimi”</i> gibi ifadeler, hizmeti kolay ve üstün sonuç sağlayan bir uygulama olarak sunan ticari dil kapsamında ele alınmıştır. Bir öncesi–sonrası görsel Yönetmeliğin bütün teknik şartlarını taşısa bile görselin üzerine:</p>

<p><i>“Muhteşem sonuç, siz de bu değişimi yaşayın.” </i>yazılması paylaşımı hukuka uygun hale getirmez.</p>

<p><strong>Reklam Kurulu Kararları</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Reklam Kurulu Dosya No</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Paylaşım örneği</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Tespit edilen aykırılık</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Hekim için pratik sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2025/1640</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Sosyal medya hesabındaki öncesi–sonrası hasta görselleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Eski mevzuat döneminde talep yaratıcı hasta sonucu tanıtımı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yeni dönemde görseller ancak Yönetmelikteki bütün şartlarla paylaşılmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2025/869</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Öncesi–sonrası ve tıbbi girişim görüntüleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tedavinin etkisini kıyaslama ve müdahale anı paylaşımı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Müdahale anı görüntüleri paylaşılmamalı; öncesi–sonrası için tüm şartlar aranmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2025/1870</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>“En iyi diş hekimi”, hasta yorumları ve işlem görselleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üstünlük algısı, ticari görünüm ve memnuniyet üzerinden reklam</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hasta yorumlarıyla üstünlük iddiaları birlikte kullanılmamalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2025/664</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>“Ücretsiz muayene”, “yıl sonuna kadar indirim”</p>
   </td>
   <td>
   <p>İndirim ve ücretsiz hizmet üzerinden talep yaratma</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt içine yönelik fiyat, kampanya ve ücretsiz hizmet duyurusu yapılmamalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2022/5945</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>“Gözlük ve lenslere veda etmek oldukça kolay”</p>
   </td>
   <td>
   <p>İşlemin kolay ve kesin sonuç sağlayacağı algısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sonuç sloganı yerine uygunluk ve kişisel değişkenler anlatılmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2019/12633</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>“Muhteşem değişim”, “lekelerinizden kurtulmak çok kolay”</p>
   </td>
   <td>
   <p>Abartılı sonuç, kolaylık ve üstünlük algısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>“Mucize”, “muhteşem”, “çok kolay” gibi satış dili kullanılmamalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2019/2676</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Öncesi–sonrası görseller ve hasta teşekkürleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hasta memnuniyeti üzerinden reklam ve haksız rekabet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Teşekkür mesajları reklam içeriğine dönüştürülmemelidir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2023/7002</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Ücretsiz muayene, çekiliş, yönlendirme ve sağlık turizmi paylaşımları</p>
   </td>
   <td>
   <p>Talep yaratma, üçüncü kişi yönlendirmesi ve yetki sorunu</p>
   </td>
   <td>
   <p>Influencer veya üçüncü kişi kullanılması sorumluluğu kaldırmaz.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2024/2511</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Ameliyathane ve işlem görüntüleri ile hasta hikâyeleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Müdahale görüntüsü ve ticari sağlık tanıtımı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Müdahale anı paylaşılmamalı; dosyadaki para cezası tarihsel tutar olarak okunmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>7. Ürün, Cihaz ve Marka Paylaşımları</strong></p>

<p>Yeni Yönetmelik; sağlık hizmetine konu cihaz, ürün veya yöntemin diğerlerinden farklı ya da üstün olduğu algısını yaratan tanıtımları ve açık veya örtülü marka reklamını yasaklamaktadır. Marka veya ürüne yönlendiren internet bağlantıları da bu kapsamda risk taşır. Hekimin bir cihazı bilimsel bağlamda anması her durumda reklam değildir. Ancak içerik; markayı övüyorsa, logosunu sürekli gösteriyorsa, satın alma veya kullanım çağrısı yapıyorsa, indirim kodu veya bağlantı içeriyorsa, diğer ürünlerden üstün olduğunu söylüyorsa, üretici firmanın reklam kampanyasına hizmet ediyorsa örtülü reklama dönüşebilir.</p>

<p>Bilimsel bilgi örneği:</p>

<p><i>“Fraksiyonel lazer sistemlerinde farklı dalga boyları kullanılabilir. Cihaz ve enerji seçimi, kişinin cilt tipi ve tedavi amacına göre belirlenir.”</i></p>

<p>Riskli tanıtım örneği:</p>

<p><i>“Kliniğimizde dünyanın en gelişmiş X marka lazerini kullanıyoruz. Ağrısız ve izsiz sonuç için X teknolojisini tercih edin.”</i></p>

<p>İkinci paylaşımda hem cihazın üstünlüğü ileri sürülmekte hem de tıbbi sonuç marka üzerinden garanti edilmektedir.</p>

<p>Hekimin takviye ürünü kutusuyla video çekmesi, indirim kodu paylaşması, <i>“Ben de kullanıyorum, hastalarıma öneriyorum”</i> demesi veya ürünü satın alma bağlantısı vermesi de yüksek risklidir.</p>

<p>Bir implant markasının hastanın tedavi planında kullanıldığının kayıt altına alınması ile aynı markanın sosyal medyada <i>“en kaliteli ve en uzun ömürlü implant”</i> olarak övülmesi farklı hukuki işlemlerdir. Bilimsel zorunluluk nedeniyle marka adı anılacaksa anlatım objektif, karşılaştırmasız ve satışa yönlendirmeyen nitelikte olmalıdır.</p>

<p><strong>8. Influencer, Reklam Ajansı ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu</strong></p>

<p>Tanıtımın hekim yerine influencer, hasta, çalışan veya reklam ajansı tarafından yapılması, sağlık kuruluşunun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yeni Yönetmelik uyarınca görsel içerikli paylaşımın sağlık tesisi veya ilgili sağlık meslek mensubu tarafından yapılması esastır. İçeriğin başkası tarafından paylaşılması halinde de ilgili hekim veya sağlık kuruluşunun sorumluluğu devam edebilir. Örneğin influencer’ın:</p>

<p><i>“Dr. X sayesinde hiçbir ağrı hissetmeden yeni dişlerime kavuştum. İndirim için FATMA20 kodunu kullanabilirsiniz.” </i>şeklindeki paylaşımında aynı anda;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>hasta memnuniyeti üzerinden reklam,</li>
 <li>ağrısız sonuç vaadi,</li>
 <li>indirim kampanyası,</li>
 <li>belirli hekime yönlendirme,</li>
 <li>ticari iş birliği,</li>
 <li>sağlık verisinin tanıtım amacıyla kullanılması</li>
</ul>

<p>gündeme gelir. Influencer’ın metni kendisinin yazmış olması veya paylaşımın kendi hesabından yapılması, klinikle ticari işbirliği ya da yönlendirme ilişkisi bulunuyorsa sorumluluğu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Reklam ajansıyla yapılan sözleşmede en azından;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>içeriklerin yayımdan önce tıbbi ve hukuki onaya sunulması,</li>
 <li>hasta görsellerinin yalnızca geçerli Ek-1 formuyla kullanılması,</li>
 <li>filtre ve rötuş uygulanmaması,</li>
 <li>etkileşim ayarlarının kontrol edilmesi,</li>
 <li>sponsorlu reklam yasağına uyulması,</li>
 <li>indirim ve kampanya metni kullanılmaması,</li>
 <li>influencer iş birliklerinin önceden onaylanması,</li>
 <li>aykırı içeriğin derhal kaldırılması,</li>
 <li>hasta verilerinin gizliliği</li>
</ul>

<p>düzenlenmelidir. Ancak sözleşmeye <i>“Tüm hukuki sorumluluk ajansa aittir” </i>yazılması, sağlık kuruluşunun idari sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2023/7002 sayılı dosyasında başka sağlık personelini etiketleyen, onlar lehine yönlendirme yapan ve yetki sınırlarını aşan sağlık turizmi içerikleri de değerlendirilmiştir. Karar, üçüncü kişi veya başka meslek mensubu üzerinden yönlendirme yapılmasının sorumluluğu ortadan kaldırmadığını göstermektedir.</p>

<p><strong>9. Sağlık Turizmine Yönelik Paylaşımlar</strong></p>

<p>Uluslararası sağlık turizmine yönelik tanıtımlar, yurt içine yönelik sağlık hizmeti tanıtımlarından farklı kurallara tabidir. 26 Nisan 2025 tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik ile 12 Kasım 2025 tarihli tanıtım Yönetmeliği birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Öncelikle sağlık kuruluşunun veya aracı kuruluşun gerekli <strong>uluslararası sağlık turizmi yetki belgesine</strong> sahip olması gerekir. Yetki belgesi bulunmadan <i>“Yurt dışından hasta kabul ediyoruz”</i> veya <i>“Türkiye’de estetik tatil paketi”</i> şeklinde sistematik tanıtım yapılması risklidir.</p>

<p>Sağlık turizmi tanıtımının yurt dışına özgülenmiş ayrı bir sosyal medya hesabı veya internet sitesi üzerinden yapılması gerekir. Türkiye’deki hastalara yönelik ana hesap ile sağlık turizmi hesabının aynı reklam stratejisiyle yönetilmesi, yurt dışı istisnalarının yurt içine taşınmasına neden olabilir.</p>

<p>Tanıtımlar Türkçe dışındaki dillerde hazırlanmalı ve fiilen yurt dışındaki hedef kitleye yöneltilmelidir. Bir reklamın İngilizce olması tek başına yeterli değildir. İngilizce reklam Türkiye’de yaşayan kişilere gösteriliyorsa yurt içine yönelik tanıtım olarak değerlendirilebilir. Reklam sistemlerinde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Türkiye hedeflemesi kapatılmalı,</li>
 <li>Türkiye’de yerleşik kişilerden özel kitle oluşturulmamalı,</li>
 <li>otomatik hedefleme özellikleri kontrol edilmeli,</li>
 <li>reklamın yurt dışındaki kullanıcılara gösterildiği belgelenebilmelidir.</li>
</ul>

<p>Yetkili sağlık turizmi hesaplarında <strong>HealthTürkiye</strong> logosu kullanılmalı ve yetki belgesi erişilebilir şekilde sunulmalıdır.</p>

<p>Yurt içine yönelik hesaplarda hasta teşekkürleri üzerinden reklam yasakken, sağlık turizmine yönelik yabancı hesaplarda hasta hikayeleri ve yorumları belirli koşullarla kullanılabilir. Bunun için hastanın belgeli rızası alınmalı, mahremiyet korunmalı, paylaşım yalnızca yurt dışına yöneltilmeli ve sonuç garantisi yaratılmamalıdır.</p>

<p>Benzer şekilde sağlık turizmi hesabında yabancı dilde ve yalnızca yurt dışı hedeflemeyle sponsorlu tanıtım yapılabilir. Yurt dışına yönelik kampanya, fiyat ve indirim açıklamalarına sınırlı istisnalar tanınmış olsa da bu içerikler Türkçe hesapta veya Türkiye’deki kullanıcılara gösterilemez.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Konu</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Yurt içine yönelik hesap</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Sağlık turizmi hesabı</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Sponsorlu tanıtım</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel olarak yasak</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yabancı dilde ve yalnızca yurt dışı hedeflemeyle mümkün</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hasta yorumu</p>
   </td>
   <td>
   <p>Reklam amacıyla kullanılamaz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Belgeli rıza ve mahremiyet şartıyla sınırlı olarak kullanılabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İndirim ve kampanya</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasak</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt dışı hedef kitle için sınırlı istisna bulunur</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Dil</p>
   </td>
   <td>
   <p>Türkçe kullanılabilir</p>
   </td>
   <td>
   <p>Türkçe dışındaki diller kullanılmalıdır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hedef kitle</p>
   </td>
   <td>
   <p>Türkiye’deki kişiler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>Yalnızca yurt dışındaki kişiler</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Ayrı hesap</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel olarak zorunlu değil</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt dışına özgülenmiş ayrı hesap veya site gerekir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>HealthTürkiye logosu</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel hesap için aranmaz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yetkili sağlık turizmi mecralarında kullanılmalıdır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Yetki belgesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sağlık turizmi faaliyeti yoksa aranmaz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sağlık turizmi faaliyeti için zorunludur</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>10. Uygulanabilecek Yaptırımlar</strong></p>

<p>Mevzuata aykırı bir sosyal medya paylaşımı, yalnızca içeriğin kaldırılmasıyla sonuçlanmayabilir. Aynı içerik farklı kurumlar tarafından farklı hukuki gerekçelerle incelenebilir.</p>

<p><strong>-Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlüğü işlemleri</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlükleri sosyal medya hesaplarını, internet sitelerini ve diğer tanıtım mecralarını inceleyebilir. Aykırılık tespit edildiğinde içeriğin kaldırılması, idari inceleme ve yaptırım süreci gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>-3359 sayılı Kanun kapsamındaki yaptırımlar</strong></p>

<p>3359 sayılı Kanun’un Ek 11. maddesine göre tanıtım ve bilgilendirme sınırını aşan, yanıltıcı, aldatıcı, insan sağlığını tehlikeye düşüren veya haksız rekabet yaratan faaliyetlerde bulunan özel sağlık kuruluşlarına, kanundaki alt sınırdan az olmamak üzere bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yüzde ikisine kadar idari para cezası uygulanabilir.</p>

<p>Fiilin bir yıl içinde tekrarı halinde para cezası bir kat artırılır. Üçüncü ihlalde sağlık kuruluşunun ilgili bölümünün veya tamamının faaliyeti on güne kadar durdurulabilir. İdari para cezasını vermeye valilik, faaliyet durdurma kararını vermeye Sağlık Bakanlığı yetkilidir. Kanunda yer alan parasal alt sınırlar yeniden değerleme ve mevzuat değişikliklerinden etkilenebileceği için, somut olayda güncel tutar ayrıca kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>-Reklam Kurulu yaptırımları</strong></p>

<p>Reklam Kurulu, sağlık tanıtımlarını 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında inceleyebilir ve reklamın durdurulmasına, reklamın düzeltilmesine, idari para cezası uygulanmasına karar verebilir.</p>

<p>Reklam Kurulunun 2024/2511 sayılı dosyasında 863.580 TL idari para cezası ile reklamları durdurma cezası birlikte uygulanmıştır. Bu rakam, belirli bir dosyada ve o tarihte uygulanmış <strong>tarihsel bir yaptırım tutarıdır</strong>. Her olayda uygulanacak sabit veya güncel ceza olarak kabul edilmemelidir.</p>

<p><strong>-KVKK yaptırımları ve tazminat sorumluluğu</strong></p>

<p>Hasta fotoğrafı, sesi, teşhisi, tedavisi ve işlem sonucu özel nitelikli kişisel veri niteliğindedir. Geçerli hukuki şartlar bulunmadan bu verilerin paylaşılması halinde; Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikayet, veri sorumlusu hakkında inceleme, idari para cezası, içeriğin silinmesi, veri ihlali bildirimi, hastanın maddi veya manevi tazminat talebi gündeme gelebilir. Eylemin niteliğine göre kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi veya yayılması bakımından ceza hukuku hükümleri de ayrıca değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>-Meslek kuruluşu ve disiplin süreci</strong></p>

<p>Paylaşımın meslek vakarına aykırı olması, hasta sırrını ihlal etmesi, yanıltıcı başarı iddiası taşıması veya meslektaşlar aleyhine haksız rekabet yaratması hâlinde tabip odası, diş hekimleri odası ya da ilgili meslek kuruluşu nezdinde disiplin süreci başlatılabilir. Kamu kurumunda görev yapan sağlık personeli bakımından ayrıca kurum içi disiplin hükümleri uygulanabilir.</p>

<p><strong>Paylaşım Öncesi Hukuki Kontrol Listesi</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Paylaşılabilir</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Riskli</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Kesinlikle paylaşılmamalı</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Uzmanlık alanı ve gerçeğe uygun akademik unvan</p>
   </td>
   <td>
   <p>Canlı yayında kişiye özel tıbbi değerlendirme</p>
   </td>
   <td>
   <p>“En iyi”, “garantili”, “sıfır risk” ve “kesin sonuç” ifadeleri</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Adres, iletişim ve çalışma saatleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Günlük yaşam ile mesleki tanıtımın iç içe geçirilmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>İzinsiz hasta fotoğrafı, videosu ve sağlık verisi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sağlığı koruyucu ve geliştirici genel bilgiler</p>
   </td>
   <td>
   <p>Cihaz veya yöntemin üstünlük algısıyla anlatılması</p>
   </td>
   <td>
   <p>Ameliyat ve müdahale anı görüntüleri</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Bilimsel kongreler ve akademik çalışmalar</p>
   </td>
   <td>
   <p>Sosyal medyada kişiye özel tanı veya tedavi önerisi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt içine yönelik indirim, kampanya ve çekiliş</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Nötr çalışma ve randevu duyuruları</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yoğun lüks yaşam ve başarı imajıyla mesleki tanıtım</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hasta teşekkür mesajı üzerinden reklam</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Hasta içermeyen eğitim materyalleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Bilimsel içerikte belirli markanın dolaylı biçimde övülmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Filtreli ve rötuşlu tedavi sonuçları</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Yönetmeliğin tüm şartlarını taşıyan hasta görselleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Temsili yapay zekâ görselinin gerçek sonuç izlenimi yaratması</p>
   </td>
   <td>
   <p>Marka ve ürüne yönlendiren örtülü reklam</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Gerçek hasta sonucu izlenimi yaratmayan temsili görseller</p>
   </td>
   <td>
   <p>“Ağrısız”, “izsiz”, “hızlı ve kolay” gibi bağlama göre vaat içeren ifadeler</p>
   </td>
   <td>
   <p>Mevzuattaki istisnalar dışında sponsorlu yurt içi tanıtım</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Yönlendirme içermeyen koruyucu sağlık önerileri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kongre paylaşımının üstünlük tanıtımına dönüşmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Görsel izni karşılığında indirim, hediye veya ayrıcalık</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Şartlarına uygun sağlık turizmi bilgilendirmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hasta sorularına sosyal medyada ayrıntılı sağlık verisi açıklanması</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yurt içi hesapta sağlık turizmi istisnasına dayanılarak kampanya yapılması</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>11-Paylaşmadan Önce Kendinize Soracağınız 10 Soru</strong></p>

<p>1. Bu içerik gerçekten sağlık bilgisi mi veriyor, yoksa kişiyi hizmet almaya mı yönlendiriyor?</p>

<p>2. Kullandığım ifadeler kesin sonuç, üstünlük, kolaylık veya sıfır risk algısı yaratıyor mu?</p>

<p>3. Paylaşımda gerçek hastaya ait fotoğraf, ses, sağlık bilgisi veya kimlik belirleyici unsur var mı?</p>

<p>4. Hasta görseli varsa Ek-1 formuna uygun açık rıza alındı ve hasta son içeriği önceden gördü mü?</p>

<p>5. Öncesi–sonrası görseller aynı ışık, açı, uzaklık ve teknik şartlarda mı çekildi?</p>

<p>6. Görselde filtre, rötuş, yapay zekâ müdahalesi veya sonucu değiştiren düzenleme var mı?</p>

<p>7. İçerik ameliyat, enjeksiyon veya başka bir tıbbi müdahale anını gösteriyor mu?</p>

<p>8. Yorum, beğeni ve yeniden paylaşım kapalı mı; zorunlu uyarı metni görünür mü?</p>

<p>9. İçerik sponsorlu mu veya indirim, kampanya, çekiliş, ücretsiz hizmet ya da marka yönlendirmesi içeriyor mu?</p>

<p>10. Bu paylaşım Sağlık Bakanlığı, Reklam Kurulu veya KVKK tarafından incelendiğinde bilgilendirme amacı açıkça savunulabilir mi?</p>

<p>Bu sorulardan herhangi birine verilen cevap tereddüt yaratıyorsa içerik yayımlanmadan önce yeniden düzenlenmeli veya hukuki incelemeye alınmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hekimler-sosyal-medyada-neleri-paylasabilir-1</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 20:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/doktor-cep.jpg" type="image/jpeg" length="85159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2023/10337 E., 2024/622 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 16.01.2024 tarihli, 2023/10337 E., 2024/622 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/10337 E., 2024/622 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>A- KARAR UYUŞMAZLIĞI GİDERİLMESİ TALEBİNDE BULUNAN</strong></p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 08.05.2023 tarih ve 2023/9 sayılı kararına istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı<br />
B-KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARI<br />
1-Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 28.02.2023 tarih, 2022/194 Esas, 2023/271 sayılı Kararı,<br />
2-Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 24.01.2022 tarih, 2022/25 Esas, 2022/173 sayılı Kararı,<br />
3- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin 22.09.2021 tarih, 2021/179 Esas, 2021/2567 sayılı Kararı,<br />
4- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 08.11.2022 tarih, 2021/1926 Esas, 2022/3310 sayılı Kararı,<br />
5- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 24.01.2022 tarih, 2020/853 Esas, 2022/232 sayılı Kararı.</p>

<p><strong>C-KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE İLİŞKİN BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 08.05.2023 ... ve 2023/9 sayılı uyuşmazlığın giderilmesi konulu yazısı ve ekinde özetle;<br />
Cumhuriyet savcısının kısa kararının tefhim veya öğrenilmesinden itibaren yedi günlük yasal süre içinde karar aleyhine istinaf kanun yoluna başvuracağını süre tutum dilekçesiyle açıklaması halinde, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren istinaf kanun yoluna başvuru süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesini sunmaması halinde istinaf talebinin reddedildiği veya dosya ilk derece mahkemesine geri gönderilerek Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesini sunması ve kimin lehine veya aleyhine istinaf talebinde bulunduğu açıklattırıldıktan sonra dosyanın iadesi yönünde bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında farklı kararlar verildiği,</p>

<p>Bu kapsamda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 2022/194 Esas ve 2023/271 sayılı kesin kararı ile Cumhuriyet savcısının hazır bulunduğu oturumda tefhim edilen kısa karar aleyhine kimin lehine veya aleyhine olduğunu belirtmeden yedi günlük istinaf süresi içinde istinaf kanun yoluna başvuru hakkını kullanan Cumhuriyet savcısı, mahkeme gerekçeli kararının tebliğinden itibaren yine yedi günlük istinafa başvuru süreci içinde gerekçeli istinaf dilekçesini sunmadığı halde, dosya istinaf incelemesi için gönderildiğinde dairece yapılan inceleme sonucu dosya Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesini sunması ve kimin lehine veya aleyhine istinaf kanun yoluna başvurduğunun açıklanması için ilk derece mahkemesine iade edilmeyerek süresinde istinaf başvurusunda bulunulmadığı gerekçesiyle Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun reddine karar verildiği ve bu karara yapılan itirazın da bir sonraki dairece reddedildiği, dairenin itirazın reddine dair kararını emsal nitelikteki Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 27.10.2021 tarih ve 2020/12143 Esas, 2021/10873 sayılı ilamına dayandırdığı ve bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kesin nitelik arz eden farklı kararlar ile ilgili olarak 5235 sayılı Kanunun 35/3 maddesi uyarınca Yargıtaydan bu konuda bir karar vermesinin istenmesi yönünde başkanlar kurulunca karar alınması talep edilmiştir.</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunda yapılan değerlendirme sonucunda, ceza dairelerinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay ilgili dairesine başvurulması oy birliği ile kabul edilmiş ve anılan konuyla ilgili olarak, Yargıtay dairelerinin süregelen uygulamaları ve emsal kararları ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin çoğunluk kararlarında Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesi yedi günlük istinaf süresinde verilmese bile CMK 273 üncü maddede kısa kararın tefhimi üzerine karar aleyhine istinaf kanun yoluna başvuracağını süre tutum dilekçesiyle açıklayan Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesini sunmamasının yaptırıma bağlanmadığı, dolayısı ile süre tutum dilekçesi veren Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesinin yedi günlük süre geçmiş olsa bile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza dairesince alınması gerektiği ve sadece bu nedenle istinaf başvurusunun reddine değil gerekçeli istinaf dilekçesinin temini ile dosyanın tekrar gönderilmesi için ilk dereceye tevdiine karar verilmesi gerektiği yönünde çoğunluk daire başkanlarınca görüş bildirilmiştir. Talep yazısında belirtilen ve emsal gösterilen Yargıtay 10. Ceza Dairesinin kararının ise dairenin sadece bir heyeti tarafından verildiği, diğer dairelerce benimsenmediği açıklanmıştır.</p>

<p>Bu uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay ilgili dairesine başvurulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunulması gerektiği, zira 19. Ceza Dairesinin kararı verildiği anda kesin olmayıp itiraza tabi kararlardan olsa bile yine diğer Ceza Dairelerinin kararları da Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesinin dosyaya kazandırılması için dosyanın ilk derece mahkemesine tevdii kararı olsa bile hukukun ülke genelinde aynı şekilde uygulanması, hukuki güvenliğin sağlanması ve çelişkili kararların önüne geçilmesi bakımından kararlar arasındaki uyuşmazlığın yüksek mahkemece giderilmesinin uygun olacağı,<br />
Diğer taraftan tespit edilen uyuşmazlığın CMK 273/5 maddede Cumhuriyet savcısının istinaf isteminin gerekçeli olacağı belirtilmekle birlikte gerekçesiz olmasının veya gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinde sunulmamasının müeyyidesi düzenlenmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi dairesince ön inceleme esnasında gerekçeli istinaf dilekçesi sunmadığı anlaşılan Cumhuriyet savcısından yedi günlük süre geçmiş olsa bile gerekçeli istinaf dilekçesini sunması istenmeli ve taraflara tebliğinden sonra cevap verme süresine müteakip dosya daireye gönderildiğinde Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin gerekçeli istinaf talebi kapsamında esastan incelenmesi ve değerlendirilmesi gerektiği dolayısıyla uyuşmazlığın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin, Trabzon 1. Ceza Dairesinin ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. ve 6. Ceza Dairelerinin kararları doğrultusunda giderilmesinin hukuka uygun olacağının Yargıtay ilgili dairesinden talepte bulunulmak üzere, bu konuda oy çokluğu ile alınan Başkanlar Kurulu kararı ve hazırlanan dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği” bildirilmiştir.</p>

<p><strong>D-KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.06.2023 tarihli, UG - 2023/65646 sayılı "Uyuşmazlık Talebinin Değerlendirilmesi" konulu yazısında özetle;<br />
“…..Konu ile ilgili 5271 sayılı CMK'nin 273 ve 279 uncu maddeleri hükümleri sıralanıp,</p>

<p>İstinaf nedenlerinin bildirilmemesi halinde CMK'nin 295/2 maddesinde olduğu gibi yedi günlük hak düşürücü bir sürenin istinaf yönünden yasada düzenlenmediği, keza temyiz isteminin reddine dair CMK'nın 298 inci maddesinde yazılı red nedenlerinden farklı olarak istinaf isteminin sebep yokluğundan reddine dair bir düzenlemenin CMK'nın 279 uncu maddesinde yer almadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bir hakkın kullanılmasını kısıtlayan bir hüküm olarak CMK'nın 295 ve 298 inci maddesinin kıyasen istinaf hakkında da uygulanması olanağının bulunmadığı düşünüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin, Trabzon 1. Ceza Dairesinin ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. ve 6. Ceza Dairelerinin uygulamaları doğrultusunda uyuşmazlığın giderilmesi gerektiği kanaatine varıldığı,</p>

<p>696 sayılı KHK 92/2 maddesi ile değişik 5235 sayılı Kanunun 35/1 madde ve fıkrası uyarınca;</p>

<p>İstinaf sebeplerinin bildirmeyen bir dilekçe ile hükmün istinaf eden Cumhuriyet savcısının gerekçeli kararın tebliğinden sonra 7 ... içinde istinaf nedenlerini bildiren bir ek temyiz talebinde bulunmadığı hallerde istinaf isteminin CMK'nın 279/1-b maddesi ve fıkrası gereğince reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 28.02.2023 tarih, 2022/194 Esas - 2023/271 sayılı Kararının hukuka aykırı olduğunun tespiti,</p>

<p>Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 24.01.2022 tarih, 2022/25 Esas, 2022/173 sayılı Kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin 22.09.2021 tarih, 2021/179 Esas, 2021/2567 sayılı Kararı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 08.11.2022 tarih, 2021/1926 Esas, 2022/3310 sayılı Kararı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 24/01/2022 tarih, 2020/853 Esas, 2022/232 sayılı Kararlarının hukuka uygun olduğunun tespiti ile anılan kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.</p>

<p><strong>E- KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ KANUNİ DÜZENLEMELER</strong></p>

<p>1-5235 Sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" Başlıklı 35/3. maddesi:<br />
"...(3) Re'sen veya Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek,</p>

<p>(3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir.</p>

<p>2- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun İlgili Hükümleri:</p>

<p>Kanun yollarına başvurma hakkı</p>

<p>Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.</p>

<p>(2) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; Bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.</p>

<p>(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.</p>

<p>İstinaf istemi ve süresi</p>

<p>Madde 273 – (1) İstinaf istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi ... içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.</p>

<p>(2) Hüküm, istinaf yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.</p>

<p>(3) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemelerinin yargı çevresi içerisindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın O yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren yedi ... içinde istinaf yoluna başvurabilirler.</p>

<p>(4) Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.</p>

<p>(5) Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi ... içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler.</p>

<p>Temyiz başvurusunun içeriği</p>

<p>Madde 294 – (1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.<br />
(2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.</p>

<p>Temyiz gerekçesi</p>

<p>Madde 295 – (1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi ... içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.</p>

<p>(2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir.</p>

<p>(3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır.</p>

<p>Temyizde incelenecek hususlar</p>

<p>Madde 301 – (1) Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.</p>

<p>Temyiz isteminin reddi</p>

<p>Madde 298 – (1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.</p>

<p><strong>G- İNCELEME, DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>Çözümü Gereken Uyuşmazlığın Konusu</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinden verilen ve istinaf kanun yoluna başvurulan kararlar hakkında Cumhuriyet savcısının CMK'nın 273/5 maddesi gereğince, istinaf yoluna başvurma nedenleri (gerekçe) göstermemesi veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi ... içinde kanun yoluna başvuru nedenlerini bildirmemesi ya da gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinden sonra sunulması hallerinde, CMK'nın 279 uncu maddesi gereğince istinaf isteminin reddi karar mı verileceği, yoksa tevdi kararı verilerek istinaf nedenleri hakkında Cumhuriyet savcısından açıklama mı isteneceğine ilişkindir.</p>

<p>İlgili Kuralların Somut Uyuşmazlığa Uygulanması</p>

<p>Yargılamanın süjeleri bakımından (sanık, katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar) istinaf başvurusunda neden gösterilmesi zorunlu değildir. Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu bu konuda Cumhuriyet savcısı için bir istisna öngörmüştür. Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorundadır. Ardından bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi ... içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler (CMK m.273/5).</p>

<p>Cumhuriyet savcısı sanığın hem lehine hem de aleyhine kanun yoluna başvurabilir, hatta bu ikisi aynı anda bile söz konusu olabilir. Ancak CMK’nin 273/5 inci maddesine göre, Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermesi gerekmektedir.</p>

<p>Cumhuriyet savcısı dışında kalan kişilerin istinaf başvurularında neden gösterme zorunluluğu olmadığı için CMK’nın 273/4 üncü maddesine göre, sanık ve katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel oluşturmayacaktır. Bu bağlamda bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, başvuru ister Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmış olsun, ister diğer kişiler tarafından veya diğer kişilerle birlikte Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmış olsun, istinaf denetimi yaparken başvuruda gösterilen nedenlerle bağlı olmayacak, kararı tüm yönleriyle ele alacaktır.</p>

<p>Konuyu temyiz kanun yolu açısından incelendiğinde, kanun koyucu yargılamanın süjeleri bakımından bir ayrıma gitmeden, temyiz eden hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda gösterme zorunluluğu getirmiştir. (CMK 294. madde) Çünkü temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından inceleme yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile bağlı kalınarak yapılabileceği ve temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında olabileceği kanunumuzun sistematiği gereği benimsenmiştir. (CMK 301. madde) Sebep gösterilmemişinin yaptırımı da aynı Kanunun 298 inci maddesinde düzenlenmiş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebepleri içermediği saptanırsa isteminin reddine karar verileceği vurgulanmıştır.</p>

<p>Yargılamanın tarafları ve Cumhuriyet savcısının neden gösterme zorunluluğuna uyulmaması halinde yaptırım konusunda temyiz kanun yolu bakımından açık ve ayrık bir düzenleme bulunmasına rağmen, istinaf kanun yolunda Cumhuriyet savcısı başvurusunda bir sebep göstermez ise sonucunun ne olacağı sorusunun cevabı kanunda düzenlenmemiştir. Bu nedenle sebep gösterme ve başvurunun sanığın lehine mi yoksa aleyhine mi olduğunun anlaşılamaması önem taşımaktadır.<br />
İstinaf kanun yolunda neden içermeyen başvurunun reddedilmesi ağır bir netice doğuracağı ve kanunda bu konuda bir düzenleme bulunmadığı için, Cumhuriyet savcısı dışındaki kişilerin istinaf başvurularında neden gösterme zorunluluğu aranmadığına göre, incelemenin gösterilen nedenlerle sınırlı olarak yapılması söz konusu olamaz. Ancak CMK’nın 273/5 inci maddesindeki Cumhuriyet savcısıyla ilgili “Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi ... içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler” düzenlemesi göz önünde bulundurulduğunda, yalnızca Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf başvurularının gösterilen nedenlerle bağlılık noktasında bir sınırlamaya gidilemeyeceği kabul edilmelidir.</p>

<p>İstinaf kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcısının isteminde sebep göstermemesi veya sebep gösterilmekle birlikte başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun anlaşılamadığı durumlarda sorunun çözümü ve CMK’nin 273/5 inci maddesindeki düzenlemenin işlerliği bakımından; öncelikle hükmü veren İlk Derece Mahkemesi tarafından istinaf talebi hakkında kabul edilebilirlik yönünden bir inceleme yapılması, eğer İlk Derece Mahkemesi tarafından böyle bir inceleme yapılmamış ise Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde sebep göstermesi sağlanma amacıyla Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından dosya ilgili mahkemeye iade edilerek Cumhuriyet savcısının istinaf nedenlerini ayrıntılı olarak göstermesi ve yapılan başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun açıklığa kavuşturulması gereklidir.</p>

<p>Gerek hükmü veren İlk Derece Mahkemesi ve gerekse Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairesi tarafından, Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde sebep göstermesine yönelik girişimlerde başarı elde edilememesi halinde, istinaf başvurusunun sanığın lehine olduğu kabul edilmesi gerekir. Çünkü CMK’de temyiz kanun yolundan farklı olarak Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunda sebep gösterilmemesi halinde açıkça bir yaptırımı düzenlenmediği için, yalnızca başvuru nedeni gösterilmediğinden dolayı istinaf istemi Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından reddedememelidir.</p>

<p>1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun yürürlükte bulunduğu dönemde Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin sanığın lehine veya aleyhine olduğu anlaşılamayan başvurusuyla ilgili olarak verilen 15.03.1941 ... ve 25/45 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında “Hüküm Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilip de temyiz layihası verilmediğinden temyiz isteminin sanığın lehine veya aleyhine olduğu açıkça anlaşılamayan hallerde, temyiz isteminin sanık lehine olduğu kabul edilmelidir. Ancak yasal süre geçtikten sonra da olsa verilen layihada temyiz isteminin sanık aleyhine olduğu anlaşılırsa, hüküm sanık aleyhine bozulur.” şeklindeki düşünce ile benzer bir uyuşmazlık çözüme bağlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk derece mahkemesi Cumhuriyet savcısı istinaf başvurusunda neden göstermemişse, öncelikle hükmü veren ilk Derece Mahkemesi tarafından gerekçe göstermeye zorlanmalı, başarılı olunamaz ise bu kez Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından (CMK 265 ve 278. maddeleri gereği) gerekçe göstermesi için dosya mahalline geri çevrilmeli ve yine de gerekçe gösterilmemiş ise; temyiz kanun yolu ile ilgili CMK’nın 295/1, 298/1 ve 301 inci maddelerinde olduğu gibi açık bir düzenleme bulunmadığından ve temyiz kanun yoluna ilişkin anılan hükümlerin kıyasen istinaf kanun yolunda da uygulanma olanağı olmadığından, 15.03.1941 ... ve 25/45 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında benimsendiği gibi, İlk derece mahkemesi Cumhuriyet savcısının isteminin sanık lehine olduğu kabul edilerek istinaf incelemesi yapılmalıdır.</p>

<p><strong>H- SONUÇ</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcısı istinaf nedenlerinin göstermemesi halinde CMK'nın 295/1 maddesinde temyiz kanun yolunda olduğu gibi yedi günlük hak düşürücü bir sürenin istinaf yönünden düzenlenmediği, keza temyiz isteminin reddine dair CMK'nın 298 inci maddesinde yazılı red nedenlerinden farklı olarak istinaf isteminin sebep yokluğundan reddine dair bir düzenlemenin CMK'nın 279 uncu maddesinde yer almadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>İlk derece ceza mahkemelerinin kararlarına karşı kısa kararı tefhimi veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi günlük yasal süre içerisinde Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğunda, süre tutum dilekçesinde veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren süresi içerisinde kanun yolu başvuru sebepleri gösterilmemesi veya isteminin sanığın lehine veya aleyhine olduğuna ilişkin gerekçeli istinaf dilekçesinin sunulmaması halinde, istinaf talebinin reddedilmeyeceği; yerinde bir kanun yolu denetimi yapılabilmesi bakımından öncelikle hükmü veren İlk Derece Mahkemesi, sonrasında da Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairesi tarafından istinaf talebinin kabul edilebilirliği yönünden inceleme yapıldığı sırada, Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde sebep göstermesinin sağlanması amacıyla dosya iade edilerek Cumhuriyet savcısının istinaf nedenlerini ayrıntılı olarak göstermesi ve yapılan başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun açıklığa kavuşturulması gereklidir.</p>

<p>İlk derece ceza mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin istinaf isteminin gerekçelendirilmesine yönelik iade yazıları üzerine Cumhuriyet savcısı tarafından gerekçe gösterilmemiş ise; CMK’nın 295/1, 298/1 ve 301 inci maddelerindeki gibi “istemin reddine ilişkin” açık bir düzenleme bulunmadığından, İlk derece mahkemesi Cumhuriyet savcısının isteminin sanık lehine olduğu kabul edilerek istinaf incelemesi yapılmalıdır.</p>

<p>Temyiz kanun yoluna başvuru hakkının kullanılmasını kısıtlayan bir hüküm olarak CMK'nın 295 ve 298 inci maddelerinin kıyasen istinaf kanun yolunda da uygulanma olanağının bulunmadığı düşünüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin, Trabzon 1. Ceza Dairesinin ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. ve 6. Ceza Dairelerinin uygulamaları doğrultusunda uyuşmazlığın giderilmesi gerektiğine ,<br />
16.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-k.jpg" type="image/jpeg" length="78331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2020/12143 E., 2021/10873 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 27.10.2021 tarihli, 2020/12143 E., 2021/10873 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2020/12143 E., 2021/10873 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>İNCELENEN KARARLA<br />
İLGİLİ BİLGİLER</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
Suçlar :1- Uyuşturucu madde ticareti yapma ( ..., ... ... ve<br />
... yönünden )</p>

<p>2- Kullanmak için uyuşturucu madde satın alma ( ...,<br />
... ve ... yönünden, değişen suç vasfına göre )<br />
Suç tarihleri : 21/12/2016 (... ve ... ... yönünden)<br />
09/01/2017 ( ... ... yönünden)<br />
Hükümler :1- ... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/11/2017-<br />
2017/194 esas, 2017/353 sayılı kararı</p>

<p>a-) Sanıklar ..., ..., ...<br />
yönünden mahkumiyet</p>

<p>b-) Sanıklar ..., ... ve ...<br />
yönünden Düşme kararı</p>

<p>2-) ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 29/06/2018- 2018/547 esas ve 2018/757 sayılı kararı</p>

<p>a-) Sanıklar ... , ... yönünden<br />
ilk derece mahkemesi hükmünün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>b-) Sanıklar ... ,..., ... ve<br />
... yönünden ilk derece mahkemesi kararı<br />
kaldırılarak kurulan mahkumiyet<br />
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>A-) ... hakkındaki hükme yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;<br />
Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesinden sonra, sanığın ... L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü aracılığıyla gönderdiği 05/07/2021 tarihli dilekçesi ile temyiz isteğinden vazgeçmesi nedeniyle, hükmün İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,</p>

<p>B-) Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanığın temyiz isteğinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz isteğinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre göz önüne alınarak sanık hakkındaki tahliye talebinin reddine,</p>

<p>C-) Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanık müdafiinin temyiz isteğinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ... Bölge Adliye Mahkemesi 3.Ceza Dairesi tarafından kurulan hüküm hukuka uygun bulunduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz isteğinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>D-) Sanıklar ..., ... ve ... hakkındaki kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ilk derece mahkemesi hükümlerinin kaldırılarak yeniden kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanıklar müdafileri ile sanıklar ... ve ...'in temyiz isteklerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan açılan dava neticesinde ilk derece mahkemesinin kullanmak için uyuşturucu madde satın alma suçundan verdiği düşme kararlarına ilişkin Cumhuriyet savcısı tarafından sanık isimleri belirtilmeden 17/11/2017 tarihinde istinaf süre tutum dilekçesi verilmiş ise de CMK'nın 273/5 maddesinde öngörüldüğü şekilde istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermediği, ayrıca CMK'nın 275/2 maddesi uyarınca gerekçeli karar, Cumhuriyet Savcısına 01.03.2018 tarihinde tebliğ edildiği halde, Cumhuriyet Savcısının 5271 sayılı CMK'nın 273. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen 7 günlük yasal süre geçtikten sonra 15.03.2018 tarihinde gerekçeli istinaf dilekçesi verdiği anlaşılmakla, ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince süresinde usulüne uygun şekilde yapılmış aleyhe istinaf başvurusu olmadığı halde sanıklar hakkında verilen düşme kararlarının kaldırılarak mahkumiyet hükümleri verilmesi ,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, sanıklar hakkındaki ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca dosyanın bozma kararı yönünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine, diğer sanıklar yönünden de kararın bir örneğinin ... 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine, 27/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargifjadj01.jpg" type="image/jpeg" length="14891"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2019/6401 E., 2020/1213 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-20196401-e-20201213-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-20196401-e-20201213-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 10.02.2020 tarihli, 2019/6401 E., 2020/1213 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>16. Ceza Dairesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2019/6401 E., 2020/1213 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
Hüküm : 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 62/1, 53/1-2-3, 58/9, 63 maddeleri ve 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca hükmedilen mahkumiyet kararına<br />
ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;<br />
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;<br />
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin yasal şartları oluşmadığından CMK'nın 299. maddesi gereğince REDDİNE<br />
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;<br />
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, sanığın temyiz dilekçesinin gerekçe içermediği anlaşılmakla, müdafiinin temyiz itirazları doğrultusunda;</p>

<p>1-İlk Derece Mahkemesi kararından sonra 18.07.2018 tarihinde o yer Cumhuriyet savcısının; kararın bozulması için istinaf kanun yoluna gidileceği belirtilerek istinaf dilekçesini hazırlamak üzere gerekçeli kararın Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğini talep ettiği, gerekçeli kararın tebliğinden sonra dosya içerisinde ve UYAP kayıtlarında Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesine rastlanılamadığı, müteakip işlem ve kararların bu husus dikkate alınarak yapılması gerektiğinden, Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle göstermesi ve sonucuna göre karar verilmesi sağlanmadan CMK'nın 273/5 maddesine aykırı hüküm tesisi,</p>

<p>2- İlk Derece Mahkemesi hükmünden sonra dosyaya geldiği anlaşılan 440236 ID nolu ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı, sanıktan el konulan dijitallere ilişkin inceleme raporu, ...'ın ifade tutanakları CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorularak yargılamaya devamla bir hüküm kurulması gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>3- İlk Derece Mahkemesi 24.04.2018 tarihli 3. celseye katılan 212344 sicil nolu üye hakimin duruşma zaptının elektronik imza ile imzalandığı belirtildiği halde elektronik veya ıslak imza ile imzalamaması,</p>

<p>4-Sanığın Zaman gazetesi aboneliğinin örgütsel faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğinin gözetilmemesi,<br />
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedeni, atılı suç için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarı ve mevcut delil durumu gözetilerek sanık ve müdafiinin tahliye talebinin reddi ile sanığın tutukluluk halinin devamına, bozmanın niteliğine göre dosyanın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-20196401-e-20201213-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni12220100.jpg" type="image/jpeg" length="74137"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2021/19331 E., 2024/8858 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202119331-e-20248858-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202119331-e-20248858-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 01.07.2024 tarihli, 2021/19331 E., 2024/8858 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/19331 E., 2024/8858 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret</p>

<p>Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 10.04.2019 tarihli ve 2018/3047 Esas, 2019/673 sayılı kararının, sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:</p>

<p>İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sy. CMK madde 273/4), incelemesi hukuki denetimle sınırlı (CMK madde 294/2) olan temyiz yolunda; Mülga 1412 sayılı CMUK'tan (madde 305.) da farklı şekilde, re'sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu (CMK madde 294/1) şart koşmuş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda; tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini (CMK madde 298) emretmiş (..., Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 923, -... Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 826, C....-... Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 278) olmasına, anılan Kanun'un 289 uncu maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının "sınırlı inceleme ilkesinin" bir istisnasını teşkil etmesine (...., age sh. 905), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM .../Ermenistan Başvuru No; 26986/03 15.01.2007 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağının (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru No; 37604/97) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; sanık müdafiinin 27.05.2019 tarihli dilekçesinde; "verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, dilekçe içeriğinin istinaf dilekçesi ile aynı olduğuna ve istinaf dilekçesinin temyiz dilekçesinin eki sayılmasını" belirttiği, bu itibarla dilekçesinin gerekçe içermediği anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>01.07.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202119331-e-20248858-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni1222010kka.jpg" type="image/jpeg" length="12771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/484 E., 2018/1704 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 28.05.2018 tarihli, 2018/484 E., 2018/1704 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>16. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/484 E., 2018/1704 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
Hüküm : TCK'nın 314/2, 53/1-2, 58/9, 63. maddeleri ve 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca mahkumiyet kararına yapılan istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Sanık hakkında duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:</p>

<p>İstinaf Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sy. CMK madde 273/4), incelemesi hukuki denetimle sınırlı (CMK madde 294/2) olan temyiz yolunda; mülga 1412 sayılı CMUK'tan (madde 305.) da farklı şekilde, re'sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu (CMK madde 294/1) şart koşmuş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda; tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini (CMK madde 298) emretmiş (F.Yenisey-A.Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 923, Centel-Zafer Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 826, C.Şahin-N.Göktürk Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 278) olmasına, anılan Kanunun 289. maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının "sınırlı inceleme ilkesinin" bir istisnasını teşkil etmesine (F. Yenisey-A. Nuhoğlu, age sh. 905), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM Galstyan/Ermenistan Başvuru No; 26986/03 15.01.2007 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağının (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru No; 37604/97) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; sanık müdafıinin 20.11.2017 tarihli temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla; 28.05.2018 tarihinde, temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, CMK’nın 289/1. maddesi gereğince temyiz edilebilir nitelikte olduğu gerekçesiyle üyeler ... ve ...’nın karşı oyu ve temyiz nedeni gösterilmeyen hallerde dosyanın en azından CMK'nın 289/1. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir karşı oyuyla oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY:</strong></p>

<p>Sanığın silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet kararının istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda sanığın TCK 314/2, 53/1-2, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca 12 yıl hapse ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin 05.10.2017 tarih 2017/1346 Esas 2017/1450 Karar sayılı ilamına yönelik avukatı ... tarafından Yargıtay ilgili ceza daire başkanlığına gönderilmek üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi Başkanlığına verilen dilekçede “Yerel mahkemenin vermiş olduğu mahkumiyet kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2017/1346 E., 2017/1450 K. sayılı dosyası üzerinden görülmüş ve onanmıştır. Söz konusu onama kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan süresi içerisinde itiraz ediyor ve ayrıntılı dilekçemizi sunacağımızı bildiriyoruz” şeklindeki dilekçesi üzerine dosyanın Dairemize gönderilmesi üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonucunda:</p>

<p>CMK 294/1 maddesi gereğince temyiz layihasında temyiz edenin temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğu sanık müdafıinin 20.11.2017 tarihli temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla temyiz isteminin CMK 298 maddesi gereğince reddine oyçokluğuyla karar verildiği, bu düşüncenin yasal düzenlememize ve evrensel hukuk kurallarına (adalete erişim hakkının engellenmesi) aykırı olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanılmıştır.</p>

<p>Adalete erişim bir hak olarak kabul edilmektedir. Adalete erişim bir hak olduğu için bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanılabilirliği sağlanıp, içtihatlar bu şekilde oluşturulmalıdır. Hakların tanınması yetmez, hakkın etkin kullanımını da sağlanması gerekir.</p>

<p>Yargı organlarının adalet dağıtmada kaçınma yetkileri yoktur. Anayasamız bunu “hiçbir mahkeme görev yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” biçiminde düzenlemiştir (m. 36/2) Adalet dağıtımından kaçınılması, hakkı teslim etmekten kaçınmak demektir.</p>

<p>Adalete erişim hakkı yargıya başvurma (dava açma), güvence oluşturan yasa yollarına başvurma ve yargı kararlarının uygulanmasını sağlama isteme haklarını güvence altına almaktadır. Temyiz yasa yolu, erişim hakkının adli yargıda zirveye ulaşmasını sağlamaktadır (Coulon, Jean-Marie/Roche, Marie-Anne Frison, s.443)<br />
5271 sayılı CMK’da birbiriyle yakın bağlantılı olan iki madde üzerinde durulması gerekmektedir. Bunlardan biri, 288; diğeri 289. maddedir.</p>

<p>Birincisi, 288. maddede, temyizin nedenine yer verilmiştir. Buna göre, “Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır” (m. 288/1). Hukuka aykırılığın ne olduğu da açıklanmıştır; “Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” (m. 288/2)</p>

<p>İkincisi, CMK 289(1) "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hallerde hukuka kesin aykırılık var sayılır." şeklindeki düzenlemeyle yasa koyucu temyiz dilekçesinde veya beyanında açıkça gösterilmese dahi, 289. maddede sayılan nedenlerin temyiz mahkemesince re’sen dikkate alınacağını kabul etmiştir. Bu nedenlerden en az birinin varlığı halinde hüküm baştan sona hukuka aykırı kabul edilmektedir. Yani, CMK’nın 289. maddesinde, mutlak bozma nedenlerine yer verilmiştir. Burada yer alan hususlardan birine aykırılık varsa hüküm mutlaka bozulacaktır. Bu mutlak bozma nedenlerinden başka maddi ceza hukuku veya yargılama hukuku ilkelerinden birine aykırılık varsa, bunlar mutlak bozma nedeni olarak belirtilmemiş olsalar da, bunlara aykırılık da bozma nedenidir. Bu ikinciler için nispi bozma nedenleri denilebilir. Nispi bozma nedenlerinin 298/1. maddede belirtildiği gibi, temyiz dilekçe veya beyanında yer almasının arandığı söylenebilse de, temyiz dilekçesinde yer almasa bile 289. maddede belirtilen hukuka aykırılıkların tespit edilmesi halinde bozma kararı verilmesi gerekir. (Doç. Dr. İbrahim Şahbaz, Olağan Yasa Yollarından İstinaf ve Temyizde İnceleme, Yargıtay Dergisi, cilt:43, sayı:l, Ocak 2017, sh. 172-173)</p>

<p>5271 sayılı Yasanın 288/2. maddesindeki bu düzenleme hukuka aykırılığın tanımını yapmakta, ancak 289. maddede hukuka aykırılıklar arasında derecelendirme yapılmaktadır. Buna göre mutlak hukuka aykırılık hallerinden biri varsa (m. 289), hükmün mutlaka bozulması gerekir. Hatta yasa koyucu 289/1. maddede ilk cümlede, maddede sayılan hallerden birinin varlığı halinde, bu neden temyiz dilekçesi veya beyanında açıkça dile getirilmese dahi, yasa yolu incelemesi yapan makamın bunu re’sen dikkate almasını kabul etmiştir. Devamla yasa koyucu bu nedenlerden birinin varlığını halinde “hukuka kesin aykırılığın” olduğunu karine olarak kabul etmiştir. Hukuka kesin aykırılık halinde de bozma kararı verilmesi zorunludur. Dolayısıyla, 289. maddede sayılan nedenlerden birine dahi aykırılık varsa hukuka kesin aykırılık vardır ve bu nedenle yargılamanın tamamı hukuka aykırı hale gelmiş olacaktır. Yasa koyucu 289. maddede sayılan nedenlerden birinin varlığı halinde yasa yolu incelemesi yapan makama bu aykırılığın hükme etkisinin olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapma olanağı tanımadığı gibi, Yargıtay’a “araştırma yetkisi de tanımamıştır” Yani 289. maddedeki nedenlerden birinin varlığını yasa koyucu, bu aykırılığın son karara etki ettiğini önceden ve yasayla kabul etmiştir.</p>

<p>Nitekim; 16. Ceza Dairesi 20/12/2017 tarih 2017/2517 Esas ve 2017/5659 Karar, 21/03/2018 tarih, 2018/1228 Esas ve 2018/831 Karar sayılı kararlarında "...CMK 289. maddesinin 1-a-e bendlerinde, hukuka kesin aykırılık halleri içinde, “mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması ile Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşması yapılması” gösterilmiştir. Temyiz denetiminde bu madde kapsamındaki hukuka aykırılıklar temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da re'sen incelenecektir. (CMK 289/1) Hukuka kesin aykırılık hallerinde, hükümden önce verilen mahkeme kararlarının, temyiz incelemesi yönünden hükme esas teşkil edip etmediğinin de bir önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkülü için duruşmada hazır bulunması doğrudan şart koşulan zorunlu müdafiin görevlendirilmemesinin, CMK 289. maddesinin 1-a-e bendleri bağlamında hukuka kesin aykırılık oluşturduğu açık olduğundan usulüne uygun açılmış bir temyiz davasında temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da re'sen incelenmesi gerekecektir."</p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde somut bir neden belirtilmeksizin “kanuna aykırı, hukuka aykırı, usule aykırı, usul ve yasaya aykırı, uluslararası hukuka aykırı, Yargıtay kararlarına aykırı, AİHS’e aykırı, AİHM’e aykırı, haksız yersiz, adalete aykırı mahkumiyet kararını temyiz ediyorum, bazen de mahkumiyet kararını temyiz ediyorum temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını ve gerekçeli temyiz dilekçesini gerekçeli kararın tarafıma tebliğinden sonra sunacağım, beraat etmem gerekiyor bu nedenle kararı temyiz ediyorum” şeklindeki temyiz dilekçeleri intikal etmektedir. Bu durumda her dosyada temyiz incelemesi yapılıp yapılmaması kavramın ne anlama geldiği tartışması yapılacak, bazıları kabul edilecek, bazı dilekçeler de kabul edilmeyecek. Bu da kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı hareket edildiği suçlamasını beraberinde getirecektir.</p>

<p>Sorulması gereken tek soru “Temyiz incelemesi temyiz başvurusunda gösterilen nedenlerle sınırlı mıdır?”<br />
Temyiz incelemesi kural olarak temyiz dilekçesinde veya layihasında ileri sürülmüş olan sebepleri kapsayacaktır. CMK’nın 294. maddesinde, temyiz nedenini ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olacağı ve temyiz edenin başvurusunda, temyiz nedenini göstermek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Bundan ayrıca 301. maddede de Yargıtay’ın yalnızca “temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile, temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirleyen olaylar” hakkında inceleme yapacağı açıklanmıştır. Anılan hükümler uyarınca, temyiz nedeni olarak gösterilmeyen bir hususun Yargıtay tarafından nazara alınmaması gerekmektedir.</p>

<p>Buna karşın, açıklanan kuralın bir istisnası bulunmaktadır. Gerçekten de temyiz dilekçesinde ileri sürülmemiş olsa bile, CMK madde 289’da belirtilen kesin hukuka aykırılık hallerinin bulunup bulunmadığının temyiz incelemesinde re’sen araştırılması gerekmektedir.</p>

<p>Kanunun 289. maddesindeki kurala istisna teşkil eden CMK madde 290’daki düzenlemeyi burada açıklamak gerekir; “Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez”. Bu hüküm uyarınca, sanığın lehine olan hukuk kurallarına aykırılık bulunması, sanığın aleyhine hükmün bozulması için bir sebep teşkil etmez. Mesela son sözün sanığa verilmediği gerekçesiyle sanığın beraatine ilişkin karar bozulmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenlerle; sanık müdafmin temyiz talebi CMK 289. maddede belirtilen kesin hukuka aykırılıkların bulunup bulunmadığıyla ilgili olarak sınırlı inceleme yapılıp yok ise temyiz talebinin esastan reddedilerek ONANMASINA, var ise BOZULMASINA karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanılmıştır.</p>

<p><br />
<strong>TEFHİM ŞERHİ:</strong><br />
28.05.2018 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'in huzurunda, duruşmada sanık ...’ın savunmasını yapmış bulunan Av. ...'nun yokluğunda, 30.05.2018 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargiatdts.jpg" type="image/jpeg" length="25787"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstinaf ve Temyiz Başvuruları ile Cumhuriyet Savcısının Yazılı İsteminin İçeriği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istinaf-ve-temyiz-basvurulari-ile-cumhuriyet-savcisinin-yazili-isteminin-icerigi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istinaf-ve-temyiz-basvurulari-ile-cumhuriyet-savcisinin-yazili-isteminin-icerigi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p><strong>İstinaf kanun yolu;</strong> 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kanun Yolları” başlıklı Altıncı Kitap, “Olağan Kanun Yolları” başlıklı İkinci Kısım, “İstinaf” başlıklı İkinci Bölümünün 272 ila 285. maddelerinde düzenlenmiştir. <strong>Temyiz kanun yolu ise; </strong>CMK’nın Altıncı Kitap, İkinci Kısım, “Temyiz” başlıklı Üçüncü Bölümünün 286 ila 307. maddelerinde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Bu yazımızda;</strong> Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması halinde sunulacak yazılı istemde, başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin gerekliliğini düzenleyen CMK m.273/5 ile temyiz edenin, temyiz kanun yolu başvurusunda hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini gösterme zorunluluğunu düzenleyen CMK m.294/1 farkı üzerinde duracağız.</p>

<p><strong>II. Cumhuriyet Savcısının İstinaf Kanun Yolu Başvurusunun İçeriği</strong></p>

<p><strong>“İstinaf istemi ve süresi” başlıklı CMK m.273/5’de; </strong><i>“Cumhuriyet savcısı, istinaf kanun yoluna<strong> başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça</strong> gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler.” </i>hükmüne yer verilmiş olup, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunda, bu kanun yoluna neden başvurduğunun yazılı isteminde gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Hükümde herhangi bir yaptırıma yer verilmediği görülmekle birlikte, işin doğal sonucu olarak Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvuru nedenleri gerekçeleriyle birlikte yazılı istemde açıkça gösterilmediğinde, başvurunun reddi gerekir. Cumhuriyet savcısı tarafından başvuru yapılmıştır, ancak bunun sanığın lehine mi aleyhine mi olduğu belli değildir, istinaf kanun yoluna başvuru çok önemli bir, sanığın lehine de olabilme ihtimali dikkate alınarak, istinaf sebebi ve gerekçesinden yoksun Cumhuriyet savcısının başvurusunun muhakkak açıklattırılmasının gerektiğine dair düşünce, CMK m.273/5’e aykırıdır. CMK m.273/5’in lafzına bağlı kalınması ve buna göre yorumlanması gerektiğine dair fikrimizi peşinen söylemek isteriz.</p>

<p><strong>Cumhuriyet savcısı için öngörülen hükümden farklı bir düzenleme; </strong>CMK m.273/4’de, <i>“Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların <strong>dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.</strong>” </i>şeklinde yer almakta olup, hükümde sayılan sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş kişiler tarafından yapılacak istinaf kanun yolu başvurusunda, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunda olduğu gibi başvuru nedenlerinin gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi beklenmemiştir.</p>

<p>CMK m.273/4 ile m.273/5 arasında farkın nedeni, tümü ile kanun koyucunun takdiridir ve herkesi bağlar. Bu konuyu kovuşturma aşamasında “silahların eşitliği” ilkesi çerçevesinde değerlendirerek; neden sanık ve müdafii ile katılana ve avukatına istinaf başvurusunda tanınan bu geniş yetkinin Cumhuriyet savcısına tanınmamasını hukuka aykırı görmek de mümkün olmayacaktır, çünkü “silahların eşitliği” ilkesi soruşturmada soruşturmayı yürüten ve daha üstün hak ve yetkilere sahip olan Cumhuriyet savcısının, bu avantajlara kovuşturmada son vermek, bilhassa delillerin ortaya koyulmasının ve tartışılmasının eşit şartlarda yapılmasını sağlamaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202119331-e-20248858-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 01.07.2024 tarihli, 2021/19331 E. ve 2024/8858 K. sayılı kararı</strong> </a>ile<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari" rel="dofollow"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2018484-e-20181704-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi’nin 28.05.2018 tarihli, 2018/484 E. ve 2018/1704 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“İstinaf Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, <strong>hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken</strong> (5271 sy. CMK madde 273/4),” </i>gerekçesine yer verilerek, istinaf kanun yolu aşamasında, hem maddi olay ve hem de hukuki denetim yapılması nedeniyle, Cumhuriyet savcısı dışında kalan kişileri ilgilendiren sebep gösterme zorunluluğunun öngörülmediğine değinilmiştir.</p>

<p>Hukukilik denetimini ve maddi vaka incelemesinin birlikte yapan BAM ceza dairelerinin sebeple bağlı olmadığı, istinaf kanun yoluna başvuran sanık veya katılan tarafının gösterdiği nedenlerin dışında da, hatta sebep gösterilmese bile kararı ve dosyayı tüm yönleri ile incelemesi gerektiği tartışmasızdır. Ancak Cumhuriyet savcısı istinaf kanun yoluna başvururken sebep göstermek zorundadır<a href="http://www.hukukihaber.net/kanun-yollarinda-sebep-gosterme-zorunlulugu" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p><strong>Kanun koyucu;</strong> istinaf kanun yolu aşamasında, saydığı diğer başvurucular için sebep gösterme zorunluluğunu düzenlememişken, <strong>Cumhuriyet savcısının başvurusu için nedenlerin <i>“gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça” </i>gösterilmesini düzenleyerek,</strong> Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvuru nedenlerinin somutlaştırılmak suretiyle ortaya koyulmasının gerekliliğini vurgulamıştır.</p>

<p><strong>CMK m.273/5 incelendiğinde; </strong>ilk derece mahkemesinin kararını istinaf etmek isteyen Cumhuriyet savcısının başvurusunda iki şarta bağlandığı görülmekte, bunlardan ilki <i>istinaf yoluna başvurma nedenlerinin başvuru dilekçesinde açıkça gösterilmesi </i>ve ikincisi de <strong><i>yalnızca nedenlerin değil, gerekçelerin de yazılı talepte yine açıkça gösterilmesidir</i></strong><i>. </i>Kanun koyucu istinaf başvurusunu yapan taraflardan; sanık ve katılan ile Cumhuriyet savcısını ayrı değerlendirmiştir. Sanık ve katılan yönünden otomatik istinaf dışında kalan ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili sebep ve gerekçe gösterme zorunluluğu aranmayıp, sadece <i>istinaf ettim </i>iradesini ortaya koyan dilekçeyi yeterli gören kanun koyucu, istinaf isteminin Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmasında farklı bir yasal yol öngörmüş, CMK m.273/5’de Cumhuriyet savcısının yazılı istinaf talebinin başvuru nedenleri ve gerekçeleri ile gösterilmesi gerektiğine işaret etmiştir<a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-aleyhe-istinafinda-bam-ceza-dairesi-sebeple-bagli-midir" rel="dofollow">[2].</a></p>

<p><strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi’nin 12.04.2017 tarihli, 2017/174 E. ve 2017/665 K. sayılı kararında; </strong><i>“5271 sayılı CMKnın 273/5. maddesi ile getirilen sınırlama <strong>kanun koyucunun bilinçli bir tercihi</strong> olarak görünmektedir. Cumhuriyet Savcılığı <strong>yasa gereği istinaf nedenlerini gerekçeleri ile birlikte açıkça belirttikten</strong> sonra ilgililere tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde bu husustaki cevaplarını bildirme hakkı tanınmış olması da bu hususta getirilen sınırlamayı açıkça ortaya koymaktadır, istinaf talebinin sınırlandırmadığı bir durumda bu talebin karşı tarafına bu husustaki cevaplarını bildirme hakkı tanınmasının izahı olamaz,” </i>gerekçesine yer verilerek, hükümde yer alan düzenlemenin kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>Aksi bir durumda; </strong>yani Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan istinaf dilekçesinde, istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerinin açıkça gösterilmediği ve kararı veren ilk derece mahkemesinin hangi hükümlerinin hangi sebeple istinaf edildiğinin de dilekçe kapsamından anlaşılamadığı bir durumda, Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yolu başvurusunun CMK m.273/5’e aykırılığı gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Kanun koyucu aksi bir düşüncede olsa idi, CMK m.273/5’i de m.273/4’e benzer şekilde düzenlerdi.</strong> Bu aşamada, Anayasa m.138/1’i gözardı etmemek ve yargı erkinin kanunlara göre karar vermesi gerektiğini kuralının dikkate almak gerekir. Bazen kanunların lafzının muğlak olması, yorum farklılıkları, temel hak ve hürriyetler ile Anayasaya ve hukukun evrensel ilke ve esaslarına aykırı olacak şekilde hükümler içeren kanunlar sonucunda; uygulamada sorunlar çıkabilmekte, hatta başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere kanunlar eleştirilebilmekte ve kanun koyucu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu aykırılığın düzeltilmesi hususu, bireysel başvuruların sonuçlarında veya diğer mahkemelerin kararlarında gündeme gelebilmektedir. <strong>Sistemin işleyişi şu şekildedir;</strong> kanunlar kanun koyucu tarafından düzenlenirler, ardından yürütme organı ve idari makamlar bu kanunları gözetmekle ve uygulamakla yükümlüdürler, ortaya çıkan ihtilafları da yine Anayasa ve kanunlara göre yargı erki çözmektedir. “Kuvvetler ayrılığı” ilkesinin doğal bir sonucu olan bu kaide; bazen <i>kuvvet</i> veya <i>eksen kayması</i> nedeniyle hasar görebilir, nitekim hukuk tarihi bu tür örneklere sahiptir. “Sert/yumuşak kuvvetler ayrılığı” ve “sert/yumuşak kuvvetler birliği” tartışmasına girmeden, sadece kanunların yürürlükte kaldığı sürelerde bağlayıcı olduğu ve uygulanmaları gerektiği kuralını tekrar etmekle yetiniyoruz. <strong>Sistemin iyi bir işleyişe sahip olabilmesi; </strong>ancak temsili demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün tesisi ile mümkün olduğundan, bu işleyişin sağlanmasında “kuvvetler ayrılığı” prensibinin ve bunun sahaya yansıtılmasının önemi gözardı edilmemelidir. <strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki;</strong> hukukun evrensel ilke ve esasları Anayasa m.11 ve m.13 nedeniyle kanun koyucuyu da bağlamakta olup, kanun koyucunun, kanun vazederken bu ilke ve esaslarla bağlı kalması gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p><strong>Bu kısa, ama önemli bilgiye yer verdikten sonra konumuza dönecek olursak;</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-20196401-e-20201213-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi’nin 10.02.2020 tarihli, 2019/6401 E. ve 2020/1213 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“İlk Derece Mahkemesi kararından sonra 18.07.2018 tarihinde o yer Cumhuriyet savcısının; <strong>kararın bozulması için istinaf kanun yoluna gidileceği belirtilerek istinaf dilekçesini hazırlamak üzere gerekçeli kararın Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğini talep ettiği</strong>, gerekçeli kararın tebliğinden sonra dosya içerisinde ve UYAP kayıtlarında Cumhuriyet savcısının gerekçeli istinaf dilekçesine rastlanılamadığı, müteakip işlem ve kararların bu husus dikkate alınarak yapılması gerektiğinden, <strong>Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle göstermesi</strong> ve <strong>sonucuna göre karar verilmesi sağlanmadan CMK’nın 273/5 maddesine aykırı hüküm tesisi</strong>” </i>gerekçesiyle bozma kararı verildiği görülmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 27.10.2021 tarihli, 2020/12143 E. ve 2021/10873 K. sayılı</strong> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012143-e-202110873-k-sayili-karari" rel="dofollow">kararı</a>nda; </strong><i>“Cumhuriyet savcısı tarafından sanık isimleri belirtilmeden 17/11/2017 tarihinde istinaf süre</i> <i>tutum<strong> </strong>dilekçesi verilmiş olup<strong> CMK’nın 273/5 maddesinde öngörüldüğü şekilde istinaf yoluna</strong></i> <strong><i>başvurma</i></strong><i> <strong>nedenlerini</strong> gerekçeleriyle birlikte <strong>açıkça</strong> göstermemesi” </i>bozma sebebi yapılmıştır.</p>

<p><strong>Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin 12.05.2023 tarihli, 2023/513 E. ve 2023/471 K. sayılı kararında yer alan; </strong><i>“Cumhuriyet Savcısının 23/12/2022 tarihli dilekçesi ile <strong>kararın usul ve yasaya aykırı hususlar içeriği iddiasıyla kanun yoluna başvurulacağını belirtilerek süre tutum dilekçesi verdiği</strong>, gerekçeli istinaf dilekçesini de 16/03/2023 tarihinde dosyaya sunduğu, ancak <strong>hükümdeki usul ve esas yönünden hukuka aykırılıkların nelerden ibaret olduğunu CMK 273/5. maddesinin açık hükmüne rağmen dilekçesinde göstermediği </strong>anlaşılmakla” </i>gerekçesi ve <strong>Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi’nin 05.06.2024 tarihli, 2022/3259 E. ve 2024/1714 K. sayılı kararında yer alan;</strong> <i>“İnceleme konusu somut olayda, o yer Cumhuriyet Savcısının 18/10/2022 tarihli dilekçesi ile Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle, yukarıda zikredilen kararın bozulması için istinaf yoluna gidilecektir. İstinaf layihamızı hazırlamak üzere, gerekçeli kararın Başsavcılığımıza tebliği.. şeklinde talepte bulunduğu ve <strong>CMKnın 273/5 maddesi hükmü gereği istinaf yoluna başvurma nedenlerini açıklayan gerekçeli istinaf dilekçesi sunmadığı</strong>, <strong>mahkemenin hangi hükümlerini, hangi sebeple istinaf ettiğinin dilekçe kapsamından anlaşılamadığı</strong> görülmekle” </i>gerekçesiyle CMK m.273/5’e aykırılığın, BAM kararlarında nasıl değerlendirildiği ortaya koyulmuştur.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022386-e-2024323-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.10.2024 tarihli, 2022/10-386 E. ve 2024/323 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna <strong>başvurma nedenlerini gerekçeleri ile yazılı isteminde açıkça gösterir</strong>. Cumhuriyet savcısı istinaf nedenlerini açıkça göstermez ise, başvurunun sanık lehine mi olduğu yoksa aleyhine mi olduğu hususunun aleyhe bozma yasağının işlevini kaybetmemesi adına en geç inceleme tarihine kadar açıklattırılması gerekir. Bu mümkün olmadığında ise, başvurunun sanık lehine mi yoksa aleyhine mi olduğu anlaşılamıyorsa, cumhuriyet savcısının <strong>sanık lehine kanun yoluna başvurduğu kabul edilmelidir</strong>.” </i>gerekçesine yer verilerek, Cumhuriyet savcısının sanık lehine mi yoksa aleyhine mi istinaf kanun yoluna başvurduğunun anlaşılamadığı durumda, başvurunun <strong><i>“sanık lehine”</i></strong> yapıldığının kabul edilmesinin gerektiği ortaya koyulmuştur.</p>

<p><strong>5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Başkanlar Kurulunun Yetkileri” başlıklı 35. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendinde yer alan karar uyuşmazlıklarının giderilmesine ilişkin düzenleme neticesinde;</strong> <i>“İlk Derece Mahkemesinden verilen ve istinaf kanun yoluna başvurulan kararlar hakkında Cumhuriyet savcısının CMK’nın 273/5 maddesi gereğince, istinaf yoluna başvurma nedenleri (gerekçe) göstermemesi veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi ... içinde kanun yoluna başvuru nedenlerini bildirmemesi ya da gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinden sonra sunulması hallerinde, <strong>CMK’nın 279 uncu maddesi gereğince istinaf isteminin reddi</strong> <strong>karar mı verileceği</strong>, yoksa <strong>tevdi kararı verilerek istinaf nedenleri hakkında Cumhuriyet savcısından açıklama mı isteneceğine</strong> ilişkindir.” </i>konulu uyuşmazlığın karara bağlandığı <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 16.01.2024 tarihli, 2023/10337 E. ve 2024/622 K.</strong> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202310337-e-2024622-k-sayili-karari" rel="dofollow">sayılı kararı</a>nda,</strong> Cumhuriyet savcısının neden gösterme zorunluluğuna uymaması halinde, bu zorunluluğa uyulmamasının yaptırımı konusunda temyiz kanun yolu bakımından açık bir düzenleme bulunmasına rağmen, istinaf kanun yolu başvurusunda Cumhuriyet savcısı tarafından sebep gösterilmediğinde bunun sonucun ne olacağının kanunda düzenlenmediği,</p>

<p><strong>İstinaf kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcısının isteminde sebep göstermemesi veya sebep göstermekle beraber, başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun anlaşılamadığı durumda ise; </strong>öncelikle, hükmü veren ilk derece mahkemesi tarafından istinaf talebinin kabul edilebilirliği yönünden inceleme yapılması, eğer bu inceleme yapılmamışsa Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde sebep göstermesinin sağlanması amacıyla BAM ceza dairesi tarafından dosyanın ilgili mahkemeye iade edilmesi suretiyle, Cumhuriyet savcısının istinaf nedenlerini ayrıntılı olarak göstermesinin ve yapılan başvurunun sanığın lehine veya aleyhine olduğunun açıklığa kavuşturulmasının gerektiği, tüm bu hususlar yerine getirildikten sonra, yine de sebep gösterilmesi konusunda istenilen sonuca ulaşılamaması halinde ise, istinaf başvurusunun <strong>“sanık lehine”</strong> kabul edileceği,</p>

<p><strong>Yasal süresi içerisinde Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğunda; </strong>müddet-i muhafaza dilekçesinde veya<strong> </strong>gerekçeli kararın tebliğinden itibaren süresi içerisinde yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvuru sebeplerinin gösterilmediği veya istemin sanık lehine mi yoksa aleyhine mi olduğunun anlaşılamadığı durumda, istinaf talebinin reddedilemeyeceği,</p>

<p>Açıklanmıştır.</p>

<p><strong>Her ne kadar Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararında; </strong>Cumhuriyet savcısının istinaf iradesini ortaya koyması yeterli kabul edilmiş olsa da, gerekçenin açıklattırılamadığı veya istinaf kanun yolu başvurusunun sanık lehine mi yoksa aleyhine mi yapıldığının anlaşılamadığı durumlarda, başvurunun <strong>“sanık lehine”</strong> yapıldığının kabul edilmesinin vurgulandığı görülmektedir. Bu kabulün aksi bir uygulamada ise; CMK m.273/4’de Cumhuriyet savcısı dışında kalan kişilere tanınan sebep gösterme zorunluluğuna ilişkin <strong><i>“dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.”</i></strong> muafiyeti ile CMK m.273/5’de Cumhuriyet savcısına yüklenen <strong><i>“nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça”</i></strong><i> </i>gösterme yükümlülüğünün arasında kanun koyucunun bilinçli tercihi olan farkın bir anlamı kalmayacak olup, Cumhuriyet savcısı tarafından CMK m.273/5’de gösterilen usule uygun şekilde istinaf kanun yoluna başvurulmamasına rağmen, bu başvurunun kabul edilmesi suretiyle sanık aleyhine değerlendirme yapılabilmesinin önü açılacaktır.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; </strong>eski düzenlemeye göre Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan <strong>“müddet-i muhafaza”</strong> dilekçesinin sonrasında gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmişse, Cumhuriyet savcısı da <strong>süresi içerisinde istinaf sebeplerini ve gerekçelerini gösteren bir istinaf dilekçesi sunmuşsa</strong>, burada bir sorun olmuyordu. <strong>Bununla birlikte; </strong>gerekçeli karar kendisine tebliğ edildikten sonra, Cumhuriyet savcısı tarafından yasal süresinde istinaf sebeplerini belirtecek şekilde gerekçeli bir istinaf dilekçesi verilmemişse, bu durumda verilen <strong>“müddet-i muhafaza”</strong> dilekçesinin, bölge adliye mahkemeleri ve daha sonrasında Yargıtay tarafından <strong>CMK m.273/5’i karşılayacak nitelikte bir dilekçe olup olmadığı değerlendirilip</strong>, yani “müddet-i muhafaza” dilekçesindeki anlatımın <strong>sebep ve gerekçe kriterini karşılayıp karşılamadığına bakılarak</strong>, yazılı istemde usule uygun sebep ve gerekçe yoksa CMK m.273/5’de gösterilen usule uygun şekilde istinaf kanun yoluna başvurulmadığından bahisle istinaf talebinin reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında CMK m.273/5’in tatbikinden kaynaklanan görüş ayrılığına ilişkin 16.01.2024 tarihli kararı verirken, Cumhuriyet savcısının içeriği belirsiz, somut neden ve gerekçe belirtmekten uzak istinaf başvurusunun süresinde sayılıp açıklattırılması, özellikle de sanığın lehine olup olmadığı hususunda Cumhuriyet savcısından açıklama yapmasının istenilmesinin gerektiğini söylese de, <strong>Ceza Muhakemesi Kanunu’nda 7499 sayılı Kanunun 18. ve 21. maddeleri ile yapılan değişiklikle</strong> istinaf süresi tebliğden itibaren başlamak üzere 2 hafta olarak belirlendiğinden ve “Temyiz gerekçesi” başlıklı CMK m.295 de yürürlükten kaldırıldığından, en önemlisi de CMK m.273/2’nin yine 7499 sayılı Kanunun 18. maddesi ile yürürlüğüne son verildiğinden, <strong>7499 sayılı Kanundan önce maddenin yürürlükte bulunan haline göre verilen Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararının</strong>, 2024 yılında 7499 sayılı Kanunla yapılan <strong>değişiklikten sonra yürürlükte olan haline göre uygulanması gerekmekle</strong>, Cumhuriyet savcısının CMK m.273/5’e uygun olarak istinaf talebinde bulunmasının zorunlu olduğu, <strong>bu şekilde yapılmayan istinaf başvurusunun reddinin uygun olacağı</strong>, bununla birlikte bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında uyuşmazlığı çözen 3. Ceza Dairesi kararında 7499 sayılı Kanunla getirilen düzenleme uyarınca değişikliğe gidilmesinin gerektiği, <strong>aksi halde içtihat uyuşmazlığının devam edeceği</strong>, nitekim Yargıtay daireleri arasında farklı uygulamaların olduğu, <strong>nitekim</strong> <strong>CMK m.273/5’in lafzına uygun şekilde tatbikinin lüzumlu olduğu</strong>, <strong>esasen Sayın Dairenin kararına da katılmadığımızı</strong>, CMK m.273/5’de değişiklik olmasa da Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesi içeriğinin mahkemenin gerekçeli kararına karşı sebepleri ve gerekçeleri içermesi gerektiğini ifade etmek isteriz.</p>

<p><strong>III. Cumhuriyet Savcısının Temyiz Kanun Yolu Başvurusunun İçeriği</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">12.03.2024 tarihli, 32487 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>’un;</strong> 20. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 294. maddesine <i>“Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, <strong>temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça</strong> belirtir.” </i>hükmü eklenmiş olup, Kanunun 21. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 295. maddesi 01.06.2024 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>CMK m.294’ü değiştiren 7499 sayılı Kanunun 20. maddesinin gerekçesi; </strong><i>“(…) Kanunun 295 inci maddesi de yürürlükten kaldırılmaktadır. Ancak <strong>295 inci maddede yer alan</strong>, Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin <strong>sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtmesi gerektiğine ilişkin hüküm</strong>, <strong>ihtiyaç ve bağlantı nedeniyle 294 üncü maddeye taşınmaktadır</strong>. Böylelikle, <strong>uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır</strong>.” </i>şeklinde açıklanmış ve uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesinin amaçlandığı vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan “Temyiz gerekçesi” başlıklı mülga CMK m.295/1’de; </strong><i>“Temyiz başvurusunda <strong>temyiz nedenleri gösterilmemişse</strong> temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. <strong>Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir</strong>.” </i>hükmü yer almakta ve Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunun açıkça belirtilmesi, isminde <i>“gerekçesi”</i> ibaresi yer alan bir başlık altında öngörülmekte idi.</p>

<p><strong>“Temyiz başvurusunun içeriği” başlıklı CMK m.294/1’de;</strong> <i>“Temyiz eden, <strong>hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini</strong> temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.”</i> hükmü yer almakla, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda olması gerektiğinin aksine, <strong><i>“gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça”</i></strong> ibaresine burada yer verilmemiştir.</p>

<p><strong>Temyiz kanun yolunda;</strong> temyiz başvurusunun içeriğinin CMK m.294/1’e uygun olmadığı durumda, “Temyiz isteminin reddi” başlıklı CMK m.298’de yer alan <i>“Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da <strong>temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa</strong>, temyiz istemini reddeder.” </i>hükmünden hareketle, temyiz istemi reddedilecektir.</p>

<p>Belirtmeliyiz ki; kanun koyucu, istinaf isteminin içeriğini m.273’de ve temyiz başvurusunun içeriğini de m.294’de ayrı ve özel düzenlemiştir. Dolayısıyla; bu maddelerde yapılan değişiklikler ve “Temyiz gerekçesi” başlıklı m.295’in yürürlükten kaldırılması, m.273’de düzenlenen istinaf isteminin içeriğine ilişkin kurallarda değişikliğe yol açmayacaktır.</p>

<p><strong>V. Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Cumhuriyet savcısının istinaf talebini diğerlerinden ayıran en önemli husus, CMK m.273/5’de düzenlenmiştir. </strong>Buna göre, Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleri ile birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorundadır. Gerekçe gösterme zorunluluğu sanık veya katılan açısından getirilmemiş, ancak Cumhuriyet savcısına bu yükümlülük kanunen yüklenmiştir. Bunun nedeni; sadece Cumhuriyet savcısının, hem sanık lehine ve hem de sanık aleyhine istinaf başvurusunda bulunabilme imkanıdır. Kanunun <strong>gerekçe bakımından emredici hükmüne rağmen Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin gerekçesiz olması halinde</strong>, bu talep geçerli bir istinaf talebi olarak kabul edilmemelidir<a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-gerekcesiz-istinafi" rel="dofollow">[3].</a></p>

<p><strong>CMK m.273/5’de yer alan hüküm; </strong>sadece istinaf nedenini yeterli görmemiş, ayrıca bu nedenin gerekçesinin açıkça belirtilmesi gerektiğini düzenlemiştir. Burada, <i>“karar hukuka aykırıdır”</i> şeklinde bir ibarenin istinaf nedeni olup olamayacağını da ele almak gerekir. Bu durumda iki ihtimal vardır: Birincisi, <strong>“karar hukuka aykırıdır”</strong> istinaf nedenidir; bunun gerekçesi ise, örneğin haksız tahrik hükümlerinin yanlış uygulandığı iddiasıdır. İkincisi ise, <strong>“karar hukuka aykırıdır”</strong> yeterli bir neden değildir; hangi hukuk kuralına (istinaf nedeni) ve neden (gerekçe) aykırı olduğu belirtilmelidir<a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-istinaf-basvurusuna-iliskin-guncel-tartismalar" rel="dofollow">[4].</a></p>

<p><strong>Bu durumda; </strong>Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda, başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin gerekliliğini düzenleyen CMK m.273/5 ile temyiz başvurusunun içeriğini düzenleyen m.294/1’in birinci cümlesi arasında fark bulunduğu,</p>

<p><strong>Her ne kadar CMK m.294/1’de;</strong> Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, istemin sanığın yararına veya aleyhine olduğunun açıkça belirtilmesi gerektiği düzenlense de, CMK m.273/5’de olduğu gibi <strong><i>“gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça”</i></strong><i> </i>ibaresine burada yer verilmediği,</p>

<p><strong>Uygulamada;</strong> CMK m.294/1’de yer alan <i>“neden dolayı bozulmasını istediği” </i>ibaresinin, Cumhuriyet savcısı tarafından <strong>“mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken beraatına”</strong> ya da <strong>“beraatına karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine”</strong> şeklinde ortaya koyulduğunda temyiz iradesi için yeterli kabul edildiği,</p>

<p><strong>Ancak bunun; </strong>Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun içeriğini düzenleyen CMK m.273/5’in <i>“başvurma nedenlerini<strong> gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça</strong>” </i>ibaresinden hareketle, istinaf kanun yolu başvurusunda kabul edilemeyeceği, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunda CMK m.273/5’e bağlı kalınarak, fıkranın ilk cümlesinde öngörülen şekilde bir yazılı istemin düzenlenmesinin gerektiği,</p>

<p><strong>CMK m.273/4’e göre;</strong> sanık, katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görenlerin, istinaf kanun yoluna başvuru dilekçelerinin veya beyanlarının, başvuru nedenlerini içermemesinin, istinaf incelemesi yapılmasına engel teşkil etmeyeceği gibi, CMK m.273/5 gereğince de Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yoluna başvuru nedenlerinin, yazılı istemde <strong>gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmesinin</strong> zorunlu olduğu,</p>

<p><strong>Bölge adliye mahkemeleri tarafından; </strong>Cumhuriyet savcısının CMK m.273/5’e uygun şekilde hazırlamadığı, yani istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerini yazılı isteminde gerekçeleri ile birlikte açıkça göstermediği bir başvurunun <strong>reddedilmesinin gerektiği</strong>, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine usulüne uygun şekilde istinaf edilmeyen ve CMK m.273/5’e aykırı şekilde yapıldığı gerekçesiyle reddedilmesi gereken başvurunun kabul edilmesi durumunda ise, işin esasına girilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucunda verilecek kararın da açıkça usule ve yasaya aykırı olacağı,</p>

<p><strong>CMK m.273/5 dikkate alındığında; </strong>Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenlerini yazılı isteminde açıkça göstermesi gerektiğinden, <strong>“müddet-i muhafaza”</strong> olarak eski usulde, yani kararın tefhimi ile başlayan istinaf süresinde ve hatta gerekçeli kararın tebliği ile başlayan istinaf kanun yoluna başvuru usulünde <strong><i>“sanığın eylemi sabit iken, mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi sebebiyle aleyhe istinaf yoluna gidilmesine karar verilmiştir”</i></strong><i> </i>ibaresinin, sanığın aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulmasında yeterli görüldüğü, <strong>ancak bu kabulde isabet bulunmadığı</strong>, çünkü kanun koyucunun ilgili hükümde, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte yazılı istemde açıkça gösterilmesinin gerektiğini düzenlediği,</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> bahse konu <strong><i>“sanığın eylemi sabit iken”</i></strong><i> </i>sözünün bir istinaf sebebi kabul edilebileceği, ancak bunun gerekçe sayılamayacağı, dolayısıyla,<strong> </strong>sırf bu ibareye yer vermek suretiyle sanığın aleyhine yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun, istinaf talebinde nedenlerin gerekçeleri ile birlikte belirtilmesi gerektiğini düzenleyen CMK m.273/5’de gösterilen usule uygun şekilde bir istinaf kanun yoluna başvurusu olarak kabul edilemeyeceği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Dündar Can Yorgun</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/kanun-yollarinda-sebep-gosterme-zorunlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] </span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/kanun-yollarinda-sebep-gosterme-zorunlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/kanun-yollarinda-sebep-gosterme-zorunlulugu</span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-aleyhe-istinafinda-bam-ceza-dairesi-sebeple-bagli-midir" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-aleyhe-istinafinda-bam-ceza-dairesi-sebeple-bagli-midir" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-aleyhe-istinafinda-bam-ceza-dairesi-sebeple-bagli-midir</span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-gerekcesiz-istinafi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-gerekcesiz-istinafi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-gerekcesiz-istinafi</span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-istinaf-basvurusuna-iliskin-guncel-tartismalar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-istinaf-basvurusuna-iliskin-guncel-tartismalar"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-istinaf-basvurusuna-iliskin-guncel-tartismalar</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istinaf-ve-temyiz-basvurulari-ile-cumhuriyet-savcisinin-yazili-isteminin-icerigi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 19:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/yazar/ersan-sen-yazdi1-savci-2024.jpg" type="image/jpeg" length="30770"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BELEDİYELERİN HİZMET KUSURU NEDENİYLE TAZMİNAT ÖDEMESİ GEREKEN DURUMLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-hizmet-kusuru-nedeniyle-tazminat-odemesi-gereken-durumlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-hizmet-kusuru-nedeniyle-tazminat-odemesi-gereken-durumlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdareye verilen her yetkinin karşısında bir görev, her görevin sonunda da bir hesap vardır. Belediye yolu açıyorsa güvenli tutacak, suyu taşıyorsa şebekeyi denetleyecek, yapılaşmaya izin veriyorsa insan hayatını koruyacak, tehlikeyi biliyorsa önleyecek, yardım çağrısını alıyorsa zamanında yetişecektir. Kapatılmayan bir çukur, bakımı yapılmayan bir araç, budanmayan bir ağaç, uygulanmayan bir yıkım kararı veya geciken bir müdahale cana, bedene ya da mala zarar verdiğinde artık basit bir aksaklıktan değil, hizmet kusurundan söz edilir. Hukuk devleti, bu zararı talihin, tabiatın veya yurttaşın omuzlarına bırakmaz; idareyi kendi eyleminin de ihmalinin de sonuçlarıyla yüzleştirir. Çünkü tazminat bir lütuf değil, kamu gücünün hukuka bağlılığının bedelidir. Zarar, hizmet kusuru ve nedensellik bağı ortaya konulduğunda idarenin tazmin sorumluluğu doğar; zarar görenin veya üçüncü kişinin kusuru bu sorumluluğun kapsamını daraltabilir, ancak idareye ait kusuru ortadan kaldırmaz. Çünkü hukuk devleti, yurttaştan hukuka bağlılık beklediği ölçüde, kendi eylem ve ihmallerinin hesabını vermekle de yükümlüdür.</p>

<p>İşte hizmet kusuru, idarenin vermek zorunda olduğu bu hesabın hukuk dilindeki adıdır. Aşağıdaki kararlar; hangi eylem ve ihmallerin hizmet kusuru sayıldığını, zararla idari faaliyet arasındaki bağın nasıl kurulduğunu ve sorumluluğun hangi hâllerde maddi ya da manevi tazminata dönüştüğünü somut olaylar üzerinden göstermektedir.</p>

<p>Bu çalışmada hizmet kusuru; <strong>imar, yapılaşma ve mülkiyet hakkı; yol, kanalizasyon ve altyapı hizmetleri; parklar ve kamusal alanların güvenliği; su, elektrik ve çevresel tehlikeler; yangın, afet ve risklerin önlenmesi; belediye personeli ve iş güvenliği ile nüfus ve medeni hâl hizmetleri</strong> başlıkları altında incelenecektir. Her bölümde, hizmet kusuru sayılan eylem veya ihmal, sorumlu idare, zararla idari faaliyet arasındaki nedensellik bağı ve doğan zararın maddi ya da manevi tazminatı gerektirip gerektirmediği yargı kararları üzerinden ortaya konulacaktır.</p>

<p><strong>I. İMAR, YAPILAŞMA VE MÜLKİYET HAKKI</strong></p>

<p><strong>İmar planında park alanında bırakılan taşınmazın uzun süre kamulaştırılmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 13.04.2021, K. 2021/5459</strong></p>

<p>Davacıya ait taşınmaz, imar planlarında bölge parkı olarak ayrılmış; uygulama imar planının üzerinden beş yıl geçmesine rağmen kamulaştırılmamış ve taşınmaz üzerindeki kısıtlılık giderilmemiştir.</p>

<p>Danıştay, mülkiyet hakkının belirsiz bir süre boyunca kullanılamaz hâle getirilmesini hukuka aykırı bulmuştur:</p>

<p>“Davacı için mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı sabit olup, mülkiyet hakkı engellenen davacıya mülkiyetin bedele çevrilmesi yoluyla tazminat ödenmesi gerekir.”</p>

<p>Taşınmazın bedelinin ödenmesi <strong>maddi tazminat</strong> niteliğindedir. Kararda manevi tazminata ilişkin bir değerlendirme bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Yıkılacak derecede tehlikeli olmayan yapının tehlikeli sayılarak yıktırılması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 11.12.1990, E. 1990/1164, K. 1990/2548</strong></p>

<p>Belediye, fen heyeti raporuna dayanarak yapının yıkılacak derecede tehlikeli olduğuna karar vermiştir. Ancak bu işlem idari yargıda iptal edilmiş ve yapının yıkılmasını gerektirecek ölçüde tehlikeli olmadığı bilirkişi incelemesiyle belirlenmiştir. Buna rağmen yapının yıktırılması, belediyenin hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“İdari işlemin iptali yolundaki Mahkeme kararına rağmen yapının yıktırılması suretiyle hizmet kusuru işlendiği açık olup, bu kusur sebebiyle doğan zararın da tazmini gerektiği...”</p>

<p>Hukuka aykırı biçimde yıkılan binanın bilirkişi tarafından belirlenen değeri <strong>maddi zarar</strong> kabul edilmiştir. Yapı sahibinin mahkeme kararına rağmen binasının yıkılması nedeniyle duyduğu üzüntü için de <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir.</p>

<p>Buna karşılık, yıkım arsanın varlığını ve değerini ortadan kaldırmadığından arsa bedeli tazminat kapsamında görülmemiştir:</p>

<p>“Tazminat davasının konusu yıkılan bina ile uğranılan zarar olup, bu yıkım dolayısıyla arsaya ait bir zarardan söz edilemeyeceğinden...”</p>

<p>Gerçekleşmesi kesin olmayan gelecekteki gelirler ile belgelendirilmeyen kira kaybı da maddi zarar sayılmamıştır:</p>

<p>“Gelecekte elde edilmesi muhtemel gelir ve yoksun kalınan kârlar tazminat davasına konu edilemeyeceğinden, kirada olduğu ve kira geliri elde edildiği belgelendirilmeyen taşınmazdan yoksun kalınan kira karşılığı olarak talep edilen [...] tazminat isteminin reddine...”</p>

<p><strong>Kişinin kendi taşınmazındaki ruhsatsız yapının 775 sayılı Kanun uyarınca yıktırılması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 04.03.2009, K. 2009/2077</strong></p>

<p>Davacının kendi taşınmazı üzerindeki ruhsatsız yapılar, taşınmazın imar planında yeşil alana ayrıldığı gerekçesiyle 775 sayılı Gecekondu Kanunu uygulanarak yıktırılmıştır.</p>

<p>Danıştay, kişinin kendi taşınmazı üzerindeki yapı nedeniyle işgalci sayılamayacağını; taşınmazın imar planında yeşil alana ayrılmasının da mülkiyeti kendiliğinden kamuya geçirmeyeceğini belirtmiştir:</p>

<p>“Uyuşmazlık konusu yapıların davacıya ait taşınmaz üzerinde yer alması karşısında davacının işgalci olarak kabul edilemeyeceği, imar planında yeşil alan kullanımına ayrılmış olmasına rağmen taşınmazın öncelikle yapılacak kamulaştırma veya parselasyon uygulamalarıyla kamuya kazandırılması gerektiği...”</p>

<p>Yapıların ruhsatsız olması hâlinde 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekirken, şartları oluşmadığı hâlde 775 sayılı Kanun’a dayanılarak yıkım yapılması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Söz konusu ruhsatsız yapılar nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin uygulanabileceği, bu husus gözetilmeden tesis edilen işlem sonucu oluşan zararda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.”</p>

<p>Danıştay, yıkımdan doğan <strong>maddi zararın</strong> bilirkişi incelemesiyle belirlenmesini; ancak tazminat hesabında yapıların ruhsatsız olduğunun da gözetilmesini istemiştir:</p>

<p>“Yapıların ruhsatsız olduğu hususu da göz önünde bulundurulmak suretiyle gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak tazminine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.”</p>

<p><strong>Kaçak yapılaşmanın denetlenmemesi ve yapının sonradan afet riski nedeniyle yıkılması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 4. Dairesi, 14.12.2023, E. 2023/13590, K. 2023/7044</strong></p>

<p>Kat irtifakı kurulmuş bir apartmandaki bağımsız bölüm, Bakanlar Kurulunca alınan afete maruz bölge kararı uyarınca yıkılmıştır. Yargılama sırasında yapının tamamen ruhsatsız olduğu belirlenmiş; buna rağmen yapının inşa edilmesine ve varlığını sürdürmesine engel olmayan idarelerin denetim görevlerini gereği gibi yerine getirmedikleri kabul edilmiştir.</p>

<p>Kararda ilçe belediyesinin kusuru açık biçimde şöyle ifade edilmiştir:</p>

<p>“Denetim yapmayarak kaçak yapının yapımına sebebiyet veren Avcılar Belediye Başkanlığı’nın [...] kusurunun bulunduğu...”</p>

<p>Bozma sonrasında verilen nihai kararda <strong>Çevre ve Şehircilik Bakanlığı</strong>, <strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi</strong> ve <strong>Avcılar Belediyesi</strong> farklı oranlarda sorumlu tutulmuştur. Bununla birlikte karar metninde, Bakanlık ile Büyükşehir Belediyesinin kusurunu oluşturan somut ihmal ayrı ayrı açıklanmamış; yalnızca bu idarelere yüklenen kusur oranları gösterilmiştir.</p>

<p>Yapının yıkılması nedeniyle bağımsız bölümde meydana gelen ekonomik kayıp için <strong>maddi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Yıkımın davacı üzerindeki manevi etkisi de <strong>manevi tazminat</strong> kapsamında değerlendirilmiştir. Bölge İdare Mahkemesinin her iki tazminat türünün de idarelerin kusurları oranında ödenmesine ilişkin kararı, Danıştay tarafından oybirliğiyle onanmıştır.</p>

<p><strong>II. YOL, KANALİZASYON VE ALTYAPI HİZMETLERİ</strong></p>

<p><strong>Ana arter üzerindeki rögar kapağından kaynaklanan trafik kazası</strong></p>

<p><strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 07.11.2019, E. 2019/1657, K. 2019/3739</strong></p>

<p>Araç, ana arter üzerindeki yağmur suyu rögar kapağı nedeniyle takla atmış ve hasar görmüştür. Araç için ödeme yapan sigorta şirketi, ödediği tazminatın İSKİ’den tahsili amacıyla rücu davası açmıştır.</p>

<p>Mahkeme, şehir içi yolların yapım ve bakımından, ayrıca altyapı çalışmaları sırasında trafik güvenliğinin sağlanmasından belediyenin sorumlu olduğunu belirtmiştir:</p>

<p>“Karayolları Trafik Kanunu’nun 10. maddesine göre şehir içi yollarda her türlü yapım, onarım ve alt yapı tesis çalışmalarında trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak önlemleri almak, aldırmak ve denetleme görevinin Belediye’ye ait olduğunun düzenlendiği, ayrıca 5393 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca da bakım ve onarımdan belediyenin sorumlu olduğu...”</p>

<p>Kazaya neden olan rögar kapağının İBB’nin sorumluluğundaki ana arter üzerinde bulunduğu ve yol üzerindeki hasar ile tamirat işlerinin İBB’ye ait olduğu kabul edilmiştir:</p>

<p>“Yol üzerinde meydana gelen hasar ve tamirat işlemlerinin İBB’nin yükümlülüğünde olduğu [...] kazaya sebep olduğu belirtilen rögar kapağının ana arter yol üzerinde İBB’ye ait olduğu anlaşılmış olmakla davalı olarak gösterilen İSKİ’nin pasif husumeti bulunmamaktadır.”</p>

<p><strong>Kaldırımdaki hasarlı menhol kapağının onarılmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 22.02.2024, E. 2020/3669, K. 2024/833</strong></p>

<p>On bir yaşından küçük çocuk, gece saatlerinde bisikletiyle yaya yolunda ilerlerken kaldırım üzerindeki taşa çarparak yaralanmış ve yüzünde kalıcı iz oluşmuştur. Büyükşehir belediyesinin bakımından sorumlu olduğu menhol kapağını onarmaması, kazanın meydana gelmesinde tali hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Bisiklet sürücüsü davacının [...] gece vaktinde bisikleti ile hızlı bir şekilde ilerlediğinden kazanın oluşunda asli kusurlu olduğu, idarenin ise bakımından sorumlu olduğu menhol kapağını tamir etmediğinden tali kusurlu olduğu...”</p>

<p>Çocuğun yaşı itibarıyla bisiklet sürme ehliyetine sahip olmaması ve gece hızlı biçimde ilerlemesi müterafik kusur kabul edilmiştir. Ancak bu durum, kaldırımın güvenliğini sağlamak ve hasarlı menhol kapağını onarmakla yükümlü belediyenin sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır.</p>

<p>Davacılar maddi bir kayıp veya kazanç kaybı bulunduğunu belgeleyemediğinden <strong>maddi tazminat istemi reddedilmiştir</strong>. Buna karşılık çocuğun yaralanması ve yüzünde kalıcı iz oluşması nedeniyle çocuk ile anne ve babası lehine <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir:</p>

<p>“Davacı küçüğün asli kusuru, idarenin tali kusuruyla meydana gelen yaralanmada müterafik kusur bulunsa da [...] yaralanması ve yüzünde sabit iz kalması sebebiyle acı çektikleri, üzüntü duydukları kabul edilmek suretiyle manevi tazminat ödenmesi gerektiği...”</p>

<p><strong>Yol ve altyapı çalışmalarında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 03.05.1993, E. 1258, K. 7866</strong></p>

<p>Şehir içi yollarını güvenli ve ulaşıma elverişli durumda tutmak belediyelerin görevidir. Yol veya kanalizasyon çalışmaları sırasında açılan çukurların kapatılmaması; gerekli işaret, uyarı ve aydınlatma önlemlerinin alınmaması hizmet kusuru oluşturur.</p>

<p>Bu eksiklikler nedeniyle meydana gelen araç hasarı, yaralanma veya ölüm hâlinde belediye, doğan maddi ve koşulları varsa manevi zararları tazmin etmekle yükümlüdür.</p>

<p><strong>Belediye tarafından işletilen iskelede aracın denize düşmesi</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 23.01.2025, E. 2024/5361, K. 2025/93</strong></p>

<p>Davacıların çocuğu, belediye tarafından işletilen motor iskelesinden aracıyla birlikte denize düşerek hayatını kaybetmiştir. İskelenin işletilmesinden sorumlu olan <strong>Akçaabat Belediyesinin hizmet kusuru bulunduğu</strong>, buna karşılık <strong>Trabzon Valiliğine yüklenebilecek bir kusur olmadığı</strong> kabul edilmiştir:</p>

<p>“Davacıların çocuğunun, davalı belediyece işletilen motor iskelesinden aracıyla birlikte düşerek hayatını kaybetmesi olayında davalı Belediyenin hizmet kusurunun ağırlığı [...] gözönünde bulundurulduğunda [...] manevi tazminatın davalı Akçaabat Belediyesi tarafından davacılara ödenmesi, [...] olayda kusuru bulunmadığı anlaşılan davalı Trabzon Valiliği yönünden ise davanın reddine karar verilmiş...”</p>

<p>Kararda belediyenin hizmet kusurunu oluşturan teknik eksikliğin ne olduğu ayrıca açıklanmamış; sorumluluk, belediye tarafından işletilen iskelede meydana gelen ölüm ve belediyenin hizmet kusurunun ağırlığı üzerinden değerlendirilmiştir.</p>

<p>Çocuklarının denize düşmesinin ardından bir süre bulunamaması ve daha sonra cansız bedenine ulaşılması nedeniyle anne ve babanın yaşadığı ağır elem ve üzüntü, <strong>manevi tazminatı</strong> gerektiren zarar olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“Denize düşerek kaybolan çocuklarının belirli bir süre bulunamaması nedeniyle ve sonrasında cansız bedeninin bulunmasıyla vefat ettiğinin anlaşılması karşısında anne ve babası olan davacıların bu süreçte yaşadığı elem ve üzüntü gözönünde bulundurulduğunda...”</p>

<p><strong>İçme suyu şebekesindeki borunun patlaması nedeniyle evin zarar görmesi</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 17.09.1990, E. 1989/353, K. 1990/909</strong></p>

<p>Belediyeye ait içme suyu şebekesindeki yer altı borusu patlamış; sızan su, yakındaki evin temellerine ulaşarak yapıya zarar vermiştir. İlk derece mahkemesi, belediyeye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı ve henüz onarım harcaması yapılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.</p>

<p>Danıştay, içme suyu şebekesini yalnızca kurmanın yeterli olmadığını; tesisin yaşı ve teknik özellikleri gözetilerek düzenli biçimde denetlenmesi, bakımının yapılması ve ihtiyaç duyulan onarımların zamanında gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmiştir:</p>

<p>“Tesisin ömrü ile teknik özelliklerinin gözönüne alınarak denetim ve bakımının yapılması, tamirata gereksinimi bulunan durumların ortaya çıkması halinde de gerekli tamiratın yapılması da belediyenin görevi olduğundan aksine verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir.”</p>

<p>Boru patlamasıyla yapıdaki zarar arasında nedensellik bağı bulunduğundan belediyenin <strong>maddi tazminat sorumluluğunun</strong> değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Zararın giderilmesi için masrafın önceden yapılmamış olması da tazminat istemine engel görülmemiştir.</p>

<p><strong>İskân izni bulunmayan konuta altyapı hizmetleri sunan idarenin kanalizasyon ve yağmur suyu baskınından sorumluluğu</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 11.12.2007, K. 2007/6951</strong></p>

<p>Davacının kiracı olarak oturduğu daire, kanalizasyon atık suyu ve yağmur suyuyla dolarak zarar görmüştür. İlk derece mahkemesi, konutun yapı kullanma izni bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.</p>

<p>Danıştay ise idarelerin iskân izni bulunmayan konuta elektrik, su, kanalizasyon, doğal gaz ve telefon hizmetleri sunduğunu dikkate almıştır:</p>

<p>“İskan izni olmadığı halde davalı idareler tarafından elektrik, su, kanalizasyon, doğalgaz, telefon hizmetlerinin götürüldüğü açıktır.”</p>

<p>Konutun fiilen kullanılmasına altyapı hizmetleriyle imkân veren idarelerin, yapı kullanma izninin bulunmadığını ileri sürerek sorumluluktan kaçınamayacağı kabul edilmiştir:</p>

<p>“İskan izni bulunmayan konutta yine idare tarafından sunulan hizmetlerden faydalanmak suretiyle ikamet eden davacının olay nedeniyle meydana gelen <strong>zarara katlanmasını beklemenin [...] genel ilkeye aykırı düşeceği ortadadır.</strong>”</p>

<p><strong>III. PARKLAR VE KAMUSAL ALANLARIN GÜVENLİĞİ</strong></p>

<p><strong>Parktaki anıt ağacın bakım ve tedavisinin zamanında yapılmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 30.11.2021, E. 2019/6632, K. 2021/5738</strong></p>

<p>Belediyenin bakım ve gözetimindeki parkta bulunan anıt çınarın dalı kırılarak bir kişinin üzerine düşmüş; kişi ağır biçimde yaralanmış ve sürekli iş göremez hâle gelmiştir.</p>

<p>Tabiat varlığı niteliğindeki ağacın korunmasından sorumlu Bakanlık ile parkın bakım ve gözetimini yürüten belediye, zarardan birlikte sorumlu tutulmuştur. Özellikle belediyenin, gerekli izin verilmiş olmasına rağmen ağacın bakım, restorasyon ve tedavisini zamanında yaptırmaması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın tabiat varlığı olan ağaçların bakım ve korunmasından sorumlu olması, davalı Kdz. Ereğli Belediye Başkanlığı’nın da söz konusu ağaca bakım için talep edilen gerekli izin verilmesine rağmen zamanında yaralanmaya sebep olan anıt çınar ağacın gerekli bakım, restorasyon ve tedavisinin yapılmaması nedeniyle [...] olaydan birlikte sorumlu olduklarına...”</p>

<p>Yaralanan kişinin sürekli iş göremezlikten doğan kaybı için <strong>maddi tazminata</strong>; yaşadığı ağır bedensel ve ruhsal zarar nedeniyle kendisi, bu olaydan duyduğu elem nedeniyle de annesi lehine <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Bakanlık ile belediyenin tazminatlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>Sokak köpeklerinin saldırısını önleyecek tedbirlerin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 25.06.2010, E. 2010/3241, K. 2010/3782</strong></p>

<p>Fen lisesi öğrencisi olan çocuk, sokak köpeklerinin saldırısına uğrayarak yaralanmıştır. Sahipsiz hayvanların çevre ve toplum sağlığı bakımından oluşturduğu tehlikeyi önlemeye yönelik hizmetin yetersiz ve aksak yürütülmesi, hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“Kamu hizmetinin işleyişindeki yetersizlik, aksaklık ve düzensizliğin hizmet kusuru oluşturduğu...”</p>

<p>Davalı idare, gerekli hizmetin ihale sürecinin uzaması nedeniyle yerine getirilemediğini savunmuş; ancak bu gerekçe hizmet kusurunu ortadan kaldıran bir neden olarak görülmemiştir. İdarenin kendi hazırlık ve ihale sürecindeki gecikme, zarar gören kişiye yüklenememiştir.</p>

<p>Saldırı nedeniyle kamu tarafından karşılanmayan tedavi giderleri <strong>maddi zarar</strong> kabul edilerek yalnızca belgelendirilen kısmı yönünden maddi tazminata hükmedilmiştir. Çocuğun saldırı sırasında yaşadığı korku, elem ve ızdırap nedeniyle de <strong>manevi tazminata</strong> karar verilmiştir:</p>

<p>“Duyulan elem ve ızdırabın kısmen giderilmesine dönük olarak [...] manevi tazminatın davalı idarece ödenmesi gerektiği...”</p>

<p><strong>Oyun parkından geçen açık su kanalında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 14.02.2025, E. 2022/4434, K. 2025/952</strong></p>

<p>Üç yaşındaki çocuk, belediyeye ait oyun parkının içinden geçen açık su kanalına düşerek hayatını kaybetmiştir. Kanalın üzerinin kapatılmadığı, çevresinde koruyucu çit ve uyarı levhası bulunmadığı, suyun ise hızlı aktığı tespit edilmiştir:</p>

<p>“Park içinden su kanalı geçtiği ve su kanalının üzerinin herhangi bir engelle, ızgara veya kapak sistemi ile kapatılmadığı [...] suyun akış hızının süratli olduğu, parkın hali hazır durumu itibariyle tehlike arzettiği...”</p>

<p>Park alanındaki güvenlik eksiklikleri bilirkişi raporunda da açıkça ortaya konulmuştur:</p>

<p>“Su kanalının oyun alanına çok yakın olduğu, çocukların kanala düşmesini engelleyecek hiçbir güvenlik önlemi bulunmadığı, su kanalının üstünün tamamının mazgallar ile kapatılmadığı, uyarı levhasının bulunmadığı...”</p>

<p>Kanalın bütünü üzerindeki sorumluluk başka bir idareye ait olsa dahi, belediye tarafından çocuk oyun parkına dönüştürülen bölümde gerekli önlemleri alma görevinin belediyeye ait olduğu kabul edilmiştir. Belediyenin kanalın üzerini mazgalla kapatmaması, kanala ulaşmayı önleyecek çit yapmaması ve uyarı levhası koymaması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Park içinde kanal üzerinin demir mazgal ile kapatılmasını sağlaması veya kanalın her iki yanına kanala ulaşımı engelleyecek tel çit teşkil etmesi ve bunları da uyarı levhaları ile tamamlaması gerekirken bu hususu ihmal ettiği...”</p>

<p>Bu nedenle çocuğun ölümüyle belediyenin hizmet kusuru arasında nedensellik bağı bulunduğu ve anne ile babanın destekten yoksun kalma zararları için <strong>maddi</strong>, anne, baba ve kardeşlerin yaşadığı elem ve üzüntü için ise <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Ancak Danıştay, belediye ile çocuğu gözetmekle yükümlü kişiler arasındaki kusur oranlarının bilirkişi incelemesine dayanmadan mahkemelerce doğrudan belirlenmesini hukuka uygun bulmamıştır. Ceza yargılamasında belediyenin asli, çocuğu gözeten dedenin ise tali kusurlu bulunması da dikkate alınarak tarafların kusur oranlarının ek bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerektiğine karar verilmiştir:</p>

<p>“Davacılar ve davalı idarenin yaşanan olayın meydana gelmesindeki sorumluluk sebeplerinin tamamının değerlendirildiği dengeli ve hakkaniyete uygun kusur oranlarının belirlendiği ek bilirkişi raporu alınarak yeniden karar verilmesi gerektiği...”</p>

<p><strong>IV. SU, ELEKTRİK VE ÇEVRESEL TEHLİKELER</strong></p>

<p><strong>Yerleşim alanındaki sulama kanalında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 10. Dairesi, 16.10.2025, E. 2022/4668, K. 2025/4561</strong></p>

<p>Dört yaşındaki bir çocuk, yerleşim alanı içinde bulunan sulama kanalına düşerek hayatını kaybetmiştir. Kanal çevresinde insanların yaklaşmasını engelleyecek koruyucu düzenekler ile tehlikeyi bildiren yeterli uyarılar bulunmaması, hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“Yerleşimin olduğu mahallede can ve mal güvenliğinin temini için yeterli önlemlerin alınmadığı, kanalın meskun mahal içerisinde kaldıktan sonra davalı idarelerce çevrede yaşayanlar için risk taşıyan bu kanalla ilgili olarak can güvenliğini sağlayacak biçimde uyarıcı, engelleyici tedbirler alınmasının ilgili idarelerin üstlendikleri kamu hizmetinin doğal sonucu olduğu...”</p>

<p>Kanalı inşa eden ve üzerindeki gözetim yetkisi devam eden <strong>Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü</strong> ile kanalın işletme, bakım ve onarımını devralan <strong>Sulama Birliği</strong> asli sorumlu sayılmıştır. <strong>Belediyenin</strong> ise yerleşim alanı içindeki tehlikeleri denetleme ve halkın can güvenliğini koruma yükümlülüğü nedeniyle tali sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmiştir:</p>

<p>“Zarara neden olan kanalın yapımı, işletimi ve süreç içerisindeki bakım ve onarımında yükümlülükleri bulunan davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile [...] Sulama Birliğinin asli sorumlu oldukları [...] diğer davalı [...] Belediye Başkanlığının ise belediye mücavir alan sınırları içerisinde genel hayata müessir olabilecek faaliyetler nedeniyle genel bir denetim ve gözetim yükümlülüğü bulunduğu için tali sorumluluğu bulunduğu...”</p>

<p>Çocuğun ölümü nedeniyle anne ve babanın uğradığı destek kaybı için <strong>maddi tazminata</strong>, yaşadıkları elem ve ızdırabın giderilmesi için de <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Bununla birlikte, dört yaşındaki çocuğun gözetiminde gerekli özeni göstermeyen anne ve babanın müterafik kusuru, maddi zararın belirlenmesinde dikkate alınmıştır.</p>

<p>Danıştay, manevi tazminatın müterafik kusur oranına göre matematiksel biçimde azaltılamayacağını özellikle belirtmiştir:</p>

<p>“Bu tutarın Mahkemece takdiren belirlenmesi, müterafik kusurdan kaynaklı kusur oranlarına göre bir belirleme yapılmaması gerekmektedir.”</p>

<p><strong>Enerji nakil hattına yaklaşan ağaçların budanmaması ve tesis çevresinin korunmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 07.03.2024, E. 2023/424, K. 2024/1251</strong></p>

<p>On yaşındaki çocuk, belediyenin işlettiği içme suyu kuyusunun yakınındaki ağaca çıkarak çiçek topladığı sırada, ağacın dalları arasından geçen enerji nakil hattına temas etmiş ve elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir.</p>

<p>Olay sırasında tesis çevresindeki çitlerin eskidiği ve alana giriş çıkışı engellemediği; ayrıca ağacın dallarının elektrik hattına güvenli mesafeden fazla yaklaştığı belirlenmiştir. Enerji hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu belediyenin hattı düzenli olarak kontrol etmemesi ve tehlike oluşturan dalları budatmaması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“İçmesuyu trafosuna giden enerji nakil hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu olan davalı tarafın, zaman zaman hatların kontrol ve denetimini yaparak hatta temas eden, tehlike yaratabilecek ağaçların kestirilmesini sağlaması gerekmektedir.”</p>

<p>Kararda, elektrik hattının insanların dikkatsizlik sonucu dahi dokunabileceği bir konumda bulunmaması gerektiği vurgulanmıştır:</p>

<p>“Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki elektrik hattına dokunulması olanaksız olmalıdır.”</p>

<p>Belediyenin kusuru, koruyucu çitlerin işlevsiz kalması ve elektrik hattına yaklaşan dalların güvenli mesafeye göre budanmaması olmak üzere iki temel ihmale dayandırılmıştır:</p>

<p>“Olay sırasında etraftaki çitlerin eskimiş olması, bölgeye giriş çıkışın engellenememesi, içmesuyu trafosunu besleyen enerji nakil hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu davalı idarenin enerji hattına temas eden ağaçları emniyet mesafesine göre budamaması, idarece alınması gereken tedbirlerin noksan olarak yerine getirildiğinin görülmesi nedeniyle [...] idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varıldığı...”</p>

<p>Hayatını kaybeden çocuğa kusur yüklenmemiştir. Buna karşılık anne ve babanın çocuğun gözetiminde gerekli özeni göstermemesi müterafik kusur kabul edilmiş ve <strong>maddi tazminatın</strong> belirlenmesinde dikkate alınmıştır.</p>

<p>Çocuğun desteğinden yoksun kalan anne ve baba lehine <strong>maddi tazminata</strong>; ölüm nedeniyle anne, baba ve kardeşlerin yaşadığı elem ve ızdırap karşılığında ise <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Danıştay, belediyenin hizmet kusuruna ve her iki tazminat türüne ilişkin kararı oybirliğiyle onamıştır.</p>

<p><strong>Çöplükteki patlama riskinin bilinmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması</strong></p>

<p><strong>AİHM Büyük Daire, Öneryıldız/Türkiye, 30.11.2004, B. No. 48939/99</strong></p>

<p>İstanbul Ümraniye’de belediyeler tarafından kullanılan çöplükte biriken metan gazı patlamış; oluşan toprak ve atık kayması gecekonduların üzerine ilerleyerek çok sayıda kişinin ölümüne ve yapıların yıkılmasına neden olmuştur. Başvurucu, olayda dokuz yakınını ve evini kaybetmiştir.</p>

<p>Patlamadan yaklaşık iki yıl önce hazırlanan bilirkişi raporunda çöplüğün teknik standartlara aykırı olduğu ve metan gazı patlamasını önleyecek bir sistem bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. AİHM, idari makamların gerçek ve yakın tehlikeyi bildikleri veya bilmeleri gerektiği sonucuna varmıştır:</p>

<p>“Çeşitli düzeylerdeki Türk makamlarının Ümraniye belediye çöplüğünün yakınlarında yaşayan birçok insan için gerçek ve yakın bir risk bulunduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.”</p>

<p>Buna rağmen çöplüğün güvenli hâle getirilmemesi, gazın kontrollü biçimde boşaltılmasını sağlayacak sistemin kurulmaması ve kurumlar arasında etkili bir denetim ve koordinasyon oluşturulmaması, yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlali sayılmıştır:</p>

<p>“Devlet görevlilerinin bu insanları maruz kaldıkları acil ve bilinen risklerden korumak için hiçbir önlem almamaları sonucu, Ümraniye gecekondu bölgesi sakinlerinin hayatına mal olan [...] kazaya yol açan olaylar dizisinde rol oynamıştır.”</p>

<p>Yapıların ruhsatsız olması, kamu makamlarının sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır. Yetkililerin yapılaşmayı uzun süre fiilen kabul etmesi, bölge sakinlerinden vergi alması ve kamu hizmetlerinden yararlanmalarına izin vermesi karşısında, bütün kusurun gecekondu sakinlerine yüklenemeyeceği kabul edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AİHM, gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 2. maddesinde güvence altına alınan <strong>yaşam hakkının maddi ve usul yönlerinden</strong>, evin yıkılması nedeniyle de <strong>mülkiyet hakkının</strong> ihlal edildiğine karar vermiştir:</p>

<p>“Devlete isnat olunabilecek ağır kusur ile can kayıpları arasında kurulan nedensellik bağı, hiç kuşkusuz başvurucunun evinin yıkılması için de geçerlidir.”</p>

<p>Başvurucunun yakınlarını ve evini kaybetmesi nedeniyle <strong>maddi ve manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Ulusal mahkemece daha önce verilen tazminatın uzun süre ödenmemesi de etkili başvuru hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir:</p>

<p>“Çekilen acı için hükmedilen tazminatın zamanında ödenmesi [...] Sözleşme’nin 13. maddesindeki hukuk yolunun esaslı unsurlarından biri olarak görülmelidir.”</p>

<p><strong>V. YANGIN, AFET VE RİSKLERİN ÖNLENMESİ</strong></p>

<p><strong>İtfaiyenin şehrin en yüksek binasına ulaşabilecek biçimde donatılmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 11. Dairesi, 15.03.1976, E. 1974/964, K. 1976/1015; Danıştay 11. Dairesi, 04.10.1977, E. 1976/11, K. 1977/3377</strong></p>

<p>Belediye, itfaiye teşkilatını şehrin yapılaşma düzenine göre kurmak ve <strong>şehrin en yüksek binasına ulaşabilecek yükseklikte merdivenli araç</strong> bulundurmakla yükümlüdür. İtfaiye araçlarının bakımsız bırakılması, temel müdahale gereçlerinin sağlanmaması ve yüksek katlara erişebilecek donanımın temin edilmemesi hizmet kusuru oluşturur.</p>

<p>Yangın ihbarına rağmen bu eksiklikler veya personelin ihmali nedeniyle zamanında ve etkili müdahalede bulunulamaması sonucunda zararın doğması ya da büyümesi hâlinde belediye; meydana gelen <strong>maddi zararları</strong> ve olayın niteliğine göre <strong>manevi zararları</strong> tazmin etmekle sorumludur.</p>

<p><strong>Yol ve zemin kayması sonucu yapıların araç üzerine yıkılması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 18.03.2011, K. 2011/681</strong></p>

<p>Yol ve zemin kayması sonucunda istinat duvarları ile binalar yıkılmış; düşen yapı parçalarının altında kalan araç kullanılamaz hâle gelmiştir.</p>

<p>Danıştay, idarelerin yürüttüğü kamu hizmetleri ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağı bulunduğunu kabul etmiştir:</p>

<p>“Yol ve yer kayması ve bu nedenle istinat duvarları ile binaların yıkılması olayında davalı idarelerin kamu hizmetleriyle ilgili eylem ve işlemleri ve oluşan zarar arasında illiyet bağının bulunduğu açık...”</p>

<p>Ancak idarelerin ve araç malikinin kusur oranları somut ölçütlere dayalı olarak belirlenmediğinden mevcut inceleme yeterli görülmemiştir. Danıştay; kaymanın doğal ve insan kaynaklı nedenlerinin, yıkılan yapılara verilen ruhsat ve yapı kullanma izinlerinin hukuka uygunluğunun, mücbir sebep veya beklenmeyen hâl bulunup bulunmadığının ve aracın park edilmesini önleyecek tedbirlerin alınıp alınmadığının araştırılmasını istemiştir:</p>

<p>“Meydana gelen yol ve yer kaymasının doğal ve doğal olmayan nedenleri, aracın üzerine yıkılan bloklara verilen ruhsat ve yapı kullanma izin belgelerinin mevzuata uygunluğu, olayla ilgili zorlayıcı nedenler, beklenmeyen durumlar ile aracın park edildiği yerde park edilmesini engelleyici başka tedbir ve önlemlerin alınıp alınmadığı [...] hususlarının göz önünde bulundurulması...”</p>

<p><strong>Ruhsata Aykırı İlave Katları Yıkmayarak Yapının Satın Alınmasına ve Yerleşime Açılmasına Fiilen İmkân Veren Belediyenin Deprem Zararından Sorumluluğu</strong></p>

<p><strong>Danıştay 6. Dairesi, 23.05.2012, K. 2012/2662</strong></p>

<p>Ruhsatlı projesine aykırı biçimde çok sayıda ilave kat yapılan bina hakkında yıkım kararı alınmış; ancak belediye bu kararı uygulamamıştır. Yapının bu hâliyle kullanılmasına ve bağımsız bölümlerin satın alınarak yerleşilmesine fiilen imkân tanınmış, bina daha sonra depremde yıkılmıştır.</p>

<p>Danıştay, belediyenin yalnızca yıkım kararı almakla yetinemeyeceğini, İmar Kanunu uyarınca bu kararı uygulamak ve kaçak yapılaşmayı etkili biçimde denetlemek zorunda olduğunu belirtmiştir:</p>

<p>“Ruhsatlı projesinden çok fazla sayıda ruhsatsız ilave kat yapılan inşaat hakkında davalı idarece yıkım kararı alınmışsa da [...] yıkım kararının gerçekleştirilmediği, davacının bu şekliyle satın aldığı ve yerleşilmesine olanak sağlandığı uyuşmazlık konusu olayda davalı idarenin denetim görevini de içeren idari faaliyetlerini kusurlu olarak işlettiği sonucuna ulaşılmaktadır.”</p>

<p>Depremin zararı doğuran olay olması, belediyenin yapının inşa sürecindeki denetim eksikliğini ve alınan yıkım kararını uygulamamasından kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır:</p>

<p>“Davalı idarenin deprem sonucu yıkılan yapının inşası aşamasında yürütmesi gereken faaliyetlerini gereği gibi yerine getirmemesi sonucu oluşan hizmet kusuru nedeniyle ortaya çıkan zararı tazminle sorumlu bulunduğu...”</p>

<p><strong>VI. BELEDİYE PERSONELİ VE İŞ GÜVENLİĞİ</strong></p>

<p><strong>Memurun kadrosu dışında ambulans şoförü olarak görevlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>Danıştay 5. Dairesi, 16.09.2005, E. 2001/2534, K. 2005/3655</strong></p>

<p>Belediyede teknisyen olarak görev yapan personel, görev alanı dışında ambulans şoförü olarak il dışına hasta nakliyle görevlendirilmiş ve dönüş yolunda meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.</p>

<p>Danıştay, hiçbir memurun sınıfı dışında bir görevde çalıştırılamayacağına ilişkin kuralı esas almış; teknisyen kadrosundaki personelin ambulans şoförü olarak görevlendirilmesini ağır hizmet kusuru saymıştır:</p>

<p>“Anılan şahsın teknisyenlik görevinin dışında kendi görev alanı ve sorumluluğuna girmeyecek şekilde ambulans şoförü olarak görev yaptığı il dışında [...] hasta nakli amacıyla görevlendirilmiş bulunması karşısında, davalı idarenin bu görevlendirme ile ağır hizmet kusuru işlediği ve bu işleminden doğan zararı tazminle yükümlü olduğu kuşkusuzdur.”</p>

<p>Personelin daha önce de şoför olarak çalışmış olması ve bu görevlendirmelere itiraz etmemesi, belediyenin hukuka aykırı görevlendirmeden doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır.</p>

<p>Ölüm nedeniyle eş ve çocukların destekten yoksun kalması <strong>maddi</strong>, eş ve babalarını kaybetmeleri nedeniyle yaşadıkları elem ve üzüntü ise <strong>manevi zarar</strong> olarak kabul edilmiştir:</p>

<p>“Davacıların idarenin ağır hizmet kusuru sonucu yaşadıkları ölüm olayı nedeniyle eş ve babadan yoksun kalmak suretiyle manevi zarara da uğradıkları açıktır.”</p>

<p><strong>Çöp konteynerinin vinçle kaldırılması sırasında iş güvenliği önlemlerinin alınmaması</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 08.04.2021, E. 2016/14819, K. 2021/2182</strong></p>

<p>Belediyenin temizlik işlerinde çalışan kişi, arızalı çöp konteynerinin vinçle kaldırılması sırasında konteynerin aparatından ayrılarak ayağına düşmesi sonucu sürekli iş gücü kaybına uğramıştır.</p>

<p>Belediyenin çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermemesi, görev tanımlarını belirlememesi, kaldırma ekipmanlarının periyodik muayenesini yaptırmaması, kullanım talimatlarını hazırlamaması ve yeterli ehliyete sahip olmayan personel çalıştırması hizmet kusuru sayılmıştır:</p>

<p>“Davalı Avcılar Belediye Başkanlığı’nın işveren olarak davacının iş sağlığı güvenliği eğitimlerini vermemesi, görev tanımlarını yapmaması, kaldırma ekipmanlarının periyodik muayenesinin yapılmaması, ilgili iş ekipmanları için talimat hazırlamaması ve ehliyeti yeterli olmayan bir personel çalıştırması nedeniyle asli olarak [...] sorumlu olduğu...”</p>

<p>Vinç operatörünün eksik ekipmanla çalışmayı sürdürmesi nedeniyle kendisine yüklenen kusurun da belediyeden bağımsız değerlendirilemeyeceği kabul edilmiştir:</p>

<p>“Vinç operatörünün kamu görevini yürüttüğü esnada, göreviyle ilgili hizmetin araç ve olanaklarını kullanarak iş güvenliği kurallarına aykırı hareket etmek suretiyle yaptığı kusurlu hareketin davalı idarenin kusur sorumluluğundan bağımsız düşünülemeyeceği...”</p>

<p>Buna göre belediye, hem hizmetin örgütlenmesindeki eksikliklerden hem de görevin yürütülmesi sırasında personelin işlediği kusurdan sorumlu tutulmuştur. Buna karşılık davacının çalışma sırasında bulunmaması gereken yerde durması ve iş güvenliği kurallarına uymaması müterafik kusur kabul edilmiştir.</p>

<p>Sürekli iş gücü kaybı nedeniyle <strong>maddi</strong>, kazanın davacının sosyal yaşamında doğuracağı kalıcı etkiler nedeniyle de <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir. Danıştay manevi tazminat kararını onamış; maddi zararın net kazanç üzerinden yeniden hesaplanması ve belediyenin sorumluluk oranına vinç operatörünün kusurunun da eklenmesi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminata ilişkin kısmı bozmuştur.</p>

<p><strong>VII. NÜFUS VE MEDENİ HÂL HİZMETLERİ</strong></p>

<p><strong>Kısıtlı kişinin yasal temsilcisinin izni alınmadan evlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>Danıştay 8. Dairesi, 17.10.2024, E. 2021/1422, K. 2024/5411</strong></p>

<p>Hapis cezası nedeniyle vesayet altında bulunan kişinin kısıtlılığı nüfus kayıtlarında yer almasına rağmen belediye, gerekli kontrolü yapmadan evlenme ehliyet belgesi düzenlemiş ve yasal temsilcisinin yazılı izni olmaksızın evlenmesine izin vermiştir.</p>

<p>Mahkeme, belediyenin evlenme başvurusu sırasında yerine getirmesi gereken inceleme ve denetim görevini gereği gibi yapmamasını <strong>hizmet kusuru</strong> saymıştır:</p>

<p>“Davalı idarece evlenme talebine dair beyannamenin verilmesi üzerine kontrol ve denetim görevinin gereği gibi yerine getirilmediği, [...] kısıtlı olduğu ve evlenebilmesi için yasal temsilcisinin izni gerektiği hususu dikkate alınmaksızın evlenme ehliyet belgesi düzenlendiği, bu nedenle olayda davalı belediyenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varıldığı...”</p>

<p>Kısıtlılık durumunu bilmeyen kişinin, hukuken gerekli koşullar yerine getirilmeden yapılan evlilik nedeniyle manevi olarak yıprandığı kabul edilmiş ve <strong>manevi tazminata</strong> hükmedilmiştir:</p>

<p>“Yasal temsilcisinin izni olmaksızın evlenmesine müsaade edildiği, [...] kısıtlı olduğunu bilmeyen davacının da yaşanan olaylar nedeniyle manevi olarak yıprandığı dikkate alındığında, davacının bu olay nedeniyle duyduğu üzüntüyü kısmen de olsa gidermek için manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği...”</p>

<p>Buna karşılık, evlilik süresince yapılan harcamalar, eşin borçları ve davacı hakkında başlatılan icra takipleri ile belediyenin hatalı işlemi arasında yeterli nedensellik bağı bulunmadığından <strong>maddi tazminat istemi reddedilmiştir</strong>:</p>

<p>“Söz konusu harcama ve giderler ile idarenin hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddi gerektiği...”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-hizmet-kusuru-nedeniyle-tazminat-odemesi-gereken-durumlar-1</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 17:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/terazi/istihkak-davasi-1.jpeg" type="image/jpeg" length="74921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. YARGI PAKETİ İLE IBAN KULLANDIRANLARA CEZA İNDİRİMİ DÜZENLEMESİ: KAPSAMI, ŞARTLARI VE UYGULAMADAKİ MUHTEMEL SORUNLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-iban-kullandiranlara-ceza-indirimi-duzenlemesi-kapsami-sartlari-ve-uygulamadaki-muhtemel-sorunlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-iban-kullandiranlara-ceza-indirimi-duzenlemesi-kapsami-sartlari-ve-uygulamadaki-muhtemel-sorunlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte dolandırıcılık suçlarının işleniş yöntemleri de önemli ölçüde değişmiştir. Özellikle internet üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık olaylarında suçtan elde edilen paralar, çoğu zaman doğrudan faillerin hesaplarına değil, üçüncü kişilere ait banka hesaplarına aktarılmaktadır. Böylece suç gelirinin izinin kaybettirilmesi ve gerçek faillerin tespitinin güçleştirilmesi amaçlanmaktadır.</p>

<p>Bu yöntem, uygulamada yeni bir hukuki tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Dolandırıcılık organizasyonunu kuran, mağdurlarla iletişim kuran ve suçtan asıl menfaati sağlayan kişiler ile yalnızca banka hesabını veya IBAN bilgisini kullandıran kişilerin aynı suç kapsamında benzer yaptırımlarla karşı karşıya kalması, ceza adaleti bakımından eleştirilere neden olmuştur.</p>

<p>Bu eleştiriler doğrultusunda, kamuoyunda "IBAN düzenlemesi" olarak bilinen değişiklik <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">12. Yargı Paketi</span></a></strong> ile kabul edilmiş ve Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesine yeni bir hüküm eklenmiştir. Düzenleme, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde, suça katkısı yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişiler bakımından cezanın yarı oranında indirilmesini öngörmektedir.</p>

<p>Ancak bu değişiklik, kamuoyunda zaman zaman ifade edildiği gibi hesabını kullandıran herkes için otomatik bir ceza indirimi veya fiilî bir af anlamına gelmemektedir. Aksine, uygulanabilmesi belirli şartlara bağlı olan özel bir ceza hukuku düzenlemesidir.</p>

<p>Bu makalede; yeni hükmün amacı, kapsamı, uygulanma şartları, devam eden ve kesinleşmiş davalara etkisi ile uygulamada ortaya çıkabilecek hukuki sorunlar ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde incelenecektir.</p>

<p><strong>I. Düzenlemeyi Gerekli Kılan Uygulama Sorunu</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçlarında banka hesaplarının üçüncü kişiler adına açılması veya mevcut hesapların çeşitli vaatlerle kullanılması yeni bir olgu değildir. Ancak özellikle son yıllarda internet bankacılığı ve elektronik para sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bu yöntem çok daha sık kullanılmaya başlanmıştır.</p>

<p>Suç örgütleri; iş vaadi, komisyon karşılığı hesap kiralama, yatırım ortaklığı, e-ticaret hesabı açılması, şirket hesabı kullanılması gibi gerekçelerle kişileri banka hesaplarını kullandırmaya ikna edebilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dolandırıcılık sonucunda elde edilen paranın ilk ulaştığı kişi ise çoğu zaman hesabın sahibi olmaktadır. Bu nedenle soruşturmalarda ilk şüpheli de çoğunlukla hesap sahibi olmaktadır. Buna karşılık dolandırıcılık suçunun ana figürü/figürleri ise kendilerini suçtan kurtarabilmektedir. Uygulamada çoğunlukla bu kişilere ulaşılamamaktadır.</p>

<p>İşte tartışma tam bu noktada başlamaktadır.</p>

<p>Hesabına para gelen herkes, gerçekten dolandırıcılık suçunun faili veya iştirakçisi midir? Yoksa bazı kişiler yalnızca suç örgütleri tarafından kullanılan araç konumunda mıdır? <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi</a> ile yapılan değişiklik, esasen bu soruya verilen kanuni cevaptır.</p>

<p><strong>II. Yeni Düzenleme Ne Getirdi?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi </a>ile TCK'nın 158. maddesine eklenen hüküm, dolandırıcılık suçuna iştirak eden herkes için değil; suça katkısı yalnızca banka hesabını, ödeme aracını veya bunlara ilişkin bilgileri kullandırmakla sınırlı kalan kişiler bakımından özel bir ceza indirimi öngörmektedir.</p>

<p>Düzenlemenin temel amacı, ceza sorumluluğunu failin suç içindeki rolüyle daha uyumlu hâle getirmektir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, suç organizasyonunu kuran ve yöneten kişi ile yalnızca hesabını kullandıran kişinin aynı ölçüde cezalandırılmasının önüne geçilmek istenmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım, ceza hukukunun kusur, orantılılık ve cezanın şahsiliği ilkeleriyle de uyumludur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta bulunmaktadır. Kanun, hesabını kullandıran herkes hakkında cezanın otomatik olarak indirileceğini kabul etmemektedir.</p>

<p>Mahkemenin öncelikle; sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediğini, iştirakinin yalnızca hesabını kullandırmaktan ibaret olup olmadığını, bunun karşılığında haksız menfaat sağlayıp sağlamadığını somut delillerle belirlemesi gerekmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla yeni hüküm, her olayda kendiliğinden uygulanacak genel bir indirim nedeni değildir.</p>

<p><strong>III. Ceza İndirimi Kimler Hakkında Uygulanacaktır?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi</a> ile getirilen düzenlemenin en çok tartışılacak yönü, hangi kişilerin bu hükümden yararlanabileceğinin belirlenmesidir.</p>

<p>Kanun metni ilk bakışta açık görünmekle birlikte, uygulamada her dosyanın özelliklerine göre farklı değerlendirmeler yapılması kaçınılmazdır. Çünkü ceza indiriminin uygulanabilmesi yalnızca banka hesabının kullanılmış olmasına değil, sanığın suç içerisindeki rolüne bağlıdır. Bu nedenle yeni hükmün uygulanabilmesi için öncelikle sanığın dolandırıcılık suçundaki katkısının doğru tespit edilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. İndirimin Uygulanabileceği Hâller</strong></p>

<p>Kanunun korumayı amaçladığı kişi profili, suç organizasyonunun asli faili olmayan; katkısı yalnızca banka hesabını, IBAN bilgisini veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişidir.</p>

<p>Örneğin; banka hesabını başkasının kullanımına bırakan, banka kartını teslim eden, IBAN bilgisini para karşılığında paylaşan, ödeme hesabının kullanılmasına izin veren ancak bunun dışında dolandırıcılık planının hazırlanmasına veya icrasına katılmayan kişi hakkında diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde ceza yarı oranında indirilebilecektir.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken husus, kişinin eyleminin yalnızca hesap kullandırmakla sınırlı olmasıdır.</p>

<p><strong>B. İndirimin Uygulanamayacağı Hâller</strong></p>

<p>Buna karşılık sanığın suç organizasyonu içerisinde daha aktif bir rol üstlenmesi durumunda artık bu hükümden yararlanması mümkün olmayacaktır. Örneğin sanık, mağdurlarla doğrudan iletişim kurmuşsa, sahte internet sitesi veya sosyal medya hesabı oluşturmuşsa, dolandırıcılık görüşmelerini yürütmüşse, suçtan elde edilen paraları farklı hesaplara aktarmışsa, ATM'den paraları çekmişse, başka kişilere ait banka hesaplarını temin etmişse, suç gelirinin paylaşılmasını organize etmişse, artık katkısının yalnızca banka hesabını kullandırmakla sınırlı olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu durumda yeni düzenleme uygulanmayacak, genel iştirak hükümleri çerçevesinde ceza belirlenecektir.</p>

<p><strong>C. Ceza İndirimi ile Beraat Birbirine Karıştırılmamalıdır</strong></p>

<p>Kanaatimce yeni düzenleme bakımından en önemli husus budur.</p>

<p>Uygulamada birçok dosyada savunmanın doğrudan ceza indirimi üzerine kurulması düşünülebilir. Oysa bu yaklaşım her zaman doğru değildir. Çünkü bazı dosyalarda tartışılması gereken husus, cezanın ne kadar indirileceği değil, dolandırıcılık suçunun sanık bakımından oluşup oluşmadığıdır.</p>

<p>Örneğin; hesabını iş vaadiyle paylaşan, hesabının dolandırıcılıkta kullanılacağını bilmeyen, banka kartını aldatılarak teslim eden, hesabını geçici bir ticari işlem için kullandırdığını düşünen kişinin suç işleme kastı bulunmayabilir.</p>

<p>Bu durumda hukuki tartışma, TCK'nın 158. maddesindeki ceza indirimi değil, suçun manevi unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği olmalıdır. Başka bir ifadeyle, beraat edilmesi gereken bir dosyada ceza indirimi talep edilmesi, savunmanın hukuki eksenini yanlış belirlemek anlamına gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle savunma sıralaması kanaatimce şu şekilde olmalıdır:</p>

<p>1. Öncelikle sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediği değerlendirilmelidir.</p>

<p>2. İştirak ettiği sonucuna varılırsa, bu iştirakin yalnızca banka hesabını kullandırmakla sınırlı olup olmadığı incelenmelidir.</p>

<p>3. Bu şartlar gerçekleşiyorsa yeni düzenleme kapsamında ceza indirimi uygulanmalıdır.</p>

<p>Bu yaklaşım hem ceza hukukunun sistematiğine hem de yeni düzenlemenin amacına daha uygun görünmektedir.</p>

<p><strong>D. Mahkeme Hangi Ölçütleri Esas Alacaktır?</strong></p>

<p>Yeni düzenlemenin uygulanmasında belirleyici olacak husus, hesap sahibinin gerçek rolünün dosya kapsamındaki delillerle ortaya konulmasıdır.</p>

<p>Bu kapsamda mahkeme, banka hesap hareketlerini, para transfer zincirini, HTS ve baz kayıtlarını, dijital materyalleri, mesajlaşma içeriklerini, kamera görüntülerini, tanık beyanlarını, sanığın elde ettiği ekonomik menfaati birlikte değerlendirerek sanığın yalnızca hesap kullandıran kişi mi, yoksa dolandırıcılık organizasyonunun aktif bir üyesi mi olduğuna karar verecektir.</p>

<p>Bu nedenle aynı suç isnadıyla yargılanan iki sanık hakkında farklı sonuçlara ulaşılması mümkündür. Bir sanık yeni düzenlemeden yararlanabilirken, diğerinin suç içindeki aktif rolü nedeniyle bu imkândan yararlanamaması tamamen dosyadaki delillerin değerlendirilmesine bağlı olacaktır.</p>

<p><strong>IV. Yeni Düzenlemenin Devam Eden Davalara ve Kesinleşmiş Hükümlere Etkisi</strong></p>

<p>Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri, sanık lehine olan kanunun geçmişe uygulanmasıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinde de bu ilke açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren kanun fail lehine hükümler içeriyorsa, lehe olan hükmün uygulanması gerekir. Bu nedenle 12. Yargı Paketi ile getirilen düzenleme yalnızca yürürlüğe girdikten sonra açılacak davaları değil, belirli şartlar altında devam eden yargılamaları ve kesinleşmiş mahkûmiyetleri de etkileyebilecektir.</p>

<p><strong>A. Soruşturma ve Kovuşturma Aşamasındaki Dosyalar</strong></p>

<p>Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte henüz kesin hükümle sonuçlanmamış dosyalarda mahkemelerin yeni düzenlemeyi resen dikkate alması gerekir. Ancak burada önemli olan husus, yeni hükmün otomatik olarak uygulanacak olması değil, öncelikle somut olayın bu hükmün kapsamına girip girmediğinin belirlenmesidir.</p>

<p>Mahkeme, sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediğini, iştirakinin yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı olup olmadığını, bunun karşılığında haksız menfaat elde edip etmediğini, dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde değerlendirecektir.</p>

<p>Dolayısıyla yeni düzenleme, delil değerlendirmesini ortadan kaldıran değil, delil değerlendirmesinden sonra uygulanabilecek özel bir indirim sebebidir.</p>

<p><strong>B. İstinaf ve Temyiz İncelemesindeki Dosyalar</strong></p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay incelemesinde bulunması da yeni düzenlemenin uygulanmasına engel değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 Sayılı Yasanın</a> Geçici 1.Maddesinin 6.fıkrasına göre; Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.</p>

<p><strong>C. Kesinleşmiş Mahkûmiyetler</strong></p>

<p>Uygulamada en çok sorulan sorulardan biri de şudur: "Cezam kesinleşti. Bu düzenlemeden yine de yararlanabilir miyim?"</p>

<p>Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.</p>

<p>Eğer kesinleşen mahkûmiyet, yeni düzenleme kapsamına giriyorsa, hükümlü lehine olan kanun değişikliği nedeniyle uyarlama yargılaması yapılması gündeme gelebilir.</p>

<p>Ancak bu değerlendirme otomatik olarak yapılmayacaktır. Mahkeme öncelikle önceki mahkûmiyet kararındaki maddi vakıaları inceleyecek ve hükümlünün suç içindeki rolünün gerçekten yalnızca banka hesabını kullandırmaktan ibaret olup olmadığını değerlendirecektir. Dolayısıyla her kesinleşmiş mahkûmiyet bakımından aynı sonuca ulaşılması mümkün değildir.</p>

<p><strong>D. Uyarlama Yargılamasında İncelenecek Hususlar</strong></p>

<p>Uyarlama yargılamasında mahkemenin inceleyeceği temel konu, hükümlünün suç organizasyonundaki gerçek konumudur.</p>

<p>Bu kapsamda özellikle şu hususlar önem kazanacaktır: Hükümlü mağdurlarla doğrudan iletişim kurmuş mudur? Suç planının hazırlanmasına katılmış mıdır? Paraların çekilmesi veya aktarılmasında görev almış mıdır? Suçtan düzenli bir kazanç elde etmiş midir? Yoksa eylemi yalnızca hesabını kullandırmaktan mı ibarettir?</p>

<p>Bu soruların cevabı, yeni hükmün uygulanıp uygulanmayacağını belirleyecektir.</p>

<p><strong>E. İnfaz Aşamasındaki Hükümlüler Bakımından</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi </a>yalnızca ceza indirimi düzenlemesi getirmemiş; infaz aşamasındaki bazı hükümlüler bakımından da önemli bir imkân tanımıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 Sayılı Yasanın Geçici</a> 1.Maddesinin 7.fıkrasına göre Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.</p>

<p>Bu düzenleme, özellikle infaz aşamasında bulunan kişiler açısından önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Ancak burada da her hükümlünün otomatik olarak bu imkândan yararlanacağı düşünülmemelidir. Kanunda öngörülen şartların eksiksiz şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmiş olması tek başına hiçbir dosyanın sonucunu değiştirmez. Asıl belirleyici olan, somut olayın yeni hükmün kapsamına girip girmediğidir. Bu nedenle gerek devam eden davalarda gerekse kesinleşmiş mahkûmiyetlerde yapılması gereken ilk iş, dosyanın yeni düzenleme açısından ayrıntılı biçimde analiz edilmesidir.</p>

<p>Kanaatimce uygulamada en önemli hata, yalnızca kanun değişikliğine güvenilerek bütün dosyaların aynı sonuca ulaşacağının düşünülmesidir. Oysa ceza hukukunda belirleyici olan, kanun metninden önce somut olayın özellikleri ve dosyadaki delillerdir.</p>

<p><strong>F-Savunma Bakımından Doğru Yaklaşım</strong></p>

<p>Kanaatimizce bu düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonra savunma stratejisinde yapılması gereken en önemli değişiklik, dosyanın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesidir.</p>

<p>Savunma, yalnızca "hesabını kullandırdı" olgusuna dayanılarak kurulamaz. Öncelikle şu hususlar ayrıntılı biçimde incelenmelidir: Sanığın kastı var mıdır? Suçtan haberdar mıdır? Suçtan ekonomik menfaat elde etmiş midir? Dolandırıcılık organizasyonuyla organik bir bağlantısı bulunmakta mıdır? Eylemi gerçekten yalnızca hesap kullandırmakla mı sınırlıdır?</p>

<p>Bu soruların cevabı verilmeden yapılacak her savunma eksik kalacaktır.</p>

<p>Kanaatimizce yeni düzenlemenin başarılı uygulanabilmesi de ancak bu sistematik yaklaşımın benimsenmesiyle mümkündür.</p>

<p><strong>V. Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12.Yargı Paketi</a> ile Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinde yapılan değişiklik, son yıllarda dolandırıcılık suçlarında uygulamada yaşanan önemli bir soruna çözüm üretmeyi amaçlamaktadır. Özellikle suç organizasyonunu kuran ve yöneten kişiler ile suça katkısı yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişilerin aynı ölçüde cezalandırılmasının önüne geçilmek istenmiştir.</p>

<p>Bu yönüyle düzenlemenin, ceza hukukunun kusur ilkesi, cezanın şahsiliği ve orantılılık ilkeleriyle uyumlu bir yaklaşım benimsediği söylenebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, düzenlemenin uygulamadaki başarısı kanun metninden çok, mahkemelerin somut olay değerlendirmesine bağlı olacaktır. Çünkü yeni hüküm, hesabını kullandıran herkes hakkında otomatik olarak uygulanabilecek genel bir ceza indirimi getirmemektedir. Her olayda öncelikle sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediği, iştirak etmişse bunun kapsamı ve suç içindeki gerçek rolü ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Kanaatimizce uygulamada özellikle şu iki husus büyük önem taşıyacaktır.</p>

<p>İlki, hesap sahipliği ile suç ortaklığının birbirine karıştırılmamasıdır. Bir banka hesabının suçta kullanılmış olması, tek başına hesap sahibinin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğini göstermez. Mahkûmiyet kararı verilebilmesi için, sanığın suç kastı ve suça katkısı her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalıdır.</p>

<p>İkincisi ise, ceza indirimi ile beraat sebeplerinin birbirinden ayrılmasıdır. Eğer dosya kapsamındaki deliller sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak kastının bulunmadığını gösteriyorsa, artık tartışılması gereken konu ceza indirimi değil, beraat kararı verilmesidir. Buna karşılık iştirakin varlığı sabit olmakla birlikte eylem yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalıyorsa, bu durumda yeni düzenleme kapsamında ceza indirimi gündeme gelebilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak,<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 12. Yargı Paketi </a>ile getirilen düzenleme ne bir af niteliğindedir ne de hesabını kullandıran herkes için otomatik bir ceza indirimi öngörmektedir. Kanun gerekçesine bakıldığında düzenlemenin amacı, ceza sorumluluğunu failin suç içindeki gerçek katkısıyla orantılı hâle getirmektir. Bu amaca ulaşılabilmesi ise ancak her dosyanın kendi maddi vakıaları ve delilleri çerçevesinde, ceza muhakemesinin temel ilkelerine bağlı kalınarak değerlendirilmesiyle mümkün olacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ile-iban-kullandiranlara-ceza-indirimi-duzenlemesi-kapsami-sartlari-ve-uygulamadaki-muhtemel-sorunlar-1</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/banka-kredi-karti-iban.jpg" type="image/jpeg" length="68304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Ender Ceylan vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ender-ceylan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ender-ceylan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Ender Ceylan (12976) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. ENDER CEYLAN (12976) VEFAT ETMİŞTİR.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12.02.1997 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Ender CEYLAN (12976) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 01.08.2026 Cumartesi günü (bugün) saat 18.00’de Siirt ili Kurtalan ilçesi Gökdoğan köyünde defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/ender-ceylan.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ender-ceylan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/ender-ceylan-1.jpg" type="image/jpeg" length="60577"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80007"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17478"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77253"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72853"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14088"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="17914"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="32504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="40991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="74616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="68637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="78497"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="55033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="10209"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="40726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="11248"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
