<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 16 Sep 2026 16:53:40 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜKETİCİ MAHKEMELERİNDE ASGARİ MİKTAR BELİRTİLEREK AÇILAN DAVALARDA TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE BAŞVURU ZORUNLULUĞU TALEP ARTIRIMI İLE AŞILABİLİR Mİ ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tuketici-mahkemelerinde-asgari-miktar-belirtilerek-acilan-davalarda-tuketici-hakem-heyetine-basvuru-zorunlulugu-talep-artirimi-ile-asilabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tuketici-mahkemelerinde-asgari-miktar-belirtilerek-acilan-davalarda-tuketici-hakem-heyetine-basvuru-zorunlulugu-talep-artirimi-ile-asilabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığının internet sitesinde yayınlanan istatistiklere göre 2025 yılında 01 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuru sayısı 907.515, verilen karar sayısı ise 849.143. Tüketici mahkemelerinde açılan dava sayısını ise buna ilişkin elimizde net bir ver...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığının internet sitesinde yayınlanan istatistiklere göre 2025 yılında 01 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuru sayısı 907.515, verilen karar sayısı ise 849.143. Tüketici mahkemelerinde açılan dava sayısını ise buna ilişkin elimizde net bir veri olmadığı için bilemiyoruz. Ancak Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuru sayısı ile karşılaştırıldığında bu sayının çok küçük kalacağı kesin. Bunun nedeni ise Tüketici Hakem Heyetine başvuruda parasal sınırların çok yüksek olmasıdır. 2025 yılında 149.000 TL olan parasal sınır 2026 yılında 186.000 TL’ye arttırıldı. Yani 186.000 TL’ye kadar olan uyuşmazlıklar için Tüketici Hakem Heyetine, 186.000 TL’nin üzerindeki uyuşmazlıklar içinse Tüketici Mahkemelerine başvurmak zorunludur.</p>

<p>Tüketici Hakem Heyetine bu kadar fazla başvuru yapılması, Tüketici Hakem Heyetlerinin bu kadar çok başvuruda karar vermesi, 186.000 TL gibi yüksek miktardaki uyuşmazlığın hakim kararı ile değil de Tüketici Hakem Heyetinin vereceği kararla sonuçlandırılmasının hukuki boyutu uzun zamandır tartışılmaktadır. Bunun nedeni ise 5 üyesi bulunan hakem heyetinin üyelerinin illerde Ticaret İl müdürü ya da görevlendireceği bir memur (ilçelerde kaymakam ya da görevlendireceği bir memur), belediye tarafından görevlendirilen bir üye, baro tarafından görevlendirilen bir üye, tüketici örgütlerinin kendi aralarında seçeceği bir üye, Ticaret Odası ya da Esnaf ve Sanaatkar Odası tarafından seçilecek bir üyeden oluşmasıdır. Görüleceği üzere miktar ve değeri son derece yüksek uyuşmazlıkların çözüm yeri olan Tüketici Hakem Heyetlerinin üyeleri yargı mensubu olmayan kişilerden oluşmaktadır. Kaldı ki uyuşmazlığın hukuki boyutunun yalnızca parasal ölçütlerle değerlendirilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, yargı mensubu olmayan kişilerden oluşan kurullar aracılığıyla hukuki uyuşmazlıkların çözümlenmesi, adil yargılanma ilkesi bakımından tartışılması gereken önemli bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bu konu çok daha kapsamlı olarak ele alınması gereken bir husus olup yazımız <strong>Tüketici Mahkemelerinde asgari miktar belirtilerek açılan davalarda Tüketici Hakem heyetine başvuru zorunluluğunun talep artırımı ile aşılıp aşılamayacağı </strong> olduğu için Tüketici Hakem Heyetinin yapısal sorunlarına ve bunun hukuki boyutuna ilişkin tartışmayı burada noktalıyoruz.</p>

<p><strong>Tüketici Hakem Heyeti ile Tüketici Mahkemesi Arasındaki Görev Ayrımı Nasıl Belirlenir ?</strong></p>

<p>Her ne kadar teknik anlamda Tüketici hakem heyetleri ile Tüketici Mahkemeleri arasındaki ilişki <strong>Tüketici Mahkemesinde dava açılabilmesi için tüketilmesi zorunlu olan bir özel dava şartı ilişkisi olsa da g</strong>erek mevzuatta gerekse Yargıtay içtihatlarında sıklıkla <i>"Tüketici Hakem Heyetinin görev sınırı"</i> veya <i>"görev alanı"</i> tabirleri kullanıldığında biz de başlıkta görev tabirini kullanmayı tercih ettik.</p>

<p>Tüketici hakem heyetleri ile tüketici mahkemeleri arasındaki görev ayrımı öncelikli olarak uyuşmazlığın parasal değerine göre belirlenmektedir. Kanun koyucu, belli bir miktarın altında kalan uyuşmazlıklar bakımından tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu bir dava şartı olarak öngörmüştür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231365-e-20233074-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2023 tarihli, 2023/1365 Esas ve 2023/3074 Karar sayılı kararı</a>nda belirtildiği üzere: <i>"Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak, aynı zamanda da tüketici mahkemelerinin … yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuş"</i> olup, kanun koyucunun düzenlemesi şu şekildedir: "Kanun koyucu Tüketici Hakem Heyetlerinin atıl duruma düşmesi engellenmek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır."</p>

<p>Bu zorunluluk ve tercih hakkının bulunmadığı hususu <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172214-e-2021711-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2021 tarihli, 2017/2214 Esas ve 2021/711 Karar sayılı ilamı</a>nda da aynen vurgulanmıştır: <i>"Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır"</i></p>

<p>Görevli merciin tayininde dava ve başvuru tarihi esas alınmaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017614-e-2021232-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.03.2021 tarihli, 2017/614 Esas ve 2021/232 Karar sayılı ilamı</a>nda, <i>"Kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır" ilkesi yinelenerek, "Görevli tüketici hakem heyetinin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır" kuralı ortaya konulmuş ve "Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; 2.500,00TL’ye ilişkin uyuşmazlığın miktar itibari ile tüketici sorunları hakem heyetinin görev sınırı dâhilinde kaldığının kabulü gerekir"</i> denilerek dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret gerekliliği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>Tüketici Mahkemelerinde Asgari Miktar Belirtilerek Açılan Davalarda Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Zorunluluğu Talep Artırımı/Islah İle Aşılabilir Mi ?</strong></p>

<p>Tüketici Hakem Heyeti ile Tüketici Mahkemesi Arasındaki görev sorunu tam da burada ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki : Asgari bir miktar belirtilerek açılan davalarda ıslah ya da talep arttırım yoluna başvurulabilmektedir. Ancak asgari olarak belirtilen miktar Tüketici Hakem Heyetinin parasal sınırına giriyorsa yani Tüketici Mahkemesinin parasal sınırının altında kalıyorsa ya da talep / dava konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise asgari miktar belirtilerek açılan davada Tüketici Mahkemesi görevli hale gelir mi ? Örnek verecek olursak aldığımız ayıplı üründe ayıp oranında indirim talep edeceğiz ancak ayıp miktarını bilmemiz mümkün değil. 10.000 TL olarak açtığımız davada bilirkişi tarafından bulunan bedel 2026 tarihi itibariyle 200.000 TL ise yani Tüketici Hakem Heyetinin parasal sınırını aşıyorsa bu durumda Tüketici Mahkemesinde açtığımız davada görev sorununu aşmış olur muyuz ? Güncel Yargıtay kararlarına göre aşmış olmayız ve bu davaya Tüketici Mahkemesi bakamaz. Yani her ne kadar alacak miktarını başlangıçta belirlememiz mümkün değil ve bu nedenle asgari olarak bir miktar belirterek dava açsak da burada asgari olarak belirlediğimiz miktar hakem heyeti parasal sınırı olarak değerlendirilmektedir. Asgari olarak belirlediğimiz miktar Tüketici Hakem Heyeti sınırındaysa Tüketici Hakem Heyetine, sınırın üzerindeyse yani Tüketici Mahkemesinin sınırına giriyorsa Tüketici Mahkemesinde dava açmak zorundayız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulu'nun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı kararı</a>nda, talep sonucunun asgari miktarının hakem heyeti sınırında kaldığı durumlara ilişkin açık ilke benimsenmiştir:</p>

<p><i>"Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır."</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233525-e-ve-20233663-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 09.09.2024 tarihli ve 2023/3525 E., 2024/2105 K. ile 22.01.2024 tarihli ve 2023/3663 E., 2024/279 K.</a>: Her iki kararda da <i>"tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar 6502 sayılı Kanun'un 68 inci, ilgili Yönetmelik’in 6 ncı maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun Kanun'un amacına uygun şekilde öncelikle Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde yapılması gerektiği"</i> ve aksi uygulamanın kanun koyucunun amacını zedeleyeceği açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255221-e-20262400-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 22.04.2026 tarihli ve 2025/5221 E., 2026/2400 K.</a>: Kararda, <i>"<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı</a> ile <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172234-e-2021830-k-sayili-karari" rel="dofollow">24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilaml</a>arında belirtildiği üzere tüketicinin gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse Tüketici Hakem Heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorunda olduğu" vurgulanmış; tüketicinin dava değerini hakem heyeti sınırı dâhilinde göstermesi sebebiyle "davacının dava değerini fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL olarak belirlediği belirsiz alacak davasında, Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılmadan doğrudan dava açılmış olduğunun bu nedenle dava şartı yokluğu nedeni ile davanın reddedilmesinin yerinde olduğunun anlaşılmasına göre"</i> hüküm kurulmuştur.</p>

<p>31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış derdest davalarda belirsiz alacak nitelendirmesi korunmakta olup yargı kararlarında geçen belirsiz alacak ifadeleri kararların tesis edildiği tarihteki hukuki durumu yansıtmaktadır. Ancak Hukuk Genel Kurulu ve daire içtihatlarında vurgulanan temel ilke uyarınca, ister belirsiz alacak ister kısmi dava olarak açılsın, dava dilekçesinde gösterilen asgari/kısmi miktar Tüketici Hakem Heyetinin görev sınırı dâhilindeyse öncelikle Tüketici Hakem Heyetine başvurulması zorunludur.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Başlangıçta talep edilen ve dilekçede gösterilen asgari miktar Tüketici Hakem Heyetinin parasal sınırları içinde kalıyorsa, doğrudan Tüketici Mahkemesinde dava açılamaz.</p>

<p>- Sonradan ıslah veya talep artırımı yoluyla miktarın Tüketici Mahkemesinin görev sınırına çıkarılacak olması, dava açılışı sırasında Tüketici Hakem Heyetine başvurma zorunluluğunu ve bu zorunluluğun oluşturduğu dava şartını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>- Bu şekilde doğrudan Tüketici Mahkemesinde açılan davaların, mahkemece işin esasına girilmeksizin dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddedilmesi gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nazif-sunca" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nazif SUNCA"><img alt="Av. Nazif SUNCA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/10/nazif-sunca-2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nazif-sunca" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nazif SUNCA">Av. Nazif SUNCA</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tuketici-mahkemelerinde-asgari-miktar-belirtilerek-acilan-davalarda-tuketici-hakem-heyetine-basvuru-zorunlulugu-talep-artirimi-ile-asilabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="80441"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2234 E., 2021/830 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172234-e-2021830-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172234-e-2021830-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarihli ve 2017/2234 E., 2021/830 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/2234 E., 2021/830 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bafra 1. Asliye Hukuk Mahkemesince Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verilen görevsizlik nedeniyle davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararıdavacı vekilive katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 26.01.2015 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde 719,18TL dosya masrafı, 450TL ekspertiz ücreti ve 2.500TL komisyon bedeli adı altında kesinti yapıldığını, tüketiciden müzakere edilmeden, haksız ve hukuka aykırı olarak tahsil edilen bu ücretlerin tamamının iadesi gerektiğini, alınan masrafların zorunlu masraf olup olmadığı bakımından ispat yükünün davalı üzerinde olduğunu, masrafların ne sebeple alındığının davalı tarafından tüketiciye verilen evraktan anlaşılamadığını ve dava değerinin tam olarak tespit edilemediğini, bu nedenle davanın 100TL üzerinden belirsiz alacak davası olarak açıldığını ileri sürerek haksız olarak tahsil edilmiş olan ücretlerin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili; dava değeri itibariyle öncelikle tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğu yerine getirilmeksizin dava açılamayacağını, talebin belirsiz alacak davası olarak istenmesinin de mümkün olmadığını, müvekkili tarafından yapılan kesintilerin haklı ve hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. Bafra 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verdiği 12.03.2015 tarihli ve 2015/49 E., 2015/140 K. sayılı kararı ile; dava tarihi itibariyle büyükşehir belediyelerine bağlı yerlerde tüketici hakem heyetlerine zorunlu başvuru sınırının 3.300TL olduğu, bu nedenle dava değeri 100TL olarak gösterilerek belirsiz alacak davası olarak açılan davada ihtilafı çözümleme görevinin ... İl Tüketici Hakem Heyetine ait olduğu gerekçesiyle davanın görevsizlik nedeni ile reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 28.09.2015 tarihli ve 2015/20741 E.,2015/27555 K. sayılı karar ile; “…Eldeki davada, davacı davayı açarken, kendisinden 3.669,18 TL masraf ve komisyon alındığını, başkaca bir masraf ve komisyon alınıp alınmadığını tespit edemediğinden belirsiz alacak davası açtığını ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesini talep ettiğini belirtmiştir. Mahkemece; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinde öngörülen;“Değeriikibin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları bağlar. Taraflar bu kararlara karşı 15 gün içinde Tüketici Mahkemesine itiraz edebilirler. Tüketici Hakem Heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine Tüketici Mahkemesinin vereceği karar kesindir” hükmü uyarınca (3.000 TL’lik parasal sınırın 1.1.2015 tarihi itibariyle 3.300,00 TL olduğu da belirtilerek) 6502 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan ve dava tarihi itibariyle 3.300,00 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvurulmadan tüketici mahkemesinde dava açılamayacağı gerekçesiyle görevsizlik nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki davacı dava açarken fazlaya dair haklarını saklı tutmuş olup, uyuşmazlık miktarının 3.669,18 TL olduğuna göre; mahkemece, işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…” gerekçesi ile bozma kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Mahkemece 28.12.2015 tarihli ve 2015/869 E.,2015/753 K. sayılı karar ile; ilk karar gerekçelerinin yanında, Özel Dairenin uyuşmazlık miktarına yönelik değerlendirmesinin de yerinde olmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece “görevsizlik nedeniyle davanın reddine” karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan inceleme:</p>

<p>12. Davalı vekiline gerekçeli karar 11.03.2016 tarihinde, davacı vekilinin temyiz dilekçesi ise 21.03.2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup davalı vekili temyiz ve temyize cevap süresinin son gününden sonra 02.04.2016 tarihli dilekçe ile katılma yoluyla kararı temyiz etmiştir.</p>

<p>13. Temyiz talebinin on günlük kanunî süresi geçirildikten sonra yapıldığı anlaşıldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) “Geçici Madde 3” hükmü uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 432 ve 433/2. maddeleri gereğince, süre aşımı sebebiyle davalı vekilinin katılma yolu ile temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan inceleme:</p>

<p>14. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>15. Anılan Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>16. "Başvuru" başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz” şeklindedir.</p>

<p>17. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.300TL’dir.</p>

<p>18. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>19. Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.</p>

<p>20. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>21. Yönetmelikte geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p>

<p>22. Anılan düzenleme 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile değişmiş ise de eldeki davada uygulanması gereken değişiklik öncesi hâliyle madde metni;</p>

<p>“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir” şeklindedir.</p>

<p>23. Belirtilmelidir ki; 7251 sayılı Kanun’un HMK’nın yukarıda yazılı hükmüne ilişkin değişiklik getiren 7. maddesiyle 107. maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve ikinci fıkrası da “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>24. Tüketici gerek dava açarken (HMK, m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m. 22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürülen alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir dava değeri gösterilmiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli, 2017/13-551 E., 2010/239 K. sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>26. Mahkemece direnme gerekçesinde bu yöne ilişkin yapılan değerlendirme yerinde ise de mahkeme niteliğini haiz olmayan tüketici hakem heyetleri ile tüketici mahkemeleri arasında görev ilişkisinin varlığından bahsedilemeyeceğinden, davanın görevsizlik nedeniyle değil, tüketici hakem heyetine zorunlu başvurunun sağlanmasına ilişkin dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir. Bu yanılgı dışında direnme kararı vardığı sonuç itibariyle haklı ve yerindedir.</p>

<p>27. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>28. Hâl böyle olunca sonuç itibariyle yerinde olan direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE, oybirliği ile (III-A),</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının davalıya geri verilmesine,</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının değişik gerekçe ve nedenlerle reddi ile direnme kararının ONANMASINA oy çokluğu ile (III-B),<br />
Davacıdan harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Geçici Madde 3” hükmüne göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24.06.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p><br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan hükmüne göre; tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>Kanunun 70. maddesinde ise tüketici hakem heyetinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı, tarafların, bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebileceği, itirazın tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağı ancak talep edilmesi şartıyla hâkimin, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabileceği ve itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararın kesin olduğu hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Belirtilen 68 ve 70. maddeler kapsamından belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ve öncelikle tüketici hakem heyetine başvurulmasının zorunlu olduğu, tüketici mahkemesinin sadece bu kararlara ilişkin itirazları incelemekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Burada belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlık konusundaki miktar, ilgilinin dilekçesinde gösterdiği değer mi olmalı yoksa gösterilmeyen kısım da dahil olmak üzere uyuşmazlığa konu toplam değer mi olmalıdır.</p>

<p>Bu konuda 6502 sayılı Kanunda bir hükme yer verilmemiş ise de 27.11.2014 Resmî Gazete'de yayınlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22. maddesinde düzenleme yapılmıştır. Yönetmelikteki düzenlemeye göre; tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın herhâlükârda 6'ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir (22/1). Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir. (22/2)</p>

<p>Yönetmelikteki bu hükümler 6100 sayılı HMK’da yer alan belirsiz alacak davasıyla ilgili hükme paralel bir düzenleme olup talep belirsiz alacak niteliğinde ise dilekçede gösterilen miktar daha az olsa bile inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebileceğinden dilekçede gösterilen asgari değere değil hakem heyetince belirlenecek uyuşmazlık miktarı esas alınarak tüketici hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya görevli olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Somut olayda tüketici hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine asgari değer 2.000TL gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak dava açılmış olduğundan 6502 sayılı Kanunun bu hükümleri yanında 6100 sayılı HMK hükümlerine bakılarak da mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği HMK’da; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği (HMK 107/1), karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği (HMK 107/2) düzenlenmiştir.<br />
Bu hükümlerin sonucu olarak mahkeme uyuşmazlığı, dilekçede gösterilen miktarla sınırlı olarak incelemeyip alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesine esas tahkikat yapmak durumunda olduğundan tüketici mahkemesi olarak hakem heyetine başvuru zorunluluğu nedeniyle görevli olup olmadığını, dilekçede gösterilen asgari değere göre değil, yapacağı tahkikat sonucu belirleyeceği miktara göre anlaşılacak olan uyuşmazlık değerine göre belirlemelidir.</p>

<p>HMK 107. maddenin bu çok açık sonucu nedeniyle mahkemenin tahkikatı yapıp davacının talep edebileceği alacak miktarını belirlemeden dava dilekçesinde gösterilen asgari değeri esas alarak tüketici hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi mümkün olmamalıdır.<br />
Bu arada uyuşmazlık miktarının dava dilekçesinde gösterilen değer mi olduğu ya da dava dilekçesinde gösterilmemiş ancak taraflar arasında çekişmeli olan diğer alacak kısmı da eklenerek mi bu miktarın belirleneceği konusunda, usul kanunumuzdaki diğer hükümlerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
6100 sayılı HMK’dan önce yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK 8. maddede mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı kanunda belirtilen rakamı geçmeyen davaların sulh hukuk mahkemelerinde görüleceği hükmü, davanın kısmi dava olarak açılması hâlinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda ise HUMK 4. maddede alacağın son kesimi dava edilmiş ise dava edilen bu son kısım, dava edilen miktar son kesim değil ve alacağın tamamı çekişmeli ise dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamının dikkate alınacağı hükmü bulunmaktaydı. Bu hükümlerin sonucu olarak sulh hukuk mahkemesinin kısmi davada değere bağlı olarak görevli olup olmadığı uygulamada dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere çekişmeli alacağın tamamı esas alınarak belirlenmiştir. Yine bu konuyla bağlantılı olarak temyiz ve karar düzeltme kesinlik sınırında alacağın tamamının esas alınacağına dair HUMK 427/3 ve 427/5. madde hükümleri bulunmaktaydı.</p>

<p>6100 sayılı HMK’da ise sulh hukuk mahkemelerinin değere bağlı görevi kaldırılmış olduğundan HUMK 4. madde benzeri bir hükme de yer verilmemiştir. Bu şekilde bir hükme yer verilmemiş olsa da uyuşmazlık miktarının dava edilen kısım olmayıp dava edilmeyen alacak kesimi de dahil olmak üzere belirlenmesi gerektiğini gösteren hükümler HMK’da yine de yer almıştır. Bunlar istinafta kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 341/3. madde, temyizde kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 362/2. madde ve senetle ispat parasal sınırında ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle daha aşağı düşse bile hukukî işleme esas değerin esas alınacağını belirten HMK 200/1. madde hükümleridir.</p>

<p>HMK’nın bu hükümleri dahi uyuşmazlık miktarının dilekçede gösterilen değer olmayıp dava edilmeyen ve çekişmeli olan alacak kesimini de kapsadığını göstermektedir.</p>

<p>Somut olayda direnme kararı 2015 yılında verilmiş ve o tarihte bölge adliye mahkemeleri kurulmuş olmadığı gibi HMK Geçici 3/2. maddenin de sonucu olarak bu dosyada verilen karar HUMK’nun 2004 değişikliği öncesi hükümlerine göre temyiz incelemesine tabi olmuştur. HUMK hükümlerine göre o tarihteki temyiz kesinlik sınırı 2.080TL’dir. Uyuşmazlık miktarını dilekçede gösterilen 100TL olarak kabul etmemiz gerekir diye düşündüğümüzde bu miktar kesinlik sınırı altında kaldığından esastan temyiz incelemesi yapılmayıp temyiz talebinin kesinlik sınırı nedeniyle reddi gerekecektir. Bu miktarı esas almayıp temyiz incelemesi yaptığımıza göre bu uyuşmazlık değerinin dilekçede gösterilen 100TL olarak görülmediği ve henüz dilekçede miktarı gösterilmemiş olan çekişmeli kısmın da uyuşmazlık miktarına dahil edilerek temyiz incelemesi yapıldığı anlamına gelmektedir. Kaldı ki davacı dilekçesinde yapılan kesinti miktarlarını göstermiş olup bildirilen rakamların toplamı 3.669,18TL’dir. Davacı bu kesintilerin ne kadarının haksız olduğunu belirleyemediğinden davasını belirsiz alacak davası olarak açmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlık miktarı dilekçede gösterilen değer olarak alınmaz ise gerçek uyuşmazlık miktarı tüketici hakem heyetine başvurulması zorunlu miktarı geçmese bile davayı belirsiz alacak olarak gösterip hakem heyetine gitme zorunluluğundan kurtulup tüketici mahkemelerinin iş yükü altına sokulması ve tüketici hakem heyetlerinin işlevsiz hâle gelmesine neden olunup olunmayacağı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>Tüketici mahkemesi gerçek değeri belirlediğinde davanın yine usulden reddine karar vermek durumunda olduğu için davacı gerçek uyuşmazlık değerine göre tüketici mahkemesinin görevli olmadığını bilebilecek durumda ise zaten tüketici mahkemesine gitmeyecektir. Zira bu hâlde tüketici mahkemesinde yapılan yargılama gereksiz yapılmış, sürecin uzamasına ve alacaklının alacağına daha geç kavuşmasına neden olacak bir aşama olduğu için zaten kişi tüketici mahkemesine dava açmak yerine doğrudan tüketici hakem heyetine başvuracaktır. Bu yönüyle de tüketici mahkemesinin gerçek uyuşmazlık değerini araştırdıktan sonra görevli olup olmadığını incelemesinin tüketici hakem heyetlerinin işlevinin azalmasına ve tüketici mahkemelerinin iş yükünün aşırı artmasına neden olacağı düşünülmemelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle Özel Dairenin bozma kararı yerinde olup belirttiğimiz ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172234-e-2021830-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-af.jpg" type="image/jpeg" length="13432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/5221 E., 2026/2400 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255221-e-20262400-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255221-e-20262400-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 22.04.2026 tarihli ve 2025/5221 E., 2026/2400 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5221 E., 2026/2400 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1077 E., 2025/1525 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/896 E., 2024/881 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirket tarafından inşa edilen “... Sitesi" içerisinde yer alan bağımsız bölüm maliki olduğunu, davalı şirket tarafından ortak alanında inşa edilen yapay gölette birçok eksik, hatalı imalat ve yapılmayan işler bulunduğunu, yapay göletteki eksik, hatalı imalatlar ve yapılmayan işlerin tespiti için değişik iş tespit dosyası ile bilirkişi raporu alındığını, dava konusu göletin davacıya vaad edildiği şekliyle imal edilmediği gibi eldeki dava tarihine kadar teslim de edilmediğini belirterek, şimdilik 5.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; zaman aşımı ve husumet itirazları olduğunu, davacının konutunun taraflar arasındaki sözleşme ve teknik şartnameye uygun surette tamamlanıp kendisine teslim edildiğini, yapay göletin muhafazasının, devamlılığının, işlerliğinin sağlanmasının tamamen dava dışı site yönetiminin sorumluluğunda olduğunu, 2017 yılından bu yana dava dışı site yönetiminin hüküm, tasarruf, görev ve sorumluluğunda bulunan yapay gölet ile ilgili olarak 5 yılı aşkın bir zaman sonra müvekkili şirkete eksik ve hatalı imalat iddiası ile dava ikame edilmesinin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporunda dava konusu yapay göletin projesine aykırı bir unsurun bulunmadığının değerlendirildiği, buharlaşmayla eksilen suyla ilgili olarak projeye aykırılık bulunmadığı, davalıdan kaynaklı bir ayıplı imalat bulunmadığı, davacıya ait taşınmazda bir değer kaybı oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili istinaf isteminde bulunmuşlardır.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemece tüketici hakem heyetine başvurulmadan dava açıldığı gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ilişkin karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş; karar, davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı vekili; dava konusu gölete ilişkin olarak bilirkişice bir tespit yapılması durumunda ortaya çıkacak bedellerin Tüketici Hakem Heyeti'ne başvuru miktarının çok üstünde çıkacağının aşikar olduğunu, yerel Mahkemece eksik inceleme yapıldığını, göletin boş haliyle keşif yapılması taleplerinin dikkate alınmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili lehine vekalet ücretinin eksik takdir edildiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Gerekçe ve Değerlendirme<br />
Uyuşmazlık, satın alınan taşınmaza ait ortak alan niteliğindeki göletteki eksik ve ayıplı işler nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.<br />
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamlarında belirtildiği üzere tüketicinin gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse Tüketici Hakem Heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorunda olduğu, ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava ya da başvurunun belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacağı, tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar 6502 sayılı Kanunun 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun Kanun'un amacına uygun şekilde öncelikle Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde yapılması gerektiği, aksi yönde bir kabul kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü Tüketici Hakem Heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz/kısmi alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde Mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacağı; bu hususun 6502 sayılı Kanun’un 72... . maddelerine dayanılarak Tüketici Hakem Heyetlerinin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alındığı ve Yönetmeliğin 22. maddesinde de açıkça düzenlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye, özellikle davacının dava değerini fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL olarak belirlediği belirsiz alacak davasında, Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılmadan doğrudan dava açılmış olduğunun bu nedenle dava şartı yokluğu nedeni ile davanın reddedilmesinin yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
22.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/551 E., 2020/239 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. Tüketici Mahkemesince verilen dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 21.10.2014 tarihli dava dilekçesiyle; davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde müvekkilinden haksız şekilde dosya masrafı, ekspertiz ücreti, hizmet ve ipotek bedeli vb. isimler altında para tahsil edildiğini, haksız olarak kesilen meblağın bilirkişilerce yapılacak inceleme sonunda tespit olunabileceğini, bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi çerçevesinde belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000TL’nin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
5. Ankara 12. Tüketici Mahkemesince ön inceleme aşamasında dosya üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda, 11.11.2014 tarihli, 2014/356 E., 2014/26 K. sayılı karar ile; dava konusu değerin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi gereğince açılan belirsiz alacak davalarında da dava dilekçesinde gösterilen asgari miktarın 3.000TL’lik görev sınırının altında kalması durumunda tüketici hakem heyetine zorunlu başvuru yapılmadan tüketici mahkemeleri nezdinde dava açılamayacağı, bunun bir dava şartı mahiyeti taşıdığı gerekçesiyle davanın HMK’nın 115/2 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
6. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>7. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.04.2015 tarihli ve 2015/11230 E.,2015/11810 K. sayılı kararı ile;<br />
“Eldeki davada, davacı davayı açarken, davalı bankadan kredi kullandığını kredi kullanırken kendisinden çeşitli adlar altında kesintiler yapıldığını ileri sürerek, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 2.000,00 TL nın tahsiline ilişkin talepte bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Mahkemece, dava değerinin 6502 sayılı Kanunun 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, HMK 107 gereği açılan belirsiz alacak davalarında da, dava dilekçesinde asgari miktar olarak gösterilen ve değeri 3.000,00 TL nın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılamayacağı, hakem heyetine başvurunun dava şartı olduğu kanaatine varıldığından HMK'nın 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı davayı açarken fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davası açmış olduğundan mahkemece, delillerin toplanarak işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
8. Mahkemece 20.10.2015 tarihli ve 2015/857 E., 2015/1722 K. sayılı karar ile ilk karar gerekçeleri tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
9. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>11. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>12. 6502 sayılı Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>13. "Başvuru" başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.” şeklindedir.</p>

<p>14. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.000TL’dir.</p>

<p>15. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.</p>

<p>16. Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.</p>

<p>17. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>18. Yönetmelik’te geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p>

<p>19. Anılan madde hükmü şu şekildedir:</p>

<p>“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.”</p>

<p>20. Tüketici gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul,kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>21. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; davacı vekili belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürdüğü alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir değeri göstermiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Bu aşama tamamlanmaksızın dava açılması nedeniyle tüketici mahkemesinin dava şartı noksanlığından davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya uygundur.</p>

<p>22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği yönünde ileri sürülen görüş, açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>23. Sonuç itibariyle direnme kararı yerinde olup davacı vekilinin uyuşmazlık kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ :</strong><br />
Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. Hukuk Dairesi Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle Hukuk Genel Kurulunun kararının mahkemesince taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise doğrudan 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan hükmüne göre; tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>Kanunun 70. Maddesinde ise tüketici hakem heyetinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı, tarafların, bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebileceği, itirazın tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağı ancak talep edilmesi şartıyla hâkimin, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabileceği ve itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararın kesin olduğu hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Belirtilen 68 ve 70. maddeler kapsamından belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ve öncelikle tüketici hakem heyetine başvurulmasının zorunlu olduğu, tüketici mahkemesinin sadece bu kararlara ilişkin itirazları incelemekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Burada belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlık konusundaki miktar, ilgilinin dilekçesinde gösterdiği değer mi olmalı yoksa gösterilmeyen kısım da dahil olmak üzere uyuşmazlığa konu toplam değer mi olmalıdır.</p>

<p>Bu konuda 6502 sayılı Kanunda bir hükme yer verilmemiş ise de 27.11.2014 Resmî Gazetede yayınlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22. maddesinde düzenleme yapılmıştır. Yönetmelikteki düzenlemeye göre; tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her hâlükârda 6 ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir. (22/1) Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir. (22/2)</p>

<p>Yönetmelikteki bu hükümler 6100 sayılı HMK’da yer alan belirsiz alacak davasıyla ilgili hükme paralel bir düzenleme olup talep belirsiz alacak niteliğinde ise dilekçede gösterilen miktar daha az olsa bile inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebileceğinden dilekçede gösterilen asgari değere değil hakem heyetince belirlenecek uyuşmazlık miktarı esas alınarak tüketici hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya görevli olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Somut olayda tüketici hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine asgari değer 2.000 TL gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak dava açılmış olduğundan 6502 sayılı Kanunun bu hükümleri yanında 6100 sayılı HMK hükümlerine bakılarak da mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği HMK’da; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği (HMK 107/1), karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği (HMK 107/2) düzenlenmiştîr.<br />
Bu hükümlerin sonucu olarak mahkeme uyuşmazlığı, dilekçede gösterilen miktarla sınırlı olarak incelemeyip alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesine esas tahkikat yapmak durumunda olduğundan tüketici mahkemesi olarak hakem heyetine başvuru zorunluluğu nedeniyle görevli olup olmadığını, dilekçede gösterilen asgari değere göre değil, yapacağı tahkikat sonucu belirleyeceği miktara göre anlaşılacak olan uyuşmazlık değerine göre belirlemelidir.</p>

<p>HMK 107. Maddenin bu çok açık sonucu nedeniyle mahkemenin tahkikatı yapıp davacının talep edebileceği alacak miktarını belirlemeden dava dilekçesinde gösterilen asgari değeri esas alarak tüketici hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi mümkün olmamalıdır.<br />
Bu arada uyuşmazlık miktarının dava dilekçesinde gösterilen değer mi olduğu ya da dava dilekçesinde gösterilmemiş ancak taraflar arasında çekişmeli olan diğer alacak kısmı da eklenerek mi bu miktarın belirleneceği konusunda, usul kanunumuzdaki diğer hükümlerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
6100 sayılı HMK’dan önce yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK 8. maddede mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı kanunda belirtilen rakamı geçmeyen davaların sulh hukuk mahkemelerinde görüleceği hükmü, davanın kısmi dava olarak açılması halinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda ise HUMK 4. maddede alacağın son kesimi dava edilmiş ise dava edilen bu son kısım, dava edilen miktar son kesim değil ve alacağın tamamı çekişmeli ise dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamının dikkate alınacağı hükmü bulunmaktaydı. Bu hükümlerin sonucu olarak sulh hukuk mahkemesinin kısmi davada değere bağlı olarak görevli olup olmadığı uygulamada dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere çekişmeli alacağın tamamı esas alınarak belirlenmiştir. Yine bu konuyla bağlantılı olarak temyiz ve karar düzeltme kesinlik sınırında alacağın tamamının esas alınacağına dair HUMK 427/3 ve 427/5. madde hükümleri bulunmaktaydı.</p>

<p>6100 sayılı HMK’da ise sulh hukuk mahkemelerinin değere bağlı görevi kaldırılmış olduğundan HUMK 4. madde benzeri bir hükme de yer verilmemiştir. Bu şekilde bir hükme yer verilmemiş olsa da uyuşmazlık miktarının dava edilen kısım olmayıp dava edilmeyen alacak kesimi de dahil olmak üzere belirlenmesi gerektiğini gösteren hükümler HMK’da yine de yer almıştır. Bunlar istinafta kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 341/3. madde, temyizde kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 362/2. madde ve senetle ispat parasal sınırında ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle daha aşağı düşse bile hukuki işleme esas değerin esas alınacağını belirten HMK 200/1. madde hükümleridir.</p>

<p>HMK’nın bu hükümleri dahi uyuşmazlık miktarının dilekçede gösterilen değer olmayıp dava edilmeyen ve çekişmeli olan alacak kesimini de kapsadığını göstermektedir.</p>

<p>Somut olayda direnme kararı 2015 yılında verilmiş ve o tarihte bölge adliye mahkemeleri kurulmuş olmadığı gibi HMK geçici 3/2. maddenin de sonucu olarak bu dosyada verilen karar HUMK’nun 2004 değişikliği öncesi hükümlerine göre temyiz incelemesine tabi olmuştur. HUMK hükümlerine göre o tarihteki temyiz kesinlik sınırı 2.080 TL’dir. Uyuşmazlık miktarını dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak kabul etmemiz gerekir diye düşündüğümüzde bu miktar kesinlik sınırı altında kaldığından esastan temyiz incelemesi yapılmayıp temyiz talebinin kesinlik sınırı nedeniyle reddi gerekecektir. Bu miktarı esas almayıp temyiz incelemesi yaptığımıza göre bu uyuşmazlık değerinin dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak görülmediği ve henüz dilekçede miktarı gösterilmemiş olan çekişmeli kısmın da uyuşmazlık miktarına dahil edilerek temyiz incelemesi yapıldığı anlamına gelmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlık miktarı dilekçede gösterilen değer olarak alınmaz ise gerçek uyuşmazlık miktarı tüketici hakem heyetine başvurulması zorunlu miktarı geçmese bile davayı belirsiz alacak olarak gösterip hakem heyetine gitme zorunluluğundan kurtulup tüketici mahkemelerinin iş yükü altına sokulması ve tüketici hakem heyetlerinin işlevsiz hale gelmesine neden olunup olunmayacağı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>Tüketici mahkemesi gerçek değeri belirlediğinde davanın yine usulden reddine karar vermek durumunda olduğu için davacı gerçek uyuşmazlık değerine göre tüketici mahkemesinin görevli olmadığını bilebilecek durumda ise zaten tüketici mahkemesine gitmeyecektir. Zira bu halde tüketici mahkemesinde yapılan yargılama gereksiz yapılmış, sürecin uzamasına ve alacaklının alacağına daha geç kavuşmasına neden olacak bir aşama olduğu için zaten kişi tüketici mahkemesine dava açmak yerine doğrudan tüketici hakem heyetine başvuracaktır. Bu yönüyle de tüketici mahkemesinin gerçek uyuşmazlık değerini araştırdıktan sonra görevli olup olmadığını incelemesinin tüketici hakem heyetlerinin işlevinin azalmasına ve tüketici mahkemelerinin iş yükünün aşırı artmasına neden olacağı düşünülmemelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle özel dairenin bozma kararı yerinde olup belirttiğimiz ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan direnme uygun daireye yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/2234 E., 2021/830 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bafra 1. Asliye Hukuk Mahkemesince Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verilen görevsizlik nedeniyle davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararıdavacı vekilive katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 26.01.2015 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde 719,18TL dosya masrafı, 450TL ekspertiz ücreti ve 2.500TL komisyon bedeli adı altında kesinti yapıldığını, tüketiciden müzakere edilmeden, haksız ve hukuka aykırı olarak tahsil edilen bu ücretlerin tamamının iadesi gerektiğini, alınan masrafların zorunlu masraf olup olmadığı bakımından ispat yükünün davalı üzerinde olduğunu, masrafların ne sebeple alındığının davalı tarafından tüketiciye verilen evraktan anlaşılamadığını ve dava değerinin tam olarak tespit edilemediğini, bu nedenle davanın 100TL üzerinden belirsiz alacak davası olarak açıldığını ileri sürerek haksız olarak tahsil edilmiş olan ücretlerin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili; dava değeri itibariyle öncelikle tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğu yerine getirilmeksizin dava açılamayacağını, talebin belirsiz alacak davası olarak istenmesinin de mümkün olmadığını, müvekkili tarafından yapılan kesintilerin haklı ve hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. Bafra 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verdiği 12.03.2015 tarihli ve 2015/49 E., 2015/140 K. sayılı kararı ile; dava tarihi itibariyle büyükşehir belediyelerine bağlı yerlerde tüketici hakem heyetlerine zorunlu başvuru sınırının 3.300TL olduğu, bu nedenle dava değeri 100TL olarak gösterilerek belirsiz alacak davası olarak açılan davada ihtilafı çözümleme görevinin ... İl Tüketici Hakem Heyetine ait olduğu gerekçesiyle davanın görevsizlik nedeni ile reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 28.09.2015 tarihli ve 2015/20741 E.,2015/27555 K. sayılı karar ile; “…Eldeki davada, davacı davayı açarken, kendisinden 3.669,18 TL masraf ve komisyon alındığını, başkaca bir masraf ve komisyon alınıp alınmadığını tespit edemediğinden belirsiz alacak davası açtığını ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesini talep ettiğini belirtmiştir. Mahkemece; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinde öngörülen;“Değeriikibin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları bağlar. Taraflar bu kararlara karşı 15 gün içinde Tüketici Mahkemesine itiraz edebilirler. Tüketici Hakem Heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine Tüketici Mahkemesinin vereceği karar kesindir” hükmü uyarınca (3.000 TL’lik parasal sınırın 1.1.2015 tarihi itibariyle 3.300,00 TL olduğu da belirtilerek) 6502 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan ve dava tarihi itibariyle 3.300,00 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvurulmadan tüketici mahkemesinde dava açılamayacağı gerekçesiyle görevsizlik nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki davacı dava açarken fazlaya dair haklarını saklı tutmuş olup, uyuşmazlık miktarının 3.669,18 TL olduğuna göre; mahkemece, işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…” gerekçesi ile bozma kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Mahkemece 28.12.2015 tarihli ve 2015/869 E.,2015/753 K. sayılı karar ile; ilk karar gerekçelerinin yanında, Özel Dairenin uyuşmazlık miktarına yönelik değerlendirmesinin de yerinde olmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece “görevsizlik nedeniyle davanın reddine” karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan inceleme:</p>

<p>12. Davalı vekiline gerekçeli karar 11.03.2016 tarihinde, davacı vekilinin temyiz dilekçesi ise 21.03.2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup davalı vekili temyiz ve temyize cevap süresinin son gününden sonra 02.04.2016 tarihli dilekçe ile katılma yoluyla kararı temyiz etmiştir.</p>

<p>13. Temyiz talebinin on günlük kanunî süresi geçirildikten sonra yapıldığı anlaşıldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) “Geçici Madde 3” hükmü uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 432 ve 433/2. maddeleri gereğince, süre aşımı sebebiyle davalı vekilinin katılma yolu ile temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan inceleme:</p>

<p>14. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>15. Anılan Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>16. "Başvuru" başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz” şeklindedir.</p>

<p>17. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.300TL’dir.</p>

<p>18. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>19. Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.</p>

<p>20. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>21. Yönetmelikte geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>22. Anılan düzenleme 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile değişmiş ise de eldeki davada uygulanması gereken değişiklik öncesi hâliyle madde metni;</p>

<p>“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir” şeklindedir.</p>

<p>23. Belirtilmelidir ki; 7251 sayılı Kanun’un HMK’nın yukarıda yazılı hükmüne ilişkin değişiklik getiren 7. maddesiyle 107. maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve ikinci fıkrası da “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>24. Tüketici gerek dava açarken (HMK, m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m. 22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürülen alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir dava değeri gösterilmiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli, 2017/13-551 E., 2010/239 K. sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>26. Mahkemece direnme gerekçesinde bu yöne ilişkin yapılan değerlendirme yerinde ise de mahkeme niteliğini haiz olmayan tüketici hakem heyetleri ile tüketici mahkemeleri arasında görev ilişkisinin varlığından bahsedilemeyeceğinden, davanın görevsizlik nedeniyle değil, tüketici hakem heyetine zorunlu başvurunun sağlanmasına ilişkin dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir. Bu yanılgı dışında direnme kararı vardığı sonuç itibariyle haklı ve yerindedir.</p>

<p>27. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>28. Hâl böyle olunca sonuç itibariyle yerinde olan direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE, oybirliği ile (III-A),</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının davalıya geri verilmesine,</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının değişik gerekçe ve nedenlerle reddi ile direnme kararının ONANMASINA oy çokluğu ile (III-B),<br />
Davacıdan harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Geçici Madde 3” hükmüne göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24.06.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p><br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan hükmüne göre; tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>Kanunun 70. maddesinde ise tüketici hakem heyetinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı, tarafların, bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebileceği, itirazın tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağı ancak talep edilmesi şartıyla hâkimin, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabileceği ve itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararın kesin olduğu hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Belirtilen 68 ve 70. maddeler kapsamından belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ve öncelikle tüketici hakem heyetine başvurulmasının zorunlu olduğu, tüketici mahkemesinin sadece bu kararlara ilişkin itirazları incelemekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Burada belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlık konusundaki miktar, ilgilinin dilekçesinde gösterdiği değer mi olmalı yoksa gösterilmeyen kısım da dahil olmak üzere uyuşmazlığa konu toplam değer mi olmalıdır.</p>

<p>Bu konuda 6502 sayılı Kanunda bir hükme yer verilmemiş ise de 27.11.2014 Resmî Gazete'de yayınlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22. maddesinde düzenleme yapılmıştır. Yönetmelikteki düzenlemeye göre; tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın herhâlükârda 6'ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir (22/1). Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir. (22/2)</p>

<p>Yönetmelikteki bu hükümler 6100 sayılı HMK’da yer alan belirsiz alacak davasıyla ilgili hükme paralel bir düzenleme olup talep belirsiz alacak niteliğinde ise dilekçede gösterilen miktar daha az olsa bile inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebileceğinden dilekçede gösterilen asgari değere değil hakem heyetince belirlenecek uyuşmazlık miktarı esas alınarak tüketici hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya görevli olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Somut olayda tüketici hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine asgari değer 2.000TL gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak dava açılmış olduğundan 6502 sayılı Kanunun bu hükümleri yanında 6100 sayılı HMK hükümlerine bakılarak da mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği HMK’da; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği (HMK 107/1), karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği (HMK 107/2) düzenlenmiştir.<br />
Bu hükümlerin sonucu olarak mahkeme uyuşmazlığı, dilekçede gösterilen miktarla sınırlı olarak incelemeyip alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesine esas tahkikat yapmak durumunda olduğundan tüketici mahkemesi olarak hakem heyetine başvuru zorunluluğu nedeniyle görevli olup olmadığını, dilekçede gösterilen asgari değere göre değil, yapacağı tahkikat sonucu belirleyeceği miktara göre anlaşılacak olan uyuşmazlık değerine göre belirlemelidir.</p>

<p>HMK 107. maddenin bu çok açık sonucu nedeniyle mahkemenin tahkikatı yapıp davacının talep edebileceği alacak miktarını belirlemeden dava dilekçesinde gösterilen asgari değeri esas alarak tüketici hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi mümkün olmamalıdır.<br />
Bu arada uyuşmazlık miktarının dava dilekçesinde gösterilen değer mi olduğu ya da dava dilekçesinde gösterilmemiş ancak taraflar arasında çekişmeli olan diğer alacak kısmı da eklenerek mi bu miktarın belirleneceği konusunda, usul kanunumuzdaki diğer hükümlerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
6100 sayılı HMK’dan önce yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK 8. maddede mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı kanunda belirtilen rakamı geçmeyen davaların sulh hukuk mahkemelerinde görüleceği hükmü, davanın kısmi dava olarak açılması hâlinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda ise HUMK 4. maddede alacağın son kesimi dava edilmiş ise dava edilen bu son kısım, dava edilen miktar son kesim değil ve alacağın tamamı çekişmeli ise dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamının dikkate alınacağı hükmü bulunmaktaydı. Bu hükümlerin sonucu olarak sulh hukuk mahkemesinin kısmi davada değere bağlı olarak görevli olup olmadığı uygulamada dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere çekişmeli alacağın tamamı esas alınarak belirlenmiştir. Yine bu konuyla bağlantılı olarak temyiz ve karar düzeltme kesinlik sınırında alacağın tamamının esas alınacağına dair HUMK 427/3 ve 427/5. madde hükümleri bulunmaktaydı.</p>

<p>6100 sayılı HMK’da ise sulh hukuk mahkemelerinin değere bağlı görevi kaldırılmış olduğundan HUMK 4. madde benzeri bir hükme de yer verilmemiştir. Bu şekilde bir hükme yer verilmemiş olsa da uyuşmazlık miktarının dava edilen kısım olmayıp dava edilmeyen alacak kesimi de dahil olmak üzere belirlenmesi gerektiğini gösteren hükümler HMK’da yine de yer almıştır. Bunlar istinafta kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 341/3. madde, temyizde kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 362/2. madde ve senetle ispat parasal sınırında ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle daha aşağı düşse bile hukukî işleme esas değerin esas alınacağını belirten HMK 200/1. madde hükümleridir.</p>

<p>HMK’nın bu hükümleri dahi uyuşmazlık miktarının dilekçede gösterilen değer olmayıp dava edilmeyen ve çekişmeli olan alacak kesimini de kapsadığını göstermektedir.</p>

<p>Somut olayda direnme kararı 2015 yılında verilmiş ve o tarihte bölge adliye mahkemeleri kurulmuş olmadığı gibi HMK Geçici 3/2. maddenin de sonucu olarak bu dosyada verilen karar HUMK’nun 2004 değişikliği öncesi hükümlerine göre temyiz incelemesine tabi olmuştur. HUMK hükümlerine göre o tarihteki temyiz kesinlik sınırı 2.080TL’dir. Uyuşmazlık miktarını dilekçede gösterilen 100TL olarak kabul etmemiz gerekir diye düşündüğümüzde bu miktar kesinlik sınırı altında kaldığından esastan temyiz incelemesi yapılmayıp temyiz talebinin kesinlik sınırı nedeniyle reddi gerekecektir. Bu miktarı esas almayıp temyiz incelemesi yaptığımıza göre bu uyuşmazlık değerinin dilekçede gösterilen 100TL olarak görülmediği ve henüz dilekçede miktarı gösterilmemiş olan çekişmeli kısmın da uyuşmazlık miktarına dahil edilerek temyiz incelemesi yapıldığı anlamına gelmektedir. Kaldı ki davacı dilekçesinde yapılan kesinti miktarlarını göstermiş olup bildirilen rakamların toplamı 3.669,18TL’dir. Davacı bu kesintilerin ne kadarının haksız olduğunu belirleyemediğinden davasını belirsiz alacak davası olarak açmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlık miktarı dilekçede gösterilen değer olarak alınmaz ise gerçek uyuşmazlık miktarı tüketici hakem heyetine başvurulması zorunlu miktarı geçmese bile davayı belirsiz alacak olarak gösterip hakem heyetine gitme zorunluluğundan kurtulup tüketici mahkemelerinin iş yükü altına sokulması ve tüketici hakem heyetlerinin işlevsiz hâle gelmesine neden olunup olunmayacağı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>Tüketici mahkemesi gerçek değeri belirlediğinde davanın yine usulden reddine karar vermek durumunda olduğu için davacı gerçek uyuşmazlık değerine göre tüketici mahkemesinin görevli olmadığını bilebilecek durumda ise zaten tüketici mahkemesine gitmeyecektir. Zira bu hâlde tüketici mahkemesinde yapılan yargılama gereksiz yapılmış, sürecin uzamasına ve alacaklının alacağına daha geç kavuşmasına neden olacak bir aşama olduğu için zaten kişi tüketici mahkemesine dava açmak yerine doğrudan tüketici hakem heyetine başvuracaktır. Bu yönüyle de tüketici mahkemesinin gerçek uyuşmazlık değerini araştırdıktan sonra görevli olup olmadığını incelemesinin tüketici hakem heyetlerinin işlevinin azalmasına ve tüketici mahkemelerinin iş yükünün aşırı artmasına neden olacağı düşünülmemelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle Özel Dairenin bozma kararı yerinde olup belirttiğimiz ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255221-e-20262400-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="34323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/3525 E. ve 2023/3663 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233525-e-ve-20233663-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233525-e-ve-20233663-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09.09.2024 tarihli ve 2023/3525 E., 2024/2105 K. ile 22.01.2024 tarihli ve 2023/3663 E., 2024/279 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3525 E., 2024/2105 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/634 E., 2023/789 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/85 E., 2023/12 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki Tüketici Hakem Heyeti kararının iptali ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, İlk Derece Mahkemesince 03.02.2023 tarihli ek kararla kararın kesin olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin reddine dair ek karar verilmiştir.</p>

<p>03.02.2023 tarihli İlk Derece Mahkemesinin ek kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ek kararıyla kesin kararlardan olması nedeniyle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ek kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; müvekkilinin davalı üniversitede 2019-2020 bahar, 2020-2021 güz ve 2020-2021 bahar dönemlerinin uzaktan eğitim ile icra edilmesinden dolayı ödemiş olduğu okul ücretinden belirtilen dönemler boyunca Covid-19 önlemleri sebebiyle herhangi bir şekilde kullanma imkanı olmadığı laboratuvar ve kampüs binası giderleri gibi benzeri ücretlerin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte müvekkiline geri ödenmesi gerektiğini, bu konuda Tüketici Hakem Heyetine yaptığı başvurunun reddine karar verildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin hizmet almamış olduğu ve 2019-2020 Bahar, 2020-2021 Güz ve 2020-2021 Bahar dönemlerinin uzaktan eğitim ile icra edilmesinden dolayı ödemiş olduğu okul ücretinden belirtilen dönemler boyunca Covid-19 önlemleri sebebiyle müvekkilinin herhangi bir şekilde kullanma imkânı olmadığı ya da kısıtlı kullandığı laboratuvar ve kampüs binası giderleri gibi benzeri ücretlerin bilirkişi kanalı ile hesaplanarak şimdilik 10.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte müvekkiline iadesini, İstanbul Tüketici Hakem Heyetinin 16.08.2021 tarihli ve 007820210003288 karar numaralı kararının iptalini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; müvekkili üniversitenin kamu tüzel kişiliğini haiz bir vakıf üniversitesi olması nedeniyle yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini, ayrıca Hakem Heyeti kararına karşı davanın süresi içinde açılmaması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, Hakem Heyetine itiraz davası ile alacak davasının birlikte açılamayacağını, davacı öğrencinin uzaktan eğitim hizmeti almasında müvekkili şirketin herhangi bir kusuru bulunmadığını, müvekkili üniversitenin davacıya sunmuş olduğu eğitim hizmetinde Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili yasal mevzuat gereği herhangi bir kusur bulunmadığını, kampüs ve laboratuvar kullanımı için bir ücret tahsili söz konusu olmadığını, kampüs ve laboratuvar kullanım için ek ücret tahsili yapılmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
1. İstanbul Anadolu 1. Tüketici Mahkemesinin 13.09.2021 tarihli ve 2021/727 E., 2021/913 K. sayılı ilamıyla; yetkili Mahkemenin İstanbul Tüketici Mahkemesi olduğu gerekçesiyle verilen yetkisizlik kararının kesinleşmesi üzerine dosyanın gönderildiği İlk Derece Mahkemesinin 12.01.2023 tarihli ve 2022/85 E., 2023/12 K. sayılı kararıyla; davacının 2020/2021 eğitim öğretim yılında pandemi nedeniyle yüz yüze eğitime verilen arada eğitimin uzaktan verildiği, pandemi nedeni ile yüz yüze eğitim verilmemesinin davalı üniversitenin takdirinde olmadığı, öğrencinin kaydını sildirmeyerek veya öğretim yılının bir kısmında başka bir okula kaydolmayarak uzaktan eğitime katıldığı, dolayısıyla davalı üniversitenin vermiş olduğu hizmette eksiklik veya ayıp bulunmadığı, üniversitedeki hocaların ders vermeye devam ettiği, üniversitenin de hocalara ücret ödemeye devam ettiği, ödenen ücretin içinde yemek vs. gibi eğitim ve öğretim dışında kalan herhangi bir tutar olmadığı için öğrencinin iadesini isteyebileceği bir tutar olmadığı gerekçesiyle davanın reddi ile, İstanbul İl Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığının 16.08.2021 tarihli ve 007820210003288 karar sayılı kararının onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesinin kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesinin 03.02.2023 tarihli ek kararıyla; Mahkeme kararının kesin olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin 03.02.2023 tarihli ek kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili; kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu, bilirkişi incelemesi yapılması talebiyle fazlaya ilişkin hakkı saklı tutularak alacak davası açıldığını ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 04.04.2023 tarihli ve 2023/634 E., 2023/789 K. sayılı kararıyla; Hakem Heyeti kararına itiraz üzerine verilen İlk Derece Mahkemesi kararının kesin karar niteliğinde olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>2. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ek kararıyla; temyiz edilen kararın kesin kararlardan olduğu, dolayısıyla temyiz kanun yolunun caiz olmadığı, temyiz dilekçesinin kesin karara karşı verilmiş olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen ek kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrarlayarak, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, Covid-19 nedeniyle faydalanamadığı hizmet bedelinin iadesi ve Tüketici Hakem Heyeti kararının iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un "Başvuru" başlıklı 68 inci maddesinin birinci fıkrası.</p>

<p>2. 21.09.2022 tarihinde yürürlüğe giren (dava sırasında) Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği'nin "Başvuru" başlıklı 11 nci maddesi.</p>

<p>3. 21.09.2022 tarihli Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği'nin 20 nci maddesinin birinci fıkrası.</p>

<p>4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Belirsiz alacak davası" başlıklı 107 nci maddesi.</p>

<p>5. 6100 sayılı Kanun'un "Kısmi dava" başlıklı 109 uncu maddesi.</p>

<p>6. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamı.</p>

<p>7. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22.01.2024 tarihli ve 2023/3663 E., 2024/279 K. sayılı ilamı.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dava dosyasının incelenmesinde; davacı vekilinin dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak dava açtığı, dava dilekçesinde davacı vekili tarafından "...Müvekkilim 08 02 2020 de 12 975,50 , 01.10.2020'de 13.774,50 ve 20.02.2021'de de 13.772,50 TL olmak üzere toplam 40.522,50 TL ödeme yapmıştır. Müvekkilin talebi asgari bir tutar olup uygulamada hali hazırda ücretin üçte ikisinin iadesi gerektiği yolunda Mahkeme ve Hakem Heyeti kararları mevcuttur..." açıklamasına yer verildiği, fazlaya ilişkin hakkını saklı tutsa da davacının talep edebileceği üst bedelin temyiz sınırının altında kaldığı, kaldı ki davacı vekilinin dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak talep ettiği 10.000,00 TL'nin Tüketici Hakem Heyetine başvuru sınırı içinde kaldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamlarında belirtildiği üzere tüketicinin gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse Tüketici Hakem Heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorunda olduğu, ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacağı, tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar 6502 sayılı Kanun'un 68 inci, ilgili Yönetmelik’in 6 ncı maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun Kanun'un amacına uygun şekilde öncelikle Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde yapılması gerektiği, aksi yönde bir kabul kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü Tüketici Hakem Heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz/kısmi alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde Mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacağı, 6502 sayılı Kanun’un 72 nci ve 84 üncü maddelerine dayanılarak Tüketici Hakem Heyetlerinin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alındığı ve Yönetmeliğin 22 nci maddesinde de açıkça düzenlendiği anlaşıldığından davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ek kararına yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesince verilen 09.05.2023 tarihli ek kararının ONANMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.09.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3663 E., 2024/279 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/52 E., 2023/192 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde görülen alacak davasında davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; müvekkilinin oğlu...'ı 2019 - 2020 ve 2020 - 2021 yılı için ABC Koleji'ne kayıt yaptırdığını, ancak Covid 19 nedeniyle 2020 yılı Mart ayından itibaren uzaktan eğitime geçildiğini, örgün eğitimin hiçbir sosyal ve eğitimsel faaliyetinden yararlanılamadığını, 2019 -2020 yılı eğitim ücretini 20.05.2019 - 20.06.2019 tarihlerinde toplam 19.060,00 TL olarak ödediğini, bu dönem için sadece yemek ücretinin iade edildiğini, eğitim ücretine yönelik hiçbir iade yapılmadığını, 2020 - 2021 eğitim dönemi için ise 31.01.2020 tarihinde 22.364,00 TL'yi nakit olarak ödediğini, söz konusu eğitim yılı için yemek ücreti ve KDV iadesi olarak toplamda 4.198,00 TL'nin iade edildiğini, fakat eğitim ücretine yönelik herhangi bir ödeme yapılmadığını, uzaktan eğitime geçilmesi nedeniyle düşündüğü hizmeti alamadığını, tüm dünyayı etkisi altına alan Covid 19 nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile getirilen düzenlemeler kapsamında tüm eğitim kurumlarında yüz yüze eğitime son verildiğini, bu karara paralel olarak davalı kurumun da eğitime yüz yüze devam etmediğini, sebepsiz zenginleşme ve hakkaniyet gereğince örgün eğitimle uzaktan eğitim arasındaki farkın davalı tarafça ödenmesinin gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere şimdilik, 100,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; Davacı vekili 07.02.2023 tarihli ıslah dilekçesiyle; talebini 2.009,69 TL olarak ıslah etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili süresinden sonra verdiği cevap dilekçesiyle; davacının velisi olduğu...'ın müvekkili okulda eğitim gördüğünü, uzaktan eğitimin yasal düzenlemeler ile kabul edilen bir eğitim türü olduğunu, uzaktan eğitim ile sözleşme gereği yüklenilen edimin yerine getirildiğini, ...'ın 2019 - 2020 yılı kayıt bedelinin 23.110,00 TL olduğunu, yemek hizmetinin alınmadığı günler için 1.050,00 TL indirim yapıldığını, ön ödeme planına yansıtıldığını, 2020 - 2021 döneminde ise kayıt bedelinin 26.158,00 TL olduğunu ve 1. Dönem 21-30 Eylül 2020, 01-30 Ekim 2020 ve 02 - 13 Kasım 2020 arasındaki tarihlerde 39 iş günü online eğitim verildiğini, 2. Dönem ise 8 Şubat - 7 Haziran arası online eğitimin gerçekleştirildiğini, KDV'nin %1'e indirilmesinden kaynaklı 1.450,00 TL indirim yapıldığını ve hiçbir zorunluluk olmamasına ve online eğitim mevzuatı ile yüz yüze eğitimin denk sayılmasına rağmen müvekkili tarafından velileri zor durumda bırakmamak adına tamamen ihtiyari olarak toplam 8.649,00 TL indirim gerçekleştirildiğini, 2020-2021 yılı eğitim öğretim ücretinin 17.507,00 TL olarak revize edildiğini, davacının yapılan bu iade tutarlarından tam olarak bahsetmediğini, kötü niyetli ve hukuka aykırı bir şekilde tekrar iade talep ettiğini, iki yıl için ihtiyari indirimler, KDV indirimi ve diğer yasal indirimler toplamının 10.000,00 TL'nin üzerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; eldeki davada tüm dünyayı etkisi altına alan Covid -19 salgını ile 16.03.2020 tarihinden sonra davalı şirketin hizmet sağladığı eğitim kurumunun alınan tedbirler kapsamında kapatıldığı, online canlı ders eğitimine geçildiği, bu durumda yüz yüze eğitmin yerini online eğitim almış olduğu, online eğitimin yüz yüze eğitime denk olabilmesi için aynı şart ve koşullarda derslerin işlenmesi gerektiği, bilirkişi raporunun denetime elverişli ve gerekçeli olarak hazırlandığı, alınan hizmet ile alınması gereken hizmete oranla %30 oranında eğitim bedelinde indirim yapılmasının yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 2.009,69 TL'nin arabulucuya başvuru tarihi olan 27.12.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong><br />
A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Adalet Bakanlığınca; Mahkemece Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılmadan doğrudan dava açılmış olması nedeniyle davanın dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmiş olmasının doğru olmadığı ve yine eğitim hizmetinin şekil ve kapsamının kamu otoritesi tarafından belirlendiği, davalı tarafından pandemi nedeniyle yüz yüze eğitime verilen arada dava dışı çocuğa Milli Eğitim Bakanlığının almış olduğu karar gereğince belirlenen şartlarda eğitimin uzaktan verildiği, eğitim hizmetine ilişkin borcun yerine getirilmesinde kısmen veya tamamen imkansızlık yahut aşırı ifa güçlüğünün söz konusu olmadığı, davalının eğitim hizmetine ilişkin sözleşmeden doğan edimini uzaktan eğitim vermek suretiyle yerine getirdiği dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı bulunduğunu ileri sürülerek kararın kanun yararına bozulması talep edilmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davacının çocuğunun davalının işlettiği özel okulda 2019/2020 ve 2020/2021 eğitim ve öğretim yılı için pandemi döneminde eğitime ara verilen dönem için yapılan uzaktan eğitim nedeniyle faydalanılamayan faaliyetlerinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.</p>

<p>2. Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca karar kanun yararına bozulur ve bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "Genel olarak" başlıklı 136 ncı maddesi.</p>

<p>4. 6098 sayılı Kanun'un "Kısmi ifa imkânsızlığı" başlıklı 137 nci maddesi.</p>

<p>5. 6098 sayılı Kanun'un "Aşırı ifa güçlüğü" başlıklı 138 inci maddesi.</p>

<p>6. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un "Başvuru" başlıklı 68 inci maddesinin birinci fıkrası.</p>

<p>7. 21.09.2022 tarihinde yürürlüğe giren (dava sırasında) Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin "Başvuru" başlıklı 11 nci maddesi.</p>

<p>8. 21.09.2022 tarihli Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 20 nci maddesinin birinci fıkrası ile mülga Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22 nci maddesinin birinci fıkrası.</p>

<p>9. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Belirsiz alacak davası" başlıklı 107 nci maddesi.</p>

<p>10. 6100 sayılı Kanun'un "Kısmi dava" başlıklı 109 uncu maddesi.</p>

<p>11. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 09.06.2022 tarihli ve 2022/3043 E., 2022/5665 K. sayılı ilamı</p>

<p><br />
12. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Dava dosyasının incelenmesinde; davacı vekilinin dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak dava açtığı, bilirkişi raporu sonrasında talebini 2.006,69 TL olarak ıslah ettiği, fazlaya ilişkin hakkını saklı tutsa da davacının talep edebileceği üst bedelin Tüketici Hakem Heyetinin görevi kapsamında kaldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamlarında belirtildiği üzere tüketicinin gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse Tüketici Hakem Heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorunda olduğu, ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacağı, tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar 6502 sayılı Kanun'un 68 inci, ilgili Yönetmelik’in 6 ncı maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun Kanun'un amacına uygun şekilde öncelikle Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde yapılması gerektiği, aksi yönde bir kabul kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü Tüketici Hakem Heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz/kısmi alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde Mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacağı, 6502 sayılı Kanun’un 72 nci ve 84 üncü maddelerine dayanılarak Tüketici Hakem Heyetlerinin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alındığı ve Yönetmeliğin 22 nci maddesinde de açıkça düzenlendiği anlaşıldığından Mahkemece, Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılmadan doğrudan dava açılmış olması nedeniyle davanın dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.</p>

<p>O halde, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekmiştir.</p>

<p>2. Dosyanın esasına yönelik kanun yararına temyiz talebi bakımından; somut olay özelinde yapılan değerlendirmede eğitim hizmetinin şekil ve kapsamının kamu otoritesi tarafından belirlendiği, davalı tarafından pandemi nedeniyle yüz yüze eğitime verilen arada dava dışı çocuğa Milli Eğitim Bakanlığının almış olduğu karar gereğince belirlenen şartlarda eğitimin uzaktan verildiği, eğitim hizmetine ilişkin borcun yerine getirilmesinde kısmen veya tamamen imkansızlık yahut aşırı ifa güçlüğü söz konusu olmadığı, bu durumda ara verilen döneme ilişkin servis, yemek, barınma ücreti gibi diğer yan ücretlerin davaya konu edilmediği ve uzaktan eğitimin ayıplı hizmet anlamında eksik veya kusurlu ifa edildiği hususunda da bir iddia bulunmadığı, davalının eğitim hizmetine ilişkin sözleşmeden doğan edimini uzaktan eğitim vermek suretiyle yerine getirdiği, bu hususun Dairemizin 09.06.2022 tarihli ve 2022/3043 E., 2022/5665 K. sayılı kanun yararına temyiz ilamında da belirtildiği anlaşıldığından Mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.</p>

<p>O halde, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz istemlerinin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>22.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233525-e-ve-20233663-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="53972"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/551 E., 2020/239 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.03.2020 tarihli ve 2017/551 E., 2020/239 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/551 E., 2020/239 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. Tüketici Mahkemesince verilen dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 21.10.2014 tarihli dava dilekçesiyle; davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde müvekkilinden haksız şekilde dosya masrafı, ekspertiz ücreti, hizmet ve ipotek bedeli vb. isimler altında para tahsil edildiğini, haksız olarak kesilen meblağın bilirkişilerce yapılacak inceleme sonunda tespit olunabileceğini, bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi çerçevesinde belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000TL’nin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
5. Ankara 12. Tüketici Mahkemesince ön inceleme aşamasında dosya üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda, 11.11.2014 tarihli, 2014/356 E., 2014/26 K. sayılı karar ile; dava konusu değerin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi gereğince açılan belirsiz alacak davalarında da dava dilekçesinde gösterilen asgari miktarın 3.000TL’lik görev sınırının altında kalması durumunda tüketici hakem heyetine zorunlu başvuru yapılmadan tüketici mahkemeleri nezdinde dava açılamayacağı, bunun bir dava şartı mahiyeti taşıdığı gerekçesiyle davanın HMK’nın 115/2 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
6. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>7. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.04.2015 tarihli ve 2015/11230 E.,2015/11810 K. sayılı kararı ile;<br />
“Eldeki davada, davacı davayı açarken, davalı bankadan kredi kullandığını kredi kullanırken kendisinden çeşitli adlar altında kesintiler yapıldığını ileri sürerek, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 2.000,00 TL nın tahsiline ilişkin talepte bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Mahkemece, dava değerinin 6502 sayılı Kanunun 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, HMK 107 gereği açılan belirsiz alacak davalarında da, dava dilekçesinde asgari miktar olarak gösterilen ve değeri 3.000,00 TL nın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılamayacağı, hakem heyetine başvurunun dava şartı olduğu kanaatine varıldığından HMK'nın 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı davayı açarken fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davası açmış olduğundan mahkemece, delillerin toplanarak işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
8. Mahkemece 20.10.2015 tarihli ve 2015/857 E., 2015/1722 K. sayılı karar ile ilk karar gerekçeleri tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
9. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>11. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>12. 6502 sayılı Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>13. "Başvuru" başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.” şeklindedir.</p>

<p>14. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.000TL’dir.</p>

<p>15. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.</p>

<p>16. Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.</p>

<p>17. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>18. Yönetmelik’te geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p>

<p>19. Anılan madde hükmü şu şekildedir:</p>

<p>“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.”</p>

<p>20. Tüketici gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul,kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>21. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; davacı vekili belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürdüğü alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir değeri göstermiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Bu aşama tamamlanmaksızın dava açılması nedeniyle tüketici mahkemesinin dava şartı noksanlığından davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya uygundur.</p>

<p>22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği yönünde ileri sürülen görüş, açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>23. Sonuç itibariyle direnme kararı yerinde olup davacı vekilinin uyuşmazlık kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ :</strong><br />
Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. Hukuk Dairesi Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle Hukuk Genel Kurulunun kararının mahkemesince taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise doğrudan 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan hükmüne göre; tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>Kanunun 70. Maddesinde ise tüketici hakem heyetinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı, tarafların, bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebileceği, itirazın tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağı ancak talep edilmesi şartıyla hâkimin, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabileceği ve itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararın kesin olduğu hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Belirtilen 68 ve 70. maddeler kapsamından belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ve öncelikle tüketici hakem heyetine başvurulmasının zorunlu olduğu, tüketici mahkemesinin sadece bu kararlara ilişkin itirazları incelemekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Burada belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlık konusundaki miktar, ilgilinin dilekçesinde gösterdiği değer mi olmalı yoksa gösterilmeyen kısım da dahil olmak üzere uyuşmazlığa konu toplam değer mi olmalıdır.</p>

<p>Bu konuda 6502 sayılı Kanunda bir hükme yer verilmemiş ise de 27.11.2014 Resmî Gazetede yayınlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22. maddesinde düzenleme yapılmıştır. Yönetmelikteki düzenlemeye göre; tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her hâlükârda 6 ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir. (22/1) Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir. (22/2)</p>

<p>Yönetmelikteki bu hükümler 6100 sayılı HMK’da yer alan belirsiz alacak davasıyla ilgili hükme paralel bir düzenleme olup talep belirsiz alacak niteliğinde ise dilekçede gösterilen miktar daha az olsa bile inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebileceğinden dilekçede gösterilen asgari değere değil hakem heyetince belirlenecek uyuşmazlık miktarı esas alınarak tüketici hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya görevli olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Somut olayda tüketici hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine asgari değer 2.000 TL gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak dava açılmış olduğundan 6502 sayılı Kanunun bu hükümleri yanında 6100 sayılı HMK hükümlerine bakılarak da mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği HMK’da; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği (HMK 107/1), karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği (HMK 107/2) düzenlenmiştîr.<br />
Bu hükümlerin sonucu olarak mahkeme uyuşmazlığı, dilekçede gösterilen miktarla sınırlı olarak incelemeyip alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesine esas tahkikat yapmak durumunda olduğundan tüketici mahkemesi olarak hakem heyetine başvuru zorunluluğu nedeniyle görevli olup olmadığını, dilekçede gösterilen asgari değere göre değil, yapacağı tahkikat sonucu belirleyeceği miktara göre anlaşılacak olan uyuşmazlık değerine göre belirlemelidir.</p>

<p>HMK 107. Maddenin bu çok açık sonucu nedeniyle mahkemenin tahkikatı yapıp davacının talep edebileceği alacak miktarını belirlemeden dava dilekçesinde gösterilen asgari değeri esas alarak tüketici hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi mümkün olmamalıdır.<br />
Bu arada uyuşmazlık miktarının dava dilekçesinde gösterilen değer mi olduğu ya da dava dilekçesinde gösterilmemiş ancak taraflar arasında çekişmeli olan diğer alacak kısmı da eklenerek mi bu miktarın belirleneceği konusunda, usul kanunumuzdaki diğer hükümlerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
6100 sayılı HMK’dan önce yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK 8. maddede mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı kanunda belirtilen rakamı geçmeyen davaların sulh hukuk mahkemelerinde görüleceği hükmü, davanın kısmi dava olarak açılması halinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda ise HUMK 4. maddede alacağın son kesimi dava edilmiş ise dava edilen bu son kısım, dava edilen miktar son kesim değil ve alacağın tamamı çekişmeli ise dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamının dikkate alınacağı hükmü bulunmaktaydı. Bu hükümlerin sonucu olarak sulh hukuk mahkemesinin kısmi davada değere bağlı olarak görevli olup olmadığı uygulamada dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere çekişmeli alacağın tamamı esas alınarak belirlenmiştir. Yine bu konuyla bağlantılı olarak temyiz ve karar düzeltme kesinlik sınırında alacağın tamamının esas alınacağına dair HUMK 427/3 ve 427/5. madde hükümleri bulunmaktaydı.</p>

<p>6100 sayılı HMK’da ise sulh hukuk mahkemelerinin değere bağlı görevi kaldırılmış olduğundan HUMK 4. madde benzeri bir hükme de yer verilmemiştir. Bu şekilde bir hükme yer verilmemiş olsa da uyuşmazlık miktarının dava edilen kısım olmayıp dava edilmeyen alacak kesimi de dahil olmak üzere belirlenmesi gerektiğini gösteren hükümler HMK’da yine de yer almıştır. Bunlar istinafta kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 341/3. madde, temyizde kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 362/2. madde ve senetle ispat parasal sınırında ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle daha aşağı düşse bile hukuki işleme esas değerin esas alınacağını belirten HMK 200/1. madde hükümleridir.</p>

<p>HMK’nın bu hükümleri dahi uyuşmazlık miktarının dilekçede gösterilen değer olmayıp dava edilmeyen ve çekişmeli olan alacak kesimini de kapsadığını göstermektedir.</p>

<p>Somut olayda direnme kararı 2015 yılında verilmiş ve o tarihte bölge adliye mahkemeleri kurulmuş olmadığı gibi HMK geçici 3/2. maddenin de sonucu olarak bu dosyada verilen karar HUMK’nun 2004 değişikliği öncesi hükümlerine göre temyiz incelemesine tabi olmuştur. HUMK hükümlerine göre o tarihteki temyiz kesinlik sınırı 2.080 TL’dir. Uyuşmazlık miktarını dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak kabul etmemiz gerekir diye düşündüğümüzde bu miktar kesinlik sınırı altında kaldığından esastan temyiz incelemesi yapılmayıp temyiz talebinin kesinlik sınırı nedeniyle reddi gerekecektir. Bu miktarı esas almayıp temyiz incelemesi yaptığımıza göre bu uyuşmazlık değerinin dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak görülmediği ve henüz dilekçede miktarı gösterilmemiş olan çekişmeli kısmın da uyuşmazlık miktarına dahil edilerek temyiz incelemesi yapıldığı anlamına gelmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlık miktarı dilekçede gösterilen değer olarak alınmaz ise gerçek uyuşmazlık miktarı tüketici hakem heyetine başvurulması zorunlu miktarı geçmese bile davayı belirsiz alacak olarak gösterip hakem heyetine gitme zorunluluğundan kurtulup tüketici mahkemelerinin iş yükü altına sokulması ve tüketici hakem heyetlerinin işlevsiz hale gelmesine neden olunup olunmayacağı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>Tüketici mahkemesi gerçek değeri belirlediğinde davanın yine usulden reddine karar vermek durumunda olduğu için davacı gerçek uyuşmazlık değerine göre tüketici mahkemesinin görevli olmadığını bilebilecek durumda ise zaten tüketici mahkemesine gitmeyecektir. Zira bu halde tüketici mahkemesinde yapılan yargılama gereksiz yapılmış, sürecin uzamasına ve alacaklının alacağına daha geç kavuşmasına neden olacak bir aşama olduğu için zaten kişi tüketici mahkemesine dava açmak yerine doğrudan tüketici hakem heyetine başvuracaktır. Bu yönüyle de tüketici mahkemesinin gerçek uyuşmazlık değerini araştırdıktan sonra görevli olup olmadığını incelemesinin tüketici hakem heyetlerinin işlevinin azalmasına ve tüketici mahkemelerinin iş yükünün aşırı artmasına neden olacağı düşünülmemelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle özel dairenin bozma kararı yerinde olup belirttiğimiz ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan direnme uygun daireye yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="53645"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/614 E., 2021/232 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017614-e-2021232-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017614-e-2021232-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.03.2021 tarihli, 2017/614 Esas ve 2021/232 Karar sayılı ilamı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/614 E., 2021/232 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Niksar Asliye Hukuk Mahkemesince Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili; müvekkilinin davalı bankadan konut kredisi kullandığı sırada dosya masrafı adı altında haksız kesinti yapıldığını ileri sürerek 2.500,00TL’nin avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı cevabı:<br />
5. Davalı vekili; davacının talep ettiği miktarın iadesi için il tüketici hakem heyetine başvurulması gerektiğinden davanın öncelikle dava şartı yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, yapılan kesintilerin mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme Kararı:<br />
6. Niksar Asliye Hukuk Mahkemesinin Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verdiği 14.07.2015 tarihli ve 2015/91 E., 2015/499 K. sayılı kararı ile; davanın kısmen kabulü ile 2.337,40TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 12.02.2016 tarihli ve 2015/40110 E., 2016/4074 K. sayılı kararı ile ;</p>

<p>“…1- 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68.maddesine göre; "Değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyük şehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz". Bu madde uyarınca değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyük şehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu husus dava şartı olup, Tüketici Mahkemelerince re'sen dikkate alınması gerekir. Hal böyle olunca da mahkemece, uyuşmazlığın esasına girilmeksizin dava dilekçesinin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece; uyuşmazlığın tüketici mahkemesince çözümlenmesi gerektiği kabul edilerek ve davanın esasına girilerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>

<p>2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Niksar Asliye Hukuk Mahkemesinin Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verdiği 07.06.2016 tarihli ve 2016/391 E., 2016/477 K. sayılı kararı ile; tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerinin görev sınırını düzenleyen 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun (TKHK)’un 68/1. maddesinde “değeri iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğunun büyükşehir statüsünde bulunan illerde uygulanacağının” hüküm altına alındığı, Mahkemenin bulunduğu Niksar ilçesinin bağlı olduğu Tokat ilinin büyükşehir belediyesi statüsünde olmaması nedeniyle dava konusu uyuşmazlık için Tokat İl Tüketici Hakem Heyetine başvuru zorunluluğunun bulunmadığı ve uyuşmazlığı inceleme görevinin Mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacı tüketicinin isteminin miktarı nazara alındığında il tüketici hakem heyetlerinin mi yoksa tüketicinin ikamet ettiği ilçedeki tüketici mahkemesinin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren TKHK’dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>13. TKHK’nun 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre; Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>14. Kanun’un "Başvuru" başlıklı 68. maddesi ise "Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz." şeklindedir.</p>

<p>15. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. İl ve ilçe tüketici hakem heyetleri arasındaki tek fark görev alanına ilişkin parasal sınırdır (Yılmaz, E./Yardım, E.: 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, Milli Şerh, İstanbul 2016, s. 1127).</p>

<p>16. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak, aynı zamanda da tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuş ve kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır.</p>

<p>17. Tüketici hakem heyetlerinin görev sınırlarını ayrıntılı şekilde düzenleyen, Resmî Gazete’de 27.10.2014 tarihinde yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin “Görev alanı” başlıklı 6. maddesi;</p>

<p>“ (1) Tüketici hakem heyetlerine yapılacak başvurularda değeri:</p>

<p>a) İki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyeti,</p>

<p>b) Büyükşehir statüsünde olan illerde iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyeti,</p>

<p>c) Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerinde üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyeti,</p>

<p>ç) Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyeti, görevlidir. Bu fıkrada belirtilen parasal sınırların üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>(2) Görevli tüketici hakem heyetinin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır.</p>

<p>(3) (…)</p>

<p>(4) Bu maddede belirtilen parasal sınırlar her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında arttırılarak uygulanır. Bu artışların hesabında on Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>18. Yönetmelikte de belirtildiği üzere parasal sınırlar her yıl yeniden düzenlenmekle birlikte, 6. maddenin 2. fıkrasında belirtildiği üzere görevli tüketici hakem heyetinin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırların dikkate alınması gerekir.</p>

<p>19. Eldeki davada başvuru tarihi 2015 yılı olduğundan somut olaya 01.01.2015 tarihinde yürürlüğe giren "6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68 İnci Ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 6 ncı maddelerinde Yer Alan Parasal Sınırların Arttırılmasına İlişkin Tebliğ”in uygulanması gerekir. İlgili parasal sınırların düzenlendiği tebliğin 1. maddesi ise;</p>

<p>“ (1) 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68 inci maddesinde belirtilen parasal sınırlar, 15/11/2014 tarihli ve 29176 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde (Sıra No:441) tespit edilen 2014 yılı için yeniden değerleme oranı olan % 10,11 (yüzde on virgül on bir) artış esas alınarak, 1/1/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere: 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68 inci maddesinin 1 inci fıkrası ve 27/11/2014 tarihli ve 29188 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği'nin 6 ncı maddesi gereğince; Tüketici hakem heyetlerinin, uyuşmazlıklara bakmakla görevli ve yetkili olmalarına ilişkin parasal sınırlar;</p>

<p>a) İlçe tüketici hakem heyetleri için üst parasal sınır, 2.200 Türk Lirası,</p>

<p>b) Büyükşehir statüsünde olan illerdeki il tüketici hakem heyetleri için parasal sınır, 2.200 Türk Lirası ile 3.300 Türk Lirası arası,</p>

<p>c) Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerindeki il tüketici hakem heyetleri için üst parasal sınır, 3.300 Türk Lirası,</p>

<p>ç) Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerdeki il tüketici hakem heyetleri için parasal sınır, 2.200 Türk Lirası ile 3.300 Türk Lirası arası olarak tespit edilmiştir.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>20. Tüketici hakem heyetleri kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda Yönetmelik’in 22. maddesi çerçevesinde başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her halükârda 6. maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir.</p>

<p>21. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; 2.500,00TL’ye ilişkin uyuşmazlığın miktar itibari ile tüketici sorunları hakem heyetinin görev sınırı dâhilinde kaldığının kabulü gerekir. Yerel Mahkemece Niksar ilçesinin bağlı olduğu Tokat ilinin büyükşehir belediyesi statüsünde olmaması nedeniyle dava konusu uyuşmazlık için Tokat İl Tüketici Hakem Heyetine başvuru zorunluluğunun bulunmadığından bahisle, esasa ilişkin hüküm tesisi yanılgılı değerlendirme olarak nitelendirilerek yerinde görülmemiştir.</p>

<p>22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, direnme kararının Yönetmelik’e aykırı ancak Kanun’a uygun olduğu, Kanun’un sadece büyükşehirler için istisna getirdiği, özel hüküm olmaması nedeniyle somut olayda tüketici mahkemesine başvurulabileceği, aksi düşüncenin mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacağı, bu nedenle direnmenin uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>23. Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;<br />
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri</p>

<p>Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 09.03.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><i>KARŞI OY</i></p>

<p>Tüketici hakem heyetleri 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 66 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bakanlık, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevlidir (md. 66/1).</p>

<p>Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz (md. 68/1).</p>

<p>Tüketici hakem heyetlerinin kuruluşu ve görev alanının düzenlendiği bu maddede açıkça tüketici hakem heyetlerinin il merkezinde ve ilçe merkezinde kurulacağı belirtilmiştir. Bu yapılanma mahalli idare yapılanması olmayıp tüketici hakem heyetleri, merkezi idare yapılanması içinde kalmaktadır. Heyetlerin oluşumunda 66/2. maddede, ilde kurulacaklar için il ticaret müdürüne, ilçede kurulacaklara kaymakama yetki verilmiş olması da bunu göstermektedir.</p>

<p>İdarenin kuruluşuyla ilgili olarak illerde merkezi idare teşkilatı bakımından temel kanun 5442 sayılı İl İdaresi Kanunudur. Bu kanunda ilçe ve il idare ayrımına göre il ve ilçe idare teşkilatına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>5542 sayılı Kanunla birlikte değerlendirildiğinde gerek 6502 sayılı Kanunda gerekse diğer Kanunlarda özel ve istisnai bir düzenleme yapılmadığına göre bu hakem heyetlerinin yetki sınırlarının da idare teşkilatı esasına göre belirlenmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu durumda; hem ilçelerde hem de il merkezlerinde hakem heyeti kurulacağı belirtildiğine göre ilçe hakem heyetlerinin ilçe merkezi ve bağlı köyleri kapsayan alanda, il hakem heyetlerinin ise merkez ilçe ve bağlı köyleri kapsayan alanda faaliyet göstermek üzere kurulduğunun kabulü gerekir.</p>

<p>Büyükşehir statüsündeki illerde ise, il merkezlerde birden fazla ilçe bulunmakta ve bu ilçelerde başında kaymakamın yer aldığı ilçe idare teşkilatı bulunmaktadır. Bu ilçeler tüm ili kapsayacak biçimde kurulduğundan bu il merkezlerinde bunların dışında kalan ayrı bir merkez ilçe teşkilatı yoktur. Bu ilçelerde kurulan hakem heyetleri ile il merkezini kapsayan hakem heyeti oluştuğu halde ayrı bir il hakem heyeti kurulması yetki alanı çakışması yaratmaktadır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen 68/1. madde hükmünün de merkezi idarenin il ve ilçe teşkilat yapısıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. İlçe mülki sınırlarındaki uyuşmazlıklarla ilgili olarak iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerinin görevli olacağı açıktır. Büyükşehir statüsündeki illerde ise yetki çakışmasını önleyecek bir düzenleme maddede yer almakta olup iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda büyükşehir sınırları içindeki ilçe tüketici hakem heyetlerine başvurulacağı, iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda ise il tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılacağı açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Büyükşehir statüsünde olmayan illerde ise hakem heyeti yapılanması Kanunda il merkezi denilerek merkez ilçede kurulduğundan merkez ilçe ve bağlı köyler yönünden üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıkları çözmeye yetkilidirler. Merkezde Kurulan bu hakem heyetlerinin ayrıca diğer ilçeleri de kapsayan biçimde yetkilendirildiğine dair açık bir düzenleme de bulunmadığından diğer ilçelerdeki iki bin üçbin TL arasındaki uyuşmazlıkları çözmeye yetkili olacağı kabul edilemez. Kanun bu yetkilendirmeyi sadece Büyükşehir statüsündeki iller için yapmış ve diğer il merkezlerinde kurulan hakem heyetlerinin merkez ilçe dışındaki ilçelerde oturanlar için iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il hakem heyetine başvurmasını zorunlu kılmamıştır. Büyükşehirler için getirilen bir istisna hükmünün Kanunda belirtilmeyen diğer iller için de uygulanması gerektiğinden söz edilemez.</p>

<p>6502 sayılı Kanun tüketiciler için bazı kolaylıklar getirmiş ve tüketicilerin kendi yerleşim yerlerinde dava açabilmesini kolaylaştırmıştır. Tüketiciler için kolaylık sağlamayı amaçlayan hükümler getiren bir Kanun tüketici aleyhine yorumlanmamalıdır. Aleyhe yorumlandığında ikibin Türk Lirasını bir Türk Lirası bile geçtiğinde azami miktarı bin Türk Lirası olabilecek bir konuda kişi bulunduğu yer dışındaki il merkezine başvurmak zorunda kalacak gerek başvuru, gerekse hakem heyeti kararına itiraz nedeniyle bulunduğu yer dışındaki il merkezinde işini takip etmek zorunda kalacaktır. İl merkezinin 200 kilometreyi bulabildiği ilçeler bulunmaktadır. Tüketiciye kolaylık getirmek isteyen bir Kanunda açık bir istisna hükmü olmadığına göre kişinin il merkezindeki hakem heyetine başvurmak zorunda kalması, tüketicinin adalete erişimini güçleştiren ve bulunduğu yerdeki tüketici davalarına bakan mahkemeye başvurmasını da engelleyen bir sonuç doğuracaktır.<br />
Kanundaki bu düzenlemelere rağmen Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinde; İl tüketici hakem heyetlerinin il sınırları içinde, ilçe tüketici hakem heyetlerinin ise ilçe sınırları içinde yetkili olduğu (md. 7/1), Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetinin görevli olduğu (md 6/1-ç) düzenlemeleri bulunmaktadır.</p>

<p>Yukarıda da açıklandığı üzere Büyükşehir statüsünde olmayan illerde il hakem heyetleri tüm ili kapsayacak şekilde değil merkezde kurulmuş iken yönetmelik ile yetki alanı genişletilmiş ve ilçe tüketici hakem heyetlerinin kurulu bulunduğu alanı da kapsar hale getirilmiştir. Bu Kanun ile getirilmeyen bir yapılanmanın yönetmelik hükmü ile getirilmesi anlamına gelmektedir. Oysa ki Anayasada İdarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği (123/1), idarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı (123/2), kamu tüzelkişiliğinin, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulacağı (123/3) hükümleri bulunmaktadır. Anayasanın bu açık hükmü karşısında Kanunda yer almayan bir hükme rağmen yönetmelik hükmü ile farklı bir idare yapılanmasına gidilmesi mümkün olmadığından yönetmelik hükmü uygulanmamalı ve açık kanun hükümleri karşısında büyükşehirler dışındaki il hakem heyetlerinin diğer ilçelerdeki uyuşmazlıklara bakmaya yetkili organ olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler (Anayasa 124/1). Anayasada yer alan yönetmeliklerle ilgili bu hüküm de aynı sonuca varmayı gerektirmektedir. Kanunun uygulanmasını sağlamak üzere çıkarılan ve Kanuna aykırı olmaması gereken yönetmelikte yer alan Kanuna aykırı bir hükmün uygulanması mümkün olmadığından yönetmelikteki bu hükme rağmen iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda ilçede oturanlar için il tüketici hakem heyetine başvuru zorunlu tutulamaz. Bu durumdaki kişiler iki bin Türk Lirası altında kalmadığından, ilçe tüketici hakem heyetine başvurmak zorunda olmayacak ve doğrudan tüketici mahkemesinde dava açabilecektir.</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde. Tokat ili büyükşehir statüsünde olmadığından Tokat iline bağlı Niksar ilçesinde bulunan davacının iki bin Türk Lirasının üstündeki uyuşmazlık için ilçe tüketici hakem heyetine başvurması mümkün olmayıp, il merkezinde bulunan ve merkez ilçedeki uyuşmazlıkları çözmekle görevli bulunan il hakem heyetine başvurma zorunluluğu da bulunmadığından mahkemenin davayı görmeye görevli olduğuna dair direnme kararı uygun bulunarak işin esası incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan, davacının il hakem heyetine başvurmak zorunluluğunda olduğu gerekçesiyle bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017614-e-2021232-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="57512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2214 E., 2021/711 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172214-e-2021711-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172214-e-2021711-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2021 tarihli, 2017/2214 Esas ve 2021/711 Karar sayılı ilamı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/2214 E., 2021/711 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “muarazanın giderilmesi ve alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 4. Tüketici Mahkemesince verilen dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 06.01.2015 tarihli dava dilekçesi ile, müvekkilinden kayıp-kaçak, sayaç okuma bedeli vs. adı altında haksız tahsil edilen bedellerin iadesine, taraflar arasında düzenlenen abone sözleşmesinde bu bedellerin alınacağına dair hükümlerin haksız şart olduğunun tespiti ile iptaline, bundan sonra bu isimler altında kesinti yapılmamasına ve haksız tahsil edilen bedellere mahsuben, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 27.01.2015 havale tarihli dilekçesi ile, taleplerinin yalnızca kayıp-kaçak bedeline ilişkin olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
5. ... 4. Tüketici Mahkemesince, ön inceleme aşamasında dosya üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda, 28.01.2015 tarihli ve 2015/9 E., 2015/94 K. sayılı karar ile; dava konusu alacak miktarının 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kalması nedeniyle tüketici il hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine dava açılamayacağı gerekçesiyle dava şartı bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararının Temyizi:<br />
6. Mahkeme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Mahkemenin Ek Kararı:<br />
7. Mahkemenin 10.02.2015 tarihli ve 2015/9 E., 2015/94 K. sayılı ek kararı ile; kararın kesin mahiyette olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz talebinin miktardan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Ek Kararın Temyizi:<br />
8. Mahkemece verilen ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
9. Mahkemenin yukarıda belirtilen ek kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>10. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/6457 E., 2015/19887 K. sayılı kararı ile ;<br />
“…Davada, abonelik sözleşmesi gereğince faturaya yansıyan kayıp-kaçak ve sayaç okuma bedellerine ilişkin haksız şartların tespiti, bu maddelerin iptali ve ayrıca bu isimler altında bundan sonra kesinti yapılmaması ile fazla tahsil edilen miktardan şimdilik 100 TL'nin davalıdan tahsili talep edilmektedir. Görüldüğü üzere, davacının talebi sadece 100 TL ile sınırlı olmayıp, ileriye dönük ard etkisi yapabilecek belirli olmayan, devamlılık arz eden bir isteme ilişkindir.<br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1 ve HUMK'nun 427.maddesinde belirtilen kesinlik sınırının davada gözetilmeden, davanın miktar ve değerine bakılmadan temyizi kabil olduğuna karar verilmiştir.Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 13.05.2009 tarih, 2009/13-122 E.-2009/189 K.sayılı, 13.10.2010 tarih, 2010/13-406 E.-2010/503 K.sayılı kararlarında da aynı hususlara değinilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle, kararın kesin olduğundan bahisle, temyiz dilekçesinin reddine dair mahkemece verilen ek kararın kaldırılmasına karar verilerek, yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesinin incelenmesine geçilmiştir.</p>

<p>Taraflar arasında düzenlenen elektrik abone sözleşmesi gereğince davacının meskeni ile ilgili abone kaydına gelen faturalarda perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedeli, iletim bedeli gibi unsurların yer aldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>06.01.2015 dava tarihi itibariyle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68/1.maddesinde; "Değeri 2.000 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketim hakem heyetlerine, 3.000 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise 2.000 TL ile 3.000 TL arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.", aynı maddenin 4.bendinde "Bu madde de belirtilen parasal sınırları her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298.maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır" hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Davacı dava dilekçesinde; abone sözleşmesinde yer alan kayıp-kaçak, sayaç okuma bedeli gibi dayanak yapılan ve faturaya yansıtılan madde ve sair düzenlemelerin haksız şart olduğunun tespiti ile iptalini ve ayrıca ileriye dönük olarak bundan sonra bu isimler altında kesinti yapılmamasını istemiş, ödenen bedellerden ise fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davacının bu talepleri bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasında kurulan sözleşme(abonelik) ilişkisi sırasında davalı tarafından kayıp-kaçak ve diğer bedellerin davacı tarafından ödeme yükümlülüğü altında olup olmadığı konusunda yaratılmış bir muaraza(çekişme) olduğu, davada da muarazanın(çekişmenin) giderilmesinin talep edildiği açıktır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2004 tarih, 2004/13-417 E.-2004/442 K.sayılı ilamında da açıklandığı üzere; muarazanın men'i(çekişmenin önlenmesi) davaları, usul hukuku anlamında tespit değil, eda davası niteliğindedir. Bu tür davalarda hem muarazanın(çekişmenin) varlığının tespiti ve hem de onun önlenmesi(men'i) talep edilir.</p>

<p>Bu durumda, taraflar arasındaki abonelik sözleşmesi feshedilmediğine ve davacının sözleşme ilişkisine yönelik davalının muaraza yarattığı ileri sürülerek, muarazanın önlenmesi, sözleşmede yer alan haksız şartların tespiti ile iptali ile ileriye yönelik talep de bulunduğuna ve davanın müddeabihinin 3.300 TL'den az olmadığı anlaşıldığına göre, davanın Tüketici Hakem Heyetine başvurulmadan doğrudan Tüketici Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir, dava şartı oluşmuştur.<br />
Mahkemece; davacının talebi hakkında davanın esası hakkında inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
11. Mahkemenin 11.03.2016 tarihli ve 2016/189 E., 2016/396 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerin yanında, davanın dava tarihinden sonraki dönemi de kapsayan bir çekişmenin giderilmesi davası olup olmadığının tartışılması gerektiği, faturada hangi kalemlerin yer alacağına dair adli yargı yerinde karar verilemeyeceği, dava tarihinden sonraki dönemlerde tüketim bedeli haricinde hiçbir kalem giderin yer almaması yönünde verilecek kararın tarife, yönetmelik hükümleri ile EPDK tebliğ ve kararlarını ortadan kaldıracak şekilde idari yargının görev alanına giren konuda adli mahkemelerin hüküm tesis etmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle davanın çekişmenin giderilmesi davası değil alacak davası olduğu, davanın belirsiz alacak davası olup olmadığının ve belirsiz alacak davasında dava dilekçesinde asgari bir miktarın belirtilmesinin zorunlu olup olmadığının tartışılması gerektiği, davanın tüketici mahkemesinde görülebilmesi için davacının dava dilekçesinde asgari bir miktar göstermesinin ve gösterdiği bu miktarın da dava tarihi itibariyle il ve ilçe hakem heyeti görev sınırı içinde kalmaması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; elektrik abonelik sözleşmesinin kayıp kaçak bedeli adı altında ücret alınmasına dayanak olan ilgili maddelerinin haksız şart olduğunun tespiti ile iptali, bundan sonra bu isim adı altında kesinti yapılmaması, fazlaya ilişin hakların saklı kalması kaydıyla 100TL’nin davalıdan tahsili istenilen eldeki davanın alacak davası mı çekişmenin giderilmesi davası mı mahiyetinde olduğu, buradan varılacak sonuca göre tüketici hakem heyetine başvurulmadan davanın tüketici mahkemesinde görülmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>14. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren TKHK’dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>15. TKHK’nın 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerinde tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>16. Kanun’un "Başvuru" başlıklı 68. madde ise; “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.” şeklindedir.</p>

<p>17. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır.</p>

<p>18. Tüketici sorunları hakem heyetleri, tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır.</p>

<p>19. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri TKHK’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmeliğin 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>20. Yönetmelikte geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p>

<p>21. Bu noktada belirsiz alacak davasına ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.</p>

<p>22. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir.</p>

<p>23. 7251 sayılı Kanun ile değişik HMK’nın 107. maddesinde yer alan;</p>

<p>“1- Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>2- Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklindeki hüküm ile belirsiz alacak davası düzenlenmiştir.</p>

<p>24. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.</p>

<p>25. Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;</p>

<p>a)Davacının kendisinden beklenememesi,</p>

<p>b)Bunun olanaksız olması,</p>

<p>c)Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.</p>

<p>26. Tüketici gerek dava açarken (HMK m. 119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m. 22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmeliğin 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli, 2017/13-551 E., 2020/239 K.; 09.03.2021 tarihli ve 2017/(13)3-614 E., 2021/232 K. sayılı kararlarında da aynı hususlara değinilmiştir.28. Gelinen aşamada tüm bu açıklamalar ışığında; davanın türünün belirlenmesi önem arz etmekte olup; eldeki davanın belirsiz alacak davası olup olmadığı noktasının aydınlatılması gerekmektedir.</p>

<p>29. Somut olayda dava, abonelik sözleşmesinde kayıp kaçak bedeline ilişkin maddelerin haksız şart olduğunun tespiti ile iptali, haksız tahsil edilen bedelin iadesi istemiyle açılmış olmakla birlikte, verilecek hüküm bir faturaya mahsus olmayacağı gibi ileriye dönük art etkisi doğuracağından, yine kayıp-kaçak vs. bedellerinin alınması sebebiyle eldeki dosyada tek bir abone uyuşmazlığı yargıya taşınmış olmasına karşın, ortada tüm aboneleri ilgilendiren toplu bir uyuşmazlığın bulunması nedeniyle, muarazanın men’i (çekişmenin giderilmesi) mahiyetindedir.</p>

<p>30. Nitekim Özel Daire de, bozma gerekçesinde, görülmekte olan davayı bir muarazanın men’i (çekişmenin giderilmesi) davası olarak nitelendirmiştir. O hâlde, eldeki davanın belirsiz alacak davası değil, çekişmenin giderilmesi davası mahiyeti taşıdığı hususu her türlü tartışmadan uzaktır.</p>

<p>31. Muarazanın men’i davaları, usul hukuku anlamında tespit değil, eda davası niteliğindedir. Zira, bu tür davalarda, hem bir muarazanın (çekişmenin) varlığının tespiti ve hem de onun men’i talep edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>32. Bu durumda, taraflar arasındaki abonelik sözleşmesi feshedilmemiş olmakla mevcudiyetini koruduğundan ve davalı tarafından yaratıldığı iddia edilen muarazanın men’i, sözleşmede yer alan haksız şartların tespiti ile ileriye yönelik iptali istemi bulunduğundan, artık davanın müddeabihinin tüketici hakem heyetinin sınırı dâhilinde kaldığından bahsedilemeyecek olup; davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Keza, Özel Daire bozma kararında da bu hususa değinilmiştir.</p>

<p>33. Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172214-e-2021711-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="82090"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/1365 E., 2023/3074 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231365-e-20233074-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231365-e-20233074-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2023 tarihli, 2023/1365 Esas ve 2023/3074 Karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/1365 E., 2023/3074 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde görülen hakem heyeti kararına itiraz davasında davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; davalının müvekkili tarafından imal ve inşa edilen Referans ... Projesinden 01.11.2021 tarihinde A Blok, No:14'de bulunan konutu KDV dahil 695.000,00 TL bedelle satın aldığını, sözleşmenin imzası sonrası kredi işlemlerinin davalı tarafça tamamlanarak müvekkilinin hesabına 26.12.2021 tarihinde satış bedelini ödediğini ve tapu işlemlerinin de aynı tarihte gerçekleştirildiğini, davalının sözleşme içeriğinin müzakere edilmediği ve içeriğine müdahale etme imkanı tanınmadığı, sözleşmenin haksız şart içerdiği iddiasının somut gerçeklikten uzak olduğunu, itiraza konu kararda davalının konutun teslim edilmediği ve geç teslim iddiaları doğrultusunda 11.250,00 TL'lik kira kaybı/zararı olduğu yönünde verilen Hakem Heyeti kararının kabulünün mümkün olmadığını, aksaklıklar giderildikten sonra konutun taahhüt edildiği gibi davalıya süresi içerisinde müvekkili tarafından teslim edildiğini ve davalının da 15.03.2022 tarihinde konutu kiraya verdiğini, davalının kira kaybı bulunmadığını belirterek, ... İl Tüketici Hakem Heyetinin 20.09.2022 tarih ve 005020220002000 karar no.lu kararına itirazlarının kabulü ile şikayetin reddine ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; müvekkili tarafından sözleşmenin müzakere edilmediğini, taşınmazın süresinde teslim edilmediğini, taşınmazda eksiklikler söz konusu olduğunu, dava dilekçesinde evin üç ayda kiraya verildiği ve bunun makul olduğu belirtilmişse de hükmedilen tazminatın evin vadesinde teslim edilmemesi, kullanılamaması nedeniyle olduğunu, olaya kullanamama nedeniyle hükmedilen gecikme tazminatı olarak bakılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmaz her ne kadar mesken vasfında ise de dava konusu taşınmazın 15.03.2022 tarihinde kiraya verildiği, davalının dava konusu taşınmazdan gelir elde ettiği, dolayısıyla tüketici vasfında olmadığı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/k maddesinde tüketici işleminin tanımlandığı ve tarafların tüketici olmadığı, Tüketici Hakem Heyetinin görev alanına girmediği, davanın usulden kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, ... İl Tüketici Hakem Heyetinin 20.09.2022 tarih ve 005020220002000 sayılı kararının iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong><br />
A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Adalet Bakanlığınca; davanın davalının ticari ve mesleki olmayan amaçlarla hareket ederek aldığı konutun sözleşmede belirlenen süreden sonra teslim edilmesi nedeniyle uğradığı kira kaybının ve eksik imalat nedeniyle uğradığı maddi zararın tazminine ilişkin olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinde öngörülen usul kapsamında Tüketici Hakem Heyetlerinin görevli olduğu, işin esası hakkında yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kararın kanun yararına bozulması talep edilmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, hakem heyeti kararına itiraz davasında dava konusunun Tüketici Hakem Heyetinin görevine girip girmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.</p>

<p>2. Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca karar kanun yararına bozulur ve bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>3. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (6502 sayılı Kanun) Tanımlar başlıklı 3/k maddesinde; "Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi", yine 3/l maddesinde; "Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi" ifade eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. 6502 sayılı Kanun'un Tüketici mahkemeleri başlıklı 73 üncü maddesinin birinci fıkrası ise; "Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir." şeklindedir.</p>

<p>5. 6502 sayılı Kanun'un Diğer hükümler başlıklı 83 üncü maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: "Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez."</p>

<p>6. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2018 tarihli ve 2017/13-508 E., 2018/1803 K. sayılı ilamının geç teslimden kaynaklı kira kaybı talebinde Tüketici Hakem Heyetinin görevli olup olmadığı ile ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"...Uyuşmazlık geç teslim nedeniyle kira kaybı iddiasıyla tazminat isteminde bulunan tüketicinin miktar itibari ile Tüketici Hakem Heyetinin görev sınırı dâhilindeki alacak için Tüketici Mahkemelerine başvurmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.<br />
Kanun’un 66’ncı maddesinde; Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir Tüketici Hakem Heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>"Başvuru" başlıklı 68’inci madde ise "Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru yapılamaz." şeklindedir.</p>

<p>Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için Tüketici Hakem Heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. İl ve ilçe tüketici hakem heyetleri arasındaki tek fark görev alanına ilişkin parasal sınırdır (Yılmaz /Yardım M.; 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, Milli Şerh, ... 2016, s.1127).</p>

<p>Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak, aynı zamanda da tüketici mahkemelerinin ... yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuş ve kanun koyucu Tüketici Hakem Heyetlerinin atıl duruma düşmesi engellenmek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Kanun hükmü</p>

<p>emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.</p>

<p>Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin çalışma prensiplerine de kısaca değinilmesi faydalı olacaktır.<br />
27.10.2014 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 18’inci maddesine göre “Tüketici hakem heyeti incelemeyi, raportör tarafından hazırlanan rapor ve ilgili belgelerin yer aldığı dosya üzerinden yapar. Gerekli görmesi hâlinde tüketici hakem heyeti ayrıca tarafları ve bilirkişiyi dinler.”</p>

<p>Anılan Yönetmelik’in 19’uncu maddesine göre de “Tüketici hakem heyeti çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut re’sen, bilirkişinin görüşünün alınmasına karar verebilir.”</p>

<p>Tüketici hakem heyetleri kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda Yönetmelik’in 22 nci maddesi hükmü çerçevesinde başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her hâlükârda 6 ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; uyuşmazlık miktar itibari ile tüketici sorunları hakem heyetinin görev sınırı dâhilinde olup yerel mahkemece tüketicinin hakem heyetine başvurma zorunluluğu göz ardı edilerek işin esası hakkında hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır..."</p>

<p>3.Değerlendirme<br />
Dava dosyasının incelenmesinde; davalının 01.11.2021 tarihinde davacı ile satış sözleşmesi imzaladığı, 26.11.2021 tarihinde tapunun davalıya devredildiği, teslimi için 31.12.2021 tarihi öngörülmesine rağmen bu tarihte teslimin gerçekleşmediği, davalının geç teslim nedeniyle 15.03.2022 tarihinde taşınmazını kira verebildiği, geç teslimden kaynaklı kira kaybını talep ettiği, 14.10.2022 tarihli TAKBİS sorgulamasında üzerine kayıtlı sadece dava konusu taşınmazın bulunduğu değerlendirildiğinde davalının tüketici olduğu, uyuşmazlığın 6502 sayılı Kanun kapsamında kaldığı, dava konusu uyuşmazlığın Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2018 tarihli ve 2017/13-508 E., 2018/1803 K. sayılı ilamına göre miktar itibariyle Tüketici Hakem Heyetinin görevine girdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinde öngörülen usul kapsamında Tüketici Hakem Heyetlerinin görevli olduğu değerlendirilerek işin esası hakkında inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.</p>

<p>O halde, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz istemlerinin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>06.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231365-e-20233074-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="31895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[30 bin hapla yakalanıp tutuklanan avukat ikinci defa yakalandı!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/30-bin-hapla-yakalanip-tutuklanan-avukat-ikinci-defa-yakalandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/30-bin-hapla-yakalanip-tutuklanan-avukat-ikinci-defa-yakalandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konya'da, 2 yıl önce uyuşturucu nitelikli 30 bin hapla yakalanıp tutuklanan ve geçen yıl tahliye edilen avukat A. İ., yine bir uyuşturucu operasyonunda gözaltına alındı. Avukat İ., uyuşturucu ham maddesiyle yakalanmaktan yine tutuklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>HaberTürk'ten Zafer Samancı'nın haberine göre; Konya İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, bir araçla uyuşturucu madde sevkiyatı yapıldığı bilgisi üzerine çalışma başlattı.</p>

<p><strong>4 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI</strong></p>

<p>Polis ekipleri, belirlenen aracı takibe aldı. Yapılan çalışmaların ardından durdurulan araçta detaylı arama yapıldı. Araçta 2 kilo 50 gram uyuşturucu ham maddesi ele geçirildi. Araçtaki 4 kişi gözaltına alındı.</p>

<p><strong>ŞÜPHELİLERDEN BİRİ TANIDIK ÇIKTI</strong></p>

<p>Şüphelilerden birinin, daha önce de uyuşturucu soruşturması kapsamında işlem yapılan Konya Barosu’na kayıtlı 47 yaşındaki avukat A.İ. olduğu belirlendi. 4 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. A.İ. tutuklandı.</p>

<p><strong>2 YIL ÖNCE 30 BİN HAPLA YAKALANMIŞTI</strong></p>

<p>A. İ., 2 yıl önce gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonunda da, 30 bin hapla yakalanmış, 2 kişiyle birlikte tutuklanmıştı. Avukata, yargılama sonunda etkin pişmanlık ve iyi hal hükümleri uygulanarak 2 yıl 11 ay hapis cezası verilmiş ve geçen yıl mayıs ayında tahliye edilmişti.</p>

<p><strong>5 YIL ÖNCE SİLAHLI SALDIRIDA YARALANMIŞTI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avukat A. İ.'nin adı, daha önce de bir silahlı saldırıyla gündeme gelmişti. 5 yıl önce adliye otoparkının girişinde uğradığı silahlı saldırıda bacağından vurularak yaralanmıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/30-bin-hapla-yakalanip-tutuklanan-avukat-ikinci-defa-yakalandi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/untitled-1-18.jpg" type="image/jpeg" length="62360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hâkim ve savcı atamalarına yeni sistem geliyor!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-atamalarina-yeni-sistem-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-atamalarina-yeni-sistem-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının atamalarında hizmet puanı ve puan sıralamasını ölçü alan yeni bir sisteme geçeceklerini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni sistemin ayrıntılarını aktaran Bakan Gürlek, “Terfi ve teftiş sonuçları ile liyakat ve mesleğe uygunluk göstergeleri puanlamaya yansıtılacak; doğu-batı ayrımı kalkacak; nesnel ve ölçülebilir kriterler ön plana çıkacak” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Gürlek, vatandaşların adalete daha etkin ve hızlı erişmesi için yargıda köklü bir dönüşüm başlattıklarını söyledi.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Türkiye Yüzyılı’nı Adaletin Yüzyılı kılma hedefiyle reformlarını sürdürdüklerini belirten Bakan Gürlek, “Hedefimiz, vatandaşlarımızın hakkına makul sürede kavuştuğu, daha etkin ve daha güven veren bir yargı sistemidir” dedi.</p>

<p><strong>“YARGININ HIZLANDIRILMASI İÇİN GEREKLİ DÜZENLEMELERİ HAYATA GEÇİRDİK”</strong></p>

<p>Gerçekleştirdiği il programlarında adliyelerde görev yapan hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bir araya geldiklerini ifade eden Bakan Gürlek, “Vatandaşlarımızın en önemli beklentilerinden biri olan yargılamaların makul sürede tamamlanması konusundaki hassasiyeti kendileriyle paylaştık. 12. Yargı Paketimizle yargılama süreçlerini hızlandıran, uyuşmazlıkların daha kısa sürede sonuçlandırılmasına imkân sağlayan düzenlemeleri hayata geçirdik” dedi.</p>

<p><strong>ATAMA SİSTEMİNDE YENİ MODEL</strong></p>

<p>Hakim ve Cumhuriyet savcıları atamalarında yeni bir sisteme geçileceğini belirten Bakan Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi aynı hedef doğrultusunda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarımızın atamalarında yeni bir sisteme geçiyoruz. Hâkimler ve Savcılar Kurulumuzun bugün aldığı kararla; atamalarda hizmet puanı ve puan sıralaması temel ölçüt olacak. Terfi ve teftiş sonuçları ile liyakat ve mesleğe uygunluk göstergeleri puanlamaya yansıtılacak; doğu-batı ayrımı kalkacak; nesnel ve ölçülebilir kriterler ön plana çıkacak. 2027 Yılı Ana Kararnamesi ile uygulanmaya başlayacak yeni sistemle emeğin, liyakatin ve mesleki başarının daha güçlü karşılık bulduğu; hakkaniyetin ve öngörülebilirliğin daha da güçlendiği bir atama sistemi hayata geçmiş olacak.”</p>

<p><strong>“YENİ SİSTEM VATANDAŞLARA VE YARGI CAMİAMIZA HAYIRLI OLSUN”</strong></p>

<p>Daha hızlı işleyen, daha isabetli kararlar üreten ve vatandaşların adalete güvenini güçlendiren bir yargı sistemi için çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü vurgusu yapan Bakan Gürlek, “Yargının daha etkin ve verimli işlemesine katkı sağlayacak bu yeni sistemin vatandaşlarımıza ve yargı camiamıza hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-atamalarina-yeni-sistem-geliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/hakim-savci-yeni.jpg" type="image/jpeg" length="21642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6136 SAYILI KANUNA MUHALET SUÇUNUN UYGULAMASINDA YARGITAY KRİTERLERİNE GÖRE SAYISAL VAHAMET]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6136-sayili-kanuna-muhalet-sucunun-uygulamasinda-yargitay-kriterlerine-gore-sayisal-vahamet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6136-sayili-kanuna-muhalet-sucunun-uygulamasinda-yargitay-kriterlerine-gore-sayisal-vahamet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[6136 sayılı Kanunun 12. maddesinde;

Bu Kanun kapsamına giren ateşli silahlar ile bunlara ait mermileri, yasada sayılan parçalarını ülkeye sokan, ülkeye sokmaya kalkışan veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eden, izinsiz olarak yapan veya bir yerden diğer bir yere taşıyan veya yollayan veya t...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>6136 sayılı Kanunun 12. maddesinde;</p>

<p>Bu Kanun kapsamına giren ateşli silahlar ile bunlara ait mermileri, yasada sayılan parçalarını ülkeye sokan, ülkeye sokmaya kalkışan veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eden, izinsiz olarak yapan veya bir yerden diğer bir yere taşıyan veya yollayan veya taşımaya bilerek aracılık eden, satan veya satmaya aracılık eden veya bu amaçla bulunduranların beş yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılıcağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Birinci fıkrada yazılı suçların iki veya daha çok kişinin birlikte işlemeleri halinde ya da suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezaların artırılacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Ateşli silahın tüfek veya seri ateşli kısa sürede çok sayıda ve etkili biçimde mermi atabilen tam otomatik, dürbünlü, susturuculu veya hedef noktalayıcı aparat takılı tabanca veya bu fıkrada sayılanların benzerleri olması ya da bu niteliği taşımayan ateşli silahlar veya her türlü mermilerin veya namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaların miktar bakımından vahim olması halinde verilecek cezalar yarı oranında artırılarak hükmolunacaktır.</p>

<p>Ateşli silahlar ile benzerlerinin miktar bakımından vahim olması halinde ise verilecek cezalar bir kat artırılarak hükmolunur.</p>

<p>Kurusıkı tabir edilen ses veya gaz fişeği ya da benzerlerini atabilen silahı, teknik özelliklerinde değişiklik yaparak bu Kanun hükümlerine tabi silah haline dönüştürmek eylemi de cezalandırılmaktadır.</p>

<p>6136 sayılı Kanunun 13. maddesinde ise;</p>

<p>Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahları satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Ateşli silahın, bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlardan olması ya da silahın, mermilerin veya yasada sayılan parçaların sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlar dışındaki ateşli silahın bir adet olması ve mutat sayıdaki mermilerinin veya yasada sayılan parçaların ev veya işyerinde bulundurulması halinde verilecek ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasıdır.</p>

<p>Ateşli silahlara ait mermilerin veya bunlara ait yasada sayılan parçaların pek az sayıda bulundurulmasının veya taşınmasının mahkemece vahim olarak takdir edilmemesi durumunda hükmolunacak ceza altı aya kadar hapis ve otuz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasıdır.</p>

<p>Bu madde kapsamındaki bulundurma ve taşıma fiilinin; vefat, sağlık durumu, mahkûmiyet, müsadere, satın alma veya devir nedeniyle yapılan ruhsatlandırma ya da ruhsat yenileme işlemlerinde bu Kanunda düzenlenen yükümlülüklere aykırı davranılarak işlenmesi halinde onbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idari para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Nakil izin belgesi almaksızın, bulundurma izni verilen silahını mesken veya işyeri değişikliği nedeniyle nakledenler hakkında onbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idari para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Son dönemde adli süreçteki çocukların ateşli silahlara erişimlerinin kolaylaşması ve bu silahların suçta kullanılması üzerine yasa koyucu tarafından isabetli şekilde 6136 sayılı Kanunda düzenleme yapılmış,</p>

<p>6136 sayılı Kanunun 13/A maddesi ile;</p>

<p>Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişinin, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>6136 sayılı Kanunun 14. maddesinde;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Her kim, bu Kanun hükümlerine aykırı olarak 4 üncü maddede yazılı olan bıçak veya başkaca aletler yahut benzerlerini ülkeye sokar, sokmaya kalkışır veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eder veya bunları ülkede yapar veya bir yerden diğer bir yere taşır veya yollar veya taşımaya aracılık ederse iki yıldan beş yıla kadar hapis ve ikiyüz günden az olmamak üzere adlî para cezası ile cezalandırılır. Suç konusu bıçak ve aletlerin niteliği veya sayı olarak azlığı halinde verilecek ceza yarısına kadar indirilir.</p>

<p>Birinci fıkradaki eylemleri işlemek amacı ile teşekkül kuranlar ile yönetenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından sözü geçen fıkrada yazılı suçlar işlenirse failler hakkında beş yıldan on yıla kadar hapis ve bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Birinci fıkrada yazılı suçları ikinci fıkradaki hal dışında iki veya daha çok kişinin birlikte işlemeleri halinde, birinci fıkraya göre verilecek cezalar bir kat artırılır.<br />
Bu madde kapsamına giren bıçak ve başkaca aletlerin veya benzerlerinin miktar bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkralara göre hükmolunacak cezalar yarı oranında artırılır.” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>6136 sayılı Kanunun 15. maddesinde;</p>

<p>“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak 4 üncü maddede yazılı olan bıçak veya diğer aletleri veya benzerlerini satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmibeş günden az olmamak üzere adlî para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Bu madde kapsamına giren bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkraya göre hükmolunacak cezalar yarıdan bir katına kadar artırılır.</p>

<p>Bu Kanunun 4 üncü maddesine göre yapımına izin verilen bıçakları veya diğer aletleri veya benzerlerini kullanma amacı dışında satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında birinci fıkradaki; o bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı ve nitelik bakımından vahim olması halinde de ikinci fıkradaki cezalar hükmolunur.</p>

<p>Bu Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı olan yivli ve yivsiz silahlarla bıçak ve diğer aletleri, hal ve şartlara göre sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıyanlar, üç aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>6136 sayılı Kanunun uygulamasında, yukarıdaki yasal düzenlemeler gereği sayısal vahametin belirlenmesi büyük önem arz etmektedir.</p>

<p>Yine; TCK’nın 174. maddesinde düzenlenen Tehlikeli Maddelerin İzinsiz Olarak Bulundurulması veya El Değiştirmesi Suçu yönünden de sayısal vahametin dikkate alınması gerekmektedir.</p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik kararlarından yola çıkılarak düzenlenen tabloya, uygulayıcılara faydalı olacağı düşüncesi ile aşağıda yer verilmiştir.</p>

<p>A-6136 sayılı Kanunun 12.maddesi yönünden;</p>

<p>5001-20000 adet mermi, 6136 sayılı Kanunun 12/1 maddesi</p>

<p>20001 adet mermi ve üzeri, sayısal vahamet, 6136 sayılı Kanunun 12/4 maddesi</p>

<p>21 ve üzeri tabanca, sayısal vahamet, 6136 sayılı Kanunun 12/4 maddesi</p>

<p>11 ve üzeri uzun namlulu tüfek, sayısal vahamet, 6136 sayılı Kanunun 12/5 maddesi</p>

<p>B-6136 sayılı Kanunun 13. maddesi yönünden;</p>

<p>1 - 4 adet tabanca, 6136 sayılı Kanunun 13/1 maddesi</p>

<p>5 ve üzeri tabanca, 6136 sayılı Kanunun 13/2 maddesi</p>

<p>1 - 50 adet mermi, 6136 sayılı Kanunun 13/son maddesi</p>

<p>51 - 250 mermi, 6136 sayılı Kanunun 13/3 maddesi</p>

<p>251 - 5000 adet mermi, 6136 sayılı Kanunun 13/1 maddesi</p>

<p>5001 ve üzeri mermi, 6136 sayılı Kanunun 13/2 maddesi</p>

<p>C-6136 sayılı Kanunun 14.maddesi yönünden;</p>

<p>1 - 100 adet bıçak, az vahim, 6136 sayılı Kanunun 14/1 maddesi</p>

<p>101 - 1000 adet bıçak, normal, 6136 sayılı Kanunun 14/1 maddesi</p>

<p>1001 ve üzeri bıçak, vahim, 6136 sayılı Kanunun 14/4 maddesi</p>

<p>D-6136 sayılı Kanunun 15. maddesi yönünden;</p>

<p>101 ve üzeri bıçak, 6136 sayılı Kanunun 15/3 maddesi</p>

<p>E-TCK’nın 174. maddesindeki patlayıcı maddeler yönünden;</p>

<p>5 ve üzeri el bombası (vahim)</p>

<p>1 kg’dan fazla C4 - TNT (vahim)</p>

<p>26 ve üzeri dinamit lokumu (vahim)</p>

<p>501 üzeri fünye, kapsül (vahim)</p>

<p>Lav, roket (vahim)</p>

<p>Antitank lav silahı (vahim)</p>

<p>Dinamit, el bombası nitelik itibarıyla önemsiz sayılamayacağından son fıkra uygulanamaz.</p>

<p>1 - 25 adet dinamit lokumunun cezası 4 - 8 yıldır,26 adet ve fazlası ele geçirilirse alt hadden uzaklaşılarak hapis cezası tayin olunmalı, sayısına göre 8 yıla kadar uygulanmalıdır.</p>

<p>1 - 4 adet el yapımı patlayıcının cezası 4 - 8 yıldır, 5 adet ve fazlası ele geçirilirse alt hadden uzaklaşılarak hapis cezası tayin olunmalı, sayısına göre 8 yıla kadar uygulanmalıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/onder-yaman-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Önder YAMAN<br />
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6136-sayili-kanuna-muhalet-sucunun-uygulamasinda-yargitay-kriterlerine-gore-sayisal-vahamet</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="86628"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/43 E., 2025/552 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202443-e-2025552-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202443-e-2025552-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.12.2025 tarihli, 2024/43 E., 2025/552 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/43 E., 2025/552 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İtirazname No : 2021/152845</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 606-1309</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın kaçak eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçundan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3/5-10-son maddeleri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62, 52/2, 53... . maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis ve 160 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve kaçak eşyanın müsaderesine ilişkin Samsun 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.03.2016 tarihli ve 586-233 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.06.2020 tarih ve 165729 sayı ile; "7242 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddelerindeki değişiklikler sebebiyle lehe kanun değerlendirmesi yapılmak üzere dosyanın mahalline gönderilmesine" karar verilmiştir.</p>

<p>Samsun 1. Asliye Ceza Mahkemesince 30.09.2021 tarih ve 606-1309 sayı ile; sanığın 5607 sayılı Kanun’un 3/5-10-son-22 ile TCK’nın 62, 52/2, 53... . maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 40 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve kaçak eşyanın müsaderesine ilişkin verilen kararın sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay 7. Ceza Dairesince 08.03.2023 tarih, 128-2104 sayı ve oy çokluğu ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Daire Üyesi ...; "...Somut olayda 5271 sayılı Kanun'un 1 16... uncu maddelerine uymadan arama yapıldığı sabittir. Makul şüphe oluşturan bir duruma muttali olan kolluk görevlileri öncelikle Cumhuriyet savcısına bilgi verip onun talimatlarına göre hareket etmedikleri için, hem de iş yerinde önleme arama kararına dayanılarak adlî arama yapılamayacağı için arama usulsüzdür. 5271 sayılı Kanun'daki düzenlemelere uymadan arama yapılması nedeniyle deliller usulsüz elde edildiğinden hükme esas alınmamalıdır.</p>

<p>Hükmün usulsüz arama nedeniyle sanığın beraatına karar verilmesi doğrultusunda bozulması gerektiğini düşündüğüm için, heyetimizin sayın çoğunluğunun suçun sübutunu kabul eden kararına katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 02.06.2023 tarih ve 152845 sayı ile; "...Somut olayda 5271 sayılı Kanun'un 1 16... uncu maddelerine uymadan arama yapıldığı sabittir. Makul şüphe oluşturan bir duruma muttali olan kolluk görevlileri öncelikle Cumhuriyet savcısına bilgi verip onun talimatlarına göre hareket etmedikleri için, hem de iş yerinde önleme arama kararına dayanılarak adlî arama yapılamayacağı için arama usulsüzdür. 5271 sayılı Kanun'daki düzenlemelere uymadan arama yapılması nedeniyle deliller usulsüz elde edildiğinden hükme esas alınmamalıdır.</p>

<p>Hükmün usulsüz arama nedeniyle sanığın beraatına karar verilmesi doğrultusunda bozulması gerekirken onanması hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle Yüksek Daire kararına karşı sanık lehine 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi uyarınca itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmuştur." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 08.11.2023 tarih ve 11416-9927 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça konu kaçak sigaraların hukuka uygun yöntemle elde edilip edilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>02.09.2015 tarihli olay tutanağına göre; devriye görevini ifa eden kolluk görevlilerince cadde üzerindeki giriş bölümü tamamen açık olan bijuteri dükkânının önünde oturan sanığın, yanındaki sehpanın üzerinde kaçak sigara olduğunun görülmesi üzerine Samsun 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 26.08.2015 tarihli ve 2015/2871 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden yapılan aramada iş yerinin mutfak bölümündeki masanın çekmecelerinde, çekmece altında bulunan dolapta ve sehpa üzerinde ele geçirilen 169 paket kaçak sigaraya el konulduğu,</p>

<p>El koyma kararının Samsun 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 03.09.2015 tarihli ve 2015/3036 değişik iş sayılı kararıyla onanmasına karar verildiği,</p>

<p>Dava konusu 169 paket kaçak sigaraya ilişkin Gümrük İdaresince düzenlenen 03.09.2015 tarihli Kaçak Eşyaya Mahsus Tespit (KEMT) Varakasına göre; eşyanın CİF kıymetinin 169.00 TL, gümrük vergisinin 1.023,00 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 1.192,00 TL olduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık aşamalarda kaçak sigarayı satmak için bulundurduğunu savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Asıl Uyuşmazlık Konuları ile Ön Soruna İlişkin Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 02.07.2025 tarihli ve 147-312, 14.05.2025 tarihli ve 324-2 03... .06.2024 tarihli ve 455-191 sayılı içtihatları ve diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; kolluk görevlileri, bir önleme araması kararına dayansın ya da dayanmasın şüphelinin veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin (müsaderesi gerekecek eşya ya da kazancın) elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe duyduğunda, gerekiyorsa genel ve delil güvenliği için gerekli tedbirleri aldıktan sonra bir koruma tedbiri olarak arama işlemini icra cümlesinden olarak CMK 116 ve devamı maddelerinde öngörülen şartlara uymakla mükelleftir. Yani kolluk görevlileri mümkün ise hemen Cumhuriyet savcısına ulaşacak ve onun delaletiyle sulh ceza hâkiminden arama kararı alınacaktır. Fakat gecikmesinde sakınca bulunan bir hâl varsa Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise (konut, iş yeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar hariç) kolluk amirinin yazılı emri ile arama yapabilecektir. CMK'nın 161/3. maddesinde yer alan "Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir." şeklindeki düzenlemenin, acilliği de beraberinde taşıyan zorunluluk hâlinde arama işlemi için de uygulanabileceği kabul edilebilir. Doktrinde Kiziroğlu da aynı görüştedir. (Serap Keskin Kiziroğlu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Basit Arama (Adli Arama) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2009, C. 58, S. 1, s. 153).</p>

<p>Arama; "Arama işi, taharri, birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak, yoklamak" anlamlarına gelmektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2009, s. 113). Arama, gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet olduğundan gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler aramanın konusu olamaz. Diğer bir ifade ile bu durumda yapılmış bir arama olmadığından bu koruma tedbiri için öngörülen yasal şartların yerine getirilmesi de gerekmez.</p>

<p>Ne var ki bu gibi durumlarda, yani suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeyler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış ise bunların elde edilmesi CMK'nın 123. maddesi uyarınca gerçekleştirilecektir. Burada iki ihtimal vardır ve farklı usullere tabi tutulmuştur:</p>

<p>Birinci ihtimalde; ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, ilgilinin/şüphelinin (hukuka uygun) rızası ile teslim etmesi hâlinde muhafaza altına alınır (CMK madde 123/1). Rızaen teslim olgusunun; "Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz." şeklindeki Anayasa'nın 38. maddesi ile CMK'nın 148. maddesinde ve Adlî Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 8/f bendindeki "Rızaen arama" hükmünün iptaline ilişkin Danıştayın 13.03.2007 tarihli ve 6392-948 sayılı kararında belirlenen parametreler ışığında değerlendirilmesi gerekir. Bu cümleden olarak şüphelinin ve sanığın beyanı/rızası özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılmamalı, kanuna aykırı bir yarar vaat edilmemelidir. Yasak usüllerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. İlgilinin/şüphelinin, tadat olunan şeyleri, (hukuka uygun) rızası ile teslim etmesi hâlinde elkoyma değil ve fakat muhafaza altına alma hâli olduğundan bir el koyma kararı da gerekmez.</p>

<p>Ancak suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeylerler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış vaziyette değil ise yanında bulunduran kişinin (sözde) rızasıyla teslim etmesi, kural olarak usulüne uygun bir arama ve elkoyma kararı alınma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü her şeyden önce bu durumda çoğunlukla arama kararı olmadan yapılan arama ile bu eşyaya ulaşılmakta bunun üzerine zilyet eşyayı sözde rızaen teslim etmektedir. Oysa Anayasa'nın 20... . maddelerinde yer verilen "özel hayatın gizliliği" ve "konut dokunulmazlığı" hakları dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez, kişiliğe bağlı temel haklardandır. Anayasa'da bu hakların hangi hâllerde ve nasıl sınırlanabileceği belirtilirken, anılan hakların vazgeçilmez niteliği nedeniyle sınırlama usulleri içinde ilgilinin rızasına yer verilmemiştir. Keza gerek Anayasa'nın zikredilen maddelerinde gerekse CMK'da, özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakkı ile kamu güvenliği arasında bir denge kurulmaya çalışılırken, birey ile kolluk arasındaki güç dengesizliğinin, ilgilinin rızasını sakatlayabileceği endişesiyle, bu hakların, mümkün olduğunca yargı yerlerince verilen kararlarla sınırlanması esası benimsenmiştir (Danıştay Onuncu Dairesi'nin 13.03.2007 tarihli, E. 2005/6392, K. 2007/948 sayılı kararını onayan Danıştay İDDK, E. 2007/2257 K. 20). Zira, öncelikle bu şeylere/nesnelere bir arama kararı olmadan, aranarak ulaşılmış olmaktadır (14.09.2012 tarihli ve 12/1117 sayılı). Bu nedenlerle suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeyler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış vaziyette değil ise zilyedin görünüşte rızaen tesliminin, kural olarak usulüne uygun bir arama ve elkoyma kararı alınma zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir. Aksi hâlde özel hayatın gizliliği (Anayasa madde 20) konut dokunulmazlığının ihlali (Anayasa madde 21) ve mülkiyet hakkı (Anayasa madde 35) ile adil yargılanma hakkının (Anayasa madde 38) özü ile bağdaşmayan ve keyfî muamelelere karşı öngörülen usuli teminatları etkisiz kılan bir sonuca ulaşılır.</p>

<p>İkinci ihtimalde; yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği hâllerde bu tür eşyaya elkonulabilir (CMK madde 123/2). Ancak el koyma işlemi arama kararına paralel bir usule tabi tutulmuştur. Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini gerçekleştirebilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar (CMK madde 127/1-3).<br />
Genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan önleme araması; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18-26. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmeliğin 19. maddesinde; "Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır. Böylelikle kamu güvenliği ile düzenini bozabilecek kişi ve eşya bulunarak muhtemel bir zararın gerçekleşmesine veya suç işlenmesine engel olunarak toplum yakın bir tehlikeden korunacaktır.</p>

<p>Önleme aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin somut ve öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. 2559 sayılı PVSK bu nitelikteki tehlike hâlini makul sebep olarak ifade etmektedir. Suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe ile önleme aramasındaki makul sebep farklı kavramlardır. Makul sebep; konunun uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken makul şüphe; çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde değerlendirmeleri hâlidir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, Seçkin, 4. Baskı, 2016, s. 381-382).</p>

<p>Önleme araması ancak kanunda öngörülen yerlerde yapılabilir. 2559 sayılı Kanun'un 9. maddesinde somut ve yakın bir tehlikenin baş gösterebileceği alanlar esas alınmak suretiyle önleme araması yapılabilecek yerler tek tek sayılmış olup buna göre önleme araması;</p>

<p>1) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde,</p>

<p>2) Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde,</p>

<p>3) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde,</p>

<p>4) Eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için her derecede eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle ve kurumun imkânlarıyla önlenmesi mümkün görülmeyen olayların çıkması ihtimali karşısında rektör, acele hâllerde de dekan veya bağlı kuruluş yetkililerinin kolluktan yardım istemeleri hâlinde, girilecek yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında,</p>

<p>5) Umumî veya umuma açık yerlerde,</p>

<p>6) Her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda yapılabilecektir.</p>

<p>Konutta, yerleşim yerinde, kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün olmayıp bu yerlerde şartları varsa ancak adli arama yapılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önleme araması idari bir işlem olsa da kural olarak hâkim kararıyla yapılmalıdır. Kolluk tarafından somut tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler önceden tespit edilip aramanın yapılması önerilen yer ve zaman ile birlikte o yer mülkî âmirine yazılı olarak iletilir. İllerde vali veya bu konuda yetkilendirdiği yardımcısı ve ilçelerde ise kaymakamı ifade eden mülki amir, kolluğun talebini uygun bulursa hâkimden arama kararı talep eder; ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kendisi de yazılı arama emri verebilir. Önleme araması kararının alınmasında ve icrasında Cumhuriyet savcısının herhangi bir görev ve fonksiyonu yoktur. Kolluğun kendi içindeki birim amirlerinin emri ile önleme araması yapılamaz. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 4. maddesi uyarınca, önleme araması bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hâl; derhâl işlem yapılmadığı takdirde, millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi veya zarar görmesi, suç işlenmesinin önlenememesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespit edilememesi ihtimâlinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması hâlini ifade etmektedir. 2559 sayılı Kanun'un 9/6. maddesi uyarınca spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu hâllerde gecikmesinde sakınca bulunan hâlin bulunduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Önleme araması kararında veya emrinde; aramanın sebebi, konusu ve kapsamı, aramanın yapılacağı yer, aramanın yapılacağı zaman ve geçerli olacağı süre belirtilmelidir. Önleme aramasında gece ile ilgili bir istisnaya yer verilmediğinden her zaman yapılması mümkündür. Önleme araması kararının geçerli olacağı sürenin sınırı ile ilgili olarak da mevzuatta kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Zira önleme aramasının geçerli olacağı süre, karar verilmesine dayanak teşkil eden makul sebebin niteliğine göre değişkenlik arz edebilmektedir. Örneğin; olimpiyat oyunları gibi iki ya da üç hafta sürecek ve dünyanın bir çok ülkesinden sporcu ve izleyicilerin katılacağı bir spor organizasyonunda yaşanabilecek kamu düzenini bozucu nitelikteki olayların ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla makul sebep oluşması hâlinde yapılacak bir önleme aramasının geçerlilik süresi organizasyon süresi kadar olabileceği gibi, başka olaylarda duruma göre bir gün süreli, hatta saatli önleme araması kararlarının verilmesi de mümkündür. Her hâlükârda bu sürenin aramanın haklı kıldığı süreden fazla olmaması lazımdır. Önleme aramasının da kişilerin temel hak ve özgürlüklerine bir müdahale niteliğinde bulunması nedeniyle, makul bir sebep olmadığı hâlde verilen uzun süreli önleme araması kararı görünürde yasal olsa bile hukuka uygun olmayacaktır. Aynı şekilde makul bir sebep yokken belli periyotlarla yenilenmek suretiyle süreklilik arz edecek ve genel arama izlenimi verecek şekilde önleme araması kararı verilmesi de hukuka aykırı olacaktır.</p>

<p>Önleme aramasının nasıl icra edileceği hususunda 2559 sayılı Kanun'da ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nde özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmeliğin "Aramaların Yapılma Şekli" başlıklı dördüncü bölümündeki hükümler hem adli hem de önleme araması için geçerli ortak hükümlerdir. Dolayısıyla icra edilişi bakımından adli arama ile önleme araması arasında bir fark gözetilmemiştir.</p>

<p>Anayasal ve yasal dayanakları bu şekilde ortaya konulan adli arama, öngörülen şartlara uyulmadan icra edildiğinde; "bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" (CMK madde 288) hâli ortaya çıkacağından, hukuka aykırı olacaktır. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez (Anayasa madde 38). Yüklenen suç, (ancak) hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delille ispat edilebileceğinden (CMK madde 217/2) delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse mahkemece reddolunur (CMK madde 206/2-a). Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirtilir; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekir (CMK madde 230/1-b).<br />
B. Hukuki Değerlendirme<br />
02.09.2015 tarihinde devriye görevini ifa eden kolluk görevlilerince cadde üzerindeki giriş bölümü tamamen açık olan bijuteri dükkânının önünde oturan sanığın yanındaki sehpanın üzerinde kaçak sigara olduğunun görülmesi üzerine Samsun 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 26.08.2015 tarihli ve 2015/2871 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden arama yapıldığı ve iş yerinin mutfak bölümündeki masanın çekmecelerinde, çekmece altında bulunan dolapta ve sehpa üzerinde ele geçirilen 169 paket kaçak sigaraya el konulduğu kabul edilen olayda;</p>

<p>Suç delili, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan kaçak sigaralar, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan iş yerinin önündeki sehpa üzerinde açıkta satışa sunulmuştur. Dolayısıyla suça konu sigaraların görevlilerce muhafaza altına alınması işlemi, gizlenmiş bir şeyi bulmaya çalışma ve araştırma anlamına gelen arama olarak değerlendirilemeyecektir. Somut olayda kolluk görevlilerince gerçekleştirilen işleme yönelik sanığın bir itirazı bulunmadığı gibi iş yeri dokunulmazlığı (Anayasa madde 21) ve mülkiyet hakkının (Anayasa madde 35) özü ile bağdaşmayan, keyfî muamelelere karşı öngörülen usuli teminatları etkisiz kılan ve hukuken geçerli olmayan rızaya dayalı bir teslim olgusu da söz konusu olmamıştır. Açıklanan nedenlerle suçun delili ve konusunu oluşturan ve açıktaki sehpa üzerinde ele geçirilen bir kısım kaçak sigaranın hukuka uygun yöntemle ele geçirildiğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Ancak, 02.09.2015 tarihli tutanakta, iş yerinin önündeki sehpada kaçak sigaraların ele geçirilmesinden itibaren adli soruşturma süreci başlamış olmakla, kolluğun PVSK'nın Ek 6. maddesi delaletiyle CMK'nın 161/2 ve 123. maddeleri çerçevesinde Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda arama ve el koyma işlemlerine devam etmesi gerekirken, bundan zuhul ile iş yerinin kapalı bölümlerinde re'sen arama ve el koyma yapamayacağı gözetilmelidir. Bu nedenle yukarıda anılan anayasal hakların özü ile bağdaşmayan ve keyfî muamelelere karşı öngörülen usuli teminatları etkisiz kılacak biçimde, suçun delili ve konusunu oluşturan iş yerinin mutfak bölümündeki masanın çekmecesinde ve dolap içerisinde ele geçirilen kaçak sigaralara el konulmasına yönelik yapılan işlemlerde hukuka uygunluk görülmediğinden işbu delilin, Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan emredici düzenleme gereğince hükme esas alınamayacağı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Sanığın iş yerinin önündeki sehpa üzerinde satışa hazır şekilde ele geçirilen ticari mahiyetteki bir kısım kaçak sigaraya ilişkin Yerel Mahkemece verilen 30.09.2021 tarihli ve 606-1309 sayılı mahkûmiyet hükmünün sanığın en lehine olacak şekilde taktir edildiği de sabittir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202443-e-2025552-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="40993"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Senet ve Çek Borcunda İcra: Borçlunun ve Alacaklının Hakları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/senet-ve-cek-borcunda-icra-borclunun-ve-alacaklinin-haklari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/senet-ve-cek-borcunda-icra-borclunun-ve-alacaklinin-haklari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 itibarıyla İstanbul'daki icra dairelerine düşen dosyaların önemli bir kısmı hâlâ çek ve senetten kaynaklanan alacaklar. Bir esnaf elinde karşılıksız çıkan bir çekle icra dairesinin kapısını çaldığında ya da bir borçlu eline geçen ödeme emrini anlamlandıramadığında, karşılarına çıkan süreç genel...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 itibarıyla İstanbul'daki icra dairelerine düşen dosyaların önemli bir kısmı hâlâ <strong>çek ve senetten kaynaklanan alacaklar</strong>. Bir esnaf elinde karşılıksız çıkan bir çekle icra dairesinin kapısını çaldığında ya da bir borçlu eline geçen ödeme emrini anlamlandıramadığında, karşılarına çıkan süreç genel icra takibinden oldukça farklı işliyor. Çünkü kanun, çek ve senet gibi <strong>kambiyo senetlerini</strong> özel bir kategoriye alıyor ve alacaklıya normalden çok daha hızlı, borçluya ise çok daha kısa süreli bir savunma imkânı tanıyor.</p>

<p>Bu farkı bilmemek, her iki taraf için de ciddi hak kayıplarına yol açabiliyor. Alacaklı yanlış takip yolunu seçtiğinde zaman kaybediyor; borçlu ise elindeki <strong>5 günlük itiraz süresini</strong> kaçırdığında mal varlığının haczedilmesine engel olamıyor. Bu yazıda her iki tarafın da bilmesi gereken hakları ve süreci, güncel İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri çerçevesinde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>Kambiyo Senedi Nedir, Neden Ayrı Bir İcra Yolu Var?</strong></p>

<p>Çek, bono (senet) ve poliçe, hukuken <strong>kambiyo senedi</strong> olarak adlandırılıyor ve Türk Ticaret Kanunu'nda aranan şekil şartlarını taşımaları hâlinde "kesin bir borç ikrarı" niteliği taşıyor. Örneğin elinde vadesi geçmiş, karşılığı ödenmemiş bir bono bulunan bir tedarikçi düşünelim: müşterisinin borcu ayrıca ispatlamasına gerek kalmadan, doğrudan icra dairesine başvurup takip başlatabiliyor.</p>

<p>Kanun koyucu bu senetlere neden bu kadar güç tanıyor? Çünkü kambiyo senetleri ticari hayatın <strong>güven mekanizması</strong>. Bir çek veya senet elden ele dolaşabildiği, üçüncü kişilere ciro edilebildiği için, bu senede bağlanan alacağın tahsili de sıradan bir borç ilişkisinden daha hızlı ve öngörülebilir olmak zorunda. Bu yüzden İİK, "kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu" adı verilen ayrı bir bölüm ayırmış durumda.</p>

<p><strong>Alacaklının Yolu: Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Takibi</strong></p>

<p>Kambiyo senedine dayalı takipte alacak miktarı ve faiz hesabı büyük önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alacaklı, elindeki çek veya senedin kambiyo vasfını taşıdığından eminse, icra dairesine başvururken bunu açıkça belirtmeli ve talebini "kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu" olarak işaretlemeli. Diyelim ki bir mobilyacı, müşterisine sattığı ürün karşılığında aldığı 6 aylık vadeli bir bonoyu tahsil edemedi. Vade tarihi geldiğinde doğrudan icra müdürlüğüne başvurup ödeme emri gönderilmesini isteyebilir; ayrıca dava açmasına ya da alacağını ispat etmesine gerek kalmaz.</p>

<p>Bu yolun alacaklıya sağladığı en büyük avantaj hız. Genel haciz yolunda borçlunun itirazı takibi kendiliğinden durdururken, kambiyo senedine özgü takipte durum farklı işliyor, bu da bir sonraki başlığın konusu.</p>

<p><strong>Borçlunun Hakları: Ödeme Emrine İtiraz ve 5 Günlük Süre</strong></p>

<p>Ödeme emrini elinde bulan bir borçlu ne yapmalı? Burada kanunun tanıdığı süre, genel icra takibindeki 7 günlük itiraz süresinden bile kısa: borçlunun elinde yalnızca <strong>5 gün</strong> var. Bu süre içinde icra mahkemesine başvurup itirazını bildirmezse, borç kesinleşmiş sayılıyor.</p>

<p>İtiraz iki türlü olabilir. Borçlu, "bu imza bana ait değil" diyerek <strong>imzaya itiraz</strong> edebilir ya da "borç zaten ödendi" veya "senet zamanaşımına uğradı" gibi gerekçelerle <strong>borca itiraz</strong> edebilir. Örneğin elinde üzerinde imzası olmayan sahte bir bono ile karşılaşan bir kişi, imzaya itiraz yoluyla icra mahkemesinden takibin durdurulmasını isteyebilir; bu durumda mahkeme gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırıyor.</p>

<p>Bu noktada sıkça karıştırılan bir konuya da değinmek gerekiyor: genel haciz yoluyla icra takibinde itiraz süresi 7 gün iken, kambiyo senedine dayalı takipte bu süre 5 güne inmiş durumda. Borçlunun eline geçen ödeme emrinin türünü doğru okuması, bu yüzden kritik önem taşıyor.</p>

<p><strong>İtiraz Takibi Durdurur mu? İcra Mahkemesinin Rolü</strong></p>

<p>Ödeme emrine itiraz süreci, borçlu için gerginlik yaratsa da haklarını kullanmak için tanınmış bir imkândır.</p>

<p>Burada genel icra takibinden en belirgin fark ortaya çıkıyor: kambiyo senedine dayalı takipte, borçlunun icra mahkemesine yaptığı itiraz, takibi <strong>kendiliğinden durdurmuyor</strong>. Alacaklı, mal varlığına haciz koydurmaya devam edebilir; durabilecek olan yalnızca <strong>satış işlemi</strong>. Yani borçlu itiraz etmiş olsa bile, evine veya aracına haciz konulabiliyor; sadece bu malların satılarak paraya çevrilmesi, itirazın sonuçlanmasına kadar bekletiliyor.</p>

<p>Peki borçlu bu durumda çaresiz mi? Hayır, icra mahkemesinden ayrıca <strong>tehir-i icra kararı</strong> talep edebiliyor. Ancak bunun için genellikle takip konusu borcun belli bir yüzdesi kadar teminat yatırması gerekiyor. Örneğin itirazında haklı çıkma ihtimali güçlü olan ama elinde nakit sıkıntısı yaşayan bir borçlu, teminat mektubu ile bu yolu kullanarak satış işlemini tamamen durdurabiliyor. Bu, maaşına veya banka hesabına konan haciz sınırlarını bilmek kadar önemli bir savunma aracı.</p>

<p><strong>Karşılıksız Çekte Cezai Boyut: Sadece İcra Değil</strong></p>

<p>Çek konusunda bir ayrım daha yapmak gerekiyor: senetten farklı olarak, karşılıksız çıkan bir çek yalnızca icra hukukunu değil, 5941 sayılı Çek Kanunu kapsamında <strong>idari yaptırımları</strong> da devreye sokabiliyor. Çek hesabı sahibi, karşılıksız işlem yapılan çek bedelini belirli bir süre içinde ödemezse, bankalar arası çek yasaklısı listesine girebiliyor ve yeni çek hesabı açması kısıtlanabiliyor.</p>

<p>Bu durumla karşılaşan bir borçlu için pratik öneri şu: icra takibiyle ilgili itiraz sürecini yürütürken, çek bedelini mümkün olan en kısa sürede kapatmak, yalnızca haczi değil bu idari yaptırımları da önlüyor. Bir esnafın, elindeki üç çekten birini süresinde kapatarak çek yasaklısı listesine girmekten kurtulması, bu iki sürecin birbirinden bağımsız ama iç içe geçtiğini gösteren tipik bir örnek.</p>

<p><strong>Sonuç: Kim, Ne Zaman, Nasıl Hareket Etmeli?</strong></p>

<p>Alacaklı açısından bakıldığında, elindeki senedin kambiyo vasfını taşıyıp taşımadığını başvuru öncesinde netleştirmek büyük önem taşıyor; şekil şartı eksik bir senetle açılan takip, borçlunun basit bir şikâyetiyle iptal edilebiliyor. Borçlu açısından ise en kritik adım, ödeme emrini aldığı andan itibaren <strong>5 günlük süreyi</strong> takvime işaretlemek ve itiraz gerekçesini (imzaya mı borca mı) netleştirerek vakit kaybetmeden icra mahkemesine başvurmak.</p>

<p>Her iki taraf için de bu sürecin teknik detayları -itiraz dilekçesinin içeriği, teminat miktarının hesaplanması, bilirkişi incelemesi talebi- somut olayın özelliklerine göre değişiyor. Bu yüzden hem alacağını hızlı ve doğru şekilde tahsil etmek isteyen alacaklının hem de haksız bir takiple karşılaştığını düşünen borçlunun, elindeki evrakı ve süreyi kaybetmeden bir hukuki değerlendirmeden geçirmesi, sürecin sonucunu doğrudan etkiliyor.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/senet-ve-cek-borcunda-icra-borclunun-ve-alacaklinin-haklari-1</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="15026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RUHSATSIZ SİLAH SUÇLARINDA HUKUKA AYKIRI ARAMA VE DELİL YASAĞI: ELE GEÇİRİLEN SİLAH MAHKÛMİYETE ESAS ALINABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ruhsatsiz-silah-suclarinda-hukuka-aykiri-arama-ve-delil-yasagi-ele-gecirilen-silah-mahkumiyete-esas-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ruhsatsiz-silah-suclarinda-hukuka-aykiri-arama-ve-delil-yasagi-ele-gecirilen-silah-mahkumiyete-esas-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır; ancak maddi gerçek her ne pahasına olursa olsun değil, hukukun çizdiği sınırlar içerisinde aranır. Bu ilkenin en çok sınandığı alanlardan birisi, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarıdır. Zira...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır; ancak maddi gerçek her ne pahasına olursa olsun değil, hukukun çizdiği sınırlar içerisinde aranır. Bu ilkenin en çok sınandığı alanlardan birisi, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarıdır. Zira bu suç tipinde silahın kendisi hem suçun maddi konusu hem de neredeyse tek delildir. Silah çoğu zaman bir durdurma sırasında, bir yol uygulamasında, konutta veya iş yerinde yapılan arama neticesinde ele geçirilir. Aramanın hukuka uygun yapılıp yapılmadığı sorusu, bu nedenle doğrudan mahkûmiyetin mümkün olup olmadığı sorusuna dönüşür. Uygulamada sıkça karşılaşılan tablo şudur: Kolluk, elinde adli arama kararı bulunmaksızın, çoğu kez genel nitelikli bir önleme araması kararına dayanarak kişinin üstünü, aracını veya kapalı alanını aramakta, ruhsatsız tabanca ele geçirilmekte ve sanık da soruşturmanın ilk anlarında silahın kendisine ait olduğunu ikrar etmektedir. Peki bu ikrar ve bu silah, mahkûmiyet için yeterli midir?</p>

<p><strong>I. Anayasal ve Yasal Çerçeve</strong></p>

<p>Sorunun cevabını önce normatif çerçevede aramak gerekir. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası "<i>Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.</i>" hükmünü içermektedir. Dikkat edilirse Anayasa koyucu "delil" kavramını dahi kullanmamış, daha geniş bir kavram olan "bulgu" ifadesini tercih etmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu bu anayasal yasağı usul hukuku düzleminde somutlaştırmıştır. CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine göre ortaya konulması istenilen delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur. CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrası yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceğini öngörür. CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesini emreder. Nihayet CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasını hukuka kesin aykırılık halleri arasında saymıştır. Görüldüğü üzere kanun koyucu delil yasağı konusunda takdire alan bırakmayan, emredici bir sistem kurmuştur.</p>

<p>Arama tedbirinin usul ve esasları ise CMK'nın 116 ilâ 134. maddelerinde düzenlenmiştir. CMK m. 116 uyarınca şüphelinin yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa arama yapılabilir; m. 119 uyarınca arama kural olarak hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamayan hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emriyle gerçekleştirilir. Konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda kolluk amirinin yazılı emriyle arama yapılamayacağı gibi, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın bu yerlerde yapılan aramada o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması da aynı maddenin dördüncü fıkrasının amir hükmüdür. Önleme araması ise farklı bir rejime tabidir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 9. maddesinde düzenlenen önleme araması, bir suçun veya tehlikenin önlenmesi amacına hizmet eder ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18 ilâ 26. maddelerinde ayrıntılandırılmıştır. Yönetmeliğin 19. maddesi önleme aramasını "<i>Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir.</i>" şeklinde tanımlamaktadır.</p>

<p><strong>II. Yargıtay’ın konuya yaklaşımı</strong></p>

<p>Önleme aramasının muhatabı henüz suç şüphesi altında bulunmayan kişilerdir. Somut bir suç şüphesi doğduğu anda artık önleme araması rejimi devreden çıkar ve CMK hükümleri uygulama alanı bulur. Yargıtay birden fazla ceza dairesi genel olarak önleme araması ile adli aramayı birbirinden net bir şekilde ayırmıştır. Adli aramayla elde edilmesi gereken bir delil önleme aramasıyla elde edilmişse delilin hukuka aykırı bir şekilde elde edildiği yönünde genel bir görüş mevcuttur. Yine birçok kararda kolluk görevlilerinin suç şüphesi dahi oluşmadan, Cumhuriyet savcısına haber verilmeksizin önleme araması kararına dayanarak delil elde etme amacıyla arama yapmasının hukuka aykırı olduğunu vurgulanmıştır. Yani ihbar, istihbarî bilgi veya fiziksel takip neticesinde belirli bir kişiye yönelmiş şüphe varsa, elde tutulan genel önleme araması kararı o kişinin aranması bakımından hukuki dayanak olamaz. Yine adli aramanın kanun ve yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre yapılması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konunun 6136 sayılı Kanun özelindeki mihenk taşı, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-ceza-genel-kurulunun-2013166-e-2014514-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli ve 2014/166 Esas, 2014/514 Karar sayılı içtihadı</a>dır. Sonraki yıllarda 19. Ceza Dairesinin onlarca kararında aynen tekrarlanan bu içtihada göre; "<i>Hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçunda, ruhsatsız tabanca suçun maddî konusu olup, arama işleminin hukuka aykırı yapılması nedeniyle ele geçirilen ruhsatsız tabancanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olmasından dolayı hükme esas alınmayacağının kabulü karşısında, başkaca maddi delillerle desteklenmeyen ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması usul ve kanuna aykırıdır.</i>" <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013464-e-2015132-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu, 28.04.2015 tarihli ve 2013/464 Esas, 2015/132 Karar sayılı kararı</a>nda da arama tanıkları hazır edilmeden yapılan arama sonucu elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu bir kez daha teyit etmiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi ise 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 başvuru numaralı kararı</a>yla, ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmadan yapılan arama sonucunda elde edilen hukuka aykırı delillerin hükme esas alınmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir.</p>

<p>Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2018/1426 E., 2018/4678 K., 25.04.2018 T. kararında : "<i>Suça konu tabancanın 6136 sayılı Yasa kapsamında kalıp kalmadığına yönelik ekspertiz raporunun alınmaması, Sanığın aracına yönelik usulüne uygun bir arama kararının dosya içerisinde bulunmadığı cihetle, anılan yerde yapılan arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu, ele geçirilen suç eşyasının hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil olmasından dolayı hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanık hakkında atılı suçtan yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,"</i> bozma sebebi yapılmıştır.</p>

<p>Bu içtihat çizgisinin uygulamaya yansımasında üç husus özellikle dikkat çekicidir.</p>

<p><strong>1. İkrarın akıbeti:</strong> Hukuka aykırı aramada ele geçen silah sanığın önüne konularak alınan savunmadaki ikrar, özgür iradeye dayalı sayılamamakta ve soyut ikrar mahkûmiyete yeterli görülmemektedir. 19. Ceza Dairesi bir kararında bu hususu şu ifadelerle gerekçelendirmiştir: <i>"</i><i>Aynı şekilde hukuka aykırı biçimde elde edilip, "delil" olma özelliği bulunmamasına rağmen, suçun sübutuna en büyük delil olarak sanığa gösterilerek alınan savunmadaki "ikrar" özgür iradeye dayalı olmayacağından, değer atfedilmemelidir. Usulsüz olarak gerçekleştirilen denetleme/arama/elkoyma işlemi sonucunda elde edilen suçun konusu ve maddi unsuru olan eşya ele geçmeden yapılacak savunma ile suçun konusu eşyanın ele geçirilmesinden sonra yapılacak savunma aynı olacak mıydı? Cumhuriyet savcısı veya Hâkim, hukuka aykırı olarak elde edildiğini belirterek, suça konu eşya ele geçmemiş gibi sanıktan savunma yapmasını isteselerdi sanık aynı şekilde suçunu ikrar edecek miydi? Suçun maddi unsuru ortada yokken ikrarda bulunulsa bile bu ikrar soyut kalacağından, mahkumiyete yeterli delil olarak kabul edilemez.</i><i>"</i> (Yargıtay 19. CD, 28.12.2015, E. 2015/5002, K. 2015/9324). Yani delil yasağı yalnızca silahı değil, silaha dayanılarak elde edilen beyanı da kapsamaktadır.</p>

<p><strong>2. Bilirkişi raporunun akıbeti:</strong> Hukuka aykırı aramada ele geçen silah üzerinde düzenlenen kriminal raporun da hükme esas alınamaması gerekmektedir. Dairenin ilgili kararının karşı oy gerekçesindeki ifadeyle "<i>bilirkişi raporu aramada ele geçen ürünün değerlendirilmesine yönelik bir araçtır</i>" (Yargıtay 19. CD, 23.11.2015, E. 2015/13906, K. 2015/7572). Uzak etkiyi kabul eden bu yaklaşım, delil yasağının dolanılmasını engellemektedir.</p>

<p><strong>3. Sonucun beraat olması:</strong> Hukuka aykırı delil değerlendirme dışı bırakıldığında geriye mahkûmiyete yeterli delil kalmıyorsa verilmesi gereken karar beraattir. Nitekim 8. Ceza Dairesi, şüphe üzerine durdurulan araçta usulüne uygun arama kararı bulunmaksızın yapılan aramada ruhsatsız tabanca ele geçirilen bir olayda; "<i>anılan yerde yapılan arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu, ele geçirilen suç eşyasının hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil olmasından dolayı hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, suç eşyasının müsaderesiyle sanığın beraati yerine atılı suçtan yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi</i>" gerekçesiyle hükmü bozmuştur (Yargıtay 8. CD, 24.05.2022, E. 2021/4149, K. 2022/7635). Aynı yönde, mahkeme kararlı aramada dahi CMK m. 119/4'e aykırılık nedeniyle yerel mahkemenin beraat kararının isabetli bulunduğu kararlar mevcuttur (Yargıtay 19. CD, 05.10.2015, E. 2015/4795, K. 2015/5072).</p>

<p>Ne var ki içtihadın seyri tek yönlü değildir ve savunma makamının aksi yöndeki çizgiyi de bilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi 15.04.2015 tarihli ve 2013/2392 başvuru numaralı kararında, arama sırasında bulundurulması gereken kişilerden birinin eksikliğinin kanuna aykırılık teşkil etmekle birlikte, delillerin güvenilirliğini şüpheye düşüren somut bir durum bulunmadıkça yargılamanın adilliğini zedelemeyeceği sonucuna varmıştır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi de 17.10.2023 tarihli ve 2023/7441 Esas, 2023/8952 Karar sayılı kararında, arama tanıklarının hazır bulundurulmamasının tek başına, arama işleminin sıhhatini ve elde edilen delillerin gerçekliğini şüpheli hâle getirmeyen durumlarda delili hukuka aykırı kılmayacağı yönünde değerlendirme yapmıştır. Yine geçerli bir önleme araması kararının mevcut olduğu hâllerde yapılan aramanın hukuka uygun sayıldığı kararlar da azımsanmayacak sayıdadır. 8. Ceza Dairesi, uygulama noktasında durdurulan araçta olay yeri ve tarihini kapsayan önleme araması kararına istinaden yapılan aramada ele geçen ruhsatsız tabanca yönünden, aramayı hukuka uygun kabul ederek yerel mahkemenin beraat kararını isabetsiz bulmuştur (Yargıtay 8. CD, 12.04.2023, E. 2021/6595, K. 2023/2231). 7. Ceza Dairesi de Ceza Genel Kurulunun 21.02.2017 tarihli ve 2016/20-763 Esas, 2017/80 Karar sayılı içtihadına atıfla, geçerli önleme kararı uyarınca durdurulan araçta sanıkların tedirgin tavırları üzerine yapılan aramayı hukuka uygun saymıştır (Yargıtay 7. CD, 02.12.2024, E. 2021/11722, K. 2024/10641). Şu hâlde 2014-2016 döneminin katı şekilci yaklaşımı ile güncel uygulama arasında belirgin bir yumuşama olduğu, tanık eksikliği gibi şekli aykırılıkların tek başına delil yasağına götürmediği, buna karşılık arama kararının veya emrinin hiç bulunmaması yahut adli arama gereken hâlde önleme kararına sığınılması durumlarında delil yasağının istikrarlı biçimde uygulandığı tespit edilmelidir.</p>

<p>Son olarak <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202443-e-2025552-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulunun 03.12.2025 tarihli ve 2024/43 Esas, 2025/552 Karar sayılı</a> güncel içtihadına değinmek gerekir. Kaçakçılık suçuna ilişkin olmakla birlikte arama hukukunun bütününü ilgilendiren bu kararda Genel Kurul, gözle görülür biçimde açıkta bırakılan eşyanın muhafaza altına alınmasının teknik anlamda "arama" sayılmayacağını, zira aramanın gizli olanı ortaya çıkarmaya yönelik bir faaliyet olduğunu belirtmiş; buna karşılık suç şüphesi doğduktan sonra kapalı bölümlerde önleme kararına dayanılarak re'sen arama yapılamayacağını vurgulamıştır. Kararda yer alan "<i>Konutta, yerleşim yerinde, kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün olmayıp bu yerlerde şartları varsa ancak adli arama yapılabilir.</i>" tespiti, ruhsatsız silah dosyaları bakımından da yol göstericidir. Genel Kurul aynı kararda, açıkta ele geçen eşya ile kapalı bölümde ele geçen eşyayı ayrı ayrı değerlendirmiş; ilkini hukuka uygun, ikincisini hukuka aykırı delil saymıştır. Bu ayrıştırma yöntemi, silahın "görünür vaziyette" mi bulunduğu yoksa "araştırma neticesinde" mi ele geçirildiği sorusunu, savunmanın ilk elden incelemesi gereken bir mesele hâline getirmektedir.</p>

<p><strong>III. Değerlendirme ve Sonuç</strong></p>

<p>Tüm bu çerçeve karşısında varılması gereken sonuç şudur: Ruhsatsız silah taşıma ve bulundurma suçlarında silah suçun maddi konusudur ve hukuka aykırı arama neticesinde ele geçirilmişse Anayasa m. 38/6 ile CMK m. 206/2-a, 217/2, 230/1-b ve 289/1-i hükümleri uyarınca hükme esas alınamaz; bu silaha dayanılarak alınan ikrar soyut kalır, kriminal rapor da değerlendirme dışı bırakılır ve dosyada başkaca hukuka uygun delil yoksa beraat kararı verilmesi gerekir. Ancak her arama eksikliği aynı sonucu doğurmamaktadır. Güncel içtihat; arama kararının yokluğu, adli arama gerektiren hâlde önleme kararına dayanılması ve kapalı alanlarda önleme araması yapılması gibi öze ilişkin aykırılıklar ile arama tanığı eksikliği gibi şekle ilişkin aykırılıklar arasında giderek belirginleşen bir ayrım yapmaktadır. Bu itibarla savunma makamının, dosyadaki arama tutanağını, arama kararının veya emrinin varlığını, kapsamını, süresini ve aramanın fiilen hangi saikle yapıldığını titizlikle irdelemesi; iddia ve yargılama makamlarının ise mahkûmiyet hükmü kurmadan önce delilin elde ediliş biçimini CMK m. 230/1-b'nin emrettiği şekilde gerekçede açıkça tartışması gerekmektedir. Hukuk devletinde suçla mücadele meşru bir amaçtır; fakat bu mücadele, bizatihi hukukun kendisini araçsallaştırarak yürütülemez.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Lokman ÇETİN"><img alt="Av. Lokman ÇETİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/lokman-cetin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Lokman ÇETİN">Av. Lokman ÇETİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ruhsatsiz-silah-suclarinda-hukuka-aykiri-arama-ve-delil-yasagi-ele-gecirilen-silah-mahkumiyete-esas-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/terazi/tokmak-silah.jpg" type="image/jpeg" length="48325"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞVERENİN, İŞ AMAÇLI TAHSİS EDİLEN CEP TELEFONUNDAKİ ÖZEL MESAJLARI ÇALIŞANIN RIZASI OLMADAN OKUMASI, ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİN İHLALİ NİTELİĞİNDEDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isverenin-is-amacli-tahsis-edilen-cep-telefonundaki-ozel-mesajlari-calisanin-rizasi-olmadan-okumasi-ozel-hayatin-gizliliginin-ihlali-niteligindedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isverenin-is-amacli-tahsis-edilen-cep-telefonundaki-ozel-mesajlari-calisanin-rizasi-olmadan-okumasi-ozel-hayatin-gizliliginin-ihlali-niteligindedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Davalı işverence iş sözleşmesinin feshi, davacının whatsapp mesajları okunarak, özel hayatın gizliliği ihlal edilmek sureti ile gerçekleştirildiğinden davacının manevi tazminata hak kazandığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/9161</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/2</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 12.01.2026</strong></p>

<p><strong>İŞVERENCE İŞ SÖZLEŞMESİNİN FESHİNİN, İŞÇİNİN WHATSAPP MESAJLARI OKUNARAK, ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İHLAL EDİLMEK SURETİ İLE GERÇEKLEŞMESİ</strong></p>

<p><strong>İŞÇİNİN MANEVİ TAZMİNATA HAK KAZANMASI</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ:</strong> Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin feshi, ikramiye ücreti, asgari geçim indirimi, kötüniyet tazminatı, yıllık ücretli izin, prim ve manevi tazminat alacaklarının ispatı ile hesaplanması ve zamanaşımı noktalarında toplanmaktadır. Davalının, davacının telefonda bulunan özel hayatı oluşturan, başkaları ile yaptığı mesajlaşmalarını okuma, bunları tutanak altına alma ve bunları fesih gerekçesi yapma hakkı bulunmadığından yapılan feshin haksız olduğu, davacının kullandırılmayan yıllık izinlerinin bulunduğu, iş güvencesi kapsamında olan işçilerin kötüniyet tazminatı talep hakları bulunmadığı, davacının iş güvencesi kapsamında olduğu ve dosya kapsamı itibarıyla feshin kötüniyet tazminatını gerektirecek şekilde yapıldığı hususunda ayrıca delil bulunmadığı, davalı işverence iş sözleşmesinin feshi, davacının whatsapp mesajları okunarak, özel hayatın gizliliği ihlal edilmek sureti ile gerçekleştirildiğinden davacının manevi tazminata hak kazandığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI: 2025/1493 E., 2025/2213 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ: ... Batı 6. İş Mahkemesi</p>

<p>SAYISI: 2024/130 E., 2025/179 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 12.03.2015-16.07.2020 tarihleri arasında çevre mühendisi olarak çalıştığını, müvekkiline her işin yaptırıldığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız şekilde feshedildiğini, müvekkilinin zimmetinde ve kullanımında olan Şirkete ait telefonuna davalı Şirket yetkilisinin el koyduğunu, telefonda bulunan mesajların izinsiz okunduğunu ve feshe gerekçe yapıldığını, davacının net 4.450,00 TL ücret ile çalıştığını, ayrıca aylık prim aldığını, yol yemek yardımının işverence sağlandığını, 2019/Mart ayından sonra primlerin ödenmediğini, davalı işverenin kişisel verilerin silinmesine izin verilmeden, kişisel verileri izinsiz ele geçirilen ve işten çıkarma tehdidi altında çalıştırılan müvekkilinin psikolojik yönden yıprandığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti, prim, asgari geçim indirimi, kötüniyet tazminatı ve manevi tazminat alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 12.03.2015-16.07.2020 tarihleri arasında çevre mühendisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, 14.07.2020 tarihinde kendisine zimmetlenen telefonun talep edildiğini, Şirket telefonu üzerinde yapılan incelemede sadece iş görüşmesi yapması için verilen telefon ile davacının Şirket ve rakip firma çalışanları ile yaptığı mesajlaşmalarda Şirket patronu, Şirket projeler direktörü ve çalışma arkadaşları hakkında hakaretlerinin tespit edildiğini, üç kadın çalışanın işyeri yemekhanesinde yemek yerken gizlice fotoğrafını çektikten sonra başka bir Şirket çalışanına göndererek "üç şeytan" dediğini, bunların tutanak hâline getirtildiğini, davacıdan savunma istendiğini ancak savunma vermediğini, davacının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II-(b) hükmü uyarınca haklı nedenle feshedildiğini, son ücretinin brüt 5.916,00 TL olduğunu, tüm ücretlerin banka kanalıyla ödendiğini, aylık ücret dışında herhangi bir ödeme yapılmadığını, yıllık izin alacağının bulunmadığını, manevi tazminat ve kötüniyet tazminatı talebinin reddi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, Bölge Adliye Mahkemesinin ortadan kaldırma ilâmı doğrultusunda davalının, davacının telefonda bulunan özel hayatı oluşturan, başkaları ile yaptığı mesajlaşmalarını okuma, bunları tutanak altına alma ve bunları fesih gerekçesi yapma hakkı bulunmadığından yapılan feshin haksız olduğu, davacının kullandırılmayan yıllık izinlerinin bulunduğu, iş güvencesi kapsamında olan işçilerin kötüniyet tazminatı talep hakları bulunmadığı, davacının iş güvencesi kapsamında olduğu ve dosya kapsamı itibarıyla feshin kötüniyet tazminatını gerektirecek şekilde yapıldığı hususunda ayrıca delil bulunmadığı, davalı işverence iş sözleşmesinin feshi, davacının whatsapp mesajları okunarak, özel hayatın gizliliği ihlal edilmek sureti ile gerçekleştirildiğinden davacının manevi tazminata hak kazandığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden yerinde olduğu gerekçesi ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini,</p>

<p>2. Davacının ücretlerinin tam olarak ödendiğini, işyerinde prim ödemesi yapılmadığını,</p>

<p>3. Davacının manevi tazminat talebinin kabulünün hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin feshi, ikramiye ücreti, asgari geçim indirimi, kötüniyet tazminatı, yıllık ücretli izin, prim ve manevi tazminat alacaklarının ispatı ile hesaplanması ve zamanaşımı noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>12.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isverenin-is-amacli-tahsis-edilen-cep-telefonundaki-ozel-mesajlari-calisanin-rizasi-olmadan-okumasi-ozel-hayatin-gizliliginin-ihlali-niteligindedir</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitay-logo1.jpg" type="image/jpeg" length="99172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/493 E., 2025/356 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-22023493-e-2025356-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-22023493-e-2025356-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.05.2025 tarihli, 2023/493 E., 2025/356 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2023/493 E., 2025/356 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/251 E., 2022/308 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.05.2022 tarihli ve<br />
2022/3146 Esas, 2022/4303 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda düzeltilerek onanmış, davalı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin babaları olan mirasbırakan ...’dan kalan 5 parsel sayılı taşınmazın intikal işlemleri için dava dışı dayılarına vekâlet verdiklerini, ancak vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ve kardeşleri olan davalı ...’ın taşınmazın tamamını adına tescil ettirdiğini, ayrıca aynı taşınmazda anneleri ...’ya ait payın da davalı tarafından muvazaalı olarak devraldığını, kök muris baba ...’nin 1997 anne ...’nın ise 2011 yılında öldüğünü, müvekkillerinin durumu annenin ölümünden çok sonra öğrendiklerini ve davalıdan haklarını talep ettiklerini ancak davalının hakkın teslimi yerine taşınmazı satmaya çalıştığını duyduklarını ileri sürerek, babalarından intikal eden paylar ile anneleri ...’dan intikal etmesi gereken paylar yönünden tapu kaydının iptali ile müvekkillerinin miras payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı</p>

<p>5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların dava konusu taşınmazın satışı için dayıları olan dava dışı ...'ı vekil tayin ettiklerini, anılan vekâletname uyarınca ...’un davacılardan ... ve ...’in miras paylarını müvekkiline, diğer davacı ...’in payını da anneleri ...'ya satış suretiyle temlik ettiğini, daha sonra ...’nın payını yine satış yoluyla müvekkiline devrettiğini, satış bedelinin davacılara ödendiğini, devir tarihinden itibaren taşınmazın müvekkilinin kullanımında olduğunu, davacıların on altı yıl sonra kötüniyetli olarak dava açtıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı</p>

<p>6. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.03.2016 tarihli ve 2013/581 Esas, 2016/42 Karar sayılı kararı ile; davacıların vekâlet verdikleri dayıları ...'ın sağlığında ...'a da yöneltilmek suretiyle bir dava açmadıkları, asıl muhatapları olması gereken ve hesap vermek zorunda olan vekil ...'a karşı vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan haklarını ileri sürmedikleri, aksine devir tarihi olan 1997 yılından 2013 yılına kadar yaklaşık on altı yıl gibi bir süre bekledikleri, davacılarca vekâlet görevini kötüye kullanması için bir neden ileri sürülüp ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarihli ve 2016/12451 Esas, 2019/4874 Karar sayılı kararı ile;<br />
"... taraflarca bildirilen delillerin eksiksiz toplanması ile vekalet görevinin kötüye kullanılması hususunda; taşınmaz başında keşif yapılarak temlik tarihindeki rayiç bedelin tespit edilmesi, davalı savunması ile davalı tanıkları beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve yukarıdaki ilkeler birlikte değerlendirilerek vekilin iradesinin saptanması, muris muvazaası hususunda ise mirasbırakan ...’nın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı</p>

<p>9. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.03.2021 tarihli ve 2019/532 Esas, 2021/38 Karar sayılı kararıyla; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden davalının satış bedelini ödendiğini ispatlayamadığı, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı, muris muvazaası iddiası yönünden ise temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı</p>

<p>10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>11. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.12.2021 tarihli ve 2021/6970 Esas, 2021/7965 Karar sayılı kararı ile; “...Hemen belirtilmelidir ki; hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.</p>

<p>..Somut olayda, Mahkemece davanın kabulü ile “davalı adına” olan tapu kaydının iptaline karar verilmesi gerekirken, “davacı adına kayıtlı” tapu kaydının iptaline şeklinde infazda tereddüt yaratacak biçimde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.</p>

<p>Ne var ki, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün 1. bendinde yer alan “...Davacı adına kayıtlı...” ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine; “...Davalı adına kayıtlı...” ibaresinin yazılmasına, davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA...” oy çokluğuyla karar verilmiştir.</p>

<p>12. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>13. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.05.2022 tarihli ve 2022/3146 Esas, 2022/4303 Karar sayılı kararıyla;<br />
“...Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK’nin 190/1. maddesi uyarınca; ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan, 4721 sayılı TMK’nin 6. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, davacılar babaları ...’dan kalıp vekil aracılığıyla davalıya devredilen payları yönünden vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, mirasbırakan anneleri ... tarafından davalıya devredilen pay yönünden ise işlemin muvazaalı olduğu iddialarını öne sürerek tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tescilini, olmadığı takdirde bedelin tahsilini talep etmişlerdir.</p>

<p>Dosya kapsamından; davaya konu taşınmazda davalı ...’un oturduğu, mirasbırakan ... adına kayıtlı taşınmazın 20/10/1997 tarihinde vekil ..., davalı ... ve mirasbırakan ... huzurunda tüm mirasçılara intikal ettiği ve aynı işlemle davacı ... ve ... ile dava dışı ... paylarının vekil aracılığıyla davalıya devredildiği, davacı ... payının ise mirasbırakan ...’ya devredildiği, ...’nın ise aynı tarihte bir sonraki işlemle maliki bulunduğu payı davalıya devrettiği, davalının taşınmazda murisin ölümünden sonra da oturmaya devam ettiği, davanın 17/09/2013 tarihinde açıldığı, bu tarihten davanın açıldığı tarihe kadar yaklaşık 16 yıl boyunca davacılar tarafından herhangi bir hak talebinde bulunulmadığı, bu nedenle davacıların da bu durumu bildiklerinin anlaşıldığı, aksi yöndeki kabulün hayatın olağan akışına uygun düşmediği, tüm dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde vekaletlerin davacılar tarafından taşınmazı kullanan kardeşleri olan davalıya devir amacıyla verildiği kanaatinin oluştuğu, böyle olmasa dahi en azından aradan geçen zaman nedeniyle vekilin işlemine onay verildiğinin kabulünün gerektiği, bu nedenle vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayalı davanın haklı olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacıların muris muvazaasına dayalı iddialarına gelince, davacı ...’in payını diğer davacılarla aynı tarihte kardeşine değil annesine temlik ettiği, annenin payı ile birlikte bu hissenin de ardışık işlemle yine aynı tarihte davalıya intikal ettiği, bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı göz önüne alındığında murisin diğer mirasçılardan mal kaçırdığından bahsetmek de mümkün olmayacaktır. Zira diğer mirasçıların da amacı davalıya oturduğu taşınmazdaki paylarını rızalarıyla temlik etmektir. Rızaya dayalı temliklerden 16 yıl sonra dava açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme yoksa da Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereğince herkes haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorundadır.</p>

<p>Açıklanan bu nedenlerle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönündeki kararın isabetsiz olduğu anlaşılmıştır.<br />
Kabule göre de, davaya konu taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden davacıların miras payına isabet eden miktar belirlenerek bu değer üzerinden karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerekirken usul ve yasaya uymaksızın daha düşük karar ve ilam harcına hükmedilmiş olması hatalıdır...” gerekçesiyle karar düzeltme isteminin kabulü ile düzelterek onama kararı kaldırılarak hükmün bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
14. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2022 tarihli ve 2022/251 Esas, 2022/308 Karar sayılı kararıyla; önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
15. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>16. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 5315 ada 5 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakan babaları ...’dan kalıp vekil aracılığıyla davalıya devredilen paylar yönünden vekâlet görevinin kötüye kullanılması, mirasbırakan anneleri ... tarafından davalıya devredilen pay yönünden ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkin olarak açılan eldeki davada; davacı tarafça ileri sürülen iddiaların ispatlanıp ispatlanamadığı, somut olayda vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından temlik tarihinden dava tarihine kadar geçen süre dikkate alındığında öne sürülen iddiaların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2 ve 3. maddeleri kapsamında değerlendirilerek reddinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmıştır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>17. Vekâlet sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 502 ilâ 514. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, TBK’nın gerek temsile gerekse vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri uyarınca vekilin, vekâlet verenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü bulunmaktadır. TBK’nın 506/2. maddesinde yer alan “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür” şeklindeki açık hüküm gereğince, vekilin sadakat ve özen borcu, vekil edene karşı en önde gelen borçlarındandır. Bu borcun bir gereği olarak vekil, vekil edenin daima yararına hareket etme, vekil edeni zararlandırıcı, onun iradesine aykırı eylem ve işlemlerden kaçınma yükümlülüğü altındadır.</p>

<p>18. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekâlet sözleşmesi temelinde güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması TBK’nın vekâlet sözleşmesini düzenleyen hükümleri yanında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.</p>

<p>19. Vekilin sadakat ve özellikle özen borcunu yerine getirmemesi mutlaka vekâlet görevinin kötüye kullanılması sonucunu doğurmaz. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için zararlandırma kastının bulunması, vekil edenin zararlandırma kastıyla hareket eden vekilin eylem ve işlemlerinden zarar görmesi gerekir. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında en önemli unsur kasıt iken, vekilin mutlaka kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması gerekmez. Vekil, kendisi veya üçüncü kişinin çıkarı için kasten vekil edenin zararına hareket edebileceği gibi, vekâlet görevini kötüye kullanırken, kendisini veya üçüncü kişiyi faydalandırmayı düşünmeyerek sırf vekil edeni zararlandırmak amacıyla da bir eylem veya işlem yapabilir.</p>

<p>20. Diğer taraftan, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile karşılaşılmaktadır. Bu durumda, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişinin 4721 sayılı TMK’nın 3. maddesi anlamında iyiniyetli olup olmadığı önem taşımaktadır. İşlem yapan üçüncü kişi vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşmenin geçerli olduğu ve vekâlet vereni bağladığı kabul edilmektedir. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dâhi bu husus vekil ile vekâlet veren arasında bir iç sorun olarak kalmakta, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişinin kazandığı haklara etki etmemektedir.</p>

<p>21. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise ya da kötüniyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler de bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır (Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih ve 2011/14-609 E., 2011/744 K.; 18.02.2021 tarih ve 2017/1-1243E., 2021/113 K).</p>

<p>22. Görüleceği üzere, vekilin vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan yetkilerini müvekkilini zarara uğratmak amacıyla kullanarak onu zararlandıran sonuçlara sebebiyet vermesi durumunda vekâletin kötüye kullanılması söz konusu olacaktır. Vekilin vekâlet görevini kötüye kullanmak suretiyle başka bir kişi ile bir sözleşme yapması ve söz konusu kişinin de bu durumu bilmesi veya bilebilecek durumda olması hâlinde, vekâlet veren yapılan işlemle bağlı tutulamayacak ve işlemin iptalini talep edebilecektir. Çünkü bu durumda vekil vekâlet yetkisini TMK’nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına aykırı olarak, vekil ile işlem yapan üçüncü kişi ise hakkını kötüye kullanmaktadır.</p>

<p>23. Vekâlet görevi kötüye kullanılmış ve vekille sözleşme yapan kişi vekil ile el ve işbirliği içerisinde ise veya en azından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor yahut bilmesi gerekiyorsa vekil eden, sözleşmenin feshini, bu sözleşmeye göre tapuda intikal yapılmışsa tapunun iptalini her zaman isteyebilir. Zira, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayanılarak açılan tapu iptal ve tescil davaları hiçbir süreye bağlı değildir.</p>

<p>24. Vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal sebebine ilişkin olarak yapılan açıklamalardan sonra muris muvazaası hukuksal sebebine de dayanılmış olduğundan uyuşmazlığın çözümü bakımından bu konu ilgili kavram ve yasal mevzuatın da incelenmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>25. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819).</p>

<p>26. Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Kanunu'nun 19. [BK'nın 18.] maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin 1. fıkrasında;<br />
"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>27. Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.</p>

<p>28. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.</p>

<p>29. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.</p>

<p>30. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve "muris muvazaası" olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır.</p>

<p>31. Türk Borçlar Kanunu'nun yukarıda yer verilen genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır.</p>

<p>32. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.</p>

<p>33. 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.</p>

<p>34. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda "tam muvazaa" özelliği de taşınmaktadır.</p>

<p>35. Muris muvazaasını diğer nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.</p>

<p>36. Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>37. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.</p>

<p>38. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.</p>

<p>39. Dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır.</p>

<p>40. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.</p>

<p>41. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.</p>

<p>42. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir. Burada hemen belirtmek gerekir ki muris muvazaasına ilişkin davalarda mirasbırakanın asıl irade ve amacı belirlenirken, tarafların dayandıkları delillerin her olayın kendi özelliklerine göre objektif olgulardan da yararlanılarak birlikte değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerektiği açıktır. Fiili karineler de denilen bu objektif olgular, tarafların iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında hâkimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam tecrübelerinin ortaya koyduğu, hukukla ilgili bulunmayan değer hükümleri olarak kabul edilmektedir. Bu fiili karinelerin varlığı tarafın ispat yükünü ortadan kaldırmaz ise de somut olayda olduğu gibi tanık delili dışında dayanılan başka delillerin bulunması durumunda dayanılan bu delillerin değerlendirilmesi sırasında da gözetileceği kuşkusuzdur.</p>

<p>43. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava 5315 ada 5 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakan ...’dan kalıp vekil aracılığıyla davalıya devredilen paylar yönünden vekâlet görevinin kötüye kullanılması, mirasbırakan ... tarafından davalıya devredilen pay yönünden ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkin olarak açılmıştır.</p>

<p>44. Mirasbırakan ...'ın 25.03.1997 tarihinde ölümü ile mirasçı olarak geriye eşi ... ile davacı çocukları ..., ..., ... ve davalı oğlu ... ile dava dışı oğlu ... kalmış, eş ... ise 07.03.2011 tarihinde ölmüştür.</p>

<p>45. Dosya kapsamında bulunan kayıtlardan 168 ada 4 ve 27 parsel sayılı taşınmazlardaki haklarının satışı yetkisini de içerir şekilde davacı ...’in Torbalı 2. Noterliğinin 09.10.1997 tarih ve 14071 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile, davacı ...’in de Bursa 11. Noterliğinin 08.10.1997 tarih ve 30055 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile dava dışı ...'ı vekil tayin ettikleri, davacı ...’in ise 4 ve 27 parsel sayılı taşınmazlardaki hakkının ...'ya satılması yetkisini de içeren Altındağ 3. Noterliğinin 10.10.1997 tarih ve 23397 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile dava dışı ...'ı vekil tayin ettiği, 20.10.1997 tarihli ve 5566 yevmiye numaralı resmi senet ile 4 ve 27 parsellerde ..., ..., ... payların vekil ...tarafından davalı ...'a, davacı ...'e ait payın ise vekil ...aracılığıyla ...'ya temlik edildiği anlaşılmaktadır. 20.10.1997 tarihli ve 5567 yevmiye numaralı resmi senet ile de anne ...’nın 4 ve 27 parsellerdeki 8/20 payını ...'a devrettiği, 4 ve 27 parsel sayılı taşınmazların imar uygulaması sonucu 5315 ada 5 parsel sayılı taşınmaz olduğu, taşınmazın 317/319 payının davalı ... adına, 2/319 payının ise ... Belediyesi adına kayıtlı olduğu, davacılar ... ve ...’in vermiş olduğu vekâletnamenin genel yetki içeren vekâletname, davacı ... tarafından verilen vekâletnamenin ise ise özel yetkili vekâletname olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>46. Diğer yandan vekâletin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davalarda kural olarak hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresi yoktur. Her iki dava bakımından da ispat yükü davacı tarafta olup, uyuşmazlığın ispat hukukuna ilişkin kurallar çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Dinlenen tanık beyanlarından davaya konu taşınmazın davalının parasıyla alındığı ancak tapu kaydının mirasbırakan adına oluşturulduğu, davalı ve annesinin söz konusu taşınmazda oturdukları, vekâletlerin taşınmazı kullanan davalıya intikal amacıyla iradi olarak verildiği, davacıların kandırılmak suretiyle vekâletlerinin alınıp zararlandırıldıkları yönünde somut bir neden ileri süremedikleri, aksine tüm dosya kapsamına ve tanık beyanlarına göre dava konusu payların temlikinin iradî olduğu, talimata aykırı hareket edildiği ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddialarının kanıtlanamadığı, annenin payı ile birlikte bu hissenin de ardışık işlemle yine aynı tarihte davalıya intikal ettiği, bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı göz önüne alındığında murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma kastının bulunduğundan da söz edilemeyeceği, zira annenin ve diğer mirasçıların amacının davalıya oturduğu taşınmazdaki paylarını rızalarıyla temlik etmek olduğu sonucuna ulaşıldığından her iki hukuki sebebe dayalı ispatlanamayan davanın reddi gerekmektedir.</p>

<p>47. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden davalının satış bedelini ödendiğini ispatlayamadığı, dosya kapsamına göre vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı, muris muvazaası iddiası yönünden ise temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu ispatlandığından direnme kararının onanması gerektiği görüşü ile; vekâlet görevinin kötüye kullanılması davalarında zamanaşımı ve hak düşürücü süre uygulanması mümkün değil ise de, iradeye aykırı davranışın öğrenilmesine rağmen uzunca sayılacak sürede dava açılmamış olması işlemin iradi olduğu ve vekâletnamenin iradeye uygun olarak kullanıldığı yönünde delil niteliğinde bulunduğu, somut olaya uygun alan ve bozma kararında yer verilen gerekçe değiştirilmeden hükmün bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüşler yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>48. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 28.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>"K A R Ş I O Y"</strong></p>

<p>Tarafların iddia ve savunmalarına, uyuşmazlığın niteliğine, taraflarca sunulup incelenen delillere uygun bir gerekçe ve sonuç içeren Özel Daire kararı gibi hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, hukuki nitelemeye ilişkin bir farklılık dahi olmadığı hâlde Özel Dairenin delil değerlendirmesi yönündeki gerekçeleri değiştirilmek suretiyle değişik bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-22023493-e-2025356-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="58488"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1252 E., 2020/992 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171252-e-2020992-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171252-e-2020992-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.12.2020 tarihli, 2017/1252 E., 2020/992 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/1252 E., 2020/992 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 30.09.2011 tarihli dava dilekçesinde; davaya konu 462 parsel sayılı taşınmazın paydaşlarından olan müvekkilinin yaşamını Amerika'da sürdürdüğünü, davalı ...'in ise müvekkilinin kardeşi olup, kendisini arayarak taşınmazlar için genel bir vekâletname istediğini, müvekkilinin de kardeşine güvenerek tüm yetkileri içerir şekilde T.C. Newyork Başkonsolosluğunun 06.10.1997 tarih 2458 numaralı vekâletnamesi ile davalıyı vekil tayin ettiğini, ancak davalının anılan vekâletnameyi kullanarak taşınmazdaki payını 16.04.2002 tarihinde diğer kardeşi davalı ...'e satış yapmış gibi devrettiğini, müvekkilinin bu satış işlemini 2011 yılında Türkiye’ye gelip tapuya gittiğinde tesadüfen öğrendiğini, davalının gerçekleştirdiği satış işleminin muvazaalı olduğu gibi müvekkilinin bu satış nedeniyle herhangi bir para almadığını, davacının vekâletname vermesindeki amacın kesinlikle satış olmayıp diğer tapu işlemlerini yaptırmak olduğunu, böyle bir satıştan gelecek paraya ihtiyacı bulunmadığı gibi vekilin de iş sahibinin rızasına aykırı ve zararına olacak şekilde işlem yapamayacağını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar Cevabı:<br />
5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; vekâletname tarihinin 06.10.1997 satış tarihinin ise 16.04.2002 olduğunu, aradan geçen zaman nedeniyle beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, ayrıca dava konusu taşınmazın satın alınmasına davacının herhangi bir katkısının bulunmadığını, taşınmazdaki 9 dönümün tarafların babası adına kayıtlı iken 1983 yılında davalı ... adına kayıt gördüğünü, 27 dönümün ise Amerika’da yaşayan ağabeyleri ...’in katkısı ile satın alındığını, amcalarına ait olan 9 dönümün de yine aynı yıl ... tarafından satın alındığını, bu dönemde davacının askerden yeni geldiğini ve geliri bulunmadığını, geçiminin babası tarafından sağlandığını, taşınmazın müvekkilleri tarafından ağaçlandırılıp eğimi fazla olduğundan büyük çalışmalar sonucunda bu günkü haline getirildiğini, taşınmazın alınmasına davacının hiçbir katkısı bulunmamasına karşın tapudaki pay durumunun gerçeği yansıtmadığını, bu nedenle tüm kardeşlerin gerçek paylara göre tapu kaydının oluşturulması için aralarında anlaştıklarını, davacının da bu anlaşma uyarınca vekâletname göndererek tapuda gerçek duruma uygun paylaşımın yapılmasını istediğini ve bu istek üzerine payının davalı ...'e hiçbir bedel alınmaksızın devredildiğini, müvekkillerinin davacıyı zararlandırma kasıtlarının bulunmadığını, tamamen onun talimatı doğrultusunda işlem yapıldığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.09.2012 tarihli ve 2011/177 E., 2012/317 K. sayılı kararı ile; davacı tarafın iddiasını vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayandırdığı, davalı tarafın ise zamanaşımı itirazında bulunduğu, ancak mülkiyetten kaynaklanan hak istekleri ile vekâlet görevinin kötüye kullanılması iddiasına dayalı ayın isteklerinin herhangi bir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülmesinin mümkün olduğu, bu nedenle zamanaşımı itirazının reddedildiği, ayrıca tarafların kardeş olduğu ve kardeşler arasındaki hukuki ilişkinin yazılı belgeye gerek olmaksızın tanıkla ispatının mümkün olduğu, ancak davacı tarafın dinlettiği tanıklar ile iddiasını ispatlayamadığı, dinlenen davacı tanıklarının iddiayı doğrulayacak bir beyanlarının bulunmadığı gibi iddiasına dayanak olabilecek yazılı delil ya da delil başlangıcı niteliğindeki bir belgenin sunulmadığı, ayrıca davalı tarafa yemin de teklif etmediği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 08.04.2013 tarihli ve 2013/1277 E., 2013/5033 K. sayılı kararı ile;<br />
“... Somut olaya gelince; her ne kadar davalılar, gerçek pay durumunun belirlenmesi amacıyla taraflar arasında yapılan sözleşmeye istinaden davacı tarafından vekâlet verildiği ve bu nedenle devrin gerçekleştiği yönünde savunmada bulunmuş iseler de bu savunmanın 05.02.1948 tarih ve 20/6 sayılı İBK kararı uyarınca yazılı delille kanıtlanması zorunludur. Davalılar bu anlamda bir belge ibraz etmedikleri gibi savunmalarından da temlikin bedelsiz olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Bu somut olgular ve yukarıdaki ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, temlikin vekâlet görevinin kötüye kullanılması suretiyle yapıldığı görülmektedir.<br />
Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı şekilde reddine karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.07.2015 tarihli ve 2014/1011 E., 2015/921 K. sayılı kararı ile ilk hükümdeki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak açılan eldeki davada, tarafların iddia ve savunmaları ile mahkemece hatırlatılması üzerine yemin teklif etmeyeceğini beyan eden davacı tarafın iddiasını kanıtlayıp kanıtlayamadığı, varılacak sonuca göre davanın kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>13. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502. maddesinin birinci fıkrasına göre vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak yapılmasını üstlenir.</p>

<p>14. Vekâlet sözleşmesini TBK’nın genel hükümlerinde düzenleme altına alınan (40 ve 48. maddeleri) temsil ilişkisi ile karıştırmamak gerekir. Vekâlet iki taraflı bir sözleşmedir, temsil yetkisi ise tek taraflı bir hukuki işlemdir. Genel olarak vekâlet vekil ile vekil eden arasındaki iç ilişkiyi, temsil ise vekil edenin vekil aracılığı ile işlem yaptığı üçüncü kişi ile arasındaki dış ilişkiyi ifade eder. Türk Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Çünkü vekâlet, esas itibariyle müvekkilin yararına kullanılmalıdır. Bu iş görme sözleşmesinin doğal bir sonucudur.</p>

<p>15. Nitekim TBK'nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekâlet verene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve “Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme” başlığını taşıyan 506. maddesinde;</p>

<p>“Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.<br />
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.<br />
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>16. Davaya konu temlikin yapıldığı 16.04.2002 tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 389. maddesinin birinci fıkrasında da vekilin, müvekkilinin açık olan talimatına muhalefet edemeyeceği hükmüne yer verildikten sonra 390. maddesinde;<br />
“Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere tabidir.<br />
Vekil, müvekkile karşı vekâleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir.</p>

<p>Vekil, başkasını tevkile mezun veya hal icabına göre mecbur olmadıkça veya adet başkasını kendi yerine ikameye müsait bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur” hükmüne yer verilmiş olup; buradaki “iyi bir suretle ifa” deyimini, söz konusu hükmün aslı olan İsviçre Borçlar Kanunu’nun 398. maddesinde olduğu gibi “sadakat ve özenle ifa” olarak anlamak gerekir.</p>

<p>17. Sadakat borcu kavramı, vekilin gerek vekâletin ifası sırasında gerekse sonrasında kendisine duyulan güvene uygun olarak müvekkilinin menfaatlerini sözleşme ile güdülen amaç çerçevesinde koruma ve kendi menfaatini müvekkilinkine tabi kılma yükümlülüğünü ifade eder. Vekilin iş görme ile hedeflenen sonucun başarılı olması için hayat deneylerine ve işlerin normal akışına göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması ve başarılı sonucu engelleyebilecek davranışlardan kaçınması ise özen borcunun konusunu oluşturur.</p>

<p>18. Yukarıdaki hükümler uyarınca vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olacağı açıktır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse TBK'nın 504/1. maddesi uyarınca görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.</p>

<p>19. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekalet sözleşmesi güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.</p>

<p>20. Uygulamada vekâletin kötüye kullanılması durumlarının, özellikle vekilin satmakla yetkili kılındığı bir taşınmazı rayiç değerine nazaran çok düşük bir bedelle satarak devrettiği hâllerde yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak, Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2019 tarihli ve 2017/1-1272 E., 2019/1399 K. sayılı kararında da vurgulandığı gibi malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddeler uyarınca sorumlu olur.</p>

<p>21. Ancak, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile de karşılaşılır. Bu durumda, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı TMK’nın 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.</p>

<p>22. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler de bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-12022025-tarihli-2023349-e-202526-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih ve 2011/14-609 E., 2011/744 K.).</a></p>

<p>23. Vekâlet görevi kötüye kullanılmış ve vekille sözleşme yapan kişi vekil ile el ve işbirliği içerisinde ise veya en azından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor yahut bilmesi gerekiyorsa vekil eden, sözleşmenin feshini, bu bağlamda sözleşmeye göre tapuda intikal yapılmışsa tapunun iptalini her zaman isteyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>24. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu; 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde düzenlendiği gibi usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesinde de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>25. Vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ispat yükü de açıklanan bu genel hükümler uyarınca iddiayı ileri süren davacı tarafa aittir.</p>

<p>26. Uyuşmazlık konusu somut olaya gelindiğinde, davacı ile davalılar kardeş olup, davacının T.C. Newyork Başkonsolosluğunca düzenlenen 06.10.1997 tarihli vekâletname ile davalı ...’i vekil tayin ederek, kendisine ülke sınırları içerisinde adına taşınmaz mal satın almak, yine ülke sınırları içerisinde adına kayıtlı bulunan taşınmaz malların tamamı ya da bir kısmını dilediği kişilere dilediği bedelle satmak ve bunlarla ilgili işlemleri yapmak üzere yetki verdiği, bu şekilde yetkili kılınan davalının da anılan vekâletnameyi kullanarak dava konusu taşınmazda davacıya ait bulunan 15125/54450 payı diğer davalıya 01.06.2002 tarih ve 1517 yevmiye sayılı işlemle devrettiği anlaşılmaktadır. Resmi akitte işlemin 2.000.000,000TL bedel karşılığında satış olarak gösterilmesine karşın bedelsiz olarak yapıldığı davalıların açık savunması ile sabittir.</p>

<p>27. Somut olay açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler kapsamında değerlendirildiğinde; öncelikle belirtmek gerekir ki düzenlenen vekâletnamede davacı adına kayıtlı taşınmazların bedelsiz olarak devrine ilişkin bir yetki bulunmamaktadır. Buna karşın davalı vekil, kendisine verilen yetkinin dışına çıkarak taşınmazı bedel almadan devretmiştir. Bu durumda bedel almadan taşınmazı devredilen davacıya zarar verildiği açık olup, davacının talimatı doğrultusunda bedelsiz devir yapıldığını ispat yükü, vekâlet verenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında bulunan vekile aittir. Diğer bir anlatımla ispat yükü yer değiştirmiştir. Keza, zararlandırma eyleminin gerçekleşmesi halinde yetkinin kötüye kullanıldığı kabul edilmelidir.</p>

<p>28. Ne var ki, davacının taşınmazdaki payının bedelsiz olarak devredilmesi hususunda bir istek veya talimatının bulunduğu davalı tarafından gösterilen delil ve dinletilen tanık beyanlarıyla ispat edilemediği gibi davalıların tapudaki pay durumunun gerçeği yansıtmadığı yönündeki savunması da tapu kaydı ile örtüşmemektedir. Çünkü davacının taşınmazdaki payını 17.11.1986 tarihinde satın aldığı görülmekte olup, babasından davacıya intikal eden bir pay bulunmamaktadır. Davacıya ait payın bedelinin tarafların babası tarafından ödendiği yönündeki savunma da gerçekte bir inançlı işlem iddiasını içerdiğinden bu tür iddiaların 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı belge ile kanıtlanması gerekmektedir.</p>

<p>29. Tüm bu olgular karşısında vekil tarafından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı, taşınmazı vekilden bedelsiz olarak devralan diğer davalı ...’in de tarafların kardeşi olması nedeniyle bu durumu bildiği, dolayısıyla vekille el ve işbirliği içerisinde hareket ettiği sabittir.</p>

<p>30. Diğer taraftan yemin teklifini, ispat yükü kendisine düşen taraf yapar. Mahkemece ispat yükü ters çevrilerek davacı tarafa yemin teklif hakkının hatırlatılması ve yemin teklifinde bulunulmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Zira, ispat yükü kendisine düşmeyen taraf (ispat yükünün kendisine düştüğü sanısıyla) diğer tarafa yemin teklif etse ve diğer taraf da yemin etmiş olsa bile bu yemin geçersiz olup, kesin delil teşkil etmez.</p>

<p>31. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece Özel Dairenin bozma gerekçesi yanında açıklanan genişletilmiş gerekçe ile bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>32. Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>02.12.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171252-e-2020992-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="48871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/349 E., 2025/26 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-12022025-tarihli-2023349-e-202526-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-12022025-tarihli-2023349-e-202526-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.02.2025 tarihli, 2023/349 E., 2025/26 K. sayılı kararı ve 07.12.2011 tarihli, 2011/14-609 E., 2011/744 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/1272 E. , 2019/1399 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında birleştirilerek görülen "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesince asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen 04.09.2012 tarihli ve 2010/729 E., 2012/592 K. sayılı karar, davacılar vekillerinin temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.11.2013 tarihli ve 2013/470 E., 2013/16541 K. sayılı kararı ile:</p>

<p>"... Dava vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece; ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl ve birleştiren davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden; dava konusu 1130 ada, 42 parsel sayılı taşınmazın (kök tapu kaydı olan 126 parselin) davacılar... ile ... adına ½ 'şer paylarla kayıtlı olduğu, bu payların satışı konusunda, davacılardan Kadir'in 19.04.2005 tarihli, davacı ...'nın ise 26.04.2005 tarihli vekâletnameler ile davalı ...'i vekil tayin ettikleri, davalı ...'in de aldığı bu vekâletnameler ile söz konusu taşınmazı 27.04.2005 tarihinde kardeşi olan diğer davalı ...'a satış yolu ile temlik ettiği anlaşılmaktadır.<br />
Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.</p>

<p>6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.</p>

<p>Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.</p>

<p>Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nin 504/1maddesi) Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.<br />
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.<br />
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.</p>

<p>Somut olaya gelince; her ne kadar davacılar temlike esas alınan vekâletnamelerin dava konusu taşınmazın tapu kaydında hâlen mevcut olan '' ilkokul yeri olarak ayrılmıştır'' şerhinin kaldırılması iradesi ile verildiğini iddia etmişlerse de, vekâletnamelerde açıkça satış yetkisi de bulunduğundan bu yöndeki beyanlara itibar edilmemiştir.</p>

<p>Ne var ki; yukarıda belirlenen ilkelerde açıklandığı üzere, vekil müvekkilin çıkarları doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Oysa 60.000,00 TL ye satılan taşınmazın bilirkişi raporuna göre temlik tarihindeki "ilkokul yeri olarak ayrılmıştır" şerhli gerçek değerinin 119.708,40 TL olduğu belirlenmiştir. Bu hâliyle satış tarihinde bile gerçek değeri ile satış değeri arasında iki misli fark bulunmaktadır.</p>

<p>Ayrıca, vekil kılınan davalı ... ile taşınmazı satın alan davalı ... kardeş olup,onun da bu durumu bilebilecek durumda olduğundan, iyi niyetli sayılamayacağı ve TMK.'nin 1023. maddesindeki korumadan yararlanamayacağı ve bütün olgular birlikte değerlendirildiğinde vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı sonucuna varılmıştır.<br />
Davacı ... tarafından imzalanan 26.04.2005 tarihli belge ise sadece davalı ... tarafından Kadir'e 30.000,00 TL ödendiğine ilişkindir. Bu belge, ödenen paranın davacı ...'den tahsili konusunda davalı ...'a kişisel bir hak sağlar.</p>

<p>Hal böyle olunca; davacıların tapu iptal-tescil davalarının kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde asıl dava ve birleştirilen davanın reddine dair hüküm kurulması doğru değildir..."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Asıl ve birleşen dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemlerine ilişkindir.</p>

<p>Davacı ... vekili; davacı ile kardeşi ...'in İstanbul İli,..... parsel sayılı taşınmazda imar uygulaması nedeniyle yarı yarıya paydaş olduklarını, Develi'nin bir köyünde oturan davacının yaşının çok ilerlemesi ve İstanbul'a gidip gelme imkânına sahip olmaması nedeniyle gerek imar işlerinin gerekse vergi ve benzeri işlerin takibi, taşınmaza el atmaların önlenmesi için güvendiği ve uzaktan akrabalık ilişkisi bulunan ...'u Develi Noterliğince düzenlenen 26.04.2005 tarihli vekâletname ile vekil tayin ettiğini, ...'un ise müvekkilinin yaşının ilerlemesini fırsat bilerek vekâletnameye satış yetkisi de koydurup hemen ertesi gün 27.04.2005 tarihinde kardeşi ... ile birlikte İstanbul'a giderek taşınmazı kardeşine devrettiğini, müvekkilinin defalarca durumu sormasına karşın resmi işleri takip ettiğini ve taşınmazın güvende olduğunu söyleyerek satışı gizlediğini, uzun süre taşınmazın kendi adına kayıtlı olduğunu zanneden müvekkilinin davalının kaçamak cevaplar vermesi ve şüpheli davranışlarda bulunması üzerine tapuda yaptırdığı araştırma sonucunda taşınmazın satıldığını öğrendiğini, vekâlet görevini kötüye kullanan ...'u vekillikten azlettiğini, vekilin kardeşi olan diğer davalı ile iş ve çıkar birliği içerisinde hareket ettiğini, satışın muvazaalı olduğu gibi herhangi bir bedel de ödenmediğini, ...'un 1979 doğumlu olup esasen bu kadar değerli bir yeri satın almasının mümkün olmadığını, zira dava konusu taşınmazın Esenyurt'un en değerli ve rağbet gören mevkisinde yer aldığını, etrafının büyük konut ve işyeri projeleri ile yapılaştığını ileri sürerek davacının payı oranında tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur.<br />
Birleşen dosyada davacı ... vekili; dava konusu taşınmazda müvekkili ... ile kardeşinin yarı yarıya paydaş olduklarını, taşınmazın tapu kaydında kamulaştırma şerhi bulunduğundan değerlendirme konusunda müvekkilinin tereddüt yaşadığını, köy yerinde yapılan sohbetlerde davacının oğlu ...'in kayınbiraderi olan davalı ...'un emlak işlerinde tecrübeli ve becerikli olduğunu ve tapudaki şerhi kaldıracağını, bunun gibi çok sayıda işi çözdüğünü söylemesi üzerine verdiği güven ve hısımlığın da etkisi ile iki kardeşin kamulaştırma şerhinin kaldırılması için davalıya vekâletname verdiklerini, noterde vekâletnameler düzenlenirken davalının işi hâlledebilmek için tüm yetkilerin verilmesini istediğini, defalarca İstanbul'a giden bir çok kişiyle görüştüğünü işi çözeceğini söyleyen davalının bir kısım milletvekili ile belediye başkanının adını zikrederek davacıyı oyaladığını, aynı şekilde davacının kardeşini de oyaladığını, ...'in İstanbul'daki bir avukat vasıtasıyla durumu araştırması sonucunda taşınmazın diğer davalıya devredildiğini öğrendiğini, o sırada davacı ile kardeşinin arasının açık olması nedeniyle müvekkilinin durumu daha geç öğrendiğini, davalı ...'un başından beri vekâlet görevini kötüye kullandığını, bu nedenle bütün yetkilerin verilmesini istediğini, kardeşi ile el ve iş birliği içerisinde hareket ettiğini, keza davalı ...'un taşınmazı satın alacak ekonomik gücü bulunmadığı gibi gösterilen 60.000,00TL bedelin o tarih için bile çok düşük olduğunu ileri sürerek, davacının payı oranında tapu iptali ve tescile karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekili; her iki dava dosyasında davalı ... yönünden husumet, yetki ve zamanaşımı itirazında bulunduktan sonra dava konusu taşınmazın 60.000,00TL bedelle satışı hususunda davacılar ile davalı ...'ın anlaştığını, bu anlaşma uyarınca tapudaki devir işlemlerinin yapılması için Develi'de oturan davacıların diğer davalı ...'u vekil tayin ettiklerini, bu nedenle vekâletnamelerde satış ve satış vaadi için yetki verildiğini, davalı ...'ın muvazaa olmaksızın taşınmazı satın aldığını, yine davalı ...'a vekil vasıtasıyla satış yapıldığından zamanaşımının da dolduğunu, ayrıca davacı ... tarafından 20.04.2005 tarihli vekâletname verilmiş ise de taşınmazın parsel numarası değiştiğinden bu vekâletname ile satışın yapılamadığını, sonrasında 26.04.2005 tarihli özel vekâletname ile satış yapıldığını, bu hususun dahi muvazaa iddiasının gerçek dışı ve dayanaktan yoksun olduğunu gösterdiğini, ayrıca 26.04.2004 tarihli "Gayrimenkul Satım Sözleşmesi ve Taahhütnamedir" başlıklı sözleşmenin de iddiaların gerçeğe aykırı olduğunu gösterdiğini, bu sözleşmenin satıcı davacılar ile alıcı ... arasında düzenlendiğini ve şahitler tarafından da imzalandığını, sözleşme ile taşınmazın 60.000,00TL bedelle satıldığının açık olduğunu, bedelin de maliklere payları oranında nakit olarak ödendiğini, taşınmazın beş yıldır davalı ... adına kayıtlı olduğunu, davalı ...'in sadece iş takibi için vekil tayin edilmiş olması hâlinde her iki vekâletnamenin de sadece iş takibini içeren yetkileri içereceğini, davacı ...'in satıştan elde ettiği para ile Kayseri'den bir taşınmaz satın aldığını, iddiaların hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi satış tarihine kadarki tüm vergilerin davalı ... tarafından ödendiğini, davacıların "eğitim alanı" şerhi ile sattıkları taşınmazın değerinin imar değişikliği sonrasında artması nedeniyle müvekkillerine gelerek 4-5 adet daire ya da parasını talep ettiklerini, taleplerinin kabul edilmemesi nedeniyle haksız bir şekilde bu davaların açıldığını savunarak, asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece; ihtilafın vekâletnamelerin belediye işlerinin takibi iradesiyle mi yoksa taşınmazın satışı iradesiyle mi verildiği hususunda toplandığı, Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet ilişkisinin büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayandığı, vekilin sadakat ve özen borcunun en önde gelen borcu olduğu, vekilin vekil eden yararına ve iradesine uygun olarak hareket etme ve onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğünün bulunduğu, olayda ise taşınmazın satışına dayanak teşkil eden vekâletnamelerin taşınmazı dilediği şekilde dilediği kişiye dilediği bedelle satma yetkisini içerdiği ve söz konusu vekâletnamelerde taşınmazın belediyedeki işlerin takibine yönelik verildiğine dair herhangi bir açıklama ve şerh bulunmadığı, ayrıca davalıların sunduğu 26.04.2005 tarihli "Gayrimenkul Satış Sözleşmesi ve Taahhütnamesi" başlıklı sözleşmeyi davacılardan ...'in bizzat imzaladığı ve imzaya itiraz etmediği, dinlenen tanık beyanlarından da söz konusu taşınmazı davalı ...'a gerçekte satmak amacı ile hareket ettiği ve bu sözleşmeyi imzaladığı, anılan sözleşmenin taşınmazın devri için geçerli bir sözleşme olmamakla birlikte davacıların davalı ...'a vekâletnameyi hangi amaçla verdiklerini ortaya koyduğu, sözleşmedeki üçüncü bent ile davalı ...'a verilen vekâletname ile taşınmazın devrinin yapılacağının kararlaştırıldığı, satışın yapıldığı tarihte taşınmazın rayiç değeri 119.000,00TL olarak tespit edilmiş ise de değerin farklı olmasının başlı başına vekâletnamenin verilme amacını değiştirmeyeceği gibi vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ispat için de yeterli olmadığı, taşınmazın satıldığı tarihte ilk okul yeri olarak ayrıldığı, sonrasında ise şerhin kaldırılması nedeniyle değerinin arttığı ve davacıların yaptıkları satıştan pişman oldukları için bu davayı açtıkları, ancak davranışlarının Türk Medeni Kanunu'nun iyi niyet ve dürüstlük kurallarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karar davacılar vekilince ayrı ayrı temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçeyle bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemece, davacıların gerçekte taşınmazın satışı amacıyla vekâletname verdikleri ve önceki kararın yerinde olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br />
Direnme kararı davacılar vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacıların vekili sıfatıyla satış tarihindeki rayiç değeri 119.708,40TL olan taşınmazı kardeşi olan diğer davalıya 60.000,00TL bedelle satış suretiyle devreden davalı ...'un, dosya kapsamı ve toplanan delillere göre vekâlet görevini kötüye kullanıp kullanmadığı, vekâlet görevini kötüye kullandığının kabulü hâlinde diğer davalının bu durumu bilebilecek konumda olup olmadığı, varılacak sonuca göre Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca iyi niyetli sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502. maddesinin birinci fıkrasına göre vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak yapılmasını üstlenir.</p>

<p>Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.</p>

<p>Nitekim TBK'da sadakat ve özen borcu, vekilin vekâlet verene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.</p>

<p>Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.</p>

<p>Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Davaya konu temlikin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 390. maddesi de "Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere tabidir.</p>

<p>Vekil, müvekkile karşı vekaleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir.</p>

<p>Vekil, başkasını tevkile mezun veya hal icabına göre mecbur olmadıkça veya adet başkasını kendi yerine ikameye müsait bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur." hükmünü içermektedir.</p>

<p>Bu hükümler uyarınca vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olacağı açıktır.</p>

<p>Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.</p>

<p>Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.</p>

<p>Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.</p>

<p>Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih ve 2011/14-609 E., 2011/744 K. sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; asıl dosya davacısı ...'in Develi Noterliğince düzenlenen 26.04.2005 tarih ve 2309 yevmiye numaralı vekâletname ile birleşen dosya davacısı ...'in ise yine Develi Noterliğince düzenlenen 19.04.2005 tarih ve 2121 yevmiye numaralı vekâletname ile davalılardan ...'u vekil olarak tayin ettikleri, kendisine İstanbul ili hudutları dahilinde sahibi ve hissedarı oldukları tüm taşınmazları dilediği bedel ve koşullarda satma yetkisi yanında taşınmazlarının istimlak işlerinin takibi ile belediye ve diğer ilgili makamlar nezdindeki birçok iş ve işlemin yapılması hususunda yetki verdikleri, adı geçen davalının da vekil sıfatıyla hareket ederek davacıların 1/2 paylarla maliki oldukları dava konusu taşınmazı 27.04.2005 tarihinde kardeşi olan diğer davalı ...'a 60.000,00YTL bedelle ve satış suretiyle temlik ettiği sabittir. Vekil kılınan ..., davacı ... tarafından 11.05.2010 tarihinde, davacı ... tarafından ise19.07.2010 tarihinde azledilmiştir.<br />
Dava konusu taşınmaz 2992,71 m2 miktarlı ve arsa vasfında olup, kütük sayfasının beyanlar hanesindeki 14.08.1992 tarih ve 3226 yevmiye numaralı "ilkokul yeri olarak ayrılmıştır" şerhi ile birlikte satılmıştır. Mahkemece yapılan keşif sonucunda ise taşınmazın ilkokul yeri olarak planlandığı da dikkate alınarak temlik tarihindeki gerçek değeri 119.708,40TL olarak tespit edilmiştir. Kaldı ki, tapunun beyanlar hanesinde ilkokul yeri olarak ayrıldığına dair şerh bulunsa dahi mahkemece yazılan müzekkereye Esenyurt Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğünce verilen 14.06.2011 tarihli yazı cevabında, taşınmazın satıldığı 27.04.2005 tarihinde 1/1000 ölçekli imar planında "Konut" alanında kaldığı bildirilmiş, bilahare 21.11.2011 tarihli yazı ile de İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin 12.11.2010 tarih ve 2574 sayılı kararı ile onanan Eseryurt 3. Etap 1/1000 ölçekli imar planında "Ticaret + Konut" alanında kaldığı bildirilmiştir. Nitekim davalı ..., kardeşi ...'a vekâleten dava dışı yüklenici ... ile taşınmaz üzerinde 4 bloktan oluşan 2 dükkan ve 62 daireli bina inşa etmek üzere 25.06.2009 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmış, keşif sırasında da taşınmaz üzerine inşa edilen binalar tespit edilerek krokide gösterilmiştir.</p>

<p>Yukarıda değinildiği üzere vekil, vekil edenin haklarını korumak, görevini sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Bu nedenle, kendisine dilediği bedel ve koşullarda taşınmaz satışı için yetki verilmiş olsa dahi vekil, vekâlet verenin zararına olacak şekilde taşınmazı gerçek değerinin çok altındaki bir değerle satamaz.<br />
Olayda ise vekil ... satışın davacıların iradesi doğrultusunda yapıldığını ileri sürmüş ise de satış bedeli toplam 60.000,00TL olup, bu bedel taşınmazın üzerindeki şerhle birlikte tespit edilen değerinin yarısı oranındadır. Bu hali ile makul ölçülerin aşıldığı ve satış nedeniyle zararlandırma unsurunun gerçekleştiği açıktır. Dolayısıyla vekilin üstlendiği işi, vekâlet verenin haklı menfaatini gözeterek yerine getirdiğini söyleme olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Davalı tarafça, taşınmazın "eğitim alanı" şerhi ile satıldığı ve imar değişikliği sonrasında değerinin arttığı ileri sürülmüş ise de taşınmazın tapu kaydında şerh bulunmakla birlikte imar değişikliğinin satış tarihinden önce yapıldığı Esenyurt Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğünün yazı cevabı ile sabittir. Taşınmazın satış tarihinden önce imar durumunun değiştiği ve konut alanında kaldığı gözetildiğinde değerinin çok daha yüksek olacağı kuşkusuzdur.</p>

<p>Vekilin ise satış tarihinde mevcut olan imar değişikliğinden vekâlet veren davacıları bilgilendirmediği savunma içeriğinden anlaşılmaktadır. Oysa ki vekil, sadakat ve özen yükümlülüğünün bir gereği olarak işin görülmesi sırasında vekâlet verene bilgi vermek, onu uyarmak veya dikkatini çekmek, diğer bir anlatımla onun menfaatlerini koruma yükümlülüğünü yerine getirmek zorundadır.</p>

<p>Tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde vekil kılınan davalı ...'un vekâlet görevini kötüye kullandığı, taşınmazı satın alan ve davalı ...'in kardeşi olan davalı ...'un da bu durumu bilebilecek durumda olup iyi niyetli sayılamayacağı ve TMK'nın 1023. maddesinde düzenlenen korumadan yararlanamayacağı sonucuna varılmıştır.<br />
Diğer yandan, davalı tarafça 26.04.2005 tarihli ve "Gayrimenkul Satım Sözleşmesi ve Taahhütnamedir" başlıklı sözleşme sunularak, satışın vekâlet veren davacıların iradesi doğrultusunda toplam 60.000,00TL bedelle yapıldığı ileri sürülmüş ise de anılan sözleşmede asıl dosya davacısı ...'in imzasının bulunmadığı, sözleşmeyi imzalayan birleşen dosya davacısı ...'in ise sözleşme tarihinden önce 19.04.2005 tarih ve 2121 yevmiye numaralı vekâletname ile davalı ...'u vekil tayin ettiği gözetildiğinde, az yukarıda anlatılan olaylar silsilesi ile baştan beri taşınmazın satışı için vekil kılındığını savunan davalı ...'un taşınmazın gerçek değeri ve imar durumu hakkında özen borcunu yerine getirmediği, bu durumu bilebilecek durumda olan ve taşınmazı makul sınırların çok altındaki bir bedelle satın alan davalı ... da iyi niyetli olmadığından, anılan belgenin Özel Daire bozma kararında belirtildiği gibi sadece ödenen paranın tahsili konusunda adı geçen davalıya kişisel bir hak sağlayacağı Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, 26.04.2005 tarihli ve "Gayrimenkul Satım Sözleşmesi ve Taahhütnamedir" başlıklı sözleşmenin birleşen dosya davacısı ... tarafından imzalandığı, davalı tarafından sözleşmenin satış tarihinden önce değil de eldeki davanın açıldığı tarihten kısa bir süre önce imzalandığı savunulmuş ise de bu savunmaya itibar etmenin mümkün olmadığı, davacı ...'in imzasını kabul ettiği yazılı sözleşmenin aksini yine aynı güçteki yazılı bir belge ile kanıtlaması gerektiği, sözleşme hakkında irade bozukluğu hâllerinin de ileri sürülmediği ve sözleşme içeriği gözetildiğinde davacı ...'in taşınmazdaki payını 30.000,00TL bedelle davalı ...'a sattığının açık olduğu ve onun yönünden vekâlet görevinin kötüye kullanıldığından söz edilemeyeceği, böyle olunca mahkemece verilen kararın birleşen dava bakımından onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Asıl ve birleşen dosyada davacı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 19.12.2019 tarihinde asıl dava bakımından oy birliği, birleşen dava bakımından ise oy çokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Asıl ve birleşen dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteklerine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece; asıl ve birleşen dava bakımından verilen ret kararları, Özel Dairece "vekâlet görevi kötüye kullanıldığından davacıların tapu iptal-tescil davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle bozulması sonrasında mahkemece her iki dava bakımından da direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Hemen belirtmeliyim ki; asıl dava yönünden, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı sabit olup, Özel Dairenin bozma kararının yerinde olduğu yönünde sayın çoğunlukla aynı görüşte bulunmaktayım, ancak birleşen dava bakımından sayın çoğunluktan farklı düşünmekteyim. Şöyle ki;</p>

<p>Birleşen davada; davacı ..., 126 parsel sayılı taşınmazda kayden 1/2 oranında paydaş iken, oğlu Beytullah'ın kayınbiraderi olan davalı ...'u anılan taşınmazın kaydında bulunan kamulaştırma şerhinin kaldırılması için vekil tayin ettiğini, ancak vekilin vekâlet görevini kötüye kulllanmak suretiyle taşınmazı kardeşi davalı ...'a satış suretiyle devrettiğini çok sonra öğrendiğini, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ettiklerini, davalı ...'ın alım gücünün bulunmadığını ileri sürerek, payı oranında tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalılar, dava konusu taşınmazın satışı konusunda davacıların, davalı ... ile anlaştığını ve bu anlaşma uyarınca tapudaki devir işlemlerinin yapılması için de diğer davalı ...'i vekil tayin ettiklerini, davalı ...'ın muvazaa olmaksızın taşınmazı satın aldığını, ayrıca 26.04.2004 tarihli "gayrımenkul satım sözleşmesi ve taahhütnamedir" başlıklı sözleşmenin de iddiaların gerçeğe aykırı olduğunu gösterdiğini, satış bedelinin nakit olarak ödendiğini, 5 yıldır davalı ... adına kayıtlı olan taşınmazın, değerinin artması nedeniyle haksız şekilde aleyhlerine dava açıldığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.</p>

<p>Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 126 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması ile 1130 ada 11 parsel sayılı taşınmaz olup, asıl dosya davacısı... ile kardeşi ve birleşen dosya davacısı olan Kadir adlarına 1/2'er oranda kayıtlı iken, Mustafa'nın 26.04.2005 tarihli ve Kadir'in 19.04.2005 tarihli vekaletlanemelerle tayin ettikleri vekil ... tarafından 27.04.2005 tarihinde, taşınmaz kaydında bulunan "14.08.1992 tarihli ilkokul yeri olarak ayrılmıştır" ibaresinin tüm hukuki vecibeleriyle birlikte 60.000,00YTL bedelle davalı ...'a satış suretiyle temlik edildiği, bilahare tevhit ve ifraz işlemleri sonucu 1130 ada 42 parsel olduğu ve halen davalı ... adına kayıtlı bulunduğu; asıl davanın 18.05.2010 tarihinde, birleşen davanın ise 10.12.2010 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öte yandan; davalıların savunmalarında belirtilen ve dosya kapsamında mevcut olan "GAYRIMENKUL SATIM SÖZLEŞMESİ VE TAAHHÜTNAMEDİR" başlıklı ve 26.04.2005 tarihli belge "1-) İstanbul ili Büyükçekmece...nolu parselde bulunan arsa, satıcı ... ... vekili ... alıcı ... arasında alım satım akdiyle satılmıştır. 2-) Taraflar gayrımenkulün satış bedelinin tamamı olan 60.000 YTL'yi (60 MİLYAR TL) şahitler huzurunda yarı yarıya satıcı ... ile ... Vekili ...'a nakden ödenmiştir. 3-) Gayrımenkulün resmî devir ve tescil işlemleri satıcı asiller tarafından Develi Noterliğinden verilen vekâletname ile yetkilendirilen ... tarafından yapılacaktır. 4-) Satıcılar satış bedelini nakden almış olup başka bir hak ve yükümlülükleri kalmamıştır. İş bu sözleşme ve taahhütname şahitler huzurunda iki nüsha olarak imzalanmıştır" şeklinde düzenlenmiş olup, alıcı olarak davalı ...'ın isim ve imzası, satıcılar olarak birleşen dosya davacısı Kadir'in bizzat imzası ile asıl dosya davacısı... adına ise vekili olarak davalı ...'in imzasının ve şahitler olarak da davalıların babası ... ile davacı ...'in oğlu Beytullah'ın imzalarının bulunduğu görülmektedir.<br />
Davacı ..., anılan belgedeki imzanın kendisine ait olduğunu; ancak, bu belgeyi işbu davayı açmadan kısa bir süre önce Mayıs ayı sonu veya Haziran ayında imzaladığını beyan etmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 290. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun senede karşı tanıkla ispat yasağı başlıklı 201. maddesiyle, "senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin tanıkla ispat olunamayacağı" hükme bağlanmıştır. O hâlde, davacı ...'in imzasını ikrar ettiği 26.04.2005 tarihli "gayrımenkul satım sözleşmesi ve taahhütnamedir" başlıklı belgede yer alan hususların aksinin ancak yazılı delille ispatlanabileceği tartışmasızdır. Bu bağlamda, anılan belgenin aksi yöndeki tanık beyanlarına değer verilemeyeceği kuşkusuzdur.</p>

<p>Diğer taraftan, bu belgenin irade bozukluğu halleriyle geçersiz olduğu ileri sürülmemiştir. Hatta, mahkemece bu belgeye gerekçede yer verilmesine rağmen, anılan belgenin hükme esas alınması temyiz konusu yapılmamıştır. Kaldı ki, davacı ...'in bu belgenin sonradan düzenlendiğine ilişkin iddiası bir an için kabul edilse dahi; bu husus belge içeriğini değiştirmeyeceği gibi, davacı ...'in "vekili davalı ... tarafından davalı ...'a dava konusu taşınmazın satışının yapıldığını Ocak ayında öğrendiğini, Mayıs ayı sonunda veya Haziran ayında bu belgeyi vekili davalı ...'in 30.000TL ödeyeceğini söylemesi üzerine imzaladığını, ancak bedel almadığını" beyan etmesi karşısında; bir kişinin vekalet görevini kötüye kullandığını öğrendiği kişi lehine bedel almadan böylesi bir belgeyi imzalamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca, her halükârda davacı ...'in, payına hasren 30.000,00TL satış bedelini kabul ettiği sonucunu doğurmaktadır. Yine, Özel Dairenin bozma ilamında da "26.04.2005 tarihli belgenin, davalı ... tarafından davacı ...'e 30.000,00TL ödendiğine ilişkin olup, bu belgenin, ödenen paranın davacı ...'den tahsili konusunda davalı ...'a kişisel bir hak sağlayacağı" belirtilerek, anılan bu belgenin geçerli olduğu kabul edilmiştir. Ancak; 30.000,00TL bedel, resmî satış akit tablosunda da davacının payının karşılığı olarak gösterilen bedel olup; değinilen harici belge içeriğinde de, "çekişme konusu taşınmazın bu bedelle davalı ...'a satıldığı, resmi satış akdinin ve tescil işlemlerinin de vekil ...tarafından yapılacağı" yönündeki davacı ...'in iradesine Özel Daire bozma kararında yer verilmemiştir.</p>

<p>Öyle ise; davacı ...'i bağlayan "gayrımenkul satım sözleşmesi ve taahhütnamedir" başlıklı belgeyle, davacı ...'in, çekişmeli taşınmazdaki 1/2 payının, vekili davalı ... tarafından davalı ...'a 30.000,00TL bedelle satışına muvafakat ettiği ve davalı ...'in de, vekili olarak, müvekkili davacı ...'in iradesi doğrultusunda hareket ettiği gözetildiğinde, davacı ... bakımından davalı ...'in vekâlet görevini kötüye kullandığının söylenemeyeceği açık olup, davacı ...'in birleşen davasının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Hâl böyle olunca; Yerel Mahkemenin, davacı ...'in tapu iptal ve tescil davasının reddine dair verdiği karar yerinde olup, birleşen dava bakımından direnme kararının onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2011/14-609 E., 2011/744 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bandırma 2. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 03/02/2011<br />
NUMARASI : 2010/406-2011/35</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki “Tapu iptali ve tescil,tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bandırma Asliye 2.Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.3.2010 gün ve 43-95 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 21.9.2010 gün ve 7726-8959 sayılı ilamı ile,</p>

<p>(Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek tazminat istemine ilişkindir.<br />
Davalı S.., vekil olan diğer davalının hile ile kendisinden vekaletname aldığını ve azile rağmen vekalet görevini sürdürdüğünü, satışın sonuç doğurmayacağını, açılan davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Diğer davalı M..., satışın verilen yetkiye dayanılarak yapıldığını ve geçerli olduğunu, mülkiyet nakline ilişkin istemin kabulünü, bedele ilişkin istemin reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, mülkiyet aktarımı isteminin reddine, tazminata yönelik davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmü davacı temyiz etmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık, vekillikten azledildiğini bilmeyen vekil ve üçüncü kişi tarafından tapuda yapılan işlemin müvekkili bağlayıp bağlamayacağı noktasında toplanmaktadır.<br />
BK’nun 396. maddesi hükmü vekâletin sona erme sebeplerini düzenlerken, vekâletten azil ve istifanın her zaman mümkün olduğunu açıklamıştır. Görülüyor ki, burada iş akdi veya istisna akdi gibi diğer sözleşmelerin aksine, vekalet akdinin feshinde önemli sebeplere dayanmak ve feshi ihbar sürelerine uymak gibi bir yasal zorunluluk getirilmemiştir (Prof.Dr.H...T.., Özel Borç ilişkileri, C. II, Ankara 1987 s.618).</p>

<p>Azil ve istifa beyanı yenilik doğuran tek yanlı bir işlemdir ve irade beyanının karşı tarafa ulaşması ile vekâlet ilişkisini “tasfiye edilmesi gerekli” bir ilişki durumuna sokar (Hatemi/Serozan/Arpacı Borçlar Hukuku Özel Bölüm. İstanbul 1992 s.435).</p>

<p>Azil ve istifa beyanı herhangi bir şekle tabi değildir. Bu husus üstü kapalı olarak da yapılabilir. Verilmiş olan vekâletle bağdaşmayacak hukuki eylemler aracılığıyla da azil ve istifa mümkündür. Örneğin müvekkil işi kendisi görürse ya da vekil tarafından kiraya verilmesi gereken ev veya dükkânı satarsa ya da vekâlete bağlı olan temsil yetkisini geri alırsa yahut verilen vekâletle bağdaşması olanaksız koşullar koyarsa, durum böyledir. Bununla birlikte, BK.m 396. 2.fıkrada uygun olmayan zamanda vekâletten azil veya ondan istifa eden kimsenin, diğer tarafın zararını tazminle yükümlü olduğu açıklanmıştır. Yine, BK’nun 398.maddesi; vekilin vekâletinin son bulduğunu öğrendiği andan önce yaptığı işlerden, müvekkilinin veya mirasçılarının, vekâlet mevcut imiş gibi sorumlu olacaklarını hükme bağlamıştır.<br />
BK’nun 37. maddesi ise, hem temsilcinin hem de onunla işlem yapan üçüncü kişinin “temsil yetkisinin son bulduğunu bilmeleri halinde” işlemi geçerli ve temsil olunanı da bununla bağlı saymaktadır. Bu madde ilk planda üçüncü kişiyi değil, doğrudan doğruya temsilciyi korumak amacıyla yasaya konmuştur. Bununla beraber hükmün temsilci yanında iyi niyetli üçüncü kişiyi de koruduğu açıktır. BK’nun 37. maddesi bakımından temsil yetkisi ister BK’nun 34. maddesi gereğince, ister 35. maddede sayılan sebeplerle son bulması arasında herhangi bir ayrım öngörülmemiştir. Gerçekten 37. maddenin iyi niyetli temsilciyi korumaya yönelik amacı, geri alma beyanı kendi iktidar alanına ulaştığı halde, herhangi bir sebeple bunu önermemiş olan temsilcinin de bu maddenin öngördüğü korumadan yararlanması gerekir. Ne var ki “varmanın” ispatı ilke olarak “öğrenmenin” de ispat edildiği anlamını taşıyacak olup varmaya rağmen geri almayı öğrenmediği konusunda ispat yükü temsilciye ait bulunmaktadır.</p>

<p>BK m. 37’nin uygulanabilmesi için hem temsilcinin, hem de onunla işlem yapan üçüncü şahısların temsil yetkisinin son bulduğunu bilmediklerini veya TMK’nun</p>

<p>3.maddesi gereğince beklenen özeni göstermiş olmalarına rağmen öğrenemediklerini ispat etmeleri gerekir.</p>

<p>Temsil yetkisinin geri alınması halinde BK’nun 36/2 maddesi ile 33/2, 34/3 ve 37.maddelerinin karşılıklı uygulama alanları şöylece özetlenebilir.</p>

<p>1-Hem temsilci hem de üçüncü kişi iyi niyetli ise, uygulanacak hüküm BK’nun 37. maddesidir.</p>

<p>2-Üçüncü kişi iyi niyetli temsilci kötü niyetli ise,</p>

<p>a)Yetki belgesinin temsilci tarafından temsil belgesi geri alınmadan önce üçüncü kişiye ibraz edilmesi ve temsil olunanın geri almadan, üçüncü kişiyi haberdar etmemesi durumunda;</p>

<p>aa)Temsil olunanca bilinen veya bilinmesi gereken üçüncü kişilere karşı uygulanacak hüküm BK m.34/3’dür.</p>

<p>bb)Temsil olunanca bilinmeyen ve bilinmesi de gerekmeyen üçüncü kişilere karşı uygulanacak hüküm BK.m.36/2’dir.</p>

<p>b)Yetki belgesinin, temsilci tarafından temsil yetkisi geri alındıktan sonra üçüncü kişiye ibraz edilmesi ve temsil olunanın geri almadan üçüncü kişiyi haberdar etmemesi durumunda,</p>

<p>aa)Temsil olunanca bilinen veya bilinmesi gereken üçüncü kişilere karşı uygulanacak hüküm BK.m.33/2’dir.<br />
bb)Temsil olunanca bilinmeyen ve bilinmesi de gerekmeyen üçüncü kişilere karşı uygulanacak hüküm BK.m.36/2’dir. (Turgut Uygur Borçlar Kanunu – Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Ankara 2003 Cilt: 1 sayfa: 1226 v.d.).</p>

<p>BK’nun 398.maddesine göre vekilin, vekilliğinin (BK.m.396 ve 397 uyarınca) sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlemler, vekillik vereni ya da mirasçılarını bağlayacağı yukarıda açıklanmıştır. Belirtelim ki yasa hükmü, vekile vekillik veren arasındaki iş ilişkiyi düzenlemiştir. Dış ilişkiler, yani vekilin üçüncü kişilerle yapmış olduğu işlemler yönünden özellikle BK.m.37’deki hüküm uygulanacaktır.</p>

<p>Gerçekten vekillik, vekil ile vekillik veren (müvekkil) arasında bir iç ilişkiden ibarettir. Öyle ki, böylece aralarında bir borç ilişkisi meydana gelir. Hak ve borçlar bu ikisini ilgilendirir. Vekillik sözleşmesine dayanan temsil ise, etkisini dış ilişkide gösterir. Örneğin temsil edilenle üçüncü bir kişi arasında bir hukuksal ilişki kurulmasını sağlar. (Prof.Dr.S...S... T..., Borçlar Hukuku 1979 s:160, Prof.Dr.K...T..., Borçlar Hukuku 1976 c:1 s.409).</p>

<p>Burada önemle belirtilmelidir ki, yukarıda da değinildiği gibi “vekâletten azli” ve böylece de temsil yetkisinin kalkmış bulunduğunu öğrenen vekilin, bu durumu bilmeyen üçüncü kişilerle vekillik veren adına yaptığı hukuksal işlemler vekillik vereni ya da mirasçılarını bağlamaz. Eş deyişle azli bilen vekilin vekâletnameye dayanarak yaptığı işlem vekillik vereni iyi niyetli üçüncü kişilere karşı borç altına sokmaz. Buna benzer biçimde BK’nun 37.maddesi de konuyu düzenlemiş olup, bu maddenin 2.fıkrasında; üçüncü şahısların yetkinin son bulduğunu öğrendikleri durumların, bu durumun istisnası olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>Öyle ise, yasa koyucu tarafından gerek temsilcinin, gerekse onunla işlem yapan karşı tarafın yetkinin sona erdiğini bilmeden yaptıkları hukuki işlemlerin temsil olunan bakımından, sanki temsil yetkisi devam ediyormuş gibi sonuç doğuracağı hükme bağlanmıştır. Gerek temsilci, gerekse karşı taraf bu yetkinin son bulduğunu biliyorlarsa bu madde uygulanmayacaktır.</p>

<p>Diğer bir söyleyişle vekâletten azledilen ve temsil yetkisinin kalkmış olduğunu öğrenen vekilin, bu durumu bilmeyen iyi niyetli üçüncü kişilerle kendisini vekil tayin eden kişiler adına yaptığı hukuki işlemler, vekil tayin eden ve mirasçıları için bağlayıcı olmaz.</p>

<p>Bu durumda BK m. 37. ve 396’da açıkça vurgulandığı üzere temsil yetkisinin son bulması, vekilin yetkisiz temsilci haline gelmesi ve yaptığı işlemlerin bu nedenle geçersiz sayılması için azil keyfiyetinin temsilciye ulaştırılması gerekir. Buradan gidilerek temsilciye ya da üçüncü kişilere temsil yetkisinin geri alındığı, yöntemine uygun biçimde ulaştırılmadıkça bu yetkinin devam ettiği kabul edilir.</p>

<p>Burada, tapu kayıtlarının aleniliği ilkesinden de bahsetmekte yarar vardır. TMK m. 1020’de; tapu kayıtlarının aleni olduğu, ilgisi olduğunu kanıtlayan herkesin kendisince önemli olan kayıtları inceleyebileceği açıklanmıştır. Tapu sicili, çeşitli defter ve vesikalardan (belgelerden) oluşur. Bunlardan bazıları tapu sicilinin asli unsurları, bazıları ise feri (yan) unsurlarıdır. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 910.maddesinin 2.fıkrası bunların tayinini, Tapu Sicil Nizamnamesine bırakmıştır. Tapu Sicil Nizamnamesinin 2. maddesine göre tapu sicili, tapu kütüğü ile mütemmim vesikalardan (varlığı halinde plan, dayanak kayıt) ve yevmiye defterinden oluşur. Bunlar asli unsurlardır. Bunun yanında fer’i (yan) unsur olarak tapu dairelerinde, mal sahipleri sicili, alacaklılar sicili, hacizler sicili, tashihler sicili, muhaberat sicili tutulmaktadır. Daha sonra bunlara kat mülkiyeti kütüğü de eklenmiştir. Bunlardan başka Kanunda ve Nizamnamede öngörülmüş olmamakla birlikte Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün tedbir niteliğinde kabul ettiği bir “vekâletten azil defteri” de tutulmaktadır. İlgili her kişi tapu sicilini inceleme hakkına sahip olduğundan bir kişinin tapu sicilindeki herhangi bir kaydı bilmediği yönündeki iddiası dinlenmez. Buna aleniyet ilkesi denilir.</p>

<p>Ancak, tapu kayıtlarının aleniyeti, tapu kütüğü ile sınırlıdır. Tapuda işlem yapacak kişinin tapu kütüğünün tüm dayanaklarına bakması beklenemez. Buna karşılık tapuda bir işlem yapılması durumunda ilgili tüm asli ve yan unsurları inceleyip, herhangi bir engel durumun mevcut olup olmadığını araştırmak tapu sicil memurunun görevidir. Bu görevini gereği gibi yerine getirmemesi onun sorumluluğunu doğurur.</p>

<p>Hal böyle olunca davacının azil keyfiyetini tapu sicil müdürlüğüne bildirmesine rağmen, bu hususu araştırmadan vekil aracılığıyla gerçekleştirilen satış vaadi işleminden dolayı, bu husus kendilerine bu işlemden önce usulünce bildirilmediğinden azil keyfiyetini bilmeyen ve bilmesi de gerekmeyen vekil ile üçüncü kişinin gerçekleştirdiği satış vaadi işleminin yukarıda yapılan açıklama karşısında geçerli olacağı kabul edilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.06.2003 tarihli ve 2003/14-402 Esas ve 2003/435 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.<br />
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelince;</p>

<p>Yapılan açıklamalar doğrultusunda tarafların delilleri istenip toplanarak bir değerlendirme yapılması suretiyle hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve araştırmayla davanın yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır. )</p>

<p>gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.<br />
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil; olmazsa tazminat istemine ilişkindir.<br />
Davacı vekili; davalılardan Süleyman tarafından diğer davalı M....'ya 11.9.2006 tarihinde genel vekaletname verildiği, vekil M...'nın bu vekaletnameye dayanarak davalı S...'a ait olan .. ve 788 parsel nolu taşınmazları toplam 10.000,00 YTL (TL) bedelle Keşan 1.Noterliğince düzenlenen 3.10.2007 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile kendisine sattığı, ancak sonrasında tapuda devir edilmediği, iddiasıyla tapunun iptali ile adına tescilini; olmazsa ödediği 10.000,00 YTL (TL)'nin tahsilini istemiştir.<br />
Davalılardan S....vekili; davalı müvekkili S...'ın Bandırma Ş...Köyünde yaşadığı; okuma yazması olmayan, gözleri az gören, kulakları zorlukla duyan, konuşması anlaşılamayan, işlerini ancak iyi niyetli yakın köylülerinin yardımıyla çekip çevirmekte olan bir kişi olduğu; köylüler arası komşuluk dayanışması ile durumunu idare ettiği; temyiz kudretinin bulunmadığı; diğer davalı üvey abisi olan M... A...’in vekil edenini kandırıp, korkutarak vekaletname aldığı, savunmasını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>Diğer davalı M...ise; diğer davalının baba bir ana ayrı abisi olduğu, S...’ın kızları tarafından tehdit edilmesi üzerine kendisinden mallarını satıp, Keşan’dan ev almasını istediği, verdiği vekaletname ile satışları yapıp, parasını da diğer davalıya teslim ettiği, kendi karısına yaptığı satışların da diğer davalının isteği üzerine ve karısı ona baktığı için gerçekleştiği, parasını diğer davalıya ödediği, davacıya noterden satış vaadi ile yapılan satışların tapudaki işlemlerinin vekaletten azledilmesi nedeniyle gerçekleşemediği, vekaletten azlin kendisine tebliğ edilmediği, kendisinin kimseden para almadığı, tescile bir diyeceği olmadığı ancak bedel talebini kabul etmediği, savunmasında bulunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, davacı ve davalı vekil M....'nın el ve işbirliği içerisinde, taşınmazların maliki olan davalı S....'ı zararlandırmak kastı ile hareket ettiği, bedelin ödendiği, ancak davalı S...a ödendiğinin kanıtlanamadığı gerekçesi ile davalı S...yönünden davanın reddine; diğer davalı M...yönünden tazminat isteğinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıya başlık bölümüne aynen alınan gerekçe ile bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalılardan taşınmaz sahibinin vekil tayin ettiği ancak daha sonra vekillikten azlettiği diğer davalı tarafından satış vaadi yoluyla davacıya satılmasına karşın, tapuda işlem yapılamaması sonucu satış vaadi alacaklısı davacı tarafından açılan eldeki davada, davalı mal sahibinin temyiz kudreti olmadığı, hata, hile , ikrah savunmaları ile vekilin vekil edene ve onun adına satış vaadinde bulunduğu satış vaadi alacaklısına karşı durumunun mahkemece yeterince incelenip incelenmediği, noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile ilgili kurum ve kavramların açıklanmasında yarar vardır:</p>

<p>Dava konusu satış vaadi sözleşmesi vekaleten yapılmakla öncelikle, davalılardan taşınmazın sahibi vekil eden ile diğer davalı vekili arasındaki ilişkinin, davalı vekil eden vekilinin temyiz kudreti, hata, hile,ikrah savunmaları ile birlikte irdelenmesi; ardından vekaletten azil olgusunun üzerinde durulması gerekir.</p>

<p>Hemen belirtmelidir ki, temyiz kudreti bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez.<br />
Nitekim 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK)'nun 9.maddesinde yer alan “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.“ hükmüyle; bir kimsenin hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmıştır.</p>

<p>Aynı Kanunun 10. maddesinde de, “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmü getirilmiştir.<br />
“Ayırtım gücü“ ise aynı yasanın 13. maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” şeklinde açıklanmıştır.<br />
Aynı Kanunun “Ayırt etme gücünün bulunmaması” başlıklı 15.maddesinde: “Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz.” Düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Tüm bu düzenlemeler göstermektedir ki, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz(Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21).</p>

<p>Görülmektedir ki, bir kimsenin fiil ehliyetinin tesbiti, şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle çok büyük önem taşımaktadır. Davanın taraflarından birinin ayırtım(temyiz) gücünün olmaması kamu düzenine ilişkin olup; bu iddia itiraz niteliğinde olup, mahkemece bu husus resen gözetilmeli ve araştırılmalıdır.</p>

<p>Diğer taraftan, fiil ehliyetine sahip olsa da bir kimsenin iradesinin sakatlanması olanaklıdır. Hata, hile, ikrah gibi iradeyi sakatlayan hallerin varlığı savunma ya da iddia olarak ileri sürülmüşse bu hususun da mutlaka araştırılması gerekir.</p>

<p>Vekalet ilişkisine gelince;</p>

<p>818 sayılı Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır.<br />
Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.</p>

<p>818 sayılı Borçlar Kanunu’nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve Kanunun 390/2.maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir...” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.</p>

<p>Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.</p>

<p>Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3.maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.</p>

<p>Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2.maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.</p>

<p>Bu noktada, ‘vekaletten azil’ hakkında şu genel açıklamaların ayrıca yapılmasında yarar görülmüştür:</p>

<p>818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 396/1. maddesine göre, müvekkilin vekilini azletmesi veya vekilin vekillikten istifa etmesi her zaman caizdir.<br />
Bu hükme göre, vekalet sözleşmesi, her iki tarafça da, belirli bir neden gösterilmesine gerek olmaksızın, tek taraflı bir irade beyanıyla her zaman ortadan kaldırılabilir.</p>

<p>Söz konusu irade beyanı, karşı tarafa ulaşmakla, geleceğe yönelik olarak hükümlerini hemen doğurur. Hizmet sözleşmesinden farklı olarak, vekalet sözleşmesinde bu hakkın kullanılması, haklı bir nedene dayanmak zorunda olmadığı gibi, bir süreyle sınırlı da değildir.</p>

<p>Borçlar Kanunu’nun azil veya istifa konusundaki bir irade bildirimine bağladığı tek sonuç, azil veya istifanın münasip olmayan bir zamanda gerçekleşmiş olması halinde, diğer tarafın bundan dolayı uğradığı zararı tazmin yükümlülüğüdür (md.396/2).</p>

<p>Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirilmesine gelince:</p>

<p>Dosya içeriği ve toplanan delillere göre:</p>

<p>Davalılardan S..., Keşan 1.Noterliğince düzenlenen 11.9.2006 tarih ve 6684 yevmiye nolu, taşınmaz satış vaadi yetkisini de içeren, genel vekaletname ile diğer davalı M..’yı vekil tayin etmiştir.</p>

<p>Davalı vekil eden S..., daha sonra Bandırma 3.Noterliğinde düzenlenen 28.9.2007 tarih ve 9645 yevmiye nolu azilname ile, davalı M...yı vekillikten azletmiştir.<br />
Bu azilname vekilin birlikte sakin eşine 8.10.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>Ancak, azil tarihi ile azlin tebliği arasındaki zaman dilimi içinde vekil/davalı Mustafa tarafından anılan vekaletnameye dayanılarak vekaleten ve yine aynı Noterlikte düzenlenen 3.10.2007 tarihli dava konusu satış vaadi sözleşmesi ile, Bandırma ilçesinde bulunan ...parsel nolu taşınmazın tamamı ile 2865 parsel nolu taşınmazdaki davalı S...'a ait payın davacıya satışı vaad edilmiştir.</p>

<p>Eldeki dava, iş bu satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak kademeli olarak; tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde de ödenen bedelin tazmini istemiyle açılmıştır.<br />
Davalılardan S....vekili davaya cevabında, satış vaadi sözleşmesinin düzenlenmesine dayanak olan vekaletnamenin tanzimi tarihinde, müvekkilinin temyiz kudretinin olmadığını ve ayrıca hata, hile, ikrah ile iradenin sakatlandığını, savunma olarak getirmiştir.</p>

<p>Yerel Mahkemece, 27.11.2008 tarihli duruşma tutanağına “Sulh Hukuk Mahkemesinin vasi tayinine ilişkin dosyasının incelendiği, Kapıdağ Devlet Hastanesinden alınan 14.7.2008 gün ve 417 sayılı raporla Süleyman N.....in işitme engelli olduğu, ancak vasi tayinini gerektirecek engelinin bulunmadığının bildirildiği, mahkemenin 2008/670 Esas ve 1149 karar sayılı ilamıyla davalı Süleyman'ın kısıtlandığı” hususu geçirilmiştir. Aynı celse davacı yan da gerekli görülürse Adli Tıp Kurumu'ndan bu hususta rapor alınabileceğini bildirmiştir.</p>

<p>Mahkemece verilen kararda da davalı S....'ın temyiz kudretini haiz olmadığı, ancak vekaletname verildiği tarihten sonra vesayet altına alındığı, dosyadaki diğer olguların davanın esasına karar verilmesi için yeterli olduğu,öncesinde temyiz kudretinin bulunup bulunmadığını araştırmanın pratik yararının olmadığı bildirilmiş ve bu yön araştırılmamıştır.</p>

<p>Oysa yukarıda ayrıntısıyla açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler karşısında, davanın taraflarından birinin ayırtım(temyiz) gücünün olmaması kamu düzenine ilişkin bir husus olup; bu iddia hukuki nitelikçe itiraz mahiyetinde olmakla, mahkemece resen araştırılmalıdır.<br />
Hal böyle olunca, davanın çözümüne yönelik olarak, öncelikle davalı S....'ın vekaletnamenin tanzim tarihi itibariyle temyiz kudretinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.</p>

<p>Mahkemece böyle bir araştırma yapılmasına gerek görülmemiş; bunun gerekçesi olarak da anılan davalının vekaletnamenin düzenlenmesinden sonraki bir tarihte kısıtlandığına dayanılmıştır.</p>

<p>Oysa, bu davalının sonraki bir tarihte kısıtlanmış olması, öncesinde temyiz kudretinin var olduğunu göstermez; bu araştırmanın mutlaka yapılması gerekir.<br />
Ayrıca, mahkemece sadece vekaletnamenin düzenlendiği tarih itibariyle değil, bu vekaletnameye dayalı olarak yapılan satış vaadi sözleşmesinin tarihi itibariyle de davalı S...’ın temyiz kudretinin (fiil ehliyetinin) bulunup bulunmadığı da mutlaka araştırılmalıdır.</p>

<p>Yerel mahkemece, yapılacak bu araştırma sonucunda davalı S...ın hem vekaletnamenin verildiği tarih, hem de satış vaadi işleminin yapıldığı tarih itibariyle temyiz kudretinin bulunduğunun anlaşılması durumunda ise; davalı S...'ın vekaletnamenin hata,hile ve ikrah ile alındığı iddiasının da hak düşürücü süreler gözetilerek ayrıca araştırılması gerekir.</p>

<p>Bütün bu hususlar araştırıldıktan sonra, şayet düzenlenen vekaletnamenin geçerli olduğu anlaşılırsa bu kez yukarıda ve Özel Daire bozma ilamında değinildiği gibi vekaletten azil olgusunun irdelenmesine geçilmelidir.</p>

<p>Bu halde de şu ihtimaller üzerinde durulmalıdır:</p>

<p>İlk olarak vekaletten azil keyfiyeti vekile bildirilmiş olmasına göre, bildirim tarihi ile bu vekalete dayalı işlem tarihi üzerinde durularak, davalı S... tarafından vekil olan davalı M...'nın vekaletten azledildiği keyfiyeti bu tarihte vekile bildirilmemişse ve vekille işlem yapan üçüncü kişi konumundaki davacı da azilden haberdar değilse, vekaleten yapılan işlem vekil edeni bağlayacağından buna göre sonuca varılmalı;</p>

<p>İkinci ihtimal olarak, vekil azledildiğini bilse bile kendisi ile işlem yapan üçüncü kişi(Davacı), bu azli bilmiyor veya bilebilecek durumda değilse yapılan bu işlemin de vekil edeni bağlayacağı gözetilmelidir.</p>

<p>Üçüncü ihtimal olarak, vekaletten azli gerek vekil gerekse üçüncü kişi (Davacı) biliyorsa,yani el ve işbirliği içerisinde hareket ederek vekil eden aleyhine işlem yapmışlarsa, bu işlem vekil edeni bağlamayacağından, vekilin davacıya karşı sorumluluğuna gidilmesi gerekecektir.</p>

<p>Mahkemece, özellikle fiil ehliyetine ilişkin savunma yeterince incelenmeden, açıklanan tüm bu hususlar da araştırılmadan, eksik inceleme ile sonuca varılmış olması doğru değildir.</p>

<p>Öte yandan kabule göre de, kural olarak vekil işlemi vekil eden adına gerçekleştirdiğinden, tek başına bedelden sorumluluğunun söz konusu olmamasına; vekilin doğrudan sorumluluğunu gerektirir ve bedeli kendi uhdesinde tuttuğunu ortaya koyan bir halin de ispatlanmamış olmasına; yukarıda açıklanan inceleme ve araştırma da yapılmaksızın tam anlamıyla bir sonuca varılmasının olanaklı bulunmamasına göre, mahkemece satış bedelinden sadece vekilin sorumlu tutulması isabetli değilse de, vekil/davalı M.... kararı temyiz etmediğinden bu hususa eleştirisel olarak değinilmesi ile yetinilmiştir.</p>

<p>O halde, Mahkemece; yukarıda açıklanan ilkeler ışığında öncelikle davalı Süleyman'ın gerek vekaletname tanzimi gerekse de satış vaadi sözleşmesinin düzenlenmesi tarihlerinde temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığı yöntemince araştırılmalı; temyiz kudretinin bulunmadığı tespit edilirde bu davalı hakkındaki davanın tümden reddine karar verilmeli; temyiz kudretinin bulunduğu anlaşılırsa da bir adım ileri gidilerek bu kez vekaletnamenin hata,hile,tehdit ile alınıp alınmadığı hususu üzerinde durulmalı ve bu konudaki taraf delilleri toplanmalı; tüm bunlar araştırıldıktan sonra düzenlenen vekaletnamenin geçerli olduğunun anlaşılması halinde de bu kez vekaletten azil olgusu, bunun davalılardan vekil ile davacı tarafından bilinip bilinmediği hususu da araştırılmak suretiyle irdelenmeli, bozma ilamında ve yine yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılmak üzere bu konuda taraf delilleri toplanıp, araştırılmalı; tüm bu hususlar aydınlatıldıktan sonra varılacak uygun sonuç çerçevesinde hüküm kurulmalıdır.</p>

<p>Mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.<br />
Bu nedenle, usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 7.12.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-12022025-tarihli-2023349-e-202526-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="35988"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VEKÂLETİN KÖTÜYE KULLANILMASI HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ İLE TESCİL DAVALARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vekaletin-kotuye-kullanilmasi-hukuksal-nedenine-dayali-tapu-iptali-ile-tescil-davalari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vekaletin-kotuye-kullanilmasi-hukuksal-nedenine-dayali-tapu-iptali-ile-tescil-davalari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1. Genel Olarak 

Vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Bu nedenle sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önemli borcu olup, TBK’nın 506/2. maddesine göre “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve öz...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Genel Olarak </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Bu nedenle sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önemli borcu olup, TBK’nın 506/2. maddesine göre “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.” TBK’nın 506/3. maddesine göre vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde “benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” Bu nedenle vekil, vekil edenin daima yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı ve iradesine aykırı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.</p>

<p>Ancak vekilin sadakat ve özen yükümlülüğüne uymayan her eylemi vekâletin kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez. Çünkü vekâletin kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesi için vekil edeni zararlandırmak kastıyla hareket etmiş değildir. Bu durumda vekâlet görevi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BVek%25C3%25A2let%2520G%25C3%25B6revi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->nin kötüye kullanılması<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253A%250Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BVek%25C3%25A2let%2520G%25C3%25B6revinin%2520K%25C3%25B6t%25C3%25BCye%2520Kullan%25C4%25B1lmas%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> değil, vekâlet görevinin gereği gibi yerine getirilmemesi söz konusudur.</p>

<p>Vekilin yaptığı iş ve işlemde vekâletin kötüye kullanıldığının ileri sürülebilmesi için ise, vekilin müvekkilini zararlandırmak kastıyla hareket etmesi ve müvekkilin de bu nedenle zarar görmüş olması gerekir. Vekil vekâletname ile sahip olduğu temsil yetkisi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTemsil%2520Yetkisi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->ni vekil edenin iradesine ve çıkarına aykırı kullanmışsa vekâletin kötüye kullanılması söz konusudur. Vekil edenin zarar görmüş olması ve vekilin bu kasıtla hareket etmiş olması zorunlu unsurlardır. Ancak vekil edenin zararının da önemli ölçüde olması gerekir.</p>

<p>Sadakat ve özen borcu taşınmazların vekil aracılığı ile satışında daha büyük bir önem kazanır. Çünkü TBK’nın 504/3. maddesine göre vekâletnamede özel yetki bulunması koşuluyla taşınmazların vekil eliyle satışı mümkündür. Bu satış esnasında vekilin müvekkilinin menfaatini koruma mükellefiyeti mevcuttur. Vekilin sadakat ve özen yükümlülüğüne rağmen, kendisinin veya üçüncü kişi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253B%25C3%259C%25C3%25A7%25C3%25BCnc%25C3%25BC%2520Ki%25C5%259Fi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->nin yararına veyahut sırf müvekkiline zarar vermek kastıyla taşınmaz satışı<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A%250A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A%250A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTa%25C5%259F%25C4%25B1nmaz%250ASat%25C4%25B1%25C5%259F%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A%250A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A%250A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> yapması ve bu yolla müvekkilini zarara uğratması mümkündür. İşte vekilin vekâlet verenin güvenini kötüye kullanacak, özen yükümlülüğüne aykırı olacak ve vekil edenin zararına olacak şekilde taşınmazı satışı halinde, zarar gören vekil eden yani taşınmazı vekil eliyle satan önceki maliki herhangi bir zamanaşımı<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253BZamana%25C5%259F%25C4%25B1m%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> ve hak düşürücü süre<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A%250A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BHak%2520D%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BCr%25C3%25BCc%25C3%25BC%2520S%25C3%25BCre%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->ye tabi olmaksızın taşınmazın geri adına tescilini, bu mümkün değilse (örneğin ayni hak<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253BAyni%2520Hak%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> edinen iyiniyetli üçüncü kişi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C4%25B0yiniyetli%2520%25C3%259C%25C3%25A7%25C3%25BCnc%25C3%25BC%2520Ki%25C5%259Fi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> ise) terditli<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253BTerditli%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> tazminat verilmesini dava yoluyla isteyebilir. Taşınmazı güncel değerinin oldukça altında bir fiyata satması ve bunu vekil edene zarar verme kastıyla yapması halinde vekâletin kötüye kullanıldığının kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan vekâletin hile<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BHile%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> ile alınarak kötüye kullanıldığı iddiası ile açılan davanın hukuki sebebi irade fesadı<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C4%25B0rade%2520Fesad%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> olan hile olmayıp, vekâletin kötüye kullanılması hukuki nedeni olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü özellikle iptal hakkının kullanılmasına ilişkin bir yıllık sürenin uygulanması açısında hukuki sonuçları farklıdır.</p>

<p>Vekil edenin vekâletin kötüye kullanıldığını bilmesine rağmen sonradan buna açık veya zımni onay verirse, örneğin bedeli alırsa, artık vekâletin kötüye kullanıldığını iddiasını ileri süremez.</p>

<p>Vekil ile sözleşme yapan kişinin durumuna gelince; vekilin vekâlet görevi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BVek%25C3%25A2let%2520G%25C3%25B6revi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->ni kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa yani TMK’nın 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ancak, üçüncü kişi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.2pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253B%25C3%259C%25C3%25A7%25C3%25BCnc%25C3%25BC%2520Ki%25C5%259Fi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.2pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.2pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253BVek%25C3%25A2let%2520G%25C3%25B6revi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.2pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->ni kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa yani yetkisini kötüye kullandığını bilerek vekil ile sözleşme yapmışsa hakkını kötüye kullanan kişi durumuna düşer. Bu durumda tapuda bir devir yapılmışsa yolsuz tescil<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A-.2pt'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BYolsuz%2520Tescil%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.2pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> hükümleri gereği tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini isteyebilir.</p>

<p><i>“…vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olacağı açıktır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse TBK'nın 504/1. maddesi uyarınca görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.</i></p>

<p><i>Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekalet sözleşmesi güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.</i></p>

<p><i>Uygulamada vekâletin kötüye kullanılması durumlarının, özellikle vekilin satmakla yetkili kılındığı bir taşınmazı rayiç değerine nazaran çok düşük bir bedelle satarak devrettiği hâllerde yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak, <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-12022025-tarihli-2023349-e-202526-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2019 tarihli ve 2017/1-1272 E., 2019/1399 K.</a>; <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171252-e-2020992-k-sayili-karari" rel="dofollow">02.12.2020 tarihli ve 2017/1-1252 E., 2020/992 K. sayılı kararları</a>nda da vurgulandığı gibi malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddeler uyarınca sorumlu olur.</i></p>

<p><i>Ancak, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile de karşılaşılır. Bu durumda, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 Sayılı TMK'nın 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.</i></p>

<p><i>Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler de bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır”<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-12022025-tarihli-2023349-e-202526-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>[1]</strong></a></i></p>

<p>“<i>...</i><i>kadastro tespit tutanağı</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BKadastro%2520Tespit%2520Tutana%25C4%259F%25C4%25B1%2526quot%253B%250A%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253A%250Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i>nda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve dava açılamaz.</i></p>

<p><i>Hemen belirtmek gerekir ki; muris muvazaası, sahtecilik</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BSahtecilik%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i>, vekaletin kötüye kullanılması iddiasına dayalı davaların, herhangi bir zamanaşımı</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BZamana%25C5%259F%25C4%25B1m%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> veya hak düşürücü süre</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253A%250Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BHak%2520D%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BCr%25C3%25BCc%25C3%25BC%2520S%25C3%25BCre%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i>ye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği tartışmasız olmasına rağmen, bu haller kadastro tespiti</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BKadastro%2520Tespiti%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i>nden önce ise ve 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise buna ilişkin itiraz ve davalar dahi dinlenemez.</i></p>

<p><i>Şu hale göre, mahkemenin eldeki davada da 3402 Sayılı Kanunun 12/3. maddesinin uygulama yeri olduğuna, davanın hak düşürücü süre</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BHak%2520D%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BCr%25C3%25BCc%25C3%25BC%2520S%25C3%25BCre%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> geçtikten sonra açıldığına ilişkin direnme kararı usul ve yasaya uygundur...</i>”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p>“<i>…Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.</i></p>

<p><i>Bilindiği üzere dava değeri, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeridir. Somut olayda; bağımsız bölümler yönünden tazminat isteğinin kabulüne karar verildiğine göre, her bir bağımsız bölümün birleştirilen davalar tarihindeki değerleri üzerinden bedele (tazminata) hükmedilmesi gerekirken…</i>”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>“<i>… eldeki davada vekil tarafından vekalet görevinin kötüye kullanıldığı sabit olmakla, vekalet görevinin kötüye kullanılması haksız fiil niteliğinde olup kayıt maliki davalılar ile el ve işbirliği içinde hareket eden vekilin harç ve yargılama giderlerinden davalılarla birlikte sorumlu olacağı…</i>”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>“<i>…vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı olarak açılan davanın herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmadığı gözetilerek, yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, bu yönde bildirilen delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken…</i>”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p>“<i>…Uyuşmazlık; hile ile alınan vekaletnameye istinaden vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı bedel istemine ilişkindir…</i></p>

<p><i>Alt soyu bulunmayan mirasbırakan ömrünün kalan kısmında kendisine bakılacağı vaadi ile kandırılarak alınan vekaletname kullanılmak suretiyle, oturduğu evin vekil Kenan tarafından eniştesi diğer davalı Lütfi'ye satış suretiyle devredildiği, mirasbırakana satış bedeli ödemediği gibi satış bedeli olarak ödendiği bildirilen 50.000 TL bedelin de taşınmazın keşfen belirlenen değerinin çok altında olduğu, bu durumda vekil ile eniştesi olan kayıt maliki Lütfi’nin el ve işbirliği içerisinde asıl davada davacı, birleştirilen davada davacıların mirasbırakanı Aziz’i zararlandırdıkları, bir başka ifadeyle vekalet görevinin kötüye kullanıldığı anlaşılmaktadır…</i>”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p><strong>2. İspat Yükü</strong></p>

<p>Vekaletin kötüye kullanıldığını ispat yükü, iddia eden davacıda olup, vekilin talimatlara aykırı olacak şekilde vekil edeni zararlandırmak kastıyla hareket ettiğini ispat etmek zorundadır.</p>

<p>“<i>…Dinlenen tanık beyanlarından davaya konu taşınmazın davalının parasıyla alındığı ancak tapu kaydının mirasbırakan adına oluşturulduğu, davalı ve annesinin söz konusu taşınmazda oturdukları, vekâletlerin taşınmazı kullanan davalıya intikal amacıyla iradi olarak verildiği, davacıların kandırılmak suretiyle vekâletlerinin alınıp zararlandırıldıkları yönünde somut bir neden ileri süremedikleri, aksine tüm dosya kapsamına ve tanık beyanlarına göre dava konusu payların temlikinin iradî olduğu, talimata aykırı hareket edildiği ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddialarının kanıtlanamadığı, annenin payı ile birlikte bu hissenin de ardışık işlemle yine aynı tarihte davalıya intikal ettiği, bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı göz önüne alındığında…taşınmazdaki paylarını rızalarıyla temlik etmek olduğu sonucuna ulaşıldığından her iki hukuki sebebe dayalı ispatlanamayan davanın reddi gerekmektedir…</i>”<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-22023493-e-2025356-k-sayili-karari" rel="dofollow">[7]</a></p>

<p>“<i>…vekâlet sözleşmelerine bakıldığında, vekil vekâlet görevinin gereğini vekil edenin iradesi doğrultusunda yerine getirdiği konusunda hesap verme ve ispat yükü altındadır. Şayet vekil eden vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasındaysa ispat yükü bu kez bu iddiayı ileri süren tarafa ait olacaktır…tarafların birbirlerini tanımaları ve sözleşmede yer alan bedel ile gerçek bedel arasındaki fark, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığına dair iddia ve savunmaların ispatı bağlamında yeterli görülemez…</i>”<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20231037-e-2025235-k-sayili-karari" rel="dofollow">[8]</a></p>

<p>“<i>…vekalet görevinin kötüye kullanıldığına ilişkin iddianın ispat yükü davacıya, vekaletnamenin iradeye uygun kullanıldığına ilişkin savunmanın ispat yükü ise davalıya düşmektedir. Somut olayda davalılar vekilinin cevap dilekçesinde ve ıslah yoluyla sunduğu cevap dilekçesinde dava konusu taşınmazın davacının isteği doğrultusunda ve davacının davalıya olan taahhüdünden kaynaklanan borcuna karşılık bu borcun ifası amacıyla temlik edildiğini savunduğuna göre bu hususta ispat yükü davalıya ait olup dosya kapsamı itibariyle davalının savunmasını ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, ispat yükü üzerinde olup iddiasını ispatlayamayan tarafın karşı tarafa yemin teklif etme hakkının varlığı tartışmasızdır. Nitekim eldeki davada da, davalılar vekili tarafından cevap ve ıslah yolu ile sunulan cevap dilekçelerinde açıkça yemin deliline dayanıldığı, buna karşılık İlk Derece Mahkemesince davalıya yemin delili hatırlatılmaksızın davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.</i></p>

<p><i>O halde, davalı tarafça dava konusu payın temlikinin davacının borcuna karşılık ve bu borcun ifası amacıyla gerçekleştirildiğinin savunulduğu ve cevap dilekçesinde yemin deliline dayanıldığı gözetilerek davalı tarafa bu konuda davacıya yemin teklif edip etmeyeceğinin hatırlatılması ve hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekmektedir…</i>”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p><strong>3. Davanın Tarafları</strong></p>

<p>Davacı, kural olarak yolsuz tescil<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BYolsuz%2520Tescil%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> veya terkin<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTerkin%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> nedeniyle ayni hak<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BAyni%2520Hak%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->kı veya ayni etkili şahsi hak<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253A%250Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C5%259Eahsi%2520Hak%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->kı zarar görenler yani gerçek hak sahibi, hak sahibi ölmüşse külli halef<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BK%25C3%25BClli%2520Halef%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->leri yani mirasçılarıdır. Paylı mülkiyet<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BPayl%25C4%25B1%2520M%25C3%25BClkiyet%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->te paydaşlardan her biri bu davayı gerek paydaşlardan birine ve gerekse üçüncü kişi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C3%259C%25C3%25A7%25C3%25BCnc%25C3%25BC%2520Ki%25C5%259Fi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->lere karşı payı oranında açabilir. Elbirliği mülkiyet<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.3pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253BElbirli%25C4%259Fi%2520M%25C3%25BClkiyet%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.3pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->i<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A%250A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A%250A-.3pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BElbirli%25C4%259Fi%250AM%25C3%25BClkiyeti%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.3pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->ne tabi bir taşınmaz için ortaklardan biri kendi payı için diğer ortağa karşı dava açabilir. Ancak üçüncü kişi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253A%250Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C3%259C%25C3%25A7%25C3%25BCnc%25C3%25BC%2520Ki%25C5%259Fi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->ye karşı açılacak tapu iptali ile tescil davasında ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BZorunlu%2520Dava%2520Arkada%25C5%259Fl%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1%2526quot%253B%250A%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253A%250Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> vardır.</p>

<p>Dava, sicilde hak sahibi görünen kişiye, bu kişi ölü ise külli halef<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BK%25C3%25BClli%2520Halef%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->leri olan mirasçılarına veya bir üçüncü kişi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C3%259C%25C3%25A7%25C3%25BCnc%25C3%25BC%2520Ki%25C5%259Fi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->ye devredilmişse kötüniyetli olan üçüncü kişiye karşı açılır. Bu kişi, gerçek kişi veya tüzel kişi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BT%25C3%25BCzel%2520Ki%25C5%259Fi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> olabilir.</p>

<p>“<i>...tapu sicili</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTapu%2520Sicili%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i>nin tutulması prensiplerinden biri de, geçerli bir hukuki sebebin varlığı koşuludur. Bu noktada, sicilin dayanağını oluşturan hukuki işlem geçersiz ise 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1025. maddesinde ifadesini bulan yolsuz tescil</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BYolsuz%2520Tescil%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> niteliğinde olacak ve böyle bir durumda ayni hak</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A%250A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%250AXE%2520%2526quot%253BAyni%2520Hak%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i>kı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilecektir...</i>”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p>“.<i>..Dava, yolsuz tescil</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BYolsuz%2520Tescil%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir...</i></p>

<p><i>Bilindiği üzere, tapu iptal ve</i><i> tescil davaları kayıt malikine karşı açılır. Aksi bir durum kayıt malikinin taraf olmadığı bir davada kendisinin taşınmaz mülkiyetini yitirmesi sonucunu doğurur ki, bu da hem Anayasanın 35. maddesine, hem de TMK’nın 683. ve devamı maddelerinde düzenlenen mülkiyet hakkı</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BM%25C3%25BClkiyet%2520Hakk%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i>na aykırı düşer. Ayrıca HMK’nın temel ilkesi olan davada karar altına alınacak hakkın ilgilisinin, davacı ve davalı sıfatı ile yer alması ilkesi zedelenmiş olur.</i></p>

<p><i>Somut olayda, dava tarihi itibariyle dava konusu taşınmazda... malik olup, davacının 02.07.2013 tarihli dilekçesi üzerine ...’nin, davacının 25.03.2014 tarihli dilekçesi ile ...’in davaya dahil edildiği anlaşılmakta olup dava tarihi itibariyle 6100 Sayılı HMK’nın 50. maddesi gereğince kayıt malikine karşı açılmış bir dava bulunmamaktadır.</i></p>

<p><i>Hâl böyle olunca; davada taraf sıfatı</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.3pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253BTaraf%2520S%25C4%25B1fat%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.3pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> bulunmayan davalı ve dahili davalılara yöneltilen davanın pasif husumet</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.3pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253BPasif%2520Husumet%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.3pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken...</i>”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p><strong>4. Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Görevli mahkeme<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BG%25C3%25B6revli%2520Mahkeme%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->, HMK’nın 2. maddesine göre “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BAsliye%2520Hukuk%2520Mahkemesi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->dir.”</p>

<p>Yetkili mahkeme<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A%250A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BYetkili%2520Mahkeme%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> ise, HMK’nın 12. maddesi taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Bu yetki kuralı kesindir. Tapu iptali ile tescil davası<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A%250A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A%250A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTescil%250ADavas%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A%250A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A%250A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->nın birden fazla taşınmaza yönelik olarak açılması halinde, HMK’nın 12/3. maddesi gereği taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetki<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253Bletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BKesin%2520Yetki%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->li olduğundan seçim yetkisi davacının olup, hangi taşınmazın bulunduğu yerde dava açılmışsa yetkili mahkeme<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%250A%2526quot%253BYetkili%2520Mahkeme%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif%253B%250Aletter-spacing%253A-.1pt'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->de o taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.</p>

<p>“...<i>Gerçekten de, anılan davaların taşınmazın aynına ilişkin olduğu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 12/1. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülmesi gerektiği açıktır.</i></p>

<p><i>Ne var ki, HMK’nın 12/3. maddesinde, davanın birden fazla taşınmaza yönelik olarak açılması halinde, taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.</i></p>

<p><i>Hâl böyle olunca, HMK’nın 12/3. maddesi gözetilerek işin esasının incelenmesi gerekirken, yetkisizlik</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BYetkisizlik%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> kararı</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BYetkisizlik%2520Karar%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> verilmesi isabetsizdir...</i>”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aydin-tekdogan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aydın TEKDOĞAN"><img alt="Av. Aydın TEKDOĞAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/12/aydin-tekdogan-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aydin-tekdogan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aydın TEKDOĞAN">Av. Aydın TEKDOĞAN</a></strong></h4>

<p><strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi Emekli Başkanı</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><span style="color:#999999">* Ayrıntılı bilgi için: Tekdoğan A., Ayni ve Şahsi Haklardan Kaynaklı Tapu İptali ile Tescil Davaları, 2. Baskı, Eylül 2026, 1600 Sayfa.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-12022025-tarihli-2023349-e-202526-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-12022025-tarihli-2023349-e-202526-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.12.2011 tarih ve 2011/14-609 E., 2011/744 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2011/2-295 K. 2011/359 T. 25.5.2011</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2025/1990 K. 2025/2256 T. 28.4.2025</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2023/4135 K. 2025/2007 T. 15.4.2025</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2023/3676 K. 2025/1833 T. 8.4.2025</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2021/10174 K. 2022/1170 T. 15.02.2022</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-22023493-e-2025356-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-22023493-e-2025356-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2023/493 K. 2025/356 T. 28.5.2025</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20231037-e-2025235-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20231037-e-2025235-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2023/7-1037 K. 2025/235 T. 16.4.2025</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2024/2796 K. 2025/2797 T. 29.5.2025</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2011/1-8 K. 2011/263 T. 4.5.2011</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2015/15194 K. 2018/12255 T. 12.9.2018</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/20193 K. 2017/1720 T. 05.04.2017</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vekaletin-kotuye-kullanilmasi-hukuksal-nedenine-dayali-tapu-iptali-ile-tescil-davalari-1</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-kitapladas.jpg" type="image/jpeg" length="54056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ARAÇ MAHRUMİYETİ TAZMİNATI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arac-mahrumiyeti-tazminati-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arac-mahrumiyeti-tazminati-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GİRİŞ

Trafik kazasında hasar gören araç onarımdayken ya da pert işlemi gördükten sonra yenisi alınıncaya kadar sahibi aracından yoksun kalır. Bu yoksunluğun parasal karşılığı olan araç mahrumiyeti tazminatı, uygulamada değer kaybı ile aynı cümlede anılmasına rağmen ondan tamamen farklı bir hukuki...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Trafik kazasında hasar gören araç onarımdayken ya da pert işlemi gördükten sonra yenisi alınıncaya kadar sahibi aracından yoksun kalır. Bu yoksunluğun parasal karşılığı olan araç mahrumiyeti tazminatı, uygulamada değer kaybı ile aynı cümlede anılmasına rağmen ondan tamamen farklı bir hukuki rejime tabidir. Değer kaybı zorunlu trafik sigortasının teminatı içindedir ve sigortacıdan, gerektiğinde Sigorta Tahkim Komisyonu yoluyla istenir. Araç mahrumiyeti ise Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın teminat dışı hâller arasında saydığı dolaylı bir zarardır; muhatabı kusurlu sürücü ile aracın işletenidir ve yolu adli yargıda açılacak tazminat davasıdır.</p>

<p>Bu ayrımın gözden kaçırılması iki tipik sonuç doğurmaktadır: Mahrumiyet talebinin sigortacıya ya da Tahkim Komisyonu'na yöneltilmesi hâlinde talep teminat dışılık gerekçesiyle reddedilmekte ve aleyhe vekâlet ücreti doğmakta; işleten ve sürücüye karşı açılan davada ise sürenin ve günlük bedelin nasıl belirleneceği konusunda bilirkişi raporları arasında ciddi farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma, mahrumiyet zararının hukuki niteliğini ve teminat dışılığının dayanağını ortaya koyduktan sonra, bölge adliye mahkemelerinin 2026 yılı içinde verdiği kararlar ışığında hesap yöntemini ve uygulamadaki sorunları ele almaktadır.</p>

<p><strong>I. KAVRAM VE HUKUKİ NİTELİK</strong></p>

<p>Araç mahrumiyeti zararı, zarar görenin aracını kullanamadığı süre boyunca aynı nitelikte bir araç için ödemek zorunda kaldığı ya da ödemek zorunda kalacağı bedeldir. Kaynağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesindeki haksız fiil sorumluluğu ile 51 ve 52. maddelerindeki tazminatın belirlenmesine ilişkin genel kurallardır. Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri, bir şeyin kısmen hasar görmesi ya da tamamen kullanılamaz hâle gelmesi durumunda kullanılamamasından doğan zararın da sorumlu kişiden istenebileceğini kabul etmekte; motorlu araç zarar görmüşse aracın kullanılış amacına göre mahrumiyet zararının ayrıca belirlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Sakarya BAM 3. HD, 18.06.2026, E. 2025/1730, K. 2026/1330; Ankara BAM 35. HD, 22.01.2026, E. 2025/141, K. 2026/75).</p>

<p>Zarar iki farklı biçimde ortaya çıkar. Hususi araçlarda zarar, aracın yerine geçecek bir ikame aracın kira bedelidir; aracını kiralamayan ve toplu taşıma kullanan zarar gören de bu bedeli isteyebilir, çünkü tazminat fiilen yapılan harcamaya değil kullanım yoksunluğuna dayanır. Ticari araçlarda ise zarar, aracın çalıştırılamamasından doğan kazanç kaybıdır ve net kazanç üzerinden hesaplanır. Yargıtay, her iki hâlde de zararın gerçek zarar ilkesine göre belirlenmesini ve aynı yoksunluğun iki ayrı kalemle mükerrer biçimde tazmin edilmemesini aramaktadır; aracını kendisi kullanan ticari araç sahibinin hem aracın kazanç kaybını hem de şoför ücretini istemesi bu nedenle mümkün değildir (Yargıtay 17. HD, 20.02.2017, E. 2016/7477, K. 2017/1692).</p>

<p><strong>II. TEMİNAT DIŞILIĞIN DAYANAĞI</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91. maddesi, işletenin 85. maddenin birinci fıkrasındaki sorumluluğunun karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırılmasını zorunlu kılar. Teminatın kapsamı ise Genel Şartlar ile belirlenir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın teminat dışında kalan hâlleri düzenleyen A.6 maddesinin (k) bendi, gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararları teminat dışında bırakmıştır. Araç mahrumiyeti ve ticari kazanç kaybı bu bendin tipik uygulama alanıdır.</p>

<p>Yargıtay bu hükmü istikrarlı biçimde uygulamaktadır. 17. Hukuk Dairesi, kusurlu aracın trafik sigortacısına karşı hükmedilen araç mahrumiyeti bedelinin poliçe teminatına dâhil olmayan dolaylı zarar niteliğinde olduğunu belirterek sigortacı aleyhine kurulan hükmü bozmuştur (Yargıtay 17. HD, 07.06.2017, E. 2016/13972, K. 2017/6476). 4. Hukuk Dairesi, Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde ileri sürülen mahrumiyet talebinin teminat dışılık gerekçesiyle reddine ilişkin İtiraz Hakem Heyeti kararını onamıştır (Yargıtay 4. HD, 24.10.2023, E. 2023/8085, K. 2023/11250). Bölge adliye mahkemeleri de 2026 yılında verdikleri kararlarda araç mahrumiyeti ve aracın işletilmemesinden kaynaklı dolaylı zararların poliçe kapsamında bulunmadığını, bu zararlardan yalnızca işleten ve sürücünün sorumlu tutulabileceğini açıkça ifade etmektedir (Sakarya BAM 3. HD, 18.06.2026, E. 2025/1730, K. 2026/1330). Anılan kararda ilk derece mahkemesi, değer kaybını sigortacı ile işleten ve sürücüden müteselsilen, mahrumiyet bedelini ise yalnızca işleten ve sürücüden tahsile hükmetmiş; bölge adliye mahkemesi bu ayrımı onaylamıştır.</p>

<p>Teminat dışılık ihtiyari mali sorumluluk sigortası bakımından da geçerli kabul edilmektedir. Sigorta Tahkim Komisyonu, ihtiyari mali sorumluluk sigortasının zorunlu sigortanın limitini aşan zararları aynı şartlarla karşıladığı gerekçesiyle kazanç kaybının bu poliçeden de istenemeyeceğine karar vermiştir (Sigorta Tahkim Komisyonu, 03.08.2018, K-2018/66630). Buna göre mahrumiyet zararı, sigorta hukukunun tamamen dışında, haksız fiil sorumluluğunun genel kurallarına göre çözülmesi gereken bir taleptir.</p>

<p><strong>III. MUHATAP VE USUL</strong></p>

<p>Mahrumiyet zararının borçlusu, TBK m. 49 uyarınca kusurlu sürücü ile KTK m. 85 uyarınca aracın işletenidir. İşleten, aynı maddenin son fıkrası gereğince sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur; sürücü ve işleten zarar görene karşı müteselsilen sorumludur (KTK m. 88, TBK m. 61-62). Bu nedenle dava, sigortacıya değil, sürücü ile araç malikine yöneltilmelidir. Sigortacının davalı gösterilmesi hâlinde mahrumiyet kalemi bakımından husumet yokluğundan ret ve aleyhe vekâlet ücreti kaçınılmazdır; Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru hâlinde ise 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesinin on yedinci fıkrası uyarınca ret kararıyla birlikte sigorta kuruluşu lehine vekâlet ücretine hükmedilir.</p>

<p>Görevli mahkeme, davalıların sıfatına göre belirlenir. İşleten tacir ve araç ticari işletmesiyle ilgiliyse uyuşmazlık asliye ticaret mahkemesinde, aksi hâlde asliye hukuk mahkemesinde görülür; sigortacı davalı olmadığından, sigorta hukukundan doğan davalar için öngörülen ticaret mahkemesi görevi kendiliğinden devreye girmez. Yetkili mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesidir. Tahkim yolu ise kapalıdır; 5684 sayılı Kanun'un 30. maddesi yalnızca sigorta kuruluşu ile uyuşmazlıkları kapsar.</p>

<p>Zamanaşımı bakımından KTK m. 109 uygulanır: Zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde kaza tarihinden itibaren on yıl. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa, taksirle yaralama gibi, ceza zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil sorumlusu fiil tarihinde temerrüde düşmüş sayıldığından (TBK m. 117/2) faiz kaza tarihinden itibaren işler; ancak zarar görenin aracını fiilen kullanamadığı sürenin sonradan belirleneceği gözetildiğinde, mahrumiyet için faiz başlangıcının kaza tarihi olması bazı mahkemelerce tartışılmaktadır. Uygulamada davalar HMK m. 109 kapsamında kısmi alacak davası olarak açılmakta, bilirkişi raporundan sonra talep artırılmaktadır. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi'nin anılan kararına konu davada da davacı 100,00 TL ile başlayıp raporun ardından mahrumiyet talebini 17.000,00 TL'ye yükseltmiş ve bu tutar üzerinden hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>IV. HESAP YÖNTEMİ: SÜRE VE BEDEL</strong></p>

<p>Mahrumiyet tazminatı iki bileşenden oluşur: Yoksunluk süresi ve günlük bedel. Her ikisinin de belirlenmesinde 2026 yılı kararları belirgin ölçütler ortaya koymaktadır.</p>

<p>Süre bakımından ilk ayrım aracın onarılıp onarılmadığıdır. Araç onarılmışsa süre, fiilen serviste geçen gün sayısı değil, makul onarım süresidir. Bu süre parça tedariki, lojistik ve işçilik dikkate alınarak makine mühendisi bilirkişi tarafından belirlenir; onarım faturasındaki tarih ya da servisin bildirdiği süre tek başına yeterli değildir (Yargıtay 17. HD, 20.02.2017, E. 2016/7477, K. 2017/1692). Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, kırk beş günlük araç kiralama faturasına dayanan talebi, gerek davacının kendi eksper raporunda gerek kasko sigortacısının ekspertiz raporunda makul onarım süresinin bu kadar uzun olmadığının belirtilmiş olması karşısında reddetmiş; makine mühendisinin hasarı değerlendirerek belirlediği yedi günlük süreyi denetime elverişli bulmuştur (Ankara BAM 26. HD, 26.06.2026, E. 2025/317, K. 2026/1213). Aynı kararda, kasko sigortacısının onarım süresince ikame araç tahsis etmiş olması nedeniyle davacının mahrumiyet zararının kalmadığı kabul edilmiştir. Kararın verdiği mesaj açıktır: Fiilen kiralanan gün sayısı, makul süreyi aşan bölümüyle zarar görenin kendi tasarrufu sayılır ve sorumluya yüklenemez.</p>

<p>Araç pert olmuşsa süre, kaza tarihinden aynı model ve yaşta, aynı özellikleri taşıyan yeni bir aracın satın alınmasına kadar geçecek makul süredir. Bu süre objektif olarak belirlenir; sigortacının pert bedelini geç ödemiş olması süreyi uzatmaz. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, bilirkişinin yeni araç alım süresini sigortacının kazadan yaklaşık iki ay sonra ödeme yapmış olmasına göre belirlemesini yerleşik içtihada aykırı bulmuş, sürenin davacının aynı nitelikte bir araç satın alması için objektif olarak gereken zaman esas alınarak belirlenmesi gerektiğini belirterek kararı kaldırmıştır (Ankara BAM 35. HD, 22.01.2026, E. 2025/141, K. 2026/75). Yargıtay da pert hâlinde mahrumiyetin onarım süresine göre değil yeni araç alımı için gereken makul süreye göre hesaplanmasını aramaktadır (Yargıtay 4. HD, 15.02.2023, E. 2022/15682, K. 2023/1865).</p>

<p>Günlük bedel bakımından hususi araçlarda ölçüt, kaza tarihinde aynı sınıf ve yaştaki bir aracın emsal kira bedelidir. Bilirkişiler bu bedelden, zarar görenin aracını kullansaydı zaten katlanacağı yakıt ve amortisman gibi giderleri düşerek net günlük bedele ulaşmaktadır; ancak indirimin oranı ve kalemleri raporlar arasında önemli farklılıklar göstermekte, aynı ilde aynı segment araç için bir raporda yüzde on beş, diğerinde yüzde kırkı aşan indirimlere rastlanmaktadır. Zarar görenin ikame araç kiraladığına ilişkin belge sunamaması talebin reddini gerektirmez; bu durumda bedel, TBK m. 50/2 uyarınca olayların olağan akışı ve hakkaniyet gözetilerek mahkemece takdir edilir (Sakarya BAM 3. HD, 18.06.2026, E. 2025/1730, K. 2026/1330).</p>

<p>Ticari araçlarda ölçüt net kazanç kaybıdır. Yargıtay, aracın çalıştırılmasından kaynaklanan yakıt, bakım ve amortisman gibi giderlerin brüt gelirden düşülmesini, gelirin ise beyana değil esnaf odası, vergi dairesi ve aracın çalıştığı firma kayıtları gibi resmî belgelere dayandırılmasını aramaktadır (Yargıtay 4. HD, 27.03.2024, E. 2022/16082, K. 2024/3162; Yargıtay 4. HD, 15.02.2023, E. 2022/15682, K. 2023/1865). Toplu taşıma araçlarında aracın modeli, çalıştığı güzergâh, günlük sefer sayısı ve zorunlu giderler dikkate alınarak günlük net kazancın belirlenmesi gerektiği eski tarihli bir kararda da vurgulanmıştır (Yargıtay 17. HD, 26.06.2014, E. 2014/11131, K. 2014/10018).</p>

<p><strong>V. UYGULAMA SORUNLARI VE ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Birinci sorun, aynı kazadan doğan zararın iki ayrı yargı yoluna bölünmesidir. Değer kaybı Sigorta Tahkim Komisyonu'nda, mahrumiyet asliye hukuk ya da ticaret mahkemesinde görülmekte; iki mercide ayrı kusur raporları, ayrı onarım süresi tespitleri ve zaman zaman birbiriyle çelişen sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Tahkimde aracın onarım süresini on gün olarak belirleyen bilirkişi ile mahkemede aynı aracı için yedi gün belirleyen bilirkişi arasındaki farkın hukuki bir açıklaması yoktur. Zarar gören, tek bir haksız fiil için iki başvuru ücreti, iki bilirkişi ücreti ve iki vekâlet ücreti riskine katlanmaktadır.</p>

<p>İkinci sorun, sigortacının geç ödemesinin mahrumiyeti fiilen uzatması ancak bu uzamanın kimseye yüklenememesidir. Pert hâlinde zarar gören, sigortacı rayiç bedeli ödemeden yeni araç alamaz; ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2026/75 sayılı kararında benimsenen objektif süre yaklaşımı, ödeme gecikmesini işleten ve sürücünün sorumluluğundan dışlamaktadır. Sigortacı ise mahrumiyetten teminat dışılık nedeniyle zaten sorumlu değildir. Bu durumda kazadan iki ay sonra ödenen pert bedeli nedeniyle aracından iki ay yoksun kalan zarar görenin, makul sürenin örneğin on beş gün olarak belirlenmesi hâlinde kırk beş günlük zararı karşılıksız kalmaktadır. Sigortacının gecikmesinin sonuçları, TTK m. 1427 ve KTK m. 99 uyarınca yalnızca temerrüt faiziyle sınırlı kalmakta; oysa faiz, araçsız kalmanın karşılığı değildir. Bu boşluk, sigortacının 8 iş günlük ödeme süresini aşan gecikmesinin yol açtığı mahrumiyet zararından, en azından gecikme süresiyle sınırlı olarak, sigortacının sorumlu tutulmasıyla giderilebilir; bunun için Genel Şartlar'da açık düzenleme gerekir.</p>

<p>Üçüncü sorun, teminat kapsamının kanun yerine Genel Şartlar'la daraltılmasıdır. KTK m. 91, sigortacının işletenin 85. maddedeki sorumluluğunu teminat altına almasını öngörür; işleten mahrumiyet zararından sorumlu olduğuna göre bu sorumluluğun sigorta dışında bırakılması kanunun sistematiğiyle tam olarak bağdaşmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, teminat kapsamının Genel Şartlar'a gönderme yapılarak belirlenmesine dayanak oluşturan KTK hükümlerini iptal etmiştir; ancak bu iptal kararları değer kaybı ve destek tazminatı gibi gerçek zarar kalemlerine ilişkin sonuç doğurmuş, dolaylı zararların teminat dışılığı Yargıtay uygulamasında korunmuştur. Mahrumiyet zararının dolaylı değil, kullanım yoksunluğundan doğan doğrudan bir zarar olduğu görüşü öğretide savunulabilir; bununla birlikte 2026 yılı bölge adliye mahkemesi kararları teminat dışılığı tereddütsüz uygulamaktadır ve uygulayıcının bu gerçeği esas alması gerekir.</p>

<p>Dördüncü sorun, günlük bedelde standart yokluğudur. Emsal kira bedelinden yapılacak yakıt ve amortisman indiriminin ölçüsü bilirkişiden bilirkişiye değişmektedir. Yargıtay'ın gelir kaybında resmî kayıt aradığı gibi, ikame araç bedelinde de kaza tarihindeki kiralama piyasası verilerine ve indirim kalemlerinin gerekçeli gösterilmesine dayalı denetime elverişli bir hesap yöntemi aranmalıdır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2026/1213 sayılı kararı, davacının kendi eksper raporundaki süre ile kasko sigortacısının ekspertiz raporundaki sürenin mahkeme bilirkişisinin tespitiyle karşılaştırılmasını yeterli görmüştür; aynı çapraz denetim günlük bedel için de yapılmalıdır.</p>

<p><strong>VI. UYGULAYICI İÇİN TESPİTLER</strong></p>

<p>Mahrumiyet talebi sigortacıya değil, kusurlu sürücü ve işletene yöneltilmelidir; sigortacıya yapılan başvuru ve tahkim yolu bu kalem için sonuç vermez ve aleyhe vekâlet ücreti doğurur. Dava dilekçesinde aracın hususi ya da ticari kullanımı, onarım ya da pert durumu ve talep edilen sürenin dayanağı açıkça belirtilmeli; kira faturası varsa sunulmalı, ancak sürenin makul onarım süresiyle sınırlı kalacağı gözetilerek talep ölçülü tutulmalıdır. Kasko sigortacısının ikame araç tahsis ettiği günler zarardan düşüleceğinden bu bilgi baştan dosyaya konulmalıdır. Ticari araçlarda esnaf odası, vergi dairesi ve çalışılan firma kayıtları dava açılmadan önce temin edilmelidir. Pert hâlinde talep, sigortacının ödeme tarihine değil, emsal aracın temini için objektif olarak gereken süreye dayandırılmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Araç mahrumiyeti tazminatı, zorunlu trafik sigortası teminatının dışında kalan ve yalnızca kusurlu sürücü ile işletenden istenebilen bir haksız fiil zararıdır. 2026 yılı bölge adliye mahkemesi kararları bu ayrımı tereddütsüz uygulamakta; sürenin onarım hâlinde makine mühendisince belirlenecek makul onarım süresi, pert hâlinde ise sigortacının ödeme tarihinden bağımsız olarak yeni araç temini için gereken objektif süre olduğunu, fiilen kiralanan gün sayısının makul süreyi aşan bölümünün sorumluya yüklenemeyeceğini ve kasko sigortacısınca tahsis edilen ikame aracın zarardan düşüleceğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte aynı kazanın iki yargı yoluna bölünmesi, sigortacının geç ödemesinin karşılıksız kalması ve günlük bedelde standart yokluğu, mahrumiyet uyuşmazlıklarını maliyetli ve öngörülemez kılmaya devam etmektedir. Genel Şartlar'da sigortacının ödeme gecikmesiyle sınırlı bir mahrumiyet teminatı öngörülmesi ve ikame araç bedelinin belirlenmesinde denetime elverişli bir yöntemin içtihatla yerleştirilmesi, zarar görenin bu kalemdeki gerçek zararına ulaşmasını kolaylaştıracaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 49, 50, 51, 52, 61, 62, 117.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 85, 88, 91, 99, 109.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1427.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 16, 109.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, m. A.6/(k).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 17. HD, 26.06.2014, E. 2014/11131, K. 2014/10018.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 17. HD, 20.02.2017, E. 2016/7477, K. 2017/1692.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 17. HD, 07.06.2017, E. 2016/13972, K. 2017/6476.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 15.02.2023, E. 2022/15682, K. 2023/1865.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 24.10.2023, E. 2023/8085, K. 2023/11250.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 27.03.2024, E. 2022/16082, K. 2024/3162.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara BAM 35. HD, 22.01.2026, E. 2025/141, K. 2026/75.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sakarya BAM 3. HD, 18.06.2026, E. 2025/1730, K. 2026/1330.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara BAM 26. HD, 26.06.2026, E. 2025/317, K. 2026/1213.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sigorta Tahkim Komisyonu, 03.08.2018, K-2018/66630.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karar metinleri: mevzuat.adalet.gov.tr (UYAP Bilgi Bankası); sigortatahkim.org.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arac-mahrumiyeti-tazminati-1</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/trafik-kaza-tokmak.jpg" type="image/jpeg" length="35663"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64829"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81974"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10594"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90433"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13694"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31604"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;
                                

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="12538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="36235"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="94792"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="55886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="41736"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="59149"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="80946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="84590"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="20332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="96008"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
