<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 05 Jun 2026 18:35:14 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Başkanı Sağkan, Kayseri Barosu’nu ziyaret etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kayseri-barosunu-ziyaret-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kayseri-barosunu-ziyaret-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan Kayseri Barosu’nu ziyaret etti. Kayseri Barosu Başkanı Av. Murat Tolga Özsoy ve Yönetim Kurulu üyeleri tarafından karşılanan Sağkan, Kayseri Barosu’nun kuruluşunun ve Türk Medeni Kanunu’nun 100. yılı anısına düzenlenen sempozyumun açılışında konuştu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu’un kabulünün Cumhuriyet’in ilânı ile eşdeğer bir devrimin simgesi ve eşit yurttaşlığın ilânı olduğunu söyleyen Sağkan, “Medeni Kanun’un taşıdığı değerlerin mücadelesi, yüz yıllık bir mücadeledir ve bugün de sürmektedir” ifadelerini kullandı. Sağkan, kişilik haklarının korunması, mülkiyet hakkının güvencesi, dernek ve vakıf özgürlüğü, vesayet ve koruma mekanizmaları gibi pek çok temel alanın da medeni hukukun kurucu çerçevesi içinde düzenlendiğini hatırlattı.</p>

<p>“Medeni Kanun, sosyal hayatın hukuki omurgasıdır” diyen Sağkan, “Yüz yıl önce atılan adım, bu topraklarda bireyin kula kul olmaktan yurttaş olmaya geçişinin hukuki ifadesiydi. Medeni Kanun, bireyi cemaatin içinde eriyen bir varlık olmaktan çıkarıp, hak sahibi, eşit ve sorumlu bir özne olarak tanımladı. Bu yönüyle Medeni Kanun, Cumhuriyet’in toplumsal sözleşmesidir. Türkiye Barolar Birliği olarak Cumhuriyet devrimlerinin, kadınların ve çocukların kazanılmış haklarının, laik ve demokratik hukuk devletinin yanında durmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>

<p>Sempozyumun açılışında Kayseri Barosu Başkanı Av. Murat Tolga Özsoy, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Burak Adıgüzel ve Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kılınç da birer konuşma gerçekleştirdi.</p>

<p>Sempozyum öncesinde “Türk Kanunu Medenisi ve Cumhuriyet Sergisi”nin açılışı da gerçekleştirildi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_1_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_2_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_3_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_4_5062026165237.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_5_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_6_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_7_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kayseri-barosunu-ziyaret-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/86502-7-5062026165237.jpeg" type="image/jpeg" length="21423"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Travmatik Kayıplarda Sembolik Adalet ve Mağdur Yası Fenomenolojisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/travmatik-kayiplarda-sembolik-adalet-ve-magdur-yasi-fenomenolojisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/travmatik-kayiplarda-sembolik-adalet-ve-magdur-yasi-fenomenolojisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza hukuku doktrini, yüzyıllardır süregelen teorik birikimiyle faili, kusuru, suçun unsurlarını ve cezanın sınırlarını kusursuz bir düzene oturtma gayretindedir. Türk ceza adaleti sistemi, suç oluşturduğu iddia edilen fiili incelerken odağına kaçınılmaz olarak sanığı alır: Failin kastı veya taksiri, kusuru, hafifletici nedenler ve kanunda öngörülen ceza aralıkları... Ancak bu mekanik çarklar arasında, suçun asli muhatabı olan mağdur ve onun zamansız bir ölümle baş başa bırakılan geride kalanları, adalet mekanizmasının kör noktasında kalmaktadır.</p>

<p>Özellikle ani, öngörülemez ve hukuka aykırı bir fiille (bir trafik cinayetiyle) en yakınını, annesini kaybetmiş bir avukat olarak, hukukun bu derin ontolojik krizini her gün hem cübbemle hem de dinmeyen yasımla deneyimliyorum. Bu yazı, hukukun mekanik diline karşı mağdurun sessiz bırakılan çığlığını Derridacı bir yapıbozumla (deconstruction) ele alma ve "sembolik adalet" kavramını yeniden tanımlama ihtiyacından doğmuştur.</p>

<p>Jacques Derrida, adaleti hukukun ötesinde, hukukun asla tam anlamıyla kapsayamayacağı bir "sınırsızlık" olarak tanımlar. Hukuk, kurallardan ve hesaplanabilirlikten ibaretken; adalet hesaplanamaz olanı, yani benzersiz olan insan yaşamını korumayı gerektirir. Mevcut ceza yargılaması kararları incelendiğinde, sistemin adaleti <i>sağlamaktan</i> ziyade, failin cezasını belirli formüllerle (kusur oranları, iyi hal indirimleri vb.) hesaplamaya çalıştığı görülür.</p>

<p>Bir trafik kazası neticesinde meydana gelen ölümlerde hukuk, insan hayatını "taksir" kalıbına sıkıştırır. Mahkeme salonlarında avukatlar, sanığı kurtarmak veya cezasında birkaç aylık indirim sağlamak adına soğuk, mekanik ve teknik savunmalar yaparlar. Bu esnada ölen kişinin geride bıraktığı boşluk, evladının yaşadığı varoluşsal çaresizlik ve yas süreci, dosyanın eklerindeki birer evraktan ibaret kalır. Ceza hukuku, sanığın haklarını korumayı kutsallaştırırken, mağdurun adalet ve tatmin arayışını sistem dışına iterek aslında kendi yapısal adaletsizliğini üretir.</p>

<p>Travmatik bir kayıptan sonra geride kalanın yası, psikolojik bir süreç olmanın ötesinde felsefi bir fenomendir. Annemin 18.12.2025 sabahı bir trafik cinayetiyle hayattan koparılması, benim için sadece bir ebeveyn kaybı değil; bu dünyadaki en güvenli limanın, geçmişin ve geleceğin tek bir saniyede yok edilmesidir. Bir avukat olarak her gün başkalarının haklarını savunurken, her akşam annesiz ve ışıksız bir eve dönmenin yarattığı çaresizlik, ceza kanunlarının hiçbir maddesiyle, hiçbir "kusur raporuyla" ölçülemez.</p>

<p>Hukuk sistemi, mağdur yakınından rasyonel olmasını, mahkeme salonunun soğuk kurallarına uymasını bekler. Oysa travmatik kayıplarda zaman donar. Geride kalan evlat, o kazanın meydana geldiği ölümcül saniyelerde her gün yeniden ölürken; sanık kürsüsündeki fail, alacağı cezanın matematiksel hesabını yaparak hayatına devam etmenin yollarını arar. İşte bu dengesizlik, hukukun en büyük meşruiyet krizidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemelerin sanığa vereceği hiçbir süreli hapis cezası veya adli para cezası, mağdurun içindeki yası dindirmeye yetmeyecektir. Bu noktada "sembolik adalet" kavramı devreye girer. Sembolik adalet; cezanın sadece cezaevindeki süreyle sınırlı kalmaması, failin işlediği suçun yarattığı gerçek yıkımla yüzleşmesini zorunlu kılmasıdır.</p>

<p>Bu satırlar, hukuk kurallarının arkasına saklanan, takım elbise ve "iyi hal" maskesiyle veya maktuleye atılan iftiralarla suçunu hafifletmeye çalışan sanığın kaçamayacağı bir vicdan manifestosudur. Taksi şoförü olan fail, direksiyon başında, öngörmesine rağmen pervasızca yapmış olduğu o sorumsuz hamlesiyle sadece bir trafik kuralını ihlal etmemiştir; bir kadının yaşam hakkını elinden almış, bir evladın dünyasını karartmıştır. Kanunların boşlukları veya lehe olan hükümler sanığı mahkeme salonlarında korusa bile, sembolik adalet failin vicdanında tecelli etmek zorundadır:</p>

<p><i>Sanık, aldığı her nefeste, kurduğu her gelecekte, başını yastığa koyduğu her gecede o kazanın sesini duymaya mahkûmdur. Bir annenin hayattan koparılan nefesi ve geride bıraktığı bu yangın, failin ömrü boyunca kaçamayacağı en ağır prangası olacaktır. Adalet saraylarından elini kolunu sallayarak çıksa dahi, bir evladın ve annesini kaybetmiş bir avukatın hesap soran gözleri, onu ömrünün sonuna kadar kendi vicdanının zindanına mahkûm edecektir.</i></p>

<p>Bu satırlarda anlatmaya çalıştığım, "Travmatik Kayıplarda Sembolik Adalet ve Mağdur Yası Fenomenolojisi", hukuku sadece faile odaklanan mekanik bir bilim dalı olmaktan çıkarıp, onu insan acısıyla, edebiyatla, felsefeyle ve psikolojiyle yeniden harmanlama çabasının ürünüdür. Hukuk fakültelerinde ve baroların panellerinde "Hukuk ve Edebiyat" ile "Hukuk ve Psikoloji" derslerinde okutulabilecek bu yaklaşım, sistemin soğuk ve kör yapısına indirilmiş entelektüel bir darbe olacaktır. Gerçek adalet, failin aldığı indirimli cezalarla değil; geride kalanın yasına gösterilen saygıyla ve failin ömür boyu taşıyacağı o kaçınılmaz vicdan azabıyla sembolik olarak inşa edilmelidir/edilecektir.</p>

<p><i>"Hukuk yapıbozuma uğratılabilir çünkü o adalet adına kurulmuştur. Adalet ise yapıbozuma uğratılamaz, çünkü o yapıbozumun kendisidir." — Jacques Derrida</i></p>

<p><strong>Av. Büşra KOÇ</strong></p>

<p><span style="color:#999999">Kaynak :</span></p>

<p><span style="color:#999999">- <i>Jacques Derrida, "Force of Law: The 'Mystical Foundation of Authority'", Cardozo Law Review, 1992</i></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/travmatik-kayiplarda-sembolik-adalet-ve-magdur-yasi-fenomenolojisi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="81059"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adliye otoparkında hakimin kullandığı araç 2 metreden düştü!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adliye-otoparkinda-hakimin-kullandigi-arac-2-metreden-dustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adliye-otoparkinda-hakimin-kullandigi-arac-2-metreden-dustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da Bağcılar Bölge İdare Mahkemesi otoparkında hakim, otomobiliyle manevra yaptığı sırada 2 metre yükseklikten düştü. Yaralanan hakim ambulansla hastaneye kaldırılırken otomobil bulunduğu yerden kaldırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, Mahmutbey Mahallesi'nde Bölge İdare Mahkemesi otoparkında saat 09.30 sıralarında meydana geldi.</p>

<p>İddiaya göre bir hakim, otoparkta aracıyla manevra yaptığı sırada direksiyon hakimiyetini kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araç geri giderek önce otoparkın demirlerini kırdı; ardından da yaklaşık 2 metre yükseklikten düşerek ters döndü. Yaralanan hakim çevredekilerin yardımıyla aracın içinden çıkarıldı.</p>

<p><strong>HASTANEYE KALDIRILDI</strong></p>

<p>İhbar üzerine olay yerine polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri yaralı hakime ilk müdahaleyi olay yerinde yaparken sürücü, ambulansla kaldırıldı. Yaralının sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilirken polis ekipleri olay yerinde çalışma yaptı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adliye-otoparkinda-hakimin-kullandigi-arac-2-metreden-dustu</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/83733aa7-ca65-4cfc-97d5-af22c62c8fe9.jpg" type="image/jpeg" length="33975"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞÜPHELİNİN VEYA SANIĞIN İFADE ALMADA VE SORGUDA ALDATILMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suphelinin-veya-sanigin-ifade-almada-ve-sorguda-aldatilmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suphelinin-veya-sanigin-ifade-almada-ve-sorguda-aldatilmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde şüphelinin ve sanığın, yine 2. maddenin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinin, 2. maddenin 1. fıkrasının (g) ve (h) bentlerinde ifade almanın ve sorgunun tanımlandığı,</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İfade ve Sorgu” başlıklı Beşinci Kısmının, “İfade ve Sorgu Usulü” başlıklı İkinci Bölümünde yer alan “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı CMK m.147’ye ve “İfade alma ve sorguda yasak usuller” başlıklı m.148’e uygun olmasının gerektiği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> soruşturma evresinde şüphe altında bulunan kişiye şüpheli, kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar suç şüphesi altında bulunan kişiye sanık, kanunla yetkili kılınmış mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreye soruşturma, iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreye kovuşturma,</p>

<p>Kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak şüphelinin dinlenmesine ifade alma ve şüphelinin veya sanığın hakim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili dinlenmesine sorgu denir.</p>

<p>“İfade alma” delil elde etme yöntemi iken, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kısıtlanan ve/veya suçla itham edilen şüpheli veya sanık bakımından “sorgu” bir haktır. Elbette hakime ve mahkemeye tanınmış “sorgu” adlı dinleme yöntemi şüpheli veya sanık yönünden hak olarak tanımlanmışsa da, şüpheliden veya sanıktan usule uygun alınmış ve başka delillerle desteklenen ikrar bir delildir. Doğrudur, suç kabulü anlamına gelen örtülü veya açık ikrar tek başına şüphelinin veya sanığın aleyhine delil olabilme, dolayısıyla onun tutuklanmasına veya mahkumiyetine yeterli görülmeyecekse de, hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş başka delillerle desteklenen, usule uygun alınmış mahkeme içi veya mahkeme dışı ikrar “beyan delil” niteliğini haiz somut delil olarak kabul görür.</p>

<p>Şüphelinin veya sanığın usule uygun alınmak kaydıyla alınan birden fazla ifadesi arasında farklılıklar ve çelişkiler varsa, “Sanığın önceki ifadesinin okunması” başlıklı CMK m.213 uygulanmak suretiyle mahkeme tarafından bu çelişkiler giderilmeye çalışılır.</p>

<p><strong>İfadenin ve sorgunun tarzı hukuka aykırı ise,</strong> yani şüphelinin veya sanığın beyanları yalnızca CMK m.148’de yasaklanan usullerle değil, ifadenin ve sorgunun tarzını belirleyen CMK m.147’ye aykırı elde edilmişse, bunlar ve bu beyanlardan alınan hareketle elde edilen diğer deliller “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” ilkesi gereğince “hukuka aykırı delil” olarak nitelendirileceklerinden, başta Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, m.217/2, m.230/1-b ve m.289/1-i gereğince tutuklamaya ve mahkumiyete esas alınamayacaktır.</p>

<p><strong>İlkesel nitelikte bu genel açıklamayı yaptıktan sonra;</strong> ifade ve sorgu usulünde ilk önemli olanın bu usulün tarzının olduğu, bu tarzın da CMK m.147’de toplam 5 fıkrada ortaya koyulduğu, bunlara aykırılığın şüpheliden veya sanıktan alınmış ifadeyi ve yapılmış sorguyu sakatlayacağı, yani henüz “İfade alma ve sorguda yasak usuller” başlıklı CMK m.148’e gitmeden, şüphelinin veya sanığın ifadesi alınırken veya sorgusu yapılırken ilk uyulması gerekenin CMK m.147’de belirtilen emredici tarz olduğu, m.148’de açıklanan yasak usullerde ise, daha m.147’de öngörülen ifadenin ve sorgunun tarzına bakılmaksızın, en baştan ifadenin ve sorgunun sakatlandığının kabulünün gerekeceği tartışmasızdır.</p>

<p><strong>“İfade alma ve sorguda yasak usuller” CMK m.148’e göre;</strong></p>

<p><i>“<strong>(1) </strong>Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.</i></p>

<p><strong><i>(2)</i></strong><i> Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.</i></p>

<p><strong><i>(3) </i></strong><i>Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.</i></p>

<p><strong><i>(4)</i></strong><i> Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.</i></p>

<p><strong><i>(5)</i></strong><i> Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir”</i>.</p>

<p>Ceza yargılamasının temeli savunma hakkı olup, sanığın beyanı tamamen özgür iradesine dayanmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu sistematiğine göre sorgu dahil sanığın beyanları <i>delil</i> niteliğinde değildir; prensip bu olmakla birlikte, örtülü veya açık ikrarın gerçekleştiği veya bir delilin ortaya koyulduğu durumda, sanığın beyanının diğer delillerle birlikte delil sayılması mümkün olabilecektir. İkrar, diğer delillerle desteklenmediği sürece mahkumiyete yeterli olmaz. Ortaya koyulan deliller ise, yapılan savunma ile bertaraf edilebilir.</p>

<p>Ortaya koyulan delillerin mahkumiyet için yeterli olmadığı durumda; sanık ikrarı, yargılamanın neticesini mahkumiyet hükmüne götürebilir. Görüldüğü üzere; destekleyici hiçbir delil yoksa ikrar delili mahkumiyete yeterli görülmemekte, fakat yetersiz de olsa destekleyici deliller varsa, sanık ikrarı ile mahkumiyet hükmü kurulabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle sanık savunması, mahkemenin takdirinin oluşmasında son derece önemlidir. Yine bu nedenle, maddi gerçeğe ulaşılabilmesi için savunmanın da gerçeği yansıtması ve farklı yöntemlerle sanığın gerçeğe aykırı beyanda bulunmaya yönlendirilmemesi gereklidir.</p>

<p>Sanığın; kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahalelerle maddi gerçeğe aykırı beyanda bulunabileceği öngörülmüş olup, bu yöntemler yasaklanmıştır. Bu yöntemlerle alınan beyanlar; sanığın rızası olsa ve aslında maddi gerçeği yansıtsa dahi, delil olarak değerlendirilemez.</p>

<p>Nitekim yasak sorgu yöntemleri, geniş kapsamlı olarak ele alınması gereken bir konudur.</p>

<p><strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu muhtelif hükümlerinde “etkin pişmanlık” müessesine yer verildiği, özellikle TCK m.192’de ve m.221’de; suçun, suça konu maddelerin ve faillerinin ortaya çıkarılabilmesi için samimi beyanlarda bulunan failin cezasının azaltılmasının veya tamamen ortadan kaldırılabilmesinin mümkün kılındığı görülmektedir.</strong></p>

<p><strong>Bu yazımızda, etkin pişmanlık hükümlerinin sanık lehine uygulanacağı vaadi ile “aldatma” yöntemi üzerinde durulacaktır. </strong>Belirtmeliyiz ki; etkin pişmanlıktan yararlanmak suretiyle tutuklanmama, tahliye veya sanığın az ceza alması veya cezalandırılmaması, kanuna aykırı bir yarar vaadi sayılmaz. Çünkü burada şüphelinin veya sanığın iradesi gerçek, yani fail yanıltılmamış, fakat kendisine kanuna aykırı bir yarar vaat edilmiştir. Şüpheliye veya sanığa yapılan kanuna aykırı yarar vaadi, vaatten ibaret kalmış olabileceği gibi, gerçekleşmiş de olabilir. Ancak CMK m.148/2’de yer alan yarar vaadini, m.148/1’de belirtilen “aldatma” kapsamında görmek mümkün değildir, çünkü şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanması gerektiğinden, bunu engellemeye dönük ve bunu engelleyici nitelikte aldatma kapsamına giren söz, davranış ve yönlendirmeler yasaklanmıştır. Ayrıca, etkin pişmanlık kanuna aykırı bir yarar vaadi olarak değerlendirilemez. Ancak etkin pişmanlığın alınması öncesinde veya sırasında kanuna aykırı bir vaatte bulunulmuş ve bu yolla şüpheliden veya sanıktan beyanı alınmışsa, alınan beyanın CMK m.148/2 kapsamında yasak usul olarak değerlendirmesi mümkün olabilecektir.</p>

<p>CMK m.148/1’de; “aldatma”, ruhsal bir müdahale sayılarak, şüphelinin ve sanığın özgür iradesine dayanması gereken beyanına hukuka aykırı müdahale olarak görülmüş ve yasak ifade alma ve sorgu yöntemleri arasında gösterilmiştir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu; etkin pişmanlıkla ilgili olarak “genel hüküm” öngörmemiş, kanun koyucunun tercihine göre bazı suçları etkin pişmanlık kapsamına almıştır. Örgüt yöneticiliği veya üyeliği, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti ve kullanımı, malvarlığına karşı işlenen suçlar, uygulamada etkin pişmanlığın sıklıkla değerlendirildiği suçlardır.</p>

<p><strong>Aşağıda,</strong> iradeyi sakatlayacak şekilde aldatmaya yönelik uygulamada karşılaşılabilecek farklı durumlara ilişkin olasılıklar gösterilmiş ve etkin pişmanlık ifadelerinin hukuka uygun sayılıp sayılmayacaklarına ilişkin kısa değerlendirmede bulunulmuştur.</p>

<p><strong>Birinci Olasılık;</strong></p>

<p>Kanunun etkin pişmanlık kapsamında düzenlediği suçlar yönünden ifade almada ve sorguda; sanığın fiili ikrar edip açıklamada bulunması halinde, etkin pişmanlık hükümleri gereğince ceza indiriminden ve hatta cezasızlıktan faydalanabileceğine dair bir açıklamada ve yönlendirmede bulunulduğu, ancak yargılama neticesinde sanığın ikrarının mahkumiyet kararına gerekçe yapıldığı ve etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmadığı durumda yapılan açıklamalar ve yönlendirmeler “aldatma” sayılabilecek midir? Burada sanık; etkin pişmanlıktan faydalanacağını sanarak açıklamalarda bulunmuş olup, açıklamaları gerekçe gösterilerek mahkum edilmiş ve etkin pişmanlıktan yararlanamamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>sanığa atılı suç etkin pişmanlık kapsamında ise, sonuçta etkin pişmanlıktan faydalanamamış olsa bile, ifade veya sorgu sırasında etkin pişmanlığa yönlendirilmesi, Kanunun belirttiği anlamda “aldatma” olarak kabul edilmemelidir, çünkü bu durumda sanığın etkin pişmanlıktan yararlanma hakkı gerçekten vardır. Etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi ve uygulanıp uygulanmaması, beyanların niteliği ve samimiyetine göre mahkemenin takdirindedir.</p>

<p><strong>İkinci Olasılık;</strong></p>

<p>Sanığa atılı suç baştan bu tarafa etkin pişmanlık kapsamında olmadığı halde, etkin pişmanlık vaadi ile sanıktan ikrar yönünde beyan alınması, her durumda “aldatma” kabul edilmelidir.</p>

<p><strong>Somut bir örnek üzerinden gidilecek olursa; </strong>TCK m.190’da düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçunda, kanun koyucu etkin pişmanlığa yer vermemiştir. Bu suçtan başlatılan bir soruşturmada veya yapılan yargılamada şüphelinin veya sanığın etkin pişmanlıktan faydalanabileceği şeklinde bir yönlendirme ile ikrar içeren savunmasının alınması yasaya aykırılık oluşturacak, bu beyanlar hükme esas alınamayacaktır. Hatta bu “aldatma”, ifadeyi veya sorguyu alan kolluk görevlisi, Cumhuriyet savcısı veya hakim tarafından değil, bilgi eksikliği nedeni ile bizzat sanık müdafii tarafından yapılsa dahi sonuç değişmeyecektir.</p>

<p>Ancak<strong>; </strong>hukuk alanında, <i>istisnai haller</i> her zaman kafa karışıklığına yol açmaktadır.</p>

<p><strong>Üçüncü Olasılık;</strong></p>

<p>Sanığa atılı suçun başlangıçta etkin pişmanlık kapsamında görüldüğü, fakat yargılama sırasında suç vasfının değiştiği ve etkin pişmanlık kapsamında düzenlenmeyen bir suçtan hüküm kurulduğu hallerde sanık aldatılmış sayılacak mıdır?</p>

<p><strong>Yine bir örnek üzerinde gidildiğinde; </strong>etkin pişmanlık kapsamında olan uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçundan başlatılan soruşturmada, etkin pişmanlıktan faydalanabileceği vaadi ile alınan ikrar içeren ifadeye rağmen, sanığın yargılama neticesinde etkin pişmanlıktan faydalanamayacağı uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçundan mahkum olması halinde durum ne olacaktır?</p>

<p><strong>Bir görüşe göre;</strong> Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan hükümler bakımından, her ne kadar Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak kıyas yapılması mümkün olsa dahi, “İfade alma ve sorguda yasak usuller” başlıklı CMK m.148’de yer alan hükümlerin ceza muhakemesinde kıyasın yapılmasının yasak olduğu istisnai ve sınırlayıcı düzenlemelerden birisi olduğu, bu nedenle CMK m.148’in lafzında geçen “aldatma” ifadesi şüphelinin veya sanığın aldanmaması veya iç dünyasında yanılması olarak değerlendirilemeyecektir.</p>

<p>Şüpheliye haklarını bildirmekle yükümlü olan Cumhuriyet savcısının veya kolluk görevlilerinin; şüphelinin tuzağa düşmesi ve ağzından laf alınabilmesi için değil de, gerçekten hukuki yanılma dolayısıyla isnat bakımından suç vasfını etkin pişmanlıktan yararlanılabilecek bir suç olarak gösterdikleri ve bu suretle de şüpheliye etkin pişmanlıktan yararlanabileceğini söyledikleri durumda, gerçek anlamda aldatma niteliğinde bir eylemden söz edilmesinin mümkün olmayacağı, çünkü burada adli makamlar tarafından kasti olarak ve bilinçli şekilde kötüniyetli olarak bir aldatmanın bulunmadığı, bu halde zaten Cumhuriyet savcısının veya kolluk görevlilerinin suç vasfının etkin pişmanlığa tabi bir suç olduğuna inandıkları, bu nedenle de bu şekilde alınan ifadenin de geçerli olacağı ve CMK m.148’e göre hukuka aykırılık teşkil etmeyeceği, sonradan kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından suçun vasfı değiştirilmiş olsa bile, CMK m.226 uyarınca sanığa ek savunma hakkı verilerek, etkin pişmanlıktan yararlanmak suretiyle verdiği ilk ifadesinin de hükümde ceza muhakemesinde kendisine yer bulan “delillerin serbestçe değerlendirilebilmesi” ilkesi uyarınca dikkate alınabileceği ve hukuka aykırı olmadığı ileri sürülebilir.</p>

<p><strong>Kanaatimize göre;</strong> ifade veya sorguyu alan kamu görevlisinin suç vasfının aslında etkin pişmanlık kapsamında olmayan diğer bir suç olduğunu bilerek yönlendirme yapması ve bu şekilde “aldatma” kastının bulunması halinde, tartışmasız olarak aldatmadan bahsedilebilecektir.</p>

<p><strong>Kamu görevlisinin “aldatma” kastı ile hareket etmemesi halinde ise;</strong> şüpheli veya sanığın iç dünyasında meydana gelen etkin pişmanlıktan faydalanma inancı ile ikrarda bulunduğu, etkin pişmanlıktan faydalanamayacağını bilse ikrarda bulunmayacağı, susma, gerçeği gizleme ve yalan söyleme hakkı bulunan şüphelinin veya sanığın, beraat edebilecekken, bu yanılgı ile ikrarda bulunduğu düşünüldüğünde, aldanarak verdiği beyanı aleyhe sonuç doğurmamalıdır. Çünkü kanun koyucunun; madde metninde “aldanma” fiilini değil, “aldatma” fiilini kullanması, kamu görevlisinin kastını esas aldığını göstermez.</p>

<p><strong>Nitekim</strong> <strong>sanığın beyanı her durumda, özgür iradesine dayanmalıdır.</strong> Kamu görevlisinde aldatma kastı bulunmasa bile; şüphelinin veya sanığın iradesi, mahkumiyet şartlarının oluşması halinde etkin pişmanlıktan faydalanacağı zannı ile aldanması nedeniyle sakatlanmış olup, hükme esas alınmamalıdır.</p>

<p><strong>Özetle;</strong></p>

<p>Şüpheli veya sanık aldatılmamışsa, yani suçlamaya konu fiille ve bunun kapsadığı hukuki nitelendirme ile ilgili olarak doğru bilgilendirilmiş, bu sırada CMK m.149/3’e uygun olarak da yanında müdafii bulunmuşsa, müdafii sehven veya başka bir nedenle doğru bilgilendirildiğini zanneden şüpheliyi veya sanığı yanlış yönlendirmemişse, ancak doğru yönlendirmeye rağmen, şüpheli veya sanık etkin pişmanlıktan kaynaklanan sebeple ceza indiriminden yararlanacağını veya ceza almayacağına inanarak hareket etmişse, yani etkin pişmanlığın dayanağını yalnızca pişmanlığı değil, bunu etkin yerine getirmek suretiyle az ceza alacağına veya ceza almayacağına inanmışsa, fakat sonuçta etkin pişmanlıktan yararlanamamışsa da, bu yolla alınan beyanların geçerli olduğu,</p>

<p>Bununla birlikte; kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı veya hakim veya müdafi tarafından “aldatma” sayılabilecek şekilde kasti hareketler olmadan <i>yanlış</i> <i>yönlendirme</i> kapsamına girebilecek bilgiler şüpheliye veya sanığa verilmişse (örneğin, bize göre <i>“az ceza alırsın”</i> veya <i>“ceza almazsın”</i> veya <i>“TCK m.38/3’den yararlanırsın”</i> değerlendirmelerinde bulunulmuşsa) veya yukarıda açıkladığımız üzere kanuna aykırı bir yarar vaat edilmemiş veya sunulmamışsa bile, etkin pişmanlık yoluyla alınan beyanların geçerli sayılmayacağı, çünkü bu şekilde şüphelinin veya sanığın beyanının özgür iradeye dayanmadığı, bunun CMK m.148/1’de sayılan “aldatma” olacağı, aldatmanın olabilmesi için mutlaka aldatma kastına ihtiyaç bulunmadığı, kanunen gerçekleşmesi mümkün bulunmayan bir yarar vaadinin de aldatma olacağı, kanuna aykırı olmakla birlikte gerçekleşmesi mümkün olan yarar vaadinin de CMK m.148 kapsamında değerlendirilebileceği,</p>

<p>Sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Taner Akıncı</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suphelinin-veya-sanigin-ifade-almada-ve-sorguda-aldatilmasi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/avukat-kelepceasda.jpg" type="image/jpeg" length="13777"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2295 E., 2020/436 K. sayılı kararı.]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172295-e-2020436-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172295-e-2020436-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.06.2020 tarihli, 2017/2295 E., 2020/436 K. sayılı kararı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/2295 E., 2020/436 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Marmaris 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda kısmen bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; davalının her gün alkollü bir şekilde eve geç geldiğini, eve geldiğinde de müvekkiline hakaret ettiğini, asılsız isnatlarda bulunarak onur kırıcı sözler söylediğini, eziyet ettiğini, anlaşmalı boşanmaları için tehdit ettiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, aylık 700,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 10.000,00TL maddi ve 20.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların doğru olmadığını, davacının maddiyat için evlendiğini, özellikle annesi ve kızkardeşinin ortak ikamete gelip uzun süreli kalmaları nedeniyle maddi sıkıntılar ve tartışmaların yaşandığını, müvekkiline yakınlık göstermediğini, müvekkilinin davacının taleplerini artık karşılayamadığını, ziynet eşyaları ve ortak konuttaki eşyaları alarak evi terk ettiğini, açıklanan sebeplerle tarafların boşanmalarına, müvekkili lehine 40.000,00TL maddi ve 30.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini, davacının ferî taleplerinin ise reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. Marmaris 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/216 E., 2013/729 K. sayılı kararı ile; tüm dosya kapsamına binaen; davalının zaman zaman alkol aldığı, davacıyı kıskandığı ve kıskançlık nedeni ile hakaret ettiği, anlaşmalı boşanmak için tehdit ettiği; davacının ise, davalı ile bir arada kalmak istemediğinden aile fertlerini ve arkadaşlarını sürekli ortak konuta çağırdığı, aile mahremiyetini ihlal ettiği, davalının imkânlarını kendi ailesi için kullandığı ve ekonomik yönden rahat bir yaşam için evlilik yaptığını beyan ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, eşit kusurlu olduklarından maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine, davacı lehine 2013 yılı Ekim ayından itibaren hükmedilen aylık 200,00TL tedbir nafakasının karar kesinleşinceye kadar devamına, karar kesinleştikten sonra yoksulluk nafakası olarak devamına karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 01.10.2014 tarihli ve 2014/8542 E., 2014/19109 K. sayılı kararı ile;<br />
"…Hüküm, davacı tarafından; kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi ve yoksulluk nafakasının miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle, davalı kocadan kaynaklanan kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir davranışın kanıtlanamadığının anlaşılmasına göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışı kalan temyiz itirazları yersizdir.</p>

<p>2-Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı kocanın aşırı kıskanç olduğu, bu sebeple eşine baskı yaptığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda davalı koca tamamen kusurludur. Kadının boşanmayı gerektirir bir kusurlu davranışı kanıtlanmamıştır. Hâl böyle iken taraflar eşit kusurlu kabul edilip, bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davacı kadının boşanmanın eki niteliğinde maddi tazminat talebinin (TMK m.174/1) reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup; bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı kadın lehine takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır…" gerekçesiyle hüküm 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle kusur belirlemesi,  tazminatlar ve yoksulluk nafakası yönünden bozulmuş, bozma kapsamı dışında kalan bölümler ise 1. bentte gösterilen sebeple onanmıştır.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
8. Marmaris 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 10.02.2015 tarihli ve 2015/10 E., 2015/24 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçeye yer verildikten sonra; davacının yaş farkı nedeni ile davalının kendisini kıskanabileceğini öngörerek bu evliliği yaptığı, kadın ve erkek eşitliği nedeni ile ekonomik yönden rahat bir yaşam için evlenen ve eşinin kendisine bakmasını bekleyen davacının kusursuz olduğunu kabul etmenin rahat yaşam standartının eşi tarafından sağlanmadığını düşünen her kadını evlilik birliğinden soğutacağı, ayrıca davalının beyanına göre tedbiren ortak konuttan uzaklaştırıldığı dönemde davacının eşyaları alarak evi terk ettiği, bu beyana karşı çıkılmadığı, tarafların eşit kusurlu oldukları, bozma kapsamı dışında kalan boşanma hükmü taraflar bakımından kesinleştiğinden, tarafların bir arada kaldıkları süre ve gelir durumları nazara alındığında hükmolunan nafaka miktarının yeterli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
9. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, burada varılacak sonuca göre davacı lehine Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesi gereğince maddi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile nafakanın niteliği de gözetildiğinde davacı lehine takdir edilen yoksulluk nafakası miktarının az olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p><br />
<strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>A) Boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, burada varılacak sonuca göre davacı lehine Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesi gereğince maddi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı uyuşmazlığına ilişkin değerlendirmede;</p>

<p>11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.</p>

<p>12. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi;<br />
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.<br />
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir.</p>

<p>13. Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel, sosyal, eğitim ve mali durumları ile eşlerin birbirleri ve çocuklarıyla olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir.</p>

<p>14. Öte yandan, söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2).</p>

<p>15. Bu durumda anılan madde hükmüne göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2).</p>

<p>16. Yine aynı Yasanın “Maddi ve manevi tazminat ” başlıklı 174. maddesi;<br />
“Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.<br />
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmünü içermektedir.</p>

<p>17. Bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olan boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte talep hâlinde boşanmanın eşler bakımından mali sonuçlarından olan maddi ve manevi tazminat talepleri gündeme gelmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>18. Kusur ilkesi Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 174. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından da önemli bir role sahiptir.</p>

<p>19. Bu noktada, uyuşmazlığın çözümü açısından maddi tazminat kavramının da açıklanmasında yarar görülmektedir.</p>

<p>20. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır (TMK m.174/1).</p>

<p>21. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz.</p>

<p>22. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise; evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade etmektedir.</p>

<p>23. Yine tazminat talep eden tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir. Diğer maddi koşulu ise tazminat istenenin kusurlu olmasıdır.</p>

<p>24. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda; tarafların 31.12.2010 tarihinde evlendikleri, davanın evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı olarak 10.04.2013 tarihinde açıldığı, boşanmaya ilişkin hükmün kesinleştiği, mahkemece davacıya yüklenen "aile fertlerini ve arkadaşlarını sürekli ortak konuta çağırma, aile mahremiyetini ihlal etme, davalının imkânlarını kendi ailesi için kullanma ve ekonomik yönden rahat bir yaşam için evlilik yapma" vakıalarına yönelik tanık beyanlarının soyut ve duyuma dayalı olduğu, bu vakıaların varlığını destekler dosyada mevcut başkaca bir delilin de bulunmadığı, dinlenen tanık beyanlarına göre davalının aşırı kıskanç olması ve bu vakıaya bağlı olarak davacıya baskı yapması sebebiyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebep olan olaylarda davalının kusurlu olduğu, davacıdan kaynaklı bir kusurun bulunmadığı aşikârdır. İzah edilen nedenlerle; boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi ve dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>25. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p>B) Tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile nafakanın niteliği de gözetildiğinde davacı lehine takdir edilen yoksulluk nafakası miktarının az olup olmadığı hususundaki uyuşmazlığa ilişkin değerlendirmede;</p>

<p>26. Öncelikle belirtilmelidir ki, boşanma ile yoksulluğa düşecek olan eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası boşanma davasında verilen ‘’boşanma hükmü’’ kesinleştikten sonra işlemeye başlayacaktır.</p>

<p>27. Yoksulluk nafakası da boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biri olup 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde:<br />
“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.<br />
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>28. TMK’nin 175. maddesinde geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus yargısal uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424, 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.</p>

<p>29. Ayrıca madde metninden de anlaşıldığı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Eş söyleyişle, boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu ya da ağır kusurlu eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecektir. Yine, yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmayacaktır. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa, maddede açıkça belirtildiği gibi, kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür.</p>

<p>30. Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk, T./Ateş, D., Aile Hukuku, C. 2, İstanbul 2019, s. 302).</p>

<p>31. Yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması, diğer bir ifadeyle kendi kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla yoksul olmaması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlâki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir.</p>

<p>32. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; taraflara ait mali ve sosyal durum araştırma tutanakları, tanık ifadeleri, dosyada mevcut tapu kayıtları ve taraf beyanları da dikkate alındığında davacının otelde kat görevlisi olarak sezonluk çalıştığı, davalının ise emekli olduğu, kira ödediği, hisseli arsalarının bulunduğu, intifa hakkına sahip bulunduğu tarla ve dükkânının olduğu, berber dükkânı işlettiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, günün ekonomik koşulları ve hakkaniyet ilkesi de gözetildiğinde davacı lehine takdir edilen yoksulluk nafakası miktarının az olduğunun kabulü gerekmiştir.</p>

<p>33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalının emekli olup kira ödediği, oğlu tarafından destek olunduğu, davalıya ait mali ve sosyal araştırma tutanağında berber dükkânı işlettiğine dair bir bilginin olmadığı, tanık ifadelerinde berber dükkânı işlettiğine dair beyanların olduğu, davalının berber dükkânı işletip işletmediği, işletiyor ise kazancının da tespiti ile yoksulluk nafakası miktarının az olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, bu husus bozmaya ilave edilerek kararın bozulması yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>34. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının;</p>

<p>1) Kusur belirlemesi ve maddi tazminat yönünden Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (III-A) oy birliği ile,</p>

<p>2) Yoksulluk nafakasının miktarı yönünden ise, Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (III-B) oy çokluğu ile,</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.06.2020 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172295-e-2020436-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="67124"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2011/136 E., 2012/72 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17.5.2012 tarihli, 2011/136 esas - 2012/72 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><u>Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:</u></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2011/136</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2012/72</strong></p>

<p><strong>Karar Günü : 17.5.2012</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Kestel</strong> Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU :</strong> 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.</p>

<p><strong>I- OLAY</strong></p>

<p>Daha önce davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının iptali ile tamamen kaldırılması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralda yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>II- İTİRAZIN GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:</p>

<p>“Dava dosyamızda, davacı vekilince tarafların daha önce Bursa 1. Aile Mahkemesi’nin 2007/1093 esas, 2009/224 karar sayılı ve 24.10.2007 tarihli kararı ile boşanmalarına karar verildiği aynı karar ile 250 TL davalı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedildiği, bu kararın esasında bir haksızlık olduğu, davalının kötü niyetli olduğu evvelinden beri sigortasız olarak çalıştığı ve muhtaç durumda olmadığı halde lehine yoksulluk nafakasına hükmedildiği, davacının bunu düzenli olarak ödediği, davacının BAĞKUR emekli maaşı aldığı ve başkaca geliri olmadığı kendisinin dahi geçim sıkıntısı içinde olduğu anlatılarak nafakanın kaldırılması talep edilmiştir.</p>

<p>Mahkememizce 17.11.2011 tarihli celsede Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin 1. fıkrasında boşanmada eşler lehine hükmedilecek yoksulluk nafakasının sürekli olmasını açıklayan ‘süresiz’ ibaresinin Anayasaya aykırılığı düşüncesi ile iptali talebi ile mahkemenize başvuru yapılmasına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava dosyamızda davacı aleyhine daha önce Bursa 1. Aile Mahkemesi’nce 2007/1093 esas, 2009/224 karar sayılı karar ile bağlanan nafakanın kaldırılması dava edilmekte olup Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin 2. fıkrası davada uygulanacak kanun hükümlerindendir.</p>

<p>Anayasaya aykırılık düşüncemizi ana hatları ile şu şekilde açıklamak isteriz:</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun ‘Yoksulluk nafakası’ başlıklı 175. maddesinin 1. fıkrasında ‘Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.’ denilmekte, 2. fıkrasında ise ‘Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz’ denilmektedir.</p>

<p>Kanun maddesinde nafakaya hangi hallerde hükmedileceği, davacı ve davalının ekonomik durumlarının ne şekilde dikkate alınacağı, tarafların yaşlarının evli kaldıkları sürenin çocuklarının olup olmamasının dikkate alınıp alınmayacağı, hangi koşullarda kaldırılmasının istenebileceği ayrıntılı olarak açıklanmamış sadece boşanmada kusuru daha ağır olmayan boşanma sebebi ile yoksulluğa düşecek kişi lehine düşülen bir durum değil de zaten içinde bulunulan bir hal ise ne olacağı açıklanmış değildir.</p>

<p>Bu maddeye istinaden oluşan genel Yargı içtihatlarına göre boşanan taraflardan kusurlu görülen kişinin çeşitli sebeplerle genellikle erkeğin aleyhine ekonomik olarak iyi bir durumda olup olmadığına bakılmaksızın eğer çalışmayacak şekilde özürlü değil ise ekonomik durumu iyi olmasa örneğin kişinin sürekli bir iş veya geliri olmasa kendisi dışındaki sebeplerle çalışamasa dahi sürekli olan nafakaya hükmedilmektedir.</p>

<p>Bu yoksulluk nafakasına hükmedebilmek için tarafların evli kaldığı sürenin, tarafların çocuklarının olup olmamasının, nafaka alacaklısının çalışmaya engel bir özrünün olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Lehine nafaka hükmedilecek kişinin erkek veya kadın olması konusunda bir ayrım yok ise de uygulamada bu nafaka genellikle kadınlar lehine hükmedilmektedir. Biz yaklaşık 11 yıllık hakimliğimizde erkek lehine nafaka hükmedilen bir dava ile karşılaşmadık.</p>

<p>Bu yoksulluk nafakasının sürekli şekilde ömür boyu sürecek şekilde olması pek çok halde katı yargı içtihatlarının da tesiri ile halde adalet hissi ile bağdaşmayacak sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p>Öncelikle söylemeliyiz ki genellikle boşanmaya sebep olaylarda pek çok halde iki tarafında direkt veya dolaylı olarak kusurlu hareketleri olduğu halde mesela bazen isbat güçlüğü, aile içi sorunların tam olarak anlatılmak istenmemesi, mahremiyet düşüncesi, hakimin düşünce yapısı hayata bakış açısı gibi pek çok sebeplerle taraflardan biri gerçekte olduğundan farklı olarak kusurlu, kusursuz az veya daha çok kusurlu kabul edilebilmektedir. Ayrıca boşanmaya sebep olaylardaki kusur pek çok halde görece ve sübjektiftir. Bu durumda kusurun daha ağır olduğu kabul edilen kişinin kusuru olsa bile daha az kabul edilen diğerine sürekli nafaka yükümlüğü altına sokulmasının çok sağlam ve her halde geçerli gerekçeleri olmayacaktır.</p>

<p>Bu nafakanın sürekli olması yükümlü kişi için ömür boyu sürecek bir mali yükümlülük altına sokmakta, boşanmakla ortak hayatları biten kişileri birbirlerine sürekli olarak bağımlı kılmaktadır. Evlilik iki insan arasında sözleşme ile bir birliktelik kurmakta ve kan gibi doğal olamayan bir akrabalık tesis etmektedir. Boşanma ile bu birliktelik sona ermesine rağmen ömür boyu sürecek bir yükümlülük ile kişiler birbirlerine bağımlı kılınmaktadır.</p>

<p>Pek çok halde yoksulluk nafakası borçluları boşanmasa idi evlilik içinde olduğundan daha fazla ağır bir yük altına girmektedirler.</p>

<p>Yoksulluk nafakasının sürekli olmasının dürüstçe olamayan evlilik taleplerini teşvik edici, yine boşanan kişilerin yeniden evlenmesini engelleyici mahiyette olduğu çok açıktır.</p>

<p>Bazen boşanmak hem taraflar hem korunmaya muhtaç çocuklar ve toplumsal açıdan evliliğin sürmesinden daha uygundur. Esasında taraflar ve toplumsal açıdan boşanmanın daha uygun olduğu pek çok halde bu yükümlülük yani ömür boyu sürecek nafaka yükümlülüğü korkusu ile boşanmak yerine sorunlu olan evliliği sürdürmeye buna katlanmaya zorlamaktadır. Bunun aile içi huzursuzluk ve şiddete de bir şekilde etkisinin olabileceği rahatlıkla söylenebilir.</p>

<p>Sürekli mahiyetteki yoksulluk nafakasının pek çok sosyal yardımın da etkisi ile kişileri çalışmamaya teşvik edici bir etkisi de bulunmaktadır.</p>

<p>Nafakanın yükümlüleri üzerindeki olumsuz etkisi sadece sosyal ve ekonomik değildir, özgürlüğü kısıtlayıcı sonucu da bulunmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun ‘Nafakaya İlişkin Kararlara Uymayanların Cezası’ başlıklı 344. maddesinin 1. fıkrasında ‘Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir’ denilmekte olup, bu hükme göre nafaka ödemeyen yükümlüler hapis cezası ile cezalandırılmakta, kişilerin nafaka borçlarını pek çok durumda yakınları ödemektedir.</p>

<p>Nafakanın hakimce kusuru daha az olmayan tarafa aleyhine ve kişinin mali gücüne göre kararlaştırıldığı, bunun daha sonra bunun kaldırılabileceği veya değiştirilebileceği, mahsurların kanundan çok uygulayıcılardan kaynaklandığı düşüncesi açıkladığımız sakıncaları bertaraf etmemektedir.</p>

<p>Anayasamızın devletin temel niteliklerini belirleyen 2. maddesinde devletimizin insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğu açıklanmaktadır. Devletimiz insan haklarına riayet etmek konusunda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine de taraf olmuştur. Taraf olunan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesindeki haklara uygun düzenlemeler yapmak hem bu sözleşmeye taraf olmanın bir gereği, hem de Anayasamızın 2. maddesinin bir gereğidir.</p>

<p>Bir kişinin sürekli olarak kan bağı ile akraba olmadığı boşandığı eşine sürekli yani ömür boyu nafaka bağlanmasının insan haklarına aykırı olduğunu bunu hüküm altına alan Türk Medeni Kanununun 175. maddesinin 2. fıkrasının Anayasamızın devletin niteliklerini açıklayan ve devletimizin insan haklarına saygılı bir devlet olduğunu 2. maddesine aykırı olduğunu düşünmekteyiz.</p>

<p>Yine bağlanacak nafakanın açıkça hangi hallerde hükmedileceğini hangi koşullarda kaldırılmasının istenebileceğini açıklamaması sebebi, davacı ve davalının ekonomik durumlarının ne şekilde dikkate alınacağı gibi hususları açıklaması sebebi ile Anayasamızın devletin niteliklerini açıklayan ve devletimizin soysal bir hukuk devleti olduğunu açıklayan 2. maddesine aykırı olduğunu düşünmekteyiz.</p>

<p>Yine bir kişinin diğer boşandığı eşine böylece diğer bir kişiye sürekli nafaka yükümlüğü altına sokulmasının herkesin bir ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu açıklayan Anayasamızın 10. maddesine de aykırı olduğunu düşünmekteyiz.</p>

<p>Yine aynı hüküm nafaka yükümlülerinin yeniden aile hayatı kurmasını engelleyici mahiyette olduğundan ailenin Türk toplumunun temeli olup eşler arasında eşitliğe dayandığını devletin ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağına dair 41. maddesi ile çelişen sonuçlar doğuracağını düşünmekteyiz.</p>

<p>Özet olarak açıkladığımız düşüncemiz dikkate alınarak Anayasamızın 152. maddesi gereğince inceleme yapılarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin nafaka yükümlüğünün hangi hallerde ve ne şekilde hükmedileceğini hangi hallerde kaldırılmasının istenebileceğini, tarafların özürlerinin mali güçlerinin yaşlarının evlilik süresinin etkisinin ne olacağını ayrıntılı olarak düzenlememesi sebebi ile öncelikle tümden, bunun kabul edilmemesi halinde nafakanın sürekli olarak hükmedileceğini öngören ‘süresiz olarak’ ibaresinin iptaline karar verilmesini talep ederiz.”</p>

<p><strong>III- YASA METİNLERİ</strong></p>

<p><strong>A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı</strong></p>

<p>22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun itiraz konusu ibareyi de içeren ‘Yoksulluk Nafakası’ başlıklı 175. maddesi şöyledir:</p>

<p>“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında <i>süresiz olarak</i> nafaka isteyebilir.</p>

<p>Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”</p>

<p><strong>B- Dayanılan Anayasa Kuralları</strong></p>

<p>Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10. ve 41. maddelerine dayanılmıştır.</p>

<p><strong>IV- İLK İNCELEME</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 12.1.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından, 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin esasının incelenmesine, oybirliğiyle karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V- ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Başvuru kararında, itiraz konusu “…süresiz olarak…” ibaresi nedeni ile boşanma neticesinde eşlerden birinin diğeri lehine ömür boyu sürecek bir mali yükümlülük altına girdiği, nafakaya hangi hallerde hükmedileceğinin, hangi hallerde kaldırılacağının ve tarafların ekonomik koşullarının ne şekilde dikkate alınacağının yasada açıkça belirtilmemiş olduğu, yoksulluk nafakasının boşanan eşlerin yeniden evlenmelerini engelleyici niteliği bulunduğu belirtilerek, kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal <a name="hit14"></a>hukuk <a name="hit15"></a>devleti”, vatandaşlarına asgari bir yaşama düzeyi sağlamayı kendisine görev bilen ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesini meşru ve gerekli gören bir anlayışı ifade eder. Vatandaşların sosyal durumlarıyla ilgilenen sosyal hukuk devleti, “insan onuru”nun korunmasını amaçlar ve bunun için sosyal adaleti sağlamaya çalışır. Sosyal hukuk devleti, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesine göre yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için boşanmaya hükmedilmiş olması, nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşmüş ya da düşecek olması, diğer eşle eşit kusurlu veya diğer eşe nazaran daha az kusurlu veya boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusursuz olması ve nafaka talep edilen eşin nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.</p>

<p>Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer eşten mali gücü oranında ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 176. maddesinde sayılan yoksulluk nafakasının kaldırılmasına ilişkin şartlar gerçekleşmediği müddetçe, herhangi bir süre sınırı olmaksızın nafaka isteyebilecektir. 176. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısının evlenmesi ya da taraflardan birisinin ölümü halinde kendiliğinden, alacaklının evlenmeden fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün tamamen yitirilmesi durumlarında ise mahkeme kararıyla ortadan kalkmaktadır.</p>

<p>İtiraz konusu “süresiz olarak” ibaresi, nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmemektedir. Kanun koyucunun 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde “süresiz olarak” ibaresine yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır.</p>

<p>Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır. Yoksulluk nafakasının amacı nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir.</p>

<p>İtiraz konusu kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlenmiş olup bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. ve 41. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI- SONUÇ</strong></p>

<p>22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Hicabi DURSUN’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,<strong> </strong>17.5.2012 gününde karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="216">
   <p>Başkan</p>

   <p>Haşim KILIÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="183">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Serruh KALELİ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="168">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Alparslan ALTAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="216">
   <p>Üye</p>

   <p>Fulya KANTARCIOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="183">
   <p>Üye</p>

   <p>Mehmet ERTEN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="168">
   <p>Üye</p>

   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="216">
   <p>Üye</p>

   <p>Osman Alifeyyaz PAKSÜT</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="183">
   <p>Üye</p>

   <p>Zehra Ayla PERKTAŞ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="168">
   <p>Üye</p>

   <p>Recep KÖMÜRCÜ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="216">
   <p>Üye</p>

   <p>Burhan ÜSTÜN</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="183">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td valign="top" width="168">
   <p>Üye</p>

   <p>Nuri NECİPOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="216">
   <p>Üye</p>

   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="183">
   <p>Üye</p>

   <p>Celal Mümtaz AKINCI</p>
   </td>
   <td valign="top" width="168">
   <p>Üye</p>

   <p>Erdal TERCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="332">
   <p>Üye</p>

   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="235">
   <p>Üye</p>

   <p>Zühtü ARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="216">
   <p></p>
   </td>
   <td width="116">
   <p></p>
   </td>
   <td width="66">
   <p></p>
   </td>
   <td width="168">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>KARŞI OY YAZISI</strong></p>

<p>İtirazen iptal başvurusunda bulunan mahkeme, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun yoksulluk nafakası ile ilgili 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10. ve.41. maddelerine aykırılığı savıyla iptalini istemiştir.</p>

<p>Nafaka sözlük anlamı itibarıyla zorunlu ihtiyaç ve maişet için sarfolunacak para ve azık demektir. Başka bir ifade ile nafaka, yasaların belirlediği durumlarda genelde zaruret içinde bulunan kimse yada kimselere kanunda belirtilen yükümlüler tarafından verilmesi gerekli yardımlardır. Mevzuatımızda nafaka, bakım nafakası ve yardım nafakası olarak ikiye ayrılmaktadır. Yardım nafakası, herkesin yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üst soyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermesi şeklinde düzenlenmişken; bakım nafakası, doğum, evlenme ve boşanma gibi olgularla ilgili nafaka yükümlülüklerini ihtiva etmektedir. Bakım nafakası; tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üç alt başlıkta ele alınmaktadır.</p>

<p>Türk Medenî Kanunu’nda yardım nafakası için herhangi bir süre şartı öngörülmemişken, bakım nafakasının bir türü olan yoksulluk nafakasının kanunda belirlenen şartlar dâhilinde süresiz talep edilebileceğinin öngörülmesi Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesine aykırıdır.</p>

<p>Hukuk, hakkaniyet ve nesafete dayanır fakat hakkaniyet ve nesafet bir romantizm veya hissi bir insanlık duygusu değildir. Aristo’ya göre hakkaniyet doğru ve haklı görünen şeydir. Hakkaniyet ve nesafet ahlaki, sosyal ve siyasî gerçek karşısında bir değer hükmünü gerektirir ve bu itibarla da toplumsal ilerleme ve istikrar<i> </i>vasıtasıdır. Hakkaniyet Medeni Kanun ve Borçlar Kanununun çeşitli maddelerinde rastlanan bir kavramdır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi pek çok kararında hakkaniyet ilkesini ölçü olarak kullanmıştır. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan “hukuk devleti”nin, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan, hakların elde edilmesini kolaylaştıran ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlet olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. Yasaların hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Yasa koyucu hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmalıdır.</p>

<p>Evlilik hukuku ve daha da genişi olan aile hukuku, diğer hukuk kurallarından büyük çapta bağımsız bir alanı düzenlemeye yönelik kurallar içermektedir. Yoksulluk nafakasını düzenleyen 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesi evliliğin süresi, nafaka alacak eşin yaşı, çalışma gücünün niteliği gibi özel şartlar aramamıştır. İnsanların boşanarak aralarındaki hukuki ilişkiyi bitirmiş olmalarına rağmen evlilik birliğinde var olan sorumluluklarının ömür boyu devam etmesi, hem insaflı değil, hem de hakkaniyete aykırıdır. Boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca, sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli olması, hak düşürücü süre ve zaman aşımı kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde adalet duygusunu zedelemektedir.</p>

<p>Yoksulluk nafakasının süresiz olması, ileride nafakanın artırılması, nafakanın azaltılması veya nafakanın kaldırılması davalarının açılmasına neden olacaktır. Bu durumda nafaka yükümlüsü eski eşin nafaka alan tarafın kanunda yazılı şartları taşıyıp taşımadığını kontrol amacıyla, onun özel hayatına müdahale anlamına gelebilecek davranışlara ve onun üzerinde psikolojik baskı kurmasına neden olabilecektir. Yoksulluk nafakasının süresiz olması bu nafakayı alan tarafın, karşı tarafı ömür boyu cezalandırmak amacıyla gelir getirici bir işte çalışmama ve evlilik ekti yapmadan birlikte yaşama gibi davranışlara itebilecektir. Bu haller yoksulluk nafakasının süresiz de olsa bir ceza olmadığını savunan görüşleri haksız çıkarmaktadır. Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir hukuk sistemi boşanan eşlerden biri yoksulluğa düşecek diye diğeri için ömür boyu sürebilecek yoksulluk nafakası yükümlülüğü öngörmemiştir. Dolayısı ile yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasının nedeni ahlaki ve sosyal gerekçelerle açıklanamaz.</p>

<p>Öte yandan, yoksulluk olgusunun sebebi, sadece, eşinden boşanan tarafın davranışları ve boşanmanın kendisi değildir. Bazı insanların, kendi özellikleri, doğal koşullar veya savaş gibi insan eliyle yaratılan sorunlar nedeniyle, geçimlerini sağlamakta, hatta karınlarını doyurmakta güçlük çekmeleriyle ilgili bir olgu olarak yoksulluğa tarihin her döneminde, her toplumda rastlanabilmektedir. Yoksulluk, günümüzde birtakım makro ve mikro faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan sosyal bir olgu haline gelmiştir. Makro faktörlerin başında; küreselleşme, işsizlik, küresel sermaye, ekonomik krizler ve göç gibi unsurlar gelmektedir. Eğitimsizlik, kapasite yoksunluğu, yoksulluk kültürü ve bireysel özellikler gibi unsurlar ise mikro faktörler arasında yer almaktadır.</p>

<p>Artık küresel bir sorun halini alan yoksulluk, beraberinde çeşitli sosyal problemler de getirmekte ve birtakım olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. Yoksulluk, genel olarak, sosyal dışlanma, şiddet ve suç, gecekondulaşma ve gettolaşma, marjinalleşme, konut ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı gibi sorunlara yol açmaktadır. Yoksulluk ayrıca, aile parçalanmaları, boşanma ve depresyon gibi problemler doğurmaktadır.</p>

<p>Bu yapısal durumun değişmesi, kamu yetkilileri tarafından bazı önlemler alınmasını ve bazı harcamalar yapılmasını, aynı biçimde, sosyal politika alanında işlev gören bir dizi kurumun varlığını gerektirmektedir. Avrupa Konseyi’nin 1961’de ortaya koyduğu, 1996’da da revize edilerek geliştirilen Avrupa Sosyal Şartı’na yansıdığı biçimiyle hak vurgusu, sadece çalışanların sosyal güvenlik, örgütlenme ve çalışma hayatını etkileyen kararlara katılma haklarını değil, bunların ötesinde, daha genel anlamda vatandaşlık haklarını da kapsamaktadır. Bu bağlamda Avrupa Sosyal Şartı’nın bütün vatandaşların yoksulluk ve sosyal dışlanmaya karşı korunma hakkına sahip olduklarını belirten 30. maddesi, bu hakkın hayata geçirilmesi için kullanılan önemli bir önlem olarak asgari gelir desteği uygulamasını gündeme getirmektedir. Bunun yanı sıra, istihdama yönelik politikaların, toplumsal cinsiyetle ilgili ayırımcılığı önleme politikalarının, azınlıkların veya göçmen işçilerin sorunlarına yönelik çözümler geliştirme, özürlüler gibi özel ihtiyaçları olanlara yönelik önlem alma, evsizlik veya düşük standartta konut sorunlarını oradan kaldırma çabalarının, sosyal hak ve siyasi sorumluluk temelli yaklaşımların geliştirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” vatandaşlarına asgari geçim düzeyi sağlamayı kendisine görev bilen ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesini meşru ve gerekli gören bir anlayışı ifade eder. Vatandaşların sosyal durumlarıyla ilgilenen sosyal hukuk devleti, insan onurunun korunmasını amaçlar ve bunun için sosyal adaleti ve refahı sağlamaya çalışır. Anayasa Mahkemesi’nin pek çok kararında vurguladığı gibi, sosyal devlet, sosyal adaletin, refahın ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir.</p>

<p>Kültürümüzden kaynaklanan yardımsever eğilimlerinin, aile dayanışmasının, hayır kurumları ve vakıflar gibi geleneksel kurumların yoksullukla mücadele bağlamındaki faaliyetleri sık sık övgüyle anılmaktadır. Ancak, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan ve Devletin aktif olarak mücadele etmesi gereken yoksulluğun sorumluluğunun, boşanan taraflardan birisinin üzerine ömür boyu yüklenmesi, kanımca, sosyal devlet ilkesine, hakkaniyete ve mantığa da uygun bir çözüm değildir.</p>

<p>Açıkladığım nedenlerle; itiraz istemine konu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir. Bu nedenle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.</p>

<p></p>

<p>Üye</p>

<p>Hicabi DURSUN</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymmsa.jpg" type="image/jpeg" length="80667"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6306 Sayılı Kanun Kapsamında Azınlık Hangi Hukuki Kurumlara Başvurabilir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-kapsaminda-azinlik-hangi-hukuki-kurumlara-basvurabilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-kapsaminda-azinlik-hangi-hukuki-kurumlara-basvurabilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>6306 sayılı Kanun kapsamında yürütülen kentsel dönüşüm süreçlerinde, kat maliklerinin en az salt çoğunluğuyla alınan kararlar ve bu doğrultuda akdedilen Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri, uygulamada çoğunluk iradesine katılmayan veya haksız şartlar içeren sözleşmeyi imzalamaktan imtina eden azınlıkta kalan maliklerin mülkiyet haklarının ağır biçimde ihlal edilmesi riskini beraberinde getirmektedir. Çoğunluğun iradesiyle şekillenen bu sözleşmelerde, esasında azınlıkta kalan kat maliklerinin mülkiyet haklarının özünü korumak ve sözleşmesel adaletsizlikleri gidermek adına başvurabileceği üç temel hukuki mekanizma bulunmakta olup bunlar; <i>Sözleşmenin İptali Davası, Sözleşmenin Uyarlanması Davası ve Denkleştirme (Alacak) Davası</i> olarak kristalize olmaktadır. Ancak bu dava türleri, özellikle iptal ve uyarlama talepli olanlar, usul hukuku ve borçlar hukuku tekniği açısından son derece ağır riskler ve karmaşık usuli dengeler barındırdığından, alelade bir dilekçeyle açılmaları davacı malik ve uygulayıcı hukukçu için yıkıcı mali ve mesleki sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p><strong><i>Sözleşmenin iptali davası,</i></strong> çoğunluk tarafından imzalanan ve azınlığı da sarmalına almaya çalışan sözleşmesel ilişkinin geçmişe etkili (ex tunc) olarak ortadan kaldırılmasını amaçlar ve maddi hukuk temelini ekseriyetle Türk Borçlar Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenen gabin (aşırı yararlanma) kuralları ile Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralı ve eşit davranma borcuna dayandırır. Yüklenicinin ya da çoğunluğun, azınlıkta kalan kat malikinin kentsel dönüşüm baskısı altındaki zor durumundan, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanarak edimler arasında açık bir objektif oransızlık yaratması ya da aynı arsa payına sahip diğer maliklere kupon daireler tahsis edilirken azınlık malike projenin en değersiz bölümlerinin ayrılması, sözleşmenin sübjektif ve objektif unsurlar yönünden sakatlanmasına yol açar ve iptal davasına sebebiyet verir. Ne var ki, Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri doğası gereği bölünemez bir borç ilişkisi meydana getirdiğinden, teknik usul hukuku kuralları uyarınca davacı azınlık malik dışındaki tüm arsa sahipleri ve yüklenici müteahhit arasında zorunlu dava arkadaşlığı mülahaza edilir; davanın yalnızca yüklenici yada kat maliklerinin bir kısmı muhatap alınarak açılması mahkemece usulden ret sebebi sayılacağından, sözleşmede imzası bulunan tüm kat maliklerinin davalı safında yer alması teknik bir zorunluluktur. Bu tür bir yargılamada Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimi, uyuşmazlığın çözümü ve adalet terazisinin kurulabilmesi için noterlik kanalıyla düzenleme şeklinde yapılmış ve yevmiye numarası almış olan tüm sözleşmelerin dosyaya re'sen celbini talep ederek bu metinlerin içerdiği teknik, mali ve hukuki şartları birbiriyle kıyaslamak suretiyle gizli bir ayrımcılık veya sömürme kastı olup olmadığını denetler. Bu davaların doğrudan malvarlığı haklarına ve mülkiyetin özüne ilişkin olması sebebiyle maktu harca tabi olmaması, dava dilekçesinde iptali istenen payın veya bağımsız bölümün harca esas gerçek değerinin gösterilmesini ve bu değer üzerinden Binde 68,31 oranındaki nispi harcın peşin ödenmesini zorunlu kılar; davanın tamamen reddedilmesi ihtimalinde davalı yüklenici ve diğer malikler lehine dava değeri üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca fahiş miktarlarda nispi karşı vekalet ücretine hükmedilmesi riski bulunduğundan, avukatın bu mali projeksiyonu müvekkiline eksiksiz anlatması ve mutlaka müvekkilden yazılı onay (muvafakatname) alması mesleki sorumluluğun en kritik eşiğidir.</p>

<p><strong><i>Sözleşmenin uyarlanması davası</i></strong> ise iptal davasının aksine sözleşmeyi tamamen ortadan kaldırmayı değil, sözleşmeyi ayakta tutma (favor negotii) ilkesi gereğince koruyarak adil olmayan kat, cephe, konum ve m2 gibi unsurlarını katlanılabilir ve hakkaniyete uygun bir seviyeye çekmeyi amaçlar. Maddi hukuk dayanağını Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü müessesesinden alan bu davada, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durumların, özellikle kentsel dönüşüm sürecindeki imar planı değişikliklerinin, emsal düşüşlerinin veya mimari projedeki gizli paylaşım adaletsizliklerinin azınlık malik aleyhine katlanılamayacak bir dengesizlik yaratmış olması aranır. Hâkimin sözleşme serbestisi ilkesine istisnai olarak müdahale ettiği bu teknik yargılama usulünde mahkeme; mimar, inşaat mühendisi ve gayrimenkul değerleme uzmanlarından oluşan donanımlı bir bilirkişi heyetiyle taşınmaz başında keşif icra ederek, yeni yapılacak projedeki tüm bağımsız bölümler için kat, cephe, manzara, güneş alma açısı, ticari fonksiyon ve m2 kriterlerini içeren matematiksel bir şerefiye puanlama matrisi hazırlatır. Hâkim, azınlık malikin uğradığı haksızlığı ve şerefiye kaybını bu matris üzerinden somut olarak tespit ettiğinde, sözleşmedeki ilgili paylaşım hükmünü hükmen değiştirerek, yükleniciye ait olan veya henüz üçüncü kişilere satılmamış eş değer nitelikteki adil bir bağımsız bölümün azınlık malike özgülenmesine karar verir. Gerek iptal gerekse uyarlama davalarında uyuşmazlığın yargılama boyunca sonuçsuz kalmasını ve yüklenicinin hak edilen nitelikli daireleri üçüncü kişilere devrederek süreci imkânsız hale getirmesini engellemek adına, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. maddesi uyarınca uyuşmazlık konusu taşınmazlar üzerine yaklaşık ispat koşulu gerçekleştirilerek "üçüncü kişilere devrin önlenmesi" yönünde ihtiyati tedbir şerhi talep edilmelidir. Ancak tüm bu ağır nispi harçlar, zorunlu dava arkadaşlığının getirdiği taraf teşkili güçlükleri ve davanın kaybı halinde doğacak devasa karşı vekalet ücreti riskleri mülahaza edildiğinde, eğer davanın kazanılacağına dair elinizde mutlak ve sarsılmaz teknik deliller yoksa iptal ve uyarlama davalarını açmaktan imtina edilmeli; bunun yerine sözleşmenin geçerliliğine ve inşaatın gidişatına dokunmayan, azınlık malikin mülkiyetindeki değer kaybını doğrudan paraya tahvil ederek yükleniciden veya hakkından fazla pay alan diğer maliklerden tahsilini amaçlayan ve risk oranı çok daha düşük olan <strong><i>Denkleştirme Davası</i></strong> tercih edilmelidir. Söz konusu dava sebepsiz zenginleşme kurumuna dayanmaktadır.</p>

<p>Özel hukukta malvarlığı dengesinin korunması ilkesinin temel yansımalarından biri olan sebepsiz zenginleşme kurumu, bir kimsenin haklı bir hukuki sebep olmaksızın başkasının zararına malvarlığında artış meydana gelmesi hâlinde devreye giren tamamlayıcı bir borç kaynağıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 77 ve devamı maddelerinde düzenlenen bu kurum, sözleşme ve haksız fiil sorumluluğunun uygulanamadığı hâllerde, adalet ve hakkaniyet ilkeleri doğrultusunda bozulan malvarlığı dengesinin yeniden tesisini amaçlamaktadır. Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için öğretide ve yargı içtihatlarında kabul edildiği üzere; bir tarafın malvarlığında zenginleşme, diğer tarafın malvarlığında fakirleşme, bu iki durum arasında illiyet bağı ve zenginleşmeyi haklı kılan geçerli bir hukuki sebebin bulunmaması gerekmektedir.</p>

<p>Sebeplilik unsurunun yokluğu, sebepsiz zenginleşme kurumunu özellikle karmaşık hukuki ilişkilerin bulunduğu alanlarda önemli hâle getirmektedir. Kentsel dönüşüm uygulamaları da çok taraflı yapısı, sözleşme ilişkilerinin çeşitliliği ve mülkiyet hakkına doğrudan etkileri nedeniyle bu kurumun sıklıkla tartışıldığı alanlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira kentsel dönüşüm süreci, yalnızca teknik ve idari bir yapı yenileme faaliyeti olmayıp; maliklerin mülkiyet haklarını, ekonomik menfaatlerini ve malvarlığı değerlerini doğrudan etkileyen çok boyutlu bir hukuki süreci ifade etmektedir.</p>

<p>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında yürütülen kentsel dönüşüm uygulamalarında, riskli yapıların yıkılmasıyla birlikte taşınmaz hukuki nitelik olarak arsa hâline gelmekte; bu aşamadan sonra maliklerin yüklenici ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi akdetmeleri yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. Bu sözleşmelerde, eski bağımsız bölümlerin yerine geçecek yeni bağımsız bölümlerin maliklere nasıl dağıtılacağı, metrekare, kat, cephe, oda sayısı ve kullanım değeri gibi unsurlar çoğu zaman ayrıntılı şekilde düzenlenmektedir. Ancak uygulamada, sözleşme hükümlerine rağmen yeni yapılan binada bağımsız bölümler arasında ciddi değer farklılıklarının ortaya çıktığı; bazı maliklerin önceki mülkiyet konumlarına kıyasla belirgin şekilde avantajlı, bazılarının ise dezavantajlı duruma düştüğü görülmektedir.</p>

<p>Bu noktada, kentsel dönüşüm sürecinde ortaya çıkan değer dengesizliklerinin hangi hukuki çerçevede değerlendirilmesi gerektiği önem kazanmaktadır. Zira her değer farklılığı otomatik olarak hukuka aykırılık teşkil etmemekle birlikte, maliklerin mülkiyet hakkının özünü zedeleyecek ölçüde bir orantısızlığın varlığı hâlinde, bu durumun özel hukuk bakımından sonuç doğurması kaçınılmazdır. Özellikle sözleşmenin lafzı ve amacı dikkate alındığında, tarafların açık iradesi dışında bir malvarlığı aktarımının gerçekleşmesi, sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanmasını gündeme getirebilmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20184855-e-20198655-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 04.11.2019 tarihli, E.2018/4855, K.2019/8655 sayılı kararı</a> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20184855-e-20198655-k-sayili-karari" rel="dofollow">[1],</a> kentsel dönüşüm uygulamalarında bağımsız bölümlerin yeniden paylaşımı nedeniyle ortaya çıkan değer farklılıklarının sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkin son derece önemli tespitler içermektedir. Karar, özellikle kentsel dönüşüm sürecinde eski yapıdaki maliklerin yeni yapıda elde edecekleri bağımsız bölümlerin yalnızca sayısal olarak değil, ekonomik değer bakımından da korunması gerektiğini ortaya koyması bakımından dikkat çekmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlık, kentsel dönüşüm kapsamında yıkılarak yeniden inşa edilen bir apartmanda bağımsız bölümlerin dağıtımı sonucunda bazı maliklerin diğer malikler aleyhine sebepsiz şekilde zenginleştikleri iddiasından kaynaklanmaktadır. Dosya kapsamına göre taraflar, uzun yıllardır kullanılan ve zaman içerisinde ekonomik ömrünü büyük ölçüde tamamlayan bir yapının malikidir. Söz konusu bina riskli yapı niteliği taşıdığından yıkılmış ve yeniden yapılmasına karar verilmiştir. Bu süreçte tüm kat malikleri ile yüklenici arasında 02.04.2014 tarihli düzenleme şeklinde satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede toplam on sekiz bağımsız bölüm yapılacağı, bunların altısının yükleniciye bırakılacağı, kalan on iki bağımsız bölümün ise eski maliklere tahsis edileceği kararlaştırılmıştır. Ayrıca sözleşmede herkesin oturduğu dairenin yerini alacağı ve katlardaki daire paylaşımlarının eşite yakın metrekarelerde yapılacağı yönünde hükümlere yer verilmiştir.</p>

<p>Davacılar, yeni binanın tamamlanması ve yapı kullanım izin belgesinin alınmasından sonra ortaya çıkan durumun sözleşmede öngörülen paylaşım ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. İddialarına göre eski yapıda aynı katta bulunan ve birbirine yakın özelliklere sahip olan bağımsız bölümler, yeni yapıda önemli farklılıklar gösterecek şekilde dağıtılmıştır. Bazı daireler daha büyük metrekareye, daha fazla oda sayısına, daha avantajlı cepheye veya daha yüksek ekonomik değere sahip hale gelirken, bazı maliklerin elde ettiği bağımsız bölümler ise görece daha düşük değerde kalmıştır. Bu nedenle aynı hukuki ve ekonomik konumda bulunan maliklerden bir kısmının diğerlerine göre önemli bir menfaat elde ettiği, bunun sonucunda da malikler arasında haksız bir değer transferinin meydana geldiği ileri sürülmüştür. Davacılar, bu durumun sebepsiz zenginleşme oluşturduğunu belirterek keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını, her bir bağımsız bölümün değerinin tespit edilmesini ve ortaya çıkacak farkın davalılardan tahsil edilmesini talep etmişlerdir.</p>

<p>Davalılar ise taraflar arasında geçerli bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin bulunduğunu, bağımsız bölümlerin paylaşımının bu sözleşmeye göre gerçekleştirildiğini ve herkesin sürece rızası bulunduğunu savunmuşlardır. Ayrıca sözleşmede eşit metrekare garantisi verilmediğini, proje hazırlanırken yüklenicinin yetkili olduğunu ve paylaşımın tüm maliklerin bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini ileri sürmüşlerdir. Davalılara göre burada bir sebepsiz zenginleşmeden söz etmek mümkün değildir. Şayet sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan bir sorun varsa bunun muhatabı diğer kat malikleri değil yüklenicidir. Bu nedenle davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk derece mahkemesi davalıların savunmasını benimsemiş ve davanın reddine karar vermiştir. Mahkemeye göre taraflar arasında serbest iradeyle yapılmış bir paylaşım söz konusudur. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde hangi bağımsız bölümün kime ait olacağı belirlenmiş, taraflar da bu paylaşımı kabul etmişlerdir. Mahkeme, bu durumu “rızai taksim” olarak değerlendirmiş ve paylaşımı kabul eden kişilerin sonradan azlık veya çokluk iddiasında bulunamayacaklarını belirtmiştir. Bu gerekçeyle herhangi bir keşif yapılmasına veya bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacıların istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi de ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun bulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi, taraflar ile yüklenici arasında geçerli bir sözleşme bulunduğunu, bu nedenle hukuki sebepten yoksun bir kazandırmadan söz edilemeyeceğini ifade etmiş ve sebepsiz zenginleşme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.</p>

<p>Dosyanın temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlığı inceleyen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ise ilk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin yaklaşımını isabetli bulmamıştır. Daire, kararında öncelikle kentsel dönüşüm uygulamalarının amacı üzerinde durmuş ve 6306 sayılı Kanun’un afet riski taşıyan yapıların dönüştürülerek güvenli yaşam alanlarının oluşturulmasını hedeflediğini vurgulamıştır. Bununla birlikte, kentsel dönüşüm sürecinin maliklerin mülkiyet haklarının ekonomik değerini ortadan kaldıran veya azaltan bir araç olarak kullanılamayacağına dikkat çekmiştir.</p>

<p>Yargıtay kararının en önemli yönlerinden biri, mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin yaptığı değerlendirmedir. Kararda, mülkiyet hakkının yalnızca bir taşınmaza sahip olma yetkisini değil, aynı zamanda o taşınmazın ekonomik değerinden yararlanma hakkını da içerdiği belirtilmiştir. Anayasa’nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Ek 1 No’lu Protokol kapsamında da mülkiyet hakkının korunduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle kentsel dönüşüm uygulamaları sonucunda maliklerin ekonomik durumlarının haksız şekilde bozulmaması gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Kararda ayrıca sebepsiz zenginleşme kurumuna ilişkin önemli açıklamalar yapılmıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 77 ila 82. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme, haklı bir neden olmaksızın bir kişinin malvarlığının artması ve buna karşılık başka bir kişinin malvarlığının azalması durumunda ortaya çıkan bir borç ilişkisidir. Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için dört temel unsurun bulunması gerekir. Bunlar; bir kişinin malvarlığında zenginleşme meydana gelmesi, başka bir kişinin malvarlığında buna karşılık gelen bir fakirleşmenin oluşması, zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun illiyet bağının bulunması ve bu değer aktarımının haklı bir hukuki sebebe dayanmamasıdır. Sebepsiz zenginleşme kurumunun temel amacı, kişiler arasında meydana gelen haksız değer kaymalarını ortadan kaldırmak ve malvarlıkları arasındaki dengenin yeniden kurulmasını sağlamaktır.</p>

<p>Yargıtay, somut olayda taraflar arasında bir sözleşme bulunmasının tek başına sebepsiz zenginleşme ihtimalini ortadan kaldırmayacağını açıkça ortaya koymuştur. Çünkü davacılar sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürmemekte, sözleşmenin uygulanması sonucunda ortaya çıkan paylaşımın ekonomik değer bakımından eşitsizlik yarattığını iddia etmektedirler. Başka bir ifadeyle uyuşmazlık sözleşmenin varlığından değil, sözleşmenin uygulanmasının doğurduğu sonuçlardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle mahkemenin yalnızca sözleşmenin varlığına dayanarak davayı reddetmesi yeterli görülmemiştir.</p>

<p>Daireye göre, kentsel dönüşüm sonucunda ortaya çıkan yeni yapıda maliklere tahsis edilen bağımsız bölümlerin değerleri karşılaştırılmalı, eski yapıdaki hak sahipliği durumu ile yeni yapıdaki ekonomik değerler arasında önemli bir farklılık bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle bağımsız bölümlerin konumu, bulunduğu kat, cephe özellikleri, kullanım alanı, metrekare büyüklüğü ve piyasa değeri gibi unsurlar dikkate alınmalıdır. Eğer yapılan inceleme sonucunda bazı maliklerin diğer malikler aleyhine ölçüsüz bir değer artışı elde ettiği tespit edilirse, sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilecektir.</p>

<p>Yargıtay, bu incelemenin teknik bilgi gerektirdiğini özellikle vurgulamıştır. Bu nedenle mahkemenin konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyeti oluşturması, taşınmaz üzerinde keşif yapması, arsa paylarını ve bağımsız bölümlerin yapı kullanım izin belgesinin alındığı tarihteki gerçek değerlerini belirlemesi gerektiğini ifade etmiştir. Ancak ilk derece mahkemesinin hiçbir bilirkişi incelemesi yaptırmadan ve davacıların delillerini toplamadan davayı reddettiği görülmüştür. Yargıtay’a göre davalıların sebepsiz zenginleşip zenginleşmediği hususu özel ve teknik bilgi gerektiren bir mesele olup, bilirkişi incelemesi yapılmaksızın sonuca ulaşılması mümkün değildir.</p>

<p>Bu gerekçelerle Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararını kaldırmış, ilk derece mahkemesi kararını ise eksik inceleme nedeniyle bozmuştur. Böylece mahkemeye, tarafların arsa payları ile yeni bağımsız bölümlerin ekonomik değerlerini ayrıntılı biçimde inceleyerek yeniden karar vermesi yönünde talimat vermiştir.</p>

<p>Sonuç olarak bu karar, kentsel dönüşüm hukukunda mülkiyet hakkının ekonomik değer boyutunu ön plana çıkaran ve uygulamada sıkça karşılaşılan paylaşım uyuşmazlıklarına ışık tutan önemli bir içtihattır. Karar, kentsel dönüşüm sonrasında maliklere verilen bağımsız bölümlerin yalnızca şeklen değil, ekonomik değer bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Yargıtay, sözleşme yapılmış olmasının her durumda paylaşımın adil olduğu anlamına gelmeyeceğini kabul etmiş; bağımsız bölümlerin değerleri arasında ciddi farklılıklar bulunması halinde sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanabileceğini belirtmiştir. Bu yönüyle karar, kentsel dönüşüm uygulamalarında maliklerin haklarının korunmasına ve paylaşımın hakkaniyete uygun şekilde gerçekleştirilmesine yönelik önemli bir yargısal güvence niteliği taşımaktadır. Özellikle dönüşüm projelerinde yeni bağımsız bölümlerin tahsis edilmesi sırasında ortaya çıkan değer farklılıklarının yargısal denetime tabi tutulabileceğini kabul etmesi nedeniyle, sonraki yıllarda açılan birçok davaya da yol gösterici nitelikte bir içtihat olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Azınlık haklarının savunulmasında karşılaşılan en büyük usuli engellerden bir diğeri ise zamanaşımı süreleri olup, Yargıtay yerleşik içtihatlarında çoğunluğun azınlığı gözetmeksizin yaptığı adaletsiz paylaşımları ve mülkiyet ihlallerini bir haksız fiil olarak nitelendirmekte ve sözleşmenin imza tarihinden itibaren başlayan 2 yıllık katı haksız fiil zamanaşımı süresini işletmektedir. Her ne kadar çoğunluğun adil olmayan paylaşım neticesinde fazladan m2 veya şerefiye elde etmesinin azınlık malik aleyhine bir sebepsiz zenginleşme teşkil ettiği ve bu nedenle davanın haksız fiil rejimine değil sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandırılarak daha esnek ve uzun sürelere tabi tutulması gerektiği yönündeki doktrin görüşü hukuken çok daha isabetli olsa da uygulamada Yargıtay’ın bu muhafazakar ve katı 2 yıllık bariyerine takılmamak adına, azınlık maliklerin hak ihlalini öğrendikleri veya sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren en kısa sürede hukuki aksiyon almaları ve davaları çok büyük bir usuli hassasiyetle ikame etmelerini önermekteyiz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20184855-e-20198655-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20184855-e-20198655-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, T. 04.11.2019, E. 2018/4855, K. 2019/8655,</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-kapsaminda-azinlik-hangi-hukuki-kurumlara-basvurabilir-1</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/kentsel-donusum-1.jpg" type="image/jpeg" length="87189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK HUKUK SİSTEMİNDE YOKSULLUK NAFAKASININ SÜRESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-hukuk-sisteminde-yoksulluk-nafakasinin-suresi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-hukuk-sisteminde-yoksulluk-nafakasinin-suresi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><strong>T</strong><strong>ÜRK HUKUK S</strong><strong>İ</strong><strong>STEM</strong><strong>İNDE YOKSULLUK NAFAKASININ S</strong><strong>Ü</strong><strong>RES</strong><strong>İ </strong></p>

<p></p>

<p><strong>TERM OF ALIMONY FOR THE FORMER SPOUSE IN TURKISH LEGAL SYSTEM</strong></p>

<p></p>

<p>Melisa GÜLHAN<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p><strong>ÖZET</strong></p>

<p></p>

<p>Nafaka, boşanmanın mali sonuçlarından biridir. Nafaka konusu, son günlerde medya tarafından sıklıkla tartışılmaktadır. Bu nedenle bu makalede eski eşe verilen yoksulluk nafakası konusu ele alınmıştır. Nitekim nafakanın süresi konusu, son zamanlarda “bir yıl evli kalıp on yıl, yirmi yıl nafaka ödemek” , “ölünceye dek nafaka ödemek” vb. ifadelerle sıklıkla gündeme gelmektedir. Bu gibi ifadelerle anılan ve bu makalede ele alınan nafaka türü, yoksulluk nafakası olup; Türk Hukuk Siteminde nafaka türlerinden yalnızca bir tanesidir. Yoksulluk nafakası uygulamada yaygın olarak, eski eşe aylık olarak ödenir ve eşlerden birinin ölümüne veya nafaka alacaklısının yeniden evlenmesine kadar devam eder.</p>

<p></p>

<p>Bu makalede ele alınan nafaka türü olan yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat, Türk Hukuk Sistemindeki diğer nafaka türleri ile karıştırılmamalıdır. Bu çalışmada, giriş kısmında, bu nafaka türleri ve tazminat arasındaki farklardan kısaca bahsedilmiş ve devamında ise yoksulluk nafakasının süresi birçok açıdan detaylıca incelenmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>ABSTRACT</strong></p>

<p></p>

<p>Alimony refers to court-ordered payments awarded to a former spouse within divorcement. So alimony, as one of the financial consequences of divorce, is one of the topic which has been discussed frequently in recent days in Turkish media. This is why alimony awarded to a former spouse is studied in this article. As a matter of fact, term of alimony has been discussed very often with those pharases "being married for one year and then paying the alimony for ten years or twenty year" , "paying the alimony until you’re death" etc. recently. The type of alimony referred to with such expressions, is only one of the types of alimony in Turkish Legal System. The type of alimony (hereinafter Poverty Alimony) which is studied in this article is the one paid to former spouse on a monthly basis and this continues until the death of either spouse or the remarriage of the lower-earning spouse mostly.</p>

<p>The type of alimony which is studied in this article, poverty alimony, should not be confused with material and moral compensation and also with any other types of alimony in Turkish Legal System. In this article, into the introduction, the diffrences between these types of alimonies and compensation are briefly mantioned and as follows the term of Povery Alimony is studied in detail from many aspects.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p></p>

<p>Mevzuatımızda nafaka, bakım nafakası ve yardım nafakası olarak ikiye ayrılmaktadır. Yardım nafakası, herkesin yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üst soyu ve alt soyu ile kardeşlerine nafaka vermesi şeklinde düzenlenmişken; bakım nafakası, doğum, evlenme ve boşanma gibi olgularla ilgili nafaka yükümlülüklerini kapsamaktadır. Bakım nafakası; tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üç ayrı alt başlıkta ele alınmaktadır. Bu çalışmada bakım nafakalarının alt başlıklarından biri olan yoksulluk nafakası ele alınmıştır.</p>

<p></p>

<p>Boşanmanın mali sonuçlarından biri olarak nafaka ile tazminat birbirinden ayırt edilmelidir. Nafaka ve tazminat arasındaki temel fark “kusur”dur. Nitekim yoksulluk nafakası bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Yoksulluk nafakası talep eden eşin daha ağır kusurlu olmaması nafakaya hükmedilebilmesi için yeterlidir. Kusursuz eşin dahi, mahkeme kararıyla yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü kılınması mümkündür.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Buna karşılık tazminat sorumluluğunun amacı, zarar görenin zararının giderilmesidir. Tazminat ile amaçlanan, zararın ortadan kaldırılması ve bu suretle zarar verici fiil gerçekleşmeseydi zarar görenin mal ve şahıs varlığı ne durumda olacak idiyse bunun mümkün olduğunca sağlanmasıdır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Dolayısıyla tazminata hükmedilebilmesi için hukuka aykırı bir fiil, zarar, kusur ve fiil ile zarar arasındaki nedensellik bağı bulunmalıdır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Bu çalışmada da, araştırma ve yayın etiği ilkeleri doğrultusunda, ilk olarak yoksulluk nafakası genel olarak incelenmiştir. Müteakiben, yoksulluk nafakasında kusur, yoksulluk nafakasının talep edilmesi, amacı, ödenme biçimi ve niteliğinden bahsedilmiştir. Sonrasında ise yoksulluk nafakasının “süresi” üzerinde durulmuştur. Yoksulluk nafakasının süresi: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 17.05.2012 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı ve bu kararın incelenmesi, kanun koyucu nezdinde yoksulluk nafakasının süresi ve son olarak da hakimin takdir yetkisi ve taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde detaylıca incelenmiştir.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>I. YOKSULLUK NAFAKASI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>A) GENEL OLARAK</strong></p>

<p></p>

<p>Yoksulluk nafakası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku başlıklı İkinci Kitabının Birinci Kısmı olan Evlilik Hukukunun Boşanma başlıklı İkinci Bölümünde açık kanun hükmü ile düzenlenmiştir.</p>

<p></p>

<p>Buna göre: <i>“Boşanma yüzünden yoksulluğ</i><i>a d</i><i>üşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi iç</i><i>in di</i><i>ğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” (TMK m. 175)</i></p>

<p></p>

<p><strong>B) YOKSULLUK NAFAKASININ TALEP EDİLMESİ</strong></p>

<p></p>

<p>Hakimin yoksulluk nafakasını hükme bağlayabilmesi için eşlerden birinin boşanma davası ile birlikte veyahut da ayrı bir dava ile yoksulluk nafakasını talep etmesi gerekir. Zira, Medeni Yargılama Usul Hukuku ilkeleri çerçevesinde hakimin kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedebilmesi mümkün değildir.</p>

<p></p>

<p>Yoksulluk nafakası boşanma davasında talep edildiği takdirde, boşanmaya dair ilamın feri niteliğinde olarak ilgili ilamda yer alır. Buna karşılık yoksulluk nafakasına ilişkin taleplerin ayrı bir dava ile talep edilebilmesi de mümkündür.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Yoksulluk nafakası talep edilirken, talep edilen miktar açık ve net olarak belirtilmelidir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a></p>

<p>Boşanma ile yoksulluğa düşecek olan eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası, boşanma davasında verilen “boşanma hükmü” kesinleştikten sonra işlemeye başlar.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a></p>

<p><strong>C) YOKSULLUK NAFAKASINDA KUSUR</strong></p>

<p></p>

<p>Ek olarak, maddi ve manevi tazminattan farklı olarak yoksulluk nafakası söz konusu olduğunda, kendisinden talepte bulunulan eşin kusurlu olması aranmaz. <i>(TMK m. 175/2) </i>Yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yöneliktir. Bu sebeple de yoksulluk nafakası, hiçbir suretle yükümlüsüne yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmayacaktır. Nitekim, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için, yoksulluk nafakası talep eden eşin kusurunun daha ağır daha ağır olmaması gerekir. Yani, yoksulluk nafakası talep eden eş, kusursuz veya daha az kusurlu olmalıdır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p><strong>D) YOKSULLUK NAFAKASININ AMACI</strong></p>

<p></p>

<p>Geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkanından yoksun olan taraf diğer koşullar da mevcut ise yoksulluk nafakası talep edebilecektir. Ancak yoksulluk nafakasının amacı, hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması, diğer bir ifadeyle kendi kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla yoksul olmaması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlaki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Kısacası özünde sosyal ve ahlaki düşüncelere dayanan yoksulluk nafakası, evlilik birliği süresince eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün evlilik birliği sona erdikten sonra da kısmen devam etmesi niteliğindedir. Diğer bir deyişle yoksulluk nafakası, evlilik birliği süresince devam eden bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Şu da unutulmamalıdır ki, yoksulluk nafakası ile amaçlanan talepte bulunanın evli olduğu zamanki hayat seviyesini devam ettirmesinin ve refah içinde yaşamasının temini değildir. Dolayısıyla, yoksulluk nafakası yükümlüsünün varlıklı oluşu, talep edenin yoksulluğunu giderecek miktardan daha fazla nafakaya hükmedilmesine sebep olmamalıdır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p><strong>E) YOKSULLUK NAFAKASININ ÖDENME BİÇİMİ</strong></p>

<p></p>

<p>Yoksulluk nafakasının irat biçiminde ödenmesine karar verilebileceği gibi toptan ödenmesine de karar verilebilir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Bu husus TMK'da açıkça hükme bağlanmıştır. Buna göre:<i> <strong>“</strong>Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine g</i><i>ö</i><i>re irat biçiminde </i><i>ö</i><i>denmesine karar verilebilir. Manevi tazminatın irat biçiminde </i><i>ö</i><i>denmesine karar verilemez. İrat biçiminde </i><i>ö</i><i>denmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin </i><i>ö</i><i>lümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların mali durumlarını</i><i>n de</i><i>ğişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hakim, istem hâlinde, irat biçiminde </i><i>ö</i><i>denmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına g</i><i>ö</i><i>re ne miktarda </i><i>ö</i><i>deneceğini karara bağlayabilir.” (TMK m. 176)</i></p>

<p></p>

<p><strong>II. YARGITAY KARARLARI DOĞRULTUSUNDA YOKSULLUK NAFAKASININ SÜRESİ</strong></p>

<p></p>

<p>Yargıtay, yerleşik içtihat niteliğindeki kararlarında, TMK m. 175/1’de yer alan “…süresiz olarak…” ifadesini hakim için bağlayıcı bir zorunluluk olarak yorumlamaktadır. Dolayısıyla Yargıtay içtihatları doğrultusunda, hükmedilen yoksulluk nafakasının süre ile sınırlandırılması mümkün olmaz; ancak durum ve koşullara göre nafaka miktarının azaltılması söz konusu olabilir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a></p>

<p>Yargıtay’ın söz konusu yorumu, güncel toplumsal gereksinimlere ve anlayışa uygun değildir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Nitekim son zamanlarda yerel mahkemeler tarafından da, her ne kadar yukarıda belirtilen YHGK kararının hilafına da olsa, talep edilmesi halinde <i>“toplu yoksulluk nafakası” </i>ödenmesine hükmedilmektedir ve bu kararlar istinaf yargılaması sonucunda Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından onanmaktadır. <a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p><strong>III. YOKSULLUK NAFAKASI SÜRESİNİN ANAYASAL İNCELEMESİ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>A) ANAYASA MAHKEMESİNİN YOKSULLUK NAKAFAKASI SÜRESİNE İLİŞKİN KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>1- Genel Olarak</strong></p>

<p></p>

<p>22.11.2001 tarihinde TMK m. 175/1’de yer alan <i>“… süresiz olarak …” </i>ifadesinin Anayasa’nın Cumhuriyetin Nitelikleri, Kanun Önünde Eşitlik, Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları’na ilişkin maddelerine aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" rel="dofollow"> 17.05.2012 tarihi</a>nde ise, işin esasına girerek, oy çokluğu ile ilgili ifadenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" rel="dofollow"><sup><sup>[16]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p><strong>2- Oy çokluğu ile Alınan Karar</strong></p>

<p></p>

<p>Oy çokluğu ile alınan ilgili Anayasa Mahkemesi kararında, “… süresiz olarak …” ifadesi yalnızca Anayasa m. 2’de yer alan Cumhuriyetin Nitelikleri bakımından incelenmiştir. Anayasa m. 10’da yer alan Kanun Önünde Eşitlik ve Anayasa m. 41’de yer alan Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları bakımından ise<i> “ilgisi görülmediğinden” </i>inceleme yapılmamıştır.</p>

<p></p>

<p>Bu ifadenin Anayasa’nın 2. Maddesine aykırılığı noktasında yapılan incelemede ise Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesinin, devletin vatandaşlarına asgari bir yaşama düzeyi sağlamayı kendisine görev bilen ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesini meşru ve gerekli gören bir anlayışı ifade ettiği vurgulanmıştır. Buna göre vatandaşların sosyal durumlarıyla ilgilenen sosyal hukuk devleti, <i>insan onurunun korunmasını </i>amaçlayacaktır ve bunun için sosyal adaleti sağlamaya çalışacaktır. Sosyal hukuk devleti, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Bunun yanı sıra itiraz konusu “süresiz olarak” ibaresi, nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmemektedir.</p>

<p></p>

<p>Nitekim, TMK m. 176 uyarınca irat biçiminde ödenmesine karar verilmiş olan nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkacaktır; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde de mahkeme kararıyla kaldırılacaktır. Ek olarak tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir ve hakim, talep edilmesi hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.</p>

<p></p>

<p>Kısacası, Kanunda bu ibareye yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır.</p>

<p></p>

<p>Dolayısıyla, TMK m. 176/3’de yer alan yoksulluk nafakasının sona ermesine ilişkin sebeplerin geniş içerikli olması ve bu suretle nafaka borçlusunu korumasından ötürü nafaka süresi sınırlanmamalıdır. Bu görüşe göre, yoksulluk nafakası ahlaki ve dayanışmacı niteliği haiz olup sosyal devlet ilkesinin somut bir uygulaması niteliğindedir. Sosyal devlet ilkesinin uygulanması bakımdan yoksulluk nafakasının süresiz olması da pekala hakkaniyete uygundur.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Yukarıda açıklana sebeplerle itiraz konusu olan kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlendiğinden bahisle bu yükümlülük sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak kabul edilmiş ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>3- Karşı Oy Yazısı</strong></p>

<p></p>

<p>Anayasa Mahkemesi üyelerinden Hicabi DURSUN’un karşı oy yazısında ise “… süresiz olarak …” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesine aykırı olduğu savunulmuş ve gerekçelendirilmiştir. Aşağıda bu gerekçelere detaylıca yer verilmiştir.</p>

<p></p>

<p>Karşı oy gerekçesinde hakkaniyetin, ne olduğu ve önemi vurgulanmış sonrasında ise Türk Medeni Yargılama Hukuku ve Anayasa Hukukundaki yerinden ayrıca bahsedilmiştir. Bu noktada ise Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında hakkaniyet ilkesinin ölçüt olarak alındığı ve Anayasa m. 2 kapsamında Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti kavramının: İnsan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan, hakların elde edilmesini kolaylaştıran ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlet olduğunu vurgulanmıştır. Buna göre yasaların hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Yasa koyucu hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Yoksulluk nafakasını düzenleyen TMK m. 175’de yoksulluk nafakasının belirlenmesinde evliliğin süresi, nafaka alacak eşin yaşı, çalışma gücünün niteliği gibi özel şartlar aramamıştır. Bu anlamda insanların boşanarak aralarındaki hukuki ilişkiyi bitirmiş olmalarına rağmen evlilik birliğinde var olan sorumluluklarının ömür boyu devam etmesi, hem insaflı değil, hem de hakkaniyete aykırıdır. Nitekim karşı oy yazısında da aynen belirtildiği gibi: <i>"Boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca, sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli olması, hak düşürücü süre ve zamanaşımı kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde adalet duygusunu zedelemektedir.”</i></p>

<p></p>

<p>Bu anlamda <i>“Yoksulluk nafakasının süresiz olması, ileride nafakanın artırılması, nafakanın azaltılması veya nafakanın kaldırılması davalarının açılmasına neden olacaktır. Bu durumda nafaka yükümlüsü eski eşin nafaka alan tarafın kanunda yazılı şartları taşıyıp taşı</i><i>mad</i><i>ığını kontrol amacıyla, onun </i><i>ö</i><i>zel hayatına müdahale anlamına gelebilecek davranışlara ve onun üzerinde psikolojik baskı kurmasına neden olabilecektir. Yoksulluk nafakasının süresiz olması bu nafakayı alan tarafın, karşı tarafı ömür boyu cezalandırmak amacıyla gelir getirici bir işte çalışmama ve evlilik ekti yapmadan birlikte yaşama gibi davranışlara itebilecektir. Bu haller yoksulluk nafakasının süresiz de olsa bir ceza olmadığını savunan g</i><i>ö</i><i>rüşleri haksız çıkarmaktadır. Tarihin hiçbir d</i><i>ö</i><i>neminde, hiçbir hukuk sistemi boşanan eşlerden biri yoksulluğ</i><i>a d</i><i>üşecek diye diğeri için </i><i>ö</i><i>mür boyu sürebilecek yoksulluk nafakası yükümlülüğü öng</i><i>ö</i><i>rmemiştir. Dolayısı ile yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasının nedeni ahlaki ve sosyal gerekçelerle açıklanamaz.”</i></p>

<p></p>

<p>Devamında ise yoksulluğun sebebinin sadece, eşinden boşanan tarafın davranışları ve boşanmanın kendisi olamayacağı ve yoksulluğun küresel bir sorun olduğu ve bunun kamu yetkilileri tarafından müdahale edilmesi gereken bir durum olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda ise devlet tarafından, yoksulluğa karşı sosyal hak ve siyasi sorumluluk temeline dayanan yaklaşımlar geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde durulmuştur. Zira yine karşı oy yazısında aynen açıklandığı gibi: <i>“</i><i>Anayasa</i><i>’</i><i>nın 2. maddesinde yer alan </i><i>“</i><i>sosyal hukuk devleti” vatandaşlarına asgari geçim düzeyi sağlamayı kendisine g</i><i>ö</i><i>rev bilen ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesini meşru ve gerekli g</i><i>ö</i><i>ren bir anlayışı ifade eder. Vatandaşların sosyal durumlarıyla ilgilenen sosyal hukuk devleti, insan onurunun korunmasını amaçlar ve bunun için sosyal adaleti ve refahı sağlamaya çalışır. Anayasa Mahkemesi</i><i>’</i><i>nin pek çok kararında vurguladığı gibi, sosyal devlet, sosyal adaletin, refahın ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir.”</i></p>

<p></p>

<p>Ve son olarak, üyenin karşı oy yazısında, tamamen hemfikir olduğumuz şu ifadelere aynen yer verilmiştir:<strong> “<i>Kültürümüzden kaynaklanan yardı</i></strong><strong><i>msever e</i></strong><strong><i>ğilimlerinin, aile dayanış</i></strong><strong><i>mas</i></strong><strong><i>ının, hayır kurumları ve vakıflar gibi geleneksel kurumların yoksullukla mücadele bağlamındaki faaliyetleri sık sık övgüyle anılmaktadır. Ancak, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan ve Devletin aktif olarak mücadele etmesi gereken yoksulluğun sorumluluğunun, boşanan taraflardan birisinin üzerine </i></strong><strong><i>ö</i></strong><strong><i>mür boyu yüklenmesi, kanımca, sosyal devlet ilkesine, hakkaniyete ve mantığa da uygun bir çözüm değildir.”</i></strong></p>

<p></p>

<p><strong>4- Kanaatimiz</strong></p>

<p></p>

<p>Oy çokluğu ile alınan kararda <i>“… süresiz olarak …” </i>ifadesinin Anayasaya aykırılığı yalnızca, Cumhuriyetin Nitelikleri’ne ilişkin Anayasa m. 2 kapsamında değerlendirilmiştir. Kanun Önünde Eşitlik’e ilişkin Anayasa m. 10 ve Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları’na ilişkin Anayasa m. 41 kapsamında ise “ilgisi görülmediğinden” inceleme yapılmamıştır. Kanaatimce bu maddelerin “ilgisiz” olarak nitelendirilmesinin gerekçesine kararda yer verilebilirdi.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemede “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf” ifadesi kullanılmakla hem kadın hem de erkeğin yoksulluk nafakası talep edebileceği zımni olarak vurgulanmıştır. Dolayısıyla burada eşitlik ilkesinin ihlalinden bahsedilebilmesi mümkün değildir. Diğer bir deyişle yoksulluk nafakasına ilişkin TMK'da yer alan düzenlemenin Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğunu söylemek mümkün değildir. Kısacası Anayasa Mahkemesi kararı Anayasa m. 10 kapsamında ilgisiz bulunması sebebiyle inceleme yapmaması noktasında yerindedir.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte aile hukukuna ilişkin önemli bir düzenleme olan yoksulluk nafakasının, Ailenin Korunması ve Çocuk Haklarına ilişkin Anayasa m. 41 kapsamında ilgisiz olarak nitelendirilmesi ise şaşırtıcıdır. Nitekim uygulamada süresiz irat şeklinde bağlanan yoksulluk nafakasının sonucu olarak nafaka alacaklısı olan taraf, evliliğin süresi, çocuk olup olmaması gibi faktörler gözetilmeksizin sürekli olarak bir alacak hakkına kavuşmaktadır. Bu sonucun doğurması hem kadın hem erkek olmak üzere her iki taraf için de evliliğe dair verilecek olan kararı etkileyebilecek niteliktedir. Her iki tarafında evlenip evlenmeme kararını etkileyebilecek nitelikte olan bu düzenlemenin Anayasa’nın 41. Maddesi ile ilgisiz olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Uygulamada kendisine sürekli nafaka bağlanan eş, nafakanın kesilmesinden çekindiğinden ikinci bir evlilik yapmaktan kaçınabilecektir ve evlilik dışı fiili birliktelik yaşayabilecektir; ömür boyu nafaka ödemek durumunda kalacağını düşünen eş ise bu olasılıktan çekindiğinden evlilikten kaçınabilecektir. Dolayısıyla ailenin kurulması noktasında, işbu düzenlemenin ailenin korunması amacına hizmet etmediği; hatta uygulamada tam aksi sonuçlar doğurabileceği aşikardır. Bu düzenlemenin Anayasanın 41. maddesi ile ilgisi olmadığını savunmak ise evleviyetle mümkün değildir. Nitekim <i>“Devlet, ailenin huzur ve refahı ile </i><i>ö</i><i>zellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” </i>(Anayasa m. 41/1)</p>

<p></p>

<p>Bütün bu hususların yanı sıra, yoksulluk nafakasının süresiz olmasının; nafakanın artırılması, azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması için kanunda yazılı şartların oluşup oluşmadığını kontrol amacıyla eski eşlerin birbirlerinin özel hayatına müdahale anlamına gelebilecek davranışlarda bulunmasına neden olabileceği ve nafaka yükümlüsünü adeta cezalandırmak amacıyla ömür boyu bir işte çalışmaktan kaçınma ve evlilik birliği dışında fiili birliktelik yaşamaya gibi sonuçlar doğurabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Kısacası, uygulamada yoksulluk nafakasının süresiz olması, evlilik ve aile kurumuna zarar verici niteliktedir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Anayasa’nın 2. Maddesine göre: <i>“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, baş</i><i>lang</i><i>ıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” </i>Bu hususta ise karşı oy yazısına tamamıyla katılmaktadım. Zira, sosyal devlet anlayışı, devletin sosyal adaletin ve sosyal barışın sağlanması için ekonomik ve sosyal hayata aktif müdahalesini gerekli ve meşru gören bir anlayıştır. Bu anlayış, herkese insan onuruna yaraşır asgari bir hayat seviyesi sağlamayı amaçlar.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Dolayısıyla, sosyal bir hukuk devleti, sosyal hak ve siyasi sorumluluk temelli yaklaşımlar ile vatandaşlarının yoksulluğa düşmesinin önüne geçmek suretiyle refah ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlamakla yükümlüdür. Devletin bu yükümlülüğününün, evliliğin süresi vs. gibi hiçbir ayrım gözetilmeksizin salt boşanma dolayısıyla bir kişi tarafından gerçekleştirmesini beklemek hakkaniyete aykırı olacaktır.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte oybirliği ile alınmış olan Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi yoksulluk nafakası, eşler arasındaki karşılıklı dayanışma yükümlülüğünün evliliğin sona ermesinden sonra da devam etmesi niteliğindedir. Dolayısıyla yoksulluk nafakasının belirlenmesinde, hem evliliğin bitmesinden sonra devam eden dayanışma yükümlülüğü hem de eşler arasındaki bağın mümkün olan en kısa zamanda sona erdirilmesi ilkesi beraber gözetilerek eşlerin menfaatleri arasında denge sağlanmalıdır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p><strong>B) ANAYASA MAHKEMESİ KARARININ ANAYASA’NIN 152. MADDESİ İLE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p></p>

<p>“Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” <i>(Anayasa m. 152/4)</i></p>

<p></p>

<p>Yukarıdaki Anayasal düzenlemeye paralel olarak Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da da ayrıca bir düzenleme öngörülmüştür. 6216 sayılı Kanunun 41. Maddesi uyarınca, <i>“Mahkemenin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmi Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.”</i></p>

<p></p>

<p>Bu düzenlemeler ışığında Anayasa Mahkemesi, Anayasaya aykırılığı ileri sürülen kanun hükmü hakkında on yıllık yasağın söz konusu olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek ve yasak söz konusu ise, davayı esasa girmeden usulden reddetmek zorundadır. Diğer mahkemelerin de bu on yıllık yasağı itiraz yoluyla başvurularda kendiliğinde göz önünde tutmaları ve yasağın varlığı halinde, kural olarak, önlerindeki davayı Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar geri bırakmak yerine kanun hükmünü uygulayarak yürütmeleri gerekir.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>22.11.2001 tarihinde TMK m. 175/1’de yer alan <i>“… süresiz olarak …” </i>ifadesinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur. 17.05.2012 tarihinde ise oy çokluğu ile ilgili ifadenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir ve bu karar <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" rel="dofollow">26.06.2012 tarihinde 28335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.<sup><sup>[22]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, somut norm denetimi sonucunda verdiği bu kararda, itiraz yoluyla yapılan başvuruyu esastan incelemiştir.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a> Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararda işin esasına girerek red kararı verdiği ve bu kararın yayımlanmasından itibaren on yıl geçmiş olduğu dikkate alındığında, söz konusu ifadenin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla yeniden Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilmesinin mümkün olduğunu ifade etmek gerekir. <i>(Anayasa m. 152/4)</i></p>

<p></p>

<p><strong>IV. YOKSULLUK NAFAKASI SÜRESİNİN KANUN KOYUCU NEZDİNDE İNCELENMESİ</strong></p>

<p></p>

<p>Ülkemizin değerli hukukçuları ile fikir alışverişinde bulunmak suretiyle toplantılarını gerçekleştiren Meclis Araştırma Komisyonu’nun 14 Mayıs 2016 tarihli ve 399 sıra sayılı Komisyon Raporu incelendiğinde, yoksulluk nafakasına ilişkin birtakım öneri ve görüşlerin de bulunduğu görülmektedir. Buna göre, ilgili raporun birkaç farklı sayfasında yoksulluk nafakasının süre ile sınırlandırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır. <a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p><strong>V. YOKSULLUK NAFAKASININ BELİRLENMESİNDE HAKİMİN TAKDİR YETKİSİ VE TALEPLE BAĞLILIK İLKESİ</strong></p>

<p></p>

<p>Taleple bağlılık ilkesi, tarafların talebinden fazlasına mahkemece hüküm verilememesidir. <a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title=""><sup><sup>[25]</sup></sup></a><i> </i>Dolayısıyla hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. <i>(HMK m. 26/1) </i></p>

<p></p>

<p>Nitekim, uyuşmazlık tarafının maddi hukuktan kaynaklanan bir hakkının, bazı istisnai durumlar haricinde, yalnızca bir kısmının ileri sürülmesine bir engel yoktur. Bu durumda ise mahkeme, taleple bağlılık ilkesinin sonucu olarak talep edilenden fazlasına hükmedemeyecektir.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title=""><sup><sup>[26]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Her ne kadar taleple bağlılık ilkesi boşanma davalarında mutlak suretle uygulanmasa dahi boşanma davalarında kural olarak taleple bağlılık ilkesi geçerlidir. Diğer bir deyişle davanın geri alınabilmesi, davadan ve feri sonuçlarından feragat edilebilmesi pekala mümkündür.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title=""><sup><sup>[27]</sup></sup></a> Dolayısıyla yukarıda açıklandığı gibi boşanma davası ile birlikte sürülen, boşanmaya dair ilamın ferisi niteliğindeki yoksulluk nafakası ve ayrı bir davada ileri sürülerek talep edilmiş olan yoksulluk nafakası hakkında da usul hukuku bakımından geçerli olan taleple bağlılık ilkesinin uygulama alanı bulacağına şüphe yoktur.</p>

<p></p>

<p>Dolayısıyla, yoksulluk nafakası talep edilmemişse bu halde yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecektir. Bununla birlikte nafaka talep eden eş bu talebini belirli bir süre ile sınırlandırdığı takdirde hakimin, taleple bağlılık ilkesi uyarınca bu taleple bağlı olduğu ve ancak talep edilen süre ile sınırlı olmak üzere nafakaya hükmedebileceği de kuşkusuzdur.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title=""><sup><sup>[28]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p>Öğretide ileri sürülen görüşe göre, yoksulluk nafakası süresiz olarak talep edilmiş olsa dahi hakim takdir yetkisini kullanmak suretiyle süreli yoksulluk nafakasına hükmedebilecektir. Bu görüşe göre, TMK m. 175’te boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşin süresiz olarak nafaka “isteyebileceği” düzenlenmektedir. Bu hükümden eşin nafaka talebini belirli bir süreyle sınırlandırmasının da mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda kuşkusuz hakim, taleple bağlıdır ve talep sonucundan daha fazlasına karar veremez. Ancak, söz konusu düzenlemeden, nafakanın süresiz olarak talep edilmesi durumunda, hakimin süresiz nafakaya hükmetmek zorunda olup olmadığına dair bir çıkarım yapılamamaktadır. Sonuç olarak, hakimin yoksulluk nafakasının süresi konusunda karar verirken takdir yetkisi bulunduğunu kabul etmek gerekir.<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title=""><sup><sup>[29]</sup></sup></a></p>

<p>Nitekim Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 144. maddesinde 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle maddedeki yoksulluk nafakasını süre bakımından sınırlayan bir yıllık süre kaldırılarak yerine “…süresiz olarak…” nafaka istenebileceğine dair hüküm getirilmesi, bilinçli bir değişiklik olmasına karşılık; söz konusu değişiklik ile hakime belirli bir süreyle sınırlı olarak nafakaya hükmedebilme konusunda takdir yetkisi bırakılmadığı sonucuna varılması için hukuki bir dayanak bulunmamaktadır. Nitekim, madde metnine göre de nafaka alacaklısı süresiz olarak nafaka “isteyebilir” buna karşılık hakimin “…süresiz olarak…” yoksulluk nafakasına hükmetme zorunluluğuna dair bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır.<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title=""><sup><sup>[30]</sup></sup></a></p>

<p></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p></p>

<p>Boşanmanın mali sonuçlarından biri olarak düzenlenen ve aynı zamanda da bakım nafakası niteliğinde olan yoksulluk nafakası, evlilik birliği süresince eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün devam ettirilmesi anlamına gelir. Yoksulluk nafakasında amaç zenginleşme değil; boşanma sonucunda yoksulluğa düşen tarafın asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Kusur noktasında, tazminattan farklı olarak, talep eden eşin daha ağır kusurlu olmaması nafakaya hükmedilebilmesi için yeterlidir. Taleple bağlılık ilkesi uyarınca mahkeme talep olmaksızın kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedemeyecektir. Bununla birlikte TMK m. 176 uyarınca yoksulluk nafakasının irat biçiminde veya toptan olarak ödenebilmesi mümkündür.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yoksulluk nafakasına ilişkin TMK m. 175’de yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” istenebileceği hükme bağlanmıştır. Yargıtay içtihatlarınca bu ifade hakim için bağlayıcı bir zorunluluk olarak yorumlanmaktadır ve yoksulluk nafakasının süre ile sınırlandırılmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay’ın söz konusu yorumu güncel toplumsal gereksinimlere uygun değildir. Nitekim uygulamada, yerel mahkemeler tarafından talep edilmesi halinde hakkaniyete uygun olarak ve evliliğin süresi vs. gibi birtakım etkenler gözetilerek toplu yoksulluk nafakasına hükmedilebilmekte ve bu kararlar istinaf mercilerince de onaylanmaktadır.</p>

<p></p>

<p>2001 yılında “…süresiz olarak…” ifadesinin Anayasa’nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi tarafından, oy çokluğuyla ve işin esasına girilerek söz konusu ifadenin Anayasa’ya aykırılık teşkil etmediğine karar verilmiştir ve bu karar 2012 yılında Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.</p>

<p></p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin bu kararda işin esasına girerek red kararı verdiği ve bu kararın yayımlanmasından itibaren on yıl geçmiş olduğu göz önünde bulundurulsa söz konusu ifadenin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla yeniden Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilmesi mümkündür. <i>(Anayasa m. 152/4)</i></p>

<p></p>

<p>Süresiz olarak yoksulluk nafakasına hükmedilmesi özellikle son zamanlarda sıkça gündeme gelmekte ve hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesi ile eleştirilmektedir. Nitekim, yukarıda detaylıca açıklanan Anayasa Mahkemesi kararında yer alan karşı oy yazısı ve kanaatimize göre de evliliğin süresi, tarafların yaşları vb. gibi hiçbir etken gözetilmeksizin boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan tarafa “süresiz olarak” nafaka bağlanması hakkaniyete aykırıdır. Nitekim, oy çokluğu ile verilen Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulandığı gibi, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesi doğrultusunda, devletin görevi vatandaşlarına asgari bir yaşama düzeyi sağlamaktır. Bu nedenle de devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesi meşru ve gereklidir. Ancak sosyal bir hukuk devleti, sosyal hak ve siyasi sorumluluk temelli yaklaşımlar ile vatandaşlarının yoksulluğa düşmesinin önüne geçmek suretiyle refah ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlamakla yükümlüdür. Özellikle, evliliğin süresi dikkate alınmaksızın, sadece boşanmanın gerçekleşmesi sebebiyle, boşanarak aralarındaki hukuki ilişkiyi bitirmiş olmalarına rağmen, eşlerden birinin evlilik birliğinde var olan sorumluluklarının ömür boyu devam etmesi, hakkaniyete uygun değildir.</p>

<p></p>

<p>Aynı zamanda, yukarıda detaylıca açıklanan Anayasa Mahkemesi kararının karşı oy yazısında aynen yer verilen ifadelerle, <i>”Boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca, sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli olması, hak düşürücü süre ve zamanaşımı kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde adalet duygusunu zedelemektedir.”</i></p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte yoksulluk nafakasına süresiz olarak hükmedilmesi <i>“Ailenin Korunması” </i>bakımından da olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Nitekim, kendisine sürekli nafaka bağlanan eş, nafakanın kesilmesinden çekindiğinden ikinci bir evlilik yapmaktan kaçınabilmekte ve evlilik dışı fiili birliktelik yaşayabilmektedir.</p>

<p></p>

<p>2016 yılında gerçekleştirilen Meclis Araştırma Komisyonu toplantısında da yoksulluk nafakasının süre ile sınırlandırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır.</p>

<p></p>

<p>Her ne kadar TMK m. 175’de yer alan “…süresiz olarak…” ifadesi yasal olarak değiştirilmemiş ya da iptal edilmemiş olsa da; taleple bağlılık ilkesi doğrultusunda kendisinden nafaka talep edilen tarafça, yoksulluk nafakasının <i>“aylık … TL'den … yıllık toplam … TL toplu olarak ödenmesi”</i> talep edildiği takdirde hakimin toplu nafakaya hükmetmesi önünde bir engel yoktur. Nitekim toplu yoksulluk nafakasına dair yerel mahkemeler tarafından verilen kararlar Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından onanmaktadır. Öğretide yoksulluk nafakası süresiz olarak talep edilmiş olsa dahi hakimin takdir yetkisini kullanmak suretiyle süreli yoksulluk nafakasına hükmedebileceği de savunulmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Öğretide, süresiz olarak nafaka istenebileceğine dair bu düzenleme doğrultusunda hakime belirli bir süre ile sınırlı olarak nafakaya hükmetmesi konusunda takdir yetkisi bırakılmadığı sonucuna varılması için madde metninde bir dayanak bulunmadığı savunulmaktadır. Kanunun ruhuna göre yorumlanmasına dayandırılan bu görüşe göre, nafaka alacaklısı süresiz olarak nafaka isteyebilir; ancak hakimin nafakaya süresiz olarak hükmetmesi zorunluluğuna ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla süresiz olarak nafaka talep edilmiş olsa dahi hakimin bu talepten daha azına karar vererek belirli süre ile yoksulluk nafakasına hükmetmesi mümkündür. <a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title=""><sup><sup>[31]</sup></sup></a> Ancak buna rağmen, kendisinden yoksulluk nafakası talep edilen tarafın, dava veya cevap dilekçesinde, hakkında yoksulluk nafakası ödemesine hükmedilmesi halinde bunun toplu olarak ödenmesine hükmedilmesini talep etmesi yerinde ve lehine olacaktır. Zira hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Ancak duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. <i>(HMK m. 26/1) </i></p>

<p></p>

<p>Son olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yoksulluk nafakasının toplu olarak ödenmesine ilişkin yerel mahkeme kararının onanmaması durumunda ise Anayasa’nın 148’inci maddesi uyarınca olağan kanun yolları tüketildikten sonra ve yukarıda bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararının yayımlanmasından itibaren on senenin geçmiş olması sebebiyle Anayasa Mahkemesi’ne somut norm denetimi yoluyla yeniden başvurularak “…süresiz olarak…” ifadesinin iptalinin talep edilebilmesi mümkündür.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Av. Melisa GÜLHAN</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kitaplar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Akıntürk Turgut/Ateş Derya, Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku (Cilt 2), 24. Baskı, Beta Yayıncılık, Ankara, 2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Akkaya Tolga, Medeni Usul Hukuku Bakımından Boşanma Davası, 1. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2017.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Dural Mustafa/Öğüz Tufan/Gümüş Mustafa Alper, Türk Özel Hukuku (Cilt 3, Aile Hukuku), 9. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Erdoğan İhsan, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, Gazi Kitabevi, Ankara, 2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kayar İsmail, Borçlar Hukuku, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kayıhan Şaban/Ünlütepe Mustafa, Medeni Hukuk Bilgisi, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kuru Baki/Aslan Ramazan/Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, 25. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özbudun Ergun, Türk Anayasa Hukuku, 22. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ruhi Canan/Ruhi Ahmet Cemal, Nafaka Hukuku, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Şıpka Şükran, “Yoksulluk Nafakasının Süresine Eleştirel Bir Yaklaşım”, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye 80. Yıl Armağanı, 1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2018.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Uzun Mine, Yargıtay Kararları Kapsamında Yoksulluk Nafakası, 6. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2013.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Makaleler</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Baş Seda/Özcan Nisa, Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutlarıyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı, <i>Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, </i>2022, C. 4, S. 1, s. 328-383.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Kulaklı Emrah, Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi, <i>İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, </i>2018, C. 5, S. 2, s. 237-268.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Oğuz Habip, Taleple Bağlılık İlkesi Bakımından Yargıtay’ın Bir Kararının İncelenmesi, <i>Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, </i>2016, S. 8, s. 301-316.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Öden Merih, Türk Anayasa Yargısında On Yıl Süreli Denetim Yasağı, <i>Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, </i>2000, C. 55, S. 4, s. 47-81.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Yağcı Kürşat, Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu, <i>İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, </i>2018, C. 76, S. 1, s. 323-358.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mahkeme Kararları</strong></span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/9666, K. 2013/10215, T. 17.06.2013 sayılı kararı.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2001/5519, K. 2001/6977, T. 03.05.2001 sayılı kararı.</span></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172295-e-2020436-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2295, K. 2020/436, T. 17.06.2020 sayılı kararı.</span></a></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 02.05.1990, 2-111/261 sayılı kararı.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/2622, K. 2018/1201, T. 15.10.2018 sayılı kararı.</span></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E. 2011/136, K. 2012/72, T. 17.05.2012 sayılı kararı.</span></a></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>İnternet Kaynakları</strong></span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">https://karararama.yargitay.gov.tr/</span></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" rel="dofollow">https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari</a></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Diğer Kaynaklar</strong></span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">2016 Meclis Araştırma Komisyonu Raporu. Ankara: Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu. (Yasama Dönemi ve Yılı: 26-1, Sıra Sayısı: 399, Tarih: 14 Mayıs 2016). (http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/sirasayi_sd.sorgu_baslangic). (Erişim Tarihi: 06.08.2023).</span></p>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[1]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999">Avukat, Ankara Barosu, Hacettepe Üniversitesi Özel Hukuk Doktora Öğrencisi</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[2]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Turgut Akıntürk/Derya Ateş, Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku (Cilt 2), 24. Baskı, Beta Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 302.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[3]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> İhsan Erdoğan, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, Gazi Kitabevi, Ankara, 2019, s. 139.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[4]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> İsmail Kayar, Borçlar Hukuku, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2019, s. 125-126.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[5]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> “Taraflar arasında görülen boşanma davasının; feri niteliğinde olan nafaka ve tazminatlar yönünden derdest ve davanın devamı sırasında kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davanın açıldığı tarih itibariyle kesinleşmiş bir yoksulluk nafakası mevcut olmadığından, bu nafakanın kaldırılmasının da talep edilemeyeceği…” Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/9666, K. 2013/10215, T. 17.06.2013 sayılı kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[6]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> “Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için miktarın da belirtilmek suretiyle nafakanın açıkça talep edilmesi gerekir. Talep olmaksızın mahkeme bu konuda karar veremez.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2001/5519, K. 2001/6977, T. 03.05.2001 sayılı kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[7]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"><i> </i>“…boşanma ile yoksulluğa düşecek olan eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası boşanma davasında verilen ‘’boşanma hükmü’’ kesinleştikten sonra işlemeye başlayacaktır.” <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172295-e-2020436-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2295, K. 2020/436, T. 17.06.2020 sayılı kararı.</a></span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[8]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> “… Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise; evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade etmektedir. Yine tazminat talep eden tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir. Diğer maddi koşulu ise tazminat istenenin kusurlu olmasıdır. … Ayrıca madde metninden de anlaşıldığı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Eş söyleyişle, boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu ya da ağır kusurlu eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecektir. Yine, yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmayacaktır. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa, maddede açıkça belirtildiği gibi, kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür.” <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172295-e-2020436-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2295, K. 2020/436, T. 17.06.2020 sayılı kararı.</a></span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[9]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> “… TMK’nin 175. maddesinde geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus yargısal uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424, 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir. … Yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması, diğer bir ifadeyle kendi kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla yoksul olmaması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlâki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir.” <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172295-e-2020436-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2295, K. 2020/436, T. 17.06.2020 sayılı kararı.</a></span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[10]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Turgut Akıntürk/Derya Ateş, Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku (Cilt 2), 24. Baskı, Beta Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 302.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[11]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Mustafa Dural/Tufan Öğüz/Mustafa Alper Gümüş, Türk Özel Hukuku (Cilt 3, Aile Hukuku), 9. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014, s. 150.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[12]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Şaban Kayıhan/Mustafa Ünlütepe, Medeni Hukuk Bilgisi, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s. 324.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[13]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 02.05.1990, 2-111/261 sayılı kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[14]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Kürşat Yağcı, “Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu”, <i>İstanbul </i><i>Ü</i><i>niversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, </i>2018, C. 76, S. 1, s. 335-338.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[15]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Yalnızca bu Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarının örneklerinden biri olarak: “Kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği sabittir. TMK'nın 169. Madde çerçevesinde tedbir nafakası verilmesi doğru olduğu gibi, yoksulluk nafakasına da karar verilmesi doğrudur ancak tarafların yaşları, 14/05/2013 tarihinde evlenip boşanma davasının 03/08/2015 tarihinde açıldığı fiili evlilik süresinin az olduğu gözetildiğinde yoksulluk nafakasının süresiz olarak hüküm altına alınması doğru bulunmamıştır. Davacı-davalı erkeğin yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf talebinin ise kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin yoksulluk nafakasına ilişkin kararının kaldırılmasına, TMK'nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek TMK'nın 176/1. maddesi gereğince davalı-davacı kadın yararına aylık … TL'den … yıllık toplam … TL toplu yoksulluk nafakasının davacı-davalı erkekten tahsili ile davalı-davacı kadına verilmesine, fazlaya dair isteğin reddine karar vermek gerekmiştir.” (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/2622, K. 2018/1201, T. 15.10.2018 sayılı kararı.)</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" rel="dofollow"><sup><sup>[16]</sup></sup></a> <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, E. 2011/136, K. 2012/72, T. 17.05.2012 sayılı kararı.</a></span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[17]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Mine Uzun, Yargıtay Kararları Kapsamında Yoksulluk Nafakası, 6. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2013, s. 100.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[18]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Seda Baş/Nisa Özcan, "Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutlarıyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı”, <i>Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, </i>2022, C. 4, S.1, s. 374-375.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[19]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, 22. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 140-148.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[20]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Emrah Kulaklı, “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi”, <i>İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,</i> 2018, C. 5, S. 2, s. 261.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[21]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Merih Öden, “Türk Anayasa Yargısında On Yıl Süreli Denetim Yasağı”, <i>Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, </i>2000, C. 55, S. 4, s. 60-61.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2011136-e-201272-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><sup><sup>[22]</sup></sup> Anayasa Mahkemesi, E. 2011/136, K. 2012/72, T. 17.05.2012 sayılı kararı.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[23]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Seda Baş/Nisa Özcan, "Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutlarıyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı”, <i>Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, </i>2022, C. 4, S.1, s. 359.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[24]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> 2016 Meclis Araştırma Komisyonu Raporu, Ankara: Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, (Yasama Dönemi ve Yılı: 26-1, Sıra Sayısı: 399, T. 14 Mayıs 2016).</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[25]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Baki Kuru/Ramazan Aslan/Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 25. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2014, s. 304.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[26]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Habip Oğuz, “Taleple Bağlılık İlkesi Bakımından Yargıtay’ın Bir Kararının İncelenmesi”, <i>Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, </i>2016, S. 8, s. 309-310.</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[27]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Tolga Akkaya, Medeni Usul Hukuku Bakımından Boşanma Davası, 1. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s. 123.</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[28]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Canan Ruhi/Ahmet Cemal Ruhi, Nafaka Hukuku, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s. 49-50.</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[29]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Şükran Şıpka, “Yoksulluk Nafakasının Süresine Eleştirel Bir Yaklaşım”, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye 80. Yıl Armağanı, 1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2018, s. 17; Kürşat Yağcı, “Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu”, <i>İstanbul </i><i>Ü</i><i>niversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, </i>2018, C. 76, S. 1, s. 340-341.</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[30]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Kürşat Yağcı, “Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu”, <i>İstanbul </i><i>Ü</i><i>niversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, </i>2018, C. 76, S. 1, s. 354.</span></p>

<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[31]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Kürşat Yağcı, “Yoksulluk Nafakasında “Süresizlik” Sorunu”, <i>İstanbul </i><i>Ü</i><i>niversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, </i>2018, C. 76, S. 1, s. 354.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-hukuk-sisteminde-yoksulluk-nafakasinin-suresi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/themis-4a1.jpg" type="image/jpeg" length="62655"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mayıs ayı kira artış oranı yüzde 32,24 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mayis-ayi-kira-artis-orani-yuzde-3224-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mayis-ayi-kira-artis-orani-yuzde-3224-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mayıs ayının enflasyon verileri belli oldu, haziran ayında kiracılara uygulanabilecek tavan zam oranı şekillendi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, 12 aylık enflasyon ortalamasının baz alındığı tavan zam oranı yüzde %32,24 oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mayıs 2026 TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) – Yİ-ÜFE (Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi) Oranları Türkiye İstatistik Kurumu tarafından belirlendi. Açıklanan verilere göre yeni oranlar aşağıdaki gibidir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="49"></td>
   <td valign="top" width="75"></td>
   <td colspan="2" width="118">
   <p><strong>Önceki Aya Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="121">
   <p><strong>Önceki Yılın Aralık Ayına Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="118">
   <p><strong>Önceki Yılın Aynı Ayına Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="116">
   <p><strong>12 Aylık Ortalamalara Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="49">
   <p><strong>YIL</strong></p>
   </td>
   <td width="75">
   <p><strong>AY</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="60">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="60">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="61">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="60">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="49">
   <p><strong>2026</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>2,75</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p><strong>1,71</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p><strong>14,04</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p><strong>16,61</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p><strong>28,93</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>32,61</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>26,96</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>32,24</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 344. Maddesi gereğince; taraflarca bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla belirlenecek olup; Mayıs 2026 Kira artış oranı %32,24 olmuştur.</p>

<p><strong>Kira Artışına Türk Borçlar Kanunu Uyarınca Uygulanan Endeksler (Oranlar)</strong></p>

<p></p>

<p>1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk borçlar kanunu 344. Madde</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"></td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2026 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2027 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2028 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2029 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2030 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong><strong> </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong>Ocak*</strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">33,98</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Şubat</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">33,39</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mart</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">32,82</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Nisan</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">32,43</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mayıs</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">32,24</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Haziran</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Temmuz</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ağustos</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Eylül</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ekim</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Kasım</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Aralık</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"></td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2021 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2022 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2023 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2024 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2025 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong><strong> </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong>Ocak*</strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">12,53</td>
   <td valign="bottom" width="107">22,58</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>72,45</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>54,72</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>56,35</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Şubat</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">12,81</td>
   <td valign="bottom" width="107">25,98</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>71,83</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>55,91</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">53,83</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mart</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">13,18</td>
   <td valign="bottom" width="107">29,88</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>70,20</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>57,50</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">51,26</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Nisan</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">13,70</td>
   <td valign="bottom" width="107">34,46</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>67,20</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>59,64</p>

   <p>(25,00)****</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">48,73</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mayıs</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">14,13</td>
   <td valign="bottom" width="107">39,33</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>63,72</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>62,51</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">45,80</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Haziran</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">14,55</td>
   <td valign="bottom" width="107">44,54 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>59,95</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>65,07</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">43,23</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Temmuz</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">15,15</td>
   <td valign="bottom" width="107">49,65 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>57,45</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">65,93</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>

   <p>41,13</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ağustos</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">15,78</td>
   <td valign="bottom" width="107">54,69 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>56,28</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>64,91</p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">39,62</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Eylül</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">16,42</td>
   <td valign="bottom" width="107">59,91 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>55,30</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">63,47</td>
   <td valign="bottom" width="107">38,36</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ekim</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">17,09</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>65,26</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>54,26</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">62,02</td>
   <td valign="bottom" width="107">37,15</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Kasım</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">17,71</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>70,36</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>53,40</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">60,45</td>
   <td valign="bottom" width="107">35,91</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Aralık</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">19,60</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>72,31</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>53,86</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">58,51</td>
   <td valign="bottom" width="107">34,88</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2016 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2017 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2018 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS </strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2019 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS** </strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2020 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS** </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Ocak*</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,50</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>4,96</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,66</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>17,16</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>14,52</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,61</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>5,87</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,50</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>17,93</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>13,94</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,64</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>6,89</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,35</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>18,70</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>13,33</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,47</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>8,01</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,36</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,39</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,66</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,19</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>9,02</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,80</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,91</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,10</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,91</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>9,98</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>16,57</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,88</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,88</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,77</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>10,94</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>17,41</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,91</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,51</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,51</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,05</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>18,78</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,62</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,27</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,07</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>13,26</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>21,36</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>18,27</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,47</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>3,83</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>14,47</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">23,73</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>16,81</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,74</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>3,93</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>15,38</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">25,52</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,87</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,04</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,30</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>15,82</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">27,01</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,18</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,28</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2015 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2014 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2013 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2012 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2011 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ocak*</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>9,59</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,22</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>5,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>11,11</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,89</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>6,11</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,96</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,23</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>6,95</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,36</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>7,36</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,74</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,17</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,98</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,66</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,27</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,57</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,21</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,74</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,18</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,24</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,42</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,43</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,26</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,88</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,59</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,14</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,55</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,39</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,76</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,92</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,84</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,58</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>8,65</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,03</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,58</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,11</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,93</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,80</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,26</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,32</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,10</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,98</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,72</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,28</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,25</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,48</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,09</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,09</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2010 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2009 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2008 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2007 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2006 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ocak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>1,14</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>12,81</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,08</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,68</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,45</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>1,20</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>12,63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>5,94</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,08</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,04</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>1,63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,99</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>5,95</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,49</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>2,52</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,65</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,39</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>11,01</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,09</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>3,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,96</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,20</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,95</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,27</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>4,30</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,34</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>8,39</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,09</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,97</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,47</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,76</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,82</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,18</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,19</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,68</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>8,29</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>6,49</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>3,22</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>11,29</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,77</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,06</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>7,71</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>2,20</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>12,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,76</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,27</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>1,37</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>12,56</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,75</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,60</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,52</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>1,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>12,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,31</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,34</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2005 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2004 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2003 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2002 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2001 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ocak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>14,55</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>23,61</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>45.9</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>66.8</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>48.0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>14,70</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>21,49</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>42.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>72.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>44.5</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>15,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>19,18</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>39.4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>75.4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>42.1</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>14,96</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>17,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>37.8</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>75.3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>41.8</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>13,97</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>15,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>36.7</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>73.6</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>42.3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>12,78</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>13,73</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>35.4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>71.5</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>43.3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>11,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>12,51</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>33.8</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>69.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>44.8</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>10,65</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,62</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>32.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>66.3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>46.9</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>9,54</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>30.3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>63.0</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>49.7</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>28.5</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>59.0</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>53.2</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,07</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>27.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>54.6</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>57.0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,09</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>25.6</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>50.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>61.6</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>* 26.02.2014 Tarihli ve 6527 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi ile 5429 sayılı Kanuna eklenen fıkra gereğince “Muhtelif mevzuatta Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) ve Üretici Fiyat Endeksine (ÜFE) yapılmış olan atıflar, Kurumca hesaplanan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksine (Yİ-ÜFE), tarım sektörü TEFE ve ÜFE’ye yapılan atıflar Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksine yapılmış sayılır.</p>

<p>** Özel hüküm bulunmayan durumlar için Türk Borçlar Kanunu’nun 344. Maddesine göre kira artış oranında 12 aylık ortalamaya göre belirlenen TÜFE oranı esas alınır.</p>

<p>*** <strong> </strong>7409 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na eklenen Geçici 1. madde uyarınca (11.06.2022 ile 01.07.2023 tarihleri arasında geçerli olmak üzere) konutlarda kira artışına % 25 oranında üst sınır getirilmiştir. 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha düşük açıklanmış ise, üst sınır TÜFE'ye göre belirlenecek olup şayet 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha yüksek açıklanmış ise, bu durumda %25 oranında artış yapılabilecektir.</p>

<p>**** <strong> </strong>7456 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na eklenen Geçici 2. madde uyarınca (02.07.2023 ile 01.07.2024 tarihleri arasında geçerli olmak üzere) konutlarda kira artışına % 25 oranında üst sınır getirilmiştir. 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha düşük açıklanmış ise, üst sınır TÜFE'ye göre belirlenecek olup şayet 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha yüksek açıklanmış ise, bu durumda %25 oranında artış yapılabilecektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mayis-ayi-kira-artis-orani-yuzde-3224-oldu</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/kira-par-1691927.webp" type="image/jpeg" length="36129"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Barosu: Ekokırım TCK'de bağımsız bir suç olarak düzenlenmelidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-ekokirim-tckde-bagimsiz-bir-suc-olarak-duzenlenmelidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-ekokirim-tckde-bagimsiz-bir-suc-olarak-duzenlenmelidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Barosu tarafından yapılan 5 Haziran Dünya Çevre Günü açıklamasında ekokırımın giderek derinleştiği ve bunun “hukuk ve demokrasi sorunu” olduğu belirtilerek, “Yüksek harçlar, bilirkişi ve keşif giderleri ile yargılama masrafları, çevre hakkını savunmak isteyenler açısından fiili bir engel yaratmakta; anayasal hak arama özgürlüğünü zedelemektedir. Çevreyi korumanın bedeli yurttaşlara yüklenemez. Ekokırım Türk Ceza Kanunu'nda bağımsız bir suç olarak düzenlenmelidir” denildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında yazılı bir açıklama yapan İzmir Barosu, yaşam alanlarını korumak isteyen yurttaşların anayasal haklarının zedelendiğini bildirdi. Yapılan açıklamada, “Bugün, yalnızca doğayı hatırlama günü değil; yaşamı, kentleri ve geleceğimizi tehdit eden ekolojik yıkıma karşı mücadeleyi büyütme günüdür. Yaşadığımız ekolojik kriz, tüm insanlığın ortak sorumluluğu gibi gösterilse de yıkımın asıl kaynağı; doğayı sınırsız bir sömürü alanı olarak gören rant ve sermaye odaklı politikalardır. İliç'te siyanürlü toprak altında kalan yaşamlar, Akbelen ve Kazdağları'nda yok edilen ormanlar bunun en somut örnekleridir. Bu yıkım yalnızca kırsalda yaşanmamaktadır. İzmir'de Aliağa'nın ağır sanayi ve gemi söküm faaliyetleriyle karşı karşıya bırakıldığı kirlilik, Gaziemir'deki radyoaktif atık sahası ve İzmir Körfezi'nin giderek derinleşen ekolojik sorunları, çevre hakkının sistematik biçimde ihlal edildiğini göstermektedir” ifadeleri kullanıldı.</p>

<p><strong>“DOĞA HAK SAHİBİ BİR VARLIKTIR”</strong></p>

<p>“Doğanın tahribiyle birlikte kentlerin hafızası ve yaşam alanları da yok edilmektedir” denilerek devam eden açıklamada, “Kıyıların, tarım alanlarının ve kamusal mekânların rant uğruna dönüştürülmesi, yalnızca çevreyi değil kent hakkını da tehdit etmektedir. Bu nedenle ekokırım kadar mekânkırım da hukuk ve demokrasi sorunudur. Ne var ki çevreyi korumak isteyen yurttaşlar ve yaşam savunucuları yalnızca şirketlerle değil, adalete erişim engelleriyle de mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır. Yüksek harçlar, bilirkişi ve keşif giderleri ile yargılama masrafları, çevre hakkını savunmak isteyenler açısından fiili bir engel yaratmakta; anayasal hak arama özgürlüğünü zedelemektedir. Çevreyi korumanın bedeli yurttaşlara yüklenemez. İzmir Barosu olarak; doğanın yalnızca korunacak bir kaynak değil, hak sahibi bir varlık olduğunu savunuyoruz” ifadelerine yer verildi.</p>

<p><strong>“KAMUSAL DEĞERLERİMİZİ SAVUNMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekokırım Türk Ceza Kanunu'nda bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi çağrısı yapılan açıklamada, “Çevre davalarında yargısal korumaya erişimi engelleyen harç ve yargılama giderleri kaldırılmalı, çevre hakkının korunması için etkili ve erişilebilir hukuki mekanizmalar oluşturulmalıdır. Yaşam alanlarını, doğal varlıkları ve kent hafızasını yok eden politikalardan vazgeçilmelidir. İzmir Barosu olarak dün olduğu gibi bugün de; mahkeme salonlarında, yaşam alanlarında ve kamusal alanda doğadan, kentten ve yaşamdan yana olmaya devam edeceğiz. Çünkü doğa bizim mülkümüz değil, ortak yaşam alanımızdır. Ekokırıma karşı yaşamı, mekânkırıma karşı kentlerimizi; Meslek Fabrikası, Basmane Çukuru ve Buca Cezaevi gibi kent hafızasının silinmesine yol açan haksız uygulamalara karşı da ortak geçmişimizi ve kamusal değerlerimizi savunmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi. (Cumhuriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-ekokirim-tckde-bagimsiz-bir-suc-olarak-duzenlenmelidir</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/baro/1317659.jpg" type="image/jpeg" length="97909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[900 sözleşmeli icra kâtibi alınacak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/900-sozlesmeli-icra-katibi-alinacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/900-sozlesmeli-icra-katibi-alinacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İcra Dairelerinde görev yapmak üzere Adalet Bakanlığınca yetki verilen Adalet Komisyonu Başkanlıkları tarafından yapılacak uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre 900 sözleşmeli icra kâtibi alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>SÖZLEŞMELİ İCRA KÂTİPLİĞİ (657 SK. 4/B) SINAV İLANI</strong></p>

<p>İcra Dairelerinde görev yapmak üzere;</p>

<p>Bakanlığımızca ekli listede yeri, sayısı, ünvanı ve niteliği belirtilen, 6/6/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar” ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesi kapsamında, Bakanlığımızca yetki verilen Adalet Komisyonu Başkanlıkları tarafından yapılacak uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre 900 sözleşmeli icra kâtibi alınacaktır.</p>

<p>Adalet Komisyonu Başkanlıklarınca yapılacak uygulama ve sözlü sınava, lisans mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSSP3, ön lisans mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSP93, ortaöğretim mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSSP94 puan türünden 70 ve daha yukarı puan alanlar başvurabilecektir.</p>

<p><strong>1-) Genel Şartlar</strong></p>

<p>Sözleşmeli icra kâtipliği pozisyonlarına atanmak isteyenlerin Adalet Bakanlığı İcra Personelinin Sınav, Atama, Nakil, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin 3/A maddesinde belirtilen;</p>

<p>a) Türk vatandaşı olmak,</p>

<p>b) Merkezi sınavın (KPSS-2024) yapıldığı 2024 yılının Ocak ayının birinci günü itibarıyla otuz beş (35) yaşını doldurmamış olmak (01/01/1989 ve sonrası doğumlu olanlar),</p>

<p>c) Görev yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı bulunmamak,</p>

<p>d) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflâs, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak,</p>

<p>e) Kamu haklarından mahrum bulunmamak,</p>

<p>f) Askerlikle ilgisi bulunmamak veya askerlik çağına gelmemiş olmak ya da askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olmak,</p>

<p>g) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,</p>

<p>h) Uygulama sınavında ve sözlü sınavda başarılı olmak, şartlarını taşımaları gerekmektedir.</p>

<p><strong>2-) Başvuru Yeri ve Gerekli Belgeler</strong></p>

<p>a) Başvuru Yeri</p>

<p>Başvurular Kariyer Kapısı üzerinden yapılacak olup, adaylar 07.06.2026 ila 22.06.2026 tarihi saat 23:59:59’a kadar https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim üzerinden başvuruları gerçekleştireceklerdir. Şahsen veya posta yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.</p>

<p>Adaylar, sözleşmeli icra kâtipliği pozisyonları için başvurularını Adalet Komisyonu Başkanlıklarına yapacaklardır. Sözleşmeli icra kâtipliği pozisyonu için sadece bir komisyona başvuru yapılabilecektir. Birden fazla başvuru tespit edilmesi halinde adayın hiçbir başvurusu kabul edilmeyecek olup, bu şekilde sınava girenler kazanmış olsalar dahi istihdam edilmeyecektir.</p>

<p>Uygulama ve sözlü sınavlar Adalet Komisyonu Başkanlıkları tarafından gerçekleştirecektir. İcra kâtibi (Ek-1) pozisyonuna başvuracak adayların, başvurularını bu hususları göz önünde bulundurarak yapmaları gerekmektedir. İstihdam edilmeye hak kazanan adaylar başvuru yaptıkları Adalet Komisyonlarına bağlı olarak sınav izni verilen mahallerden herhangi birinde istihdam edilebileceklerdir.</p>

<p>Adaylar, başvuru için istenilen ve bu ilanın “Başvuru Esnasında Sisteme Yüklenmesi Gereken Belgeler” başlıklı 2-b maddesinde belirtilen belgeleri sisteme eksiksiz ve tek tek yüklemek suretiyle başvuru işlemlerini tamamlayacaklardır. Yanlış veya eksik belge yüklenmesi nedeniyle doğabilecek hak kayıplarından adaylar sorumludur.</p>

<p>Adayların başvuru işlemi tamamlandıktan sonra “Başvurularım” ekranından başvurularının tamamlanıp tamamlanmadığını kontrol etmeleri gerekmektedir. “Başvurularım” ekranından “Başvuru Alındı” ibaresi görülmeyen hiçbir başvuru değerlendirilmeye alınmayacaktır.</p>

<p>b) Başvuru Esnasında Sisteme Yüklenmesi Gereken Belgeler</p>

<p>-Mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi, (Öğrenim bilgileri ilgili web servisleri aracılığı ile alınacaktır. Öğrenim bilgisi alınamayan veya hatalı olan adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)</p>

<p>-Denkliği gösterir belge, (Adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)</p>

<p>-Hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunlarının ayrıca bu mezuniyetlerini gösterir öğrenim belgesi.</p>

<p><strong>3-) Uygulama Sınavına Çağrılacakların Belirlenmesi, İlanı, Sınav Yeri, Zamanı ve Şekli</strong></p>

<p>2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında alınan puanlar esas olmak kaydıyla; KPSSP3, KPSSP93 ve KPSSP94 puanları ayrı ayrı, en yüksek puandan başlamak suretiyle sıralanarak; yetki verilen her bir Adalet Komisyonu için ilan edilen pozisyon sayısının on katı aday uygulamalı sınava çağırılacaktır. Son aday ile aynı puana sahip olan adayların tamamı uygulamalı sınava alınacaktır.</p>

<p>Uygulamalı sınava girmeye hak kazananlar ile sınav yerleri 16.07.2026 – 20.07.2026 tarihleri arasında sınav yapan komisyonların internet sitesinde yayınlanacak olup, ayrıca yazılı bildirim yapılmayacaktır. Sınava katılma hakkını elde edemeyen başvuru sahiplerine herhangi bir bildirimde bulunulmayacaktır.</p>

<p>01.08.2026 günü ve takip eden günlerde adayların bilgisayar ile vuruş hesabı yapılmadan üç dakikada yanlışsız ve tekrarsız olarak en az doksan kelime yazıp yazamadıklarının tespiti için uygulamalı sınav yapılacaktır.</p>

<p>Uygulamalı sınavdan en az bir hafta önce Bakanlık internet sitesinde ilan edilecek yazılı metinler arasından, sınav sırasında her bir grup için Adalet Komisyonu tarafından kura yöntemiyle belirlenerek adaylara verilen ya da uygulamalı sınav programı üzerinden otomatik olarak seçilen bir metinden bilgisayar ile üç dakikada yanlışsız ve tekrarsız en az doksan kelime yazanlar, uygulama sınavında başarılı olmuş sayılacaklardır.</p>

<p>Yapılacak uygulamalı sınavda başarılı sayılabilmek için; verilen metne sadık kalınıp kalınmadığına, yanlış yazılan kelime sayısı, yazı içerisindeki kelime ve cümle tekrarları ile kelime atlama nedeniyle metnin anlam bütünlüğünün bozulup bozulmadığına dikkat edilir. Bu işlem yapılırken yanlış yazılan kelime sayısının toplam yazılan kelime sayısına oranının yüzde yirmi beşten (%25) fazla olması veya toplam yirmi iki (22) ve üzeri kelime atlanması halinde yazılan metnin anlam bütünlüğü şartını taşımadığı kabul edilir. Uygulama birliğini sağlamak üzere Bakanlıkça değerlendirmeye ilişkin kriterler belirlenebilir. Uygulamalı sınavda aday F ya da Q klavyeden herhangi birini seçebilecektir. Değerlendirme yapılırken büyük/küçük harf ve noktalama işaretleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p><strong>4-) Sözlü Sınava Çağrılacakların Belirlenmesi, İlanı, Sınav Yeri, Zamanı ve Şekli</strong></p>

<p>Uygulamalı sınavda başarılı olanlar arasından doğru kelime sayısı esas alınmak kaydıyla; en fazla doğru kelime yazan adaydan başlamak suretiyle sıralanarak; her bir Adalet Komisyonu için ilan edilen pozisyon sayısının üç katı aday sözlü sınava çağırılacaktır. Son adayla aynı sayıda doğru kelime yazan adayların tamamı sözlü sınava alınacaktır.</p>

<p>Sözlü sınava girmeye hak kazanan adaylar ile sınav yerleri en geç 17.08.2026 günü sınavı yapan Adalet Komisyonlarının internet sitesinde yayınlanacak olup, ayrıca yazılı bildirim yapılmayacaktır. Sözlü sınava katılma hakkını elde edemeyen başvuru sahiplerine herhangi bir bildirimde bulunulmayacaktır. Adaylar 22.08.2026 günü ve takip eden günlerde sözlü sınava alınacaklardır.</p>

<p><strong>5-) Sözlü Sınav Konuları</strong></p>

<p>Sözlü sınavda Adalet Bakanlığı İcra Personelinin Sınav, Atama, Nakil, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin 11 inci maddesinde belirtilen genel kültür ve genel yetenek konuları ile genel hukuk bilgisi, icra ve iflâs hukuku ile kalem mevzuatından soru sorulacaktır. Adayın sözlü sınavda başarılı sayılmak için, üyelerin yüz (100) tam puan üzerinden verdikleri notların aritmetik ortalamasının en az yetmiş (70) puan olması gerekir. Sözlü sınavda konular ve puanlama aşağıda belirtildiği şekilde olacaktır.</p>

<p>a) Alan bilgisi (40 puan),</p>

<p>b) Genel yetenek ve genel kültürü (20 puan),</p>

<p>c) Bir konuyu kavrayıp özetleme ve ifade yeteneği ile muhakeme gücü (20 puan),</p>

<p>d) Genel görünümü, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu ile liyakati (20 puan), olmak üzere toplam 100 puan üzerinden yapılır.</p>

<p><strong>6-) Başarı Listelerinin Oluşturulması</strong></p>

<p>Sözlü sınav sonucu en yüksek puan alan adaydan başlanmak üzere sıraya konularak sözlü sınav başarı listesi hazırlanacaktır.</p>

<p>Merkezi ve sözlü sınavda alınan puanların aritmetik ortalamasına göre en yüksek puandan başlanarak nihai başarı listesi düzenlenecektir. Nihai başarı listesi düzenlenirken; hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet ile adalet ön lisans programı, lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunları en yüksek puan alan adaydan başlamak üzere, diğer adaylar ise bu sıralamayı takiben kendi aralarında en yüksek puandan başlayarak sıralanacak ve nihai başarı listesi sınavı yapacak Adalet Komisyon Başkanlığının bulunduğu adliye internet sitesinde ilan edilecektir.</p>

<p>Nihai başarı listesinde puanların eşit olması halinde; sırasıyla KPSS puanı, sözlü sınav puanı ve diploma notu yüksek olan aday sıralamada üstte yer alacaktır.</p>

<p>Nihai başarı bilgileri ilgili Adalet Komisyonu Başkanlığı internet sitesinde ilan edilecektir. Ayrıca adaylar Kariyer Kapısı https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim adresli internet sitesinde bilgilerini görüntüleyebilecektir.</p>

<p><strong>7-) Atama Sırasında İstenecek Belgeler</strong></p>

<p>- Kariyer Kapısı üzerinden alınacak “Başvuru Bilgileri” çıktısı,</p>

<p>- Mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi, (fotokopi veya e-devlet çıktısı)</p>

<p>- Denkliği gösterir belge, (fotokopi veya e-Devlet çıktısı)</p>

<p>- Hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezuniyetini gösterir öğrenim belgesi. (fotokopi veya e-Devlet çıktısı)</p>

<p>- KPSS sonuç belgesi,</p>

<p>- 2 adet biyometrik fotoğraf,</p>

<p>- Sağlık beyanı, (Ek-2)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Askerlikle ilgisi bulunmadığına veya askerlik çağına gelmediğine ya da askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olduğuna dair belge, (fotokopi veya e-Devlet çıktısı)</p>

<p>- Adli sicil kaydı, (Adalet Komisyonları/İcra Daireleri Başkanlıklarınca temin edilecektir.)</p>

<p>- Mal bildirimi, (Ek-3) (El yazısı ile veya bilgisayar ortamında doldurulabilir.)</p>

<p>- Kamu görevlileri etik sözleşmesi. (Ek-5)</p>

<p>Gerek görülmesi halinde yukarıda belirtilen belgelerin asıllarının ibraz edilmesi adaylardan istenebilecektir.</p>

<p><strong>8-) Atamaların Yapılması</strong></p>

<p>Bakanlık tarafından, sınavı yapan Adalet Komisyonlarınca oluşturulan nihai başarı listeleri incelenerek başarılı olanlar ilan edilen pozisyonlara atanacaktır.</p>

<p>Sınav sonucunun tebliğinden itibaren kanuni bir mazereti olmaksızın 15 gün içerisinde istenilen belgeleri teslim etmeyenler ile aranılan şartları taşımadığı ve gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu anlaşılanların istihdamları yapılmayacaktır. İstihdam edilenlerden aranılan şartları taşımadığı ve gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu sonradan anlaşılanların ise sözleşmeleri feshedilecektir.</p>

<p>7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu uyarınca sınavı kazanan her bir adayın güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaktır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde Değerlendirme Komisyonu tarafından memuriyet veya kamu görevine uygun olmadığı değerlendirilen ve atamaya yetkili amir tarafından atanması uygun görülmeyen adayların istihdamı yapılmayacak ve kendileri ile sözleşme imzalanmayacaktır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesi ile Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların Ek 1 inci maddesi uyarınca sözleşmeli personel, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı hareket etmesi nedeniyle kurumlarınca sözleşmesinin feshedilmesi veya sözleşme dönemi içinde sözleşmeyi tek taraflı feshetmesi halinde, fesih tarihinden itibaren, sözleşmeyi yenilememeleri halinde sözleşmenin bitim tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kamu kurum ve kuruluşlarının sözleşmeli personel pozisyonlarında yeniden istihdam edilemeyeceğinden, bu durumdaki adayların (anılan Esasların Ek 1 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının a, b ve c bentlerinde belirtilen durumlar hariç) istihdamı yapılmayacaktır.</p>

<p>Başarı sıralamasının kesinleştiği tarihten itibaren sözleşmeli icra kâtipliği pozisyonu için yapılacak müteakip sınavın ilan tarihine kadar yukarıda belirtilen nedenlerle istihdamın yapılmaması veya ölüm ya da sözleşme feshi sebepleriyle boş kalan veya boşalan pozisyonlara, başarı listesindeki sıralamaya göre yedekler arasından istihdam yapılabilecektir. Bunlar dışında kalanlar herhangi bir hak iddiasında bulunamayacaklardır. İlan metninde belirtilmeyen hususlar hakkında ilgili mevzuat hükümlerine göre işlem yapılacaktır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ile “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar” hakkındaki 6/6/1978 tarihli 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre bu pozisyonlarda istihdam edilenlerin yer değişiklikleri özel şartlara bağlanmış olduğundan, ilgililerin ileride mağduriyete uğramamaları açısından eş, öğrenim, sağlık vb. gibi hususları dikkate alarak sınav izni verilen mahallerdeki pozisyonlara göre tercihte bulunmaları önem arz etmektedir.</p>

<p>Adaylar ünvan, sayı ve yer bilgilerini gösterir listeye (Ek-1), sağlık beyanına (Ek-2), mal bildirimine (Ek-3), Adalet Bakanlığı İcra Personelinin Sınav, Atama, Nakil, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği (EK-4), kamu görevlileri etik sözleşmesine (Ek-5) Adalet Bakanlığının (https://www.adalet.gov.tr), İcra İşleri Dairesi Başkanlığının (https://iidb.adalet.gov.tr) ve Kariyer Kapısının (https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim) adresli internet sitelerinde yer alan ilandan ulaşabileceklerdir.</p>

<p>Duyurulur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/900-sozlesmeli-icra-katibi-alinacak</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/icra-mud1.jpg" type="image/jpeg" length="10442"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Ekonomi Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-ekonomi-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-ekonomi-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Ekonomi Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliği, 05 Haziran 2026 Tarihli ve 33271 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İzmir Ekonomi Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ ÖN LİSANS VE LİSANS EĞİTİM-ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Tıp Fakültesi hariç, İzmir Ekonomi Üniversitesinde yürütülen ön lisans ve lisans seviyesindeki programlara öğrenci kabulü, eğitim-öğretim ve mezuniyet süreçlerine ilişkin hükümleri düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Tıp Fakültesi hariç, İzmir Ekonomi Üniversitesinde yürütülen ön lisans ve lisans düzeyindeki eğitim-öğretime ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü, 43 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademik birim: İzmir Ekonomi Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul veya meslek yüksekokullarını,</p>

<p>b) AKTS: Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>c) Değişim programı: Yurt içi veya yurt dışındaki bir yükseköğretim kurumu ile Üniversite arasında düzenlenen protokol çerçevesinde kurumların birine kayıtlı olan öğrencilerin kısa süreli olarak diğer kurumda eğitim görmelerini ve bir kurumdan alınan derslerin diğer yükseköğretim kurumunda eşdeğer olarak kabul edilebilmesini öngören programı,</p>

<p>ç) İlgili kurul: Fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulu kurulunu,</p>

<p>d) İlgili yönetim kurulu: İzmir Ekonomi Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarında meslek yüksekokulu yönetim kurulunu,</p>

<p>e) Mütevelli Heyet: İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti,</p>

<p>f) Pasif öğrenci: Akademik takvimde belirtilen tarihler içinde dönem ders kaydını yenilemeyen ve bu nedenle öğrencilik hakkından yararlanamayan öğrenciyi,</p>

<p>g) Rektör: İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ğ) Senato: İzmir Ekonomi Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>h) Üniversite: İzmir Ekonomi Üniversitesini,</p>

<p>ı) Üniversite Yönetim Kurulu: İzmir Ekonomi Üniversitesi Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Öğrenci Kabulü ve Kayıtlar</p>

<p><strong>Öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Üniversiteye öğrenci kabulü, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde Senato tarafından belirlenen esaslara göre yürütülür.</p>

<p><strong>Yatay geçiş ve dikey geçişler</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Üniversite programlarına Üniversite dışından veya Üniversite içinden yatay geçiş başvuruları ve değerlendirmeleri, 24/4/2010 tarihli ve 27561 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümleri ile ilgili diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde Senato tarafından belirlenen esaslara göre yapılır.</p>

<p>(2) Meslek yüksekokulu mezunlarının Üniversiteye bağlı lisans programlarına dikey geçişleri; 19/2/2002 tarihli ve 24676 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Meslek Yüksekokulları ve Açıköğretim Ön Lisans Programları Mezunlarının Lisans Öğrenimine Devamları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yapılır.</p>

<p><strong>Çift ana dal ve yan dal eğitimi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Çift ana dal ve yan dal eğitimi, Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine ve Senato tarafından belirlenen esaslara göre yapılır.</p>

<p><strong>Değişim programları ve özel öğrenciler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Özel öğrenciler, Üniversitede herhangi bir ön lisans ya da lisans programına kayıtlı olmayan, yurt içinde veya yurt dışında bir yükseköğretim kurumuna kayıtlı olup sınırlı sayıda derse kaydolarak bu derslerin gereklerini yerine getirmeleri beklenen öğrencilerdir.</p>

<p>(2) Öğretim dili Türkçe olan programlarda öğrenim gören öğrencilerin, öğretim dili yabancı dil olan programlardan ders alabilmeleri için yabancı dil düzeylerinin Senato tarafından belirlenen yeterlilik koşullarını sağladığını belgelemesi gerekir.</p>

<p>(3) Özel öğrencilerin ön lisans ve lisans düzeyindeki derslere kabulü bölüm başkanı ve/veya dekan/yüksekokul müdürünün önerisi üzerine ilgili yönetim kurulu kararı ile belirlenir.</p>

<p>(4) Özel öğrenci olarak aynı düzeyde başka bir yükseköğretim kurumundan aldığı ders veya uygulamaların kredileri, not dönüşümleri gibi hususlar ilgili yönetim kurulu kararı ile öğrencinin kayıtlı olduğu diploma programındaki yükümlülüklerinin yerine sayılabilir. Özel öğrenciye ilişkin diğer esaslar ilgili mevzuat hükümlerine göre Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Üniversite ile yurt içi ve yurt dışı bir yükseköğretim kurumu arasında yapılan anlaşma uyarınca öğrenci değişim programları kapsamında aynı düzeyde başka bir yükseköğretim kurumundan alınan ders veya uygulamaların kredileri, not dönüşümleri gibi hususlar ilgili yönetim kurulu kararı ile öğrencinin kayıtlı olduğu diploma programındaki yükümlülüklerinin yerine sayılabilir. Öğrenci değişimine ilişkin diğer esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(6) Özel öğrenciler, Üniversite öğrencisi sayılmaz ve öğrencilik haklarından yararlanamazlar. Ancak, diğer hususlarda Üniversite öğrencilerinin tabi olduğu mevzuat hükümlerine uymaları gerekir. Bu öğrencilere, talep etmeleri durumunda kayıtlı oldukları dersleri ve bu derslerden aldıkları notları gösteren bir belge verilir. Bu belge, diploma yerine geçmez veya akademik bir dereceyi göstermez.</p>

<p><strong>Kesin kayıt için gerekli işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Ön lisans ve lisans programlarına kabul edilen öğrencilerin kayıtlarının kesinleşmesi için aşağıdaki koşullar aranır:</p>

<p>a) ÖSYM tarafından yapılan sınav sonucunda Üniversitenin ilgili birimine yerleştirilmiş olmak.</p>

<p>b) Lise, lise dengi meslek okulu ya da Milli Eğitim Bakanlığınca denkliği onaylanmış bir yabancı ülke lisesinden mezun olmak.</p>

<p>(2) Üniversitenin ön lisans ve lisans programlarına kabul edilen öğrencilerin kayıt işlemleri, akademik takvimde ilan edilen tarihlerde yapılır. Kayıt için zamanında başvurmayan ve gerekli belgeleri sağlamayan öğrencilerin kayıtları yapılmaz. İstenen belgelerin aslı veya Üniversite tarafından onaylı örneği kabul edilir. Askerlik durumu ve diğer belgeler için e-devlet üzerindeki bilgilere dayanılarak işlem yapılır.</p>

<p>(3) Üniversiteye kabul edilen ve belirlenen şartları sağlamış olanların Senato tarafından belirlenecek diğer koşulları ve belgeleri de sağlamaları kaydıyla ve tespit edilen öğrenim ücretini ödemeleri üzerine kayıtları kesin olarak yapılır. Süresi içinde kayıt işlemini yapmayan veya gerekli belgeleri sağlayamayan öğrenciler kayıt hakkından vazgeçmiş sayılır. Belgelerinde eksiklik olanların, sahte belge sundukları tespit edilenlerin veya gerçek dışı beyanda bulunanların kayıtları yapılmış olsa dahi iptal edilir.</p>

<p><strong>Kayıt yenileme</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Zorunlu ödeme yükümlülüklerini yerine getirmiş olan öğrenciler aynı zamanda her dönem başında akademik takvimde belirtilen tarihler arasında ders kaydını yaparak kayıt yenileme işlemini tamamlamakla yükümlüdür.</p>

<p>(2) Zorunlu ödeme yükümlülüklerini yerine getirmiş olsa bile akademik takvimde belirtilen tarihlerde ders kaydını yenilemeyen öğrenciye 32 nci maddeye göre işlem yapılır ve bu öğrenci, pasif öğrenci statüsüne alınır.</p>

<p>(3) Pasif öğrenciler, ilgili dönemdeki derslere ve sınavlara giremezler, öğrencilik haklarından yararlanamazlar. Öğrencinin kayıt yenilemediği dönem, ilgili mevzuatta belirlenen azami öğrenim süresinden sayılır.</p>

<p>(4) Pasif öğrenciler öğrenim ücreti ödemek koşulu ile öğrenimlerine devam etmek için kayıt yaptırabilirler ve ancak kayıtlı oldukları dönemlerde öğrencilik haklarından yararlanabilirler.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Eğitim-Öğretime İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Öğretim dili</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Üniversitenin programlarının öğretim dili, Senatonun önerisi üzerine, Mütevelli Heyet kararı ve YÖK onayı ile belirlenir. Programların öğretim dili, kılavuzlarda, Üniversitenin duyurularında gösterilir.</p>

<p>(2) Ön lisans ve lisans programlarına yerleştirilen, kabul edilen veya kurumlar arası yatay geçiş yapan öğrencilerin yabancı dil yeterliklerinin belirlenmesi ve yabancı dil hazırlık sınıfında öğretim, Üniversitenin ilgili mevzuat hükümlerine göre yapılır.</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim yılı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Bir eğitim-öğretim yılının süresi YÖK’ün tanımladığı usul ve esaslara göre belirlenir.</p>

<p>(2) Bir eğitim-öğretim yılı, güz yarıyılı ve bahar yarıyılı olmak üzere iki dönemden oluşur. YÖK’ün onayı alınmak sureti ile bir eğitim-öğretim yılı, yaz okuluyla beraber Senato kararıyla üç dönem halinde de düzenlenebilir. Yaz okulu ile ilgili hususlar Senato tarafından düzenlenir.</p>

<p>(3) Gerekli durumlarda ders ve sınavlar, hafta içi mesai saatleri bitiminden sonra, resmî tatil günleri hariç cumartesi ve pazar günlerinde de yapılabilir.</p>

<p><strong>Öğretim esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Üniversitede öğretim, ders geçme esasına dayalıdır ve kredili sistem ile yürütülür.</p>

<p>(2) Dersler; teorik, uygulama, atölye, klinik çalışması, laboratuvar, proje, dönem içi işbaşı eğitimi, stüdyo ve benzeri çalışmaları ifade eder. Dersler, dönem esasına göre düzenlenir. Ancak gerekli görülmesi halinde bazı dersler Senato kararı ile yıllık olarak açılabilir.</p>

<p>(3) İlgili yönetim kurulunun önerisi ve Senatonun kararı ile uygun görülen dersler Üniversite dışında da yapılabilir. Bu derslerin yürütülmesine ilişkin esaslar, ilgili yönetim kurulunca kararlaştırılır ve Senato onayına sunulur.</p>

<p>(4) Ön lisans ve lisans programlarında uygun görülen dersler, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında ilgili akademik birimlerin önerisi ve Senato tarafından uygun görülmesi halinde uzaktan öğretim yöntemiyle verilebilir.</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Eğitim-öğretim programı; teorik dersler, uygulamalı dersler, seminer, stüdyo, atölye, proje, laboratuvar, saha uygulamaları ile işletmede mesleki eğitim ve staj ve benzeri uygulamalardan oluşur. Hangi dersler için uygulama yapılacağı veya hangi uygulamaların ders sayılacağı ve değerlendirmesine ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Öğretim programları, her bir diploma programının diplomayı almayı hak eden kişiye kazandıracağı bilgi, beceri ve yetkinlikleri sağlayacak şekilde iş yükü esas alınarak hazırlanır ve ilgili bölümlerin önerileri üzerine ilgili kurulun kararı ve Senatonun onayı ile kesinleşir. Öğretim programları her dönem en az 25 AKTS olacak şekilde, ön lisans programları için toplam en az 120 AKTS kredisi, dört yıllık lisans programları için toplam en az 240 AKTS kredisi olacak şekilde düzenlenir.</p>

<p>(3) Öğretim programlarında haftalık ders, uygulama/laboratuvar saat ve yerel kredileri ile AKTS kredileri belirtilir.</p>

<p>(4) Akademik birimler uygun gördükleri alanlarda sertifika programı açılmasını önerebilir. Bu öneriler ilgili kurullar tarafından değerlendirilip Senato tarafından düzenlenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(5) Eğitim-öğretim programlarının öğrencilere uygulanmasında doğabilecek intibak ve benzeri sorunların çözümünde ilgili kurullar yetkilidir.</p>

<p><strong>Uluslararası ortak öğretim programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Yurt dışındaki yükseköğretim kurumları ile uluslararası ortak ön lisans ve uluslararası ortak lisans programları açılabilir.</p>

<p>(2) Bu programların eğitim-öğretimi, ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Zorunlu, seçmeli ve ön koşul dersleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Öğretim programlarında yer alan zorunlu, seçmeli ve ön koşullu dersler, ilgili akademik birim tarafından kararlaştırılır. Öğrenciler öğretim programlarında belirlenen tüm dersleri almakla yükümlüdür. İlgili akademik birim tarafından belirlenen ve Senato tarafından onaylanan dersler için ilgili birimler tarafından muafiyet sınavı açılabilir. Muafiyet sınavına kabul ve sınav değerlendirme koşulları Rektör tarafından önerilen esaslara uygun olarak ilgili kurul kararı ile belirlenir. Muafiyet sınavında belirlenen düzeyde başarılı olanlar bu derslerden kendi istekleri üzerine muaf tutulur.</p>

<p>(2) Bir dersin alınabilmesi için başarılmış veya alınmış/izlenmiş olması gereken derse ön koşul dersi denir. Ön koşullu dersler ve ön koşulları, dersi veren ilgili bölüm/programın önerisi üzerine ilgili kurulun kararı ve Senatonun onayından sonra kesinleşir.</p>

<p><strong>Derslerin kredi değeri ve ders yükü</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bir öğrencinin alabileceği dönemlik ders yükü en fazla 32 AKTS’dir. Tekrarlanan dersler 32 AKTS ders yükü içerisinde sayılır. Yaz döneminde alınabilecek ders yükü, Senato tarafından belirlenen esaslara uygun olarak belirlenir.</p>

<p>(2) 32 AKTS ders yüküne ilave olarak;</p>

<p>a) Genel not ortalaması 2,00 ve 2,49 arasında olan öğrenciler için; öğrencinin talebi ve danışmanın onayı ile toplamda 6 AKTS kredi,</p>

<p>b) Genel not ortalaması en az 2,50 olan öğrenciler için öğrencinin talebi ve danışmanın onayı ile toplamda 12 AKTS kredi,</p>

<p>alabilirler.</p>

<p>(3) Bu Yönetmelik uyarınca bulunduğu akademik yarıyılın sonunda mezun olma koşullarını sağlayabilenler ve ön lisans programlarında en az 80 AKTS, lisans programlarında en az 200 AKTS kredilik ders almış olanlar, danışmanlarının onayı ile ilgili dönemde toplam 48 AKTS kredisini geçmemek üzere ilave ders alabilirler. Bu koşulun uygulanmasında öğrencinin mevcut genel not ortalaması dikkate alınmaz.</p>

<p>(4) Çift ana dal, yan dal, sertifika programı öğrencileri, ana dal dersleriyle birlikte her dönem en fazla 48 AKTS kredilik ders alabilirler.</p>

<p>(5) Mezuniyet aşamasındaki son sınıf lisans programı öğrencilerine, akademik danışmanı ve kayıtlanmak istenilen dersin bağlı olduğu anabilim dalı başkanlığının onayı ile yüksek lisans programlarından ders almasına izin verilebilir.</p>

<p>(6) Bir dersin yerel kredi değeri, o dersin haftalık teorik ders saatlerinin tamamı ile laboratuvar, uygulama, atölye, stüdyo ve benzeri faaliyetlerin haftalık saatlerinin yarısından oluşur.</p>

<p>(7) Üniversitede uygulanacak AKTS kredisinin hesaplanmasına ilişkin esaslar, öğrenci iş yükü dikkate alınarak Rektörün önerisi üzerine Senato tarafından belirlenir. Öğrenci iş yükü, ders saatlerinin yanı sıra laboratuvar, atölye, klinik çalışması, ödev, uygulama, proje, seminer, sunum, sınava hazırlık, sınav, staj, iş yeri eğitimi gibi eğitim-öğretim etkinliklerinde harcanan bütün zamanı ifade eder.</p>

<p><strong>Sertifika programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Senato tarafından belirlenen uzmanlık alanlarında belirli bir kredi ile sınırlı olarak verilen derslerden oluşan programdır. Sertifika programına ait hususlar Senato tarafından belirlenen esaslara uygun olarak yürütülür.</p>

<p><strong>Devam zorunluluğu</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Öğrenciler derslere, laboratuvar ve uygulamalara devam etmek, dönem içinde ve sonunda yapılan her türlü sınava girmek ve öğretim elemanlarının uygun gördüğü diğer çalışmalara katılmak zorundadırlar.</p>

<p>(2) Öğrencilerin devam durumları ilgili öğretim elemanı tarafından izlenir. Sınav, ödev, uygulama, sunum, proje ve benzeri çalışmalar dışında, öğrencinin sağlık raporu veya heyet raporunun olması devam yükümlülüğünü kaldırmaz ve öğrenci raporlu olduğu tarihlerde devamsız sayılır. Uzaklaştırma cezası alan öğrenciler ceza sürelerini kapsayan tarihlerde devamsız sayılır. Bir dersin, YÖK ve Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde devam yükümlülüğünü yerine getirmeyen öğrenci ilgili dersten başarısız sayılır.</p>

<p><strong>Sınavlar ve değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Dersin başarısının tespitinde dikkate alınacak dönem içi ve dönem sonu sınav, ödev, uygulama ve benzeri değerlendirme ölçütleri ile bu ölçütlerin ağırlıkları, dersi veren öğretim elemanı tarafından belirlenir. Değerlendirme ölçütleri ve ağırlıkları, Üniversitenin internet sitesinde ve/veya öğrenci bilgi sistemi içerisinde öğrencilere duyurulur.</p>

<p>(2) Öğrencilerin herhangi bir dersteki başarısı, değerlendirme ölçütleri göz önüne alınarak, dersi veren öğretim elemanı tarafından harf notlarından birisi ile belirlenir. Harf notunun takdiri, dersin izlencesinde belirlenmiş olan değerlendirme ölçütlerine göre yapılır.</p>

<p>(3) Sınavlar, Üniversite tarafından tespit ve ilan edilen yer ve zamanlarda yapılır.</p>

<p>(4) Yükseköğretim Kurulunun belirlediği esaslar dikkate alınarak ilgili akademik birimler tarafından kabul edilen haklı ve geçerli bir mazereti sebebiyle Üniversitenin akademik takviminde ilan edilen dönem içi ve dönem sonu sınavlarına girmeyen öğrencilere mazeret sınavı hakkı verilir. Bunlar dışında tanımlanan sınav, ödev, uygulama ve benzeri değerlendirme ölçütleri için öğrencinin haklı ve geçerli bir mazereti olması koşuluyla mazeret hakkı verilebilir.</p>

<p>(5) Ders notları, belirlenen tarihlerde dersi veren öğretim elemanları tarafından öğrenci bilgi sistemi üzerinden öğrencilere ilan edilir.</p>

<p>(6) Mezuniyet koşullarını en çok iki dersten FF, FD notu almış oldukları için yerine getiremeyen öğrencilere, bir kereye mahsus olmak üzere bu dersleri tekrarlamadan son dönem sınav hakkı verilir.</p>

<p>(7) Staj hariç öğretim programında yer alan diğer tüm derslerden geçtiği halde, mezuniyet için gereken 2,00 genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencilere daha önce aldıkları dersler arasından seçecekleri en çok iki dersten son dönem sınav hakkı verilir.</p>

<p>(8) Başarı değerlendirilmesi belli bir sürece bağlı olan proje türü dersler için son dönem sınav hakkı verilmez.</p>

<p>(9) Son dönem sınav hakkı kapsamındaki sınavlar, yarıyıl sonu sınavlarının bitimini takiben Üniversite tarafından belirlenen tarihlerde yapılır. Son dönem sınavlarında, yıl içi değerlendirme ölçütleri dikkate alınmaz.</p>

<p>(10) Son dönem sınav hakkı, öğrenciye bir kez tanınır.</p>

<p><strong>Notlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Not ortalaması hesaplarına katılan harf notlarının katsayı, puan ve statüsü aşağıda belirtilmiştir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p><u>Puan</u></p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p><u>Dönem Ders Notu</u></p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p><u>Katsayı</u></p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p><u>Statü</u></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p>90-100</p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p>AA</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>4,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Geçer</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p>85-89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p>BA</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>3,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Geçer</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p>80-84</p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p>BB</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>3,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Geçer</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p>75-79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p>CB</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>2,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Geçer</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p>70-74</p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p>CC</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>2,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Geçer</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p>65-69</p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p>DC</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>1,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Geçer</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p>60-64</p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p>DD</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>1,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Geçer</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p>50-59</p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p>FD</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>0,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Kalır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="96">
   <p>49 ve aşağısı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="149">
   <p>FF</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>0,00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Kalır</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>(2) NA (Devamsız) notu, derse devam yükümlülüklerini sağlamayan ve/veya ders uygulamalarına ilişkin koşulları yerine getirmeyen öğrencilere dersi veren öğretim elemanı tarafından takdir olunur. Not ortalamaları hesabında NA notunun katsayısı 0,00 (sıfır) olarak işlem görür.</p>

<p>(3) Ortalamalara katılmayan notlar aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) S (yeterli) notu, kredisiz derslerde başarılı olan öğrencilere verilir.</p>

<p>b) U (yetersiz) notu, kredisiz derslerde başarısız olan öğrencilere verilir.</p>

<p>c) EX (muaf) notu, müfredatlarda yer alan bazı derslerden muaf olan öğrencilere verilir.</p>

<p>ç) I (eksik) notu, dersi veren öğretim elemanının kabul edeceği geçerli bir nedenle ders için gerekli koşulları dönem veya yaz okulu sonunda tamamlayamayan öğrencilere verilir. I notunun, dönem veya yaz okulu notlarının son veriliş tarihinden itibaren bir hafta içinde harf notuna çevrilmesi gerekir. Ancak, özel durumlarda bu süreyi aşan harf notuna çevrilme işlemlerinin bir sonraki dönemin ders kayıtlarının başlama tarihinden en az iki hafta öncesine kadar yapılması gerekir. Özel durumlardaki bu işlemler dersin verildiği bölüm başkanlığının önerisi üzerine ve o bölümün bağlı bulunduğu akademik birimin yönetim kurulu kararı ile gerçekleştirilir. Süresi içinde harf notuna çevrilmeyen I notu ilgili akademik birimin talebi ile FF veya U notuna dönüştürülür.</p>

<p>d) W (çekilmiş) notu, danışmanının önerisi ve dersi veren öğretim elemanının izni ile çekilmesine izin verilen bir ders için kullanılır. Dersten çekilme, akademik takvimde belirtilen tarihlerde yapılır. Bir dönemde çift ana dal, yan dal veya sertifika programı dersleri dâhil en çok bir ders olmak üzere; bütün ön lisans öğrenimi boyunca en çok iki dersten, bütün lisans öğrenimi boyunca en çok altı dersten danışmanın önerisi ve öğretim elemanının izniyle çekilme izni verilebilir. Öğrenciler, öğretim planlarında 1. sınıfta yer alan zorunlu derslerden çekilemez.</p>

<p>1) Öğrenciler, yükseltmek üzere aldığı derslerden çekilemez.</p>

<p>2) Öğrenciler, tekrarlamak zorunda olduğu ve daha önce W notu aldığı derslerden çekilemez.</p>

<p>3) Birinci sınıf öğrencileri, öğretim planlarında yer alan seçmeli ders niteliğindeki serbest genel eğitim derslerinden, seçmeli derslerden ve üst sınıftan aldıkları zorunlu derslerden çekilebilirler.</p>

<p>4) Üniversite ile yurt dışındaki eğitim kurumları veya resmi kuruluşlar arasında imzalanmış olan protokoller kapsamında Üniversitede öğrenim gören değişim öğrencilerinin dersten çekilme işlemi Uluslararası İlişkiler Ofisi Müdürlüğünün önerisi ve öğretim elemanının izni ile yapılabilir. Bu durumdaki öğrenciler için W notuna ilişkin kurallar uygulanmaz.</p>

<p>e) NI (not ortalamasına katılmayan notu), öğrencinin kayıtlı olduğu program veya programların not ortalamasına katılmamak koşuluyla aldığı dersleri tanımlamak üzere verilir. Bu not, öğrencinin ilgili dersten aldığı harf notu ile birlikte öğrencinin not belgesinde gösterilir.</p>

<p>f) P (Başarılı devam) notu, not ortalamalarına katılmayan ve süresi bir dönemden fazla olan derslerde, ilgili dönemde yapılması beklenen akademik çalışmaları düzenli bir şekilde yerine getiren öğrencilere verilir.</p>

<p><strong>Notlarda maddi hata</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Ön lisans ve lisans programlarında yer alan herhangi bir dersin değerlendirme sonucuna; ilanı tarihinden itibaren en geç üç iş günü içinde itiraz edilebilir.</p>

<p>(2) Öğrenci bilgi sistemi üzerinden açıklanan dönem sonu ders notları ile ilişkili herhangi bir maddi hatanın yapılmış olması halinde, düzeltme istemi, öğretim elemanının başvurusu üzerine ilgili yönetim kurulu tarafından karara bağlanır.</p>

<p><strong>Not ortalamaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Not ortalaması, kayıt olunan ve not ortalamalarına katılan her dersin AKTS kredisi ile o dersten alınan notun katsayısı çarpılarak bulunan ders puanları toplamının, bu derslerin toplam AKTS kredisine bölünmesi ile tespit edilir. Bu işlem bir dönem içinde alınan dersler için yapılırsa dönem not ortalaması, o zamana kadar alınmış bütün dersler için yapılırsa genel not ortalaması elde edilir. Öğrencilerin başarı durumu, genel not ortalamasına göre belirlenir.</p>

<p>(2) Not ortalaması hesaplanırken, tekrar edilen ders bulunması halinde bu dersten alınan en son not; müfredattan çıkarılan bir ders ya da seçimlik bir ders yerine başka bir dersin tekrarlanması durumunda ise en son alınan dersin notu göz önünde tutulur.</p>

<p><strong>Başarılı öğrenciler</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Genel not ortalaması en az 2,00 olan ve dönemde en az 25 AKTS kredilik ders alan öğrenciler başarılı sayılırlar.</p>

<p>(2) Başarılı öğrenciler, varsa öncelik sırasıyla; başarısız (FF, FD, W, U) ve devamsız (NA) oldukları dersleri, alt sınıflara ait henüz almadıkları dersleri ile bulunduğu sınıfa ait henüz almadıkları dersleri almak zorundadırlar.</p>

<p>(3) Başarılı öğrenciler danışmanlarının onayı ile 17 nci maddesi hükümlerine göre AKTS kredisinden daha az ders alabilirler.</p>

<p>(4) Bir dönem sonunda en az 25 AKTS kredilik ders alan ve o dönemin not ortalaması 3,00-3,49 olanlar dönem şeref öğrencisi, 3,50-4,00 arasında olanlar dönem yüksek şeref öğrencisi sayılırlar.</p>

<p>(5) Herhangi bir dönemde, herhangi bir disiplin cezası almış olan öğrenciler belirtilen not ortalamalarını sağlasalar bile yüksek şeref öğrencisi veya şeref öğrencisi olamazlar.</p>

<p><strong>Koşullu başarılı öğrenciler</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Genel not ortalaması birinci sınıfın sonunda 1,50-1,99 olan, ikinci sınıfın sonunda 1,70-1,99 olan, üçüncü sınıfın sonunda 1,80-1,99 arasında olan öğrenciler koşullu başarılı olarak bir üst sınıfa geçebilirler. Ancak mezuniyetleri için en az 2,00 genel not ortalaması sağlamakla yükümlüdürler.</p>

<p>(2) Koşullu başarılı öğrenciler, varsa öncelik sırasıyla; başarısız (FF, FD, W, U) ve devamsız (NA) oldukları dersleri, alt sınıflara ait henüz almadıkları dersleri ile bulunduğu sınıfa ait henüz almadıkları dersleri almak zorundadırlar.</p>

<p>(3) Koşullu başarılı öğrenciler danışmanlarının onayı ile bu Yönetmeliğin 17 nci maddesinde belirtilen AKTS kredisinden daha az ders alabilirler.</p>

<p><strong>Başarısız öğrenciler</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) İlgili akademik yılın sonunda 25 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen genel not ortalamasını sağlayamayan öğrenciler başarısız öğrenci olarak tanımlanır ve bir üst sınıfa geçemezler.</p>

<p>(2) Başarısız öğrenciler, dönemlik ders yükünü aşmamak kaydıyla;</p>

<p>a) Genel not ortalamalarını belirtilen değerlere çıkartıncaya kadar, varsa öncelik sırasıyla; başarısız (FF, FD, W, U) ve devamsız (NA) oldukları dersleri, alt sınıflara ait henüz almadıkları dersleri ile bulunduğu sınıfa ait henüz almadıkları dersleri almak zorundadırlar.</p>

<p>b) Talep halinde, danışmanlarının onayını almak koşulu ile not yükseltmek amacıyla daha önce aldıkları dersleri tekrar alabilirler.</p>

<p>c) Danışmanlarının onayını almak koşulu ile toplam en fazla 12 AKTS kredilik bir üst sınıfa ait dersi/dersleri alabilirler. Ancak, aynı sınıfta dört dönemden fazla 25 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen genel not ortalamasını sağlayamayan başarısız öğrenciler, bir üst sınıf dersi alma haklarını kaybederler. Öğrencinin kayıt yenilemediği dönemler de dört dönem hesabına dahil edilir.</p>

<p>(3) Başarısız öğrenciler danışmanlarının onayı ile dönemlik ders yükünden daha az ders alabilirler.</p>

<p><strong>Ders tekrarı</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Bir dersten FF, FD, NA, W veya U notu alan veya dersi normal döneminde almayan öğrenciler, dersi öğretim programında yer alan ilk dönemde almak zorundadırlar. Bu dersler genel eğitim dersi veya seçmeli ders niteliğinde ise bu derslerin yerine başka bir seçmeli ders alabilirler. Bu dersler, zorunlu dersler ise bunların yerine, intibak yapılarak eşdeğeri ilgili akademik kurullar tarafından tanımlanan ve Senato tarafından onaylanan dersler alınır.</p>

<p>(2) Öğrenciler, danışmanı tarafından uygun görülmesi halinde daha önce başarılı oldukları dersleri, 17 nci maddede belirtilen sınırlar içinde, dersten başarılı oldukları dönemden sonraki istediği dönemde/dönemlerde not yükseltmek amacıyla tekrar alabilirler. Tekrarlanan derste, alınan son not geçerlidir.</p>

<p>(3) Öğrencilerin sınıf tekrarladıkları dönemler azami öğrenim süresi hesabına dâhil edilir.</p>

<p><strong>Öğrenim süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Normal eğitim-öğretim süresi, yabancı dil hazırlık sınıfı hariç, ön lisans programları için iki yıl (dört yarıyıl); lisans programları için dört yıl (sekiz yarıyıl)’dır.</p>

<p>(2) Azami eğitim-öğretim süresi, ön lisans programları için dört yıl (sekiz yarıyıl); lisans programları için yedi yıl (on dört yarıyıl)’dır.</p>

<p>(3) Yabancı dil hazırlık eğitim süresi azami iki yıldır.</p>

<p>(4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre mezuniyet şartlarını sağlayan öğrenciler, normal öğrenim süresinden daha kısa sürede de mezun olabilirler.</p>

<p>(5) Bu Yönetmelikte belirtilen geçerli bir sebep olmaksızın öğrenciler azami öğrenim süreleri içinde öğrenimlerini tamamlamak zorundadır. Azami öğrenim süresi içinde mezun olamayan ve mezun olmak için beş dersten fazla dersi kalan öğrencilere, bu Yönetmeliğin diğer hükümleri saklı kalmak kaydıyla, daha önce alıp başarısız oldukları dersler için iki ek sınav hakkı verilir. Bu sınavlar sonunda mezuniyeti için alması gereken ve/veya alıp başarısız olduğu ders sayısını beş derse indirenlere bu beş ders için üç yarıyıl, ek sınavları almadan beş derse kadar dersi kalan öğrencilere dört yarıyıl ek süre verilir. Bir dersten başarısız olanlara ise öğrencilik hakkından yararlanmaksızın sınırsız olarak başarısız oldukları dersin sınavlarına girme hakkı tanınır. Hüküm bulunmayan hallerde ilgili mevzuat ve YÖK tarafından belirlenen usul ve esaslar uygulanır.</p>

<p>(6) Mezun olabilmek için gerekli bütün derslerden DD veya üzeri bir not aldıkları halde, genel not ortalamaları 2,00’den az olduğu için ilişiği kesilme durumuna gelen son sınıf öğrencilerine de not ortalamalarını yükseltmek üzere diledikleri derslerden sınırsız sınav hakkı tanınır.</p>

<p>(7) Ek sınav hakkı veya sınırsız sınav hakkı verilen derslerden uygulamalı, uygulaması olan ve daha önce alınmamış dersler dışındaki derslere devam şartı aranmaz. Ek sınavlarda, yıl içi değerlendirme ölçütleri dikkate alınmaz.</p>

<p>(8) Ek süre/ek sınav/sınırsız sınav hakkı bulunanlar, belirlenen ücreti ödeyerek dönem kayıtlarını yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(9) Azami öğrenim süresini tamamladığı halde mezuniyeti için sadece alması gereken ve/veya alıp başarısız olduğu zorunlu stajı kalan öğrenciler, belirlenen ücreti ödeyerek dönem kaydını yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(10) Sınırsız sınav hakkı kazanıp, üst üste veya aralıklı olarak toplam üç eğitim-öğretim yılına kayıt yaptırmayan veya kayıt yaptırdığı halde sınavlara hiç girmeyen öğrenciler bu haklarından vazgeçmiş sayılırlar ve bu haktan yararlanamazlar.</p>

<p>(11) Sınırsız hak kullanma durumunda olan öğrenciler sınav hakkı dışındaki diğer öğrencilik haklarından yararlanamazlar.</p>

<p>(12) Azami süreler içinde öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin ilişikleri kesilmez. Ancak Üniversite yetkili kurullarının kararı ve Yükseköğretim Kurulunun onayı ile dört yıl üst üste öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin ilişikleri kesilebilir.</p>

<p>(13) Üniversiteden uzaklaştırma cezası alan öğrencilerin ceza süreleri azami öğrenim süresinden sayılır.</p>

<p>(14) Yatay geçiş yoluyla Üniversiteye kayıt yaptıranlar ile Üniversite içinde bölüm değiştiren öğrencilerin önceki programlarında geçirdikleri süre, yabancı dil hazırlık programlarında geçirilen süre hariç, öğrenim sürelerine dâhil edilir.</p>

<p>(15) Öğrencilerin ilk kayıt yaptırdığı tarihten itibaren kayıt yenilememe nedeni ile kayıtsız olarak geçirdiği tüm yarıyıllar normal ve azami eğitim-öğretim süresine dahildir.</p>

<p>(16) Özel öğrencilik imkânından bir program süresince en fazla iki dönem yararlanılır. Bu süre, öğrencinin talebi ve ancak aşağıdaki şartlar çerçevesinde Yükseköğretim Kurulunun kararıyla uzatılabilir:</p>

<p>a) Öğrencinin, yükseköğretim kurumuna yerleşmesinden sonra eğitimi sebebiyle ikamet edilen ilde tedavisi mümkün olmayan ciddi bir hastalık teşhisi konulduğunun ya da var olan hastalığın ilerlediğinin Devlet Hastanesi veya Devlet Üniversitesi Hastanesinden alınmış sağlık kurulu raporu ile belgelenmiş olması.</p>

<p>b) Öğrencinin, maruz kaldığı darp, şiddet gibi fiiller sebebiyle öğrenimini kayıtlı olduğu yükseköğretim kurumunda devam ettirmesinin mümkün olmadığına ilişkin Üniversite Yönetim Kurulunun teklifinin olması.</p>

<p>(17) Öğrencinin özel öğrencilikte ve değişim programında geçirdiği süre, öğretim süresine dahildir.</p>

<p>(18) Yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarında eğitim alan Türk vatandaşı öğrenciler, özel öğrencilik imkânından en fazla iki dönem yararlanabilir.</p>

<p>(19) Öğretim dili tamamen veya kısmen yabancı dil olan programların hazırlık sınıfını iki yıl içinde başarı ile tamamlayamayan öğrencilerin programdan ilişiği kesilir.</p>

<p>(20) Hazırlık sınıfından ilişiği kesilen öğrencilere üç yıl içinde kullanacakları üç sınav hakkı verilir. Sınav hakkı verilenler, başvurmaları hâlinde Üniversitenin yapacağı sınavlara alınırlar. Sınavların sonunda hazırlık sınıfından başarılı olanların kayıtları yeniden yapılır ve yürürlükteki esaslara göre öğrenim ücretine ilişkin yükümlülüklerini de yerine getirerek öğrenimlerine kaldıkları yerden devam ederler. Bu durumda olan öğrencilerin sınavlara girdikleri süre, öğrenim süresinden sayılmaz. Bu sınavlara katılan öğrenciler öğrencilik haklarından hiçbir şekilde yararlanamazlar.</p>

<p>(21) İsteğe bağlı yabancı dil hazırlık sınıfında başarılı olamayan öğrencilerin ilişikleri kesilmez ve eğitimlerine devam ederler.</p>

<p>(22) Öğretim dili tamamen veya kısmen yabancı dil olan programların hazırlık sınıfından ilişiği kesilen öğrenciler Üniversitede öğretim dili Türkçe olan eşdeğer bir programa kayıt yaptırabilirler. Ayrıca bu öğrenciler, Üniversitede eşdeğer program bulunmaması hâlinde talep etmeleri durumunda ÖSYM tarafından bir defaya mahsus olmak üzere kayıt yaptırdığı yıl itibarıyla, öğrencinin üniversiteye giriş puanının, yerleştirileceği programa kayıt yaptırmak için aranan taban puanından düşük olmaması şartıyla öğretim dili Türkçe olan programlardan birine merkezi olarak yerleştirilebilirler.</p>

<p><strong>Akademik danışmanlık</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Her öğrenci için, kayıtlı bulunduğu akademik birim tarafından bir danışman görevlendirilir.</p>

<p>(2) Akademik danışmanlığın yürütülmesine ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Diplomalar ve Belgeler</p>

<p><strong>Diplomalar ve belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Üniversitede öğrenim gören bütün öğrencilerin kayıt oldukları tarihten Üniversiteden ayrılıncaya kadar aldıkları dersler ve bu derslerden aldıkları notlar, öğrencinin not belgesine geçirilir. Not belgelerinin onaylı kopyaları öğrencinin veya ilgili kurum/kuruluşların isteği üzerine verilir.</p>

<p>(2) Kayıtlı olduğu programda öngörülen tüm dersleri alıp bu derslerin tümünden başarılı olan, stajlarını başarı ile tamamlayan, ön lisans programları için toplam 120 AKTS kredisi, dört yıllık lisans programları için toplam 240 AKTS kredisini tamamlayan, genel not ortalaması en az 2,00 olan ve diğer yükümlülüklerini yerine getiren öğrenciye, kayıtlı olduğu programın diploması ile akademik ve mesleki yeterliklerin uluslararası düzeyde tanınmasına yardımcı olan diploma eki belgesi verilir.</p>

<p>(3) Öğrencilerin mezuniyeti ilgili akademik birim yönetim kurullarında onaylanarak kesinleşir. Diplomaya mezuniyet tarihi olarak ilgili yönetim kurulunun onay tarihi yazılır.</p>

<p>(4) Mezuniyet dereceleri diplomaya yazılmaz.</p>

<p>(5) Genel not ortalaması 3,50 veya üzeri olanlar yüksek şeref öğrencisi, genel not ortalaması 3,00 ile 3,49 arasında olanlar şeref öğrencisi olarak mezun olurlar. Şeref ve yüksek şeref listesine geçen öğrencilerin durumu diplomalarında belirtilir.</p>

<p>(6) Disiplin cezası alan öğrenciler; belirtilen not ortalamalarını sağlasalar bile şeref ve yüksek şeref öğrencisi olarak mezun olamazlar.</p>

<p>(7) Ön lisans diploması; Öğrenci İşleri Müdürü, meslek yüksekokulu müdürü ve Rektör tarafından imzalanır. Diploma üzerinde öğrencinin tamamladığı programın adı belirtilir.</p>

<p>(8) Lisans programını tamamlayamayan öğrencilere, 18/3/1989 tarihli ve 20112 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisans Öğrenimlerini Tamamlamayan veya Tamamlayamayanların Ön Lisans Diploması Almaları veya Meslek Yüksekokullarına İntibakları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre ön lisans diploması verilir. Bir lisans programının en az ilk dört yarıyılının bütün derslerinden başarılı olanlara verilir. Bu diploma, Öğrenci İşleri Müdürü, ilgili fakülte dekanı veya yüksekokul müdürü ve Rektör tarafından imzalanır.</p>

<p>(9) Lisans Diploması; Öğrenci İşleri Müdürü, Dekan/Müdür ve Rektör tarafından imzalanır. Diploma üzerinde öğrencinin fakültesi/yüksekokulu ve tamamladığı programın adı belirtilir. Çift ana dal programı uygulayan fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokullarında çift ana dal diploması almaya hak kazananlara verilen diplomalarda, Öğrenci İşleri Müdürü, dekan/müdür ve Rektörün imzaları bulunur. Diploma üzerinde öğrencinin tamamlamış olduğu çift ana dal programının adı ve çift ana dal programının bağlı bulunduğu fakülte/yüksekokul belirtilir.</p>

<p>(10) Yan dal programı uygulayan fakülte veya yüksekokullarda yan dal sertifikası almaya hak kazananlara verilen sertifikalarda Öğrenci İşleri Müdürü, ilgili dekan/müdür ve Rektörün imzaları bulunur. Sertifika üzerinde öğrencinin tamamlamış olduğu yan dal programının adı ve yan dal programının bağlı bulunduğu fakülte/yüksekokul belirtilir.</p>

<p>(11) Bütün diplomaların ve sertifikaların şekli, ölçüleri, içeriği ve onaya ilişkin imza ve mühür yöntemi Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(12) Diplomalar hazırlanıncaya kadar ve bir defaya mahsus olmak üzere ilgili dekan/ müdür ve öğrenci işleri müdürünün imzalarını taşıyan geçici bir mezuniyet belgesi verilir.</p>

<p>(13) Diplomanın kaybı halinde Türkiye genelinde yayınlanan bir gazetede kayıp ilanının verilmesi, ücretin yeniden ödenmesi ve durumun dilekçe ile beyan edilmesi koşulu ile bir defaya mahsus olmak üzere yenisi hazırlanır. Yeni nüsha üzerinde ikinci nüsha ibaresi yer alır.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Kayıt sildirme ve ilişik kesme</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Aşağıdaki durumlarda, ilgili yönetim kurulu kararı ile öğrencilerin Üniversiteden kaydı silinir:</p>

<p>a) Öğretim dili tamamen veya kısmen yabancı dil olan programların hazırlık sınıfını iki yıl içinde başarı ile tamamlayamayanlar,</p>

<p>b) Azami öğrenim süresini tamamladığı halde mezun olmak için 5'ten fazla hiç almadığı dersi kalanlar,</p>

<p>c) Bu Yönetmeliğin 28 inci maddesi kapsamında tanınan ek süre ve ek sınavlar sonunda mezuniyet koşullarını sağlayamayanlar,</p>

<p>ç) Hakkında açılan disiplin soruşturması sonunda Yükseköğretim Kurumundan çıkarma cezası alanlar,</p>

<p>d) Kendi isteği ile kaydının silinmesini talep edenler.</p>

<p>(2) Kaydı silinen, çıkarılan veya mezun olmak suretiyle Üniversiteden ayrılanların diplomalarını veya kendilerine ait belgeleri alabilmeleri için varsa kalan öğrenim ücretlerini de ödeyerek Üniversitece tespit edilen ilişik kesme işlemlerini yapmaları gerekir.</p>

<p><strong>Ücretler</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Üniversitede öğrenim ücretlidir. Ödenecek tüm ücretler, ödeme şekli ve zamanı her akademik yıl için Mütevelli Heyet tarafından belirlenir. Belirlenen ücretlerin ödenmemesi durumunda kayıt yenileme işlemi yapılmaz.</p>

<p>(2) Dönem kayıtları için yapılması zorunlu ödeme yükümlülüklerinin Üniversite tarafından ilan edilen tarihlerde yerine getirilmemesi halinde öğrenciler ders kaydı yapamazlar ve pasif öğrenci statüsüne alınırlar.</p>

<p>(3) Öğrencilere verilecek burslar ve indirimlerle ilgili düzenlemeler Senatonun önerisi üzerine Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Öğrenim ücretlerine ilişkin diğer konularda Üniversitenin belirlediği usul ve esaslar uygulanır.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Öğrencilerin haklı ve geçerli olabilecek mazeretleri nedeniyle öğrencisi oldukları ilgili akademik birim yönetim kurulu kararı ve kayıt dondurma ücretini ödemeleri ve kayıt dondurmaya ilişkin belgeleri de teslim etmeleri halinde kayıtları dondurulabilir.</p>

<p>(2) Öğrenciler, aşağıda sayılan haklı ve geçerli mazeretleri nedeniyle öğrenim süresi boyunca ilgili yönetim kurulu kararı ile bir defada en çok iki yarıyıl ve öğrenim süresi boyunca toplam olarak en çok dört yarıyıl kayıt dondurabilirler. Kayıt dondurulan süre azami öğrenim süresinden sayılmaz. Ancak, sağlık sorunu ve tedavi sürecinin devam etmesi nedeniyle kayıt dondurma talebinde bulunan öğrenciler ile hükümlü öğrencilerin mazeretlerinin ilgili yönetim kurulu tarafından uygun görülmesi hâlinde, azami öğrenim süresinden sayılmamak üzere öğrencilere dört yarıyılı aşan sürelerle kayıt dondurma kararı verilebilir.</p>

<p>a) Üniversite hastanesinden veya diğer sağlık kuruluşlarından alınan sağlık raporlarıyla belgelenmiş bulunan sağlıkla ilgili mazeretinin olması.</p>

<p>b) Mahallin en büyük mülki amirince verilecek bir belge ile belgelenmiş olması koşuluyla, doğal afetler nedeniyle öğrencinin öğrenimine ara vermek zorunda kalması.</p>

<p>c) Öğrencinin, anne, baba, kardeş, eş veya çocuğunun ölümü ya da bunlardan birinin ağır hastalığı halinde bakacak başka bir kimsenin bulunmaması nedeniyle öğrenimine ara vermek zorunda kalması.</p>

<p>ç) Belgelendirmek kaydıyla ekonomik nedenlerle öğrenimine devam edememesi.</p>

<p>d) Tutukluluk hali.</p>

<p>e) Tecil hakkını kaybetmesi veya tecilinin kaldırılması suretiyle askere alınması.</p>

<p>f) İlgili yönetim kurulunca kabul edilen diğer mazeretlerin ortaya çıkması.</p>

<p>(3) Kaydı dondurulan öğrenci derslere devam edemez ve sınavlara giremez.</p>

<p>(4) Kayıt dondurmak isteyen öğrenciler, kayıt dondurmaya ilişkin belgeleri de ekleyerek bir dilekçe ile akademik takvimde ilan edilen tarihler içerisinde ilgili akademik birime başvururlar.</p>

<p><strong>Disiplin</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Öğrencilerin disiplin iş ve işlemleri 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Tebligat</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Öğrenciye her türlü tebligat 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır.</p>

<p>(2) Üniversiteye kaydolurken bildirdikleri adresi değiştirdikleri halde, bunu Üniversite ilgili birimlerine bildirmemiş veya yanlış veya eksik adres vermiş olan öğrencilerin, Üniversiteye kaydolurken bildirdikleri adrese gönderilmiş olması halinde, kendilerine tebligat yapılmış sayılır.</p>

<p><strong>Ölçme-değerlendirmede esas alınan belge ve yapıtların saklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Ölçme-değerlendirmede esas alınan sınav kağıdı, ödev, uygulama ve benzeri evrak ile yapıtların saklanması ile sınav güvenliğinin sağlanmasına ilişkin esaslara, YÖK tarafından belirlenen ilkelere göre Senato tarafından karar verilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan hâller</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) 22/1/2013 tarihli ve 28536 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İzmir Ekonomi Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Bu Yönetmelik 2026-2027 eğitim-öğretim yılı güz dönemi başında yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-ekonomi-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="48103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-universitesi-saglik-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-universitesi-saglik-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 05 Haziran 2026 Tarihli ve 33271 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ankara Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANKARA ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Ankara Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Ankara Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Başhekim: Merkez bünyesindeki hastanelerin başhekimlerinden her birini,</p>

<p>b) Başmüdüre bağlı müdürlükler: Hastaneler Başmüdürüne bağlı olup Merkez bünyesinde hizmet veren tüm birimlerin müdürlerini,</p>

<p>c) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>ç) Dekan: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanını,</p>

<p>d) Hastaneler Başmüdürü: Merkez bünyesindeki tüm birimlerin idari, mali ve teknik hizmetlerine ilişkin işlerinden Müdüre (Hastaneler Başhekimine), Üniversite Genel Sekreterine ve Rektöre karşı sorumlu kişiyi,</p>

<p>e) Hastane müdürü: Merkez bünyesindeki hastanelerin her birinin idare müdürlerini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>f) Koordinasyon Kurulu: Merkez bünyesinde oluşturulan Koordinasyon Kurulunu,</p>

<p>g) Merkez: Ankara Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>ğ) Müdür (Hastaneler Başhekimi): Merkezin tıbbî, idarî ve malî hizmetlerinin yürütülmesinden sorumlu Başhekimini,</p>

<p>h) Rektör: Ankara Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ı) Senato: Ankara Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>i) Tıp Fakültesi: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini,</p>

<p>j) Üniversite: Ankara Üniversitesini,</p>

<p>k) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları; Merkez bünyesinde yer alan tüm birimlerdeki çeşitli hizmetlerin yürütülmesi esaslarını, personelin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemek; kaliteli, verimli, hızlı, ekonomik bir sağlık tesisi işletmeciliği sağlamak; hasta teşhis ve tedavisi ile ilgili düzenlemelerin yapılması için gerekli çalışma esaslarını tanımlamak; sağlık hizmetleriyle ilgili tüm alanlarda eğitim, öğretim, her türlü araştırma, geliştirme ve uygulama faaliyetlerini desteklemek; ihtiyaçlarının en üst düzeyde karşılanmasına yönelik gerekli önlemleri almak; sağlık hizmetlerinin çağdaş yönetim ilkeleri doğrultusunda insan odaklı, hasta haklarına saygılı, standart, etkin ve verimli bir şekilde sunulması ve her düzeyde tıp ve sağlık personeli yetiştirmek, eğitim ve sağlık hizmetlerinin verimliliği, ulaşılabilirliği ve niteliğini artırmak amacıyla Tıp Fakültesi başta olmak üzere, Üniversite bünyesindeki diğer fakülte, enstitü, yüksekokullar, araştırma ve uygulama merkezleri ile iş birliği yapmak ve sağlık hizmetlerinin kaliteli ve verimli düzeyde yürütülmesini sağlamaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) İlgili mevzuat hükümlerine uygun şekilde, her yaş ve cinsiyetten hasta ve yaralıların, hastalıktan şüphe eden ve/veya edilenler ile sağlık durumlarını kontrol ettirmek isteyenlerin, ayaktan veya yatarak müşahede, muayene, teşhis, tedavi ve rehabilitasyonunu sağlayacak şekilde sağlık hizmeti sunmak.</p>

<p>b) Ulusal ve uluslararası kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşlarına Merkezin amaçları doğrultusunda projeler hazırlamak, eğitim programları düzenlemek, bilimsel mütalaada bulunmak ve benzeri hizmetleri vermek.</p>

<p>c) Kendine bağlı ünite ve merkezler ile Tıp Fakültesi anabilim dalı ve bilim dalları ve diğer disiplinlerle toplum sağlığına yönelik araştırmalar konusunda eşgüdüm sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin amaçları doğrultusunda kamu kurum ve kuruluşlarıyla ortak projelerin geliştirilmesine imkân sağlamak.</p>

<p>d) Toplumun sağlıklı yaşam konusundaki bilgi, davranış ve eksikliklerini tespit ederek bunların giderilmesine yönelik projeler geliştirmek.</p>

<p>e) Eğitim, öğretim ve araştırma yapmak.</p>

<p>f) Üniversite öğrencilerinin sağlıklı yaşam bilinci kazanmaları için hazırlanacak projelerde etkin görev almalarını sağlamak, bu amaçla özendirici eğitsel faaliyetlerde bulunmak ve bu alanda çalışmak isteyenleri desteklemek.</p>

<p>g) Tıp Fakültesinin lisans ve lisansüstü öğrencilerinin eğitimlerinin en üst düzeyde sağlanması için Dekanlıkla koordineli çalışmak ve talepleri değerlendirmek.</p>

<p>ğ) Sağlıklı bir toplumun geliştirilmesi için gerektiğinde kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşları ile iş birliği yaparak ülke düzeyinde bilim ve toplum arasında köprü görevini üstlenmek.</p>

<p>h) Toplumun sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi amacıyla, kitap, dergi, broşür ve benzeri yayınlar yapmak/hazırlamak, yazılı ve görsel basın organlarında programlar düzenlemek.</p>

<p>ı) Rektörlüğün ve Yönetim Kurulunun kararlaştıracağı ilgili mevzuat hükümleri kapsamında diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür (Hastaneler Başhekimi).</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür (Hastaneler Başhekimi) ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür (Hastaneler Başhekimi); mesai dışında mesleğini serbest olarak icra etmeyen Tıp Fakültesi öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdür (Hastaneler Başhekimi), Merkezin amaçları doğrultusundaki çalışmaların etkili, verimli ve düzenli bir şekilde ve zamanında yürütülmesinden, hastanelerin gözetim, denetim ve koordinasyonundan, hastanelerin iş birliği içerisinde çalışmasından ve bu konularda gerekli önlemlerin alınmasından, iş ve işlemlerin diğer sorumlularla birlikte iş birliği ve uyum içerisinde ve mevzuata uygun olarak yapılmasından, Yönetim Kurulu kararlarının uygulanmasından ve mevzuatla ve kendisine verilen diğer görevlerin yapılmasından Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Müdür yardımcıları (Hastaneler Başhekimi yardımcıları)</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdüre (Hastaneler Başhekimine) çalışmalarında yardımcı olmak üzere, mesai dışında mesleğini serbest olarak icra etmeyen Üniversite öğretim üyeleri arasından, Müdürün (Hastaneler Başhekiminin) önerisi üzerine Rektör tarafından üç kişi hastaneler başhekim yardımcısı olarak üç yıl süreyle görevlendirilir. Müdürün (Hastaneler Başhekiminin) görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının (hastaneler başhekim yardımcılarının) da görevi sona erer. Görevi sona eren müdür yardımcısı (hastaneler başhekim yardımcısı) yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir.</p>

<p><strong>Başhekim ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Başhekimler, Müdürün (Hastaneler Başhekiminin) önerisi üzerine mesai dışında mesleğini serbest olarak icra etmeyen Tıp Fakültesi öğretim üyeleri arasından üç yıl süreyle Rektör tarafından görevlendirilir. Görev süresi sona eren Başhekimler yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Rektörün görevi sona erdiğinde Başhekimlerin de görevi sona erer.</p>

<p>(2) Başhekimler, hastanelerinin üst yöneticisi olup hastanelerinin sorumluluk alanında olan hizmetlerin etkili, verimli, düzenli bir şekilde ve zamanında yürütülmesinden, izlenmesinden, değerlendirilmesinden, iş ve işlemlerin diğer sorumlularla birlikte iş birliği ve uyum içerisinde mevzuata uygun bir şekilde kendilerine verilen diğer görevlerin yapılmasından Müdüre (Hastaneler Başhekimine) karşı sorumludur.</p>

<p>(3) Başhekime çalışmalarında yardımcı olmak üzere mesai dışında mesleğini serbest olarak icra etmeyen Üniversite öğretim üyeleri arasından üç kişi Müdürün (Hastaneler Başhekiminin) önerisi üzerine Rektör tarafından başhekim yardımcısı olarak görevlendirilir.</p>

<p>(4) Başhekim yardımcıları, Başhekimin verdiği görevleri yapar; görev alanları kapsamında Müdüre (Hastaneler Başhekimine) ve Başhekime karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Başmüdür ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Başmüdür; Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan ve tecrübeli kişiler arasından Rektör tarafından atanır.</p>

<p>(2) Hastaneler Başmüdürü, Merkezin sağlık, idari, mali, teknik ve bilgi işlem hizmetlerinin Merkezin amaçları doğrultusunda düzenli işlemesi ve iyi hizmet vermesi, kayıtların düzgün tutulması, personele ilişkin iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesi ve verilen diğer görevlerin yürütülmesinden Müdüre (Hastaneler Başhekimine), Üniversite Genel Sekreterine ve Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p>(3) İkinci fıkrada belirtilen görevlerin etkili, verimli, düzenli bir şekilde ve zamanında yerine getirilebilmesinde Başmüdüre yardımcı olmak üzere oluşturulacak müdürlük sayısı yediyi geçemez.</p>

<p><strong>Hastane müdürü ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Hastane müdürü, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan kişiler arasından Rektör tarafından atanır.</p>

<p>(2) Hastane müdürü Başhekimin verdiği işleri yapar ve Başhekime karşı sorumludur. Hastaneler Başhekimliğinin genel idari işleyişine ilişkin hususlarda Başmüdüre karşı da sorumludur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Rektör, ilgili Rektör Yardımcısı, Dekan, Müdür (Hastaneler Başhekimi), müdür yardımcıları (hastaneler başhekim yardımcıları), Başhekimler ve Başmüdürden oluşur.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu Merkezin karar organıdır. Rektör, Yönetim Kurulunun başkanıdır. Rektörün katılmadığı toplantılara Rektör Yardımcısı, Rektör ve Rektör Yardımcısının katılmadığı toplantılara ise Müdür (Hastaneler Başhekimi) başkanlık eder. Yönetim Kurulu, Başkanın daveti üzerine ayda en az bir kez ve gerekli hallerde Başkanın yazılı talebiyle toplanır. Yönetim Kurulu salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Başkanın kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır. Toplantılarda çekimser oy kullanılamaz.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu Başkanı; gerekli hallerde, Üniversite birimlerinin yetkili uzman veya görevlilerini, oy hakkı olmaksızın bağlı bulundukları birim yönetiminin muvafakatini alarak toplantılara davet edebilir.</p>

<p>(4) Yönetim Kurulunun raportörlüğünü ve sekretarya hizmetlerini Başmüdürlük yapar.</p>

<p>(5) Yönetim Kurulunca alınan kararlar ilgili birimlere Müdür (Hastaneler Başhekimi) tarafından bildirilir ve takip edilir. Toplantılar ile ilgili her türlü işlemler Müdür (Hastaneler Başhekimliği) tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin birimlerinin yönetim ve organizasyon sorunlarının çözümü için politikalar belirlemek, bu politikaların uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>b) Üniversitenin stratejik planlarına uygun olarak yürütülen ve hazırlanan yıllık performans programını Yönetim Kurulunun onayını aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>c) Bağlı hastaneler ve bünyesindeki birimlerince sağlanan sağlık hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi, etkili, kolay ulaşılabilir, verimli ve halkın ihtiyaçlarına uygun şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla yatırım ve personel planlaması konusunda stratejik kararlar almak ve çalışanları teşvik edici politikalar geliştirmek.</p>

<p>ç) Bağlı hastaneler ve bünyesindeki birimlerine kaynak sağlayacak yatırımlar yapılmasına, sağlık birimleri açılmasına ve mevcut kaynakların etkili, ekonomik ve en verimli şekilde kullanılmasına ilişkin kararlar almak, yeni projeler üretmek veya bu konuda uzman kişi ve/veya kuruluşlara projeler hazırlatmak.</p>

<p>d) Bağlı hastaneler ve bünyesindeki bağlı birimlerin iş, işleyiş ve performans sonuçlarını değerlendirerek iyileştirici ve geliştirici önlemleri almak, sağlık biriminin yıllık faaliyet raporlarını değerlendirmek.</p>

<p>e) Yatırım programı, ihale ve hizmet alımı gibi konularda hizmetlerin en etkin ve verimli şekilde sunulmasına yönelik çalışmaların genel gözetim ve denetimini yapmak.</p>

<p>f) Sağlık bilimleri alanında öğrenim gören öğrencilerin uygulama ve araştırma potansiyellerinin geliştirilmesi için ilgili fakülte dekanlıkları ve yüksekokul müdürleri ile iş birliği yapmak.</p>

<p>g) Merkezin teşkilat yapılanmasında yapılacak değişikliklerle ilgili kararlar almak.</p>

<p>ğ) Gerekli gördüğü konularda araştırma, inceleme ve ihtisas komisyonları kurmak ve bunların çalışma usul ve esaslarını belirlemek.</p>

<p><strong>Koordinasyon Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Koordinasyon Kurulu; Müdürün (Hastaneler Başhekiminin) başkanlığında, Başhekimler, başhekim yardımcıları, Hastane Başmüdürü, hastane müdürleri, Başmüdüre bağlı müdürler ve müdür yardımcılarından oluşur.</p>

<p>(2) Koordinasyon Kurulu; hastanelerin genel işleyişinin takibinin yapıldığı, Yönetim Kuruluna gündem oluşturacak konuların belirlendiği, yapılması düşünülen yeniliklerin ve birimlerin işleyişini ilgilendiren diğer konuların tartışıldığı ve Yönetim Kuruluna sunulmak üzere karara bağlandığı kuruldur.</p>

<p>(3) Kurulun sekretaryasını Başmüdürlük yapar.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür (Hastaneler Başhekimi), Dekan, başhekim yardımcıları, Başhekimler, Başmüdür, Dâhili Tıp Bilimleri, Cerrahi Tıp Bilimleri ve Temel Tıp Bilimleri başkanlarından oluşur. Gerekli görülen durumlarda anabilim/bilim dalı başkanları oy hakkı olmaksızın toplantılara davet edilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu; Yönetim Kurulu Başkanının çağrısı üzerine yılda en az bir kez toplanır. Yönetim Kurulu Başkanı, gerekli gördüğü hallerde Danışma Kurulunu toplantıya çağırabilir. Danışma Kurulu toplantılarında toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin faaliyetleri ile ilgili olarak Yönetim Kurulunun ihtiyaç duyduğu konularda değerlendirmelerde ve istişari nitelikte görüş ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>(4) Kurulun sekretaryasını Başmüdürlük yapar.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Hastanelerin yönetimi ile çalışma usul ve esaslarına ilişkin diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Hastaneler Başhekimliği, Yönetim Kurulunun onayı ile ihtiyaç duyulan alanlarda hizmet ve eğitim kalitesini ve verimliliği artırmak amacıyla çalışma grupları, komisyon, komite ve ünite kurabilir. Bunların çalışma usul ve esasları Yönetim Kurulunca belirlenir.</p>

<p>(2) Merkezin yönetimi ve idari yapılanmasına ilişkin diğer konulara, Başhekimlerin sorumluluğunda hastanelerinde yürütülmesi gereken hizmetlere, Başmüdür ve Başmüdüre bağlı müdürlükler ile hastane müdürü ve hastane müdür yardımcısı olarak atanacaklara, Müdür (Hastaneler Başhekimi) ve Hastaneler Başhekim Yardımcıları, Başhekim ve başhekim yardımcıları, Başmüdür ve Başmüdüre bağlı müdürlükler, hastane müdürlüklerinin diğer görev ve sorumluluklarına ilişkin hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdür (Hastaneler Başhekimi)’dür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ankara Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-universitesi-saglik-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="46758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'NİN F. İ. KARARI BAĞLAMINDA BAĞLANTILI SUÇLARDA KISMİ KESİNLEŞME SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-f-i-karari-baglaminda-baglantili-suclarda-kismi-kesinlesme-sorunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-f-i-karari-baglaminda-baglantili-suclarda-kismi-kesinlesme-sorunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202039936-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi'nin 27.01.2026 tarihli 2020/39936 başvuru numaralı kararı</a></strong>nda; kamuoyunda <strong>KPSS Sınav Soruları Sızıntısı Davası</strong> olarak da bilinen 2010 KPSS sınav sorularını önceden elde ettiği iddiasıyla kamu zararına dolandırıcılık ve FETÖ/PDY üyeliği suçlarından yapılan yargılamaya ilişkin Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bunun yanı sıra kararda ayrıca aynı maddi vakıa konusunda istinaf ve temyiz mercilerinin maddi vakıanın sübutuna dair farklı değerlendirmeler yapılması yani istinaf aşamasında kesinleşen suçun gerekçesinde kabul edilen maddi vakıa hakkında temyiz merciince farklı değerlendirme yapılması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlali doğurabileceği kanaatine de varılmıştır. Karara konu olan somut olay şu şekildedir;</p>

<p>İlk derece mahkemesi yargılama sonucunda; sanık hakkında sınav sorularını önceden elde etme şeklindeki hareketiyle haksız şekilde kamu görevine atandığı ve birden fazla kez maaş aldığı için sanığın eyleminin zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği sonucuna varmış, bunun yanında örgütün soruları sadece kendisine sıkı sıkıya bağlı mensupları dışında hiç kimseye vermeyeceğini kabul etmiş; başvurucunun örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle başvurucuyu terör örgütüne üye olma suçundan da ayrıca mahkûm etmiştir. Resmi belgede sahtecilik suçu yönünden ise iddianamedeki anlatım itibariyle iddianın içerik sahteciliğine yönelik olduğu, içerikte sahteciliğin yukarıdaki anlatımlar karşısında ancak memur kişi tarafından işlenebileceği, sanığın sanığın sınav tarihinde memur olmaması nedeniyle içerik sahteciliğinin faili olamayacağı gerekçesiyle beraatine karar vermiştir. Karar üzerine sanık istinaf kanun yoluna başvurmuş ancak İstinaf Mahkemesi, başvuruyu kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık yapma suçundan verilen hapis cezası yönünden kesin, silahlı örgüte üye olma suçu yönünden ise temyiz yolu açık olmak üzere reddetmiştir. Bu sebeple mahkeme kararı dolandırıcılık suçu yönünden kesinleşmiştir. Sanık, silahlı örgüte üye olma suçu yönünden temyize başvurmuş, yapılan inceleme sonucunda Yargıtay ceza dairesi hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararının gerekçesinde başvurucunun örgüt hiyerarşisinde yer aldığını gösteren kesin ve yeterli delil bulunmadığı belirtilmiştir. Bozma üzerine Mahkeme tarafından bozma kararına uyularak tekrar yapılan yargılama sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi'nin kabulüne göre terör örgütüne üye olma suçu ile dolandırıcılık suçu gerekçeye esas alınan maddi vakıalar yönünden birbiriyle bağlantılıdır. Bu nedenle birbirlerine etki etmeleri nedeniyle hükümlerin birlikte değerlendirme zorunluluğu vardır.</strong></p>

<p>İlk derece mahkemesinin kararında sanığın işlediği iddia edilen suçun karşılığında 2 farklı ceza verilmiş, fikri içtima uygulanmamıştır. Kanaatimizce; sanığın eylemleri mahkemece, bir fiiller bütünü olarak değerlendirilmiş, o bütünü meydana getiren parçalarda da farklı suçların mevcut olduğundan bahisle fikri birleşmenin söz konusu olamayacağı, çünkü icra hareketlerinde tam çakışma, örtüşme değil, kesişmenin söz konusu olduğu nitelendirmesi yapılmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında bu ayrımın üzerinde fazla durulmadığını, daha ziyade farklı noktalara dikkat çekilmeye çalışıldığını görmekteyiz.</p>

<p>Hatta kararın ileri bölümlerinde bir seviye daha atlanarak somut olayın dışına da taşmak suretiyle aralarında bütünlük bulunan, yakın ilişki bulunan, bağlantılı davalar şeklinde 3 farklı tanımlama yapıldığını, kararın bu davalara da sirayet etmesi gerektiği düşüncesinin baskın geldiğini gözlemlemekteyiz. Eğer karar bu tanımlardaki suçlara genişletilecekse; 5271 sayılı CMK'nın 8. maddesinin 1. fıkrasını tekrar hatırlamak gerekecektir. Çünkü bu fıkraya göre bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa hükümler arasında bağlantı olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Zaten kanun koyucu da bu düzenlemeyi bir miktar düşünerek 17/10/2019 tarihinde, 7188 sayılı yasanın 32. maddesiyle<strong> 5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'daki m. 17/A</strong> yeniliğiyle ilk derece mahkemesine infaz erteleme ve durdurma yetkisi tanımıştır. Anılan düzenleme şu şekildedir: "Birlikte işlenmiş olup da 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 306 ncı maddesinin uygulanma olanağının bulunduğu hâllerde, hükmü veren ilk derece mahkemesinden infazın ertelenmesine veya durdurulmasına ilişkin karar verilmesi istenebilir. Karar verilmeden önce Cumhuriyet savcısı ve hükümlünün görüşlerini yazılı olarak bildirmesi istenebilir. Karar, duruşma açılmaksızın verilir ve bu karara karşı itiraz yoluna gidilebilir. Erteleme veya durdurma talebinin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilir." Bu düzenleme uyarınca CMK m. 380/3 ve 306 hükümleri kapsamında bozmanın (veya istinafın) sirayetinin (yayılmasının) söz konusu olduğu bağlantılı ceza davaları (objektif bağlantı halleri) bakımından, hükmü veren ilk derece mahkemesine infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilme yetkisi bulunmaktadır.</p>

<p>Ancak bu düzenleme sadece farklı sanıkların aynı dosya kapsamında yargılandıkları durumlar için geçerlidir. Dolayısıyla sanıklardan bir kısmı hakkında verilen kararlardan bir kısmı istinafta kesinleştiğinde, diğer sanıkların henüz kesinleşmeyen ve temyiz incelemesi devam eden kararlarının bulunması halinde işletilmesi mümkün olan bir yoldur. Bu durumda diğer sanıkların temyiz incelemeleri tamamlanıncaya kadar infazın durdurulması ihtimali vardır. Yine de belirtmek gerekir ki; bunu değerlendirecek olan ilk derece mahkemesidir ve bu düzenleme, yargı sistemimizdeki bazı hususların yeterince oturmamasından dolayı infaz durdurma taleplerinin sıklıkla reddedildiği de aşikardır.</p>

<p>Diğer taraftan yazımıza konu kararda olduğu gibi aynı sanık hakkında verilen kararlardan birisinin kesinleşip diğerinin kesinleşmediği hallerde, uygulamanın nasıl gelişeceği mevzuatımızda açıklığa kavuşturulmamıştır. Nihayet kararın 56. ve 59. Paragraflarında da mevzuattaki düzenleme eksikliğinden yakınılmakta ve aralarında bu tür bir yakın ilişki veya bağlantı bulunan suçlardan birine karşı temyiz kanun yolunun açık olmasının diğer suça karşı da kendiliğinden temyiz imkânı getireceğine dair açık bir düzenleme bulunmadığı eleştirilmektedir. 5271 sayılı Kanun'un 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi bu kapsamda çok nettir. Madde uyarınca bölge adliye mahkemelerince verilen bazı kararlara karşı temyiz kanun yolunun kapalı olduğundan dolayı aynı sanık hakkında birden fazla suçtan görülen yargılamalarda, bu hükümlerden bazıları yönünden henüz temyiz aşaması tamamlanmadan bağlantılı diğer hükümlerin istinaf aşamasında kesinleşmesine ve infaz aşamasına geçilmesine neden olmakta, bu sebeple de bahse konu karardakine benzer hak ihlallerine neden olunmaktadır. Bu ihlallerin ortadan kaldırılabilmesi için doktrinde <strong>BİRTEK</strong> şu önerileri sunmaktadır;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ya CMK m. 286/3-e bendinden</strong> sonra “d) Aynı sanık hakkında bağlantı nedeniyle birlikte karara bağlanan ve temyiz yolu açık olan suç ile doğrudan bağlantı içerisinde bulunan ve temyiz sonucundan doğrudan etkilenmesi mümkün olan suçlar” şeklinde bir hüküm eklenmesi,<strong> ya da CMK 280/3 hükmünün</strong> “Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara ve aynı sanık hakkında bağlantı nedeniyle birlikte görülen davalara uygulanma olanağı varsa bozma kararı bunlar hakkında da uygulanır” biçiminde (madde başlığının da metinle uyumlu bir şekilde değiştirilerek); <strong>CMK 306/1 hükmünün</strong> de “Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara ve aynı sanık hakkında bağlantı nedeniyle birlikte görülen davalara uygulanma olanağı varsa, bozma kararı bunlar hakkında da uygulanır” biçiminde (madde başlığının da metinle uyumlu bir şekilde) düzenlenmesi/ değiştirilmesi gerekmektedir. Yazar, ayrıca CGTİHK m. 17/A hükmüne ekleme yaparak infazın ertelenmesi veya durdurulması konusunda, kanun yolu incelemesini yapan Bölge adliye mahkemesi ceza dairesine veya Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine de yetki tanınmasının daha adil ve isabetli olacağını ileri sürmektedir. <strong><i>(BİRTEK, Bağlantılı Ceza Davalarında İstinafta Kısmi Kesinleşme ve Temyiz İncelemesinin Kesinleşen Hükme Etkisi, TAAD, S:56, Ekim 2023, sf. 331-332)</i></strong></p>

<p><strong>Burada hakimlere düşen en büyük zorluk gerçekte</strong>, hükümlerin arasında sübut ve maddi vakıa açısından bağlantı olup olmadığını saptamaktır. Aksi halde zaman, mekân, fiil, konu veya mağdur yönünden bütünlük gösteren birden fazla fiil ve bu fiiller nedeniyle birden fazla hüküm söz konusu olabileceği gibi birbiriyle ilgisiz ve bütünlük arz etmeyen (bağımsız) fiiller nedeniyle de birden fazla hüküm tesis edilebilmektedir. Bütünlük arz etmeyen fiiller mahiyetleri itibariyle bağımsız olduklarından, bu fiiller nedeniyle tesis olunan hükümler de bağımsız niteliktedir. Bu fiiller nedeniyle tek dosya kapsamında hüküm kurulmuş olsa dahi esasında bu fiiller bağımsız davaların konusunu oluşturmaktadır. Bu sebeple, birbirinden bağımsız oldukları halde, sübjektif bağlantı nedeniyle birlikte görülen bu fiiller nedeniyle kurulan hükümlerden birisinin istinaf kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde istinaf sonucunun kesinleşen hükme etkisi veya bir hükmün istinaf incelemesi sonucunda, temyiz kanun yolunun kapalı olması veya temyiz edilmemesi üzerine kesinleşmesi halinde temyiz sonucunun istinaf aşamasında kesinleşen diğer hükme etkisi konusunda herhangi bir tartışma yoktur.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" rel="nofollow" title="Mehmet Koçkavak"><img alt="Mehmet Koçkavak" height="199" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Mehmet KOÇKAVAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-f-i-karari-baglaminda-baglantili-suclarda-kismi-kesinlesme-sorunu</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 19:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasa-ms5.jpg" type="image/jpeg" length="70709"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Av. Mert Dank'ın adı kullanılarak yapılan dolandırıcılık girişimlerine karşı kamuoyu duyurusu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/av-mert-dankin-adi-kullanilarak-yapilan-dolandiricilik-girisimlerine-karsi-kamuoyu-duyurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/av-mert-dankin-adi-kullanilarak-yapilan-dolandiricilik-girisimlerine-karsi-kamuoyu-duyurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Av. Mert Dank” ismini kullanan dolandırıcıların, bazı vatandaşlara SMS ve telefon araması yollarıyla ulaşarak “dosya borcunuz bulunmaktadır”, “hakkınızda icra takibi başlatılacaktır”, “ödeme yapmazsanız yasal işlem uygulanacaktır” gibi ifadelerle baskı kurarak para talep ettiği öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">Hukukihaber.net</a>'e ulaşan avukat Mert Dank, söz konusu şahıslarla bir bağlantısının bulunmadığını, bu dolandırıcılara kesinlikle itibar edilmemesini ve para gönderilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Avukat Mert Dank, şu ifadeleri kullandı; "Son günlerde, bazı vatandaşlara SMS, telefon araması ve benzeri iletişim yollarıyla ulaşılarak “dosya borcunuz bulunmaktadır”, “hakkınızda icra takibi başlatılacaktır”, “ödeme yapmazsanız yasal işlem uygulanacaktır”, Karar öncesi tarafınıza tanınan sürenin sonuna gelinmiştir”, “Birimimize gelen soruşturma dosyanızın incelemesi sonuçlanmıştır.” gibi ifadelerle baskı kurulmaya çalışıldığı; bu kişilerden ödeme talep edildiği ve arayan şahısların kendilerini “Av. Mert Dank” olarak tanıttığı yönünde tarafıma bildirimler ulaşmıştır.</p>

<p>Kamuoyunun ve vatandaşlarımızın bilgisine önemle sunarım ki;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Bu mesajlar, aramalar ve ödeme talepleri tarafımla kesinlikle bağlantılı değildir.</p>

<p>• Bu kişiler tarafından verilen telefon numaraları bana ait değildir.</p>

<p>• Söz konusu şahısların tarafımdan yetkilendirilmiş olması, benim adıma hareket etmesi veya herhangi bir dosya kapsamında vatandaşlarla iletişime geçmesi söz konusu değildir.</p>

<p><strong>Vatandaşlara Önemli Uyarı</strong></p>

<p>Adımı kullanarak tarafınıza ulaşan kişiler adımı kullanarak sizden para talep ediyorsa, lütfen bu kişilere itibar etmeyiniz. Size SMS gönderen, sizi arayan veya ödeme isteyen kişilerin gerçekten bir avukatla, hukuk bürosuyla ya da yasal dosyayla bağlantılı olup olmadığını mutlaka resmî kanallardan teyit ediniz. Bilmediğiniz IBAN numaralarına, şahıs hesaplarına veya şüpheli ödeme kanallarına kesinlikle para göndermeyiniz.</p>

<p><strong>Şüpheli Durumlarda Ne Yapılmalı?</strong></p>

<p>Adımı kullanarak size ulaşan kişilerden şüphelenmeniz hâlinde;</p>

<p>1. Gelen SMS’i silmeden saklayınız.</p>

<p>2. Arayan telefon numarasını, mesaj içeriğini, ödeme istenen IBAN veya hesap bilgilerini not ediniz.</p>

<p>3. Herhangi bir ödeme yapmayınız.</p>

<p>4. En yakın kolluk birimine veya Cumhuriyet Başsavcılığına başvurunuz.</p>

<p>5. Hakkınızda yasal bir işlem olup olmadığını e-Devlet ve Vatandaş UYAP üzerinden kontrol ediniz ve tüm ödemelerinizi sadece resmi kurumlar üzerinden yapınız.</p>

<p>Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur</p>

<p>Bu asılsız aramalar ve taleplerle ilgili hiçbir hukuki sorumluluğum bulunmamaktadır."</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/av-mert-dankin-adi-kullanilarak-yapilan-dolandiricilik-girisimlerine-karsi-kamuoyu-duyurusu</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/baro/avukat-ks.jpg" type="image/jpeg" length="62653"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşte yeni kurulan 140 mahkeme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iste-yeni-kurulan-140-mahkeme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iste-yeni-kurulan-140-mahkeme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanlığı, yargı hizmetlerinin daha etkin ve hızlı yürütülmesi amacıyla 140 yeni mahkeme kurulmasına karar verdi. Karar kapsamında çok sayıda asliye ceza, asliye hukuk, iş, tüketici ve ticaret mahkemesi ile infaz hakimliği oluşturuldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan yazıyla, yargının etkinliğinin ve verimliliğinin artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında Türkiye genelinde 140 yeni mahkeme kurulması kararlaştırıldı.</p>

<p>Bakanlık tarafından yapılan değerlendirmelerde bölgelerin coğrafi yapısı, yargı çevreleri ve mevcut mahkemelerin iş yükleri dikkate alındı. Hakimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşleri doğrultusunda kurulan mahkemelerin ilerleyen süreçte faaliyete geçirileceği belirtildi.</p>

<p><i>Yeni kurulan mahkemeler şöyle;</i></p>

<p><strong>T.C.<br />
ADALET BAKANLIĞI<br />
Personel Genel Müdürlüğü</strong></p>

<p>Sayı : E-43807993-010.10-251/11645 03.06.2026<br />
Konu : Mahkeme Kurma</p>

<p><strong>DAĞITIM YERLERİNE</strong></p>

<p>2026 yılında yargının etkinliğinin ve verimliliğinin artırılmasına ilişkin yapılan çalışmalar kapsamında; bölgelerin coğrafî durumları, yargı çevreleri ve iş yükü dikkate alınarak yapılan değerlendirmeler sonucunda, bazı mahallerde muhtelif mahkemelerin kurulmasının uygun olacağı düşünülmüştür.</p>

<p>Bu itibarla;</p>

<p>1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 38 inci maddesinin 1/a bendi uyarınca;</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 01.04.2026 tarih 415 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen;</p>

<p>1- Gaziosmanpaşa Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>2- Hatay Asliye Ticaret Mahkemesinin,</p>

<p>3- Serik İnfaz Hâkimliğinin,</p>

<p>4- Nevşehir Asliye Ticaret Mahkemesinin,</p>

<p>5- Nevşehir Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>6- Suşehri İnfaz Hâkimliğinin,</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 15.04.2026 tarih 788 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen;</p>

<p>1- Karataş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>2- Afyonkarahisar 11. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>3- Şuhut 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>4- Akhisar 2. İş Mahkemesinin,</p>

<p>5- Ankara 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108 ve 109. Asliye Ceza Mahkemelerinin,</p>

<p>6- Ankara 6 ve 7. Çocuk Mahkemesinin,</p>

<p>7- Kemer 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>8- Bakırköy 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>9- Bakırköy 15. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>10- Balıkesir 3. İş Mahkemesinin,</p>

<p>11- Bartın 7. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>12- Biga 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>13- Bozüyük 4. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>14- Boyabat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>15- Burdur 5. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>16- Ayvalık 6. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>17- Bursa 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>18- Marmaraereğlisi 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>19- Denizli 2. Çocuk Mahkemesinin,</p>

<p>20- Denizli 8. Aile Mahkemesinin,</p>

<p>21- Denizli 9. İş Mahkemesinin,</p>

<p>22- Denizli 2. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>23- Tavas 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>24- Dazkırı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>25- Kovancılar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>26- Elmalı 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>27- Alaplı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>28- Eskişehir 2. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>29- Gaziantep 3. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>30- Gaziosmanpaşa 41. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>31- Gebze 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin,</p>

<p>32- Hatay 5. İş Mahkemesinin,</p>

<p>33- Isparta 9. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>34- İstanbul 4. İnfaz Hâkimliğinin,</p>

<p>35- İstanbul 14 ve 15. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>36- İzmir 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin,</p>

<p>37- İzmir 29 ve 30. İş Mahkemelerinin,</p>

<p>38- İzmir 11. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>39- Kahramanmaraş 7. İş Mahkemesinin,</p>

<p>40- Andırın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>41- Karşıyaka 5. İş Mahkemesinin,</p>

<p>42- Kastamonu 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>43- Kırıkkale 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>44- Kırşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>45- Kırşehir 7. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>46- Konya 15, 16 ve 17. Asliye Hukuk Mahkemelerinin,</p>

<p>47- Konya 13. İş Mahkemesinin,</p>

<p>48- Konya 3. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>49- Çumra 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>50- Merzifon 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>51- Perşembe 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>52- Perşembe 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>53- Patnos 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>54- Sakarya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>55- Akyazı 6. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>56- Ferizli 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>57- Ferizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>58- Kula 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>59- Seydişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>60- Seydişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>61- Divriği 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>62- Siverek 6. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>63- Siverek 2. Aile Mahkemesinin,</p>

<p>64- Kırkağaç 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>65- Şanlıurfa 25, 26, 27 ve 28. Asliye Ceza Mahkemelerinin,</p>

<p>66- Harran 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>67- Pozantı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>68- Şarköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>69- Viranşehir 7 ve 8. Asliye Ceza Mahkemelerinin,</p>

<p>70- Sorgun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>71- Çaycuma 4. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 15.04.2026 tarih 563 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen;</p>

<p>1- Çankırı İş Mahkemesi,</p>

<p>2- Çarşamba İş Mahkemesi,</p>

<p>3- Çorum Asliye Ticaret Mahkemesi,</p>

<p>4- Gaziosmanpaşa 1, 2 ve 3. İş Mahkemeleri,</p>

<p>5- Gaziosmanpaşa 1 ve 2. Tüketici Mahkemeleri,</p>

<p>6- Gemlik İş Mahkemesi,</p>

<p>7- Kemalpaşa İş Mahkemesi,</p>

<p>8- Kilis İş Mahkemesi,</p>

<p>9- Menemen Tüketici Mahkemesi,</p>

<p>10- Torbalı İş Mahkemesi,</p>

<p>11- Torbalı Tüketici Mahkemesi,</p>

<p>12- Van Asliye Ticaret Mahkemesinin,</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 13.05.2026 tarih 1095 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen;</p>

<p>1- Ankara 54, 55, 56, 57, 58, 59 ve 60. Asliye Hukuk Mahkemeleri,</p>

<p>2- Bakırköy 22 ve 23. Asliye Hukuk Mahkemeleri,</p>

<p>3- Bursa 23, 24 ve 25. İş Mahkemeleri,</p>

<p>4- Yumurtalık 2. Asliye Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>5- Buldan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>6- Diyarbakır 17. Asliye Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>7- Diyarbakır 4. Tüketici Mahkemesi,</p>

<p>8- İstanbul Anadolu 15 ve 16. Tüketici Mahkemeleri,</p>

<p>9- İzmir 31, 32, 33, 34 ve 35. Asliye Hukuk Mahkemeleri,</p>

<p>10- İzmir 31 ve 32. İş Mahkemeleri,</p>

<p>11- Kocaeli 12. İş Mahkemesi,</p>

<p>12- Körfez 2. Sulh Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>13- Serik 7. Asliye Ceza Mahkemesi,</p>

<p>14- Akçaabat 5. Asliye Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 13.05.2026 tarih 699 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen Ortaca İnfaz Hâkimliği kurulmuştur.</p>

<p>Kurulan mahkemeler Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından faaliyete geçirilecektir.</p>

<p>Bilgi edinilmesini ve gereğini arz/rica ederim.</p>

<p>Cahit Cihad SARI<br />
Hâkim<br />
Personel Genel Müdürü</p>

<p><br />
Dağıtım :<br />
Yargıtay Başkanlığına (Genel Sekreterlik)<br />
Danıştay Başkanlığına (Genel Sekreterlik)<br />
Hâkimler ve Savcılar Kuruluna (Genel Sekreterlik)<br />
Tüm Bakanlık Merkez Birimlerine<br />
Personel Genel Müdürlüğü Tüm Şube ve Bürolarına<br />
Tüm Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlıklarına<br />
Tüm Bölge İdare Mahkemesi Başkanlıklarına<br />
Tüm Cumhuriyet Başsavcılıklarına<br />
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına<br />
Türkiye Noterler Birliği Başkanlığına</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, KAMU HUKUKU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iste-yeni-kurulan-140-mahkeme</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/durusma-mahkemes.webp" type="image/jpeg" length="87171"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ'NİN SÜRESİZ NAFAKANIN İPTALİNE İLİŞKİN KARARI: İPTAL HÜKMÜNÜN DEVAM EDEN DAVALARA VE KESİNLEŞMİŞ KARARLARA ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-suresiz-nafakanin-iptaline-iliskin-karari-iptal-hukmunun-devam-eden-davalara-ve-kesinlesmis-kararlara-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-suresiz-nafakanin-iptaline-iliskin-karari-iptal-hukmunun-devam-eden-davalara-ve-kesinlesmis-kararlara-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. GİRİŞ: TÜRK AİLE HUKUKUNDA TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASI</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan ve uzun yıllardır hukuk çevrelerinde, kamuoyunda ve siyasal platformlarda tartışma konusu olan "süresiz olarak" ibaresi, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla Türk aile hukukunda yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.</p>

<p>Özellikle kısa süreli evliliklerden sonra yıllarca hatta ömür boyu devam eden nafaka yükümlülükleri, ölçülülük ilkesi, hakkaniyet ve sosyal devlet anlayışı bakımından yoğun eleştirilere konu olmaktaydı. Buna karşılık nafaka alacaklılarının korunması gerekliliği de sosyal hukuk devletinin önemli bir yükümlülüğü olarak kabul edilmekteydi.</p>

<p>Antalya 12. Aile Mahkemesi'nin somut norm denetimi başvurusu üzerine yapılan inceleme sonucunda Anayasa Mahkemesi, TMK m.175'te yer alan "süresiz olarak" ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna hükmetmiş ve söz konusu ibareyi oy çokluğuyla iptal etmiştir. Böylece boşanma sonrasında taraflar arasında ömür boyu sürebilen mali bağlılığın anayasal dayanağı ortadan kalkmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte Mahkeme, oluşabilecek hukuki boşluğun kamu düzenini sarsmaması ve yasama organına yeni bir düzenleme yapabilmesi için gerekli sürenin tanınması amacıyla iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay ertelemiştir.</p>

<p>Ancak bu karar beraberinde son derece önemli soruları da gündeme getirmiştir:</p>

<p>Devam eden nafaka davaları ne olacaktır?</p>

<p>İstinaf ve temyiz aşamasındaki dosyalarda hangi hukuk uygulanacaktır?</p>

<p>Geçmişte kesinleşmiş nafaka kararları bu değişiklikten etkilenecek midir?</p>

<p>Mevcut nafaka yükümlüleri yeni bir dava açarak nafakalarının kaldırılmasını talep edebilecek midir?</p>

<p>Bu çalışmada söz konusu sorular, Anayasa'nın 152 ve 153. maddeleri, kazanılmış hak ilkesi ve yüksek yargı içtihatları ışığında değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>2. İPTAL KARARLARININ ZAMAN BAKIMINDAN ETKİSİ VE DERHAL UYGULANMA İLKESİ</strong></p>

<p>Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları kesindir ve iptal kararları kural olarak geriye yürümez.</p>

<p>İlk bakışta bu hüküm, nafaka kararlarının geçmişi etkilemeyeceği şeklinde yorumlanabilir. Ancak anayasal sistem yalnızca bu maddeden ibaret değildir.</p>

<p>Nitekim Anayasa'nın 152/3. maddesi şu hükmü içermektedir:</p>

<p>"Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse mahkeme buna uymak zorundadır."</p>

<p>Bu düzenleme, iptal kararlarının kesinleşmemiş hukuki durumlara derhal uygulanması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da uzun yıllardır benimsenen yaklaşım budur. Buna göre Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları geriye yürümez; ancak henüz kesinleşmemiş uyuşmazlıklarda uygulanmaya devam eden bir normdan söz etmek de mümkün değildir.</p>

<p>Dolayısıyla dokuz aylık sürenin sonunda iptal kararı yürürlüğe girdiğinde, halen görülmekte olan davalarda süresiz nafaka kararı verilmesi hukuken mümkün olmayacaktır.</p>

<p><strong>3. DERDEST DAVALAR AÇISINDAN SONUÇLAR</strong></p>

<p>Kararın en önemli etkisi, halen devam eden davalar üzerinde ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Bir nafaka davası;</p>

<p>- İlk derece mahkemesinde,</p>

<p>- Bölge Adliye Mahkemesi'nde,</p>

<p>- Yargıtay incelemesinde,</p>

<p>bulunuyor ve henüz kesinleşmemiş ise, iptal kararı yürürlüğe girdikten sonra mahkemelerin artık "süresiz nafaka" hükmü kurmaları mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Bu nedenle devam eden davalarda taraf vekillerinin iptal kararını dosyaya sunmaları ve yeni hukuki durumun değerlendirilmesini talep etmeleri büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Özellikle istinaf ve temyiz incelemesindeki dosyalarda kararın uygulanması ciddi sonuçlar doğurabilecektir.</p>

<p><strong>4. KAZANILMIŞ HAK İLKESİ VE SINIRLARI</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararlarının etkisini değerlendirirken "kazanılmış hak" kavramı özel önem taşımaktadır.</p>

<p>Ancak burada maddi kazanılmış hak ile usuli kazanılmış hak arasındaki ayrımın doğru yapılması gerekir.</p>

<p><strong>A. Maddi Kazanılmış Hak</strong></p>

<p>İptal kararından önce kesin hüküm haline gelmiş mahkeme kararları korunmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla geçmişte verilmiş ve kesinleşmiş bir nafaka kararının sırf Anayasa Mahkemesi'nin bu iptal kararı nedeniyle kendiliğinden ortadan kalkması mümkün değildir.</p>

<p>Kesin hüküm ilkesi hukuk güvenliğinin temel unsurlarından biridir.</p>

<p><strong>B. Usuli Kazanılmış Hak</strong></p>

<p>Yargılama sürecinde taraflar lehine doğan usuli kazanılmış haklar da kural olarak korunur.</p>

<p>Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik uygulamasına göre Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları usuli kazanılmış hakkın en önemli istisnalarından biridir.</p>

<p>Bu nedenle henüz kesinleşmemiş bir dosyada taraflardan biri lehine oluşmuş görünen usuli durumlar, iptal kararı karşısında korunamayabilir.</p>

<p><strong>5. MEVCUT NAFAKA BORÇLULARI NE YAPABİLİR?</strong></p>

<p>Kamuoyunda en çok sorulan soru şudur:</p>

<p>"Halen süresiz nafaka ödüyorum. Bu karara dayanarak nafakamı kaldırabilir miyim?"</p>

<p>Bu sorunun cevabı üç farklı senaryoya göre değişmektedir.</p>

<p><strong>Senaryo 1: Kesinleşmiş Nafaka Kararları</strong></p>

<p>Yalnızca Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararına dayanılarak mevcut nafakanın kaldırılması mümkün görünmemektedir.</p>

<p>Çünkü karar geriye yürümemekte ve kesinleşmiş hükümler hukuk güvenliği gereği korunmaktadır.</p>

<p><strong>Senaryo 2: Devam Eden Davalar</strong></p>

<p>Dava henüz kesinleşmemiş ise iptal kararının uygulanması mümkündür.</p>

<p>Bu durumda süresiz nafaka verilmesinin önüne geçilebilecektir.</p>

<p><strong>Senaryo 3: TMK m.176/4 Kapsamındaki Davalar</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararından bağımsız olarak;</p>

<p>- Nafaka alacaklısının çalışmaya başlaması,</p>

<p>- Fiilen evli gibi yaşaması,</p>

<p>- Düzenli gelir elde etmesi,</p>

<p>- Nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunun ağır şekilde bozulması,</p>

<p>gibi sebepler mevcutsa nafakanın kaldırılması veya azaltılması her zaman talep edilebilir.</p>

<p><strong>6. TBMM'Yİ BEKLEYEN GÖREV</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi iptal kararı vermiş; ancak yeni sistemi belirleme görevini yasama organına bırakmıştır.</p>

<p>Önümüzdeki süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin;</p>

<p>- Belirli süreli nafaka sistemi,</p>

<p>- Hakimin takdir yetkisini genişleten model,</p>

<p>- Evlilik süresine bağlı nafaka sistemi,</p>

<p>- Toplu ödeme veya rehabilitasyon odaklı modeller,</p>

<p>üzerinde çalışması beklenmektedir.</p>

<p>Ayrıca en kritik konulardan biri de geçiş hükümleridir.</p>

<p>Meclis tarafından çıkarılacak yeni kanunda, geçmişte verilmiş nafaka kararlarının yeni sisteme uyarlanmasına ilişkin özel hükümler öngörülmesi halinde, bugün nafaka ödeyen binlerce kişi açısından yeni dava yolları gündeme gelebilecektir.</p>

<p><strong>7. SONUÇ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin TMK m.175'te yer alan "süresiz olarak" ibaresini iptal etmesi, Türk aile hukukunda son yılların en önemli kararlarından biridir.</p>

<p>Bu karar yalnızca nafakanın süresine ilişkin teknik bir değişiklik değil; boşanma sonrasında taraflar arasındaki mali ilişkinin yeniden tanımlanması anlamına gelmektedir.</p>

<p>İptal kararı yürürlüğe girdikten sonra kesinleşmemiş davalarda süresiz nafaka kararı verilmesi mümkün olmayacak; buna karşılık geçmişte kesinleşmiş kararlar kural olarak korunacaktır. Bununla birlikte yasama organının yapacağı yeni düzenleme ve özellikle geçiş hükümleri, mevcut nafaka yükümlülerinin hukuki durumunu doğrudan etkileyebilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önümüzdeki dokuz aylık süreç yalnızca yeni bir nafaka sisteminin oluşturulacağı bir dönem değil, aynı zamanda aile hukukunun geleceğinin yeniden şekilleneceği bir geçiş süreci olacaktır. Bu nedenle hem devam eden davaların hem de mevcut nafaka yükümlülüklerinin dikkatle takip edilmesi, ortaya çıkabilecek hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" rel="nofollow" title="Emrah Golgi̇yaz"><img alt="Emrah Golgi̇yaz" height="220" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Emrah GOLGİYAZ</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-suresiz-nafakanin-iptaline-iliskin-karari-iptal-hukmunun-devam-eden-davalara-ve-kesinlesmis-kararlara-etkisi</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasan.jpg" type="image/jpeg" length="33718"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHTİYARİ ARABULUCULUK İŞVEREN AÇISINDAN GERÇEKTEN DE MUTLAK BİR GARANTİ Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-isveren-acisindan-gercekten-de-mutlak-bir-garanti-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-isveren-acisindan-gercekten-de-mutlak-bir-garanti-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İş hukukunda hızlı bir çözüm yolu olarak hayatımıza giren ihtiyari arabuluculuk, son yıllarda işverenler tarafından adeta bir 'dava açılmasını engelleme garantisi' olarak görülmektedir. Ancak Yargıtay kararları, arabuluculuk sürecinin tek başına mutlak bir garanti sağlamadığını bizlere hatırlatmaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 10.02.2026 tarihli güncel kararı* </a>ışığında, ihtiyari arabuluculuğun hangi durumlarda işverene tam bir koruma sağlamadığını birlikte inceleyelim.</p>

<p>Yargıtay kararının özeti: 6 yıllık kıdemi olan işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesi ve aynı gün işverenin sürekli çalıştığı arabulucuya götürülerek haklarının çok altında bir tutarda anlaşılarak arabuluculuk anlaşma tutanağı imzalanmasıdır.</p>

<p>İşçi daha sonra edimler arasında açık oransızlık bulunduğunu ve bir tarafın zor durumundan yararlanılarak arabuluculuk süreci yürütüldüğünden bahisle Türk Borçlar Kanunu madde 28’de** düzenlenen aşırı yararlanma(gabin) hükmü uyarınca arabuluculuk tutanağının iptalini talep eden dava açmıştır.</p>

<p>Mahkeme aşağıda saydığım gerekçelerle arabuluculuk tutanağının usulüne uygun olmadığına karar vererek arabuluculuk tutanağını iptal etmiştir:</p>

<p>· İşçinin arabuluculuk sürecinin başlamasında, arabulucunun seçiminde ve görüşme yeri konusunda herhangi bir iradesinin bulunmadığı,</p>

<p>· İşçinin arabuluculuk görüşmelerine, arabulucunun davetiyle değil davalı işverenin dayatmasıyla katılması,</p>

<p>· İşveren şirketin, işten çıkaracağı tüm işçilerle yürüttüğü arabuluculuk görüşmelerinde hep aynı arabulucuyu görevlendirmiş olması,</p>

<p>· İşçinin, işten çıkış tarihi, arabuluculuk sürecinin başladığı ve bittiği tarihlerin aynı gün olduğu, bu durumun da işçiye yeterince düşünebilmesi ve karar alabilme imkânı sağlamaması,</p>

<p>· 6 yıllık kıdemi olan bir işçinin hak ettiğinin çok altında bir rakama anlaştığına, bu durumun da aşırı yararlanmaya sebep olduğuna,</p>

<p>· Arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı, arabulucu tarafından arabuluculuk süreci ve sonuçları ile ilgili aydınlatma görevinin yerine getirilmemesi,</p>

<p><strong>Peki, işveren açısından risk yalnızca arabuluculuk tutanağının geçersiz sayılması mıdır? Kanaatimce hayır. Asıl önemli mesele, bu usulsüzlüğün işveren bakımından </strong>doğurabileceği <strong>finansal sonuçlardır</strong>.</p>

<p>Çünkü arabuluculuk tutanağının geçersiz sayılması hâlinde, işveren yalnızca yeniden dava tehdidiyle karşı karşıya kalmamakta; çoğu zaman daha önce ödediği meblağa rağmen yüksek faiz yüküyle ek bir mali sorumluluk altına da girebilmektedir.</p>

<p>İncelediğim Yargıtay kararının metninden bu kısım tam olarak anlaşılamasa da takip ettiğim iş dosyalarındaki tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim: Arabuluculuk tutanağı iptal edildiğinde, arabuluculuk aşamasında işçiye ödenmiş olan meblağ, mahkeme tarafından faiz işletilmeden (çıplak ana para olarak) mahsup edilmektedir.</p>

<p>İş mahkemelerindeki bu genel eğilim işveren aleyhine hatalı bir uygulama olup ciddi bir hak kaybı doğurmaktadır. Bu hususu bir örnekle izah etmeye çalışayım:</p>

<p>İşçinin 400.000 TL kıdem tazminatı alacağı olduğunu; fakat arabuluculuk sürecinde işçiyle işverenin 200.000 TL kıdem tazminatının ödenmesi konusunda anlaştıklarını farz edelim.</p>

<p>Arabuluculuk tutanağı imzalansın ve işçiye ödeme 1 Ocak 2020 tarihinde yapılmış olsun. Daha sonra işçinin 1 Ocak 2021’de usulüne uygun arabuluculuk görüşmesi yapılmadığından bahisle dava açtığını farz edelim.</p>

<p>Ülkemizde yargılamaların uzun sürdüğünü de göz önüne alırsak ilk derece mahkemesinde bu davanın en az 2 yıl süreceğini öngörebiliriz. Mahkemenin 2 Ocak 2023 tarihinde karar verdiğini varsayalım: İşveren 1 Ocak 2020'de işçiye zaten 200.000 TL ödemişti. Mahkeme, gerçek alacaktan bu tutarı düşerek kalan 200.000 TL farkın, fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle işçiye ödenmesine karar verecektir.</p>

<p>01/01/2020 – 02/01/2023 arasındaki 3 yıllık süreçte, 200.000 TL asıl alacağa işleyecek faiz yaklaşık 122.680,22 TL olacak ve dava sonunda işçiye toplamda 322.680,22 TL daha ödeme yapılacaktır.</p>

<p>Oysa hakkaniyetli olan ve pek çok dosyamızda da dile getirdiğimiz usul; mahkemenin karar verirken, işverenin ilk etapta ödemiş olduğu alacağa da en yüksek banka mevduat faizini işleterek mahsup yapmasıdır. Yani örneğimizde, işverenin ilk başta ödediği 200.000 TL'ye de 3 yıllık faiz yürütülmelidir. Çünkü işçi o tarihten itibaren bu parayı kullanmış, işveren ise kendi parasının nemasından (faizinden) mahrum kalmıştır. Mahkemeler bu hususu göz ardı edip doğrudan ödenen asıl parayı düştüğü için işveren ilk etapta ödediği paranın nemasından faydalanamamakta ve çift taraflı bir zarara uğramaktadır.</p>

<p>En iyi ihtimalle mahkemeler ödenen paraya yasal faiz işleterek mahsup yapmaktadır ki bu durum da işvereni kurtarmamaktadır. Çünkü yıllık yasal faiz %24 iken, işçinin alacağına uygulanan en yüksek mevduat faiz oranı %45-55 bandındadır. Hakkaniyetin sağlanması açısından, işçiye hangi faiz oranı üzerinden hesaplama yapılıyorsa, işverenin işçiye erken ödediği paranın da aynı faiz oranı üzerinden mahsup işlemine konu edilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Bu riskleri önlemek açısından iş akdinin feshi sürecinde insan kaynakları biriminin dikkat etmesi gerekenler:</strong></p>

<p><strong>1. </strong>İşçinin iş akdinin feshi ile arabuluculuk süreci arasında işçiye değerlendirme yapabilmesi için en az 3-5 iş günü süre tanınmalıdır.</p>

<p><strong>2. </strong>Sürekli aynı arabulucu ile süreç yönetilmemeli, "şirketin kadrolu arabulucusu" algısı yaratılmamalıdır.</p>

<p><strong>3. </strong>İşçiye hak ediş tablosu önceden sunulmalı, taraflar arasında gerçek ve özgür bir müzakere ortamı sağlanmalıdır.</p>

<p><strong>4. </strong>Arabuluculuk görüşmesi işçinin kendisini baskı altında hissetmeyeceği, rahat ifade edebileceği tarafsız bir ortamda gerçekleştirilmelidir. Görüşmeler kesinlikle şirket adresinde yapılmamalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. </strong> İşçinin gerçek hak edişi çok yüksek iken, sembolik rakamlarla süreç tamamlanmaya çalışılmamalıdır.</p>

<p><strong>6. </strong>Çalışılan arabulucu da bu süreçte doğru tercih edilmelidir. Ne yazık ki uygulamada birçok arabulucunun tutanağı usulüne uygun hazırlamadığını ve işverenlere zarar verdiğini görmekteyiz. Arabuluculuk tutanağı bir mahkeme ilamı gibi net ve anlaşılır olmalıdır.</p>

<p><strong>7. </strong>Somut olayın özelliklerine göre, ihtiyari arabuluculuk yerine ikale sözleşmesi seçeneği de ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem" rel="dofollow"><i>*</i> Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Esas Numarası: 2025/9390, Karar Numarası: 2026/1065, Karar Tarihi: 10.02.2026</a></p>

<p>**TBK 28/1 “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.”</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Tuğçe Gürhanlılar</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-isveren-acisindan-gercekten-de-mutlak-bir-garanti-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/arab-ter1.jpg" type="image/jpeg" length="43105"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/174 E., 2025/752 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025174-e-2025752-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025174-e-2025752-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.11.2025 tarihli, 2025/174 E., 2025/752 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/174 E., 2025/752 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/2030 E., 2024/93 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.03.2023 tarihli ve<br />
2022/3598 Esas, 2023/700 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın her iki taraf vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin başvurusunun kısmen kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı her iki taraf vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar; serbest avukat olarak çalıştıklarını, bazı taşınmazlarının imar planında kamu hizmeti alanı olarak ayrılmış ve uzun zamandır kamulaştırmasının yapılmamış olmasıyla ilgili hukuki ihtilâfın çözümlenmesi için davalı şirketin kendilerini vekil kıldıklarını, dava süreciyle ilgili hukuki yardımın yanı sıra şehir planlamacısıyla da görüşmeler sağlandığını, bu kapsamda avukatlık ücret sözleşmesi imzalanarak İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/211 Esas sayılı dosyasıyla görülen kamulaştırmasız el atma davasının açıldığını, davanın kısmi dava olarak ikame edildiğini ve lehlerine sonuçlanıp temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini ancak davalının herhangi bir haklı neden olmaksızın kendilerini azlederek vekâlet ücretini ödemediğini, bununla yetinmeyip zarara uğradıkları iddiasıyla tazminat talep eden ihtarname gönderdiklerini, bu iddianın gerçeği yansıtmadığını, üzerlerine düşen tüm edimleri yerine getirdiklerini, kısmi dava açılmasının zarar yaratmak bir yana adına dava açılan kişinin yararına olduğunu, azil haklı olmadığından aralarındaki ücret sözleşmesi gereği vekâlet ücretinin takip edilen yargılamada tespit olunan gerçek değer üzerinden hesaplanması gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000,00 TL vekâlet ücreti alacağı ile asılsız isnatlar nedeniyle doğan manevi zarara karşılık 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle vekâlet ücreti alacağını 1.900.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; azlin haklı olduğunu, davacı avukatlar tarafından rayici 15.000.000,00 TL olan taşınmazlarla ilgili 16.000,00 TL üzerinden kamulaştırmasız el atma davası açıldığını, bilirkişi raporuyla yapılan tespite rağmen davanın ıslah edilmediğini, davacıların avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan eylemler içerisinde olduğunu ve haklarında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'na muhalefet ve görevi kötüye kullanma suçlarından şikâyetçi olduklarını, kamu davasının devam ettiğini, azlin haklı olması nedeniyle vekâlet ücreti talep edilemeyeceği gibi kendilerinin hukuka aykırı herhangi bir eylemi bulunmadığından manevi tazminat talebinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İzmir 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.09.2020 tarihli ve 2013/528 Esas, 2020/139 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporuna göre davacı avukatların haksız şekilde azledildikleri, kısmi dava olarak açılan ilk dava kesinleştikten sonra başka avukatlarca açılan ek dava ile alacağın tamamına hükmedildiği, taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin geçerli olduğu, bu durumda kamulaştırmasız el atma davasında taşınmazların değeri olarak tespit edilen 12.857.757,90 TL üzerinden %10 akdi vekâlet ücretinin hesaplanması gerektiği, manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 1.285.775,79 TL sözleşme vekâlet ücreti ile 1.920,00 TL karşı yan vekâlet ücreti olmak üzere toplam 1.287.695,79 TL brüt vekâlet ücretinin davalı şirketten tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 14.02.2022 tarihli ve 2021/420 Esas, 2022/298 Karar sayılı kararı ile; azlin haksız olduğu, sözleşmenin geçerli olmakla tarafları bağladığı ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığı yönündeki mahkeme değerlendirmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı ancak vekâlet ücretinin hesabında hataya düşüldüğü, haksız azil hâlinde avukatın takip ettiği iş nedeniyle akdi ve karşı yan vekâlet ücretini hak edeceği, somut olayda taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin haksız azil hâlini düzenleyen 6. maddesi gereği ücretin kamulaştırmasız el atma davasında "ortaya çıkan değer" olan 13.024.040,00 TL üzerinden hesaplanması gerektiği gerekçesiyle davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine, davacılar vekilinin başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, 1.304.324,00 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1.Davacıların temyiz taleplerinin incelenmesinde; tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile 1136 Sayılı Kanun'un 164/2. maddesi gereği dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olacağının belirtilmesine, karşı yan vekalet ücretinin de nisbi olarak hesaplanması talebinin reddinde usule ve kanuna aykırılık olmadığının, davacı avukatların vekil olarak görev almadıkları icra dosyasından akdi ve karşı yan vekalet ücreti talep etmelerinin kanunen mümkün olmadığının ve davacıların manevi tazminat taleplerinin reddine ilişkin karar gerekçesinin doğru olduğunun anlaşılmasına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2. 1136 Sayılı Kanun'un 174/2. maddesi gereği avukatın kusur veya ihmalinden dolayı azledilmesi durumunda ücretin ödenmesi gerekmeyeceği belirtilmişse de, azleden tarafın, azlin haklı olduğunu ispatlaması gerektiği, davalının davacı avukatların haklı olarak azledildiğini ispatlayamadıkları, temyiz olunan kararın gerekçesinde de belirtildiği üzere davacı avukatların yalnızca kısmi dava açmalarının başlı başına haklı azil sebebi sayılamayacağı anlaşılmakla davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>3. Taraflar arasında imzalanan 11.04.2011 tarihli sözleşmenin (sözleşmede tarih bulunmamakla birlikte, tarafların 11.04.2011 tarihinde imzalandığı yönündeki kabulü nedeniyle) 3 üncü maddesi; ''Avukatlık ücreti olarak mahkemece tazminine karar verilen bedelin ve bu bedelin tahsili tarihine kadar işleyecek faizlerin toplamının yani davalı (borçlu) tarafından ödenecek bedellerin toplamının %10'u olarak kararlaştırılmıştır.'', sözleşmenin 6 ncı maddesi; ''Davanın herhangi bir aşamasında avukatlar iş sahibi (müvekkiller) tarafından haksız olarak görevinden azledilecek olursa veya başka bir avukata görev verecek olurlarsa, davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkan değer üzerinden avukatlar bu sözleşmede kararlaştırılan ücreti istemeye hak kazanacaktır ve aynı şartlarda talep ve ahzu kabza yetkili olacaktır.'' şeklindedir.</p>

<p>6098 Sayılı Kanun'un 19/1 inci maddesi gereği yukarıda belirtilen sözleşme maddelerinin yorumlanmasında, sözleşmenin 6 ncı maddesinde belirtilen ''davanın neticelenmesi sonucu ortaya çıkan değer'' ibaresinden, davacı avukatların, davalı müvekkili adına takip ettiği İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/211 E. sayılı dosyasında dava değeri olarak belirtilen ve mahkemece hüküm altına alınan 16.000,00 TL'nin anlaşılması gerektiği, davacı avukatların akdi vekâlet ücreti taleplerinin bu bedel üzerinden sözleşmenin 6 ve 3 üncü maddeleri gereği belirlenmesi gerektiği anlaşılmakla, aksi düşüncelerle, İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/211 E. sayılı dosyasında yapılan keşif sonucu belirlenen ancak dava ıslah edilmediği için mahkemece hüküm altına alınmayan 13.024.040 TL üzerinden akdi vekâlet ücretinin hesaplanmış olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ilk karar gerekçesi tekrar edilmek ve avukatlık sözleşmesinde tarafların azil olmaması hâlinde ücreti "mahkemece tazminine karar verilen bedel" üzerinden hesaplamayı kararlaştırmışken azlin varlığı durumunda vekâlet ücretinin "davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkacak değer" üzerinden hesaplanması yönünde ayrı bir sözleşme hükmü düzenledikleri, sözleşme bir bütün olarak yorumlandığında azil durumuna ilişkin bu ibarenin takip edilen işte dava değeri olarak gösterilen bedel olarak anlaşılmasının mümkün olmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili; davacıların ilk davadan başka herhangi bir dava açmadıklarını, sonraki süreçte emek ve mesai harcamadıklarını, ıslah edilmeyen taşınmaz değeri için başka bir dava açılması gerektiğini, davacı yan ile müvekkil şirket arasında vekâlet ilişkisinin sona erdiği de dikkate alındığında davacıların ileride açılacak olan davalar için ücret talep etmelerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bu itirazlarının Özel Dairece haklı görüldüğünü, aksi yönde verilen direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesinin geçerli olduğu ve davacı avukatların haksız olarak azledildikleri hususlarının Özel Daire ve Bölge Adliye Mahkemesi arasında çekişmesiz olduğu somut olayda, sözleşmede haksız azil hâlinde vekâlet ücretinin hesaplanmasına esas olmak üzere öngörülen "davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkacak değer" ibaresinden ne anlaşılması gerektiği, buradan varılacak sonuca göre akdi vekâlet ücretinin hesabında kısmi açılan ilk davada dava değeri olarak belirtilen ve mahkemece hüküm altına alınan meblağın dikkate alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>1. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 18, 19, 396. maddeleri.</p>

<p>2. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 163, 164, 174. maddeleri.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle vekâlet sözleşmesi ve vekilin azli durumunda azlin haklı olup olmadığının hak edilecek vekâlet ücretine etkisi üzerinde durulması gerekir.</p>

<p>2. Vekâlet sözleşmesi, somut olayda uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 386. maddesinin 1. fıkrasında “Vekâlet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler.” şeklinde tanımlanmıştır [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) md. 502]. Bu sözleşmeyle vekil, müvekkiline karşı iş görme borcu altına girer.</p>

<p>3. Avukat ile müvekkil arasında imzalanan sözleşme de vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Bununla birlikte avukatlık sözleşmesi her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Üstelik sözleşmenin bir tarafı mutlaka avukattır ve avukatın sözleşmeyle üstlendiği belli bir hukuki yardımının yapılması şeklindeki iş, ücret karşılığında yani ivazlı olarak yerine getirilir.</p>

<p>4. Avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisi özel kanun niteliğindeki 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda düzenlenmiş olup Kanun'un "Avukatlık sözleşmesinin kapsamı" başlıklı 163/1. maddesi "Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir." şeklindedir.</p>

<p>5. Avukatlık sözleşmelerinin zorunlu unsuru olan ücret konusunun mutlaka tarafların sözlü ya da yazılı bir anlaşmasıyla önceden kararlaştırılması gerekmez; zira bu hâlde ücret, Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecektir.</p>

<p>6. Sözleşmenin sona ermesi konusuna gelindiğinde; vekâlet sözleşmesi sözleşme ile üstlenilen edimin yerine getirilmesi veya sürenin dolması ile sona erebileceği gibi, vekâlet ilişkisi taraflar arasında güven unsuruna dayandığından sözleşmenin tarafları da istifa ve azil şeklindeki tek taraflı irade beyanlarıyla sözleşme ilişkisine diledikleri zaman son vermek hakkına sahiptir. Nitekim BK'nın 396/1. maddesi bu hususu “Vekâletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir." şeklinde düzenlemiştir.</p>

<p>7. Anılan maddenin devamında "Şu kadarki münasip olmayan bir zamanda vekâletten azil veya ondan istifa eden kimse diğerinin zararını zamin olur.” denilmek suretiyle azlin, tazmin ile ilgili bir sonucu olacağı ortaya konulmuştur.</p>

<p>8. Aynı durum avukatlık sözleşmesinde de geçerlidir ve sözleşmenin azil ile sona ermesi hâlinde avukatlık ücreti, yapılan azil işleminin haklı olup olmadığına göre değişecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9. Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “Avukatın azlî hâlinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” şeklindeki hüküm gereği, azledilen avukata kural olarak hak ettiği ücretin tamamı verilir.</p>

<p>10. Bu noktada azlin ancak azil tarihi itibariyle henüz sonuçlanmamış işler bakımından hukuki sonuç doğurduğu, bu sebeple de avukatın azilden önce sonuçlandırdığı işler yönünden azlin haklı olup olmadığının bir fark yaratmadığı, bunlar yönünden avukatın tam ücrete hak kazandığı göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>11. Maddenin ikinci cümlesinde kanun koyucunun avukatın kusur veya ihmalinden dolayı azledilmesi hâline ilişkin öngördüğü durum "haklı azil" kavramını anlatır ve azil haklıysa sonuçlanmamış işler bakımından avukat ücrete hak kazanamayacaktır.</p>

<p>12. Azil haksızsa, avukatın vekâlet ücretinin tamamı dava lehe sonuçlanıp kesinleşmiş gibi, tam olarak muaccel hâle gelir. Bu yüzden; azil haksızsa, avukatın azledilmiş olması nedeniyle işe devam edememiş olması, dolayısıyla emek ve mesaiden tasarruf etmiş olması, ücretin tamamına hak kazanmasına engel olmayacağı gibi hukuki yardımda bulunulan davanın sonuçlanmasını beklemek de gerekmez. Azledilen avukat davayı takibe devam edemeyeceğinden dava ya müvekkil tarafından bizzat ya da vekâlet verilen başka bir avukat tarafından takip edilecektir. Her iki durumda da azilden sonra takip edilen bu davanın lehe ya da aleyhe sonuçlanmış olması yahut takipsiz bırakılması sonuca etkili değildir, avukatın ücret talebini engellemeyecektir (Hukuk Genel Kurulunun 09.04.2025 tarihli, 2024/3-666 Esas, 2025/224 Karar sayılı kararı).</p>

<p>13. Bu noktada haksız azil hâlinde azil anında henüz sonuçlanmamış işler bakımından vekâlet ücretinin ne şekilde hesaplanacağı konusu önem arz eder.</p>

<p>14. Yerleşik içtihatlarla da kabul edildiği üzere bu durumda akdi vekâlet ücreti, avukatın takip ettiği davanın/işin harçlandırılmış değeri üzerinden hesaplanmalıdır. Kural bu olmakla birlikte tarafların sözleşme özgürlüğü çerçevesinde başka bir kararlaştırmada bulunabilecekleri açıktır. Böyle bir durumda ücretin takdirinde taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine itibar edilmesi zorunludur.</p>

<p>15. Yazılı ve geçerli bir ücret sözleşmesinde haksız azil hâline ilişkin olarak taraflarca yapılmış bir kararlaştırma olmasına rağmen bazı durumlarda taraflar bu anlaşmanın mahiyeti/kapsamı konusunda anlaşmazlık yaşayabilir; taraflardan biri, sözleşmenin içeriğini diğerinden farklı anlayabilir. Özellikle şüphe ve tereddütlere yol açan veya birden fazla anlama gelen sözleşme metni yahut bir hüküm taraflardan birini avantajlı duruma getiriyorsa, taraf buna dayanarak talepte bulunabilmektedir. Bu takdirde taraflar arasında yorum uyuşmazlığı söz konusu olmaktadır ve mahkemece sözleşme yorumuna ihtiyaç duyulmaktadır.</p>

<p>16. Sözleşmenin yorumu, sözleşmenin kurucu unsuru olan iradelerin anlamının ve hangi hukuksal sonuçlara yöneldiğinin araştırılıp ortaya konulması anlamına gelmektedir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara 2012, s.466).</p>

<p>17. Sözleşmenin yorumuna ilişkin olarak BK'nın 18/1. maddesi "Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır." düzenlemesini öngörmüştür. Aynı husus 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19/1. maddesinde “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>18. Buna göre sözleşmenin yorumunda amaç, ilk aşamada sözleşme taraflarının birbirine uygun gerçek iradelerini tespit edebilmektir. Hâkim sözleşmeyi yorumlarken asli yorum aracı olarak tarafların iradelerini açıklarken kullandıkları kelimeler ve deyimleri öncelikle dikkate alır. Kullanılan ifadeler ve kelimeler bireysel olarak değil beyan metninin bütünlüğü içinde yorumlanmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarihli, 2018/(13)3-399 Esas, 2021/1632 Karar ve 02.07.2025 tarihli, 2024/3-752 Esas, 2025/415 Karar sayılı kararları).</p>

<p>19. Konuyla ilgili bu açıklamalardan sonra somut olaydaki hukuki süreç ortaya konulmalıdır.</p>

<p>20. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; davacı avukatlar ile davalı şirket arasında şirkete ait bazı taşınmazlarla ilgili kamulaştırmasız el atma davası açılması hususunda vekâlet ilişkisi kurulduğu, bu kapsamda tarafların 14.04.2011 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi imzalayarak mutabık kaldıkları hususları yazılı hâle getirdikleri, davacı avukatların kısmi dava şeklinde ikame ettikleri dava ile dava dışı idareden kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talep ettikleri, bu yargılamada alınan bilirkişi raporunda taşınmazların toplam değerinin 13.024.040,00 TL olarak tespit edildiği, dava değeri ıslah edilmeyince mahkemenin gerçek değerle ilgili tespit hükmünün yanında taleple bağlı kalarak 16.000,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verdiği, temyiz üzerinde kararın düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleştiği, hemen akabinde davacı avukatların azledildiği ve yeni vekiller eliyle ek dava açılarak ilk davadan bakiye alacağın talep edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>21. Söz konusu avukatlık sözleşmesinin geçerli ve azlin haksız olduğu hususları Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasında çekişmesiz olup, incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken direnmenin konusunun avukatın hak ettiği vekâlet ücretinin hesaplanmasına esas değerin ne olması gerektiği hususu oluşturmaktadır.</p>

<p>22. Bu kapsamda taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelendiğinde; sözleşmenin, ücreti düzenleyen 3. bendi "Avukatlık ücreti olarak mahkemece tazminine karar verilen bedelin ve bu bedelin tahsili tarihine kadar işleyecek faizlerin toplamının yani davalı (borçlu) aleyhine hükmedilecek tazminat miktarının %10'u olarak kararlaştırılmıştır." şeklindedir.</p>

<p>23. Taraflar bununla yetinmemiş, sözleşmenin 6. bendinde "Davanın herhangi bir aşamasında avukatlar iş sahibi (müvekkiller) tarafından haksız olarak görevinden azledilecek olursa veya başka bir avukata görev verecek olurlarsa, davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkan değer üzerinden avukatlar bu sözleşmede kararlaştırılan ücreti istemeye hak kazanacaktır…" şeklindeki hükme yer vermişlerdir. Bu hükme göre avukat haksız azledilecek olursa 3. bentte kararlaştırılan ücret "davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkan değer" üzerinden hesaplanacaktır.</p>

<p>24. Konuyla ilgili yapılan açıklamalar ve somut olaydaki sözleşme hükümleri çerçevesinde direnme konusu uyuşmazlık incelendiğinde; haksız azledilen avukatların vekâlet ücretinin tamamını dava kendi takipleri sırasında lehe sonuçlanıp kesinleşmiş gibi talep edebileceklerinde tereddüt bulunmamaktadır. Bu kapsamda avukatın hak ettiği akdi vekâlet ücretinin tayin ve takdirinde avukatın takip ettiği davanın harca esas ve hüküm altına alınan değeri dikkate alınmakla birlikte, taraflar ücret sözleşmelerinde bunu değiştirecek bir kararlaştırmada bulunmuşlarsa sözleşme hükümlerine itibar edilmesi kural olarak zorunludur. Nitekim somut olayda taraflar avukatlık sözleşmesini imzalarken ücret ile ilgili kararlaştırmanın yanında haksız azil hâlinde ücretin hangi değer üzerinden hesaplanacağına dair açıkça ayrı bir hükme yer vermişler ve bu durumda davanın hangi aşamasında olursa olsun haksız azil vuku bulursa "davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkan değer üzerinden" hesaplama yapılacağını kabul etmişlerdir. Sözleşmenin bütününe bakıldığında bu madde ile tarafların yalnızca dava açılırken gösterilen harca esas değeri değil, yargılamada ortaya çıkacak gerçek değeri esas aldıkları; bu değerin ise kamulaştırma bedeli olarak yargılamada bilirkişi incelemesiyle tespit edilen ve mahkemece hükme esas alınmakla sonradan açılacak ek davada kesin delil teşkil eden 13.024.040,00 TL olduğu anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, sözleşmenin haksız azle ilişkin maddesinde ücrete esas değerin kısmi davada harçlandırılan ve karara bağlanan dava değeri olan 16.000,00 TL'den ibaret olduğu şeklindeki bir yorum, tarafların haksız azil hâline özgü nüansı vurgulayan iradeleri karşısında isabetli olmayacaktır.</p>

<p>25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; bozma kararındaki değerlendirmenin yerinde olduğu, direnme kararının aynı gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>26. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun direnme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,</p>

<p>Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin direnme kararını veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>26.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025174-e-2025752-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="15297"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/5447 E., 2024/212 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20235447-e-2024212-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20235447-e-2024212-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 16.01.2024 tarihli, 2023/5447 E., 2024/212 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/5447 E., 2024/212 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/49 E., 2022/213 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekilinin 19.10.2023 tarihli bozma ilamında imzası bulunan Daire Başkan ve üyeleri hakkında reddi hakim talebi hakkında yapılan incelemede; 2797 sayılı Yargıtay Kanunun 39 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında “Dairelerin veya genel kurulların başkan ve üyeleri reddolunabilirler. Ret hususundaki istemler, reddedilen başkan veya üye katılmaksızın ilgili daire veya genel kurullarca incelenerek kesin karara bağlanır. Daire ve kurulların toplantılarını engelleyen toplu ret istemleri dinlenmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda, 6100 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesinde belirtilen, reddin kaynağını oluşturan Daire kararı nedeniyle Dairede görev yapan başkan ve kararda imzası bulunan üyelerin tarafsızlıklarından şüpheye düşülebilecek bir olgu mevcut bulunmadığından reddi hakim isteğinin 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 39 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kesin olarak reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; davacının avukat olduğunu, taraflar arasında 25.09.2007 tarihli avukatlık sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 2 nci maddesine göre, davalının taraf olduğu Ermenek Barajı, Fırtına Hes İnşaatı ve Ankara Hipodrom işlerine ilişkin dava dosyalarında davalıya hukuki yardımda bulunmayı ve ayrıca sürekli hukuki danışmanlık hizmeti vermeyi üstlendiğini, genel hukuki danışmanlık hizmetlerine karşılık olarak aylık net 2.000,00 TL ile sözleşmenin 2 nci maddesinde belirtilen dava dosyalarından dolayı da, kazanılan değer üzerinden sözleşmede kademeli olarak gösterilen oranlarda ayrıca ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını, taraflar arasında aylık ücretin yıllık artışı hususunda bir mutabakata varılamadığını, davalı şirketin bir süre sonra aylık danışmanlık ücretlerini ödemediğini, buna rağmen müvekkilinin vekalet görevine devam ettiğini, ancak davalı tarafından haksız bir şekilde başarısızlıkla suçlandığını, hak ettiği ücretler de ödenmediğinden 23.11.2009 tarihli ihtarla sözleşmeyi feshederek haklı olarak istifa ettiğini, haklı istifa nedeniyle aylık ve kademeli olarak ödenmesi gereken ücret ve ayrıca karşı taraf vekalet ücretlerinin ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 150.000,00 TL'nin 23.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; kadrolu çalışan avukatları olmasına rağmen, sözleşmede belirtilen tahkim davalarının takibi ve sonuçlandırılması ile hukuki danışmanlık hizmeti için 25.09.2007 tarihinde davacı avukat ile sözleşme imzalandığını, 1 yıllık sözleşme süresinin 25.9.2008 tarihinde sona erdiğini, taraflarca feshedilmeyen sözleşmenin bir yıl uzadığını, yapılan görüşmeler sonunda ücret konusunda bir uzlaşma sağlanamadığını, davacının, şirketin bilgisi ve onayı dışında sözleşmede yer almayan dava dosyalarına vekalet sunması nedeniyle davacıya 13.03.2009 tarihli yazı gönderilerek, bu dosyalardan vekaletnamesini çekmesinin istenildiğini, Ermenek Barajı ile ilgili tahkim davasının sonuçsuz kalması üzerine, davacının “adli yargıda dava açılacaksa mahkeme harcının gönderilmesi” ile ilgili talebi üzerine, göndermiş oldukları 26.10.2009 tarihli yazıda, adli yargıda dava açılmasının düşünülmediğinin bildirildiğini, iddianın aksine davacının başarısızlıkla itham edilmediğini, davacıya ücretlerinin ödenmediğinin de doğru olmadığını, istifanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemenin 25.12.2012 tarihli ve 2009/463 E., 2012/584 K. sayılı kararıyla; davacının istifasının haklı olduğu, davalıdan talep edebileceği toplam alacağın KDV dahil 9.426.443,59 TL olduğunun tespit edildiği, davacının toplam 9.426.443,59 TL ücret talep edebileceği kabul edilmek suretiyle taleple bağlı kalınarak davanın kısmen kabulüne,150.000,00 TL’nin temerrüt tarihi olan 29.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Birinci Bozma Kararı<br />
1. Mahkeme kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/8068 E., 2013/30931 K. sayılı ilamıyla; davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmediğine karar verildikten sonra, davacı avukatın gerek “davalı şirket tarafından başarısızlıkla suçlandığı” gerekse “ücretlerinin ödenmediği” hususlarındaki istifa nedenleri haklı olmadığından, davacının haksız olarak vekaletten istifa ettiğinin kabulü gerektiği, haksız olarak istifa eden avukatın, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşmiş olan işler dışında, derdest olup henüz sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeyeceği, Mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek, istifanın haklı olduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmiş olmasının hatalı olduğu gerekçesiyle, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamına karşı davacı vekilinin karar düzeltme talebinin, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 07.07.2014 tarihli ve 2014/12851 E., 2014/11033 K. sayılı ilamı ile reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İkinci Bozma Kararı<br />
1. Bozmaya uyan Mahkemenin 07.07.2015 tarihli ve 2014/388 E., 2015/259 K. sayılı kararıyla; davacı taraf haklı nedenle vekillikten istifa ettiğinden temsil ettiği tüm davalar yönünden vekalet ücreti alacağını isteyebileceği, bu nedenle 16.07.2012 ve 09.11.2012 tarihli üçüncü bilirkişi kurulu raporundaki hesaplama kabul edilerek davalının KDV dahil 9.426.443,59 TL borcu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 150.000,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 29.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>2. Mahkeme kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>3. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 18.10.2016 tarihli ve 2016/499 E., 2016/11693 K. sayılı ilamıyla; Mahkemenin Yargıtayca verilen bozma kararına uyması sonucunda kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar çerçevesinde karar vermesi gerektiği, Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karşın bozma ilamı doğrultusunda bir inceleme yapılmadığı, Mahkemece, bozma ilamına uyulması ile birlikte davalı yararına usuli müktesep hak oluştuğu dikkate alınarak bozma ilamına uygun bir şekilde hüküm kurulması gerekirken; müktesep hak ihlal edilerek bozma ilamı dışına çıkılarak yeniden delil toplanılarak yazılı şekilde hüküm tesisinin hatalı olduğu gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>4. Dairenin bozma ilamına karşı, davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>5. Dairenin 21.09.2017 tarihli ve 2017/9868 E., 2017/12478 K. sayılı ilamıyla; düzeltilmesi istenen Yargıtay ilamında açıklanan gerekçelere göre düzeltme dileğinde ileri sürülen sebepler HUMK'nın 440 ıncı maddesindeki yazılı hallerden hiç birisine uymadığından vaki düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan tarih ve sayılı kararıyla; davacının istifasının haklı nedenlere dayanmadığı, haksız olarak istifa eden avukatın, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşmiş olan işler dışında, henüz derdest olup sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeceği, hükme esas alınan 22.02.2022 havale tarihli bilirkişi raporunda, Ermenek tahkim dosyasının ve Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2008/507 Esas nolu dosyasının vekaletten istifa tarihi itibariyle kesinleşen işlerden olduğu, yine Kasım 2008-Kasım 2009 tarihleri arasındaki 12 aylık ücretinin davacı vekile ödenmediği, bu işler ve ücretler bakımından davacının vekalet ücretine hak kazandığı, diğer dava dosyaları ve hukuki işler bakımından ise haksız istifa nedeniyle ücret talep edilemeyeceğinin bildirildiği, bilirkişi raporunda, davacının hak kazandığı ve davalıdan talep edebileceği vekalet ücreti alacağının toplam olarak 2.879,205,54 TL olduğunun tespit edildiği, bedelden davacı tarafından tahsil edilen 191.516,50 TL'nin mahsubu ile kalan alacağın 2.687,689,04 TL olduğu kanaatine ulaşıldığı, davacı tarafın talebiyle bağlı kalınarak davanın kabulüne ile 150.000,00 TL vekalet ücreti alacağının temerrüdün gerçekleştiği 29.10.2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuran<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuşlardır.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Dairenin 21.02.2023 tarihli ve 2022/7201 E., 2023/181 K. sayılı ilamıyla; "1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına, bozmaya uyularak verilen kararda belirtilen gerekçelere göre; davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2. Mahkemece verilen ilk kararın temyiz edilmesi üzerine Kapatılan 13. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/8068 E., 2013/30931 K. sayılı bozma ilamında açıkça, istifa nedenleri haklı olmadığından davacının haksız olarak vekaletten istifa ettiğinin kabulü gerektiği belirtilerek, haksız olarak istifa eden avukat, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşme olan işler dışında derdest olup henüz sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeyeceği açıklanarak hüküm bozulmuştur. Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre, haksız istifa halinde avukat sadece kesinleşmiş işler nedeniyle ücrete hak kazanabilecektir.<br />
Davacı avukatın takip ettiği Ermenek Tahkim dosyasında, tahkim süresinin uzatılması talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle tahkim dosyasının bitip kesinleştiğinden söz edilemez. Kaldı ki az yukarıda anılan bozma ilamında anıldığı üzere, taraflar arasında geçerli bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin 2 nci maddesinde sayılan ve etkin hukuki yardım hizmeti verilen bu davalarda ücretin hangi koşullarda ve ne şekilde ödeneceği açıkça yazılıdır. Davacı söz konusu davalarda ancak, “şirket menfaatine kazanılan değer” üzerinden ücret talep etme hakkına sahip olup, ödeme tarihi itibariyle, takip edilen davalar yönünden şirket menfaatine kazanılan bir değer bulunmadığı da aşikardır. Hal böyle olunca haksız istifa tarihi itibariyle kesinleşen bir işin bulunmaması ve de taraflar arasındaki sözleşme hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, davalı tarafından davacı avukata yapılan ödemeler de dikkate alındığında davacı avukatın davalı müvekkilinden herhangi bir hak ve alacağının kalmadığının dosya içeriği ile anlaşılmakla mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. " şeklinde kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong><br />
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran<br />
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı vekili tarafından bozma ilamında imzası bulunan Daire başkanı ile üyeler hakkında reddi hakim talebiyle birlikte karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Karar Düzeltme Sebepleri<br />
Davacı vekili; 1. Hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkı bertaraf edildiğinden, Yargıtay incelemelerinde hukuka uygun inceleme yapılmadığından, olayda tabii hakim ilkesinin, kanun önünde eşitlik ilkesinin, etkili başvuru ilkesinin, hakimlerin tarafsızlığı ilkesinin ve ihsası reyde bulunmama ilkesinin gerçekleşmediğini, emsal yargı kararlarına ve uygulamaya aykırı olacak şekilde, Yargıtay kararının hukuka, dosya kapsamına ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin adları belirtilen başkan ve üyelerini Yargıtay Kanunu'nun 39 uncu maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili maddeleri gereği reddettiklerini,</p>

<p>2. İlk bozma ilamında şirket menfaatine kazanılan değer bulunmayan işler yönünden davacı müvekkilin ücret isteyemeyeceğine dair herhangi bir hüküm bulunmadığını, Yargıtay ilk bozma ilamında istifa tarihi itibariyle “davalı lehine kazandırılan bir rakam olup olmadığı” yönünden bir bozma kararı bulunmadığından dolayı istifa tarihi itibariyle aylık maaş alacakları dışında davacı avukatın takip ettiği işlerden “hangi işlerin kesinleştiği” hususunun tespitinin önemli olduğunu, Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/507 E. sayılı dosyası, Ermenek tahkim dosyası kesinleşen işlerden olduğundan ve hükmüne uyulan ilk bozma kararıyla davacının aylık ücretlerinin de hesaplanması gerektiğinden, bozma kararında bu kez davanın tamamen reddine karar verilmesi gerektiğine yönelik kararının hukuka aykırı olup, ilk ve ikinci bozma kararları ile çeliştiğini,</p>

<p>3. Yerel Mahkemece hükmüne uyulan ilk bozma kararı kapsamında davacı müvekkilin haksız istifa ettiği tarih itibariyle kesinleşen işlerden ücret talep edebileceğinden, davacı tarafından takip edilen Ermenek Tahkim dosyasının tahkim süresinin uzatılması talebinin reddedilmesi nedeniyle bitip kesinleşmediğine yönelik kurduğu hükmün yasal mevzuata ve emsalleşmiş yargı içtihatlarına aykırı olduğunu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin konu itibariyle gördüğü işler kapsamında Tahkim Hukuku bulunmadığını, bu noktada yetkin bir daire olmadığı, tahkim dosyalarında tahkimin ayrı bir yargılama faaliyeti olduğunu, ayrı bir yargılama faaliyeti olmasından dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 407-444 üncü maddeleri arasında düzenlendiğini, tahkim dosyalarının dava dosyasından bağımsız Avukatlık Kanunu 171 inci maddesi gereğince ayrı ücrete tabi olduğunu, Yüksek Mahkemece dosyada bulunan 10.06.2019 Tarihli Uzman Görüşü ile Yerel Mahkemece Prof. Dr. ..............ve Prof. Dr. .............'den oluşan heyetten alınan bilirkişi raporlarının temyiz incelemesinde dikkate alınmadığını,</p>

<p>4. Ermenek Tahkim Dosyası İçin Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.06.2009 tarih ve 2009/669 D.iş sayılı dosyasıyla verilen "süre uzatım talebinin reddine" dair kararın kesin hüküm niteliğinde kesin karar olduğunu, verilen "süre uzatım talebinin reddine" dair kararla tahkimin bittiği ve kesinleştiğini,</p>

<p>5. Taraflar arasındaki sözleşmedeki “şirket menfaatine kazanılan değer” bulunmadığından bahisle ücret hesaplaması yapılmaması da hem sözleşmede etkin hukuki danışmanlık hizmeti kapsamında işlerin ayrı ücrete tabi olduğu düzenlemesine, hem avukatın ücretsiz iş takip etmesi yasağına hem de Avukat Kanunu 171 inci maddeye aykırı olacağından, davacı müvekkilin vekil olarak işi yürüttüğü Ermenek tahkim dosyasının yargılamasında tespit edilen miktar üzerinden davalının Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/221 Esas (2014/195 Esas) sayılı dosyasıyla alacak davası açması karşısında en azından 46.143.661,73 Euro üzerinden davacının vekalet ücreti sözleşmenin ilgili hükmü kapsamında hesaplanması gerektiğini, hükmüne uyulan Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin kararlarında, taraflar arasında akdedilen vekalet sözleşmesinin geçersizliği konusunda nihai bir tespit yapılmadığına göre, artık bu sözleşmenin geçerli olduğunun kabulunün gerektiğini,</p>

<p>6. Yüksek Mahkemenin karar düzeltmeye konu kararında, taraflar arasında geçerli olduğu kabul edilen sözleşmeye göre Etkin Hukuki Danışmanlık Hizmetleri kapsamında tahkim dosyalarının aylık ücret dışında ayrı bir ücrete tabi olduğunu ve Avukatlık Kanunu gereği de ayrı ücrete konu işlerde bir avukatın ücretsiz iş takip edemeyeceği hususları ile birlikte taraflar arasında sözleşme ilişkisinin sona erdiği tarihte yürürlükte olan 2009 yılı AAÜT nin 16 ncı maddesinde “Tahkimde ücret" başlığı altında tahkimin ayrı ücret olarak düzenlendiğini gözetmeksizin eksik inceleme ile karar verdiğini belirterek, bozma kararının karar düzeltme yoluyla kaldırılarak, Ankara 40. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/49E., 2022/213K. sayılı kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesi kapsamında haklı istifa iddiasına dayalı vekalet ücreti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1136 sayılı Avukatlık Kanunu 174 üncü maddesi; " Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret istiyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez. Anlaşmaya göre avukata peşin verilmesi gereken ücret ödenmezse, avukat işe başlamakla zorunlu değildir. Bu sebeple doğabilecek her türlü sorumluluk iş sahibinindir. Yazılı sözleşmedeki diğer ödeme şartlarının yerine getirilmemesinden dolayı avukat işi takip etmek ve sonucunu elde etmekten mahrum kalırsa sorumluluk bakımından aynı hüküm uygulanır. " şeklindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/8068 E., 2013/30931 K. sayılı ilamıyla; davacı avukatın gerek “davalı şirket tarafından başarısızlıkla suçlandığı” gerekse “ücretlerinin ödenmediği” hususlarındaki istifa nedenleri haklı olmadığından, davacının haksız olarak vekaletten istifa ettiği, bu nedenle haksız olarak istifa eden avukatın, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşmiş olan işler dışında, derdest olup henüz sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeyeceği belirtilmiştir. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması üzerine, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). Bu durumda davacı avukatın haksız olarak istifa ettiği hususu kesinleşmiş olup buna göre sözleşme hükümlerinin incelenmesi gereklidir.</p>

<p>2. Davacı taraf sözleşme kapsamında danışmanlık ücretinin ödenmediğini belirterek karar düzeltme talebinde bulunmuş ise de; az yukarıda belirtilen (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/8068 E., 2013/30931 K. sayılı ilamı ) bozma ilamında, davalı şirketin sözleşme gereğince hiçbir zorunluluğu olmamasına rağmen, henüz muaccel olmadığı bir zamanda 5.12.2008 tarihinde 75.000,00 Dolar, 19.12.2008 tarihinde de 25.000,00 Dolar ödeme yapmış olması, böylelikle davacı tarafından, ödenmediğini iddia ettiği aylık ücretlerinin toplamından çok daha fazla bir ücret miktarının muaccel olmadığı halde tahsil edilmiş olduğu kabul edildiğinden, davacının bu talepleri yönünden yapılan itirazların reddine karar verilmiştir.</p>

<p>3. Avukatlık Kanunu'nun 163 üncü maddesinde; "Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir.Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir. Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu Kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Yokluk halleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak şartıyla tarafların serbest iradaleri ile düzenledikleri sözleşmeler geçerli olup tarafları bağlar. Somut uyuşmazlıkta araflar arasında 25.09.2007 tarihinde düzenlenen sözleşme olup, uyuşmazlığın çözümünde sözleşmede yer alan maddelerin bir bütün olarak incelenmesi gereklidir. Söz konusu sözleşmenin işin tanımı başlıklı ikinci maddesinde "Şirketin yükümlülüğünde olan Ermenek Barajı ve HES İnşaatı Fırtına (Dilek Güroluk)HES İnşaatı ve Ankara Hipodrum İnşaatı işlerine ilişkin olarak DSİ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile Uyuşmazlık halinde olduğu dava dosyalarında vekilin etkin hukuki yardım hizmeti vermesi ile sürekli hukuki danışmanlık hizmetinde bulunması" şeklinde belirtilmiştir. Yine sözleşmenin devamında sözleşme bedeli başlığı altında üçünde maddede, madde 2 bağlamında yukarıda bahsedilenlerle sınırlı kalmamak üzere diğer işleri de kapsayacak biçimde genel hukuki danışmanlık hizmetlerine karşılık olarak şirketin vekile (KDV, stopaj Şirkete ait olmak üzere) net 2.000,00 TL aylık ücret ödeyeceği, vekilin bunun dışında yukarıda belirtilen dava dosyalarında sunulacak etkin hukuki yardımda bulunması durumunda takip edilen dosyalarında şirket menfaatine olarak kazanılan faiz ve tazminatlar hariç her türlü değerin aşağıda belirlenen oranlara göre kademeli olarak belirlenecek tutarının şirketin vekile ödeyeceği, bu belirlenen ücrete stopaj dahil olup sadece KDV ilave edileceğinin belirlendiği, stopajın tutarının hak edilecek ücretlerden kesileceği, Mahkemeler veya İcra Daireleri tarafından Avukatlık Ücret Tarifelerine göre takdir edilen karşı yan vekalet ücretlerinin de vekile ait olacağının düzenlendiği görülmüştür. Ermenek Tahkim dosyasından tahkim süresinin uzatılması talebinde bulunulduğu Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/669 D. İş sayılı dosyası üzerinden şirketin tahkim süresinin uzatılması talebinin reddine kesin olarak karar verildiği ve böylece ikinci tahkim sürecinin usulden bir sebeple karar olmaksızın sona erdiği, akabinde şirketi temsilen başka bir vekil tarafından 11.05.2017 tarihinde Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde alacak davası açıldığı dolayısıyla yargılama sürecinin devam ettiği ve bu nedenle kesinleşmiş bir karar ve şirket menfaatine kazanılan bir değer bulunmadığından haksız istifa eden avukatın sözleşme kapsamında vekalet ücretine hak kazanmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin bu hususa ilişkin itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>4. Vekalet ücretine konu Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/507 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; tarafların sulh oldukları, davacının davadan feragati nedeniyle 02.01.2009 tarihinde feragat nedeniyle davanın reddine ve taraf vekillerinin beyanları göz önüne alınarak vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verildiği görülmüştür. Davacı vekili 23.11.2009 tarihli ihtarı ile bu dava dosya nedeniyle kanuni vekalet ücreti talep etmiş olup, Mahkemece hükmedilen vekalet ücreti (karşı yan) bulunmadığından, taraflar arasında düzenlenen sözleşme kapsamında haksız istifa eden avukatın vekalet ücretine hak kazanmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin bu hususa ilişkin itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin karar düzeltme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye karar düzeltme harcı ile para cezasının düzeltme isteyene yükletilmesine,</p>

<p>16.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20235447-e-2024212-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="91466"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76309"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84222"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55599"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62477"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69633"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52498"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32905"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="25780"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="54578"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="83796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="17778"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="67591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="41725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="17034"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="73182"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="99962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="40179"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
