<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 06 Jul 2026 23:00:06 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beklenen Hasat Dönemi Öncesi Üreticinin Gözü Kulağı Fiyatlarda]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/beklenen-hasat-donemi-oncesi-ureticinin-gozu-kulagi-fiyatlarda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/beklenen-hasat-donemi-oncesi-ureticinin-gozu-kulagi-fiyatlarda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Malatya ovasında kayısı üreticileri yeni sezon hazırlıklarını sürdürürken, rekolte beklentileri ve iklim koşulları piyasaları hareketlendirdi. Bahçelerde süren yoğun mesai, bölge ekonomisinin kalbinin nasıl attığını gösteriyor. İşte ayrıntılar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şehir genelinde yaşanan ekonomik dalgalanmalar ve tarımsal girdilerdeki değişimler, yerel piyasaları doğrudan etkiliyor. Vatandaşlar gelişmeleri yakından takip ederken, <a href="https://www.malatyasoz.com" rel="dofollow" target="_blank" title="Malatya Haber">Malatya Haber</a> kaynakları üreticinin nabzını tutmaya devam ediyor. Özellikle kırsal ilçelerdeki hareketlilik, <a href="https://www.malatyasoz.com" rel="dofollow" target="_blank" title="Malatya Son Dakika Haberleri">Malatya Son Dakika Haberleri</a> akışında geniş yer buluyor. Diğer yandan <strong>Malatya altın fiyatları</strong> da üreticinin yatırım tercihlerini şekillendiren unsurlar arasında başı çekiyor. Çiftçiler gelirlerini enflasyona karşı korumak adına güvenilir yatırım araçlarına yöneliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>REKOLTE TAHMİNLERİ PİYASAYI NASIL ŞEKİLLENDİRECEK</h2>

<p>Bu yıl kayısı rekoltesinin geçen yıla oranla yüzde on beş artması bekleniyor. Tarım uzmanları, mevsim normallerinde seyreden yağışların ürün kalitesini olumlu yönde etkilediğini vurguladı. Üreticiler artan rekoltenin fiyatlara nasıl yansıyacağını tartışırken, ihracatçılar dış pazardaki talepleri değerlendiriyor. Ziraat odaları yetkilileri, ilaçlama ve gübreleme maliyetlerindeki artışın ürün taban fiyatlarına belli oranda etki edeceğini belirtti. Çiftçiler, hasat dönemine haftalar kala bahçelerindeki son bakımları tamamlıyor. Özellikle Yeşilyurt, Battalgazi ve Akçadağ ilçelerinde yoğunlaşan tarımsal faaliyetler, on binlerce ailenin temel geçim kaynağını oluşturuyor. İşçi temini konusunda da hazırlıklar hız kazandı. Çevre illerden gelecek mevsimlik tarım işçileri için konaklama alanları şimdiden ayarlanıyor.</p>

<h2>YATIRIMCI TERCİHLERİ GÜVENLİ LİMANA KAYIYOR</h2>

<p>Tarımsal gelirin yanı sıra kentteki ticari hayatın canlılığı finansal piyasalara da yön veriyor. Hasat sonrasında elde edilecek gelirin nasıl değerlendirileceği konusu şimdiden piyasaların gündeminde yer ediniyor. Kuyumcu esnafı, mevsimsel hareketliliğin sektörlerine yansımalarını değerlendirerek hazırlıklarını yapıyor. <strong>Malatya canlı altın fiyatları</strong> yatırımcıların anlık takibinde bulunuyor. Kapalı çarşı esnafı, yaz aylarında artan düğün sezonu ile birlikte altın satışlarında ciddi bir ivme yakalamayı hedefliyor. Finans uzmanları, döviz kurlarındaki dalgalanmaların yatırımcıyı daha çok altına yönlendirdiğini ifade etti. Vatandaşların birikimlerini koruma çabası, yerel ekonominin dinamiklerini canlı tutuyor. <strong>Malatya kuyumcular odası</strong> yetkilileri ise vatandaşları sertifikasız ve sahte altın konusunda dikkatli olmaları yönünde uyardı.</p>

<h2>GÜNLÜK PLANLAMALAR İÇİN VERİ AKIŞI ÖNEM TAŞIYOR</h2>

<p>Tarımsal faaliyetler ve ticari hayat büyük ölçüde iklim koşullarına bağlı ilerliyor. Üreticiler ilaçlama takvimini oluştururken <strong>hava durumu Malatya</strong> verilerini referans alarak hareket ediyor. Sadece çiftçiler değil, kentte yaşayan tüm kesimler günlük programlarını meteorolojik verilere göre şekillendiriyor. Şehir merkezinde ulaşım sağlayan veya çevre ilçelere seyahat edecek olan vatandaşlar <strong>Malatya yol tarifi</strong> sistemlerinden faydalanıyor. Trafik yoğunluğu ve yol durumu bilgileri, zaman tasarrufu açısından kritik bir rol üstleniyor. Diğer taraftan ibadet vakitleri de şehirdeki sosyal yaşamın planlanmasında önem arz ediyor. Vatandaşlar <strong>Malatya ezan vakti</strong> ve <strong>Malatya akşam ezanı</strong> saatlerini düzenli olarak takip ederek günlük rutinlerini organize ediyor. Tüm bu gelişmeler şehrin canlı ve dinamik yapısını net bir şekilde ortaya koyuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/beklenen-hasat-donemi-oncesi-ureticinin-gozu-kulagi-fiyatlarda</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 19:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/malatya-haberleri.jpg" type="image/jpeg" length="73319"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DOLANDIRICILIK OPERASYONLARINDAN SONRA ÖNCEDEN KAPATILMIŞ DOSYALAR YENİDEN AÇILABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-operasyonlarindan-sonra-onceden-kapatilmis-dosyalar-yeniden-acilabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-operasyonlarindan-sonra-onceden-kapatilmis-dosyalar-yeniden-acilabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong><i>DOLANDIRICILIKLA MÜCADELE AMACIYLA YAPILAN BAZI OPERASYONLAR</i></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre; Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı ile ilgili illerin Cumhuriyet başsavcılıkları koordinesinde yürütülen nitelikli dolandırıcılık ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarına yönelik son bir ayda tam 45 ayrı operasyon gerçekleştirildi. Operasyonlar Adana, Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Isparta, İzmir, Mersin, İstanbul, Nevşehir, Sakarya, Samsun, Tekirdağ, Tokat, Van ve Osmaniye'de gerçekleşti. Bu 23 kritik ilde eş zamanlı düzenlenen şafak baskınları ve operasyonlar neticesinde, organize şebeke üyesi olduğu değerlendirilen 307 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. 02.07.2026</i></p>

<p><i>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturmada, Avrupa ülkelerinde yaşayan kişileri hedef alan uluslararası dolandırıcılık şebekesine operasyon düzenlendi. İstanbul Maslak’taki çağrı merkezinde 80 yabancı uyruklu kişinin bulunduğu açıklandı. 03.07.2026</i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı, Diyarbakır merkezli 6 ilde kamu kurum ve kuruluşlarının adını ve nüfuzunu kullanarak dolandırıcılık yapan suç örgütüne yönelik operasyonlarda 27 şüphelinin yakalandığını açıkladı. MASAK incelemeleri sonucunda şüphelilerin hesaplarında 1 milyar TL para hareketliliği bulunduğu tespit edildi. 04.07.2026</i></p>

<p><i>Ankara merkezli soruşturmada, kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtıp Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü iş ve işlemlerini kullanarak maddi menfaat temin eden 33 şüpheli tutuklandı.22.05.2026</i></p>

<p><i>İstanbul merkezli 20 ilde düzenlenen operasyonda, çağrı merkezi kurarak kendilerini polis, hakim, savcı ve banka görevlisi olarak tanıtıp dolandırıcılık yaptığı tespit edilen 73 kişi gözaltına alındı.21.04.2026</i></p>

<p><i>Sosyal medyada kendilerini yatırım danışmanı olarak tanıtıp borsada kar vaadiyle dolandırıcılık yaptıkları öne sürülen suç örgütüyle bağlantılı 154 şüpheliye yönelik İstanbul merkezli 16 ilde operasyon düzenlendi.06.02.2026</i></p>

<p><strong>DOLANDIRICILIK OPERASYONLARINDAN SONRA ÖNCEDEN KAPATILMIŞ DOSYALAR YENİDEN AÇILABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçlarıyla ilgili tartışmalar bir süredir kamuoyunun gündemindedir. Özellikle dolandırıcılık suçunda banka hesabını başkasına kullandıranların (IBAN Mağdurları veya TCK 158 Mağdurları diye de bilinmektedir) sosyal medya üzerinden taleplerini ve mağduriyetlerini yüksek sesle dile getirdikleri görülmektedir.</p>

<p>Bu konudan ayrı olarak son günlerde dolandırıcılık suçuyla ilgili yukarıda yer verilen oldukça önemli operasyonlar yapılmaktadır. Farklı illerde farklı şüphelilere yönelik yapılan operasyonlar net olarak iki gerçeği göstermektedir:</p>

<p><strong>1- Dolandırıcılık suçu, toplum içinde bazı kişilerin mesleği haline gelmiştir. </strong></p>

<p><strong>2- Dolandırıcılık suçu, örgütlü olarak işlenmektedir.</strong></p>

<p>Profesyonel bir şekilde suç işleyen dolandırıcılar resmi makamların soruşturma esnasında toplayabilecekleri kayıtlı işlemleri de başkaları üzerinden gerçekleştirmektedir. Örneğin telefon hattını başkası adına çıkartmakta veya başkasının hattını kullanmakta, mağdurdan elde ettiği haksız kazancı başkasının banka hesabına havale ederek kendi kimliklerini gizlemektedir.</p>

<p>Dolandırıcılar, sosyal mühendislik yaparken hukuk sistemindeki boşlukları da iyi değerlendirmektedir. Dolandırıcılık mağdurları, resmi makamlara başvurduklarında kısa sürede paralarını geri alacaklarını ve dolandırıcıların en ağır şekilde cezalandırılacağını düşünse de çoğu dosya, daha soruşturma aşamasında takipsizlik alabilmektedir. Yargılamaya geçen bir kısım dosyalar ise mahkumiyet dışındaki kararlarla sonuçlanmaktadır.</p>

<p>2025 yılı suç istatistiklerine göre ceza mahkemelerinde dolandırıcılık sayıları % 18 artmıştır (s. 12). Soruşturma evresinde dolandırıcılık suçlarında toplam 1.144.287 dosya, 1.757.956 şüpheli ve 3.518.796 suç hakkında işlem yapılmıştır (s. 81). Bu suçlarla ilgili olarak 253.006 dosya, 469.296 şüpheli, 646.504 suç hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı; 180.277 dosya, 266.433 şüpheli ve 619.119 suç hakkında kamu davası açılması kararı verilmiştir (s. 85). Yargılama aşamasında ise 94.775 dosya, 60.375 sanık, 137.432 suç hakkında mahkumiyet; 33.803 dosya, 37.488 sanık, 56.540 suç hakkında beraat; 21.583 dosya, 18.696 sanık, 26.891 suç hakkında HAGB kararı verilmiştir (s. 113).</p>

<p>Bu sayılar da göstermektedir ki dolandırıcılık suçlarındaki artışın bir nedeni bu suçu işleyenlerin yeterli düzeyde cezalandırılamamasıdır. Özellikle dolandırıcılık suçu tanımındaki hile unsuru; özel hukuk uyuşmazlığı, özel hukuk hilesi veya basit (soyut) yalan gibi hukuki terimlerle mukayese edilerek açıklanmaya çalışıldığında çoğu kişinin mağduriyeti ceza hukuku alanından çıkarılıp özel hukuka dahil edilmektedir.</p>

<p>Oysaki bahsettiğimiz üzere, bir olay tek başına değerlendirildiğinde "basit" olabilir, "hukuki uyuşmazlık" olarak görülebilirse de bu olaya biraz daha yukarıdan bakıldığında olayların iç yüzünde "suçu meslek haline getirenlerin" ve "suç örgütlerinin" olduğu görülmektedir. Son dönemde yapılan operasyonlar da bu durumu çok iyi ortaya koymaktadır. Şimdi suç örgütlerinin kullandığı tüm hesaplar incelenmeli, mağdurlar tek tek tespit edilmelidir. Özellikle de daha önceden suç ihbarında bulunmuş ancak dosyası kapatılmış mağdurların da dosyaların yeniden açılmalıdır (CMK m. 172).</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-operasyonlarindan-sonra-onceden-kapatilmis-dosyalar-yeniden-acilabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/08/terazi/tokmak-dosya.jpg" type="image/jpeg" length="57964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaya geçidinde otomobilin çarptığı genç avukat hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yaya-gecidinde-otomobilin-carptigi-genc-avukat-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yaya-gecidinde-otomobilin-carptigi-genc-avukat-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin’in Erdemli ilçesinde akşam saatlerinde meydana gelen feci trafik kazası, hukuk camiasını ve kenti yasa boğdu. Erdemli Devlet Hastanesi civarında yolun karşısına geçmek üzere yaya geçidini kullanan Mersin Barosu'na kayıtlı 24 yaşındaki avukat Tuğçe Şen, bir otomobilin çarpması sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaza, dün akşam saatlerinde Mersin-Antalya D-400 kara yolu Erdemli Devlet Hastanesi yakınlarında meydana geldi. U.D. yönetimindeki 27 AOU 439 plakalı otomobil, yaya geçidinden karşıya geçmek isteyen Avukat Tuğçe Şen'e çarptı. Çarpmanın etkisiyle aileden 3 kişi yaralanırken, ihbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından yaralılar hızla hastaneye sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Genç Avukat Tuğçe Şen Kurtarılamadı</strong></p>

<p>Kazada ağır yaralanan ve Mersin Barosu üyesi avukat olduğu öğrenilen Tuğçe Şen, kaldırıldığı hastanede doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayarak genç yaşta hayata gözlerini yumdu. Kazada yaralanan ailenin diğer üyelerinin ise hastanedeki tedavilerinin devam ettiği bildirildi.</p>

<p><strong>Mersin Barosu'ndan Taziye ve Cenaze Duyurusu</strong></p>

<p>Acı haberin ardından Mersin Barosu bir açıklama yayımlayarak derin üzüntülerini paylaştı. Baro tarafından yapılan açıklamada, meslektaşları Avukat Tuğçe Şen’in vefatından dolayı büyük bir keder duyulduğu ifade edilerek, ailesine, yakınlarına ve tüm hukuk camiasına başsağlığı dileklerinde bulunuldu.</p>

<p>Açıklamada ayrıca cenaze töreni bilgilerine de yer verilerek, genç avukatın cenazesinin bugün öğlen namazına müteakip Erdemli’nin Fakılı Mahallesi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Fakılı Mezarlığı'nda toprağa verileceği duyuruldu.</p>

<p><strong>TABUTUNUN ÜZERİNE CÜBBESİ KONULDU</strong></p>

<p>Mersin'in Erdemli ilçesinde yaya geçidinde otomobilin çarptığı Avukat Tuğçe Şen'in (24) cenazesi, otopsinin ardından yakınları tarafından teslim alındı. Şen'in yakınları, tabuta avukatın cübbesini serdi. Şen'in cenazesi, son yolculuğuna uğurlanmak üzere Fakıllı Mezarlığı'na gönderildi.</p>

<p><strong>GÖZALTINA ALINDI</strong></p>

<p>Sürücü U.D. gözaltına alınırken, kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yaya-gecidinde-otomobilin-carptigi-genc-avukat-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-168.jpg" type="image/jpeg" length="93847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/50710 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/12/2025 tarihli ve 2021/50710 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>T</strong><strong>.</strong><strong>D</strong><strong>. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/50710)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 16/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Akif YILDIRIM</p>

   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>T.D.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, kolluğun provokasyonu sonucunda elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 16/11/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin olarak yapılan çalışmalarda fuhşa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerce K. müşteri gibi aranmıştır. Kolluk görevlilerince müşteri gibi yapılan arama sonucunda iki kadın için belli bir ücret karşılığında anlaşma sağlanmıştır. Ancak K. şehir dışında olduğunu belirterek Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceğini ve kadınları başvurucunun getireceğini ifade etmiştir.</p>

<p>7. Kolluk tutanağında, bir müddet sonra kolluk görevlilerinin başvurucu tarafından arandığı ve daha önce belirlenen iki kadının otel önüne gönderildiği belirtilmiştir. Aynı tutanakta; ilerleyen saatlerde D.T ve K.G.S.nin otelin önüne geldiği ve kendilerini fuhuş için başvurucunun gönderdiğini beyan ederek anlaştıkları ücreti aldıkları, kolluk görevlilerinin K.yı tekrar aradığı, başvurucunun kadınları gönderdiğini söyledikleri, K.ya başka kadınlar da bulup bulamayacağını sorduklarında K.nın anılan otele dört kadın daha gönderileceğini belirttiği ifade edilmiştir. Tutanağa göre önce iki kadın (Y.Ö. ve F.S.), sonra başvurucu ve iki kadın (A.A. ve N.Ş.) daha otele gelmiştir. Bu aşamada herhangi bir ücret ödemesi yapılmadan kolluk görevlileri kimliklerini göstermiş, daha önce verdikleri ücreti geri almış ve anılan kişilerle ilgili soruşturma işlemleri başlatılmıştır.</p>

<p>8. Daha sonra Cumhuriyet savcısı aranmış ve savcının talimatları alınmıştır. Cumhuriyet savcısı kadınların bilgi sahibi olarak ifadelerinin alınması ve haklarında idari yaptırım kararı uygulandıktan sonra serbest bırakılmaları, fuhşa aracılık yaptığı iddia edilen başvurucunun ise gözaltına alınarak ifadesi tamamlandıktan sonra mevcutlu olarak hazır edilmesi yönünde talimat vermiştir.</p>

<p>9. Devam eden soruşturmada başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Başvurucu, beyanında suçlamaları kabul etmemiştir. K.nın araması ve otelde eğlence düzenlendiğini söyleyerek kendisinin katılıp katılamayacağını sorması üzerine önce bunu kabul etmediğini, sonrasında arayarak katılacağını söylediğini, bu sırada K.nın arkadaşı Y.nin de orada olacağını söylediğini ve böylece olay yerine gittiğini ifade etmiştir. Beyanlarına başvurulan A.A., D.T., K.G.S. ve N.Ş. kendilerini K.nın aradığını ve eğlence için otele gittiklerini beyan etmiştir. F.S. ve Y.Ö. ise tutanaktaki iddiaları doğrulayarak başvurucunun aracılığıyla eğlenmek için otele gittiklerini söylemiştir.</p>

<p>10. Soruşturma sonucunda başvurucu hakkında diğer şüpheli K.A.D. ile fuhşa aracılık yapma suçunu işlediği iddiasıyla 20/4/2010 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede; diğer şüpheli K.A.D.nin fuhşa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerin telefon numarasını müşteri sıfatıyla aradığı, fuhuş için iki kadın bulup bulamayacağını sorarak anlaşma sağladıkları, fuhuş için gelecek kadınları buluşma yerine başvurucunun göndereceğini söylediği ifade edilmiştir. Ayrıca anlaşma sağlandıktan sonra mağdurlar D.T. ve K.G.S.nin gönderildiği, görevli polislerin anlaşılan bedeli mağdurlara verdikleri, şüpheli K.A.D.yi tekrar telefonla arayarak başka kadınlar da bulup bulamayacaklarını sorduğunda bu kez şüphelilerin mağdurlar N.Ş., A.A., Y.Ö. ve F.S.yi otelin önüne gönderdikleri, sonradan gelen başvurucunun görevli polislere kadınlardan istediklerini seçebileceklerini söylediği, akabinde görevli polislerin kendilerini tanıtarak mağdurları ve başvurucuyu yakaladıkları belirtilmiş; başvurucunun atılı suçu işlediği ileri sürülmüştür.</p>

<p>11. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır.</p>

<p>12. Duruşma, on bir celsede bitirilmiştir. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu ilk celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında kollukta verdiği beyanları tekrar ederek suçlamayı kabul etmemiştir. Diğer şüpheli K.A.D. ise savunmasında arkadaşlarının eğlenmek istediklerini söylemeleri üzerine yine arkadaşı olan ve Ankara'da ikamet eden başvurucuyu aradığını, telefon eden kişilere yardımcı olmasını istediğini ancak başvurucu, durumunun uygun olmadığını belirtince K.G.yi aradığını beyan etmiştir. Daha sonra gece geç saatlerde başvurucunun kendisini aradığını ve arkadaşlarının eğlencede olduğunu söyleyerek gidip gidemeyeceğini sorduğunu, kendisinin de<i> "Uygunsan git." </i>dediğini ifade etmiş ve suçlamayı kabul etmemiştir. İlk celsede mağdur kadınlar A.A., D.T., K.G.S. ve N.Ş.nin de beyanları alınmıştır. Mağdurlar, hazırlık beyanlarına benzer şekilde eğlence amacıyla olay yerinde bulunduklarını ifade etmiştir. Aynı gün celse bittikten sonra F.S. ve Y.Ö. Mahkemeye müracaat ederek beyan vermek istemiştir. Mahkeme, tekrar celse açarak bu mağdurların beyanlarını almıştır. Mağdurlar F.S. ve Y.Ö. hazırlık beyanlarına benzer şekilde ifade vermiş ve sanıkların fuhşa aracılık ettiklerini söylemiştir.</p>

<p>13. Mahkeme, başvurucu müdafiinin hazır olduğu 9/12/2010 tarihli dördüncü celsede olayla ilgili tutanak düzenleyen kolluk görevlilerini tanık sıfatıyla dinlemiştir. Tanıklar S.A. ve O.A. iddianamedeki gibi beyanda bulunmuş ve olayın fezlekede anlatıldığı şekilde gerçekleştiğini ifade etmiştir. 25/5/2011 tarihli yedinci celsede başvurucu müdafiine eylemin sübutu hâlinde altı kez uygulama yapılacak olması ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu 1/2/2012 tarihli on birinci celsede başvurucunun esas hakkındaki savunması alınmış, başvurucu ile diğer şüpheli K.A.D.nin fuhşa aracılık etme suçunu işledikleri sonucuna varılarak 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına (mağdur sayısınca altı kez) ve hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Ayrıca açıklanması geri bırakılan hükümlerle ilgili olarak beş yıllık denetim süresi belirlenmiştir. Mahkeme; kolluk görevlilerinin olay sırasındaki tespitlerini, tanıklar S.A. ve O.A.nın anlatımlarını, kolluk görevlilerinin beyanlarını delil olarak hükme esas almıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Suç tarihinde Ankara Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Bürosu Amirliği görevlilerince sanık </i>[K.A.D.nin]<i> 05... ... 02 nolu cep telefonu ile fuhuşa aracılık yaptığının duyumunun alınması üzerine görevlilerce bu telefon numarası müşteri sıfatıyla aranarak, fuhuş için 2 bayan temin edip edemeyeceği sorulduğunda kişi başı 1500 Avro olmak üzere 3000 Avro fuhuş ücreti verildiği takdirde 2 bayanı temin edebileceğini, kendisinin İstanbul'da olduğunu, söz konusu fuhuş için gelecek bayanların buluşma yerine sanık </i>[T.D.]<i> tarafından göndereceğini belirttiği, bu şekilde anlaşma sağlandıktan sonra mağdurlar </i>[D.T.]<i> ve </i>[K.G.S.nin]<i> otel önüne geldikleri, görevli polislerin 3000 Avroyu mağdurlara verdikleri, tekrar sanık </i>[K.A.D.yi] <i>telefonla arayarak fuhuş için başka bayanları temin edip edemeyeceğini sordukları, sanık </i>[K.A.D.nin]<i> fuhuş için 4 bayan daha göndereceğini belirttiği, sanıkların, mağdurlar </i>[N.Ş.]<i>, </i>[A.A.]<i>, </i>[Y.Ö.]<i> ve </i>[F.S.yi] [S.] <i>otelin önüne gönderdikleri, sonradan gelen sanık </i>[T.D.nin]<i> görevli polislere gelen bayanlardan istediklerini seçebileceklerini söylediği, görevli polislerin kendilerini tanıtarak mağdurları ve sanık </i>[T.D.yi]<i> yakaladıkları, böylece sanıkların mağdurlara fuhuş için müşteri temin etmek sureti ile aracılık yaparak her bir mağdur sayısınca ayrı ayrı atılı suçları işledikleri ve her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği iddia, özellikle mağdur </i>[F.S.nin]<i> üstün tutulan 'parayı </i>[T.]<i> isimli bayandan alacaktık' şeklindeki beyanı, mağdur </i>[Y.Ö.nün]<i> üstün tutulan, </i>[T.]<i> isimli arkadaşının kendisini telefonla aradığı, otel önünde bazı kişilerin beklediği ve müşteri olarak belirlediği kişilerle beraber olacaklarını söylediği, 1.000 avro civarında para alacaklarını bildirdiği ve daha sonra kendisinin de geleceği şeklindeki beyanı, yeminli olarak dinlenen tutanak tanıkları </i>[S.A.] <i>ve </i>[O.A.nın] <i>davaya konu tutanağı doğrular mahiyetteki beyanları, sanık </i>[T.D.nin]<i> olay nedeni ile diğer sanık ile telefonla görüştüklerini ve eğlenceye katılmak amacı ile olay yerinde bulunduğunu bildiren dolaylı kabul niteliğindeki savunması, sanık </i>[K.A.D.nin] <i>tutanakta bildirilen telefon numarasının kendisine ait olduğunu ve arkadaşlarının eğlenmesi için Ankara'da ikamet eden diğer sanığı aradığı ve yardımcı olmasını istediği yönündeki dolaylı kabulü içerir beyanı, ... tüm dosya kapsamından sabit olmakla ...</i> <i>mahkumiyet hükmü tesis olunmuş...</i>[tur.]<i>"</i></p>

<p>15. Başvurucu hakkındaki hükümler 22/3/2012 tarihinde itiraz edilmeden kesinleşmiştir.</p>

<p>16. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun beş yıllık denetim süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hükümlerle ilgili olarak ihbarda bulunmuştur. Yapılan ihbar üzerine Mahkemece dosyanın yeniden ele alınmasına karar verilerek 10/5/2019 tarihinde tensip işlemleri yapılmıştır.</p>

<p>17. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu 11/6/2019 tarihli ilk celsede başvurucunun savunması alınmış ve daha önce açıklanması geri bırakılan hükümler açıklanmıştır. Buna göre başvurucunun fuhşa aracılık etme suçunu işlediği sonucuna varılarak 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına (mağdur sayısınca altı kez) karar verilmiştir. Mahkeme, önceki gerekçeli kararında yer verdiği şekliyle kolluk görevlilerinin olay sırasındaki tespitlerini, tanıklar S.A. ve O.A.nın beyanları ile kolluk görevlilerinin beyanlarını delil olarak hükme esas almıştır.</p>

<p>18. Başvurucu, hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne karşı -diğerlerinin yanı sıra- kamu görevlilerinin hukuka aykırı şekilde gizli soruşturmacı olarak hareket ettiğini belirtmek suretiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>19. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 26/10/2021 tarihli kararıyla istinaf başvurusu esastan reddedilmiş ve mahkûmiyet hükümleri kesinleşmiştir.</p>

<p>20. Başvurucu, nihai kararı 10/11/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) (Değişik: 21/2/2014–6526/13 md.) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/19 md.) Hâkim, soruşturmacının yedinci fıkranın (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan suç bakımından kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde delil toplamak amacıyla ses veya görüntü kaydı yapmasına izin verebilir. </i></p>

<p><i>(5) Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz. </i></p>

<p><i>(6) Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz. (Ek: 21/2/2014–6526/13 md.) Suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler derhâl yok edilir. </i></p>

<p><i>... "</i></p>

<p>22. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi</i><i>" </i>başlıklı 160. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. </i></p>

<p><i>(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür. "</i></p>

<p>23. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri " </i> başlıklı 161. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>" (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister. </i></p>

<p><i>(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. </i></p>

<p><i>(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>24. 5271 sayılı Kanun'un "<i>Delillerin ortaya konulması ve reddi</i>" başlıklı 206. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>" (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır... </i></p>

<p><i>(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: </i></p>

<p><i>a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>25. 5271 sayılı Kanun'un "<i>Delilleri takdir yetkisi</i>" başlıklı 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." </i></p>

<p>26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun<i> "Adlî görev ve yetkiler"</i> başlıklı ek 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir. </i></p>

<p><i>Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır. </i></p>

<p><i>Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>27. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/5/2015 tarihli ve E.2014/10-454, K.2015/156 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...K</i><i>olluk görevlilerinin, CMK'nun 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delilleri toplamak amacıyla, alıcı rolüne girerek, suça azmettirmeden veya teşvik etmeden şüpheliden uyuşturucu madde satın alması mümkündür. Bu durumlarda adli kolluk görevlisinin 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca değil, 160 ve devamı maddeleri uyarınca görevlendirilmesi yeterlidir. Gizli görevlinin işlenen veya işlenmek üzere olan suçu ortaya çıkartmak için şüphelilerle temas kurarak suçüstü yakalanmalarını sağlaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun bulunmuştur. (AİHM’nin Ludi/İsviçre, 15.06.1992 gün ve 12433/1986 sayılı kararı) Ancak görevlinin suç işlemeye niyeti olmayan kişileri suç işlemeye teşvik ve azmettirmesi AİHS’nin ihlali olarak kabul edilmiştir. (AİHM’nin Teixeira de Castro/Portekiz, 09.06.1998 gün ve 25829/94 sayılı kararı) Somut olayda; sanığa isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması nedeniyle, mahkemece 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca 'gizli soruşturmacı' görevlendirilmesine karar verilmesi isabetli bulunmayıp, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde satın alan görevlinin gizli soruşturmacı değil 'gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi' olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu görevlinin ancak suça azmettirmeden veya teşvik etmeden elde ettiği deliller hukuka uygun olacaktır."</i></p>

<p>28. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 4/5/2021 tarihli ve E.2018/18-406, K.2021/196 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Dosya içerisinde bulunan 10.01.2012 tarihli tutanaktan da açıkça anlaşılacağı üzere kolluk görevlilerinin CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın kendiliklerinden olaya el koyarak delil toplama faaliyetine girişmeleri nedeniyle söz konusu tutanak içeriği ile tutanak düzenleyicisi tanıklar </i>[M.]<i> ve </i>[M.nin] <i>beyanlarının hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi, hukuka aykırı bu delillerden hareketle soruşturma evresinde 'Bilgi sahibi' sıfatıyla ifadelerine başvurulup CMK’nın 234 ve devamı maddelerinde belirtilen hakları da hatırlatılmayan mağdurlar </i>[S.]<i>, </i>[F.]<i>, </i>[D.]<i> ve </i>[N.nin]<i> anlatımları ile aynı yasak delillerden yola çıkılıp CMK’nın 43 ve devamı maddelerinde belirtilen usullere uyulmadan ifadeleri alınan tanıklar </i>[A.]<i> ve </i>[F.nin]<i> soruşturma evresindeki açıklamalarının hükme esas alınamayacağının anlaşılması, yargılama evresinde tanık olarak dinlenen </i>[A.] <i>ve </i>[F.nin]<i>, sanığın fuhuş suçunu işlediğine ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamaları, mağdur </i>[S.nin] <i>ise kolluk tarafından 'Bilgi sahibi' sıfatıyla alınan ifadesinden dönmesi ve sanığın aşamalarda suçlamaları kabul etmediğini savunması hususları birlikte değerlendirildiğinde; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş deliller değerlendirme dışında bırakıldığında sanığın yüklenen fuhuş suçunu işlediğine ilişkin mahkûmiyetine yeterli delillerin bulunmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerekmektedir.</i><i>"</i></p>

<p>29. (Kapatılan) Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 11/6/2019 tarihli ve E.2017/5113, K.2019/10342 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Somut olayda, kolluk görevlilerince Cumhuriyet Savcısının CMK'nın 160 vd. maddelerine göre yaptığı yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın, müşteri gibi sanığın aranıp fuhuş için bayan temin edip edemeyeceği sorulup fiyat da öğrenildikten sonra sanığın tarifi üzerine suça konu adrese gidildiği, sanığa mağdurla fuhuş yapmak için para verdikten sonra odaya geçildiğinde kolluk görevlisinin kimliğini açıkladığı ve sonrasında Cumhuriyet savcısının haberdar edildiği olayda, Cumhuriyet Savcısının emri doğrultusunda yetki kazanmadan, yapılan işlem hukuka aykırı olup, elde edilen bu delillerin, delil değerlendirme yasağı kapsamında kaldığı gözetilmeden, hükme esas alınması... </i>[hukuka aykırıdır.]<i>"</i></p>

<p>30. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/3/2021 tarihli ve E.2017/2242, K.2021/3647 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... askerlik görevini ifade eden sanıkların uyuşturucu madde sattığı yönünde ihbar alınması ve irtibatçı personel olarak görevli piyade askerin de durumdan şüphelenmesi üzerine, bu durumu derhal komutanlarına bildirmesi, komutanları tarafından ise 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 66. maddesine uygun şekilde derhal Cumhuriyet savcısına olayı haber verip emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlanması gerekmekte iken, bu işlem yapılmadan delil elde etmek amacıyla sanıkların yanına uyuşturucu satın alarak suçüstü yapması için asker</i> [M.G.K.nın] <i>gönderildiği anlaşılmış olmakla, Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda yetki kazanmadan yapılan işlemler hukuka aykırı olup, elde edilen delillerin, delil değerlendirme yasağı kapsamında kaldığı, hukuka uygun kabul edilemeyeceği ve yine suçun maddi konusunu oluşturan deliller ya da suçun maddi konusu 'hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş' olacağından, ikrar bulunsa bile Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası, CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hükme esas alınamayacağından, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması...</i>[bozmayı gerektirmiştir.]<i>" </i></p>

<p>31. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21/5/2013 tarihli ve E.2013/5397, K.2013/15729 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Türk Ceza Kanununun 1. maddesine göre Ceza Kanununun amacı 'Kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.' Ancak suç işlenmesinin önleneceğinden bahisle, başkalarına suç işletilmesi bu amaçla bağdaşmamaktadır. Kızgınlık, kırgınlık, öfke veya elem nedeniyle yahut ikramiye almak veya tutuklanan şüphelinin mallarına el koymak veya satın almak, eşi ile evlenmek, ünlü olmak, adını basında duyurmak, küçük hatalarının görülmemesi amacıyla kolluk kuvvetlerine yardım etmek gibi herhangi bir amaçla, bir kimseye yönelik kışkırtıcı faaliyetlerde bulunulup ona suç işlettirilmesi, suç işlemeye yönlendirilmesi halinde yüklenen suçun oluşup oluşma- yacağı ve suça kışkırtılan failin sorumluluğu olaysal olarak belirlenmelidir. </i></p>

<p><i>Mevcut olan bir soruşturmada, suçun ortaya çıkarılmasını sağlamak için görevlilerin faaliyette bulunmaları mümkündür. Ancak Devletin görevi suç işlenmesini önlemek olup, organları vasıtasıyla kişilere suç işletmesi veya suç işleme eğilimini kuvvetlendirmesi, teşvik etmesi düşünülemez. Hukuk Devleti bireylerin hak ve özgürlüklerini korur. Devlet organlarının birtakım nedenlerle kişilere suç işletmesi ve sonra da failleri cezalandırması, cezalandırma hakkının kötüye kullanılmasıdır. Kamu görevlileri, görevlerini yerine getirirken Uluslar arası Sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla bağlı olup kabul edilen ilkelere aykırı davranamazlar. Bir kimseyi suça kışkırtma hukuka aykırıdır. Devlet organları, bireyleri kışkırtarak suç işlemelerini sağlayıp sonra yakalayıp cezalandırılmalarını isteyemezler. Böyle bir uygulama yani bireyin hileli davranışlarla aldatılarak suç işlemesinin sağlanması devlete olan güveni zayıflatacağı gibi temel hakları da ihlal edecektir. </i></p>

<p><i>Suç işleme düşüncesi bulunmayan bir kişinin heyecanlandırılarak, tahrik edilerek, duygularından yararlanılarak kışkırtılıp suçüstü yakalatmak veya cezalandırılmasını sağlamak amacıyla bir suç işlemeye yöneltilmesi, suç işlemesine yardım edilmesi, suç işlemesi için olanak tanınması halinde ona verilecek ceza adil olmayacaktır. Zira fail tarafından, hiçbir etki olmadan özgür iradesiyle işlenmesine başlanmış bir fiil olmayıp kışkırtma olmadığı takdirde belki de bu suçun işlenmesi söz konusu olmayacaktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Failin, atılı suçu işlediğine dair yoğunlaşmış kuşku bulunması, bir soruşturmaya başlanmış olması halinde, bu kuşkuların giderilmesi için adli makamların bilgisi dahilinde gizli soruşturmacı, muhbir, gizli görevli kullanılması mümkündür. Görevlinin müdahalesi adil yargılama hakkını ihlal edici nitelikte olduğu takdirde, sanığın suçu işlediğini gösteren diğer delillerin mahkumiyete yeterli olup olmadığı, suçun nasıl işlendiği, suç eşyasının nerede ve nasıl bulunduğu, değerlendirilip sonucuna göre karar verilmelidir." </i></p>

<p>32. (Kapatılan) Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 10/1/2019 tarihli ve E.2016/17207, K.2019/1034 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... YCGK kararı, AİHM kararları ve CMK'daki düzenlemeler uyarınca, gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisinin elde ettiği delillerin hukuka uygun kabul edilebilmesi için aşağıda belirtilen koşulların varlığı aranmalıdır: </i></p>

<p><i>a- Gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi hiç bir zaman kışkırtıcı ajan gibi hareket etmemeli, önceden failde bulunmayan suç işleme kastı oluşturularak, fail suç işlemeye azmettirilmemeli. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c- Kolluk görevlisinin tutanağı delil olarak kabul edildiğinde, diğer delillerle birlikte tutanağa da dayanılıyorsa mutlaka tutanak düzenleyiciler dinlenilmeli, sanığa, tutanak ve düzenleyicilerin anlatımlarına karşı savunma yapma imkanı verilmelidir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>33. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 7/10/2025 tarihli ve E.2021/220, K.2025/9563 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Dava konusu uyuşturucu madde ticareti yapma suçu örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olmadığından, olay tarihi itibarıyla </i><i> CMK'nın 139/4.</i><i> maddesine göre gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği ... anlaşılmıştır. Sanığın kimliğinin tespiti gizli soruşturmacı faaliyetleri ile teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen kayıtlara göre yapıldığı gibi suçun sübutu da bu kayıtlara dayandırılmıştır. </i><i>5271 sayılı CMK'nın 217.</i><i> maddesine göre sanığa atılı suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen delile dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir.</i>"</p>

<p>34. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2025 tarihli ve E.2024/489, K.2025/7047 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Somut olay bakımından her ne kadar sanık üzerine atılı suç yönünden CMK 139 maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği anlaşılmış ise de CMK 160 ve 161 maddeleri uyarınca gizli soruşturma görevi yapan adli kolluk görevlisinin suça teşvik etmeden veya azmettirmeden elde ettiği delillerin hukuka uygun olacağı</i> [anlaşılmıştır.]<i>"</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "<i>Adil yargılanma hakkı</i>" başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı paragrafının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.</i>"</p>

<p>36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) uyuşturucu kaçakçılığı ve yolsuzluk gibi bazı suçların yol açtığı tahribatı gözönüne alarak Sözleşmeci devletlerin bu gibi suçlarla mücadelede sert bir tavır takınmalarının gerekçelerini değerlendirmiş, yine bu gibi suçlar için belirli güvenceler ile kısıtlamaların sağlanması kaydıyla özel soruşturma tekniklerine müsamaha gösterilebileceğini açıklamıştır (<i>Ursu/Romanya</i>, B. No: 44497/09, 18/12/2018, § 31; <i>Vlachos/Yunanistan</i>, B. No: 20643/06, 18/9/2008, § 24; <i>Vanyan/Rusya</i>, B. No: 53203/99, 15/12/2005, §§ 46,47). Diğer taraftan ise anılan suçlardaki artışın kuşkusuz uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini kabul ederken adaletin adil bir şekilde uygulanması hakkının birtakım kolaylık uğruna feda edilemeyeceğine vurgu yapmıştır (<i>Teixeira de Castro/Portekiz,</i> B. No: 44/1997/828/1034, 9/6/1998, § 36).</p>

<p>37. AİHM, <i>tuzağa düşürme</i> veya <i>kışkırtıcı ajan</i> şikâyetlerinin olduğu başvurularda hukuka aykırı delil şikâyetlerine yönelik olarak belirlenen ilkeler yerine tahrikin maddi testi ve usul güvenceleri testinden oluşan tahrik şikâyetinin kendine özgü ilkelerini uygulamayı tercih etmektedir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya, </i>B. No: 40495/15, 15/10/2020, §§ 111-139).</p>

<p>38. Tahrikin maddi testi kapsamında ilk adım olarak böyle bir tahrik veya tuzağa düşürme hususunun var olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Tahrik veya tuzağa düşürme olgusunun tespiti hâlinde ilgili kişiye karşı cezai kovuşturmada elde edilen bu delillerin kullanılması adil yargılanma hakkı kapsamında ortaya bir sorun çıkaracaktır (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya,</i>§ 112). Bu bağlamda cezai soruşturmalarda polis kışkırtması veya tuzağı ile meşru gizli tekniklerin kullanımı arasındaki farkı ayırt etmek amacıyla -başvuranın suç işlemesi için baskıya maruz kalıp kalmadığı ve soruşturma makamlarının pasif tutumda kalıp kalmadıkları gibi- bazı ölçütler kullanılabilecektir. Belirtilen ölçütler uygulanırken ispat yükümlülüğü ise yetkililere yüklenmektedir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 118).</p>

<p>39. AİHM, ulusal makamların başvuranın faaliyetlerini esasen <i>pasif</i> şekilde soruşturduğunu ve başvurucuyu bir suç işlemeye teşvik etmediğini yeterli bir kesinlik derecesiyle tespit edebildiği takdirde gizli tedbirle elde edilen delillerin daha sonra başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasında kullanılmasının Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında bir sorun teşkil etmediği sonucuna varması için yeterli kabul etmektedir (<i>M</i><i>atanović/Hırvatistan</i>, B. No: 2742/12, 4/4/2017, § 133).</p>

<p>40. Tahrikin usule ilişkin ikinci testi ise kışkırtma iddiasının savunulabilir koşullarını ortaya çıkarmak için gerekli adımların atılıp atılmadığını, kışkırtma olduğuna dair bir bulgu durumunda veya savcılığın kışkırtma olmadığını kanıtlayamadığı bir davada ilgili çıkarımların Sözleşme'ye uygun olarak yapılıp yapılmadığını belirlemek için uygulanacaktır (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 121). Suçla mücadeledeki kamu yararının polis kışkırtması sonucu elde edilen delillerin kullanılmasını haklı gösteremeyeceğini vurgulayan AİHM, adil bir yargılama için polis tahriki sonucu elde edilen tüm delillerin kovuşturma dışında tutulmasını veya benzer sonuçları olan bir usulün uygulanması gerektiğini kabul etmiştir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 123). Başvuranın bir suçtan mahkûmiyetinin polis tahrikiyle elde edilen delile dayandığı durumlarda başvuranın cezasında önemli bir indirim dahi olsa itiraz edilen delillerin dışlanmasıyla benzer sonuçlar doğuran bir prosedür olarak değerlendirilemeyeceği de açıktır (<i>Furcht/Almanya</i>, B. No: 54648/09, 23/10/2014, §§ 68, 69).</p>

<p>41. AİHM <i>Sepil/Türkiye</i> (B. No: 17711/07, 12/11/2013) kararında ise polis memurlarının başvurucunun yakalanması ile sonuçlanan operasyonu bir hâkimin ya da Cumhuriyet savcısının kararıyla değil kendiliğinden yaptıklarını, bunun ise gizli soruşturmacıların görevlendirilmesi hususunu düzenleyen 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesine aykırı olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p>42. Son olarak AİHM'e göre kolluk görevlilerinin müdahalesi olmadan söz konusu suçun işlenebileceğini gösterir somut bir olgu mevcut olmadığı hâlde bu görevlilerin <i>aktif</i> olarak bir suçun işlenmesinde etkili olmaları hâlinde yargılama hakkaniyete uygun yürütülmemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesi ihlal edilmiş olur (<i>Ramanauskas/Litvanya </i>[BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008; <i>Burak Hun/Türkiye, </i>B. No: 17570/04, 15/12/2009; <i>Sepil/Türkiye,</i> B. No: 17711/07, 12/11/2013). Bu çerçevede fail suç işleme potansiyeline sahip bir kişi olsa bile somut olayda kolluk görevlisinin müdahalesinden önce failin suç işleme hazırlığında olduğunun başka delillerle desteklenmesi yani failin müdahale olmadan suçu işleyeceğinin başka delillerle kanıtlanması gerekir (<i>Burak Hun/Türkiye</i>, §§ 46, 47).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>43. Anayasa Mahkemesinin 16/12/2025 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>44. Başvurucu; kolluk görevlilerinin suça teşviki sonucu elde edilen delillerin kanıt olarak değerlendirilemeyeceğini, kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olması durumunda dahi kışkırtıcı ajan gibi hareket ederek suça azmettiren olmaması gerektiğini, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olması nedeniyle mahkûmiyet gerekçesine esas olamayacağını belirtmiştir. Ayrıca Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü emri olmadan işlem yapılamayacağını, delil toplanamayacağını ve bu yönde Yargıtay içtihatları da olduğunu belirterek hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delil sonucu mahkûm edildiğini, böylelikle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>45. Bakanlık görüşünde; başvuruda öncelikle 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nde belirtilen kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve mevzuat hükümlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>46. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>47. Anayasa'nın <i>"Hak arama hürriyeti"</i> başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p>48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma güvencesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>i. Genel İlkeler </strong></p>

<p>50. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun şekilde ortaya çıkarılması ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (<i>Orhan Kılıç</i> [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 42).</p>

<p>51. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/5/2017, § 9). Öte yandan hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de bütün işlem ve eylemlerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2018/1, K.2018/83, 11/7/2018, § 13).</p>

<p>52. Bir hukuk devletinde adil yargılanma hakkının güvence altına alınabilmesi bakımından kişilere yönelik suç isnadında bulunulabilmesi, buna bağlı idari ve adli soruşturma ve kovuşturmalar yürütülebilmesi için öncelikle <i>işlenmiş olduğu</i> iddia edilen bir suça ilişkin şüphenin varlığı gerekir (<i>Muhsin Hükümdar (2) </i>[GK], B. No: 2016/69274, 5/3/2020,§ 40).</p>

<p>53. Bir suça ilişkin şüphenin söz konusu olmadığı durumlarda devletin kamu görevlileri aracılığıyla <i>suç işleyebileceği tahmin edilen </i>kişilerin suç işlemesine imkân verebilecek bir ortamı hazırlaması ve böylelikle kişilerin suç işlemesine imkân sağlaması düşünülemez. Böyle bir durumda hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan soruşturma kapsamında kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağdaşmaz. Diğer taraftan işlendiği ileri sürülen bir suça ilişkin şüphenin bulunduğu durumlarda dahi özel soruşturma tekniklerinin istisnai bazı durumlarda belirli kısıtlamalarla uygulanacağını içeren ve bireylere yeterli güvenceler de sağlayan kanuni bir dayanağının olması gerekir (<i>Muhsin Hükümdar (2),</i> § 41).</p>

<p>54. Örgütlü suçlardaki artış, bazı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir (<i>Emsan Öner</i> [2. B.], B. No: 2013/1504, 3/2/2016, § 72). Bazı suçların karmaşık yapısı, işlenme şekli ve işlendiği takdirde ortaya çıkan tahribat gereği anılan suçlarla mücadelede özel soruşturma yöntemlerinin geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Delil toplanmasında karşılaşılan güçlük nedeniyle organize suç örgütünün yapısına sızmak, örgüt içindeki hiyerarşik yapı hakkında delil toplamak, delillerin muhafaza altına alınmasını sağlamak ve suçun işlenme şeklini ortaya çıkarmak gibi amaçlarla özel soruşturma tekniklerine müracaat edilebilecektir. Kural olarak özel soruşturma yöntemlerinin, özellikle de gizli soruşturma tekniklerinin kullanılması başlı başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmaz.</p>

<p>55. Ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kuralları belirleyen 5271 sayılı Kanun'da koruma tedbirleri kapsamında birtakım özel soruşturma ve kovuşturma usullerine yer verilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesinde özel bir soruşturma tekniği olarak düzenlenen "<i>gizli soruşturmacı görevlendirilmesi</i>" usulü, maddenin (7) numaralı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde uygulanabilecektir. Bu durum, soruşturmanın başka yollarla yürütülemeyeceği veya yürütülmesinin son derece zor olacağı şeklinde anlaşılabilecektir. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kamu görevlileri arasından ve ancak hâkim kararıyla yapılacaktır.</p>

<p>56. Gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlinin ceza soruşturmasındaki esas görevi <i>pasif</i> şekilde suç faaliyetlerini takip etmektir. Cezai sonuç doğuran eylemi ise suçu <i>pasif </i>şekilde incelemek yerine işlenmeyecek bir suçun işlenmesine imkân sağlama bu kişilerin <i>kışkırtma </i>veya<i> tuzak kurma</i> sayılabilecek faaliyeti olarak kabul edilir. Gizli soruşturma tekniklerini kullanan kişilerin esasen <i>pasif</i> durumda kalıp kalmadığı ise soruşturmanın altında yatan nedenler ile ortaya konulan davranışlara göre belirlenecektir. Bu bağlamda gizli soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak, bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla yükümlüdür.</p>

<p>57. Suçla ilgili somut delillere ulaşılması ve bu delillerin toplanması soruşturma makamlarının gizli soruşturma tekniklerini kullanan kişilerde beklediği esas görevdir. Bu noktada anılan kişilerin <i>k</i><i>ışkırtma </i>veya<i> tuzak kurma</i> anlamına gelen eylemleriyle kanunun izin verdiği delil toplamaya ilişkin davranışlarının birbirinden ayrılması gerekmektedir. Bunun için başvurucunun <i>kışkırtmaya</i> veya<i> tuzak kurmaya</i> yönelik şikâyetleri yönünden öncelikle kamu görevlilerince <i>kışkırtmaya</i> veya<i> tuzak kurmaya</i> maruz bırakıldığına dair tartışılabilir bir şikâyetin varlığı tespit edilmelidir. Bu doğrultuda<i> belirli seviyede dile getirilen </i>şikâyetin<i> kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> kategorisinde incelenmesi gerektiğine kanaat edinilirse aşağıdaki testler kapsamında inceleme yapılmalıdır.</p>

<p><strong>ii. Maddi Test </strong></p>

<p>58. Maddi test, esasen gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlilerin soruşturmadaki eylemlerinin <i>pasif</i> olup olmadığıyla ilgilidir. Bu görevlilerin başvurucunun faaliyetlerini aslında <i>pasif</i> bir şekilde soruşturduğunun ve <i>onu bir suç işlemeye teşvik etmediğinin</i> yeterli bir kesinlik derecesinde tespit edilmesi hâlinde bu durum gizli tedbirle elde edilen delillerin başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasında kullanılmasının adil yargılanma hakkı kapsamında bir sorun teşkil etmediği sonucuna varılması için yeterli olacaktır. Bu bağlamda somut olayda böyle bir <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığı tespit edilmelidir. Suça teşvik (kışkırtma) veya tuzak kurma ilgili görevlilerin -ister kolluk görevlileri olsun ister onların talimatları doğrultusunda hareket eden kişiler olsun- kendilerini esasen <i>pasif </i>şekilde suç faaliyetlerini soruşturmakla sınırlamadıkları ancak suçun tespit edilmesini yani delil sunulmasını ve kovuşturma başlatılmasını mümkün kılmak amacıyla başvurucu üzerinde işlenmeyecek bir suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde bir etki uyguladıkları durumlarda gerçekleşmiş olur.</p>

<p>59. Esasen <i>suça teşvik</i> (kışkırtma) veya <i>tuzak kurma</i> yöntemleriyle delil elde edilmesinin yasaklanmasının ardındaki gerekçe, kolluğun görevinin suçu önlemek ve soruşturmak olduğu, kışkırtmak olmadığı hususudur. Bu nedenle<i> suça teşvik</i> (kışkırtma) veya <i>tuzak kurma</i>nın ceza soruşturmalarında meşru gizli soruşturma yöntemlerinin kullanılmasından ayırt edilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede soruşturmayı yürüten görevlinin <i>pasif</i> şekilde hareket edip etmediği tespit edilirken gizli operasyonun altında yatan nedenler ve ilgili görevlinin davranışları incelenmeli, başvurucunun suç faaliyetlerine karıştığı veya suç işlemeye eğilimli olduğuna dair objektif bir şüphenin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Ayrıca bir kişinin gizli görevde çalışan kolluk görevlileriyle doğrudan temas hâlinde olmaması ancak polis tarafından doğrudan suç işlemeye teşvik edilen bir suç ortağı tarafından suça dâhil edilmesi hâlinde de tuzağa düşürülmüş olabileceği kabul edilebilir. Ceza soruşturmalarındaki meşru gizli soruşturma tekniklerinin aksine kolluk görevlilerinin eylemleri diğer kişi için de suç işlemeye teşvik mahiyetinde kabul edilebiliyorsa bu koşullarda da tuzağa düşürme söz konusu olabilir. Bu bağlamda doğrudan suç işlemeye teşvik edilen kişinin suça katılmak için diğer kişilerle iletişime geçme ihtimalinin kolluk görevlileri tarafından öngörülebilir olup olmadığı, bu kişinin faaliyetlerinin kolluk görevlilerinin davranışları tarafından da belirlenip belirlenmediği ve ilgili kişilerin yerel mahkemeler tarafından suç ortağı olarak kabul edilip edilmediği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>60. Kolluk görevlilerinin meşru gizli soruşturma yöntemlerini kullanması ile suç işlemeye teşvik (kışkırtma) arasında ayrım yapılırken başvurucunun suç işlemesi için baskıya maruz kalıp kalmadığı da değerlendirilmelidir. Özellikle uyuşturucu suçlarının soruşturulmasında soruşturma mercileri tarafından <i>pasif</i> bir tutumun terk edilerek başvurucuyla iletişime geçilmesi, başvurucunun ilk başta reddetmesine rağmen teklifin yenilenmesi ve ısrarla suça teşvik edilmesi, fiyatın ortalamanın üzerinde yükseltilmesi veya yoksunluk belirtilerinden bahsederek başvurucunun merhametine başvurulması gibi davranışlar bu açıdan önem arz etmektedir.</p>

<p>61. Belirtilmelidir ki bu ölçütler uygulanırken kural olarak ispat külfeti kamu makamlarındadır. Suç isnadı altındaki kişinin iddialarının tamamen ihtimal dışı olmaması şartıyla <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığını kanıtlamak kamu makamlarına düşer. Diğer bir ifadeyle başvurucunun <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i>ya maruz kaldığına yönelik iddialarının ortaya çıkarılması için gerekli araştırmaların yapılıp yapılmadığı önemli olmakla birlikte <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i>nın olmadığının ispatı soruşturma makamlarına yüklenecektir. <i>Kışkırtma</i> veya <i>tuzak kurma</i>, soruşturma yürüten kişilerin gizli soruşturma görevlerini yerine getirmeleri konusunda resmî olarak görevlendirilmeleri ve yapılan uygulamanın denetlenmesi yoluyla engellenebilir. Bu bağlamda soruşturma tedbirlerine izin verilmesi ve bunların uygun şekilde denetlenmesi için açık ve öngörülebilir bir usul mevcut olmalı ve bu usul yargısal bir denetime tabi tutulmalıdır.</p>

<p>62. Yapılan inceleme neticesinde kamu görevlilerinin başvurucunun faaliyetlerini esasen <i>pasif </i>şekilde soruşturduğu ve onu bir suç işlemeye teşvik etmediğinin yeterli bir kesinlik derecesinde tespit edilmesi hâlinde bu durum gizli soruşturma yöntemleriyle elde edilen delillerin başvurucu hakkındaki ceza yargılamasında kullanılması adil yargılanma hakkı kapsamında bir sorun teşkil etmeyecektir. Bununla birlikte maddi testin başvuruda yeterli bilginin mevcut olmaması, açıklama eksikliği veya tarafların olaylara ilişkin anlatımlarındaki çelişkiler nedeniyle sonuçsuz kalması ya da maddi test kapsamında başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının gerekliliklerine aykırı olarak<i> kışkırtma</i>ya veya<i> tuzak kurma</i>ya maruz kaldığının tespit edilmesi durumunda usul güvencelerine ilişkin testin uygulanması gerekecektir.</p>

<p><strong>iii. Usul Güvenceleri Testi</strong></p>

<p>63. Bu test kapsamında <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda mahkemelerce gerekli adımların atılıp atılmadığı, kışkırtmanın tespit edildiği veya savcılığın kışkırtma olmadığını kanıtlayamadığı durumlarda ise ceza davasında Anayasa'ya uygun çıkarımların yapılıp yapılmadığı değerlendirilmektedir. Buna göre bir <i>kışkırtma</i> veya <i>tuzak kurma</i> iddiasının olduğu hâllerde hangi usulün izleneceği hususunda takdir mahkemelere ait olmakla birlikte buna ilişkin şikâyetin esaslı bir savunma teşkil ettiği ve mahkemeyi <i>kışkırtma</i> veya <i>tuzakla</i> elde edilen delilleri dışlama yükümlülüğü altına soktuğu veya benzer sonuçlara yol açtığı durumlarda mahkemelerin söz konusu şikâyetleri Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekliliklerine uygun şekilde ele alıp almadığı Anayasa Mahkemesince denetlenecektir.</p>

<p>64. Belirtilmelidir ki suçla mücadeledeki kamu yararı dahi kolluk görevlilerinin kışkırtması sonucu elde edilen delillerin kullanılmasını haklı göstermeyeceği gibi bu husus başvurucuyu en başından itibaren adil bir yargılamadan kesin olarak mahrum bırakma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Dolayısıyla yargılamanın Anayasa'nın 36. maddesi anlamında adil olması için <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> sonucu elde edilen tüm deliller hariç tutulmalı veya benzer sonuçları doğuran bir usul uygulanmalıdır. Bu noktada yargılamada silahların eşitliği veya savunma hakları gibi genel güvencelerin sanık lehine gözetilmesi tek başına yeterli değildir. Böyle bir durumda hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan soruşturma kapsamında kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağdaşmaz.</p>

<p><strong>iv. Sonuç ve Değerlendirme </strong></p>

<p>65. Somut olayda fuhşa aracılık etme suçunun sübutu yönünden kolluk görevlilerince ulaşılan bilgi ve beyanlar <i>önemli ağırlıkta</i> delil olarak kullanılmıştır (bkz. §§ 15, 18). Başvurucunun hem hükmün açıklanması sürecinde hem de istinaf aşamasında açıkça <i>kışkırtma</i> ve<i> tuzak kurma</i> şikâyetinde bulunduğu görülmüştür (bkz. § 19). Başvurucu, bu şikâyetini başvuru formunda da açık olarak dile getirmiştir (bkz. § 45). Başvuru formu ve ekli belgelerden başvurucunun <i>kışkırtma ve tuzak kurma</i> şikâyetini soyut ve genel ifadelerle değil belirli seviyede <i>somutlaştırarak</i> dile getirdiği anlaşıldığından ilk olarak maddi test yönünden inceleme yapılmalıdır.</p>

<p>66. Bu bağlamda somut olayda <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığı tespit edilmelidir. Bunun için kolluk görevlilerinin kendilerini esasen <i>pasif </i>şekilde suç faaliyetlerini soruşturmakla sınırlayıp sınırlamadıkları, suçun tespit edilmesini yani delil sunulmasını ve kovuşturma başlatılmasını mümkün kılmak amacıyla işlenmeyecek bir suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde başvurucu üzerinde bir etki uygulayıp uygulamadıkları belirlenmelidir.</p>

<p>67. Başvurucu, birlikte yargılandığı K.A.D.nin <i>suç ortağı</i> konumundadır. Başvurucunun kendisi kolluk görevlileriyle ilk defa muhatap olan kişi değilse de fuhuş için kadınların buluşma yerine gönderilmesiyle suça konu eyleme dâhil olmuştur. Başvurucu, fuhşa aracılık etme suçu yönünden kolluk görevlilerine kadın bulmuştur. Somut olayda kolluk görevlileri suçun işlenmesi sürecinde yalnızca <i>edilgen</i> bir biçimde suç teşkil eden eylemi soruşturmakla sınırlı kalmamış; bunun aksine suçun işlenmesinde<i> aktif </i>rol oynamıştır. Diğer bir ifadeyle kolluk görevlileri başvurucuyla buluştuktan sonra başvurucunun fuhşa aracılık etme faaliyetini gerçekleştirmesi amacıyla kadın bulmasına yönelik konuşmalar yapmak ve para vermek suretiyle suçu esasen <i>pasif </i>şekilde soruşturmakla yetinmeyip suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde davranmıştır. Dahası başvurucunun iki kadın bulmasından sonra kolluk görevlilerinin aktif tutum sergileyerek başvurucudan dört kadın daha istemeleri soruşturmadaki rollerinin <i>pasif</i> olmadığını ortaya koyma dışında mağdur sayısının artmasına bağlı olarak başvurucuya verilen ceza miktarının da artmasına yol açmıştır.</p>

<p>68. Somut olayda kolluk görevlilerini suçun işlenmesinde<i> aktif </i>rol oynadıklarının tespit edilmesi nedeniyle usul güvenceleri testine geçilmelidir. Başvurucu, yargılama sırasında aşamalarda istikrarlı şekilde usule aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınamayacağını öne sürmüştür.</p>

<p>69. Kolluk görevlileri soruşturma işlemini talimat olmaksızın kendiliğinden yürütmüştür. Soruşturmayı yürüten kolluk görevlilerinin statüsü yargı mercilerince tespit edilmemiştir. Diğer bir ifadeye bu görevlilerin gizli soruşturma yapan kolluk görevlisi veya gizli soruşturmacı olup olmadığına yönelik belirleme yapılmamıştır. Anılan kişilerin gizli soruşturmacı olarak kabulü durumunda 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olarak görevlendirmesine ancak hâkim tarafından karar verilebilecektir. Somut olayda ise bir hâkim kararı bulunmamaktadır (bkz. § 23). Anayasa Mahkemesinin de daha önce ifade ettiği üzere işlendiği ileri sürülen bir suça ilişkin şüphenin bulunduğu durumlarda dahi özel soruşturma tekniklerinin istisnai bazı hâllerde belirli kısıtlamalarla uygulanacağını içeren ve bireylere yeterli güvenceler de sağlayan kanuni bir dayanağının olması gerekir (<i>Muhsin Hükümdar</i> <i>(2)</i>, § 41).</p>

<p>70. Başvurucu, ayrıca bu hususu istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde de açık bir biçimde dile getirmiş ancak İstinaf Dairesi de müdahalenin adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun olup olmadığını, bu kişilerin ajan provokatör gibi davranıp davranmadığını tartışmadan istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Diğer bir ifadeyle yargı mercileri elde edilen delillerin hukuka aykırılığı noktasında 5271 sayılı Kanun'un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Bu durumda suçların soruşturulması ve ortaya çıkarılması görevinin kamu yararı bakımından önemi ve güçlükleri kabul edilmekle birlikte hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlandığında somut olayın koşulları altında başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinin gerektirdiği hakkaniyete uygun yargılamadan yoksun bırakıldığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>71. Açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı bağlamında <i>hakkaniyete uygun yargılanma</i> <i>hakkının</i> ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>B. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>72. Başvurucu; ayrıca eksik araştırma ve inceleme sonucunda gerekçesiz karar verildiğini, kolluk görevlilerinin tamamının dinlenmediğini, tanık dinletme ve sorgulama hakkının ihlal edildiğini belirterek adil yargılanma hakkı kapsamında bir kısım güvencelerin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun adil yargılanma hakkı bağlamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre ileri sürdüğü diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına bu aşamada gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>73. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve miktar belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>74. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>75. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>76. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,</p>

<p>B. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. Adil yargılanma hakkının diğer bir kısım güvencelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden İNCELEME YAPILMASINA GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2019/470, K.2019/494) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>F. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvurucu, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından yapılan değerlendirmede, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk gerekçesinde kolluk görevlilerinin başvurucuya yönelik kışkırtma ve tuzak kurmak suretiyle elde ettikleri delillerin mahkemece verilen mahkumiyet kararında belirleyici delil kabul edildiği, Cumhuriyet Savcılığının söz konusu delillerin bu mahiyette olmadığını ispat edemediği, Savcılığın talebi olmaksızın gizli soruşturmacı koşulları bulunmayan ve kışkırtıcı ajan rolüyle elde edilerek hükme esas alınan delillerdeki hukukla aykırılığın yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>Kolluk fezlekesinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin yapılan çalışmalarda K. isimli şahsın 0532 ... . 02 nolu cep telefonu ile fuhuşsa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerce bu telefon numarası müşteri sıfatıyla aranmış olduğu, kolluk görevlilerince müşteri gibi yapılan arama sonucunda K. isimli kişinin telefonu açtığı ve kendisiyle iki kadınla ilgili olarak belli bir ücret karşılığında anlaşma sağlandığı, ancak K.’nın şehir dışında olduğunu belirterek Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceği ve söz konusu kadınları başvurucunun temin edeceğini ifade ettiği, bir müddet sonra kolluk görevlilerinin başvurucu tarafından arandığı ve daha önce anlaşılan iki kadının otel önüne gönderildiği, aynı fezlekede ilerleyen saatlerde D.T ve K.G.S.’nin otelin önüne geldiği ve kendilerini fuhuş için başvurucunun gönderdiğini beyan ederek anlaştıkları ücreti aldıkları, kolluk görevlilerince K. isimli şahsın arandığı ve başvurucunun konuşulan kadınları gönderdiği, başka kadınlar da temin edip edemeyeceğinin sorulduğunda anlan otele dört kadının daha gönderileceği belirtildiği, önce Y.Ö. ve F.S. isimli kadınların sonra da başvurucu, A.A. ve N.Ş. isimli kadınların otele geldiği, bu aşamada herhangi bir ücret ödemesi yapılmadan kolluk görevlilerinin kimliklerini gösterdiği, daha önce verilen ücreti geri aldıkları ve anılan kişilerle ilgili soruşturma işlemleri için Ahlak Büro Amirliğine hep birlikte gittikleri, daha sonra Cumhuriyet savcısı arandığı ve talimatları alındığı belirtilmiştir.</p>

<p>Cumhuriyet savcısı tarafından, adı geçen kadınların bilgi sahibi olarak ifadelerinin alınması ve haklarında idari yaptırım kararı uygulandıktan sonra serbest bırakılmaları, fuhuşa aracılık yaptığı iddia edilen başvurucunun ise gözaltına alınarak ifadesi alındıktan sonra mevcutlu olarak hazır edilmesi yönünde talimat verilmiştir. Devam eden soruşturmada başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmış, soruşturma sonucunda başvurucu hakkında diğer şüpheli K.A.D. ile fuhuş için aracılık yapmak suçunu islediği iddiasıyla 20/4/2010 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. Yargılama sonucunda başvurucunun ve K.A.D.’nin fuhuşa aracılık etme suçunu işledikleri sabit görülerek 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezasına (mağdur sayısınca 6 kez) hükmedilmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Söz konusu karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Başvurucunun 5 yıllık denetim süresi içinde tekrar suç işlemesi nedeniyle dosya yeniden ele alınarak, mahkemece açıklaması geri bırakılan hükümler açıklanmış ve bu karar İstinaf Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>Somut olayda, Ahlak büro amirliğinde görevli polislerin gizli soruşturmacı ya da kışkırtıcı ajan olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Polis 2559 sayılı Kanun çerçevesinde yetkilerini kullanmış olup, Kanun tarafından kendisine verilen görevleri ifa etmiştir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun 2. maddesinde, polisin genel emniyetle ilgili görevlerinin iki kısım olduğu belirtilerek bu görevlerin, A) Kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine, yönetmeliklere, Hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak, B) İşlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak olduğu düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 13. maddesinde polisin suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri, eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alacağı, uzaklaştıracağı ya da yakalayacağı ve gerekli kanuni işlemleri yapacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yine 2559 sayılı Kanun’un ek 6. maddesinde polisin, söz konusu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getireceği, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getireceği, bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polisin, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildireceği ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen hükümler uyarınca, somut olayda suç şüphesinin varlığı üzerine polis tarafından harekete geçilmiş olup, K. isimli şahsın telefonu bu nedenle aranmıştır. Kaldı ki, K. isimli şahsın şehir dışında bulunduğunu beyan ettiği ve başvurucunun kendileri ile irtibata geçeceğini söylediği konusunda tartışma da mevcut değildir. Başvurucunun iradesinin hata ya da tehdit ile sakatlandığı, K. isimli şahsın ya da polisin kendisini tehdit ettiği konusunda bir delili de mevcut değildir. Suçun maddî unsurunu kanıtlama yükümlülüğünün Savcılıkta olduğu ileri sürülebilirse de manevî unsur olan kastın bulunmadığını, yani söz konusu fiilin hata, hile, tehdit gibi sebeplerle işlediğini kanıtlama yükümlülüğü suçlanan kişiye (şüpheli veya sanık) aittir. Başvurucu, polis tarafından telefonla aranan (K)’nın yönlendirdiği kişi olup, daha sonra bizatihi (K)’nın yönlendirmesi ile başvurucunun kendisi de otele gelmiştir. Başvurucu, suç işleme iradesinin polis tarafından oluşturulduğunu ya da serbestçe karar alma iradesinin ortadan kaldırdığını ispatlayamadığı gibi, kararda yer verildiği üzere polis tarafından kendisi ile doğrudan iletişim kurulmadığından başvurucunun iradesinin zaten sakatlanmadığı da açıkça anlaşılmaktadır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi <strong>(</strong><strong><i>Eurofinacom/Fransa, B. No: 58753/00, 7/9/2004</i></strong><strong>)</strong> kararında, Fransız kolluk görevlileri tarafından fuhşa aracılık ve ahlaksız kazanç suçlarının tespiti amacıyla bir veri iletişim sistemine müşteri gibi girilmesinin başvurucuyu kışkırtma (tuzağa düşürme) amacı taşımadığına karar vermiştir. Söz konusu olayda başvuru sahibi şirket, France Telecom ile yapılan bir anlaşma kapsamında, özel bir terminal aracılığıyla erişilebilen bir veri iletişim hizmeti sunmakta olup, hizmete “36-15 ALINE” kodu girilerek erişilebilmektedir. Çevrimiçi kullanıcıların birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan bir mesajlaşma ve posta kutusu sistemi söz konusudur ve kullanıcılar bir takma ad (“sahte isim” olarak anılır) seçebilmekte ve ayrıca başkalarının incelemesi için kendileri hakkında kısa bir açıklama (“CV”) sağlayabilmektedir. Savcılık, hizmetin fahişeler tarafından potansiyel müşterilerle iletişime geçmek için kullanıldığından şüphelenerek ön soruşturma başlatmış ve polis, 30 Aralık 1996'da yaptığı açıklamada, soruşturmaları sırasında memurların "AAA" takma adını kullanarak 36-15 ALINE'a eriştiğini bildirmiştir. Başvurucu AİHM’e başvurusunda şirket kışkırtma sonucunda elde edilen deliller çerçevesinde ceza verildiğini ileri sürmüş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, Paris Ceza Mahkemesi'nin 9 Ekim 1997 tarihli ve Paris İstinaf Mahkemesi'nin 24 Eylül 1998 tarihli kararları, başvuran şirketin mahkumiyetinin, soruşturma sırasında bulunan bazı özgeçmişlerin içeriğine ve 36-15 ALINE'ı kullanan fahişelerin ifadelerine dayandığını, 30 Aralık 1996'da soruşturma görevlilerinin bilgi taleplerine verilen çevrimiçi yanıtlara dayanmadığını, dolayısıyla, her halükarda mahkemelerin kararlarının, başvuran şirketin kışkırtma olarak nitelendirdiği operasyon yoluyla elde edilen kanıtlara dayandığının söylenemeyeceği, soruşturma görevlilerinin 30 Aralık 1996 tarihinde 36-15 ALINE'da kendilerine şahsen yapılan fuhuşla ilgili hizmet tekliflerini kışkırttıkları doğru olsa da, başvuran şirketin mahkum edildiği ahlaksız kazançtan geçinme suçunun işlenmesine gerçek anlamda teşvik etmedikleri, bu suçun, fuhuş yapanlar tarafından değil, başvuran şirket tarafından zorunlu olarak işlenen sürekli bir suç olduğunu belirterek, bu nedenlerle başvuran şirketin, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlalinden şikayet edemeyeceği ve başvurunun bu kısmının açıkça temelsiz olduğu sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Başvuruya konu somut olayımızda, yerel mahkeme kararının gerekçesinde polis tarafından telefonla arama olgusuna değinilmekle ve delil olarak yer verilmekle birlikte, mağdur ifadelerine ve yeminle dinlenen tutanak tanıklarının beyanları da delil olarak kabul edildiği ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün tanık beyanlarına göre kurulduğu anlaşılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yukarıda özetle yer verilen kararında belirtildiği üzere, başvurucunun mahkûm olduğu suç, fuhuş yapanlar tarafından değil, fuhuşa aracılık yapanlar tarafından işlenebilen seçimlik hareketli bir suçtur. Bu nedenlerle başvurucunun, kışkırtma ya da gizli soruşturmacı yoluyla delil elde edildiği ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasal hükümler çerçevesinde dinlenilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki, Mahkememiz çoğunluğunun görüşü kabul edilirse, polisin suçun ortaya çıkarılması için, suç işleyen şahsa telefon edemeyeceği, mesaj gönderemeyeceği vb. yollarla iletişim kuramayacağı aksi halde gizli ajan ve kışkırtma sonucunda suçun işlenmiş sayılacağı ve sanığın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılacaktır ki, bu durumda 2559 sayılı Kanun’un polise verdiği suçun önlenmesi, suçun tespiti, suç delillerin toplanması ve suçluların yakalanması gibi görevlerin yerine getirilmesi de mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir. Yerel mahkemenin başvurucu hakkında verdiği karar gerekçeli olup, hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de mevcut değildir.</p>

<p>Belirtilen nedenlerle başvurucunun, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ihlal edilmediğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="96915"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/48161 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/2/2026 tarihli ve 2024/48161 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.</strong> <strong>İ.</strong> <strong>Ö. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/48161)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 19/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Abdurrahman Remzi AKPINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Filinta Rozerin TELLİOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, HPV aşı bedelinin ödenmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açılan alacak davasının reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 9/8/2024 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu, rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlaması için 19/8/2023-23/2/2024 tarihleri arasında üç doz human papilloma virüs (HPV) aşısı olmuş ve bu aşılar için toplamda 8.380,49 TL ödeme yapmıştır.</p>

<p>7. Başvurucu, söz konusu aşı bedelinin tarafına iade edilmesi talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumu İstanbul İl Müdürlüğü Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezine (Kurum) başvurmuştur. Başvurucunun talebi Kurum tarafından 12/3/2024 tarihinde reddedilmiştir. Ret yazısında, 24/3/2013 tarihli ve 28597 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nde (Tebliğ) Kurumca bedeli ödenecek olan ilaçların Kurumun resmî internet sitesinde yayımlandığına ve bu listede yer almayan ilaçların bedelinin hiçbir koşulda Kurumca ödenmeyeceğinin ifade edildiğine vurgu yapılarak anılan aşının 2013 yılı<i> "Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi"</i>nde tanımlı olmaması nedeniyle geri ödemesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu, Kurumun ret kararı üzerine aşı bedelinin iadesi istemiyle iş mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; her yıl yaklaşık 300.000 kadının ölümüne yol açan rahim ağzı kanserinin sebebinin %99 oranında HPV olduğunu, HPV'nin ileride rahim ağzı kanserine yol açmasını önlemek için bireylerin erken yaştan itibaren bu aşıları yaptırmasının önerildiğini ifade etmiştir. Ayrıca rahim ağzı kanseri için bilinen ve uygulanan başka bir tedavi türü olmadığını, bu hastalığa karşı koruyuculuğu %100'e varan ve Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan aşıyı bu sebeple yaptırdığını belirtmiştir. Son olarak HPV aşılarının kanser riskini azalttığı hususunun uzmanlarca ortaya konulmasına rağmen Türkiye ulusal aşı takviminde yer almadığını, bu sebeple yaptırdığı aşıların bedelinin tarafına ödenmemesinin Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkına müdahale oluşturduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>9. İstanbul Anadolu 29. İş Mahkemesi (Mahkeme) 1/4/2024 tarihinde düzenlediği tensip tutanağı ile davanın basit yargılama usulü ile görülmesine karar vermiştir. Mahkeme, diğer hususların yanında ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumuna müzekkere yazılarak başvurucunun hizmet cetveli, sigortalılık dosyası ile anılan ilacın/aşının uygulanmasına ilişkin tüm tıbbi evrak ve raporları istemiştir. Mahkeme son olarak Türk Eczacıları Birliğine (TEB) başvurucunun yaptırdığı <i>Gardasil</i> isimli aşının muadilinin bulunup bulunmadığını ve aşının rayiç bedelini sormuştur.</p>

<p>10. Mahkeme 10/7/2024 tarihinde davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, aşının hayati önemi haiz olmadığını ve koruma amaçlı uygulandığını ifade etmiştir. Ayrıca geri ödemesi talep edilen ilaçların/aşıların talep edenin maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlike taşıması, hastalığın tedavisinde önem ve aciliyet arz etmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Son olarak talep edilen aşının anılan aciliyet ve aktüel niteliği taşımadığını, muhtemel bir tehlikeye dair koruyucu önlem vasfını haiz olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>11. Başvurucu nihai kararı 29/7/2024 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>12. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun <i>"Finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresi" </i>başlıklı 63. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"Genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri şunlardır: </i></p>

<p><i>a) Kişilerin hastalanmalarına bakılmaksızın kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile insan sağlığına zararlı madde bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>f) Yukarıdaki bentler gereğince sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Değişik fıkra: 6/2/2014-6518/81 md.) Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsar. Kurum, bu amaçla komisyonlar kurabilir, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir. Komisyonların çalışma usul ve esasları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>13. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri"</i> başlıklı 64. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>d) (Ek: 17/1/2012-6270/7 md.) 63 üncü maddeye göre yöntem, tür, miktar ve kullanım sürelerinin belirlenmesi sonucunda Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin kapsamı dışında bırakılan sağlık hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Kurumca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." </i></p>

<p>14. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Sağlık hizmetlerinin ödenecek bedellerinin belirlenmesi" </i>başlıklı 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/44 md.) 65 inci madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu yetkilidir. Komisyon, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabilir. Komisyon, 63 üncü madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkilidir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>15. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Sağlık hizmetlerinin sağlanma yöntemi ve sağlık giderlerinin ödenmesi"</i> başlıklı 73. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanuna göre sağlık hizmetleri, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/ 49 md.) Kurum, fatura denetimi konusunda kriterler koymaya, alternatif geri ödeme modelleri oluşturmaya ve bu konularda tespitler ve denetimler yapmaya ve/veya yaptırmaya, buna bağlı olarak hizmet alımı yapmaya yetkilidir. </i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/ 49 md.) Kurum, gerçek veya tüzel kişilerden; ödeme kapsamındaki sağlık hizmetleri ve/veya ürün listelerine girmek için yapılan başvurulardan asgari ücretin yirmi katını geçmemek üzere başvuru ücreti, ilaç hariç olmak üzere diğer tıbbi malzeme ve ürünlerden listelerde kalmak için asgari ücretin üç katını geçmemek üzere yıllık aidat, fiyat düşüş talepleri hariç olmak üzere listelerdeki değişiklik taleplerinden her bir işlem için asgari ücret tutarını geçmemek üzere işlem ücreti, kamu kurumu niteliğinde tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşları ile yapılan protokollere dayalı sözleşmeler hariç olmak üzere sözleşme imzalamak için asgari ücretin on katını geçmemek üzere sözleşme ücreti alabilir, bu ücretleri imal ve ithal ürün gruplarına göre farklılaştırabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir. </i></p>

<p><i>...</i><i>" </i></p>

<p>16. Tebliğ'in <i>"Bedeli ödenecek ilaçlar (EK-4/A)"</i> başlıklı 4.1.9 maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kurumca bedeli ödenecek olan ilaçlar Kurumun resmi internet sitesinde yayımlanan “Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi” nde (EK-4/A) belirtilmiştir. Bu listede ticari isimleri ve barkod/karekod numaraları yer almayan ilaçların bedelleri hiç bir koşulda Kurumca ödenmez. Yurt dışından temin edilen ilaçlar için özel düzenlemeler saklıdır." </i></p>

<p><strong>B. İlgili Yargı Kararları </strong></p>

<p>17. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 25/10/2024 tarihli ve E.2024/1715, K.2024/2181 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Hastalıkların tedavisine yönelik ilaçlar, piyasa koşullarında üretilip, arz edilmektedir. İlgili devlet kurumlarının yetkili birimlerinin yaptığı incelemeler sonucu belirli süreçlere bağlı olarak bu ilaçların bazıları Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamına alınmaktadır. SUT'un her yıl güncellendiği hastalıkların teşhis ve tedavisine ilişkin birçok ilaç ve tıbbi cihazın SUT kapsamına alındığı ortadadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gelinen son aşamada ise, birçok hastalığın teşhis ve tedavisi amacıyla, hekimlerce hasta için hayati önemi haiz olduğu rapor edilmek suretiyle, SUT kapsamında yer almayan tedavi yöntemlerinin uygulandığı, ilaçların reçete edildiği, kanun gereğince davalı kurum tarafından karşılanmayan bu ilaç ve tedavi giderlerinin dava yolu ile davalı kurumdan talep edildiği görülmüştür. Eldeki davada da davacı SUT kapsamında yer almaması nedeniyle bedelinin karşılanması yönündeki talebi kurum tarafından reddedilen aşı bedelini davalı kurumdan talep etmektedir. </i></p>

<p><i>Tekrar ifade etmek gerekir ise, somut uyuşmazlıkla ilgili göz önünde bulundurulması gereken pozitif hukuk düzenlemeleri 5510 Sayılı Kanunun 62, 63 ve 64. maddeleri ve bu maddelerin uygulanmasını gösterir yukarıda anılan ilgili yönetmeliklerdir. Söz konusu kanuni düzenlemelerin Anayasaya aykırılığı yönünde verilmiş bir Anayasa Mahkemesi Kararı da bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Bu halde, davalı kurumun söz konusu talebi karşılaması kanunen mümkün değildir. Yukarıda izahına çalışıldığı üzere, yargı kararlarında istisnai bir yol olarak yerini alan bu yöndeki davaların kabulü şeklindeki uygulamanın ise gelinen aşamada, istisna olmaktan çıktığı, hekimlerce hayati önemi haiz olduğu gerekçesi ile uygulanan her tedavinin SUT kapsamında yer alamamasına karşın davalı kurumdan talep edildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Kanunun yukarıda anılan maddelerine rağmen SUT kapsamında yer almayan bir sağlık harcamasının kurumca karşılanması yönünde karar verilmesinin, istisnai durumlar dışında, kanuna aykırılık oluşturacağında duraksama bulunmamalıdır. </i></p>

<p><i>Yukarıdan beri anılan kanuni mevzuat ve yapılan açıklamalar göz önüne alındığında, hangi sağlık giderlerinin SUT kapsamına alınacağı yönündeki kararın Yasama ve Yürütmenin sosyal, ekonomik ve sağlık politikaları kapsamında vereceği bir karar olup, kural olarak yargı mercilerinin görev ve yetki alanı dışındadır. Zira Kanun Koyucu sigortalıların Anayasal sağlık ve yaşam haklarını teminat altına almak yönünde kanuni düzenlemeler yapmış, uygulamayı göstermek adına gerekli yönetmelikleri çıkarmıştır. </i></p>

<p><i>Bu gerekçelerle görülmekte olan davanın reddine karar verilecek yerde, farklı gerekçelerle kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir..." </i></p>

<p>18. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 25/11/2024 tarihli ve E.2023/1549, K.2024/2826 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... Dosya kapsamından davacı kendisinin temin ettiği ve 3 doz şeklinde uygulanan GARDASİL isimli HPV aşısının kurum tarafından karşılanmasını talep ettiği, kurumun sut listesinde yer almadığı gerekçesi ile talebi reddettiği, yargılama sırasına alınan uzman bilirkişi heyet raporunda "...HPV Aşısı olunsa bile; Düzenli muayene ve kontroller, erken tanı ve tedavi için en etkili yoldur … HPV nin bulaşması ile kanserin ortaya çıkması arasında da 10-15 yıllık uzun bir süre olduğundan, bu süre içinde de düzenli muayene ve kontrollerin tarama testleri ile kanserin erken evrede rahatlıkla saptanabildiği ve erken evrede her an tedavi edilebileceği" nin belirtilmesine dayalı olarak davacının sağlığı açısından hayati öneme haiz olmadığı ve kullanılmasının zorunlu bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Somut olayda; uzman bilirkişi heyet raporuna dayalı mahkeme kararı yerinde olup, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurusunun esastan reddine..." </i></p>

<p><strong>V. </strong><strong>İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>19. Anayasa Mahkemesinin 19/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>20. Başvurucu; rahim ağzı kanserine karşı koruyuculuğuyla bilinen ve Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan HPV aşısını sigorta kapsamında yer almadığı için satın almak zorunda kaldığını, aşının ücretinin Sağlık Bakanlığınca karşılanması gerektiğini ancak buna ilişkin talebinin reddedildiğini ifade etmiştir. Ayrıca aşı ücretinin iadesine yönelik olarak açtığı davada bilirkişi incelemesinin yaptırılmadığını, TEB'e yazılan müzekkere sonucunun beklenmediğini, yargılamanın eksik yürütülerek aleyhine karar verildiğini, ilgisiz kararlar gerekçe gösterilerek davanın reddedildiğini ve farklı mahkemeler tarafından aynı konuda verilmiş kabul kararları olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda devletin pozitif yükümlülüğü çerçevesinde görev ve sorumluluklarını yerine getirmediğini belirterek yaşam hakkının, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Son olarak kesin mahiyette verilen karara karşı kanun yoluna gidemediğini, aleyhine de yargılama giderlerinin hükmedildiğini ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>21. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile ilgili kurumlardan temin edilen bilgi ve belgelerin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p>22. Anayasa'nın <i>"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" </i>başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." </i></p>

<p>23. Anayasa'nın<i> "Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Devletin temel amaç ve görevleri, …kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; ...insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." </i></p>

<p>24. Anayasa'nın <i>"Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması"</i> başlıklı 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." </i></p>

<p>25. Anayasa'nın<i> "Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları" </i>başlıklı 65. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir."</i></p>

<p>26. Başvurucunun iddialarının temelinde ilaca/aşıya erişimin zahmetsiz şekilde sağlanması konusunda devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği yer almaktadır. İlaca erişim imkânının sağlanması; kişilerin vücut ve ruh sağlığında meydana gelen rahatsızlıkların tedavi edilerek giderilmesi, dolayısıyla maddi ve manevi bütünlüklerinin korunması amacı doğrultusunda önemli bir gerekliliği ifade etmektedir. Dolayısıyla ilaca erişimin zorlaştırıldığı iddiasını içeren başvurunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde ele alınması gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p>28. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir. Anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü, gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).</p>

<p>29. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (<i>Nail Artuç</i> [1. B.], B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).</p>

<p>30. Bu çerçevede devletin egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü altında bulunan kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili bir şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin Anayasa'nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (<i>Özkan Şen</i>, § 40; <i>Yasin Çıldır</i> [2. B.], B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 37).</p>

<p>31. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa'nın 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin <i>"herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak … amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini" </i>düzenleyeceği ve bu görevini kamu kesimleri ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanmak suretiyle onları denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (<i>İlker Başer ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44). Uygun ilaçların hastaların erişimine sunulması da geniş anlamda tedavi hizmetlerinin bir parçası olarak nitelendirilmelidir (<i>Hidayet Seçkin</i> [1. B.], B. No: 2015/13918, 9/6/2020, § 44).</p>

<p>32. Sağlık ve sosyal güvenlik hakları Anayasa'nın 56. ve 60. maddelerinde güvence altına alınmış olmakla ve devletin söz konusu alanlarda görevleri bulunmakla birlikte Anayasa'nın 65. maddesinde de öngörüldüğü üzere devletin bu görevlerini, öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirmesi gerekmektedir.</p>

<p>33. Devletin vücut bütünlüğünü koruma konusundaki ödevi, sağlık hizmetlerinin mutlak anlamda ücretsiz olarak sağlanacağı şeklinde yorumlanamaz (<i>Salim Sayın</i> [1. B.], B. No: 2013/3382, 4/11/2015, § 41). Devletin bireylere sağlık hizmeti sunma konusundaki yükümlülüğü ülkenin sosyal ve ekonomik gerçekleriyle yakından ilgilidir. Bu nedenle devlet, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılabilmesi noktasında, kaynakların tahsis edildiği alanlara ilişkin bazı sınırlamalar öngörebilir. Dolayısıyla sağlık hizmeti sunma konusunda devletin pozitif yükümlülüğünün ekonomik sınırları belirlenirken devletin kamu kaynaklarını kullanma konusundaki takdir yetkisi ile tedavi ücretlerinin bireylere yüklediği ekonomik külfet arasında makul bir denge kurulmalıdır (<i>Salim Sayın</i>, § 40). Bu bakımdan devletin sağlık ve sosyal güvenlik haklarına dair ödevi, her durumda ilaç bedellerinin tamamının devlet tarafından karşılanacağı şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>34. İlacın temin edilmesi, temin edilen ilacın hangi usullerle ve ne tür bir külfetle hastalara ulaştırılacağı hususunda devletin belli ölçüde takdir yetkisinin bulunması olağandır. Ancak devlet bu takdir yetkisini kullanırken hastalara aşırı bir külfet yüklememeli ve ilaca erişimini orantısız şekilde zorlaştırmamalıdır. Devlet, ilaçların hastalara sunuluş yöntemini belirleme konusunda kamusal menfaatlerin gerekliliklerini gözetmekle birlikte bu menfaatler ile hastanın ilaca erişimi arasında adil bir denge kurmalıdır (benzer yönde değerlendirme için bkz. <i>Hidayet Seçkin</i>, § 45).</p>

<p>35. Ayrıca devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamındaki yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilebilmesi için yargı mercilerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde ve ilgili anayasal kurallar bağlamında hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (<i>Murat Atılgan</i> [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 44).</p>

<p>36. Eldeki olayda başvurucu, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu olduğunu belirterek 19/8/2023-23/2/2024 tarihleri arasında üç doz HPV aşısı olmuş; bu aşılar için toplamda 8.380,49 TL ödeme yapmıştır. Bu durumda başvurucunun söz konusu aşıya erişiminin olduğu, ilaca ulaşma ve kullanma konusunda katlandığı maddi külfet dışında bir engelle ya da güçlükle karşılaşmadığı söylenebilir. Nitekim başvurucunun bunun aksine bir iddiası da bulunmamaktadır. Başvurucunun yakındığı temel husus söz konusu aşının bedelinin tarafına iade edilmemesine, diğer bir ifadeyle tamamen ücretsiz bir şekilde aşıya erişimi konusunda bir engel konulmasına ilişkindir.</p>

<p>37. Belirtildiği üzere devletin ilaçların hastalara dağıtılması usulüyle ilgili olarak düzenleme yapabileceği, bu hususta belli ölçüde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Başvuru konusu olayda, başvurucunun geri ödemesini talep ettiği aşının Tebliğ'de gösterilen <i>"Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi"</i>nde yer almaması nedeniyle Kurum tarafından reddedildiği görülmüştür.</p>

<p>38. Bununla birlikte başvurucu, Mahkeme önünde aşının koruma amacıyla uygulandığını ifade etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda ise Mahkemenin başvurucunun bedelini talep ettiği aşının hayati önemi haiz olmadığına ve koruma amaçlı uygulandığına vurgu yaptığı anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme, başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlikenin bulunmadığı ve aşının muhtemel bir tehlikeye karşı koruyucu önlem vasfını haiz olduğu kanaatiyle davanın reddine karar vermiştir. Kamusal makamlar HPV aşılarını talep edilmeye ve istendiğinde uygulanmaya hazır hâle getirmiş ancak bu aşıları tamamen ücretsiz olarak sunmadığından başvurucu belirli bir bedel karşılığında söz konusu aşılara erişebilmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun bireysel menfaati ile amaçlanan kamu yararı arasında adil bir dengenin kurulmadığının söylenemeyeceği ve kamu makamlarının takdir yetkilerini kullanırken -somut olayın koşullarında- üstlenmesi gereken pozitif yükümlülüklerinin gerisinde kalmadığı kanaatine ulaşılmıştır.</p>

<p>39. Ayrıca bu hususta yargılama mercilerince yapılan değerlendirmelerin ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklandığı, yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerinin yerine getirildiği dikkate alındığında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu etkisi bilimsel olarak kabul edilen HPV aşısının bedelinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaması nedeniyle açılan alacak davasının reddi üzerine, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile 56. maddede düzenlenen sağlık hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan HPV aşısını sigorta kapsamında yer almadığı için kendisi satın almak zorunda kaldığını, aşının Sağlık Bakanlığınca ücretinin karşılanması gerektiğini ancak buna ilişkin talebinin reddedildiğinden şikayet etmektedir. Uyuşmazlık, özünde koruyucu bir sağlık hizmetinin kamu finansmanı kapsamı dışında bırakılmasının anayasal sınırlarının belirlenmesi sorununu gündeme getirmektedir.</p>

<p>2. Anayasa’nın 17. maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme yalnızca devletin bireyin yaşamına ve fiziksel bütünlüğüne yönelik doğrudan müdahalelerden kaçınmasını değil, aynı zamanda yaşamı koruyucu ve geliştirmeye elverişli tedbirler almasını da gerektirir. Anayasal güvence, negatif yükümlülüklerle sınırlı olmayıp, özellikle sağlık alanında etkili bir koruma sistemi kurma yönünde pozitif yükümlülükler doğurmaktadır. Uygun ilaçların hastaların erişimine sunulması da bu kapsam dahilindedir.</p>

<p>3. Koruyucu sağlık hizmetleri, özellikle ciddi ve ölümcül hastalıkların önlenmesine yönelik aşılar, 17. maddede güvence altına alınan yaşam hakkının somut tezahürlerinden biridir. Bu bağlamda devletin takdir hakkı bulunsa da, bu mutlak değildir ve devletin pozitif yükümlülükleri, özellikle önlenebilir ve bilimsel olarak kontrol altına alınabilir hastalıklara karşı koruyucu sağlık politikaları geliştirmesini içerir.</p>

<p>4. Bilimsel etkinliği ve koruyuculuğu ortaya konmuş, hakkında geniş bir bilimsel uzlaşma bulunan önleyici ve koruyucu sağlık hizmetlerine erişimin ekonomik gerekçelerle fiilen güçleştirilmesi veya bazı kesimler bakımından imkânsız hâle gelmesi, devletin bu alandaki pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmayabilir. Zira bu tür hizmetlerin erişilebilirliği, yalnızca bir sağlık politikası tercihi değil, yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması hakkının etkili biçimde güvence altına alınmasının ayrılmaz bir unsurudur. Bu nedenle ekonomik engellerin, koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanmayı fiilen ortadan kaldıracak düzeye ulaşması, anayasal pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir.</p>

<p>5. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm, sağlık hizmetlerinin salt tedavi edici boyutuna indirgenemeyeceğini, koruyucu ve önleyici sağlık politikalarının da anayasal yükümlülük kapsamında bulunduğunu göstermektedir. Zira modern sağlık anlayışında koruyucu hizmetler, yaşam hakkının ve fiziksel bütünlüğün korunmasının en etkili araçları arasında yer almaktadır. Devlet, özellikle koruyucu sağlık hizmetlerine erişimde ekonomik engelleri azaltacak, dezavantajlı grupların hizmete fiilen ulaşmasını sağlayacak tedbirleri almakla mükelleftir. Aksi takdirde, sağlık hakkı normatif düzeyde tanınmış olmakla birlikte fiilen kullanılamayan bir hak hâline gelir.</p>

<p>6. Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan hukuk devletinin temel niteliklerinden birisi de sosyal devlet ilkesidir. Bu maddede ifadesini bulan sosyal hukuk devleti ilkesi, yalnızca bir kamu politikası tercihi ya da idarenin takdir alanına bırakılmış bir yönelim olmayıp, anayasal kimliğimizin kurucu unsurlarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>7. Sosyal devlet, yalnızca hukuka bağlılık ve temel haklara saygı ile sınırlı bir devlet anlayışını değil, maddi eşitliği gözeten, sosyal adaleti gerçekleştirmeyi hedefleyen ve bireylerin insan haysiyetine yaraşır bir yaşam sürmelerini güvence altına alan normatif bir yapıyı ifade eder. Sosyal hukuk devleti ilkesi, devlete sosyal riskleri azaltma ve temel hizmetlere erişimde ortaya çıkan yapısal engelleri giderme yönünde aktif yükümlülükler yükler. Bu çerçevede devlet, özellikle koruyucu sağlık hizmetleri alanında yalnızca düzenleyici bir konumda kalmamalı, bu hizmetlerin etkili ve erişilebilir biçimde sunulmasını sağlamakla da sorumlu tutulmalıdır.</p>

<p>8. Anayasa’nın 5. maddesi de devlete, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlama ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama ödevi yüklemektedir. Bu hüküm, sosyal devlet ilkesinin somutlaşmış hâlidir ve özellikle sağlık hakkı bakımından yönlendirici bir işlev görür.</p>

<p>9. Anayasa’da sosyal bir hak olarak düzenlenen sağlık hakkı, toplumun ve bireylerin sağlık yönünden güvenliğinin sağlanmasını ifade eder. Bu niteliğinden ötürü sağlık hakkı, günümüzde sosyal devlet ilkesinin bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Sosyal devlet bütün vatandaşlarını hastalık dahil çeşitli risklere karşı korumak ve bu amaç için gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.</p>

<p>10. Kuşkusuz Anayasa’nın 65. maddesi, sosyal ve ekonomik hakların yerine getirilmesini mali kaynakların yeterliliği ve önceliklerin gözetilmesi şartına bağlamaktadır. Bu düzenleme, sosyal hakların mutlak ve sınırsız bir edim talebi doğurmadığını ortaya koymaktadır. Ancak söz konusu hüküm, sosyal hakları tamamen programatik ve bağlayıcılıktan yoksun normlar hâline getirmez. Sosyal devlet ilkesi ve temel hakların korunmasına ilişkin genel hükümlerle birlikte yorumlandığında, 65. madde sosyal hakların tamamen ertelenmesine değil; imkânlar ölçüsünde, kademeli fakat gerçek ve etkili biçimde gerçekleştirilmesine anayasal dayanak oluşturmaktadır.</p>

<p>11. Somut olayda derece mahkemesi, HPV aşısının koruyucu nitelikte olduğu ve başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve “aktüel bir tehlikenin” bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Mahkeme, aşının koruma amaçlı uygulanmasını öne çıkartmıştır. Ancak koruyucu sağlık hizmetlerinin amacı, hastalık ortaya çıkmadan önce riskin bertaraf edilmesidir. Bu nedenle “aktüel tehlike” ölçütü, önleyici müdahaleler bakımından dar ve yetersiz bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır. Koruyucu bir aşının anayasal koruma alanı dışında bırakılması, 17. ve 56. maddelerle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>12. HPV aşısı, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerine karşı koruyuculuğu bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş bir halk sağlığı aracıdır. Uluslararası sağlık otoritelerince yaygın biçimde önerilmekte ve birçok ülkede ulusal bağışıklama programlarına dahil edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre HPV aşısı, 2024 yılında 147 ülkede ulusal bağışıklama programları ve hizmetleri kapsamında ulusal aşı takviminde yer almaktadır.1 Aşının DSÖ “Temel İlaçlar Listesi”ne alınması da aşının bir</p>

<p>tercih değil halk sağlığı yönünden vazgeçilemez olduğunun bir delili olarak görülebilir.2 Bu yönüyle söz konusu aşı, bireysel tercihe bırakılabilecek sıradan bir tıbbi müdahale olarak değerlendirilemez, çünkü yaşamı tehdit eden hastalıklara karşı sistematik bir koruma aracı olduğu tıbben kabul edilmektedir.</p>

<p>13. Belli kanser türlerini önlediği bilimsel verilerle ortaya konulmuş bir aşının, ekonomik imkânsızlık nedeniyle belirli bireyler bakımından fiilen erişilemez durumda olması, salt bir kamu politikası tercihine indirgenmemelidir. Eğer ekonomik engeller, bireyin koruyucu sağlık hizmetinden yararlanmasını fiilen imkânsız kılıyor ve devlet bu engeli makul ve ölçülü tedbirlerle gidermiyorsa, bu durum bireyin fiziksel bütünlüğünü koruma hakkına yönelik dolaylı bir müdahale teşkil edebilir.</p>

<p>14. İlacın/aşının temin edilmesi, temin edilen ilacın hangi usullerle ve ne tür bir külfetle hastalara ulaştırılacağı hususunda devletin belli ölçüde takdir yetkisinin bulunmakla birlikte bu yetkinin kişilere aşırı bir külfet yüklememesi ve ilaca erişimini orantısız şekilde zorlaştırılmaması gerekmektedir. Devlet, ilaçların hastalara sunuluş yöntemini belirleme konusunda kamusal menfaatlerin gerekliliklerini gözetmekle birlikte bu menfaatler ile hastanın ilaca erişimi arasında adil bir denge kurmalıdır. Başvurucunun ilgili aşıya erişiminin olduğu, ilaca ulaşma ve kullanma konusunda katlandığı maddi külfet dışında bir engelle ya da güçlükle karşılaşmadığı söylenebilir. Burada sorun tamamen ücretsiz bir şekilde aşıya erişim hususundan kaynaklanmaktadır.</p>

<p>15. Ancak finansmanının tamamen bireye bırakılması, özellikle aşının yüksek maliyeti dikkate alındığında, kamusal finansman olmaksızın bu aşıya erişim yalnızca belirli ekonomik imkâna sahip kesimlerle sınırlı kalmaktadır. Dolayısıyla aşıya fiilî erişim ödeme gücüyle sınırlı hâle getirmektedir. Böyle bir durumda sağlık hakkı, teorik olarak tanınmış fakat pratikte ekonomik kapasiteye bağlı kılınmış olur. Bu durum, sağlık hakkının fiilî kullanımını ödeme gücüne bağlamakta ve Anayasa m. 56’nın öngördüğü “herkes” ibaresini daraltmaktadır ve sosyal devlet ilkesinin özüne de uygun değildir.</p>

<p>16. Çoğunluk görüşü, kamu kaynaklarının kullanımı konusunda idarenin takdir yetkisine vurgu yaparak bireysel menfaat ile kamu yararı arasında makul bir denge kurulduğunu savunmaktadır. Oysa ölçülülük ilkesi gereğince kurulması gereken denge, hakkın özünü zedelememelidir. Koruyucu ve maliyet-etkin bir sağlık hizmetinin sistematik biçimde kamu finansmanı dışında bırakılması, özellikle dar gelirli bireyler bakımından aşırı bir külfet doğurmakta ve sosyal riskin kolektif paylaşımını zayıflatmaktadır (Çoğunluk görüşü 33).</p>

<p>17. Mahkememize göre “sağlık hakkı, insanların sağlıklarının korunması, hastalandıklarında iyileşmeleri, tıbbi bakım görebilmeleri ve tedavi edilebilmeleri için Devletin sağladığı her türlü imkândan yararlanma hakkıdır” (AYM, E. 2012/103, K.2013/105, 3.10.2013).</p>

<p>18. Mahkememiz başla bir kararında da kişilerin maddi ve manevi varlıklarını geliştirebilmelerinin mutlu ve huzurlu olabilmelerinin başlıca şartının, ihtiyaç duydukları anda sağlık hizmetlerine ulaşıp bu hizmetlerden yararlanabilmeleri olduğunu dikkati çekerek,</p>

<p>“devlet için bir görev ve kişiler için de bir hak olan bu amacın gerçekleştirilmesine bu haktan yararlanmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa’ya aykırı düşer” sonucuna ulaşmıştır (AYM, E. 2010/29, K. 2010/90, 16.07.2010). Anılan kararda Mahkememiz sağlık hizmetlerinin “…doğrudan yaşam hakkı ile ilgili olması nedeniyle diğer kamu hizmetlerinden farklı” olduğunu ve bu hizmetin temel hedefi olan insan sağlığının, “…mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe sahip” olduğunun altını çizmiştir.</p>

<p>19. Derece mahkemeleri de konuyla ilgili önlerine gelen davalarda aşı bedelinin davacılara iadesi yönünde kararlar vermiştir. Örneğin Ankara 62. İş Mahkemesi 2022/241 Esas ve 2022/679 Karar sayılı dosyasında HPV aşısını kendi imkanlarıyla satın alıp yaptıran davacıya aşı bedelinin iade edilmesine karar vermiştir. Mahkeme verdiği kararda, HPV aşısının kamusal bir sağlık sorununun önlenmesinde kritik rol oynadığını vurgulamıştır.</p>

<p>20. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu da (TİHEK) bir kararında. HPV aşısının ulusal aşı takvimine alınması amacıyla yürütülen çalışmaların hızlandırılması ve aşının ücretsiz sunulması hususunda Sağlık Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmasına karar vermiştir (TİHEK, B. No: 2022/1001, K. No: 2023/498, 21.08.2023).,</p>

<p>21. Devletin her durumda tüm ilaç ve aşı bedellerini karşılamak zorunda olduğu söylenemez. Ancak yaşamı tehdit eden ve bilimsel olarak önlenebilir bir hastalığa karşı etkili olduğu kabul edilen bir aşının, ekonomik gerekçelerle genel kamu finansmanı dışında bırakılması; özellikle maliyeti itibarıyla geniş kesimlerin erişimini güçleştiriyorsa, anayasal düzlemde sorgulanmalıdır. Mahkeme çoğunluğu, sağlık politikalarının belirlenmesinde idarenin geniş takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmiştir. Ne var ki, bu takdir yetkisi, bilimsel olarak zorunlu ve etkili olduğu ortaya konmuş bir koruyucu müdahalenin sistematik biçimde kamusal finansman dışında bırakılmasını haklı kılamaz. Netice itibarıyla, devletin kamu kaynaklarını kullanma takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir yetkisi temel hakların özünü zedeleyecek ölçüde geniş yorumlanamaz.</p>

<p>22. Sosyal hukuk devleti, yalnızca tedavi edici hizmetleri değil, uzun vadede daha az maliyetli ve daha etkili olan koruyucu sağlık politikalarını da kapsar. Nitekim DSÖ HPV aşısını maliyet-etkin bir halk sağlığı yatırımı olarak değerlendirmektedir Koruyucu hizmetlerin finansmanının bireye bırakılması, hastalık riskinin ekonomik kapasiteye göre dağıtılması sonucunu doğurur. Bu ise eşitlik, sosyal adalet ve insan haysiyeti ilkeleriyle bağdaşmaz. Sadece maddi imkanı olanların kanserden korunabildiği, dar gelirlilerin ise bu riskle baş başa bırakıldığı bir düzen, sosyal hukuk devleti ilkesini zedeler.</p>

<p>23. HPV aşısının yaşamı tehdit eden hastalıklara karşı koruyucu olması, bilimsel etkinliğinin uluslararası düzeyde kabul görmesi, koruyucu sağlık hizmeti niteliği taşıması ve yüksek maliyeti nedeniyle ekonomik bakımdan dezavantajlı kesimler için fiilen erişilemez hâle gelmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, kamu finansmanının tamamen dışlanması bireye aşırı bir külfet yüklemekte ve ölçülülük ilkesinin gerektirdiği adil dengeyi bozmaktadır.</p>

<p>24. Anayasa’nın 17. ve 56. maddeleri, 2. maddede yer alan sosyal hukuk devleti ilkesi ve 5. maddede bulunan “refah, huzur ve mutluluk” amacı ışığında birlikte yorumlandığında; devletin, yaşamı tehdit eden ve bilimsel olarak önlenebilir hastalıklara karşı etkili koruyucu sağlık hizmetlerine erişimi ekonomik engellerden arındırma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğu açıktır. Devletin pozitif yükümlülükleri asgari bir içerik taşımak zorundadır. Koruyucu sağlık hizmetleri ve bunlara herkesin erişilebilirliği bu asgari çekirdek alanın merkezindedir.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri ışığında 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile 56. maddede düzenlenen sağlık hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="33%">
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td width="34%">
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td width="33%">
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>_________________________</p>

<p><sup>1</sup> https://www.who.int/en/news-room/fact-sheets/detail/immunization-coverage?utm, (Erişim tarihi, 20 Şubat 2026).</p>

<p><sup>2</sup> https://list.essentialmeds.org/medicines/208?utm_source, (Erişim tarihi, 20 Şubat 2026).</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="15737"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/27707 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127707-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127707-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 2/4/2026 tarihli ve 2021/27707 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H. </strong><strong>Ç.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/27707)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 2/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Burak TOPALOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru; tehlike hâli taşıyan tutuklu grubuna dâhil edilme üzerine getirilen kısıtlamaların uzun süredir devam etmesi ve belli aralıklarla denetlenmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kişinin tehlikeli tutuklu hâli taşıyan tutuklular grubuna dâhil edilmesine ilişkin olarak ceza infaz kurumu idaresi tarafından verilen kararda kullanılan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 23/6/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan Sincan 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bireysel başvuru tarihi itibarıyla hükümözlü olarak bulunmaktadır.</p>

<p>7. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı 5/6/2017 tarihinde başvurucunun tehlikeli tutuklu hâli taşıyan tutuklular grubuna dâhil edilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>" ... <i>PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu tutuklu</i> ... <i>Tutuklunun kurumumuza kabulünden bu güne kadar örgütlü olduğu, örgütünden ayrılmadığı ve örgütlü diğer tutuklular ile birlikte hareket ettiği, </i></p>

<p><i>Adı geçenin 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen hain darbe girişimi olayının sanıklarından olduğu ve üst düzey örgüt yöneticisi konumunda yargılamasının devam ettiği, </i></p>

<p><i>Örgüt içerisindeki hiyerarşik konumlandırma ve tutuklunun cezaevine girmeden önceki görevi ve konumu göz önünde bulundurulduğunda diğer örgüt mensubu tutuklu ve hükümlülere talimat verebilecek durumda bulunduğu, devam eden Mahkeme süreçleri takip edildiğinde bir yerden talimat almışcasına tüm örgüt mensuplarının aynı ağızdan ortak ifade verme yönünde çaba içerisinde oldukları değerlendirilmiştir</i>."</p>

<p>8. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı 3/8/2017 tarihinde başvurucunun televizyon yayını olanaklarından yararlanma hakkının kısıtlanmasına karar vermiş, kararda 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) bendi gereği tehlikeli tutuklu statüsünde olan başvurucu hakkında karar alındığını belirtmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu 7/4/2021 tarihinde Ankara Batı 1. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) nezdinde, aldığı ve emanette tutulan radyonun kendisine verilmesini veya yeni bir radyo verilmesini talep etmiştir. İnfaz Hâkimliği başvurucunun şikâyetinin kabulüne<strong>, </strong> başvurucuya istediği radyo teslim edilmeden önce tehlikeli tutukluluk statüsüne ilişkin kararın, daha sonra da televizyon yayınları olanaklarından yararlanma hakkını kısıtlayan kararın yeniden değerlendirilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına ilişkin kararında masumiyet karinesini zedeleyen ifadeler bulunduğunu, karara dayanak olan Tüzük'ün mülga olduğunu, kararın üzerinden dört yıl geçtiğini ve başvurucunun durumunun yeniden değerlendirilmesini talep etme hakkı olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>10. Cumhuriyet savcısı karara itiraz etmiş; itirazında Ceza İnfaz Kurumunda merkezî yayın sistemiyle dört radyo kanalının tek kanaldan, belirli periyotlarla gün boyu yayınının yapıldığı, başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının üst düzey yöneticisi olduğu, örgüt içindeki konumu, vasfı ve gerçekleştirdiği eylemlerin sabit görülerek 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 3.901 yıl 6 ay hapis cezasına hüküm verildiği belirtilmiştir. İtirazı inceleyen Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesi itirazın kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan İnfaz Hâkimliğinin 7/5/2021 tarihli kararının kaldırılmasına, başvurucunun şikâyetinin reddine kesin olarak karar vermiş; kararın gerekçesinde Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan gerekçelerin yerinde görüldüğünü açıklamıştır.</p>

<p>11. Başvurucu, nihai kararı 27/5/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p>12. İlgili hukuk için bkz. <i>C. T. </i>[GK], B. No: 2019/31177, 17/4/2025, §§ 16-40.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>13. Anayasa Mahkemesinin 2/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine </strong><strong>İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>14. Başvurucu; tehlike hâli taşıyan tutuklu statüsünün dört yıldır devam ettiğini, havalandırma ve radyo televizyon olanaklarının kısıtlandığını, yıllardır tek başına odada kaldığını ve idari kararlarla tecrit altında tutulduğunu iddia etmiştir. Şikâyet ve itiraz başvurularının gerekçesiz şekilde reddedildiğini, uzun süredir devam eden ve kötü muamele teşkil eden uygulama nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu, ruhsal bütünlüğünün zarar gördüğünü belirterek adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>15. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında masumiyet karinesi ile gerekçeli karar hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme</strong></p>

<p>16. Başvurucu; ceza infaz kurumu idaresince tehlikeli tutukluluk statüsüne alınmasından, bu kapsamda radyo ve televizyon kullanma hakkına getirilen kısıtlamalardan ve bu kısıtlamaların uzun süredir devam etmesinden şikâyet etmektedir. Başvurucunun ayrıca havalandırma saatlerine ve odada yalnız tutulmasına yönelik iddiaları da bulunmaktadır. Tehlikeli tutuklu statüsünün ne kadar süredir devam ettiği, bu statünün getirdiği kısıtlamaların kapsamı, kısıtlamalara ara verilip verilmediği ve belirli sürelerle gözden geçirilip geçirilmediği gibi hususlar, başvurucunun ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına yönelik şikâyetlerinin bireysel başvuru kapsamında hangi temel hak ve özgürlük kapsamında inceleneceğinin tespitinde önemlidir. Tehlikeli tutukluluk statüsünün olması, başvurucunun bu statüye alınmasına ve/veya tutulma koşullarının bazı yönlerine yönelik şikâyetlerinin doğrudan özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi zorunluluğunu doğurmaz. Dolayısıyla şikâyet edilen kısıtlamaların ortaya çıkardığı sonuçların etkisinin düşük olması nedeniyle özel hayata saygı hakkının başvuruya uygulanabilir olmadığı durumlar olabileceği gibi şikâyet edilen kısıtlamaların başvurucunun üzerinde yarattığı etkilerin belirli bir ağırlık seviyesine ulaşması nedeniyle başvurunun kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesinin gerektiği hâller de söz konusu olabilir.</p>

<p>17. Özel hayata saygı hakkı, sosyal bir hayat sürdürmeyi yani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir <i>özel hayatı</i> ve bireyin <i>kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesini </i>de güvence altına almaktadır. Dolayısıyla sosyal ilişki kurmak ve geliştirmek üzere uygun imkânlardan yararlanma ve kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkı da bu kapsamda korunur. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucu olarak mahpusun özel hayata saygı hakkının sınırlanması olağan bir durum olsa da söz konusu hakkın güvenceleri mahpuslar yönünden de uygulanabilir olduğu ölçüde geçerlidir. Somut başvuru öncesindeki süreç incelendiğinde başvurucunun şikâyet ettiği hususun tehlikeli tutuklu statüsüne alınması nedeniyle uzun süredir radyo ve televizyon kullanma hakkından yararlandırılmamasına ilişkin olduğu ve bu kapsamda taleplerde bulunduğu görülmüştür. Diğer bir anlatımla başvuru konusu edilen şikâyet sürecinde ilgili yargı mercilerine sunulan dilekçelerde işbu başvuruda dile getirilen diğer iddialara yer verilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu tespitlerle birlikte başvurucunun ceza infaz kurumu şartlarında kişiliğini geliştirmesine imkân sağlayabilecek söz konusu imkânlardan yararlandırılmamasına ilişkin olarak ileri sürdüğü kısıtlamaların süresi ve kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır (benzer yönde değerlendirme için bkz. <i>C.T.,</i> § 49).</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden</strong></p>

<p>19. Özel hayat, eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır. Anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (<i>Serap Tortuk</i> [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; <i>Bülent Polat</i> [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; <i>Ata Türkeri </i>[1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§ 30-32;<i> Tevfik Türkmen</i> [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 50-52).</p>

<p>20. Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve tutukluların (mahpusların) özel ve aile hayatının sınırlandırılması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda bulunan mahpuslara açık havaya çıkma ve spor yapma ve radyo, televizyon imkânlarından yararlanmaya ilişkin bazı haklar tanınmıştır. Söz konusu haklara kamu makamlarının keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, özel hayata saygı hakkı kapsamında Anayasa'nın 20. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesiyle sağlanan güvenceler arasında yer almaktadır (<i>C.T.</i>, § 53).</p>

<p>21. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da ceza infaz kurumunda bulunan mahpuslara açık havaya çıkma, spor yapma, radyo ve televizyon imkânlarından yararlanmaya ilişkin bazı haklar tanındığı ancak tehlikeli hâlde bulunanlara bu haklara ilişkin bazı sınırlamalar getirilebildiği görülmüştür. Somut olayda başvurucunun tehlikeli tutuklu grubuna dâhil edilmesi sonrasında getirilen sınırlandırmaların yaklaşık dört yıldır devam etmesinin -bir bütün olarak değerlendirildiğinde- özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan<i> C.T.</i> kararında, mevzuat gereğince başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına karar verme yetkisinin idare ve gözlem kurulunda olmadığını, tehlikeli tutukluluk statüsüne alınmayı gerektiren koşulların devam edip etmediğini belirli aralıklarla değerlendirmeye elverişli düzenlemenin bulunmadığını belirterek kanunilik ölçütü yönünden sorun tespit etmiş ancak bu konudaki nihai değerlendirmeyi "<i>Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük</i>" başlığı altında daha ayrıntılı şekilde yapmıştır (<i>C.T.</i>, §§ 73, 74). Aynı kararda Anayasa Mahkemesi söz konusu sınırlandırmaların kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi konusunda meşru amaç taşıdığına hükmetmiştir (<i>C.T.</i>, § 75).</p>

<p>23. Anayasa Mahkemesi, "<i>Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük" </i>başlığı altında yaptığı değerlendirmelerde başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınması ve başvurucu hakkındaki kısıtlamalara ilişkin kararın bir süreyle sınırlanmadan ve karara dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmadan uzun süre uygulanmasının orantısız olduğunu ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığını tespit etmiştir. Bu doğrultuda da Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır (<i>C.T.</i>, §§ 82-92).</p>

<p>24. Anılan kararda belirtildiği üzere tutuklu ve hükümlülerin bazı temel haklardan yararlanması ana kural ise de bu kuralın kamu düzeninin ve kurumun güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru sayılacak amaçlar bağlamında kısıtlanmasının mümkün olduğu vurgulanmalıdır (<i>Turan Günana</i> [1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35). Ancak bu durumda uygulanacak kısıtlamaların süreli olması, hakkın kullanımını ortadan kaldıracak şekilde genel bir uygulamaya dönüştürülmemesi ve gerekli olduğunun ilgili kararlarda yeterli bir gerekçe ile ortaya konulması gerekir (<i>Çetin Arkaş ve Nasrullah Kuran</i> [2. B.], B. No: 2016/371, 13/1/2021, § 81; <i>C.T.</i>, § 83).</p>

<p>25. Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların hakları ile ilgili belirli koşullara bağlı olarak kısıtlama kararı verilirken uygulamaya dair bir süre belirlenerek koşulların devam edip etmediği konusunda elde edilen güncel ve somut veriler gözetilmek suretiyle belirli aralıklarla değerlendirme yapılmasının sağlanması kısıtlama kararının sonuçlarının görülebilmesi açısından önemlidir. Ayrıca kısıtlama kararının somut bilgi ve belgelere bağlı olarak belirli aralıklarla değerlendirme yapılıp gözden geçirilmesinin sağlanması uygulamanın ve idarenin denetimi açısından da gereklidir (benzer karar için bkz<i>. Veysi Aktaş (2) </i>[2. B.], B. No: 2015/15982, 6/2/2019, § 52). Bu çerçevede hükümlü ve tutukluların temel haklarına kısıtlama getirecek mevzuatın da mezkûr sınırlar içinde idarenin keyfîliğini önleyecek şekilde açıklık içermesi gerektiği söylenebilir (<i>C.T.</i>, § 84).</p>

<p>26. Somut olayda başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına ilişkin kararda ve bu karar üzerine getirilen kısıtlamalarda belli bir süre sınırı öngörülmemiştir. Netice itibarıyla 5/6/2017 tarihinde alınan söz konusu kısıtlama kararlarının somut başvurunun yapıldığı 23/6/2021 tarihine kadar yeniden bir değerlendirme yapılmadan uygulandığı, kısıtlamaların uzun süre devam ettirildiği anlaşılmıştır. İnfaz Hâkimliği başvurucunun şikâyetinin kabulüne, başvurucuya istediği radyo teslim edilmeden önce tehlikeli tutukluluk statüsüne ilişkin kararın daha sonra da televizyon yayınları olanaklarından yararlanma hakkını kısıtlayan kararın yeniden değerlendirilmesine karar vermişse de karara karşı yapılan itiraz sonrası Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun şikâyetini kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>27. Başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınması ve başvurucu hakkındaki kısıtlamalara ilişkin kararın bir süreyle sınırlanmadan ve karara dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmadan uzun süre uygulanmasının orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla <i>C.T. </i>kararında açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>29. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmamasına rağmen Ceza İnfaz Kurumunca verilen kararda (bkz. § 7) "<i>PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu</i>", "<i>örgütlü olduğu</i>", "<i>örgütünden ayrılmadığı</i>" şeklinde ifadeler kullanıldığını, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmadığını, söz konusu kararda yer alan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken özellikle hukuk ve idari yargılama bakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği ve ceza yargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığıdır. Kamu otoriteleri veya görevlileri tarafından hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak yargılama süreci bir mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan suçluluğa dair herhangi bir kanaat ifade edilmiş olması ya da ceza yargılaması mahkûmiyet dışında bir kararla sona ermesine rağmen sona ermeye ilişkin kararda sanığın suçlu olabileceğinin ifade edilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda <i>karar vericilerin kullandıkları dil</i> kritik önem taşır (<i>Mustafa Akın </i>[1. B.], B. No: 2013/2696, 9/9/2015, §§ 38, 39).</p>

<p>32. Anayasa Mahkemesi <i>Yıldırım Güvenç</i> ([2. B.], B. No: 2017/32945, 11/2/2021) kararında, başvurucu hakkında açılan ceza davası devam etmekteyken başvurucunun İdare ve Gözlem Kurulunca tehlikeli tutuklu statüsüne dâhil edilmesine ilişkin karardaki ifadeleri değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, mezkûr kararın gerekçesinde başvurucunun terör örgütü üyesi olduğu yönündeki ifadelerin suçluluğa dair bir kanaat ifade ettiği ve bu anlamda masumiyet karinesini zedeler nitelikte olduğu sonucuna ulaşmıştır (anılan kararda bkz. §§ 58-61).</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesinin <i>İsmet</i> <i>Karabulut</i><i> (2)</i> ([2. B.], B. No. 2020/24390, 5/10/2023) kararında da ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararı verilen fakat hükmün kanun yolları aşamasında olduğu bir hükümözlünün benzer şikâyetlerine ilişkin olarak, hakkında yargılama devam ettiğinden karar kesinleşmedikçe kararın hangi aşamada (ilk derece, istinaf yahut temyiz) olduğunun masumiyet karinesi yönünden bir öneminin olmadığı belirtilmiş; başvurucu hakkında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla açılan ceza davasında verilen mahkûmiyet kararı henüz kesinleşmeden başvurucunun <i>aktif örgüt üyesi</i> olarak nitelendirilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>34. Bireysel başvuru incelemesine konu somut olayda da İdare ve Gözlem Kurulu, başvurucu hakkında ''<i>PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu</i>"<i>, </i>"<i>örgütünden ayrılmadığı</i>"<i>, </i>"<i>örgütlü diğer tutuklular ile birlikte hareket ettiğ</i>i" şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur. Mevcut başvuruda da bireysel başvurunun yapıldığı tarih itibarıyla mahkûmiyet hükmü henüz kesinleşmeyen hükümözlü başvurucu hakkında aktif örgüt üyesi olduğuna dair ifadelere yer verilmesi nedeniyle mevcut içtihatlardan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu ifadelerin de başvurucunun masumiyet karinesini zedeler mahiyette olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM</strong></p>

<p>36. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama talebinde bulunmuştur.</p>

<p>37. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlallerinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>38. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 1. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Anayasa'nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesine (D. İş 2021/1409) iletilmek üzere Ankara Batı 1. İnfaz Hâkimliğine (E.2021/1588, K.2021/1960) GÖNDERİLMESİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ç. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127707-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="76585"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yoksulluk ve Ceza Adaleti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yoksulluk-ve-ceza-adaleti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yoksulluk-ve-ceza-adaleti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yoksulluk ve Ceza Adaleti</strong></p>

<p><strong>(Poverty and the Criminal Justice)</strong></p>

<p></p>

<p>Yoksulluk ve eşitsizliğin bir yaşam biçimi olduğu toplumsal bağlamda ana değerlere karşıt kriminojen nitelikte yeni değerler oluşabilir. E. Sutherland, kültürel talepler o doğrultuda olduğu için kişilerin suç işlediklerine işaret etti. Diğer bir anlatımla, kişiler suç işlemeyi yapılan işin <i>doğru olduğunu öğrendikleri</i> için benimsemişlerdir. Marksist kriminologlar, bu kriminojen değerlerin nereden geldiğini sormaktadırlar. Kültürel amaç değerleri gibi toplumsal sınıflar ve sosyal açıdan çözülmüş kurumlar bir yerlerden çıkmakta ve bu da asırlarca devam eden toplumun alt tabakalarında yer etmiş olan “gelenekler” olmaktadır.</p>

<p>Anomi/gerilim yaklaşımları, fakirliği doğrudan suça ilişkilendirmemekte ise de insan değerini mali başarıya endeksleyen rekabetçi bir kültür birleşimi ile kriminolojik etkileri olduğuna değinilmektedir. Bu saptama kriminolojide büyük bir sorunu ortaya koymaktadır: Fakirlik suça sebep olmakta mıdır? Yoksa suç mu fakirliğe sebep olmaktadır? Veya öteki faktörlerin birleşimi her ikisi için de neden olabilmekte midir?</p>

<p>Kriminolog Robert Sampson şu vurguyu yapmıştır:</p>

<p>“Herkesin ‘fakirliğin suça neden olduğuna inandığı’ görülmektedir. Gerçekte çoğu kıdemli<br />
sosyologlar, kriminologların fakirlik paradigması dışındaki teorilerle neden zaman<br />
yitirdiklerine şaşkınlıklarını ifade etmektedirler. Bu araştırmaların nedeni gerçeklerin bunu<br />
gerektirmesidir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a></p>

<p>Frank Schmalleger (Criminology, 2020) ise, tüm yapısal teorilerin altında yatan varsayım olarak, “suçun temel nedenlerinin fakirlik ve çeşitli sosyal adaletsizlikler” olduğuna işaret etti. O, “bazılarının suçun temel nedenleri argümanını ters yüz ederek, fakirlik ve sosyal adaletsizliklere suçun neden olduğunu” tartışmaya açtıklarını belirtti.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">2</a><sup> </sup>Bu karşıt teorik yaklaşım, siyasi çıkarımları olacağından önemli görülmektedir.</p>

<p><a name="_Hlk166567515"></a><a name="_Toc45290565">Suç tabiatı icabı sosyal bir olgudur ve bu nedenle, yalnızca suçlunun gruplarla ilişkileri değiştirildiğinde değiştirilebilir. Suçluluğu destekleyen grup ilişkileri, sifilisten mustarip bir hastanın durumunun bir klinik ortamda değiştirilebildiği gibi değiştirilemez; bunlar suçluya yalnızca yeni sosyal ilişkiler sağlanarak veya bir şekilde mevcut grup ilişkilerin tabiatı değiştirilerek elde edilebilir.</a></p>

<p>Öte yandan, yoksunluğu azaltıcı stratejiler, üretken iş sağlayıcı ve boş zamanları değerlendirmeye özgü fırsatlar yaratılması ile gelir getirici faaliyetleri içermelidir. Suçluluğun azaltılması üzerinde doğrudan etkisi olan mesleki ve sosyal beceri kazandıran uygun eğitimler ve halkın bilgilendirilmesi de sosyal dayanışma, hoşgörü ve insan haklarına saygıyı geliştirici niteliktedir. İşte bu artı değerdeki genel önleme yaklaşımlarıyla suç sorununa müdahale edilmelidir.</p>

<p>Aristotle, <i>yoksulluğun isyan ve suç doğurganı</i> olduğunu belirtmiştir. Öte yandan, yoksulla zengin arasındaki fark daha keskinleştikçe, anomik baskılar da artmaktadır.</p>

<p><strong>“Eğer yoksulların sefaleti doğanın kanunlarından değil de kurumlarımızdan kaynaklanıyorsa, günahımız çok büyüktür.”</strong> Charles Darwin.<strong> </strong>Beagle Yolculuğu</p>

<p>Yoksullukla bağlantılı olarak, suç işleme teşviki, fırsat maliyetleri daha düşük olan veya göreceli yoksunlukları sosyal gerilimler yaratan en dezavantajlı kesimler arasında daha yüksektir. Bununla birlikte, suçluların büyük bir kısmının yoksulluk yaşamış olmasına rağmen, yoksulluk içinde yaşayan kişilerin yalnızca düşük bir oranının suç işlediğini belirtmek önemlidir (Webster ve Kingston, 2014).<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a> Yoksulluk içinde yaşayan kişilerin suç mağduru olma olasılığı da daha yüksektir (Webster ve Kingston, 2014). Ayrıca, ekonomik olarak dezavantajlı grupların diğerlerine göre hapis cezası alma ve daha uzun hapis cezası alma olasılığının çok daha yüksek olduğuna dair ayrımcılık kanıtları da mevcuttur.</p>

<p>Bu tür ceza eşitsizlikleri, yeniden suç işleme olasılığını ve kamu güvenliğine yönelik tehlikeyi tahmin ederek cezaları belirlemek için kullanılan risk değerlendirme araçlarından (algoritmalardan) kaynaklanabilir (van Eijk, 2017).<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a> Bazıları, daha adil bir sistemin, yoksulluk ve yoksunluğun bazı suç türleri için ceza kararlarında hafifletici faktörler olarak değerlendirilmesine olanak sağlayacağını savunmuştur. Birleşik Krallık hükümeti tarafından görevlendirilen bağımsız bir inceleme (Lammy İncelemesi, 2017)<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a>, ceza eşitsizliklerinin Siyah, Asyalı ve Azınlık Etnik kökenli insanları olumsuz etkilediğini vurgulamıştır. Bu eşitsizliklerin bazıları, yoksulluğa ve dezavantaja daha fazla maruz kalmaya bağlanmıştır ve yalnızca ceza adalet sistemini reforme etmeye odaklanarak çözülemez.</p>

<p>Suç davranışının belirleyicileri üzerine yapılan ekonomik teori, ekonomik eşitsizlikteki artışın, özellikle ekonomik kazanç potansiyeli taşıyan suçlarda (örneğin, hırsızlık, soygun ve gasp) artışa yol açacağını öngörmektedir. Eşitsizlik ayrıca şiddet suçlarıyla da ilişkilendirilmiştir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">6</a> Bununla birlikte, bu teorileri test etmeye yönelik uluslararası ampirik kanıtlar bazen tartışmalı olmuştur.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/jhhgfg-3.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Yoksulluk ve eşitsizliğin bazı kişilerin suç faaliyetlerine yönelme teşvikini artırmasının yanı sıra, suça sürüklenme, mahkûmiyet ve hapis cezalarının insanların yaşamları üzerinde uzun süreli olumsuz etkileri olabileceği de bir gerçektir (Wheelock ve Uggen, 2008).<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">7</a></p>

<p>Sabıka kaydı, istihdam olanakları üzerindeki etkisi nedeniyle bireyleri gelecekte daha büyük bir ekonomik dezavantaj riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır (M. Bagaric, 2014).<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">8</a> Daha yüksek yoksulluk riski ve rehabilitasyona yapılan sınırlı yatırımlar, şüphesiz yüksek suç tekrar oranlarına katkıda bulunmaktadır: Suçluların yaklaşık %30'u bir yıl içinde tekrar suç işler ve hapis cezasını tamamlayanların neredeyse %50'si tekrar suç işler. Kısa süreli hapis cezası çekenler arasında mükerrir suçluluk oranları %64,8 ile daha da yüksektir. Yoksullukla olan bağlantı, sadece suç faaliyetlerine bulaşanların daha kötü uzun vadeli ekonomik beklentileri veya yüksek suç tekrar oranları nedeniyle değil, aynı zamanda nesiller arası etkiler nedeniyle de daha da kötüleşmektedir; bu da suçluların çocuklarının yoksulluk riskinin daha yüksek olduğu anlamına gelir. Mükerrirlik, suçluların suç ve ceza döngüsüne sıkışıp kalması anlamına gelmekle kalmaz, aynı zamanda suç mağdurları için de olumsuz sonuçlar doğurur. Mağduriyet ve yeniden mağduriyetin eşitsiz dağılımı, eşitsizlik ve yoksulluk arasındaki ilişkiye ek bir katkıda bulunan faktör olabilir.</p>

<p>Kanıtlar, ekonomik eşitsizlikteki artışın, suç işleyenlere daha ağır cezalar verilmesi tercihiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir. İngiltere'de ekonomik eşitsizliğin artmasıyla birlikte cezalandırıcı tercihlerin sertleşmesi, 1990'ların başlarından itibaren hükümet politikasında daha sert bir ceza rejimine doğru bir değişikliğe yol açmıştır. Sonuç olarak, hapis cezalarının kullanımında ve hapis cezalarının uzamasında artış olmuştur. İngiltere şu anda yüksek gelirli ülkeler arasında en yüksek hapis oranlarından birine sahip olup, bunun suç oranlarındaki düşüşe belirgin bir şekilde katkıda bulunduğuna dair çok az kanıt bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Hilton oteli gibi mahkemeler de herkese açıktır. Yalnızca bedelini ödeyebilenler girilebilir.</strong></p>

<p>Adalete erişimdeki eşitsizlik, bu daha geniş kapsamlı eşitsizliklerin bir kısmını tetikliyor. Ekonomik eşitsizlikler, maddi açıdan avantajlı bireylerin en kaliteli hukuki danışmanlık ve temsil için ödeme yapabilmelerini sağlarken, ekonomik olarak dezavantajlı olanların adli yardıma güvenmek zorunda kalmaları anlamına geliyor. Adli yardım istatistiklerinin yetersiz olması, uzmanlaşmanın ön görülmemiş olması, dezavantajlı gruplar, adli yardım hizmetlerine erişimde birçok zorlukla karşılaşması, adli yardım kapsam ve işlevi konusunda bilimsel veri ve analiz nedeniyle karanlık süregelmektedir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">9</a> Kuşkusuz yeterli ve etkili bir adli yardım olmayışı, mevcut adalete erişimdeki eşitsizliği daha da kötüleştirmiş olabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>“Ceza adalet sistemimiz, zengin ve suçluysanız, fakir ve masum olmanızdan daha iyi muamele görüyor”</strong>. Bryan Stevenson</p>

<p></p>

<p>Kitlesel hapis cezaları, yoksulluk sorununa büyük benzerlik göstermektedir. Kitlesel hapis cezalarının nedeni, toplumun yoksul kesimlerine yeterli parasal yatırım yapılmaması ve bu kesimlerin sosyal koşullarının yetersiz olmasıdır. Ceza adaleti reformunun bu hususu göz önüne alması gerektiğidir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><strong>10</strong></a><strong> </strong>Ülkemizdeki gelişme bu doğrultuda olmayıp, 2005 yılından başlayarak yıllar itibariyle cezaevi nüfusunda yoğunlaşan bir artışa tanık olunmuştur.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><strong>11</strong></a></p>

<p><strong>Türkiye’nin nüfusu-87.772.613 olup,</strong><strong> 100.000 nüfustaki mahpus oran </strong><strong> 487’dir.</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="47">
   <p><strong>Yıl</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="95">
   <p><strong>Genel nüfus</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="113">
   <p><strong>Cezaevi nüfusu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>100.000 nüfustaki</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="47">
   <p><strong>2007</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="95">
   <p><strong>70.586.256</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="113">
   <p><strong>57.930*</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>82</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="47">
   <p><strong>2026</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="95">
   <p><strong>87.772.613</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="113">
   <p><strong>414.401 **</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>487</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>* 2007 yılı cezaevi nüfusu</strong></p>

<p><strong>** 1/04/2026 cezaevi nüfusu</strong></p>

<p></p>

<p>Bu değerler karşısında iyileştirme açısından aşağıdaki tabloda yer alan öğelerin irdelenmesi önerilmektedir:</p>

<p><img alt="Arbyatay-1" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/arbyatay-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="868" height="625"></p>

<p><strong>Siyaset Yaklaşımı</strong></p>

<p>Yoksulluk ve suç arasındaki ilişki uzun süredir tartışılan bir politika konusudur. Özellikle sol kesimde yaygın olan bir görüşe göre, yoksulluk insanları suça iter ve zorlu mahallelerde yaşayanların kanunsuzluk yoluyla hayatta kalmaktan başka çaresi kalmaz. Bu yaklaşım, suçu ekonomik zorlukların pasif bir sonucu–neredeyse bir hastalık gibi – olarak ele alır, bir tercih olarak değil. Ancak verilere ve topluluklar arasındaki farklılıklara daha derinlemesine bakıldığında, bunun tam tersi olduğu ortaya çıkar: Suç, yoksulluğa neden olur.</p>

<p>Hangi nedensellik sırasını kabul edersek edelim, ikisi arasında kesinlikle bir ilişki vardır. Düşük gelirli ortamlarda yaşayan insanların hem suç mağduru olma hem de suç işleme olasılıkları daha yüksektir. Ekonomik teori basit bir açıklama sunar: meşru fırsatlar sınırlı olduğunda, yasadışı faaliyetin göreceli çekiciliği artar.</p>

<p>Ancak korelasyon nedensellik anlamına gelmez ve geleneksel anlatının zayıfladığı nokta da burasıdır. Eğer suç yalnızca yoksulluktan kaynaklansaydı, tüm yoksul nüfuslar benzer suç oranlarına sahip olurdu. Ama öyle değil.</p>

<p>Karşı örnekler arasında ABD'deki Asyalı göçmen grupları yer almaktadır. Tarihsel olarak, bunların büyük bir kısmı siyasi baskıdan ve ekonomik zorluklardan kaçarak, genellikle sınırlı İngilizce becerileri ve düşük sosyal sermaye ile gelmişlerdir; bu koşullar, "yoksulluk suça neden olur" teorisine göre, daha yüksek suç oranlarına yol açmış olmalıdır.</p>

<p>Ancak genel olarak bunun tam tersi olmuştur. Asya kökenli Amerikalılar, ulusal ortalamaya göre genellikle daha düşük hapis ve şiddet suç oranlarına sahipken, daha yüksek eğitim seviyelerine ve yukarı doğru hareketliliğe ulaşmaktadırlar. Vietnamlı Amerikalılar dikkat çekici bir örnektir; Vietnam Savaşı'ndan sonra çok az servetle gelen büyük bir grup, bir nesil içinde büyük ekonomik kazanımlar elde etmiş ve etnik bir grup olarak ulusal ortalamadan biraz daha yüksek ortalama gelire sahip olmuştur. Bu arada, siyah Amerikalılar ABD nüfusunun %13,7'sini oluştururken cinayetlerin yarısından fazlasını işlemektedirler. Birçok göçmen grubundan çok daha uzun süredir Amerika'da yaşamalarına rağmen, ortalama gelirleri çok daha düşüktür.</p>

<p>Bu durum, yoksulluğun tek başına suça neden olmadığını; iki toplumun benzer koşullarda başlayıp kültür ve davranış farklılıklarına bağlı olarak ayrışabileceğini göstermektedir.</p>

<p>Aksine, suçun yoksulluğa neden olduğu yönündeki ters görüş, daha doğrudan ve ölçülebilirdir, her ne kadar söylenmesi daha az popüler olsa da.</p>

<p>Bir kişi suçtan mahkûm edildiğinde, bu karar onu on yıllarca takip edebilir. Sabıka kaydı, kişinin işe alınma, konut edinme ve istikrarlı bir aile kurma yeteneğini olumsuz etkiler. Mahkeme cezaları ve avukatlık ücretleri kaynakları tüketir.</p>

<p>Bu etkinin boyutu ABD'de muazzam olmuştur. 70 milyondan fazla Amerikalının bir tür sabıka kaydı bulunmaktadır ve araştırmalar, hafif suçlardan bile mahkumiyetin yıllık kazançları yaklaşık %16 oranında azaltabileceğini göstermiştir. Daha geniş ekonomi genelinde, sabıka kayıtlarıyla ilişkili gelir kayıplarının yıllık olarak yüz milyarlarca dolar olduğu tahmin edilmektedir.</p>

<p>Bu kaybedilen fırsat bir kısır döngü yaratır: ilk mahkûmiyet, adalet sistemine giriş, azalan iş olanakları, artan mali istikrarsızlık ve gelecekteki suç faaliyetlerine ilişkin daha yüksek olasılık.</p>

<p>Zamanla bu durum dramatik bir şekilde artar. Uyuşturucu dağıtımı suçundan hüküm giymiş varsayımsal bir 19 yaşındaki genci ele alalım. Nispeten kısa bir hapis cezası çektikten sonra bile, istikrarlı bir iş bulmak için on yıllarca mücadele edebilir. Kazancı, benzer yasalara uyan bir akranına kıyasla yılda sadece 10.000 dolar azalırsa, 40 yıl boyunca uzun vadeli kayıp, yatırım büyümesindeki veya emeklilik tasarruflarındaki kayıpları hesaba katmadan önce bile 400.000 doları aşar. Mahkeme masrafları ve denetimli serbestlik ücretleri de eklendiğinde, sadece bu tek hata için toplam ekonomik zarar şaşırtıcı boyutlara ulaşır.</p>

<p>Bu öneriler, bağımsız İskoç Ceza ve Ceza Politikası Komisyonu'nun tavsiyelerine dayanmaktadır ve şunları içermektedir:</p>

<p>• Kısa süreli hapis cezalarına karşı varsayımı 12 aydan 24 aya uzatmak</p>

<p>• Kısa süreli mahkûm tanımını, dört yıldan az hapis cezası çekenlerden beş yıldan az hapis cezası çekenlere değiştirmek ve böylece ağır ceza davalarında şeriflerin ceza verme yetkileriyle daha yakından uyumlu hale getirmek</p>

<p>• Kısa süreli hapis cezalarına sağlam bir alternatif olarak Topluluk Geri Ödeme Emirlerini daha esnek ve etkili hale getirmek</p>

<p>• Tutukluluğun orantılı bir şekilde kullanılmasını ve kamu güvenliğini korumaya odaklanmasını sağlamak için mahkemelerdeki kefalet testini güçlendirmek</p>

<p>• Bazı uzun süreli mahkumlar için tahliye düzenlemelerini, cezalarının daha büyük bir bölümü- nü toplumda denetim ve izin koşulları altında geçirmelerini sağlayacak şekilde değiştirmek</p>

<p>Danışma sürecinde belirtilen önlemlere ek olarak, mevcut cezaevlerinde geçici modüler konaklama ve yeni bloklar da dahil olmak üzere cezaevi tesislerini genişletme planlarının hızla geliştirilmesi için çalışmalar devam etmektedir.</p>

<p>Ayrıca, güvenli olduğu durumlarda, yargılama veya cezalandırma öncesinde gözaltında tutulmaya alternatif olarak, ev hapsi uygulamasının yaygınlaştırılması ve kefaletle serbest bırakılan kişilerin izlenmesi için GPS takip teknolojisinin kullanıldığı bir pilot uygulama da sürdürülecektir.</p>

<p>Adalet Bakanı, toplum temelli cezaların ve müdahalelerin, kısa süreli hapis cezalarına kıyasla suç tekrarını azaltmada daha etkili olduğuna dair kanıtları vurguladı. Kısa süreli hapis cezaları, suç tekrarı riski taşıyan kişiler için istikrar sağlayabilecek iş, barınma ve aileyle iletişim kaybına yol açabilir.</p>

<p>Açıkçası, cezaevlerindeki hükümlü sayısıyla başa çıkmanın en iyi yolu, suçun baştan önlenmesidir. Bu nedenle, suç işlemeye ve mükerrir suçluluğa önemli ölçüde katkıda bulunan uyuşturucu maddeye bağımlılık, sağlık, yoksulluk, evsizlik ve iş bulma sorunlarına odaklanarak, insanları suçtan uzaklaştır- mak için erken müdahale çalışmalarına yoğunlaşılmalıdır.</p>

<p>Kuşkusuz, yoksulluğun ve kırılganlığın suç olarak görülmesine son vermek, önleme ve yönlendirme yoluyla toplulukların güvenliğini sağlamanın etkili bir yoludur.</p>

<p>- Yoksulluğun suç haline getirilmesi, bireylerin ve toplulukların ekonomik yoksunluk ve/veya daha geniş kapsamlı kırılganlık koşulları (örneğin olumsuz çocukluk deneyimleri) nedeniyle Ceza Adalet Sistemi (CAS) tarafından haksız muameleye maruz kalmasını ifade eder.</p>

<p>- Ülkede hükümlüler arasında yapılan bir anket olmadığından, yüzde kaçının çocukluk dönemlerinde ebeveynin veya akrabalarının birinin hapse girmediği bilinmiyorsa da bunun küçümsenmeyecek olduğu dile getirilmektedir.</p>

<p>- Okuldan uzaklaştırma, yaşam sonuçlarını etkiler. Suç çetelerine karışan çocukların yüzde kaçının okuldan uzaklaştırıldığı saptanmamış ise de okuldan uzaklaştırmanın, genç bir kişinin suç amaçlı istismara maruz kalma riskini artıran bir faktör olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Günümüzdeki yaşam maliyeti krizi göz önüne alındığında, giderek daha fazla insan yoksullukla karşı karşıya kalmakta ve geçimlerini sağlamakta büyük zorluk çekmektedir; bu durum, uygulayıcılar ve bu durumu yaşamış kişiler tarafından paylaşılan yeni kanıtlarla da desteklendiği üzere, potansiyel suçluluk gibi sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Bu nedenle, bu tür suçlara yol açan zaafları ele almak ve savunmasız kişileri ceza adalet sisteminden uzaklaştırmak için kanıta dayalı destek programları uygulamak üzere politika ve uygulamaları şekillendirmek her zamankinden daha önemlidir. Araştırmalar, bu tür programların geleneksel ceza adalet süreçlerinin (hapis cezası dahil) maliyetinin çok daha düşük olmasının yanı sıra, topluluklarımızın güvenliğini sağlamada daha etkili olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Bazı çalışmalar, hapis cezalarındaki keskin artışın, suç oranlarındaki artıştan ziyade, daha geniş bir suç yelpazesi için insanları hapse atmak ve daha uzun cezalar vermek gibi politika değişikliklerinden kaynaklandığını öne sürmektedir.</p>

<p>Ülkedeki mahpusların demografik ve sosyal durumlarına bakıldığında</p>

<p>- Cinsiyet: Mahpusların yaklaşık %95'inin erkek olduğu,</p>

<p>- Yaş: Hükümlüler arasında büyük çoğunluk genç ve orta yetişkin yaş gruplarından oluştuğu,</p>

<p>- Eğitim Düzeyi: Cezaevine giren hükümlülerin önemli bir kısmı ilköğretim ve lise mezunu olduğu, yükseköğrenim oranı genel nüfusa kıyasla daha düşük bulunduğudur.</p>

<p>Ekonomik durum ve işlenen suçlara bakıldığında görülen tablo ise şöyledir:</p>

<p>· <strong>İş durumu:</strong> Hükümlülerin suçu işledikleri dönemde büyük bir bölümünün istihdam dışı (işsiz veya kayıt dışı) olduğu veya düşük gelirli işlerde çalıştığı,</p>

<p>· <strong>Suç türleri:</strong> Hükümlü statüsündeki bireylerin en çok işlediği suç türlerinde yoğunluğu <strong>mala karşı suçlar</strong> ile <strong>uyuşturucu madde</strong> bağlantılı suçların aldığı,</p>

<p>· Ekonomik profili: Toplumsal veri incelemelerine göre, suça zemin hazırlayan yapısal ve iktisadi yoksunlukların cezaevi profiline doğrudan yansımakta olduğudur.</p>

<p>Hükümlülerin eğitim durumuna bakıldığında gören tablo ise şöyledir: Cezaevine giren hükümlülerin eğitim profili incelendiğinde, ağırlıklı kitlenin ortaöğretim ve altı seviyede olduğu görülmektedir. Yükseköğretim mezunlarının oranı ise genel nüfusa kıyasla düşüktür. Oransal dağılımına aşağıda yer verilmiştir.</p>

<p>· İlköğretim ve altı: Yaklaşık %35-40,</p>

<p>· Lise ve dengi okul: Yaklaşık %30-35,</p>

<p>· Yükseköğretim (Ön lisans/Lisans/Üstü): %5-8, ve</p>

<p>· Okuryazar olmayan / Okuryazar olup okul bitirmeyen: %15-20.</p>

<p>Yoğunluk sergileyen suç gruplarına göre dağılımına bakıldığından mal varlığına karşı işlenen ekonomik tabanlı suçlar ile uyuşturucu bağlantılı suçlar ilk sıralarda yer almaktadır:</p>

<p>· <strong>Hırsızlık: %20-22 </strong></p>

<p>· Yaralama (Kasten/Taksirle): %13-15</p>

<p>· Uyuşturucu Madde Kullanımı/Ticareti: %11-13</p>

<p>Ekonomik yoksulluk, birey veya hanelerin sağlıklı, insani ve kabul edilebilir bir yaşam standardını sürdürebilmeleri için gerekli olan maddi kaynaklara, gelire ve temel ihtiyaç maddelerine (barınma, gıda, giyim, sağlık, eğitim) sahip olamaması durumudur.</p>

<p>Ekonomik yoksulluk ve suç arasındaki ilişki; doğrudan bir neden-sonuç ilişkisinden ziyade, eşitsizlik, <strong>gelir adaletsizliği</strong> ve <strong>sosyal dışlanma</strong> gibi faktörlerin tetiklediği çok boyutlu bir etkileşimdir. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bireyler için yasa dışı yollar bir "hayatta kalma" aracı olarak öne çıkarken, yapısal eşitsizlikler suça yönelimi artırabilir.</p>

<p></p>

<p><a name="_Hlk191024767"><strong>TUİK.</strong></a> Y<strong>aşam Memnuniyeti araştırması 2024<br />
Ülkenin en önemli sorunu (%), 2021-2024</strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/174461173hhd-13.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine göre hesaplanan yoksulluk oranı (%), 2016-2025</strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/1744611737saw-12.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p>

<p>Ekonomik yoksulluk ve suçluluk arasındaki temel dinamikler şu şekilde özetlenebilir:</p>

<p><strong>- Hayatta Kalma ve Zorunluluk:</strong> Barınma, beslenme ve giyinme gibi en temel gereksinimleri karşılayamayan bireyler, maruz kaldıkları ekonomik baskı nedeniyle suç işlemeyi (özellikle hırsızlık ve gasp) zorunlu bir alternatif olarak görebilirler.</p>

<p><strong>- Gelir Eşitsizliği ve Göreli Yoksunluk:</strong> Yapılan sosyolojik ve ekonomik araştırmalar, salt yoksulluktan ziyade toplumsal refahın adaletsiz dağılımının suçu tetiklediğini göstermekte; bireylerin çevrelerindeki refah seviyesini görüp kendi durumlarını yetersiz bulması (göreli yoksunluk), suça eğilimi artırmaktadır.</p>

<p><strong>- Eğitim ve İstihdam Fırsatlarına Erişim:</strong> Yoksul bölgelerde yaşayan bireyler genellikle düşük kaliteli eğitim alır ve istihdam olanaklarından mahrum kalır. Bireyin yasal yollarla gelir elde etme veya statü kazanma umudunun azalması, suç ekonomisini daha cazip hale getirebilir.</p>

<p><strong>- Psikolojik ve Sosyal Etkiler:</strong> Kronik yoksulluk stresi, bireylerde geleceğe dair umutsuzluk ve değersizlik hissi yaratabilir. Bu durum bireylerin sosyal normları reddetmesine ve şiddet içeren suçlara yönelmesine neden olabilir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">12</a></p>

<p>Bazı araştırmacılara göre, varoş ve cezaevlerinin çok benzer yönleri vardır. Örneğin Fransız sosyolog Loïc Wacquant,<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">13</a> 2001 yılında yayımlanan ve büyük önem taşıyan eserlerinde (Deadly Symbiosis and Prisons of Poverty/Ölümcül Simbiyoz ve Yoksulluk Cezaevleri gibi), modern cezaevlerinin marjinalleş- tirilmiş, alt sınıf nüfusları yönetmek için birer araç olarak işlev gördüğünü savundu. Ona göre, ceza sistemi, neoliberal ekonomik siyasetler ve sosyal yardım kesintilerinden kaynaklanan <strong>sosyal güvensizliği</strong> kontrol etmeye hizmet etmektedir.</p>

<p>Fakir fakir olduğu için fakirdir (kısır döngü). İnsanın şansı ve başlangıç koşulları uzun süreli sonuçlara gebe olmaktadır. Fakirler, zenginlere göre yüksek oranda kriminalize edilmektedirler. Sosyal sorunlar demir parmaklıklar arkasına konularak ertelenmektedir.</p>

<p>Radikal yaklaşıma göre, ceza hukuku, toplumda servet ve gücü ellerinde bulunduran egemen yönetici kadronun amaçlarına uyarlı bir biçimde tasarlanmaktadır. Kapitalist bir sistem, servetin eşit olmayan dağılımı, mali gücü olmayanların diğerlerince yaşanan lüks ve avantajlardan yararlanmak için suça başvurmak zorunda oldukları demektir (<i>kriminojen kapitalizm</i>). Bu nedenle, suç bazı hallerde fakirliğin bir işlevi olmaktadır- <i>Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar</i>. Zenginler de servet ve güçlerini artırmak amacıyla suç işlemektedirler. Ne var ki, zengin sınıf, suçları düzenleme ve kontrol vasıtalarına hükmettiklerinden hukuk sisteminde farklı muamele görmekte; fakir, proleter sınıftan olanlar, zenginler, burjuvazi sınıfındakiler kadar suç işlemesine karşın daha çok kolluğun odağında olan, daha sıklıkla tutuklanan ve cezalandırılanlar onlar olmaktadır.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">14</a></p>

<p><strong>Sosyal Kontrol</strong></p>

<p>Sosyal kontrolü zayıflatan faktörler ise şöyledir:</p>

<p>1. Geleneksel olarak varlık gösteren sosyal sistemlerden ve bağlardan kopma; “ben merkezli bir dünya görüşünün” yaygınlaşması,<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">15</a></p>

<p>2. Ekonomik düzende tevarüs edilen zayıflıklar örneğin fakirlik, işsizlik ve <i>depression,</i><a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">16</a></p>

<p>3. Şehirleşmenin getirdiği örneğin şehirlerdeki mobilité (hareketlilik) ve anonim yaşam,</p>

<p>4. Ailede çözülme örneğin ebeveynin ölümü, boşanma ve çocuklara hatalı disiplin uygulaması,</p>

<p>5. Toplumda özellikle merkeze yakın mahallelerde çözülme örneğin ilkel yaşam koşullarındaki gecekondular ve suç çeteleri,<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">17</a></p>

<p>6. Ceza adaletinin etkinlikten yoksun yönetimi örneğin kolluk güçleri, savcılık ve mahkemelerin biçimsel bir görüntü sergileme ötesi etkinlikten yoksun olmaları, cezaevlerinin suç okulu olması ve organize suçta yoğunlaşma,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7. Örgün ve yaygın eğitimde yetersizlikler, örneğin sınıfların çok kalabalık olması, sanat eğitimi kapasitesinin talepleri karşılamaktan uzak kalması ve din eğitimin ehil olmayan kişilerce verilmesi,</p>

<p>8. Anomik baskıları körükleyen, cebir ve şiddet suçlarının yoğunlaşma gösterdiği yazılı/görsel medya ve sosyal gerçeklik,</p>

<p>9. Kişiler ve gruplar arası örneğin etnik, dini ihtilaflar.</p>

<p><strong>İşsizlik ve Suç</strong></p>

<p>Toplumda kişinin işini kaybetmesi veya bir süre işsiz kalması ve yarattığı stresin insan yaşamı için ne derece yıpratıcı olduğu bilinmektedir. Çoğu kişi için bu olgu kişinin kendine olan saygısını yitirmesine, depresyona girmesine neden olmaktadır. Kuşkusuz, gelirsiz veya statüsüz kişiler güçsüz olabilmektedirler. Genelde, ilk defa suç işleyenler ile mükerrir suçluların çoğunun ya işsiz ya da devamlı bir çalışma yaşamı olmayan veya hiç işi olmamış kişilerden oluştuğu görülmektedir. Genelde, ilk defa suç işleyenler ile mükerrir suçluların çoğunun ya işsiz ya da devamlı bir çalışma yaşamı olmayan veya hiç işi olmamış kişilerden oluştuğu görülmektedir. Burada söz konusu olan yalnızca uzun süre devam eden işsizlik ötesinde kişinin bu durumda sergilediği suçlu davranışlarıdır. Önleme açısından önemli olan aşağıdaki döngü grafiğinde sapma potansiyeli olan öğenin giderilmesidir. Burada söz konusu olan yalnızca uzun süre devam eden işsizlik ötesinde kişinin bu durumda sergilediği suçlu davranışlarıdır.</p>

<p>Önleme açısından önemli olan aşağıdaki döngü grafiğinde sapma potansiyeli olan öğenin giderilmesidir.</p>

<p><strong>Bir düşüş döngüsü örneği<a name="_Hlk188003890"> </a></strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-167.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p>

<p>Suç ve ekonomik koşullar (fakirlik, işsizlik ve eşitsizlik) üzerine yapılan teorik tartışmalar, iki temel düşünceyi yansıtmaktadır. <i>Birincisi,</i> servetin yarattığı alım gücü nedeniyle (hırsızların iştahını kabartan bilgisayar, cep telefonu, araba satın almaları sonucu) suç işlemek için fazlaca hedef ortaya çıkması nedeniyle suça sebebiyet verildiği;<strong> </strong><i>İkincisi</i><strong> </strong>ise, kişilerin para sahibi olduklarında çalmaya daha az gereksinme duyacaklarından, servetin suçu önleyebileceği merkezindedir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">18</a></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p><a name="_Hlk234127465">Suça zemin hazırlayan yapısal ve iktisadi yoksunlukların ceza adaletine sistemine girenlerin profiline doğrudan yansımakta </a>olduğu ve<a name="_Hlk220166351"> </a>bunun sonucunda hapis ve sabıka kayıtları yoksulluklarını daha da kötüleştirmektedir. Kısır bir döngü yaratılması söz konusudur. <strong>Özetle, hukuk sistemleri çoğu zaman suçun temel nedenlerine değinmek yerine yoksulluğu cezalandırmaktadır.</strong></p>

<p>Sistemin öncelikle yoksul bireylerle ilgilendiği tartışılmaz bir gerçek ise de sorun “peki neden sistemi bunu biliyormuş gibi işletmiyoruz?” olmaktadır. Yoksulluğun nedensel bir faktör olarak görmezden gelinmesi seçilse bile, yoksulluğun sistem üzerindeki etkisini göz ardı etmek, daha gerçekçi olmayan müdahalelere ve operasyonel sorunlara yol açmaktadır. Eğitim, öğretim ve rehabilitasyon, temel insani ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar için ne derece işe yaramaktadır. Böylesine adil olmayan bir sistemi sürdürmenin ahlaki bedellerini de göz ardı edebilir miyiz?</p>

<p></p>

<p>“<strong>Her insan, yaptığı en kötü şeyden daha değerlidir.<br />
Tüm yaşamların onuru vardır, suçlu yaşamın da”.</strong></p>

<p>Helen Prejean</p>

<h3><strong>Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel</strong></h3>

<h3><span style="color:#999999">-------------</span></h3>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> R.Sampson. “Whither the sociogical study of crime” <strong>Annnual Review of Sociology</strong>, 26, 2000, s.711.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> F.Scmalleger. <strong>Criminology today </strong>3. bası, Upper Saddle River,NJ:Prentice Hall, 2004, s. 223.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Webster, CS and Kingston, S (2014) Anti-Poverty Strategies for the UK: <strong>Poverty and Crime Review</strong>. Project Report. Joseph Rowntree Foundation.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> Gwen van Ejik.<strong> </strong>Between Risk and Resistance: Gender Socialization, Equality, and Ambiguous Norms in Fear of Crime and Safekeeping <strong>Sage Journals</strong>, Vol. 12, Issue 2</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Lammy review: final report </strong>An independent review into the treatment of, and outcomes for Black, Asian and Minority Ethnic individuals in the criminal justice system.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yoksulluk-ve-siddet-iliskisi-poverty-and-violence-correlation" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Yoksulluk-ve-Şiddet-İlişkisi</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Darren Wheelock and Christopher Uggen, <strong>Punishment, Crime, and Poverty</strong>, 2008: Amerika Birleşik Devletleri'nde cezai yaptırımların ırksal, etnik ve sosyoekonomik eşitsizliği nasıl şiddetlendirdiğini incelemek. Temel Kavramlar ve Argümanlar</span></p>

<p><span style="color:#999999">• <strong>Dezavantaj Sistemi</strong>: Yazarlar, cezai yaptırımların sadece suça yanıt vermekle kalmayıp, özellikle genç ve azınlık erkekleri olmak üzere dezavantajlı bireyleri sürekli yoksulluğa hapsettiğini savunuyor.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• <strong>Yan Etkiler</strong>: Doğrudan hapis cezasının ötesinde, yazarlar, ağır suç statüsü kısıtlamalarının (genellikle "yan etkiler" olarak adlandırılır) istihdama, kamu konutuna, sosyal yardımlara ve oy kullanma haklarına erişimi nasıl sınırladığını ayrıntılı olarak açıklıyor.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• <strong>Toplumsal Etki</strong>: Kitlesel hapis cezalarının dalgalanma etkileri mekânsal olarak yoğunlaşarak dezavantajlı mahalleleri istikrarsızlaştırıyor. Ebeveynlerin uzaklaştırılması ve hane halkı gelirinin kaybı, ailelere ve bakıcılara ciddi zararlar veriyor.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Mirko Bagaric. “The Punishment Should Fit the Crime—Not the Prior Convictions Of the Person That Committed the Crime: An Argument for Less Impact Being Accorded to Previous Convictions”, 51 <strong>San Diego Law Review</strong>, 343 (2014).</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Türkiye’de adli yardım sağlamaya yönelik geliştirme çabalarına rağmen, mevcut sistem halen gelişime açıktır. Yeterli ve sürdürülebilir bir adli yardım sistemine olan ihtiyaç hem bu hizmeti sağlayanlar hem de potansiyel kullanıcılar tarafından belirtilmektedir; bu durum aynı zamanda Türkiye Barolar Birliği, yerel barolar ve Adalet Bakanlığı tarafından da dile getirilmiştir. Adli yardım hizmeti sunan avukatlar bu konuda profesyonel beceri, hukuki bilgi; aynı zamanda suçlu ve mağdurların ceza davası sürecinde etkin bir şekilde temsil edilmesi için gereken önemin gösterilmesine ihtiyaç duymaktadırlar. Bkz. <strong>Türkiye’de Adalete Erişim İçin Adli Yardım Uygulamalarının Geliştirilmesine Destek Projesi Aşama II UNAP;</strong> <strong>Türkiye’de Adli Yardım Hizmetlerinin Güçlendirilmesi, AVRUPA BIRLIĞI EŞLEŞTIRME PROJESI STRATEJİK PLAN ve EYLEM PLANI-2018.</strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Poverty, Criminal Justice, and Social Justice | Bruce Western <strong>YouTube; </strong>FIRSTHAND: Living in Poverty-The Intersection of Poverty and the Justice System<strong> YouTube</strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yargisinda-cezalandirma-olgusu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Ceza-Yargısında-Cezalandırma-Olgusu</span></a><span style="color:#999999">;</span><br />
<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yaptiriminda-yeni-model-arayisi-seeking-a-new-model-in-penal-sanctions" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Ceza-Yaptırımında-Yeni-Model-Arayışı</span></a><br />
 </p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> Toplumsal şiddet, toplumda bireyler, kümeler veya kurumlar arasında güç ilişkileri temelinde ortaya çıkan fiziksel, psikolojik ya da yapısal zarar verme eylemlerinin tümünü kapsayan şiddet türüdür. Şiddet salt doğrudan-fiziksel olarak değil, aynı zamanda yapısal ve kültürel biçimleriyle de tanımlar. Toplumsal şiddet, bu üçlü şiddet kuramı ile incelenebilir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Doğrudan şiddet: Fiziksel saldırılar, kolluk şiddeti, gözaltında kötü işlem (muamele) vb.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yapısal şiddet: Adaletsiz yasalar, gelir eşitsizliği-derin yoksulluk, fırsat eşitsizliği, sistemli ayrımcılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Kültürel şiddet: Medya, din, ideoloji ya da eğitim yoluyla bu adaletsizliklerin meşrulaştırılması. Bkz. Johan Galtung.Violence, Peace, and Peace Research <strong>Journal of Peace Research,</strong><strong> </strong>Volume 6, Issue 3, Galtung, 1969.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> Wacquant'ın 2001 yılında cezaevleri üzerine yazdığı eserlerde birkaç temel kavrama odaklandığı görülmektedir:</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Getto-Cezaevi Bağlantısı: Ölümcül Sembiyoz adlı eserinde, ABD’de cezaevlerinin, Afrikalı Amerikalılar için kast kontrolünün tarihsel kurumlarının (kölelik ve getto gibi) doğrudan halefi olarak hareket ettiğini ileri sürmektedir. Kentsel getto dağıldığında, cezaevleri aynı marjinalleştirilmiş grupları içerecek şekilde genişlemiştir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• "Yoksulluğun Cezalandırılması": Yoksulluk Cezaevleri adlı eserinde Wacquant, neo-liberal devletlerin, serbestleştirilmiş işgücü piyasaları ve parçalanmış sosyal güvenlik ağlarının neden olduğu sosyal bozuklukları ve yoksulluğu maskelemek ve yönetmek için ceza kurumlarını nasıl kullandığını ayrıntılı olarak anlatmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Bir Alt Sınıfın Oluşturulması: Kitlesel hapis cezalarının, yapısal olarak dezavantajlı bir eski mahkûm nüfusu oluşturmaya yardımcı olduğunu belirtmektedir. Bu bireyler, kayıt dışı ekonomide sıkışıp kalmakta veya düşük ücretli, güvencesiz işlerde aşırı sömürülmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> ABD’de beyaz yakalı suçluların topluma yıllık bedeli yaklaşık 200 milyar $ olarak sokakta işlenen suçların ortaya koyduğu kayıp ve zararların parasal tutarının yirmi katı olmasına karşın cezaevlerindeki nüfusun büyük kısmını şirket genel müdürleri veya sahipleri oluşturmamaktadır. Bkz. S.Meesiner ve R.Rosenfeld<strong>. Crime and the American Dream</strong> (3.bası) Belmont,CA:Wadsworth, 2001.<strong> </strong>Mustafa T. Yücel.<strong> </strong></span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-devleti-sorunsali-the-problem-of-the-rule-of-law" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>https://hukukihaber.net/HUKUK-DEVLETİ-SORUNSALI</strong></span></a></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999">5 <i>Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın</i>” sendromu düzen için suiistimal kadar zararlı- dır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. M.Akdağ. <strong>Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası “Celâli İsyanları”</strong> Bilgi Yayınevi, Ank., 1975, ss.102-107; <i>yoksulluk çalışması</i> (2004) (1) gıda yoksulluğu verilerine göre, toplam nüfus 70.3 milyondan % 1.3’ü açlık sınırının altında gelir elde etmekte; % 70’i kırsal kesimde, % 30’u ise kentlerde yaşıyor; (2) gıda+gıda dışı yoksulluğa göre ise, nüfusun % 25.6’sını oluşturan 3.5 milyon hane (ortalama 4.1 kişinin yaşadığı) halkı yoksulluk sınırının altında kalıyor-<i>dört kişiden biri </i>daha genel yoksulluk tanımına giriyor. Beş kişiden büyük haneler yoksulluk sınırı altında kalanların %73’ünü oluşturuyor. Yoksulluk oranı yüksek eğitim görenlerde %1.6 iken, ilk okul mezunlarında % 21.6, okur–yazar ama okul bitirmeyenlerde % 33.2’ye, okur-yazar olmayanlarda % 44.1’e tırmanıyor. <i>Gıda güvenliği</i> ciddi bir sorun olarak güncelliğini korumaktadır. Aristotle, <i>fakirliğin isyan ve suç doğurganı</i> olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bkz. Akif Beki. “Demokrasi ve hukuk açığına yoksulluk nafakası<strong>” Karar </strong>(22/11/2025):<strong> </strong>Bakanlık verilerine göre, 2024’te devletten düzenli sosyal destek, yardım alan hane sayısı 4 buçuk milyon civarında. 3 buçuk milyon hane ise aşırı yoksul. Destek almazsa aç, soğukta ve karanlıkta kalacak aileler. Yemek, ısınma, aydınlatma için devlet desteğine muhtaçlar. Ayşe Buğra.<strong> Kapitalizm Tarihi içinde Sosyal Politika: Yoksulluk, Çalışma ve Toplum, </strong>İletişim Yayınları, 2024. Murat Muratoğlu. “Saatli bomba işsizlik! Tik tok tik tok…” <strong>Nefes</strong> (31/07/2025) Birey için ise <u>işsizlik</u>, gelir sizlik, yoksulluk, psikolojik bunalımlar ve ailevi sorunlar anlamına gelir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> Nazlıcan Özkan Ordulu. “Mahallesine geri sürüklenen çocuk” <strong>T24</strong> 22/01/2026; Gökçer Tahincioğlu. “Çete transferleri ve devletin “gücü” <strong>T24 </strong>22/01/2026. Murat Ağırel. “Emniyet’in uyuşturucu raporunda inanılmaz rakamlar”<strong> Cumhuriyet </strong>18/10/2025: Pregabalin bugün <i>“fakir mahallenin LSD’si” </i>olarak biliniyor. Kolay erişiliyor, zor bırakılıyor. Raporun en karanlık satırları 5. bölümde: 2024 yılında 427 kişi madde bağlantılı nedenlerle hayatını kaybetti; bu ölümlerin %57.1’i çoklu madde kullanımı kaynaklı. Ve 6’sı 15-18 yaş aralığında. 14 yaşında... O yaşta bir çocuk kalem tutar, hayal kurar, defter taşır, sokakta top oynar, bilgisayarda araba yarışı oynar. Bu tablo, kimyasal bir yoksulluk haritasıdır. Ayrıca bkz. Fulya Soybaş. “Cezaevindeki Çocuklar Anlattı: Neden ve Nasıl Suça Sürükleniyorlar” <strong>Hürriyet </strong>(3/04/2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">18</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Christine Schirrmacher Thomas Schirrmacher. <strong>The Oppression of Women: Violence – Exploitation – Poverty An Existential Crisis for Millions, </strong>Bonn, 2020.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yoksulluk-ve-ceza-adaleti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/174461173dfaa-9.jpg" type="image/jpeg" length="80488"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/5933 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20235933-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20235933-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 27/1/2026 tarihli ve 2023/5933 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>Ş.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/5933)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 27/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Aydın DEMİREL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. </strong><strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, mahkûmiyete ilişkin infaz oranının hatalı olarak belirlenmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 24/1/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>A. Ceza Davasına İlişkin Süreç</strong></p>

<p>6. Başvurucu 13/3/2019 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma isnadıyla gözaltına alınmış, aynı suçtan 21/3/2019 tarihinde tutuklanmıştır.</p>

<p>7. Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi 29/9/2021 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 9 ay, rüşvete aracılık etme suçundan 12 yıl 6 ay, gizliliğin ihlali suçundan 2 yıl 6 ay, suçluyu kayırma suçundan 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucu hakkında gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma suçlarından kurulan mahkûmiyet gerekçesinde; başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan şüpheli olanlar hakkında yakalama kararı olup olmadığını sorgulaması ve yürütülen işlemleri bildirmesi karşılığında maddi menfaat elde ettiği, ilgililer hakkında soruşturma yapılmasını ya da haklarındaki kararların infazlarını engellediği ifade edilmiştir. Şikâyet konusu gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma suçlarından kurulan mahkûmiyetin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>C-1)Sanık M.Ş.'in üzerine atılı </i><i>gizliliğin ihlali suçunu işlediği sabit görüldüğünden eylemine uyan suçtan 5237 sayılı TCK'nın 285/2 maddesi uyarınca </i><i> suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın kastının ağırlığı nazara alınarak takdiren ve teşdiden 2 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>2) Sanığın eylemini zincirleme şekilde gerçekleştirdiği anlaşılmakla 5237 sayılı TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca cezası takdiren 1/2 oranında artırılarak sanığın 3 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>3) C</i><i>ezanın</i> <i>sanığın</i> <i>geleceği</i> <i>üzerindeki</i> <i>olası</i> <i>etkileri</i> <i>nazara</i> <i>alınmakla,</i> <i>sanığa</i> <i>verilen</i> <i>cezanın</i> <i>5237</i> <i>sayılı</i> <i>TCK'nun</i> <i>62.</i> <i>maddesi</i> <i>uyarınca</i> <i>1/6</i> <i>oranında</i> <i>indirilerek</i><i> 2 YIL 6</i> <i>AY</i> <i>HAPİS</i> <i>CEZASI</i> <i>İLE</i> <i>CEZALANDIRILMASINA,</i></p>

<p><i>5) Sanığın kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin hak yoksunluğuna ilişkin 08/10/2015 gün ve 2014/140-2015/85 sayılı iptal kararı gözetilerek sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 53/1-2-3 maddesinin UYGULANMASINA, </i></p>

<p><i>6) Sanığa verilen sonuç hapis cezasının miktarı nazara alınarak yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı CMK'nın 231., 5237 sayılı TCK'nın 50. ve 51. Maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, </i></p>

<p><i>7) Sanığın atılı suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işlediği anlaşılmakla, hakkında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCK.’nun 58/9.maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre ÇEKTİRİLMESİNE ve sanık hakkındaki cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri UYGULANMASINA, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>E</i><i>-1) Sanık M.Ş.'ın üzerine atılı suçluyu kayırma</i><i> suçunu işlediği sabit görüldüğünden eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 283/1 maddesi uyarınca </i><i> suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın kastının ağırlığı nazara alınarak takdiren ve teşdiden 4 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>2) Sanığın eylemini zincirleme şekilde gerçekleştirdiği anlaşılmakla 5237 sayılı TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca cezası takdiren 1/2 oranında artırılarak 6 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>3) Ce</i><i>zanın</i> <i>s</i><i>anığın</i> <i>g</i><i>eleceği</i> <i>ü</i><i>zerindeki</i> <i>o</i><i>lası</i> <i>e</i><i>tkileri</i> <i>n</i><i>azara</i> <i>a</i><i>lınmakla,</i> <i>s</i><i>anığa</i> <i>v</i><i>erilen</i> <i>c</i><i>ezanın</i> <i>5</i><i>237</i> <i>s</i><i>ayılı</i> <i>T</i><i>CK'nun</i> <i>6</i><i>2.</i> <i>m</i><i>addesi</i> <i>u</i><i>yarınca</i> <i>1</i><i>/6</i> <i>o</i><i>ranında</i> <i>i</i><i>ndirilerek</i> <i>5 YIL H</i><i>APİS</i> <i>C</i><i>EZASI</i> <i>İ</i><i>LE</i> <i>C</i><i>EZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>5) Sanığın kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin hak yoksunluğuna ilişkin 08/10/2015 gün ve 2014/140-2015/85 sayılı iptal kararı gözetilerek sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 53/1-2-3 maddesinin UYGULANMASINA, </i></p>

<p><i>6) Sanığa verilen sonuç hapis cezasının miktarı nazara alınarak yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı CMK'nın 231., 5237 sayılı TCK'nın 50. ve 51. Maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, </i></p>

<p><i>7) Sanığın atılı suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işlediği anlaşılmakla, hakkında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCK.’nun 58/9.maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre ÇEKTİRİLMESİNE ve sanık hakkındaki cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri UYGULANMASINA... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>8. Mahkûmiyet hükmünde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.</p>

<p>9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 1/2/2022 tarihinde başvurucunun suçluyu kayırma ile gizliliğin ihlali suçlarına ilişkin mahkûmiyetleri yönünden istinaf talebinin kesin olarak reddine karar vermiştir. Silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf talebi ise temyiz kanun yolu açık olmak üzere reddedilmiş, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. İnfaza İlişkin Süreç</strong></p>

<p>10. Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile kesinleşen suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçları yönünden başvurucuya verilen hapis cezaları Ankara 1. İnfaz Hâkimliği tarafından 7/4/2022 tarihinde 7 yıl 6 ay hapis cezası olarak içtima edilmiştir.</p>

<p>11. 12/4/2022 tarihinde Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen müddetnameye göre başvurucunun suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçları yönünden infazının 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 17. maddesine göre dörtte üç oranında çektirilmesine karar verilmiştir. Söz konusu müddetnameye göre başvurucunun koşullu salıverilme tarihi 22/10/2024, hak ederek tahliye tarihi ise 7/9/2026 olarak belirlenmiştir.</p>

<p>12. Başvurucunun infazına başlanan mahkûmiyetler yönünden infaz oranının üçte iki yerine hatalı olarak dörtte üç olarak belirlenmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin itirazı 3/10/2022 tarihinde Kırıkkale İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) tarafından reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>... </i><i>Keskin T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan M.Ş.talep dilekçesinde;</i><i> Hakkında düzenlenen müddetnamenin 3/4 infaz oranı olarak sehven hesaplandığını işlediği suçların adli suç kapsamında olduğundan 2/3 infaz oranı üzerinden hesaplanması gerektiğinden yeniden müddetname düzenlenmesini </i><i> talep etmiştir. </i></p>

<p><i>Kırıkkale C</i><i>umhuriyet Başsavcılığının hükümlü hakkındaki 12/04/2022 tarih ve 2022/7-2104 nolu müddetnamenin incelenmesinde; hükümlü M.Ş.'in Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 2022/5894 sayılı içtima kararı ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını infaz etmekte, cezaevine giriş tarihinin 05/04/2022, hakederek tahliye tarihinin 07/09/2026 ve koşullu salıverme tarihinin 22/10/2024 olduğu anlaşılmış olup, </i></p>

<p><i>Cumhuriyet Savcısı müddetnameye itiraz talebine ilişkin; itirazın reddine karar verilmesi yönünde mütalada bulunmuş olup, </i></p>

<p><i>Tüm dosya evrakı üzerinde yapılan incelemede, </i><i>hükümlü M. Ş.in Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 2022/5894 sayılı içtima kararı ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını infaz etmekte, cezaevine giriş tarihinin 05/04/2022, hakederek tahliye tarihinin 07/09/2026 ve koşullu salıverme tarihinin 22/10/2024 olduğu, hükümlü hakkında düzenlenen müddetnamede usul ve yasaya aykırı bir durum olmadığı anlaşıldığından, talebin reddine karar vermek gerekmiştir...</i>"</p>

<p>13. Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) İnfaz Hâkimliği kararına yapılan itirazı 24/11/2022 tarihinde kesin olarak reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Hükümlü M.Ş.17/10/2022 tarihli itiraz dilekçesinde; Kırıkkale İnfaz Hâkimliği'nin 03/10/2022 Tarih 2022/4403 esas 2022/4585 karar sayılı kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Kırıkkale infaz hakimliğinin vermiş olduğu talebin reddine karar verilerek talebi doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. </i></p>

<p><i>Kırıkkale İnfaz Hâkimliği'nin 03/10/2022 Tarih 2022/4403 esas 2022/4585 karar </i><i>sayılı ilamı ile; </i> <i>hükümlü M. Ş.'in Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 2022/5894 sayılı içtima kararı ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını infaz etmekte, cezaevine giriş tarihinin 05/04/2022, hakederek tahliye tarihinin 07/09/2026 ve koşullu salıverme tarihinin 22/10/2024 olduğu, hükümlü hakkında düzenlenen müddetnamede usul ve yasaya aykırı bir durum olmadığı anlaşıldığından, talebin reddine karar ver</i><i>il</i><i>diği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Mahkememizce yapılan değerlendirmede; </i></p>

<p><i>Kırıkkale İnfaz Hâkimliği'nin 03/10/2022 Tarih 2022/4403 esas 2022/4585 sayılı kararına itiraz edilmiş ise de, hükümlünün belirtilen suçları örgüt kapsamında işlediği anlaşıldığından bu haliyle müddetnamede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı</i><i>ndan </i><i>i</i><i>tirazın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." </i></p>

<p>14. Başvurucu, müddetnameye itirazının kesin olarak reddine ilişkin nihai kararı 2/1/2023 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>C. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç</strong></p>

<p>15. Yargıtay 3. Ceza Dairesi 25/11/2024 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçları yönünden kurulan mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına ve başvurucunun bozma gerekçesi gözetilerek tahliyesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>C</i><i>-</i><i>Sanıklar </i>[N.G.Ş.]<i> hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, rüşvet alma, suçluyu kayırma suçlarından, </i>[H.K.]<i>, </i>[A.Ş.]<i>, </i>[Y.Ş.]<i>, M. Ş. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvet verme-rüşvete aracılık etme suçundan verilen mahkumiyet kararlarının temyiz incelenmesinde; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>1-M.Ş.hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçları bakımından; </i></p>

<p><i>a)Tüm dosya kapsamında suçun işlenmesine müşterek fail yahut yardım eden sıfatı ile katılmayan ve suçun işlenmesinde katkısı bulunmayan, </i><i>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına da dahil olduğuna dair yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan, örgütsel nitelikte eylem ve faaliyeti tespit edilemeyen sanığın atılı suçlardan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, </i></p>

<p><i>b)Kabul ve uygulamaya göre; </i></p>

<p><i>aa)</i><i>Her iki suç bakımından; </i><i>Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerde 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde; suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği tehlike ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saikin yanında, TCK'nın 61/3 maddesi gereğince suçun unsuru olan hususların temel cezanın belirlenmesinde esas alınamayacağına ilişkin düzenleme de göz önünde bulundurularak; hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun şekilde alt sınırdan makul düzeyde uzaklaşılarak bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, </i></p>

<p><i>bb)</i><i> Rüşvet suçu bakımından iddianamede talep edilmemesi karşısında, sanığa 5271 sayılı CMK'nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanması, </i></p>

<p><i>cc)Rüşvet suçu bakımından; Bölge Adliye Mahkemesince doğrudan doğruya zarar görmediği gerekçesi ile kamu davasına katılmasına ve hükmü istinaf etmesine yasal olanak bulunmadığına karar verilen Adalet Bakanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bozmayı gerektirmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>C. </i><i>Sanıklar </i>[N.G.Ş.] <i>hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, rüşvet alma, suçluyu kayırma suçlarından, </i>[H.K.], [A.Ş.],<i> M.Ş.,</i> [Y.Ş.]<i> hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvet verme -aracılık etme</i><i> suçlarından </i><i>kurulan </i><i>hükümler yönünden; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gerekçe bölümünde (C) bendinde açıklanan nedenlerle,</i> <i>sanık </i>[H.K.]<i>, </i>[Y.Ş.]<i>, </i>[A.Ş.] <i>ve sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden </i><i>Ankara</i> <i>Bölge</i> <i>Adliye</i> <i>Mahkemesi</i> <i>22.</i> <i>Ceza</i> <i>Dairesi</i><i>nin,</i><i> 01.</i><i>02.</i><i>20</i><i>22</i><i> tarih ve</i><i> 2</i><i>021/1330</i><i> Esas, </i><i>2022/131</i> <i>sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Tutuklu sanık M. Ş.'in bozma nedenine göre TAHLİYESİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde DERHAL SALIVERİLMESİNİN sağlanması için ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>16. Başvurucu 25/11/2024 tarihinde ceza infaz kurumundan tahliye olmuştur.</p>

<p>17. Yeniden başlayan yargılamada Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi 23/5/2025 tarihli duruşmada başvurucunun beraatine karar vermiştir. Duruşma zaptının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>I)1-</i><i>Sanık </i><i>M. Ş.</i><i> hakkında her ne kadar silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık suçlarından TCK'nın 314/2, 252/5 maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle mahkememize kamu davası açılmış ise de, yüklenen suçların sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın atılı suçlardan AYRI AYRI BERAATİNE... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>18. Gerekçeli kararda başvurucuya yönelik değerlendirmelerin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... Mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu sanık M. Ş. açısından Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu ve Rüşvete Aracılık Etme Suçu Yönünden sanığın savunmalarının aksini gösteren delil bulunmadığı, suçun işlenmesine müşterek fail yahut yardım eden sıfatı ile katılmayan ve suçun işlenmesinde katkısı bulunmayan, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına da dahil olduğuna dair yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan, örgütsel nitelikte eylem ve faaliyeti tespit edilemeyen sanığın Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu ve Rüşvete Aracılık Etme suçlarını işlediğine dair dosya kapsamında her türlü şüpheden uzak, kesin, mahkumiyete yeterli delil mevcut olmadığından 'şüpheden sanık yararlanır ilkesi' gereği sanık hakkında söz konusu suçlardan ayrı ayrı beraat kararı vermek gerekmiştir..."</i></p>

<p>19. Yargılama, Yargıtay nezdinde derdesttir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun <i>"</i><i>Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular</i><i>"</i> başlıklı 58. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi halinde, tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(6) Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir." </i></p>

<p>21. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "<i>İnfazın koşulu"</i> başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>(1) Mahkûmiyet hükümleri kesinleşmedikçe infaz olunamaz.</i>"</p>

<p>22. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılacak işlemler"</i> başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hapis cezasını içeren kesinleşmiş mahkûmiyet kararları, mahkemece, hangi hükümlü ve hangi cezanın infazına ilişkin olduğu açıkça belirtilmek suretiyle Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Hükümlüye, Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ceza infaz kurumuna alındığı ve salıverileceği tarih ile ceza süresini ve cezanın hangi hükme ilişkin bulunduğunu belirten bir belge verilir." </i></p>

<p>23. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Koşullu salıverilme"</i> başlıklı 107. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir. </i></p>

<p><i>(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümleler:14/4/2020-7242/48 md.) </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>... cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümle:14/4/2020-7242/48 md.) Koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır..." </i></p>

<p>24. 5275 sayılı Kanun'un <i>"</i><i>Mükerrirlere ve bazı suç faillerine özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbiri</i><i>" </i>başlıklı 108. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan; </i></p>

<p><i>a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılının, </i></p>

<p><i>b) Müebbet hapis cezasının otuzüç yılının, </i></p>

<p><i>c) (Ek:14/4/2020-7242/49 md.) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet </i></p>

<p><i>hâlinde en fazla otuziki yılının, </i></p>

<p><i>d) Süreli hapis cezasının üçte ikisinin, </i></p>

<p><i>İnfaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda, koşullu salıverilmeden yararlanılabilir. Ancak, koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(3) İkinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme süreleri uygulanır. (Ek cümle:4/6/2025-7550/14 md.) Ancak, süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı dörtte üç olarak uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/49 md.) Hükümlü hakkında ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanacağı hükümde belirtilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(9) (Ek: 18/6/2014-6545/82 md.) Birinci fıkradaki koşullu salıverme süreleri, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan cinsel saldırı suçundan, 103 üncü maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçundan, 104 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında tanımlanan reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan, 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan dolayı hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında da uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/49 md.) Ancak, süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır." </i></p>

<p>25. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Terör tanımı"</i> başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."</i></p>

<p>26. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Terör suçlusu"</i> başlıklı 2. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur. </i></p>

<p><i>Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."</i></p>

<p>27. 3713 sayılı Kanun'un<i> "Terör suçları"</i> başlıklı 3. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."</i></p>

<p>28. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Terör amacı ile işlenen suçlar"</i> başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır: </i></p>

<p><i>a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. </i></p>

<p><i>b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar. </i></p>

<p><i>c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları. </i></p>

<p><i>ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. </i></p>

<p><i>d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar. </i></p>

<p><i>e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç."</i></p>

<p>29. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Koşullu salıverilme"</i> başlıklı 17. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır. Ancak, süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır." </i></p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>30. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 5/4/2024 tarihli ve E.2022/8148, K.2024/2430 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>11. 5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre, mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, örgüt mensubu suçlu hakkında uygulanmasına karar verilmesi ve örgüt mensubu suçlu kabul edilen kişi hakkında verilen ve kesinleşen cezanın infazının 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre yapılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>12. Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçun cezasının infazının 5275 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yapılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>13. Hükümlü hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan ilk derece mahkemesi tarafından 5237 sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun’un 5 nci maddesi ve 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi gereğince 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında hükmolunan cezanın aynı kanunun 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği ayrıca zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 Kanun’un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 62 nci maddesi gereğince 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ancak mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanıp uygulanmaması yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmadığı gibi karar da verilmediği görülmektedir. </i></p>

<p><i>14. İlk Derece Mahkemesi tarafından her iki suçtan dolayı verilen karara karşı lehe ve aleyhe davanın tarafları ve Cumhuriyet Savcısı tarafından İstinaf kanun yoluna müracaat edildiği ve yapılan inceleme sonunda 24.12.2020 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesince ayrı ayrı istinaf başvurularının esastan reddine, nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden kesin, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden ise temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Hükümlü hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan verilen karara karşı temyiz yoluna gidilmesi nedeniyle kesinleşmediği görülmektedir. </i></p>

<p><i>16. Nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen ve Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile kesinleşen 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasının infazı amacıyla mahkemesince kararın infaz savcılığına gönderilmesi üzerine düzenlenen 30.06.2021 tarihli ve 2021/7-1719 sayılı müddetnamede 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin 9 uncu fıkrası hükmü esas alınarak ¾ oranı üzerinden hesaplama yapılmak suretiyle şartla tahliye ve bihakkın tahliye tarihinin belirlendiği, müddetnameye hükümlü vekilinin itiraz etmesi üzerine, İnfaz Hakimliğince “hükümlü hakkında kesinleşmiş örgüt üyeliği suçundan verilmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmaması ve nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden kesinleşen hükümde 5237 sayılı Kanun’un 58 nci maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmasına karar verilmemesi ve mahkemesince bu suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği yönünde de bir belirleme yapılmadığı, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenip işlenmediği yönünde mahkemesine müzekkere yazılmasına rağmen henüz müzekkereye cevap verilmeden suçun örgüt kapsamında olduğundan bahisle müddetnamenin düzenlendiği ” gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>17. Nitelikli dolandırıcılık suçunun 3713 sayılı Kanun’un 3 üncü ve 4 üncü maddelerinde tek tek sayılan suçlar arasında yer almaması nedeniyle terör suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, hükümlü hakkında infaza konu bu suçu ile ilgili olarak şartla tahliyesine karar verilebilmesi için iyi halli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin belirlenmesinde 3713 sayılı Kanun’un 17 nci maddesinin ve 7242 sayılı Kanun’un 49 uncu maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin dokuzuncu fıkra hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği kabul edildiği takdirde hükümlünün şartla tahliyesine karar verilebilmesi için iyi halli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin 7242 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince 2/3 oranı esas alınarak belirlenmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>18.</i><i>Somut olayda, Cumhuriyet savcılığınca hükümlünün nitelikli dolandırıcılık suçundan almış olduğu cezasının 7242 sayılı Kanun’un 49 uncu maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmüne göre ¾ oranı üzerinden şartla tahliye süresinin belirlenmesi doğru olmadığından, yapılan şikayetin kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, ancak şartla tahliye süresinin belirlenmesi için uygulanması gereken infaz rejimi konusunda herhangi bir değerlendirme ve açıklama yapılmaması nedeniyle bu karara karşı yapılan itirazın kabulü yerine reddine dair itiraz merciince verilen karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi açıklanan bu sebeple yerinde görülmüştür..."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>31. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin uluslararası hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları için bkz. <i>Yunis Karataş</i> [GK], B. No: 2021/34231, 26/1/2023, §§ 31-35; <i>Burhan Yaz (3)</i> [GK], B. No: 2021/7919, 29/5/2024, §§ 29-35.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>İ</strong><strong>NCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>32. Anayasa Mahkemesinin 27/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>33. Başvurucu; kesinleşen mahkûmiyetlere ait koşullu salıverilme sürelerinin hatalı olarak 3713 sayılı Kanun kapsamı uyarınca dörtte üç oranında belirlenmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin, adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>34. Bakanlık görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Değerlendirme </strong></p>

<p>36. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak<i> "Suç ve cezalara ilişkin esaslar"</i> başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."</i></p>

<p>37. Başvurucunun bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü olgusal ve hukuki iddialar incelendiğinde şikâyetinin özü itibarıyla<i> koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin tespitinde gözetilmesi gereken oranının hatalı olarak dörtte üç olarak belirlenmesine</i> ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda kalınması gereken sürenin hükümlü açısından cezanın kapsamına ilişkin olduğunu, dolayısıyla koşullu salıverilme için müddetnamede belirlenen oranların hatalı olduğu iddiasına dair şikâyetlerin suçta ve cezada kanunilik ilkesini düzenleyen Anayasa'nın 38. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (<i>Yunis Karataş, </i>§§ 42-60; <i>Burhan Yaz (3)</i>, §§ 55-70; <i>Umut Ruhki Toraman</i> [2. B.], B. No: 2022/17772, 30/10/2024, §§ 30-36; <i>Emre Kendir</i> [1. B.], B. No: 2022/17941, 18/12/2024, §§ 11-19).</p>

<p>38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen<i> suçta ve cezada kanunilik ilkesi</i> kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>1</strong><strong>. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik</strong> <strong>Yönünden</strong></p>

<p>39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2</strong><strong>. Esas Yönünden</strong></p>

<p>40. Koşullu salıverme hükümlerinin hangi oranda uygulanacağı hususu, cezanın infaz kurumunda çektirileceği süreyi etkilediği için başvurucu hakkında verilen hapis cezasının kapsamını değiştiren bir niteliğe bürünmektedir. Dolayısıyla Anayasa’nın 38. maddesi çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekmektedir (benzer yöndeki kararlar için bkz. <i>Efendi Yaldız</i> [1. B.]<i>, </i>B. No: 2013/1202, 25/3/2015, § 42;<i> Metin Durmaz </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2013/7764, 25/3/2015, § 60). Anayasa Mahkemesince bu konuda yapılacak inceleme ise yargı mercilerinin yorumlarının Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasıyla bağdaşıp bağdaşmadığını tespit etmekten ibaret olacaktır.</p>

<p>41. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Koşullu salıverilme"</i> başlıklı 107. maddesinin (1) numaralı fıkrasında koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanların <i>cezalarının yarısını</i> infaz kurumunda çektikleri takdirde koşullu salıverilmeden yararlanabilecekleri ifade edilmiştir. Bununla birlikte fıkrada sayılan bazı suçlardan hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranının <i>üçte iki</i> olarak uygulanması öngörülmüştür. Öte yandan anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında da suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da<i> örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde</i> süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanların cezalarının<i> üçte ikisini</i> infaz kurumunda çektikleri takdirde koşullu salıverilmeden yararlanabilecekleri belirtilmiştir. Anılan fıkrada <i>ayrıca koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranının </i>uygulanacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>42. 5275 sayılı Kanun'un 108. maddesinde ise mükerrirlere ve bazı suç faillerine özgü infaz rejimi düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan süreli hapis cezasının <i>üçte ikisinin</i> infaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda koşullu salıverilmeden yararlanılabileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte <i>koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları özel oranın </i>uygulanması öngörülmüştür. Aynı maddenin (9) numaralı fıkrasında ise bazı suç failleri bakımından koşullu salıverilme oranının <i>dörtte üç</i> olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Ayrıca maddenin (3) numaralı fıkrasına -başvuru tarihinden sonra- 4/6/2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'la eklenen cümleyle de ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranının <i>dörtte üç</i> olarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>43. 3713 sayılı Kanun'un kapsamına giren terör suçları aynı Kanun'un 3. maddesinde <i>"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."</i> şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca anılan Kanun'un 4. maddesinde sayılan bazı suçların Kanun'un 1. maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde terör suçu sayılacağı hükme bağlanmıştır. Somut olayda başvurucu hakkında düzenlenen müddetnameye konu süreli hapis cezalarının sebebi olan <i>suçluyu kayırma</i> ve <i>gizliliğin ihlali</i> suçları 3713 sayılı Kanun'un 3. ve 4. maddesi arasında sayılan suçlar arasında yer almamaktadır. Dolayısıyla anılan suçlar nedeniyle verilen süreli hapis cezaları yönünden 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinde öngörülen dörtte üç oranının uygulanma imkânı bulunmamakta, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi ise anılan hükmün uygulanması için yeterli görülmemektedir.</p>

<p>44. Nitekim Yargıtay da 3713 sayılı Kanun'un 3. ve 4. maddelerinde tek tek sayılan suçlar arasında yer almayan suçların terör suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğini, hükümlü hakkında infaza konu bu suçlarla ilgili olarak şartla tahliyesine karar verilebilmesi için hükümlünün iyi hâlli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin belirlenmesinde 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığını, <i>suçu örgüt faaliyeti kapsamında işlediği kabul edildiği takdirde</i> iyi hâlli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince üçte iki oranı esas alınarak belirlenmesi gerektiğini belirtmektedir. Yargıtay, 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinin (9) numaralı fıkrasına göre mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin <i>örgüt mensubu suçlu</i> hakkında uygulanmasına karar verilmesi ve örgüt mensubu suçlu kabul edilen kişi hakkında verilen ve kesinleşen cezanın infazının ise 5275 sayılı Kanun'un 108. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendine göre <i>örgütün faaliyeti çerçevesinde</i> işlenen suçun cezasının infazının ise 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca yapılması gerektiğini belirtmiştir (bkz. § 30).</p>

<p>45. Başvuru konusu olayda ceza yargılamasına ilişkin süreçte Ağır Ceza Mahkemesince başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, rüşvete aracılık etme, gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma olmak üzere dört ayrı suçtan dolayı süreli hapis cezası kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince başvurucunun suçluyu kayırma ile gizliliğin ihlali suçlarına ilişkin mahkûmiyetleri yönünden istinaf talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir. Silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf talebi ise temyiz kanun yolu açık olmak üzere reddedilmiştir (bkz. §§ 7, 9).</p>

<p>46. Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçları yönünden başvurucuya verilen hapis cezalarının kesinleşmesi üzerine anılan cezalar İnfaz Hâkimliği tarafından içtima edilmiş ve başvurucu hakkında 12/4/2022 tarihli müddetname düzenlenmiştir. Anılan müddetnamede başvurucunun suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçlarından aldığı süreli hapis cezalarının 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında infaz edileceği, koşullu salıverilme oranının dörtte üç olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğine verdiği itiraz dilekçesinde anılan müddetnamede oranın üçte iki yerine hatalı şekilde dörtte üç olarak belirlenmesinin hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. İnfaz Hâkimliği tarafından somut bir gerekçeye yer verilmeksizin başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir (bkz. § 12).</p>

<p>47. Başvurucu; İnfaz Hâkimliğince verilen karara karşı Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu itiraz dilekçesinde anılan kararın müddetnamenin tekrarından ibaret olduğunu, kararda hükümlü bulunduğu suç türleri ve bunların cezalarının infazına ilişkin bir değerlendirme ve açıklamanın yer almadığını, müddetnameye itirazının İnfaz Hâkimliğince incelenmediğini ileri sürmüştür. Başvurucunun itirazı Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir (bkz. § 13).</p>

<p>48. Başvurucu, müddetnameye itiraz dilekçesinde açıkça hükümlü olduğu suçlar yönünden koşullu salıverilmeden yararlanabilmesi için infaz kurumunda geçirmesi gereken süreye ilişkin oranın hatalı olarak üçte iki yerine dörtte üç olarak belirlendiğini ileri sürmüştür. Söz konusu oranın dörtte üç şeklinde belirlenmesinin hukuki sebebi müddetnamede 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesi olarak gösterilmiştir. Buna rağmen gerek İnfaz Hâkimliğinin gerekse Ağır Ceza Mahkemesinin kararında başvurucunun itirazına ve müddetnamede gösterilen hukuki sebebe ilişkin yeterli bir açıklama ve gerekçeye yer verilmemiştir. Anılan kararlarda yer alan tek açıklama Ağır Ceza Mahkemesi kararında bulunan <i>"hü</i><i>kümlünün belirtilen suçları örgüt kapsamında işlediği" </i>değerlendirmesidir (bkz. § 13).</p>

<p>49. 5275 sayılı Kanun'un koşullu salıvermeye ilişkin hükümleri uyarınca suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi durumunda uygulanması gereken oranın üçte iki olduğu anlaşılmaktadır. Bunun istisnası özel hükümlerde cezanın nedeni olan suç için üçte ikiden fazla bir koşullu salıverilme oranı belirlenmesidir. Başvuruya konu olayda müddetnamede dörtte üçlük oranın hukuki sebebi olarak gösterilen 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinde <i>bu Kanun kapsamına giren suçlar</i>dan mahkûm olanlar hakkında süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranının dörtte üç olarak uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>50. Başvurucunun 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinde <i>bu Kanun kapsamına giren suçlardan</i> mahkûm olanlar hakkında süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranının dörtte üç olarak uygulanacağına, kendi mahkûmiyetlerinin ise anılan Kanun kapsamına girmediğine ilişkin itirazlarıyla ilgili olarak İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesince hiçbir açıklama yapılmamıştır. Başvurucunun müddetnameye konu suçlarının <i>3</i><i>713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar</i>dan olup olmadığına yönelik belirsizlik ve tereddütler giderilememiştir. Bu durum, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlaline sebebiyet vermiştir.</p>

<p>51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>52. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>53. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>54. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine (E.2022/4403, K.2022/4585) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20235933-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="64162"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/86 E., 2026/76 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202686-e-202676-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202686-e-202676-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2026 tarihli, 2026/86 esas - 2026/76 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2026/86</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/76</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 16/4/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>6/7</strong><strong>/2026-</strong><strong>33302</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 20. İdare Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 148. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Uyarma cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>KANUN HÜK</strong><strong>MÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 148. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Disiplin cezaları:</i></p>

<p><i>Madde 148 –</i><i><strong> </strong></i><i><strong><u>Noter katipleri ve</u></strong></i> <i><strong><u>katip</u></strong></i> <i><strong><u>adayları hakkında verilecek disiplin cezaları şunlardır:</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>A) Uyarma:</u></strong></i> <i><strong><u>Katip</u></strong></i> <i><strong><u>veya adaya daha dikkatli davranması gerektiğini yazı ile bildirmektir.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>B) Kınama:</u></strong></i> <i><strong><u>Katip</u></strong></i> <i><strong><u>veya adaya, görevinde veya davranışında kusurlu sayıldığını yazı ile bildirmektir.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>C) Ücretten kesme:</u></strong></i> <i><strong><u>Katibin</u></strong></i> <i><strong><u>veya adayın, aylık net ücretinin yarısını</u></strong></i> <i><strong><u>geçmiyen</u></strong></i> <i><strong><u>bir kısmının kesilmesidir.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>D) Meslekten çıkarma:</u></strong></i> <i><strong><u>Katibin</u></strong></i> <i><strong><u>veya adayın, bir daha noter katibi veya katip adayı atanmamak üzere meslekten çıkartılmasıdır.</u></strong></i></p>

<p><i>127</i> <i>nci</i> <i>madde hükmü noter katipleri ve adayları hakkında da kıyasen uygulanır</i><i><strong>.</strong></i>”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/4/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>İtirazın</strong> <strong>Gerekçesi</strong></p>

<p>3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla noter kâtipleri ve kâtip adayları hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları gösterilmekle birlikte disiplin suç ve cezaları arasında herhangi bir ilişkilendirilmenin yapılmadığı, hangi eylemin hangi disiplin cezasıyla cezalandırılacağının açık ve net olarak gösterilmediği ya da bunun tespitine imkân sağlayacak herhangi bir ölçütün düzenlenmediği, bu hususta belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde kanuni bir çerçevenin oluşturulmadığı, idarenin söz konusu eylemler ve cezalar için kuralda öngörülen sıralamayı gözetmekle de yükümlü tutulmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Anayasa’ya</strong> <strong>Aykırılık</strong> <strong>Sorunu</strong></p>

<p>4. 1512 sayılı Kanun’un 148. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında noter kâtipleri ve kâtip adayları hakkında verilecek disiplin cezalarının uyarma, kınama, ücretten kesme ve meslekten çıkarma olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise bu Kanun’un noterler hakkında bir üst veya alt derece disiplin cezasının uygulanması ve zamanaşımı hususlarını düzenleyen 127. maddesinin noter kâtipleri ve adayları hakkında da kıyasen uygulanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Anayasa Mahkemesi 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararında 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun eczacı odaları haysiyet divanının görev ve yetkilerini düzenleyen 30. maddesinin ilgili kısmını incelemiş ve söz konusu kısmı eczacı odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal etmiştir.</p>

<p>6. Anılan kararda söz konusu kısımda eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte anılan maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan hâllerde hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 17).</p>

<p>7. Bu kapsamda anılan kısımda eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulmadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 18).</p>

<p>8. Öte yandan disiplin cezasının belirlenmesi konusunda haysiyet divanına sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu bağlamda haysiyet divanına, disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda ilgili kısımda yer alan disiplin cezalarından istediğini uygulama imkânının tanındığı, haysiyet divanının bu yaptırımı uygularken anılan Kanun’da öngörülen sırayı gözetme zorunluluğuna da tabi tutulmadığı ifade edilmiştir (AYM, E., K.2021/62, 22/9/2021, § 19).</p>

<p>9. Söz konusu kararda Anayasa Mahkemesi; haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanı sıra işlenen disiplinsizlik eylemi ile belirlenen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini temin edecek gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı sonucuna varmıştır (AYM, E., K.2021/62, 22/9/2021, § 20).</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi bu içtihadını 27/1/1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, 9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile 7/6/1985 tarihli ve 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu’nun benzer düzenlemeleri içeren hükümlerini incelediği kararlarında da sürdürmüştür (AYM, E., K.2023/49, 22/3/2023, §§ 4-12; E., K.2023/57, 22/3/2023, §§ 4-12; E., K.2025/47, 6/3/2025, §§ 4-13; E.2025/232, K.2025/216, 6/11/2025, §§ 9-17).</p>

<p>11. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 38. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V.</strong> <strong>İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p>13. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>14. 1512 sayılı Kanun’un 148. maddesinin birinci fıkrasının iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin ikinci fıkrasının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.</p>

<p><strong>V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>15. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez</i>.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>16. 1512 sayılı Kanun’un 148. maddesinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 148. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci fıkrasının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,</p>

<p>iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202686-e-202676-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymmsa.jpg" type="image/jpeg" length="79046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TİCARİ REKLAM VE HAKSIZ TİCARİ UYGULAMALAR YÖNETMELİĞİNDE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-yapilan-degisiklikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-yapilan-degisiklikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Konu: </strong>1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-degisiklik-1" rel="dofollow">Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nde (10/1/2015 tarih ve 29232 sayılı) Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik</a></strong> ile getirilen düzenlemeler.</p>

<p><strong>Yürürlük: </strong>Değişiklikler 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir (Değişiklik Yönetmeliği m. 15).</p>

<p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan bu değişiklik, reklam mevzuatını dijital ekonomi, sosyal medya, yapay zekâ ve çevresel iddialar (“yeşil aklama”) alanlarındaki gelişmelere uyarlamakta; ayrıca indirimli satış, hedefli reklamcılık ve tüketici değerlendirmeleri konularında koruyucu kurallar getirmektedir. Başlıca değişiklikler aşağıda konu başlıkları altında özetlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1. Yeni Tanımlar (m. 1)</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 4. maddesine dört yeni tanım eklenmiştir: <strong>çevresel beyan</strong> (bir mal veya hizmetin çevresel fayda sağladığına ya da olumsuz etkisinin azaltıldığına ilişkin ibare/görsel), <strong>sosyal medya</strong>, <strong>sosyal medya etkileyicisi</strong> (tanıtımı menfaate dönüştüren gerçek/tüzel kişi) ve <strong>tüketici değerlendirmeleri</strong> (yorum, puan, yıldız gibi derecelendirmeler). Bu tanımlar, aşağıdaki yeni yükümlülüklerin kapsamını belirlemektedir.</p>

<p><strong>2. Çevresel Beyanlar / Yeşil Aklama (m. 5)</strong></p>

<p>Çevresel beyan içeren reklamlarda belirtilen sertifika ve onayların yetkili kurumlardan, üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya bağımsız/akredite kuruluşlardan alınan belgelerle ispatı zorunlu hale gelmiştir. Genel içerikli ve belirsizliğe yol açan çevresel ibareler açıklama yapılmaksızın kullanılamayacak; beyanın hangi süreç veya yaşam döngüsüyle ilgili olduğu ile ölçüm/değerlendirme yöntemleri reklamda ya da yönlendirilen bir internet sitesinde açıkça belirtilecektir. Ayrıca 17. maddede aldatıcılık ölçütüne “yanıltıcı” ibaresi eklenerek denetim kapsamı genişletilmiştir.</p>

<p><strong>3. İndirimli Satış Reklamları (m. 4)</strong></p>

<p>İndirimden önceki fiyatın tespitinde, indirimin başlangıcından <strong>önceki on gün içindeki en düşük fiyat</strong> esas alınacaktır (çabuk bozulan mallar ve hizmetlerde bir önceki fiyat). Farklı satış kanallarında, indirim öncesi fiyat yalnızca indirimin yapıldığı kanaldaki fiyata göre belirlenecek; bir kanaldaki fiyat diğer kanalın indirimi için esas alınamayacaktır. Kolay erişilebilir sadakat programlarına ve koşullu satış reklamlarına da bu madde hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p><strong>4. Yapay Zekâ Kullanımı (m. 6 ve m. 11)</strong></p>

<p>Tüketicinin ekonomik davranışını önemli ölçüde etkileyecek şekilde yapay zekâ/yazılım kullanılması veya insandan ayırt edilemeyen dijital karakterlere yer verilmesi halinde bu durumun açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir biçimde belirtilmesi zorunludur. Ayrıca, gerçek bir kişinin yapay zekâ ile oluşturulmuş dijital kopyasının, gerçeğe aykırı şekilde bir ürünü deneyimlediği ya da tavsiye ettiği izlenimini veren reklamlar yasaklanmıştır. Söz konusu düzenleme yapay zekanın reklamlarda kullanımı ile ilgili önemli bir düzenleme niteliğindedir.</p>

<p><strong>5. Sosyal Medya Etkileyicileri (m. 7 – yeni m. 23/A)</strong></p>

<p>Etkileyiciler aracılığıyla yapılan reklamların açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir olması zorunludur. Reklam verene yönlendirme, maddi kazanç veya ücretsiz/indirimli ürün sağlanması gibi hallerde içeriğin reklam olduğu açıkça belirtilecek; paylaşımda “Reklam” veya “Tanıtım” ifadelerinden biri ile reklam verenin adı/etiketi yer alacaktır. Etiketlerin okunabilirliği, konumu ve her paylaşımda tekrarına ilişkin ayrıntılı biçim kuralları ile yalnızca sesli paylaşımlara özgü bildirim yükümlülüğü de düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>6. Hedefli Reklamcılık (m. 9 – yeni m. 25/A)</strong></p>

<p>Tüketicilerin çevrimiçi davranışları, konum, demografik veya benzeri kişisel verileri analiz edilerek belirli kişi/gruplara özel reklam sunulması “hedefli reklamcılık” olarak tanımlanmıştır. Bu faaliyet, reklamın hangi kriterlerle gösterildiğine ve bu kriterlerin nasıl değiştirilebileceğine ilişkin bilgilerin tüketiciye sunulması koşuluyla yapılabilecektir. <strong>Çocuklara yönelik, kişisel verilere dayalı profilleme yöntemiyle hedefli reklam yapılması yasaklanmıştır.</strong></p>

<p><strong>7. Tüketici Değerlendirmeleri (m. 12–13 – m. 28/B ve 28/C)</strong></p>

<p>Değerlendirmelerin yalnızca ilgili malı/hizmeti <strong>satın alan tüketiciler</strong> tarafından yapılmasına izin verilecek; satın alım doğrulanamayan mecralardan alınan değerlendirmeler yayınlanamayacaktır. Değerlendirmeler olumlu/olumsuz ayrımı yapılmaksızın en az bir yıl süreyle, objektif ölçüte göre yayınlanacaktır. Sahte veya ürünü onaylayıcı değerlendirme yaptırmak amacıyla anlaşma yapılması yasaklanmıştır. Ayrıca satıcıya tanınan cevap süresi <strong>yetmiş iki saatten kırk sekiz saate</strong> indirilmiş; süresinde cevap verilmezse değerlendirme doğrudan yayınlanacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>8. Diğer Değişiklikler</strong></p>

<p>Bilimsel/mesleki tanıtımlarda kullanılamayacak ifadelere “akademik unvanlar” eklenmiş (m. 2); takviye edici gıdalara ilişkin özel sınırlamalar getirilmiş, bunların normal gıdaların yerine geçtiği izlenimiyle reklamı yasaklanmıştır (m. 3, m. 11). Beşerî tıbbi ürün, elektronik sigara, tütün mamulleri ve alkollü içkilerin reklamı açıkça yasaklanmış; “yasadışı şans oyunu” reklamları da kapsama alınmıştır (m. 11). Örtülü reklama ilişkin “ve kâr payı” ibaresi “veya kâr payı” olarak değiştirilmiş (m. 8), 26. madde ile ekteki aldatıcı uygulamalara ilişkin (13) numaralı bent yürürlükten kaldırılmıştır (m. 10, m. 14).</p>

<p><strong>9. Değerlendirme ve Öneriler</strong></p>

<p>Değişiklikler, işletmelere 1 Ağustos 2026'ya kadar önemli uyum yükümlülükleri getirmektedir. Bu kapsamda özellikle: (i) çevresel iddiaların belgelendirilmesi ve doğrulanması, (ii) indirim fiyatlandırma ve arşiv sistemlerinin “son 10 gün en düşük fiyat” kuralına uyarlanması, (iii) sosyal medya iş birliği sözleşmelerine reklam etiketleme yükümlülüklerinin eklenmesi, (iv) yapay zekâ içeriklerinin açıkça işaretlenmesi, (v) hedefli reklam süreçlerinde çocuk kullanıcıların profillemesinin engellenmesi ve (vi) değerlendirme platformlarının satın alım doğrulaması altyapısının kurulması önerilir. Uyumsuzluk halinde Reklam Kurulu tarafından idari yaptırım uygulanabileceği dikkate alınmalıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/emre-guler.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/emre-guler.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Emre GÜLER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-yapilan-degisiklikler</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="30684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesi-universite-sektor-is-birligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesi-universite-sektor-is-birligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 05 Temmuz 2026 Tarihli ve 33301 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Galatasaray Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ ÜNİVERSİTE SEKTÖR İŞ BİRLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (GSÜ-SİM): Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Galatasaray Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Galatasaray Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite ile ulusal ve uluslararası sektör paydaşları arasında sürdürülebilir stratejik iş birlikleri kurmak; özellikle Fransız-Türk ekonomik ekosisteminde; Üniversite, kamu ve özel kurumlar ile mezunlar ağı arasında kalıcı bir diyalog ve stratejik iş birliği çerçevesi oluşturmak.</p>

<p>b) Stajlar, uygulamalı eğitimler, öğrenci sanayi projeleri ile öğrencilerin ve mezunların profesyonel hayata katılımına katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Akademik bilgiyi sanayi ve hizmet sektörünün kullanımına sunarak Ar-Ge, tasarım ve inovasyon odaklı projeler geliştirilmesine aracı olmak, biriktirilmiş akademik bilgiyi ekonomik ve sosyal dokunun hizmetine sunmak.</p>

<p>ç) Sektörün ihtiyaç duyduğu üst düzey yönetici ve teknik personel eğitimlerini akademik standartlarda organize etmek; yöneticiler, mühendisler, uzmanlar ve şirket çalışanlarına yönelik eğitimler düzenlemek.</p>

<p>d) Dijital, ekolojik ve toplumsal dönüşümlerle ilgili ortaklık projelerini yürütmek, koordine etmek ve eşlik etmek.</p>

<p>e) Üniversitenin uluslararası görünürlüğüne katkıda bulunmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite-sektör iş birliği kapsamında ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde kurumlarla ortak Ar-Ge, Ür-Ge, inovasyon, ekspertiz, tasarım, yenilik ve danışmanlık projeleri yürütmek.</p>

<p>b) Sektörel ihtiyaçlara yönelik seminerler, çalıştaylar, eğitimler ve konferanslar düzenlemek.</p>

<p>c) Proje fuarları, kariyer etkinlikleri ve Üniversite-sanayi buluşmaları organize etmek.</p>

<p>ç) Ulusal ve uluslararası kurumlarla sektörel iş birliği protokolleri geliştirmek.</p>

<p>d) Üniversitenin kurumlarla ortak araştırma laboratuvarları kurmasında aracı olmak.</p>

<p>e) Kurumlar tarafından finansal olarak desteklenen endüstriyel araştırma kürsüleri oluşturmak.</p>

<p>f) Üniversitenin ilgili birimleriyle yakın iş birliği içinde çalışmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Görev süresi dolmadan görevinden ayrılan Müdürün yerine Rektör tarafından aynı yöntemle yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Üniversite öğretim üyeleri arasından bir kişi Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p>(3) Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcısını vekil bırakır, ancak vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantı gündemini hazırlamak, toplantıya başkanlık etmek.</p>

<p>c) Çalışma programlarını hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak, Yönetim Kurulunca karara bağlanan çalışma programını yürütmek.</p>

<p>ç) Merkez bünyesinde gerekli hizmet birimlerinin oluşturulmasını sağlamak, bu birimlerin çalışmalarını düzenlemek, koordine ve kontrol etmek.</p>

<p>d) Merkezin ulusal ve uluslararası tüm iç ve dış paydaşları ile iş birliğini ve ilişkilerinin koordinasyonunu sağlamak.</p>

<p>e) Her eğitim-öğretim yılı sonunda veya istenildiğinde, Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki raporu, Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>f) Merkezin idari işlerini yürütmek.</p>

<p>g) Merkezin personel, bütçe ve diğer kaynak ihtiyaçlarının tespitine ilişkin çalışmaların yapılmasını sağlayarak bu konularda Yönetim Kurulunun onayladığı raporları Rektöre sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür, müdür yardımcısı ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından, akademik birimlerin eşit temsiliyeti mümkün olabildiğince gözetilmek suretiyle üç yıl için görevlendirilen beş üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni bir üye görevlendirilir. Görev süresi sona eren üyeler Rektör tarafından yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu üç ayda bir toplanır. Müdür gerekli gördüğü hallerde de Yönetim Kurulunu toplantıya çağırabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(3) Yönetim Kurulu toplantıları üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yapılır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin kuruluş amacına yönelik strateji ve politikaları oluşturmak ve bunlara uygun faaliyetleri planlayarak Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>b) Müdürün hazırlayacağı faaliyet raporunu Rektöre sunulmadan önce değerlendirmek, bir sonraki döneme ait çalışma programını hazırlamak.</p>

<p>c) Gündemde bulunan araştırma, eğitim ve uygulama projelerini karara bağlamak, uygulanmalarını denetlemek, gerekli görülen durumlarda uzmanlık komisyonları kurarak çalışmalarını yürütmek.</p>

<p>ç) Danışma Kurulu üyeleri konusunda Rektöre öneride bulunmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan deneyimli kişiler arasından Yönetim Kurulu tarafından önerilen ve Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilen en az yedi en fazla on bir üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Görev süresi sona eren Danışma Kurulu üyeleri yeniden seçilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Görev süresi dolmadan ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, her yıl en az bir kez toplanır. Toplantılarda toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler yaparak görüş ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Sektörel trendler hakkında görüş bildirmek ve Üniversite-sektör arasındaki ağın genişletilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunun gerekli gördüğü konularda Merkezin faaliyetleri ile ilgili rapor hazırlamak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Galatasaray Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesi-universite-sektor-is-birligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-gazete.jpg" type="image/jpeg" length="62789"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-tarimsal-biyoteknoloji-ve-gida-guvenligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-tarimsal-biyoteknoloji-ve-gida-guvenligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 05 Temmuz 2026 Tarihli ve 33301 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİ VE GIDA GÜVENLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına ve faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (ADÜ-TARBİYOMER): Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Proje: İlgili kamu kurumunun desteği ile Merkeze laboratuvar altyapısı sağlayan projeyi,</p>

<p>d) Proje araştırıcıları: Projede yer alan tüm araştırıcıları,</p>

<p>e) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>f) Senato: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>g) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amacı; bitkisel ve hayvansal üretimde biyoteknolojik yöntemlerin kullanılması ve geliştirilmesi ile gıda güvenliğine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetlerini gerçekleştirmektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Kamu ve özel sektörün destekleri ile yürütülen ve tarımsal üretimi esas alan biyoteknoloji, moleküler tanı, bitki doku kültürü, moleküler genetik, gıda güvenliği ve yem güvenliğine yönelik araştırmalar için modern laboratuvar altyapısı sağlamak.</p>

<p>b) Çiftlik hayvanlarının verim özelliklerine yönelik genlerin tespiti ve ıslah programlarına entegrasyonuna yönelik araştırmalar yapmak.</p>

<p>c) Bölge ve yörenin önemli bitki türlerinde genetik özelliklerin belirlenmesi, ıslahı ve seçilen üstün genotiplerin doku kültürü ile hızlı ve klonal olarak çoğaltılmasına yönelik araştırma-geliştirme (ARGE) çalışmaları yapmak.</p>

<p>ç) Bitkisel ve hayvansal üretimde ihtiyaç duyulan nitelikli tohum ve damızlık üretimine yönelik ARGE çalışmaları yanında ıslah edilmiş yeni çeşitlerin adaptasyonu konusunda çalışmalar yapmak.</p>

<p>d) Gıda güvenliği ile fonksiyonel gıda ve yem üretimine yönelik fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal analizlere dayalı ARGE çalışmaları yapmak.</p>

<p>e) Bitkisel ve hayvansal hastalık etmenlerinin moleküler tanılarının yapılması ve uygun mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi için biyoteknolojik yöntemleri ARGE faaliyetlerinde kullanmak.</p>

<p>f) Bitki, hayvan ve mikroorganizmalarda gen kaynaklarının korunmasına ve değerlendirilmesine yönelik bilimsel çalışmalar yapmak.</p>

<p>g) Çevre ile uyumlu ve sürdürülebilir yapıda üretim teknikleri ve girdileri ile ürün işleme teknolojilerini geliştirmek.</p>

<p>ğ) Ürün geliştirme, üretim, ürünlerin işlenmesi ve değerlendirilmesi ile gıda güvenliği ve sağlık başta olmak üzere farklı alanlarda biyoteknoloji ile ilgili araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak ve yapılan çalışmalara destek vermek.</p>

<p>h) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında kamu kurum ve kuruluşları ile mesleki birliklerin Merkezin imkanlarından yararlanabilmesini sağlamak, bu kurum ve kuruluşlara danışmanlık ve servis hizmetleri vermek.</p>

<p>ı) Biyoteknolojik yöntemlerin geliştirilmesine ve etkin kullanımına yönelik araştırma ve uygulama yapacak insan gücünü yetiştirmek, lisansüstü eğitim programlarındaki genç araştırıcılara laboratuvar alt yapısı sağlamak.</p>

<p>i) Bölgesel, ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile iş birliği yapmak suretiyle biyoteknoloji alanında ortak bilimsel araştırma ve geliştirme projeleri yapmak, uygulamak ve ortak çalışmalarda gerekli koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>j) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında her düzeyde araştırıcının gelişimine yönelik eğitim programları, konferanslar, kurslar, seminerler, ulusal ve uluslararası kongreler düzenlemek, gerektiğinde bu konularla ilgili sertifikalar vermek ve faaliyetlerle ilgili yayınlar yapmak.</p>

<p>k) Merkez bünyesinde yapılan araştırma ve uygulamalar konusunda kamuoyunu aydınlatmak ve bilgilendirmek amacı ile yayın faaliyetlerinde bulunmak.</p>

<p>l) Biyoteknoloji ve gıda güvenliği alanında sanayi kuruluşlarının ihtiyaç duydukları araştırmaları yapmak, onların sorunlarını çözmeye yönelik projeler yürütmek ve ürün geliştirme etkinliklerini desteklemek.</p>

<p>m) Üniversite ile ilgili sektörlerin entegrasyonuna yardımcı olmak, tarım ve gıda sektörlerine yönelik sorunların tespit ve çözümüne yönelik ARGE hizmeti vermek.</p>

<p>n) Merkezin amacını gerçekleştirmede kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>o) Merkezin kuruluş amacına ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun diğer çalışmaları yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür; Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi müdür yardımcısı olarak üç yıl süre ile Rektör tarafından görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün verdiği görevleri yapar. Süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Müdürün görevinde bulunamadığı hallerde müdür yardımcılarından biri yerine vekalet eder. Vekaletin altı aydan fazla sürmesi halinde yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek ve Yönetim Kuruluna başkanlık yapmak.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu kararlarını uygulamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>ç) Her faaliyet yılı sonunda ve istenildiğinde Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki faaliyet raporunu Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>(2) Müdür, çalışmaların düzenli bir şekilde yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden ve gerekli önlemlerin alınmasından Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, Müdürün önerisi üzerine proje araştırıcıları öncelikli olarak Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Süresi biten üye aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez salt çoğunluk ile toplanır ve kararlarını toplantıya katılanların oy çokluğu ile alır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin eğitim, öğretim, bilimsel araştırma, danışmanlık ve yayın faaliyetlerine ilişkin esasları belirlemek.</p>

<p>b) Merkezce gerçekleştirilecek eğitim, uygulama, araştırma, danışmanlık ve yayın konularındaki talepleri değerlendirip karara bağlamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleri ile ilgili geçici çalışma grupları oluşturmak ve bunların görevlerini düzenlemek.</p>

<p>d) Kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, yurt dışındaki kuruluşlar ile ortaklaşa yürütülecek çalışmaların esas ve usullerini tespit etmek.</p>

<p>e) Merkezin yönetimi ile ilgili diğer kararları almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili faaliyetleri bulunan öğretim elemanları ve istekleri dahilinde Merkezin çalışma alanlarına katkıda bulunabilecek kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri veya bu alandaki çalışmaları ile tanınan kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen en fazla yirmi beş kişiden oluşur. Projenin kapsamında yer alan tüm araştırıcılar Danışma Kurulunun doğal üyesidir.</p>

<p>(2) Süresi dolmadan görevlerinden ayrılan Danışma Kurulu üyelerinin yerine kalan süreyi doldurmak üzere aynı usulle yeni üyeler görevlendirilebilir. Süresi biten üye tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine Müdürün başkanlığında yılda en az bir defa toplanır. Danışma Kurulu, üyelerinin salt çoğunluğu ile toplanır ve toplantıya katılanların oy çokluğu ile karar alır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Özel uzmanlık gerektiren faaliyet alanlarında Merkeze katkı sağlamak ve Merkezin faaliyetleri ile ilgili olarak değerlendirmede bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin çalışma alanlarına uygun programları, talep edilen faaliyetleri değerlendirmek, önerilerde bulunmak, gerektiğinde faaliyet alanları ile ilgili alt çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>c) Çalışma alanlarına uygun ihtiyaçları tespit etmek, stratejileri belirlemek ve koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyetleri hakkında süresi, şekli, Merkezin amacına uygunluğu, insan gücü ve benzeri konularda değerlendirme ve tavsiyelerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman, makine ve demirbaşlar Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) 4/3/2011 tarihli ve 27864 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-tarimsal-biyoteknoloji-ve-gida-guvenligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="52771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİNA YIKILSA BİLE KAT MALİKLERİ, ARSA ÜZERİNDE PAYLARI ORANINDA ORTAK MÜLKİYET İLE MALİK OLMAYA DEVAM EDER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazda kat malikleri arsa payı oranında ortak mülkiyet esaslarına göre malik olacaklarından davacının hâlen dava açmakta hukuki yararının devam ettiği ve davanın konusuz kalmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.09.2025 tarihli, 2023/648 E., 2025/512 K. sayılı kararı</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/648 E., 2025/512 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/3641 E., 2022/3736 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 17.01.2022 tarihli ve<br />
2021/13839 Esas, 2022/141 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki arsa payının düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacılar vekili, davalı ... vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin İzmir ili Konak ilçesi ... Mahallesi 66 06... parsel sayılı taşınmazın 4 numaralı bağımsız bölümünün, davalıların ise 1, 2, 3, 5 No.lu bağımsız bölümlerin maliki olduklarını, müvekkillerine ait bağımsız bölümün, 1 ve 5 No.lu bağımsız bölümlerden m2 olarak daha büyük olduğunu, müvekkillerine ait bağımsız bölümün konumu itibariyle diğer bağımsız bölümlerden farklılık arzettiğini, buna karşın müvekkillerine ait bağımsız bölüm için düşük arsa payı tahsis edilmiş iken davalılara ait bağımsız bölümlere değerinden daha fazla arsa payı tahsis edildiğini, özellikle davalılardan 1 ve 5 No.lu bağımsız bölüme ait arsa payı ile müvekkillerine ait bağımsız bölümün arsa payları arasında Kanunun aradığı şartlar dikkate alındığında büyük oransızlık bulunduğunu, apartmanın riskli yapı olması nedeniyle 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkılıp, yeniden inşa edileceğini ileri sürerek bağımsız bölümlerin arsa paylarının iptali ile arsa paylarının yeniden tespit edilmesine ve tapu siciline tesciline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ... vekili ve davalı asıl ... ayrı ayrı cevap dilekçelerinde, açılan davayı kabul etmediklerini, anayapının 1967 yılında yapıldığını, yapı kullanma izin belgelerinin 1968 tarihli olduğunu, kat mülkiyetinin 51 yıl önce kurulduğunu, yarım asırdır hiçbir kat maliki tarafından arsa payının düzeltilmesi davası açılmadığını, müvekkilinin dairesinin ve diğer dairelerin cinsinin mesken niteliğinde olduğunu, müvekkiline ait dairenin bulunduğu beşinci katın, diğer dairelerden daha iyi körfez manzarasına sahip olduğunu, taşınmazda kat irtifakının 1968 yılında kurulduğunu, bilirkişilerce 50 yıl önceki fiili durumun da net olarak tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 11.10.2018 tarihli ve 2018/132 Esas, 2018/1377 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın 2 72... alanlı arsada tesis edilmiş kat irtifakına göre 5 katlı 5 daireli olarak 1972 yılında inşa edildiği, binanın tamamının 10 arsa payı olarak 5 eşit parçaya bölünmek suretiyle her bir daireye 2/10'ar eşit arsa payı verildiği, bina ilk yapıldığı ve kat irtifakı kurulduğu tarihte dairelerin alanları, konumları, değerleri, mimari özellikleri, ulaşım ve taşıma imkânları, ısı, ışık, güneş, rüzgar, cephe durumları dikkate alınmadan sadece sayı hesabına göre bir paylaşım yapıldığının anlaşıldığı, zemin kat dairenin ortak olan arka bahçeyi kullanması, arkada istinat duvarına bakıyor olması ve daire alanı teras dairenin ön arka terasları kullanıyor olması, üzerinde kiremit çatı olmaması, iklim koşullarından daha çok etkilenmesi, daire alanı ve 5 kat merdivenle ulaşımı 4 No.lu bağımsız bölüm üzerinde teras alanları olmasından iklim açısından olumsuz etkilenmesi gibi faktörler dikkate alınmak suretiyle davanın kabulüne, 66 06... parsel sayılı taşınmazda; 1 numaralı bağımsız bölüm maliki ...'nin 2/10 arsa payının 9/44 olarak düzeltilmesine, 1. kat 2 numaralı bağımsız bölümü maliki ...'ın 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, 2. kat 3 numaralı bağımsız bölümü maliki ...'un 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, 3. kat 4 numaralı bağımsız bölümü malikleri ... ve ...'nun 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, çatı 5. kat maliki ...'ın 2/10 olan arsa payının 5/44 olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...'tan 1 No.lu bağımsız bölümü 15.10.2018 tarihinde devralan ... ve ...'dan 5 nolu bağımsız bölümü aynı tarihte devralan ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 12.07.2021 tarihli ve 2019/912 Esas, 2021/1677 Karar sayılı kararıyla; 66 06... parsel sayılı ana taşınmazdaki binanın 21.08.2020 tarihinde yıkıldığı, Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 47/1. maddesi gereğince anayapının tümü harap olmuşsa, ana gayrimenkul üzerindeki kat mülkiyetinin kendiliğinden sona ereceği, ana taşınmazdaki binanın yıkılması nedeniyle davanın konusuz kaldığı, davacıların dava açmakta haklı olmaları nedeniyle yargılama gideri, harç ve vekâlet ücretinden davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle bir kısım davalıların istinaf kanun yolu başvurusu üzerine HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekili ile davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
''...Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde dava tarihi itibariyle kat irtifakı kurulu ana taşınmazda arsa paylarının iptali istemi ile dava açılmış olduğu ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildikten sonra istinaf incelemesi aşamasında dava konusu ana taşınmazın yıkıldığı bunun üzerine ilgili bölge adliye mahkemesinin yerel mahkeme hükmünü kaldırarak davanın konusuz kaldığından bahisle hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar ilgili Bölge Adliye Mahkemesince davanın konusuz kaldığından bahisle hakkında yer olmadığına hükmedilmiş ise de dava konusu ana taşınmaz yıkılmış ancak taraf iradeleri ile yeniden arsa payları belirlenmek sureti ile kat irtifakı ya da kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Dolayısı ile bu durumda halen davacının dava açmakta hukuki yararı bulunduğu kabul edilerek, arsa paylarının belirlenmesinde esas alınacak olan bağımsız bölümlerin kat irtifakı kurulduğu tarih itibari ile değerlerini olumlu veya olumsuz etkileyen tüm unsurların incelenip irdelenmesi için bilirkişi kurulundan yeniden ek rapor alınması, arsa paylarının düzenlenmesini gerektirecek bir hususun olup olmadığının araştırılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme yazılı olduğu şekilde karar verilmemesi bu nedenle doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 47/1. maddesine göre anayapının tümü harap olduğundan kat mülkiyetinin kendiliğinden sona erdiği, buna ilişkin sicilin düzeltilmesinin idari bir işlem olduğu, 6306 sayılı Kanuna göre yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda, paydaşların yeniden bina yapmaya karar vermeleri hâlinde yeni yapılacak binanın nasıl yapılacağı, kat irtifakının nasıl düzenleneceği, arsa paydaşlarının kendi aralarında ve binayı yapacak yüklenici ile anlaşmalarına bağlı olduğu, aksine kabulün afet riski altındaki alanların dönüşüm sürecini de uzatacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı ... vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar ... ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; istinaf mahkemesi kararının yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davalıların kötüniyetli olduklarını, gerek ilk derece gerekse istinaf mahkemesinden tedbiren yıkımın durdurulmasını talep ettiklerini ancak taleplerinin kabul görmediğini, davalıların amacının tamamen sebepsiz zenginleşmeye ve haksız çıkar elde etmeye yönelik olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davalı müvekkil dışındaki davalıların çabaları ile dosya istinaf aşamasındayken binanın yıkıldığını, yeniden kat mülkiyeti kurulmadığını, davanın konusuz kalmadığını, istinaf mahkemesinin dosyadaki belgelere, delillere, bilirkişi raporuna göre inceleme yaparak karar vermesi gerektiğini, arsa payının düzeltilmesi davasının anayapının kat irtifakı veya kat mülkiyeti statüsünü koruduğu süre içinde açılabildiğini, işbu davanın da süresinde açıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>3. Davalılar ... ve ... vekili katılma yolu ile temyiz dilekçesinde; mahkemenin gerekçeli karar içeriğinde davacıların dava açmakta haklı olduklarına ilişkin tespitlerin bulunması ve müvekkillerinin yargılama gideri ve vekâlet ücretine mahkum edilmesi nedeniyle katılma yolu ile temyiz yoluna başvurduklarını, davacıların iyiniyetli olmadıklarını, bilirkişi raporunda müvekkillerine ait çatı katı 5 No.lu bağımsız bölüm ile zemin 1 No.lu bağımsız bölümün özelliklerinin dikkate alınmadığını, bilirkişi raporunda ekenomik değerden bahsedilmediğini, taşınmazların 1968 tarihi itibariyle imar durumlarının sorulmadığını, yönetim planının celp edilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; anataşınmazdaki bağımsız bölümlerin arsa paylarının değerleri ile orantılı olarak düzeltilmesi ve tapuya tescil edilmesi istemine ilişkin eldeki davada, istinaf incelemesi aşamasında dava konusu ana taşınmazdaki binanın yıkıldığı anlaşılmakla davanın konusuz kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 3, 33... . maddeleri</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili mevzuat hükümlerinin açıklanması gerekmektedir.</p>

<p>2. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 3. maddesinde, “Kat mülkiyeti, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyettir.<br />
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/1 md.) Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan anagayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez. 44 üncü madde hükmü saklıdır.</p>

<p>(Değişik üçüncü fıkra: 23/6/2009-5912/1 md.) Kat irtifakı arsa payına bağlı bir irtifak çeşidi olup, yapının tamamı için düzenlenecek yapı kullanma izin belgesine dayalı olarak, bu Kanunda gösterilen şartlar uyarınca kat mülkiyetine resen çevrilir. Bu işlem, arsa malikinin veya kat irtifakına sahip ortak maliklerden birinin istemi ile dahi gerçekleştirilebilir” hükmü yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Anılan maddede kat mülkiyeti veya kat irtifakının, bu mülkiyete konu olan anayapının bağımsız bölümlerinden her birine kat irtifakının kurulduğu tarihteki, doğrudan doğruya kat mülkiyetine geçilme hâlinde ise, bu tarihteki değeri ile oranlı olarak tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulacağı, arsa paylarının bağımsız bölümlerin değeri ile oranlı olarak tahsis edilmediği hâllerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibinin arsa payının düzenlenmesi için mahkemeye başvurabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Kat mülkiyeti düzeninde arsa payının belirlenmesi gerçekten önemlidir; çünkü kat maliklerince aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderleri dışında kalan tüm yönetim giderlerine katılmada arsa payı esas tutulur (md. 20). Yöneticinin atanmasında (md.34), anataşınmazın ortak yerlerinde faydalı yenilik ve eklemeler yapılmasında ve merkezi ısınmanın doğalgazlı bireysel ısınmaya dönüştürülmesinde arsa payı çoğunluğu aranmaktadır (md. 42). Anayapının kamulaştırılması durumunda bağımsız bölümlere ilişkin kamulaştırma parasının belirlenmesinde arsa payı göz önünde tutulur (md. 40). Kat malikleri anataşınmazın bütün ortak yerlerine arsa payları oranında -ortak mülkiyet hükümlerine göre- maliktirler ve kullanma hakkına sahiptirler (md. 16). Arsa payı kat mülkiyetinden ve kat irtifakından ayrı olarak devredilemez; kat mülkiyetinin ya da kat irtifakının başkasına geçmesi, ancak ona bağlı arsa payı ile birlikte mümkündür (md. 5/1). ( Mahir Ersin, Germeç: Kat Mülkiyeti Hukuku, Ankara 2020, s.81).</p>

<p>5. Dosyada mevcut Konak Tapu Müdürlüğünün cevabi yazısında İzmir ili Konak ilçesi ... Mahallesi 66 06... parsel sayılı anataşınmazda 5 katlı ve 5 bağımsız bölümün tapu kayıtları gönderilmiş olup, ilgili taşınmazın yönetim planına rastlanılmadığı bildirilmiştir. Dava konusu taşınmazda 20.12.2017 tarihinde tapu kaydına riskli yapı şerhi konulmuştur.</p>

<p>6. Davacılar vekili, kat irtifakı kurulu (dava tarihi itibariyle) anataşınmazda müvekkillerine ait bağımsız bölümün arsa payı ile diğer bağımsız bölümlerin arsa payları arasında Kanunun aradığı şartlar dikkate alındığında büyük oransızlık bulunduğunu ileri sürerek arsa paylarının düzeltilmek suretiyle tapu siciline tesciline karar verilmesini talep etmiş, mahallinde yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi kurulu raporunda bağımsız bölümlerden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile orantılı olarak arsa payı tahsis edilmediği belirtilmiş, bunun üzerine ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Ardından istinaf incelemesi aşamasında dava konusu anataşınmazın 21.08.2020 tarihinde yıkıldığı anlaşılmakla bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>7. Bu noktada arsa paylarının yeniden düzenlenmesine ilişkin açılan davanın yargılaması sırasında yapının yıkılması hâlinde davanın konusuz kalıp kalmadığı hususu üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>8. Bazı hâllerde dava devam ederken dava konusu alacağın ödenmesi, menkul malın davacıya teslim edilmesi, taşınmazın tahliye edilmesi gibi bir nedenle dava konusuz kalabilir. Bu hâlde mahkeme esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verir. Ancak dava sırasında meydana gelen bir olay nedeniyle davanın konusuz kalmış sayılabilmesi için, artık her iki tarafın da davanın esası hakkında karar verilmesinde hiç bir hukuki yararının kalmamış olması gerekir. Sonradan doğan bir olay nedeniyle davanın konusuz kalmış gözükmesine rağmen, tarafların davanın esası hakkında karar verilmesindeki hukuki yararları devam ediyorsa, dava konusuz kalmaz; davaya devam edilerek, esas hakkında bir karar verilmesi gerekir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III, İstanbul 2001, s.3015-3021).</p>

<p>9. Yukarıda yapılan anlatımlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, yargılama sırasında dava konusu ana taşınmaz yıkılmış ancak taraf iradeleri ile yeniden arsa payları belirlenmek sureti ile kat irtifakı ya da kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Kaldı ki üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazda kat malikleri arsa payı oranında ortak mülkiyet esaslarına göre malik olacaklarından davacının hâlen dava açmakta hukuki yararının devam ettiği ve davanın konusuz kalmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>10. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; anayapının yıkılması nedeniyle kat irtifakının kendiliğinden sona erdiği, buna ilişkin işlemlerin 6306 sayılı Kanuna göre yapılması gerektiği, aksine kabulün afet riski altındaki alanların dönüşüm sürecini de uzatacağı, bu nedenle bölge adliye mahkemesi direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>11. Hâl böyle olunca bölge adliye mahkemesince arsa paylarının belirlenmesinde esas alınacak olan bağımsız bölümlerin kat irtifakı kurulduğu tarih itibari ile değerlerini olumlu veya olumsuz etkileyen tüm unsurların incelenip irdelenmesi için bilirkişi kurulundan yeniden ek rapor alınması, arsa paylarının düzenlenmesini gerektirecek bir hususun olup olmadığının araştırılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>12. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacılar vekili ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre davalılar ... ve ... vekilinin katılma yolu ile temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. Maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>10.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 18:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="35882"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul'da 8 Ağır Ceza Mahkemesi'nin faaliyeti durduruldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Adliyesi’ndeki yeniden yapılanma kararı uygulamaya alındı. Faaliyetleri durdurulan 8 Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları, belirlenen diğer ağır ceza mahkemelerine devredildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) kararı doğrultusunda 3 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla İstanbul Adliyesi’nde 8 ayrı Ağır Ceza Mahkemesi’nin faaliyeti durduruldu.</p>

<p><strong>DOSYALAR YENİ MAHKEMELERE AKTARILDI</strong></p>

<p>Faaliyeti durdurulan mahkemelerde bulunan tüm derdest dosyalar, HSK’nın belirlediği ağır ceza mahkemelerine devredildi.</p>

<p><strong>İŞTE KAPATILAN MAHKEMELER VE DOSYALARIN DEVRİ</strong></p>

<p>İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 38. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 31. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları ise İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’ne devredildi.</p>

<p><strong>YENİDEN YAPILANMA TAMAMLANDI</strong></p>

<p>HSK’nın İstanbul Adliyesi’nde yürüttüğü yeniden yapılanmayla ağır ceza mahkemelerinin iş yükünün dengelenmesi ve yargı hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi hedefleniyor.</p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-ticaret-mahkemelerinde-yeni-donem" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; İstanbul Ticaret Mahkemelerinde yeni dönem!</span></a></strong></h3>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-1-1.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-2.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-3.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-4.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-5.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-6.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-7.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-8.jpg" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/durusma-mahkeme77.jpg" type="image/jpeg" length="48618"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/582 E., 2025/574 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.12.2025 tarihli, 2022/582 E., 2025/574 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/582 E., 2025/574 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 924-2046</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 87/2-b-son cümlesi, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.06.2017 tarihli ve 102-841 sayılı hükmün, katılan vekili ile sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince duruşmalı yapılan inceleme sonucu 22.02.2019 tarih ve 1712-696 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına ve sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1-3-e, 87/2-b, 266, 29, 53... . maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye, bu kararın da sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.05.2021 tarih ve 2489-8109 sayı ile "...Yargıtay CGK’nun 10.06.1985 tarihli, 42/160 sayılı kararındaki 'maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur' şeklindeki açıklamaya ve sanığın görevi gereği elinde bulundurduğu tabancasının kabzası ile katılanı yaralamış olmasına göre; 5237 sayılı TCK’nin 266. maddesinin uygulanma şartının gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde anılan madde gereğince cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya direnen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 01.10.2021 tarih ve 924-2046 sayı ile "...TCK'nın 266. maddesinin kamu görevi gereği elde bulundurulan araç ve gerecin suçun işlenmesinde kullanılması halinde uygulanacak olması, kullanma biçiminin önemsiz olması, uygulama için söz konusu tabancanın ateşlenmesi (ya da tehdit kastı ile tevdi edilmesi) gibi bir zorunluluğun aranmayacağı; yanı sıra da Ceza Genel Kurulu'nun 'Maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre (765 sayılı) TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur.' şeklindeki 10.06.1985 tarih ve 1985/42 Esas, 1985/160 karar sayılı kararının 765 sayılı TCK dönemine ilişkin bulunduğu,</p>

<p>Bu dönemde, suçun işlenmesinde kullanılan söz konusu araç ve gereç nedeniyle arttırım yapılabilmesi için 'kolaylık sağlama' ve 'normal fonksiyonunda kullanılma' unsurlarının aranmasında bir zorunluluk olduğu, bunun da 765 sayılı TCK'nın 457. maddesi metnindeki 'gizli veya aşikar bir silah' ibaresinin getirdiği, zira 765 sayılı TCK uygulamasında silah tabirinden, silah ve silah fonksiyonunda kullanılmak kaydı ile balta, tırpan, bıçak, bıçkı..araç krikosu(tafsilatı Açıklamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, 3. Cilt, syf.3943) gibi araçların anlaşıldığı, buna karşın normal fonksiyonunda kullanılmayan araçların silah olarak kabul edilmediği, örneğin silah kabzasının silahtan sayılmadığı,</p>

<p>Dolayısıyla, 765 sayılı TCK uygulamasına uygun bulunan söz konusu Ceza Genel Kurulu kararının (10.06.1985 tarih ve 1985/42 Esas, 1985/160) daha farklı ve özgün bir ceza sistemini getirmiş bulunan 765 sayılı TCK uygulamasında geçerliliğini yitirdiği, zira 5237 sayılı TCK'nın 6/1-f maddesine tanımını bulan silah tabirinin artık normal fonksiyonunda kullanılmasa bile silah kabzasını da kapsadığı,</p>

<p>Böylece yukarıda bildirilen Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairesi kararlarının geçerliliklerini yitirdikleri, 5237 sayılı TCK'nun 266 maddesinin uygulanmasında nazar-ı itibara alınamayacakları..." şeklindeki gerekçeyle sanığın bozma öncesi hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.10.2022 tarihli ve 130891 sayılı "sanık müdafiinin temyiz itirazlarının kabulü ile dosyanın Ceza Genel Kuruluna tevdii" istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.11.2022 tarih ve 9853-9374 sayı ile direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince inceleme dışı katılan katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama ve hakaret suçları ile katılan ...'ya yönelik hakaret suçundan kurulan adli para cezasına dair mahkûmiyet hükümleri miktar itibarıyla kesin olup Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun reddine; katılan ...'ya ve inceleme dışı katılan ...'ye yönelik zincirleme tehdit suçundan kurulan beraat hükmü ise Özel Dairece temyiz isteminin esastan reddine, karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık hakkında katılan ...'ya yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan hükümde TCK’nın 266. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının, bulunduğu sonucuna ulaşılması hâlinde söz konusu hükmün TCK’nın 86/3-e maddesinde düzenlenen nitelikli hâl ile birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasında sanığa isnat edilen eylemin oluşu ve kabulü yönünden uyuşmazlık bulunmayan somut olayda;<br />
Sanık ... ve katılan ...’nın komşu oldukları, polis memuru olan sanığın apartmanın yöneticisi olduğu ve çatı katında kanarya beslediği, katılanın oğlu inceleme dışı katılan ...’nin ise aynı apartmanın bodrum katında güvercin beslediği, suç tarihinden yaklaşık on gün önce, sanıkla inceleme dışı katılan ... arasında kuş pisliği ve apartman temizliği hususunda geçen tartışmadan hemen sonra işten evine gelen katılan ...’nın balkondan aşağı bakan sanık ...’e doğru "İn lan aşağı, senin ananı avradını si...m, polis kanı içeceğim!" şeklinde hakaret ve tehdit içeren ifadeler sarf ettiğinin tanık beyanıyla doğrulandığı, suç tarihi olan 03.08.2015 tarihinde saat 07.45 civarında katılan ...'nın işe gitmek üzereyken apartmanın önüne bırakılan bayat ekmek kırıntılarını almak için eğildiği anda gece nöbetinden dönen sanığı gördüğü ve önceki tartışma nedeniyle aralarında başlayan kavga sırasında, sanığın kendisine ait olduğunu beyan ettiği belindeki beylik tabancasını çıkartıp kabzasıyla önce katılanın kafasına sonra da gözüne vurduğu ve katılanın yere yığıldığı, yere düşen şarjörün mahalle bakkalınca yerden alınarak sanığa verildiği, bu sırada dışarıdan gelen gürültüyü duyan katılanın oğlu ...’nin de müdahale etmek için apartmanın önüne inmesi üzerine sanığın, inceleme dışı katılan ...'ye de aynı şekilde önce ana avrat küfredip sonra elindeki tabancanın kabzasıyla vurduğu, kavganın çevredekilerin müdahalesiyle aralandığı, yaralıların olay yerine gelen ambulansla hastaneye götürüldüğü, dosyada mevcut raporlara göre katılan ...’nın burun altı ve burun boşluğunda kemik kırığı oluşturacak, yaşam fonksiyonlarını 3. (orta) derece etkileyecek, sağ gözünün fonksiyonunu yitirmesine (görme kaybına) neden olacak şekilde, inceleme dışı katılan ...’nin ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif yaralandığı, olay sonrası sanığın kullandığı tabancasını kolluğa teslim ettiği,</p>

<p>Sanığın aşamalarda; nöbet çıkışı evine gireceği sırada katılanlar ... ve ... ile apartmanın girişinde karşılaştıklarını, sessiz bir şekilde yanlarından geçerken silahına sarıldıklarını ve çekip kaçmaya başladıklarını, sonra akrabası olan kuaför tanık ... ile birlikte tepesine üşüştüklerini, ancak silahla ateş etmesini önlemek için öncesinde şarjörü çıkartmış olduğunu, sonradan olay yerine gelen kişilerin katılanı linç etmeye kalkıştığını, aynı şahısların kendisine iki hafta öncesinde de kendisine hakaret ve tehdit ettiklerini, tabancasıyla kimseye vurmadığını, katılan ...’nın lakabının zaten kör ... olduğunu, olayla gözünü kaybetmesi arasında bir illiyet bağı olmadığını, çevredekilerin katılana ayırmak isterken vurmuş olabileceğini savunduğu,<br />
Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna Dair Açıklamalar<br />
765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun 281. Maddesi şöyledir;<br />
"Bir kimse cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait kuvvet ve vasıtaları kullandığı takdirde eğer kanun esasen memuriyet sıfatını nazarı itibara almamış ise irtikâp olunan cürüm için tâyin olunacak ceza altıda birden üçte bire kadar tezyit olunur."</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma başlıklı 266. maddesi ise şöyledir;<br />
"(1) Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.",</p>

<p>765 sayılı (mülga) Kanun'un 281. maddesinde; cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait kuvvet ve vasıtaları kullanan memurun, işlediği suça karşılık gelen hükümde failin memuriyet sıfatı ayrıca dikkate alınmamış olmak şartıyla, verilmesi gereken cezanın altıda birden üçte bire kadar artırılacağı öngörülmüştür. Bu maddeye karşılık olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinde ise; görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesinde kullanan kamu görevlisi hakkında, işlenen suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış olmak şartıyla, verilecek cezanın üçte biri oranında artırılacağı öngörülmüştür. 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinde artırım yapılmasına engel (istisna) oluşturacağı belirtilen suçların TCK'nın Özel Hükümler kitabında yer alan suç başlıkları altında ayrı ayrı "kamu görevlisinin" veya "kamu görevlisi hakkında" şeklindeki ibarelerle düzenlenen ve failin bizzat kamu görevlisi sıfatını unsur veya artırım sebebi olarak belirleyen (özgü) suçlar (Örn: TCK'nın 94/1, 120, 137, 204-206, 250-261. vs. maddeleri) olduğuna da dikkat edilmelidir.<br />
765 sayılı (mülga) Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde, suçun işlenmesinde memuriyete ait araç ve gereçlerin (vasıtanın) kullanılmasına dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (YCGK) 30.01.1984 tarihli ve 366-42 sayılı kararında;</p>

<p>"Polis memuru olan sanığın, izinli ve sivil vaziyette gittiği birahanede, mağdur ile arkadaşları arasında çıkan kavgaya katılarak taşıdığı tabancayı çekip dipçik kısmıyla katılanın sağ gözüne vurarak uzuv tatiline neden olması karşısında; temel cezanın TCK’nın 281. maddesine göre artırılmasına imkân bulunmadığına, öte yandan izinli ve sivil giyimli sanığın suçta kullandığı tabancanın görevi dolayısıyla verilmiş tabanca olup olmadığının araştırılmadan hüküm kurulmasının da usul ve yasaya aykırı olduğu",</p>

<p>Yine aynı hususta YCGK’nın 10.06.1985 tarihli ve 42-360 sayılı emsal kararında;<br />
"Sanık polis memurunun izinli ve sivil vaziyette karısına direksiyon dersi verdiği sırada, karısına laf atan mağdurun arkadaşlarına söylediği cümleleri işiterek tutuştuğu kavga sırasında görevi nedeniyle kendisine verilen tabancayı çekerek kabza kısmıyla mağdurun sol gözüne vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiği olayda, temel cezanın TCK’nın 281. maddesiyle artırılmasına olanak olmadığı, tabancanın kabza kısmının elle tutularak bir sopa gibi kullanılmasının da bu görüşü değiştirmeyeceği, maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabirinin, 'silahı boşaltarak' veya 'tevcih ederek' işlenmesi hâlini amaçladığı",</p>

<p>Şeklindeki gerekçelerle; 765 sayılı (mülga) Kanun'un 281. maddesindeki memurun görevi dışında haiz olduğu memuriyete ait "vasıtayı kullanması" tabiriyle, "silahı ateşleyerek boşaltmak" veya "tevcih ederek" suretiyle "niteliğine uygun biçimde" kullanılmasının kastedildiği; görevi gereği kendisine verilen tabancanın niteliğinin dışında (Örneğin; polis memurunun tabancasını, görevi dışında olmak kaydıyla olay anında yerden bulabileceği bir taş veya sopa gibi yaralayıcı bereleyici herhangi bir alet şeklinde) kullanması hâlinde ise bu artırım maddesinin uygulanmayacağı istikrarlı biçimde benimsenmiştir.</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinin gerekçesinde; “Madde metninde, kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanması, ilgili suç açısından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Ancak, bunun için, kanunda kamu görevlisi sıfatının ilgili suçun bir unsuru olarak öngörülmemiş olması gerekir.” açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Kanun vazıı, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu görevlilerine verilen araç ve gereçlerin suç işlenmesinde kullanılmasını cezada artırım sebebi olarak düzenlerken, bir yandan suç işlemede sağladığı kolaylığın önüne geçilmesini diğer yandan da kamu idaresinin toplum önündeki itibarının korunmasını amaçladığı gözetilmelidir.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinin, 765 sayılı (mülga) TCK'nın 281. maddesine nazaran, görev sırasında veya görev dışında işlenen suçlar ayrımı yapılmaksızın daha geniş bir uygulama alanı bulduğu, ancak 765 sayılı Kanun'daki kuvvet ve vasıta tabiri yerine; sadece "vasıta" kavramına karşılık gelen "araç ve gereç" tabirinin tercih edildiği görülmektedir. Bu yönüyle doktrinde norm kapsamının daraltıldığı savunulmaktadır. (Gökcan-Artuç, Adalet Yayınevi, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Ankara, 2021, VI.Cilt, s.8875-8876).</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 266. maddesi lafzında yer alan görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereci bir suçun icrası sırasında kullanma deyimiyle 765 sayılı (mülga) TCK'nın 281. maddesiyle aynı şekilde yer alan cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait vasıtayı kullanma deyimi arasında kuvvet tabiri dışında hiçbir değişiklik olmadığı, dolayısıyla 765 sayılı Kanun döneminde vaz olunan içtihatta aranan "niteliğine uygun şekilde kullanma" şartının 5237 sayılı TCK döneminde uygulanmaması veya dönülmesi için haklı ve güçlü bir gerekçe bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Şu hâle göre; TCK'nın 266. maddesinde yer alan "kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri kullanması" tabirinden, sahip olunan araç ve gerecin suçun işlenmesinde faile suçun işlenmesi sırasında bir kolaylık sağlamasının ve aracın (normal fonksiyonunda) niteliğine uygun biçimde kullanılmasının anlaşılması gerekir.</p>

<p>Ulaşılan bu sonuç karşısında; söz konusu hükmün TCK’nın 86/3-e maddesinde düzenlenen nitelikli hâl ile birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığı sorunu tartışılmamıştır.</p>

<p>2. Uyuşmazlık Konusuna Dair Hukuki Nitelendirme<br />
Polis memuru olan sanığın gece nöbetinden dönüp sabah saatlerinde evine gireceği sırada, apartmanın kapısında gördüğü ve öncesinde aralarında husumet olan katılan komşusunu, aralarında geçen tartışma sonucu beylik tabancasını çekip şarjörünü çıkartarak kabzasını sağ gözüne vurmak suretiyle görme kaybına sebebiyet verecek şekilde ağır yaraladığı olayda, silahın kullanım amacı ve fonksiyonu kapsamında ateşlenerek kullanılmaması ve kullanım şekli itibarıyla da sanığa yaralayıcı, bereleyici herhangi bir nesneden daha ziyade üstünlük/kolaylık sağlamaması nedeniyle TCK’nın 266. maddesinin uygulanma şartlarının bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında TCK’nın 266. maddesinin uygulama şartları bulunmamasına rağmen, cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayini isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 01.10.2021 tarihli ve 924-2046 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, TCK’nın 266. maddesinin uygulama şartları bulunmamasına rağmen sanığın cezasından artırım yapılarak fazla ceza tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2025 tarihli müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="69592"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/428 E., 2025/604 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.12.2025 tarihli, 2023/428 E., 2025/604 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/428 E., 2025/604 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1250-1536</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2018 tarihli ve 44-431 sayılı hükümlerin sanık müdafii, katılan vekili, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 13.07.2021 tarih ve 715-1161 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükümlerinin kaldırılmasına, sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2, 53... . maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu kararın da sanık müdafii, katılan vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.05.2022 tarih ve 25752-5052 sayı ile; "...Olayın intikal şekli, katılanın aşamalardaki çelişkili ifadeleri, taraflar arasında dosyaya yansıyan husumet, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın olay günü reşit katılana yönelik eylemlerinin rıza dışı gerçekleştiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek atılı suçlardan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 28.09.2022 tarih ve 1250-1536 sayı ile; "...sanığın katılan mağduru aracı ile ormanlık alana götürüp burada rızası dışında organ sokmak suretiyle cinsel saldırı eylemini gerçekleştirirken katılan mağdurun bağırıp çevreden yardım istemesi nedeniyle, katılan mağdurun bu seslerini duyan kimliği belirsiz kişi veya kişilerin durumu kolluğa bildirmesi üzerine, sanık ve katılanın bulunduğu aracın olayın akabinde önünün kesilerek durdurulduğu ve katılanın jandarmaya şifai ilk ifadesinde sanığın kendisine yönelik zorla cinsel saldırıda bulunduğunu beyan ettiği, katılan mağdurun sanıktan o an için kurtulmak amacıyla jandarmaya verdiği resmi ilk ifadesinde sanıktan şikayetçi olmamasının eylemin gerçekleşmediği şeklinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, hal ve şartlara göre katılan mağdurun yaklaşık on gün sonra şikayetçi olmaya karar vermesinin benzer yargılamalarda sıkça görüldüğü üzere, mağdurun olay nedeniyle yaşadığı korku ve travma nedeniyle makul ve beklenen bir davranış olduğu, bu hususun sanık lehine değerlendirilmesinin mümkün olmadığı... katılanın yukarıda bahsedilen işlenen suçun hemen akabininde ki jandarmaya verdiği resmi ifadesi dışında hiçbir aşamada farklı ve çelişkili beyanda bulunmadığı, tüm aşamalardaki beyanlarının özü itibariyle benzer olup herhangi bir çelişki içermediği, yine taraflar arasında suç tarihine kadar dosyaya yansıyan somut bir husumet bulunmadığı, katılan mağdurun uzunca bir süredir sanıkla yaşadığı gayriresmi ilişkiyi sonlandırmak istediği, sanığın da olay günü katılanı işyerinden alıp yemeğe götürdüğü, akabinde davaya konu suçun işlenmiş olduğu, katılan mağdurun sanığa iftira atmasını ve gerçekleşen olayı farklı şekilde abartarak anlatmasını gerektiren herhangi bir olgu veya olayın dosyaya yansımadığı...olayın hemen akabindeki jandarma görevlilerinin beyanlarının sanık lehine olmadığı, katılan mağdurun beyanlarını doğrular ve destekler nitelikte olduğu, yine sanık savunmalarının bir çok benzer dosyada görüldüğü üzere suçtan kurtulmaya dönük savunma niteliğinde olduğu...'' gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı, katılan Bakanlık vekili ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2023 tarihli ve 144623 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 20.06.2023 tarih ve 502-4425 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>17.08.2017 günü İzmir Jandarma İhbar Hattını arayan bir kişinin ... İlçesi, Çiçekli Mahallesi, Kent Ormanı, Palamut Mevkiinde beyaz renkli lüks bir araç içinde bir bayanın erkek bir şahısla tartıştığı, bayanın zorla alıkonulduğu düşüncesiyle ihbarda bulunduğu,</p>

<p>İhbarın hemen sonrasında harekete geçen jandarma ekibinin bölgede bahsi geçen araçla karşılaştığı, araçta ve ağlamaklı olduğu görülen katılan mağdure ...'ın ilk andaki sözlü beyanında sanığın kendisini alıkoyarak tecavüz ettiğini, bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini beyan ederek şikâyetçi olmadığını söylediği, Cumhuriyet savcısına konuyla ilgili bilgi veren jandarma görevlilerinin mağdurenin adli raporunu almadan onu evine bıraktığı,</p>

<p>Katılan mağdurenin 28.08.2017 tarihinde İzmir Foça Devlet Hastanesine başvurarak tecavüze uğradığını beyan ettiği ve darp cebir raporu aldığı, aradan geçen zaman nedeniyle genital muayene istemeyen mağdurenin raporunda "sol meme dış kadranda 2 cm çaplı mor renkli ekimoz, sağ kol arkasında 4 cm çaplı mor renkli ekimoz, sol bacak arkasında 3 cm çaplı mor renkli ekimoz'' bulunduğunun tespit edildiği, raporda ayrıca ''Arkadaşım tarafından darp edildim. (17 Ağustos'da) (...'te oldu)'' ifadelerinin yazılı olduğu,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Katılan mağdure ... kollukta 17.08.2017 tarihli ilk beyanında; eski erkek arkadaşı olan sanıkla buluşup akşam yemeği yediklerini, daha sonra aralarında tartışma çıktığını, araçtan inmek istediğini, araçla geldikleri ormanlık alanda sanıkla rızasıyla birlikte olduğunu, jandarma ekiplerinin kendisini durdurduğunu, sanığın kendisini zorla alıkoymadığını, tecavüz etmediğini,</p>

<p>30.08.2017 tarihli ikinci beyanında ise; eski erkek arkadaşı olan sanığın aracına kendisini eve götüreceğini söylediği için bindiğini, daha sonra ''yemek yiyelim'' dediğini, yemekte kendisini rahatsız etmemesini istediğini, rahatsız etmeyeceğini söylediğini, dönüş yolunda orman yoluna doğru devam ettiğini, ''beni nereye götürüyorsun, beni eve götür'' dediğini, kendisine bağırmaya başladığını, kendisinin de ''imdat, kurtarın'' diye bağırmaya başladığını, düz bir alana geldiklerini, kendisine ''soyun'' dediğini ve darbettiğini, kendisini eğerek ellerini arkadan kenetlediğini, rızası dışında organ sokmak suretiyle kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu, etrafta insan olmadığını, işini bitirdikten sonra toparlanmasını istediğini, jandarma arabasını görünce ağlamaya başladığını, jandarma ''neden ağlıyorsun?'' diye sorunca olayı anlattığını, daha sonra ''bu pislik peşini bırakacaksa şikâyetçi olmayacağını'' söylediğini, işine gelip gitmeye devam ettiğini, bir kişinin iş yerini arayarak sesini dinlediğini fark ettiğini, 28.08.2017 tarihinde adli rapor almak için Foça Devlet Hastanesine gittiğini, genital muayene olmadığını, sanıktan şikâyetçi ve davacı olduğunu,</p>

<p>Mahkemede; beş altı yıllık bir ilişkileri olduğunu, şiddet gördüğü için ayrılmak istediğini, sanığın ise ''benden ayrılamazsın, eskort olduğunu söylerim'' dediğini, internette fotoğraflarını yayınladığını, son kez görüşme teklifini kabul ettiğini, hapisteyken bile kendisinin ve ailesinin canına kast edeceğini düşündüğü için şikâyetçi olmadığını, araçtan inip kaçmaya çalışınca kendisini tokatladığını, sağ kolunu arkaya kıvırıp sol eliyle pantolonu ve iç çamaşırını çıkararak tecavüz ettiğini, ayrılmak isteyince çevreye eskort olduğunu yaydığını, sanıktan kurtulmak istediğini ve çözüm aradığını, olaydan sonra vücudundaki morlukları gören ailesinin desteğiyle şikâyetçi olmaya karar verdiğini, hiçbir zaman sanıktan hamile kalmadığını ve kürtaj yaptırmadığını,</p>

<p>Tanık ...mahkemede; olay günü jandarma devriyesinde görevli olduğunu, lüks bir aracın içinde bir bayan ve erkeğin tartıştığına ve bayanın alıkonulmuş olabileceğine ilişkin bir ihbar üzerine belirtilen yerde aracı gördüklerini ve durdurduklarını, ağlamaklı olan mağdurenin şahsın kendisini zorla araca bindirip ormanlık alanda rızası dışında cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, jandarma aracının yanına aldıkları mağdurenin burada sakinleşmesi sonrasında ise aracın içinde tartıştıklarını ve inmek istediğini, şahsın aracı ormanlık alana sürdüğünü, burada rızasıyla ilişkiye girdiğini söylediğini, ''söyleyin peşimi bıraksın'' dediğini, kendisine zorla tecavüz edildiğini söylediği hatırlatılınca ''lütfen beni eve bırakın, kimseden şikâyetçi değilim'' dediğini, nöbetçi savcının emri doğrultusunda şüpheli ve mağdurenin yazılı beyanlarında çelişki olmayınca rapor almadan mağdureyi evine bıraktıklarını,</p>

<p>Jandarma görevlisi olup olay tutanağında imzası bulunan diğer tanıklar ... ve ...'da mahkemede; mağdurenin önce tecavüze uğradığını, daha sonra rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.<br />
Sanık kollukta; kız arkadaşı olan mağdure ile olay günü yemek yediklerini, onun isteğiyle ormana gidip ilişkiye girdiklerini, jandarmanın gelince mağdurenin şikâyetçi olduğunu, kendisine cinsel saldırıda bulunmadığını, psikolojik sorunlu olduğundan ilaç kullandığını,</p>

<p>Sorguda; mağdurenin eskortluk yaptığını, ona verdiğinden daha çok para istediğini, vermeyince şikâyet ettiğini,</p>

<p>Mahkemede; kız arkadaşı olan mağdure ile her zaman gittikleri ... Restoranta gittiklerini, birlikte yemek yediklerini, restoranttan çıktıktan sonra evde erkek arkadaşı olduğundan her zamanki gibi ilişkiye girmek için ormana gittiklerini, aracın sağ ön koltuğunda önce oral sonra vajinal yoldan ilişkiye girdiklerini, şikâyete konu olaydan bir hafta önce de mağdurenin doğum gününde kendisiyle buluşarak yine aynı yerde ve aynı şekilde cinsel ilişki yaşadıklarını, dönüşte ormanlık yolda karşılarına jandarmanın çıkarak, aracı durdurduğunu, mağdurenin araçtan fırlayıp gittiğini, şok olduğunu, jandarmanın geldiğini ve kendisini kelepçelediğini, araç içinde kendisinden para istediği için tartıştıklarını, mağdurenin 2007 yılı Haziran ayında kendisinden hamile kalınca kürtaj yaptırmak istediğini, ... Hastanesinde kürtaj yaptırdıklarını, sonra birlikte tatile gittiklerini, her ikisinin de evli oldukları dönemde ilişki yaşadığı mağdurenin boşanmasından kendisini sorumlu tuttuğu ve kendisiyle evlenmediği için intikam almak amacıyla iftira attığını,<br />
Savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.</p>

<p>Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.<br />
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).</p>

<p>Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.</p>

<p>Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).</p>

<p>Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).</p>

<p>Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;<br />
Katılan mağdure tarafından sanığın olay günü kendisini aracında alıkoyarak ormana götürdüğü ve nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilmiş ise de; ormanlık alanda bir kadın ve erkeğin araçta kavga ettikleri ihbarı üzerine olay yerine gelen jandarma görevlilerine ilk anda sanığın kendisine tecavüz ettiğini beyan eden katılan mağdurenin, kısa bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini ve adli raporunun alınmasını istemediğini söylediği, bu yönde yazılı ifade veren mağdurenin on bir gün sonra Foça Devlet Hastanesine başvurarak adli rapor aldığı ve iki gün sonra da jandarmada sanığın kendisini zorla alıkoyarak tecavüz ettiğini ifade ettiği, sanığın ise evli olduğu hâlde uzun yıllar kendisiyle ilişki yaşayan katılan mağdurenin kendisiyle evlenmediği için iftira attığını savunduğu olayda; jandarma personeline çelişki anlatımlarda bulunan ve bu nedenle olay günü raporu alınmayan mağdurenin raporunda belirtilen yaraların sanıkça yapıldığı hususunun şüphede kaldığı, bu husus yanında dosya kapsamında yer alan ortak anlatımlara göre katılan mağdurenin uzun yıllar ilişki yaşamalarına rağmen kendisiyle evlenmeyen ama ayrılmayı da kabul etmeyen sanığı kendisinden uzaklaştırabilmek amacıyla jandarma personeliyle karşılaştığı ilk anda suça konu iddiaları ortaya attığına ilişkin oluşan şüphe ve atılı suçları hiçbir aşamada kabul etmeyen sanık savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat edilen suçları işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibariyle oluşmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, isabetsiz bulunan Yerel Mahkeme direnme hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluştuğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.09.2022 tarihli ve 1250-1536 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gerekçelerinin İSABETSİZ OLDUĞUNA, söz konusu hükümlerin, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, CMK'nın 304. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="98200"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025/5976 E., 2026/658 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2026 tarihli, 2025/5976 E., 2026/658 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5976 E., 2026/658 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/803 E., 2025/1423 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 7. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/767 E., 2022/836 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, TMK. m. 161 ve TMK. m.163 sebebi ile açılan karşı boşanma davasının reddi, asıl davanın kabulü, reddedilen tazminatlar, reddedilen tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-karşı davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince davacı- karşı davalı erkeğin ''evi terk ile fiili ayrılığa neden olduğu, sürekli düzenli bir işi olmadığı, işi dışında kalan vakitlerde geç gelerek tartışmaya yol açtığı, çalışmadığı zamanlarda bakkalda çalışmasının engellendiği iddiası ispatlanamadığından bakkalda çalışmayıp eşine yardımcı olmadığı, çalıştığı zamanlardaki kazancını ailesine söylemediği, başka işlerde çalıştığı zamanlarda da kazancını eve harcamadığı, eşine fiziksel şiddet teşebbüsünde</p>

<p>bulunduğu,''<br />
davalı- karşı davacı kadının ise ''taraflar ayrılmadan yaklaşık üç ay öncesinden itibaren kocayı ve arkadaşını normal olağanın dışında fazla arayarak erkeği iş yerinde küçük düşürdüğü ve taraflar ayrılmadan önceki en son bayramda kadının kocasına "pislik, bundan adam olmaz, ... size vereyim" diyerek hakaret ettiği'', böylece evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle asıl ve karşı boşanma davasının ayrı ayrı kabulüyle tarafların boşanmalarına, tarafların tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, kararın davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu karara karşı kadın vekilince temyiz talebinde bulunulmuştur. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğundan bahisle karar verilmiş ise de; dosyanın yapılan incelemesi, toplanan deliller ve tanık beyanlarından, İlk Derece Mahkemesince yüklenen ve kabul edilen kusurlara göre, erkek ağır kusurlu olduğu gibi tanıklar R.K., Ö.C.K. ve V.A. beyanlarından sabit olduğu üzere erkeğin kadına süregelen şekilde hakaret ettiği ve tehditte bulunduğu, yine tanılar R.K. ve Ö.C.K. Beyanlarından erkeğin güven sarsıcı davranışta bulunduğu ve çocuklarının cebinden habersiz para aldığı kusurları da sabit olup erkeğe bu kusurların da yüklenmesi gerekir. O halde tarafların Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlar ile birlikte değerlendirildiğinde boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı- karşı davalı erkeğin ağır, davalı- karşı davacı kadının ise az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, Mahkemece hatalı değerlendirme ile tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davalı- karşı davacı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi ile kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının kadın yararına kusur belirmesi ile kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden BOZULMASINA,</p>

<p>3.Davalı- karşı davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="29156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/20652 E., 2026/1925 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2026 tarihli, 2025/20652 E., 2026/1925 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/20652 E., 2026/1925 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/217 E., 2024/508 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 42. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/422 E., 2024/372 K.</p>

<p>Taraflar arasında, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin dava neticesinde İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın taraf vekilleri tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşılmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, kömür ocağında yer altı maden işletmesinde hazırlık işçisi olarak çalışmakta iken 28.02.2020 tarihinde iş kazası sonucu sağ gözüne taş çarptığını, sağ gözünün yerinden çıktığını ve tamamen görme yetisini kaybettiğini, davacının sendikalı olup toplu iş sözleşmesine tabi olduğunu, kaza tarihinde 5.493,00 TL aldığını, maddi ve manevi kayıpları bulunduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle, kazanın basınçlı hava filtresinin kırılmasıyla meydana geldiğini, basınçlı hava filtresinin dava dışı ...San. ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma yapıldığını, alınan bilirkişi raporunda malzemenin kullanımından kaynaklı herhangi bir etmenin söz konusu olmadığı, kusurun kırılan malzeme üreticisi olan .... San. .... Şti.'ne ait olduğunu, davanın bu şirkete ihbarı gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirkete atfedilebilecek kusur bulunmadığını, basınçlı hava filtresinin kırılması ile açığa çıkan basınçlı havanın ortamdaki taş, toz, vb. parçaları havalandırıp davacıya çarpması sonucu dava konusu kazanın meydana geldiğini, hava filtresinin dava dışı ... Sanayi ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, 19.02.2020 tarihinde malzemenin basınçlı hava şebekesine monte edildiğini, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı 2020/1357 Hazırlık sayılı dosyasında, kırılan hava basınç filtresinin TSE standartlarına göre üretilmiş piyasada bilinen bir firmadan aldıklarını, müvekkili şirketin de malzemenin ayıplı ve hatalı olduğunu tespit edebilme imkanı olmadığını, gerekli uygun kişisel koruyucu donanımların teslim edildiğini, aksine iddianın gerçeği yansıtmadığını, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanılan deliller ve bilirkişi raporlarına dayanılarak kararda belirtilen gerekçelerle maddi tazminatın kabulü ile manevi tazminatın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ".. 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353-(1) b) 1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,.." karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; manevi tazminat miktarının az olduğunu, maddi tazminat yönünden raporda ilerde ortaya çıkabilecek hesap hataları ve her türlü noksanlıklar sebebi ile rapora itiraz ettiğini, gerçek ve gerçeğe yakın ücretin belli olması durumunda varsayımsal artış yerine gerçek ücretin tazminat hesabında esas alınması, belli olmayan dönemler yönünden yüksek oranlı artış yöntemi benimsenmesi gerektiğini belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirkete atfedilebilecek kusur bulunmamasına rağmen mahkemece taleplerden sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, SGK denetmen raporunda adi ortaklığı oluşturan şirketlerin olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğuna ilişkin değerlendirme yapılmadığını, tedarikçi firma olan ve ihbar edilen ...Sanayi ve ... Şti.'nin %100 kusurlu olduğu değerlendirilmesi yapıldığını, tamamen imalat hatası olan pislik tutucunun kırılma sebebinin ortam şartları, montaj veya darbe alması olmadığını, dava dışı ... ve ...ve ... Şti.'nin %70 oranında sorumluluğuna hükmedilmesine rağmen, tazminat miktarının tamamından davalı şirketin sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, dava dışı ... ve ...ve Tic. Ltd. Şti. ile aralarında asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, taraflar arasında yalnızca mal alım sözleşmesi ilişkisi bulunduğunu, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edebilecek nitelikte olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu beyan ederek belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde şirkete atfedilebilecek kusur bulunmadığını, hava filtresinin tedarikçi ...San. ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, 19.02.2020 tarihinde malzemenin basınçlı hava şebekesine monte edildiğini, basınç seviyesinin azami sınırın üzerine çıkmadığının net şekilde anlaşıldığını, kazanın oluşumunda kusurun kırılan malzeme üreticisi ve tedarikçi firmada (...San. ve .... Şti'nde) olduğunu, şirketin malzemenin ayıplı veya hatalı olduğunu tespit edebilme imkanı olmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edebilecek nitelikte olmadığını, %30 kusuru kabul etmediklerini, davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu beyan ederek belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.</p>

<p>2. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değil, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.</p>

<p>3.Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddianın ileri sürülmesi, savunmanın yapılabilmesi ile delillerin eksiksiz olarak toplanılıp tartışılabilmesi öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır. Hasımsız davalar hariç olmak üzere dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan, davaya bakılamaz, yargılama yapılamaz.<br />
4. Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.</p>

<p>5.Fer'i müdahil ile ilgili 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 66.maddesinde; üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabileceği, aynı Kanunun 68.maddesinde; Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir Mahkeme, katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğ eder düzenlemeleri yer almaktadır.</p>

<p>6. Ayrıca dava kendisine ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükme karşı kanun yoluna başvurma hakkı sadece davada taraf olan kişilere aittir. Kural olarak kendisine dava ihbar olunan davaya katılmadıkça (müdahil olmadıkça) Mahkemece verilen karara karşı kanun yoluna başvurma hakkı yoktur. Ancak mahkemece taraf sıfatını almayan dava ihbar olunan kişi hakkında hüküm kurulmuşsa, ihbar olunan hükmün ancak kendisiyle ilgili bölümünü temyiz edebilir. (Dairemizin 25.06.2024 tarih ve 2024/5480 E.- 2024/7101 K. sayılı ilamı bu yöndedir)</p>

<p>7. Somut olayda, davalı ...Ş.'nin yargılama sırasında, aleyhine ihbarda bulunduğu... Ltd. Şti.'nin 30.05.2023 tarihli dilekçesiyle fer'i müdahil olarak yargılamaya katılması yönünde başvuruda bulunduğu ancak Mahkemece bu konuda talebiyle ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.<br />
8.İlk Derece Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.<br />
9. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır .</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Taraf vekilleri tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="37578"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2025/13810 E., 2026/2211 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 10.02.2026 tarihli, 2025/13810 E., 2026/2211 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/13810 E., 2026/2211 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong><br />
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/29 E., 2021/337 K.<br />
SUÇLAR : Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlâli, mala zarar verme<br />
HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama</p>

<p>I- Sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesinde<br />
... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 24.02.2021 tarihli ve 2021/29 Esas, 2021/337 Karar sayılı kararının katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanık hakkında, ... (...) 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2020 tarihli ve 2020/180 Esas, 2020/335 Karar sayılı kararı ile konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 116/1, 119/1-c, 62, 151/1 ve 62. maddeleri uyarınca sırasıyla kurulan 10 ay ve 3 ay 10 gün hapis cezaları ile mahkûmiyet hükümlerine konu cezaların türü ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen düzeltilerek esastan ret kararları ve bu kararlara yönelik temyizin niteliği karşısında;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk Derece Mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçların, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılanlar vekilinin temyiz isteminin, aynı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak REDDİNE,</p>

<p>II- Sanıklar hakkında hırsızlık suçundan; sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır" ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; "Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir" şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ... müdafiinin temyiz isteminin "hırsızlık olayı ile müvekkili arasında hiçbir doğrudan bağlantılı delil bulunmadığına, mahkemenin kanaat üzerine müvekkiline ceza verdiğine, olay yerinde lastik izin araştırması yapılmadığına, müvekkilinin aracının orada bulunduğuna dair dosyaya başkaca bir delil de sunulmadığına, ayrıca aracın olaydan bir kaç gün sonra jandarma tarafından yakalanarak yediemine bırakıldığına, buna rağmen çalınan onlarca koyunun müvekkilinin aracında taşınması halinde mutlaka araçta delil olarak bulunması gereken hayvan pisliği, koku, yün vb gibi delillerin de dosyada mevcut olmadığına, aracın otoyol boyunca kameralara da yakalanmadığına ve bu görüntülerde de araçta hayvan taşındığına dair bir belirti olmadığına, ne müvekkilinin olay yerinde ne de diğer sanık ...'in müvekkiline ait araçta parmak izi bulunmadığına"; katılanlar vekilinin temyiz isteminin "istinaf mercii ve yerel mahkemece verilen hükümlerdeki cezaların eksik ve hatalı inceleme nedeniyle az olduğuna, daha fazla cezaya hükmolunması gerektiğine, iki sanığın da ifadelerinde yer verdiği ... isimli şahıs araştırılmadan, bu şahsın gerçekteki kimliğinin tespitine yönelik talepleriyle ilgili işlemler yapılmadan eksik araştırma ile kurulan hükümlerin açıkça hukuka ve yasaya aykırı olduğuna, kaldı ki ... isimli şahsı yalnızca sanık ...'un değil aynı zamanda sanık ...'ın da ifadelerinde defalarca dile getirdiğine, bu suçun 3 kişi ve daha fazla kişi ile işlenmesi halinde kanun gereği örgütlü suç kapsamına girdiğinden ve daha fazla cezaya hükmolunması gerekirken eksik inceleme ile az ceza tayininin usul ve yasa aykırı olup bozulması gerektiğine, suçun gece vakti işlenmiş olmasına rağmen bu konuda da eksik ceza tayinine gidildiğine, ayrıca sanıkların müvekkillerine ait zararları karşılamadıkları ve hayvanların akbetine ilişkin bilgi vermedikleri ve olay günü ile ilgili suçun açığa çıkmasında yardımcı olmadıkları düşünüldüğünde suça konu cezaların hepsinin en üst sınırdan verilmesini ve bu nedenle de hükümlerin sanıklar aleyhine bozulmasını talep ettiklerine" ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p>Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak,</p>

<p>1. Katılan ...'in suça konu küçükbaş hayvanların çalındığı ağılın bulunduğu yerden olay gecesi saat 22.00 sıralarında ayrıldığını ve sabah saat 07.30'da hırsızlığı fark ettiklerini beyan ettiğinin, ... kayıtlarına göre sanık ...'a ait suçta kullanılan aracın olay günü saat 05.52'de bölgeden ayrılarak ... istikametine gittiğinin ve dosya kapsamında yer alan HTS kayıtlarına göre sanık ...'a ait telefonun gece saatlerinde olay yeri yakınından sinyal aldığının, UYAP'tan alınan güneşin doğuş ve batış çizelgesine göre yaz saati uygulaması da dikkate alındığında, suç tarihinde gece vaktinin saat 06.55'te sona erdiğinin anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlerde 5237 sayılı TCK'nın 143/1. maddesinin ve sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan kurulan hükümde aynı Kanun'un 116/4. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayinleri,</p>

<p>2. 04.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değişik 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 108. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme sürelerinin uygulanacağına ilişkin düzenleme dikkate alındığında, sanık ...'ın koşullu salıverilmeden yararlandırılmamasına karar verilemeyecek olması,</p>

<p>3. ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi tarafından sanık ... hakkında tekerrüre esas alınan ilamın mahkeme adı ... 7. Asliye Ceza Mahkemesi olmasına rağmen, ... 2. Asliye Ceza Mahkemesi olarak yazılması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin ve katılanlar vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca takdiren ... (...) 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="82452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2026/977 E., 2026/2442 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2026977-e-20262442-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2026977-e-20262442-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2026/977 E., 2026/2442 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/977 E., 2026/2442 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1350 E., 2023/131 K.<br />
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret<br />
İNCELEME KONUSU KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Dairemizin 09.12.2025 tarihli ve 2023/11096 Esas, 2025/20393 Karar sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.01.2026 tarihli ve 4-2023/24373 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanığın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanına yönelik olarak, facebook isimli sosyal paylaşım sitesinden, 13/05/2019 tarihinde, "Cumhurbaşkanının rabia işareti yaparken çekilmiş fotoğrafının üzerine '... ihraç sinyali verdi, kapıyı gösterdi... YSK'nın İstanbul seçimini iptal kararına parti içinden gelen tepkilere sinirlenen ..., madem böyle düşünüyorlarsa arzu ediyorlarsa istifa etsinler dedi.' yazılarak oluşturulmuş görselin yanına 'Diktatör kendi içinde de tehdit etmeye başladı' şeklinde" yorum yazarak yaptığı paylaşımın, 08/12/2019 tarihinde, "Cumhurbaşkanının, bir tören esnasında ... ve ... ile yan yana otururken çekilmiş fotoğrafının altına "Ula Arkadaş Bunların Hepsi Hırsız mış Çözüldükçe Pislik Çıkıyor Ülke Soyulmuşta Haberimiz Yok' yazılarak oluşturulmuş görselin yanına 'Bizim haberimiz varda bazı koyunlar anlamaz" şeklinde yazarak yaptığı paylaşımın, 29/03/2020 tarihinde "Cumhurbaşkanının fotoğrafının altına '...: BUNLAR DİNSİZ' yazılarak, ...'nun fotoğrafının altına da '6 AYDA 6 MİLYAR TL ÖDEDİ, ÜSTÜNE BİR DE İBB'Yİ 900 MİLYON ARTIYA GEÇİRDİ.' yazılarak oluşturulmuş ve üzerine 'BU DURUMDA ÇALINCA MÜSLÜMAN, ÇALMAYINCA DİNSİZ OLUNUYOR..' yazılmış görseli paylaşımının, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olup hakaret suçunu oluşturacağından, kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın onanmasına karar verilmesi yerine bozulmasına karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturduğuna ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanına hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenmiş, hakaretin tanımı ise aynı yasanın 125. maddesinde yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.</p>

<p>Doğal haklardan kabul edilmiş ifade hürriyeti çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Düşünce hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikirleri ve kanaatlerinden dolayı kınamaya tabi tutulmama ve düşüncelerini meşru yöntemlerle dışarı vurabilme özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti bir çok hak ve özgürlüğün temelidir. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti bir çok uluslararası belgeye konu olmuş ve Anayasa'da da ayrıntılı düzenlemelere tabii tutulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.</p>

<p>Öte yandan kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir. AİHM, kamu görevlilerine karşı yapılmış hakaret içerikli ifadelerle ilgili bir başvuruda, başvuruya konu sözlerin, kamuoyunun söz konusu görevlinin performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirip getirmediğini incelemektedir.<br />
Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz (Eon/Fransa, 26118/10, 14.03.2013)</p>

<p>Anayasa Mahkemesi 15.05.20 25... /62422 başvuru numaralı ... başvurusu) kararında, sanığın sosyal paylaşım sitesinde, siyasetçi ....'yi kastederek ve fotoğrafının altına "Hatırladınız mı rüşvetçi Hırsız şimdi felçli" yazısının bulunduğu görsel paylaşmak suretiyle alenen hakaret ettiğine ilişkin verilen mahkumiyet kararına yönelik incelemede; başvurucunun ifade özgürlüğü ile eski bürokrat olan ve siyasetçi ... şeref ve itibarının korunması hakkında adil bir denge kurulması gerektiğini, çatışan bu iki hak arasında dengeleme yapılırken kullanılması gereken genel ölçütlerin; ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük düzeyi ve önceki davranışları yanında katlanması gereken eleştirinin sınırlarının sade bir vatandaşa göre daha geniş olup olmadığı, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı, kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı , katılanın kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağı olup olmadığı, ifadelerin hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki etkisi, cezalandırmaya konu edilen ifadelerin kullanıldığı bağlamından koparılıp koparılmadığı, başvurucunun yaptırıma maruz kalma endişesinin başvurucu üzerinde caydırıcı etki yaratıp yaratmayacağı, dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın eyleminin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması kapsamında kalan, devleti yönetmekle görevli Cumhurbaşkanının politikalarını eleştirmek amacıyla paylaşılan şok edici nitelikte, rahatsız edici ve sarsıcı ağır eleştiri niteliğindedir. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu nedenle somut olayda hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmaması nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Dairemizin 09.12.2025 tarihli ve 2023/11096 Esas, 2025/20393 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2. 6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 308/3. maddesi gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,Oy birliğiyle, 03.02.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2026977-e-20262442-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="91690"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17570"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31971"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50612"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98285"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81815"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25785"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="30874"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="13250"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="21381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="90775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="92393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="32373"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="50336"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="46282"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="78817"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="30926"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
