<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 12 Sep 2026 19:22:48 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/10180 E., 2026/1424 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202510180-e-20261424-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202510180-e-20261424-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2026 tarihli, 2025/10180 E., 2026/1424 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/10180 E., 2026/1424 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/223 E., 2025/1288 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 13. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/59 E., 2021/84 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 16.05.2010 tarihinden itibaren davalı işveren bünyesinde belirsiz süreli iş sözleşmesiyle kaynak ustası ve servis şoförü olarak çalıştığını, 06.10.2016 tarihinde haksız olarak davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin feshedildiğini, davalı tarafından noter marifetiyle gönderilen 11.10.2016 tarihli fesih bildiriminde davacının 06.10.20 16... .10.2016 tarihinde işe gelmediğinin bildirildiğini, davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından eylemli ve sözlü olarak feshedildiğini, devamsızlık yapılması hâlinde işçiye mazereti olup olmadığı sorulmadan sözleşmesinin feshedilmesinin Yargıtay uygulamalarına aykırı olduğunu, bu nedenle davacıya kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesinin gerektiğini, davacının çalıştığı süre boyunca yıllık ücretli izinlerini kullanmadığını, ücretinin de ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının davalı Şirkette belirsiz süreli iş sözleşmesi ile montaj işçisi olarak çalıştığını, işçinin iş sözleşmesinin davalı Şirket tarafından haklı nedenle derhal feshedildiğini, tüm taleplerin zamanaşımına uğradığını, ayrıca kıdem tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağına ilişkin taleplerin belirsiz alacak davası ile talep edilemeyeceğini, işçinin iş sözleşmesinin sözlü olarak feshedilerek devamsızlık tutanağı tutulduğu iddiasının doğru olmadığını, aksine işçilerin toplu olarak işi yapmamasını işvereni tehdit unsuru hâline getirdiğini, işçilerin savunmasının alınmasının artık bir usul kuralı olmayacağını, derhal fesih sebebinin oluştuğunu, davacı işçinin fazla çalışmasının olmadığını, yıllık ücretli izinlerini kullandığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işveren tarafından haksız fesih yapıldığı kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmiş, yine çalışma ve dinlenme sürelerine dair taleplere hak kazanıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının işi bıraktığını bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamayacağını,</p>

<p>2. Talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, belirsiz alacak davası açılamayacağını,</p>

<p>3. Tanık beyanlarının dikkate alınmaması gerektiğini,</p>

<p>4. Davacının asgari ücret ile çalıştığını, kabul edilen ücretin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık; dava türüne, feshin niteliğine ve talep edilen alacakların hesap yöntemi ile unsurlarına ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili tarafından hafta tatili ücreti alacağı ayrıca talep edilip Mahkemece bu talep hüküm altına alınmıştır. Haftanın yedi günü çalışmanın kabul edilmesi hâlinde hafta tatiline denk gelen günlerin yedi buçuk saatinin hafta tatili olarak hüküm altına alındığı göz önünde bulundurulmadan, mükerrer ödemeye sebep olacak şekilde aynı çalışma için hem hafta tatili hem de fazla çalışma alacağının hüküm altına alınması doğru değildir. Bu sebeple çalışılan hafta tatili gününe denk gelen günde yedi buçuk saatlik çalışmanın fazla çalışma hesabından dışlanarak sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202510180-e-20261424-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="73560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıcılık Suçunda “IBAN Mağdurluğu” ile Suça İştirakin İnce Çizgisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-iban-magdurlugu-ile-suca-istirakin-ince-cizgisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-iban-magdurlugu-ile-suca-istirakin-ince-cizgisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Giriş

Bu yazımızda; 12. Yargı Paketi Kapsamında 16.07.2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilip, 31.07.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Bu yazımızda;<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 12. Yargı Paketi</a> Kapsamında 16.07.2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilip, 31.07.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>’un 13. maddesi ile getirilen, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesine 4. fıkra olarak eklenen kamuoyunda “IBAN mağdurları düzenlemesi” olarak bilinen hüküm incelenecektir.</p>

<p>Yazıda; dolandırıcılık suçu hakkında kısa açıklama yapılıp, TCK m.158/4 ile getirilen düzenlemenin hukuki niteliği, uygulanma alanı değerlendirilecek ve bu hükmün iştirak bahsinde yer alan özellikle yardım etme bakımından uygulamada doğurabileceği sorunlara dikkat çekilecektir.</p>

<p><strong>II. Dolandırıcılık Suçu Hakkında Genel İzah<a href="http://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen" rel="dofollow"><strong>[1]</strong></a></strong></p>

<p><strong>a) Genel Olarak</strong></p>

<p>İktisadi bir suç olan dolandırıcılık suçunun unsurları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde tanımlanmıştır. <strong>TCK m.157’ye göre dolandırıcılık suçu;</strong> <i>“Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır. Bu halde fail hakkında, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve beş bin güne kadar adli para cezası uygulanacaktır”</i>. Dolandırıcılık suçunda fail; hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, iradesini esaslı şekilde hataya düşürüp, yapmayacağı bir şeyi yaptırmak, vermeyeceği bir şeyi verdirmek suretiyle onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlama amacını taşımaktadır. Bu bakımdan dolandırıcılık suçu, kişilerin malvarlığına karşı işlenen bir suç olup, bu suçla korunan hukuki yarar kişinin mülkiyet hakkıdır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunun niteliği hakkında <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014419-e-201766-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.02.2017 tarihli, 2014/15-419 E., 2017/66 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong><i>“Dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Bu sebepten dolandırıcılık suçunun hukuki konusu birden fazladır. Bu suç işlenirken sadece malvarlığı zarar görmemektedir. Malvarlığı zarara uğratılırken, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır”. </i>Dolandırıcılık suçu <strong>aldatma temeline </strong>dayanır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunda tipe uygun fiil,<i> hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, mağdurun veya başkasının zararına olarak kendisine veya başkasına yarar sağlamaktır.</i> Dolandırıcılık suçu neticeli bir suç olup, zarar suçudur. Bu nedenle; suçun hareket kısmını hileli davranışla bir kimseyi aldatma, netice kısmını ise bu aldatma neticesine dayanan yarar oluşturur.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunun konusu malvarlığına ilişkin herhangi bir değer olabilir. Doktrinde; malvarlığının <strong>iktisadi malvarlığı</strong> olduğu, ancak farklı görüşlere göre <strong>iktisadi değeri olmayan, yani mala verilen manevi değerin de dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği ifade edilmektedir. </strong>Örneğin; aileden kalma manevi, değeri para ile ölçülemeyen malvarlığı değerleri de bu suçun konusunu oluşturabileceği ifade edilmiştir. Ancak kanaatimizce, iktisadi değeri olmayan malvarlıklarının bu suçun konusunu oluşturabileceğini kabul etmek, suçla korunan hukuki yarar dikkate alındığında mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçu bakımından en önemli kavram <strong>“hileli davranıştır”</strong>. Diğer bir ifadeyle, suçun icra hareketlerine başlanmış sayılması için failin hareketi “hileli bir davranış” olarak nitelendirilebilmelidir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 21.04.2014 tarihli, 2012/15741 E. ve 2014/7618 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Sanığın olaydan önceki ve sonraki sözleri, davranışları ve şikayetçi beyanları birlikte değerlendirildiğinde; gerçekten telefon etme niyeti bulunmayıp, <strong>asıl amacı mağduru kandırarak telefonunu almak olan sanığın, bu doğrultuda basit bir yalanı aşan, mağduru yanıltacak ve kandıracak yoğunluk ve güçteki sözleri planlayıp ustaca sergilediği hareketleriyle telefonun zilyetliğini devralmış olması karşısında</strong>, eyleminin basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek hırsızlık suçundan hüküm kurulması…” </i>bozma sebebi sayılarak, hileli davranışın basit bir yalanı aşan, mağduru yanıltacak ve kandıracak şekilde olması gerektiği ortaya koyulmuştur.</p>

<p>TCK m.158’de dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri sayılmıştır. Dolandırıcılık suçunun temel şekli uzlaştırmaya tabi iken, nitelikli halleri uzlaştırma dışı bırakılmıştır. Dolandırıcılık suçunun basit ve nitelikli halleri, malvarlığına karşı suçlardan olduğu halde takibi şikayete bağlı tutulmamıştır.</p>

<p><strong>b) Hile Unsuru</strong></p>

<p><strong>Türk Dil Kurumu’na göre hile, </strong><i>“Bir kimseyi aldatmak, yanıltmak için yapılan oyun ve nitelikli yalan”</i> anlamına gelmektedir. Hile ile mağdur yanılgıya düşürülmüş, bu yanıltma sonucu mağdur, fail veya üçüncü bir kişinin malvarlığının aktifinde artırım olacak şekilde tasarrufta bulunmuş olmalıdır. Bu kapsamda hilenin kandırma vasfı her olay açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiil ve fail ile olan ilişkisi, hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri tek tek nazara alınmalıdır. Böylelikle hileli davranışın, mağduru aldatacak nitelikte olması gerektiği söylenebilecektir. Bu anlamda basit yalan <i>-tek boyutlu, desise oluşturmayan- </i>hile sayılmayacaktır, çünkü suça konu olay değerlendirilirken hareketin hileli olup olmadığı, mağdurun iyiniyeti ve güven duygularının suistimal edilip edilmediği araştırılmalıdır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçu, bir kimseyi hileli davranışlarla aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak olarak tanımlanmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi" rel="dofollow">[2]. </a>Madde gerekçesinde; <strong><i>dolandırıcılık suçunun oluşması için birden fazla fiilin gerçekleşmesi gerektiği, bu hareketlerden ilkinin hile olduğu, bu hilenin etkisiyle yarar elde edildiği, suçun icrai veya ihmali davranışla gerçekleşebileceği,</i> <i>dolandırıcılık suçunun işlenişi sırasında hileli davranışlar ile kişilerin aldatıldığı, aldatıcı nitelikteki hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin ihlal edildiği, bu suretle de kişilerin iradesinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlal edildiği belirtilmiştir.</i></strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçunda mağdurun iradesi hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Dolandırıcılık suçunun oluşması için; failin hileli davranışlarda bulunması, mağdurun aldatılması ve bu aldatma sonucunda mağdurun malvarlığında zarar doğarken, failin veya başa bir kişinin yarar elde etmesi gerekir.</p>

<p>Bir fiilin <i>hile </i>sayılabilmesi için, bir şekilde gerçeğin gizlenmiş olması veya farklı gösterilmiş olması, gerçekleşmeyeni gerçekleşmiş, gerçekleşeni gerçekleşmemiş gibi göstermek veya gerçekleşene başka unsurlar eklemek gerekir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>. Mağdur hile sebebiyle rıza göstermeyeceği bir konuya rıza göstermekte, yapmayacağı bir şeyi yapmaktadır.</p>

<p>765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu m.503’de dolandırıcılık suçu; <i>“Her kim, bir kimseyi hulüs ve saffetinden bilistifade <strong>kandıracak mahiyete sanialar veya hileler yaparak </strong>hataya düşürüp o kimsenin veya aharın zararına kendisine veya başkasına haksız bir menfaat temin ederse üç aydan üç seneye kadar hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır.”</i> şeklinde tanımlanmakta idi. Görüldüğü üzere; eski düzenlemede dolandırıcılık suçunun oluşması için, hilenin kişiyi kandıracak nitelikte olması gerektiği belirtilmektedir. Ancak yeni düzenlemede böyle bir ifade yer almamaktadır. Bu sebeple, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışma konusudur.</p>

<p>Yine de basit aldatma içeren, kolay anlaşılabilir hareketlerin dolandırıcılık suçunun icrasında yeterli görülmeyeceği söylenebilir. Burada geçen <i>hile, </i>mağduru esaslı hataya düşürecek derecede olmalı, hatta mağduru <i>basiretli tacir </i>olan<i> </i>bakımından ise, hilenin nitelikli bir hal arz etmesi gerekir.</p>

<p>TCK m.157/1’de <i>hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp </i>ibaresine yer verildiğinden, öncelikle ortada hileli hareket olmalı ve bu hileli hareketin de somut olayda mağduru aldatmaya elverişli olması, yani aldatması gerekir. Bir başkasının bu hileli hareketten aldanmaması veya bilgi sahibi olduktan sonra nasıl aldandığını sorgulayıp, <i>ah aptal kafam </i>demesi sonucu değiştirmez. Sonuç olarak; eski Kanunda yer alan <i>kandıracak mahiyete sanialar veya hileler yaparak hataya düşürüp </i>ibaresine yeni Kanunda yer verilmemekle birlikte, yeni Kanunda da <i>hileli davranış </i>ve <i>mağdurun aldanması </i>unsurları yer aldığından, eskisi kadar kuvvetli olmasa bile hileli hareketin somut olayda ve mağdurun özelliklerine göre mağduru hataya düşürüp aldatmaya elverişli olması gerekir.</p>

<p>Doktrinde; yalan söylemek hilenin unsuru olsa da, soyut, kaba yalan değil, nitelikli ve kandırmaya elverişli, ustalıklı yalanın dolandırıcılık suçunu oluşturacağı ifade edilmektedir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>. Hilenin aldatma kabiliyeti, fail ve mağdurun olaydaki durumuna, mağdurun kişisel özelliklerine bakarak, yani subjektif kıstas ile tespit edilecektir.</p>

<p>Hile belirli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, failin düzenlediği ortamın mağdurun denetim gücünü kırarak, mağduru istediği şekilde yönlendirebilmelidir. Denetleme ve araştırma imkanı varken basit bir yalana aldanıldığı durumda dolandırıcılık suçu oluşmaz.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139526-e-20248822-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 27.06.2024 tarihli, 2021/39526 E. ve 2024/8822 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir kimseyi <strong>kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,</strong> onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. <strong>Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte birtakım hareketler olmalıdır. </strong>Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.”</i> şeklindeki açıklamaları ile hilenin yoğun olması gerektiği belirtilmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari" rel="dofollow">[5].</a> Yerleşik Yargıtay içtihadı da bu yöndedir.</p>

<p><strong>c) Aldatma Kastının Varlığı</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçu; fail tarafından mağdurun hedef alınıp aldatıcılık niteliği taşıyan hileli hareketlerle kandırılması ve maddi zarara uğratılması fiilini kapsamına alır, yani suçun mağduru kandırılmalı ve failde aldatma kastının sonradan değil, fiil öncesinde varlığı gerekir. Dolandırıcılık suçunun, hukuki ihtilafla çokça karıştırıldığı ve uygulamada özellikle TCK m.168’in de varlığı dikkate alınarak bir tahsilat aracı olarak kullanıldığı görülebilmektedir. Gerçekten fail, mağduru hileli hareketlerle esaslı hataya düşürüp kandırıp zarara uğratmışsa bunu hukuki ihtilaf sayabilmek mümkün değildir, fakat böyle bir durum olmayıp da fail gerçekten hukuki ilişki varlığıyla hareket edip ve borcunu sahtelik içermeyen belge veya kıymetli evrakla kabul etmiş, öncesinde de mali durumunu olmadığı halde iyi göstermek suretiyle güven kazanmanın ötesinde mağduru iş yapmaya, borç vermeye veya mal almaya veya taahhütte bulunmaya ikna etmişse, yani cebir, şiddet veya tehdit kullanmaksızın hileli hareketlerle mağdurun iradesini fesada uğratmak suretiyle onu zarara uğratmışsa bunun adına dolandırıcılık denir ve dolandırıcılık suçu icrai hareketlerle işlenir.</p>

<p>Fail; suçun ortaya çıkışını, devamını engelleme yükümlülüğü altında olup da gereğini yapmaz veya hareketsiz kalırsa, ihmal suretiyle dolandırıcılık suçunun oluşabileceği ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda Kanunda açık bir düzenleme bulunmadığından, böyle bir yorumun “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine aykırı olacağı, dolayısıyla failin hareketsiz kalmasının suçun unsuru oluşturabileceğine ilişkin kanuni düzenleme bulunmadığı, bu nedenle ihmal suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenemeyeceği, çünkü failin kastının mağduru hileli davranışlarla aldatmaya yönelik olması gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p>Hatadan yararlanmanın <strong><i>aldatma</i> </strong>fiili içinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda bir tartışma vardır. TCK m.157’de belirtilen <i>“Hileli davranışlarla aldatma”</i> karşısında hatadan yararlanmanın aldatma için elverişli olmadığı söylenebilir. Bu halde failin hileli davranışlarla hatanın ortadan kalkmasını engelleme, devamını veya hatanın güçlenmesini sağlaması gerekmektedir. <strong>Örneğin; </strong>vefat eden yakınlarının aylığını almaya devam eden kişilere yönelik olarak Yargıtay kararlarında, ölüm olayının gizlenmesinin tek başına hileli davranış oluşturup oluşturmayacağının araştırılması gerektiği, kişinin yakınlarının ölümünü yetkili mercie bildirme zorunluluğu olup olmadığının araştırılıp karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201315-510-e-2013579-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.12.2013 tarihli, 2013/15-510 E. ve 2013/579 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong><i>“Kurumdan emekli aylığı alan sanığın Trabzon Belediyesinden emekli olan eşi O.’ın 08.04.1995 tarihinde ölmesi üzerine katılan kuruma yaptığı müracaatı sonucunda 01.06.1995 tarihinden itibaren eşinden dolayı dul aylığı almaya başlaması, sanığın 31.10.1997 tarihinde yeniden resmen evlenmesine karşın evlendiğini katılan kuruma bildirmeyerek bu tarihten sonra da ölen sigortalı eşinden dolayı aylık almaya devam etmesi, aylığının başlatılan idari soruşturma sırasında 31.03.2006 tarihinde kesilerek kendisine yersiz olarak ödenen 23.299,35 Liranın geri istenmesi şeklinde gerçekleşen olayda,<strong> kanuni düzenlemelere uygun olarak ölen eşinden dolayı bağlanan dul aylığını almakta olan sanığın yeniden resmen evlenmesine karşın, nüfus kayıtlarına resmi olarak işlenen bu hususu katılan kuruma bildirmeyerek aylık almaya devam etmesi eylemi hileli davranış olarak kabul edilemeyeceğinden dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmamıştır. Kaldı ki, sanığa kanuni düzenlemelere uygun olarak aylık bağlandıktan sonra da aylık alma şartlarının devam edip etmediği hususunun mevzuatta yer alan düzenlemeler uyarınca katılan kurum tarafından kontrol edilmesi gerekirken bu işlemler de yerine getirilmemiştir. </strong>Nitekim, sanığın yeniden evlendiği hususu, evlenme tarihinden yaklaşık 8 yıl 6 ay sonra nüfus kayıtları incelenerek tespit edilmiş ve başlatılan idari soruşturma sonucunda aylığı kesilerek yersiz ödenen miktarın iadesi işlemleri başlatılmıştır”</i>.</p>

<p><strong>d) Bildirmemek Suretiyle Dolandırıcılık</strong></p>

<p>Kanunu bilmemek mazeret sayılamayacağı TCK m.4’de yazılıdır. Dolandırıcılık suçunun unsurları TCK m.157’de ve nitelikli halleri de m.158’de düzenlenmiştir. Kendisine dul aylığı bağlanan veya annesine ölüm aylığı bağlanan, evlendikten sonra aylığı almaya devam eden veya annesi vefat ettikten sonra onun yerine sahip olduğu banka kartı ile maaşı çeken evladının hareketleri esasen ihmal suretiyle gerçekleşmemiş, kendisinin veya annesinin aylık alma niteliklerini ortadan kalktığını bilerek, fakat bu durumu bildirmeyerek, en önemlisi de idarenin bu durumdan haberdar olmadığından ve bir süre sonra haberdar olacağından hareketle para almayı sürdürmesi, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatmak sayılır mı?</p>

<p>Esasen burada; iğfal kabiliyetini haiz hileli hareketlerle kamu idaresini aldatmamıştır, ancak bağlı olan dul aylığının evlenmekle kesileceğini bilen ve bu durumu haberdar etmek zorunda olduğuna dair yasaya veya buna uygun çıkarılmış yönetmeliğe veya bir sözleşmeye bağlı yükümlülüğü bulunan veya mirasçısı olduğu annesinin öldüğünü maaş aldığı idareye bildirmek zorunluluğunu gösteren yasa, yönetmelik veya taahhüdün gereğini yerine getirmeyen failin dolandırıcılık suçunun maddi unsuru olan <i>hileli davranışta</i> bulunduğu ileri sürülebilir. Bunun dışında; failin yükümlülüğü yoksa veya kendisinden beyan istenmiş olup da bu konuda kamu idaresini yanıltmamışsa veya kendisinden beyan istenmemişse, dolandırıcılık suçunun maddi unsuru bakımından gerekli olan hileli hareketten bahsedilemez.</p>

<p><strong>e) Birden Fazla Kez Dolandırıcılık Suçunun İşlenmesi</strong></p>

<p>Birden fazla fiille dolandırıcılık suçu işlenmişse ve mağdur aynı kişi veya kamu idaresi ise, TCK m.43/1’in tatbiki suretiyle ceza sorumluluğunun azlığı gündeme gelebilir, fakat dolandırıcılık suçunun en tehlikeli tarafı mağdur sayısının birden fazla olması ve bir fiille tüm mağdurların dolandırılmayıp, her birisinin ayrı fiille aldatılarak zarara uğratılmaları halinde, bir/aynı suç işleme kararının olup olmadığına bakılmaksızın her suçtan mağdur sayısınca dolandırıcılık suçunun cezasının tatbiki gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>f) Dolandırıcılıkta Etkin Pişmanlık Hali</strong></p>

<p>TCK m.168’de öngörülen etkin pişmanlık gerçekten de dolandırıcılık suçunda önem arz etmektedir. Neticede; soruşturma başlamadan önce ve soruşturma sırasında, ancak iddianame kabulü ile başlayacak kovuşturmadan önce, tamamlanmış dolandırıcılıktan dolayı tüm veya mağdurun rızasına bağlı olarak kısmen zarar giderilmişse ceza indirimi gündeme gelecektir. Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve bizce istinaf aşaması tamamlanmadan, soruşturmaya benzer usulle yerine getirilmesi halinde de ceza indirimine daha az miktarda gidilecektir. Burada geçen etkin pişmanlık; suç veya terör örgütlerinde aranan pişman olmanın kesin bir şekilde ortaya koyulması gibi <i>sert </i>olmayıp, dolandırıcılığın iktisadi suç olması nedeniyle daha ziyade mağdurun uğradığı maddi zararın tümden veya rızasına bağlı olarak giderilmesini hedefler.</p>

<p>Temelde etkin pişmanlık; işlenen suçun fail tarafından kabulü suretiyle verilen zararın giderilmesi veya elverişli bilgiler adli makamlara aktarılarak maddi hakikatin ortaya çıkarılması ve/veya diğer faillerin yakalanması veya örgütsel faaliyet kapsamında işlenen suçların ortaya çıkarılması ve örgütün etkisiz hale getirilmesini kapsar.</p>

<p>Uygulamada; suç veya terör örgütlerine üyelik yönünden, özellikle FETÖ dosyaları sonrasında pişmanlığın net ve geri dönülmez şekilde fail tarafından mahkemede dile getirilmesinin arandığı, örgütle ve faaliyetleri ile ilgili ne kadar elverişli, yani sonuç alınabilecek bilgi verilirse verilsin, pişmanlığın net, samimi ve geri dönülemez şekilde ortaya koyulmadığı durumda etkin pişmanlık hükümlerinin tatbik hükümlerinin edilmediğini görmekteyiz ki, malvarlığına karşı suçlarda ve bu kapsamda olan dolandırıcılık suçunda pişmanlığın <i>pişmanım</i> şeklinde açıkça dile getirilmesinden ziyade, dolandırıcılık suçundan kaynaklanan zararın giderilmesi amaçlanmakta ve malvarlığına karşı suçlarda pişmanlığın etkinliğinin öne çıkarıldığı görülmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunda mağdur maddi zarar ve ziyana uğramamışsa, dolandırıcılık suçunun neticesinin gerçekleşmediği ve teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilir. Dolandırıcılık suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı vaziyetten dolayı TCK m.168 kapsamında bir cezasızlık veya ceza indirimine gidilmesi sebebi kabul edilmemiştir.</p>

<p>TCK m.168’de düzenlenen etkin pişmanlığın fail için bir hak olup olmadığı, kendisine soruşturma ve kovuşturma kapsamında hatırlatılmasının veya bildirilmesinin gerekip gerekmediği, bu tür bildirimin sanığın adil/dürüst yargılanma hakkını ihlal edip etmeyeceği sorusu akla gelebilir.</p>

<p>Kanaatimizce; etkin pişmanlık TCK m.168’de düzenlendiği şekliyle, suçu işleyen ve işlediğini kabul eden faile maddi zararı tamamen veya mağdurun kabulüne bağlı olarak kısmen gidermesi karşılığında kanun koyucunun tanıdığı bir hak ve imkan olduğundan, bu hakkın soruşturmada Cumhuriyet savcısı ve kovuşturmada mahkemece kendisine hatırlatılması veya bildirilmesi, bunun da tutanak altına alınması gerekir ki, adli mercilerce uygulanacak bu yöntem sanığın adil/dürüst yargılanma hakkını ihlal etmeyecek ve mahkemenin de tarafsızlığını zedelemeyecektir, ancak etkin pişmanlıktan yararlanma hakkının faile önyargısız bir şekilde hatırlatılması veya bildirilmesi gerekir, yani “sen bu suçu işledin, işlediğin bu suçtan dolayı daha az ceza almak istiyorsan zararı tamamen veya mağdurun rızasına bağlı olarak kısmen gidermen gerekir, aksi halde daha çok ceza alırsın” şeklinde bir hatırlatma elbette doğru olmayacak, sanığın adil/dürüst yargılanma hakkını ve hakimin de objektif tarafsızlığını ihlal edecektir.</p>

<p><strong>III. TCK m.158’e 4. Fıkra Olarak Getirilen Düzenleme</strong></p>

<p><strong>16.07.2026 kabul tarihli, 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesinde yer alan; </strong><i>“(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” </i>hükmü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesine 4. fıkra olarak eklenmiş olup, 31.07.2026 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584" rel="dofollow">[6].</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burada yeni bir hareket tipi tanımlamış olup, bu hareketi gerçekleştiren kişiye basit veya nitelikli dolandırıcılık suçu için öngörülen cezanın yarısının uygulanması öngörülmüştür.</p>

<p>Yeni hükmün, yalnızca<strong> <i>“kartların veya hesapların başkasına verilmesi fiili ile sınırlı olarak”</i> </strong>uygulanabileceği bilinmelidir. Hesabın veya kartların başkasına verilmesi ve bu suretle kullandırılması dışında, ayrıca o hesap veya kart üzerinden dolandırıcılık fiilinin işlenmesi halinde, CMK m.158/4 tatbik edilmez.</p>

<p><strong>7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. fıkrası; </strong><i>“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.”</i> hükmünü ihdas ederek, kesinleşmeyen derdest dosyaları düzenlemiş olup, fail bu kapsamda TCK m.158/4’de yer alan indirimden faydalanmasının yanında, halihazırda kovuşturma aşaması da devam ettiğinden, şartlarını sağlaması durumunda TCK m.168/2’de bulunan etkin pişmanlık indiriminden de ayrıca yararlanabilecektir.</p>

<p><strong>Kesinleşen dosyalar yönünden kanun koyucu farklı bir düzenleme öngörmüştür. 7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 7. fıkrasına göre; </strong><i>“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır”.</i></p>

<p><strong>Bu düzenlemeden anlaşıldığı üzere; </strong>TCK m.158/4’ün yürürlüğe girdiği 31.07.2026 tarihinden önce m.157 veya m.158’den hüküm giymiş olup da haklarında TCK m.168/2 gereğince etkin pişmanlık uygulanmayanlar bakımından, dosyalarına yansıyan somut fiilleri <strong><i>“banka hesabı veya kartın kullandırılması ile sınırlı”</i></strong> olması halinde, bu kişiler TCK m.158/4 indiriminden doğrudan yararlanmaları yanında, hükmü veren mahkemece hükümlülere ihtar yapılması zorunlu olacak ve bu ihtardan itibaren 6 ay içerisinde hükümlülerin mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin yoluyla tamamen gidermeleri durumunda, kovuşturma aşaması bitmiş olmasına rağmen, haklarında TCK m.168/2 gereği etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki de ayrıca mümkün olacaktır.</p>

<p><strong>IV. Düzenlemenin Hukuki Niteliği ve Uygulanma Alanı</strong></p>

<p>TCK m.158/4’de getirilen düzenlemede yeni ve ayrı bir suç tipi ihdas edilmemiş olup, TCK m.157’de basit hali, m.158’de ise nitelikli halleri düzenlenen dolandırıcılık suçunun işlenmesi bakımından yeni bir hareket tipi tanımlanmış, bu hareketin hukuki niteliği itibariyle suçun daha az cezayı gerektiren nitelikli hali olması sağlanmış ve failin fiilinin bu fıkrada gösterilen hareketle sınırlı kalması halinde, dolandırıcılık suçundan verilecek cezanın yarı oranında indirileceği hakim veya mahkemenin takdir yetkisine bağlı kılınmayarak zorunlu şekilde öngörülmüştür.</p>

<p><strong>İlk olarak önemle belirtmeliyiz ki; </strong>hükmün başında yer alan, <i>“Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara <strong>iştirakin,</strong>” </i>ifadesinden açıkça anlaşıldığı üzere, hükümde yer alan fiil ile sınırlı olarak dolandırıcılık suçuna katkı sunan kişiler bakımından da mutlak şekilde iştirak iradesi aranacak ve düzenleme yalnızca hesabını kullandıran, ancak dolandırıcılık suçunun işlenmesinden hiçbir şekilde haberi olmayan kişinin cezalandırılmasına imkan vermeyecektir.</p>

<p>Kişinin TCK m.158/4 kapsamında cezalandırılabilmesi için, iştirak kastıyla suça katkı sunduğunun tespit edilmesi ve bunun yanında da bu katkısının yalnızca hükümde tanımlandığı gibi <i>araç ve bilgileri başkasına vermekle </i>sınırlı olduğunun ortaya koyulması gerekecektir. Dolayısıyla yeni hüküm; bu tür tespitler yapılmadan dolandırıcılık suçunun işlenmesinde banka hesabı veya ödeme bilgileri kullanılan kişilerin otomatik olarak indirimli şekilde cezalandırılmasını sağlayacak şekilde getirilen bir düzenleme niteliğinde değildir. Zaten aksi bir durum; Ceza Hukukunun olmazsa olmaz prensiplerinden olan “kusur” ilkesi, “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi gibi manevi unsurun temelini oluşturan hususlara aykırılık teşkil edecek olup, düzenlemenin açıkça Anayasaya aykırılığını gündeme getirirdi.</p>

<p><strong>Sonuç olarak failin 158/4’ten hüküm giyebilmesi için; </strong>dolandırıcılık suçunun işleneceğini ve o suçun işlenmesinde kullanılacağını bilmek suretiyle hesap veya ödeme bilgilerini faile vermesi gerekmektedir ki, bu hüküm uyarınca cezalandırılabilme ancak failin iştirak iradesiyle dolandırıcılık suçundan haberdar olarak bu bilgileri vermesi ve yine yalnızca katkısının, yani fiilinin bu bilgileri vermek ile sınırlı kaldığının hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ispatlanması durumunda mümkün olacaktır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar sonrasında izah edilmesi gereken; hangi durumlarda yukarıda yer alan şartların sağlanıp sağlanmayacağının tespitine, yani bir kişinin hangi ihtimaller altında bu getirilen yeni düzenleme kapsamında ceza sorumluluğuna gidilebilmesinin mümkün olacağına ilişkin olmalıdır.</p>

<p><strong>İlk ihtimal; </strong>kişinin dolandırıcılık suçunun işleneceğini bilerek, yani suça katkı sunmak amacıyla suçu bizzat gerçekleştirecek olan kişi veya kişilere hesap veya kart bilgileri vermesi durumu olacaktır ki, bu ihtimalde kişide gerek iştirak iradesinin bulunduğunda ve gerekse bilgileri verme fiilini gerçekleştirdiğinde tereddüt olmayacağından, bu halde TCK m.158/4’den cezalandırılma yoluna gidilmesi isabetli olacaktır. Bu durumda fiile katkısı hesap veya kart bilgilerinin verilmesinden ibaret olan fail dolandırıcılık suçunun işleneceğini bildiğinden ve orada kullanılması amacıyla bu bilgileri verdiğinden, iştirak iradesinde ve manevi unsurda bir tereddüt bulunmayacak, kasten hareket ettiği açık şekilde ortaya koyulabilecektir.</p>

<p><strong>Bir sonraki ihtimal; </strong>kişinin bir yakınına, akrabasına veya diğer herhangi bir kişiye güvendiğinden, ortak iş yaptığından, ortak kullanmak istediğinden veya başka herhangi bir sebeple dolandırıcılık suçundan haberdar olmadan, bir başka amaçta kullanılması için hesap veya kart bilgilerini vermesi, ancak öngörmediği ve bilmediği şekilde bilgileri alan kişinin bunları dolandırıcılık suçunu işlerken kullanması hali olabilir. Bu durumda; hesap veya bilgilerini verme fiili kapsamının TCK m.158/4’de tanımlanan harekete uygun olduğu açık olmakla birlikte, kişide hiçbir şekilde iştirak iradesi yoktur ve hesap veya kart bilgilerini veren kişi bakımından suçun manevi unsurunun oluştuğundan da söz edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bu halde kişinin TCK m.158/4 kapsamında ceza sorumluluğuna gidilmesi hukuken isabetli olmayacaktır.</p>

<p><strong>Gündeme gelebilecek diğer bir ihtimal ise; </strong>hesap veya kart bilgisini bir başkasına veren kişinin, o kişinin bunu haksız bir amaçla kullanacağına dair bilgi sahibi olarak vermesi, ancak hangi amaçla ve suçta kullanılacağını detaylı olarak bilmemesi durumudur. Burada meseleyi yine çözecek olan Ceza Hukukunun “kusur” prensibi ve onu ana kapsamına alan manevi unsur ile iştirak bahsine ilişkin kurallar olacaktır. TCK m.158/4’de açıkça iştirak iradesinin varlığına yer verildiğinden, bu durumda da kanaatimizce hesap veya kart bilgilerini kullandıran kişilerin doğrudan ceza sorumluluğuna gidilmesi mümkün olmaz.</p>

<p>Belirtmeliyiz ki; ister müşterek faillik ve isterse yardım etme olsun suça iştirakten söz edilebilmesi için, kişinin bizzat işlenecek suçtan haberdar olarak o suç ile ilgili olarak bilinçli şekilde katkı sunması gerekmektedir. Kişinin; bu durumu olay özelinde bilmeyip de yalnızca verdiği bilgilerin haksız bir eylemde kullanılacağına dair öngörüsü, bilgisi veya tahmini, yine TCK m.39 anlamında yardım etme düzeyinde dahi bir iştirak kapsamında görülemeyecektir. Netice olarak bu ihtimalde de kişilerin şerik olarak ceza sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmayacağını düşünmekteyiz.</p>

<p><strong>Son olarak ise bahsedilecek ihtimal de </strong>kişilerin banka hesap veya kart bilgilerinin kendi rızaları olmadan, yani kendileri birisine vermeden rızalarına aykırı olarak ele geçirilmesi ve dolandırıcılık fiillerinde kullanılması hali olabilir ki, bu halde zaten gerek hesap veya kart bilgilerinin verme fiili gerçekleştirilmediğinden ve gerekse kişi de hiçbir şekilde kasta dayalı bir iştirak iradesi olduğundan ve manevi unsurun gerçekleştiğinden de bahsedilemeyeceğinden, ceza sorumluluğunun doğmayacağı açıktır.</p>

<p><strong>V. Düzenlemenin İştirak Bahsi ve Özellikle Yardım Etme Bakımından Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>a) Yardım Etme Müessesine İlişkin Genel İzah</strong></p>

<p>Yardım etme şeklindeki iştirak, TCK m.39 hükmünde düzenlenmiştir. Kanunun 37. maddesinde; mülga 765 sayılı Kanun döneminde var olan suça asli iştirak ve fer’i iştirak ayırımından vazgeçen kanun koyucu, esasında “yardım etme” başlığı altındaki bu hükümle “suça fer’i iştirak” müessesesini yeniden kabul etmiştir. Bu sebeple, 5237 sayılı Kanunun iştirak müessesesi bakımından yeni bir sistem getirdiğinden bahsetmek güç olacaktır. Kanun koyucunun “suça yardım eden” ile “müşterek fail” arasındaki farkı ne şekilde belirlediği hususunu, 39. maddeden ve gerekçesinden anlamak oldukça zordur. Bu ayırımı belirlemeye çalışan yegane beyan, TCK 37. maddenin gerekçesinde yer almaktadır.</p>

<p><strong>Gerekçeye göre, </strong><i>“Bir suçun failine, onun haberi olmaksızın, tek taraflı iradeyle, suçun işlenmesine başlamadan önce veya suçun icrası sırasında yardım edilmesi halinde, müşterek fail olarak değil, yardım eden olarak sorumlu tutulmak gerekir”.</i> Elbette bu şekildeki bir gerekçe, hem iştirakte olması gereken anlaşma ve işbirliği şartına ters ve hem de “yardım eden” kavramını açıklamaktan uzaktır. Esasında kanaatimizce kanun koyucu, suça asli iştirak ile suça fer’i iştirak ayırımında ısrarcı olmalı idi. Suça iştirakte yeni bir sistem öngördüğünü ileri süren kanun koyucu, maalesef bu sistemi ve içerdiği kavramları açıklamaktan ve kavramlar için ayırıcı somut ölçütler getirebilmekten uzak kalmıştır.</p>

<p>Kanaatimizce; “yardım eden” kavramıyla açıklanmak istenen, 765 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenmiş olan “fer’i iştirak” müessesesinden farklı değildir. Neticede kanun koyucu, 39. maddenin 2. fıkrasında fer’i iştirak şekillerini ortaya koymuştur. <strong>Kanunun</strong> <strong>39. maddenin 1. fıkrasında;</strong> <i>“Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak bu durumda, verilecek ceza sekiz yılı geçemez”</i> hükmüyle, 39. maddenin 2. fıkrasında gösterilen “yardım eden” sıfatlarından birisine sahip olanlar hakkında uygulanacak ceza miktarları gösterilmiştir.</p>

<p><strong>Yardım etmenin düzenlendiği 39. maddenin 2. fıkrasında,</strong> hangi hallerin faili “yardım eden” sıfatıyla sorumlu kılacağı gösterilmiştir. Buna göre; suç işlemeye teşvik etmek, suç işleme kararını kuvvetlendirmek, fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek, suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek, fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunmak suretiyle icrasını kolaylaştırmak durumlarında, fail “yardım eden sıfatıyla” cezai açıdan sorumlu tutulacaktır.</p>

<p>Böylece kanun koyucu; “iştirak” müessesinde eşitlik sistemini, yani suça katılan her failin aynı ceza ile cezalandırılması fikrini benimsememiş, ikilik sistemini, yani failin suça katılımına ve etkisine göre cezalandırılması esasını izlemeye devam etmiştir.</p>

<p>TCK m.39’da düzenlenen yardım etme; bir suçun işlenmesinden önce veya suçun işlendiği anda, suçun işlenmesini kolaylaştıracak hareketlerde bulunmaktır. Yardım etme; suçun işlenmesine etki edecek maddi bir katkı ile olabileceği gibi, manevi bir katkı ile de yardım etmek mümkündür. TCK m.39/2’de yardım etmenin somut olayda ne şekilde meydana geleceği gösterilmiştir. Buna göre; manevi yardımlar, suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek, suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek olup, fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak ise maddi yardım teşkil edecektir.</p>

<p><strong>b) TCK m.158/4 Hükmünün Yardım Etme Kapsamında Eleştirisi</strong></p>

<p>Yukarıdaki açıklamalarımızda izah ettiğimiz üzere; kamuoyunda “IBAN dolandırıcılığı” veya “IBAN mağdurları” sorunu olarak lanse edilen, ciddi kamuoyu baskısı sonrasında da 12. Yargı Paketi ile TCK m.158/4’e eklenen düzenleme, esasında dolandırıcılık suçları bakımından TCK m.39 kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte bir yardım yoluyla iştiraktir.</p>

<p>Daha detaylı izah edilmesi gerekirse; TCK m.158/4’ün uygulanması için gerekli olan husus, yukarıda da detaylarıyla açıkladığımız üzere failin dolandırıcılık suçuna yalnızca, <strong><i>“kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek” </i></strong>şeklindeki bir fiil ile sınırlı olarak katkı sunması, bunu yaparken elbette dolandırıcılık suçunun işleneceğinden ve suçta verdiği bu bilgilerin kullanılacağından haberdar olması, ancak eyleminin hesap veya kart bilgileri vermek dışında herhangi bir başka hususa taşmamasıdır. Böyle bir durumda zaten failin bu şekildeki fiilinin, TCK m.158/4 hükmü getirilmeden önceki durumda da TCK m.37 anlamında müşterek faillik kapsamında görülmesi hukuken isabetli değildir.</p>

<p>TCK m.37/1 anlamında bir suça müşterek fail olarak katılabilmek için, hükmün lafzında açıkça belirtildiği üzere <strong><i>suçun kanuni tanımında yer alan fiilin bizzat birlikte gerçekleştirilmesi </i></strong>gerekir. Buradan hareketle; bir kimsenin dolandırıcılık suçuna müşterek fail sıfatıyla katılabilmesi için, dolandırıcılık suçunun işlenmesinde araç olarak kullanılacak hesap veya kart bilgileri sağlaması yanında, bizzat dolandırıcılık suçunun en önemli unsuru olan <strong><i>iğfal kabiliyetini haiz hileli hareketlerin </i></strong>gerçekleştirilmesi aşamasında da bizzat bulunması şarttır. Hesap veya kart bilgilerinin verilmesi, ancak bunun dışında hiçbir eyleme katılınmaması durumu ise bu şartı dolandırıcılık suçları bakımından sağlamayacaktır. Dolayısıyla; TCK m.158/4 düzenlemesi öncesinde de fıkrada tanımlanan eylemlerin yapılması durumunda, faile TCK m.37 delaletiyle müşterek fail olarak dolandırıcılık suçundan ceza verilmesi hukuken hatalı olurdu.</p>

<p>Tüm bu hususların yanında; konuyu TCK m.158/4’de getirilen düzenlemenin getirilmeden önceki durum veya hiç getirilmediği varsayımıyla da değerlendirdiğimizde, halihazırdaki mevcut iştirak düzenlemeleri çerçevesinde TCK m.158/4’de tanımlanan fiilin dolandırıcılık suçları bakımından açık şekilde TCK m.39/2 kapsamında yardım etme teşkil edeceğinin açık olduğunu düşünmekteyiz. TCK m.158/4 düzenlemesi getirilmeseydi de, zaten failin dolandırıcılık suçuna katkısı ve eylemi bu fıkrada izah edildiği gibi yalnızca <i>banka veya hesap bilgilerinin verilmesi suretiyle dolandırıcılıkta kullanılması </i>ile sınırlıysa, bu şekildeki bir fiil açıkça “Yardım etme” başlıklı TCK m.39/2’nin (b) bendinde yer alan, <i>“Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.” </i>veya yine aynı fıkranın (c) bendinde yer alan, <i>“Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.” </i>hükümleri kapsamında yardım etme niteliğinde dolandırıcılık suçuna iştirak olarak nitelendirilebilecekti. Dolayısıyla; düzenlemenin getirilmediği durumda da dolandırıcılık suçu bakımından eylemi bununla sınırlı olan fail, TCK m.39/2 uyarınca yardım eden olarak sorumlu olacak, bu kapsamda alacağı ceza da TCK m.39/1 gereğince indirimli olarak verilecekti. Hal böyle iken; kanun koyucunun bu düzenlemeyi hangi amaçla, neyi murad ederek yaptığı anlaşılamamakta ve açıkçası bu hususa suç siyaseti açısından da herhangi bir makul açıklama getirilememektedir.</p>

<p>Yukarıdaki açıklamalarımıza ek olarak TCK m.158/4 hükmünün getirilmesinden önceki Yargıtay uygulamasına da baktığımızda, Yargıtay tarafından da bu tür hareketlerin dolandırıcılık suçları kapsamında yardım etme olarak nitelendirildiği ve TCK m.39/1 kapsamında indirimli olarak cezalandırıldığı görülmektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20162620-e-20165671-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 23. Ceza Dairesi’nin 03.05.2016 tarihli, 2016/2620 E. ve 2016/5671 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“Katılanların aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanları ile tanık anlatımları, sanık savunmaları, kolluk tutanakları ve diğer deliller karşısında; sanıklar ..., ... ve ...'in dolandırıcılık suçunu işledikleri, sanık ...'in ise hesap numarasını vererek diğer sanıkların eylemine yardım etmek maksadıyla TCK'nın 39. maddesi uyarınca suça iştirak ettiği anlaşıldığından sanıkların dolandırıcılık suçundan mahkumiyetleri yerine oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,” </i>ifadelerine yer verilerek, TCK m.158/4 düzenlemesinden önce de dolandırıcılık suçları bakımından failin hareketinin yalnızca <i>hesap numarasını vermekle sınırlı </i>kalması durumunda, TCK m.39 uyarınca yardım etme kapsamında sorumluluğuna gidilebileceği, müşterek fail olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı ortaya koyulmuştur.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20232909-e-20236665-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 28.09.2023 tarihli, 2023/2909 E. ve 2023/6665 K. sayılı kararı</a>nda da; </strong><i>“2. Sanık ...'in, temyiz dışı sanıklar ..., ..., ... isimli şahıslar ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, emlakçılık faaliyeti yürüten tanık ... ... ... aracılığı ile sahte nüfus cüzdanı kullanılarak katılan ...'dan haksız menfaat elde ettiği iddia ve kabul olunan olayda; UYAP kayıtlarına göre suç tarihi itibari ile Bakırköy Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak cezası infaz edilen sanık ...'in, ortak suç işleme kararına bağlı olarak fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmak suretiyle diğer sanıklar ..., ... ve ...'un eylemlerine katıldığına dair somut bir delil bulunmadığı, ancak sanık ... in suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını sanık ...'a vermesi şeklinde gerçekleşen eyleminin, temyiz dışı sanıkların katılan ...'a yönelik nitelikli dolandırıcılık suçunu işlenmesinden önce yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığını, bu şekilde nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası (c) bendi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, sanık ...'in yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.” </i>gerekçesine yer verilerek, failin dolandırıcılık suçundaki hareketinin yalnızca <i>banka hesap numarasını vermek </i>fiili ile sınırlı olduğunun tespit edilmesi halinde, TCK m.39/2-c kapsamında yardım eden sıfatıyla suçtan sorumlu tutulması gerektiği, bu halde suça yalnızca bu hareket ile katılan failin TCK m.37/1 uyarınca müşterek faillikten ceza sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yukarıda izah ettiğimiz şekilde ve düzenlemenin gelmesinden öncesine ilişkin olarak yer verdiğimiz Yargıtay içtihadı uyarınca anlaşılmaktadır ki, zaten bu düzenleme getirilmeseydi de düzenlemede yer alan fiili tatbik eden dolandırıcılık suçu faili hakkında TCK m.37/1 kapsamında müşterek faillikten olması gerekenden yüksek bir ceza verilmesi mümkün değildi. Bunun yanında; gerek yeni düzenlemenin iştirak şartını açıkça ifade eden lafzı ve gerekse Ceza Hukukuna hakim olan en temel ilkelerden olan “kusursuz ceza olmaz” ilkesi de birlikte değerlendirildiğinde, failin TCK m.158/4 uyarınca halihazırda cezalandırılabilmesi için yalnızca dolandırıcılık suçunda verdiği hesap veya kart bilgilerinin kullanılması yeterli değildir, kendisinin açıkça bu bilgileri dolandırıcılık suçunda kullanılacağını bilerek ve bu amaçla kullanılması için vermesi gerekmektedir. Hal böyle iken; neden bu kişilere gerek toplum nazarında ve gerekse kanun koyucu tarafından böyle bir hukuki düzenleme getirilmesi yoluyla <i>“IBAN mağdurları” </i>sıfatının verildiğini, bu nedenle de yardım etme hükmü zaten bulunduğundan, ek olarak böyle bir ceza indirimi halinin getirildiğini anlamak mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki; şu anda gerek TCK m.39 uyarınca yardım etme hükümleri ve gerekse TCK m.158/4’de yer alan fiile ilişkin düzenleme birlikte yürürlükte olduğundan, ayrıca her ikisinin aynı anda uygulanamayacağına dair de bir hüküm Kanunda yer almadığından, <strong>“Cezanın belirlenmesi” başlıklı TCK m.61/4’de yer alan,</strong> <i>“Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır.” </i>ve yine <strong>aynı maddenin 5. fıkrasında bulunan, </strong><i>“Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir.” </i>düzenlemeleri gereğince, failin TCK m.158/4’de yer alan fiili tatbik ettiği bir durumda, temel cezasından öncelikle TCK m.158/4 uyarınca indirime gidilmesinin, bunun yanında ayrıca da bu fiilin TCK m.39 kapsamında yardım etme niteliğinde görülerek TCK m.61/5 gereğince de tekrardan bir indirime tabi tutulmasının önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. Böyle bir durum; yardım etme kastıyla dolandırıcılık suçuna iştirak edenler bakımından adeta bir fiili <i>cezasızlık </i>halini de gündeme getirecek, başka şekilde kamuoyu şikayetlerine ve hukuki sorunlara yol açacaktır.</p>

<p><strong>VI. Sonuç</strong></p>

<p>Yukarıda yer verdiğimiz açıklamalarımız ışığında belirtmeliyiz ki; TCK m.158/4’de yer alan yeni düzenleme, iştirak zorunluluğu getirmekte, hiçbir şekilde kusuru olmayan, hesabını veya kart bilgilerini dolandırıcılık suçunun işleneceğinden bihaber şekilde başkasına verenlerin ceza sorumluluğuna gidilmesi sağlamamaktadır. Dolayısıyla; burada yer alan eylemle sınırlı olarak suça iştirak edenlerin de bir suç kastı olacağından bu kişilerin, gerek kamuoyunda ve gerekse hukuk literatüründe <i>“mağdur” </i>sıfatıyla adlandırılmaları isabetli değildir.</p>

<p>Ayrıca yine yukarıda izah ettiğimiz üzere; TCK m.37/1’de yer alan müşterek faillik şartları gereğince zaten TCK m.158/4 düzenlemesi getirilmeden önce de fiili bu fıkrada sayılan hususlarla sınırlı olan kişilerin dolandırıcılık suçunun müşterek faili olarak cezalandırılmaları isabetli olmazdı (zaten yer verdiğimiz Yargıtay içtihadı kapsamında isabetli olarak uygulamanın da bu yönde olduğu görülmektedir), yani bu kişileri müşterek faillikten cezalandırılmaktan kurtarabilmek adına böyle bir düzenlemeye ihtiyaç yoktu. Bunun yanında; “kusursuz ceza olmaz” ilkesi gereğince olması gerektiği TCK m.158/4’ün uygulanabilmesi açısından iştirak şartının getirilmesi isabetli olarak gözükse de, zaten düzenleme öncesinde de açıkladığımız üzere bu nitelikte bir eylemin dolandırıcılık suçları bakımından TCK m.39 kapsamında yardım etme olarak görülerek ceza indirimine uygun düşeceği açık olduğundan da böyle bir düzenlemeye yine ihtiyaç olmadığını belirtmek isteriz. Ayrıca; böyle bir düzenlemeye belirttiğimiz gerekçelerle ihtiyaç olmadığı gibi, buna rağmen düzenleme getirildiğinden, bu kez de TCK m.158/4 kapsamında bir fiil ile dolandırıcılık suçuna katkı sunan faillerin hem bu hüküm uyarınca ceza indirimi almaları ve hem de bu ceza üzerinden tekrar TCK m.39 uyarınca da yardım etme indirimi almaları sözkonusu olabilecektir ki, kanaatimizce bu durum uygulamada hakkaniyete aykırılık oluşturacak şekilde dolandırıcılık suçu failleri bakımından adeta bir fiili <i>cezasızlık </i>haline sebep olabilecek niteliktedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıntılı bilgi için ayrıca bkz. Ersan Şen/Tamer Berk Bayraklı/Eren Polat Kutlu, “</span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Dolandırıcılık ve Güveni Kötüye Kullanma Suçları</span></a><span style="color:#999999">”, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen</span></a><span style="color:#999999">, Erişim tarihi: 09.09.2026.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Dolandırıcılık suçunda hile unsuru hakkında açıklamalar için bkz. Ersan Şen/Alperen Gözükan, “</span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Dolandırıcılık Suçu mu Hukuki İhtilaf mı?</span></a><span style="color:#999999">”, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi</span></a><span style="color:#999999">, Erişim tarihi: 09.09.2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi 4. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.5747.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Gökcan/Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi, s.5748.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 06.06.2024 tarihli, 2021/22753 E., 2024/7858 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Bu husus hakkındaki açıklamalarımız için bkz. Ersan Şen/Cem Serdar, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Dolandırıcılık Suçuna Getirilen Ceza İndirimi (TCK m.158/4)”</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584</span></a><span style="color:#999999">, Erişim tarihi: 12.09.2026.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-iban-magdurlugu-ile-suca-istirakin-ince-cizgisi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-terazi-5.jpg" type="image/jpeg" length="63059"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2015/983 E., 2018/126 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015983-e-2018126-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015983-e-2018126-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.03.2018 tarihli, 2015/983 E., 2018/126 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2015/983 E., 2018/126 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Asliye Ceza<br />
Günü : 08.03.2011<br />
Sayısı : 181-130</p>

<p>Dolandırıcılık suçundan sanık ...'nin TCK'nun 157/1, 51 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay hapis ve 10.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine ve adli para cezasının taksitlendirilmesine ilişkin Gaziantep 17. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.03.2011 tarihli ve 181-130 sayılı hükmün, sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 01.04.2014 tarih ve 15289-5981 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.09.2015 tarih ve 253376 sayı ile;<br />
"...Sanık ile katılan arasında yakın bir ilişki olduğu, sanığın, katılana zaman zaman borç verdiği ve katılanın kredi çekme işlerinde kefil olduğu sabittir. Dosyada yeminli beyanlarına başvurulan ...., .... ve .... da bu hususu doğrulamaktadır. Ayrıca katılan ve sanık da bu yönde beyanda bulunmaktadır.</p>

<p>Katılanın sanığa verdiği para miktarı konusunda çelişkiler bulunmaktadır. Katılan 04.01.2010 tarihli beyanında sanığa 13.000 TL verdiğini söylerken, 14.09.2010 tarihli beyanında 10.000 TL verdiğini söylemektedir.</p>

<p>Katılan dosyada mevcut tapu fotokopisinin sanık tarafından kendisine verildiğini söylemekte ise de, sanık hiçbir aşamada bu hususu kabul etmemektedir. Yine katılan dosyada mevcut tapu fotokopisi aslının ...'ın bulunduğu ortamda sanık tarafından yırtıldığını söylemiş ise de tanık ... 16.09.2010 tarihli beyanında bu hususu doğrulamamıştır.</p>

<p>Sanık ile katılan arasında gayrimenkul alımı konusunda para alışverişinin olduğu kabul edilse bile, bunun hile ile elde edildiğine dair bir bulguya rastlanılmamıştır. Yine sahte olduğu iddia edilen tapu kaydının sanık tarafından katılana verildiği kabul edilse dahi, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.03.1998 tarihli ve 8-69 sayılı kararında ve yerleşmiş Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere önceden doğmuş borç ilişkisi nedeniyle sahte belge verilmesi durumunda dolandırıcılık suçu oluşmaz. Tüm bu nedenlerle unsurları oluşmayan atılı suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerekir." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 13.10.2015 tarih ve 14048-29866 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı dolandırıcılık suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup suçun sabit olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nun 253. maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamında kalıp kalmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanığın, önceden tanıdığı ve aralarında para alışverişi bulunan katılana, Elazığ ili, Baskil ilçesinde ortaklaşa akaryakıt istasyonu açmak için arsa almayı teklif ettiği, bu teklifi kabul eden katılandan, söz konusu arsanın alınması için vekâletname ve 13.000 TL aldığı, daha sonra arsayı satın aldığını söyleyerek yarı hissesi kendisi, yarı hissesi de katılan adına görünen Elazağ ili, Baskil ilçesi, Nazaruşağı Mahallesi, 146 ada, 20 parselde kayıtlı taşınmaza ait sahte tapu senedi fotokopisini katılana verdiği iddiasıyla dolandırıcılık suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı,</p>

<p>Katılan tarafından sunulan 25.12.2008 tarihli düzenleme şeklindeki vekâletname fotokopisi içeriğine göre; katılanın, Elazığ ili ve ilçelerinde taşınmaz mal satın alınması ve buna ilişkin işlemlerin yapılması hususunda sanığı vekil tayin ettiği,</p>

<p>Katılan tarafından fotokopisi sunulan ve sahte olduğu belirtilen tapu kaydında; Elazığ ili, Baskil ilçesi, 146 ada, 20 parselde kayıtlı 1304 metrekarelik arsa niteliğindeki taşınmazın ½ hissesinin katılan, ½ hissesinin ise sanık adına 25.12.2008 tarihinde satın alınmak suretiyle tescil edildiği bilgilerinin bulunduğu,</p>

<p>Baskil Tapu Sicil Müdürlüğünce gönderilen Elazığ ili, Baskil ilçesi, 146 ada, 20 parselde kayıtlı taşınmaza ilişkin tapu kaydına göre; 25.12.2008 tarihinde satışı yapılan taşınmazın yarı hissesinin sanık, yarı hissesinin ise ... adına kayıtlı olduğu, sanığın kendi adına asaleten, ... adına vekâleten tapu işlemlerini yaptığı,</p>

<p>Sanığın, 15.05.2010 tarih ve 3.300 TL bedelli, alacaklısı kendisi, borçlusu ise katılan olan bono fotokopisini soruşturma aşamasında ibraz ettiği,</p>

<p>Sanığın, suç tarihinden önce katılanın İş Bankası ve Halk Bankasından aldığı tüketici kredilerine kefil olduğu, ödenmeyen kredi borcunun tahsili amacıyla ilgili bankalar tarafından sanığa ihtarnameler gönderildiği, bu ihtarname örneklerinin sanık tarafından dosyaya sunulduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılan 28.10.2009 tarihli şikâyet dilekçesinde; aile dostu olan sanığın, emekli ikramiyesini boşa harcamaması gerektiğini söyleyerek Baskil ilçesinde birlikte akaryakıt istasyonu açmak için arsa almayı teklif ettiğini, bu teklifi kabul ederek emeklilik parasının 10.000 TL'sini sanık adına bankaya yatırdığını ve sanığa tapuda işlem yapmak üzere vekâletname verdiğini, daha sonra sanığın, arsayı satın aldığını söyleyerek arsanın ½ hissesi sanık adına, ½ hissesi de kendi adına görünen tapu kaydını verdiğini, sonradan bir işi nedeniyle Tapu Sicil Müdürlüğüne gittiğinde arsanın tapuda sanık ve tanık ... adına kayıtlı olduğunu öğrendiğini, tanık ....'i arayarak durumu izah ettiğini, bu olayı konuşmak için birlikte sanığın yanına gittiklerini, tanık ....'in, sanığa bunu nasıl yaptığını sorduğunu, sanığın da tapuda gerçekte ... yazılı yere yapışkanlı beyaz bir kağıt yapıştırarak üzerine ... yazdığını ve bu şekilde sahte tapu kaydı oluşturduğunu söylediğini, bu konuşma sırasında sanığın sahte olarak düzenlediği tapu senedi aslını yırttığını ve şikâyetçi olmaması konusunda kendisini tehdit ettiğini,</p>

<p>Savcılıkta önceki anlatımlarından farklı olarak; emekli ikramiyesinin 13.000 TL'sini sanığa elden verdiğini, parayı verdiğine ilişkin herhangi bir belgesi ya da tanığının olmadığını, sanığa başkaca borçlarının da bulunduğunu, bu nedenle sanığın bu paradan alacağını aldıktan sonra geriye kalan 9.000 TL'yi kendi hesabına yatırdığını,</p>

<p>Yargılama sırasında 14.09.2010 tarihli oturumda; emekli ikramiyesinin 10.000 TL'sini sanığa elden verdiğini; 08.03.2011 tarihli oturumda ise ek olarak; taşınmazın alınması için düzenlettirdiği vekâletnameyi aynı gün faks ile sanığa gönderdiğini, sanığın hafta sonu Elazığ'a gittiğini ve vekâletnameyi gönderdikten sonra tapu kayıtlarını aldığını söylediğini, sanığa güvendiği için emekli ikramiyesinin 13.000 TL'sini sanığın ....Gazimuhtar Caddesinde bulunan Halk Bankası şubesindeki hesabına yatırmak üzere verdiğini, bu parayı banka hesabına yatırdığına ilişkin sanığın bir dekont gösterdiğini, hatta sanığın bu paranın 1.000 TL'sini bankadan çekerek kendisine verdiğini,</p>

<p>Tanık ... yargılama sırasında 16.09.2010 tarihli oturumda; sanık ve katılanı önceden tanıdığını, İsviçre'de çalıştığını, zaman zaman Gaziantep'e geldiğini, sanığın, Baskil ilçesinde akaryakıt istasyonu açmak amacıyla arsa almayı teklif ettiğini, bu teklifi kabul ederek sanığa taşınmazın satın alınması için 50.000 TL ile vekâletname gönderdiğini, daha sonra sanığın satın aldığı taşınmaza ilişkin tapu kaydı aslını gönderdiğini, taşınmazın satın alınmasından önce sanığın, bu taşınmazda katılanın da hisse sahibi olacağı yönünde herhangi bir şey söylemediğini, katılanın kendisini arayarak konuşmak istediğini söylemesi üzerine sanık ve katılan ile buluştuklarını, sanığın konuşma sırasında, satın alınan arsa üzerinde katılanın hissesinin olmadığını söylediğini, arsa almak için katılandan para aldığına ve tapu kaydı üzerine şerit çekmek suretiyle katılanın adını yazdığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığını, katılanın ise, akaryakıt istasyonu yapmak üzere alınacak arsa için sanığa para verdiğini söylediğini, ancak sanığın bu durumu kabul etmediğini, ayrıca tapu senedinin yırtılması olayının da yaşanmadığını, adına alınan taşınmazın 1/2 hissesini gösteren tapu kaydı aslının kendisinde olduğunu, sanığın, katılandan 18.000 TL alacağı olduğunu, buna ilişkin senedinin de bulunduğunu, ancak aralarında anlaşmaları gerektiğini söyleyerek bu senedi kendisinin yırttığını, katılanın sanığa farklı miktarlarda borcu olduğunu da bildiğini, olaydan önce katılanın Gaziantep'te oturduğu evin satın alınması ile ilgili olarak sanığa vekâlet verdiğini bildiğini ancak Elazığ'da taşınmaz alımı ile ilgili vekâlet verildiğine ilişkin bir bilgisinin olmadığını, 07.01.2011 tarihli oturumda ek olarak; İsviçre'den geldikten sonra sanıktan tapu senedini istediğini, sanığın, kaybolduğunu söyleyerek vermediği tapu senedini, daha sonra bulduğunu belirterek katılan ile buluşmalarından önce kendisine verdiğini,</p>

<p>Tanık ....; sanığı aile dostu olması nedeniyle tanıdığını, hastanede karşılaştığı katılanın kendisine “Sen kim oluyorsun, senin Vedat'la ne işin olabilir, niye onunla geziyorsun” dediğini, mahallelerinde fırıncılık yapan tanık Arif'e de, sanığı eşi olarak tanıttıktan sonra kendisinin, eşini rahatsız ettiğini söylediğini, ayrıca sanıktan bir tapu kaydını kaybettiğini duyduğunu,</p>

<p>Tanık ....; fırıncılık yaptığını, sanığı müşterisi olması nedeniyle tanıdığını, katılanın bir kez iş yerine gelerek sanığın eşi olduğunu, tanık Serap'ın eşi olan sanık ile görüştüğünü, onun ev yıkan kötü bir kadın olduğunu söylediğini,</p>

<p>Tanık ....; su arıtma cihazları satan bir iş yerinde çalıştığını, sanığı da müşterisi olması nedeniyle tanıdığını, sanık ve katılanın zaman zaman yakında bulunan bir kafeye geldiklerini, bir keresinde burada katılan ile sanığın para nedeniyle tartıştıklarını, sanığın katılana 500 TL verdiğini, katılanın da sanığa banka makbuzuna benzer bir kağıt uzattığını, yine başka bir gün aynı kafede sanığın bir tapu senedini kaybettiğini söylediğini, katılana, neden bu kadar sanığın üstüne düştüğünü sorduğunda, katılanın, “Vedat beni bırakamaz, bırakırsa ben yapacağımı biliyorum” şeklinde cevap verdiğini,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ...; aile dostu olan katılanın sürekli evine gelip gittiğini, bu nedenle aralarında bir güven ilişkisinin bulunduğunu, Baskil ilçesinde akaryakıt istasyonu açmak üzere bir arsa alacağını katılana söylediğini, ancak bu amaçla katılandan para almadığını, dosyada örneği bulunan vekâletnameyi alıp almadığını hatırlamadığını, katılana sahte tapu da vermediğini, katılanın çeşitli bankalardan kredi aldığını, kendisinin de katılana kefil olduğunu, başkalarından borç para alarak katılanın borcunu ödediğini, bu nedenle katılanın kendisine borcu olduğunu, bu borçtan kurtulmak için iftira attığını, gerçek tapu kaydının evinde bulunduğunu, bir ara tapu kaydını kaybettiğini, katılanın da bu tapu kaydını evinden alıp üzerinde değişiklikler yaparak kendi lehine kullanmış olabileceğini savunmuştur.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>I- Sanığa atılı dolandırıcılık suçunun sabit olup olmadığı;</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için dolandırıcılık suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun “dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesi;</p>

<p>“Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Mal varlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;</p>

<p>1) Fail tarafından hileli davranışlar yapılmalıdır. Mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım davranışlarda bulunulmalıdır.</p>

<p>2) Fail tarafından yapılan hileli davranışlar bir kimseyi aldatabilecek nitelikte olmalıdır.</p>

<p>3) Mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlanmalıdır. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, verilen zarar ile sanığın eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Zarar, nesnel kişisel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarardır.<br />
Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güven bozulmaktadır. Bu suretle kişinin irade serbestisi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlâl edilmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Bu nedenle, dolandırıcılık suçu, birden çok hukuki konusu olan bir suçtur. Bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemektedir. Mal varlığı zarara uğratılırken, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de, hileli davranışlarla yanıltılmaktadır.</p>

<p>Bu aşamada “hileli davranışlar” kavramının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika vb. her türlü eylemdir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı olanaklara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Yasa koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hâllerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmez.</p>

<p>Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunda hileli davranışın ancak bu şekilde gerçekleşmiş sayılacağını kabul eden bu görüşe “sahneye koyma” (mise en scéne) teorisi adı verilmektedir. O hâlde dolandırıcılık suçunun unsurunu oluşturan hileli davranış şu şekilde tanımlamak mümkündür. Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan hâlden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir. Böylece dolandırılanın iradesi fesada uğratılmakta, sakatlanmaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Katılanın tüm aşamalarda özde değişmeyen ve birbiriyle uyumlu beyanlarında, sanığın, akaryakıt istasyonu açmak için Elazığ ili, Baskil ilçesinden birlikte arsa alma teklifinde bulunduğunu, bu teklifi kabul ederek arsanın satın alınması için 28.12.2008 tarihli özel vekâletname ile sanığı vekil tayin ettiğini, sanığın parayı ve vekâletnameyi aldıktan sonra arsayı satın aldığını söyleyerek sahte tapu senedini kendisine verdiğini beyan etmesi, bu beyanlarının 28.12.2008 tarihli özel vekâletname ve sahte olduğu anlaşılan tapu senedi fotokopisi ile doğrulanması ve söz konusu arsanın 28.12.2008 tarihinde sanık tarafından satın alındığının anlaşılması karşısında; sanığın, önceden tanıdığı ve aralarında para alışverişi bulunan katılandan, ortaklaşa açacakları akaryakıt istasyonunun kurulacağı arsanın alınması için vekâletname ve yaklaşık 10.000 TL alıp, sonrasında arsayı satın aldığını söyleyerek yarı hissesi kendisi, yarı hissesi de katılan adına görünen Elazağ ili, Baskil ilçesi, Nazaruşağı Mahallesi, 146 ada, 20 parselde kayıtlı taşınmaza ait sahte tapu senedi fotokopisini verdiği ve bu şekilde atılı dolandırıcılık suçunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde sübuta erdiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; “İtirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>II- Sanığın eyleminin uzlaştırma kapsamında olup olmadığı;</p>

<p>Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur.</p>

<p>01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 73. maddesinin 8. fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir" hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nun 253, 254 ve 255. maddelerinde ise, uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma ile birden fazla failin bulunması halinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.</p>

<p>19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 2. maddesiyle, 5237 sayılı TCK'nun 73. maddesinin başlığında yer alan “uzlaşma” ibaresi metinden çıkarılmış, 45. maddesiyle de aynı maddenin 8. fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25. maddeleri ile CMK'nun 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir. Yapılan bu düzenlemeye göre uzlaştırmanın bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de birey ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 5560 sayılı Kanunun 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinde uzlaşmanın kapsamı;</p>

<p>"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:</p>

<p>a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.</p>

<p>b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),</p>

<p>2. Taksirle yaralama (madde 89),</p>

<p>3. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),</p>

<p>4. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),</p>

<p>5. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239)<br />
suçları.</p>

<p>(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.</p>

<p>(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez" şeklinde belirlenmiş iken, 09.07.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanunun 8. maddesiyle CMK'nun 253. maddesinin üçüncü fıkrasına "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz" cümlesi eklenmiş,</p>

<p>Suç ve karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı "Uzlaştırma" olarak değiştirilmiş ve;</p>

<p>"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:</p>

<p>a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.</p>

<p>b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),</p>

<p>2. Taksirle yaralama (madde 89),</p>

<p>3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),</p>

<p>4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),</p>

<p>5. Hırsızlık (madde 141),</p>

<p>6. Dolandırıcılık (madde 157),</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),</p>

<p>8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),<br />
suçları.</p>

<p>c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.</p>

<p>(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.</p>

<p>(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz..." şeklinde kapsamı genişletilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi, 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış, TCK'nun 106. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen tehdit, aynı Kanunun 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık ve 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin sınırlama kaldırılmıştır. Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir.</p>

<p>Öte yandan ceza hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanunun uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren bir kanunun, yürürlük tarihinden önce işlenen suçlara tatbik edilebilmesi, ancak lehe sonuçlar doğurması durumunda mümkündür. Önceki ve sonraki kanunlara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun uygulanmasına imkân bulunmamaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun “zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesi, 765 sayılı Kanunun 2. maddesine benzer şekilde düzenlenmiş olup, her iki maddede de; ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, "failin lehine olan kanunun geçmişe etkili olması", “geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine de yer verilmiştir.</p>

<p>Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren kanun, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır.</p>

<p>İnfaz aşamasında alınabilecek kararları düzenleyen 5275 sayılı Kanunun 98. maddesinin birinci fıkrasında;<br />
“Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir” şeklindeki düzenleme nazara alındığında, infaz sırasında sonradan hükümlü lehine bir kanun yürürlüğe girmesi hâlinde hükmü veren mahkemeden karar istenebileceği hüküm altına alınmıştır.<br />
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nun 253. maddesinin değiştirilerek, 5237 sayılı TCK'nun 157. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen "dolandırıcılık" suçunun uzlaştırma kapsamına alınması, bununla birlikte yerel mahkeme mahkûmiyet hükmünün Özel Dairenin onama kararı ile kesinleşmesi ve itirazın reddine karar verilmiş olması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinin 2. fıkrası ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 98. maddesi uyarınca bu hususun infaz aşamasında gözetilmesinin olanaklı olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, dolandırıcılık suçunun uzlaştırma kapsamına alınması nedeniyle bu husus infaz aşamasında gözetilebileceğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık bakımından reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık bakımından REDDİNE,</p>

<p>2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.03.2018 günü yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015983-e-2018126-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="72786"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2014/419 E., 2017/66 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014419-e-201766-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014419-e-201766-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14.02.2017 tarihli, 2014/419 E., 2017/66 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2014/419 E., 2017/66 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Asliye Ceza<br />
Günü : 16.06.2009<br />
Sayısı : 153 - 476</p>

<p>Dolandırıcılık suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı TCK’nun 157/1, 50/1-a, 52/1-2 ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 40.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16.06.2009 gün ve 153-476 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 25.12.2013 gün ve 1947-20925 sayı ile; oyçokluğuyla onanmasına karar verilmiş;</p>

<p>Daire Üyeleri Ş. Aktı ve H. O. Kaya ise ;<br />
"Dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde; 'hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamak' şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Bu tanıma göre, suçun oluşabilmesi için, failin mağdura karşı hileli davranışlarda bulunması, bu davranışlarla mağdurun aldatılmış olması, buna bağlı olarak mağdurun içine düştüğü bu yanılgı sonucu kendisinin veya bir başkasının zararına, failin ve üçüncü kişinin yararına haksız bir çıkar sağlanmış olmalıdır. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından sergilenen hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergilenişi açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldırıcı nitelikte olmalıdır.</p>

<p>Fail tarafından hileli davranışların haksız menfeatin elde edilmesinden önce veya en geç haksız menfeatin elde edildiği sırada mağdura yöneltilmesi gereklidir. Haksız yarar sağlandıktan sonra ortaya çıkan davranışlar suçun unsuru olmayıp, faildeki suç kastının belirlenmesi açısından önemlidir.</p>

<p>Failin haksız yararı sağladıktan sonraki hileli davranışlarının suçun sübutunu fail aleyhine etkilemesi için, failin baştan beri bu davranışları planlamış olması gerekir.</p>

<p>Somut olayda:<br />
Sanığın, 27.07.2007 tarihli sözleşme ile mülkiyeti kızı ....'na ait İzmir ili Narlıdere ilçesi 22 1-3A pafta, 8195 Ada, 2 Parselde kayıtlı .... apartmanda 6/282 arsa paylı zemin kat 24 numaralı 22 M2 lik dükkanı 15.000 TL'si sözleşme tarihinde, 10.000 TL'si 30.08.2007 tarihinde ödenmek üzere vekaleten ve haricen katılana sattığı, taraflar arasındaki '22 07.2007 tarihli satış sözleşmesinin ekidir' başlıklı belgeye göre: 23.08.2007 tarihi itibarıyla alıcı müştekinin satıcıya 21.750 TL ödediği, bakiye 3250 TL'nin ise 30.08.2007 tarihinde ödeneceği, tapu işlemlerine 15.09.2007 tarihinde başlanacağı, tapunun ise 30.09.2007 tarihinde teslim edileceği, bu maddelere uymayan tarafın karşı tarafa 15.000 TL tazminat ödemeyi kabul ettiği, tarafların beyanlarına göre, satış bedelinin tamamının sanığa ödendiği ve dükkânın sanık tarafından alıcı müştekiye teslim edildiği, ancak taşınmazın tapu kaydında başka bir borç nedeniyle ipotek bulunması nedeniyle devir işleminin yapılamadığı, bunun üzerine müştekinin satıştan vazgeçtiğini belirterek sanıktan satış bedelini istediği, sanığın ise, nakit yerine senet vermeyi teklif ederek bir örneği dosyada mevcut 'SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ' başlıklı belgeyi ve 25.000 TL tutarındaki bonoyu tanzim edip imzaladığı ayrıca, müştekinin satıştan vazgeçtiği düşüncesiyle dükkânın satışı için gazeteye ilan verdiği fakat müştekinin senedi kabul etmeyerek belgeyi imzalamadığı ve dükkanın tapusunu istediği anlaşılmaktadır.<br />
Sanık savunmalarında satış sırasında dükkanın tapu kaydı üzerinde ipotek olduğunu müştekinin bildiğini belirtmektedir. Müşteki ise beyanlarında ipotek konusunda bilgisinin olduğunu ancak ipotek borcunun 700.000 TL olduğunu tapudan öğrendiğini beyan etmektedir.</p>

<p>Tapulu taşınmazların harici satışı geçerli değilse de; taraflar arasında dükkân satımı nedeniyle düzenlenen satış sözleşmesinin alıcıya satış bedelini ödeme, satıcıya da dükkânı alıcıya tapuda devir ve teslim borcunu yüklediği tartışmasızdır.</p>

<p>Sanığın taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğunu satış sırasında alıcı olan müştekiye bildirmediği kabul edilse dahi, müştekinin sonradan yaptığı gibi sözleşmeyi imzalamadan ve satış bedelini ödemeden önce tapu sicilinin aleniyet ilkesi gereği taşınmazın tapu kaydı üzerinde ipotek ve rehin olup olmadığını kontrol ettirip öğrenmesi mümkün olduğundan, sanığın ipotek konusunda susmuş yahut da müştekiye bilgi vermemiş olması nitelikli bir hile değildir. Zira sanık müştekinin tapu sicilinin aleniyet ilkesi karşısında satıştan önce ve satış sırasında tapuda ipotek kaydını öğrenmesini engellemiş değildir.</p>

<p>Diğer taraftan, satıştan sonra sanığın müştekinin satıştan vazgeçtiğini düşünerek dükkânın bir başkasına satılması için gazeteye ilan vermeyi önceden planladığına ve dolandırmak maksadıyla hareket ettiğine dair savunmanın aksini ortaya koyacak her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenlerle, sanık ile katılan arasındaki ihtilaf, taşınmazın harici satışından kaynaklanan tümüyle hukuki nitelik arz eden bir ihtilaf olması nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle yerel mahkemenin verdiği kararın bozulması gerektiği..." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.04.2014 gün ve 119675 sayı ile;<br />
“Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; emekli albay olup müteahhitlik işiyle de uğraşan sanığın mülkiyeti kızına ait olup kendisinde satış için vekaletnamesi bulunan İzmir ili, Narlıdere ilçesi, Öğretmenler sokak, 4 nolu apartmanın zemin katındaki dükkânı 27 Temmuz 2007 tarihli gazete ilanı ile satışa çıkardığı ve katılanın da buraya müşteri olarak aralarında 27 Temmuz 2007 tarihli harici satış sözleşmesini yaparak satın aldığı ancak tapu kaydının devri için herhangi bir girişim veya işlem başlatılmayıp ek sözleşmede tapu devrinin 15.09.2007 tarihinde yapılacağının yazıldığı, katılanın beyanına göre, daha sonra tapudan araştırdığında taşınmaz üzerinde 700.000 Liralık ipotek bulunduğunun ve bu ipoteği kaldırmanın mümkün olmadığının anlaşıldığı, sanığa müracaat eden katılanın parasını geri alamadığı, sanık tarafından mahkemeye sunulan satış sözleşmesinin iptali ve alınan paranın iadesine dair senedin katılan tarafından kabul edilmediği görülmektedir. Katılan daha sonra da aynı gazetenin 03.10.2007-10.10.2007 arasındaki nüshalarında aynı yerin tekrar satış ilanına çıkması üzerine sanığı aradığında 35.000 Lira bedelle satılmak istendiğini öğrendiğini beyan etmiştir.</p>

<p>Sanık, alınan savunmalarında satış işleminin doğru olduğunu, taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğunu katılanın bildiğini buna rağmen harici satış sözleşmesiyle burayı satın aldığını daha sonra 170.000 Lira olan ipotek çözülemediğinden tapu devrinin yapılamadığını, katılanın önce alışverişten caydığını bu sebeple satış sözleşmesinin iptaline dair yeni bir sözleşme yaptıklarını ve aldığı para için senet vermeyi teklif ettiğini ancak katılanın daha sonra tekrar tapununu devrini istediğini, yeni çıkarılan ilanın katılanın bu sözleşmeden caymasına istinaden verildiğini savunmuştur.</p>

<p>Bu oluşa göre, sanık ile katılan arasında tapuda kayıtlı taşınmazın haricen satımı için anlaşma yapıldığı, iddiaya göre, ipoteğin bu sözleşmeden önce bilinmediği, savunmaya göre ise katılan tarafından tapuya gidip sorularak ipoteğin öğrenildiği ve bu haliyle kabul edildiği olayda, eylemin dolandırıcılık suçunun oluşmasına sebebiyet verip vermeyeceği tartışılmalıdır.<br />
Yüksek Dairenin iki sayın üyesi mahkûmiyete dair hükmün onanmasına muhalefet etmişlerdir.</p>

<p>Muhalefet şerhinde belirtildiği şekilde, sanık ile katılan arasında tapuda kayıtlı olduğu her iki tarafca da bilinen belediye sınırları içerisindeki taşınmazın haricen satışı için bir anlaşma yapılmış, sözleşme imzalanmıştır. Taraflardan alıcı kendine düşen edimi yerine getirerek satış bedelini diğer tarafa ödemiş ancak satıcı sözleşmede taahhüt ettiği şekilde tapuda devrini yapamamıştır. Sözleşmenin imzalanmasından sonraki aynı taşınmazın tekrar sanık tarafından satışı için gazeteye ilan verilmesinin suça herhangi bir etkisi yoktur. Çünkü, iddiaya göre katılanın iradesinin önceden aldatıcı davranışlarla sakatlanması suçun oluşumu için gerekmektedir. Katılanca, sanık tarafından ipotek tapuda var olduğu halde olmadığını gösteren tahrif edilmiş bir tapu kaydı ibraz edildiğine, kendisini sahte isim ve sıfatla tanıttığına, ipotek olmadığına şehadet eden bir tapu memuru veya tanık beyanı bulunduğuna dair bir iddiada bulunulmamıştır. Doktrinde, aldatıcı davranışların ihmal suretiyle işlenebileceği yani var olan ayıbın önceden söylenmemesi suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenebileceğine dair görüşler var ise de tapu kayıtlarının aleni olması ve isteyen herkesin rahatlıkla tapu dairesinden hatta telefonla bile sorup bilgi alabilmesi imkânı bulunması sebebiyle bu bilgi saklamanın suça vücut verdiğini kabul mümkün değildir.</p>

<p>5237 sayılı yasanın 157. maddesinde dolandırıcık suçu,' hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak' olarak tarif edilmektedir. Bu düzenlemeye göre, sanığın hileli davranışının bulunması suçun oluşumu için şarttır. Sanığın sözleşme yapıldığı halde sonradan tapu kaydını devredememiş olması hileli davranış olarak nitelenemez. Olayda sözleşmeye aykırılık ve bir sebepsiz zenginleşme söz konusudur ki bunun da hukuk davası yoluyla telafisi mümkündür.<br />
Bu sebeplerle; sanık hakkındaki mahkûmiyete dair hükmün onanmasına ilişkin oy çokluğuyla verilen kararın suçun yasal unsurları oluşmadığı gerekçesiyle bozulması gerektiği...” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 04.06.2014 gün, 10488-11165 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;<br />
Sanığın, gayrimenkul satışına ilişkin olarak Çeşme Noterliğince 15.05.2006 tarihinde düzenlenen vekaletnameye istinaden, 27.07.2007 tarihli sözleşme ile mülkiyeti kızı Füsun Göncüoğlu'na ait İzmir ili, Narlıdere ilçesinde bulunan dükkânı 25.000 Lira karşılığında katılana sattığı, satış bedelinin tamamını aldıktan sonra satışa konu dükkânı katılana fiilen teslim ettiği ancak taşınmazın tapu kaydı üzerinde başka bir borç nedeniyle ipotek bulunduğundan devir işlemlerinin yapılamaması nedeniyle katılanın, satıştan vazgeçtiğini belirterek ödediği parayı sanıktan geri istediği, sanığın ise aldığı parayı nakit olarak geri veremeyeceğini söyleyerek karşılığında senet vermeyi teklif ettiği, katılanın senet ile ödeme yapılmasını kabul etmemesi üzerine sanığın, aynı taşınmazın satışı için gazeteye yeni bir ilan verdiği,</p>

<p>Dava konusu olan İzmir ili, Narlıdere ilçesi 22I-3A pafta, 8195 ada, 2 numaralı parselde kayıtlı apartmanın 6/282 arsa paylı zemin kat 24 numaralı taşınmazın, sanığın kızı olan Füsun Göncüoğlu adına tapuya kayıtlı olduğu,</p>

<p>Çeşme Noterliğince düzenlenen 15.05.2006 gün ve 6969 yevmiye sayılı vekaletname ile sanığın, kızı olan ....'nun sahibi veya hissedarı bulunduğu garimenkullerin satımı, satım bedellerinin tahsili, ipotek tesisi ve ipoteklerin fekki konularında yetkili kılındığı,</p>

<p>Dosyada fotokopisi bulunan 27.07.2007 tarihli sözleşmeye göre; dava konusu taşınmazın satış bedelinin 25.000 Lira olarak belirlendiği, satış bedeli olan 15.000 Liranın sözleşme tarihinde, kalan 10.000 Liranın ise 30.08.2007 tarihinde ödenmesi hususunda taraflar arasında anlaşmanın sağlandığı, sözleşmede sanığın, kızı Didem Kıranşal adına dava konusu dükkânı satıcı sıfatı ile sattığının görüldüğü, katılan tarafından da şikâyet dilekçesine ekli dava konusu dükkâna ilişkin tapu kaydı fotokopisi üzerine; tapuda Füsun adına kayıtlı bu taşınmazın sanığın diğer kızı Didem Kıranşal'a devredildiği, vekaleten sanık tarafından da kendisine satıldığı bilgisinin yazıldığı, bu hususta taraflar arasında herhangi bir ihtilafın bulunmadığı,<br />
Yine taraflar arasında düzenlenen "22 07.2007 tarihli satış sözleşmesinin ekidir" başlıklı belgede; 23.08.2007 tarihi itibarıyla katılanın, sanığa 21.750 Lira ödediği, bakiye 3.250 Liranın 30.08.2007 tarihinde ödeneceği, tapu işlemlerine 15.09.2007 tarihinde başlanacağı, tapunun ise en geç 30.09.2007 tarihinde teslim edileceği ve bu maddelere uymayan tarafın karşı tarafa 15.000 Lira tazminat ödeyeceği hususlarının yer aldığı,</p>

<p>Sanık tarafından fotokopisi sunulan 28.09.2009 tarihli "SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ" başlıklı belgeye göre; dava konusu taşınmazın satışına ilişkin ilgili sözleşmelerin iptal edildiğinin belirtildiği ve yine 25.000 Lira tutarındaki bononun sanık tarafından tanzim edilip imzalandığı ancak bu belgelerde katılanın imzasının bulunmadığı,</p>

<p>08.10.2007 ve 09.10.2007 tarihlerinde aynı taşınmazın satışı için sanığın gazeteye yeniden ilan verdiği, ilan sayfaları örneğinin dosya arasında bulunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılan aşamalarda; sanığın gazeteye verdiği ilan üzerine suça konu dükkânı satın almaya karar verdiğini, sanıkla yaptıkları satış sözleşmesi sonucu dükkânın 25.000 Lira bedelle satın alması hususunda anlaştıklarını ve paranın tamamını sanığa verdiğini, emekli albay olan sanığa duyduğu güven nedeniyle tapuya gidip taşınmaz üzerinde herhangi bir kaydın olup olmadığına bakmadığını, sanığın, dükkan üzerinde ipotek olduğunu ancak bedelini bilmediğini en kısa zamanda ipoteği kaldırarak tapuda devir işleminin yapılacağını söyleyerek dükkânı fiilen kendisine teslim ettiğini, dükkân üzerinde 700.000 Liralık ipotek olduğunu öğrendikten sonra parasını geri istediğini, sanığın nakit para yerine senet verebileceğini ifade ettiğini ancak bu durumu kabul etmediğini, sonrasında sanığın kendisine sattığı ve fiilen devrettiği taşınmazı satmak üzere gazeteye yeni bir ilan verdiğini beyan etmiş,</p>

<p>Sanık aşamalarda; emekli albay olduğunu, müteahhitlik işiyle uğraştığını, yaptığı iş gereği elindeki gayrimenkulleri ipotek göstermek suretiyle nakit para temin ettiğini, kızı adına kayıtlı olan suça konu taşınmazı, düzenlenen satış vekaletnamesine istinaden katılana 25.000 Lira karşılığında sattığını, taşınmaz üzerinde ipotek olduğunu katılanın bildiğini, ipotek nedeniyle devir işlemlerini yapamadığını, ancak dükkânı fiilen katılana teslim ettiğini, daha sonra katılanın satıştan vazgeçtiğini kendisine bildirmesi üzerine, bu durumu kabul edip satış sözleşmesinin iptaline ilişkin yazı hazırlayıp senet düzenlediğini, ancak katılanın bu sözleşme ve senedi kabul etmemesi nedeniyle satışın iptalinin resmen gerçekleşmediğini, katılanın satıştan vazgeçmesi nedeniyle taşınmazın satışı için gazeteye yeniden ilan verdiğini daha sonra katılanın ilk satışı kabul ettiğini ve satış işleminden vazgeçmediğini beyan ettiğini, kendisinin de bu belirsizlik ortamında satış bedelini almasına rağmen ipoteği kaldırmadığını, taşınmaza banka tarafından 170.000 Liralık ipotek konulduğunu savunmuştur.<br />
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için "dolandırıcılık" suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun “dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesi;</p>

<p>“Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;</p>

<p>1) Fail tarafından hileli davranışlar yapılmalıdır. Mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım davranışlarda bulunulmalıdır.</p>

<p>2) Fail tarafından yapılan hileli davranışlar bir kimseyi aldatabilecek nitelikte olmalıdır.</p>

<p>3) Mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlanmalıdır. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, verilen zarar ile sanığın eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Zarar, nesnel kişisel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarardır.</p>

<p>Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güven bozulmaktadır. Bu suretle kişinin irade serbestîsi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlal edilmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Bu nedenle, dolandırıcılık suçu, birden çok hukuki konusu olan bir suçtur. Bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemektedir. Malvarlığı zarara uğratılırken, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de, hileli davranışlarla yanıltılmaktadır.<br />
Bu aşamada “hileli davranışlar” kavramının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika vb. her türlü eylemdir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı olanaklara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa, bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir.</p>

<p>Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunda hileli davranışın ancak bu şekilde gerçekleşmiş sayılacağını kabul eden bu görüşe “sahneye koyma” (mise en scéne) teorisi adı verilmektedir. O halde dolandırıcılık suçunun unsurunu oluşturan hileli davranış şu şekilde tanımlamak mümkündür. Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarfedilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir. Böylece dolandırılanın iradesi fesada uğratılmakta, sakatlanmaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalardan sonra “tapu kayıtlarının aleniliği” ilkesinden de bahsetmekte yarar vardır.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “tapu sicilinin açıklığı” başlıklı 1020. maddesi “İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi, Türk Medeni Kanununun 1020. maddesine göre, ilgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin kendisine verilmesini isteyebilir. Kimse, tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez. Buna “tapu sicilinin kamuya açıklık ilkesi=aleniyet prensibi” denilir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın, mülkiyeti kızı ....'na ait İzmir ili, Narlıdere ilçesi, 22I-3A pafta, 8195 ada, 2 numaralı parselde kayıtlı apartmanın zemin katında bulunan dükkânı, aldığı vekaletnameye istinaden 27.07.2007 tarihli satış sözleşmesi ile 25.000 Lira karşılığında katılana satıp, satış bedelinin tamamını aldıktan sonra satışa konu dükkânı katılana fiilen teslim ettiği, ancak taşınmaz üzerinde başka bir borç nedeniyle ipotek bulunduğundan taahhüt ettiği şekilde tapuda devir işlemini yapamadığı, bu nedenle katılanın, satın aldığı taşınmaz üzerinde ipotek olduğunu başlangıçtan itibaren bilmesine rağmen daha sonra ipotek bedelinin çok yüksek olduğunu ileri sürüp dükkânı satın almaktan vazgeçtiğini sanığa bildirerek, taşınmaz için ödediği parayı sanıktan geri istediği, sanığın ise katılana nakit para yerine senet verebileceğini söylediği, katılanın senet almayı kabul etmemesi üzerine de satıştan vazgeçildiğini düşünerek aynı taşınmazın satışı için gazeteye yeni bir ilan verdiği olayda; sanığın, dava konusu taşınmazın satışı sırasında taşınmaz üzerinde ipotek olduğunu katılanın bildiğine dair savunmasının katılan tarafından da doğrulanması, sanık tarafından taşınmazın üzerinde ipotek bulunduğu hususu satış sırasında alıcı olan katılana bildirilmese dahi, tapu sicilinin kamuya açıklığı ilkesi gereği, ilgisi olduğunu kanıtlayan herkesin kendisince önemli olan kayıtları inceleme olanağına sahip olması, sanığın, satıştan önce ve satış sırasında tapudaki ipotek kaydının öğrenilmesini engellemeye yönelik bir hareketinin bulunmaması ve katılanın satıştan vazgeçtiğini bildirmesinden sonra dükkanı bir başkasına satmak için gazeteye ilan vermesinin dolandırıcılık suçunun maddi konusunun hareket unsurunu oluşturan hileli davranış niteliğinde olmaması karşısında; sanığa atılı dolandırıcılık suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, hükmün, sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 25.12.2013 gün ve 1947-20925 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.06.2009 gün ve 153-476 sayılı hükmünün, sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014419-e-201766-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="48985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/22753 E., 2024/7858 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 06.06.2024 tarihli, 2021/22753 E., 2024/7858 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/22753 E., 2024/7858 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/433 E., 2019/210 K.<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1 Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2013 tarihli ve 2012/1059 Esas, 2013/761 Karar sayılı kararı ile katılan ...'a karşı sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2013 tarihli ve 2012/1059 Esas, 2013/761 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 08.05.2017 tarihli ve 2015/6083 Esas, 2017/10360 Karar sayılı kararı ile sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 158/1-L maddesinde öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.06.2017 tarihli ve 2017/479 Esas, 2017/514 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilmiştir.</p>

<p>4. Şanlıurfa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.09.2017 tarihli ve 2017/548 Esas, 2017/438 Karar sayılı kararı ile yetkisizlik kararı verilmiştir.</p>

<p>5. İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.04.2019 tarihli ve 2017/433 Esas, 2019/210 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık müdafiinin temyiz isteği; usul ve yasaya aykırı olduğuna, suç kastının bulunmadığına, lehe hükümlerin uygulanmadığına, ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Suç tarihinde katılanı cep telefonundan arayarak kendisini komiser, diğer şahsı ise savcı olarak tanıtan sanığın katılanı çeşitli hileli sözler ile kandırması ve yönlendirmesi neticesinde katılanın, hesabına 12.000,00 TL ve 8.000,00 TL para yatırmasını sağladığı, yatırılan paraların sanık tarafından aynı gün çekildiği, yakalandığında üzerinde PTT dekontunun ele geçirildiği, bu şekilde sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasının yargılaması neticesinde, sanığın tevilli ikrarı, sanığın üst aramasında ele geçirilen GSM hattının değişik illerde meydana gelen dolandırıcılık olaylarında kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtan şahıslarca kullanıldığına, ayrıca üst aramasında farklı kişilere ait çok sayıda banka dekontu ve makbuzun ele geçirildiğine dair tutanağın içeriği, katılanın beyanı, beraat eden sanık ...'in savunması, uzlaştırıcı raporunun içeriği ve tüm dosya kapsamından edinilen kanaat ile sanığın üzerine atılı suçun sübut bulduğu ve eyleminin suç tarihine göre lehe kabulle basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilerek temyize konu mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
1. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Somut olayda; suç tarihinde 0 535 *** 03 nolu telefon numarasından müştekiyi arayarak kendisini Başkomiser ... olarak tanıtan bir şahsın "bir örgütü takip ettiklerini, savcının emri ile ... adına para yatıracaksın" diyerek müştekiyi savcı olarak tanıttığı başka bir kişi ile görüştürdüğü, bu şekilde müştekinin kısa zaman aralıkları ile sanık ...'ün Şanlıurfa Halk Bankasında bulunan hesabına 12.000,00 TL, Şanlıurfa Merkez PTT şubesine 8.000,00 TL para yatırdığı, sanık tarafından paraların çekildiği, sanığın yakalandığında üzerinde ele geçirilen 0534 *** 59 numaralı telefonun değişik illerde meydana gelen dolandırıcılık olaylarında kullanılması, sanığın banka hesaplarına benzer şekilde meydana gelen dolandırıcılık olayları nedeniyle toplam 65.555,00 TL para yatırılması ve üzerinden çıkan çok sayıda dekont ve makbuzların içeriği nazara alındığında sanığın hileli söz ve davranışlarla ikna ettiği müştekiden haksız menfaat temin ettiği anlaşılmakla, atılı suçun sübut bulduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.<br />
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.04.2019 tarihli ve 2017/433 Esas, 2019/210 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,<br />
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>06.06.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="87323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2023/2909 E., 2023/6665 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20232909-e-20236665-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20232909-e-20236665-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 28.09.2023 tarihli, 2023/2909 E. ve 2023/6665 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/2909 E., 2023/6665 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2023/418 E., 2023/320 K.<br />
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan Ret</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>1. Silivri Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.11.2022 tarihli ve 2021/446 Esas, 2022/461 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı ... Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 37 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle aynı Kanun'un 158 ... maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, üçüncü fıkrasının birinci cümlesi, 52, 53 ve 58 ... maddeleri uyarınca 9 yıl hapis ve 90.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezasının mükerrelere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Ceza Dairesinin, 13.02.2023 tarihli ve 2023/418 Esas, 2023/320 Karar sayılı kararı ile dosya üzerinden yapılan incelemede, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 ... maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık müdafiinin temyiz istemi; delillerin takdirinde hataya düşüldüğüne, müvekkilinin suç tarihi itibari ile cezaevinde olduğuna ve suçun sübut bulmadığına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;<br />
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü<br />
1.Katılan ...'ın, İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesinde kain 729 parsel sayılı yerde bulunan arsasını, "sahibinden.com" isimli internet sitesinde satmak amacıyla ilana koyduğu, temyiz dışı sanık ... ...'ın, ilandaki iletişim bilgilerinden katılana ...'e ulaştığı, yapılan pazarlıkta arsanın fiyatının 190.000 TL olarak kararlaştırıldığı, bu arada temyiz dışı sanık ...'ın kendisini "..." olarak tanıtarak ...'da emlakçılık yapan tanık ... ... ...'a ulaşarak, abisi ...'ın sahibi olduğu arsa için müşteri bulmasını istediği, tanık ...'ün de kendisi gibi emlakçı olan ... ... aracılığıyla katılan ...'ı bulduğu, temyiz dışı sanık ...'ın ertesi gün katılan ...'i tekrar aradığı ve tapunun fotoğrafını, banka hesap numarasını istediği, arsayı alacak kişi olarak katılan ...'ın adını verdiği, paranın ise sanık ...'ın banka hesabından gönderileceğini söylediği, ayrıca sanık ... ile katılan ...'un kimlik numaralarını katılana verdiği ve katılan ... adına tapudan randevu almasını istediği, daha sonra katılan ...'in Türkiye Finans Katılım Bankası'nda bulunan banka hesabına 40.000 TL para göndererek ... telkin ettiği, daha sonra sanık ...'ı, katılan ... adına düzenlenmiş sahte kimlik belgesi ile söz konusu arsanın devir işlemini para karşılığında yapmaya ikna ettiği, satış işlemlerinden önce katılan ... ve ortağı ... ...'nun 340.000 TL ve 190.000 TL olmak üzere toplamda 540.000 TL parayı diğer emlakçı ... ...'ın banka hesabına gönderdiği, ...'in de sanık ...'ın kendisine söylediği ve sanık ... adına kayıtlı olan ... Bankası A.Ş. nezdindeki banka hesaplarına toplamda 530.000,00 TL gönderdiği ancak 07.09.2021 tarihinde ... Tapu Memurluğundaki arsanın devir işlemleri sırasında sanık ...'ın kimliğinin sahte olduğunun anlaşıldığından tapuda devir işleminin yapılamadığı, bu surette sanık ...'in nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuştur.</p>

<p>2. Sanık ... diğer sanıklardan ... ile ...'i cezaevinde iken tanıdığını,ancak diğer sanık ...'ı tanımadığını, cezaevinden çıktıktan sonra 2021 yılının 3. ya da 4.ayında memleketi Tokat'a gittiğini, köyde para lazım oldğundan, sanık ...'dan 500 TL borç para istediğini, onun da kendisine iban numarası verdiği taktirde borç para göndereceğini söylediğin, bunun üzerine Yapıkredi ya da Ziraat Bankasına ait hesap ve iban bilgilerini gönderdiğini, ancak kendisine herhangi bir para göndermediğini, suç tarihi itibari ile cezaevinde olduğunu beyanla suçlamayı kabul etmemiştir.</p>

<p>3. Temyiz dışı sanıklardan ... ile ...'ın suçlamları kabul ettiği; ancak diğer temyiz dışı sanık ...'un suçlamaları kabul etmediği tespit edilmiştir.</p>

<p>3. Katılan ...; sanıkları tanımadığını, emlakçıya 190 bin TL ve 340 bin TL olmak üzere iki parça halinde toplam 530.000 TL para gönderdiğini, emlakçının tapu başvurusu yaptığını, emlakçı ile muhatap olduğunu, sanık ... ile sadece tapu dairesinde imza atmaya giderken karşılaştığını, tapuda olayın ortaya çıktığını, parayı geri alamadığından şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>4. İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünden alınan 05.10.2021 tarihli uzmanlık raporuna göre; suçta kullanılan katılan ... adına hazırlanmış nüfus cüzdanının külliyen sahte olduğu ve aldatma niteliğinin bulunduğu şeklinde rapor düzenlediği tespit edilmiştir.</p>

<p>5. ... Bankası A.Ş.'nin 14.03.2022 tarihli yazısı ile, sanık ... adına kayıtlı olan ve olayda kullanılan Yapı Kredi Bankası nezdinde bulunan TR46 0006 7010 0000 0076...numaralı banka hesabına, ... ...'ın banka hesabından olayın yaşandığı gün 07.09.2021 tarihinde saat 14:10:03'de 475.000 TL'nin gönderildiği, aynı gün saat 14:21:23'de 300.000 TL, saat 14:24:05'de 170.000 TL ve saat 14:26:47'de 4.000 TL olmak üzere toplamda 474.000 TL tutarında Eliptik Yazılım ve Ticaret A.Ş (BtcTürk)'den kripto para satın alındığının anlaşıldığı, bununla beraber sanığın bu hesabından Tokat İl Özel İdaresi önünde bulunan ATM cihazından 12.09.2021 tarihinde 450 paranın çekildiği, para çekim anına ilişkin güvenlik kamerasının incelenmesi neticesinde düzenlenen 26.10.2021 tarihli tutanaktan parayı çeken şahsın sanıklardan biri olmadığı, aynı hesaptan 07.09.2021 tarihinde 500 TL'nin 0541 821 25 60 numaralı telefona havale yapılmak suretiyle 48961745240 kimlik numarası kullanılarak Oruç Reis Mahallesi ... Cad. No: 10U Esenler/İstanbul adresinde bulunan ATM cihazından çekildiği, para çekim anının incelenmesi neticesinde düzenlenen 31.03.2022 tarihli tutanaktan para çeken şahsın sanık ...'ın yeğeni ... ... Yeşilırmak olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenerek esastan ret kararı verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
1. Tekerrüre esas alınan ilamda sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58 ... maddesinin uygulanmış olması karşısında, sanığın ikinci kez mükerrir olduğunun ve hakkında 5275 sayılı Kanunun 108 ... maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenen "ikinci defa tekerrür" hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.<br />
2. Sanık ...'in, temyiz dışı sanıklar ..., ..., ... isimli şahıslar ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, emlakçılık faaliyeti yürüten tanık ... ... ... aracılığı ile sahte nüfus cüzdanı kullanılarak katılan ...'dan haksız menfaat elde ettiği iddia ve kabul olunan olayda; UYAP kayıtlarına göre suç tarihi itibari ile Bakırköy Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak cezası infaz edilen sanık ...'in, ortak suç işleme kararına bağlı olarak fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmak suretiyle diğer sanıklar ..., ... ve ...'un eylemlerine katıldığına dair somut bir delil bulunmadığı, ancak sanık ... in suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını sanık ...'a vermesi şeklinde gerçekleşen eyleminin, temyiz dışı sanıkların katılan ...'a yönelik nitelikli dolandırıcılık suçunu işlenmesinden önce yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığını, bu şekilde nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası (c) bendi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, sanık ...'in yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde yer alan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Ceza Dairesinin, 13.02.2023 tarihli ve 2023/418 Esas, 2023/320 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun'un 302 ... maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebilğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Silivri Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Ceza Dairesine gönderilmek üzere gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>28.09.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20232909-e-20236665-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="84946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 23. Ceza Dairesi’nin 2016/2620 E., 2016/5671 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20162620-e-20165671-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20162620-e-20165671-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 23. Ceza Dairesi’nin 03.05.2016 tarihli, 2016/2620 E. ve 2016/5671 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>23. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/2620 E., 2016/5671 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Beraat</p>

<p>Dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>Katılanlar vekilinin temyiz dilekçesi kapsamına göre sanıklar hakkında yalnız dolandırıcılık suçu yönünden verilen beraat kararına yönelik yapılan incelemede;</p>

<p>Sanıkların, katılanlara 2 koyun ve 2 kuzusu 1.400 TL'den belli sayıda küçükbaş hayvan satışı hususunda anlaştıkları, katılanların paranın 105.000 TL'lik kısmını sanık ...'in hesabına yatırmak suretiyle 145.000 TL paranın tamamını teslim ettikleri, birlikte hayvanları yüklemek için gittikleri sırada sanıkların sanık ...'ın eşinin öldüğünü söyleyerek hayvanları teslim etmedikleri, böylelikle dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edilen olayda;</p>

<p>Katılanların aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanları ile tanık anlatımları, sanık savunmaları, kolluk tutanakları ve diğer deliller karşısında; sanıklar ..., ... ve ...'in dolandırıcılık suçunu işledikleri, sanık ...'in ise hesap numarasını vererek diğer sanıkların eylemine yardım etmek maksadıyla TCK'nın 39. maddesi uyarınca suça iştirak ettiği anlaşıldığından sanıkların dolandırıcılık suçundan mahkumiyetleri yerine oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03/05/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20162620-e-20165671-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="11953"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/15-510 E., 2013/579 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201315-510-e-2013579-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201315-510-e-2013579-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.12.2013 tarihli, 2013/15-510 E., 2013/579 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2013/15-510 E., 2013/579 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname :2009/41145<br />
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi : TRABZON 1. Ağır Ceza<br />
Günü : 18.12.2008<br />
Sayısı : 77-229</p>

<p>Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık İ.S..ın 5237 sayılı TCK'nun 158/1-e-son, 43, 62, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 50.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.12.2008 gün ve 77-229 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 04.04.2013 gün ve 22043-6214 sayı ile;</p>

<p>“Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.</p>

<p>Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.</p>

<p>Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.</p>

<p>5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 55/son maddesi ve Sosyal Sigortalar Yoklama Yönetmeliğinin 73 ve devamı maddesi ile ilgili tebliğin 6 ve 7.maddeleri kapsamında;</p>

<p>'Gelir veya aylık almakta iken ölen ya da gerekli koşulları kaybedenlerin zamanında belirlenerek, öncelikle bunlar adına yapılan ödemelerin durdurulması, daha sonra da gelir/aylığın kesilerek varsa yersiz ödemelerin geri alınması amacıyla bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen usul ve esaslar dahilinde yoklama işlemleri yapılır. Ölüm geliri veya ölüm aylığı alanlar için, sigortalının; dul eşinin evlenmediği hususları, Sosyal Güvenlik Kurumu'nca yürütülecek yoklama işlemleri ile tespit edilir.</p>

<p>Kurum gerekli gördüğü zaman ve hallerde belirleyeceği yöntemlerle gelir veya aylık alanlarla bunların veli, vasi, kayyım ve vekillerinin, tebliğin 6. maddesinde yer alan bilgilerinin tespiti amacıyla yoklama yaptırabilir. Yoklama işlemi gelir veya aylık ödeyen bankalar ve PTT şubelerine de yaptırabilir. Kurumca, gelir/aylık alma şartlarının devam edip etmediğinin tespiti amacı ile gerekli görülen hallerde, kendi mevzuatlarına göre kayıt veya tescil yapan ilgili kurum, kuruluş, birlik ve odalar ile vergi dairelerinden usulüne göre düzenlenmiş belge istenebilir, Kurum ödemeler kütüğü ile Nüfus ve Vatandaşlık işleri Genel Müdürlüğünün nüfus kütükleri her ay 15 günü geçmemek üzere belirli periyotlarla karşılaştırılarak, cinsiyet değişikliği, ölüm ve evlenme nedeniyle gelir ve aylık alma hakkını yitirdiği tespit edilen sigortalı ve hak sahiplerinin gelir/aylık ödemeleri durdurulur' hükümlerini amirdir.</p>

<p>5510 sayılı Yasanın 96. maddesine göre; 'kurumca işverenlere, sigotralılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu sürenin sonundan itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır' hükmü gözetilerek, sanığın eşi O.S...'ın vefat etmesi nedeniyle kendisine bağlanan dul aylığını, 31.10.1997 tarihinde yeniden evlendiği halde kuruma bildirmeyip 01.11.1997-31.03.2006 tarihleri arasında almaya devam ederek kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın nüfus kaydı incelendiğinde evlendiğinin kolaylıkla tespit edilebileceği anlaşılmakla suçun yasal unsurlarının bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay C.Başsavcılığı ise 01.05.2013 gün ve 41145 sayı ile;<br />
"...Sanık İ. S..'ın 03.10.1965 tarihinde O. S.. isimli bir bayan ile evlendiği, O. S..'ın 08.04.1995 tarihinde vefat ettiği, sanığı eşinin ölümü nedeniyle emekli sandığından dul aylığı almaya devam ettiği, 31.10.1997 tarihinde Y. S.. isimli bir bayan ile evlenmesine rağmen bu evliliği kuruma bildirmeyerek toplam 23.299 TL haksız para aldığı, sanığın dul aylığı aldığını bilmesine ve evlenmekle dul olma halinin ortadan kalkacağını bilebilecek durumda olmasına rağmen, bu durumunu bildirmeyerek haksız para alması şeklindeki eylemini dolandırıcılık olarak kabul eden yerel mahkemenin kararının yerinde olduğu ve hükmün onanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 13.06.2013 gün ve 12587-11087 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Sosyal Güvenlik Kurumundan ölen sigortalı eşinden dolayı dul aylığı almakta olan sanığın yeniden evlendiği halde bu durumu kuruma bildirmeyerek aylık almaya devam etmesi şeklindeki eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir.<br />
İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sosyal Güvenlik Kurumu Samsun Bölge Müdürlüğünce Kimlik Paylaşım Sistemi aracılığı ile nüfus kayıtları incelenerek katılan kuruma 16.05.2006 günlü yazı ile bildirilmesi üzerine başlatılan idari soruşturma sonucunda sanık hakkında 25.12.2006 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğu ve soruşturma başlatıldığı, idari soruşturma raporunda sanığın medeni halindeki değişikliği kuruma bildirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen Trabzon Merkez İlçe Nüfus Müdürlüğü görevlileri hakkında 4483 sayılı Kanuna göre işlem yapılması için raporun bir nüshasının Trabzon Valiliğine gönderilmesine karar verildiği,</p>

<p>23.03.1939 doğumlu olan sanığın 03.10.1965 yılında evlendiği eşi O. S..’ın 08.04.1995 tarihinde öldüğü, sanığın 01.06.1995 tarihinden sonra hem kendi emekli maaşını almaya devam ettiği, hem de Trabzon Belediyesinden emekli olan eşinden dul maaşı almaya başladığı, sanığın 31.10.1997 tarihinde yeniden evlendiği, evlendiğini kuruma bildirmeyerek bu tarihten sonra da ölen sigortalı eşinden dolayı dul aylığı almaya devam ettiği, maaşının başlatılan idari soruşturma sırasında 31.03.2006 tarihinde kesildiği, bu dönemde kendisine ödenen 23.299,35 Liranın kendisinden geri istendiği, ancak sanığın bu parayı ödemediği,</p>

<p>Sanığın savunmasında özetle; evlendiğinde maaşının kesileceğini bilmediği için evlendikten sonra da ölen eşinin emekli maaşını almaya devam ettiğini, kendisine bu süre içinde medeni durumu hakkında kurumdan bir soru sorulmadığını, haksız olarak maaş alma kastı olmadığını, olsaydı evliliğini resmen tescil ettirmemesi gerektiğini, emekli sandığı tanıtım kartında da evlenince maaşının kesileceğinin yazmadığını, olayın bilgisizlikten kaynaklandığını, kuruma almakta olduğu maaştan kesinti yapılarak alacaklarını tahsil etmelerini talep ettiğini, ancak böyle bir kesinti yapılmadığını savunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, 158. maddesinde ise suçun nitelikli halleri on bent halinde sayılmıştır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nun 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapma olmasına karşın, 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiş olup, 765 sayılı Kanunda yer alan desise kavramına 5237 sayılı Kanunda yer verilmemiş ve hileye desiseyi de kapsayacak şekilde geniş bir anlam yüklenmiştir.</p>

<p>Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;</p>

<p>1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,</p>

<p>2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,</p>

<p>3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,</p>

<p>Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olmasına göre, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.</p>

<p>Hile, Türk Dili Kurumu sözlüğünde; “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s.891) şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır... hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez” biçiminde tanımlanmıştır.</p>

<p>Öğretide de hile ile ilgili olarak; “olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir” (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s. 453),“objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki meydana getiren her türlü davranıştır” (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku 2006, s. 558), “hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir” (Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar 2007, Cilt I. s. 452) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.</p>

<p>Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler gözönünde bulundurulduğunda; hile, karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkanlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.</p>

<p>Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir”(Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2010, s.687), “Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır”(Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler 6. Baskı, sf.343), “Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir” (Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar 2007, Cilt I. s.457).</p>

<p>Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yolunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi açısından sosyal güvenlik mevzuatının ilgili hükümleri üzerinde de durulmalıdır.<br />
08.06.1949 gün ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 68. maddesinin 14.03.1985 gün ve 3166 sayılı Kanun ile değişik 3. fıkrasında yer alan; "Emekli, adi malullük, vazife malullüğü aylığı alan veya iştirakçi olan dul eşe % 50 oranında dul aylığı bağlanarak ödenir" şeklindeki düzenleme uyarınca olay tarihi itibarıyla emekli maaşı almakta olan kişilere de sigortalı eşlerinin ölmesinden dolayı da belirli bir oranda dul aylığı bağlanması mümkündür.</p>

<p>Aynı kanunun "Yoklama" başlıklı 123. maddesinde; "Aylıkların ödenmesi için aylık sahiplerinin durumlarında değişiklik olup olmadığı bakımından yoklama yapılır.</p>

<p>Yoklamanın:</p>

<p>a) Esas ve şekilleri,<br />
b) Zamanı ve müddeti,<br />
c) Kullanılacak belgeler,<br />
d) Kurumların, memurlarının ücret dereceleri özel teadül kanunları ile belirtilen daire, müessese ve ortaklıkların veya bunlara bağlı veya bunların kurduğu veya katıldığı ortaklıkların; aylık ve ücret tahakkuk ettiren ve ödiyen servislerinin, nüfus ve evlenme memurlarının, muhtarların ve yabancı memleketlerdeki Türk elçilik ve konsolosluklarının yoklama işlerindeki vazifeleri,<br />
Yönetmelikle belirtilir",</p>

<p>124. maddesinde ise; "Yoklama için yönetmelikle belirtilecek vazifeleri yerine getirmiyenler hakkında Türk Ceza Kanununun 230 uncu,<br />
Aylık sahiplerinden yönetmelikle belirtilecek beyan kağıtlarını veya istenecek her çeşit belge veya bilgileri vermiyenlerle hakikat hilafı beyanda bulunanlar hakkında 528 inci,<br />
Yönetmelikle belirtilecek her çeşit belgeleri doğru olmıyarak düzenleyip göstererek haksız para alanlar ve yönetmelikle belirtilecek vazifeleri yaparken veya Sandık muameleleri ile ilgili belgeleri tanzim ve tasdik ederken bilerek doğru olmıyan bilgi ve belge verenler hakkında 343 üncü,</p>

<p>Maddelerine göre kovuşturma yapılır" şeklinde hükümler bulunmakta olup 123 ve 124. maddeler 31.05.2006 gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106/8. maddesi uyarınca 01.10.2008 tarihinde yürürlükten kaldırılmış, 5510 sayılı Kanunun "Gelir ve aylıkların düzeltilmesi, yükseltilmesi, alt sınırı, ödenmesi ve yoklama işlemleri" başlıklı 55. maddesinin son fıkrasında; "Gelir ve aylık alma şartlarının devam edip etmediğine yönelik yoklama işlemlerine ilişkin usûl ve esaslar ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelik ile düzenlenir" hükmü getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 123. maddesi gereğince çıkartılarak 11.09.1990 gün ve 20632 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren T.C. Emekli Sandığı Yoklama Yönetmeliğinin 1. maddesinde; bu yönetmeliğin amacının Emekli Sandığınca bağlanan aylıkların ödenmesi için, aylık sahiplerinin durumlarında değişiklik olup olmadığı bakımından yoklama yapılmasını ve yapılacak yoklamanın esaslarının düzenlenmesi olduğu,</p>

<p>2. maddesinde; aylıkları kendisi alanlar ile veli, vasi, kayyım ya da vekillerine ödenenlerin, bu yönetmelikte yazılı usullere göre yoklama belgesi doldurmak mecburiyetinde oldukları, belirtildikten sonra "Aylıkların Nüfus Kütüğüne İşlenmesi" başlıklı 12. maddesinde;</p>

<p>"T.C. Emekli Sandığınca bağlanan aylıklar, aylık sahiplerinin nüfus kayıt örneği ve emeklilik sicil numarası belirtilmek suretiyle kayıtlı oldukları nüfus müdürlüklerine bildirilir. Nüfus Müdürlükleri, aylık bağlandığını ilgililerin nüfus kütüğüne kaydederler",<br />
"Nüfus Kayıtlarındaki Değişikliklerin Bildirilmesi" başlıklı 13. maddesinde;<br />
"Nüfus Müdürlükleri, kendilerine intikal eden, ölüm, evlenme, vatandaşlığı kaybetme durumlarında, nüfus kayıtlarından tetkik ederek,<br />
a)Ölmüş olanların,<br />
b)Dul karı, dul koca, dul ana, kız ve erkek çocuklar ile malûllük ve muhtaçlık aylığı alan erkek çocuklardan evlenenlerin,<br />
c)Türk vatandaşlığından çıkarılan, Türk vatandaşlığını bırakan veya yabancı memleket uyruğuna girenlerin, (Türk vatandaşlığını muhafaza edenler hariç),<br />
Adlarını, soyadlarını ve emeklilik sicil numaralarını T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne veya T.C. Emekli Sandığı Bölge Müdürlüklerine derhal bildirirler.<br />
Yukarıdaki (a) ve (b) fıkralarında yazılı aylık sahiplerinden, yabancı memleketlerde ölen ve evlenenler olduğu takdirde, bu durum yetkili Büyükelçilik ve Konsolosluklar tarafından, her birinin Türkiye'de kayıtlı oldukları nüfus müdürlüklerine bildirilir",<br />
15. maddesinde;<br />
"5434 sayılı Kanunun 124 üncü maddesi uyarınca gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlar hakkında Türk Ceza Yasası'nın 528 inci maddesi uyarınca kovuşturma yapılır",</p>

<p>Şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.</p>

<p>Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 55/son maddesi gereğince çıkartılan ve 12.05.2010 gün ve 27579 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin "Yoklama işlemlerinin amacı" başlıklı 73. maddesinde;</p>

<p>"(1) Yoklama işlemlerinin amacı, gelir veya aylık almakta iken ölen ya da gelir ve aylık alma koşullarını kaybedenlerin zamanında belirlenerek, öncelikle bunlar adına yapılan ödemelerin durdurulmasını, daha sonra da gelir ve aylığın kesilerek varsa yersiz olarak yapılan ödemelerin ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsil edilmesini sağlamaktır",<br />
"Yoklama işlemlerinin kapsamı" başlıklı 74. maddesinde;<br />
"(1) Gelir ve aylık alma şartlarının devam etmesi ile ilgili olarak Kurumca yürütülecek işlemler;<br />
...ç) Ölüm geliri veya ölüm aylığı alanlar için; sigortalının,<br />
1) Dul eşinin yeniden evlenmediği,<br />
...hususlarını kapsar...",<br />
"Yoklama yapılması" başlıklı 75. maddesinde ise;<br />
"(1) Kurum gerekli gördüğü zaman ve hâllerde belirleyeceği yöntemlerle gelir veya aylık alanlarla bunların veli, vasi, kayyım ve vekillerinin, bu Yönetmeliğin 74 üncü maddesinde yer alan bilgilerinin tespiti amacıyla yoklama yaptırabilir. Yoklama işlemi gelir veya aylık ödeyen bankalar veya PTT şubelerine de yaptırılabilir",</p>

<p>Şeklinde düzenleme yer almaktadır.</p>

<p>Yoklama işlemlerine ilişkin mevzuatta yeralan bu düzenlemelere göre, ilgililere kanuni düzenlemelere uygun olarak sosyal güvenlik kurumu tarafından aylık bağlandıktan sonra da, aylık alma şartlarının devam edip etmediği hususunda ayrıntılı yoklama işlemlerinin yapılması gerektiği, bu kapsamda Emekli Sandığınca bağlanan aylıkların, aylık sahiplerinin nüfus kayıt örneği ve emeklilik sicil numarası da belirtilmek suretiyle kayıtlı oldukları nüfus müdürlüklerine bildirileceği, nüfus müdürlüklerinin aylık bağlandığını ilgililerin nüfus kütüğüne kaydedeceği ve kendilerine intikal eden, ölüm, evlenme, vatandaşlığı kaybetme durumlarında, nüfus kayıtlarını tetkik ederek, ölmüş olanların, dul kadın, dul koca, dul ana, kız ve erkek çocuklar ile malûllük ve muhtaçlık aylığı alan erkek çocuklardan evlenenlerin ad ve soyadları ile emeklilik sicil numaralarını Emekli Sandığına derhal bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.<br />
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Kendisi de katılan kurumdan emekli aylığı alan sanığın Trabzon Belediyesinden emekli olan eşi O..’ın 08.04.1995 tarihinde ölmesi üzerine katılan kuruma yaptığı müracaatı sonucunda 01.06.1995 tarihinden itibaren eşinden dolayı dul aylığı almaya başlaması, sanığın 31.10.1997 tarihinde yeniden resmen evlenmesine karşın evlendiğini katılan kuruma bildirmeyerek bu tarihten sonra da ölen sigortalı eşinden dolayı aylık almaya devam etmesi, aylığının başlatılan idari soruşturma sırasında 31.03.2006 tarihinde kesilerek kendisine yersiz olarak ödenen 23.299,35 Liranın geri istenmesi şeklinde gerçekleşen olayda, kanuni düzenlemelere uygun olarak ölen eşinden dolayı bağlanan dul aylığını almakta olan sanığın yeniden resmen evlenmesine karşın, nüfus kayıtlarına resmi olarak işlenen bu hususu katılan kuruma bildirmeyerek aylık almaya devam etmesi eylemi hileli davranış olarak kabul edilemeyeceğinden dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmamıştır. Kaldı ki, sanığa kanuni düzenlemelere uygun olarak aylık bağlandıktan sonra da, aylık alma şartlarının devam edip etmediği hususunun mevzuatta yer alan düzenlemeler uyarınca katılan kurum tarafından kontrol edilmesi gerekirken bu işlemler de yerine getirilmemiştir. Nitekim, sanığın yeniden evlendiği hususu, evlenme tarihinden yaklaşık 8 yıl 6 ay sonra nüfus kayıtları incelenerek tespit edilmiş ve başlatılan idari soruşturma sonucunda aylığı kesilerek yersiz ödenen miktarın iadesi işlemleri başlatılmıştır.<br />
Bu itibarla, sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından suçun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.<br />
<strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2-Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201315-510-e-2013579-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="32817"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2021/39526 E., 2024/8822 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139526-e-20248822-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139526-e-20248822-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 27.06.2024 tarihli, 2021/39526 E. ve 2024/8822 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/39526 E., 2024/8822 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/298 E., 2021/485 K.<br />
SUÇ : Güveni kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 01.04.2014 tarihli ve 2014/921 Esas sayılı iddianamesiyle, sanık ... hakkında güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle Tekirdağ Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.</p>

<p>2. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.01.2016 tarihli ve 2014/299 Esas, 2016/40 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca teşdiden 1 yıl 2 ay hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.</p>

<p>3. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.01.2016 tarihli ve 2014/299 Esas, 2016/40 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 23.06.2020 tarihli ve 2020/2154 Esas, 2020/6370 Karar sayılı kararı ile; "Sanığa yüklenen güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle, hükümden sonra ve 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma işlemleri yapılmasından sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>4. Bozma sonrası dosyanın Uzlaştırma Bürosuna gönderilmesine karar verilmiş, 15.09.2020 tarihli Uzlaştırma Raporuna göre taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığından dosyanın yeniden Mahkemeye gönderildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>5. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.04.2021 tarihli ve 2020/298 Esas, 2021/485 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca teşdiden 1 yıl 2 ay hapis ve 2.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.</p>

<p>6. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 15.10.2021 tarihli ve 11-2021/99516 sayılı onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz isteği; eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın lehine olan hükümlerin uygulanmadığına, ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>1. Sanığın 21.06.2012 tarihinde katılanlar ile tanıştığı, inşaat işleri yapan katılanlara uygun fiyatla malzeme satabileceğini söylediği, katılanlar ile inşaat malzemeleri satışı hususunda görüştükleri ve malzeme alım satımı konusunda sözlü olarak anlaştıkları, sanığın katılan ...'in bu anlaşma nedeniyle Tekirdağ'a çağırdığı, ödeme aracı olan çekin sağlamlığının bankadan sorgulattırıldıktan sonra yazılı anlaşma yapılmasını kararlaştırmaları üzerine katılan ...'in keşide ve vade tarihi olmayan Türkiye Ekonomi Bankası Keşan şubesine ait 300.000,00 TL bedelli çek ile katılan ...'ın düzenlediği keşide ve vade tarihi olmayan 100.000,00 bedelli senedi sanığa verdiği, sanığın çeki Türkiye İş Bankası Tekirdağ şubesine sordurmak bahanesiyle alarak katılan ...'in yanından ayrıldıktan sonra bir daha geri dönmediği, bu şekilde üzerine atılı güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuştur.</p>

<p>2. Sanığın suça konu çeki hakkında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 27.03.2014 tarihli ve 2014/268 Karar numaralı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kardeşi ...'na miras borcuna karşılık ciro ettiği, kardeşi Şükrü tarafından 02.07.2012 tarihinde Türk Ekonomi Bankası İstanbul/Ataşehir şubesine tahsil edilmek üzere ibraz ettiğinde çeke elkonulduğu, anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Suça konu çekin Kriminal incelemesinde, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 21.03.2014 tarih ve BLG-2014/3497 uzmanlık nolu raporuna göre keşideci ismi altında yazılı bulunan imzanın katılan ...'in el ürünü olduğu, birinci ciranta hanesindeki imzanın ise sanığın el ürünü olduğu, belirtilmiştir.</p>

<p>4. Sanık savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5. Katılanların aşamalardaki anlatımları istikrarlıdır.</p>

<p>6. Bozma sonrası sanığa yüklenen güveni kötüye kullanma suçunun 6763 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği ancak uzlaşmanın sağlanamadığı yönünde 15.09.2020 tarihli rapor düzenlendiği görülmüştür.</p>

<p>7. Mahkemece, sanığın güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılmasına ilişkin hukuki süreç başlığı altında yazılı temyiz incelemesine mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.</p>

<p>8. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.01.2016 tarihli ve 2014/299 Esas, 2016/40 Karar sayılı Ek kararı ile adli emanetin 2012/1037 sırasında kayıtlı bulunan 1 adet TEB Keşan Şubesi'ne ait 02.07.2012 keşide tarihli 300.000,00 TL bedelli 6954821 Seri No'lu çekin sahibi katılan ...'a iadesine, karar verilmiştir.</p>

<p>9. Sanığın savunmaları, katılanların anlatımları, sanığa ait nüfus ve adli sicil kayıtları, uzmanlık raporu kolluk tarafından tutulan tutanaklar, uzlaştırma raporu ve diğer deliller dosya arasındadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5271 sayılı Kanun'un 253 üncü maddesinin yirmi birinci fıkrası gereğince “şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu” tarihten uzlaşmanın gerçekleşmediği tarihe kadar dava zamanaşımının durduğu gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>2. Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisinin mevcut olması ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için ise tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalar doğrultusunda her iki suça kast açısından bakıldığında; dolandırıcılık suçunda başlangıçta suça konu malın teslimi öncesi kast bulunmakta iken, güveni kötüye kullanma suçunda, suça konu malın (değerin) belli amaçlar için tevdiinden sonra kastın ortaya çıktığı görülmektedir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın, başlangıçtan itibaren haksız kazanç elde etmek kastıyla hareket ettiği ve kurduğu mizansen çerçevesinde hileli hareketler sergileyerek, henüz keşide ve vade tarihleri doldurulmamış çeki bankaya sorgulattırıp geri getireceğine inandırdığı katılanın özgür iradesini hileli davranışlarla sakata uğratması nedeniyle sanık ile katılan arasında hukuken kurulmuş geçerli bir sözleşmeden bahsedilemeyeceğinden, sanığın sübut bulan eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
a) Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunluklarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin eklendiği gözetilerek hak yoksunlukları yönünden sanığın hukukî durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunlululuk bulunması,<br />
b) Suç tarihinin, haksız menfaatin elde edildiği tarih olan "25.06.2012" olması gerekirken, gerekçeli karar başlığında suç tarihinin, "02.07.2012" olarak yazılması,<br />
Nedenleriyle hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.04.2021 tarihli ve 2020/298 Esas, 2021/485 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>27.06.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139526-e-20248822-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="97803"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2012/15741 E. ve 2014/7618 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 21.04.2014 tarihli, 2012/15741 E. ve 2014/7618 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>15. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2012/15741 E., 2014/7618 K.</strong></p>

<p><strong>BASİT DOLANDIRICILIK<br />
HIRSIZLIK<br />
ZİLYETLİĞİN DEVRİ<br />
BASİT YALAN<br />
HİLELİ DAVRANIŞ<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 141<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 157</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Dosya incelenerek gereği düşünüldü;<br />
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanığın, katılanın bulunduğu dükkâna giderek kendisini galerici A...’nin oğlu olarak tanıttıktan sonra PVC işlerinin olduğunu, iş yeri sahibi olan ağabeyi ile konuşmak istediğini belirttiği, buna karşılık katılanın, ağabeyinin işyerinde olmadığını söylemesi üzerine sanığın bu kez telefonunun şarjının bittiğini ağabeyi ile görüşmesi gerektiğini beyan ederek katılandan aldığı cep telefonu ile katılanın ağabeyi olan kişi ile konuşarak çarşıda buluşmak için randevulaştığı ve katılana "Telefonun bende kalsın, ben çarşıda buluşunca ağabeyine veririm" diyerek katılanın Samsung B 3210 marka cep telefonunu aldıktan sonra uzaklaştığı, alınan savunmasında katılanın ağabeyi ile görüşemediğinden telefonu iade edemediğini, daha sonrasında ise çocuğunun telefonu düşürüp kırdığını belirterek suçu kaçamaklı olarak ikrar ettiğinin anlaşıldığı olayda;</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Sanığın olaydan önceki ve sonraki sözleri, davranışları ve şikâyetçi beyanları birlikte değerlendirildiğinde; gerçekten telefon etme niyeti bulunmayıp, asıl amacı mağduru kandırarak telefonunu almak olan sanığın, bu doğrultuda basit bir yalanı aşan, mağduru yanıltacak ve kandıracak yoğunluk ve güçteki sözleri planlayıp ustaca sergilediği hareketleriyle telefonun zilyetliğini devralmış olması karşısında, eyleminin basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek hırsızlık suçundan hüküm kurulması,<br />
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanunun 326. maddesi uyarınca sanığın kazanılmış haklarının gözetilmesine, 21.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="31622"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Avukat Hakları Merkezi: Şiddetle Mücadeleye Dair Yasal Düzenleme Gerekliliği Artık Kaçınılmazdır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-avukat-haklari-merkezi-siddetle-mucadeleye-dair-yasal-duzenleme-gerekliligi-artik-kacinilmazdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-avukat-haklari-merkezi-siddetle-mucadeleye-dair-yasal-duzenleme-gerekliligi-artik-kacinilmazdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBB AVUKAT HAKLARI MERKEZİ: “ŞİDDETLE MÜCADELEYE DAİR YASAL DÜZENLEME GEREKLİLİĞİ ARTIK KAÇINILMAZDIR”

İzmir Barosu üyesi Av. Ahmet Deha İmal, İzmir 64. Asliye Ceza Mahkemesinde görülecek duruşması öncesinde, İzmir Adliyesi içerisinde dosyanın karşı tarafının saldırısına uğradı.

İstanbul Malte...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TBB AVUKAT HAKLARI MERKEZİ: “ŞİDDETLE MÜCADELEYE DAİR YASAL DÜZENLEME GEREKLİLİĞİ ARTIK KAÇINILMAZDIR”</strong></p>

<p>İzmir Barosu üyesi Av. Ahmet Deha İmal, İzmir 64. Asliye Ceza Mahkemesinde görülecek duruşması öncesinde, İzmir Adliyesi içerisinde dosyanın karşı tarafının saldırısına uğradı.</p>

<p>İstanbul Maltepe’de Av. Emir Ali Spor’a yönelik silahlı saldırıyla neredeyse aynı saatlerde gerçekleşen olayın ardından Av. İmal’ın darp raporu alınarak hukuki süreç başlatıldı. İzmir Barosu tarafından yakından takip edilen süreçte, 11 Eylül 2026 tarihinde iki şüpheli hakkında tutuklama kararı verildi.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği (TBB) Avukat Hakları Merkezi, saldırının ardından yaptığı açıklamada, Av. Ahmet Deha İmal’ın sağlık durumunun iyi olmasının teselli olduğunu ancak bir meslektaşın daha şiddete maruz kalmasının münferit bir şiddet vakası olarak görülemeyeceğini vurguladı.</p>

<p><strong>“ŞİDDETLE MÜCADELE TEKİL OLAYLAR ÜZERİNDEN ELE ALINAMAZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, yalnızca yeni adli yılın açılışından bu yana Trabzon, İstanbul ve İzmir’de, tutuklamayla sonuçlanan üç ayrı olay yaşandığına dikkat çekildi. Bu tablonun, avukata yönelik şiddetin birbirinden bağımsız vakalar olarak ele alınamayacağını, giderek ağırlaşan soruna karşı bütüncül ve sistematik tedbirlerin hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyduğu belirtildi.</p>

<p><strong>ŞİDDETLE MÜCADELEYE İLİŞKİN TALEPLER ADALET BAKANLIĞINA İLETİLDİ</strong></p>

<p>TBB Avukat Hakları Merkezi, avukata yönelik şiddetle mücadele için yasal düzenleme yapılmasına ilişkin talep ve çağrıların Adalet Bakanlığına iletildiğini bildirdi.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği, barolar ve TBB Avukat Hakları Merkezinin acil çağrı ve taleplerini yinelediği açıklamada, meslektaşları takip ettikleri hukuki süreçlerle özdeşleştiren her türlü yaklaşımla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği kamuoyuna duyuruldu.</p>

<p><strong>AVUKATA YÖNELİK ŞİDDET, YURTTAŞIN ADALET ARAYIŞINI HEDEF ALIYOR</strong></p>

<p>TBB Avukat Hakları Merkezi, saldırının ardından yaptığı açıklamada, olayla ilgili soruşturmanın ve devamındaki yargılama sürecinin etkin şekilde takip edileceğini bildirdi.</p>

<p>Açıklamada, Av. Emir Ali Spor’a yönelik saldırının en vahim yönlerinden birinin, saldırgan hakkında geçmişte tehdit ve hakaret nedeniyle yapılan şikayetler üzerine dava açılmış olmasına rağmen etkili bir yargılama yürütülmemesi ve caydırıcı bir cezalandırma yapılmaması olduğu belirtildi. Bu durumun saldırganı yeni eylemler bakımından cesaretlendirdiği ifade edildi.</p>

<p>TBB Avukat Hakları Merkezi, gerek sayısal olarak gerekse biçimi ve boyutları itibarıyla her geçen gün artan şiddet ortamında avukatların ve avukatlık mesleğinin hedef alınmasının, doğrudan yargılama mekanizmasının ve yurttaşın adalet arayışının hedef alınması anlamına geldiğini vurguladı.</p>

<p><strong>ŞİDDETLE MÜCADELEYE İLİŞKİN YASAL DÜZENLEME TALEPLERİ ADALET BAKANLIĞINA İLETİLDİ</strong></p>

<p>Açıklamada ayrıca, saldırının gerçekleştiği saatlerde TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan ve beraberindeki heyetin Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü ile gerçekleştirdiği toplantıda avukata yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin taleplerin de gündeme getirildiği belirtildi.</p>

<p>TBB heyetinin görüşmede, avukata yönelik şiddete ilişkin hukuki süreçlerin yürütülme biçimi ile bu süreçlerde verilecek kararlara dayanak oluşturacak yasal düzenlemelerin gerekliliğine ilişkin taleplerini Bakanlık yetkililerine ilettiği kaydedildi.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği, barolar ve TBB Avukat Hakları Merkezinin caydırıcılığın sağlanması ve sistematik cezasızlığın önlenmesi amacıyla yasal düzenleme taleplerini uzun süredir her fırsatta ve platformda dile getirdiği hatırlatılan açıklamada, her gün yeni bir saldırı haberiyle karşı karşıya kalınmasına rağmen şiddetin olağanlaştırılmayacağı vurgulandı.</p>

<p>Avukatlara yönelik tüm saldırılara karşı, hukuki merciler önünde ve mesleğin icra edildiği her alanda meslektaşlar ve meslek örgütleriyle dayanışma içinde mücadelenin sürdürüleceği ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-avukat-haklari-merkezi-siddetle-mucadeleye-dair-yasal-duzenleme-gerekliligi-artik-kacinilmazdir</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/baro/tbb-turkiye-barolar-birligi.jpg" type="image/jpeg" length="97491"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1564 E., 2024/7774 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241564-e-20247774-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241564-e-20247774-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2024 tarihli, 2024/1564 E., 2024/7774 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/1564 E., 2024/7774 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1123 Esas, 2023/1585 Karar<br />
HÜKÜM : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/439 E., 2020/740 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
KARAR<br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin pay sahibi olduğu davalı şirketin 31.05.2019 tarihinde olağan genel kurul toplantısının yapıldığını, 3 numaralı kararda faaliyet raporunun kabul edildiğini oysa genel kurula sunulan faaliyet raporunun gerçeği yansıtmadığını, bu maddeye bağlı olarak 4 üncü maddede kabul edilen bilanço ve gelir tablolarının da hesap verme ve dürüstlük ilkesine uygun olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 420 nci maddesi gereğince görüşmelerin ertelenmesi taleplerinin kabul edilmeyerek faailiyet raporunun ve bilanço kâr-zarar hesaplarının tasdik edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yönetim kurulu üyeleri kendi ibralarında oy kullandıklarından 5. maddenin de iptali koşullarının oluştuğunu ileri sürerek davalı şirketin 31.05.2019 tarihli genel kurul toplantısında alınan (3), (4) ve (5) numaralı kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı hissedarlar tarafından tanzim olunarak verilen vekâletnamelerin usulüne uygun olmadığını, bu nedenle usulüne uygun olarak oy kullanımı gerçekleşmediğini, muhalefet şerhlerinin usule uygun yapılmadığını, bilançoların şirketin gerçek durumunu yansıttığını, bilanço kâr ve zarar hesaplarının oy çokluğuyla onaylanmasına bağlı olarak ibranın da zımnen gerçekleştiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince, 6102 sayılı Kanun'un 420 nci maddesi gereğince azınlık, pay sahipleri, finansal hesaplara ilişkin görüşmelerin ertelenmesini talep ettiği takdirde buna ilişkin gündem maddesinin görüşülmesi kanunen mümkün olmadığı gibi divan başkanlığınca erteleme kararı verilmesi gerektiği, azınlık pay sahiplerinin talebine ve görüşmelerde belirtilmesine rağmen divan başkanlığının bu konuda takdir hakkı olmaksızın bilanço görüşmeleri ile buna bağlı yönetim kurulu üyelerinin ibrasının görüşülmesinin TTK'nın 420/1 maddesi gereğince 1 ay sonraya bırakılması gerekirken, oy çokluğu ile tasdik edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, dolayısıyla 4 ve 5 inci maddelerin iptal edilmesi gerektiği, ayrıca 6102 sayılı Kanun'un 436 ncı maddesi gereğince de yönetim kurulu başkan yardımcısı ...'nun hem kendisinin hem de eşi Semih İlhan Söylemezoğlu'nun ibrasında oy kullanması nedeniyle ve oy hakkından yoksunluk kuralına aykırı olarak kullanılan oylara bağlı olarak karar nisabının etkilendiği bu sebeple ibraya ilişkin 5 numaralı maddenin bu yönden de iptali gerektiği, faaliyet raporunun tasdikine ilişkin 3 nolu madde yönünden yapılan incelemede ise davalı şirketin 2017-2018 yıllarında borca batık olduğu ve teknik iflas konumunda bulunduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği, buna rağmen kabul edilen faaliyet raporunda şirketin mali bünyesine yönelik olarak sermayenin karşılıksız kalmadığı ve borca batıklık söz konusu olmamış gibi beyanlarda bulunulduğu, faaliyet raporunun gerçeği yansıtmadığının anlaşıldığı, zaten bilanço görüşmelerinin ertelenmesine ilişkin azınlık pay sahiplerinin talebi bu gündem maddesi ile de bağlantılı olduğu, dolayısıyla 3 nolu maddenin de iptal edilmesi gerektiği, davacıları genel kurulda temsilen verilen vekaletnamelerin usul ve Kanuna uygun olduğu, davacıların muhalefet şerhinin karara eklendiği ve geçerli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin 31.05.2019 tarihinde yapılmış olan genel kurul toplantısında alınan 3, 4 ve 5. maddelerin iptaline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesince, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ İNCELEMESİ</strong></p>

<p>1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, anonim şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2.6102 sayılı Kanun'un 420, 436, 446 ncı maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 06.11.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241564-e-20247774-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="52541"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANONİM ŞİRKETLERDE GENEL KURUL KARARLARININ İPTALİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-genel-kurul-kararlarinin-iptali-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-genel-kurul-kararlarinin-iptali-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu çalışmada anonim şirket genel kurul kararlarının iptal sebepleri, iptal davasını açabilecek kişiler, dava açma süresi, görevli ve yetkili mahkeme, yargılama usulü, kararın hukuki etkisi ve kötü niyetli dava bakımından doğan sorumluluk, TTK hükümleri ve güncel Yargıtay kararları ışığında incelenec...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu çalışmada anonim şirket genel kurul kararlarının iptal sebepleri, iptal davasını açabilecek kişiler, dava açma süresi, görevli ve yetkili mahkeme, yargılama usulü, kararın hukuki etkisi ve kötü niyetli dava bakımından doğan sorumluluk, TTK hükümleri ve güncel Yargıtay kararları ışığında incelenecektir.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 445. maddesinde genel kurul kararlarının iptal sebepleri düzenlenmiştir. Buna göre,</p>

<p>• Kanuna</p>

<p>• Esas sözleşmeye</p>

<p>• Dürüstlük kuralına</p>

<p>aykırı olan genel kurul kararlarına karşı iptal davası açılabilir.</p>

<p><strong><i>I - İptal sebepleri</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 445</i></strong><i>-<strong> </strong>(1) 446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler.</i></p>

<p><i>Bunun yanı sıra, TTK m. 192 (birleşme, bölünme ve tür değiştirme hükümlerinin ihlali) ile TTK m. 1524 (internet sitesine ilişkin yükümlülüklere uyulmaması) hükümlerinde özel iptal sebebi düzenlenmiştir.</i></p>

<p><strong>KANUNA AYKIRILIK</strong></p>

<p>Kanuna aykırılık ifadesi yalnızca TTK'yı değil, yürürlükteki tüm kanunları kapsamaktadır.</p>

<p>Genel kurul kararlarının hukuka aykırılığı bakımından <strong>iptal edilebilirlik ile butlan ve yokluk hallerinin birbirinden ayrılması önem taşımaktadır.</strong> Her hukuka aykırılık, genel kurul kararının yalnızca iptal edilebilir olduğu anlamına gelmemektedir. Türk Ticaret Kanunu’nun 447. maddesinde düzenlenen butlan, kanunun emredici hükümlerine aykırılık, pay sahibinin vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal etme veya şirketin temel yapısını ve sermayenin korunmasına ilişkin hükümleri ihlal etme gibi ağır hukuka aykırılık hallerinde söz konusu olmaktadır. Bu hallerde karar baştan itibaren kesin hükümsüzdür ve butlanın tespiti her zaman ileri sürülebilir.</p>

<p>Buna karşılık, genel kurul kararının oluşumu için zorunlu olan unsurlardan birinin hiç bulunmaması ve bu nedenle hukuken bir genel kurul kararından söz edilememesi halinde yokluk gündeme gelir. Yokluk halinde hukuki işlem hiç doğmamış kabul edildiğinden, ortada iptali veya butlanı söz konusu edilebilecek bir genel kurul kararı bulunmamaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla genel kurul kararlarına ilişkin uyuşmazlıklarda öncelikle kararın yok hükmünde olup olmadığı, yokluk bulunmuyorsa butlanın mevcut olup olmadığı, bunların da söz konusu olmadığı hallerde ise kararın iptal edilebilir nitelikte olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Örneğin, usule uygun şekilde genel kurula çağrı yapılmaması, gündemin usulüne uygun ilan edilmemesi, denetçi seçilme yasağına aykırı biçimde denetçi seçilmesi, somut olayın özelliklerine göre <strong>kanuna aykırılık sebebiyle iptal davasına konu olabilecek durumlardır.</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241564-e-20247774-k-sayili-karari">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/7774 K. sayılı kararı</a>nda</strong>, azınlık pay sahiplerinin TTK m.420 kapsamında finansal hesaplara ilişkin görüşmelerin ertelenmesini talep ettiği takdirde buna ilişkin gündem maddesinin görüşülmesinin ve karar alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesi yönündeki kararı onaylamıştır.</p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/4207 K. sayılı kararında, </strong>yönetim kurulu üyelerinin birbirlerinin ibrasında oy kullanmalarını ve bu oyların çıkarılması sonucunda gerekli karar nisabının bulunmamasını,<strong> </strong>TTK 436'ya aykırı olduğu ve bu hükmün de emredici nitelikte olduğu gerekçesiyle ilgili genel kurul kararının iptaline yönelik kararı onaylamıştır. Ayrıca, benzer yönde olarak,<strong> Yargıtay 11. HD. 2023/5780 K. sayılı kararına göre, </strong><i>''yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamayacakları emredici şekilde düzenlenmiş olmasına rağmen yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin birbirlerinin ibrasında oy kullanmaları anılan Kanun hükmüne aykırı olmakla birlikte sonuca etkili olmadığından bu husus bozma nedeni yapılmamış, eleştirilmekle yetinilmiştir.''</i></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/1904 K. sayılı kararına göre,</strong><i> '' yönetim kurulu üyeleri ..., ...i ve...u'nun sermaye miktarları ile oy oranları gözetildiğinde kendilerinin ve diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrası yönünde verdikleri oyların hesaba katılmaması gerektiğine dair yasa hükmü çerçevesinde kalan oyların ibra edilmeye ve yönetim kurulu üyelerinin şirketle iş yapmasına ve rekabet yapmasına izin verilmesi için yeter çoğunluğa ulaşmadığı bu suretle (7.) sıradaki yönetim kurulunun ibrasına ve (8). sıradaki yönetim kurulu üyelerinin şirketle iş yapma ve rekabet etme yasağının kaldırılmasına ilişkin kararların <u>yasanın aradığı oy oranına ulaşmadığı anlaşılmakla iptallerine</u>...''</i></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/142 K. sayılı kararına göre,</strong> <i>''Somut olayda, iptali talep edilen genel kurul kararına ilişkin ilan edilen gündemin 6. maddesi "Civas arsası için yapılmış inşaat sözleşmesinin son durumunun müzakereye açılması" şeklinde belirlenmiş olup, davalı şirkete ait taşınmazla ilgili yönetim kuruluna yetki verilmesine ilişkin bir gündem maddesi bulunmamaktadır. 6102 sayılı <u>TTK’nın 413. maddesi uyarınca gündemde bulunmayan konular genel kurulda görüşülemez ve karara bağlanmaz.</u> Kural olarak, “gündeme bağlılık” ilkesi gereği görüşülecek konunun önceden tespit edilip gündeme açıkça yazılması gereklidir. (...) Bu itibarla, mahkemece gündemde açıkça belirtilmeyen hususlarda genel kurulda görüşme yapılamayacağı nazara alınarak <u>davaya konu genel kurul kararının iptaline karar verilmesi gerekirken</u>, yazılı şekilde davalı şirket yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.''</i></p>

<p><strong>ESAS SÖZLEŞMEYE AYKIRILIK</strong></p>

<p>Esas sözleşmeye aykırılık, şirket esas sözleşmesinin herhangi bir hükmüne aykırılık durumunda ortaya çıkacaktır. Esas sözleşmeye yazılan hükümler, kanun metninin tekrarı ise bu durumda esas sözleşmeye aykırılık değil, kanuna aykırılık olarak değerlendirilir.</p>

<p><strong>Örneğin</strong>, esas sözleşmede yazanın aksine toplantının başka bir yerde veya zamanda yapılmasına karar verilmesi, esas sözleşmede yazılı ağırlaştırılmış nisaba aykırı bir şekilde yapılan genel kurul toplantısında alınan kararlar, esas sözleşmede belirlenmiş yönetim kurulu üyelerinin seçimine dair niteliklere sahip olmayan birinin yönetim kurulu üyeliğine seçilmesine yönelik kararlar, somut olayın özelliğine göre esas sözleşmeye aykırılık nedeniyle iptal edilebilir.</p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/1884 K. sayılı kararına göre</strong>, şirketin esas sözleşmesinde yönetim kurulunun 3 kişiden oluşacağı düzenlenmesine rağmen genel kurulda 2 asil 2 yedek üye seçilmesine dair genel kurul kararı iptal edilmiştir.</p>

<p><strong>DÜRÜSTLÜK KURALINA AYKIRILIK</strong></p>

<p>Bir genel kurul kararı, kanuna ve esas sözleşme hükümlerine uygun olsa bile dürüstlük kuralına aykırı ise iptal edilebilir. TMK m.2'ye göre,<i> ''</i><i>Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.''</i></p>

<p><strong>Örneğin,</strong> Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/5780 K. sayılı kararında, aynı görevi yapmış yönetim kurulu üyelerinden bir kısmının ibra edilip bir kısmının edilmemesini <i>''dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırılık oluşturmaktadır''</i> şeklinde değerlendirmiştir. Ayrıca Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/5529 K. sayılı başka bir kararında ise ortada somut nedenler yokken ibradan kaçınılmasının dürüstlük kurallarına aykırı düşeceği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/2525 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''... somut olaya gelindiğinde; Mahkemece, şirket kayıtları üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile yönetim kurulunun teklifinde gösterilen gerekçenin yerinde olup olmadığı araştırılarak, kâr dağıtımı yapılmamasına dair gündemin 7. maddesinde alınan kararın <u>objektif iyi niyet kurallarına aykırı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken</u>, herhangi bir bilirkişi raporu alınmadan gündemin 7. maddesinde alınan karar ile ilgili yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.'' </i></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2026/1128 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''3 numaralı finansal tabloların onaylanması kararı bakımından ise onaya sunulan finansal tablolar ile YMM onayından geçerek vergi dairesine sunulan ve davalının ticari defterlerinden de doğrulanan finansal tablolar ile arasında önemli farklar bulunduğu, <u>bu farkların pay sahiplerinin kararını etkileyebilecek nitelikte olduğu</u>, bu nedenle 3 numaralı finansal tabloların onaylanması kararının iptali gerektiği...''</i></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241564-e-20247774-k-sayili-karari">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/7774 K. sayılı kararı</a>na göre, </strong><i>''faaliyet raporunun tasdikine ilişkin 3 nolu madde yönünden yapılan incelemede ise davalı şirketin 2017-2018 yıllarında borca batık olduğu ve teknik iflas konumunda bulunduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği, buna rağmen kabul edilen faaliyet raporunda şirketin mali bünyesine yönelik olarak sermayenin karşılıksız kalmadığı ve borca batıklık söz konusu <u>olmamış gibi beyanlarda bulunulduğu,</u> faaliyet raporunun <u>gerçeği yansıtmadığının anlaşıldığı</u>, ... dolayısıyla 3 nolu maddenin de iptal edilmesi gerektiği...''</i></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2024/8091 K. sayılı kararında</strong>, yönetim kurulu üyeleri için belirlenen aylık ücretin fahiş olmasını, <u>objektif iyi niyet kurallarına aykırı</u> ve yönetim kurulu dışında kalan pay sahiplerinin zararına olarak kâr payı haklarını zayıflatan nitelikte olduğu gerekçesiyle iptal sebebi olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/5755 K. sayılı kararına göre, </strong><i>''7 nolu kararın 2011 yılı karının dağıtılmasına ilişkin olduğu, davalı şirketin kar tutarının yaklaşık %36’sının dağıtılması yönünde karar alındığı, davalı şirketin incelenen dönemde herhangi bir ticari faaliyet yürütmediği, gelirlerinin faiz, kambiyo ve kira gelirlerinden kaynaklandığı, davalı şirketin ayrıca 1.364.000,00 TL net çalışma sermayesine sahip olduğunun tespit edildiği, bu duruma göre şirketin sahip olduğu sermayesinin çok büyük kısmına da gerçekte ihtiyacı olmadığı, <u>düşük kar payı dağıtılmasına ilişkin kararın iyi niyet kuralına uygun olmadığı gerekçesiyle</u> davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 2011 yılına ait 29/06/2012 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan ... 7 nolu kar dağıtımına ilişkin kararların iptaline...''</i></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020674-e-20221291-k-sayili-karari">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2022/1291 K. sayılı kararı</a>na göre,</strong><i> ''TTK’nın 408/2-d maddesi gereğince kâr payını dağıtma konusunda münhasır yetkili organ genel kuruldur. Ancak genel kurulun yıllık bilançoya göre belirlenen yıllık kâr dağıtımına ilişkin yetkinin sınırını, keyfilik ve hakkın kötüye kullanılması teşkil etmektedir. Bu nedenle pay sahibinin, anonim şirketin salt kâr gütme amacına dayanan mutlak nitelikteki bu hakkı, sadece keyfi olarak hiç dağıtılmaması halinde değil, aynı zamanda yeteri kadar dağıtılmamasında da ihlal edilmiş olur. Dolayısıyla genel kurulun yıllık kârın dağıtımına ilişkin hakkını hiç ve yeteri kadar dağıtmayacak ve özellikle azınlığı zarara sokacak şekilde kullanması, pay sahibinin kâr payı hakkını ihlal edecektir. Bu itibarla davalı şirketin %5’den daha fazla dağıtılabilecek kadar kâr elde etmesi karşısında geçmiş yıllardaki kârının dağıtılmaması ile 2014 yılı kârının sadece %5’inin dağıtılmasına ilişkin (7) numaralı kararın <u>dürüstlük kuralına aykırı olduğu</u> ve iptali şartlarının oluştuğu kabul edilmelidir.''</i></p>

<p></p>

<p><strong>KİMLER İPTAL DAVASI AÇABİLİR?</strong></p>

<p></p>

<p>İptal davası açabilecek kişiler TTK'nın 446. maddesinde sınırlı (tahdidi) olarak sayılmıştır. Buna göre,</p>

<p></p>

<p><strong><i>II - İptal davası açabilecek kişiler</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 446</i></strong><i>-<strong> </strong>(1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten,</i></p>

<p><i>b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri,</i></p>

<p><i>c) Yönetim kurulu,</i></p>

<p><i>d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri,</i></p>

<p><i>iptal davası açabilir.</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>A) </strong><strong>TOPLANTIDA HAZIR BULUNUP DA KARARA OLUMSUZ OY VEREN VE BU MUHALEFETİNİ TUTANAĞA GEÇİRTEN PAY SAHİPLERİ (446/1-A)</strong></p>

<p></p>

<p>Pay sahibinin iptal davası açabilmesi için davanın açıldığı tarihte aktif ortaklık sıfatının devam ediyor olması bir dava şartıdır. Dava tarihinden önce payını devretmiş olan eski ortakların iptal davası açma ehliyeti (aktif husumeti) bulunmamaktadır. <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/8534 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''Genel kurul kararının iptali davası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 446 ncı maddesi uyarınca, kanundan belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde, pay sahipleri, yönetim kurulu ve her bir yönetim kurulu üyesi tarafından açılabilmektedir. Yapılan incelemede, davacının payını 25.01.2018 tarihinde devrettiği, dava tarihinin 07.02.2022 olduğu, davacının dava açıldığı tarihte şirkete ortak olmadığı anlaşılmakla aktif husumet ehliyetini yitirmiş olmasına göre <u>davanın aktif husumet dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi</u> ve davacı aleyhine tek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken ...''</i></p>

<p></p>

<p><strong>TTK m.446/1-a'ya göre</strong>, toplantıda hazır bulunan pay sahibinin karara olumsuz oy vermesi ve muhalefetini tutanağa geçirtmesi koşulları birlikte aranmıştır. <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2025/3128 K. sayılı kararına göre,</strong> <i>''Dava, sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olup, alınan karar ve oylama sonrasında davacının <u>muhalefetini bildirmediği, iptal davası açılması koşullarının bu sebeple oluşmadığı</u> gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesinde de davacının istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. Sermaye artırım kararına ilişkin <u>iptal talebi yazılı gerekçelerle reddedilmiş</u> ise de butlan sebeplerinin varlığı resen araştırılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.''</i></p>

<p></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2026/1386 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''6102 sayılı TTK'nın 446. maddesi gereğince toplantıya katılan ortağın karara red oyu kullanarak söz konusu karara muhalif kalması ve bu hususun ayrıca zapta geçirilmesi gerektiğinden, <u>oylama öncesi yapılan görüşmeler esnasında </u>muhalefet şerhini tutanağa geçirmesi, daha sonra alınan karara karşı red oyu kullanmasının alınan karara <u>muhalefet ettiği anlamını taşımayacağı</u>, söz konusu muhalefetin peşin muhalefet niteliğinde olduğu, anılan maddelerin iptali davasında <u>muhalefete ilişkin yasal koşulun gerçekleşmediği</u> ...''</i></p>

<p></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/4580 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''Dava, anonim şirket genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, dava konusu genel kurulda alınan 6 nolu kararın “Mercedes Benz Türk A.Ş'den yıl sonunda hedeflenen rakama ulaşılması halinde gelen primin %5’inin yönetim kuruluna eşit şekilde prim olarak dağıtılmasına” ilişkin kısmının miktar itibariyle somutlaştırılamayan, öngörülmeyen, ucu açık, farazi bir kazanç miktarı olarak kaldığı için örtülü kazanç aktarımı veya yöneticilere haksız kazanç sağlanması olarak nitelendirilebileceğinden, dürüstlük kurallarına aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesi genel kurul kararlarının iptalinin şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede <u>toplantıda hazır bulunup karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin iptal davası açabileceği belirtilmiş olup, bu husus dava şartıdır.</u> Ayrıca bir karara muhalefet olunması ve muhalefetin tutanağa geçirilmesi yolundaki dava şartının gerçekleşebilmesi için <u>muhalefetin alınan karardan sonra tutanağa geçirilmesi gerekmedir. Bu görüş, karara peşinen muhalefet olmaz şeklinde açıklanabilir.</u></i></p>

<p><i>Somut uyuşmazlıkta ise davalı şirketin 27.04.2015 tarihli genel kuruluna davacıyı temsilen katılan vekili ... Öztürk, gündemin 6. maddesi görüşülürken, <u>henüz oylamaya geçilmeden önce muhalefetini bildirerek tutanağa derc ettirmiştir.</u> Bu durumda açıklanan hususlar göz önünde tutularak, iptaline karar verilen genel kurul kararı ile ilgili <u>dava şartlarının bulunmadığı nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken,</u> yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karara vermek gerekmiştir.''</i></p>

<p></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/5167 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''6102 sayılı TTK'nın 446/1-a maddesi gereğince toplantıda hazır bulunan ortağın alınan karara red oyu vermesi ve oylamadan sonra da muhalefetini tutanağa geçirmesi dava şartı olup mahkemece re’sen gözetilir. Somut olayda davalı şirketin 15.03.2016 tarihli genel kurul tutanağı incelendiğinde davacıya vekaleten toplantıya katılan ... alınan tüm kararlara karşı olumsuz oy vermiş; her gündem maddesine karşı olumsuz oy kullandıktan sonra söz alarak “oylamaya ilişkin usuli ve hukuki haklarımızı saklı tutuyoruz” demiş, bilahare gündem maddelerinin oylanmasından sonra tekrar söz alarak “...oylamaya ilişkin usul ve esas yönden her türlü haklarımızı saklı tutuyoruz...yasadan doğan tüm haklarımız saklıdır…” dedikten sonra toplantı tutanağını imzalamıştır. Davacı her bir gündem maddesinin oylanmasından sonra muhalif kaldığını belirttiğinden ayrıca toplantı sonunda da yeniden muhalefet şerhi yazması gerekmez. Bu durumda <u>mahkemece usulüne uygun muhalefet şerhi bulunduğu kabul edilerek</u> 1,3 ve 4 nolu kararlar bakımından da uyuşmazlığın esası incelenmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.''</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>B) </strong><strong>TOPLANTIDA HAZIR BULUNSUN VEYA BULUNMASIN, OLUMSUZ OY KULLANMIŞ OLSUN YA DA OLMASIN; </strong></p>

<p>- <strong>ÇAĞRININ USULÜNE GÖRE YAPILMADIĞINI, </strong></p>

<p>- <strong>GÜNDEMİN GEREĞİ GİBİ İLAN EDİLMEDİĞİNİ, </strong></p>

<p>- <strong>GENEL KURULA KATILMA YETKİSİ BULUNMAYAN KİŞİLERİN VEYA TEMSİLCİLERİNİN TOPLANTIYA KATILIP OY KULLANDIKLARINI, </strong></p>

<p>- <strong>GENEL KURULA KATILMASINA VE OY KULLANMASINA HAKSIZ OLARAK İZİN VERİLMEDİĞİNİ </strong></p>

<p>- <strong>VE YUKARIDA SAYILAN AYKIRILIKLARIN GENEL KURUL KARARLARININ ALINMASINDA ETKİLİ OLDUĞUNU İLERİ SÜREN PAY SAHİPLERİ (446/1-B)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Bu maddede sayılan aykırılıkların iptali istenen genel kurul kararının alınmasında etkili olduğu davacı ortaklar tarafından ispat edilmesi gerekir. Buna yönelik olarak, <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/2971 K. sayılı kararına göre, </strong><i>''6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 446. maddesi gereğince; genel kurul toplantısına katılmayan ortakların genel kurulda alınan kararların iptalini isteyebilmek için <u>söz konusu aykırılığın genel kurul kararının alınmasını etkilediğini kanıtlaması gerektiği</u>...'' şeklinde ifade edilmiştir.</i></p>

<p></p>

<p><strong>Örneğin, ç</strong>ağrının usulüne göre yapılmadığını iddia eden pay sahibi aynı zamanda bu aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu kanıtlaması gerekmektedir. Nitekim <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/7390 K. sayılı kararına göre,</strong> <i>''TTK. 414/1 maddesinde ''Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir.'' (...) Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde TTK 453. maddesinde ana sözleşme değişikliğinin eski ve yeni metinlerinin Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edilmemesi ve davacıya iadeli taahhütlü mektupla bildirilmemesi <u>çağrıya ilişkin bir eksiklik olup, tek başına alınan kararın iptali sonucunu doğurmaz.</u> Davacıya iptal davası açma hakkı verir. Bu itibarla, TTK 446/1-b ve 445. madde koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenerek ve anılan kararın müktesep bir hakkı ihlal edici mahiyette olup olmadığı da değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.'' </i><strong>(Ayrıca: Yargıtay 11. HD. 2018/353 K.)</strong></p>

<p></p>

<p>Benzer olarak,<strong> Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/1059 K. sayılı kararına göre, </strong><i>''İlk derece mahkemesince, davaya konu genel kurul toplantısının, 17.11.2015 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edilerek, ayrıca davacının şirkete kayıtlı adresine süresinde iadeli taahhütlü mektupla, toplantı gün ve gündeminin bildiriminin süresi içinde yapıldığı, toplantıya davetin usulsüz olduğuna ilişkin iddianın yerinde olmadığı, <u>kaldı ki genel kurula çağrının usulsüz olduğu iddiası ihtimalinde dahi TTK m. 446 / 1-b hükmüne göre belirtilen usulsüzlüklerin genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunun davacı tarafça ispat edilemediği gibi </u>davet usulsüzlüğü olsaydı bile kararın alınabilmesi için etkili olmadığından kararın iptali için koşulun oluşmadığı...''</i></p>

<p></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/4577 K. sayılı kararına göre,</strong> <i>''çağrının usulsüzlüğünün iptal nedeni olarak kabul edilmesi için <u>sonuca etkili olması gerektiği</u>, eldeki uyuşmazlıkta ise çağrının usulüne uygun olması halinde,<u> davacının olumsuz oyu nisaplara etki etmeyeceği</u>...'' şeklinde ifade edilmiştir.</i></p>

<p></p>

<p>TTK 413/2'ye göre, kanuni istisnalar saklı olmak üzere gündemde bulunmayan konular genel kurulda müzakere edilemez ve karara bağlanamaz. Bu sebeple, gündemin gereğine uygun ilan edilmesi pay sahipleri açısından önem taşımaktadır. Gündemin gereği gibi ilan edilmediğini ve bu aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın TTK m. 446/1-b kapsamında iptal davası açma hakkı doğacaktır. <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2018/2215 K. sayılı kararına göre,</strong><i> '' ... davalı şirketin 06/03/2014 tarihli genel kurul toplantısında alınan “8” nolu kararın <u>gündeme bağlılık ilkesine aykırılık </u>teşkil ettiği, bu aykırılığın <u>müeyyidesinin iptal edilebilirlik olduğu...</u>'' </i></p>

<p></p>

<p>Benzer yönde<i> </i><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/142 K. sayılı kararına göre, <i>''</i></strong><i>mahkemece <u>gündemde açıkça belirtilmeyen</u> hususlarda genel kurulda görüşme yapılamayacağı nazara alınarak davaya konu genel kurul kararının iptaline karar verilmesi gerekirken...''</i></p>

<p></p>

<p><strong>TTK m. 446/1-b'ye göre</strong>, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandığını ve bu aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu iddia eden pay sahipleri, ilgili genel kurul kararının iptali için dava açabilir. Örnek olarak, <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/5755 K. sayılı kararına göre,<i> </i></strong><i>'' ... Enerji A.Ş.'nin ortaklığına dair itirazları bulunduğu, şirketin toplantıya katılarak oy kullandığını, ancak <u>genel kurula katılma hakkı bulunmadığının kabulü halinde dahi toplantı ve karar nisaplarının bu durumdan etkilenmediği</u> ...''</i></p>

<p></p>

<p><strong>TTK m. 446/1-b'ye göre</strong>, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve bu aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, ilgili genel kurul kararının iptali için dava açabilir. <strong>Örneğin</strong>, hazır bulunanlar listesine haksız olarak kaydedilmeyen pay sahibinin toplantıya katılamaması, pay sahibinin hukuka aykırı olarak toplantıya alınmaması veya toplantıdan çıkarılması, oy kullanmasına haksız olarak izin verilmemesi gibi durumlar sayılabilir. <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/4094 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''Toplantının yapılacak yer adresi olarak bildirilen adresine gidildiği, ilan edilen yerin oyun salonu olduğu, A/B işaretleme olmadığı görülmekle yaptığı incelemede 7/A no.lu bölümün depo olarak görülen yer olduğunu belirtildiği, bu adrese 10:13'de gidildiği bu kadar süre içerisinde toplantının yapılamayacağı gibi doğru adres bildirilmediği için toplantıya katılmanın sağlanmadığı iddiasında bulunmuş ise de, dosya kapsamı itibariyle toplantının saat 10:00'da başlayıp 10:10'da sona erdiği davacı ortağın toplantı adresini an itibari ile bulamamış olmasında davalı şirket yetkilisine yöneltilecek bir kusurun bulunmadığı, <u>toplantıya katılımın bu sebeple engellendiği iddiasının kabule şayan görülemeyeceği gibi</u> (...) Kanun'un 446 ncı maddesinde iptal davası açabilecek kişilerin belirtildiği, davacının toplantıya yukarıda açıklanan gerekçelerle katılmasının engellendiği hususun kabule şayen görülmediği ...''</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>C) </strong><strong>YÖNETİM KURULU (446/1-C)</strong></p>

<p></p>

<p>Yönetim kurulu, anonim şirketlerde bulunması zorunlu bir organ olarak, şirketin yönetim ve temsil organıdır.<i> ''Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır.''</i> <strong>(TTK m. 365)</strong></p>

<p></p>

<p>Yönetim kurulu, organ sıfatıyla, genel kurul kararının iptali için dava açabilir. Yönetim kurulunun iptal davası açabilmesi için bu yönde bir karar alması gerekmektedir. <i>''Esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır.''</i> <strong>(TTK m.390) </strong>Bu karar olmadan açılan dava reddedilir.</p>

<p></p>

<p>Yönetim kurulu tarafından iptal davası açılması durumunda, şirketin bu davada temsili için TMK m.426/3 gereğince bir kayyım atanacaktır.</p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>D) </strong><strong>KARARLARIN YERİNE GETİRİLMESİ, KİŞİSEL SORUMLULUĞUNA SEBEP OLACAKSA YÖNETİM KURULU ÜYELERİNDEN HER BİRİ (446/1-D)</strong></p>

<p></p>

<p>Kararların yerine getirilmesi sonucunda kişisel sorumluluğu doğacak olan yönetim kurulu üyelerinden her birisi TTK 446/1-d'ye göre genel kurul kararının iptali davasını açabilir.</p>

<p></p>

<p>Bu hüküm, yönetim kurulu üyelerine, genel kurul kararlarının yerine getirilmesinden dolayı kişisel sorumluluklarını önleme hakkı verirken; aynı zamanda genel kurul kararlarının hukuka uygunluğunun denetlenmesini de sağlamaktadır.</p>

<p></p>

<p>Uygulamada genellikle yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemesi kararlarına karşı bu maddeye dayanarak iptal davası açılmaktadır.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>GÖREVLİ/YETKİLİ MAHKEME VE DAVA AÇMA SÜRESİ</strong></p>

<p></p>

<p>TTK m.445'e göre, <strong>şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi </strong>görevli ve yetkili mahkemedir. Buradaki yetki kuralı kamu düzeninden olup kesin niteliktedir. Bu nedenle mahkemece re'sen gözetilir.</p>

<p>Karar tarihinden itibaren <strong>3 aylık hak düşürücü süre</strong> içinde iptal davası açılabilir.</p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/2524 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''iptali talep edilen olağan genel kurul toplantısının 03/09/2014 tarihli olduğu, davanın açıldığı 18/12/2014 tarihi itibariyle TTK’nın 445. maddesinde öngörülen <u>3 aylık dava açma süresinin dolduğu</u>, davacının davalı şirketin temsil edilmediği iddiası ile şirkete tedbiren kayyum atanmasını da talep ettiği ancak sermaye şirketlerine yönetim kayyumu atanabilmesi şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle davacının şirkete tedbiren kayyum atanması talebinin ve<u> süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmiştir.</u>''</i></p>

<p></p>

<p><strong>YARGILAMA USULÜ</strong></p>

<p></p>

<p>Genel kurul kararlarının iptali davasında <strong>basit yargılama usulü</strong> uygulanır.</p>

<p>Davalı sıfatı şirket tüzel kişiliğine aittir. Davanın, yönetim kurulu üyelerine veya diğer pay sahiplerine yöneltilmesi durumunda dava sıfat yokluğundan reddedilir.</p>

<p><strong>TTK m.448/2'ye göre</strong>, iptal davasında üç aylık hak düşüren sürenin sona ermesinden önce duruşmaya başlanamaz. Birden fazla iptal davası açıldığı takdirde davalar birleştirilerek görülür.</p>

<p>İptal davası açılmış olması tek başına kararın icrasını durdurmaz.<strong> TTK m.449'a göre</strong>, mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Kararın yürütülmesinin geri bırakılması</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 449</i></strong><i>-<strong> </strong>(1) Genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın<strong> </strong>yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.</i></p>

<p></p>

<p>Anonim şirket genel kurul kararlarının iptali davalarında, mahkeme iptal şartlarının varlığı halinde ilgili kararın iptaline hükmedebilir; ancak genel kurulun yerine geçerek kendisi yeni bir karar ihdas edemez veya ortaklığa belirli bir kararın alınmasını dikte edecek şekilde hüküm kuramaz. Örneğin, <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/7306 K. sayılı kararına göre, </strong><i>''...kâr payı fark tutarı alacağı yönünden ise kâr payı dağıtımına ilişkin genel kurul kararı iptal edilmekle alınan kâr payı dağıtım kararının hükümsüz hale geldiği, şirket genel kurulunun yeniden genel kurul toplantısı yaparak kâr payını belirlemesi gerektiği, <u>mahkemece şirket yerine geçerek bu hususta karar verilemeyeceği</u> gerekçesiyle kâr payı fark tutarı alacağı yönünden davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.''</i></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINDA TEMİNAT</strong></p>

<p></p>

<p><i>''Mahkeme, şirketin istemi üzerine muhtemel zararlarına karşı davacıların teminat göstermesine karar verebilir. Teminatın nitelik ve miktarını mahkeme belirler.''<strong> </strong></i><strong>(TTK m.448/3)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/5408 K. sayılı kararına göre,</strong> <i>''6102 sayılı Kanun'un 448 inci maddesinin üçüncü fıkrasında mahkemenin şirketin istemi üzerine muhtemel zararlarına karşı davacıların teminat göstermesine karar verebileceği düzenlenmekle teminatın nitelik ve miktarını tayin yetkisi mahkemeye bırakılmıştır. <u>Teminatın mahiyet ve miktarının tayininde, herhalde davacının dava hakkını kullanmasına ve dolayısıyla yargı denetiminin gerçekleşmesine engel olmayacak biçimde ve iptali istenen genel kurul kararının önemi ve niteliği de göz önünde tutulmak sureti ile takdir hakkının kullanılması gerekir.</u> Somut olayda Mahkemece her davacı için ayrı ayrı belirlenen teminat miktarı, şirketin muhtemel zararına kıyasla hak arama özgürlüğünü kısıtlayacak ve yargıya ulaşım hakkını engelleyecek derecede fahiş olup daha makul miktarda bir teminatın yatırılmasına karar verilmesi gerekir. Bu nedenle mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.''</i></p>

<p></p>

<p><strong>İLAN VE TESCİL</strong></p>

<p></p>

<p>Genel kurul kararının <strong>iptali davası açıldığında </strong>yönetim kurulu, iptal davasının açıldığını ve duruşma gününü usulüne uygun olarak ilan eder ve şirketin internet sitesine koyar. <strong>(TTK m.448) </strong></p>

<p>Genel kurul kararının iptaline ilişkin <strong>mahkeme kararı kesinleştikten sonra </strong>yönetim kurulu bu kararın bir suretini derhâl ticaret siciline tescil ettirmek ve internet sitesine koymak zorundadır. <strong>(TTK m.450)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>KARARIN ETKİSİ</strong></p>

<p></p>

<p>İptal edilebilir nitelikteki genel kurul kararları, mahkemece <strong>iptal edilinceye kadar hukuken geçerliliğini korur. </strong>Bu açıdan yokluk ve butlan hallerinden ayrılır.</p>

<p>Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının iptali davası inşai nitelikte bir davadır. Dava sonucunda mahkemece verilen iptal kararı, bozucu yenilik doğuran bir hukuki niteliğe sahiptir ve iptal edilen genel kurul kararı <strong>geçmişe etkili olarak ortadan kalkar.</strong></p>

<p>Genel kurul kararının iptaline ilişkin mahkeme kararı, kesinleştikten sonra <strong>sadece davacı/davacılar açısından değil bütün pay sahipleri hakkında hüküm ifade eder</strong>.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Kararın etkisi</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 450</i></strong><i>-<strong> </strong>(1) Genel kurul kararının iptaline veya butlanına ilişkin mahkeme kararı, kesinleştikten sonra bütün pay sahipleri hakkında hüküm ifade eder. Yönetim kurulu bu kararın bir suretini derhâl ticaret siciline tescil ettirmek ve internet<strong> </strong>sitesine koymak zorundadır.</i></p>

<p></p>

<p><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2021/9635 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''<u>Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul edilen</u> ticari şirketlere ilişkin ilamların kesinleşmeden takibe konu olmaması gerekçesi olarak HMK 367/2 fıkrası uyarınca kişiler hukukuna dayandırılmıştır. Bu uygulamada kişiler hukuku cümlesi geniş yorumlanarak tüzel kişilerin organlarına ilişkin verilen kararlar olup, bu sonuca da geniş yorum yapılarak ulaşılmıştır.'' </i></p>

<p></p>

<p><strong>KÖTÜ NİYETLE AÇILAN İPTAL DAVASI</strong></p>

<p></p>

<p>TTK'nın 451. maddesinde kötü niyetle iptal davası açan davacıların, bu sebeple şirketin uğradığı zararlardan müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Kötüniyetle iptal ve butlan davası açanların sorumluluğu</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 451</i></strong><i>-<strong> </strong>(1) Genel kurulun kararına karşı, kötüniyetle iptal veya butlan davası açıldığı takdirde, davacılar bu sebeple şirketin uğradığı zararlardan müteselsilen sorumludurlar.</i></p>

<p></p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2025/576 K. sayılı kararına göre,</strong><i> ''6102 sayılı TTK 'nın 451. maddesi uyarınca genel kurul kararlarına karşı iptal veya butlan davasının kötü niyetle açıldığı takdirde davacılar bu sebeple şirketin uğradığı zararlardan müteselsilen sorumludur. İşbu davada davalı da sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali davasında dava ile bağlantılı olarak kararın yürütmesinin durdurulmasını istediğine göre haksız ihtiyati tedbir nedeniyle şirketin uğradığı zararlardan sorumluluğun 6102 sayılı TTK'nın 451. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna göre 6102 sayılı TTK'da düzenlenen bu özel hüküm uyarınca <u>davacının davayı açarken ve ihtiyati tedbir talebinde kötü niyetli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.</u> Davacı genel kurul kararı iptal davasını süresinde açmış, verilen davanın reddi kararı Dairemizce peşin muhalefetin geçerli olmadığı usulüne uygun muhalefet bulunmadığı gerekçesiyle düzeltilerek onanmış olup, davacı vekilinin genel kurulda peşin muhalefette bulunarak genel kurul iptal davası açması da nazara alındığında dava ve tedbir talep etmekte kötü niyeti sabit olmadığı gibi, davacı tarafça da davalının buna ilişkin <u>kötü niyeti olduğu ispat edilememiştir.</u> Bu nedenle Mahkemece haksız ihtiyati tedbire dayalı davacı şirket zararının tazmini talebinin, yani davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.''</i></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Emir SEZER"><img alt="Av. Emir SEZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/emir-sezer.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Emir SEZER">Av. Emir SEZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-genel-kurul-kararlarinin-iptali-1</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 13:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/toplanti-kitap-sozlesme.jpg" type="image/jpeg" length="34924"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakarya BAM 7. Hukuk Dairesi'nin 2025/402 E., 2026/1320 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sakarya-bam-7-hukuk-dairesinin-2025402-e-20261320-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sakarya-bam-7-hukuk-dairesinin-2025402-e-20261320-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 06/07/2026 tarihli, 2025/402 E., 2026/1320 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
SAKARYA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
7. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : 2025/402<br />
KARAR NO : 2026/1320</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>BAŞKAN :... (...)<br />
ÜYE :... (...)<br />
ÜYE :... (...)<br />
KATİP :... (...)</p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 07/11/2024<br />
NUMARASI : 2023/224 Esas - 2024/578 Karar</p>

<p>DAVACI : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
DAVALI : ORIENT SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ - ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>DAVA TÜRÜ : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br />
DAVA TARİHİ : 09/05/2023</p>

<p>KARAR TARİHİ : 06/07/2026<br />
KR. YAZIM TARİHİ : 06/07/2026</p>

<p>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br />
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketi ile davacı arasında kasko poliçesi akdedildiğini, davacının bu kasko poliçesinin sigortalı tarafı olduğunu, davacıya ait 41 ... plakalı aracın ...'un sevk ve idaresindeyken 03/05/2022 tarihinde tek taraflı maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, davalı sigortaya maddi hasarın kasko poliçesi kapsamında karşılanması için başvuruda bulunulduğunu, başvuru üzerine 21/07/2022 tarihli yazı ile hasarın karşılanmayacağının bildirildiğini belirterek öncelikle davanın kabulüne, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı kalması kaydıyla 1.000,00 TL maddi zararın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın 03/05/2022 tarihinde davalı şirkete sigortalı 41 ... plakalı aracın tek taraflı olarak kazaya karıştığını beyan ettiğini, karışılan kaza sebebiyle meydana gelen hasar bedelinini tazminin talep ettiğini, davalı şirket ile davacı sigortalı ... arasında 41 ... plakalı araç için 10/12/2021-10/12/2022 tarihleri arasını teminat altına alınmış olan ... poliçe nolu genişletilmiş kasko sigorta poliçesi akdedildiğini, davacının hasar tazmini başvurusu üzerine davalı şirket tarafından hasar dosyası açıldığını ve bağımsız eksper görevlendirildiğini, davacının olay yerini terk etmesi nedeniyle hasarın reddine karar verildiğini, trafik kaza mahallinde görevli memurlar tarafından tanzim edilen kaza tespit tutanağı incelendiğinde 41 ... plakalı araç sürücüsünün firar ettiğini, kaza sonrasında sürücünün olay yerinde bulunmadığını, davacı tarafça hem dava dışı sürücünün hem de davacının sağlık raporları, alkol testi sonucunun ibraz edilmesi gerektiğini, talep edilen hasar bedelinin dava konusu kazada meydana gelip gelmediğine ilişkin inceleme yapılması gerektiğini belirterek hukuki gerekçeleri mesnetsiz bulunan davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :</strong><br />
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... 1-Davanın REDDİNE ... " karar verilmiştir.<br />
Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :</strong><br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı yan cevap dilekçesinde kazanın nasıl olduğuna ilişkin herhangi bir iddiada dahi bulunmadığını, sırf sürücünün kaza yerinden ayrılmasının, başlı başına hasarın teminat dışında kalmasına sebep olmayacağını beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın istinaf dilekçesinde iddia ettiği hususlara itiraz ettiklerini beyan ile; davacı tarafın istinaf istemlerinin reddine, karar verilmesini, talep ederiz.</p>

<p>DELİLLER: Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/11/2024 Tarih - 2023/224 Esas - 2024/578 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:</strong></p>

<p>Dava; tazminat istemine ilişkindir.<br />
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.</p>

<p>Dosyanın incelemesinde, davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde; davalı sigorta şirketi nezdinde bulunan aracının tek taraflı trafik kazasında hasarlandığını, hasar bedelinin karşılanması için yaptığı başvurunun haksız olarak reddedildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla 1.000.00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilinin talep edildiği, davalı vekilince sunulan cevap dilekçesinde ise; kaza sonrası açılan hasar dosyasında yapılan inceleme ve ekspertiz sonucunda, sürücünün kaza yerini terk ettiğinin ve kaza tespit tutanağında da bu hususun belirtildiğinin tespit edildiğini, bu nedenle hasarın poliçe teminatı kapsamında bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiği, verilen karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Eldeki davada, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacıya ait aracın karıştığı tek taraflı trafik kazası nedeniyle oluşan hasarın, kasko sigorta poliçesi kapsamında teminat altında bulunup bulunmadığı, özellikle sürücünün kaza yerini terk ettiği iddiasının sigorta teminatını ortadan kaldırıp kaldırmayacağı ve buna bağlı olarak davacının tazminat talep edip edemeyeceği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>6102 sayılı TTK'nın 1409-(1) ve 1410. maddeleri uyarınca, sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1409-(2) maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.<br />
İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı Kasko Poliçesi Genel Şartlarının 1.5. maddesi ve 6102 sayılı TTK'nın 1446. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan rizikonun teminatı içinde imiş gibi ihbar ederse ispat külfeti yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer. Sigortacı, rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde oluştuğunu ve bu oluş şeklinin sigorta teminatı dışında kaldığını soyut iddialarla değil somut delillerle kanıtlamak zorundadır.</p>

<p>Diğer taraftan olay tarihinde geçerli olan Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5.10 uncu maddesinde, "zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb) hariç olmak üzere; bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bentlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılma" denilmek suretiyle, maddede ifade olunan haller ile benzer haller dışında olay yerini terkin, zararın teminat dışı olmasına yol açacağı kabul edilmiştir.<br />
Eldeki davada, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde belirleyici hususlardan biri, araç sürücüsünün kazadan sonra olay yerini terk etmesinin zorunlu bir sağlık sebebine dayanıp dayanmadığı ve bunun sigorta teminatı bakımından doğuracağı hukuki sonucun ne olduğu/ olacağı halidir.</p>

<p>Dosya arasına alınan 19/07/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; sigortalı araç sürücüsünün bu olayda %100 kusurunun bulunduğunu, doğal olarak araç malikinin de bu kusuru kapsadığının anlaşıldığı, kaza tarihinde kasko şirketince yapılan değerlendirmede aracın fiyatının 650.000,00 TL piyasa rayici olduğu (03.05.2022), araç maliki aracını ise 25.07.2022 tarihinde Noter sözleşme evrakına göre 200.000,00 TL sattığını bunun sovtaj bedeli olduğu, bu durumda işbu dosya kapsamında davaya konu edilebilecek tazminat tutarı=450.000,00 TL olduğu, kaza tarihinde aracın Piyasa rayici 650.000,00 TL olarak kasko tarafından tespit edildiği, araç maliki bu satışta aracın kazalı olması ve belirsiz hasarlarında ortaya sonradan araç söküldükçe çıkabileceği yanında ayrıca olası araç değer kaybı ADK gereğince aracının kazalı haldeki satışını 200.000,00 TL yaptığı açıktır belgeleri dosyada mevcut olduğunu, Haldız HONDA yetkilisinden müzekkere ile gelen 15.05.2024 tarihli Onarım Ön Tespit Tutarı 592.272,85 TL olduğu, bu miktarın Kaza tarihindeki USD kur karşılığı tutar ise ki araç parçaları ithal olup Türkiye’ ye araç parçaları Avrupa üzerinden gelmektedir, Kaza tarihindeki karşılığı ise 271.556,00 TL olmaktadır. Bu durumda Kaza tarihinde araç üzerindeki hasar Oranı%41.7 olup aracın onarılması %50 geçmediği için ekonomik gözükmektedir, araç sahibi aracını 2 el piyasasında Sigorta denetimi ve açık arttırması olmadan kendi keyfiyeti ile fiyat oluşturarak sattığı, 650.000,00 TL olan aracın 200.000,00 TL SOVTAJ bedeline sigorta şirketinin bir dahli ve etkisi olmadığı bu durumda kalan meblağ olan 450.000,00 TL sigortanın karşılaması ile kaza hasarının karşılama sorumluluğunu yerine getirmesi beklendiği, ancak bu 450.000,00 TL olan tazminat yükümlülüğü içinde ÖDEMEME konusunda” Sözleşme Klozunda belirttiği gerekçesiyle” çekincelerini oluşturan KTK-2918 Madde-48 ve 81 Tablo-1 de araç maliki ve sürücünün kusurları kapsamında görüldüğü için bu konuda kasko olumsuz görüş verdiğini , kaskonun KTK-2918 maddelerinin araç maliki veya sürücünün yapmış olması ile ilgilenmemekte olup, aracın zararını karşılamada genel KTK kusurlarında çekincelerinin olmadığı yönünde görüş ve kanaat belirtilmiş olduğu görülmektedir.</p>

<p>Eldeki davada, dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, kasko sigorta poliçesi, hasar dosyası, kaza tespit tutanağı ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; rizikonun poliçe teminatı dışında kaldığını ispat yükü kural olarak sigortacıya ait ise de, somut olayda davaya konu kazanın tek taraflı olduğu, dava konusu araç dışında herhangi bir kişi veya araca zarar verilmediği, bu nedenle sürücünün olay yerini terk etmesini haklı gösterecek zorunlu bir nedenin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kaza tespit tutanağında araç sürücüsünün olay yerinde bulunmadığının açıkça tespit edildiği, davacı tarafça da bu tespitin aksini ispata elverişli yeterli ve inandırıcı bir delil sunulamadığı görülmüştür. Bu durumda, sigortalının kaza sonrası poliçe genel şartları ile yükümlü olduğu koruma ve ihbar yükümlülüklerine aykırı davrandığı sabit olduğundan, davalı sigorta şirketince hasarın teminat dışında kaldığının usulüne uygun şekilde ispat edildiği kabul edilmelidir. (Yargıtay 4. H. D. 2022/2591 E. 2024/7525 K. sayılı ilamı)</p>

<p>Bu itibarla; ilk derece mahkemesince, tüm bu hususlar gözetilerek davanın reddine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı değerlendirilmiştir.<br />
Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine, karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>H Ü K Ü M: </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>1-6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-Bakiye 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin 6100 sayılı HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,</p>

<p>3-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına,</p>

<p>4-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden taraf üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>5-İstinaf eden tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine,</p>

<p>6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin kararın temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemiz tarafından yerine getirilmesine,<br />
İlişkin; Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.06/07/2026</p>

<p>Başkan ...<br />
e-imzalıdır</p>

<p>Üye ...<br />
e-imzalıdır</p>

<p>Üye ...<br />
e-imzalıdır</p>

<p>Katip ...<br />
e-imzalıdır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sakarya-bam-7-hukuk-dairesinin-2025402-e-20261320-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="47024"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antalya BAM 16. Hukuk Dairesi'nin 2024/1370 E., 2026/668 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-16-hukuk-dairesinin-20241370-e-2026668-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-16-hukuk-dairesinin-20241370-e-2026668-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 20.05.2026 tarihli, 2024/1370 E., 2026/668 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
ANTALYA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
16.HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ:ANTALYA 4.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
KARAR TARİHİ:04/11/2022<br />
DAVANIN KONUSU: Tazminat<br />
GEREKÇELİ KARAR<br />
YAZIM TARİHİ:20/05/2026</p>

<p>İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br />
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br />
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili, davacı şirket, ... tarihinde sıfır satın aldığı ... plakalı ... Model ... model aracını .... tarihinde davalı sigorta şirketine ... poliçe nolu genişletilmiş kasko poliçesi ile kasko sigortası yaptırdığını, anılan araç ile ... tarihinde tek taraflı kaza yaşandığını, sürücü ...'ın kaza nedeni ile fenalaşması sonrasında kaza yerine gelen trafik ekipleri tarafından kaza tespit tutanağı tutulduğunu, meydana gelen kaza sonrasında, araç sürücüsünün baygınlık geçirdiğini, vatandaşlarca ayıltıldıktan sonra iç kanama vs şüpheleri nedeni ile hastaneye giderek tedavi olduğunu ve alkol testi yaptırdığını, kazadan sonraki gün davalı sigorta şirketine kaza ihbar edilerek gerekli bilgi ve belgelerin paylaşıldığını, davalı sigorta şirketi ise yaklaşık 4 aylık bir tahkikatın sonrasında sigorta şirketince hasarın tazmin edilmeyeceği bilgisini verdiğini, hasarın tazmin nedenini bildirmeyen davalı sigorta şirketi, aracın elektrikli bir otomobil olması ve elektrik bataryalarının değişimi gerektiğinden çok yüksek bir onarım masrafı gerektiğinden tazminden kaçındığını, davacı şirketin kaza tarihinden beri aracı kullanamadığını, araçtaki hasarların tahmini bedelinin tespiti için, aracın kaza sonrası çekildiği yetkili servis olan ... A.Ş'nden proforma faturayı almış ve onarım bedelinin yetkili serviste yapılması halinde tahminen KDV dahil 996.680,29 TL maliyet çıkacağı bilgisini aldığını, dava aşamasında yapılacak olan bilirkişi incelemesi ile kesin onarım maliyet tutarı ile değer kaybı ortaya çıkacak olup, eksik harç ikmal edileceğini, davalı sigorta şirketi, hasar bedelini tanzim etmediği gibi ayrıca araç üzerine 945.397,00 TL hasar kaydı girişi yaptığını, bu zararı karşılamayan davalı sigorta şirketi, bu kadar yüksek bedelli hasarı tazmin etmediği halde bu hasar kaydını plakaya sistemden girmesinin kötü niyetli olduğunu, fazlaya ilişkin talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla ... tarihinde meydana gelen kaza nedeni ile ... plakalı araçta meydana gelen hasar bedeli olarak 10.000,00 TL'nin ve araçta meydana gelen değer kaybı olan 1.000,00 TL'nin hasarın ihbar edildiği ... tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile ödenmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davalı vekili, ... tarihinde maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını belirttiği ... plakalı aracın ... başlangıç ... bitiş tarihleri arasında geçerli olmak üzere ... numaralı Kasko Poliçesi ile davacı adına davalı şirkete sigorta ettirildiğini, söz konusu kaza sebebiyle ... plaka nolu aracın hasara uğradığını, hasar tazmini için sigorta şirketine başvuru yapıldığını, davalı şirket tarafından sigortalı tarafından yapılan ihbar sonrası davalı sigorta şirketi nezdinde ... numaralı hasar dosyası açıldığını, sigortalı araç sürücüsü beyanıyla hasarın uyumsuz olduğunu, sigortalıdan temin edilen olay yeri fotoğraflarında kaza günü ve saatinin olmadığı belirsiz bir tarih ve saatte olduğu, meydana gelen hasarın başka bir kaza ile ilişkili olabileceği, sigortalının samimiyetsiz davranışları ile de şüphelerin artması sebebiyle meydana gelen kaza ile hasarın uyumsuzluğu sebebiyle yazılı olarak talebin reddedildiğini, davaya konu edilen hasarla ilgili davalı sigorta şirketinin davacıya karşı hiç bir sorumluluğu bulunmadığını, trafik poliçesinin aksine Kasko Poliçesi Genel Şartlarında zaruri bir neden bulunmaksızın kaza mahalini terk etmesi bir rücu sebebi değil, açıkça teminat dışı bir hal olduğunu, zarara uğradığından bahisle tazminat talebinde bulunan davacının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun İspat yükü başlıklı 190. Maddesinde: "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." hükmünün bulunduğunu, dosya kapsamında uğranılan zarar başvuran sigortalının iddia ve beyanlarından ibaret olup, iddialarını doğrulayan hiçbir delil veya emare bulunmadığını, davacı sigortalı zarara uğradığını gösterir gerekli belgeleri sunamamış, sigorta poliçesi teminatı kapsamında karşılanabilecek bir hasar bedeli doğduğuna dair ispat yükünü yerine getiremediğini, davalı sigorta şirketi davacının başvurusunu usul ve yasaya uygun olarak değerlendirmiş ve olayda suiistimal olması sebebiyle haklı nedenle ödemeden imtina ettiğini ve hasarı reddettiğini, dolayısıyla davalı şirket temerrüde düşmediğini beyanla, kaza ile hasarın uyumsuz olması sebebiyle davanın reddine, kazanın meydana geldiği yerde davacının iddia ettiği şekilde hasarın oluşup oluşmadığının tespit edilebilmesi için keşif yapılmak suretiyle dosyanın sigorta bilirkişisine tevdine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmeksine rağmen davalı sigorta şirketinin süresinde cevap dilekçesi sunmadığı ve bu hususa ilişkin delil bildirmediği , sigortalı araç sürücüsünün alkol ve hastane raporunu alarak sigorta şirketine ihbar yükümlüğünü makul sürede (somut olayda 12 saat içerisinde) yaptığı ve "iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar" durumunun da söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. İspat yükü kendisine düşmeyen davacının HMK 191. Maddesinde düzenlenen karşı ispat kapsamındaki delillerinden tanıkları dinlenmiş olup dinlenen tanık beyanlarından kazaya karışan araç sürücüsünün kazanın etkisiyle şoka girdiği ve kısa süreli kaza yerini terk ettiği , herhangi bir alkollülük halinin bulunmadığı ve sürücü değiştirme gibi bir durumun da olmadığı, kazanın sigortacıya ihbar edildiği şekilde olduğu kanaatine varılmıştır. Sigortalı araç sürücüsünün kaza sonrası olay yerinden kısa süreli yerinden ayrılması tek başına hasarın teminat dışı kalmasına neden olmayacağı bununla birlikte Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.maddesinde belirtilen teminat dışı hallerin mevcut olduğunun somut delillerle sigortacı tarafından ispat edilmesi gerekmesine rağmen davalı sigorta şirketinin bu durumu ispat edemediği, aksine davacının karşı delillerle Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.maddesinde belirtilen teminat dışı hallerin mevcut olmadığını ispat ettiği kanaatine varıldığından mahkememizce esasa alınan bilirkişi heyet raporu doğrultusunda hesap ettirilen ve ıslah ile artırılan miktar (580.000,00 TL)üzerinden hasar tazminatı talebinin kabulüne , araç pert olduğundan değer kaybı tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve neticeten davanın kısmen kabulüne kısmen reddi" şeklinde karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong></p>

<p>Karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin 11.03.2022 tarihli ıslah dilekçesini dikkate almadan karar verdiğini, dava açıldıktan sonra aracın hurda şekilde satılması nedeniyle davanın pert-total araç zararına ilişkin maddi tazminat davasına dönüştüğünü, artık bağımsız bir değer kaybı taleplerinin kalmadığını, bu nedenle mahkemenin değer kaybı talebini reddetmiş gibi hüküm kurmasının ve davalı lehine vekâlet ücretine hükmetmesinin hatalı olduğunu, ayrıca davalı vekilinin süresinde cevap dilekçesi sunmadığını ve duruşmalara da katılmadığını, bu sebeple davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili sigorta şirketi arasında kurulan kasko sigorta poliçesine ilişkin sözleşmenin 6502 sayılı TKHK'nın 3. maddesi anlamında bir tüketici işlemi olduğunu, görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu ileri sürmüş; esas yönünden ise önceki savunmalarını tekrar ederek sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek amacıyla olay yerinden ayrıldığını, sürücünün beyanlarının çelişkili ve samimiyetsiz olduğunu, hasarın teminat dışı kaldığını, GSM kayıtlarının ve hastanenin etanol değerlerini gösteren kayıtlarının getirtilmesi gerektiğini, ispat yükünün davacıda olduğunu, gerçek zararın tam olarak ispatlanamadığını, sovtaj bedeli yönünden raporlar arasında çelişki bulunduğunu, faiz yönünden ancak dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilebileceğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:</strong></p>

<p>Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklı hasar bedeli ve değer kaybı tazminatı istemine ilişkindir.<br />
Mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle hasar bedeli talebinin kabulüne değer kaybı tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.<br />
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.</p>

<p>Davalı tarafın istinaf sebeplerinin değerlendirilmesi;</p>

<p>Dosya kapsamına göre davacıya ait aracın davalı nezdinde kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğu, ... tarihinde saat ... sıralarında meydana gelen tek taraflı trafik kazasında düzenlenen kaza tespit tutanağında sürücünün firar ettiğinin belirtildiği, araçta yolcu olarak bulunan ...’nin yaralandığı, kusurun tamamının firar eden sürücüye verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacı taraf, araç sürücüsü ...’ın kaza sonrası fenalaşarak bölgeye yakın yerde baygınlık geçirdiğini, daha sonra vatandaşlar tarafından bulunarak hastaneye sevk edildiğini ve burada alkol testi yaptırdığını, kazadan sonraki gün hasarın davalı sigorta şirketine ihbar edildiğini ifade etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı ise savunmalarında ve düzenlediği araştırma raporunda; sürücünün olay yerini terk etmediğini, çalılık alanda arkadaşlarını beklediğini ve burada baygınlık geçirdiğini söylemesine karşın sosyal medya görüntülerinde sürücünün olay yerinde dolaştığının, telefon görüşmesi yaptığının, olay yerinde polis ve ambulans ekiplerinin bulunduğunun görüldüğü belirtilmiştir. Yine araştırma raporunda ilk aşamada sürücü tarafından ibraz edilen GSM kayıtlarında kazadan sonra görüşme görünmediği, ancak sigorta şirketi nezaretinde yeniden alınan kayıtlar incelendiğinde kazadan sonra gece saat ...’e kadar yoğun telefon trafiğinin bulunduğunun tespit edildiği ifade edilmiştir. Araçta yolcu olarak bulunan ...’nin araştırma aşamasında sürücünün ... olduğunu söylediği, ancak soruşturma aşamasındaki ifadesinde sürücüyü tanımadığını belirttiği ve verdiği eşkal bilgilerinin ... ile uyumlu olmadığının ileri sürüldüğü görülmektedir.</p>

<p>Somut olayda; sürücü olduğu iddia edilen ...’ın kazadan yaklaşık 8,5 saat sonra saat ...’da hastaneye başvurarak alkolsüz olduğuna ilişkin rapor aldığı, ilgili muayene belgesinde herhangi bir yaralanma bulgusuna dair bir tespitin bulunmadığı görülmektedir.</p>

<p>Taraflar arasında güven ve iyiniyet esasına dayanan sigorta sözleşmelerinde, gerek sigortalının gerekse sigortacının haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken iyiniyetle hareket etmesi, rizikonun gerçekleşmesinden sonra doğru ihbar yükümlülüğü altında bulunan sigortalının, bu yükümlülüğüne uyup uymadığının saptanmasında da bu ilkenin gözönünde tutulması gerekir.</p>

<p>6102 sayılı TTK'nın 1409/1. maddesi uyarınca, sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı maddenin 2. fıkrası hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.<br />
İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, Kasko Poliçesi Genel Şartları'nın A.5. maddesi ve TTK'nın 1446/2 maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat yükü yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer.</p>

<p>Olay tarihinde geçerli olan Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5.10. maddesinde, "zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb) hariç olmak üzere bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bentlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılması" denilmek suretiyle, maddede ifade olunan haller ile benzer haller dışında olay yeri terkin, zararın teminat dışı kalmasına yol açacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Olay yeri terk hallerinde sigortalının "araç sürücüsünün kaza mahallinden ayrılması konusunda haklı bir gerekçesi" olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. Haklı gerekçesinin ispat edilmesinden sonra TTK'nın 1409. maddesinde yer alan ispat yükümlülüğü sigortacıda olacaktır.</p>

<p>Mahkemece yukarıdaki ilkeler gözetilerek poliçede açıkça düzenlenen teminat dışı hal karşısında, olay yerinin zorunlu sebeplerle terk edildiğini ispat yükünün davacı üzerinde olduğu gözden kaçırılarak ispat yükünün tamamen davalı üzerinde olduğuna dair yanılgılı değerlendirme ile verdiği karar isabetsiz bulunmuş, davalı vekilinin istinaf başvurusu kabul edilmiştir.<br />
Bu kapsamda özellikle davalı tarafın rapora karşı sunduğu beyan dilekçelerinde açıkça dayanmış olduğu soruşturma dosyasının celp edilmesi, burada bulunan ifadeler ile GSM kayıtlarının denetlenmesi, sosyal medya görüntülerinin soruşturma evrakı ile birlikte bütüncül şekilde incelenerek ispat yükü çerçevesinde yeniden değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Öte yandan kabule göre de; mahkemenin temerrüt tarihi ve avans faizi uygulanmasına ilişkin değerlendirmesi dosya kapsamına uygun görülmüştür. Yine sovtaj bedeli yönünden raporlar arasında esaslı bir çelişki bulunmadığı, ilk raporda rapor tarihindeki teklifin esas alındığı, ek raporda ise doğru şekilde kaza tarihindeki sovtaj değerinin dikkate alındığı anlaşılmış olup davalı vekilinin bu yönlere ilişen istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Davacı tarafın istinaf sebepleri yönünden ise; davacı vekilinin ıslah dilekçesinde aracın pert-total hale gelmesi ve hurda olarak satılması nedeniyle artık bağımsız bir değer kaybı talebinin kalmadığını, tüm zararın pert-total araç zararına dönüştüğünü ileri sürdüğü görülmektedir. Ancak mahkemece değer kaybı talebinin ayrıca reddedildiği kabul edilerek bu kalem yönünden davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmiştir.</p>

<p>Kasko sigorta poliçesinin doğrudan zararları teminat kapsamına alması sebebiyle değer kaybı zararının teminat kapsamında olması için poliçede bunun ayrıca hüküm altına alınmış olması gerekir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 23/11/2022 tarih, 2022/8390 Esas - 2022/15267 karar sayılı ilamı). Eldeki davada bu doğrultuda yapılan bir incelemenin bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle bilirkişi marifetiyle taraflar arasında düzenlenen kasko sigorta poliçesi incelenerek değer kaybı zararının teminat kapsamında bulunup bulunmadığının araştırılması, değer kaybı zararının teminat kapsamında olmaması halinde davanın en başından beri yerinde olmayan bu talebin reddedilmesi; teminat kapsamında olması halinde ise aracın pert total sayılması sebebiyle değer kaybı zararının bu kapsamda toplam zarar içinde ele alınması (ayrıca kabul veya reddi yönünde hüküm kurulmayarak) gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz bulunmuş davacı vekilinin istinaf başvurusu kabul edilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak, davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>1-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,</p>

<p>2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 04/11/2022 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde taraflara İADESİNE,</p>

<p>5- Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA,</p>

<p>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,</p>

<p>7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE,</p>

<p>8-Davalı tarafından tehiri icra talebi kapsamında Antalya Genel İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı icra dosyasına mehil vesikası için ibraz edilen 16/01/2023 tarihli ve ... numaralı 1.111.000,00 TL tutarlı teminat mektubunun yatırana İADESİNE,</p>

<p>9-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,</p>

<p>Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-16-hukuk-dairesinin-20241370-e-2026668-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/antalya-bolge-adliye-1.jpg" type="image/jpeg" length="94687"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/8701 E., 2025/3610 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20238701-e-20253610-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20238701-e-20253610-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 03.03.2025 tarihli, 2023/8701 E., 2025/3610 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/8701 E., 2025/3610 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/715-2022/711</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının aracının davalıya Kara Araçları Kasko Sigortası Poliçesi ile sigortalı olduğunu, 21.09.2021 tarihinde davacının aracı ile başka bir aracın karıştığı çift taraflı trafik kazasında davacının aracının hasar gördüğünü, aracın pert totale ayrıldığını, kolluk görevlilerince düzenlenen kaza tespit tutanağında davacıya ait aracın sürücüsünün tespit edilemediğinin belirtildiğini, ancak davacının aracının kaza tarihindeki sürücüsünün ... isimli kişi olduğunu, davacının aracındaki yolcuların da bu durumu kolluk ifadelerinde dile getirdiğini, sürücü ...'ın kazadan kaynaklanan şok ve korkuyla yaralılara müdahale etmek amacıyla kaza yerine yakın bir büfe ya da marketten su almaya gittiğini, geri döndüğünde kolluk görevlilerinin olay yerine geldiğini gördüğünü belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000,00 TL araç onarım bedeli tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesine talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının aracının sürücüsünün kaza yerinden ayrıldığını, bu nedenle davaya konu araçta meydana gelen hasarın Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.10 maddesi uyarınca teminat kapsamı dışında olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kazaya karışan araçta yolcu olarak bulunan kişilerin kolluk ifadelerinde davacıya ait davalıya sigortalı aracın sürücüsünün ... olduğunun beyan edildiği, aracın başka bir kişi tarafından kullanıldığına veya aracın alkolün tesiri altında kullanıldığına dair dosyaya delil sunulmadığı, 6102 sayılı TTK’nın 1409 uncu maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca sigortacının rizikonun teminat dışında kaldığını ispatla yükümlü olduğu, ihbar yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmediği ve iyi niyet kurallarına aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususun teminat içindeymiş gibi ihbar edildiğinin sigortacı tarafından somut ve inandırıcı deliller ile ispatlanması gerektiği gerekçesiyle başvurunun kabulü ile 30.000,00 TL tazminatın 02.12.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamından, sigortalı araç sürücüsü olduğu iddia edilen ... ’nun kaza sonrası olay mahallinden ayrıldığı, kolluk görevlilerince düzenlenen kaza tespit tutanağında davacının aracının sürücüsünün tespit edilemediğinin belirtildiği, davacının aracının pert total olduğu, araç içerisindeki yolcuların yaralandığı, buna rağmen sürücü olduğu iddia edilen kişinin yaralanmadığının anlaşıldığı, bu hususun tıbben açıklanması gerektiği, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.10. maddesinde, "Zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb) hariç olmak üzere; bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bentlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılma" denilmek suretiyle, maddede ifade olunan hâller ile benzer hâller dışında olay yerini terkin, zararın teminat dışında olmasına yol açacağının kabul edildiği, davaya konu olayda, sürücü olduğu iddia olunan ...’nun kazadan sonra eşi ile arkadaşlarının kötü durumda olduğunu görmesiyle yakınlardan su bulmaya gitmek amacıyla ayrıldığını açıkladığı, yukarıda anılan Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.10. maddesi gereği, kural olarak zararın teminat dışı olduğununun ispat yükü davalı sigortacıda bulunsa da; somut olayın özellikleri ve bilhassa davacıya ait aracın sürücüsü olduğunu iddia eden kişinin yaralandığını iddia etmediği ve park hâlindeki araca çarpması sonucu oluşan kazada can güvenliğini tehlikeye atacak hiçbir durum olmadığı hâlde; olay yerinden yalnızca su bulma gayesiyle ayrılmasının kazanın meydana geldiği yer, olayın oluş biçimi ve meydana geldiği saat gözetildiğinde; haklı sebeple olay yerini terkin ötesine geçen bir durumun bulunduğu, aksi durumun ispat yükünün davacı sigortalıya geçtiği, poliçe tanzim tarihi ve olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 1409 uncu maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerektiği, olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi hâlinde ise, bu oluş şeklinin Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.10. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hâllerden olması gerektiği, sigortalının, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.10. maddesi ve 6102 sayılı TTK’nın 1446 ncı maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar etmesi halinde ise, ispat yükünün yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükünün sigortalıya ait olduğu, davaya konu olayda araç sürücüsünün korku, kaygı ya da panik yaşamasını gerektirir bir durumun varlığından da söz edilemeyeceği, sürücünün yaralanmadığı da göz önüne alındığında, sürücünün olay yerinden ayrılma sebebi olarak gösterilen su bulmanın, A.5.10. maddesi anlamında zorunlu hâl olmadığının belirgin olduğu, ispat yükünün yer değiştirdiğinin kabulünün gerekli olduğu, somut olayın özellikleri gereği, davacıya ait araç sürücüsünün kaza yerini anılan Genel Şartlar’da belirtilen zorunlu nedenlerle terk ettiği, dolayısıyla; zararın poliçe teminatı kapsamında kaldığını ispat yükünün davacı sigortalıya ait olup dosyadaki mevcut deliler ile de hasarın teminat kapsamında kaldığının davacı tarafça kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalı vekilinin itirazının kabulüne, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, başvurunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davacıya ait aracın sürücüsünün ... olduğunu, bu hususun ... ’nun ve aynı araçta yolcu olarak bulunan kişilerin kolluk ifadeleri ile sabit olduğunu, kaza tarihinde ...'nun önünde seyreden araç sürücüsü ...’in de bu durumu beyan ettiğini, davalı sigortacının, 6102 sayılı TTK’nın 1409 uncu maddesi gereği, aracın sigortalının beyan ettiği sürücü dışında başka bir sürücünün idaresinde iken kazanın meydana geldiğini ve kazanın bu oluş şeklinin de Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.10. maddesi gereği sigorta teminatı dışında kaldığını somut kanıtlarla ispat edebildiği ölçüde sorumluluktan kurtulabileceğini, salt sürücü değişikliği iddiasının da davalı ... şirketinin davacının hasar talebini reddedebilmesine yol açmayacağını, olayda teminat dışı hallerden birinin varlığının sigorta şirketince ispatlanması gerektiğini, sürücünün olay yerini terk etmesinden bahsedilemeyecek olup sürücünün söz konusu kazanın meydana gelmesinin ardından haklı bir sebeple kısa süreliğine yakınlarına su almak için olay yerinden ayrıldığını, davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığını beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Kara Araçları Kasko Sigortası Poliçesi ile teminat altına alınan davacının aracının karıştığı trafik kazası sonucu hasar görmesi sonucu talep edilen araç hasar/onarım tazminatına ilişkindir.<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda dökümü yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 03.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20238701-e-20253610-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni1222010kkaa.jpg" type="image/jpeg" length="96447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/13447 E., 2025/1868 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202413447-e-20251868-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202413447-e-20251868-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 06.02.2025 tarihli, 2024/13447 E., 2025/1868 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/13447 E., 2025/1868 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/604 D.İş, 2023/609 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2023/İHK- 43718</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıya ait, davalı nezdinde kasko sigorta poliçesiyle teminat altına alınan aracın meydana gelen kazada hasarlandığını, davalının zarardan sorumlu olduğunu açıklayıp belirsiz alacak davası olarak açtığı davada 100,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında talebini 340.000,00 TL'ye artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sürücünün geçerli bir neden olmaksızın olay yerini terk ettiğinden talebin teminat dışında kaldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüyle 340.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik itirazının kabulüyle Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilmesine, davalı vekilinin diğer itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde vekalet ücretinin tam nispi olması gerektiğini belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; talebin teminat dışında kaldığını, araç sürücüsünün herhangi bir gerekçe olmaksızın olay yerini terk ettiğini, aracın trafikten çekildiğine dair belgenin de ibraz edilmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Kara Taşıtları Kasko Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan araçta oluşan hasarın tazmini talebine ilişkindir.<br />
Davacı vekili, davacıya ait aracın meydana gelen kazada hasarlandığını açıklayıp tazminat talebinde bulunmuş, davalı vekili, sigortalı araç sürücüsünün olay yerini terk etmesi nedeni ile talebin teminat dışında kaldığını savunmuş, hakem heyetince, araç sürücüsünün olay yerini terk etmesinin tek başına teminat dışı hal olarak değerlendirilemeyeceği, davalı sigortacının talebin teminat dışında kaldığını somut delillerle ispatlaması gerektiği gerekçesiyle davalının savunmalarının reddiyle açılan davanın kabulüne dair karar verilmiştir.<br />
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kasko sigortalı araç sürücüsünün kazadan sonra olay yerini terk etmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı ve kaza yerini terk nedeniyle kazada oluşan hasarın poliçe teminatı kapsamında olup olmadığı, ispat yükünün hangi tarafta bulunduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Mal sigortaları türünden olan kasko sigortasının teminat kapsamını belirleyen Kasko Sigortası Genel Şartları (KSGŞ) A/1 maddesine göre; gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile 3. kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler ile fiil ehliyetine sahip olmayan kişilerin yol açacağı zararlar, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bütününün sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Olay tarihinde geçerli olan KSGŞ'nın A.5.10. maddesinde, "zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb) hariç olmak üzere bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bentlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılma" denilmek suretiyle, maddede ifade olunan haller ile benzer haller dışında olay yerini terkin, zararın teminat dışı olmasına yol açacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Yukarıda anılan genel şartlar gereği, kural olarak zararın teminat dışı olduğunu ispat yükü, davalı sigortacıda bulunsa da; somut olayın özellikleri ve bilhassa davacıya ait aracın sürücüsü olduğu iddia edilen kişinin yaralanmadığı ve tek taraflı olarak yapılan kazada can güvenliğini tehlikeye atacak hiçbir durum olmadığı halde olay yerinden ayrılması, kazanın oluş biçimi ve meydana geldiği saat gözetildiğinde; haklı sebeple olay yerini terkin ötesine geçen bir durum bulunduğu ve sürücünün kaza anında alkollü ve ehliyetsiz olmadığını ispat yükünün, davacı sigortalıya geçtiğinin kabulünün zorunlu olduğu açıktır.</p>

<p>Diğer taraftan, poliçe tanzim tarihi ve olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 1409/1. maddesi uyarınca, sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı maddenin 2. fıkrası hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.</p>

<p>İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, Kasko Poliçesi Genel Şartları'nın A.5. maddesi ve TTK'nın 1446/2 maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat yükü yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer.</p>

<p>Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında; kazadan sonra kolluk tarafından tutulan bir kaza tespit tutanağı olmadığı anlaşılmaktadır. Araç sürücüsü tarafından sigorta şirketine hitaben yazılan dilekçede; kazanın 05.09.2022 günü 04:00-04:10 civarında gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Araç sürücüsünün kazadan sonra olay yerini terk ettiği davacının ve hakem heyetinin kabulünde olup bu konuda uyuşmazlık yoktur. Araç sürücüsünün olay yerini geçici veya kalıcı süreyle terk etmesinin araç sürücüsünün kim olduğuna, sürücü değişikliği yapılıp yapılmadığına araç sürücüsünün alkollü olup olmadığının tespitine yönelik sonuca etkisi bulunmamaktadır. Poliçe genel şartlarında kaza yerinin genel şartlarda yazılı haller dışında terk edilmesi hali düzenlenmiş olup bu terk etme halinin geçici veya kalıcı süreliğine olup olmamasına değil kaza yerini terkin geçerli sebeplere dayanıp dayanmaması üzerine hukuki sonuçlar yüklenmiştir.</p>

<p>Somut olayda kaza, tek taraflı olup, araç sürücüsünün olay yerini terk ettiği sabittir. Araç sürücüsünün bu hareketiyle alkol denetimi veya sürücünün kimliğinin tespitini imkansızlaştırdığı dolayısıyla üzerine düşen ihbar yükümlülüğünü ihlal ettiği ortadadır. Davacıya ait araç ile dava dışı başka bir araca veya kişiye çarparak zarar verilmediğine göre genel şartlarda düzenlendiği şekilde araç sürücüsünün korku, kaygı panik yaşamasını gerektirir bir durumun varlığından da söz edilemeyecektir. Araç sürücüsü olduğu kabul edilen kişinin yaralanmadığı da göz önüne alındığında sürücünün panikleyerek olay yerini terk etmesi KSGŞ'nın A.5.10. maddesi anlamında zorunlu hal değildir. Bu durumda ispat ispat yükünün yer değiştirdiğinin kabulü gereklidir. Dosya kapsamına göre sürücünün olay yerini zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb) gibi bir nedenle terk ettiği davacı tarafça ispatlanamamıştır.</p>

<p>Taraflar arasında güven ve iyiniyet esasına dayanan sigorta sözleşmelerinde, gerek sigortalının gerekse sigortacının haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken iyiniyetle hareket etmesi; rizikonun gerçekleşmesinden sonra doğru ihbar yükümlülüğü altında bulunan sigortalının, bu yükümlülüğüne uyup uymadığının saptanmasında da bu ilkenin gözönünde tutulması gerekir.</p>

<p>Bu itibarla da, somut olayın özellikleri gereği, davacıya ait araç sürücüsünün kaza anında alkollü olmadığı ve zararın poliçe teminatı kapsamında kaldığını ispat yükünün, davacı sigortalıya ait olup dosyadaki mevcut deliller ile de hasarın teminat kapsamında kaldığı ispatlanamamıştır. Bu durumda davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde yanılgılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Bozma ilamının kapsam ve şekline göre; davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacı ve davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
06.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202413447-e-20251868-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="10564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/668 E., 2024/9713 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2024668-e-20249713-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2024668-e-20249713-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 15.10.2024 tarihli, 2024/668 E., 2024/9713 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/668 E., 2024/9713 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/739 E., 2023/739 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi/ İtirazın Reddi<br />
SAYISI : K-2023/329523</p>

<p>Taraflar arasında sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekilince karara itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 15.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ... geldi, davalı adına gelen olmadı. Davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 15.10.2024 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; aleyhine başvuru yapılan Ak Sigorta A.Ş. tarafından Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalanmış ... plakalı aracın 06.11.2021 tarihinde 06 BE 8599 plakalı araç ile çarpışması neticesinde hasarlandığını, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 400.000,00 TL 'nin avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı araç sürücüsünün olay sırasında 144 promil alkollü olduğu, bu nedenle başvurunun reddi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; başvurunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
A. İtiraz Yoluna Başvuranlar<br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İtiraz Sebepleri<br />
Davacı vekili itiraz dilekçesinde; alkol ile kazanın gerçekleşmesi arasında illiyet bağı bulunmadığını, kazanın münhasıran alkolün etkisinde gerçekleşmediğini ve aleyhe verilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu belirterek karara itiraz etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıya ait sigortalı aracı kullanan araç sürücüsünün 1.44 promil alkollü olarak kaza yaptığının sabit olduğunu, bu oranın Karayolları Trafik Kanunu 48.maddesi ve ilgili yönetmeliğin 97/1 maddesinde belirtilen tolerans sınırının üstünde bulunduğuna, Kasko Poliçesi Genel Şartlarının A.5.5. maddesinde yasada belirtilen sınıra atıf yapıldığını ve yasada da “güvenli sürme yeteneği” aranmaksızın alkollü araç kullanma yasağı getirildiğine göre, eski mevzuat dikkate alınarak oluşturulan Yargıtay kararlarında vurgu yapıldığı üzere alkolün münhasır etkisinin aranmasına gerek olmadığını, kaldı ki trafik kazasının gerçekleşme şekline ilişkin olarak ifade ve kaza tespit tutanağı içeriğinde yapılan incelemede de araç sürücüsünün alkolün tesirinde gerçekleşen ve kusurlu eylemi dışında münhasır illiyet bağını ortadan kaldırabilecek kuvvette başka bir unsurun kazaya tesiri olmadığı anlaşıldığından davacıya ait araçta gerçekleşen zararın poliçe teminatı kapsamında olmadığı ve Uyuşmazlık Hakemince başvurunun reddi yönünde oluşturulan kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkiline ait ... plaka sayılı aracın kasko poliçesi ile davalı şirketçe sigortalandığını, 06.11.2021 tarihinde yani sigorta dönemi içerisinde meydana gelen trafik kazası neticesinde aracın hasarlandığını ve sigorta şirketine ihbar edildiğini, fakat; sigorta şirketi tarafından verilen 15.11.2021 tarihli cevabi yazıda; "sigortalı kaza esnasında alkollü olduğundan Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5. maddesi gereğince zararın karşılanmayacağının" bildirildiğini, davalı şirketçe yapılan bildirim üzerine zararının karşılanmayacağını öğrenen davacının aracını kendi imkanları dahilinde aldığı en yüksek sovtaj teklifi olan 198.000,00 TL karşılığında sattığını, kaza sonrası olay yerine intikal eden polis memurları tarafından düzenlenen trafik kazası tespit tutanağında ve Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesinin aynı maddi vakıaya ilişkin yürüttüğü 2022/966 Esas sayılı dosyası kapsamında Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı'ndan alınan raporda da; uyuşmazlığa konu kazanın oluşumunda davacının tali (%25), kazaya karışan diğer araç olan ... plaka sayılı araç sürücüsünün ise asli (%75) kusurlu olduğunun tespit edildiğini, yerleşik içtihatlar doğrultusunda zararın teminat dışı kaldığından bahsedebilmek için, salt araç sürücüsünün kaza esnasında alkollü durumda bulunması yeterli olmayıp kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelmiş olması gerektiğini, dolayısıyla zararın teminat dahilinde olduğunun kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı sigorta şirketi tarafından Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan davacıya ait aracın karıştığı çift taraflı trafik kazasında araçta meydana gelen hasar bedelinin tahsili talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1401 vd maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 48 inci maddesi,<br />
3. Değerlendirme<br />
6847 Sayılı Kanun'un 19. maddesi ile değişik 2918 sayılı KTK.'nın 48/6. maddesinde; "Yapılan tespit sonucunda 1.00 promil ve üstü alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179 uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.” düzenlemesi ve TCK.nın 179/3 maddesinde ise "Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki madde hükmüne göre cezalandırılır.” düzenlemesi ve Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesinde yer alan; Taşıtın uyuşturucu maddeler veya Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararlar” düzenlemesi karşısında %100 kusurlu olup 1.00 promil ve üstü alkollü sürücülerin emniyetli araç sevk ve idare edemeyecek durumda olmaları nedeniyle meydana gelen zarar münhasırlık raporu aranmadan sigorta teminatı kapsamı dışında sayılacaktır. Kasko sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olması ya da tam kusurlu olmaması durumunda, trafik kazasının oluşumuna sadece sürücünün alkollü olması değil başka sebeplerin de etken olması nedeniyle meydana gelen zarar kasko sigortası teminat kapsamı içinde sayılacaktır.</p>

<p>O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için sürücünün sadece alkollü olması yetmeyip kazanın</p>

<p>münhasıran alkolün etkisinde oluşması gerekmektedir. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü Türk Ticaret Kanunu'nun 1409 uncu maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.</p>

<p>Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkol oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, kazanın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması gerektiği benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 07.04.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 02.03.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün ve 2005/11-624-713; YHGK 10.12.2014 gün ve 2013/17-1199 E. 2014/1018 K. sayılı ilamları).</p>

<p>Olay sonrası düzenlenen kaza tespit tutanağında; karşı araç sürücüsünün kavşağa geldiğinde kırmızı fasılalı ışık yanarken sağından gelen araca ilk geçiş hakkını vermesi gerekirken kontrolsüz ve hatalı biçimde kavşağa girerek kazaya neden olduğu, sigortalı araç sürücüsünün de kavşağa uygun hızla ve dikkatli bir şekilde yaklaşmayarak sarı fasılalı ışık yanarken kontrolsüz araç kullanarak kazaya neden olduğu belirtilmiş, yapılan ölçümde davacının 1,44 promil alkollü olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi dosyasına sunulan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığının 30.11.2022 tarihli raporunda sigortalı araç sürücüsüne tali, karşı sürücüye asli kusur verilmiştir.</p>

<p>Kaza sırasında sigortalı araç sürücüsünün 1,44 promil alkollü olduğu saptanmış ise de, sürücünün alkollü olması yalnız başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Kazanın salt alkolün etkisiyle oluşması ve başka etmenlerin bulunmaması gerekir.</p>

<p>Dosyada yer alan rapor uyarınca davacıya ait araç sürücüsünün tek başına kazaya sebebiyet vermediği, dava dışı sürücünün asli kusurlu davranışı ile olaya katılımının bulunduğu, dolayısıyla kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelmediği anlaşılmaktadır. Buna göre İtiraz Hakem Heyetince kasko poliçesi nedeniyle davalının hasarın tamamından sorumlu olduğu hususu göz ardı edilerek davacıya ait aracın sürücüsünün alkollü olduğu gerekçesi ile başvurunun reddine karar verilmesi hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,</p>

<p>32.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 15.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2024668-e-20249713-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="91301"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/1311 E., 2024/6777 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20221311-e-20246777-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20221311-e-20246777-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 01.07.2024 tarihli, 2022/1311 E., 2024/6777 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/1311 E., 2024/6777 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait aracın davalı ... şirketi nezdinde kasko sigorta poliçesi bulunduğunu, müvekkiline ait aracın 03.07.2015 tarihinde dava dışı sürücü ...'ın idaresinde seyir halinde iken tek taraflı trafik kazasına karıştığını, kazadan sonra kaza yerine kolluk görevlilerinin çağrıldığını ve tutanak tutulduğunu, kolluk görevlilerince sürücü tespiti yapılamadığı yönünde tutanak hazırlandığını, hazırlanan tutanağın gerçeği yansıtmadığını belirterek oluşan hasar nedeni ile müvekkiline ait aracın pert olması halinde aracın bedelinin, aracın pert olmadığının tespiti halinde yapılacak inceleme neticesinde belirlenecek hasar-onarım masrafı olan şimdilik 15.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile müvekkiline ait aracın pert olması halinde tespit edilen pert bedelinin kaza tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, aracın pert olmadığının tespiti halinde ise hasar onarım masrafı olan 46.392,00 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının talebinin, kaza yapan kişinin kimliğinin belli olmaması nedeniyle Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5.10 maddesi gereğince reddedildiğini, kazanın ne şekilde meydana geldiğinin belli olmadığını, sürücü tespiti yapılamadığını, davanın haksız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Dosya kapsamında Bakırköy CBS'nin soruşturma dosyası, kasko poliçesi, tanık beyanları mevcuttur. Tanık ... beyanlarında ; yol yardım işlerini yaptığını, kendisinin sabit bir işyerinin olmadığını, internetten verdiği ilanlardan ulaşan olduğu takdirde yol yardım işlerini yerine getirdiğini, ...'u mahalleden tanıdığını, ...'un aracını satın almak istediğini, bu nedenle aracı denemek için kendisinden 23:00 sıralarında Çinçin Deresinden aldığını, 500 metre yakınlarında kaldırıma çarptığını, araçta hasar oluştuğunu, ...'un kardeşi ... polisi sık sık aramaya başladığını, aynı esnada kaskoyu da aradığını, hatta kaskoya ait bir çekici aracın olduğu mahalleye geldiğini, ümitin agresif davranışları nedeniyle gelen polis ekibiyle de tartıştıklarını, bu nedenle gelen polis ekiplerinin araç sürücüsünün belli olmadığına dair tutanak tuttuklarını beyan etmiştir. Tanık ... beyanlarında; ...'u ve ...'ı mahalleden tanıdığını, ... ... aracını satın almak istediğini, bu nedenle aracın test sürüşüne çıkmak istediğini, aracı ... dükkanından çıraklarından anahtarı aldığını, o sırada ...'in dükkanda olmadığını,kardeşi ... birlikte araca bindiğini, 10-15 dakika sonra telefon geldiğini, kaza yaptıklarını söylediklerini, ... ile ... 64.000 ile 70.000 arasında pazarlık yaptıklarını, kaza mahaline gittiğinde Ümitinde orada olduğunu, Ümit'in panik atak tezcanlı olduğunu, kaza mahalline gittiğinde ...öfkeli bir şekilde sitem ettiğini, kasko görevlilerinin kamera kayıtlarını aldıklarını beyan etmiştir. Tanık ... beyanlarında ; kardeşi ile ortak iş yerinin olduğunu, beraber aldıkları bir Honda Civic 2013 model bir araçlarının olduğunu, işyeri borçları için aracı satılığa çıkardıklarını, ilk olarak 70.000 TL fiyat koymuş ancak daha sonra 55.000 TL ye kadar düştüklerini, kazanın olduğu gün ... kendisini arayarak ...'ın araca bakmak istediğini anahtarı ...'a vermemi söylediğini, ...'ın araçla ilgilendiğini de bildiğini, ... geldiğinde anahtarı ...'a verdiğini, birlikte yola çıktıklarını, Bağcılar araştırma hastanesinin alt caddesinde ... kaldırımın kenarındaki mantarlara vurduğunu, olayın olduğu yer işlek bir cadde ve her tarafında kamera mevcut olduğunu, hem kaskoyu hem trafik polislerini aradığını, polis olay yerine geldiğinde işlemleri yapıp sabah kendisine uğramalarını gerektiğini söylediğini, aklına hiçbir artniyet gelmediğini, araç servisteyken polis tutanağını almaya gittiklerinde, sürücüyü tespit edemediklerine dair tutanak tuttuklarını, olay yerinde alkol tespiti yapılabilecekken yapmadıklarını, aracın 45.000 TL masrafı çıktığı için onarım işlerini yapamadıklarını, ... daha sonra aracı almadığını, masrafı da karşılamadığını, aracı satılığa çıkardığımız için pek kullanmadıklarını beyan etmiştir. Yargıtay yerleşik uygulamasına göre her ne kadar aracın alkollü kullanılmış olması tek başına aracın kasko poliçesindeki teminatın dışında bırakılmasını gerektiren bir husus olmadığı, sürücünün alkollü olması bunun yanı sıra hasara neden olan kazanın da alkolün etkisiyle meydana gelmiş olması gerektiği mahkememizin de kabulündedir. Ancak dosya kapsamındaki CBS'nin soruşturma dosyasındaki beyanlar gerekse de 03/07/2015 tarihli trafik kazası tespit tutanağındaki tespitler gerekse de mahkememizce dinlenen tanık beyanlarından; dava konusu aracın satışa çıkartılması üzerine tanık ...'ın araca talip olduğu, aracın ... tarafından kullanılırken tek taraflı kazanın meydana gelmiş olduğu beyan edilmiş ise de tüm dosya kapsamından aracın görmüş olduğu hasara rağmen hasara sebebiyet verdiği iddia edilen ...'a açılmış bir dava veya talep olmadığı anlaşılmaktadır. Gerek tanık beyanları gerekse de trafik kazası tespit tutanağındaki tespitlerden ...'ın kaza yerinde kazanın oluştuğuna ilişkin herhangi bir beyanda bulunamaması, tutanak tanıklarının soruşturma dosyasındaki beyanları ve mahkememizce dinlenen tanık beyanları birlikte göz önünde bulundurulduğunda aracın kaza tarihinde ... tarafından kullanılmış olduğu, kendi beyanından anlaşılacağı üzere kaza tarihinde ehliyetsiz olduğu, bu haliyle açılan davanın kabulü için gerekli yasal koşulların oluşmadığı..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; olay yerine gelen kolluk görevlilerinin kanunların kendilerine yükledikleri görevleri yerine getirmek, objektif ve bilimsel tespitler yapmak yerine olayla ilgili kanaatlerini bildiren rapor tanzim ettiklerini, ilk derece mahkemesince otomobili kullandığı kabul edilen ve dördüncü celse de tanık olarak dinlenen ...'un ehliyetine el konulmasına ilişkin cezasının son bulmasına rağmen sadece gidip teslim almadığını, bu haliyle ...'un sürücü belgesinin yok denilemeyeceğini, davada ispat yükü ihlal edilerek varsayımlara dayalı biçimde hüküm kurulduğunu, davalı tarafın aracı dava dışı ...'ın kullanmadığını, aracı kullanan kişinin sigorta kapsamı dışında olduğunu veya kazanın sigorta kapsamı dışında kalacak biçimde meydana geldiğini ispat etmesi gerektiğini, bu davanın asıl konusunun kaza anında aracın kimin kullandığının tespiti olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Kolluk tarafından 3/7/2015 günü düzenlenen Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağında ... plaka sayılı otomobilin tespit edilemeyen sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kaldırım üzerindeki dubalara çarpması sonucunda tek taraflı maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, kaza yerinde bulunan ve davranışlarından aşırı biçimde alkollü olduğu gözlenen ... isimli kişinin ısrarlı biçimde sürücü olmadığını beyan ettiği, kaza yerinde bulunan ... isimli kişinin ise kazanın meydana geliş biçimi ile ilgili tam bir beyanda bulunamadığı ve kazanın meydana geliş biçimini de anlatamadığı belirtilmiştir. Poliçenin tanzim tarihinde ve olayın meydana geldiği günde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (TTK) 1409'uncu maddesi uyarınca sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı maddenin 2'nci fıkrası hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5'inci maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, Kasko Poliçesi Genel Şartları'nın A.5'inci maddesi ve TTK'nin 1446/2'nci maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar yükümlülüğünü kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat yükü yer değiştirir. Bu durumda oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer. Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında; aksi sabit oluncaya karşı geçerli belge niteliği taşıyan maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağı içeriğine göre, kasko sigortalı 34 EF 4364 plakalı otomobilin, dava dilekçesinde ileri sürüldüğü biçimde dava dışı ... tarafından kullanılmadığının anlaşılması karşısında, rizikonun teminat içinde kaldığını kanıtlama yükü davacıdadır. Duruşmada tanık olarak dinlenen ... ve ...'ın, otomobilin tanık ... tarafından kullanıldığına ilişkin trafik kazası tespit tutanağı içeriğinde yer alan anlatımlarıyla örtüşmeyen beyanları davacının iddiasını kanıtlamaya elverişli değildir. Bu haliyle davacının iddiası kanıtlanamadığından davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı..." gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kaza tespit tutanağında, ... ve ...’ın imzası ve anlatımının bulunmadığını, kaza tespit tutanağını onayladıklarına dair bir kabullerinin olmadığını, tutanağa taraflarınca itiraz edildiğini, söz konusu tutanağı düzenleyen kolluk görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, tutanakta sürücüyü tespit eden bir belgenin bulunmadığını, tutanakta sürücünün tespit edilemediğinin belirtildiğini, mobese kamera kayıtlarının alınmadığını, alkol kontrolünün yapılmadığını, olay anında ... ve ...’ın beyanlarının tutanağa yazılmadığını, kolluk görevlilerinin kendi beyanlarına göre tutanağı tuttuğunu, huzurdaki davanın kaza tespit tutanağını iptal etmek amacıyla açıldığını, kazayı gören sadece iki kişi olduğunu, mobese kayıtları alınmadığından, başkaca ispat vasıtası bulunmadığını, geriye sadece tanık beyanları kaldığını, tanıkların da olayı aynen anlattığını, eldeki davada ispat yükünün davalı tarafta olduğunu, ispat yükünün davacı tarafta olduğu yönündeki tespitin hatalı olduğunu, kasko tarafından gelen çekici araç ile ilgili tespitin yapılmadığını, mahkemenin sürücüyü tespit ettiğini, bu tespit yapıldıktan sonra tanık ...’un beyanının karara esas alındığını, kararın gerekçesinde aracın alkollü kullanılmış olmasının tek başına zararı kasko poliçe teminatının dışında bırakmayacağını, kazanın alkolün etkisiyle meydana gelmesinin gerektiğini, ... kaza tarihinde ehliyetsiz olduğu ve ehliyetsiz araç kullanılması nedeniyle davanın reddedildiğini, oysaki 14.03.2018 tarihli celsede dinlenen ...’un beyanında 54 promil alkolle yakalanması sebebiyle 6 ay süreyle ehliyetine el konulduğunu, sürenin dolmuş olmasına rağmen gidip ehliyetini almadığını beyan ettiğini, ...’un ehliyet cezasının son bulduğunu, bu haliyle ...’un ehliyetinin bulunduğunu, söz konusu durum araştırılmadan hüküm kurulduğunu, bununla birlikte zaten aracın şoförünün ... olmadığını, aracın ... tarafından kullanıldığını, davalı ....’nin ...’ın “çekicilik, yol yardım işi” ile uğraştığı gerekçesiyle hasar bedelini karşılamaktan kaçındığını, ...’ın mesleğinin yol yardım işi olmasının davalıyı sorumluluktan kurtarmadığını, davalının aracı ...’ın kullanmadığını, aracı kullanan şahsın sigorta kapsamı dışında kalan bir kişi olduğunu, sigorta kapsamı dışında kalacak şekilde kazanın meydana geldiğini ispat etmesi gerektiğini, dinlenen tanıkların olay yerine kasko sigortasına ait çekicinin geldiğini, kaza yerinde başka çekici olmadığını ifade ettiklerini, kaza tespit tutanağında da olay yerinde ...’a ait bir çekici olduğu yönünde tespit bulunmadığını, ..., ... ve davacı ...’un aynı mahallede yaşayan birbirlerini tanıyan insanlar olduğunu, tanık ...’ın mahkemede tüm sorulara cevap verdiğini, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı ... şirketi tarafından Kasko Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan davacıya ait aracın karıştığı tek taraflı trafik kazası sonucu araçta meydana gelen hasar bedelinin tazmini talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1409 uncu maddesi, 1446 ıncı maddesinin 2 nci fıkrası.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
01.07.2024 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Dava, kasko sigorta poliçesi nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.<br />
Davacıya ait aracın tek taraflı kaza yapması sonucu hasara uğradığı iddiası ile davalı kasko sigortacısından tazminat talep edilmiş; İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, sigortalı aracın kaza anındaki sürücüsünün tespitine ilişkin deliller de dikkate alındığında zararın teminat kapsamında kaldığını ispat yükünün davacıda olduğu ve davacının bu ispatı sağlayamadığı, davalı sigortacının sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacının sigortalı aracının 03.07.2015 günü saat 02:00'de tek taraflı kaza yaptığı; olaya ilişkin olarak kolluk görevlileri tarafından kaza tespit tutanağı düzenlenmiş olmakla birlikte davacı yanın iddiasına göre olay anını gören MOBESE kayıtları kolluk tarafından temin edilmeden tutanak düzenlendiği; tutanak düzenlenirken kaza yerinde bulunan davacının kardeşi ve sürücü olduğu iddia edilen ...'ın alkol kontrollerinin yapılmadığı; davacı yanın bu eksiklikler ile tutanak düzenleyen kolluk görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.</p>

<p>6102 sayılı TTK'nın 1409 uncu maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca, sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı maddenin 2 nci fıkrası hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. İlkeler anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, Kasko Sigortası Genel Şartları'nın B.1.5. maddesi ve TTK'nın 1446/2 nci maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar ederse, ispat yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer.</p>

<p>6102 sayılı TTK'nın 1409/1 inci maddesi gereği kural olarak zararın teminat dışı olduğunu ispat yükü sigortacıda olup ispat yükünün yer değiştirip sigortalıya geçmesi istisnai bir haldir ve ancak sınırlı sebeplerin varlığı halinde söz konusu olacaktır. Rizikonun gerçekleşme biçimini ve kaza anındaki sürücünün kimliğinin tespitini sağlayacak ispat vasıtalarının kolluk görevlileri tarafından eksik toplanması halinde, bu eksikliğin oluşmasında hiçbir kusuru olmayan sigortalıya ispat yükünün geçtiğinden bahsedilemez. Böylesi bir durumda sigortacı davalı, kaza anındaki sürücünün ehliyetsiz ya da alkollü oluşu nedeniyle zararın teminat dışı olduğunu ispat etmek zorundadır.</p>

<p>Açıklanan tüm bu hukuksal ve maddi olgulara göre; kolluk görevlilerinin kaza anını ve hemen sonrasında sürücünün tespitini sağlamaya yarar ispat vasıtalarını eksik toplamasından kaynaklanan belirsizliğin davacı sigortalıya yüklenemeyeceği, davalı sigortacının araç sürücüsünün alkollü ya da ehliyetsiz olduğunu somut biçimde ispat edemediği, zararın sigorta teminatı kapsamında kaldığı kabul edilerek karar verilmesi için Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama yönündeki kararına katılmıyorum.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20221311-e-20246777-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 12:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="52726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/27083 E., 2024/717 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202127083-e-2024717-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202127083-e-2024717-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 22.01.2024 tarihli, 2021/27083 E., 2024/717 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/27083 E., 2024/717 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/956 Esas 2021/1602 Karar<br />
vekili Avukat ...<br />
DAVA TARİHİ : 25.03.2015<br />
HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddine/İsitinaf Başvurusunun Esastan reddine<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 13. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/145 E. 2021/2 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; 20.01.2015 tarihinde müvekkilinin maliki olduğu, davalı ... tarafından kasko sigorta poliçesi düzenlenen aracın karıştığı trafik kazası neticesi hasarlandığını, araç sürücüsünün korku ve olayın şoku ile olay yerinden ayrıldığını, bilahare olay yerine geldiğinde, polisin tutanak düzenleyerek araçları olay yerinden kaldırdığını, araç sürücüsünün daha sonra hastaneye giderek alkol testi yaptırdığını, kazanın sigorta şirketine ihbar edildiğini, sigorta şirketinin hasar bedelini ödemediğini iddia ederek fazlaya ilişkin haklarını saklı kalmak kaydı ile kaza sonucu katma değer vergisi (KDV) dahil 88.500,00 TL hasar bedeli ile 531,00 TL kurtarma, nakliye masrafı olmak üzere toplam 89.031,00 TL hasar bedelinin 10.02.2015 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, poliçede T.İş Bankası... Şb. nin dain'i mürtehin kaydı olduğunu, 20.01.2015 tarihinde meydana geldiği bildirilen kaza ile ilgili hasar tespiti için eksper görevlendirildiğini, yapılan inceleme sırasında araç sürücüsünün kim olduğu hususundaki şaibeli durum sebebi ile dosyanın araştırmaya verildiğini, araştırma sonucunda aracın ... tarafından kullanılmadığının ve sürücü değişikliği yapıldığının, alkollü ya da ehliyetsiz sürücü yönetiminde kaza olduğunun düşünüldüğünü bu sebeple hasarın reddedildiğini, ispat külfetinin sigortacıya ait olmasına rağmen, somut olayın hayatın olağan akışına ters düştüğünün görüleceğini, poliçe genel şartlarına göre sigortalının gerekli tüm tedbirlerleri sigortalı değilmişçesine almasının zorunlu olduğunu, davacının yükümlüklerini yerine getirmediğini, rizikonun poliçe kapsamı dışında kalmasını gerektiren hallerin olduğu yolunda kuşku ve belirsizlikleri ortadan kaldırmadığını, bu sebeple ispat külfetinin yer değiştirdiğini, rizikonun teminat içinde kaldığını sigortalının ispat etmesi gerektiğini, talebin fahiş olduğunu, hasar miktarının 86.435 TL olarak eksper tarafından tespit edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi, 12.03.2019 tarih, 2018/156 Esas ve 2019/150 Karar sayılı kararında; tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar vermiş, bu karar hakkında davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 04.03.2020 tarih, 2019/2881 Esas, 2020/405 Karar sayılı kararı ile; davacının dinletmek istediği tanığın dinlenmemesi sebebiyle verilen karar kaldırılmış, dosyanın yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; " Olay tarihinde davacıya ait ...plakalı aracın davalıya sigortalı olduğu rikikonun poliçe teminat süresi içinde meydana geldiği anlaşılmıştır. Taraflar arasında kazanın belirtilen yer ve şekilde meydana geldiği konusunda itilaf bulunmamakta davalı tarafından yapılan savunmada sigortalı araç sürücüsünün değişikliği; araç sürücüsünün değiştirildiği, kaza sırasında aracı ehliyetsiz yada alkollü sürücünün kullandığı, sürücünün kimliği konusunda şaibeli bir durum yaratıldığı, bu durumda Kasko Sigorta Poliçesi Genel Şartları A.5.10 madde düzenlemesi gereğince davacı aracında oluşan hasarın teminat kapsamı dışında kaldığı yönündedir. Poliçe genel şartlarında 01/04/2013 tarihinde yapılan değişiklikle A.5 maddesinde belirtilen 'teminat dışı hallere' ilave maddeler eklenmiştir. A.5.10 madde de yer alan " zorunlu haller ( tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşlarına gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma v.s ) hariç olmak üzere bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bentlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tesbit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılması" şeklindeki düzenleme 01/04/2013 tarihinden sonra düzenlenen kasko poliçesi genel şartlarına ilave olarak getirilmiştir. Dava konusu poliçede bu değişiklik kapsamındadır. Bu nedenle teminat dışı bu maddenin uygulaması için öncelikle sigortalı davacının "araç sürücüsünün kaza mahallinden ayrılması konusunda haklı bir gerekçesi" olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. Haklı gerekçesinin ispat edilmesinden sonra TTK 1409 madde de yer alan ispat yükümlülüğü sigortacıda olacaktır. Olay sonrasından ...'ın karakola verdiği ifadesinden davacının Kasko Poliçesi Genel Şartları A.5.10 madde çerçevesinde olay yerinden sürücüsünün terk sebebinin haklı gerekçesini ispat edemediği, dosya kapsamındaki trafik kazası tespit tutanağı ve taraf beyanları ile sürücünün olay yerini terkettiği hususunun sabit olduğu, bu nedenle davacıya ait ...plakalı araçta meydana gelen hasarın 01/04/2013 tarihinden sonra düzenlenen kasko poliçeleri için yürürlüğe giren yeni genel şatların A.5.10 maddesi gereğince teminat dışı durum olarak mahkememizce kabul gördüğü, 02/05/2016 tarihli bilirkişi heyet raporu hüküm kurmaya elverişli kabul edildiğinden davanın reddine karar verilerek" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesinin ispat yükü ve ispat yükünün yer değiştirmesi ile ilgili değerlendirmelerinin hukuka aykırı olduğunu, sürücü değişikliği yapılması, sürücünün alkollü olması ve sürücünün haklı gerekçe bulunmaksızın olay yerini terk etmesi gibi bir durumun olmadığını, müvekkili şirkete ait araç sürücüsünün kaza sebebiyle yaşamış olduğu şok ve korku neticesinde olay yerini terk etmiş olduğunu, ispat yükünün sigortacıya ait olduğunu, ispat yükü üzerinde olan sigortacının hasarın teminat dışı kaldığını somut delillerle ispat etmek zorunda olduğunu, müvekkilinin rizikoyu kazanın meydana geliş şekline uygun olarak ihbar etmiş olduğunu, bilirkişi raporunda, hasarın teminat dışı kaldığının sigortacı tarafından ispat edilemediğini, araştırma raporunun delil niteliği taşımadığı ve somut anlatımlar içermediğinin belirtilmiş olmasına rağmen davanın reddine karar verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, Kasko Poliçesi Genel Şartları'nın A.5. maddesi ve TTK 1446/2 maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer.</p>

<p>Somut olayda dava dışı Nusret Can tarafından, ertesi gün 21/01/2015 tarihi saat 06:36 itibarıyla hastaneye başvurulmuş olup, yine 21/01/2015 tarihi saat 04:30 itibarıyla polis merkezinde verdiği ifade ile kazanın oluş saatine (23:30 suları) ilişkin beyanı ve tutulan kaza tespit tutanağı saatine göre, kaza tespit tutanağı düzenleyen polislerin kazadan hemen sonra kaza mahallinde oldukları anlaşılmaktadır. Kaza, çok taraflı olup, olay yerini terk eden araç sürücüsünün kimliğinin tespit edilemediği sabittir. Gerek duruşmada dinlenilen tanık beyanı ve gerekse kazadan sonra olay mahalline gelen polis memurlarınca düzenlenen kaza tespit tutanağı ve dosya kapsamına göre araç sürücüsünün korku, kaygı panik yaşamasını gerektirir bir durumun varlığından da söz edilemez.</p>

<p>Bu itibarla da, somut olayın özellikleri gereği, davacıya ait araç sürücüsünün Nusret Can olduğu ispat edilemediği gibi araç sürücüsünün kaza anında alkollü olmadığı ve zararın poliçe teminatı kapsamında kaldığı davacı tarafından ispatlanamamıştır. Sonuç olarak İlk Derece Mahkemesince, dairemiz önceki kararına uygun olarak dinlenen tanık beyanı da değerlendirilerek davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır..." gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; aracın sürücüsünün değişmediği, sürücünün alkollü olmadığı, zararın poliçe kapsamında kaldığı hususlarının ispat yükünün sigortacı üzerinde olduğunu, ispat yükünün yer değiştirdiği söylense dahi tanık beyanı ile bu hususların ispat da edildiğini, sigortalı araç sürücüsünün korku ve panikle olay yerini terkettiğini, kazanın büyük bir kaza olduğunu, sürücünün korku, panik ve endişe duymadığının kabul edilemeyeceğini, ispat yükünün sigortacı üzerinde olduğunu, ispat yükünün yer değiştirdiğine ilişkin kabulün hatalı olduğunu, rizikonun teminat dışı olduğunu sigorta şirketinin ispat etmesi gerektiğini, ispatın somut deliller ile yapılması gerektiğini, ancak bu hususta dosyada hiçbir somut delil bulunmadığını, kazanın ihbar edilen yer, zaman ve şekilde gerçekleştiğinin sübut bulduğunu, davanın kabulü yerine ispat külfetinin yer değiştirdiğinin kabulü ile davanın reddinin yerinde olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Kara Taşıtları Kasko Sigorta Poliçesi düzenlenen davacıya ait aracın karıştığı trafik kazası sonucu araçta oluşan hasar bedeli talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1409 uncu maddesi.</p>

<p><br />
3. Değerlendirme<br />
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,</p>

<p><br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>22.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202127083-e-2024717-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni122201.jpg" type="image/jpeg" length="97499"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63863"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18821"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61186"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95231"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72601"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62402"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85864"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;
                                

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="11183"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="73909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="20364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="22223"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="74685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="43204"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="54480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="38203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="10036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="60113"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
