<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 30 Jun 2026 18:50:57 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK VERGİ HUKUKUNDA VERGİ ZİYAI, CEZAİ YAPTIRIMI VE İDARİ/YARGISAL ÇÖZÜM YOLLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-vergi-hukukunda-vergi-ziyai-cezai-yaptirimi-ve-idariyargisal-cozum-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-vergi-hukukunda-vergi-ziyai-cezai-yaptirimi-ve-idariyargisal-cozum-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Vergi ziyaı, Türk vergi sisteminde mükellef veya vergi sorumlularının kanuni ödevlerini zamanında veya eksiksiz bir şekilde yerine getirmemeleri neticesinde ortaya çıkan ve devletin vergi kaybına uğramasıyla sonuçlanan mali nitelikli bir idari kabahattir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 341 ve devamı maddelerinde düzenlenen vergi zıyaı, hem idari yaptırımları hem de fiilin niteliğine göre adli ceza yargılamasını tetikleyen ikili bir hukuki yapıya sahiptir. Bu yazımda, vergi ziyaı kabahatinin unsurları, ceza oranları; iştirak, tekerrür ve içtima gibi ceza hukuku kurumlarının vergi hukukundaki yansımaları ile bu cezalara karşı başvurulabilecek idari ve yargısal çözüm yolları yürürlükteki mevzuat ve usul hukuku ilkeleri çerçevesinde incelenmiştir.</p>

<p><strong>I. GİRİŞ VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE</strong></p>

<p>Vergi hukuku, kamu gücüne dayanarak devletin mali mülk edinme yetkisini ve egemenlik hakkını düzenlerken, anayasal ödev bilinciyle mükelleflere birtakım şekli ve maddi yükümlülükler getirmekte olup bunların ihlali de idari veya cezai yaptırımları beraberinde getirir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun "Cezalar" rejimi içinde yer alan en temel düzenlemelerden biride vergi ziyaıdır.</p>

<p>VUK’un 351. maddesinde düzenlenen ve şekle ve usul kurallarına aykırılığı esas alan usulsüzlük kabahatinden farklı olarak vergi ziyaı, mutlaka bir hazine zararı (vergi kaybı) unsurunu içeren maddi neticeli bir kabahattir. Her ne kadar doktrinde ve bazı yargı kararlarında dil alışkanlığı olarak "vergi ziyaı suçu" ifadesine yer verilse de, hukuki niteliği itibarıyla vergi ziyaı cezası, yargı organlarınca değil vergi idaresi tarafından doğrudan kesilen mali-idari yaptırım niteliğinde bir cezadır.</p>

<p><strong>II. VERGİ ZİYAININ UNSURLARI VE OLUŞUM SÜRECİ</strong></p>

<p><strong>A. Kabahatin Maddi Unsuru: Vergi Kaybı (Ziya)</strong></p>

<p>VUK m. 341 uyarınca vergi ziyaı temelde verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder. Kabahatin maddi unsurunun oluşması için fiilin, vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve oranlar üzerinden hesaplanması işlemi olan tarh aşamasından sonra, ancak verginin ödenebilir aşamaya geldiğini gösteren tahakkuk aşamasından önce gerçekleşmesi ya da bu aşamayı sakatlayacak şekilde gerçekleşmesi gerekir. Buna ilave olarak uygulamada hiç beyanname verilmemesi, eksik beyan verilmesi gibi icrai veya ihmali fiiller neticesinde de vergi ziyaı doğabilir.</p>

<p>Aynı kanun maddesinin devamında (VUK m 341/2) Şahsi, medeni haller veya aile durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile veya sair suretlerle verginin noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere geri verilmesine sebebiyet vermek de vergi ziyaı hükmünde olacağı belirtilmektedir.</p>

<p>Verginin sonradan tahakkuk ettirilmesi, ikmalen/re'sen tarh edilmesi veya haksız iadenin idarece geri alınması, geçmişte işlenen ve tamamlanan kabahatin cezalandırılmasına engel teşkil etmez (VUK m. 341/3). Zira vergi ziyaı doktrindeki baskın anlayışa göre ani bir kabahat olup, verginin kanuni süresinde tahakkuk ettirilmemesiyle vergi ziyaı kabahatinin maddi unsuru gerçekleşmektedir.</p>

<p><strong>B. Fail, İlliyet Bağı ve Manevi Unsur</strong></p>

<p>Vergi ziyaı cezasının muhatabı , vergi kanunlarına göre adına vergi tarh edilen gerçek veya tüzel kişiler ile verginin kesilerek ilgili daireye yatırılmasından sorumlu olan vergi sorumlularıdır. Cezanın kesilebilmesi için, vergi kaybına yol açan hukuka aykırı fiil ile mükellef veya vergi sorumlusunun davranışları arasında doğrudan ve kesintisiz bir illiyet bağı da bulunmalıdır. Hukuka aykırı bir fiil veya usulsüzlük işlenmiş olsa dahi, eğer neticede bir vergi kaybı doğmamışsa vergi ziyaı cezası kesilemez; yalnızca şartları varsa usulsüzlük cezası gündeme gelebilir.</p>

<p>Manevi unsur bakımından ise, normal usulde vergi ziyaı kabahatinin oluşması için failin kastı aranmaz; ihmal, dikkatsizlik veya kusurlu davranış maddi unsurun gerçekleşmesi için yeterlidir. Ancak fiilin kaçakçılık boyutuna ulaştığı durumlarda açıkça kast unsurunun varlığını aramaktadır.</p>

<p><strong>III. FİİLİN NİTELİĞİNE GÖRE CEZA ORANLARI VE VERGİ SUÇLARI</strong></p>

<p>Vergi ziyaı cezalarında kanun koyucu, fiilin hile, aldatma gibi nitelikleri karşılayıp karşılamadığına göre kademeli ve orantılı bir ceza mimarisi belirlemiştir.</p>

<p><strong>A. Normal Usul Olan Vergilendirme Ödevlerine Aykırılıktan Doğan Cezalar </strong></p>

<p>Mükellef veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini bir hile, aldatma vs olmaksızın, ihmal veya eksik ifa etmesi neticesinde ortaya çıkan vergi ziyaında, ziyaa uğratılan verginin bir katı (1 kat) tutarında ceza kesilir (VUK m. 344/1). Örnek vermek gerekirse bir mükellef vermesi gereken bir beyannameyi eksik vermiştir veya matrahra hata yapmıştır bu durumda hile, aldatma veya bunun gibi bir amacı olmayan mükellefe ziyaa uğratıla kısım kadar ceza kesilir.</p>

<p><strong>B. Süresinden Sonra Kendiliğinden Verilen Beyannameler</strong></p>

<p>VUK m. 344/3’te, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden önce, kanuni süresi geçtikten sonra kendiliğinden verilen beyannameler üzerinden tahakkuk eden vergiler için vergi ziyaı cezası yüzde elli (%50) oranında indirimli olarak uygulanacağı belirtilmek suretiyle beyanname süresi geçtikten sonra kendiliğinden beyanname veren mükellefler için bir indirim imkanı getirilmiştir.</p>

<p><strong>C. Nitelikli Usul Olan VUK m. 359 Kapsamındaki Kaçakçılık Fiilleri </strong></p>

<p>Vergi kaybına sebebiyet veren fiil, aynı zamanda VUK m. 359’da tahdidi olarak sayılan kaçakçılık suçlarından birini oluşturuyorsa, bu fiilin yaptırımı olan ceza ağırlaştırılarak ziyaa uğratılan verginin üç katı (3 kat) olarak uygulanır (VUK m. 344/2).</p>

<p><strong>IV. CEZA HUKUKU MÜESSESELERİNİN VERGİ ZİYAI CEZASINA ETKİSİ</strong></p>

<p><strong>A. İştirak (VUK m. 360)</strong></p>

<p>Mükellef veya sorumlu dışındaki üçüncü kişilerin (örneğin mali müşavirler, muhasebe çalışanları veya menfaat ortakları), VUK m. 359’daki kaçakçılık fiillerinin işlenişine bilerek ve isteyerek (kasıtlı olarak) katılmaları halidir. İştirak yaptırımının uygulanabilmesi için asıl failin bu fiili işlemiş ve cezalandırılabilir olması şarttır. Bununla beraber VUK m. 359 uncu maddede yazılı suçların işlenişine iştirak eden suç ortaklarının bu suçların işlenmesinde menfaatinin bulunmaması halinde, Türk Ceza Kanununun suça iştirak hükümlerine göre hakkında verilecek cezanın yarısı indirilir.</p>

<p><strong>B. Tekerrür (VUK m. 339)</strong> Vergi hukukunda tekerrür müessesesi, adli ceza hukukundaki genel hükümlerden farklı şartlara bağlanmıştır. Tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi ve cezanın artırılabilmesi için:</p>

<p><strong>- Önceki cezanın kesinleşmiş olması:</strong> İlk kesilen vergi ziyaı cezasının idari veya yargısal yollarla kesinleşmiş olması gerekir (Cezanın fiilen ödenmiş olması şart değildir).</p>

<p><strong>- Cezaların aynı türden olması:</strong> Sonraki ceza ile önceki cezanın aynı türden olması gerekir. Örneğin; vergi ziyaı cezası ancak başka bir vergi ziyaı cezasına; usulsüzlük cezası ise ancak başka bir usulsüzlük cezasına tekerrür oluşturur. Usulsüzlük cezası vergi ziyaına tekerrür oluşturmaz.</p>

<p>Tekerrüre ilişkin olarak da 7338 sayılı Kanun ile VUK 339’da değişiklikler yapılmıştır buna göre; tekerrür durumunda vergi ziyaı cezası %50, usulsüzlük cezası %25 oranında artırılır. Ancak uygulanacak <strong>artırım tutarı, kesinleşen ilk cezanın tutarını aşamaz.</strong> Ve tekerrürün oluşması için gereken süreler (vergi ziyaında 5 yıl, usulsüzlükte 2 yıl) artık cezanın kesinleştiği yılı "takip eden yılın başından" değil, <strong>kesinleşme tarihini "izleyen günden" itibaren</strong> başlar. Bu sayede tekerrür süreleri kısalmış ve mükellef lehine bir sistem kurulmuştur.</p>

<p><strong>C. İçtima (VUK m. 340)</strong></p>

<p>Türk vergi hukukunda ve ceza yargılamasında "aynı fiilden dolayı iki kez cezalandırılmama" <i>(</i> ilkesi , idari yaptırımlar ile adli cezalar arasında mutlak bir engel oluşturmaz. VUK m. 340 ve m. 367 uyarınca, kaçakçılık suçundan dolayı bir ceza mahkemesinde hapis cezası verilmesi, idari nitelikteki 3 kat vergi ziyaı cezasının uygulanmasına engel teşkil etmez. Yani her iki ceza birbirini etkilemeksizin bağımsız olarak icra edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. İDARİ ÇÖZÜM YOLLARI</strong></p>

<p><strong>A. İzaha Davet (VUK m. 370)</strong></p>

<p>Vergi idaresi VUK md 370 ile 482 ve 519 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerine dayanarak bazen somut bir ön tespitten veya denetimlerinden yola çıkarak, mükellef hakkında vergi incelemesine başlamadan önce kendisinden incelemeye konu olabilecek hususa yönelik bir açıklama isteyebilir. Davet yazısının tebliğinden itibaren 30 gün içinde mükellef tarafından davete icabet edilerek beyanname verilir ve sonra eğer gerekmişse matrah düzeltilir ve vergi aslı ödenirse, kesilecek vergi ziyaı cezası %80 oranında indrilerek yalnızca %20 oranında kesilir.</p>

<p>- Kaçakçılıkta İstisna: VUK m. 359 kapsamındaki sahtecilik ve tahrifat fiillerinde izaha davet yolu ilkesel olarak kapalıdır. Ancak sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımı, her yıl için ayrı ayrı belirlenen yıllık yasal sınırı geçmeyen veya toplam mal/hizmet alışının %5'ini aşmayan mükellefler bu indirimli müesseseden istifade edebilirler.</p>

<p><strong>B. Pişmanlık ve Islah (VUK m. 371)</strong></p>

<p>Beyana dayalı vergilerde, mükelleflerin kanuna aykırı fiillerini (beyanname vermeme, matrah gizleme vb.), idarenin veya herhangi bir muhbirlenin resmi tespiti ve haberi olmadan önce, kendiliğinden resmi makamlara dilekçe ile bildirmesidir.</p>

<p>Dilekçe tarihinden itibaren 15 gün içinde hiç verilmemiş beyanname verilir veya eksik beyan düzeltilir, vergi aslı ve hesaplanacak "pişmanlık zammı" (gecikme zammı oranında) eksiksiz ödenirse, mükellef adına vergi ziyaı cezası tamamen kalkar (hiç kesilmez). Ayrıca VUK m. 359 kapsamındaki suçlar yönünden de adli takibat yapılmasının önüne geçilir.</p>

<p><strong>VI. YARGISAL VE İDARİ BAŞVURU YOLLARI VE USULÜ</strong></p>

<p>Kendisine vergi ziyaı cezası ihbarnamesi tebliğ edilen mükellef veya vergi sorumlusu, tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük hak düşürücü süre içinde ya idari çözüm yollarını ya da yargısal yolu seçmek zorunda olup her iki yolun aynı anda yürütülmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>A. Doğrudan İptal Davası ve Kendiliğinden Yürütmenin Durdurulması Etkisi</strong></p>

<p>Ceza ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yetkili ve görevli Vergi Mahkemesinde iptal davası açılabilir.</p>

<p>Usul Hukuku Özelliği (İYUK m. 27/3): Genel idari yargıda davanın açılması idari işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmazken; İYUK m. 27/3’te düzenlenen bu kural her işlem için geçerli olmamakla birlikte vergi yargılamasına özgü bir istisna getirmiştir. Buna göre vergi mahkemelerinde vergi ve cezalara karşı açılan iptal davaları, tahsilat işlemlerini dava sonuna kadar kendiliğinden durdurur. Dolayısıyla mükellefin mahkemeden ayrıca tedbir mahiyetinde "yürütmenin durdurulması" kararı talep etmesine gerek yoktur; idare dava sonuçlanana kadar haciz veya takip işlemlerine girişemez.</p>

<p><strong>B. İdari Hataların Düzeltilmesi (VUK m. 116-124)</strong></p>

<p>Cezadaki açık vergi hatalarına, hesap hatalarına veya mükellefiyet durumundaki maddi yanılgılara karşı, vergiyi doğuran olayı takip eden takvim yılından itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi içinde vergi dairesi müdürlüğüne düzeltme başvurusu yapılabilir.</p>

<p>30 günlük dava açma süresi içinde yapılan düzeltme başvuruları, dava açma süresini durdurur; idarenin ret kararı veya zımni reddi üzerine kalan süre içinde vergi mahkemesinde dava ikame edilebilir.</p>

<p><strong>C. Uzlaşma ve Kanuni İndirim Yolları</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p>Müessese</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başvuru Süresi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Şartlar ve Sağlanan Mali Avantaj</p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>VUK m. 376 İndirimi</p>
   </td>
   <td>
   <p>İhbarnameden itibaren 30 Gün</p>
   </td>
   <td>
   <p>Cezaya dava açılmaması ve cezanın yarısının vadesinde veya 6183 sayılı Kanunda belirtilen türden teminat göstererek vadenin bitmesinden itibaren üç ay içinde ödeyeceğini bildirirse, kesilen vergi ziyaı cezasının %50'si doğrudan indirilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Tarhiyat Sonrası Uzlaşma</p>
   </td>
   <td>
   <p>İhbarnameden itibaren 30 Gün</p>
   </td>
   <td>
   <p>Mükellef uzlaşma komisyonuna başvurur. Uzlaşmanın sağlanması halinde, üzerinde uzlaşılan ceza tutarı kesinleşir, dava konusu yapılamaz.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Burada önemli bir ayrıntı bulunmaktadır bu da mükellef ile idare arasında uzlaşma sağlanamaz<i> </i>ise ne olacağıdır<i>.</i> Uzlaşma sağlanamazsa ve dava açma süresi de bitmişse veya 15 günden az kalmışsa, mükellefin hak kaybına uğramaması adına 15 günlük ek dava açma süresi (VUK Ek m. 7) kanunen tanınmıştır. Kaçakçılık fiillerinden doğan 3 katlık vergi ziyaı cezaları uzlaşma kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>VII. GECİKME ZAMMI VE ZAMANAŞIMI SÜRELERİ</strong></p>

<p><strong>A. Gecikme Zammı Uygulaması (6183 s.K. m. 51)</strong></p>

<p>Vergi hukukunun temel prensiplerinden biri uyarınca, "gecikme faizi" (VUK m. 112) yalnızca vergi asıllarına uygulanır; asıl niteliğinde olmayan vergi ziyaı cezasına gecikme faizi yürütülemez. Ancak cezanın idari veya adli süreç sonunda kesinleşip vadesinde ödenmemesi halinde, bir kamu alacağı niteliği kazandığından, 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca her ay için Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen oran üzerinden gecikme zammı hesaplanır.</p>

<p><strong>B. Zamanaşımı Süreleri</strong></p>

<p>- Tarh Zamanaşımı: Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından itibaren 5 yıl içinde ceza ihbarnamesi mükellefe tebliğ edilmezse, idarenin ceza kesme yetkisi zamanaşımına uğrar. Takdir komisyonuna sevk zamanaşımını durduran tek istisnai haldir.</p>

<p>- Tahsil Zamanaşımı (6183 s.K. m. 102): Usulüne uygun kesilen ve kesinleşen vergi ziyaı cezası, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde idare tarafından tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar ve borç ortadan kalkar.</p>

<p><strong>VIII. SONUÇ</strong></p>

<p>Vergi ziyaı kabahati, devlet hazinesinin gelir kaybını önlemek, kamu harcamalarının finansmanını güvence altına almak ve mali adalet dengesini korumak amacıyla kanun koyucu tarafından sıkı şekli şartlara ve ağır mali yaptırımlara bağlanmıştır. Kabahate sebebiyet veren fiilin niteliği (ihmalden doğan normal usul veya hileye dayanan kaçakçılık fiili), hem idari yaptırımın kat sayısını (1 kat veya 3 kat) belirlemekte hem de hürriyeti bağlayıcı ceza riskini doğurarak adli yargıyı harekete geçirmektedir.</p>

<p>Türk vergi sistemi, mükelleflerin haklarını korumak adına idari aşamada Pişmanlık, İzaha Davet, İndirim ve Uzlaşma gibi geniş bir barışçıl seçenek sunmuştur. Bu idari yolların tüketilemediği veya tercih edilmediği durumlarda ise, Vergi Mahkemelerinde açılacak iptal davalarının tahsilat işlemlerini kendiliğinden durdurması, mükellef ile idareyi daha eşit bir konuma getirirken hak arama özgürlüğü bakımından da Türk vergi yargılaması hukukunun mükelleflere sunduğu en hayati ve en güçlü güvencelerden biridir.</p>

<p><strong>Mehmet YEMİŞEN</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKLAR</strong></span></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">213 sayılı Vergi Usul Kanunu.</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">7338 sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">482 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p><span style="color:#999999">519 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="604">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-vergi-hukukunda-vergi-ziyai-cezai-yaptirimi-ve-idariyargisal-cozum-yollari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/hesapvergi-hukuku.jpg" type="image/jpeg" length="11777"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/5152 E., 2025/8447 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20255152-e-20258447-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20255152-e-20258447-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2025 tarihli, 2025/5152 E., 2025/8447 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5152 E., 2025/8447 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/2544 E., 2025/1030 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 60. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/273 E., 2023/336 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.11.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davalı vekili Avukat ... ile karşı taraf vekili Avukat ... geldiler.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.<br />
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı işyerinde çalıştığını, davalı işveren tarafından 30.04.2020 tarihinde iş sözleşmesinin feshedileceğine dair ihbar ve fesih bildirimini imzalattığını, ayrıca davalı tarafından işçilik alacaklarının tahsil edilmesinin engellenmesi amacıyla iradeye fesat karıştırılarak arabuluculuk tutanaklarının imzalatıldığını, arabuluculuk anlaşma tutanaklarının iptalinin gerektiğini, kıdem ve ihbar tazminatının ödenmediğini, ulusal bayram genel tatil günleri dâhil haftanın 7 günü 06.00-19. 00... .00-07.00 arası vardiyalı çalışıldığını, bu çalışma karşılığı ücretlerinin ödenmediğini, yıllık izin kullanmadığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali ile işçilik alacakları davasının tek bir dosyada görülemeyeceğini, davacı ile ihtiyarı arabuluculukla anlaşma yaptıklarını, hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, ücrete ve çalışma koşullarına yönelik imzalı bordroların olduğunu, zamanaşımı def'inin bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ihtiyari arabuluculukla anlaşma tutanağına göre davacının işçilik alacakları kapsamında tutanakta belirtilen ücreti tahsil ettiği, arabuluculuk görüşmelerinin davacının çalıştığı yer olan Kuveyt'te bilgisayar ile görüntülü olarak işverenin hakimiyet alanında gerçekleştirildiği, hatta dörder beşer kişilik gruplar hâlinde görüşme yapıldığı, imzalamayanlara da haklarının verilmeyeceği yönünde baskı kurulduğu, bu nedenlerle ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçerli olmadığı, davalı işverence iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin ispatlanamadığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, tanık beyanlarına göre fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacaklarının ispatlandığı, yıllık izin alacağının bulunmadığı gerekçesi ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu tazminat ve alacaklar yönünden arabuluculuk süreci başlamadan önce taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğuna yönelik dosyada herhangi bir delil mevcut olmadığı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. İhtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talepli tespit davası ve işçilik alacakları istemli davanın birlikte görülemeyeceğini,</p>

<p>2. Tarafların dava konusu alacaklar üzerinde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya vardığını, arabuluculuk anlaşma tutanağını imzaladıklarını, arabuluculuk tutanağı ile anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağını,</p>

<p>3. Davacının ücretinin hatalı olarak hesaplandığını ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; arabuluculuk sürecinin kanuna uygun şekilde yürütülüp yürütülmediği, buna göre dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalinin gerekip gerekmediği ve sonucuna göre davacının dava konusu alacaklara hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır.<br />
Arabuluculuk anlaşma belgesi, borçlar hukuku anlamında bir maddi hukuk sözleşmesi olup bu sözleşmenin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmü bağlamında geçerli olmadığı ileri sürülebilir. Böyle bir durumda, arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı veya usulüne uygun yapılmadığı ya da irade fesadı iddiası ileri sürüldüğünde; ispat yükü davacıya aittir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı vekili tarafından, müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedilmesinden sonra baskı ve zorlama ile müvekkiline ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı imzalatıldığı, bu süreçte iradesinin fesada uğratıldığı, arabuluculuk görüşmesinin önemi ve hukuki boyutu hakkında bilgilendirme yapılmadığı ileri sürülmüş; davalı tarafından ise davacının serbest iradesi ile arabuluculuk tutanaklarını imzaladığı savunulmuştur.</p>

<p>Dosyada dinlenilen davacı tanıkları soyut ve genel nitelikte beyanlarda bulunmuş olup davacının arabuluculuk görüşmelerine, sürece ve irade fesadı iddialarına ilişkin somut tanık anlatımı bulunmamaktadır. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile davacı tanıklarının beyanları ve Daire kararları birlikte değerlendirildiğinde; davacının ihtiyari arabuluculuk tutanağına yönelik irade fesadı iddiasını usulüne uygun olarak ispat edemediği anlaşılmıştır.</p>

<p>Ayrıca davacının arabuluculuk faaliyeti sırasında arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları konusunda bilgilendirildiği, dosyada mevcut arabuluculuk ilk oturum açılış tutanağı, anlaşma tutanağı, arabuluculuk son tutanağından anlaşılmaktadır. Bu durumun aksi de davacı tarafından ispat edilememiştir. O hâlde, İlk Derece Mahkemesince ihtiyari arabuluculuk tutanağı geçerli kabul edilerek bu tutanağın iptaline ve talep edilen alacakların tahsiline yönelik davanın reddi yerine yanılgılı değerlendirme ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline ve dava konusu alacakların kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>I. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Dosya içeriğine göre davacı işçinin davalı Şirkete ait Kuveyt’te bulunan işyerinde 13.12.2018-03.04.2020 tarihleri arasında silindir operatörü olarak çalıştığı ve iş sözleşmesinin davalı işverence feshedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacı işçi, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin baskı altında imzalatılması nedeniyle geçersiz olduğunu iddia ederek ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınması isteğinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı işveren, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir.</p>

<p>Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Alacaklının dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurması zorunluluğu ve arabuluculukta anlaşılan hususlarda dava açılamamasına ilişkin yasal düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını sınırlandırmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de arabuluculuğu hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir yöntem olarak değerlendirmiştir (Anayasa Mahkemesi, 10.07.2013 tarihli ve 2012/94 Esas, 2013/89 Karar; 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı kararları). Anayasa Mahkemesine göre anayasa bu tür yöntemlere başvurulup başvurulamayacağı hususunu, anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde bulundurmak şartıyla kanun koyucunun takdir yetkisine bırakmıştır (AYM, 2017/178 E., 2018/82 K., §16). Dolayısıyla arabuluculuğa ilişkin yasal düzenlemelerin bu çerçevede yorumlanması ve uygulamaların da sözü edilen ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 E., 2018/82 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere “18. İşçi ve işveren ilişkilerinde işçinin işveren karşısında zayıf konumda olduğu genel olarak kabul edilmekte ise de eşitlik, arabuluculuk kurumunun temel özelliklerindendir. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı bendinde tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları düzenlenmiştir. Yine 6325 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrasında arabulucunun taraflar arasındaki eşitliği gözetmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan, ilgili mevzuat gereği iletişim teknikleri yönünden profesyonel, konusunda uzman, eğitimli, tarafsız, güvenilir ve objektif bir kimliğe sahip arabulucu uyuşmazlık çözüm sürecinin tüm aşamalarında taraflar arasında eşitliği gözeterek sürecin sonuçlanmasını sağlayabilecektir.Eşitliğin ön planda tutulduğu bir ortamda, işçi ve işverenin eşit düzeyde ve kendilerini rahatça ifade edebilecekleri şekilde karşılıklı olarak uyuşmazlığa çözüm bulmaları sağlandığında, işveren karşısında zayıf konumda olduğu değerlendirilen işçinin baskı altına alınacağı söylenemez”. Buna göre eşitliğin gözetilmediği, işçinin işverenle eşit düzeyde ve kendisini rahatça ifade edemediği bir ortamda işveren karşısında zayıf durumda olan işçinin baskı altında olmadığı kabul edilemez.</p>

<p>Arabuluculuk çözüm yöntemine başvurulabilmesi için öncelikle taraflar arasında somut bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması gerekir. Çünkü arabuluculuk mevcut olan bir uyuşmazlığın anlaşma yoluyla çözülmesi için başvurulması gereken bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Diğer yandan, arabuluculuk yönteminde uyuşmazlığın uygun bir ortamda ve usulüne uygun olarak müzakere edilmesi şarttır. Özellikle bir tarafın ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf olduğu durumlarda müzakerenin usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi son derece önemlidir.<br />
Kural olarak borçlunun alacaklı ile aralarındaki uyuşmazlığı çözmek için arabuluculuk yöntemine başvurması mümkündür. Bununla birlikte, Dairemize intikal eden dosyalardan, ihtiyari arabuluculuk yoluna çoğunlukla işverenlerin başvurması son derece dikkat çekmektedir. Bu durumun hayatın olağan akışına uygun düştüğünü söylemek zordur. Zira normal olan, alacaklının alacağına kavuşmak için harekete geçmesidir. İhtiyari arabuluculuk yöntemine daha çok işverenlerin başvurması, var olan bir uyuşmazlığı arabuluculuk yoluyla çözmekten çok, salt işçinin mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldırma amacıyla hareket edildiği ihtimalini güçlendirmektedir. Arabuluculuk yöntemi, uyuşmazlığı çözme dışında başka bir amaç için kullanılamaz.</p>

<p>Diğer yandan, iş sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin işlemlerin arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiğine ve böylece uyuşmazlık ortaya çıkmadan bu yola başvurulduğuna sıkça rastlanmaktadır. Kuşkusuz işçinin alacaklarının eksiksiz ödenmesi durumunda işlemin ya da anlaşmanın ne şekilde yapıldığının önemi yoktur. Ancak işçiye alacaklarının kanun ve sözleşme uyarınca ödenmesi gereken miktarın çok altında ödenmesini öngören ve aynı zamanda işçinin dava açma hakkını da ortadan kaldıracak bir anlaşmanın kanuna ve usule uygun yapılması anayasal bir zorunluluktur.</p>

<p>Somut olayda, dosyaya sunulan arabuluculuk son tutanağından telekonferans yöntemi ile işverenin Kuveyt’teki şantiyesinde bulunan davacı ile müzakere yapıldığı ve işçilik alacakları konusunda anlaşmaya varıldığı belirtilmiştir. Dosya içeriğine göre arabulucuya başvuran tarafın işveren olduğu anlaşılmaktadır. Davacı arabuluculuk belgesi imzaladığından habersiz olduğunu, ücretini ve pasaportunu almak için tutanağı imzalamak zorunda kaldığını ileri sürmüştür.</p>

<p>Dosya kapsamına göre arabuluculuk yöntemine başvurulmadan önce davacı işçi ile hangi konuda ve nasıl bir uyuşmazlık çıktığı ortaya konulmuş değildir. Diğer yandan, arabuluculuk görüşmeleri telekonferans ile yapılabilir ise de, işverenin yurt dışındaki şantiyesinde bulunan davacı işçi ile işveren arasında yapıldığı belirtilen müzakerenin usulüne uygun gerçekleştirildiği kabul edilemez. Zira arabuluculuk görüşmelerinde taraflar arasında eşitlik gözetilmemiş; davacı işçinin işverenle eşit düzeyde ve kendisini rahatça ifade edebildiği bir ortam sağlanmamıştır. Kararın açıkladığımız nedenlerle onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20255152-e-20258447-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="51641"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/8443 E., 2025/9371 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258443-e-20259371-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258443-e-20259371-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2025/8443 E., 2025/9371 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/8443 E., 2025/9371 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1428 E., 2025/1808 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 21.08.2008 tarihinde fiilen çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkiline iş sözleşmesinin feshedildiği bilgisi verildiğini, müvekkili çok borçlu olduğunu ve işine devam etmek istediğini söylemesine rağmen işine kesin olarak son verildiğinin kendisine bildirildiğini, müvekkiline tazminatlarını alması için birtakım evrakı imzalaması gerektiği söylenerek Şirketin arabuluculuk işlemlerini yapan arabulucunun ofisine götürüldüğünü, işten atılmanın üzüntüsünü yaşayan ve bundan sonra evini ve ailesini nasıl geçindireceğini düşünen müvekkilinin nereye götürüldüğünü bile bilmeden kendisini bir arabuluculuk ofisinde bulduğunu, kendisine tazminat almak istiyorsa bu evrakı imzalaması gerektiğinin imzalamaz ise tazminat verilmeyeceği isterse yıllarca sürecek mahkeme sürecine gidebileceğinin söylendiğini, arabuluculuk tutanağının aşırı yararlanma (gabin) nedeniyle iptali gerektiğini, arabuluculuk sürecinin olması gerektiği şekilde yürütülmediğini belirterek taraflar arasında düzenlenmiş olan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasında müvekkili davalı Şirkette çalıştığını, taraflar arasında arabuluculuk görüşmesinin 15.11.2022 tarihinde yapıldığını ve davacıya gerekli zamanın verildiğini, davacının isteklerini ve taleplerini özgürce ifade ettiğini, karşılıklı anlaştıklarını, bu anlaşma ile ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının düzenlendiğini, arabulucu tarafından açılış konuşması yapılarak davacıya tüm hukuki bilgilendirmenin yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>Gönen (Balıkesir) 2. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 09.01.2025 tarihli ve 2024/165 Esas, 2025/13 Karar sayılı kararı ile; davacının çalışma süresi olan 2008-2022 döneminde hak edeceği kıdem tazminatının kabaca hesaplanan tutarının dahi ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ile davacı işçiye ödenmesi kararlaştırılan miktarın 2 katına yakın olacağı, davacının talep etmiş olduğu alacak kalemleri dikkate alındığında; edimler arasında açık bir oransızlık bulunduğu, ihtiyari arabuluculuk belgesi üzerinde başvuru numarasının yer almadığı, tüm bu sebeplerle sürecin usulüne uygun olarak yürütülmediğinin anlaşıldığı, anlaşma belgesinin davacı işçi tarafından müzayaka hâlinde imzalandığı, bu şekilde gabin niteliği taşıyan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin arabuluculuğun amacına uygun olmadığı gerekçesiyle taraflar arasında düzenlenmiş olan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 09.01.2025 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2025 tarihli ve 2025/436 Esas, 2025/611 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince tarafların sundukları delillerin usulüne uygun olarak tartışıldığı, verilen kararda usul ve yasaya aykırılık tespit edilmediği, iptali talep edilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının fesih tarihinde düzenlenmiş olması, işveren tarafından dosyaya sunulan özlük dosyasında yer alan işten ayrılış bildirgesinin ihtiyari arabuluculuk tutanağının düzenlendiği tarihten sonra Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ibraz edilmiş olması göz önüne alındığında, aynı tarihi içeren fesih ve arabuluculuk süreçlerinden hangisinin daha önce gerçekleştiğinin tespit edilemediği, evrak içeriklerinden fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, arabuluculuk sürecine başvuru öncesinde iş sözleşmesinin sona erdiğinin mevcut belgelere göre kesin olarak tespit edilemediğinden taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, böyle bir durumda 15.11.2022 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde yer alan, sözleşmenin sona ermesine bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden taraflar arasında bir uyuşmazlık çıktığından söz edilemeyeceği, bu durumda gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı hâlde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olması, ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmayacağı, aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği hâlde yıllık ücretli izin hakkının arabuluculuk anlaşma belgesi ile paraya tahvil edilmesinin de kabul edilemeyeceği, keza iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2025 tarihli kararının süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairenin 01.07.2025 tarihli ve 2025/4671 Esas, 2025/5655 Karar sayılı kararı ile; somut olayda İlk Derece Mahkemesince gabin nedeniyle ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersiz olduğu sonucuna ulaşıldığı hâlde Bölge Adliye Mahkemesince; fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü, taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup görüldüğü gibi Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilmesine rağmen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'da (6100 sayılı Kanun) buna cevaz veren bir düzenlemenin mevcut olmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirildiğine göre Bölge Adliye Mahkemesince, 6100 sayılı Kanun’un 353/1-b(2) hükmü gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken anılan hükme aykırı şekilde davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi isabetli olmayıp usule aykırı olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Kanun’un 353/1-b(2) hükmüne aykırı olduğundan, Kanun'a uygun şekilde karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden bozulmasına, bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince tarafların sundukları delillerin usulüne uygun olarak tartışıldığı, verilen kararda usul ve yasaya aykırılık tespit edilmediği, iptali talep edilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının fesih tarihinde düzenlenmiş olması, işveren tarafından dosyaya sunulan özlük dosyasında yer alan işten ayrılış bildirgesinin ihtiyari arabuluculuk tutanağının düzenlendiği tarihten sonra SGK'ya ibraz edilmiş olması gözönüne alındığında, aynı tarihi içeren fesih ve arabuluculuk süreçlerinden hangisinin daha önce gerçekleştiğinin tespit edilemediği, evrak içeriklerinden fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, arabuluculuk sürecine başvuru öncesinde iş sözleşmesinin sona erdiğinin mevcut belgelere göre kesin olarak tespit edilemediğinden taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, böyle bir durumda, 15.11.2022 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde yer alan, sözleşmenin sona ermesine bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden taraflar arasında bir uyuşmazlık çıktığından söz edilemeyeceği, bu durumda gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı hâlde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olması, ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmayacağı, aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği hâlde yıllık ücretli izin hakkının arabuluculuk anlaşma belgesi ile paraya tahvil edilmesinin de kabul edilemeyeceği, keza iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığından işe iade ve işe iadenin hukuki sonuçları bakımından bir anlaşmadan da söz edilemeyeceği, işçinin fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi çalıştığı sırada tahakkuk eden alacaklarının ödenmesi yönünde bir talepte bulunduğu ya da yapılmak istenen ödemeyi reddettiği; bir diğer ifadeyle taraflar arasında bu konuda henüz bir uyuşmazlık çıktığının kanıtlanaması hâlinde, başlatılan arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen son tutanak veya anlaşma belgesi de geçerli kabul edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiğinin kanıtlanamadığı, arabuluculuk tutanağında yer alan alacaklara ilişkin bir muarazanın varlığının ortaya konulmadığı göz ardı edilerek, arabuluculuk sürecinin tarafların eşitliği, arabulucunun tarafsızlığı ve gönüllülük ilkelerine aykırı şekilde yürütüldüğü, anlaşma belgesinin müzayaka hâlinde imzalandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinin gerekçe itibarıyla hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. İş sözleşmesinin arabuluculuk öncesinde veya en geç aynı gün itibarıyla sona erdiğinin sabit olduğu, bu hususun dava dilekçesinde davacı tarafından “işine son verildiğini, tazminat almak için arabuluculuk ofisine götürüldüğünü” beyanı ile de sabit olduğunu, uyuşmazlığın işverenin feshi bildirimiyle doğduğu ve taraflar arasında arabuluculukta çözümlendiğini,</p>

<p>2. Arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olup irade fesadı bulunmadığını, davacının arabuluculuk anlaşma tutanağını serbest iradesiyle imzaladığını,</p>

<p>3. Arabuluculuk anlaşmasında davacıya 104.534,13 TL ödeme yapıldığını, davacının son ücreti ve çalışma süresi itibarıyla bu tutarın kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık ücretli izin ve diğer taleplerin toplamına denk bir tutar olduğunu, açık oransızlık bulunmadığını, gabin iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki dosya içerisinde mevcut bulunan işe giriş/ayrılış bildirgelerine göre davacının ilk işe giriş tarihi 18.11.2008, ayrılış tarihi ise 27.04.2015 olup bu döneme ilişkin kıdem tazminatının davacı tarafından nakden ve tamamen alındığına dair davacı imzasını içeren kıdem tazminatı bordrosu da dosyada bulunmaktadır. Davacının 02.06.2015 tarihinde tekrar işe girişinin yapıldığı, 15.11.2022 tarihinde ise iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından sona erdirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre uyuşmazlığa konu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin davacının 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin olduğu gözetilmeden, davacının 2008-2022 tarihleri arasındaki tüm çalışma dönemini kapsadığı kabul edilerek değerlendirme yapılması doğru olmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenle ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasındaki çalışma dönemi için düzenlenmiş olduğu dikkate alınarak geçerli bir anlaşma belgesi bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Dairemiz uygulamasına göre arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesi, maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Diğer maddi hukuk sözleşmelerinin geçerliliği için gerekli şartlar arabuluculuk anlaşma belgesi bakımından da aranmalıdır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 31.10.2022 tarihli ve 2022/11077 Esas, 2022/13780 Karar sayılı kararı). Anlaşma belgesinin 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmü kapsamında geçerli bir belge olarak kabul edilmesi için gerekli koşullar Dairemizin 10.10.2024 tarihli ve 2024/10147 Esas, 2024/13332 Karar sayılı kararında</p>

<p>açıklanmıştır.<br />
Somut uyuşmazlıkta dava dilekçesi ile davalı işveren tarafından davacıya iş sözleşmesinin feshedildiği bilgisinin verildiği, davacı işçinin borçlarının olması nedeni ile davalı işverene işe devam etmek istediğini söylediği ancak işine kesin olarak son verildiğinin ifade edildiği ve tazminatlarını alabilmesi için bir kısım evrakları imzalaması gerektiği söylenerek Şirketin arabuluculuk işlemlerini yapan arabulucunun ofisine götürüldüğü ifade edilmiştir. Şu hâlde, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından arabuluculuk görüşmesi öncesinde sona erdirildiği hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamakta olup Bölge Adliye Mahkemesince fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü sonucuna ulaşıldığı, iş sözleşmesinin arabuluculuk sürecinden önce sona erdiği kanıtlanamadığı, taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık çıktığının kanıtlanamaması nedeniyle başlatılan arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen son tutanak veya anlaşma belgesi de geçerli kabul edilemeyeceğine ilişkin değerlendirme hatalı bulunmuştur.</p>

<p>Davacının gabin iddiası üzerinde de durulması gerekir.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Aşırı yararlanma" kenar başlıklı 28. maddesinin “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir." şeklindeki 1. fıkrasında, gabinin unsurları ile sonuçları düzenlenmiştir.</p>

<p>Sözleşmenin taraflarından birinin, gabin hukuksal nedenine dayanarak sözleşmeyle bağlı olmamayı ya da sözleşmenin varlığını korumakla birlikte edimler arasındaki dengesizliğin giderilmesini istemesi hâlinde; gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının somut olayda varlığının irdelenmesi gerekir. Bu bağlamda gabinin kabulü için sözleşmede edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Anlaşma belgesinde anlaşılan miktarla işçinin belge kapsamındaki alacakların karşılaştırılması sonucunda açık bir oransızlık bulunduğu (objektif unsur) tespit edilse dâhi, gerek işçi bakımından gerekse işveren bakımından sübjektif unsurun varlığı aranmalıdır. İşçi bakımından sübjektif unsur; işçinin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle anlaşmaya varmış olması, işveren bakımından sübjektif unsur ise işverenin işçinin bu durumunu bilerek ondan yararlanma kastıyla hareket etmiş olmasıdır.</p>

<p>Dosya içeriğine göre davacının özel durumu olduğu, davalının davacının bu özel durumunu bilerek istismar ettiği (sübjektif unsur) ve edimler arasında açık oransızlık olduğu (objektif unsur) ispatlanmış değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>02.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Dosya içeriğine göre iş sözleşmesi işveren tarafından 14.11.2022 tarihinde feshedilmiştir. Arabuluculuk anlaşma tutanağı da aynı gün imza altına alındığı hâlde tutanakta arabuluculuya başvuru tarihi 15.11.2022 olarak gösterilmiştir. Bu çelişki iş sözleşmesinin feshedildiği gün haklarının ödenmesinin arabuluculuk tutanağını imzalaması şartına bağlandığına ilişkin davacı iddiasını doğrulamaktadır. Arabuluculuk yöntemiyle çözülmesini gerektiren bir uyuşmazlık ortaya çıkmadan davacıya haklarının arabuluculuk anlaşma tutanağını imzalattırılarak ödendiği anlaşılmaktadır. İşçinin dava açma hakkını ortadan kaldırmaya yönelik böyle bir uygulama hukuka uygun kabul edilemez. Aksi yöndeki Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258443-e-20259371-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="54253"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2024/2976 E., 2024/4231 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20242976-e-20244231-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20242976-e-20244231-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 06.03.2024 tarihli, 2024/2976 E., 2024/4231 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/2976 E., 2024/4231 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :... Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/244 E., 2023/541 K.<br />
KARAR : Davalı ... yönünden davanın husumet yokluğundan reddi, davalı ... Taahhüt Taşımacılık İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ yönünden davanın kabulü</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen arabuluculuk tutanağının iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı ... Taahhüt Taşımacılık İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ (... Şirketi) vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 21.05.2009 tarihinde ... makineleri bakım ve onarım personeli olarak işe başladığını, dönemsel olarak işten çıkarılıp işe geri alındığını, son olarak 27.02.2019 tarihinde öğleye kadar çalıştığını, öğle saatlerinde kendisine 26.02.2019 tarihi itibarıyla ... sözleşmesinin feshedildiğinin ancak tekrar işe alınacağının davalı işveren personel müdürü .... tarafından sözlü olarak bildirildiğini ve aynı gün saat 13.00-14.00 civarında da maddi haklarını aldığına dair çıkış evrakı imzalaması gerektiği yine .... ve .... tarafından söylenerek okumasına fırsat verilmeden bir çok evrakın imzalatıldığını, aynı şekilde ...'ya ait cam bölmeli odada adı geçen şahıs tarafından maddi haklarını aldığı ve izinlerini kullandığı konusunda arabulucu ile telefonda görüştürülerek arabulucunun kendisine bilgi vermeksizin haklarını alıp almadığının sorulduğunu, "Aldım." demesinin üzerine görüşmenin sonlandırıldığını, arabuluculuğa dair tüm evrakın bilgilendirilmeden, arabulucu ile görüştürülmeden imzalatıldığını ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk süreci usulüne uygun olarak tamamlanmadığından ve irade sakatlığı nedeniyle yok hükmünde olduğundan bu hususun tespitine ve tutanağın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, arabuluculuk görevini kötüye kullandığına ve işverenle birlikte hareket ettiğine yönelik iddiaların kabul edilemez olduğunu, arabuluculuk tutanağında anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde; kanuna göre arabuluculuk tutanağında anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağını, telefonla görüşme yapılmasının geçersizlik sonucunu doğurmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
1. İlk Derece Mahkemesinin 03.07.2020 tarihli kararıyla; davacı ile davalı Şirket arasında imzalanan 27.02.2019 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesinin, sözleşmenin tarafları bakımından bir özel hukuk sözleşmesi olduğu; arabulucuların, arabuluculuk anlaşma belgesinin tarafı olmadığı, davacı ... ile davalı ... Şirketi arasında 27.02.2019 tarihinde işe iade tazminatlarını da içeren bir ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalandığı, söz konusu imzanın davacıya ait olduğu, imzanın inkar edilmediği gerekçesiyle davanın ... yönünden husumetten, diğer davalı yönünden esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>2. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 10.03.2021 tarihli kararıyla uyuşmazlık konusu ihtiyari arabulucuk tutanağının, davacı işçi tarafından iradesi sakatlanarak imzalanıp imzalanmadığı hususunda taraf delilleri toplanmadan karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>3. İlk Derece Mahkemesinin 17.....2022 tarihli kararı ile kaldırma kararı sonrasında Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda 11.02.2022 tarihli E.70188868-663.02-2021/33-300/6439 ... kararına göre davalı ... hakkında "...arabulucudan alınan savunmanın aksine delil bulunmadığı nazara alındığında soyut iddia dışında delil elde edilememiştir. Bu itibarla... işlem yapılmasına yer olmadığına" karar verildiği ve tüm dosya kapsamından davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kaldırma kararı sonrasında dinlenen davacı tanığının, arabuluculuk görüşmelerine ilişkin görgüye dayalı bilgisi bulunmadığı, davalı tanıklarının ise ilgili anlaşma tutanağının işçi tarafından kendi rızası ile düzenlenip imzalandığı yönünde beyanda bulundukları, Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından aynı hususta yürütülen soruşturma sonucunda, soyut iddia dışında delil elde edilemediğinin bildirildiği, uyuşmazlık konusu arabuluculuk tutanağının, davacı işçi tarafından iradesi sakatlanarak imzalandığının ispatlanamamış olması karşısında davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Dairemizin 18.01.2023 tarihli ve 2022/16066 Esas, 2023/875 Karar tarihli ilâmı ile; ... 23. İdare Mahkemesinin 22.12.2022 tarihli ve 2022/865 Esas, 2022/2552 ... kararında uyuşmazlığa konu olayda, davacı ile işvereni arasında düzenlenen arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali istemiyle ... 11. ... Mahkemesinde 2021/407 Esas ... davanın açıldığı, söz konusu dava kapsamında davalı tanığı olarak ifadesine başvurulan Ö.L.T'nin davacının performansından dolayı işten çıkarıldığını, personele arabuluculuk tutanaklarını kendisinin imzalattığını, davacıya da kendisinin imzalattığını, önce arabuluculuk tutanaklarını imzalatıp sonra arabulucu ile görüştürdüğünü ifade ettiği görüldüğünden, arabululucu A.B'nin 6325 ... Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 ... Kanun) gereğince, 27.02.2019 tarihinde davacı ile işvereni arasında telekonferans yöntemiyle gerçekleştirilen ihtiyari arabuluculuk faaliyetinin başında arabuluculuğun esasları, süreci ve sonuçları hakkında davacıyı gerektiği gibi aydınlatması gerekirken bunu yapmadığı, görevini özenle ve tarafsız bir biçimde yerine getirmediği, bu nedenle 6325 ... Kanun'un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası ile ilgili Yönetmelik gereğince arabulucu hakkında işlem yapılması gerekirken adı geçen arabulucu hakkında işlem yapılmasına yer olmadığına şeklinde verilen kararın hukuka uygun bulunmadığına karar verilmiş olup dosya kapsamından arabuluculuk sürecinin 6325 ... Kanun gereğince belirlenen şekilde işletilmediği, tutanağın imzasından sonra arabulucu ile görüştürüldüğünden bu tutanağın arabuluculuk tutanağı vasfını haiz olmadığı anlaşıldığından iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Dairemiz bozma ilâmına uyularak dosya kapsamından arabuluculuk sürecinin 6325 ... Kanun gereğince belirlenen şekilde işletilmediği, tutanağın imzasından sonra arabulucu ile görüştürüldüğünden bu tutanağın arabuluculuk tutanağı vasfını haiz olmadığı anlaşıldığından 27.02.2019 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline, davalı ... yönünden açılan davanın ise davalı ...'un ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinde arabulucu olarak yer aldığı, hukuki uyuşmazlığın tarafları arasında yer almadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın tarafı olmayan davalı ... yönünden davanın husumetten reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; arabuluculuk tutanağının arabuluculuk görüşmeleri sonucunda hazırlanmadığından geçersiz olduğunu, ...'un bizzat geçersiz tutanağı hazırlayan kişi olduğunu, kendi hatasından yararlanamayacağını, ... lehine vekâlet ücreti takdirinin hatalı olduğunu, hükmün bu yönden düzeltilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili temyiz başvuru dilekçesinde arabuluculuk tutanağının usule uygun olduğunu, üzerinde anlaşmaya varılan konularda dava açılamayacağını, davacının tüm haklarından feragat ederek Şirketi ibra ettiğini, davanın reddi gerektiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline ve arabulucu yönünden davanın husumetten reddi ile vekâlet ücretine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. 6325 ... Kanun'un ilgili hükümleri, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 ... Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Davacı vekili ve davalı ... Şirketi vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20242976-e-20244231-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="88236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2021/12911 E., 2022/1387 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202112911-e-20221387-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202112911-e-20221387-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 07/02/2022 tarihli, 2021/12911 E., 2022/1387 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/12911 E., 2022/1387 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>BÖLGE ADLİYE<br />
MAHKEMESİ : ... 47. Hukuk Dairesi<br />
DAVA TÜRÜ : ALACAK</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İLK DERECE<br />
MAHKEMESİ : ... Anadolu 23. İş Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davacı ile davalı işveren arasında davaya konu ihtiyari arabuluculuk sözleşmesi 20/03/2019 tarihinde imzalandığını, davacının çalıştığı bir dönemde 02/12/2010 tarihi ile 21/01/2019 tarihinde bir dönemi kapsayacak şekilde bir kısım işçilik alacakları, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, maaş prim alacağı, fazla mesai ücret alacağı, genel tatil ücret alacağı, hafta sonu tatil ücreti alacağı, milli ve dini bayram ücreti alacağı, yıllık izin ücreti alacağı gibi kalemler belirtilip alacak miktarının tespiti dahi yapılmadan toplam 30.000,00 TL karşılığı anlaşma yapıldığı şeklinde tutanak davacıya imzalattığına, tutanaktaki yazılanlar hiçbirisi davacı iradesi ile oluşturmadığı gibi tutanakta yapılanlarla ilgili davacı bilgisi bulunmadığını, davalı şirketin tamamen kötü niyetli olarak davacının 10 seneyi aşkın çalışmalarının karşılıklarını almasını engellemek için davacı iradesi ve bilgisi dışında kendi tanıdıkları arabulucuyu ayarlayarak 4 ile 5 katı alacağını vermemek için davacıyı yanıltarak ihtiyari arabuluculuk sözleşmesini imza ettirdiklerini, davacının bilgisiz ve tecrübesizliğinden faydalandıklarını, davacının 10 yıllık emeğine karşılık ödenmesi taahhüt edilen miktar gerçek alacağının çok altında olduğunu iddia ederek ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davacının 02/12/2010-21/01/2019 tarihleri arasında şoför olarak çalıştığını, davalı ile davacı arasında iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar hakkında ihtiyari arabuluculuğa başvurduğunu, tarafların 20/03/2019 tarihli arabuluculuk tutanağını imzalayarak karşılıklı anlaşmaya vardıklarını, davacının müvekkilinin bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden faydalanıldığından bahisle sözleşmenin iptalini istetiğini ancak iddiasının ispatlayacak hiçbir delil sunmadığını, bir işçinin kıdem tazminatı konusunda bilgisiz olması hayatın olağan akışı içerisinde mümkün olmadığını, davacının eğitimli okuma yazma bilen 10 yılı aşkın iş tecrübesinin olduğunu, bu sebeple davanın bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden yararlanılması gibi bir durum söz konusu olmadığını, davaya konu arabuluculuk tutanağının müzakere edilerek sözleşme hazırlandığını, sözleşmede yazılan bu hususun davacı tarafından bilinmediğinin iddia edilmesinin tamamen kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:<br />
İlk Derece Mahkemesince, davacının brüt ücretinin 7.273,64 TL olduğu ve tanık beyanlarına göre davacının haftanın 33 saat fazla çalışma yapıp: dini ve resmi bayramlarda çalıştığı göz önünde bulundurularak hazırlanan bilirkişi hesap raporu ile tespit edilen toplam işçilik alacağı tutarı ile dava konusu ihtiyari arabuluculuk tutanağında belirtilen tutar arasında oransızlık bulunduğu ve gabinin objektif şartlarının mevcut olduğu; ancak davacının tecrübesizliğinden ve bilgisizliğinden yararlanıldığına ilişkin dosyada delil bulunmadığı, dava konusu olayda gabinin subjektif şartlarının mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İstinaf Başvurusu :<br />
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:<br />
Bölge Adliye Mahkemesince, "Dosyada bulunan arabuluculuk tutanağına göre, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücret alacağı, hafta tatili ücret alacağı, yıllık izin ücreti karşılığı olarak net 30.000,00 TL ödenmesi ve kararlaştırılan ödemenin bunların tam karşılığı olduğu konusunda anlaşıldığı, davacıya ödeme yapıldığı, davacının yaşı, hayat tecrübesi, kıdem süresi ve eğitim durumu itibari ile imzaladığı sözleşmenin sonuçlarını bilebilecek durumda olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı davalı tarafça kandırıldığını belitmişse de, ne şekilde kandırıldığına dair somut bir açıklamada bulunmadığı, arabuluculuğa gitmesi için bir neden bulunmadığını ifade etmişse de, gerek davacı, gerekse davalı tanık beyanlarında davacı ile davalının ihtiyari arabuluculuk görüşmesi yaptığı ve anlaşmaya vardıklarının, davacıya bu konuda baskı yapıldığını görmediklerinin, davacının belirli bir para karşılığında işe devam etmesi hususunda anlaştıklarının ve davacı ve davalı ortak tanığının beyanında da arabuluculuk tutanağının imzalanmasından sonra davacının bir ay kadar çalıştığının ve davalının başka bir şoför aldığının duyması üzerine işi bıraktığının ifade edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Arabuluculuk son tutanağı sahteliği ispatlanıncaya kadar geçerli ilam niteliğindeki belgelerdendir. Sahteliği konusunda bir iddia olmadığı gibi, fiil ehliyetsizliği, kısıtlılık halleri dışında irade fesadına dayalı iddiaların somut ve kesin delillerle ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda, dosyadaki bilgi ve belgeler, tanık anlatımları bir arada değerlendirildiğinde, davacının iradesinin fesada uğratıldığı ve kandırıldığı hususunun somut olarak ortaya konmadığı, dosyada tanık anlatımları ile davacının aylık brüt ücreti ve haftada 33 saat fazla mesai yaptığı ve dini ve milli bayramlarda çalıştığı belirlenerek bilirkişi raporunda tespit edilen toplam işçilik alacağı ile ihtiyari arabuluculuk tutanağında belirtilen tutar arasında oransızlık bulunduğu belirtilmişse de, kesin kayıtlara dayalı olarak bir hesaplama yapılmadığı gibi, davacının tecrübesizliğinden ve bilgisizliğinden yaralandığına dair de dosyada somut delil bulunmadığı, davacı tarafça ileri sürelin iddiaların ispatlanamadığı, mahkemenin bu yöndeki tespit ve değerlendirmelerinin dosya içeriğine uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır" gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz Başvurusu:<br />
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Gerekçe:<br />
Davacı işçi, davalı işveren tarafından başlatılan arabuluculuk görüşmelerinin kanuna uygun yürütülmediğini, hakları konusunda yeterince aydınlatılmadığını ve usulüne uygun bir müzakere ortamı oluşturulmadan tarafların anlaştıklarına ilişkin tutanak düzenlendiğini, düzenlenen tutanağın hangi amaçla oluşturulduğunu ve mahiyetini bilmediğini, bu konuda kendisine herhangi bir bilgi verilmediğini, iş sözleşmesi devam ederken düzenlenen bu tutanağın geçersiz olması gerektiğini iddia ederek anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı işveren, arabuluculuk tutanağının usule uygun olarak düzenlendiğini, iptalini gerektiren bir husus bulunmadığını savunmuştur.<br />
İlk Derece Mahkemesince gabinin objektif şartlarının bulunduğu ancak davacının iradesinin fesada uğratıldığını gösteren bir delil olmadığı kabul edilerek gabinin subjektif şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.</p>

<p>Somut olayda, davacı işçinin davalıya ait işyerinde 01/01/2010- 26/04/2019 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalı işveren tarafından ihtiyari arabuluculuk süreci başlatılarak düzenlenen anlaşma tutanağında davacıya kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, ulusal bayram genel tatil ve yıllık izin ücreti alacaklarına karşılık toplam 30.000,00 TL ödeneceği kararlaştırılmıştır. Tutanağın düzenlendiği 20/03/2019 tarihi itibariyle iş sözleşmesi devam eden davacıya kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti gibi iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı tazminat ve alacakların ödeneceğinden söz edilmesi çelişki oluşturmaktadır. Gerçekten tutanakta belirtildiği üzere 21.01.2019 günü davacının işten çıkışının, 23.01.2019 günü ise tekrar işe girişinin yapılması, bu şekilde gerçekte bir fesih işlemi olmadığı halde avans niteliğinde ödemelerin kıdem ve ihbar tazminatı olarak gösterilmesi, ayrıca iş sözleşmesi sona ermediği halde kullandırılmayan yıllık izin hakkının parasal alacağa dönüştürülmesi kanuna uygun görülemez. Belirtmek gerekir ki, gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı halde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olması ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği halde yıllık ücretli izin hakkının arabulucu anlaşma tutanağı ile paraya tahvil edilmesi de kabul edilemez. Bu nedenle arabuluculuk tutanağının geçersiz olduğunun tespitine karar verilmelidir. Her ne kadar davacı tarafından harca esas değer gösterilerek dava açılmış ise de dava dilekçesinin sonuç kısmında sadece arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesi talep edildiğinden dava niteliği itibariyle tespit davası olup kısmi ıslah suretiyle davanın alacak davasına dönüştürülmesi mümkün değildir. Bu nedenle davanın tespit davası olarak görülüp sonuçlandırılması gerekirken yazılı şekilde sonuca gidilmesi ve davacının istinaf talebinin reddine karar verilmesi hatalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202112911-e-20221387-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="91951"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞTEN ÇIKIŞ GÜNÜ İMZALANAN İHTİYARİ ARABULUCULUK TUTANAĞI GEÇERLİ MİDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isten-cikis-gunu-imzalanan-ihtiyari-arabuluculuk-tutanagi-gecerli-midir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isten-cikis-gunu-imzalanan-ihtiyari-arabuluculuk-tutanagi-gecerli-midir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İŞTEN ÇIKIŞ GÜNÜ İMZALANAN İHTİYARİ ARABULUCULUK TUTANAĞI GEÇERLİ MİDİR? </strong></p>

<p><strong>Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararları İncelemesi</strong></p>

<p></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşverenlerin iş sözleşmesini sona erdirirken işçileri ihtiyari arabuluculuğa yönlendirmesi son yıllarda giderek yaygınlaşmıştır. Özellikle işten çıkış işlemiyle aynı gün düzenlenen, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacaklarının tamamının sona erdiğini belirten arabuluculuk anlaşma belgeleri ciddi hukuki tartışmalara yol açmaktadır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşçiye çoğu zaman “Tutanağı imzalamazsan tazminatını alamazsın”, “Bu yalnızca ödeme işlemi için gerekli”, “Herkes aynı belgeyi imzalıyor” veya “İmzadan sonra paran hesabına yatacak” şeklinde açıklamalar yapılabilmektedir. İşçi, işini kaybettiği günün ekonomik ve psikolojik baskısı altında, hangi haklarından vazgeçtiğini tam olarak anlamadan arabuluculuk anlaşma belgesini imzalayabilmektedir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Ancak üzerinde “arabuluculuk anlaşma belgesi” yazması, belgenin her durumda geçerli olduğu anlamına gelmez. Gerçekte bir uyuşmazlık bulunmuyorsa, taraflar arasında gerçek bir müzakere yapılmamışsa, işçi süreç hakkında bilgilendirilmemişse veya arabuluculuk yalnızca işvereni ileride açılabilecek davalardan korumak amacıyla kullanılmışsa anlaşma belgesinin geçerliliği tartışılabilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin son yıllarda verdiği kararlar, işten çıkış günü yapılan ihtiyari arabuluculuk bakımından önemli ölçütler ortaya koymuştur. Buna göre değerlendirilmesi gereken temel mesele yalnızca tutanağın tarihi değildir. Asıl araştırılması gereken, ortada gerçek bir uyuşmazlık ve gerçek bir arabuluculuk faaliyeti bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>İşten çıkış günü yapılan arabuluculuk kendiliğinden geçersiz midir?</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İş sözleşmesinin sona erdiği gün düzenlenen her ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının kendiliğinden geçersiz olduğunu söylemek doğru değildir. Aynı şekilde, arabulucu ve taraflar tarafından imzalanmış her belgenin kesin olarak geçerli olduğunu kabul etmek de mümkün değildir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay’ın yaklaşımına göre somut olayda şu soruların cevaplandırılması gerekir:</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabulucuya başvurulmadan önce taraflar arasında gerçek bir uyuşmazlık ortaya çıkmış mıdır?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşçi, işverenden belirli bir alacak veya hak talep etmiş midir?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşveren bu talebi tamamen veya kısmen reddetmiş midir?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İş sözleşmesi arabuluculuk başlamadan önce gerçekten sona ermiş midir?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşçi arabuluculuğa kendi özgür iradesiyle katılmış mıdır?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşçiye görüşmeye katılmama ve anlaşmayı imzalamama hakkı açıklanmış mıdır?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabulucu, sürecin hukuki sonuçları hakkında tarafları yeterince bilgilendirmiş midir?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Taraflar arasında gerçek bir pazarlık ve müzakere yapılmış mıdır?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Anlaşmaya konu edilen alacaklar ve miktarlar açıkça gösterilmiş midir?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Belge, işveren tarafından önceden hazırlanarak işçiye yalnızca imzalatılmış mıdır?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabuluculuk, işverenin normal ödeme ve fesih işlemlerini güvence altına almak amacıyla mı kullanılmıştır?</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu sorulara verilecek cevaplar, anlaşma belgesinin geçerliliği konusunda belirleyici olacaktır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>İhtiyari arabuluculuk nedir?</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na göre arabuluculuk; tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin yardımıyla, tarafların iletişim kurmasını, müzakere etmesini ve uyuşmazlığa kendi çözümlerini üretmesini amaçlayan bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Kanunun tanımından da anlaşılacağı üzere arabuluculuğun varlık sebebi, mevcut bir uyuşmazlığın çözülmesidir. Taraflar arasında henüz herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkmamışsa, işveren yalnızca borcunu ödemek veya işçiden geleceğe yönelik feragat beyanı almak istiyorsa gerçek anlamda bir arabuluculuk faaliyetinden söz edilmesi güçleşir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İhtiyari arabuluculukta taraflar arabulucuya başvurup başvurmamakta, sürece devam edip etmemekte, görüşmeleri sonlandırmakta, anlaşmayı kabul veya reddetmekte serbesttir. 6325 sayılı Kanun’un 3. maddesi tarafların süreç boyunca eşit haklara sahip olduğunu düzenlemektedir. Kanunun 9. maddesi arabulucunun görevini özenle ve tarafsız biçimde yerine getirmesini, taraflar arasındaki eşitliği gözetmesini zorunlu tutmaktadır. Kanunun 11. maddesi ise arabulucuya, sürecin başında tarafları arabuluculuğun esasları, işleyişi ve sonuçları hakkında gereği gibi aydınlatma yükümlülüğü getirmektedir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Dolayısıyla işçiye yalnızca hazır bir belge imzalatılması, işçinin sorularının cevaplandırılmaması, hak ve alacaklarının hesaplanmaması veya anlaşmayı imzalamaması hâlinde ödeme alamayacağının söylenmesi arabuluculuğun gönüllülük ve eşitlik esaslarıyla bağdaşmayabilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>Arabuluculuk anlaşmasının en önemli sonucu: Dava açma yasağı</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesinde, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesi sıradan bir tutanak değildir. İşçi, belgede açıkça anlaşmaya bağlanan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, yıllık izin veya diğer işçilik alacakları bakımından daha sonra dava açma engeliyle karşılaşabilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Taraflar, avukatları ve arabulucu tarafından usulüne uygun şekilde imzalanan anlaşma belgesi, kanundaki koşulların bulunması hâlinde ayrıca icra edilebilirlik şerhi alınmadan ilam niteliğinde belge özelliği de kazanabilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Tam da bu ağır hukuki sonuç nedeniyle, belgenin gerçek bir arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenip düzenlenmediğinin dikkatle incelenmesi gerekir. Arabuluculuk yalnızca işverenin normal borç ödeme işlemini “dava açılamaz” sonucuna bağlamak için kullanılmışsa kanunun amacı dışına çıkılmış olur.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesi ve bir aylık süre</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşçinin işvereni ibra etmesine ilişkin temel düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde yer almaktadır. Bu maddeye göre işçinin işverenden olan alacaklarına ilişkin ibra sözleşmesinin geçerli olabilmesi için;</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />1. İbranamenin yazılı olması,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />2. İş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren en az bir ay geçtikten sonra düzenlenmesi,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />3. İbra edilen alacağın türü ve miktarının açıkça belirtilmesi,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />4. Ödemenin gerçek hak tutarına uygun ve eksiksiz olması,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />5. Ödemenin banka aracılığıyla yapılması</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />gerekmektedir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu şartları taşımayan ibranameler kesin olarak hükümsüzdür. Gerçek tutarı içermeyen ödeme belgeleri ise kural olarak ancak ödenen miktarla sınırlı bir makbuz niteliği taşıyabilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu düzenlemenin amacı, işçinin iş sözleşmesinin sona erdiği sırada içinde bulunduğu ekonomik ve psikolojik baskıdan yararlanılarak bütün haklarından vazgeçirilmesini önlemektir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>Bir aylık ibra yasağı arabuluculuk anlaşmalarına doğrudan uygulanır mı?</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Gerçek ve usulüne uygun bir arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen anlaşma belgesi ile klasik ibraname aynı hukuki belge değildir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, gerçek bir arabuluculuk anlaşmasına TBK m. 420’deki bir aylık sürenin doğrudan uygulanamayacağını kabul etmektedir. Aksi takdirde iş sözleşmesinin sona ermesinden hemen sonra ortaya çıkan gerçek bir uyuşmazlığın arabuluculukla çözülmesi fiilen engellenmiş olur.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bununla birlikte Yargıtay önemli bir ayrım yapmaktadır: Ortada gerçek bir uyuşmazlık ve gerçek bir arabuluculuk faaliyeti yoksa yalnızca işverenin ödeme işlemi arabuluculuk tutanağına dönüştürülmüş olur. Böyle bir durumda belgenin gerçek niteliğinin ödeme, feragat veya ibra belgesi olduğu ileri sürülebilir ve TBK m. 420’deki koruyucu hükümler yeniden gündeme gelebilir. Başka bir ifadeyle, işveren TBK m. 420’deki bir aylık bekleme süresini yalnızca belgeye “arabuluculuk anlaşması” adını vermek suretiyle etkisiz hâle getiremez.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a href="https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-kotuye-ve-amaci-disinda-kullanilarak-iscinin-haklari-cignenemez" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2024/10147, K. 2024/13332, 10.10.2024</strong></a></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşten çıkış sırasında yapılan ihtiyari arabuluculuk anlaşmalarının geçerliliği konusunda en kapsamlı ilke kararlarından biri<a href="https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-kotuye-ve-amaci-disinda-kullanilarak-iscinin-haklari-cignenemez" rel="dofollow"> Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 10.10.2024 tarihli, 2024/10147 Esas ve 2024/13332 Karar sayılı kararı</a>dır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Dosyada işçinin iş sözleşmesi 29.04.2021 tarihinde sona ermiş, 30.04.2021 tarihinde ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi düzenlenmiştir. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, arabuluculukta anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağı gerekçesiyle işçinin taleplerini reddetmiştir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay ise yalnızca imzalı bir arabuluculuk belgesinin bulunmasını yeterli görmemiştir. Daireye göre arabuluculuğun geçerli kabul edilebilmesi için anlaşmadan önce mevcut ve belirlenebilir bir uyuşmazlığın bulunması gerekir. Bir tarafın talepte bulunması, diğer tarafın da bu talebi kabul etmemesi veya farklı bir çözüm önermesi gerekir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay ayrıca tarafların önceden vardıkları bir mutabakatı arabulucunun yalnızca tutanağa bağlamasının gerçek arabuluculuk faaliyeti sayılamayacağını belirtmiştir. Arabuluculuk süreci arabulucu tarafından yürütülmeli, taraflar arasında gerçek bir müzakere gerçekleştirilmeli ve anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Kararda özellikle şu hukuki ayrım yapılmıştır:</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Gerçek bir arabuluculuk anlaşmasına TBK m. 420 doğrudan uygulanmaz.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Gerçek bir uyuşmazlık ve arabuluculuk faaliyeti bulunmuyorsa belge, işverenin borç ödeme işlemini güvenceye almak için kullandığı bir araç olarak değerlendirilebilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabuluculuk, iş sözleşmesini sona erdirme veya ödeme belgesi düzenleme yöntemi değildir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşverenin yalnızca ödeme yaptığını belgelendirmek amacıyla arabuluculuk yoluna başvurması, arabuluculuğun amacıyla bağdaşmaz.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu nedenle Yargıtay, bölge adliye mahkemesi kararını kaldırmış ve ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202414545-e-20252031-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2024/14545, K. 2025/2031, 26.02.2025</strong></a></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşten çıkış günü imzalanan arabuluculuk anlaşmaları bakımından en dikkat çekici kararlardan biri<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202414545-e-20252031-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2024/14545, K. 2025/2031 sayı ve 26.02.2025 tarihli kararı</a>dır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Dosyada EYT kapsamında emekli olmak isteyen işçilerin işyerindeki toplantı salonuna çağrıldığı, çok sayıda işçinin toplu biçimde arabuluculuk sürecine yönlendirildiği ve anlaşma belgelerinin işten çıkış işlemleriyle aynı gün imzalatıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bölge adliye mahkemesi değerlendirmesinde;</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· arabulucunun işveren tarafından belirlendiğini,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· işçiye süreç ve içeriği hakkında yeterli açıklama yapılmadığını,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· belgenin işverenin emir ve talimatıyla önceden hazırlandığını,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· işçinin iş sözleşmesi devam ederken ve işverenin otoritesi altındayken tutanağı imzaladığını,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· görüşmelerin işverenin işyerinde gerçekleştirildiğini,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· sürecin çok sayıda işçi bakımından topluca yürütüldüğünü</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />tespit etmiştir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu koşullar birlikte değerlendirilerek tarafların eşitliği, arabulucunun tarafsızlığı ve gönüllülük ilkelerinin ihlal edildiği sonucuna varılmış ve arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersiz olduğuna karar verilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesinin kararını usul ve kanuna uygun bularak onamıştır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu kararın en önemli sonucu şudur: İşten çıkışla aynı gün, işyerinde, işveren tarafından organize edilen ve işçiye gerçek bir seçim imkânı tanımayan toplu imza süreçleri, yalnızca arabulucu imzası bulunduğu için geçerli hâle gelmez.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Ancak karar, arabulucunun işveren tarafından önerilmiş olmasının veya görüşmenin işyerinde yapılmasının tek başına kesin geçersizlik sebebi olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Geçersizlik sonucuna tüm olayların birlikte değerlendirilmesiyle ulaşılmıştır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a href="https://www.hukukihaber.net/is-sozlesmesi-devam-ederken-feshe-bagli-alacaklar-yonunden-duzenlenen-arabuluculuk-anlasma-belgesi-gecersizdir" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2024/15165, K. 2025/2237, 03.03.2025</strong></a></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İş sözleşmesi devam ederken feshe bağlı alacaklar hakkında arabuluculuk anlaşması yapılması konusunda önemli kararlardan biri de <a href="https://www.hukukihaber.net/is-sozlesmesi-devam-ederken-feshe-bagli-alacaklar-yonunden-duzenlenen-arabuluculuk-anlasma-belgesi-gecersizdir" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 03.03.2025 tarihli kararı</a>dır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Olayda işçi, işyerinde çalışmaya devam ederken kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin, ücret, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacakları hakkında ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi imzalamıştır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Kıdem ve ihbar tazminatı ile kullanılmayan yıllık izin ücretinin doğabilmesi kural olarak iş sözleşmesinin sona ermesine bağlıdır. İş sözleşmesi devam ederken bu alacakların sona erdiğine ilişkin anlaşma yapılması, henüz doğmamış hakların tasfiyesi sonucunu doğurabilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bölge adliye mahkemesi, gerçek bir uyuşmazlık bulunmadan ve iş sözleşmesi devam ederken düzenlenen belgenin geçerli bir arabuluculuk anlaşması sayılamayacağına karar vermiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de bu kararı oy birliğiyle onamıştır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Karar özellikle, işverenlerin belirli aralıklarla çalışanlarına ödeme yapmak amacıyla arabuluculuğu bir “dönemsel ibra” yöntemi olarak kullanamayacağını göstermektedir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202112911-e-20221387-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2021/12911, K. 2022/1387, 07.02.2022</strong></a></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu dosyada işçinin SGK çıkışının yapılmasından kısa süre sonra yeniden işe girişinin gerçekleştirildiği, gerçekte iş ilişkisinin kesintisiz devam ettiği hâlde kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti gibi feshe bağlı hakların arabuluculuk anlaşmasına konu edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay, iş sözleşmesi gerçekte sona ermemişken feshe bağlı alacakların tasfiye edilmesini kanuna uygun bulmamıştır. Yapılan ödemelerin kıdem veya ihbar tazminatı olarak adlandırılmasının ödemenin gerçek niteliğini değiştirmeyeceği, bu ödemelerin ancak avans niteliğinde değerlendirilebileceği kabul edilmiştir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Karar, kâğıt üzerinde işten çıkış ve yeniden giriş yapılarak işçinin kıdeminin arabuluculuk yoluyla sıfırlanamayacağını ortaya koymaktadır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2022/11077, K. 2022/13780, 31.10.2022</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 31.10.2022 tarihli, 2022/11077 Esas ve 2022/13780 Karar sayılı kararı, arabuluculuk anlaşma belgesinin hukuki niteliği bakımından temel kararlardan biridir. Yargıtay’a göre arabuluculuk anlaşma belgesi, maddi hukuk bakımından bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Bu nedenle sözleşmenin;</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· tarafların gerçek ve karşılıklı iradelerini içermesi,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· hangi uyuşmazlığı sona erdirdiğinin anlaşılabilmesi,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· anlaşılan alacakların ve ödeme yükümlülüklerinin açık olması,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· irade fesadı, aşırı yararlanma ve emredici hukuk kuralları yönünden denetlenebilmesi</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />gerekir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />“Tüm alacaklarda anlaşıldı”, “işçinin hiçbir hakkı kalmadı” veya “taraflar birbirini ibra etti” gibi genel ve belirsiz ifadeler, somut olayın koşullarına göre dava açma yasağının kapsamını belirlemekte yetersiz kalabilir. Belgede hangi alacağın ne kadar olduğu, bu alacağın ödenip ödenmeyeceği, ödeme tarihi ve tarafların hangi taleplerden vazgeçtiği açık biçimde anlaşılmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20242976-e-20244231-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2024/2976, K. 2024/4231, 06.03.2024</strong></a></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu kararda işçiye belgelerin arabuluculuk görüşmesinden önce imzalatıldığı, işçinin daha sonra arabulucuyla görüştürüldüğü tespit edilmiştir. Yargıtay, önce imzanın alınıp daha sonra şeklen arabulucuyla görüşme yaptırılmasını gerçek bir arabuluculuk faaliyeti olarak kabul etmemiştir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Arabulucunun görevi, önceden hazırlanmış ve imzalanmış bir belgeyi onaylamak değildir. Arabulucu, tarafların uyuşmazlıklarını ortaya koymalarını, taleplerini değerlendirmelerini ve gerçek bir müzakere yürütmelerini sağlamalıdır. Belgenin arabuluculuk süreci başlamadan önce imzalanmış olması, anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmadığını gösteren güçlü bir delildir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258443-e-20259371-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2025/8443, K. 2025/9371, 02.12.2025</strong></a></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay’ın daha yeni tarihli kararları da gerçek uyuşmazlık şartını sürdürdüğünü göstermektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258443-e-20259371-k-sayili-karari" rel="dofollow">02.12.2025 tarihli, 2025/8443 Esas ve 2025/9371 Karar sayılı dosya</a>da arabuluculuk anlaşma belgesi ile işten çıkış işlemi aynı tarihte gerçekleştirilmiştir. Belgelerden fesih işleminin arabuluculuktan önce tamamlandığı kesin olarak belirlenememiştir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay, iş sözleşmesinin arabuluculuk başlamadan önce sona erdiği kanıtlanamıyorsa kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ve işe iadenin sonuçları bakımından gerçek bir uyuşmazlıktan söz edilemeyeceğini değerlendirmiştir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Daire ayrıca fazla çalışma ve hafta tatili gibi çalışma sırasında doğabilen alacaklar bakımından da işçinin önceden ödeme talebinde bulunduğunun veya işverenin bu talebi reddettiğinin gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bu karar, yalnızca fesih tarihinin değil, olayların kronolojik sırasının da önemli olduğunu göstermektedir. Fesih bildiriminin, arabuluculuk başvurusunun, görüşmenin, SGK işten ayrılış bildirgesinin ve banka ödemesinin hangi sırayla yapıldığı araştırılmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>İşyerinde veya telefonla yapılan arabuluculuk her zaman geçersiz değildir</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20255152-e-20258447-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 04.11.2025 tarihli, 2025/5152 Esas ve 2025/8447 Karar sayılı kararı</a>, konuya ilişkin önemli bir denge noktasıdır. Bu karara göre görüşmenin işverenin şantiyesinde bulunulduğu sırada telekonferans yöntemiyle yapılmış olması tek başına işçinin iradesinin sakatlandığını veya tutanağın geçersiz olduğunu kanıtlamaz.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşçi baskı, tehdit, yanıltma, bilgilendirilmeme veya irade fesadı iddiasında bulunuyorsa bunu somut olayın özelliklerine uygun delillerle ortaya koymalıdır. Dolayısıyla aşağıdaki hususlar tek başına kendiliğinden geçersizlik sebebi değildir:</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Görüşmenin işyerinde yapılması,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabulucunun işveren tarafından önerilmesi,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Görüşmenin telefon veya görüntülü görüşme yoluyla gerçekleştirilmesi,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabuluculukla fesih işleminin aynı gün yapılması,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşçinin avukatsız katılması.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Ancak bu hususlar; toplu imza, baskı, önceden hazırlanmış belge, yetersiz bilgilendirme, gerçek uyuşmazlık bulunmaması ve müzakere yapılmaması gibi başka olgularla birleştiğinde geçersizlik yönünde güçlü bir tablo oluşturabilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>İşten çıkış günü yapılan arabuluculuğun geçersizliğine işaret eden durumlar</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Her olay kendi koşulları içinde değerlendirilmekle birlikte aşağıdaki durumlar arabuluculuk anlaşmasının geçerliliğini ciddi biçimde tartışmalı hâle getirebilir:</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><u>1. Arabuluculuk başvurusunun iş sözleşmesi sona ermeden yapılması</u></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşçi hâlen çalışırken kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti veya işe iade hakkı hakkında anlaşma düzenlenmesi, henüz doğmamış hakların tasfiyesi anlamına gelebilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><u>2. Taraflar arasında gerçek bir uyuşmazlığın bulunmaması</u></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşçi daha önce herhangi bir ödeme talebinde bulunmamış, işveren de herhangi bir talebi reddetmemişse arabuluculuğun hangi uyuşmazlığı çözdüğü açıklanmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><u>3. İşçilerin toplu olarak imzaya çağrılması</u></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Aynı gün çok sayıda işçinin toplantı salonuna çağrılması, herkese aynı metnin imzalatılması ve bireysel görüşme yapılmaması gerçek bir müzakere bulunmadığını gösterebilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><u>4. Belgenin önceden hazırlanmış olması</u></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Alacak kalemleri ve tutarlar üzerinde hiçbir görüşme yapılmadan, işçiye hazır bir belge sunulması arabuluculuğu şekli bir imza işlemine dönüştürebilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><u>5. Ödemenin imza şartına bağlanması</u></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşçiye kanunen zaten hak ettiği kıdem tazminatı veya diğer alacakların ancak arabuluculuk tutanağını imzalaması hâlinde ödeneceğinin söylenmesi, özgür iradeyi etkileyebilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><u>6. Arabulucunun yeterli bilgilendirme yapmaması</u></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşçiye anlaşma belgesinin dava açma yasağı doğuracağı, anlaşmayı kabul etmek zorunda olmadığı ve gerekirse hukuki yardım alabileceği açıklanmamışsa 6325 sayılı Kanun’un 11. maddesine aykırılık gündeme gelebilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><u>7. Gerçek bir pazarlığın yapılmaması</u></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşçinin talebini açıklamadığı, işverenin teklif sunmadığı ve tarafların farklı seçenekleri değerlendirmediği bir süreç, gerçek bir arabuluculuk faaliyeti olmayabilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><u>8. Alacakların belirsiz bırakılması</u></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />“Tüm işçilik alacakları”, “her türlü hak ve tazminat”, “işçinin hiçbir alacağı kalmamıştır” gibi genel ifadeler dava açma yasağının kapsamını belirsiz hâle getirebilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><u>9. İşçiye çok düşük bir toplu ödeme yapılması</u></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Uzun yıllar çalışmış bir işçiye hak edebileceği alacakların çok altında bir tutar teklif edilmesi; baskı, aşırı yararlanma ve gerçek müzakere bulunup bulunmadığı yönünden değerlendirilmelidir. Ancak yalnızca ödemenin düşük olması her durumda tek başına belgenin geçersizliği anlamına gelmez.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>İşçi arabuluculuk tutanağını imzaladıktan sonra dava açabilir mi?</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesinde açıkça anlaşmaya bağlanan hususlar hakkında kural olarak dava açılamaz. Bununla birlikte belgenin sahte olduğu, baskı veya tehdit altında imzalandığı, hileyle imzalatıldığı, işçinin esaslı hataya düştüğü, aşırı yararlanma bulunduğu, gerçek bir uyuşmazlığın mevcut olmadığı, arabuluculuk faaliyetinin hiç veya gereği gibi yürütülmediği, belgenin emredici hukuk kurallarını etkisiz hâle getirmek amacıyla düzenlendiği ileri sürülebilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay kararlarında arabuluculuk anlaşmasının geçerliliğinin bağımsız bir tespit veya iptal davasında mı, yoksa doğrudan açılacak işçilik alacağı veya işe iade davasında ön sorun olarak mı inceleneceği konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><a href="http://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-kotuye-ve-amaci-disinda-kullanilarak-iscinin-haklari-cignenemez" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2024/10147 Esas sayılı kararı</a>nda anlaşma belgesinin geçerliliği işçilik alacağı davası içinde incelenmiştir. Buna karşılık <a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202414545-e-20252031-k-sayili-karari" rel="dofollow">2024/14545 Esas sayılı karar</a>da, anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespitine ilişkin ayrı davanın kabulü onanmıştır. Bu karardaki karşı oyda ise ayrı bir tespit davasında hukuki yarar bulunmadığı ve meselenin alacak veya işe iade davasında ön sorun olarak incelenebileceği savunulmuştur. Bu nedenle hangi davanın açılacağı, hangi taleplerin ileri sürüleceği ve sürelerin nasıl korunacağı somut belgenin içeriğine göre belirlenmelidir. Özellikle işe iade, zamanaşımı ve hak düşürücü süre içeren uyuşmazlıklarda yalnızca arabuluculuk belgesinin iptali tartışmasına odaklanmak hak kaybına neden olabilir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>Arabuluculuk anlaşmasının geçersizliği nasıl ispatlanabilir?</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşçinin yalnızca “Baskı altında imzaladım” demesi çoğu zaman yeterli olmayacaktır. Olayın dış dünyaya yansıyan somut belirtilerle ispatlanması gerekir. Kullanılabilecek deliller somut olaya göre şunlar olabilir:</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşveren veya insan kaynakları tarafından gönderilen WhatsApp mesajları,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· E-postalar ve toplantı davetleri,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· “İmzalamazsan ödeme yapılmaz” şeklindeki yazışmalar,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabuluculuk başvuru formu ve başvuru tarihi,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabulucunun işçiye gönderdiği davet ve bilgilendirme kayıtları,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Fesih bildiriminin tarihi ve tebliğ saati,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· SGK işten ayrılış bildirgesinin kuruma verildiği tarih ve saat,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabuluculuk tutanağının imza tarihi ve saati,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Banka ödeme dekontları,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşçinin hesap pusulaları ve bordroları,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Aynı süreçten geçen diğer işçilerin tanıklığı,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Belgenin önceden hazırlandığını gösteren kayıtlar,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşçinin hukuki yardım istemesine izin verilmediğini gösteren yazışmalar,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Görüşmenin süresi ve katılımcı bilgileri,</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşverenin aynı arabulucu ile çok sayıda işçi için yürüttüğü toplu işlemler.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Bununla birlikte arabuluculuk görüşmelerinde ileri sürülen teklifler ve beyanlar bakımından 6325 sayılı Kanun’un gizlilik ve delil kullanma yasakları dikkate alınmalıdır. Bu nedenle delil stratejisi, arabuluculuk görüşmesinin içeriğinden ziyade sürecin nasıl organize edildiğini ve işçinin iradesinin hangi dış etkenlerle sakatlandığını gösteren kayıtlar üzerinden kurulmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><strong>İşverenler açısından geçerli bir ihtiyari arabuluculuk süreci nasıl yürütülmelidir?</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İhtiyari arabuluculuk yalnızca işçiyi koruyan değil, usulüne uygun yürütüldüğünde işveren bakımından da hukuki güvenlik sağlayan bir yöntemdir. Bunun için sürecin gerçek anlamda uyuşmazlık çözümüne yönelik olması gerekir. İşverenlerin özellikle şu hususlara dikkat etmesi gerekir:</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Fesih işlemi ile arabuluculuk süreci birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İş sözleşmesinin hangi tarihte ve hangi nedenle sona erdiği açıkça belgelenmelidir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşçinin talepleri ve işverenin bu taleplere karşı tutumu belirlenmelidir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşçiye arabuluculuğa katılmama ve anlaşmayı reddetme hakkı bulunduğu açıklanmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Ödeme, tutanağı imzalama şartına bağlanmamalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· İşçiye belgeyi incelemesi ve hukuki yardım alması için makul süre tanınmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Arabulucu tarafsızlığını korumalı ve tarafları sonuçlar hakkında bilgilendirmelidir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Toplu ve seri imza uygulamalarından kaçınılmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Her işçinin çalışma süresi, ücreti ve alacakları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Anlaşmada her alacak türü ve miktarı açıkça gösterilmelidir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti ve gerçek müzakere sonucunda ulaşılmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" /><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />· Ödemeler banka aracılığıyla ve anlaşmadaki koşullara uygun biçimde yapılmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Arabuluculuğun yalnızca “dava açılmasını engelleyen daha güçlü bir ibraname” olarak görülmesi, süreci baştan itibaren sakatlayabilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşten çıkış günü imzalanan ihtiyari arabuluculuk anlaşması, yalnızca aynı gün düzenlendiği için kendiliğinden geçersiz değildir. Ancak işten çıkışla arabuluculuk sürecinin birlikte yürütülmesi, işçinin işverenin otoritesi altındayken belgeyi imzalaması ve ortada önceden doğmuş gerçek bir uyuşmazlık bulunmaması anlaşmanın geçerliliğini ciddi biçimde tartışmalı hâle getirir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Yargıtay’ın son dönem kararlarına göre geçerli bir arabuluculuk anlaşması için şekli bir imza yeterli değildir. Gerçek bir uyuşmazlık, özgür irade, taraf eşitliği, tarafsız arabulucu, yeterli bilgilendirme, açık anlaşma hükümleri ve gerçek bir müzakere süreci bulunmalıdır.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Arabuluculuk, iş sözleşmesini sona erdirme, kıdem tazminatı ödeme veya işçiden toplu ibra alma yöntemi değildir. İşverenin normal borç ödeme işlemini arabuluculuk anlaşmasına dönüştürerek TBK m. 420’deki işçiyi koruyucu kuralları etkisiz hâle getirmesi hukuken korunmaz.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />İşten çıkarıldığı gün arabuluculuk belgesi imzalayan bir işçinin, “Artık hiçbir hakkımı talep edemem” düşüncesiyle hareket etmesi doğru değildir. Belgenin tarihi, içeriği, arabuluculuk başvurusunun zamanı, fesih işlemlerinin sırası, yapılan ödeme, işçinin nasıl bilgilendirildiği ve taraflar arasında gerçek bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığı birlikte incelenmelidir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="Bağlantı" />Her arabuluculuk anlaşması somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Usulüne uygun bir anlaşma işçi ve işveren açısından bağlayıcı ve güçlü hukuki sonuçlar doğururken, arabuluculuk görüntüsü altında düzenlenen bir ibra veya ödeme belgesi geçersiz kabul edilebilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY"><img alt="Av. Servet AKSOY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/servet-aksoy.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY">Av. Servet AKSOY</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isten-cikis-gunu-imzalanan-ihtiyari-arabuluculuk-tutanagi-gecerli-midir-1</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/arabuluculuk-kfvn54.jpg" type="image/jpeg" length="25272"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANLAŞMA YAPILAN YÜKLENİCİNİN RİSKLİ YAPI TESPİTİ SONRASINDA ÇEKİLME TOPLANTISI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anlasma-yapilan-yuklenicinin-riskli-yapi-tespiti-sonrasinda-cekilme-toplantisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anlasma-yapilan-yuklenicinin-riskli-yapi-tespiti-sonrasinda-cekilme-toplantisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu yazının amacı, yaşanan bir olaydan esinlenerek, malikler ve yüklenici tarafından “çekilme toplantısı” olarak adlandırılan sürecin, kentsel dönüşümde bir tür ticari hile olarak kullanılabileceğine dair dikkat çekmektir. Yazıya konu olan esinlendiğimiz olayda, malikler risk tespiti yapılmasından önce bir firma ile çalışılmasına karar vermişler ve çoğunluk pay sahibi, yüklenici ile bir ön protokol imzalamışlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Riskli yapı tespiti yapılmış ve sonrasında malik ve kiracılara binayı tahliye etmeleri için 90 gün süre verilmiştir. Bu vesile ile ön anlaşmaya katılan katılmayan tüm bina sakinleri için tahliye süreci başlamıştır. Risk tespiti raporunun kesinleşmesi ile tahliye sağlanmadığı takdirde, yetkili idare tarafından bu işlemin resen yapılacağını hatırlatmak isteriz.</p>

<p>Bu aşamada, yüklenici firma her nedense, projeden çekilmeye karar vermiş ve maliklere bu durumu açıklamak için bir toplantı düzenlemeye karar vermiştir. Bu toplantının adına da “çekilme toplantısı” ismini vermişlerdir.</p>

<p>Malikler toplantıdan önce haklı olarak, bu durum üzerine yapılan haksızlığı belirten bir video çekerek sosyal medyada yayınlamışlardır. Gerçekten de binaları boşaltılacak ve bu kısa dönemde bir yüklenici firma arayışına gireceklerdir. Kaldı ki yüklenici ile anlaşma sağlanana kadar, malikler arasındaki fikir aykırılıkları sebebiyle sancılı bir süreç atlatmışlardır. Muhtemel zararları büyük olacaktır.</p>

<p>Aslında örnek olay, kentsel dönüşüm sürecinde hak sahiplerinin yüklenici ile olan ilişkilerinde yaşayacakları çeşitli ve benzer senaryolardan sadece birisidir.</p>

<p>Burada, iki ihtimal olduğunu varsayıyoruz;</p>

<p><strong>1- </strong>Bu olayda, yüklenici firma kurumsal, ticari veya başka bir haklı sebeple projeden çekilmek zorunda kalmış olabilir. Bunu basit bir bildirimle yapmak yerine, en azından maliklere toplantı ile açıklama yapmalarının vicdani sorumlulukları olduklarını, bu toplantının yapılmasının firmalarının itibarı sebebiyle gerekli olduğunu savunabilirler. Bu aşamada ön anlaşma sağlanan yükleniciye karşı ileri sürülebilecek imkânlar kısıtlıdır. Nitekim arsa payı devri doğuran sözleşmelerde, yapılan adi yazılı anlaşmaların ilkesel olarak istisnai haller hariç (iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırılık) hiçbir geçerliliğinin olmadığını biliyoruz. Riskli yapı tespitinden önce de çoğunluk kararı ile kentsel dönüşüme gidilemeyeceğini biliyoruz.</p>

<p><strong>2- </strong>Hak sahiplerini yaralayan, hukuka olan güvenlerini sarsan ikinci ihtimal, örnek olarak<strong> </strong>başlangıçta işe talip olan, ön anlaşma imzalayan yüklenicinin kötü niyetli olduğu varsayımına dayalıdır. Yüklenici başlangıçta işe talip olan diğer firmalarla irtibatlarını koparan malikler aleyhine olarak eskisinden daha ağır şartlarla farklı bir sözleşmeyi kabul ettirmeyi düşünebilir. Hatta müzakere döneminde, tartışılarak kabul edilmeyen maddeleri bu çaresiz dönemlerinde maliklerin kabul etmek zorunda kalacağını düşünüyor olabilir. Bahsettiğimiz senaryoda, çekilme toplantısında aslında yapılmak istenenin yani örtülü amaçlarının bu olabileceği tarafımızca öngörülmektedir. <strong>Özetle çekilme toplantısı olarak adlandırılan bu aşama, bahsettiğimiz hilenin gerçekleşmesi için bir pratik icat olarak kullanılmaya açıktır.</strong></p>

<p>Buraya kadar yaşanmış bir olaydan esinlenerek ihtimalleri belirttik. Kentsel dönüşüm ile ilgili mevzuat uygulamada yaşanan problemlere göre dönemsel değişiklikler uğradı. Öyle ki bir dönem kat maliklerinin toplantı yapma zorunluluğu dahi kaldırıldı. Ancak uygulamada maliklerin haberi olmadan imzalanan karar tutanakları ile işlemler yapılıp hak kayıpları başladığı zaman, sert bir geri dönüşle toplantı şartı sıkı usullerle döndü. Maliklere süreçte elektronik tebligat yoluyla, e devlet aracılığı ile bildirimler yapılması zorunluluğu getirildi. Kısaca uygulamada suistimal edilebilecek bazı haller yasal düzenlemelerle önlenmeye çalışıldı.</p>

<p>Kanaatimize göre; esinlendiğimiz olayda yüklenici firma yetkililerinin, riskli yapı tespiti ve sonrasındaki davranışları değerlendirilerek, bu planı bilinçli olarak yaptığı ve haksız çıkar sağladığı yönünde somut olarak deliller olduğu taktirde “hukuk düzenimiz henüz hazır olmasa da“ dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı tartışılabilecektir. Aynı yüklenici ile devam kararı verilirse, başlangıçta yani riskli yapı tespiti öncesinde olmayan ya da reddedilen, dayattığı sözleşme hükümlerinin, gabin sebebiyle geçersizliği savunulabilir. Ancak bu hukuki imkânları kullanmak dahi malikler yönünden zaman ve para israfına yol açacaktır.</p>

<p>Bu sebeple arsa payı ya da bedel karşılığında olması fark etmeksizin maliklere, kentsel dönüşümde tüketici sıfatı kazandırılarak yasal değişikliklerin yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Nitekim karşı taraf olan yüklenicinin, bu işin mutfağında olan ve kâr amacı öncelikli bir organizasyon olarak, teknik birikime sahip olmayan adil ve dengeli olmayan sözleşmeleri kabul ettirebilme tehlikesi her zaman olacaktır. Esinlendiğimiz olay bu durumun karakteristik bir örneğidir.</p>

<p>Kentsel dönüşüm çok ihtimalli ve çok katmanlı bir süreçtir. Şu aşamada, malikleri koruyucu yasal düzenleme eksikliği olduğu gerçeği karşısında, sürecin iyi planlanmasının gerektiği açıktır. Maliklerin tüm ihtimalleri değerlendirebilecek kapasiteye sahip hukukçu, mimar, mühendis gibi danışmanların desteğini alarak planlama yapmaları, hak kayıplarının önüne geçecektir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/05/irfan-nigdeli.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/05/irfan-nigdeli.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. İrfan NİĞDELİ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anlasma-yapilan-yuklenicinin-riskli-yapi-tespiti-sonrasinda-cekilme-toplantisi</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 16:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/kentsel-donusum-toplanti.jpg" type="image/jpeg" length="13048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Islahın Sınırı mı, Hak Arama Özgürlüğünün Sınırı mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/islahin-siniri-mi-hak-arama-ozgurlugunun-siniri-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/islahin-siniri-mi-hak-arama-ozgurlugunun-siniri-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Medeni usul hukukunda bazı kararlar yalnızca belirli bir uyuşmazlığı çözmekle kalmaz; uygulamanın yönünü değiştirir, avukatların dava stratejilerini ve mahkemelerin yaklaşımını da yeniden şekillendirir. 30 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan <strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargitay-ictihadi-birlestirme-buyuk-genel-kurulunun-08052026-tarihli-20218-esas-ve-20261-karar-sayili-karari-2.pdf" rel="dofollow">Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 08.05.2026 tarihli, 2021/8 Esas ve 2026/1 Karar sayılı kararı</a></strong> da bu nitelikte bir içtihattır.</p>

<p>Karar, ilk bakışta HMK'nın 176 ve devamı maddelerinde düzenlenen ıslah kurumuna ilişkin teknik bir usul sorununu konu alsa da, gerçekte medeni usul hukukunun temel ilkeleri bakımından önemli tespitler içermektedir. Uyuşmazlık, dava dilekçesinde yer almayan bir talebin sonradan kısmen ıslah yoluyla ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Büyük Genel Kurul, dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Kararın önemi, ulaştığı sonuç kadar gerekçesinden de kaynaklanmaktadır. Yaklaşık kırk sayfalık gerekçede Yargıtay; tasarruf ilkesi, taraflarca getirilme ilkesi, taleple bağlılık, hukuki dinlenilme hakkı, ön inceleme, usul ekonomisi ve hukuki güvenlik ilkelerini birlikte değerlendirmiş; ayrıca başta Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Muhammet Özekes ve Prof. Dr. Süha Tanrıver olmak üzere öğretide ileri sürülen görüşleri ayrıntılı biçimde tartışmıştır. Bu yönüyle karar, yalnızca uygulamaya yön veren değil, aynı zamanda doktrinsel tartışmalara da katkı sunan önemli bir içtihat niteliğindedir.</p>

<p>Kararın dikkat çeken bir diğer yönü ise üçüncü görüşmede oy çokluğuyla alınmış olmasına rağmen Resmî Gazete'de yayımlanan metinde karşı oy gerekçelerine yer verilmemiş olmasıdır. Her ne kadar bu durum kararın hukuki bağlayıcılığını etkilemese de, içtihadı birleştirme kararlarında karşı oy gerekçelerinin de yayımlanması, öğretide yürütülecek tartışmalar ve içtihadın gelişiminin izlenmesi bakımından önemli katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Bu çalışmada, anılan İçtihadı Birleştirme Kararı; Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılıkları, öğretide ileri sürülen yaklaşımlar, Büyük Genel Kurulun benimsediği çözüm ve kararın uygulamaya muhtemel etkileri çerçevesinde değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>II. Islah Kurumu ve Tartışmanın Kaynağı</strong></p>

<p>Islah, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 176 ve devamı maddelerinde düzenlenen; taraflara yaptıkları usul işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltme imkânı tanıyan istisnai bir usul kurumudur. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, yargılama sırasında yapılan usulî hata ve eksikliklerin belirli sınırlar içinde giderilmesini ve şekil kurallarının hak kaybına yol açmasının önlenmesini amaçlamıştır.</p>

<p>Ancak ıslah kurumunun kapsamı, özellikle dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla ileri sürülüp sürülemeyeceği konusunda uzun yıllardır hem öğretide hem de Yargıtay uygulamasında tartışılmaktadır.</p>

<p>Bu tartışma yalnızca teorik değildir. İşçilik alacakları, kira, eser ve vekâlet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar ile boşanmaya bağlı malvarlığı davalarında, dava dilekçesinde sehven talep edilmeyen bir alacak kaleminin sonradan aynı davada ileri sürülmek istenmesi uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumdur.</p>

<p>Bu noktada cevaplanması gereken temel soru şudur:</p>

<p>Dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talep, kısmen ıslah yoluyla sonradan aynı davaya dâhil edilebilir mi?</p>

<p>Bu sorunun cevabı yalnızca HMK'nın 176. maddesinin lafzında aranamaz. Zira uyuşmazlık, usul ekonomisi ile hukuki güvenlik, hak arama özgürlüğü ile taleple bağlılık ilkesi arasında nasıl bir denge kurulacağına ilişkindir. İncelenen İçtihadı Birleştirme Kararı da esasen bu iki yaklaşım arasında bir tercih yapmış ve ıslah kurumunun sınırlarını yeniden belirlemiştir.</p>

<p><strong>III. Yargıtay Daireleri Arasındaki Görüş Ayrılığı</strong></p>

<p>İçtihadı birleştirme kararlarının temel amacı, Yargıtay daireleri arasında aynı hukuki soruna ilişkin ortaya çıkan farklı uygulamaları gidererek hukukta birlik ve öngörülebilirliği sağlamaktır. İnceleme konusu karar da, dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilip edilemeyeceği konusunda Hukuk Genel Kurulu ile hukuk daireleri arasında oluşan görüş ayrılığını gidermek amacıyla verilmiştir.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, ilgili daire kararları ve daire başkanlıklarının görüşlerini değerlendirdikten sonra, Yargıtay uygulamasında esasen iki farklı yaklaşımın benimsendiğini tespit etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>A. </strong><strong>Islah Yoluyla Yeni Talebin İleri Sürülebileceğini Kabul Eden Görüş</strong></p>

<p>Bu görüşe göre, dava dilekçesinde aynı hukuki ilişkiye ilişkin maddi vakıalar açıklanmışsa, sehven talep edilmeyen bir alacak kalemi gerekli harç yatırılmak suretiyle kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilebilir. Böylece aynı hukuki ilişkiden doğan uyuşmazlıklar tek dosyada çözümlenerek usul ekonomisi sağlanmış olur.</p>

<p>Bu yaklaşım özellikle Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından benimsenmiş; Daire, işçilik alacaklarına ilişkin davalarda unutulan talep kalemlerinin aynı dava içinde ileri sürülebileceğini kabul etmiştir. 4. ve 11. Hukuk Daireleri de bazı kararlarında benzer yönde değerlendirmelerde bulunmuş, ancak kendi içtihatlarında farklı uygulamaların da mevcut olduğunu belirtmiştir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Islah Yoluyla Yeni Talebin İleri Sürülemeyeceğini Kabul Eden Görüş</strong></p>

<p>İkinci görüş ise, ıslahın yalnızca daha önce yapılmış bir usul işleminin düzeltilmesine hizmet eden istisnai bir kurum olduğu anlayışına dayanmaktadır. Buna göre, dava dilekçesinde hiç yer almayan bir talep bakımından ıslah edilecek bir usul işlemi bulunmadığından, yeni bir istem kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemez.</p>

<p>Bu yaklaşımın en belirgin temsilcisi Yargıtay 3. Hukuk Dairesi olup, Daire, HMK'nın 176 ve devamı maddelerinin yalnızca mevcut dava konusu üzerinde değişiklik yapılmasına imkân tanıdığını kabul etmiştir. Aynı görüş, kapatılan 14., 16. ve 17. Hukuk Daireleri tarafından da benimsenmiş; bu daireler, dava dilekçesinde yer almayan bir talebin ıslah yoluyla ileri sürülmesini fiilen yeni bir dava açılması olarak değerlendirmiştir.</p>

<p><strong>C. </strong><strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>Görüldüğü üzere uyuşmazlık, yalnızca HMK'nın 176. maddesinin yorumundan ibaret değildir. Tartışmanın merkezinde; usul ekonomisi ile hukuki güvenlik, hak arama özgürlüğü ile taleple bağlılık ilkesi ve etkin yargılama ile dava dilekçesinin belirleyici işlevi arasında nasıl bir denge kurulacağı sorunu bulunmaktadır.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, daireler arasındaki farklı uygulamaları ve öğretide ileri sürülen görüşleri birlikte değerlendirerek ikinci yaklaşımı benimsemiş; böylece dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceği yönündeki içtihadı birleştirmiştir.</p>

<p><strong>IV. Öğretideki Görüşler ve Büyük Genel Kurulun Görüşü</strong></p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının dikkat çekici yönlerinden biri, yalnızca Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığını değil, öğretide ileri sürülen farklı yaklaşımları da ayrıntılı biçimde değerlendirmiş olmasıdır. Kararda yer verilen görüşler, tartışmanın yalnızca uygulamadan değil, doktrinden de kaynaklandığını göstermektedir.</p>

<p><strong>A. Islahın Geniş Yorumlanmasını Savunan Görüş</strong></p>

<p>Bu görüşe göre ıslah, yalnızca talep miktarının artırılmasına değil, belirli şartlar altında dava dilekçesinde yer almayan yeni bir talebin ileri sürülmesine de imkân tanımaktadır.</p>

<p>Kararda aktarıldığı üzere <strong>Üstündağ</strong> ve <strong>Kuru</strong>, talep sonucunun ıslah yoluyla değiştirilebileceğini ve mevcut talebe yeni istemler eklenebileceğini kabul etmektedir. Benzer şekilde <strong>Pekcanıtez, Atalay ve Özekes</strong>, aynı hukuki ilişki kapsamında bulunan yeni taleplerin ıslahla davaya eklenebileceğini, aksi hâlde dava dilekçesinde unutulan her talep için ayrı dava açılmasının usul ekonomisiyle bağdaşmayacağını ifade etmektedir. <strong>Tanrıver</strong> ve <strong>Akkaya</strong> da ıslahın kapsamının geniş yorumlanması gerektiğini savunmaktadır.</p>

<p>Bu yaklaşımın ortak noktası, <strong>hak arama özgürlüğü</strong> ile <strong>usul ekonomisi</strong> ilkelerine öncelik tanımasıdır.</p>

<p><strong>B. Islahın Sınırlandırılması Gerektiğini Savunan Görüş</strong></p>

<p>Diğer görüş ise, ıslahın yalnızca daha önce yapılmış bir usul işleminin düzeltilmesine hizmet eden istisnai bir kurum olduğu anlayışına dayanmaktadır. Buna göre, dava dilekçesinde hiç ileri sürülmeyen bir talep bakımından ıslah edilecek bir usul işlemi bulunmadığından, yeni bir istem kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemez.</p>

<p>Kararda bu yaklaşımın önde gelen temsilcileri olarak <strong>Orhan Eroğlu, Adnan Deynekli ve Leyla Akyol Aslan</strong> gösterilmektedir. Özellikle <strong>Eroğlu</strong>, yeni taleplerin ıslah yoluyla davaya eklenmesinin fiilen objektif dava birleşmesi sonucunu doğuracağını ve HMK'nın sistematiğiyle bağdaşmadığını belirtmektedir. <strong>Akyol Aslan</strong> ise, dava dilekçesinde hiç yer almayan bağımsız bir talebin sonradan ileri sürülmesinin gerçekte bir düzeltme değil, yeni bir dava niteliği taşıdığını ifade etmekte; bununla birlikte bağlantılı talepler bakımından daha esnek çözümlerin tartışılabileceğini de kabul etmektedir.</p>

<p><strong>C. Büyük Genel Kurulunun Görüşü</strong></p>

<p>Öğretideki ayrım, yalnızca "ıslahla yeni talep eklenebilir mi?" sorusuna verilen farklı cevaplardan ibaret değildir. Esas tartışma, ıslah kurumunun işlevinin nasıl tanımlanacağı noktasında toplanmaktadır. Geniş yorum, ıslahı usul ekonomisini ve hak arama özgürlüğünü destekleyen esnek bir kurum olarak görürken; dar yorum, ıslahın yalnızca mevcut usul işlemlerinin düzeltilmesine hizmet ettiğini ve yeni bir talebin ancak ayrı bir dava ile ileri sürülebileceğini savunmaktadır.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu da bu ikinci yaklaşımı benimsemiş; tercihinde <strong>dava dilekçesinin yargılamadaki kurucu işlevini</strong>, <strong>ön inceleme aşamasının uyuşmazlığın sınırlarını belirleyen fonksiyonunu</strong> ve <strong>davalının hukuki dinlenilme hakkını</strong> esas almıştır.</p>

<p><strong>V. Büyük Genel Kurul: Islahın Sınırı Dava Dilekçesiyle Belirlenir</strong></p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, öğretide ve uygulamada ileri sürülen görüşleri değerlendirdikten sonra, dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Kurulun hareket noktası, davanın dava dilekçesiyle açılması ve talep sonucunun bu dilekçede açıkça gösterilmesi zorunluluğudur. Bu nedenle dava dilekçesi yalnızca yargılamayı başlatan bir belge değil, aynı zamanda uyuşmazlığın sınırlarını belirleyen temel usul işlemidir. Dava dilekçesinde hiç yer almayan bir talep bakımından ıslah edilecek bir usul işlemi bulunmadığından, kısmen ıslah yoluyla yeni bir talep ileri sürülmesi mümkün değildir.</p>

<p>Kararda ayrıca ön inceleme kurumuna özel önem verilmiş; ön inceleme ile belirlenen uyuşmazlık sınırlarının sonradan kısmen ıslah yoluyla değiştirilmesinin davalının hukuki dinlenilme ve savunma hakkını zedeleyeceği vurgulanmıştır.</p>

<p>Bu gerekçelerle Büyük Genel Kurul, usul ekonomisine kıyasla hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve hukuki dinlenilme hakkına öncelik tanımış, aynı hukuki ilişkiden doğan taleplerin tek dosyada görülmesinin sağlayacağı yararın ıslah kurumunun kapsamını genişletecek şekilde yorumlanamayacağını kabul etmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak karar, ıslah kurumunu dar yorumlamış; dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin artık kısmen ıslah yoluyla ileri sürülemeyeceğini içtihat birliği hâline getirmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>

<p>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun bu kararı, uzun yıllardır uygulama ve öğretide tartışılan önemli bir usul sorununu çözüme kavuşturarak, dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla ileri sürülemeyeceği yönündeki görüşü bağlayıcı hâle getirmiştir. Bu yönüyle kararın en önemli katkısı, Yargıtay daireleri arasındaki uygulama farklılığını ortadan kaldırarak hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği güçlendirmesidir.</p>

<p>Bununla birlikte Büyük Genel Kurul, tercih ettiği çözümle hukuki güvenlik, taleple bağlılık ve hukuki dinlenilme hakkını, usul ekonomisine göre daha öncelikli görmüştür. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde sehven yer verilmeyen bazı talepler bakımından ayrı dava açılması gerekecek; bu durum ise uygulamada usul ekonomisi bakımından yeni tartışmaları beraberinde getirecektir.</p>

<p>Kararın dikkat çekici yönlerinden biri de, öğretide ileri sürülen görüşleri ayrıntılı biçimde değerlendirerek ulaştığı sonucun teorik temelini ortaya koymaya çalışmış olmasıdır. Buna karşılık kararın üçüncü görüşmede oy çokluğuyla alınmasına rağmen Resmî Gazete'de karşı oy gerekçelerine yer verilmemiş olması, öğretide yapılacak değerlendirmeler bakımından önemli bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Karşı oyların yayımlanması, yalnızca kararın gerekçesini zenginleştirmekle kalmayacak, ileride içtihadın gelişiminin izlenmesine de katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki bu karar, yalnızca ıslah kurumunun sınırlarını belirleyen teknik bir usul kararı değildir. Aynı zamanda dava dilekçesinin fonksiyonu, ön inceleme kurumunun işlevi, hak arama özgürlüğü, hukuki güvenlik ve usul ekonomisi arasındaki hassas dengeye ilişkin önemli bir tercih ortaya koymaktadır. Kararın uygulamaya en somut etkisi ise, dava dilekçesinin artık yalnızca davayı açan bir belge değil, yargılamanın kapsamını ve tarafların sonraki usul imkânlarını belirleyen stratejik bir usul işlemi olduğunun açık biçimde ortaya konulmuş olmasıdır.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu uygulamadaki görüş ayrılığını sona erdirmiştir. Ancak bu kararın, özellikle usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğü bakımından doğuracağı sonuçlar, öğretide ve uygulamada tartışılmaya devam edecektir kanaatindeyiz.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER"><img alt="Av. Ayfer BAYER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER">Av. Ayfer BAYER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/islahin-siniri-mi-hak-arama-ozgurlugunun-siniri-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 15:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41aaa.jpg" type="image/jpeg" length="13226"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2024/4114 E., 2025/6115 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20244114-e-20256115-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20244114-e-20256115-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 08.07.2025 tarihli, 2024/4114 E., 2025/6115 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/4114 E., 2025/6115 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/197 E. 2024/203 K.<br />
DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat<br />
HÜKÜM : Kısmen kabul<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Davanın niteliğine göre, davacı vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede ;</p>

<p>Davacı hakkında Dairemizce verilen bozma ilamı üzerine Mahkemece kurulan hükmün; davalı vekili ile davacı vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 373/4. ve 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin haksız tutuklama nedeniyle 3.000.000,00 TL maddi ve 3.000.000,00 TL manevi tazminatın tutuklama tarihinden işleyecek yasal faizi ile ödenmesine ilişkin talebinin kısmen kabulü ile 246.800.80 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın tutuklama tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 12.03.2024 tarih ve 2022/9162 Esas - 2024/1137 Karar sayılı ilamıyla: "Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda çok eksik manevi tazminata hükmolunmasının" kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması üzerine ilk derece mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 1.000.000,00 TL manevi tazminatın 29.12.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ... Hazinesinden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma ilamında maddi tazminat açıkca onanamadığı halde, bozma sonrası bu konuda karar verilmeyerek, davacının maddi tazminat talebinin sonuca bağlanıp karar verilmemesi ve manevi tazminat miktarının fahiş olmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Davalı vekilinin temyiz sebepleri; eksik inceleme ve araştırma ile usul ve yasaya aykırı karar verildiğine, davanın reddi gerektiğine, hükmedilen tazminat miktarlarının ve vekalet ücretinin fazla olduğuna, davacı vekilinin temyiz sebepleri, maddi tazminatın asgari ücret üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğuna, hükmedilen tazminat miktarlarının yetersiz olduğuna, manevi tazminat taleplerinin tamamının kabulüne karar verilmesi ilişkindir.</p>

<p><strong>III. DAVANIN KONUSU</strong></p>

<p>Mahkemece, tazminat talebinin dayanağı olan Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/40 Esas – 2017/74 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan 27.12.2009-13.02.2017 tarihleri arasında 2604 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/10 Esas 2010/192 Karar sayılı dosyası ile yapılan yargılama neticesinde 16 yıl 8 ay hapis ve 112.500 TL adli para cezasına mahkum edildiği; mahkumiyet kararının Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2011/1563 Esas 2011/4939 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği; daha sonra yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulduğu, yeniden yapılan yargılama neticesinde davacının Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.03.2017 tarihli ve 2017/40 Esas 2017/74 Karar sayılı kararı ile beraatine karar verildiği, beraat hükmünün 07.04.2017 tarihinde kesinleştiği, kesinleşen beraat hükmünün davacı asile tebliğ edilmediği, tutuklama tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın 142. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye davanın açıldığı, davacı tarafından aynı konuda açılan davanın bulunmadığı, tutukluluk süresinin infaz gördüğü ve mahsuba konu yapılmadığı, kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu belirlenerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong></p>

<p>Dairemizin 12.03.2024 tarih ve 2022/9162 Esas - 2024/1137 Karar sayılı bozma ilamı öncesi, 12/11/2020 tarihli maddi tazminata ilişkin hükmün açıkça onanmadıkça kesinleşmiş sayılamayacağı gözetilmeden bozma sonrası yapılan yargılama sonunda maddi tazminat konusunda karar verilmemiş ise de bu hususta mahallinde her zaman karar verilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>Dairemizce verilen bozma ilamı üzerine yapılan yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, tazminat şartlarının oluştuğunun saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, tazminat miktarının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü tüm temyiz sebeplerinin reddi ile hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>08.07.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20244114-e-20256115-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="95270"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2022/9709 E., 2025/1555 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20229709-e-20251555-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20229709-e-20251555-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 13.02.2025 tarihli, 2022/9709 E., 2025/1555 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/9709 E., 2025/1555 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/607 E - 2022/1717 K.<br />
SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık<br />
HÜKÜM : Beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın, katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Zonguldak 3. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, aynı Kanunun 74/1, 74/1-2, 5237 sayılı TCK'nın 35, 62, 53, 54, 58.maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş, karara karşı sanığın istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddeleri gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının sanık ... yönünden kaldırılması ile ;</p>

<p>"Sanık ... hakkında kültür varlıkları bulmak amacıyla izinsiz olarak kazı veya sondaj yapmak suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca sanığın BERAATİNE,</p>

<p>Yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına," ibarelerinin yazılması, suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, karara karşı katılan vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması görüşünü içerir tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılan vekilinin temyiz isteği; sanığın istinaf dilekçesinin taraflarına tebliğ edilmediğine, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluştuğuna, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine, vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Tüm dosya kapsamından sanık ... ile hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen temyiz dışı sanık ...'in olay günü Karman beldesi sınırlarında izinsiz olarak define arayacakları yönünde alınan duyumlar üzerine koluk görevlilerince olay yerine intikal edildiği, sanık ...'un keser ile toprağı kazmaya çalıştığı ve temyiz dışı sanık ...'in de dedektör ile yüzeyde arama yaptığı sırada yakalandıkları, sanık ...'in yanında getirdiği keser, murç, dedektör, kürek gibi kazıda kullanılan malzemelerin ele geçirildiği, sanık ...'un soruşturma aşamasındaki savunmasında dayısı olan temyiz dışı sanık ...'in olay günü kendisini dedektörü denemek amacıyla çağırdığını, dedektörün sinyal verdiğini o sırada kendisinin de jandarma gelmeden öncesinde toprağı eşelediğini, beyan ettiği, temyiz dışı sanık ...'in alınan savunmasında define aramak için aldığı dedektörü deneme amacıyla gittiklerini, aletin sinyal verdiğini ve keserle toprağı eşelediği sırada jandarmanın geldiğini beyan ettiği, alanın 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli yerlerden veya sit alanı olmadığı, alanda Kanun kapsamında herhangi bir kültür varlığına rastlanılmadığının tespit edildiği, yürütülen soruşturma neticesinde sanık ve temyiz dışı sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 74/1-2, 5327 sayılı TCK'nın 35, 53, 54 maddeleri uyarınca kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanık ve temyiz dışı sanık ...'in Yerel Mahkemece alınan savunmalarında olay günü dedektörü deneme amacıyla gittiklerini, herhangi bir kazı yapmadıklarını , jandarmanın geldiğini beyan ettikleri anlaşılmıştır.</p>

<p>Yerel Mahkemece icra edilen keşif sırasında tutanak tanığının alınan beyanında olay günü sanık ...'un elinde keser olduğu ve keser ile yerde ufak ufak kazı yaptığı sırada yanlarına gittiklerini, keser ile toprağın çok az eşelenmiş olduğunu beyan ettiği, keşif üzerine dosyaya sunulan arkeolog bilirkişi raporuna göre alanda herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmadığının belirtildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Yerel Mahkemece yürütülen yargılama neticesinde;"...iddia, sanık savunmaları,keşif ve bilirkişi raporu, tutanaklar ve tüm dosya kapsamından, sanıkların suç tarihinde fikir ve eylem birlikteliği içerisinde Zonguldak İli Merkez İlçesi ... Beldesi, ... Mevkii, 126 Ada 4 Parsel Sayılı taşınmaz üzerinde kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı yaptıkları sırada jandarma görevlileri tarafından yakalandıkları, sanıkların bu suretle üzerlerine atılı suçu işledikleri anlaşıldığından mahkumiyetlerine (sanıklar üzerlerine atılı suçlamayı kabul etmeyerek savunmalarında kazı yapmadıklarını iddia etmiş iseler de tutanak tanığı ...in anlatımı karşısında sanık savunmalarına itibar edilmemiş ve cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir.)" gerekçeleriyle sanığın mahkumiyetine dair hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde; "..İlk derece mahkemesince atılı suçtan sanığın mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanığın istikrarlı beyanlarında, istinafa gelmeyen diğer sanık ...'in define aramak için almış olduğu dedektörü denemek amacıyla olay yerine gittiklerini, dedektörün sinyal sesi verdiği alanı keserle kazmaya başladığı sırada jandarma ekiplerinin yanlarına geldiğini beyan etmesi, keşifte dinlenen tutanak tanığı ...'nin beyanlarında ise sanık ...'in elinde dedektör diğer sanık ...'un elinde keser gördüğünü ve yerde ufak ufak kazı yaptığını, toprağın çok az eşelendiğini beyan etmesi, olay yerinde uzman kişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmadığının belirtilmesi karşısında;</p>

<p>Benzer konuda Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 26/01/2015 tarih ve 2015/646 E - 2015/1136 K ile 07/10/2020 tarih ve 2018/5341 E-2020/4970 K. sayılı ilamlarına göre somut dosya değerlendirildiğinde; sanığın olay yerinde henüz herhangi bir kazı faaliyeti yapmadığının sabit olması karşısında, eylemin henüz hazırlık hareketi aşamasında kaldığı, keza arkeolog bilirkişi ve uzman kişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmaması ile sanığın define aradığı alanın, sit alanı veya 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli yerlerden olmadığının tespit edilmesi nedenleriyle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları oluşmadığı anlaşılmakla beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi," gerekçesiyle Yerel Mahkeme hükmünün sanık ... yönünden kaldırılarak yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle CMK'nın 223/2-a uyarınca sanık ... hakkında beraat hükmü kurulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyada yer alan 18.10.2020 tarihli olay yeri görgü tespit tutanağına göre, olay günü sanık ... ile hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen temyiz dışı sanık ...'in izinsiz olarak kazı yapılacağı ihbarı alan kolluk görevlilerince olay yerine intikal edildiğinde sanık ...'un elindeki keserle toprağı eşelediği esnada yakalandığının belirtildiği ve tutanak tanığının alınan beyanında sanık ...'un olay günü toprağı ufak ufak eşelediğini beyan ettiği, sanığın 40 cm derinliğe ulaşmayacak şekilde kazı yaparken yakalandığı, bu hali ile sanığın eyleminin 2863 sayılı Kanun'un 74/1-2.cümlesinde tanımlanan suça teşebbüs suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, sanığın yazılı şekilde beraatine dair hüküm tesisi,</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararının açıklanan nedenlerle 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, tebliğnameye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2 maddesi uyarınca Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>13.02.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20229709-e-20251555-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="40719"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2023/96 E., 2025/1538 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202396-e-20251538-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202396-e-20251538-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 13.02.2025 tarihli, 2023/96 E., 2025/1538 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/96 E., 2025/1538 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2020/1294 E. 2022/1873 K.<br />
SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık<br />
HÜKÜMLER : Beraat hükmü kaldırılarak mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın, sanıklar ... ve ... müdafii, sanık ... müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.01.2020 tarih, 2019/260 Esas, 2020/12 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında; 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi gereğince beraatlerine karar verilmiştir.</p>

<p>2. Hükmün katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesince duruşma açılarak 26.05.2022 tarih, 2020/1294 Esas, 2022/1873 Karar sayılı kararı ile beraat hükmü kaldırılarak sanıkların 2863 sayılı Kanun'un 74/1, 74/1-2.cümle, 5237 sayılı Kanun'un 53. maddeleri gereğince 1 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 31.12.2022 tarih, 2022/121328 nolu esastan ret ile onama görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık ... müdafinin temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanığın suç kastı olmadığına, beraatine karar verilmesi gerektiğine, lehe hükümlerin uygulanmamasının yerinde olmadığına ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.</p>

<p>Sanıklar ... ve ... müdafinin temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanıkların suç kastı olmadığına, beraatlerine karar verilmesi gerektiğine, lehe hükümlerin uygulanmamasının yerinde olmadığına ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, sanıklar savunmalarında suçlamaları kabul etmeseler de, deliller kısmında gösterilen ihbar tutanaklarında açıkça fail ve yer belirtilerek ihbarlar yapılması, kolluk tarafından düzenlenen 22/11/2018 tarihli tutanakta asansör boşluğu olarak projelendirilen yerde 15-20 metre derinliğinde bir kuyu kazıldığını ve özellikle kuyudan çıkan hafriyatın nemli olduğu ile seyyar aydınlatma yapıldığı tespitlerine yer verilmesi, yine aynı tutanak ile el konan malzemelerin kuyu açmak için kullanmaya elverişli olması, bu derinlikteki bir çukurun asansör boşluğu olmaktan öte olması bir yana, bilirkişi heyeti raporunda özellikle "asansör boşluğunda bırakılması gereken 1,50 metre derinliğinde asansör kuyusu yapılmadığının, kuyunun 2. bodrum kata kadar doldurulduğunun, mimari ve statik projede asansör kuyusu detaylarının yer almadığının, asansör projesinde ise kuyu derinliğinin 1,50 metre olarak gösterildiğinin" belirtilmesi karşısında; savunmaların suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun kabul edildiği, ayrıca savunmalarda kuyunun kendileri tarafından kazılmadığı ve önceden varolduğu açıklamasına yer verilmiş ise de; kolluk tarafından yapılan tespite göre, kuyuda hafriyatı çıkarmak için kullanılan motorlu inşaat asansörünün varolması ve çıkarılan nemli hafriyatın (yani yeni kazı yapılmış olması hususu) kuyu dışında birikmiş olması gözetildiğinde, savunmalar inandırıcı bulunmamış; ruhsatlı ve haliyle etrafı korunaklı olan bir inşaat alanına sanıkların bilgisi dışında başka şahısların girerek günler sürecek şekilde 15-20 metre derinliğinde bir kuyu kazması, hafriyatı çıkarmak için asansör mekanizması kurmaları, asansörü çalıştırmak ve aydınlatma yapmak için enerji kullanmaları, bunları yaparken de farkedilmemeleri olağan hayat akışına uygun düşmediğinden, savunmaların suçtan kurtulmaya yönelik olduğu vicdani kanaatine varıldığı, b una göre de sanıkların fikir ve fiil birliği içerisinde hareket ederek, sanıklardan ...'ın yüklenicisi olduğu ve dolayısıyla bir başkasının müdahalede bulunmasının mümkün olmadığı Eskişehir Merkez ... Mahallesi ... Sokak No: 2 adresindeki yerin karşısındaki inşaat alanında, yukarıda nitelikleri gösterilen şekilde kuyu kazdıkları, yapılan bu işin inşaat faaliyeti ile ilgisinin bulunmadığı, sanıkların kültür varlığı bulmak maksadı ile davaya konu kazıyı gerçekleştirdikleri, kazı yapılan yerin sit alanı veya kanunla korunması gereken bir yer olmadığının sübuta erdiği, iddianamede sanıkların fiili 2863 Sayılı Kanun'un 74/2. maddesinde düzenlenen "define araştırmak" suçuna uyduğu kabul edilerek cezalandırılmaları talep edilmiş ise de Dairece bu vasıflandırmanın Kanun'a aykırı olduğunun kabul edildiği, şöyle ki ; 2863 Sayılı Kanun'un "İzinsiz araştırma, kazı ve sondaj yapanlar" başlıklı 74. maddesinde "(1) Kültür varlıkları bulmak amacıyla, izinsiz olarak kazı veya sondaj yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Ancak, kazı veya sondajın yapıldığı yerin, sit alanı veya bu Kanuna göre korunması gerekli başka bir yer olmaması halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir. (2) İzinsiz olarak define araştıranlar, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, bu fiillerin yurt dışına kültür varlıklarını kaçırma amacıyla veya kültür varlıklarının korunmasında görevli kişiler tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza iki katına kadar artırılır." hükmünün yer aldığı, yerleşik Yargıtay uygulamasında da belirtildiği üzere 2863 sayılı Kanun'un 74/2. maddesinde düzenlenen “izinsiz define araştırma” suçunun oluşabilmesi için (izinsiz kazı yapmak suçundan farklı olarak) fiilin mutlaka mezkur Kanun'un 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında, bunların korunma alanlarında veya sit alanlarında gerçekleşmesi gerekmektedir. "İzinsiz define araştırma" suçu ile "izinsiz kazı yapma" suçu arasındaki bir diğer fark da kazı fiilinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususudur. İzinsiz define araştırma suçu için araziye fiziki müdahale teşkil etmeyen yüzeysel araştırma faaliyetlerinde bulunulması gerektiği, eğer fiziki müdahale söz konusu ise yani kazı yapılması hali var ise artık izinsiz define araştırma suçundan bahsetmenin mümkün olmadığı, (Örnek olarak Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/748 Esas, 2020/6692 Karar sayılı ve 02/12/2020 tarihli kararı) somut olayda ise hem davaya konu yerin Kanun'un 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olmaması hem de fiziki olarak kazı yapılması karşısında sanıkların fiillerinin "izinsiz kazı yapmak" suçuna uyduğu gerekçesiyle beraat hükmü kaldırılarak sanıkların mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong></p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve Kanun'a uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanıklar ... ve ... müdafii, sanık ... müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>13.02.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202396-e-20251538-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="66305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2021/3392 E., 2024/4975 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20213392-e-20244975-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20213392-e-20244975-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 03.10.2024 tarihli, 2021/3392 E., 2024/4975 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/3392 E., 2024/4975 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/2 E., 2019/30 K.<br />
SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Sanık hakkında Dairemizin bozma ilamı üzerine kurulan hükmün; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.10.2014 tarihli ve 2014/94 Esas, 2014/128 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraat kararı verilmiştir.</p>

<p>2. Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.10.2014 tarihli ve 2014/94 Esas, 2014/128 Karar sayılı kararının katılan vekili ve mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine Yargıtay (12). Ceza Dairesinin 16.11.2017 tarihli ve 2015/16059 Esas, 2017/8980 Karar sayılı kararı ile " sanıkların, dedektörleri ile araştırma yaptıkları sırada kolluk kuvvetlerince yakalandıkları yerin, bahse konu bilirkişi raporunda değinilen Geç Roma ve Bizans dönemine ait yerleşim yeri içerisinde kalıp kalmadığı ve dolayısıyla izinsiz define araştırmasının, 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamındaki bir alanda yapılıp yapılmadığı şüpheden uzak ve tereddütsüz şekilde tespit edilerek, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile hüküm kurulması" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3.Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.01.2019 tarihli ve 2018/2 Esas, 2019/30 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 2863 sayılı Kanun 74/2,-1, TCK 62,50/1-a, 52 maddeleri uyarınca 1500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafinin temyiz nedenleri; eksik bilirkişi raporu ile karar verildiğine, suça konu yerde keşif yapılması gerektiğine ve sair nedenlere ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Pınarhisar Cumhuriyet Başsavcılığının 25/04/2013 tarih 2013/106 Esas sayılı iddianamesi ile sanığın temyiz dışı sanık ... ile ''İzinsiz Olarak Define Araştırmak'' suçunu işlediklerinden bahisle cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde; Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin 22.10.2014 tarih 2014/94 esas ve 2014/128 karar sayılı ilamı ile sanıklar hakkında beraat kararı verildiği, bu kararın Cumhuriyet Savcısı ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2015/16059 esas 2017/8980 karar sayılı ilamı ile sanıkların, yanlarında getirdikleri dedektörler ile define araştırması yaptıkları sabit ise de, 2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesinde düzenlenen “izinsiz define araştırma” suçunun oluşabilmesi için, anılan Kanunun 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında, bunların korunma alanlarında veya sit alanlarında araştırma faaliyetlerinde bulunulması gerektiği, dosya içerisinde mevcut 29.05.2014 tarihli bilirkişi raporunda, jandarma komutanının gösterdiği yerdeki tarlalarda yaklaşık 1 - 1.5 m boyunda buğday ekili olduğundan, tam anlamıyla yüzey incelemesi yapılamadığının, ancak, etraftaki gözlemler sonucunda, özellikle ekilmemiş tarlalarda, hem topoğrafik açıdan yüzey şeklinden hem de yüzeyde bulunan seramik parçalarından anlaşıldığı kadarıyla, tescil edilmemiş Geç Roma ve Bizans dönemine ait bir yerleşim olduğunun ve alanda kesinlikle 2863 sayılı Kanun kapsamına girecek nitelikte kültür mirası bulunduğunun belirtildiği anlaşılmakla; sanıkların, dedektörleri ile araştırma yaptıkları sırada kolluk kuvvetlerince yakalandıkları yerin, bahse konu bilirkişi raporunda değinilen Geç Roma ve Bizans dönemine ait yerleşim yeri içerisinde kalıp kalmadığı ve dolayısıyla izinsiz define araştırmasının, 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamındaki bir alanda yapılıp yapılmadığı şüpheden uzak ve tereddütsüz şekilde tespit edilerek, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmesi gerektiği sebebiyle bozulduğu, mahkemece Yargıtay Bozma İlamı doğrultusunda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmeyerek üzerlerine atılı suçu işlediği sabit görülerek atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV.GEREKÇE VE KARAR</strong></p>

<p>1-Hükümden sonra 24/10/2019 tarih ve 30928 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 16. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 75. maddesinin 6. fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 74. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenen suç önödeme kapsamına alındığından; 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca, “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmü de gözetilerek, 7188 sayılı Kanunun 16. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 75. maddesi uyarınca önödemeye ilişkin işlemler yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>2-5728 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesinde düzenlenen izinsiz araştırma yapma suçu ile 2863 sayılı Kanunun 6. maddesinde belirtilen kültür ve tabiat varlıklarında, bunların koruma alanlarında, tespit ve tescil edilmiş sit alanlarında araziye fiziki müdahale teşkil etmeyen toprak üstünde veya su altında kültür ve tabiat varlıklarının araştırılmasına yönelik eylemlerin yaptırım altına alındığı, somut durumda ise, araziye fiziki müdahale oluşturacak her hangi bir kazı izinin bulunmadığının belirlenmesi karşısında, mahkemece suça konu taşınmaz üzerinde fen ve arkeolog bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden keşif yapılarak sanık tarafından izinsiz araştırma yapılan taşınmazın 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı niteliğinde bulunup bulunmadığının, sit alanı içerisinde yer alıp almadığının kesin olarak belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin hüküm kurulması,</p>

<p>3-Dairemizin 16.11.2017 tarihli ve 2015/16059 Esas, 2017/8980 Karar sayılı bozma kararı sanık aleyhine olmasına rağmen, sanığın bozmaya karşı diyeceklerinin sorulmaması suretiyle, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde 1412 CMUK’un 326. ve 5271 sayılı CMK’nun 307. maddelerinin ihlal edilmiş bulunması;</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik sanık müdafinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.10.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20213392-e-20244975-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="20923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzinsiz Kazı ve Sondaj Yapma ile İzinsiz Define Araştırma Suçları Arasındaki Yasal Farklar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izinsiz-kazi-ve-sondaj-yapma-ile-izinsiz-define-arastirma-suclari-arasindaki-yasal-farklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izinsiz-kazi-ve-sondaj-yapma-ile-izinsiz-define-arastirma-suclari-arasindaki-yasal-farklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 74. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sırasıyla izinsiz kazı ve sondaj yapma, izinsiz define araştırma suçları ile bu suçlara uygulanacak yaptırımlar düzenlenmiştir. Her ne kadar uygulamada bu iki suç tipi çoğu zaman birbiriyle karıştırılmakta ise de söz konusu suçlar maddi ve manevi unsurları ile hukuki sonuçları bakımından birbirinden ayrılmaktadır.</p>

<p>Kanun koyucu, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak amacıyla kültür varlığına ulaşmaya yönelik izinsiz kazı faaliyetlerini ve define bulmaya yönelik izinsiz araştırma faaliyetlerini farklı suç tipleri olarak düzenlemiştir. Bu nedenle anılan suçlar, gerek suçun konusu ve maddi unsurları gerekse de failin kastı ve manevi unsurları bakımından birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken suç tipleridir.</p>

<p>Bununla birlikte uygulamada, izinsiz kazı yapma suçu ile izinsiz define araştırma suçunun birbirinden ayrılmasındaki güçlük, çeşitli hukuki sorunları beraberinde getirmektedir. Özellikle failin kastının belirlenmesi, kazının gerçekleştirilme amacı, fiilin işlendiği yerin hukuki statüsü ile gerekli idari izinlerin mevcut olup olmadığının tespiti, suç vasfının belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu itibarla, izinsiz kazı yapma ve izinsiz define araştırma suçlarının unsurlarının ayrı ayrı incelenmesi, aralarındaki ayırt edici ölçütlerin ortaya konulması ve uygulamada karşılaşılan sorunların değerlendirilmesi, hem ceza hukuku teorisi hem de yargısal uygulamanın yeknesaklığının sağlanması bakımından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>İzinsiz Kazı ve Sondaj Yapma Suçu</strong></p>

<p>2863 s.K.m. 35’e göre bu Kanun hükümlerine tabi, taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını meydana çıkarmak üzere araştırma, sondaj ve kazı yapmak ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ile mümkündür. Emredici mahiyetteki yasal düzenlemeye uygun olmayan kazılar ise hukuka aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>İzinsiz kazı yapma suçu, resmi izin olmaksızın kültür varlığı bulmak amacıyla toprağın kazılması suretiyle gerçekleştirilen faaliyetleri ifade eder. 2863 s.K.m. 74/1’de düzenlenen suçun maddi unsuru izin almadan kazı ve sondaj yapmak, manevi unsuru ise kültür varlığı bulmak amacıyla kazı eylemi gerçekleştirmektir. Bu amaç dışında yapılan kazılar 2863 sayılı Yasa kapsamında izinsiz kazı ve sondaj yapma suçunu oluşturmaz. Kazı yapılan yerin özellikleri failin kastının belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin bir tarım alanında arazinin eğiminin düzeltilmesi, su kanalı açılması gibi nedenlerle de kazı yapılabilir. Dolayısıyla yargılamaya konu kazı faaliyetinin 2863 s.K.m. 74/1 kapsamında değerlendirilebilmesi için suçun maddi ve manevi unsurunun, taşınmazın tüm özellikleriyle birlikte ele alınması gerekir.</p>

<p>Kazılan yer, sit alanı ya da 2863 s.K.m. 6’ya göre korunması gerekli yerlerden olabileceği gibi bu hukuki statüye sahip yerler dışında da olabilir. Kazılan yerin mahiyeti cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulsa da kazı eylemi her nerede gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin suç oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>İzinsiz Define Araştırma Suçu</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu m. 772/1’e göre: “Bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş veya saklanmış olduğu ve duruma göre artık malikinin bulunmadığı kesin olarak anlaşılan değerli şeyler define sayılır.”<i> </i>2863 s.K.m. 50’ye göre: Define aramak isteyenlere, bu Kanunun 6. maddesinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak belirtilen yerler ile tespit ve tescil edilen sit alanları ve mezarlıklar dışında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından define arama ruhsatnamesi verilebilir. Define araştırması yapılacak yerler mevzuatımızda sınırlı şekilde belirtilmiştir. Bu faaliyet ancak Bakanlık tarafından verilecek izinle yasal hale gelir. Usul ve yasaya uygun define arama faaliyetinin esasları Define Arama Yönetmeliği’nde ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup Yasa ve Yönetmelik hükümlerine uygun olmayan tüm arama ve araştırma faaliyetleri suç teşkil etmektedir.</p>

<p>İzinsiz define araştırma suçu, kültür varlığı bulmak maksadıyla 2863 sayılı Kanun ve Define Arama Yönetmeliği’nde yer alan düzenlemelere aykırı olarak yetkili makamlardan izin almadan yapılan arama ve araştırma faaliyetleridir. Suçun oluşması için anılan araştırmanın 2863 s.K.m. 6’da belirtilen korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarında veya sit alanlarında gerçekleşmesi gerekir.</p>

<p><strong>Mevzuat Hükümleri ve Yargıtay Kararları Işığında İki Suç Arasındaki Temel Farklar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçunda temel unsur, kültür varlığı bulmak maksadıyla toprağın kazılmasıdır. İzinsiz define araştırma suçu ise kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz olarak gerçekleştirilen arama ve araştırma faaliyetidir. İzinsiz kazı yapma fiili doğrudan fiziki müdahaleyi ve kazıyı ifade eder. Suçun oluşması için mutlaka toprağın kazılması, yer altına müdahale edilmesi gerekir. İzinsiz define araştırma suçu ise kazı eylemi olmadan gerçekleşir.</p>

<p>Taşınmaz kültür varlığında salt gözle yapılan araştırmanın define arama/araştırma suçunun oluşmasında yeterli olmaması sebebiyle Yargıtay’ın bu konuya ilişkin içtihatlarında dedektör ya da başka bir aletin bulunmaması veya araştırma eylemine ilişkin herhangi bir delilin mevcut olmaması halinde suçun unsurlarının oluşmadığı vurgulanmaktadır. İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçunda ise en önemli unsur kazı eylemi olup suçun oluşmasında kazının ne şekilde gerçekleştirildiğinin bir önemli yoktur.</p>

<p>“2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesinde düzenlenen “izinsiz define araştırma” suçunun oluşabilmesi için (izinsiz kazı yapmak suçundan farklı olarak) fiilin mutlaka mezkûr Kanunun 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında, bunların korunma alanlarında veya sit alanlarında gerçekleşmesi gerekmektedir. "İzinsiz define araştırma" suçu ile "izinsiz kazı yapma" suçu arasındaki bir diğer fark da kazı fiilinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususudur. İzinsiz define araştırma suçu için araziye fiziki müdahale teşkil etmeyen yüzeysel araştırma faaliyetlerinde bulunulması gerektiği, eğer fiziki müdahale söz konusu ise yani kazı yapılması hali var ise artık izinsiz define araştırma suçundan bahsedilemeyecektir.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202396-e-20251538-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y. 12. C. D. 2023/96 E. 2025/1538 K. 13.02.2025 T.)</strong></a></p>

<p>İzinsiz kazı ve sondaj yapma ile izinsiz define araştırma suçları arasında suçun işlendiği yer bakımından da farklılık vardır. İzinsiz define araştırma suçundan bahsedilebilmesi için sit alanı ya da korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı vasfına sahip yerde araştırma yapılmış olması gerekir. İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçunda ise yer yönünden herhangi bir kısıtlama yoktur. Kazılan yerin sit alanı ya da korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olması verilecek cezayı artıran bir unsur olsa da suçun oluşması için şart değildir.</p>

<p>“Sanıkların, yanlarında getirdikleri dedektörler ile define araştırması yaptıkları sabit ise de, 2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesinde düzenlenen izinsiz define araştırma suçunun oluşabilmesi için, anılan Kanunun 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında, bunların korunma alanlarında veya sit alanlarında araştırma faaliyetlerinde bulunulması gerekir.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20213392-e-20244975-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y. 12. C. D. 2021/3392 E. 2024/4975 K. 03.10.2024 T.)</strong></a></p>

<p>İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçunun ‘hazırlık hareketleri’ ile izinsiz define araştırma suçu uygulamada karıştırılsa da hukuki sonuçlarının farklı olması sebebiyle tespitin doğru yapılması gerekir. Bu sebeple bulunan materyallerin tek başına delil olarak değerlendirilmesi hatalı sonuçlara sebebiyet verebilir. Örneğin olay yerinde dedektör bulunması tek başına izinsiz define araştırma suçuna işaret etmez. Dedektörden sinyal alınan yerin kazılacağı anlamına da gelebilir.</p>

<p>“Olay yerinde uzman kişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmadığının belirtilmesi karşısında benzer konuda Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 26/01/2015 tarih ve 2015/646 E - 2015/1136 K ile 07/10/2020 tarih ve 2018/5341 E-2020/4970 K. sayılı ilamlarına göre somut dosya değerlendirildiğinde; sanığın olay yerinde henüz herhangi bir kazı faaliyeti yapmadığının sabit olması karşısında, eylemin hazırlık hareketi aşamasında kaldığı, keza arkeolog bilirkişi ve uzman kişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmaması ile sanığın define aradığı alanın, sit alanı veya 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli yerlerden olmadığının tespit edilmesi nedenleriyle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları oluşmamıştır.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20229709-e-20251555-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y.12. C. D. 2022/9709 E. 2025/1555 K. 13.02.2025 T.)</strong></a></p>

<p>Son olarak<strong> </strong>iki suç arasında yaptırım yönünden de farklılıklar bulunmaktadır. 2863 s.K.m. 74/1,2’ye göre; “Kültür varlıkları bulmak amacıyla, izinsiz olarak kazı veya sondaj yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Ancak, kazı veya sondajın yapıldığı yerin, sit alanı veya bu Kanuna göre korunması gerekli başka bir yer olmaması halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.</p>

<p>İzinsiz olarak define araştıranlar, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, bu fiillerin yurt dışına kültür varlıklarını kaçırma amacıyla veya kültür varlıklarının korunmasında görevli kişiler tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza iki katına kadar artırılır.”</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçu ile izinsiz define araştırma suçu, hukuki nitelikleri, unsurları, sonuçları bakımından birbirinden ayrılan iki farklı suç tipidir. Uygulamada bu iki suçun zaman zaman aynı kavramlar gibi değerlendirilmesi, suç vasfının belirlenmesinde ve cezai sorumluluğun tespitinde önemli hukuki sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle suç tiplerinin birbirinden açık biçimde ayrıştırılması, hem kanunilik ilkesinin hem de adil yargılanma hakkının gereği olarak önem taşımaktadır. Failin amacı, gerçekleştirilen eylemin niteliği, kullanılan yöntemler ve olayın meydana geldiği yerin hukuki statüsü, suçun vasfının belirlenmesinde dikkate alınması gereken temel ölçütlerdir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/guliz-kazazoglu.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/guliz-kazazoglu.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Güliz KAZAZOĞLU</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izinsiz-kazi-ve-sondaj-yapma-ile-izinsiz-define-arastirma-suclari-arasindaki-yasal-farklar</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/izinsiz-define-izinsiz-kazi-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="33398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/10 E., 2026/3 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202510-e-20263-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202510-e-20263-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/3/2026 tarihli, 2025/10 esas - 2026/3 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2025/10 (Değişik İş)</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>2026/3</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 30/6</strong><strong>/</strong><strong>2026-33296</strong></p>

<p><strong>TALEPTE BULUNAN:</strong> Cumhuriyet Halk Partisi</p>

<p><strong>TALEBİN KONUSU</strong>: Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isminin ve ambleminin 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. TALEBİN GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisinin başvuru dilekçesinde özetle; “<i>Cumhuriyetçi Milletin Partisi</i>” isminin kelime dizilişi ve çağrışım gücünün ortalama seçmen algısında Cumhuriyet Halk Partisi ile bağ kurulmaya ve karıştırılmaya uygun olduğu, Cumhuriyetçi Milletin Partisinin ambleminde altı ok simgesinin kullanılması suretiyle de Cumhuriyet Halk Partisi amblemi izlenimi verildiği, Cumhuriyetçi Milletin Partisi isim ve ambleminin gerek anlamsal gerekse fonetik olarak kendi partilerinin isim ve amblemiyle iltibasa mahal verecek şekilde benzer olduğu belirtilerek anılan Partinin kullandığı isim ve amblemin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p><strong>II. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görüşünde özetle; 2820 sayılı Kanun’un 8. maddesinde “<i>kuruluş bildirisinde siyasi parti adının yazılması</i>”<i>,</i> 96. maddesinde “<i>partiler tarafından isim, amblem, bayrak, rozet ve rumuzun hangi sınırlar içerisinde kullanılmasının mümkün olduğu</i>” hususu, 10/6/1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 26. maddesi ile 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 78. maddesinde “<i>seçimlerde kullanılan birleşik oy pusulalarında seçime katılan partilerin özel işaretleri, rumuzları ve tam yazı halinde isimlerinin yer alacağı</i>” hükümleri ile siyasi partiler hakkında uygulanabilecek diğer kanunların 2820 sayılı Kanun’a aykırı olmayan hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Cumhuriyet Halk Partisi ile Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isim ve amblemlerinin iltibasa mahal verecek şekilde benzerlik taşımadığı, amblemlerinin farklı figürler ihtiva ettiği anlaşıldığından Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isim ve ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerektiğinin düşünüldüğü belirtilmiştir.</p>

<p><strong>III. PARTİNİN SAVUNMASI</strong></p>

<p>Cumhuriyetçi Milletin Partisinin savunmasında öncelikle Partinin ismine ilişkin değerlendirmede bulunulmuş ve “<i>millet</i>” kavramının geçmişte bir arada yaşamış, şimdi bir arada yaşayan, gelecekte de bir arada yaşama inancında ve kararında olan, aynı vatana sahip çıkan, aralarında dil, kültür ve duygu birliği olan insan topluluğu olduğu, dolayısıyla bir partinin adında “<i>halk</i>” kavramının kullanılmasının başka partilerin adlarında “<i>millet</i>” veya “<i>ulus</i>” kelimelerinin kullanmasına kesin surette engel teşkil etmeyeceği, Partinin adında “<i>Milletin Partisi</i>” ibaresinin tercih edilmesindeki amacın Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan yurttaşların partisi olduğunu vurgulamak olduğu belirtilmiştir. Ayrıca bir siyasi partinin Anayasa’da güvence altına alındığı üzere devletin şeklinin Cumhuriyet olduğunu vurgulaması ve bu hususu savunmasının hiçbir şekilde bir başka siyasi partiyle karışıklığa yol açmayacağı; hâlihazırda var olan Cumhuriyetçi Sol Parti, Cumhuriyetçi Aydınlık Partisi, Cumhuriyet ve İstiklal Partisi, Cumhuriyet ve Adalet Partisi gibi partilerin “<i>Cumhuriyet</i>” ve “<i>Cumhuriyetçi</i>” kavramlarının bir partinin uhdesine bırakılamayacağının en büyük örnekleri olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>Partinin amblemine yönelik olarak da Türk siyasal hayatında <i>ok</i> sembolünün çeşitli partiler tarafından tarih boyunca kullanıldığı, örneğin Cumhuriyet Halk Partisi ve Sosyal Demokrat Halkçı Partinin altı ok bulunan amblemleriyle 1994 seçimlerine katıldıkları, bu sembolün Mustafa Kemal Atatürk’ün Anayasa’nın başlangıç hükmüne koyduğu altı ilkeyi işaret ettiği, bu itibarla altı okun hiçbir partinin tekelinde olamayacağı ve münhasıran Cumhuriyet Halk Partisinin kullanımına bırakılamayacağı; okların yönü, boyutu ve uzunluğu, amblemlerdeki hilal, Türkiye haritası gibi diğer ögelerle olan görsel bütünlük, düzenlenme şekli ve yazı unsurları bakımından partinin ambleminin oy verme ehliyetine sahip vatandaşlar tarafından başka bir partininkiyle karıştırılmasının imkânsız olduğu belirtilerek talebin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V. İNCELEME</strong></p>

<p>1. Cumhuriyet Halk Partisinin başvurusu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görüşü, Cumhuriyetçi Milletin Partisinin savunması, Raportör Oğuz ÇAKAR tarafından hazırlanan rapor, ilgili Anayasa ve kanun kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer belgeler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>1. Genel Açıklama</strong></p>

<p>2. Anayasa’nın 68. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Siyasî partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.</i>” hükmüne yer verilmiş, 69. maddesinin son fıkrasında da siyasi partilerin kuruluş ve çalışmalarının anılan maddedeki esaslar çerçevesinde kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>3. Siyasi partilerle ilgili esasların düzenlendiği 2820 sayılı Kanun’un “<i>Kullanılamayacak parti adları ve işaretler:</i>” başlıklı 96. maddesinin birinci fıkrasında “<i>…siyasî parti siciline kayıtlı bulunan siyasî partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri</i>[nin] <i>aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde başka bir siyasi partice kullanılmayacağı…</i>” belirtilmiştir.</p>

<p>4. Öte yandan 2820 sayılı Kanun’un “<i>Diğer sebeplerle başvuru</i>” başlıklı 104. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>…siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarını aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kabul eden veya kullanan siyasi parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca resen veya ilgili siyasi parti tarafından doğrudan yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde isim, amblem ve rumuzlarla ilgili olarak siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre yapacağı incelemede bu Kanunun</i> <i>96</i> <i>ncı</i> <i>maddesinin birinci fıkrasına aykırılık görürse, aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verir.</i>” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>5. Anılan düzenlemelerle, bir partinin siyasi parti siciline kayıtlı bir başka partinin isim ve amblemini aynen veya iltibasa yol açacak şekilde kullanması yasaklanmıştır. Söz konusu düzenleme “<i>cumhuriyet</i>”, “<i>millet</i>”, “<i>adalet</i>”, “<i>demokrasi</i>”, “<i>özgürlük</i>”, “<i>millî</i>” ve “<i>hak</i>” gibi toplumun ortak değerlerini ifade eden kelimelerin birden çok parti tarafından parti isminde kullanılabilmesine ve siyasi parti siciline kayıtlı bir partinin ambleminde yer alan bir şekil veya figürün karışıklığa yol açılmaması şartıyla başka bir parti tarafından kullanılmasına engel oluşturmamaktadır.</p>

<p><strong>2. İsim Yönünden</strong></p>

<p>6. Talepte bulunan Cumhuriyet Halk Partisi 9/9/1992 tarihinde; isminin ve ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi istenen Cumhuriyetçi Milletin Partisi ise 20/10/2025 tarihinde kuruluşuna dair bildirge ve eklerinin İçişleri Bakanlığına verilmesi suretiyle tüzel kişilik kazanmıştır.</p>

<p>7. Siyasi partilerin seçmenlere verecekleri mesajları daha anlamlı kılmak ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önemsediği değerlere sahip çıktıklarını göstermek için “<i>cumhuriyet</i>”, “<i>millet</i>”, “<i>adalet</i>”, “<i>demokrasi</i>”, “<i>özgürlük</i>”, “<i>millî</i>” ve “<i>hak</i>” gibi kelimeleri, söz konusu kelimeler siyasi parti siciline kayıtlı bir başka siyasi parti isminde yer alsa dahi parti isimlerinde -karışıklığa yol açmamak kaydıyla- kullanabilmeleri mümkündür (AYM, E.2025/1, (Değişik İş) K.2025/1, 27/03/2025, § 7).</p>

<p>8. Belirtilen ilkeler çerçevesinde Türkçe Sözlük’te “<i>Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi</i>” şeklinde tanımlanan “<i>Cumhuriyet</i>” kelimesinin birden çok parti tarafından kullanılmasının mümkün olduğu ve davalı Partinin “<i>Milletin</i>” kelimesine isminde yer vermek suretiyle ismini Cumhuriyet Halk Partisinin isminden belirgin bir şekilde farklılaştırdığı dikkate alındığında söz konusu parti isminin “<i>Cumhuriyet Halk Partisi</i>” ismi ile iltibasa mahal verecek nitelikte benzer olduğunun söylenmesi mümkün değildir.</p>

<p>9. Açıklanan nedenlerle “<i>Cumhuriyetçi Milletin</i>” ibaresinin parti isminde yer almasının 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırılık oluşturmadığı anlaşıldığından Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>3. Amblem Yönünden</strong></p>

<p>10. Siyasi partilerin seçmenlere vereceği mesajları daha anlaşılabilir kılması ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önem atfettiği değerleri sahiplendiklerini ifade etmesi bakımından hedeflediği idealleri yansıtan ve gösteren şekil veya figürleri amblemlerinde kullanmaları son derece doğaldır. Ancak bu şekil veya figürler, siyasi parti siciline daha önceden kayıtlı olan partilerin amblemleriyle iltibasa mahal vermeyecek şekilde kullanılmalıdır. Siyasi partilerin isim ve rumuzları gibi amblemleri de kişilerin bir siyasi partiyi başka bir siyasi parti ile karıştırmasına yol açmamalı, bir başka deyişle bir partinin ambleminin yanılgıya ve duraksamaya neden olmayacak şekilde diğer partinin ambleminden ayırt edilmesi mümkün olmalıdır.</p>

<p>11. Talepte bulunan Cumhuriyet Halk Partisinin amblemi incelendiğinde; kırmızı zemin üzerinde beyaz renkli soldan sağa doğru uzanan altı ok ve alt tarafında yine beyaz renkli “<i>CHP</i>” yazısının bulunduğu görülmektedir. Cumhuriyetçi Milletin Partisi tarafından kullanılan amblemde ise beyaz zeminli çemberin içinde yukarıdan aşağıya sırasıyla kırmızı renkli “<i>Cumhuriyetçi Milletin Partisi</i>” yazısı, aşağıya doğru hilal işareti, Türkiye haritası, aşağıya doğru altı ok ve “<i>CMP</i>” yazısı bulunmaktadır. Cumhuriyetçi Milletin Partisinin ambleminde diğerinden farklı olarak altı okun yönünün alta doğru ve beyaz renkte olmasına, ayrıca “<i>Cumhuriyetçi Milletin Partisi</i>” yazısına, aşağıya doğru hilal işaretine ve Türkiye haritasına yer verilmesine rağmen baskın figürün altı ok olduğu açıktır. Söz konusu partilerin amblemlerinin ilk bakışta görülen ve ayırt edici özelliğini altı ok figürü oluşturduğundan bu husus seçmenin yanılmasına sebep olabilecek nitelik taşımaktadır (benzer yönde değerlendirme için bkz. AYM, E.2023/5, (Değişik İş) K.2023/3, 22/6/2023, § 10; AYM, E.2025/8, (Değişik İş) K.2025/10, 11/12/2025, § 8). Ayrıca her iki amblemde yer alan altı okun altında yazılı olan “<i>CHP</i>” ve “<i>CMP</i>” rumuzları da seçmenin yanılmasına sebep olabilecek şekilde benzerlik göstermektedir.</p>

<p>12. Bu tespitler çerçevesinde Cumhuriyet Halk Partisi ile Cumhuriyetçi Milletin Partisi tarafından kullanılan amblemler birlikte değerlendirildiğinde Cumhuriyetçi Milletin Partisi ambleminin Cumhuriyet Halk Partisi amblemiyle iltibas yaratacak şekilde benzer olduğu, yanılgıya ve duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>13. Açıklanan nedenlerle Cumhuriyetçi Milletin Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırı olduğu anlaşıldığından anılan Partinin ambleminin hükümsüzlüğü ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin kabulü gerekir.</p>

<p>Engin YILDIRIM, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>Cumhuriyetçi Milletin Partisinin;</p>

<p><strong>A.</strong> İsminin 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek anılan Kanun’un 104. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> Ambleminin iltibasa mahal verecek şekilde Cumhuriyet Halk Partisinin amblemi ile benzer olması sebebiyle 2820 sayılı Kanun'un 104. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine, Engin YILDIRIM, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>26/3/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından Cumhuriyetçi Milletin Partisinin ambleminin iltibasa mahal verecek şekilde CHP’nin amblemi ile benzer olması sebebiyle 22.04.1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi partiler Kanunu’nun 104. maddesinin 3. fıkrası gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>2820 sayılı Kanun'un "Kullanılamayacak Parti Adları ve İşaretler" başlıklı 96. maddesinin birinci fikrasında, siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasî partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretlerinin aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde başka bir siyasi partice kullanılmayacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 104. maddesinin üçüncü fikrasında ise, siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarının aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kabul eden veya kullanan siyasi parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca resen veya ilgili siyasi parti tarafindan doğrudan yazı ile başvurulacağı, Anayasa Mahkemesi’nin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde isim, amblem ve rumuzlarla ilgili olarak siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre yapacağı incelemede 2820 sayılı Kanunun 96. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık görmesi halinde, aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar vereceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Cumhuriyetçi Milletin Partisi savunmasında, siyasal hayatta "ok" sembolünün çeşitli partiler tarafından tarih boyunca kullanıldığı, örneğin CHP ve Sosyal Demokrat Halkçı Partinin altı ok bulunan amblemleriyle 1994 seçimlerine katıldıkları, bu sembolün Mustafa Kemal Atatürk'ün Anayasa'nın başlangıç hükmüne koyduğu altı ilkeyi işaret ettiği bu itibarla altı okun hiçbir partinin tekelinde olamayacağı ve münhasıran CHP'nin kullanımına bırakılamayacağı, okların yönü, boyutu ve uzünluğu, amblemlerdeki Hilal, Türkiye Haritası gibi diğer öğelerle olan görsel bütünlük, düzenleme şekli ve yazı unsurları bakımından oy verme ehliyetine sahip vatandaşlar tarafından başka bir partiyle karıştırılmasının imkânsız olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Gerçekten her iki partinin amblemleri karşılaştırıldığında CHP’nin amleminde kırmızı zemin üzerinde farklı büyüklüklerde beyaz renkli altı ok ve altta CHP yazısı mevcut iken, Cumhuriyetçi Milletin Partisi’nin amleminde daire içinde partinin isminin yazdığı ve büyük bir hilal içinde Türkiye haritası ve bu haritanın alt tarafında farklı büyüklüklerde altı okun yer aldığı, baskın figürün oktan ziyade parti ismi, hilal ve harita olduğu, yani amblemlerin farklı figürler ihtiva ettiği görülmektedir. Hal böyle olunca, Cumhuriyetçi Milletin Partisi’nin ambleminin CHP ile aynı ya da iltibasa mahal vercek şekilde benzer olduğu söylenemez.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırılık söz konusu olmadığından, Cumhuriyetçi Milletin Partisi’nin ambleminin hükümsüzlüğü ve siyasi parti sicilinden terkini taleplerinin reddi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202510-e-20263-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasas4.jpg" type="image/jpeg" length="82760"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Yıldırım Beyazıd Sancakbeyi vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-yildirim-beyazid-sancakbeyi-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-yildirim-beyazid-sancakbeyi-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Yıldırım Beyazıd Sancakbeyi (48745) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. YILDIRIM BEYAZID SANCAKBEYİ (48745) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>08.11.2024 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Yıldırım Beyazıd SANCAKBEYİ (48745) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 30.06.2026 Salı günü (bugün) Lalahan Merkez Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Lalahan Odabaşı Mezarlığı’na defnedilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yildirim-beyazid-sancakbeyi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-yildirim-beyazid-sancakbeyi-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yildirim-beyazid-sancakbeyi-1.jpg" type="image/jpeg" length="45300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[WhatsApp'ta yeni dönem: Numara paylaşma zorunluluğu kalkıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/whatsappta-yeni-donem-numara-paylasma-zorunlulugu-kalkiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/whatsappta-yeni-donem-numara-paylasma-zorunlulugu-kalkiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[WhatsApp, kullanıcıların telefon numaralarını paylaşmadan yalnızca kullanıcı adlarıyla mesajlaşmasına imkan tanıyacak yeni özelliğini kademeli olarak kullanıma sunmaya hazırlanıyor. Yeni sistem, platformdaki gizlilik ve güvenlik seçeneklerini de genişletecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>WhatsApp, kullanıcı deneyimini geliştirmeye yönelik yeni bir özelliği hayata geçirmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki aylarda kademeli olarak kullanıma sunulacak sistemle birlikte kullanıcılar, telefon numaralarını paylaşmadan yalnızca belirleyecekleri kullanıcı adları üzerinden mesajlaşabilecek.</p>

<p>Şirket, yeni uygulamanın özellikle gizlilik ve güvenliği artırmayı hedeflediğini belirtti. Kullanıcı adı özelliği sayesinde telefon numarasını paylaşmak istemeyen kişiler, platform üzerinde daha kontrollü bir iletişim kurabilecek.<br />
Gizlilik seçenekleri genişliyor</p>

<p>Yeni özellikle birlikte kullanıcılar, kullanıcı adları üzerinden kendilerine kimlerin ulaşabileceğini de belirleyebilecek. Ayrıca, yalnızca belirli kişilerin iletişim kurabilmesi için isteğe bağlı bir "kullanıcı adı anahtarı" oluşturma seçeneği sunulacak.</p>

<p>WhatsApp, kullanıcı adı özelliği aktif olsa bile bir kişi ya da işletmeye ilk kez mesaj gönderildiğinde kullanıcı adının karşı tarafa otomatik olarak gösterilmeyeceğini de bildirdi.</p>

<p><strong>Kullanıcı adı nasıl oluşturulacak?</strong></p>

<p>Kullanıcı adı özelliğini kullanmak isteyenler şu adımları izleyebilecek:</p>

<p>* WhatsApp uygulamasını açın.</p>

<p>* Ayarlar menüsüne girin.</p>

<p>* Hesap bölümünü seçin.</p>

<p>* Kullanıcı Adı sekmesinden istediğiniz kullanıcı adını oluşturun veya ayırtın.</p>

<p><strong>İstenildiği zaman değiştirilebilecek</strong></p>

<p>Platform tarafından yapılan açıklamada, kullanıcı adlarının istenildiği zaman silinebileceği veya değiştirilebileceği belirtildi.</p>

<p>Sistem tamamen aktif hale geldiğinde, yeni bir sohbete başlamak için telefon numarası yerine kullanıcı adının verilmesi yeterli olacak.</p>

<p>Güvenlik amacıyla istenmeyen mesajları engelleme ve şikayet etme seçenekleri ise korunacak.</p>

<p>En fazla 35 karakterle sınırlandırılan kullanıcı adlarında, taklitçiliğin önüne geçmek adına üst düzey yetkililer ve ünlüler için bazı kısıtlamalar uygulanacak.</p>

<p>WhatsApp Ürün Müdürü Alice Newton-Rex, özellikle grup sohbetlerinde telefon numaralarının yabancılarla paylaşılmak istenmediğine dair talepler aldıklarını, bu yeni özellikle kullanıcılara kimliklerini nasıl yansıtacakları konusunda tam kontrol vermeyi amaçladıklarını belirtti.</p>

<p>Benzer bir gizlilik özelliği, güvenli mesajlaşma uygulaması Signal tarafından 2024 yılında hayata geçirilmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oxford Üniversitesinden Prof. Carisa Veliz ise özelliğin olumlu bir adım olduğunu kabul etmekle birlikte, Meta'nın veri toplama politikasını eleştirerek uygulamanın reklam amaçlı meta veri toplamaya devam ettiğini hatırlattı.</p>

<p>WhatsApp, uçtan uca şifreleme nedeniyle sohbet içeriklerini reklam için kullanamasa da kiminle ne zaman mesajlaşıldığı gibi verileri reklam süreçlerinde değerlendirmeyi sürdürüyor.</p>

<p>Özellik tamamen devreye girdiğinde bireysel telefon numaraları profillerde görünmez kalacak ancak bir WhatsApp hesabı açabilmek için telefon numarası zorunluluğu devam edecek. Platformda arama yapılabilecek herkese açık bir kullanıcı adı dizini de bulunmayacak.</p>

<p><strong>Yönetimde nöbet değişimi</strong></p>

<p>Öte yandan WhatsApp, yönetim kadrosunda da önemli bir değişikliğe gitti. Platformu yaklaşık yedi yıldır yöneten Will Cathcart görevinden ayrılırken, yerini Hindistan merkezli finansal teknoloji girişimi CRED'in kurucusu Kunal Shah devraldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/whatsappta-yeni-donem-numara-paylasma-zorunlulugu-kalkiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/whats-app.jpg" type="image/jpeg" length="73260"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/100 E., 2025/242 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/11/2025 tarihli, 2025/100 esas - 2025/242 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/100</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2025/</strong><strong>242</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi:</strong> <strong>26</strong><strong>/</strong><strong>11/</strong><strong>2025</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih</strong><strong>-Sayı : 9/3/2026-331</strong><strong>91</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle eklenen geçici 23. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Sürekli işçi kadrosunda çalışmakta olan işçinin yer değişikliği talebinin reddine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) geçici 23. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Geçici Madde 23 – (Ek: 20/11/2017-KHK-696/127</i> <i>md.</i><i>; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/118</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri (MİT Müsteşarlığı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, bu Kanuna ekli (I) sayılı listede yer alan idarelerin merkez ve taşra teşkilatlarında; ödemeleri merkezi yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanlar;</i></p>

<p><i>a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin (A) bendinin (1), (4), (5), (6), (7) ve (8) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımak,</i></p>

<p><i>b) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmamış olmak,</i></p>

<p><i>c) </i><i>(İptal bent:</i><i> </i><i>Anayasa Mahkemesinin 27/12/2023 tarihli ve E: 2018/96, K: 2023/222 sayılı Kararı ile)</i></p>

<p><i>ç) </i><i>(İptal bent:</i><i> </i><i>Anayasa Mahkemesinin 27/12/2023 tarihli ve E: 2018/96, K: 2023/222 sayılı Kararı ile)</i></p>

<p><i>kaydıyla, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabilirler. Başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin süreç bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde idarelerince sonuçlandırılır. </i><i>Sınavlarda başarılı olanlar, varsa bu fıkranın (c) bendinde öngörülen davalardan feragat ettiklerini tevsik eden belgeyi ve/veya icra takibine konu alacaktan feragat ettiğine dair icra müdürlüğünden alınacak belgeyi ibraz etmek, </i><i>bu fıkranın (ç) bendinde öngörülen sulh sözleşmesini ibraz etmek ve öngörülen şartları taşımaya devam etmek kaydıyla, sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip, her bir sözleşme itibarıyla, yüklenicinin</i> <i>hakedişlerinin</i> <i>ödendiği bütçe, teşkilat ve birim/yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına idarelerince topluca geçirilir. Bu fıkra kapsamında feragat edilen davalara veya takiplere ilişkin yargılama ve takip giderleri davacı veya takip eden üzerinde bırakılır ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmolunmaz, hükmedilenler tahsil edilmez ve bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar tahsil edilenler ise iade edilmez. Bu fıkra kapsamında yapılacak sulh sözleşmelerinden damga vergisi alınmaz.</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>Sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve</i> <i><strong><u>çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde</u></strong></i> <i>geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere</i> <i>istihdam edilebilir. </i><i>(Mülga cümle: 1/3/2023-7438/2</i> <i>md.</i><i>) </i><i>Özel güvenlik görevlilerinden bu madde kapsamında geçiş işlemleri yapılanlar, 5188 sayılı Kanun hükümlerine de tabi olmaya devam eder.</i></p>

<p><i>…</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 22/4/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı Cetvellerde yer alan kamu idareleri (Millî İstihbarat Teşkilatı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, 7079 sayılı Kanun’a ekli (I) sayılı Listede yer alan idarelerin merkez ile taşra teşkilatlarında ödemeleri merkezî yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanların 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin (A) bendinin (1), (4), (5), (6), (7) ve (8) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımak ve herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmamış olmak şartıyla anılan KHK’nın geçici 23. maddesinin birinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabilecekleri hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde ise başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite yönelik itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin sürecin fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde ilgili idarelerce sonuçlandırılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Anılan maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde de sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerin birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilecekleri öngörülmüştür. Söz konusu cümlede yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>6. Bu itibarla kural uyarınca ilgili işçilerin maddenin birinci fıkrasında düzenlenen şartları taşıdıkları sürece sürekli işçi kadrosuna geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilecekleri yer, çalıştırıldıkları teşkilat ve birimdir.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>7. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin yer değiştirmelerinin kategorik olarak engellendiği, başka bir ifadeyle anılan işçilerin farklı bir il veya bölgeye nakillerine imkân tanınmadığı, bu nedenle yer değişikliği taleplerine ilişkin olarak verilen kararlar bağlamında işverenin yönetim yetkisinin yargı mercilerince denetlenemediği, ayrıca kuralla 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesine göre istihdam edilen işçilerin sürekli işçi kadrosunda çalışan diğer işçilere göre güvencesiz duruma getirildiği ve bu suretle eşitlik ilkesinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>8. Anayasa’nın 49. maddesinde “<i>Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir./ Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.</i>” denilmek suretiyle sosyal devlet ilkesinin çalışma hayatındaki görünümü olan devletin çalışanları koruma yükümlülüğüne ilişkin özel bir güvence öngörülmüştür.</p>

<p>9. Danışma Meclisinin anılan maddeye ilişkin kabul ettiği metnin gerekçesinde devletin işçi-işveren ilişkilerinin seyircisi değil dengeleyicisi olması ve çalışma barışını koruyacak tedbirleri alması gerektiği, bu durumun devletin taraf tutması anlamına gelmediği belirtilmiştir. Millî Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonunun değişiklik gerekçesinde ise devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak amacıyla gerekli tedbirleri alacağının öngörüldüğü ifade edilmiştir. Anayasa’nın söz konusu maddesinde 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 19. maddesiyle yapılan değişikliğin gerekçesinde de devlete çalışanların yanı sıra işsizleri de koruma görevi verildiği belirtilmiştir.</p>

<p>10. Bu itibarla iş sözleşmesinin zayıf tarafı olan işçinin korunmasına yönelik düzenlemelerin öngörülmesi suretiyle işçi-işveren ilişkilerinde dengenin sağlanması devletin, çalışma hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir (AYM, E.2023/158, K.2024/187, 5/11/2024, § 19).</p>

<p>11. İtiraz konusu kuralda 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli isçi kadrosuna geçirilen işçilerin anılan maddenin birinci fıkrasında öngörülen şartları taşıdıkları sürece geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilecekleri yerin çalıştırıldıkları teşkilat ve birim olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>12. Buna göre kuralda söz konusu işçilerin sürekli işçi kadrosuna geçiş işlemi yapılmadan önce çalıştırıldıkları teşkilat ve birim dışında görevlendirilmelerine imkân tanınmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle kural uyarınca anılan işçilerin yer değişikliğine yönelik taleplerinin işverence kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>13. Nitekim Yargıtay uygulamasında da madde kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin geçiş işlemi yapılmadan önceki işyerinde çalışmaya devam ettirileceğinin kuralla açıkça düzenlendiği, dolayısıyla bu işçilerin başka bir ile veya bölgeye naklinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2024/14198, K.2025/1316, 10/2/2025).</p>

<p>14. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “<i>Amaç ve kapsam</i>” başlıklı 1. maddesinin ikinci fıkrasında söz konusu Kanun’un, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine ve işçilerine faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanacağı, üçüncü fıkrasında ise işyerleri, işverenler, işveren vekilleri ve işçilerin 3. maddedeki bildirim gününe bakılmaksızın söz konusu Kanun hükümleriyle bağlı olacakları öngörülmüştür.</p>

<p>15. Kanun’un “<i>Tanımlar</i>” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde işçi bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi, işveren işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar; “<i>Tanım ve şekil</i>” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ise iş sözleşmesi bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>16. Bu bağlamda 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kurum, kuruluş ve idareler ile söz konusu madde uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler arasında özel hukuk ilişkisinin bulunduğu ve bu ilişki kapsamında ilgili kurum, kuruluş ile idarelerin işveren sıfatını haiz olduğu açıktır.</p>

<p>17. Anılan işverenlerin faaliyet alanları dikkate alındığında söz konusu istihdamın kamusal nitelikte sonuçlar da doğurabileceği anlaşılmaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2018/96, K.2023/222, 27/12/2023, § 338). Bu itibarla kamu yararını gözönünde bulundurmak suretiyle anılan özel hukuk ilişkisi kapsamında taraflara belirli haklar tanımak ya da yükümlülükler getirmek kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.</p>

<p>18. Nitekim söz konusu madde kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin geçiş işleminden önce çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde istihdam edileceklerini öngören kuralın bu teşkilat ve birimde yürütülen hizmette aksaklık meydana gelmesini engellemeyi hedeflemediği söylenemez.</p>

<p>19. Bununla birlikte kamu işverenleri ile bunlar tarafından çalıştırılan işçiler arasındaki özel hukuk ilişkisine yönelik olarak öngörülecek düzenlemelerin devletin çalışanların korunmasına ve işçi-işveren arasındaki menfaatler dengesinin sağlanmasına ilişkin yükümlülükleriyle çelişmemesi gerekmektedir.</p>

<p>20. Madde uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin bu kadroda istihdam edildikleri süreçte yer değişikliği talep etmelerini gerektirecek belirli nedenlerin ortaya çıkabileceği açıktır. Genel anlamda işçilerin yer değişikliği taleplerinin değerlendirilmesi işverenlerin iş hukuku bağlamında sahip oldukları <i>yönetim yetkisi</i> kapsamında kalmaktadır.</p>

<p>21. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 5. maddesinde anılan Kanun ile 11/1/2011 tarihli 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı öngörülmüştür. 4721 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasında ise herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>22. Buna göre işverenin işçinin yer değişikliğini değerlendirme bağlamında sahip olduğu yönetim yetkisini dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanması ve bu kapsamda alacağı kararda işçiyi gözetme borcunu gözönünde bulundurması gerektiği kuşkusuzdur.</p>

<p>23. Bu itibarla iş ve kadro durumunun imkân tanıması durumunda işçinin makul görülebilecek nedenlere dayanan yer değişikliği talebinin ilgili işverence karşılanmasının mümkün olmadığı söylenemez.</p>

<p>24. Diğer yandan kamu kurum, kuruluş ve idarelerinde çalıştırılan işçilerin yer değişikliği taleplerinin reddedilmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda işverenin yönetim yetkisini dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcuna uygun şekilde kullanıp kullanmadığının yargı mercilerince denetlenmesi mümkündür.</p>

<p>25. Nitekim Yargıtay uygulamasında yargı mercilerinde işçinin yer değişikliği talebinin reddine yönelik işlemin iptal edilmesinin ya da yer değişikliğinin sağlanması gibi icrai nitelikte karar verilmesinin mümkün olmadığı ancak söz konusu işlemin hukuka aykırı olup olmadığının tespitine ilişkin karar verilebileceği ve işçinin yer değişikliği talebinin reddine yönelik işlemin hukuka aykırılığının tespit edilmesini talep etmekte hukuki yararının bulunduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2024/14198, K.2025/1316, 10/2/2025).</p>

<p>26. Bununla birlikte kural söz konusu KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin herhangi bir nedenle yer değiştirmelerine imkân tanımamakta, başka bir deyişle anılan işçilerin yerlerinin değiştirilmesine mutlak bir yasak getirmektedir.</p>

<p>27. Kural, ilgili teşkilat ve birimdeki işleyişin aksamasını önlemek amacıyla öngörülmüş ise de işçilerin yer değişikliği taleplerinin karşılanmasının her durumda anılan işleyişin bozulmasına neden olacağı söylenemez. Başka bir ifadeyle ilgili teşkilat veya birimin iş ve kadro durumunun işçinin yer değişikliği talebinin karşılanmasına engel oluşturmaması mümkündür.</p>

<p>28. Bu itibarla işçilerin makul nedenlere dayanan yer değişikliği taleplerinin işverence iş ile kadro durumu çerçevesinde değerlendirilmesine ve bu kapsamda alınacak kararların hukuka uygunluğunun yargı mercilerince denetlenmesine imkân tanımayan kuralın devletin çalışanların korunmasına yönelik yükümlülükleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 49. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>Kural Anayasa’nın 49. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 5., 10., 13. ve 17. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>30. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte; 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>31. 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle eklenen geçici 23. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 26/11/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞI</strong><strong>OY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 27.06.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 1.2.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle eklenen geçici 23. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle dava konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>İptal davasına konu ibarenin yer aldığı 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin 5. fıkrası şöyledir: “<i>Sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve</i> <i><strong>çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde</strong></i> <i>geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilir</i><i>. Özel güvenlik görevlilerinden bu madde kapsamında geçiş işlemleri yapılanlar, 5188 sayılı Kanun hükümlerine de tabi olmaya devam eder”.</i></p>

<p>375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinde 5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri (MİT Müsteşarlığı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, bu Kanuna ekli (I) sayılı listede yer alan idarelerin merkez ve taşra teşkilatlarında; ödemeleri merkezi yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanların söz konusu maddede sayılan şartları taşımaları kaydıyla söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabileceği, başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin süreç bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde idarelerince sonuçlandırılacağı, sınavlarda başarılı olanların, varsa bu fıkranın (c) bendinde öngörülen davalardan feragat ettiklerini tevsik eden belgeyi ve/veya icra takibine konu alacaktan feragat ettiğine dair icra müdürlüğünden alınacak belgeyi ibraz etmek, bu fıkranın (ç) bendinde öngörülen sulh sözleşmesini ibraz etmek ve öngörülen şartları taşımaya devam etmek kaydıyla, sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip, her bir sözleşme itibarıyla, yüklenicinin hak edişlerinin ödendiği bütçe, teşkilat ve birim/yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına idarelerince topluca geçirileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Dava konusu kuralın yer aldığı geçici 23. maddenin 5. fıkrasında ise, sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerin, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, söz konusu maddede 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde çalıştırılmakta olan işçilerin aynı kurumda ve aynı işi yapmaları amacıyla sürekli işçi kadrosunda istihdam edilmesi amaçlanmıştır. Yani, kanunkoyucu hizmet alım ihalesi yoluyla özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılan işçilerin talep etmeleri halinde kamuda sürekli işçi pozisyonunda istihdam edilmelerine imkân tanımış, ancak sürekli işçi kadrosuna geçirilecek işçilerin başka bir birim veya teşkilatta istihdam edilmeyeceği, sadece çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edileceğini de başvuran işçilere şeffaflık ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde kanun maddesi ile ortaya koymuştur. Sürekli işçi kadrosuna başvuran adaylar da bu kuralları bilerek kendi isteği ile başvurmuş ve koşulları sağlayanlar kadroya geçirilmiştir. Geçici 23. maddenin 4. fıkrasında sürekli işçi kadrolarına geçirileceklerin kadrolarının, başka bir işleme gerek kalmaksızın geçiş işleminin yapıldığı tarih itibarıyla sürekli işçi unvanı ile ihdas edilmiş sayılacağı, ihdas edilen kadroların ilgili idarelerce adedi, bütçe ve teşkilatı ile birimi/yerleşim yeri belirtilmek suretiyle geçiş işlemlerinin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığına bildirileceği, sözleşmeleri askıya alınanlar ile askerde bulunanların kadroları hariç olmak üzere bu şekilde ihdas edilen sürekli işçi kadrolarının, herhangi bir sebeple boşalması halinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Buna göre, sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, çalıştıkları kurumda bütçe ve kadro olarak planlanmış olup, bu kadroların boşalması halinde kadroların devam etmeyeceği ve iptal edileceği de kanunkoyucu tarafından açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>Buna göre, sürekli işçi kadrolarına başvuranlar, kadro öncesi çalıştığı kurumda ve yaptığı işi yapmaları koşuluyla sürekli işçi kadrosuna başvurmuş olup, kanunkoyucu da söz konusu geçiş işlemini, kamu hizmetinin devamlılığı ve sürekliliği ile bütçe koşulları çerçevesinde çalışanların aynı kurum veya kuruluşlarda istihdamı üzerine planlamıştır. Kaldı ki, sürekli işçi kadrosuna geçiş talep üzerine yapılmış olup, başvuranlar bu kadroya geçmeden önce 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olarak çalışmaktadır. Söz konusu (4857 sayılı) Kanuna göre, işverenin veya yüklenicinin, işçilerin talebi doğrultusunda işçilerin yerini veya işini değiştirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Yine işverenin, sözleşmede hüküm yoksa ya da işçinin rızası mevcut değilse işçinin işyerini değiştirmesi de mümkün değildir. Hal böyle olunca, zaten 4857 sayılı Kanun uyarınca çalıştığı kurumu veya yeri ya da yapılan işi değiştirme hakkını haiz olmayan çalışanın, kendi isteği ve talebi doğrultusunda sürekli işçi kadrosuna geçmesi halinde ilgili KHK’nın açık hükmüne rağmen çalıştığı teşkilat ve birimi değiştirme hakkının olması gerektiğinin savunulması mümkün değildir.</p>

<p>Dava konusu kural, Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesi açısından değerlendirildiğinde eşitlik ilkesini de ihlal etmemektedir. Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında, Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörüldüğü, eşitlik ilkesinin amacının aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğunu, bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklandığını belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi, Kanun önünde eşitlik ilkesinin herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmediğini, durum ve konumlardaki özellikler nedeniyle kimi kişiler ya da toplulukların değişik kurallara bağlı tutulmasının Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesini ihlal etmeyeceğini ifade etmiştir. (Bkz. AYM, 2013/23 E., 2013/123 K., Tarih 31.10.2013, R.G.;15.03.2014-28942). Dava konusu kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilen herkes için çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde istihdamı öngörmekte olup, söz konusu madde uyarınca başvuran ve koşulları taşıdığı belirlenerek kadroya geçirilen herkese aynı kuralların uygulandığı ve eşitlik ilkesinin de ihlal edilmediği açıktır.</p>

<p>Anayasa’nın 49. maddesinde, çalışmanın, herkesin hakkı ve ödevi olduğu, Devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Kamu hizmetinin sağlıklı ve aksamadan yürütülmesi adına idarenin kamu görevlilerinin çalıştığı yer ve alanları değiştirmesi mümkün olup bu hususta İdarenin geniş bir takdir hakkı vardır. Anayasa’nın 49. maddesi idarenin bu takdir hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi Mürsel Uluçay başvurusunda (Başvuru Numarası: 2020/14045, K. Tarihi; 16.11.2023) <i>“31. Bazı kamu görevlilerinin hizmetin niteliği gereği belirli aralıklarla başka yerlere atanmaları, bazılarının ise başka yer veya kurumlara atanmamaları zorunlu olabileceği, bu konuda idareye, belirli bir takdir alanı tanınması makul karşılanması gerektiği, kişilerin birtakım mazeretler çerçevesinde başka yere atanma konusunda talep hakları var ise de atamaya ilişkin mazeretlerini değerlendirip karara bağlayacak olan idarenin kendi mevzuatı çerçevesinde ifa edilen kamu hizmetinin gerekleri, insan kaynaklarının verimli kullanılması, teşkilat yapısının elverişliliği ve benzeri faktörleri dikkate alması kaçınılmaz olduğu, zira kamu hizmetinin sağlıklı ve kesintisiz bir şekilde yerine getirilmesi için gerekli tedbirleri almak, ilgili idarenin öncelikli görevi ve sorumluluğunda olduğunu, (İhsan Asutay, § 39; Raziye</i> <i>Koçaş</i><i>, § 45)”</i> belirterek, idarenin kamu hizmetlerini yürütmek adına atama ve yer değiştirme hususunda sahip olduğu takdir hakkına vurgu yapmıştır.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi’nin 23.07.2024 tarihli ve 2024/96 E., 2024/143 K. sayılı kararında, Anayasa’nın 49. maddesinde de çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağının belirtildiği, çalışma özgürlüğü, herkesin dilediği mesleği seçmede özgür olmasını ve zorla çalıştırılmamayı ifade ettiği, bireyin bu özgürlüğünü kullanarak dilediği alanı ve işi seçebileceği, çalışma hakkının ise bireyin özgür iradesiyle seçtiği mesleği veya işi icra etmesi, devletin de çalışmak isteyenlere iş temin etmek için gereken tedbirleri alması olduğu (AYM, E.2016/141, K.2018/27, 20/2/2018, § 16) belirtilmiştir. Söz konusu kararda, Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde çalışma hakkı ve özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni belirtilmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, ayrıca Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği (AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 45) ifade edilmiştir.</p>

<p>Buna göre, sürekli işçi kadrosuna geçirilen çalışanlar için, kanunla, meşru amaçlar doğrultusunda ve ölçülü olarak sınırlama getirilmesi mümkündür. Sürekli işçi kadrosuna geçirilme işleminin kanun hükmü gereği kendiliğinden olmadığı, çalışanların kendi iradesi doğrultusunda çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde çalışmak üzere kadroyu talep ettikleri, yani bizzat sürekli işçi kadrosunun, çalışanların aynı teşkilat ve birimde çalışması için öngörüldüğü nazara alındığında sınırlamanın işin doğasından kaynaklandığı ve ölçülü olduğu, yine kamu hizmetinin sürekliliği ve devamlılığı ile bütçe koşulları çerçevesinde sınırlamanın meşru bir amaca yönelik olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca dava konusu kural, Anayasa’nın 13. ve 49. maddelerine aykırı değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 10.,13. ve 49. maddelerine aykırı olmadığından ve iptal talebinin reddi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="42632"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sürekli İşçiler Yer Değişikliği Talep Edebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/surekli-isciler-yer-degisikligi-talep-edebilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/surekli-isciler-yer-degisikligi-talep-edebilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>375 Sayılı KHK Geçici 23. Madde Kapsamında Sürekli İşçilerin Yer Değişikliği Başvuruları ve <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı</a></strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. </strong><strong>Giriş</strong></p>

<p><strong>Kamu kurumlarında sürekli işçi kadrosuna geçen işçilerin yer değişikliği başvuruları, uzun süredir uygulamada tartışılan konulardan biridir.</strong> İşçi ile kamu işvereni arasında doğrudan iş ilişkisi kurulmasına rağmen, görev yeri ve çalışılan birim bakımından geçiş öncesi hizmet alımı döneminin etkisi büyük ölçüde devam etmiştir. Sağlık, aile ve bakım sorumlulukları gibi nedenlerle yapılan birçok başvuru, çoğu zaman işçinin geçiş yaptığı teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği gerekçesiyle reddedilmiş, bu durum sürekli işçiler bakımından önemli bir sorun haline gelmiştir.</p>

<p>Yazımızda, 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçişin yer değişikliği başvurularına etkisini, işçinin geçiş yaptığı teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği yönündeki kabulün uygulamadaki karşılığını, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kapsamını ve karar sonrasında sürekli işçilerin başvurularının hangi hukuki ölçütlerle ele alınması gerektiğini değerlendireceğiz.</p>

<p><strong>II. Sürekli İşçi Kadrosunda Çalışma Yeri ve Yer Değişikliği Sorunu</strong></p>

<p>Kamu kurumlarında uzun yıllar boyunca pek çok hizmet, personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı yoluyla yürütülmüştür. Temizlik, güvenlik, bakım, destek hizmetleri, teknik işler ve benzeri alanlarda çalışan işçiler, fiilen kamu kurumlarında görev yapmış, ancak hukuken çoğu zaman yüklenici şirketlerin işçisi olarak kabul edilmiştir. Taşeron işçi olarak adlandırılan bu işçi grubu, günlük çalışma düzeni, görev yeri ve hizmetin yürütülmesi bakımından kamu kurumuyla iç içe çalışmış, ücret, iş güvencesi ve çalışma şartları bakımından ise hizmet alımı ilişkisine bağlı kalmıştır. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu kurumlarında personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı kapsamında görev yapan işçiler yönünden, uzun süredir tartışılan kadroya geçiş meselesinde önemli bir adım atılmıştır. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 23. madde, 4/12/2017 tarihi itibarıyla kamu kurum ve kuruluşlarında bu kapsamda çalıştırılan ve gerekli şartları taşıyan işçilerin sürekli işçi kadrosuna geçebilmesine imkan tanımıştır. Başvuru, şartların incelenmesi, itirazların karara bağlanması ve sınav süreci tamamlandıktan sonra şartları taşıyan işçiler sürekli işçi kadrolarına geçirilmiştir.</p>

<p>Sürekli işçi kadrosuna geçişle birlikte işçi, artık yüklenici şirket üzerinden yürüyen hizmet alımı ilişkisinin parçası olmaktan çıkmış, ilgili kamu kurumu veya kuruluşu bünyesinde işçi statüsüyle çalışmaya başlamıştır. Kadroya geçiş, işçiler bakımından önemli bir güvence sağlamış, fakat görev yeri ve çalışılan birim yönünden hizmet alımı dönemindeki bağ büyük ölçüde devam etmiştir. İşçi, geçişten önce hangi kurum, teşkilat ve birim bünyesinde hizmet yürütüyorsa, sürekli işçi kadrosuna alındıktan sonra da aynı hizmet alanı içinde istihdam edilmiştir.</p>

<p>Kadroya geçişten sonraki dönemde tartışılan konulardan biri, sürekli işçilerin yer değişikliği talepleri olmuştur. Uygulamada birçok sürekli işçi, kadroya geçirildikten sonra yıllarca aynı kurum, teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmiş; sağlık, aile birliği, eş durumu, çocukların eğitimi veya bakım yükümlülüğü gibi nedenlerle yaptığı yer değişikliği başvurularında ise çoğu zaman “geçiş yapılan teşkilat ve birimde çalışmaya devam edilmesi gerektiği” gerekçesiyle ret cevabı almıştır. Oysa çalışma hayatının, işçinin kadroya geçtiği tarihteki koşullarla birlikte zaman içinde değişmesinden daha doğal bir şey yoktur. İşçinin sağlık durumu farklılaşabilir, eşi başka bir ilde çalışmaya başlayabilir, çocuklarının eğitimi yeni bir düzen gerektirebilir, anne, baba, eş veya çocuk bakım yükümlülüğü ortaya çıkabilir. Engellilik, ağır hastalık, uzun mesafe, vardiyalı çalışma düzeni ve fiili ulaşım koşulları da mevcut görev yerinde çalışmayı zamanla ağırlaştırabilir. <strong>Sürekli işçinin yer değişikliği talebi, çoğu olayda hayatın akışı içinde ortaya çıkan sağlık, aile ve bakım sorumlulukları ile çalışma düzeni arasında makul bir denge kurma ihtiyacından doğmaktadır.</strong></p>

<p>Sürekli işçi kadrosu, işçiler bakımından çalışma güvencesini güçlendirmiş, yer değişikliği başvurularında ise geçiş yapılan teşkilat ve birim bağı uzun süre dar bir yorumla uygulanmıştır. <strong>Birçok uyuşmazlıkta asıl mesele, işçinin nakil talebinin haklılığı kadar, kamu işvereninin bu talebi gerçekten değerlendirip değerlendirmediği ve ret kararını hangi somut gerekçeye dayandırdığı olmuştur.</strong></p>

<p><strong>III. 375 Sayılı KHK Geçici 23. Maddenin Uygulamadaki Etkisi</strong></p>

<p>375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 23. maddesi, sürekli işçi kadrosuna geçişi işçinin gerekli şartları taşıması yanında, çalıştığı hizmet alanı ve bağlı bulunduğu birim üzerinden ele almıştır. İşçi hangi hizmet alımı kapsamında, hangi kamu idaresi ve birim bünyesinde çalışıyorsa, kadroya geçiş süreci de bu bağlantı esas alınarak yürütülmüştür.</p>

<p>Geçici 23. maddede başvuru, işçinin fiilen çalıştığı hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birime yöneltilmiştir. Şartları taşıdığı belirlenen ve geçiş sürecini tamamlayan işçiler, her bir sözleşme esas alınarak yüklenicinin hakedişlerinin ödendiği bütçe, teşkilat, birim veya yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına alınmıştır. Kanun koyucu, kadroyu işçinin daha önce yürüttüğü hizmetle, bu hizmetin bağlı olduğu kamu idaresiyle ve çalıştığı birimle birlikte ele almıştır. Sürekli işçi kadrosunun oluşturulma biçimi de bu bağı güçlendirmektedir. Geçiş işlemi yapıldığı anda işçi için sürekli işçi kadrosu ihdas edilmiş sayılmış, idarenin bu kadroyu ilgili kurumlara bildirirken kadronun adedini, bütçesini, teşkilatını, birimini veya yerleşim yerini belirtmesi öngörülmüştür. Sözleşmesi askıda olanlar ile askerde bulunanlara ilişkin istisna dışında, bu şekilde ihdas edilen kadronun herhangi bir sebeple boşalması halinde iptal edilmiş sayılması da geçiş kadrosunun kişi, hizmet ve birim bağlantısı içinde kurulduğunu göstermektedir.</p>

<p>Maddenin beşinci fıkrasında, kadroya geçirilen işçinin çalışma yeri de geçişten önceki teşkilat ve birim esas alınarak belirlenmiştir. Sürekli işçi kadrosuna geçirilen kişinin, kadroya geçmeden önce yürüttüğü hizmeti aynı teşkilat ve birim içinde sürdürmesi kabul edilmiştir. Kanun koyucunun burada gözettiği amaç gayet tabii anlaşılabilirdir. Hizmet alımı yoluyla yürütülen işlerin, kadroya geçiş sürecinde aynı düzen içinde devam etmesi amaçlanmıştır. Temizlik, güvenlik, bakım, destek veya teknik hizmet hangi birimde görülüyorsa, kadroya geçirilen işçinin de o hizmet alanında çalışması istenmiştir.</p>

<p>Kadroya geçişte esas alınan teşkilat ve birim, yıllar içinde yer değişikliği taleplerinin reddinde en güçlü dayanaklardan biri olmuştur. İşçi hangi teşkilat ve birim üzerinden sürekli işçi kadrosuna geçirilmişse, sonraki başvurularda da aynı yerde çalışmaya devam etmesi gerektiği kabul edilmiştir. Ret cevaplarında çoğu zaman bu kabul esas alınmış, işçinin talebini zorunlu kılan güncel şartlar ve idarenin farklı bir değerlendirme yapma imkanı geri planda kalmıştır. Talep edilen yerde aynı hizmetin bulunup bulunmadığı, mevcut birimde işçinin ayrılmasının hizmeti nasıl etkileyeceği ve sunulan belgelerin talebi makul kılıp kılmadığı çoğu dosyada yeterince tartışılmamıştır. Yer değişikliği talebi, işçinin kişisel isteği kadar idarenin hizmet düzeniyle de ilgilidir. Kamu işvereninin kadro planlamasını, personel dağılımını, mevcut birimdeki ihtiyacı ve hizmetin aksamadan yürütülmesini dikkate alması tabiidir. <strong>İşçinin kadroya geçişte esas alınan teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği yönündeki kabulün, her başvuruda tek ve yeterli ret gerekçesi olarak uygulanması, işçinin değişen hayat şartları ile kamu hizmetinin gereklerinin birlikte değerlendirilmesini güçleştirmektedir.</strong></p>

<p><strong>IV. Anayasa Mahkemesi Kararı Sonrası Yer Değişikliği Başvuruları</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 26/11/2025 tarihli, 2025/100 E., 2025/242 K. sayılı kararı</a>yla, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 23. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…” ifadesinin iptaline karar vermiştir.</strong> Karar, 9/3/2026 tarihli ve 33191 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin incelediği mesele, sürekli işçi kadrosunda çalışan bir işçinin yer değişikliği talebinin reddine dayanmaktadır. Dosya Yargıtay 9. Hukuk Dairesi önüne geldiğinde, Daire uygulanacak hükmün Anayasa’ya uygunluğunu tartışarak somut norm denetimi yoluna başvurmuştur. Yüksek Mahkeme, sürekli işçinin yer değişikliği talebinin iş ve kadro durumu çerçevesinde değerlendirilmesine imkan tanımayan kuralı, çalışanların korunması ve işçi ile işveren arasındaki menfaat dengesinin sağlanması bakımından Anayasa’nın 49. maddesi kapsamında incelemiştir. Anayasa’nın 49. maddesi, çalışmayı herkes için hak ve ödev olarak kabul etmekte, devlete çalışanların hayat seviyesini yükseltme, çalışma hayatını geliştirme, çalışanları koruma ve çalışma barışını sağlama görevi yüklemektedir. Yüksek Mahkeme, çalışma hakkını iş ilişkisinin kurulması yanında, işçinin çalışma hayatı içinde korunması yönünden de ele almıştır. 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen kişiler ile kamu kurumları arasındaki ilişki özel hukuk ilişkisi niteliği taşımaktadır. Kamu idaresi, bu ilişkide işveren sıfatıyla hareket eder ve işin yürütülmesi, personel planlaması, hizmetin devamı bakımından yönetim yetkisine sahiptir. Yönetim yetkisi ise dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcu dikkate alınarak kullanılmalıdır. Yer değişikliği talebi, kamu işvereninin yönetim yetkisi içinde değerlendirilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, işçinin kadroya geçtiği kurum ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği yönündeki kabulün, makul sebeplere dayanan yer değişikliği başvurularını iş ve kadro durumu içinde değerlendirmeye kapatan bir sonuca dönüşmesini Anayasa’nın 49. maddesi kapsamında incelemiştir. Bu değerlendirmede işçinin talep ettiği yerde yürütülebilecek hizmet, mevcut birimdeki ihtiyaç, ayrılığın hizmete etkisi ve başvuruda sunulan belgeler birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p>Ret işlemi dava konusu edildiğinde uyuşmazlık, kamu işvereninin başvuruya verdiği cevabın somut gerekçeleri etrafında şekillenir. İşverenin yönetim yetkisini iş ve kadro durumu, hizmet ihtiyacı, dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcu kapsamında nasıl kullandığı incelenir. İşçinin sunduğu belgeler, mevcut birimdeki ihtiyacın niteliği, talep edilen yerde yürütülebilecek aynı veya benzer hizmet, işçinin ayrılmasının hizmetin işleyişine etkisi ve ret cevabının gerekçesi denetimin belirleyici unsurlarıdır. Ret işleminin hukuka aykırılığı tespit edildiğinde kamu işvereninin, başvuruyu iş ve kadro durumu, hizmet ihtiyacı, işçinin sunduğu nedenler ve işçiyi gözetme borcu çerçevesinde yeniden değerlendirmesi gerekir.</p>

<p><strong>İptal hükmü, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girecektir.</strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" rel="dofollow">Karar</a> 9/3/2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığından, yürürlük tarihi 9/12/2026’dır. Kanun koyucu bu süre içinde sürekli işçilerin yer değişikliği başvurularına ilişkin sağlık mazereti, aile birliği, eş durumu, bakım yükümlülüğü, hizmet ihtiyacı ve kadro durumu gibi ölçütleri belirleyen yeni bir düzenleme yapabilir. Bu tarihe kadar 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesindeki mevcut düzenleme yürürlüktedir. Kanaatimizce kamu işverenlerinin bu ara dönemde de Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini dikkate alarak hareket etmesi daha isabetli olacaktır. Yer değişikliği başvurularının sadece geçiş yapılan teşkilat ve birim gerekçesiyle reddedilmesi, kararın yayımlanmasından sonra başkaca hukuki tartışmalara yol açabilir. İşçinin sunduğu sebepler, talep edilen yerdeki hizmet durumu, mevcut birimdeki ihtiyaç ve kadro planlaması birlikte değerlendirilerek verilen kararlar, yargı yoluna başvurma ihtimalini azaltabilir.</p>

<p>Sürekli işçilerin yer değişikliği meselesi, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce de kanun teklifiyle TBMM’ye taşınmıştır. 24/07/2024 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan 2/2300 esas numaralı İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile, 657 sayılı Kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında sürekli işçi statüsünde çalışanlara 657 sayılı Kanun’un yer değiştirme suretiyle atamaya ilişkin hükümlerinin uygulanması önerilmiştir. Teklif halen ilgili komisyonlarda beklemekte olup henüz yasalaşmamıştır. Mevcut hukuk bakımından doğrudan sonuç doğuran bir düzenleme bulunmasa da, konunun Anayasa Mahkemesi kararından önce de kanuni düzenleme arayışına konu edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. Sonuç</strong></p>

<p>Sürekli işçi kadrosuna geçiş, kamu kurumlarında uzun yıllar hizmet alımı yoluyla çalışan işçiler bakımından çalışma güvencesini güçlendiren bir hukuki sonuç doğurmuş, görev yeriyle ilgili değerlendirmelerde işçinin zaman içinde değişebilecek sağlık, aile, bakım ve ulaşım şartlarının da dikkate alınmasını gerekli kılmıştır. <strong>Sürekli işçiler bakımından her başvurunun kabul sonucu çıkarılması yerine, yer değişikliği isteğinin iş ve kadro durumu, hizmet ihtiyacı, işçinin sunduğu nedenler ve işçiyi gözetme borcu dikkate alınarak incelenmesi esastır.</strong></p>

<p>Sürekli işçiler, yer değişikliği başvurularında sağlık mazereti, aile birliği, eş durumu, çocukların eğitimi, bakım yükümlülüğü, engellilik, ağır hastalık ve ulaşım koşulları gibi nedenleri açıkça belirtmeli, başvurularını mümkün olduğu ölçüde belgeyle desteklemelidir. Kamu işvereni, işçinin kadroya geçtiği kurum ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiğini tekrar eden kalıp cevaplar yerine, başvuruda gösterilen nedenleri, hizmetin yürütülmesini, mevcut birimdeki ihtiyacı ve istenen yerdeki çalışma imkanını birlikte değerlendirmelidir. Başvurunun bu şekilde ele alınması, işçi bakımından daha güvenceli ve denetlenebilir bir süreç sağlayacaktır. İdare açısından ise gereksiz uyuşmazlıkların, yargılama giderlerinin, vekalet ücretinin, idari iş yükünün ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanımının azalmasına katkı sunacaktır. Temennimiz, sürekli işçilerin yıllardır yaşadığı bu sorunun, kamu hizmetinin gerekleri ile işçilerin sağlık, aile ve bakım sorumlulukları birlikte gözetilerek adil, makul ve uygulanabilir bir şekilde çözülmesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozer-alisan-ekren" title="Av. Özer Alişan EKREN"><img alt="Av. Özer Alişan EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/ozer-alisan-ekren-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozer-alisan-ekren" title="Av. Özer Alişan EKREN">Av. Özer Alişan EKREN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/surekli-isciler-yer-degisikligi-talep-edebilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/isci-sozlesme-57zumu3l-1.jpeg" type="image/jpeg" length="89240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[10 ilde 71 şüpheli hakkında 'sahte altın' operasyonu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/10-ilde-71-supheli-hakkinda-sahte-altin-operasyonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/10-ilde-71-supheli-hakkinda-sahte-altin-operasyonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, “'Parada sahtecilik', 'paraya eşit sayılan değerde sahtecilik' ve 'nitelikli dolandırıcılık' suçları kapsamında Kahramanmaraş merkezli 10 ilimizde sahte altın üretimi ve pazarlaması yapan kuyumcu, atölyeci, çantacı ve kalıpçılardan oluşan 71 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir" dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:</i></p>

<p>"Türkiye’nin altın ve kuyumculuk sektöründeki göz bebeği Kahramanmaraş merkezli olarak vatandaşlarımızın emeğini, birikimini ve güvenini hedef alan sahtecilik ve dolandırıcılık yapılanmasına karşı bu sabah kapsamlı bir operasyon gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımızca darphane tarafından basılması gereken ziynet altınlarını, olması gereken ayar ve ağırlığın altında basarak hem devletimizi zarara uğratan hem de vatandaşlarımızı dolandıran yapılara karşı harekete geçilmiştir.</p>

<p>“Parada sahtecilik”, “paraya eşit sayılan değerde sahtecilik” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçları kapsamında Kahramanmaraş merkezli 10 ilimizde sahte altın üretimi ve pazarlaması yapan kuyumcu, atölyeci, çantacı ve kalıpçılardan oluşan 71 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şu ana kadar yapılan aramalarda; suçta kullanılan çok sayıda sahte kalıp, yasa dışı basılmış altınlar ve suç unsuru eşyalar ele geçirilmiştir. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde yürütülen soruşturma titizlikle ve çok yönlü olarak devam etmektedir.</p>

<p>Hiçbir vatandaşımızın alın terinin sahtecilikle, hileyle ve dolandırıcılıkla gasp edilmesine izin vermeyecek; vatandaşlarımızın zor gün birikimlerini ve helal kazancını sahtekârların eline bırakmayacak; kuyumculuk sektörünün itibarını ve vatandaşımızın güvenini koruyacağız.</p>

<p>Bu soruşturmayı gizlilik ve titizlikle koordine eden Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımızı, operasyonu sahada başarıyla icra eden Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürlüğümüzü ve soruşturma sürecinde görev alan tüm kamu görevlilerimizi yürekten tebrik ediyorum.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın liderliğinde, ekonomik güvenliğimize ve toplumsal huzurumuza kasteden her türlü organize suç yapısıyla mücadelemiz kesintisiz devam edecek; adaletin gereği kararlılıkla yerine getirilecektir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/10-ilde-71-supheli-hakkinda-sahte-altin-operasyonu</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/altinsa.jpg" type="image/jpeg" length="87603"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cinsiyet Değişikliğine İzin Verilmesini Düzenleyen Kurala İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cinsiyet-degisikligine-izin-verilmesini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cinsiyet-degisikligine-izin-verilmesini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/163 numaralı dosyada, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, cinsiyetini değiştirmek isteyen kişinin şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebileceği öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; cinsiyet değişikliğine izin verilmesinin yaratılıştan kaynaklı biyolojik farklılığın yok edilerek bunun hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılmasına neden olduğu, askerlik hizmeti, maden ocaklarında çalışma yasağı gibi cinsiyet temelli farklılık yaratan normların itiraz konusu kuralla işlevsiz hâle getirildiği, bu durumun kimsenin cinsiyetine uygun olmayan bir işte çalıştırılamayacağını öngören anayasal hükümle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında özel hayat kavramının eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğunu, bu kapsamda korunan hukuki değerin esasen kişisel bağımsızlık olduğunu, özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramının temel alındığını belirtmiştir. Bu bağlamda anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir.</p>

<p>İtiraz konusu kural, cinsiyet değişikliğini mahkemece verilecek izin şartına bağlamak suretiyle maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>Kuralda, cinsiyet değişikliğine izin verilme usulü herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nda kişinin bireysel ve sosyal kimliğinin bir parçası olan cinsiyetinin değiştirilmesinde belli aşamalar öngörülmüştür. Bu aşamalardan ilki kişinin cinsiyet değiştirmeye uygun olduğunun mahkemece tespit edilmesidir. Bu zorunluluğun bireylerin gereksiz tıbbi müdahalelere maruz kalmasının önüne geçilerek kamu düzeninin korunmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde cinsiyet değişikliğini mahkemenin izin vermesi şartına bağlayan kuralın anayasal anlamda meşru amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olması gerekir. Cinsiyet değiştirmenin mahkemece izin verilmesi şartına tabi tutulmasını öngören kuralın kamu düzeninin sağlanması ve bireyin sağlığının korunmasını amaçladığı gözetildiğinde kuralın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.</p>

<p>Bu hususların yanı sıra kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın ölçülülük ilkesinin alt ilkeleri olan <i>elverişlilik, gereklilik ve orantılılık</i> ilkelerine de aykırı olmaması gerekir.</p>

<p>Kuralda cinsiyet değişikliği için öngörülen izin şartının henüz tıbbi müdahale geçirmemiş bireylerin gereksiz yere cinsiyet değiştirme operasyonuna maruz kalması önlenerek kamu düzeninin korunması amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır. Diğer taraftan kanun koyucunun cinsiyet değiştirmek gibi kişinin yaşamı üzerinde önemli sonuçlar doğuran bir konuda bu sürecin hangi şartlar altında yürütüleceğini belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli bir araç olmadığı da söylenemez. Ayrıca cinsiyet değişikliği talebi üzerine verilen kararın Kanun’da düzenlenen şartlar çerçevesinde etkili bir şekilde denetlenmesine imkân sağlayacak şekilde denetim yollarının oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın bireyler açısından aşırı külfete neden olmadığı, dolayısıyla kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaç bakımından orantılı olduğu kanaatine varılmıştır.</p>

<p>İtiraz başvurusunda, bireylerin toplumsal cinsiyet kurallarını benimseyerek biyolojik cinsiyetlerine aykırı şekilde cinsiyet değiştirmelerine izin verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de kural kapsamında cinsiyet değişikliğinin ancak belirli şartları taşıyan kişilere tanınan bir imkân olduğu, başka bir ifadeyle cinsiyet değiştirmesi tıbbi olarak zorunlu görülen bireylere bu iznin verilebileceği dikkate alındığında kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan cinsiyet değişikliğini öngören kuralın Anayasa’yla çelişen bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p>---</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2025/163</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>2026/67</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>30/6</strong><strong>/</strong><strong>2026-</strong><strong>33296</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Antalya 13. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU</strong><strong>:</strong> 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin Anayasa’nın 10. ve 50. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Cinsiyet düzeltilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu 40. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i><strong><u>2. Cinsiyet</u></strong></i> <i><strong><u>değişikliğinde</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>Madde 40</u></strong></i><i><strong><u>- Cinsiyetini</u></strong></i> <i><strong><u>değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin</u></strong></i> <i><strong><u>onsekiz</u></strong></i> <i><strong><u>yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu</u></strong></i> <i>(…)</i> <i><strong><u>bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin</u></strong></i> <i><strong><u>resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir</u></strong></i><i>.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 22/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvurunun yöntemine uygunluğu ve başvuruya engel durumun varlığı sorunları görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi ya da taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. Anılan Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde “<i>İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı</i>” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Söz konusu maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>5. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğu tespit edilirse itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>6. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 4721 sayılı Kanun’un 40. maddesinin iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde cinsiyetini değiştirmek isteyen kimsenin şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebileceği, ikinci cümlesinde ise iznin verilebilmesi için istem sahibinin on sekiz yaşını doldurmuş olmasının ve evli olmamasının, ayrıca transseksüel yapıda olup cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alacağı resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesinin şart olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>7. Yapılan incelemede başvuru kararında anılan fıkranın ikinci cümlesinin hangi nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla söz konusu cümleye yönelik başvurunun yöntemine uygun olmaması nedeniyle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.</p>

<p>8. Öte yandan Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği</i> <i>red</i> <i>kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz</i>.” denilmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “<i>Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.</i>” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>9. Anayasa Mahkemesinin 29/11/2017 tarihli ve E.2015/79, K.2017/164 sayılı kararında itiraz konusu maddenin ikinci fıkrası esastan incelenerek iptal talebinin reddine karar verilmiş ve bu karar 20/3/2018 tarihli ve 30366 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itiraz başvurusu üzerine işin esasına girilerek reddedilen anılan fıkra hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 20/3/2018 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.</p>

<p>10. Açıklanan nedenlerle 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Birinci fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Birinci cümlesinin esasının incelenmesine,</p>

<p><strong>2.</strong> İkinci cümlesine yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci fıkrasına yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>11. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>12. 4721 sayılı Kanun’un 40. maddesinde cinsiyet değişikliğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında cinsiyet değişikliğine izin verilmesi ve şartları; ikinci fıkrasında ise cinsiyet değişikliğine izin verilmesi hâlinde yapılması gerekenler düzenlenmiştir.</p>

<p>13. Maddenin birinci fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde cinsiyetini değiştirmek isteyen kişinin mahkemeden bizzat cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesine göre mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilebilmesi için istem sahibinin on sekiz yaşını doldurması, evli olmaması, transseksüel yapıda olması, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olması ve belirtilen son iki koşulun bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>14. İkinci fıkrada ise cinsiyet değişikliği için verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verileceği öngörülmektedir.</p>

<p>15. Bu itibarla cinsiyet değişikliğinin mahkemeden izin alınması, bu izne bağlı olarak cinsiyet değiştirme ameliyatının gerçekleştirilmesi ve nüfus kaydının cinsiyet hanesinin bu değişikliğe göre düzeltilmesi olmak üzere üç aşamadan oluştuğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>16. Başvuru kararında özetle; cinsiyet değişikliğine izin verilmesinin yaratılıştan kaynaklı biyolojik farklılığın yok edilerek bunun hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılmasına neden olduğu, askerlik hizmeti, maden ocaklarında çalışma yasağı gibi cinsiyet temelli farklılık yaratan normların itiraz konusu kuralla işlevsiz hâle getirildiği, bu durumun kimsenin cinsiyetine uygun olmayan bir işte çalıştırılamayacağını öngören anayasal hükümle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. ve 50. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>17. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13., 17. ve 20. maddeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>18. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.</i>”; ikinci fıkrasında “<i>Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.</i>” denilerek ilke olarak kişilerin kendi bedenleri üzerinde karar verme yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Anılan madde uyarınca devletin tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının kamusal makamların ve diğer bireylerin eylemlerine karşı koruma şeklinde pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır (<i>Filiz</i> <i>Kerestecioğlu</i> <i>Demir ve</i> <i>d</i><i>iğerleri</i> [2. B.], B. No: 2016/42278, 2/12/2020, § 70).</p>

<p>19. Anayasa’nın “<i>Özel hayatın gizliliği</i>” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.</i>” denilmiştir.</p>

<p>20. Anılan maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bir yönüyle özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne serilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnızca kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale edememesi yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır (AYM, E.2020/64, K.2020/70, 12/11/2020, § 10; E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 16; E.2023/116, K.2024/56, 22/2/2024, § 14).</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında özel hayat kavramının eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğunu, bu kapsamda korunan hukuki değerin esasen kişisel bağımsızlık olduğunu, özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramının temel alındığını belirtmiştir. Bu bağlamda anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (Serap Tortuk [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri [1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§ 30-32).</p>

<p>22. İtiraz konusu kural, cinsiyet değişikliğini mahkemece verilecek izin şartına bağlamak suretiyle maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>23. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir. Buna göre anılan hakka sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>24. Bu kapsamda maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p>25. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>26. Kuralda, cinsiyet değişikliğine izin verilme usulü herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>27. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına çeşitli sebeplerle sınırlamalar getirilebileceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Söz konusu maddede bu sınırlama sebepleri arasında millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi nedenleri de sayılmıştır. Ancak anılan fıkrada söz konusu sınırlama sebepleri arama ve elkoyma tedbirlerine yönelik olarak düzenlendiğinden bu sebepler 20. madde bağlamında kural yönünden meşru bir sınırlama nedeni olarak kabul edilemez. Bu itibarla anılan hakkın Anayasa’da güvence altına alınan diğer temel hak ve özgürlüklerin korunması veya Anayasa’nın diğer maddelerinde devlete yüklenen ödevler nedeniyle sınırlanması mümkündür (AYM, E.2020/82, K.2021/20, 18/3/2021, § 15).</p>

<p>28. Kanun koyucunun cinsiyet değişikliğini, cinsiyet değiştirme ameliyatlarının geri dönüşünün olmaması ve sağlık açısından taşıdığı riskleri de gözönünde bulundurarak söz konusu ameliyatların herhangi bir denetim olmaksızın gerçekleştirilmesi suretiyle sıradanlaştırılmasının önüne geçilmesi, mahkemelerin nüfus kaydında cinsiyet değişikliği yapılmasında sadece onay makamı olmaktan çıkarılması ve bu suretle kamu düzeninin korunması amaçlarıyla cinsiyet değişikliğini belirli kurallara bağladığı anlaşılmaktadır (AYM, E.2015/79, K.2017/164, 29/11/2017, §§ 25, 26; E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 20).</p>

<p>29. 4721 sayılı Kanun’da kişinin bireysel ve sosyal kimliğinin bir parçası olan cinsiyetinin değiştirilmesinde belli aşamalar öngörülmüştür. Bu aşamalardan ilki kişinin cinsiyet değiştirmeye uygun olduğunun mahkemece tespit edilmesidir. Bu zorunluluğun bireylerin gereksiz tıbbi müdahalelere maruz kalmasının önüne geçilerek kamu düzeninin korunmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde cinsiyet değişikliğini mahkemenin izin vermesi şartına bağlayan kuralın anayasal anlamda meşru amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Cinsiyet; bireyin sahip olduğu fizyolojik, biyolojik ve genetik özellikleri ifade eden bir kavram olup biyolojik cinsiyet, bireyin doğuştan sahip olduğu üreme organları ve sistemleri dikkate alınarak <i>kadın</i> veya <i>erkek </i>olarak yapılan tanımlamadır. Kişinin doğuştan sahip olduğu cinsiyeti değişmez olmamakla birlikte cinsiyetin değiştirilmesi ancak kanun koyucu tarafından öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde mümkündür (AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 21).</p>

<p>31. Kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olması gerekir.</p>

<p>32. Cinsiyet değiştirmenin mahkemece izin verilmesi şartına tabi tutulmasını öngören kuralın kamu düzeninin sağlanması ve bireyin sağlığının korunmasını amaçladığı gözetildiğinde kuralın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.</p>

<p>33. Bununla birlikte Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik sınırlama getiren kuralın ölçülü olması da gerekir. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Buna göre kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerine aykırı olmaması gerekir.</p>

<p>34. Kuralda cinsiyet değişikliği için öngörülen izin şartının henüz tıbbi müdahale geçirmemiş bireylerin gereksiz yere cinsiyet değiştirme operasyonuna maruz kalması önlenerek kamu düzeninin korunması amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır. Öte yandan kanun koyucunun cinsiyet değiştirmek gibi kişinin yaşamı üzerinde önemli sonuçlar doğuran bir konuda bu sürecin hangi şartlar altında yürütüleceğini belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli bir araç olmadığı da söylenemez.</p>

<p>35. Bunun yanı sıra cinsiyet değişikliği için izin talebinde bulunanların anılan Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen şartları taşımaları hâlinde cinsiyet değişikliğine mahkemece izin verilecektir. Başka bir ifadeyle on sekiz yaşını doldurmuş ve evli olmayan transseksüel yapıdaki bireyler, bu yapıda olduklarını ve cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu resmî sağlık kurulu raporuyla belgelendirdikleri takdirde talepleri doğrultusunda gereken izin verilecektir. Dolayısıyla Kanun’da objektif olarak öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde hâkime izin konusunda herhangi bir takdir yetkisi tanınmamıştır.</p>

<p>36. Diğer yandan kuralda cinsiyet değiştirmek isteyen kişinin mahkemeye şahsen başvurusu aranmaktadır. On sekiz yaşını doldurmuş bireylerin söz konusu maddede sayılan diğer koşulların da varlığı hâlinde ancak kendi taleplerinin olması durumunda mahkemeye başvurarak izin alabilecekleri açıktır. Kanun koyucu tarafından cinsiyet değişikliği şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olarak düzenlenmekle bireyin maddi ve manevi varlığının korunması amacıyla üçüncü kişilerce cinsiyeti değiştirilecek kişi adına karar verilmesinin önüne geçilmiştir.</p>

<p>37. Ayrıca cinsiyet değişikliği talebi üzerine verilen kararın Kanun’da düzenlenen şartlar çerçevesinde etkili bir şekilde denetlenmesine imkân sağlayacak şekilde denetim yollarının oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın bireyler açısından aşırı külfete neden olmadığı, dolayısıyla kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaç bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>38. Öte yandan itiraz başvurusunda, bireylerin toplumsal cinsiyet kurallarını benimseyerek biyolojik cinsiyetlerine aykırı şekilde cinsiyet değiştirmelerine izin verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de kural kapsamında cinsiyet değişikliğinin ancak belirli şartları taşıyan kişilere tanınan bir imkân olduğu, başka bir ifadeyle cinsiyet değiştirmesi tıbbi olarak zorunlu görülen bireylere bu iznin verilebileceği dikkate alındığında kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan cinsiyet değişikliğini öngören kuralın Anayasa’yla çelişen bir yönünün bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>39. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 17. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. ve 50. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cinsiyet-degisikligine-izin-verilmesini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="86746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80152"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32785"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54821"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80108"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76041"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21960"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="41374"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="96036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="85679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="77451"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="22476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="97028"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="43495"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="94159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="74537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="85247"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
