<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 13 Aug 2026 18:31:59 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36869"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay, 6. Dairesi'nin 2019/18208 E., 2022/6510 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay, 6. Dairesi'nin 01.06.2022 tarihli, 2019/18208 E., 2022/6510 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ALTINCI DAİRE<br />
Esas No : 2019/18208<br />
Karar No : 2022/6510</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ...Büyükşehir Belediye Başkanlığı<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>2- ...Belediye Başkanlığı/...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Sakarya İli, Sapanca İlçesi, ...Mahallesi, ...Mevkii, ...pafta, ...parsel sayılı taşınmazın imar planı onama sınırları içerisine alınması amacıyla yapılan başvurunun reddine ilişkin Sapanca Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işlemi ile Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işleminin ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile 1/5000 ve 1/25000 ölçekli nazım imar planlarının iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesince verilen ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararda; davacının başvurularının yetkili belediye meclislerine yönlendirilmesi ve belediye meclislerince değerlendirilerek başvurular hakkında bir karar verilmesi gerekirken yetkisiz belediye başkanlıklarınca tesis edilen dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İdari Dava Dairesince verilen kararda; meyve bahçesi vasfında olan davacıya ait taşınmazın imar planları onama sınırları içerisine alınarak yapılaşmasına izin verilmesi istemiyle başvuruda bulunulduğu, bunun dışında imar planı değişikliğinin belediye meclisince incelenebilmesini sağlayacak plan açıklama raporu ve imar planı değişikliği paftalarının hazırlanmadığı, imar planı değişikliği talebinin karar mercilerine sunulabilmesi için gerekli olan plan paftası ve plan açıklama raporlarının olmadığı görüldüğünden, davacının imar planı değişikliği talebinin belediye meclisine sunulmadan reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Belediye meclislerince değerlendirilerek başvurular hakkında bir karar verilmesi gerekirken yetkisiz olan belediye başkanlığı tarafından tesis edilen dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>DAVALILARIN SAVUNMASI:<br />
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından, temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.<br />
Sapanca Belediye Başkanlığı tarafından, savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Sakarya İli, Sapanca İlçesi, ...Mahallesi, ...Mevkii, ...pafta, ...parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, meyve bahçesi vasfında olan taşınmazının imar planı onama sınırları içerisine alınarak yapılaşmasına izin verilmesi istemiyle 06.07.2017 tarihinde Sapanca Belediye Başkanlığına yapılan talebin 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği gerektirdiği, bu nedenle Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığına yapılması gerektiği gerekçesiyle Sapanca Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı yazısıyla davacının talebinin reddine karar verilmiştir. Akabinde mezkur taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planı onama sınırları içerisine alınması istemiyle Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığına 07.09.2017 tarihinde yapılan başvurunun plan nüfus projeksiyon kararlarına aykırılık arz ettiği gerekçesiyle Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işlemiyle reddi üzerine de bu başvuruların reddine ilişkin anılan işlemler ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile 1/5000 ve 1/25000 ölçekli nazım imar planlarının iptali istemiyle görülmekte olan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Planlar, plan değişiklikleri ve plan revizyonları; kayıt altına alınmak ve arşivlenmek üzere Bakanlıkça oluşturulan elektronik ortama yüklenmek ve aynı sistem üzerinden Plan İşlem Numarası almak zorundadır. Planlar, belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar." hükmüne yer verilmiş, 5393 sayılı Belediye Kanununun 18. maddesinde, belediyenin imar planlarını görüşmek ve onaylamak, belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Uyuşmazlığa konu Sapanca Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işlemi ile Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işlemi yönünden;<br />
Belirli ölçütlere göre hazırlanan imar planlarının, zamanla planlanan alandaki koşulların zorunlu kıldığı şekilde ve kanundaki usullere uygun olarak değiştirilmesi mümkündür. Bu değişikliklerin de ilgili idarelerin hangi organ ve mercilerince karara bağlanacağının kanunla belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine göre imar planı, imar planı revizyonu ve imar planı değişlikliklerini onaylama yetkisi belediye meclisine ait olduğundan, belediyelere yapılan imar planı değişikliği tekliflerinin karara bağlanmak üzere belediye meclisine sunulması gerekmektedir. Belediye sınırları il sınırı olan büyükşehir belediyeleri hariç il çevre düzeni planı ile belediye sınırları dışında kalan alanlarda imar planı onaylama yetkisinin il genel meclisine ait olduğu ve onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de aynı usule tabi olduğundan imar planı değişikliği tekilflerinin karara bağlanmak üzere il genele meclisine sunulması gerekmektedir. Kanunda plan değişiklikliği taleplerinin değerlendirilmesine ilişkin yetkili merciler belirlenmiş olmakla beraber, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde ayrıksı bir düzenleme getirilerek, plan değişikliği taleplerin ilgili mercilere sunulmadan önce plan teklifinde plan paftası ve plan raporunun bulunması gerektiği, bu nitelikteki plan teklifinin plan kademesi, planlama esasları, yapılan analiz ve kararlar, kent bütününe ve çevresine etkisi gibi yönlerden değerlendirileceği, teklife haiz niteliği bulunmayanların karar mercilerine sunulmayacağı düzenlendiğinden, tartışılması gereken husus, belirlenen karar almaya yetkili bir organın karar almasından önce idarenin iç işleyişine yönelik olarak yönetmeliklere getirilen düzenlemenin karar alma sürecini ve karar alma yetkisini nasıl etkileyeceğidir.</p>

<p>Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesi ile Anayasal güvenceye bağlanan hak arama hürriyeti, temel hak kategorisinde yer almasının yanında, diğer temel hak ve hürriyetlerin korunması ve kullanılmasında üstlendiği görev nedeniyle de hukukun temel ilkelerinden birini teşkil etmektedir.</p>

<p>İdari faaliyetlerin gerçekleştirilmesi sırasında güçsüz durumda olan bireylerin hak ve menfaatlerinin korunması demokratik yönetimin gereğidir. Ülkemizde; bireylerin, en yoğun hak ve menfaat ihlalleri yaşadıkları konulardan biri olan idare ile ilişkiler alanında cereyan eden sorunlar karşısında yeni sayılabilecek bazı haklara sahip oldukları kabul edilmektedir. Bu hakların doğumunda meşruiyetin en temel kaynağı, bireyin idare karşısında güçsüz oluşudur. Bu dezavantajlı durumun, bireye ancak bazı hakların verilmesi ile giderilebileceği realitesi göz önünde bulundurulduğunda, idare karşısında, yeni bireysel hakların doğmasının yanı sıra mevcut hakların kapsam bakımından re’sen genişlemeleri de meşru bir zemine dayanmaktadır. İdari faaliyetlerin, iyi idare ilkeleri olarak adlandırılan birtakım ilkeler doğrultusunda gerçekleşmesi, hukuk devleti olgusuna da önemli kazanımlar sağlayabilme potansiyeline sahiptir. (Zeyrek, İlker Birey- İdare İlişkisi Bağlamında İyi İdare Hakkı ve Türk Pozitif Hukukunda Görünümü, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Temmuz-Ağustos 2021, syf.295-297).</p>

<p>Bireylerin idarelere yaptıkları başvuruları hızlandırmak ve başvuru usullerini kolaylaştırmak iyi idare hakkının gereğidir. İyi idare hakkının sağlanması durumunda hak arama özgürlüğüne ilişkin engellerin bir kısmının da ortadan kalkacağı açıktır.</p>

<p>İptal davasının öze ilişkin koşulları arasında idari işlemin yetki yönünden hukuka uyarlılığı da yer almaktadır. İdare hukukunda “yetki”, idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade eder ve idari işlemlerin en temel öğesini oluşturur. Bir kamu düzeni sorunu olan yetki, yasa koyucu tarafından hangi makam veya merciye verilmiş ise, ancak o makam veya merci tarafından kullanılabilir. Bu bakımdan, yasanın açık izni olmadıkça yetkili makam veya mercinin yetkisini devretmesi olanaklı değildir. Aktarılan nitelikleri gereği, idare hukukunda yetkisizlik kural, yetkili olmak istisnadır. Bu itibarla, yetki hükümlerinin sınır ve çerçevesinin yasayla açıkça çizilmesi gerekir ve genişletici yoruma tabi tutulamaz.</p>

<p>Yukarıda yer verilen Yönetmeliğin ilgili maddesinde, plan paftası, plan notları, plan raporu bulunmayan ve plan teklifi niteliğini haiz olmayan, müellif tarafından yapılmayan ve imzalanmayan planların idarelerin karar merciilerine sunulmayacağı düzenlenmiş ise de, bu düzenlemenin Kanunda yer almayan idarenin iç işleyişine yönelik bir düzenleme olduğu, ilgili idare meclislerinin plan değişikliği talepleri hakkında karar verme yetkisini kaldırmadığı kuşkusuzdur.<br />
Aksi bir yorumda, aynı tüzel kişiliğin organları arasında bulunması gereken iletişim ve organizasyonda olması gereken iç işleyişe ilişkin kurallardan kaynaklanan külfetin, bu tüzel kişilikten, hizmet alanlara yüklenmesi, yasa ile kendilerine bahşedilen başvuru haklarının sürüncemede kalması sonucunu doğuracağı, ayrıca belirtilen şartların yerine getirilmesinin, imar plan değişikliği talebinde bulunanlardan beklenmesi durumunda bu tekliflerin sadece bu nedenle ilgili idare mercilerine sunulmamasının bireyler üzerine aşırı bir külfet yükleneceği açıktır.</p>

<p>Bu itibarla, Anayasal kural karşısında normlar hiyerarşisi gereğince kanunda yer almayan ancak yönetmelikle plan değişikliği tekliflerinin ilgili karar merciine sunulmaması yetkisi veren bu kuralın, Kanunda yer alan ilgili idare meclisinin karar alma yetkisini kaldırdığı sonucuna ulaşılmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Yargısal incelemenin, doğrudan yasanın tanımladığı kurallara uygunluğu yönünden gerçekleştirilmesi, bu itibarla da, imar planı değişikliği tekliflerinin ilgili idare mercilerince değerlendirilip, karara bağlanması gerektiği kuşkusuzdur.</p>

<p>İmar planı değişikliğinin yapılması için öncelikle değerlendirilmesi gereken hususun, böyle bir değişiklik isteminin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygunluğunun bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlığın özelinde değerlendirme yapıldığında ise davacının mülkiyetindeki taşınmaza yönelik imar planı değişikliğiyle ilgili talebin, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı yönünden uygun olup olmadığı konusunda yetki ve usulde paralellik ilkesi gereğince bu konuda karar verme yetkisine haiz belediye meclisince değerlendirilerek karara bağlanması gerekirken, bu usul izlenmeden belediye meclislerine sunulmaksızın belediye başkanlıkları tarafından reddedilmesine ilişkin davaya konu işlemlerde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlığa konu 1/1000 ölçekli uygulama ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı yönünden;</p>

<p>Dava konusu imar planlarında değişiklik yapılması istemini içeren davacı başvurularının yetkili organ olan belediye meclislerince incelenmesi sırasında uyuşmazlığa konu imar planları ve bu planlarda değişiklik yapılması istemlerinin birlikte değerlendirilmesi suretiyle karar verileceğinden, nazım ve uygulama imar planları hakkında bu aşamada karar verilmesine olanak bulunmamaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığa konu 1/25.000 ölçekli nazım imar planı yönünden;<br />
Dava konusu Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı yazısında uyuşmazlığa konu 1/25.000 ölçekli nazım imar planında davacıya ait taşınmazın 2/B alanında kaldığı ve yapılaşma koşulları bakımından diğer tarım alanı hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesince nazım imar planının esası hakkında bir inceleme yapılmaksızın davaya konu tüm işlemler yönünden davanın reddi yolunda hüküm verildiği görüldüğünden, davacının meyve bahçesi vasfında olan taşınmazının imar planları onama sınırları içerisine alınarak yapılaşmasına izin verilmesi istemiyle bakılan davayı açtığı hususu da gözetilerek davacının talebinin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve imar mevzuatına uygun olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle gerekirse yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddi yolunda verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararının kaldırılarak yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın reddi yolundaki temyize konu ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 01/06/2022 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="95984"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/35234 E., 2022/21042 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 27.12.2022 tarihli, 2021/35234 E., 2022/21042 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/35234 E., 2022/21042 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇLAR : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, resmi belgede sahtecilik<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet<br />
TEMYİZ EDENLER : Sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı</p>

<p><br />
1-Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 23.02.2012 tarihli, 2012/17804 Soruşturma ve 2012/8976 Esas sayılı iddianamesiyle, örgüt faaliyeti çerçevesinde ... araç muayene istasyonlarında teknisyen olarak görev yapan temyiz dışı sanıklar ve trafik takipçiliği yapan sanık ... ile diğer trafik takipçisi temyiz dışı sanıkların, iştirak halinde hareket ederek menfaat temini karşılığında ağır kusurlu olması nedeniyle muayeneden geçemeyecek araçların muayenelerini usulsüz olarak yaptıklarından bahisle, 5237 sayılı TCK‘nin 220 ve 252/1. maddeleri uyarınca “örgüt“ ve “rüşvet“ suçlarına ilişkin kamu davası açıldığı; 5271 sayılı CMK'nin 225. maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiil ve failden ibaret olup, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak açılmayan davadan yargılama yapılıp hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.06.1999 tarihli ve 137/146 sayılı kararı ile buna benzer kararlarında da belirtildiği üzere, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan bahsedilmesinin, o olay hakkında da dava açıldığı anlamına gelmeyeceği, sanık hakkında “resmi belgede sahtecilik“ suçundan açılmış herhangi bir dava bulunmadığı gözetilmeden, dava dışına çıkılarak resmi belgede sahtecilik suçundan da mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>2-Suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK'nin 252/3. maddesine göre rüşvet suçunun; "Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır." şeklinde tanımlandığı; bu suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması, rüşvet sonucu istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması, tarafların arasında bir rüşvet anlaşmasının olmasının gerektiği,</p>

<p>TCK‘nin 155. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanılmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkâr etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmekte olup; suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, suçun aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma“ olarak tanımlanan nitelikli halinin oluşacağı,</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkındaki Kanun‘un 15. maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 35. maddesi uyarınca özelleştirilmiş bir hizmet olan araç muayenesi faaliyetinin ihaleyle “... Kuzey Taşıt Muayene İstasyonları Yapım ve İşletim A.Ş.“ ve alt işletici “ ... İstanbul Taşıt Muayene İstasyonları İşletim A.Ş.“ tarafından yerine getirilmesi nedeniyle, özel bir şirket tarafından işletilen araç muayene istasyonlarında teknisyen olarak görev yapan temyiz dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...‘ın, kamu görevlisi sıfatlarının bulunmadığı, bu itibarla “rüşvet“ suçunun unsurlarının oluşmadığı; bununla birlikte sanık ve şerikleri olarak kabul edilen temyiz dışı sanıklara meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş herhangi bir eşya bulunmadığından, usulsüz muayene işlemleri nedeniyle ilgili şirkete muayene ücretlerinin de ödenmiş olması karşısında, TCK‘nin 155/2. maddesinde düzenlenen “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma“ suçunun da unsurlarının oluşmadığı; bu bağlamda sanığın eylemlerinin, temyiz dışı sanıklarla iştirak halinde sahte araç muayene raporları düzenlenmesi hususunda zincirleme şekilde belgede sahtecilik suçuna vücut verebileceği, ancak bu suç yönünden de açılmış bir dava bulunmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında unsurları oluşmayan rüşvet suçundan beraat kararı verilmesi gerekirken, suç vasfında da yanılgıya düşülerek hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi,</p>

<p>3-Kabule göre de;<br />
a)Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 23.02.2012 tarihli, 2012/17804 Soruşturma ve 2012/8976 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında TCK'nin 220/2 ve 252/1. maddelerinin uygulanması istenerek kamu davası açıldığı halde, CMK‘nin 226. maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı verilmeden TCK’nin 204/1 ve 155/2. maddeleri uygulanmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,</p>

<p>b)24.10.2019 tarih ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nin 253. maddesinin üçüncü fıkrasına “birlikte” ibaresinden sonra gelmek üzere “aynı mağdura karşı” ibaresi eklenmiş olup, anılan Kanun maddesinde yapılan değişiklikle uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması halinde uzlaşma hükümlerinin uygulanamayacağının düzenlendiği de dikkate alınarak, sanığın üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunun mağdurunun kamu olduğu, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun ise katılan ... A.Ş.‘ye karşı işlendiğinin kabul edildiği, dolayısıyla sanığa isnat edilen resmi belgede sahtecilik suçu ile hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun mağdurlarının farklı olduğu anlaşılmakla, sanığa yüklenen ve TCK’nin 155/2. maddesinde düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle, 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 253. ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma işlemleri yapıldıktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekliliği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c)Aynı suç işleme kararının icrası kapsamında üzerine atılı suçları birden fazla kez işleyen sanık hakkında TCK‘nin 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması,</p>

<p>d)Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nun 22.10.2019 tarihli, 2015/12-225 Esas ve 2019/616 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; CMK'nin 231/6-c maddesine 6008 sayılı Kanun ile eklenen “sanığın kabul etmemesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez” şeklindeki düzenleme gereğince, bu hakkın şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olması nedeniyle hak sahibinin açık beyanı ya da vekâletnamede bu hususta vereceği özel yetki bulunmaması halinde vekilinin bu maddenin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda beyanda bulunamayacağı; dosya arasında bulunan Gaziosmanpaşa 1. Noterliği‘nin 05.03.2012 tarihli ve 04863 yevmiye numaralı vekaletnamesinde, vekile bu hususta verilmiş özel bir yetkinin bulunmadığı gözetilerek, engel adli sicil kaydı bulunmayan ve iyi halli olduğu gerekçesiyle hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin ertelenmesine karar verilen sanığa, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediği sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, sanık müdafisinin 07.09.2015 tarihli dilekçede yer alan beyanı dikkate alınarak sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına hükmedilmesi,</p>

<p>e)TCK’nin 51/1. maddesi uyarınca yalnızca hapis cezasıyla sınırlı olarak uygulanması kabul edilen ertelemede, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkemece bir denetim süresinin belirlenmesi zorunlu olup, denetim süresinin 1 yıldan az ve 3 yıldan fazla olmamak üzere, mahkûm olunan hapis cezası süresinden az olamayacak şekilde tespit edilmesi gerektiği nazara alındığında; somut olayda, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan hükmedilen neticeten 2000 TL adli para cezasının da ertelenmesi ile erteli mahkûmiyet hükümleri yönünden 10 ay denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi,</p>

<p>f)Adli Emanetin 2012/4845 sırasında emanet eşyaların akıbeti hakkında karar verilmemesi,</p>

<p>g)Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan hükmedilen kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında, TCK'nin 53/4. maddesi uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasındaki hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin ve resmi belgede sahtecilik suçu yönünden, uzun süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında, TCK‘nin 53/3. maddesi uyarınca, aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan hak yoksunluğunun kendi alt soyundaki kişiler yönünden uygulanmayacağının gözetilmemesi isabetsizliğinin, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 27.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="50378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2020/6744 E., 2023/6726 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 25.05.2023 tarihli, 2020/6744 E., 2023/6726 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/6744 E., 2023/6726 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2012/406 Esas, 2013/162 Karar<br />
SUÇLAR : Rüşvet alma ve rüşvet verme<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet</p>

<p>Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.05.2013 tarihli ve 2012/406 Esas, 2013/162 sayılı Kararının, sanık ... ve müdafii, sanıklar ... ve ... müdafileri ile suçtan zarar gören vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre rüşvet alma suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Emniyet Genel Müdürlüğünün kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve sanık ... hakkında rüşvet alma suçundan kurulan hükmün, vekili tarafından 7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7417 sayılı Kanun) yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce temyiz edilmesi ile usul hükümlerinin derhal uygulanacağı hususu karşısında, 7417 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesiyle değişik 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun (3628 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin ikinci fıkra hükmü uyarınca başvuru tarihinde bu sanık yönünden müdahil sıfatını kazandığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14/02/2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle kamu görevlisi olmayan sanıklar hakkında rüşvet verme suçundan açılan kamu davasına 5271 sayılı Kanun'un 237 nci maddesine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Emniyet Genel Müdürlüğünün katılma ve hükümleri temyiz hakkının olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca sanık ... ve müdafiinin, sanıklar ... ve ... müdafiilerinin müvekkilleri hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerini, katılan Emniyet Genel Müdürlüğü vekilinin sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmünü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteklerinin süresinde olduğu ve aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık ... müdafiinin tayin olunan ceza miktarına nazaran yasal koşulları bulunmayan ve süresinden sonra da vaki duruşmalı inceleme talebinin, 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 318 inci maddesi gereğince reddine, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.05.2010 tarihli ve 2010/59998 Soruşturma, 2010/21134 Esas, 2010/1107 numaralı İddianamesiyle sanıklardan ... hakkında rüşvet alma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 43 üncü maddesi, ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme suçundan aynı Kanun'un 252 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmaları, aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince hak yoksunluğu ve 63 üncü maddesi gereğince mahsup hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>2.Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.10.2010 tarihli ve 2010/222 Esas, 2010/310 sayılı Kararı ile sanıklardan ...'ın sübut bulan rüşvet alma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 252 nci ve 43 üncü maddelerinin birinci fıkraları ile 62 nci maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay, sanıklar ..., ... ve ...'nin sübut bulan ...'a rüşvet verme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 3 yıl 4'er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, aynı Kanun'un 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluğu ve 63 üncü maddesi gereğince mahsup hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>3.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.08.2012 tarihli Ek-2012/172058 sayılı yazısı ile 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un Geçici 2 nci maddesi uyarınca dosyanın mahkemesine iadesine,</p>

<p>4.Dairemizin 08.10.2012 tarihli ve 2012/10330 Esas, 2012/9961 sayılı Kararı ile mahkemesine iadesine karar verilip sehven Dairemize gönderilen dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,</p>

<p>5.Temyiz incelemesine konu Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.05.2013 tarihli ve 2012/406 Esas, 2013/162 sayılı Kararı ile sanıklardan ...'ın sübut bulan ..., ... ve ...'dan rüşvet alma suçlarından, 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca her bir sanık yönünden ayrı ayrı olmak üzere 3 kez 3 yıl 4 ay, aynı sanıkların sübut bulan ...'a rüşvet verme suçundan aynı maddeler uyarınca 3 yıl 4'er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, aynı Kanun'un 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluğu ve 63 üncü maddesi gereğince mahsup hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>6.Dairemizin 10.09.2020 tarihli ve 2016/2124 Esas, 2020/12177 sayılı Kararı ile sanıklardan ... hakkında rüşvet alma suçundan kamu davası açıldığı, 3628 sayılı Yasanın 18 inci maddesine göre İçişleri Bakanlığının bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak 5271 sayılı Kanun'un 234/1-b maddesi gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için dava ve duruşmalardan haberdar edilmesi gerektiği, diğer yandan aynı Kanunun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre kamu davasından haberdar edilmemiş bulunup da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanların kanun yollarına başvurma haklarının bulunduğu gözetilerek hükmün bildirilmesinin gerektiği, ancak dosyada İçişleri Bakanlığının duruşmadan haberdar edildiğine ilişkin bilgi ve belgeye rastlanmadığının anlaşılması karşısında; evvela davanın ilgili Bakanlığa haber verildiğini ve hükmün tebliğ edildiğini gösteren bilgi ve belgeler var ise dosya içine konulmasından, aksi halde anılan tebligat noksanlığının giderilerek tebellüğ belgesinin ve verildiği takdirde temyiz ve cevap dilekçelerinin eklenmesinden, hükmün temyiz edilmesi halinde ise bu konuda ek tebliğname düzenlenmesinden sonra iade edilmek üzere esası incelenmeyen dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine,</p>

<p>Karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık ... müdafii 15.05.2013 tarihli süre tutum dilekçesiyle temyiz talebinde bulunmuş, 08.09.2013 tarihinde gerekçeli karar tebliğ edildiği halde gerekçeli temyiz dilekçesi sunmamıştır.<br />
Katılan Emniyet Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz sebepleri, yargılama aşamasında davadan haberdar edilmeyerek kamu davasına katılma ve karar karşı kanun yoluna başvurma haklarının engellendiğine, birden çok rüşvet alma suçu sübuta erdiği halde sanık ...'a verilen cezanın ve lehe indirim yapılmasının kabul edilebilir olmadığına, sanığın alt sınırdan cezalandırılmasının uygun olmadığına ve sair hususlara,</p>

<p>Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri, yerel mahkemenin vermiş olduğu kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri, sürücü belgesi düzenleme görevinin bulunmadığına, menfaat temin etmediğinin dosya kapsamı itibarıyla sabit olduğuna, usulsüzlük tespit edilen belgeler hiçbir yerde kullanılmamakla herhangi bir zarara sebebiyet verilmediğine, hükme esas alınan kolluk ifadelerinin mahkeme savunmaları ile çürütüldüğüne ve sair hususlara,<br />
İlişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Suç tarihinde Gölbaşı (Ankara) İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yapan sanık ...'ın, temin ettiği 1.000,00 TL menfaat karşılığında, sürücü belgesi almak için müracaat eden sanık ...'e hak etmiş olduğu B sınıfı sürücü belgesi yerine D-E sınıfı sürücü belgesini sahte olarak düzenleyip verdiği, bu sanık aracılığı ile sanık ...'nın usulsüz sürücü belgesi alması karşılığında 1.500,00 TL'ye anlaştıkları, 500,00 TL paranın ...'a verilmek üzere ...'e verildiği, 1.000,00 TL parayı henüz veremediğinden sürücü belgesinin teslim edilmediği, sanık ...'nin suç tarihine kadar sürücü kurslarına birkaç defa yazılıp sınavı geçemeyip ehliyet alamamasından dolayı usulsüz sürücü belgesi almak için sanık ... aracılığı ile sanık ...'a verilmek üzere 2.000,00 TL'ye anlaştıkları, bu paranın 560,00 TL'lik kısmını vererek sürücü belgesi aldığı, böylelikle sanıklardan ...'ın rüşvet alma, ..., ... ve ...'nin rüşvet verme suçlarını işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>Mahkemece; iddia, sanıkların savunmaları, tanıkların beyanları, 30.03.2010 tarihli tutanak, ...'e ait 14388 sicil nolu dosyası ve tüm dosya kapsamına göre; ...'in, 31.08.2009 tarihinde B sınıfı sürücü belgesi almaya hak kazandığı ancak kayıtlarda D-E sınıfı olarak görüldüğü, ...'nin sürücü belgesine ait bir dosyanın bulunmadığı, ...'nın sürücü belgesine ilişkin dosya ve bilgisayar kaydının olmadığının tespit edildiği, Gölbaşı İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliğinde görevli polis memuru olarak görev yapan sanık ...'ın 1.000,00 TL karşılığında sanıklardan ...'e B sınıfı sürücü belgesi yerine D-E sınıfı sürücü belgesi düzenleyerek verdiği, sanık ... ile usulsüz sürücü belgesi verme konusunda 1.500,00 TL'ye anlaştığı, bu paranın 500 TL'sini ...'nın ... vasıtasıyla ...'a yolladığı ancak kalan 1.000 TL'yi veremediğinden sürücü belgesini alamadığı, bu belgenin sanık ...'ın üzerinde yakalandığı, sanık ...'nin usulsüz sürücü belgesi almak için ... vasıtasıyla 2.000,00 TL karşılığında ... ile anlaştığı, bu paranın 560,00 TL'sini ... vasıtasıyla ...'a gönderdiği, karşılığında adına sahte düzenlenen sürücü belgesini aldığı, bu şekilde gerçekleşen olayda sanıklardan ..., ... ve ...'nin rüşvet verme, ...'ın ise rüşvet alma suçlarını işlediklerinin sabit olduğu kabulüyle mahkumiyetlerine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV.GEREKÇE</strong></p>

<p>Uyap sisteminden yapılan sorgulamada Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.03.2019 tarihli ve 2011/180 Esas, 2019/66 sayılı Kararı ile suça konu sahte sürücü belgeleri nedeniyle sanıklardan ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, ... ve ... hakkında bu suça iştirakten verilen mahkumiyet hükümlerinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 30.04.2021 tarihli ve 2019/1110 Esas, 2021/937 sayılı kesin nitelikteki, istinaf başvurularının esastan reddi kararı ile kesinleştiği anlaşılmakla, tebliğnamede yer alan bu hususun araştırılması gerektiğine dair bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.</p>

<p>A. Sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;<br />
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>Rüşvet suçunun oluşabilmesi için failin görevinin gereklerine aykırı olarak bahse konu işi yapmasının veya yapması konusunda anlaşmanın sağlanması gerektiği, başka bir anlatımla yapılan işin failin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması durumunda rüşvet suçundan söz edilebileceği nazara alındığında; sanığın suça konu sürücü belgelerini düzenleme yetkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmak suretiyle suç vasfının buna göre tayini gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 26/04/2016 tarihli ve 2014/118 Esas, 2016/208 sayılı Kararında da benzer şekilde belirtildiği üzere, rüşvet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiş olması karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin suçun mağduru değil, zarar göreni olacağı nazara alınarak, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesi uyarınca tek hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle aynı Kanun'un 43 üncü maddesi uygulanmak suretiyle artırım yapılarak ceza belirlenmesi yerine, sanığın rüşvet alma suçundan üç kez cezalandırılması suretiyle fazla ceza tayini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;<br />
Rüşvet suçu henüz resmi makamlarca öğrenilmeden, anlatımları ile olayların tüm yönleriyle ortaya çıkmasını sağlayan sanıklar hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 254 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan düzenleme nazara alınarak, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediği karar yerinde tartışılıp değerlendirilmek suretiyle sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal Kararının 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasıyla ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,</p>

<p>Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık ... hakkında aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrasının uygulanması sırasında sadece 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kullanmasından yasaklanmasına karar verilmesi yerine, hangi hak ve yetkiye ilişkin olduğu ve ne kadar süre ile hak yoksunluğu uygulanacağı gösterilmeksizin maddenin tümünü kapsayacak ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,<br />
Hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>1.Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle Emniyet Genel Müdürlüğü vekilinin sanıklar ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz isteğinin 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi uyarınca, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>2.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.05.2013 tarihli ve 2012/406 Esas, 2013/162 sayılı Kararına yönelik sanık ... ve müdafii, sanıklar ... ve ... müdafileri ile katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, sanıklar ... ve ... yönünden kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi ve 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği, Tebliğname'ye kısmen aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.05.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="78294"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2020/7005 E., 2023/6396 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 16.05.2023 tarihli, 2020/7005 E., 2023/6396 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/7005 E., 2023/6396 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2013/21 Esas, 2014/96 Karar<br />
SUÇ : Rüşvet vermeye teşebbüs<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet</p>

<p>... 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.04.2014 tarihli ve 2013/21 Esas, 2014/96 sayılı Kararının sanık ... müdafii ile suçtan zarar gören vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön incelemede:<br />
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre rüşvet vermeye teşebbüs suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükmün vekili tarafından 7417 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun değişiklik öncesindeki 18 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazandığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. ... Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.01.2013 tarihli ve 2013/1210 Esas, 2013/2821 Soruşturma, 2013/83 numaralı İddianamesiyle sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 35 nci maddesi uyarınca cezalandırılması, aynı Kanun’un 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunluklarına karar verilmesi, 54 üncü ve 58 inci maddelerinin uygulanması talebiyle kamu davası açılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.... 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.04.2014 tarihli ve 2013/21 Esas, 2014/96 sayılı Kararı ile sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunluğuna, 58 inci maddesi gereği cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve adli emanette kayıtlı CD nin dosyada delil olarak saklanmasına hükmolunmuştur.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>1.Katılan ... vekilinin temyiz istemi; katılma talebine ve vekalet ücretine ilişkindir.</p>

<p>2.Sanığın temyiz istemi; kendisine iftira atıldığına, beraatine karar verilmesi gerektiğine yöneliktir.</p>

<p>3.Sanık müdafii 09.04.2014 tarihli dilekçesinde; kararı temyiz ettiğini belirtmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Uyuşturucu madde bulundurmak suçundan polis merkezine getirilen yakınını görmek isteyen sanığın talebinin kabul edilmemesi üzerine polis memuru Ali Haydar'ın masasındaki evrakın arasına gelecek şekilde toplamda 250 TL para bıraktığı, bu sırada odadan çıkacakmış gibi kapıya yönelen polis merkezi amiri olan katılan ...'nın sanığı gözetlediği, sanığın para bıraktığını görmesi üzerine de yasal işlem yapılması talimatını verdiği, bu şekilde sanığın rüşvet vermeye teşebbüs suçunu işlediği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verildiği görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Kovuşturma aşamasında kamu davasına katılma talebinde bulunmayan ve katılmasına karar verilmeyen Hazine lehine kanun yolu muhakemesinde vekalet ücreti hükmolunmasına yasal olanak bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Rüşvet suçunun oluşabilmesi için yapılan işin kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile görev arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması gerektiği gözetildiğinde; olay tarihinde sanığın rüşvet teklif ettiği iddia edilen polis memurlarının sanığın yakını hakkındaki uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturmada görevli olup olmadıklarının ve gözaltındaki kişi ile görüştürme yetkisinin kimde olduğunun tespiti ile söz konusu dosyanın denetime olanak verecek şekilde onaylı bir suretinin dosya arasına getirtilmesinden sonra, sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.04.2014 tarihli ve 2013/21 Esas, 2014/96 sayılı Kararına yönelik sanık ... müdafii ile katılan ... vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, sanığın kazanılmış hakkı saklı kalmak üzere 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi ve 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.05.2023 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="96377"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2022/5774 E., 2024/5730 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 16.05.2024 tarihli, 2022/5774 E., 2024/5730 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/5774 E., 2024/5730 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/250 Esas, 2022/104 Karar<br />
SUÇ : Rüşvet alma, rüşvet verme, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, nüfuz ticareti, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'na muhalefet<br />
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, düşürülme</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>Temyiz dilekçesinin içeriğine göre katılan vekilinin temyizinin beraat hükümlerine yönelik olduğu ve mahkumiyet hükümleri yönünden aleyhe temyiz bulunmadığı, Dairemizin 17.11.2015 tarihli ve 2014/11657 Esas, 2015/16350 Karar sayılı ilamında; sanıklardan ...'in, ..., ..., ... ve ...'den rüşvet aldığı, ...'ün, ..., ... ve ...'dan rüşvet aldığı, ...'nın, ...'dan rüşvet aldığı, ...'ın, ..., ... ... ve ...'dan rüşvet aldığı, ...'ın, ...'dan rüşvet aldığı, ...'nun, ... ve ...'e rüşvet verdiği, ...'ın, ..., ... ve ...'e rüşvet verdiği, ...'in, ...'e rüşvet verdiği iddiaları ile ilgili olarak açılan kamu davaları hakkında hüküm kurulmadığı belirtilerek bu hususlarda zamanaşımı süresi içinde bir karar verilmesinin mümkün görüldüğüne işaret edildiği, akabinde anılan iddialar yönünden ilk kez Bölge Adliye Mahkemelerinin tüm yurtta göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra hüküm kurulduğu anlaşılmış ise de; adı geçen sanıklar hakkında diğer iddialar yönüyle aynı suçtan daha önce verilen hükümlerin Dairemiz tarafından temyizen incelenmesi, rüşvet suçunun mağdurunun bu suçun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (5237 sayılı Kanun) düzenlendiği bölüm itibarıyla toplumu oluşturan herkes olması, bu yönüyle hüküm kurulmadığı belirtilen iddiaların sübutu halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının varlığı bir bütün olarak nazara alındığında, değinilen iddialar yönüyle rüşvet suçundan ilk kez 08.03.2022 tarihinde verilen beraat kararlarının da temyiz kanun yoluna tabi olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;<br />
Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma ile ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme suçlarından verilen beraat, ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma, ... ve ... hakkında rüşvet verme ile ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;</p>

<p>Sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan hüküm kurulurken 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca artırım yapılması sırasında hesap hatası sonucu hapis cezasının "9 yıl 18 ay" yerine, "10 yıl 6 ay" olarak fazla belirlenmesi sonuç ceza miktarının doğru hesaplanması karşısında sonuca etkili görülmemiş, bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.<br />
Ancak;<br />
Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 20.09.2011 tarihli ve 2011/5-104 Esas, 2011/183 sayılı Kararında belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinin uygulanmamasının kazanılmış hak niteliğinde olduğu ve 15.05.2014 tarihli sanıklar ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik aleyhe temyiz bulunmayan ilk hükmün Dairemizin 17.11.2015 tarihli ilamıyla adı geçenlerin kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla bozulmasına karar verildiği, yine ilk hükümde sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinin uygulanmadığı ve bunun da sanık lehine kazanılmış hak oluşturacağı gözetilmeden ... ile ... hakkında anılan Kanun'un 53/5, ... hakkında ayrıca 58. maddelerinin tatbikine karar verilmesi,</p>

<p>Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun mahiyetine göre Hazinenin bu suçun doğrudan zarar göreni olmadığı, münhasıran rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından katılma hakkının bulunduğu, Hazine lehine ve mahkumiyetlerine karar verilen bir kısım sanıklar aleyhine vekalet ücretine hükmedilirken sanıklardan ... hakkında sadece sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu gözetilip aleyhine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ... müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden bu sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan kurulan hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususlar yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının (F) ve (P) bentlerindeki 5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına ilişkin bölümler ile (F) bendindeki aynı Kanun'un 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen, vekalet ücretine ilişkin bentteki ise "..." isminin hükümden çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK, bozmaya uyularak gereği yerine getirilmek, delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle sanıklardan ..., ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma ile ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme suçlarından verilen beraat, ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma ile ... ve ... hakkında rüşvet verme suçlarından verilen mahkumiyet hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri ile katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle bu hükümlerin DOĞRUDAN ONANMASINA,</p>

<p>Sanık ... hakkında nüfuz ticareti ve sanık ... hakkında 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'na muhalefet (5490 sayılı Kanun) suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;</p>

<p>Sanık ...'in, mağdur ... ... ...'dan menfaat teminine yönelik oluşa uygun olarak sübutu kabul edilen eyleminin suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun'un 255. maddesinde düzenlenen yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçunu oluşturacağı, bu suç ile sanık ...'ın yine oluşa uygun olarak sübutu kabul edilen gerçeğe aykırı nüfus cüzdan talep belgesi düzenleme suçunun 5237 sayılı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik öncesi 255 ve 5490 sayılı Kanun'un 67/1. maddelerinde öngörülen cezalarının üst sınırı itibarıyla 5237 sayılı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, suç tarihleri olan 19.06.2006 ve 23.07.2006 ile hüküm günü arasında ilaveli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından, sanıklar hakkında düşme kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5237 sayılı Kanun'un 7/2 ile 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddeleri de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 321/1. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223/8. maddeleri gereğince sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,</p>

<p>Sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet alma ile ... ve ... hakkında rüşvet verme suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde ise;</p>

<p>Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklardan ... dışındaki diğer sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>Ancak;<br />
17.11.2015 tarihli bozma ilamımızdan sonra verilen ve Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.04.2016 tarihli ve 2014/118 Esas, 2016/208 sayılı Kararında belirtildiği üzere, rüşvet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun Millete ve Devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerektiği, aksinin kabulü halinde, somut olaylarda olduğu gibi hükmolunacak sonuç ceza miktarları göz önünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı Kanun'un "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir" şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacağı gözetilerek, mahkumiyetlere konu olup, sanıklardan ...'nın, ... ve ...'ndan rüşvet alma ile ... ...'dan rüşvet almaya teşebbüs, ...'in, ... ve ...'ndan rüşvet alma ile ...'in, ... aracılığıyla ... ve ...'e rüşvet verme eylemleri yönünden sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 252. maddesi uyarınca tek hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle aynı Kanun'un 43. maddesi uygulanmak suretiyle artırım yapılarak ceza belirlenmesi yerine, ...'ın üç kez, ...'nin iki kez rüşvet alma ve ...'nin ise iki kez rüşvet verme suçundan cezalandırılması suretiyle fazla cezalar tayini,</p>

<p>Sanık ...'nun hükümden sonra 27.10.2023 tarihinde öldüğü UYAP sisteminden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre 5237 sayılı Kanun'un 64 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri uyarınca bir karar verilmesi lüzumu,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
Sanık ... hakkında mahkumiyet hükümleri kurulurken 5237 sayılı Kanun'un 252, 39, 43 ve 62. maddelerinin aynı Yasa'nın 61/5. maddesi gereğince bu sıra dahilinde uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinde yer alan "... cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir" şeklindeki düzenlemeye göre; cezanın bir katından anlaşılması gerekenin, cezanın kendisi olup sanık ...'nın, ... ...'dan rüşvet almaya teşebbüs suçundan hakkında hükmedilen 2 yıl 1 ay hapis cezasını geçemeyeceği gözetilmeden 3 yıl süreyle hak yoksunluğuna karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca sanıkların kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla ve sanık ... yönünden sair yönleri incelenmeyen hükümlerin BOZULMASINA 16.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="36180"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 2020/8306 E., 2022/2096 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 23.02.2022 tarihli, 2020/8306 E., 2022/2096 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ALTINCI DAİRE<br />
Esas No : 2020/8306<br />
Karar No : 2022/2096</strong></p>

<p><br />
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- …<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı-…<br />
VEKİLİ : Av. …<br />
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p>YARGILAMA SÜRECİ :<br />
Dava konusu istem: Burdur ili, Bucak ilçesi, … Mahallesi, … Mevkii, … ada, … parsel sayılı taşınmazın emsal değerinin 1.20'den 1.60'a çıkarılması istemiyle davacılar tarafından yapılan başvurunun reddine ilişkin Bucak Belediye Başkanlığının … tarihli, … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararda; davacıların elbirliğiyle malik olmalarına rağmen davacılardan … tarafından tek dilekçe ile davalı idareden plan değişikliği talebinde bulunulduğu ve başvuruya ilişkin dilekçenin ekine Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde belirtildiği şekilde plan paftası, plan notları, plan raporunun eklenmediği, mevzuata uygun yapılmayan plan teklifi talebinin reddine yönelik işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacıların elbirliğiyle malik oldukları ve ayrı ayrı iki dilekçe ile davalı idareye başvuruda bulundukları, eksik ve hatalı inceleme yapıldığı ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ … 'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacılar, Burdur ili, Bucak ilçesi, … Mahallesi, … Mevkii, … ada, … parsel sayılı taşınmaza elbirliğiyle maliktirler. Maliklerden … anılan taşınmazın emsal değerinin 1.20'den 1.60'a çıkarılması istemiyle 03.01.2019 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvuruda bulunmuş, Bucak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı işlemi ile yapılan başvurunun imar plan değişikliği dosyasının mevzuatta belirtilen şekilde hazırlanması durumunda konunun belediye meclisince değerlendirilebileceği gerekçesiyle reddedilmesi üzerine görülmekte olan davanın açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 701. maddesinde, "Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." hükmüne, 702. maddesinde, "Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir.Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz.Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>3194 sayılı İmar Kanununun işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan şekliyle, "Planların Hazırlanması ve Yürürlüğe Konulması" başlıklı 8. maddesinde; "Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur...b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planı'ndan meydana gelir. Mevcut ise Bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren Belediye Başkanlığı’nca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edebilir. Belediye Başkanlığı'nca Belediye Meclisi'ne gönderilen itirazlar ve planları Belediye Meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar. Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar. Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin "Planların sunulması" başlıklı 31. maddesinde; " İdare; onaylanmak üzere iletilen plan tekliflerini, öncelikle eksik belgesinin olup olmadığı yönünden inceler, eksik belgesi bulunanların eksikliklerinin ilgilisince 30 gün içinde tamamlanmak üzere iade eder. Plan teklifleri; Kanun ve bu Yönetmelik hükümleri uyarınca, planın kademesi ve türüne göre üst kademe planlar, planlama esasları, yapılan analiz ve kararlar ile birlikte gerekçesi, planın kent bütününe ve çevresine etkisi ve uyumu, ulaşım sistemi ile bütünleşmesi, kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanlarının sağlanması, kentsel doku ve yaşanabilirlik hususları kapsamında değerlendirilir. Plan paftası, plan notları, plan raporu bulunmayan ve plan teklifi niteliğini haiz olmayan, müellif tarafından yapılmayan ve imzalanmayan planlar, idarelerin karar mercilerine sunulamaz. İmar planı teklifleri, planın kapsadığı alanın maliki veya maliklerinin yasal vekilleri tarafından sunulabilir. Planlanan alan içinde maliklerine ulaşılamayan, malikleri belli olmayan veya maliki bulunmayan yerlerin mevcudiyeti halinde, bunların ilgili idarece belgelendirilmesi ve planlanan alanın %20’sini aşmaması şartı aranır. " kuralına yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Yukarıda yer verilen mevzuatın değerlendirilmesinden, elbirliği (iştirak) hâlinde maliklerin belirlenmiş mülkiyet payları olmadığından her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olup sadece taşınmaza ilişkin hakkın korunması amacıyla ortakların tek başına hareket edebileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden davacılar … ile … 'in dava konusu taşınmaza elbirliğiyle malik oldukları ve davacılardan … 'in taşınmazın imar planında emsal değerinin 1.20'den 1.60'a çıkarılmasına ilişkin davalı idareye başvuruda bulunduğu, anılan talebin Burdur Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 24.10.2018 tarihli işlemiyle reddedildiği, … 'nın da ayrı dilekçeyle aynı talep ile 03.01.2019 tarihinde davalı idareye başvurduğu, istemin reddi üzerine de elbirliğiyle maliklerin beraber dava açtıkları görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu durumda, taşınmazın emsal değerinin 1.20'den 1.60'a çıkarılmasına ilişkin ortakların muvafakatinin bulunduğu, plan değişikliği talebinin reddi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle ortak olan davacıların birlikte dava açtıkları anlaşıldığından Mahkemenin sadece ortaklardan birinin davalı idareye başvuruda bulunduğu yönündeki gerekçesinde isabet bulunmamaktadır.<br />
Öte yandan, Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesi ile Anayasal güvenceye bağlanan hak arama hürriyeti, temel hak kategorisinde yer almasının yanında, diğer temel hak ve hürriyetlerin korunması ve kullanılmasında üstlendiği görev nedeniyle de hukukun temel ilkelerinden birini teşkil etmektedir.</p>

<p>Demokratik yönetimlerde, idari faaliyetlerin gerçekleştirilmesi sırasında güçsüz durumda olan bireylerin hak ve menfaatlerinin korunması gerekir. Bu bağlamda idarelerin bireylerin yaptıkları başvuruları hızlandırmak ve başvuru usullerini kolaylaştırmak suretiyle hak arama özgürlüğüne ilişkin engellerin bir kısmının ortadan kaldırılması gerekmektedir.</p>

<p>İptal davasının öze ilişkin koşulları arasında idari işlemin yetki yönünden hukuka uyarlılığı da yer almaktadır. İdare hukukunda “yetki”, idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade eder ki idari işlemlerin en temel öğesini oluşturur. Bir kamu düzeni sorunu olan yetki, yasa koyucu tarafından hangi makam veya merciye verilmiş ise ancak o makam veya merci tarafından kullanılabilir. Bu bakımdan, yasanın açık izni olmadıkça yetkili makam veya mercinin yetkisini devretmesi olanaklı değildir. Bu itibarla, yetki hükümlerinin sınır ve çerçevesinin yasayla açıkça çizilmesi gerekir ve genişletici yoruma tabi tutulamaz.</p>

<p>Belirli ölçütlere göre hazırlanan imar planlarının, zamanla planlanan alandaki koşulların zorunlu kıldığı şekilde ve kanundaki usullere uygun olarak değiştirilmesi mümkündür. Bu değişikliklerin de ilgili idarelerin hangi organ ve mercilerince karara bağlanacağının kanunla belirlenmesi gerekmekte olup yukarıda yer verilen Kanun hükmünde imar planı, imar planı revizyonu ve imar planı değişlikliklerini onaylama yetkisi belediye meclisine verilmiş olduğundan, belediyelere yapılan imar planı değişikliği tekliflerinin karara bağlanmak üzere belediye meclisine sunulması gerekmektedir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde, plan teklifinde plan paftası ve plan raporunun bulunması gerektiği, bu nitelikteki plan teklifinin plan kademesi, planlama esasları, yapılan analiz ve kararlar, kent bütününe ve çevresine etkisi gibi yönlerden değerlendirileceği, teklife haiz niteliği bulunmayan plan tekliflerinin karar mercilerine sunulmayacağı düzenlenmiş olmakla birlikte, bu düzenlemenin Kanun'da yer almayan idarenin iç işleyişine yönelik bir düzenleme olduğu ve ilgili idare meclislerinin plan değişikliği talepleri hakkında karar verme yetkisini ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>Başka bir ifadeyle kanunla verilen yetki uyarınca plan değişikliği istemleri hakkında belediye meclisi tarafından karar verileceğinden ilgililerin bu istemleri üzerine idarenin görevli birimince plan paftası, raporu ve benzeri gerekli belgeler hazırlanarak plan değişikliği isteminin belediye meclisine sunulması gerekmektedir.</p>

<p>Aksi takdirde, aynı tüzel kişiliğin organları arasında bulunması gereken iletişim ve organizasyonda olması gereken iç işleyişe ilişkin kurallardan kaynaklanan külfetin, bu tüzel kişilikten hizmet alanlara yüklenmesinin bu hizmeti alanların yasa ile kendilerine bahşedilen başvuru haklarının sürüncemede kalması sonucunu doğuracağı, ayrıca belirtilen şartların yerine getirilmesinin, imar planı değişikliği talebinde bulunanlardan beklenilmesi ve tekliflerin sadece bu nedenle ilgili idare mercilerine sunulmamasının bireyler üzerine aşırı bir külfet getireceği açıktır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlığın özelinde değerlendirme yapıldığında, davacının taşınmazına yönelik imar planı değişikliğiyle ilgili talebinin yetkili belediye meclisince değerlendirilerek karara bağlanması gerekirken anılan talebin belediye meclisine sunulmaksızın belediye başkanlığı işlemiyle reddedilmesinde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, davanın reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunu reddeden temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 23/02/2022 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay7.jpg" type="image/jpeg" length="59736"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 2019/652 E., 2022/6970 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-2019652-e-20226970-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-2019652-e-20226970-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 14.06.2022 tarihli, 2019/652 E., 2022/6970 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ALTINCI DAİRE<br />
Esas No : 2019/652<br />
Karar No : 2022/6970</strong></p>

<p>KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN<br />
DAVACI) : … İnşaat Ticaret Turizm Taşımacılık A.Ş.<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p><strong>İSTEMİN ÖZETİ : </strong>Danıştay Altıncı Dairesinin 12/09/2018 tarih ve E:2014/4041, K:2018/6679 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen anılan Kanunun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.</p>

<p><strong>SAVUNMANIN ÖZETİ : </strong>Savunma verilmemiştir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ…'İN DÜŞÜNCESİ: </strong>Dava konusu işlem, uyuşmazlık konusu yapıya ait ruhsat eki mimari projenin uygulama imar planına uygun olmadığının tespit edilmesi nedeniyle yapının yasal hale getirilmesi için yapı sahibi tarafından yapılması gereken iş ve işlemlerin ve bunların yapılmaması halinde tesis edilecek idari davaya konu edilebilir işlemlerin neler olduğunu gösteren bir yazı olup bu haliyle idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülebilir işlem niteliği taşımamaktadır.</p>

<p>Bahse konu yazıda belirtilen hususlarda herhangi bir yükümlülüğünün bulunmadığını düşünen davacının, söz konusu yazıda belirtilen işlemlerin tesis edilmesi halinde bunlara karşı dava açabileceği de açıktır.</p>

<p>Bu nedenle, dava konusu işlem idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülebilir nitelikte olmadığından davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek verilen iptal kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:<br />
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca uygulanmasına devam edilen anılan Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine göre kararın düzeltilmesi istemi yerinde görüldüğünden Dairemizin 12/09/2018 tarih ve E:2014/4041, K:2018/6679 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi.<br />
Dava, davacı şirketin müteahhidi olduğu Antalya İli, Kemer İlçesi, … Mahallesi, … ada, .. parsel sayılı taşınmazın üzerinde bulunan yapıyla ilgili yeni mimari proje hazırlanması, yapının hazırlanacak bu projenin dışında kalan kısımlarının yıkılması ve yeniden yapı ruhsatı alınması, 20 gün içerisinde yeni yapı ruhsatı alınmadığı takdirde mevcut yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgelerinin iptal edileceğinin bildirilmesine dair Kemer Belediye Başkanlığının … tarihli, … sayılı işleminin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden, dava konusu işlemin uyuşmazlık konusu yapıya ait yapı ruhsatı ve eki mimari projenin dayanağı uygulama imar planına aykırı olduğundan bahisle tesis edildiği, yapının ruhsat ve eki mimari projeye aykırı kısımlarının ancak bunların usulüne uygun olarak tespit edilip belediye encümeni tarafından karara bağlanması halinde yıkımının istenilebileceği, ancak böyle bir kararın bulunmadığı, bu nedenle davacıdan yeni mimari proje hazırlanması, yapının hazırlanacak bu projenin dışında kalan kısımlarının yıkılmasının istenilmesi yolundaki dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idarece temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davalı idarece uyuşmazlık konusu yapıya ilişkin olarak … tarihli, … sayılı yapı ruhsatı, … tarihli, … sayılı ilave tadilat ruhsatı ve … tarihli, … sayılı yapı kullanma izin belgesi düzenlenmiş, sonrasında aynı yapıya ilişkin olarak düzenlenen 04/11/2010 tarihli yapı tatil tutanağı ile onaylı ruhsat eki mimari projeye birtakım aykırılıkların bulunduğu tespit edilmiş, bunun üzerine Kemer Belediye Encümeninin … tarihli, … sayılı kararıyla yapı tatil tutanağı ile tespit edilen aykırılıkların verilen süre içerisinde giderilmesine, aksi takdirde yapının ilgili kısımlarının yıkılmasına ve yıkım masraflarının % 20 fazlasıyla yapı sahibinden alınmasına ve yapı sahibinin para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bahsi geçen belediye encümeni kararının yıkıma ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 04/02/2014 tarih ve E:2012/7334, K:2014/1412 sayılı kararıyla bu kararın yapı tatil tutanağı ile tespit edilen aykırılıkların verilen süre içerisinde giderilmesine, aksi takdirde yapının ilgili kısımlarının yıkılmasına ilişkin kısmının onanmasına, yıkım masraflarının % 20 fazlasıyla yapı sahibinden tahsil edilmesine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiş, bu kararın düzeltilmesi istemiyle yapılan başvuru da aynı Dairece reddedilerek mahkeme kararının yapı tatil tutanağı ile tespit edilen aykırılıkların verilen süre içerisinde giderilmesine, aksi takdirde yapının ilgili kısımlarının yıkılmasına ilişkin kısmı kesinleşmiştir.</p>

<p>Diğer yandan, dava konusu işlemle uyuşmazlık konusu yapıya ait ruhsat eki mimari projenin bazı yönlerden dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planına aykırı olduğu belirtilerek yeni mimari proje hazırlanması, yapının hazırlanacak bu projenin dışında kalan kısımlarının yıkılması ve yeniden yapı ruhsatı alınması, 20 gün içerisinde yeni yapı ruhsatı alınmadığı takdirde mevcut yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinin iptal edileceği davacıya bildirilmiştir.</p>

<p>İdare hukukunun temel prensiplerinden biri olan "yetkide paralellik ilkesi" uyarınca Kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça, bir idari işlemin tesisinde yetkili olan merci aynı işlemin geri alınması ve kaldırılması işlemlerinde de yetkilidir.</p>

<p>5393 sayılı Belediye Kanununun 38. maddesinde, "Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak." belediye başkanının görev ve yetkileri arasında sayılmış, anılan Kanunda yapı ruhsatı verilmesi ile ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesi ile ilgili olarak belediye meclisi ve belediye encümenine herhangi bir görev ve yetki verilmiştir.</p>

<p>3194 sayılı İmar Kanununun 3. maddesinde, "Herhangi bir saha, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz." hükmüne, 5. maddesinin 2. fıkrasında, "Uygulama İmar Planı; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plandır." hükmüne, 21. maddesinin 1. fıkrasında, "Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir." hükmüne, 22. maddesinin 1. fıkrasında, "Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerinden ruhsatı düzenleme yetkisinin belediye başkanına ait olduğu, planlı bir alanda yapılacak yapı için önceden yapı ruhsatı alınması gerektiği, yapı ruhsatı verilmesi istemiyle yapılan başvuruya mimari projenin de eklenmesi gerektiği, dolayısıyla mimari projenin ruhsatın eki niteliğinde olduğu ve nihayet yapı ruhsatı ve eki mimari projenin uygulama imar planı karar ve hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yine yukarıda yer verilen "yetkide paralellik ilkesi" uyarınca yapı ruhsatını düzenleme yetkisi belediye başkanına ait olduğundan düzenlenen bir yapı ruhsatının iptali yani geri alınması yetkisi de belediye başkanına aittir.</p>

<p>Bu durumda, uyuşmazlık konusu yapıya verilen yapı ruhsatının sonradan dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planına aykırı olduğunun anlaşılması üzerine dava konusu belediye başkanlığı işlemiyle söz konusu yapıyla ilgili yeni mimari proje hazırlanması, yapının hazırlanacak bu projenin dışında kalan kısımlarının yıkılması ve yeniden yapı ruhsatı alınması, 20 gün içerisinde yeni yapı ruhsatı alınmadığı takdirde mevcut yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgelerinin iptal edileceğinin bildirilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararda isabet görülmemiştir.</p>

<p>Öte yandan, dava konusu işlemin uyuşmazlık konusu yapıya ait ruhsat eki mimari projenin dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planına uygun olmadığı gerekçesiyle tesis edildiği, yukarıda tarih ve sayısı verilen belediye encümeni kararının ise İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca yapıda ruhsat eki mimari projeye aykırılıkların bulunduğu gerekçesiyle tesis edildiği, bu işlemlere konu durumların gerek uygulanacak mevzuat gerekse de bu mevzuatı uygulayacak organlar bakımından son derece farklı oldukları, dolayısıyla dava konusu işlemin bahsi geçen belediye encümeni kararına dayanılarak tesis edilmesi söz konusu olmadığından işlemin 2 yıl önce alınmış belediye encümeni kararına dayanılarak tesis edildiği yolundaki davacı iddiasına itibar edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, İdare Mahkemesince dava konusu işlem hatalı nitelendirilerek İmar Kanununun 32. maddesinin uygulanması yoluyla uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmişse de, ruhsatsız veya ruhsata aykırı inşa edilen yapılar hakkında yapılacak iş ve işlemlerin düzenlendiği bu Kanun maddesinin, ruhsat eki mimari projenin dayanak uygulama imar planına aykırı olduğundan bahisle tesis edilen dava konusu işlemle bir ilgisinin bulunmadığı açıktır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın BOZULMASINA, dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 14/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-2019652-e-20226970-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="13363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2014/4753 E., 2016/8497 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20144753-e-20168497-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20144753-e-20168497-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 21.10.2016 tarihli, 2014/4753 E., 2016/8497 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/4753 E., 2016/8497 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Rüşvet almak ve rüşvet vermek<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:</p>

<p>Rüşvet suçunun oluşabilmesi için failin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması konusunda anlaşmanın sağlanması gerektiği, başka bir anlatımla yapılan işin failin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması durumunda rüşvet suçundan söz edilebileceği nazara alındığında; suç tarihinde adliyede hizmetli olarak görev yapan sanık ...'in, ... aracılığıyla hakkında idari yaptırım kararı uygulanan sanık ... ile anlaştığı ve mal müdürlüğüne teslimi gereken mezkur idari yaptırım kararını teslim etmemesine rağmen zimmet defterine teslim edilmiş gibi işleyerek cezanın tahsiline engel olduğu olayda, idari yaptırım kararının maliyeye teslimi konusunda hizmetli olarak görev yapan sanık ...'in görevinin bulunmadığı ve kendisine böyle bir görevin verilemeyeceği de gözetilerek, sanık ...'in görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceği kanaatini uyandırarak sanık ...'dan yarar sağladığı anlaşılan olayda eyleminin lehine bulunan 6352 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki haliyle TCK'nın 255/1. maddesinde düzenlenen yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçunu oluşturduğu, aynı olayda sanık ...'nın ise bu suçun mağduru olup suç tarihi de gözetilerek hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği nazara alınmadan suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ... ve sanık ... müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20144753-e-20168497-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="13038"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RÜŞVET SUÇUNDA “GÖREVİN İFASI” UNSURU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-gorevin-ifasi-unsuru-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-gorevin-ifasi-unsuru-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Rüşvet Suçuna İlişkin Genel Bilgiler</strong></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinde “Rüşvet” başlığı altında rüşvet verme, alma ve rüşvete aracılık etme fiilleri bir madde ile düzenlenmiş, hatta kanun koyucu bunu sağlayabilmek için, 2012 yılında 6352 sayılı Kanunun 87. maddesi ile m.252’de kapsamlı bir değişikliğe gitmiştir. Rüşvete aracılık Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 217. maddesinde düzenlenmiş iken, TCK m.252’nin ilk halinde mevcut değildi. 6352 sayılı Kanunun 87. maddesi ile bu değişikliğe gidilmeden önce, rüşvet suçu özgü/mahsus suç olduğundan, bu suça iştirak edenler, ancak azmettiren veya yardım eden olabilmekte, müşterek fail sayılmamaktaydı. 6352 sayılı Kanunun 87. maddesiyle birlikte, Mülga 765 sayılı TCK’da olduğu şekilde rüşvet alana veya verene aracılık TCK m.252/5’de düzenlenmiştir.</p>

<p>TCK m.252 uyarınca, bu madde kapsamına giren suçları işleyenler topluma ve kamu idaresinin güvenilirliğine karşı suç işlemiş olacak, rüşvete aracılık eden “müşterek fail” sayılacak ve rüşvet alma, verme ve aracılık fiilleri bakımından TCK m.43’de öngörülen müteselsil/zincirleme suç hükümleri uygulama alanı bulabilecektir. Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ise rüşvet suçunu bir maddede değil; alma, verme ve aracılık fiilleri olarak mülga TCK m.211 ila m.214’de ve m.216’da düzenlemiştir. Böylece; yeni TCK rüşveti bir suç sayarken, mülga TCK bu konuda ayrı suç tanımı yapma yolunu seçmiştir. 5237 sayılı TCK’ya göre, aynı konuda rüşvet verme ve aracılık fiillerini işleyen fail zincirleme suç hükümlerine göre yalnızca bir suç işlemekten sorumlu tutulacaktır<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p><strong>2. Rüşvet Suçunda Görevin İfası Unsurunun İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>Maddi unsuru TCK m.252/1-2’de gösterilen rüşvet suçunda; </strong><i>“görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için”</i> ibaresinin ne anlama geldiği çok önemlidir, çünkü “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi karşısında, ortada kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için doğrudan veya dolaylı yoldan menfaat sağlaması veya bu yönde anlaşması varsa suç oluşur, aksi halde, yani kamu görevlisinin görevi ve bu görevinden doğan yetkisini kullanması yoksa rüşvet suçunun maddi unsuru oluşmaz. Hatta; rüşvet suçunun oluşabilmesinde failin kamu görevlisi olması yetmez, görevin ifasıyla ilgili işin onun görevi ve yetkisi kapsamına girmesi, ayrıca ona bu konuda görev ve yetki verilmesi, kamu görevlisinin de görevinden kaynaklanan yetkiyi kullanmak suretiyle menfaat temin etmesi veya menfaat vaadi alması gerekir.</p>

<p><strong>Şu halde;</strong> rüşvet suçunun diğer suçlardan ayrılabilmesi bakımından, kamu görevlisinin kanunda öngörülen görev ve yetkisine giren bir iş olmalı<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari" rel="dofollow">[2]</a> ve yapılan iş ile görev arasında doğrudan bağlantı<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari" rel="dofollow">[3] </a>bulunmalı, bu konuda bir tereddüt var ise, bu tereddüdün ilgili kamu kurumlarından bilgi, belge istemek ve gerekli araştırma yapılmak suretiyle giderilmesi gerekmektedir<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari" rel="dofollow">[4]</a>. Kamu görevlisinin görevinin ifası kapsamında bir işin olup olmadığı incelenmeli, bu konuda eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmemeli, bunun suçun maddi unsuruna dahil olduğu gözetilmeli, ayrıca gerekçeli kararda, görülen işin kamu görevlisinin görevi kapsamında bulunduğuna ilişkin delil ve açıklamalara yer verilmelidir<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20169917-e-20182613-k-sayili-karari" rel="dofollow">[5].</a> Neticede, yapılması veya yapılmaması konusunda anlaşmaya varılan işin kamu görevlisinin görevinin ifası kapsamında olması suçun oluşumu bakımından olmazsa olmazdır.</p>

<p><strong>Somut olayda;</strong> kamu görevlisinin bulunduğu, bir işin yapılması veya yapılmaması için anlaşmaya vardığı, hatta bu iş nedeniyle menfaat temin ettiği, ancak yapılan işin kamu görevinin ifası kapsamında olmadığı durumda rüşvet suçu oluşur mu? <strong>Bir başka ifadeyle;</strong> kamu görevlisi kanunlarda kendi görev ve yetkisi bulunmayan bir işi, buna rağmen yapar, işi görür, karşılığında menfaat temin ederse, kamu görevlisinin görev ve yetkisinde bulunmasa dahi bu iş görüldüğünden (yapıldığından veya yapılmadığından) bahisle rüşvet suçunun oluştuğu söylenebilir mi? Ortada İdare Hukuku bakımından sakat bir işlem bulunduğundan, bu işlemin yetki unsuru yönünden iptal edilmesi gerektiği söylenebilir. Kanaatimizce; Ceza Hukuku sorumluluğu bakımından böyle bir fiilden dolayı, görülen işin kamu görevlisinin görevi ve yetkisi kapsamına girmediğinden rüşvet alma, işi gördüren kişinin ise rüşvet verme suçundan sorumlu tutulması mümkün değildir.</p>

<p><strong>Görüşümüzü destekleyen <a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20144753-e-20168497-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 21.10.2016 tarihli, 2014/4753 E. ve 2016/8497 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Rüşvet suçunun oluşabilmesi için failin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması konusunda anlaşmanın sağlanması gerektiği, <strong>başka bir anlatımla yapılan işin failin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması durumunda rüşvet suçundan söz edilebileceği </strong>nazara alındığında; suç tarihinde adliyede hizmetli olarak görev yapan sanık ...’in, ... aracılığıyla hakkında idari yaptırım kararı uygulanan sanık ... ile anlaştığı ve mal müdürlüğüne teslimi gereken mezkur idari yaptırım kararını teslim etmemesine rağmen zimmet defterine teslim edilmiş gibi işleyerek cezanın tahsiline engel olduğu olayda, <strong>idari yaptırım kararının maliyeye teslimi konusunda hizmetli olarak görev yapan sanık ...’in görevinin bulunmadığı ve kendisine böyle bir görevin verilemeyeceği de gözetilerek, sanık ...’in görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceği kanaatini uyandırarak sanık ...’dan yarar sağladığı anlaşılan olayda eyleminin lehine bulunan 6352 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki haliyle TCK'nın 255/1. maddesinde düzenlenen yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçunu oluşturduğu, aynı olayda sanık ...’nın ise bu suçun mağduru olup suç tarihi de gözetilerek hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği</strong> nazara alınmadan suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması,”</i> bozma sebebi sayılmıştır.</p>

<p><strong>Karardan anlaşılacağı üzere;</strong> failin davaya konu olayda, görevinin ifası ve gereği kapsamına giren bir işin olmadığı, bu nedenle ortada “Görevi kötüye kullanma” başlıklı TCK m.257/1’de tanımlanan suçun da oluşmayacağı, ancak ortada bir zarar varsa dolandırıcılık, nüfuz ticareti suçlarının unsurlarına bakılabileceği, bu suçlardan birisinin de oluşmaması halinde, konunun haksız fiilden kaynaklanan tazminat davası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmalıdır. <strong>Karara göre;</strong> sanığın adliyede hizmetli olarak görev yaptığı, rüşvet veren diğer sanıkla vardığı anlaşmaya göre, mal müdürlüğüne teslimi gereken idari yaptırım kararının teslim edilmemesine rağmen, zimmet defterine teslim edilmiş gibi işlediği ve cezanın tahsiline engel olduğu olayda, adliyede hizmetli olarak görev yapan sanığın idari yaptırım karının maliyeye teslimi konusunda görev ve yetkisinin bulunmadığı gözetilerek, görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir konuda gördüğü işin rüşvet suçunu meydana getirmeyeceği ifade edilmiştir. Burada; adliyede hizmetli olan sanığın, diğer sanık ile anlaşmasına konu işi gördüğü, ancak buna rağmen bahse konu iş görevi kapsamında olmadığından rüşvet suçunun oluşmadığına dikkat edilmelidir. Gerçekten de anlaşmaya varılan işin yapılması veya yapılmaması suçun oluşması bakımından önem arz etmediğinden, ayırt edici unsur kamu görevlisinin görevinin ifasıdır. İdari işleyişte; görev ve yetkisi kapsamında olmayan bir işin kamu görevlisi tarafından dikkat ve özensizlik veya bilerek ve isteyerek yapılabileceği, idare hukukunun işleyişi içerisinde bu işlemin geri alınabileceği veya idari davaya konu edilebileceği, ancak bu işlemin iptal edilene kadar geçerli olduğu, tüm bunların İdare Hukukunu ilgilendirdiği, Ceza Hukuku bakımında önemli olanın ise, kamu görevlisinin görevinin ifası kapsamında bir işin bulunup bulunmadığı olduğu, görevi ve yetkisi kapsamında olmadığı halde, anlaşma kapsamında bir başkasının işini gören kişinin fiilinin rüşvet suçunu meydana getirmeyeceği, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin bunu gerektirdiği görülmektedir. Görevi kapsamında olmadığı halde, bir işin görülmesi için menfaat temin eden, anlaşmaya varan kamu görevlisinin fiili, TCK m.255’de düzenlenen nüfuz ticareti ile TCK m.158/2’de düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturabilir.</p>

<p>Ayrıca; yukarıda belirtilen fiil, <strong>3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun “Haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme” başlıklı 13. maddesinde yer alan,</strong> <i>“Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası verilir. Haksız edinilen malı kaçıran veya gizleyene de aynı ceza verilir.” </i>hükmü kapsamında değerlendirilerek, <strong>yine aynı</strong> <strong>Kanunun “Zoralım” başlıklı 14. maddesinde bulunan,</strong> <i>“Haksız edinilmiş olan malların zoralımına hükmolunur. Bu malların elde edilememesi veya bir malın tümünün haksız mal edinme konusu teşkil etmemesi sebepleri ile zoralımın mümkün olmadığı hallerde haksız edinilen değere eşit bedelinin hazineye ödenmesine karar verilir. Bu bedel, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun Hükümlerine göre tahsil olunur.” </i>düzenlemesine konu edilebilir.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Kamu Görevlisinin, Görevinin İfası Kapsamında Olmadığı Halde Bir İşi Görmesi (Yapması veya Yapmaması) Durumunda Rüşvet Suçu Oluşup Oluşmayacağının Örneklerle İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>Örneğin;</strong> belediye başkanın görevleri, dolayısıyla bu görevlerden dolayı sahip olduğu yetkiler 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediye başkanın görev ve yetkileri” başlıklı 38. maddesinde yer alan 16 bentte sayılmıştır. Bu bentlerin hiçbirisinde ve bilhassa da (p) bendinde yer alan, <i>“Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.”</i> hükmü nedeniyle; imar işlerinde, emsal artışlarında ve imar planlarında belediye başkanına görev ve yetki verilmemiştir. Bu sebeple belediye başkanı; kendisine görev ve yetki olarak verilmeyen imar işleri ile ilgili, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Yetki devri” başlıklı 42. maddesi gereğince belediye başkan yardımcısına veya personeline yetki devredemez. Bir yetkinin devredilebilmesi için o yetkinin kamu görevlisinin görevine girdiğinin kanunda gösterilmesi gerekir. Görev ve yetki tanımı yapılmadan kullanılan veya devredilen yetki sebebiyle gündeme gelen menfaat ilişkisi, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca rüşvet suçunu değil, unsurlarına göre dolandırıcılık, nüfuz ticareti, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma veya görevden kaynaklanan yetkiyi kötüye kullanma suçlarından birisinin varlığını tartışmaya açar. Ancak kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili olmayan işte rüşvet suçu oluşmaz.</p>

<p>5393 sayılı Belediye Kanunu m.18’de belediye meclisine, m.34’de belediye encümenine verilen görev ve yetkilerden dolayı belediye başkanının görevinin ifası kapsamında bir işi yaptığından veya yapmadığından bahsedilemeyecektir. 5393 sayılı Belediye Kanunu m.18’de belediye meclisine ve m.34 belediye encümenine tanınan görev ve yetkiler açıkça belirtilmiş olup, yetkisizliğin asıl, yetkinin istisnai olduğu İdare Hukuku bakımından, belediye meclisi ile encümenin görev ve yetkisine giren durumlarda belediye başkanının görev ve yetkisinin bulunmadığı açıktır.</p>

<p><strong>Emsal artışı bakımından belediye başkanının görev ve yetkisinin bulunup bulunmadığı incelendiğinde;</strong></p>

<p><strong>3194 sayılı İmar Kanunu’nu dayanak alınarak hazırlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği m.4/4-tt’ye göre “emsal”;</strong> <i>“Katlar alanı katsayısı (KAKS) (Emsal): Yapının inşa edilen tüm kat alanlarının toplamının imar parseli alanına oranını,”</i> ifade eder.<i> </i>1/1000 uygulama imar planında değişiklik ile bir arsa üzerinde yapılacak toplam inşaat alanının artırılabileceği, bu konuda yetkinin 5393 sayılı Belediye Kanunu m.18/1-c’de <i>“Belediyenin imar planlarını görüşmek ve onaylamak, büyükşehir ve il belediyelerinde il çevre düzeni planını kabul etmek.” </i>ve 3194 sayılı İmar Kanunu m.8/1-b’de yer alan <i>“Planlar, plan değişiklikleri ve plan revizyonları; kayıt altına alınmak ve arşivlenmek üzere Bakanlıkça oluşturulan elektronik ortama yüklenmek ve aynı sistem üzerinden Plan İşlem Numarası almak zorundadır. <strong>Planlar, belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer</strong>.” </i>hükümleri gereğince belediye meclisinde olduğu görülmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari" rel="dofollow">[6].</a> Şu halde; emsal artışını da içeren uygulama imar planı değişikliği belediye başkanının değil, belediye meclisinin yetkisindedir ki; belediye başkanının imar değişikliğini talebini belediye meclisine göndermeksizin reddetmesi Danıştay kararında hukuka aykırı bulunmuştur<a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari">[7].</a></p>

<p><strong>Yine 3194 sayılı İmar Kanunu’na dayanılarak hazırlanan Mekansal Planlar Yapı Yönetmeliği m.26’da imar planı değişikliklerine ilişkin genel şartlara yer verilmiş olup, emsal artışında m.26/1’de öngörülen,</strong> <i>“plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı”</i> yapılması; m.26/2’de, <i>“sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin iyileştirilmesi”</i> esasının gözetilmesi; m.26/4’de, <i>“Kat adedi veya bina yüksekliğini artıran imar planı değişiklikleri, yörenin yerleşim özellikleri, dokusu ve kimliği dikkate alınmak suretiyle, şehrin veya alanın yakın çevresinin silüeti, yapıların güneşe göre cephesi ve yönlenmesi özelliklerini olumsuz yönde etkilememesi”</i> öngörülmüş olup, devamı fıkralarda artan emsale uygun sosyal ve teknik altyapı standartlarının buna uygun hale getirilmesi ve sayılan diğer teknik şartların bulunması gerektiği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Görüleceği üzere;</strong> bir arsaya yapılabilecek toplam inşaat alanını ifade eden “emsal oranını” değiştirme yetkisi ilgili mevzuat kapsamında belediye başkanında değil, belediye meclisindedir. Şu halde; yukarıda yer verdiğimiz Yargıtay kararları ve açıklamalarımız kapsamında, işi görülecek kişi ile işi görecek kamu görevlisi arasında emsal artışı konusunda anlaşmanın bulunduğu, ancak emsal artışının kamu görevlisinin görevinin ifası kapsamında bulunmadığı halde rüşvet suçu meydana gelmeyecektir. Bu durumda rüşvet suçunun, belediye meclisi üyeleri ile işi görülecek kişi arasında varılacak anlaşma neticesinde (diğer şartları da varsa) oluşabileceği ifade edilmelidir. Ancak hukuka aykırı olarak emsal artışı tesis edilmiş olsa dahi, örneğin belediye meclisinde karar alınmaksızın belediye başkanı tarafından emsal artışı yapıldığı, buna uygun yapı ruhsatının ve yapı kullanım izninin temin edildiği durumda rüşvet suçu değil, kamu görevlisi bakımından TCK m.257/1’de tanımlanan görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanılması suçu oluşabilecektir. Elbette bu durumda, görevi kötüye kullanma suçunun objektif cezalandırılabilme şartı niteliğinde diğer unsurunun da varlığı aranır. Yapı izni ile yapı kullanma ruhsatının alınması ise elbette rüşvet suçuna konu olabilir. Müteahhit bir an evvel inşaat ruhsatını ve yapı kullanma iznini almak ister. Ruhsat başvurularında usulsüzlük yoksa esas itibariyle müteahhidin bundan bir karı olmaz. Ancak yine de yapılması gereken bir işin yapılması amacıyla, bu kapsamda örneğin süreci hızlandırmak için rüşvet verilebilir veya rüşvet için anlaşılabilir. Bu durumda basit rüşvetten bahsedilir. Nitelikli rüşvet, esas itibariyle yapılması gerekenin yapılmaması veya yapılmaması gerekenin yapılması için gündeme gelir. İrtikap ise rüşvetten farklı olup; irtikapta anlaşma olmaz, zorlama veya aldatma öne çıkar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yeri gelmişken;</strong> 5393 sayılı Belediye Kanunu m.38/1-p’de <i>“Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.”</i> hükmüne yer verildiği, yukarıda açıkladığımız üzere imar planları, plan notları ve emsal artışları konusunda belediye meclisinin yetkili kılındığı, ancak inşaat (yapı) ruhsatı ile yapı kullanma izni (iskan ruhsatı) konularında belediye meclisine yetki tanınmadığı, dolayısıyla m.38/1-p’den dolayı ruhsatta yetkinin belediye başkanına bırakıldığının anlaşıldığı, İmar Kanunu’nun “Yapı ruhsatiyesi:” başlıklı 21 ile “Yapı kullanma izni” başlıklı 30. maddelerinde inşaat izin ve iskan ruhsatlarında belediyelerin, dolayısıyla belediye tüzel kişiliğini temsil eden belediye başkanının yetkili kılındığı, Belediye Kanunu’nun “Belediye başkanı” başlıklı m.37/1’de yer verilen, <i>“Belediye başkanı, belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir.” </i>hükmünde belediye tüzel kişiliğini temsilde yetkinin belediye başkanında olduğunun açıkça ifade edildiği,</p>

<p><strong>Nitekim<a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-2019652-e-20226970-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Danıştay 6. Dairesi’nin 14.06.2022 tarihli, 2019/652 E. ve 2022/6970 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“5393 sayılı Belediye Kanununun 38. maddesinde, ‘Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümen kararını gerektirmeyen görevler yapmak ve yetkiler kullanmak.’ belediye başkanının görev ve yetkiler arasında sayılmış, anılan Kanunda yapı ruhsatı verilmesi ile ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesi ile ilgili olarak belediye meclisi ve belediye encümenine herhangi bir görev ve yetki verilmemiştir(...)</i></p>

<p><i>Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerinden ruhsatı düzenleme yetkisinin belediye başkanına ait olduğu,”</i> tespitine yer verildiği,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Belediye başkanının yetki devri konusu incelendiğinde;</strong></p>

<p><strong>5393 sayılı Belediye Kanunu m.42’de</strong>, <i>“Belediye başkanı, görev ve yetkilerinden bir kısmını uygun gördüğü takdirde, yöneticilik sıfatı bulunan belediye görevlilerine devredebilir.”</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Buna göre, belediye başkanı tarafından 5393 sayılı Belediye Kanunu ile 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında kendisine tanınan görev ve yetkiyi, uygun gördüğü belediye başkan yardımcısına veya belediyenin yetkili personeline devredebilir. Ancak belediye başkanı; kanunla veya kanuna uygun çıkarılan alt mevzuatla görevli ve yetkili kılınmamışsa, elbette kendisini görevli ve yetkili görüp bir başkasına yetki devri yapamaz.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> belediye başkanı, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında kendisine tevdi edilmeyen bir yetkiyi, 5393 sayılı Belediye Kanunu m.42 kapsamında yöneticilik sıfatı bulunan bir başka belediye görevlisine, örneğin belediye başkan yardımcısına devredebilir mi? Belediye başkanı, sahip olmadığı bir yetkiyi belediye başkan yardımcısına (veya yöneticilik sıfatı bulunan bir başka belediye görevlisine) devrettiği takdirde bu yetki devri ve yapılan işlemler geçerli olacak mıdır? Daha da önemlisi, yetki devredilen belediye görevlisinin yaptığı işlemler, TCK m.252 kapsamında bu belediye görevlisinin “görevinin ifası” kapsamında sayılabilecek, bu unsuru karşılayabilecek midir?</p>

<p>Yukarıda yer verdiğimiz açıklamalar ışığında, bu durumda rüşvet suçunun oluşmayacağı açıktır; zira ortada kamu görevlisinin ifası kapsamında bir iş bulunmamakta olup, görev ve yetkisine girmeyen bir işin devredilmesi suretiyle de rüşvet suçunun oluşması mümkün değildir.</p>

<p><strong>Bu sebeple belediye başkanı kendisine görev ve yetki olarak verilmeyen imar işleri ile ilgili olarak, </strong>Belediye Kanunu’nun “Yetki devri” başlıklı 42. maddesi gereğince belediye başkan yardımcısına veya personeline yetki devredemez. Bir yetkinin devredilebilmesi için, o yetkinin kamu görevlisinin görevine girdiğinin kanunla gösterilmesi gerekir. Görev ve yetki tanımı olmadan kullanılan veya devredilen yetki sebebiyle gündeme gelen menfaat ilişkisi; “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca rüşvet suçunu değil, unsurlarına göre dolandırıcılık, nüfuz ticareti, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma veya görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanma suçunu tartışmaya açar, ancak kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili olmayan işte rüşvet suçu oluşmaz. Bir işin yapılmasında veya yapılmamasında kamu görevlisinin kısmen de olsa yetkisi varsa, işi yapmak veya yapmamak onun imzası ile tamamlanıyorsa, yani kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya ilgili alt mevzuat kamu görevlisi için görev ve yetki tanımı yapmışsa, bu durumda rüşvet suçunun diğer unsurlarına bakılmalıdır.</p>

<p><strong>İmar işlerinde ve planlarında görev ve yetki;</strong> Belediye Kanunu’nun “Meclisin görev ve yetkileri” başlıklı 18. maddenin 1. fıkrasının (c) ve (u) bentleri ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması:” altında belediye meclislerine tanınmıştır. Belediye meclisinden usule uygun onaylanıp çıkmayan imar planı ve emsal artışı ile ilgili olarak menfaat temin edildiğine dair iddia, TCK m.252/1-2’de yer alan “görevin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için” sayılmayacak ve rüşvet suçu oluşmayacaktır.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Rüşvet Suçunda “Kamu Görevlisi” Önşartına İlişkin Değerlendirmemiz</strong></p>

<p>Failin kamu görevlisi olması, bir önşart niteliğinde olup, rüşvet suçunun özgü suç olduğu anlamına gelir. Görevin ifası kavramı ise suçun maddi unsurlarına dahildir. Rüşvet suçunun hareket unsurunun, faillerden birisi olan kamu görevlisinin rüşvet alma hareketini görevi kapsamındaki bir hususu yapmasıyla ilgili olması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>Bundan başka;</strong> rüşvet suçunun ana konusunu, kamu görevlisi ve onun görevinin ifasıyla ilgili göreceği veya görmeyeceği oluşturduğundan, öncelikle bir kamu görevlisinin varlığı gerekir, yani ortada kamu görevlisi yoksa rüşvet suçu da olmaz. Rüşvet suçunda, “kamu görevlisi” ve “görevin ifası kapsamına giren iş” iki esaslı unsur olarak kabul edilmiştir. Kamu görevlisinin kim olduğunu belirlemek için “Tanımlar” başlıklı TCK m.6/1-c’ye bakılmalıdır. Bu hükümde; <i>“Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi,”</i> tanımına yer verilmiştir. Hükümde; kamu görevlisinin tanımı geniş tutularak, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla veya herhangi bir şekilde sürekli süreli veya geçici olarak katılan kişilerin kamu görevlisi sayılacağı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Örneğin;</strong> milletvekili kamu görevlisi sayılır, ama bir siyasi partinin genel başkanı kamu görevlisi sayılmaz, çünkü siyasi partinin genel başkanı kamu görevi ifa etmez. Siyasi parti bir kamu kurumu veya kuruluşu değildir. Siyasi parti; temsili demokraside var olan ve bir tüzel kişilik altında siyaset icra eden sivil toplum örgütüdür. Kamu görevlisi olmayan siyasi parti Genel başkanının veya siyasi partide görev alan herhangi bir yetkilinin menfaat temini rüşvet suçu kapsamına girmez. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun “Tanım” başlıklı 3. maddesi incelendiğinde, siyasi partilerde görev alanların kamu görevlisi olamayacakları ve dolayısıyla da rüşvet suçunu işleyemeyecekleri anlaşılacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Buğra Şahin</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><span style="color:#999999">Bu konuda </span><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 16.05.2024 tarihli, 2022/5774 E. ve 2024/5730 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">na göre; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“mahkumiyetlere konu olup, sanıklardan ...’nın, ... ve …’ndan rüşvet alma ile ......’dan rüşvet almaya teşebbüs, ...’in, ... ve …’ndan rüşvet alma ile ...’in, ... aracılığıyla ... ve ...’e rüşvet verme eylemleri yönünden sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun’un 252. maddesi uyarınca tek hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle aynı Kanun'un 43. maddesi uygulanmak suretiyle artırım yapılarak ceza belirlenmesi yerine …’ın üç kez …’nin iki kez rüşvet alma ve …’nin ise iki kez rüşvet verme suçundan cezalandırılması suretiyle fazla cezalar tayini(…)”</i> bozma sebebi sayılmıştır.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 16.05.2023 tarihli, 2020/7005 E. ve 2023/6396 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“Rüşvet suçunun oluşabilmesi için yapılan işin kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile görev arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması gerektiği” </i>ifade edilmiştir.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 27.12.2022 tarihli, 2021/35234 E. ve 2022/21042 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda;</span></strong><span style="color:#999999"> “<i>bu suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması, rüşvet sonucu istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması,” </i>gerekir. Aynı yönde bkz. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 23.05.2019 tarihli, 2015/10749 E. ve 2019/5616 K.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 25.05.2023 tarihli, 2020/6744 E. ve 2023/6726 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“sanığın suça konu sürücü belgelerini düzenleme yetkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmak suretiyle suç vasfının buna göre tayini gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,” </i>bozma sebebi sayılmıştır.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20169917-e-20182613-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20169917-e-20182613-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay, 5. Ceza Dairesi 05.04.2018 tarihli, 2016/9917 E. ve 2018/2613 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“rüşvet sonucu istenilen belirli eylemin ne suretle kamu görevlisi sanıkların görevlerinin ifası kapsamında bulunduğu bu hususta açıklık içeren görev belgeleri getirilerek, karar yerinde denetime imkan verecek biçimde gerekçeleri gösterilerek sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiği”</i> ifade edilmiştir.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari"><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><span style="color:#999999">Bu konuda </span><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari"><span style="color:#999999">Danıştay, 6. Dairesi’nin 01.06.2022 tarihli, 2019/18208 E. ve 2022/6510 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine göre imar planı, imar planı revizyonu ve imar planı değişikliklerini onaylama yetkisi belediye meclisine ait olduğundan, belediyelere yapılan imar planı değişikliği tekliflerinin karara bağlanmak üzere belediye meclisine sunulması gerekmektedir”</i>.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay, 6. Dairesi’nin 23.02.2022 tarihli, 2020/8306 E. ve 2022/2096 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">na göre;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“davacının taşınmazına yönelik imar planı değişikliğiyle ilgili talebinin yetkili belediye meclisince değerlendirilerek karara bağlanması gerekirken anılan talebin belediye meclisine sunulmaksızın belediye başkanlığı işlemiyle reddedilmesinde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır”</i>.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-gorevin-ifasi-unsuru-1</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-tok-ki.jpg" type="image/jpeg" length="66918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/8759 E., 2026/1591 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16.02.2026 tarihli, 2024/8759 E., 2026/1591 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/8759 E., 2026/1591 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/680 E., 2024/684 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 25.08.2022 tarihinde dava dışı araçla karıştığı trafik kazası sonucu elektrikli bisiklet sürücüsü olarak bulunan müvekkilinin yaralandığını, geçici ve sürekli iş göremezliğe uğradığını, geçici bakıcı ile tedavi giderinin oluştuğunu belirterek belirsiz alacak olarak 100,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; talebini 384.559,39 TL’ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; kaza tarihinde geçerli yönetmelik hükümleri esas alınarak maluliyet oranının belirlenmesi gerektiğini, tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz esas alınarak yapılmasını, rapor ücretinden sorumlu olmadıklarını, kusur oranının tespiti gerektiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan gelir sağlanıp sağlanmadığının tespitini, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve tedavi giderinden sorumlu olmadıklarını, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek vekalet ücretinin beşte biri oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun kısmen kabulü ile 307.727,52 TL’nin yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazların reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; raporda kaza ile illiyet bağı kurulamayan işitme kaybının dikkate alınmadığını, omuz ve dirsek yaralanması nedeniyle maluliyet verildiğini, bu nedenle müterafik kusur indirimi yapılmasının yerinde olmadığını, beşte bir oranında vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığını<br />
belirtmiştir.</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usulüne uygun başvuru yapılmadığını, hükme esas alınan raporun usulüne uygun olarak düzenlenmediğini, sigortalı araç sürücüsüne verilen kusur oranının fahiş olduğunu, davacının hastanede tedavi gördüğü günlerin bakıcı gideri hesabında dikkate alınmaması gerektiğini, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,65 teknik faiz esas alınarak hesap yapılması gerektiğini, bakiye ömrün hesap tarihi itibariyle hesaplanmasının yerinde olmadığını, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve adli tıp rapor ücretinin belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, beşte bir oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>B.Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacının sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekili ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52. maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78 ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150 maddesi ve eki Cetvel uyarınca; bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>Somut olayda hakem heyetince davacıda kaza nedeniyle işitme kaybının oluştuğu, kafa ve yüz bölgesinden yaralandığı, davacının korucuyu başlık takmadığı gerekçesiyle %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmış ise de, davacı hakkında düzenlenen ve hükme esas alınan iş göremezlik raporunda omuzundan ve dirseğinden yaralanması nedeniyle maluliyet oranı belirlendiği, sağ kulağındaki işitme kaybı ile kaza arasında illiyet bağı bulunmadığı belirtilmiş olup, maluliyet oranının belirlenmesinde dikkate alınmayan yaralanma gözetilerek müterafik kusur indirimi yapılması doğru görülmemiştir.</p>

<p>3.Dairemizin yerleşik uygulamasına göre davacının TRH 2010 Yaşam Tablosu’na göre muhtemel bakiye ömür süresi ile işleyecek aktif ve pasif dönemlerin, hesaplamaya esas olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Hükme esas alınan raporda bakiye ömür, hesap tarihindeki yaşa göre belirlenmiştir.<br />
Bu durumda; davacının TRH 2010 Yaşam Tablosu’na göre bakiye ömür süresinin kaza tarihindeki yaşına göre belirlenerek daha önce rapor düzenleyen bilirkişiden denetime elverişli ek rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı ve davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 16.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="18767"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/968 E., 2026/2053 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2026 tarihli, 2023/968 E., 2026/2053 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/968 E., 2026/2053 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/1105 E.- 2022/1105 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I.DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile olay tarihinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı olan traktörün 20.07.2017 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu davacının yaralandığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 41.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslahla toplam talebini 330.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, kusur raporu alınması gerektiğini, hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, soruşturma aşamasında tarafların uzlaşıp uzlaşmadıklarının tespit edilmesi gerektiğini, hesaplamada TRH-2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faizin uygulanması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının sunduğu 27.09.2019 tarihli maluliyet raporuna göre davaya konu trafik kazasından dolayı %70 oranında sürekli malul kaldığı, raporun usule ve yasaya uygun olduğu, davalı tarafından sigortalı araç sürücüsünün %100 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle başvurunun kabulüne, toplam 330.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilinin itiraz başvurusunda bulunması üzerine İtiraz Hakem Heyeti tarafından 30.10.2020 tarih ve 2020/İHK- 22069 sayılı karar ile itirazın kabulüne, davacı tarafından sunulan 27.09.2019 tarihli maluliyet raporunun mevzuata uygun düzenlenmediği, usule uygun maluliyet raporu ile başvuru yapmanın dava şartı olduğu, iş bu dava şartı eksikliğinin tamamlanabilir nitelikte olmadığı gerekçesiyle Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesisine, başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 09.02.2022 tarihli 2021/10592 esas ve 2022/2053 karar sayılı kararı ile somut olayda; kaza neticesinde davacının maruz kaldığı yaralanmaya ilişkin olarak ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 27.09.2019 tarihli raporda, 30.03.2013 tarihli Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri ile ekindeki cetvellere göre belirleme yapıldığı, raporun kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan yönetmeliğe uygun olduğu, sunulan rapor usulüne uygun olmasa bile tamamlanabilir dava şartı olduğu gözetilmek suretiyle inceleme yapılması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle davalı vekilinin anılan yönlere ilişkin itirazlarının kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İtiraz Hakem Heyetince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyularak bozma ilamı doğrultusunda 27.09.2019 tarihli maluliyet raporunun usule uygun olduğu, kusur oranlarının yerinde olduğu, hesap raporundaki tespitlerin isabetli olduğu gerekçesi ile başvurunun kabulüne, toplam 330.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, kusur raporu alınması gerektiğini, geçici taleplerden davalının sorumlu olmadığını, rücuya esas ödeme varsa mahsubu gerektiğini, kask nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, hesaplamada asgari ücretin hatalı uygulandığını, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile olay tarihinde davalı tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi ile sigortalı traktörün karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu davacının yaralanmasından kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, kusur tespitinin isabetli yapılmış olmasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Davalı vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden;</p>

<p>a.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78. ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150. maddesi ve eki Cetvel uyarınca; bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>Somut olayda; davacının motosiklette sürücü olduğu, kaza tespit tutanağına göre kask takıp takmadığının belirsiz olduğu, ancak davacının maluliyete esas teşkil eden yaralanmasının çenesinde kırık, diş kaybı olduğu, dolayısıyla davaya konu kaza nedeniyle davacının yüz bölgesinden yaralandığı dosya kapsamında bulunan evraklar ile sabittir.</p>

<p>Buna göre; davacının kaskının takılı olup olmadığı hususu tespit edilememiş olsa da davaya konu kaza sonucu çenede kırık ve diş kaybı olmak üzere yüz bölgesinden yaralandığı gözetildiğinde, meydana gelen trafik kazasında koruyucu başlık (kask) takmaması nedeniyle zararın artmasında katkısının bulunduğu gözetilerek Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p>b. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30/17., Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16/13. Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi (AAÜT)’nin 17/2. maddeleri bir bütün olarak yorumlandığında tarafların avukat ile temsil edildiği hâllerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin, her iki taraf için de AAÜT’de yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biri olarak hükmolunması gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla; İtiraz Hakem Heyetince davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak anılan mevzuat uyarınca maktu vekâlet ücretinin altında kalmamak kaydıyla asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin 1/5’i oranında vekâlet ücreti yerine, nispi ve tam vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2-a) ve (2-b) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="36208"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2022/6935 E., 2022/8760 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 21/11/2022 tarihli, 2022/6935 E., 2022/8760 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/6935 E., 2022/8760 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki malın ayıplı olmasından kaynaklanan misli ile değişim talepli davanın mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulü ile otomobile ait motorun ücretsiz olarak orjinali ile değiştirilmesine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz temyiz edilmesi üzerine, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı, 19.06.2012 tarihinde ... A.Ş’den Toyota Corolla marka 2012 model otomobil satın aldığını, otomobilin 3 yıllık garanti kapsamında bulunduğunu, ayrıca ekstra garanti ile garanti süresini uzattığını, aracın her türlü bakımını Toyota servisinde yaptırdığını, aracın serviste yağının değişim aşamasında ne kadar yağ çıkarıldığının kayıtlara alınmadığını veya alınmışsa da kendisine bildirilmediğini, bu nedenle hasarın geç tespitinin servis yani davalı personeli kusurundan kaynaklandığını, otomobilinin iki yıllık ve km olarak garanti süresi dolmadan yağ lambasının yanması üzerine aracı davalı şirkete götürerek aracın yağ yakması nedeniyle yenisi ile değişimini talep ettiğini, davalı şirketin yaptığı incelemeler neticesinde yağını tamamladıklarını ve 60.000 km bakımının yapılması ardından aracın 68.000 km’de yapılacak kontrolde tam hasarın tespit edilebileceğinin belirtildiğini, belirtilen sürelere uyduğunu ve davalılar tarafından tüm kontroller yapıldıktan sonra motorun komple blok halinde değiştirilmesi gerektiğinin bildirilerek aracın yenisi ile değiştirilme talebinin kabul edilmediğini, üretici hatasından oluşan bu durumun otomobilin niteliğinde bir eksiklik oluşturup, bu araçtan beklediği faydaları azalttığı gibi aracın maddi değer veya ekonomik değer kaybına sebebiyet verdiğini beyan ederek; dava konusu otomobilin öncelikle misli ile değişimine, bunun mümkün olmaması halinde dava konusu otomobilin iadesine ve ödemiş olduğu bedelin ve aksesuar bedelleri dahil temerrüt/dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile iadesine, bunun mümkün olmaması halinde, dava konusu otomobilin ücretsiz onarımı ve ayıp oranında indirim yapılarak temerrüt/dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı ...Ş. süresi içinde verdiği cevap dilekçesinde, diğer davalı ... Otomotiv San. Ve Tic. A.Ş. süresinden sonra sunduğu dilekçesinde ; davanın zaman aşımına uğradığını, davacının süresi içinde ayıp ihbarında bulunmadığını, dava konusu araç ile birlikte verilen kullanıcı el kitapçığında aracın azami olarak 1000 km’de 1 lt yağ eksiltme yapabileceğin belirtildiğini, bunun arıza olmadığını, tüm motorların kullanım şartları ve kullanıcıya göre bir miktar yağ eksilteceğinin çok açık teknik bir bilgi olduğunu, yağın kontrolü ile gerektiğinde tamamlanmasının kullanıcının sorumluluğunda olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte aracın davacının kullanımındayken maddi hasarlı kazalar geçirdiğini, aracın değer kaybının belirlenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini dilemişlerdir.</p>

<p>Mahkeme ilk olarak; davanın kabulüne, 3.971,67 TL değer kaybının davalılara iadesi ile 06 DYE 17 plakalı Toyota Corolla Marka 2012 Model Konfort Eksra tipi aracın davalıya iadesine, ayıpsız misli ile değişimine, aynen ifa mümkün olmaz ise İcra İflas Yasasının 24. maddesinin esas alınmasına, karar verilmiş, davalıların temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13.Hukuk Dairesi’nin 2016/14023 E. 2018/12275 K. sayılı ilamıyla kararın; ‘’bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, konularında uzmanların bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle, yukarıda işaret edilen noktalar bakımından, teknik verileri gösterir, bu verileri yorumlar mahiyette ve bu yorumların nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, taraf itirazlarını karşılar nitelikte rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi’’ gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece bu kez; davanın ücretsiz onarım olarak kabulü ile; davacının davalı şirketten 19/06/2012 tarih 814831 numaralı fatura ile satın aldığı otomobile ait motorun ücretsiz olarak orijinal yenisi ile değiştirilerek onarılmasına, karar verilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere göre davalıların temyiz itirazlarının tümden reddine karar vermek gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2-Dava, malın ayıplı olmasından kaynaklı misli ile değişim talebine ilişkindir. Dava konusu aracın satım tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2. maddesinde, malın ayıplı olması durumunda tüketicinin seçimlik hakları düzenlenmiştir. Bu seçimlik haklarda tüketici; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici seçimlik haklarından herhangi birisini kullanabilecektir. Ancak, kanun tarafından korunan sözleşme taraflarından tüketicinin yanında, kurulacak hükmün sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerekir. Ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki farkın araç bedeli nazara alındığında azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tespit edilmesi zorunludur. Bu bağlamda davacının kullanmış olduğu seçimlik hakkın davalı açısından hakkaniyete aykırı olup olmadığının tespitinde bilirkişi raporu dikkate alınacaktır. HMK'nın 266. ve devamı maddeleri uyarınca çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakimin, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabileceğinin gözden uzak tutulmaması gerekir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya devam edilmiş ve bozma doğrultusunda oluşturulan bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarda özetle; araca 180.622 km’de iken 3.9 litre yağ eklemesi yapıldığı, 20.12.2019 tarihinde Toyota servisinde aracın 183.792 km’de olduğu ve yağ eklemesi üzerine 3.170 km yapmış olduğu ve aracın yağ ölçümünde 3.5 litre motor yağı olduğunun (0.4 litre yaktığı) tespit edildiği, bu tespit ile söz konusu aracın 10.000 km servis aralığı için toplamda 1,26 litre yağ yakacağı, dolayısıyla (0,4 lt/3,9 lt)x 100= 32,35 hesabı ile araca konulan yağın periyodik bakımlar arasında %32,35 miktarının yakılacağı, bu seviyede yağ azalmasının motorda olumsuzluklara sebep olacağı ve bu seviyede yağ yakmanın genel koşullarda normal kabul edilemeyeceği ve dolayısıyla söz konusu aracın ayıplı olduğu, davacı yanın aracını düzenli aralıklarla periyodik bakım için yetkili servise getirdiği ve yetkili servisçe her 10.000 km’de eksilen yağın tamamlandığı ancak aracın yağ tüketiminde bir problem olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin bu aşamada eğitimli ve donanımlı yetkili servis personelince fark edilmediği/ ya da servis iş emirlerine söz konusu durumun yansıtılmadığı/tüketicinin konu hakkında bilgilendirilmediğinin ortada olduğu, araçtaki problemin imalattan kaynaklı gizli ayıp niteliğinde olduğu, aracın motorunun sıfır motor ile değiştirilmesi ile araçtaki ayıbın giderilebileceği yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Dosyaya kazandırılan raporlar ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, araçta imalattan kaynaklı bir ayıp olduğu, ayıptan davalıların sorumlu olması gerektiği, söz konusu ayıbın niteliği, araçtaki ayıbın ancak aracın motorunun yenisi ile değiştirilmesi yolu ile giderilebileceği ve arızanın sürücü güvenliği yönünden önemi dikkate alındığında, davacının aracın misli ile değişimi yönünde seçimlik hakkına öncelik verilerek aracın ayıpsız misli ile değişimi ve kaza sebebiyle araçta oluşan değer kaybının da davalılara iade edilmesi gerektiği değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken, hatalı gerekçe ile aracın motorunun sıfırı ile değiştirilerek onarılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup,bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 1.933,90 TL bakiye temyiz harcının temyiz eden ... Otomotiv San. ve Tic. A.Ş.'ye yükletilmesine 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="53720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/259 E., 2025/594 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025259-e-2025594-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025259-e-2025594-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.10.2025 tarihli, 2025/259 E., 2025/594 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2025/259 E., 2025/594 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/278 E., 2023/503 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.11.2022 tarihli ve<br />
2022/6935 Esas, 2022/8760 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki ayıplı malın misli ile değiştirilmesi, onarım ya da bedelin iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi</p>

<p>4. Davacı vekili, müvekkilinin 19.06.2012 tarihinde davalı ...den (... A.Ş.) 2012 model ... ... Comfort Extra marka araç satın aldığını, aracın garanti süresinin bedel ödenerek uzatıldığını, kullanma kılavuzuna uygun olarak kullanıldığını, her türlü bakımın ... servisinde yaptırıldığını, ancak iki yıl sonra km olarak garanti süresi henüz dolmadan yağ lambasının yandığını ve müvekkilinin aracı derhâl davalı şirkete götürerek yenisi ile değişimini talep ettiğini, davalı şirketin yaptığı incelemeler neticesinde 60.000 km bakımında aracın yeniden kontrol edileceğinin belirtildiğini, 60.000 km bakımında da aracın arızasının 68.000 km’de yapılacak kontrolde tespit edilebileceğinin belirtildiğini, müvekkilinin belirtilen sürelere uyduğunu ve davalılar tarafından tüm kontroller yapıldıktan sonra müvekkiline motor bloğunun komple değiştirilmesi gerektiğinin bildirildiğini, aracın yenisi ile değişimi talebinin kabul edilmediğini, üretici hatasından oluşan bu durumun araçtan beklenen faydayı azalttığını, aynı zamanda aracın maddi ve ekonomik değerinde kayba sebebiyet verdiğini, motor bloğunun komple değiştirilmesinin aracı tam manasıyla eski hâline ve değerine getirmeyeceğini ileri sürerek terditli şekilde dava konusu aracın öncelikle ayıpsız misli ile değişimine, bunun mümkün olmaması hâlinde aracın ücretsiz onarımı ve ayıp oranında indirim yapılarak bu bedelin faizi ile ödenmesine aksi hâlde aracın iadesiyle müvekkilinin ödediği bedelin aksesuar bedelleri dahil olmak üzere faiziyle iadesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı</p>

<p>5. Davalı ...Ş. (... A.Ş.) vekili, dava konusu araç nedeniyle 19.06.2012 tarihinde davacıya iki yıl/60.000 km garanti verildiğini, ücretsiz onarım taahhüdünün ise üç yıl/100.000 km’ye kadar geçerli olduğunu, bu durumda araç için verilen garanti süresinin 19.06.2014 tarihinde dolduğunu, bu süre içerisinde ayıp ihbarında bulunulmadığından ya da dava açılmadığından eldeki davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, dava konusu araç ile birlikte verilen kullanıcı el kitapçığında aracın azami olarak 1000 km’de bir litre yağ eksiltme yapabileceğinin belirtildiğini, bunun arıza olmadığını, tüm motorların kullanım şartlarına ve kullanıcıya göre bir miktar yağ eksilteceğini, yağın kontrolü ile gerektiğinde tamamlanmasının kullanıcının sorumluluğunda olduğunu, davacı kullanımındayken aracın maddi hasarlı kazalar geçirdiğini, bu nedenle araçtaki değer kaybının belirlenmesi gerektiğini belirterek davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle, bu olmadığı takdirde araçta bir ayıp bulunmaması, maldan yararlanamamanın söz konusu olmaması ve davacının maddi zararının bulunmaması nedeniyle esastan davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>6. Davalı ... A.Ş. vekili, davacının müvekkiline 46.618 km’de sadece kablo tesisatı onarımı yaptırdığını, yağ yakma şikayetinin belirtilmediğini, aracın 30.04.2013 tarihinde sol taraftan ağır bir kaza geçirdiğini, bu nedenle misli ile değişime uygun olmadığını, boyanan ve değişen parçalardan dolayı değerinin azaldığını, davacının servis kayıtlarında arıza olmayan yağ ikaz lambasının yandığının görüldüğünü, üretim hatasına dayalı misli ile değiştirme yahut bedel iadesi talebi için öncelikle davacı aracında bir arıza olması veya zarar görmesi ya da yağ yakma sebebiyle araçtan umulan faydanın elde edilememesi gerektiğini ancak böyle bir tespit olmadığı gibi aracın üç yılı aşkın süredir 80.000 km’yi aşacak şekilde sorunsuz olarak kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemenin Birinci Kararı</p>

<p>7. Ankara 16. Tüketici Mahkemesinin 22.03.2016 tarihli ve 2015/94 Esas, 2016/630 Karar sayılı kararı ile; dava konusu araçta yağ eksilmesinin ideal miktarın üzerinde olduğu, aracın km'si arttıkça yağ yakımının artacağı dolayısıyla süreç içinde yakıt yakımı arttığı gibi aracın performansının da düşeceği, ikinci el araç piyasasında değer kaybedeceği, dava konusu araçta üretimden kaynaklı gizli ayıp olduğundan ayıpsız misli ile değişim koşullarının oluştuğu, davacının seçimlik haklarından yenisi ile değişim hakkını kullanmasının iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı, tarafların hak ve menfaatleri değerlendirildiğinde aşırı bir dengesizliğe neden olmayacağı, araç davacı uhdesinde iken hasara uğradığından araçta meydana gelen değer kaybından davacının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 3.971,67 TL değer kaybının ve aracın davalıya iadesine, aracın ayıpsız misli ile değişimine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı</p>

<p>8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>9. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 18.12.2018 tarihli ve 2016/14023 Esas, 2018/12275 Karar sayılı kararı ile; “…İlk derece yargılama makamı, mütalaasına başvurulan bilirkişi raporu görüşüne de dayanarak; aracın yağ eksiltmesine ilişkin ilk şikayetini 60.000 km periyodik bakım formunda dile getirdiği, 02.06.2014 tarihinde 63.368 km’de bulunan aracın 5.000 km sonra kontrol için geri getirilmesinin yetkili servisçe talep edildiği, 04.07.2014 tarihli servis formunda 68.400 km’de bulunan araca “aracın yağı tamamlandı eksiltmeyle ilgili işlemlerin yapılması gerekiyor” açıklamasının yetkili servisçe belirtildiği, akabinde 20.05.2015 tarihinde araca 90.000 km periyodik bakım için geldiğinde 94.359 km’de iken intercooler sisteminin değiştirildiği, dava konusu araçtaki yağ eksilme şeklinin motor içinde yağın yanması suretiyle olduğu, yağ eksiltmesinin ideal yağ eksiltme miktarının üzerinde olduğu, yağ tüketiminde bir problem olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin bu aşamada eğitimli ve donanımlı yetkili servis personelince fark edilmediği yada servis iş emirlerine söz konusu durumun yansıtılmadığı, tüketicinin konu hakkında bilgilendirilmediği, aracın kilometresi arttıkça yağ yakmanın artacağı dolayısı ile süreç içinde yakıt artışı arttığı gibi aracın performansında da düşme olacağı, ikinci el araç piyasasında değer kaybı olacağı, dava konusu aracın üretimden kaynaklı olarak gizli ayıplı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü cihetine gitmiş ise de; dosya içerisindeki servis iş emirlerinin incelenmesinde, aracın davacı tüketici tarafından satın alındıktan sonra ilk olarak 63.368 km de iken, aracın periyodik bakımı esnasında yağ eksiltme problemi şikayetinin yapıldığı, bunun üzerine periyodik bakımda yağ eklemesi yapılıp 5000 km sonra kontrol edilmesi kararı alındığı daha sonra araç 68.400 km de iken “eksiltmeyle ilgili işlemlerin yapılması gerektiğinin tespiti” notunun düşüldüğü, bu aşamada araca bir tamir işlemi yapılıp yapılmadığının belli olmadığı, daha sonra tüketici tarafından 10.000 km periyodik bakım aralıkları boyunca yağ yakma şikayetinin dile getirilmeyerek aracın 94.359 km ye kadar kullanılmaya devam edildiği, araç bu kilometrede iken değişimi yapılan “intercooler” parçasının ise aracın farklı bir parçasına ilişkin olup, yağ yakma sorunu ile ilgisi bulunamayacağı, davacı tüketicinin aracın satın alındığı 19.06.2012 tarihinden, araç üzerinde işlem yapılan son tarih olan 20.05.2015 tarihine kadar aracın ayıplı olduğu iddiasının temelini oluşturan yağ eksiltme problemine ilişkin tek bir şikayeti olmuş, var ise bu arıza giderilmiş, tüketici tarafından da araç kullanılmaya devam edilerek onarım kabul görmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun hazırlanmasında bilirkişi, dosya üzerinden inceleme yapmak suretiyle rapor hazırlamış olup, aracın bu problemine ilişkin halihazırda devam eden bir arıza/ayıp olup olmadığının tespiti de yapılmamıştır. Yine rapor karşısında davalı taraflarca itirazlar da ileri sürülmüş olup, bu itirazlar da karşılanmamıştır. Bu haliyle dosya içerisindeki bu rapora dayalı olarak hüküm kurulamayacağı gibi bu rapora dayalı hükmün temyiz denetimi de yapılamaz. O halde, mahkemece, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, konularında uzmanların bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle, yukarıda işaret edilen noktalar bakımından, teknik verileri gösterir, bu verileri yorumlar mahiyette ve bu yorumların nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, taraf itirazlarını karşılar nitelikte rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı ve bu nedenle eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…”gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemenin İkinci Kararı</p>

<p>10. Ankara 12. Tüketici Mahkemesinin 21.03.2022 tarihli ve 2019/137 Esas, 2022/83 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; bilirkişi kurulu raporlarında tespit edildiği üzere araçta onarıma rağmen üretimden kaynaklı gizli ayıbın ve motorun maksimum değerler üzerinde yağ eksiltme probleminin devam ettiği, araçla daha önce hasarlı kaza yapılması, model yılı ve ulaştığı km ile özellikle gizli ayıbın motor değişimi ile giderilebileceği gözetildiğinde aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine ilişkin seçimlik hakkın kullanılmasının orantısız olacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalı şirketten satın aldığı araca ait motorun ücretsiz olarak orijinal yenisi ile değiştirilerek onarılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı</p>

<p>11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>12. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.11.2022 tarihli ve 2022/6935 Esas, 2022/8760 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere göre davalıların temyiz itirazlarının tümden reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, malın ayıplı olmasından kaynaklı misli ile değişim talebine ilişkindir. Dava konusu aracın satım tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2. maddesinde, malın ayıplı olması durumunda tüketicinin seçimlik hakları düzenlenmiştir. Bu seçimlik haklarda tüketici; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici seçimlik haklarından herhangi birisini kullanabilecektir. Ancak, kanun tarafından korunan sözleşme taraflarından tüketicinin yanında, kurulacak hükmün sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerekir. Ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki farkın araç bedeli nazara alındığında azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tespit edilmesi zorunludur. Bu bağlamda davacının kullanmış olduğu seçimlik hakkın davalı açısından hakkaniyete aykırı olup olmadığının tespitinde bilirkişi raporu dikkate alınacaktır. HMK'nın 266. ve devamı maddeleri uyarınca çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakimin, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabileceğinin gözden uzak tutulmaması gerekir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya devam edilmiş ve bozma doğrultusunda oluşturulan bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarda özetle; araca 180.622 km’de iken 3.9 litre yağ eklemesi yapıldığı, 20.12.2019 tarihinde ... servisinde aracın 183.792 km’de olduğu ve yağ eklemesi üzerine 3.170 km yapmış olduğu ve aracın yağ ölçümünde 3.5 litre motor yağı olduğunun (0.4 litre yaktığı) tespit edildiği, bu tespit ile söz konusu aracın 10.000 km servis aralığı için toplamda 1,26 litre yağ yakacağı, dolayısıyla (0,4 lt/3,9 lt)x 100= 32,35 hesabı ile araca konulan yağın periyodik bakımlar arasında %32,35 miktarının yakılacağı, bu seviyede yağ azalmasının motorda olumsuzluklara sebep olacağı ve bu seviyede yağ yakmanın genel koşullarda normal kabul edilemeyeceği ve dolayısıyla söz konusu aracın ayıplı olduğu, davacı yanın aracını düzenli aralıklarla periyodik bakım için yetkili servise getirdiği ve yetkili servisçe her 10.000 km’de eksilen yağın tamamlandığı ancak aracın yağ tüketiminde bir problem olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin bu aşamada eğitimli ve donanımlı yetkili servis personelince fark edilmediği/ ya da servis iş emirlerine söz konusu durumun yansıtılmadığı/tüketicinin konu hakkında bilgilendirilmediğinin ortada olduğu, araçtaki problemin imalattan kaynaklı gizli ayıp niteliğinde olduğu, aracın motorunun sıfır motor ile değiştirilmesi ile araçtaki ayıbın giderilebileceği yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Dosyaya kazandırılan raporlar ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, araçta imalattan kaynaklı bir ayıp olduğu, ayıptan davalıların sorumlu olması gerektiği, söz konusu ayıbın niteliği, araçtaki ayıbın ancak aracın motorunun yenisi ile değiştirilmesi yolu ile giderilebileceği ve arızanın sürücü güvenliği yönünden önemi dikkate alındığında, davacının aracın misli ile değişimi yönünde seçimlik hakkına öncelik verilerek aracın ayıpsız misli ile değişimi ve kaza sebebiyle araçta oluşan değer kaybının da davalılara iade edilmesi gerektiği değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken, hatalı gerekçe ile aracın motorunun sıfırı ile değiştirilerek onarılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
13. Ankara 12. Tüketici Mahkemesinin 13.10.2023 tarihli ve 2023/278 Esas, 2023/503 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu aracın gizli ayıp teşkil edecek şekilde motorunun normalden fazla yağ yaktığı hususunda Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme olmayan somut olayda, aracın ayıpsız misli ile değişimine ve kaza sebebiyle araçta oluşan değer kaybının davalılara iade edilmesine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>16. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle "ayıp" kavramı üzerinde durmakta yarar vardır.</p>

<p>17. Ayıba ilişkin düzenleme, sözleşme tarihi itibariyle somut olayda uygulanması gereken 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 4. maddesinde yer almaktadır. Maddenin 1. fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır.</p>

<p>18. Yine sözleşme tarihi itibariyle uyuşmazlıkta uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 194. maddesi ise:</p>

<p>“Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir.</p>

<p>Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür” şeklinde düzenlenmiştir [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) md. 219 vd.].</p>

<p>19. Görüldüğü üzere; BK’daki ayıp kavramı ile yukarıda açıklanan 4077 sayılı TKHK’nın 4. maddesinde yer alan ayıp kavramları birbiri ile örtüşmektedir.</p>

<p>20. Ayıp; bir malda sözleşme ve yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların yer almasıdır. Türk Hukuk Lûgatında “Bir malın ya da hizmetin maddi (bir malın niteliklerindeki eksiklik), hukukî (bir malda üçüncü kişilerin ayni hak iddiası) veya ekonomik niteliklerindeki eksiklikler olup genel olarak malın ya da hizmetin değerini veya malda ya da hizmetten beklenen yararları ortadan kaldıran ya da önemli ölçüde azaltan eksikliklerdir” şeklinde tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 106). Bu çerçevede ayıp kavramının içeriği belirlenirken öncelikle sözleşme hükümlerine bakılmalıdır. Sözleşme ele alınırken bakılacak ilk husus, taraflar arasında satılan malın hangi özellikleri içerdiği konusunda açık bir anlaşmanın olup olmadığıdır. Üzerinde anlaşma olmayan durumda ise sözleşmenin yorumundan hareketle tarafların zımnen bu konuda bir anlaşma yapıp yapmadıklarına bakılacaktır. Zımni anlaşmanın dahi olmadığı durumlarda, sözleşmenin tümü dikkate alınacak ve dürüstlük kuralına göre malın taşıması gereken vasıflar belirlenecektir. Bu anlamda ayıp, malın sözleşmeye göre taşıması gereken nitelikleri taşımaması hâli veya bu hususta özel bir hüküm olmasa da, sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında, malda mevcut olması gereken vasıfların eksikliği şeklinde ortaya çıkacaktır.</p>

<p>21. Satılan maldaki ayıp açık veya gizli ayıp şeklinde olabilir. Açık ayıplar, ilk bakışta görülebilen veya basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıplar, ilk bakışta fark edilemeyen, sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılan ayıplardır. Bu tür ayıplar genelde malın yapısıyla ilgili olan ve kullanılmasıyla anlaşılan ayıplardır.</p>

<p>22. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2. maddesinde malın ayıplı olması hâlinde alıcının seçimlik haklarının nelerden ibaret olduğu belirtilmiş olup tüketici bu durumda bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm veya yaralanmaya yol açan ve kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hâllerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.</p>

<p>23. Yukarıda bahsedildiği üzere TKHK, tüketicinin ayıp nedeniyle doğan seçimlik haklarının kullanılması açısından herhangi bir sınır içermemekte ve ayıbın varlığı hâlinde tüketici seçimlik haklarından istediğini tercih edebilmektedir. Ancak bazı durumlarda taraflar arasındaki ayıba ilişkin ihtilâfın çözümünde Kanun’un öngördüğü bu serbest tercih imkânı, somut olayın özellikleri dikkate alındığında adaletli bir sonuca ulaşılmasını engelleyebilir.</p>

<p>24. Nitekim, bu gibi durumlar sonradan yürürlüğe giren 6502 sayılı TKHK’un hazırlanmasında dikkate alınan Avrupa Parlamentosu ve Konseyi 25.05.1999 tarihli ve 1999/44/EC sayılı Tüketici Mallarının Satımının ve İlgili Garantilerin Bazı Yönleri Hakkında Yönergesi’ne de konu olmuş, Yönerge’nin 3/6. maddesinde ayıbın önemsiz olması hâlinde tüketicinin sözleşmeden dönemeyeceği belirtilmiştir. Yine 6502 sayılı TKHK’un 11/3. maddesinde bulunan “Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır” hükmü de bu konudaki ihtiyaca yöneliktir (Hukuk Genel Kurulunun 23.09.2020 tarihli ve 2017/13-633 Esas, 2020/663 Karar sayılı kararı).</p>

<p>25. Yine bu kapsamda; genel hükümlerde, satıcının ayıptan sorumluluğuna ilişkin olarak BK’nın 202. maddesi (TBK md. 227) önem taşımaktadır. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkimin, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>26. Bazı durumlarda ise ayıba bağlı seçimlik haklar yönünden tüketicinin tercihi, ayıbın şekli, malın değeri, ayıbın ileri sürülüş süreci gibi her somut olayda farklılık taşıyan kıstaslar çerçevesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2/2. maddesindeki hakkın kötüye kullanılması hâli olarak dahi değerlendirilebilecek ve hâkimin dürüstlük kuralına uygun olmayan tercihe müdahalesi gündeme gelecektir. Son dönemde alınan yargısal kararlarda da (Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2017 tarihli, 2017/13-653 Esas, 2017/1085 Karar; 06.11.2015 tarih, 2015/13-2692 Esas, 2015/2487 Karar sayılı kararları) tüketicinin tercihi yönünde verilecek hükmün hak ve menfaatler dengesini aşırı ölçüde bozar mahiyette olmaması gerekliliğine değinilmiştir.</p>

<p>27. Seçimlik haklarına ilişkin tercihinde tüketicinin serbestliği asıl olduğundan, hak ve nesafet dengesinin gözetiminde somut olayın özelliklerinin titizlikle değerlendirilmesi gerekliliği gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p>28. Somut olayda, satın alınan aracın normal sınırlar üzerinde yağ yaktığının ve bu durumun gizli ayıp teşkil ettiğinin hükme esas alınan bilirkişi raporlarıyla tespit olunduğunu, aşamalarda kesinleşen bu hususun Hukuk Genel Kurulu incelemesi dışında kaldığını belirtmekte fayda vardır.</p>

<p>29. Bu tespitten sonra yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tüketici engelli raporuyla 19.06.2012 tarihinde satın aldığı sıfır km aracın iki yıl kullanımı sonrasında yağ yakma lambasının yanması üzerine durumu davalıya bildirmiş, yapılan çeşitli kontroller neticesinde arızanın devam etmesi ve davalılara yaptığı başvurulardan sonuç alamaması nedeniyle aracın ayıpsız misli ile değişimi isteğiyle eldeki davayı açmıştır. Her ne kadar Mahkemece aracın model yılı, km’si, daha önce hasarlı kazasının bulunması, söz konusu ayıbın motor değişimi suretiyle giderilebileceği hususları dikkate alınarak aracın ayıpsız misli ile değişimi yönünde seçimlik hakkın kullanılmasının orantısız olacağı, bunun yerine ücretsiz onarım ile araçtaki ayıbın giderilmesinin hakkaniyete daha uygun düşeceği değerlendirilerek karar verilmiş ise de; davacının aracını 2012 yılında sıfır km aldığı, iki yıl sonra ortaya çıkan gizli ayıptan dolayı yaptığı başvurulardan yaklaşık bir yıl sonuç alamaması üzerine 2015 yılında eldeki davayı açtığı, yargılama sırasında geçen süreden ve dolayısıyla bu süreçte aracın artan km’sinden tüketicinin sorumlu tutulmaması ve durumun aleyhine yorumlanmaması gerekir. Tekrarlayan arıza nedeniyle araçtan faydalanamamanın süreklilik arz ettiği, aracın standart olarak belirlenen süresinden önce motoruna yağ ilavesine ihtiyaç duyduğu sabittir. Dizel motora sahip araçtaki yağ eksiltme problemine bağlı olarak piston ve contaların deforme olması, piston sekman uyuşmazlığına ve aşınmasına sebep olabileceği, aracın km’si arttıkça yağ yakmanın artacağı dolayısı ile süreç içinde yakıt yakımının arttığı gibi aracın performansında da düşme olacağı, aracın motor ömrünün azalarak güç kaybı yaşanmasının da olası olduğu bilirkişi raporunda açık bir şekilde belirlenmiştir. Araçtaki yağ yakma problemi motorun yenisi ile değiştirilmesi ile giderilebilse de aracın değer kaybına uğrayacağı açıktır. Oysa ki tüketici sıfır km aracı hiçbir sorun yaşamamak adına daha fazla ücret ödeyerek satın almaktadır. Ayıbın varlığı hâlinde tüketici kural olarak seçimlik haklarından istediğini tercih edebileceğine ve ilk tercihi ayıpsız misli ile değişim olduğuna göre satıcı, tüketicinin talebini yerine getirmekle yükümlüdür. Dosya kapsamı itibariyle bu talebin orantısız veya hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğundan da bahsedilemez.</p>

<p>30. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının aracı satın aldıktan sonra 180.000 km kadar kullandığı, araçta esaslı bir hata olsaydı davacının bu hâliyle bu kadar uzun mesafe kullanamayacağı, ayrıca yeni nesil motorlarda yağ yakmanın normal bir durum olduğu, davacının aracın ayıpsız misli ile değişimini istemesinin hakkın kötüye kullanımı teşkil ettiği, motorun ücretsiz yenilenmesinin mümkün olduğu, dolayısıyla direnme kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>31. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>32. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesinin atfı dikkate alınarak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 01.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025259-e-2025594-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="31829"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2019/749 E., 2019/5966 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-2019749-e-20195966-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-2019749-e-20195966-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 19/03/2019 tarihli, 2019/749 E., 2019/5966 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/749 E., 2019/5966 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : ...... Sayılı Kanuna Aykırılık<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>Sanığın işyerinde yapılan aramada ele geçirilen bilgisayar ve cep telefonu üzerinde yaptırılan inceleme sonucunda düzenlenen raporlara göre, sanığın internet üzerinden yayın yapan bahis sitelerine erişim sağladığı tespit edilmekle birlikte, bunların büyük kısmının yasal bahis siteleri olduğu, ...... sayılı Kanuna aykırı bahis sitelerine erişimler, sayı itibariyle, sanığın üzerine atılı suçu işlediğini kabule yeter derecede olmadığı gibi sitelerin bahis oynanmasına ilişkin kısımlarına erişim sağlandığına dair bir bulgu da bulunmadığı, anılan sitelerin bahis oynanması dışında bir takım içerikler de barındırdığının bilindiği, sanığın aşamalardaki savunmalarında istikrarlı bir şekilde yasadışı bahis oynatmadığını, kendisinin yasal siteler üzerindeki hesabından bahis oynadığını ve başkalarına da oynattığını savunduğu, yasal bahis sitelerine erişim sağlamasının da bu savunmasını desteklediği anlaşılmakla, üzerine atılı suçu işlediğine yönelik her türlü şüpheden uzak ve kesin bir delil elde edilemeyen sanığın beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de,</p>

<p>a) Sanığın eyleminin ...... sayılı Kanun'un 5/1.a maddesi kapsamında kaldığı kabul edilmesine karşın, maddede yer alan adli para cezasına hükmedilmeyerek eksik ceza tayini,</p>

<p>b) ... adli emanetin 2014/11031 sırasında kayıtlı kuponlar ve alacak verecek kayıtlarının, delil olarak saklanması yerine, müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>c) 24/11/2015 tarih ve ...... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmiş olması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, tebliğnameye aykırı olarak, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK'nun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarında sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 19/03/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-2019749-e-20195966-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="70280"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2020/3654 E., 2021/2968 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-20203654-e-20212968-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-20203654-e-20212968-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 15/03/2021 tarihli, 2020/3654 E., 2021/2968 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/3654 E., 2021/2968 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a muhalefet eyleminden dolayı kabahatli ... hakkında 10.000,00 Türk lirası idari para cezası uygulanmasına dair Aliağa Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünün 29/08/2019 tarihli ve 2019/230 sayılı idari yaptırım kararına karşı yapılan başvurunun reddine dair Aliağa Sulh Ceza Hakimliğinin 30/12/2019 tarihli ve 2019/1131 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Karşıyaka 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 09/01/2020 tarihli ve 2020/99 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 23/07/2020 gün ve 94660652-105-35-4250-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekinde bulunan dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/08/2020 gün ve KYB-2020/71616 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.</p>

<p>Anılan ihbarnamede;</p>

<p>Dosya kapsamına göre, kabahatli hakkında 15/03/2019 tarihinde yasa dışı bahis oynadığı gerekçesiyle dosya içerisinde bulunan Aliağa Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünün 30/04/2019 tarihli ve 2019/82 sayılı idari yaptırım karar tutanağı ile 10.000,00 Türk lirası idari para cezası uygulanmasını müteakip, 18/04/2019 tarihinde yasa dışı bahis oynadığı gerekçesiyle bu defa incelemeye konu idarî yaptırım karar tutanağı ile 10.000,00 Türk lirası idari para cezası uygulanmış ise de, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 15/2. maddesinde yer alan, “Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi halinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idarî para cezası verilir. Kesintisiz fiille işlenebilen kabahatlerde, bu nedenle idarî yaptırım kararı verilinceye kadar fiil tek sayılır.” şeklindeki düzenleme karşısında, kabahatlinin eyleminin kesintisiz fiille işlendiğinin kabul edilerek her bir eylemi için ayrı ayrı idari yaptırım kararı verilemeyeceği hususu gözetilmesizin, idarî para cezasına yönelik başvurunun kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza</p>

<p>Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>7258 sayılı Kanunun 5/1-d. maddesinde yer alan “Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis veya şans oyunlarını oynayanlar mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından beş bin liradan yirmi bin liraya kadar idari para cezası ile cezalandırılır.” düzenlemesi ile kabahat oluşturan fiil tanımlanmış olup, 5326 sayılı Kanunun 15/2. maddesinde yer alan kabahatlerdeki içtima uygulamasına yönelik “Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi halinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idari para cezası verilir. Kesintisiz fiille işlenebilen kabahatlerde, bu nedenle idari yaptırım kararı verilinceye kadar fiil tek sayılır.” düzenlemesi ile ancak kesintisiz fiille işlenebilen kabahatler yönünden idari yaptırım uygulanana kadar tek fiil sayılacağının kabul edildiği, kabahatliye yüklenen 7258 sayılı Kanuna aykırı olarak bahis oynamak fiilinin ise farklı zamanlarda ve farklı işlemlerle gerçekleştirilmesi nedeniyle, kesintisiz bir fiil olduğundan söz edilemeyeceği cihetle,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, 15/03/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-20203654-e-20212968-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="25102"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2022/12189 E., 2024/5966 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202212189-e-20245966-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202212189-e-20245966-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 04.06.2024 tarihli, 2022/12189 E., 2024/5966 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/12189 E., 2024/5966 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hâkimliği<br />
SAYISI : 2020/4163 Değişik iş<br />
KABAHAT : 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a muhalefet<br />
İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a (7258 sayılı Kanun) muhalefet eyleminden dolayı kabahatli ... hakkında Konyaaltı İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 11.11.2019 tarihli ve 2019/1022 sayılı idarî yaptırım karar tutanağı ile uygulanan 8.000,00 Türk lirası idarî para cezasına karşı yapılan başvurunun reddine dair Antalya 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 02.11.2020 tarihli ve 2020/3206 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın merci Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20.11.2020 tarihli ve 2020/4163 değişik iş sayılı kararıyla reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 10.08.2022 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.11.2022 tarihli ve KYB-2022/113678 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.11.2022 tarihli ve KYB-2022/113678 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “...Dosya kapsamına göre, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli olarak bulunan ... isimli şahsın adına kayıtlı banka hesaplarını yurt dışı kaynaklı yasa dışı bahis siteleri ile bağlantılı olarak para nakline aracılıkta kullandığından bahisle yapılan soruşturma sırasında, adı geçen kabahatli ...'in de illegal bahis oynadığının ihbar edilmesi üzerine hakkında 7258 sayılı Kanun'un 5/d maddesi gereğince idari yaptırım kararının uygulandığı anlaşılmış ise de, kabahat eyleminin dayanağı olan şüpheli ... hakkında yürütüldüğü anlaşılan Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasının akıbeti araştırılarak, varsa adı geçen şüpheli şahıs hakkında düzenlenen Masak raporunun ve/veya soruşturma dosyasının bir bütün halinde temin edilerek gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılıp, muterizin yasa dışı bahis oynamak amacıyla para transferi yapıp yapmadığının tespit edilerek ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde başvurunun reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir...” yönündeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong><br />
26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hâkim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz.</p>

<p>Hâkimlikçe, kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen nedenler yönünden dosya kapsamında tüm deliller tartışılıp takdir edilmek suretiyle karar verildiği ve delil takdiri yapılarak verilen kararlar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceği anlaşılmakla, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.06.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202212189-e-20245966-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="83730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2025 vergi rekortmenleri açıklandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/2025-vergi-rekortmenleri-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/2025-vergi-rekortmenleri-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'nin en çok gelir vergisi ödeyen isimleri, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Genel Müdürü Haluk Bayraktar, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'nin 2025 vergilendirme dönemine ilişkin gelir vergisi rekortmenleri açıklandı. Listenin ilk sırasında Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar yer aldı. Bayraktar'ın 2025 yılı için tahakkuk eden gelir vergisi 2 milyar 991 milyon 536 bin 760 lira oldu. Böylece Selçuk Bayraktar 5 sene üst üste vergi rekortmeni oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İkinci sırada Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar bulunuyor. Haluk Bayraktar'ın tahakkuk eden vergisi 2 milyar 502 milyon 27 bin 661 lira olarak kayıtlara geçti. Üçüncü sırada ise Koç Holding Şeref Başkanı Mustafa Rahmi Koç yer aldı. Koç'un 2025 yılı için tahakkuk eden gelir vergisi 830 milyon 795 bin 72 lira oldu.</p>

<p>Gelir vergisi rekortmenleri listesindeki dikkat çekici ayrıntılardan biri de açıklanmayan isimlerin sayısı oldu.</p>

<p>Türkiye genelindeki ilk 100 mükelleften 66'sı bilgilerinin açıklanmasını istemedi.</p>

<p><img alt="V1 586846" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v1-586846.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="880" height="1282"></p>

<p><img alt="V2 457762" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v2-457762.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="880" height="1282"></p>

<p><img alt="V3 413902" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v3-413902.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="880" height="1226"></p>

<p></p>

<p></p>

<p>2025 vergilendirme dönemine ilişkin kurumlar vergisi rekortmenleri de belli oldu. Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, 70 milyar 394 milyon 682 bin 568 liralık vergi tahakkukuyla listenin ilk sırasında yer aldı.</p>

<p>İkinci sıradaki kurumun adı açıklanmazken, Türkiye Vakıflar Bankası 22 milyar 908 milyon 18 bin 998 liralık vergiyle üçüncü, Türkiye Garanti Bankası ise 20 milyar 77 milyon 580 bin 965 liralık vergiyle dördüncü sırada yer aldı.</p>

<p><strong>İLK 10'DA 4 BANKA</strong></p>

<p>Listenin altıncı sırasında QNB Bank, 10 milyar 188 milyon 986 bin 238 liralık vergi tahakkukuyla yer aldı. QNB Bank'ın hemen ardından LC Waikiki 10 milyar 178 milyon 312 bin 762 liralık vergiyle yedinci, Emin Evim ise 10 milyar 75 milyon 256 bin 902 liralık vergiyle sekizinci oldu.</p>

<p>Dokuzuncu sırada Citibank, 7 milyar 683 milyon 320 bin 194 liralık vergiyle yer alırken, onuncu sırada Allianz Sigorta 7 milyar 605 milyon 688 bin 531 liralık vergi tahakkukuyla bulundu.</p>

<p>Böylece ilk 10'da Ziraat Bankası, VakıfBank, Garanti Bankası ve QNB Bank olmak üzere 4 banka yer aldı. İkinci ve beşinci sıradaki iki kurumun ise bilgileri açıklanmadı.</p>

<p><img alt="V4 902843" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v4-902843.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="880" height="1324"></p>

<p><img alt="V5 295004" class="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v5-295004.webp" / width="880" height="1308"></p>

<p><img alt="V6 340156" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v6-340156.webp" / width="880" height="1260"></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/2025-vergi-rekortmenleri-aciklandi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/para-banka.jpg" type="image/jpeg" length="56578"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SEÇİMLİK HAKKI TÜKETİCİ SEÇER: HUKUK GENEL KURULU'NDAN AYIPLI MALDA "ORANTISIZLIK" SAVUNMASINA DAR YORUM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/secimlik-hakki-tuketici-secer-hukuk-genel-kurulundan-ayipli-malda-orantisizlik-savunmasina-dar-yorum-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/secimlik-hakki-tuketici-secer-hukuk-genel-kurulundan-ayipli-malda-orantisizlik-savunmasina-dar-yorum-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Haziran 2012'de bir tüketici, engelli raporuyla sıfır kilometre bir dizel binek araç satın aldı. Garanti süresini de para ödeyerek uzattı. Bakımlarını aksatmadan yetkili servise götürdü.</p>

<p>İki yıl sonra gösterge panelinde yağ lambası yandı. Araç o sırada 63.368 kilometredeydi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aradan geçen sürede dosya iki kez Yargıtay'a çıktı, bir kez direnme kararı verildi, araç 180 bin kilometreyi aştı ve tüketici hâlâ ilk gün istediği şeyi istiyordu: aracın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini. Hukuk Genel Kurulu, 1 Ekim 2025 tarihli kararıyla bu isteği yerinde buldu. Kararın asıl ağırlığı, ulaştığı sonuçtan çok, o sonuca giderken kurduğu bir cümlede.</p>

<p><strong>II. YAĞ LAMBASI YANDIĞINDA ARAÇ 63 BİN KİLOMETREDEYDİ</strong></p>

<p>Tüketici, yağ eksilmesi şikâyetini ilk kez 60.000 kilometre periyodik bakımında dile getirdi. Servis, yağ eklemesi yapıp aracın 5.000 kilometre sonra kontrole getirilmesini istedi. Temmuz 2014'te, 68.400 kilometrede tutulan servis formuna şu not düşüldü: aracın yağı tamamlandı, eksiltmeyle ilgili işlemlerin yapılması gerekiyor.</p>

<p>O işlemlerin yapılıp yapılmadığı dosyadan anlaşılamadı.</p>

<p>Satıcı ve üretici şirketler davada iki savunma hattı kurdular. Birincisi teknikti: her motor bir miktar yağ eksiltir, kullanım kılavuzunda 1.000 kilometrede bir litreye kadar eksilmenin normal olduğu yazılıdır, yağın kontrolü ve tamamlanması kullanıcının sorumluluğundadır. İkincisi tüketicinin kendi davranışına dayanıyordu: araç 30 Nisan 2013'te ağır bir kaza geçirmiştir, boyanan ve değişen parçalar nedeniyle zaten değer kaybetmiştir, misli ile değişime elverişli değildir.</p>

<p>Yargılama sırasında oluşturulan bilirkişi kurulu ise somut bir ölçüm yaptı. Araca 180.622 kilometrede 3,9 litre yağ eklendi. Aralık 2019'da, 3.170 kilometre sonra yapılan ölçümde motorda 3,5 litre yağ kaldığı, yani 0,4 litre yakıldığı belirlendi. Buradan hareketle aracın 10.000 kilometrelik servis aralığında 1,26 litre yağ tüketeceği, konulan yağın yüzde 32'sini yakacağı hesaplandı. Kurul, bu seviyenin normal kabul edilemeyeceği ve ayıbın imalattan kaynaklandığı sonucuna vardı.</p>

<p><strong>III. ON YIL, İKİ BOZMA, BİR DİRENME</strong></p>

<p>Dosyanın seyri, tüketici uyuşmazlıklarının neden yıllara yayıldığını tek başına anlatıyor.</p>

<p>Ankara 16. Tüketici Mahkemesi 2016'da davayı kabul etti ve aracın ayıpsız misliyle değişimine, kaza nedeniyle oluşan 3.971,67 TL değer kaybının davalılara ödenmesine karar verdi. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, 18.12.2018 tarihli ve E.2016/14023, K.2018/12275 sayılı kararıyla hükmü bozdu; gerekçe esasa değil, dosya üzerinden hazırlanmış ve taraf itirazlarını karşılamayan bilirkişi raporunun denetime elverişsizliğineydi.</p>

<p>Bozmaya uyularak yeniden yargılama yapıldı. Ankara 12. Tüketici Mahkemesi bu kez ayıbın varlığını kabul etti ama sonucu değiştirdi: aracın model yılı, ulaştığı kilometre ve geçirdiği kaza karşısında misli ile değişim orantısız kalırdı; ayıp, motorun sıfır motorla değiştirilmesi suretiyle giderilebilirdi.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 21.11.2022 tarihli ve E.2022/6935, K.2022/8760 sayılı kararı</a>yla bu hükmü de bozdu. Mahkeme direndi. Uyuşmazlık böylece Hukuk Genel Kurulu'na taşındı.</p>

<p><strong>IV. SEÇİMLİK HAK KİMİN?</strong></p>

<p>Sözleşme 2012 tarihli olduğundan olaya mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uygulandı. Bugün aynı uyuşmazlık 6502 sayılı Kanun'un 11. maddesi çerçevesinde çözülürdü ve maddenin kurduğu denge, Genel Kurul'un yaptığı değerlendirmeyle örtüşüyor.</p>

<p>6502 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrası tüketiciye dört hak tanıyor: sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim, ücretsiz onarım ve ayıpsız misliyle değiştirme. Fıkranın son cümlesi tercihin kime ait olduğunu tartışmaya yer bırakmadan söylüyor: satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise bir emniyet supabı koyuyor. Ücretsiz onarım veya ayıpsız misliyle değiştirme satıcı için orantısız güçlükler doğuracaksa, tüketici bu iki hakkı değil, sözleşmeden dönme veya bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlık ölçülürken malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gözetilir.</p>

<p>Buradaki ayrım uygulamada sıkça gözden kaçıyor. Orantısızlık istisnası, hâkime tüketicinin tercihini serbestçe başka bir hakla değiştirme yetkisi vermiyor; yalnızca iki ayni nitelikli talebin yerini parasal taleplere bırakmasını öngörüyor. Türk Borçlar Kanunu'nun 227. maddesi de hâkimin müdahalesini dar tutuyor ve yalnızca sözleşmeden dönme hakkı bakımından, durum bunu haklı göstermiyorsa onarıma veya bedel indirimine hükmedilebileceğini söylüyor.</p>

<p>Somut olayda mahkemenin yaptığı şey ise farklıydı: tüketicinin misli ile değişim talebini, kanunun öngörmediği bir yönde, ücretsiz onarıma çevirmişti.</p>

<p><strong>V. "YARGILAMANIN UZAMASI TÜKETİCİYE FATURA EDİLEMEZ"</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu'nun kararında, bu tür dosyaların kaderini belirleyecek nitelikte bir tespit var. Kurul, tüketicinin 2012'de sıfır araç aldığını, iki yıl sonra ortaya çıkan gizli ayıp için yaptığı başvurulardan yaklaşık bir yıl sonuç alamayınca 2015'te dava açtığını belirledikten sonra şunu söylüyor:</p>

<p>"yargılama sırasında geçen süreden ve dolayısıyla bu süreçte aracın artan km'sinden tüketicinin sorumlu tutulmaması ve durumun aleyhine yorumlanmaması gerekir."</p>

<p>Bu cümlenin pratik karşılığı büyük. Ayıplı araç davalarında satıcı ve üretici tarafının en etkili savunması, çoğu zaman davanın kendi süresinden devşiriliyor: dava açıldığında araç 90 bin kilometredeydi, bugün 180 bin kilometrede, demek ki araçtan yararlanma sürüyor, demek ki misli ile değişim artık ölçüsüz. Genel Kurul bu muhakemeyi kesiyor. Yargılamanın uzunluğu, davayı açmakta gecikmemiş tüketicinin aleyhine bir olgu hâline getirilemez.</p>

<p>Kurul, ayıbın niteliğine ilişkin değerlendirmesini de aynı çizgide kurdu. Yağ eksiltme problemine bağlı olarak piston ve contaların deforme olabileceği, kilometre arttıkça yakıt tüketiminin artacağı ve motor ömrünün kısalacağı bilirkişi raporuyla ortaya konmuştu. Motorun yenisiyle değiştirilmesi ayıbı giderse bile araç değer kaybediyordu. Oysa tüketici, sıfır aracı tam da bu tür sorunları yaşamamak için daha yüksek bedel ödeyerek satın almıştı.</p>

<p>Kurul'un sonucu şu: "Ayıbın varlığı hâlinde tüketici kural olarak seçimlik haklarından istediğini tercih edebileceğine ve ilk tercihi ayıpsız misli ile değişim olduğuna göre satıcı, tüketicinin talebini yerine getirmekle yükümlüdür."</p>

<p><strong>VI. 180 BİN KİLOMETRE: KARŞI OYUN HAKLI OLDUĞU YER</strong></p>

<p>Karar oy çokluğuyla alındı. Azınlıkta kalan görüş, davacının aracı satın aldıktan sonra "180.000 km kadar" kullandığını, araçta esaslı bir hata bulunsaydı bu mesafenin kat edilemeyeceğini, yeni nesil motorlarda yağ yakmanın olağan sayıldığını ve misli ile değişim isteminin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu savundu.</p>

<p>Bu görüşü kolayca geçiştirmemek gerekir. Bir tüketicinin on yıl boyunca kullandığı, kaza yapmış, amortismana uğramış bir aracı sıfır bir araçla değiştirme talebi, karşı taraf açısından ciddi bir yük yaratıyor. Karşı oyun işaret ettiği denge sorunu gerçek.</p>

<p>Yine de kanaatimizce çoğunluğun tercihi isabetlidir; çünkü karşı oyun dayandığı olgunun, yani yüksek kilometrenin kendisi büyük ölçüde yargılamanın on yıla yayılmasının ürünüdür. Tüketicinin dava açtığı 2015 yılında araç 94 bin kilometre civarındaydı. Aradaki mesafenin faturasını, davayı zamanında açmış olan tarafa kesmek, uzun yargılamadan zarar gören tarafı bir kez daha cezalandırmak anlamına gelirdi. Kaldı ki dengeyi kuran bir başka mekanizma zaten işletildi: aracın davacının kullanımındayken geçirdiği kazadan doğan değer kaybı, hesaplanarak davalılara iade edilecek kalemler arasına alındı.</p>

<p><strong>VII. AYNI KURULUN BEŞ AY ÖNCEKİ KARARI: AYIP MI, EKSİK İFA MI</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024527-e-2025323-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulu'nun 21.05.2025 tarihli ve E.2024/527, K.2025/323 sayılı kararı</a>, seçimlik haklar tartışmasının bir adım öncesine, nitelendirme aşamasına ışık tutuyor.</p>

<p>Uyuşmazlık, satın alınan konutun sözleşmede ve tanıtım kataloglarında vaat edilen sosyal donatı ve yeşil alanlarının, aslında belediyeye ait bir arazi üzerinde bulunduğunun sonradan anlaşılmasından doğmuştu. Özel Daire bunu ayıp saydı; bölge adliye mahkemesi eksik ifa olarak niteledi ve direndi. Genel Kurul, oy çokluğuyla eksik ifa nitelendirmesini benimsedi.</p>

<p>Ayrım teknik görünse de sonuçları doğrudan cebe dokunuyor. Ayıp hâlinde 6502 sayılı Kanun'un 12. maddesindeki zamanaşımı süreleri uygulanır: teslimden itibaren iki yıl, konut ve tatil amaçlı taşınmazlarda beş yıl. Ayıp ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse bu süreler hiç işlemez. Eksik ifada ise Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi ve genel zamanaşımı devreye girer. Tazminatın hesabı da değişir: ayıp nedeniyle bedel indiriminde nispi metot uygulanırken, eksik ifada sözleşmeye uygun ifa hâlindeki malvarlığı ile mevcut durum arasındaki fark esas alınır.</p>

<p>Kararın hatırlattığı bir başka nokta, 6502 sayılı Kanun'un getirdiği kolaylıktır. Mülga 4077 sayılı Kanun döneminde tüketiciden ayıbı belirli sürede ihbar etmesi bekleniyordu; bu yükümlülük kaldırıldı. Bunun yanında 6502 sayılı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrası, teslimden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların teslim anında var olduğunu karine olarak kabul ediyor ve ayıplı olmadığını ispat külfetini satıcıya yüklüyor. Karine, malın veya ayıbın niteliğiyle bağdaşmıyorsa uygulanmaz.</p>

<p><strong>VIII. DOSYAYA DÖNÜK ÇIKARIMLAR</strong></p>

<p><strong>Tercih baştan ve net yazılmalı.</strong> Seçimlik hakkın hangisinin kullanıldığı, satıcıya yöneltilen ilk başvuruda açıkça belirtilmeli ve bu başvurunun tarihi ispatlanabilir olmalıdır. İncelenen dosyada tüketicinin ilk tercihinin misli ile değişim olması, on yıl sonra verilen kararın dayanaklarından biri oldu.</p>

<p><strong>Servis kayıtları dosyanın omurgasıdır.</strong> Şikâyetin hangi kilometrede, hangi tarihte iletildiği; servisin ne yazdığı ve ne yapmadığı belirleyici. İlk bozmanın gerekçesi de, sonraki kabulün dayanağı da bu kayıtlardan çıktı.</p>

<p><strong>Bilirkişi raporu ölçüme dayanmalı.</strong> Dosya üzerinden yazılmış, taraf itirazlarını karşılamayan rapor bozma sebebi oldu; davayı taşıyan rapor ise litre ve kilometre üzerinden somut bir tüketim hesabı yaptı.</p>

<p><strong>Orantısızlık savunmasının sınırı gösterilmeli.</strong> Karşı taraf orantısızlık iddiasını ileri sürdüğünde, 6502 sayılı Kanun'un 11. maddesinin üçüncü fıkrasının hâkime tüketicinin tercihini serbestçe değiştirme yetkisi vermediği, yalnızca ayni taleplerin yerini parasal taleplere bırakmasını öngördüğü ortaya konmalıdır.</p>

<p><strong>Yargılama süresi savunmaya malzeme yapılamaz.</strong> Dava tarihindeki kilometre ile karar tarihindeki kilometre arasındaki farkın tüketiciye yüklenemeyeceği, artık Genel Kurul kararına dayandırılabilir.</p>

<p><strong>Nitelendirme baştan tartışılmalı.</strong> Talebin ayıp mı yoksa eksik ifa mı olduğu, uygulanacak zamanaşımını ve tazminatın hesap yöntemini birlikte belirlediğinden, dava dilekçesinde bu ayrımın gerekçelendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IX. SONUÇ</strong></p>

<p>Tüketici hukukunda seçimlik hak, adı üstünde, tüketiciye ait bir tercihtir. Kanun bu tercihi tek bir yerde sınırlandırmıştır: ayni nitelikli talepler satıcı için orantısız güçlük doğuruyorsa tüketici parasal haklara yönlendirilir. Hukuk Genel Kurulu'nun 1 Ekim 2025 tarihli kararı, bu sınırın uygulamada bir genel yetki gibi kullanılmasının önüne geçiyor.</p>

<p>Kararın kalıcı katkısı ise usule ilişkin. Yargılamanın uzunluğundan doğan olguların, davasını zamanında açmış tüketicinin aleyhine yorumlanamayacağı ilkesi, yalnızca ayıplı araç dosyalarında değil, malın kullanılmaya devam edildiği bütün ayıp uyuşmazlıklarında karşılık bulacak niteliktedir. On yıl süren bir yargılamanın sonunda söylenmiş olması, bu tespitin değerini azaltmıyor; tam tersine, nereden doğduğunu açıklıyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025259-e-2025594-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2025/259, K.2025/594, T.01.10.2025</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024527-e-2025323-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/527, K.2025/323, T.21.05.2025</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2022/6935, K.2022/8760, T.21.11.2022</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, E.2016/14023, K.2018/12275, T.18.12.2018</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m. 8, 10, 11, 12</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 112, 227</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 4077 sayılı mülga Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m. 4</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/secimlik-hakki-tuketici-secer-hukuk-genel-kurulundan-ayipli-malda-orantisizlik-savunmasina-dar-yorum-1</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/motor-tamirci.jpg" type="image/jpeg" length="82921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KASK TAKMAYAN MOTOSİKLETLİ TAZMİNATINI KAYBEDER Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kask-takmayan-motosikletli-tazminatini-kaybeder-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kask-takmayan-motosikletli-tazminatini-kaybeder-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>KASK TAKMAYAN MOTOSİKLETLİ TAZMİNATINI KAYBEDER Mİ?</strong></p>

<p><strong>Müterafik Kusur İndiriminin Kapsamı, Sınırları ve İspat Sorunu Üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Güncel Kararları Işığında Bir Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Motosiklet ve elektrikli bisiklet kullanımındaki artış — özellikle kurye ve moto-kurye istihdamının yaygınlaşmasıyla — bu araçların karıştığı yaralanmalı kazaları tazminat hukukunun en sık karşılaşılan uyuşmazlık tiplerinden biri hâline getirmiştir. Uygulamada iki yanlış kanı yaygındır: İlki, mağdur cephesinde görülen "kask takmıyordum, tazminat alamam" düşüncesi; ikincisi, sigortacı cephesinde görülen ve her motosiklet dosyasında adeta matbu bir savunma hâline gelen "kasksızlık nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılmalıdır" talebidir. Her ikisi de hukuken isabetli değildir.</p>

<p>Bu çalışmada; koruma başlığı (kask) yükümlülüğünün mevzuattaki dayanağı, kasksızlığın tazminata etkisine ilişkin Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yerleşik ölçütleri ve Dairenin 2026 yılı Şubat ayında verdiği iki güncel karar üzerinden indirimin sınırları ele alınmakta; nihayet kanaatimizce uygulamanın en sorunlu yönü olan ispat meselesi eleştirel olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>II. HUKUKİ ÇERÇEVE: KASK YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE MÜTERAFİK KUSUR</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 78 inci ve Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 150 nci maddesi uyarınca bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı takması zorunludur. Dikkat edilmelidir ki yükümlülük yalnızca motosiklet sürücüsüne değil, elektrikli bisiklet sürücüsüne ve motosiklet yolcusuna da aittir.</p>

<p>Kasksızlığın tazminata etkisi ise kusur değil, müterafik (birlikte) kusur düzlemindedir ve bu ayrım kritiktir: Kaskın takılmaması kazanın meydana gelmesine etki eden bir husus değildir; motosikletli, kazanın oluşumunda tamamen kusursuz — karşı araç yüzde yüz kusurlu — olsa dahi, kasksızlık zararın artmasına katkı sunmuşsa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52 nci maddesi uyarınca tazminattan indirim gündeme gelir. Nitekim aşağıda incelenen kararların ilkinde sigortalı araç sürücüsünün yüzde yüz kusurlu olduğu sabit olmasına rağmen indirim uygulanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki Yargıtay, müterafik kusurun bir def'i olmadığını, taraflarca ileri sürülmese dahi hâkim tarafından resen dikkate alınacağını kabul etmektedir; dolayısıyla mağdur vekilinin "davalı bu yönde savunma yapmadı" beklentisine yaslanması mümkün değildir.</p>

<p><strong>III. YERLEŞİK ÖLÇÜT: KAFA-YÜZ BÖLGESİ YARALANMASI VE %20 İNDİRİM</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.02.2026 tarihli kararına (E. 2023/968, K. 2026/2053)</a> konu olayda; motosiklet sürücüsü davacı, yüzde yüz kusurlu sigortalı traktörle çarpışmış, çenesinde kırık ve diş kaybı oluşmuş, hakem heyetince tazminata hükmedilmiştir. Daire; kaza tespit tutanağına göre davacının kask takıp takmadığının belirsiz olduğunu tespit etmesine rağmen, maluliyete esas yaralanmanın yüz bölgesinde olmasından hareketle, "koruyucu başlık takmaması nedeniyle zararın artmasında katkısının bulunduğu" gerekçesiyle Dairenin yerleşik uygulaması uyarınca %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.</p>

<p>Karar iki yerleşik ölçütü teyit etmektedir: İndirim oranı Daire uygulamasında %20 olarak standartlaşmıştır ve indirimin tetikleyicisi, maluliyete esas yaralanmanın kaskın koruma alanında — kafa ve yüz bölgesinde — gerçekleşmiş olmasıdır. Ancak kararın "kask takılıp takılmadığı belirsiz olsa da" ifadesi, aşağıda (V) numaralı başlıkta ele alacağımız üzere, ispat hukuku yönünden ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.</p>

<p><strong>IV. İNDİRİMİN SINIRI: İLLİYET BAĞI — HER YARALANMA İNDİRİM GEREKTİRMEZ</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari" rel="dofollow">Dairenin 16.02.2026 tarihli kararı (E. 2024/8759, K. 2026/1591)</a> ise madalyonun öbür yüzüdür ve mağdur vekilleri için güçlü bir emsaldir. Olayda elektrikli bisiklet sürücüsü davacı hakkında hakem heyeti, kafa ve yüz bölgesinden yaralandığı ve kask takmadığı gerekçesiyle %20 müterafik kusur indirimi uygulamıştır. Ne var ki hükme esas iş göremezlik raporunda maluliyet oranı omuz ve dirsek yaralanması nedeniyle belirlenmiş; işitme kaybının kaza ile illiyet bağı bulunmadığı raporda açıkça belirtilmiştir. Yargıtay, "maluliyet oranının belirlenmesinde dikkate alınmayan yaralanma gözetilerek müterafik kusur indirimi yapılması doğru görülmemiştir" gerekçesiyle kararı davacı lehine bozmuştur.</p>

<p>Kararın ortaya koyduğu kural şudur: Kasksızlık indirimi, ancak tazminata (maluliyete) esas alınan yaralanma kaskın önleyebileceği nitelikte ise mümkündür. Bacak, omuz, dirsek, iç organ yaralanmaları yahut illiyet bağı kurulamayan rahatsızlıklar üzerinden hesaplanan tazminatta, mağdurun kask takmamış olması indirim sebebi yapılamaz. Uygulamada sigortacıların ve kimi hakem heyetlerinin "motosiklet + kasksızlık = otomatik %20" şeklindeki şablonu, bu içtihat karşısında açıkça hatalıdır ve itiraz ile temyiz aşamalarında mutlaka işlenmelidir.</p>

<p><strong>V. ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME: KASKIN TAKILMADIĞINI KİM İSPAT ETMELİ?</strong></p>

<p>Kanaatimizce uygulamanın en sorunlu noktası, ilk kararda görülen yaklaşımdır: Kaza tespit tutanağında kask konusunda tespit bulunmayan — yani kaskın takılıp takılmadığı belirsiz olan — bir olayda, salt yaralanmanın yüz bölgesinde olmasından hareketle kasksızlık sonucuna varılması, fiilî bir karineyle ispat yükünün yer değiştirmesi anlamına gelmektedir. Oysa 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 6 ncı maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla yükümlüdür; tazminattan indirim, bundan yararlanan tazminat yükümlüsü lehine bir sonuç doğurduğuna göre, zarar görenin zararın artmasına katkıda bulunduğu vakıasının — somut olayda kaskın takılmadığının — ispatı da kural olarak indirimi talep eden tarafa ait olmalıdır. Müterafik kusurun resen gözetilmesi, indirime esas vakıanın ispatsız kabul edilebileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Üstelik yaralanma bölgesinden kasksızlığa uzanan çıkarım, teknik olarak da her zaman doğru değildir: Mevzuata uygun şekilde takılmış açık (jet) tip bir kask çene ve yüz bölgesini korumaz; vizörü açık tam kaskla dahi yüz yaralanması mümkündür. Çenesinde kırık oluşan sürücünün pekâlâ kaskı takılı olabilir. Bu nedenle, yüz yaralanmasının varlığı kasksızlığın kesin delili sayılamaz; olsa olsa somut olayın diğer delilleriyle — tutanak, fotoğraf, tanık beyanı, sağlık kayıtları — birlikte değerlendirilecek bir emare olabilir.</p>

<p>Buradan uygulamaya yönelik iki öneri çıkmaktadır. İlki kural koyucuya yöneliktir: Kaza tespit tutanaklarında kask ve koruyucu ekipman tespitinin zorunlu bir hane olarak düzenlenmesi, bu belirsizliği kaynağında ortadan kaldıracaktır. İkincisi mağdur vekillerinedir: Dosyaya girer girmez kaskın takılı olduğuna dair deliller — olay yeri fotoğrafları, hasarlı kask, tanık bilgileri, ambulans ve acil servis kayıtlarındaki ibareler — toplanmalı; sağlık kayıtlarında sıkça yer alan "kasklı/kasksız" notları mutlaka taranmalıdır. Aksi hâlde belirsizlik, mevcut içtihat pratiğinde mağdur aleyhine sonuç doğurmaktadır.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ</strong></p>

<p>Kask takmamak tazminat hakkını ortadan kaldırmaz; kazanın oluşumunda tamamen kusursuz olan kasksız motosikletli dahi tazminata hak kazanır. Yerleşik içtihada göre kasksızlığın yaptırımı, maluliyete esas yaralanmanın kafa-yüz bölgesinde olması ve illiyet bağının kurulması koşuluyla %20 oranında müterafik kusur indiriminden ibarettir. Buna karşılık maluliyet başka uzuvlardan kaynaklanıyorsa indirim yapılamayacağı, Dairenin güncel kararıyla bir kez daha teyit edilmiştir. Kaskın takılıp takılmadığının belirsiz olduğu hâllerde salt yaralanma bölgesinden hareketle indirime gidilmesi ise ispat yükü kuralları karşısında tartışmalıdır; bu belirsizliğin mağdur aleyhine değil, indirimi talep eden aleyhine yorumlanması gerektiği kanaatindeyiz. Her iki cephenin vekilleri bakımından da motosiklet dosyalarında sonucu belirleyen unsurun, maluliyet raporundaki yaralanma-bölge tespiti ile kaska ilişkin delil durumu olduğu gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran"><img alt="Av. Melih Küçükcankurtaran" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran">Av. Melih Küçükcankurtaran</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 78; Karayolları Trafik Yönetmeliği m. 150; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 52; 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 6.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/968, K. 2026/2053, T. 24.02.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/8759, K. 2026/1591, T. 16.02.2026.</span></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kask-takmayan-motosikletli-tazminatini-kaybeder-mi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/kaza-motor-kask.jpg" type="image/jpeg" length="66100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2014/19685 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 15/3/2018 tarihli ve 2014/19685 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">GENEL KURUL</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.K. BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2014/19685)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 15/3/2018</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">R.G. Tarih ve Sayı: 17/5/2018 - 30424</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">GENEL KURUL</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><u><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">GİZLİLİK TALEBİ KABUL</span></u></strong></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Zühtü ARSLAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkanvekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Burhan ÜSTÜN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkanvekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Engin YILDIRIM</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serdar ÖZGÜLDÜR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span style="color:#010000"> KALELİ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Osman Alifeyyaz PAKSÜT</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Recep KÖMÜRCÜ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Nuri NECİPOĞLU</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Celal Mümtaz AKINCI</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Muammer TOPAL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">M. Emin KUZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hasan Tahsin GÖKCAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kadir ÖZKAYA</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Rıdvan GÜLEÇ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yusuf Şevki HAKYEMEZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör Yrd.</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Derya ATAKUL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.K.</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Müşerref SEKO</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuru, isim yazılarak yapılan araştırmada arama motorlarında listelenen ve internet haber arşivlerinde yer alan bazı haberler ile ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yönündeki taleplerin reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Başvuru 12/12/2014 tarihinde yapılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Birinci Bölüm tarafından 24/1/2018 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla başvurunun Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülmüş ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Başvurucu, olayların olduğu tarihten bu yana mankenlik ajansı sahibidir ve kendisi de eski bir mankendir. Başvurucunun sinema ve tiyatro alanında da çalışmaları bulunmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. 2001 yılında Türkiye Yüz Güzeli seçilmiş ve başvurucunun sahibi olduğu mankenlik ajansına bağlı olarak çalışan bir manken, 2004 yılında aşırı dozda uyuşturucudan hayatını kaybetmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. Türkiye Yüz Güzeli seçilmesinin ardından tanınmışlık düzeyi oldukça artan mankenin ölüm nedeni ülke gündeminde geniş yer bulmuş, olay tarihi ve sonrasında birçok gazetede ve internet haber sitesinde konuyla ilgili haberler yapılmıştır. Haberlerde olayın oluş şekli, mankene uyuşturucuyu temin eden zanlılar, olaya ilişkin savcılık soruşturması ile ilgili bilgiler yer almaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Yine bu konuyla ilgili olarak başvurucunun bireysel başvuru konusu yaptığı haberlerden birinde yargılamayı yapan mahkeme tarafından mankenin çalıştığı ajansın sahibi olarak başvurucunun da tanık olarak dinlendiği bilgisi aktarılmıştır. Bir diğer haberde, ölen mankenin basına verdiği son röportajda içinde bulunduğu durumun sorumlusu olarak başvurucuyu gösterdiğinin öğrenilmesi üzerine başvurucunun adli makamlar tarafından uzun süre sorgulandığı belirtilmiştir. Haberlerde, ölen mankenin başvurucunun asistanı ile de ilişkisi olduğu ve ortak arkadaşları olan bir transseksüel ile hep birlikte para karşılığında cinsel ilişkiye girdikleri iddialarına yer verilmiştir. Haberlerde ayrıca yine kamuoyunda tanınmış bir kişi olan başvurucunun eşinin de yıllar önce aşırı dozda uyuşturucudan öldüğü bildirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Başvurucu; yaşanan olaylarla bir ilgisi olmadığı hâlde arama motorlarına ismi yazıldığında hem ölen manken ile hem de ölen eşi ile ilgili haberlerin listelendiğini, bu haberler nedeniyle şeref ve itibarının zedelendiğini ileri sürerek internet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinde bulunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 30/9/2014 tarihinde dava konusu haberlerin başvurucunun kişilik haklarına saldırı niteliğinde ve incitici mahiyette olmadığı, ayrıca haber içerikleri dikkate alındığında talebin kabulü hâlinde haber alma ve haber verme hürriyetinin sınırlandırılacağı gerekçesiyle erişimin engellenmesi talebinin reddine karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14. Başvurucunun anılan karara itirazı İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 16/10/2014 tarihinde reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15. Karar, başvurucuya 11/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV. İLGİLİ HUKUK</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Ulusal Hukuk</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16. 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi HakkındaKanun’un <i>"İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi"</i> kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"<i>(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.</i></span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde cevaplandırılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının (…) başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(10) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır."</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17. Somut olayla ilgili uluslararası hukuk kuralları için Anayasa Mahkemesinin <i>Ali Kıdık</i> (B. No: 2014/5552, 26/10/2017, §§ 22-29) kararına bakılabilir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18. Mahkemenin 15/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucunun İddiaları</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19. Başvurucu; sahibi olduğu mankenlik ajansında çalışan bir mankenin aşırı dozda uyuşturucudan ölmesi olayıyla ilgili medyada sayısız haber yapıldığını, bu haberlerde kendisi ile ilgili bilgilere de yer verildiğini ifade etmiştir. Başvurucu; yaşanan olaylarla bir ilgisi olmadığı hâlde arama motorlarına ismi yazıldığında hem ölen manken ile hem de kendisinin ölen eşi ile ilgili haberlerin listelendiğini, bu haberler nedeniyle şeref ve itibarının zedelendiğini iddia etmiştir. İnternet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinin Mahkemece reddedilmesi ve bunun sonucunda söz konusu haber ve yazıların internet ortamında yer almaya devam etmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği, şeref ve itibarın korunması ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Değerlendirme</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak<i> "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı"</i> kenar başlıklı 17. maddesi ile <i>“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” </i>kenar başlıklı 26. maddesi ve <i>“Basın hürriyeti” </i>kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“(17) Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">...</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(26) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.</span></i></p>

<p><i><span size="2" style="color:#010000">…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(28) “Basın hürdür, sansür edilemez…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan, </i>B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, hakkında yayımlanan haberlerin internet ortamında yer almaya devam etmesi nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğinden şikâyet etmektedir. Başvurucunun bu şikâyeti şeref ve itibarın korunması hakkı kapsamında incelenmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hasan Tahsin GÖKCAN farklı gerekçeyle bu görüşe katılmıştır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Genel İlkeler</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Kişinin Manevi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkı</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan "manevi varlık" kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (<i>Adnan Oktar (2), </i>B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Başka bir deyişle kişisel itibarın korunması hakkı Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır (<i>Kadir Sağdıç</i> [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 36; <i>İlhan Cihaner (2), </i>B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 42).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının olaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının belli bir ağırlık düzeyine erişmiş olması ve kişinin itibarına saygı gösterilmesini isteme hakkından başvurucunun kişisel olarak yararlanmasını güçleştirecek şekilde yapılmış olması gerekir (<i>Kadir Sağdıç, </i>§ 39; <i>İlhan Cihaner (2), </i>§§ 45, 46; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. <i>Mater/Türkiye, </i>B. No: 54997/08, 16/7/2013, § 52).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24. Anayasa Mahkemesi; <i>N.B.B.</i> (B. No: 2013/5653, 3/3/2016, § 37) kararında internet ortamının sağladığı ulaşılabilirlik, yaygınlık, haber ve fikirlerin depolanmasındaki ve muhafazasındaki kolaylık dikkate alındığında yayımlandığı tarihte belirli ağırlık eşiğini aşmayan veya kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanan haber ve yazıların internet ortamında uzun süre erişilebilir kalması hâlinde kişilerin şeref ve itibarının zedelenebileceğini belirtmiş ve bu durumu unutulma hakkı kapsamında incelemiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İfade Özgürlüğü</strong> <strong>ve İnternetin Rolü</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25. Anayasa’nın<i> “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” </i>kenar başlıklı 26. maddesine göre herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Anılan maddede ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (<i>Emin Aydın, </i>B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26. İnternet haberciliğinin -basının temel işlevini yerine getirdiği sürece- basınözgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir (<i>Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş. </i>[GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 36-42; <i>Önder Balıkçı</i>, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 39; <i>Orhan Pala</i>, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 45). Basın yönünden düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilen internet özgürlüğü, internete erişenler yönünden ise Anayasa tarafından korunan ve ifade özgürlüğünün özünde yer alan haber veya fikir almak özgürlüğü olarak mütalaa edilmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27. Ulaşılabilirliği, haber ve fikirlerin saklanma süresi ve kapasitesi ile hacimce büyük haber ve fikirleri iletme imkânı gözetildiğinde internet, halkın haber almasının ve bilgilerin iletilmesinin gelişiminde önemli bir role sahiptir. İnternet, herhangi bir sınırlama gözetmeksizin herkesin haber ve fikirlere ulaşması ile fikirlerini yayması noktasında çok önemli bir imkân sağlamaktadır. Bu durum ifade özgürlüğü açısından da çok geniş bir alan yaratmaktadır (<i>Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş.</i>, § 34).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28. Dolayısıyla internet sitelerine veya internet sitelerinde yer alan haberlere erişimin engellenmesi biçiminde getirilen her türlü kısıtlama, bilgi alma ve verme özgürlüğüne müdahale niteliğindedir. Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi, bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı bilinmektedir (<i>İlhan Cihaner (2)</i>, § 63).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>5651 Sayılı Kanun'un 9. Maddesine Dayanan Erişimin Engellenmesi Kararı Hakkında Bazı Tespitler</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29. Anayasa Mahkemesi, <i>Ali Kıdık</i> kararında 5651 sayılı Kanun<strong> </strong>ile getirilen içeriğin yayından çıkarılması ve yayına erişimin engellenmesi kararlarına yönelik usulü ayrıntılı bir şekilde incelemiştir<i> </i>(bkz. §§ 55-63). Mahkemeye göre bu usul, kanun koyucunun internet ortamında işlenen suçlarla mücadelenin daha etkin yapılabilmesi, özel hayatın ve kişilik haklarının hızlı ve etkili bir şekilde korunması ihtiyacı nedeniyle öngördüğü özel ve hızlı sonuç alınabilecek bir koruma tedbiri kararıdır, dolayısıyla istisnai bir yoldur (<i>Ali Kıdık,</i> § 55).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30. Kişilik haklarına saldırı nedeniyle erişimin engellenmesi yolunun istisnai bir yol kabul edilmesinin sebebi bu yolun ifade ve basın özgürlükleri önünde orantısız bir mühadale oluşturması ihtimalidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31. 5651 sayılı Kanun'da öngörülen erişimin engellenmesi yolu çekişmesiz bir yargı yolu olduğundan, başka bir deyişle karşı taraf bulunmadığından karardan etkilenecek basın organının temsilcileri ile sorumlu kişiler silahların eşitliği ilkesinden faydalanamamakta; talepte bulunanın iddialarına karşı delil sunmak da dâhil olmak üzere savunmalarını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olamamaktadır. Özet olarak hâkim kararını dosya üzerinden, delil toplamaksızın, sınırlı bir inceleme ile yani talepte bulunanın sunduğu bilgi ve belgelere göre vermekte; bu yargılamada karşı tarafın görüşleri alınamamaktadır (<i>Ali Kıdık,</i> §§ 60-62).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32. Dahası 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde internet erişiminin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli soruşturma açılıp açılmayacağı belirsizdir. Kişilik haklarına müdahale nedeniyle soruşturma açıldığı takdirde soruşturma veya kovuşturmanın sonucuna göre yargı mercileri, erişimin engellenmesi tedbirinin akıbeti hakkında bir karar verebilir. Buna karşılık bir soruşturma açılmadığı takdirde erişimin engellenmesine ilişkin söz konusu tedbir, internet kullanıcılarını engellenen içeriğe belirsiz bir süreyle erişmekten alıkoyacaktır (<i>Ali Kıdık,</i> § 59).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33. Bu sebeplerle başvuruya konu internet yayınına erişimin engellenmesi tedbirinin alınmasının haklılığı, ancak bir görüşte haklılık veya "ilk bakışta"<i> (prima facia)</i> haklılık olarak nitelendirilebilir. Anayasa Mahkemesi, bu usulün ancak internet yayınının kişilik haklarını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşıldığı durumlarda işletilebileceğini belirtmiştir. Bir kimsenin çıplak resimlerinin veya video görüntülerinin yayımlanması gibi kişilik haklarının ihlal edildiğinin daha ileri bir inceleme yapılmaya gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabildiği hâllerde 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülmüş olan istisnai usul işletilebilir. Böyle durumlarda "ilk bakışta ihlal doktrini" internet ortamında yapılan yayınlara karşı kişilik haklarının hızlı bir şekilde korunması ihtiyacıyla ifade hürriyeti arasında adil bir denge sağlayacaktır (<i>Ali Kıdık,</i> §§ 62, 63).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Şeref ve İtibara Yapılan Müdahalelerde Başvurulabilecek Diğer Hukuki Yollar</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34. Yukarıdaki değerlendirmeler dikkate alındığında internet içeriğine erişimin engellenmesi taleplerinin zorunlu durumlarda kabul edilmesi gerektiği ortadadır. Bununla birlikte internet üzerinden yapılan yayınlara ulaşılmasının kolaylığı gözetildiğinde başvurucular açısından yayın içeriği bakımından toplumda sürekli olarak bir ön yargının ve özel hayata müdahalenin oluşması söz konusu olabilir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35. Bu tür durumlarda üçüncü kişilerce kişilik haklarına yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma yolları öngörülmüştür. Kişilik haklarına internet ortamında yapılan bir yayınla saldırıda bulunulan kişi tarafından, özel hukuk davaları yoluyla örneğin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. ve 25. maddelerine dayanılarak müdahalenin önlenmesi, durdurulması veya devam eden müdahaleye son verilmesi, müdahalenin hukuka aykırılığının saptanması, mahkemenin alacağı kararın veya cevap ve düzeltme metninin yayımlanması ya da üçüncü kişilere bildirilmesi istenebilir; maddi veya manevi tazminat davaları açılabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan ve ciddi bir zararın doğacağı anlaşılan hâllerde tehlike veya zararın önlenmesi için hâkimden gereken tedbirlere karar vermesi istenebilir. Bu kapsamda talep edildiği takdirde 4/2/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. ve devamı maddeleri uyarınca gecikmesinde sakınca bulunan ya da gecikmesi durumunda önemli zarar oluşacağı hâllerde tehlike veya zararı önlemek için ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Bunlardan başka basın yoluyla kişilik haklarına müdahalede bulunulan kişi, açıklamalarından dolayı sebepsiz yere zenginleşen kişi aleyhine sebepsiz zenginleşme davası açabilir veya yayın nedeniyle elde ettiği kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine ödenmesini isteyebilir (<i>Ali Kıdık, </i>§ 64).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36. İnternet yolu ile kişilik haklarına yönelik bir saldırı ceza kanunlarına göre suç oluşturuyor ise müşteki yalnızca veya aynı zamanda failin cezalandırılmasını da isteyebilir, bu durumda ceza soruşturması ve kovuşturması için Cumhuriyet savcılığına da başvurabilir. Zaten suç, şikâyete tabi olmayan suçlardan ise Cumhuriyet savcısının resen soruşturma başlatması kanuni bir zorunluluktur. Bir ceza kovuşturması açıldığı takdirde 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre hâkim mahkûmiyet kararı verdiği takdirde güvenlik tedbirlerine de hükmedebileceği için internet erişiminin engellenmesi tedbiri hakkında da bir karar verilmiş olacaktır (<i>Ali Kıdık, </i>§ 65).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37. Anayasa Mahkemesi 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre ortada ilk bakışta ihlal bulunmadığı gerekçesiyle istediği korumayı elde edemeyen kişinin de kişilik haklarının korunması için genel hukuk yoluna her hâlde başvurabileceği, sulh ceza hâkiminin ilk bakışta ihlalin olduğuna veya olmadığına karar vermesinin uyuşmazlığın tümüyle çözümlendiği anlamına gelmeyeceği sonucuna varmıştır. Bu tür kararların hiçbir zaman normal bir dava için maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğini ifade eden Anayasa Mahkemesi, genel mahkemelerde görülen davalarda erişimin engellenmesi talebinin kabul edilebilmesi için ihlal iddiasının ispatlanması gerekeceğini belirtmiştir (<i>Ali Kıdık, </i>§§ 66, 67).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Genel İlkelerin Somut Olaya Uygulanması</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38. Somut olayda başvurucunun şikâyetine konu olan yayınlar internet haber arşivlerinde yer alan bazı haberlerdir. Haberler 2001 yılında güzellik yarışmasında derece almış bir mankenin hızlı yükselişini ve 2004 yılındaki dramatik ölümünü konu almaktadır. Bu olay ülke gündemini uzun süre meşgul etmiş, olay tarihinden sonra konuyla ilgili sayısız haber yapılmıştır. Haberler, mesleğinde umut vadeden bir geleceğe sahip olabilecek bir gencin uyuşturucu ile tanıştıktan sonra yaşamının seyrindeki değişiklik ile kısa sürede ölümle sonuçlanan yaşamı hakkında bilgi vermektedir. Verilen bilginin bir kısmı ölen manken tarafından tutulan günlüğe dayanırken bir kısmı olaya ilişkin ceza yargılamasına dayanmaktadır. Haberlerde, ölen mankenin bağlı olduğu mankenlik ajansının sahibi ve toplumda tanınmış bir kişi olan başvurucunun ismi açık olarak yazılmış ve başvurucu hakkında bazı bilgilere de yer verilmiştir. Bu bilgiler; ölüm olayına ilişkin soruşturmada başvurucunun önce tanık, sonra şüpheli sıfatıyla dinlenmesi, ölen mankenin başvurucunun asistanı ile arasındaki ilişki, yine kamuoyunda tanınmış bir kişi olan başvurucunun eşinin de aşırı dozda uyuşturucudan ölmüş olması hakkındadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39. Başvurucu; arama motorlarına ismi yazılarak yapılan aramada hem ölen manken ile hem de ölen eşi ile ilgili haberlerin çıktığını, bu haberler nedeniyle şeref ve itibarının zedelendiğini ileri sürerek internet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinde bulunmuştur. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucunun şeref ve itibarının korunması ile kamu yararı bağlamında yaptığı değerlendirme neticesinde söz konusu yayınların basın özgürlüğü kapsamında kaldığını belirterek talebin reddine karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara itirazı da reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40. Çelişmesiz bir dava sonucunda yayın içeriğine erişimin engellenmesi kararı verilebilmesinin ancak hukuka aykırılığın ve kişilik haklarına müdahalenin ilk bakışta anlaşılacak kadar belirgin olduğu ve zararın süratle giderilmesinin zaruri olduğu hâllerde mümkün olduğu hatırlanmalıdır (bkz. § 31). Bu yolun amacı; internet faaliyetleri ile kişilik hakları arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamak, kişi ve kuruluşlara haksız zarar veren, onlar hakkında gerçek dışı bilgiler yayan ve şeref ve itibarlarını ihlal eden internet kullanımına karşı bireylerin haklarını korumaktır. O hâlde bu yol, basın özgürlüğünün ve basın mensuplarının haber verme ve eleştiri haklarının özüne dokunmayacak ve aynı zamanda hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde kullanılmalıdır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41. Başvurucunun internetten kaldırılmasını talep ettiği haberler 2004 yılına aittir. Başvurucu 2014 yılında erişimin engellenmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucunun kişisel verilerin işlenme amacının dışında kullanıldığına yönelik bir şikâyeti de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucu, şeref ve itibarına yapılan müdahalenin çelişmeli bir yargılama yapılmadan, gecikmeksizin ve süratle bertaraf edilmesi ihtiyacını ortaya koyabilmiş değildir. Haber içeriklerinin incelenmesinden de içeriğe erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını gerektirecek ağırlıkta bir durum bulunmadığı görülmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42. Dahası başvurucu, açacağı çelişmeli bir hukuk davasında internet yayınını kaldırma veya hazırlayacağı bir metni yayınlatma imkânına da sahiptir. Dolayısıyla somut davada olduğu gibi hukuka aykırılığın ve gerçek dışılığın çok belirgin olduğu ve zararın süratle giderilmesinin zaruri olduğu hâller dışında diğer ceza veya hukuk yollarının daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olduğu anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde başvurucunun ortaya çıktığını iddia ettiği zararın giderimi için uyuşmazlığın esasına dair ve somut başvuru açısından koşullara göre sulh ceza hâkimliklerinin görevinde bulunan içeriğin yayından çıkarılması dışındaki daha etkili diğer koruma yollarına başvurmadığı anlaşıldığından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span style="color:#010000"> DURSUN ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">VI. HÜKÜM</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. Başvurunun <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hicabi DURSUN ve Muammer TOPAL'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 15/3/2018 tarihinde karar verildi.</span></p>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARŞIOY GEREKÇESİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru, isim yazılarak yapılan araştırmada arama motorlarında listelenen ve internet haber arşivlerinde yer alan bazı haberler ile ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yönündeki taleplerin reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu; sahibi olduğu mankenlik ajansında çalışan bir mankenin aşırı dozda uyuşturucudan ölmesi olayıyla ilgili medyada sayısız haber yapıldığını,buhaberlerde kendisi ile ilgili bilgilere de yer verildiğini ifade etmiştir. Başvurucu; yaşanan olaylarla bir ilgisi olmadığı halde arama motorlarına ismi yazıldığında hem ölen manken ile hemde kendisinin ölen eşi ile ilgili haberlerin listelendiğini, bu haberler nedeniyleşerefveitibarının zedelendiğini iddia etmiştir. İnternet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinin mahkemece reddedilmesi ve bunun sonucunda söz konusu haber veyazılarıninternetortamındayer almaya devam etmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği, şeref ve itibarın korunması ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Somut olayda başvurucu; arama motorlarına ismi yazılarak yapılan aramada hem ölen manken ile hem de ölen eşi ile ilgili haberlerin çıktığını, bu haberler nedeniyle şeref ve itibarının zedelendiğini ileri sürerek internet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinde bulunmuştur. İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği, başvurucunun şeref ve itibarının korunması ile kamu yararı bağlamında yaptığı değerlendirme neticesinde söz konusu yayınların basın özgürlüğü kapsamında kaldığını belirterek talebin reddine karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara itirazı da reddedilmiştir. Diğer yollara başvurulmamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Unutulma hakkı Anayasa'mızda açıkça düzenlenmemiş omakla birlikte Anayasa'nın <i>"Devletin temel amaç ve ödevleri"</i> başlığı altında düzenlenen 5. Maddesinde <i>"insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak"</i> ifadesi ile devlete pozitif bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu yükümlülük bağlamında Anayasa'nın 17.maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü bağlamında şeref ve itibarının korunması hakkı ve Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile birlikte düşünüldüğünde, devletin bireye geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek "yeni bir sayfa açma" olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır. Özellikle kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında kişisel verilerin silinmesini talep edebilme hakkı, kişilerin geçmişlerinde yaşadıkları olumsuzlukların unutulmasına imkan tanımayı kapsamaktadır. Dolayısıyla Anayasa'da açıkça düzenlenmeyen unutulma hakkı, internet vasıtasıyla ulaşılması kolay olan ve dijital hafızada bulunan haberlere erişimin engellenmesi için Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan unutulma hakkının kabul edilmemesi, internet vasıtasıyla kolayca ulaşılabilir ve uzun süre muhafaza edilebilir kişisel veriler nedeniyle başkaları tarafından kişiler hakkında ön yargı oluşturabilmesi nedeniyle manevi varlığının geliştirilmesi için gerekli onurlu bir yaşam sürdürmesine ve manevi bağımsızlığına müdahaleyi sürekli kılmaktadır (N.B.B., B. No: 2013/5653, 3/3/2016, § 47).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan <i>"manevi varlık"</i> kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (<i>Adnan Oktar </i>(2), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33<i>)</i>. Kamusal bir tartışma bağlamında ve yayımlanan yazılar nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı, kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (<i>Pfeifer</i><i>/Avusturya</i>, § 35) ve Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır (<i>Kadir Sağdıç</i>, § 38;<i> İlhan Çihaner </i>(2), § 44).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">AİHM de kişisel şeref ve itibara yapılan müdahaleleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin <i>"özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkı"</i> kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM'e göre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi tarafından korunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır (<i>Pfeifer</i><i>/Avusturya</i>, B.No: 12556/03, 15/11/2007 § 35;<i>Axel SpringerAGIAlmanya</i>, B.No: 39954/08 7/2/2012, § 83).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Unutulma hakkı internet ortamında bir haberin, uzun süredir kolayca ulaşılabilir olması nedeniyle kişinin şeref ve itibarını zedeleyen bir hâle dönüşmesi durumunda karşımıza çıkmaktadır. Bu hakkın amacı, internetin yaygınlaşması ve sağladığı imkanlar nedeniyle ifade ve basın özgürlükleri ile kişilerin manevi varlığının geliştirilmesi hakkı arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamaktır. O hâlde bu yol, internet ortamında haber arşivini koruma altına alan basın özgürlüğünün ve halkın haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğünün özüne dokunmayacak ve aynı zamanda hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde kullanılmalıdır (<i>N.B.B.</i>, § 70).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (<i>Necati Gündüz ve Recep Gündüz</i>, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucuların şikayetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne mutlak ne de şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda hukuk sisteminde yalnızca birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların uygulanma şartları ile başvurucuların kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucuların başvuru yollarının tüketilmesi noktasında kendilerinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediği incelenirken başvurunun özellikleri dikkate alınmalıdır (<i>S.S.A</i>., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">O hâlde somut başvuruda devletin pozitif yükümlülüğünün, sulh ceza mahkemelerinin yetkisinde bulunan internet içeriklerine erişimin engellenmesini gerekli kılıp kılmadığı değerlendirilmelidir. Başka bir deyişle sulh ceza mahkemeleri nezdinde bulunan içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi yolunun şeref ve itibar hakkının korunmadığı yönündeki şikayetler açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olup olmadığı tespit edilmelidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hukuk sistemimizde internet içeriğinin yayından çıkarılmasının, başvurudaki gibi sulh ceza hakimliklerine başvurmak suretiyle veya hukuk mahkemelerinde açılacak dava yolu ile gerçekleştirilmesi mümkündür (<i>Ahmet Oğuz Çinko ve Erkan Çelik</i> [GK], B. No: 2013/6237, 2/7/2015). Ancak somut başvuruda, arama motorlarına ismi yazılarak yapılan aramada hem ölen manken hem de ölen eşi ile ilgili haberlerin çıktığı, haber arşivleri üzerinden olayca ulaşılabildiği; bu şekilde başvurucunun şeref ve itibarını koruma bakımından müdahalenin çok uzun süredir devam ettiği gözetilerek; başvurucunun şeref ve itibar hakkının ve kişisel verilerinin korunmasının, bu yayının bir an önce kaldırılması ile sağlanacağı değerlendirildiğinde, sulh ceza hakimliğine başvuru yolunun somut olayın koşulları açısından etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir. Nitekim hukuk mahkemelerinde çekişmeli bir yargılama yolunun, somut olaydaki şeref ve itibarın korunması hakkına yönelik uzun süredir devam eden müdahalenin gecikmeksizin ve süratle bertaraf edilmesi ihtiyacını karşılayabileceği söylenemez (<i>Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu</i>, B. No: 2014/8691,6/10/2015, § 22; <i>N.B.B</i>., § 27).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun manevi varlığına internet haberleri yoluyla (bkz. § 11) yapılan müdahalenin, önceki kararımızdaki başvurucuya aynı yolla yapılan müdahaleden (<i>N.B.B</i>., § 9) daha hafif olduğu değerlendirilemez. Anayasa Mahkemesi sözü edilen kararında, internet ortamının sağladığı ulaşılabilirlik, yaygınlık, haber ve fikirlerin depolanmasındaki ve muhafazasındaki kolaylık dikkate alındığında, yayımlandığı tarihte belirli ağırlık eşiğini aşmayan veya kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanan haber ve yazıların internet ortamında uzun süre erişilebilir kalması halinde kişilerin şeref ve itibarının zedelenebileceğini belirtmiş ve bu durumu unutulma hakkı kapsamında incelemiştir. O halde internet ortamında uzun süre erişilebilir durumda kalan ve manevi varlığın daha fazla örselendiği bu olayda da önceki kararımızdan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun arama motorlarında listelenen ve internet haber arşivlerinde yer alan bazı haberler ile ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yönündeki taleplerinin reddedilmesi nedeniyle kişilik haklarının zarar gördüğüne ve Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin şikayetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliğinin kararına itiraz edilmek suretiyle başvuru yolları da tüketilmiş durumdadır. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle çoğunluğun kararına katılmıyoruz.</span></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üye</span></p>

   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üye</span></p>

   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Muammer TOPAL</span></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">ÖZEL HAYAT HAKKI VE KAPSAMI KONUSUNDA FARKLI GEREKÇE</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuranın 2004 yılında meydana gelen bir olayla ilgili olarak internet arama motorlarında halen ismi geçtiği için haber içeriğine erişimin engellenmesi isteminin reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurusu Mahkeme çoğunluğu tarafından Anayasa'nın 17/1. maddesinde düzenlenen “maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı” çerçevesinde incelenmiştir. Kararda ulaşılan kabul edilemezlik sonucuna ve gerekçesine iştirak etmekle birlikte, aşağıda açıklanan gerekçelerle konunun incelendiği anayasal dayanak konusunda farklı düşünmekteyim.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Öncelikle, Anayasa'nın 148/3. maddesi uyarınca, Mahkememizin konu bakımından yetkisine girebilmesi için, bireysel başvuruya konu hakkın AİHS veya Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerden birine girmesi gerekmektedir. Bu nedenle bireysel başvuruya konu hakkın Sözleşme kapsamına girip girmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. Mahkememiz kararında başvurunun Anayasa'nın 17/1. maddesi kapsamına girdiği belirtilmiş, fakat Sözleşmeyle ortak konuyu tespit bakımından hangi hakka ilişkin olduğundan söz edilmemiştir (bkz. par. 20-23).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. AİHS’nin 8. maddesinde özel hayata saygı hakkı düzenlenmiştir. Kişinin iyi bir itibara sahip olma hakkı, <i>nam, şeref, şöhret</i>, isim, resim vb. manevi varlıkları ile ‘fiziksel ve zihinsel/ruhsal bütünlüğü’ üzerindeki hakları Sözleşmenin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı içerisinde değerlendirilmektedir. (özellikle itibar, şeref, şöhret hakkı yönünden bkz. AİHM Chauvy/Fransa, par. 70; Abeberry/Fransa; Leempoel ve S.A. Ed. Cine Revue/Belçika, par. 67; Minelli/İsviçre, No: 14991/02; A./Norveç, No: 28070/06, par. 64; Osman Doğru-Atilla Nalbant, AİHS Açıklama ve Önemli Kararlar, Ankara 2013, s. 41) İfade özgürlüğü yönünden yapılan başvurularda da muhatabın Sözleşmenin 8. maddesi kapsamındaki şöhreti ve onurunun korunması meşru müdahale nedeni olarak kabul edilmekte ve hakların dengelenmesi açısından değerlendirilmektedir (Shabanov ve Tren/Rusya, 2006, par. 46; Hachette Filipachi Associes/Fransa, 2007, par. 43; DJ. Harris/M.O’Boyle/E.P. Bates/C.M. Buckley, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, 2013, s. 493).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Bilindiği üzere özel hayata saygı ve gizliliğinin korunması hakkı Anayasa'nın 20/1. maddesinde düzenlenmektedir. Özel hayata saygı hakkının kapsamında bulunduğunda şüphe olmayan kişinin itibar, nam, şöhret ve şerefi üzerindeki haklarının da anılan 20/1. madde içerisinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Buna karşın heyetimiz çoğunluğunun konunun 17/1. madde kapsamında incelenmesi gerektiğine ilişkin bu yaklaşımı, Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkının kapsamını daralttığı gibi, temel kişilik haklarının tümünün kendinden neşet ettiği “varlığını koruma ve geliştirme hakkını” içeren 17/1. maddedeki genel nitelikli kişilik hakkını özel hayatın spesifik bir alanına hapsetmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Çoğunluğun dayandığı Anayasa'nın 17/1. maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” denilmektedir. Madde gerekçesinde bu fıkra hakkında; “Kişinin sahip olduğu hak ve hürriyetler bu maddeden itibaren önem dereceleri göz önünde tutularak belirlenmiştir. Bu madde ile yaşama, maddi ve manevi varlığın bütünlüğü ve bunun geliştirilmesi hakkı korunmaktadır.” izahatı yapılmıştır. Gerekçedeki açıklamadan, bu fıkra ile birbirini tamamlayan iki ayrı hakkın düzenlendiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan aynı maddenin 2. fıkrasında vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı hakkı, 3. fıkrasında ise işkence ve kötü muamele yasakları yer almaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı öyle anaç bir haktır ki, Anayasa'da özel olarak sayılan bütün temel hakların ondan doğduğu, onun türevi olduğu söylenebilir. Anayasa'da düzenlenen temel hakları hatırlayalım; zorla çalıştırma yasağı (m.18), kişi hürriyeti ve güvenliği (m.19), konut dokunulmazlığı (m.21), haberleşme hürriyeti (m.22), yerleşme ve seyahat hürriyeti (m.23), din ve vicdan hürriyeti (m.24), düşünce ve kanaat hürriyeti (m.25), düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (m.26), bilim ve sanat hürriyeti (m.27), basın hürriyeti (m.28), dernek kurma hürriyeti (m.33), toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı (m.34), mülkiyet hakkı (m.35), hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı (m.36), ailenin korunması ve çocuk hakları (m.41), eğitim ve öğrenim hakkı (m.42), çalışma ve dinlenme hakları (m.49, 50), sendika kurma hakkı (m.51), ücrette adalet hakkı (m.55), sağlık ve çevre hakkı (m.56), seçme, seçilme ve siyasi faaliyet hakkı (m.67), dilekçe ve bilgi edinme hakkı (m.74). Düşüncemize göre kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, yukarıda sayılan hakların her birinin içinde yer almaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Bu durumda Anayasa'nın 17/1. maddesinde düzenlenen hakkın anayasal niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Doktrinde Gören, 17/1. maddedeki hakkın hiyerarşik olarak temel teşkil ettiğini ve bu hakkın kişiye ‘<i>genel nitelikte bir eylem özgürlüğü</i>’ tanıyan sübjektif bir kamu hakkı niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Yazar ayrıca bütün temel hakların bu hakkın sonuçları olduğunu belirtmektedir (Prof. Dr. Zafer Gören, Anayasa Hukuku, Ankara 2006, s. 412, 413). Diğer bazı yazarlarca da benimsenen bu nitelemenin Anayasa'nın sistemi açısından oldukça yerinde olduğu düşünülmelidir. Sağlam ise, Federal Alman Anayasasının 2/1. maddesinde de düzenlenen kişiliğini geliştirme hakkının düzenlenmesinin amacının, insan yaşamının Anayasa'da öngörülen diğer temel haklar dışında kalan bölümünü de kapsayarak, eksiksiz bir temel hak güvencesini temin etmek olduğuna dikkat çekmektedir. Sağlam’ın işaret ettiği üzere kişiliği geliştirme hakkı ile diğer temel haklar arasında özel-genel hüküm ilişkisi bulunduğundan, bir insan eylemi Anayasa'daki temel haklardan birinin geçerlik alanına girmekteyse yalnızca özel nitelikli olan temel hak uygulanır. Dolayısıyla kişiliği geliştirme hakkı, diğer temel haklarla düzenlenmemiş olan tüm hakları kapsayan ‘genel bir fiil özgürlüğü’ niteliğindedir (Doç. Dr. Fazıl Sağlam, Temel Hakların Sınırlanması ve Özü, AÜSBFY Ankara 1982, s. 42).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. Doktrinde diğer bazı yazarlar da Anayasa'daki maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının genel fiil özgürlüğü niteliğinde olduğu ve Anayasa'da sayılan temel haklar ile arasında özel-genel hüküm ilişkisi bulunduğu görüşünü paylaşmaktadırlar (bkz. Doç. Dr. Ali Tarık Gümüş, “Türk Anayasasında Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkı”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, Yıl 2005, s. 149; Dr. Oğuz Şimşek, Anayasa Hukukunda İnsan Onuru Kavramı ve Korunması, Basılmamış Doktora Tezi, İzmir 1999, s. 55) Bu yazarlardan Gümüş, madde gerekçesinde 17. maddeden itibaren hak ve hürriyetlerin önem derecesine göre sıralandığına ilişkin açıklama ile kastedilen hususun, varlığını koruma ve geliştirme hakkının temel haklardan biri ve en önemlisi olduğu değil, bu hakkın diğer haklara kaynaklık ettiğini izah anlamına geldiğini ifade etmektedir (agm. s. 153).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. Daha önce belirtildiği gibi kişinin maddi ve manevi kişilik değerleri içerisinde olan şeref, itibar, isim, resim, vücudu, vb. hakları Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı ve gizliliğinin korunması hakkı kapsamındadır. Belirtilen kişilik değerlerine yönelik bir saldırıya karşı korunma hakkı ile bu değerlerini geliştirmeye yönelik hakları da anılan hakkın içerisindedir. Başka bir ifadeyle, bireyin kişiliğini (maddi-manevi varlığını) koruma ve geliştirme hakkı özel hayattan ayrılamaz niteliktedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Diğer taraftan, konut dokunulmazlığına, haberleşmeye, yerleşme ve seyahat özgürlüğüne, düşünce açıklama veya bilim sanat yapma ve yayma özgürlüğüne karşı yapılacak müdahaleler de özünde kişiliğini koruma ve geliştirme hakkının ihlali mahiyetinde olmakla birlikte, Anayasa’da özel olarak düzenlenmesi dolayısıyla 21. ila 27. maddeler kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Bölüm çoğunluğunun dayandığı görüşün bu konulara yansıtılması durumunda, belirtilen hakların da 17/1. madde üzerinden incelenmesi gerekecek, böylece Anayasada özel olarak düzenlenen ilgili temel hakların alanı daraltılırken, genel kapsamlı olan kişiliği koruma-geliştirme hakkı, amacı dışında ve anayasal sistematiğe aykırı biçimde kullanılmış ve genişletilmiş olacaktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Sonuç olarak, Anayasa'nın 20. maddesinde özel olarak düzenlenen özel hayata saygı hakkı, maddi ve manevi varlığa (ve bu arada şeref ve itibara) yönelik müdahaleleri de kapsamaktadır. Anayasa'nın 17/1. maddesindeki “maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı” özel hayat hakkını değil, tüm temel hakların özünü ve ideal formunu düzenlemektedir. Anayasa'nın, kişinin maddi-manevi varlığına farklı bağlamlarda yer veren 5, 12, 15/2 ve 17/1,2. maddeleri, ilgili özel/temel hak bağlamında yalnızca destek norm olarak değerlendirilmelidir. Ne var ki başvuru konusu olay ölçü norm olan 20. madde üzerinden incelenmesi gerekirken, Anayasa'nın genel nitelikli 17/1. maddesi çerçevesinde değerlendirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Belirtilen nedenlerle “başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğu” şeklindeki karar sonucuna, konunun Anayasa'nın 20/1. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği yolundaki farklı gerekçeyle katılmış bulunmaktayım.</span></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="5">
   <td height="5" valign="top" width="12%">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üye</span></p>

   <p><span face="Times New Roman" size="3">Hasan Tahsin GÖKCAN</span></p>

   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr height="5">
      <td height="5" valign="top" width="12%">
      <p></p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-aym.jpg" type="image/jpeg" length="52003"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10777"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19656"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35459"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44993"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76779"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47510"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54718"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="82287"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="72401"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="86190"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="73181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="58077"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="75053"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="39711"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="89562"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="11955"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="53289"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
