<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 27 Apr 2026 00:49:58 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gıda Üreticisinin Hukuki Sorumluluğu Açısından (AB) 2024/2853 Sayılı Direktif ile Getirilen Yeniliklerin Değerlendirilmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gida-ureticisinin-hukuki-sorumlulugu-acisindan-ab-20242853-sayili-direktif-ile-getirilen-yeniliklerin-degerlendirilmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gida-ureticisinin-hukuki-sorumlulugu-acisindan-ab-20242853-sayili-direktif-ile-getirilen-yeniliklerin-degerlendirilmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Avrupa Birliği ürün sorumluluğu hukuku, uzun yıllar boyunca 85/374/EEC sayılı Ürün Sorumluluğu Direktifi çerçevesinde şekillenmiş ve bu Direktif, üye devlet hukuklarının yanı sıra Türk hukukunda da önemli bir etki alanı bulmuştur. Nitekim Türkiye’de 12 Mart 2021 tarihinde yürürlüğe giren 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nun üreticinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri hazırlanırken, söz konusu Direktif esas alınmış ve kusura dayanmayan bir ürün sorumluluğu anlayışı benimsenmiştir.</p>

<p>Ancak Avrupa Birliği hukuku, 23 Ekim 2024 tarihli (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi ile bu alanda köklü bir güncellemeye gitmiştir. Yeni Direktif, yalnızca dijital ürünler ve yazılım gibi yeni üretim unsurlarını kapsama dahil etmekle kalmamış; aynı zamanda ispat yükü, zarar kavramı, sorumlu kişiler, delillere erişim ve geç ortaya çıkan zararlar bakımından da önceki rejime kıyasla daha gelişmiş ve kapsamlı bir model ortaya koymuştur.</p>

<p>Bu gelişme, ürün sorumluluğu hukukunun yalnızca teknik bir güncellemeden ibaret olmadığını; aksine, üretim ilişkilerinin değişen yapısına paralel olarak sorumluluk rejiminin yeniden oluşturulduğunu da göstermektedir. Bu çalışmada, 85/374/EEC sayılı Direktif ile (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi karşılaştırmalı olarak ele alınacak; özellikle gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından ortaya çıkan yenilikler değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>(AB) 2024/2853 Sayılı Direktif ile 85/374/EEC Sayılı Direktif Tamamen Ortadan Kalkmış mıdır?</strong></p>

<p>Bu soruya verilecek cevap, "evet, ancak normatif bir geçiş takvimi çerçevesinde" şeklindedir. (AB) 2024/2853 sayılı Direktif'in 21. maddesi (Article 21), 85/374/EEC sayılı Direktif'in yürürlükten kaldırıldığını (repealed) açıkça hükme bağlamıştır. Bu düzenleme ile 1985 yılından bu yana yürürlükte olan ürün sorumluluğu rejimi resmen sona ermiş ve yerini dijital çağa uyum sağlayan yeni bir hukukî çerçeveye bırakmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte, bu ilga kararı derhal ve mutlak bir hukukî boşluk yaratmamakta; aksine kademeli bir uygulama planı öngörmektedir:</p>

<p>• <strong>Yürürlük ve Uygulama Tarihi:</strong> Direktif 18 Kasım 2024 tarihinde yayımlanmış ve 23. madde (Article 23) uyarınca yayımlanmasından yirmi gün sonra, yani 8 Aralık 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak üye devletlerin bu düzenlemeyi iç hukuklarına aktarma (transposition) ve fiilen uygulama yükümlülüğü 22. madde (Article 22) uyarınca 9 Aralık 2026 tarihinde başlayacaktır.</p>

<p>• <strong>Geçiş Rejimi (Transitional Provisions):</strong> 21. maddenin 2. fıkrası uyarınca, yeni Direktif hükümleri yalnızca 9 Aralık 2026 tarihinden itibaren piyasaya arz edilen veya hizmete sunulan ürünler için geçerli olacaktır. Bu tarihten önce piyasaya sürülmüş olan gıda ve diğer tüm ürünlerden kaynaklanan zararlar için 85/374/EEC sayılı eski Direktif (ve dolayısıyla bu Direktifi esas alan ulusal mevzuat) uygulanmaya devam edecektir.</p>

<p>Gıda üreticisinin sorumluluğu bakımından bu durumun pratik önemi büyüktür. Zira, gıda kaynaklı sağlık zararları, özellikle toksik birikimler veya genetik etkiler söz konusu olduğunda, ürünün tüketilmesinden on yıllar sonra ortaya çıkabilmektedir (latent damage). Bu nedenle, 9 Aralık 2026 tarihinden önce piyasaya arz edilmiş bir gıda ürünü için açılacak tazminat davalarında, ilerleyen yıllarda dahi 85/374/EEC sayılı eski rejim (ve onun getirdiği ispat kuralları) uygulanmaya devam edebilecektir. Buna karşılık, bu tarihten sonra piyasaya arz edilen veya hizmete sunulan ürünler için psikolojik zararların tazmini (Article 6), ispatı kolaylaştıran karineler (Article 10) ve 25 yıla kadar uzatılabilen zamanaşımı (Article 17) gibi yeni ve güçlü koruma mekanizmaları devreye girecektir.</p>

<p><strong>II. Yeni Direktifin Gıda Üreticisinin Hukuki Sorumluluğu Bakımından Getirdiği Başlıca Yenilikler</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Hatalı Ürün Değerlendirmesinin Daha Ayrıntılı Hâle Getirilmesi</strong></p>

<p>Ürün sorumluluğu rejiminin merkezinde yer alan “hata” (defect) kavramı, 85/374/EEC sayılı Direktif’te “kişilerin haklı olarak beklemeye yetkili olduğu güvenliğin sağlanmaması” ölçütüne dayandırılmıştı. Yeni Direktif bu genel çerçeveyi korumakla birlikte, gıda üreticilerinin hukuki risklerini doğrudan etkileyebilecek şekilde değerlendirme kriterlerini somutlaştırmış ve genişletmiştir.</p>

<p><strong>Genişletilmiş Sunum ve Bilgilendirme Kriterleri:</strong> Eski rejimde ürünün sunumu (presentation) daha genel bir ölçüt olarak düzenlenmişken; yeni Direktif’in 7. maddesi, ürünün sunumu ve özellikleri kapsamında etiketleme, tasarım, teknik özellikler, bileşim, ambalaj ve kullanım talimatlarını hatalı ürün değerlendirmesinde dikkate alınacak unsurlar arasında açıkça saymıştır. Gıda ürünleri bağlamında bu durum; yalnızca içerik bilgilerinin değil, aynı zamanda alerjen bildirimlerinin ayırt edilebilirliğinin, muhafaza koşullarına ilişkin talimatların açıklığının ve tüketiciye sunulan bilginin doğruluğunun üreticinin tazminat sorumluluğu bakımından belirleyici olabileceği anlamına gelmektedir.</p>

<p><strong>Makul Öngörülebilir Kullanım ve Hatalı Kullanım:</strong> Yeni düzenleme, ürünün yalnızca üretici tarafından amaçlanan kullanımını değil, aynı zamanda makul olarak öngörülebilir kullanım biçimlerini de dikkate almaktadır. Direktif’in gerekçesinde bu ölçütün, şartlara göre makul olmayan nitelik taşımayan yanlış kullanımları da kapsayabileceği belirtilmiştir. Bu çerçevede, bir gıdanın belirli hassas gruplar tarafından tüketilmesinin makul olarak öngörülebilir olduğu durumlarda, üreticinin çocuklar, hamileler, yaşlılar veya belirli sağlık hassasiyeti bulunan kişiler bakımından gerekli uyarı ve bilgilendirmeyi yapıp yapmadığı, hatalı ürün değerlendirmesinde önem kazanabilecektir.</p>

<p><strong>Piyasaya Arz Sonrası Takip ve Ürün Güvenliği Müdahaleleri:</strong> Yeni Direktif, ürünün piyasaya arz edildiği andaki durumunun yanı sıra, ürün güvenliğine ilişkin sonraki gelişmeleri ve yetkili makamlar veya ekonomik operatörler tarafından yapılan müdahaleleri de hatalı ürün değerlendirmesinde dikkate alınabilecek unsurlar arasında düzenlemiştir. Nitekim Direktif’in 7. maddesinde, ürünün geri çağrılması veya ürün güvenliğiyle ilgili diğer müdahaleler, hata değerlendirmesinde dikkate alınacak kriterler arasında sayılmıştır. Gıdalar açısından bu yaklaşım, bir maddenin sağlık riski veya yeni bir alerjen tehlikesi piyasaya arzdan sonra bilimsel olarak ortaya çıktığında, üreticinin uyarı, geri çağırma veya diğer risk azaltıcı tedbirleri alıp almadığının somut olayda sorumluluk değerlendirmesinde önem taşıyabileceğini göstermektedir.</p>

<p><strong>Güvenlik Beklentisinin Normatifleşmesi:</strong> Türk hukukundaki 7223 sayılı Kanun’un “uygunsuzluk” kavramını teknik düzenlemeye veya genel ürün güvenliği mevzuatına uygun olmama hâli üzerinden tanımlaması, ürün sorumluluğu bakımından teknik uygunluk ile haklı güvenlik beklentisi arasındaki ilişkinin ayrıca tartışılmasını gerektirmektedir. Yeni Direktif ise “haklı güvenlik beklentisi” ölçütü daha ayrıntılı ve çok unsurlu olarak değerlendirilmektedir. Gıda üreticisi bakımından bu durum, ürünün resmi teknik standartlara veya gıda kodeksi kurallarına uygun olmasının her durumda tek başına yeterli görülmeyebileceği; somut olayda ürünün toplumun genel ve haklı güvenlik beklentisini karşılayıp karşılamadığının da ayrıca değerlendirilebileceği anlamına gelmektedir. Örneğin yasal limitler içinde bulunan bir maddenin, belirli tüketici grupları veya birikimli maruziyet bakımından ciddi bir risk doğurduğunun ortaya konulması hâlinde, ürünün güvenliği yalnızca teknik uygunluk üzerinden değil, daha geniş bir güvenlik beklentisi çerçevesinde tartışılabilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görüldüğü üzere, yeni Direktif, gıda üreticisinin sorumluluğunu yalnızca üretim bandındaki bir hatayla sınırlı tutmamakta; ürünün bileşimi, etiket doğruluğu, ambalajı, tüketiciye verilen bilginin yeterliliği, makul öngörülebilir kullanım şekilleri ve piyasaya arz sonrası ürün güvenliği müdahaleleri gibi unsurları hukuki sorumluluğun değerlendirilmesinde daha görünür hâle getirmektedir. Bu yönüyle yeni Direktif, gıda üreticisinin sorumluluğunun “tarladan sofraya” uzanan süreçte, özellikle gıda güvenliği mevzuatıyla birlikte daha bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır diyebiliriz.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>İspat Yükünün Hafifletilmesi ve Karine Mekanizmaları </strong></p>

<p>Modern üretim süreçlerinin karmaşıklığı ile taraflar arasındaki belirgin bilgi eşitsizliği, ürün sorumluluğu hukukunda zarar görenin tazminata erişimini güçleştiren başlıca teknik engellerden biri olarak kabul edilmektedir. 85/374/EEC sayılı eski Direktif rejiminde, ispat yükü kural olarak zarar görene yüklenmiş; bu durum özellikle gıda ve ilaç gibi bilimsel değerlendirme gerektiren alanlarda açılan davalarda ciddi ispat güçlüklerine yol açmıştır.</p>

<p>Avrupa Komisyonu'nun 2022 tarihli teklif gerekçesinde de vurgulandığı üzere, dijitalleşen ekonomi, karmaşık ürün yapıları ve çok katmanlı tedarik zincirleri karşısında klasik ispat kurallarının yetersiz kalması, (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Direktif ile getirilen reformun temel çıkış noktasını oluşturmuştur.</p>

<p>Yeni sistemde ispat yükünün hafifletilmesi için getirilen en önemli düzenlemelerden ilki, delillerin açıklanması (disclosure of evidence) mekanizmasıdır (Directive (EU) 2024/2853, m. 9). Bu madde uyarınca mahkemeler, zarar görenin iddiasını destekleyen makul ölçüde olgusal dayanak sunması hâlinde, üreticinin elinde bulunan teknik belgelerin, üretim kayıtlarının ve güvenlik testlerinin açıklanmasına karar verebilecektir. Gıda üreticisi açısından bu düzenleme, ticari sırların mutlak bir korunma alanı oluşturmadığını; belirli şartlar altında tüketicinin üretim sürecine ilişkin teknik verilere erişiminin mümkün hâle geldiğini göstermektedir. Ancak Direktif, bu noktada ticari sırların korunmasına yönelik dengeleyici önlemlerin alınmasını da öngörmektedir.</p>

<p>İspatın kolaylaştırılmasına yönelik ikinci ve gıda sektörü bakımından en kritik düzenleme ise hata ve nedensellik bağının varlığına ilişkin karinelerin kabul edilmesidir (Directive (EU) 2024/2853, m. 10). Bu madde uyarınca, özellikle ürünün teknik veya bilimsel açıdan karmaşık olması ve zarar görenin ispat yükünü yerine getirmesinin aşırı güçlük arz etmesi hâlinde, mahkemeler belirli şartlar altında ürünün hatalı olduğu veya nedensellik bağının bulunduğu sonucuna karine yoluyla ulaşabilecektir.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken husus, Direktif’in açıkça “Malfunction Doctrine” veya Anglo-Sakson hukukundaki “res ipsa loquitur” ilkesini doğrudan kabul ettiği şeklinde yorumlanamayacağıdır. Bununla birlikte öğretide, getirilen sistemin bu ilkelere fonksiyonel olarak yaklaştığı ve özellikle ürünün olağan kullanımında ortaya çıkan tipik zararlar bakımından fiilî karineler yoluyla ispatın kolaylaştırıldığı ifade edilmektedir.</p>

<p>Bu düzenlemenin gıda üreticisinin sorumluluğu bakımından taşıdığı önem, özellikle “gecikmiş zararlar” (latent damage) ve birikimli toksik etkiler bakımından ortaya çıkmaktadır. Bozulmuş bir gıdanın yol açtığı ani zehirlenmelerde nedensellik bağı görece daha kolay kurulabilirken; katkı maddeleri, pestisit kalıntıları, ambalajdan gıdaya geçen kimyasallar veya uzun süreli maruziyet sonucu ortaya çıkan kronik hastalıklar bakımından geleneksel ispat kurallarının uygulanması son derece güçtür.</p>

<p>Yeni Direktif’in 10. maddesi ile getirilen bu ispat modeli, bilimsel kesinliğin tam olarak sağlanamadığı ancak gıdadaki uygunsuzluk ile zarar arasındaki ilişkinin güçlü emarelerle desteklendiği durumlarda zarar görenin ispat yükünü hafifletmekte ve ürün sorumluluğu rejimindeki dengeyi tüketici lehine yeniden kurmaktadır.</p>

<p>Görüldüğü üzere, 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrası ispat yükünü kural olarak zarar görene bırakmışken, Yeni AB Direktifi ile benimsenen bu karine temelli yaklaşım, Türk hukukunda özellikle yargı içtihatları yoluyla gelişebilecek ve ileride yapılabilecek mevzuat değişiklikleri bakımından önemli bir referans noktası teşkil edecektir.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Zarar kavramının genişletilmesi</strong></p>

<p>85/374/EEC sayılı Direktif, ürün sorumluluğundan doğan zararları esas itibarıyla ölüm ve bedensel zarar ile belirli koşullar altında mala gelen zararlarla sınırlı bir çerçevede ele almakta idi. Bu kapsamda mala gelen zararlar bakımından da yalnızca özel kullanıma veya tüketime tahsis edilmiş malların zarar görmesi hâlinde sorumluluk söz konusu olmakta ve belirli bir eşik değer (franchise) öngörülmekteydi. Bu yapı, zarar kavramını görece dar tutan ve özellikle kişilik değerlerinde meydana gelen zararları açıkça kapsamına almayan bir sistem ortaya koymaktaydı (Directive 85/374/EEC, m. 9).</p>

<p>Buna karşılık (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi, zarar kavramını daha geniş ve çağın ihtiyaçlarına uygun bir şekilde yeniden tanımlamıştır. Nitekim Direktif’in 6. maddesinde, ölüm ve bedensel zararın yanı sıra, “tıbben tanınan psikolojik zarar” da açıkça zarar kapsamına dahil edilmiştir. Bu düzenleme ile önceki Direktif döneminde tartışmalı olan, psikolojik etkilerin tazmin edilebilirliği meselesi normatif bir zemine kavuşturulmuştur. Ayrıca yeni Direktif, belirli koşullar altında veri kaybını da zarar türleri arasında kabul ederek, özellikle dijital ürünler bakımından kapsamı genişletmiştir (Directive (EU) 2024/2853, m. 6).</p>

<p>Gıda hukuku bakımından veri kaybı çoğu durumda doğrudan belirleyici bir unsur olmasa da, zarar kavramının genişletilmesi özellikle psikolojik zararlar yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Zira uygunsuz gıdaların tüketimi yalnızca fiziksel sağlık üzerinde değil, aynı zamanda bireylerin ruhsal bütünlüğü üzerinde de etkiler yaratabilmektedir. Özellikle ağır gıda zehirlenmeleri, çocuklara yönelik güvenli olmayan gıdalar veya toplu gıda olayları (örneğin okul, hastane veya toplu tüketim yerlerinde meydana gelen vakalar) sonucunda ortaya çıkan korku, kaygı, travma ve benzeri psikolojik etkiler, artık açık bir şekilde tazmin edilebilir zarar kapsamında değerlendirilebilecektir.</p>

<p>Bu bağlamda yeni Direktif ile benimsenen zarar anlayışı, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunu yalnızca somut fiziksel zararlarla sınırlı olmaktan çıkararak, kişilik değerlerinin korunmasını da kapsayan daha geniş bir sorumluluk alanına taşımaktadır. Bu durum, hem tüketicinin korunması bakımından daha güçlü bir güvence sağlamakta hem de gıda üreticilerinin ürün güvenliği ve risk yönetimi süreçlerinde daha yüksek bir özen standardı benimsemelerini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Sorumlu kişilerin çevresinin genişletilmesi</strong></p>

<p>Yeni Direktif, ürün sorumluluğu rejiminde sorumlu tutulabilecek kişilerin kapsamını önemli ölçüde genişletmiştir. 85/374/EEC sayılı Direktif döneminde sorumluluk esas olarak nihai üretici, parça üreticisi ve ithalatçı ile sınırlı iken, (AB) 2024/2853 sayılı Direktif bu çerçeveyi daha kapsayıcı bir hale getirmiştir. Nitekim yeni düzenleme kapsamında yalnızca ürünü fiilen üreten kişiler değil; aynı zamanda yetkili temsilciler, fulfilment hizmet sağlayıcıları ve belirli şartlar altında çevrim içi platformlar da sorumluluk zincirine dahil edilebilmektedir (Directive (EU) 2024/2853, m. 7 ve ilgili hükümler).</p>

<p>Bu genişleme, özellikle sınır ötesi elektronik ticaretin yoğunlaştığı günümüzde büyük önem taşımaktadır. Günümüzde gıda takviyeleri, özel beslenme ürünleri, işlenmiş ve paketli gıdalar gibi pek çok ürün, üretici ile tüketici arasındaki klasik dağıtım zincirinden ziyade, dijital platformlar aracılığıyla doğrudan tüketiciye ulaşmaktadır. Bu süreçte platform işletmecileri, lojistik ve depolama hizmeti sunan fulfilment sağlayıcıları ve AB dışından gelen ürünleri pazara sokan ara aktörler, ürünün piyasaya arzında fiilen belirleyici rol oynamaktadır.</p>

<p>Yeni Direktif, bu fiilî durumu hukuki sorumluluk rejimine yansıtarak, tüketicinin korunmasını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle üreticinin tespit edilemediği veya AB dışında bulunduğu durumlarda, tedarik zincirinde yer alan diğer aktörlerin devreye girmesi, zarar görenin tazminata erişimini kolaylaştırmaktadır. Bu yaklaşım, gıda ürünleri bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Zira gıda ürünlerinin doğrudan insan sağlığına etki eden niteliği, sorumluluk rejiminin dar yorumlanmasını değil, aksine mümkün olduğunca geniş ve etkili bir koruma mekanizması kurulmasını gerektirmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, yeni sistemin sorumluluk alanını genişletirken belirli sınırlar da getirdiği gözden kaçırılmamalıdır. Çevrim içi platformların sorumluluğu, her durumda doğrudan üretici gibi değerlendirilmemekte; ancak belirli koşullar altında (örneğin ürünü kendi adına sunma, üretici gibi davranma veya ürünün güvenliği üzerinde belirleyici etkiye sahip olma gibi durumlarda) söz konusu olmaktadır. Bu yönüyle Direktif, sorumluluğun genişletilmesi ile ticari hayatın sürdürülebilirliği arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır.</p>

<p><strong>5. </strong><strong>Geç ortaya çıkan zararlar için daha uzun üst süre</strong></p>

<p>Yeni Direktif, zamanaşımı rejimi bakımından da önemli bir yenilik getirmiştir. Eski Direktif döneminde benimsenen üç yıllık nispi süre ve on yıllık mutlak üst süre sistemi korunmakla birlikte, (AB) 2024/2853 sayılı Direktif kişisel zararın geç ortaya çıktığı durumlar için bu üst sürenin yirmi beş yıla kadar uzatılabilmesine imkân tanımıştır (Directive (EU) 2024/2853, m. 17).</p>

<p>Bu düzenleme, özellikle “gecikmiş zararlar” (latent damage) bakımından dikkat çekici ve yerinde bir müdahale niteliğindedir. Zira bazı ürünler, özellikle gıda ve ilaç gibi insan sağlığı üzerinde doğrudan etkili olan ürünler, zararlı sonuçlarını hemen değil; uzun süreli maruziyet sonrasında ortaya çıkarabilmektedir. Örneğin belirli katkı maddeleri, pestisit kalıntıları, ambalajdan gıdaya geçen kimyasal bileşenler veya biyoteknolojik müdahaleler sonucu oluşan etkiler, yıllar sonra ortaya çıkan kronik hastalıklarla ilişkilendirilebilmektedir.</p>

<p>Bu tür durumlarda, klasik on yıllık üst sürenin korunması, zarar görenin tazminat talebinde bulunmasını fiilen imkânsız hale getirebilmektedir. Çünkü zarar, çoğu zaman bu sürenin dolmasından sonra fark edilebilmektedir. Yeni Direktif, bu sorunu dikkate alarak, özellikle bedensel zararların söz konusu olduğu hallerde daha uzun bir üst süre öngörmüş ve böylece zarar görenin korunmasını güçlendirmiştir.</p>

<p>Gıda hukuku bakımından bu değişiklik ayrı bir önem taşımaktadır. Zira gıda kaynaklı zararların önemli bir kısmı, ani zehirlenmeler şeklinde ortaya çıkmakla birlikte, bir kısmı da uzun vadeli etkilerle kendini göstermektedir. Bu nedenle, zamanaşımı süresinin yalnızca ürünün piyasaya arz edildiği tarihe bağlı olarak katı biçimde sınırlandırılması, gıda güvenliği alanında etkili bir sorumluluk rejimi kurulmasını zorlaştırmaktadır.</p>

<p>Bu bağlamda yeni Direktif ile getirilen yirmi beş yıllık üst süre imkânı, özellikle gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından hem bilimsel gerçekliklere hem de zarar görenin korunması ilkesine daha uygun bir çözüm sunmaktadır. Bununla birlikte, bu düzenlemenin üreticiler açısından öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik bakımından yeni tartışmaları da beraberinde getirebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Avrupa Birliği ürün sorumluluğu hukukunun temelini uzun yıllar boyunca oluşturan 85/374/EEC sayılı Direktif, (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi ile birlikte önemli bir dönüşüm sürecine girmiştir. Yeni Direktif, önceki düzenlemeyi normatif düzeyde yürürlükten kaldırmakla birlikte, öngördüğü geçiş hükümleri aracılığıyla eski rejimin belirli bir süre daha uygulanmasına imkân tanımaktadır. Bu yönüyle ürün sorumluluğu hukukunda ani bir kopuştan ziyade, zamana yayılmış ve kademeli bir geçiş sürecinin benimsendiği görülmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, iki Direktif arasındaki ilişki yalnızca bir yürürlükten kaldırma meselesi olarak değil, aynı zamanda ürün sorumluluğu anlayışında yaşanan yapısal dönüşümün bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Nitekim 85/374/EEC sayılı Direktif, ağırlıklı olarak fiziksel ürünler ve klasik üretim ilişkileri temelinde şekillenmiş; zarar kavramı, ispat yükü ve sorumlu kişiler bakımından daha sınırlı bir çerçeve öngörmüştür. Buna karşılık (AB) 2024/2853 sayılı Direktif, dijitalleşen ekonomi, karmaşık üretim süreçleri ve çok katmanlı tedarik zincirlerinin ortaya çıkardığı yeni risk alanlarını dikkate alarak, ürün sorumluluğu rejimini daha kapsamlı ve işlevsel bir yapıya kavuşturmuştur.</p>

<p>Bu dönüşüm, özellikle gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından belirgin sonuçlar doğurmaktadır. Yeni Direktif ile hatalı ürün değerlendirmesinin daha somut kriterlere bağlanması, ispatın kolaylaştırılmasına yönelik mekanizmaların kabul edilmesi, zarar kavramının genişletilmesi, sorumlu kişi çevresinin dijital tedarik zincirlerini kapsayacak şekilde genişletilmesi ve geç ortaya çıkan zararlar bakımından daha uzun sürelerin öngörülmesi; gıda ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki doğrudan ve uzun vadeli etkileri dikkate alındığında, son derece önemli yenilikler olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Bu çerçevede, yeni Direktif’in ortaya koyduğu yaklaşımın, ürün sorumluluğu hukukunda yalnızca teknik bir güncelleme değil; aynı zamanda tüketicinin korunması ile üretici sorumluluğu arasındaki dengenin yeniden kurulmasına yönelik normatif bir yeniden yapılanma olduğu söylenebilir. Özellikle bilimsel belirsizliklerin ve bilgi asimetrisinin yoğun olduğu gıda alanında, bu yeni yaklaşımın uygulamaya yansımaları, önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği yargı içtihatları ile daha da belirginleşecektir.</p>

<p>(AB) 2024/2853 sayılı Direktif, 85/374/EEC sayılı Direktif’in devamı niteliğinde olmakla birlikte, kapsam ve işleyiş bakımından onu aşan ve günümüz üretim ilişkilerine uyum sağlayan yeni bir ürün sorumluluğu modelini ortaya koymaktadır. Bu modelin özellikle gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından getirdiği yenilikler, hem teorik hem de uygulamaya yönelik tartışmalar açısından önemini uzun süre koruyacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER"><img alt="Av. Ayfer BAYER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER">Av. Ayfer BAYER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gida-ureticisinin-hukuki-sorumlulugu-acisindan-ab-20242853-sayili-direktif-ile-getirilen-yeniliklerin-degerlendirilmesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/27905720280-4def8d5561-b-orig.jpg" type="image/jpeg" length="24795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesi Sistemleri ve Türk Ceza Muhakemesi Sistemi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesi-sistemleri-ve-turk-ceza-muhakemesi-sistemi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesi-sistemleri-ve-turk-ceza-muhakemesi-sistemi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi sistemleri, yalnızca yargılamanın teknik örgütlenme biçimleri değil; devletin suç, sanık, savunma, hakikat ve yargısal otorite karşısındaki temel zihniyetini açığa vuran kurucu yapılardır. Bu nedenle ithamî sistem, tahkikî sistem ve karma sistem ayrımı, salt tarihsel veya tipolojik bir tasnif olarak değil; hâkimin rolünü, savunmanın sistem içindeki etkisini ve hakikatin hangi usul rejimi içinde üretildiğini gösteren bir çerçeve olarak ele alınmalıdır. Türk Ceza Muhakemesi Sistemi, anayasal ve yasal düzlemde adil yargılanma hakkı, iddia ve savunma hakkı, gerekçeli karar, doğrudan soru ve delilin huzurda tartışılması gibi güvenceleri tanıyan karma bir yapıya sahiptir. Buna karşılık uygulama düzeyinde dosya-merkezlilik, hâkim-merkezli yargılama, savunmanın etkisinin daralması ve tarafsızlığın yapısal olarak aşınmasına yol açan tahkikî refleksler varlığını sürdürebilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle Türk sistemi, yalnızca görünürdeki normatif sistem üzerinden değil, fiilen işleyen pratik sistem üzerinden de analiz edilmelidir. Bu durum, ceza muhakemesinde hukuki çoğulluk sorununu gündeme getirir. Bir yanda Anayasa, CMK ve adil yargılanma ilkeleriyle tanımlanan formel sistem; diğer yanda kurum kültürü, tutanak rejimi, iş yükü, güvenlikçi refleksler ve yerleşik uygulama kalıplarıyla işleyen fiilî sistem bulunmaktadır. Makalenin temel tezi, Türk Ceza Muhakemesi Sistemi’nin normatif olarak karma ve güvenceli, fakat uygulamada tahkikî basınca açık çoğul bir yapı sergilediği; bu nedenle savunmanın yalnız klasik uyum stratejileriyle yetinemeyeceği, gerektiğinde kontrollü ve kayıt kurucu müdahaleler üreten Hibrit Kopuş Savunması türünden bir stratejik yaklaşıma ihtiyaç duyduğu yönündedir. Anayasa’nın 36. maddesi adil yargılanma hakkını, 141. maddesi ise kararların gerekçeli yazılmasını ve davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını güvence altına almaktadır. CMK m. 160/2 Cumhuriyet savcısına leh ve aleyh delilleri toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü yüklerken, m. 201 doğrudan soru hakkını, m. 216-217 ise delilin tartışılması ve hükmün ancak duruşmada ortaya konulmuş ve tartışılmış delillere dayanması ilkesini düzenlemektedir. Bu normatif çerçeve ile fiilî işleyiş arasındaki yarık, savunma stratejisinin merkezî problemidir.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi, yalnızca suç isnadının yargısal denetimi değildir. O aynı zamanda devletin bireyle hangi dil üzerinden konuştuğunu, otoriteyi hangi ritüellerle kurduğunu, savunmayı ne kadar gerçek bir özne olarak kabul ettiğini ve hakikatin hangi usul rejimi içinde üretildiğini gösteren siyasal ve hukuksal bir sahnedir. Bu sebeple ceza muhakemesi sistemlerini konuşmak, sadece usul tekniğini değil; hukuk zihniyetini, kurum kültürünü ve karar üretim rejimini konuşmak anlamına gelir.</p>

<p>Klasik öğretide ceza muhakemesi sistemleri çoğunlukla ithamî sistem, tahkikî sistem ve karma sistem biçiminde tasnif edilir. Ancak bu ayrımın değeri, yalnız tarihsel tipleri adlandırmasında değildir. Asıl değer, yargılamanın merkezine hangi aktörü yerleştirdiğini, delilin hangi evrede ve hangi yoğunlukta anlam kazandığını, hâkimin tarafsız karar verici mi yoksa hakikatin araştırıcı öznesi mi olarak kurgulandığını göstermesindedir. Bu nedenle sistem tartışması, savunma teorisi bakımından da doğrudan belirleyicidir.</p>

<p>Türk Ceza Muhakemesi Sistemi, kanun düzeyinde ve anayasal çerçevede bakıldığında açık biçimde adil yargılanma güvencelerini benimsemektedir. Anayasa’nın 36. maddesi herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğunu belirtirken, 141. madde mahkeme kararlarının gerekçeli yazılmasını ve davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargının görevi olarak düzenlemektedir. CMK m. 160/2, Cumhuriyet savcısına yalnız aleyhe değil lehine delilleri toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü yüklemekte; CMK m. 201 doğrudan soru imkânını tanımakta; CMK m. 216 ve 217 ise delillerin duruşmada tartışılması ve hükmün ancak duruşmada ortaya konulmuş ve tartışılmış delillere dayanması ilkesini normatif olarak güvence altına almaktadır. Bu görünüm, Türk sisteminin salt tahkikî değil, karma bir yapı taşıdığını göstermektedir.</p>

<p>Ne var ki ceza muhakemesi sistemi sadece metinlerden ibaret değildir. Uygulama düzeyinde dosya-merkezlilik, hâkim-merkezli yönetişim, sözlülüğün zayıflaması, savunmanın etkisinin daralması ve tarafsızlığın yapısal aşınması gibi olgular, normatif sistemi fiilen dönüştürebilmektedir. Bu nedenle Türk ceza muhakemesini anlamak için yalnızca formel normlara değil, o normların hangi zihniyet ve pratik içinde işletildiğine de bakmak gerekir. İşte bu makale, tam bu noktadan hareketle, ceza muhakemesi sistemlerini Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden yeniden okumayı amaçlamaktadır.</p>

<p>Bu makalenin temel tezi şudur: Türk Ceza Muhakemesi Sistemi, normatif olarak karma ve güvenceli görünmekle birlikte, uygulamada tahkikî basınca açık, hukuki çoğulluk üreten ve görünürdeki sistem ile fiilî sistem arasında yarılma yaşayan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle savunma, yalnızca kanunda tanınmış haklara güvenerek değil; o hakların hangi fiilî dirençler altında etkisizleştiğini de gözeterek hareket etmek zorundadır. Hibrit Kopuş Savunması, tam da bu çoğul ve gerilimli yapının içinden doğan stratejik bir savunma teorisidir.</p>

<p><strong>I. Ceza Muhakemesi Sistemleri: Tarihsel Tasnifin Ötesinde Bir Hukuk Zihniyeti Meselesi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi sistemleri, çoğu zaman yalnız karşılaştırmalı hukukun teknik bir tasnif konusuymuş gibi ele alınır. Oysa her muhakeme sistemi, yargılamanın merkezine belirli bir siyasal tahayyül ve belirli bir epistemik mantık yerleştirir. Bu nedenle mesele, yalnızca “kim sorar, kim cevap verir?” sorusundan ibaret değildir. Asıl sorun; hakikatin hangi usul rejimi içinde kurulduğu, savunmanın bu kurulum sürecine ne ölçüde etkide bulunabildiği ve hâkimin kendisini hangi rol içinde konumlandırdığıdır.</p>

<p>İthamî sistemin ideal tipinde yargılama, tarafların karşı karşıya geldiği ve bağımsız bir yargıcın bu mücadeleyi yönettiği bir usul düzeni olarak şekillenir. Bu modelde sözlülük, doğrudanlık, aleniyet ve çelişme ilkeleri daha belirgin bir ağırlık taşır. Hâkim, hakikati tek başına arayan bir özne olmaktan çok, tarafların ortaya koyduğu tez ve delilleri değerlendiren, usulî dengeyi gözeten karar makamı olarak belirir. Bunun doğal sonucu, savunmanın yalnız cevap veren değil; delilin anlamını tartışan, anlatının akışını bozan ve ikna dengesine müdahale eden kurucu bir aktör haline gelmesidir.</p>

<p>Tahkikî sistemin ideal tipinde ise devletin hakikati araştırma yetkisi ve iradesi daha merkezîdir. Hâkimin rolü genişler; dosya, sözlü karşılaşmanın önüne geçebilir; taraflar arasındaki mücadeleden çok, resmî araştırma ve yargısal yönlendirme belirleyici hale gelir. Bu modelin tarihsel mantığı, hakikatin tarafların çelişmesinden değil, kamusal makamların araştırıcı etkinliğinden doğduğu varsayımına dayanır. Ne var ki tehlike de tam burada başlar. Hâkimin aktifliği arttıkça, aktiflik ile tarafsızlık arasındaki sınır bulanıklaşır; hakikati araştırma iddiası, savunmanın etkisini daraltan ve yargısal mesafeyi aşındıran bir işleve dönüşür.</p>

<p>Modern hukuk düzenlerinde baskın yapı ise karma sistemdir. Karma sistem, soruşturma evresinde devlet-merkezli unsurları, kovuşturma evresinde ise adil yargılanma güvencelerini ve taraf usulüne yaklaşan mekanizmaları birlikte taşır. Ancak bir sistemin “karma” olarak adlandırılması, o sistemde bu unsurların gerçekten dengeli olduğu anlamına gelmez. Asıl mesele, hangi unsurun fiilen baskın hale geldiğidir. Kanun metni karma olabilir; fakat uygulama tahkikî reflekslerle işleyebilir. Bu nedenle ceza muhakemesi sistemlerini yalnız biçimsel sınıflandırmalar üzerinden değil, yaşayan hukuk zihniyeti, kurum kültürü ve fiilî yargılama pratiği üzerinden değerlendirmek gerekir.</p>

<p>Tam da bu nedenle Türk Ceza Muhakemesi Sistemi’ni değerlendirirken, yalnız normatif yapıya bakmak yeterli değildir. Asıl mesele, sistemin hangi teorik tipe daha yakın göründüğünden çok, hangi zihniyetle işletildiği ve savunma bakımından hangi fiilî sonuçları doğurduğudur. Türk sistemi de bu bakımdan, görünürde karma; fakat uygulamada farklı eğilimlerin, farklı normatif katmanların ve farklı yargısal reflekslerin çatıştığı bir alan olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle Türk Ceza Muhakemesi Sistemi, yalnız kanun metniyle değil; görünürdeki sistem ile fiilî sistem arasındaki mesafe, hukuki çoğulluk olgusu ve savunmanın bu gerilim içindeki gerçek konumu üzerinden analiz edilmelidir.</p>

<p><strong>II. Türk Ceza Muhakemesi Sistemi: Normatif Karma Yapı</strong></p>

<p>Türk Ceza Muhakemesi Sistemi, tarihsel kökeni itibarıyla Kıta Avrupası geleneği içinde yer almakla birlikte, yürürlükteki anayasal ve yasal çerçeve bakımından adil yargılanma hakkını, savunma hakkını ve çelişmeli muhakemeyi açık biçimde tanıyan karma bir yapıya sahiptir. Anayasa’nın 36. maddesi, herkese yargı mercileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkı tanımaktadır. Anayasa’nın 141. maddesi ise mahkeme kararlarının gerekçeli yazılmasını ve davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargının görevi olarak düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi içtihadı da bu güvenceleri, adil yargılanma hakkının somut görünümleri arasında değerlendirmektedir.</p>

<p>CMK’nın temel kurgusu da aynı doğrultudadır. Kanunun sistematiği içinde m. 160/2, Cumhuriyet savcısının maddi gerçeğin araştırılması amacıyla şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplamak ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğunu ortaya koymaktadır. Yine m. 201 doğrudan soru usulünü, m. 216 delillerin tartışılmasını, m. 217 ise hükmün ancak duruşmada ortaya konulmuş ve huzurda tartışılmış delillere dayanabileceğini düzenlemektedir. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, Türk sisteminin kovuşturma evresini yalnızca dosya incelemesine indirgenen bir süreç olarak değil; duruşmada canlı biçimde anlam kazanan, çelişme içinde şekillenen bir muhakeme alanı olarak tasarladığı görülmektedir.</p>

<p>Bu normatif çerçeve, teorik bakımdan önemli bir sonuca işaret eder: Türk ceza muhakemesi sisteminde savunma, tali bir formalite değil; yargılamanın kurucu unsurlarından biridir. Savunma hakkı, yalnızca konuşma izni anlamına gelmez; delilin anlamını tartışma, anlatının yönünü değiştirme, soru sorma, çelişki üretme ve hükmün dayanaklarını etkileme imkânı anlamına gelir. Aynı şekilde hâkimin tarafsızlığı da salt öznel dürüstlükle ilgili bireysel bir beklenti değil; sistemin yapısal dengesinin zorunlu şartıdır. Eğer hüküm, ancak duruşmada ortaya konulmuş ve tartışılmış delile dayanacaksa, savunmanın o delilin oluşumuna, açığa çıkmasına ve değerlendirilmesine gerçek anlamda etkide bulunabilmesi gerekir.</p>

<p>Ne var ki tam da burada norm ile pratik arasındaki gerilim görünür hale gelir. Çünkü kanun metninin savunmaya kurucu bir yer vermesi, uygulamanın her zaman bu kurucu rolü fiilen teslim ettiği anlamına gelmez. Türk Ceza Muhakemesi Sistemi’nin teorik yapısı ile fiilî işleyişi arasındaki mesafe, çoğu zaman tam da bu noktada açılır: savunma normatif olarak merkezî görünürken, uygulamada çoğu zaman ikincilleştirilmektedir; çelişmeli muhakeme kabul edilmiş görünürken, dosya mantığı fiilen baskın hale gelmektedir; tarafsızlık ilkesi korunmuş görünürken, hâkimin rolü yargılama içinde daha geniş ve daha yönlendirici bir karakter kazanmaktadır. Bu nedenle Türk sistemini anlamak için yalnızca normatif mimariye değil, bu mimarinin hangi hukuk zihniyeti ve hangi kurumsal pratik içinde işletildiğine de bakmak gerekir..</p>

<p><strong>III. Türk Ceza Muhakemesi Sisteminde Fiilî İşleyiş: Tahkikî Basınç ve Tarafsızlığın Aşınması</strong></p>

<p>Türk ceza muhakemesinde uygulama düzeyinde sıkça karşılaşılan temel sorun, kanunun çelişmeli ve savunma merkezli olarak tasarladığı bazı güvencelerin, fiilen <strong>dosya-merkezli ve hâkim-merkezli </strong>bir işleyiş içinde daraltılmasıdır. Yargılama, teorik düzlemde duruşmada kurulan bir hakikat alanı olarak tasarlanmış olsa da, pratikte zaman zaman soruşturma evresinde biçimlenen dosya anlatısının teyit edildiği bir forma kaymaktadır. Bu durumda duruşma, hakikatin canlı biçimde üretildiği asli sahne olmaktan uzaklaşır; önceden oluşmuş kanaatin usulen tamamlandığı, hatta kimi zaman sadece ritüel düzeyde doğrulandığı bir mekâna dönüşme riski taşır.</p>

<p>Bu dönüşümün merkezinde çoğu zaman tahkikî zihniyetin sürekliliği yer alır. Buradaki sorun, her zaman açık ve kaba bir tarafgirlik biçiminde ortaya çıkmaz. Daha derindeki mesele, hâkimin kendisini taraflar arasındaki çatışmayı eşit mesafeyle yöneten bir karar verici olarak değil, dosyanın anlamını bizzat kuran, eksikleri tamamlayan ve hakikati kendi yargısal faaliyetinin merkezinden üreten araştırıcı özne gibi konumlandırabilmesidir. Savunmaya söz verilse bile bu söz, kimi zaman yargılamanın yönünü değiştirebilecek kurucu bir müdahale olarak değil, prosedür gereği alınması gereken bir beyan gibi algılanır. Doğrudan soru hakkı tanınsa bile, savunmanın anlatı kurma kapasitesi belirginleştiği ölçüde müdahaleler artabilir. Delil tartışması yapılmış görünse bile, fiilî karar mantığı çoğu zaman soruşturma evresinde şekillenmiş dosya iskeletine dayanmayı sürdürür.</p>

<p>İşte tam bu noktada hâkimin tarafsızlığı, yalnız etik karaktere veya bireysel niyete ilişkin bir mesele olmaktan çıkar; yapısal bir ceza muhakemesi problemine dönüşür. Çünkü tarafsızlık, ancak hâkimin rolü tarafların yerine geçerek hakikati kurma ve eksikleri tamamlama biçiminde genişlemediği sürece gerçek anlamını koruyabilir. Hâkim elbette aktif olabilir; ancak bu aktiflik, taraflardan birinin eksik bıraktığını telafi etmeye, delilin anlamını tek taraflı biçimde inşa etmeye ya da savunmanın etkisini azaltmaya yöneldiğinde, tarafsızlık görünüşte korunurken maddi olarak aşınmaya başlar. Bu nedenle Türk ceza muhakemesinde tarafsızlık sorunu çoğu zaman bireysel irade veya kişisel eğilim düzeyinde değil; hukuk zihniyeti, kurumsal refleksler ve yerleşik yargılama alışkanlıkları düzeyinde ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Bu durum, Türk Ceza Muhakemesi Sistemi’nin yalnız normatif metinler üzerinden anlaşılmasını güçleştirir. Zira burada artık mesele, sadece kanunun ne dediği değil; kanunun hangi uygulama mantığı içinde, hangi fiilî ön kabullerle ve hangi yargısal reflekslerle işletildiğidir. Böylece ceza muhakemesi, görünürdeki sistem ile fiilî sistem arasındaki mesafenin açıldığı, hatta zaman zaman farklı normatif katmanların aynı anda işlediği çoğul bir alana dönüşür.</p>

<p><strong>IV. Türk Ceza Muhakemesinde Hukuki Çoğulluk: Görünürdeki Sistem ve Fiilî Sistem</strong></p>

<p>Türk Ceza Muhakemesi Sistemi’ni doğru anlayabilmek için, görünürdeki sistem ile fiilî sistem ayrımını esas almak gerekir. Görünürdeki sistem, Anayasa, CMK ve adil yargılanma ilkeleriyle kurulan formel hukuk düzenidir. Bu düzlemde savunma hakkı vardır; doğrudan soru vardır; delilin duruşmada tartışılması ve hükmün tartışılmış delile dayanması ilkesi vardır; gerekçeli karar ve tarafsız mahkeme ideali vardır. Bu görünüm, Türk ceza muhakemesini karma ve güvenceli bir yapı olarak sunar.</p>

<p>Fiilî sistem ise çoğu zaman başka bir normatif düzlem içinde işler. Burada yazılı olmayan, fakat etkisi son derece belirleyici olan kurallar devreye girer: iş yükü baskısı, hız ekonomisi, dosya önceliği, yerleşik uygulama kalıpları, tutanakların seçici biçimde kurulması, savunmanın süresel ve psikolojik olarak daraltılması, güvenlikçi refleksler ve yargısal otoritenin sözlü müdahaleleri. Bu kuralların önemli bir kısmı kanun metninde yer almaz; ancak yargılamanın gerçek akışını çoğu zaman bunlar belirler. Böylece tek katmanlı ve yekpare bir hukuk düzeni yerine, aynı devlet sistemi içinde birden fazla normatif mantığın eşzamanlı biçimde işlediği çoğul bir yapı ortaya çıkar.</p>

<p>İşte ceza muhakemesinde hukuki çoğulluk tam bu noktada görünür hale gelir. Buradaki çoğulluk, yalnız devlet dışı norm düzenlerinin varlığı anlamında kullanılmamaktadır. Aksine mesele, devletin kendi yargılama alanı içinde dahi biri ilan edilen, diğeri uygulanan en az iki ayrı hukuk katmanının birlikte işlemesidir. Bir tarafta Anayasa ve CMK’nın sunduğu görünürdeki sistem; öte tarafta kurumsal pratiklerin, zihinsel şemaların, yerleşik yargılama alışkanlıklarının ve fiilî otorite ilişkilerinin ürettiği uygulama sistemi bulunmaktadır. Türk ceza muhakemesinde savunmanın temel açmazı da tam burada doğar: müdafi yalnız kanuna göre hareket ettiğinde, fiilî hukukun direncini okuyamaz; yalnız fiilî işleyişe teslim olduğunda ise normatif güvencelerin savunusunu kaybeder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle hukuki çoğulluk, sadece teorik bir kavramsallaştırma değildir; doğrudan doğruya savunma stratejisinin kurucu sorunudur. Savunma, görünürdeki sistemin hukukunu da, fiilî sistemin giderek normatif güç kazanan pratik kurallarını da birlikte okumak zorundadır. Başka bir deyişle müdafi, yalnız metni değil; o metnin hangi ortamda, hangi otorite ilişkileri içinde, hangi kurumsal alışkanlıklarla ve hangi karar psikolojisi altında uygulandığını da çözümlemek zorundadır. Ancak bu çift katmanlı okuma sayesinde, görünürdeki hukuk ile fiilî hukuk arasındaki mesafe teşhis edilebilir ve savunma buna uygun stratejik bir konum geliştirebilir.</p>

<p><strong>V. Hibrit Kopuş Savunması: Çoğul Sisteme Verilen Stratejik Cevap</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, tam da bu görünürdeki sistem ile fiilî sistem arasındaki ayrımın içinden doğar. Çünkü savunma, Türk ceza muhakemesinde ne yalnızca klasik ithamî sistem varsayımıyla hareket edebilir ne de bütünüyle tahkikî bir rejim varmış gibi davranabilir. Karşısındaki yapı, normatif düzeyde karma; fiilî düzeyde ise çoğu zaman tahkikî basınca açık çoğul bir sistemdir. Böyle bir zeminde savunmanın tek tonlu olması, çoğu durumda onu ya etkisizleştirir ya da gereksiz ölçüde çatışmacı hale getirir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın temel gücü, işte bu çoğul yapıyı doğru okumasındadır. Savunma bazen görünürdeki sistemi fiilen çalıştırabilmek için ölçülü uyum stratejilerine ihtiyaç duyar; bazen de fiilî sistemin kapattığı alanları yeniden açmak için kontrollü ve kayıt kurucu müdahaleler geliştirmek zorunda kalır. Bu nedenle hibritlik, ilkesizlik ya da yönsüzlük değil; sistem teşhisine dayalı stratejik esneklik anlamına gelir. Aynı şekilde kopuş da keyfî sertlik veya usulsüz çatışma demek değildir. Kopuş, savunmanın etkisizleştirildiği, delil tartışmasının görünüşe indirildiği, tarafsızlığın yapısal olarak aşındığı veya çelişmeli muhakemenin sembolik düzeye sıkıştırıldığı anlarda, normatif güvenceleri yeniden görünür kılacak meşru ve bilinçli müdahaleler üretme kapasitesidir.</p>

<p>Örneğin doğrudan soru hakkı kanunda açıkça tanınmış olabilir. Ancak bu hakkın fiilen daraltıldığı, soruların anlatı kurucu etkisi arttıkça engellendiği veya savunmanın soru düzeninin parçalandığı bir durumda, müdafinin görevi yalnızca “kanunda bu hak vardır” demek değildir. Asıl görev, görünürdeki sistem ile fiilî sistem arasındaki çelişkiyi açığa çıkarmak ve bu çelişkiyi kayda geçirilebilir bir savunma meselesine dönüştürmektir. Aynı şekilde delilin tartışıldığı yazılı olsa da, bu tartışmanın kararın zihinsel iskeletine gerçek bir etkide bulunmadığı bir yapıda savunma, yalnız konuşmuş olmakla yetinemez; konuşmasının karar yapısına dâhil edilmesini zorlayan daha yoğun stratejiler geliştirmek durumundadır.</p>

<p>Bu nedenle Hibrit Kopuş Savunması, savunmanın sistem içindeki rolünü yeniden tanımlar. Müdafi, yalnızca müvekkil adına konuşan kişi değildir; aynı zamanda Türk ceza muhakemesinin görünürdeki güvencelerini fiilen işletmeye zorlayan aktördür. Savunma, bu anlamda sadece bireysel koruma faaliyeti değil; sistemin normatif dengesini diri tutma çabasıdır. Eğer bu çaba gösterilmezse, karma sistemin tahkikî kanadı sessizce baskın hale gelir; görünürdeki hukuk ile fiilî hukuk arasındaki yarık derinleşir; savunma hakkı ise metinde tanınmış, fakat uygulamada etkisi daraltılmış bir forma dönüşür.</p>

<p>Son tahlilde Hibrit Kopuş Savunması, Türk Ceza Muhakemesi Sistemi’nin çoğul ve gerilimli yapısına verilmiş teorik ve pratik bir cevaptır. O, ne saf normatif iyimserliğe ne de teslimiyetçi realizme dayanır. Aksine, norm ile pratik arasındaki mesafeyi teşhis eder; savunma stratejisini de tam bu mesafe içinde kurar. Böylece savunma, yalnız kendisine tanınan hakları kullanan pasif bir taraf olmaktan çıkar; ceza muhakemesinin gerçek anlamda çelişmeli, görünür ve denetlenebilir kalmasını sağlayan kurucu bir özneye dönüşür.</p>

<p><strong>VI. Türk Sisteminin Gerçek Yeri: Saf Tipler Arasında Değil, Norm ile Pratik Arasındaki Gerilimde</strong></p>

<p>Bu noktada Türk Ceza Muhakemesi Sistemi’ni tek cümleyle tanımlamak gerekirse, onu “Kıta Avrupası kökenli, normatif olarak karma ve güvenceli, fakat uygulamada tahkikî basınca açık çoğul bir ceza muhakemesi yapısı” olarak nitelemek daha isabetlidir. Böyle bir tanım, hem kanun metninin savunma lehine açtığı alanları inkâr etmez hem de uygulama düzeyindeki asimetrileri görünmez kılmaz.</p>

<p>Türk sisteminin asıl problemi, hangi tarihsel aileye mensup olduğundan çok, normatif olarak benimsediği ilkeleri hangi yargılama kültürü içinde uyguladığıdır. Adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar, doğrudan soru ve delilin huzurda tartışılması ilkeleri normatif düzlemde ne kadar açık olursa olsun, eğer fiilî sistem dosya-merkezlilik, önceden oluşmuş kanaat ve savunmayı prosedürel seviyeye indirgeyen pratiklerle çalışıyorsa, bu ilkelerin gerçek etkisi zayıflar. Bu yüzden ceza muhakemesi sistemleri tartışmasında yalnızca norma değil, normun toplumsal ve kurumsal yaşantısına da bakmak gerekir.</p>

<p>Hukuki çoğulluk meselesi burada yeniden önem kazanır. Çünkü savunma, ancak görünürdeki hukuk ile fiilî hukuku birlikte okuduğunda gerçek bir strateji geliştirebilir. Sadece metne yaslanan savunma saf kalır; sadece pratiğe teslim olan savunma ise normatif meşruiyet zeminini kaybeder. Hibrit Kopuş Savunması bu ikili çıkmazı aşmaya çalışan bir teoridir. O, görünürdeki sistemin normatif imkânlarını fiilî sistemin dirençleri karşısında korumaya ve gerekirse yeniden kurmaya çalışan bir savunma aklı önerir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi sistemleri, suç isnadının nasıl yargılandığını açıklayan teknik kategoriler olmanın ötesinde, savunmanın kaderini, hâkimin rolünü ve hakikatin üretim rejimini belirleyen derin hukuk zihniyetleridir. İthamî sistem, tahkikî sistem ve karma sistem ayrımı bu nedenle hâlâ önemlidir; fakat asıl mesele, bir ülkenin kendisini hangi sistem içinde tanımladığından çok, o sistemi fiilen nasıl işlettiğidir.</p>

<p>Türk Ceza Muhakemesi Sistemi, anayasal ve yasal düzlemde adil yargılanma hakkını, savunma hakkını, gerekçeli kararı, doğrudan soruyu ve delilin duruşmada tartışılmasını tanıyan karma bir yapıya sahiptir. Anayasa’nın 36. ve 141. maddeleri ile CMK’nın 160/2, 201, 216 ve 217. maddeleri bu görünürdeki sistemin temel sütunlarını oluşturmaktadır. Buna karşılık uygulama düzeyinde dosya-merkezlilik, hâkim-merkezli işleyiş, savunmanın etkisinin daralması ve tahkikî zihniyetin sürekliliği, bu normatif yapının fiilen aşınmasına yol açabilmektedir.</p>

<p>Bu durum, Türk ceza muhakemesinde hukuki çoğulluk üreten bir yarılma yaratmaktadır. Bir yanda görünürdeki sistem, diğer yanda fiilî sistem vardır. Savunma, bu iki sistemi aynı anda okumak zorundadır. İşte Hibrit Kopuş Savunması, bu çoğul ve gerilimli yapının içinden yükselen stratejik bir cevaptır. O, savunmaya tek tonlu bir davranış değil; normatif hukuk ile fiilî hukuk arasındaki mesafeyi hesaba katan, gerektiğinde uyumlu, gerektiğinde müdahaleci, gerektiğinde kayıt kurucu biçimde kopuş üreten bir savunma zekâsı önerir.</p>

<p>Son tahlilde mesele yalnız sanığın savunulması değildir. Asıl mesele, savunmanın ceza muhakemesi içindeki kurucu yerinin kaybolmamasıdır. Çünkü savunmanın etkisizleştiği yerde yalnız bir taraf zayıflamaz; ceza muhakemesinin kendisi, görünürdeki hukuk ile fiilî hukuk arasındaki boşluğa düşer. Hibrit Kopuş Savunması, tam da bu boşluğa karşı geliştirilmiş bir savunma teorisidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesi-sistemleri-ve-turk-ceza-muhakemesi-sistemi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/turkish-law.jpg" type="image/jpeg" length="26918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-haci-bayram-veli-universitesi-sosyal-ve-stratejik-calismalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-haci-bayram-veli-universitesi-sosyal-ve-stratejik-calismalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 27 Nisan 2026 Tarihli ve 33236 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANKARA HACI BAYRAM VELİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL VE STRATEJİK ÇALIŞMALAR UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı, öncelikle Türkiye ve dünyada meydana gelen sosyal, siyasi, ekonomik, uluslararası ilişkileri ilgilendiren konularda nitel ve nicel araştırmalar yaparak Merkezin ilgisine giren konularda geliştirilebilecek olası politikalar için alternatif veri kaynağını bilimsel süzgeçten geçirerek üretmektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Türkiye’nin toplumsal sorun alanlarına dair saha araştırmaları yaparak söz konusu sorunların analizine dair kuramsal bilgi birikimine katkı sunmak.</p>

<p>b) Temel toplumsal, siyasi, ekonomik ve benzeri sorun alanlarına yönelik araştırmaları derinleştirmek için her yıl ulusal ve uluslararası sempozyum düzenlemek.</p>

<p>c) Kuramsal çalışmaların yanında projeler geliştirerek sahaya yönelik nicel ve nitel araştırmalar yapmak; temel toplumsal sorun alanlarını ve çatışmaları üreten çok değişkenli yapının nedenlerini ve olası çözüm önerilerini sahada tespit ederek bu saha bilgisini kuramsal bilgiyle ve diğer ülke örnekleriyle mukayeseyle harmanlayıp toplumsal bütünleşmenin önündeki engelleri ortaya sermek ve bu konuda yürütülecek siyasalar için alternatif veri üretmek.</p>

<p>ç) Lisans ve lisansüstü düzeyde öğrenciler ile sorunun diğer muhataplarına yönelik “toplumsal sorunlar ve çözüm önerileri” temalı sertifika programları düzenlemek ve bu programlarda saha tecrübesi kuramsal birikimi olan uzmanların tecrübe ve birikimlerinden faydalanmak.</p>

<p>d) Toplumsal sorunlar üzerinde çalışan kamu kurumları, STK’lar ve diğer aktörlerle iş birliği ve kuramsal alışveriş sürecini aktif hale getirmek ve ortak araştırma projeleri geliştirerek danışmanlık faaliyetlerinde bulunmak.</p>

<p>e) Yurt içi ve yurt dışında benzer faaliyet sahasına ve merkezlere/enstitülere sahip üniversiteler ya da müstakil araştırma merkezleri ile iş birliği yaparak ortak programlar, projeler ve akademik etkinlikler yürütmek.</p>

<p>f) Faaliyet alanları ile ilgili araştırma ve etkinliklerin verimli bir şekilde yürütülmesi amacıyla bilgi bankası oluşturmak; kütüphane, arşiv ve gerekli diğer tesisleri kurmak, ulusal ve uluslararası yayınları izlemek ve bunları Merkeze kazandırmak.</p>

<p>g) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili olarak yerli veya yabancı uzmanlardan görüş almak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde görevli kadrolu öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanı ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından bir kişi, üç yıl için Müdürün önerisi ile Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Rektör gerektiğinde aynı usulle müdür yardımcısını değiştirebilir.</p>

<p>(3) Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcısını vekil olarak bırakır. Vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kuruluna ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek, toplantı gündemini belirlemek.</p>

<p>c) Merkez çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>ç) Her öğretim yılı sonunda Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki raporunu Yönetim Kurulunun görüşünü de aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>(2) Müdür; Merkezin amaçları doğrultusundaki çalışmaların düzenli bir şekilde yürütülmesinden, Merkezin tüm etkinliklerinin gözetim ve denetiminden ve bu konularda gerekli önlemlerin alınmasından Rektöre karşı birinci derecede sorumludur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcısı ile Merkezin faaliyet alanı ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilen üç üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu yılda iki kez ve gerektiğinde Müdürün yazılı çağrısı üzerine salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Her faaliyet dönemi sonunda Müdür tarafından hazırlanan faaliyet raporunu değerlendirmek, sonraki faaliyet dönemi için stratejiler geliştirmek.</p>

<p>b) Merkezin her türlü idari ve bilimsel faaliyetlerle ilgili esaslarını kararlaştırmak.</p>

<p>c) Merkez elemanlarının idari ve bilimsel faaliyetler için gerekli eğitimleri almalarını sağlamak adına gerekli konularda karar almak.</p>

<p>ç) Merkeze gelen proje tekliflerini incelemek ve değerlendirmek.</p>

<p>d) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleri ile ilgili çalışma grupları kurmak ve bunların görevlerini düzenlemek için Müdüre öneride bulunmak.</p>

<p>e) Danışma Kurulunun görüş ve önerilerini değerlendirerek karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür ve Üniversite içinden veya dışından Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan kişiler arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilen üyelerle birlikte en fazla beş üyeden oluşur. Danışma Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Süresinden önce görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu; Müdürün çağrısı üzerine yılda bir kez salt çoğunlukla toplanır. Müdür, gerekli gördüğü takdirde de Danışma Kurulunu toplantıya çağırabilir. Danışma Kurulu toplantılarında toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevleri; Merkezin çalışmalarında etkinlik ve verimliliğin artırılması, yeni görüşlerin çalışmalara kazandırılması için Merkezin faaliyetleri ile ilgili olarak Yönetim Kurulunun ihtiyaç duyduğu konularda değerlendirmeler yapmak ve istişari nitelikte görüş ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine göre Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-haci-bayram-veli-universitesi-sosyal-ve-stratejik-calismalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="76185"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anadolu-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anadolu-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anadolu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 27 Nisan 2026 Tarihli ve 33236 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Anadolu Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANADOLU ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>26/11/2023 tarihli ve 32381 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anadolu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Enstitütüsü” ibaresi “Enstitüsü” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“ö) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya Enstitü Yönetim Kurulu tarafından içeriklerinin en az %80’inin aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“1) Adayın geçerli bir ALES puanı ile başvurması durumunda sunmuş olduğu puan değerlendirmeye alınır. Geçerli bir ALES puanı bulunmayan adayın mezun olduğu lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, Senato tarafından 55’ten düşük 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve bu puan ilgili programın şartlarında ilan edilir.”</p>

<p>“(4) Tezli yüksek lisans/doktora bilim alanı yabancı dil olan bir programa başvuran adayın, programın dilinde ÖSYM tarafından yapılan yabancı dil sınavlarının birinden 100 üzerinden en az 60 puan veya YÖKDİL sınavından en az 60 puan ya da ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen sınavların birinden ÖSYM tarafından belirlenen eşdeğer puanı alması gerekir. İlgili anabilim dalının özelliğine bağlı olarak, 60 olarak belirlenen asgari yabancı dil puanının yükseltilmesine, Anabilim Dalı Kurulu ve Enstitü Kurulunun önerisiyle Senato tarafından karar verilir.”</p>

<p>“(10) Adaylar, asgari başvuru koşullarını ve ilgili programın özel koşullarını sağlamak şartıyla, lisansüstü programlarda ilgili dönemde boş kalan kontenjanlara kayıt olmak üzere kabul belgesi ile başvuru yapabilirler. Kabul belgesi ile başvuran aday sayısının boş kalan kontenjanı aşması durumunda, adayların sıralanmasında bu maddenin ilgili hükümleri uygulanır. Kabul belgesi ile lisansüstü programlara öğrenci kabulü, Senato tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Yabancı uyruklu adaylar için lisansüstü programlara başvuru</p>

<p>MADDE 5- (1) Eğitim dili Türkçe olan lisansüstü programlara kayıt hakkı kazanan yabancı uyruklu adayların kayıtlarının yapılabilmesi için Türkçe Öğretim Merkezi (TÖMER) ve Avrupa Dil Portfolyosu (ADP) seviye karşılığı; C1 düzeyinde olmaları ya da Üniversitede yapılan Türkçe Yeterlik Sınavından 100 üzerinden en az 70 puan almaları gerekir. Eğitim dili Türkçe olan bir programdan mezun olmuş yabancı uyruklu adaylar ile lisans/yüksek lisans eğitiminin tamamını yurt dışında yapmış Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adaylar için Türkçe dil puanı koşulu aranmaz.</p>

<p>(2) Yabancı uyruklu adaylar, eğitim dili Türkçe olan lisansüstü programlara başvurularda yabancı dil şartından muaf tutulur. Eğitim dili %100 oranında, ÖSYM tarafından kabul edilen bir yabancı dilde yürütülen bir lisans programından mezun olduğunu not durum belgesiyle belgeleyen yabancı uyruklu adaylar, eğitim dili adayın belgelediği dilde olan lisansüstü programlara başvurularda yabancı dil şartından muaf tutulur. Adayın geçerli bir yabancı dil puanı ile başvuruda bulunması hâlinde, sunduğu puan değerlendirmeye alınır. Bilim alanı yabancı dil olan veya yabancı dilde eğitim yapan lisansüstü programlara başvurabilmek için, yabancı uyruklu adayın öğrenim göreceği yabancı dilde, ÖSYM tarafından düzenlenen yabancı dil sınavlarının birinden 100 üzerinden en az 60 puan veya YÖKDİL sınavından en az 60 puan ya da ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puanın eşdeğeri bir puanı almış olması gerekir. İlgili anabilim dalının özelliğine bağlı olarak, asgari 60 olarak belirlenen yabancı dil puanının yükseltilmesine, Anabilim Dalı Kurulu ve Enstitü Kurulunun önerisiyle Senato tarafından karar verilir.</p>

<p>(3) Bu maddede belirtilenlerin dışında, yabancı uyruklu adayların lisansüstü programlara kabulüne ilişkin diğer hususlar Senato tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Özel öğrencilik statüsü, iki yarıyıldan fazla süremez; bu statüde ders alan öğrenci, öğrencilik haklarından yararlanamaz. Bu statüdeki öğrenci toplamda en fazla iki ders alabilir. Özel öğrenci, öğrencilik hakları dışında bu Yönetmelik hükümlerine tabidir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Üniversitenin lisansüstü programları arasında veya başka bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programlarından, eşdeğer diploma programları kapsamında ve mevzuat hükümleri çerçevesinde Üniversitenin ilgili lisansüstü programına yatay geçiş yoluyla öğrenci kabul edilebilir. Yatay geçiş talebinde bulunan bilimsel hazırlık aşamasındaki öğrencilerin başvuruları ile transkriptlerinde CD, DC, DD, FF, DZ veya YZ harf notu olan öğrencilerin başvuruları değerlendirmeye alınmaz. Tezsiz yüksek lisans programından tezli yüksek lisans programına yatay geçiş başvurusu yalnızca bir kez yapılabilir. Yatay geçiş için;</p>

<p>a) Öğrencinin en az bir yarıyılını tamamlamış,</p>

<p>b) Tezli yüksek lisans programı öğrencisinin tez aşamasına geçmemiş,</p>

<p>c) Tezsiz yüksek lisans programı öğrencisinin ikinci yarıyıla başlamamış,</p>

<p>ç) Lisansa dayalı doktora/sanatta yeterlik programı öğrencisinin doktora yeterlik sınavına girmemiş olması ve beşinci yarıyıla geçmemiş,</p>

<p>d) Yüksek lisansa dayalı doktora/sanatta yeterlik programı öğrencisinin doktora yeterlik sınavına girmemiş olması ve üçüncü yarıyıla geçmemiş,</p>

<p>e) Öğrencinin disiplin cezası almamış, ayrılacağı lisansüstü programındaki geçiş yapacağı yarıyıla kadar olan derslerinin tümünü normal süresi içinde başarmış ve ilgili programın asgari başvuru koşullarını sağlamış,</p>

<p>olması gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Daha sonraki yarıyıllarda yapılan kredi ve not transferi talepleri işleme alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Öğretim yılı</p>

<p>MADDE 14- (1) Bir öğretim yılı, sınavlar hariç her biri on dört haftadan oluşan güz ve bahar yarıyıllarını kapsar.</p>

<p>(2) Akademik takvim Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Bir yarıyılda hangi derslerin açılacağı ve bu derslerin doktora veya eşdeğeri lisansüstü eğitim mezunu hangi öğretim elemanları ile 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen araştırmacılar tarafından verileceği, anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerileri üzerine Enstitü Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Bazı programlar ve dersler, uzaktan eğitim-öğretim teknikleri kullanılarak ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin altıncı fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“d) UZ (Uzatma) harf notu; lisansüstü programlarda tezi için düzeltme kararı verilen öğrencinin tez ve uzmanlık alan dersleri için verilir ve not ortalamasına dâhil edilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Tezli yüksek lisans programı, bütünleşik yüksek lisans olarak da uygulanabilir. Bütünleşik yüksek lisans programının uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin on birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(11) Tez, öğrenim görülen lisansüstü program dilinde yazılır.”</p>

<p>“(12) Tezli yüksek lisans programından mezun olabilmek için öğrencinin bilim alanıyla ilgili hakemli bir dergi makalesi veya hakemli bir konferans bildirisi yayımlaması gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Tezli yüksek lisans programında tez savunmasında tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması durumunda, reddedilen tezinin Enstitü Yönetim Kurulu tarafından dönem projesi olarak kabul edilmesi ve en az 60 AKTS kredilik 10 dersi almış ve başarmış olması koşuluyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(9) Tezli yüksek lisans programına kayıtlı öğrenci doktora programından ders alabilir. Bu uygulamaya ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “girer” ibaresi “girebilir” şeklinde ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Yeterlik sınavı; anabilim dalı başkanlığı tarafından önerilen, Enstitü Yönetim Kurulu tarafından onaylanan beş kişilik yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Enstitü anabilim dalı başkanı, doktora yeterlik komitesi başkanıdır. Komiteden ayrılan öğretim üyesi yerine Enstitü anabilim dalı başkanlığının gerekçeli önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile yeni bir üye atanır. Yeterlik komitesi; farklı alanlar için sınavları hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek amacıyla sınav jürileri oluşturur. Sınav jürisi en az ikisi başka bir yükseköğretim kurumundan olmak üzere, danışman dâhil beş asıl ve iki yedek öğretim üyesinden oluşur. Yedek jüri üyelerinden biri, kurum dışından olmak zorundadır. Asıl jüri üyesi görev yapamayacağını yazılı ve gerekçeli olarak Enstitüye beyan ettiğinde veya beyan etmeksizin sınava katılamadığında bu eksiklik yedeklerden tamamlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Tez önerisi kabul edilmiş ve tez izleme aşamasına geçmiş olan öğrencinin tez konusu değişikliği yalnızca azamî öğrenim süresini doldurmasına en az beş yarıyıl kalan öğrenciler için yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 37 nci maddesinin on birinci fıkrasının birinci cümlesi ve on ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Lisans derecesi ile doktora programına başvurmuş öğrencilerden doktora tezinde ve çalışmasında başarılı olamayan öğrenciye tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer koşulları yerine getirmiş olması kaydıyla talepte bulunması durumunda Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tezsiz yüksek lisans diploması verilir.”</p>

<p>“(12) Tez, öğrenim görülen lisansüstü program dilinde yazılır.”</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “girer” ibaresi “girebilir” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin 44 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Tez önerisi kabul edilmiş ve tez izleme aşamasına geçmiş olan öğrencinin tez konusu değişikliği yalnızca azamî öğrenim süresini doldurmasına en az beş yarıyıl kalan öğrenciler için yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Aynı Yönetmeliğin 45 inci maddesinin on birinci fıkrasının birinci cümlesi ve on ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına başvurmuş öğrencilerden sanatta yeterlik tezinde ve çalışmasında başarılı olamayan öğrenciye tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer koşulları yerine getirmiş olması kaydıyla talepte bulunması durumunda Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tezsiz yüksek lisans diploması verilir.”</p>

<p>“(12) Tez, öğrenim görülen lisansüstü program dilinde yazılır.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Aynı Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(5) Bu fıkrayı ihdas eden Yönetmelikle 25 inci maddeye eklenen on ikinci fıkra hükmü; 2026-2027 eğitim-öğretim yılı güz döneminden önceki dönemlerde kayıt yaptıran öğrenciler hakkında uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Anadolu Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anadolu-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="36777"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HMGS Temel Soru Kitapçığı ve Cevap Anahtarı Yayımlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hmgs-temel-soru-kitapcigi-ve-cevap-anahtari-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hmgs-temel-soru-kitapcigi-ve-cevap-anahtari-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÖSYM tarafından yapılan 2026 Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (2026-HMGS/1) Temel Soru Kitapçığı ve Cevap Anahtarı (% 10) yayımlandı. Sonuçlar 21 Mayıs'ta açıklanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>DUYURU</strong><br />
<strong><strong>(26 Nisan 2026)</strong></strong></p>

<p><strong>2026-HMGS/1: Temel Soru Kitapçığı ve Cevap Anahtarı Yayımlandı</strong></p>

<p><strong>26 Nisan 2026 </strong>tarihinde uygulanan 2026 Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın<strong> (2026-HMGS/1)</strong> Temel Soru Kitapçığı ile Cevap Anahtarı’nın <strong>%10</strong>’u aşağıdaki bağlantıda erişime açılmıştır.</p>

<p>Sınava başvuran adaylar, <strong>26 Nisan 2026 </strong>tarihinde saat <strong>14.00'ten</strong> itibaren <strong>Temel Soru Kitapçığı </strong><strong>diziliminde</strong> verilen sınav sorularının tamamına, ÖSYM’nin <strong>https://ais.osym.gov.tr </strong>adresinden T.C. kimlik numarası ve aday şifresiyle <strong>10 gün</strong> süreyle erişebilecektir. Temel Soru Kitapçığı’nın görüntüleme süreci <strong>6 Mayıs 2026 </strong>tarihinde saat <strong>23.59’da</strong> sona erecektir.</p>

<p><i>Sorular, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında eser niteliğinde olup telif hakları ÖSYM'ye aittir. ÖSYM'nin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde çoğaltılamaz, dağıtılamaz ve yayımlanamaz.</i></p>

<p><strong>Adaylara ve kamuoyuna saygıyla duyurulur.</strong></p>

<p><strong>ÖSYM BAŞKANLIĞI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><i><a href="https://dokuman.osym.gov.tr/pdfdokuman/2026/HMGS-1/TSK/internetkitapcik_hmg1d26042026.pdf" rel="nofollow"><span style="color:#2980b9"><strong><i>2026-HMGS/1 Temel Soru Kitapçığı ve Cevap Anahtarı</i></strong></span></a> (% 10)</i></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hmgs-temel-soru-kitapcigi-ve-cevap-anahtari-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/osym-duyurular-2.jpg" type="image/jpeg" length="97391"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB: Adalete Gerçek Anlamda Erişim İçin Öncelik Savunmanın Güçlendirilmesi Olmalıdır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-adalete-gercek-anlamda-erisim-icin-oncelik-savunmanin-guclendirilmesi-olmalidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-adalete-gercek-anlamda-erisim-icin-oncelik-savunmanin-guclendirilmesi-olmalidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği tarafından, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yargıda yapay zeka kullanımına yönelik sözlerine ilişkin açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, "Devletin öncelikli görevi, yurttaşların avukata erişimini yaygınlaştırmak, savunma hizmetini güçlendirmek ve adalete erişimi fiilen mümkün kılan yapısal mekanizmaları kurmaktır." denildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADALETE GERÇEK ANLAMDA ERİŞİM İÇİN ÖNCELİK SAVUNMANIN GÜÇLENDİRİLMESİ OLMALIDIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Adalet Bakanı Akın Gürlek’in katıldığı bir söyleşide yargı süreçlerinde yapay zekâ kullanımına ilişkin değerlendirmeleri, teknolojik unsurların avukatlık mesleğinin yerine ikame edilip edilemeyeceği yönünde tartışmaları gündeme getirmiştir.</p>

<p>Bu tartışmanın, öncelikle hak arama hürriyetinin etkin kullanımı ve adalete erişim hakkı çerçevesinde ele alınması zorunludur. Zira mahkemeye erişim hakkı yalnızca yargı mercilerine başvuru imkânından ibaret değildir; bu hak, nitelikli hukuki yardıma ulaşmayı, sürecin etkin şekilde yürütülmesini ve verilen kararların hayata geçirilmesini de kapsamaktadır. Bu bütüncül yapının teminat altına alınması ise devletin asli yükümlülüğüdür.</p>

<p>Bu noktada açık bir öncelik sıralaması yapılması gerekmektedir. Devletin öncelikli görevi, yurttaşların avukata erişimini yaygınlaştırmak, savunma hizmetini güçlendirmek ve adalete erişimi fiilen mümkün kılan yapısal mekanizmaları kurmaktır. Nitekim Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan, önleyici hukuk anlayışı çerçevesinde bazı iş ve işlemlerin avukatla yapılması ve belirli davalarda avukatla temsilin zorunlu kılınmasına yönelik taahhütler de bu yaklaşımın bir yansımasıdır.</p>

<p>Bugün hukuk sistemimizde adalete erişimi sınırlayan sorunlar hâlâ yapısal niteliktedir: Yüksek yargı harçları, yargılamaların uzunluğu ve kararların öngörülebilirlikten uzaklaşması bu alanın başlıca engelleridir. Bu nedenle devlet, özellikle ekonomik açıdan dezavantajlı yurttaşlar bakımından avukata erişimi sağlayan adli yardım sistemini güçlendirmeli; tüm yurttaşlar için kamu destekli hukuk sigortası gibi kalıcı çözümleri hayata geçirmelidir. Yargı harçları adalete erişimin önünde bir bariyer olmaktan çıkarılmalı, adli müzaharet sistemi etkinleştirilmeli ve nitelikli hukuk eğitimi, sistemin sürdürülebilirliği açısından yeniden yapılandırılmalıdır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki, yargının kurucu unsurlarından biri olan savunma makamı, yalnızca bir meslek alanı değil, adil yargılanma hakkının güvencesidir. Avukatlar, yapay zekâ dâhil olmak üzere teknolojik gelişmelerden elbette yararlanacaktır; ancak bu araçlar, insan hakları güvencelerinin yerine geçecek değil, onları destekleyecek şekilde kullanılmalıdır. Bu süreçte kişisel verilerin korunması, sır saklama yükümlülüğü ve mesleki bağımsızlık ilkeleri titizlikle korunmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak; adalete erişimin gerçek anlamda sağlanmadığı, savunmanın güçlendirilmediği bir sistemde teknolojik çözümler, yapısal sorunların üzerini örten geçici araçlara dönüşme riski taşımaktadır. Kalıcı çözüm; güçlü bir hukuk devleti iradesiyle, savunmayı güçlendiren, yurttaşın avukata erişimini güvence altına alan ve yargı bağımsızlığını tartışmasız biçimde tesis eden politikaların hayata geçirilmesidir. Hukukun üstünlüğü, ancak bu zeminde gerçek anlamını bulacaktır."</p>

<p><strong>TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ</strong></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/barolardan-ortak-aciklama-savunma-hakki-yapay-zekaya-devredilemez" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Barolardan ortak açıklama: Savunma hakkı yapay zekaya devredilemez</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-adalete-gercek-anlamda-erisim-icin-oncelik-savunmanin-guclendirilmesi-olmalidir</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/baro/tbb-1a4.jpg" type="image/jpeg" length="78772"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HMGS İLK DEĞERLENDİRME (SINAV ZOR MUYDU?)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bugun-yapilan-hmgs-ilk-degerlendirme-sinav-zor-muydu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bugun-yapilan-hmgs-ilk-degerlendirme-sinav-zor-muydu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[HMGS’yi geride bıraktık. İlk izlenimim şu yönde: Sınavda yine oldukça ağırlıklı olarak bilgi soruları vardı. Son dönem HMGS’lere baktığımızda, ÖSYM’nin artık doğrudan bilgi ya da bilgi üzerinden yorum ve muhakeme isteyen sorulara ciddi şekilde yöneldiğini net biçimde görüyoruz. Bugünkü sınav da bu çizginin devamıydı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazı dersler gerçekten zorladı. Özellikle iş hukuku tarafında ve genelde çok ağırlık verilmeyen bazı derslerde beklenenden daha zor sorularla karşılaşıldı. Bu da birçok aday için sürpriz oldu diyebilirim.</p>

<p>Zorluk seviyesiyle ilgili kesin bir şey söylemek için henüz erken. Sonuçlar açıklanmadan net bir tablo çizmek çok sağlıklı olmaz. Ama ilk yorumlara bakıldığında, önceki Eylül HMGS’ye göre bir tık daha yapılabilir bir sınav olduğunu düşünüyorum. Yine de son HMGS’lere baktığımızda başarı oranlarının %20’ler civarında kaldığını unutmamak gerekiyor. O yüzden bu konuda temkinli olmak şart.</p>

<p>Şunu da özellikle söylemek isterim: Bu sınava giren kitlenin önemli bir kısmı zaten daha önce sınav deneyimi yaşamış, belli bir seviyeye gelmiş adaylardan oluşuyor. Bu da doğal olarak soruların çözülme ihtimalini biraz daha artırabilir.</p>

<p>Önemle vurgulamak isterim; sınavın kapsamı geniş, detay seviyesi yüksek. Soruların ciddi bir kısmının doğrudan kanunlardan, mevzuattan ve bunların yorumlanmasından geldiğini bir kez daha net şekilde görmüş olduk.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Umarım herkes için gönlünden geçen sonuç olur. Başarılı neticeler almanızı temenni ederim.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/06/ozgur-ozsoy.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/06/ozgur-ozsoy.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Özgür ÖZSOY</strong></p>

<h3><strong><a href="https://hukukihaber.net/hmgs-sonuclarinin-degerlendirilmesi-ve-sonraki-surec" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HMGS SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONRAKİ SÜREÇ</span></a></strong></h3>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hmgs-hukuk-mesleklerine-giris-sinavi-sonrasi-zorluk-seviyesi-ve-sinav-degerlendirmesi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HMGS (HUKUK MESLEKLERİNE GİRİŞ SINAVI) SONRASI ZORLUK SEVİYESİ VE SINAV DEĞERLENDİRMESİ</span></a></strong></h3>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-mesleklerine-giris-sinavi-sinav-sonuc-ve-istatistikleri-degerlendirmesi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HUKUK MESLEKLERİNE GİRİŞ SINAVI SINAV SONUÇ VE İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRMESİ</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bugun-yapilan-hmgs-ilk-degerlendirme-sinav-zor-muydu</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/hakim-tokmak-terazi-dosya.jpg" type="image/jpeg" length="96046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 64. Kuruluş Yıldönümünü Kutluyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-64-kurulus-yildonumunu-kutluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-64-kurulus-yildonumunu-kutluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan haklarına dayalı anayasal düzenin teminatı olarak 25 Nisan 1962 tarihinde kurulan Anayasa Mahkemesi, 64. kuruluş yıldönümünü çeşitli etkinliklerle kutluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu yılki program, 27 Nisan 2026 tarihinde “Ne Bis in Idem İlkesinin Farklı Yargı Alanlarındaki Etkisi” temasıyla düzenlenecek sempozyum ile başlayacak. Açış konuşmalarını Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Hâkimi Prof. Dr. Saadet Yüksel ve Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin’in yapacağı sempozyumun akademik oturumunu Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Basri Bağcı yönetecek. Yargıtay 10. Ceza Dairesi Üyesi Dr. Harun Mert, Danıştay Onüçüncü Dairesi Üyesi Fatih Mehmet Alkış, Anayasa Mahkemesi Başraportörü Doç. Dr. Akif Yıldırım ve Prof. Dr. Feridun Yenisey sunumlarıyla sempozyuma katkıda bulunacak.</p>

<p>Sempozyumda, uluslararası ve ulusal hukukun en temel prensiplerinden biri olan “ne bis in idem” ilkesi ışığında aynı fiilden dolayı iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama konusu farklı boyutlarıyla ele alınarak anayasal perspektifte değerlendirilecek.</p>

<p>Kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, 28 Nisan’da Anıtkabir’i ziyaret edecek. Anıtkabir ziyaretinin ardından 64. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen tören ile Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Şaban Kazdal’ın andiçme töreni gerçekleştirilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle gerçekleştirilecek törende Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya konuşma yapacak. Başkan Kadir Özkaya’nın konuşmasının ardından Anayasa Mahkemesinin yeni üyesi Şaban Kazdal yemin edecek.</p>

<p>Etkinlikler, Anayasa Mahkemesinin resmî YouTube kanalı ve X hesabı ile anayasa.gov.tr adresinden canlı yayımlanacak.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/program-aym.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-64-kurulus-yildonumunu-kutluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 13:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="87284"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DOLANDIRICILIK SUÇUNDA GECİKMİŞ ZARAR GİDERİMİ VE PARANIN DEĞER KAYBI: ETKİN PİŞMANLIK VE MUNZAM ZARAR İLİŞKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-gecikmis-zarar-giderimi-ve-paranin-deger-kaybi-etkin-pismanlik-ve-munzam-zarar-iliskisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-gecikmis-zarar-giderimi-ve-paranin-deger-kaybi-etkin-pismanlik-ve-munzam-zarar-iliskisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dolandırıcılık suçu, malvarlığına karşı işlenen suçlar kategorisinde, toplumsal ve ekonomik hayatın işleyişini doğrudan etkileyen bir boyuta haizdir. Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenen bu suç, hileli davranışlarla mağdurun aldatılması neticesinde mağdurun veya başka birinin zarara uğratılması ve failin kendisine ya da başkasına fayda sağlaması esasına dayanmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinde ise dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri ve cezayı ağırlaştırıcı sebepler düzenlenmiştir. Ne var ki, suç işlendikten sonra failin pişmanlık göstererek mağdurun zararını gidermesi hâlinde uygulanan etkin pişmanlık kurumu, pratikte günden güne artan enflasyon ve paranın satın alma gücündeki erime karşısında önemli tartışmalar doğurmaktadır.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nun Etkin Pişmanlık başlıklı 168. maddesinin 1. ve 2. fıkrası şöyledir: <i>‘‘ (1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.</i></p>

<p><i>(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.’’</i></p>

<p>Zira etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmek için TCK 168. madde uyarınca zararın <i>"aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi"</i> aranmaktadır. Ancak paranın değerinin düştüğü, enflasyonun kronikleştiği ekonomik ortamlarda, suçun işlendiği tarihteki meblağın yıllar sonra mağdura ödenmesi, gerçek anlamda bir zarar giderimi sayılabilir mi? İşte bu soru, yalnızca ceza hukukunun değil, borçlar hukukunun "munzam zarar" kavramıyla da kesişen girift bir meselenin kapısını aralamaktadır.</p>

<p>Madde metnine göre; suç tamamlandıktan sonra ve fakat kovuşturma başlamadan önce failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilebilmektedir. Kovuşturma başladıktan sonra hüküm verilinceye kadar bu şartların gerçekleşmesi durumunda ise cezanın yarısına kadar indirim yapılması mümkün hale gelmektedir.</p>

<p>Türk ceza sisteminde etkin pişmanlık, suçun tamamlanmasından sonra failin içten gelen bir pişmanlıkla mağdurun zararını gidermesi halinde cezada indirim yapılmasını öngören şahsi bir müessese olarak karşımıza çıkmaktadır. TCK'nın 168. maddesi, malvarlığına karşı işlenen suçlarda bu kurumun uygulanmasına izin vermektedir: "<i>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.2008 gün ve 127-147 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere; TCK'nın 168. maddesinde yer alan "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanabilmesi için, maddede sınırlı bir şekilde sayılan suçların işlenmesi halinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı, aynen geri verme ya da tazmin suretiyle gidermesi gerekmektedir." </i><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017654-e-2017333-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/654, K. 2017/333, T. 13.06.2017)</a></p>

<p>Burada dikkat çekilmesi gereken husus, zararın "<i>tamamen</i>" giderilmesi şartıdır. Kanun koyucu<i> </i>Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinin 4. fıkrasında <i>‘‘Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır.’’ </i>demek suretiyle kısmen geri vermeyi veya tazmini mağdurun rızasına bağlamıştır. Yargıtay yerleşik içtihatlarında da, kısmi ödemelerin etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilebilmesi için mağdurun bu kısmi ödemeyi kabul ettiğinin açıkça anlaşılması gerektiği vurgulanmaktadır. Mağdurun rızası olmaksızın yapılan kısmi ödemeler, indirim sebebi teşkil etmemektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2025816-e-20253507-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin konuyla bağlantılı 2025/816 E. 2025/3507 K. ve 17.03.2025 tarihli kararı </a>şöyledir.<strong> </strong> <strong>“</strong><i>Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; 27.04.2022 tarihli sorgusu sırasında katılanın zararını karşılaması kendisine süre verilen sanığın 23.11.2022 ile katılanın 05.12.2022 tarihli dilekçeleri ve ekindeki banka dekontlarına göre, 18.10.2022 tarihli hükümden önce 1.500,00 TL'lik zararın 1.000,00 TL'lik kısmının karşılandığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 168/4. maddesi gereğince, kısmi geri verme nedeniyle sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına rıza gösterip göstermediği katılandan sorularak, sonucuna göre sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının gerekip gerekmediğinin tartışılmaması Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.<strong>”</strong></i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meselenin can alıcı noktası şu: Mağdur 2020 yılında 100 bin TL dolandırılmış, fail ise bu parayı 2025 yılında aynen iade etmiş olsa, zararın gerçekten giderildiğinden söz edilebilir mi?</p>

<p>Paranın nominal değeriyle reel değeri arasındaki bu uçurum, ceza hukukumuzda henüz tatmin edici bir karşılık bulmuş değildir. TCK 168. madde, zararın "<i>aynen geri verme veya tazmin"</i> ifadesini kullanmakla beraber, paranın alım gücündeki kaybın telafi edilmesine dair bir düzenleme içermemektedir. Bu durum, failin lehine işleyen bir boşluk yaratmaktadır. Fail, dolandırılan paranın nominal tutarını yıllar sonra ödemek suretiyle hem ceza indirimi alabilmekte hem de mağdur, paranın satın alma gücünde meydana gelen kayıp sebebiyle zarar etmektedir.</p>

<p>Borçlar hukukunda ise bu sorun, Türk Borçlar Kanunu 122. madde çerçevesinde munzam zarar (aşkın zarar) kavramıyla ele alınmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun Aşkın Zarar başlıklı 122. maddesi şöyledir: <i>‘‘Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.</i></p>

<p><i>Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.’’</i></p>

<p>Buna göre alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kusursuzluğunu ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Anayasa Mahkemesi'nin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 tarihli kararı da bu noktada bir dönüm noktası oluşturmuştur. Anayasa Mahkemesi, enflasyonist ortamda alacağın geç ödenmesi durumunda paranın değerindeki aşınmanın tek başına munzam zararın varlığı için yeterli olduğunu, alacaklının bu zararı somut delillerle ispat zorunluluğunun mülkiyet hakkını ihlal ettiğini tespit etmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025544-e-20253055-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de 2025/544 E., 2025/3055 K. ve 23.09.2025 tarihli kararı</a>yla aynı yönde karar vermiştir: <i>‘‘</i><i>Dava konusu arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan katma değer vergisi alacağından dolayı davalının 15.02.2013 tarihinde temerrüde düştüğü, temerrüt tarihi olan 2013 yılından 2022 yılına kadar ülkemizdeki enflasyon oranları, yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı, vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler, yine o dönem içerisindeki yasal faiz oranları dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına da uygun olduğu, en azından paranın değer kaybını önlemek için döviz, altın, vadeli mevduat hesabı, devlet tahvili gibi yatırımlara yönelmesinin doğal olduğu kanaatine varılmakla, davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde aşkın zararı (munzam) oluştuğunun kabulü gerekir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 14.11.2024 tarihli ve 2023/1766 Esas, 2024/4097 Karar sayılı kararı, Dairemizin 13.01.2025 tarihli ve 2024/3534 Esas, 2025/15 Karar sayılı kararı)</i>’’</p>

<p>Doktrinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasında, borçlar hukukundaki munzam zarar ilkelerinin gözetilip gözetilmeyeceği tartışmalıdır. Bir görüş, TCK 168. maddenin dar yorumlanması gerektiğini, nominal bedelin ödenmesinin yeterli olduğunu savunmaktadır. Zira ceza hukukunda kıyas yasağı ilkesi gereği, kanunda açıkça düzenlenmemiş hususların yorum yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. Ancak karşı görüş, suçla korunan hukuki yararın mağdurun malvarlığı olduğunu, dolayısıyla zararın "gerçek anlamda" giderilmemişse etkin pişmanlıktan bahsedilemeyeceğini ileri sürmektedir. Bu görüşe göre, paranın satın alma gücündeki kayıp hesaba katılmadan yapılan ödemeler, failin suçtan elde ettiği haksız menfaati sürdürmesine imkan tanımaktadır. Yargıtay uygulamaları incelendiğinde, ceza daireleri bu konuda nominal ödemeyi yeterli saymaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/45 E. 2011/44 K. ve 12.04.2011 tarihli kararında <i>“5237 sayılı TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için uğranılan zararın tazmini yeterli olup ayrıca munzam zarar niteliğindeki faizin de ödenmesi koşul değildir.’’ </i>denilmiştir. Yine Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2010/9780 E., 2012/13008 K., 13.12.2012 tarihli kararında <i>"5237 sayılı TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için uğranılan zararın tazmini yeterli olup ayrıca munzam zarar niteliğindeki faizin de ödenmesinin gerekmediği"</i>ne karar vermiştir.</p>

<p>Pratikte karşılaşılan asıl güçlük, paranın değer kaybının nasıl hesaplanacağı meselesidir. Borçlar hukuku yargılamasında Yargıtay'ın benimsediği "ekonomik sepet" yöntemi, enflasyon oranları, döviz kuru değişimleri, mevduat faiz oranları, devlet tahvili getirileri gibi göstergelerin ortalaması alınarak paranın reel değerindeki kaybın tespitini öngörmektedir. Ancak ceza muhakemesinde böyle bir hesaplama yapılması hem zaman alıcı hem de usul ekonomisi ilkesiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Bir başka sorun, mağdurun munzam zarar talebini nereye yönelteceğidir. Ceza davası içinde mi, yoksa ayrı bir tazminat davası açarak mı bu talebini ileri sürebilir? Mağdur hukuk mahkemelerinde ayrı bir dava açmak suretiyle munzam zararını talep edebilir. Mağdurun hukuk mahkemesinde açacağı davada ceza mahkemesinin kararıyla bağlı olmayacağı birçok Yargıtay kararıyla istikrar kazanmıştır.<strong> </strong>Dolayısıyla mağdur, ceza davasında etkin pişmanlık uygulanarak faile ceza indirimi yapılmış olsa bile, ayrıca hukuk mahkemesinde munzam zarar davası açabilir. Ancak bu durumun, yargı ekonomisi açısından verimli olmadığı malumdur.</p>

<p>Kanımızca, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasında, paranın satın alma gücündeki kayıp dikkate alınmalıdır. Bunun için TCK 168. maddeye eklenecek bir fıkrayla, zararın giderilmesi kavramının, paranın değerindeki kayıp gözetilerek hesaplanacağına dair açık bir düzenleme getirilmelidir. Böylece hem yorum boşluğu giderilmiş hem de mağdurun koruması güçlendirilmiş olur. Alternatif olarak, mahkemelerin etkin pişmanlık değerlendirmesi yaparken re'sen bir bilirkişi incelemesi yaptırarak, ödenen meblağın paranın o dönemdeki alım gücünü yansıtıp yansıtmadığını tespit etmeleri önerilebilir. Ya da ülkedeki faiz-enflasyon dengesi üzerinden bir çözüm yoluna da gidilebilir. Bu yöntemler, hem hukuk mahkemelerinin iş yükünü azaltacak hem de adaletin daha hızlı tecelli etmesini sağlayacaktır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunda etkin pişmanlık müessesesi, suç-ceza dengesini kurarken failin samimi pişmanlığını ödüllendiren, aynı zamanda mağdurun zararının giderilmesini hedefleyen önemli bir kurumdur. Ancak yüksek enflasyon dönemlerinde, paranın nominal değeriyle reel değeri arasındaki makas açıldıkça, etkin pişmanlık uygulamasının mağdur lehine işlemediği görülmektedir.</p>

<p>Munzam zarar kavramı, borçlar hukukunda alacaklının temerrüt faizini aşan zararının karşılanmasını amaçlarken, ceza hukukunda bu kavramın doğrudan karşılığı bulunmamaktadır. Oysa suçla korunan hukuki yararın malvarlığı olduğu gözetildiğinde, failin paranın değer kaybını hesaba katmadan yaptığı ödemenin tam bir zarar giderimi olarak kabulü hakkaniyete aykırı düşmektedir. Yasa koyucunun bu konuda somut bir düzenleme yapması, hem uygulamadaki tereddütleri giderecek hem de mağdur ile fail arasındaki dengeyi yeniden kuracaktır. Aksi takdirde, etkin pişmanlık hükümleri, failin lehine işleyen bir indirim müessesesi olmaktan öteye geçemeyecek, mağdurun gerçek anlamda tatmini sağlanamayacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Lokman ÇETİN – Av. Ömer KÖÇER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-gecikmis-zarar-giderimi-ve-paranin-deger-kaybi-etkin-pismanlik-ve-munzam-zarar-iliskisi-1</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 00:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tertasiz.jpg" type="image/jpeg" length="79956"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2025/816 E., 2025/3507 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2025816-e-20253507-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2025816-e-20253507-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 17.03.2025 tarihli, 2025/816 E., 2025/3507 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/816 E., 2025/3507 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/197 E., 2022/360 K.<br />
SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık<br />
KARAR : Mahkûmiyet<br />
KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.10.2022 tarihli ve 2022/197 Esas, 2022/360 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-f-son, 62, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 3.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 17.11.2022 tarihi itibarıyla kesinleştirildiği anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 20.01.2025 tarihli ve 2024/11412 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.02.2025 tarihli ve KYB-2025/11262 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Bozma İstemi</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.02.2025 tarihli ve KYB-2025/11262 sayılı kanun yararına bozma isteminin;<br />
“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinde yer alan, " (2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.. (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır." şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında,<br />
Dosya kapsamına göre, müştekinin ve sanığın hüküm tarihinden sonra dosyaya sunduğu 23/11/2022 ve 05/12/2022 tarihli dilekçelerinde, sanığın yargılama devam ederken ve yargılama sonrasında taksitler halinde ödeyerek zararı tamamen giderdiğini, hüküm verilmeden önce 15/06/2022 ve 18/10/2022 tarihlerinde ise kısmen geri ödediğini belirtmeleri ve banka dekontlarını dosyaya sunduklarının anlaşılması karşısında, hüküm verilmeden önce zararının kısmen giderildiği anlaşılan mağdurdan 5237 sayılı Kanun'un 168/4. maddesi gereğince sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına rıza gösterip göstermediği sorulduktan sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”<br />
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.<br />
pişmanlık" başlıklı 168. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları;<br />
"(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.<br />
(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.<br />
...<br />
(4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır.<br />
..."<br />
Şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>2. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; 27.04.2022 tarihli sorgusu sırasında katılanın zararını karşılaması kendisine süre verilen sanığın 23.11.2022 ile katılanın 05.12.2022 tarihli dilekçeleri ve ekindeki banka dekontlarına göre, 18.10.2022 tarihli hükümden önce 1.500,00 TL'lik zararın 1000.00 TL'lik kısmının karşılandığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 168/4. maddesi gereğince, kısmi geri verme nedeniyle sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına rıza gösterip göstermediği katılandan sorularak, sonucuna göre sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının gerekip gerekmediğinin tartışılmaması Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.</p>

<p><strong>II. KARAR</strong></p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN KABULÜNE,</p>

<p>2. Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.10.2022 tarihli ve 2022/197 Esas, 2022/360 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>5271 sayılı Kanun’un 309/4-b. maddesi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
17.03.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2025816-e-20253507-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="16642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/654 E., 2017/333 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017654-e-2017333-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017654-e-2017333-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 13.06.2017 tarihli, 2017/654 E., 2017/333 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/654 E., 2017/333 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi</p>

<p>Nitelikli yağma suçundan sanık ...'un TCK'nun 149/1-a-c-d-h, 62, 58, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 11 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mahsuba ve müsadereye ilişkin, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.07.2016 gün ve 175-248 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 01.03.2017 gün ve 6984-489 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.03.2017 gün ve 371329 sayı ile;<br />
"Olay 31.12.2014 günü saat 22.00 sıralarında Ankara'da meydana gelmiş olup, sanıklar ..., ..., ... ve kimliği tespit edilemeyen dördüncü bir kişi aralarında anlaşarak, mağdur ...'ü takip etmişler, Milli Piyango bilet satıcısı olan mağduru motorsikletiyle giderken kiraladıkları araçlarıyla çarparak düşürmüşler ve düşen mağduru yerde darp ettikten sonra, üzerindeki çanta ve paraları yağmalamışlardır. Olayın sübutunda ve sanıkların bu suçu birlikte işlediklerinde herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. İtiraz konumuz, iştirak halinde işlenen suçlarda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yöneliktir.</p>

<p>Şöyle ki; mahkeme sanık ... hakkında etkin pişmanlık hükümlerini uygulayarak cezada 1/3 oranında indirime giderken; sanık ... hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir.</p>

<p>İtiraz konusu olması sebebiyle kısaca etkin pişmanlık hususuna değinmek gerekirse; 5237 sayılı TCK’nun 168. maddesiyle, mala karşı işlenen bazı suçlar tamamlandıktan ve fakat hüküm verilmeden evvel failin pişmanlık göstererek mağdurun zararını gidermesi durumu, etkin pişmanlık olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin sebebi, mağdurun suç nedeniyle uğramış olduğu zararın giderilmesidir. TCK’nun 168. maddesinde yer alan 'etkin pişmanlık' hükmünün uygulanabilmesi için, maddede sınırlı bir şekilde sayılan suçların işlenmesi halinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerekmektedir. Failin, mağdurun zararını tazmin etmesi, suçunu kabul ettiği anlamına gelmez. Fail, suçu işlediğini kabul etmemekle birlikte her ihtimale karşı mahkûm olması durumunda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için zararın tazmini yoluna gidebilir. Bu husus, failin suçu ikrarı anlamına gelmez.</p>

<p>Yasada yazılı bulunan 'bizzat pişmanlık göstermek' ibaresi yeni bir kavramdır. Maddenin lafzına göre, fail veya ortaklarının iade veya tazmini bizzat pişmanlık göstererek yapmış olmaları gerekir. Ancak uygulamada yaşanan sorunlar nedeniyle, iade veya tazminin mutlaka sayılan kişiler tarafından yapılması zorunlu değildir. Failin kendisinin, eşyayı iade veya zararı tazmin edebileceği gibi failin görevlendirdiği bir başkası da tazmin veya iade edebilir. (Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınevi, Ankara 2005, s.380) Çeşitli nedenlerle failin bizzat iade olanağı yoksa örneğin, fail, hastalanmış, sakat kalmış ya da tutuklanmış ise bizzat iade, kabul edilen anlamıyla olanaksız hale gelecektir. O nedenle kanundaki ‘bizzat’ ibaresini, failin bizzat irade, izin ve onayı ile onun adına hareket eden kişiler vasıtasıyla iade veya tazmin anlamında kabul edilmelidir. (Malkoç, İsmail, Açıklamalı-İçtihatlı Yeni Türk Ceza Kanunu, Malkoç Yayınevi, Ankara 2007, s.1136)</p>

<p>Suçun iştirak halinde işlenmesi durumunda, faillerden birisi veya birkaçı iade veya tazmin yükümlülüğünü yerine getirirse, diğer suç ortakları bu yerine getirmeye karşı çıkmadıkları takdirde, o kimseler de, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmalıdırlar. Etkin pişmanlık kişisel bir ceza indirim nedeni olmakla birlikte, iştirak halinde işlenen suçlarda, fail veya suç ortaklarından birisinin geri verme veya tazmini gerçekleştirmesi, diğerlerinin bu maddeden yararlanma olanağını fiilen kaldırdığından, diğer fail veya suç ortakları hakkında da TCK’nun 168. maddesi uygulanmalıdır. (Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Önok, R.Murat, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2006, s.632) Aksi bir düşünüş tarzında suça iştirak etmiş ortaklardan birisinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandığı durumlarda, diğerlerinin yararlanamaması gibi bir durum ortaya çıkar ki, bu hususun da adalet anlayışıyla ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır. (Tezcan/Erdem/Önok, s.588) Bazı yazarlar ise aksi görüştedir. (Doğan Soyaslan, s.381).</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, mağdur ...'e yönelik kasten yaralama ve yağma suçları sanıklar tarafından birlikte işlenmiştir. Mağdur, kamu davası açıldıktan sonra 01.06.2016 günü mahkemeye hitaben yazdığı dilekçesinde, suçtan kaynaklanan tüm zararının sanık yakınları tarafından giderildiğini belirtmiş ve sanıklar hakkındaki şikâyetinden vazgeçmiştir. Bu dilekçe karşısında, tüm sanıklar etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmalıdır. Nitekim iştirak halinde suç işleyen sanıklardan birinin mağdurun zararını gidermesi durumunda, diğer sanıkların da bu lehe durumdan yararlanması gerektiği yukarıda doktrin görüşleri aktarılırken belirtilmişti.</p>

<p>Ayrıca, mağdurun şikâyetten vazgeçme dilekçesi ile ilgili olarak, mahkeme heyeti 01.07.2016 günlü duruşmada sanık ...'a soru yöneltmiş, sanık ... ifadesinde, ödemeden haberi olmadığını söylemiş; diğer sanık ... da ifadesinde, ödemeye katkıda bulunmak için süre talebinde bulunmuş;</p>

<p>12.07.2016 günlü duruşmada sanık ... ifadesinde, etkin pişmanlık konusunda bilgisinin bulunmadığını söylemiş, ... savunmanı ise, mağdurun zararının karşılanmasına katıldıklarını belirtmiş; sanık ... ise ifadesinde, mağdur olduğu için zararın giderilmesine katkıda bulunmadığını belirtmiş; ... savunmanı ise sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mağdurun zararının giderilmesi hususunda, sanık ...'ın bilgisinin olmaması hayatın olağan akışına uygun düşmeyip, sanığın gerçekte zararın giderilmesine katkıda bulunmadığı anlaşılmakta olup, sanık ...'ın etkin pişmanlıktan yararlandırılması, sanık ...'un etkin pişmanlıktan yararlandırılmaması ayrıca haksız bir sonucun doğmasına neden olmuştur.<br />
Gerek iştirak halinde işlenen suçta bir tarafın zararı gidermesinin yeterli olması ve gerekse sanıklar arasında adaletsiz bir uygulamaya gidilmiş olması karşısında, sanık ... yönünden mahkûmiyet hükmünün bozulması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 28.04.2017 gün ve 2114-1052 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanık ... hakkında kasten yaralama ve nitelikli yağma suçları ile sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle, sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar itiraz edilmeksizin, nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ise yerel mahkemece verilen temyiz isteminin reddi kararı üzerine kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Suçun sübutuna ve nitelendirilmesine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nun 168/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tespitine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Olay gecesi sanık ...’un, seyyar milli piyango bileti satıcılığı yapan ve motosikletiyle eve dönmekte olan mağdur ...'ü, yönetimindeki otomobille takip ettiği ve motosiklete arkadan çarparak mağduru yere düşürdüğü, otomobilden inen ve yüzlerini maske ile gizleyen inceleme dışı sanık ... ile açık kimliği belirlenemeyen diğer kişinin ellerindeki sopalarla mağdura vurarak yaraladıkları, motosikletin arka kısmındaki içerisinde 100.000 Lira para 30.000 Lira değerinde piyango bileti ile diğer eşyaların bulunduğu çantayı aldıkları, ardından inceleme dışı diğer sanık ...’ın yönetimindeki otomobille olay yerine geldiği, sanık ...’in bu otomobile, açık kimliği belirlenemeyen diğer kişinin ise sanık ...’ın kullandığı otomobile binerek olay yerinden kaçtıkları,<br />
Mağdur ...’ün kovuşturma evresinde sunduğu 01.06.2016 tarihli dilekçesinde; tüm zararının sanık yakınları tarafından karşılandığını, şikâyetinden tamamen vazgeçtiğini ve davaya katılmak istemediğini belirttiği,</p>

<p>01.07.2016 tarihli oturumda mahkemece söz verilen sanık ...’un; ödeme konusunda bilgisi olmadığını, diğer sanıkların ödemelerine kendisinin de katkıda bulunmak istediğini söylemesi üzerine, 12.07.2016 tarihli bir sonraki oturuma kadar ödeme yapması hususunda sanığa süre verildiği,</p>

<p>12.07.2016 tarihli oturumda inceleme dışı sanık ...'nın; zararın giderilmesine kendisi ile sanık ...’ın katkıda bulunduğunu, ancak sanık ...’ın ödeme yapıp yapmadığını bilmediğini, söz alan sanık ... müdafiinin ise; sanık ... ile beraber mağdurun zararını giderdiklerini söylediği,</p>

<p>Aynı oturumda inceleme dışı sanık ...'ın; bilgi sahibi olmadığını ve müdafiinin bu hususta beyanda bulunacağını söylemesi üzerine kendisine söz verilen sanık ... müdafiinin de; sanıklar Emrah ve Ümit’in yakınları ile birlikte mağdurun zararının giderildiğini belirttiği,</p>

<p>Sanık ...'un ise aynı oturumda bu kez; işlemediği bir suçtan dolayı zararın giderilmesine katkıda bulunmadığını ve kendisinin de mağdur olduğunu savunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için “etkin pişmanlık” kavramı üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>Pişmanlık Türk Dil Kurumu Sözlüğünde; "yaptığı bir iş ya da davranışının olumsuz sonucunu görerek üzülme, nadim olma" şeklinde tanımlanmaktadır.</p>

<p>Öğreti ve uygulamada; "bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık" denilmektedir.</p>

<p>Türk Ceza Kanununun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması halinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hallerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar "suçun unsurları dışında kalan hâller" başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara "objektif cezalandırılabilme şartları," bulunmaması gerekenlere ise "şahsi cezasızlık sebepleri" ya da "cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler" denilmektedir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2016, 9. Baskı, s. 359). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır.</p>

<p>İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup, buna suç yolu ya da "iter criminis" denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanununun 36. maddesindeki "gönüllü vazgeçme" düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır.</p>

<p>Etkin pişmanlık kavramıyla ilgili bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığa konu 5237 sayılı TCK'nun 168. maddesindeki etkin pişmanlık müessesesini irdeleyecek olursak:</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun 08.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 20. maddesiyle değişik 168. maddesi;</p>

<p>"1)Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.</p>

<p>2)Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.</p>

<p>3)Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir.</p>

<p>4)Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır" şeklinde iken; 6352 sayılı Kanunun 84. maddesi ile yapılan değişiklikle "ve karşılıksız yararlanma" ibaresi madde metninden çıkarılmış ve maddeye eklenen 5. fıkrada karşılıksız yararlanma suçlarında etkin pişmanlıkla ilgili farklı bir düzenlemeye gidilmiştir.</p>

<p>Anılan madde bu düzenleniş şekliyle, 765 sayılı TCK'nun 523. maddesinden oldukça farklıdır. 29.06.1955 gün ve 10-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Ceza Genel Kurulunun 11.11.1997 gün ve 248-288 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıklandığı üzere, 765 sayılı TCK'nun 523. maddesi, "iade ve tazmin" esasına dayalıdır. 5237 sayılı TCK'nun 168. maddesi ise tazminden çok "pişmanlık" esasını ön plana çıkarmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.2008 gün ve 127-147 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere; TCK'nun 168. maddesinde yer alan "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanabilmesi için, maddede sınırlı bir şekilde sayılan suçların işlenmesi halinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı, aynen geri verme ya da tazmin suretiyle gidermesi gerekmektedir.</p>

<p>Öğretide hâkim olan görüşe göre de; 5237 sayılı TCK'nun 168. maddesinin, 765 sayılı TCK'nun 523. maddesinden farklı olarak; "tazminden çok pişmanlık" esasına dayandığı kabul edilmektedir. (Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik Ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 11. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, s. 696-702; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kambur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, s. 615-618)</p>

<p>Bu açıklamaların sonucu olarak; iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi, eşyanın failin yakalanmamak için kaçarken atması sonucu veya kaçarken yakalanan failin üzerinde ele geçirilmiş olması gibi hallerde, failin gerçek anlamda pişmanlığından söz edilemeyeceğinden, TCK'nun 168. maddesinin uygulanma şartları oluşmayacaktır. Bununla birlikte, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun uğradığı zararın aynen geri verme veya tazmin suretiyle giderilmesi şartı yerine getirilirken duyulan pişmanlığın mutlaka sözle ifade edilmesi zorunluluğu bulunmayıp, davranışlar yoluyla da gösterilebileceği; yine sanığın en azından pişmanlığını ya da iade ve tazmine rıza gösterdiğini ortaya koyacak söz veya davranışlarda bulunması, karşı duruş sergilememesi koşuluyla, suç nedeniyle meydana gelen zararın, sanık adına, üçüncü kişilerce giderilmesi halinde de sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması olayın özelliklerine göre mümkün olabilecektir.</p>

<p>Bu bağlamda, iştirak halinde işlenmiş suçlarda fail, yardım eden veya azmettiren suç ortaklarından birinin mağdurun zararını tamamen gidermesi halinde, artık giderilmesi gereken bir zarar bulunmadığından zararı gidermeyen diğer suç ortakları yönünden etkin pişmanlık müessesesinin uygulanması için "iade ve tazmin" şartı aranmayacak ise de, TCK'nun 168. maddesi tazminden çok pişmanlık esasına dayandığından zararı gidermeyen diğer suç ortaklarının en azından pişmanlıklarını ya da iade ve tazmine rıza gösterdiklerini ortaya koyacak söz veya davranışlarda bulunmaları gerekmektedir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Yağma suçunun mağduru ...'ün uğradığı zararın, sanık ...’un bilgisi dışında inceleme dışı sanıklar ... ve ... tarafından tamamen giderildiği ve mağdurun da kovuşturma evresinde verdiği dilekçesinde, tüm zararının sanık yakınları tarafından karşılandığını belirttiği, bu durumda artık giderilmesi gereken bir zarar bulunmadığından, sanık ... hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanması için "iade ve tazmin" şartının aranmasının mümkün olmadığı anlaşılmakta ise de; mağdurun zararının giderildiğine ilişkin dilekçesi kendisine okunduğunda, önce zararın tazminine katkıda bulunmak istediğini beyan eden sanık ...’un, bir sonraki oturumda bu ifadesinden farklı olarak, işlemediği bir suçtan dolayı zararın giderilmesine katkıda bulunmadığını söylemesi karşısında; mağdurun zararının giderilmesine yönelik herhangi bir gayret içine girmeyen ve pişmanlığını ortaya koyacak söz veya davranışı da bulunmayan sanık hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının bulunmadığının kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına karar veren yerel mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.06.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017654-e-2017333-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="14830"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Kent Üniversitesi Yenilikçi Sağlık Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-kent-universitesi-yenilikci-saglik-teknolojileri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-kent-universitesi-yenilikci-saglik-teknolojileri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Kent Üniversitesi Yenilikçi Sağlık Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 26 Nisan 2026 Tarihli ve 33235 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Kent Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL KENT ÜNİVERSİTESİ YENİLİKÇİ SAĞLIK TEKNOLOJİLERİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; İstanbul Kent Üniversitesi Yenilikçi Sağlık Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, İstanbul Kent Üniversitesi Yenilikçi Sağlık Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (ResearchKent): İstanbul Kent Üniversitesi Yenilikçi Sağlık Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İstanbul Kent Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İstanbul Kent Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Nanoteknoloji, hücre kültürü ve mikrobiyoloji alanlarında ileri seviyede bir araştırma altyapısı kurmak, ileri düzeyde araştırma, inceleme, geliştirme yapmak/yaptırmak ve benzeri çalışmalara iştirak etmek, yeni teknolojiler geliştirmek.</p>

<p>b) Nanoteknoloji, hücre kültürü ve mikrobiyoloji alanlarında eğitim ve Ar-Ge faaliyetlerini desteklemek.</p>

<p>c) Üniversiteler ve sanayi kuruluşlarının yüksek öğrenim düzeyinde ihtiyacı olan uzman araştırmacıları yetiştirmek.</p>

<p>ç) Merkez imkanlarını kullanarak yüksek lisans/doktora öğrencilerinin, bilimsel araştırma ve teknolojik çalışmalar yapmasına imkan tanıyarak eğitimlerine destek vermek, yönlendirmek, yetiştirmek, yapılan araştırmaları teşvik etmek, elde edilen çalışma sonuçlarını bilimsel eser olarak yayınlamak ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>d) Değişen ve gelişen pazarın talepleri doğrultusunda özgün ve orijinal üretim ve tasarım yapmak, Türkiye’nin sanayici ve girişimcilerinin ileri teknolojilere dayalı her türlü ürün, süreç ve malzeme bilgisi ihtiyaçlarına cevap verebilmek.</p>

<p>e) Ulusal ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>f) Merkezin amacı doğrultusunda Üniversite ve Merkezin yetkili kurullarınca verilecek görevleri ve çalışmaları yapmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Nanoteknoloji, hücre kültürü ve mikrobiyoloji ile ilgili sorunları incelemek, araştırmalar yapmak, yapılan araştırmaları teşvik etmek ve yayınlamak.</p>

<p>b) Nanoteknoloji, hücre kültürü ve mikrobiyoloji ile ilgili çalışmalara ve aynı zamanda ilgili kuruluşlar arasındaki koordinasyona yardımcı olmak, karşılıklı bilgi ve tecrübe aktarımını sağlamak, ilgili kurullara önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Nanoteknoloji, hücre kültürü ve mikrobiyoloji eğitimleri ile ilgili program yapmak, eğitim, yönetim ve araçlarının geliştirilmesi için çalışmalar yapmak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektöre nanoteknoloji, hücre kültürü ve mikrobiyoloji konularında danışmanlık, tasarım, üretim ve benzeri hizmetler sunmak.</p>

<p>d) Yapılan çalışma ve araştırma sonuçlarını yurt dışında ve yurt içinde dergilerde yayınlamak, süreli ve süresiz yayınlar çıkarmak.</p>

<p>e) Özel sektöre ve kamu kurumlarına sertifika vermek üzere kurslar düzenlemek, çalıştaylar, konferanslar ve seminerler gerçekleştirmek, ilgili kurumlara danışmanlık hizmeti vermek, ilgili kuruluşlar ile bilimsel ve teknik iş birliği yapmak.</p>

<p>f) Bilimsel ve teknik faaliyetlerin yürütülmesi için genel usuller çerçevesinde her türlü iç ve dış yazışmaları yapmak, bilimsel ve teknik verileri açıklayan uluslararası rapor, bülten, proje, kitap, dergi ve benzeri yayınlarda bulunmak.</p>

<p>g) İlgili mevzuat hükümleri doğrultusunda Merkez tarafından, yeni projeler için kendi adına ve/veya ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının iş birliği ile Avrupa Birliği fonları da dahil olmak üzere harici kaynakların kullanımı için başvuruda bulunmak.</p>

<p>ğ) Merkez, amaç ve görevlerini gerçekleştirebilmek için yurt içinde ve yurt dışında araştırma, hizmet, eğitim faaliyetlerini yürütebilir ve nanoteknoloji, hücre kültürü ve mikrobiyoloji ile ilgili sanayi kuruluşları ile iş birliği yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin kadrolu öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Süresi biten Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden önce herhangi bir nedenle görevi sona eren veya altı aydan fazla görevi başında bulunamayan Müdürün yerine kalan süre için aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdür, Merkezin tüm faaliyetlerinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin kadrolu öğretim üyeleri arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl süre ile müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcıları Müdürün vereceği işleri yapar.</p>

<p>(3) Müdür yardımcılarının da bulunmadığı durumlarda Yönetim Kurulu üyelerinden biri Müdüre vekâlet eder. Müdürün görev süresinin dolması veya herhangi bir sebeple görevinden ayrılması halinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek, Merkezin idari işlemlerini yürütmek.</p>

<p>b) Yönetim Kuruluna ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunun gündemini belirlemek ve alınan kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Merkezin çalışmalarının yılık programa uygun olarak düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>d) Merkezin kısa, orta ve uzun dönemli amaçları, faaliyetleri ve bunlara dayalı olarak yapılacak eğitim ve araştırma çalışmaları ile plan ve programlarını hazırlamak ve Yönetim Kurulunun onayına sunmak.</p>

<p>e) Merkezin personel ihtiyacını belirleyip Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>f) Her yıl sonunda Merkezin çalışmalarıyla ilgili yıllık faaliyet raporu ile bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlamak ve Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>g) Danışma Kurulunun gündemini belirlemek.</p>

<p>ğ) Yurt içi ve yurt dışı araştırma merkezleri, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşları ile iş birliği yapmak.</p>

<p>h) İlgili diğer mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam en fazla yedi üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Süresi sona ermeden ayrılan veya herhangi bir nedenle görevi sona eren üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir. Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine yılda en az bir defa salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) İlgili mevzuat hükümlerine göre Merkezin yönetilmesi ve işletilmesi için gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Merkezde görev yapacak personelin niteliklerine, görevlendirilmelerine ve disipline ilişkin esasları belirleyerek Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>c) Merkezde görev yapacak akademik, idari ve teknik personel ihtiyacını tespit etmek ve görevlendirilmeleri ile ilgili önerileri karara bağlayarak Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>ç) Müdürün hazırlayacağı yıllık faaliyet raporunu, bütçe tasarısını ve çalışma programını görüşerek karara bağlamak.</p>

<p>d) Merkeze yapılan proje tekliflerini değerlendirmek.</p>

<p>e) Merkezin uzun vadeli stratejik plan ve programını hazırlamak.</p>

<p>f) Merkezin uygulama birimlerinin sayısı, yapısı ve niteliklerini düzenlemek.</p>

<p>g) Danışma Kurulunun önerilerini değerlendirerek karara bağlamak.</p>

<p>ğ) İlgili diğer iş ve işlemleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanı ile ilgili konularda çalışmaları bulunan Yönetim Kurulu tarafından önerilen ve Rektör tarafından görevlendirilen en fazla on bir üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Süresi dolan üyeler yeniden görevlendirilebilir. Süresi bitmeden ayrılan üyelerin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üyeler görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu yılda en az bir kez Müdürün çağrısı üzerine üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır. Kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınır.</p>

<p>(4) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışma alanına giren konularda görüşlerin açıklanıp, tartışılmasını sağlamak ve yeni çalışma konuları üzerine görüş bildirmektir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Merkezin uygulama birimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) İhtiyaçlar doğrultusunda, Yönetim Kurulunun kararı ile Merkezde uygulama birimleri kurulabilir ve bunların sayısında ve yapılarında değişiklik yapılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkezin akademik, idari ve teknik personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkez tarafından yürütülen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman ve demirbaşlar Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Kent Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-kent-universitesi-yenilikci-saglik-teknolojileri-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="88447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barolardan ortak açıklama: Savunma hakkı yapay zekaya devredilemez]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/barolardan-ortak-aciklama-savunma-hakki-yapay-zekaya-devredilemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/barolardan-ortak-aciklama-savunma-hakki-yapay-zekaya-devredilemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[78 baro, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yargıda yapay zeka kullanımına yönelik sözlerine ilişkin ortak açıklama yaptı. Yapay zeka destekli hukukî süreçlerin savunma hakkını zayıflatmaması gerektiği vurgulanan açıklamada, "Savunma makamının teknolojik araçlar gerekçe gösterilerek zayıflatılmasına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz" denildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek'in bir söyleşide dile getirdiği "yargıda yapay zeka kullanımı" ve vatandaşların hukuki süreçlere erişiminde yapay zeka desteği projeleri, baroların tepkisine neden oldu. Aralarında Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Antalya, Bursa, Adana ve Konya barolarının da bulunduğu 78 baro, "Savunma hakkı yapay zekaya devredilemez" başlıklı ortak açıklama yayımladı.</p>

<p><i>Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</i></p>

<p>"Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından bir söyleşide dile getirilen 'yargıda yapay zeka kullanımı' ve 'vatandaşların hukukî süreçlere erişiminde yapay zeka desteği' başlıklı projeler, barolar tarafından dikkatle izlenmektedir. Bu yaklaşımın, yargı sisteminin temel güvenceleri üzerindeki etkilerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Adil yargılanma hakkı; bağımsız ve tarafsız yargı önünde, savunma hakkının etkin kullanımı ve hakkaniyete uygun yargılama güvenceleriyle birlikte korunması gereken temel bir ilkedir. Bu güvencelerin zayıflaması, hukuk güvenliğini ve yargıya duyulan güveni doğrudan sarsar.</p>

<p>Avukatlık Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca avukatlık; kamu hizmeti niteliğinde olup yargının kurucu unsurlarından bağımsız savunmayı temsil eder. Aynı Kanun'un 35. maddesi ile hukukî mütalaa verme, yargı mercileri nezdinde hakları dava ve savunma ile adlî işlemleri takip etme yetkisi münhasıran avukatlara aittir.</p>

<p>Kanun'un 2. maddesinde belirtilen amaç; hukuki ilişkilerin düzenlenmesi, uyuşmazlıkların adalet ve hakkaniyetle çözülmesi ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasının sağlanmasıdır. Bu amaç, ancak etik ilkeler, meslekî sorumluluk ve vicdanî muhakeme ile hayata geçirilebilir.</p>

<p>Vatandaşların avukat yardımı olmaksızın yapay zekâ üzerinden hukukî destek almasına imkân tanıyan uygulamalar, savunma hakkının özüne doğrudan müdahale niteliğindedir. Hukukî süreçler; salt teknik veri işleme faaliyetinin ötesinde, somut olaya göre şekillenen vicdanî değerlendirme ve hak koruma faaliyetidir. Hak arama hürriyeti ve savunma dokunulmazlığı, algoritmik sınırlara indirgenemeyecek nitelikte temel ve dokunulmaz anayasal güvencelerdir.</p>

<p>Teknolojik dönüşüm vurgusu, avukatlık mesleğinin kısıtlayan veya ikame eden bir noktaya evrilemez. Avukatların 'yapay zeka hakim' talebi ne kadar hukuk mantığına aykırı ise, idarenin "yapay zekâ avukat " yaklaşımı da eşit ölçüde sakıncalıdır.</p>

<p>Adalet, yalnızca veri işlemesiyle elde edilen matematiksel bir sonuç değil, vicdanî bir süzgeçten geçen insanî muhakemenin ürünüdür. Yargıda kalite, bağımsız mahkemeler önünde nitelikli savunma ile hakka en kısa sürede ve en adil şekilde ulaşılmasıyla ölçülür. Bu çerçevede dijitalleşme, amaç değil; yargısal süreçleri destekleyen bir araç olarak konumlandırılmalıdır.</p>

<p>Adalet Bakanlığı'nın önceliği; savunma makamının yetki alanlarını tartışmaya açmak yerine, bağımsız savunmayı güçlendirmek, hakim ve savcı niteliğini güçlendiren liyakat esaslı reformları hayata geçirmek, yargılamayı hızlandıracak teknik altyapıyı geliştirmek ve yargının tüm unsurları bakımından fizikî ve hukukî imkanları iyileştirmek olmalıdır.</p>

<p>Barolar olarak; yargının kurucu unsuru olan savunma makamının teknolojik araçlar gerekçe gösterilerek zayıflatılmasına, meslekî yetkilerin daraltılmasına ve 'yapay zeka' adı altında hukuk hizmetlerinin mekanik bir yapıya indirgenmesine yönelik her türlü girişime karşı hukukî ve kurumsal mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz."</p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/tbb-adalete-gercek-anlamda-erisim-icin-oncelik-savunmanin-guclendirilmesi-olmalidir" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; TBB: Adalete Gerçek Anlamda Erişim İçin Öncelik Savunmanın Güçlendirilmesi Olmalıdır</span></a></strong></h3>

<p><img alt="H Gw45 Rba8 A A Ibu F" height="1600" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/h-gw45-rba8-a-a-ibu-f.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<p></p>

<p><img alt="H Gw46Gua U A A F6 T L" height="1600" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/h-gw46gua-u-a-a-f6-t-l.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="H Gw475Lb M A Elu A3" height="1600" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/h-gw475lb-m-a-elu-a3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-yapay-zeka-avukatin-alternatifi-olarak-degerlendirilemez" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Bakan Gürlek: Yapay zeka avukatın alternatifi olarak değerlendirilemez</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/barolardan-ortak-aciklama-savunma-hakki-yapay-zekaya-devredilemez</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/baro/avukat-cubbe-saat.jpg" type="image/jpeg" length="90002"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2013/711 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2013711-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2013711-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/4/2014 tarihli ve 2013/711 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KENAN YILDIRIM VE TURAN YILDIRIM BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2013/711)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 3/4/2014</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> KALELİ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Nuri NECİPOĞLU</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Erdal TERCAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Zühtü ARSLAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Murat AZAKLI</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucular</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Kenan YILDIRIM</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Turan YILDIRIM</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekilleri</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Yusuf İzzettin DOĞAN</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURUNUN KONUSU</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, Esenyurt Belediye Başkanlığı aleyhine açtıkları kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin ödenmesi davası sonunda Mahkemece hükmedilen bedelin ödenmediğini, Belediye aleyhine yaptıkları icra takiplerinin sonuçsuz kaldığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, tazminat talep etmişlerdir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURU SÜRECİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvuru, 11/1/2013 tarihinde Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Birinci Bölümün 14/11/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Adalet Bakanlığının 27/12/2013 tarihli görüş yazısı 13/1/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş olup, başvurucular vekili 15/1/2014 havale tarihli dilekçesinde, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">OLAY VE OLGULAR</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Olaylar </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">İstanbul ili Büyükçekmece ilçesi Esenyurt köyü, 190 ada 15 parsel numaralı taşınmaz, Esenyurt Belediyesi tarafından başvuruculara yapılan satış sonucu, 21/8/1991 tarihinde başvurucular adlarına 1/2'şer pay oranlarıyla tapuya tescil edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, 14/5/2008 tarihinde Esenyurt Belediye Başkanlığı aleyhine Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada, davalının, tadilat imar planı ile 190 ada 15 parsel numaralı taşınmazın tamamını park alanına dönüştürdüğünü, fiilen taşınmaza el attığını, yapılan imar değişikliği ile ikinci kez Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) kestiğini ileri sürerek kamulaştırma yapılmaksızın el atılan taşınmazın bedeli olarak 7.000 TL'nin tahsilini talep etmişlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Mahkemece, 26/11/2008 tarih ve E.2008/519, K.2008/1438 sayılı kararla; imar planı değişikliği ile taşınmazın park alanı olarak ayrıldığı ve bu doğrultuda davalı tarafından kamulaştırma kararı alınarak taşınmazın tapu kaydına şerh verildiği, başvurucuların taşınmazı kullanmalarının engellendiği, taşınmaza kamulaştırma yapılmaksızın el atıldığı gerekçesiyle; taşınmazın 158.012 TL olan toplam değerinden taleple bağlı kalınarak 7.000 TL'sinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsili ile eşit oranda başvuruculara ödenmesine taşınmazın davacılar adına olan tapu kaydının iptali ile davalı Belediye adına tapuya tesciline karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Temyiz üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 14/12/2009 tarih ve E.2009/10244, K.2009/17487 sayılı kararıyla hüküm onanmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Karar düzeltme istemi, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 8/4/2010 tarih ve E.2010/5515, K.2010/6076 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, 4/2/2010 tarihinde anılan Mahkeme kararına dayalı olarak Esenyurt Belediye Başkanlığı aleyhine Küçükçekmece 1. İcra Müdürlüğünün E.2011/3809 sayılı dosyasında 7.000 TL asıl alacak, işlemiş faiz, vekalet ücreti, faiz ve yargılama giderleri ile birlikte 10.058,77 TL'nin asıl alacağa uygulanacak %9 faiz ile tahsili amacıyla ilama dayalı icra takibi başlatmışlar ve Esenyurt Belediye Başkanlığına icra emri gönderilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, 11/5/2010 tarihinde Esenyurt Belediye Başkanlığı aleyhine Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada, davalının 190 ada 15 parsel numaralı taşınmaza kamulaştırma yapmaksızın el attığı iddiasıyla ilk kararda hesaplanan 158.012 TL'den Mahkemece 26/11/2008 tarih ve E.2008/519, K.2008/1438 sayılı kararla hükmedilen 7.000 TL kamulaştırmasız el atma bedelinin mahsubu ile bakiye 151.012 TL'nin tahsilini talep etmişlerdir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Mahkemece, 15/9/2010 tarih ve E.2010/687, K.2010/959 sayılı kararla; davalının kamulaştırma yapmaksızın taşınmaza el attığı, taşınmazın değerinin 158.012 TL olduğu ve ilk kararda 7.000 TL'nin davalıdan tahsiline ve taşınmazın Belediye adına tapuya tesciline karar verildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, bakiye 151.012 TL taşınmaz bedelinin 14/5/2008 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsili ile eşit oranda başvuruculara ödenmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Temyiz üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 29/9/2011 tarih ve E.2011/5379, K.2011/15196 sayılı kararıyla hüküm onanmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 26/3/2012 tarih ve E.2011/21571, K.2012/5735 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, 19/10/2010 tarihinde, temyizden önce, anılan Mahkeme kararına dayalı olarak Esenyurt Belediye Başkanlığı aleyhine Küçükçekmece 2. İcra Müdürlüğünün E.2010/10753 sayılı dosyasında 151.012 TL asıl alacak, işlemiş faiz, vekalet ücreti, faiz ve dava giderleri ile birlikte 198.949,30 TL'nin asıl alacağa uygulanacak %9 faiz ile tahsili amacıyla ilama dayalı icra takibi başlatmışlar ve Esenyurt Belediye Başkanlığına icra emri gönderilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, 4/12/2012 tarihinde Esenyurt Belediye Başkanlığına başvurarak, kesinleşmiş Mahkeme kararlarına dayalı alacaklarının ne zaman ödeneceğinin ve ödeme sırasının bildirilmesini talep etmişlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Esenyurt</span><span style="color:#010000"> Belediye Başkanlığınca, 11/12/2012 tarih ve 5056 sayılı yazı ile her iki icra takip dosyasındaki taleplerin, 10/12/2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 34. maddesi gereği ödeme yapılmak üzere sıraya alındığı bildirilmiş, icra ödeme listesinde başvurucuların alacaklarının ödenmediği ve ödeme yapılacaklar arasında 30. ve 31. sırada oldukları belirtilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anılan yazı 18/12/2012 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">İlgili Hukuk</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16/5/1956 tarih ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir: </span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan malik, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin el konulan taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde, taşınmazın el koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar verilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22.</span><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> </span></i><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5018 sayılı Kanun'un “<i><i><font face="Times New Roman">Ödenemeyen giderler ve bütçeleştirilmiş borçlar”</font></i></i></span><i><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> </span></i></i><i><i><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">kenar başlıklı</span></i></i><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> 34. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Ödeme emri belgesine bağlandığı halde ödenemeyen tutarlar, bütçeye gider yazılarak emanet hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Ancak, malın alındığı veya hizmetin yapıldığı malî yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar talep edilmeyen emanet hesaplarındaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen tutarlar, mahkeme kararı üzerine ödenir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara, tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir</span></i><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000">.” </span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23. 5018 sayılı Kanun’un “<i><i><font face="Times New Roman">Taşınır ve taşınmaz edinme”</font></i></i></span><i><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> </span></i></i><i><i><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">kenar başlıklı</span></i><span style="color:#010000"> </span></i><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri, kamu hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda gereken nicelikte ve nitelikte taşınır ve taşınmazları, yurt içinde veya yurt dışında, bedellerini peşin veya taksitle ödeyerek veya finansal kiralama suretiyle edinebilirler. Kamu idareleri, taşınmaz satın alma veya kamulaştırma işlemlerini yetki devri yoluyla bir başka kamu idaresi eliyle yürütebilir. Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin edindiği taşınmazlar Hazine adına, diğer kamu idarelerine ait taşınmazlar ise tüzel kişilikleri adına tapu sicilinde tescil olunur. Hazine adına tescil edilen taşınmazlar Maliye Bakanlığı tarafından yönetilir. Bu tescil işlemleri, adına tescil yapılan idarenin taşınmazın bulunduğu yerdeki ilgili birimine bildirilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24. 9/6/1932 tarih ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun</span><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000"> </span><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000">“</span></i><i><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Haczi Caiz Olmıyan Mallar ve Haklar”</span></i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">kenar başlıklı 82.maddesinin 1.fıkrası şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Aşağıdaki şeyler haczolunamaz:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1. Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…” </span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 18/6/2010 tarih ve 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la eklenen <i>“<font face="Times New Roman">Kamulaştırmasız el koyma sebebiyle tazmin”</font></i><font face="Times New Roman"> kenar başlıklı geçici 6. maddenin son fıkrası şöyledir:</font></span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26. 2942 sayılı Kanun’un,</span><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24/5/2013 tarih ve 4687 sayılı Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile değiştirilen, <i>“Kamulaştırılmaksızın kamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti” </i>kenar başlıklı geçici 6. maddesinin sekizinci ve onbirinci fıkraları şöyledir:<i> </i></span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde, ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…. </span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelin tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27</span><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000">.</span></i><i><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></i><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3/7/2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun <i>“Belediyenin yetkileri ve imtiyazları” </i>kenar başlıklı 15. maddesinin son fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.”</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İNCELEME VE GEREKÇE</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Mahkemenin 3/4/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 11/1/2013 tarih ve 2013/711 numaralı bireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucuların İddiaları</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, Esenyurt Belediye Başkanlığından satın aldıkları ve adlarına tapuya tescilli taşınmazlarına Belediye tarafından kamulaştırma yapılmaksızın el atıldığını, Belediye aleyhine Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davalar sonunda taşınmazın bedelinin Belediyeden tahsiline karar verildiğini, Mahkeme kararlarının icrası amacıyla Küçükçekmece 1. ve 2. İcra Müdürlüklerinde yapılan ilama dayalı icra takibine rağmen hükmedilen bedellerin ödenmediğini, Belediyenin kamu mallarının haczedilmezliğine dayalı kanun hükümlerine dayanarak ödemeden kaçındığını, taşınmazın mülkiyetinin Belediyeye geçtiğini, buna rağmen taşınmazın bedelinin ödenmediğini belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, ihlalin tespitini, taşınmazın değerinin artması nedeniyle Mahkemece karar verilen ve ödenmeyen 158.012 TL tazminatın rayiç değeri olarak, 395.000 TL maddi tazminata ve 100.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Değerlendirme </span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Kabul Edilebilirlik Yönünden</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucuların, Mahkeme kararıyla hükmedilen taşınmaz bedelinin ödenmemesiyle ilgili şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyetler için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Esas Yönünden</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin ödenmesi davaları sonunda hükmedilen bedellerin ödenmediğini belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucuların, kesinleşmiş ve infaz edilebilir mahkeme kararının infazının sağlanmadığına dair ihlal iddialarının, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlali iddiaları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Adalet Bakanlığının görüşüne karşı başvurucular, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, başvuru dilekçelerindeki hususları tekrar ettiklerini bildirmişlerdir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18). </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucunun ihlal iddiaları, iki ayrı başlık altında değerlendirilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Anayasa’nın “<i>Hak arama hürriyeti</i>” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Sözleşme’nin “<i>Adil yargılanma hakkı</i>” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, K.T. 14/1/2010). </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (bkz.<i> Hornsby / Yunanistan, </i>B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40)<i>.</i> </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Yargı kararlarının uygulanması “<i>mahkemeye erişim hakkı</i>” kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre, yargılama sonucunda mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli değildir; ayrıca bu kararın etkili bir şekilde uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını, taraflardan birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hale getiren düzenlemeler bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi hallerinde, “<i>mahkemeye erişim hakkı</i>” da anlamını yitirir (B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının, lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda, Sözleşme’nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin, bir yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi, 6. madde anlamında “<i>dava</i>”nın tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (bkz.<i> Burdov / Rusya, </i>B. No:59498/00, 7/5/2002, § 34).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı kararlarına uymasını gerektirmektedir. Şayet idare, yargı kararını uygulamayı reddediyor veya ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa, bu durumda davada taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybetmektedir (bkz.<i> Süzer ve Eksen Holding A.Ş. / Türkiye, </i>B. No:6334/05, 23/10/2012, § 115).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (bkz.<i> Apostol / Gürcistan, </i>B. No:40765/02, 28/2/2007, § 54).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Devlet, bir kurumu aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararıyla ortaya konulan borcunu ifa etmemek için ekonomik kaynak yokluğunu mazeret olarak ileri süremez (bkz.<i> Burdov / Rusya, </i>B. No:59498/00, 7/5/2002, § 35).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Devlet aleyhine birey lehine verilmiş olan nihai bir kararın söz konusu olduğu durumlarda, birey ayrı bir icra takibi yapmaya zorlanamaz (bkz.<i> Manushaqe Puto ve Diğerleri / Arnavutluk, </i>B. No: 604/07, 34770/09, 43628/07, 31/7/2012, § 71).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvuru konusu olayda, kamulaştırma yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin taşınmaza el atıldığı iddiasıyla Belediye aleyhine açılan dava sonucunda taşınmazın bedelinin Belediyeden tahsiline karar verilmiş olup, bu sorunun çözümüne yönelik olarak yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, Esenyurt Belediye Başkanlığı aleyhine Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davalar sonunda tazminatın Belediyeden tahsiline karar verildiğini, Mahkeme kararlarının icrası amacıyla Küçükçekmece 1. ve 2. İcra Müdürlüklerinde başlattıkları ilama dayalı icra takiplerine rağmen hükmedilen alacakların ödenmediğini, taşınmazın mülkiyeti Belediyeye geçtiği halde Belediyenin kamu mallarının haczedilmezliğine dayalı kanun hükümlerine dayanarak ödemeden kaçındığını belirterek, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesince başvurucular lehine verilen kararın icra edilebilir olmasına ve başvurucuların hukuk sisteminde düzenlenen tüm başvuru yollarını kullanmalarına rağmen, Mahkeme kararıyla hükmedilen taşınmaz bedeli herhangi bir sebep gösterilmeden İdare tarafından ödenmemiş ve bu şekilde Mahkeme kararı başvurucular aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanmamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Mahkemece hükmedilen taşınmaz bedelinin ödenmesindeki normal olmayan gecikmeler, paranın değer kaybetmesi göz önünde tutulduğunda, taşınmazına el konulan kişileri belirsizlik içinde bırakarak maddi kayıplara neden olabilir. Hatta mahkemece faize hükmedilse dahi bu faiz miktarının, maddi zararların tamamını karşılama imkanı olmayabilir (bkz.<i> Akkuş / Türkiye, </i>B.No:19263/92, 9/7/1997, § 29).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">2942 sayılı yasaya eklenen geçici 6. maddenin onbirinci fıkrası, 9/10/1956 ile 4/11/1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle mahkemelerce hükmedilen tazminatların tahsili amacıyla idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceği hükmünü içermektedir. Kanun'da bu amaçla idarelerin bütçelerinden belli bir pay ayrılması ve ödemelerin bu paylar üzerinden yapılması, ayrılan payın hükmedilen tazminat miktarını karşılamaması halinde ödemelerin gelecek yıllara aktarılarak taksitle ve garameten yapılması öngörülmüştür. Taksitlendirme halinde kanuni faiz ödenmesi de kurala bağlanmıştır (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012). Ancak hukuka aykırı olarak bireyin mülkiyet hakkına müdahale eden idarenin, kesinleşen mahkeme kararlarıyla hükmedilen alacakları veya tazminatları ödememekte ısrar etmesi halinde, adil yargılanma hakkının kapsamında mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur. Anılan düzenleme, kesinleşen mahkeme kararlarıyla hükmedilen alacak veya tazminatları ödememe sebebi olamaz. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Kesinleşmiş mahkeme kararlarının makul sürede uygulanmaması ya da icra edilmemesi adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir. Somut olayda başvurucular lehine verilen Mahkeme kararları, başvurucuların bu kararların icrası için gerekli tüm girişimlerde bulunmalarına rağmen Belediye tarafından gerekçe gösterilmeksizin dört yılı aşkın süre boyunca yerine getirilmemiştir. Anılan kararların niteliği dikkate alındığında bu sürenin makul olmadığı açıktır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">54.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Belediyenin, aleyhine verilen, kesinleşmiş ve infaz edilebilir yargı kararlarının infazını sağlamak için gerekli tedbirleri almamakla başvuranların mahkemeye erişim haklarını ihlal ettiği ve dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesini etkili sonuçları bakımından konusuz bıraktığı anlaşılmış olup, başvurucuların adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir</span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">55.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Anayasa’nın <i>“Mülkiyet hakkı”</i> kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">56.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Sözleşme’ye</span><span style="color:#010000"> Ek 1 No.lu Protokol’ün <i>“Mülkiyetin korunması”</i> kenar başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">57.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Anayasa’nın 35. maddesi ve Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">58.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Sözleşme’ye</span><span style="color:#010000"> Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyetten barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranın ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayı düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikinci cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygun olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer almaktadır (bkz.<i> Sporrong ve Lönnroth / İsveç, </i>B. No: <font face="Times New Roman">7151/75, 7152/75, </font>23/9/1982, § 61).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">59.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Anayasa’nın 35. maddesi de Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesindeki düzenlemeye paralel şekilde, birinci fıkrasında mülkiyet hakkını tanımış, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyet hakkının sınırlandırılması ve bu sınırlandırmanın ölçütü belirtilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">60.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">AİHM, yargı kararlarının icrasının gecikmesini, <i>“mülkten barışçıl yararlanma” </i>hakkına müdahale olarak kabul etmektedir (bkz.<i> Burdov / Rusya, </i>B. No:59498/00, 7/5/2002, § 40).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">61.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Somut olayda olduğu gibi, kamulaştırma işlemi yapmaksızın bireylere ait taşınmaza el atan idarenin, bu fiili nedeniyle aleyhine açılan dava sonucunda hükmedilen alacağı veya tazminatı ödememesi, mülkiyetten barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesini ihlal niteliğindedir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">62.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 35. maddesine uygun olarak bir kimsenin mülkiyet hakkına devlet tarafından müdahale edilmişse veya malvarlığı üzerindeki hakları kullanılamaz hale getirilmişse, bu kişinin hakkının korunması gerekir. Bu da ancak mülkiyete konu malvarlığının değerinin ödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilir. Kural olarak devlet tarafından el atılan malvarlığının değerini, devletin kendiliğinden ödemesi beklenir</span><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(bkz.<i> Carbonara ve Ventura / İtalya, </i>B. No: 24638/94<font face="Times New Roman">, 30/5/2000</font>, § 67). </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">63.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olabilecek malvarlığı değerlerinin de belirlenmesi gerekir. Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin bir şekilde tanımlanmış alacak hakları da girebilir (AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T. 10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">64.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Bir mahkeme hükmünden doğan alacak, icra edilebilir olduğunun kanıtlanması durumunda mal ve mülk olarak kabul edilebilir (bkz.<i> Burdov / Rusya, </i>B. No:59498/00, 7/5/2002, § 40).<i> </i>Kamulaştırma yapılmaksızın el atılan taşınmaz bedelinin ödenmesine yönelik mahkeme kararının icra edilebilir olduğunda şüphe bulunmamaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">65.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">AİHM, demokratik bir toplumda hukukun üstünlüğü ilkesine atıfla, alacak hakkı bulunduğunu gösteren yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının da ihlal edildiğini kabul etmektedir (bkz.<i> Süzer ve Eksen Holding A.Ş. / Türkiye, </i>B. No:6334/05, 23/10/2012, § 155).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">66.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Öte yandan, Sözleşme’nin 6. maddesi ile Protokol’ün 1. maddesi, devlete, yargı kararlarının uygulanması bakımından etkili bir sistem kurma yükümlülüğü getirmektedir. (bkz<i>.</i><i> Fuklev / Ukrayna, </i>B.<i> </i>No: 71186/01, 30/11/2005, § 84).<i> </i>Bir mahkeme kararını uygulamakla görevli kamu makamları, bu kararın uygulanmasını engellemekte ya da kararın uygulanması için gerekli özeni göstermemekteyse bu durum Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinin ihlali anlamına gelir.<i> </i></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">67.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvuruya konu Mahkeme kararlarıyla Belediye tarafından kamulaştırma yapılmaksızın el atılan taşınmaz bedelinin Belediyeden tahsiline karar verilmiş olup, hüküm altına alınan taşınmaz bedeli, başvurucuların alacak hakları olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla mahkeme kararına dayalı bu alacaklar “mülkiyet” hakkı kapsamında değerlendirilir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">68.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">“İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda, kamu otoritelerinin, uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (bkz.<i> Krstic / Sırbistan, </i>B. No: 45394/06, 10/12/2013, § 78).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">69.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yukarıda açıklandığı üzere (bkz. §§ 26-27), kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle mahkemelerce hükmedilen tazminatların tahsili amacıyla idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez. Bu kuralın amacı, idarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamu hizmetlerinin yürütülebilmesi için gerekli olan kaynaklarının korunmasıdır. Toplumsal yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli bir şekilde sürdürülebilmesi için zorunlu olan kamu hizmetlerinin kesintisiz bir biçimde yürütülmesi, idarelerin belli ayni ve nakdi varlıklara sahip olmalarına bağlıdır. İdarelerin, kamu hizmetlerini yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu malların haczedilmesi halinde bu hizmetlerin aksayacağı ya da hiç yerine getirilemeyeceği açıktır. İdarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilememesi nedeniyle bireyler tazminat alacaklarını daha geç tahsil edebileceklerse de bu gecikme için kanuni faiz ödenmesiyle kamu yararı ile birey hakları arasında makul bir denge kurmaya çalışılmıştır. Bu nedenle kamu hizmetlerinin aksatılmadan yerine getirilmesini güvence altına almak amacıyla birey haklarına getirilen bu sınırlamanın ölçüsüz olduğu söylenemez (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012). </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">70.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Ancak idarelerin, mal, hak ve alacaklarının haczedilememesi kuralının arkasına sığınarak mahkeme kararıyla hükmedilen ve kesinleşen kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelini ödemekten imtina etmeleri, kamu yararı ile kişi hakları arasındaki dengeyi kişilerin zararına olacak şekilde bozabilir. Bu durum, taşınmazına el konulduğu halde, Mahkemece hükmedilen taşınmazının bedeli ödenmeyen kişi yönünden mülkiyet hakkının ihlali niteliğinde kabul edilir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">71.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvuru konusu olayda, başvurucular tarafından Esenyurt Belediye Başkanlığı aleyhine 14/5/2008 tarihinde Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonucunda verilen 26/11/2008 tarihli karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesince karar düzeltme isteminin reddedildiği tarih olan 8/4/2010 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucular anılan karara dayalı olarak Belediye aleyhine 4/2/2010 tarihinde Küçükçekmece 1. İcra Müdürlüğünde ilama dayalı icra takibi başlatmışlardır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">72.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Yine başvurucular tarafından Esenyurt Belediye Başkanlığı aleyhine 11/5/2010 tarihinde Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonucunda verilen 15/9/2010 tarihli karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesince karar düzeltme isteminin reddedildiği tarih olan 26/3/2012 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucular anılan karara dayalı olarak, Belediye aleyhine 19/10/2010 tarihinde Küçükçekmece 2. İcra Müdürlüğünde ilama dayalı icra takibi başlatmışlardır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">73.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucuların her iki karara dayalı olarak başlattıkları icra takiplerine rağmen Belediye tarafından başvuruculara ödeme yapılmamış, yalnızca ödemenin sıraya konulduğu bildirilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">74.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucuların, Mahkeme kararına dayalı ve mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilen alacaklarının tahsili amacıyla İdare aleyhine yaptıkları icra takibinin uzun sürmesi ve alacağa ulaşmada bir belirsizlik bulunması, Mahkemece verilen kararı, etkili sonuçları bakımından konusuz bırakmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">75.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle; Mahkemece hükmedilen taşınmaz bedelinin Belediye tarafından ödenmemesi nedeniyle başvurucuların, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">76.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, Mahkeme kararına dayalı alacaklarının ödenmemesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğinin tespitini, 395.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminatın ödenmesini talep etmişlerdir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">77.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucuların tazminat talebi konusunda değerlendirme yapılmamıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">78.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">6216 sayılı Kanun’un “<i>Kararlar</i>” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">79.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, hak ihlalinin giderilmesi için maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir. Başvurucuların mahkeme kararına dayalı alacaklarının ödenmemesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği anlaşılmıştır. Başvurucuların maruz kaldıkları zarar, derece mahkemelerinin nihai kararları verdikleri tarihte almaları gereken tazminatın ödenmemesiyle ilişkilidir. Başvurucuların, Mahkeme kararlarının icrasına başladıkları 4/2/2010 tarihinden itibaren Anayasa Mahkemesince karar verildiği tarihe kadar 4 yıl 1 ay 29 gün süren icra safhasının makul olmadığı ve başvurucuların mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği nazara alındığında, başvurucuların yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında her bir başvurucuya takdiren 6.650,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">80.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular, taşınmazın rayiç değerinin arttığını, dava tarihindeki rayiç değerin üzerinde değer kazandığını, aradaki değer farkının faizle karşılanmasının mümkün olmadığını belirterek, maddi tazminat talebinde de bulunmuşlardır. Maddi zararın karşılanması için tazminata hükmedilmesi, başvurucuların ihlal ile mali kayıp arasında illiyet bağı olduğunu kanıtlamalarına bağlıdır. Başvuruya konu kararlarda Mahkemece, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin yasal faiziyle Belediyeden tahsiline karar verilmiş, başvurucular tarafından da icra takiplerinde yasal faizle tahsil talebinde bulunulmuştur. Başvurucular, dava tarihi itibarıyla taşınmazın gerçek rayicinin belirlendiğini ve o tarih itibarıyla belirlenen değerin uygun olduğunu, ancak aradan geçen süre içinde taşınmazın rayiç değerinin çok arttığını, rayiç değer farkının faizle karşılanamayacağını ileri sürmüşler, ancak başka bir sebebe dayalı olarak maddi zarar iddiasında bulunmamışlardır. Başvuru konusu olayda, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, başvurucuların, faiz ile enflasyon oranı arasındaki farktan kaynaklanan zarar iddiasında bulunmadıkları, Mahkeme kararıyla taşınmazın değerinin tespit edildiği ve mülkiyetinin el değiştirdiği dikkate alındığında, taşınmazın rayiç değerinin artması nedeniyle talep ettikleri maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">81.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">82.</span><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvuruya konu yargılama sonunda verilen kararların icra edilmediği ve bu hususun başvurucuların mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ihlal ettiği gözetilerek, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, Mahkeme kararlarının mümkün olan en kısa sürede yerine getirilmesini teminen, kararın bir örneğinin ilgili Belediyeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">HÜKÜM</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurunun mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi sonucu alacak hakkının ödenmemesiyle ilgili şikâyet yönünden <i>KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</i></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının <i>İHLAL EDİLDİĞİNE,</i></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuruculara ayrı ayrı olmak üzere 6.650,00 TL manevi tazminat <i>ÖDENMESİNE, </i>başvurucuların diğer taleplerinin <i>REDDİNE,</i></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">D.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin <i>BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,</i></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">E.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">F.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kararın bir örneğinin Esenyurt Belediye Başkanlığına gönderilmesine,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3/4/2014 tarihinde <i>OY BİRLİĞİYLE</i> karar verildi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2013711-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="89252"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2015/7448 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20157448-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20157448-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 10/10/2018 tarihli ve 2015/7448 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İKİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">HALİM ALPER VE ÖMER ALPER BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2015/7448)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 10/10/2018</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İKİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Engin YILDIRIM</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Recep KÖMÜRCÜ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Celal Mümtaz AKINCI</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Muammer TOPAL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Recai AKYEL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Eşref Uğur ŞENOL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucular</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Halim ALPER</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Ömer ALPER</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Ersan AKSU</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuru, ruhsatsız olan binanın yıkılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Başvuru 29/4/2015 tarihinde yapılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Başvurucular, Samsun ili İlkadım ilçesi Çatalarmut Mahallesi 309 parsel sayılı taşınmazın müşterek maliklerindendir. Taşınmaz, tapuda <i>ev ve tarla</i> niteliğiyle kayıtlıdır. Bu taşınmaz üzerinde başvuruculara ait bodrum, zemin ve birinci kattan oluşan üç katlı bir bina bulunmaktadır. Başvurucuların beyanına göre binanın ilk iki katı 1999 yılında yapılmış, üçüncü katı ise 2009 yılında tamamlanmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. İlkadım Belediyesi (Belediye) tarafından yapılan denetimde taşınmaz üzerinde yer alan yapının kaçak olarak inşa edildiği tespit edilmiştir. Belediye Encümeninin 26/2/1999 tarihli kararıyla para cezasına ve kaçak yapının yıkımına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. Belediye tarafından 2009 yılında yapılan yeni bir denetimde; taşınmaz üzerinde bodrum ve zemin kattan oluşan binanın var olduğu, ilaveten birinci katın inşasına da başlandığı tespit edilmiş ve bina kaçak olarak yapıldığından inşaat durdurularak mühürlenmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Belediye Encümeninin 17/3/2009 tarihli kararıyla; 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi gereğince kaçak olarak yapıldığı tespit edilen ve heyelan bölgesinde olması nedeniyle ruhsata bağlanması da hukuken mümkün olmayan yapının yıkımına,<strong> </strong>aynı Kanun'un 42. maddesi kapsamında başvurucu Halim Alper hakkında 5.000 TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Samsun Büyükşehir Belediye Meclisinin 15/5/2009 tarihli kararıyla başvurucuların taşınmazının da içinde bulunduğu alanda yol genişletme çalışması kararı alınmıştır. Büyükşehir Belediye Encümeninin 26/2/2010 tarihli kararıyla bu alanda bulunan taşınmazların kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Büyükşehir Belediyesince taşınmaz üzerindeki yapının kaçak olmasına rağmen yıkım kararının Belediye tarafından yerine getirilmediği tespit edilerek 24/1/2011 tarihli yazıyla başvuruculara binayı 14/2/2011 tarihine kadar yıkmaları ihtar edilmiştir. 21/2/2011 tarihinde de yıkım işlemi Büyükşehir Belediyesince gerçekleştirilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13. Başvurucuların sunmuş oldukları belgeler incelendiğinde, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi alınmadan kullanılan bu yapının elektrik ve su aboneliklerinin yapılmış olduğu, başvurucu Halim Alper adına düzenlenen elektrik ve su faturalarının bulunduğu görülmüştür. Belediye tarafından bu binaya ilişkin emlak vergisi bildirimlerinin düzenlendiği anlaşılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14. Başvurucular, Büyükşehir Belediyesi aleyhine ilk olarak adli yargıda tazminat davası açmışlardır. Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle 13/9/2013 tarihinde dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir. Kararın kesinleşmesi üzerine açılan tam yargı davasında Samsun 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 15/7/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, kaçak olarak inşa edilen yapının yıkımının 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi kapsamında idare açısından bir hak ve sorumluluk olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak 23/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 11. maddesi kapsamında verilen yetki çerçevesinde başvuruculara bildirim yapılarak binanın yıkılmasının hizmet kusuru olarak değerlendirilemeyeceği, yapının yıkımı nedeniyle oluşan zararın idare tarafından tazmin edilmesinin hukuken mümkün olmadığı belirtilip davanın reddine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15. Başvurucuların itirazı Samsun Bölge İdare Mahkemesinin 16/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucuların karar düzeltme istemlerinin de aynı Bölge İdare Mahkemesinin 17/3/2015 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine karar kesinleşmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16. Nihai karar, başvurucular vekiline 31/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17. Başvurucular 29/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Ulusal Hukuk</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18. 3194 sayılı Kanun'un "Kapsam" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19. 3194 sayılı Kanun’un <i>"Yapı ruhsatiyesi"</i> kenar başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20. 3194 sayılı Kanun’un <i>"Ruhsat alma şartları"</i> kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Belediyeler veya valiliklerce ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaat tarihinden itibaren onbeş gün içinde müracaatçıya ilgili bütün eksik ve yanlışları yazı ile bildirilir. Eksik ve yanlışlar giderildikten sonra yapılacak müracaattan itibaren en geç onbeş gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21. 3194 sayılı Kanun’un <i>"Yapı kullanma izni" </i>kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye, valilik bürolarından; 27 nci maddeye göre ruhsata tabi olmayan yapıların tamamen veya kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valilikten izin alınması mecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespiti gerekir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Belediyeler, valilikler mal sahiplerinin müracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksi halde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına izin verilmiş sayılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu maddeye göre verilen izin yapı sahibini kanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağı gibi her türlü vergi, resim ve harç ödeme mükellefiyetinden de kurtarmaz.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22. 3194 sayılı Kanun’un<i> "Kullanma izni alınmamış yapılar" </i>kenar başlıklı 31. maddesi şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“İnşaatın bitme günü, kullanma izninin verildiği tarihtir. Kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılarda izin alınıncaya kadar elektrik, su ve kanalizasyon hizmetlerinden ve tesislerinden faydalandırılmazlar. Ancak, kullanma izni alan bağımsız bölümler bu hizmetlerden istifade ettirilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23. 3194 sayılı Kanun’un<i> "Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar" </i>kenar başlıklı 32. maddesi şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24. 5216 sayılı Kanun’un<i> "Büyükşehir belediyesinin imar denetim yetkisi" </i>kenar başlıklı 11. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Büyükşehir belediyesi tarafından belirlenen ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapılar, gerekli işlem yapılmak üzere ilgili belediyeye bildirilir. Belirlenen imara aykırı uygulama, ilgili belediye tarafından üç ay içinde giderilmediği takdirde, büyükşehir belediyesi 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 32 ve 42 nci maddelerinde belirtilen yetkilerini kullanma hakkını haizdir...”</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25.<i> Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye</i> (B. No: 22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay, başvuruculara ait 1997 yılında yaptırılan konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemeleri konutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle başvurucuların tazminat taleplerini reddetmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından, özellikle ruhsatsız olarak yapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımı yönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilen konut yönünden başvurucuların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkil edebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir (<i>Keriman</i><i> Tekin ve diğerleri/Türkiye, </i>§§ 40-47). AİHM; başvuruyu genel ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiş (<i>Keriman</i><i> Tekin ve diğerleri/Türkiye, </i>§§ 52, 55), müdahalenin kanuni dayanağının çevreyi korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (<i>Keriman</i><i> Tekin ve diğerleri/Türkiye, </i>§§ 68, 69). Ancak AİHM'e göre somut olayın koşullarında oluşan maddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi, başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararı arasındaki adil dengeyi bozmuş; başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet yükletilmesine yol açmıştır. AİHM, bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyet haklarının ihlaline karar vermiştir (<i>Keriman</i><i> Tekin ve diğerleri/Türkiye, </i>§§ 70, 71).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26. Benzer şekilde <i>Tiryakioğlu/Türkiye</i> (k.k., B. No: 24404/02, 13/5/2008) kararında da AİHM, başvurucunun askerî güvenlik bölgesi içinde ruhsatsız olarak yapılan binanın yıkımına ilişkin şikâyetini incelemiştir. AİHM özellikle bu alanda bina yapılamayacağına dair düzenlemenin öngörülebilir olduğuna ve nitekim binanın yapımından kısa bir süre sonra da yıkım ile ilgili idare tarafından işlemler yapıldığına vurgu yapmıştır. AİHM, bu alanda kamu makamlarına tanınan geniş takdir yetkisi de dikkate alındığında başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklenmediğini belirterek müdahaleyi ölçülü bulmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucuların İddiaları</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28. Başvurucular, kendileri adına tapuda kayıtlı taşınmaz üzerine ruhsatsız olarak bina yaptıklarını kabul etmektedirler. Fakat başvurucular; binayı 1999 yılından beri mesken olarak kullandıklarını, bu süre içinde Belediye tarafından binanın su aboneliğinin ve ilgili idare tarafından da elektrik aboneliğinin yapıldığını, emlak vergilerinin Belediyeye ödendiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular; binanın kaçak olduğu gerekçesiyle iki kez idari para cezası ve yıkım kararı verilmesine rağmen sadece idari para cezalarının tahsil edildiğini, çevredeki diğer binalarda olduğu gibi kendi binalarına da yıkım kararının uygulanmadığını, bu durumun kendilerinde binanın yıkılmayacağına ilişkin haklı bir beklenti oluşturduğunu belirtmişlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29. Başvurucular, binanın bulunduğu taşınmazın kamulaştırma bedelinin ödenmesine rağmen üzerindeki binanın kaçak olduğu gerekçesiyle yapı bedelinin ödenmediğinden yakınmaktadırlar. Başvuruculara göre idare, yıkım kararının arkasına dolanarak kamulaştırma işlemi nedeniyle oluşan tazmin yükümlülüğünden kurtulmaya çalışmaktadır. Başvurucular; yapının yıkımı nedeniyle oluşan zararlarının tazmini için idari ve yargısal yollara başvurduklarını fakat sonuç alamadıklarını, çevredeki bir kısım bina maliklerine yapı bedeli ödenmesine rağmen kendilerine ödenmediğini, hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmadığını belirterek adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Değerlendirme</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. </span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mülkiyet hakkı dışında adil yargılanma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak somut olayda eşitlik ilkesinin ihlaline yol açabilecek farklı muamelenin varlığı başvurucular tarafından ortaya konulmamıştır. Diğer taraftan başvurucuların asıl şikâyetinin kaçak olduğu gerekçesiyle kamulaştırma işlemi sırasında taşınmaz üzerindeki yapıya değer biçilmemesi ve bu yöndeki zararın giderilmemesine yönelik olduğu anlaşılmakla başvurucuların bütün şikâyetleri mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Esas Yönünden</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Mülkün Varlığı</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (<i>Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri</i>, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında<i> "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."</i> denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (<i>Mahmut Duran ve diğerleri</i>, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35. Başvuru konusu olayda söz konusu binanın kullanımı yönünden başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatlerinin mevcut olduğu kabul edilmiştir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Müdahalenin Varlığı</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle <i>mülkten barışçıl yararlanma hakkı</i>na yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda <i>mülkten yoksun bırakma</i>nın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i>, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37. Somut olayda Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen yol çalışması sırasında başvuruculara ait bina tazminat ödenmeksizin yıkılmıştır. Dolayısıyla kamu makamlarının doğrudan yürütmekte olduğu bir faaliyet sırasında başvurucuların mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale söz konusudur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38. Mülkiyet hakkı yönünden şikâyet edilen temel husus taşınmaz üzerindeki yapının tazminat ödenmeksizin yıkılmasına ilişkindir.<strong> </strong>Başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan bu müdahale, mülkiyetten yoksun bırakma niteliği taşımadığı gibi mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi gibi bir amacı da içermemektedir. Dolayısıyla müdahalenin <i>mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına saygı</i>ya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">c.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i>, § 62).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">i.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Kanunilik</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de <i>hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini</i> temel bir ilke olarak benimsemiştir (<i>Ali Ekber Akyol ve diğerleri</i>, B. No: 2015/17451, 16/2/2017, § 51).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt, kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir (<i>Türkiye İş Bankası A.Ş.</i> [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (<i>Necmiye Çiftçi ve diğerleri</i>, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43. Somut olayda Mahkeme, 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesine göre ruhsatsız yapıların yıkılmasının idare açısından yasal bir hak ve sorumluluk olduğunu fakat Belediye Encümeninin 17/3/2009 tarihli yıkım kararının uzun bir süre yerine getirilmediğini vurgulamıştır. Kararda; taşınmazın heyelan bölgesinde olması nedeniyle yapının ruhsata bağlanmasının hukuken mümkün olmadığı, Büyükşehir Belediyesi tarafından başvuruculara bildirim yapıldıktan sonra 5216 sayılı Kanun'un 11. maddesinin vermiş olduğu yetki çerçevesinde taşınmazın yıkılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Bu itibarla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yasal dayanağını 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi ile 5216 sayılı Kanun'un 11. maddesi oluşturduğundan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı değerlendirilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">ii.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Meşru Amaç</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirliliğini önlemenin devlet ve vatandaşların ödevi olduğu belirtilmiştir. İnşa edilecek yapıların imar mevzuatına uygun olarak yapılmasının sağlanması ve bu kapsamda ilgili mevzuat hükümleri uyarınca ruhsat alınmadan yapılabileceği açıkça düzenlenen yapılar hariç diğer yapıların ruhsata bağlanması suretiyle yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun olarak teşekkülü; sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik yaşam çevrelerinin oluşturulması bakımından önem teşkil etmektedir. Bu bakımdan yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun sağlanmasında ve buna ilişkin düzenlemelerde kamu yararı bulunduğu kabul edilmelidir (<i>Osman Yücel</i>, B. No: 2014/4874, 15/6/2016, §§ 82-84).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45. Somut olay bağlamında başvuruculara ait taşınmaz üzerindeki yapının ruhsatı olmadığı gerekçesiyle yıkılmasının kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıktır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">iii.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Ölçülülük</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(1)</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Genel İlkeler</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48. Ölçülülük ilkesi <i>elverişlilik</i>,<i> gereklilik</i> ve<i> orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i>, § 38).</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (<i>Arif Güven</i>, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50. Çağdaş şehircilik ilkeleri çerçevesinde planlama ve imar uygulamaları bakımından geniş takdir yetkileri bulunan kamu makamlarının bu takdir yetkilerini zamanında, makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları gerekmektedir. Kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapının yıkımı için gerekli imkânlara sahip olan idarenin uzun bir süre girişimde bulunmaması, üstüne söz konusu yapının belediyecilik hizmetlerinden faydalandırılması bu binada yaşayanlar için sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edildiği anlamı taşımaktadır. Ancak yıkımı için hiçbir işlem tesis edilmeden makul görülebilenden uzun bir süre boyunca binada yaşayan başvurucu ve ailesi yönünden binanın kullanımının önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği kuşkusuzdur. Kamu makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında böyle bir durumun bir anda değişebileceğinin öngörülmesi de beklenemez (Benzer yöndeki karar bkz. <i>Rifat</i><i> Algan</i>, B. No: 2014/19138, 22/2/2018, § 51).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(2)</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51. Başvuruya konu olayda, başvuruculara ait taşınmaz üzerindeki yapının imar mevzuatı yönünden ruhsata tabi olmasına rağmen kaçak olarak inşa edildiğine dair iki ayrı tutanak tutulmuştur. Söz konusu tespitler üzerine idari para cezası takdir edilmiş ve kaçak yapının yıkımına karar verilmiştir. Daha sonrasında Büyükşehir Belediye Meclisince alınan kamulaştırma kararına istinaden başvurucuların taşınmazı kamulaştırılmıştır. Taşınmazın kamulaştırma bedeli başvuruculara ödenmesine rağmen taşınmaz üzerindeki yapının kaçak olduğu ve hakkında yıkım kararı bulunduğu gerekçesiyle yapı bedeli ödenmemiş, bina Büyükşehir Belediyesince yıkılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52. Anayasa Mahkemesi daha önce çeşitli kararlarında binanın ruhsatsız da olsa idare tarafından makul olmayan bir süre boyunca yıkımı yönünde herhangi bir işlem yapılmadığı olaylarda öngörülemeyecek bir yıkım sebebiyle tazminat ödenmemesinin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği sonucuna varmıştır (<i>Ayşe Öztürk</i>, §§ 110-112; <i>Rifat</i><i> Algan</i>, §§ 68-74).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53. Somut olayda da kamu makamlarınca binanın ruhsatsız olduğu tespit edilmesine rağmen yıkım işlemi makul bir sürede gerçekleştirilmemiştir. Bununla birlikte başvuruya konu olay çeşitli yönleriyle söz konusu başvurulardan farklılaşmaktadır. Buna göre binanın yapımından hemen sonra ve kamulaştırma kararından önce bina hakkında iki kez yıkım kararı alınmış ve malikler hakkında idari para cezaları uygulanmıştır. İdare tarafından yıkım kararı ve para cezaları başvuruculara tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla başvurucular yönünden yıkım işleminin uygulanabileceği öngörülebilir niteliktedir. Ruhsatsız olarak inşa edilen yapıların tespit edilerek ruhsata bağlanmasının temin edilmesi mümkün olmadığı takdirde yıkımı kamunun genel menfaatlerinin sağlanması adına idare açısından bir sorumluluk niteliğindedir. Diğer taraftan, uyuşmazlık konusu taşınmazın heyelan bölgesinde bulunması nedeniyle ruhsata bağlanmasının mümkün olmadığı ve söz konusu yapının yıkılmamasının insan sağlığı ve yaşamı ile çevre açısından tehlikelerinin bulunduğu açıkça anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">54. Sonuç olarak planlama ve imar uygulamaları alanında kamu makamlarına tanınan geniş takdir yetkisi de dikkate alındığında müdahalenin belirtilen kamu yararı amacı ile başvurucuların mülkiyet haklarının korunması arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı söylenemez.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">VI.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>HÜKÜM</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle; </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20157448-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 17:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="17695"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HOBİ BAHÇELERİNİN AFFI - 5 ÇÖZÜM ÖNERİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hobi-bahcelerinin-affi-5-cozum-onerisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hobi-bahcelerinin-affi-5-cozum-onerisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tarım arazilerinde yaygınlaşan hobi bahçeleri meselesi, basit bir hukuka aykırılık tartışmasının ötesindedir. Bir tarafta Anayasa’nın devlete yüklediği koruma yükümlülüğü, diğer tarafta ise artık görmezden gelinemeyecek ölçüde yaygınlaşmış bir toplumsal ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle mesele, yalnızca “yasak–yaptırım” ekseninde değil; ortaya çıkış nedenleri, idarenin tutumu ve sahadaki fiilî durum birlikte değerlendirilerek ele alınmalıdır.</p>

<p>Bu tartışma 4 Nisan tarihli yönetmelikle görünür hâle gelmiş olsa da, ortada yeni bir yasak yoktur. 5403 sayılı Kanun’un 21. maddesinde 28.10.2020 tarihinde yapılan değişiklikle, idarî para cezasından yıkıma ve hapis cezasına kadar uzanan yaptırımlarla tarım arazilerinin izinsiz kullanımı zaten açıkça yasaklanmıştır.</p>

<p>Ancak burada belirleyici olan husus, bu düzenlemenin uygulama esaslarını belirleyen yönetmeliğin yaklaşık altı yıl sonra yürürlüğe girmiş olmasıdır. Bu gecikme, sahada denetimin zayıflamasına ve fiilî durumun yaygınlaşmasına doğrudan etki etmiştir. Bu kadar uzun süre sağlıklı şekilde denetlenmeyen ve uygulama yönetmeliği geciktirilen bir alanda, herhangi bir geçiş hükmüne yer verilmemiş olması makul değildir. Nitekim vatandaşlardan gelen yoğun tepkiler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “orta yol bulunması” yönündeki yaklaşımı da, mevcut düzenlemenin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu noktada, sahadaki gerçeği yok saymadan, net, ölçülü ve uygulanabilir bir denge kurulması zorunludur. Bu çalışmada, bu dengeyi sağlayabilecek çözüm önerileri ortaya konulacaktır.</p>

<p><strong>Gecikmeden Kaynaklı Haklı Beklenti, İdari Pratikten Kaynaklı Devletin Sorumluluğu</strong></p>

<p>Devletin yükümlülüğü yalnızca yasak koymak değil, bu yasağı zamanında ve etkili şekilde uygulamaktır. İdarenin uzun süre hareketsiz kalması, oluşan fiilî durumun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; aksine bu durumu yönetme yükümlülüğünü doğurur.</p>

<p>2020 yılında kanuni yasak açıkça getirilmiş olmasına rağmen, <strong>uygulama yönetmeliğinin yaklaşık altı yıl gecikmesi </strong>ve bu süreçte denetimlerin yeknesak şekilde yapılmaması sahada fiilî bir düzen oluşturmuştur. Bu süreçte kooperatifler kurulmasına uzun süre müdahale edilmemesi de, açık bir yapılaşma hakkı vermese dahi, idari bir tolerans olarak algılanmış ve vatandaş nezdinde belirli bir beklenti yaratmıştır.</p>

<p>Bu durum klasik anlamda tam bir “haklı beklenti” oluşturmasa da, en azından idari pratikten kaynaklanan bir güven alanının varlığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle devletin, kendi uygulamalarıyla oluşmasına zemin hazırladığı bir durumu, hiçbir geçiş süreci öngörmeden “yıkılsın” yaklaşımıyla ortadan kaldırması, hukuk devleti ilkesi bakımından sorunludur.</p>

<p>Kısacası, idari pratik ve oluşan beklenti, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz; ancak devlete bu süreci yönetme ve çözümü daha ölçülü şekilde kurma yönünde bir sorumluluk yükler.</p>

<p><strong>Bu Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında da yer bulmuş bir yaklaşımdır:</strong></p>

<p><strong>AYM, <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20157448-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Halim Alper ve Ömer Alper, B. No: 2015/7448,</a> 10.10.2018, §50)</strong></p>

<p>“Çağdaş şehircilik ilkeleri çerçevesinde planlama ve imar uygulamaları bakımından geniş takdir yetkileri bulunan kamu makamlarının bu takdir yetkilerini zamanında, makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları gerekmektedir. Kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapının yıkımı için gerekli imkânlara sahip olan idarenin uzun bir süre girişimde bulunmaması, üstüne söz konusu yapının belediyecilik hizmetlerinden faydalandırılması bu binada yaşayanlar için sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edildiği anlamı taşımaktadır. Ancak yıkımı için hiçbir işlem tesis edilmeden makul görülebilenden uzun bir süre boyunca binada yaşayan başvurucu ve ailesi yönünden binanın kullanımının önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği kuşkusuzdur. Kamu makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında böyle bir durumun bir anda değişebileceğinin öngörülmesi de beklenemez<a href="https://www.hukukihaber.net/idarenin-ruhsatsiz-yapilara-iliskin-islem-ve-eylemlerinden-dogan-ihlaller-455090" rel="dofollow"> (Benzer yöndeki karar bkz. <i>Rifat</i><i> Algan</i>, B. No: 2014/19138, 22/2/2018, § 51).”</a></p>

<p><strong>Ayrıca konu “iyi yönetişim ilkesi” çerçevesinde de değerlendirilmelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında;</strong></p>

<p>Devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında alması gereken koruyucu önlemler arasında idarenin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü de bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir mesele söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2013711-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(Anayasa Mahkemesi, Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014).</a></p>

<p>Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri gerekir <a href="https://www.hukukihaber.net/mulkiyet-hakkiyla-baglantili-olarak-ayrimcilik-yasaginin-ihlali-455011" rel="dofollow">(Anayasa Mahkemesi, Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018).</a></p>

<p>İyi yönetişim ilkesi gereği uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmeleri gerekmekte olan kamu görevlilerinin bu ilkenin dikte ettiği bir gerçeklik olarak tarafların mağduriyetlerini önleyebilme noktasında kullanabilecekleri çeşitli enstrümanlar mevcut olduğu (…) unutulmamalıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/ihaleyle-satin-alinan-aracin-herhangi-bir-bedel-odenmeden-geri-alinmasi-nedeniyle-mulkiyet-hakkinin-ihlal-edilmesi" rel="dofollow">(Anayasa Mahkemesi, Vedat Oğuz, B.No:2018/35120, 15/9/2021)</a></p>

<p><strong>ÇÖZÜM ÖNERİLERİ</strong></p>

<p><strong>1-Ekolojik Turizm Üzerinden Sınırlı Meşruiyet Alanı Oluşturma/Çağdaş Bir Gereklilik Olarak Eko-Hobi Anlayışı</strong></p>

<p>Mevcut yapılaşmalar içinde mevzuata en yakın duran model, ekolojik turizm projeleri kapsamında Bakanlık onayı almış uygulamalardır. Lüks çadır tesisleri de bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu projeler, tarım arazisinin tamamen kaybına yol açmadan, kontrollü ve belirli standartlar çerçevesinde kullanımına imkân tanıyan istisnai bir alan oluşturmaktadır.</p>

<p>Ancak uygulamada bu yol, çoğu vatandaş için fiilen erişilebilir değildir. Ekolojik turizm projeleri; Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere birden fazla idarenin değerlendirmesine tabi, teknik raporlar, proje bütünlüğü ve çeşitli izin süreçleri gerektiren karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bireysel ölçekte bu tür bir onayın alınması son derece güçtür.</p>

<p>Bu noktada yapılması gereken, bu modeli genişletmek değil; <strong>erişilebilir hâle getirmektir.</strong> Özellikle belirli kriterleri sağlayan alanlar bakımından:</p>

<p>• Başvuru süreçleri sadeleştirilmeli,</p>

<p>• Tek elden yürütülen (koordinasyonlu) izin mekanizması kurulmalı,</p>

<p>• Küçük ölçekli ve düşük etkili projeler için <strong>basitleştirilmiş ruhsatlandırma usulleri</strong> getirilmelidir.</p>

<p>Böylece hem kontrolsüz yapılaşmanın önüne geçilebilir hem de mevcut fiilî ihtiyaç, tamamen hukuk dışına itilmeden, sınırlı ve denetlenebilir bir çerçeveye alınabilir.</p>

<p>Çözümün ekoturizm perspektifi altında yeniden ele alınması, daha dengeli ve isabetli bir çerçeve sunmaktadır. Bu kapsamda hobi bahçelerinin, ekolojik turizm projelerinin temel ilkeleriyle uyumlu biçimde yeniden tanımlanması mümkündür. Tarımsal faaliyetlerin korunması ile turizm kullanımının birlikte gözetildiği bu bütüncül modelin söz konusu alanlara teşmil edilmesi, kamu yararı bakımından daha sağlıklı bir yapı ortaya koyacaktır. Böylece yalnızca hobi amaçlı kullanımın ötesine geçilerek, verimlilik odaklı tarımsal üretimi de içeren “eko-hobi” yaklaşımının geliştirilmesi mümkün hâle gelecektir.</p>

<p><strong>2-Geçiş Süreci İle Kademeli Tasfiye ve Tarıma Dönüş</strong></p>

<p>Ekolojik turizm kapsamında değerlendirilemeyecek nitelikteki parseller bakımından, doğrudan yıkım yerine <strong>kademeli tasfiye esaslı bir geçiş modeli</strong> uygulanmalıdır. Zira bu alanlarda kurulan yapıların büyük bölümü, kalıcı ve ağır inşai faaliyetlerden ziyade; sökülebilir, taşınabilir veya dayanıklılığı sınırlı malzemelerden oluşmaktadır. Bu durum, ani ve sert müdahaleler yerine <strong>zaman içinde tasfiye edilebilecek bir yapılaşma gerçeğine</strong> işaret etmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede:</p>

<p>• Belirli bir süreyle (örneğin 5–10 yıl) <strong>sınırlı kullanım hakkı tanınmalı</strong>,</p>

<p>• Bu süre içinde <strong>beton, altyapı ve kalıcı unsurların kaldırılması zorunlu kılınmalı</strong>,</p>

<p>• Süre sonunda arazinin <strong>tarımsal niteliğine uygun şekilde geri kazandırılması</strong> sağlanmalıdır.</p>

<p>Bu modelin temel avantajı, hukuka aykırılığı ortadan kaldırırken <strong>sahadaki fiilî durumu yönetebilmesidir.</strong> Ani yıkım, hem sosyal tepki üretir hem de uygulamada dirençle karşılaşır. Buna karşılık kademeli tasfiye, vatandaşın sürece uyum sağlamasını mümkün kılar ve <strong>gönüllü uyumu artırır.</strong></p>

<p>Öte yandan, kullanılan yapıların niteliği dikkate alındığında, bu geçiş süreci vatandaş açısından ağır bir ekonomik kayıp yaratmayacaktır. Dayanıklılığı sınırlı, geçici karakterli imalatların zaman içinde kaldırılması, <strong>“birikmiş değer kaybı” yerine “kademeli kullanım” imkânı</strong> sunar. Bu da mağduriyet algısını önemli ölçüde azaltır.</p>

<p>Sonuç olarak bu yaklaşım, iki kritik hedefi aynı anda sağlar:</p>

<p>• <strong>Tarım arazilerinin nihai olarak korunması</strong>,</p>

<p>• <strong>Mevcut kullanıcıların sistem dışına itilmeden sürece entegre edilmesi.</strong></p>

<p>Kısacası, kademeli tasfiye modeli bir geri adım değil; <strong>kontrollü bir geri dönüş mekanizmasıdır.</strong></p>

<p>Bu kapsamda:</p>

<p>• Geçiş süresi içinde belirlenen yükümlülükleri (kalıcı unsurların kaldırılması, altyapının sökülmesi, arazinin eski hâline getirilmesi gibi) yerine getirmeyenler hakkında,</p>

<p>⁃ <strong>idari para cezaları</strong>,</p>

<p>⁃ <strong>faaliyetin durdurulması</strong>,</p>

<p>⁃ ve nihai olarak <strong>yıkım işlemleri</strong> uygulanmalıdır.</p>

<p>• Buna karşılık, yükümlülüklerini süresinde yerine getirenler bakımından, ceza indirimi veya cezanın uygulanmaması gibi <strong>teşvik edici mekanizmalar</strong> devreye alınabilir.</p>

<p>Bu çift yönlü sistem, hem gönüllü uyumu artırır hem de süreci suiistimal etmek isteyenler açısından caydırıcı bir çerçeve oluşturur.</p>

<p>Sonuç olarak geçiş süreci, yalnızca bir “bekleme süresi” değil; <strong>kurallı bir tasfiye programı</strong> olmalıdır. Kurala uyan korunmalı, uymayan ise açık ve kararlı yaptırımlarla karşılaşmalıdır.</p>

<p>Geçiş sürecinde tasfiye edilen kooperatifler bakımından, tasfiye edilen yerin satışından elde edilecek bedelin üyeler arasında ortaklık payları oranında dağıtılması öngörülebilir; bu paylaşımı düzenli kılacak ve süreci hızlandıracak düzenlemeler yapılabilir.</p>

<p><strong>3-Parsel Üretimi ve “Kendi Yıkan” İçin Teşvik Mekanizması</strong></p>

<p>Sorunun temelinde yalnızca hukuka aykırılık değil, aynı zamanda <strong>planlı ve erişilebilir alternatif alan eksikliği</strong> bulunmaktadır. Bu nedenle çözüm, yasak ve yaptırımın yanında <strong>ikame imkânı üretmeyi</strong> de içermelidir. Devlet, tarımsal değeri düşük, eğimli vb. alanlarda, köy yerleşimlerine yakın ve altyapısı oluşturulmuş <strong>küçük ölçekli, planlı parseller üretebilir</strong> ve bu alanları yasal kullanım için erişilebilir hâle getirebilir.</p>

<p>Bu çerçevede, kademeli tasfiye süreciyle bağlantılı olarak <strong>“kendi yıkan” esasına dayalı bir teşvik mekanizması</strong> kurulabilir. Buna göre:</p>

<p>• Hobi bahçesi kullanımını ve mevcut aykırılığı <strong>kendi iradesiyle ortadan kaldıran</strong>,</p>

<p>• Yapısını kaldırdığını ve araziyi tarıma uygun hâle getirdiğini <strong>idareye tespit ettiren</strong> kişiler,</p>

<p>• Devletin ürettiği bu planlı alanlardan <strong>doğrudan(ihalesiz) satın alma/üst hakkı/uzun süreli kiralama hakkı</strong> kazanır.</p>

<p>Bu edinim, ihalesiz ancak <strong>rayiç bedel üzerinden</strong> yapılmalı; böylece ne ayrıcalık yaratılmalı ne de vatandaş sebepsiz bir kayba uğratılmalıdır.</p>

<p>Bu model, üç yönlü bir denge kurar:</p>

<p>• Vatandaşı hukuka uygun davranmaya <strong>teşvik eder</strong>,</p>

<p>• Tarım arazilerinin fiilen boşaltılmasını <strong>hızlandırır</strong>,</p>

<p>• Devleti yalnızca yasak koyan değil, <strong>çözüm üreten bir aktör</strong> hâline getirir.</p>

<p>Sonuç olarak, bu sistem zorunlu bir model değil; <strong>isteyenin tercih edebileceği rasyonel bir çıkış yolu</strong> olarak kurgulanmalıdır. Bu tercih imkânı, sürecin kabulünü ve uygulanabilirliğini destekleyebilir.</p>

<p>Şartname veya kira sözleşmesi gibi hukuki metinlere açıkça "üçüncü kişilere ticari devir yasağı"</p>

<p>"betonlaşma yasağı" ve ‘’sözleşme konusuna uygun davranma’’ gibi katı yaptırımlara bağlanmış, kötüye kullanımı engelleyecek şerhler düşülebilir.</p>

<p><strong>4- Planlı Parsel Üretimi ve Sürdürülebilir Kullanım</strong></p>

<p>Devlet, şehirleşen alanlarda ihtiyaca göre imar planları yaparak arsa üretmektedir. Bu durum, barınma ve kullanım ihtiyacının planlama yoluyla arsa üreterek karşılanmasının zaten benimsendiğini göstermektedir. Aynı yaklaşımın, artık inkâr edilemez hâle gelen hobi amaçlı kullanım ihtiyacı bakımından da <strong>kontrollü ve sınırlı şekilde uygulanması mümkündür.</strong></p>

<p>Bu kapsamda, tarımsal değeri düşük veya kullanım açısından elverişsiz alanlarda, planlı ve küçük ölçekli parseller üretilebilir. Ancak bu üretim, klasik yapılaşma anlayışıyla değil; <strong>çevresel sınırlar ve sürdürülebilirlik ilkeleri</strong> çerçevesinde kurgulanmalıdır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>• <strong>Kanalizasyon altyapısı yerine çevreye yük bindirmeyen arıtma sistemleri zorunlu kılınabilir</strong>,</p>

<p>• <strong>Elektrik ihtiyacı için güneş enerjisi sistemleri şart koşulabilir</strong>,</p>

<p>• Yapılaşma yoğunluğu ve niteliği sıkı kurallara bağlanabilir.</p>

<p>Bu şekilde hem kontrolsüz ve hukuka aykırı kullanımın önüne geçilir hem de ortaya çıkan ihtiyacın <strong>planlı, denetlenebilir ve çevreyle uyumlu bir zemine taşınması sağlanır.</strong></p>

<p>Sonuç olarak, mesele yalnızca yasaklamak değil; <strong>doğru yerde, doğru şartlarla üretmektir.</strong> Bu yaklaşım, tarım arazilerini korurken, toplumsal ihtiyacı da görmezden gelmeyen dengeli bir çözüm sunar.</p>

<p><strong>5- Tarım Arazisi Kadar Tarımsal Üretim de Korunmalıdır</strong></p>

<p>Günümüzde tarımsal üretim yalnızca geniş arazilere bağlı değildir. Topraksız tarım ve benzeri modern yöntemlerle, <strong>çok küçük alanlarda dahi yüksek verim elde edilebilmektedir.</strong> Bu durum, tarım arazilerini koruma gereğini ortadan kaldırmaz; ancak bu korumanın <strong>daha akılcı yöntemlerle desteklenmesi gerektiğini</strong> gösterir.</p>

<p>Tarım arazilerini korumak, kendine yeten bir ülke olmanın temel şartıdır. Ancak bu süreç, sadece yasak ve yaptırımlarla değil; <strong>üretimi artıran araçlarla birlikte yürütülmelidir.</strong></p>

<p>Bu kapsamda:</p>

<p>• Uygulanan para cezaları, harçlar ve katkı payları,</p>

<p>• Modern tarım projelerine yönlendirilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin:</p>

<p>• Topraksız tarım,</p>

<p>• Seracılık,</p>

<p>• Kontrollü üretim sistemleri</p>

<p>bu kaynaklarla desteklenebilir.</p>

<p>Af yaklaşımının sakıncaları artık tecrübeyle sabittir. Bu tür düzenlemelerin en temel sorunu, “affedildi” denilen alanların dahi Anayasa Mahkemesi ve yargı kararlarıyla sonradan iptal edilebilmesi; dolayısıyla kalıcı bir hukuki güvence sağlamamasıdır. Bu durum, hem kamu yararı hem de hukuki öngörülebilirlik bakımından ciddi bir belirsizlik yaratmaktadır. Ayrıca, tarım arazilerinin korunmasına ilişkin anayasal yükümlülüklerle açık bir gerilim doğurmaktadır. Nihayetinde, af beklentisi kurallara uyma iradesini zayıflatmakta ve yeni ihlalleri teşvik etmektedir. Bu nedenle, yukarıdaki öneriler af dışında, daha sürdürülebilir ve adil çözümler geliştirme amacıyla ortaya konulmuştur.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Sonuç olarak hobi bahçeleri meselesi, yalnızca hukuka aykırı yapılaşmanın ortadan kaldırılmasına indirgenebilecek basit bir idari sorun değildir; bu mesele, devletin anayasal koruma yükümlülüğü ile sahada oluşan fiilî gerçeklik arasındaki gerilimin somut bir yansımasıdır. Bu gerilim, ne yalnızca yaptırımlarla çözülebilir ne de af yaklaşımıyla sürdürülebilir bir dengeye kavuşturulabilir. Açık olan şudur: uzun süre denetlenmeyen, idari pratikle fiilen tolere edilen ve bu suretle yaygınlaşan bir kullanımın, herhangi bir geçiş mekanizması öngörülmeksizin tasfiye edilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Buna karşılık, bu fiilî durumun kalıcı şekilde meşrulaştırılması da Anayasa’nın devlete yüklediği koruma ödeviyle açıkça çelişir. Bu nedenle çözüm, ne geri çekilmekte ne de sertleşmekte; doğru noktada, kurallı ve öngörülebilir bir geçiş rejimi kurabilmektedir. Kademeli tasfiye, sınırlı meşruiyet alanları ve planlı alternatif üretimi birlikte içeren bir model, hem kamu yararını koruyan hem de toplumsal gerçekliği yöneten tek rasyonel yoldur. Aksi hâlde ya kurallar anlamsızlaşacak ya da toplumla temasını kaybeden bir hukuk düzeni ortaya çıkacaktır.</p>

<p><strong>Av. Gökhan BİLGİN &amp; Av. İsmail KAPTAN</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hobi-bahcelerinin-affi-5-cozum-onerisi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/hobi-bahce.jpg" type="image/jpeg" length="88551"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MAHKUMİYETE BAĞLI HAK YOKSUNLUKLARINDA CEZANIN İNFAZI VE SONRASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mahkumiyete-bagli-hak-yoksunluklarinda-cezanin-infazi-ve-sonrasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mahkumiyete-bagli-hak-yoksunluklarinda-cezanin-infazi-ve-sonrasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“Yasaklanmış hak” kavramı;</strong> kişinin işlediği suç sebebiyle, bir kısım haklarından mahkeme kararı veya özel kanunlarla getirilen hükümler gereği, süreli veya süresiz olarak mahrum bırakılmasını ifade etmektedir.</p>

<p><strong>Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, belirli mahkumiyetlere bağlı süresiz hak yoksunlukları öngörülmüştü.</strong> 765 sayılı TCK m.31’e göre; beş yıldan fazla ağır hapis cezasına mahkum olanlar, süresiz olarak kamu hizmetinden yasaklanmakta idi. Cezası üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis olanlar hakkında ise, ceza müddeti kadar yasaklılık hali öngörülmekte idi. 765 sayılı TCK m.121’de; kamu hizmetinden süresiz olarak yasaklanan kişilerin, memnu hakların iadesi müessesesi ile kamu hizmetinden yasaklılığına son verilmesi mümkün kılınmış idi.</p>

<p><strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sisteminde ise bu uygulamaya yer verilmemiş olup, TCK m.53’de ceza mahkumiyetine bağlı hak yoksunlukları belli sürelerle sınırlı tutulmuştur.</strong> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sisteminde; cezalandırılmakla güdülen asıl amacın, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayarak topluma yeniden kazandırılması olduğu gözönüne alınmış olup, süresiz hak yoksunluklarına yer verilmemiştir. Bu sebeple, yasaklanmış hakların iadesi müessesesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmemiştir.</p>

<p><strong>Bununla birlikte;</strong> Anayasa m.76 ile özel kanunlarda yer verilen bazı mahkumiyetlere bağlı olarak süresiz hak yoksunlukları varlığını koruduğundan, yasaklanmış hakların geri verilmesi konusunda düzenleme yapılması zorunluluğu doğmuştur. Bu amaçla; 19.12.2006 tarihinde 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’na eklenen 13/A maddesi ile yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesi farklı şartlara tabi olarak, yeniden uygulanmaya başlamıştır.</p>

<p><strong>5352 sayılı Kanunun 13/A maddesinde düzenlenen yasaklanmış hakların geri verilmesi;</strong> Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların, belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesini sağlamaktadır. 5237 sayılı TCK m.53’de öngörülen hak yoksunlukları; istisnaları yine aynı hükümde sayılmakla birlikte, m.53/3 uyarınca kural olarak cezanın tümü ile infaz edilmesi ile ortadan kalkar. Bir başka ifadeyle; TCK m.53, kasten işlenen bir suçtan dolayı mahkumiyete, süresiz hak yoksunluğu sonucu bağlamamıştır. <strong>Ancak TCK m.53’den farklı olarak;</strong> Anayasa m.76, Devlet Memurları Kanunu m.48/A-5, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.5/1-a, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu m.74/1-d, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun m.10/d, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanun m.7/5 gibi, belirli bir suçtan veya belirli bir süre ile hapis cezasına mahkumiyet halinde süresiz hak yoksunluğu öngörülen hükümler yer almaktadır.</p>

<p>Örneğin bu kanunlarda; <i>“affa uğramış olsalar bile”</i> veya <i>“Türk Ceza Kanunu’nun 53 üncü maddesinde öngörülen süreler geçmiş olsa bile”</i> ve <i>“… suçlarından hükümlü olmamak”</i> ibarelerine yer verilmekle, süresiz hak yoksunluğu doğacaktır.</p>

<p>Bu hükümler sebebiyle; kişinin cezasının infazı tamamlansa ve TCK m.53 kapsamında hak yoksunluğu bulunmasa bile, bu özel kanunlarda yer alan hak yoksunlukları varlığını korumaktadır. Süresiz hak yoksunluklarının ortadan kaldırılabilmesi amacıyla; 5352 sayılı Kanuna 13/A maddesi eklenerek, kişilerin mahkumiyete bağlı hak yoksunluklarının giderilmesine imkan sağlanmıştır.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken;</strong> bu tartışmanın, “Özel kanunlarla ilişki” başlıklı TCK m.5 ile de ilgisi bulunmamaktadır. <strong>TCK m.5’e göre;</strong> <i>“Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır”</i>. Bu hüküm; suçların ve cezaların başka özel kanunlarda düzenlendiği durumda, örneğin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen suçlar gibi, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümlerinin özel kanunlarda öngörülen suçlar yönünden de uygulanması ile ilgilidir. Dolayısıyla, “hak yoksunluğu” tartışması bu madde kapsamında değerlendirilemez.</p>

<p>5352 sayılı Kanun m.13/A’da; 5237 sayılı TCK m.53/5 ve 6 saklı kalmak kaydıyla, mahkum olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmesi, kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememesi ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması halinde yasaklanmış hakların geri verilmesine karar verilebileceği, mahkum olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukuki nedenle son verilmesi halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerektiği, ancak bu sürenin, kişinin mahkum olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesinin amacı; işlediği suç nedeniyle aldığı mahkumiyet kayıtlarda tutulan kişiyi topluma kazandırmak olup, süresiz hak yoksunluğuna son vermektir.</p>

<p><strong>Özetle;</strong> 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m.13/A’nın 1. fıkrasında geçen <i>“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için…”</i> ibaresi yönünden, burada bahsedilen husus <i>“mahkumiyetin TCK dışında bir kanundan doğması”</i> hali değil, <i>“mahkumiyete bağlı hak yoksunluğunun TCK dışında kanundan doğmasıdır”</i>. Bu ikisi tümü ile farklıdır.</p>

<p><strong>Açık kaynakta paylaşılan ve üzerinde tartışılan Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 25.12.2025 tarihli, 2025/3350 E. ve 2025/29841 K. sayılı kararı ise;</strong> TCK m.53’ün bihakkın infazla sınırlı olduğu, özel kanunlardan doğan hak yoksunluklarının hariç olduğu kuralına işaret etmektedir. Bu yönüyle, yasaklanmış hakların geri verilmesine gerek olmadığı şeklinde bir yorum yapılması mümkün değildir. Kararda da böyle bir görüş belirtilmemiştir. Daire kararının yanlış anlaşıldığı ve değerlendirilmesinde yanlış sonuca varıldığı görülmektedir.</p>

<p><strong>Ancak Daire kararının içeriğinde geçen</strong> <i>“İşlenen suçun 5237 sayılı TCK’nın dışında genel veya özel ceza içeren kanunlara dayalı olarak verilmesi…”</i> şeklinde bir ibare yer almaktadır ki, geçmişte olduğu gibi, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m.13/A’nın birinci fıkrasında geçen <i>“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların”</i> ibaresinin farklı yorumlanabildiği görülmekle, madde metninin yoruma gerek bırakmayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekebilir.</p>

<p><strong>Son söz;</strong></p>

<p>Yürürlükte olan yasal düzenlemeler; hangi suçtan mahkumiyet kararı verildiği fark etmeksizin, Adli Sicil Kanunu m.13/A’da belirtilen şartları taşıyan ve mahkemece bu yönde karar verilen herkesin hak yoksunluklarının giderilmesine imkan sağlamaktadır. Kanaatimizce; tehlikelilik ve suçla meydana gelen neticenin ağırlığı itibariyle bazı suçlar yönünden, hak yoksunluğunun süresiz uygulanmasının gündeme getirilmesi de isabetli olabilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mahkumiyete-bagli-hak-yoksunluklarinda-cezanin-infazi-ve-sonrasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/themiss.jpg" type="image/jpeg" length="28490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Yapay zeka, avukatın alternatifi olarak değerlendirilemez]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-yapay-zeka-avukatin-alternatifi-olarak-degerlendirilemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-yapay-zeka-avukatin-alternatifi-olarak-degerlendirilemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Adalet Bakanlığı olarak hukuk okuryazarlığına ilişkin farkındalığı toplumun her kesimine yaymayı hedefleyen kapsamlı bir eylem planı üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz" dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, hak arama bilincinin güçlendirilmesi ve adalete erişimin yaygınlaştırılması amacıyla 2027 yılını, 'Uluslararası Hukuk Okuryazarlığı Yılı' ilan etmiştir. Adalet Bakanlığı olarak biz de hukuk okuryazarlığına ilişkin farkındalığı toplumun her kesimine yaymayı hedefleyen kapsamlı bir eylem planı üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.</p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/barolardan-ortak-aciklama-savunma-hakki-yapay-zekaya-devredilemez" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Barolardan ortak açıklama: Savunma hakkı yapay zekaya devredilemez</span></a></strong></h3>

<p><strong>AVUKATIN ALTERNATİFİ OLMAZ</strong></p>

<p>Bu çerçevede, dijital teknolojilerin ulaştığı seviyeyi dikkate alarak yapay zekadan yararlanılmasını ve vatandaşlarımızın bu alandaki üstün yararının gözetilmesini önemsiyoruz. Elbette ki yapay zeka uygulamaları; savunma makamını temsil eden ve yargının 3 sacayağından biri olan avukatlık müessesine alternatif olarak değerlendirilemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amacımız; vatandaşlarımızın haklarını bilen, sorumluluklarının farkında olan ve adalete etkin şekilde erişebilen bireyler olarak güçlenmesini sağlamaktır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, Türkiye Yüzyılı’nı adaletin yüzyılı kılma hedefiyle hukuk bilincini artırmaya yönelik adımlarımızı kararlılıkla hayata geçireceğiz" dedi.</p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-yargi-sureclerinde-isleri-kolaylastiran-bir-arac-olarak-kullanilacak" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Yapay zekâ yargı süreçlerinde işleri kolaylaştıran bir araç olarak kullanılacak</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-yapay-zeka-avukatin-alternatifi-olarak-degerlendirilemez</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 16:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="99960"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİNDE KUSURSUZ SORUMLULUK İLKESİ VE UYGULAMA ALANLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamu-ihale-sozlesmelerinde-kusursuz-sorumluluk-ilkesi-ve-uygulama-alanlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamu-ihale-sozlesmelerinde-kusursuz-sorumluluk-ilkesi-ve-uygulama-alanlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong></p>

<p>Kamu ihale sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda sorumluluk rejimi, klasik hizmet kusuru anlayışının ötesine geçerek kusursuz sorumluluk ilkesi etrafında şekillenmektedir. Özellikle bayındırlık faaliyetleri, yüklenici ilişkileri ve üçüncü kişilere verilen zararlar bakımından idarenin kusuru aranmaksızın sorumlu tutulduğu görülmektedir. Bu çalışmada, kamu ihale sözleşmeleri bağlamında kusursuz sorumluluğun teorik temelleri, yargı içtihatları doğrultusunda uygulama alanları ve yüklenici–idare ilişkisine etkileri incelenmektedir. Ayrıca, kusursuz sorumluluğun sınırları, istisnaları ve dava stratejisine etkileri değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Kamu ihale sözleşmeleri, kamu hizmetinin yürütülmesine yönelik faaliyetlerin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu sözleşmeler kapsamında ortaya çıkan zararların hangi sorumluluk rejimine tabi olacağı hem idare hukuku hem de özel hukuk bakımından tartışmalı bir alan teşkil etmektedir.</p>

<p>Klasik idare hukuku anlayışında sorumluluk esas olarak hizmet kusuruna dayandırılmakta iken, modern yaklaşımda kamu faaliyetlerinin artan teknik karmaşıklığı ve risk düzeyi, kusursuz sorumluluk ilkesinin daha geniş bir uygulama alanı bulmasına yol açmıştır.</p>

<p>Bu bağlamda, kamu ihale sözleşmelerinde sorumluluk rejiminin belirlenmesi, yalnızca taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiyi değil, üçüncü kişilerin korunmasını da doğrudan ilgilendirmektedir.</p>

<p><strong>I. İDARENİN SORUMLULUĞUNDA HİZMET KUSURU VE KUSURSUZ SORUMLULUK AYRIMI</strong></p>

<p>İdarenin sorumluluğu, temel olarak iki ana kategoriye ayrılmaktadır: hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk.</p>

<p>Hizmet kusuru; kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi halleri olarak tanımlanırken, kusursuz sorumlulukta idarenin herhangi bir kusurunun bulunması aranmaz.</p>

<p>Danıştay içtihatlarına göre, idarenin sorumlu tutulabilmesi için;</p>

<p>- Bir zararın meydana gelmesi,</p>

<p>- İdari faaliyet ile zarar arasında illiyet bağı bulunması,</p>

<p>- Hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hallerinden birinin varlığı gereklidir .</p>

<p>Ancak özellikle kamu ihale sözleşmelerinde, bu ayrım çoğu zaman kusursuz sorumluluk lehine genişlemektedir.</p>

<p><strong>II. ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE VERİLEN ZARARLARDA İDARENİN SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>Kamu ihale sözleşmeleri kapsamında faaliyet gösteren yüklenicilerin üçüncü kişilere verdiği zararlar bakımından idarenin sorumluluğu, yargı kararlarında istikrarlı şekilde kabul edilmektedir.</p>

<p>Danıştay ve Yargıtay içtihatlarına göre;</p>

<p>- Yüklenici, idare adına faaliyet yürütmektedir</p>

<p>- İdare, “işin sahibi” sıfatıyla sorumluluğunu korumaktadır</p>

<p>- Sözleşmedeki sorumluluk hükümleri yalnızca iç ilişkiyi bağlar</p>

<p>Bu nedenle, üçüncü kişilere verilen zararlarda idarenin kusursuz sorumluluğu devam etmektedir.</p>

<p>Bu yaklaşım, özellikle belediye hizmetleri ve bayındırlık faaliyetlerinde açık şekilde görülmektedir.</p>

<p><strong>III. YÜKLENİCİNİN OBJEKTİF SORUMLULUĞU VE ALT YÜKLENİCİ İLİŞKİSİ</strong></p>

<p>Kamu ihale mevzuatı, yükleniciye geniş kapsamlı bir sorumluluk yüklemektedir. Bu sorumluluk yalnızca kendi fiilleriyle sınırlı olmayıp, alt yüklenicilerin eylemlerini de kapsamaktadır.</p>

<p>Yargı kararlarına göre;</p>

<p>- Alt yüklenicinin hukuka aykırı eylemlerinden asıl yüklenici kusur aranmaksızın sorumludur</p>

<p>- Bu sorumluluk sözleşmeden doğan objektif bir yükümlülüktür</p>

<p>Ayrıca, yüklenicinin ayıplı ifa halinde sorumluluğu, ceza yargılamasında beraat etmiş olması durumunda dahi devam etmektedir.</p>

<p><strong>IV. YARGI KARARI VEYA KİK KARARI SONRASI FESİH: KUSURSUZLUK İLKESİ</strong></p>

<p>İdarenin, yargı kararı veya Kamu İhale Kurulu kararı doğrultusunda sözleşmeyi feshetmek zorunda kalması durumunda, bu durum kusursuzluk kapsamında değerlendirilmektedir.</p>

<p>Yargıtay içtihatlarına göre;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Yargı kararına uyulması anayasal bir zorunluluktur</p>

<p>- Bu nedenle idarenin kusurundan söz edilemez</p>

<p>- Yüklenici, bu durumda müspet zarar talep edemez</p>

<p>Bu yaklaşım, idarenin dışsal müdahaleler karşısında sorumluluğunu sınırlandırmaktadır.</p>

<p><strong>V. TEMERRÜT FAİZİ VE SÖZLEŞMESEL SORUMLULUĞUN SINIRLARI</strong></p>

<p>Kamu ihale sözleşmelerinde dikkat çeken bir diğer husus, temerrüt faizine ilişkin düzenlemelerdir.</p>

<p>Danıştay’a göre;</p>

<p>- Temerrüt faizi için kusur aranmaz</p>

<p>- Bu durum kusursuz sorumluluğun bir görünümüdür</p>

<p>Bu nedenle, idarenin temerrüt faizinden muaf tutulmasına yönelik sözleşme hükümleri, eşitlik ilkesine aykırı bulunarak iptal edilmektedir.</p>

<p><strong>VI. KUSURSUZ SORUMLULUĞUN TEORİK TEMELLERİ</strong></p>

<p>Öğretide kusursuz sorumluluk üç temel ilke üzerine inşa edilmektedir:</p>

<p><strong>1. Risk İlkesi</strong></p>

<p>İdarenin yürüttüğü faaliyetlerin doğasında bulunan tehlikelerden doğan zararları kapsar.</p>

<p><strong>2. Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi</strong></p>

<p>Toplum yararına yürütülen faaliyetlerin zararlarının belirli kişiler üzerinde yoğunlaşmasını önlemeyi amaçlar.</p>

<p><strong>3. Sosyal Risk İlkesi</strong></p>

<p>Toplumsal olaylardan doğan zararların idare tarafından karşılanmasını öngörür.</p>

<p>Bu ilkeler, kamu ihale sözleşmelerinde idarenin sorumluluğunu genişleten temel dayanakları oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kamu ihale sözleşmelerinde kusursuz sorumluluk ilkesi, idarenin yürüttüğü faaliyetlerin doğasında bulunan riskleri dengelemeye yönelik önemli bir hukuki mekanizmadır. Bu ilke sayesinde, zarar görenlerin idarenin kusurunu ispat etme yükünden kurtulması sağlanmakta; buna karşılık idare ve yükleniciler açısından geniş bir sorumluluk alanı doğmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, kamu ihale sözleşmelerinde sorumluluk rejimi değerlendirilirken, klasik kusur anlayışının ötesine geçilerek risk ve eşitlik ilkeleri çerçevesinde bir analiz yapılması zorunludur. Bu yaklaşım hem yargı içtihatları hem de doktrinsel gelişmeler doğrultusunda günümüzde baskın hale gelmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alper-bayram" title="Av. Alper BAYRAM"><img alt="Av. Alper BAYRAM" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/alper-bayram.png" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alper-bayram" title="Av. Alper BAYRAM">Av. Alper BAYRAM</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamu-ihale-sozlesmelerinde-kusursuz-sorumluluk-ilkesi-ve-uygulama-alanlari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 16:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-sozlesmea.jpg" type="image/jpeg" length="13729"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AVRUPA ÜLKELERİNDE TİCARİ UYUŞMAZLIKLARDA ZORUNLU ARABULUCULUK GEÇERLİ MİDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avrupa-ulkelerinde-ticari-uyusmazliklarda-zorunlu-arabuluculuk-gecerli-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avrupa-ulkelerinde-ticari-uyusmazliklarda-zorunlu-arabuluculuk-gecerli-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AB direktif ve yönergeleri arabuluculuğun gönüllülük esasına dayalı olması gerektiğini vurgulamakla birlikte, üye ülkelerin ulusal hukuklarında dava şartı arabuluculuk düzenlemelerine izin vermektedir. Ancak Avrupa ülkelerinin çoğunda ticari uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuğa (zorunlu arabuluculuğa) izin verilmemiştir. İzin verilen ülkelerde ise zorunlu arabuluculuk sadece küçük miktarlı ticari uyuşmazlıklarda uygulanmaktadır. Örneğin Almanya da 750 Avroya kadar olan uyuşmazlıklarda arabuluculuk zorunludur. Fransa’da ise 5.000 Avroya kadar olan uyuşmazlıklar için zorunluluk söz konusudur. Yunanistan’da 2018’de (Yasa 4512/2018) bazı ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk getirildi. Ancak Yunan Yüksek Mahkemesi bu yasayı Anayasaya aykırı buldu. (Karar No. 34/2018).</p>

<p>Zorunlu arabuluculuğun daha kapsamlı uygulandığı ülkelerde ise uzun süreden beri uygulamaya karşı çok şiddetli eleştiriler getirilmiştir. En fazla eleştiri İtalya'daki barolar tarafından 2012 yılından itibaren yapılmıştır. Son zamanlarda Avrupa’da barolar ve uzmanlar zorunlu arabuluculuğun kapsamanın çok geniş tutulmasını yeniden tartışmaya açmıştır.</p>

<p>Son olarak Madrid Barosu tarafından 24.04.2026 tarihli toplantısında arabuluculuğun faydalı bir alternatif çözüm yolu olduğunu kabul edilmekle birlikte, "zorunlu" hale getirilmesinin, "mahkemeye erişim ve etkin yargı" hakları ile bağdaşmadığı savunuldu. Yapılan açıklamada, zorunlu arabuluculuğun mahkemeye erişimi geciktirdiği veya engellediği, arabuluculuğun zorunlu bir "ön koşul" olmasının hak arama özgürlüğüne orantısız bir engel oluşturduğu, arabuluculuğun doğası gereği gönüllülük esasına dayalı olması gerektiği, tarafların iradeleri dışında, dava açabilmek için arabulucuya gitmeye zorlanmasının, bu müessesenin özüne aykırı olduğu, özellikle karmaşık ticari uyuşmazlıkların dava sürecini uzattığı ve taraflara ek maliyet yüklediği, bunun da adil yargılanma hakkıyla bağdaşmadığı belirtildi. ( https://confilegal.com/20260424-el-icam-pone-en-jaque-la-constitucionalidad-de-los-masc-tras-un-ano-de-vigencia-la-eficiencia-prometida-es-burocracia-real/ )</p>

<p>Türkiye’de ise dava şartı arabuluculuk Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı bulunmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>H.Ü. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avrupa-ulkelerinde-ticari-uyusmazliklarda-zorunlu-arabuluculuk-gecerli-midir</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/arabuluculuk-kfvn54.jpg" type="image/jpeg" length="50616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90177"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54133"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15497"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="27940"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="54317"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="34279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="77494"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="18926"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="25181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="20012"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="24658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="56101"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="30828"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
