<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 06 Jun 2026 23:47:37 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2004/8-201 E., 2005/30 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20048-201-e-200530-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20048-201-e-200530-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.03.2005 tarihli, 2004/8-201 E., 2005/30 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2004/8-201 E., 2005/30 K.</strong></p>

<p><strong>AÇIK, YAKIN VE SOMUT TEHLİKE<br />
DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA ÖZGÜRLÜĞÜ<br />
HALKI DİN FARKLILIĞI GÖZETEREK KİN VE DÜŞMANLIĞA AÇIKÇA TAHRİK ETMEK<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 9 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 10 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 11 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 13 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 14 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 17 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 20 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 24 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 2 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 26 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 30 ]<br />
5187 S. BASIN KANUNU [ Madde 4 ]<br />
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 7 ]<br />
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 216 ]<br />
2797 S. YARGITAY KANUNU [ Madde 39 ]<br />
"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Din farklılığı gözeterek halkı açıkça kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçu sanıklarından M'nin TCY'nın 312/2-son ve 59/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile, S'nin TCY'nın 312/2-son, 59/2 ve 5680 sayılı Yasanın 16. maddeleri uyarınca 1.840.410.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına, davaya konu M. Gazete'nin 5680 sayılı Yasanın Ek 2/1. maddesi gereğince takdiren 3 gün süreyle geçici olarak kapatılmasına ilişkin İ 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinden verilen 09.10.2002 gün ve 331-214 sayılı hüküm sanık M ile sanık S vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 8.Ceza Dairesince 15.07.2004 gün ve 12989-6377 sayı ile;</p>

<p>"1- Dava konusu, sanık M tarafından yazılan M. Gazetenin 15.11.2000 tarihli nüshasının 2. sayfasında yer alan "Din Düşmanlığı Terörü" başlıklı yazı bir bütün olarak incelendiğinde, bu yazıda adı geçen sanığın milletin dinine ve manevi değerlerine saldırmanın hoş karşılanmayacağını vurguladıktan sonra, bu tür değerlere karşı gelenlerin halk yığınlarını devletten soğutmak ve ülkenin temellerini dinamitleyip ülkeyi çökertmek isteyenler olduğunu belirtip, başörtüsünün islamın sembolü olduğunu ifadeyle Türkiye'nin islama karşı uygulamaların katı biçimde yapıldığı bir başka devlete benzetilmeye çalışıldığını, ülkemizde dinsizlik baskıları yapıldığını ileri sürüp bazı devlet uygulamalarını ve din sömürüsü yapan mihrakları ağır biçimde eleştirerek onların da islam dinine karşı büyük kötülük yaptıklarını ifade ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sözkonusu yazının genel içeriğine göre TCK.nun 312/2. madde ve fıkrasında tanımlanan suç tipinin "... kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye... tahrik" unsurunu taşımadığı, zira yazıda müslüman olanlar olmayanlar, inananlar inanmayanlar biçiminde bir ayrıma gidilmeyip, kendi islam anlayışına göre devlet ve yanlıları ile müslümanlığı ticari amaçla kullananlar tarafından bu dine ve ülkeye verilecek zararların ağır eleştiri biçiminde gündeme getirildiği, yazının bu içeriği itibarıyla nefret saçan, şiddete davet eden ya da şiddet kullanmaya özendiren ifadeler taşımayıp bu nedenle de kamu düzeni için tehlikeli olabilecek nitelikte bulunmadığı, diğer bir ifadeyle somut bir tehlikeden söz edilemeyeceği ve yazıda sarfedilen hakaretimiz sözlerin belirli kişi ya da kişilere yönlendirilmiş olmadığı da gözönüne alınarak unsurları oluşmayan suçtan sanık M ile adı geçen gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü sanık S'nin beraatlerine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle haklarında mahkumiyet hükmü kurulması,</p>

<p>2- Kabule göre de;</p>

<p>Hükümden sonra yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Kanununun 30. maddesiyle 5680 sayılı Basın Kanununun yürürlükten kaldırıldığı ve yeni kanunda bu suç nedeniyle gazete kapatma cezasına ilişkin bir düzenleme bulunmadığının gözetilmesi zorunluluğu," nedenleriyle, Daire üyeleri H. ile A.nın;</p>

<p>"Sanık M, diğer sanık S'nin sorumlu yazı işleri müdürü olduğu 15 Kasım 2000 tarihli M. Gazete'de "Din Düşmanlığı Terörü" başlıklı yazısında;</p>

<p>"Dünyanın hiçbir medeni, ileri, sağlıklı, hukuklu ülkesinde dinsiz ve şirret bir azınlığın, o ülkede hakim olan dine ve dinlere savaş açtığı, saldırdığı, hakaretler savurduğunu göremezsiniz..."</p>

<p>"Bizdeki gizli ve derin devlet idarecileri ilhamlarını diktatörlükle idare edilen küçük Tunus'tan alıyor. Orada Müslüman halka din hürriyeti tanınmıyor. Kadın ve kızların sokaklarda tesettürlü gezmesi yasaktır. Beş vakit namaz kılmak bir cesaret meselesidir. Camilerde ayrı ayrı zamanlarda vakit ezanları okunmakta, birkaç ihtiyar namaz kıldıktan sonra kapılar hemen kapanmaktadır. Tunus Müslümanlar için bir zindan, bir cehennem olmuştur... Böyle küçük bir Afrika ülkesi, imparatorluklar kurmuş Türkiye'ye örnek ve model olabilir mi: Elbette olamaz?</p>

<p>"Devletin temel nizamlarını masonluk, dinsizlik, ateizm, Rotaryenlik, Lionsçuluk, Sabetaycılık üzerine oturtmak maksadıyla propaganda yapmak, faaliyette bulunmak serbest ama müslümanların islami prensip ve hükümleri hayata hakim kılmak için çalışmaları yasak." şeklindeki cümlelerle Türkiye'de, dinsiz ve şirret sözcükleriyle nitelediği bir kesimin başörtüsü yasağı uyguladığını ve bu kesimin olumsuzluklarını saydığı Tunus'tan ilham aldığını belirterek "İslama ve müslüman halka düşmanlık yapanların hepsi sabetaycıdır demiyorum ama onların içinde çok militan, çok azılı, çok ileri giden Selanik Dönmeleri vardır..." diyerek tüm yazı içeriğine göre karşı olduğu toplumun bir kesimine karşı küçük düşürücü aşağılayıcı, kırıcı ifadeler kullanmıştır."</p>

<p>Düşünce özgürlüğünün genel ve klasik sınırı, diğer özgürlüklerde olduğu gibi, başkalarının özgürlüğüdür. "Buna göre kısıtlanan düşünce ile başkalarının yaşamı, kişiliği ya da düzeni olumsuz bir biçimde etkileniyorsa, böyle bir düşünce açıklaması düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeyecektir. Hakaret, iftira, sövme ve benzeri nitelikli düşünce açıklamaları bu grubu oluşturur." (... ... : Düşünce Özgürlüğü ve Sınırları, .... ...'e Armağan, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayını, İzmir 2000 içinde, s. 13)</p>

<p>Başkalarını küçük düşürücü, incitici, hakaret edici ve onlara karşı saldırgan ifadeler kullanılmasında ayrıca şiddete teşvik edici ifadeler kullanılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu ifadelerin Türk Ceza Kanununun 312/2. madde ve fıkrasına göre kamu düzeni için tehlikeli olabilecek nitelikte olması, maddede tanımlanan suçun oluşmasına yeterlidir. Gerçekten de bu tür ifadelerin özellikle kırıcı olduğu ve fiziksel saldırıdan daha az kötü olmadığı ve uygar toplumlarda buna izin verilmemesi gerektiği unutulmamalıdır. (Robert Tarager-Donno L. Dickerson: 21. Yüzyılda İfade Hürriyeti, Ankara, 2003, 2. 157)</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 312/2. madde-fıkrasında tanımı yapılan suçta da belirtilen nitelikteki ifadelerin, kamu düzeni için tehlikeli olabilecek ölçüde olmaları halinde suçun oluşacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>Sanık M, toplumun bir kesimine karşı şirret sözcüğüyle saldırmakta, ayrıca dinsiz, sabetaycı, selanik dönmesi, rotaryen, mason, lions gibi kendisinin olumsuz anlam yüklediği nitelemelerle bir başka kesimin bu kesime karşı nefret duymasını sağlayacak ifadeler kullanmaktadır. Öte yandan, türban yasağı uygulamasını ya da genel olarak diğer uygulamaları sözkonusu sözleri kullanmadan kırıcı, incitici, hakaret edici ölçüde olmadan da eleştirilebilirdi; fakat sanık böyle yapmayıp, yazının tümüne benzer nitelemeleri sindirmiştir. Bu türden ifadeler Anayasanın 26/2 AİHS.'nin 10/2. madde ve fıkrasına aykırıdır. Sözleşmeyi yorumlayan AİHM'de kin ve nefret uyandırıcı ifade açıklamalarının sözleşmenin 10. maddesi güvencelerinden yararlanamayacağını benimsemektedir. (Jersild-Danimarka kararı, Eylül 1994, Seri: A no : 298, Paragraf, 33) 4868 sayılı Kanunla onaylanan ve Bakanlar Kurulu'nun 7.7.2003 tarih ve 2003/5851 sayı ile kararlaştırıp yayınlanan (R.G. 21. Temmuz 2003, sayı : 25175) Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslar arası Sözleşme'nin 20/2. madde-fıkrası da nefretin düşmanlık biçiminde savunulmasını yasaklamaktadır.</p>

<p>Sözkonusu yazı, "Bir gazetede bir takım yazarlar halkın anasına, avradına, kızına sövüp saysalar, böyle yayınlar alçaklık, edepsizlik, rezillik, namussuzluk, şerefsizlik, vahşilik olmaz mı? ... milletin dinine imanına, mukaddesatına, şeriatına saldırmak da bunun gibidir ve belki daha alçakça ve namussuzcadır" şeklinde başlamaktadır.</p>

<p>Gazetede belirtildiği ölçüde ve biçimde bir yazının yazılması halinde saldırının ne denli kötü, hakaret edici olacağını ifade ettikten sonra milletin dinine yapılacak saldırının daha kötü olacağını belirtmekte ve bu "saldırının" da ne olduğunu yazısının devamında açıklamaktadır : Başörtüsü yasağı!</p>

<p>Kamu kurum ve kuruluşlarındaki başörtüsü ile ilgili uygulamalar gerek Anayasa Mahkemesi'nin 7.3.1989 tarih ve 1/12 ve gerekse Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 17.6.1994 tarih ve 1-993/61 esas ve 1994/327 sayılı kararlarıyla benimsendiği; örgütlenme özgürlüğü bağlamında ise yine Anayasa Mahkemesi'nin 16.1.1998 tarih ve 1997/1 esas ve 1998/1 sayılı kararında da aynı gerekçelerle kabul gördüğü ve dahası 22.6.2001 tarih ve 1999/2 esas ve 2001/2 sayılı kararında da öğrenim kurumlarında serbest bırakılması halinde ayrımcılık olabileceği ve kamu düzenini bozabileceği vurgulanmıştır.</p>

<p>Dairemizin 25.11.2002 gün ve 10893/11068 sayılı kararında da türbanın toplumun kimi kesimlerince Laiklik ilkesine karşı başkaldırı simgesi olarak kullanıldığı açıklanmıştır.</p>

<p>Öte yandan AİHM'nin Refah Partisi ve Diğerleri Türkiye Davasında sınırlamanın sözleşmenin 9. maddesinin 2. fıkrasına uygun olduğu kararlaştırılmıştır. (41340/98, 41342/98, 41343/98 ve 41344/98 Strazburg 13 Şubat 2003, Yargı Bülteni, sayı : 208, s. 80 Özgül olarak türban konusunun incelenip karara bağlandığı ... ... /Türkiye başvurusunda da 29.6.2004 tarih ve 44774/98 sayılı kararında AİHM. Türkiye'deki uygulamayı yerinde görmüştür.</p>

<p>Türk Ceza Kanununun 312/2. madde-fıkrasında ayrıca "kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde..." ibaresi bulunmaktadır. Kamu düzeni kavramının nesnel olarak, "toplumsal yaşamın devamı olan asgari koşulların yerine getirilmesi ile ilgili olduğu söylenebilir. Bu koşullar, insanların güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir biçimde yaşamalarıdır. Bu sınırlama nedeninde yasaklamaya konu olan, düşüncenin kendisi değil, açıklanış biçimidir." (Korkmaz; agm. S. 131-132)</p>

<p>Buradaki ölçüt ABD Yüksek Mahkemesinin uyguladığı ve Türk öğretisinde de taraftar bulan açık ve yakın tehlike testidir. Bu ölçütte, düşüncenin kendisi değil, açıklanış biçiminin hukuka aykırı olmasıdır; Bu da mahkemeler tarafından saptanır. Ancak, mahkemeler de özgürlük esas sınırlama istisna kuralından hareketle düşünce ile eylem arasındaki ilişkiyi daha bir hoşgörü ve esneklik içinde yorumlamalıdır.</p>

<p>Sanıkların mahkûmiyetine karar veren yerel mahkemenin sonuca giden gerekçeleri ve bu bağlamda yaptığı çözümleme açık ve yakın tehlike testine uygun ve yerindedir.</p>

<p>Gerçekten de başörtüsü bağlamında yazılan yazıda küçük düşürücü, incitici, onur kırıcı, saldırgan, ayrımcılık söylemi yoğun ve nefret uyandırıcı ifadelerle halkın bir kesimini din anlayışı bakımından kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa ve kin beslemeye alenen tahrik edilmektedir.</p>

<p>Diğer taraftan AİHM.nin de türbanın dini bir sembol olduğu ve Türkiye'de kökten dinci akımların siyasi bir nitelik kazandığına ilişkin tespitinin (L. Şahin kararı paragraf 109 vd.) de bir gerçeklik olduğu unutulmamalıdır." yolundaki karşı görüşleri ve oyçokluğu ile bozulmuştur.</p>

<p>Yargıtay C.Başsavcılığı ise 28.10.2004 gün ve 183263 sayı ile;</p>

<p>"TCK.nun 312/2. madde ve fıkrası "Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilir" şeklinde hüküm taşımaktadır.</p>

<p>Suçun yasal unsurları şunlardır;</p>

<p>A- Maddi Unsur : Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, bölge farklılığının demokratik yapıda ilke ve farklılıklar içerisinde bütünleşmeyi sürdürmek, değişik fikir, kanaat ve inançları tam bir hoşgörü ile karşılamak yerine, sayılan farklılıklar esas alınarak halkı düşmanlığa ve kin beslemeye alenen tahrik edilmelerinin ortaya çıkaracağı somut tehlikedir.</p>

<p>B- Manevi Unsur : Kamu düzeni için tehlikeli olabilecek (şiddeti çağrıştıracak ve açık, yakın ve somut tehlikeyi içerecek) şekildeki yoğunlaşması kasta yaklaşan öngörü ve irade ile işlenmelidir.</p>

<p>Yasa Gerekçesinde : Çağdaş demokrasilerde katılımcı ve çoğulcu düşüncelerin, insan hakları ve temel hürriyetlerin tanınması ve koruma altına alınması için uluslar arası belgelerle ve en son Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olarak adlandırılan, İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 10. maddesi ile güvence altına alındığı;</p>

<p>Bu doğrultuda Anayasamızda 4709 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğe uygulama kabiliyeti kazandırmak için TCK.nun 312/2. maddesinde 4744 sayılı Yasa ile yeni çehresine kavuşturulmuş olup, suçun tehlike suçu olduğu, açık, yakın ve mevcut tehlikeyi içermesi gerektiği;</p>

<p>Uygulamada bu kavramların açıklığa kavuşturulup tespitinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan ölçütlerin de gözönüne alınarak, Yüksek yargının yorum ve içtihatlarının toplumsal tehlikeyi önleme, eleştiri, ifade ve siyasal propaganda hürriyetlerini aynı zamanda sağlama amacına ulaşmanın sağlam ilke, çare ve uygulamaları olarak kabul ve ifade edilmiştir.</p>

<p>Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesi ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki anlaşmazlık (1) nolu bozma nedeniyle ilgili olup, sanıklara yüklenen suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı konusundadır.</p>

<p>Suça konu "Din Düşmanlığı Terörü" başlıklı köşe yazısı bir bütün olarak incelendiğinde;</p>

<p>Anayasamızın 2, 13, 14 ve 24. maddelerinde yer alan Türkiye Cumhuriyetinin Devlet ve toplum yapısını oluşturan tüm değerlerin temel taşı olan laiklik ilkesinin hayata geçirilmesi ve korunmasına yönelik olarak, eğitim kuruluşları ile diğer kamusal alanlardaki türban yasağı ve benzeri kararları alan ve uygulayan devlet idarecileri ile bu uygulamaları destekleyen kesimleri; islam ve müslümanlığa karşı savaş açmış "dinsiz ve şirret bir azınlık" olarak niteleyerek, ülkemizde yaşayan dindar insanlara karşı düşman hedef kitle olarak, laik uygulamalar ise; milletin dinine, imanına, mukaddesatına, şeriatına saldırmakla eşdeğer, alçakça ve namussuzca hareketler olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>Öncelikle sanığın yazıda kullandığı bir takım sözcüklerin anlamlarının irdelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğüne göre; "şirret; geçimsiz, huysuz, kavga çıkartmaktan hoşlanan, edepsiz, yaygaracı", "alçak (mecaz); bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, hain, rezil", "namussuz; ahlak kurallarına uygun davranmayan, ahlak kurallarını çiğneyen", "dinsiz (sıfat); dini inancı olmayan (mecazen acımasız)", "dönme; başka bir dinde iken müslüman olan, mühtedi" anlamındadır.</p>

<p>Kelimelerin anlamı, kullanılma biçimi birlikte değerlendirildiğinde, sanık, ifade özgürlüğü kapsamında hoş görülebilen, sarsıcı, şok ve rahatsız edici eleştiri sınırlarının da ötesinde, aşağılayıcı ve tahrik edici (kışkırtıcı) bir üslup kullanmayı tercih etmiştir.</p>

<p>Seçilen konu, hedef kitle ve kullanılan üslup nazara alındığında, söz konusu yazının, dindar halk kesimini, diğer kesime kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa ve kin beslemeye alenen tahrik edeceği ve bu anlamda şiddeti davet edici nitelikte olduğunun kabulünde zorunluluk vardır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamaları ve içtihatlarına baktığımızda, Kuhnen-Almanya davasında, Avrupa Komisyonu davacının özgürlük ve demokrasiye dayanan temel düzene zarar vermeyi amaçlayan nasyonal sosyalizmi savunduğunu ve ifade ettiği düşüncelerin AİHS'nin Dibacesi'nde dile getirilen temel değerlerden birine karşı olduğunu saptamıştır. AİHS'de ilan edilen haklar "en iyi şekilde... gerçek bir siyasi demokrasi çerçevesinde korunabilir." Buna ek olarak, Komisyon davacının ifade ettiği düşüncelerin ırksal ve dini ayırımcılık unsurları içerdiğine hükmetmiştir. Dolayısıyla, Komisyon davacının ifade özgürlüğünü, hem hakların suistimalini yasaklayan 17. maddeye, hem de AİHS'nin lafzına ve ruhuna aykırı biçimde kullanmayı amaçladığını saptamıştır. Sonuç olarak Komisyon davacının ifade özgürlüğüne müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>Yerel Mahkeme kararının gerekçesinde, suça konu yazıyı tüm yönleri ile irdelemiş ve yüklenen suçun unsurlarının oluştuğu kanaatiyle sanıkların mahkumiyetine hükmetmiştir. Oluşa, gerekçeye ve tüm dosya içeriğine göre Yerel Mahkemenin kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır." görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak,</p>

<p>Özel Daire bozma ilamının (1) nolu bozma nedeni yönünden kaldırılarak, sanık M hakkındaki Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına,</p>

<p>Sanık S yönünden ise, hükümden sonra yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Kanununun 30. maddesiyle 5680 sayılı Basın Kanununun yürürlükten kaldırılmış olması ve yeni Kanunda bu suç nedeniyle kapatma cezasına ilişkin bir düzenleme bulunmaması karşısında, hükmün bu nedenle bozulmasına, CMUK'nun 322. maddesi uyarınca hükümden "davaya konu M. Gazete'nin 5680 sayılı Kanunun Ek 2/1. maddesi gereğince takdiren 3 gün süreyle geçici olarak kapatılmasına" ilişkin bölümün çıkartılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p>CEZA GENEL KURULU KARARI</p>

<p>Sanıkların, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik etmek suçundan cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, suçun yasal unsurları itibariyle oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Ancak Genel Kurulda işin esasının görüşülmesine geçilmeden, temyiz aşamasında bir kısım yargıçlara yönelik red isteminin Özel Dairece karara bağlanmamış olmasının hükme etkili bir usul yanılgısı olup olmadığı hususunun önsorun olarak gündeme getirilmesi üzerine, bu konu öncelikle ele alınıp incelenmiştir.</p>

<p>Dosya içeriğine göre, sanıklardan S ile kapatılmasına karar verilen gazetenin imtiyaz sahibi olan Y. A.Ş vekilleri tarafından verilen 24.12.2002 günlü dilekçe ile, 8.Ceza Dairesi Başkanı ve üyeleri N. Ü, U. K, Y D ve S Ç'nin, Y. A.Ş aleyhine hukuk davaları açtıklarını, ardından da icra takibine giriştiklerini ifade edip buna dair belge fotokopilerini de eklemek suretiyle, bu yargıçların tarafsız davranacaklarından kuşku duyduklarını belirterek redlerini talep etmiş iseler de, Yargıtay 8.Ceza Dairesinin 15.07.2004 gün ve 12989-6377 sayılı ilâmında bu istemle ilgili olarak herhangi bir karar verilmemiştir. Ancak, reddi istenen yargıçlardan ikisinin emekli olduğu, birinin başka Dairede üye olarak görev yaptığı, ismi geçenlerden sadece yargıç S Ç'nin halen aynı Dairede görev yapmakta olduğu ve reddi istenilen yargıçlardan hiçbirinin hükme iştirak etmedikleri anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Yasasının 39. maddesinin konuyu düzenleyen 3. fıkrasında; "Dairelerin veya genel kurulların başkan ve üyeleri reddolunabilirler. Ret hususundaki istemler, reddedilen başkan veya üye katılmaksızın ilgili daire veya genel kurullarca incelenerek kesin karara bağlanır. Daire ve kurulların toplantılarını engelleyen toplu ret istemleri dinlenmez." hükmü mevcuttur. Sözü edilen kurala göre, Yargıtay Kurulları ile Dairelerinin başkan ve üyelerinin reddinin istenmesi halinde bu hususun incelenerek kesin karara bağlanması zorunlu ise de, somut olayda reddi istenen yargıçların temyiz incelemesine ve hükme iştirak etmemeleri karşısında, istemin konusuz kaldığı belirlenmiştir. Bu bakımdan, bir kısım yargıçların reddine ilişkin istemle ilgili olarak Özel Dairece herhangi bir karar verilmemiş olması, hükmün sonucuna etkili bir husus olarak görülmemiştir.</p>

<p>Önsoruna ilişkin bu hususun, açıklanan surette ve oybirliği ile karara bağlanmasından sonra Yargıtay C.Başsavcılığı itirazına konu davanın esasının görüşülmesine geçilmiştir.</p>

<p>Konunun tartışılmasına geçmeden önce, Yüksek CGK'nun 2004/8-130 Esas, 23.11.2004 tarih ve 2004/206 sayılı kararında yapılan nitelendirme uyarınca, anılan kararın "içtihat" niteliğinde olup olmadığı ve o kararda ortaya konulan ilkelere uygun hareket edilip edilmeyeceğinden açıklanması gerekmektedir.</p>

<p>CGK'nun 2004/206 Karar sayılı ilamında, TCK.nun 312/2. maddesi yönünden ilke ve unsurların içtihat niteliğinde ortaya konulduğu belirtilmiştir. Anılan karar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine ve somut olay gözetilerek olay bazında verilmiş, yerel mahkeme yönünden bağlayıcı dahi olmayan kesinleşmemiş bir karardır. Yerel mahkeme yönünden bağlayıcılığı bulunmayan ve Yüksek CGK'nun yerleşik görüşünü yansıtmayan bahse konu kararın içtihat niteliği bulunmadığından, konunun bütün yönleriyle irdelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen olayda;</p>

<p>Sanıklardan S'nin sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yaptığı M. Gazetesi, yaklaşık 30.000 tirajlı günlük bir gazete olarak İstanbul'da basılıp yayımlanarak tüm ülkede satışa sunulmaktadır. Sanık M ise, on yıldan bu yana aynı Gazete'de "Takvimden Yapraklar" isimli sütunun köşe yazarlığını sürdürmektedir. Gazete'nin 15.11.2000 günlü nüshasının ikinci sayfasında yayınlanmış bulunan, "Din Düşmanlığı Terörü" başlıklı yazıda kullanılan bir kısım ibare ve ifadeler ile, din ve mezhep farklılığı gözetilerek halkın bir kesiminin kin ve düşmanlığa tahrik edildiği iddia edilmiş ve yazıyı kaleme alan sanık M ile Gazete'nin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olan sanık S haklarında kamu davaları açılmıştır. Suça konu yazıda aynen;</p>

<p>"Bir gazetede bir takım yazarlar halkın anasına, avradına, kızına söğüp saysalar, böyle yayınlar alçaklık, edepsizlik, rezillik, namussuzluk, şerefsizlik, vahşilik olmaz mı?.. Milletin dinine, imanına, mukaddesatına, Şeriatına saldırmak da bunun gibidir ve belki daha alçakça ve namussuzcadır.</p>

<p>Dünyanın hiçbir medenî, ileri, sağlıklı, hukuklu ülkesinde dinsiz ve şirret bir azınlığın, o ülkede hakim olan dine ve dinlere savaş açtığı, saldırdığı, hakaretler savurduğunu göremezsiniz. Böyle bir gerilik ve medeniyetsizlik bize, bazı üçüncü dünya ülkelerine mahsustur.</p>

<p>Milletin dinine, imanına, inandığı gibi yaşamak hürriyet ve hakkına karşı gelenler halk yığınlarını devletten soğutmak ve böylece, dolaylı bir şekilde Türkiye'nin temellerini dinamitlemek, ülkeyi çökertmek istiyorlar.</p>

<p>Başörtüsü İslâm'ın sembolüdür. Başörtüsüne saldırmak İslâm'a saldırmak demektir. Atatürk, falan diyeceklerdir. Yalandır. Atatürk'ün tesettür lehinde beyanı vardır, tarihe geçmiştir.</p>

<p>İslâm'a ve Müslüman halka düşmanlık yapanların hepsi Sabataycıdır demiyorum ama onların içinde çok militan, çok azılı, çok ileri giden Selanik Dönmeleri vardır. Bu adamlar ne yapmak istiyor?</p>

<p>Halk yığınları, hattâ âmme hukuku ve devlet nazariyeleri okumamış üniversite mezunları bile devletin ayrı şey, rejim veya sistemin ayrı şey olduğunu bilmezler. Bu yüzden birkaç yıldan beri, militan ve azılı din düşmanları yüzünden devletimizin itibarı erimektedir.</p>

<p>Türkiye'yi Tunus'a benzetmek istiyorlar. Eskiden batıcılık yaparlardı, ilhamlarını Batı'dan alırlardı. Şimdi Batı'da büyük bir din ve vicdan hürriyeti var. İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da milyonlarca Müslüman yaşıyor. ABD'de, Hıristiyanlıktan sonra İslâm ikinci din olmuştur. O medenî, hukuklu, gerçekten demokrat, insan hak ve hürriyetlerine hürmet ve riayet edilen ülkelerde Müslümanlar, dinî kimliklerini koruyarak güven ve huzur içinde yaşıyor, kızlarını başörtüsü ile üniversitelere gönderebiliyor. Bizdeki gizli ve derin devlet idarecileri ilhamlarını diktatörlükle idare edilen küçük Tunus'tan alıyor. Orada Müslüman halka din hürriyeti tanınmıyor. Kadın ve kızların sokaklarda tesettürlü gezmesi yasaktır. Beş vakit namaz kılmak bir cesaret meselesidir. Camilerde ayrı ayrı zamanlarda vakit ezanları okunmakta, birkaç ihtiyar namaz kıldıktan sonra kapılar hemen kapanmaktadır. Tunus Müslümanlar için bir zindan, bir cehennem olmuştur. Oradaki rejim sağlıklı mıdır, uzun ömürlü olur mu? Böyle küçük bir Afrika ülkesi, imparatorluklar kurmuş Türkiye'ye örnek ve model olabilir mi? Elbette olamaz.</p>

<p>Türkiye'de siyasal İslâm varmış ve bu bir tehlikeymiş. Siyasal Masonluk, siyasal Sabataycılık, siyasal dinsizlik, siyasal ilhad oluyor da siyasal İslâm niçin olmayacakmış? Dini siyasete âlet etmenin mahzurları varsa (ki elbette vardır) bunu önlemek devletin işi değil, Müslümanların işidir. Müslümanlara din hürriyeti tam sağlanır; kendi eğitim sistemlerini kurmalarına, üniversitelerini açmalarına, İslâm ve çağ seviyesinde aydın kadrolar yetiştirmelerine imkân tanınırsa, onlar tabiî ki, din istismarına, siyasal İslâm'ın dejenere edilmesine fırsat vermeyeceklerdir.</p>

<p>Devletin temel nizamlarını Masonluk, dinsizlik, ateizm, Rotaryenlik, Lionsçuluk, Sabataycılık üzerine oturtmak maksadıyla propaganda yapmak, faaliyette bulunmak serbest ama Müslümanların İslâmî prensip ve hükümleri hayata hâkim kılmak için çalışmaları yasak. Böyle hürriyet, böyle demokrasi olur mu?</p>

<p>İslâm ve Müslümanlara düşmanlık edilmesi, dindar halkın ezilmesi Türkiye'nin en büyük ayıbıdır.</p>

<p>Yedinci asırda İslâm Mekke'de zuhur ettiği zaman, müşrikler iman edenlere büyük zulümler yapmışlar, Peygamber de onların Habeşistan'a hicret etmelerine izin vermişti. Müslümanlar için bugünkü Habeşistan medenî Batı ülkeleridir. Türkiye'de okumalarına engel olunan tesettürlü kız çocuklarımızın bir kısmını Hıristiyan Batı ülkelerine göndererek onlara yüksek tahsil yaptırtmalıyız. Onları en güçlü üniversitelerde, bilhassa sosyal ve siyasal kültür alanlarında yetiştirmeliyiz. Memnuniyetle öğreniyorum ki, birtakım varlıklı Müslüman aileler kızlarını dış ülkelerde okutmak üzere harekete geçmişlerdir. Bu iş o kadar kolay değildir. Kız çocukları korunmaya muhtaçtır. Bu yüzden tesettürlü kızların, gruplar halinde ve başlarında yaşlı ve tecrübeli hocalar, hoca hanımlar olduğu halde okutulması gerekir. Ben öncelikle ABD, Kanada ve İngiltere'de öğrenci okutulmasını tavsiye ederim.</p>

<p>Dünyanın en ileri ülkelerinde, en parlak üniversitelerinde lisan ve edebiyat uzmanları, türkologlar, tarihçiler, sanat tarihi ve kültürü üzerine derin ihtisas yapmış elemanlar, siyasetçiler, hukukçular, mimarlar yetiştirmeliyiz. Böyle değerli kişiler açıkta kalmaz. Türkiye'deki sıkıntılar hep böyle ilelebed devam etmez.</p>

<p>Ülkemizdeki dinsizlik baskıları hür ve medenî dünyaya duyurulmalıdır. Müslümanlardan, hizmet ve yardım parası olarak milyarlarca dolar toplayan din baronları İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça kitaplar ve broşürler çıkartarak bizdeki egemen azınlığın İslâm'a ve Müslümanlara nasıl saldırdığını, Müslümanlara nasıl eziyet ettiğini dünya aydınlarının gözleri önüne sermelidir. "Dünya zaten biliyor..." demek ahmaklık olur. Birkaç uzman ve diplomat dışında Türkiye'deki dinsizlikleri dünya bilmiyor. Bunları duyurmak vazifesi bize ait bir iştir.</p>

<p>Maalesef bazı kodaman ve kocaman din baronları bozuk düzenle, kötü sistemle, zalimlerle anlaşmış vaziyettedir.</p>

<p>Müslümanlara yapılan zulümler din sömürücülerini hiç ilgilendirmiyor. Onların dini imanı paradır, putları ise nefs-i emmareleridir.</p>

<p>Bugünkü gidiş gösteriyor ki, dinsizler başörtüsü yasağını sokağa kadar genişletmek istemektedir. Köylülerden, gecekondu halkından, ihtiyarlardan başka kimsenin başörtüsü takmasını istemiyorlar. Bu bir vahşettir, medeniyetsizliktir, asıl gericiliktir.</p>

<p>Müslüman kızlar ABD, Kanada, İngiltere, Almanya ve diğer medenî ve demokrat ülkelerin üniversitelerine başörtüleriyle serbestçe gidiyorlar, yüksek tahsil yapıyorlar da Türkiye'de niçin gidemeyecekler, yapamayacaklarmış...</p>

<p>Müslümanların başlarına gelen felâketlerin asıl sebebi din sömürüsü yapılmasıdır. Dini imanı para olan, nefs-i emmarelerine put gibi tapan birtakım alçak ve rezil adamlar islâmî hareketi kirletmişler, Müslümanları aldatmışlardır. Dinsizlere en büyük kozu bu sefiller ve sürüngenler vermiştir.</p>

<p>Yüce İslâm dinini âlet ve vasıta kılarak, mukaddesat bezirgânlığı yaparak zengin olmak, ün ve makam kazanmak en büyük alçaklıktır.</p>

<p>Ümmet işleri meşveret (danışma), adalet, emanete riayet, ihlâs, istikamet, sıdk ile görülmelidir. İslâmî hizmet ve faaliyetlerde şarlatanlığın, soytarılığın, Firavunluğun, Nemrudluğun yeri yoktur. Hiçbir islâmî hizip, fırka, tarikat, cemaat din ile özdeşleştirilemez.</p>

<p>İslâmî hizmet ve faaliyetlerde İslâm ahlâkının ilkeleri hâkim olmalıdır. Tağutî ahlâk ile, Makyavelizm ile hareket edilirse, hizmet edilmez, hezimete sebebiyet verilir." denilmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlık konusu sorunun sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından; öncelikle düşünce özgürlüğü kavramının öğretideki görüşlerden de yarar-lanılarak açıklanması, kapsamının belirlenmesi, bu özgürlüğü koruyan ve kısıtlanabileceği ayrıksı alanları ortaya koyan ulusal ve uluslararası pozitif normların incelenmesi, ardından "kamu düzeni", "umumun emniyeti" ve "tehlike" kavramları açıklığa kavuşturulup yüklenen eyleme ilişkin TCY.nın 312/2. maddesindeki suçun unsurları da açıklandıktan sonra, somut olayda bu unsurların gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p><strong>DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ</strong></p>

<p>Doğal hukuka dayanan insan hakları, yalın bir tanımla "insanın insan olmaktan kaynaklanan haklarını" ifade eder; bu haklar, doğuştan kazanılan, vazgeçilmez ve devredilmez haklardır. (Melika Batur Yamaner: Uluslararası Hukukta Düşünceyi Açıklama ve Yayma Özgürlüğünün Sınırlandırılması Sorunu, İstanbul, 2001, yayınlanmamış Doktora Tezi, s.3) Ne var ki, tarihsel süreçte kabul edilmesi ve içselleştirilmesi insanlık tarihinin en sorunlu alanlarından biri olmuştur. Gerçekten de gerek düşünsel ve gerekse tarihsel kaynakları daha eskilere gitmekte ise de Anayasa Hukukunda birinci kuşak hakları olarak isimlendirilen insan hakları, doğal hukuk anlayışı ile bireycilik ve öğretisinin sonucu hukuksal metinlerde yer bulmuştur. (İbrahim Ö.Kaboğlu: Özgürlükler Hukuku, Ankara, 2002, s.41 vd)</p>

<p>İnsan haklarının başında gelen düşünce-ifade özgürlüğü temelde düşüncenin korunmasını amaçlamaktadır. Düşünce ise "bir şey, kimse, olay veya sorun hakkında zihinsel olarak hüküm kurmak, görüş sahibi olmak, vaziyet almak, değerlendirmede veya mütalaada bulunmak ve bunları dış dünyaya söz, yazı, resim gibi araçlarla yansıtmaktır." (Bahri Öztürk/Veli Özer Özbek/ Mustafa Ruhan Erdem: Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara, 2001 s.130)</p>

<p>Düşüncenin oluşabilmesi; kişinin bilgi kaynaklarına özgürce ulaşabilmesi, edindiği bilgileri seçebilmesi ve bunun için de hukuksal olanakların ve güvencelerin bulunmasına bağlıdır. Kuşkusuz ki bunlar da yeterli değildir; ayrıca bunlara uygun davranışlarda bulunabilme hakkının varlığı da bireye/bireylere tanınmalıdır. Öte yandan bu davranışlarından dolayı insanın "kınanmaması" da gerekmektedir. (Bülent Tanör: Siyasi Düşünce Hürriyeti ve 1961 Türk Anayasası, İstanbul, 1969, s.13, 15)</p>

<p>Hukukun doğrudan alanına girmeyen düşünme özgürlüğü; bilgi edinme, kanaat ve açıklama özgürlükleri/bileşenleriyle birlikte hukukun norm alanında yerini alır. Böyle bir ortamın yaratılması ve sürdürülmesi de hukukun temel işlevlerindendir. (Adnan Küçük: İfade Hürriyetinin Unsurları, Ankara, 2003, s. 33) Hukuksal korumayı sağlayacak olan da devlettir; bir başka ifadeyle düşünceyi açıklama özgürlüğünün gerçekleştirilmesinde devletin etkin bir işlevi söz konusudur. Dahası devlet, çoğulcu demokratik ilkeler çerçevesinde kendisinin koyduğu normlara uygun düşünmemeyi de güvenceye almalıdır. Bireyin düşüncesinin oluşum evresinde gerekli düzenlemeleri yapmanın yanısıra devlet; düşüncesinden ötürü kınanmamak ve düşüncesini açıklamak ve yaymak ile nihayet meşru sınırlar içinde düşüncesine uygun davranışlarda bulunabileceği ortamı bireye yaratmakla yükümlüdür. Bir başka ifade ile nitelikli haklar kategorisinde yer alan düşünce özgürlüğü yönünden devlet, biri pozitif diğeri negatif olmak üzere iki yükümlülük altındadır. Pozitif yükümlülüğü uyarınca devlet, bu özgürlüğün yaşanabileceği ortamı hazırlamak; negatif yükümlülüğü uyarınca ise kabul edilen sınırları içerisinde bu özgürlüğün kullanılmasına müdahale etmemek durumundadır.</p>

<p>"Sınırsız özgürlük" anlayışı felsefi anlamda ileri sürülebilse de bu görüşün örgütlü siyasal toplumda kuşkusuz ki geçerliliği bulunmamaktadır. (Uğur Alacakaptan: "Fikir ve Düşünce Özgürlüğü ve Tehlike Suçları, Çağdaş Batı Hukukunda Bu konudaki Düşünce ve Uygulamalar-Türk Uygulaması ve Değerlendirmesi" Hukuk Kurultayı 2000, C.2, Ankara, s.7) Bu nedenle de demokratik rejimlerde çoğulculuk ilkesine uygun, tek-doğru anlayışından uzak, takdir alanının sınırları çizilmiş olarak devlet, nesnel ölçü ve nedenlere dayanarak düşünce özgürlüğünü sınırlayabilir. (Tanör, age, s. 52 vd, Ömer Korkmaz: Düşünce Özgürlüğü ve Sınırları, İzmir, 2004, yayınlanmamış Doktora Tezi, s.45)</p>

<p>Pozitif hukuk tarafından belirlenmemiş olsa bile nesnel olarak kaba, bayağı, müstehcen, saldırgan, aşağılayıcı, onur kırıcı söz ve yazı ile hakaret, sövme, kötüleme, iftira, sırf ar ve haya duygularını incitmeyi amaçlayan düşünce açıklamaları, hukukun koruma alanı dışında kalırlar. (Korkmaz, age. s.12; Tanör, age, s.17-18) Gerçekten de "ortak hukukun değişmez ilkesi olan başkalarının haklarına saygı, başkalarının şânı, şöhreti, kişiliği hakkında küçük düşürücü hakaret, sövgü ve iftira niteliğindeki ifadeler ile "kamu ahlâkını" toplum ahlâkını ve genel adabı korumak için müstehcenliğin yasaklanması, bu düşünceler esasen düşünce özgürlüğünün özneleri olamayacağı için yasaklama, özgürlüğün yabancı unsurlardan arındırılması olarak kabul edilmelidir. (Tanör, age, s. 73-74) Bu tür ifadelerin fiziksel saldırıdan daha az kötü olmadığı ve uygar toplumlarda buna izin verilmemesi gerektiği de unutulmamalıdır. (Robert Tarager-Donno L. Dickerson: 21. Yüzyılda İfade Hürriyeti, Ankara, 2003, s.157)</p>

<p>Öte yandan "açık ve yakın tehlike" oluşturan, ulusal güvenliği bozan, savaş kışkırtıcılığı yapan, ırkçı söylemler içeren ifadelerin yasaklanması da evrensel kurallardandır. (Tanör, age., s.73-74; Yusuf Şevki Hakyemez: Militan Demokrasi Anlayışı ve 1982 Anayasası, Ankara, 2000, s. 68 vd.)</p>

<p><strong>DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN POZİTİF NORMLAR</strong></p>

<p>Düşünce özgürlüğü ile ilgili gerek evrensel hukuk ve gerekse ulusal hukuklarda ayrıntılı düzenlemeler bulunmaktadır.</p>

<p>Bu bağlamda;</p>

<p>10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Bildirgisinin 19. maddesi,</p>

<p>"Herkesin fikir ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, ülke sınırları sözkonusu olmaksızın bilgi ve görüşleri her yoldan aramak, almak ve yaymak özgürlüğünü" kapsar,</p>

<p>16 Aralık 1966 tarihli Birleşmiş Milletler, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 19. maddesi;</p>

<p>"1- Herkesin, söz özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak gerek sözlü, yazılı ya da basılı veya sanat eseri şeklinde, gerekse seçilen diğer herhangi bir yoldan, ülke sınırları sözkonusu olmaksızın, her türlü haber ve düşünceyi araştırma, alma ve verme özgürlüğünü içerir."</p>

<p>4 Aralık 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 10. maddesinin 1. fıkrası;</p>

<p>"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları sözkonusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir."</p>

<p>hükümlerini öngördüğü gibi,</p>

<p>21 Kasım 1990 tarihli Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı'nda;</p>

<p>"İnsan hakları ve temel hürriyetler, tüm insanların doğumlarıyla birlikte iktisap ettikleri vazgeçilmez haklardır ve kanunlarla garanti altına alınmışladır. Bunların korunması ve geliştirilmesi devletin başka gelen görevidir. Bunlara saygı, zorba bir devlete karşı asıl güvenceyi oluşturur. Bunlara uyulması ve tam olarak uygulanması hürriyetin, adaletin ve barışın temelidir."</p>

<p>"...Demokrasinin temelinde insana saygı ve hukukun üstünlüğü yatar. Demokrasi, ifade hürriyetinin, toplumun her kesimine karşı hoşgörünün ve herkes için fırsat eşitliğinin en iyi güvencesidir."</p>

<p>13 Ekim 2004 tarihli Avrupa İçin Bir Anayasa Oluşturan Antlaşma'nın II-71. maddesinin 1. fıkrasında;</p>

<p>"Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, bir görüş sahibi olma ve haberlerle fikirleri, kamu yetkililerinin herhangi bir müdahalesiyle karşılaşmadan ve sınırlardan bağımsız olarak alma ve bildirme özgürlüklerini de içine alır."</p>

<p>kuralları düzenlenmektedir.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 25. maddesi;</p>

<p>"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir."</p>

<p>"Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."</p>

<p>26. Maddesi,</p>

<p>"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fikra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir."</p>

<p>hükümlerini getirmektedir.</p>

<p><strong>DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KÖTÜYE KULLANILMAMASI ve SINIRLANMASI</strong></p>

<p>Öte yandan hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi ve önlenmesi için İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 30, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 5. ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 17. maddeleri, Bildiri ve Sözleşme hükümlerinden hiçbirini, bir devlete, topluluğa veya kişiye Bildiri ve Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin daha geniş ölçüde sınırlandırılması veya yok edilmesi hakkını vermediğini öngörmektedir. 19 Kasım 1999 tarihli Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Avrupa Güvenlik Şartı'nda; "...düşünce, inanç ve din özgürlüğü dahil insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlali, hoşgörüsüzlük, saldırgan milliyetçilik, ırkçılık, şovenizm, yabancı düşmanlığı ve anti-semitizm gibi güvenliği oluşturan hususlarla mücadele etmeyi taahhüt ediyoruz...." denilmektedir. Avrupa için bir Anayasa oluşturan Antlaşmanın 114. maddesi de; hakkın kötüye kullanılamayacağını düzenlemektedir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 11 Ekim 1979 tarih ve 8348/78, 8406/78 sayılı Glimmerveen ve Hogenbeek-Hollanda Davasında; "...17. maddenin genel amacı, totaliter gruplaşmaların, sözleşmenin koyduğu ilkeleri lehlerine işletebilmelerine engel olmaktır...." (Kaboğlu, age., s.104) içtihadını vermiştir. Mahkemenin bu içtihadı geleneğine de uygun düşmektedir. Alman Federal Anayasa Mahkemesinin 17.8.1956 tarihli kararı ile kapatılan Komünist Partisinin Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna yaptığı başvuruyu 20.7.1957 tarihinde karara bağlayan Komisyon, başvuruyu Sözleşmenin 17. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak reddetmiştir. Komisyon, red kararı verirken "düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün sınırlanmasında açık ve mevcut tehlike'nin varlığını değil de, ileride doğabilecek olası bir tehlikenin durumunu gözönüne alarak genişletici bir yorumla sonuca gitmiştir. (Sevtap Yokuş: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ve 1982 Anayasası'nda Hak ve Özgürlüklerin Kötüye Kullanımı, Ankara, 2002, s. 101-103)</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Başlangıcının beşinci paragrafı;</p>

<p>"Hiçbir faaliyetin Türk Milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı"</p>

<p>13. Maddesi;</p>

<p>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve Laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz..."</p>

<p>kurallarını getirmektedir.</p>

<p>Anayasanın 14. maddesi ise; "Temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmamasına ilişkin düzenleme yapmak suretiyle Devletin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bütünlüğü, İnsan Haklarına Dayalı Devlet, Demokratik ve Laik Cumhuriyet değerlerini koruma alanına almaktadır." (Yokuş, age., s. 167 vd.) Anayasanın düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüyle ilgili 26. maddesinin 2. fıkrası "Cumhuriyetin temel nitelikleri"ni sınırlama nedenlerinden saymaktadır. Cumhuriyetin nitelikleri ise Anayasanın 2. maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir..." şeklinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Anayasanın 2. maddesinin yollamasıyla başlangıçta belirtilen "temel ilkelerin" de sınırlamada nazara alınması gerekmektedir.</p>

<p>Anayasa'nın 90/son maddesinde 07.05.2004 tarih ve 5170 sayılı yasayla yapılan değişiklikle "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır" cümlesi eklenmiştir.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesinin 19. maddesinin üçüncü fıkrasında "....Bu hak, belirli kısıtlamalara tabi tutulabilir. Ancak bunlar yasayla öngörülmek koşuluyla başkalarının haklarına ve itibarına saygı göstermek; ulusal güvenliği veya kamu düzenini veya kamu sağlığı ve genel ahlakı korumak için gerekli olan kısıtlamalar olabilir" denilmektedir.</p>

<p>İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında da "Kullanılması, görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği" ifade edilmektedir.</p>

<p>Sanığın yukarıya aynen alınan yazısı, Laiklik ilkesine karşı içerikli olduğundan öncelikle anılan ilkeye değinilmesi zorunlu görülmektedir. Anayasanın başlangıcı laiklik ilkesine vurgulama yaparken, 2. maddesi de sözkonusu ilkenin cumhuriyetin niteliklerinden olduğunu belirtmekte ve 4. madde ile de değiştirilemeyeceği açıklanmaktadır. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında (m. 13) ve kötüye kullanılmamasında (m. 14) "doğrudan", düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında "dolaylı" (m.26/2) olarak laiklik ilkesi referans yapılmaktadır. Diğer taraftan "...Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğine koruma amacı güden" devrim yasalarının da Anayasa'ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı 174. maddede açıklanmaktadır. Gerek 1961 Anayasa'sının 153. ve gerekse 1982 Anayasa'sının 174. maddesi ile koruma altına alınan "devrim yasalarının yanısıra Cumhuriyetin nitelikleri ve bu bağlamda laiklik ilkesi, değiştirilemez düzenleme ve ilkelerdir." Denilebilir ki Türk Devrimi, temelde, laiklik ilkesine oturtulmuş, bir bakıma laiklik ve devrim aynı anlama gelmiştir... (Çetin Özek: 100 Soruda Türkiye'de Gerici Akımlar, İstanbul, 1968, s. 121) "Laiklik ve devrimler konusunun etrafında dönen tartışmalar ne olursa olsun, gerçek olan bir yön vardır ki, Türkiye'de laiklik temel bir Anayasa kuralı olarak yer almış bulunmaktadır..." (Çetin Özek: Türkiye'de Laiklik, İstanbul, 1962, s. XI-XII) 1937 yılında, anayasal bir kural haline gelmesi, kuruluş döneminin laik bir sisteme yönelen adımlarının ulaştığı sonuçtur; ve "bir bakıma bu değişim ile laik yapı hukuk alanında tamamlanmıştır..." (Özek: Türkiye'de Gerici Akımlar, s. 93) Hukuksal olarak laiklik, aynı zamanda demokrasinin zorunlu koşuludur. Demokrasi, özgürlük ve eşitlik temeline dayanırken; laiklik de bu iki ilkenin doğal bir sonucudur. (Abdullah Sezer: Türk ve Amerikan Yüksek Mahkeme Kararlarında Din-Vicdan Özgürlüğü ve Din-Devlet İlişkisi- Lâisizm-Sekülarizm, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2000, s. 20 vd.)</p>

<p>Uluslaşma projesinin bir parçası olan Türkiye'deki laiklik hareketi, bu anlamda batıdan farklı ve özgün bir içerik taşımaktadır. Batıda laiklik, uluslaşma sürecinin sonunda ortaya çıktığı halde, Türkiye'de uluslaşma ile birlikte hatta uluslaşmanın önkoşullarından biri olarak doğmuştur. (Bülent Tanör: Kuruluş Üzerine 10 Konferans, İstanbul, 1996, s.154; Bihterin (Vural) Dinçkol: 1982 Anayasası Çerçevesinde ve Anayasa Mahkemesi Kararlarında Laiklik, İstanbul, 1992, s.195; Sezer, age., s.85)</p>

<p>Bilimsel olarak;</p>

<p>Ulus-devletin sonucu ortaya çıkan laiklik ile ulus-devlet projesinin önkoşulu olan bu laiklik çözümlemesi, Anayasa Mahkemesinin kararlarına da yansımış bulunmaktadır.</p>

<p>1961 Anayasası dönemindeki,</p>

<p>"Dini anlayış yönünden benzer koşulları bulunmayan bir ülkenin, batı hukukundaki anlamı ve biçimiyle laiklik ilkesini benimsememesini koşullardaki ayrılığın sonucu gibi görmek gerekir." (Ay. M. 21.10.1971 T., 1970/53 E. ve 1971/76 K. AYM KD., s. 10, s.61-62'den aktaran Sezer, age., s.84) ve,</p>

<p>1982 Anayasası dönemindeki;</p>

<p>"Dini ve din anlayışı tamamen farklı olan bir ülkenin, laikliği o ülke batı medeniyetine açık olsa dahi batılı ülkelerdeki anlayış içinde benimsemesi esasen düşünülemez..."(Ay.M. 25.10.1983 T, 1983/2 E, 1983/2 K., R.G. 15.10.1984, s. 18546'dan aktaran Sezer, age., s.358) şeklindeki kararlarında bu farklılığa değinilmiştir.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi;</p>

<p>"Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkesi gücünü laiklikten almış, milliyetçilik ilkesi laiklikle tamamlanmış, Türk Devrimi laiklikle anlam kazanmıştır."</p>

<p>"...laikliği ortadan kaldıran ya da zedeleyen bir özgürlük ya da özerklik kazanamaz...(Ay. M. 7.3.1989 T, 1989/1 E, 1989/12 K; AYMKD., s.25, s.154'den aktaran Sezer, age, s.143, 146) şeklindeki gerekçesiyle laikliğe karşı çıkışları din özgürlüğünün kötüye kullanılması olarak yorumlamıştır." (Bakır Çağlar: "Anayasa Mahkemesi Kararlarında Demokrasi-Sentetik Bir Deneme için Notlar. Anayasa Yargısı, s.7, Ankara, 1990, s. 85)</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin, laiklik ilkesinin Türkiye'deki uygulanmasına ilişkin özgül koşullar ile takdir marjı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarıyla koşutluk arzetmektedir. Avrupa Mahkemesinin Müller ve Diğerleri kararında, "taraf devletlerin, hukuki ve sosyal düzenlerinde tekdüze bir Avrupa ahlâk anlayışı belirlemenin..." imkansızlığını vurgulayan mahkeme, davalı ülkenin özgül koşullarının dikkate alınabileceğini belirtir. (Korkmaz, age, b. 152) mahkemenin süreklilik gösteren ve Autronic AG davasında da tekrarladığı içtihadına göre, "taraf devletler müdahalenin gerekliliğini değerlendirme konusunda belli bir takdir marjına sahiptirler." (Korkmaz, age, s.207) Refah Partisi ve Diğerleri/Türkiye Davası Kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, teokratik rejim yıkılarak, Türkiye'de Cumhuriyet rejimi kurulduğunda, İslamın ve diğer dinlerin, özel dini uygulama alanıyla sınırlandıran laikliğin seçildiğini ve anılan ilkenin demokratik rejimin yaşatılmasındaki önemine vurgulama yapmıştır. (41340/98, 41342/98, 41343/98, 41344/98, Strazburg, 13 Şubat 2003, Yargı Bülteni, 5 Mayıs 2003, sayı:208, paragraf 125) Aynı kararda "ayrıca, diğer sözleşmeci devletler gibi Türkiye de dinden esinlenen özel hukuk kurallarının ...kamu düzenine ve demokratik değerlere zarar verecek şekilde uygulanmasını meşru olarak engelleme hakkına sahiptir." gerekçesiyle (Paragraf 128) takdir hakkının mevcudiyetini tekrarlamıştır. Türkiye ile ilgili bir diğer kararında da aynı Mahkeme laiklik ilkesinin önemine değindikten sonra "devlet ile dinler arasındaki ilişkiler tartışma konusu olduğunda, ki bununla ilgili düşünceler demokratik toplumlarda makul şekilde birbirlerinden çok farklılık gösterebilir, bu durumda ulusal yasa koyucunun rolüne özel bir önem verilmelidir... Bu gibi durumlarda, üzerinde tartışılan çıkarlar arasında kurulması gereken adil denge; diğerlerinin hak ve özgürlüklerine, iç huzursuzluktan kaçınmaya, kamu düzeni ve çoğulculuğun gereklerine saygı göstermek yoluyla sağlanmalıdır..."</p>

<p>"7 Mart 1989 tarihli kararında Anayasa Mahkemesi diğerlerinin yanısıra laikliğin Türkiye'de demokratik değerlerin güvencesi olduğunu -bireysel vicdanı ilgilendirdiği sürece- inanç özgürlüğünün kısıtlanamayacağı ve vatandaşların kanun karşısında eşit olduğu ilkesini vurgulamıştır... Laiklik aynı zamanda bireyi dış baskılardan korur. Kişinin dinini ifşa etme hakkına bu değer ve ilkeleri korumak için kısıtlamalar getirebilir..."</p>

<p>"Bu tür bir laiklik kavramı Mahkemeye göre Sözleşme'nin temelini oluşturan değerlerle uyumludur ve Mahkeme bu ilkenin desteklenmesinin Türkiye'de demokrasinin korunması için gerekli görülebileceğini kabul eder." içtihadıyla Türkiye'nin gerek laiklik ilkesinin önemine ve gerekse bu ilkeye ve özgül koşullarına bağlı olarak, takdir alanı içinde sınırlama yapabileceğini açıklamıştır. (Leyla Şahin/Türkiye Davası, 4. Bölüm, 44774/98, Strazburg, 24 Haziran 2004, paragraf;98,101,105 ve 106)</p>

<p>Sanığın yazdığı ve davaya konu olan yazıda, eğitim-öğretimde başörtüsü yasağı ve başörtüsünün İslam'ın sembolü olduğundan sözedildiğinden, bu konudaki düzenleme, uygulama ve yargı kararlarına değinilerek bir değerlendirme yapmak gerekmektedir.</p>

<p>Anayasanın 42. maddesinin 3. fıkrası, eğitim ve öğretimin Atatürk ilkeleri ve devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı hükmünü getirmektedir. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun hükmü (m. 2/1) de Türk Milli Eğitiminin genel amacının Atatürk devrim ve ilkeleri ile Milletçiliğine dayalı olmasının yanısıra "insan haklarına ve Anayasanın Başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" ilkelerine bağlı olduğunu öngörmektedir. Öte yandan, anılan Yasanın 12. maddesi "Türk Milli Eğitiminde laiklik esastır." hükmüyle sözkonusu ilkeye bir kez daha vurgulama yapmaktadır.</p>

<p>"Türkiye Cumhuriyeti, İnsan Hakları Evrensel Bildirisini onaylarken yaptığı gibi, 10 Mart 1954 tarih ve 6366 sayılı Kanunla onayladığı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine Ek 1 No.lu Protokolü imzalarken de, eğitim hakkını düzenleyen 2. madde hükmünü 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu hükümlerini saklı tutan bir çekince ile kabul etmiştir..."(Sezer, age., s.60)</p>

<p>Eğitim ve öğretimde uygulanan türban yasağı uygulaması Danıştay'ın ilgili Daire Kararlarında istikrar kazandığı gibi (8.D. 23.2.1984 T., 1983/207 E, 1984/330 K.; 16.11.1987 T., 1987/128 E, 1987/4986 K.; 27.6.1988 T., 1987/178 E, 1988/512 K.) Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 17.6.1994 gün ve 1993/61 esas ve 1994/327 sayılı kararında da;</p>

<p>"Yüksek öğretim kurumlarında öğrencilerin kılık ve kıyafetinin Anayasanın 174 üncü maddesiyle Anayasal güvence altına alınan devrim yasalarına, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın ilke ve kurallarına, Cumhuriyetin özgün niteliklerine ve... yükseköğretimin amaç ve ilkelerine uygun olması gerektiği kuşkusuzdur."</p>

<p>"...Çağdaş kıyafet ve görünüme ters düşen dinsel nitelikli kılık-kıyafet giyen, başörtüsü veya türban takan öğrencinin, Atatürk inkılâp ve ilkelerine aykırı davrandığı böylelikle yüksek öğretim öğrencisi olma sıfatının gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarstığı açık bulunmaktadır." değerlendirmesi yapılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de 7.3.1989 gün ve 1/12 sayılı kararında;</p>

<p>"Sosyal ve dinsel değerlere, geleneklere saygı ayrı, başörtüsü için çıkan yasayı dinsel inançlara dayandırmak ayrıdır. Toplumun ahlâk kuralları ve gelenekleriyle yön verdiği içtenlikli uygulamaları, yükseköğretim kurumlarında dinsel gereklere bağlamak, dinsel özgürlüğü saptırmaktır. Belli bir biçimde giyinmek özgürlüğü, dinsel inancı aynı, ayrı olanlar ve olmayanlar arasında farklılık yaratmaktadır. Vicdan özgürlüğü inanma hakkıdır. Laiklikle vicdan özgürlüğü karıştırılarak, dinsel giyinme özgürlüğü savunulamaz. Giyim konusu Türk Devrimi ve Atatürk ilkeleriyle sınırlı olduğu gibi vicdan özgürlüğü konusu da değildir."</p>

<p>"Kişileri şu ya da bu yönde giyinip başını örtmeye zorlamak, ayrı ve hatta aynı dinlerden olanlar bakımından ayrılık yaratacaktır."</p>

<p>"Giysi durumu, salt bir biçimsel görünüm konusu değildir. Laiklik, düşünsel yapının değiştirilmesidir.....Devrim yasalarının öngördüğü düzenlemeyle çelişen giysiler uygun karşılanamaz. Dinsel nitelikli giysiler ayrıca laiklik ilkesine ters düştüğünden daha yoğun bir aykırılık oluşturur...."</p>

<p>"Kadın-erkek eşitliğini benimseyen Türk Devriminin, kadın giysilerinin çağdaşlığını savsakladığı kabul edilemez. Kamu yaşamında ve özel yaşamda kadın-erkek giyimleri dinsel gerekler gözetilerek yasayla düzenlenemiyeceği gibi özellikle kamu kesiminde giyinmeyi düzenleyen kurallar ancak hukuksal gereklere göre düzenlenir. Devletin kendi kurumlarında düzenleme yapması en doğal hakkıdır.... Derslere çağdaş görünüme aykırı giysi ve örtülerle girmenin özgürlük ve özerklikle ilgisi olmadığı gibi, Devletin düzen sağlayacak kurallar getirmesi de özgürlük ve özerkliğe aykırı değildir. Kaldı ki, giyim özgürlüğü ve özerklik, laiklik üstün tutularak, laiklikle birlikte gözetilir. Laikliği ortadan kaldıran ya da zedeleyen bir özgürlük ya da özerklik geçerlik kazanamaz..." içtihadını vermiş ve 9.4.1991 gün ve 1990/36 esas ve 1991/8 sayılı yorumlu red kararında da bu karara göndermede bulunmuştur.</p>

<p>Örgütlenme özgürlüğü bağlamında savunulması halinde de Anayasa Mahkemesi yine,</p>

<p>"Kamusal kuruluşlarda ve öğretim kurumlarında başörtüsü ve onunla birlikte kullanılan belli biçimdeki giysi, bir ayrıcalıktan öte ayrım aracı niteliğindedir. Dinsel kaynaklı düzenlemelerle, girişimler Anayasa karşısında geçerli olamaz ve bu tür eylemler Anayasa'daki laiklik ilkesine aykırılık oluşturur." (16.1.1998 gün ve 1997/1 Esas ve 1998/1 sayılı karar)</p>

<p>"Yüksek öğretim kurumlarında, bilimsel yöntemlerle yetişerek birlikte çalışmalar yapan gençlerin kimin hangi inançtan olduğunu gösterecek biçimde güçlü bir dini simge olan başörtüsü takmalarına izim verilerek onları dinsel inanç ve görüşleri nedeniyle çatışmalara sevkedebilecek ortamın yaratılması başkalarının inanç özgürlüğünü ihlal edebileceği gibi kuşkusuz kamu düzenini de tehlikeye sokar..." (22.6.2001 gün ve 1999/2 esas ve 2001/2 sayılı Kararı)</p>

<p>gerekçeleriyle önceki görüşlerini sürdürmüştür.</p>

<p>İsviçre Federal Yüksek Mahkemesinin 12.11.1997 tarih ve E. No. 2P. 419/1996 sayılı kararında da kuvvetli dinsel simge olan giysilerin belli koşullarda yasaklanmasında inanç özgürlüğünün özüne tecavüz olmadığı kararlaştırılırken, idari mercilerce yapılan bu yasaklamada "önemli derecede kamu yararı"nın varlığından sözedilmiştir (Hüseyin Pekin: "İsviçre Yüksek Mahkemesinin Türban Kararı" Manisa Barosu Dergisi, sayı 65, 1998, s.48-49)</p>

<p>Fransız Danıştayı (Conseil d'Etat) Genel Kurulu da 27 Kasım 1989 tarihli istişari görüşünde, dinsel simgelerin, eğitim kurumları içinde taşınmasının, kurumun düzenini ya da kamu hizmetinin normal işleyişini bozabileceğini belirtmiştir. (Sezer, age; s.137-138))</p>

<p>Amerika Birleşik Devletlerinde de Federal Yüksek Mahkeme 1986 yılında Goldman V. Weinberger davasında dinsel kıyafet-kamu düzeni çatışmasında kamu düzeninin ağırlık kazanacağını ve dinsel simgelerin giyilemeyeceğini kararlaştırmıştır. (Sezer, age, s.266 vd.)</p>

<p>23 Mayıs 1949 tarihli Federal Almanya Anayasasında laiklikten açıkça sözedilmemesine ve Bavyera Eyaletinin Okul Düzenine İlişkin 21 Haziran 1983 tarihli Yönetmeliğin Dini Eğitim, Din Dersi başlığını taşıyan 13/1. maddesine göre resmi okullarda sınıflarda çarmıh asılması zorunluluğuna karşın Anayasa Mahkemesi, bu kuralın ve uygulamanın devletin dini alanda tarafsızlığını zedeleyeceğine karar vermiştir. (Ayşe Nuhoğlu: İnanç Özgürlüğüne İlişkin Alman Anayasa Mahkemesinin Bir Kararı; Prof. Dr. Nurullah Kunter'e Armağan, İstanbul, 1998, s.181-193)</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Dahlab/İsviçre kararından sonra (15 Şubat 2001-42393/98) Türkiye'ye karşı açılan davalarda da "demokratik bir toplumda devletin, örneğin başörtüsü takarak dini inancını sergileme özgürlüğünü, eğer bu özgürlüğün uygulaması başkalarının hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini koruma amacıyla çatışıyorsa" sınırlayabileceğini kabul ederek, Türkiye gibi büyük çoğunluğu belli bir dine mensup bir ülkede Sözleşmenin 9/2. maddesi hükmü uyarınca bazı önlemlerin alınmasının haklı görülebileceğini belirterek "bu bağlamda laik üniversiteler, çeşitli inançlara mensup öğrencilerin barış içinde bir arada yaşamalarını ve dolayısıyla da kamu düzeni ve başkalarının inançlarının korunmasını teminen sözkonusu dine ilişkin ritüel ve simgelerin sergilenmesini bu tür bir sergilemenin yeri ve şeklini belirleme hususunda sınırlamalar getirerek düzenleyebilir" içtihadını vermiştir. (Refah Partisi ve Diğerleri/Türkiye Kararı, paragraf 92, 95)</p>

<p>Türban konusunun doğrudan dava konusu olduğu Leyla Şahin/Türkiye Kararında ise aynı Mahkeme;</p>

<p>"Akid Devletlerin öğrenim kurumlarında dini simgelerin kullanılmasına ilişkin düzenlemelere gelince, ulusal geleneklere bağlı olarak konu hakkındaki kurallar bir ülkeden diğerine değiştiği ve diğerlerinin haklarının korunması ve kamu düzeni gerekleri hususunda ortak bir yeknesak Avrupa anlayışı olmadığı için bir takdir alanının bırakılması uygun olur. Eğitimin kendi doğasının düzenleyici yetkiyi gerekli kıldığı kaydedilmelidir." (Paragraf 102)</p>

<p>"Mahkeme ayrıca Türk Anayasa sisteminde kadın haklarının korunmasına verilen önemi kaydeder. Türk Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa'nın temelini oluşturan değerlerde mündemiç bir ilke olarak tanımlanan cinsiyet eşitliği aynı zamanda Avrupa Mahkemesi tarafından Sözleşmenin temelini oluşturan anahtar ilkelerden biri olarak tanınmaktadır ve Avrupa Konseyi'ne üye devletlerin ulaşması gereken bir amaçtır." (Paragraf. 107)</p>

<p>"Dahası, Anayasa Mahkemesi gibi, Mahkeme de, Türkiye bağlamında başörtüsü sorununun değerlendirilmesinde, zorunlu bir dini vecibe gibi takdir edilen veya algılanan böylesi simgeyi takmanın, onu takmamayı seçenler üzerinde yaratacağı etkiyi de gözönüne almak zorundadır.... Nüfusunun çoğunluğunun İslâm inancına, kadın haklarına ve lâik bir yaşam tarzına kuvvetli bir bağlılığı sağlarken, diğerlerinin hak ve özgürlükleri ve kamu düzeninin devamının korunmasını sağlamayı da içermektedir. Bu alandaki özgürlüğe uygulanan kısıtlamalar, bu sebeple, özellikle Türk Mahkemelerinin bu dini sembolün Türkiye'de yakın zamanda siyasi önem kazandığına karar vermelerinden beri, yukarıdaki iki yasal amaca erişmek için bir toplumsal ihtiyacın karşılanması olarak görülebilir." (Paragraf: 108)</p>

<p>gerekçeleriyle Türkiye'deki dinsel simgeler ve inançlar üzerine kurulmuş bir toplum kurmaya çalışan aşırı siyasi hareketlerin mevcudiyetinden sözedilerek tarihsel deneyimlerine yani özgül koşullarına vurgulama yapmak suretiyle Türkiye'nin tutum takınabileceğini ve laiklik ilkesi gereği türbanı yasaklayabileceğini açıklamıştır. (Paragraf 109,110)</p>

<p>Gerek ulusal ve gerekse uluslararası yargı organlarının kararlarında özel alandan, kamusala ve kamusaldan resmi alana doğru gidildikçe bireysel özgürlüklerin ve bu bağlamda dinsel simge ve ritüeller ile giysilerin kullanımının, ülkenin özgül koşulları da dikkate alınarak sınırlanması meşru ve aynı zamanda bir ihtiyacın karşılanmasıdır. (Aynı yönde bknz. İbrahim Ö.Kaboğlu. Anayasa ve Toplum, Ankara, 2000, s.180)</p>

<p>Köktenciliğin hakim olduğu rejimlerde insan haklarının gelişmediği, dahası baskı altına alındığı tarihsel olarak bilinmesine karşın, insan haklarının araç olarak kullanılması sonucu olası hakimiyet durumunda emir olacak olan ve kimilerince "sorun" olarak ifade edilen türban, ülkemizde kamu düzenini bozacak eylemlere konu olmaktadır.</p>

<p>Günümüz özgürlük anlayışında din özgürlüğü, laik sistemin sonucu olarak kabul edilmekte ve bu özgürlüğe karşı işlenen fiil de artık bireye karşı değil, fakat gerçekte laik devlet düzenine karşı işlenmiş sayılmaktadır.( Nevzat Toroslu; Cürümlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukuki Konusu, Ankara, 1970, s.323) Bu bağlamda, din özgürlüğünün genel sınırının kamu düzeni, güvencesinin de laiklik olduğu ifade edilmelidir. (İbrahim Ö.Kaboğlu: Özgürlükler Hukuku, Ankara, 2002, s.378) "Devletin laikliği, din özgürlüğü rejiminin sadece ideolojik değil, aynı zamanda hukuksal temelidir." (İbrahim Ö.Kaboğlu: "Din Özgürlüğü" AÜ.SBF.Dergisi Cilt:XLVI, 1991, No:1-2; s.271)</p>

<p>İfade edilmesine izin verilmeyen düşüncenin daha tehlikeli olabileceğinden hareketle bir düşünce akımının, felsefi retorikte ileri sürüldüğü gibi sınırsız özgürlük anlayışının "bireyler üzerindeki baskıcı ve yasakçı sınırlamaları" kaldırabileceğini düşünmek demokratik çoğulculuğu, temel hak ve özgürlükleri büsbütün ortadan kaldırabilir. (Alacakaptan, agm, s.7) "...Özgürlüğe mâhkum olan insan bütün evrenin yükünü omuzlarında taşır; o evrenden ve kendinden sorumludur..." (Jean Paul Sartre; "L'Etre et de Neant, s. 639'dan aktaran M.Niyazi Öktem: Özgürlük Sorunu ve Hukuk, İstanbul, 1997, s.260 vd.) Özgürlük-sorumluluk sorunsalındaki sorumluluk, gelişigüzel sorumluluk değildir; dengenin korunması için örgütlü-siyasal toplumda düzenlemeye gereksinim bulunmaktadır. Bu bağlamda, ulusal takdir alanı da korunarak evrensel ilkeler gözetilerek "sınırlama" yapılmalıdır.</p>

<p>Demokratik toplum olmanın olmazsa olmaz koşulu olan düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü olanca genişliğiyle benimseyen ve güvenceye alan, toplum yaşamının gereği, tüm özgürlükler gibi, düzenleyici sınırlamaları, bireysel hak ve özgürlüklerin kullanılmasında işlevsel kılan ve özgürlüğü kurumsallaştırmayı amaçlayan yapısal, maddi ve içerik olarak da birey-toplum ilişkisinde uzlaşmayı hedefleyen özgürlük anlayışı egemen kılındığında barışçıl toplumun temellerinden biri de gerçekleştirilmiş olacaktır. (Alacakaptan, agm; s.7)</p>

<p>Çağdaş özgürlükçü ceza hukuku sisteminde "ceza normu, koruması amaçlanan hukuksal yararı ihlal edebileceği öngörülen (sonucu) dış dünyaya (yaratan hareketi) suç olarak tanımlar... Normun tanımladığı suç tipleri, ceza hukukunu ilgilendiren hukuka aykırılık alanını belirler... Ceza normunun (getirdiği) yasak kuralı; korunan hukuksal yararı ihlal edeceği öngörülen eylemi belirlediğine göre ceza hukuku; cezalandıran değil, hakları koruyan hukuktur." (Çetin Özek: 1997 Türk Ceza Yasası Tasarısına İlişkin Düşünceler, İÜHF Mecmuası, 1998, s. 23'den aktaran Alacakaptan, agm., s.10) "Bu bakımdan... ceza normu... artık... demokratik hakların saldırıya uğraması ve bozulmasını önlemek işlevi ve amacı(nı) kazanmıştır... (Alacakaptan, agm., s. 10) Bir başka ifadeyle "ceza hukukunun görevi", ortak özgür yaşamın güvence altına alınabilmesi için konulması kesinlikle zorunlu olan yasaklar koyup, bireylerin hak ve özgürlüklerden barış ve güvenlik içinde yararlanmalarını sağlamaktır. (Alacakaptan, agm., s.11) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Genel Gerekçesinde de; "suç ve ceza siyasetinin temel hedefi; insan hak ve hürriyetlerini güvence altında bulundurmak, korumak, insan kişiliğine saygıyı geliştirmek; ancak toplum savunmasını dengeli olarak korumak, kamu düzeninin devamını sağlamak olarak tespit edilmiştir..." denilmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda, ülkemizde Türk Ceza Kanununun 312. maddesi sınırlama-düzenlemelerinden biridir. Öncelikle, anılan maddenin gerekli olmadığını ifade etmek mümkün olmamalıdır. "Hukuk; toplumsal savaşımın çeşitli katman, kesim ve gruplar arasında; yerleşik ve devamlı bir kin ve düşmanlığa dönüşmesine seyirci kalmamalıdır, kalamaz" (Alacakaptan, agm; s. 20) Toplumun "değişik kesimlerini dinsel, mezhepsel, ırksal, vb. ayrımlara dayanarak birbiri aleyhine düşmanlığa sevkedici ifadeleri cezalandıran ceza hükümleri... batı demokrasilerinde"de yer almaktadır. (Bülent Tanör: Türkiye'de Demokratik Standartların Yükseltilmesi-Tartışmalar ve Son Gelişmeler, İstanbul, 1999, s. 130-131.)</p>

<p>Halkı kin ve düşmanlığa tahrik'i cezalandıran 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin 2. fıkrası, ilk özgün düzenlemeden sonra 9.7.1953 gün ve 6123, 7.1.1981 gün ve 2370 sayılı yasalarla değişikliğe uğradıktan sonra 6.2.2002 gün ve 4744 sayılı yasa ile de değiştirilmiş ve; "Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir..." şeklini almıştır.</p>

<p>Maddede değişiklik yapılırken, gerekçesinde, karşılaştırmalı hukukta da benzer hükümlerin bulunduğu vurgulanmış ve bu bağlamda;</p>

<p>"... Avusturya Ceza Kanunu'nun 283 üncü maddesi şöyledir: "Ülkede bulunan kilise veya din gruplarına veya bir ırka veya bir halka veya halk grubuna karşı, kamu düzenini bozmaya elverişli biçimde alenen düşmanca bir eyleme gidilmesi çağrısını yapan veya bunu tahrik eden kimseye... ceza verilir."</p>

<p>"Yukarıdaki fıkrada açıklanan gruplara karşı alenen kışkırtmada bulunan ve insan onurunu zedeleyecek biçimde söven veya aşağılayan kimseye aynı ceza verilir."</p>

<p>Alman Ceza Kanununun 130 uncu maddesi şöyledir:</p>

<p>"(I) Toplumsal barışı bozmaya elverişli bir şekilde</p>

<p>1. Halk gruplarını birbirinden nefret etmeye veya halk grupları aleyhine cebir ve şiddet uygulanmasına veya keyfi uygulamalar yapılmasına tahrik edenler veya,</p>

<p>2. Halk gruplarını küçük düşürmek suretiyle insanlık onurunu ihlal edenler,</p>

<p>... cezalandırılır."</p>

<p>1881 Fransız Basın Kanununun 24 üncü maddesinin altıncı fıkrası ise şöyledir:</p>

<p>"23 üncü maddede yer alan vasıtalardan birisi ile menşeleri veya etnik bir gruba, millete, ırka veya belirli bir dine mensup bulunmamaları nedeniyle kişiye veya kişiler grubuna karşı ayrımcılık yapılmasına, kine veya şiddete tahrik eden kimseler... mahkûm edilirler." denilmiştir.</p>

<p>İtalyan Ceza Kanununun 415 maddesinde "her kim kamu düzenine ilişkin kanunlara itaatsizliğe ya da sosyal sınıflar arasında kine alenen tahrik ederse, .... cezalandırılır." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Ayrıca, İsviçre Ceza Kanununun 261 bis, Polonya Ceza Kanununu 256., Rusya Federasyonu Ceza Kanununun 282., Danimarka Ceza Kanununun 266 b, maddelerinde de benzer düzenlemeler mevcuttur.</p>

<p>Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için öncelikle suçun koruduğu hukuksal değerin, kamu düzeni olduğu belirtilmelidir. Nitekim 765 sayılı Türk Ceza Kanununun Beşinci Babı "Ammenin Nizamı Aleyhine İşlenen Cürümler" başlığını taşımaktadır. Maddede "kamu düzeni" kavramı bulunmasa dahi, düzenlendiği bap ve madde içeriği itibarıyla bu suç yine kamu düzeni aleyhine suç sayılmalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Beşinci Bölümünün başlığı da "Kamu Barışına Karşı Suçlar" başlığını taşımakta ve "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçu da bu Bölümün içinde, 216. maddede yer almaktadır. 4744 sayılı Yasa ile 312. maddede değişiklik yapılırken gerekçede "çağdaş demokratik ceza hukuku şu yolu veya stratejiyi uygulamaktadır: soyut (mücerret) tehlikeyi değil, somut tehlikeyi suç haline getirmek, somut tehlike suçlarını kabul etmek ve değişik maksatlarla yapılan açıklamaları, gerçek unsurları itibariyle belirlenmiş bir tehlikeyi ortaya çıkarmaları halinde cezalandırmak, yani zorunluluk hallerinde tahriki cezalandırmak için bunun somut bir tehlikeye meydan verecek nitelikte olup olmadığına bakmak. Bu yaklaşım, Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin geliştirdiği bir ölçü ile 'açık ve mevcut tehlike'... kavramına da uygundur." açıklaması yapılmıştır. 4744 sayılı Kanunun gerekçesi bir bakıma 5237 sayılı Yasa ile kabul edilen Türk Ceza Kanununun 216. maddesinin 2.fıkrasında "hüküm" haline gelmiştir. Gerçekten de, gerekçede kullanılan açık ve mevcut tehlike testi, norm alanına girmiş, kamu düzeni ise kapsamı daraltılarak -kamu sağlığını da içerdiğinden- kamu güvenliği olarak yeni maddede yerini almıştır. Ancak, Amerikan Yüksek Mahkemesinin kullandığı açık ve mevcut tehlike testi, yeni düzenlemede, önceki hükmün gerekçesinden farklı bir şekilde, açık ve yakın tehlike kavramı olarak benimsenmiş; yasama organındaki görüşmelerle "mevcut" sözcüğünün konulmasına ilişkin önerge kabul edilmemek suretiyle açık ve yakın tehlike ile açık ve mevcut tehlike kavramlarının aynı olmadığı da örtülü bir biçimde ortaya çıkmıştır. Nitekim düzenleme ile, değişiklik önergesi karşılaştırılır ve açıklama yapılırken, "yakın" ve "mevcut" sözcüklerin aynı anlama geldiğinin belirtilmesine karşın, "Zaten tehlike mevcutsa, suç teşekkül etmiş demektir" denilerek somuta indirgendiğinde dolaylı olarak farklılığa işaret edilmiştir. (Gürsel Yalvaç: Yeni Türk Ceza Kanunu, Ankara, 2004, s. 398-399)</p>

<p>Türk Ceza Kanununun 312. maddesinde 4744 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle esasen Beşinci Babda olmasına karşın kamu düzeni kavramı madde metnine konulmakla norm, içtihatlar ışığında soyut tehlikeyi değil somut tehlikeyi cezalandırır hale dönüşmüştür. Bir başka ifadeyle korunan hukuksal değer, somut tehlike ile karşı karşıya kalmalıdır. Gerekçede de ifade edildiği üzere, "tehlike suçları, ifade özgürlüğünün kullanılması bakımından etrafında duraksamalara, yanlış anlaşılmalara elverişli bir alan yaratırlar. Bu bakımdan demokratik hukuk düzenlerinde, tehlike suçu yaratmaktan olabildiğince sakınılır, ancak, teknolojinin insan yaşamına bu derecede egemen olduğu bir dönemde bireyler, tehlikelerle çevrilmiş olarak yaşadıkları için tehlike suçlarına yer vermek zorunlu olmaktadır."</p>

<p>Tehlike suçu kavramının, failin öznel niteliği olan tehlikelilik haliyle bir ilgisi bulunmamaktadır; anılan kavram, suç kuramı içinde doğrudan suçun maddi öğesi ile ilgilidir.</p>

<p>"Ceza hukuku, yalnız insanın hareketinden bilfiil doğan sonuçlarla değil, doğabilecek sonuçlarla da ilgilenir. Bu noktada "tehlike" kavramı, karşımıza çıkar... Ceza hukukunun ilgilendiği tehlike; bir tür 'netice'dir ve harekete nedensellik bağıyla bağlanabilir olması gerekir. Bu bakımdan, çağdaş öğreti; tehlikeyi olasılık ile bağlantılı bir kavram sayar. Daha doğrusu, tehlike, olasılıktan başka bir şey değildir." (Alacakaptan, agm., s. 19) Zarar doğurmaya elverişli tehlike, korunan hukuksal değeri bozabilecek nitelikte bulunduğu takdirde tehlike doğmuş ve dolayısıyla suç oluşmuş olacaktır. Bu nedenle de tehlikenin cezalandırma normuna konu olması halinde, elverişlilik koşulunun yanısıra, "hukuksal yarara yönelen tehlikenin gerçekleşmesi suç tipinde açıkça belirtilmelidir. (Alacakaptan, agm., s. 19) "Çünkü, somut tehlike suçlarının özelliği suçun tanımında hareketin üzerinde tehlike yaratacağı maddi konunun belirtilmiş olmasıdır... (Hamide Zafer: Halkın Bir Kısmını Aşağılayacak ve İnsan Onurunu Zedeleyecek Şekilde Tahrik Etme Cürmü, (TCK m. 312/3), İÜHF. Mecmuası, c.XII, sayı: 1-2, 2004, s. 111)</p>

<p>Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin 2. fıkrasına 4744 sayılı Yasa ile konulan "kamu düzeni" kavramının içinde aynı maddede 6123 sayılı Yasa ile düzenlenmiş bulunan "umumun emniyeti" kavramı da bulunmaktadır. Bir başka deyişle "kamu güvenliği" "kamu düzeni"nin alt kategorisidir. Gerçekten de kamu düzeni, içeriği itibariyle değişken ve nisbî olmasına karşın, yine de değişmeyen bir öz'ü içinde taşır. Bu da toplum hayatında maddi bir karışıklığın olmaması, belli bir düzenliliğin, barışın bulunması ve bu haliyle de kamu huzuru- kamu güvenliği ve kamu sağlığını içermesidir. (Bülent Tanör: Siyasi Düşünce Hürriyeti, s. 137-138) Toplumda, düzensizliğin, karışıklığın yokluğu ile yaşamın normal ve doğal akışı içinde geçtiğini belirtmek için kamu düzeni kavramı kullanılır. (Sıddık Sami Onar: İdare Hukukunun Umumi Esasları, 3. Cilt, Üçüncü Basım, İstanbul, s. 1479 vd.)</p>

<p>Kamu düzenini bozan eylemlerin devamlılık göstermesi veya ülke yönünden bütünsellik arzetmesi durumunda ise karşımıza bir üst kavram olarak "ulusal güvenlik" kavramı çıkmaktadır. Ulusal güvenliği bozan her eylem aynı zamanda kamu düzenini de bozmakta ise de, kamu düzenini bozan her eylem ulusal güvenliği bozucu nitelikte olmayabilir.</p>

<p>Geniş anlamıyla kamu düzeni, toplumun siyasal ve sosyal yapısını da kapsamaktadır. Bu bağlamda, devlet kuruluşu içindeki organlar, idari yapılanmalar, yargı organları, toplumdaki ekonomik, sosyal ve kültürel kavramlar da kamu düzeni içinde yer aldıkları ve kamu düzenini meydana getirdikleri gibi aralarındaki ilişkiler de kamu düzeninin birer parçasıdırlar. Bu açıdan kamu düzeni, toplumsal kurumları, bunların ilişkilerini; toplumsal kuruluşlarla kişilerin karşılıklı ilişkilerini, toplumun yaşayışını, gelişmesini sağlayan yasal kurallar ile sosyal norm ve değerleri içine almaktadır. (Köksal Bayraktar: Suç İşlemeğe Tahrik Cürmü, İstanbul, 1977, s. 96) Dar anlamında kamu düzeni, geniş anlamdaki kamu düzeninin bir parçasıdır ve Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin koruduğu alan da dar anlamındaki kamu düzenidir. (Ahmet Gökçen: Halkı Kin ve Düşmanlığa Açıkça Tahrik Cürmü, Ankara, 2001, s. 67; Ayhan Önder: Türk Ceza Hukuku - Özel Hükümler, İstanbul, 1994, s. 375) Geniş anlamıyla kamu düzeni, bir bakıma devlet düzeni'ne tekabül etmektedir. Nitekim TCK.nun 155. maddesi ile 312. maddesi arasında benzerlik mevcut olmasına karşın, kanun içinde yer aldıkları bölümler ve içerdikleri öğeler yönünden farklılıklar bulunmaktadır. TCK.nun 312. maddesi kamu düzeni aleyhine suçlar bölümünde yer aldığı halde, TCK.nun 155. maddesi, devletin şahsiyetine karşı cürümler bölümünde bulunmaktadır. Geniş anlamdaki kamu düzeninin bu anlamıyla toplum ve ülkenin genel güvenliğine yönelik tehlikeyi önlediği, dar anlamındaki kamu düzeninin ise halkın dirliğinde-dinginliğinde, güvenliğinde ve sağlığında somutlaştığını ve bu bağlamda da maddi, kamusal ve sınırlı olduğu ifade edilmelidir. Bu öğelere yönelen tehditler, önlemleri de beraberinde getirir. Tehlikenin ciddiyeti, boyutu yasal çerçevede alınması gereken önlemlerin ölçüsünü de belirler. Bu anlamda kamu düzenine yönelik gerçek bir tehditin bulunması halinde önlemler de zorunlu, tehlikeyle orantılı ve zaman ve mekana ilişkin durum ve koşullar dikkate alınmalıdır. (Kaboğlu: Özgürlükler Hukuku., s. 93-94; aynı yazar: Kolektif Özgürlükler, Diyarbakır, 1989, 133 vd.)</p>

<p>Diğer taraftan dar anlamındaki kamu düzeni, genel ölçüt niteliğinde ise de, bu kavramın uygulanmasında farklılaşmalara gidilmesi kaçınılmazdır; ve içerik genişlemesi olduğu da ifade edilmelidir. Dahası, bu kavramı bozucu ihlal, kalıcı olabileceği gibi geçici de olabilir. (Kaboğlu: Özgürlükler Hukuku, s. 250.) Bu bağlamda kamu düzeni kavramı da, toplumlar ve bu toplumların yapılarına göre değişiklik gösterebilmektedir. Bir ülkede kamu düzeninin bozulmasına neden olmayacak eylem, bir başka ülkede kamu düzeninin bozulmasına neden olabilecektir. Bu noktada devletlerin takdir marjı karşımıza çıkmaktadır. Takdir marjını biçimlendirmede devletler toplumsal yapılarının yanında tarihsel geçmişlerini de gözetmek durumundadırlar. Bir devrimle terkedilebilen sistemlerde, kaldırılan rejimi canlandıran eylemler kolayca taraftar bulacağından, kamu düzenini bozacak bu eylemlerde devletlerin takdir marjının farklı ve geniş olması kaçınılmazdır. Bu tesbit çoğulcu demokrasiyi zedeleyen değil, güçlendiren bir gerçekliği yansıtmaktadır.</p>

<p>Kamu düzeni "toplum hayatının huzur ve güvenlik içinde yürümesini sağlayan düzenin bütünüdür. Başka bir deyişle, kamu düzenine karşı işlenen cürümler kamu huzur ve güvenliğini tehlikeye koyabilen suçlardandır." (8. C.D. 18.6.1974 gün ve 2/2. E/K. Vural Savaş- Sadık Mollamahmutoğlu: Türk Ceza Kanununun Yorumu, Ankara, 1998, c. 2, s. 3109 vd.) Bu bağlamda 8. Ceza Dairesi 23.9.1998 gün ve 10296/11672 sayılı kararı ile suçun tipikliğini yasallığını koruyarak "Her rejim gibi demokratik rejimin de kendini savunmaya hakkı vardır... Anayasamız laik Cumhuriyeti, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu kabul etmiştir. Demokratik sistemin karşıtı olan her türlü totaliter rejimin kişi hak ve özgürlüklerini önemsemeyip bireyi dışlayarak toplumu esas aldığı bir gerçektir. Bu nedenle laiklik esasına dayalı demokratik sistemin insan doğasına ve onuruna en uygun sistem olup, hiç kimsenin bu sistemin kendisine tanıdığı hak ve özgürlükleri bireyi kul durumuna düşüren totaliter rejimin gelmesi uğruna "kullanmaya" hakkı yoktur. Başka bir deyişle demokratik hak ve özgürlükler demokrasiyi yok etmek için kullanılamaz." içtihadıyla dar anlamdaki kamu düzeni kavramının içeriğinin ulaştığı boyutu belirlemiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de "milletlerin sosyal ve psikolojik şartları daima birbirinin aynı değildir, her toplumun kamu düzeninin korunması için farklı tedbirleri gerektiren özellikleri ve gerçekleri vardır" demek suretiyle kamu düzeni kavramının ülke ile ilişkisini belirlerken (19.2.1963 gün ve 277/34 sayılı karar, R.G. 22.5.1963, s. 11409, dan aktaran, Bayraktar, age, s. 90, dipnot: 8) 28.1.1964 gün ve 128/8 sayılı kararında dolaylı olarak kamu düzeni-hukuk düzeni kavramları arasındaki ilişkiye değinmiş ve "kamu düzeni deyiminin niteliklerinin, demokratik hukuk devletine temel olan hukuk kuralları içinde kalınmak suretiyle belli edilmesi gerekir" değerlendirmesini yapmıştır. (R.G. 17.4.1964, S. 11685'den aktaran Bayraktar, age, s. 90, dipnot: 11)</p>

<p>Kamu düzeni, yukarıda açıklandığı üzere devlet düzeni değildir; ayrıca, resmi ideoloji kavramının hatalı tanımlanması nedeniyle gerçekte bu kavramı yansıtmayan siyasal iktidarların uygulamalarının da kamu düzeniyle bir ilgisi olmadığı gibi, devlet düzenine yönelik ihlallerin, her durumda TCK.nun 312. maddesiyle karşılandığının ileri sürülmesinin de geçerliliği bulunmamaktadır. Devlet düzenini bozucu fiillerin düzenleniş yerleri ve öğeleri farklı olduğu gibi 312. madde ile cezalandırılmaları suçların tipikliği-yasallığı ilkesiyle de bağdaştırılamaz. Korudukları hukuksal değerler farklı olmasına karşın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesinin 19.7.2003 tarihinde yayınlanan 4928 sayılı Kanunun 19. maddesiyle (R.G. 19.7.2003 l. S. 25173) yürürlükten kaldırılmasında TCK.nun 312. maddesinin yürürlükte bulunduğu gibi bir gerekçe kanun koyucu tarafından kullanılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öğretide TCK.nun 312. maddesi genel hüküm olarak değerlendirilmektedir. (Çetin Özek: Suç Teşkil Eden Fiillerin Övülmesi ve TCK.nun 142/4. Maddesi ile İlgili Yargıtay Kararı, IHFM. C.XXXIII, 1968, sayı: 3-4'den ayrı bası, s. 13, Erol Cihan: Sosyal Sınıfları Düşmanlığa Tahrik Suçu (TCK.M. 312), İHFM, C.XL, s. 1-4, İstanbul 1974, s. 98) Özel hükümlerin kaldırılması halinde ise genel hükmün uygulanacağında kuşku bulunmamalıdır. Öte yandan TCK.nun 79. maddesi "işlediği bir fiil ile kanunun muhtelif ahkâmını ihlal eden kimse o ahkâmda en şedit cezayı tazammun eden maddeye göre cezalandırılır" hükmünü öngörmektedir. Özel hükmün, daha ağır cezayı öngördüğü dönemde, diğer ceza normları ile korunan hukuki değerin, özel hükmün kaldırılması halinde TCK.nun 312. maddesiyle korunması da hukuksal olarak doğru ve yerinde bir uygulamadır.</p>

<p>Kamu düzeni, kuşkusuz ki, hukuk düzeni de değildir. Fakat her iki kavramın birbiriyle ilişkisi olmadığını söyleyebilmenin olanağı da bulunmamaktadır. "Gerçekten de kamu düzeni, daha geniş bir kavram olan ve normlar ile kurumlar sistemi olarak hukuksal hayatın tüm görüntülerini içine alan hukuk düzeninin bir parçasıdır. Bu anlamıyla hukuk düzeni geniş anlamındaki kamu düzenidir." (Erol Cihan: Sosyal Sınıfları Düşmanlığa Tahrik Suçu, s. III; Toroslu, age., s. 350; Bayraktar, age., s. 95-96.)</p>

<p>Kamu düzeninin ne zaman ve nasıl bozulacağı hususunda uygulanan testlerden biri Amerikan hukukundaki "açık ve mevcut tehlike" testidir. İlk kez 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na (m.10, 15, 16, 17, 18) 26.3.2002 tarih ve 4748 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle (R.G. 9.4.2002 T, s. 24721) ülkemiz hukukuna giren bu kavram, Türk Ceza Kanununun 312. maddesinde 4744 sayılı Yasa ile değişiklik yapılırken gerekçede kullanıldığı gibi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 216. maddesi de aynı testi normatif düzenlemeye almıştır. Bu nedenle de sözkonusu testin, düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlanmasında uygulanması, gözetilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Bu test, düşünce açıklamasının, "devletin önlemekte haklı olduğu açık ve yakın tehlike hali yaratacak koşullarda yapılıp yapılmadığı ve bu nitelikte olup olmadığının belirlenmesi anlamını taşır. Buna göre... sınırlama nedeni, yapılan açıklamanın, belli zaman ve durumlarda, kamu düzeninde, normal çalkalanma ve huzursuzlukları da aşacak şekilde önemli bir rahatsızlığa... açık ve yakın bir tehlikeye neden" olup olmadığı aranmaktadır. (Korkmaz, age., s. 293 vd., aynı konuda, Sait Güran: İfade Hürriyeti Üzerinde İdarenin Yetkileri, İstanbul, 1969, s. 140 vd; Bülent Tanör: Siyasi Düşünce Hürriyeti, s. 58 vd; Yusuf Şevki Hakyemez: Milletin Demokrasi Anlayışı ve 1982 Anayasası, Ankara, 2000, s. 72 vd.; Öykü Didem Aydın: Üç Demokraside Düşünce Özgürlüğü ve Ceza Hukuku I- Amerika Birleşik Devletleri, Ankara, 2004, s. 328 vd.)</p>

<p>"Bu teste göre bir ifadenin sınırlandırılıp cezalandırılabilmesi için şu koşullar gerekir:</p>

<p>1-Düşüncelerin açıklandığı koşullar ifadenin açıklanması açısından gerçekten bir tehlike meydana getirecek nitelikte olmalıdır. Tehlikenin olması için sadece korkunun varlığı yeterli değildir.</p>

<p>2- Herhangi bir düşüncenin açıklanması ile yani iç alemden dış dünyaya çıktıktan sonra tehlikenin ortaya çıkmış olması gerekir. Farklı biçimde ifade etmek gerekirse, böyle bir durumda sadece niyet yeterli değildir, tehlike oluşturabilecek bir düşüncenin açıklanmış olması gerekir.</p>

<p>3- Bu tehlikenin devletin mutlaka önlemek zorunda olduğu aşırı derecede ciddi olması gerekir. Tehlikenin bertaraf edilebilmesi için düşüncenin sınırlandırılmasından başka bir çarenin kalmaması gerekir. (gereklilik)</p>

<p>4- Ortaya çıkan tehlike ile düşüncenin açıklanması arasında uygun bir nedensellik bağının olması gerekir.</p>

<p>5- Tehlikenin yakınlık derecesi oldukça yüksek olmalıdır." ( Hakyemez, age, s. 73-74;)</p>

<p>Açık ve mevcut tehlike ölçüsünde açıklık, tehlikenin kuşkuya meydana vermeyecek şekilde ortada olmasını; yakınlık ise, düşünce açıklamasında kullanılan kelimelerin somut tehlike yani zarar yaratma olasılığına yakın olmasını ifade etmektedir.</p>

<p>Zararın ortaya çıkması olasılığının kaçınılmazlık ölçüsünde yüksek olmasının yanısıra, düşünce açıklamasının açık ve doğrudan bir tehdit içerip içermediği de her somut olayda ayrı ayrı denetlenmelidir. (Korkmaz, age, s. 294-295) Gerçekten de tehlikenin açık ve yakın olup olmadığı mahkemeler tarafından saptanmak durumundadır. (Korkmaz, age, s. 297)</p>

<p>Ölçütlerinin bir kısmı Whitney kararında ortaya konulduğu üzere, Amerikan Yüksek Mahkemesince, koşullar da dikkate alındığında açıklanan düşüncenin zarar doğurması olasılığı güçlü ve korkunun "aşırı derecede ciddi" ve makul-anlaşılabilir tabanının bulunması ve nedensellik bağı ile birlikte tehlikenin yakınlık derecesi de yüksek ise müdahale meşru olup zorlayıcı acil bir durumun ortaya çıktığı kabul edilmektedir. (Korkmaz, age, s. 299)</p>

<p>Açık ve yakın tehlike testini hiçbir kararında kullanmayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (Ümit Kocasakal/Emine Eylem Aksoy/Pınar Memiş: Avrupa insan Hakları Mahkemesi Kararlarında İfade Özgürlüğü", İfade Özgürlüğü ve Türk Ceza Hukuku, İstanbul, 2003, s. 37) ifadenin içeriğine, ifadenin açıklanmasındaki özene, yapıldığı bağlama, açıklamayı yapanın toplumdaki konumuna ve amacına, açıklamanın konusuna ya da hedef aldığı kişi veya gruba, düşünce açıklamasının potansiyel etkisine, ifadeyi açıklayanın düşüncesini başka kavramlarla dile getirebilmesinin mümkün olup olmadığına, uygulanan yaptırımın oranlılığı ile potansiyel caydırıcı etkisine, yargısal korumanın etkililiğine, kısıtlanan düşüncede mahkemelerin ortaya koyduğu gerekçelere göre değerlendirme yapmaktadır. (Korkmaz, age, s. 203-204)</p>

<p>Toplumsal hayatı düzenleyen kurallar, uygulandığı toplumdaki koşullara göre yargı kararlarıyla anlamını bulmaktadır.</p>

<p>Kısıtlayan ya da sınırlayan düzenlemeler inandırıcı gerekçelere dayalı olarak zorlayıcı bir sosyal gereksinimden kaynaklanmaktadır. Zorlayıcı sosyal gereksinim kavramı da, her ülkede aynı içeriğe sahip değildir.</p>

<p>Bu bağlamda zorlayıcı sosyal gereksinimlerden hareketle konulan kurallar, demokratik toplum ilke ve gereklerine uygun olmalıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin ikinci fıkrasının da, madde içeriği gözetildiğinde bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin 2. fıkrasında yazılı Halkı Kin ve Düşmanlığa Açıkça Tahrik suçunun oluşabilmesi için halkın "sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik" edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Maddede yazılı bulunan "sosyal sınıf" iktisadi sınıflar anlamına gelmemekte, toplumun yapısındaki yeri ve özelliği ile varlık kazanmış; aynı toplumsal düzeydeki bireylerin toplamından oluşan çiftçi, esnaf, mülk sahibi, tüccar, memur, işçi gibi grupları kapsamakta olduğu öğreti ve içtihatta kabul edilmektedir. (As. Yargıtay Dr/.Kr/.9.11.1973 gün ve 54/49. CGK.27.10.1998 gün ve 8-247/335 sayı-Mollamahmutoğlu age. C.2. s.2999 vd. 1999.3.Baskı, Ank. 99 Cihan, agm., s. 112 vd; Faruk Erem- Nevzat Toroslu: Türk Ceza Hukuku- Özel Hükümler, Ankara, 1976, s. 256; Önder: age, s. 415-416) Dahası, kendi içinde organize olmamış, kendiliğinden oluşmuş ancak devamlılığı bulunan büyük insan kategorileri de genel anlamı ile sosyal sınıf kabul edilmektedir. (Cihan, agm. s. 114)</p>

<p>Maddede yazılı ırktan "genetik bakımdan şartlandırılmış, oldukça sabit olarak kuşaktan kuşağa geçen beden karakterlerinin toplamı" anlaşılmalıdır. (Önder, age, 416; Gökçen, age, s. 103, CGK. 27.10.1998 gün ve 8-247/335) Alman Yargıtay'ı, Yahudilerin, biyolojik ve antropolojik anlamda ırk olmamakla birlikte, halkın kışkırtılması bakımından ayrı bir ırk sayılması gerektiğini" kararlaştırmıştır. (Gökçen, age., s. 105)</p>

<p>"Kutsal varlıklara bağlılık ve inanç dindir, her din bu dinden olanlar arasında manevi bir birlik meydana getirir." (Önder, age, s. 416) Dinsel inançlar ve dinsel duygular da tahrik konusu yapılmamalıdır. Ayrı din mensupları arasında kin ve düşmanlık yaratılamayacağı gibi, aynı dini ve hatta aynı mezhebi kabul edenler arasında da farklı anlayışı, sapkınlık, dinsizlik vb. gibi göstermek ve bu bağlamda, esasen bir dine mensup olmasına karşın farklı göstermek, dinsiz olarak nitelemek ve varsayım temeli üzerinden tehlikeli bulunması da bu kapsamda düşünülmelidir.</p>

<p>Nitekim Ceza Genel Kurulunun 11.5.1999 gün ve 8/106-112 sayılı kararındaki "... Anayasa Mahkemesince bir partinin kapatılması konusunda verilen karar eleştirilirken, bu siyasi partinin İslamı temsil ettiği için kapatıldığı, amacın İslam dinini yok etmek olduğu, bunun hain, münafık, solcu ve şoven bir güruh tarafından, laiklik ve Atatürkçülük gölgesine sığınılarak yapıldığı açıklanmak suretiyle inananlar ve inanmayanlar şeklinde dini bir ayrıma gidilip, Anayasanın sözüne ve ruhuna aykırı olarak dini düşünce farklılığı gözetip halkın açıkça kin ve düşmanlığa tahrik edildiği anlaşılmaktadır." (Mater Kaban / Halim Aşaner / Özcan Güven / Gürsel Yalvaç: Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları -Eylül 1996-Temmuz 2001, Ankara, 2001, s. 395-396) şeklindeki gerekçeden de anlaşılacağı üzere, aynı din içinde, halkın bir kesiminin, varsayılan dini düşünce farklılığına dayalı olarak, dini saikle hareket edilmesi suretiyle kin ve düşmanlık yaratacak ölçüde inanmayanlar biçiminde nitelenmesi suçun oluşması için yeterli sayılmaktadır.</p>

<p>Dinlerde esaslara uygun, ancak dinin içinde anlayış ayrılıkları mezhepleri oluşturur, (Önder, age, s. 416) ve dinlere bağlı olarak ortaya çıkarlar (Gökçen, age, s. 121)</p>

<p>"Toplumsal bilimlerde, seçilmiş tanımlayıcı ölçütler bakımından türdeşlik ve bütünlük taşıyan, çevresindeki alanlardan bu ölçütlerle ayırt edilen alan" bölge olarak tanımlanır. (Ana Britannica, Cilt, 4, s. 541) Bölge, ayrıca, bir ya da birden fazla özellikle de tanımlanabilir. Toplumsal bilimlerde etnik, kültürel ya da dilsel özellikler, iklim ya da topoğrafik koşullar, sinai veya kentsel gelişmişlik-yoğunluk, yönetsel birimler, ekonomik uzmanlaşma, bölge tanımında özellik kazanabilir.</p>

<p>Öğretide de "sınırları idari veya ekonomik birliğe, arazi, iklim veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası olduğu gibi herhangi bir nitelik bakımından bir sayılmış ülke, yer veya arazi parçası da bölgedir. Bu kavram yerine göre dar veya geniş coğrafi sınırlar veya bölümlerdir. Nisbî bir cinstenliği olan kültür unsurları ile unsurlarından ibaret belirli bir coğrafya havzası, coğrafya sınırını teşkil eder." (Önder, age., s. 417) şeklinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu yukarıda anılan 27.10.1998 tarihli kararında bölgeyi, "idari veya ekonomik birlik, toprak veya iklim koşullarına göre belirlenen toprak parçası" olarak tanımlamıştır.</p>

<p>Maddede sözü edilen halk kavramı, ceza hukukuna göre, ortak duygu, çıkar, ideoloji ve manevi değerlerin bir araya getirdiği veya aynı değerleri paylaşan insanlar grubu olarak kabul edilmelidir. (Gökçen, age, s. 77) "Suçun oluşumu açısından, hedef alınan halk kesimi gerek sayı itibariyle gerek toplum hayatı bakımından önem ifade etmelidir. Örneğin, işçiler, işverenler, memurlar, çiftçiler... yabancılar, yerliler, siyasi gruplar... yabancılar... masonlar" aynı bölge insanları vb. halk olarak kabul edilir. (Gökçen, age, s. 79)</p>

<p>Farsça bir kelime olan kin, "bir kimseye veya bir şeye karşı duyulan ve öç almayı gerektiren şiddetli düşmanlık, garez" (Meydan Larousse, c. 11 , s. 306, dan aktaran Gökçen, age., s. 127; Ejder Yılmaz: Hukuk Sözlüğü, Ankara, 1992, s. 507) Yine Farsça bir kelime olan düşman, "birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse" ve düşmanlık da "husumet besleyen konuya karşı düşünerek, tasarlayarak zarar vermeye, onu mağlup etmeye yönelmiş kin duygusu" olarak tanımlanmaktadır. (Meydan Larousse, c.6, s. 20'den aktaran Gökçen, age, s. 128) Madde metninde değişiklikten önce "... tahrik eyleyen..." ibaresi 4744 sayılı Yasadan sonra "... tahrik eden..." şekline dönüşmüş ise de anılan değişiklik aynı anlama gelen kelimeden ibarettir. Bu nedenle de failin, sadece halkın bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrikte bulunması yeterlidir. (Cihan, agm, s. 118-119)</p>

<p>Tahrik ise, başkalarına, belirli yönde hareket etmeleri için, açık bir psikolojik baskı demektir. Kişiyi harekete getirici, iradesi üzerine doğrudan doğruya psikolojik etki yapmaya yönelik bir davranış anlamındadır. (Bayraktar, age, s. 53, Cihan, agm, s. 121) TCK. 312. maddenin 2. fıkrasındaki tahrikin kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde yapılması gerekir.</p>

<p>Maddede değişiklik yapılmadan önce "umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda ibaresi" ile ifade edilen kamu güvenliği kavramı, 4744 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle bir üst kavram olan kamu düzeni olarak, ikinci fıkraya konulmuştur. Değişiklikten önceki fiil, eğer "umumun emniyeti için tehlikeli olabilecek şekilde" işlenmiş ise, yeni düzenleme ile 2. fıkraya göre kişinin cezalandırılabilmesi mümkün olacaktır. Anılan unsurun öğretide fiili, somut tehlike suçu haline dönüştürdüğü ifade edilerek kin ve düşmanlığa tahrikteki hareket ile umumun emniyeti bakımından tehlikenin mevcut olup olmadığı arasında nedensellik bağının kurulabilmesi aranacağı belirtilmiştir. (Önder, age., s. 418) Uygulamada da anılan kavramın ".... ülkenin kamu düzenini ve kamu güvenliğini bozabilecek mahiyette bulunması..." (8.CD. 18.06.1974 tarih ve 2/2, Savaş-Mollamahmutoğlu, c. 2 s. 3109 vd.) gerektiği kabul edilmek-tedir. Tahrik sonucu ise, kamu güvenliğinin tehlikeye düşmesi ya da bozulması gerekmez; tehlikenin meydana gelebilmesi yeterli sayılır. (Gökçen, age, s. 309) Diğer taraftan tahrikin "aleni" yani "açıkça" yapılması aranmaktadır. Aleniyet ile ilgili düzenleme Türk Ceza Kanununun 153. maddesinin 4. fıkrasında gösterilmiştir. Düzenlemeye göre;</p>

<p>"Fiil:</p>

<p>1- Matbuat vasıtasıyla veya herhangi bir propaganda vasıtasıyla;</p>

<p>2- Umumi veya umuma açık bir mahalde ve birden ziyade kimseler huzurunda;</p>

<p>3- Toplanılan mahal veya içtimaa iştirak edenlerin adedi veya toplantının mevzuu ve gayesi itibariyle hususi mahiyeti haiz olmayan bir içtimada işlenmiş olursa Ceza Kanununun tatbikinde aleni olarak işlenmiş sayılır..."</p>

<p>Anılan düzenlemedeki "... Ceza Kanununun tatbikinde.." ibaresi, normun TCK.nun 312. maddesi yönünden de geçerliliğini göstermektedir. Yargıtay uygulamasında da aleniyetin "... herkesin veya bir çok kimselerin duyup görmesiyle değil, duyup görebilmek mümkün ve muhtemel olan yerlerde fiilen işlenmesiyle..." gerçekleşeceği belirtilmiştir. (CGK. 9.11.1953, 3-45/55, Önder, age, s. 377)</p>

<p>Sonuç olarak evrensel ilkeler ve ölçütler de gözönünde bulundurulduğunda TCK.nun 312/2. madde-fıkrasındaki suçun oluşması için;</p>

<p>- İnsanlar, birbirlerine karşı düşmanlığa veya kin beslemeye tahrik edilmeli,</p>

<p>- Bu tahrik, dağınık hareketle yani sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanılarak yapılmalı,</p>

<p>- Tahrik yapılırken hareketler, kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkaracak şekilde olmalı</p>

<p>Ve nihayet</p>

<p>- Failde cürmün kastı bulunmalıdır. Gerekçede, belirtilen bu düşüncelerin yanısıra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tekrarladığı ölçütlerin de gözetileceği açıklanmaktadır.</p>

<p>Örgütlenme özgürlüğü bağlamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "... tehlike yeterince belirgin ve yakın olmasına rağmen, iktidara gelerek sözleşme ve demokrasinin standartlarıyla çelişen o politikayı yürütmek üzere somut adımlar atmaya başlamasını beklemeye gerek olmadığını..." düşünmektedir. (Refah Partisi Davası Paragraf 102)</p>

<p>Amerikan Federal Yüksek Mahkemesi de Dennis V. United States davasında ".... Şayet reaksiyon oluşturan unsurlar var ise, devleti, bunlara tahrip hareketinin de eklenmesine kadar beklemeye mecbur edemeyiz, bağlayamayız." içtihadını vermiştir. (Dinçkol, age, s. 61, dipnot: 9, Sezer, age, s. 212)</p>

<p><strong>OLAYIN İRDELENMESİ</strong></p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, hukuki konusu "kamu düzeni" olan TCK.nun 312/2. maddesinde zorlayıcı bir sosyal gereksinimden hareketle özgürlüğe yapılan müdahale, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirile-bilecek ve demokratik toplum ilkelerine de uygun olan haklı bir müdahaledir. Bu değerlendirme yapılırken kuşkusuz somut olay gözetilecektir. Ceza yargılamasında da değerlendirmeler somut olay ön plana çıkartılarak yapılmaktadır.</p>

<p>Yukarıdan bu yana gerek uluslararası belgeler ve gerekçe hukuksal belgeler ile uygulamalar ışığında sanığın yazısının bir bütün olarak değerlendirilmesi yapıldığında;</p>

<p>İfadenin açıklanmasındaki özensizlik, dahası düzeysizlik, öncelikle dikkati çekmektedir. Yazı, gazetede yazıldığı için derhal, an'lık bir açıklama değildir. Bu nedenle dosyanın Yüksek Genel Kurul'da görüşülmesi sırasında çoğunluk görüşü açıklanırken ifade edildiği üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 4 Aralık 2003 tarih ve 35071/97 sayılı Müslüm Gündüz / Türkiye Davası Kararı, bu dava için örnek olamaz. Anılan kararda, ifadelerin canlı bir televizyon yayınında söylendiği ve sözlü beyanların tekrar gözden geçirilmesi ve dolayısıyla düzeltme imkanının bulunmadığı ve ayrıca en önemlisi de mahkumiyet kararında yeterli gerekçe kullanılmadığı ifade edilmektedir.</p>

<p>Oysa sanık M davaya konu ifadeleri gazetede yazmıştır; bir yazı düşünülerek, istenilerek bilinçli olarak bir süreçten geçerek oluşur. Sanık laik düzen, türban, vb. konularda yasal düzenlemeler gibi düşünmek zorunda değildir. Ancak, ne var ki, eleştirilerini, yazı içeriğinde kullandığı sözcükleri kullanmadan da yapabilirdi (Costantinescu-Romanya Kararı, 22 Haziran 2000, Paragraf: 74) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Otto-Preminger Institut-Avusturya Kararının (20 Eylül 1995, Seri: A no: 295-A) 49. paragrafında düşünce ve ifade özgürlüğünden yararlanan herkese Sözleşmenin 10. maddesine göre birtakım görev ve sorumluluklar yüklendiği belirtilerek "bunlar arasında - dini görüşleri ve inançları- da kapsayan ifadeler ne başkalarının haklarını ihlal etmeye ne de kamunun açık bir tartışma tansiyonunu yükseltmeye dönük olmalıdır." denilmiş, 56. paragrafında da "... yetkililer filmi gösterimden kaldırarak bu bölgedeki dini barışın korunması ve bazı kimselerin dini duygularına haksız yere ve hakaret amaçlı saldırıldığı hissine kapılmasına engel olma yönünde hareket etmiştir..." ifadesine yer verilmiştir.</p>

<p>Sanık; geçimsiz, huysuz, kavga çıkarmaktan hoşlanan, edepsiz, yaygaracı, en ahlaksızca davranışlarda bulunan anlamında şirret, acımasız, dini olmayan anlamındaki dinsiz, aşağılayıcı anlamında dönme ve anti-semitizme varan ifadeler kullanarak türban ve genel anlamda laiklik uygulamalarını ve laik düşüncedekilere karşı kışkırtıcı ve koruma sınırının ötesinde, kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde kin beslemeye, düşmanlığa açıkça tahrik etmektedir. Başörtüsünü İslam'ın sembolü olarak nitelendiren sanık, sistem ve hukuksal gerçeklik karşısında düşünce veya din ve inanç özgürlüğü kapsamında kalmadığı açık ve tartışılmaz olan başörtüsüne yönelik mahkeme kararlarıyla istikrar kazanmış uygulamaları İslam'a saldırı olarak göstermek suretiyle hitap ettiği kitleyi tahrik etmektedir. Halkının büyük çoğunluğun İslam dininden olduğu ülkemizde, başörtüsü yasağı uygulayıcılarını, savunucularını ve laik kesimi dinsiz, İslama saldıran kesim olarak kabul ederek kendi varsayımından hareketle, ağır eleştiri, şok edici, incitici ve rahatsız edici olmanın ötesinde hedef kitleye karşı kin ve düşmanca açıklama yapmaktadır. Hitap ettiği kitlenin de bu duygularla, hedeflenen kitleye karşı kin ve düşmanlık beslemesi için açıkça tahrikte bulunan sanık, TCK.nun 312/2. madde fıkrasındaki "umumun emniyeti", değişiklikten sonraki düzenlemeyle "kamu düzeni" için tehlikeli olabilecek şekilde hareket etmiştir. Bunun için de laik uygulamaları eleştirmekle kalmayıp bütün çoğulcu demokrasilerde sınırları ortaya konulan, ancak demokrasi dışında yani şeri sistemlerde sınırsızlığı kabul edilen din özgürlüğünün sınırsız olduğuna vurgu yaparak siyasal İslamı-şeriatı gerçekleştirmek amacıyla, potansiyel etkisi gerçekten ürkütücü ve din anlayışı temelinde halkın bir kesimine, diğer kesimin kin ve düşmanca duygularla yönelmesini istemektedir. Kamu düzenini bozan eylemler sözkonusu olduğunda, durum hedef kitlenin korumasına terkedilerek devletin olaya müdahalesi dışlanamaz.</p>

<p>O kadar ki "bir gazetede birtakım yazarlar halkın anasına, avradına, kızına sövüp saysalar, böyle yayınlar alçaklık, edesizlik, rezillik, namussuzluk, şerefsizlik, vahşilik olmaz mı?.... milletin dinine, imanına, mukadderatına, şeriatına saldırmak da bunun gibidir." dedikten sonra, halkın bir kesiminin yani laik kesimin, kendisine göre ise dinsiz kesimin yaptıklarını daha alçakça ve namussuzca göstererek hitap ettiği kitleye hedef yapmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK.nın 216 ncı maddesi dahi gözetildiğinde, somut olay yönünden aynı sonuca varılmakta, iç düzenlemeler ve Anayasa'nın 90. maddesi ışığında yargı organları için tek ölçüt olan "hukuksal bakış" açısıyla eylemin TCK.nın 312/2. maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu ve yaptırım yönünden de orantılılığın ve ölçülülüğün gözetildiği açıktır.</p>

<p>Tüm bu hukuksal tesbit ve incelemeler karşısında sanığın seçtiği hedef kitle ve içerikle birlikte açıklamadaki özensizlik, aşağılayıcı üslup nazara alındığında yazının, halkın bir kesimini diğer kesime karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa ve kin beslemeye açıkça tahrik ettiği ve bunu yaparken de şiddet içeren ifadeler kullandığı anlaşılmakla, genele yönelik ifadeler nedeniyle devletin müdahalesini bekleyen hedef kitlenin, düzene olan saygı ve bağlılığı nedeniyle karşı tepkisini göstermemesi veya gösterememesi hatta yasal yollara başvurmaması da yakın tarihimizdeki örnekler de hatırlandığında ortaya çıkan suçu kaldırmayacağından Yerel Mahkemenin mahkûmiyet kararı yerinde görülmekle Yargıtay C.Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Suça konu yazının yayımlandığı gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olan diğer sanık S yönünden yapılan incelemede ise;</p>

<p>Hükümden sonra yürürlüğe giren ve 5680 sayılı Basın Yasasını yürürlükten kaldırmış bulunan 09.06.2004 Tarih ve 5187 sayılı Basın Yasasının 11. maddesinde, sorumlu yazı işleri müdürlerinin ceza sorumluluğu belirli koşulların gerçekleşmesine bağlanmış, ayrıca önceki Yasada mevcut olan "gazete kapatılması" kurumuna bu Yasada yer verilmemiştir. O halde, TCY'nın 2/2. maddesinde ifade edilen "Lehe yasanın geçmişe yürürlü bulunması" kuralı gereğince, sorumlu yazı işleri müdürü sanık S yönünden, 5187 sayılı Basın Yasasının 11. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun Yerel Mahkemece araştırılması, sonucuna göre hukuki durumu değerlendirilerek hakkında yeniden hüküm kurulması zorunludur. Bu itibarla, sanık S'nin mahkumiyetine ve gazetenin kapatılmasına ilişkin hükmün bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Öte yandan, Yerel Mahkemece kararın gerekçe bölümünde kullanılan; "......Türk Milleti müslümanlığı kendi isteği ile kabul etmiştir. Benimsemiştir. Zorla kabul etmemiştir.</p>

<p>Türk Milleti müslümanlığı ile her zaman gurur duymuş ve bundan sonra da duyacaktır.</p>

<p>Türk Milleti sevgi, saygı, hoşgörü ve adalet anlayışı ile müslümanlığın tüm dünyaya yayılmasına, bir dünya dini haline gelmesine tarihte en çok hizmet eden, emeği geçen millettir. Bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir......" şeklindeki ibare ve ifadelerin, somut olayın açıklanması, hukuki sorunun ve çözüm yolunun ortaya konulması, varılan sonucun gerekçesi ile ilgisi bulunmamakta ve bu ifadeler lâik devlet ve hukuk anlayışı ile bağdaşmamakta ise de, gereksiz ve fazladan yazılan bu ibareler hükmün sonucuna etkili bulunmadığından eleştirilmesiyle yetinilmesi gerekmektedir.</p>

<p>________</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı O Ş;</p>

<p>"Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik etmek suçundan sanıklar M ve S'nin Yerel Mahkemece cezalandırılmasına dair verilen kararın Yargıtay 8. Ceza Dairesince müsnet suçların oluşmadığı gerekçesiyle oyçokluğuyla sanıklar yararına bozulması üzerine Yargıtay C.Başsavcılığının itiraz yasayoluyla Yüksek Genel Kurul huzuruna getirdiği somut olayda Özel Daire Çoğunluğu ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, suçun yasal unsurları itibariyle oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Ancak, konu uyuşmazlığın çözümü vesilesi ile, TCY.nın 312. maddesi 2. fıkrasında düzenleme altına alınan suç türünün analizini yapıp, zorunlu unsurlarının ne olduğunu ortaya koyarak, uygulamada süregelen yorum dağınıklığını gidermek, yıllara yayılmış çelişkili kararları ilkeler bazında analize tabi tutmak ve Yargıtay C.Başsavcılığının talebi doğrultusunda "kimi duraksamaları aşarak istikrarlı bir uygulamaya yön ve yol vermek" isabetli olacaktır.</p>

<p>Amaca sağlıklı bir biçimde ulaşabilmek için; öncelikle ifade özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kısıtlamalarını öngören uluslararası ve ulusal normları sıralamak, ardından TCY.nın 312/2. maddesinin tarihi değişimini sergileyip aldığı son şekli belirlemek, 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek 5237 sayılı yeni TCY'daki yansımasını sergilemek, bilahare bahse konu suçun soyut kavramlarını oluşturan "kamu düzeni" ve "tehlikeli olma" unsurları ile ilgili öğretideki kimi görüşleri, kabullenilir ölçüler bağlamında açıklamak, bunu takiben kamu davasına konu düşüncenin nitelik, nicelik ve içeriğiyle irtibatsız biçimde ve tam bir objektiflikle TCY.nın 312/2. maddesindeki suçun hangi koşullarda oluşabileceğini, zorunlu unsurlarının ne olduğunu, içtihat mahiyetinde ortaya koymak ve nihayet bu ilkeler ışığında ve ceza yargısının zorunlu disiplinine uyulmak suretiyle maddi olaya ilişkin çözümleyici değerlendirmeyi yapmak gerekmektedir.</p>

<p>Bu sıralamaya uygun olarak;</p>

<p><strong>ULUSLARARASI VE ULUSAL DÜZENLEMELER</strong></p>

<p>Demokratik bir hukuk devletinde, toplumsal barış ve düzenin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, farklı sosyal sınıf, faklı ırk, farklı din, farklı mezhep ve farklı bölgelere mensup insanların, güven ve barış içinde yaşayabilmeleri ile mümkündür. Bu nedenledir ki hukuk sistemleri kamu düzenini bozacak, düşmanlık veya kin duygusu oluşturacak tahriklere izin vermemiş, toplumun çeşitli katman, kesim ve grupları arasında, çatışmalara, kin ve düşmanlığa dönüşebilecek davranışları ceza yaptırımına bağlamıştır. Bu nedenle TCY.nın 312. maddesindeki düzenlemelerin varlığı doğal karşılanmalıdır. Ancak bir hareketin ne zaman kin veya düşmanlığa tahrik, ne zaman bir hakkın savunması, ya da haksızlığın enerjik biçimde dile getirilmesi sayılacağı keyfiyeti düşünce/ifade özgürlüğü ile doğrudan ilgili olduğundan, uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir değerlendirme ancak, düşünce hürriyetinin kapsam ve sınırlarının ulusal ve uluslararası normlar ışığında belirlenmesi ile mümkündür.</p>

<p>İfade özgürlüğü doğal haklardandır ve bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğü olarak tanımlanmaktadır. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade özgürlüğü, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır.</p>

<p>İşte bu özelliğinden dolayı ifade özgürlüğü, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C Anayasa'sında da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.</p>

<p>Bu bağlamda;</p>

<p>İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin;</p>

<p>19. maddesinde;</p>

<p>"Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.",</p>

<p>İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin;</p>

<p>9. maddesinin 1. fıkrasında;</p>

<p>"Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.",</p>

<p>10. maddesinin 1. fıkrasında;</p>

<p>"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. (...)" hükümlerine yer verilmiş,</p>

<p>Anayasa'nın;</p>

<p>24. maddesinde din ve vicdan hürriyeti başlığı altında;</p>

<p>"Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.</p>

<p>14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.</p>

<p>Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.",</p>

<p>25. maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altında;</p>

<p>"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.</p>

<p>26. maddesinde ise, İHAS'nin 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde;</p>

<p>"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. (...)" hükümleri yer almıştır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, İHAS'ın 9. maddesinin 1. fıkrası ve T.C. Anayasa'sının 24. maddesinde din ve vicdan hürriyeti, İHAS'ın 10. maddesinin 1. fıkrası ile T.C. Anayasa'sının 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmış bulunmaktadır.</p>

<p>Ancak, ifade özgürlüğünün sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerekeceği, uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir.</p>

<p>Bu cümleden olarak uluslararası alanda;</p>

<p>İHAS'nin;</p>

<p>9. maddesinin 2. fıkrasında;</p>

<p>"Din veya inançlarını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeni, sağlığı veya ahlâkının, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda gerekli tebdirler olarak ve yasayla sınırlanabilir."</p>

<p>10. maddesinin 2. fıkrasında,</p>

<p>"Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir."</p>

<p>17. maddesinde ise;</p>

<p>"Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme'de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz." tarzında düzenlemeler yapılmış,</p>

<p>Ulusal alanda ise Anayasa'nın;</p>

<p>2. Maddesinde;</p>

<p>"Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir."</p>

<p>4. Maddesinde;</p>

<p>"Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.</p>

<p>13. Maddesinde;</p>

<p>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz"</p>

<p>14. Maddesinde;</p>

<p>"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.</p>

<p>Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.</p>

<p>Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir."</p>

<p>26/2. Maddesinin 2 ve devamı fıkralarında ise;</p>

<p>"Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.</p>

<p>Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.</p>

<p>Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."</p>

<p>Hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Anayasa'nın 2, 4, 13, 14 ve 26/2. ile İHAS.nin 9/2, 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabii tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin olabildiğince dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için, önemli bir toplumsal gereksinim veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada asla aşırıya gidilmemesi ve her hal ve koşulda sınırlandırmanın bireysel ve toplumsal gelişimi zedelemeyecek ölçüde olması görüşü genel ve yoğun bir kabul görmüştür.</p>

<p>Bu değerlendirme;</p>

<p>"İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne göre; sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. "Kamu düzeni" genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir.</p>

<p>Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı "değerler", (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır. (Prof. Dr. İ.Özden Kabaoğlu; İnsan Hakları- Avrupa Sözleşmesi'nde İfade Özgürlüğü sh. 111 ve 112)</p>

<p>"Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz töleransı ve hoşgörüsünün gerekleridir." biçiminde öğretiye yansıtılmaktadır. (Prof.Dr.D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M.R.Erdem, Yrd.Doç.Dr. O.Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462)</p>

<p>Bu bağlamda; günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, ifade özgürlüğü gittikçe daraltılan kısıtlamalar dışında, geniş bir yelpazeyle korunmakta ve anılan özgürlüğün sağladığı haklardan bireyler ve toplumlar en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.</p>

<p>Ne var ki;</p>

<p>İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini zor ve cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, farklılıklar arasında nefret, ayrımcılık, kavga, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan beyan, ifade ve eylemler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.</p>

<p>TCY.nın 312.maddesinin 2. fıkrasında düzenlemeye tâbi tutulan suç tipi de anılan sınırlı kısıtlamalar bağlamında yasada yerini almıştır.</p>

<p><strong>TCY.NIN 312/2. MADDESİNİN TARİHİ GELİŞİM VE DEĞİŞİMİ</strong></p>

<p>Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu olarak da adlandırılan TCY.nın 312/2. maddesindeki suç düzenlemesi ;</p>

<p>Resmi Ceridede yayımlanan ilk metinde;</p>

<p>"... cemiyetin muhtelif sınıflarını umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda kin ve adavete tahrik eyleyen kimse…</p>

<p>…..mahkûm olur." şeklinde iken,</p>

<p>9.7.1953 gün ve 6123 sayılı Yasa ile;</p>

<p>"…</p>

<p>…cemiyetin muhtelif sınıflarını umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda kin ve adavete tahrik eyleyen kimse…</p>

<p>…..mahkûm olur.</p>

<p>Yukarı ki fıkrada yazılı suçları neşir yolu ile işliyenlere verilecek ceza bir misli arttırılır." biçiminde değiştirilmiş,</p>

<p>7.1.1981 gün ve 2370 sayılı Yasanın 13. maddesiyle;</p>

<p>"…</p>

<p>…………….</p>

<p>Halkı; sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik eden kimse…</p>

<p>…….cezalandırılır. Bu tahrik umumun emniyeti için tehlikeli olabilecek şekilde yapıldığı takdirde faile verilecek ceza üçte birden yarıya kadar arttırılır.</p>

<p>Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları 311 nci maddenin ikinci fıkrasında sayılan vasıtalarla işleyenlere verilecek cezalar bir misli arttırılır." şeklinde yeni bir değişikliğe uğramış,</p>

<p>6.2.2002 gün ve 4744 sayılı Yasa ile de;</p>

<p>"…</p>

<p>………… Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.</p>

<p>………..</p>

<p>Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlar 311 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen araçlar veya şekillerle işlendiğinde verilecek cezalar bir katı oranında artırılır." biçiminde değiştirilmek suretiyle inceleme konusu suç bugünkü halini almıştır.</p>

<p>Anılan normun değişim süreci bu düzenlemeyle de sona ermemiş;</p>

<p>01.04.2005 tarihinde yürürlüğe girecek 5237 sayılı Yasanın 216. maddesinde ise;</p>

<p>"Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" başlığı ile;</p>

<p>"(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." biçiminde yeni bir düzenlenme gündeme gelmiştir.</p>

<p>Maddede yapılan değişikliklerle ilgili olarak herhangi bir değerlendirme yapmadan, uyuşmazlığın daha iyi anlaşılabilmesi için, tehlike suçlarının özellikleri ve yapılarının irdelen-mesinde ve TCY.nın 312/2. maddesinde öngörülen suç tipinin öğretide nasıl bir tahlil ve değerlendirmeye konu edildiğinin belirlenmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>ÖĞRETİDEKİ GÖRÜŞLER</p>

<p>Prof. Dr.U.Alacakaptan, Hukuk Kurultayı 2000'de, düşünce özgürlüğü ve tehlike suçları ile ilgili olarak sunduğu bildiride;</p>

<p>"Tehlike suçu, somut bir zararın netice olarak öngörüldüğü zarar suçlarından farklıdır. Bu suçlarda (...) eğer hareket, tehlikeyi yaratmak bakımından somut ve yakın tehlike (clear and present danger) teşkil etmiyorsa; suçun meydana gelmeyeceği kabul edilmelidir. Bu bakımdan, eylemin; kin ve düşmanlığa tahrike yönelik olduğunun açıkça anlaşılması gerektiği gibi, bu sonucu meydana getirmek açısından uygun ve elverişli olduğunun da belirlenmesi zorunludur. Dolaylı etkilemeler, tahrik unsurunun gerçekleşmesi için yeterli değildir.</p>

<p>Eğer norm; hukuksal yararı korumak üzere yaratılan suç tipinin yaratılma nedenine uymayan biçimde uygulanacak olursa, tipiklik ve yasallık ilkeleri ihlal edilmiş olur. Bu nedenle, eğer normla güdülen amaç; tehlikenin zarar doğurmasını önlemekse, tehlikenin hem koşul olarak aranması, hem de bilfiil gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerekecektir.</p>

<p>Gerçekten bu suç tipleri, zarar yaratmayıp; suçun işlenmesi konusunda bir tehlike ya da zarar tehlikesi yaratabilecekleri için, cezalandırılan istisnaî eylemlerdir. Tehlike; amaç suçun işlenmesine uygun, yani elverişli değilse hukuka aykırı, dolayısıyla suç sayılamaz. Eylemin zarar neticesini yaratmaya uygun olmamasına rağmen cezalandırılması, başta düşünceyi açıklama hakkı (özgürlüğü) olmak üzere, demokratik hakların (özgürlüklerin) sınırlandırılması sonucunu yaratır.</p>

<p>Demokratik devletin temel görevi, ülkesinde yaşayan bireylerin hak ve özgürlüklerini korumak, onların maddî ve manevî varlıklarını geliştirebilecekleri ortamı sağlamaktır. Demokratik devlette; bireylerin devlete karşı ileri sürebilecekleri, devredilmez ve vazgeçilmez hak ve özgürlükleri vardır. Devlet, bu koruma görevini yerine getirirken, herkesin; tüm hak ve özgürlüklerden eşit olarak yararlanmasını sağlamaya özen göstermek ve bu hak ve özgürlükler arasında bir denge kurmak zorundadır. İnsanın aklında olup bitenlerin ne sınırlandırılması, ne de cezalandırılması mümkündür. Sorun, düşüncenin açıklanış biçimi itibarıyla; toplum, devlet, rejim ve siyasal düzene yönelik olarak açık ve yakın bir tehlikeyi ortaya çıkarıp çıkarmayacağının ve buna bağlı olarak; kişileri, kanunlara aykırı eylemlere yöneltici bir nitelik taşıyıp taşımadığının saptanmasıdır. Demokratik rejimde fikir suçunun kabulünde ölçü, düşüncenin açıklanış biçimi dolayısıyla, toplum yönünden, belirli ve gerçekleşmesi kesin, yakın bir tehlikenin ortaya çıkıp çıkmaması ve kişileri eyleme teşvik edici bir içeriğin yaratılıp yaratılmamış olmasıdır.(Prof. Dr.U.Alacakaptan, Karşılaştırmalı Hukuk ve Türk Hukukunda Fikir ve Düşünce Özgürlüğü, Hukuk Kurultayı, cilt 2, sh. 20 vd.) tarzında hukuki değerlendirmeler yapmıştır.</p>

<p>Açıklanan görüşlerin benimsenir gerekçelere dayandığı ve bu itibarla çözümlemede ölçü alınabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>Tehlike suçlarında duraksamaları giderecek somut kavramları belirlemenin zorluğu, ceza yargılamaları sürecinde farklı yorum ve uygulamalara neden olmuş, bu tutum, Türk öğretisinde olduğu gibi İtalyan öğretisinde de eleştirilere konu edilmiştir.</p>

<p>Majno, Türkçe'ye çevirisi 1927 yılında yapılmış olan "Ceza Kanunu Şerhi" isimli eserinde, bu durumu, yaşadığı dönemin dar kapsamlı ifade özgürlüğü anlayışı altında dahi eleştirmiş; "Teessüfle görüyoruz ki mahkemeler, 247. madde hükmünü kanun vazıının maksadına muhalif olarak tatbik ediyorlar. Bu madde adi düşünce propagandası hakkında kabili tatbik değildir. Mahkemelerde hakim olan görüş kanunun ruhuna büsbütün muhaliftir. Kanun bir içtimai tehlike istiyor. Bu tehlike önemsiz bir takım faraziyelere bina edilemez." biçiminde ifadelerle uygulama hatalarına işaret etmiştir. (Majno, Ceza Kanunu Şerhi, C.3, sh. 7, 8)</p>

<p>Ülkemizdeki gelişmeler de farklı olmamıştır.</p>

<p>Türk Ceza Mevzuatında 12.04.1991 gün ve 3713 sayılı Yasa ile TCY.nın 141, 142. ve 163. maddeleri yürürlükten kaldırılmış, gerekçe olarak; "mevcut şekilleriyle, düşünceyi ifade özgürlüğü ile düşüncelerin örgütlenebilmesi hürriyetini kısıtlayıcı mahiyet iktisap etmişlerdir. Bu sebeplerle hem Devletin maddî düzenini korumak ve hem de düşünceyi ifade ve örgütlenme hürriyetini sağlamak ve böylece bu iki hukukî menfaati dengeli ve çağdaş demokratik hukuk düzenine uygun hale getirmek için bu maddeleri yürürlükten kaldırarak, bunların yerine yeni bir hüküm getirmek zorunluluğu ortaya çıkmıştır." açıklamasına dayanılmış, ancak sonraki süreçte önce özel niteliği gözetilmeden 3713 sayılı Yasanın 8. maddesi ve bilahare TCY.nın 312/2. maddesi uygulamaları, sanki varmış gibi bir yasal boşluğu doldurma gayretine dönüştürülmüş, bu nedenle de yoğun tartışma ve eleştirileri gündeme taşımıştır.</p>

<p>Öğretide bu tartışmaların odak noktasındaki kavramlardan biri "kamu düzeni"dir.</p>

<p>Bu kavramla ilgili olarak;</p>

<p>Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem;</p>

<p>"Kamu düzeni kavramı (...) farklı siyasal sistemlere, yönetimlere, toplumsal-siyasal koşullara, zaman ve mekanlara göre değişebilen bir kavramdır. Ancak, bu kavram, içeriği bakımından değişken ve göreli olmasına karşılık yine de değişmeyen bir özü bünyesinde barındırmaktadır. Bu öz, "toplum hayatında maddi bir karışıklığın olmaması, kaba kuvvetin, kaos ve anarşinin hüküm sürmemesi, aksine belli bir düzenliliğin ve barışın hakim olmasıdır." (...)Yargıtay'a göre de kamu düzeni "toplum hayatının huzur ve güvenlik içinde yürümesini sağlayan düzenin bütünüdür." Kısaca kamu düzeni, insanların toplu halde yaşamasını mümkün kılan iç barıştır(...)</p>

<p>TCK.nın 312. maddesinde tanımlanan eylemlerin, cezai yaptırıma bağlanmak suretiyle, işlenmesinin önlenmek istenmesi, toplumda barışı tesis etme amacına yöneliktir. Bu amaç, özellikle maddenin 2. fıkrasında düzenlenen suç tipinde çok daha belirgindir. Gerçekten bu fıkrada düzenlenen "halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik suçu" farklı sınıf, ırk, din, mezhep ve etnik kökene bağlı insanlardan oluşan bir toplumun barış içerisinde birlikte yaşamasının hukuksal güvencesini oluşturmaktadır. Bu hukuksal güvence demokratik devletin işlerliği açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Zira demokrasi, barışçı bir toplumsal birlikteliğin ortak platformunu temsil etmektedir. Daha açık bir deyişle, demokrasi "farklılıkların doğallıkla biraradalığıdır." Farklılıkların barış içerisinde biraradalığı ise ayrı dünya görüşlerine, dinsel ve mezhepsel inanışlara, etnik köken ve toplumsal sınıflara mensup birey ve toplulukları kucaklamak, söz konusu farklılıklardan herhangi birine öncelik ya da üstünlük tanımamakla sağlanabilir. Eğer toplumda mevcut bu farklılıklardan biri yada bir kaçı diğerlerinin aleyhine olmak üzere öne çıkartılır ve bunlara daha fazla değer verilirse, bu gibi durumlarda demokrasinin varlığından sözetmek güçleşir. Çünkü, bu tür ayrımcı politikalar, demokrasinin dayanağı olan "farklı yaşam tarzlarının meşruluğu" ve "barışçı toplumsal birliktelik" temel değerlerini yok etmektedir.</p>

<p>TCK.nın 312. maddesinde değişiklik yapılmasını öngören 4744 sayılı Kanunun 2. maddesinin gerekçesinde de(...) şu görüşlere yer verilmiştir. "Çağdaş uygar toplum çoğulcudur. Bunun anlamı, toplumun değişik din, mezhep, ırk, sosyal sınıf, bölge farklılığı, siyasal görüşler, idealler, toplum insanlarına hizmet bakımından farklı yollar, metodlar, değişik zihniyetler taşıyan insanlardan oluştuğudur. Böyle bir toplum yapısında demokratik ilke, farklılıklar içerisinde bütünleşmeyi sürdürerek birlikte, barış içerisinde yaşamayı zorunlu kılar; sosyal yapıyı oluşturan yapısal unsurlar birbirleriyle ahenkli bir bütün oluşturmakta devam etmelidir. Bütünleşme derecesi bu derecede yüksek olursa, demokratik özgürlükler de, toplumda aynı oranda geniş olarak kullanılabilir. Bütünleşmenin temel koşullarının başında değişik yapıdaki insanların, değişik fikir, kanaat ve inançları tam bir hoşgörü ile karşılamayı benimsemeleri, bu tutumu içlerine sindirmiş bulunmaları gelmektedir(...)"</p>

<p>"Kamu düzen"i(...) kavramının hem özgürlüklerin kullanımının gerekli koşulunu ve hem de özgürlükleri sınırlamanın temel sebeplerinden birini oluşturduğu anlaşılmaktadır(...)</p>

<p>Nitekim, gerek uluslararası hukuk belgelerinde ve gerekse iç hukuk düzenlemelerinde "kamu düzeni" kavramı, özgürlükleri sınırlamanın meşru bir değeri olarak kabul edilmiştir(...)</p>

<p>Ülkemizde de başta Anayasa olmak üzere çeşitli yasalarımızda "kamu düzeni" sebebine dayanılarak özgürlükler sınırlanabilmektedir(...)</p>

<p>Ancak, hemen belirtmek gerekir ki, ulusal ve uluslar arası hukuk belgelerinde özgürlükleri sınırlamanın başlıca sebeplerinden biri olarak yer alan "kamu düzen"i kavramı, gerek yasa koyucuların, gerekse uygulayıcıların elinde özgürlükleri aşırı sınırlamanın ve bastırmanın etkin bir silahına dönüşebilmektedir. Öyle ki, söz konusu kavram, niteliği ne olursa olsun, kurulu olan herhangi bir düzenin korunması ve sürdürülmesinin bir mücadele aracı olarak kullanılabilmektedir. Nitekim, totaliter veya baskıcı rejimlerde bu tür eyilimlere sık rastlanmakta; kamu düzeni kavramı özgürlükleri güvence altına almanın değil, onları bastırmak suretiyle mevcut düzeni korumanın hukuksal ve söylemsel aracını oluşturmaktadır. Oysa, bu tür rejimlerden farklı olarak demokratik rejimlerde kamu düzeni, özgürlükler açısından bir güvenceyi ifade etmektedir. Bu güvence ise, kamu düzeninin çatışan özgürlükler arasında uzlaşmayı sağlayan, toplumsal barış ve bütünlüğe hizmet eden özellikleri ile sağlanmaktadır(...)</p>

<p>Kamu düzenini korumak gerekçesi altında, belli bir ideolojinin, dokunulmazlık zırhına büründürülmesi, ya da " en fazla korunmaya mazhar" bir ideolojik katagorinin yaratılması çoğulculuğu baltalayacaktır(...)</p>

<p>Kamu düzeni gerekçesi ile düşünce özgürlüğünün sınırlanmasında çatışan iki değerin uzlaştırılması sorunu ortaya çıkmaktadır. Bir yandan(...) çekirdek özgürlük olarak değerlendirilen düşünce özgürlüğünün güvence altına alınması, diğer yandan da bütün özgürlüklerin kullanımının asgari koşulu olan(...) kamu düzeninin korunması zorunluluğuyla karşı karşıya bulunmaktayız. Bu sorunun çözümünde söz konusu değerlerden biri diğerine feda edilmeden, her ikisinin birlikteliğinin sağlanması gerekmektedir. Kuşkusuz, her iki değerin birlikte varoluşlarının sağlanması karşılıklı sınırlama ve dengeleme çabalarını beraberinde getirmektedir. Ancak, hemen belirtmek gerekir ki, sınırlama ve dengeleme çabaları hiçbir zaman düşünce özgürlüğü aleyhine işleyecek ve bu özgürlüğü işlevsiz hale getirecek bir anlayışın ürünü olmamalıdır. Zira, insan haklarına dayalı demokratik bir toplumda sayısız işlevler yerine getiren ve böyle bir toplum yapısının "onsuz olmaz" koşulunu oluşturan düşünce özgürlüğü, korunması gereken değerlerin başında gelmektedir. Dolayısıyla, "özgürlüklerin esas, sınırlamanın istisna" olduğuna ilişkin genel ilkeden hareketle düşünce özgürlüğünün ancak kamu düzeni açısından zorunlu ve istisnai bir tedbir olarak sınırlandırılması kabul edilmelidir.</p>

<p>Nitekim(...) AİHM.nin "Avrupa kamu düzeni karakterine yaslanarak" geliştirdiği içtihatlar incelendiğinde, mahkemenin her iki değer arasındaki hassas dengeyi düşünce özgürlüğü lehine kurmaya çalıştığı görülmektedir(...)</p>

<p>AİHM.nin yalnızca kanaatlerin ifadesi olan düşünce açıklamaları ile kamu düzenini ve bunun bir ögesi olan kamu güvenliğini şiddet yoluyla bozmaya yönelik olan düşünce açıklamaları açısından ayrım yaptığı anlaşılmaktadır(...) Sınırlama ancak bu ikincisi için sözkonusu olabilir(...) Aksoy/Türkiye davasında da AİHM, Türkiye Devletinin mevcut düzenini, ilkelerini ve yapısını sorgulayan, ancak şiddete ya da silahlı direnişe teşvik edici hiçbir unsur içermeyen konuşma ve yayınların cezalandırılmasını düşünce özgürlüğünün ihlali olarak görmüştür.</p>

<p>Öte yandan AİHM, açıklanan düşüncenin salt saldırgan bir nitelik taşımasının dahi, düşünce açıklamalarının cezalandırılması için yeterli olmadığını, düşüncenin açıklandığı yer ve zaman koşullarının dikkate alınmak suretiyle bir sonuca varılması gerektiğini vurgulamıştır(...)</p>

<p>Ayrıca AİHM, bir çok kararında düşünce özgürlüğünün yalnızca zararsız bilgi ve düşünceler açısından değil, "devleti veya halkın bir bölümünü rahatsız eden, taciz eden/şoke eden veya kaygılandıran" bilgi ve düşünceler açısından da geçerli olduğunu kabul etmiştir(...)AİHM, şiddet unsuru içermemek koşuluyla, toplum ve devlet katında yaygın olan siyasal görüşlerin sorgulanabileceğini, bunlara ters düşen düşüncelerin özgürce açıklanabileceğini ortaya koymuş ve böylece çoğulcu toplum yapısını korumak istemiştir. Bu bağlamda AİHM, devletlerin, "kamu düzenini" koruma gerekçesinin arkasına sığınmak suretiyle meşru siyasal muhalefeti etkisiz kılma çabalarını engellemiştir(...)</p>

<p>...</p>

<p>Özetle, özgürlükleri sınırlama sebebi olarak ortaya çıkan "kamu düzeni" kavramı, niteliği ne olursa olsun, mevcut bir siyasal düzenin korunmasının bir aracını değil, özgürlükçü ve çoğulcu bir demokratik toplum yapısının asgari güvencesini oluşturmaktadır(...) Kamu düzeni gerekçesiyle bir düşünce açıklamasının sınırlandırılabilmesi, ancak düşünce açıklamasının kamu düzenini bozmaya yönelik gerçek/somut bir tehlike olarak ortaya çıkması halinde mümkün olmalıdır(...)</p>

<p>Türkiye'de(...) "kamu düzeni" kavramı ideolojik yüklü bir kavram olarak algılanmakta ve bu doğrultuda özgürlükleri sınırlayıcı bir işlev görmektedir(...) Açıklamalarına yer vermiş,</p>

<p>"Türkiye Pratiği: Devlet Düzeni ve Kamu Düzeni" başlığı altındaki incelemesinde de, TCY.nın 312. maddesinin uygulamada aldığı şekli eleştirerek;</p>

<p>"Böylece, "kamu düzeni" kavramı bu şekilde kimi düşüncelerin "zararlı", "sakıncalı" yada "tehlikeli" kabul edilerek "yasak düşünce alanı" yaratılırken kullanılan hukuksal meşrulaştırım araçlarından birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda "kamu düzeni" kavramı demokratik, siyasal ve toplumsal muhalefeti suskunlaştırmakta, etkisizleştirmekte ve baskı altında tutma amacına yönelik hukuksal tasarrufları haklılaştırıcı bir işlev görmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla, TCK.nın 312. maddesinin koruduğu değer, çoğulculuk ve barış esasına dayalı bir kamu düzeni değil, sınırları resmi söylemce belirlenmiş ideolojik yüklü bir kamu düzeni anlayışıdır. TCK.nun 312. maddesinin böyle bir kamu düzenini korumayı hedeflemiş olması, yıllarca benzer bir işlev yerine getirmiş olan TCK.nun mülga, 141, 142 ve 163. maddeleriyle, Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesi yerine ikame edilircesine kullanılmak istenilmesinden de anlaşılmaktadır. Gerçekten, 12.4.1991 tarih 3713 sayılı "Terörle Mücadele Kanununun 23. maddesiyle, TCK.nun 141, 142 ve 163. maddelerinin yürürlükten kaldırılmasından önce, ilgili madde hükümleri, tıpkı bu gün yürürlükte bulunan 312. madde gibi resmi söylem dışı düşünce açıklamalarını cezalandırmanın, bireylerin ve örgütlü toplumun demokratik taleplerini bastırmanın ve siyasal muhalefeti suskunlaştırmanın aracı olarak kullanılmışlardır(...)</p>

<p>"Bu maddelerin yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte, sanki bir boşluk doğmuşcasına, Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. maddesi işletilmeye başlanmış, birçok gazeteci, yazar ve düşünür bu madde kapsamında mahkûm edilmiştir. Bu maddenin uygulanmasında özel suç kastı aranmamış, genel kastın bulunması mahkûmiyet kararı için yeterli sayılmıştır. Ancak, 1995 yılı sonunda bu maddenin değiştirilerek düşünce özgürlüğü lehine kısmen yumuşatılmasıyla bu kez oluşan boşluk, yıllardır yürürlükte olan TCK'nun 312. maddesiyle doldurulmaya çalışılmıştır.</p>

<p>TCK.nun 312. maddesinin, "devlet düzeni"ni koruma refleksiyle ve adeta bu alanda-TMK.nun 8. maddesinin değiştirilmesi sonucu oluştuğu iddia olunan, boşluk doldurulurcasına uygulamaya sokulduğu izlenimini yargı kararlarında görmek mümkündür. 1994 yılında A Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen bir dava dosyasında yer alan ifadenin Yargıtay ilgili Dairesi'nce de aynen tekrarlanmış olması böyle bir izlenimi doğrular niteliktedir. Gerçekten, ilgili dava dosyasında yer alan "TCK.nun 163. maddesinin kaldırılmış olmasının verdiği cesaret ve pervasızlıkla(...)" ifadesi, somut olaya ilişkin bir hukuki çözümleme çabasından çok, bir boşluk doldurma çabası olarak gözükmektedir. Öte yandan, savcıların bu maddeyi, daha önce pek rastlanmadık bir şekilde, maksadının bir hayli dışına taşan biçimde işletmeye ve yargıçların da bu doğrultuda kararlar vermeye başlamaları, böyle bir yönelimin var olduğunu ortaya koymaktadır."</p>

<p>TCK.nun 312/2'de düzenlenen suçun oluşması için halkın devlete karşı değil, birbirine karşı kamu düzenini bozacak bir şekilde kin ve düşmanlığa tahrik edilmesi gerekmektedir. Bu madde ile korunan hukuksal değer, devlet ve onun kurduğu "düzen" değil, "kamu düzeni"dir. Nitekim, TCK.nun 312. maddesi "kamu düzeni aleyhine cürümler" arasında düzenlendiği gibi, bu maddede 06.02.2002 tarih ve 4744 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle söz konusu metne "halkı birbirine karşı" ibaresi eklenmek suretiyle bu hususa açıklık kazandırılmıştır(...)</p>

<p>Oysa, Türkiye'de, gerek mevzuattan ve gerekse uygulamadan kaynaklanan nedenlerden ötürü kamu düzeni, demokratik içeriğinden yalıtık bir biçimde tanımlanmakta; kamu düzeni ile devlet düzeni kavramları arasında olması gereken ayrım gözetilmemekte, hatta bunlar eş anlamlı olarak ele alınmaktadır(...) Sözde kamu düzeni, gerçekte ise devlet düzenini koruma adına özgürlüklerin bastırılması, paradoksal olarak kamu düzeninin bir türlü sağlanamaması hatta bozulması sonucunu doğurmaktadır(...) Yaşanan deneyim göstermiştir ki, "kamu düzeni" baskı ve korkuya dayalı olarak değil, özgürlüklerin yaygın kullanım olanağına sahip kılınmasıyla daha sağlıklı biçimde güvence altına alınabilir. Nitekim, AİHM.nin yerleşik kararlarında da ifade edildiği gibi özgürlükler, demokratik toplum düzeninin ve Avrupa ortak mekanında oluşturulmaya çalışılan "Avrupa kamu düzeni"nin özünü oluşturmaktadır.(Prof. Dr. F.H. Erdem, TCK.nun 312. Maddesinin Koruduğu Hukuksal Değerin Kısa Bir Analizi, AÜHFD.2003, 38 ila 62. sayfaları arasından özet seçmeler) biçiminde, bilimsel bir değerlendirme yapmıştır.</p>

<p>Bu tesbitlerin TCY.nın 312/2. maddesinde soyut bir tanım olarak yer alan "kamu düzeni" kavramına son derece isabetli bir açılım kazandırdığında kuşku yoktur.</p>

<p>TCY.nın 312/2. maddesinin uygulanmasında duraksamaları giderecek somut ölçütlerin belirlenmesi zorluğu ve bu zorluktan kaynaklanan uygulama karmaşası Yasakoyucu'yu da harekete geçirmiş, bu kapsamda 4744 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte, maddenin tatbik koşulları ve suç tipinin özellikleri, madde gerekçesinde, oldukça ayrıntılı olarak belirtilmiştir.</p>

<p>Öte yandan, açıkladıkları düşünceleri nedeniyle Türk ceza mahkemelerince mahkûm olan pek çok kişinin AİHM nezdinde açmış oldukları davaların çoğunda lehlerine tazminat kararı almaları devleti harekete geçirmiş, benzer davalarda tazminata mahkûm edilmemek için dostane çözüme yönelmesine ve bu süreçte mevzuatını da değiştirme iradesini sergilemesine neden olmuştur.</p>

<p>Prof. Dr. Durmuş Tezcan, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem ve Yrd. Doç. Dr. Oğuz Sancaktar'ın, "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye'nin İnsan Hakları Sorunu" adlı müşterek eserlerinde; "...Türk Hükümeti Divan tarafından TCK.nun 312 ve Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde yapılan kovuşturmalara ilişkin Türkiye'nin mahkûmiyetlerinin Türk hukuk ve uygulamasının Sözleşme'nin 10. maddesinden doğan yükümlülüklerle en kısa süre içinde uyumlulaştırılması gerektirdiğini kabul ederek 24.03.2001 tarihli ulusal programda tanımlandığı üzere bu alanda gerekli yasal ve uygulamaya dönük değişiklikleri taahhüt ettiğini beyan etmiştir."</p>

<p>Değerlendirmesine yer vermiş, Türk ceza mevzuatında 3713 sayılı Yasanın 8. ve TCY.nın 312. maddelerinde bilahare yapılan değişikliklerin İHAS'ın 10. maddesine uyum amacıyla gerçekleştirilmiş olduğuna dikkati çekmiştir.</p>

<p>Bu cümleden olarak, Yasakoyucu 4744 sayılı Yasayla TCY.nın 312/2. maddesinde yaptığı değişikliğin gerekçesi olarak özetle;</p>

<p>"Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığına dayanarak insanları birbirine karşı kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkaracak bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye, alenen tahrik", aslında bir tehlike suçudur.</p>

<p>Tehlike suçları, ifade özgürlüğünün kullanılması bakımından etrafında duraksamalara, yanlış anlaşılmalara elverişli bir alan yaratırlar. Bu bakımdan demokratik hukuk düzenlerinde, tehlike suçu yaratmaktan olabildiğince sakınılır.(...)</p>

<p>Çağdaş uygar toplum çoğulcudur. Bunun anlamı, toplumun, değişik din, mezhep, ırk, sosyal sınıf, bölge farklılığı, siyasal görüşler, idealler, toplum insanlarına hizmet bakımından farklı yollar, metotlar, değişik zihniyetler taşıyan insanlardan oluştuğudur. Böyle bir toplum yapısında demokratik ilke, farklılıklar içerisinde bütünleşmeyi sürdürerek birlikte, barış içerisinde yaşamayı zorunlu kılar; sosyal yapıyı oluşturan yapısal unsurlar birbirleriyle ahenkli bir bütün oluşturmakta devam etmelidir. Bütünleşme derecesi ne derecede yüksek olursa, demokratik özgürlükler de toplumda aynı oranda geniş olarak kullanılabilir. Bütünleşmenin temel koşullarının başında, değişik yapıdaki insanların, değişik fikir, kanaat ve inançları tam bir hoşgörü ile karşılamayı benimsemeleri, bu tutumu içlerine geçirmiş bulunmaları gelmektedir. O halde kişilerin, maddenin saydığı farklılıkları esas alarak düşmanlığa, kin beslemeye alenen tahrik edilmelerinin ortaya çıkaracağı tehlikeye karşı hukuk sisteminin savunma araçları getirmesi gerekli ve zorunludur. Hele toplum yapısı, geniş bir mozaik biçiminde olan ülkeler yönünden bu zorunluluk daha da önemlidir.</p>

<p>Ancak temel sorun, bu zorunluluğu, eleştiri olanağını, ifade özgürlüğünü, siyasal propaganda yapmak hakkını zedelemeden karşılayabilmektir.</p>

<p>Bu bakımdan çağdaş demokratik ceza hukuku şu yolu veya stratejiyi uygulamaktadır : Soyut (mücerret) tehlikeyi değil, somut tehlikeyi suç haline getirmek, somut tehlike suçlarını kabul etmek ve değişik maksatlarla yapılan açıklamaları, gerçek unsurları itibarıyla belirlenmiş bir tehlikeyi ortaya çıkarmaları halinde cezalandırmak, yani zorunluluk hallerinde tahriki cezalandırmak için bunun somut bir tehlikeye meydan verecek nitelikte olup olmadığına bakmak. Bu yaklaşım, -Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin geliştirdiği bir ölçü ile- "açık ve mevcut tehlike" (clear and present danger) kavramına da uygundur.</p>

<p>(...)</p>

<p>312 nci maddenin ikinci fıkrasında yer alan suça ilişkin hükümlerin benzerleri, yabancı demokratik ülkelerde de yer almaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrası, yukarıda açıklanan ilke ve strateji doğrultusunda kamu düzenini ve toplumsal bütünleşmeyi korumak bakımından fiili, somut tehlike suçu haline getirmiştir. Suçun şeması şu suretle belirlenebilir:</p>

<p>1. İnsanlar, birbirlerine karşı düşmanlığa veya kin beslemeye tahrik edileceklerdir.</p>

<p>2. Bu tahrik, bir tür bağımlı hareketle yani insanların sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanılarak gerçekleştirilecektir, yani düşmanlık veya kin, bu farklılık üzerine dayanmak suretiyle yerleştirilmeye çalışılacaktır.</p>

<p>3. Tahrik yapılırken başvurulan eylem, beyan ve ifadeler, kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkaracak bir şekilde olacaktır. Hareketlerin belirtilen maksada uygun nitelik gösterip göstermediği, fiilin somut bir tehlike suçu olduğu göz önünde bulundurularak hâkim tarafından takdir edilecektir. Elbette bu takdir yapılırken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda sürekli tekrarladığı ölçütleri göz önünde bulundurmak gereklidir.</p>

<p>4. Failde yukarıda belirtilen koşul ve eylemlere yönelik cürüm kastının varlığı sapta-nacaktır." (4744 Sayılı Yasa Gerekçesi) denilmektedir.</p>

<p>7.1.1981 gün ve 2370 sayılı Yasa ile değişikliğe uğramadan, bugün yürürlükte bulunan düzenlemeye benzer bir düzenleme içeren TCY.nın 312. maddesinin 2. fıkrasındaki suçla ilgili olarak açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Erol Cihan;</p>

<p>"Sosyal sınıfları kin ve adavete tahrikin, "umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda" gerçekleşmesi zorunludur, bu şart bir cezalandırılabilme şartıdır. Sosyal sınıflar arasındaki düşmanlığı tahrik hareketi, suç olarak telakki edilmemiş, bu tahrikin kamunun emniyetini tehlikeye düşürebilmesi ihtimali şart koşulmuştur.</p>

<p>(...)</p>

<p>Umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda bir tahrikin mevcut olup olmadığının belirlenmesi, soyut bir biçimde (a priori) yapılamaz. Bunun belirlenmesinde özellikle tahrikin yeri, kişiler, tahrikte özellikle kullanılan araç göz önünde tutulmalıdır. Bir başka deyişle bu problem, somut bir biçimde araştırılmak gerekir, burada olayı araştıran hakim durumu takdir edecektir.</p>

<p>Bu ibarede özellikle iki şart üzerinde durulmalıdır; sadece düşmanlığa tahrik hareketi umumun emniyetini tehlikeye düşürmediği takdirde TCK.nun 312. maddesi uygulanmaz, öte yandan kamunun emniyetini tehlikeye düşürme durumu da yalnız başına yeterli değildir, umumun emniyetini tehlikeye düşürme, sosyal sınıfları düşmanlığa tahrikin bir sonucu olarak gerçekleşmelidir. (Sosyal Sınıfları Düşmanlığa Tahrik Suçu, İÜHFM Cilt XL, sh.119, 120) tarzında isabetli bir tahlile girişmiştir.</p>

<p>4744 sayılı Yasa ile TCY.nın 312. maddesinde yapılan düzenlemeleri değerlendiren Yard. Doç. Dr. Türkan Yalçın Sancar ise;</p>

<p>"..... 312. maddenin önceki şekli hem soyut hem de somut tehlikeyi cezalandırırken, yeni şekli sadece somut-objektif tehlikeyi cezalandırmaktadır.</p>

<p>(...)</p>

<p>312/2. maddenin düşünce özgürlüğü ile yakın bağlantısı, somut olayı ve hükmü yorumlamakla görevli olan yargı organının tutumuna göre biçim almasına yol açmaktadır. Gerçekten de bir beyanın ne zaman kin ve düşmanlığa tahrik, ne zaman sert bir eleştiri veya karşı çıkış ya da bir hakkın savunulması olduğu noktasında, yargının yorumu büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Demokratik çağdaş bir ceza hukukunda, tehlike suçlarında hukuksal yararın ihlali, eylemin önlenmek istenen netice açısından somut tehlike yaratmasına bağlı görülmektedir. Somut tehlike yaratmaya uygun olmayan eylem özellikle siyasal suçlarda, kişi özgürlüğünü sınırlayıcı, haksız cezalandırılmalara yol açar. Bu nedenle 312. maddenin 2. fıkrasında yer alan ve sadece soyut tehlikenin varlığını yeterli sayan hükmün kaldırılması ve somut tehlikenin aranması isabetli olmuştur. Ancak 312. maddenin yeni halinin düşünce özgürlüğüne bir rahatlık ve genişleme sağlayıp sağlamayacağını yine yargı pratiği belirleyecektir. Yargının "özgürlükleri daraltıcı yorum" yapma gibi bir tutuma girmesi halinde, normla uygulama arasında uçurum daha da açılabilecektir. Bunun tersi bir tutumla ve daha dinamik bir yorumla yargı, maddede sözü edilen tehlikenin "açık ve yakın" olmasını da arayarak tehlikeyi somutlaştırabilir ve düşünce özgürlüğünün kullanımında önemli bir adım atabilir. Bu adım demokratik bir toplumda yaşama hakkına sahip insanımızın, söyleyeceği bir sözün ya da yazacağı bir yazının suç olup olmadığı noktasında neredeyse paranoyaya varan kaygılarını da bertaraf edebilecek, özgürlük ve özgürleşme bilincini de hızlandıracaktır." (Yard. Doç. Dr. Türkan Yalçın Sancar, TCK.nun 159 ve 312. Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Anlamı, AÜHFD.2003, sh.99) biçiminde görüş açıklamıştır.</p>

<p>Bu düşüncenin paylaşılamayacak hiçbir yönü yoktur.</p>

<p>TCY.nın 312/2. maddesinde tanımlanan suçun en önemli vasfını oluşturan ancak ne yazık ki uzun süreden bu yana uygulamada gözönüne alınmakta en ziyade zafiyet gösterilen "farklılıklar" kavramına hukuki bir açılım kazandırmak gerekmektedir.</p>

<p>Öğreti, anılan kavramı açıklıkla değerlendirmektedir;</p>

<p>Prof Dr. Emin Artuk, Doç. Dr. Ahmet Gökcen ve Dr. A. Caner Yenidünya, "Ceza Hukuku Özel Hükümler" isimli müşterek bilimsel yapıtlarında ve Doç. Dr. Ahmet Gökcen, bağımsız olarak yazdığı "Halkı kin ve Düşmanlığa Açıkça Tahrik Cürmü TCK. 312/2" isimli eserinde;</p>

<p>...Bu teorik bilgileri inceleme konusu olan suça uyguladığımızda, fiilin tipik sayılabilmesi yani kanunda belirtilen suç kalıbına uygun olması için tahrikin; din farklılığı gözetilerek işlenmesi bakımından farklı dinlere mensup; ırk farklılığı gözetilerek işlenmesi bakımından farklı ırklara mensup; sınıf farklılığı gözetilerek işlenmesi için farklı sınıflara mensup; mezhep farklılıkları gözetilerek işlenmesi için farklı mezheplere mensup; bölge farklılığı gözetilerek işlenmesi için ise farklı bölgelere mensup halk kesimlerini birbirine karşı kin ve düşmanlığa sevk edecek şekilde yapılması gerekir. Başka bir anlatımla, "halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik cürmü" bağlı hareketli bir suçtur. 312. maddenin 2. fıkrasında belirtilen ve halk kesimlerinde bulunması aranan bu özellikler tadâdi olup, suçun oluşması için tahrik edilen ve tahrike maruz kalan grupların mutlaka maddede sayılan farklı özelliklere sahip olmaları gerekir.</p>

<p>Bu bakımdan; fıkrada belirtilen özellikteki grupların değil de onlara benzer nitelikte özellikleriyle ayırt edilen gruplardan birinin diğerine karşı tahrikinin suç sayılması -fiil tipik olmadığından- mümkün değildir. Aksi düşünce, ceza hukukunda kıyas yapılması anlamına gelir.</p>

<p>...Ceza hukukunda kıyas yasaktır. Bu yüzden aynı dine, aynı ırka, aynı mezhebe, aynı sınıfa ya da aynı bölgeye mensup insanların birbirine karşı tahrik edilmesi durumunda, fiil tipik olmadığı için inceleme konusu suç oluşmayacaktır. Keza, aynı dine mensup halk kitlelerinden çok dindar olanı, az dindar olana karşı, farklı düşüncelere sahip grupları birbirine karşı tahrik eylemleri, inceleme konusu suç bakımından tipik değildir ve dolayısıyla bu suçu oluşturmaz.</p>

<p>Ayrıca birbirine karşı tahrik edilen gruplar halk kesimleri olmalıdır. Böyle olmayıp da halkın bir kesimi bazı kurum ve kuruluşlara karşı tahrik edilirse yine halkın bir kısmının diğerine karşı tahrik edilmesi söz konusu olmadığından fiil tipik değildir.(Ortak eser;S.701 ve 702, Doç. Dr. A.Gökcen S.132 ve 133)</p>

<p>Görüşlerine yer vermişler, yasanın, "farklılıklara" ilişkin hükümlerini duraksamaya mahal bırakmayacak netlikle ortaya koymuşlardır.</p>

<p>Anılan ortak bilimsel eserde, ayrıca;</p>

<p>... bir hareketin ne zaman kin ve düşmanlığa tahrik, ne zaman bir vaziyet alışı, bir hakkın savunması ya da haksızlığın enerjik biçimde ifadesi sayılacağı hususları, meseleyi düşünce hürriyetiyle devamlı bir ilişki halinde tutar. Dudakların arasından veya parmakların ucundan dış dünyaya aktarılan fikirlerden dolayı bir müeyyideye maruz kalma; bu ifadelerin Anayasa'nın 25. ve 26. maddesi ile yine Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası gereğince, iç hukukumuzun bir parçası sayılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. ve 10. maddelerinde güvence altına alınan "düşünce hürriyeti"nin sınırlarını aşması halinde sözkonusu olur. Eğer düşünce hürriyetinin sınırları aşılmamış, ifade edilenler bu hürriyetle insanlara sağlanan serbest alan içinde kalmışsa, artık onlar pozitif hukukun koruması altındadır ve devlet bu kimseleri cezalandırmak bir yana, bu fikirlerini açıklama hürriyetini temin etmek durumundadır.(...)</p>

<p>Düşünme insan beyninin bir fonksiyonu, bir faaliyetidir. Düşünce ise bu etkinliğin ürünlerine yani dile getirilen önermelere ya da ifadelere denir. (...)</p>

<p>Anayasa'da "düşünce hürriyeti" İHAS'da ise "ifade hürriyeti" terimi benimsenmiştir. (...)</p>

<p>Düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü, insan hak ve özgürlükleri içinde hayat hakkıyla birlikte en önemli olanıdır.</p>

<p>Bu önem, düşüncenin insanın yararlandığı bir çok hak ve özgürlüğünün temelini, yani "olmazsa olmaz" şartını oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Düşünce özgürlüğünün bulunmadığı yerde gerçek bir demokrasiden ve ilerlemeden söz edilemez.</p>

<p>İnsanın düşünemediği ve daha doğrusu düşüncesini açıklayamadığı yerlerde, ne bilim ve teknik, ne sosyal ve siyasal bilimler ne de siyasal görüş ve akımlar gelişir.</p>

<p>Bu sebeple, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü, uygarlığın, diğer temel hak ve hürriyetlerin, kişinin ve toplumun, maddi ve manevi alandaki gelişmesinin temel şartı ve kaynağıdır.</p>

<p>Kanaat hürriyeti 1982 Anayasasının 24/3, 25/2. maddeleri ve İHAS'ın 10. maddesiyle güvence altına alınmıştır. Bu hürriyet hem kanaatlerin açıklanmasını tehlikeye sokan şeylere karşı, hem de farklı düşüncelere sahip olmaları sebebiyle fertleri rahatsız eden ya da bu farklı fikirlerin benimsenmesini engelleyen etmenlere karşı korunmayı sağlamaktadır.(...)</p>

<p>Açıklama hürriyeti, düşüncenin dışa vurulma safhasını ifade eder. (...) Açıklama hürriyeti olmadıkça düşünce edinmeye yarayan hürriyetler ve kanaat hürriyeti fazla bir anlam taşımaz. İnsan zihnine hapsedilmiş, dışa vurulma şansına sahip olmayan bir düşünce, sahibini mutlu etmez, hatta ona elem verir.(...)</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre düşünce özgürlüğü, "demokratik toplumun başlıca temel taşlarından kişinin ilerleyip gelişmesinin asal koşullarından birini teşkil eder. 2. fıkra hükmü saklı kalmak kaydıyla bu özgürlük sadece itibar gören veya zararsız yahut önemsiz sayılan haberler ya da fikirler bakımından değil, aynı zamanda Devlet yahut halkın bir bölümü için aykırı, kural dışı, şaşırtıcı veya endişe verici cinsten olanlar için de geçerlidir. (...)</p>

<p>Demokratik toplumun vazgeçemeyeceği çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereği budur. (Handyside/İngiltere kararı"(...)</p>

<p>Düşüncenin açıklanması hürriyeti kişiye, beğenmediği uygulamaları tenkit etme, düşüncelerine uygun şekilde davranabilme ve doğru olduğuna inandığı fikirlerini başkalarına kabul ettirme imkanlarını vermektedir.(...) Propaganda faaliyetlerinde tek sınır şiddet kullanımına ortam hazırlanması ve şiddet kullanılmasıdır. İfadeler şiddet içerir veya şiddet tavsiye ederse düşünceyi açıklama hürriyeti safhasından çıkılıp, suç sayılan bir alana girilmiş olur ve devletin cezalandırma hakkı doğar.(...)</p>

<p>Eleştiri hakkı da kaynağını düşünce hürriyetinden alır.(...) Açıklanan düşünce ve kanaatler eleştiri niteliğinde olunca, onun bir övgü olmaması, sert ve haşin olması doğal bir sonuçtur. (...)</p>

<p>Hukuk düzenini, hukuka aykırı yöntemlerle şiddet kullanarak değiştirmeye, yıkmaya, tahrik ve teşvik eylemleriyle genel olarak suç işlemeye tahrik eylemleri teknik nitelemeyle zarar neticesi doğurmaya elverişli tehlike eylemleri düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez.(...)</p>

<p>Fikrimizce düşünce hürriyetini sınırlamada, Strazburg denetim organlarının ortaya koyduğu kısıtlama kriterlerine ilave olarak getirilebilecek yegane ölçüt fiilin yani açıklanan düşünce ya da ifadenin bizzat kendisinin şiddet içermesi, şiddeti tavsiye etmesi veya övmesidir.(...)</p>

<p>Görüşlerine yer vererek, uygulayıcıya, her türlü duraksamayı giderecek bilimsellikle ışık tutmakta, AİHM'nin kararlarına yansıyan ifade özgürlüğü kavram ve kapsamını netleştirmektedir.</p>

<p>TCY.nın 312/2. maddesinde tanımı yapılan suç tipinin zorunlu ögelerini ortaya koyan bu açıklamaların ve bunlara dayanılarak belirlenecek yasal ilkelerin, ifade özgürlüğünün mahsulü olan her tür yazı, söylem ve eyleme uygulanabilir olduğunda kuşku yoktur.</p>

<p>Ceza yargıcı, çözümlemekle sorumlu bulunduğu kamu davasında, suçlamaya konu edilen ifadenin nitelik, nicelik ve içeriğinden etkilenmeyerek TCY.nın 312/2. maddesi ile ilgili suç ögelerini gözetmek ve bunların varlık süzgecinden konu eylemi geçirmek durumundadır.</p>

<p>Bu işlemde ceza yargıcının asla gözardı edemeyeceği ilk ve vazgeçilmez ölçü "yasallık ilkesi"dir.</p>

<p>Hiç bir demokraside ceza yargıcı, Yasamanın, yasayla kendisine vermediği yetkiyi kullanamayacaktır.</p>

<p>Ceza yargıcı, "kıyas yasağı" ile çepeçevre sınırlıdır. Kıyasa yol açacak ölçüde yorum da yapamayacağını asla ve kesinlikle unutmamalıdır.</p>

<p>Ceza yargıcının kıyas yasağı evrensel ceza hukukunun "olmazsa olmaz" kuralıdır. Bu kural, insanlık tarihinde çok derin acılar yaşanarak kazanılabilmiştir.</p>

<p>Ceza yargıcının, Medeni Yasanın 1. maddesinde zikrini bulan ve "Yasada uygulanabilir bir hüküm yoksa kendisi yasakoyucu olsaydı nasıl bir kural koyacaksa yargıç ona göre hükmeder" tarzında hukuk yargıcına yetki tanıyan norma heveslenme yetkisi yoktur. "Toplum gereksinimleri ve kamu huzuru bunu gerektirir" duyarlılığıyla ceza yargıcının, yasada yer almayan bir hükmü varsayarak suç üretmesi, ceza biliminde asla kabul görmemektedir.</p>

<p>Batı hukukunda bu tür kıyas ve yorumlara "norma işkence" tanımı ile yaklaşılmaktadır.</p>

<p>Bu nedenledir ki;</p>

<p>TCY.nın 312/2. maddesinin tatbikatında, "farklılıklara" dayanmayan, aynı sosyal sınıf, aynı dil, aynı ırk, aynı din, aynı mezhep veya aynı bölge içinde yer alan kişi ya da kesimlerin birbirine karşı kışkırtılmasına yönelik bulunan söylem, yazı veya eylemler, velev sair unsurlarını içerse dahi, anılan suçun oluşumu için yetmeyecektir.</p>

<p>Bu tür kışkırtmaların, sosyal yaşamda boyut kazanması ve toplumda zararlı neticeler doğuracağının mutlak hale dönüşmesi söz konusu olsa bile ceza yargıcı yine de kıyas yasağına uyacak, yasallık ilkesinden ayrılmayacaktır.</p>

<p>Zikredilen bu türden oluşumlarda çözüm, sadece ve yalnız Yasama Erkinin yetki ve sorumluluğundadır.</p>

<p>Ceza yargıcının kıyas ve yorumlarla suç yarattığı ahvalde, bireyin hak ve özgürlükleri her zaman tehlike altında kalır. Oysa, uygar dünya, "bireyi" her türlü değerin önüne taşımış, haklar odağının merkezine yerleştirerek tehlikelerden korur olmuştur. Bu korumanın tarafları; "Devlet, birey ve yargı" dır. Devlet, çoğu kez özgürlükleri kısan, birey özgürlükleri kısılan, yargı ise bireyi ve özgürlükleri koruyan ve kollayan durumundadır.</p>

<p>Artık;</p>

<p>Değerlendirmenin bu noktasında; "tür farkı gözetmeden her nev'i ifade açıklamasına" uygulanacak içtihadi mahiyetteki kıstas ve ilkeleri, uluslar arası ve ulusal normlar, 4744 sayılı Yasanın değişiklik gerekçesi ve sıralanan bilimsel gerçekler ışığında ortaya koymak ve ceza yargıçlarını, yıllara yayılan çelişkili yorum ve kararların şaşkınlığı ortamından kurtarmak gerekmektedir.</p>

<p><strong>TCY'NIN 312/2 MADDESİNDE DÜZENLENEN SUÇUN OLUŞUM KOŞULLARI;</strong></p>

<p>Tüm bu saptamalar karşısında;</p>

<p>TCY.nın 312/2. maddesinin bir tehlike suçu olduğu, bu tehlikenin 4744 sayılı Yasayla 06.02.2002 tarihinde yapılan değişiklik sonucu açık ve net bir biçimde somut tehlike niteliğine dönüştüğü, anılan tehlikenin, maddede sınırlı olarak sıralanan farklılıklar arasında düşmanlığa ve kin yaratmaya yönelik bulunmasının zaruret arzettiği, ancak ne yazık ki uygulamanın, bu disipline uygun düşmeyen bir görünümde bulunduğu ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Bu bağlamda;</p>

<p>Suçun oluşması için;</p>

<p>1- Eylemin aleni yapılması,</p>

<p>2- Kışkırtmanın; sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılıklarından en az birine dayanılarak ve bu kesimleri karşı karşıya getirmek amacıyla gerçekleştirilmesi,</p>

<p>3- "Suç ve ceza da yasallık ilkesi" nedeniyle aynı sosyal sınıf, aynı ırk, aynı din, aynı mezhep yada aynı bölgeye mensup olup da farklı görüş veya düşünceye sahip olanların yekdiğerine karşı kışkırtılması halinde anılan suçun oluşmayacağının tam bir netlikle bilinmesi ve gözetilmesi,</p>

<p>4- Kışkırtmanın, anılan farklı halk topluluklarını birbirine karşı düşmanlığa veya kin beslemeye sevk etmesi ve fakat bu halin "kamu düzeni" için tehlikeli olabilecek bir şekilde ve sonucu gerçekleştirmeye yetecek düzey ve etkinlikte olması, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bir çok kararına isabetle yansıtıldığı üzere, kışkırtmanın şiddet çağrısını içermesi ve bu çağrının etkin düzeyde gerçekleşmesi,</p>

<p>5- 4744 sayılı Yasa gerekçesinde de açıklandığı üzere, tanımlanan tehlikenin soyut olmayıp somut ve yakın tehlike olduğunun kitlelerdeki yorum, etkileşim ve hareketler de izlenerek değerlendirmeye tâbi tutulması ,</p>

<p>6- Ne var ki, ilk bakışta açıkça saptanamasa dahi,muhatabı kitlenin algılayabileceği maharetli bir gizlilik altında yapılan düşmanlığa veya kin beslemeye elverişli şiddet çağrılarının, yakın tehlike yaratıp kamu düzenini tehlikeye sokacak somutluğa ulaşması hallerinde, suçun oluşacağının kabul edilmesi,</p>

<p>7- Tek başına yeterlilik arzetmeyen ancak, önceden veya sonradan yapılanlarla birlikte değerlendirildiğinde aynı okuyucu veya dinleyici kitlesine hitap ediyor oluşu nedeni ile, kitlelerde kin ve düşmanlık birikimi yaratacağı kabul edilen eylemlerin anılan suçu oluşturabileceğinin, ancak bunun için, bütünün parçalarının ayrı hükümlere konu edilmeyerek toplu şekilde yargılanmasının gerekli olacağının bilinmesi,</p>

<p>8- Öngörülen suç unsurlarından herhangi birinin eksikliği veya yeterlik ölçüsünün bulunmayışı durumunda tanımlanan cürmün oluşmayacağı,</p>

<p>9- Ceza Yasası uygulamalarında, genişletilen ve kıyas düzeyine varan yorumlarla suçun varlığına hükmedilemeyeceği, bu itibarla yasal sınırlılıkla belirlenen farklılıklara tahrike yönelmeyen, şiddet çağrısını içermeyen, somut ve yakın tehlike düzeyine de ulaşmamış kışkırtmalara, dolaylı ve zorlayıcı soyutlukla anılan unsurları yakıştırarak, TCY.nın 312/2. maddesindeki suçun oluştuğunu kabullenmenin olanaklı bulunmadığı, ceza yargısının vazgeçilmezi durumundaki kıyas yoluyla suç oluşturma yasağıyla redde mahkûm olacağı,</p>

<p>10- "Kuşkunun lehe yorumlanacağı" temel ilkesi gereği; aleniyetin varlığında, tahrikin yasada açıklanan farklılaşmalara dayalı olup olmadığında, anılan farklılıklara dayalı halk kesimlerinin birbirine karşı düşmanlığa veya kin beslemeye sevk edilip edilmediğinde ya da sevk ediliyorsa eylemin bu sonucu yaratmaya yeterli bulunup bulunmadığında, "farklılıkların birlikteliğine dayalı kamu düzeni"ni bozabilecek etkinliğe ulaşıp ulaşamadığında, soyutluktan kurtulup somut ve yakın bir tehlike haline dönüşüp dönüşmediğinde ve nihayet şiddet çağrısını taşıyıp taşımadığında kuşku hali doğduğunda, öncelikle bu kuşkunun aşılması gerektiğinin ve aşılamıyorsa yorumun sanık yararına olması ve ifade özgürlüğünin genişletmesi doğrultusunda yapılması icap edeceğinin gözönünde tutulması,</p>

<p>Zorunluluk arz etmektedir.</p>

<p>Ancak bu disiplinle olaylar yorumlanıp, suçun oluştuğu kesin kanısına varıldığında mahkûmiyete hükmediliyorsa ceza yargısının "yasallığı" gerçekleştirilebilecek ve TCY.nın 312/2. maddesi kapsamındaki değerlendirmelerde; görüş, düşünce, yorum ve hüküm farklılıkları ortadan kalkacak, göreceliklere ve saplantılara dayalı zıt yorumlar sonlanacak, yargı birliğine ulaşılabilecektir.</p>

<p>Aksi halde; aynı uluslar arası ve ulusal normlara dayanan, aynı ilkeleri benimseyerek "ifade özgürlüğünün esas, kısıtlamalarının ise sınırlı" olduğunu kabul edenler bile,bu norm ve ilkeleri olaylara uygularken farklılaşacak, hangi türden olursa olsun düşünce açıklamalarının tümüne uygulanabilecek bu açık, net ve objektif kriterleri kendi yorumlarına mahkûm olarak, bazı tür ifadeler bakımından özgürlük, bazılarında ise kısıtlama kapsamında değerlendirebilecek, kişisel düşüncelerine, yorumlarına, yaşamı algılama biçimlerine, siyasi değer yargılarına ve hatta sloganlarına öncelik ve üstünlükler tanıyarak yekdiğeriyle çelişen sonuçlara varabilecek, İHAS'a aykırı ve AİHM'nin değerlendirmeleriyle zıtlık arzeden sonuçlar yaratabilecek, böylece "ceza yargısının yasallık disiplini" bozulabilecek, düşünce özgürlüğü aleyhine şaşırtıcı hükümler ortaya çıkabilecektir.</p>

<p>Gerçek odur ki; ceza normlarının ilk ve asıl muhatabı savcılar ve yargıçlar olmayıp, toplum bireyleridir. Yasa öncelikle onlar tarafından okunup öğrenilecek ve günlük yaşantılarının disiplini olarak benimsenecektir. TCY.nın 312/2. maddesi normunu, öncelikle söz, yazı veya eylemle düşüncesini açıklamaya niyetlenen kişinin bilmesi, eylemini buna göre denetlemesi ve şekillendirmesi gerekmektedir. Hangi davranışının ceza yaptırımıyla karşılanacağını, hangisinin ise ifade özgürlüğü kapsamında olacağını yorumlamada hataya düşmemesi özgürlüğün gerçek sahibi olan birey için önem arzetmektedir. Kişinin, yasaya uygun olduğu ve suç oluşturmayacağı inancıyla ağzından çıkan bir sözün, kaleminden çıkan bir yazının veya gerçekleştirdiği bir yayının, yargıcın kişisel duyarlılıklarından kaynaklanmış olan ve yasallık ilkesini de dışlayan yorum ve değerlendirmesiyle mahkûmiyete konu edilmesi, hukukun temelini oluşturan güven duygusunu zedeleyecektir. Böyle bir zafiyetin, sürgit kamu düzenini bozacağı, düşünce ve ifade özgürlüğünü zedeleyeceği, toplumun gelişim dinamizmini engelleyeceği tartışmasızdır. Bu hal yargının itibarını da sarsacak, insanlık tarihi boyunca büyük acı ve ızdıraplar neticesi elde edilebilen evrensel boyuttaki "suç ve cezada yasallık" kazanımlarını da zedeleyecektir. Oysa, özlenen ve hedef tutulan bir kamu düzeni, çelişse ve yekdiğeriyle zıtlaşsa dahi, hoşgörü içinde, her fikir ve düşüncenin birlikte yaşadığı huzur ortamının kendisidir. Bu ortamda, yasaların bireylerce doğru tarzda bilinmesi, isabetle yorumlanabilmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, kendi doğrusuyla topluma etki yapmaya niyetlenen nice basın mensubu, kendisince masum ifadeler taşıyan yazısı veya yayını nedeniyle umulmadık cezalara muhatap olabilecek ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak Devlet AİHM kararlarıyla tazminat ödemeye mahkûm edilebilecektir.</p>

<p>Unutulmaması gereken bir diğer gerçek, uygar dünyada ifade özgürlüğünün sınırının genişlediği, kısıtlamaların olabildiğince daraltıldığıdır. Artık, haklar odağının merkezindeki bireyin, "olmazsa olmaz" nitelikteki özgürlüğü, düşünce ve ifade hakkıdır. Uygar dünya, farklılıkları ve onların birlikteliğini bundan böyle yekdiğerine katlanma ve tahammül ölçüsünden çıkarmakta, karşı görüşleri, kendi düşüncelerini sorgulamanın vazgeçilmez ölçüsü sayarak demokrasilerini bireyin mutluluğu ivmesiyle zenginleştirmektedir. Hedefi uygarlıklara önderlik olarak tanımlanan Türk Milleti'nin anılan seviyeye henüz gelemediğini düşünür veya savunur olmak ise halkının düzey ve yeterliliğini tanımamaktır.</p>

<p>Yasakoyucu aslında toplumun ulaştığı düzeyi isabetle saptamış, yasal düzenlemeleri bu saptamalara uygun biçimde geliştirmiştir.</p>

<p>TCY.nın 312/2. maddesinin değişim ve gelişim süreci bu doğrultuda gerçekleşmiştir.</p>

<p>Bu cümleden olarak Yasakoyucu, 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı yeni TCY.nın aynı tür suçu düzenleyen 216. maddesinde; suç oluşumunu biraz daha zorlaştırmış, "tehlikenin açık ve yakın olması" gereğini kabullenmek suretiyle düşünce özgürlüğünün sınırını daha bir genişletmiştir.</p>

<p>Anılan düzenlemenin, toplumun ulaştığı sosyal ve kültürel olgunluk düzeyi ve bireyin hakettiği düşünce özgürlüğü itibarıyla, yürürlük tarihi beklenilmeden, günümüzün TCY.nın 312/2. maddesi uygulamasına da yansıtılması gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu nedenledir ki; anılan suç türü ile ilgili olarak sıralanan ilkelerin, 5237 sayılı TCY.nın yürürlüğü sonrasında da geçerli olacağı tartışmasızdır.</p>

<p>Düşünce özgürlüğünün "olmazsa olmaz" sayıldığı uygar dünyada, sosyolojik bir gerçeği hatırlamakta da yarar vardır; söyleyeni hapsedilmekle dillendirilmesinden vazgeçilen hiçbir düşünceye tarihin tanıklığı olmamıştır. Aksine, en zararlı düşünceler dahi, söyleyeni mahkûm edildiğinde, kendi istikametinde eyilimlere neden olmuş ya tek yanlı etkilenimlerle ya da acıma duygularıyla yandaş bulmuş veya çoğu kez illegalite karanlığına inerek denetlenemez ve önlenemez bir gelişime kavuşmuştur. Açıkça söylenebilenler ise, karşı görüşün yenilgisiyle etkisizleşmiş, demokrasilerin çoğulculuğu ortamında zararlılık ölçüsünü yitirmiştir.</p>

<p>Kaldı ki, dile getirildiği zamanların hakim değer yargılarına ve yönetim anlayışına göre "zararlı" namıyla tanımlanan nice düşünce, değişen zaman ve dünya ölçütlerine göre kendisini dışlayanların bile kabulüne mazhar olabilmiş, çoğu kez "yararlı görüş" haline dönüşebilmiştir.</p>

<p>Demokratik toplumlar, farklılıkların varlığını bu düşüncelerle korumakta, bunları vazgeçilmez zenginlik saymakta, birlikteliklerini sağlamakta, yekdiğerine hoşgörü duygularını arttırarak kavgasızlıkları ortamını yaratmakta, karşı söylemlerin çoğalmasını ilerlemenin vazgeçilmezi saymakta ve "ideal kamu düzeni kavramını, zıtlıkların birlikteliğine" dayandırmaktadır.</p>

<p>Demokratik ve laik bir hukuk devleti olan Cumhuriyet Türkiye'sinin bu uygarlık düzeyinin gerisinde olmadığı gerçeği, artık herkesçe tartışılmaz biçimde kabul edilmelidir.</p>

<p>Yakın tarihimiz bu bağlamda değerlendirildiğinde; birbirleriyle ölümcül düzeyde ideoloji kavgası yapanların, şiddetten arındıkları ve yekdiğerine tahammülü ve birlikteliği denediklerinde aynı siyasi koalisyonda, demokratik uygarlıkla millete hizmet verebildikleri gözlemlenebilecektir.</p>

<p>Düşünceleri mahkûmiyetlerle susturarak korunmayı yeğleyen bir "kamu düzeni"nin, çelişen düşünceleri bir arada yaşatmaya ve hoşgörü ile değerlendirmeye alışan ve bu farklılıklardan yararlanmayı bilen "kamu düzeni"nden üstün olamayacağı ve tercih edilemeyeceği, zihinlere nakşedilmeli, bireysel ve toplumsal gelişim için zaruri olanın bu olduğu gerçeğinde birleşilmelidir.</p>

<p>Çoğu kez, devletin yönetim gücünü yedinde bulunduran ve bu yetkiyle birçok düzenlemeyi "uyulması zorunlu ve doğru kurallar bütünü" olarak halka dayatıp "korunması gereken ideal düzen" namıyla hukukun himayesi altına aldırmaya kalkışmış olanların, son yarım asrı aşkın dönemde, halkı ya durağanlığa, ya da geri kalmışlığa mahkûm ettiği, karşı ses ve düşünceye tahammülsüzlüklerin zaman zaman yoğunlaştığı bu evrede, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti idealinin vazgeçilmez temel felsefesi olan "tam bağımsızlık" ve uygarlığa "önderlik etme" hedefinden önemli ölçüde uzaklaşıldığı gerçeği hatırlanmalı ve karşı düşüncelere tahammülsüzlüğün bu sonucun doğmasındaki etkinliği sorgulanmalıdır.</p>

<p>Bu süreçte; "Devlet düzeni" olarak tanımlanan ve "tek doğru budur dayatmasıyla", "kamu düzeni" namı altında korunan nice "resmi programların", olağan ya da ara rejimlerle değiştirildiği, yerine ikâme edilenlerin yine "Devlet düzeni" adı altında "yeni doğrular" olarak hukukun koruması kapsamına alındığı, bunların da bilahare yerini yenilerine terkettiği hatırlanmalı, bu değişimleri benimseyenlerle, benimsemeyip yargılanma ve hatta mahkûm olma pahasına cesaretle eleştirenlerin oluşturageldiği Kamu'nun, birlikte yaşama zorunluluğu ve yararı düşünülmeli, halkı farklı tercihlerden soyutlamanın ve yönetenlerin düşünceleri doğrultusunda kabule zorlamanın olanaklı bulunmadığı, esasen doğru da olmadığı, bu nedenle de "kamu düzeni" kavramının, yönetenlerin ideolojik yakıştırmalarıyla "Devlet düzeni" olarak tanımladığı ölçütlerle her zaman örtüşmediği sonucuna varılmalı, demokrasinin ancak farklılıkların karşı koyuşlarıyla belli ölçüde geliştirilebildiği doğrusuna ulaşılmalıdır.</p>

<p>Esasen doğasındaki disiplin gereği, aynı doğrultuda düşünmeyi ve zıtlıkları reddedederek uygulamayı zorunlu kılan "Devlet düzeni" ile, zıt görüşler ve düşüncelerin hoşgörü ile birlikteliğini reddedilmez sayan "kamu düzeni"nin, farklı kavramlar olduğu sonucuna varılmalı ve Yasanın 312/2. maddesinde tanımını bulan "kamu düzeni"nin, farklılıkların ve hatta zıtlıkların birlikteliği olduğu gerçeği ile madde yorumlamaya tâbi tutulmalıdır.</p>

<p><strong>KONU YAZININ DEĞERLENDİRİLMESİ;</strong></p>

<p>Somut olayda;</p>

<p>İ'da basılıp yayımlanan ve tüm ülkede satışa sunulan, Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü S'nin yaptığı M. Gazetenin, 15.11.2000 günlü nüshasının 2. sayfasında "Takvimden Yapraklar" isimlendirmesiyle yayımı yapılan M imzalı, "Din Düşmanlığı Terörü" başlıklı yazı;</p>

<p>"Bir gazetede bir takım yazarlar halkın anasına, avradına, kızına söğüp saysalar, böyle yayınlar alçaklık, edebsizlik, rezillik, namussuzluk, şerefsizlik, vahşilik olmaz mı?... Milletin dinine, imanına, mukaddesatına, şeriatına saldırmak da bunun gibidir ve belki daha alçakça ve namussuzcadır.</p>

<p>Dünyanın hiçbir medeni, ileri, sağlıklı, hukuklu ülkesinde dinsiz ve şirret bir azınlığın, o ülkede hakim olan dine ve dinlere savaş açtığı, saldırdığı, hakaretler savurduğunu göremezsiniz. Böyle bir gerilik ve medeniyetsizlik bize, bazı üçüncü dünya ülkelerine mahsustur.</p>

<p>Milletin dinine, imanına, inandığı gibi yaşamak hürriyet ve haklarına karşı gelenler halk yığınlarını devletten soğutmak ve böylece, dolaylı bir şekilde Türkiye'nin temellerini dinamitlemek, ülkeyi çökertmek istiyorlar.</p>

<p>Başörtüsü İslam'ın sembolüdür. Başörtüsüne saldırmak İslam'a saldırmak demektir. Atatürk, falan diyeceklerdir. Yalandır. Atatürk'ün tesettür lehinde beyanı vardır, tarihe geçmiştir.</p>

<p>İslam'a ve Müslüman halka düşmanlık yapanların hepsi Sabataycıdır demiyorum ama onların içinde çok militan, çok azılı, çok ileri giden Selanik Dönmeleri vardır. Bu adamlar ne yapmak istiyor?</p>

<p>Halk yığınları, hatta âmme hukuku ve devlet nazariyeleri okumamış üniversite mezunları bile devletin ayrı şey, rejim veya sistemin ayrı şey olduğunu bilmezler. Bu yüzden birkaç yıldan beri, militan ve azılı din düşmanları yüzünden devletimizin itibarı erimektedir.</p>

<p>Türkiye'yi, Tunus'a benzetmek istiyorlar. Eskiden batıcılık yaparlardı, ilhamlarını Batı'dan alırlardı. Şimdi Batı'da büyük bir din ve vicdan hürriyeti var. İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da milyonlarca Müslüman yaşıyor. ABD'de, Hıristiyanlıktan sonra İslam ikinci din olmuştur. O medenî, hukuklu, gerçekten demokrat, insan hak ve hürriyetlerine hürmet ve riayet edilen ülkelerde Müslümanlar, dinî kimliklerini koruyarak güven ve huzur içinde yaşıyor, kızlarını başörtüsü ile üniversitelere gönderebiliyor. Bizdeki gizli ve derin devlet idarecileri ilhamlarını diktatörlükle idare edilen küçük Tunus'tan alıyor. Orada Müslümün halka din hürriyeti tanınmıyor. Kadın ve kızların sokaklarda tesettürlü gezmesi yasaktır. Beş vakit namaz kılmak bir cesaret meselesidir. Camilerde ayrı ayrı zamanlarda vakit ezanları okunmakta, birkaç ihtiyar namaz kıldıktan sonra kapılar hemen kapanmaktadır. Tunus, Müslümanlar için bir zindan, bir cehennem olmuştur. Oradaki rejim sağlıklı mıdır, uzun ömürlü olur mu? Böyle küçük bir Afrika ülkesi, imparatorluklar kurmuş Türkiye'ye örnek ve model olabilir mi ? Elbette olamaz.</p>

<p>Türkiye'de siyasal İslâm varmış ve bu bir tehlikeymiş Siyasal Masonluk, siyasal Sabataycılık, siyasal dinsizlik, siyasal ilhak oluyor da siyasal İslâm niçin olmayacakmış? Dini siyasete âlet etmenin mahzurları varsa (ki elbette vardır) bunu önlemek devletin işi değil Müslümanların işidir. Müslümanlara din hürriyeti tam sağlanır, kendi eğitim sistemlerini kurmalarına, üniversitelerini açmalarına, İslâm ve çağ seviyesinde aydın kadrolar yetiştirmelerine imkân tanınırsa, onlar tabiî ki, din istismarına, siyasal İslâm'ın dejenere edilmesine fırsat vermeyeceklerdir.</p>

<p>Devletin temel nizamlarını Masonluk, dinsizlik, ateizm, Rotaryenlik, Lionsçuluk, Sabataycılık üzerine oturtmak maksadıyla propaganda yapmak, faaliyette bulunmak serbest ama Müslümanların İslâmî prensip ve hükümleri hayata hâkim kılmak için çalışmaları yasak. Böyle hürriyet, böyle demokrasi olur mu?</p>

<p>İslâm ve Müslümanlara düşmanlık edilmesi, dindar halkın ezilmesi Türkiye'nin en büyük ayıbıdır.</p>

<p>Yedinci asırda İslâm Mekke'de zuhur ettiği zaman, müşrikler iman edenlere büyük zulümler yapmışlar, Peygamber de onların Habeşistan'a hicret etmelerine izin vermişti. Müslümanlar için bugünkü Habeşistan medenî Batı ülkeleridir. Türkiye'de okumalarına engel olunan tesettürlü kız çocuklarımızın bir kısmını Hırıstiyan Batı ülkelerine göndererek onlara yüksek tahsil yaptırmalıyız. Onları en güçlü üniversitelerde, bilhassa sosyal ve siyasal kültür alanlarında yetiştirmeliyiz. Memnuniyetle öğreniyorum ki, birtakım varlıklı Müslüman aileler kızlarını dış ülkelerde okutmak üzere harekete geçmişlerdir. Bu iş o kadar kolay değildir. Kız çocukları korunmaya muhtaçtır. Bu yüzden tesettürlü kızların, gruplar halinde ve başlarında yaşlı ve tecrübeli hocalar, hocahanımlar olduğu halde okutulması gerekir. Ben öncelikle ABD, Kanada ve İngiltere'de öğrenci okutulmasını tavsiye ederim.</p>

<p>Dünyanın en ileri ülkelerinde, en parlak üniversitelerinde lisan ve edebiyat uzmanları, türkologlar, tarihçiler, sanat tarihi ve kültürü üzerine derin ihtisas yapmış elemanlar, siyasetçiler, hukukçular, mimarlar yetiştirmeliyiz. Böyle değerli kişiler açıkta kalmaz. Türkiye'deki sıkıntılar hep böyle ilelebed devam etmez.</p>

<p>Ülkemizdeki dinsizlik baskıları hür ve medenî dünyaya duyurulmalıdır. Müslümanlardan, hizmet ve yardım parası olarak milyarlarca dolar toplayan din baronları İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça kitaplar ve broşürler çıkartarak bizdeki egemen azınlığın İslâm'a ve Müslümanlara nasıl saldırdığını, Müslümanlara nasıl eziyet ettiğini dünya aydınlarının gözleri önüne sermelidir. "Dünya zaten biliyor..." demek ahmaklık olur. Birkaç uzman ve diplomat dışında Türkiye'deki dinsizlikleri dünya bilmiyor. Bunları duyurmak vazifesi bize ait bir iştir.</p>

<p>Maalesef bazı kodaman ve kocaman din baronları bozuk düzenle, kötü sistemle, zalimlerle anlaşmış vaziyettedir.</p>

<p>Müslümanlara yapılan zulümler din sömürücülerini hiç ilgilendirmiyor. Onların dini imanı paradır, putları ise nefs-i emmareleridir.</p>

<p>Bugünkü gidiş gösteriyor ki, dinsizler başörtüsü yasağını sokağa kadar genişletmek istemektedir. Köylülerden, gecekondu halkından, ihtiyarlardan başka kimsenin başörtüsü takmasını istemiyorlar. Bu bir vahşettir, medeniyetsizliktir, asıl gericiliktir.</p>

<p>Müslüman kızlar ABD, Kanada, İngiltere, Almanya ve diğer medenî ve demokrat ülkelerin üniversitelerine başörtüleriyle serbestçe gidiyorlar, yüksek tahsil yapıyorlar da Türkiye'de niçin gidemeyecekler, yapamayacaklarmış...</p>

<p>Müslümanların başlarına gelen felaketlerin asıl sebebi din sömürüsü yapılmasıdır. Dini imanı para olan, nefs-i emmarelerine put gibi tapan birtakım alçak ve rezil adamlar İslâmî hareketi kirletmişler, Müslümanları aldatmışlardır. Dinsizlere en büyük kozu bu sefiller ve sürüngenler vermiştir.</p>

<p>Yüce İslâm dinini alet ve vasıta kılarak, mukaddesat bezirgânlığı yaparak zengin olmak, ün ve makam kazanmak en büyük alçaklıktır.</p>

<p>Ümmet işleri meşveret (danışma), adalet, emanete riayet, ihlâs, istikamet, sıdk ile görülmelidir. İslâmî hizmet ve faaliyetlerde şarlatanlığın, soytarılığın, firavunluğun, nemrudluğun yeri yoktur. Hiçbir islâmî hizip, fırka, tarikat, cemaat din ile özdeştirilemez.</p>

<p>İslamî hizmet ve faaliyetlerde İslâm ahlâkının ilkeleri hâkim olmalıdır. Tağutî ahlâk ile makyavelizm ile hareket edilirse, hizmet edilmez, hezimete sebebiyet verilir." ifadelerini içermektedir.</p>

<p>Ceza yargıcı için çözümlenmesi gereken hukuki sorun, konu yazının, suç tarihi olan 15.11.2000 günü itibarıyla geçerli TCY.nın 2370 sayılı Yasayla değişik 312/2 ve suç tarihinden sonra 06.02.2002 gün ve 4744 sayılı Yasayla yürürlüğe girip, daha lehte hükümler içerdiği için TCY.nın 2/2. maddesi kapsamında gözetilmesi gereken 312/2. maddesi koşullarında suç oluşturup oluşturmadığıdır.</p>

<p>Ceza yargıcının bu değerlendirmede; konu yazıyı beğenip beğenmeme, yararlı bulup bulmama, bilimsel değerde sayıp saymama, bazı tartışılmaz toplumsal değerlerin süzgecinden geçirdiğinde isabetli görüp görmeme hak ve yetkisi yoktur.</p>

<p>Ceza yargıcı, yasal ilkeler ışığında tahlilini yapmak ve kıyasa veya kıyas düzeyinde yoruma sapmadan suç ögelerinin eksiksiz düzeyde oluşup oluşmadığını "yasallık ilkesi" sınırlılığıyla saptamak durumundadır.</p>

<p>Bu bağlamda, konu yazının bir gazetede yayımlanması nedeniyle "alenilik" unsurunun gerçekleştiğini tartışmasız benimseyecektir. Yazıda kışkırtmanın varlığını arayacak, varsayıyorsa, farklı din veya farklı mezhep mensuplarını yekdiğerine karşı kışkırtıp kışkırtmadığını belirleyecek, aynı dine, aynı mezhebe mensup kişi ve kitleler arasındaki kışkırtıcılığı, velev sair ögeleri oluşsa hatta şiddet taşıyor olsa dahi, yasallık ilkesi ve suçta tipiklik kaidesi gereği suç saymayacaktır.</p>

<p>Ceza yargıcı, hiçbir şekilde, "aynı dine mensup kişilerin birbirine karşı kışkırtılmasını nasıl suç sayamam" duyarlılığıyla kıyas yasağını ihlal edemeyecek, Yasamaya ait olan ve kendisine verilmeyen yetkiyi asla ve kesinlikle kullanmaya yeltenmeyecek, suçun yasal unsurlarını genişletmeye kalkışmayacak, maddede; "sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak" biçiminde yer alan vasıflandırmayı dışlayıp bu düzenlemeyi, "halkı birbirine karşı kışkırtmak" sadeliğine indirgemeyecektir.</p>

<p>Farklı din veya farklı mezheplere mensup olanlar ya da maddede yazılı diğer farklı kitleler yekdiğeri aleyhinde kışkırtılıyorsa bu kez, yazının, düşmanlığa veya kin beslemeye yönelik olup olmadığını, yönelik ise elverişli düzeyde bulunup bulunmadığını, elverişli düzeyde ise "kamu düzeni" için tehlikeli olabilecek ölçü, seviye ve etkinliğe ulaşıp ulaşmadığını değerlendirecek, anılan "kamu düzeni"nin "farklılık ve zıtlıkların birlikteliği" olduğu gerçeğini asla unutmayacak, varlığı gereken tehlikenin, "soyut" değil "somut ve yakın" olduğunu gözetecek ve maddi olayda bu tür tehlike halinin gerçekleşip gerçekleşmediğini arayacaktır.</p>

<p>Ceza yargıcı, T.C Anayasa'sının 90. maddesindeki açık düzenleme karşısında; İHAS. hükümlerinin ve bu hükümleri yorumlamakla görevli olup Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de denetim yetkisini kabul ettiği AİHM'nin ifade özgürlüğü konusundaki emsal kararlarında ifadesini bulan ortak ölçüleri gözönüne alacak, konu yazıda şiddet çağrısı yoksa, "rahatsız edici, taciz edici hatta şok edici" olsa bile suç oluşturmadığını kabullenecektir.</p>

<p>Ceza yargıcı, TCY.nın 312/2. maddesindeki "çok ögeli" suçun, gerçekleşmesi en zor suç tiplerinden birini oluşturduğunu kavrayacak, ilkeler bölümünde açıklandığı üzere tek bir ögenin eksikliği halinde dahi suçun varlığını reddedecek, herhangi bir ögenin oluşumunda kuşkuya düştüğü zaman, hükmünü, "kuşku sanık lehine yorumlanır" evrenselliği doğrultusunda kullanacak, düşünce özgürlüğünü koruyacaktır.</p>

<p>Ceza yargıcı, TCY.nın 312/2. maddesinin, yürürlükten kaldırılan 163. maddenin boşluğunu dolduran norm olduğu yanılgısına düşmeyecek, Yasakoyucunun, 3713 sayılı Yasayla 12.4.1991 tarihinde ortaya koyduğu iradeyi tanıyacak, 141., 142., ve 163. maddelerin ceza mevzuatından kaldırıldığını, 312/2. madde o tarihte de aynen varolduğu halde 163. madde kapsamında ceza yaptırımına bağlanan suç türlerinin anılan maddeye dahil edilme iradesinin benimsenmediğini gözetecektir.</p>

<p>Ceza yargıcı, kaldırılan 163. madde kapsamındaki propaganda fiilleriyle, farklı din ve mezhep mensuplarının yekdiğeri aleyhine kışkırtılması ve bu kışkırtmanın diğer suç ögelerini de içerir etkinliğe varması halinde TCY. 312/2. maddesindeki suçun oluşabileceğini, bu tür faaliyetlerin daha da etkin hale dönüşerek yasada öngörülen fiili boyutlara ulaşması durumunda TCY.nın 146. ve hatta 149. maddelerinde öngörülen suçların da oluşabileceğini gözönünde tutacaktır.</p>

<p>Ceza yargıcı, ceza yargılamasının çok sıkı bir disiplin olduğunu, bireyin hak ve özgürlüklerinin ancak bu sıkı disipline uyulmakla korunabileceğini unutmayacak, anılan disiplinin odağını "suç ve cezada yasallık" ilkesinin oluşturduğunu bilecektir.</p>

<p>Asla unutulmamalıdır ki;</p>

<p>Hukuk devleti olmanın ve kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemenin doğal sonucu olarak Yasama, "yasallık ilkesi"nin yegane sahibi, şekillendireni ve denetleyenidir.</p>

<p>Yasama bu yetkisiyle, toplumun ulaştığı sosyal, kültürel ve ekonomik düzey itibarıyla bazı suç türlerini, 3713 sayılı Yasa kapsamındaki düzenlemeler misali mevzuatından kaldırabilecek, gerekli gördüğünde de; suç kapsamından çıkarttığı eylemleri, toplumda oluşan duyarlılıklar ve tehlikeler karşısında yeniden suç haline dönüştürebilecek, cezai yaptırımlarını belirleyebilecektir.</p>

<p>Yasakoyucu, anılan yetkisini bazen idari yaptırımlar düzeyinde şekillendirebilecek, bazen de, siyasi partiler alanında olduğu üzere, siyasi yaptırımlar olarak norma bağlayabilecektir. Ancak ne var ki, hukuk devletinde bu yetki sadece ve ancak Yasamanın elinde kalacak, ceza yargıcı, yasayla kendisine tanınan sınırı aşmaya niyetlenmeyecek, boşluk doldurmaya kalkışmayacaktır.</p>

<p>Ceza yargıcı, TCY.nın 312/2. maddesi kapsamında değerlendirdiği yazının din içerikli olduğu ahvalde, önyargıyla "laiklik ilkesi"nin zedelendiği içgüdüsüne kapılmayacak, İHAS'ın 9. ve Anayasa'nın 24. maddeleriyle bireyin din ve inanç özgürlüğünün koruma altına alındığını gözetecek, bu özgürlüklerin hukuki çerçevede yaşanması ve yansızlıkla korunmasında "laiklik" ilkesinin varlığı, düzenleyiciliği ve hatta vazgeçilmezliğine ulaşacaktır.</p>

<p>Laikliğin, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kuralına dayandırmama üstünlüğüyle, her türden dine, her türden mezhebe, her türden felsefi inanca, hatta herhangi bir dine meyletmeme haline eşit uzaklıkta olduğunu, birini diğerine üstün tutmadığını, birinin ötekini aşağılamasına asla müsamaha etmediğini ve anılan farklılıkları yekdiğeriyle bir arada yaşatmayı başardığını bilecek, yorumunu bu temel görüş üzerine bina edecektir.</p>

<p>Ceza yargıcının, devlet düzenlerini belli bir dinin üstünlüğü esasına dayandıran totaliter yönetimlerin yer aldığı coğrafyada, laik Türkiye Cumhuriyetinin bazı iç ve dış tehlikelere maruz kalabileceği gerçeğini asla unutmaması ve bu dikkat ile ilkeyi koruyup kollayanlar safında yerini alması tartışılmaz bir gerçek ise de; temel işlevi özgürlükleri koruma olan bu üst değerin, salt kendisini koruma namı altında, bireyin vazgeçilmez haklarından olan din, inanç ve ifade özgürlüğünü yok etmeyi ya da kısıtlamayı benimsemeyeceğini, hukuk devleti olmanın vazgeçilmez evrensel koşulu olan "yasallık ilkesi"ni de zedelemeyi asla hedef tutmayacağını gözetmesi ve dengeleri bu gerçekler üzerine oturtması gerekmektedir.</p>

<p>Din ve inanç özgürlüğünün öncelikle ve en üst düzeyde laiklik ilkesiyle korunabildiği gerçeğinin söylemde kalmaktan kurtarılması, herhangi bir dine, mezhebe, felsefi inanca sahip olan ya da hiçbir dine eyilimi bulunmayanın, tek kişi kalsa dahi özgürlüğünü, çoğunluğun hışmına maruz kalmadan ancak ve sadece laiklikle koruyabileceği görüşünün öne çıkarılması, ancak ne var ki aza tanınan özgürlükten, çoğunluktaki dine mensup kişilerin de aynı ölçü ve hoşgörü ile yararlanacağı gerçeğinin kabullenilmesi, laikliğin ayrım gözetmeden tüm bireyleri ve toplum bütünlüğünü koruduğu gerçeğine varılması zarureti vardır.</p>

<p>Ancak bu yöntemle laik düzenin üst korumacılığı sağlanabilecek, benimseyen ve yaşamının vazgeçilmezi sayanların, toplumda kâhir çoğunluğu teşkil ettiği gözlemlenecek, hasım belirlemede hataya düşülmek suretiyle asılsız suçlanmaya ve denetimsiz sloganlarla dışlanmaya çalışılanların da bu üstün değeri koruyan, yaşayan ve yaşatan olduğu açıklık kazanacak, Yasakoyucu'nun 1991 yılında 3713 sayılı Yasayla benimsediği irade kavranacak ve en büyük güç olan millete güven duygusu öne çıkartılarak laikliğin milletçe korunabileceği inancına ulaşılacak, özgürlüklerin kısıtlanmasına neden olan yersiz ve aşırı korkular yenilebilecektir.</p>

<p>Böyle bir aleniyetle laik düzen karşıtları da açığa çıkartılabilecek, sayılarının sanıldığından da az olduğu gözlenecektir. Bu ahvalde, laik karşıtı azınlığın tavır ve davranışları izlenebilecek, laik düzen sevdalılarının kültür, yetenek, beceri ve demokratik refleksleri ile karşıt azınlığın tehlikeliliği yok edilebilecektir.</p>

<p>Anılan türden korumanın kamu düzen ve emniyeti için yetersizliği ortaya çıktığında da, hukuk devleti olmanın gereği olarak, lüzum hasıl olduğunda yeni yasal düzenlemelerle suç ihdas edebilme yetkisini Yasakoyucu her hal ve koşulda kullanabilecektir.</p>

<p>Uzak ve yakın tarihimizde din bağnazlığıyla vuku bulan acı olaylara işaretle laikliğin tehlike altında olma sürecinin devam ettiğini kabullenmek doğru ise de, bir yandan anılan olayların karşı din veya mezhebe tahammülsüzlükten, karşıt fikir, düşünce ve inançların birlikteliğini sağlayamamaktan, sloganlara yenik düşüp denetimsiz reflekslerin sevkine tâbi olmaktan kaynaklanmış olabileceği tezinin sorgulanması ancak öte yandan da, her hal ve koşulda ceza yargıcının bu tür duyarlılıkların sevkine girmemesi ve "suçta yasallık" ilkesinden ayrılmaması zarureti vardır.</p>

<p>Bu saptamaların neticesi olarak, açıkça ifade edilmelidir ki;</p>

<p>TCY.nın 312/2. maddesinin uygulamasında, ceza yargıcının gözeteceği yasal ilkeler bunlardır. Suçlama konusu söylem, yazı veya eylemler bu ilkeler süzgecinden geçirildiğinde tüm yargıçların aynı sonuçta birleşeceğinde kuşku yoktur. Ne var ki ilkeler dışlandığında, hüküm farklılıklarının oluşumunu sürdüreceği ve bunun neticesi olarak hukukun ve yargıya duyulan güvenin zedeleneceği, kişi özgürlüklerinin zarar göreceği mutlaktır.</p>

<p>Açıklanan kıstaslar ışığında değerlendirme yapıldığında;</p>

<p>Konu yazının dini içerikli olduğu, ancak farklı dine mensup kişi ya da kitleleri düşmanlığa veya kin beslemeye yöneltmediği, "dinsiz, mason, ateist, rotaryan, sabatay" tarzında isimlendirmelere yer verilmekte ise de bunların yasada anılan farklılıkları ifade etmediği gibi düşmanlık ve kine hedef tutulmaları amacının güdülmediği, bu itibarla TCY.nın 312/2. maddesindeki suçun ilk ve temel ögesi olan "farklı din mensuplarının birbirine karşı kışkırtılması" halinin gerçekleşmemiş olduğu, bu saptamanın ötesinde; farklılıkların birlikteliği olan "kamu düzeni"nin sarsılmasına neden olacak bir anlatımın sergilenmediği, yazıda "şiddet çağrısı"nın yer almadığı, somut ve yakın tehlike teşkil edebilecek bir halin sözkonusu olmadığı, İHAS'ın 9. ve Anayasa'nın 24. maddelerinde güvence altına alınan din özgürlüğü kapsamının dışına taşılmadığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırının aşılmamış olduğu, sonuç olarak; eylemde TCY.nın 312/2. maddesi kapsamına giren suç ögelerinin gerçekleşmemiş bulunduğu, bir başka suçun unsurlarının da oluşmadığı, bu itibarla sanık M'nin yazı sahibi olarak ve sanık S'nin gazete sorumlu yazı işleri müdürü sıfatıyla atılı suçtan beraatleri gerektiği kabul edilmeli, haklı nedenlere dayanmayan Yargıtay C.Başsavcılığının itirazı reddedilmelidir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulu görüşmeleri sürecinde ileri sürülen ve "06.02.2002 gün ve 4744 sayılı Yasayla maddeye eklenmiş 3. fıkra uyarınca, yazıda yer alan bazı sözlerin hakaret teşkil ettiği görüşüyle ceza yaptırımı öneren düşüncenin" ise, konu yazının, 15.11.2000 tarihinde yazılmış olması karşısında TCY.nın 2. maddesi açık hükümleri itibarıyla tartışılmaya değer bir ciddiyeti bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenledir ki;</p>

<p>Benzer konuda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.11.2004 gün ve 2004/8-130 esas, 20004/206 sayılı kararla ortaya konan bilimsel çoğunluk görüşünü aynen benimsediğimi, işbu yeni kararda ortaya çıkan farklı sonucu "suç ve cezada yasallık" ilkesiyle bağdaşmaz bulduğumu, ceza yargıcının kıyas yapma yasağının bu son kararla ihlal edilerek suç yaratılmış olduğunu ifade etmek zorundayım. TCY.nın 312/2. maddesi ve 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek 5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasası'nın 216. maddesi uygulamasının ancak ve sadece, "yasallık ilkesi"ne riayetle şekillenmesi halinde ifade özgürlüğünün, İHAS. normları düzeyinde korunabileceğini, aksi halde verilecek pek çok karar nedeniyle AİHM'nin, Devlet'i tazminata mahkûm edeceğini açıklamak gereği ve zaruretini duyuyorum.</p>

<p>"Çoğu doğrunun başlangıçta reddedildiğini, ancak unutulmamalıdır ki insanlığın, tepkileri göze alarak doğruları söyleyenler sayesinde uygarlaştığını" altını çizerek ifade ediyorum. Çoğunluk kararıyla ortaya çıkan hukuka aykırılığın 5237 sayılı Yasanın 7. ve 216. maddeleri kapsamında telafi edilebileceğini umuyorum.</p>

<p>Bu düşüncelerle çoğunluğun vardığı sonucu ve bu sonuca kendilerini ulaştıran gerekçeleri benimsemiyorum." görüşü ile,</p>

<p>Kurul Üyelerinden H C ile İ C;</p>

<p>"TCK.nun 312/2 nci maddesinde düzenlenen Halkı Kin ve Düşmanlığa Açıkça Tahrik Suçu ilk olarak Fransız hukukunda düzenlenmiştir. Fransa'da çıkarılan 17.5.1819 tarihli kanunun 1. maddesi ile sınıf çatışması doğuracak nitelikteki "tahrik" cezalandırılmıştır. Söz konusu suç 19. yüzyıldan itibaren Avrupa ülkelerinin hukuk sistemlerinde yer almış daha sonra Türk hukukuna girmiştir.</p>

<p>Hukuk devletinde hukuk düzeninin sağlıklı bir biçimde tesisi, hukuk güvenliği ve toplumsal barış ve düzenin aksamadan gerçekleşmesi için TCK.nun 312 nci maddesinde düzenlenen suç tipi Ceza Kanununda yer almalıdır. Suçun ihdasıyla toplumun çeşitli katmanları arasında ortaya çıkabilecek kin ve düşmanlıklar önlenmek istenmiştir. Hukuk düzeni; farklı sınıf, ırk, din mezhep veya bölgelere mensup insanlar arasında kamu düzenini bozma tehlikesi ortaya çıkarabilecek tarzda kin ve düşmanlık oluşturacak farklılıkların yaratılmasına kayıtsız kalamaz. Nitekim Anayasamızın 14/2. hükmü karşısında bu suçun TCK.nda bulunması anayasal bir zorunluluktur.</p>

<p>Bununla birlikte bir hareketin ne zaman kin ve düşmanlığı tahrik, ne zaman vaziyet alışın, bir hakkın savunulması veya haksızlığın aktif biçimde dile getirilmesi ve ağır bir eleştiri sayılacağı hususları meseleyi ifade ve düşünce özgürlüğü ile devamlı ilişki halinde tutar. Bilindiği gibi suçun dört unsurundan biri de "hukuka aykırılık"tır. Bir ceza normunun yasakladığı fiilin işlenmesine izin veren kurallara hukuka uygunluk sebepleri denilir. Anayasa ve İnsan hakları Avrupa sözleşmesinde güvence altına alınan Düşünce (ifade) hürriyeti bu suç bakımından bir hukuka uygunluk sebebidir.</p>

<p>Düşünce ve ifade hürriyeti, insanın bilgi kaynaklarına özgürce ulaşarak serbestçe fikir edinebilme, edindiği fikir ve kanaatleri de özgürce ifade edebilmesi serbestisidir.</p>

<p>Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrası gereğince iç hukukumuzun parçası haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre kurulan ve Türkiye'nin de yetkisini tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 . maddesinde garanti altına alınan düşünceyi açıklama özgürlüğünün demokratik toplumlardaki önemini bu konuya ilişkin davaların hemen hepsinde açıkça ifade etmektedir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre düşünce özgürlüğü demokratik toplumun başlıca temel taşlarından kişinin ilerleyip gelişmesinin asıl koşullarından birini teşkil eder. Düşünceyi açıklama hürriyeti kısıtlandığında haber ve fikir akışı durur, toplum statik hale dönüşür. Bu hakkın kısıtlanması memnuniyetsizliklerin artmasına ve toplumsal kargaşaya neden olur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/2. maddesindeki düzenleme saklı kalmak kaydıyla bu özgürlük, sadece itibar gören veya zararsız yahut önemsiz sayılan haberler ya da fikirler bakımından değil aynı zamanda devlet yahut halkın bir bölümü için aykırı, kuraldışı, şaşırtıcı, şok edici veya endişe verici cinsten olanlar için de geçerlidir. Nitekim AİHM ifade hürriyeti ile ilgili vermiş olduğu bir çok kararında; (Bkz: Zana, Ceylan, Arslan Kararları) "İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel özelliklerinden biridir ve demokrasinin gelişimi ve her bireyin tatmin olması için gerekli temel şartlardan birini oluşturur. 10. maddenin 2. paragrafıyla ilgili olarak ifade özgürlüğü, sadece zararsız olarak nitelendirilen "bilgi" ya da "fikirlere" değil, aynı zamanda zararlı, rahatsız edici durumlara da uygulanır. Bütün bunlar çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlü olmanın gereğidir ve bu üç unsur demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsurlarıdır. 10. maddede ileri sürüldüğü gibi, bu özgürlük dikkatli bir şekilde belirlenmesi gereken bir takım istisnalara tabidir ve herhangi bir kısıtlama ihtiyacı, ikna edici açıklamalarla birlikte belirlenmelidir" demiştir.</p>

<p>Düşüncenin açıklaması hürriyeti kişiye beğenmediği uygulamaları tenkit etme, düşüncelerine uygun şekilde davranabilme ve doğru olduğuna inandığı fikirlerini başkalarına kabul ettirme imkanlarını vermektedir.</p>

<p>Bununla beraber İHAS düşünce açıklamasının sınırsız olmadığını 10. maddenin 2. fıkrasındaki şartların gerçekleşmesi halinde sınırlandırmayı kabul etmektedir. Ancak kural olan hürriyettir, sınırlandırma istisnadır ve ancak sınırlama sebepleri ile bağlı olarak, dar yorumlanarak uygulanmalıdır. Sonuç olarak düşüncenin açıklanmasında tek sınır beyanın şiddet içermesi ya da şiddeti tavsiye etmesidir. Ceza verirken hangi beyanların düşünce hürriyeti kapsamında hangilerinin suç sayılacağının tespitinde sözleşmeye üye olan devletlerin mahkemelerinin AİHM. nin düşünce hürriyeti ile ilgili içtihatlarını göz önünde bulundurmak zorundadır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 4.12.2003 tarihli M G. Kararında (3507/97) AİHS. 10 uncu maddesinin ihlali iddiasının kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır. Kendilerinin bir islâmî tarikat olduğunu ileri süren Aczimendi"lerin lideri olan M G, HBB televizyonunda 12.06.1995 tarihinde 4 saat kadar süren canlı yayında yaptığı konuşmadan dolayı İstanbul DGM tarafından 1.5.1996 tarihinde din ayrımcılığına dayalı halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik suçundan 2 yıl hapis ve para cezasına çarptırılmıştır. Mahkeme "başvuranın çağdaş ve laik kurumları dinsizlikle itham edip demokrasi ve laiklik kavramlarını şiddetle eleştirmesini ve açıkça şeriat lehine tavır takınmasını" mahkumiyete gerekçe yapmıştır. AİHM ise mahkumiyeti düşünceyi açıklama özgürlüğüne müdahale kapsamında değerlendirmiş, çağdaş kurumlara dönük saldırılarının şiddet içermediğini, şiddeti de kışkırtmadığını, şeriatı savunmanın bunu yerleştirmek için şiddete çağrı yapmadığı için bir nefret konuşması olarak değerlendirilemeyeceğini, bu nedenle ulusal makamların takdir hakkının sınırlı olduğunu ve 10. madde bakımından düşünceyi açıklama özgürlüğüne müdahaleyi gerekli kılacak yeterli gerekçelerin bulunmadığını 1'e karşı 6 oyla kabul etmiş ve ülkemizin tarafı olduğu sözleşmeyi ihlal ettiği sonucuna vararak başvurana tazminat ödenmesine karar vermiştir.( Prof.Dr.Durmuş Tezcan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması Ankara 2004 s. 283)</p>

<p>TCK.nun 312/2. maddesinde, "sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye .... ceza verilir" denilmektedir. Burada tesbiti gereken husus, Düşmanlığa veya kin beslemeye tahrikin kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde yapılıp yapılmadığı nasıl tesbit edilecektir? Prof. Dr. Ayhan Önder'e göre, düşmanlığa veya kin beslemeye tahrikin kamunun güvenliği için tehlikeli olması hali, objektif bakımdan aranmalıdır. Başka bir anlatımla olaya objektif olarak bakıldığında fiil, birbirine karşı tahrik edilen gruplar arasında çatışma tehlikesi meydana getirmelidir. Diğer bir görüşe göre, tahrikin kamu düzeni için tehlikeli olması hali sübjektif açıdan, yani suçun mağdurlarına bakılarak belirlenmelidir. Buna göre suçun oluşması için; yapılan tahrikle kendisine husumet (kin veya düşmanlık) yöneltilen grubun, hukuka olan güveninin sarsılmış olması yeterlidir. Çünkü hukuk düzeninin topluma sağladığı hukuk güvenliğinin sarsılmış olması, kamunun güvenliği bakımından gerçekleşmiş olan tehlike halidir. Suçun oluşması bakımından tehlikenin fiilen ortaya çıkması beklenmez. (Prof. Dr. Ayhan Önder, Ceza Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1994, s.417.)</p>

<p>Bazı yazarlar ise, "kamu düzeni için tehlikeli olabilecek" tahrikin mevcudiyetini tesbit için; hem objektif hem de sübjektif bakımdan değerlendirme yapılması gerektiği görüşündedirler.</p>

<p>Yargıtay kararlarında genellikle fiilin objektif olarak umumun emniyeti için tehlike arzetmesi, suçun oluşumu bakımından yeterli sayılmaktadır.</p>

<p>Tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediği tayin edilirken, failin suç sayılan söz ve davranışlarının veya yazdığı yazı veya çizdiği resmin ya da fiili işlerken kullandığı vasıtanın sebebiyet verdiği tehlike neticesinin belirlenmesi gerekir. Hakim, işlenen fiil dolayısıyla bu tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediğini dayanak noktalarını göstermek suretiyle objektif olarak belirleyecektir.</p>

<p>Bütün bu açıklamalar ışığında somut olaya baktığımızda, sanık, okuyucu kitlesi itibarıyla düşük trajlı bir gazetede kendi marjinal görüşlerini açıklamış, M G ise hedef kitlesi tüm Türkiye olan ulusal bir kanalda 4 saat boyunca daha ağır hakaretler içeren hezeyanlarını izleyicilere aktarmıştır. İki olayı birbiri ile mukayese ettiğimizde, hiç şüphesiz somut olaydan daha ağır tahrik ve hezeyanları ihtiva eden konuşma bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmiş ve verilen mahkumiyet kararından dolayı ülkemiz tazminata mahkum edilmiştir. Sözkonusu yazı içeriğine tüm genel kurul üyeleri gibi bizim de katılmamız ve onaylamamız mümkün değildir, Atatürk İlke ve İnkılapları ve Laiklik toplumumuzun ortak paydasıdır. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dikkate alındığında bu tür marjinal, hemen hepimize aykırı gelen düşüncelerin de ifade edilebilmesi, çoğulcu, demokratik toplumlarda hoşgörü ile karşılanmalıdır. İfade edelim ki, yazıda geçen bir kısım ifadeler çok ağır nitelikte olmakla birlikte fiil TCK.nun 312/2. maddesinde düzenlenen suç açısından tipik olmaması sebebiyle, bu suç kapsamında değerlendirilemez. Yazının neşir tarihi olan 15.11.2000 tarihinden bu güne kadar yaklaşık dört yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen ve sanık buna benzer birçok yazıyı aynı gazete ve aynı köşede yayınlamasına rağmen bu güne kadar bu tip yazılardan dolayı kamu güvenliği açısından somut tehlike teşkil edebilecek bir olay olmamıştır.</p>

<p>Avrupa Birliği üyeliğini temel stratejik bir hedef olarak belirleyen Türkiye, hukuk alanında yoğun reform sürecine girmiş kapsamlı anayasal ve yasal değişiklikler gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda bir tehlike suçu olan TCK.nun 312. maddesinde düzenlenen "Halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik suçu" 4744 sayılı Kanun ile soyut tehlike suçu olmaktan çıkarılmış somut tehlike suçuna dönüştürülmüştür. Çünkü halen yürürlükte olan şekliyle suçun oluşması bakımından "tahrik"in kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde yapılması gerekmektedir. Yasa koyucu iradesini bu şekilde açıkça ortaya koymuşken bu suç tipine, ihdas amacının dışında daha geniş ve kişilerin özgürlük alanını daraltan bir anlam yüklenmesi ceza hukukunun temel prensiplerine aykırıdır. Öte yandan 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanununun inceleme konusu suç tipinin karşılığını oluşturan 216. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenleme, kişinin ifade özgürlüğü alanını genişlettiği için yaptığımız değerlendirme hukuka uygundur.</p>

<p>Sonuç olarak Anayasamızın 90/son fıkrasına göre AİHM kararlarının bağlayıcılığı, Anayasa ve yasalarda meydana gelen değişikler de göz önüne alındığında, dava konusu yazının bütünü itibarıyla bizatihi şiddet içermediği ve şiddeti de tavsiye etmediği ağır eleştiri niteliğinde olduğu düşüncesindeyiz. Ayrıca fiil, müsnet suç tipi açısından tipik olmadığı için iddianamede gösterilen suç oluşmamıştır." düşüncesiyle,</p>

<p>Bir Kurul Üyesi de, suça konu yazı bütünü ile değerlendirildiğinde, her iki sanığa yüklenen suçun maddi unsuru ile yasal tipe uygunluk unsurlarının gerçekleşmediğinden bahisle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddi gerektiğini belirterek karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay C.Başsavcılığının sanık M yönünden vaki İTİRAZININ KABULÜNE, Yargıtay 8.Ceza Dairesinin 15.07.2004 gün ve 12989-6377 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, sanık M'nin halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan cezalandırılmasına ilişkin İ 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 09.10.2002 gün ve 331-214 sayılı hükmünün ONANMASINA,</p>

<p>2- Yargıtay C.Başsavcılığının sanık S yönünden vaki itirazının yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle KABULÜNE, Yargıtay 8.Ceza Dairesinin 15.07.2004 gün ve 12989-6377 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, İ 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 09.10.2002 gün ve 331-214 sayılı hükmünün, sanık S yönünden;</p>

<p>a) Hükümden sonra yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Yasasının 11. maddesinde belirtilen cezai sorumluluğa ilişkin koşulların gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olan bu sanık bakımından gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun araştırılıp tartışılmasından sonra yeniden hüküm kurulmasının zorunlu bulunması,</p>

<p>b) 5187 sayılı Basın Yasasının, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve Ek 2/1. maddesi basın yayın araçlarının kapatılmasına hukuken olanak sağlayan 5680 sayılı Basın Yasasını tümüyle yürürlükten kaldırmış bulunması ve yeni Yasada gazete kapatılmasına ilişkin bir hükme yer verilmemiş olması karşısında, TCY'nın 2/2. maddesi de gözetildiğinde, suç konusu yazının yayınlandığı gazetenin kapatılmasına yasal olanak bulunmaması,</p>

<p>Nedenleriyle BOZULMASINA,</p>

<p>3- Dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine,</p>

<p>15.03.2005 günü, (1) ve (2/a) maddesindeki nedenler yönünden oyçokluğu, (2/b) maddesindeki neden yönünden oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20048-201-e-200530-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="48357"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2022/12363 E., 2025/7283 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202212363-e-20257283-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202212363-e-20257283-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 21.04.2025 tarihli, 2022/12363 E., 2025/7283 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/12363 E., 2025/7283 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/711 E., 2021/193 K.<br />
SUÇLAR :Cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama<br />
SUÇ TARİHLERİ : 25.07.2016, 31.07.2016<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği ve temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; sanığın talebi üzerine atanıp hiçbir oturuma katılmayan müdafiye takdir edilen ücretin sanıktan tahsiline karar verilmesini hukuka aykırı olduğuna, son duruşmada sanıkla birlikte duruşma salonu dışında hazır bulunmalarına karşın salona çağrılmadıkları için oturuma katılamayıp savunma hakkının kısıtlandığına, katılan lehine hükmedilen vekalet ücretinin sanıktan tahsilinin hatalı olduğuna, kanunda açıkça düzenlenmeyen bir fiilden dolayı sanığın cezalandırıldığına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin belirttiği hukuka aykırılık nedenleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi ceza hukukuna ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1.Cumhurbaşkanına hakaret suçunda; sanığın suça konu paylaşımlarından sadece 25.07.2016 tarihli olanın hakaret suçunu oluşturduğu, diğer paylaşımının ise muhatabının, katılanın bizzat kendisi olmadığı, dolayısıyla matufiyet şartının gerçekleşmediği gözetilmeden sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesine göre artırım yapılarak fazla ceza tayini,</p>

<p>2.5237 sayılı Kanun'un 216/2. maddesinde yer alan düzenleme ile kamu barışını korumak amacıyla halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge bakımından farklı bir kesiminin alenen aşağılanması suç sayılmıştır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere suçun oluşabilmesi için halkın bir kesimini oluşturan gayrimuayyen sayıdaki kişilerin sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak aşağılanması, tahkir edilmesi gerekir.</p>

<p>Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın yaptığı paylaşımların anılan maddede sayılan sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayalı olarak yapılmaması nedeniyle, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı dikkate alınmadan, yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, tebliğnameye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, aynı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.04.2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanığın 25.07.2016 tarihli paylaşımındaki sözlerin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır.</p>

<p>Barışçıl ve özgür bir toplum hedefi ancak demokratik yönetim ilkelerinin egemen kılınması ile gerçekleşebilir. Bu kapsamda toplumların gelişmesi, insanlığın ilerlemesi ancak demokratik bir toplumda olanaklıdır.</p>

<p>Bir toplumun demokratik olup olmadığının tespiti hiç kuşkusuz tek parametre ile ölçülemez ancak bunlardan biri var ki olmazsa olmaz ölçütü olan ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğünün olmadığı bir toplum demokratik toplum değildir.</p>

<p>Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi<br />
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.</p>

<p>Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.</p>

<p>AİHM’nin 07/12/1976 tarih 5493/12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararında belirttiği artık klasikleşen bir retorik ile söylersek “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır.</p>

<p>AİHS 10. md ile güvence altına alınan ifade özgürlüğün sınırsız olmadığı 10/2. madde de belirlenen gerekçelerle sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede yer alan bu düzenleme AİHS içtihatları ile açıklığa kavuşturularak Avrupa kamu düzeninin yaşam ve hukuk pratiğinin vazgeçilmezi haline getirilmiştir.<br />
AİHM’nin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerde uyguladığı testi dosyamızdaki somut olaya ilişkin olması nedeniyle sadece başkalarının şöhretini ve haklarını koruma amacıyla ifade özgürlüğünün kısıtlanması ile sınırlı tutarak değerlendireceğiz.</p>

<p>Başkalarının şöhretini ve haklarını koruma amacıyla ifade özgürlüğünün kısıtlanması ulusal otoritelerin öteki gerekçelerden daha fazla öne sürdüğü “meşru amaç” olagelmiştir. Bundan dolayıdır ki, AİHM, bu alanda ifade özgürlüğüne tanınan yüksek korumayı kapsayan geniş çaplı bir içtihat geliştirmiştir.</p>

<p>Bu alandaki temel tartışma konusu, ifade özgürlüğünün kullanılması ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın nasıl ve hangi ölçütlere göre saptanacağı ile ilgilidir. Kişilik hakkının korunma gerekçesiyle ifade özgürlüğü kullanılamaz bir hale getirilmemelidir. Kişilik Haklarının Korunması Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan bir haktır. AİHM’in Sözleşme’nin 8. ile 10. maddeleri arasında bir çatışma olduğunda, başka bir anlatımla terazide bir yanda “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihini daha çok ifade özgürlüğünden yana kullandığı söylenebilir. Bu nedenle kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığına kuşku yoktur.</p>

<p>Ancak müstehcen, saldırgan, aşağılayıcı, onur kırıcı, şiddeti teşvik eden veya nefret içeren söz ve yazı ile hakaret, sövme, kötüleme, iftira, sırf ar ve hayâ duygularını incitmeyi amaçlayan düşünce açıklamaları hukukun koruma alanı dışında kalırlar.</p>

<p>AİHM’nin içtihatlarında kabul edilebilir eleştirinin sınırı bakımından bir hiyerarşi oluşturduğu söylenebilir. Buna göre kabul edilebilir eleştirinin sınırı en geniş anlamda bir siyasal organ söz konusu olduğunda geçerli olmakta, bunu sırası ile politikacılar, kamu görevlileri ve sıradan vatandaşlar takip etmektedir.</p>

<p>Dabrowski/Polonya davasında, bir gazeteci yerel bir siyasetçi ile ilgili devam etmekte olan ceza yargılamasına dair yazdığı yazıların gazetede yayınlanmasının ardından hakaret suçundan mahkûm olmuştur. Başvuran, hakaret ettiği iddia edilen belediye başkanının, hırsızlık suçundan ceza almasının ardından 'soyguncu belediye başkanı' olarak tanımlamıştır. AİHM, bu başvuruda, 10 uncu maddenin ihlal edildiğine karar verirken, gazetecinin bir dereceye kadar abartma hakkına sahip olmasına ve belediye başkanının kamuya mal olmuş bir kişi olarak, bazıları olgusal temelden yoksun olmayan değer yargısı olarak değerlendirilebilecek eleştirilere karşı, daha fazla hoşgörü göstermek zorunda olmasına özel bir ağırlık vermiştir. (Dabrowski /Polonya, 18235/02, 19/12/2006)</p>

<p>AİHM siyasetçiler bakımından ilkelerini koyduğu ve bu konuda geniş değerlendirmelerde bulunduğu ilk dava Lingens/Avusturya kararıdır. Söz konusu olayda, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran Lingens, geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye Bruno Kereiski’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir (Lingens/Avusturya, 9815/82, 08/07/1986)</p>

<p>AİHM Lingens/Avusturya kararının ardından aynı ilkeleri Oberschlick/Avusturya kararında da tekrar etmiştir. Bu kararda da; bir siyasi parti liderinin İkinci Dünya Savaşına katılan askerler ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamalar sonrasında gazeteci olan başvuran tarafından “ahmak/aptal” şeklinde ifadeler kullanması nedeniyle, başvuran hakkında başlatılan ceza davası sonucunda mahkumiyetine karar verilmiştir. AİHM, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesini yineleyerek mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğunu bu sebeple de başvuran hakkında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Oberschlick/Avusturya, 20834/92, 01/07/1997).</p>

<p>Siyasetçiler/politikacılar için ortaya koyduğu ilkelerin aynısını AİHM, hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumlar için de kabul etmiştir. Bu kapsamda Castells/İspanya kararında AİHM hükümet politikalarına karşı yapılan eleştiri ve yorumların siyasetçilerden bile daha geniş olduğuna vurgu yapmıştır. AİHM kararında hükümetin eylem ve işlemlerinin sadece yasama ve yargı organları tarafından değil aynı zamanda gazeteciler ve kamuoyu tarafından da takip edilmekte ve eleştirilmekte olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla, hükümetlerin söz konusu eleştirilere yönelik başka yollardan cevap verme hakkının bulunduğuna dikkat çeken AİHM, ceza yaptırımlarına yönelik makul ve aşırıya kaçmayan tedbirleri alabileceğine hükmetmiştir. (Castells/İspanya, 11798/85, 23/04/1992)</p>

<p>Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz. (Eon/ Fransa, 26118/10, 14/03/2013)</p>

<p>Yukarıda belirtilen AİHM kararlarında vurgulandığı üzere ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın siyasetçilere yönelik eylemlerde meşru bir amaca yönelik olması yetmez ayrıca bu sınırlamanın demokratik toplumda gerekli olduğunun da ispatlanması gerekir. Bunun sınırları ise müdahalenin zorlayıcı bir toplumsal talebe dayanması ile ölçülü olması zorunluluğudur.</p>

<p>Sanığın cezalandırılması istemine dayanak yapılan sözlerin bağlam bütünlüğünden koparılmadan değerlendirildiğinde tek başına Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturacak nitelikte olmayıp bir değer yargısı niteliğindedir. Cumhurbaşkanının mevcut sistemde siyasi sorumluluğu bulunmakta olup ve aynı zamanda yürütmenin de başıdır. Yürütme, halkın ... ve mal güvenliğini korumakla görevli olduğu gibi yine halk adına devletin bütçesini düzenlemek ve harcama yapmakla da yetkilidir. Devletin parasının harcanma yöntemi hemen hemen her iktidarın eleştirildiği konudur. Bu sebeple, vatandaşın bu yargı ile söylediği sözlerde hakaret kastıyla hareket ettiğinin kabulünün doğru olmadığı gibi ifade özgürlüğü ile de bağdaşmadığı kanaatindeyim. Yine yazılan söz karşılığı verilen cezanın orantılı olduğu da söylenemez.</p>

<p>Sanığın 25.07.2016 tarihli paylaşımındaki sözlerin hakaret suçunu oluşturmadığı, bu sebeple sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden, Dairemizin bozma kararına farklı gerekçeyle katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202212363-e-20257283-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 20:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="32492"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/16970 E., 2025/5931 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416970-e-20255931-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416970-e-20255931-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 07.07.2025 tarihli, 2024/16970 E., 2025/5931 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/16970 E., 2025/5931 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2023/486 Esas, 2023/1359 Karar<br />
SUÇ : Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı<br />
Ankara 62. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.01.2022 tarihli ve 2021/79 Esas, 2022/18 Karar sayılı kararı ile sanığın halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş; karar, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı<br />
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 01.12.2023 tarihli ve 2023/486 Esas, 2023/1359 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemi<br />
Sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olduğuna ve mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dava dosyası kapsamına göre, sanığın sosyal medya hesabından *** siyasi partisini destekleyenlere yönelik aşağılayıcı beyanlarda bulunduğu iddiasına ilişkin olarak;<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre değerlendirme yapılmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216/2. maddesi "Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklindedir. Somut olayda *** siyasi partisini destekleyen vatandaşlarımızı aşağılamak şeklindeki sanığın paylaşımının incelenmesinde; Dairemizin 04.12.2023 tarihli ve 2023/2771 Esas, 2023/9468 Karar sayılı bozma ilamında ve yerleşmiş içtihatlarında belirtildiği üzere siyasi partinin sosyal sınıf olmaması ve maddede belirtilen diğer gruplardan birine uymaması hususları birlikte nazara alındığında unsurları yönünden oluşmayan suçtan beraat kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 01.12.2023 tarihli ve 2023/486 Esas, 2023/1359 Karar sayılı kararında Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Ankara 62. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.07.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416970-e-20255931-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 20:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="67144"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2022/5727 E., 2025/1437 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20225727-e-20251437-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20225727-e-20251437-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 24.02.2025 tarihli, 2022/5727 E., 2025/1437 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/5727 E., 2025/1437 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2018/3802 Esas, 2019/1623 Karar<br />
SUÇLAR : Kişinin hatırasına hakaret; halkın bir kesimini sosyal sınıf, din, mezhep, cinsiyet, bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama<br />
HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret-Bozma</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı<br />
Kozan 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.06.2018 tarihli ve 2018/117 Esas, 2018/402 Karar sayılı kararı ile sanığın kişinin hatırasına hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 130/1, 130/1-son ve 53. maddeleri uyarınca 7 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Aynı kararla; sanığın, halkın bir kesimini sosyal sınıf, din, mezhep, cinsiyet, bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 216/2 ve 53. maddeleri uyarınca 7 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı<br />
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 11.06.2019 tarihli ve 2018/3802 Esas, 2019/1623 Karar sayılı kararı ile sanık hakkındaki mahkumiyet hükümleri kaldırılarak yerine "Sanık ...'in üzerine yüklenen Kişinin Hatırasına Hakaret ve Halkın Bir Kesimini Sosyal Sınıf, Irk, Din, Mezhep, Cinsiyet veya Bölge Farklılığına Dayanarak Alanen Aşağılama suçlarının yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşıldığından sanığın müsnet suçlamalardan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının 223/2-a maddesi uyarınca BERAATİNE," ibaresi yazılmak suretiyle istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemi<br />
Sanığın her iki suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan itiraz üzerine; Adana Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nun 2020/2 sayı ve 10.01.2020 tarihli kararıyla, itirazın incelemeye yetkili Yargıtay ilgili dairesine gönderilmek üzere usulden reddine karar verildiği anlaşılmakla yapılan incelemede:<br />
Sanığın eylemine uyan kişinin hatırasına hakaret suçunun yaptırımının üst sınırı 2 yıl 4 ay hapis cezasıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.03.2018 tarihli ve 2018/11-38 Esas, 2018/113 Karar sayılı kararında izah edildiği üzere; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286. maddesine göre kişinin hatırasına hakaret suçundan kurulan hükmün kesin nitelikte olmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle; Tebliğnamedeki ret düşüncesine iştirak edilmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava dosyası kapsamına göre; sanığın Şırnak ilinde 31.05.2017 günü düşen helikopterde şehit olan yarbay Songül Yakut'un fotoğrafının altına "gebersin abi ya şu kadınları orduda vs. görünce deli oluyorum" şeklinde yorum yazısı yazması iddiasına ilişkin olarak;</p>

<p>1. Sanığın; basın ve yayın yoluyla halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama suçunu basit yargılama usulüne tabi olmayan alenen kişinin hatırasına hakaret suçuyla birlikte işlediği ve 5271 sayılı Kanun'un 251/8. maddesine göre basit yargılama usulünün uygulanamayacağı tespit edilerek inceleme yapılmıştır.</p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 216/2. maddesi "Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklindedir. Somut olayda; söz konusu yorum yazısını kendisinin yazdığını ikrar eden sanığın eyleminin basın ve yayın yoluyla cinsiyet bakımından halkın bir kesimini alenen aşağılama suçunu oluşturduğu anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun'un 216/2 ve 218. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi;</p>

<p>2. Ayrıca, sanığın aynı ifadesinin 5237 sayılı Kanun'un 130/1. maddesinin son cümlesinde düzenlenen Şehit yarbay Songül Yakut'un hatırasına alenen hakaret suçunu oluşturduğunun ve mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle sanık hakkında kurulan hükümler hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>"Değerlendirme ve Gerekçe" bölümünde açıklanan nedenlerle Cumhuriyet savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 11.06.2019 tarihli ve 2018/3802 Esas, 2019/1623 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca kişinin hatırasına hakaret suçu yönünden Tebliğname'ye aykırı olarak; basın ve yayın yoluyla halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama suçundan Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Kozan 2. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.02.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20225727-e-20251437-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 20:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="24729"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trafik Kazalarında Cezai ve Hukuki Sorumluluk, Tazminat ve Sigorta Sorumluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/trafik-kazalarinda-cezai-ve-hukuki-sorumluluk-tazminat-ve-sigorta-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/trafik-kazalarinda-cezai-ve-hukuki-sorumluluk-tazminat-ve-sigorta-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Trafik kazaları, hem ceza hukuku hem de özel hukuk bakımından çok yönlü sonuçlar doğuran olaylardır. Karayollarında meydana gelen kazalar, sürücülerin, araç işletenlerin, sigorta şirketlerinin ve bazı durumlarda araç maliklerinin sorumluluğunu gündeme getirebilir. Kazanın sonucunda ölüm, yaralanma veya maddi hasar meydana geldiğinde, olay yalnızca bir trafik ihlali olarak değil; aynı zamanda taksirle işlenmiş bir suç, haksız fiil ve sigorta hukuku kapsamında bir tazminat uyuşmazlığı olarak değerlendirilir. Türk hukukunda bu alandaki temel düzenlemeler 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda yer almaktadır. Bu çalışma, trafik kazalarında cezai ve hukuki sorumluluğun yanında, tazminat hesaplaması ve sigorta şirketinin sorumluluk alanını da açıklamaktadır.</p>

<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>Trafik kazaları, modern yaşamın en sık karşılaşılan hukuki uyuşmazlık türlerinden biridir. Karayolu ulaşımının yoğunlaşmasıyla birlikte, meydana gelen trafik kazalarının yalnızca maddi hasarla sınırlı kalmadığı; yaralanma, ölüm, kalıcı sakatlık, iş gücü kaybı ve ekonomik yıkım gibi sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Bu nedenle trafik kazaları, tek başına idari bir olay olarak değil, ceza hukuku, borçlar hukuku, sigorta hukuku ve trafik hukuku bakımından birlikte değerlendirilmesi gereken çok katmanlı bir hukuki sorun alanıdır.</p>

<p>Bir trafik kazasında sürücünün davranışı bazen ceza hukuku bakımından taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçunu oluştururken, aynı olay aynı zamanda haksız fiil niteliği taşıyabilir ve zarar gören açısından tazminat hakkı doğurabilir. Ayrıca aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunuyorsa, sigorta şirketi de poliçe limitleri ve yasal sınırlamalar çerçevesinde sorumluluk altına girebilir. Bu sebeple trafik kazalarının hukuki niteliği incelenirken, sadece kusur değil; zarar, illiyet bağı, sigorta teminatı ve tazminat kalemleri de birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p><strong>2. Trafik Kazalarında Cezai Sorumluluk</strong></p>

<p><strong>2.1. Taksir Kavramı</strong></p>

<p>Ceza hukuku bakımından trafik kazalarının büyük kısmı taksirli davranışlardan kaynaklanır. Taksir, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi sonucunda istenmeyen bir neticenin meydana gelmesidir. Fail sonucu istemez; ancak gerekli dikkat ve özeni göstermediği için hukuken sorumlu tutulur.</p>

<p>Trafik kazalarında taksir çoğu zaman şu davranışlarla ortaya çıkar:</p>

<p>● hız sınırına uymama,</p>

<p>● kırmızı ışık ihlali,</p>

<p>● alkollü araç kullanma,</p>

<p>● dikkatsiz şerit değiştirme,</p>

<p>● geçiş üstünlüğüne riayet etmeme,</p>

<p>● araç kullanımında cep telefonu ile dikkat dağılması,</p>

<p>● hava ve yol şartlarına uygun sürüş yapmama.</p>

<p><strong>2.2. Taksirle Öldürme ve Taksirle Yaralama</strong></p>

<p>Trafik kazasında ölüm meydana gelirse, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesi uygulanır. Yaralanma meydana gelmesi hâlinde ise TCK m. 89 devreye girer. Özellikle çoklu yaralanma veya ölüm-yaralanma birlikte gerçekleşmişse ceza ağırlaşabilir.</p>

<p>[MEVZUAT] TCK m. 85 – Taksirle öldürme<br />
(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.<br />
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>[MEVZUAT] TCK m. 89 – Taksirle yaralama<br />
(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.<br />
(2) Fiil, mağdurun bazı ağır sonuçlarla karşılaşmasına neden olmuşsa ceza artırılır.<br />
(3) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.<br />
(5) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, bilinçli taksir hâlinde şikâyet aranmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2.3. Bilinçli Taksir</strong></p>

<p>Bilinçli taksirde fail, neticenin doğabileceğini öngörmesine rağmen “olmaz” düşüncesiyle hareket eder. Trafik kazalarında alkollü sürüş, aşırı hız, yarış niteliğinde araç kullanımı, yoğun sis ve yağışta dikkatsiz sürüş gibi eylemler bilinçli taksir değerlendirmesine yol açabilir. Bu ayrım, ceza miktarını etkilediği gibi, olayın ağırlığını da gösterir.</p>

<p><strong>3. Trafik Kazalarında Hukuki Sorumluluk</strong></p>

<p><strong>3.1. Haksız Fiil Sorumluluğu</strong></p>

<p>Trafik kazalarının özel hukuk boyutunda temel dayanak, TBK m. 49’daki haksız fiil sorumluluğudur. Bir kişi kusurlu ve hukuka aykırı bir davranışla başkasına zarar verirse bu zararı gidermekle yükümlüdür.</p>

<p>[MEVZUAT] TBK m. 49 – Genel olarak<br />
Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.</p>

<p>Haksız fiil sorumluluğunun doğması için genel olarak dört unsur aranır:</p>

<p><strong>1. Hukuka aykırı fiil</strong></p>

<p><strong>2. Kusur</strong></p>

<p><strong>3. Zarar</strong></p>

<p><strong>4. Uygun illiyet bağı</strong></p>

<p>Trafik kazasında bu unsurlar birlikte gerçekleşmişse sürücü, zarar görene karşı tazminatla sorumlu olur.</p>

<p><strong>3.2. İşletenin Sorumluluğu</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre araç işleteni, aracın işletilmesi sonucu doğan zararlardan sorumludur. Bu sorumluluk çoğu zaman tehlike sorumluluğu niteliği taşır. Yani araç işletilmesinden kaynaklanan risk, işletenin hukuki alanında değerlendirilir.</p>

<p>[MEVZUAT] KTK m. 85 – İşletenin hukuki sorumluluğu<br />
Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.<br />
İşleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.</p>

<p>Bu düzenleme sayesinde zarar görenin yalnızca sürücüye değil, işletene ve uygun koşullarda teşebbüs sahibine de başvurabilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>4. Trafik Kazalarında Tazminat Sorumluluğu</strong></p>

<p>Trafik kazaları sonrasında zarar görenin talep edebileceği tazminatlar, zararın türüne göre değişir. Tazminat sorumluluğu, trafik kazasının sonuçlarına uygun şekilde belirlenir.</p>

<p><strong>4.1. Maddi Tazminat</strong></p>

<p>Maddi tazminat, somut ve hesaplanabilir zararların karşılanmasını amaçlar. TBK m. 53 ve m. 54, ölüm ve bedensel zarar hâlinde istenebilecek kalemleri açıkça göstermektedir.</p>

<p>[MEVZUAT] TBK m. 53 – Ölüm<br />
Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:</p>

<p>1. Cenaze giderleri.</p>

<p>2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.</p>

<p>3 Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.</p>

<p>[MEVZUAT] TBK m. 54 – Bedensel zarar<br />
Bedensel zararlar özellikle şunlardır:</p>

<p>1. Tedavi giderleri.</p>

<p>2. Kazanç kaybı.</p>

<p>3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.</p>

<p>4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.</p>

<p>Maddi tazminat kalemleri arasında şunlar yer alır:</p>

<p>● tedavi giderleri,</p>

<p>● geçici iş göremezlik zararı,</p>

<p>● sürekli iş göremezlik / maluliyet zararı,</p>

<p>● destekten yoksun kalma tazminatı,</p>

<p>● cenaze ve defin giderleri,</p>

<p>● araç hasarı,</p>

<p>● değer kaybı,</p>

<p>● eşya zararları,</p>

<p>● bakım ve refakat giderleri.</p>

<p><strong>4.2. Manevi Tazminat</strong></p>

<p>Manevi tazminat, trafik kazası nedeniyle duyulan acı, elem, üzüntü ve yaşam kalitesindeki bozulmanın kısmen giderilmesi için istenir. TBK m. 58 ve KTK m. 90 birlikte değerlendirilir.</p>

<p>[MEVZUAT] TBK m. 58 – Kişilik hakkının zedelenmesi<br />
Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.</p>

<p>Manevi tazminatın miktarı, olayın ağırlığına, kusur oranına, yaralanmanın derecesine, kalıcı iz veya sakatlık bulunup bulunmadığına, ölüm halinde yakınların yaşadığı manevi yıkıma göre hâkim tarafından takdir edilir.</p>

<p><strong>4.3. Tazminatın Hesaplanması</strong></p>

<p>Trafik kazası tazminat davalarında hesaplama yapılırken genellikle şu unsurlar dikkate alınır:</p>

<p>● mağdurun yaşı,</p>

<p>● gelir durumu,</p>

<p>● mesleği,</p>

<p>● çalışma gücü kaybı oranı,</p>

<p>● kusur oranları,</p>

<p>● yaşam süresi beklentisi,</p>

<p>● bakıma muhtaçlık durumu,</p>

<p>● SGK tarafından karşılanan giderler,</p>

<p>● poliçe limiti.</p>

<p>Mahkemeler, özellikle aktüerya hesapları ve maluliyet raporları ile sonuca gider. Kusur oranı, tazminatın miktarını doğrudan etkiler. Bu nedenle eksik veya hatalı kusur değerlendirmesi tazminat hesabını da sakatlar.</p>

<p><strong>5. Sigorta Sorumluluğu</strong></p>

<p><strong>5.1. Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMMS)</strong></p>

<p>Trafik hukukunda en önemli güvencelerden biri zorunlu mali sorumluluk sigortasıdır. Bu sigorta, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararı poliçe limitleri dahilinde teminat altına alır.</p>

<p>[MEVZUAT] KTK m. 91 – Zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu<br />
İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.</p>

<p>Bu düzenleme ile amaçlanan, trafik kazalarında zarar gören üçüncü kişilerin tazminat alacaklarını güvence altına almaktır.</p>

<p><strong>5.2. Sigortacının Doğrudan Sorumluluğu</strong></p>

<p>Zarar gören, bazı şartlarda doğrudan doğruya sigorta şirketine başvurabilir. Bu hak, KTK m. 97’de düzenlenmiştir. Başvuru yapılmadan doğrudan dava açılması çoğu durumda usul sorunlarına yol açabilir.</p>

<p>[MEVZUAT] KTK m. 97 – Doğrudan doğruya talep ve dava hakkı<br />
Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya tahkime başvurabilir.</p>

<p>Bu hüküm, sigorta şirketine karşı dava açmadan önce başvuru şartının önemini gösterir. Uygulamada bu şart yerine getirilmediğinde dava usulden reddedilebilir veya başvuru eksikliği tartışma konusu olabilir.</p>

<p><strong>5.3. Sigorta Şirketinin Sorumluluğunun Kapsamı</strong></p>

<p>Sigorta şirketinin sorumluluğu sınırsız değildir. Genellikle:</p>

<p>● poliçe limiti,</p>

<p>● teminat kapsamı,</p>

<p>● başvuru usulü,</p>

<p>● zarar kaleminin sigorta teminatına girip girmediği,</p>

<p>● yasal istisnalar</p>

<p>gibi unsurlar sorumluluğun sınırını belirler. Bu sebeple sigorta şirketine yöneltilecek taleplerin hukuki dayanağı ve hesap yöntemi titizlikle oluşturulmalıdır.</p>

<p>Sigorta şirketi, işletenin sorumluluğunu poliçe sınırları içinde üstlenir; ancak sigorta sözleşmesi, kanun ve genel şartlar çerçevesinde bazı zarar kalemleri kapsam dışında kalabilir. Özellikle manevi tazminat, uygulamada çoğu kez zorunlu trafik sigortası kapsamında değerlendirilmez.</p>

<p><strong>5.4. Sigorta, İşleten ve Sürücü Arasındaki İlişki</strong></p>

<p>Trafik kazalarında çoğu zaman üçlü bir sorumluluk ilişkisi bulunur:</p>

<p><strong>1. Sürücü:</strong> haksız fiil faili olabilir.</p>

<p><strong>2. İşleten / araç maliki:</strong> tehlike sorumluluğu veya kusura bağlı sorumluluk altında olabilir.</p>

<p><strong>3. Sigorta şirketi:</strong> poliçe limiti dahilinde zarar görene karşı sorumlu olabilir.</p>

<p>Bu nedenle zarar görenin davayı kime yönelteceği, hangi zarar kalemini talep edeceği ve poliçe kapsamının ne olduğu dikkatle analiz edilmelidir.</p>

<p><strong>6. Tazminat ve Sigorta Sorumluluğuna İlişkin Yargısal Yaklaşım</strong></p>

<p>İçtihatlarda trafik kazalarında işletenin, sürücünün ve sigortacının sorumluluğunun birbirinden ayrı fakat bağlantılı biçimde değerlendirildiği görülmektedir. Özellikle kusur, illiyet bağı ve poliçe limiti vurgusu öne çıkmaktadır.</p>

<p><strong>6.1. Kusur ve tehlike sorumluluğu</strong></p>

<p>T.C. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında trafik kazalarından kaynaklanan bedensel zarar tazminatlarında işleten ile sigortacının sorumluluğunun paralel olduğu, işletenin tehlike sorumluluğu kapsamında değerlendirildiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca, kazanın meydana gelmesinde mücbir sebep veya ağır kusur ispat edilmedikçe sorumluluğun doğacağı vurgulanmıştır.</p>

<p>Trafik kazalarından kaynaklanan bedensel zararın tazmini davalarında, davalı işleten ile davalı sigortacının sorumluluğu paralel olup (kaza tarihinde yürürlükte olan sigorta genel şartları ve poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydı ile) 2918 sayılı KTK'nın 85 vd. maddelerinde düzenlenen tehlike sorumluluğu, davalı sürücünün sorumluluğu ise 6098 sayılı TBK'nun 49 vd. maddelerinde düzenlenen haksız fiilden kaynaklı kusur sorumluluğu niteliğinde olup işleten sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. 2918 sayılı yasanın 3. maddesi kapsamında işleten ve sigortacı, zarara sebep kazanın ''mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri gelmiş'' olduğunu ispat etmediği sürece meydana gelen zarardan sorumludurlar.</p>

<p><strong>6.2. Sigorta teminatı ve poliçe limiti</strong></p>

<p>T.C. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, sigorta şirketinin sorumluluğunun sözleşme ve poliçe limiti ile sınırlı olduğu, manevi tazminatın ise ayrı değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>T.C. ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Somut olayda vakıa trafik kazası olmakla bu durum bir haksız fiil teşkil eder Fail olan sürücünün kusurlu olması onun ve kanuni - akdi diğer sorumluların tazminattan sorumlu olabilmeleri için şarttır Bunun yanında bir zararın meydana gelmesi ve bununla fiil arasında illiyetin bulunması gerekir Bu şartların sağlanması davalı asilin haksız fiil kapsamında sigorta şirketinin ise sigorta sözleşmesi kapsamında sorumluluğunu gündeme getirir Alınan rapora göre davalı sürücü kazanın meydana gelmesinde tek başına kusurludur Davacının malul kalmasına bakıldığında madden ve bu süreçte geçirdiği tedavi hayatında yaşadığı zorluk ve acı dikkate alındığında manen zarara uğradıklarının kabulü gerekir Bu zarardan davalı asil haksız fiil sorumluluğu davalı sigorta şirketi ise sigorta sözleşmeleri kapsamında sorumludur.</p>

<p><strong>6.3. Doğrudan başvuru ve sigortacının temerrüdü</strong></p>

<p>Bölge adliye mahkemesi kararlarında, sigorta şirketine usulüne uygun başvuru yapıldıktan sonra yasal sürede cevap verilmemesi hâlinde temerrüt doğabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ</p>

<p>Az önce yapılan açıklama kapsamında; dava konusu talepler yönünden açılan iş bu maddi ve manevi tazminat davasının haksız fiil hükümleri çerçevesinde koşullarının oluşup oluşmadığının incelenerek sonuca gidilmesi gerekmektedir Bu kapsamda talebin haklılığına kanaat getirebilmek için davacıların gerek DYK maddi gerekse de manevi zararını, sorumluluk atfedilen davalı/davalıların hukuka aykırı ve kusurlu davranışları olduğunun ve davacı zararı ile bu kusurlu davranış arasında illiyet bağının varlığının tespit edilmesi gerekmektedir Bu kapsamda Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre trafik kazası nedeni ile oluşan davacılar DYK maddi zararından davalı ... ile işleten sıfatına haiz araç maliki ve sürücünün, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğu amirdir... Bununla birlikte ZMMS sigortacısının sorumluluğu ise poliçe limitleri dahilinde olacaktır</p>

<p>İçtihatın manuel bir şekilde kontrol edilmesini öneririz.</p>

<p><strong>6.4. Kusur oranına göre sorumluluk</strong></p>

<p>T.C. İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, trafik kazalarında işleten ve sigortacının sorumluluğunun, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru gibi sorumluluğu kaldıran sebepler ispat edilmedikçe devam ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>T.C. İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Trafik kazalarından kaynaklanan bedensel zararın tazmini davalarında, işleten ile sigortacının sorumluluğu paralel olup 2918 sayılı KTK'nın 85 V.d. maddelerinde düzenlenen tehlike sorumluluğu, sürücünün sorumluluğu ise 6098 sayılı TBK'nun 49 V.d. maddelerinde düzenlenen haksız fiilden kaynaklı kusur sorumluluğu olup, işleten sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. 2918 sayılı yasanın 3. maddesi kapsamında işleten ve sigortacı, zarara sebep kazanın ''mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri gelmiş'' olduğunu ispat etmediği sürece meydana gelen zarardan sorumludurlar</p>

<p><strong>7. Trafik Kazalarında Manevi Tazminat ve Sigorta Teminatı Ayrımı</strong></p>

<p>Trafik kazalarında maddi zararların büyük bölümü zorunlu trafik sigortası kapsamında değerlendirilebilirken, <strong>manevi tazminat</strong> bakımından farklı bir hukuki durum ortaya çıkar. Türk uygulamasında manevi tazminat çoğu zaman sigorta teminatı dışında bırakılmaktadır. Bunun nedeni, zorunlu mali sorumluluk sigortasının temel amacının üçüncü kişilerin somut maddi zararlarını karşılamak olmasıdır.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p>● <strong>Maddi tazminat</strong> → sigorta şirketine yöneltilebilir.</p>

<p>● <strong>Manevi tazminat</strong> → çoğu durumda sürücü ve işletene yöneltilebilir.</p>

<p>● Sigorta poliçesinin özel hükümleri varsa ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu ayrım, dava stratejisi bakımından çok önemlidir. Yanlış hasım gösterilmesi, eksik dava açılması veya yanlış zarar kaleminin sigortacıdan istenmesi uyuşmazlığı uzatabilir.</p>

<p><strong>8. Ceza Hukuku ile Tazminat Hukuku Arasındaki Bağlantı</strong></p>

<p>Bir trafik kazasında ceza davası açılması, tazminat davasını ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde tazminat davası açılması da ceza yargılamasını engellemez. İki süreç birbirinden bağımsızdır; ancak maddi olgular açısından birbirini etkileyebilir.</p>

<p>Örneğin sürücü hakkında taksirle yaralama veya taksirle öldürme davası yürürken, zarar gören ayrıca tazminat davası da açabilir. Ceza dosyasındaki kusur raporları, mahkemece alınan bilirkişi görüşleri ve olay yeri tespitleri tazminat davasında da dikkate alınır.</p>

<p>Bu nedenle trafik kazası sonrası hem ceza hem hukuk süreci birlikte planlanmalıdır.</p>

<p><strong>9. Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>

<p>Trafik kazası sonrası hak kaybı yaşanmaması için özellikle şu hususlar önemlidir:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>
 <p>Olay yeri fotoğrafları ve kamera kayıtları derhal korunmalıdır.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kaza tespit tutanağı dikkatle incelenmelidir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sigorta şirketine başvuru süresi kaçırılmamalıdır.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tedavi belgeleri, epikriz raporları ve maluliyet belgeleri saklanmalıdır.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kusur oranına ilişkin bilirkişi raporu denetlenmelidir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Poliçe limiti kontrol edilmelidir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Destekten yoksun kalma tazminatı varsa hak sahipleri doğru belirlenmelidir.</p>
 </li>
</ol>

<p>Bu adımlar, hem maddi tazminatın doğru hesaplanmasını hem de sigorta sorumluluğunun eksiksiz işletilmesini sağlar.</p>

<p><strong>10. Sonuç / Özet</strong></p>

<p>Trafik kazaları, hem ceza hukuku hem de özel hukuk bakımından önemli sonuçlar doğurur. Ceza hukuku açısından taksirle öldürme ve taksirle yaralama gündeme gelirken, özel hukuk bakımından haksız fiil ve işletenin tehlike sorumluluğu devreye girer. Bunun yanında trafik kazalarında tazminat sorumluluğu, zarar görenin uğradığı maddi ve manevi kayıpların giderilmesini amaçlar.</p>

<p>Sigorta sorumluluğu bakımından zorunlu mali sorumluluk sigortası, zarar gören üçüncü kişilerin korunmasında temel güvencedir. Ancak sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe limiti, teminat kapsamı ve başvuru şartları ile sınırlıdır. <strong>Manevi tazminat ise çoğu durumda sigorta teminatı dışında kalır ve doğrudan sürücü ile işletene yöneltilir.</strong></p>

<p>Sonuç olarak trafik kazalarında ceza, tazminat ve sigorta boyutları birlikte değerlendirilmelidir. Kusur, zarar ve illiyet bağı doğru kurulmadan sağlıklı bir hukuki sonuca varılamaz. Bu nedenle olayın tüm teknik ve hukuki yönleriyle incelenmesi zorunludur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4>

<p><strong>Kaynakça</strong></p>

<p>Mevzuat</p>

<p>● 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu<br />
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=5237&amp;mevzuatTur=1&amp;mevzuatTertip=5</p>

<p>● 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu<br />
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6098&amp;mevzuatTur=1&amp;mevzuatTertip=5</p>

<p>● 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu<br />
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=2918&amp;mevzuatTur=1&amp;mevzuatTertip=5</p>

<p>● Karayolları Trafik Yönetmeliği<br />
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=8182&amp;mevzuatTur=7&amp;mevzuatTertip=5</p>

<p>İçtihatlar</p>

<p>● T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>● T.C. ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>● İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi</p>

<p>● T.C. İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/trafik-kazalarinda-cezai-ve-hukuki-sorumluluk-tazminat-ve-sigorta-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 20:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/kaza-trafik-2.jpg" type="image/jpeg" length="65801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nakitten Dijitale: Elektronik Para Kuruluşlarının Hukuki Değerlendirmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/nakitten-dijitale-elektronik-para-kuruluslarinin-hukuki-degerlendirmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/nakitten-dijitale-elektronik-para-kuruluslarinin-hukuki-degerlendirmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ödeme hizmetleri ve elektronik para kuruluşları, 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun kapsamında faaliyet gösteren ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın denetimine tabi olan finansal kuruluşlardır.</p>

<p>Günümüzde birçok kişi para transferi, fatura ödemeleri, internet aracılığı ile alışveriş veya mobil uygulamalar aracılığıyla ödeme yapmak için elektronik para sistemlerinden yararlanmaktadır. Özellikle hızlı işlem yapılabilmesi, kolay erişim sağlanması, kimlik doğrulama sistemleri aracılığıyla güvenilir olması ve kullanıcıya pratiklik sunması sebebiyle elektronik para kullanımı günlük hayatın önemli bir parçası hâline gelmiştir.</p>

<p>Elektronik para; bir kuruluş tarafından kabul edilen fon karşılığında oluşturulan, elektronik ortamda saklanan ve ödeme aracı olarak kullanılan parasal değerdir. Bu sistemde kullanıcı tarafından yatırılan tutar elektronik ortama aktarılmakta ve kullanıcı bu tutarı çeşitli ödeme işlemlerinde kullanabilmektedir. Ancak elektronik para doğrudan nakit para niteliğinde değildir. Bu kapsamda kanun koyucu elektronik parayı bir “ödeme aracı” olarak nitelendirmektedir.</p>

<p>Bu nedenle elektronik para kuruluşları banka gibi faaliyet göstermez yani mevduat toplayamaz, kredi veremez ve kullanıcıya faiz sağlayamaz. Faaliyet alanları yalnızca kanunda belirtilen ödeme hizmetleriyle sınırlıdır. Bu sınırlamanın temel amacı, finansal sistemin güvenliğini korumak ve bankacılık faaliyetleriyle elektronik ödeme hizmetlerini birbirinden ayırmaktır.</p>

<p>Elektronik para ve ödeme kuruluşlarının faaliyet gösterebilmesi için belirli şartları taşıması gerekir. Kuruluşların anonim şirket şeklinde kurulması, belirli bir sermaye yeterliliğine sahip olması, teknik altyapı ve bilgi güvenliği sistemlerini sağlaması ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’ndan gerekli izinleri alması zorunludur. Ayrıca bu kuruluşların risk yönetimi, veri güvenliği ve iş sürekliliği bakımından da yeterli altyapıya sahip olmaları gerekmektedir.</p>

<p>Elektronik paranın en yaygın kullanım alanları;</p>

<p>· Mobil ödemeler</p>

<p>· POS ödemeleri</p>

<p>· Fatura ödemeleridir.</p>

<p>Bunlarla birlikte çeşitli alanlarda herhangi bir karta ihtiyaç duymadan dijital olarak para transferi gerçekleştirilebilmektedir. Bu sayede tüketimin transfer kayıtları bakımından kalıcılık ve hız da sağlamaktadır.</p>

<p><strong>Elektronik Paranın Kullanım Sınırları Nelerdir?</strong></p>

<p>Elektronik para kuruluşlarının kullanım alanı genişlemekle birlikte kanun tarafından getirilen çeşitli sınırlar da bulunmaktadır. 6493 sayılı Kanun’un 12/2. maddesinde hangi tür işlemlerin elektronik para transferi kapsamında ödeme hizmeti olarak değerlendirilmeyeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda birkaç önemli sınırlamayı incelememiz gerekirse 6493 sayılı Kanun’un 12/2. maddesinde yazılı haller;</p>

<p><i>(2) Aşağıda yer alan işlem ve hizmetler bu Kanun kapsamında ödeme hizmeti olarak değerlendirilmez:</i></p>

<p><i>a) Ödeme işleminin aracı kullanılmaksızın doğrudan alıcıya nakit olarak yapılması</i></p>

<p><i>b) Ödeme işleminin, gönderen ya da alıcı namına mal veya hizmet pazarlığına ya da alım satımına yetkili olan ticari temsilci aracılığıyla yapılması</i></p>

<p><i>c) Kâr amacı gütmeyen veya yardım amacıyla yapılan faaliyetler çerçevesinde paranın nakit olarak toplanması ve teslimi suretiyle yapılan ödeme işlemleri</i></p>

<p><i>ç) Mal veya hizmet alımından kaynaklanan ödeme işleminin gerçekleştirilmesinden hemen önce ödeme hizmeti kullanıcısının açık talebi üzerine, işlemin bir parçası olarak nakit paranın alıcıdan gönderene verildiği hizmetler</i></p>

<p><i>d) Ödeme hesabına bağlı olmaksızın nakit olarak gerçekleşen döviz alım ve satım işlemleri</i></p>

<p><i>e) 6102 sayılı Kanun kapsamındaki kıymetli evrak, yabancı banka çekleri, seyahat çekleri ve kâğıt posta havalelerinden herhangi biriyle gerçekleşen ödeme işlemleri</i></p>

<p><i>f) Sistemlerde; Banka, mutabakat kuruluşu, merkezî karşı taraf, takas odaları, ödeme hizmeti sağlayıcıları ve sistemin diğer katılımcılarının aralarında kendi nam ve hesaplarına gerçekleştirdikleri ödeme işlemleri</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>i) Ödeme hizmeti sağlayıcıları ile bunların temsilcileri veya şubeleri arasında kendi nam ve hesaplarına yapılan ödeme işlemleri</i></p>

<p><i>j) Ana şirket ile bağlı ortaklıkları veya bağlı ortaklıkların kendi aralarında gerçekleşen ve aynı gruba ait bir şirket dışında hiçbir ödeme hizmeti sağlayıcısının aracılık etmediği ödeme hizmetleri</i></p>

<p><i>k) Ödeme hizmetlerinden herhangi birini sunmayan ve ödeme hesabından para çeken müşteri ile yapılmış çerçeve sözleşmenin tarafı olmayan bir hizmet sağlayıcı tarafından işletilen ve kart çıkaran bir veya daha fazla kuruluş adına çalışan ATM’ler aracılığıyla nakit çekimi hizmetleri</i></p>

<p><i>Bankaca belirlenecek diğer işlem ve hizmetler”</i></p>

<p>ödeme hizmetleri kapsamından çıkarılan hallerdir. Bu kapsamda özetlememiz gerekirse nakit para ile doğrudan yapılan işlemler bazı döviz işlemleri, belirli özel nitelikli ödeme işlemleri ve kurumun kendi içerisinde yaptığı para alışverişleri elektronik paranın faaliyet alanı dışında bırakılmıştır. Ayrıca elektronik para kuruluşlarının kullanıcı adına kredi verme veya faiz işletme yetkileri bulunmamaktadır. Kanun koyucu bu sınırlamalarla birlikte finansal sistem üzerindeki kontrolü korumayı amaçlamıştır.</p>

<p>Son dönemde yapılan düzenlemelerle elektronik para kuruluşlarının faaliyet alanı her seferinde daha da genişletilmektedir. Özellikle dijital bankacılık sistemleriyle entegrasyon sağlanması belirli sınırlar dahilinde kıymetli maden işlemlerine aracılık edilebilmesi ve yeni nesil finansal teknolojilere uyum sağlanması bu alandaki gelişmelerin başlıca örnekleridir. Ancak buna rağmen döviz işlemleri ve mevduat olarak değerlendirilen klasik bankacılık faaliyetleri elektronik para işlemlerinden ayrı tutulmaktadır.</p>

<p><strong>Elektronik Paranın Hukuki Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Elektronik paraya ilişkin 6493 sayılı Kanun ile getirilen sistem incelendiğinde kanun koyucunun temel amacının yalnızca dijital ödeme sistemlerini düzenlemek olmadığı aynı zamanda finansal sistemin güvenliğini sağlamak ve kullanıcıları korumak olduğu görülmektedir. Özellikle elektronik para kuruluşlarının faaliyet alanlarının sınırlı tutulması bankacılık faaliyetleriyle elektronik ödeme hizmetleri arasındaki ayrımın korunmasına yöneliktir.</p>

<p>Elektronik para kuruluşları tarafından sunulan hizmetlerin hukuki niteliği değerlendirildiğinde, söz konusu ilişkinin klasik bankacılık sözleşmelerinden farklı ve kendine özgü bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Özellikle ödeme sistemleri ve elektronik para altyapıları üzerinden kurulan ilişki, doktrinde çoğunlukla sui generis bir sözleşme ilişkisi olarak değerlendirilmektedir. Çünkü bu sistemlerde; hizmet sunumu, ödeme aracının kullanımı ve teknik altyapının işletilmesine ilişkin unsurlar aynı anda gerçekleşmektedir.</p>

<p>Elektronik para kuruluşlarının faaliyet gösterebilmesi için yalnızca şirket kurulması yeterli olmayıp aynı zamanda ciddi bir teknik ve mali yeterlilik de aranmaktadır. Kanunda öngörülen sermaye şartı, bilgi güvenliği yükümlülükleri, risk yönetimi sistemi ve iş sürekliliğine ilişkin zorunluluklar bunun bir sonucudur. Özellikle ödeme sistemlerinin doğrudan finansal hareketlere aracılık etmesi nedeniyle kullanıcı verilerinin korunması ve sistem güvenliğinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’na geniş bir denetim ve gözetim yetkisi tanınmıştır bu kapsamda banka gerekli gördüğü hâllerde kuruluşların faaliyetlerini sınırlandırarak ek tedbirler talep edebilmekte ve mevzuata aykırı durumlarda idari yaptırım uygulayabilmektedir. Hakeza elektronik para kuruluşlarının yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde cezai sorumlulukları da doğabilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunun yanında elektronik para kuruluşlarının faaliyet alanı kanunda sınırlı sayıda belirlenmiştir. Mobil ödeme, para transferi, sanal POS hizmetleri, ödeme aracının kabulü ve elektronik para ihracı gibi faaliyetler bu kapsamda değerlendirilirken; nakit para üzerinden gerçekleştirilen bazı işlemler, kredi ilişkisi doğuran uygulamalar ve belirli bankacılık faaliyetleri bu kuruluşların yetki alanı dışında bırakılmıştır. Özellikle ödeme hesabına bağlı olmaksızın gerçekleştirilen döviz alım-satım işlemleri ile doğrudan nakit ödeme ilişkileri elektronik para kuruluşlarının faaliyet kapsamına dahil edilmemiştir. Böylelikle finans piyasasında faaliyet gösteren kurumların yetki alanları birbirinden ayrılmış ve sistemin kontrol altında tutulması amaçlanmıştır.</p>

<p>Son yıllarda yapılan düzenlemelerle birlikte elektronik para kuruluşlarının faaliyet alanlarında belirli ölçüde genişlemeye gidildiği görülmektedir. Nitekim 2019 yılında ön ödemeli kart sayısı 33 milyon civarı iken 2025 yılında bu sayı 109 milyonu aşmıştır. Bu artış elektronik para kullanımının günlük yaşamda giderek arttığının bir göstergesidir.</p>

<p>Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde elektronik para kuruluşlarının finansal sistem içerisinde giderek daha önemli bir konuma geldiği görülmektedir. Bununla birlikte bu alan günümüzde hala gelişim süreci içerisinde olduğundan uygulamada ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların ve yeni teknolojik gelişmelerin ilerleyen dönemlerde hem öğretide hem de yargı kararlarında daha ayrıntılı şekilde ele alınacağı değerlendirilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK"><img alt="Av. Yağmur ARICAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yagmur-aricak.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK">Av. Yağmur ARICAK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· Koç, Asuman / Öztürk, Nurettin, “Elektronik Para, Diğer Para Türleriyle Karşılaştırılması ve Olası Etkileri”, <i>SÜ İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi</i>, C. 16, S. 31, 2016, s. 207 vd. </span></p>

<p><span style="color:#999999">· <i>Dijitalleşen Hayatın Yeni Hukuk Düzeni: Dijital Para ve Dijital Para Hakkında Hukuki Düzenlemeler</i>, Ahkâm Aktüel Hukuk Dergisi, Ocak 2021, S. 1, s. 71-75. </span></p>

<p><span style="color:#999999">· T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK), <i>Ödeme Kuruluşları-Elektronik Para Kuruluşları Sektör Araştırma Raporu</i>, Ankara, Nisan 2020. </span></p>

<p><span style="color:#999999">· TÜRMOB, “Ödeme Kuruluşları ve Elektronik Para Kuruluşları ile Finansman Şirketleri ve Tasarruf Finansman Şirketleri BSMV’ye Tâbi İşlemleri İçin Dekont Düzenleyebilecekler”, <i>Mevzuat Sirküleri</i>, 13.06.2024, Sirküler No: 2024/90-1. </span></p>

<p><span style="color:#999999">· Türkiye Bankalar Birliği, Ödeme Sistemleri Raporu (Erişim Tarihi: 11.07.2025). </span></p>

<p><span style="color:#999999">· Bankalararası Kart Merkezi (Erişim Tarihi: 04.06.2026). </span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/nakitten-dijitale-elektronik-para-kuruluslarinin-hukuki-degerlendirmesi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 18:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/kripto-bitcoin-dijital-para.jpg" type="image/jpeg" length="37240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HALKIN BİR KESİMİNİ BELİRLİ ÖZELLİKLERİ NEDENİYLE AŞAĞILAMA SUÇU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/halkin-bir-kesimini-belirli-ozellikleri-nedeniyle-asagilama-sucu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/halkin-bir-kesimini-belirli-ozellikleri-nedeniyle-asagilama-sucu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.216/2’ye göre; </strong><i>“Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”</i>. Bu suç; kamu barışına karşı suçlardan sayılıp, <i>kamu barışı</i> bu hükümde korunan hukuki yarar olarak gösterilmiştir.</p>

<p><strong>Hükümde; </strong>Türkiye Cumhuriyeti Halkının bir kesimini, tanımlarına yukarıda yer verdiğimiz ulusüstü değerler, özellikler veya bir milleti oluşturan kıymetler olarak kabul edilebilecek sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayandırmak suretiyle alenen bir insanın, bir durumu veya bir kimseyi, kendisinden daha az sahip olduğunu sandığı/gördüğü değerler için küçük görmesi, yani aşağılaması, tahkir ve tezyifte bulunması suç olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Görüldüğü üzere m.216/2’de sayılan konular, <i>cinsiyet </i>haricinde ilk fıkra ile aynıdır. Bu fıkrada geçen <i>cinsiyet</i> kavramının ise, <i>cinsellik</i> veya “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin imzasını çektiği Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nde geçen <i>cinsel yönelim</i> ve <i>toplumsal cinsiyet</i> kavramlarından farklı olduğu, burada halkın bir kesiminin yalnızca kadın ve erkek olması sebebiyle alenen aşağılanmasının suç olarak düzenlendiğini belirtmek isteriz. Dolayısıyla, cinsellik üzerinden yapılan aşağılama TCK m.216/2 kapsamında suç olarak kabul edilmemiştir. Buna göre TCK m.216/2; “halkın bir kesimi” ibaresi kapsamına sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet ve bölge kavramlarını dahil etmiş, fakat bunun dışında kalan ve taşıdıkları özellikler itibariyle farklı kesim olarak değerlendirilebilecek başka kavrama yer vermemiştir.</p>

<p>Esasen 216. maddenin 1. ve 2. fıkralarında, halk kesimleri yönünden örneklemenin değil, sınırlı bir sayma metodunun izlendiği görülmektedir ki, bu yöntem hukuki öngörülebilirlik ve bilinirlik açısından “kanunilik” ilkesine de uygundur. Korunan özellik kavramının sayısının değiştirilmesi veya artırılması ise kanun koyucunun takdir ve değerlendirmesindedir. TCK m.2/1-3 gereğince, burada korunan hukuki yararın ve konunun yargı mensubu tarafından genişletilmesi veya gözardı edilmesi mümkün değildir. TCK m.216 ile korunan hukuki yarar kamu barışı ve ilk iki fıkrada koruma altına alınan unsurlar her iki fıkrada sayılan konulardır. Böylece; hükümde belirtilen konular sınırlı olarak sayıldığından, bu konular haricinde gerçekleştirilen aşağılama fiilleri, bu madde gerekçe gösterilerek cezalandırılmayacaktır.</p>

<p>TCK m.216/2’de; yalnızca aşağılama fiili yaptırıma bağlanmış, bu fiilin gerçekleştirilmesi ile herhangi bir sonucun ortaya çıkması aranmamış, söz, yazı veya başka bir şekilde halkın bir kesiminin, maddede ifade edilen konulardan birisi nedeniyle aşağılanmasının suç teşkil edeceği belirtilmiştir. İlk fıkrada olduğu gibi, suçun gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için aleniyet unsurunun gerçekleştirilen fiilde bulunması gerekmektedir, aleniyet burada da suçun maddi unsuru sayılmaktadır.</p>

<p>Bu suçun işleniş şekline göre teşebbüs gündeme gelebilir, bir başka ifadeyle icra hareketlerinin bölünebildiği ölçüde suç teşebbüse elverişli olacaktır. Örneğin kişi bir yazı kaleme almak suretiyle bu suçu işlemeyi amaçladığında, ancak yayımı sırasında bir hata oluştuğunda, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı ileri sürülebilir. Kanun koyucu aşağılama suçu bakımından, somut tehlike şartını aramamış ve kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkma şartını öngörmemiştir. 216. maddenin 3. fıkrasında tanımlanan dini değerleri alenen aşağılama suçu yönünden, suça konu fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması aranmıştır. 216. maddenin 2. fıkrasında soyut ve diğerlerini somut tehlike suçları olarak tanımlayabiliriz.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki;</strong> TCK m.216/2’de esasında halkın belirli bir kesimine yönelik hakaret gündeme geldiğinden, hakaret suçunu düzenleyen TCK m.125’in aksine, burada failin icra ettiği fiilin yöneldiği bir kişi değil, belirsiz sayıda mağdur bulunmaktadır.</p>

<p><strong>TCK m.216/2’nin gerekçesine bakıldığında;</strong> <i>“(…) halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge bakımından farklı bir kesimini alenen aşağılanması suç sayılmıştır. Suçun oluşması için; fıkrada belirtilen özelliklere sahip ve halkın bir kesimini oluşturan gayrimuayyen sayıdaki kişilerin aşağılanması, tahkir edilmesi gerekir. Bu fıkrada, kamu barışını korumak amacıyla halk kesimlerinin alenen aşağılanması suç olarak tanımlanmıştır.” </i>açıklamasına yer verilmiş, ancak hükümde TCK m.216/1’de <i>“kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” </i>ve TCK m.216/3’de <i>“fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde” </i>unsurları objektif cezalandırılabilme şartı olarak TCK m.216/2 bakımından aranmamıştır. Görüleceği üzere, failin alenen aşağılaması suçun oluşması için yeterli görülmüş ve ayrıca buna bağlı olarak objektif cezalandırılabilme şartının gerçekleşmesi halkın bir kesimini belirli özellikleri nedeniyle aşağılama suçunda öngörülmemiştir.</p>

<p>Anayasanın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, 27. maddesinde bilim ve sanat hürriyeti ve 28. maddesinde de basın hürriyeti güvence altına alınmış olup, bunların sınırlandırılması ancak “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması” başlıklı Anayasa m.13’e göre mümkündür. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesi ifade hürriyetini güvence altına almıştır. Anayasa m.27’de düzenlenen bilim ve sanat hürriyetine özel sınırlama sebebi getirilmemiş, yalnızca bilim ve sanatı yayma bakımından Anayasanın ilk üç maddesi gözetilmiştir.</p>

<p>Anayasa m.26 ve m.28 ile İHAS m.10’un güvencesi altında bulunan ifade hürriyeti; düşünce açıklamalarını, eleştirileri, esprileri, mizahı ve hicivi, dolayısıyla rahatsız edici sayılabilecek söz ve yazıları, bunlar hakaret ve aşağılama içermedikçe ve bu kasıtla söylenip yazılmadıkça korur. Nitekim “Ortak hüküm” başlıklı TCK m.218’in 2. cümlesinde <i>“Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>TCK m.216/1’de düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun hapis cezasının üst haddi 2 yıldan fazla olduğundan, CMK m.100/4 gereğince tutuklama yasağı bu suç yönünden bulunmamakla birlikte, aşağılama suçları yönünden hapis cezasının üst haddi 1 yıl olarak düzenlendiğinden, aşağılama suçları yönünden tutuklama yasağı bulunmaktadır. Aşağılama suçunu işleyen fail hakkında adaletten kaçma ve/veya delil karartma ile ilgili yasal şartlar oluşmuşsa, hakim tarafından yalnızca adli kontrol tedbirine karar verilebilir. Bununla birlikte; halkın bir kesimini belirli özellikleri nedeniyle aşağılama suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, faile verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>TCK m.216/2’de düzenlenen aşağılama suçunda somut tehlikenin varlığı aranmamış, sadece sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığı üzerinden failin halkın bir kesimini alenen aşağılamaya dönük konuşmaları ve yazıları suçun oluşması için yeterli görülmüştür. Sosyal sınıf; halkın bir kesimini oluşturan memur, işçi, emekli, öğrenci veya iktisadi şartlara göre belirlenen sınıflardan oluşur, ancak hükümde ve gerekçesinde sosyal sınıfın net bir tanımına da yer verilmemiştir. Bu bakımdan, sosyal sınıfın ne olduğunu somut olayın özelliklerine göre belirlemek isabetli olacaktır. Her ne kadar kanun koyucu TCK m.216/1-2’de “gibi” veya “ve benzeri” demeyip, sınırlı sayma yöntemi ile kamu barışı yönünden korunmasını hedeflediği hukuki yararları saymışsa da, sosyal sınıfın, ırkın, dinin, mezhebin veya bölgenin ne olduğunu ve bunlarla ilgili farklılıklar üzerinden alenen aşağılamanın tespitini uygulamaya bırakmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Halkın bir kesimini taşıdığı özelliklere ve bu özelliklerin farklılıklarına dayanarak alenen aşağılama suçunun oluşabilmesi için failde suç işleme kastının varlığı ve buna ilişkin sözleri alenen, yani herkesin ulaşabileceği şekilde söylemesi veya paylaşması yeterli olup, fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımında yer alan maddi unsurları bilmeyen, bu nedenle esasta hataya düşen, dolayısıyla suç işleme kastı olmayan veya işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz, yani haklı görülebilir bir hataya düşen kişinin TCK m.30/1-4 gereğince ceza sorumluluğu gündeme gelmeyecektir. TCK m.30/1 yönünden suçun manevi unsuru oluşmadığından ve m.30/4 bakımından ise haksızlık hatası varlığından bahisle failin cezalandırılması yolunda gidilmeyecektir.</p>

<p><strong>Aşağılama;</strong> alçaltma, küçük düşürme, küçük veya hor görme olarak tanımlandığından, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi gereğince her ne kadar beddua bir aşağılama sayılmazsa da, kullanıldığı yer ve zaman dikkate alındığında ve kamu barışı açısından düşünüldüğünde, bir bütünde sosyal sınıfı, ırkı, dini, mezhebi, cinsiyeti veya bölge farklılığına dayanarak bir sınıfa ve diğer sayılan unsurlara yapılacak beddua aşağılama suçu kapsamında görülebilir, ancak bedduanın daha ziyade değerlendirilmesi gereken yerinin TCK m.216/1’de düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu olduğu da söylenebilir. Tahrik ile aşağılama arasında ayırım, somut olayın özelliklerine göre ve “kanunilik” ilkesi dikkate alınarak yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Mehmet Vedat Ervan</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/halkin-bir-kesimini-belirli-ozellikleri-nedeniyle-asagilama-sucu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 18:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tertasiz.jpg" type="image/jpeg" length="97752"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2015/19298 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201519298-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201519298-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 8/5/2019 tarihli ve 2015/19298 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">ALİ ÇIĞIR BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2015/19298)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 8/5/2019</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hasan Tahsin GÖKCAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Burhan ÜSTÜN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kadir ÖZKAYA</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yusuf Şevki HAKYEMEZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör Yrd.</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Fatih ALKAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ali ÇIĞIR</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I. BAŞVURUNUN KONUSU</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuru, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde kaydedildiğine yönelik şikâyet hakkında etkili bir ceza soruşturması yapılmaması nedeniyle kişisel verilerin korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Başvuru 9/12/2015 tarihinde yapılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Başvurucu, 2014 yılı itibarıyla Kırşehir Emniyet Müdürlüğünde şube müdürü olarak görev yapmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. 16/6/2014 tarihinde, bazı haber sitelerinde<i> "Kırşehir'de polisleri alevi, problemli, alkol alır diye fişlemişler" </i>başlıklı haberler yayımlanmıştır. Haberde, İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli bir başkomiser tarafından tutulduğu ileri sürülen bir ajandadan bahsedilmiş ve söz konusu ajandada bulunduğu belirtilen yazılara ilişkin görseller paylaşılarak başvurucu ile birlikte birçok emniyet mensubunun fişlendiği iddia edilmiştir. Haber içeriğinde verilen görsellerde başvurucunun isminin karşısına<i> "- (eksi), gelişi farklı"</i> ibaresinin yazıldığı görülmektedir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. Başvurucu, anılan dönemde İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli tek bir başkomiser olduğunu belirterek başkomiser K.Y. ve fişlemeyi gerçekleştiren kişiler hakkında Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) 2/7/2014 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu; söz konusu fişlemeler nedeniyle görev yerinin değiştirildiğini, bunun neticesinde<i> "Emniyette paralel temizlik"</i> başlığı altında haberler yapıldığını, kendisinin ve atama işlemlerine tabi tutulan diğer personelin zan altında bırakıldığını ve aşağılandığını iddia etmiştir. Hakkında tutulan söz konusu yasa dışı notlar nedeniyle çevresine izahatta bulunamadığını, insanların kendisinden uzaklaşmaya çalıştığını ve işyerindeki olumsuz tutumun psikolojik taciz boyutuna ulaştığını ileri sürmüştür. Başvurucu, tazminata ilişkin haklarını saklı tutarak delillerin toplanmasını, olayın aydınlatılmasını ve şüpheli ya da şüphelilerin cezalandırılmalarını talep etmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Başsavcılık tarafından <i>kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya yayma, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme ve ayrımcılık</i> suçları kapsamında yürütülen soruşturmada; haber içeriklerinde kullanılan görseller, yazı ve imza incelemesinde kullanılmak üzere ilgili yerlerden talep edilmiş ve ajandanın çalındığı iddiasıyla ilgili olarak yürütülen adli soruşturma ile şüpheli hakkında açılan idari soruşturma kapsamında elde edilen deliller dosyaya eklenmiştir. Ayrıca 2/7/2014 tarihinde başvurucunun ve 3/6/2015 tarihinde şüpheli K.Y.nin ifadeleri alınmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Şüpheli K.Y. ifadesinde; görevi gereğince aldığı duyumları not ettiği bir ajandasının bulunduğunu, ajandada yer alan notların sahada yapılan istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edildiğini ve teyide muhtaç ham bilgilerden ibaret olduğunu ileri sürmüştür. Elde edilen bilgileri ancak teyit ettikten ve devletin güvenliğini tehdit edecek durumların oluştuğuna kanaat getirdikten sonra kıymetlendirerek ilgili birimlere ulaştırdığını vurgulamış ve soruşturmaya konu olan notları herhangi bir yere iletmediğini belirtmiştir. K.Y.; istihbarat şube müdürlüğüne vekâlet ettiği dönemde arkadaşının vefat etmesi üzerine üç gün izin aldığını, izin için ayrılmadan önce ajandasını çekmeceye koyup kilitlediğini ve anahtarını da masasının üzerinde bulunan kalemliğe bıraktığını, döndüğünde herhangi bir şüphe duymadığı için ajandasının yerinde olup olmadığını özellikle kontrol etmediğini, basında çıkan haberler üzerine ajandasının çalındığı konusunda bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştir. Hırsızlık olayıyla ilgili olarak şikâyeti üzerine başlatılan adli soruşturmadan kamera kayıtlarının yetersiz olması nedeniyle bir sonuç alınamadığını dile getiren K.Y.; kimseyi fişlemediğini, söz konusu notların herkesin not edebileceği türden bilgilerden oluştuğunu, hatta ajandasında kendi arkadaşlarının da isimlerinin bulunduğunu, hırsızlık olayı olmadığı takdirde bu bilgilerden kimsenin haberinin olmayacağını ve yapılan atama işlemlerinde de ajandada bulunan birçok kişinin görev yerinde herhangi bir değişiklik olmadığını belirtmiştir. Ayrıca açılan idari soruşturma neticesinde hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiğini ve aklandığını ifade eden K.Y.; yayımlanan görsellerde kendisine ait olmayan el yazısıyla yazılmış isim listelerinin de bulunduğunu, birtakım eklemelerin yapıldığını ve bu durumun Kayseri Polis Kriminal Laboratuvarında yapılan el yazısı karşılaştırmalarıyla ortaya konulduğunu ileri sürmüştür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13. Başsavcılık, 31/8/2015 tarihinde şüpheli K.Y. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesinde; haber sitelerinde yayımlanan ve şüpheli K.Y. tarafından bir kısmının doğru olduğu kabul edilen görsellerin asıllarının elde edilemediği, şüpheliye ait ajandanın herhangi bir resmî belge niteliği taşımadığı, içerdiği notların da gerçek ve resmî olmadığı, bu hususların sabit olduğu, ayrıca ajandanın şüphelinin istek ve iradesi ile bir başkasına verildiğine ilişkin bir delilin de bulunamadığı belirtilmiştir. Kararda, şüpheli tarafından ikrar edilen sayfaların olması nedeniyle ayrıca ekleme yapılıp yapılmadığı hususunun soruşturmanın sıhhati açısından bir önem arz etmediği dile getirilmiştir. Somut olayda şüpheli tarafından tutulan ve müştekiler tarafından doğruluğu reddedilen notların kişisel veri olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, notlarda yer alan bilgilerin bir sisteme kayıtlı olmaması nedeniyle hukuka aykırı olarak ele geçirilmiş bilgiler olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Ayrıca kararda, ayrımcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı ve başvurucu ile birlikte diğer müştekiler hakkında yapılan görev değişikliklerinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddialar hakkında Başsavcılıkça yapılacak bir işlemin bulunmadığı belirtilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14. Karara karşı yapılan itiraz Kırşehir Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/10/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararda, Başsavcılık tarafından verilen kararın usule ve mevzuata uygun olduğu ifade edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15. Nihai karar 10/11/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16. Başvurucu 9/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun <i>"Kişisel verilerin kaydedilmesi "</i> kenar başlıklı 135. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18. 5237 sayılı Kanun'un <i>"Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" </i>kenar başlıklı 136. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19. 5237 sayılı Kanun'un <i>"Nefret ve ayırımcılık" </i>kenar başlıklı 122. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"(1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">c) Bir kişinin işe alınmasını,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.</span></i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21. 4721 sayılı Kanun'un 25. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23. 6098 sayılı Kanun'un 58. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun "İptal ve tam yargı davaları" kenar başlıklı 12. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. ..." </span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25. 2577 sayılı Kanun’un<i> "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" </i>kenar başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26. Mahkemenin 8/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucunun İddiaları</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27. Başvurucu; haber sitelerinde yayımlanan görsellerde yer alan listelerle uyumlu olacak şekilde atama işlemleri yapıldığını, bu doğrultuda kendisinin de görev yerinin değiştirildiğini, bu işlemlere dayanak olan fişlemeyi yapan faillerin bulunması ve gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla suç duyurusunda bulunduğunu belirtmiştir. Söz konusu soruşturma kapsamında haber kaynağının araştırılması ve İstihbarat Şube Müdürlüğünün kamera kayıtlarının incelenmesi dışında bir işlem yapılmadığını, şüpheliden yazı örneklerinin alınarak inceleme yapılması yönündeki talebinin yerine getirilmediğini iddia etmiştir. Başvurucu; etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini, yasa dışı fişleme kayıtlarına dayanılarak gerçekleştirilen işlemler nedeniyle itibarının zarar gördüğünü ve kamunun imkanlarından mahrum bırakıldığını ileri sürmüştür. Yaşanan süreçte kendisinin ve ailesinin psikolojisinin olumsuz şekilde etkilendiğini, eşinin ilaç kullanmaya başladığını, sosyal çevresi tarafından dışlandığını belirten başvurucu; özel hayata saygı hakkının, kötü muamele yasağının, hak arama hürriyetinin, adil yargılanma hakkının, kişisel verilerin korunması hakkının ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. Değerlendirme</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan,</i> B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özünü; kişisel nitelikteki birtakım verilerine yönelik saldırılara karşı etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği iddiası oluşturmaktadır. Dolayısıyla başvurunun Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30. Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının olduğu ifade edilmektedir. Söz konusu anayasal güvence, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde koruma altına alınan özel hayata saygı hakkına karşılık gelmektedir. Kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır (AYM, E.2014/122, K. 2015/123, 30/12/2015, §§ 19-20).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31. Devletin, kişisel verilerin korunması hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin öngörülen güvencelere aykırı şekilde bu hakka müdahale etmemelerini gerektirir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32. Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsamaktadır. Maddede ayrıca kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Yine Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması, maddi ve manevi varlıklarının geliştirilmesi için gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu düzenlemeler ışığında devletin, bireyin kişisel verilerinin korunması hakkına keyfî olarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif yükümlülüklerinin de bulunduğu söylenebilir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33. Dolayısıyla Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen hak kapsamında devletin, pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tüm bireylerin kişisel verilerin korunması hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Söz konusu pozitif yükümlülük; olayın meydana gelme şekli ile etkisi, ağırlığı ve sonuçları bakımından yapılacak değerlendirmelere ve olayın kim tarafından nasıl gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli kılan durumların bulunup bulunmadığına göre her durumda ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılmaz. Nitekim yargısal sistem kurma yükümlülüğü, -olayın koşullarına göre- hukuki ve idari yolların devlet tarafından oluşturulmasıyla da yerine getirilebilir. Bu bağlamda bazı durumlarda disiplin soruşturması ile dahi devletin aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi mümkün olabilir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35. Öte yandan yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılması, failler hakkında mutlaka ceza davası açılmasını ya da onların cezalandırılmasını zorunlu hâle getirmediği gibi başvuruculara üçüncü tarafları bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırılmalarını talep etme hakkı da vermemektedir. Zira burada kastedilen sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Ancak her durumda söz konusu yargısal sistemlerin etkili şekilde işletilmesi ve soruşturmalar ya da yargılamalar neticesinde yargısal makamlarca ulaşılan tüm sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36. Ek olarak ayrıca vurgulamak gerekir ki kişilerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunların incelenmesi, ceza soruşturması/kovuşturması sürecinin mahkûmiyet kararı ile sonuçlanması ve bu hâlde takdir edilecek cezanın miktar ve mahiyetinin belirlenmesi Anayasa Mahkemesinin görev alanı içinde olmayıp bu husus esasen derece mahkemelerinin takdirindedir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37. Somut olayda başvurucu; hakkında tutulan ve önceden bilgi sahibi olmadığı birtakım notların haber sitelerinde yayımlandığını, yasa dışı şekilde tutulan bu notlara dayanılarak hakkında işlemler yapıldığını ileri sürmüş, sorumluların bulunması ve gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla suç duyurusunda bulunduğunu beyan etmiştir. Olayın özellikleri dikkate alındığında; her ne kadar bir şüpheli olsa da söz konusu notların kim tarafından nasıl bir yetki kapsamında ve hangi amaçla tutulduğu konularında kamusal makamların devreye girmeleri ve olayı tüm yönleriyle aydınlatmaları gerektiği değerlendirilmektedir. Ayrıca, olayın meydana gelme şekli ile ağırlığı da göz önüne alındığında devletin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün -somut olay özelinde- bir ceza soruşturması yapılmasını gerekli kıldığı kanaatine varılmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38. Bu durumda bireysel başvuru kapsamında yapılacak değerlendirmede dikkate alınacak husus; belirtilen çerçeve içerisinde yeterli usule ilişkin güvencelerin sunulduğu bir cezai takibatın yürütülüp yürütülmediğine, soruşturmanın bağımsız, özenli, süratli, etkili şekilde yapılıp yapılmadığına ve ulaşılan sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanıp açıklanmadığına ilişkin olacaktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39. Başvuruya konu olay hakkında Başsavcılık tarafından yapılan ceza soruşturmasında, öncelikle başvurucunun ifadesinin alındığı ve şikâyetlerinin dinlendiği anlaşılmaktadır. Akabinde, haber içeriğinde<i> İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli bir başkomiser</i> olarak belirtilen K.Y.nin ifadesine başvurulduğu görülmektedir. Ayrıca ilgili haber içeriklerinde kullanılan görsellerin, yazı ve imza incelemesinde kullanılmak üzere haberi yapan yayın şirketinden istendiği anlaşılmaktadır. Yine şüpheli hakkında başlatılan idari tahkikat sürecinde ve ajandanın çalındığı iddiasıyla ilgili olarak yürütülen adli soruşturmada elde edilen başta kamera kaydı olmak üzere delillerin incelendiği, ajandanın şüpheli K.Y. tarafından bir başkasına verilip verilmediği hususunda araştırmalar yapıldığı ve tespitlerde bulunulduğu görülmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40. Soruşturma neticesinde verilen 31/8/2015 tarihli kararda, bahse konu haberlerin içeriğindeki görsellerde yer alan ve başvurucunun isminin de bulunduğu notların kim tarafından tutulduğu ve nasıl elde edildiği konusunda açıklamada bulunulduğu görülmektedir. Ayrıca söz konusu notların niteliğine, hangi amaçla tutulduğuna ve notları tuttuğunu ikrar eden şüphelinin görevi dikkate alınarak bu tür bir eylemin suç oluşturup oluşturmadığı konusunda değerlendirmeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu ceza soruşturması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, başvurucu tarafından ileri sürülen <i>gerçeklerin ve sorumluların belirlenmesi </i>talebinin yerine getirildiği, ulaşılan sonucun ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklandığı ve soruşturmanın etkili bir şekilde yapılmadığı tespitinde bulunmayı gerektiren bir nedenin olmadığı kanaatine varılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41. Öte yandan başvuruya konu olayın Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma vasıtasıyla aydınlatıldığı dikkate alındığında; başvurucunun kişilik haklarına saldırı mahiyetindeki söz konusu iddialarının ayrıca adli ve idari yargı düzenindeki mahkemelerce değerlendirilebileceği, bu doğrultuda ilgili mevzuat kapsamında kişilik haklarına yönelen saldırıların sona erdirilmesi ve zararın tazmin edilmesi hususunda hukuk davası ile tam yargı davası açılabileceği konusunda bir tereddüt yoktur. Dolayısıyla başvurucunun anılan yollara başvurarak iddialarını ileri sürebilmesi ve zararlarını tazmin edebilmesi de mümkündür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42. Sonuç olarak etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılmasının sorumlular hakkında mutlaka ceza davası açılmasını ya da onların cezalandırılmasını zorunlu hâle getirmediği konusunda ortaya konulan ilke göz önüne alındığında; somut başvuruda kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüğün gerektirdiği şartların gerisinde kalınmadığı ve açık bir ihlalin bulunmadığı değerlendirildiğinden başvurunun <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">VI.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>HÜKÜM</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. Kişisel verilerin korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 8/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. </span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201519298-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 16:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="62916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MADDİ VE MANEVİ VARLIĞIN KORUNMASINDA ETKİLİ KOVUŞTURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/maddi-ve-manevi-varligin-korunmasinda-etkili-kovusturma-yukumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/maddi-ve-manevi-varligin-korunmasinda-etkili-kovusturma-yukumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa m.17/1 ile güvence altına alınmıştır. Bu hak; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) sisteminde, m.8’de düzenlenen özel hayata saygı hakkı ve bazı durumlarda m.3’de düzenlenen işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında korunmaktadır. Devletin; kişinin maddi ve manevi varlığına keyfi müdahalede bulunmama şeklinde “negatif yükümlülüğü”, ayrıca kişinin maddi ve manevi varlığını öngörülebilir her türlü tehlikeden, bilhassa üçüncü kişilerin saldırılarından koruma şeklinde “pozitif yükümlülüğü” bulunmaktadır.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>Etkili Soruşturma ve Kovuşturma Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Devletin pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin boyutunda etkili soruşturma yükümlülüğü bulunmaktadır. Etkili soruşturma yükümlülüğü; insan hakları yargılamasında, kovuşturma evresini de içine alacak şekilde tanımlanmakta ve kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını, sorumluların tespitini ve etkili yaptırımların uygulanmasını amaçlamaktadır. Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından sıklıkla belirtildiği gibi bu yükümlülük bir sonuç yükümlülüğü niteliğinde olmayıp, uygun araçların kullanılması suretiyle, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin özenli bir şekilde yürütülmesini ve koşulları oluştuğunda fiilin ağırlığı ile orantılı bir yaptırıma hükmedilmesini gerektirmektedir.</p>

<p>AYM’ye göre, bir soruşturmanın ya da kovuşturmanın “etkili” kabul edilebilmesi için <i>“maddi gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla yeterli araştırma yapılmalı, olayı aydınlatmaya elverişli olduğu görülen <strong>deliller toplanmalı</strong> ve olay <strong>tüm yönleriyle ortaya konularak değerlendirilmelidir<a href="https://www.hukukihaber.net/etkili-sorusturma-yukumlulugunun-ihlali-65130460" rel="dofollow"><strong>[1]</strong></a></strong>”</i>. AYM ayrıca “<i>yapılan yargılama neticesinde ulaşılan sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde <strong>ilgili ve yeterli gerekçelerle</strong> açıklanması<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201519298-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><strong>[2]</strong></a></i>” gerektiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla; delillerin özenli bir şekilde değerlendirilmesi ve yargılama sonucunda verilen kararın ilgili ve yeterli gerekçe içermesi, etkili soruşturma yükümlülüğünün birer unsuru olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>İHAM; 2025 yılında verdiği, bir cinsel istismar şikayeti üzerine açılan kamu davasının gerekli özenle yürütülmediği iddiasına ilişkin kararında, ulusal makamlar tarafından maddi olay ve olguları ortaya koymak amacıyla mevcut imkanların yeterli ölçüde araştırılmadığı gerekçesiyle maddi ve manevi varlığın korunması (İHAS m.8) hakkı kapsamında Devletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediğine kanaat getirmiştir (<i>N.Ö./Türkiye</i>, B. No: 24733/15, 14.01.2025).</p>

<p><strong>İHAM bu kararda özetle;</strong> yargılama süresince çok sayıda tanık dinlenmesine karşın tanık beyanlarının titiz bir değerlendirmeye tabi tutulmadığını, bunlardan anlamlı bir sonuç çıkarılmadığını, gerekçeli kararda başvurucu ile fail arasındaki ne tür bir ilişki olduğuna dair belirlemelerin yer almadığını, dava dosyasında bulunan sağlık raporları ve bilirkişi raporlarında yer alan bulguların tartışılmadığını, bunlardan herhangi bir sonuç çıkarılmadığını ve bunların başvurucunun iddialarını destekleyip desteklemediği konusunda bir görüş ortaya koyulmadığını, sanıktan alınacak DNA örnekleri ile üzerinde sperm kalıntısı tespit edilen kıyafetteki örneklerin karşılaştırılması ve HTS bilgilerinin getirtilmesi yönündeki taleplerin gerekçesiz bir şekilde yerine getirilmediğini, sonuç olarak yargı organlarının, tarafların inandırıcılığı ve ifadelerinin güvenilirliği konusunda bir görüş oluşturmak için gerekli çabayı göstermediğini tespit etmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/maddi-hakikate-ulasmada-mahkemenin-yeterli-degerlendirme-yapma-zorunlulugu" rel="dofollow">[3]</a>. İHAM böylece delillerin araştırılması, tartışılması ve değerlendirilmesi hususundaki eksiklikleri veya özensizlikleri, ayrıca karar gerekçesindeki yetersizlikleri, devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali olarak değerlendirmiştir.</p>

<p><strong>III. </strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202122087-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><strong>AYM’nin <i>B.H. ve diğerleri</i> Kararı</strong></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202122087-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">AYM, 21/5/2026 tarihli ve 33260 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan <i>B.H. ve diğerleri</i> kararı</a>nda, benzer bir yaklaşımla; çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun işlendiği iddiasıyla yapılan bir yargılamanın etkili kovuşturma yükümlülüğünün gereklerini karşılamadığı gerekçesiyle, Anayasa m.17 kapsamında hak ihlali tespit etmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202122087-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(<i>B.H. ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2021/22087, 13/1/2026).</a></p>

<p>Karara konu olayda; başvurucu, ortaokul öğrencisi olduğu dönemde öğretmeni tarafından kendisine yönelik cinsel istismarda bulunulduğu iddiasıyla şikayetçi olmuştur. Soruşturma sürecinde öğretmenin başvurucuya diğer öğrencilerden farklı şekilde yaklaştığı, öğrencisiyle kişisel iletişim kurmaya çalıştığı, çeşitli mesajlar gönderdiği ve öğretmenlik ilişkisinin sınırlarını aşan bir yakınlık geliştirdiği yönünde bulgulara yer verilmiştir. Ayrıca başvurucu, öğretmenin bazı davranışlarından rahatsızlık duyduğunu ifade etmiş; sınıf arkadaşlarının anlatımları da öğretmenin başvurucuya yönelik tavırlarının dikkat çekici olduğu yönünde değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucu; <strong>öğretmenin omzuna kolunu attığını, bazen de beline sarıldığını</strong>, sınıf arkadaşlarının öğretmenin kendisine çok yakın davrandığını söyleyip ondan uzak durmasını tavsiye ettiklerini beyan etmiştir. Soruşturma sonucunda düzenlenen iddianamede, bu hususlara atıf ile şüpheli öğretmenin fiillerinin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Yapılan yargılama sonucunda sanığın fiillerinin çocuğa karşı cinsel taciz suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Sanığın 11 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve yasal şartları oluşan hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; <i>“başvurucunun öğrencisi olduğu okulda sınıf öğretmeni olan sanığın diğer öğrencilerden farklı olarak başvurucuya ‘Canım, aşkım’ şeklinde hitap etmek, sınıftaki arkadaşları kanalıyla başvurucuya çiçek göndermek, gece geç saatlerde telefonuna resim göndermek ve ‘günaydın’ şeklinde mesaj atmak suretiyle başvurucuya yönelik işlediği suçun kapsamındaki eylemlerin tamamının sözle yapılan cinsel taciz niteliğinde olup cinsel istismara ulaşmadığı”</i> belirtilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karara eklenen karşı oy yazısında ise, <i>“sanığın başvurucuya yönelik ‘Canım, aşkım, bana hocam deme’ şeklinde hitaplarda bulunduğu, başvurucunun bu durumdan rahatsızlık duyduğu, yine <strong>başvurucunun anlatımına göre sanığın elini omzuna attığı, bazen de beline sarıldığı</strong> ifade edilerek (...) sanığın ısrarlı davranışlarının cinsel taciz boyutunu aşarak sarkıntılık düzeyine ulaştığı kanaatine varıldığı”</i> ifade edilmiştir.</p>

<p>Başvurucuların şikayetini Anayasa m.17 kapsamında Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde inceleyen AYM; kararında, etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin ilkeleri hatırlatmış ve soruşturmanın ya da kovuşturmanın etkili yapıldığının söylenebilmesi için <i>“tarafların iddialarının sübutuna elverişli olduğunu bildirdiği delillerinin Mahkemece öncelikle değerlendirilmesinin”</i> gerekli olduğunu belirtmiştir (§ 29). Somut olayda Yüksek Mahkeme, başvurucunun beyanına dayanılarak iddianamedeki olay örgüsünde anlatılan ve karşı oy yazısında da dile getirilen <i>“sanığın başvurucunun beline sarılması ve omzuna elini atması gibi eylemlerin”</i> sübut bulmadığı kanaatine nasıl ulaşıldığının veya beyanların bu kısmına neden itibar edilmediğinin İlk Derece Mahkemesince ortaya koyulamadığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca, suçun vasfının tayini bakımından önem taşıyan ve başvurucunun idari soruşturma sırasında dinlenen sınıf arkadaşlarının anlatımları ile de uyumlu olan fiziksel temas iddialarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda ilgili ve yeterli bir inceleme yapılmadığına dikkat çekmiştir (§ 31).</p>

<p>Bu belirlemeler ışığında AYM; <i>“kovuşturmada çocuğun üstün yararı ilkesi bağlamında haklarının korunmasına yönelik özen gösterilmediği, maddi olayın ortaya çıkarılabilmesi için yeterli bir araştırma gerçekleştirilmediği”</i>, ayrıca “<i>başvurucunun ileri sürdüğü olaylar ve deliller bağlamında kararda ilgili ve yeterli gerekçe bulunmadığı</i>” gerekçesiyle, başvurucunun şikayetine yönelik etkili bir ceza kovuşturması yapılmadığına karar vermiştir (§ 32).</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>Değerlendirme ve Sonuç</strong></p>

<p>Bilindiği üzere ceza yargılamasında mağdur, suçtan zarar gören veya katılan gibi tarafların; AYM önünde, adil/dürüst yargılanma hakkının sağladığı güvenceleri ileri sürmesi mümkün değildir; zira adil/dürüst yargılanma hakkının cezai boyutu, yalnızca suç isnadı altında bulunanları kapsamaktadır. Bununla birlikte AYM ve İHAM, bireysel başvuruya konu edilebilecek maddi hakların usule ilişkin birtakım güvenceler içerdiğini kabul etmektedir. Buna bağlı olarak, herhangi bir maddi hakkın ihlal edildiğine ilişkin şikayetler incelenirken; başvurucunun iddialarını ve itirazlarını etkili biçimde ileri sürme olanağına sahip olup olmadığı, mahkeme kararlarında ilgili ve yeterli gerekçenin bulunup bulunmadığı, yargı organlarının maddi olayın ortaya çıkarılması amacıyla gerekli araştırmaları yapıp yapmadığı ve yargılamanın makul sürede sonuçlanıp sonuçlanmadığı, kısacası somut olayın koşullarına uygun özenli bir yargılama yürütülüp yürütülmediği bireysel başvuru denetiminin kapsamına girmektedir. Öte yandan, yaşam hakkının veya maddi ve manevi varlığın korunması hakkının gündeme geldiği yargılamalarda mahkemelerden beklenen özenin daha yüksek olduğu; zira Devletin pozitif yükümlülüklerinin, bu haklar bakımından daha geniş yorumlandığı bilinmektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda AYM; <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202122087-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>B.H. ve diğerleri</i> kararı</a>nda, suçun niteliğini ve mağdurun yaşını dikkate alarak yargı organlarının etkili kovuşturma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini titiz bir incelemeye tabi tutmuştur. Mahkeme; İlk Derece Mahkemesinin delil değerlendirmesine müdahale etmemiş, ancak dosyadaki bazı somut delillerin araştırılmadığını ve dikkate alınmadığını tespit etmiştir. Ayrıca, bu delillere dayanan ve suçun hukuki niteliğini değiştirebilecek esaslı iddiaların gerekçeli kararda değerlendirilmemesi de ihlal sonucunda belirleyici olmuştur. Böylece AYM; etkili kovuşturma yükümlülüğünün maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik özenli, kapsamlı ve gerekçeli bir yargısal faaliyet yürütülmesini zorunlu kıldığını açık biçimde ortaya koymuştur.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi; esas itibariyle İlk Derece Mahkemesinin delil değerlendirmesine karışmamakla birlikte, dosyada bulunan bazı somut delillerin hiç dikkate alınmaması ve değerlendirilmemesi yönünden ihlal kararı vermiştir. Yüksek Mahkeme; İlk Derece Mahkemesinin verdiği karara müdahale etmek yerine, dosyada mevcut olan ve suçun hukuki niteliğini değiştirebilecek delillerin hiç değerlendirilmemesini ihlal sebebi görmüş ve ihlal sonucuna da başvurucu taraf sanık olmadığından, İHAS m.6’da güvence altına alınan dürüst yargılanma hakkı yerine, Anayasa m.17’nin ve İHAS m.8’in ihlalinden hareketle varmıştır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a href="https://www.hukukihaber.net/etkili-sorusturma-yukumlulugunun-ihlali-65130460" rel="dofollow">[1]</a> <a href="https://www.hukukihaber.net/etkili-sorusturma-yukumlulugunun-ihlali-65130460" rel="dofollow"><i>Gözde Başar</i> [2. B.], B. No: 2016/3122, 28/5/2019, § 34</a></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201519298-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">[2]</a> <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201519298-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Ali Çığır</i> [1. B.], B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 35</a></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/maddi-hakikate-ulasmada-mahkemenin-yeterli-degerlendirme-yapma-zorunlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3] </span></a><span style="color:#999999">Karar hakkındaki yazımız için bkz. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/maddi-hakikate-ulasmada-mahkemenin-yeterli-degerlendirme-yapma-zorunlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/maddi-hakikate-ulasmada-mahkemenin-yeterli-degerlendirme-yapma-zorunlulugu</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/maddi-ve-manevi-varligin-korunmasinda-etkili-kovusturma-yukumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/yargi/anayasajkadfgasdgl.jpg" type="image/jpeg" length="79099"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 2023/3872 E., 2025/5094 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20233872-e-20255094-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20233872-e-20255094-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 20/11/2025 tarihli, 2023/3872 E., 2025/5094 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>ONİKİNCİ DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas No : 2023/3872</strong></p>

<p><strong>Karar No : 2025/5094</strong></p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU:</strong></p>

<p>... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava konusu istem:</p>

<p>Devlet Hastanesinde 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 45/A maddesi kapsamında sözleşmeli sağlık teknikeri olarak görev yapan davacının, sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin Ağrı Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünün... tarih ve E-... sayılı işleminin iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:</p>

<p>... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; uyuşmazlıkta davacının kesintisiz üç gün veya toplamda on gün süreyle göreve gelmediğinden bahisle, sözleşmesinin Ağrı Valiliği tarafından feshedilmesine yönelik işlemin tesis edildiği, Sağlık Bakanlığında görev yapan davacının göreve ilk atamasının hangi idari mercii tarafından yapıldığını bir çok kez ara kararlarıyla davalı idareden sorulmuşsa da, davalı idarece ara kararlarına karşı süresi içerisinde cevap verilmediği veya istenilen hususlara yer verilmeksizin cevap sunulduğu, neticede davacının ilk atama onayına ilişkin belgenin dava dosyasına sunulmadığı, bu çerçevede, davacının sözleşmeli personel olarak ilk atamasının (mevzuat uyarınca yapılan yetki devrine istinaden veya başkaca bir mevzuat uyarınca) Ağrı Valiliğince yapıldığının ortaya konulamadığı kabulünden hareket edilerek bir sonuca varılması ve davacının sözleşmeli personel olarak ilk atamasının ilgili mevzuat kapsamında Sağlık Bakanlığınca yapıldığının kabulü gerektiği, davacının sözleşmeli personel olarak ilk atama onayının Sağlık Bakanlığınca yapıldığı kabulünden hareketle, davacının ilk atamasını yapan yetkili merciin, yani Sağlık Bakanlığının, davacının sözleşmesinin feshine dair işlemi de tesis etmesi gerekirken, davacının sözleşmesinin Ağrı Valiliği tarafından tesis edildiği, bu suretle de dava konusu işlemin yetki yönünden sakat olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, davacının yoksun kaldığı maddi zararlarının tazmini isteminin kabulüne, işlem nedeniyle yoksun kaldığı ve tazmini gereken parasal ve özlük haklarının dava tarihi olan 21/08/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:</p>

<p>... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı idare tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:</strong></p>

<p>Davacı ile imzalanan hizmet sözleşmesinin Sağlık Bakanlığı adına il sağlık müdürü tarafından imzalandığı, sözleşme kapsamında Bakanlığın yetkilerinin il sağlık müdürüne devredildiği, yetki devri yapılıp yapılmadığına ilişkin gerekli araştırma yapılmadan, eksik incelemeye dayalı karar verildiği belirtilerek, temyize konu bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ:</strong></p>

<p>Temyiz isteminin kabulü ile usul ve yasaya aykırı olan Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, işin gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Devlet Hastanesinde 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 45/A maddesi uyarınca sözleşmeli sağlık teknikeri olarak görev yapan davacının, sözleşme dönemi içerisinde mazeretsiz ve kesintisiz üç gün veya toplamda on gün süreyle göreve gelmediğinden bahisle, hizmet sözleşmesinin 9. maddesinin (b) bendi uyarınca sözleşmesinin feshedildiği, bunun üzerine, temyizen incelenen iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>663 sayılı Sağlık Alanında Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Sözleşmeli sağlık personeli istihdamı" başlıklı 45/A maddesinde, "Bakanlık ve bağlı kuruluşları, merkez teşkilatları hariç olmak üzere ve öncelikle personel istihdamında güçlük çekilen yerlerde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası uyarınca ilgili mevzuatı gereği kura ile ataması öngörülenler dışında 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı kapsamında yer alan unvanlarla vize edilmiş pozisyonlarda bu maddede öngörülen şartlarla sözleşmeli personel istihdam edebilir...,"kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin ''Atama, personelin niteliği ve mali haklar'' başlıklı 42. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, ekli (II) sayılı cetvelde belirtilen pozisyonlardaki sözleşmeli personelin sözleşmelerinin Bakan tarafından imzalanacağı, Bakanın gerekli gördüğü hallerde sözleşme imzalama yetkisini merkez teşkilatı ile taşra teşkilatındaki yöneticilere devredebileceği kuralına; 45/A maddesinin sekizinci fıkrasında, "Bu madde kapsamında sözleşmeli sağlık personeli pozisyonlarına yapılan atama, sözleşmenin imzalanmasıyla geçerlilik kazanır. Sözleşme, imzalanmadan herhangi bir hak doğurmaz." düzenlemeleri yer almaktadır.</p>

<p>Hizmet Sözleşmesi'nin 9. maddesinde ise, sözleşme dönemi içerisinde mazeretsiz ve kesintisiz üç gün veya toplam on gün süreyle görevine gelmemesi durumunda sözleşmesinin tek taraflı feshedileceği, düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 45/A maddesi uyarınca sözleşmeli sağlık teknikeri olarak göreve başlayan davacı ile 2019 yılı için imzalanan ilk hizmet sözleşmesinin il sağlık müdürü tarafından imzalandığı görülmüş olup, bu durum karşısında, yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler çerçevesinde, taşra teşkilatında il sağlık müdürü tarafından imzalanan sözleşme kapsamında göreve başlayan davacının, sözleşmesinin feshinin de (taşra teşkilatında) İl Sağlık Müdürü tarafından tesis edilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu durumda, sözleşmeli sağlık teknikeri olarak görev yapan davacının sözleşmesinin il sağlık müdürü tarafından feshedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, Bölge İdare Mahkemesince, uyuşmazlığın esası incelenerek bir karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline, davacının yoksun kaldığı ve tazmini gereken maddi zararlarının tazmini isteminin kabulüne, işlem nedeniyle yoksun kaldığı ve tazmini gereken parasal ve özlük haklarının dava tarihi olan 21/08/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi.... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, kesin olarak, 20/11/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20233872-e-20255094-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/yargi/danistay.jpg" type="image/jpeg" length="27981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alo Adalet Hattı geliyor!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/alo-adalet-hatti-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/alo-adalet-hatti-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, adalet hizmetlerinin daha hızlı, etkin ve erişilebilir hale getirilmesi amacıyla Adalet Hizmetlerinin Etkinliği Daire Başkanlığının kurulduğunu duyurdu. Yeni birimin, Alo Adalet Hattı projesinin hazırlık sürecinde de önemli rol üstleneceği belirtildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ortaya konulan Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda adalet hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik yeni bir adım attıklarını söyledi.</p>

<p>Bakan Gürlek, vatandaşların adalet hizmetlerine daha kolay ulaşabilmesi ve yargı hizmetlerinin daha etkin yürütülebilmesi amacıyla Bakanlık Personel Genel Müdürlüğü bünyesinde Adalet Hizmetlerinin Etkinliği Daire Başkanlığının kurulduğunu bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, yeni daire başkanlığının aynı zamanda vatandaşların adalet hizmetlerine erişimini kolaylaştırması hedeflenen Alo Adalet Hattı projesinin hazırlık süreçlerinde de önemli görev üstleneceği ifade edildi.</p>

<p>Adliyelerin performansı veri temelli takip edilecek</p>

<p>Yeni kurulan birimin adliyelerin işleyişini güçlendirmesi, performans ve verimliliği veri temelli yöntemlerle takip etmesi, personelin motivasyonunu artırması ve vatandaşlara sunulan hizmet kalitesini yükseltmesi hedefleniyor.</p>

<p>Bakan Gürlek, adalet hizmetlerinin daha güçlü, daha hızlı ve daha erişilebilir hale getirilmesi için çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini belirterek, "Türkiye Yüzyılı'nı adaletin yüzyılı yapmak" hedefi doğrultusunda adımlar atmaya devam edeceklerini vurguladı.</p>

<p>Gürlek, yeni daire başkanlığının adalet teşkilatına ve vatandaşlara hayırlı olması temennisinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/alo-adalet-hatti-geliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/akin-gurlek-1.jpg" type="image/jpeg" length="58518"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIMI İLANI (Psikolog, Sosyal Çalışmacı, Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Destek Personeli)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-psikolog-sosyal-calismaci-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-destek-personeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-psikolog-sosyal-calismaci-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-destek-personeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikolog, Sosyal Çalışmacı, Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Destek Personeli (Şoför), Destek Personeli (Aşçı) ve Destek Personeli (Hizmetli)]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIMI İLANI</strong></p>

<p><strong>Psikolog, Sosyal Çalışmacı, Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Destek Personeli (Şoför), Destek Personeli (Aşçı) ve Destek Personeli (Hizmetli)</strong><br />
<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesi kapsamında, 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar uyarınca Bakanlığımız merkez teşkilatı ve Personel Eğitim Merkezi Müdürlükleri ile Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinde çalıştırılmak üzere Ekli listelerde ünvanı, sayısı ve ili/mahali belirtilen 120 psikolog (Ek-1/A), 90 sosyal çalışmacı (Ek-1/B), 45 koruma ve güvenlik görevlisi (Ek-1/C), 30 destek personeli (şoför) (Ek-1/D), 9 destek personeli (aşçı) (Ek-1/E) ve 91 destek personeli (hizmetli) (Ek-1/F) olmak üzere toplam 385 pozisyon için Bakanlığımız Sınav Kurulunca yapılacak sözlü sınav sonucuna göre alım yapılacaktır.<br />
Ekli listelerde belirtilen pozisyonlarda istihdam edileceklerin Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliğinin 5 ve 6 ncı maddelerinde yazılı olan aşağıdaki şartları taşımaları gerekmektedir.<br />
<br />
<strong>I) Genel Şartlar</strong><br />
a) Türk vatandaşı olmak,<br />
b) İlk defa atanacaklar için yapılacak sınavın son başvuru günü olan 22 Haziran 2026 tarihinde 657 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesindeki yaş şartlarını taşımak,<br />
c) Askerlikle ilgisi bulunmamak veya askerlik çağına gelmemiş olmak, askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş ya da yedek sınıfa geçirilmiş olmak,<br />
d) 657 sayılı Kanunun 48/1-A/5 bendinde sayılan suçlardan mahkûm olmamak,<br />
e) 657 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi hükümleri saklı kalmak kaydı ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı bulunmamak,<br />
f) Kamu haklarından mahrum olmamak.<br />
g) Lisans mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSSP3, ön lisans mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSSP93, ortaöğretim mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSSP94 puan türlerinden;<br />
-Koruma ve güvenlik görevlisi pozisyonu için 60 ve daha yukarı puan almış olmak,<br />
-Destek personeli (şoför), destek personeli (aşçı), destek personeli (hizmetli) pozisyonları için ise 70 ve daha yukarı puan almış olmak.<br />
h) Lisans mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSSP3 puan türünden;<br />
-Psikolog ve sosyal çalışmacı pozisyonları için 70 ve daha yukarı puan almış olmak.<br />
<br />
<strong>II) Özel Şartlar<br />
A- Psikolog pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a)Psikoloji veya Davranış Bilimleri-Psikoloji Disiplini lisans bölümlerinden veya bunlara denkliği kabul edilen lisans bölümlerinden mezun olmak.<br />
<br />
<strong>B- Sosyal çalışmacı pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) Sosyal Hizmet, Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler, Sosyal Çalışma-Hizmet, Sosyal Çalışma-Sosyal Hizmetler, Sosyal Hizmetler, Sosyal Politika veya Sosyal Politika ve Çalışma Yönetimi lisans bölümlerinden veya bunlara denkliği kabul edilen lisans bölümlerinden mezun olmak.<br />
<br />
<strong>C-Koruma ve güvenlik görevlisi pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,<br />
b) Son başvuru tarihi itibarıyla geçerlilik süresi dolmamış özel güvenlik görevlisi kimlik kartına (silahlı ibareli) sahip olmak,<br />
c) Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı veya bedensel engeli bulunmamak,<br />
d) 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunda belirtilen şartları taşımak.<br />
e) 657 sayılı Kanunun 48/1-A/5 bendinde sayılan suçlara ilaveten;<br />
- Affa uğramış olsa bile özel hayata ve hayatın gizli alanına ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde suçları ve fuhuş suçlarından mahkûm olmamak veya bu suçlardan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemiş olmak,<br />
- Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, özel hayata ve hayatın gizli alanına, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarından dolayı hakkında devam etmekte olan bir kovuşturma bulunmamak.<br />
<br />
<strong>D-Destek personeli (şoför) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,<br />
b) Hizmetin özelliğine göre 1 Ocak 2016 tarihi öncesi itibarıyla (E) sınıfı, 1 Ocak 2016 tarihi sonrası itibarıyla ise (D) veya (DE) sınıfı sürücü belgesine sahip olmak.<br />
<br />
<strong>E- Destek personeli (aşçı) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) Ortaöğretim veya yükseköğrenim kurumlarının aşçılık veya dengi bölümü mezunu olmak,<br />
b) En az lise veya dengi okul mezunu olup, halk eğitim müdürlükleri ile diğer resmî kurum veya kuruluşlarca düzenlenen kurslardan verilen Milli Eğitim Bakanlığının aşçılık mesleği için belirlediği kriterlere uygun aşçılık sertifikası, ustalık belgesi veya dengi sertifikaya sahip olmak.<br />
<br />
<strong>F- Destek personeli (hizmetli) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.<br />
<br />
<strong>III) Başvuru Şekli ve Tarihi</strong><br />
Başvurular Kariyer Kapısı platformundan yapılacak olup, adaylar <strong>7 Haziran 2026-22 Haziran 2026 tarihleri arasında saat 23.59.59’a kadar</strong> Kariyer Kapısı https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim üzerinden başvuruları gerçekleştireceklerdir. Şahsen veya posta yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.<br />
Destek personeli (aşçı) ünvanı için; başvurabilme şartı olan ortaöğretim veya yükseköğrenim kurumlarının aşçılık veya dengi bölümü mezunu olmak şartı, son mezuniyet şartı olmayıp, bu bölümden mezun olduktan sonra herhangi bir üst öğrenim (örneğin; tarih, işletme, öğretmenlik vb. ön lisans ve lisans öğrenimi) bitirmiş olan adaylar, son mezuniyetleri ile KPSS puan türünün uyumlu olması kaydıyla bu ünvana başvuru yapabileceklerdir.<br />
Psikolog (Ek-1/A) ve sosyal çalışmacı (Ek-1/B) pozisyonları için il tercihi, sözlü sınav sonuçlarının açıklanmasını müteakip alınacaktır.<br />
Adaylar Ekli listelerde ünvanı, sayısı ve ili/mahali belirtilen pozisyonlardan sadece bir ünvan için bir ile/mahale başvuru yapabileceklerdir.<br />
Adayın birden fazla ünvana veya birden fazla ile/mahale başvuru yaptığının tespit edilmesi halinde hiçbir başvurusu kabul edilmeyecek, bu şekilde sınava girenler kazanmış olsalar dahi atamaları yapılmayacaktır.<br />
Ekli listelerde belirtilen pozisyonlara başvuracak adayların, başvurularını bu hususları göz önünde bulundurarak yapmaları gerekmektedir.<br />
Adaylar, başvuru için istenilen ve bu ilanın “IV) Başvuru Esnasında Sisteme Yüklenmesi Gereken Belgeler” maddesinde belirtilen belge, sertifika ve formları sisteme eksiksiz ve tek tek yüklemek suretiyle başvuru işlemlerini tamamlayacaklardır. Yanlış veya eksik belge yüklenmesi nedeniyle doğabilecek hak kayıplarından adaylar sorumludur.<br />
Adayların başvuru işlemi tamamlandıktan sonra “Başvurularım” ekranından başvurularının tamamlanıp tamamlanmadığını kontrol etmeleri gerekmektedir. <strong>“Başvurularım” ekranından “Başvuru Alındı” ibaresi görülmeyen hiçbir başvuru değerlendirilmeye alınmayacaktır.</strong><br />
<br />
<strong>IV) Başvuru Esnasında Sisteme Yüklenmesi Gereken Belgeler<br />
A- Tüm ünvanlar için;</strong><br />
-Mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi, (Öğrenim bilgileri ilgili web servisleri aracılığı ile alınacaktır. Öğrenim bilgisi alınamayan veya hatalı olan adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
- Denklik gösterir belge. (Belirtilenler dışındaki okul veya bölümlerden mezun olan adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
-SGK tescil ve hizmet dökümü/işyeri unvan listesi (Adaylar e-devlet üzerinden oluşturulacak barkodlu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>B-Aşağıdaki ünvanlar için ilaveten;<br />
a) Koruma ve güvenlik görevlisi ünvanı için;</strong><br />
- Özel güvenlik görevlisi kimlik kartı.<br />
<br />
<strong>b) Destek personeli (şoför) ünvanı için;</strong><br />
- Sürücü belgesi.<br />
<br />
<strong>c) Destek personeli (aşçı) ünvanı için;</strong><br />
- Aşçılık veya dengi bölümü mezuniyetini gösterir öğrenim belgesi, (Bu ilanın “II) Özel Şartlar” başlıklı maddesinin E bendinin (a) alt bendinde belirtilen öğrenim kurumlarından mezun olan adaylar bu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
- Aşçılık sertifikası, ustalık belgesi veya dengi sertifika. (Bu ilanın “II) Özel Şartlar” başlıklı maddesinin E bendinin (b) alt bendinde belirtilen öğrenim kurumlarından mezun olan adaylar bu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>V) Sözlü Sınav Yeri ve Tarihi</strong><br />
<strong>a) Psikolog ve sosyal çalışmacı ünvanları için sözlü sınava çağrılacakların belirlenmesi;</strong><br />
2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında alınan puanlar esas olmak kaydıyla; KPSSP3 puanları en yüksek puandan başlamak suretiyle sıralanarak; ilan edilen pozisyon sayısının üç katı aday sözlü sınava çağrılacaktır. Son adayla aynı puana sahip olan adayların tamamı sözlü sınava alınacaktır.<br />
<br />
<strong>b) Koruma ve güvenlik görevlisi, destek personeli (şoför), destek personeli (aşçı) ve destek personeli (hizmetli) ünvanları için sözlü sınava çağrılacakların belirlenmesi;</strong><br />
2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında alınan puanlar esas olmak kaydıyla; KPSSP3, KPSSP93 ve KPSSP94 puanları ayrı ayrı, en yüksek puandan başlamak suretiyle sıralanarak; her bir il/mahal için ilan edilen pozisyon sayısının üç katı aday sözlü sınava çağrılacaktır. Son adayla aynı puana sahip olan adayların tamamı sözlü sınava alınacaktır.<br />
Psikolog, sosyal çalışmacı, koruma ve güvenlik görevlisi, destek personeli (şoför), destek personeli (aşçı) ve destek personeli (hizmetli) ünvanlarında sözlü sınava girmeye hak kazananlar ile sözlü sınav yeri ve tarihi Bakanlığımızın https://www.adalet.gov.tr adresli internet sitesinde ilan edilecek olup, ayrıca yazılı bildirim yapılmayacaktır. Adaylar Kariyer Kapısı platformunun https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim adresli internet sitesinde sözlü sınava ilişkin bilgilerini görüntüleyebilecektir. Sınava katılma hakkını elde edemeyen başvuru sahiplerine herhangi bir bildirimde bulunulmayacaktır.<br />
<br />
<strong>VI) Sözlü sınav konuları</strong><br />
Adayın sözlü sınavda başarılı sayılabilmesi için 100 tam puan üzerinden en az 70 puan alması gerekecektir. Sözlü sınavda konular ve puanlama aşağıda belirtildiği şekilde olacaktır:<br />
a) İlgilinin istihdam edileceği pozisyonun gerektirdiği mesleki bilgi (40),<br />
b) Atatürk ilkeleri ve inkılâp tarihi (20),<br />
c) Genel kültür (20),<br />
d) Bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği (20) puan olmak üzere toplam 100 puan üzerinden yapılır.<br />
İlgilinin istihdam edileceği pozisyonun gerektirdiği mesleki bilgi tespit edilirken;<br />
1) Psikolog, sosyal çalışmacı, koruma ve güvenlik görevlisi, destek personeli (şoför), destek personeli (aşçı) ve destek personeli (hizmetli) pozisyonlarına istihdam edilecekler için istihdam edilecekleri pozisyonun gerektirdiği teknik bilgiye ilişkin konuların bir veya birkaçından soru sorulur.<br />
2) Destek personeli (şoför) pozisyonuna istihdam edilecekler için bu tespit araç başında ve kullanma becerisi de ölçülmek suretiyle yapılır.<br />
<br />
<strong>VII) Nihai Başarı Listesi</strong><br />
Nihai başarı listesi, adayların KPSS ve sözlü sınavda aldıkları puanların aritmetik ortalamasına göre en yüksek puandan başlayarak sıralanması suretiyle düzenlenecektir.<br />
Nihai başarı listesinde puanların eşit olması halinde; sırasıyla KPSS puanı, sözlü sınav puanı ve diploma notu yüksek olan aday sıralamada üstte yer alacaktır.<br />
Nihai başarı bilgileri Bakanlığımızın https://www.adalet.gov.tr adresli internet sitesinde ilan edilecektir. Ayrıca adaylar Kariyer Kapısı platformunun https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim adresli internet sitesinde bilgilerini görüntüleyebilecektir.<br />
<br />
<strong>VIII) Atama Sırasında İstenilecek Belgeler<br />
A- Tüm ünvanlar için;</strong><br />
- Kariyer Kapısı platformu üzerinden alınacak “Başvuru Bilgileri” çıktısı,<br />
- Mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi, (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
- Denklik gösterir belge, (fotokopi veya e-devlet çıktısı) (Belirtilenler dışındaki okul veya bölümlerden mezun olan adaylardan istenilecektir.)<br />
- KPSS sonuç belgesi,<br />
- 2 adet biyometrik fotoğraf,<br />
- Sağlık beyanı, (Ek-2)<br />
- Askerliğini yapmış adaylar için terhis belgesi, (fotokopi)<br />
- Mal bildirimi, (Ek-3) (El yazısı ile veya bilgisayar ortamında doldurulabilir.)<br />
- Kamu görevlileri etik sözleşmesi. (Ek-4)<br />
-SGK tescil ve hizmet dökümü/işyeri unvan listesi (e-devlet üzerinden oluşturulacak barkodlu belge)<br />
<br />
<strong>B-Aşağıdaki ünvanlar için ilaveten;<br />
a) Koruma ve güvenlik görevlisi ünvanı için;</strong><br />
- 7/10/2004 tarihli ve 25606 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 18’inci maddesinde belirtilen ve 26/6/2021 tarihli ve 31523 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Güvenlik Görevlileri Sağlık Şartları Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde tam teşekküllü sağlık kurumlarından alınan “koruma ve güvenlik görevlisi olur” ibareli geçerlilik süresi bulunan sağlık kurulu raporu,<br />
- Özel güvenlik görevlisi kimlik kartı. (fotokopi)<br />
<br />
<strong>b) Destek personeli (şoför) ünvanı için;</strong><br />
-Sürücü belgesi. (fotokopi)<br />
<br />
<strong>c) Destek personeli (aşçı) ünvanı için;</strong><br />
- Aşçılık veya dengi bölümü mezuniyetini gösterir öğrenim belgesi, (fotokopi veya e-devlet çıktısı) (Bu ilanın “II) Özel Şartlar” başlıklı maddesinin E bendinin (a) alt bendinde belirtilen öğrenim kurumlarından mezun olan adaylardan istenecektir.)<br />
-Halk eğitim müdürlükleri ile diğer resmî kurum veya kuruluşlarca düzenlenen kurslardan verilen Milli Eğitim Bakanlığının aşçılık mesleği için belirlediği kriterlere uygun aşçılık sertifikası, ustalık belgesi veya dengi sertifika. (fotokopi) (Bu ilanın “II) Özel Şartlar” başlıklı maddesinin E bendinin (b) alt bendinde belirtilen öğrenim kurumlarından mezun olan adaylardan istenecektir.)<br />
Gerek görülmesi halinde yukarıda belirtilen belgelerin asıllarının ibraz edilmesi adaylardan istenebilecektir.<br />
<br />
<strong>IX) Diğer Hususlar</strong><br />
Sınav sonucunun tebliğinden itibaren kanuni bir mazereti olmaksızın 15 gün içerisinde istenilen belgeleri teslim etmeyenler ile aranılan şartları taşımadığı ve gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu anlaşılanların istihdamları yapılmayacaktır. İstihdam edilenlerden aranılan şartları taşımadığı ve gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu sonradan anlaşılanların ise sözleşmeleri feshedilecektir.<br />
Sınavı kazanan her bir adayın arşiv araştırması ve/veya güvenlik soruşturması yapılacaktır. (Arşiv araştırması ve/veya güvenlik soruşturması neticesinde Değerlendirme Komisyonu tarafından memuriyet veya kamu görevine uygun olmadığı değerlendirilen adayların istihdamı yapılmayacak ve kendileri ile sözleşme imzalanmayacaktır.)<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesi ile Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların Ek 1 inci maddesi uyarınca sözleşmeli personel, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı hareket etmesi nedeniyle kurumlarınca sözleşmesinin feshedilmesi veya sözleşme dönemi içinde sözleşmeyi tek taraflı feshetmesi halinde fesih tarihinden itibaren, sözleşmeyi yenilememeleri halinde sözleşmenin bitim tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kamu kurum ve kuruluşlarının sözleşmeli personel pozisyonlarında yeniden istihdam edilemeyeceğinden, bu durumdaki adayların (anılan Esasların Ek 1 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının a, b ve c bentlerinde belirtilen durumlar hariç) istihdamı yapılmayacaktır.<br />
Başarı sıralamasının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıllık süreyi aşmamak üzere aynı ünvanlı pozisyonlar için yapılacak müteakip sınava ilişkin duyuruya kadar yukarıda belirtilen nedenlerle istihdamın yapılmaması veya ölüm ya da sözleşme feshi sebepleriyle boş kalan veya boşalan pozisyonlara, başarı listesindeki sıralamaya göre yedekler arasından istihdam yapılabilecektir. Bunlar dışında kalanlar herhangi bir hak iddiasında bulunamayacaklardır.<br />
İlan metninde belirtilmeyen hususlar hakkında, ilgili mevzuat hükümlerine göre işlem yapılacaktır.<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesi ile 6.6.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekindeki “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar” uyarınca, bu pozisyonlarda istihdam edilenlerin yer değişiklikleri özel şartlara bağlanmış olduğundan, ilgililerin ileride mağduriyet yaşamamaları için eş, öğrenim, sağlık vb. gibi hususları dikkate alarak sınava girmeleri önem arz etmektedir.<br />
İstihdam yapılacak ünvan, sayı ve il/mahal bilgileri Ekli listelerde gösterilmiştir.<br />
<br />
Duyurulur.</p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026165301Ek-1 Ünvan, sayı, yer ve kontenjan bilgileri.pdf" rel="nofollow">Ek-1 Ünvan, sayı, yer ve kontenjan bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026103616EK-1-A Psikolog sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-A Psikolog sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026104206EK-1-B Sosyal Çalışmacı sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-B Sosyal Çalışmacı sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026104248EK-1-C Koruma ve güvenlik görevlisi sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-C Koruma ve güvenlik görevlisi sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026104312EK-1-D Destek personeli (şoför) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-D Destek personeli (şoför) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026104346EK-1-E Destek personeli (aşçı) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-E Destek personeli (aşçı) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026104507EK-1-F Destek personeli (hizmetli) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-F Destek personeli (hizmetli) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026142408Ek-2 Sağlık beyanı.pdf" rel="nofollow">Ek-2 Sağlık beyanı</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026104632Ek-3 Mal bildirimi.pdf" rel="nofollow">Ek-3 Mal bildirimi</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026104705Ek-4 Kamu görevlileri etik sözleşmesi.pdf" rel="nofollow">Ek-4 Kamu görevlileri etik sözleşmesi</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-psikolog-sosyal-calismaci-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-destek-personeli</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 00:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/adalet-2.jpg" type="image/jpeg" length="11836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIMI İLANI (Zabıt Kâtibi, Mübaşir, Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Teknisyen)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-zabit-katibi-mubasir-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-teknisyen</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-zabit-katibi-mubasir-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-teknisyen" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zabıt Kâtibi, Mübaşir, Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Teknisyen (Elektrik), Teknisyen (İnşaat), Teknisyen (Makine), Teknisyen (Bilgisayar), Teknisyen (Mobilya), Teknisyen (Tesisat ve İklimlendirme), Destek Personeli (Şoför), Destek Personeli (Aşçı) ve Destek Personeli (Hizmetli)]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIMI İLANI</strong></p>

<p><strong>Zabıt Kâtibi, Mübaşir, Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Teknisyen (Elektrik), Teknisyen (İnşaat), Teknisyen (Makine), Teknisyen (Bilgisayar), Teknisyen (Mobilya), Teknisyen (Tesisat ve İklimlendirme), Destek Personeli (Şoför), Destek Personeli (Aşçı) ve Destek Personeli (Hizmetli) </strong><br />
<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesi kapsamında, 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar uyarınca adlî ve idarî yargıda çalıştırılmak üzere Ekli listelerde ünvanı, sayısı, yeri ve kontenjanı belirtilen 5.259 zabıt kâtibi (Ek-1/A), 1.041 mübaşir (Ek-1/B), 479 koruma ve güvenlik görevlisi (Ek-1/C), 32 teknisyen (elektrik) (Ek-1/D), 16 teknisyen (inşaat) (Ek-1/E), 5 teknisyen (makine) (Ek-1/F), 22 teknisyen (bilgisayar) (Ek-1/G), 14 teknisyen (mobilya) (Ek-1/H), 55 teknisyen (tesisat ve iklimlendirme) (Ek-1/I), 153 destek personeli (şoför) (Ek-1/J), 54 destek personeli (aşçı) (Ek-1/K) ve 485 destek personeli (hizmetli) (Ek-1/L) olmak üzere toplam 7.615 pozisyon için adalet komisyonlarınca yapılacak uygulamalı ve/veya sözlü sınav sonucuna göre alım yapılacaktır.</p>

<p>Ekli listelerde belirtilen pozisyonlarda istihdam edileceklerin Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliğinin 5 ve 6 ncı maddelerinde yazılı olan aşağıdaki şartları taşımaları gerekmektedir.<br />
<br />
<strong>I) Genel Şartlar</strong><br />
a) Türk vatandaşı olmak,<br />
b) İlk defa atanacaklar için yapılacak sınavın son başvuru günü olan <strong>22 Haziran 2026</strong> tarihinde 657 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesindeki yaş şartlarını taşımak,<br />
c) Askerlikle ilgisi bulunmamak veya askerlik çağına gelmemiş olmak, askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş ya da yedek sınıfa geçirilmiş olmak,<br />
d) 657 sayılı Kanunun 48/1-A/5 bendinde sayılan suçlardan mahkûm olmamak,<br />
e) 657 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi hükümleri saklı kalmak kaydı ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı bulunmamak,<br />
f) Kamu haklarından mahrum olmamak.<br />
g) Lisans mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSSP3, ön lisans mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSSP93, ortaöğretim mezunları için 2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında (KPSS-2024) KPSSP94 puan türlerinden;<br />
-Zabıt kâtibi, mübaşir, teknisyen (elektrik), teknisyen (inşaat), teknisyen (makine), teknisyen (bilgisayar), teknisyen (mobilya), teknisyen (tesisat ve iklimlendirme), destek personeli (şoför), destek personeli (aşçı) ve destek personeli (hizmetli) pozisyonları için 70 ve daha yukarı puan almış olmak,<br />
-Koruma ve güvenlik görevlisi pozisyonu için ise 60 ve daha yukarı puan almış olmak.<br />
<br />
<strong>II) Özel Şartlar<br />
A- Zabıt kâtibi pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
<strong>1- Öncelikli mezuniyet kontenjanına başvuracaklar için;</strong><br />
a) Hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunu olmak,<br />
b) Uygulamalı sınavdan en az bir hafta önce Bakanlık internet sitesinde ilan edilecek yazılı metinler arasından, sınav sırasında her bir grup için ilgisine göre sınav kurulu veya adalet komisyonu tarafından kura yöntemiyle belirlenerek adaylara verilen ya da uygulamalı sınav programı üzerinden otomatik olarak seçilen bir metinden bilgisayar ile üç dakikada yanlışsız ve tekrarsız en az doksan kelime yazmak, (Bu bende göre yapılacak uygulamalı sınavda başarılı sayılabilmek için; verilen metne sadık kalınıp kalınmadığına, yanlış yazılan kelime sayısı, yazı içerisindeki kelime ve cümle tekrarları ile kelime atlama nedeniyle metnin anlam bütünlüğünün bozulup bozulmadığına dikkat edilir. Bu işlem yapılırken yanlış yazılan kelime sayısının toplam yazılan kelime sayısına oranının yüzde yirmi beşten fazla olması veya toplam 22 ve üzeri kelime atlanması halinde yazılan metnin anlam bütünlüğü şartını taşımadığı kabul edilir. Uygulama birliğini sağlamak üzere Bakanlıkça değerlendirmeye ilişkin kriterler belirlenebilir.) (Değerlendirme yapılırken büyük/küçük harf ve noktalama işaretleri dikkate alınmayacaktır.)<br />
<strong>2-Genel mezuniyet kontenjanına başvuracaklar için;</strong><br />
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,<br />
b) Uygulamalı sınavdan en az bir hafta önce Bakanlık internet sitesinde ilan edilecek yazılı metinler arasından, sınav sırasında her bir grup için ilgisine göre sınav kurulu veya adalet komisyonu tarafından kura yöntemiyle belirlenerek adaylara verilen ya da uygulamalı sınav programı üzerinden otomatik olarak seçilen bir metinden bilgisayar ile üç dakikada yanlışsız ve tekrarsız en az doksan kelime yazmak, (Bu bende göre yapılacak uygulamalı sınavda başarılı sayılabilmek için; verilen metne sadık kalınıp kalınmadığına, yanlış yazılan kelime sayısı, yazı içerisindeki kelime ve cümle tekrarları ile kelime atlama nedeniyle metnin anlam bütünlüğünün bozulup bozulmadığına dikkat edilir. Bu işlem yapılırken yanlış yazılan kelime sayısının toplam yazılan kelime sayısına oranının yüzde yirmi beşten fazla olması veya toplam 22 ve üzeri kelime atlanması halinde yazılan metnin anlam bütünlüğü şartını taşımadığı kabul edilir. Uygulama birliğini sağlamak üzere Bakanlıkça değerlendirmeye ilişkin kriterler belirlenebilir.)<strong> (Değerlendirme yapılırken büyük/küçük harf ve noktalama işaretleri dikkate alınmayacaktır.)</strong><br />
<br />
<strong>B- Mübaşir pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
<strong>1- Öncelikli mezuniyet kontenjanına başvuracaklar için;</strong><br />
a) Hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunu olmak.<br />
<strong>2-Genel mezuniyet kontenjanına başvuracaklar için;</strong><br />
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.<br />
<br />
C-Koruma ve güvenlik görevlisi pozisyonunda istihdam edilebilmek için;<br />
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,<br />
b) Son başvuru tarihi itibarıyla <strong>geçerlilik süresi dolmamış</strong> özel güvenlik görevlisi kimlik kartına<strong> (silahlı ibareli)</strong> sahip olmak,<br />
c) Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı veya bedensel engeli bulunmamak,<br />
d) 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunda belirtilen şartları taşımak.<br />
e) 657 sayılı Kanunun 48/1-A/5 bendinde sayılan suçlara ilaveten;<br />
- Affa uğramış olsa bile özel hayata ve hayatın gizli alanına ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde suçları ve fuhuş suçlarından mahkûm olmamak veya bu suçlardan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemiş olmak,<br />
- Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, özel hayata ve hayatın gizli alanına, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarından dolayı hakkında devam etmekte olan bir kovuşturma bulunmamak.<br />
<br />
<strong>D-Teknisyen (elektrik) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların elektrik-elektronik teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak.<br />
<br />
<strong>E-Teknisyen (inşaat) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların inşaat teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak.<br />
<br />
<strong>F-Teknisyen (makine) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların makine teknolojisi ve makine ve tasarım teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak.<br />
<br />
<strong>G-Teknisyen (bilgisayar) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların bilişim teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak.<br />
<br />
<strong>H-Teknisyen (mobilya) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların mobilya ve iç mekan tasarım teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak.<br />
<br />
<strong>I-Teknisyen (tesisat ve iklimlendirme) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların tesisat teknolojisi ve iklimlendirme alan ve dallarından mezun olmak.<br />
<br />
<strong>J-Destek personeli (şoför) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,<br />
b) Hizmetin özelliğine göre 1 Ocak 2016 tarihi öncesi itibarıyla en az (B) sınıfı, 1 Ocak 2016 tarihi sonrası itibarıyla ise en az (D1) sınıfı sürücü belgesine sahip olmak.<br />
<br />
<strong>K- Destek personeli (aşçı) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) Ortaöğretim veya yükseköğrenim kurumlarının aşçılık veya dengi bölümü mezunu olmak,<br />
b) En az lise veya dengi okul mezunu olup, halk eğitim müdürlükleri ile diğer resmî kurum veya kuruluşlarca düzenlenen kurslardan verilen Milli Eğitim Bakanlığının aşçılık mesleği için belirlediği kriterlere uygun aşçılık sertifikası, ustalık belgesi veya dengi sertifikaya sahip olmak.<br />
<br />
<strong>L- Destek personeli (hizmetli) pozisyonunda istihdam edilebilmek için;</strong><br />
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.<br />
<br />
<strong>III) Başvuru Şekli ve Tarihi</strong><br />
Başvurular Kariyer Kapısı platformundan yapılacak olup, adaylar <strong>7 Haziran 2026-22 Haziran 2026 tarihleri arasında saat 23.59.59’a kadar</strong> Kariyer Kapısı https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim üzerinden başvuruları gerçekleştireceklerdir. Şahsen veya posta yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.<br />
Zabıt kâtibi ve mübaşir ünvanları için; hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunlarına bazı adalet komisyonlarında kontenjan verilmiş ve bu adalet komisyonları için verilen sınav izinleri genel mezuniyet kontenjanı ve öncelikli mezuniyet kontenjanı olarak paylaştırılmıştır. Bu program veya alan mezunu olan adaylar bu adalet komisyonlarında isterlerse öncelikli mezuniyet kontenjanına isterlerse genel mezuniyet kontenjanına başvurabileceklerdir. Ancak hem öncelikli mezuniyet kontenjanı hem de genel mezuniyet kontenjanı belirlenen bu adalet komisyonlarında nihai başarı listesi düzenlenirken yukarıda belirtilen program veya alan mezunlarının bir önceliği bulunmamaktadır.<br />
Zabıt kâtibi ve mübaşir ünvanları için; hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunlarına kontenjan verilmeyen adalet komisyonlarında ise sınav izinleri sadece genel mezuniyet kontenjanı olarak belirlenmiştir. Bu program veya alan mezunları isterlerse sadece genel mezuniyet kontenjanı verilen adalet komisyonlarına başvurabileceklerdir. Sadece genel mezuniyet kontenjanı belirlenen bu adalet komisyonlarında nihai başarı listesi düzenlenirken yukarıda belirtilen program veya alan mezunlarının önceliği bulunmaktadır.<br />
Zabıt kâtibi ve mübaşir ünvanları için; öncelikli mezuniyet kontenjanına başvurabilme şartı olan hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunu olmak şartı, son mezuniyet şartı olmayıp, bu bölüm veya alanlardan mezun olduktan sonra herhangi bir üst öğrenim (örneğin; tarih, işletme, öğretmenlik vb. ön lisans ve lisans öğrenimi) bitirmiş olan adaylar, son mezuniyetleri ile KPSS puan türünün uyumlu olması kaydıyla öncelikli mezuniyet kontenjanına başvuru yapabileceklerdir.<br />
Zabıt kâtibi ve mübaşir ünvanlarına başvurmak isteyen adaylardan hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunu olanlar (Ek-1/A) ve (Ek-1/B) listelerde belirtilen, öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenmeyen adalet komisyonlarında, genel mezuniyet kontenjanını veya öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenen adalet komisyonlarında ise öncelikli mezuniyet ya da genel mezuniyet kontenjanından herhangi birini seçebilecek ve sadece bir kontenjan için başvuru yapabileceklerdir.<br />
Teknisyen (elektrik) ünvanı için; başvurabilme şartı olan mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların elektrik-elektronik teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak şartı,<br />
Teknisyen (inşaat) ünvanı için; başvurabilme şartı olan mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların inşaat teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak şartı,<br />
Teknisyen (makine) ünvanı için; başvurabilme şartı olan mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların makine teknolojisi ve makine ve tasarım teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak şartı,<br />
Teknisyen (bilgisayar) ünvanı için; başvurabilme şartı olan mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların bilişim teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak şartı,<br />
Teknisyen (mobilya) ünvanı için; başvurabilme şartı olan mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların mobilya ve iç mekan tasarım teknolojisi alan ve dallarından mezun olmak şartı,<br />
Teknisyen (tesisat ve iklimlendirme) ünvanı için; başvurabilme şartı olan mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların tesisat teknolojisi ve iklimlendirme alan ve dallarından mezun olmak şartı, son mezuniyet şartı olmayıp, bu alan ve dallardan mezun olduktan sonra herhangi bir üst öğrenim (örneğin; tarih, işletme, öğretmenlik vb. ön lisans ve lisans öğrenimi) bitirmiş olan adaylar, son mezuniyetleri ile KPSS puan türünün uyumlu olması kaydıyla bu ünvanlara başvuru yapabileceklerdir.<br />
Destek personeli (aşçı) ünvanı için; başvurabilme şartı olan ortaöğretim veya yükseköğrenim kurumlarının aşçılık veya dengi bölümü mezunu olmak şartı, son mezuniyet şartı olmayıp, bu bölümden mezun olduktan sonra herhangi bir üst öğrenim (örneğin; tarih, işletme, öğretmenlik vb. ön lisans ve lisans öğrenimi) bitirmiş olan adaylar, son mezuniyetleri ile KPSS puan türünün uyumlu olması kaydıyla bu ünvana başvuru yapabileceklerdir.<br />
Adaylar Ekli listelerde ünvanı, sayısı, yeri ve kontenjanı belirtilen pozisyonlardan sadece bir ünvan için bir adalet komisyonuna başvuru yapabileceklerdir.<br />
Adayın birden fazla adalet komisyonuna veya birden fazla ünvana veya birden fazla kontenjana başvuru yaptığının tespit edilmesi halinde hiçbir başvurusu kabul edilmeyecek, bu şekilde sınava girenler kazanmış olsalar dahi atamaları yapılmayacaktır.<br />
Ekli listelerde belirtilen pozisyonlara başvuracak adayların, başvurularını bu hususları göz önünde bulundurarak yapmaları gerekmektedir.<br />
İstihdam edilmeye hak kazanan adaylar başvuru yaptıkları adalet komisyonlarına bağlı merkez veya mülhakat adliyelerden birinde istihdam edilebileceklerdir.<br />
Adaylar, başvuru için istenilen ve bu ilanın “IV) Başvuru Esnasında Sisteme Yüklenmesi Gereken Belgeler” maddesinde belirtilen belge, sertifika ve formları sisteme eksiksiz ve tek tek yüklemek suretiyle başvuru işlemlerini tamamlayacaklardır. Yanlış veya eksik belge yüklenmesi nedeniyle doğabilecek hak kayıplarından adaylar sorumludur.<br />
Adayların başvuru işlemi tamamlandıktan sonra “Başvurularım” ekranından başvurularının tamamlanıp tamamlanmadığını kontrol etmeleri gerekmektedir. <strong>“Başvurularım” ekranından “Başvuru Alındı” ibaresi görülmeyen hiçbir başvuru değerlendirilmeye alınmayacaktır.</strong><br />
<br />
<strong>IV) Başvuru Esnasında Sisteme Yüklenmesi Gereken Belgeler<br />
A- Tüm ünvanlar için;</strong><br />
-Mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi, (Öğrenim bilgileri ilgili web servisleri aracılığı ile alınacaktır. Öğrenim bilgisi alınamayan veya hatalı olan adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
- Denklik gösterir belge. (Belirtilenler dışındaki okul veya bölümlerden mezun olan adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
-SGK tescil ve hizmet dökümü/işyeri unvan listesi (Adaylar e-devlet üzerinden oluşturulacak barkodlu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>B-Aşağıdaki ünvanlar için ilaveten;<br />
a) Zabıt kâtibi ünvanı için;</strong><br />
-Hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezuniyetini gösterir öğrenim belgesi.<br />
(Öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenmeyen adalet komisyonlarında, genel mezuniyet kontenjanına başvuran adaylar; öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenen adalet komisyonlarında ise öncelikli mezuniyet kontenjanına başvuran adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>b) Mübaşir ünvanı için;</strong><br />
-Hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezuniyetini gösterir öğrenim belgesi.<br />
(Öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenmeyen adalet komisyonlarında, genel mezuniyet kontenjanına başvuran adaylar; öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenen adalet komisyonlarında ise öncelikli mezuniyet kontenjanına başvuran adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>c) Koruma ve güvenlik görevlisi ünvanı için;</strong><br />
- Özel güvenlik görevlisi kimlik kartı.<br />
<br />
<strong>d) Teknisyen (elektrik) ünvanı için;</strong><br />
-Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların elektrik-elektronik teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (Adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>e) Teknisyen (inşaat) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların inşaat teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (Adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>f) Teknisyen (makine) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların makine teknolojisi ve makine ve tasarım teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (Adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>g) Teknisyen (bilgisayar) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların bilişim teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (Adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>h) Teknisyen (mobilya) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların mobilya ve iç mekan tasarım teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (Adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>i) Teknisyen (tesisat ve iklimlendirme) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların tesisat teknolojisi ve iklimlendirme alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (Adaylar söz konusu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>j) Destek personeli (şoför) ünvanı için;</strong><br />
- Sürücü belgesi.<br />
<br />
<strong>k) Destek personeli (aşçı) ünvanı için;</strong><br />
- Aşçılık veya dengi bölümü mezuniyetini gösterir öğrenim belgesi, (Bu ilanın “II) Özel Şartlar” başlıklı maddesinin K bendinin (a) alt bendinde belirtilen öğrenim kurumlarından mezun olan adaylar bu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
- Aşçılık sertifikası, ustalık belgesi veya dengi sertifika. (Bu ilanın “II) Özel Şartlar” başlıklı maddesinin K bendinin (b) alt bendinde belirtilen öğrenim kurumlarından mezun olan adaylar bu belgeyi sisteme kendisi yükleyecektir.)<br />
<br />
<strong>V) Uygulamalı ve/veya Sözlü Sınav Yeri ve Tarihi</strong><br />
<strong>a) Zabıt kâtibi ünvanı için uygulamalı sınava çağrılacakların belirlenmesi ve ilanı;</strong><br />
2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında alınan puanlar esas olmak kaydıyla; KPSSP3, KPSSP93 ve KPSSP94 puanları ayrı ayrı, en yüksek puandan başlamak suretiyle sıralanarak; öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenen adalet komisyonlarında her bir adalet komisyonu için belirlenen her bir kontenjan için ayrı ayrı olmak üzere kontenjan sayısının, öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenmeyen adalet komisyonlarında ise her bir adalet komisyonu için ilan edilen pozisyon sayısının on katı aday uygulamalı sınava çağrılacaktır. Son aday ile aynı puana sahip olan adayların tamamı uygulamalı sınava alınacaktır.<br />
Uygulamalı sınava girmeye hak kazananlar ile sınav yerleri <strong>16 Temmuz 2026 - 20 Temmuz 2026</strong> tarihleri arasında sınav yapan komisyonların adliye internet sitesinde yayınlanacak olup, ayrıca yazılı bildirim yapılmayacaktır. Sınava katılma hakkını elde edemeyen başvuru sahiplerine herhangi bir bildirimde bulunulmayacaktır.<br />
<strong>01 Ağustos 2026 Cumartesi </strong> günü adayların bilgisayar ile vuruş hesabı yapılmadan üç dakikada yanlışsız ve tekrarsız olarak en az doksan kelime yazıp yazamadıklarının tespiti için uygulamalı sınav yapılacaktır. Belirtilen günde uygulamalı sınavın bitirilememesi halinde takip eden günlerde sınava devam edilecektir.<br />
<br />
<strong>b) Zabıt kâtibi ünvanı için sözlü sınava çağrılacakların belirlenmesi;</strong><br />
Uygulamalı sınavda başarılı olanlar arasından doğru kelime sayısı esas alınmak kaydıyla; en fazla doğru kelime yazan adaydan başlamak suretiyle sıralanarak; öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenen adalet komisyonlarında her bir adalet komisyonu için belirlenen her bir kontenjan için ayrı ayrı olmak üzere kontenjan sayısının, öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenmeyen adalet komisyonlarında ise her bir adalet komisyonu için ilan edilen pozisyon sayısının üç katı aday sözlü sınava çağrılacaktır. Son adayla aynı sayıda doğru kelime yazan adayların tamamı sözlü sınava alınacaktır.<br />
<br />
<strong>c) Mübaşir ünvanı için sözlü sınava çağrılacakların belirlenmesi;</strong><br />
2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında alınan puanlar esas olmak kaydıyla; KPSSP3, KPSSP93 ve KPSSP94 puanları ayrı ayrı, en yüksek puandan başlamak suretiyle sıralanarak; öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenen adalet komisyonlarında her bir adalet komisyonu için belirlenen her bir kontenjan için ayrı ayrı olmak üzere kontenjan sayısının, öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenmeyen adalet komisyonlarında ise her bir adalet komisyonu için ilan edilen pozisyon sayısının üç katı aday sözlü sınava çağrılacaktır. Son aday ile aynı puana sahip olan adayların tamamı sözlü sınava alınacaktır.<br />
<br />
<strong>d) Koruma ve güvenlik görevlisi, teknisyen (elektrik), teknisyen (inşaat), teknisyen (makine), teknisyen (bilgisayar), teknisyen (mobilya), teknisyen (tesisat ve iklimlendirme), destek personeli (şoför), destek personeli (aşçı) ve destek personeli (hizmetli) ünvanları için sözlü sınava çağrılacakların belirlenmesi;</strong><br />
2024 yılı Kamu Personel Seçme Sınavında alınan puanlar esas olmak kaydıyla; KPSSP3, KPSSP93 ve KPSSP94 puanları ayrı ayrı, en yüksek puandan başlamak suretiyle sıralanarak; her bir adalet komisyonu için ilan edilen pozisyon sayısının üç katı aday sözlü sınava çağrılacaktır. Son adayla aynı puana sahip olan adayların tamamı sözlü sınava alınacaktır.<br />
<br />
Zabıt kâtibi, mübaşir, koruma ve güvenlik görevlisi, teknisyen (elektrik), teknisyen (inşaat), teknisyen (makine), teknisyen (bilgisayar), teknisyen (mobilya), teknisyen (tesisat ve iklimlendirme), destek personeli (şoför), destek personeli (aşçı) ve destek personeli (hizmetli) ünvanlarında sözlü sınava girmeye hak kazananlar ile sınav yerleri en geç <strong>17 Ağustos 2026 Pazartesi</strong> günü sınavı yapan adalet komisyonlarının adliye internet sitesinde yayınlanacak olup, ayrıca yazılı bildirim yapılmayacaktır. Sınava katılma hakkını elde edemeyen başvuru sahiplerine herhangi bir bildirimde bulunulmayacaktır.<br />
<br />
<strong>e) Sözlü Sınav Tarihi;</strong><br />
Adaylar <strong>22 Ağustos 2026 Cumartesi</strong> günü sözlü sınava alınacaklardır. Belirtilen günde sözlü sınavın bitirilememesi halinde takip eden günlerde sınava devam edilecektir.<br />
<br />
<strong>VI) Sözlü sınav konuları</strong><br />
Adayın sözlü sınavda başarılı sayılabilmesi için 100 tam puan üzerinden en az 70 puan alması gerekecektir. Sözlü sınavda konular ve puanlama aşağıda belirtildiği şekilde olacaktır:<br />
a) İlgilinin istihdam edileceği pozisyonun gerektirdiği mesleki bilgi (40),<br />
b) Atatürk ilkeleri ve inkılâp tarihi (20),<br />
c) Genel kültür (20),<br />
d) Bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği (20) puan olmak üzere toplam 100 puan üzerinden yapılır.<br />
İlgilinin istihdam edileceği pozisyonun gerektirdiği mesleki bilgi tespit edilirken;<br />
1) Zabıt kâtibi ve mübaşir pozisyonlarına istihdam edilecekler için genel hukuk bilgisi ve kalem mevzuatına ilişkin konuların bir veya birkaçından soru sorulur.<br />
2) Koruma ve güvenlik görevlisi, teknisyen (elektrik), teknisyen (inşaat), teknisyen (makine), teknisyen (bilgisayar), teknisyen (mobilya), teknisyen (tesisat ve iklimlendirme), destek personeli (şoför), destek personeli (aşçı) ve destek personeli (hizmetli) pozisyonlarına istihdam edilecekler için istihdam edilecekleri pozisyonun gerektirdiği teknik bilgiye ilişkin konuların bir veya birkaçından soru sorulur.<br />
3) Destek personeli (şoför) pozisyonuna istihdam edilecekler için bu tespit araç başında ve kullanma becerisi de ölçülmek suretiyle yapılır.<br />
<br />
<strong>VII) Nihai Başarı Listesi</strong><br />
<strong>A-Zabıt kâtibi ve mübaşir ünvanları için;<br />
a) Öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenen (hem öncelikli mezuniyet kontenjanı hem de genel mezuniyet kontenjanı belirlenen) adalet komisyonlarında;</strong><br />
Genel mezuniyet kontenjanı ve öncelikli mezuniyet kontenjanı için ayrı ayrı olmak üzere her bir kontenjan grubu için ayrı nihai başarı listesi düzenlenecektir.<br />
Nihai başarı listesi, adayların KPSS ve sözlü sınavda aldıkları puanların aritmetik ortalamasına göre en yüksek puandan başlayarak sıralanması suretiyle düzenlenecektir.<br />
Nihai başarı listesinde puanların eşit olması halinde; sırasıyla KPSS puanı, sözlü sınav puanı ve diploma notu yüksek olan aday sıralamada üstte yer alacaktır.<br />
<strong>b) Öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenmeyen (sadece genel mezuniyet kontenjanı belirlenen) adalet komisyonlarında;</strong><br />
Nihai başarı listesi, adayların KPSS ve sözlü sınavda aldıkları puanların aritmetik ortalamasına göre en yüksek puandan başlayarak sıralanması suretiyle düzenlenecektir.<br />
Hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunları en yüksek puan alan adaydan başlamak üzere sıralanacaktır. Diğer adaylar ise bu sıralamayı takiben kendi aralarında en yüksek puandan başlayarak sıralanacaktır.<br />
Nihai başarı listesinde puanların eşit olması halinde; sırasıyla KPSS puanı, sözlü sınav puanı ve diploma notu yüksek olan aday sıralamada üstte yer alacaktır.<br />
<br />
<strong>B- Koruma ve güvenlik görevlisi, teknisyen (elektrik), teknisyen (inşaat), teknisyen (makine), teknisyen (bilgisayar), teknisyen (mobilya), teknisyen (tesisat ve iklimlendirme), destek personeli (şoför), destek personeli (aşçı) ve destek personeli (hizmetli) ünvanları için;</strong><br />
Nihai başarı listesi, adayların KPSS ve sözlü sınavda aldıkları puanların aritmetik ortalamasına göre en yüksek puandan başlayarak sıralanması suretiyle düzenlenecektir.<br />
Nihai başarı listesinde puanların eşit olması halinde; sırasıyla KPSS puanı, sözlü sınav puanı ve diploma notu yüksek olan aday sıralamada üstte yer alacaktır.<br />
Nihai başarı bilgileri ilgili adalet komisyonu internet sitesinde ilan edilecektir. Ayrıca adaylar Kariyer Kapısı platformunun https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim adresli internet sitesinde bilgilerini görüntüleyebilecektir.<br />
<br />
<strong>VIII) Atama Sırasında İstenilecek Belgeler<br />
A- Tüm ünvanlar için;</strong><br />
- Kariyer Kapısı platformu üzerinden alınacak “Başvuru Bilgileri” çıktısı,<br />
- Mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi, (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
- Denklik gösterir belge, (fotokopi veya e-devlet çıktısı) (Belirtilenler dışındaki okul veya bölümlerden mezun olan adaylardan istenilecektir.)<br />
- KPSS sonuç belgesi,<br />
- 2 adet biyometrik fotoğraf,<br />
- Sağlık beyanı, (Ek-2)<br />
- Askerliğini yapmış adaylar için terhis belgesi, (fotokopi)<br />
- Adli sicil kaydı, (Adalet komisyonlarınca temin edilecektir.)<br />
- Mal bildirimi, (Ek-3) (El yazısı ile veya bilgisayar ortamında doldurulabilir.)<br />
- Kamu görevlileri etik sözleşmesi. (Ek-4)<br />
-SGK tescil ve hizmet dökümü/işyeri unvan listesi (e-devlet üzerinden oluşturulacak barkodlu belge)<br />
<br />
<strong>B-Aşağıdaki ünvanlar için ilaveten;</strong><br />
<strong>a) Zabıt katibi ünvanı için;</strong><br />
-Hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezuniyetini gösterir öğrenim belgesi. (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
(Öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenmeyen adalet komisyonlarında, genel mezuniyet kontenjanına başvuran adaylardan; öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenen adalet komisyonlarında ise öncelikli mezuniyet kontenjanına başvuran adaylardan istenilecektir.)<br />
<br />
<strong>b) Mübaşir ünvanı için;</strong><br />
-Hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu veya meslek yüksekokullarının adalet, adalet ön lisans veya lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezuniyetini gösterir öğrenim belgesi. (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
(Öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenmeyen adalet komisyonlarında, genel mezuniyet kontenjanına başvuran adaylardan; öncelikli mezuniyet kontenjanı belirlenen adalet komisyonlarında ise öncelikli mezuniyet kontenjanına başvuran adaylardan istenilecektir.)<br />
<br />
<strong>c) Koruma ve güvenlik görevlisi ünvanı için;</strong><br />
- 7/10/2004 tarihli ve 25606 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 18’inci maddesinde belirtilen ve 26/6/2021 tarihli ve 31523 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Güvenlik Görevlileri Sağlık Şartları Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde tam teşekküllü sağlık kurumlarından alınan “koruma ve güvenlik görevlisi olur” ibareli geçerlilik süresi bulunan sağlık kurulu raporu,<br />
- Özel güvenlik görevlisi kimlik kartı. (fotokopi)<br />
<br />
<strong>d) Teknisyen (elektrik) ünvanı için;</strong><br />
-Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların elektrik-elektronik teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
<br />
<strong>e) Teknisyen (inşaat) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların inşaat teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
<br />
<strong>f) Teknisyen (makine) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların makine teknolojisi ve makine ve tasarım teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
<br />
<strong>g) Teknisyen (bilgisayar) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların bilişim teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
<br />
<strong>h) Teknisyen (mobilya) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların mobilya ve iç mekan tasarım teknolojisi alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
<br />
<strong>i) Teknisyen (tesisat ve iklimlendirme) ünvanı için;</strong><br />
- Mesleki ve teknik öğretim veren lise veya dengi okulların tesisat teknolojisi ve iklimlendirme alan ve dallarından mezuniyeti gösterir öğrenim belgesi. (fotokopi veya e-devlet çıktısı)<br />
<br />
<strong>j) Destek personeli (şoför) ünvanı için;</strong><br />
-Sürücü belgesi. (fotokopi)<br />
<br />
<strong>k) Destek personeli (aşçı) ünvanı için;</strong><br />
- Aşçılık veya dengi bölümü mezuniyetini gösterir öğrenim belgesi, (fotokopi veya e-devlet çıktısı) (Bu ilanın “II) Özel Şartlar” başlıklı maddesinin K bendinin (a) alt bendinde belirtilen öğrenim kurumlarından mezun olan adaylardan istenecektir.)<br />
-Halk eğitim müdürlükleri ile diğer resmî kurum veya kuruluşlarca düzenlenen kurslardan verilen Milli Eğitim Bakanlığının aşçılık mesleği için belirlediği kriterlere uygun aşçılık sertifikası, ustalık belgesi veya dengi sertifika. (fotokopi) (Bu ilanın “II) Özel Şartlar” başlıklı maddesinin K bendinin (b) alt bendinde belirtilen öğrenim kurumlarından mezun olan adaylardan istenecektir.)<br />
<strong>Gerek görülmesi halinde yukarıda belirtilen belgelerin asıllarının ibraz edilmesi adaylardan istenebilecektir.</strong><br />
<br />
<strong>IX) Diğer Hususlar</strong><br />
Sınav sonucunun tebliğinden itibaren kanuni bir mazereti olmaksızın 15 gün içerisinde istenilen belgeleri teslim etmeyenler ile aranılan şartları taşımadığı ve gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu anlaşılanların istihdamları yapılmayacaktır. İstihdam edilenlerden aranılan şartları taşımadığı ve gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu sonradan anlaşılanların ise sözleşmeleri feshedilecektir.<br />
Sınavı kazanan her bir adayın güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaktır. (Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde Değerlendirme Komisyonu tarafından memuriyet veya kamu görevine uygun olmadığı değerlendirilen adayların istihdamı yapılmayacak ve kendileri ile sözleşme imzalanmayacaktır.)<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesi ile Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların Ek 1 inci maddesi uyarınca sözleşmeli personel, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı hareket etmesi nedeniyle kurumlarınca sözleşmesinin feshedilmesi veya sözleşme dönemi içinde sözleşmeyi tek taraflı feshetmesi halinde fesih tarihinden itibaren, sözleşmeyi yenilememeleri halinde sözleşmenin bitim tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kamu kurum ve kuruluşlarının sözleşmeli personel pozisyonlarında yeniden istihdam edilemeyeceğinden, bu durumdaki adayların (anılan Esasların Ek 1 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının a, b ve c bentlerinde belirtilen durumlar hariç) istihdamı yapılmayacaktır.<br />
Başarı sıralamasının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıllık süreyi aşmamak üzere aynı ünvanlı pozisyonlar için yapılacak müteakip sınava ilişkin duyuruya kadar yukarıda belirtilen nedenlerle istihdamın yapılmaması veya ölüm ya da sözleşme feshi sebepleriyle boş kalan veya boşalan pozisyonlara, başarı listesindeki sıralamaya göre yedekler arasından istihdam yapılabilecektir. Bunlar dışında kalanlar herhangi bir hak iddiasında bulunamayacaklardır.<br />
İlan metninde belirtilmeyen hususlar hakkında, ilgili mevzuat hükümlerine göre işlem yapılacaktır.<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesi ile 6.6.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekindeki “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar” uyarınca, bu pozisyonlarda istihdam edilenlerin yer değişiklikleri özel şartlara bağlanmış olduğundan, ilgililerin ileride mağduriyet yaşamamaları için eş, öğrenim, sağlık vb. gibi hususları dikkate alarak sınava girmeleri önem arz etmektedir.<br />
İstihdam yapılacak ünvan, sayı, yer ve kontenjan bilgileri Ekli listelerde gösterilmiştir.<br />
<br />
Duyurulur.</p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026164814Ek-1 Ünvan, sayı, yer ve kontenjan bilgileri.pdf" rel="nofollow">Ek-1 Ünvan, sayı, yer ve kontenjan bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121156EK-1-A Zabıt Katibi sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-A Zabıt Katibi sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121214EK-1-B Mübaşir sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-B Mübaşir sayı ve yer bilgileri</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121237EK-1-C Koruma ve Güvenlik Görevlisi sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-C Koruma ve Güvenlik Görevlisi sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121301EK-1-D Teknisyen (elektrik) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-D Teknisyen (elektrik) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121322EK-1-E Teknisyen (inşaat) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-E Teknisyen (inşaat) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121345EK-1-F Teknisyen (makine) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-F Teknisyen (makine) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121409EK-1-G Teknisyen (bilgisayar) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-G Teknisyen (bilgisayar) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121425EK-1-H Teknisyen (mobilya) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-H Teknisyen (mobilya) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121444EK-1-I Teknisyen (tesisat ve iklimlendirme) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-I Teknisyen (tesisat ve iklimlendirme) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121514EK-1-J Destek personeli (şoför) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-J Destek personeli (şoför) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121546EK-1-K Destek personeli (aşçı) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-K Destek personeli (aşçı) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121606EK-1-L Destek personeli (hizmetli) sayı ve yer bilgileri.pdf" rel="nofollow">EK-1-L Destek personeli (hizmetli) sayı ve yer bilgileri</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121633Ek-2 Sağlık beyanı.pdf" rel="nofollow">Ek-2 Sağlık beyanı</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121652Ek-3 Mal bildirimi.pdf" rel="nofollow">Ek-3 Mal bildirimi</a></p>

<p><a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/5062026121716Ek-4 Kamu görevlileri etik sözleşmesi.pdf" rel="nofollow">Ek-4 Kamu görevlileri etik sözleşmesi</a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-zabit-katibi-mubasir-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-teknisyen</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 00:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/09/yargi/adalet-personel.jpg" type="image/jpeg" length="40945"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Gürlek: 15 bin yeni çalışma arkadaşı alacağız]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlek-15-bin-yeni-calisma-arkadasi-alacagiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlek-15-bin-yeni-calisma-arkadasi-alacagiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Adalet teşkilatımızı daha da güçlendiriyor, ailemize 15 bin yeni çalışma arkadaşı katıyoruz." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı;</p>

<p>"Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın müjdesini verdiği üzere adalet teşkilatımızı daha da güçlendiriyor, ailemize 15 bin yeni çalışma arkadaşı katıyoruz.</p>

<p>Merkez ve taşra teşkilatımızda görevlendirilecek yeni personelimizle, adalet hizmetlerimizin hız ve etkinliğini daha da artırıyoruz.</p>

<p>Sözleşmeli personellerimizin 8 bini adliyelerimizde, 6 bin 100'ü Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğümüz bünyesinde ve<a href="https://www.hukukihaber.net/900-sozlesmeli-icra-katibi-alinacak" rel="dofollow"> 900'ü İcra Kâtibi </a>olarak İcra Dairelerimizde istihdam edilecek.</p>

<p>İlan detaylarımız 6 Haziran’da Resmî Gazete’de ve Bakanlığımızın web sitesinde yayımlanacak. Adaylarımız başvurularını 7-22 Haziran tarihleri arasında e-Devlet ve Cumhurbaşkanlığı Kariyer Kapısı üzerinden yapabilecekler.</p>

<p>Tensipleriyle bizlere bu imkânı sağlayan Sayın Cumhurbaşkanımıza adalet teşkilatımız adına şükranlarımı arz ediyor, adalet ailemize katılacak tüm gençlerimize şimdiden başarılar diliyorum.</p>

<p>Ülkemize ve teşkilatımıza hayırlı olsun."</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-zabit-katibi-mubasir-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-teknisyen" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIMI İLANI </span></a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-zabit-katibi-mubasir-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-teknisyen" rel="dofollow">(Zabıt Kâtibi, Mübaşir, Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Teknisyen)</a></strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-psikolog-sosyal-calismaci-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-destek-personeli" rel="dofollow"><span style="color:#999999">-</span></a><span style="color:#999999">--</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-psikolog-sosyal-calismaci-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-destek-personeli" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIMI İLANI </span></a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sozlesmeli-personel-alimi-ilani-psikolog-sosyal-calismaci-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-destek-personeli" rel="dofollow">(Psikolog, Sosyal Çalışmacı, Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Destek Personeli)</a></strong></p>

<p><span style="color:#999999">---</span></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/900-sozlesmeli-icra-katibi-alinacak" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt;</span></a> </strong><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/900-sozlesmeli-icra-katibi-alinacak" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">SÖZLEŞMELİ İCRA KÂTİPLİĞİ (657 SK. 4/B) SINAV İLANI</span></a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/900-sozlesmeli-icra-katibi-alinacak" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">900 sözleşmeli icra kâtibi alınacak</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlek-15-bin-yeni-calisma-arkadasi-alacagiz</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 00:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2.jpg" type="image/jpeg" length="95357"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Malatya Turgut Özal Üniversitesi Öğretme ve Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/malatya-turgut-ozal-universitesi-ogretme-ve-ogrenme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/malatya-turgut-ozal-universitesi-ogretme-ve-ogrenme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Malatya Turgut Özal Üniversitesi Öğretme ve Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 06 Haziran 2026 Tarihli ve 33272 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Malatya Turgut Özal Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>MALATYA TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETME VE ÖĞRENME UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Malatya Turgut Özal Üniversitesi Öğretme ve Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Malatya Turgut Özal Üniversitesi Öğretme ve Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Malatya Turgut Özal Üniversitesi Öğretme ve Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Malatya Turgut Özal Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Öğretim elemanlarına; çağdaş öğretme yöntemleri, aktif öğrenme yaklaşımları, yapay zekâ, büyük veri, artırılmış ve sanal gerçeklik, blok zincir, kuantum bilgi işlem gibi gelişmekte olan teknolojilerin öğrenme-öğretme ortamlarına entegrasyonunu da içeren yenilikçi ve sürdürülebilir becerileri kazandırmaya yönelik eğitim, seminer, rehberlik ve çevrimiçi öğrenme toplulukları hizmetleri sunmak.</p>

<p>b) Mesleğe yeni başlayan öğretim elemanlarının mesleki ve akademik gelişimlerini desteklemek amacıyla; dijital uyum araçları, mentorluk modelleri ve kariyer gelişimine odaklı programlar dâhil olmak üzere kapsamlı oryantasyon temelli programlar sunmak.</p>

<p>c) Öğrencilerin akademik, sosyal ve dijital okuryazarlık yönlerinden gelişimlerini destekleyen faaliyetler yürütmek; erişilebilir ve kapsayıcı fiziksel ve dijital öğrenme ortamları oluşturmak.</p>

<p>ç) Öğretme ve öğrenme süreçlerine ilişkin nitelikli ve çok disiplinli araştırmalar yürütmek; yapay zekâ, veri analitiği ve öğrenme analitiklerini kullanarak öğrenme süreçlerinin izlenmesine, değerlendirilmesine ve geliştirilmesine katkı sağlamak; elde edilen araştırma bulgularını ilgili paydaşlarla paylaşarak kısa ve uzun vadeli stratejik hedefler belirlemek.</p>

<p>d) Merkezin faaliyet alanları çerçevesinde; Üniversite içi ve dışı paydaşlara danışmanlık hizmetleri sunmak, ulusal ve uluslararası projeler geliştirerek eğitimde niteliğin ve sürdürülebilirliğin geliştirilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>e) Merkez faaliyetlerini belirli aralıklarla değerlendirmek, yıllık faaliyet raporu ve ileriye dönük strateji belgeleri hazırlamak, politika önerileri geliştirmek ve ulusal eğitim politikalarının şekillenmesine akademik katkı sunmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversitede göreve yeni başlayan tam ve yarı zamanlı öğretim elemanları için uyum programları düzenlemek.</p>

<p>b) Yeni başlayan öğretim elemanlarının mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla mentorluk ve kariyer gelişimi programları uygulamak.</p>

<p>c) Öğretim elemanlarına yönelik olarak öğrencilerle etkili iletişim, ders tasarımı, öğretim yöntemleri, ölçme ve değerlendirme, öğretim teknolojileri ve yenilikçi öğretim uygulamaları gibi konularda eğitim, seminer ve öğrenme toplulukları düzenlemek.</p>

<p>ç) İyi uygulamaların paylaşılması ve öğretimle ilgili güncel konuların ele alınması amacıyla farklı disiplinlerden öğretim elemanlarını bir araya getiren etkinlikler gerçekleştirmek.</p>

<p>d) Öğretim becerilerinin geliştirilmesine yönelik bireysel ya da grup danışmanlık hizmetleri sunmak.</p>

<p>e) Talep eden öğretim elemanlarına yönelik olarak ders gözlemi, akran gözlemi, dönem ortası geri bildirim gibi öğretim performansı odaklı değerlendirme ve geri bildirim süreçlerini yürütmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>f) Üniversiteye yeni başlayan öğrencilerin uyumlarını kolaylaştırmak amacıyla düzenlenen oryantasyon programlarına katkı sağlamak.</p>

<p>g) Yeni başlayan öğrencilerin akademik ve sosyal uyum süreçlerini desteklemek amacıyla öğrenci mentorluk programlarını planlamak ve yürütmek.</p>

<p>ğ) Öğrencilerin akademik gelişimlerini desteklemek amacıyla eğitimler düzenlemek, bireysel danışmanlık hizmetleri sunmak ve akran destekli öğrenme programlarını uygulamak.</p>

<p>h) Lisansüstü düzeydeki öğrencilerin akademik gelişimlerine yönelik atölye çalışmaları ve eğitim programları düzenlemek.</p>

<p>ı) Öğretim süreçlerinin değerlendirilmesi amacıyla kullanılan anketlerin geliştirilmesi, uygulanması ve sonuçlara dayalı iyileştirme çalışmalarının planlanmasına destek sağlamak.</p>

<p>i) Öğretim performansının izlenmesi ve değerlendirilmesine yönelik ölçme araçları ve yöntemler geliştirmek; öğrenci ve personel geri bildirimlerine dayalı ölçme araçlarının güncellenmesinde görev almak.</p>

<p>j) Etkili öğretim yöntemleri ve yenilikçi uygulamalarla ilgili kaynaklar, çevrimiçi eğitim programları ve öğretim materyalleri tasarlamak ve geliştirmek.</p>

<p>k) Öğretme ve öğrenme süreçlerine ilişkin yapay zekâ destekli öğrenme sistemleri, blok zincir tabanlı öğrenci izleme sistemleri, artırılmış ve sanal gerçeklik uygulamaları, oyunlaştırma ve büyük veri analitiği gibi ileri teknolojilere dayalı uygulamalar geliştirmek ve desteklemek.</p>

<p>l) Ulusal ve uluslararası düzeyde öğrenme ve öğretme merkezleriyle iş birliği kurmak; ortak projeler, bilimsel toplantılar, çalıştaylar ve konferanslar düzenlemek.</p>

<p>m) Uluslararası kuruluşlar (UNESCO, OECD, Avrupa Komisyonu ve benzeri) tarafından yürütülen projelerde yer alarak Türkiye'nin yükseköğretim politikalarının gelişimine katkıda bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Müdürün önerisi üzerine öğretim elemanları arasından iki kişi müdür yardımcısı olarak Rektör tarafından üç yıllık süreyle görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdür, görevinde bulunmadığı sürelerde, görevlendireceği müdür yardımcılarından biri kendisine vekâlet eder. Vekâlet süresi altı ayı geçemez.</p>

<p>(3) Müdürün altı aydan fazla süre ile görevi başında bulunmaması durumunda görevi sona erer.</p>

<p>(4) Müdür, Merkezin faaliyetlerinin düzenli yürütülmesi ve geliştirilmesinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu ile Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak ve bu Kurullara başkanlık etmek.</p>

<p>c) Alınan kararları uygulamak, gerekli koordinasyonu sağlamak ve denetlemek, Merkezin idari işlerini yürütmek.</p>

<p>ç) Merkezde sunulan hizmetlerin amaçlarına uygun, bilimsel ve etik ilkelere bağlı olarak düzenli şekilde verilmesini, değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>d) Merkez personelinin iş birliği içinde, düzenli ve verimli çalışmasından sorumlu olmak.</p>

<p>e) Merkezin Üniversitedeki akademik ve idari birimler, öğrenci temsilcileri ve öğrenci topluluklarıyla iletişim ve iş birliği içinde çalışmasını sağlamak.</p>

<p>f) Her faaliyet dönemi sonunda, Merkezin yıllık çalışma raporunu ve bir sonraki yılın çalışma programı taslağını hazırlamak ve Rektöre sunmak.</p>

<p>g) Merkez faaliyetlerini koordine etmek, yıllık faaliyet raporunu hazırlamak ve Rektöre sunmak.</p>

<p>ğ) Merkezin amaç ve faaliyetleriyle ilgili ulusal ve uluslararası bilimsel ve mesleki etkinliklere katılımı organize etmek.</p>

<p>h) Merkezle ilgili kişi, birim, kurum ve kuruluşlarla iş birliği ve koordinasyon esasları doğrultusunda ortak projeler geliştirmek ve yürütmek.</p>

<p>ı) Merkezde görev yapacak akademik, idari ve teknik personel ihtiyacını belirlemek ve görevlendirme tekliflerini Rektörlüğe iletmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdür ve müdür yardımcıları dâhil olmak üzere Üniversitenin tam zamanlı öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Süresi dolan üyeler yeniden görevlendirilebilir. Süresi bitmeden ayrılanların veya altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilenlerin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üyeler görevlendirilir.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu, Müdür tarafından belirlenen ve üyelere önceden bildirilen gündem doğrultusunda, yılda en az iki defa ve gerekli olduğunda Müdürün çağrısı üzerine daha sık toplanır. Yönetim Kurulu üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve toplantıya katılanların oy çokluğu ile karar alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış olur.</p>

<p>(4) Yönetim Kurulu, Merkezin faaliyet planlarını hazırlar, yürütür, proje ve araştırma gruplarını oluşturur, Merkez personel ihtiyaçlarını belirler ve gerekli durumlarda iş birliği esaslarını belirler.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Danışma Kurulu; Merkezin faaliyet alanlarında deneyim sahibi, uzmanlık bilgisine başvurulabilecek kişilerden oluşur. Üyeler, Müdürün önerisi ve Rektörün onayıyla görevlendirilir. Danışma Kurulu, Üniversite içinden ve dışından en çok dokuz üyeden oluşur. Üyelerin görev süresi üç yıldır, süresi dolan üyeler yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, yılda en az bir kez toplanır. Toplantılarda çoğunluk koşulu aranmaz. Gerektiğinde Müdürün daveti üzerine daha sık toplantı yapılabilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu, Merkezin yürüttüğü faaliyetleri, hedeflerini ve uzun vadeli bilimsel ve yönetsel planlarını değerlendirir; gelişim alanlarına yönelik görüş ve öneriler sunar.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Proje grupları ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Merkezin çalışmalarını yürütmek için Yönetim Kurulu kararıyla proje grupları oluşturulabilir. Proje gruplarının kurulması, çalışma usul ve esasları, proje grupları arasında koordinasyon ve iş birliğinin sağlanması Yönetim Kurulunca belirlenir. Proje grubu proje hakkındaki raporları, projenin süresine bağlı olarak Müdür tarafından belirlenen zaman aralıklarında Yönetim Kuruluna sunar. Raporlarına göre projeler gerekçeli olarak sonlandırılabilir, devam ettirilebilir veya devam eden başka bir proje ile birleştirilebilir.</p>

<p>(2) Projeyle ilgili ortaya çıkan her türlü problem proje yöneticisi tarafından giderilir. Proje yöneticisi tarafından giderilemeyen problemler, Müdür tarafından çözümlenir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idarî personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Müdürün önerisi ile Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan hâller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/malatya-turgut-ozal-universitesi-ogretme-ve-ogrenme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="92442"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kentsel Dönüşümde Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Dikkat Edilecek Hususlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusumde-arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-dikkat-edilecek-hususlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusumde-arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-dikkat-edilecek-hususlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Türkiye'de deprem riski, plansız kentleşme ve ekonomik ömrünü tamamlamış yapı stokunun yenilenmesi ihtiyacı, kentsel dönüşüm projelerini son yıllarda gayrimenkul sektörünün en önemli çalışma alanlarından biri haline getirmiştir. Kentsel dönüşüm projelerinin hukuki temelini ise büyük ölçüde Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri (APKİS) oluşturmaktadır. Uygulamada "kat karşılığı inşaat sözleşmesi" olarak da bilinen bu sözleşmeler, arsa sahibinin arsa paylarını belirli oranlarda yükleniciye devretmeyi, yüklenicinin ise sözleşmede kararlaştırılan projeyi inşa ederek bağımsız bölümleri teslim etmeyi üstlendiği karma nitelikli sözleşmelerdir.</p>

<p>Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri, hukuki niteliği itibarıyla hem taşınmaz satış vaadi hem de eser sözleşmesi unsurlarını bünyesinde barındıran çift tipli karma sözleşmeler olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle sözleşmenin hazırlanması sırasında yapılacak küçük bir hata dahi taraflar açısından milyonlarca liralık zararlara, uzun yıllar süren davalara ve hatta projenin tamamen durmasına neden olabilmektedir. Özellikle kentsel dönüşüm projelerinde çok sayıda malik, yüklenici firma, finans kuruluşu ve kamu idaresinin sürece dahil olması nedeniyle sözleşmenin eksiksiz ve profesyonel şekilde hazırlanması hayati önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>1. Resmi Şekil Şartı</strong></p>

<p>Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinin en önemli unsurlarından biri resmi şekil şartıdır. Türk Medeni Kanunu'nun 706. maddesi, Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddesi ve Noterlik Kanunu'nun 60. maddesi uyarınca taşınmaz mülkiyetinin devrine yönelik taahhütler içeren bu sözleşmelerin noterlikçe düzenleme şeklinde yapılması zorunludur.</p>

<p>Uygulamada tarafların zaman ve maliyet tasarrufu amacıyla adi yazılı sözleşme düzenledikleri veya yalnızca protokol imzaladıkları görülmektedir. Ancak bu tür sözleşmeler hukuken geçersiz kabul edilmektedir. Geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak inşaata başlanması, yüklenicinin önemli maliyetlere katlanması veya arsa paylarının devredilmesi halinde sonradan ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözümü son derece güçleşmektedir.</p>

<p>Yargıtay kararlarında da resmi şekle uyulmaksızın yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin kural olarak geçersiz olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle tarafların sözleşme öncesinde hukuki danışmanlık almaları ve tüm işlemleri noter huzurunda gerçekleştirmeleri büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>2. Kademeli Arsa Payı Devri</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm uygulamalarında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, arsa sahiplerinin sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte tüm arsa paylarını yükleniciye devretmesidir. Bu yöntem, yüklenicinin mali sıkıntıya düşmesi, projeyi terk etmesi veya iflas etmesi halinde arsa sahiplerini ciddi mağduriyetlerle karşı karşıya bırakmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle sözleşmelerde kademeli arsa payı devri sistemi benimsenmelidir. Bu sistemde yükleniciye ait bağımsız bölümlerin arsa payları, inşaatın ilerleme seviyesine paralel olarak belirli aşamalarda devredilmektedir.</p>

<p>Örneğin;</p>

<p>- %20 seviyesinde (subasman tamamlandığında) ilk pay devri,</p>

<p>- %40 seviyesinde (kaba inşaat tamamlandığında) ikinci pay devri,</p>

<p>- %70 seviyesinde (ince işler aşamasında) üçüncü pay devri,</p>

<p>- %100 seviyesinde (iskan alındığında) son pay devri</p>

<p>şeklinde bir sistem kurulabilir.</p>

<p>Bu yöntem sayesinde yüklenici projeyi tamamlamak konusunda sürekli teşvik edilmiş olurken, arsa sahipleri de mülkiyet haklarını koruma altına almış olurlar. Ayrıca tapuya şerh verilecek hükümlerle bu güvence daha da güçlendirilebilir. Uygulamada bu usule Ankara usulü de denilmektedir.</p>

<p><strong>3. Teknik Şartnamenin Ayrıntılı Düzenlenmesi</strong></p>

<p>Uygulamada birçok uyuşmazlığın kaynağı, teknik şartnamenin yetersiz veya belirsiz hazırlanmasıdır. Sözleşmede yer alan "birinci sınıf malzeme kullanılacaktır" gibi genel ifadeler, taraflar arasında farklı yorumlara neden olmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle teknik şartnamede;</p>

<p>- Kullanılacak beton sınıfı,</p>

<p>- Demir kalitesi,</p>

<p>- Isı ve ses yalıtım sistemleri,</p>

<p>- Dış cephe kaplamaları,</p>

<p>- Asansör markası ve teknik özellikleri,</p>

<p>- Yangın güvenlik sistemleri,</p>

<p>- Kapı ve pencere markaları,</p>

<p>- Seramik, parke ve mutfak ekipmanları,</p>

<p>- Akıllı bina sistemleri,</p>

<p>ayrıntılı şekilde belirtilmelidir.</p>

<p>Mümkünse ürünlerin marka, model ve teknik standartları da yazılmalı; ileride ortaya çıkabilecek kalite uyuşmazlıklarının önüne geçilmelidir. Teknik şartname, sözleşmenin ayrılmaz eki olarak kabul edilmeli ve taraflarca imzalanmalıdır. Sadece ‘Tse standarlarında ‘ gibi ifadelerin kullanılması kullanılacak malzeme hususunda ciddi belirsizliklere yol açmakta ve uyuşmazlıklara sebebiyet vermektedir.</p>

<p><strong>4. Sürelerin Net Belirlenmesi ve Teslim Takvimi</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm projelerinde en önemli sorunlardan biri teslim gecikmeleridir. Bu nedenle sözleşmede yalnızca toplam inşaat süresinin belirtilmesi yeterli değildir.</p>

<p>Özellikle;</p>

<p>- Ruhsat alma süresi,</p>

<p>- Yıkım işlemlerinin tamamlanma süresi,</p>

<p>- Hafriyat ve temel aşaması,</p>

<p>- Kaba inşaat süresi,</p>

<p>- İnce işler süresi,</p>

<p>- İskan alma süresi,</p>

<p>- Anahtar teslim tarihi</p>

<p>ayrı ayrı düzenlenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sürelerin belirlenmesinde "yaklaşık", "makul süre" veya "uygun zamanda" gibi belirsiz ifadelerden kaçınılmalı; mümkün olduğunca gün bazında kesin tarihler kullanılmalıdır.</p>

<p>Ayrıca mücbir sebep halleri de açıkça tanımlanmalıdır. Deprem, savaş, olağanüstü doğal afetler veya resmi makamların durdurma kararları gibi durumların hangi şartlarda süre uzatımına neden olacağı sözleşmede ayrıntılı şekilde düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>5. Gecikme Tazminatı ve Cezai Şart Düzenlemeleri</strong></p>

<p>Arsa sahiplerinin dönüşüm sürecinde yaşadığı en büyük mağduriyetlerden biri kira kaybıdır. Eski binanın yıkılmasıyla birlikte maliklerin geçici konutlara taşınmaları gerekmekte ve ciddi kira giderleri ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle sözleşmede gecikme tazminatı hükümleri mutlaka yer almalıdır. Aylık kira yardımının piyasa koşullarına uygun şekilde belirlenmesi ve enflasyon karşısında erimemesi için güncelleme mekanizması öngörülmesi faydalı olacaktır.</p>

<p>Bunun yanında gecikme halinde uygulanacak cezai şart hükümleri de ayrıca düzenlenmelidir. Cezai şartın amacı, yalnızca zararı karşılamak değil, aynı zamanda yükleniciyi sözleşmeye uygun davranmaya teşvik etmektir.</p>

<p>Özellikle teslim tarihinin aşılması halinde her ay için belirli tutarda cezai şart öngörülmesi, projelerin zamanında tamamlanmasında önemli rol oynamaktadır.</p>

<p><strong>6. Teminat Mekanizmalarının Oluşturulması</strong></p>

<p>Günümüzde birçok yüklenici firmanın ekonomik krizler nedeniyle projeleri tamamlayamadığı görülmektedir. Bu nedenle sözleşmelerde güçlü teminat sistemleri kurulmalıdır.</p>

<p>Bunlar arasında;</p>

<p>- Banka teminat mektubu,</p>

<p>- İpotek tesisi,</p>

<p>- Kefalet sözleşmeleri,</p>

<p>- Performans teminatı,</p>

<p>- Sigorta teminatları</p>

<p>sayılabilir.</p>

<p>Özellikle büyük ölçekli kentsel dönüşüm projelerinde yüklenicinin mali yeterliliğinin önceden araştırılması ve yeterli teminatların alınması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>7. Tapuya Şerh ve Üçüncü Kişilere Karşı Koruma</strong></p>

<p>Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin tapuya şerh edilmesi, arsa sahipleri açısından önemli bir koruma mekanizmasıdır. Şerh sayesinde taşınmazın daha sonra üçüncü kişilere devredilmesi halinde dahi sözleşmeden kaynaklanan hakların korunması mümkün olabilmektedir.</p>

<p>Özellikle yüklenicinin finansman amacıyla taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunması ihtimaline karşı tapu kayıtlarına gerekli şerhlerin verilmesi ve sözleşmenin üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale getirilmesi önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm projelerinin başarısı büyük ölçüde Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin doğru hazırlanmasına bağlıdır. Resmi şekil şartına uygunluk, kademeli arsa payı devri, ayrıntılı teknik şartname, net süre düzenlemeleri, güçlü cezai şartlar ve yeterli teminat mekanizmaları, tarafların haklarını koruyan temel unsurlardır.</p>

<p>Özellikle günümüzde artan inşaat maliyetleri ve ekonomik dalgalanmalar dikkate alındığında, standart sözleşme metinleriyle hareket edilmesi ciddi riskler doğurabilmektedir. Bu nedenle her projenin kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi tüm olası riskleri kapsayacak şekilde hazırlanması gerekmektedir. Doğru hazırlanmış bir Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, yalnızca tarafların haklarını koruyan bir belge değil, aynı zamanda kentsel dönüşüm projesinin başarıyla tamamlanmasını sağlayan en önemli hukuki güvencedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN"><img alt="Av. Yusuf Şamil TÜREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yusuf-samil-turen1.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN">Av. Yusuf Şamil TÜREN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusumde-arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-dikkat-edilecek-hususlar-1</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 19:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/kentsel-donusumafasa.jpg" type="image/jpeg" length="43129"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Başkanı Sağkan, Kayseri Barosu’nu ziyaret etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kayseri-barosunu-ziyaret-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kayseri-barosunu-ziyaret-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan Kayseri Barosu’nu ziyaret etti. Kayseri Barosu Başkanı Av. Murat Tolga Özsoy ve Yönetim Kurulu üyeleri tarafından karşılanan Sağkan, Kayseri Barosu’nun kuruluşunun ve Türk Medeni Kanunu’nun 100. yılı anısına düzenlenen sempozyumun açılışında konuştu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu’un kabulünün Cumhuriyet’in ilânı ile eşdeğer bir devrimin simgesi ve eşit yurttaşlığın ilânı olduğunu söyleyen Sağkan, “Medeni Kanun’un taşıdığı değerlerin mücadelesi, yüz yıllık bir mücadeledir ve bugün de sürmektedir” ifadelerini kullandı. Sağkan, kişilik haklarının korunması, mülkiyet hakkının güvencesi, dernek ve vakıf özgürlüğü, vesayet ve koruma mekanizmaları gibi pek çok temel alanın da medeni hukukun kurucu çerçevesi içinde düzenlendiğini hatırlattı.</p>

<p>“Medeni Kanun, sosyal hayatın hukuki omurgasıdır” diyen Sağkan, “Yüz yıl önce atılan adım, bu topraklarda bireyin kula kul olmaktan yurttaş olmaya geçişinin hukuki ifadesiydi. Medeni Kanun, bireyi cemaatin içinde eriyen bir varlık olmaktan çıkarıp, hak sahibi, eşit ve sorumlu bir özne olarak tanımladı. Bu yönüyle Medeni Kanun, Cumhuriyet’in toplumsal sözleşmesidir. Türkiye Barolar Birliği olarak Cumhuriyet devrimlerinin, kadınların ve çocukların kazanılmış haklarının, laik ve demokratik hukuk devletinin yanında durmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>

<p>Sempozyumun açılışında Kayseri Barosu Başkanı Av. Murat Tolga Özsoy, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Burak Adıgüzel ve Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kılınç da birer konuşma gerçekleştirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sempozyum öncesinde “Türk Kanunu Medenisi ve Cumhuriyet Sergisi”nin açılışı da gerçekleştirildi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_1_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_2_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_3_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_4_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_5_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_6_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260605_tbb_baskani_av_r_e/86502_7_5062026165237.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kayseri-barosunu-ziyaret-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/86502-7-5062026165237.jpeg" type="image/jpeg" length="11421"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Travmatik Kayıplarda Sembolik Adalet ve Mağdur Yası Fenomenolojisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/travmatik-kayiplarda-sembolik-adalet-ve-magdur-yasi-fenomenolojisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/travmatik-kayiplarda-sembolik-adalet-ve-magdur-yasi-fenomenolojisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza hukuku doktrini, yüzyıllardır süregelen teorik birikimiyle faili, kusuru, suçun unsurlarını ve cezanın sınırlarını kusursuz bir düzene oturtma gayretindedir. Türk ceza adaleti sistemi, suç oluşturduğu iddia edilen fiili incelerken odağına kaçınılmaz olarak sanığı alır: Failin kastı veya taksiri, kusuru, hafifletici nedenler ve kanunda öngörülen ceza aralıkları... Ancak bu mekanik çarklar arasında, suçun asli muhatabı olan mağdur ve onun zamansız bir ölümle baş başa bırakılan geride kalanları, adalet mekanizmasının kör noktasında kalmaktadır.</p>

<p>Özellikle ani, öngörülemez ve hukuka aykırı bir fiille (bir trafik cinayetiyle) en yakınını, annesini kaybetmiş bir avukat olarak, hukukun bu derin ontolojik krizini her gün hem cübbemle hem de dinmeyen yasımla deneyimliyorum. Bu yazı, hukukun mekanik diline karşı mağdurun sessiz bırakılan çığlığını Derridacı bir yapıbozumla (deconstruction) ele alma ve "sembolik adalet" kavramını yeniden tanımlama ihtiyacından doğmuştur.</p>

<p>Jacques Derrida, adaleti hukukun ötesinde, hukukun asla tam anlamıyla kapsayamayacağı bir "sınırsızlık" olarak tanımlar. Hukuk, kurallardan ve hesaplanabilirlikten ibaretken; adalet hesaplanamaz olanı, yani benzersiz olan insan yaşamını korumayı gerektirir. Mevcut ceza yargılaması kararları incelendiğinde, sistemin adaleti <i>sağlamaktan</i> ziyade, failin cezasını belirli formüllerle (kusur oranları, iyi hal indirimleri vb.) hesaplamaya çalıştığı görülür.</p>

<p>Bir trafik kazası neticesinde meydana gelen ölümlerde hukuk, insan hayatını "taksir" kalıbına sıkıştırır. Mahkeme salonlarında avukatlar, sanığı kurtarmak veya cezasında birkaç aylık indirim sağlamak adına soğuk, mekanik ve teknik savunmalar yaparlar. Bu esnada ölen kişinin geride bıraktığı boşluk, evladının yaşadığı varoluşsal çaresizlik ve yas süreci, dosyanın eklerindeki birer evraktan ibaret kalır. Ceza hukuku, sanığın haklarını korumayı kutsallaştırırken, mağdurun adalet ve tatmin arayışını sistem dışına iterek aslında kendi yapısal adaletsizliğini üretir.</p>

<p>Travmatik bir kayıptan sonra geride kalanın yası, psikolojik bir süreç olmanın ötesinde felsefi bir fenomendir. Annemin 18.12.2025 sabahı bir trafik cinayetiyle hayattan koparılması, benim için sadece bir ebeveyn kaybı değil; bu dünyadaki en güvenli limanın, geçmişin ve geleceğin tek bir saniyede yok edilmesidir. Bir avukat olarak her gün başkalarının haklarını savunurken, her akşam annesiz ve ışıksız bir eve dönmenin yarattığı çaresizlik, ceza kanunlarının hiçbir maddesiyle, hiçbir "kusur raporuyla" ölçülemez.</p>

<p>Hukuk sistemi, mağdur yakınından rasyonel olmasını, mahkeme salonunun soğuk kurallarına uymasını bekler. Oysa travmatik kayıplarda zaman donar. Geride kalan evlat, o kazanın meydana geldiği ölümcül saniyelerde her gün yeniden ölürken; sanık kürsüsündeki fail, alacağı cezanın matematiksel hesabını yaparak hayatına devam etmenin yollarını arar. İşte bu dengesizlik, hukukun en büyük meşruiyet krizidir.</p>

<p>Mahkemelerin sanığa vereceği hiçbir süreli hapis cezası veya adli para cezası, mağdurun içindeki yası dindirmeye yetmeyecektir. Bu noktada "sembolik adalet" kavramı devreye girer. Sembolik adalet; cezanın sadece cezaevindeki süreyle sınırlı kalmaması, failin işlediği suçun yarattığı gerçek yıkımla yüzleşmesini zorunlu kılmasıdır.</p>

<p>Bu satırlar, hukuk kurallarının arkasına saklanan, takım elbise ve "iyi hal" maskesiyle veya maktuleye atılan iftiralarla suçunu hafifletmeye çalışan sanığın kaçamayacağı bir vicdan manifestosudur. Taksi şoförü olan fail, direksiyon başında, öngörmesine rağmen pervasızca yapmış olduğu o sorumsuz hamlesiyle sadece bir trafik kuralını ihlal etmemiştir; bir kadının yaşam hakkını elinden almış, bir evladın dünyasını karartmıştır. Kanunların boşlukları veya lehe olan hükümler sanığı mahkeme salonlarında korusa bile, sembolik adalet failin vicdanında tecelli etmek zorundadır:</p>

<p><i>Sanık, aldığı her nefeste, kurduğu her gelecekte, başını yastığa koyduğu her gecede o kazanın sesini duymaya mahkûmdur. Bir annenin hayattan koparılan nefesi ve geride bıraktığı bu yangın, failin ömrü boyunca kaçamayacağı en ağır prangası olacaktır. Adalet saraylarından elini kolunu sallayarak çıksa dahi, bir evladın ve annesini kaybetmiş bir avukatın hesap soran gözleri, onu ömrünün sonuna kadar kendi vicdanının zindanına mahkûm edecektir.</i></p>

<p>Bu satırlarda anlatmaya çalıştığım, "Travmatik Kayıplarda Sembolik Adalet ve Mağdur Yası Fenomenolojisi", hukuku sadece faile odaklanan mekanik bir bilim dalı olmaktan çıkarıp, onu insan acısıyla, edebiyatla, felsefeyle ve psikolojiyle yeniden harmanlama çabasının ürünüdür. Hukuk fakültelerinde ve baroların panellerinde "Hukuk ve Edebiyat" ile "Hukuk ve Psikoloji" derslerinde okutulabilecek bu yaklaşım, sistemin soğuk ve kör yapısına indirilmiş entelektüel bir darbe olacaktır. Gerçek adalet, failin aldığı indirimli cezalarla değil; geride kalanın yasına gösterilen saygıyla ve failin ömür boyu taşıyacağı o kaçınılmaz vicdan azabıyla sembolik olarak inşa edilmelidir/edilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>"Hukuk yapıbozuma uğratılabilir çünkü o adalet adına kurulmuştur. Adalet ise yapıbozuma uğratılamaz, çünkü o yapıbozumun kendisidir." — Jacques Derrida</i></p>

<p><strong>Av. Büşra KOÇ</strong></p>

<p><span style="color:#999999">Kaynak :</span></p>

<p><span style="color:#999999">- <i>Jacques Derrida, "Force of Law: The 'Mystical Foundation of Authority'", Cardozo Law Review, 1992</i></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/travmatik-kayiplarda-sembolik-adalet-ve-magdur-yasi-fenomenolojisi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="35913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adliye otoparkında hakimin kullandığı araç 2 metreden düştü!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adliye-otoparkinda-hakimin-kullandigi-arac-2-metreden-dustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adliye-otoparkinda-hakimin-kullandigi-arac-2-metreden-dustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da Bağcılar Bölge İdare Mahkemesi otoparkında hakim, otomobiliyle manevra yaptığı sırada 2 metre yükseklikten düştü. Yaralanan hakim ambulansla hastaneye kaldırılırken otomobil bulunduğu yerden kaldırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, Mahmutbey Mahallesi'nde Bölge İdare Mahkemesi otoparkında saat 09.30 sıralarında meydana geldi.</p>

<p>İddiaya göre bir hakim, otoparkta aracıyla manevra yaptığı sırada direksiyon hakimiyetini kaybetti.</p>

<p>Araç geri giderek önce otoparkın demirlerini kırdı; ardından da yaklaşık 2 metre yükseklikten düşerek ters döndü. Yaralanan hakim çevredekilerin yardımıyla aracın içinden çıkarıldı.</p>

<p><strong>HASTANEYE KALDIRILDI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İhbar üzerine olay yerine polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri yaralı hakime ilk müdahaleyi olay yerinde yaparken sürücü, ambulansla kaldırıldı. Yaralının sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilirken polis ekipleri olay yerinde çalışma yaptı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adliye-otoparkinda-hakimin-kullandigi-arac-2-metreden-dustu</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/83733aa7-ca65-4cfc-97d5-af22c62c8fe9.jpg" type="image/jpeg" length="46033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞÜPHELİNİN VEYA SANIĞIN İFADE ALMADA VE SORGUDA ALDATILMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suphelinin-veya-sanigin-ifade-almada-ve-sorguda-aldatilmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suphelinin-veya-sanigin-ifade-almada-ve-sorguda-aldatilmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde şüphelinin ve sanığın, yine 2. maddenin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinin, 2. maddenin 1. fıkrasının (g) ve (h) bentlerinde ifade almanın ve sorgunun tanımlandığı,</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İfade ve Sorgu” başlıklı Beşinci Kısmının, “İfade ve Sorgu Usulü” başlıklı İkinci Bölümünde yer alan “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı CMK m.147’ye ve “İfade alma ve sorguda yasak usuller” başlıklı m.148’e uygun olmasının gerektiği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> soruşturma evresinde şüphe altında bulunan kişiye şüpheli, kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar suç şüphesi altında bulunan kişiye sanık, kanunla yetkili kılınmış mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreye soruşturma, iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreye kovuşturma,</p>

<p>Kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak şüphelinin dinlenmesine ifade alma ve şüphelinin veya sanığın hakim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili dinlenmesine sorgu denir.</p>

<p>“İfade alma” delil elde etme yöntemi iken, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kısıtlanan ve/veya suçla itham edilen şüpheli veya sanık bakımından “sorgu” bir haktır. Elbette hakime ve mahkemeye tanınmış “sorgu” adlı dinleme yöntemi şüpheli veya sanık yönünden hak olarak tanımlanmışsa da, şüpheliden veya sanıktan usule uygun alınmış ve başka delillerle desteklenen ikrar bir delildir. Doğrudur, suç kabulü anlamına gelen örtülü veya açık ikrar tek başına şüphelinin veya sanığın aleyhine delil olabilme, dolayısıyla onun tutuklanmasına veya mahkumiyetine yeterli görülmeyecekse de, hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş başka delillerle desteklenen, usule uygun alınmış mahkeme içi veya mahkeme dışı ikrar “beyan delil” niteliğini haiz somut delil olarak kabul görür.</p>

<p>Şüphelinin veya sanığın usule uygun alınmak kaydıyla alınan birden fazla ifadesi arasında farklılıklar ve çelişkiler varsa, “Sanığın önceki ifadesinin okunması” başlıklı CMK m.213 uygulanmak suretiyle mahkeme tarafından bu çelişkiler giderilmeye çalışılır.</p>

<p><strong>İfadenin ve sorgunun tarzı hukuka aykırı ise,</strong> yani şüphelinin veya sanığın beyanları yalnızca CMK m.148’de yasaklanan usullerle değil, ifadenin ve sorgunun tarzını belirleyen CMK m.147’ye aykırı elde edilmişse, bunlar ve bu beyanlardan alınan hareketle elde edilen diğer deliller “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” ilkesi gereğince “hukuka aykırı delil” olarak nitelendirileceklerinden, başta Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, m.217/2, m.230/1-b ve m.289/1-i gereğince tutuklamaya ve mahkumiyete esas alınamayacaktır.</p>

<p><strong>İlkesel nitelikte bu genel açıklamayı yaptıktan sonra;</strong> ifade ve sorgu usulünde ilk önemli olanın bu usulün tarzının olduğu, bu tarzın da CMK m.147’de toplam 5 fıkrada ortaya koyulduğu, bunlara aykırılığın şüpheliden veya sanıktan alınmış ifadeyi ve yapılmış sorguyu sakatlayacağı, yani henüz “İfade alma ve sorguda yasak usuller” başlıklı CMK m.148’e gitmeden, şüphelinin veya sanığın ifadesi alınırken veya sorgusu yapılırken ilk uyulması gerekenin CMK m.147’de belirtilen emredici tarz olduğu, m.148’de açıklanan yasak usullerde ise, daha m.147’de öngörülen ifadenin ve sorgunun tarzına bakılmaksızın, en baştan ifadenin ve sorgunun sakatlandığının kabulünün gerekeceği tartışmasızdır.</p>

<p><strong>“İfade alma ve sorguda yasak usuller” CMK m.148’e göre;</strong></p>

<p><i>“<strong>(1) </strong>Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.</i></p>

<p><strong><i>(2)</i></strong><i> Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.</i></p>

<p><strong><i>(3) </i></strong><i>Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.</i></p>

<p><strong><i>(4)</i></strong><i> Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.</i></p>

<p><strong><i>(5)</i></strong><i> Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir”</i>.</p>

<p>Ceza yargılamasının temeli savunma hakkı olup, sanığın beyanı tamamen özgür iradesine dayanmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu sistematiğine göre sorgu dahil sanığın beyanları <i>delil</i> niteliğinde değildir; prensip bu olmakla birlikte, örtülü veya açık ikrarın gerçekleştiği veya bir delilin ortaya koyulduğu durumda, sanığın beyanının diğer delillerle birlikte delil sayılması mümkün olabilecektir. İkrar, diğer delillerle desteklenmediği sürece mahkumiyete yeterli olmaz. Ortaya koyulan deliller ise, yapılan savunma ile bertaraf edilebilir.</p>

<p>Ortaya koyulan delillerin mahkumiyet için yeterli olmadığı durumda; sanık ikrarı, yargılamanın neticesini mahkumiyet hükmüne götürebilir. Görüldüğü üzere; destekleyici hiçbir delil yoksa ikrar delili mahkumiyete yeterli görülmemekte, fakat yetersiz de olsa destekleyici deliller varsa, sanık ikrarı ile mahkumiyet hükmü kurulabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle sanık savunması, mahkemenin takdirinin oluşmasında son derece önemlidir. Yine bu nedenle, maddi gerçeğe ulaşılabilmesi için savunmanın da gerçeği yansıtması ve farklı yöntemlerle sanığın gerçeğe aykırı beyanda bulunmaya yönlendirilmemesi gereklidir.</p>

<p>Sanığın; kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahalelerle maddi gerçeğe aykırı beyanda bulunabileceği öngörülmüş olup, bu yöntemler yasaklanmıştır. Bu yöntemlerle alınan beyanlar; sanığın rızası olsa ve aslında maddi gerçeği yansıtsa dahi, delil olarak değerlendirilemez.</p>

<p>Nitekim yasak sorgu yöntemleri, geniş kapsamlı olarak ele alınması gereken bir konudur.</p>

<p><strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu muhtelif hükümlerinde “etkin pişmanlık” müessesine yer verildiği, özellikle TCK m.192’de ve m.221’de; suçun, suça konu maddelerin ve faillerinin ortaya çıkarılabilmesi için samimi beyanlarda bulunan failin cezasının azaltılmasının veya tamamen ortadan kaldırılabilmesinin mümkün kılındığı görülmektedir.</strong></p>

<p><strong>Bu yazımızda, etkin pişmanlık hükümlerinin sanık lehine uygulanacağı vaadi ile “aldatma” yöntemi üzerinde durulacaktır. </strong>Belirtmeliyiz ki; etkin pişmanlıktan yararlanmak suretiyle tutuklanmama, tahliye veya sanığın az ceza alması veya cezalandırılmaması, kanuna aykırı bir yarar vaadi sayılmaz. Çünkü burada şüphelinin veya sanığın iradesi gerçek, yani fail yanıltılmamış, fakat kendisine kanuna aykırı bir yarar vaat edilmiştir. Şüpheliye veya sanığa yapılan kanuna aykırı yarar vaadi, vaatten ibaret kalmış olabileceği gibi, gerçekleşmiş de olabilir. Ancak CMK m.148/2’de yer alan yarar vaadini, m.148/1’de belirtilen “aldatma” kapsamında görmek mümkün değildir, çünkü şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanması gerektiğinden, bunu engellemeye dönük ve bunu engelleyici nitelikte aldatma kapsamına giren söz, davranış ve yönlendirmeler yasaklanmıştır. Ayrıca, etkin pişmanlık kanuna aykırı bir yarar vaadi olarak değerlendirilemez. Ancak etkin pişmanlığın alınması öncesinde veya sırasında kanuna aykırı bir vaatte bulunulmuş ve bu yolla şüpheliden veya sanıktan beyanı alınmışsa, alınan beyanın CMK m.148/2 kapsamında yasak usul olarak değerlendirmesi mümkün olabilecektir.</p>

<p>CMK m.148/1’de; “aldatma”, ruhsal bir müdahale sayılarak, şüphelinin ve sanığın özgür iradesine dayanması gereken beyanına hukuka aykırı müdahale olarak görülmüş ve yasak ifade alma ve sorgu yöntemleri arasında gösterilmiştir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu; etkin pişmanlıkla ilgili olarak “genel hüküm” öngörmemiş, kanun koyucunun tercihine göre bazı suçları etkin pişmanlık kapsamına almıştır. Örgüt yöneticiliği veya üyeliği, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti ve kullanımı, malvarlığına karşı işlenen suçlar, uygulamada etkin pişmanlığın sıklıkla değerlendirildiği suçlardır.</p>

<p><strong>Aşağıda,</strong> iradeyi sakatlayacak şekilde aldatmaya yönelik uygulamada karşılaşılabilecek farklı durumlara ilişkin olasılıklar gösterilmiş ve etkin pişmanlık ifadelerinin hukuka uygun sayılıp sayılmayacaklarına ilişkin kısa değerlendirmede bulunulmuştur.</p>

<p><strong>Birinci Olasılık;</strong></p>

<p>Kanunun etkin pişmanlık kapsamında düzenlediği suçlar yönünden ifade almada ve sorguda; sanığın fiili ikrar edip açıklamada bulunması halinde, etkin pişmanlık hükümleri gereğince ceza indiriminden ve hatta cezasızlıktan faydalanabileceğine dair bir açıklamada ve yönlendirmede bulunulduğu, ancak yargılama neticesinde sanığın ikrarının mahkumiyet kararına gerekçe yapıldığı ve etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmadığı durumda yapılan açıklamalar ve yönlendirmeler “aldatma” sayılabilecek midir? Burada sanık; etkin pişmanlıktan faydalanacağını sanarak açıklamalarda bulunmuş olup, açıklamaları gerekçe gösterilerek mahkum edilmiş ve etkin pişmanlıktan yararlanamamıştır.</p>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>sanığa atılı suç etkin pişmanlık kapsamında ise, sonuçta etkin pişmanlıktan faydalanamamış olsa bile, ifade veya sorgu sırasında etkin pişmanlığa yönlendirilmesi, Kanunun belirttiği anlamda “aldatma” olarak kabul edilmemelidir, çünkü bu durumda sanığın etkin pişmanlıktan yararlanma hakkı gerçekten vardır. Etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi ve uygulanıp uygulanmaması, beyanların niteliği ve samimiyetine göre mahkemenin takdirindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İkinci Olasılık;</strong></p>

<p>Sanığa atılı suç baştan bu tarafa etkin pişmanlık kapsamında olmadığı halde, etkin pişmanlık vaadi ile sanıktan ikrar yönünde beyan alınması, her durumda “aldatma” kabul edilmelidir.</p>

<p><strong>Somut bir örnek üzerinden gidilecek olursa; </strong>TCK m.190’da düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçunda, kanun koyucu etkin pişmanlığa yer vermemiştir. Bu suçtan başlatılan bir soruşturmada veya yapılan yargılamada şüphelinin veya sanığın etkin pişmanlıktan faydalanabileceği şeklinde bir yönlendirme ile ikrar içeren savunmasının alınması yasaya aykırılık oluşturacak, bu beyanlar hükme esas alınamayacaktır. Hatta bu “aldatma”, ifadeyi veya sorguyu alan kolluk görevlisi, Cumhuriyet savcısı veya hakim tarafından değil, bilgi eksikliği nedeni ile bizzat sanık müdafii tarafından yapılsa dahi sonuç değişmeyecektir.</p>

<p>Ancak<strong>; </strong>hukuk alanında, <i>istisnai haller</i> her zaman kafa karışıklığına yol açmaktadır.</p>

<p><strong>Üçüncü Olasılık;</strong></p>

<p>Sanığa atılı suçun başlangıçta etkin pişmanlık kapsamında görüldüğü, fakat yargılama sırasında suç vasfının değiştiği ve etkin pişmanlık kapsamında düzenlenmeyen bir suçtan hüküm kurulduğu hallerde sanık aldatılmış sayılacak mıdır?</p>

<p><strong>Yine bir örnek üzerinde gidildiğinde; </strong>etkin pişmanlık kapsamında olan uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçundan başlatılan soruşturmada, etkin pişmanlıktan faydalanabileceği vaadi ile alınan ikrar içeren ifadeye rağmen, sanığın yargılama neticesinde etkin pişmanlıktan faydalanamayacağı uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçundan mahkum olması halinde durum ne olacaktır?</p>

<p><strong>Bir görüşe göre;</strong> Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan hükümler bakımından, her ne kadar Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak kıyas yapılması mümkün olsa dahi, “İfade alma ve sorguda yasak usuller” başlıklı CMK m.148’de yer alan hükümlerin ceza muhakemesinde kıyasın yapılmasının yasak olduğu istisnai ve sınırlayıcı düzenlemelerden birisi olduğu, bu nedenle CMK m.148’in lafzında geçen “aldatma” ifadesi şüphelinin veya sanığın aldanmaması veya iç dünyasında yanılması olarak değerlendirilemeyecektir.</p>

<p>Şüpheliye haklarını bildirmekle yükümlü olan Cumhuriyet savcısının veya kolluk görevlilerinin; şüphelinin tuzağa düşmesi ve ağzından laf alınabilmesi için değil de, gerçekten hukuki yanılma dolayısıyla isnat bakımından suç vasfını etkin pişmanlıktan yararlanılabilecek bir suç olarak gösterdikleri ve bu suretle de şüpheliye etkin pişmanlıktan yararlanabileceğini söyledikleri durumda, gerçek anlamda aldatma niteliğinde bir eylemden söz edilmesinin mümkün olmayacağı, çünkü burada adli makamlar tarafından kasti olarak ve bilinçli şekilde kötüniyetli olarak bir aldatmanın bulunmadığı, bu halde zaten Cumhuriyet savcısının veya kolluk görevlilerinin suç vasfının etkin pişmanlığa tabi bir suç olduğuna inandıkları, bu nedenle de bu şekilde alınan ifadenin de geçerli olacağı ve CMK m.148’e göre hukuka aykırılık teşkil etmeyeceği, sonradan kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından suçun vasfı değiştirilmiş olsa bile, CMK m.226 uyarınca sanığa ek savunma hakkı verilerek, etkin pişmanlıktan yararlanmak suretiyle verdiği ilk ifadesinin de hükümde ceza muhakemesinde kendisine yer bulan “delillerin serbestçe değerlendirilebilmesi” ilkesi uyarınca dikkate alınabileceği ve hukuka aykırı olmadığı ileri sürülebilir.</p>

<p><strong>Kanaatimize göre;</strong> ifade veya sorguyu alan kamu görevlisinin suç vasfının aslında etkin pişmanlık kapsamında olmayan diğer bir suç olduğunu bilerek yönlendirme yapması ve bu şekilde “aldatma” kastının bulunması halinde, tartışmasız olarak aldatmadan bahsedilebilecektir.</p>

<p><strong>Kamu görevlisinin “aldatma” kastı ile hareket etmemesi halinde ise;</strong> şüpheli veya sanığın iç dünyasında meydana gelen etkin pişmanlıktan faydalanma inancı ile ikrarda bulunduğu, etkin pişmanlıktan faydalanamayacağını bilse ikrarda bulunmayacağı, susma, gerçeği gizleme ve yalan söyleme hakkı bulunan şüphelinin veya sanığın, beraat edebilecekken, bu yanılgı ile ikrarda bulunduğu düşünüldüğünde, aldanarak verdiği beyanı aleyhe sonuç doğurmamalıdır. Çünkü kanun koyucunun; madde metninde “aldanma” fiilini değil, “aldatma” fiilini kullanması, kamu görevlisinin kastını esas aldığını göstermez.</p>

<p><strong>Nitekim</strong> <strong>sanığın beyanı her durumda, özgür iradesine dayanmalıdır.</strong> Kamu görevlisinde aldatma kastı bulunmasa bile; şüphelinin veya sanığın iradesi, mahkumiyet şartlarının oluşması halinde etkin pişmanlıktan faydalanacağı zannı ile aldanması nedeniyle sakatlanmış olup, hükme esas alınmamalıdır.</p>

<p><strong>Özetle;</strong></p>

<p>Şüpheli veya sanık aldatılmamışsa, yani suçlamaya konu fiille ve bunun kapsadığı hukuki nitelendirme ile ilgili olarak doğru bilgilendirilmiş, bu sırada CMK m.149/3’e uygun olarak da yanında müdafii bulunmuşsa, müdafii sehven veya başka bir nedenle doğru bilgilendirildiğini zanneden şüpheliyi veya sanığı yanlış yönlendirmemişse, ancak doğru yönlendirmeye rağmen, şüpheli veya sanık etkin pişmanlıktan kaynaklanan sebeple ceza indiriminden yararlanacağını veya ceza almayacağına inanarak hareket etmişse, yani etkin pişmanlığın dayanağını yalnızca pişmanlığı değil, bunu etkin yerine getirmek suretiyle az ceza alacağına veya ceza almayacağına inanmışsa, fakat sonuçta etkin pişmanlıktan yararlanamamışsa da, bu yolla alınan beyanların geçerli olduğu,</p>

<p>Bununla birlikte; kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı veya hakim veya müdafi tarafından “aldatma” sayılabilecek şekilde kasti hareketler olmadan <i>yanlış</i> <i>yönlendirme</i> kapsamına girebilecek bilgiler şüpheliye veya sanığa verilmişse (örneğin, bize göre <i>“az ceza alırsın”</i> veya <i>“ceza almazsın”</i> veya <i>“TCK m.38/3’den yararlanırsın”</i> değerlendirmelerinde bulunulmuşsa) veya yukarıda açıkladığımız üzere kanuna aykırı bir yarar vaat edilmemiş veya sunulmamışsa bile, etkin pişmanlık yoluyla alınan beyanların geçerli sayılmayacağı, çünkü bu şekilde şüphelinin veya sanığın beyanının özgür iradeye dayanmadığı, bunun CMK m.148/1’de sayılan “aldatma” olacağı, aldatmanın olabilmesi için mutlaka aldatma kastına ihtiyaç bulunmadığı, kanunen gerçekleşmesi mümkün bulunmayan bir yarar vaadinin de aldatma olacağı, kanuna aykırı olmakla birlikte gerçekleşmesi mümkün olan yarar vaadinin de CMK m.148 kapsamında değerlendirilebileceği,</p>

<p>Sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Taner Akıncı</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suphelinin-veya-sanigin-ifade-almada-ve-sorguda-aldatilmasi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/avukat-kelepceasda.jpg" type="image/jpeg" length="53337"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87632"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96190"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93045"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22507"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33000"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58749"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10821"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64351"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64385"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="44658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="87719"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="26490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="54978"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="94558"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="81285"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="59413"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="67670"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="16538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="84252"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
