<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 20:49:24 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TARIM ARAZİLERİNDE YAPILAŞMADA YENİ DÖNEM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tarim-arazilerinde-yapilasmada-yeni-donem-4-nisan-2026-tarihli-arazi-kullanim-planlamasi-uygulama-yonetmeligi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tarim-arazilerinde-yapilasmada-yeni-donem-4-nisan-2026-tarihli-arazi-kullanim-planlamasi-uygulama-yonetmeligi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[(4 NİSAN 2026 TARİHLİ “ARAZİ KULLANIM PLANLAMASI UYGULAMA YÖNETMELİĞİ”)]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>4 Nisan 2026 tarihinde yürürlüğe giren<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/tarim-arazilerinin-korunmasi-ve-kullanilmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow">Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılmasına İlişkin Yönetmelik,</a></strong> 9/12/2017 tarihli ve 30265 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Planlanmasına Dair Yönetmeliği yürürlükten kaldırarak bu alandaki düzeni yeniden kurmuştur. Yeni düzenleme ile birlikte, tarım arazilerinde özellikle “<strong>tiny house” kooperatifleri benzeri yapılar üzerinden gerçekleştirilen tarım dışı ve fiilî bölünmeye dayalı kullanım biçimleri açıkça yasaklanmış</strong>, izin sistemine aykırı her türlü kullanım bir yaptırıma bağlanmıştır.</p>

<p>Ayrıca, belediye ya da il özel idaresi tarafından yıkım yükümlülüğünün yerine getirilmemesi hâlinde yıkım yapma <strong>yetkisinin doğrudan Bakanlığa geçmesi</strong> ve sürecin resen tamamlanması öngörülerek yaptırımın uygulanabilirliği güvence altına alınmıştır. Bu çalışmada, söz konusu <a href="https://www.hukukihaber.net/tarim-arazilerinin-korunmasi-ve-kullanilmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow">Yönetmelik</a> ile tarım arazilerinde yapılaşma ve amacı dışında kullanıma ilişkin getirilen temel kriterler incelenecektir.</p>

<p><strong>İhlalin Tespiti ve İlk Müdahale, Hukuka Uyum İmkânı ve Süreler (m.22)</strong></p>

<p>Tarım arazilerinde temel ilke: <strong>İzin alınmaksızın yapılaşma mümkün değildir ve arazi amacının dışında kullanılamaz</strong> (m.22/1). Ayrıca verilen izinlerin <strong>içeriğine ve toprak koruma projelerine eksiksiz riayet edilmesi zorunludur</strong>.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>İlk Müdahale:</strong></p>

<p>Bu ilkeye aykırı bir durumun tespiti hâlinde süreç, <strong>derhâl müdahale</strong> ile başlar:</p>

<p>⁃ Yapı inşaat hâlindeyse <strong>faaliyet tamamen durdurulur</strong>,</p>

<p>⁃ tamamlanmış ise <strong>kullanımına izin verilmez</strong> (m.22/2-a).</p>

<p>⁃ Aynı anda <strong>idarî para cezası uygulanır</strong> (m.22/2-b).</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Süre Tanınması:</strong></p>

<p>Bununla birlikte düzenleme, sınırlı bir uyum imkânı da tanımaktadır. <strong>İdarî para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içinde gerekli izinlerin alınması hâlinde</strong>, yapı tamamlanabilir veya kullanılabilir duruma getirilebilir (m.22/2-c).</p>

<p><strong>3. Aykırılığın Verilen Sürede Giderilmemesinin Sonuçları:</strong></p>

<p>Ancak bu imkânın kullanılmaması veya talebin uygun görülmemesi hâlinde, ilgilisine <strong>iki ay içinde izinsiz yapıların yıkılması ve arazinin yeniden tarımsal üretime uygun hâle getirilmesi yükümlülüğü</strong> yüklenir.</p>

<p>Bu yükümlülüğe de uyulmaması hâlinde yaptırım ağırlaşır:</p>

<p>• <strong>Faaliyet yeniden durdurulur</strong>,</p>

<p>• <strong>İdarî para cezası üç katına çıkarılır</strong> (m.22/2-c).</p>

<p><strong>4.</strong> <strong>Yıkım:</strong></p>

<p>Süreç bu aşamada artık kişisel tasarruf alanından çıkar. <strong>Yıkım ve eski hâle getirme işlemleri ilgili belediye veya il özel idaresi tarafından bir ay içinde gerçekleştirilir</strong> (m.22/2-ç) ve arazi <strong>zorunlu olarak tarımsal niteliğine döndürülür</strong>.</p>

<p><strong>Toprak Koruma Projesine Aykırılık Halinde Uygulanacak Süreç (m.22/3)</strong></p>

<p>Sadece izinsiz yapılaşmaya değil toprak koruma projelerine de aykırılığın tespitiyle birlikte <strong>idarî para cezası uygulanır</strong> ve ilgilisine <strong>projeye uygunluk sağlanması için azami iki ay süre tanınır</strong> (m.22/3-a).</p>

<p>Bu süre, ihlalin giderilmesi için tanınmış son imkândır. Süre sonunda aykırılığın devam etmesi hâlinde yaptırım ağırlaşır:</p>

<p>⁃ <strong>faaliyet durdurulur</strong>, mevcut ise <strong>kullanım izni iptal edilir</strong> ve</p>

<p>⁃ <strong>idarî para cezası üç katına çıkarılır</strong> (m.22/3-b).</p>

<p>Bu aşamadan sonra süreç, artık zorunlu icra boyutuna geçer. <strong>İzinsiz yapıların yıkılması ve arazinin yeniden tarımsal üretime uygun hâle getirilmesi</strong> ilgili belediye veya il özel idaresine bildirilir; bu idareler <strong>bir ay içinde yıkımı gerçekleştirir ve araziyi eski hâline döndürür</strong> (m.22/3-c). Yapılan işlemlere ilişkin masraflar ise <strong>Bakanlık tarafından karşılanır</strong>.</p>

<p><strong>Yıkım ve Eski Hâle Getirme Masraflarının Tahsili (m.22/4)</strong></p>

<p>Yıkım ve arazinin yeniden tarımsal üretime uygun hâle getirilmesi süreci, yalnızca fiilî müdahale ile sınırlı bırakılmamış; <strong>mali sorumluluk bakımından da doğrudan ilgilisine yüklenmiştir</strong>. Bu kapsamda, Bakanlık birimleri tarafından yapılan <strong>yıkım ve temizleme giderleri</strong>, sorumlulardan <strong>genel hükümlere göre tahsil edilir</strong> (m.22/4).</p>

<p><strong>Yıkımın Yerine Getirilmemesi Hâlinde Bakanlığın Doğrudan Müdahalesi (m.22/5)</strong></p>

<p>Yıkım kararının uygulanmaması ihtimaline karşı Yönetmelik, süreci idarenin inisiyatifine bırakmayan açık bir zorlayıcı mekanizma öngörmüştür. Buna göre, hakkında yıkım kararı bulunmasına rağmen <strong>belediye veya il özel idaresi tarafından bir ay içinde yıkım gerçekleştirilmezse</strong>, Bakanlık doğrudan devreye girerek <strong>yıkımı bizzat yapar veya yaptırır</strong> ve araziyi <strong>tarımsal üretime uygun hâle getirir</strong> (m.22/5).</p>

<p>Bu müdahalenin mali sonuçları da net şekilde düzenlenmiştir. Yapılan yıkım ve eski hâle getirme giderleri, <strong>%100 fazlasıyla ilgili belediye veya il özel idaresinden tahsil edilir</strong>. Bu tutarların doğrudan tahsil edilememesi hâlinde ise alacak, <strong>merkezî bütçe paylarından kesinti yoluyla</strong> tahsil edilerek genel bütçeye gelir kaydedilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tarım Arazilerinin Fiilî Bölünmesi ve Hukuka Aykırı Devirler (m.22/7)</strong></p>

<p>Tarım arazilerinin, <strong>tescili mümkün olmayan fiilî hisselere ayrılması</strong> ve bu hisselere karşılık gelen kısımların zilyetliğinin; bir özel hukuk tüzel kişisi aracılığıyla (Tiny House Kooperatifleri gibi) <strong>üyelik veya ortaklık ilişkisi kurulmak suretiyle devredilmesi</strong> ya da bu işlemlere aracılık edilmesi açıkça yaptırıma bağlanmıştır.</p>

<p>Bu tür işlemlerle arazinin <strong>bütünlüğünün bozulmasına ve amacı dışında kullanılmasına sebebiyet verilmesi hâlinde</strong>, ilgililer hakkında <strong>Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur</strong> ve ayrıca ilgili tüzel kişi hakkında <strong>Kanunun 21 inci maddesi uyarınca idarî para cezası uygulanır</strong> (m.22/7).</p>

<p>Bu hükümle birlikte, yapılaşmayı mümkün kılan fiilî bölünme ve buna dayalı kullanım modeli de doğrudan hedef hâline getirilmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç:</strong></p>

<p>Bu düzenleme, ihlali yaptırım altına alan değil; ihlali ortadan kaldırmayı zorunlu kılan bir tasfiye mekanizması kurmaktadır. Nitekim 2020 yılında İmar Kanunu’nda yapılan değişikliklerle Bakanlığa tanınan yıkım yetkisinin, gerekli kurumsal ve mali altyapı oluşturulmadığından etkin biçimde kullanılamadığı görülmüştür. Bu defa getirilen sistem ise, yalnızca yetki tanımakla sınırlı kalmadığı ölçüde anlam kazanacaktır: Bu alana yeterli kadro ve bütçe ayrılması ve uygulamanın istisnasız şekilde herkese yöneltilmesi hâlinde, bir düzen sağlamasını umabiliriz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Gokhan_BYLGYN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tarim-arazilerinde-yapilasmada-yeni-donem-4-nisan-2026-tarihli-arazi-kullanim-planlamasi-uygulama-yonetmeligi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/arsa-arazi-tarla-yatirim.jpg" type="image/jpeg" length="33109"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/3300 E., 2025/3663 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20253300-e-20253663-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20253300-e-20253663-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 22.04.2025 tarihli, 2025/3300 E., 2025/3663 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/3300 E., 2025/3663 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/160 E., 2025/16 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 19.09.2011 tarihinde davalı işyerinde uzman ortopedi doktoru olarak çalışmaya başladığını, davacının çalıştığı hastanenin davalı ... AŞ'ye (... Şirketi) devredildiğini, ücretinin muvafakati alınmadan tek taraflı düşürülmeye çalışıldığını, buna rıza göstermediğinden iş sözleşmesinin davalı işverence haksız nedenle 30.03.2016 tarihinde feshedildiğini, buna ilişkin Whatsapp yazışma kayıtlarının dosyaya ibraz edildiğini, davacının haftanın 5 günü 08.30-18.00 saatleri, cumartesi günü ise 08.30-17.00 saatleri arasında çalıştığını, haftanın 7 günü de 2'şer saat icapçı olduğunu ve bu nöbetlerde hasta yatışı yapılanların kontrollerinin yapıldığını iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, yıllık izin ücreti ve ödenmeyen aylık ücret alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının hiçbir zaman kendi şirketlerinde çalışması olmadığını, dava dilekçesinde bahsedilen fesih gerekçesi ile müvekkilinin bir bağlantısının olmadığını, dava dilekçesi içeriğinden taleplerin anlaşılmadığını, davalı işyerinin devralınmadığını sadece demirbaşlar ile hastane ruhsatının alındığını, arada devir ilişkisi veya şirketlerin birleşmesi durumu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... ... Hastanesi Özel Sağlık Hizmetleri AŞ (... ... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; alacakların zamanaşımına uğradığını, müvekkili Şirketin devredildiği tarih itibarıyla davacının herhangi bir alacağı olmadığını, davacının devir sonrasında diğer davalı ile olan iş sözleşmesini haklı neden göstermeden kendisinin feshettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 23.06.2022 tarihli kararı ile; davalılar arasında işyeri devri olduğu, işletme ruhsatının devir sözleşmesi, 22.03.2016 tarihli işletmenin devir sözleşmesi ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, 22.03.2016 tarihi itibarıyla devir yapılmış olsa da devreden Çorlu Şifa Şirketinin Nisan ayına kadar sorumluluğunun devam ettiği, bu nedenle ... ... Şirketinin de tüm dönemden sorumlu olduğu, her iki davalının da alacaklardan müştereken müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 23.06.2022 tarihli kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesinin 21.06.2023 tarihli kararı ile; dosya kapsamı ve 30.03.2016 tarihli "whatsapp" yazışmalarına göre davacının iş sözleşmesinin devamının aleyhine esaslı değişiklik içeren yeni sözleşmeyi imzalaması koşuluna bağlandığı, işverenin sunduğu şartları kabul etmeyen davacının iş sözleşmesini feshetme iradesi olmadığı, davacının geçerli bir istifa iradesi bulunmadığı, ücret ve yıllık izin ücretinin ödendiğinin işverence ispatlanamadığı, davacının fazla çalışma yaptığını ispatladığı, işverenin ise fazla çalışma ücretini ödediğini ispatlayamadığı gerekçeleriyle davalıların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 21.06.2023 tarihli kararının süresi içinde davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Dairece; çalışma koşullarının işveren tarafından uygulanmaması sebebiyle davacı tarafından yapılan feshin haklı nedene dayandığı anlaşıldığından kıdem tazminatı talebinin kabulü isabetli olmuş ise de, ihbar tazminatının reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile talebin kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, davacının haftanın 3 günü 1,5 saat icap nöbeti tuttuğunun kabulü ile fazla çalışma alacağı hesaplanmış olup ilke doğrultusunda değerlendirme yapıldığında; icap nöbetinde geçen sürenin 1/8'inin çalışma süresinden sayılması gerektiğinin düşünülmemesinin hatalı olduğu ayrıca devreden işveren ... ... Şirketinin yıllık izin ücretinden sorumlu tutulmasının da hatalı olduğu gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyulduğu açıklanarak ihbar tazminatı talebinin reddine karar verildiği, ... ... Şirketi'nin yıllık izin ücretinden sorumlu tutulmadığı ve fazla çalışma ücreti hesaplanırken icap nöbetinde geçen sürenin 1/8'inin çalışma süresinden sayılarak davacının haftada 5 saat fazla çalışma yaptığının tespiti ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1.Davalı Çorlu Şifa Şirketi vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>a. Davacının işten çıkarılmadığından kıdem tazminatına hak kazanamayacağını,</p>

<p>b. Taleplerin zamanaşımına uğradığını,</p>

<p>c. Davacının ücretinin 7.907,91 TL olduğunu ve bu ücret üzerinden hesaplamaların yapılması gerektiğini,</p>

<p>d. Temmuz 2015-Şubat 2016 yılına ait herhangi bir hak ediş kesmediğinden dolayı davacı tarafın müvekkili Şirketten herhangi bir alacağının bulunmadığını,</p>

<p>e. Müvekkili Şirkette fazla çalışma uygulaması olmadığını,</p>

<p>f. Davacının yıllık ücretli izinlerini kullandığını,</p>

<p>g. Davacının alacaklarına mahsuben çek tanzim edildiğini ve ödemeyi aldığını,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>h. Dosyada mevcut bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>2.Davalı ... Şirket vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>a. Fazla çalışma hesabı yapılırken toplam fazla çalışmanın hesaplanıp 8'e bölünmesi gerekirken her bir günlük fazla çalışmanın hesaplanması ve günlük fazla çalışma süresinin 11,25 dakika olarak hesaplanıp sonra 06.04.2004 tarihli ve 25425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan İş Kanununa İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği (Fazla Çalışma Yönetmeliği) gereği yarım saate yuvarlanacağı iddia edilerek icap nöbeti fazla çalışma süresinin 1/3'ü olarak fazla çalışmanın hesaplandığını,</p>

<p>b. Hüküm yerinde fesih tarihinin yanlış yazıldığını ve yanlış tarihten itibaren faiz uygulandığını,</p>

<p>c. Diğer davalının yıllık ücretli izin alacağından sorumlu tutulmamasının hatalı olduğunu,</p>

<p>d. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun yok hükmünde olduğunu,</p>

<p>e. Emsal ücret araştırması yapılmaksızın, davacı tarafça ücret miktarının ispatlanmış gibi tespit yapılmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu,</p>

<p>f. İşyeri devri olmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinin feshi ve buna bağlı olarak ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, fazla çalışma ücretinin hesaplanması ve işçilik alacaklarından davalıların sorumluluğu hususlarına ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekillerinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 41/3 hükmüne göre; "Haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle kırkbeş saatin altında belirlendiği durumlarda yukarıda belirtilen esaslar dahilinde uygulanan ortalama haftalık çalışma süresini aşan ve kırkbeş saate kadar yapılan çalışmalar fazla sürelerle çalışmalardır. Fazla sürelerle çalışmalarda, her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmibeş yükseltilmesiyle ödenir.". Fazla Çalışma Yönetmeliği'nin "Fazla Çalışmada Sınır" kenar başlıklı 5/2 hükmüne göre ise "Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma sürelerinin hesabında yarım saatten az olan süreler yarım saat, yarım saati aşan süreler ise bir saat sayılır."</p>

<p>Somut olayda davacının haftanın 3 günü 08.30-19.30 saatleri arası 1 saat ara dinlenme ile, 2 günü 08.30-18.00 saatleri arası 1 saat ara dinlenme ile ve cumartesi günleri de 08.30-15.00 saatleri arasında yarım saat ara dinlenme ile çalıştığı kabul edilmiştir. Buna göre davacının haftanın 3 günü 1,5 saat icap nöbeti tuttuğu kabul edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma kararı doğrultusunda hesaplama yapıldığı açıklanarak günlük 1,5 saatlik icap nöbetinin 1/8'inin icap nöbetinden sayılması gerektiği, 1,5 saatin 1/8'inin 11,25 dakika olduğu ancak Fazla Çalışma Yönetmeliği gereği küsuratlı sürelerin yarım ve tam saatlere yuvarlanması gerektiğinden icap tutulan günlerde en fazla 30 dakikanın çalışma süresinden sayılması gerektiği gerekçesiyle davacının haftada 3 gün 9 saat olmak üzere 27 saat, icap tutmadığı haftanın 2 günü ise günde 8,5 saat olmak üzere 17 saat çalışabileceği, cumartesi günleri de 6 saat çalışarak toplamda bir haftada 50 saat çalışması olacağı, 45 saatten mahsubu ile davacının haftada 5 saat fazla çalışma alacağı hesaplanmıştır. Ancak İlk Derece Mahkemesince hesaplama yönetiminde hataya düşülmüştür.</p>

<p>Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma süreleri haftalık hesaplanır. Bu nedenle Fazla Çalışma Yönetmeliği'nin 5/2 hükmüne göre, fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma sürelerinin hesabında yarım saatten az olan sürelerin yarım saat, yarım saati aşan sürelerin bir saat sayılması (yuvarlama) “haftalık” yapılan hesaplama sonrası bulunan çalışma süresi hakkındadır ( Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 08.06.2020 tarihli ve 2017/15506 Esas, 2020/4971 Karar sayılı kararı; Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi, 05.06.2017 tarihli ve 2017/7886 Esas, 2017/13328 Karar sayılı kararı).</p>

<p>Şu hâlde davacının haftada 3 gün 08.30-18.00 saatleri arası 1 saat ara ile 8,5 saatten 25,5 saat çalışması olduğu, icapta geçen 3 günlük toplam 33,75 dakikanında eklenmesi ile 26 saat 4,15 dakika çalışma yaptığı, icap çalışması olmayan 2 gün yapılan 17 saat çalışma ve cumartesi günü yapılan 6 saat çalışma ile toplam 49 saat 4,15 dakika çalışma yaptığı anlaşılmıştır. Haftalık toplam çalışmanın 45 saatten mahsubu ile 4 saat 4,15 dakika fazla çalışma yapıldığı ve yarım saatten az olan sürenin yarım saate yuvarlanması ile haftalık toplam 4,5 saat fazla çalışma yapıldığı tespit edilerek fazla çalışma alacağının hesaplanması yerine yazılı şekildeki hatalı hesaplama ile haftalık 5 saat fazla çalışma yapıldığının tespiti bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalılara iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>22.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20253300-e-20253663-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargidta.jpg" type="image/jpeg" length="22499"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hüsamettin Cindoruk hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/husamettin-cindoruk-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/husamettin-cindoruk-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk tedavi gördüğü hastanede 92 yaşında hayatını kaybetti. Cindoruk bir süredir hastanede tedavi görüyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eski Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Hüsamettin Cindoruk 92 yaşında hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cindoruk, 25 Aralık 2025 tarihinde, evde oksijen satürasyonunun düşmesi üzerine Koç Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Burada tedavi altına alınan Cindoruk, yoğun bakım servisine yatırıldı.</p>

<p>Cindoruk'un bugün hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p><strong>TAZİYE MESAJLARI</strong></p>

<p><strong>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: </strong>Eski TBMM Başkanımız, 17 ve 19'uncu dönem Milletvekilimiz Sayın Ahmet Hüsamettin Cindoruk’un vefat haberini derin bir üzüntüyle aldım. Merhuma Allah’tan rahmet; ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun.</p>

<p><strong>CHP lideri Özgür Özel:</strong> Türk siyasetinin müstesna ismi, TBMM Başkanlığı ve vekâleten Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuş Hüsamettin Cindoruk’un vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Bir ömrü hukuka, Meclis’in itibarına ve demokratik siyaset geleneğine adayan Sayın Cindoruk; makamların ağırlığını, emaneti taşımasını ve zamanı gelince devretmesini bilen bir devlet adamıydı. Genç yaşta hukukçu olarak başladığı yolculukta, darbe dönemlerinin gölgesine rağmen demokratik meşruiyetten yana duruş sergilemesi, hayatındaki en kıymetli izlerden biri olarak hatırlanacaktır. Mekanı cennet olsun.</p>

<p><strong>Anahtar Parti lideri Yavuz Ağıralioğlu: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi eski Başkanlarından Sayın Hüsamettin Cindoruk’un vefatını üzüntüyle öğrendim. Bir dönemin, bir neslin hafızası olan Sayın Cindoruk; Türkiye’nin netameli süreçlerinde demokrat duruşuyla, Cumhuriyet’in kazanımlarına ve güçlü bir hukuk devleti idealine adanmış bir ömür yaşadı. Kendisine Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.</p>

<p><strong>Eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Cumhurbaşkanı Vekilliği görevlerini yerine getirmiş Sayın Hüsamettin Cindoruk Bey’in vefatını üzüntüyle öğrendim. Kendisine Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve sevenlerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Mekânı cennet olsun.</p>

<p><strong>HÜSAMETTİN CİNDORUK KİMDİR?</strong></p>

<p>Türk siyasetinin önemli isimlerinden biri olan Hüsamettin Cindoruk, uzun yıllar merkez sağ siyasette görev almış, avukat ve siyasetçi kimliğiyle öne çıkmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı başta olmak üzere birçok önemli görevde bulunan Cindoruk, özellikle 1980 sonrası siyasi dönemde etkili isimlerden biri olarak dikkat çekmiştir.</p>

<p><strong>Siyaset ve hukuk kariyeri</strong></p>

<p>1933 yılında İzmir’de doğan Hüsamettin Cindoruk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Genç yaşlarda hukuk alanında çalışmaya başlayan Cindoruk, daha sonra siyasete atılarak Türk siyasetinde aktif rol üstlendi.</p>

<p>Demokrat Parti geleneğine yakın çizgide yer alan Cindoruk, Adalet Partisi, ardından Doğru Yol Partisi (DYP) bünyesinde siyaset yaptı. 1970’li yıllardan itibaren milletvekilliği görevinde bulunan Cindoruk, merkez sağın önde gelen temsilcilerinden biri haline geldi.</p>

<p><strong>TBMM Başkanlığı yaptı</strong></p>

<p>Hüsamettin Cindoruk, siyasi kariyeri boyunca en dikkat çeken görevlerinden birini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak yürüttü. 1991-1995 yılları arasında TBMM Başkanlığı görevinde bulunan Cindoruk, bu dönemde Türk siyasetinde önemli bir konuma sahipti.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 1993 yılında vefat etmesinin ardından, anayasal süreç kapsamında kısa bir süre Cumhurbaşkanlığına vekâlet etti. Bu göreviyle Türkiye’de devlet yönetiminde kritik bir dönemde sorumluluk üstlendi.</p>

<p><strong>Demokrat Parti geleneğinin önemli ismi</strong></p>

<p>Cindoruk, Türk siyasetinde özellikle demokrat geleneğin savunucularından biri olarak tanındı. Siyasi yaşamı boyunca parlamenter sistem, hukuk devleti ve demokratik kurumların güçlendirilmesi yönünde açıklamalarıyla gündeme geldi.</p>

<p><strong>Kamuoyundaki yeri</strong></p>

<p>Uzun siyasi yaşamı boyunca farklı dönemlerde aktif siyasetin içinde yer alan Hüsamettin Cindoruk, hem hukukçu kimliği hem de devlet tecrübesiyle tanınan isimlerden biri oldu. Türkiye’nin yakın siyasi tarihine tanıklık eden ve çeşitli kritik süreçlerde görev alan Cindoruk, merkez sağ siyasetin hafızasında önemli bir yer edinmiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/husamettin-cindoruk-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 17:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/960x540-4.jpg" type="image/jpeg" length="19271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI IŞIĞINDA KOLLUĞUN ZOR KULLANMA YETKİSİNİN HUKUKİ SINIRLARI: ORANTILILIK İLKESİ, İNSAN HAKLARI YÜKÜMLÜLÜKLERİ VE CEZAİ SORUMLULUK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-kararlari-isiginda-kollugun-zor-kullanma-yetkisinin-hukuki-sinirlari-orantililik-ilkesi-insan-haklari-yukumlulukleri-ve-cezai-sorumluluk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-kararlari-isiginda-kollugun-zor-kullanma-yetkisinin-hukuki-sinirlari-orantililik-ilkesi-insan-haklari-yukumlulukleri-ve-cezai-sorumluluk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Kamu gücünün hukukla sınırlandırılması, hukuk devleti düşüncesinin en temel gereklerindendir. Devletin zor kullanma tekelini elinde bulundurması, bu yetkinin serbestçe kullanılabileceği sonucunu doğurmaz. Tam tersine, zor kullanma alanı hukuk düzeni içinde en sıkı denetimi hak eden kamusal faaliyetlerin başında gelir. Kolluk, kamu düzenini sağlamak, suçları önlemek ve güvenliği temin etmek bakımından devletin sahadaki en görünür yüzüdür. Bu görünürlük aynı zamanda bir sorumluluk yaratır: kolluğun eylemleri, temel hak ve özgürlükler bakımından “istisna” gibi değil, sürekli ve dikkatli bir hukuki kontrol alanı gibi ele alınmalıdır. Çünkü zor kullanma; kişi özgürlüğü, beden bütünlüğü ve insan onuru üzerinde doğrudan etkisi olan, kimi vakalarda ise yaşam hakkına kadar uzanan sonuçlar doğurabilen bir müdahale biçimidir. Bu nedenle konu, yalnız teorik tartışmalarla sınırlı kalmaz; uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıkların çözümü açısından da belirgin bir ağırlık taşır.</p>

<p>Kolluğun zor kullanma yetkisi gündeme geldiğinde, yalnızca idare hukukuna dair teknik bir yetki sınırı tartışması yürütmüş olmayız. Bu mesele aynı zamanda ceza hukuku, anayasa hukuku ve insan hakları hukuku bakımından iç içe geçen bir problem alanına açılır. Metnin omurgasını oluşturan soru şudur: Hukuk düzeni kolluğa belirli şartlarda güç kullanma imkânı tanırken, bu yetkinin meşru sınırı nerede başlar ve nerede biter? Burada “yetki normlarının varlığı”na işaret etmek tek başına yeterli değildir. Somut olayın koşulları, kullanılan gücün yoğunluğu, amaç ile araç arasındaki ilişkinin niteliği ve müdahalenin doğurduğu sonuçlar birlikte ele alınmalıdır. Bu incelemede başat ölçüt, orantılılık (ölçülülük) ilkesidir.</p>

<p>Bu çalışma, kolluğun zor kullanma yetkisinin sınırlarını orantılılık ilkesi etrafında tartışır. Temel yaklaşım açıktır: Kolluğa tanınan zor kullanma yetkisi, belirli şartlar gerçekleştiğinde bir hukuka uygunluk zemini sağlayabilir. Buna karşılık güç kullanımı “görevin gerektirdiği ölçü”yü aştığında, ceza hukuku sorumluluğu (TCK m.256 üzerinden TCK m.86–87 rejimi), insan hakları ihlali tartışması (Anayasa m.17/3; AİHS m.3) ve buna bağlı kurumsal sonuçlar birlikte gündeme taşınır.</p>

<p>İzleyen bölümlerde önce zor kullanma yetkisinin normatif dayanağı ele alınacak; ardından bu yetkinin hangi şartlarda hukuka uygun kullanılabileceği, orantılılık değerlendirmesinin pratik içeriği, ceza hukuku sonuçları, insan hakları boyutu, ispat ve delillendirme güçlükleri ile kurumsal meşruiyet ilişkisi, Anayasa Mahkemesinin seçili kararları üzerinden tartışılacaktır.</p>

<h3><strong>I. KOLLUĞUN ZOR KULLANMA YETKİSİNİN NORMATİF VE KURUMSAL TEMELİ</strong></h3>

<p>Kolluğun zor kullanma yetkisi, fiili bir güç gösterisinin hukuki kılıfa büründürülmesinden ibaret değildir. Kanunla tanınmış, koşulları belirlenmiş ve sınırları çizilmiş bir kamu yetkisi söz konusudur. Polis bakımından temel düzenleme PVSK m.16’dır. Bu hüküm, kolluğun “direnişle karşılaşması” halinde “direnci kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde” zor kullanabileceğini söyler. Aynı maddede, zor kullanımının kademeli biçimde artan bir seyir izlemesi gerektiği de açıkça belirtilmiştir: bedeni kuvvet → maddi güç → kanuni şartların varlığı halinde silah.</p>

<p>Yetkinin sınırını somutlaştıran iki unsur özellikle öne çıkar. İlk unsur, müdahalenin görevle bağlantısıdır. Kolluk, soyut bir risk algısıyla veya belirsiz ihtimallerle değil; somut bir direniş, saldırı, kaçma girişimi ya da görevin yerine getirilmesini fiilen engelleyen bir durum karşısında zor kullanabilir. İkinci unsur ise ölçüdür. Kullanılan güç, görevin yerine getirilmesi bakımından gerekli olandan fazla olamaz.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, kolluk güç kullanımını incelerken yalnızca “kanuni dayanak var mı?” sorusuyla yetinmez. Somut olayda müdahalenin gerekliliği ve orantılılığı konusunda kamu makamlarının ikna edici bir açıklama sunmasını da bekler. Bu yaklaşım, zor kullanma yetkisini geniş bir serbestlik alanı olmaktan çıkarır; temel haklarla doğrudan bağlantılı, gerekçelendirilmesi gereken anayasal bir sınırlandırma alanına yerleştirir. Toplumsal olaylara müdahale, yakalama ve gözaltı süreçleri gibi pratikte sık karşılaşılan alanlarda bu denetim çizgisi daha da önem kazanır. Zira orantılılık tartışması yalnız müdahalenin kendisine değil, soruşturma ve muhakeme süreçlerinin nasıl kurulduğuna da temas eder.</p>

<p>Bu noktada AYM kararlarında iki yönlü bir denetim hattı izlenir. Birincisi, olay içinde güç kullanımının gereklilik ve orantılılık testlerinden geçirilmesi; ikincisi ise zor kullanma iddialarının araştırılmasında “etkili soruşturma” standardının sağlanıp sağlanmadığının denetlenmesidir. Metin ilerledikçe bu iki yön, karar örnekleriyle birlikte açılacaktır.</p>

<p><strong>II. ZOR KULLANMA YETKİSİNİN HUKUKA UYGUN KULLANIM ŞARTLARI VE AŞAMALILIK ÖLÇÜTÜ</strong></p>

<p>Zor kullanma yetkisinin hukuka uygun biçimde kullanılabilmesi için, müdahaleyi meşrulaştıran koşulların somut olayda gerçekten gerçekleşmiş olması gerekir. İlk koşul, müdahaleyi gerekli kılan somut bir durumun bulunmasıdır. Bu durum çoğu kez aktif direnç, fiili saldırı, kaçma girişimi veya kamu görevlisinin görevini yapmasını engelleyen davranışlar şeklinde kendini gösterir. Buna karşılık yalnız kolluk görevlisinin “kontrol kurma isteği”, rahatsızlığı ya da öngörüsü, tek başına zor kullanma yetkisini meşrulaştırmaya yetmez.</p>

<p>İkinci koşul, müdahalenin gerçekten gerekli olmasıdır. Aynı sonuca daha hafif bir araçla ulaşmak mümkünse, daha ağır bir müdahaleye başvurulması güç kullanımını meşru görev ifası çizgisinden uzaklaştırır. AYM’nin yaklaşımı da bu iki aşamalı sorgulamayı içerir: Önce “Bu güç kullanımına ihtiyaç var mıydı?” sorusu gündeme gelir. Ardından “İhtiyaç varsa kullanılan güç, olayın niteliğiyle uyumlu ölçüde mi kaldı?” sorusu devreye girer.</p>

<p>Üçüncü koşul, aşamalılık ilkesidir. Aşamalılık, gücün olayın gelişimi, direnişin derecesi ve tehlikenin ağırlığıyla uyumlu biçimde artmasını ifade eder. Müdahalenin en ağır araçla başlamaması; mümkün olan hallerde daha hafif araçların önce değerlendirilmesi ve kullanılan gücün olayın ihtiyacıyla sınırlı kalması bu ilkenin doğal sonucudur. PVSK m.16’daki kademeli araç dizgesi (bedeni kuvvet—maddi güç—silah), ölçülülük değerlendirmesi için pratik bir rehber niteliği de taşır.</p>

<p>AYM’nin “direnme yoksa güç gerekçesi daha sıkı açıklanmalıdır” yönündeki yaklaşımı, <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201822602-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Tayfun Yıldırım kararı</a>nda belirgin biçimde görünür. Bu kararda başvurucu, protesto alanında bulunmasına rağmen eylemci olmadığı ve direnmediği halde darp edilerek gözaltına alındığını; sonrasında yürütülen soruşturmanın etkisiz kaldığını ileri sürmüştür. AYM, direnmediği açık biçimde tespit edilen bir kişide yaralanma oluşmasına rağmen savcılığın güç kullanımının gerekliliği ve orantılılığı konusunda somut bir gerekçe kuramadığını; ayrıca delil toplama sürecinde ciddi eksiklikler bulunduğunu (tanıkların dinlenmemesi, kamera kayıtlarına geç başvurulması, şüpheli kolluk görevlilerinin kimlik tespitinin netleştirilememesi) dikkate alarak hem maddi hem usul boyutta ihlal sonucuna ulaşmıştır. Kararın dikkat çekici yönü şudur: orantılılık incelemesi “genel olaylar” üzerinden değil, başvurucuya özgü somut gerekçeler üzerinden kurulmalıdır.</p>

<p><strong>III. ORANTILILIK İLKESİNİN KOLLUĞUN MÜDAHALESİ ÜZERİNDEKİ SINIRLAYICI İŞLEVİ</strong></p>

<p>Kolluğun zor kullanma yetkisinin hukuki sınırını belirleyen esas ölçüt, orantılılık ilkesidir. Orantılılık, müdahalenin meşru bir amaca yönelmiş olmasını tek başına yeterli görmez; kullanılan araç ile doğan sonuç arasında makul bir denge arar. Bu nedenle “görev gereği” ifadesi, tek başına açıklayıcı bir kalkan oluşturmaz. Müdahalenin yoğunluğu ve doğurduğu sonuç ayrıca tartışılmak zorundadır.</p>

<p>Orantılılık tartışması yürütülürken yalnız olayın başlangıcına bakmak da yeterli değildir. Müdahalenin bütün seyrini görmek gerekir: gücün süresi, yoğunluğu, hangi aşamada arttırıldığı ve hangi aşamada sonlandırıldığı birlikte ele alınmalıdır. Direnişi kırma amacı gerçekleştiği halde kuvvet kullanımının sürmesi, orantılılık sınırının aşıldığına ilişkin güçlü bir işarettir. Böyle bir tabloda kötü muamele yasağı tartışması da kaçınılmaz biçimde gündeme gelir. AYM kararlarında orantılılık vurgusu, özellikle direncin seviyesine uygun araç seçimi ve müdahalenin zamanında sonlandırılması başlıklarında kendini gösterir.</p>

<p>Müdahale sonucunda yaralanma doğmuş ve bu yaralanma soruşturma makamlarınca belirli ölçüde kabul edilmişse, AYM içtihadında açıklama yükünün kamu makamları üzerinde ağırlaştığı anlaşılır<a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltina-alinma-sirasinda-ve-karakolda-darbedilmeyle-ilgili-etkili-sorusturma-yurutulmemesi-nedeniyle-eziyet-yasaginin-ihlal-edilmesi-1" rel="dofollow"> (Sadrettin Bilir,</a> § 71). “Yaralanma var” olgusunun ortaya çıkmasıyla birlikte, olayın neden bu şekilde geliştiğini açıklayan somut bir delil ve gerekçe zinciri beklenir. Bu, sırf biçimsel bir beklenti değildir; orantılılık denetiminin sağlıklı yapılabilmesi için zorunlu bir ihtiyaçtır.</p>

<p>İncelenen kararlar bakımından AYM’nin iki farklı karar tipinden söz edilebilir. Birinci tipte müdahale zorunlu ve orantılı kabul edilir. İkinci tipte ise orantılılık tartışması yeterince aydınlatılamadığı için usul boyutta ihlal gündeme gelir.</p>

<p>Orantılılık yönünden ihlal olmadığına hükmedilen örneklerden biri Adil Güzel ve Mühsin Güzel kararıdır. Bu olayda İran sınır hattında kaçakçılık şüphesiyle yakalama sırasında başvurucuların yaralandığı ileri sürülmüş; soruşturma mercileri olayın saldırı/direniş boyutu ve yakalamanın koşulları içinde güç kullanımını meşru değerlendirmiştir. AYM, suçüstü bağlamını, direniş/saldırı iddiasını ve yakalama koşullarını birlikte ele alarak güç kullanımını gerekli ve orantılı bulabilmiş; soruşturma yönünden de asgari düzeyde araştırmanın yapıldığını kabul ederek kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarında ihlal olmadığı sonucuna varmıştır. Bu karar, her yaralanmanın kendiliğinden ihlal sonucuna götürmediğini; özellikle saldırı/direniş bağlamında daha bütünlüklü bir değerlendirme yapılabildiğini göstermesi bakımından önemlidir.</p>

<p>Orantılılığın netice üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini özellikle öne çıkaran kararlardan biri<a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow"> Elif Aydın Dost kararı</a>dır. Burada kolluk müdahalesi sırasında başvurucunun parmağı kırılmış; derece mahkemesi zor kullanma yetkisinin sınırının aşıldığını kabul etmiş; yargılama sonunda ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. AYM, bu sonucu yalnız ceza muhakemesi tekniği üzerinden değil, insan hakları hukuku bakımından da ele almıştır. Kemik kırığı gibi ağır bir neticenin bulunduğu durumlarda HAGB uygulanmasının “cezasızlık izlenimi” doğurabileceği, caydırıcılığı zayıflatabileceği ve devletin pozitif yükümlülükleri açısından sorun yaratabileceği vurgulanmıştır. AYM’ye göre etkili soruşturma yükümlülüğü, salt delil toplama faaliyetiyle sınırlı değildir; ihlalin ağırlığıyla uyumlu, gerçek anlamda yaptırım etkisi doğuran bir sonuca ulaşmayı da gerektirir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow">Elif Aydın Dost</a> ve <a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltina-alinma-sirasinda-ve-karakolda-darbedilmeyle-ilgili-etkili-sorusturma-yurutulmemesi-nedeniyle-eziyet-yasaginin-ihlal-edilmesi-1" rel="dofollow">Sadrettin Bilir</a> kararları birlikte okunduğunda, AYM’nin caydırıcılık standardını tek bir başlığa indirgemediği anlaşılır.<a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow"> Elif Aydın Dost</a> çizgisinde, eylem sabit görülmüş olmasına rağmen HAGB gibi kurumların fiilen yaptırımı etkisizleştirmesi, kamu görevlilerinin karıştığı kötü muamele iddialarında caydırıcılığı zayıflatabilir. Sadrettin Bilir çizgisinde ise yaptırımın türünden çok; ağır netice ile güç kullanımının gerekçelendirilmemesi ve olayın maddi gerçeğinin ortaya çıkarılmaması üzerinden hem maddi hem usul boyutta ihlal tartışması gündeme gelir. Bu iki karar bir arada düşünüldüğünde, AYM’nin “cezasızlık/caydırıcılık” standardını hem yargısal sonucun etkisi hem de soruşturmanın niteliği bakımından birlikte aradığı görülür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltina-alinma-sirasinda-ve-karakolda-darbedilmeyle-ilgili-etkili-sorusturma-yurutulmemesi-nedeniyle-eziyet-yasaginin-ihlal-edilmesi-1" rel="dofollow">Sadrettin Bilir kararı </a>ayrıca şu ihtimali de ortaya koyar: Olayın bütün ayrıntıları tam olarak aydınlatılamamış olsa bile, başvurucuya atfedilen fiziksel saldırganlık isnadının bulunmaması ve ortaya çıkan yaralanmanın ağırlığı birlikte ele alınarak müdahalenin orantısız olduğu sonucuna varılabilir (<a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltina-alinma-sirasinda-ve-karakolda-darbedilmeyle-ilgili-etkili-sorusturma-yurutulmemesi-nedeniyle-eziyet-yasaginin-ihlal-edilmesi-1" rel="dofollow">Sadrettin Bilir</a>, §§ 78–80). Bu yaklaşım, orantılılık denetiminde “netice” ile “açıklama yükü”nün birlikte önem kazandığını gösterir.</p>

<p>Orantılılık tartışmasının yeterince aydınlatılamaması nedeniyle usul boyutta ihlal verilen kararların örnekleri olarak <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201516217-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Burhan Çoban</a> ve<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2014788-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> Süleyman Göksel Yerdut</a> kararları aşağıda ayrıca ele alınacaktır.</p>

<p><strong>IV. ZOR KULLANMA YETKİSİNİN SINIRININ AŞILMASI VE CEZA HUKUKU SONUÇLARI</strong></p>

<p>Zor kullanma yetkisinin sınırlarının aşılması, ceza hukuku bakımından doğrudan sonuç doğurur. TCK m.256, zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin görevi sırasında kişilere karşı görevin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağını düzenler. Bu hüküm, kolluğun kamusal yetkisinin bir “cezasızlık alanı” olmadığını açıkça ortaya koyar. Güç kullanımı sınırı aşarsa, eylem ceza hukuku rejimi içinde değerlendirilir.</p>

<p>Burada meselenin özü, fiilin başlangıçta görev kapsamında ortaya çıkıp çıkmadığıyla sınırlı değildir. Esas mesele, müdahalenin hangi anda “görevin gerektirdiği ölçü” sınırının dışına taşmış olduğudur. Kolluk görevlisinin eylemi başlangıçta hukuka uygun bir müdahale görünümü taşıyabilir. Ne var ki direnişin sona ermesinden sonra güç kullanımının sürdürülmesi, gereksiz yoğunlukta müdahale edilmesi veya kullanılan aracın olayın niteliğine göre açıkça ağır kalması halinde aynı fiil, artık yetkinin kullanımı değil yetkinin aşılması olarak nitelendirilir.</p>

<p>Bu cezai tartışmanın anayasal düzlemle bağlantısı, AYM’nin kötü muamele yasağının maddi boyutunda kullandığı “gerekçe/orantılılık” testidir. AYM, güç kullanımının gerekçesi ve orantılılığı ikna edici biçimde açıklanamazsa maddi boyutta ihlal sonucuna varabilir. Soruşturma delil toplamayı başaramazsa, en azından usul boyutta ihlal tespiti gündeme gelebilir. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201822602-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Tayfun Yıldırım kararı,</a> bu bağlantıyı pratik düzeyde açık biçimde yansıtır: zorunluluk ve orantılılık değerlendirmesi, kamu makamlarınca somut biçimde ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>V. KOLLUĞUN MÜDAHALESİNİN İNSAN HAKLARI HUKUKU BAĞLAMINDA DENETİMİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsan hakları hukuku bakımından kötü muamele yasağı (Anayasa m.17/3; AİHS m.3) mutlak niteliktedir; istisnaya kapalıdır. Bununla birlikte kolluk güç kullanımı vakalarında ihlal değerlendirmesi, somut olayın ağırlığı, zorunluluk, orantılılık ve devletin etkili soruşturma yürütme kapasitesi gibi ölçütler üzerinden yapılır.</p>

<p>AYM’nin yaklaşımında iki boyut öne çıkar. Maddi boyut, güç kullanımının zorunlu ve orantılı olup olmadığına ve yaralanmanın makul bir açıklamasının bulunup bulunmadığına ilişkindir. Usul boyut ise etkili soruşturma yükümlülüğüne yönelir. Delillerin süratle ve derinlikli toplanması, kararların gerekçeli ve somutlaştırılmış olması, fail–eylem bağlantısının kurulması, kamera ve tanık gibi objektif delillere zamanında başvurulması bu boyut altında değerlendirilir.</p>

<p>Uygulamada kolluk müdahalelerinin yoğunlaştığı dönemlerde, teorik sınırlar ile fiili uygulama arasındaki mesafe daha görünür hale gelir. Bu nedenle AYM’nin bu alandaki kararları, sadece “olayda ne oldu?” sorusunu değil, “devlet bu iddiayı nasıl araştırdı?” sorusunu da birlikte ele alır.</p>

<p>Bu iki boyutun pratik karşılığını göstermek bakımından<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201516217-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> Burhan Çoban</a> ve <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2014788-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Süleyman Göksel Yerdut</a> kararları özellikle öğreticidir.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201516217-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> Burhan Çoban kararı</a>nda başvurucu, Ankara Adliyesi’nde bir duruşma öncesi/çevresinde yaşanan kargaşa sırasında kamu görevlileri tarafından darbedildiğini; olay yerinin kamera ve tanık imkânına elverişli olmasına rağmen soruşturmanın olayın nasıl gerçekleştiğini ortaya koymadığını ileri sürmüştür. AYM, kamu makamlarının kontrol ve gözetimi altında olması beklenen bir alanda meydana gelen yaralanmada; kamera araştırmasının kapsamı, tanık/delil toplama yeterliliği ve somut fail–somut eylem bağlantısının kurulması gibi noktalarda soruşturmanın derinlikli yürütülmediği kanaatine vararak usul boyutta ihlal tespit etmiştir. Buradaki temel fikir nettir: Olay aydınlatılmadan, orantılılık tartışması sağlıklı biçimde yürütülemez.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2014788-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Süleyman Göksel Yerdut kararı</a>nda ise başvurucu, gözaltı sürecinde kötü muamele gördüğünü ve kolunun kırıldığını ileri sürmüştür. Soruşturmanın tutanaklar ve soyut değerlendirmelerle yürütüldüğü; objektif delillere yeterince yönelmediği iddia edilmiştir. AYM, gözaltı gibi kişinin devletin kontrolü altında bulunduğu bir süreçte meydana gelen ağır bir yaralanmanın nasıl oluştuğunun açıklığa kavuşturulmasını devletin özel bir yükümlülüğü olarak görmüş; kamera kayıtları gibi objektif delillere yönelmemesini ve şüpheli kimlik ile somut eylem tespitinin sağlanmamasını etkili soruşturma yükümlülüğüne aykırı bularak usul boyutta ihlal sonucuna ulaşmıştır. Bu karar, devlet gözetimi altındaki süreçlerde açıklama ve delil toplama yükümlülüğünün daha ağır bir şekilde devreye girdiğini somut biçimde gösterir.</p>

<p>Bu iki karar yan yana konulduğunda ortaya çıkan sonuç açıktır: Kolluk müdahalelerinde maddi boyutta orantılılık değerlendirmesi, çoğu kez usul boyuttaki soruşturmanın kalitesine bağlıdır. Olay aydınlatılamazsa, orantılılık denetimi de ikna edici biçimde yürütülemez.</p>

<p><strong>VI. YAŞAM HAKKI BOYUTU: ÖLÜMCÜL GÜÇ, “MUTLAK ZORUNLULUK” VE SORUŞTURMA</strong></p>

<p>Kolluğun güç kullanımı ölümle sonuçlandığında denetim rejimi daha da sıkılaşır. Bu durumda yalnız kötü muamele yasağı değil, Anayasa m.17 kapsamındaki yaşam hakkının maddi ve usul boyutu da değerlendirmeye dahil olur. AYM, ölümle sonuçlanabilecek güç kullanımında gereklilik ve ölçülülük incelemesini daha yoğun uygular; ayrıca müdahalenin “mutlak zorunluluk” standardını karşılayıp karşılamadığını da araştırır. Yalnızca hukuki dayanak gösterilmesi yeterli değildir. Daha hafif araçlarla sonuca ulaşmak mümkün müydü? Müdahale gerçekten son çare miydi? Kullanılan gücün doğurduğu sonuç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge var mıydı? Bu sorular birlikte ele alınır.</p>

<p>AYM’nin yaklaşımı yalnız güç kullanımının kendisiyle sınırlı değildir. Devletin yaşamı koruma yönündeki pozitif yükümlülüğü de bu denklemin içindedir. Bu yükümlülük, kolluk müdahalesinin gerçekleştiği anla sınırlı kalmaz; müdahale sonrası sağlık hizmetine erişim, uygun tıbbi müdahalenin zamanında sağlanması ve olayın tüm yönleriyle aydınlatılması da bu çerçevede ele alınır.</p>

<p>Bu yaklaşımın somut örneklerinden biri Esma Çelebi kararıdır. Psikiyatrik rahatsızlığı bulunan başvurucu, kolluk ve sağlık görevlilerinin müdahalesi sonrasında yaşamını yitirmiş; yürütülen soruşturmanın niteliği tartışma konusu olmuştur. AYM, yalnız güç kullanımını değil, devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü de dikkate alarak; sağlık müdahalesinin zamanında ve uygun biçimde sağlanıp sağlanmadığına ve olayın tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulup kavuşturulmadığına odaklanmıştır. Soruşturmanın olayın gerçek nedenlerini ortaya koyacak derinlikte yürütülmediği değerlendirilerek yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bu karar, kolluk müdahalesini yalnız fiziksel güç kullanımına indirgemeden; kırılgan gruplar bakımından koruma ve uygun müdahale yükümlülüğüyle birlikte düşünmek gerektiğini hatırlatır.</p>

<p>Murat Çakmak kararı da ölümle sonuçlanan veya ölüm riski doğuran güç kullanımına ilişkin denetimin sınırlarını göstermesi bakımından önemlidir. Bu kararda AYM, kolluğun silah kullanımı dahil başvurduğu güç araçlarının ancak mutlak zorunluluk halinde meşru kabul edilebileceğini vurgulamış; müdahalenin kaçınılmazlığı ve ölçülülüğünün somut olayın koşulları içinde ortaya konulması gerektiğini belirtmiştir. Olayın gelişim süreci, kolluğun karşı karşıya kaldığı tehlikenin niteliği ve kullanılan gücün sonuçları birlikte değerlendirilmiş; somut olayda yaşam hakkının maddi ve usul boyutları bakımından ihlal bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte karar, ölümcül güç kullanımının hukuka uygun kabul edilebilmesi için soyut tehlike değerlendirmelerinin yeterli olmayacağını; müdahalenin gerçekten son çare olup olmadığının somut verilerle temellendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyar.</p>

<p>Bu iki karar birlikte ele alındığında, yaşam hakkı boyutunda kolluğun güç kullanımının denetiminin sadece sonuca değil; zorunluluk, araç seçimi, olayın gelişimi ve devletin koruma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği gibi birden fazla unsura dayandığı görülür. Ölüm riski doğuran durumlarda zor kullanma yetkisi tartışması, doğrudan yaşam hakkı güvenceleriyle birlikte ele alınması gereken bir anayasal denetim alanına dönüşür.</p>

<p><strong>VII. İSPAT SORUNU, DELİLLENDİRME VE USULİ GÜVENCELER</strong></p>

<p><strong>Kolluk müdahalelerinde orantısız güç kullanımını ortaya koymak çoğu zaman ciddi ispat güçlükleri doğurur. Olaylar sıklıkla kolluğun kontrolündeki alanlarda gerçekleşir; mağdurun delil üretme kapasitesi sınırlı kalır. Bu nedenle AYM kararlarında bazı delil türleri öne çıkar: kamera kayıtları, tanık beyanları, adli raporlar, teşhis işlemleri, olay yeri inceleme ve kriz anına ilişkin kayıtlar.</strong></p>

<p>Kararlardan çıkan pratik tabloyu kısaca şöyle özetlemek mümkündür:<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201822602-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> Tayfun Yıldırım kararı</a>nda delillerin zamanında ve derinlikli toplanmaması (kamera/tanık/şüpheli tespiti) hem maddi hem usul boyutta ihlale zemin hazırlamıştır. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201516217-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Burhan Çoban kararı</a>nda olay yeri kamera araştırmasına elverişli olmasına rağmen soruşturmanın delil kapsamının genişletilmemesi usul ihlali sonucunu doğurmuştur. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2014788-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Süleyman Göksel Yerdut kararı</a>nda ise devlet kontrolündeki bir süreçte ağır yaralanmanın oluşumu açıklığa kavuşturulamadığı için usul boyutta ihlal tespiti yapılmıştır.</p>

<p>Bu nedenle “etkili soruşturma standardı”, yalnız teorik bir ölçüt olarak kalmaz; pratikte bir kontrol listesi gibi de kullanılabilir. Soruşturma süratli olmalı; kamera kayıtlarına gecikmeksizin ulaşılmalıdır. Olayın çekirdeği açıklığa kavuşturulmalıdır: darp nerede gerçekleşti, kimler müdahalede bulundu, müdahale hangi gerekçeyle başladı ve nasıl sona erdi? Gerekçeler genel olay tasviriyle değil, başvurucuya özgü somut verilerle kurulmalıdır. Mümkün olduğu ölçüde soruşturmanın bağımsızlığı sağlanmalı; kovuşturmaya yer olmadığı kararlarında deliller tartışılmalı ve zorunluluk/orantılılık değerlendirmesi görünür hale getirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltina-alinma-sirasinda-ve-karakolda-darbedilmeyle-ilgili-etkili-sorusturma-yurutulmemesi-nedeniyle-eziyet-yasaginin-ihlal-edilmesi-1" rel="dofollow">Sadrettin Bilir kararı,</a> etkili soruşturmanın asgari gereklerini özellikle kamera/çevre görüntüsü araştırması, Adli Tıp/ileri görüntüleme ile yaralanmanın niteliğinin belirlenmesi ve olaya karışan kolluk görevlileri ile tanıkların tespiti/dinlenmesi ekseninde somutlaştırır. Bu adımların atılmaması, soruşturmanın etkililiğiyle bağdaşmaz görülmüş ve usul boyutta ihlal sonucuna gidilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltina-alinma-sirasinda-ve-karakolda-darbedilmeyle-ilgili-etkili-sorusturma-yurutulmemesi-nedeniyle-eziyet-yasaginin-ihlal-edilmesi-1" rel="dofollow">(Sadrettin Bilir, </a>§§ 84–88).</p>

<p><strong>VIII. KOLLUĞUN ETİĞİ, KURUMSAL MEŞRUİYET VE HUKUK DEVLETİ GÜVENCESİ</strong></p>

<p>Zor kullanma yetkisi tartışması, yalnız mevzuatın teknik yorumundan ibaret değildir. Ölçüsüz güç kullanımı, bireyin beden bütünlüğüne zarar vermekle kalmaz; toplumun hukuk düzenine duyduğu güveni de aşındırır. Bu nedenle AYM kararlarında öne çıkan ortak mesaj, kolluk yetkisinin bir “cezalandırma aracı” olarak görülmemesi gerektiğidir. Zor kullanma, ancak zorunlu hallerde kamu düzenini sağlamak için başvurulan istisnai bir araç olabilir. Bu aracın kullanımı maddi boyutta ölçülü olmalı; iddia ortaya çıktığında ise devlet, şeffaf ve etkili bir soruşturma ile hesap verebilirliği sağlamalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kolluğun zor kullanma yetkisi, kamu düzeninin sağlanması ve kamusal güvenliğin korunması bakımından hukuk düzeni tarafından tanınmış bir müdahale aracıdır. Bununla birlikte, niteliği gereği en yoğun sınırlandırmaya tabi tutulması gereken kamusal güç biçimlerinden biridir. Bu çalışma bakımından ulaşılan sonuç nettir: Zor kullanma yetkisi ancak görevin gerektirdiği ölçü içinde kaldığı sürece hukuka uygunluk zemini oluşturur. Müdahale, direnişi etkisiz hale getirme amacıyla sınırlı kaldığında meşruiyet taşıyabilir; fakat bu sınır aşıldığında artık kamu görevlisinin yetkisini kullanmasından değil, yetkiyi hukuka aykırı biçimde genişletmesinden söz edilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin bu çalışmada ele alınan kararları, sınırın nasıl çizileceğine ilişkin iki temel ölçüt sunar. Birincisi, maddi boyutta zorunluluk ve orantılılık testinin somutlaştırılmasıdır. İkincisi, usul boyutta etkili soruşturma yükümlülüğünün gerçekten işletilmesidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201822602-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Tayfun Yıldırım kararı</a>nda direnme olmadığı halde yaralanmanın açıklanamaması ve soruşturmadaki eksiklikler hem maddi hem usul boyutta ihlal sonucuna götürmüştür. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2014788-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Süleyman Göksel Yerdut </a>ve <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201516217-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Burhan Çoban</a> kararları, devlet kontrolündeki süreçlerde yaralanmanın aydınlatılamamasının usul ihlali doğurduğunu göstermiştir. Esma Çelebi kararı, ölüm zincirinin kritik halkaları araştırılmadığında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilebileceğini ortaya koymuştur. Buna karşılık Adil Güzel ve Mühsin Güzel ile Murat Çakmak kararları, olayın bağlamı ve delil seti yeterli olduğunda güç kullanımı ve soruşturma yönünden ihlal bulunmaması sonucunun da mümkün olabildiğini göstermektedir.</p>

<p>Bu bütün içinde <a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltina-alinma-sirasinda-ve-karakolda-darbedilmeyle-ilgili-etkili-sorusturma-yurutulmemesi-nedeniyle-eziyet-yasaginin-ihlal-edilmesi-1" rel="dofollow">Sadrettin Bilir kararı</a> iki yönüyle tamamlayıcı bir yerde durur. İlk olarak, yaralanma olgusunun varlığı ve yaralanmanın belirli ölçüde kabulü halinde, güç kullanımının orantılılığının kamu makamlarınca ikna edici biçimde açıklanması gerektiğini vurgular (<a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltina-alinma-sirasinda-ve-karakolda-darbedilmeyle-ilgili-etkili-sorusturma-yurutulmemesi-nedeniyle-eziyet-yasaginin-ihlal-edilmesi-1" rel="dofollow">Sadrettin Bilir,</a> § 71). İkinci olarak, ağır neticenin bulunduğu olaylarda müdahalenin orantılılığı ile soruşturmanın etkililiğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösterir (<a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltina-alinma-sirasinda-ve-karakolda-darbedilmeyle-ilgili-etkili-sorusturma-yurutulmemesi-nedeniyle-eziyet-yasaginin-ihlal-edilmesi-1" rel="dofollow">Sadrettin Bilir,</a> §§ 78–80, 84–88).</p>

<p>Bu çalışma boyunca görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı yalnızca “güç kullanıldı mı?” sorusuna odaklanmakla sınırlı değildir; aynı zamanda bu gücün neden, nasıl ve hangi somut delillerle meşrulaştırıldığı sorusuna da yanıt aramaktadır. Burada asıl belirleyici eşik, soruşturma pratiğinin niteliğidir. Zira olayın yeterince aydınlatılamadığı, kamera kayıtlarına geç başvurulduğu, tanık beyanlarının alınmadığı veya müdahaleye katılan görevlilerin somut biçimde ortaya konulamadığı her dosya, yalnızca bireysel bir hak ihlali iddiasını değil; aynı zamanda kamu gücünün hesap verebilirliğine duyulan güveni de zedelemektedir. Bu risklerin giderilmesi kolluğun işlevini zayıflatmaz; aksine hukuka uygun güç kullanımını güçlendirir ve kurumsal meşruiyeti pekiştirir.</p>

<p>Kanaatimce kolluğun zor kullanma yetkisine ilişkin tartışmanın merkezinde “kolluğa güven” değil, “hukuka güven” yer almalıdır. Zira hukuk devleti, kamu gücünü iyi niyete bırakmakla değil; onu denetlenebilir, ölçülebilir ve gerekçelendirilebilir kılmakla ayakta durur.</p>

<p>Sonuç olarak hukuk devletinin amacı kolluğu işlevsizleştirmek değildir. Amaç, kamusal gücü hukuk içinde tutmaktır. Kolluk müdahalelerinde ölçünün korunması, yalnız bireyin temel haklarının güvence altına alınması açısından değil; devletin meşruiyetinin, ceza adaletinin ve toplumsal güvenin korunması bakımından da zorunludur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" title="Av. Deniz TURAY"><img alt="Av. Deniz TURAY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/deniz-turay.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" title="Av. Deniz TURAY">Av. Deniz TURAY</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-kararlari-isiginda-kollugun-zor-kullanma-yetkisinin-hukuki-sinirlari-orantililik-ilkesi-insan-haklari-yukumlulukleri-ve-cezai-sorumluluk-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasan.jpg" type="image/jpeg" length="64279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2015/16217 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201516217-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201516217-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/1/2021 tarihli ve 2015/16217 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BURHAN ÇOBAN BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2015/16217)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 12/1/2021</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Sinan ARMAĞAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Burhan ÇOBAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Saliha ŞAHİN DENİZER</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, tanıklık yapmak amacıyla duruşma salonu önünde bekleyen başvurucunun çıkan kargaşada kamu görevlileri tarafından hakaret ve tehdide maruz kalıp darbedilmesi olayına ilişkin olarak etkili bir soruşturma yürütülmemesi sebebiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 21/9/2015 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</p>

<p>4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmiştir. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>8. Başvurucu, E.S.nin ölümüyle ilgili olarak yürütülen ceza yargılamasının 23/9/2013 tarihli duruşmasında tanık olarak ifade vermek için Ankara Adalet Sarayındaki (Ankara Adliyesi) duruşma salonunun önünde kalabalık bir grupla beraber beklemeye başlamıştır. E.S. kamuoyunda <i>Gezi Parkı olayları</i> olarak bilinen olaylarda 14/6/2013 tarihinde yaşamını yitirmiştir (söz konusu olayların arka plan bilgisi için bkz.<i> Özge Özgürengin,</i> B. No: 2014/5218, 19/4/2018, § 10).</p>

<p>9. Başvurucuya göre duruşma salonunda yüze yakın sivil giyimli polis bulunmaktadır. Ayrıca Ankara Adliyesinin her tarafını üniformalı ve sivil polisler kuşatmıştır. Başvurucu; bu kişilerin bir kısmının görevi gereği orada bulunduğunu, diğerlerinin ise yargılanmakta olan sanığa destek olmak ve duruşmayı takip etmek amacıyla geldiğini belirtmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu; duruşmayı takip eden avukatların itirazları üzerine salonda bulunan sivil giyimli polislerin Mahkeme Heyeti tarafından dışarıya çıkarıldığını, hem bu kişilerin hem de dışarıda bekleyen polislerin salon dışında bulunan tanıklara ve E.S.nin yakınlarına hakaret ve tehditte bulunduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, duruşma salonu önünde bekleyen Çevik Kuvvet polisleri ile sivil polislerin başvurucunun da içinde olduğu grubu merdivenlere doğru sürüklediği, bu esnada resmî kıyafetli polislerin cop ve kalkanlarla, sivil polislerin ise tekme ve yumruklarla kendisini darbettiğini belirtmiştir. Bir grup insanın merdivenlere doğru sürüklenirken kendisinin polislerin arasında kaldığını belirten başvurucu; aldığı darbeler sonrasında yerde kaldığını, yerde iken başına, koluna ve bacaklarına da vurulduğunu ifade etmiştir. Devamında başvurucu, bir Çevik Kuvvet polisi tarafından boynundan tutularak merdivenden aşağıya atıldığını söylemiştir.</p>

<p>12. Tanıklık yapacağı davanın ertelenmesi üzerine aynı gün Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine giden başvurucu hakkında sağlık raporu düzenlenmiştir. Kesin adli raporda şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p>"<i>Darp sonucu yaralanarak hastanemiz aciline müracaat eden şahsın yapılan muayenesinde alın solunda ekimoz, sıyrık ve ödem, sol göz medialinde ekimoz ve hiperemi, sol kaş üzerinde ekimoz, sağ ön kolda YDT na bağlı hassasiyet ve sıyrıklar, belin solunda çizik ve sıyrıklar, baş ve sağ dizde ağrı ve hassasiyet ve saptanmış olup, çekilen grafilerde ve kranial CT de patoloji saptanmadı. Sağ ön kola elastik bandaj uygulanmıştır. "</i></p>

<p>13. Raporda, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği ifade edilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu, avukatı aracılığıyla 26/9/2013 tarihinde sunduğu dilekçeyle yaşadığı olayla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette bulunmuş; duruşma salonu önünde görevli olan veya destek amacıyla gelen polislerden şikâyetçi olmuştur. Başvurucu; dilekçesinde duruşma salonu girişinde bulunan güvenlik kamerasının olayları kaydettiğini, bu görüntülerin ham hâllerinin istenmesi gerektiğini, ayrıca tanıklarının baskı altına alınmaması için şimdilik isimlerini bildirmeyeceğini fakat istendiği takdirde bu kişileri dinlenmek üzere hazır edebileceğini belirtmiştir.</p>

<p>15. Savcılık, aynı olayda yaralandığını ileri süren K.A. isimli şikâyetçi hakkındaki soruşturmayı başvurucunun dosyasıyla birleştirmiştir. Savcılık soruşturma kapsamında;</p>

<p>- Duruşma salonu önündeki güvenlik kamerasının kayıtlarını,</p>

<p>- Görevli polis memurlarının olayla ilgili olarak tuttuğu tutanakları, adli işlemlerin -yapıldığı takdirde- soruşturma numarasının tespit edilmesini,</p>

<p>- Görevli polis memurları hakkında idari bir işlem yapılmışsa buna dair belgelerin onaylı birer suretini,</p>

<p>- Duruşma salonu ile bekleme salonunda görevli sivil ve resmî kıyafetli polis memurlarının tespiti ile teşhise elverişli fotoğraflarının gönderilmesini istemiştir.</p>

<p>16. Ankara Emniyet Müdürlüğü cevap yazısında Ankara Adliyesinde gerçekleşen olaylarla ilgili olarak hazırlanan evrakın 2013/14915 sayılı yazıyla Savcılığın Basın Suçları Soruşturma Bürosuna gönderildiğini, görevli polis memurları hakkında başlatılan herhangi bir idari işlem olmadığını belirtmiş; ayrıca yazıya olaylarla ilgili yedi CD eklemiştir.</p>

<p>17. Basın Suçları Soruşturma Bürosuna gönderilen yazı sonrasında Savcılık soruşturma başlatmış ve soruşturma sonucunda kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada 17/4/2019 tarihinde başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Verilen karar istinaf edilmeden kesinleşmiştir.</p>

<p>18. Savcılık soruşturma kapsamında elde ettiği görüntülerin bilirkişi vasıtasıyla çözümünü yaptırmıştır. 10/12/2013 tarihli bilirkişi raporunda başvurucunun iddialarına konu olayların sadece duruşma salonu girişindeki güvenlik kamerası tarafından kayda alındığı belirtilerek görüntülere dair şu tespitler yapılmıştır:</p>

<p>i. Duruşma salonu önündeki kavga saat 10.37'de başlamış, yaklaşık kırk beş saniye sürmüştür.</p>

<p>ii. Başvurucu, kavganın yoğun olarak yaşandığı esnada olay yerinde bulunmadığı gibi başvurucunun başkasına karşı gerçekleştirdiği bir eylem de tespit edilememiştir.</p>

<p>iii. Başvurucu kavganın başlaması sonrasında yaşanan izdiham dolayısıyla koridorun başında bulunan merdivenlere doğru sürüklenmiş, güvenliği sağlamak için orada bulunan Çevik Kuvvetin arasında kalmıştır.</p>

<p>iv. Yaklaşık iki yüz kişinin koridorda beklemesiyle izdiham oluşması, olayların hızlı bir şekilde gelişmesi, saniyede altı karelik görüntü kaydı yapılması ve yakınlaştırma yapıldığında görüntüde meydana gelen dağılma nedeniyle merdiven başına sürüklenerek izdihamda kaybolan başvurucuya vurulup vurulmadığının veya kimler tarafından vurulduğunun tespiti mümkün olmamıştır.</p>

<p>19. Başvurucu avukatı ile beraber 14/5/2014 tarihinde Savcılıkta ifade vermiştir. Başvurucunun ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...duruşma salonunun önünde mahkemeye davetli mi yoksa kendiliğinden mi geldiler bilmediğim kalabalık bir grup vardı daha sonra bunların bir kısmının sivil kıyafetli polis memurları olduklarını ve </i>[E.S.nin]<i> vurulmasından sorumlu</i> [A.Ş.nin]<i> ekip arkadaşları olduklarını öğrendim. Sonradan polis olduğunu öğrendiğim bu 20-30 kişilik grup duruşma salonuna izinsiz olarak girdi, daha sonradan öğrendiğim kadarı ile avukatların t[a]lebi ile dışarı çıkarıldılar, ancak bu grup tekrar duruşma salonuna girdi, tekrar dışarı çıktıklarında ortada bir gerginlik ve sebep yokken [d]uruşma salonu önünde bekleyen ben ve diğer tanıklara saldırdılar, polislerin saldırdığı sivil kişilerin tamamının tanık olduğunu zannetmiyorum, içlerinde mahkemeyi seyretmek için gelmiş kişiler ve avukatlar olduğunu biliyorum. Bana ve orada bulunan vatandaşlara, arkadaşlara fiili müdahalede bulunup etkili eylem uygulayarak yaralayan polis memurları sivil olarak gelmiş olan çevik kuvvet polisleriydi. Hiç biri resmi kıyafette değildi. Polis olduklarını ilk duruşmaya girerken silahlarını görevliye teslim etmeleri sırasında gördük ve duyduk. Bunun yanında aynı kişileri bir basın açıklamasında resmi kıyafetli olarak gördüm ve teşhis ettim.</i></p>

<p><i>Ben bu polisler tarafından kat merdiveninden aşağı fırlatıldım, belimden, burnumdan ve başımdan yaralandım bunun yanında bir çok polis memuru ayak ve elleri ile vurdular yere düştüğüm halde vurmaya devam ettiler, polisler beni merdivenden aşağı fırlatınca yaralı bir şekilde alt kata girerek arbededen kurtuldum..."</i></p>

<p>20. Başvurucu aynı zamanda kamera görüntülerine ilişkin bilirkişi raporunu ve CD'leri, kendisine vuran kişileri teşhis etmek amacıyla Savcılıktan talep etmiştir.</p>

<p>21. Başvurucu 8/7/2014 tarihinde yeniden avukatıyla birlikte Savcılıkta ifade vermiş, ayrıca kendisine olay günü Adliye içinde ve çevresinde görevli polislerin de olduğu çok sayıda polis fotoğrafı gösterilmiştir. Gösterilen fotoğrafları inceleyen başvurucu kendisine vuran iki polis memurunu teşhis etmiştir. Başvurucuya göre bu iki polis memuru olay yerine görevli olarak değil duruşmayı izlemek amacıyla gelmiştir. Başvurucu, kendisine vuran üçüncü polis memurunun fotoğrafının olmadığını bildirmiştir.</p>

<p>22. Başvurucunun teşhis ettiği polislerden biri olan M.Ç. 22/7/2014 tarihinde Savcılıkta şüpheli sıfatıyla ifade vermiştir. İfadesinde özetle olay tarihinde Adliye dışında resmî kıyafetli şekilde görev yaptığını, hiçbir şekilde Adliye içine girmediğini, kimseye fiziki bir müdahalesi olmadığını, başvurucuyu tanımadığını, hangi nedenle kendisini teşhis ettiğini bilmediğini belirtmiştir.</p>

<p>23. Teşhis edilen ikinci polis memuru S.Ç. 4/9/2014 tarihinde şüpheli olarak verdiği ifadesinde olay sırasında duruşma salonunun giriş kapısında resmî olarak görevli olduğunu, koridorda yaşanan arbedeye hiçbir şekilde müdahil olmadığını, duruşma salonundaki görev yerini terk etmediğini, salonda bulunan kameranın kayıtları incelenirse durumun anlaşılabileceğini beyan etmiştir.</p>

<p>24. Şüpheliler S.Ç. ve M.Ç.nin ifadeleri sonrasında bu kişilerin duruşma salonu dışında yaşanan olaylar sırasında olay yerinde bulunup bulunmadığına ilişkin yeni bir rapor alınmamıştır.</p>

<p>25. Savcılık yürüttüğü soruşturma neticesinde 12/5/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"...Olay tarihinde Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi önünde </i>[E.S.]<i> davası olarak bilinen davada müştekilerin şüpheliler tarafından kasten darp edildiklerine, hakaret ve tehditlere maruz kaldıklarına dair müştekilerin soyut iddialarından başka yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemediği, görevli polis memurlarının davanın görüleceği mahkeme önünde çıkan kavga olayını bastırmak için hareket ettikleri, müştekilerin meydana gelen arbede nedeniyle yaralandıkları, kaldı ki görevli polis memurlarının 2559 sayılı yasanın 16. Maddesine göre meydana gelen olayları bastırmak için orantılı güç kullanma yetkisine sahip oldukları, müştekilerin kati adli raporlarına bakıldığında şüphelilerin orantısız güç kullanmadıkları anlaşıldığından şüpheliler hakkında KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA... </i>[karar verildi.]"</p>

<p>26. Başvurucunun Savcılık kararına itirazı, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/8/2015 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Anılan karar, başvurucu vekiline 24/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>27. Başvurucu 21/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p>28. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun "<i>Zor ve silah kullanma</i>"<i> </i>kenar başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.</i></p>

<p><i>Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir."</i></p>

<p>29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun <i>"Kasten yaralama"</i> kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.</i></p>

<p><i>(3) Kasten yaralama suçunun;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."</i></p>

<p>30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun<i> "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi"</i> kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar."</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p>31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."</i></p>

<p>32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediği içtihatlarını da hatırlatmıştır (<i>Selmouni/Fransa</i>, B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; <i>Labita/İtalya </i>[BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).</p>

<p>33. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu söylenebilmesi için eylemin <i>minimum ağırlık eşiği</i>ni aşması beklenir (<i>Raninen/Finlandiya</i>, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; <i>Erdoğan Yağız/Türkiye</i>, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; <i>Gafgen/Almanya </i>[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; <i>Costello-Roberts/Birleşik Krallık</i>, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).</p>

<p>34. AİHM'e göre ceza infaz kurumundaki bir kişi üzerinde fiziksel güce başvurulması -bu kişinin kendi eylemi kesinlikle gerekli kılmadığı sürece- insan onuruna zarar verir ve prensip olarak Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal eder<i> </i>(<i>Satık ve diğerleri/Türkiye</i>, B. No: 31866/96, 10/10/2000, § 54).</p>

<p>35. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (<i>Labita/İtalya,</i> § 131; <i>Tepe/Türkiye,</i> B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını gerektirmektedir (M<i>ammadov/Azerbaycan,</i> B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; <i>Çelik ve İmret/Türkiye,</i> B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>36. Mahkemenin 12/1/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>37. Başvurucu; yürütülen soruşturmada gerekli özen ve süratin gösterilmediğini, olaya ilişkin tanıklık yapacak kişilerin dinlenmediğini, sadece kolluk tarafından gönderilen belgelerle yetinilerek başkaca araştırma yapılmadığını, Savcılık tarafından darbedildiği kabul edilmesine rağmen iki yıllık soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek Anayasa'nın 17. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>38. Bakanlık görüşünde; kolluğun müdahalesinin gerekli olduğu ve müdahalenin başvurucunun içinde bulunduğu grubun kendi davranışlarından kaynaklandığı, başvurucuda oluşan yaraların hafif niteliği de gözönünde bulundurulduğunda zor kullanma yetkisinin aşılmadığına dair Savcılık değerlendirmesinden ayrılmayı gerektiren kuvvetli bir neden olmadığı, olayın hangi koşullar altında meydana geldiğini ortaya koymaya elverişli bir soruşturma yapıldığı, dolayısıyla etkili soruşturma yükümlülüğünün gereklerinin yerine getirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>39. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>40. Anayasa’nın<i> "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"</i> kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz</i>.<i>"</i></p>

<p>41. Anayasa’nın<i> "Devletin temel amaç ve görevleri "</i> kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”</i></p>

<p>42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki nitelendirmesini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun iddiaları kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Hakaret ve Tehdit Edilmeye İlişkin İddia</strong></p>

<p>43. Başvurucu, çıkan kargaşa öncesinde hakaret ve tehdide maruz kaldığını iddia etmektedir.</p>

<p>44. Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı varsayılan kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde kanıtlanması şartını aramakta ve başvurularda öncelikle bu konudaki kanıtlama sorununu ele almaktadır. Burada kötü muameleye maruz kalması nedeniyle mağdur olduğunu ileri süren kişilerin -ispat külfetinin devlete geçtiği durumlar istisna olmak üzere- kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delil sunmaları gerektiğini belirtmek gerekir (<i>Beyza Metin,</i> B. No: 2014/19426, 12/12/2018, § 45).</p>

<p>45. Somut olayda başvurucunun hakaret ve tehdit edildiği iddialarına ilişin olarak soruşturma dosyasında soyut beyanlar dışında Anayasa Mahkemesince inceleme yapılmasını gerektirir nitelikte makul bir veri bulunmamaktadır. Başvurucunun somut delillerle desteklenmeyen iddialarının savunulabilir olduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle söz konusu iddialarla ilgili bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>Darbedilmeye İlişkin İddia</strong></p>

<p>47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>48. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 110).</p>

<p>49. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “<i>Devletin temel amaç ve görevleri</i>” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (<i>Tahir Canan</i>, § 25).</p>

<p>50. Ancak etkili bir soruşturmanın başlatılabilmesi için öncelikle kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların tespiti hâlinde etkili bir soruşturma yükümlülüğün gerekliliğinden bahsedilebilir (<i>C.D.</i>, B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28).</p>

<p>51. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 114). Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 116).</p>

<p>52. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına soruşturma yapılmamış olması veya yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 116).</p>

<p>53. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de gerekmektedir (<i>Cemil Danışman</i>, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).</p>

<p>54. Yukarıda ifade edilen tüm hususların yanında bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olmasının gerektiğini ifade etmek gerekir.Her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (<i>Tahir Canan,</i> § 23).</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>55. Başvurucu, tanık olarak ifade vermek amacıyla duruşma salonu dışında beklediği sırada polisler tarafından darbedildiğini iddia etmektedir.</p>

<p>56. Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı varsayılan kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde kanıtlanması şartını aramakta ve başvurularda öncelikle bu konudaki kanıtlama sorununu ele almaktadır (<i>Beyza Metin,</i> § 45).</p>

<p>57. Olay günü başvurucu hakkında düzenlenen adli muayene raporu (bkz. § 12) içeriğinin başvurucunun iddialarını destekler mahiyette olduğu anlaşılmıştır. Doktor raporunun varlığı karşısında başvurucunun iddiasının makul ve güvenilir bir delile dayandığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla yargısal makamlar, bu aşamadan sonra başvurucunun maruz kaldığı fiillerin ne şekilde ve -polis memuru olsun ya da olmasın- kim tarafından meydana getirildiği, yaralanma kolluğun müdahalesi sırasında oluşmuş ise bunun gerekli ve orantılı olup olmadığı konusunda makul bir açıklama getirmelidir.</p>

<p>58. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki inceleme, her soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (<i>Fahriye Erkek ve diğerleri</i>, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, § 68).</p>

<p>59. Savcılık, soruşturma kapsamında duruşma salonu önündeki koridoru kayda alan güvenlik kamerasının görüntüleriyle ilgili olarak bilirkişi raporu almış; başvurucuya bazı polislerin fotoğraflarını göstererek teşhis işlemi yaptırmış; ayrıca teşhis edilen kişilerin şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. Yürütülen soruşturmada olayın gerçekleşme koşullarını ortaya koymaya yarar en önemli delillerin bunlar olduğu görülmektedir.</p>

<p>60. Görüntülere ilişkin bilirkişi raporunda başvurucunun kalabalık içinde görüldüğü ve izdiham nedeniyle koridordaki merdivenlere doğru sürüklendiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte bu aşamadan sonra başvurunun akıbeti konusunda kamera görüntülerine dayanılarak bir belirleme yapılamamıştır.</p>

<p>61. Olayın meydana geldiği yerin Ankara Adliyesinde bulunan bir ağır ceza mahkemesinin önündeki koridor olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bunun yanında bu sırada duruşma salonunda ülkenin gündeminde yer alan ve kamuoyunun yakından takip ettiği bir ceza davasının yargılaması yapılmaktadır. Basın mensuplarının, çok sayıda insanın ve sivil toplum örgütünün dikkatle takip ettiği, ayrıca duruşmada dinlenecek fazla sayıda kişi de olduğu gözönünde bulundurulduğunda kamu makamlarının gerekli güvenlik önlemlerini almaları, yaşanması muhtemel sorunlara süratle çözüm olacak tedbirler konusunda hazırlıklı olmaları kendilerinden beklenmelidir. Bunun ötesinde kamu makamları tüm gözlerin odaklandığı bir yargılamada duruşma salonu çevresinde yaşananları tüm açıklığıyla ortaya koyabilecek araçları sağlamalıdır.</p>

<p>62. Somut olayda başvurucu, duruşma salonu koridorlarında yaşanan karışıklık içinde polis memurları tarafından yere düşürülerek darbedildiğini iddia etmiştir. Böyle bir iddia karşısında Savcılığın kamera kayıtları gibi nesnel deliller başta olmak üzere olayı aydınlatmaya yarar -tanıklar dâhil- uygun delilleri toplaması gerekir. Olayın meydana geldiği yerin ve zamanın da buna imkân sağladığı yukarıda izah edilmiştir.</p>

<p>63. Savcılığın olayla ilgili olarak sadece duruşma salonu önündeki güvenlik kamerası üzerinde durduğu görülmektedir. Görüntülere ilişkin bilirkişi raporunda belirtildiği gibi olayın koridordaki merdivenlere taşındığı ve başvurucunun buraya sürüklendiği belirtilmiş iken baştan beri merdivenlere doğru fırlatıldığını dile getiren başvurucunun iddiaları doğrultusunda söz konusu merdivenleri ve alt kattaki koridoru kayda alan güvenlik kamerası olup olmadığı, o sırada görevli olan kamu görevlileri ya da orada bulunan sivil şahıslar tarafından yapılmış bir kayıt bulunup bulunmadığı konusunda Savcılıkça bir araştırma yapılmamıştır.</p>

<p>64. Diğer taraftan başvurucunun teşhis ettiği iki polis memurunun olaylar sırasında orada bulunmadığını savunmasına rağmen dosyaya getirtilen kamera görüntüleri incelenmek suretiyle beyanlarının doğru olup olmadığı konusunda bir rapor alınmış değildir.</p>

<p>65. Savcılık, belirtilen eksiklere rağmen soruşturmanın sonunda öncelikle başvurucunun kamu görevlileri tarafından kasten yaralandığına ilişkin delil bulunmadığını söylemiş; sonrasında başvurucunun yaşanan arbedede yaralandığını kabul etmiştir. Soruşturma dosyasındaki tek kamera görüntüsünde başvurucunun nasıl yaralandığı bilirkişi raporuyla tespit edilememiş iken Savcılığın hangi verilerden hareketle bu sonuca vardığı anlaşılamamıştır. Ayrıca bu kabule -ve başvurucunun kendi kusuruyla yaralandığı belirtilmediğine- göre yaralanmaya ilişkin olarak sorumluluğu olanların bulunup ortaya çıkarılması gerekirken soruşturmanın takipsiz bırakılması hukuken dayanaksız gözükmektedir.</p>

<p>66. Öte yandan kolluğun zor kullanma yetkisi sınırları içinde hareket ettiği dile getirilmesine rağmen başvurucunun direnç gösterdiğine ilişkin bir tespit yapılmış değildir. Dolayısıyla yaralanmanın sebebini polisin yasal zor kullanma yetkisi çerçevesinde açıklamak da mümkün görünmemektedir.</p>

<p>67. Soruşturmada ulaşılan sonuç ve dosyadaki eksiklikler birlikte değerlendirildiğinde Savcılığın alınan tedbirlerle kamu makamlarının kontrol ve gözetimi altında bulunması gereken bir yerde gerçekleşen yaralanmada iddia edilen eylemlere yönelik -olayın aydınlatılması amacıyla- etkili bir soruşturma yürütmediği kanaatine varılmıştır.</p>

<p>68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>69. Başvurucu; Savcılıktaki ifadesi sırasında kendisini yaralayan polislerin olay sırasında görevli olmadıklarını, kendi istekleriyle duruşmayı izlemek için olay yerine geldiklerini belirtmiştir (bkz. §§ 19, 21). Başvurucunun iddiasının doğruluğu hâlinde devletin negatif yükümlülükleri kapsamında bir sorumluluğu doğduğundan, diğer bir deyişle başvurucunun kamu görevlileri tarafından yaralandığından söz edilemeyecektir. İşaret edilen soruşturmadaki eksiklikler nedeniyle faillerin kişiliği veya hangi saikle hareket ettikleri konusunda olayı aydınlatmaya yeter veri bulunmadığından, dolayısıyla bu aşamada devletin negatif yükümlülükleri kapsamında bir inceleme yapılabileceği konusunda kanaat oluşmadığından kötü muamele yasağının maddi boyutu itibarıyla bir değerlendirme yapılamamıştır.</p>

<p><strong>3.</strong> <strong>6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden</strong></p>

<p>70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…</i></p>

<p><i>(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”</i></p>

<p>71. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 15.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>72. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).</p>

<p>73. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 55, 57).</p>

<p>74. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 58, 59; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i>, §§ 57-59, 66, 67).</p>

<p>75. Başvuruda, başvurucunun yaralanma iddiasına yönelik etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Kötü muamele yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin Cumhuriyet Başsavcılığının işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.</p>

<p>76. Bu durumda kötü muamele yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir soruşturma yapılmasından ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>77. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla<i> eski hâle getirme</i> kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.826,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Hakaret ve tehdide maruz kalındığına ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usule ilişkin boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usule ilişkin boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (İhlal kararı Savcılığın 2013/118105 numaralı soruşturma dosyasıyla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. 226,90 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.826,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201516217-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/anayasaf1687165933022.jpeg" type="image/jpeg" length="57480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2014/788 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2014788-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2014788-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/11/2017 tarihli ve 2014/788 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">GENEL KURUL</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">SÜLEYMAN GÖKSEL YERDUT BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2014/788)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 16/11/2017</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">R.G. Tarih ve Sayı: 9/1/2018-30296</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">GENEL KURUL</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Zühtü ARSLAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkanvekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Burhan ÜSTÜN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkanvekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Engin YILDIRIM</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serdar ÖZGÜLDÜR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span style="color:#010000"> KALELİ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Osman Alifeyyaz PAKSÜT</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Recep KÖMÜRCÜ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Nuri NECİPOĞLU</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Celal Mümtaz AKINCI</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Muammer TOPAL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">M. Emin KUZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hasan Tahsin GÖKCAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kadir ÖZKAYA</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Rıdvan GÜLEÇ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Recai AKYEL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yusuf Şevki HAKYEMEZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör Yrd.</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Gizem Ceren DEMİR KOŞAR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Süleyman Göksel YERDUT</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. İmdat ATAŞ</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuru, gözaltında kötü muameleye maruz bırakılma ve sorumlular hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Başvuru 17/1/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunulmayacağını bildirmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Birinci Bölüm tarafından 21/9/2016 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülen başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Başvurucu, Gezi Parkı protestolarına katıldığı gerekçesiyle 24/6/2013 tarihinde sabah 06.00 sıralarında ikametgâhında gözaltına alınmıştır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Kamu Makamlarının Sunduğu Tutanaklara Göre Gelişen Olaylar</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. 24/6/2013 tarihinde sabah 06.00 sıralarında ikametgâhının kapısını açan başvurucuya yakalama kararı okunmuş ve hakları hatırlatıldıktan sonra başvurucu yakalanmıştır. Yakalama işleminden sonra evde arama yapılmış, 06.30 sıralarında kamera çekimi yapılarak arama işlemine son verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10.Başvurucunun gözaltına alınması ve gözaltı giriş işlemleri için Karşıyaka Devlet Hastanesine götürülmesi sırasında güvenlik gerekçesi ile başvurucuya kelepçe takılmış; başvurucu, kollarını sıkıp gererek bileklerine zarar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Sağlık raporunun alınmasından sonra başvurucu, araca binmemek için direnmiş; araç içinde başvurucunun sol koluna kelepçe takılmış; başvurucu sol kolunu karnına sıkıştırarak direnmiş; zor kullanmak suretiyle başvurucunun sağ kolu ile sol kolu arkasında birleştirilerek başvurucuya kelepçe takılmıştır. Polis merkezine getirilen başvurucunun parmak izi vermek istememesi üzerine yine zor kullanılmak suretiyle parmak izi alınmış, ayrıca nezarethaneye girerken ayakkabı bağcıklarının çıkarılması için başvurucu yere yatırılmış ve başvurucunun ayakkabı bağcıkları çıkarılmıştır. Tutanaklarda anılan tüm müdahalelerin kamera ile kayıt altına alındığı belirtilmektedir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucunun Beyanlarına Göre Gelişen Olaylar</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Başvurucu; gözaltı giriş muayenesinden sonra polis aracına bindirilirken eşkâlini bildirdiği bir polis memuru tarafından sağ koluna, bir başka polis memuru tarafından ise ayaklarına tekme atıldığını, polis merkezine götürüldükten sonra kolunun ağrıdığını ve hastaneye sevk edilmek istediğini söylemesine karşın kolu bükülerek parmak izinin alındığını beyan etmektedir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Sağlık Raporları</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13. Başvurucunun gözaltı giriş işlemleri için götürüldüğü Karşıyaka Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 24/6/2013 tarihli ve 06.55 saatli Gözaltı Giriş Raporu'nda her iki bileğin dış yüzeyinde yaklaşık 2 cm'lik <i>ekimoz</i> tespit edilmiş, başka bir bulguya rastlanmamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14. Başvurucu, kolundaki rahatsızlık nedeniyle hastaneye sevk edilmek istemesi üzerine İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş; yapılan muayene sonuçları ayrı bir rapor düzenlenmeksizin sevk kâğıdının altına işlenmiştir. Anılan tespitler şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"<i>Hasta sağ dirsekte ve her iki bileklerinde ağrı şikayeti ile geldi. Tutuklama esnasında şikayeti başlayan hastanın muayenesinde herhangi bir kırık çıkık ve ekimoz görülmedi. Sadece sol bilek ön yanında 5-6 cm çapında kırmızı ekimoz mevcuttu. Çekilen röntgende herhangi bir patolojik bulgu rastlanmadı.</i> "</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15. Yakalamanın ertesi günü 25/6/2013 tarihinde kolundaki rahatsızlığın devam etmesi üzerine başvurucu yeniden İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, anılan Hastanede düzenlenen 25/6/2013 tarihli ve 17.40 saatli raporda başvurucunun sağ kol dirseğinde kırık tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16. Başvurucunun 26/6/2013 tarihli Gözaltı Çıkış Raporu'nda; sağ kol dirsekteki kırığın yanı sıra sol ön kol iç kısımda <i>eritem</i> (kızarıklık), sol üst kol iç kısımda 2 cm'lik <i>eritem</i>, sağ alt bacak<i> tibia </i>(kaval kemiği) üzerinde 3 cm'lik yüzeysel sıyrık tespit edilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">D.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Gözaltı İşlemleri Sonrasındaki Süreç</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17. Başvurucu, tutuklanmış ve yaklaşık beş ay ceza infaz kurumunda kalmıştır. Tahliye olduktan sonra 3/1/2014 tarihinde kolundan ameliyat geçirmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18. Başvurucu, maruz kaldığı eylemler nedeniyle ilgili polis memurlarının tespiti ve cezalandırılması talebiyle 16/8/2013 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuştur. Başvurucu, dilekçesinde şüpheli polis memurlarının kimlik bilgilerinin tespitini ve gözaltı giriş işlemleri için götürülmüş olduğu Karşıyaka Devlet Hastanesinin 24/6/2013 tarihli iç ve dış kamera görüntülerinin toplanmasını istemiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2013/76792 sayılı dosya numarasıyla yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli polis memurlarına yönelik kimlik tespiti yapılmamış, başvurucunun olayın gerçekleştiğini ileri sürdüğü Hastanenin kamera görüntüleri toplanmamış, mevcut sağlık raporları ve tutanaklar değerlendirilerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">" ... müşteki hakkında yakalama kararı verildiği, yakalama müzekkeresi üzerine müştekinin 23/06/2103 tarihli tutanakla yakalandığı, yakalandığı esnada nezarethane giriş raporu için Karşıyaka Devlet Hastanesine götürülürken kendisine takılan kelepçe ile iki kolunu gerdirerek kendisine zarar vermeye çalıştığı, görevli memurlar tarafından uyarılmasına rağmen aynı hareketlerine devam ettiği, araç içerisinde önce sol koluna kelepçe takılması üzerine kelepçeli sol kolunu karnına sıkıştırmak suretiyle bu kez yine işkence iddialarında delil olarak ileri sürmek üzere kolunu sıkıştırdığı, bunun üzerine görevli memurlar tarafından diğer sağ kolunun da kelepçelendiği, müştekinin görevli memurlar tarafından yapılan her türlü etkisiz hale getirme müdahalesine karşı kendisine zarar vereceği hareketlerde bulunduğu, parmak izinin alınması sırasında parmak izi vermemek için direndiği görülmesine göre;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Şüpheli Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Görevli Polis Memurlarının zor kullanma yetki ve sınırı içerisinde hareket ettikleri, müştekinin işkence ve kötü muamele iddialarında ileri sürmek üzere kendisine zarar verdiği </span></i><span size="2" style="color:#010000">[anlaşılmıştır].<i>"</i></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20. Başvurucu; anılan karara karşı Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itirazda kamera kayıtlarının toplanmadığını, şüphelilerin kimlik tespitinin yapılmadığını ve ifadelerinin alınmadığını, kendisinin beyanının alınmadığını, yalnızca polis tutanaklarına dayanılarak karar verildiğini belirtmiştir. Mahkemenin 2013/3092 Değişik İş sayılı kararıyla, kovuşturmaya yer olmadığı kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun itirazı reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21. Anılan karar başvurucuya 19/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 17/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV. İLGİLİ HUKUK</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.</span></i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İkinci fıkrada yer alan;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">ifade</span></i><i><span size="2" style="color:#010000"> eder.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Polis;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">silah</span></i><i><span size="2" style="color:#010000"> kullanmaya yetkilidir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir.</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23. 12/10/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24. 5237 sayılı Kanun’un 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(3) Kasten yaralama suçunun;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">işlenmesi</span></i><i><span size="2" style="color:#010000"> halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25. 5237 sayılı Kanun'un 94. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">" Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26. Mahkemenin 16/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucunun İddiaları</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27. Başvurucu;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">i. Gözaltına alınmasına kadar hiçbir sağlık probleminin bulunmadığını, gözaltına alındığı sırada kendisine ters kelepçe uygulandığını, sağlık raporu alınmasından sonra bir polis memuru tarafından koluna tekme atıldığını, bir diğeri tarafından ise ayaklarına tekme atıldığını, zor kullanılarak parmak izinin alındığını, gördüğü kötü muamele sonucu kolunun kırıldığını,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">ii. Ceza infaz kurumunda kaldığı sürede tedavisinin gereği gibi yaptırılmaması nedeniyle kolunun iyileşmediğini ve tahliye olduktan sonra ameliyat olmak zorunda kaldığını belirterek Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile Anayasa'nın 36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Değerlendirme</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyeti, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına ilişkin olarak devletin sahip olduğu etkili soruşturma yapma yükümlülüğü kapsamında görüldüğünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin ayrı bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Ceza İnfaz Kurumunda Gerekli Tedavinin Yapılmaması Nedeniyle İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29. Başvurucu, ceza infaz kurumunda kaldığı süre boyunca tedavisinin gereği gibi yaptırılmamasından dolayı kolunun iyileşmemesi nedeniyle tahliye olduktan sonra ameliyat olmak zorunda kaldığını belirterek insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "<i>Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi</i>" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. "</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31. İçtüzük'ün "<i>Bireysel başvuru formu ve ekleri</i>" kenar başlıklı 59. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde; bireysel başvuru formunda bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32. Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğünün başvurucuya ait olduğu gerekçesiyle ihlal iddialarının soyut şekilde ileri sürüldüğü ve hakkın nasıl ihlal edildiğine ilişkin bir açıklama ve kanıtlamada bulunulmadığının anlaşıldığı durumlarda başvuruya konu şikâyetlerin kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermektedir (<i>Yusuf Gezer,</i> B. No: 2013/2103, 14/1/2014, § 40; <i>Mustafa Bayrı</i>, B. No: 2013/5718, 20/3/2014, § 35).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33. Özellikle devletin sorumluluk ve kontrolüne tabi olunduğu bir zaman diliminde gerçekleştiği ileri sürülen ihlal iddialarına ilişkin delil elde edilmesinin güçlüğü dikkate alınmakla birlikte başvuruculardan en azından ihlale neden olduğunu düşündükleri olaylara ilişkin tutarlı bir anlatımda bulunmaları beklenmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34. Somut olayda başvurucunun ceza infaz kurumunda kaldığı süre içinde tedavisinin gereği gibi yaptırılmaması nedeniyle kolunun iyileşemediğini ileri sürdüğü ancak ceza infaz kurumundaki sürece ilişkin hiçbir bilgi sunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun ceza infaz kurumunda kaldığı sırada hastaneye sevk edilip edilmediği, edildi ise tedavisinin neden gerçekleştirilmediği ya da başvurucunun tedavi talebinde bulunup bulunmadığıyla ilgili olarak tedavi sürecine ilişkin inceleme yapılması için Anayasa Mahkemesine yeterli bir veri sunulmadığı ve iddianın somutlaştırılmadığı anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35. Açıklanan nedenlerle ihlalin nasıl gerçekleştiğine ilişkin bir açıklama ve kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucunun Gözaltı İşlemleri Sırasında Kötü Muameleye Maruz Kaldığına İlişkin İddia</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Esas Yönünden</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı ile üçüncü fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">...</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38. Başvurucu; gözaltı işlemleri sırasında maruz kaldığı kötü muamele nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğünü, sağlık raporu alınmasından sonra bir polis memuru tarafından koluna ve bir diğeri tarafından ise ayaklarına tekme atıldığını, gördüğü kötü muamele sonucu kolunun kırıldığını ileri sürmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin -devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak- maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüğü, bireyleri işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülük hem bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün iki unsurundan biri olan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40. İncelemeye konu başvuruda kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkilerini kullandıkları ileri sürülmekte, anılan durumda zor kullanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği ile güç kullanmadaki orantılılığın aşılıp aşılmadığının değerlendirilmesinin gerektiği anlaşılmaktadır. Niteliği itibarıyla başvurucunun kolundaki kırığın birden fazla şekilde meydana gelmiş olabileceği anlaşılmakla dosyadaki somut verilerin zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması konusunda bu aşamada Anayasa Mahkemesince değerlendirme yapılmasına yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41. Başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların esasına yönelik Anayasa Mahkemesinin bir sonuca varmasını sağlayacak yeterli veri bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğü ile sınırlı olarak incelenmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Engin YILDIRIM ve Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Genel İlkeler</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, B. No: 2013/293, 17/7/2014 § 110).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “<i>Devletin temel amaç ve görevleri</i>” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (<i>Tahir Canan</i>, § 25).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44. Usul yükümlülüğünün, bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek, mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını, ölüm ya da yaralama olayına ilişkin sorumlularınhesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, § 56).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar. Bu kapsamda yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 114).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir. Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir (<i>Fahriye Erkek ve diğerleri</i>, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, §§ 68, 69).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmaların etkililiğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, mağdurların meşru menfaatlerini korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 115).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49. Yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (<i>Tahir Canan</i>, § 25).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50. Kamu görevlileri tarafından yapılan işkence ve kötü muameleye ilişkin iddialar hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişiler, olaylara karışan kişilerden bağımsız olmalıdır. Soruşturmanın bağımsızlığı, sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının olmamasını değil aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 117).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir. Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü muameleye yönelik soruşturmalarda hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın azami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 119).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri,</i> § 127). Ancak usul yükümünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53. Başvuruya konu olayda gözaltında bulunduğu zaman dilimi içinde kolunda kırık ile vücudunda birtakım kızarıklık ve sıyrıklar meydana geldiği sabit olan başvurucu, gözaltı işlemleri sırasında kötü muamele gördüğü iddialarını Cumhuriyet Savcılığına verdiği dilekçede dile getirmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">54. Başvurucu, gözaltı giriş işlemleri için götürüldüğü Karşıyaka Devlet Hastanesinin çıkışında bir polis memuru tarafından koluna, bir diğer polis memuru tarafından ise bacaklarına tekme atıldığını ileri sürmüş; Hastane kamera kayıtlarının toplanmasını talep etmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">55. Polis memurları tarafından düzenlenen tutanaklarda ise başvurucunun kendi kendisine zarar verdiği, ayrıca kelepçe takılması, parmak izi alınması ve ayakkabı bağcıklarının çözülmesi için zor kullanıldığı belirtilmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">56. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde "<i>yakalandığı esnada nezarethane giriş raporu için Karşıyaka Devlet Hastanesine götürülürken kendisine takılan kelepçe ile iki kolunu gerdirerek kendisine zarar vermeye çalıştığı, görevli memurlar tarafından uyarılmasına rağmen aynı hareketlerine devam ettiği, araç içerisinde önce sol koluna kelepçe takılması üzerine kelepçeli sol kolunu karnına sıkıştırmak suretiyle bu kez yine işkence iddialarında delil olarak ileri sürmek üzere kolunu sıkıştırdığı, bunun üzerine görevli memurlar tarafından diğer sağ kolunun da kelepçelendiği, müştekinin görevli memurlar tarafından yapılan her türlü etkisiz hale getirme müdahalesine karşı kendisine zarar verici hareketlerde bulunduğu, parmak izinin alınması sırasında parmak izi vermemek için direndiği,... Polis Memurlarının zor kulanma yetki ve sınırı içerisinde hareket ettikleri, müştekinin işkence ve kötü muamele iddialarında ileri sürmek üzere kendisine zarar verdiği" </i>gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucunun yaptığı itirazın reddedilmesiyle anılan karar kesinleşmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">57. Öncelikle gerek kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar gerek başvurucunun olay anlatımı değerlendirildiğinde başvurucunun kolundaki kırığa sebebiyet verebilecek birkaç farklı eylemin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun kötü muamele iddiaları değerlendirildiğinde yapılacak soruşturmada öncelikle başvurucunun kolunun ne zaman ve hangi eylem sonucunda kırılmış olabileceğinin tespiti gerekmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">58. Başvurucunun kolundaki kırığa hangi eylemin sebebiyet vermiş olabileceğine ilişkin bir tespit yapılmaksızın, bir başka ifade ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli tüm araştırmalar yapılmaksızın olaydaki sorumluluğun ve sorumluların tespiti ile zor kullanmada sınırın aşılması yönünden sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün görülmemektedir. Başvuruya konu olaya ilişkin başlatılan adli işlemler kapsamında başvurucunun kolunda meydana gelen kırığın ne zaman ve hangi eylem sonucu meydana gelmiş olabileceğine ilişkin değerlendirme içeren bir bilirkişi raporu alınması için girişimde bulunulduğuna dair bir veriye ulaşılamamış, soruşturma sonucunda verilen kararda da bu yönde bir değerlendirmeye yer verilmemiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">59. Kolluk görevlileri tarafından düzenlenmiş tutanaklarda zor kullanımın kamera ile görüntü altına alınmış olduğu belirtilmesine karşın soruşturma dosyasında, anılan kamera görüntülerinin toplandığı ve değerlendirildiği yönünde bir veriye rastlanmamış; yine başvurucunun toplanmasını talep etmiş olduğu ve maddi olayın ortaya çıkarılmasında etkili olabilecek Karşıyaka Devlet Hastanesi kamera görüntülerinin de soruşturma dosyasında yer almadığı anlaşılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">60. Soruşturma dosyası kapsamında sağlık raporları ve kolluk görevlileri tarafından düzenlenmiş tutanaklar dışında kamera görüntüsü, bilirkişi raporu, müşteki ve tanık beyanı, şüpheli ifadesi gibi başkaca bir delilin bulunmadığı; soruşturma sonucunda verilen kararda ise dosyada mevcut olan sağlık raporlarında tespit edilen yaralanmalar yönünden bir değerlendirmeye yer verilmediği anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">61. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkin soruşturma dosyası incelendiğinde olayın şüphelileri olan kolluk görevlileri tarafından düzenlenen tutanakların tek başına kovuşturmaya yer olmadığı kararına dayanak teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmanın etkililiği için soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden yalnızca hiyerarşik ya da kurumsal olarak bağımsız olması yeterli değildir. Aynı zamanda soruşturmanın uygulamadaki bağımsız ve tarafsızlığının da sağlanması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle anılan ilke, soruşturmanın hem hukuki hem de fiilî olarak tarafsız ve bağımsızlığının sağlanmış olmasını gerektirir. Somut olayda, olayın şüphelileri tarafından düzenlendiği konusunda uyuşmazlık bulunmayan tutanakların doğrulukları araştırılmaksızın ve başkaca bir delil ile desteklenmeksizin tek başına hükme esas alınmasının tarafsız vebağımsız soruşturma ilkelerine aykırılık teşkil ettiği tespit edilmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">62. Süreç bir bütün olarak değerlendirildiğinde devletin hüküm ve kontrolü altında bulunulan bir zaman diliminde meydana gelen yaralanma olayına ilişkin etkili, özenli, sorumluların tespiti ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacına yönelik bir soruşturma yürütülmesi konusunda gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">63. Ayrıca başvurucunun kolunda kırık meydana geldiğinin sağlık raporlarıyla sabit olması ve çıkarıldığı adli makamlar önünde başvurucunun kolunun alçıda olduğunun bilinmesi karşısında konuya ilişkin resen soruşturma başlatılmayarak ancak başvurucunun olaydan yaklaşık bir buçuk ay sonra yaptığı şikâyet üzerine harekete geçilmesi de soruşturmanın etkililiği yönünden önem taşıyan resen soruşturma ilkesinin ihlali niteliğindedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">64. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü, devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">65. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...</span></i></p>

<p><i><span size="2" style="color:#010000">(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">66. Başvurucu, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlali nedeniyle ihlalin tespiti ve 20.000 TL maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">67. Başvuru konusu olayda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yargılamanın (soruşturmanın) yenilenmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">68. Başvurucuya ayrıca net 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span style="color:#010000"> KALELİ bu görüşe katılmamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">69. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">VI.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>HÜKÜM</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. 1. Ceza infaz kurumunda gerekli tedavinin yapılmaması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Gözaltı işlemleri sırasında insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye maruz kalındığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. 1. İncelemenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğü ile sınırlı olarak yapılmasına Engin YILDIRIM ve Serruh KALELİ'nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı yönünden usul yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının maddi ve usul boyutlarıyla ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama (soruşturma) yapılmak üzere İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">D. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE Serruh KALELİ'nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/11/2017 tarihinde karar verildi.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARŞIOY GEREKÇESİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Hakkında gözaltı işlemleri yapılan başvurucu, bu işlemler sırasında maruz kaldığı kötü muamele nedeniyle kolunun kırıldığını iddia etmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Anayasa Mahkemesi uygulamasında işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikayetler, devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bağlamında maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınmaktadır. Mahkememiz Anayasa'nın 17. maddesinin usul boyutunun somut olayda ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Anayasamızın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı ve kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamayacağı güvence altına alınmış olup, burada geçen ifadeler arasında da bir yoğunluk farkı bulunmaktadır. Kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”, bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi mümkündür. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde değerlendirilmelidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz.AİHM, bir kişinin sağlıklı haldeyken gözaltına alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanmalar tespit edildiğinde söz konusu yaralanmaların nasıl oluştuğu konusunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakmayacak kanıtları sunma yükümlülüğünün devlete ait olduğunu özellikle iddiaların doktor raporu ile doğrulandığı hallerde Sözleşmenin 3. maddesi anlamında açık sorunların ortaya çıkacağını belirtmişve fiziksel saldırı, darp, gibi muameleleri “insanlık dışı muameleler” olarak nitelendirmiştir. Bu nitelikteki muameleler ve yaralanmalar Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kişiye yönelik, kendi eylem ve tavırları mutlaka kuvvet kullanılmasını gerektirmedikçe, zora başvurulması, insan onurunun zedelenmesi ve ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen yasağın ihlal edilmesi sonucunu doğurabilir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Somut olayda başvurucunun gözaltı giriş ve çıkış raporları ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinden aldığı 25/6/2013 tarihli rapor göz önüne alındığında gözaltı işlemleri sırasında devletin gözetim, sorumluluk ve denetimine tabi olduğu bir zaman diliminde başvurucunun kolunun kırıldığı anlaşılmaktadır. Yaklaşık beş ay tutuklu kalan başvurucu daha sonra kolundan ameliyat olmak zorunda kalmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Kolluk görevlileri görevlerini yerine getirirken direnişle karşılaşmaları halinde bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde ve fiili bir saldırıyla karşılaştıklarında meşru savunma kapsamında zor kullanmaya yetkilidir. Ancak bu yetki ölçülü ve kademeli kullanılmalıdır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Kolluğun gözaltı işlemleri sırasında yukarıda bahsettiğimiz durumlarda meşru ve orantılı bir güç ve zor kullanma yetkisine sahip olduğu şüphesiz olmakla birlikte başvurucunun kolunda kırık oluşacak şekilde bir kuvvete maruz kalması gözaltı işlemleri sırasında uygulanan zor kullanma yetkisinin ölçüsüz olduğunun ve makul bir güç kullanmanın ötesine geçildiğinin en önemli göstergesidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. Bu kırığın nasıl meydana geldiği hususunda idare başvurucunun kendi eylemleri sonucunda kolunun kırıldığını ifade etmiştir. Bununla beraber başvurucunun aktif bir direnme ya da saldırı gerçekleştirdiğine, tehlike arz ettiğine ya da kaçacağına ilişkin şüphe olduğuna dair herhangi bir somut bir bulgu idare tarafından Anayasa Mahkemesine sunulmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun kolunda meydana gelen kırığa ilişkin makul bir açıklama getirilememiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. İncelediğimiz başvuruda sağlıklı halde gözaltına alınan ve devletin gözetim, sorumluluk ve denetimine tabi olduğu bir zaman diliminde kolunun kırıldığı sabit olan başvurucunun kolunun nasıl kırıldığı hususunda kamu makamları tarafından ortaya somut bir bulgu konulamaması, yaralanmanın mahiyeti, ızdıraba neden olması ve uzun süreli etkisi hep birlikte değerlendirildiğinde yapılan müdahalenin eziyet olarak nitelendirilebileceği kanaatine ulaşılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Sonuç olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutu bakımından ihlal edildiği düşüncesiyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.</span></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="5">
   <td height="5" valign="top">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkanvekili</span></p>

   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Engin YILDIRIM</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARŞIOY</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, gözaltına alınana kadar sağlık problemi bulunmadığını, gözaltı işlemleri sırasında kötü muameleye maruz kaldığını, hastahaneye götürülürken ters kelepçe uygulandığını, hastahane çıkışı polis aracına bindirilirken polisçe tekmelendiğini, kolunun ağrıdığını söylemesine rağmen kollarının bükülerek parmak izi alındığını, bilahare çekilen röntgenle de kolunda kırık olduğunun anlaşıldığının ortaya çıktığını, ceza infaz kurumunda tedavi olamadığını, cezaevi sonrası ameliyat olmak zorunda kaldığını ve neticede insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulmuş olduğunu ifade etmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkememiz bu kapsamdaki iddialara, zor kullanmanın gerçekleşip gerçekleşmediği ve kullanımdaki orantılılığın aşılıp aşılmadığının anlaşılması için dosyadaki verilerin yeterli olmadığı, kol kırığının da birden fazla şekilde olabileceği gibi, kırığın haklılığı ve sebebinden soyut olabileceği algısı veren ilginç bir yaklaşımla ve gerekçe ile cevaplamış bu yönüyle de başvurunun ancak Anayasa'nın 17/3 fıkrasının Devletin öngördüğü etkili soruşturma kapsamında sınırlı incelemesi gerektiği yönündeki çoğunluk görüşü oluşmuş ise de bu görüşe, Devletin negatif (bireyi kötü, aşağılayıcı muameleye tabi tutmama) ve pozitif (bu tür muamelelerden koruma) yönündeki yükümlülükleri yerine getirmediğine ilişkin maddi boyutu yönünden de incelenmesi gerekeceği nedenleri ile katılınmamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa'nın 17. maddesi ile insan onurunun korunması amaçlanırken, işkence ve eziyete maruz bırakılamayacağı, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesine saygı gösterme zorunluluğu ile bireyi gerek kendi gerek kamusal makamlardan kaynaklı risklere karşı koruma yükümlülüğünü beraberinde getirmektedir. Bu nedenle “zaten kol kırığının birden fazla şekilde meydana gelmiş olabileceği” şeklinde mahkemenin görev alanını ya da korunan hak kapsamı belirlemesinde kullandığı maddi boyutu incelememe gerekçesi, bu konumdaki başvurucuyu kendisinden bile koruma yükümlülüğü şeklindeki Anayasal zorunluluğu görmemek, bu iddiayı incelemesiz cevapsız bırakmaktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun, sağlıklı halde gözaltına alındığı, ancak vücudunda meydana gelen ağrı ve yaralanmaların nasıl ve neden oluştuğu yönünde özellikle ilgili iddiaların doktor raporu, röntgen filmleri ile de doğrulandığı hallerde, mağdur iddiaları üzerindeki şüpheleri giderecek kanıt sunma ve makul bir açıklama görevinin Devlete ait olduğu açıktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Bireyi tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükü bunların önlenmesine ait her türlü tedbiri alma, aldığını gösterme ve doğal olarak ispat külfetini de beraberinde getirir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Var olan somut bir gözaltı eylemi ve süreçte gelişen/ortaya çıkan yaralanmaların, süreçte hürriyeti tahdidi, her davranışı Devlet gözetiminde olan bireyden beklenen “kararımızın 40.” paragrafında ki gibi zor kullanmanın gerçekliği, kullanılan gücün orantılılığı değerlendirmesine yarayacak belgenin dosyadaki eksikliğinin ağırlıklı sorumlusunun, işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyut sorumlusu Devlet olacağında kuşku yoktur. Hal böyle iken ortada gözaltı, yaralanma, doktor müracaatları, kırık teşhisi gibi fiziki olgular varken değerlendirme verileri eksik demek doğru bir inceleme olmayacaktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Polisin zor kullanma yetkisi, cezalandırma aracı değildir. Zorunlu sınırın aşılması kötü muamele yasağının ihlal sonucunu doğuracaktır. Fiziksel güç kullanımı kural olarak Anayasa'nın 17/3 ihlal olarak değerlendirildiği (Cezmi Demir ve diğerleri; § 92,102) düşünüldüğünde, başvurucuya karşı gözaltı sırasında aktif bir direnç, saldırı, kaçma girişimi ya da tehlike arz ettiğine dair veri bulunmayan olayda, başvurucunun kolunda bir kırığa maruz bırakılmış olması zor kullanma yetkisinin kullanılması ötesi bir açıklamaya ihtiyaç bırakmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan nedenler ile kötü muamele yasağının Devlete getirdiği negatif ve pozitif yüklerin maddi boyutunun değerlendirilmemesi ve sadece usul boyutunun incelenmesi ile yetinilmesi yönündeki karara katınılmamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ayrıca; Başvurucuya Anayasa'nın 17. maddesinin usul boyutunun ihlali nedeniyle 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Öncelikle Anayasa'nın 17. maddesinin sadece usul yönünden ihlali ötesinde maddi boyutu yönüyle de incelenip ihlal değerlendirmesi yapılması gerektiği nedeniyle sadece bu kapsamda tazminat hesaplama ve hükmetmenin eksik olduğu düşüncesindeyim.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ve önemlisi;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Usul boyutu değerlendirmesi var olan ihlal kararı neticesi öngörülen 15.000 TL tazminat tutarı değerlendirme kriterlerinin asgari eşiğinin altında bir rakamdır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkememizin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele, usul yükümlülüğü ihlallerinde olayın vahameti/ciddiyetine göre sınıflanabilen ve asgari, ortalama ve azami olarak öngörülebilecek tazminat miktarlarından en düşük olanına yakın bir seviyenin/rakamın tercihi, hakkaniyet ve ölçek değerleri ile uyum içinde değildir. Az vahim, az önemde bir olguya bağlı ihlal değerlendirmesi kanaati oluşturan tazminat miktarı tespit edilen ihlalin ağırlığı ve uygulama esaslarımıza oran itibarı ile uymayan, ortalama değerler altındaki tazminat tutarına eksik öngörü nedeniyle katılınmamıştır.</span></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="5">
   <td height="5" valign="top">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üye</span></p>

   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span style="color:#010000"> KALELİ</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2014788-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 16:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/aym-kos.jpg" type="image/jpeg" length="49981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2018/22602 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201822602-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201822602-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 10/2/2021 tarihli ve 2018/22602 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TAYFUN YILDIRIM BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2018/22602)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 10/2/2021</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Tayfun YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, gerçekleşmekte olan bir protesto gösterisine kolluk görevlilerinin müdahalesi neticesinde yaralanma meydana gelmesi ve bu olaya ilişkin olarak yürütülen soruşturmanın etkili olmaması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 18/7/2018 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</p>

<p>4. Komisyonca, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>10. Başvurucu 1990 yılı doğumlu olup beyanına göre öğrencidir.</p>

<p>11. 23/7/2017 tarihinde başvurucu, arkadaşı F.B. ile birlikte Ankara'nın Kızılay Meydanı'ndaki bir sokakta bulunan Halkevleri Derneği Genel Merkezi binasının önünde bulunduğu sırada kolluk görevlilerinin gerçekleşmekte olan bir gösteriye/eyleme müdahalesi neticesinde gözaltına alınmıştır.</p>

<p>12. Başvurucunun anlatımına göre eyleme katılmamış olan başvurucu, arkadaşı ile beraber kolluğun toplantıya müdahalesini izlerken kolluk memurları ile arasında tartışma yaşanması nedeniyle darbedilerek gözaltına alınmıştır. İddiaya göre başvurucu, gözaltına alınmasının ardından bulundukları sokakta bir başka binanın -Mimarlar Odası Ankara Şubesi binası- önüne götürülmüş, burada<i> "Seni öldürürüz."</i> şeklindeki tehditlere maruz kalmış ve memurlarca darbedilmiştir. Söz konusu darp olayının polis kamerasına yansıdığını fark eden bir başka kolluk memurunun kendisini darbeden memuru uyardığını iddia eden başvurucuya göre darbedilme anı kamera kayıtlarına yansımıştır.</p>

<p>13. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve olaya ilişkin on bir sayfadan oluşan evrak 27/7/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Evrak içeriğinde öncelikle DHKP/C terör örgütü ile DMH (Devrimci Memur Hareketi) arasındaki bağlantıya yönelik bir kısım bilgilere yer verilmiş, ardından DHKP/C terör örgütü yapısı üzerinde durulmuş ve olay günü kolluk müdahalesine konu olan protesto gösterisi hakkında açıklama yapılmıştır. Buna göre DMH içinde faaliyet gösteren N.G. ve S.Ö. olağanüstü hâl dönemi (OHAL) çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) mesleklerinden ihraç edilmeleri nedeniyle<i> açlık grevlerine</i> başladıkları gerekçesiyle tutuklanmışlardır. Bu kişilerin tutuklanmalarını protesto etme ve bu kişilere destek verme amacıyla zaman zaman eylemler yapıldığı, Ankara Valiliğince Kızılay Meydanı'nda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklandığı, bu nedenle olay günü Valilik yasağına rağmen eylem yapılması nedeniyle yaklaşık elli beş kişilik gruba müdahale edilerek bu kişilerin gözaltına alındığı açıklanmış; yakalanan kişilerle ilgili bir kısım bilgiler paylaşılmıştır.</p>

<p>14. 27/7/2017 tarihli söz konusu evrakta başvurucuya ilişkin bilgiler de yer almıştır. Başvurucunun Halkevleri Derneğinin organize ettiği eylem/etkinliklere katıldığı, sosyal medya hesabından N.G. ve S.A.nın tutuklanmalarıyla ilgili paylaşım yaptığı, ayrıca Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan araştırmada başvurucu hakkında<i> </i>kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne silahsız katılarak ihtara rağmen dağılmama suçu isnadıyla farklı tarihlerde açılmış çok sayıda dava bulunduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan başvurucunun yakalanan öteki şahıslardan farklı olarak kolluk görevlilerine direnmediği, diğer kişilerin örgütsel tavır sergileyerek verilen yiyecekleri yememelerine rağmen başvurucunun bu tavra katılmadığı ve ifadesi sırasında susma hakkını kullandığı açıklanmıştır.</p>

<p>15. Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi tarafından başvurucu hakkında 23/7/2017 tarihinde olaydan hemen sonra genel adli muayene raporu (ilk rapor) düzenlenmiştir. Raporun ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Her iki skapula iç kenardan başlayarak orta hatta birleşen yaygın hiperemi, toraks alt vertebra üzerinde 2-3 cm çapında hiperemi, sağ kulak altı boyun lateralinde 4x2 cm lik laserasyon, hiperemi, sağ omuz ön yüzde iki adet biri 1 cm lik diğeri 1- 2 cm lik hiperemi ve laserasyon, sol tibia ön yüzde 2 cm lik hiperemi, sol tibia ön iç yan yüzde 1 cm lik hiperemi, sağ humerus iç yan yüzde 1-2 cm lik çizgisel hiperemik alan, verteskte ağrı tariflediği, bu bölgede darp cebir izi görülmediği"</i></p>

<p>16. Başvurucu hakkında daha sonraki günlerde düzenlenen genel adli muayene raporlarında ilk rapora atfen başkaca darp ve cebir izi olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğü (Adli Tıp Kurumu) tarafından düzenlenen 6/3/2018 tarihli raporda başvurucunun ilk raporla tespit edilen yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu ve yaşamını tehlikeye sokmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucu Hakkında Yürütülen Soruşturma Süreci</strong></p>

<p>17. Başvurucu hakkında terör örgütü propagandası yapma, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama<i> </i>suçunu işlediği isnadıyla soruşturma yürütülmüştür. Başvurucu 23/7/2017 ile 27/07/2017 tarihleri arası gözaltında tutulmuştur.</p>

<p>18. Başvurucu, kolluk aşamasında susma hakkını kullanmış; Savcılıkta verdiği 27/7/2017 tarihli savunmasında suçlamaları kabul etmemiştir. Başvurucunun savunmasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Ben Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Hallkla İlişkiler 2. Sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanla Halk Evleri üyesiyim. 23/07/2017 tarihinde Ankara Kızılay'da yapılan eyleme ilişkin herhangi bir çağrıdan haberim yoktur. Halkevleri üyesi olmam dolayısıyla o gün saat 14:00 sıralarında Konur Sokak'da bulunan Halkevleri Genel Merkezi'ne arkadaşım </i>[F.B.]<i> ile gidiyordum. Halkevleri Genel Merkezi'ne Esat Mahallesi tarafından Kocatepe Camii istikametinden gelmiştim. Halkevleri girişinde caddeden geçen Çevik Kuvvet ekiplerinden biri yanımda bulunan</i> [F.B.ye]<i> ne yapıyorsun diyerek arkadaşıma kafa attı. Bu sırada arbede oluştu. Ben de araya girmeye çalıştım. Bilahare bu sırada da beni gözaltına aldılar. Yine bu sırada çevrede bulunan</i> [Z.]<i> isimli cafe,</i> [K.]<i> isimli Cafe ve Ankara Kültürevinden gelen kişiler de bu arbede içinde kaldılar. Bu kişiler olaya müdahale etmeye çalıştılar. Onlar da gözaltına alındılar. Ben de arbede sırasında gözaltına alındım. 23/07/2017 tarihinde Kızılay'da meydana gelen yasadışı eyleme katılmadım. Herhangi bir eylemim olmadı "</i></p>

<p>19. Kolluk memurlarınca başvurucu tanıkları F.B. ile A.B.nin bilgi sahibi sıfatıyla olayla ilgili beyanları alınmıştır. Tanık F.B. ifadesinde, başvurucu ile birlikte Halkevleri Genel Merkezine giderlerken kolluk memurlarıyla karşılaştıklarını, bir kolluk memurunun<i> "Ne bakıyorsun?"</i> demesi üzerine bakmadığını söylemesine rağmen memurun kafasıyla kendisine vurmasının ardından diğer görevlilerin bulundukları yere geldiğini, aralarında çıkan tartışma sonunda da başvurucuyu gözaltına aldıklarını belirtmiştir. Diğer tanık A.B., olay yerinde bulunan bir kafede çay içerken Halkevleri Genel Merkezinin önünde arbede yaşanması üzerine o yöne doğru gittiğinde başvurucu ile kolluk memurları arasında itişme yaşandığını ve kolluk memurlarının başvurucu gözaltına almaya çalıştıklarını gördüğünü, başvurucunun eylemci grup içinde olmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>20. Savcılık tarafından isnat edilen suçlarla ilgili olarak başvurucu hakkında 23/10/2017 tarihinde ceza davası açılmıştır.</p>

<p>21. Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda 5/11/2020 tarihinde başvurucunun her iki suçtan beraatine karar verilmiştir. Mahkeme gerekçesinin ilgili kısmı ve başvurucu hakkındaki hüküm kısaca şöyledir:</p>

<p><i>" ... sanık Tayfun Yıldırım'ın gözaltına alınma işlemleri sırasında direniş göstermediği ve slogan atmadığı;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Sanıkların 2911 sayılı yasanın 32. maddesini ihlal ettikleri iddia edilmekle birlikte anılan hükmün kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapan kişilerin cezalandırılmasına dair olduğu; sanıkların atılı eylem bakımından cezalandırılabilmeleri için iddia edilen şekilde yasaya aykırı bir toplantıya ya da gösteri yürüyüşüne katıldıklarının hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulmasının gerektiği; somut olayda izah edilen kamera kayıtlarından ve dosya kapsamındaki diğer delillerden de anlaşıldığı üzere sanıkların bizatihi anılan toplantıyı organize eden tarafta bulunmadıkları, sosyal medya aracılığıyla ve sair vasıtalarla haberdar oldukları toplantıya çeşitli sıfatlarla katılma amacı taşıdıkları değerlendirilmekle birlikte gözaltına alınma süreci öncesi ve sonrasındaki eylemleri birlikte ele alındığında silahlı terör örgütü olan DHKP-C'yi kasteden herhangi bir somut söylemlerinin bulunmadığı, ayrıca yapılan toplantı sırasında bu faaliyete aktif olarak katılıp dağılmama iradesi taşıyan şekilde hareket etmedikleri, toplantının ya da gösteri yürüyüşünün yapıldığı yerin sınırlarına taşan kanuna aykırı bir faaliyette bulunduklarına dair somut bir delilin dosya kapsamında mevcut olmadığı görülmüştür.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Sonuç olarak; sanıklar... Tayfun Yıldırım ... DHKP-C silahlı terör örgütünün cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru kılacak şekilde açık bir paylaşımda bulunduklarını ve buna dair slogan attıklarını gösterir somut bir delilin dosya kapsamında mevcut olmadığı, yine söz konusu paylaşımların ve sloganların içerikleri değerlendirildiğinde kanuna aykırı unsurlar taşımadığı anlaşılmakla, atılı bulunan silahlı terör örgütü propagandasını yapmak suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı değerlendirilmekle ayrı ayrı beraatlerine dair; yine bu sanıkların 23/07/2017 tarihinde yapılan toplantı sırasında kanuna aykırı hareket ettikleri iddia edilse de söz konusu unsurları taşıyan somut bir eylemlerinin tespit edilememesi nedeniyle kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>H-TAYFUN YILDIRIM YÖNÜNDEN;</i></p>

<p><i>1-</i> <i>Sanığın üzerine atılı bulunan terör örgütü propagandası yapmak suçu bakımından cezalandırılması istemi ile açılan kamu davasında; sanığın üzerine atılı bulunan suçun unsurlarının somut olayda gerçekleşmemiş olması sebebiyle atılı suç bakımından 5271 sayılı CMK'nun 223/2-a hükmü gereğince BERAATİNE,</i></p>

<p><i>2- Sanığın üzerine atılı bulunan Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama suçu bakımından cezalandırılması istemi ile açılan kamu davasında; sanığın üzerine atılı bulunan suçun unsurlarının somut olayda gerçekleşmemiş olması sebebiyle atılı suç bakımından 5271 sayılı CMK'nun 223/2-a hükmü gereğince BERAATİNE..."</i></p>

<p>22. İnceleme tarihi itibarıyla kanun yolu süreçlerinin tamamlanmadığı, dolayısıyla başvurucu hakkındaki beraat kararının henüz kesinleşmediği görülmüştür.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Kolluk Görevlileri Hakkında Yürütülen Soruşturma Süreci</strong></p>

<p>23. Başvurucu 7/8/2017 tarihinde kendisini yaraladığını ileri sürdüğü kolluk görevlileri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette bulunmuştur.</p>

<p>24. Başvurucu, şikâyet dilekçesinde kamera görüntülerinin incelenmesini ve tanıkları F.B. ile A.B. nin dinlenilmesi talep etmiştir. Savcılık tarafından başvurucu tanıkları kötü muamele iddiaları bakımından ayrıca dinlenilmemiş, başvurucu hakkında yürütülen soruşturma kapsamında alınan ifadeleri ceza davası dosyasından temin edilerek incelenmiştir.</p>

<p>25. Savcılıkça 12/9/2017 tarihinde olay yerini gösterir kamera görüntülerinin bulunup bulunmadığının kolluk birimleri tarafından araştırılması talep edilmiştir.</p>

<p>- Olay yerine yakın işyerlerindeki kamera görüntüleri olup olmadığı araştırılmış, olayın gerçekleştiği sokağı gören kamera bulunmadığına ilişkin 26/9/2017 tarihli tutanak düzenlenmiştir.</p>

<p>- Olay yerini gösteren Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kamerasının bulunduğu ancak görüntülerin arşiv kaydının 8/8/2017 tarihinden başlaması nedeniyle görüntülerin elde edilmediği, buna karşın kolluk izleme merkezi tarafından arşivlenen görüntü kayıtlarının çıkarılarak CD'ye aktarıldığı İl Emniyet Müdürlüğünün 10/10/2017 tarihli yazısıyla bildirilmiştir.</p>

<p>- Kolluk izleme merkezi tarafından CD'ye aktarılan görüntü kayıtları kolluk memurları tarafından izlenerek CD İzleme Tutanağı düzenlenmiştir. 4/12/2017 tarihli CD İzleme Tutanağı'nda başvurucu avukatına ulaşılarak görüntülerin birlikte incelenmesinin önerildiği, avukatın bu öneriyi kabul etmesine rağmen o tarihe kadar gelmemesi nedeniyle başvurucu veya avukatı olmaksızın görüntülerin incelendiği açıklanmıştır. Tutanakta, Foto Film Şube Müdürlüğüne ait CD'de, kameranın farklı noktalardan görüntü aldığı, başvurucunun görüntüye girdiğinde toplumsal müdahale aracının yanında gözaltına alındığı görüntülerinin izlendiği, KGYS görüntüleri içeren CD'de kameranın hareketli olarak görüntü aldığı, Çevik Kuvvet ekipleri tarafından müdahale yapıldığı, başvurucuya ait herhangi bir görüntü olmadığının görüldüğü belirtilmiştir. Tutanakta üç fotoğraf bulunduğu, fotoğraflarda başvurucunun kolluk görevlileriyle birlikte bir aracın yanında bulunduğu, fotoğraflardan birinde kolluk memurunun başvurucuya su içirdiği ifade edilmiştir.</p>

<p>26. Savcılık tarafından başvurucu hakkında yürütülen soruşturmada başvurucunun avukatları vasıtasıyla kolluk görevlileri hakkında<i> </i>hakaret suçunu işledikleri isnadıyla başlatılan soruşturma 12/9/2017 tarihindeki başvuruya konu soruşturmayla birleştirilmiştir.</p>

<p>27. Savcılığın 28/3/2018 tarihli kararıyla <i>"23/07/2017 tarihinde Kızılay Konur Sokak ve çevresinde görevli olup müştekiye yönelik yakalama işlemini gerçekleştiren polis memurları ile amirleri" </i>hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Müşteki hakkında yürütülen 2017/124968 sayılı soruşturmadan ve açılan kamu davası nedeniyle Ankara 21 Ağır Ceza Mahkemesinden bilgi ve belgeler istenerek Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılıp müşteki tarafın talep etmiş olduğu delillerin toparlanması sağlanarak soruşturma işlemlerinin gerçekleştirildiği, bu doğrultuda toplanan delillere göre müşteki tarafın göstermiş olduğu tanıklar </i>[F.B]<i> ve </i>[A.B.nin]<i> müşteki hakkında yürütülen soruşturma kapsamında bilgi sahibi olarak beyanlarına başvurulmuş olduğu, tanıkların Tayfun YILDIRIM'ın eylemci grup içerisinde bulunmamasına rağmen gözaltına alındığını belirtmelerine rağmen şikayet dilekçesinde belirtildiği gibi hakaret, tehdit ve gözaltı aşamasında müştekinin darp edildiğine ilişkin beyanda bulunmadıkları gibi müştekinin bu soruşturma kapsamında alınan savunmasında da hakaret, tehdit ve gözaltına alınma aşamasında kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiada bulunmadığı, Emniyet ifadesi aşamasında susma hakkını kullanmış bulunduğunun görüldüğü, Çankaya Emniyet Müdürlüğünce toplanan görüntü kayıtları doğrultusunda düzenlenen izleme tutanağına göre iddia olunan eylemlere ilişkin herhangi bir olgu tespiti bulunmadığı, bu doğrultuda müştekiye yönelik gerçekleştirildiği iddia edilen tehdit ve hakaret suçlarının oluştuğuna dair müşteki vekili dilekçesindeki soyut iddiadan başkaca delil bulunmadığının anlaşıldığı,</i></p>

<p><i>Müştekinin eylemci grup içerisinde bulunmamasına rağmen gözaltına alındığı ve bu süreçte görevli polis memurlarınca darp edilerek yaralandığı iddiası ile ilgili olarak; müştekinin temin olunan geçici raporunun ve bu raporları doğrultusunda Adli Tıp Kurumundan alınan kesin adli raporuna göre müştekinin olay sırasında vücudunun çeşitli bölgelerinde hiperemi, laserasyon, ağrı tespitlerinin yer aldığı görülerek görevli polis memurlarınca yapılan müdahale kapsamında bu olguların oluştuğu görülmüş ise de, müşteki hakkında 2017/124968 sayılı soruşturma kapsamında soruşturma yürütülerek 3713 sayılı yasanın 7/2 ve 2911 sayılı yasanın 32/1(ikikez) maddeleri kapsamında cezalandırılması için 21. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış olduğu, iddianame içeriği ile bu soruşturma kapsamında verilmiş olan Savcılık talimatları ve olaya ilişkin düzenlenen tutanaklardan 23/07/2017 tarihinde müştekinin de aralarında bulunduğu 55 kişinin yakalandığının, şüphelilerin terör örgütleri ile ilgi ve bağlantılarının araştırıldığının ve araştırma sonuçları doğrultusunda müşteki hakkında 22/05/2017 ve 23/07/2017 suç tarihleri tespit olunarak 2911 sayılı yasanın 32/1 maddesinde tanımlanan şekli ile 'Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar edenler' cümlesinden olarak iki kez cezalandırılması istemi ile iddianame düzenlendiğinin görüldüğü, bu itibarla müştekinin 23/07/2017 tarihli gösteriye katıldığının ve 32. maddede belirtilen şartların oluştuğunun iddianame ile tespit edildiği, 2911 sayılı yasanın 24. maddesi ile Kanuna aykırı toplantı ve gösterinin dağıtılması aşamasında müdahale eden kolluk güçlerine zor kullanma yetkisinin verildiği, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunun 16. maddesinde zor kullanma yetkisinin nasıl kullanılacağının düzenlenmiş bulunduğu, bu maddede belirtildiği üzere direnişi kırmak amacı ile ve kıracak ölçüde direnmenin mahiyetine, derecesine göre kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartlar gerçekleştiğinde silah kullanılabileceğinin, bu amaçla kelepçe, jop, basınçlı veya boyalı su, göz yaşartıcı gaz ve tozlar, fiziki engeller, polis köpek ve atları ile sair hizmet araçlarının kullanılabileceğinin belirtildiği, müşteki hakkındaki yürütülen soruşturma içeriğinden müştekinin arasında bulunduğu gruba Ankara Valiliğinin her türlü eylemlerle ilgili yasaklama kararının bulunduğu ve dağılmaları yönünde yapılan ikazlara riayet edilmemesi üzerine müdahale edilerek grubun dağıtıldığının, müdahale esnasında taş atarak saldırı ve dağılmamakta direnme ile slogan atmaya devam etme eylemlerinin devamı ile yakalandıklarının belirlenmiş olmasına göre müştekinin da aralarında bulunduğu gruba karşı müdahalenin belirtilen yasa hükümleri doğrultusunda kullanılan yetkiden kaynaklandığı, bu müdahale sırasında adli rapor ile müştekinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralanmış olduğunun ve bu yaralanma derecesinin müştekinin de aralarında bulunduğu gruba yasadan kaynaklanan zor kullanma yetkisi kapsamında uygulanan güç ile oluşabileceğinin belirlenmesine göre müştekiye yönelik zor kullanma yetkisi aşılarak kasten yaralama eyleminin unsurları ile gerçekleştiğine dair iddia dışında delil bulunmadığı anlaşılmakla..."</i></p>

<p>28. Başvurucu kovuşturma yapılmaması kararına itiraz etmiş, başvurucunun itirazı Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 4/6/2018 tarihinde reddedilmiştir. Anılan karar başvurucuya 20/6/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>29. Başvurucu 18/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p>30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "<i>Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması</i>" kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."</i></p>

<p>31. 5237 sayılı Kanun'un "<i>Kasten yaralama"</i> kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>(3) Kasten yaralama suçunun;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,</i></p>

<p><i>İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır. "</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p>32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."</i></p>

<p>33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediğine dair içtihatlarını da hatırlatmıştır (<i>Selmouni/Fransa</i>, B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; <i>Labita/İtalya </i>[BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).</p>

<p>34. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu söyleyebilmek için eylemin <i>minimum ağırlık eşiğini</i> aşması beklenir (<i>Raninen/Finlandiya</i>, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; <i>Erdoğan Yağız/Türkiye</i>, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37;<i> Gafgen/Almanya</i> [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; <i>Costello-Roberts/Birleşik Krallık</i>, B. No: 13134/87, 25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (<i>Aksoy/Türkiye</i>, B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; <i>Eğmez/Kıbrıs</i>, B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; <i>Krastanov/Bulgaristan</i>, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti de (<i>Eğmez/Kıbrıs,</i> § 53; <i>Selmouni/Fransa</i>, § 104) dikkate alınması gereken diğer faktörlerdendir.</p>

<p>35. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (<i>Labita/İtalya,</i> § 131; <i>Tepe/Türkiye,</i> B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını gerektirmektedir (<i>Mammadov/Azerbaycan,</i> B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; <i>Çelik ve İmret/Türkiye,</i> B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>36. Mahkemenin 10/2/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>37. Başvurucu, eylemciler arasında yer almamasına rağmen kolluk görevlileri tarafından darp edilerek gözaltına alındığını, gözaltına alındıktan sonra da sözlü ve fiilî şiddete maruz kaldığını iddia etmiş; bu olaya ilişkin şikâyetiyle ilgili etkili soruşturma yapılmadığını, bu kapsamda şikâyet ve delillerinin sorulmadığını, tanıklarının dinlenilmediğini, sadece kendisi hakkında yürütülen soruşturmayla sınırlı olarak bir başka soruşturma dosyasında alınan tanık beyanlarıyla yetinildiğini, kamera görüntülerinin derhâl toplanılması istendiği hâlde olaydan iki ay sonra müzekkere yazılması nedeniyle görüntülere ulaşılmadığını belirtmiş ve bu nedenlerle kötü muamele yasağı ile etkili başvuru hakkının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>38. Bakanlık görüşünde, Savcılığın başvurucunun yaralanmasının protestocu grubu kolluk tarafından yapılan müdahale sırasında oluştuğunu kabul ettiği, ancak şikayete konu olayın gerçekleştiği gösteri yürüyüşünün organize edilme şekli, katılan birey sayısı, toplumsal infial oluşturma gayesi, kolluk tarafından yapılan dağılma uyarılarına taş atarak ve slogan atarak direnmeleri bir arada değerlendirildiğinde, protestocu gruplara dağılmalarına yönelik kolluk tarafından artan oranda ve orantılı olarak yapılan müdahale sırasında başvurucuda meydana gelen basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikteki yaralanmasının kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisi kapsamında kaldığının değerlendirildiği, başvurucunun kötü muamele iddiasını destekleyecek nitelikte bir bulguya rastlanılmadığı ve bu itibarla başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>39. Anayasa’nın<i> "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"</i> kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz</i>.”</p>

<p>40. Anayasa’nın<i> "Devletin temel amaç ve görevleri "</i> kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”</i></p>

<p>41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının kötü (insan haysiyetiyle bağdaşmayan) muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi Boyutu Yönünden İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>i.</strong> <strong>Genel ilkeler</strong></p>

<p>43. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da kimseye <i>işkence</i> ve <i>eziyet</i> yapılamayacağı, kimsenin <i>insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> ceza<i> </i>veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri, </i>B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).</p>

<p>44. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler ise <i>insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza</i> olarak tanımlanabilir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § § 84, 89).</p>

<p>45. Bir muamelenin anılan kavramlardan hangisinin kapsamında olduğunun belirlenebilmesi için her somut olayın kendi özel koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir. Aleni olarak yapılması veya kamuoyunun bilgi sahibi olması, muamelenin aşağılayıcı niteliğinin belirlenmesinde rol oynasa da muamelenin aleni olmadığı durumlarda kişinin kendini değersiz hissetmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınmakla birlikte böyle bir amacın belirlenememesi muamelenin kötü muamele olmadığı anlamına gelmeyecektir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 90).</p>

<p>46. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal olarak zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri,</i> § 81).</p>

<p>47. Görevlerini yaparken direnişle karşılaşmaları hâlinde kolluk görevlileri, bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Fiilî bir saldırının varlığı hâlinde kolluk görevlileri ayrıca meşru savunma kapsamında zor kullanma yetkisine de sahiptirler. Ancak zor kullanımı yalnızca zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu gibi başvurulacak güç ölçülü ve kademeli olmalıdır (<i>Arif Haldun Soygür</i>, B. No: 2013/2659, 15/10/2015, § 51).</p>

<p>48. Aktif/etken direnme kolluk görevlisine karşı fiilî bir saldırı, güç kullanımı sonucu kolluk görevlisinin görevini yapmasına engel olmak şeklinde gerçekleşirken; pasif/edilgen direnme evrak göstermeme, araca binmeme, araçtan inmeme gibi kolluk görevlisinin talimatlarına uymama şeklinde gerçekleşmekte ve fiilî bir güç kullanımını içermemektedir. Direnmenin türüne göre görevin ifası için gerekli kuvvet kullanımı değişebileceği gibi kuvvet kullanımının meşru bir zemine oturması için direnmenin sona ermemiş olması, güç kullanımının görevin ifası için zorunlu olması ve yerine getirilmek istenen amaç ile orantılı olması gerekmektedir (<i>Arif Haldun Soygür, </i>§ 52). Polisin zor kullanma yetkisi bir cezalandırma aracı olmayıp zorunlu sınırın aşılması kötü muamele yasağının ihlali sonucunu doğurabilecektir (<i>Arif Haldun Soygür, </i>§ 54).</p>

<p>49. Yakalama sırasında güç kullanımı mevcutsa yakalanan kişilerde oluşan yaralanmaların ne şekilde meydana geldiği ile bu durumda kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğunu ispat yükümlülüğü kamu makamlarına aittir (<i>Şahin Öncü</i>, B. No: 2017/26001, 22/7/2020, § 54).</p>

<p><strong>ii.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>50. Başvurucu, bir protesto gösterisinin yapıldığı yerde gözaltına alınmıştır. Protesto gösterisine katılmadığını beyan eden başvurucu, gösterinin yapıldığı olay yerinde kolluk memurlarıyla tesadüfen karşılaşarak tartışması nedeniyle darbedilerek gözaltına alındığını iddia etmesine karşın kolluk belgelerinde başvurucunun söz konusu protesto gösterisine katıldığı kanaatiyle gözaltına alındığı belirtilmiştir.</p>

<p>51. Başvurucu hakkında daha sonra terör örgütü propagandası yapma ile kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama<i> </i>suçlarını işlediği isnadıyla soruşturma yürütülmüş, yapılan ceza yargılaması sonunda isnat edilen suçların <i>unsurlarının oluşmaması</i> nedeniyle başvurucunun beraatine karar verilmiştir.</p>

<p>52. Diğer taraftan başvurucunun kolluk görevlileri hakkındaki şikâyeti nedeniyle başlatılan soruşturma sonunda başvurucunun kanuna aykırı olan gösteriye katıldığı, göstericilerin kolluk görevlilerine karşı şiddete başvurduğu ve kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkileri kapsamında gösteriye müdahalesi esnasında başvurucunun yaralandığı kabul edilerek kolluk görevlilerince başvurucuya uygulanan fiziki müdahalenin gerekli ve orantılı olduğu sonucuna ulaşılmış ve görevliler hakkında ceza davası açılmamasına karar verilmiştir.</p>

<p>53. Başvuruya konu olayda öncelikle başvurucunun olay günü protesto gösterisine katılıp katılmadığı hususunda netlik bulunmadığının altı çizilmelidir. Her ne kadar gösteriye katıldığı gerekçesiyle başvurucu hakkında gözaltına alınması, soruşturma ve devamında ceza davası açılması gibi bir kısım yargısal işlem yapılmışsa da açılan davanın başvurucunun suçlamalardan beraat etmesiyle sonuçlandığı anlaşılmıştır. Dahası başvurucunun iddialarını doğrulayan tanık beyanlarının bulunmasının yanı sıra aksini ortaya koyan görüntü veya başkaca delilin mevcut olmayışı da dikkate alındığında başvurucunun gösteriye katıldığı hususunun kamu makamlarınca açıklığa kavuşturmadığı değerlendirilmiştir. Savcılık kararında başvurucunun göstericiler arasında olduğu yönünde tespit yapılmışsa da bu tespitin dayanağına yer verilmediği -başvurucuya özgü somut bir delile dayanılmadığı- görülmüştür.</p>

<p>54. Öte yandan başvurucunun gösteriye katılıp katılmadığından bağımsız olarak kolluk görevlilerince yakalanması esnasında güç kullanılması neticesinde yaralandığı hususunda bir tereddüt bulunmadığı ortadadır. Bu durumda başvurucunun her ne sebepten olursa olsun yakalanması anında kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığının tartışılması gerekmektedir.</p>

<p>55. Elbette bireylerin kolluk görevlilerinin görevlerini yapmalarını engeller biçimde davranışlarının mevcut olması hâlinde engellemeleri ortadan kaldırmak amacıyla ve bu amaçla orantılı olacak ölçüde görevlilerin zor kullanma yetkilerinin bulunduğu kabul edilmektedir. Buna karşın zor kullanma yetkisi, yalnızca başkaca tedbir alınmasının yetersiz kaldığı hâllerde ve direnişi kırmak amacıyla orantılı kullanıldığı takdirde kötü muamele olarak nitelendirilmeyecektir. Kullanılan gücün zorunlu ve orantılı olduğu hususundaki ispat yükümlülüğü ise kamu makamlarına aittir.</p>

<p>56. Olay günü başvurucunun yakalanması sırasında direnmediği, kolluk birimlerince olay ilgili hazırlanan 27/7/2017 tarihli evrakta açıkça belirtilmiştir. Ayrıca Savcılıkça elde edilen görüntülerde veya tanık beyanlarında başvurucunun direndiğine ilişkin bilgi soruşturma dosyasına yansımamıştır. Buna rağmen Savcılıkça kolluk görevlilerince başvurucuya kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğu sonucuna ulaşılmış ancak neden fiziksel güç kullanılması gerektiği somut olarak tartışılmamıştır.</p>

<p>57. Direnmediği açıkça tespit edilen başvurucuya vücudunun farklı bölgelerinden yaralanmasına sebebiyet verecek şekilde güç kullanılmasının gerekliliği ve orantılılığı kolluk makamınca ortaya konulamamış, ayrıca soruşturma makamınca da bu hususu aydınlatıcı açıklama yapılmamıştır. Bu durumda başvuruya yansıyan olgular bağlamında başvurucuya fiziksel güç kullanılmasının gerekli ve orantılı olduğu yönünde tespit yapılması mümkün değildir.</p>

<p>58. Yapılan tüm tespitler doğrultusunda başvurucunun gözaltına alınırken direnmediği hâlde yaralanmasına ilişkin olarak kamu makamlarınca makul bir açıklamanın yapılmadığı dikkate alınarak kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden ihlal edildiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>59. Bu aşamadan sonra kötü muamelenin nitelendirilmesi gerekir. Olayın oluş şekli ve başvurucu üzerindeki etkisi dikkate alınarak şikâyet konusu olayın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak belirlenmesi uygun görülmüştür.</p>

<p>60. Açıklanan gereklerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutu Yönünden İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>i.</strong> <strong>Genel ilkeler</strong></p>

<p>61. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün bir usul boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini, gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak, kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 110).</p>

<p>62. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (<i>Tahir Canan</i>, § 25).</p>

<p>63. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplaması gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır. Bu kapsamda yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 114).</p>

<p>64. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı, tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 113).</p>

<p>65. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın yapılan müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de gerekmektedir (<i>Cemil Danışman</i>, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).</p>

<p><strong>ii.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>66. Başvurucu, kolluk görevlileriyle tartışması nedeniyle darbedilerek gözaltına alındığını iddia etmiş ve kolluk görevlilerinden şikâyetçi olmuştur. Başvurucu hakkında alınan ilk adli raporda başvurucunun yaralandığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun şikayetçi olduğu tarihte etkili soruşturma yapılması beklentisini meşru kılacak savunulabilir iddiası bulunduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>67. Savcılıkça başlatılan soruşturma kapsamında şikâyet ve delillerin tespiti amacıyla ayrıca başvurucunun beyanı alınmamış, avukatı vasıtasıyla sunduğu şikâyet dilekçesiyle yetinilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun iddiasına konu olan darp olayının nasıl gerçekleştiği veya şüpheli kolluk memurlarını teşhis edip edemeyeceği hususunda başvurucunun soruşturma sürecine etkin katılımı sağlanmamıştır.</p>

<p>68. Diğer taraftan olay günü görevli olan kolluk görevlilerinin olayla ilgili bilgilerine başvurulmamış, başvurucunun yaralanmasından sorumlu olan şüpheli polislerin kimlik tespiti amacıyla herhangi bir araştırma yapılmamıştır.</p>

<p>69. Başvurucu, şikâyet dilekçesiyle olayın görgü tanıkları F.B. ile A.B.nin dinlenilmesini talep etmiş ise de soruşturma makamınca bu tanıkların darp olayıyla ilgili beyanlarına başvurulmamış; başvurucu hakkında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanun'a aykırı hareket etme suçuyla ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında alınan beyanlarında darp olayından bahsetmemeleri yeterli görülmüştür.</p>

<p>70. Ayrıca başvurucunun kamera görüntülerinin derhâl toplanılmasını talep etmesine rağmen Savcılıkça yaklaşık iki aya yakın bir süre sonra istenen görüntülerin ancak bir kısmına ulaşılabildiği görülmüştür. Bu görüntülerin yine kolluk görevlilerince izlenerek sadece başvurucunun polis aracı yanında kolluk görevlileriyle birlikte olduğu tespiti yapılmıştır. Fotoğraflanan bu görüntünün öncesinde veya sonrasında yaşananların kaydedilip kaydedilmediği hususunda bir açıklama yapılmamıştır. Dolayısıyla Savcılıkça hızlı hareket edilmemesi nedeniyle bazı kayıtların/delillerin kaybolmasından dolayı kayıtlara ulaşılamadığı, elde edilen görüntülerin ise sağlıklı çözümünün yapılmadığından olayın oluş şeklinin açıklığa kavuşturulamadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>71. Bir soruşturmanın etkili olmasından söz edilebilmesi için soruşturma makamlarınca delillerin toplanılmasında olduğu kadar toplanan delillerin yorumlanmasında da özenli hareket edilmesi gereği vurgulanmalıdır. Bu çerçevede somut olayda başvurucunun yaralanmasına neden olan kolluk memurlarının eylemleri somut olarak ortaya konulmaksızın başvurucunun göstericiler içinde olduğu kabulüyle hareket edilerek göstericilere uygulanan güç nedeniyle başvurucunun yaralandığı değerlendirilmiş, bu kapsamda sorumlu polis memurlarının güç kullanma yetkileri sınırında hareket edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bu sonuca ulaşılırken başvurucunun hangi davranışı nedeniyle fiziksel güç kullanılmasına sebebiyet verdiği veya kullanılan gücün şekli ve ağırlığı hususunda somut bir açıklama yapılmamıştır. Dolayısıyla hangi sorumlunun ne sebeple ve şekilde fiziksel müdahalede bulunduğu tespit edilmeksizin soyut olarak kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğu yönünde yapılan değerlendirmenin mevcut delillerin nesnel analizi sonucuna dayandığını kabul etmek bakımından yeterli görülmesi mümkün değildir.</p>

<p>72. Belirtilen bu tespitler ışığında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesi konusunda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı açısından gerekli özenin gösterildiği söylenemez.</p>

<p>73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3.</strong> <strong>6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden</strong></p>

<p>74. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…</i></p>

<p><i>(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>75. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>76. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Doğan</i> kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (<i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i>, B. No: 2016/12506, 7/11/2019).</p>

<p>77. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 55, 57).</p>

<p>78. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 58-59; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i>, §§ 57-59, 66-67).</p>

<p>79. İncelenen başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.</p>

<p>80. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir soruşturma yapılmasından ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2017/131710) gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>81. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla<i> eski hâle getirme</i> kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında<i> taleple bağlı kalınarak</i> başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle</p>

<p>A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201822602-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="85599"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/174 E., 2022/602 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.10.2022 tarihli, 2020/174 E., 2022/602 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2020/174 E., 2022/602 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi:Çocuk Ağır Ceza</p>

<p><br />
Suça sürüklenen çocuk ...’ın beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/2, 103/6, 31/2-son ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay; suça sürüklenen çocuk ...’nin beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan aynı Kanun’un 103/2, 103/4, 103/6, 43, 31/2-son ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmalarına ilişkin ... Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.05.2013 tarih ve 184-146 sayılı hükümlerin suça sürüklenen çocuklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 25.04.2019 tarih, 4913-9357 sayı ve oy çokluğu ile;</p>

<p>"...sair temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>Ancak;<br />
Olayın intikal şekli, mağdure ile suça sürüklenen çocuk. ile mağdure arasındaki bilgisayar ortamındaki mesajlaşma içerikleri ile tüm dosya kapsamına göre; suça sürüklenen çocuk .'nın, üzerine atılı suçu, cebir veya tehditle gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde ...nın 103/4. maddesinin tatbiki suretiyle fazla ceza tayini,</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 21.02.2017 gün ve 2014/696 Esas, 2017/75 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, suça sürüklenen çocukların mağdurenin aynı yaşlarda olduğu, suça sürüklenen çocukların içinde bulundukları sosyal ortam, eğitim düzeyleri ve kişisel özellikleri gözetildiğinde cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hal olmaksızın mağdureyle cinsel ilişkiye girmeleri sonucunda mağdurenin ruh sağlığının bozulacağını öngöremeyecekleri ve TCK'nın 23. maddesi gereğince ortaya çıkan bu ağır neticede taksir derecesinde dahi kusurlarının bulunmaması sebebiyle suça sürüklenen çocukların cezalarında TCK'nın 103/6. maddesi ile arttırım yapılamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde anılan maddenin uygulanması suretiyle haklarında fazla ceza tayini,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyesi M. Artuç;<br />
"Dosya içeriğine göre, suça sürüklenen çocuklar 14 yaş 2 aylık ... ve 14 yaş 6 aylık ... Elyasa Zebu ile 14 yaş 10 aylık mağdure ..., SSÇ lerin herhangi bir cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir neden olmaksızın, tamamen rıza ile cinsel ilişkiye girmişlerdir.</p>

<p>14 yaşındaki iki çocuğun rızası ile cinsel ilişkiye girmelerinin suç olup olmadığının tartışılması gerekir. Şöyle ki;</p>

<p>5237 sayılı TCK’nın 103. Maddesi uyarınca Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi,.. cezalandırılır.</p>

<p>Madde metnine bakıldığında, suçun hareket unsuru olarak açıkça, çocuğu istismar etmek gösterilmiştir.</p>

<p>Kanun koyucu, yetişkinlere karşı gerçekleştirilen fiiller açısından cinsel saldırı terimini kullanırken çocuklar için, cinsel istismar terimini kullanmıştır. Cinsel istismar, çocuğa karşı gerçekleştirilen istismar türlerinde biridir. Cinsel istismar terimi, çok değişik biçimlerde tanımlanmıştır. (Bu tanımların tamamı için bakınız, Polat, Oğuz. Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı, Tanımlar, Seçkin Yayınevi, ... 2007, sh. 93 vd.) Bu tanımlardan en geniş olanına göre cinsel istismar, yetişkin bir kimsenin, çocuğu, cinsel doyumu için kötüye kullanmasıdır. (Polat, Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı, Tanımlar, (2007), sh. 94)</p>

<p>Coulborn Foller cinsel istismarı, yedi guruba ayırmaktadır.</p>

<p>Bunlar;</p>

<p>a) Temas içermeyen istismar türleri:<br />
Seksi konuşma, istismarcının çocuğa özel bölgelerini gösterdiği veya önünde mastürbasyon yaptığı teşhir, istismarcının çocuğu soyunukken gözlediği röntgencilik bu kapsamda değerlendirilir.</p>

<p>b) Cinsel Dokunma:<br />
Vücudun özel bölgelerine yapılan dokunmadır.</p>

<p>c) Oral-genital seks:<br />
İstismarcının çocuğun genital organlarına oral seks yapmasıdır. Bu durum ağız-anüs, ağız-penis, ağız-vajina şeklinde olabilir.</p>

<p>d) Interfemonel ilişki:<br />
İstismarcının penisini çocuğun bacakları arasına yerleştirdiği ilişki türüdür.</p>

<p>e) Seksüel Penetrasyon:<br />
Parmakların vajinaya, anüse veya her ikisine birden yerleştirildiği dijital penetrasyon, bir objenin cinsel boşluklara sokulduğu objelerle penetrasyon, penisin vajinaya sokulduğu genital ilişki, penisin anüse sokulduğu anal ilişki bu türdendir.</p>

<p>f) Cinsel Sömürü:<br />
Çocuk pornoğrafisi ve çocuk fuhuşu bu kapsamdadır.</p>

<p>g) Başka şekillerde yapılan cinsel istismar:<br />
Çocuğun cinsel istismarına başka şeylerde katılmış olabilir, cinsel amaçla çocuğun üzerine çiş, kaka yapma olaylarına rastlanılmıştır. (Polat, Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı, Tanımlar, (2007), sh. 94–98)</p>

<p>Çocuğun cinsel istismarı türlerini bu şekilde saydıktan sonra, YTCK’nın 103. maddesi bağlamında çocuğun istismarını, çocuğa karşı vücut temasıyla yapılan her türlü cinsel hareket olarak tanımlayabiliriz. Burada uluslararası literatür de nazara alındığında görülecektir ki, istismardan söz edebilmek için yetişkin bir kimsenin çocuğun cinsel doyumunu kötüye kullanması gerekir, aksi taktirde istismardan söz etmek mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Doktrinde de 'Cinsel istismar suçunun faili ve maıduru bakımından tartışmalı olan husus, onbeş yaşından küçük iki çocuğun... dayalı olarak birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri cinsel davranışların hangi kapsamda değerlendirileceği' hususu;</p>

<p>'Bu hususta ilk olarak birbirlerine yönelik fiiller itibariyle her iki çocuğun da suçun faili olduğu ileri sürülebilir. Ancak bu kabul çocukların birbirlerine yönelik fiillerinin bu şekilde ayrıma tabi tutulmasının yerinde olmadığı. Böyle bir ayrıma gidilmesinin bazı hallerde haksız uygulamalara yol açacağı itirazı ile karşılaşılacaktır. Örneğin cinsel ilişki boyutuna varan bir davranışın söz konusu olduğu bir olayda, vücuda organ sokan çocuk cinsel istismarın nitelikli şeklini yaptırım altına alan 103.</p>

<p>Maddesinin 2. Fıkrası kapsamında, vücuduna organ sokulan çocuk ise cinsel istismarın basit şeklinden cezalandırılacaktır.<br />
Diğer yandan, böyle bir uygulama, bir kişinin aynı suçun ya faili ya mağduru olabileceği yolundaki temel ceza hukuku prensibine de aykırılık teşkil edecektir. Kanaatimizce bu gibi hallerde konunun ceza hukuku yaptırımıyla çözülmek istenmesi, cezanın genel önleme amacının ön plana çıkarılması ve bu amaç uğruna çocukların feda edilmesi anlamına gelmektedir. Belirtilen nedenlerle, çocukların topluma kazandırılması ve işledikleri bu hatanın tüm geleceklerini etkileyecek bir hal almasının önüne geçilmesi gerekmektedir.' Biçiminde izah edilmeye çalışılmıştır. (Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan. Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Yayınevi, ... (2018), sh. 354-355)</p>

<p>Görüldüğü üzere, 15 yaşından kaçak iki çocuğun cinsel ilişkisinin, cinsel istismar olarak değerlendirilmesi, aynı suçun hem failinin hem de mağdurunun aynı kişi olamayacağına yönelik ceza hukuku genel ilkesi ile çelişecek olması, hem de cinsel ilişkiyi gerçekleştiren erkek çocuğu için TCK’nın 103/2. Maddesinin, kız çocuğu için ise TCK’nın 103/1. Maddesinin uygulanması gibi, eşitliğe, adalete ve hakkaniyete aykırı ve vicdanları yaralayan uygulamalara neden olacaktır.</p>

<p>Ayrıca böyle durumlarda, özellikle kız çocuğunun yaşının, erkek çocuğundan büyük olduğu hallerde, istismarın yukarıya alınan tanımı ile de uyuşmayacaktır.<br />
Yine bu kapsamda olmak üzere bazı ülke Kanunları ile çocuklar arasındaki birlikteliğin suç olarak düzenlenmediği görülecektir. 'Çocuklar arası cinsel davranışların gerçekleştiği durumlara açıklık getiren hükümlere örnek olarak İsviçre CK ve Alman CK verilebilir. İsviçre CK’nun 187. maddesinde on altı yaşından küçüklere yönelik cinsel istismarı öngören 1. fıkradan sonra yer alan 2. fıkrasında on altı yaşından küçükler arasında meydana gelen cinsel davranışların yaşları arasında üç seneyi geçmeyen fark olması halinde cezalandırılmayacağını düzenlemiştir.</p>

<p>Alman CK’da farklı bir yöntem seçilerek hangi halde eylemin cezalandırılacağı ifade edilmiştir. Buna göre on dört on sekiz yaş aralığındaki küçüklerin cinsel istismarını öngören 182/.2. maddesinde yirmi bir yaşını doldurmamış kişi ile on dört on sekiz yaş aralığında bulunan küçüğün eylemi suç teşkil etmeyecektir.<br />
Fransız CK’da yaş farkını dikkate alan ve buna göre bir cezalandırma sistemi benimseyen bir hüküm olmamakla birlikte, çocukların cinsel istismarını öngören 227-25. madde hükmü on beş yaşından küçüğün, bir büyük tarafından şiddet, zorlama, tehdit, hile olmaksızın cinsel yönden istismara uğramasını suç saymıştır. Aynı yönde Fr. CK. m. 227-27’de on beş on sekiz yaş aralığında bulunan bir küçüğün bir yetişkin tarafından şiddet, zorlama, tehdit hile olmaksızn cinsel yönden istismara uğramasını suç saymıştır. Bu hükümlere göre suçun faili ancak bir yetişkin olabilecek, mağdur da ancak belirtilen yaş gruplarındaki çocuklar olabilecektir. Kanunun lafzı değerlendirildiğinde çocukların birbirlerine karşı cinsel istismar eylemi gerçekleştirmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılacaktır.' (Memiş ..., Pınar . Türk Ceza Hukukunda Çocukların Cinsel İstismarı, DER Yayınları, ... (2014), sh. 159-160)</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, 14 yaş 10 aylık mağdure ile mağdurenin ve kendilerinin rızası ile cinsel ilişkiye giren ve 14 yıl 2 ay ve 14 yıl 6 aylık suça sürüklenen çocukların, mağdureye karşı herhangi bir istismarda bulunmamış olmaları, mağdure hakkında dava bile açılmazken kendileri hakkında 5 yıl 10 ar ay hapis cezası ile cezalandırılmaları, hem TCK’nın 103. Maddesinin düzenleniş amacına, karşılaştırmalı hukuka, hem ceza hukukunun genel ilkelerine, bu kapsamda eşitlik ilkesine, hak ve ... duygusuna aykırı bulduğumuzdan,</p>

<p>SSÇ’ler hakkında eylemlerinin cinsel istismar niteliğinde olmadığından beraatlerine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.09.2019 tarih ve 255203 sayı ile;<br />
"...İtirazın konusu, mağdur ile aynı yaşta olup aynı zamanda eylemin mağduru durumunda bulunan SSÇ'lar hakkında mağdur ve fail sıfatının birleşmesi nedeniyle, atılı suçtan cezalandırılmalarının hakkaniyete ve eşitlik ilkesine aykırı olduğuna dairdir. Diğer sanık ... hakkındaki karar itiraz kapsamı dışındadır.<br />
İtiraz nedenleri: Çocuğun cinsel istismarı suçu TCK'nın 103. maddesinde düzenlenmiş olup cinsel istismar deyiminin, on beş yaşını tamamlamış veya tamamlamış olsa bile fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışı, diğer çocuklara karşı ise cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışları ifade ettiği belirtilmiştir. Suçun, sarkıntılık şeklinde, cinsel tatmine yönelik olarak basit şekilde veya vücuda organ ya da sair cisim sokmak suretiyle nitelikli olarak işlenebileceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca mağdurun 12 yaşından küçük olması halinde eylemlerin daha ağır cezalarla cezalandırılması öngörülmüştür.</p>

<p>Görüldüğü üzere yasa metninde mağdurun kim olacağı açıkça düzenlendiği halde, failin kim olduğu ve cinsiyeti hakkında bir düzenleme bulunmamaktadır. Buna göre suçun faili erkek olabileceği gibi kadın da olabilecektir. Hem mağdurun hem de failin aynı cinsten olması da mümkündür. Keza suçun faili çocuk da olabilecektir.</p>

<p>Failin çocuk olması halinde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca çocuklara özgü yaptırım türlerinin düzenlenmesi gerekmektedir. Türk Ceza ... Sistemine göre ceza ehliyeti bulunan çocuklar bakımından cezalandırma dışında bir alternatif bulunmamaktadır. Ceza ehliyeti bulunan çocuk yönünden TCK'nın genel hükümlerindeki düzenlemelere göre ceza indirimi, seçenek yaptırım veya tedbirlere çevrilme zorunluluğu veya hapis cezasının ertelenmesinde ceza miktarının diğer suç faillerine göre daha fazla olması dışında, mesela ceza yerine güvenlik tedbiri uygulanmasını öngören bir düzenleme yapılmamıştır.<br />
Bu durum özellikle somut olayda olduğu gibi, akranlar arasında gerçekleşen cinsel ilişki hallerinde bir ikile neden olmaktadır. Somut olayda mağdur ... 14 yaş 10 aylık, SSÇ'lar ... 14 yaş 2 aylık, . ise 14 yaş 10 aylıktır. Dosyanın mağduru ve failleri arasında... dayalı olarak gerçekleşen cinsel ilişki boyutuna varmış cinsel eylemlerin, TCK'nın 103. maddesi anlamında cinsel istismar olarak tanımlanması gerektiği açıktır. Rızaya dayalı bu ilişkide her iki tarafın eyleminin de tipiklik anlamında kanunda yazılı cinsel istismar eylemine uyduğu, bu nedenle mağdurun aynı zamanda fail, failin ise mağdur olduğu ceza hukuku prensiplerine tamamen aykırı bir durumun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Benzer bir durum TCK'nın 104. maddesinde düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda her iki tarafın da 15 - 18 yaş grubunda olması halinde de ortaya çıkmaktadır. Uygulamada, yasal bir düzenleme olmadığı halde ilişkinin aktif tarafı fail, pasif tarafı mağdur yapılmak suretiyle meselenin halli yoluna gidilse de kanunda yazılı tipe uygun fiili birlikte gerçekleştiren ve nedenle eylemin hem faili hem de mağduru durumunda olan bu kişiler hakkında yasal bir dayanak olmadığı halde bu şekilde mağdur ve fail ayrımına gidilmesi eşitlik ilkesinin ihlali niteliğinde olduğu gibi, çocuğun cezalandırılmak yerine öncelikle korunması ve ıslahı yoluna gidilmesi yönündeki temel prensiplere de aykırıdır.</p>

<p>SSÇ'ların atılı suçun hem faili hem mağduru durumunda olduğu, mağdur ... hakkında kamu davası açılmamış olmasının bu durumu değiştirmeyeceği, SSÇ'ların atılı suçtan yargılanıp cezalandırılmalarının ... ve hakkaniyet duygularını rencide edeceği, eşitlik ilkesine aykırı bir duruma sebebiyet vereceği gözetilerek, SSÇ'lar hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 25.02.2020 tarih, 6984-1485 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihinde on beş yaşından küçük suça sürüklenen çocukların on beş yaşından küçük katılan mağdureye yönelik cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın gerçekleştirdikleri eylemlerin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK’nın 103. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı, bulunmadığının kabulü hâlinde suça sürüklenen çocuk ...’nın zora dayalı olmayan eylemlerinden dolayı ortaya çıkan katılan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulup tutulamayacağının, suça sürüklenen çocuk ...’ın zora dayalı olmayan eyleminden dolayı ortaya çıkan katılan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulup tutulamayacağının, bu bağlamda dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Dosyada mevcut nüfus kayıt örneği ile . Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin hasta kabul defteri onaylı suretinden 26.01.1997 tarihinde hastanede doğduğu anlaşılan ve suç tarihlerinde 14 yaş 10 aylık olan katılan mağdure ...’nin annesi katılan ...’un, 27.12.2011 tarihinde adli makamlara müracaat ederek okulda gebelik testi yaptırdığını duyduğu mağdureyi özel bir hastaneye götürdüğünü, muayene sonucunda katılan mağdurenin bakire olmadığını öğrendiğini, bu durum üzerine katılan mağdurenin yaklaşık 1 ay önce suça sürüklenen çocuk ... ile .ın evinde cinsel ilişkiye girdiğini anlattığını bildirdiği ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında soruşturmanın başlatıldığı, soruşturma devam ederken katılan mağdurenin, suça sürüklenen çocuk ...’nin elinde .ile yaşadığı cinsel ilişkiye dair görüntü kaydı bulunduğunu söyleyerek kendisiyle de cinsel ilişkiye girmesini istediğini, bu tehditlerle suça sürüklenen çocuk ... ile 30.11.2011 tarihinde ve 3 gün sonrasında cinsel ilişki yaşadığını beyan ettiği ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında da soruşturma başlatıldığı (Kararın devam eden kısımlarında katılan mağdure ...'den "mağdure" olarak söz edilecektir.),</p>

<p>Suç tarihlerinde suça sürüklenen .’ın 14 yaş 2 aylık ve diğer suça sürüklenen çocuk ...’nın ise 14 yaş 6 aylık oldukları,</p>

<p>28.12.2011 tarihinde mağdurenin kollukta alınan beyanında hazır bulunan sosyal çalışmacı tarafından düzenlenen görüşme raporuna göre; mağdurenin fiziksel ve zekâ yaşının takvim yaşıyla uyumlu göründüğünün, duygu durumunun donuk olduğunun, kendisini ifade edebildiğinin, sevdiğini beyan ettiği suça sürüklenen çocuk ...’a karşı duygusal bir bağının bulunduğunun, özgüveninin ve öz bakımının iyi göründüğünün gözlemlendiği,</p>

<p>28.12.2011 tarihinde.Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli acil tıp asistanı tarafından mağdure hakkında düzenlenen raporda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından düzenlenen raporda; mağdurenin genital muayenesinde kızlık zarının saat 6 hizasında kaideye varan eski deşirür bulunduğunun, anatomik olarak bakire olmadığının, genel cerrahi uzmanı tarafından düzenlenen raporda ise; rektal muayenesinde perianal ekimoz, eritem görülmediğinin, anal fissür saptanmadığının, tuşede anal sfinkter tonusunun doğal bulunduğunun belirtildiği,</p>

<p>29.12.2011 tarihinde ... Adli Tıp Şube Müdürlüğünce mağdure hakkında düzenlenen raporda; erkek arkadaşıyla kendi isteğiyle cinsel ilişkiye girdiğini, bir şikâyetinin olmadığını, annesinin durumu öğrendiğini ve onun ısrarı üzerine geldiğini ifade eden mağdurenin tavırlarının rahat ve sakin görünümde olduğunun, sorulan sorulara mantıklı cevaplar verdiğinin, söz konusu olay nedeniyle şu an için ruh sağlığının bozulduğunu gösteren bir bulgu saptanmadığının, hymenin anüler, açıklığının 1,5 cm olduğunun ve saat 6 hizasında kaideye inen eski yırtık bulunduğunun, hâlen bakire olmadığının, akut ya da kronik fiili livata bulgusuna rastlanmadığının, beden ve ruh sağlığı açısından kendisini savunabilecek durumda olduğunun bildirildiği,</p>

<p>06.09.2012 tarihinde . Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesince mağdure hakkında düzenlenen ... kurulu raporuna göre; major depresif bozukluk teşhisi konulan mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu, düzenli bir şekilde çocuk psikiyatri uzmanı tarafından takip ve tedavi edilmesi gerektiği,</p>

<p>17.12.2012 tarihinde ... Üniversitesi ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdure hakkında düzenlenen ... kurulu raporuna göre; mağdurede olay öncesinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun bulunduğu, olay sonrasında travma sonrası stres bozukluğu ve major depresif bozukluk geliştiği ve ruh sağlığının bozulduğu, saptanan bu ruh sağlığı bozukluğunun maruz kaldığı cinsel istismar olaylarının her biri ile ayrı ayrı ve birlikte ilişkilendirilebilecek nitelikte olup TCK’nın 103/6. maddesi kapsamında değerlendirilebileceği, güncel zekâ değerlendirmesinde donuk normal zekâ saptanmış olmakla beraber mağdurenin, dava konusu olayda bu zihinsel kapasitesinin elverdiği ölçüde yaşadığı olayla ilgili kendisini ifade edebilmiş olması ve tekrarlayan biçimde kendi cümleleriyle sözü geçen istismar olayını aktarabilmesi nedenleriyle bu konudaki anlatımına güvenilebileceği,</p>

<p>... Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından 29.12.2011 tarihinde suça sürüklenen çocuk ... hakkında ve 12.01.2012 tarihinde suça sürüklenen çocuk ... hakkında düzenlenen raporlarda; bedeni ve ruhi gelişimleri itibarıyla çocuğun cinsel istismarı suçunun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme ve davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin bulunduğu kanaatinin bildirildiği,</p>

<p>17.01.2012 tarihinde suça sürüklenen çocuk ...’dan el konulan Seagete marka, 500 GB’lik hard disk, .marka 250 GB’lik hard disk ve suça sürüklenen çocuk ...’dan el konulan .marka 640 GB’lik hard disk ile Samsung marka cep telefonunun içeriğinde bulunan 8 GB’lik hafıza kartı ile sim kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Bilişim Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Büro Amirliği bünyesinde görev yapan bir başkomiser ile iki polis memuru tarafından düzenlenen teknik analiz ve inceleme raporunda; suça sürüklenen çocuklardan el konulan hard disklerin içeriklerinde soruşturma kapsamında herhangi bir bilgisayar dosyasına ve/veya log kaydına rastlanılmadığının, suça sürüklenen çocuk ...’dan el konulan cep telefonunun dahili hafızasında inceleme yapılamadığının, bahse konu telefon içeriğinde bulunan 8 GB’lik hafıza kartı ile sim kart üzerinde yapılan incelemede soruşturma kapsamında değerlendirilebileceği düşünülen herhangi bir veriye ve log kaydına rastlanılmadığının belirtildiği,</p>

<p>19.01.2012 tarihinde polis memurlarınca düzenlenen tutanağa göre; 19.01.2012 tarihinde . isimli şahısla görüşüldüğü, kontrol edildiğinde giriş kat ve merdivenle bağlantısı bulunan ... kat olmak üzere iki kattan oluşan ... yerinde muhtelif nalbur malzemeleri ile ... makinalarının olduğu, ayrıca ... katta 6-7 adet küçük çapta makine, çalışma masası ile sandalye, çekyat ve koltukların bulunduğu,</p>

<p>08.02.2012 tarihli savcı görüşme tutanağına göre; 08.02.2012 tarihinde mağdure ve annesinin Çocuk Büro Amirliğine gelerek mağdurenin kullandığı pancuk@hotmail.com isimli mail adresinin mesajlar bölümünde suça sürüklenen çocuk ... ile ilgili mesajların bulunduğunu, bu mesajlardan bir kısmının dökümlerini aldıklarını belirttikleri, devamında görevli polis memurları tarafından Çocuk Büro Amirliğinde yer alan bir bilgisayarda söz konusu mail hesabının açılarak tek tek mesajların kontrol edildiği, suça sürüklenen çocuklar ... ...ile . tarafından gönderildiği tespit edilen mesaj içeriklerinin yazılı dökümlerinin alındığı ve dosyaya eklendiği, tutanağın ekinde yer alan mesaj içeriklerinin incelenmesinde; suça sürüklenen çocuk ... ile mağdure arasında;</p>

<p>02.12.2011 tarihinde “Çıktım tatlım :)”, “Günaydın tatlım :)”, “Nbr tatlım :)”, “duş time. Gelirm 1 saate :D”, “Tmm bende idman time :) çıkınca msj atarım :)”,</p>

<p>01.12.2011 tarihinde “Ama çok da eylencez D :)”, “Tmm bebeğim :)”, “Bence muratcan.d :D”, “:D olabilir.d”, “S.ktirrr et.d.d salı günü neler yapıcaz gülüm.d beraberiz.d Anlat.d.d :)”, “Okuldan çıkınca konuşalım”,</p>

<p>30.11.2011 tarihinde “Sen benimsin :)”, “Aynen gördüm ben.d salaklar işte.p”, “S.ktir et takma sen onları :)biz gelecek haftaya bakalım :)”, “Aynen yemek yiyp gelezem mucks.”,</p>

<p>29.11.2011 tarihinde “Haftaya üstünü tam çıkarıcaksın ama :) :D”,</p>

<p>27.11.2011 tarihinde “sen olmazsın bebeğim.g olsanda yaparız :D ben salı günü sizin o... gelicem.d :)”, “Nbr ballım :)”,</p>

<p>26.11.2011 tarihinde “... sen harbiden benimkini yalamak istermisin.d.d.d”, “Nbr bebeğim :D”,</p>

<p>18.11.2011 tarihinde “Tmm ozmn ben seni ararım”, “Simdi yarın nerde bulusalım?”, “Taxim cafe olur mu?”, “Ben yatıyorum ben yarın seni ararım buluşçağımız yeri söylerim sana yarın ... geceler :)”, “İyi geceler (: ... ben gelmiyorum”,</p>

<p>17.11.2011 tarihinde “Tmm çıkınca msj at.d”, “Neyse sen beni ararsın istediğin zaman”, “Ama istersen saat 3.30 da buluşalım konuşalım ordan da ben sinemaya gi...”, “Bak o olabilir işte. :D”, “Tmm ozmn ben sarıgaziye geldiğimde sana msj atarım nerde buluşuruz?”, “Sen karar ver. Duşa girezem konuşuruz az sonra.”, “Hyr o benim yüzüme bile bakmıyo biliyomu rabia??????”,</p>

<p>16.11.2011 tarihinde “Slm bebeğim günaydın :D”,<br />
içeriğinde karşılıklı yazışmaların bulunduğu, ayrıca 02.11.2011 ve 08.11.2011 tarihlerinde suça sürüklenen çocuk ...’ın mağdureyi Facebook isimli sosyal medya sitesinde arkadaş olarak onayladığına dair kaydın yer aldığı,</p>

<p>14.05.2012 tarihli Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün ekspertiz raporuna göre; mağdurenin annesiyle beraber ikamet ettiği evden temin edilen iki adet koltuk minderi kılıfı üzerinde yapılan inceleme sonucu 1 nolu koltuk minder kılıfındaki kan lekesine ait genotip özelliklerin suça sürüklenen çocuk ...’dan farklı ve bir bayan şahsa ait olduğu, 1 ve 2 nolu koltuk minder kılıflarındaki meni lekeleri üzerinde birden fazla şahsa ait karışık genotip özellikler belirlendiği, bu genotip özelliklerin bir kısmının sözü edilen bayan şahsın genotip özellikleri ile uyumlu olduğu, diğer bir kısmının ise suça sürüklenen çocuk ...’nın genotip özellikleriyle uyumlu olduğu,</p>

<p>05.11.2012 tarihinde suça sürüklenen çocuk ... ile 06.11.2012 tarihinde suça sürüklenen çocuk ... hakkında tanzim edilen sosyal inceleme raporlarında; suça sürüklenen çocukların işledikleri iddia edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı fiilinin sonuçlarını ve yasal yükümlülüklerini kavrama kabiliyetlerinin ve işledikleri suçla ilgili farkındalık düzeylerinin geliştiği kanaatinin oluştuğunun belirtildiği,</p>

<p>... Cumhuriyet Başsavcılığının 24.02.2012 tarih ve 2011/50352 soruşturma numaralı ek kararı ile tanıklar.... hakkında mağdureye yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılan mağdure ... 28.12.2021 tarihinde Kollukta; "Ben yukarıda ifade ettiğim gibi ... TOKİ Lisesinde öğrenim görmekteyim. Mahalleden ve okuldan arkadaşım ... ile takriben 1-1,5 yıldır okuldan bir arkadaşlığımız söz konusudur. Kendisiyle öğrenim gördüğümüz süre içerisinde arkadaşlığımız devam etmektedir. Okul dışında kendisiyle görüşmem söz konusu değildir. Ancak okuldan arkadaşlarım annemin tanıdıklarına bir şekilde söylemiş olacaklar ki benim ... ile olan arkadaşlığımın boyutundan dolayı anneme bilgi vermişler. Annemde beni yani 27/12/2011 günü karşısına alarak ... ile durumumu sordu. Ben de yaşadıklarımı anlattım. Yukarıda izah ettiğim gibi ... benim 1,5 yıldır erkek arkadaşımdır. 15/11/2011 tarihinde ben evde iken şu an numarasını tam hatırlayamadığım cep telefonundan beni aradı. Evde yalnız olduğunu evine gelmemi istedi. Kendisi telefonda ayrıca benimle birlikte olmak istediğini söylemişti. 15/11/2011 günü saat 14:00 sıralarında evine bildiğimden dolayı gittim. Evde kendisi yalnızdı. Bana kendisinin beni çok sevdiğini söyledi. Birliktelik yaşamak istediğini beyan etti. Bende kendi isteğimle kabul ettim. Üzerimdeki elbiselerimi çıkarttım. O da kendi üzerine çıkarttıktan sonra ...’ın odasında vajinal yoldan cinsel birliktelik yaşadık. Benim ilişkiden sonra kanamam olmadı. Benim bu ilk cinsel birlikteliğimdir. Ben bu olaydan sonra üzerimi giyip ...’ın evinden ayrılarak kendi evime gittim. Ben bu yaşadıklarımı daha önce kız arkadaşım ...’e anlattım. Daha sonra da anneme anlatmıştım. Ben cinsel birlikteliği sadece bir kez ... ile yaşadım. Başka kimse ile yaşamadım. Cinsel birlikteliği kendi isteğim ile yaşadığımdan dolayı ...'dan herhangi bir dava ve şikayetim yoktur. Cinsel istismar olayı ile ilgili olarak genital raporum alındı ve rıza gösterdim. İşlemlerin bitiminde anneme teslim edilmek istiyorum.",</p>

<p>13.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. ... Toki Lisesi 9. sınıfta okurum. ... benim sınıf arkadaşımdır. Bu kişi ili yaklaşık bir yıldır arkadaşlığım vardır. 15/11/2011 tarihinde Sarıgazideki evimde bulunduğum sırada benim kullandığım 0 5xx 5xx5xx5 numaralı telefonumu 0 5xx 4xx07xx3 nolu telefon aradı. Bu telefon daha önce ortaokulda beraber okuduğumuz .’ye aittir. Ben telefona cevap verdim. Telefonda arkadaşım olan ... benimle konuştu. Beni Sarıgazide bulunan evine çağırdı. Bu kişinin evini bana aynı okulda okuyan arkadaşım ... daha önce göstermişti. Pınarda Muratı aynı okulda okuduğu için tanımaktadır. 15/11/2011 günü saat 14.00 sıralarında ben ... ...Yıldızın Sarıgazideki evine gittim. Evde ... yalnızdı. ... bana cinsel ilişkiye girelim, beraber olalım dedi. Ben de üzerimi çıkardım. ... ile Muratın odasında cinsel ilişkiye girdim. Yani muratın cinsel organı benim cinsel organıma girdi. Daha sonra ben üzerimi giyindim. Ben ... .ın boşalıp boşalmadığını tam anlamı ile bilmiyorum. Daha sonra ben bu evden çıkarak kendi evime geldim. Benim bu birleşmeden dolayı herhangi bir kanamam ve başka bir sıkıntım olmadı. Ben başka bir kimse ile cinsel birliktelik yaşamadım. Benimle ilk kez cinsel birliktelik yaşayan ... ...Yıldızdır. Bu kişi bana karşı herhangi bir zorlamada bulunmadı. Ben kendi isteğim ile beraber oldum. Daha sonra saat 4 gibi Muratın evinden çıkarak kendi evime döndüm. Ben kızlığımı bozduğu ve benimle cinsel ilişkiye girdiği için ... ...Yıldızdan şikayetçiyim. Benim bu kişinin evine gittiğim zaman Sarıgazi İnönü caddesinde bulunan A101 isimli marketin kamerası beni görmüştür. Ayrıca yine sarıgazide bulunan Sultangazi ve İnönü caddesini kesen mobese kameraları bu kişiye gittiğini tespit etmiştir. Yine inönü caddesi üzerinde bulunan Sultanlar Camisindeki kameralar ve Özyılmaz Marketteki kameralar beni görmüştür. Bu kameraların incelenmesi halinde benim görüntüm net olarak görülecektir.",</p>

<p>18.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Daha önce Cumhuriyet Başsavcılığınıza vermiş olduğum 13/01/2012 tarihli ifademe ek beyanda olmak istiyorum. Her ne kadar daha önce Savcılığınıza beyanda bulunarak ... ...Yıldızın benimle .ın evinde ilişkiye girdiğini söylemiş isem de, o anki olayın korkusu ile işin gerçeğini şu anda açıklamak istiyorum. Olay günü yani 15/11/2011 günü okuldan arkadaşım olan ... ve ... Zubi isimli kişiler beni telefonumdan aradılar. Arkadaşım ... ., ....iye ait telefondan aradı. Benimle beraber olmak istediğini ve evimizin arkasındaki dükkana gelmemi söylediler. Ben de o dükkana gittim. Dükkan bu kişilerin arkadaşı olan.nun babasına aittir. ...Topçu anahtarı bu kişilere vermiştir. Dükkan açıktı, içeri girdim, dükkanda alt katta ... ile cinsel ilişkiye girdim. Üst katta . bekledi. Daha sonra ben ayrılarak evime geldim. İki hafta sonra bu sefer .beni aradı. Görüntülerimin olduğunu kendisi ile de ilişkiye girmemi bana şantaj yaparak istedi. Ben de mecbur kaldım ve tekrar kaldım ve bu sefer .n çağırdığı yine aynı dükkana gittim. Kapı açıktı. İçeri girdim. .dükkanda yalnızdı. Burada da .ile cinsel ilişkiye girdim. Bu olaydan 3 gün sonra . bizim eve geldi. Annem ve babam evde yoktu. Benimle tekrar bizim evde cinsel ilişkiye girdi. Bir müddet sonra okul arkadaşım olan .isimli kişi . seni istemiyor, benimle cinsel ilişkiye gir dedi. Ben de kendisini kabul etmedim. Tersledim. Ben bu sürecin tümünü .üzerinden .ile konuştum. . kayıtlarından bunlar çıkarılabilir. . adreslerim. Şikâyetçiyim",</p>

<p>Mahkemede; "SSÇ ... ile ortaokuldan beri arkadaşız, aynı sınıftaydık hatta geçen sene 9. sınıfta yani Lise 1. Sınıfta da aynı sınıftaydık, ben yine bu sene 9. sınıftayım, sınıf tekrarı yapıyorum. Gerek internet ortamında gerekse yüzyüze konuşuyoruz. .. arkadaşlığımız sırasında konuları cinselliğe çekmeye başladı. Beni sık sık cinsel amaçla birlikte olmak için çağırıyordu ama ben ona önem vermiyordum, fakat arkadaşlığımı da sürdürüyordum. 15 Kasım 2011 günü yine beni cinsel amaçla beraber olmak için çağırdı, geleceğim yeri tarif etti, beni sokağın başından aldı.", o güne kadar SSÇ ...'ın cinsel taleplerini önemsememesine rağmen 15.11.2011 tarihinde çağırdığında kendiliğinden gitme sebebinin sorulması üzerine; "Çünkü onu seviyordum. SSÇ ... . beni .'in telefonundan aramıştı, bildiğim kadarıyla o sıralarda ... kendi telefonunu kullanmıyordu. Sokağın başından aldı beni, bir depoya götürdü, o sırada yanında başka kimse yoktu. Depoya girdiğimde kimse yoktu ve kendi rızamla onunla cinsel ilişki yaşadım. ... cinsel organını cinsel organıma soktu, o güne kadar bakireydim, ancak kızlık bozulmasının belirtisi olan kanama meydana gelmedi. O gün depoda bulunduğum süre içerisinde başka kimseyi görmedim ve ben oradan ayrıldım. ... ile olan ilişkilerim kısa bir süre sonra bozulmaya başladı ve aynı sınıfta olmamıza rağmen yüzüme bile bakmıyordu, ardından iki hafta sonra internet ortamında ... bana . ile olan ilişkilerinden dolayı görüntü kayıtlarının bulunduğunu söyledi, ... ile cinsel ilişki yaşadığımız yere çağırdı, ben de . ile yaşadığım olayın görüntüsü vardır korkusuyla ...'nin çağırdığı ve daha önce .ile beraber olduğum depoya gittim, onunla da beraber oldum, ... ile de cinsel organını cinsel organıma sokmak suretiyle ilişki yaşadım, aradan iki gün geçtikten sora ... tekrar benimle birlikte olmak istedi, bu olaydan önce okulda kız arkadaşlarım 'Senin kötü görüntülerini gördük' diye muamelede bulunuyorlardı, bende bu görüntülerin olduğuna ve başkalarına gösterildiğine ilişkin bir korku oluştu ve bu yüzden.'i eve çağırdım, evimizde kimse yoktu, SSÇ ... ile koltukta cinsel ilişkiye girdim ve burada da cinsel organını cinsel organıma soktu. Bunun dışında kimseyle ilişkim olmadı, ...'yu tanımıyorum ancak kendisini görmüşlüğüm vardır, bu olaylar sırasında onunla hiçbir şekilde muhatap olmadım.", sorulması üzerine; "Poliste ilk ifadem sırasında paniğe kapılmıştım.", sorulması üzerine; "Ben olayları başlangıçtan bütün ayrıntılarıyla anlatmaktan dolayı korkuyordum, başlangıçta ... ...ile kendi isteğimle cinsel ilişkiye girdiğim için ailemden korkuyordum, sonradan bu ek ifademde ve mahkemenizde geçen olayları anlattım. ... ile ilk kez cinsel ilişki yaşadım, daha önce kimseyle cinsel ilişkiye girmedim, daha önceden ... ...ı seviyordum.", sorulması üzerine; "Ben internet ortamında ... ile olan mesajlarımın o kadarını bulabildim ve polis merkezine teslim ettim.", suça sürüklenen çocuk ... müdafisi tarafından kendisini tehdit ettiğini iddia ettiği suça sürüklenen çocuk ...’ya internet ortamında neden "günaydın, tatlım, canım" gibi sözlerle hitap ettiğinin sorulması üzerine; soruya cevap vermediği,</p>

<p>Katılan ... 27.12.2011 tarihinde Kollukta; "Yukarıda vermiş olduğum bilgiler doğrudur ve bana aittir. Ben yukarıda belirtmiş olduğum adreste ikamet ederim. ... benim öz kızım olur. İsmini vermek istemediğim bir şahıs tarafından kızımın okulunda gebelik testi yaptırdığını duydum. Bende bunun üzerine kızıma bir erkek ile ilişkiye girip girmediğini sorduğumda kızım kimseyle ilişkiye girmediğini söyledi. Bende kızıma inanmadım ve özel bir hastaneye kızımın kızlık zarının bozulup bozulmadığını öğrenmek için götürdüm. Hastane bana kızımın kızlık zarının yırtık olduğunu ancak üç beş günlük bir olay olmadığını, konuyla ilgili olarak rapor veremeyeceklerini, polise müracaat etmemiz gerektiğini söyledi. Eve geldiğimizde kızıma tekrar sorduğumda kızım bana bundan yaklaşık bir ay önce okul arkadaşı olan ... ile ... Can’ın evinde kendi isteği ile cinsel ilişkiye girdiğini söyledi. Bende bunun üzerine kızımı alarak Büro Amirliğinize geldim. Kızımın fiili livata ve genital muayenesinin yaptırılmasını istiyorum. Konu ile ilgili olarak kızım ile ilişkiye giren ... isimli şahıstan davacı ve şikayetçiyim, uzlaşmak istemiyorum. Kızımın tarafıma teslim edilmesini istiyorum.",</p>

<p>04.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, kızım olan ...'nin cinsel saldırıya uğraması ile ilgili olarak 27.12.2011 tarihinde... Çocuk Bürosuna giderek şikayetçi olduğumu belirtmiştim, bu beyanıma bazı eklemek istediğim hususlar vardır, olay günü olan 15.11.2011 günü kızım olan... ... eve geldi, şüpheli ...'ın arkadaşı olan . isimli kişinin telefonundan kızım aramıştır, ... Zubi isimli kişi .... DEMO Lisesinde 1. sınıf öğrencisidir. Bu kişinin telefon numarası 0 5xx 4xx0xx3'tür, ...'e ait bu telefondan Muratcan kızım olan...'in kullandığı 05xx 5xx5xx5 nolu telefonu aramıştır, kendisini evine davet ederek beraber olalım demiştir, bunun üzerine kızım olan ... Muratcan'ın evine gitmiştir, ... isimli kişi daha sonra kızıma yönelerek ben evdeydim sizi gizli kamera ile çektim diyerek beyanda bulunmuştur, istersem sana şantaj yaparım ancak yapmayacağım demiştir, ayrıca ... TOKİ Lisesi 9L sınıfında okuyan. ve . isimli kızlar kızımın önünü keserek biz seninle Muratcan arasındaki ilişkiyi izledik demişlerdir, ben bu durumun araştırılarak kızımın görüntülerini çektiğini söyleyen kişinin, ayrıca bu görüntüleri izlediğini beyan eden kişilerin ve ... isimli kişinin cezalandırılmasını istiyorum.",</p>

<p>18.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Kızım olan ... ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığınıza verdiğim 04/01/2012 tarihli ek müşteki ifadesine eklemek istediğim hususlar vardır. Ben yaptığım araştırmalardan ve değerlendirmelerde kızım olan .nin 15 Kasım 2011 günü benim oturduğum İnönü mahallesi İnönü caddesi ... sokak .deki evimin arkasında bulunan dükkanda yani İnönü mahallesi .sokak . da bulunan nalbur deposunda benim kızım ... ile şüpheli ... cinsel ilişkiye girmiştir. ... .ın yanında . ve . isimli kişi bulunmaktaymış.. olay akşamı kızıma gelerek seni görüntülü kameraya aldım demiştir. Daha sonra kızıma şantaj yaparak benimle beraber olacaksın diyerek zorlamıştır. Bu olaydan iki hafta sonra. kızım olan . ..yi aynı dükkana çağırarak cinsel ilişkiye girmiştir. Bu olaydan da 3 gün sonra . benim evime gelerek yine kızım ile cinsel ilişkiye girmiştir. Daha sonraki bir gün ... ve . benim evime gelerek ders notu alarak ders notu almak istediğimi söylediler. Üst katta bulunan dedemiz . sesi görünce bakması üzerine bu kişilerin eve girdiğini görmüş, aşağı inmiş ve bu kişileri evde yakalamıştır. Daha sonra dede olan Adil .kapıyı kilitlemiş. Eşim olan ... ..yi eve çağırmış, eşim de gelince bu kişileri evde yakalamış. Ancak bu kişiler ders notlarını almaya geldiklerini söylemişlerdir. Daha sonra .simli kişi de ... ...artık seni istemiyor benimle ol diyerek kızımı zorlamış ancak bu kişi ile benim kızım beraber olmamıştır. .nun ev adresi . caddesi . sokak.dür. . isimli kişide aynı okulda öğrencidir. Bu kişilerden şikayetçiyim. Gereği yapılsın.",</p>

<p>19.03.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben daha önce kızım ... nin , ... ve ... tarafından cinsel istismara uğraması sebebiyle ve bu istismarlara ...'nun yardımcı olması sebebiyle şikayetçi olmuştum. Şikayetim devam etmektedir. Kızım ... ile konuştuğumuzda kızım bana daha sonradan evimizin girişindeki koltuk üzerinde kızıma şantaj yaparak eve gelen ...'nin koltuk üzerinde sperm örneklerinin bulunduğunu söyledi. ... kızımı tehdit ederek eve gelmiş. Kasım 2011 tarihinde ... evimize gelmiş bahsettiğim girişteki koltukta yani kızım ... ile vajinal yoldan tam olarak ilişkiye girmiş ve dışarıya boşalmış. Dışarıya boşalırken koltuğun üzerine de bulaşmış. Kızım o lekeleri ıslak mendil ile biraz silmiş ancak halen leke mevcuttur ve dışarıdan fark edilmektedir. Bunları bize kızım daha sonradan söyledi ve gösterdi. ... kızımla tehdit ve şantaj yoluyla cinsel ilişkiye girmiş. Ben koltuğun üzerindeki ssç ...'ye ait olan sperm örneklerinin alınmasını ve inceleme yaptırılmasını talep ediyorum. Bu koltuğum. Mahallesi, . Cad. ... . adresindeki evimde bulunmaktadır. Tüm şüphelilerden şikâyetçiyim.",</p>

<p>Mahkemede; "Ben bu konuda polis merkezinde ifade vermiştim, o ifadem doğrudur, cinsel ilişki olayını duyduktan sonra şikayetçi oldum. Kızım ... benim ikinci çocuğumdur ve onu ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 26/01/1997 tarihinde dünyaya getirdim.",</p>

<p>Tanık ... 28.12.2011 tarihinde Kollukta; "... benim okuldan arkadaşım olur. ... Toki Lisesinde aynı sınıfta okuyoruz. 9 senedir arkadaşım olur. Bundan yaklaşık 1 ay önce ... bana ... ile cinsel birliktelik yaşadığını söyledi, ben inanmadım. ...’a sordum. Sen ... ile cinsel birliktelik yaşamışsın doğru mu dedim. ... da hayır yok öyle bir şey dedi. Bugün yani 28/12/2011 günü ...’nin annesi .bana ...’nin .... ile cinsel birliktelik yaşamış olduğunu biliyor muydun diye sordu, ben de bana bir ay önce söylemişti ve ben de inanmamıştım dedim. Benim konu ile bildiklerim bundan ibarettir.",</p>

<p>18.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Mağdur olan ... ile aynı okulda okurum. Arkadaşım olduğu için ... bana ... ve ... Zubi ile cinsel ilişkiye girdiğini beyan etti. .nin kendisini zorladığını ve şantaj yaptığını cinsel ilişkiye girmek için mecbur kaldığını bana söyledi. Benim olay hakkındaki bilgi ve görgüm bundan ibarettir.",</p>

<p>24.04.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim.Mağdur olan ...’nin arkadaşı olurum. ... bana tarihini hatırlayamadığım bir zamanda evime gelerek şüpheliler .ve ...’ın kendisi ile cinsel ilişkiye girdiğini söyledi. Ancak ben olayın ayrıntısını bilmiyorum. Olay hakkındaki bilgi ve görüşüm bundan ibarettir.",</p>

<p>Mahkemede; "Polis merkezinde verdiğim ifadem doğrudur. Mağdur ... benim okul arkadaşımdır, 9 yıllık bir arkadaşlığımız söz konusudur, o tarihte bana ... ile cinsel ilişkiye girdiğini söyledi ben de inanamadım, daha sonra ... ...a sorduğumda 'şakasına evet' dedi, ama gerçeğini öğrenemedim. Ben daha sonra mağdur ...'in anlattığını annesine de söyledim.", sorulması üzerine; "Ben bu konuda ... ...ile defalarca konuştuğumda zaman zaman yok böyle bir şey dedi, bir defa da 'şakasına evet' dedi.",</p>

<p>Tanık Adil Teke Kollukta; "Yukarıdaki bilgiler doğrudur ve bana aittir.... benim torunum olmaktadır. . ... . ve ailesi ile aynı apartmanda ikamet etmekteyim. Apartmanın en üst katında ben alt katında ... ailesi ile birlikte ikamet etmektedir. Tam tarihini hatırlayamadığım Kasım ayı sonu Aralık ayı başlarında evde otururken alt kattan sesler geldiğini duydum, kapıyı açıp etrafa baktığımda... ...’un oturduğu evin önünden birisinin ayakkabısını alıp gizlice içeri girdiğini gördüm. ... ...'un anne ve babası çalıştığı için evde tek olmasından dolayı meraklanıp hemen aşağı indim. Kapının ziline bastım, kapıyı torunum... ... açtı. Evde kimin olduğunu sorduğumda kimsenin olmadığını söyledi. Ben içeri birisinin girdiğini net bir şekilde gördüğüm için... ...’a inanmayıp odaları aradım. Banyoya baktığımda daha önceden görmediğim 14-15 yaşlarında iki erkek şahsın içeride saklandıklarını gördüm. Kim olduklarını sorduğumda... ...’un arkadaşları olduklarını, ders çalışmak için geldiklerini söylediler. Ben gizli bir şekilde eve girdikleri ve yanlarında ders çalışmak için her hangi bir şey getirmedikleri için söylediklerine inanmadım. Torunum . ...'a babasını aramasını söyledim. ... ...’un babası ... gelinceye kadar iki şahsı odada tuttum. ... geldikten sonra şahıslarla konuştu ve çocukları gönderdik. Bu şahısların bir tanesinin isminin ... diğerinin ise... olduğunu torunumdan öğrendim, konuyla ilgili anlatacaklarım bu kadardır, söyleyeceğim başka bir şey yoktur.",</p>

<p>Tanık ... . Kollukta; "Yukarıda vermiş olduğum bilgiler doğrudur ve bana aittir. Ben yukarıda vermiş olduğum adreste ikamet ederim. ... benim öz kızım olmaktadır. ... ...'un annesi ile boşandığım için kızım ile eski eşimin kaldığı apartmanın en üst katında ikamet eden babam Adil'in yanında arasıra kalırım. Eski eşim ve kızım . ... ise alt katta birlikte kalmaktadır. Eski eşim çalıştığı için... ... genellikle evde yalnız kalmaktaydı. Babam Adil Teke torunu... ...'a göz kulak olmaktaydı. Tam tarihini hatırlayamadığım Kasım ayı sonu Aralık ayı başında ben işte çalışırken kullanmakta olduğum cep telefonunu babam... ...'un telefonundan arayarak hemen eve gelmemi evde tanımadığı iki erkek şahsın olduğunu söyledi. Ben de ... yerimden izin alıp hemen gittim. Gittiğimde evde babam Adil, kızım... ve 14-15 yaşlarında daha önce hiç görmediğim iki erkek şahıs vardı. Kim olduklarını neden burada olduklarını sorduğumda kızımın arkadaşları olduklarını, ders notu almaya geldiklerini söylediler. Çocuklar evde ayakkabıları ile durmaktaydılar. Ben söyledikleri hiçbir şeye inanmadım ancak yaşlarının küçük olmasından dolayı evde fazla tutmadım ve ikisini de gönderdim. Daha sonradan kızımdan şahısların isimlerinin ... ve... olduklarını öğrendim. Daha önceden isimlerini kızımdan duymuştum ancak kendilerini ilk kez gördüm. Konu ile ilgili anlatacaklarım bundan ibarettir.",</p>

<p>Tanık... şüpheli sıfatıyla Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, müşteki olan ... ile aynı okulda okurum, kendisi ile hiçbir ilişkim yoktur, kendisine ... ...artık seni istemiyor, benimle birlikte ol gibi bir beyanda bulunmadım, ben ... hakkında herhangi bir görüntü olup olmadığını bilmem, kendisine de kesinlikle bu şekilde bir şey söylemedim, suçsuzum.",</p>

<p>Tanık Tuğba Öztürk şüpheli sıfatıyla Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim.Ben ... Toki Lisesi 1. sınıf öğrencisiyim. Müşteki olan...’nin kızı ...’nin ... isimli kişi ile cinsel ilişkiye girdiğini ve bunun görüntülerinin olduğunu aynı sınıfta okuyan arkadaşımız ... isimli kişiden duydum. Benim bu konuda herhangi bir bilgim görgüm veya olayla bir alakam yoktur. Okulda konuşulurken dedikodu olarak bunları bize söyledi. Pınarın bu görüntüleri izleyip izlemediğini ben bilmiyorum. Benim olayla ilgim yoktur. Müşteki zarife Tekenin benden neden şikayetçi olduğunu anlayamadım. Ben suçsuzum.",</p>

<p>Tanık Rabia Savaşer şüpheli sıfatıyla Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Ben müşteki ... ile aynı okulda okurum. Sınıf arkadaşıyız. Kendisinin ... isimli kişi ile beraber olduğunu okuldaki dedikodulardan duydum. Ancak ben kesinlikle bu kişiye giderek ben sizin cinsel ilişkideki CD lerinizi görüntülerinizi izledim demedim. Benim olayla ilgim yoktur. Sınıfta bulunan ... isimli kişinin yaydığını düşünüyorum. Benim olayla ilgim yoktur. Suçsuzum.",<br />
Tanık... şüpheli sıfatıyla Kollukta; "Yukarıda vermiş olduğum bilgiler doğrudur ve bana aittir. Ben yukarıda vermiş olduğum adreste ailem ile birlikte ikamet ederim. Adresini yukarıda belirtmiş olduğum nalbur dükkanın bana aittir. Ben burayı kiralayarak yaklaşık olarak 1 (bir) yıldan beri işletiyorum. Dükkanımın alt katını imalathane olarak kullanıyorum. Bu alt katta imalatta kullandığım makinelerim vardır. Dükkanın girişinde ise hırdavat malzemelerin toptan satışını yapıyorum. Genelde dükkanım kapalıdır. Dükkanın anahtarı bende ve diğeri de eşimde bulunmaktadır. Anahtar başka kimsede yoktur. . benim öz oğlum olur. Ben benim nalbur dükkanında meydana geldiği iddia edilen ... isimli şahsın mağduru olduğu cinsel saldırı olayı ile ilgili olarak herhangi bir bilgim yoktur. Benim dükkanım genelde kapalıdır. Arada dükkana mal geldiği zaman malı dükkana indirmek için oğlum ...ve arkadaşları İsa, Musa, Yunus ve Ferkan isimli arkadaşları gelirler. Ben iddia edilen ..., . ve ... isimli şahısları tanımıyorum ve hiç görmedim. Ben benim işyerimde meydana geldiği iddia edilen cinsel saldırı olayını kabul etmiyorum. Herhangi bir darp-cebir raporumun aldırılmasını istemiyorum. Bu konu ile ilgili olarak söyleyeceklerim bundan ibarettir.",<br />
Tanık ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. ... Sultanlar İlköğretim Okulunda rehberlik öğretmeni olarak görev yapmaktayım. Mağdur ... ile şüpheliler . ve . bizim okulun eski öğrencileridir. Rehber öğretmen olduğum için kendileri zaman zaman görüşüyordum. Müşteki ...'nin annesi olan . zaman zaman benim yanıma gelerek kızı ile alakalı sorunları tarafıma iletirdi. Mağdur olan... ... okulun bazı kurallarını ihlal ettiği için uyarı alıyordu. Okula ojeli ve okul kıyafetine uymayan elbiseler giyerdi. Müşteki... bir seferde benimle olan görüşmesinde kızına erkeklerin dokunduğu zaman tepki vermediğini ve bundan dolayı üzüldüğünü beyan etmiştir. Ancak şüpheliler Muratcan ve ... Zubi'nin, ... ...'a karşı cinsel istismarı ile herhangi bir bilgim ve görgüm yoktur.",</p>

<p>Tanık ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. ... Sultanlar İlköğretim okulunun müdürü oluyorum. Mağdur ... ile şüpheliler Muratcan, ... Zubi benim öğrencilerim olurdu. Mağdur ...'nin cinsel istismarı olayı ile ilgili olarak herhangi bir görgüye dayalı bilgim yoktur. Dedikodu mahiyetinde duyduğum doğrudur ancak bizzat tanık olmuşluğum yoktur.",</p>

<p>Tanık ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Mağdur ... ile şüpheli Muratcan ve ... Zubi ile beraber okuyordum. Aynı okulda arkadaş idik. Ben şüphelilerin mağdura cinsel istismarda bulunduğuna dair herhangi bir şey görmedim. Olay hakkında bilgim ve görgüm bundan ibarettir.",<br />
Tanık ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Mağdur ... ile şüpheli Muratcan ve ... Zubi ile beraber okuyordum. Aynı okulda arkadaş idik. Ben şüphelilerin mağdura cinsel istismarda bulunduğuna dair herhangi bir şey görmedim. Olay hakkında bilgim ve görgüm bundan ibarettir.",<br />
İnceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, benim babam olan... nalbur toptancısıdır, müştekinin iddia ettiği yerde de depomuz vardı, bu deponun anahtarı annemdedir, lazım olunca arada sırada ben anahtarı alırım, burada ben ve ... Zubi zaman zaman nargile içeriz, deponun alt katında koltuk ve çekyat vardır, ...'de bu depoya nargile içmeye gelmiştir, olay bundan ibarettir, ben kesinlikle... ...'a cinsel saldırı yapılması için yer temin etmedim, anahtarı ... ...ve ... Zubi'ye vermedim, benim olay ile ilgim yoktur, ben suçsuzum.",</p>

<p>Mahkemede; "... Sokak'ta benim babamın işletmiş olduğu nalbur dükkanının alt katındaki depoda zaman zaman arkadaşlarımızla toplanıp oturup sohbet ediyoruz. 14/11/2011 tarihinden önce mağdur ... depoya hiçbir şekilde gelmemişti. Mağdur ve diğer SSÇ'ler benim mahalleden arkadaşlarımdır, okul arkadaşı değiliz. Ben 14/11/2011 günü arkadaşım ... ile dükkanda oturuyordum, ..., ...'ı telefonla çağırdı ve birlikte oturalım dedi, ... geldi ve bir süre oturdu, işi olduğunu bahane ederek gitti. Muratcan gittikten sonra ..., mağdur ...'i telefonla çağırdı ve bir süre sonra... geldi, üçümüz birlikte dükkanda oturduk ve sohbet ettik, olağan dışı hiçbir şey olmadı, ... ile ben nargile içtik, ... hiçbir şekilde nargile içmedi. Ben SSÇ Muratcan ve ...'nin mağdureye cinsel istismarda bulunmaları için depoyu tahsis ettiğim iddiasını kabul etmiyorum. Mağdure depoya bu gelişinden başka bir daha hiçbir şekilde gelmemişti.",</p>

<p>Şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır.</p>

<p>Suça sürüklenen çocuk ... 28.12.2011 tarihinde Savcılıkta; "Hakkımda başvurusu olan... ...Teke benim okuldan sınıf arkadaşımdır. Yine ... de sınıf arkadaşımdır. Bana okumuş olduğunuz ifadede geçtiği şekliyle ... ile aramızda hiçbir arkadaşlık yoktur, ifade ettiği gibi hiçbir şekilde benim evime gelmiş değildir. Neden bu şekilde cinsel saldırıda bulunduğum yönüyle bir başvurusu oldu bilmiyorum, hiçbir husumetimiz yoktur. Benim kullandığım cep telefonu numarası 05xx 8xx5xx9’dur. ...'nin varsa kullandığı telefon numarasını bilmiyorum, Ben kesinlikle ... ile telefon görüşmesi yapmadım. Bizim evimiz... lojman duraklarının yakınındadır, hiçbir zaman... ... bizim oturduğumuz eve gelmemiştir. ... ... tamamen bana iftira atmaktadır, hiçbir husumet olmadığı halde neden bu şekilde davrandığını bilemiyorum, rızayla ya da zorla aramızda hiçbir cinsellik geçmemiştir. Yaklaşık 1 aylık dönemde okul içerisinde kim olduğunu hatırlamasam da... ...’un bir başkası ile arkadaşlığı konuşulmaktaydı. Ancak bu kişi kesinlikle ben değilim. Ben yeterince olgun bir insanım, ne ile suçlandığımı anladım ancak suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum, ben böyle bir suç işlemedim. Savunmam bundan ibarettir ",<br />
28.12.2011 tarihinde adli kontrol talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "... ... benim sınıf arkadaşımdır. Kendisini tanırım ancak daha önce bir flört manasında bir arkadaşlığım yoktur. Kendisini kesinlikle evime çağırmadım. Evime geldiğini kabul etmiyorum. Evimin içini tarif etsin o zaman. Neden bu şekilde bana iftira attığını bilmiyorum. Bu kız bana aşık herhalde bir de ailesinin bana zıtlığı var. Bu iftiradan 2 hafta kadar önce kızın anket defterine 2 kişi ağza alınmayacak şeyler yazmışlar. Birinin altında isim vardı, diğeri isimsizdi. Öğretmenler benim yazılarımla bu defterdeki yazıları karşılaştırdılar. Ben suçsuz çıktım ama ailesi benden şüphelendi. Dün okulda suçsuz olduğum anlaşıldı. Herkese cezası verildi, bu kız da kınama cezası aldı.",</p>

<p>23.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, aynı sınıfta okuduğum arkadaşlarım . bir gün bana telefon açarak beni depoya çağırdı, ben de gittim, bu depoda ...ve ... vardı burada nargile içiyorlardı, ancak ben müşteki olan... ...'u burada hiç görmedim, kendisi ile oturmadım, kendisi ile ilgi ve alakam hiç olmadı, beraber nargile içmedim, kendisini hiç görmedim, ben üzerime atılı suçların hiçbirini kabul etmem, kimseyi depoya çağırmadım, burada cinsel ilişkiye girmedim, ben müşteki... ...'u kendi telefonumdan veya başka bir telefondan kesinlikle aramadım, benim olay ile ilgim yoktur, ben suçsuzum.", sorulması üzerine; "Ben hatırlayamadım bir vakitte arkadaşım olan . ile birlikte müştekinin evine gittiğim doğrudur, dedesi bizi dışarıda gördü, biz mecburen içeriye girdik, bunun üzerine dedesi kapıyı üzerimize kilitledi ve babasını çağırdı, daha sonra müşteki... ...'un dedesi kapıyı çalınca biz de banyoya kaçtık, dedesi içeri girerek bizi banyoda gördü, ben kaçmak istedim kaçamadım, müştekinin babası bizi içeri kilitledi, daha sonra müştekinin dedesi müştekinin babasını çağırdı, ...'nin babası geldi, kapıyı biz açtık, müştekinin babası bize kızı ile cinsel ilişkiye girip girmediğimizi sordu, biz de böyle bir şey olmadı dedik, bizim amacımız okul defterini almaktır dedik, daha sonra müştekinin babası 1 gün sonra okula gelerek bizden şikayetçi oldu, babası daha sonra yaptığı araştırmada... ...'un bazı erkeklerle görüşmelerini defterde bulmuş, okul idaresine beni şikayet etti, okul bu konu ile ilgili olarak... ...'a ve diğer bazı kişilere ceza verdi, 1 gün sonra da beni emniyete ve savcılığa şikayet etmişler, benim olay ile ilgim yoktur, bu kişi sınıfta arkadaşlarıma ben ...'ı seviyorum, benimle birlikte olduğunu herkese yayıyormuş, platonik olarak bana aşık olduğunu beyan ediyormuş, bu hususu sınıfta arkadaşımız ... bilmektedir, ben kimse ile cinsel ilişkiye girmedim, üzerine atılı hiç bir suçu kabul etmem.",</p>

<p>23.01.2012 tarihinde tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben de üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, mağdur benim sınıf arkadaşım olur ancak kendisiyle fazla bir samiyetim yoktur. Sonradan ... isimli arkadaşımdan ... beni kastederek 'İstese de istemese de sonuçta ben onunla birlikte olacağım.' şeklinde söylediğini bana ...anlatmıştı. Ben kendisi ile ilgilenmediğim için muhtemelen benim hakkımda bu şekilde suçlamalarda bulunmuş. Ben kendisiyle kesinlikle ne rızası ne de zorlama sonucu ilişkiye girmedim. ... daha önce başka erkek arkadaşları olduğunu biliyordum. Okul idaresi tarafından yapılan soruşturma sırasında ... günlüğünde bir başka arkadaşı ile ilgili olarak kendisiyle bir ilişkiye girme teklifinde bulunduğu yönünde bazı şeyler yazılı olduğunu da okul idaresi tarafından söylenmişti, hatta... ...da bu tahkikat sırasında ceza da verilmişti, eğer kendisinin bakire olmadığı yönünde rapor verilmişse buna sebebiyet veren ben değilim. Diğer arkadaşlarla birlikte nargile içmek için ... yerine ben de daha önce gittim ancak benim gittiğim zaman... ... orada yoktu, ben... Nurla aynı ortamda bulunmadım, kendisi bizim evimize de hiç gelmemiştir, evlerinde dedesine yakalanma olayımız ise arkadaşım Taylan ile giderken Melisten defter almak için evlerine uğramamızı istemesi sonucudur. Biz beklerken dedesi gelince... ... paniklemişti ve bizim içeri girmemizi istemesi nedeniyle biz de içeri girip saklanmıştık, o gün dahi ... isteği üzerine evlerine gitmiştik, ben yaklaşık bir senedir babam Lütfi Yıldız adına kayıtlı olan 0 5xx8xx5xx9 numaralı telefon hattını kullanıyorum, kesinlikle üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.",</p>

<p>Mahkemede; "Mağdur benim ilköğretim 6. sınıftan beri arkadaşımdır. 7 ve 8. sınıflarda aynı okuldaydık ancak ayrı sınıflardaydık, ben mağdura iddianamede açıklandığı gibi hiçbir şekilde organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunmadım, okul kayıtlarına bakılabilir. Sebebini bilemiyorum ancak mağdur ...'yi okulda rahatsız eden birçok kişi vardı. Suçlamayı kabul etmiyorum.", mağdurun kendisine iftira etmesi için bir neden bulunup bulunmadığının sorulması üzerine; "Taylan isimli arkadaşımla mağdur ...'den defter almak için onun evine gittiğimizde oturduğu katı bilemediğimizden apartmanın girişindeki birçok kapı ziline basıp yukarı çıktık ve dedesi de aynı binada oturuyormuş, dedesi seslenince mağdur bizi içeri aldı ve daha sonra dedesi bizi içeride gördü ve daha sonra babası geldi ve babası bizi dışarı çıkarttı, sonra da mağdurun günlük defterine bakmışlar ve bazı yazıların bana ait olduğunu söylemiş, bu durum okul idaresine bildirildi edebiyat öğretmeni inceleme yaptı ve ben ceza almadım, başka öğrenciler ceza aldı, kanaatimce mağdur günlükteki bazı yazıların bana ait olduğunu söylemesi üzerine iftira edildiğini zannediyorum.",</p>

<p>Suça sürüklenen çocuk ... 12.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Olay günü yani 15/11/2011 günü arkadaşım olan ... ...benim kullandığım 0 5xx 4xx0xx3 numaralı telefonumu istedi. Benden kız arkadaşı olan... Nuru arayacağını bildirerek kanka telefonunu ver kızı arayacağım dedi. Ben de kendisine telefonunu teslim ettim. Ancak kendisi... Nuru aradı. Yaklaşık iki dakika görüşme devam etti. Ben ne konuştuklarını duymadım ama arkadaş olduklarını biliyorum. Ancak ben ... Canın ... ile cinsel ilişkiye girip girmediğini bilmiyorum, görmedim. Ben kendilerini kameraya çekmedim. ...... da giderek görüntülerin var sana istersen şantaj yaparım demedim. Benim olayla ilgim yoktur. Müştekiye de kesinlikle senin bende görüntülerin var istersem sana şantaj yaparım demedim. Ben suçsuzum.",</p>

<p>23.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, arkadaşım olan ... ile zaman zaman bir araya gelir nargile içerdik, yanımızda ... ve arkadaşımız ...'da bulunurdu, arkadaşımız... ise bu sohbetlere katılmazdı, biz ... ile birlikte ...'nun babasına ait olan bu dükkana gider, burada alt kattaki çekyat ve koltuklarda oturur ve nargile içerdik, ...nın babası toptancıdır, olayın geçtiği iddia edilen yer ise bir nalburdur, nalburun altında koltuklar ve çekyatlar vardır, burada biz nargile içerdik, bu dükkanda nargile bulunur, ...nın babası olan... ile beraber nargileleri aldık, ... yeri sahibinin de bu olaydan haberi vardır, biz sadece nargile içiyorduk, bunun dışında benim müşteki olan ... ile herhangi bir cinsel birlikteliğim olmamıştır, ... ...veya başka bir kişinin ... ile cinsel ilişki yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum, ben suçsuzum, müştekinin anne ve babası beni arayarak ve beni evlerine çağırarak, ... ...hakkında gizli tanıklık yap, yoksa seni de bu işin içine sokarız dediler, senide yakarız dediler, benim olay ile ilgim yoktur, suçsuzum.",</p>

<p>Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Üzerime atılı suçlamayı biliyorum, suçlamayla ilgili olarak bugün Cumhuriyet Savcılığında da ayrıntılı ifade verdim bu ifademi de tekrar ediyorum. Ben mağdur .yi okuldan arkadaşım olması nedeniyle tanırım, diğer şüpheli ... ...ı çok yakın arkadaşım olması nedeniyle tanırım. Okulda öğrenciler arasında '... .la . ... yatmış.' şeklinde bazı konuşmalar benim de kulağıma geldi, hatta bunları duyunca ....la konuştum, kendisi böyle bir şey olmadığını bana söyledi ve kendisine güvenip inandığım için de konunun üzerine gitmedim. İfadelerimde belirttiğim toplanarak nargile içtiğimiz yere de . ... bir kere geldi, zaten 10-15 dakika durdu, bundan bir süre önce ... .la ilgili suçlamada bulunulduktan sonra . annesi beni evlerine çağırdı, yanımda arkadaşım .Orun da olduğu halde... Nurların evine gittik ve .un annesi ... .la . ... arasında bir şey olup olmadığı hususunda bana da sorular sordu ve ... ...aleyhine ifade vermemi hatta yargılama sırasında beni gizli tanık olarak göstereceklerini söyledi. ... da bunlara şahit olmuştur. Bir gün sonra da ... babası kendi cep telefon numarasından benim kullanmakta olduğum 0 5xx4xx0xx3 numaralı telefonumu aradı, aynı şeyleri o da bana söyledi, ben onların istediği gibi ifade vermeyeceğimi söylediğimde 'Senin de başın yanacak.' diye beni tehdit ettiler ve düşünceme göre de bu nedenle benim hakkımda da suçlamalarda bulunuyorlar. Ben kesinlikle ... ...ile... ... arasındaki ilişkiyi kaydetmiş değilim, böyle bir kaydı kullanarak... Nuru tehdit edip onunla ilişkiye girmiş değilim.",<br />
Mahkemede; "Öyle bir şey olmadı, başka söyleyeceğim bir şey yoktur.", sorulması üzerine; "Ben mağdur ... ile ilköğretimden beri aynı okulda öğrenciydim ve onun ailesi beni sevmiyordu. ...'ın... ... ile cinsel ilişkiye girdiğini iddia ettiler, öyle bir şey yoktu. ...'ın cinsel ilişki konusunda mağdur ...'in annesi beni evlerine çağırdı, ben de evlerine gittim, benden ...'ın cinsel ilişkiyi gerçekleştirdiği konusunda ifade vermemi istediler, ben de böyle bir şey olmadığı için öyle ifade veremem dedim, bunun üzerine mağdurun annesi 'Seni de olayın içine katarım.' dedi, ertesi gün mağdurun babası aradı 'Polisi kapına getireceğim, seni de bu olayların içine koyduracağım.' dedi. Mağdurla internet ortamında facebook isimli sitede konuşurken beni birkaç kez evine çağırdı. Bunlardan ilk ikisinde aramızda sohbet oldu ancak son gidişimde tarihi kesin olarak hatırlayamıyorum ama okullar henüz yeni başlamıştı, 2011 yılının Eylül ayı civarı olabilir, eve gittikten sonra birden mağdurla öpüşmeye başladık, daha sonra mağdur içeriye bilgisayarına bakmaya gittiğinde ben tahrik olduğum için mastürbasyon yaparak spermlerimi boşalttım.", daha önce kanepenin üzerine menilerini boşalttığına ilişkin açıklamada bulunmadığının anlaşılarak sorulması üzerine; "Ben korktum ve bu olayların bu aşamaya geleceğini düşünmemiştim, korkumdan az önce açıkladığım hususu Cumhuriyet Savcılığındaki savunmamda bildirmemiştim.",<br />
Şeklinde savunma yapmışlardır.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.</p>

<p>1- Suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK’nın 103. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı;<br />
Suç ve hüküm tarihlerinde yürürlükte bulunan hâliyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesi;</p>

<p>"1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;<br />
a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,<br />
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,<br />
anlaşılır.</p>

<p>2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</p>

<p>3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, ... hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p>6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.</p>

<p>7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" şeklindedir.<br />
Maddenin uyuşmazlıkla ilgili dördüncü fıkrasında, cinsel istismarın on beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuğa karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi, cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Ancak bunun için, uygulanan cebrin en fazla kasten yaralama suçunun temel şeklini oluşturacak boyutta olması gerekir. Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, maddenin beşinci fıkrası uyarınca cinsel istismarın nitelikli hâlinin yanı sıra ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler de uygulanacaktır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için esasen Türk Ceza Kanununda bağımsız suç tipleri olarak düzenlenen ancak cinsel istismar suçunda daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak öngörülen tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı, resim, şekil veya işaret ile de işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır. (M.Emin Artuk- A.Gökcen-A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, ..., 6. bası, s.100).<br />
Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup saldırının kişinin veya başkasının hayatına,</p>

<p>vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili "korkutmak amacıyla" yapmış olmasıdır. (MAJNO, C.II, s.127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s. 517 ve 873)</p>

<p>Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ise; suç olarak düzenlendiği TCK'nun 108. maddesinin gerekçesinde "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Cebrin oluşması için mağdurun irade oluşturma ve iradi hareket serbestisini ihlale elverişli bir fiziki kuvvet kullanımı yeterlidir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, ... Yayınevi, ..., 2015, s. 387)<br />
Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve</p>

<p>bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Suça sürüklenen çocuk ...’nın 30.11.2011 tarihinde inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ...’nun babasına ait nalbur dükkânında ve bu tarihten üç gün sonra mağdurenin evinde olmak üzere mağdureyle iki kez vücuduna organ sokmak suretiyle cinsel ilişkiye girdiği konusunda bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla da herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Uyuşmazlık suça sürüklenen çocuk ...’nın mağdureye karşı gerçekleştirmiş olduğu çocuğun nitelikli cinsel istismarı eyleminin zora dayalı olup olmadığı konusundadır.</p>

<p>Her ne kadar mağdure tüm aşamalarda, suça sürüklenen çocuk ...’nın, elinde kendisinin suça sürüklenen çocuk ... ile girdiği cinsel ilişkiye dair görüntü kayıtları olduğunu söyleyerek kendisiyle de ilişkiye girmesini istediğini ve bu tehditler nedeniyle iki kez suça sürüklenen çocuk ...’nın cinsel istismarına maruz kaldığını iddia etmiş ise de; suça sürüklenen çocuğun, Facebook isimli sosyal medya sitesi aracılığıyla mağdureye göndermiş olduğu mesajların içeriğinden ve mağdurenin suça sürüklenen çocuğa yazmış olduğu cevaplardan, suça sürüklenen çocuk ile aralarında duygusal bir yakınlık bulunduğunun anlaşılması, mağdurenin okulda gebelik testi yaptığını öğrenen annesinin, özel bir hastanede mağdureyi muayene ettirmesi üzerine bakire olmadığının anlaşılması, annesinin bu durumun nasıl gerçekleştiğine dair sorular sorması üzerine hem annesine hem de 17.12.2011 tarihinde gerçekleşen müracaat sırasında resmî makamlara suça sürüklenen çocuk ... ile zora dayalı olmaksızın gerçekleşen cinsel ilişkiyi anlattığı hâlde suça sürüklenen çocuk ...’nın tehditle gerçekleştirdiğini iddia ettiği eylemlerinden söz etmemesi, yaklaşık 1 ay sonra 18.01.2012 tarihinde Savcılıkta alınan ek beyanında bu zora dayalı gerçekleştiğini iddia ettiği cinsel ilişkiyi aktarması, suça sürüklenen çocuk ...’dan el konulan Toshiba marka 640 GB’lik hard disk ile Samsung marka cep telefonunun içeriğinde bulunan 8 GB’lik hafıza kartı ile sim kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda soruşturma kapsamında değerlendirilebileceği düşünülen herhangi bir veriye ve log kaydına rastlanılmaması, mağdure hakkında Dr. ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli acil tıp asistanı ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından düzenlenen raporlarda zorla cinsel ilişkiye girildiğine dair bir tespitin bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde; suça sürüklenen çocuk ...’nın mağdureye yönelik vücuda organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar suçunu işlediğinin sabit olduğu ancak atılı suçu cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirdiğinin kesin ve açık bir şekilde ispat edilemediği dolayısıyla suça sürüklenen çocuk hakkında TCK’nun 103. maddesinin dördüncü fıkrasındaki artırım nedeninin uygulanmayacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>2- Suça sürüklenen çocuklar ... ...ve ... ...nın zora dayalı olmayan eylemlerinden dolayı ortaya çıkan katılan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulup tutulamayacakları;</p>

<p>Somut olayda, eylemlerin vücuda organ sokulmak suretiyle işlenmiş ve eylemler neticesinde mağdurenin ruh sağlığının bozulmuş olması nedeniyle, cinsel istismar suçunun hem nitelikli hâlinin, hem de neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlinin bir arada gerçekleştiği görülmektedir.</p>

<p>765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, "kanunda tanımlanmış bir haksızlık" olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla "kusursuz sorumluluk" terk edilmiş olmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161) 765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nın "Netice sebebiyle ağırlaşmış suç" başlıklı 23. maddesi; "(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir" şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.</p>

<p>Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel istismar suçunda mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. (... Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınları, ... 2011, 7. Bası, s. 407 vd.; ... Emin Artuk-... Gökcen-A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, 8. Bası, ... 2014, s. 361 vd;)</p>

<p>Cinsel istismar suçlarında, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlinin söz konusu olduğu ve gerek uygulamada gerekse öğretide kabul edildiği üzere ortada bağımsız bir suç bulunmayıp meydana gelen ağır neticeden dolayı cezanın ağırlaştırıldığı kabul edilmektedir. Mağdurun ruh sağlığının bozulması hâlinde, bağımsız ve müstakil ceza belirlenmesini gerektiren bir suç hâli bulunmayıp suçun temel şekline nazaran cezanın daha ağır belirlenmesini gerektiren bir artırım nedeni söz konusudur. Cezanın hesaplanmasında bu hâl diğer artırım nedeniyle birlikte gözetilecektir.</p>

<p>Kanunda beden veya ruh sağlığının bozulması kavramlarının tanımına yer verilmemiş olup Anayasa Mahkemesinin 26.02.2009 tarih ve 96-34 sayılı kararında da belirtildiği üzere; kanun koyucu burada, mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlini cinsel istismar suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli olarak öngörmüş ve bu kavramın her somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesini ise uygulamaya bırakmıştır. Beden veya ruh sağlığının bozulup bozulmadığı konusu, mağdurların yaşı, bedensel gelişim derecesi, ruhsal, sosyal ve kültürel yapılarına göre göreceli bir nitelik taşıdığından, söz konusu durumun her somut olayda ilgili uzmanların raporlarıyla ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için bu noktada neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçta taksir kavramı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>TCK'nun 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirden söz edilebilmesi için hareketin iradi olması, sonucun istenmemesi, hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması ve sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla iradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirinden söz edilemeyecektir. Neticenin öngörülebilir olup olmadığı ise failin yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak belirlenmelidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Suça sürüklenen çocukların çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırılmalarına karar verilen, oluş ve kabul yönünden bir uyuşmazlık bulunmayan olayda; vücuda organ sokulması suretiyle gerçekleştirilen eylemler sebebiyle mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu ... Üniversitesi ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinin raporuyla belirlenmiş ise de; lise öğrencisi olan, henüz 15 yaşının içinde olup mağdureden 4 ay ve 8 ay küçük olan suça sürüklenen çocukların içinde bulundukları sosyal ortam, eğitim düzeyleri ve kişisel özellikleri gözetildiğinde, mağdure ile cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın cinsel ilişkiye girmeleri sonucunda mağdurenin ruh sağlığının bozulacağını öngöremeyecekleri ve TCK'nın 23. maddesi gereğince ortaya çıkan bu ağır neticede taksir derecesinde dahi kusurlarının bulunmaması sebebiyle cezalarının TCK'nın 103/6. maddesi kapsamında artırılamayacağı, ancak ortaya çıkan zararın TCK'nın 61. maddesi uyarınca cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınması gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Diğer taraftan, suça sürüklenen çocukların eylemlerinin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturması nedeniyle TCK'nın 103. maddesinde 6545 ve 6763 sayılı Kanunlarla yapılan değişikliklerin suça sürüklenen çocuklar lehine sonuç doğurmadığı anlaşıldığından, bu konuda lehe yasa değerlendirmesi yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; suça sürüklenen çocuklar ... ...ve ... ...nın zora dayalı olmayan eylemlerinden dolayı ortaya çıkan katılan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulmaları gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>3- Birinci ve ikinci uyuşmazlık konularında ulaşılan sonuçlara göre, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu bakımından dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;</p>

<p>Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK'nın 103. maddesinin 2. fıkrası;<br />
"Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlenmiş olup 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 59. maddesiyle bahse konu bent için öngörülen "sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis" şeklindeki yaptırım "on altı yıldan aşağı olmamak üzere" olarak değiştirilmiş, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesi ile de suçun mağdurunun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek cezanın on sekiz yıldan az olamayacağı belirtilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5237 sayılı TCK’nun "Dava zamanaşımı" başlıklı 66. maddesi;</p>

<p>"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;</p>

<p>a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,</p>

<p>b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,</p>

<p>c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,</p>

<p>d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,</p>

<p>e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,<br />
Geçmesiyle düşer.</p>

<p>(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.</p>

<p>(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.</p>

<p>(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi, 5237 sayılı TCK’nun 66. maddesinde, çocuklar hakkında yaş gruplarına göre kademeli olarak daha kısa zamanaşımı süreleri getirilmiştir. Bu kapsamda 5237 sayılı TCK’nun 66/2. maddesindeki; "Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının… geçmesiyle kamu davası düşer" şeklindeki düzenleme ile 12-15 yaş grubunda bulunan çocuklar açısından zamanaşımı yetişkin sanıklara göre yarı oranında kısaltılmış bulunmaktadır. Aynı Kanun’un 67/4. maddesi uyarınca kesen bir nedenin bulunması hâlinde kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak olan zamanaşımı, ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.<br />
Buna göre suç tarihlerinde 12-15 yaş grubunda olan suça sürüklenen çocuklara atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun yaptırımı TCK'nın 103/2. maddesinde sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup aynı Kanun’un 66/1-d ve 66/2 maddeleri uyarınca suça sürüklenen çocukların yaşları da dikkate alındığında 7 yıl 6 aylık olağan ve 11 yıl 3 aylık kesintili zamanaşımına tâbidir.</p>

<p>Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 2011 yılı Kasım gerçekleştirilen eylemlerle ilgili olarak, zamanaşımını kesen son işlem suça sürüklenen çocuklar hakkında 23.05.2013 tarihinde verilen mahkûmiyet hükümleri olduğundan 5237 sayılı TCK‘nın 66/1-d ve 66/2. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 aylık asli zamanaşımı 23.11.2020 tarihinde gerçekleşmiştir.</p>

<p>Bu itibarla, itirazın değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme mahkûmiyet hükümlerinin, suça sürüklenen çocukların çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna ilişkin olarak gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK‘nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuklar hakkındaki kamu davalarının düşmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Ulaşılan bu sonuç karşısında, suç tarihinde on beş yaşından küçük suça sürüklenen çocukların on beş yaşından küçük katılan mağdureye yönelik cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın gerçekleştirdikleri eylemlerin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,</p>

<p>2) Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 25.04.2019 tarihli ve 4913-9357 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3) ... Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 23.05.2013 tarihli ve 184-146 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin, suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK’nın 103. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanma koşullarının bulunmadığının, cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın on beş yaşından küçük mağdureye karşı nitelikli cinsel istismarda bulunan suça sürüklenen çocukların, zora dayalı olmayan eylemlerinden dolayı ortaya çıkan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulamayacaklarının gözetilmemesi isabetsizliklerinden ve ulaşılan bu sonuç karşısında gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,</p>

<p>Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, suça sürüklenen çocuklar ... ve ... hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçlarından açılan kamu davalarının 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d, 66/2 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,</p>

<p>4) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede birinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="17414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2017/11935 E., 2019/7167 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 12.06.2019 tarihli, 2017/11935 E., 2019/7167 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/11935 E., 2019/7167 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Taksirle yaralama<br />
Hüküm : CMK 223/2-a maddesi gereğince beraat</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taksirle yaralama suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan ... vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;<br />
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, katılan ... vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>1)Olay günü katılan ...’un sevk ve idaresindeki ... plakalı otomobil ile Bartın istikametinden Kozcağız istikametine seyri sırasında, olay mahalline geldiğinde, başıboş halde yolda bulunan sanık ...'e ait büyükbaş hayvana çarpması sonucu, kendisinden şikayetçi olan katılan ... ve ...’un basit tıbbi müdahale ile iyileşir şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği olayda; taksirle yaralama suçundan kamu davası açılmış, hayvanı tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve mahkemece katılanların vücutlarında bir yaralanma olmadığı bu haliyle de suçun yasal unsurları oluşmadığı gerekçe gösterilerek, sanık hakkında beraat kararı verilmiş ise de; katılanların olay günü alınan adli muayene raporlarında basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralandıklarının belirtilmesi ve 24.04.2015 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda sanığın, başıboş bıraktığı büyükbaş hayvanının meskun mahal dışında karayoluna girerek trafiğin güvenliğini tehlikeye düşürmesi ve kazaya sebep olması nedeniyle, mevcut oluş şartlarındaki olayda asli kusurlu olduğunun beyan edilmesi karşısında, meydana gelen eylemin taksirle yaralana suçunun yanı sıra 5237 sayılı TCK'nın 177. maddesinde tanımlanan hayvanmın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması suçunu da oluşturduğu, her iki suçun birlikte işlendiği hallerde sanığın hangi suç nedeniyle cezalandırılacağı belirlenirken, suçlar için kanunda öngörülen cezaların ağırlığı değil, zarar-tehlike suçu kriterinin esas alınması gerektiği buna göre,sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasının mümkün olduğu halde sadece taksire yaralama suçundan cezalandırılması gerektiği, dosya kapsamından katılanların şikayetlerinin bulunması sebebiyle olayda kusurlu olan sanığın taksirle yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, suçun unsurları oluşmadığı gerekçe gösterilerek beraat kararı verilmesi,</p>

<p>2) TCK'nın 89/5. maddesine göre, bilinçli taksirle yaralama suçunun soruşturulmasının ve kovuşturulmasının, aynı Kanunun 89/1. maddesindeki yaralanma hali hariç olmak üzere, şikayete tabi olmadığı, ancak TCK 89. maddedeki bütün hallerin şikayete tabi olsun veya olmasın CMK'nın 253/1. maddesi gereğince uzlaşmaya tabi olduğu, CMK’nın 253. maddesi gereğince sanıkla mağdurlar arasında uzlaştırma işlemleri gerçekleştirilmeden dava açıldığı, kovuşturma aşamasında da, aynı Kanunun 254. maddesi uyarınca bu eksikliğinin giderilmediği anlaşılmakla, mahkemece CMK'nın uzlaşma başlıklı 253. ve 254. madde hükümleri uygulanmak suretiyle sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, uzlaşma işlemleri tamamlanmadan yargılamaya devamla, yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 12.06.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY YAZISI</strong></p>

<p>Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralanma, TCK’nın 86. maddesinin 2. fıkrasında yer verilen bu terim ceza itibarı ile en hafif yaralanma grubunu ifade etmek için kullanılmıştır. Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralanma, hekimler tarafından farklı algılanabilecek, kişisel değerlendirme yaratabilecek bir durum gibi gözükmektedir. Adli yönden, hangi travmatik değişimlerin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ya da giderilemeyecek olduğu konusunda tüm hekimler tarafından kullanılabilecek objektif kriterler bulunmadığından uygulamada birlik sağlamak için Adli Tıp Kurumu tarafından bir çalışma yapılmış ve hekimlere uygulamada yardımcı olması açısından duyurulmuştur. Bu çalışma yapılırken, basit tıbbi müdahalelerin ne olduğu, nelerin basit tıbbi müdahale ile giderilebileceğinden öte, hangi travmatik değişimlerin hafif derecede yaralanmalar içinde yer alması gerektiği konularına da değinilmiştir.</p>

<p>Taksirli suçlarda ise suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler, TCK m. 89/1’de başkasının vücuduna acı verme veya sağlığın ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma biçiminde seçimlik olarak gösterilmiştir. Genellikle seçimlik hareketler birçok olayda bir arada bulunabilmekte ise de, vücuda acı veren bir hareket her zaman sağlığın bozulmasına yol açmış olmayabilir. Hukuksal bir terim olmayan “acı”nın sözlük anlamı; iç ve dış tesirlerin uzviyette meydana getirdiği rahatsızlık, sızı, sancı, ağrı” veya “dışarıdan gelen etki ile dış organlarda birden bire duyulan ıstırap” olarak açıklanmıştır. TCK’nın 86/1. maddesindeki “acı verme” kavramının 765 sayılı TCK’nın 456. maddesinde yer alan “cismen eza verme” kavramı yerine kullanıldığı anlaşılmaktadır. “Vücuda acı verme”, beden bütünlüğünü önemsiz olmayan biçimde bozan her türlü harekettir. Buna göre “acı verme” den; mağdurda failin eylemine bağlı olarak meydana gelen az veya çok duyulan her türlü fiziki acı anlaşılmalıdır.</p>

<p>Yaralama meydana getiren hareketler doğrudan doğruya vücuda yönelik fizik vasıtalar olmakla beraber vücut bütünlüğüne tesir eden ve kişiye yönelik, vücut bütünlüğünü bozmak amacı ile yapılmış psişik (manevî) hareketlerde birer yaralamadır.</p>

<p>Sağlığın bozulmasını hem bedeni, hem de akli ve ruhi bakımdan anlamak gereklidir. Bununla birlikte kanunda ayrıca algılama yeteneğinin bozulması kavramına da yer verilmiştir. TCK’nın 89/1. maddedeki tanım gereği, kişinin uğradığı travma sonrası oluşan ruhsal sağlığının bozulmasının da yaralama fiilini oluşturacağı anlaşılmaktadır. Algılama; “bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyum yolu ile yalın bir biçimde bilinç alanına almak, idrak etmektir. Algılama yeteneğinin bozulmasından, kişinin anlama, düşünme, muhakeme etme yeteneklerinde karışıklık, bozukluk meydana getirecek her türlü eylemler anlaşılmalıdır. Akli melekelerde karışıklık, düzensizlik meydana gelmesi, kişinin ruhi durumunda normal olan durumdan sapmalar meydana getirilmesi bu kapsamda değerlendirilmelidir. Gerçekten, gerek akıl yönünden karışıklık, gerekse de ruhsal karışıklık kişinin algılama yeteneğini bozduğundan bu kavrama dâhildir. Algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmak”, korku, uyku bozukluğu gibi kişinin psikolojik durumunda ortaya çıkan her türlü olumsuz değişikliği ifade etmektedir.</p>

<p>Bu itibarla; vücuda yönelik etkinin belirli bir ağırlığa ulaşması gerekir. Bunun belirlenmesinde mağdurun subjektif duyarlılığı değil, objektif bir gözlemcinin değerlendirmesi esas alınmalıdır. Yani bir yaralanma ya da algılama yeteneğinin bozulması durumunun konusunda uzman olan bir hekim tarafından rapora yansıtılacak nitelikte saptanması gerekir. Çünkü, yaralanmanın niteliğini saptama bir ehliyet işidir. Kasten ya da taksirle yaralama suçundan bir kişinin mahkum edilebilmesi için hekim tarafından düzenlenen raporda suçun ispatına yarayacak emare ve delillerin rapora şüpheye yer vermeyecek biçimde derç edilmesi gerekir. Hekim raporunda kasten ya da taksirle yaralama suçunun mağduru olduğunu iddia edilen kişinin fiziksel muayenesinde hiç bir iz ve emare rastlanmadığı ancak mağdur tarafından bir bölgesinin ağrıdığı belirtilmesi durumunda sadece mağdurun subjektif beyanını esas alınarak sanığın cezalandırılması yoluna gitmek ceza hukukunun temel prensiplerine aykırılık oluşturmaktadır. Çünkü sadece mağdurun beyanına itibar edip sanığın savunmasını gözardı etmek, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan şüpheden sanık yararlanır prensibine de açık aykırılık oluşturur. Bunun yanında basit bir yaralamanın veya böyle bir iddianın mağdur beyanına göre cezalandırılmasının hukuki sonuçları da son derece ağır olabilecektir.</p>

<p>Mesela; basit bir temas veya mağdurun öyle bir iddiası sonucu yapılan soruşturmada, mağdurun şikayetçi olması sonucu alınan hekim raporunda harici bulgu tespit edilemediği ancak mağdurun hafif bir ağrı tarifinde bulunduğu bu sebeple hakkında basit tıbbi müdahale ile iyileşebilir raporu tanzim edildiği, buna göre mahkemenin mahkumiyet hükmettiği bir durumda ağır bir suçtan dolayı şartlı salıvermeden yaralanan kişinin hukuki durumu da dikkatli değerlendirilmelidir.<br />
Hiçbir harici bulgu yok iken hekimin mağdurun basit tıbbi müdahale ile düzelir şeklindeki raporu da bilimsel olmaktan uzak tamamen tahmini bir rapor olmaktadır ki buda soruşturmanın ciddiyetini gölgeler niteliktedir.</p>

<p>Bu konuda tereddütleri giderecek kriterleri belirlemek, uygulamada doğacak sakıncaları gidermek, kanun koyucunun müphem bıraktığı ya da hukuken tartışmalı konularda uygulama birliğini sağlamak hem yargı çalışanlarına hemde bu hususta sorumlu olan hekimlere yol gösterecek ilkeler belirlemek Yüksek Yargıtay’ın asli görevidir.</p>

<p>Olayımızda da; meydana gelen trafik kazasında, hekim raporunda derç edildiği üzere “hiç bir harici bulgu olmayan ve algılama yeteneğinde bir azalma meydana gelmeyen” sanık hakkında verilen beraat kararının onanması yerine, hekim raporunda “fizik muayenelerinde özellik olmadığı, patolojik saptanmadığı belirtilip basit tıbbi müdahale ile düzelir” ibaresine yer verildiğinden, sanığın cezalandırılması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="14629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2017/10383 E., 2019/8044 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 03/07/2019 tarihli, 2017/10383 E., 2019/8044 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/10383 E., 2019/8044 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Taksirle yaralama<br />
Hüküm : Katılan sanık ... hakkında; TCK'nın 89/4, 62, 50/4-1a maddeleri gereğince mahkûmiyet<br />
Sanık ... hakkında; 223/2-e maddesi gereğince beraat</p>

<p>Taksirle yaralama suçundan katılan sanık ...'ın mahkumiyetine ilişkin hüküm ile sanık ...'ın beraatine ilişkin hükümler, katılan sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>1)Katılan sanık ...'ın mahkumiyetine ilişkin hükmün temyizen incelenmesinde;<br />
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan sanık müdafiinin kusur durumuna, atılı suçun unsurlarının oluşmadığına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin, katılanlar vekilinin ise ceza miktarına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA oybirliğiyle,</p>

<p>2)Sanık ...'ın beraatine ilişkin hükmün temyizen incelenmesine gelince ise;<br />
Mahkemece kamu davasına katılma talepleri kabul edilen ... ve ...'nun soruşturma aşamasında sanık ... hakkında şikayetçi olmadıkları, sanık hakkında yalnızca ...'a yönelik eylemi nedeniyle TCK'nın 89/1. maddesi gereği kamu davası açıldığı ve ... ve ...'nun 27/04/2012 tarihli olay sebebiyle ilk kez 13/02/2014 tarihli dilekçeleri ve aynı tarihli duruşmada şikayet ve katılma talebinde bulundukları ve TCK'nın 73/1-2. maddesi uyarınca 6 aylık şikayet süresinin geçtiği anlaşılmakla, sanık ... hakkında açılan davaya katılma hak ve yetkisi bulunmayan ... ve ... vekillerinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TCK'nın 89. maddesinin 1. fıkrasındaki "Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklindeki düzenleme karşısında, katılan ...'ın olaydan hemen sonra Devlet Hastanesi acil servisine götürüldüğü, burada yapılan muayenesinde “sol bacağının ağrıdığı, akut lezyona rastlanılmadı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir, hayati tehlike yok. Durumu bildirir kati rapordur.” şeklinde rapor düzenlendiği, katılanın aşamalarda yaralanmasına sebep olduğundan bahisle şikayetçi olduğuna yönelik ifadesi ve tüm dosya kapsamından, katılanın yaralanmasının TCK'nın 89/1. maddesi anlamında vücuda acı veren bir durum niteliğinde olduğu; kaldıki herhangi bir tıbbi müdahale ve harici bulgu bulunmayan hallerde de kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına yol açan durumların da yaralanma olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşılmakla; sanığın kusur durumunun tespiti ile kusurlu bulunduğu takdirde üzerine atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,</p>

<p>Kanuna aykırı olup, katılan sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA; 03/07/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>Muhalefet Şerhi:</strong></p>

<p>Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralanma, TCK’nın 86. maddesinin 2. fıkrasında yer verilen bu terim ceza itibarı ile en hafif yaralanma grubunu ifade etmek için kullanılmıştır. Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralanma, hekimler tarafından farklı algılanabilecek, kişisel değerlendirme yaratabilecek bir durum gibi gözükmektedir. Adli yönden, hangi travmatik değişimlerin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ya da giderilemeyecek olduğu konusunda tüm hekimler tarafından kullanılabilecek objektif kriterler bulunmadığından uygulamada birlik sağlamak için Adli Tıp Kurumu tarafından bir çalışma yapılmış ve hekimlere uygulamada yardımcı olması açısından duyurulmuştur. Bu çalışma yapılırken, basit tıbbi müdahalelerin ne olduğu, nelerin basit tıbbi müdahale ile giderilebileceğinden öte, hangi travmatik değişimlerin hafif derecede yaralanmalar içinde yer alması gerektiği konularına da değinilmiştir.</p>

<p>Taksirli suçlarda ise suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler, TCK m. 89/1’ de başkasının vücuduna acı verme veya sağlığın ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma biçiminde seçimlik olarak gösterilmiştir. Genellikle seçimlik hareketler birçok olayda bir arada bulunabilmekte ise de, vücuda acı veren bir hareket her zaman sağlığın bozulmasına yol açmış olmayabilir. Hukuksal bir terim olmayan “acı”nın sözlük anlamı; iç ve dış tesirlerin uzviyette meydana getirdiği rahatsızlık, sızı, sancı, ağrı” veya “dışarıdan gelen etki ile dış organlarda birden bire duyulan ıstırap” olarak açıklanmıştır. TCK’nın 86/1. maddesindeki “acı verme” kavramının 765 sayılı TCK’nın 456. maddesinde yer alan “cismen eza verme” kavramı yerine kullanıldığı anlaşılmaktadır. “Vücuda acı verme”, beden bütünlüğünü önemsiz olmayan biçimde bozan her türlü harekettir. Buna göre “acı verme” den; mağdurda failin eylemine bağlı olarak meydana gelen az veya çok duyulan her türlü fiziki acı anlaşılmalıdır.</p>

<p>Yaralama meydana getiren hareketler doğrudan doğruya vücuda yönelik fizik vasıtalar olmakla beraber vücut bütünlüğüne tesir eden ve kişiye yönelik, vücut bütünlüğünü bozmak amacı ile yapılmış psişik (manevî) hareketlerde birer yaralamadır.</p>

<p>Sağlığın bozulmasını hem bedeni, hem de akli ve ruhi bakımdan anlamak gereklidir. Bununla birlikte kanunda ayrıca algılama yeteneğinin bozulması kavramına da yer verilmiştir. TCK’nın 89/1. maddedeki tanım gereği, kişinin uğradığı travma sonrası oluşan ruhsal sağlığının bozulmasının da yaralama fiilini oluşturacağı anlaşılmaktadır. Algılama; “bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyum yolu ile yalın bir biçimde bilinç alanına almak, idrak etmektir. Algılama yeteneğinin bozulmasından, kişinin anlama, düşünme, muhakeme etme yeteneklerinde karışıklık, bozukluk meydana getirecek her türlü eylemler anlaşılmalıdır. Akli melekelerde karışıklık, düzensizlik meydana gelmesi, kişinin ruhi durumunda normal olan durumdan sapmalar meydana getirilmesi bu kapsamda değerlendirilmelidir. Gerçekten, gerek akıl yönünden karışıklık, gerekse de ruhsal karışıklık kişinin algılama yeteneğini bozduğundan bu kavrama dâhildir. Algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmak”, korku, uyku bozukluğu gibi kişinin psikolojik durumunda ortaya çıkan her türlü olumsuz değişikliği ifade etmektedir.</p>

<p>Bu itibarla; vücuda yönelik etkinin belirli bir ağırlığa ulaşması gerekir. Bunun belirlenmesinde mağdurun subjektif duyarlılığı değil, objektif bir gözlemcinin değerlendirmesi esas alınmalıdır. Yani bir yaralanma ya da algılama yeteneğinin bozulması durumunun konusunda uzman olan bir hekim tarafından rapora yansıtılacak nitelikte saptanması gerekir. Çünkü, yaralanmanın niteliğini saptama bir ehliyet işidir. Kasten ya da taksirle yaralama suçundan bir kişinin mahkum edilebilmesi için hekim tarafından düzenlenen raporda suçun ispatına yarayacak emare ve delillerin rapora şüpheye yer vermeyecek biçimde derç edilmesi gerekir. Hekim raporunda kasten ya da taksirle yaralama suçunun mağduru olduğunu iddia edilen kişinin fiziksel muayenesinde hiç bir iz ve emare rastlanmadığı ancak mağdur tarafından bir bölgesinin ağrıdığı belirtilmesi durumunda sadece mağdurun subjektif beyanını esas alınarak sanığın cezalandırılması yoluna gitmek ceza hukukunun temel prensiplerine aykırılık oluşturmaktadır. Çünkü sadece mağdurun beyanına itibar edip sanığın savunmasını gözardı etmek, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan şüpheden sanık yararlanır prensibine de açık aykırılık oluşturur. Bunun yanında basit bir yaralamanın veya böyle bir iddianın mağdur beyanına göre cezalandırılmasının hukuki sonuçları da son derece ağır olabilecektir.</p>

<p>Mesela; basit bir temas veya mağdurun öyle bir iddiası sonucu yapılan soruşturmada, mağdurun şikayetçi olması sonucu alınan hekim raporunda harici bulgu tespit edilemediği ancak mağdurun hafif bir ağrı tarifinde bulunduğu bu sebeple hakkında basit tıbbi müdahale ile iyileşebilir raporu tanzim edildiği, buna göre mahkemenin mahkumiyet hükmettiği bir durumda ağır bir suçtan dolayı şartlı salıvermeden yaralanan kişinin hukuki durumu da dikkatli değerlendirilmelidir.<br />
Hiçbir harici bulgu yok iken hekimin mağdurun basit tıbbi müdahale ile düzelir şeklindeki raporu da bilimsel olmaktan uzak tamamen tahmini bir rapor olmaktadır ki buda soruşturmanın ciddiyetini gölgeler niteliktedir.</p>

<p>Bu konuda tereddütleri giderecek kriterleri belirlemek, uygulamada doğacak sakıncaları gidermek, Kanun koyucunun müphem bıraktığı ya da hukuken tartışmalı konularda uygulama birliğini sağlamak hem yargı çalışanlarına hemde bu hususta sorumlu olan hekimlere yol gösterecek ilkeler belirlemek Yüksek Yargıtay’ın asli görevidir.</p>

<p>İlamımızda 2 numara altında karara bağlanan olayda; meydana gelen trafik kazasında, hekim raporunda derç edildiği üzere “hiç bir harici bulgu olmayan ve algılama yeteneğinde bir azalma meydana gelmeyen” sanık hakkında verilen beraat kararının onanması yerine, hekim raporunda “fizik muayenelerinde özellik olmadığı, patolojik saptanmadığı belirtilip basit tıbbi müdahale ile düzelir” ibaresine yer verildiğinden, sanığın cezalandırılması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="83262"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KASTEN YARALAMA SUÇUNDA SAĞLIĞIN VE ALGILAMA YETENEĞİNİN BOZULMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-sucunda-sagligin-ve-algilama-yeteneginin-bozulmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-sucunda-sagligin-ve-algilama-yeteneginin-bozulmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Genel Olarak </strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenmiş olup, kişinin vücut dokunulmazlığını korumayı amaçlayan temel suç tiplerinden biridir. Suçla korunan hukuki yarar, bireyin beden bütünlüğü ve ruhsal varlığıdır. Bu yönüyle suçun konusu yalnızca fiziksel bütünlükle sınırlı olmayıp, aynı zamanda bireyin ruhsal ve zihinsel sağlığını da kapsamaktadır.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu – Madde 86/1; <i>“Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</i></p>

<p>Yukarıda yer verilen kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere kasten yaralama suçu üç farklı seçimlik hareketle işlenebilir;</p>

<p>· Kasten başkasının vücuduna acı vermek</p>

<p>· Kasten sağlığının bozulmasına neden olmak</p>

<p>· Kasten algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmak</p>

<p>Bu üç seçimlik hareketten herhangi birinin gerçekleşmesi, suçun oluşumu için yeterlidir. Uygulamada çoğu zaman “vücuda acı verme” unsurunun ön planda değerlendirildiği görülmekteyse de kanun koyucu açık biçimde sağlığın veya algılama yeteneğinin bozulmasını da bağımsız seçimlik hareketler olarak düzenlemiştir.</p>

<p><strong>II. Sağlığın Bozulması Kavramı</strong></p>

<p>Sağlığın bozulması kavramı yalnızca fiziksel hastalık veya bedensel zarar ile sınırlı değildir. Sağlığın bozulmasını hem beden sağlığı hem de akıl ve ruh sağlığı bakımdan anlamak gereklidir. Nitekim kanun koyucu ayrıca algılama yeteneğinin bozulmasını da özel olarak düzenleyerek kişinin ruhsal sağlığını açıkça koruma altına almıştır.</p>

<p>Kişi sağlığını bozacak hareketlerin, mutlaka tıbbi bir hastalığa neden olması gerekmemektedir. Sağlıklı bir kişinin iyi halini bozan veya mevcut hastalığının artmasına sebep veren bir harekete maruz kalması da bu suçu oluşturacaktır. Sağlığın bozulmasının belirli bir süre devam etmesi gerekmemektedir. ¹ Geçici nitelikte dahi olsa ruhsal veya bedensel dengenin bozulması suçun oluşması için yeterlidir. Örneğin mağdurun sinir krizi geçirmesi, yoğun korku yaşaması veya psikolojik tedavi gerektirecek bir ruhsal sarsıntıya maruz kalması da bu kapsamda değerlendirilebilecektir. Yargıtay gerçekleşen zararın, ispatı konusunda uzman hekim raporuna oldukça önem vermektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari" rel="dofollow">²</a></p>

<p><strong>III. Algılama Yeteneğinin Bozulması</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinin birinci fıkrasında yer alan bir diğer seçimlik hareket, algılama yeteneğinin bozulmasıdır. Algılama; <i>“Bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyum yolu ile yalın bir biçimde bilinç alanına almak, idrak etmektir.”</i> Bu bağlamda algılama yeteneğinin bozulmasından, kişinin anlama, düşünme ve muhakeme etme yeteneklerinde karışıklık veya düzensizlik meydana getiren her türlü müdahale anlaşılmalıdır.</p>

<p>Akli melekelerde düzensizlik oluşması, ruhsal dengenin normal durumdan sapması ve kişinin zihinsel fonksiyonlarında geçici veya kalıcı bozulma meydana gelmesi bu kapsamda değerlendirilmelidir.</p>

<p>Öğretide hipnotik hareketler, korkutucu, sinir bozucu, sağlık veya algılama yeteneğini etki edecek dolaylı hareketlerin de bu suç kapsamına girebileceği düşünülmektedir. ³</p>

<p>Bu konuyu detaylandırarak algılama yeteneğinin bozulmasına örnek vermemiz gerekirse;</p>

<p>· Bir kimsenin yemeğine algılamayı bozacak nitelikte madde katılması <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow">⁴</a></p>

<p>· Korkutma veya yoğun psikolojik baskı sonucu uyku bozukluğu meydana gelmesi</p>

<p>· Hipnotik etki doğuracak müdahaleler</p>

<p>· Ruhsal çöküntüye yol açacak davranışlar gösterilebilir.</p>

<p>Burada suçun oluşması için esas olan hukuken geçerli bir illiyet bağının varlığıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari" rel="dofollow">⁵</a></p>

<p>Yargıtay’ın değerlendirmesinde algılama yeteneğinin bozulması ve ruhsal sağlığın bozulması iddialarında, mağdurun salt beyanı yeterli görülmeyebilmekte; bu bozulmanın hekim raporuna yansıyacak nitelikte objektif olarak tespit edilmesi aranmaktadır.<a href="http://hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari" rel="dofollow"> ⁶</a></p>

<p><strong>IV. Suçun Serbest Hareketli Niteliği</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu serbest hareketli bir suçtur. Suçun kanuni tanımında hangi hareketle işlenebileceği sınırlı biçimde belirtilmemiştir. Bu nedenle yaralama neticesini doğurmaya elverişli her türlü hareket bu suçu oluşturabilir. Nitekim yaralama kapsamında değerlendirilecek bazı hareketlere örnek vermemiz gerekirse; vurma, delici kesici alet saplama, itme, yüksekten atma, korkutma, hastalanmasına neden olacak ilaç verme gibi her türlü kişinin yaralanmasına veyahut hasta etmek suretiyle iyi halinin bozulmasına sebep olacak hareketle bu suçun oluşmasına yol açabilecektir. Yaralama suçu icrai hareketle işlenebileceği gibi ihmali davranışla da işlenebilecektir. ⁷</p>

<p>Türk Ceza Kanunu – Madde 88; <i>“Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.”</i></p>

<p>Suçun hareket niteliğinin daha net anlaşılması için bu konuyu örneklendirmemiz gerekirse; kendisini koruyamayacak durumda olan bir kimsenin soğuğa terk edilmesi sonucu donma meydana gelmesi ihmali davranışla yaralama suçunu oluşturabilecektir.</p>

<p>İhmali davranışla yaralamada failin yükümlülük temelindeki ihmali davranışıyla yaralama neticesine neden olup olmadığı ise ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>V. İlliyet Bağı ve Objektif İsnadiyet</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçunda cezai sorumluluğun doğabilmesi için failin eylemi ile meydana gelen netice arasında uygun nedensellik bağının bulunması zorunludur. Ancak ceza sorumluluğu açısından salt fiziksel nedensellik yeterli değildir; ayrıca neticenin faile objektif olarak isnat edilebilir olması gerekir.</p>

<p>Objektif isnadiyetin varlığının kabulü, failin olaydaki kastının veya taksirinin değerlendirilmesinden önce hareketle netice arasındaki nedenselliğin ve hukuki değerlendirme yapılarak neticenin ona yüklenebileceğinin belirlenmesine bağlıdır. Failin fiilinin eseri olmayan neticeler ise ona yüklenmemelidir. ⁸</p>

<p>Dolayısıyla özellikle ruhsal bozulma, psikolojik etkilenme veya algılama yeteneğinin zedelenmesi gibi durumlarda, somut olayda meydana gelen neticenin gerçekten failin fiilinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı dikkatle değerlendirilmelidir. İlliyet bağının kesildiği veya üçüncü bir nedenin devreye girdiği hallerde cezalandırılabilirliğin temel şartlarından olan illiyet bağı kesileceğinden sorumluluk söz konusu olmayacaktır.</p>

<p><strong>VI. Sonuç</strong></p>

<p>Tüm bu anlattıklarımız doğrultusunda kasten yaralama suçunun yalnızca fiziksel yaralamayla sınırlı olmayan, bireyin bedensel ve ruhsal bütünlüğünü geniş anlamda koruyan bir suç tipi olduğu vurgulanmıştır. Sağlığın bozulması ve algılama yeteneğinin zedelenmesi, kanun koyucu tarafından bağımsız seçimlik hareketler olarak düzenlenmiş olup, bu hallerin gerçekleşmesi için kalıcı bir hastalık ya da ağır fiziksel zarar şart koşulmamıştır.</p>

<p>Nitekim yine gerçekleştiren haksız fiilde süreklilik veya sistematiklik aranmamakta olup bir kereye mahsus anlık eylemler de bu suçun kapsam alanına girecektir.</p>

<p>Ruhsal travmalar, algılama yeteneğinde geçici bozulmalar, psikolojik sarsıntılar ve dolaylı müdahaleler de suç kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ancak bu değerlendirme yapılırken nedensellik bağı ve gerçekleşen fiilin doğrudan failin hareketiyle ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceği titizlikle incelenmeli, neticenin faile hukuken yüklenebilir olup olmadığı somut olay çerçevesinde belirlenmelidir.</p>

<p>Bu yönüyle kasten yaralama suçu; bireyin yalnızca bedensel değil, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal bütünlüğünü de koruyan bütüncül bir normatif düzenleme niteliği taşımakta olup sistematiklik aramayan, münferit davranışlarla da tamamlanan bir suçtur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK"><img alt="Av. Yağmur ARICAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yagmur-aricak.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK">Av. Yağmur ARICAK</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· ¹ Tezcan, Erdem, Önok; s. 183; Centel, Zafer, Çakmut, Çakmut; s. 133; Özbek, Kambur, Doğan Bacaksız; s. 249.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· ² Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/174 E., 2022/602 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· ³ Tezcan, Erdem, Önok; s. 186; Centel, Zafer, Çakmut, Çakmut; s. 132.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· ⁴ Yargıtay Ceza Genel Kurulu 21.06.2011 gün ve 2011/10-120 E., 2011/143 K.;</span></a><span style="color:#999999"> Akçin, Erel, Halitoğlu, Bozoğlu, Fazla, Örer, Özbey; s. 436</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· ⁵ Yargıtay 12. Ceza Dairesi 03.07.2019 T., 2017/10383 E., 2019/8044 K.</span></a></p>

<p><a href="http://hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· ⁶ Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2017/11935 E., 2019/7167 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· ⁷ Kocalar, Salih; Biçen, Yunus. Kasten Yaralama Suçu Örneğinde Genel Hükümler, Birinci Baskı, Mart 2019, S. 21-22.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· ⁸ Centel, Zafer, Çakmut, s. 283</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-sucunda-sagligin-ve-algilama-yeteneginin-bozulmasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tertasiz.jpg" type="image/jpeg" length="50780"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6306 Sayılı Kanun Kapsamında Kentsel Dönüşümde Riskli Yapı Tespitine İtiraz ve İptal Davası Süreçleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-kapsaminda-kentsel-donusumde-riskli-yapi-tespitine-itiraz-ve-iptal-davasi-surecleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-kapsaminda-kentsel-donusumde-riskli-yapi-tespitine-itiraz-ve-iptal-davasi-surecleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ülkemizin aktif fay hatları üzerinde yer alması ve geçmişte yaşanan acı deprem tecrübeleri, yapı stokunun yenilenmesini ve afetlere karşı dirençli hale getirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu hayati ihtiyaca binaen yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun (Kentsel Dönüşüm Kanunu), riskli yapıların tespit edilerek tasfiye edilmesi ve yerine güvenli yapıların inşa edilmesi amacıyla özel usul ve esaslar öngörmektedir.</p>

<p>Ancak, mülkiyet hakkı gibi en temel anayasal haklardan birine doğrudan müdahale niteliği taşıyan bu süreç, vatandaşlar ile idare arasında zaman zaman hukuki ihtilaflara yol açmaktadır. Özellikle mülkünün "riskli yapı" olmadığını iddia eden yahut tespit sürecinde teknik/usuli hatalar yapıldığını düşünen kat malikleri için kanunda öngörülen idari ve hukuki başvuru yollarının doğru ve süresinde kullanılması büyük önem taşımaktadır. Bu makalede, güncel yasal mevzuat ve Kasım 2023’te kanunda yapılan son ve önemli değişiklikler ışığında, riskli yapı tespitine karşı izlenecek itiraz prosedürleri ve açılacak iptal davaları tüm detaylarıyla ele alınacaktır.</p>

<p><strong>1. Riskli Yapı Tespiti ve Kapsamı</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun uyarınca "Riskli Yapı", riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmi ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıyı ifade eder.</p>

<p>Riskli yapı tespiti, kural olarak maliklerin (kat maliklerinden yalnızca birinin başvurusu dahi yeterlidir) veya kanuni temsilcilerinin talebi üzerine, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (Bakanlık) tarafından lisanslandırılmış kurum ve kuruluşlar (üniversiteler, yapı denetim firmaları, lisanslı mühendislik ve müşavirlik büroları) tarafından yapılır. İlgili lisanslı kuruluş, binadan karot örneği alır, sıyırma işlemi yapar, demir ve beton dayanım testlerini gerçekleştirerek teknik bir "Riskli Yapı Tespit Raporu" hazırlar ve bu raporu idarenin (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü veya yetkilendirilmiş İlçe Belediyesi) onayına sunar.</p>

<p><strong>Güncel Mevzuatta Tebligat Usulü (Kasım 2023 Değişiklikleri)</strong></p>

<p>İdari ve hukuki başvuru sürelerinin işlemesi tebligat aşamasına bağlıdır. 9 Kasım 2023 tarihinde 6306 sayılı Kanun'da yapılan köklü değişiklikler ile tebligat usulü ciddi şekilde hızlandırılmıştır.</p>

<p>Yeni düzenlemeye göre; riskli yapı tespitine ilişkin raporlar, bizzat maliklere iadeli taahhütlü posta yoluyla gönderilmeyecektir. Bunun yerine tebligat işlemi;</p>

<p>- Raporun yapıya (binanın kapısına) asılması,</p>

<p>- Mülki idare amirliğine (muhtarlığa) bildirilmesi,</p>

<p>- Raporun e-Devlet kapısı üzerinden bildirilmesi,</p>

<p>- İlgili idarenin internet sayfasında 15 gün süreyle ilan edilmesi,</p>

<p>şartlarının birlikte gerçekleşmesiyle <strong>yapılmış sayılacaktır.</strong> Bu durum, maliklerin e-Devlet bildirimlerini ve binalarına asılan evrakları çok daha sıkı takip etmelerini zorunlu kılmıştır. Süreler, bu ilan ve asma işlemlerinin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlar.</p>

<p><strong>2. Riskli Yapı Tespitine İdari İtiraz Yolu</strong></p>

<p>Riskli yapı tespit raporunun onaylanması ve maliklere yasal usullere göre tebliğ edilmesinin ardından, yapısının riskli olmadığını düşünen maliklerin veya ayni hak sahiplerinin başvurabileceği ilk aşama <strong>"İdari İtiraz"</strong> sürecidir.</p>

<p><strong>İtiraz Süresi ve Mercii</strong></p>

<p>Riskli yapı tespit raporuna karşı, tebligat tarihinden (ilan ve asma işleminin tamamlanmasından) itibaren <strong>15 gün içinde</strong> itiraz edilebilir. İtiraz, riskli yapının bulunduğu yerdeki Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne veya yetki devri yapılmışsa ilgili belediyeye dilekçe ile yapılır. Bu 15 günlük süre "hak düşürücü" niteliktedir. Süresi içinde itiraz edilmeyen tespit raporları kesinleşir ve binanın yıkım sürecine geçilir.</p>

<p><strong>İtirazın İncelenmesi: Teknik Heyet</strong></p>

<p>Yapılan itirazlar idare tarafından, Bakanlıkça oluşturulan <strong>Teknik Heyetler</strong> (üniversite öğretim üyeleri, bakanlık yetkilileri ve uzman mühendislerden oluşan komisyonlar) aracılığıyla incelenir. Teknik heyet, yapılan itirazı evrak üzerinden inceleyebileceği gibi, gerek görürse yerinde (binada) de inceleme yapabilir.</p>

<p>İnceleme sonucunda teknik heyet;</p>

<p><strong>1. İtirazı haklı bulabilir:</strong> Rapor iptal edilir, yapı "riskli olmayan yapı" statüsüne döner.</p>

<p><strong>2. İtirazı reddedebilir:</strong> Raporun teknik ve ilmi verilere uygun olduğuna karar verilir. Bu durumda riskli yapı kararı idari yönden kesinleşir.</p>

<p>Teknik heyetin kararı son idari karardır. Bu karara karşı idari merciler nezdinde başkaca bir itiraz yolu bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>3. Hukuki Yol: İdari İşlemin İptali Davası</strong></p>

<p>İdari itirazın teknik heyet tarafından reddedilmesi (veya hiç itiraz edilmeyip raporun kesinleşmesi) halinde, idare idari işlemi tesis ederek maliklere binayı tahliye ve yıkım için 60 günden az olmamak üzere süre verir. Mülkiyet hakkını korumak isteyen kat maliklerinin başvurabileceği son ve en etkili yol, idari yargıda <strong>"İptal Davası"</strong> açmaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Dava Açma Süresi ve Görevli Mahkeme</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun uyarınca alınan kararlara ve idari işlemlere karşı açılacak iptal davalarında süre, işlemin tebliğinden itibaren <strong>30 gündür</strong>. Bu süre, genel idari yargılama usulündeki 60 günlük süreden farklı ve daha kısadır; bu sebeple hak kaybı yaşamamak adına 30 günlük dava açma süresine harfiyen uyulmalıdır. Görevli ve yetkili mahkeme, taşınmazın (riskli yapının) bulunduğu yerdeki <strong>İdare Mahkemeleri</strong>dir.</p>

<p><strong>İptal Davasının Gerekçeleri (Hukuka Aykırılık Nedenleri)</strong></p>

<p>İptal davasında malikler, tespit sürecinin hukuka, bilime ve tekniğe aykırı olduğunu ileri sürmelidir. İdare mahkemeleri, alanında uzman bilirkişi heyetleri (inşaat mühendisi, mimar, jeoloji mühendisi vb.) atayarak yapıyı yeniden inceletir. Yaygın iptal gerekçeleri şunlardır:</p>

<p>- Lisanslı kuruluşun yetkisiz olması veya gerekli akreditasyonlara sahip olmaması.</p>

<p>- Karot numunelerinin (beton örneklerinin) yanlış yerlerden (örneğin taşıyıcı olmayan kolonlardan) alınması veya standartlara aykırı sayılarda alınması.</p>

<p>- Zemin etüdü verilerinin yanlış değerlendirilmesi.</p>

<p>- 2013, 2018 veya güncel (2019) Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslar (RYTEİE) yönetmeliklerinde belirtilen matematiksel modelleme ve formüllerin hatalı uygulanması.</p>

<p>Mahkemece atanan bilirkişi heyetinin hazırlayacağı rapor, davanın sonucunu doğrudan belirler. Bilirkişi raporunda binanın riskli olmadığı veya teknik analizlerin kökten hatalı olduğu tespit edilirse, idare mahkemesi "Riskli Yapı Tespiti Kararının İptaline" karar verir.</p>

<p><strong>Yürütmenin Durdurulması (YD) Talebi</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm davalarının en kritik aşaması "Yürütmenin Durdurulması" müessesesidir. Çünkü idari dava açılmış olması, tek başına yıkım işlemlerini durdurmaz.</p>

<p>6306 sayılı Kanun'un ilk halinde "Bu kanun uyarınca alınacak kararlara karşı açılan davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemez" şeklinde bir hüküm bulunmaktaydı. Ancak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının özüne dokunduğu ve hak arama hürriyetini kısıtladığı gerekçesiyle bu katı hükmü iptal etmiştir.</p>

<p>Güncel uygulamada, iptal davası açarken mutlaka ve gerekçeli olarak <strong>Yürütmenin Durdurulması</strong> talep edilmelidir. İdare Mahkemesi, 2577 sayılı İYUK m.27 uyarınca "İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması (binanın yıkılması gibi)" ve "idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması" şartlarının birlikte gerçekleştiğine kanaat getirirse (genellikle ilk bilirkişi incelemesi sonrasında) yürütmeyi durdurma kararı verebilir. YD kararı alındığında, dava sonuçlanıncaya kadar idare, elektrik/su kesme, tahliye veya yıkım işlemlerini gerçekleştiremez.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunu kapsamında yürütülen süreçler, kamu yararı (can güvenliği) ile bireysel mülkiyet hakkı arasında hassas bir denge üzerine kuruludur. Devletin afet riskini bertaraf etme ödevi tartışmasız olmakla birlikte, bu süreçte maliklerin anayasal mülkiyet haklarının keyfi veya hatalı teknik değerlendirmelerle ihlal edilmemesi de hukuk devletinin bir gereğidir.</p>

<p>Özellikle Kasım 2023 değişiklikleri ile tebligat sürelerinin kısaltılması ve e-Devlet üzerinden yapılan bildirimlerin geçerli sayılması, kat maliklerinin çok daha dikkatli ve hızlı hareket etmesini zorunlu kılmıştır. 15 günlük idari itiraz süresinin ve 30 günlük iptal davası açma süresinin hak düşürücü nitelikte olması sebebiyle, riskli yapı tespiti tebligatı (ilanı) ile karşılaşan vatandaşların vakit kaybetmeksizin gayrimenkul ve idare hukuku alanında uzman hukukçulardan destek almaları, telafisi imkansız zararların (haksız yıkımların) önüne geçilmesi adına elzemdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN"><img alt="Av. Yusuf Şamil TÜREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yusuf-samil-turen1.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN">Av. Yusuf Şamil TÜREN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-kapsaminda-kentsel-donusumde-riskli-yapi-tespitine-itiraz-ve-iptal-davasi-surecleri-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/bina-ev-dls.jpg" type="image/jpeg" length="28997"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı Anastatüsünde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ilkokul-ogretmenleri-saglik-ve-sosyal-yardim-sandigi-anastatusunde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ilkokul-ogretmenleri-saglik-ve-sosyal-yardim-sandigi-anastatusunde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı Anastatüsünde Değişiklik Yapılmasına Dair Ana Statü, 11 Nisan 2026 Tarihli ve 33221 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Millî Eğitim Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İLKOKUL ÖĞRETMENLERİ SAĞLIK VE SOSYAL YARDIM SANDIĞI ANASTATÜSÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR ANA STATÜ</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 22/3/1995 tarihli ve 22235 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı Anastatüsünün 18 inci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Üyelik kapsamında Sandığa en az 120 ay aidat ödemiş olup herhangi bir nedenle üyeliği sona erenler bakımından aşağıdaki kurallar uygulanır:</p>

<p>a) Talep etmeleri halinde, birikmiş aidatları yasal faizi ile birlikte geri ödenir. Bu kişilere emekli yardımı ödenmez. Ancak bu kişiler, isterlerse Sosyal Güvenlik Kurumundan emekli olacakları tarihe kadar bekleyip emekli yardımı alabilirler.</p>

<p>b) Bu fıkranın (a) bendi hükümlerine göre aidat iadesi almayarak, Sosyal Güvenlik Kurumundan emekli olacakları tarihe kadar bekleyenlere veya bu süre içinde vefat edenlerin varislerine, Sandıktaki birikmiş aidatları ile son ödedikleri aidat tutarına göre hesaplanan emekli yardımı tutarı anapara kabul edilerek, sandıktan ayrıldıkları tarihten, emekli oldukları veya vefat ettikleri tarihe kadar geçen süre için 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanuna göre tahakkuk ettirilecek yasal faiz hesaplanarak, emekli yardımı tutarına ilave olunur.</p>

<p>c) Sandıkça resen tahakkuk ettirilip, kısmen veya tamamen Sandık emanet hesaplarına kaydedilen emekli yardımı veya ölüm yardımından kaynaklı üye alacaklarına, bahse konu yardım miktarından, emanet hesaba aktarılan kadar tutarı anapara kabul edilerek, bu meblağa emanet hesaba kaydedildiği tarihten, üyeye veya varislerine ödeme yapılan tarihe kadar geçecek süre için 3095 sayılı Kanuna göre tahakkuk ettirilecek yasal faiz hesaplanarak, anapara tutarına ilave olunur.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Ana Statü yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Ana Statü hükümlerini Millî Eğitim Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ilkokul-ogretmenleri-saglik-ve-sosyal-yardim-sandigi-anastatusunde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/milli-egi.jpg" type="image/jpeg" length="29782"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/selcuk-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/selcuk-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 11 Nisan 2026 Tarihli ve 33221 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Selçuk Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 2/8/2023 tarihli ve 32267 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğine aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 2- (1) 2024-2025 eğitim-öğretim yılından önce Fakülteye kayıt yaptıran öğrenciler hakkında; başarı notunun tespiti ve başarı denetimine ilişkin olarak, kayıt tarihinde yürürlükte bulunan 13/1/2016 tarihli ve 29592 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Selçuk Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 13 üncü ve 15 inci maddeleri uygulanmaya devam edilir. Ancak, 2024-2025 eğitim-öğretim yılı için merkezi yerleştirme ile kayıt yaptıran öğrenciler hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Selçuk Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/selcuk-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="18225"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Doğa Koruma ve Milli Parklar Uzmanlığı Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/doga-koruma-ve-milli-parklar-uzmanligi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/doga-koruma-ve-milli-parklar-uzmanligi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğa Koruma ve Milli Parklar Uzmanlığı Yönetmeliği, 11 Nisan 2026 Tarihli ve 33221 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünden:</strong></p>

<p><strong>DOĞA KORUMA VE MİLLİ PARKLAR UZMANLIĞI YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; doğa koruma ve milli parklar uzman yardımcılarının mesleğe alınma, yetiştirilme ve yeterlik sınavları, doğa koruma ve milli parklar uzmanlığına atanmaları ile doğa koruma ve milli parklar uzman ve uzman yardımcılarının çalışma usul ve esasları, görev, yetki, hak ve sorumluluklarını düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, doğa koruma ve milli parklar uzman yardımcılığı yarışma sınavına katılacak adaylar ile doğa koruma ve milli parklar uzman ve uzman yardımcılarını kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 41 inci maddesi ile 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 792/DD maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Aday: Uzman yardımcılığı yarışma sınavına başvuran ve sınava katılan kişiyi,</p>

<p>b) Birim: Doğa koruma ve milli parklar uzman ve uzman yardımcılarının görev yaptığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı hizmet birimlerini,</p>

<p>c) Birim amiri: Genel Müdürlük merkez teşkilatındaki hizmet birimlerinin en üst amirlerini ve genel müdür yardımcılarını,</p>

<p>ç) Genel Müdür: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürünü,</p>

<p>d) Genel Müdürlük: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>e) KPSS: Kamu Personel Seçme Sınavını,</p>

<p>f) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,</p>

<p>g) Tez: Doğa koruma ve milli parklar uzmanlık tezini,</p>

<p>ğ) Tez jürisi: Uzman yardımcısı tarafından hazırlanan tezi inceleyen ve değerlendiren jüriyi,</p>

<p>h) Uzman: Doğa koruma ve milli parklar uzmanını,</p>

<p>ı) Uzman yardımcısı: Doğa koruma ve milli parklar uzman yardımcısını,</p>

<p>i) Yarışma sınavı: Uzman yardımcılığına giriş için yapılan yarışma sınavını,</p>

<p>j) Yarışma sınavı komisyonu: Genel Müdürlük tarafından yarışma sınavlarıyla ilgili işlemleri yürütmek amacıyla oluşturulan komisyonu,</p>

<p>k) YDS/e-YDS: Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavını/Elektronik Yabancı Dil Sınavını,</p>

<p>l) Yeterlik sınav komisyonu: Genel Müdürlük tarafından yeterlik sınavlarıyla ilgili işlemleri yürütmek amacıyla oluşturulan komisyonu,</p>

<p>m) Yeterlik sınavı: Doğa koruma ve milli parklar uzmanlığı yeterlik sınavını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Uzman Yardımcılığı Yarışma Sınavı ve Atama</p>

<p><strong>Uzman yardımcılığı yarışma sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Uzman yardımcıları, mesleğe yarışma sınavı ile alınır. Yarışma sınavı, kadro ve ihtiyaç durumuna göre Genel Müdürlükçe uygun görülen zamanlarda yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamalı yapılır.</p>

<p>(2) Yarışma sınavı; kadro ve ihtiyaç durumu gözetilerek, 18/3/2002 tarihli ve 2002/3975 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmelik hükümleri çerçevesinde, KPSS sonuçlarına göre sınav ilânında belirtilen taban puan esas alınarak yapılır.</p>

<p>(3) Sınavın sekretarya işlemleri Personel Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Yarışma sınavı duyurusu</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Yarışma sınavının başvuru şartları, KPSS puan türleri ve asgari puanlar, sınav konuları, sınavın şekli, ilk ve son başvuru tarihi, başvuru evrakının temin edileceği yer, başvuru yeri, gerek görülmesi hâlinde öğrenim dalları ve kontenjanları, öğrenim dalları itibarıyla atama yapılacak kadroların sınıfı, dereceleri, sayıları, sınava çağrılacak aday sayısı, sınavın yeri, zamanı, değerlendirme yöntemi, başvuruda istenen belge ve beyanlar ile diğer hususlar sınava son başvuru tarihinden en az otuz gün önce Resmî Gazete’de, Cumhurbaşkanınca belirlenen kurumun internet sitesi ile Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanmak suretiyle duyurulur.</p>

<p><strong>Yarışma sınavına başvuru şartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Adaylarda başvuru sırasında;</p>

<p>a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinde yer alan genel şartları taşımak,</p>

<p>b) Son başvuru tarihi itibarıyla geçerlilik süresi dolmamış olmak kaydıyla KPSS’den yarışma sınavı duyurusunda belirtilen puan türlerinden asgari puanı almış olmak,</p>

<p>c) Yarışma sınavının yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü itibarıyla otuz beş yaşını doldurmamış olmak,</p>

<p>ç) Genel Müdürlüğün kadro ve ihtiyaç durumuna göre ilanda belirtilecek olan en az dört yıllık siyasal bilgiler, hukuk, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, işletme, fen-edebiyat, fen, mühendislik, mimarlık, veteriner, ziraat, orman ve uygulamalı bilimler fakültelerinden ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içindeki veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak,</p>

<p>d) Genel Müdürlükçe gerekli görüldüğü takdirde, son başvuru tarihi itibarıyla son beş yıl içinde giriş sınavı ilanında belirtilen yabancı dillerin birinden YDS/e-YDS’den en az (D) seviyesinde veya dil yeterliği bakımından bunlara denkliği ÖSYM tarafından kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan belgeye sahip olmak,</p>

<p>şartları aranır.</p>

<p><strong>Yarışma sınavına başvuru ve istenilecek belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Uzman yardımcılığı yarışma sınavı başvurusu, Genel Müdürlük internet sitesinden temin edilerek doldurulacak başvuru formunun, aşağıda sayılan belgelerle birlikte, sınav ilanında belirtilen tarihe kadar Personel Dairesi Başkanlığına şahsen veya posta yoluyla teslim edilmesi suretiyle yapılır:</p>

<p>a) Kimlik bilgileri.</p>

<p>b) KPSS sonuç belgesinin aslı veya fotokopisi ya da ÖSYM’nin internet sitesinden alınan çıktısı.</p>

<p>c) Mezuniyet durumuna ilişkin belgenin Genel Müdürlükçe onaylı örneği veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar için diploma denklik belgesinin aslı veya onaylı örneği.</p>

<p>ç) 2 adet biyometrik vesikalık fotoğraf.</p>

<p>d) Özgeçmiş.</p>

<p>e) Genel Müdürlükçe gerekli görüldüğü takdirde, son başvuru tarihi itibarıyla son beş yıl içinde giriş sınavı ilanında belirtilen yabancı dillerin birinden YDS/e-YDS’den en az (D) seviyesinde veya dil yeterliği bakımından bunlara denkliği ÖSYM tarafından kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan belgenin aslı veya onaylı sureti.</p>

<p>(2) Yarışma sınavı duyurusunda belirtilmesi halinde, başvurular elektronik ortamda da yapılabilir. Elektronik başvurularda ilan edilen başvuru süresi içinde elektronik başvuru formundaki bilgilerin doldurulması ve birinci fıkrada sayılan bilgi ve belgelerin girilmesi ya da okunabilir bir dosya olarak yüklenmesi ile başvuru işlemi tamamlanmış sayılır.</p>

<p>(3) İkinci fıkra uyarınca elektronik ortamda yapılan başvurularda adaylardan şahsen veya posta yoluyla herhangi bir bilgi veya belge istenmez. Son başvuru tarihinden sonra yapılan başvurular kabul edilmez.</p>

<p><strong>Yarışma sınavı başvurularının incelenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yarışma sınavı komisyonu, sınav başvurularını aranılan şartlar açısından inceleyerek, yarışma sınavına katılabilecek adaylara ilişkin listeyi KPSS puanı en yüksek olan adaydan başlamak suretiyle düzenler. Atama yapılacak kadro sayısının fakülte veya öğrenim ya da fakülte ve öğrenim dalları itibarıyla ayrı ayrı belirlenmesi durumunda listeler buna göre düzenlenir. Düzenlenen listeler Personel Dairesi Başkanlığına bildirilir.</p>

<p>(2) Yarışma sınavına çağrılacak aday sayısı, ilan edilen atama yapılacak kadro sayısının yirmi katını geçemez. Son sıradaki adayla aynı puanı alan adaylar da yarışma sınavına çağrılır. Sınav ilanında atama yapılacak kadro sayısının fakülte veya öğrenim ya da fakülte ve öğrenim dalları itibarıyla ayrı ayrı belirlenmesi durumunda yarışma sınavına çağrılacak aday sayısı da ayrı ayrı hesaplanır.</p>

<p><strong>Adayların yarışma sınavına kabulü ve itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Personel Dairesi Başkanlığına bildirilen sınava katılmaya hak kazanan adayların listesi ile bunların sınava giriş yerleri, Genel Müdürlük resmî internet sitesinde ilan edilir. Adaylara ayrıca tebligat yapılmaz.</p>

<p>(2) Yarışma sınavının yazılı bölümünün Genel Müdürlükçe yapılması halinde sınava girme hakkı kazanan adaylara fotoğraflı sınav giriş belgesi Personel Dairesi Başkanlığı tarafından verilir. Sınav giriş belgesinde kimlik bilgileri, sınav yeri ve tarihi yer alır. Fotoğraflı sınav giriş belgesi sınav saatine kadar adaylarca elden veya elektronik ortamda teslim alınır. Sınav giriş belgesi olmayan aday sınava katılamaz. Başvuruların elektronik ortamda alınması halinde sınav giriş belgesi ilgili platform aracılığı ile temin edilebilir.</p>

<p>(3) Yarışma sınavına katılacak adayların listesine itirazlar, ilan tarihinden itibaren beş iş günü içinde Genel Müdürlüğe yazılı olarak yapılabilir. Yapılan itirazlar, yarışma sınavı komisyonunca itiraz tarihinden itibaren en geç on gün içinde sonuçlandırılır; bu süre zorunlu hallerde on güne uzatılabilir.</p>

<p>(4) Yarışma sınavına katılmaya hak kazanan adaylardan gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenler yarışma sınavına alınmaz. Yarışma sınavına katılmış olanların sınavı geçersiz sayılır ve atamaları yapılmaz. Adayların atamaları yapılmış olsa dahi iptal edilir ve bu kişiler hiçbir hak talep edemezler. Bu kişiler hakkında Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur. Bu şekilde Genel Müdürlüğü yanıltanlar kamu görevlisi ise durumları, çalıştıkları kurumlara bildirilir.</p>

<p><strong>Yarışma sınavı komisyonu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yarışma sınavı komisyonu; Genel Müdürün veya Genel Müdürün belirleyeceği birim amirinin başkanlığında bir başkan ve dört üye olmak üzere beş kişiden oluşur. Üyeler, birim amirleri arasından belirlenir. İhtiyaç hâlinde, üniversitelerden en fazla iki öğretim üyesi veya kurum içinden iki uzman da sınav kurulunda asıl üye olarak görevlendirilebilir. Ayrıca aynı niteliklere sahip dört yedek üye belirlenir.</p>

<p>(2) Yarışma sınavı komisyonu başkan ve üyeleri; kendilerinin, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, birinci ve ikinci derece kan ve kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldıkları sınavlarda görev alamazlar. Bunların yerine yedek üye veya üyeler katılır.</p>

<p>(3) Yarışma sınavı komisyonu, üye tam sayısı ile toplanır ve oy çokluğu ile karar alır. Asıl üyelerin herhangi bir nedenle toplantıya katılamamaları hâlinde yerlerine yedek üyeler katılır.</p>

<p>(4) Yarışma sınavı komisyonunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Yarışma sınavı sorularını hazırlamak veya hazırlatmak.</p>

<p>b) Yarışma sınavını yapmak veya yaptırmak.</p>

<p>c) Yarışma sınavının sonuçlarını değerlendirerek başarı sıralamasını yapmak.</p>

<p>ç) Yarışma sınav sonuçlarına göre yapılacak itirazları değerlendirmek ve sonuçlandırmak.</p>

<p>(5) Yarışma sınavının hazırlık çalışmaları, başvuruların incelenmesi ve yarışma sınavına katılacak adayların belirlenmesi işlemleri ile yarışma sınavı komisyonunun sekretarya hizmetleri Personel Dairesi Başkanlığınca yürütülür.</p>

<p><strong>Yazılı sınav konuları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yazılı sınav; genel kültür ve genel yetenek, Genel Müdürlüğün görev alanına ilişkin mevzuat bilgisi ve adayların mezun oldukları yükseköğretim programlarına göre mesleki alan konularından oluşur.</p>

<p>(2) Yazılı sınav konuları öğrenim gruplarına göre aşağıdaki şekilde belirlenir:</p>

<p>a) Siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, işletme ve iktisat fakülteleri mezunları için; Uluslararası İlişkiler Kuramları, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Avrupa Bütünleşmesi, Kamu Yönetimi, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Mikro İktisat, Makro İktisat, Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Kamu Maliyesi (Kamu Harcamaları, Kamu Gelirleri, Bütçe ve Kamu Finansmanı), Maliye Politikası.</p>

<p>b) Hukuk fakültesi mezunları için; Medeni Hukuk (Genel Hükümler, Eşya Hukuku), Uluslararası Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku (Genel Hükümler, Şirketler Hukuku, Kıymetli Evrak Hukuku), Anayasa Hukuku, Ceza Hukuku (Genel Hükümler) ve İdare Hukuku (Genel Hükümler, İdari Yargı).</p>

<p>c) Mimarlık, mühendislik, fen, fen-edebiyat, veteriner, ziraat, orman ve uygulamalı bilimler fakülteleri mezunları için; mezun olunan bölümün müfredatı esas alınarak, Genel Müdürlüğün görev alanına giren konular çerçevesinde mesleki alan bilgisi ve ilgili mevzuat.</p>

<p>(3) Yazılı sınav soruları; genel kültür ve genel yetenek soruları tüm soruların yüzde onunu, Genel Müdürlüğün yapısı, genel görev alanı ve ilgili mevzuat ile ilgili sorular yüzde otuzunu, mezun olunan bölümün müfredatı kapsamında meslekî alan bilgisi ile ilgili sorular yüzde altmışını oluşturacak şekilde hazırlanır ve aynı oranda değerlendirilir.</p>

<p><strong>Yazılı sınavın yapılış şekli</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yazılı sınav klasik veya test usulünde yapılabilir. Sınavın uygulanma yöntemi sınav duyurusunda belirtilir.</p>

<p>(2) Yazılı sınav, Genel Müdürlük tarafından yapılabilir veya gerekli görülmesi hâlinde ÖSYM ya da üniversitelere yaptırılabilir. Sınavın başka bir kuruma yaptırılması hâlinde usul ve esaslar protokolle belirlenir.</p>

<p>(3) Yazılı sınav konularının kapsamı ve detayı, 12 nci maddede belirtildiği şekilde yayımlanarak duyurulur.</p>

<p>(4) Yazılı sınavın Genel Müdürlük tarafından yapılması halinde sınav soruları, yarışma sınavı komisyonunun belirleyeceği üniversite veya Genel Müdürlük personeli tarafından sınav duyurusunda belirtilen alanlara uygun olarak ayrı ayrı hazırlanıp yarışma sınavı komisyonuna sunulur. Yazılı sınav soruları, puanları ve sınav süresini gösterir tutanak, yarışma sınavı komisyonu başkanı ve üyeleri tarafından imzalanır.</p>

<p>(5) Soru kitapçıkları, zarflar içerisine konularak mühürlenmek suretiyle kapatılıp muhafaza edilir ve sınav salonunda adayların huzurunda açılır.</p>

<p>(6) Yazılı sınav sorularının hazırlanması, muhafazası ve sonuçlarının değerlendirilmesinde gizliliğe riayet edilir.</p>

<p>(7) Genel Müdürlük tarafından yapılacak yazılı sınav, yarışma sınavı komisyonu başkanı tarafından bu iş için görevlendirilen personel ile yarışma sınavı komisyonu üyelerinin gözetimi ve denetimi altında yapılır.</p>

<p>(8) Sınavda kopya çekenler, çekmeye teşebbüs edenler veya kopya çektiği tespit edilenler hakkında tutanak düzenlenir ve bu kişilerin sınavları geçersiz sayılır.</p>

<p>(9) Yazılı sınavın klasik usulde yapılması halinde isim yeri kapalı özel cevap kâğıtları kullanılır. Sınavın başlama ve bitiş saati, kaç adayın katıldığı, her adayın kullandığı cevap kâğıdı adedini gösteren tutanak düzenlenir. Toplanan cevap kâğıtları ve tutanaklar, zarf içine konularak kapatılıp mühürlendikten sonra yarışma sınavı komisyonu başkanına teslim edilir.</p>

<p>(10) Tutanaklar, salon başkanı ve gözetim ve denetim ile görevli olanlar tarafından imzalanır.</p>

<p><strong>Yazılı sınavın değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Yazılı sınavın değerlendirmesi yüz tam puan üzerinden yapılır. Yazılı sınavda başarılı sayılabilmek için her konu grubundan en az altmış puan alınması ve bunların ortalamasının en az yetmiş puan olması gerekir.</p>

<p>(2) Yazılı sınavın Genel Müdürlük tarafından yapılması hâlinde; yarışma sınavı komisyonu, sınav kâğıtlarını değerlendirmek üzere üye tam sayısı ile toplanır; cevap kâğıtlarının bulunduğu kapalı zarf bir tutanak düzenlenmek suretiyle açılır ve zarfın içinden çıkan cevap kâğıtları numaralandırılır; cevap kâğıtlarının her birinin aldığı kâğıt numarası, değerlendirme notu ve isim sütunlarından oluşacak şekilde hazırlanmış olan tabloya yazılmak suretiyle bir liste oluşturulur; cevap kâğıtlarının kapalı olan isim bölümleri açılarak adayların isimleri, oluşturulmuş olan listenin ilgili sütununa yazılır; her bir sayfası üyelerce paraflanan söz konusu liste, cevap kâğıtlarının değerlendirmesinin yapıldığına ilişkin olarak düzenlenecek tutanağa ek olarak konur.</p>

<p><strong>Yazılı sınav sonuçlarının duyurulması ve sözlü sınava çağırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Yazılı sınav başarı sıralamasına göre oluşturulan liste, sınav bitimini takip eden otuz gün içinde Genel Müdürlük internet sitesinde ilan edilir.</p>

<p>(2) Yazılı sınavda başarılı olanlar arasından en yüksek puandan başlanarak yarışma sınavı duyurusunda belirtilen kadronun dört katı kadar aday sözlü sınava çağrılır. Çağrılacak olan son sıradaki aday ile eşit puana sahip adayların tamamı sözlü sınava çağrılır.</p>

<p>(3) Sözlü sınavın yeri, günü ve saati sözlü sınavdan en az on gün önce Genel Müdürlük internet sitesinde ilan edilir.</p>

<p><strong>Sözlü sınav</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Sözlü sınav, yarışma sınavı komisyonu tarafından sınav duyurusunda belirtilen tarihlerde yapılır.</p>

<p>(2) Sözlü sınav, adayların;</p>

<p>a) Sınav konularına ilişkin bilgi düzeyini,</p>

<p>b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücünü,</p>

<p>c) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğunu,</p>

<p>ç) Öz güveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığını,</p>

<p>d) Genel yetenek ve genel kültürünü,</p>

<p>e) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığını,</p>

<p>değerlendirmek için yarışma sınavı komisyonu başkanı tarafından önceden yazılı olarak hazırlanan sorulara ayrı ayrı puan verilmek suretiyle gerçekleştirilir.</p>

<p>(3) Adayların cevapları, komisyon tarafından ikinci fıkranın (a) bendi için elli puan, (b), (c), (ç), (d) ve (e) bentlerinde yazılı özelliklerin her biri için onar puan üzerinden değerlendirilir. Verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Bunun dışında sözlü sınav ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz. Sözlü sınavda başarılı sayılmak için yarışma sınavı komisyonu başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması gerekir.</p>

<p><strong>Yarışma sınavının değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Başarı puanı, yazılı sınav ile sözlü sınav notlarının aritmetik ortalaması alınarak tespit edilir. Başarı sıralaması, başarı puanı en yüksek adaydan başlamak suretiyle belirlenir.</p>

<p>(2) Yarışma sınavı komisyonu, adayları en yüksek başarı puanından başlamak üzere başarı sırasına göre sıralayarak ilan edilen kadro sayısı kadar adayı asıl, bu sayının en fazla yarısı kadar adayı da yedek olarak belirler ve ilan eder.</p>

<p>(3) Adayların başarı puanlarının aynı olması halinde sırasıyla yazılı puanı, yarışma sınavına başvurduğu KPSS puanı ve yabancı dil puanı yüksek olan adaya öncelik tanınır.</p>

<p>(4) Öğrenim dalları itibarıyla yarışma sınavı nihai başarı listesi ve uzman yardımcısı olarak atanabilecek adayların listesi Genel Müdür onayına sunulur. Listeler Genel Müdür tarafından onaylandıktan sonra Genel Müdürlük internet sitesinden ilan edilir. Listede yer alan asıl ve yedek adaylara, atanmaya ilişkin bildirim 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine göre yapılır.</p>

<p><strong>Sınav sonuçlarına itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Adaylar sınav sonuçlarının ilanı tarihinden itibaren beş gün içinde sınav sonuçlarına yazılı olarak yarışma sınavı komisyonuna iletilmek üzere Personel Dairesi Başkanlığına itiraz edebilir. İtirazlar, itiraz süresinin bitimi tarihinden itibaren on beş gün içinde yarışma sınavı komisyonu tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılır ve ilgililere yazılı olarak bildirilir.</p>

<p><strong>Yarışma sınavını kazanan adaylardan istenilecek belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Yarışma sınavını kazanan adaylar sınav sonuçlarının tebliğini takip eden on beş iş günü içinde aşağıda belirtilen belgeleri Personel Dairesi Başkanlığına şahsen veya posta yoluyla teslim ederler:</p>

<p>a) Görevini devamlı yapmasına engel bir halin bulunmadığına dair yazılı beyanı.</p>

<p>b) Adli sicil kaydı yazılı beyanı.</p>

<p>c) Erkek adaylar için askerlik durumunu bildirir yazılı beyan.</p>

<p>ç) 4 adet biyometrik vesikalık fotoğraf.</p>

<p>(2) Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenler hakkında 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasına göre işlem yapılır.</p>

<p><strong>Uzman yardımcılığına atanma</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Yarışma sınavının değerlendirilmesi sonucunda başarılı olan ve süresi içinde istenilen belgeleri Personel Dairesi Başkanlığına teslim eden adayların, ilgili mevzuat hükümlerine göre uzman yardımcısı kadrolarına atamaları yapılır.</p>

<p>(2) Atama işlemi yapılmadan feragat edenlerin veya atama yapılması için süresi içinde belge ile ispatı mümkün zorlayıcı sebepler olmaksızın başvurmayan adayların atamaları yapılmaz.</p>

<p>(3) Atamaya esas belgelerini süresi içinde teslim etmeyenler ile atama hakkını kaybedenlerin yerine, yeni bir sınav yapılıncaya kadar en geç altı ay içinde olmak kaydıyla başarı sırasına göre yedek listede yer alan adaylar arasından atama yapılabilir.</p>

<p>(4) Yedek listedeki adayların hakları, daha sonraki sınavlar için müktesep hak veya herhangi bir öncelik teşkil etmez.</p>

<p><strong>Sınav belgelerinin saklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Uzman yardımcılığına atanan adayların yarışma sınavına ilişkin başvuru evrakı, sınav sonuç bilgileri ve diğer ilgili belgeler özlük dosyalarında saklanır.</p>

<p>(2) Başarı gösteremeyenler ile gerekli şartlara sahip olmadıkları için sınava alınmayanların belgeleri iki yıl saklanır. Talepleri halinde kendilerine verilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Uzman Yardımcılarının Yetiştirilmesi, Uzmanlık Tezi,</p>

<p>Yeterlik ve Uzmanlığa Atama</p>

<p><strong>Yeterlik süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Uzman yardımcıları uzmanlığa atanabilmek için yeterlik sürecine tabi tutulur. Yeterlik süreci tez savunması ve yeterlik sınavı olmak üzere iki aşamalıdır.</p>

<p><strong>Uzman yardımcılığı süresi ve yetiştirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Uzman yardımcılığı süresi en az üç yıldır. Bu süreye aylıksız izin, toplamda üç ayı aşan hastalık ve refakat izinleri dâhil değildir.</p>

<p>(2) Uzman yardımcısı olarak atananlar için bu kadroda bulundukları sürece, uzmanlığın gerektirdiği bilgi, beceri ve etik değerleri kazanmalarına yönelik verilecek görevlerin yanı sıra;</p>

<p>a) Genel Müdürlüğün teşkilât yapısı, görevleri ve çalışma usul ve esasları hakkında bilgi ve tecrübe kazanmaya,</p>

<p>b) Genel Müdürlüğün hizmet alanına giren konulara ilişkin mevzuata ve bu mevzuatın uygulanmasına ilişkin bilgi ve becerileri kazanmaya,</p>

<p>c) Yazışma, rapor yazma, inceleme ve araştırma teknikleri konularında gerekli bilgi ve yeteneği kazanmaya,</p>

<p>ç) Meslekî konularda bilimsel ve teknik çalışma ve araştırma alışkanlığını kazanmaya,</p>

<p>d) Yabancı dil bilgisini geliştirmeye,</p>

<p>e) Genel Müdürlüğün hizmet alanı ile ilgili olarak, ulusal ve uluslararası konferans, seminer ve eğitim programlarına iştirak ve temsil kabiliyetini geliştirmeye,</p>

<p>yönelik eğitim planı hazırlanır.</p>

<p>(3) Eğitim planı; ilgili birimlerin görüşü alınarak Dış İlişkiler ve Eğitim Daire Başkanlığı tarafından hazırlanır ve Genel Müdürün onayı ile yürürlüğe konulur.</p>

<p>(4) Uzman yardımcıları, mesleki eğitimlerini müteakip en az bir yıl süreyle, ilgili daire başkanınca görevlendirilecek bir uzman gözetiminde çalıştırılır.</p>

<p><strong>Tez konusu seçimi ve hazırlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Uzman yardımcıları; aylıksız izin ile toplamı üç ayı aşan hastalık ve refakat izinleri hariç olmak üzere, adaylıkta geçen süre dâhil Genel Müdürlükte iki yıllık fiili hizmet süresini izleyen bir ay içinde, Genel Müdürlüğün görev alanı ile ilgili bir tez konusu belirler. Belirlenen konuda uzman yardımcısı Genel Müdürlükçe öngörülen şekle uygun olarak tez projesi hazırlar ve projeyi birim amirinin onayına sunar. Birim amirinin onay süresi on beş gündür. Uzman yardımcısı tarafından seçilen ve birim amiri tarafından onaylanan tez konusu Personel Dairesi Başkanlığına bildirilir.</p>

<p>(2) Uygun bulunmayan tez projesi onay süresi içinde gerekçesi belirtilmek suretiyle iade edilir. Uzman yardımcısı en geç bir ay içinde yeni bir tez projesi hazırlayarak onaya sunar. Tez projesinin ikinci kez reddi halinde ise uzman yardımcısı, birim amirinin talimatı doğrultusunda tez projesini yeniden hazırlar.</p>

<p>(3) Tez projesinin onayı ilgili uzman yardımcısına tebliğ edilir. Uzman yardımcısı onayın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde tezini hazırlayarak görevli bulunduğu birim amirine teslim eder.</p>

<p>(4) Uzman yardımcısına uzmanlık tezini hazırlayabilmesi için Genel Müdürlükçe gerekli kolaylık ve imkân sağlanır.</p>

<p>(5) Uzman yardımcısının talebi halinde tez konusu birim amirinin onayı ile bir defaya mahsus olmak üzere değiştirilebilir.</p>

<p><strong>Tez danışmanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Uzmanlık tezinin hazırlanması sürecinde, uzman yardımcısına rehberlik etmek ve tezin bilimsel tez yazım usul ve esaslarına, seçilen konunun niteliğine, Genel Müdürlüğün görev alanı ile ilgili hususlara ve onaylanan tez projesine uygunluğunu temin etmek için uzman yardımcısının önerisi üzerine birim amirince bir danışman belirlenir. Tez danışmanı önerisi, uzman yardımcısı tarafından birim amirinin onayına tez projesi sunulurken verilir. Danışman, uzman yardımcısına tez hazırlama sürecinde yardımcı olur ve tavsiyelerde bulunur.</p>

<p>(2) Tez danışmanı olarak daire başkanı ve üstü kadrolarda görev yapanlar ile uzmanlar ya da Genel Müdürlük teşkilatında görev yapan, daha önce lisansüstü programlarda akademik çalışma yapmış, konusunda uzman kamu görevlileri belirlenebilir. Gerektiğinde üniversitelerden de öğretim üyeleri danışman olarak belirlenebilir. Uzman yardımcısının yazılı talebi üzerine bir kereye mahsus olmak üzere tez danışmanı değiştirilebilir.</p>

<p>(3) Tez hazırlama süreci ve danışmanlık usul ve esasları Genel Müdürlükçe çıkarılacak yönerge ile belirlenir.</p>

<p><strong>Uzmanlık tezi hazırlanmasına ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Tez konusunun başka bir kurum ve kuruluşta uzmanlık, yüksek lisans, doktora tezi veya başka bir ad altında aynı şekilde incelenip savunulmamış olması zorunludur. Uzman yardımcısının hazırlayacağı tezin kendi görüş ve değerlendirmeleri ile önerilerini içermesi ve bilimsel çalışma etiğine uygun olması gerekir.</p>

<p>(2) Uzman yardımcısı, uzmanlık tezini tez danışmanının rehberliğinde bilimsel esaslara uygun olarak hazırlar. Tezde savunulan fikir ve görüşlerin özgünlüğü ile sorumluluğu tezi hazırlayan uzman yardımcısına aittir. Bunlar, Genel Müdürlüğün kurumsal görüşünü yansıtmaz.</p>

<p>(3) Uzmanlık tezinde intihal yapıldığı tez jürisi tarafından tespit edilen uzman yardımcısının tezi reddedilir. Bu durum aynı zamanda disiplin suçu teşkil eder ve ilgililer hakkında 657 sayılı Kanunun disiplin hükümleri uygulanır.</p>

<p>(4) Tez hazırlama, yazım, değerlendirme, etik kurallar, intihal denetimi ve danışmanlık süreçlerine ilişkin usul ve esaslar Genel Müdürlükçe çıkarılacak yönerge ile belirlenir.</p>

<p><strong>Tez jürisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Tez jürisi, uzman yardımcısının görevlendirildiği birim, uzmanlık tezinin konusu ve mezun olduğu bölüm gözetilerek Personel Dairesi Başkanlığının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile Genel Müdür, birim amirleri ve uzmanlar arasından belirlenecek, başkan dâhil beş asıl üyeden oluşur. Aynı usulle beş kişi de tez jürisi yedek üyesi olarak belirlenir. Gerek görüldüğünde başkan, en çok iki üyeyi yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri arasından seçebilir.</p>

<p>(2) Tez jürisi, tez ve tezin elektronik ortamdaki kopyasının teslim edildiği tarihten itibaren en geç on iş günü içinde oluşturulur.</p>

<p>(3) Tez jürisi, üye tam sayısı ile toplanır; oy çokluğu ile karar alır. Asıl üye mazeretini belgelendirerek toplantıya katılmadığı takdirde yerine yedek üyeler tespit sırasına göre jüride yer alır.</p>

<p>(4) Tez jürisi başkanı ve üyeleri; kendilerinin, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, birinci ve ikinci derece kan ve kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldıkları tez savunmalarında görev alamazlar. Bunların yerine yedek üyeler katılır. Tez danışmanı, danışmanı olduğu tez ile ilgili olarak tez jürisinde bulunamaz. Tez danışmanı, danışmanı olduğu tezin savunmasına katılabilir ancak oy kullanma hakkı bulunmamaktadır.</p>

<p>(5) Tez jürisinin sekretarya hizmetleri Personel Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Tezin savunulması ve değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Uzman yardımcısının hazırladığı tez, teslim edildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde tez jürisi üyelerine dağıtılır. Uzmanlık tezi, tez jürisi tarafından, jüri üyelerine dağıtılmasından itibaren en geç bir ay içinde değerlendirilir. Tez değerlendirme aşamasında gerekli görülmesi halinde tez danışmanının görüşüne başvurulabilir.</p>

<p>(2) Tezini teslim eden uzman yardımcısı, jüri üyelerinin en geç bir ay içinde yapacağı değerlendirmenin tamamlanmasını müteakip üç iş günü içinde, uzmanlık tezi ve uzmanlık tezi hakkındaki bilgileri değerlendirilmek üzere savunma toplantısına çağrılır. Bu çağrı, savunma toplantısı tarihinden en az yedi gün önce yazılı olarak yapılır. Uzman yardımcısı, kendisine bildirilen tarihte tezine ilişkin savunmasını jüri huzurunda gerçekleştirir.</p>

<p>(3) Tez jürisi üyelerinin her biri, savunma toplantısının ardından teze ilişkin puanlamasını yapar. Uzmanlık tezi, tez jürisi tarafından incelenir ve savunma toplantısında teze ilişkin olarak yüz tam puan üzerinden yapılacak değerlendirmede, jüri üyelerinin verdiği notların aritmetik ortalaması en az yetmiş puan olan tez kabul edilir. Tez jürisi, her bir üyenin vermiş olduğu puanları ve tezin kabulü veya reddi sebeplerini içeren bir değerlendirme raporu hazırlar.</p>

<p>(4) Süresi içinde tezlerini sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere, tezlerini sunmaları veya yeni bir tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilave süre verilir.</p>

<p>(5) Tez jürisince savunması yeterli bulunduğu halde tezde düzeltmeye gidilmesi gerektiğinin belirlenmesi durumunda, uzman yardımcısı iki ayı aşmamak üzere verilecek ilave süre içinde istenilen düzeltmeleri yaparak düzeltmeleri içeren bir raporla beraber tezini teslim eder.</p>

<p>(6) Tezin kabul edilmesinden sonra tezin izlenmesi ve tezden faydalanılması için Personel Dairesi Başkanlığınca bir veri tabanı oluşturulur ve tezlerin veri tabanına kaydedilmesi sağlanır.</p>

<p><strong>Yeterlik sınav komisyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Yeterlik sınav komisyonu, Genel Müdürün onayı ile Genel Müdür ya da birim amiri başkanlığında, birim amirleri ve uzmanlar arasından seçilecek başkan dâhil beş asıl üyeden oluşur. Aynı usulle beş kişi de yeterlik sınav komisyonu yedek üyesi olarak belirlenir.</p>

<p>(2) Yeterlik sınav komisyonu, tez sonuçlarının ilanından itibaren on iş günü içinde oluşturulur ve üye tam sayısı ile toplanır; oy çokluğu ile karar alır.</p>

<p>(3) Yeterlik sınav komisyonunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Yeterlik sınavının hazırlık çalışmalarını yapmak.</p>

<p>b) Yeterlik sınavına girmeye hak kazanan, tezi jüri tarafından kabul edilen adayları tespit etmek.</p>

<p>c) Yeterlik sınavına katılacak adayları tutanak ile belirleyip Personel Dairesi Başkanlığına bildirmek.</p>

<p>ç) Yeterlik sınavı sorularını hazırlamak veya gerekli görülmesi hâlinde yeterlik sınavının soru hazırlama ve/veya sınav uygulama işlemlerini ÖSYM veya üniversitelere protokol ile yaptırmak.</p>

<p>d) Yeterlik sınavını yapmak veya yaptırmak.</p>

<p>e) Yeterlik sınavının sonuçlarını değerlendirmek ve başarılı olanları belirlemek.</p>

<p>f) Yeterlik sınav sonuçlarına göre yapılacak itirazları değerlendirmek ve sonuçlandırmak.</p>

<p>(4) Yeterlik sınav komisyonu başkanı ve üyeleri; kendilerinin, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, birinci ve ikinci derece kan ve kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldıkları sınavlarda görev alamazlar. Bunların yerine yedek üyeler katılır.</p>

<p>(5) Yeterlik sınav komisyonunun sekretaryası Personel Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Yeterlik sınavı ve değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Aylıksız izin ile toplamda üç ayı aşan hastalık ve refakat izinleri hariç olmak üzere, adaylıkta geçen süre dâhil Genel Müdürlükte en az üç yıl çalışmış olan ve uzmanlık tezi kabul edilen uzman yardımcısı yeterlik sınavına girmeye hak kazanır.</p>

<p>(2) Yeterlik sınavı tez sonuçlarının ilanından itibaren altı ayı geçmeyecek şekilde, yeterlik sınav komisyonu tarafından, Personel Dairesi Başkanlığının belirleyeceği tarihlerde yazılı şekilde yapılır. Yazılı sınav klasik veya test usulünde yapılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(3) Yeterlik sınavı, Genel Müdürlüğün görev alanına giren temel mevzuat bilgisi ve idari usul bilgisi ile uzman yardımcısının mezun olduğu öğrenim dalına ilişkin mesleki alan bilgisi ve meslekî konulardan yapılır. Yeterlik sınav konuları yeterlik sınav tarihinden en az bir ay önce ilan edilerek uzman yardımcılarına duyurulur. Yeterlik sınavında yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.</p>

<p>(4) Sınav sonuçlarına, ilanı tarihinden itibaren beş iş günü içinde yazılı olarak Personel Dairesi Başkanlığına itiraz edilebilir. İtirazlar beş iş günü içinde yeterlik sınav komisyonu tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılır ve ilgililere yazılı olarak bildirilir.</p>

<p>(5) Tezi kabul edildiği hâlde yeterlik sınavında başarılı olamayan veya yeterlik sınavına girmeye hak kazandığı hâlde geçerli mazereti olmaksızın sınav hakkını kullanmayanlara, bir yıl içinde ikinci kez sınav hakkı verilir.</p>

<p><strong>Uzmanlığa atanma</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Uzman yardımcısının uzman olarak atanabilmesi için;</p>

<p>a) Yeterlik sınavında başarılı olması,</p>

<p>b) Yeterlik sınavı tarihinde geçerli olan veya yeterlik sınavından itibaren en geç iki yıl içinde alınmış bulunan, YDS/e-YDS’den asgari (C) düzeyinde veya yabancı dil yeterliliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgenin ibraz edilmesi,</p>

<p>şartları aranır.</p>

<p><strong>Başarısızlık hali</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Verilen ilave süre içinde tezlerini sunmayan veya ikinci defa hazırladıkları tezleri de kabul edilmeyenler, ikinci yeterlik sınavında da başarı gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar ile süresi içinde yabancı dil yeterliliği şartını yerine getirmeyenler, uzman yardımcısı unvanını kaybederler ve Genel Müdürlükte durumlarına uygun memur unvanlı kadrolara atanırlar.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Uzman ve Uzman Yardımcılarının Görev, Sorumluluk ve Eğitimleri</p>

<p><strong>Uzman yardımcılarının görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Uzman yardımcıları;</p>

<p>a) Görevlendirildikleri birimin günlük, kısa ve uzun vadeli işlerine katkıda bulunmakla,</p>

<p>b) Uzmanlarca yapılacak araştırma, inceleme ve diğer çalışmalar için gerekli ön hazırlıklar ile gerektiğinde tek başına araştırma, inceleme ve diğer çalışmaları yapmakla,</p>

<p>c) Mesleki bilgilerinin geliştirilmesinde yararlı olacak yayınları takip etmekle,</p>

<p>ç) Uzmanlar ile birlikte kurum içi ve dışı toplantılar ile inceleme, izleme ve eğitim programlarına katılmakla,</p>

<p>d) Amirleri tarafından verilecek asli ve sürekli hizmetlerin gerektirdiği benzeri görevleri yerine getirmekle,</p>

<p>görevlidirler.</p>

<p>(2) Uzman yardımcıları bağlı oldukları birim amirlerince belirlenen kıdemli bir uzmanın gözetiminde yetiştirilir. Uzman yardımcıları, amirleri tarafından ilgili mevzuat çerçevesinde kendilerine verilen görevleri yerine getirirler.</p>

<p><strong>Uzmanların görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Uzmanlar, birim amirlerine bağlı olarak, Genel Müdürlüğün görev alanına giren konularda çalıştırılmak üzere, merkez teşkilatındaki hizmet birimlerinde görevlendirilir.</p>

<p>(2) Uzmanlar memuriyette geçirdikleri süre ve kıdem farkı olmaksızın bu unvanda bulundukları süre boyunca;</p>

<p>a) Mevzuatla Genel Müdürlüğe verilmiş olan görevleri yürütmek ve Genel Müdürlük tarafından yürütülen çalışmaların gerektirdiği uzmanlık hizmetlerini yapmakla,</p>

<p>b) Genel Müdürlüğün görev alanı çerçevesinde araştırma ve incelemeler yapmak, proje üretmek ve geliştirmekle,</p>

<p>c) Mesleki mevzuat değişikliklerini takip etmek, mevzuatın geliştirilmesi ile ilgili çalışmalar yapmak ve mevzuatın uygulamada aksayan yönlerine ilişkin görüş ve önerilerini bildirmekle,</p>

<p>ç) Yurt içi ve yurt dışı toplantıları ve çalışmaları takip etmek, gerekli görülen hallerde, mevzuata ilişkin taslakların hazırlanmasına, görüşülmesine katkıda bulunmak ve Genel Müdürlük içi ya da kurumlar arası toplantı ve çalışmalara katılmakla,</p>

<p>d) Mesleki konularda yurt içindeki ve yurt dışındaki gelişmeleri ve yayınları izlemek, gerekli dokümanları toplamak ve bu konularda gerekli görülen çalışmaları ve incelemeleri yapmakla,</p>

<p>e) Uzman yardımcılarının bilgi ve deneyimlerinin geliştirilmesine yardımcı olmakla,</p>

<p>f) Amirlerince verilecek benzeri nitelikteki görevler ve mevzuatta öngörülen diğer görevleri yapmakla,</p>

<p>görevlidirler.</p>

<p>(3) Uzmanlar, uzman yardımcılarının yetiştirilmelerine katkıda bulunurlar.</p>

<p><strong>Uzman ve uzman yardımcılarının sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Genel Müdürlükçe yürütülen asli ve sürekli hizmetlerin gerektirdiği uzmanlık çalışmaları, Genel Müdürün onayı ile oluşturulacak ihtisas heyetleri bünyesinde yürütülebilir. Yapılacak işin niteliği, kapsamı ve süresinin birden fazla uzman veya uzman yardımcısının birlikte çalışmasını gerektirdiği hallerde çalışma grupları oluşturulabilir.</p>

<p>(2) Uzman ve uzman yardımcıları, uzmanlık gerektiren çalışmaların ve görevlerin mevzuata, plan ve programlara uygun olarak, süresinde ve eksiksiz yerine getirilmesinden, hizmetlerin adil, verimli ve etkin sunulmasından bağlı bulundukları daire başkanı ve üst amirlerine karşı sorumludurlar.</p>

<p>(3) Uzman ve uzman yardımcıları, uzmanlık mesleğinin gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsacak ve etik ilkelere aykırı düşecek nitelikte davranışlarda bulunamazlar.</p>

<p><strong>Uzman ve uzman yardımcılarının eğitimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Uzman yardımcılarına göreve başlamalarından itibaren bir yıl içinde bir aydan az üç aydan çok olmayacak şekilde hizmet içi eğitim verilir. Genel Müdürlüğün görev alanıyla ilgili verilecek eğitimin içeriği, genel müdür yardımcısının başkanlığında birim amirlerinden müteşekkil bir komisyon tarafından belirlenir. Bu komisyon Genel Müdür Oluru ile kurulur.</p>

<p>(2) Uzman ve uzman yardımcıları Genel Müdürlükçe uygun görülen kurum dışı kurs ve sertifika programı niteliğindeki eğitimler ile Genel Müdürlük tarafından hazırlanan bir program dâhilinde yabancı dil eğitiminden yararlandırılabilirler.</p>

<p><strong>Yurt dışı eğitim</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Uzmanlar, 657 sayılı Kanun ve 21/1/1974 tarihli ve 7/7756 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Yetiştirilmek Amacıyla Yurt Dışına Gönderilecek Devlet Memurları Hakkında Yönetmelik hükümleri ile ilgili diğer mevzuat çerçevesinde yurt dışına gönderilebilirler.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 657 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Uzmanlığa yeniden atanma</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Uzman unvanını kazandıktan sonra, uzmanlıktan çeşitli sebeplerle ayrılıp uzmanlığa yeniden atanmak isteyenler, boş kadro bulunmak ve gereken şartları kaybetmemiş olmak kaydıyla durumlarına uygun uzman kadrolarına atanabilirler.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/doga-koruma-ve-milli-parklar-uzmanligi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="52248"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atatürk Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ataturk-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ataturk-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atatürk Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 11 Nisan 2026 Tarihli ve 33221 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Atatürk Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>17/7/2016 tarihli ve 29773 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atatürk Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Rektörlük makamının” ibaresi “Senatonun” şeklinde ve “Öğrenci Bilgi Sisteminde” ibaresi “internet sitesinde” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 6- (1) Üniversitenin bir sonraki eğitim-öğretim yılına ait akademik takvimi, enstitülerin teklifleri de değerlendirilerek en geç Nisan ayı içinde Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Yarıyıl süresi, bir yarıyıla ait ders kayıt başlangıç tarihi ile takip eden yarıyıl ders kayıt başlangıç tarihi arasındaki süredir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “planları” ibareleri “programları” olarak, “çalışmaları ile kredi toplamlarıdır” ibaresi “çalışmalardan oluşur” olarak değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 13- (1) Özel öğrencilikle ile ilgili hususlar Üniversite tarafından çıkarılan uygulama esaslarına göre belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Lisansüstü programlara ders kaydı</p>

<p>MADDE 18- (1) Ders kayıt işlemleri, her yıl Senato tarafından kabul edilen akademik takvime göre yapılır.</p>

<p>(2) Öğrenciler, her yarıyıl ilgili mevzuat hükümleri kapsamında mali yükümlülüklerini yerine getirerek alacakları dersler veya yapacakları seminer ve tez gibi çalışmalar için Öğrenci Bilgi Sistemi (ÖBS) üzerinden ders kaydı yaptırmak zorundadır. Akademik takvimde belirtilen sürelerde ders kaydını yaptırmayan öğrenciler, o yarıyılda/yılda derslere devam edemezler, sınavlara giremezler ve öğrencilik haklarından yararlanamazlar.</p>

<p>(3) Ders kaydı yaptırılmayan dönemler, azami öğrenim süresinden sayılır.</p>

<p>(4) Süresi içinde ders kaydını yaptıramayanlardan haklı ve geçerli mazereti olan öğrencilerin, mazeretli olarak geçen sürenin devamsızlıktan sayılması şartıyla ders kayıtlarının yenilenmesine ilgili yönetim kurulu tarafından karar verilir.</p>

<p>(5) Ders kaydı yapan öğrencinin ders kayıt bilgileri danışman tarafından kontrol edilip, öğrenci bilgi sistemi üzerinden onaylanır. Ders kayıtları ile ilgili olarak öğrenci ve danışman tarafından yapılan işlemlerin her biri ayrı ayrı olmak üzere öğrenci bilgi sisteminde kayıt altına alınarak ders kaydının yapıldığı sayfada gösterilir. Ders kayıt işleminden birinci derecede öğrenci sorumludur.</p>

<p>(6) Tezli lisansüstü programlarda bir öğrencinin bir yarıyıl için alabileceği azami kredi saati, uzmanlık alan dersi hariç on beş kredi saattir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Askere alınma veya tutukluluk ya da hükümlülük gibi mücbir nedenlere bağlı olarak öğrencinin talebi halinde enstitü yönetim kurulu kararı ile bu durumun sona ereceği tarihe kadar öğrencinin kaydı dondurulur.</p>

<p>(5) Doğal afet ve benzeri durumlarda veya ilgili enstitü yönetim kurulunun uygun göreceği haklı ve geçerli nedenlere bağlı mazeretleri çerçevesinde bir defada en çok iki yarıyıl ve öğrenim süresi boyunca en fazla dört yarıyıl kayıt dondurulabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Devamsızlıkları nedeniyle başarısız sayılan öğrencilerin başarısızlık durumu, en geç yarıyılın son haftası içinde ilgili öğretim üyesi tarafından ÖBS’den ilan edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin (4) numaralı ve (5) numaralı alt bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkranın (d) bendinde yer alan “(G), (M), (K)” ibaresi “(G) veya (M) harf notu” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“4) Z (Devamsız) harf notu, dersin devam yükümlülüğüne ilişkin şartların yerine getirilmemesi durumunda kullanılır ve Z harf notu verilen öğrenci dersin devamından başarısız sayılır.</p>

<p>5) E (Eksik not), sınava girmeyen öğrenciler için kullanılan sınav notudur.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Bir dersten FF veya Z harf notu alan öğrenciler, bu dersi açıldığı ilk dönemde almak zorundadırlar. Tekrarlanacak seçmeli derslerin yerine danışman tarafından uygun bulunan aynı kredi değerinde başka dersler alınabilir. Doktora programına dahil öğrencilerin yeterlik sınavına girebilmeleri için bütün derslerini başarmış ve seminer vermiş olmaları gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “beş iş günü” ibaresi “üç iş günü” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Öğretim üyeleri, sınav sonuçlarını sınavın yapıldığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde, harf notlarını da yarıyıl sonu ve bütünleme sınav sonuçlarının ilanından sonra aynı gün içinde ÖBS’de hesaplatıp ilan ederler.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesinin başlığı “İzinler, tebligat ve adres bildirme” olarak değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(3) Öğrencileri doğrudan ilgilendiren tüm idari işlemlere ait tebligat veya bilgilendirme öğrencilerin ÖBS’de kayıtlı adreslerine veya elektronik posta adreslerine yazılı olarak ya da cep telefon numaralarına SMS veya ÖBS’ye bilgi mesajı gönderilerek yapılır.</p>

<p>(4) Öğrencileri ilgilendiren genel ve özel nitelikteki duyurular, ilgili birimlerin internet sayfasında veya duyuru panosunda ilan edilir ya da öğrencilerin ÖBS’de kayıtlı elektronik posta adreslerine yazılı olarak, cep telefon numaralarına SMS veya ÖBS’ye bilgi mesajı gönderilerek yapılır.</p>

<p>(5) Üniversiteye kayıt yaptırırken ÖBS’de kaydettikleri posta adresleri, elektronik posta adresleri veya cep telefon numaralarında değişiklik olması durumunda bunları güncellememiş olan veya yanlış ve eksik kaydetmiş bulunan öğrenciler için mevcut bilgilerine yapılmış bilgilendirme ve tebligat kendilerine yapılmış sayılır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Atatürk Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ataturk-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="90693"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AVUKATINIZLA TERS DÜŞMEYİN, işbirliği yapın]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatinizla-ters-dusmeyin-isbirligi-yapin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatinizla-ters-dusmeyin-isbirligi-yapin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Avukatlar tarih boyunca köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı.”<br />
— Molierac</p>

<p>Türkiye’de yerleşmiş bazı ifadeler vardır ki, farkında olmadan zihniyetimizi ele verir. “Avukat tutmak” da bunlardan biridir. “Dosyamı avukatım takip ediyor.” Demezler nedense.</p>

<p>Tutmak…<br />
Neyi tutarsınız? Bir işçi, bir hizmetli, bir görevli…</p>

<p>Oysa avukat, ne emir alan bir memurdur ne de yönlendirilecek bir taşeron. Avukat; bağımsızdır, hukuka bağlıdır ve yalnızca mesleğinin gereklerine göre hareket eder. Bu yüzden avukatla kurulan ilişki, bir “emir-komuta” ilişkisi değil; akla, bilgiye ve güvene dayalı bir ortaklıktır.</p>

<p>Uygulamada ise tam tersi yaşanır. Müvekkil avukatını seçer ama yönetmek ister. Süreci başlatır ama kontrolü bırakmaz. Kulaktan dolma bilgilerle yön vermeye çalışır. Sonra işler ters gittiğinde sorumlu arar.</p>

<p>Gerçek şu: Hukuk, bireysel reflekslerle değil; bilgi, deneyim ve stratejiyle yönetilir.</p>

<p>Avukat, dosyanızı sadece bilen değil; aynı zamanda okuyan, öngören ve yöneten kişidir. Hangi dilekçenin ne zaman verileceğini, hangi iddianın nasıl kurulacağını, hangi suskunluğun konuşmaktan daha değerli olduğunu bilir. Buna rağmen “şunu da yazalım”, “bunu da söyleyelim”, “karşı tarafla ben konuşayım” şeklindeki müdahaleler, çoğu zaman davanın dengesini bozar. Çünkü hukuk, sadece ne söylediğiniz değil; ne zaman, nerede ve nasıl söylediğinizdir.</p>

<p>Avukat müvekkil gizliliği ilkesi gereği müvekkil ile yâri gelir sırdaş oluruz. Ama verilen her Eksik bilgi, yanlış yönlendirme, gizlenen detaylar avukatı değil, doğrudan dosyayı sabote eder. Avukatınız sizin anlattığınız gerçeklik üzerinden savunma kurar. O gerçeklik eksikse, kurulan yapı da çöker. Açık konuşalım: Avukatınızı yanıltan, aslında kendi davasını kaybeder.</p>

<p>“Avukat tuttum” diyen bir müvekkil ile “dosyamı avukatım takip ediyor” diyen bir müvekkil aynı yerde durmaz. İlki kontrol etmek ister, ikincisi sürecin doğru yönetilmesini ister. Çünkü avukat satın alınan bir karar verici değildir. Ücret ödersiniz ama talimat vermezsiniz. Avukatın sorumluluğu sadece size değil; hukuka ve vicdana karşıdır.</p>

<p>Gelelim çağımızın yeni alışkanlığına… Her meseleyi yapay zekâya sorma refleksi. Evet refleksi diyorum çünkü bilgiye ulaşmak artık okadar kolay oldu ki günümüzde tek tıkla önümüze seriliyor sayfalar dolusu malumat. Elbette teknoloji bir araçtır. Ancak araç ile uzmanlık aynı şey değildir. Hukuki bir süreci, birkaç cümlelik bir soruyla, dosyanın bütününü bilmeyen bir sistemden öğrenmeye çalışmak; ameliyatı internetten okuyup kendi kendine yapmaya benzer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sunuda net söylemek gerekiyor hukuk çocuk oyuncağı değil <strong>Yapay zekâ genel bilgi verir, avukat ise sorumluluk alır.</strong></p>

<p>Çünkü avukat, sadece dosya takip etmez. <strong>İnsanların hayatına dokunur.</strong></p>

<p>Bir dilekçe bazen bir ailenin geleceğini belirler. Bir savunma, bir insanın özgürlüğünü korur.<br />
Bir itiraz, yılların emeğini kurtarır.</p>

<p>Bir makine hata yaptığında kimse hesap sorulmaz. Ama bir avukatın attığı her imzanın bir karşılığı vardır. Eskiler bu sorumluluğu “Cebimde ağır ceza celbi taşıyorum” nispetiyle anlatırdı.</p>

<p>Ve duayen hukukçu Baki Kuru bu gerçeği şöyle ifade eder:<br />
“Bir hukukçunun erişebileceği en yüksek mertebe avukatlıktır; profesör de olsanız, Anayasa Mahkemesi Başkanı da olsanız, Yargıtay Başkanı da olsanız, emekli olduktan sonra dönüp dolaşacağınız yer barodur. Bu nedenle avukatlık son durak ve en yüksek mertebedir.”</p>

<p>Bu söz bir övgü değil, bir tespittir. Avukatlık; teorinin, pratiğin ve sorumluluğun birleştiği noktadır. Dolayısıyla avukatla ters düşmek, yalnızca bir kişiyle değil; birikimle, tecrübeyle ve mesleğin özüyle ters düşmektir.</p>

<p>Avukatınıza güvenmiyorsanız onunla çalışmayın. Ama onunla çalışıyorsanız süreci sabote etmeyin.</p>

<p>Hukuk, “ben bilirim” diyenleri değil, bilenle hareket edenleri korur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK"><img alt="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/ozgur-turan-ozturk.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK">Av. Özgür Turan ÖZTÜRK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatinizla-ters-dusmeyin-isbirligi-yapin-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 19:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/baro/avukat-ss.jpg" type="image/jpeg" length="10740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KASTEN YARALAMA VE EZİYET SUÇUNUN AYRIMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-ve-eziyet-sucunun-ayrimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-ve-eziyet-sucunun-ayrimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk ceza hukukunda bireyin bedensel ve ruhsal bütünlüğü, temel hukuki değerlerden biri olarak korunmakta olup bu kapsamda çeşitli suç tipleri düzenlenmiştir. Bu suç tipleri arasında en sık uygulama alanı bulan düzenlemelerden biri, Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde yer alan kasten yaralama suçu ile 96. maddesinde düzenlenen eziyet suçudur. Her iki suç tipi de mağdurun fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü koruma amacı taşımakla birlikte, suçun oluşum şartları ve yapısal unsurları bakımından önemli farklılıklar barındırmaktadır.</p>

<p><strong>Kasten Yaralama Suçu Nedir?</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu; bir kimsenin vücuduna acı verilmesi, sağlığının bozulması veya algılama yeteneğinin zedelenmesi şeklinde seçimlik hareketlerle işlenebilen bir suç tipidir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu - Madde 86<strong> </strong><i>(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, </i><i>bir yıl altı aydan</i><i> üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p>Bu yönüyle suç, yalnızca fiziksel müdahaleleri değil, aynı zamanda mağdurun ruhsal ve zihinsel bütünlüğünü etkileyen fiilleri de kapsamaktadır. Suçun oluşumu bakımından tek bir fiil yeterli olup, eylemin ani veya süreklilik arz etmesi zorunlu değildir.</p>

<p><strong>Eziyet Suçu Nedir?</strong></p>

<p>Eziyet suçu; bir kimseye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, acı çekmesine veya aşağılanmasına yol açan ve sistematik şekilde gerçekleştirilen fiillerden oluşur. Bu suç tipinde belirleyici unsur, fiillerin süreklilik ve sistematiklik arz etmesidir. Tekil ve ani nitelikteki bir davranış kural olarak eziyet suçunu oluşturmaz.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu - Madde 96 <i>(1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</i></p>

<p><strong>Eziyet ve Kasten Yaralama Suçlarını Ayıran Temel Kriter</strong></p>

<p>Eziyet suçunu oluşturan fiillerin çoğu, tek başına değerlendirildiğinde kasten yaralama suçunun seçimlik hareketlerinden birini meydana getirebilecek niteliktedir. Zira eziyet ve kasten yaralama suçu kapsamında gerçekleştirilen ortak davranışlar mağdurun:</p>

<p>· Vücuduna acı verilmesine</p>

<p>· Sağlığının bozulmasına</p>

<p>· Algılama yeteneğinin zedelenmesine</p>

<p>neden olmaktadır. Bu yönüyle maddi fiil unsuru bakımından iki suç tanımı arasında kesişim bulunmaktadır. Nitekim iki suç bakımından da ortak özellik taşıyan hareketlere örnek vermemiz gerekirse; hipnotik hareketler, korkutucu, sinir bozucu, sağlık veya algılama yeteneğini etki edecek dolaylı hareketler de bu suç kapsamına girebilecektir. Suçun unsurlarından olan algılama yeteneğinin bozulmasına örnek vermemiz gerekirse;</p>

<p>· Bir kimsenin yemeğine algılamayı bozacak nitelikte madde katılması <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow">¹</a></p>

<p>· Korkutma veya yoğun psikolojik baskı sonucu uyku bozukluğu meydana gelmesi</p>

<p>· Hipnotik etki doğuracak müdahaleler</p>

<p>· Ruhsal çöküntüye yol açacak davranışlar</p>

<p>bu kapsamda değerlendirilebilir ve fiillerin sistematik olarak aynı şahıs veya şahıslar tarafından tekrarına bağlı olarak iki suçtan biri olarak değerlendirmeye alınabilir.</p>

<p>Burada suçun oluşması için esas olan hukuken geçerli bir nedensellik bağının ve gerçekleşen fiilin doğrudan failin hareketiyle ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğinin yani fiilin faile hukuken yüklenebilir olup olmadığının belirlenmesidir.</p>

<p>Ayrım noktası ise fiilin niteliğinde değil, işleniş biçimindedir. Kasten yaralama suçu tek bir icrai ya da ihmali hareketle dahi oluşabilirken, eziyet suçu bakımından sistematiklik ve süreklilik zorunlu unsurdur.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari" rel="dofollow"><i> </i>²</a></p>

<p>Başka bir ifadeyle, kasten yaralama boyutundaki fiillerin belirli bir süreç içerisinde bilinçli ve düzenli bir şekilde tekrar edilmesi halinde hukuki nitelendirme eziyet suçuna dönüşebilecektir. Nitekim yargı içtihatları ile de bu durumun yerleşmiş olduğu görülecektir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari" rel="dofollow">³</a></p>

<p>Bu bağlamda sistematiklik ve süreklilikten söz edilebilmesi için; aynı tür fiillerin aynı fail tarafından aynı mağdura birden çok kez yöneltilmesi gerekmektedir. Arızi, rastlantısal veya farklı kişiler arasında gerçekleşen münferit eylemler eziyet suçunun yapısal şartlarını karşılamayacaktır.</p>

<p>Dolayısıyla hukuki değerlendirme yapılırken;</p>

<p>· Fiillerin tekil mi yoksa tekrar eden nitelikte mi olduğu,</p>

<p>· Aralarında zaman bakımından bağlantı bulunup bulunmadığı,</p>

<p>· Davranışların insan onuruyla bağdaşmayacak yoğunlukta olup olmadığı,</p>

<p>· Failin mağdur üzerinde süreklilik arz eden bir baskı ve acı oluşturma kastının bulunup bulunmadığı</p>

<p>somut olayın özelliklerine göre titizlikle incelenmelidir.</p>

<p>Sonuç olarak, kasten yaralama ile eziyet suçu arasındaki ayrımı belirleyen temel kriter, fiillerin sistematik ve süreklilik arz eden bir bütünlük içinde işlenip işlenmediğidir. Bu nedenle nitelendirme yapılırken yalnızca meydana gelen neticeye değil, fiilin işleniş biçimine ve zamansal örgüsüne de dikkat edilmesi kişinin mahkûmiyet süresinin belirlenmesinde de önem arz edecektir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçunun sınırlarının belirlenmesinde özellikle eziyet suçu ile olan ayrımın dikkatle yapılması gerekir. Tekil ve ani nitelikteki fiiller kasten yaralama kapsamında değerlendirilebilirken; sistematiklik ve süreklilik arz eden, insan onuruyla bağdaşmayan davranışlar eziyet suçuna vücut verebilecektir. Dolayısıyla hukuki nitelendirme yapılırken yalnızca meydana gelen neticeye değil, fiilin işleniş biçimine ve zamansal bütünlüğüne de dikkat edilmesi gereklidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK"><img alt="Av. Yağmur ARICAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yagmur-aricak.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK">Av. Yağmur ARICAK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">¹ Yargıtay Ceza Genel Kurulu 21.06.2011 tarihli, 2011/10-120 E., 2011/143 K.</span></a><span style="color:#999999">; Akçin, Erel, Halitoğlu, Bozoğlu, Fazla, Örer, Özbey; s. 436</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">·</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20199855-e-20196551-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> ² Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2019/9855 E. , 2019/6551 K. </span></a><span style="color:#999999">-</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/9725 E. , 2024/1684 K. </span></a><span style="color:#999999">- </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2025/2287 E., 2025/5618 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">³ Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 21.06.2018 T., 2018/7210 E., 2018/7245 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-ve-eziyet-sucunun-ayrimi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41.jpg" type="image/jpeg" length="42487"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2025/2287 E., 2025/5618 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 03.07.2025 tarihli, 2025/2287 E., 2025/5618 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2287 E., 2025/5618 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/43 E., 2024/1382 K.<br />
SUÇ : Çocuğa karşı eziyet<br />
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma</p>

<p>Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik olarak çocuğa karşı eziyet suçundan kurulan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-b maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir. Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik kasten basit yaralama suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafinin beraat kararına hükmedilmesi gerektiğine dair temyiz istemi vasfa dair olmadığından sanık müdafinin bu hükme dair temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 286/2-b maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı silahla kasten yaralama suçundan kurulan hükme, sanık ... hakkında katılan çocuklara karşı eziyet suçundan kurulan beraat hükümlerine dair yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>a-)Ankara 58. Asliye Ceza Mahkemesinin, 18.10.2021 tarihli ve 2021/274 Esas, 2021/106 Karar sayılı kararı ile sanık ...'in katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Sanık ... 'in katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>b-)Aynı kararla; sanık ...'in katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Sanık ...'in katılan ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiş; kararlar, katılan ... vekili ve sanıklar müdafileri tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı<br />
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.06.2024 tarihli ve 2022/43 Esas, 2024/1382 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesinin hükümlerinin 5271 sayılı Kanun'un 280/2. maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiştir. Akabinde;</p>

<p>a-)Sanık ...'in katılan ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Sanık ...'in katılan ... 'e yönelik eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun'un 86/2, 3-b-e, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 7 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>b-) Sanık ...'in katılanlar ...'e ve ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1.Katılanlar ... ve ... Vekillerinin Temyiz İstemleri<br />
Sanık ... hakkında beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğuna; sanık ... hakkında katılan ...'e karşı kurulan hükümde suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne ve sanığın eyleminin eziyet suçunu oluşturduğuna; ayrıca, cezaların alt sınırdan tayin edilerek lehe hükümlerin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>2.Katılan ... Vekilinin Temyiz istemi<br />
Sanık ... hakkında beraat hükümleri kurulmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. Sanık ...'in ...'e yönelik eylemi yönünden suç vasfında hataya düşüldüğüne ve eziyet suçundan hüküm kurulması gerektiğine; diğer kurulan hükümlerde ise alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi gerektiğine ve lehe hükümlerin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>3.Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi<br />
Her iki katılana yönelik kurulan hükümlerin hukuka aykırı olduğuna, beraat kararı verilmesi gerektiğine; katılan ...'e yönelik olarak kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 86/3. maddesi uyarınca artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dava dosyası kapsamına göre; sanık ...'in katılan ...'in boşandığı eşi olduğu, katılan çocukların ise bu evlilikten olan çocuklar olduğu, suç tarihinde sanık ... ile sanık ...'in birlikte yaşadıkları ve katılan çocukların sanıklarla yaşadığı, sanıkların iştirak halinde katılan çocukları elleriyle, oklavayla yaraladığı, falakaya yatırmakla ve dövmekle silahla öldürmekle tehdit ettikleri, katılan çocuk ...'yı falakaya yatırdıkları, saçlarını kestikleri ve elektrik verdikleri iddiasına ilişkin olarak;</p>

<p>1.Sanık ... hakkında katılan çocuk ... 'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin ve sanık müdafinin temyiz istemlerinin; ayrıca sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik kasten basit yaralama suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafinin beraat kararına hükmedilmesi gerektiğine dair temyiz isteminin incelenmesinde;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 286/2-b maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında sanık müdafinin ve katılanlar vekillerinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında katılan çocuklar ...'e ve ... 'e karşı eziyet suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik incelemede;<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre ve sanığın atılı suçları işlemediğine dair savunmalarına göre değerlendirme yapılmıştır. Sanığın aşamalarda değişmeyen atılı suçu işlemediğine dair savunmaları ile katılan çocukların ilk beyanlarında sanığın kendilerine eziyet teşkil eden eylemden bahsetmedikleri gibi tanık rehber öğretmenin sanık hakkında yaralama yahut diğer eylemlere yönelik katılan çocuğun kendisine beyanda bulunmadığına dair beyanları ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi birlikte değerlendirildiğinde; sanık hakkında beraat hükümleri kurulmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>3.Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı kasten yaralama suçundan kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne dair temyiz istemlerinin incelenmesinde ise;</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.03.2009 gün ve 43-56, 27.12.2005 gün ve 121-171, 29.11.2005 gün ve 123-151 sayılı kararlarında da açıklandığı ve Dairemizce de benimsendiği üzere sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı çocuğa karşı kasten yaralama suçundan kurulan kesin nitelikteki hükme ilişkin suçun yaptırımı daha ağır olan eziyet suçunu oluşturdurduğuna dair suç vasfına yönelik katılanlar vekillerinin temyiz istemleri üzerine bu hususla sınırlı biçimde inceleme yapılmıştır.<br />
a-)5237 sayılı Kanun'un 96. maddesinde "Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi..." ibaresi yer almakta; yasada eziyet kabul edilen eylemler tanımlanmamaktadır. Madde gerekçesinde ise "Eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. Aslında bu fiiller de kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen eziyetin özelliği, işkence gibi, kişinin psikolojisi ve ruh sağlığı üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, eziyetin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir." denilmektedir. Dairemizin 2021/18090 Esas, 2024/1209 Karar sayılı ve 2021/3207 Esas, 2021/18333 Karar sayılı ilamları başta olmak üzere süregelen uygulamalarına göre; eziyet suçunu kasten yaralama, kötü muamele gibi suçlardan ayıran unsur süreklilik ve sistematiklik unsurlarını bünyesinde barındırmasıdır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın katılan çocuk ...'e yönelik eylemlerinin incelenmesinde; katılan ... hakkında düzenlenen 18.05.2019 tarihli adli raporda sol el içi ve sağ kalçada morluk ve ekimoz olduğunun, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirlendiği, bu yaralama izlerinin 06.05.2019 tarihinde meydana gelen olayda oluştuğu, raporda eskiye dair yaralanmaların tespit edilmediği belirtilmiştir. Katılan ...'in sıcağı sıcağına alınan ilk beyanında; sanık ...'in ablası olan ... 'e şiddet uyguladığı gün eline ve kalça bölgesine oklava ile vurduğunu beyan ettiği, sanık ...'in ilk savunmasında ve Bölge Adliye Mahkemesince alınan savunmasında olay tarihinde katılan ...'in eline oklava ile vurduğunu beyan ettiği, katılan ...'in rehber öğretmeni olan tanık ...'nin beyanında katılan ...'ya sanıkların benzer şiddet eylemlerini kardeşlerine de uygulayıp uygulamadığını sorması üzerine katılan ...'nın sanıkların kardeşlerine (... ve ...) yönelik şiddet eylemlerinde bulunmadıklarını beyan ettiğini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; sanık ...'in sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde katılan ... 'e yönelik eylemlerde bulunduğunun sabit olmadığı gibi sanığın doktor raporuyla uyumlu ikrarına göre katılan çocuk ...'in eline ve kalça bölgesine ele geçmeyen oklava ile vurmaktan ibaret eyleminin sistematiklik ve süreklilik unsurlarını içermediği anlaşıldığından sanığın kasten yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmesi hukuka uygun olup bozma nedeni dışında hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>b-)Sanığın eylemine uyan suçun cezasının üst sınırının 1 yıl 6 ay hapis cezası olarak belirlendiği dikkate alındığında ve Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile, "...kovuşturma evresine geçilmiş..." ibaresinin, aynı bentte yer alan "... Basit yargılama usulü..." yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun'un 5/1-d maddesinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı Kanun'nun 251/3. maddesine göre; "mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir." şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5271 sayılı Kanun'un 251/3. maddesinde yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun, "Basit Yargılama Usulü" yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Nedeniyle sanık hakkında kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1.Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin ve sanık müdafinin temyiz istemlerinin; ayrıca sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik kasten basit yaralama suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafinin beraat kararına hükmedilmesi gerektiğine dair temyiz isteminin incelenmesinde;</p>

<p>Gerekçenin (1) bölümünde açıklanan nedenle katılanlar vekillerinin ve sanık müdafinin bu hükme yönelik temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. fıkrası uyarınca REDDİNE,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında katılan çocuklar ...'e ve ... 'e karşı eziyet suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik incelemede;<br />
Gerekçenin (2) bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.06.2024 tarihli ve 2022/43 Esas, 2024/1382 Karar sayılı kararında katılanlar vekilleri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>3.Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne dair temyiz istemlerinin incelenmesinde ise;</p>

<p>Gerekçenin (3) bölümünde açıklanan nedenle katılanlar vekillerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.06.2024 tarihli ve 2022/43 Esas, 2024/1382 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Ankara 58. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.07.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="52986"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2021/9725 E., 2024/1684 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 22.02.2024 tarihli, 2021/9725 E., 2024/1684 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/9725 E., 2024/1684 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/513 E. 2016/534 K.<br />
SUÇ : Eziyet<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEMYİZ EDENLER : Katılan vekili, sanık müdafii<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığının 28.07.2014 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında eziyet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca dava açılmıştır.</p>

<p>2. Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi, 62 nci maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılan vekili ve sanık müdafinin temyiz isteği;<br />
Herhangi bir nedene dayanmamıştır.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>1. Dava konusu olay, sanığın eşinin eziyet çekmesine yol açacak bir takım davranışlarda bulunup bulunmadığı iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. 30.07.2013 tarihinde müteveffa Vecide'nin evlerinin bir odasında kendisini boynundan asmak suretiyle intihar ettiği yönünde alınan ihbar ile şüpheli ölüm olayı nedeniyle sanık ve annesi hakkında soruşturma başlatıldığı, müteveffanın ailesinin kızlarının eşi olan sanık tarafından sürekli darp edildiğini, çocuklarının olması nedeniyle boşanamadığını, zaman zaman vücudundaki morartıları kendilerine gösterdiğini, kızlarının ölümüne de sanığın sebep olduğunu belirterek şikayetçi oldukları belirlenmiştir.</p>

<p>3. a) Müteveffanın babası katılanın ve annesi ve kardeşlerinin aşamalarda, müteveffanın sanık tarafından sürekli olarak darp edildiğini, sanığın harçlık bile vermediğini, çocuklarına bez parasını bile yalvararak verdiğini, darp izlerine zaman zaman şahit olduklarını, ancak çocukları için boşanamadığını beyan ettikleri, akrabaları F.Ş.'nin, bir perde mevzuu nedeniyle müteveffanın darp edilip aç bırakıldığını çocuklarından ve kızkardeşinden duyduğunu beyan ettiği belirlenmiştir.</p>

<p>b) Müteveffa ve sanığın ortak çocukları olan B.O.B. ve M.B. savcılıkta, anneleri olan müteveffanın babaları tarafından sürekli darp edildiğini, hatta sanığın annelerini ası süsü vererek öldürdüğünü beyan ettikleri, çocukların alınan ifadelerinin ardından sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenen değerlendirme ve sonuç başlıklı raporda, B.O.B.'nin olaya kendisinin şahit olmadığını, savcılıkta yanlış bilgiler verdiğini, olaya abisi M.B.'nin şahit olduğunu beyan ettiği, babasının ailesinin yanına gitmekten korktuğu için o şekilde ifade verdiğini ifade ettiği, ancak çocukların kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında babaları olan sanığın annelerini sürekli darp ettiğini, vefat etmeden önce de darp ettiğini, daha sonra da öldürdüğünü beyan ederek soruşturma aşamasındaki ifadelerine döndükleri belirlenmiştir.</p>

<p>4. a) 30.07.2013 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağı ile, müteveffanın sol uyluk poupart bağının hemen altında ön tarafta biri 6 cm, diğeri 2 cm çapında sarı renk almış eski ekimoz, sağ dirsekte 0,3 cm çapında kurutlu eski yara mevcut olduğu,</p>

<p>b) İstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunun 23.12.2015 tarihli raporu ile müteveffanın ölümünün ası sonucu gerçekleşmiş olduğu, ası dışında travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı belirlenmiştir.</p>

<p>5. Sanık ve annesi hakkında kasten öldürme ve intihara yönlendirme suçlarından delil yetersizliği nedeniyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirlenmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinde düzenlenen eziyet suçundan ayrı şekilde failin öldürmeye yönelik kastının bulunması durumunda ayrıca kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı göz önünde bulundurularak, somut olayda sanık ve ölen ...'nin ortak çocukları olan B.O.B. ve M.N.B. kovuşturma aşamasında pedagogun da itibar edilebilir bulduğu beyanlarında ilk ifadelerine dönerek babalarının annelerini öldürdüğüne ilişkin anlatımların 5271 sayılı Kanun'un 172 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında yeni delil olarak kabul edilebileceği anlaşılmakla, bu kapsamda yeniden bir değerlendirme yapılarak işlem yapılması mümkün görülmüştür.</p>

<p>2. 5237 sayılı Kanun'un "Eziyet" başlıklı 96 ncı maddesinin birinci fıkrasında eziyet suçunun maddi unsuru, “bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştirmek” şeklinde belirtilmiş, ancak bu davranışların ne olduğu somut olarak ortaya konulmamıştır. Ancak maddenin gerekçesinde; eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerektiği belirtilmiştir. Böylece kanun koyucu işkence suçuna ilişkin 94 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki tanıma, eziyet suçunu düzenleyen 96 ncı maddenin metninde değil, gerekçesinde yer vererek eziyet suçunda fiilin arz ettiği özellikleri belirlemiştir. Bu durumda eziyet suçu ile işkence suçu, maddi unsuru bakımından benzerlik göstermektedir. Ancak eziyet suçu bakımından maddenin gerekçesinde, işkence suçunda öngörülen “algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine” yol açacak hareketten söz edilmemektedir.</p>

<p>Eziyet serbest hareketli bir suçtur. Mağdurun gerek bedensel gerek ise ruhsal yönden acı çekmesine neden olacak, mağdurda utanma, korku, acizlik ve değersizlik duygusu uyandırıp onurunu zedeleyecek hareketler eziyet kapsamındadır. Bu suç tipinde mağdur, objektif olarak aşağılayıcı ve eza verici hareketler aracılığıyla, insan olma niteliğinin gerekli kıldığı düzeyin objektif olarak altında kalan ve kişiliğinin derhal ya da ileride gelişebilmesi için gerekli olan dengeye olarak etki edebilecek muamelelere tabi kılınmaktadır.</p>

<p>Eziyet teşkil eden fiiller, kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Eziyetten söz edebilmek için, maddenin gerekçesine göre eziyet oluşturan fiillerin sistematik bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Sistematik olmaktan kastedilen, mağdura karşı yapılan birden fazla saldırının, genel bir tutum çerçevesinde gerçekleştirilen davranışların bir parçası olması ya da önceden kararlaştırılmış, organize ve düzenli bir seyir izlemesidir. Sistematik olma hali, hareketlerin eziyet suçunu oluşturup oluşturmadığını tespite yarayan kriterlerden biridir. Hareketlerin sistematik biçimde uygulanması, mağdura yönelik davranışların belli bir süreç içinde düzenli ve bir bütünlük arz eder biçimde yapılmasını gerektirir. Bu sebeple mağdura yönelik hareketler, fail tarafından bilerek ve istenerek belirli bir süreçte genel bir tutum çerçevesinde bir bütünün parçası olarak veya belirli bir plan dahilinde işlenirlerse eziyet suçu oluşur. Burada çeşitli nitelikteki hareketler objektif olarak belirli bir şiddeti içermekte, asgari düzeyde bir ağırlığa ulaşmaktadır. Hareketler bir bütün halinde objektif olarak eziyet teşkil edecek boyuta ulaştığında, başka bir deyişle asgari bir düzeyde şiddete ulaştığında suç tamamlanmış olacaktır.</p>

<p>Dava konusu olayda, sanığın eşi olan müteveffayı evlilik süreci içerisinde sistematik bir şekilde gerek darp etme, gerekse aç bırakma, para vermeyip belli başlı ihtiyaçlardan mahrum bırakma şeklinde gerçekleşen ve ölüm olayına kadar devam eden eylemlerin 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesi kapsamında eziyet suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekili ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli kararında katılan vekili ve sanık müdafii tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.02.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="82941"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77220"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17274"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51006"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65812"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36544"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="41011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="71381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="95289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="19069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="12225"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="67643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="99886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="44139"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="13278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="73369"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
