<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Jul 2026 00:34:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-korfez-calismalari-ve-kuresel-politikalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-korfez-calismalari-ve-kuresel-politikalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 14 Temmuz 2026 Tarihli ve 33310 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İbn Haldun Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İBN HALDUN ÜNİVERSİTESİ KÖRFEZ ÇALIŞMALARI VE KÜRESEL POLİTİKALAR UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İbn Haldun Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İbn Haldun Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında sürdürülebilir bir akademik köprü kurarak yükseköğretim kurumları ve düşünce kuruluşları bünyesinde ortak bilimsel projeler yürütülmesini sağlamak; bu kapsamda karşılıklı eğitim programları ve araştırmacı değişimleri ile kurumsal bağların güçlendirilmesini hedeflemek.</p>

<p>b) Körfez bölgesinin siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel dinamiklerini doğru perspektiflerle tanıtmak amacıyla bilimsel faaliyetler icra etmek; bölgeye dair güncel ve saha odaklı veriler üreterek yanlış algıların önüne geçilmesini ve doğru bilgi akışını sağlamak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında akademik, kültürel ve ekonomik alanlarda ortak projeler geliştirmek ve ikili ilişkilerin kurumsal derinliğini artıracak ağlar tesis etmek.</p>

<p>b) Bölgesel dinamikleri değerlendirmek üzere Körfez saati stratejik analiz oturumları, Körfez konuşmaları konferans serileri ve periyodik uzman çalıştayları organize etmek.</p>

<p>c) Körfez bölgesine dair disiplinler arası bir literatür oluşturmak amacıyla uluslararası hakemli yayınlar yapmak, yıllık strateji raporları hazırlamak ve küresel ölçekte bilimsel konferanslar düzenleyerek bilgi üretimini yönetmek.</p>

<p>ç) Körfez ülkelerine yönelik akademik saha ziyaretleri düzenlemek ve yerel kurumlarla doğrudan temas kurarak birincil kaynaklara dayalı güncel analizler oluşturmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Üniversite içerisinde panel, seminer ve öğrenci odaklı eğitim programları vasıtasıyla bölgeye dair farkındalığı artırmak ve bölge uzmanlarının yetişmesine akademik destek sağlamak.</p>

<p>e) Merkezin çalışmalarını kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla tematik akademik kaynaklar, veri tabanları, dijital arşivler ve internet siteleri kurmak.</p>

<p>f) Danışma birimleri ve merkezleri oluşturarak stratejik karar alma süreçlerine katkı sağlamak.</p>

<p>g) Merkezin amaçlarına uygun diğer tüm bilimsel ve kurumsal çalışmaları planlamak ve yürütmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür; Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir. Görev süresini tamamlayan Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir ve aynı usul ile görevden alınabilir. Müdürün herhangi bir sebeple altı aydan fazla bir süreyle görevi başında bulunmadığı durumlarda görevi sona erer. Görevi sona eren Müdürün yerine aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından en fazla bir kişi üç yıl süre için Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcısının görev süresi Müdürün görev süresi ile sınırlıdır. Görev süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdür görevi başında olmadığı zaman yardımcısı Müdüre vekâlet eder.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkez ve bağlı birimlerin bu Yönetmelikte belirlenen amaçlar doğrultusunda düzenli ve etkin çalışmasını sağlamak, Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim ve Danışma Kurulunun gündemini oluşturmak, üyeleri toplantıya çağırmak, Yönetim Kuruluna ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek ve alınan kararları uygulamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışma, hedef ve planları ile yıllık faaliyet raporunu hazırlamak ve bunu Yönetim Kurulunun görüşü alındıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>ç) Sonraki yıla ait yıllık çalışma programını hazırlamak ve Yönetim Kurulunun görüşü alındıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>d) Yapılan çalışmalar hakkında Yönetim Kurulunu bilgilendirmek.</p>

<p>e) Merkezin araştırma, proje, eğitim-öğretim ve diğer faaliyetleriyle ilgili olarak ulusal ve uluslararası kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek.</p>

<p>f) Merkez faaliyetlerini yürütmek üzere gerekli her türlü akademik, idari, teknik ve diğer personel ihtiyacını tespit etmek, görevlendirmeler için Rektöre teklifte bulunmak, çalışma birimleri ile çalışma ve proje grupları oluşturmak.</p>

<p>g) Merkezin araştırma, proje, eğitim ve benzeri faaliyetleri doğrultusunda çalışma birimi, çalışma ve proje grupları oluşturmak; oluşturulan birimlerde çalıştırılmak üzere yeterli sayıda personel ihtiyacını Rektöre sunmak ve bunların görevlendirilmesini sağlamak.</p>

<p>ğ) Merkezin amacına uygun diğer görevleri yürütmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcısı ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen üç üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Görev süresi biten üyeler aynı usulle tekrar görevlendirilebilir. Yönetim Kurulu üyeliğinin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine altı ayda en az bir kez olmak üzere salt çoğunlukla toplanır ve kararlar katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşit olması halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır. Toplantılara katılım video konferans ve benzeri usullerle internet üzerinden de yapılabilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışma ve yönetimi ile ilgili konularda kararlar almak.</p>

<p>b) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve yıllık çalışma programını görüşerek karara bağlamak.</p>

<p>c) Araştırma, eğitim-öğretim, uygulama, danışmanlık, yayım ve diğer çalışma alanlarına ilişkin konularda kararlar almak.</p>

<p>ç) Merkezde görevli personelin hizmet içi eğitim programlarını planlamak.</p>

<p>d) Merkezin bünyesinde kurulacak olan birimler ile çalışma ve proje gruplarını oluşturmak, çalışma usul ve esaslarını belirlemek.</p>

<p>e) Merkezin yatırım plan ve programlarını hazırlamak.</p>

<p>f) Merkezde ücret karşılığında sunulacak hizmetlere ilişkin fiyatlandırma ve ödeme usullerini belirleyip Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>g) Yurt içi ve yurt dışındaki kamu ve özel kuruluşlar ile ortaklaşa yürütülecek çalışmaların esas ve usullerini tespit etmek.</p>

<p>ğ) Müdürün gündeme getirdiği diğer konularda karar almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında Yönetim Kurulunun önerisiyle, Üniversite içinden veya dışından Merkezin faaliyet alanları ile ilgili konularda çalışmaları ve deneyimleri bulunan kişiler arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilecek en fazla on üyeden oluşur. Süresi biten üyeler aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu Merkezin çalışmalarını değerlendirir ve yeni çalışmalar konusunda görüş ve önerilerini Yönetim Kuruluna bildirir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu yılda bir kez toplanır. Müdür gerekli gördüğü takdirde Danışma Kurulunu toplantıya çağırabilir. Danışma Kurulu toplantılarında salt çoğunluk aranmaz. Toplantılara katılım video konferans ve benzeri usullerle internet üzerinden de yapılabilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin amacı doğrultusunda, faaliyet alanlarıyla ilgili çeşitli birimler, çalışma grupları oluşturulabilir. Çalışma grubu Yönetim Kurulunun teklifi ve Rektörün onayıyla Merkezin çalışma alanına giren konularda iş bölümü yapmak üzere, Merkez birimleri ile çalışma grupları veya proje grupları kurulabilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, idari ve teknik personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini uygun gördüğü ölçü ve süreyle Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaş</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman ve demirbaş Merkezin demirbaşına kaydedilerek Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İbn Haldun Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-korfez-calismalari-ve-kuresel-politikalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="65021"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK İŞ HUKUKUNDA EVDE ÇALIŞMANIN ESASLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calismanin-esaslari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calismanin-esaslari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Çalışma hayatındaki ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmeler, geleneksel işyeri merkezli çalışma anlayışını dönüştürmüş; evde çalışma gibi esnek modeller iş hukuku bakımından önem kazanmıştır. Özellikle dijitalleşme süreci ve küresel gelişmeler, evde çalışmayı yaygın bir uygulama hâline getirerek hukuki boyutlarının ele alınmasını gerekli kılmıştır.</p>

<p>Bu çalışmada, Türk iş hukuku kapsamında evde çalışma kavramı tanımlanmış; hukuki niteliği, benzer çalışma türlerinden ayırt edici yönleri ve mevzuattaki yeri açıklanmıştır. Devamında evde çalışmanın unsurları ele alınarak; işçinin ve işverenin karşılıklı hak ve yükümlülükleri genel hükümler bakımından değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. Evde Çalışmanın Tanımı ve Özellikleri</strong></p>

<p>Evde çalışma; bir işverenin talebiyle işçinin evi veya seçtiği herhangi bir yerde ücret karşılığı mal veya hizmet sağlanması şeklinde tanımlanabilir (Civan, 2010, s. 525-527; Demirezen, 2018, s. 249). Bu model geleneksel alanların yanı sıra; çeviri, mimarlık, reklamcılık gibi alanlara da yayılmaktadır (Kandemir, 2014, s. 145). Türk iş hukukunda evde çalışmaya ilişkin ilk yasal düzenleme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 461-469. maddeleri arasında “Evde Hizmet Sözleşmesi” başlığıyla getirilmiştir (TBK md. 461). 4857 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde düzenlenen uzaktan çalışmanın usul, esas ve sınırları, yürürlükte olan 10 Mart 2021 tarihli "Uzaktan Çalışma Yönetmeliği ile somutlaştırılmıştır. Dolayısıyla evde çalışma ilişkilerinde İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümleriyle birlikte bu yönetmelik esas alınmaktadır.</p>

<p><strong>2. Evde Çalışmanın Unsurları </strong>Evde çalışmanın unsurları; iş görme, iş görmenin karşılığında ücret alma ve işçi ile işveren arasındaki bağımlılık unsurlarından oluşmaktadır.</p>

<p><strong>2.1. Bağımlılık Unsuru</strong> Evde çalışmada bağımlılık unsuru zayıflasa da tamamen yok olduğu söylenemez; çünkü işçi, işverenin talimatları doğrultusunda hareket etmektedir. Bu modelde işçinin edimi karşılığında ücret alarak yaşamını idame ettirmesi ekonomik bağımlılığı ifade ederken (Ağar, 2025, s. 436); işverenin yönetim, denetim haklarını kullanabilmesi</p>

<p>ve kuralları belirlemesi ise hukuki bağımlılığı kurmaktadır; aksi halde bağımlılık ortaya çıkmaz (Dulay, 2016, s. 99). Bu nedenle, taraflar arasında az olmakla birlikte bir bağımlılık unsurunun bulunduğu kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>2.2. Ücret Unsuru</strong> Evde çalışma sözleşmesinde, işçi işverenin işini görmesi karşılığında ücrete hak kazanır. Ücret esaslı bir unsur olup evde çalışanın işi görmesi ile birlikte ücreti işveren tarafından ödenmektedir (Karaca, 2012, s. 379-381). Ücret ödemesi zaman üzerinden yapılabileceği gibi, parça veya ürün başına da gerçekleştirilebilir. Evde çalışmada en yaygın ücret ödeme yöntemi, işverenin çalışan üzerindeki denetiminin sınırlı olmasından dolayı, belirli bir işin tamamlanması karşılığında yapılan ödemelerdir. Ayrıca işveren, işin niteliği gereği yapılan giderleri karşılamak zorundadır. TBK m. 418'deki düzenlemeye göre iş sözleşmesinde özel düzenleme yapılmamış ise işin sonunda ücretle birlikte masraflar da ödenir. İşçi düzenli masraf yapıyor ise en az ayda bir kere yapılan masraf oranında avans verilir (Aydınöz, 2014, s. 148). Ücret hakkının eksiksiz doğması noktasında işverenin ürünü kabul süreci de önem taşır; TBK m. 465 uyarınca işveren, teslim aldığı evde üretim işindeki ayıpları bir hafta içinde işçiye bildirmek zorundadır, aksi halde işi kabul etmiş sayılır ve ücret ödeme borcu kesinleşir.</p>

<p><strong>2.3. Çalışmanın Evde veya İşyeri Dışında Yapılması Unsuru</strong></p>

<p>İş Kanunu'nun 2. maddesinde klasik anlamda iş yerinin tanımı yapılmış olup, bu tanımı evde çalışma sözleşmelerinden ayıran temel unsur, evde çalışanın iş görme borcunu işyerinin dışında, evinde yerine getirmesidir (Koyuncu, 2006, s. 64). Bu durum evde çalışma sözleşmesinin en belirgin özelliklerindendir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Evde Çalışanın Yükümlülükleri</strong></p>

<p><strong>3.1. İş Görme Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Evde çalışma sözleşmesinde işçi ve işverenin karşılıklı borçları bulunmaktadır. Evde çalışanın sözleşmeden doğan ilk borcu, kararlaştırılan yerde, genellikle kendi evinde üzerine düşen işi eksiksiz ve zamanında yerine getirmektir. Bu sözleşmede çalışanın işi şahsen yerine getirme zorunluluğu vardır (Dulay, 2016b, s. 287; Kara, 2022, s. 39).</p>

<p>Bazı hallerde bu kurala istisna getirilmiştir; işin görülmesi sırasında evde bulunan aile fertlerinin yardımcı olması durumu hukuki anlamda bir "iş görme" değil, aile içi "yardım etme" faaliyeti olarak kabul edilmektedir (Karaca, 2012, s. 379).</p>

<p><strong>3.2. Özen Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Uzaktan çalışan işçi, işlerini dikkat ve özen yükümlülüklerini yerine getirerek yapmalıdır. İşçinin özen yükümlülüğü, işin gerekleri doğrultusunda işverence sözleşmede belirlenmiş olmalıdır. Bu yükümlülükler belirlenmediğinde, işin ve evde çalışanın nitelikleri dikkate alınarak ortalama bir evde çalışanın göstermesi gereken özen ölçüsü esas alınır (Dulay, 2016a, s. 161). Evde çalışan, kendisine sağlanan malzeme, araç ve gereçleri kullanırken zarar vermemeli ve gerekli özeni göstermelidir.</p>

<p><strong>3.3. Dürüstlük Borcu ve Sadakat Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Evde çalışan ile işveren arasında kişisel bir iş ilişkisi kurulduğundan, işçi işi bizzat ifa etmekle yükümlüdür. İşverenin bilgisi dışında üçüncü kişilerin işi görmesi dürüstlük kuralına aykırıdır; bu kuralın istisnası ise yakın aile fertlerinden yardım alınabilmesidir (Karaca, 2012, s. 379). Sadakat borcu sözleşme süresince devam etmekle birlikte, sözleşme sona erdikten sonra da devam ettiği durumlar bulunmaktadır (Sümer, 2019, s. 73). İşçinin sadakat yükümlülüğü kapsamında, işverenin işi ile ilgili bilgileri saklaması, koruması ve bunları başkalarıyla paylaşmaması gerekmektedir (Dulay, 2016, s. 183).</p>

<p><strong>3.4. Sır Saklama Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Çalışanların iş görme edimini etkili yerine getirebilmeleri için, işveren tarafından sağlanan veya işin gereği olarak edinilen bazı mesleki ve ticari sırların öğrenilmesi gerekebilir. Bu sırlar, işin devamlılığı ve işverenin rekabet gücünün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle işçi, bu sırları yalnızca işin ifası sırasında kullanmakla kalmayıp, aynı zamanda üçüncü şahıslarla paylaşmamak ve gizli tutmakla da yükümlüdür.</p>

<p><strong>4. İşverenin Yükümlülükleri</strong></p>

<p><strong>4.1. Ücret Ödeme Yükümlülüğü</strong></p>

<p>İşverenin en önemli borcu, işçinin emeğinin karşılığı olan sözleşmede kararlaştırılan ücreti, kararlaştırılmamışsa emsal ücreti ödemektir (Sümer, 2019, s. 75). 4857 sayılı İş Kanunu’na göre işverenin ücret ödemesi yapması zorunludur ve bu ödeme kural olarak en geç ayda bir kez gerçekleştirilir. Ancak tarafların anlaşması hâlinde, bu periyot bir haftaya kadar indirilebilmektedir. Ücretin düzenli ödenmesi işçinin ekonomik güvenliği açısından önem taşımakta olup, ödenmemesi veya gecikmesi durumunda işçi kanuni yollarla hakkını arama imkânına sahiptir.</p>

<p><strong>4.2. İşçiye Malzeme ve İş Sağlama Yükümlülüğü</strong> İşveren, TBK m. 413 gereği işin görülmesi için gerekli olan tüm araç-gereçleri ve malzemeleri sağlamak durumundadır; aksi halde işi kabul etmekten imtina etmiş sayılır. Ancak bu kural iş sözleşmesi için mutlak bir zorunluluk arz etmez. Tarafların iş sözleşmesiyle anlaşması halinde ya da örf adet gereği malzemenin işçi tarafından sağlanması durumunda, işverenin temin yükümlülüğü bulunmaz (Süzek, 2017, s. 517-518).</p>

<p><strong>4.3. Eşit Davranma Yükümlülüğü</strong></p>

<p>İşveren, aynı şartlardaki işçilere makul bir sebep olmadan ayrım yapmadan eşit davranmak zorundadır. Bu borç işyerinde adalet ve huzurun sağlanması için önemlidir. İşverenin bazı durumlarda farklı uygulama yapması her zaman ayrımcılık anlamına gelmez; çalışanın eğitim durumu, iş için gerekli olan zor ve az bulunan niteliklere sahip olması gibi vasıflara göre yapılan farklı uygulamalar eşit davranma borcuna aykırılık teşkil etmez (Sümer, 2019, s. 89-91).</p>

<p><strong>4.4. İş Sağlığı ve Güvenliği Sağlama Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Çalışanın kullandığı cihazların uygun yerleştirilmesi, ayarlanması ve kullanımının sağlanması için gerekli önlemlerin işverence alınması gerekmektedir. Ayrıca çalışanın bilgilendirilmesi ve yönetmelikte belirtilen sürelerde sağlık kontrollerinin yaptırılması da işverenin sorumluluğundadır.</p>

<p><strong>SONUÇ </strong><br />
Bu çalışmada evde çalışmanın tanımı, unsurları ve tarafların yükümlülükleri incelenmiştir. İşyeri dışında yürütülen evde çalışma, iş hukuku açısından fırsatlar ve sorumluluklar yaratmaktadır. İşverenin; ücret, malzeme, eşit davranma ve iş sağlığı güvenliği sorumlulukları bulunurken; çalışan da şahsen ifa, özen, sadakat ve sır saklama ile yükümlüdür. Sonuç olarak, evde çalışma modeli doğru düzenlemelerle verimliliği artırabilir ve esnek bir ortam sağlayabilir. Esnek çalışma modellerinin gelecekte yaygınlaşması eğilimi dikkate alındığında, iş hukuku mevzuatının evde çalışma uygulamalarıyla uyumlu şekilde geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" /></a></p>

<p><strong>Hilal TÜRKMEN</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Ağar, S. (2025). <i>Türk iş hukukunda uzaktan çalışma ve uygulamada karşılaşılan sorunlar</i>. Adalet Yayınevi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aydınöz, M. (2014). <i>Teknolojinin iş hukukuna yansıması: Tele çalışma ve uzaktan çalışma ilişkileri</i>. Seçkin Yayıncılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Civan, M. (2010). Türk iş hukukunda evde çalışma ve tele çalışma kavramlarının yasal altyapısı. <i>Sicil İş Hukuku Dergisi</i>, (18), 525-540.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Demirezen, H. (2018). Türk Borçlar Kanunu kapsamında evde hizmet sözleşmesinin kurucu unsurları. <i>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, 67(1), 245-268.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Dulay, G. (2016a). <i>Uzaktan çalışma sözleşmesinde tarafların karşılıklı borçları ve sorumluluk rejimi</i>. On İki Levha Yayıncılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Dulay, G. (2016b). 4857 sayılı İş Kanunu’nda yapılan son değişiklikler ışığında uzaktan çalışma modelinin analizi. <i>Kamu Hukuku Arşivi (KHUKA)</i>, 4(2), 285-302.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kandemir, M. (2014). Bilgi toplumunda yeni bir istihdam modeli: Entelektüel evde çalışma. <i>Çimento İşveren Dergisi</i>, 28(4), 142-155.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kara, T. (2022). <i>Dijitalleşen iş yaşamında işçinin şahsen ifa borcu ve istisnaları</i>. Seçkin Yayıncılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karaca, C. (2012). Türk Borçlar Kanunu’nun evde hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin doktrinel açıdan değerlendirilmesi. <i>Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, 16(3), 375-398.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Koyuncu, A. (2006). <i>İş hukuku boyutunda geleneksel işyeri kavramının mekânsal dönüşümü</i>. Legal Yayıncılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sümer, H. H. (2019). <i>İş hukuku</i> (24. Baskı). Seçkin Yayıncılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Süzek, S. (2017). <i>İş hukuku</i> (14. Baskı). Beta Basım Yayım.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calismanin-esaslari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 20:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/business-and-law-course-banner.jpg" type="image/jpeg" length="31227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu’nun 2024/567 E., 2025/62 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024567-e-202562-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024567-e-202562-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.02.2025 tarihli, 2024/567 E., 2025/62 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/567 E., 2025/62 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname No : 2022/33614</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1034-2204</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın, mağdur ... ve katılan mağdur ...'e yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan ayrı ayrı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-1.cümlesi, 103/3-b-d, 62/1, 53 ve 63. maddelerince 10'ar yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.03.2021 tarih ve 422-133 sayılı hükümlerin, sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya üzerinden inceleme yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince 24.11.2021 tarih ve 1034-2204 sayı ile sanığın eylemlerinin, ani ve kesintili şekilde gerçekleşip, süreklilik arz etmemesi nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığının kabulü ile ilgili hüküm fıkralarının çıkartılarak, her iki mağdura yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-2. cümlesi, 103/3-b-d ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ibareleri eklenmek suretiyle, hükümlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 303/1-a ve 280/1-a maddeleri uyarınca düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bu kararın sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince, 25.09.2023 tarih ve 16695-5543 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 28.12.2023 tarih ve 33614 sayı ile; ''...İtirazın konusu, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmü yönünden duruşma açmaksızın suç vasfını değiştirerek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurup kuramayacağına dairdir.<br />
...Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesi tarafından verilen hükmü inceleyerek ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında 'istinaf başvurusunun esastan reddine', 303’üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde 'hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine' karar verir. Ayrıca CMK'nın 280.maddesinin 1.fıkrasının b, c, d, bentlerinde yazılı hallerin varlığı halinde de hukuka aykırılığın düzeltilmesi suretiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verecektir. Yasada istinaf mahkemesinin düzeltilerek esastan red kararı verebileceği hallerin delil takdirine dayanıp dayanmadığına dair bir ayrımın olmadığı, daha fazla araştırmaya gerek duyulmaması halinde yasada yazılı hallerle sınırlı olarak duruşma açılmaksızın istinaf başvurusunun hükmün düzeltilerek esastan reddine karar verilebileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Somut olayda bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığa verdiği mahkûmiyet hükümlerini kaldırmak ve suç vasfını değiştirerek sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçlarından sanığı cezalandırması suretiyle hükmün düzeltilmesine ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın hukuki dayanağının CMK'nın 280/1-a maddesi yollaması ile CMK'nın 303/1-a maddesi olarak gösterildiği,<br />
CMK'nın 303/1-a maddesinde 'Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması' gerektiği hallerde düzeltilerek esastan red kararı verilebileceğinin düzenlendiği, bölge adliye mahkemesinin verdiği kararın bu kararlardan herhangi birine uymadığı, keza CMK'nın 280/1-b-c-d ve CMK'nın 303/1-c-d-e-f-g-h maddelerinde yazılı hallerin de somut olayda uygulama yerinin bulunmadığı (Suç vasfına ilişkin benzer bir olayda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16/10/2023 tarih ve 2023/2233 Esas, 2023/6376 Karar sayılı kararı da bu yöndedir.), bu nedenle bölge adliye mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği,'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.10.2024 tarih, 3-8040 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmü yönünden duruşma açmaksızın suç vasfını değiştirerek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurup kuramayacağının belirlenmesine ilişkin olup ayrıca eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Katılan mağdur ...'nun 19.11.2001 doğumlu olduğu, 02.06.2017 tarihinde teslim edildiği ... Çocuk Destek Merkezinden nakil yoluyla 27.09.2017 tarihinde ... Çocuk Evleri Sitesine yerleştirildiği, koruma ve bakım altında bulunduğu, suç tarihi öncesinde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin 2009/... sayılı geçici sağlık kurulu raporuna göre ''%20 oranında özel öğrenme güçlüğünün'' ve buna bağlı "%20 vücut fonsiyon kaybının'' olduğu, 04.11.2016 tarihli ... Üniversitesi Hastanesi raporunda "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'' tanısı ile tedavi altına alındığının ve takibinin yapıldığının belirtildiği, 22.09.2017 tarih ve ... sayılı sosyal inceleme raporunda; annesi ile sorunlar yaşadığı, annesinin kendisini zehirleyeceğini söyleyerek ilaçlarını içmediği, sigara içtiğinin bilindiği, 22.08.2017 tarihinde kuruma alındığında annesinde kalmak istemediği için sokakta kaldığını beyan ettiği fakat teyzesinde kaldığının anlaşıldığı, uygun hizmet modelinin belirlenmesi amaçlı eğitim gördüğü okulda 21.09.2017 tarihinde yapılan görüşmelerde rehber öğretmeni ...'nın katılan mağdurun sıklıkla kararlarını değiştirdiği, düşünce yapısının karmaşık olduğu, ilerleyen dönemlerde psikolojik sorunlarının olabileceğine dair tespit ve değerlendirmeleri içerir bilgilere yer verildiği; idari soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulanlardan Psikolog ..., Hemşire ..., Çocuk Gelişimci ..., Psikolog ..., annesi ...'ın beyanlarında da katılan mağdurun kişilik yapısı ve sağlık durumuna müşahhas birtakım tespit ve değerlendirmelerde bulundukları, yine kuruluş müdürü ...'in beyanında bu hususlara mütedair katılan mağdurun annesi ...'nin söylemlerinden bahsedildiği, 23.07.2018 tarihli adli görüşme değerlendirme raporunda görevli psikolog tarafından: ''...sözel yetisinin yaşıtlarına uygun düzeyde ve işbirliğine açık olduğunun gözlendiği, kendini ifade etme ve zihinsel kapasitesinin yaşıyla uyumlu olduğu, adli görüşmede verilen bilgilerin ön görüşme ile tutarlı olduğu, görüşme sırasında sorulara spontan, içtenlikle, tutarlı ve ayrıntılı bir şekilde cevap verdiği için görüşmenin güvenilir olduğu...cinsel istismara maruz kaldığının düşünüldüğü...'', yargılamada görev alan pedagog tarafından: ''... fiziksel ve zihinsel olarak yaşının gereklerini göstermektedir. Cinsel olayları ayırt etme gücü vardır. Verdiği beyanlara itibar edilmesinden herhangi bir sakınca yoktur...,'' şeklinde görüş ve kanaatlerin belirtildiği fakat aşamalarda beyanlarına itibar edilip edilemeyeceği ile alakalı Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak rapor aldırılmasına yönelik sanık müdafii tarafından istemlerde de bulunulan katılan mağdurun nüfus kayıt belgesinde yer alan bilgilere istinaden UYAP sisteminden yapılan sorgulamadan, hakkında;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) Beykoz 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 29.01.2021 tarihli, 141-195 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 09.01.2020 tarihli yazısına istinaden hastaneye zorunlu yatışına,</p>

<p>b) İstanbul Anadolu 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.09.2021 tarihli, 1053-921 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 26.08.2021 tarihli zorunlu hasta yatış raporuna göre duygu durum bozuklukları (Şizofreni) teşhisi konulduğundan İstanbul Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine yerleştirilmesine,</p>

<p>c) İstanbul Anadolu 22. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.11.2021 tarihli, 1455-1335 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 15.11.2021 tarihli zorunlu hasta yatış raporuna göre birden fazla ilaç ve diğer psikoaktif madde kullanımına bağlı psikotik bozukluk teşhisi konulduğundan Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine yerleştirilmesine,</p>

<p>d) İstanbul Anadolu 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.12.2021 dava ve 03.01.2022 karar tarihli, 1672-2 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesince gönderilen ihbar evrakı ekindeki zorunlu hasta yatış raporuna göre organik olmayan psikoz teşhisi konulduğundan Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine koruma ve tedavi amacıyla yerleştirilmesine,</p>

<p>e) Beykoz 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.06.2023 tarihli, 968-898 sayılı kararı ile ihbar eden vasi adayının talebine istinaden Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine zorunlu yatışına,</p>

<p>f) İstanbul Anadolu 21. Sulh Hukuk Mahkemesinin 29.11.2023 tarihli, 1503-1582 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliğinin talebine istinaden Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yerleştirilmesine ve alıkonulmasına,</p>

<p>g) Beykoz 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.02.2024 tarihli, 608-167 sayılı kararı ile vasi ...'ın talebi ile Erenköy Devlet Hastanesi Başhekimliğinin 22.12.2023 tarihli kişide hâlen birden fazla ilaç ve diğer psikoaktif madde kullanımına bağlı zihin ve davranış bozuklukları tanısı mevcut olup, kişinin yapılan muayene ve incelemeleri sonucunda akıl hastalığı veya zayıflığı saptanmadığı; ancak savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı; kötü yaşam tarzı veya mal varlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açması ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olması ya da başkalarının güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle kısıtlanmasının uygun olduğu tıbbi kanaatini bildirir sağlık kurulu raporu verildiğinden, mevcut hastalığı nedeniyle kısıtlanmasına, ...'ın vasi olarak tayinine,</p>

<p>h) Beykoz 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 03.09.2024 tarihli, 1364-1265 sayılı kararı ile ihbar eden davacı ...'ın talebine istinaden Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine zorunlu yatışına,</p>

<p>İlişkin kararların verildiği,</p>

<p>Mağdur ...'nin, 26.07.2002 doğumlu olduğu, 2009 yılında koruma altına alınan mağdurun ... Çocuk Evleri Sitesine nakille geldiği ve yeni yerleştiği, 07.08.2017 tarihli sosyal inceleme raporunda; akademik başarısının zayıf olduğu, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde uyum bozukluğu tanısı ile takibe alındığı, 14.10.2017 tarihi öncesinde Üsküdar Devlet Hastanesinin 14.06.2012 tarihli sağlık kurulu raporuna göre ''%50 Hafif düzeyde zihinsel yetersizliğinin'' bulunduğu, idari soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulanlardan Psikolog ..., Hemşire ..., Çocuk Gelişimci ..., Güvenlik Görevlisi ... ile bir kısım öğrencilerin beyanlarında, kendisini ifade edemeyen, sessiz, sakin, başkaları tarafından yönlendirilmeye açık, arkadaşlarına uyan, etkilenen, kendiliğinden iletişim başlatamayan, öz bakım becerilerinin yaşıtlarından geri olduğuna yönelik birtakım kişisel özelliklerine matuf değerlendirmelerde bulunulduğu, ilk derece mahkemesinde görevli pedagog tarafından ''... fiziksel ve zihinsel olarak yaşının gereklerini göstermektedir. Cinsel olayları ayırt etme yetisine sahiptir. Verdiği beyanlara itibar edilmesinden herhangi bir sakınca yoktur...," şeklinde görüşte bulunulduğu,</p>

<p>22.08.19.. doğumlu, evli ve iki çocuk babası olan sanık ...'nın, 2.5 yıldır memur kadrosunda ... Çocuk Evleri Sitesi'nde çalıştığı, Valilik Makamının oluru ile genellikle salı ve cumartesi günleri olmak üzere haftada iki gün gece nöbeti tuttuğu, idari soruşturmanın başlatılmasını müteakip 23.10.2017 tarihinde açığa alındığı ve görev yerinin değiştirildiği, Küçükçekmece Kaymakamlığının 08.12.2017 tarih ve ... No.lu kararı ile ... yönünden yapılan idari soruşturma neticesinde hakkında 4483 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca soruşturma izni verilmemesine karar verildiği,</p>

<p>İdari soruşturma kapsamında ifadesine başvurulanlardan, grup sorumlusu Öğretmen ...'nun tanıklardan ... hakkında üçüncü grubun başkanı olduğu, bir yıl önce sanık ile sorun yaşadığı, temizlik personeli ...'nın mağdur ...'in katılan mağdur ... ile birlikte gezdiği, tanık ...'in; grup abisi olduğu ve herkesin ondan çekindiği, temizlik personeli ...'in; çocukların grup abisi olan tanık ...'in sözlerini dinlediği, kuruluşta kalan ...'nun; tanık ...'in samimi olduğu kişilere iyi, diğer kişilerle diyaloğa girmeyen biri olduğuna dair beyanlarda bulundukları,</p>

<p>Katılan mağdur ...'e yönelik 17.10.2017 tarihinde gerçekleştiği belirtilen olayın 18.10.2017 tarihinde kuruluş görevlilerine bildirilmesi üzerine 20.10.2017 tarihinde adli mercilere intikalinin sağlandığı,</p>

<p>Katılan mağdur ... ile ilgili yapılan idari soruşturma kapsamında, 19.10.2017 tarihli görüşme raporu içeriğinde tarafına genel sorular sorulduğu belirtilen ve sanık ...'nın şahsına yönelik eylemlerinden bahsetmeyen mağdur ...'e yönelik olayın ise 23.10.2017 tarihinde kuruluş görevlilerine istismara maruz kaldığını bildirmesini müteakip 25.10.2017 tarihinde adli mercilere intikalinin sağlandığı,</p>

<p>... Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğünün 14.10.2017 tarihli nöbet defterinde, ''...Birinci grubun tüm oda salon ve koridorun boya badanasının tamamlandığı..." bilgisine yer</p>

<p>İdari soruşturma kapsamında alınan ifadelerde horladığı için olayın vuku bulduğu salonda uyuduğuna dair hakkında beyanlarda da bulunulan öğrencilerden ...'nın 19.10.2017 tarihli görüşme raporunda; karanlıktan korktuğu için bazen sanıktan salonda kalmasını istediğini beyan ettiğinin belirtildiği,<br />
01.12.2017 tarihli ön inceleme raporu ile süreçte dosyaya alınan 27.01.2020 tarihli inceleme raporlarında, yurt kamera kayıt sisteminin çalışmadığının tespit edildiği,<br />
İlk derece mahkemesinde dinlenen mağdur ...'in adli görüşme değerlendirme raporu ile çocuk izlem merkezinde alınan kamera kaydının dosya içerisinde bulunmadığı, dinlenen katılan mağdur ...'in ise çocuk izlem merkezinde alınan ifadesine ilişkin kaydın 14,56. saniyesinde "... ... korkuyordu söylemeye, hocalara bile yalan söylüyordu, ama ben anladım, sıkıştırdım ...'i, anlatacaksın dedim, kanıtlayacağım dedim, böyle konuşacağını bilmiyordum, çünkü adamın cezasını almasını istiyordum,...... sıkıştırınca sonunda konuşmaya başladı benimle, cinsel organını poposuna değdirdiğini söylemişti sanırım..." şeklinde beyanda bulunduğu, ifade formunun özet olarak yazıldığının belirtildiği ancak çözümünün yapılmadığı,</p>

<p>Sanık hakkında, mağdurlara yönelik çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile TCK'nın 103/1-1.cümlesi, 103/3-b-d-e ve 53. maddelerince cezalandırılması istemi ile kamu davasının açıldığı, Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesince 23.03.2021 tarih ve 422-133 sayı ile; "...adli görüşme değerlendirme raporuna göre mağdur ...'in beyanlarının tutarlı olduğu ve cinsel istismara maruz kaldığı düşüncesinin oluştuğu,... mağdurların duruşmada alınan beyanları ile önceki beyanıyla çelişmeyecek şekilde maruz kaldığı istismar olayını anlattıkları, sanıkla aralarında sanığa iftira etmelerini gerektiren bir husumet bulunmayan mağdurların ifadeleri arasında herhangi bir çelişki bulunmayıp tüm anlatımlarının istikrarlı olduğu göz önüne alındığında beyanlarının kurgusal olarak verilmiş olmasının mümkün olmadığı bu nedenle mağdurların beyanlarına itibar edilmesi kanaatine varıldığı, sanığın mağdurlara karşı işlediği bacağına dokunma, sarılıp öpme, kıyafetleri üzerinden cinsel organını mağdurun poposuna 3 veya 4 kez dokundurma, arkasından sarılarak cinsel organını kıyafetleri üzerinden mağdurun poposuna değdirme şeklindeki cinsel istismar eylemlerinin ani ve kesintili olmayıp belli bir süreklilik ve yoğunluk arz etmekle sarıntılık düzeyini aşarak basit cinsel istismar eylemini oluşturduğu..." gerekçesiyle sanığın mağdurlara karşı işlediği çocuğun cinsel istismarı suçundan eylemlerine uyan TCK'nın 103/1-1. cümlesi, 103/3-b-d, 62/1, 53 ve 63. maddelerince iki kez 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği, bu hükümlerin, sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından istinafı üzerine, duruşma açılmaksızın, dosya ve dosya ile birlikte sunulan delillerin incelenmesi sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince 24.11.2021 tarih ve 1034 -2204 sayı ile; ''... ... Çocuk Evi Müdürlüğünde memur olarak görev yapan ve gece nöbeti tutan sanığın yurtta kalan her iki mağdura özel bölgelerine kıyafetleri üzerindeyken dokunma ve öpme şeklindeki eylemlerinin ani ve kesintili şekilde gerçekleşip, süreklilik arz etmemesi nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığının anlaşılması karşısında eylemin sarkıntılık suretiyle gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekeceğinden, ilk derece mahkemesi tarafından sanığın eyleminin TCK'nın 103/1-1.cümlesi çerçevesinde değerlendirilmesi, kanuna aykırı görülmüş olmakla, bu aykırılık daha fazla araştırmayı gerektirmediğinden ve yeniden duruşma yapılmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğu...,'' gerekçesiyle hüküm fıkralarının ''A-1,2,3'' ile ''B-1,2,3'' numaralı paragraflarının tümüyle çıkartılarak, sanığın her iki mağdura yönelik sarkıntılık suretiyle cinsel istismarı suçunu işlediği sabit olduğundan TCK'nın 103/1-2. cümlesi, 103/3-b-d ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ibareleri eklenmek suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
CMK'nın "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesi şöyledir:<br />
"(1) Bölge adliye mahkemesi, (…) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;</p>

<p>a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>b) (Ek: 20/7/2017 - 7035/15 md) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>c) (Ek: 17/10/2019-7188/27 md.) Başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hâllerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>d) (Ek: 20/7/2017 - 7035/15 md) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>f) (Ek: 17/10/2019-7188/27 md.) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra (…) (2) davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,</p>

<p>Karar verir.</p>

<p>(2) (Ek fıkra: 18/6/2014 - 6545/ 77 md.)Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.</p>

<p>(3) (Ek: 20/7/2017 - 7035/15 md) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar.".</p>

<p>Aynı Kanunun 303. maddesi de şöyledir:</p>

<p>"(1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:<br />
a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.<br />
b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse.<br />
c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise.<br />
d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci hâlde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci hâlde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse.<br />
e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise.<br />
f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddî hata yapılmış ise.<br />
g) Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise.<br />
h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa.<br />
"</p>

<p>Aynı Kanun'un 226. maddesi ise şu şekildedir:</p>

<p>"(1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.</p>

<p>(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.</p>

<p>(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.</p>

<p>(4) (Değişik: 14/11/2024-7532/16 md.) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir.".<br />
CMK'nın 303. maddesinin gerekçesinde de; "Temyiz olunan hükmün, maddî hukuk kurallarının veya yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması, eksik veya yanlış uygulanması hâlinde Yargıtayca bozulması, kuraldır. Ancak, istisna olarak, hükme esas kabul edilen maddî olaylara hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılması nedeniyle hüküm bozulmuşsa ve yeniden yargılama yapılması gerekmiyorsa, mahkemeye bırakılmış serbest değerlendirme yetkisi söz konusu değilse maddede dokuz bent hâlinde ve sınırlı olarak sayılan durumlarda davanın esasına hükmedebilecek veya hükümdeki hukuka aykırılık Yargıtayca düzeltilebilecektir." denilmiştir.</p>

<p>Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli ve 248-359 sayılı, 31.05.2023 tarihli ve 315-322, 05.07.2022 tarihli ve 359-528 ve 16.10.2024 tarihli ve 216-315 sayılı kararlarında da yer verildiği üzere;</p>

<p>07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edilerek 20.07.2016 tarihinde göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle ülkemizin de taraf olduğu İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 No.lu Protokol'de yer verilen güvenceler güçlendirilmiştir.</p>

<p>CMK'nın "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar; istinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi, hükmün bozulması ve davanın yeniden görülmesi olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir.</p>

<p>Kural olarak hukuki denetim yapmakla görevli bir bozma mahkemesi olan Yargıtay'ın aksine, aynı zamanda bir derece mahkemesi olan bölge adliye mahkemesi bir ıslah merciidir. Bu nedenle istinaf incelemesinde aslolan, hukuka aykırılığın duruşma yapılarak ıslah edilmesidir.</p>

<p>Duruşma, aleniyet ve çelişmeli yargılamanın anlam kazanmasının, silahların eşitliği ve yüz yüzelik ilkelerinin hayata geçirilmesinin olmazsa olmazı, adil yargılamanın bir anlamda ruhunu barındıran vücudunu teşkil eder. Adil/hakkaniyete uygun yargılamanın en önemli unsuru olan sanığın kendini savunma hakkından faydalanmasının ilk koşulu, savunmasını yapabilmesi için mahkeme önünde hazır bulunma olanağına sahip olmasıdır. AİHS'nin 6. maddesinde açıkça belirtilmemiş olsa da duruşmada hazır bulunma hakkı AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil muhakeme hakkının bir parçasıdır (AİHM, Sejdovic/İtalya, B. No: 56581/00, 1/3/2006, § 81, Anayasa Mahkemesi B. No: 2013/1461, 12.11.2014) .</p>

<p>Kural olarak ilk derece mahkemesinde aleni bir duruşmanın yapıldığı hâlde bölge adliye mahkemesinin duruşma yapılması talebini her halûkârda kabul etmek gibi bir zorunluluğu bulunmasa da, suçlamanın temelini oluşturan olayların, sanık veya güvenilirliği ilk derece mahkemesinin tespiti üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilecek tanıklar tarafından yapılan açıklamalar gibi "sübjektif ve soyut nitelikteki delillerden" oluştuğu durumlarda, bir davayı maddi ve hukuki yönden inceleme yetkisine sahip olan ikinci derece mahkemesinin, duruşma talebini cevapsız bırakamayacağı da (İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin 12.12.2023 tarihli Deliktaş/Türkiye (B. No: 25852/16) kararı) gözetilmelidir.</p>

<p>Ancak bölge adliye mahkemesince istisnaen duruşma açmaksızın; CMK'nın 303’üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentleri ile aynı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının b, c, d, bentlerinde yazılı durumların varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilir.</p>

<p>Maamafih bölge adliye mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin maddi vakıanın kabulüne katılmakla birlikte suçun vasfına ilişkin değerlendirmesini hukuka aykırı bulduğu hâllerde, bu aykırılığı duruşma açmadan ve fakat yeni bir araştırma ya da delil ikamesi cihetine de gitmeden ıslah edip edemeyeceği, diğer bir ifade ile suç vasfını sanık lehine de olsa değiştirerek, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verip veremeyeceği hususuna gelince;</p>

<p>Öncelikle CMK'nın 280. ve 303. maddelerinin böyle bir ıslaha/düzeltmeye izin vermediği görülmektedir.</p>

<p>Diğer taraftan anılan normların temel kuralın istisnasını oluşturması ve doğrudan savunma hakkına taalluk etmesi itibarıyla kural olarak ve özellikle mahkûmiyet hükümleri yönünden dürüst yargılama hakkının ihlali sonucuna müncer olacak biçimde genişletici yoruma ve kıyasa açık olmadığının kabulü gerekir. Bu nedenledir ki, kanunda tahdidi olarak sayılan istisnalardan olmayan hukuka aykırılıkların, sanık lehine olduğu ya da istisnalar cümlesine dahil durumlara nazaran evleviyetle/ a priori ihya edilebileceği gibi mülahazalarla duruşma açılmadan düzeltilemeyeceğinin kabulünde zorunluluk vardır.</p>

<p>Esasen sanığın, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemeyeceğine dair CMK madde 226/1. maddesi sarahati de böyle bir sonuca ulaşmayı mecbur kılar.</p>

<p>Şu hale göre; bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmü yönünden duruşma açmaksızın suç vasfını değiştirerek yeni bir mahkûmiyet hükmü kuramayacağının kabul edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>B. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlıklar değerlendirildiğinde;</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince, duruşma açılmaksızın dosyanın ve birlikte sunulan delillerin incelenmesi ile ilk derece mahkemesinin çocuğun cinsel istismarı suçundan kurduğu mahkûmiyet hükümleri kaldırılıp sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçlarından sanığın mahkûmiyetine karar verilerek hükmün düzeltilmesine ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Ulaşılan sonuca göre eksik araştırma ile karar verilip verilmediğine ilişkin sorun görüşülmemiştir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25.09.2023 tarihli ve 16695-5543 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 24.11.2021 tarihli ve 1034-2204 sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 12.02.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024567-e-202562-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="52969"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTİNAFTA İNCELEME USULÜ VE TEMYİZ HAKKI ENGELİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istinafta-inceleme-usulu-ve-temyiz-hakki-engeli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istinafta-inceleme-usulu-ve-temyiz-hakki-engeli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” başlıklı 280. maddesinde, bölge adliye mahkemeleri tarafından dosya ve dosya ile birlikte sunulan deliller incelendikten sonra verilebilecek kararlar düzenlenmiştir. Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği haller ise, CMK’nın 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde gösterilmiştir. Buna göre;</p>

<p><i>“e) İlk derece mahkemesinin kararında <strong>289 uncu </strong></i><strong><i>maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması halinde hükmün bozulmasına</i></strong><i> ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</i></p>

<p><i>f) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması halinde <strong>hükmün bozulmasına</strong> ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine”</i>,</p>

<p>Hükümlerinden hareketle, “Hukuka kesin aykırılık halleri” başlıklı CMK m.289’da düzenlenen <strong>(e) bendinde yer alan dokuz durumda</strong> ve <strong>(f) bendinde yer verilen hallerde</strong> bölge adliye mahkemeleri tarafından bozma kararı verilebilmektedir.</p>

<p><strong>Hukuka kesin aykırılık halleri, CMK m.289’da;</strong></p>

<p><i>“<strong>a)</strong> Mahkemenin <strong>kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>b)</i></strong><i> Hakimlik görevini yapmaktan <strong>kanun gereğince yasaklanmış hakimin hükme katılması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>c)</i></strong><i> Geçerli şüphe nedeniyle <strong>hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu halde hakimin hükme katılması</strong> veya <strong>bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hakimin hükme katılması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>d)</i></strong><i> Mahkemenin kanuna aykırı olarak <strong>davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi</strong>.</i></p>

<p><strong><i>e)</i></strong><i> Cumhuriyet savcısı veya duruşmada <strong>kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>f)</i></strong><i> Duruşmalı olarak verilen <strong>hükümde açıklık kuralının ihlal edilmesi</strong>.</i></p>

<p><strong><i>g)</i></strong><i> Hükmün 230 uncu madde gereğince <strong>gerekçeyi içermemesi</strong>.</i></p>

<p><strong><i>h)</i></strong><i> Hüküm için önemli olan hususlarda <strong>mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>i)</i></strong><i> Hükmün <strong>hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması</strong></i><strong>.</strong><i>”</i>,</p>

<p>Şeklinde sıralanmıştır.</p>

<p><strong>Diğer hallerde ise; </strong>CMK m.289/1-g uyarınca, bölge adliye mahkemesi tarafından gerekli tedbirler alındıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Bu yazımızda;</strong> istinaf aşamasında bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince yapılan incelemenin usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmemesi halinde doğabilecek sorunlar ile bu sorunlardan kaynaklı olarak sanığın temyiz hakkının engellendiğini ve mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığını Yargıtay kararları ve konu ile ilgili diğer yazılarımızın<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> ışığında değerlendireceğiz.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; </strong>24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 25. maddesi ile CMK m.289/1-g, yani <i>“Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi” </i>ve CMK m.289/1-h, <i>“Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” </i>hükümleri, bölge adliye mahkemeleri tarafından bozma sebebi yapılabilecek hukuka aykırılık sebepleri arasına alınmıştır.</p>

<p><strong>7571 sayılı Kanun öncesinde; </strong>bölge adliye mahkemeleri tarafından, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı bozma sebebi yapılabilecek durumlardan CMK m.289/1’de yer alan (g) ve (h) bentleri hariç tutulmaktaydı. Nitekim bu değişiklikle, CMK m.289’da yer alan hukuka kesin aykırılık hallerinden BAM ceza dairelerince bozma kararı verilebilecek sebeplerin sayısı dokuza çıkmıştır.</p>

<p><strong>II. BAM Kararlarında <i>Hukuka Aykırılığın</i> Değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>Uygulamada;</strong> bölge adliye mahkemeleri tarafından CMK m.289/1’de sayılan dokuz bozma sebebi ile yetinilmemekte olduğu, bozma sebebi yapılabilecek hukuka kesin aykırılık hallerinin sınırlı şekilde sayılmasına rağmen yorum yoluyla genişletilebildiği, bu şekilde uygulamanın, hem yukarıda değindiğimiz CMK m.280/1-g’de yer alan düzenlemeye uygun olmadığı ve hem de hukuka aykırılık teşkil ettiği,</p>

<p><strong>Bu durumun;</strong> “Direnme yasağı” başlıklı CMK m.284/1’de düzenlenen <i>“Bölge adliye mahkemesi <strong>karar ve hükümlerine karşı direnilemez</strong>” </i>hükmü de gözönüne alındığında, uygulamada sorun yarattığı, ancak maddede düzenlenen direnme yasağının yalnızca hukuka uygun şekilde verilen kararları kapsayacağı,</p>

<p>Bölge adliye mahkemeleri tarafından verilen ve CMK m.289/1’de sayılan bozma sebepleri dışında bir bozma gerekçesinin hukuka uygun olduğunun kabul edilemeyeceği, bu halde bölge adliye mahkemesinin kendisine tanınan yetkileri aşmak suretiyle hukuka aykırı şekilde hareket ettiğinin kabul edileceği görülmektedir.</p>

<p><strong>Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinden beklenen; </strong>hukukilik denetimi yapmakla sınırlı kalmamaları, bozma kararından ziyade iki dereceli yargılama sistemini amacına uygun olarak ve maddi vakayı da inceleme yetkisi ve yükümlülüğü olduğundan hareketle, CMK m.280’de yer alan <i>“dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra” </i>hükmü de gözönüne alınarak, hem taraflar ve hem de delillerle temasta bulunması, yani duruşma açıp, duruşmalı inceleme yapmasıdır.</p>

<p>Ceza muhakemesinde amacın maddi gerçeğe ve adalete ulaşmak olduğu bilinmekle birlikte; duruşmaların yapılması, yani sanığın duruşmaya katılarak, suçlamalara cevap vermesi, savunma yapması ve delilleri tartışması bir haktır. Aksi kabulde gündeme gelecek olan husus, sanığın yokluğunda yapılan soruşturmadan ve bunun sonucunda hazırlanan iddianameden hareketle ceza tayini yoluna gitmektir. İki durum arasındaki sanık aleyhine ciddi fark gözetilerek, gerekli tüm usuli güvencelerin yerine getirilmesi, maddi gerçeğe ve adalete ulaşmak konusunda önem teşkil etmektedir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemeleri tarafından CMK m.280/1-g’ye ve m.280/2’ye aykırı hareket edildiği, yani duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılmasına karar verilmesi gerekirken, bozma kararı ile birlikte dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği durumda, yeniden yargılama yapan ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının “Temyiz” başlıklı CMK m.286/2 uyarınca temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında kalması mümkün olabilmektedir.</p>

<p><strong>Örneğin; </strong>bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi tarafından direnme yasağı kapsamında yapılan yargılamada, ilk derece mahkemesince verilecek mahkumiyet kararının 5 yıl ve altında kalan hapis cezasını içermesi halinde, bu hükmün temyizi mümkün olmayacaktır. <strong>Bununla birlikte;</strong> hapis cezası 5 yıl ve altında kalsa dahi, yine de kararın temyiz edilebileceği durumlar da bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Bunlar; </strong>CMK m.286/2-3’de suçun vasfından dolayı temyiz yasağından bahsedilmediğinden hareketle, hapis cezasının süresine bakılmaksızın suçun vasfından, yani hukuki nitelendirmesinden kaynaklanan sebeple temyize gidilebileceği hallerle birlikte,</p>

<p><strong>CMK m.286/3’de sayılan ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerinden;</strong> “Hakaret” başlıklı TCK m.125/3’de, “Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” m.213’de, “Suç işlemeye tahrik” başlıklı m.214’de, “Suçu ve suçluyu övme” başlıklı m.215’de, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı m.216’da, “Kanunlara uymamaya tahrik” m.217’de, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlıklı m.217/A’da, “Cumhurbaşkanına hakaret” başlıklı m.299’da, “Devletin egemenlik alametlerini aşağılama” başlıklı m.300’de, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” başlıklı m.301’de, “Silahlı örgüt” başlıklı m.314’de, “Halkı askerlikten soğutma” başlıklı m.318’de,</p>

<p>3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Açıklama ve yayınlama” başlıklı 6. maddesinin 2. ve 4. fıkrasında, “Terör örgütleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasında,</p>

<p>2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu “Yasaklara aykırı hareket” başlıklı m.28/1’de, “Kanuna aykırı propaganda vasıtaları ve suç işlemeye teşvik” başlıklı m.31’de, “Direnme” başlıklı m.32’de,</p>

<p>Düzenlenen suçlardır. Bunlar deyim yerinde ise temyizi mümkün <i>şanslı </i>suçlardır. Bu kapsama girmeyen, istinaf kanun yolu incelemesinin duruşma açılıp yapılması gerekirken yapılmayan, her birisi 5 yıl veya altında 10 suçtan ayrı ayrı ceza almış sanığın temyiz hakkı olmayacak ve dosyası Yargıtay’da hukukilik denetiminden de geçemeyecektir. Bu örnekte sanık, hem duruşma hakkından yararlanamayacak ve hem de temyiz hakkından mahrum kalacaktır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulu-2024490-e-2025197-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.04.2025 tarihli, 2024/6-490 E. ve 2025/197 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“(…) Bölge Adliye Mahkemelerinin kural olarak bir ıslah mahkemesi oldukları, bir <strong>bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamayacağı</strong>, bozma kararı verilebilecek hallerin davanın esasına ilişkin olmadığı, <strong>bu mahkemelerce iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetki kullanılarak bozma kararları verildiğinin bilinen bir gerçeklik olduğu</strong>” </i>tespitleri ile birlikte, <i>“Bölge Adliye Mahkemelerinin kanuni dayanağı bulunmayan (CMK’nın 280/1-e,f maddesi hariç) bozma kararları ile <strong>iş bu bozma kararına istinaden İlk Derece Mahkemesince tesis edilecek kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıklar taşımaları</strong> sebebiyle hükümsüz sayılmaları” </i>gerektiğine yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 06.04.2026 tarihli, 2026/526 E. ve 2026/5677 K. sayılı kararında; </strong>sanık hakkında İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırılık suçundan verilen beraat kararı ile TCK m.184 uyarınca imar kirliliğine neden olma suçundan hükmolunan erteli 1 yıl 15 gün hapis cezasına ilişkin mahkumiyet kararının istinaf edildiği,</p>

<p>İstinaf Mahkemesi tarafından hükmün; <strong>beraat kararının yerinde olmadığına dair gerekçe ile hukuka aykırı şekilde bozulmasından sonra</strong>, açıkladığımız şekilde bu karara direnme yetkisi bulunmayan ve uymak zorunda olan İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar ile 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu, bu karara karşı da istinaf başvurusunda bulunulduğu,</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi yeni kararında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen 2 yıl 1 ay hapis ve 100,00-TL adli para cezasına ilişkin hükme yönelik istinaf başvurusunun sanığın 1 yıl 8 ay hapis ve 80,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle düzeltilerek esastan reddolunması suretiyle kesin nitelikte hüküm kurulduğu, bu hükme karşı, BAM Cumhuriyet Savcısı tarafından kararın kesin olmadığı ve temyize tabi olduğu ileri sürülerek temyiz kanun yoluna başvurulduğu,</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin reddine dair ek karar verildiğinin anlaşıldığı, her ne kadar karardan anlaşılamasa da, kararı temyiz eden BAM Cumhuriyet Savcısının bu ek karara karşı temyize başvurduğu,</p>

<p><strong>Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin ise;</strong> istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararının temyize tabi olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığını tespit ettiği,</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen bozma kararının CMK m.280/1’in (e) ve (f) bentlerinde sınırlı şekilde sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gibi, 7571 sayılı Kanunun 25. maddesi ile yapılan değişiklikle yürürlüğe giren bozma sebeplerine de uygun düşmediği gerekçeleri ile inceleme yapıp, BAM Ceza Dairesinin ilk bozma kararı ile bozma sonrasında İlk Derece Mahkemesinin mahkumiyet kararını, yine BAM Ceza Dairesinin esastan ret kararının hükümsüz sayılmaları gerektiğini ifade ettiği,</p>

<p>Daire tarafından; BAM Ceza Dairesince CMK m.280/1-2 uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak, delillerin değerlendirilmesinden sonra İlk Derece Mahkemesinin ilk kararı ile ilgili olarak istinaf kanun yolu denetimi yapılması gerektiği düşüncesiyle bozma kararı verildiği,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Uygulamada belirttiğimiz tüm sorunlara ek olarak, </strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024567-e-202562-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.02.2025 tarihli, 2024/9-567 E. ve 2025/62 K. sayılı kararı</a>nda; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, İlk Derece Mahkemesinin verdiği mahkumiyet hükmünün duruşma açılmaksızın kaldırılıp, yerine suç vasfı değiştirilerek mahkumiyet hükmü kurulmasının hukuka aykırı olduğuna dair tespit yer almaktadır. Ceza Genel Kurulu, Bölge Adliye Mahkemesinin duruşmayı açmadan ve delilleri değerlendirmeden dosya üzerinden verdiği kararın doğru olmadığını belirtmiştir.</p>

<p><strong>III. Sanığın Temyiz Hakkının Engellenmesine Dair Değerlendirme</strong></p>

<p>Yukarıda yer verdiğimiz durumlar dışında kalan, yani ilk derece mahkemesi tarafından 5 yıl ve altında hapis cezasını içeren mahkumiyeti veya <i>şanslı</i> olarak nitelendirdiğimiz, yani katalog suçlardan birisinden mahkumiyeti içermeyen bir kararda; BAM ceza dairesinin usulüne uygun şekilde kurmadığı hüküm sonucunda, sanığın temyiz hakkı da kararın kesin nitelik taşımasından dolayı elinden alınmaktadır.</p>

<p><strong>Nitekim;</strong> sorunlu olduğunu açıkladığımız uygulamalar sonucunda, dosyanın bozularak ilk derece mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararı sonucunda, bu karara karşı istinaf başvurusunun da esastan reddolunduğu durumda temyiz yoluna başvurma hakkının olmayacağından hareketle, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği,</p>

<p><strong>Usulüne uygun şekilde yargılama yapılmış olsa, bunun sonucunda temyiz kanun yoluna başvurabilecek sanığın;</strong> örneklendirdiğimiz usule aykırılık hallerinden dolayı temyiz hakkının kullanılmasının önüne geçildiği, bu sebeple Anayasa m.36/1’in ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6’nın güvencesi altında bulunan, adil/dürüst yargılanma hakkı ile herkese meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı sıfatıyla iddia ve savunma ile adil/dürüst yargılanma hakkı tanıyan hak arama hürriyetinin kısıtlandığı,</p>

<p>İki dereceli yargılama sistemine geçilmesi sonucu istinaftan beklenen faydanın; istinaf kanun yolunda duruşma açılmadan ve dosya üzerinden verilen kararlarda sağlanamadığı, yine mahkemeye erişim hakkının engellendiği, bu gibi sonuçların iki dereceli yargılama sisteminin kabul gerekçesine uymadığı ve hak ihlallerinin yaşandığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Dündar Can Yorgun</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/bam-ceza-dairelerinin-bozma-yetkisinin-siniri" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/bam-ceza-dairelerinin-bozma-yetkisinin-siniri</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/istinafin-hukuka-aykiri-bozma-karari-ile-temyiz-hakkini-ortadan-kaldirmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/istinafin-hukuka-aykiri-bozma-karari-ile-temyiz-hakkini-ortadan-kaldirmasi</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/usule-aykiri-istinaf-incelemesi-nedeniyle-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlali" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/usule-aykiri-istinaf-incelemesi-nedeniyle-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlali</span></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istinafta-inceleme-usulu-ve-temyiz-hakki-engeli-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 19:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/terajasasf.jpg" type="image/jpeg" length="20055"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİGORTA UYUŞMAZLIKLARINDA BİLİRKİŞİ ÜCRETİNİN KESİN SÜRE İÇİNDE ÖDENMEMESİNİN SONUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sigorta-uyusmazliklarinda-bilirkisi-ucretinin-kesin-sure-icinde-odenmemesinin-sonuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-uyusmazliklarinda-bilirkisi-ucretinin-kesin-sure-icinde-odenmemesinin-sonuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Dairelerinin Konuyla ilgili Çelişkili Kararlarının Değerlendirilmesi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ </strong></p>

<p>Uygulamada mahkemeler sıklıkla davacı tarafa, <strong>"Belirlenen süre içinde ilgili sağlık kuruluşuna müracaat et, muayene işlemlerini tamamlayarak raporu ibraz et ve gerekli masrafları yatır; aksi takdirde davanın reddine veya dosyadaki mevcut delillere göre karar verilecektir"</strong> şeklinde, ağır sonuçlar içeren kesin süre ihtarlı ara kararlar kurmaktadır. Ancak bu ara kararlarda öngörülen kesin sürelerin ve bu sürelere bağlanan hukuki sonuçların, her somut olayda mutlak ve katı bir şekilde uygulanması hukuken isabetli değildir.</p>

<p>Bu husus, Türk yargı pratiğinde de önemli görüş farklılıklarına neden olmuştur. Öyle ki, kesin sürenin hukuki niteliği ve doğuracağı sonuçlar konusunda Yargıtay daireleri arasında derin görüş ayrılıkları bulunmakta; hatta aynı dairenin birbirine yakın tarihlerde tam tersi yönde kararlar verdiği müşahede edilmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada öncelikle, Yargıtay’ın ilgili hukuk daireleri tarafından verilen emsal kararların özetlerine yer verilerek yüksek mahkemenin konuya yaklaşımı ortaya konulacaktır. Ardından, söz konusu kararlar doktrindeki görüşler ve usul hukukunun temel ilkeleri ışığında analiz edilerek, adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakları bağlamında kendi hukuki değerlendirmelerimiz ve çözüm önerilerimiz açıklanacaktır.</p>

<p><strong>A) MADDİ GERÇEĞİ VE HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ÜSTÜN TUTAN KARARLAR</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202515606-e-20261233-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yrg. 4. HD, T. 09.02.2026, E. 2025/15606 , K. 2026/1233</strong></a></p>

<p><strong>Uyuşmazlık Hakem Kararı </strong></p>

<p>Davacıya verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından bahisle davacının talebinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı, esastan değil usulden red karar verilmesi gerektiğini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İtiraz Hakem Heyeti Kararı </strong></p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti, verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmamasının usule ilişkin olduğundan bahisle davacının itirazının kısmen kabulü ile başvurunun usulden reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>Davalı kararı temyiz etmiştir. </strong></p>

<p>Bilirkişi ücretinin yatırılmamış olmasının esastan red sebebi olduğunu ve usulden red kararı verilmesinin hatalı olduğunu, ispatlanamayan davanın esastan reddedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay kararı </strong></p>

<p>Yargıtay temyiz talebini red etmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313423-e-20256724-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>4. HD, T. 28.04.2025, E. 2023/13423, K. 2025/6724</strong></a></p>

<p><strong>Uyuşmazlık Hakem Kararı </strong></p>

<p>Dava konusu uyuşmazlıkta, Uyuşmazlık Hakemi, davacının sunduğu maluliyet raporu ile davalının sunduğu medikal görüş arasında çelişki olduğu gerekçesiyle çelişkiyi giderecek rapor almak için bilirkişi görevlendiriyor. Ancak davacı bilirkişi ücreti kendisine verilen sürede ödemediğinden davayı usulden red ediyor.</p>

<p><strong>İtiraz Hakemi Heyeti aşağıdaki gerekçeyle itirazı red ediyor </strong></p>

<p>Gerekçe: Somut uyuşmazlıkta Uyuşmazlık Hakem Heyetince iddianın haklı olup olmadığının belirlenmesi bakımından bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek başvuru sahibi vekiline bilirkişi ücretini yatırması için kesin süre verildiği ve bu gereğin yerine getirilmemesinin sonuçlarının açıkça ihtar edildiği, ancak verilen kesin sürede bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, bu durumda başvuruya esas tazminatın varlığı ve miktarının kanıtlamadığı, bilirkişi ücretinin delil avansı niteliğinde bulunduğu, başvuran tarafından süresinde yatırılmaması halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin açık olduğu, başvurunun usulden reddine karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay kararı </strong></p>

<p>Temyiz talebi red ediliyor</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20243768-e-202510003-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yrg 4. HD., T. 25.06.2025, E. 2024/3768, K. 2025/10003 </strong></a></p>

<p><strong>Uyuşmazlık Hakem Kararı </strong></p>

<p>Dava konusu uyuşmazlıkta, Uyuşmazlık Hakemi, davacıya verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından bahisle davacının talebinin esastan reddine karar vermiştir.</p>

<p>Davacı kararın esastan değil usulde reddi gerektiğini ileri sürerek itiraz etmiştir.</p>

<p><strong>İtiraz Hakem Heyeti Kararı </strong></p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti, verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmamasının usule ilişkin olduğundan bahisle davacının itirazının kısmen kabulü ile başvurunun usulden reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>Davalı karara karşı temyiz yoluna başvuruyor</strong></p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; maluliyet raporuna yönelik itirazlarının kabul edildiğini ancak başvurunun reddine karar vermek yerine esasa ilişkin eksikliklerin giderilmesi amacıyla bilirkişi raporu tanzim edilmesine karar verildiğini, buna rağmen davacı vekilinin süresi içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığını, bilirkişi ücretinin yatırılmamış olması esastan red sebebi olup başvurunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken usulden ret kararı verilmesinin yerinde olmadığını belirtmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>Temyiz talebini red ederek kararı onaylıyor.</p>

<p><strong>B) KESİN SÜREYİ KATI ŞEKİLDE UYGULAYAN KARARLAR </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20241951-e-20258501-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yrg. 4. HD T. 26.5.2025, E. 2024/1951, K. 2025/8501</strong></a></p>

<p><strong>Uyuşmazlık Hakem Kararı</strong></p>

<p>Davacı tarafça sunulan maluliyet raporu ile davalı tarafça sunulan maluliyet raporu arasında çelişki bulunduğu ve çelişkinin giderilmesi için rapor alınmasına karar verilmiş ise de davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırılmadığı dikkate alınarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İtiraz Hakem Heyeti Kararı </strong></p>

<p>İtirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>Davacının temyiz talebi ve gerekçesi </strong></p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilince sunulan maluliyet raporunun hükme esas alınması gerektiğini, bilirkişi ücretinin rapora itirazı olan taraftan istenmesi gerektiği, hekim olmayan hakem heyetinin dosyadaki maluliyet raporuna yönelik tıbbi değerlendirmede bulunamayacağını, kaldı ki bilirkişi ücretinin ödenmemesi halinde usulden red kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>Temyiz talebi red edilmiştir<strong>. </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20181790-e-20194994-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>23. HD, T. 28.11.2019, E. 2018/1790, K. 2019/4994</strong></a></p>

<p>Bu karar sigorta uyuşmazlığı ile ilgili olmamakla birlikte sigorta davalarına bakan daire kararları ile diğer dairelerin aynı konuda verdikleri kararları karşılaştırmak amacıyla bu kararlar da incelenecektir.</p>

<p><strong>İl Derece Mahkemesi </strong></p>

<p>Mahkeme bilirkişi ücretini yatırmak üzere davacı vekiline iki haftalık kesin süre verilmesine dair ara karara rağmen davacının bilirkişi ücretini yatırmadığı, 08.11.2017 tarihli celsede bilirkişi ücretini yatırmak üzere son kez iki haftalık süre verildiği ve davacı tarafın yine bilirkişi ücretini yatırmadığı gerekçesiyle HMK'nın 94. maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>Bozma ilamı doğrultusunda mahkemece bilirkişi ücretine ilişkin verilen ara kararı uyarınca yatırılması istenen avans HMK 324. maddesinde düzenlenen delil avansı niteliğindedir. HMK 324. maddesi gereğince tarafların talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı kesin süre içinde yatırmak zorundadır.</p>

<p>Aksi halde bu delilden vazgeçmiş sayılır. Davanın niteliği itibariyle ispat yükü davacıdadır. Bu nedenle bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yapılması için verilen kesin süreye rağmen ara karar yerine getirilmediğinden ve bu avansın delil avansı olması itibariyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Mahkemece bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken usulden reddine karar verilmesi doğru değilse de sonuç itibariyle red kararı doğru olduğundan hükmün davanın esastan reddine şeklinde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20232810-e-20245154-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>11. HD, 25.04.2024, E. </strong><strong>2023/2810 , K. 2024/5154 </strong></a></p>

<p><strong>İlk Derece Mahkemesi</strong></p>

<p>6100 sayılı Kanun'un 324 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer tarafın bu avansı yatırabileceğinin, aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağının ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtar edildiği, davacı tarafça bilirkişi ücretinin kesin süre içinde depo edilmediği, yapılan yargılama sonunda toplanan delillerden davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İstinaf Dairesi Kararı </strong></p>

<p>Davacı, davanın esastan değil usulden red edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Bilirkişi ücretine ilişkin delil avansı eksikliğinin tamamlanması için davacı vekiline iki haftalık kesin süre verildiği, verilen süreye uyulmadığı takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarının ihtar edildiği, davacı vekilinin kesin süre içerisinde delil avansı eksikliğini tamamlamaması nedeniyle bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, çözümü teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren dava konusu uyuşmazlıkta bilirkişi raporu alınmasının zorunlu olması ve mevcut delil durumuna göre davacının davasını ispatlayamamış kabul edilmesinin usul ve yasaya uygun bulunması, avansın geç yatırılmasının da celse talikine neden olması gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>Temyiz talebi red edilmiştir. Pazartesi saat 15</p>

<p><strong>C) YARGITAY KARARLARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERİMİZ </strong></p>

<p>HMK m. 281/3 uyarınca mahkeme, maddi gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi görevlendirmekle yükümlüdür. Hukuk yargılamasında bilirkişi raporu alınması ve raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi; maddi gerçeğe ulaşılması ve hükmün denetime elverişli olması açısından mahkemenin temel görevlerindendir.</p>

<p>Bilirkişi ücretinin ödenmemesi durumunda bazı ilk derece mahkemeleri ve Yargıtay daireleri, bu ücreti "gider avansı" ile karıştırarak davanın usulden reddine karar vermektedir. Oysa davacının ödemesi gereken bilirkişi ücreti, niteliği itibariyle gider avansı değil, <strong>delil avansı</strong> mahiyetindedir. Kanunda gider avansı ile delil avansının yatırılmaması farklı hukuki sonuçlara bağlanmıştır. Gider avansının; tanık dinlenmesi, bilirkişi raporu alınması ve keşif yapılması gibi delil ikamesine yönelik masrafları da kapsayacak şekilde geniş yorumlanması hatalıdır. Bu nedenle, verilen kesin süre içinde bilirkişi ücretinin ödenmemesinin sonucu; davanın açılmamış sayılması, usulden reddi veya esastan reddi değil, sadece o delilden vazgeçilmiş sayılması ve dosyadaki mevcut delillere göre karar verilmesidir. Bilirkişi ücreti ödenmemiş olsa dahi, hâkimin gerçeği ortaya çıkarma ve çelişkileri giderme yükümlülüğü devam eder.</p>

<p>Dikkate alınması gereken bir diğer husus da HMK uyarınca davanın takibi ve ispatı davacıya ait olsa bile, maluliyet oranının tespiti gibi hâkimin resen araştırma yapması gereken konularda, mahkemenin rapor almadan veya mevcut çelişkili sağlık raporlarını gidermeden "ara karar yerine getirilmedi" gerekçesiyle karar veremeyeceğidir. Mahkeme, bu durumda "iddia ispatlanamadı" diyerek davayı esastan reddedemez. Davacının sağlık kurulu veya Adli Tıp Kurumu (ATK) muayenesine gitmeyerek çelişkinin giderilmesini engellemesi hâlinde dahi davanın reddine karar verilmemelidir. Mahkeme gerekirse, davacının bizzat müracaatına gerek olmaksızın mevcut tüm tıbbi evrakları temin etmeli ve bu belgeleri Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi’ne göndererek davacının gıyabında (dosya üzerinden) çelişkiyi gideren nihai bir maluliyet raporu tanzim ettirmelidir.</p>

<p>Her ne kadar HMK m. 324 uyarınca delil avansı yatırılmazsa o delilden vazgeçilmiş sayılsa da maluliyet oranının ve süresinin tespiti ile bu raporlara göre aktüer hesabı yapılması; bu süreçte raporlar arasında doğan çelişkilerin giderilmesi, hâkimin hukuki bilgisiyle çözemeyeceği tıbbi ve teknik konulardır. Dolayısıyla hâkim, "delilden vazgeçtin" diyerek kendi takdirine göre veya hatalı rapora dayanarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verip davayı reddedemez.</p>

<p>Ancak adli yardıma ihtiyacı olmayan bir davacı, mahkemenin verdiği kesin süreye rağmen bilirkişi ücretini yatırmazsa kural olarak o bilirkişi delilinden vazgeçmiş sayılır. Uyuşmazlık; maluliyet oranı tespit edilmeden veya aktüer hesabı yaptırılmadan çözülemeyecek nitelikteyse, mahkeme davayı esastan değil, usulden reddetmelidir. Bu durumda usulden ret yerine esastan ret kararı verilmesi, mahkemeye erişim hakkına ağır bir müdahale teşkil eder. Zira davanın esasa ilişkin bir değerlendirme yapılmadan esastan reddedilmesi hâlinde, süresi içinde yeni bir dava açılması imkânsızlaşır. Bir hakkı sınırlamanın dayandığı amacın gerçekleştirilmesini sağlayan, aynı derecede etkili çeşitli araçlar söz konusuysa, bunlar arasından hakkı en az sınırlayan araç tercih edilmelidir. Bir başka ifadeyle, haklara yönelik ağır bir müdahaleye ancak daha hafif, alternatif bir aracın bulunmaması hâlinde başvurulmalıdır <i>(Hakların sakınılarak kullanılması ilkesi için bkz. Karasu, Rauf: Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’na Göre Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Bilgi Alma Hakkı, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 23, Sa. 2, Y. 2005, s. 86; Karasu, Rauf, Informationsrecht des GmbH-Gesellschafters unter besonderer Berücksichtigung der Lösungsmöglichkeiten zur Unangemessenheit des § 51a GmbH, Konstanz 2003, s. 120 vd. ve orada anılanlar)</i>.</p>

<p>Hukuk yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yürütülmesi ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacıyla sevk edilmiştir. Bir hakkın elde edilmesi için araç niteliğinde olan bu usul kuralları, amaca uygun somut bir ihtiyacın varlığı hâlinde uygulama alanı bulur. Aksi takdirde, araç ile ulaşılması istenen amaç arasında gerçek ve esaslı bir bağın kalmaması durumu, anlamsız bir şekilciliği ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne pahasına olursa olsun uyuşmazlıkları çözmek değil, gerçek hak sahibinin tespit ve hakkı sahibine teslim etmektir.</p>

<p>Yine hâkim, yargılama süresinin kısaltılmasını temel amaç kabul edip kesin süre kurumunu bu amacın bir silahı hâline getirmemelidir. Davanın makul sürede bitirilmesi adil yargılanma hakkının bir unsuru olsa da bu temel insan hakkı, diğer usuli hakların feda edilmesiyle gerçekleştirilebilecek bir hak değildir <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173179-e-2021806-k-sayili-karari" rel="dofollow"><i>(Yrg. HGK, T. 22.06.2021, E. 2017/3179, K. 806)</i>.</a></p>

<p>Hukukta “Usul esastan önce gelir” ilkesinin temel amacı, keyfiliği önlemek ve hukuki güvenliği sağlamaktır. Ancak şekilcilik hiçbir zaman adaletin önüne geçmemelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de içtihatlarında, usul hukukunun bu katı uygulamasının, Anayasa ile güvence altına alınan Mahkemeye Erişim Hakkı'nı ihlal ettiğine karar vermiştir. 23.05.2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan AYM kararında, dava tarihinden 9 yıl, dava konusu olay tarihinden 11 yıl sonra alınan bilirkişi raporu üzerine yapılan ıslah talebin, zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin orantısız olduğuna ve başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (23.05.2023 tarihli ve 32199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, Anayasa Mahkemesi’nin 23.03.2023 tarihli ve 2019/430 Başvuru Numaralı kararı). Anaysa Mahkemesi en son verdiği güncel bir kararında da önceki içtihatlarını tekrarlamıştır. Bkz. Başvuru No:<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165631-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> 2021/65631</a> Karar Tarihi 17.07.2025; RG 30 Aralık 2025, Gazete Sayı : 33123 <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165631-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165631-basvuru-numarali-karari).</a></p>

<p>Bazı hâllerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçlar doğurmakta ve davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya kötü niyetli olarak uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı; davanın reddedilmesi için bir usul tuzağı veya kestirme bir araç olarak görülmemelidir <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173179-e-2021806-k-sayili-karari" rel="dofollow"><i>(Yrg. HGK, T. 22.06.2021, E. 2017/3179, K. 806)</i>.</a></p>

<p>Sonuç olarak vurgulamak gerekirse, mahkemeler usul hukuku kurallarını katı ve aşırı şekilci uygulamak yerine Anayasa’da güvence altına alınan temel haklar ve ilkeleri dikkate alarak "hakkaniyet" lehine esneterek uygulamalıdır. Ancak yine Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere, usul kurallarının uygulanmasında hukuki güvenlik ve istikrar ilkesini ortadan kaldıracak şekilde aşırı esnek de olunmamalıdır. Bu nedenle usul hukuku kurallarının uygulamasında hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim ve mülkiyet hakkı arasındaki hassas denge de gözetilmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sigorta-uyusmazliklarinda-bilirkisi-ucretinin-kesin-sure-icinde-odenmemesinin-sonuclari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/sozlesmejasdfn.jpg" type="image/jpeg" length="28863"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/15606 E., 2026/1233 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202515606-e-20261233-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202515606-e-20261233-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 09.02.2026 tarihli, 2025/15606 E., 2026/1233 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/15606 E., 2026/1233 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/846 D. İş 2024/841Karar</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan araç ile davacının sürücüsü olduğu motosikletin çarpışması sonucunda 09.06.2020 tarihinde trafik kazası meydana geldiğini, sigortalı sürücünün kusurlu olduğunu, davacının maluliyet oranının %3 olduğunu, tazminatın ödenmesi için sigorta şirketine başvuru yapıldığını, talebin reddedildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak şimdilik 100,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; sunulan maluliyet raporunun hatalı olduğunu, medikal rapor ile sunulan rapor arasında çelişki oluştuğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusurunun ispatlanmasının gerektiğini, hesaplamanın %1,8 teknik faize göre yapılmasının gerektiğini, ancak yasal faizden sorumlu olduklarını, davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyeti yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından bahisle davacının talebinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmamasının usule ilişkin olduğundan bahisle davacının itirazının kısmen kabulü ile başvurunun usulden reddine, davalıya verilen vekalet ücretinin "20,00 TL" olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; verilen kararın hatalı olduğunu, sunulan sağlık kuurlu raporunda uzman hekim değerlendirmesinin bulunmadığını, yara izine ilişkin deri ve zührevi hastalıkları uzman hekiminin bulunmadığını, raporda skar büyüklüğünün yönetmelikte oran karşılığının olmadığını, skarın büyüklüğüne göre maluliyetin oluşmadığını, bilirkişi ücretinin yatırılmamış olmasının esastan red sebebi olduğunu ve usulden red kararı verilmesinin hatalı olduğunu, ispatlanamayan davanın esastan reddedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan araç ile davacının sürücüsü olduğu motosikletin karıştığı trafik kazasında yaralanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI.KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 09.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202515606-e-20261233-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="20566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/13423 E., 2025/6724 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313423-e-20256724-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313423-e-20256724-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2025 tarihli, 2023/13423 E., 2025/6724 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/13423 E., 2025/6724 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/710 D.İş, 2023/724 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2023/İHK-52990<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2023/331522</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 16.05.2022 tarihinde davalıya ZMSS poliçesi ile sigortalı aracın, davacının sevk ve idaresindeki araçla karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu davacı sürücünün yaralanarak %7 oranında malul kaldığını, kazanın meydana gelmesinde davalıya sigortalı araç sürücüsünün tamamen kusurlu olduğunu, davalıya başvuru yapılmasına karşın ödeme yapılmadığını belirterek belirsiz alacak olarak şimdilik 108.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 750,00 TL rapor ücreti olmak üzere 108.750,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; usulüne uygun şekilde yapılmayan başvurunun usulden reddi gerektiğini, zira sunulan sağlık kurulu raporu geçersiz olduğu gibi kaza tarihi itibariyle son gelir belgesinin de sunulmadığını, maluliyet raporunun mevzuata uygun düzenlenmediğini, geçersiz raporda belirlenen orana itiraz ettiklerini, maluliyet raporunun kazadan 7 ay sonra alındığı gibi skar dokusu için oran verilebilmesi için minimum 170 cm olması gerektiğini, kusur raporu alınması ve müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini, adli rapor ücreti talebinin reddi gerektiğini, avans faizi talebinin haksız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça sunulan raporda maluliyet oranının %7 olarak belirlendiği, davalı tarafça sunulan tıbbi mütalaada ise oranın %2 olarak değerlendirildiği, her iki rapor arasında önemli ölçüde çelişki bulunduğu anlaşılmakla her iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesine karar verildiği, bilirkişi ücretinin ödenmesi için davacı tarafa ara kararla kesin süre verildiği, kesin sürede bilirkişi ücretinin ödenmemesi durumunda mevcut duruma göre karar verileceğinin ihtar edildiği, ancak kesin süre içerisinde bilirkişi ücretinin ödenmemesi nedeniyle inceleme yapılamadığı, davacı vekilinin 28.08.2023 tarihli dilekçesiyle dosyada mübrez maluliyet raporuyla hüküm kurulması gerektiğini ileri sürerek 22.08.2023 tarihli ara karadan rücu talebinde bulunulduğu, ancak raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesine yönelik inceleme yapılması gerektiği, ara karar gereğinin yerine getirilmediği, bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, bu nedenle iddianın ispat edilemediği gerekçesiyle başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut uyuşmazlıkta Uyuşmazlık Hakem Heyetince iddianın haklı olup olmadığının belirlenmesi bakımından bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek başvuru sahibi vekiline bilirkişi ücretini yatırması için kesin süre verildiği ve bu gereğin yerine getirilmemesinin sonuçlarının açıkça ihtar edildiği, ancak verilen kesin sürede bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, bu durumda başvuruya esas tazminatın varlığı ve miktarının kanıtlamadığı, bilirkişi ücretinin delil avansı niteliğinde bulunduğu, başvuran tarafından süresinde yatırılmaması halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin açık olduğu, başvurunun usulden reddine karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dosyada mübrez maluliyet raporunun hükme esas alınması gerektiğini, davalının aldırdığı medikal raporun niteliği gereği herhangi bir hükmü bulunmadığını, sunulan raporun muayene yapılarak düzenlendiğini, ara kararıyla alınacak raporun ise güncel muayene yapılmadan düzenleneceğini, aksi kanaat halinde ise bu durum tamamlanabilir dava şartı niteliğinde olup farklı bir ara kararı kurularak yeni bir raporun dosyaya sunulmasına karar verilmesi gerektiğini, kararın bu yönüyle de hatalı olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, 16.05.2022 tarihinde davalı ... şirketi tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın, davacının sevk ve idaresindeki araçla karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu yaralanan davacı sürücünün sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
28.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313423-e-20256724-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="35194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/3768 E., 2025/10003 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20243768-e-202510003-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20243768-e-202510003-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2025 tarihli, 2024/3768 E., 2025/10003 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/3768 E., 2025/10003 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/178 D.İş, 2024/178 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 06.04.2022 tarihinde davalı nezdinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile teminat altına alınan aracın davacının sevk ve idaresinde bulunan araca çarpması neticesinde meydana gelen trafik kazasında davacının yaralanarak malul kaldığını, kazanın oluşumunda davalıya sigortalı araç sürücüsünün asli ve tam kusurlu olduğunu ileri sürerek belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 11.650,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 2.000,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 225,00 TL bakıcı gideri ve 1.125,00 TL SGK kapsamı dışında fatura edilemeyen tedavi gideri olmak üzere toplam 15.000,00 TL maddi tazminatın sigortaya başvuru tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava şartı noksanlığı nedeniyle başvurunun usulden reddi gerektiğini, davacı tarafından sunulan maluliyet raporunun Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olmadığını, sigortalı araç sürücüsünün kusur oranının tespiti gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla bilirkişi incelemesi yapılabilmesi için talep edilen bilirkişi ücretinin verilen kesin sürede davacı tarafından ödenmemesi nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; maluliyet raporuna yönelik itirazlarının kabul edildiğini ancak başvurunun reddine karar vermek yerine esasa ilişkin eksikliklerin giderilmesi amacıyla bilirkişi raporu tanzim edilmesine karar verildiğini, buna rağmen davacı vekilinin süresi içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığını, bilirkişi ücretinin yatırılmamış olması esastan red sebebi olup başvurunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken usulden ret kararı verilmesinin yerinde olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı 06.04.2022 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri ve tedavi masrafı talebine ilişkindir.</p>

<p>Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
 </p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
25.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20243768-e-202510003-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="88624"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/1951 E., 2025/8501 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20241951-e-20258501-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20241951-e-20258501-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 26.05.2025 tarihli, 2024/1951 E., 2025/8501 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/1951 E., 2025/8501 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/13 Değişik İş, 2024/18 Karar</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usûl eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından ZMSS poliçesi ile sigortalanan ve davacının yolcu olarak bulunduğu aracın sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybederek yoldan çıkıp takla atması sonucunda 21.06.2022 tarihinde tek taraflı trafik kazasının meydana geldiğini ve kaza nedeniyle davacının malul kaldığını, davalı tarafa yapılan başvuru sonucunda, davalı tarafça 16.02.2023 tarihinde 28.977,00 TL ödeme yapılsa da yapılan ödemenin davacının zararını karşılamadığını beyanla belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla şimdilik 51.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 750,00 TL rapor ücreti olmak üzere toplam 51.750,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından davacıya yapılan ödeme ile davacının zararının karşılandığını ve davacının bakiye zararının kalmadığını, müvekkilinin ZMSS poliçe limitleri dahilinde ve sigortalı aracın sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğunu, davacı tarafça sunulan maluliyet raporunun usulüne uygun olmadığını, maluliyet oranının tespiti için Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması gerektiğini, davacı yararına hükmedilen vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan miktarın 1/5'i oranında olması gerektiğini beyanla başvurunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafça sunulan maluliyet raporu ile davalı tarafça sunulan maluliyet raporu arasında çelişki bulunduğu ve çelişkinin giderilmesi için rapor alınmasına karar verilmiş ise de davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırılmadığı dikkate alınarak ispatlanamayan davanın reddine ve davalı vekil ile temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 3.850,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının usul ve yasaya uygun olmasına göre davacının itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilince sunulan maluliyet raporunun kaza tarihindeki yönetmelik hükümlerine uygun olarak hazırlandığını, davalı tarafça, müvekkilince sunulan rapora istinaden ödeme yapıldığını ve davacının müktesap hakkının oluştuğunu, uyuşmazlığın yapılan ödemin yeterli olup olmadığı hususunda olduğunu, müvekkilince sunulan maluliyet raporunun hükme esas alınması gerektiğini, bilirkişi ücretinin rapora itirazı olan taraftan istenmesi gerektiği, hekim olmayan hakem heyetinin dosyadaki maluliyet raporuna yönelik tıbbi değerlendirmede bulunamayacağını, kaldı ki bilirkişi ücretinin ödenmemesi halinde usulden red kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı tarafından ZMSS poliçesi ile sigortalanan ve davacının yolcu olarak bulunduğu aracın sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybederek yoldan çıkıp takla atması suretiyle meydana gelen tek taraflı yaralamalı trafik kazası sonucunda davacının yaralanıp malul kalması nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir.</p>

<p>Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
26.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20241951-e-20258501-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-b.jpg" type="image/jpeg" length="81558"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2018/1790 E., 2019/4994 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20181790-e-20194994-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20181790-e-20194994-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 28.11.2019 tarihli, 2018/1790 E., 2019/4994 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>23. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/1790 E., 2019/4994 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacı vekili, davalının davacı kooperatifin üyesi ve ...sitesinde C Blok 7 no.lu dairenin maliki olduğunu, davalının 2005 - 2006 - 2007 yıllarına ait 1.572,80 TL ortak gider ile 2.572,87 TL site aidat bedelini ödemediğini, ödenmeyen kısım için davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının borca itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, %40 inkâr tazminatı ve genel kurulca alınan karara göre aylık %10 oranında faize karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, müvekkili aleyhine başlatılan icra takibinin 2006-2007-2008 yıllarına ait site ortak gider ve aidatı alacaklarına dayandığını, oysa davalının taşınmazı 24.11.2008 tarihinde satın aldığını, alırken borçlu olduğunu bilmediğini, borcunun olduğuna ilişkin kooperatif veya site defterinde herhangi bir kayıt bulunmadığını savunarak davanın reddine ve %40 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Dairemiz göreve ilişkin bozma kararı üzerine mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın, davacı vekilince temyizi üzerine Dairemizin 03.10.2016 tarihli ve 2015/6425 Esas 2016/4301 Karar sayılı ilamı ile hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğu gerekçesiyle hüküm bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda 14.06.2017 tarihli celsede bilirkişi ücretini yatırmak üzere davacı vekiline iki haftalık kesin süre verilmesine dair ara karara rağmen davacının bilirkişi ücretini yatırmadığı, 08.11.2017 tarihli celsede bilirkişi ücretini yatırmak üzere son kez iki haftalık süre verildiği ve davacı tarafın yine bilirkişi ücretini yatırmadığı gerekçesiyle davanın HMK'nın 94. maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Bozma ilamı doğrultusunda mahkemece bilirkişi ücretine ilişkin verilen ara kararı uyarınca yatırılması istenen avans HMK 324. maddesinde düzenlenen delil avansı niteliğindedir. HMK 324. maddesi gereğince tarafların talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Aksi halde bu delilden vazgeçmiş sayılır.</p>

<p>Davanın niteliği itibariyle ispat yükü davacıdadır. Bu nedenle bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yapılması için verilen kesin süreye rağmen ara karar yerine getirilmediğinden ve bu avansın delil avansı olması itibariyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken usulden reddine karar verilmesi doğru değilse de sonuç itibariyle red kararı doğru olduğundan hükmün davanın esastan reddine şeklinde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 28.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20181790-e-20194994-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="29282"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/2810 E., 2024/5154 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20232810-e-20245154-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20232810-e-20245154-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2024 tarihli, 2023/2810 E., 2024/5154 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/2810 E., 2024/5154 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1468 Esas, 2023/115 Karar<br />
HÜKÜM : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla)<br />
SAYISI : 2018/609 E., 2021/188 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkil şirketlerinin dünyada Rad Studio C++, Delphi ve Interbase yazılımlarının eser ve hak sahibi olduklarını, müvekkiline gelen lisansız kullanıma ilişkin ihbarlar üzerine, Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/23 D.İş dosyası ile davalı şirket adresinde tespit yapılmış, davalı şirket adresindeki bilgisayarlarda kurulu ve aktif çalışır durumda olduğu bu şekilde yazılımın izinsiz olarak korsan tabir edilen biçimde yüklenmiş ve kullanılır olduğu tespit edildiğini, müvekkilinin zarara uğradığını, bu nedenle haksız eylem tarihinden itibaren fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL ticari faizi ile birlikte taraftan alınarak müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; şirkette çalışan bir eleman kendi için üstün bir performans ve ücret kazanmak için kendi başına bilgisayarında program indirilmesi ve bu programının bilgisayarında bulunmasında şirketin hiçbir kusuru bulunmadığı gibi şirketin bu bilgisayarlarını denetleme ve kontrol etmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin bu programdan dolayı bir kullanma veya bir çizim yaptığına dair bir kanıt olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin hazır bulunduğu 24.09.2020 tarihli duruşmada davacı vekiline 1.800,00 TL bilirkişi ücretini 100,00 TL posta giderini mahkeme veznesine yatırması için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 324 üncü maddesi gereği 20 günlük Kesin süre verilmesine, 6100 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince bu sürenin kesin olduğunun ve 6100 sayılı Kanun'un 324 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer tarafın bu avansı yatırabileceğinin, aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağının ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtar edildiği, davacı tarafça bilirkişi ücretinin kesin süre içinde depo edilmediği, yapılan yargılama sonunda toplanan delillerden davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece, 24.09.2020 tarihli celsenin 2 no.lu ara kararında "toplam 1800 TL bilirkişi ücreti ve 100 TL posta gideri olmak üzere 1900 TL'nin davacının gider avansından karşılanmasına" şeklinde ara karar kurulduğunu ve taraflarına 20 gün kesin süre verildiğini, taraflarınca 01.10.2020 tarihinde 100,00 TL posta gideri yatırıldığını, mahkemece kurulan ara kararda yer alan 1.800,00 TL'nin ise dosyada bulunan gider avansından karşılanacağı şeklinde anlaşılarak, sadece 100,00 TL posta giderinin süresi içinde yatırıldığını, ara karardaki çelişki nedeniyle yanlış anlaşılma olduğunu, sürenin kaçırılmasının söz konusu olmadığını, ara karardaki çelişki ve belirsizlik nedeniyle sadece posta giderinin yatırıldığını, kaldı ki; daha sonraki celsenin hemen akabinde 1.800,00 TL bilirkişi ücretinin de tamamlandığını, davacı taraf olarak, yargılama süresini uzatmak gibi bir niyetlerinin olmadığını, yine de bilirkişi ücretinin sonradan yatırılmasına rağmen mahkemece red kararı verildiğini, ayrıca, davaların kısa zamanda sonuçlanması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım işlerin sürelere bağlandığını, bu sürelerin bazılarının kanunlarla belirlenirken bir kısmının ise işin özelliğine, tarafların durumuna göre belirlemesi için hakime bırakıldığını, 6100 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesine göre kanuni sürelerin açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesin olduğunu, kesin sürelerin kaçırılmasının o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olabildiğini, öncelikle kesin süreye ilişkin ara kararın, her tür yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılması gerektiğini, yapılacak işlerin tek tek belirtilmesi gerektiğini, ancak, ara kararda, dosyada ne kadar gider/delil avansının bulunduğu ve buna göre yatırmaları gereken kalan tutarın belirlenmediğini, hal böyle olunca, öncelikle taraflarına ait dosyada bulunan gider/delil avansı tespit edildikten sonra eksik kalan keşif ve bilirkişi giderinin tüm ayrıntılarıyla belirlendikten sonra dosyadaki delil/gider avansına göre yatırılması gereken eksik miktarın yatırılması için kesin süre tayin edilmesi gerekirken eksik inceleme ile davalarının reddedildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece, bilirkişi ücretine ilişkin delil avansı eksikliğinin tamamlanması için davacı vekiline iki haftalık kesin süre verildiği, verilen süreye uyulmadığı takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarının ihtar edildiği, davacı vekilinin kesin süre içerisinde delil avansı eksikliğini tamamlamaması nedeniyle bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, çözümü teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren dava konusu uyuşmazlıkta bilirkişi raporu alınmasının zorunlu olması ve mevcut delil durumuna göre davacının davasını ispatlayamamış kabul edilmesinin usul ve yasaya uygun bulunması, avansın geç yatırılmasının da celse talikine neden olması gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davacıya ait bilgisayar programının lisanssız kullanılması nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 324 üncü maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>25.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20232810-e-20245154-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="85887"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/3179 E., 2021/806 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173179-e-2021806-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173179-e-2021806-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.06.2021 tarihli, 2017/3179 E., 2021/806 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/3179 E., 2021/806 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı istemi:</p>

<p>4. Davacı vekili; müvekkili şirketin iş yerine doğalgaz bağlatmak için 13.03.2007 tarihinde davalı kuruma (devirden önceki kurum olan Ego Genel Müdürlüğüne) başvuruda bulunulduğunu, davalı kurumca servis hattı hizmeti adı altında toplam 11.516,17 USD bedelin ödenmesinin istenilmesi üzerine ihtirazı kayıt konmak suretiyle makbuz karşılığında ödeme yapıldığını, talep edilen bedelin hukuki dayanağının bulunmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 20.658,86TL alacağın ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.</p>

<p>Davalı cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili; öncelikle zamanaşımı def’î ile kesin hüküm itirazında bulunduklarını, esasa ilişkin olarak ise yapılan ödemenin EPDK kararlarına uygun olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı tarafından iki ayrı taahhütnamede hat uzatımı ve servis hattı çekilmesi işlerinin tüm ödemeler kendilerince karşılanmak suretiyle yetkili bir alt yapı firmasına yaptırılacağının ve hat uzatımı ile servis hattı konularına ilişkin olarak ileriye dönük herhangi bir hak veya tazminat talep edilmeyeceğinin taahhüt edildiğini, faiz talebinin de yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:</p>

<p>6. Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.11.2012 tarihli ve 2012/583 E., 2012/447 K. sayılı görevsizlik kararı üzerine dosya Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiş ve Mahkemenin 18.09.2013 tarihli ve 2012/684 E., 2013/501 K. sayılı kararı ile; verilen kesin süre içerisinde bilirkişi ücreti yatırılmadığı, bu hâliyle iddianın kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 29.09.2016 tarihli ve 2015/15420 E., 2016/11375 K. sayılı kararı ile;<br />
“…01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK. 114/g maddesinde gider avansı dava şartı olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 120. maddesinde; “davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya 2 haftalık kesin süre verilir” hükmüne; yine 324. maddesinde ise, “tarafların her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar, birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde, talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır” hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Mahkemece; "Davacı tarafa, 29.05.2013 tarihli celsede, "...Dosya üzerinde iddia ve savunma doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına, bilirkişilere 400,00X2=800,00 TL ücret taktirine, gider avansında 300,00 bilirkişi ücreti olmakla bilirkişi ücretinden fark 500,00 TL yatırmak üzere davacı vekiline 2 hafta kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde yatırılmadığı taktirde bilirkişi incelemesi yaptırmaktan vazgeçmiş sayılmasına, bu hususun anlatılmasına (anlatıldı.) ücret yatırıldığında dosyanın celse arasında ismi resen belirlenecek bilirkişi heyetine tevdiine, rapor celse arasında geldiğinde duruşma günü beklenmeksizin rapor suretinin taraf vekillerine tebliğine, masrafın gider avansından karşılanmasına, "yönünde ara kararı alınarak; celse 18.09.2013 tarihine talik edilmiş , davacı tarafça öngörülen gider avansı kati mehilden sonra , ancak bir sonraki celse talikinden 3 ay kadar evvel 21.06 .2013 tarihinde yatırılmıştır.</p>

<p>Dava dosyası tetkik edildiğinde; 21.06.2013 (doğrusu 18.09.2013) tarihli celsede, kesin süre içerisinde davacı vekili tarafından ödeme yapılmadığından davanın kanıtlanmadığından bahisle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Hukuk Yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı halinde uygulama alanı bulurlar. Aksi halde araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı bağın bulunmaması anlamsızlığı (şekilcilik) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır.</p>

<p>Yine hakim, davanın süratli bir şekilde bitirilmesini temel amaç kabul edip, kesin süre kurumunu bu amacın hizmetine vermemelidir. Zira davanın makul sürede bitirilmesi adil yargılama hakkının bir unsuru ise de, bu temel insan hakkı, diğer usulü hakların feda edilmesiyle gerçekleştirilebilecek bir hak değildir. ( HGK 28.04.2010 gün 2010/2-221, 241 E,K)</p>

<p>Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.</p>

<p>Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. ( 28.03.2012 Tarih 2012/19-55 E . 2012/49 Sayılı HGK İlamı)</p>

<p>Mahkemece verilen kesin süreden sonra, ancak celse tarihinden yaklaşık 3 ay evvel bilirkişi ücreti ile keşif mahkeme yolluğu mahkeme veznesine depo edilmiştir.<br />
Yukarıda ayrıntısıyla açıklandığı üzere, kesin sürenin temel amacı yargılamada çabukluğu sağlamak, daha açık ifadeyle taraflarca yargılamanın lüzumsuz yere uzatılmasının önüne geçmek olup; bu amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, celsenin talik edildiği, 18.09.2013 tarihine kadar dosyanın bilirkişiye tevdiye bilirkişi raporunun tanzim kılınarak taraf vekillerine tebliğinin mümkün olduğu davacı vekilinin 21.06.2013 tarihi itibariyle bilirkişi ücretini yatırmasının celsenin talik edildiği tarihde nazara alındığında yargılamayı uzatmadığı apaçık ortadadır .</p>

<p>Her ne kadar, mahkemenin verdiği kesin süre şekli anlamda usulüne uygun ise de, yukarıda da açıklandığı üzere yargılamayı uzatmadığı sürece, savunma hakkının kutsallığının içeriğine dokunmadan kullanılması gereken bir usul hukuku yöntemi olduğu da dikkate alındığında, verilen kesin süre usul hukukuna konuluş amacına uygun kullanılmadığından, yöntemine uygun değildir ve bu suretle verilen kesin süre hukuki sonuç doğurmaz.</p>

<p>Bu itibarla; mahkemece 21.06.2013 de bilirkişi ücretinin dosyaya yatırılması gözönüne alınarak, dosyanın bilirkişiye tevdiiyle uyuşmazlık konusuna ilişkin rapor tanziminden sonra elde edilecek sonuç dairesinde hüküm tesisi gerekirken kati mehil müesesenin konuluş amacına aykırı olarak kesin süreye yanlış anlam verilmek suretiyle, bilirkişi ücretinin yatırıldığı tarihden yaklaşık 3 ay sonrasına tekabül eden celsede bilirkişi ücreti süresinde yatırılmadığından mevcut haliyle kanıtlanamayan davanın reddi yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Mahkemenin 31.03.2017 tarihli ve 2017/119 E., 2017/243 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçelerinin yanında, verilen kesin sürenin Yargıtay tarafından benimsendiği, kesin süre içinde gerekli avansın yatırılmaması nedeniyle davalı yararına usulü kazanılmış hak oluştuğu, mahkemece bu karardan dönülmesine imkân olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; bilirkişi raporunun alınması için gerekli masrafın mahkemece verilen kesin süreden sonra ancak talik edilen duruşmadan önce yatırılması durumunda davalı yararına usulü kazanılmış hak doğup doğmayacağı, buradan varılacak sonuca göre bilirkişi incelemesinden vazgeçilmiş sayılması suretiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle delil avansı ve gider avansı ile ilgili mevzuat hükümlerine değinmekte fayda vardır.</p>

<p>13. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114. maddesinin (g) bendinde, gider avansının yatırılmış olması dava şartları arasında sayılmış olup aynı Kanun'un 115. maddesinin 1. fıkrasında, mahkemenin bu koşulun mevcut olup olmadığını kendiliğinden araştıracağı, ikinci fıkrasında ise, bu şartın noksanlığı tespit edilirse davanın usulden reddine karar verileceği öngörülmüştür.</p>

<p>14. 7251 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle değişik HMK’nın “Harç ve gider avansının ödenmesi” başlıklı 120. maddesinde;</p>

<p>“(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.</p>

<p>(2) Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.</p>

<p>(3) Taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen delil avansına ilişkin 324 üncü madde hükümleri saklıdır.” düzenlemesi bulunmaktadır.</p>

<p>15. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, dava açılırken yargılama harçlarının mahkeme veznesine yatırılması zorunluluğu düzenlenmiştir. Maddede ayrıca, 1086 sayılı Kanunda yer almayan, yeni bir düzenleme yapılarak, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu avansın yetmemesi durumunda ise tamamlanması için davacıya kesin süre verileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Avans miktarının, davanın türü ve özelliklerine göre her yıl Adalet Bakanlığınca ilan edilecek tarifeye göre belirleneceği, maddede yer almıştır. Maddede yapılan bu düzenlemeyle, gerekli masrafların zamanında yatırılmamasından dolayı davaların gecikmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.” ifadelerine yer verilmek suretiyle, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirildiği vurgulanmıştır.</p>

<p>16. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Delil ikamesi için avans” başlıklı 324. maddesinde ise;<br />
“(1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.</p>

<p>(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.</p>

<p>(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir.</p>

<p>17. Anılan madde gerekçesinde de; “…“Harç ve avans ödenmesi” başlıklı 125. maddede davacının dava masraflarının karşılığı olarak avans ödemesi öngörülmüştür. Bu avans, davacının delillerinin toplanması için yapılması gereken harcamaları da kapsar. Bu maddede ise daha çok davalının delillerinin toplanması için ödenmesi gereken avans düzenlenmiştir. Öte yandan davacının avansı yönünden “Dava şartları” başlıklı 119. maddede hüküm getirilmiştir. Davacının avansı yatırmış olması dava şartlarındandır. Şu hâlde davacı avansının yargılamanın devamı sırasında yetersiz kalması hâlinde, uygulanacak hüküm, bu maddeden ziyade 125. madde hükmüdür.” ifadelerine yer verilmek suretiyle, gider avansının davacının dava masraflarının karşılanması amacıyla, delil avansının ise daha çok davalının delillerinin toplanması amacıyla getirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>18. 03.04.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45. maddesinde:</p>

<p>“(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder.</p>

<p>(2) Adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümler saklıdır.</p>

<p>(3) Gider avansının yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması halinde, dava, dava şartı yokluğundan reddedilir.</p>

<p>(4) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır…” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>19. Yönetmeliğin 45. maddesinde, gider avansı ve delil avansı birlikte düzenlenmiş olup gider avansının, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade ettiği, davacının, her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, delil avansının ise tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade ettiği vurgulanmıştır.</p>

<p>20. Yukarıda açıklandığı üzere, Yönetmelikte gider avansının içinde delil avansı için gerekli giderler de gösterilmiştir. Gider avansının yatırılmaması hâlinde açılan dava, dava şartı yokluğundan reddedilir (Yön. m. 45/3); delil avansının yatırılmaması hâlinde ise, o delilden vazgeçilmiş sayılır (Yön. m. 45/3). Bu durumda Yönetmeliğin 45. maddesinin birinci fıkrası ile dördüncü ve beşinci fıkraları arasında uyum bulunmadığından, HMK’nın 324. maddesi gözetilerek Yönetmeliğin 45. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının öncelikle uygulanması gerekir (Pekcanıtez H./Atalay O./Özekes., M.: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 13. Bası, Ankara 2012, s. 354 ).</p>

<p>21. Yapılan açıklamalar ışığında, somut olayda mahkemece davacıdan kesin süre içinde yatırılması istenilen bilirkişi masrafının delil avansı niteliğinde olduğu hususu açıktır.</p>

<p>22. Gelinen aşamada, tarafların dayandığı delillerin toplanması amacıyla Mahkemece verilen kesin süreye ve kurulacak ara kararın mahiyetine değinmekte fayda vardır.</p>

<p>23. Türk yargı sistemine göre hukuk yargılamasında hâkim kendiliğinden bir davayı inceleyip uyuşmazlığı çözemez. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da hâkim, tarafların istekleri ile bağlı tutulmuştur [HMK, m. 24, 25, 26; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK, m. 72, 74, 75].</p>

<p>24. Kamu düzeninin gerektirdiği hâller dışında hâkimin re’sen yargılamayı sürdürmesi olanaklı olmadığından ve tarafların davayı hazırlama ve takip etmeleri gerektiğinden hâkimin davacının yapmadığı bir işlemi kendiliğinden ikmal etmesi olanaklı değildir (Taraflarca hazırlama ilkesi).</p>

<p>25. Az önce açıklanan genel kuraldan ayrık olarak, usul hukukunda hâkimin re'sen araştırma yapabileceği hâllere de yer verilmiştir. Bu gibi durumlarda olayın özelliğine göre hâkim, incelemelerin gerektirdiği masrafların taraflarca ödenmemesi hâlinde sonradan haksız çıkan taraftan alınmak üzere, Maliye Hazinesinden karşılanmak suretiyle gereğini yerine getirir (Re'sen araştırma ilkesi, HMK m. 325, HUMK m. 415;).</p>

<p>26. Bu bağlamda, taraflarca yapılması gereken işlemler, bunlar için yasada öngörülen süreler ile bunların yargılamaya etkisine ilişkin düzenlemeler ile yargısal uygulamanın irdelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>27. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için konulmuş süreler ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Mahkemeler için konulmuş olan süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Mahkemelerin süresinden sonra yapmış oldukları işlemler de (örneğin, mahkemenin vermiş oldukları kararlar da (HMK, m. 294/4) geçerlidir (Kuru, B./Aydın, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, s. 614, İstanbul 2020). Eş söyleyişle hâkim, gecikmeli de olsa süreye bağlanmış olan işlemi yapabilir. Dolayısıyla, gecikmeli de olsa yapılan işlem, oluşturulan karar hukuken geçerlidir ve süresinde yapılmış gibi hukukî sonuç doğurur.</p>

<p>28. Şu hâlde, süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının, başka ifadeyle diğer dava ve işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi; uluslarüstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve kestirilebilir bir sürede yürütülmesi, başka bir anlatımla yargılamanın adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir.</p>

<p>29. Sürelerin önemli bir kısmı ise taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur (Kuru/Aydın, s. 612).</p>

<p>30. Taraflar için konulmuş süreler, kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır:</p>

<p>i) Kanunda belirtilen süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir (Cevap süresi, temyiz süresi gibi). Bu süreler kesindir ve bir işlemin kanunî süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re'sen gözetilir. Başka bir ifadeyle, kanunî süreler hak düşürücü niteliktedir (Kuru/Aydın, s. 613).</p>

<p>ii) Hâkimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK’nın 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir (HMK m. 94/2; HUMK m. 163).</p>

<p>31. Yukarıda da belirtildiği üzere ilke olarak hâkimin verdiği süre kesin değildir. Kesinlik için şu iki durumdan birinin varlığı zorunludur:</p>

<p>i) İlk hâl, hâkimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hâkimin verdiği ikinci sürenin kesin olması, bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır (HMK 94/2; HUMK m. 163, c. 4). Bu hâlde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonuç değişmez.</p>

<p>ii) İkinci hâl ise, yasaya göre hâkimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar verebilmesidir (HMK m. 94; HUMK m. 163/3 c. 3;). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukukî sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının da ilgili tarafa ihtar edilmiş olması gerekir.</p>

<p>32. Kesin süreye ilişkin ara kararın verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hâkimin de bağlı olduğu ve dolayısıyla hâkimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur.</p>

<p>33. Kısaca belirtmek gerekirse; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.</p>

<p>34. Öte yandan, HMK’nın 94. maddesi ile HUMK’nın 163. maddesi uyarınca mahkemece kesin süreye ilişkin ara kararda; yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her bir iş için ne miktar ücret yatırılacağının hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, özellikle tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukukî sonucun açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut delillere göre karar verilip, gerektiğinde ret kararı verilebileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.</p>

<p>35. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hâllerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması hâlinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir.</p>

<p>36. Bazı hâllerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Buradan hareketle, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.</p>

<p>37. Önemle vurgulanmalıdır ki, mahkemelerin gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hak düşürücü ara kararlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının, sıfatı ne olursa olsun ilgilisine bildirilmesi zorunludur. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarihli ve 2010/17-510 E., 2010/485 K.; 08.06.2011 tarihli ve 2011/7-353 E., 2011/387 K.; 28.03.2012 tarihli ve 2012/19-55 E., 2012/249 K.; 30.01.2013 tarihli ve 2012/19-671 E., 2013/151 K.; 18.02.2021 tarihli ve 2017/4-1462 E., 2021/104 K. sayılı kararlarında da bu hususlara değinilmiştir.</p>

<p>38. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava, davalıya yapılan yersiz ödemenin tahsili istemine ilişkin olup Mahkemece verilen ara kararla bilirkişi masrafının yatırılması için verilen kesin süreye davacı tarafından uyulmaması, tayin edilen kesin süreden sonra fakat talik edilen duruşma tarihinden önce belirtilen ücret yatırılmışsa da, talik edilen duruşmada başkaca inceleme yapılmaksızın iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>39. Her ne kadar Mahkeme ile Özel Daire arasındaki çekişme eksik delil avansının belirtilen kesin süreden sonra ancak talik edilen duruşmadan önce yatırılması hâlinde ihtar edilen sonuçların diğer taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağı noktasında düğümlenmekte ve uyuşmalık da bu çerçevede belirlenmiş ise de konumuzun çözümlenmesi için öncelikle Mahkemece verilen kesin sürenin usulüne uygun olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.</p>

<p>40. Mahkemenin 29.05.2013 tarihli duruşmasında verilen ara karar incelendiğinde; bilirkişi incelemesinin belirli bir şekilde hangi konuda yapılacağı anlaşılamadığı gibi tayin edilecek bilirkişilerin ve heyetin kaç kişiden teşekkül edeceği, hangi uzmanlık alanına sahip kişilerden oluşacağı ve her bir bilirkişiye ödenecek ücretin ne kadar olduğu ayrı ayrı belirtilmemiştir. Zira çözümü; uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez. Ayrıca ara kararda verilen süreye uyulmaması durumunda davacı tarafın bu istekten vazgeçmiş sayılacağının ihtar edilmesine karşın, mahkemece diğer deliller incelenmeden ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir. Dolayısıyla mahkemenin bilirkişi ücretinin süresi içerisinde yatırılmaması durumunda uygulanacak olan yaptırıma ilişkin ihtarı dahi isabetsiz olmuştur.</p>

<p>41. Eş söyleyişle, davacıya verilen kesin süre HMK’nın 94. maddesi ile yargısal uygulamada öngörülen şartları taşımadığından hukukî bir sonuç doğurmaz.</p>

<p>42. O hâlde, Mahkemece yukarıda açıklandığı şekilde HMK’nın 94. maddesinde belirtildiği gibi usulüne uygun olarak bilirkişi incelemesi amacıyla ara karar kurulup, müteakip işlemler de tamamlanmak suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun olmayan kesin süreye sonuç bağlamak suretiyle davanın ispatlanamadığından bahisle reddine karar verilmesi isabetsizdir.</p>

<p>43. Hâl böyle olunca direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, direnme kararının yukarıdaki değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 22.06.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173179-e-2021806-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="84898"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DOLANDIRICILIK OPERASYONLARINDA ELKONULAN PARALAR, DOLANDIRICILIK MAĞDURLARINA İADE EDİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-operasyonlarinda-elkonulan-paralar-dolandiricilik-magdurlarina-iade-edilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-operasyonlarinda-elkonulan-paralar-dolandiricilik-magdurlarina-iade-edilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Enver KAŞLI yazdı...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İADE SÜRECİNDE ORTAYA ÇIKABİLECEK SORUNLAR</strong></p>

<p>Bir önceki yazımda son günlerde dolandırıcılık suçuyla ilgili oldukça önemli operasyonlar yapıldığını belirtmiştim. Tekrar etmek gerekirse farklı illerde farklı şüphelilere yönelik yapılan operasyonlar net olarak iki gerçeği göstermektedir:</p>

<p><strong>1-Dolandırıcılık suçu, toplum içinde bazı kişilerin mesleği haline gelmiştir. </strong></p>

<p><strong>2-Dolandırıcılık suçu, örgütlü olarak işlenmektedir.</strong></p>

<p>Bu operasyonlarda şüphelilerin yakalanması ve suç örgütlerinin ortaya çıkarılması kadar önemli bir konu da mağdurların, mağduriyetinin hızlı bir şekilde giderilmesidir. Nitekim kamuya yapılan açıklamalarda dolandırıcılık örgütlerinin yüklü miktarda işlem yaptığı bilgisine yer verilmektedir. Suç örgütlerine yönelik bu operasyonlar neticesinde örgütlerin hesaplarına ve suçtan elde edilen paralarına da elkoyma işlemi yapılmaktadır.</p>

<p>Elkoyma işlemi yapılan paralar, mağdurlara iade edilir mi? Edilirse ne zaman iade edilir? Dolandırıcılık mağdurları, bu soruların cevabını merak etmektedir.</p>

<p>Öncelikli olarak belirtmek gerekir ki, ceza hukukunun odak noktasında failin cezalandırılması bulunmaktadır. Mağdurun zararının giderilmesi ve mağdurun korunması fikri, son dönemlerde önem kazanmıştır. Bu noktada Türk hukukunda ceza muhakemesi içinde mağdurun zararının giderilmesi için belirli düzenlemeler mevcut olduğunu belirtmek gerekir. Mağdura ait olduğu anlaşılan malvarlığı değerlerinin mağdura iadesi, dolandırıcılık mağdurları için oldukça önemlidir. Bundan dolayıdır ki elkoyma işleminin, suçtan zarar gören mağdura gecikmeksizin bildirilmesi zorunludur (CMK m. 127/5).</p>

<p>Suçtan elde edilen kazanç, mağdura ait bir mal veya para ise öncelikle mağdura iade edilir. Devlet bu kazanca müsadere yoluyla el koyamaz (TCK m. 55). Ayrıca bu iade işlemini düzenleyen maddenin lafzı, takdir yetkisi yerine bağlı yetki şeklinde düzenleme yaptığı görülmektedir. Elkonulan malvarlığı değerinin mağdura ait olması ve soruşturma için artık ihtiyaç kalmaması durumunda sahibine iade edilmesi gerekir.</p>

<p>Bir failin ve bir mağdurun olduğu olaylarda suçun konusu olan haksız kazancın mağdura iadesi kolaydır. Ancak olayda fail sayısı ve mağdur sayısı arttığında ve dolandırıcılık olaylarında olduğu gibi, suç işlemenin bir meslek haline geldiği durumlarda ortaya bazı sorunlar çıkmaktadır.</p>

<p><strong>1- Elkonulan Malvarlığı Tüm Mağdurlar için Yeterli Değilse</strong>: Şüphelilere ait elkonulan malvarlığı değerleri, tüm mağdurların zararlarını karşılamaya yeterli değilse, mağdurlara iadenin nasıl yapılacağı kanunda belirlenmiş değildir. Mağdurlara iade için zaman yönünden bir öncelik mi verilecek yoksa tüm mağdurların zararlarına göre orantılı mı iade yapılacaktır, kanunda belirlenmiş değildir. Ayrıca enflasyon nedeniyle yaşanan kayıplar da bu hesaplamalarda dikkate alınacak mıdır, açık değildir.</p>

<p><strong>2-Elkonulan Malvarlığı Mağdurlardan Alınan Parayla Elde Edilmişse</strong>: Başka bir sorun da şüpheliler, mağdurların paralarıyla başka eşyalar almışsa bunların da mağdurlara verilip verilmeyeceği ayrı bir değerlendirme gerekir. Önceki kararlarda örneğin "...<i>müsadereye konu araç mağdurdan çalınan para ile alındığından <strong>suça konu aracın</strong> mağdura iadesine karar verilmesi yerine yazılı şekilde müsaderesine karar verilmesi,” bozmayı gerektirmiş</i>..." <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-ceza-dairesinin-201514419-e-20167021-k-sayili-karari" rel="dofollow">(<strong>17. Ceza Dairesi 2015/14419 E. 2016/7021 K.</strong>)</a> denilmekteyse de çok sayıda hukuki işlemle elde edilmiş malvarlıklarının çok sayıda mağdura iadesi de bahsedilen karardaki kadar kolay değildir ve bu uyuşmazlığın çözümü kanunda düzenlenmemektedir.</p>

<p>Sonuç olarak suçun meslek haline gelmesi ve suç örgütlerinin zenginleşmesi mağdur hakları bakımından da yeni sorunlara neden olmaktadır. Bu sorunları çözümü ise yeni kanuni düzenlemeyle mümkündür.</p>

<p><strong>DOLANDIRICILIK OPERASYONLARINDAN SONRA ÖNCEDEN KAPATILMIŞ DOSYALAR YENİDEN AÇILABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçlarıyla ilgili tartışmalar bir süredir kamuoyunun gündemindedir. Özellikle dolandırıcılık suçunda banka hesabını başkasına kullandıranların (IBAN Mağdurları veya TCK 158 Mağdurları diye de bilinmektedir) sosyal medya üzerinden taleplerini ve mağduriyetlerini yüksek sesle dile getirdikleri görülmektedir.</p>

<p>Bu konudan ayrı olarak son günlerde dolandırıcılık suçuyla ilgili yukarıda yer verilen oldukça önemli operasyonlar yapılmaktadır. Farklı illerde farklı şüphelilere yönelik yapılan operasyonlar net olarak iki gerçeği göstermektedir:</p>

<p><strong>1-Dolandırıcılık suçu, toplum içinde bazı kişilerin mesleği haline gelmiştir. </strong></p>

<p><strong>2-Dolandırıcılık suçu, örgütlü olarak işlenmektedir.</strong></p>

<p>Profesyonel bir şekilde suç işleyen dolandırıcılar resmi makamların soruşturma esnasında toplayabilecekleri kayıtlı işlemleri de başkaları üzerinden gerçekleştirmektedir. Örneğin telefon hattını başkası adına çıkartmakta veya başkasının hattını kullanmakta, mağdurdan elde ettiği haksız kazancı başkasının banka hesabına havale ederek kendi kimliklerini gizlemektedir.</p>

<p>Dolandırıcılar, sosyal mühendislik yaparken hukuk sistemindeki boşlukları da iyi değerlendirmektedir. Dolandırıcılık mağdurları, resmi makamlara başvurduklarında kısa sürede paralarını geri alacaklarını ve dolandırıcıların en ağır şekilde cezalandırılacağını düşünse de çoğu dosya, daha soruşturma aşamasında takipsizlik alabilmektedir. Yargılamaya geçen bir kısım dosyalar ise mahkumiyet dışındaki kararlarla sonuçlanmaktadır.</p>

<p>2025 yılı suç istatistiklerine göre ceza mahkemelerinde dolandırıcılık sayıları % 18 artmıştır (s. 12). Soruşturma evresinde dolandırıcılık suçlarında toplam 1.144.287 dosya, 1.757.956 şüpheli ve 3.518.796 suç hakkında işlem yapılmıştır (s. 81). Bu suçlarla ilgili olarak 253.006 dosya, 469.296 şüpheli, 646.504 suç hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı; 180.277 dosya, 266.433 şüpheli ve 619.119 suç hakkında kamu davası açılması kararı verilmiştir (s. 85). Yargılama aşamasında ise 94.775 dosya, 60.375 sanık, 137.432 suç hakkında mahkumiyet; 33.803 dosya, 37.488 sanık, 56.540 suç hakkında beraat; 21.583 dosya, 18.696 sanık, 26.891 suç hakkında HAGB kararı verilmiştir (s. 113).</p>

<p>Bu sayılar da göstermektedir ki dolandırıcılık suçlarındaki artışın bir nedeni bu suçu işleyenlerin yeterli düzeyde cezalandırılamamasıdır. Özellikle dolandırıcılık suçu tanımındaki hile unsuru; özel hukuk uyuşmazlığı, özel hukuk hilesi veya basit (soyut) yalan gibi hukuki terimlerle mukayese edilerek açıklanmaya çalışıldığında çoğu kişinin mağduriyeti ceza hukuku alanından çıkarılıp özel hukuka dahil edilmektedir.</p>

<p>Oysaki bahsettiğimiz üzere, bir olay tek başına değerlendirildiğinde "basit" olabilir, "hukuki uyuşmazlık" olarak görülebilirse de bu olaya biraz daha yukarıdan bakıldığında olayların iç yüzünde "suçu meslek haline getirenlerin" ve "suç örgütlerinin" olduğu görülmektedir. Son dönemde yapılan operasyonlar da bu durumu çok iyi ortaya koymaktadır. Şimdi suç örgütlerinin kullandığı tüm hesaplar incelenmeli, mağdurlar tek tek tespit edilmelidir. Özellikle de daha önceden suç ihbarında bulunmuş ancak dosyası kapatılmış mağdurların da dosyaların yeniden açılmalıdır (CMK m. 172).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-operasyonlarinda-elkonulan-paralar-dolandiricilik-magdurlarina-iade-edilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/terazi-tok-consultation-and-conference-of-male-lawy.webp" type="image/jpeg" length="34619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17.  Ceza Dairesi'nin 2015/14419 E., 2016/7021 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-ceza-dairesinin-201514419-e-20167021-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-ceza-dairesinin-201514419-e-20167021-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17.  Ceza Dairesi'nin 09.05.2016 tarihli, 2015/14419 E., 2016/7021 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/14419 E., 2016/7021 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Hırsızlık, işyeri dokunulmazlığını ihlal<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle incelenerek, gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>I-Sanıklar hakkında hırsızlık suçu bakımından verilen hükmün temyiz incelenmesinde;</p>

<p>Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1-Sanık ...'ın, suçtan elde ettiği para ile satın almış olduğu ... plakalı eski kasa ... Marka aracın TCK'nın 55/1. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmişse de; TCK'nın 55/1-son cümlesi uyarınca müsadere kararı verilebilmesi için suça konu kazanç veya eşyanın mağdura iade edilememesi gerekir. Dosyadaki mevcut delil durumuna göre, müsadereye konu araç mağdurdan çalınan para ile alındığından suça konu aracın mağdura iadesine karar verilmesi yerine yazılı şekilde müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>2-T.C. Anayasa Mahkemesi'nin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ..., ... ve ... ile katılan ... vekilinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, T.C. Anayasa Mahkemesi'nin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk nedeniyle; "TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin olan tüm kısımların" ve “Sanıklardan ...'ın çalıntı para ile satın almış olduğu ... plakalı eski kasa ... marka otonun TCK nun 55/1. maddesi uyarınca müsaderesine” ilişkin kısmın hükümlerden çıkartılması ile yerine "TCK'nın 53. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı da gözetilmek suretiyle uygulanmasına" ve “Sanık ...'ın çalıntı para ile satın almış olduğu ... plakalı eski kasa ... marka otonun TCK'nın 55/1-son cümlesi uyarınca mağdura iadesine” cümlelerinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>II-Sanıklar hakkında işyeri dokunulmazlığını ihlal suçu bakımından verilen hükmün temyiz incelenmesinde;</p>

<p>Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1-Sanıkların işyeri dokunulmazlığını ihlal etme suçunu birden fazla kişi ile birlikte işlemesi karşısında; haklarında TCK'nın 119/1-c. maddesi uyarınca ceza artırımı yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>2- Kabule göre de;</p>

<p>T.C. Anayasa Mahkemesi'nin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ..., ... ve ... ile katılan ... vekilinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 09.05.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-ceza-dairesinin-201514419-e-20167021-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="97341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gizli Soruşturmacı ve Maddi Test: Anayasa Mahkemesi Kararı Üzerine Bir İnceleme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gizli-sorusturmaci-ve-maddi-test-anayasa-mahkemesi-karari-uzerine-bir-inceleme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gizli-sorusturmaci-ve-maddi-test-anayasa-mahkemesi-karari-uzerine-bir-inceleme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Gizli Soruşturmacı ve Maddi Test: <a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 2021/50710 Başvuru Numaralı Kararı </a>Üzerine Bir İnceleme</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacı, sınırsız bir araştırma yetkisi anlamına gelmemektedir. Delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmesi, hukuk devletinin vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmekte ve bu ilke Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında açıkça hükme bağlanmaktadır. Bu çerçevede özellikle örgütlü ve gizli işlenen suçlarla mücadelede başvurulan “gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” usulü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 139. maddesinde düzenlenmiş ancak bu usulün sınırları ve kişiyi suça azmettirme yasağı ile ilişkisi uygulamada sürekli tartışma konusu olmuştur.</p>

<p>CMK'nın 139. maddesinde, soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebileceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre söz konusu görevlendirmeye ancak hâkim tarafından karar verilebilmekte; ayrıca gizli soruşturmacının görevini yerine getirirken suç işleyemeyeceği ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu sınırlamaların temelinde, devletin suçla mücadele yetkisini kullanırken bireylerin suç işlemeye yönlendirilmesinin veya bu yönde bir ortam hazırlanmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı düşüncesi yatmaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 6 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan ve 16/12/2025 tarihinde karara bağlanan 2021/50710 başvuru numaralı kararı,</a> bu tartışmaya önemli bir katkı sunmakta ve kolluk görevlilerinin fuhşa aracılık suçuna ilişkin soruşturma faaliyetlerinin hangi koşullarda hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğini somut bir olay üzerinden ortaya koymaktadır.</p>

<p>Karara konu başvuru, kolluğun provokasyonu sonucunda elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong><u>Somut Olayın Özeti</u></strong></p>

<p>Başvuru dosyasından anlaşıldığı üzere, Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği’nde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin yürütülen çalışmalar kapsamında, fuhşa aracılık yaptığı yönünde duyum alınan K. isimli şahıs, müşteri gibi aranmıştır. Yapılan görüşme sonucunda iki kadın için belirli bir ücret karşılığında anlaşma sağlanmış, ancak K.'nın şehir dışında bulunduğu belirtilerek, Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceği ve kadınları göndereceği ifade edilmiştir. Nitekim bir süre sonra başvurucu kolluk tarafından aranmış ve önceden belirlenen iki kadın otel önüne yönlendirilmiştir.</p>

<p>Olayın seyri, kararın değerlendirmesi bakımından kritik bir aşamaya bu noktadan sonra ulaşmaktadır: Kolluk görevlileri, başvurucudan yalnızca önceden anlaşılan iki kadını temin etmesiyle yetinmemiş, başvurucuya tekrar telefon ederek başka kadınlar bulup bulamayacağını sormuş, bunun üzerine başvurucu dört kadın daha temin edeceğini bildirmiştir. Sonuç olarak toplam altı kadın otele yönlendirilmiş ve herhangi bir ücret ödemesi gerçekleşmeden kolluk görevlileri kimliklerini açıklayarak soruşturma işlemlerine başlamıştır. Cumhuriyet savcısının talimatıyla yürütülen soruşturma sonucunda başvurucu hakkında fuhşa aracılık suçunu işlediği iddiasıyla iddianame düzenlenmiş ve dava Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanmıştır. Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun mağdur sayısınca (altı kez) iki yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun beş yıllık denetim süresi içinde yeniden suç işlemesi nedeniyle dosya yeniden ele alınmış ve daha önce açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmıştır. İstinaf başvurusu Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi’nce esastan reddedilmiş ve mahkûmiyet hükmü kesinleşmiştir.</p>

<p><strong><u>Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi: Maddi Test ve Usul Güvenceleri Testi</u></strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma güvencesi yönünden incelemiştir. Kararda, kişilere yönelik suç isnadında bulunulabilmesi ve buna bağlı soruşturma ile kovuşturmaların yürütülebilmesi için öncelikle işlenmiş olduğu iddia edilen bir suça ilişkin şüphenin varlığının gerekli olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda, devletin kamu görevlileri aracılığıyla suç işleyebileceği tahmin edilen kişilerin suç işlemesine imkân verecek bir ortam hazırlaması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte örgütlü suçlardaki artış ve suçların karmaşık işlenme biçimleri, özel soruşturma tekniklerinin geliştirilmesi ihtiyacını doğurmuş olup, bu tekniklerin kullanılması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmamaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, kışkırtma veya tuzak kurma iddialarının değerlendirilmesinde iki aşamalı bir denetim yöntemi benimsemiştir. İlk aşama olan “<strong><u>maddi test</u></strong>” kapsamında gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlilerin soruşturmadaki eylemlerinin esasen pasif olup olmadığı incelenmektedir. Bu değerlendirmede, ilgili görevlinin başvurucunun faaliyetlerini pasif şekilde soruşturmakla sınırlı kalıp kalmadığı, yoksa suçun işlenmesine imkân sağlayacak şekilde bir etki uygulayıp uygulamadığı belirlenmelidir. Başka bir anlatımla, maddi test kavramı ile kastedilen bir kışkırtmanın ya da tuzak kurmanın olup olmadığının tespitidir.</p>

<p>Karara göre; kışkırtma ya da tuzak kurmanın bizzat kolluk kuvvetleri tarafından yapılıp yapılmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Bu eylemleri yapan kişi kolluğun talimatı ile aktif rol üstlendiyse bu durumda da maddi test olumsuz olarak değerlendirilecektir. Hatta, karara göre, bir kişinin gizli görevde çalışan kolluk görevlileriyle doğrudan temas halinde olmaması fakat polis tarafından doğrudan suç işlemeye teşvik edilen bir suç ortağı tarafından suça dahil edilmesi halinde de tuzağa düşürülmüş olabileceği kabul edilebilir.</p>

<p>Tuzağa düşürmenin olup olmadığının tespiti ise soruşturma makamlarına düşmektedir.</p>

<p>Somut olayda Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin başvurucuyla buluştuktan sonra kadın bulmasına yönelik konuşmalar yapıp para vermek suretiyle rolünü pasif soruşturmayla sınırlı tutmadığı, aksine başvurucunun iki kadın bulmasının ardından dört kadın daha istemesiyle aktif bir tutum sergilediği sonucuna ulaşmıştır. Bu aktif müdahalenin, mağdur sayısının artmasına ve dolayısıyla verilen ceza miktarının da artmasına yol açtığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Maddi testin olumsuz sonuçlanması üzerine “<strong><u>usul güvenceleri testi</u></strong>” uygulanmıştır. Bu test kapsamında, kışkırtma veya tuzak kurma iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda mahkemelerce gerekli adımların atılıp atılmadığı incelenmektedir. Anayasa Mahkemesi, somut olayda kolluk görevlilerinin soruşturma işlemini herhangi bir yargısal talimat olmaksızın kendiliğinden yürüttüğünü, bu görevlilerin gizli soruşturmacı veya gizli soruşturma yapan kolluk görevlisi statüsünde olup olmadığına yönelik herhangi bir belirleme yapılmadığını vurgulamıştır. CMK'nın 139. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olarak görevlendirilmesine ancak hâkim kararıyla karar verilebileceği hâlde, somut olayda böyle bir hâkim kararının bulunmadığı ortaya konulmuştur. Ayrıca istinaf aşamasında da müdahalenin adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun olup olmadığının, kolluk görevlilerinin ajan provokatör (kışkırtıcı ajan) gibi davranıp davranmadığının tartışılmadığı belirtilmiştir. Bu çerçevede, hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan bir soruşturma neticesinde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınmasının Anayasa'nın 36. maddesinin gerektirdiği hakkaniyete uygun yargılamayla bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong><u>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadıyla Bağlantı</u></strong></p>

<p>Kararın gerekçesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) tuzağa düşürme (entrapment) şikâyetlerine ilişkin içtihadına geniş yer verilmiştir. AİHM'in yerleşik içtihadında, ulusal makamların başvuranın faaliyetlerini esasen pasif şekilde soruşturduğu ve başvuranı suç işlemeye teşvik etmediği <i><u>yeterli bir kesinlikle</u></i> tespit edildiği takdirde, gizli soruşturmacı tedbiriyle elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılmasının Sözleşme'nin 6. maddesi bakımından sorun teşkil etmeyeceği kabul edilmektedir. Buna karşılık, kolluk görevlilerinin müdahalesi olmadan söz konusu suçun işlenemeyeceğini gösterir <u>somut bir olgu bulunmadığı hâlde</u> bu görevlilerin aktif bir rol üstlenmesi durumunda, yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmediği ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin başvuruya konu olayda benimsediği yaklaşımın AİHM standardıyla büyük ölçüde uyumlu olduğu görülmektedir.</p>

<p><strong><u>Karşı Oy Değerlendirmesi</u></strong></p>

<p>Kararda, bazı AYM üyeleri tarafından çoğunluk görüşüne katılınmadığı belirtilmiştir. Karşı oy yazısında, Ahlak Büro Amirliği’nde görevli polislerin gizli soruşturmacı veya kışkırtıcı ajan olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, kolluğun 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu çerçevesinde kendisine verilen görevleri ifa ettiği ileri sürülmüştür. Karşı oyu kullanan üyelere göre, somut olayda suç şüphesinin varlığı üzerine polis tarafından harekete geçilmiş olup başvurucunun iradesinin hata, hile veya tehditle sakatlandığına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca Fransız kolluk görevlilerinin fuhşa aracılık şüphesiyle bir veri iletişim sistemine müşteri gibi girmesinin kışkırtma teşkil etmediğine hükmeden AİHM'in <i>Eurofinacom/Fransa</i> kararına atıfla, somut olayda da benzer bir değerlendirmenin yapılması gerektiği savunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><u>Kanaatimizce</u></strong> karşı oy yazısında göz ardı edilen temel ilke, ceza muhakemesi hukukunun evrensel kabul gören esaslarından biri olan “<strong><i>zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir</i></strong>” (fruit of the poisonous tree) doktrinidir. Bununla birlikte, somut uyuşmazlık bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir diğer temel mesele, “<strong><i>hukuka aykırı delillerin uzak (dolaylı) ve yakın (doğrudan) etkisi</i></strong>” ayrımıdır. Nitekim Türk ceza muhakemesi hukukunda gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada, hukuka aykırı delillerin uzak etkisinin kabul edilmediği yönünde baskın bir görüş bulunmaktadır. Bu doğrultuda, hukuka aykırı şekilde elde edilen ve hükme esas alınması mümkün olmayan bir delilden hareketle ulaşılan diğer deliller, kendi başlarına hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olsalar dahi, ilk hukuka aykırılıkla aralarındaki nedensellik bağı devam ettiği sürece hükme esas alınmaları mümkün değildir (Ali Rıza Çınar, Hukuka Aykırı Kanıtlar, TBB Dergisi, C. 17, S. 55, 2004, s. 41; Vahit Bıçak, Ceza Muhakemesi Hukuku, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, 2018, s. 610). Bu nedenle, karşı oy yazısında benimsenen yaklaşımın hem öğretide hâkim olan görüş hem de yerleşik uygulama ile bağdaşmadığı ve bu yönüyle hukuken isabetli olmadığı kanaatindeyiz.</p>

<p>Sonuç olarak incelenen karar, gizli soruşturma tekniklerinin ceza muhakemesindeki yerini iki temel eksende netleştirmektedir. Bunlardan ilki usule ilişkindir: CMK'nın 139. maddesi kapsamında kalan bir görevlendirmenin ancak hâkim kararıyla yapılabileceği, bu koşulun sağlanmadığı durumlarda kolluk görevlilerinin kendiliğinden yürüttüğü faaliyetlerin hukuki denetimden yoksun kalacağı belirtilmiştir.</p>

<p>İkincisi ise maddi niteliktedir: kolluğun soruşturma faaliyeti sırasında pasif konumdan aktif konuma geçerek suçun kapsamını genişletici bir etki yaratması, elde edilen delillerin hükme esas alınmasını hukuka aykırı hâle getirmektedir. Bu çerçevede kararın hem akademik çevreler hem de uygulayıcılar bakımından, kolluğun suçla mücadele yetkisi ile bireylerin hakkaniyete uygun yargılanma hakkı arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiğine dair önemli bir referans kaynağı teşkil ettiği söylenebilir. Kararın azınlıkta kalan üyelerce eleştirilmiş olması ise, konunun uygulamada hâlâ tartışmalı yönlerinin bulunduğunu ve benzer olaylarda somut olayın kendine özgü koşullarının titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4>

<h3 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">&gt;&gt; AYM'nin 2021/50710 başvuru numaralı kararı</a></strong></h3>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gizli-sorusturmaci-ve-maddi-test-anayasa-mahkemesi-karari-uzerine-bir-inceleme-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasan.jpg" type="image/jpeg" length="28254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/28878 E., 2019/3909 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 25/03/2019 tarihli, 2016/28878 E., 2019/3909 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>13. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/28878 E., 2019/3909 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Davacı, davalı şirket ile arasında internetten canlı ders izlemek amacıyla 24.11.2015 tarihinde kapıdan satış sözleşmesi imzalandığını, telefonla arayarak sözleşmeyi iptal ettiğini, ancak davalı yanca sözleşme bedelinin talep edildiğini ileri sürerek sözleşmenin iptaline karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalı, davanın reddini dilemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece, cayma hakkının süresinde kullanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da “Kapıdan Satışlar” başlığı ile düzenlenen hükümler (m. 8-9), 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanunda da, “İş yeri dışında kurulan sözleşmeler” başlığı ile değiştirilmiş, yapılan değişiklik 47. maddede hüküm altına alınmıştır. İş yeri dışında kurulan sözleşmelerde tüketici, 4077 sayılı TKHK’da yedi gün olarak öngörülen geri alma hakkını, 6502 sayılı Kanunda yapılan düzenlemeyle on dört gün içinde kullanabilecektir.</p>

<p>1-Somut olayda, uyuşmazlığın çözümü sözleşme tarihi itibariyle 6502 sayılı yasa uygulamasına tabi olup, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili yönetmelik uyarınca sözleşmede tüketicinin el yazısı, ad, soyad, imza ve tarihin el yazısı ile yazılması gerektiği, satıcının, sözleşmenin bir nüshasının elden aldım ve on dört gün içerisinde satıştan vazgeçme hakkımın olduğu konusunda bilgilendirildim ibaresinin tüketicinin kendi el yazısı ile yazılması gerektiği, cayma hakkını kullandığına dair bildirimin cayma süresi dolmadan, yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısıyla satıcı veya sağlayıcıya yöneltilmesine ilişkin bildirime sözleşmede yer verilmesi gerekli olduğu düzenlemesine yer verilmiş olup, yine 6502 sayılı tüketicinin korunması hakkında kanunun 47. maddesinde; Tüketicinin, iş yeri dışında kurulan sözleşme yada buna karşılık gelen herhangi bir öneri ile bağlanmadan önce ayrıntıları yönetmelikte belirlenen hususlarda açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirilmesi zorunludur. Tüketicinin bilgilendirildiğine ilişkin ispat yükü satıcı veya sağlayıcıya aittir. Satıcı veya sağlayıcının bu maddede belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket etmesi veya tüketiciyi cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirmemesi durumunda tüketici cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir. Her halükarda bu süre cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer. Sözleşmenin zorunlu içeriği, kapsam dışı sözleşmeler, doğrudan satışlar, tüketici ile satıcı ve sağlayıcının hak ve yükümlülükleri, cayma hakkı, bilgilendirme yükümlülüğü,teslimat, satış yapacaklarda aranacak nitelikler ile diğer uygulama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.</p>

<p>İş Yeri Dışında Kurulan Sözleşmeler Yönetmeliğinin " ön Bilgilendirme" başlıklı 5. maddesinde; Cayma hakkının olduğu durumlarda, cayma hakkının kullanılma şartları, hususlarında satıcı veya sağlayıcı tarafından en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir bir şekilde yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı ile bilgilendirilmek zorundadır. Ön bilgilendirme yapıldığına ilişkin ispat yükü satıcı veya sağlayıcıya aittir. Cayma hakkının kullanımı" başlıklı 10. Maddesinin (3) fıkrasında "Satıcı veya sağlayıcı bu Yönetmeliğin ekinde yer alan formu sözleşmenin kurulduğu anda tüketiciye vermek zorundadır." düzenlemesi yer almaktadır. Satıcı veya sağlayıcı bu belgeyi tüketiciye verdiğini ispat etmekle yükümlüdür. Aynı yönetmeliğin " Eksik bilgilendirme" başlıklı 9. Maddesinde; Satıcı veya sağlayıcı, cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat etmekle yükümlüdür. Satıcı veya sağlayıcının bu Yönetmelikte belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket etmesi veya tüketiciyi cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirmemesi durumunda tüketici cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir. Bu süre her halükarda cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer.</p>

<p>Davaya konusu sözleşmenin ve eklerinin incelenmesinde davalının, tüketici davacıya cayma hakkı konusunda ön bilgilendirme yaptığına ve teslimine ilişkin bir belge sunmadığı, cayma belgesinin sözleşme metine ilave edilmek suretiyle düzenlendiği Hal böyleyken davalının İş Yeri Dışında Kurulan Sözleşmeler Yönetmeliğine uygun olarak davacı tüketiciyi bilgilendirmediği dikkate alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>

<p>2-Bozma nedenine göre, davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan 1. bent gereğince temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="69790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/25017 E., 2018/556 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 25/01/2018 tarihli, 2015/25017 E., 2018/556 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>13. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2015/25017 E., 2018/556 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı, davalı şirkete ait internet sitesi üzerinden iki adet tatil paketi satın aldığını, 4.460,00 TL bedel ödediğini, Yasadan kaynaklanan cayma hakkını kullanmak istemişse de davalı şirketin olumsuz yanıt verdiğini ancak henüz hizmetten yararlanmadığı için cayma süresinin başlamadığını ileri sürerek sözleşmenin feshi ile ödediği miktarın davalıdan ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı, davacının internet üzerinden konaklama hizmeti satın aldığını, bu işlemin mesafeli satış niteliğinde olduğunu yasal cayma süresinde sözleşmenin feshedilmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece, cayma hakkı kullanma süresinin hizmetin verildiği tarihte başlayacağı belirtilerek henüz hizmetten yararlanılmaması nedeni ile davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacı eldeki davası ile, internet üzerinden yaptığı tatil paketi satın alınmasına ilişkin sözleşmenin feshi ile ödediği bedelin iadesi isteminde bulunmuştur. Davalı, süresinde cayma hakkının kullanılmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece cayma hakkının hizmetten yaralanma ile başlayacağı kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Sözleşmenin mesafeli satış sözleşmesi olduğu hususunda esasen taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık cayma hakkının ne zaman kullanılabileceği noktasında toplanmaktadır. 6502 sayılı Tüketici Yasasının 48. maddesinde mesafeli satış sözleşmeleri düzenlenmiştir. İlgili maddenin 4 fıkrasında “Tüketici, on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde satıcı veya sağlayıcıya yöneltilmiş olması yeterlidir. Satıcı veya sağlayıcı, cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat etmekle yükümlüdür. Tüketici, cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirilmezse, cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir. Her hâlükârda bu süre cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer. Tüketici, cayma hakkı süresi içinde malın mutat kullanımı sebebiyle meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir.” hükmü düzenlenmiştir. Yine 29188 sayılı Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’nin 9. maddesinin 2. fıkrasında; “Cayma hakkı süresi, hizmet ifasına ilişkin sözleşmelerde sözleşmenin kurulduğu gün, mal teslimine ilişkin sözleşmelerde ise tüketicinin veya tüketici tarafından belirlenen üçüncü kişinin malı teslim aldığı gün başlar...” hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, internet üzerinden davacı tarafından satın alma için onaylanan sözleşmede cayma hakkının sözleşme tarihinden itibaren 14 gün içerisinde yapılabileceği belirtilmiş olup gerek 6502 sayılı Yasanın 48/4 maddesi gerekse ilgili yönetmeliğin 9/2 maddesi gereğince, ilgili bildirim yapıldığından, davacının cayma hakkının sözleşme tarihinden itibaren kullanabileceği anlaşılmaktadır. Davacı ise bu hakkını yasal sürede kullanmamış olup bu nedenle davanın reddi gerekirken, hizmetten henüz yararlanılmadığından bahisle davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="52163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mesafeli Satış Sözleşmesi'nin Önemli Unsurları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mesafeli-satis-sozlesmesinin-onemli-unsurlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mesafeli-satis-sozlesmesinin-onemli-unsurlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Birçok e-ticaret işletmesi, sitede bir mesafeli satış sözleşmesi ve ön bilgilendirme formu bulunmasının yeterli olduğunu düşünüyor. Oysa 6502 sayılı TKHK ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’ne aykırı, eksik ya da hatalı düzenlenmiş bir sözleşme; idari para cezalarına, tüketici hakem heyeti kararlarının aleyhe çıkmasına ve Yargıtay’a kadar uzanan uyuşmazlıklara yol açabiliyor. Aşağıda, mesafeli satış sözleşmesinde bulunması gereken zorunlu unsurlar; ön bilgilendirme, cayma hakkı – iade, KVKK boyutu ve Yargıtay kararları ışığında riskler adım adım tarafımca özetlendi.</p>

<p><strong>Mesafeli Sat</strong><strong>ış S</strong><strong>özle</strong><strong>şmesi Nedir? </strong></p>

<p>•Mesafeli sözleşme; satıcı/sağlayıcı ile tüketicinin eş zamanlı fiziksel varlığı olmadan, uzaktan iletişim araçları kullanılarak kurulan sözleşmedir.</p>

<p>•İnternet sitesi, mobil uygulama, çağrı merkezi, sosyal medya üzerinden yapılan pek çok satış bu kapsamdadır.</p>

<p>•Bu sözleşmelere ilişkin özel hükümler TKHK m.48 ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’nde düzenlenir. Dolayısıyla e-ticaret yapan bir satıcı açısından, “hazır şablonu siteye koymak” değil; mevzuata uygun, güncel ve işletmenin süreçleriyle uyumlu bir metin hazırlamak esastır.</p>

<p><strong>Zorunlu Unsur 1:</strong> <strong>Ön Bilgilendirme</strong></p>

<p>Ön bilgilendirme, mesafeli satışın kalbidir. Yönetmelik m.5’e göre, tüketici herhangi bir ödeme yapmadan önce açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirilmelidir.</p>

<p><strong>Ön bilgilendirme formunda mutlaka yer alması gereken başlıca kalemler:</strong></p>

<p>1. Satıcı/Sağlayıcı Kimlik Bilgileri</p>

<p>• Ticaret unvanı, MERSİS/vergı numarası, açık adres</p>

<p>• Telefon, e-posta, hızlı iletişim kanalları</p>

<p><strong>2. Mal/Hizmetin Temel Nitelikleri</strong></p>

<p>• Ürünün/Hizmetin türü, modeli, önemli teknik özellikleri</p>

<p>• Dijital içerik ise format, uyumluluk, kullanım şartları</p>

<p><strong>3. Toplam Fiyat ve Ek Masraflar</strong></p>

<p>• Vergiler dahil toplam bedel</p>

<p>• Kargo, teslim, kuruluma ilişkin ilave masraflar</p>

<p>• Bu masraflar önceden açıklanmazsa, Ticaret Bakanlığı’na göre tüketici bu masrafları ödemekle yükümlü değildir.</p>

<p><strong>4. Ödeme, Teslim ve İfa Süreleri</strong></p>

<p>• Teslimat süresi, gecikme durumunda izlenecek yol</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Teslimatın üçüncü kişiye yapılabilmesi, kargo şirketi bilgisi</p>

<p><strong>5. Cayma Hakkı ve İstisnaları</strong></p>

<p>• 14 günlük cayma süresinin ne zaman başlayacağı</p>

<p>• Cayma hakkının nasıl kullanılacağı (form, e-posta, panel vb.)</p>

<p>• Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği m.15’te sayılan istisnalar (kişiye özel üretim ürünler, hijyen ürünleri, anında ifa edilen dijital hizmetler vb.).</p>

<p><strong>6. Şikâyet ve Uyuşmazlık Çözümü</strong></p>

<p>• Tüketici hakem heyeti ve tüketici mahkemesi yollarına atıf</p>

<p>• Müşteri hizmetleri–iade süreçlerine ilişkin irtibat bilgileri</p>

<p><strong>7. KVKK ve Kişisel Veri İşleme Bilgisi</strong></p>

<p>• Hangi kişisel verilerin hangi amaçla işlendiği</p>

<p>• Hukuki sebep, saklama süresi ve veri sahibi haklarına (KVKK m.11) atıf içeren aydınlatma metni linki Ön bilgilendirme, en az 12 punto, açık ve anlaşılır bir dilde ve kalıcı veri saklayıcısı (e-posta, PDF vb.) ile sunulmalıdır.</p>

<p><strong>Zorunlu Unsur 2: Mesafeli Sat</strong><strong>ış S</strong><strong>özle</strong><strong>şmesi Metninin </strong><strong>İçeri</strong><strong>ği</strong></p>

<p>Ön bilgilendirme, sözleşme öncesi aşamayı; mesafeli satış sözleşmesi ise hukuki ilişkiyi çerçeveleyen ana metni oluşturur. Bu sözleşmede özellikle:</p>

<p>• Tarafların unvan/ad-soyad ve iletişim bilgileri</p>

<p>• Sözleşme konusu mal/hizmetin türü, miktarı, marka/modeli</p>

<p>• Peşin/taahhütlü satışlarda ödeme planı, taksit bilgileri</p>

<p>• Teslimat şekli ve ifa süresi</p>

<p>• Cayma hakkı, istisnaları ve kullanım usulü</p>

<p>• İade adresi, iade kargo masrafının kimde olduğu</p>

<p>• Ayıplı mal prosedürü, garanti koşulları</p>

<p>•Elektronik ticari iletilere (SMS, e-posta) ilişkin onay ve reddetme mekanizması (6563 sayılı Kanun çerçevesinde)</p>

<p>• Uygulanacak hukuk ve yetkili/ görevli mahkeme bilgileri açık ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>Cayma Hakk</strong><strong>ı, </strong><strong>İade S</strong><strong>üreci ve S</strong><strong>üreler</strong></p>

<p>TKHK m.48/4 ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği uyarınca:</p>

<p>• Tüketici, 14 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir.</p>

<p>• Cayma süresi; Hizmet sözleşmelerinde sözleşmenin kurulduğu gün, Mal satışında ise tüketicinin veya belirlediği üçüncü kişinin malı teslim aldığı gün başlar.</p>

<p>• Cayma bildiriminin bu süre içinde satıcıya yöneltilmiş olması yeterlidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 13. HD, 2015/25017 E., 2018/556 K</i></strong>.</a> İnternet üzerinden alınan tatil paketi nedeniyle açılan davada Yargıtay, sözleşmenin mesafeli satış sözleşmesi niteliğinde olduğunu, tüketicinin cayma hakkına ilişkin bilgilendirildiği ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği m.9/2 gereği sürenin sözleşme tarihinden itibaren başladığını vurgulamış; tüketicinin süresinde caymadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiğini belirtmiştir. Bu karar, cayma süresinin başlangıcının sözleşme türüne göre doğru belirlenmesinin satıcı lehine ne kadar kritik olduğunu açıkça gösterir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-alinan-cep-telefonun-cayma-hakki-suresinde-iade-edilmesi-malin-iade-edilmesinde-mutat-kullanimin-asilmasi" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 3. HD, 2022/6784 E., 2022/8533 K. (07.11.2022)</i></strong> </a>İnternet sitesi üzerinden cep telefonu satın alan tüketici, ürünü 14 günlük süre içinde iade etmiş; satıcı ise telefonun 6 gün boyunca kullanıldığını, bu nedenle cayma hakkının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunmuştur. Yargıtay;</p>

<p>• Cep telefonunun Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği m.15’teki istisnalar arasında yer almadığını,</p>

<p>• Tüketicinin 14 günlük cayma hakkının bulunduğunu,</p>

<p>• Ancak “mutat kullanım” sınırının aşılıp aşılmadığının bilirkişiyle tespit edilmesi gerektiğini,</p>

<p>• Mutat kullanımı aşan yıpranma varsa bu bedelden tüketicinin sorumlu olacağını vurgulayarak eksik inceleme nedeniyle kararın kanun yararına bozulmasına hükmetmiştir. Bu içtihat, satıcının hem cayma hakkını tanıması, hem de iade edilen ürünün durumunu objektif kriterlerle değerlendirmesinin önemini ortaya koyar.</p>

<p><strong>Ön Bilgilendirme Eksikse Ne Olur?</strong></p>

<p>TKHK m.48/4’e göre; satıcı, tüketiciyi cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirmezse, tüketici:</p>

<p>• 14 günlük süreyle bağlı değildir,</p>

<p>• Her hâlükârda bu süre, normal cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 13. HD, 2016/28878 E., 2019/3909 K.</i></strong> </a>Canlı ders hizmetine ilişkin işyeri dışında kurulan sözleşmede Yargıtay, TKHK m.47 ve ilgili yönetmelik çerçevesinde;</p>

<p>•Tüketicinin cayma hakkı konusunda açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirilmesi,</p>

<p>• Cayma hakkının el yazısıyla belirtilmesi,</p>

<p>• Cayma formunun ve bilgilendirmenin usulüne uygun teslim edildiğinin satıcı tarafından ispatı gerektiğini vurgulamış; satıcının cayma hakkı konusunda ön bilgilendirme yaptığını ispat edememesi hâlinde, tüketicinin 14 günlük süreyle bağlı olmayacağını açıkça ifade etmiştir. Bu içtihat her ne kadar işyeri dışında kurulan sözleşme özelinde olsada, TKHK m.48/4 ile paralel düzenleme nedeniyle mesafeli satışlarda da aynı mantık geçerlidir:</p>

<p><strong>KVKK Boyutu:</strong> Mesafeli Satış Sözleşmesinin Görünmeyen Yüzü E-ticaret yapan bir satıcı, mesafeli satış sözleşmesi ile 6698 sayılı KVKK’ya uygun bir veri işleme rejimi de kurmak zorundadır.</p>

<p>En azından şu unsurlar bulunmalıdır:</p>

<p>• Aydınlatma Metni: Hangi kişisel verilerin (ad-soyad, adres, IP, ödeme bilgisi vb.) Hangi amaçlarla (siparişin tamamlanması, faturalama, kargo, müşteri hizmetleri, pazarlama vb.)</p>

<p>Hangi hukuki sebeplere dayanılarak işlendiği (KVKK m.5/2, m.6) Ne kadar süre saklandığı</p>

<p>Verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarıldığı</p>

<p><strong>• Açık Rıza Yönetimi:</strong> Zorunlu olmayan işleme faaliyetleri (profil çıkarma, kampanya SMS/epostaları vb.) için ayrı ve özgür iradeye dayalı açık rıza mekanizması</p>

<p>• <strong>Çerez Politikası:</strong> Analitik ve reklam çerezlerine ilişkin şeffaf bilgilendirme</p>

<p>Kullanıcının tercihlerini yönetebileceği bir arayüz KVKK’ya aykırı, e-ticaret altyapısı ile uyumsuz sözleşme ve politikalar; Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararları, idari para cezaları ve tazminat risklerini gündeme getirebilir.</p>

<p><strong>E-Ticarette Mesafeli S</strong><strong>özle</strong><strong>şmelerde S</strong><strong>ık Yap</strong><strong>ılan Hatalar</strong></p>

<p>1) “İadesi Yoktur” İfadesiyle Cayma Hakkının Kaldırılması</p>

<p>Cayma hakkının kanuni istisnaları dışında, sözleşme ile cayma hakkını tamamen kaldıran kayıtlar geçersizdir; Yargıtay ve doktrin bunu genel olarak haksız şart olarak görmektedir.</p>

<p>2) Kargo ve Ek Masrafların Gizlenmesi</p>

<p>Teslim/iadeye ilişkin masrafların önceden açıkça bildirilmemesi hâlinde tüketici bu bedelleri ödemek zorunda değildir.</p>

<p>3) Cayma Formunun Hiç Gönderilmemesi Yönetmelik ekindeki cayma formunun sözleşme anında veya sipariş teyidinde tüketiciye sunulmaması, 14 günlük sürenin uzamasına yol açar.</p>

<p>4) KVKK-Aydınlatma Metni Olmadan Veri Toplanması Üyelik, sipariş, bülten formlarında aydınlatma yapılmaması; açık rıza alanlarının yanlış kurgulanması KVKK yaptırımlarını tetikleyebilir.</p>

<p>5) Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’ndeki İstisnaların Yanlış Yorumu Dijital içerik, kişiye özel üretim veya hijyen ürünleri bakımından istisna hükmüne dayanmak isteyen satıcı, Yargıtay’ın mutad kullanım ve istisna hükümlerini oldukça dar yorumladığını gözden kaçırmamalıdır.</p>

<p><strong>Konu ile ilgili 3 Yargıtay Kararı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari" rel="dofollow">1) 13. HD, 2015/25017 E., 2018/556 K.</a> – “Cayma süresi ne zaman başlar?” Tatil paketi mesafeli satışında, sözleşmede cayma süresinin sözleşme tarihinden itibaren 14 gün olduğu açıkça yazılmış ve gerekli bilgilendirme yapılmıştır. Yargıtay, cayma süresinin hizmetten yararlanma tarihine değil, sözleşme tarihine göre hesaplanması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-alinan-cep-telefonun-cayma-hakki-suresinde-iade-edilmesi-malin-iade-edilmesinde-mutat-kullanimin-asilmasi" rel="dofollow">2) 3. HD, 2022/6784 E., 2022/8533 K.</a> – “Mutad kullanım sınırı nereye kadar?” Cep telefonu 14 gün içinde iade edilmesine rağmen 6 gün kullanılmıştır. Yargıtay, cayma hakkının varlığını kabul etmiş; fakat mutad kullanımı aşan yıpranma varsa bunun satıcı lehine tazmin edilmesi gerektiğini, bunun da bilirkişi ile belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari" rel="dofollow">3) 13. HD, 2016/28878 E., 2019/3909 K. </a>– “Ön bilgilendirme ve ispat yükü” Canlı ders sözleşmesinde tüketiciye cayma hakkı konusunda usulüne uygun ön bilgilendirme yapılmadığı, el yazısı ile zorunlu ibarelerin bulunmadığı durumda, Yargıtay satıcının ispat külfetini yerine getiremediğini belirterek tüketicinin 14 günlük süreyle bağlı olmadığını kabul etmiştir. Bu üç karar birlikte okunduğunda; metnin içeriği, ön bilgilendirme, cayma süresi ve mutad kullanım başlıklarının sözleşme tasarımında ne kadar kritik olduğu net şekilde görülür.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kadir-bozdag.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Kadir BOZDAĞ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mesafeli-satis-sozlesmesinin-onemli-unsurlari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/akilli-sozlesme.jpg" type="image/jpeg" length="77664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin bu haftaki Genel Kurul gündemi (14 - 16 Temmuz)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-14-16-temmuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-14-16-temmuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesinin bu haftaki Genel Kurul (14 Temmuz - 16 Temmuz 2026) gündemi belli oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<h1>14 Temmuz 2026 - Genel Kurul Gündemi</h1>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>30.6.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>14.7.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="6" rowspan="1">
   <p><strong>14 Temmuz 2026 Salı Günü Saat 10.00 da Yapılacak Mahkeme Toplantısı Sözlü Açıklama Gündemi</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Esas Sayısı</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>İnceleme Evresi</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Türü</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2022/29</p>

   <p>Birleşeni E.2022/58</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>7/3/2022 tarihli ve (95) numaralı Nükleer Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

   <p>A. Tümünün,</p>

   <p>B. Bazı hükümlerinin,</p>

   <p>iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2022/57</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>5/3/2022 tarihli ve 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu’nun bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<h1>16 Temmuz 2026 - Genel Kurul Gündemi</h1>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2.7.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>16.7.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="6" rowspan="1">
   <p><strong>Genel Kurul Gündemi</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Esas Sayısı</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>İnceleme Evresi</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Türü</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/166<br />
   Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’na 23/1/2026 tarihli ve 7573 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 12. maddenin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/175<br />
   İnegöl 2. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 68. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 24/3/2022 tarihli ve 7392 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen birinci cümlesinde yer alan “<i>…zorunludur</i>.” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/179<br />
   Sakarya Tüketici Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 70. maddesinin;<br />
   A. 24/3/2022 tarihli ve 7392 Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,<br />
   B. (3) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin,<br />
   C. (5) numarası fıkrasının,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/167<br />
   Denizli 14. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;<br />
   A. 12. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “<i>…nitelikli dolandırıcılık (m. 158),…</i>” ibaresinin madde metninden çıkarılmasının,<br />
   B. 13. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/173<br />
   Danıştay Dördüncü Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/1984 tarihli ve 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun’un 439. maddesiyle değiştirilen 6. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/168<br />
   Danıştay Onuncu Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 122. maddesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/169<br />
   Yüce Divan</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 98. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılığının incelenmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/170<br />
   Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinin 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/171<br />
   Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinin 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/177<br />
   Diyarbakır 18. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>11</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/172</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/4/2026 tarihli ve 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>12</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/178<br />
   Afşin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’na 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen geçici 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>13</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/174<br />
   Danıştay Onuncu Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen 49. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…ısrar hariç…</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>14</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/176<br />
   Ankara 11. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>15</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/149<br />
   Ankara 73. İş Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin 10/12/1982 tarihli ve 2762 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen onüçüncü fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>16</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/153<br />
   Danıştay İkinci Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’na 26/4/2005 tarihli ve 5336 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen ek 24. maddenin yedinci fıkrasında yer alan “<i>…bu merkezlerde eğitime alınacak öğrencilerde aranacak şartlar,…</i>” ve “<i>…öğrenciliğin sona ermesi,…</i>” ibarelerinin iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>17</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/258<br />
   Balıkesir 2. Aile Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinin “<i>küçükler</i>” yönünden iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>18</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/23<br />
   Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

   <p></p>

   <p><u>Birleşenleri</u></p>

   <p>E.2026/26 E.2026/27 E.2026/39 E.2026/51 E.2026/53 E.2026/66 E.2026/82 E.2026/102 E.2026/112 E.2026/120 E.2026/136 E.2026/142</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;<br />
   A. 36. maddesiyle 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 734. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının;<br />
   1. Birinci cümlesinde yer alan “<i>…rayiç bedeli…</i>” ve “<i>…gecikmeksizin…</i>” ibarelerinin,<br />
   2. İkinci cümlesinde yer alan “<i>…kesin süre…</i>” ibaresinin,<br />
   B. 37. maddesiyle 4721 sayılı Kanun’a eklenen geçici 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının<br />
   iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>19</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/52<br />
   Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin;<br />
   A. (8) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer alan “<i>Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış ise bunlara ilişkin hususlar…</i>” ibaresinin,<br />
   B. 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen (14) numaralı fıkrasının,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>20</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/144<br />
   Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi</p>

   <p></p>

   <p><u>Birleşeni</u></p>

   <p>E.2026/44<br />
   E.2026/56</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 128. maddesinin;<br />
   A. Birinci cümlesinin “<i>…umumi kadınlar ve evlerin tabi olacakları hükümler ve bu fuhuş yüzünden intişar eden hastalıkların ve bilhassa zührevi hastalıkların sirayetine mani olacak tedbirleri…”</i> bölümünün,<br />
   B. İkinci cümlesinde yer alan “<i>…ve tahdit…</i>” ibaresinin,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>21</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/229<br />
   Ankara 16. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>A. 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 64. maddesine 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen ikinci fıkrasının,<br />
   B. 2797 sayılı Kanun’a 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 186. maddesiyle eklenen geçici 18. maddesinin,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>22</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/28<br />
   Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na 8/4/2022 tarihli ve 7394 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen geçici 6. maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinin “<i>…bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla gerçekleşme oranı ilk sözleşme bedelinin yüzde 15’ine kadar olanlar (bu oran dâhil) yüklenicinin başvurusu üzerine feshedilip tasfiye edilir.</i>” bölümünün iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-14-16-temmuz</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-170.jpg" type="image/jpeg" length="74315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[81 ilde FETÖ operasyonu: 968 şüpheli hakkında gözaltı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/81-ilde-feto-operasyonu-968-supheli-hakkinda-gozalti-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/81-ilde-feto-operasyonu-968-supheli-hakkinda-gozalti-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet ve İçişleri Bakanlığı'nca yapılan ortak açıklamaya göre 81 ilde 968 şüpheliyi kapsayan terör operasyonları gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet ve İçişleri Bakanlığı'nın ortak açıklamasında şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümünü idrak ederken; vatanımız, bayrağımız, demokrasimiz ve milli irademiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle yâd ediyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aziz milletimizin destansı direnişiyle bertaraf edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne karşı mücadelemiz, aradan geçen yıllara rağmen aynı kararlılık, dikkat ve hassasiyetle sürdürülmektedir.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde devletimiz, 15 Temmuz'dan bu yana bütün kurumlarıyla büyük bir arınma seferberliği yürütmüş; milletimizin iradesine, devletimizin bekasına ve hukuk düzenimize kasteden bu ihanet şebekesine karşı tavizsiz bir mücadele ortaya koymuştur.</p>

<p>Bu kapsamda; 81 il Cumhuriyet Başsavcılığımızın, 81 il Emniyet Müdürlüğü ve il Jandarma Komutanlıklarımızla FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün deşifre edilmesine yönelik yürüttüğü müşterek çalışmalar neticesinde, bu sabah 81 ilde 968 şüpheliye yönelik operasyon başlatılmıştır.</p>

<p><strong>EN FAZLA ŞÜPHELİNİN BULUNDUĞU İL ANKARA, İZMİR VE İSTANBUL</strong></p>

<p>Operasyon kapsamında en fazla şüphelinin bulunduğu iller Ankara, İzmir ve İstanbul olurken; diğer illerimizde de örgütün güncel yapılanmalarına, mahrem yapılanmasına ve bağlantılı unsurlarına yönelik çalışmalar titizlikle sürdürülmektedir.</p>

<p>Adalet ve İçişleri Bakanlıkları olarak; Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Emniyet ve Jandarma Teşkilatlarımız, Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile ilgili tüm kurumlarımızla güçlü bir koordinasyon içerisinde mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.</p>

<p>Hiçbir terör örgütünün ve hiçbir vesayet odağının azız milletimizin iradesine, devletimizin bekasına ve hukuk düzenimize kastetmesine izin vermeyeceğiz.</p>

<p>15 Temmuz'un bize yüklediği tarihî sorumluluğun bilinciyle; şehitlerimizin emanetine, gazilerimizin fedakârlığına ve milletimizin istiklal iradesine sahip Çıkacağız.</p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek ise sosyal medya hesabından operasyonlara ilişkin yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>Milletimizin iradesine ve devletimizin bekasına kasteden ihanet şebekesi FETÖ/PDY'ye karşı mücadelemiz ilk günkü kararlılık ve hassasiyetle devam etmektedir.</p>

<p>Bu sabah, 81 ilimizde Cumhuriyet Başsavcılıklarımız, Emniyet ve Jandarma Teşkilatlarımızın yürüttüğü müşterek çalışmalar neticesinde; örgütün mahrem yapılanmasının deşifre edilmesi ve bağlantılı unsurlarının çökertilmesine yönelik 968 şüpheliyi kapsayan geniş çaplı bir operasyon başlatılmıştır.</p>

<p>Devletimizin tüm kurumlarıyla yürüttüğü bu büyük arınma seferberliğinde liderliğiyle kararlılığımıza güç katan Sayın Cumhurbaşkanımız<br />
Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı arz ediyorum. Bu haklı mücadelemizde, güçlü koordinasyonun sağlanmasında vermiş oldukları destekten dolayı İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi ’ye teşekkür ediyorum.</p>

<p><strong>HİÇBİR VESAYET ODAĞINA İZİN VERMEYECEĞİZ</strong></p>

<p>Hiçbir terör örgütünün veya vesayet odağının devletimizin bekasına, hukuk düzenimize ve aziz milletimizin iradesine kastetmesine asla izin vermeyeceğiz! Türkiye Yüzyılı vizyonuyla yürüdüğümüz bu yolda, güçlü Türkiye hedefine ulaşmamıza hiçbir güç engel olamayacaktır.</p>

<p>15 Temmuz hain darbe girişimini unutmadık. Bundan 10 yıl önce vatanımız, bayrağımız, demokrasimiz ve millî irademiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle yâd ediyorum.</p>

<p>Şehitlerimizin emanetine, gazilerimizin fedakârlığına ve milletimizin istiklal iradesine sonuna kadar sahip çıkacağız.</p>

<p><strong>"SÖZDE BÖLGELERE SÖZDE ATAMALAR"</strong></p>

<p>Devam eden operasyonlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da yazılı bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:</p>

<p>“Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan soruşturmalar kapsamında;</p>

<p>İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı koordinesinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik yapılan çalışmalar neticesinde;</p>

<p>Örgütün, zayıflayan organizasyon yapısını yeniden güçlendirmek ve faaliyetlerini sürdürmek amacıyla İstanbul'u sözde bölgelere ayırdığı, her bölgeye sözde sorumlular atadığı ve bu kişiler aracılığıyla örgüte yeni eleman kazandırmaya çalıştığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Güvenlik ve örgütsel gizliliği sağlamak amacıyla internet tabanlı haberleşme uygulamaları üzerinden örgütsel toplantılar gerçekleştiren ve örgütün güncel Millî Eğitim Bakanlığı yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüğü belirlenen 3'ü aktif, 17'si ihraç öğretmen olmak üzere toplam 20 şüpheli hakkında işlem başlatılmıştır.</p>

<p>Ayrıca, örgütün üniversite öğrencilerini örgüt bünyesinde tutmak, yeni eleman temin etmek, kamu kurumlarına sızmalarını sağlamak ve örgütsel aidiyetlerini güçlendirmek amacıyla yurt dışında vize istemeyen ülkelerde düzenlediği eğitim kamplarına katıldığı belirlenen 28 şüpheli tespit edilmiştir.</p>

<p>Bunun yanında İstanbul, Yalova, Kırklareli ve Tekirdağ illerinde örgütün güncel finans yapılanması içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğü, himmet ve bağış adı altında para topladığı, örgüt mensuplarıyla para transferi ve iletişim kayıtları bulunduğu belirlenen 16 şüpheli hakkında da işlem yapılmıştır.</p>

<p>Bu kapsamda FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün güncel yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüğü belirlenen toplam 64 şüpheli tespit edilmiştir.</p>

<p>Tespit edilen şüphelilerin yakalanması ve suç unsurlarının ele geçirilmesine yönelik olarak, 13.07.2026 günü İstanbul merkezli olmak üzere 11 ilde (İstanbul 43, Muğla 2, Kocaeli 3, Tekirdağ 1, Sakarya 3, Yalova 2, Elazığ 1, Ankara 1, Kahramanmaraş 1, Bursa 5 ve Gaziantep 2) toplam 64 farklı adrese eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>Operasyon sonucunda 54 şüpheli yakalanmış, 5 şüphelinin yurt dışında bulunduğunun tespit edilmesi üzerine haklarında yakalama kararı çıkarılmış, yakalanamayan diğer 5 şüphelinin ise yakalanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.</p>

<p>Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda; 1.069.310 TL, 78.800 Amerikan Doları, 6.330 Euro, 130 Sterlin ve 765 gram altın ile çok sayıda dijital materyale el konulmuş olup, ele geçirilen para ve altının toplam piyasa değerinin yaklaşık 9.700.000 TL olduğu değerlendirilmektedir.</p>

<p>Öte yandan Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğünce FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yürütülen ayrı bir soruşturma kapsamında;</p>

<p>Garson (K) kod adlı gizli tanıktan elde edilen SD kart içerisinde EMAR (Emniyet Mahrem Analiz Raporu) kayıtları bulunan, örgütün mahrem yapılanmalarında yer alan kişilerle irtibatlı olduğu belirlenen, Bank Asya hesap kaydı bulunan, şüpheli tarihlerde hesap hareketlerinde olağan dışı artış tespit edilen, ankesörlü/ardışık aranma kayıtları bulunan ve örgütün emniyet mahrem yapılanması içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğü değerlendirilen;</p>

<p>8'i aktif kamu görevlisi, 11'i özel sektör çalışanı ve 6'sının aktif SGK kaydı bulunmayan toplam 25 şüpheliye yönelik olarak 13.07.2026 tarihinde İstanbul merkezli 8 ilde (Ankara, Denizli, Giresun, Konya, Muğla, Niğde ve Sakarya) toplam 25 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir.</p>

<p>Gerçekleştirilen operasyon neticesinde 25 şüpheliden 24'ü yakalanmış, firari durumdaki 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/81-ilde-feto-operasyonu-968-supheli-hakkinda-gozalti-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/gozalti-4305838061896a10e1a112.webp" type="image/jpeg" length="38765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15268"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43225"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87717"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37568"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="78732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="68702"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="23345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="84342"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="94121"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="40873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="66564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="14652"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="70024"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="34726"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
