<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 18 Sep 2026 22:55:04 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: 'Çalışan hakim ve savcıyla, çalışmayan hakim ve savcıyı birbirinden ayıracağız']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-calisan-hakim-ve-savciyla-calismayan-hakim-ve-savciyi-birbirinden-ayiracagiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-calisan-hakim-ve-savciyla-calismayan-hakim-ve-savciyi-birbirinden-ayiracagiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, atama terfi döneminde özellikle gecikmeye sebebiyet veren, vermiş olduğu kararlar başarısız olan, istikrarsız olan, mesaiye riayet etmeyen hakim ve savcıların eksi puan olacaklarını ifade etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>13. Yargı Paketi’nin ekim ayında çıkarılmasının planlandığını belirten Adalet Bakanı Akın Gürlek, yeni pakette özellikle yargılamaların hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler üzerinde çalışıldığını vurgulayarak, “Sizlerden gelen öneriler mutlaka Ankara'da bizim mevzuat ekibimizle birlikte kanun paketine işleniyor. 13. Yargı Paketinde de yargının hızlanması adına mutlaka bu konuda çalışmalar yapacağız.” dedi.</p>

<p>Yargıda atama ve terfi sisteminde gidilen değişikliği hatırlatan Bakan Gürlek, “Bu bizim için önemli bir sistem. Bu neden önemli? Biz öncelikli olarak meslektaşlarımızın makul süre içerisinde, hedef süre içerisinde dosyaların karara bağlanmasını çok önemsiyoruz” dedi.</p>

<p>Dosyalarda adaletli karar vermenin önemli olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, “Hızlı karar vermek demek sadece hızlı bir şekilde dosyayı bitirmek değil, aynı zamanda da adaletli karar vermek gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p>Adana Adliyesini ziyaret eden Bakan Gürlek, il ziyaretlerinde yaptıkları meslektaş buluşmalarına çok önem verdiklerini ifade etti.</p>

<p>Bu ziyaretler sayesinde hakim ve savcıların sorunlarını gözlemleyebildiklerini ifade eden Bakan Gürlek, bu konuları not alıp çözüm aradıklarını belirtti.</p>

<p><strong>“13. YARGI PAKETİNDE DE YARGININ HIZLANMASI KONUSUNDA ÇALIŞMALAR YAPACAĞIZ”</strong></p>

<p><a name="_Hlk240637989">13. Yargı Paketi’nin ekim ayında çıkarılmasının planlandığını belirten Bakan Gürlek, yeni pakette özellikle yargılamaların hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler üzerinde çalışıldığını vurgulayarak, “Sizlerden gelen öneriler mutlaka Ankara'da bizim mevzuat ekibimizle birlikte kanun paketine işleniyor. 13. Yargı Paketinde de yargının hızlanması adına mutlaka bu konuda çalışmalar yapacağız.” dedi. </a></p>

<p><strong>YENİ ATAMA VE TERFİ SİSTEMİ</strong></p>

<p>Yargıda atama ve terfi sisteminin de gidilen değişikliği hatırlatan Bakan Gürlek, “Yeni bir sisteme geçtik. Artık doğu batı ayrımı yok. Artık tamamen yargının etkinliği ve verimliliğine göre meslektaşlarımız tercihlerini yapacak. Atamalarında öncelikli olarak puanlama sistemine geçildi. Bu bizim için önemli bir sistem. Bu neden önemli? Biz öncelikli olarak meslektaşlarımızın makul süre içerisinde, hedef süre içerisinde dosyalarda karar bağlanmasına çok önemsiyoruz” dedi.</p>

<p><strong>“HIZLI DEĞİL ADALETLİ KARAR VERİN”</strong></p>

<p>Dosyalarda adaletli karar vermenin önemli olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, “Hızlı karar vermek demek sadece hızlı bir şekilde dosyayı bitirmek değil, aynı zamanda da adaletli karar vermek gerekiyor. Yani vermiş olduğunuz kararların istinaftan ya da Yargıtay’dan onanması da size artı puan olarak gelecek. Bunlara özellikle çok dikkat ediyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>BAKAN GÜRLEK’TEN HEDEF SÜRE VURGUSU</strong></p>

<p>Yeni dönemde meslektaşların hedef süre içerisinde karar vermesini istediklerini belirten Bakan Gürlek, “Şu an biliyorsunuz 27 bin 500 kişilik bir teşkilatız. Bu teşkilatta bunlar çok küçük bir oran ama biz bu oranın sanki Türkiye'nin tamamına yansımış gibi bir algı yürütülmesinden olumsuz etkileniyoruz. Bu yüzden biz kesinlikle artık yeni dönemde meslektaşlarımızın hedef süre içerisinde karar vermesini istiyoruz. Verdiği kararların isabetli olmasını istiyoruz. Bu konuda özellikle terfide de, mesleki başarıda da, ünvanlı görevlerde de artık bu puan sistemine göre tamamen ünvanlı görevlere geçeceğiz” dedi.</p>

<p><strong>HIZLI YARGI İÇİN 135 ALO ADALET DEVREDE</strong></p>

<p>Vatandaşların adalet hizmetlerine ilişkin taleplerine daha hızlı muhatap bulabilmesi amacıyla 135 Alo Adalet sistemini hayata geçirdiklerini anlatan Bakan Gürlek, vatandaşların özellikle dosyalarının gecikme nedenleri konusunda doğrudan bilgi alabilmelerinin amaçlandığını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“ÇALIŞAN VE ÇALIŞMAYAN HAKİM-SAVCIYI BİR BİRİNDEN AYIRACAĞIZ”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, atama terfi döneminde özellikle gecikmeye sebebiyet veren, vermiş olduğu kararlar başarısız olan, istikrarsız olan, mesaiye riayet etmeyen hakim ve savcıların eksi puan olacaklarını ifade etti.</p>

<p>Atama ve terfilerde buna riayet edeceklerini belirten Bakan Gürlek, “Çünkü biz çalışan hakim ve savcıyla çalışmayan hakim ve savcı meslektaşlarımızın birbirinden ayrılması istiyoruz. Özellikle hepiniz özverili çalışıyorsunuz. Ben ailenizden, çoluğunuzdan çocuğunuzdan vakit ayırarak mesaiye riayet ettiğinizde evinize dosya götürdüğünüzü, büyük fedakarlık yaptığınızı biliyorum bu konuda meslektaşlarımızın büyük çoğunluğu bu şekilde ama maalesef dosyaya çalışmayan, hedef süreye uymayan mesleğin gerektirdiği adaba, vakara, aykırı davranışta bulunan meslektaşlarımız da var” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“BİZ BÜYÜK BİR AİLEYİZ”</strong></p>

<p>Yargı mensuplarının görüş ve taleplerini dinleyen Adalet Bakanı Gürlek, çalışma şartlarının iyileştirilmesine büyük önem verdiklerini kaydetti. Adana’daki lojman ihtiyacının giderilmesi için çalışma başlatıldığını belirten Bakan Gürlek, ihtiyaç doğrultusunda 60 lojmanın alınması konusunda talimat verdiklerini belirterek, lojman sorununun kısa sürede çözülmesini hedeflediklerini kaydetti.</p>

<p>Yargı mensuplarından dosyaların sonuçlandırılmasında hedef sürelere hassasiyet göstermelerini isteyen Bakan Gürlek, “Sonuçta biz büyük bir aileyiz. Sizler de bu ailenin bir ferdisiniz. Hepiniz özverili çalışıyorsunuz. Fedakarlık gösteriyorsunuz.” diyerek hakim ve savcılara çalışmalarından dolayı teşekkür etti.</p>

<p><strong>ADANA’YA YENİ HAKİMEVİ</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, Adana’daki hakim ve savcıların sosyal imkanlarını geliştirmek amacıyla yeni bir Hakimevi projesinin de başlatılacağını açıkladı. Projenin mesleğin onuruna yakışır nitelikte olacağını belirten Bakan Gürlek, hakim ve savcıların yanı sıra diğer kamu görevlilerinin de tesisten yararlanabilmesinin hedeflendiğini söyledi. Bakan Gürlek, bu buluşmaların temel amacının sahadaki sorunları yerinde dinlemek ve çözüm üretmek olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:</p>

<p>“Burada çok güzel, sizlere yakışır, mesleğin onuruna yakışır bir hakimevi projesini başlatıyoruz. Sosyal anlamda hakimlerimiz, savcılarımız, diğer kamu kurumu mensupları gibi inşallah oradan da yararlanabilecek.”</p>

<p>Programa, Adalet Bakan Yardımcıları Sedat Ayyıldız, Abdullah Aydoğdu, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Adalet Komisyonu Başkanı Savaş Tek ve yargı mensupları katıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-calisan-hakim-ve-savciyla-calismayan-hakim-ve-savciyi-birbirinden-ayiracagiz</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 21:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/18092026-adana-adliye-bannerjpg18-09-20265-44-pm.jpeg" type="image/jpeg" length="40651"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul BAM’da kritik görev değişiklikleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bamda-kritik-gorev-degisiklikleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bamda-kritik-gorev-degisiklikleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde görev yapan çok sayıda hâkim ve daire başkanının görev ve yetkilerini yeniden belirledi. 17 Eylül 2026 tarihli kararla bazı hâkimler farklı hukuk ve ceza dairelerinde görevlendirilirken, 8 hâkimin yeniden inceleme talebi ise iş ve kadro durumu dikkate alınarak reddedildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne (BAM) ilişkin 17 Eylül 2026 tarihli ve 1785 sayılı kararını yayımladı. Kararla İstanbul BAM bünyesinde görev yapan hâkim ve daire başkanlarının mevcut yetkileri yeniden düzenlendi.</p>

<p>HSK, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde 25 hâkim ve daire başkanının görev ve yetkilerini yeniden düzenledi. Sekiz hâkimin yeniden inceleme talebi ise reddedildi.</p>

<p><strong>İŞTE O LİSTE:</strong></p>

<p><strong>GÖREV VE YETKİ DEĞİŞİKLİĞİ</strong></p>

<p>1-) 3. Ceza Dairesi Üyesi Mehmet Asmaoğlu, 41. Ceza Dairesi Üyeliğine</p>

<p>2-) 19. Ceza Dairesi Üyesi Eda Bulut, 3. Ceza Dairesi Üyeliğine</p>

<p>3-) 21. Ceza Dairesi Üyesi Esmehan Akdemir, 22. Ceza Dairesi Üyeliğine</p>

<p>4-) 22. Ceza Dairesi Üyesi Dilek Öz Eyüpoğlu, Genel yetkiye</p>

<p>5-) 24. Ceza Dairesi Başkanı Muhammed Zafer Terzi, 24. Ceza Dairesi Başkanlığına ilaveten Yüksek İhtisas yetkisine</p>

<p>6-) 33. Hukuk Dairesi Üyesi Emin Cevahiroğlu, 42. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>7-) 6. Hukuk Dairesi Üyesi Veysel Bülbül, 11. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>8- 15. Hukuk Dairesi Üyesi Dr. Abdullah Ok, 14. Hukuk Dairesi 2. Heyet Başkanlığına</p>

<p>9-) 17. Hukuk Dairesi Üyesi Ebubekir Uslu, 69. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>10-) 18. Hukuk Dairesi Üyesi Neslihan Okudur, 66. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>11-) 27. Hukuk Dairesi Üyesi Süheyla Akkaş, 29. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>12-) 28. Hukuk Dairesi Üyesi Erdal Yıldırır, Genel yetkiye</p>

<p>13-) 29. Hukuk Dairesi Üyesi Cahide Bayramoğlu Bulur, 27. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>14-) 33. Hukuk Dairesi Üyesi Kezban Çetin, 34. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>15-) 34. Hukuk Dairesi Üyesi Recep Gürbüz, 60. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>16-) 39. Hukuk Dairesi Üyesi Aykut Güzeltunç, Genel yetkiye</p>

<p>17-) 53. Hukuk Dairesi Üyesi Mustafa Akın, 70. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>18-) 60. Hukuk Dairesi Üyesi Hüseyin Sert, 28. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>19-) 62. Hukuk Dairesi Üyesi Semanur Karahan, 65. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>20-) 68. Hukuk Dairesi Başkanı Göksal Kayapınar, 70. Hukuk Dairesi Başkanlığına</p>

<p>21-) 69. Hukuk Dairesi Başkanı Sevgi Yüce, 68. Hukuk Dairesi Başkanlığına</p>

<p>22-) 69. Hukuk Dairesi Üyesi Cüneyt Gökoğlu, 62. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>23-) 70. Hukuk Dairesi Başkanı Haydar Aydın, 28. Hukuk Dairesi Başkanlığına</p>

<p>24-) 70. Hukuk Dairesi Üyesi Süleyman Serhan Çınar, 53. Hukuk Dairesi Üyeliğine</p>

<p>25-) BAM Daire Başkanı Berrin Memiş, 69. Hukuk Dairesi Başkanlığına</p>

<p><strong>YENİDEN İNCELEME TALEPLERİ REDDEDİLENLER</strong></p>

<p>26-) 31. Hukuk Dairesi Üyesi Dr. Adnan Çavuş, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>27-) 40. Hukuk Dairesi Üyesi Merve Yılmaz, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>28-) 41. Hukuk Dairesi Başkanı Eray Utku, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>29-) 14. Hukuk Dairesi Üyesi Hatice Güneyli, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>30-) 14. Hukuk Dairesi Üyesi İpek Pakel, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>31-) 14. Hukuk Dairesi Üyesi Esra Pınar Çelik, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>32-) 70. Hukuk Dairesi Üyesi Gülseda Arslan Ege, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<p>33-) 70. Hukuk Dairesi Üyesi Ferit Tekin, yeniden inceleme talebinin reddine</p>

<h3><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/istanbul-b-a-m-karar-1785.pdf" rel="nofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 17.09.2026 Tarihli ve 1785 Sayılı Kararı</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bamda-kritik-gorev-degisiklikleri</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 21:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="76483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA YARGILAMASINDA USUL BİR ŞEKİL MESELESİ DEĞİLDİR: SAVUNMA HAKKI, DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE SANIĞIN SON SÖZÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-usul-bir-sekil-meselesi-degildir-savunma-hakki-delillerin-tartisilmasi-ve-sanigin-son-sozu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-usul-bir-sekil-meselesi-degildir-savunma-hakki-delillerin-tartisilmasi-ve-sanigin-son-sozu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza yargılamasında mahkemenin temel amacı maddi gerçeğe ulaşmak ve hukuka uygun bir hüküm kurmaktır. Ancak kanaatimizce ceza muhakemesini diğer yargılama alanlarından ayıran en önemli hususlardan biri, doğru sonuca ulaşmanın tek başına yeterli kabul edilmemesidir.

Sonuç kadar, o sonuca hangi usu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasında mahkemenin temel amacı maddi gerçeğe ulaşmak ve hukuka uygun bir hüküm kurmaktır. Ancak kanaatimizce ceza muhakemesini diğer yargılama alanlarından ayıran en önemli hususlardan biri, doğru sonuca ulaşmanın tek başına yeterli kabul edilmemesidir.</p>

<p>Sonuç kadar, o sonuca hangi usulle ulaşıldığı da önemlidir. Çünkü ceza yargılamasında devlet, birey üzerindeki en ağır yetkilerini kullanmaktadır. Kişi tutuklanabilmekte, özgürlüğünden uzun yıllar mahrum bırakılabilmekte, malvarlığına müdahale edilebilmekte ve mahkûmiyetin sonuçlarını hayatının geri kalanında taşıyabilmektedir. Böylesine ağır sonuçlar doğuran bir yargılamada Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen usul hükümlerinin “şekli kurallar” olarak görülmesi mümkün değildir.</p>

<p>Kanaatimizce bu kuralların her biri, devletin cezalandırma yetkisinin karşısına konulmuş hukuki güvencelerdir.</p>

<p><a name="Xde9cf83d3a89650041b6449a40f6fedbbc16a4f"><strong>Adil Yargılanma Hakkı Sadece Bağımsız Bir Mahkeme Önünde Yargılanmak Değildir</strong></a></p>

<p>Adil yargılanma hakkının temel dayanakları Anayasa’nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesidir. Ancak adil yargılanma hakkını yalnızca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkı olarak anlamamak gerekir.</p>

<p>Silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, isnadı öğrenme, müdafi yardımından yararlanma, delilleri tartışabilme, savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma, gerekçeli karar ve kişinin mahkeme önünde kendisini etkili biçimde savunabilmesi bu hakkın birbirini tamamlayan unsurlarıdır.</p>

<p>Bu nedenle bir ceza yargılamasında sanığın duruşma salonunda fiziksel olarak bulunması, savunma hakkının kullanıldığı anlamına gelmez.</p>

<p>Sanık oradadır; fakat konuşmasına imkân verilmiyorsa, delillere ilişkin açıklamaları dinlenmiyorsa veya söylemek istediği hususlar mahkemece gereksiz görülerek daha baştan sınırlandırılıyorsa, savunma hakkının şeklen değil etkin olarak kullanılıp kullanılmadığı tartışılmalıdır.</p>

<p><a name="cmk-m.-216-ve-delillerin-tartışılması"><strong>CMK m. 216 ve Delillerin Tartışılması</strong></a></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 216. maddesi, delillerin ortaya konulmasından sonra sözün kimlere ve hangi sıra içerisinde verileceğini düzenlemektedir.</p>

<p>Bu düzenleme basit bir duruşma sırası değildir. Kanaatimizce CMK m. 216’nın temelinde, mahkeme hükmünü kurmadan önce iddia ve savunmanın dosyadaki deliller hakkındaki son değerlendirmelerini gerçekten dinleme yükümlülüğü bulunmaktadır.</p>

<p>Ceza yargılamasında sanığın savunması, yalnızca; “Beraatimi istiyorum.” Veya “Tahliyemi talep ediyorum.” cümlelerinden ibaret görülemez.</p>

<p>Sanık, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasına karşı açıklama yapabilir, dosyadaki bir delilin neden kendisi aleyhine değerlendirilemeyeceğini anlatabilir, bir tanık beyanındaki çelişkiye dikkat çekebilir, olayın mahkemece gözden kaçırıldığını düşündüğü bir yönünü açıklayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hatta bazen bütün dosyanın değerlendirilmesini değiştirebilecek tek bir husus, sanığın o aşamada söyleyeceği birkaç cümlede ortaya çıkabilir. Bu ihtimal dahi savunmanın gerçekten dinlenmesini gerekli kılar.</p>

<p><a name="X5457fcb27cba5362cbc34cef47e7bb60e6d9b9e"><strong>Geçtiğimiz Günlerde Bir Ağır Ceza Mahkemesindeki Gözlemimiz</strong></a></p>

<p>Geçtiğimiz günlerde bir Ağır Ceza Mahkemesinde kendi duruşmamızı beklerken başka bir dosyanın karar duruşmasına tanık olduk.</p>

<p>Yargılanan iki sanık vardı.</p>

<p>Mahkeme başkanı, sanık müdafini dinledikten sonra esas hakkındaki savunmaları bağlamında ilk sanığa, “Beraatini ve tahliyeni istiyorsun, doğru mu?” şeklinde bir soru yöneltti. Sanık bir cevap vermeden diğer sanığa da aynı mahiyette sordu. Sanıkların cevabı gelmeden son söz aşamasına geçerek sanıklara ;” Son söz olarak beraatini ve tahliyeni istiyorsun, doğru mu?” şeklinde sordu. Sanıklardan yine bir cevap gelmedi.</p>

<p>Dikkatimizi çeken husus şuydu: Sanıkların esas hakkındaki savunmalarını kendi cümleleriyle ortaya koymalarına imkân verilmediği gibi, son söz aşamasında da söylemek istedikleri başka bir husus bulunup bulunmadığı gerçek anlamda sorulmadı.</p>

<p>Sanıklardan herhangi bir açıklama alınmadan duruşma sona erdirildi.</p>

<p>Mahkeme bir sanık hakkında 15 yıl, diğer sanık hakkında ise 12 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetti.</p>

<p>Elbette dosyanın esasına, delillerine ve verilen mahkûmiyet kararlarının maddi yönden doğru olup olmadığına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmıyoruz. Üzerinde durduğumuz konu tamamen başka: Bu kadar ağır bir mahkûmiyet kararı verilmeden hemen önce sanıkların söyleyecekleri gerçekten dinlenmiş midir? <a name="Xcb32f6e899f699e49686e2046adcb2cadc3dfd4">“Beraatini ve Tahliyeni İstiyorsun, Doğru mu?” esas hakkındaki savunma savunma yerine geçer mi?</a></p>

<p>Kanaatimizce bu sorunun üzerinde özellikle durulmalıdır. Sanığın ne söyleyeceğini mahkemenin önceden varsayması ile sanığın kendisini ifade etmesine imkân tanınması aynı şey değildir. “Beraatini istiyorsun, doğru mu?” şeklindeki bir soru, sanığın savunmasının sonucunu ifade edebilir. Fakat savunmanın içeriğini karşılamaz. Çünkü sanık yalnızca beraatini istemez; neden beraat etmesi gerektiğini de anlatabilir.</p>

<p>*Savcının mütalaasındaki bir değerlendirmeye cevap verebilir.</p>

<p>*Bir delile itiraz edebilir.</p>

<p>*Daha önce yeterince açıklayamadığı bir hususu açıklayabilir.</p>

<p>*Müdafinin savunmasına ekleme yapabilir.</p>

<p>*Mahkemenin olay hakkındaki değerlendirmesini değiştirebilecek bir ayrıntıyı ilk kez dile getirebilir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde savunma hakkının anlamı da tam olarak burada ortaya çıkar: Mahkemenin sanığın ne söyleyeceğini tahmin etmesi, sanığı dinlemenin yerine geçemez.</p>

<p><a name="son-söz-neden-sanığa-aittir"><strong>Son Söz Neden Sanığa Aittir?</strong></a></p>

<p>CMK m. 216/3’te hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verileceği açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu hüküm kanaatimizce ceza muhakemesinin en sade fakat en önemli güvencelerinden biridir.</p>

<p>“Son söz” bir formalite değildir.</p>

<p>Sanığın mahkeme hükmünü açıklamadan hemen önce, herhangi bir aracı olmaksızın doğrudan doğruya hüküm verecek hâkimlere hitap edebilmesidir.</p>

<p>Sanığın müdafii uzun ve ayrıntılı bir savunma yapmış olabilir.</p>

<p>Dosyada yüzlerce sayfalık dilekçeler bulunabilir.</p>

<p>Sanık yargılama boyunca defalarca dinlenmiş de olabilir.</p>

<p>Bunların hiçbiri son söz hakkını gereksiz hâle getirmez. Çünkü Kanun, son sözü müdafiye değil, sanığa vermiştir.</p>

<p>Bize göre bunun çok önemli bir nedeni vardır: Ceza yargılamasının sonunda hakkında hüküm kurulacak kişi sanıktır. Mahkûmiyet kararı verilirse cezaevine girecek kişi de odur. Dolayısıyla mahkemenin hüküm vermeden hemen önce ona söylemek istediği son bir şey olup olmadığını sorması yalnızca kanuni bir zorunluluk değil, adil yargılamanın doğal sonucudur.</p>

<p><a name="X342d8abf7e891a797054288f0c940b1b1ad041c"><strong>Belki de İlk Defa Çok Önemli Bir Şey Söyleyecektir</strong></a></p>

<p>“Sanık zaten daha önce savunmasını yaptı, son sözde ne söyleyebilir?” şeklinde bir yaklaşım kanaatimizce isabetli değildir.</p>

<p>Şöyle ki;</p>

<p>*Belki sanık o ana kadar söylemediği önemli bir hususu söyleyecektir. Belki Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasında ilk kez ileri sürülen bir değerlendirmeye cevap verecektir.</p>

<p>*Belki müdafiinin gözden kaçırdığı bir noktayı açıklayacaktır.</p>

<p>*Belki bir tanık beyanındaki çelişkiyi hatırlatacaktır.</p>

<p>*Belki olayın hukuki niteliğini değiştirmeyecek ama cezanın bireyselleştirilmesinde önem taşıyabilecek bir hususu dile getirecektir.</p>

<p>Mahkeme bütün bunları önceden bilemez. Zaten savunma hakkının varlık nedeni de budur. Mahkeme, sanığın söyleyeceği sözün önemli olup olmadığına onu dinlemeden karar veremez.</p>

<p><a name="Xb0dd2c00f1723eb56733c0b6adfcac972650405"><strong>Duruşmanın Yönetilmesi Yetkisi ile Savunmanın Sınırlandırılması Aynı Şey Değildir</strong></a></p>

<p>Şüphesiz duruşmayı mahkeme başkanı yönetir.</p>

<p>Sanığın veya müdafiinin konuyla ilgisiz, tekrara dayalı ve yargılamayı gereksiz yere uzatan açıklamalarının belirli ölçüler içinde sınırlandırılması mümkündür. Ancak duruşmanın düzenini sağlama yetkisi ile savunmanın içeriğini mahkemenin belirlemesi birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Uygulamada zaman zaman sanık savunmasına başladığında; “Konuya gel.”, “Bunları anlatma.”, “O kısmı geç.”, “Bize olayı anlat.” şeklindeki müdahalelere rastlanmaktadır.</p>

<p>Elbette her müdahalenin savunma hakkının ihlali olduğu söylenemez. Fakat sanığın anlatmak istediği hususun isnat edilen fiille, olayın öncesiyle, kastla, hukuka uygunluk nedenleriyle, haksız tahrikle veya delillerin değerlendirilmesiyle bağlantısı bulunuyorsa mahkemenin daha dikkatli davranması gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü bazen olayın “öncesi”, olayın kendisinden daha önemli olabilir.</p>

<p>Sanığın; “Oraya geleceğim ama önce şunu anlatmam gerekiyor.” demesi gerçekten dinlenmeye değer bir savunmanın başlangıcı olabilir.</p>

<p><a name="meramını-anlatabilme-hakkı"><strong>Meramını Anlatabilme Hakkı</strong></a></p>

<p>Savunma hakkının özü kanaatimizce kişinin meramını anlatabilmesidir.</p>

<p>Bu ifade günlük dilde basit görünse de ceza muhakemesi açısından oldukça derin bir anlam taşır.</p>

<p>Sanık yalnızca kendisine yöneltilen sorulara “evet” veya “hayır” cevabı veren bir yargılama objesi değildir. Yargılamanın süjesidir.</p>

<p>Olayı kendi perspektifinden anlatabilmeli, suçlamaya cevap verebilmeli, deliller hakkındaki görüşünü açıklayabilmeli ve mahkemenin hükmünü etkileyebileceğini düşündüğü hususları ortaya koyabilmelidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin savunma hakkına ilişkin yaklaşımında da sanığa mahkemenin vereceği kararı etkileyebilme imkânının sağlanması önem taşımaktadır.</p>

<p>Savunmanın gerçekten dinlenmediği bir sistemde çelişmeli yargılamadan söz etmek güçleşir.</p>

<p><a name="usul-kuralları-neden-bu-kadar-önemlidir"><strong>Usul Kuralları Neden Bu Kadar Önemlidir?</strong></a></p>

<p>Ceza yargılamasında zaman zaman; “Sonuç zaten değişmeyecekti.”, “Sanık zaten suçlu.” , “Avukatı zaten savunmasını yaptı.”, “Sanık daha önce dinlendi.” gibi düşüncelerle bazı usul kurallarının önemsizleştirildiğine rastlanmaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce asıl tehlike burada başlamaktadır. Usul kuralının uygulanıp uygulanmayacağı, mahkemenin o kuralın sonucu değiştirip değiştirmeyeceğine ilişkin tahminine bırakılamaz. Çünkü savunma hakkının amacı yalnızca mahkemenin yanlış karar vermesini önlemek değildir. Aynı zamanda sanığın, kendisi hakkında karar verilen sürece gerçek anlamda katılmasını sağlamaktır.</p>

<p>Hukuk devleti açısından meşru bir mahkûmiyet, yalnızca maddi bakımdan doğru olduğu düşünülen mahkûmiyet değildir. Usulüne uygun bir yargılama sonunda verilen mahkûmiyettir. Onun içindir ki “usul esastan önce gelir”</p>

<p><a name="X237c8a5e05b36b5d3de50cf8ab41924710a13e7"><strong>Mahkûmiyet Kararı Kadar Mahkûmiyete Giden Yol da Hukuka Uygun Olmalıdır</strong></a></p>

<p>Ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşılması kuşkusuz temel amaçlardan biridir. Ancak maddi gerçeğe ulaşmak, usul güvencelerinden vazgeçilmesini haklı göstermez.</p>

<p>Hukuka aykırı delilin kullanılmaması, sanığın müdafi yardımından yararlanması, delillerin tartışılması, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma alınması, son sözün sanığa verilmesi ve hükmün gerekçeli olması birbirinden bağımsız teknik ayrıntılar değildir. Bunların tamamı aynı temel düşüncenin sonucudur: Devlet cezalandırırken de hukukla bağlıdır. Kanaatimizce ceza muhakemesinin gerçek anlamı da burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Bir kişinin suçlu olduğuna dair kuvvetli bir kanaate sahip olunabilir. Dosyadaki deliller mahkûmiyeti güçlü biçimde destekliyor da olabilir. Hatta sonuç itibarıyla verilen mahkûmiyet kararı maddi bakımdan doğru dahi olabilir. Fakat bunların hiçbiri sanığın savunmasının alınmamasını, delilleri tartışma imkânının sınırlandırılmasını veya son söz hakkının şeklen geçiştirilmesini meşru hâle getirmez. Çünkü adil yargılanma hakkı yalnızca doğru karar verilmesini güvence altına almaz. Aynı zamanda o kararın adil bir yargılama sonunda verilmesini güvence altına alır.</p>

<p>Bize göre ceza yargılamasında unutulmaması gereken temel ilke şudur: Adalet, yalnızca hüküm fıkrasında ortaya çıkmaz. Adalet, hükme kadar geçen bütün yargılama sürecinde gerçekleştirilir.</p>

<p>Bu nedenle sanığa söz vermek, savunmasını dinlemek ve hükümden önce son sözünü gerçekten söylemesine imkân tanımak ceza muhakemesinin ve hukuk devletinin gereğidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-usul-bir-sekil-meselesi-degildir-savunma-hakki-delillerin-tartisilmasi-ve-sanigin-son-sozu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/durusma-terazi-savunma.jpg" type="image/jpeg" length="66656"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay'da kritik seçim sonuçlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitayda-kritik-secim-sonuclandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitayda-kritik-secim-sonuclandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay'da 2 Temmuz'da başlayıp 8 tur süren Birinci Başkanlık Kurulu seçimleri sonuçlandı. Başkan Ömer Kerkez'in öncülüğündeki listeden yalnızca 11. Hukuk Dairesi Başkanı Orhan Sekmen kurula girebilirken, geri kalan 7 asıl üyeliği bağımsız adaylar kazandı. Yeni üyelerin hangi dairede görev yapacağından tetkik hakimlerinin dağılımına kadar geniş bir yetki alanına sahip olan kurul, önümüzdeki dönemde Yargıtay'ın idari işleyişini şekillendirecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıtay'da 2 Temmuz'da başlayan ve 8 tur süren Birinci Başkanlık Kurulu seçimleri tamamlandı. Seçim sonuçları, yüksek yargının önümüzdeki dönemdeki idari işleyişini doğrudan etkileyecek nitelikte.</p>

<p>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Rauf Karasu'nun paylaştığı değerlendirmeye göre, seçimi bu denli stratejik kılan unsur, kurulun sahip olduğu geniş yetki ve görev alanı oldu.</p>

<p><strong>Birinci Başkanlık Kurulu En Kritik Yetkisi: Daire Belirleme</strong></p>

<p>Birinci Başkanlık Kurulu'nun en önemli yetkisi, Yargıtay'a yeni seçilen üyelerin hangi dairelerde görev alacağını belirlemek. Kurul ayrıca zorunlu hallerde mevcut üyelerin dairelerini ve görev yerlerini de değiştirebiliyor.</p>

<p><strong>Seçim Sonuçları: 7 Koltuğu Bağımsız Adaylar Aldı</strong></p>

<p>Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez'in öncülük ettiği listeden yalnızca 11. Hukuk Dairesi Başkanı Orhan Sekmen kurula girmeyi başardı. Geriye kalan 7 asıl üyelik, bağımsız adaylar tarafından kazanıldı.</p>

<p><strong>Kurula seçilen bağımsız üyeler şöyle:</strong></p>

<p>Mustafa Kurtaran (3. Ceza Dairesi Başkanı)</p>

<p>Seraceddin Göktaş (9. Hukuk Dairesi Başkanı)</p>

<p>Yaşar Şimşek (7. Ceza Dairesi Başkanı)</p>

<p>Mehmet Boran (5. Hukuk Dairesi Üyesi)</p>

<p>Mustafa Erol (7. Hukuk Dairesi Üyesi)</p>

<p>Erdoğan İshakoğlu (7. Ceza Dairesi Üyesi)</p>

<p>Şerafettin Saka (9. Ceza Dairesi Üyesi)</p>

<p>Sonuçlar, yüksek yargıdaki farklı dinamikleri yansıtırken, kurul çalışmalarında geniş tabanlı bir uzlaşma zemini oluşturdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kurulun Yasal Yapısı Nasıl?</strong></p>

<p>2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 10. maddesine göre kurul, 1 başkan ve 8 asıl üyeden oluşuyor. Çalışmalarda aksama yaşanmaması için ayrıca 4 yedek üye (2 daire başkanı, 2 Yargıtay üyesi) belirleniyor.</p>

<p><strong>Kurulun asıl üye yapısı şöyle:</strong></p>

<p><strong>Başkan: </strong>Yargıtay Birinci Başkanı (kurula başkanlık eder)</p>

<p><strong>Asıl Üyeler (8 kişi): </strong>4 daire başkanı ve 4 Yargıtay üyesi</p>

<p><strong>Kurulun Temel Görev ve Yetkileri</strong></p>

<p>Kurulun aldığı kararlar, yüksek yargı mekanizmasının işleyişini ve kurumsal dengelerini doğrudan etkiliyor. Kurulun başlıca idari görevleri şöyle sıralanıyor:</p>

<p><strong>Üye ve daire düzenlemeleri:</strong> Yeni seçilen üyelerin hangi dairelerde görev alacağını planlamak.</p>

<p><strong>Görev yeri değişikliği:</strong> Zorunlu hallerde üyelerin dairelerini ve görev yerlerini belirlemek.</p>

<p><strong>Tetkik hakimlerinin yönetimi: </strong>Yargıtay tetkik hakimlerinin çalışacağı daireleri ve kurulları belirlemek, iş bölümünü organize etmek.</p>

<p><strong>Yasal incelemeler: </strong>Yargıtay yöneticilerinin (Birinci Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları, üyeler, Cumhuriyet Başsavcısı ve vekili) mesleki mevzuata ve onura ilişkin süreçlerinde ön veya ilk soruşturmaları yürütmek.</p>

<p><strong>Geniş Mutabakat Bekleniyor</strong></p>

<p>Kurulda kararlar en az 5 üyenin salt çoğunluğuyla alınıyor. Bu durum, Yargıtay Birinci Başkanı Ömer Kerkez'in başkanlık edeceği yeni dönemde, farklı listelerden seçilen bağımsız üyelerin de katılımıyla idari kararların geniş kurumsal mutabakat ve denge içinde alınmasına işaret ediyor. (memurlar.net)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitayda-kritik-secim-sonuclandi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 16:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="19287"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["13. Yargı Paketi Ekim ayında Meclise gelecek"]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/13-yargi-paketi-ekim-ayinda-meclise-gelecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/13-yargi-paketi-ekim-ayinda-meclise-gelecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, "13. Yargı Paketi inşallah Ekim ayında Meclise gelecek. Özellikle burada yargının hızlanması alanında bir kısım düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Gürlek, “Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” programı kapsamında Adana’ya bir ziyaret gerçekleştirdi.</p>

<p>Valilik ziyaretinin ardından AK Parti Adana İl Başkanlığına geçen Bakan Gürlek, burada yaptığı konuşmada ev sahipliği için Adana İl Başkanı Mustafa Özkan’a ve teşkilat mensuplarına teşekkür etti.</p>

<p>Bakan Gürlek, özellikle Terörsüz Türkiye sürecinin vatandaşlara anlatılması hususunda teşkilat buluşmalarının önemine değindi.</p>

<p>Terörsüz Türkiye sürecinde Adana'da bütün vatandaşların huzurlu bir şekilde yaşadıklarını ifade eden Bakan Gürlek, “Kardeşçe yaşadıkları bir süreç. Biz özellikle Terörsüz Türkiye sürecinde bu yasanın yapım aşamasında görev aldık, Adalet Bakanlığı olarak. Büyük bir çoğunlukla da mecliste 467 milletvekilimizin çoğunluğuyla kabul edildi. Şu an özellikle ikinci aşama başlayacak biliyorsunuz. Milli Güvenlik Kurulu tarafından örgütün tamamen tasfiyesi ve tasdikinden sonra artık bu yasa yürürlüğe girecek” dedi.</p>

<p>Bu kapsamda Adana'ya geldiklerini ifade eden Bakan Gürlek, “Adana'da zaten yıllardan beri farklı coğrafyalardan gelen insanlarımız kardeşçe huzur içinde yaşıyor. Beraber düğünlere katılıyor. Birbirlerinin cenazelerine gidiyor. Beraber halay çekiyorlar. Adana her anlamda huzurlu” diye konuştu.</p>

<p><strong>“YASA, ÖRGÜTÜN TASFİYESİ VE SİLAHLARINI BIRAKTIKTAN SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK”</strong></p>

<p>Tunceli’den Diyarbakır’a, Adana’dan diğer şehirlere kadar Türkiye’nin her bölgesinin huzur ve istikrardan faydalanacağını belirten Bakan Gürlek, Terörsüz Türkiye sürecinin ekonomik ve sosyal sonuçlarının da olacağını söyledi. Süreç kapsamında yapılacak düzenlemelerde şehit aileleri ve gazilerin hassasiyetlerinin gözetildiğini vurgulayan Bakan Gürlek, düzenlemenin uygulanması için örgütün tasfiye edilmesi ve silahların bırakılması şartını vurguladı. Adalet Bakanı Gürlek, “Biz bu sürece çok önem veriyoruz. Bu süreçte özellikle en başta fedakarlık gösteren şehitlerimizi, yakınlarını ve gazilerimizi de incitmeden bir düzenleme yaptık. Kesinlikle burada örgütün tasfiye ve silahlarını bıraktıktan sonra bu yasa yürürlüğe giriyor. Elimizden geldiğince biz Adalet Bakanlığı olarak bu yasanın yürürlüğe girdikten sonraki süreci de takip ediyoruz.” diye konuştu.</p>

<p><strong>“SÜRECİN SAHADAKİ YANSIMALARI OLUMLU”</strong></p>

<p>Ziyaret ettikleri illerde sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleriyle bir araya geldiklerini belirten Bakan Gürlek, sürecin sahadaki yansımalarını yakından takip ettiklerini söyledi.</p>

<p>Bakan Gürlek, Iğdır ziyareti sırasında bir Caferi dedenin kendisine Ağrı Dağı çevresindeki değişimi anlattığını belirterek, “Iğdır ziyaretimizde sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderlerimizle bir buluşma yapmıştık. Orada bir Caferi dedemiz bana şunu söylemişti. Biliyorsunuz Ağrı Dağı hepimizin baktığı hepimizin gördüğü aynı zamanda üç ilden görülen heybetli bir dağ. Aynı zamanda Ağrı Dağı mitolojide kutsallık addedilen bir dağ. Dedi ki o Caferi dedesi, ‘Şu gördüğümüz dağa biz önceden sadece bakıyorduk. Etrafından gecenin belirli saatleri geçmekten korkuyorduk. Çünkü güvenlik gerekçesiyle akşamları gidemiyorduk. Ama şu an Terörsüz Türkiye sürecinde bu dağa hafta sonları ailemizle gidip piknik yapıyoruz.’ Gerçekten bu sözler beni çok etkiledi.” diye konuştu.</p>

<p>Vatandaşların sürece yaklaşımına ilişkin gözlemlerini de paylaşan Bakan Gürlek, sahada Terörsüz Türkiye ile ilgili memnuniyet gördüklerini belirterek, sürecin Türkiye için hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni etti.</p>

<p><strong>“VATANDAŞLARIMIZ MAKUL SÜRE İÇERİSİNDE GECİKMEKSİZİN ÖNGÖRÜLEBİLİR BİR ŞEKİLDE ADALET ANLAYIŞINDAN YARARLANACAK”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, hâkim ve savcıların sorunlarını yerinde dinlediklerini söyledi. Yargının hızlandırılmasının öncelikli çalışma alanlarından biri olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, ekim ayında yeni yasal düzenlemelerin Meclis gündemine geleceğini ifade ederek şöyle konuştu:</p>

<p>“13. Yargı Paketi inşallah Ekim ayında Meclise gelecek. Özellikle burada yargının hızlanması alanında bir kısım düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor. Bir kısım düzenlemeler yaptık. Biz vatandaşlarımızın makul süre içerisinde gecikmeksizin öngörülebilir bir şekilde adalet anlayışından yararlanmasını temenni ediyoruz. Bu konuda önemli adımlar attık. İnşallah yargılamalar kısa sürede sonuçlanacak.”</p>

<p><strong>“BÜYÜK ÖLÇÜDE SOKAK ÇETELERİ SORUNUNU ORTADAN KALDIRDIK”</strong></p>

<p>Sokak çetelerine yönelik yapılan operasyonlara da değinen Bakan Gürlek, “Özellikle Adana Başsavcılığımız ve Adana Emniyet Müdürlüğümüz bünyesinde sokak çetelerine operasyon yaptık. Vatandaşlarımızın bu kapsamda özellikle bazı sokak çetelerinden dolayı huzur ve güven anlamında endişeleri vardı. Çok şükür şu an bu konuda büyük ölçüde sokak çeteleri sorunu ortadan kaldırıldı” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bakan Gürlek, Cumhuriyet Başsavcılarına sokak çeteleriyle, terör, uyuşturucuyla ve sanal bahisle mücadele konusunda genelge gönderdiklerini hatırlattı. Bakan Gürlek, bütün Cumhuriyet Başsavcılıklarının bu genelge riyasetinde operasyon yaptıklarını kaydetti.</p>

<p>Bu ziyaretler sayesinde hakim ve savcıların sorunlarını gözlemleyebildiklerini ifade eden Bakan Gürlek, bu konuları not alıp çözüm aradıklarını belirtti.</p>

<p><strong>“13. YARGI PAKETİNDE DE YARGININ HIZLANMASI KONUSUNDA ÇALIŞMALAR YAPACAĞIZ”</strong></p>

<p><a name="_Hlk240637989">13. Yargı Paketi’nin ekim ayında çıkarılmasının planlandığını belirten Bakan Gürlek, yeni pakette özellikle yargılamaların hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler üzerinde çalışıldığını vurgulayarak, “Sizlerden gelen öneriler mutlaka Ankara'da bizim mevzuat ekibimizle birlikte kanun paketine işleniyor. 13. Yargı Paketinde de yargının hızlanması adına mutlaka bu konuda çalışmalar yapacağız.” dedi. </a></p>

<p><strong>YENİ ATAMA VE TERFİ SİSTEMİ</strong></p>

<p>Yargıda atama ve terfi sisteminin de gidilen değişikliği hatırlatan Bakan Gürlek, “Yeni bir sisteme geçtik. Artık doğu batı ayrımı yok. Artık tamamen yargının etkinliği ve verimliliğine göre meslektaşlarımız tercihlerini yapacak. Atamalarında öncelikli olarak puanlama sistemine geçildi. Bu bizim için önemli bir sistem. Bu neden önemli? Biz öncelikli olarak meslektaşlarımızın makul süre içerisinde, hedef süre içerisinde dosyalarda karar bağlanmasına çok önemsiyoruz” dedi.</p>

<p><strong>“HIZLI DEĞİL ADALETLİ KARAR VERİN”</strong></p>

<p>Dosyalarda adaletli karar vermenin önemli olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, “Hızlı karar vermek demek sadece hızlı bir şekilde dosyayı bitirmek değil, aynı zamanda da adaletli karar vermek gerekiyor. Yani vermiş olduğunuz kararların istinaftan ya da Yargıtay’dan onanması da size artı puan olarak gelecek. Bunlara özellikle çok dikkat ediyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>BAKAN GÜRLEK’TEN HEDEF SÜRE VURGUSU</strong></p>

<p>Yeni dönemde meslektaşların hedef süre içerisinde karar vermesini istediklerini belirten Bakan Gürlek, “Şu an biliyorsunuz 27 bin 500 kişilik bir teşkilatız. Bu teşkilatta bunlar çok küçük bir oran ama biz bu oranın sanki Türkiye'nin tamamına yansımış gibi bir algı yürütülmesinden olumsuz etkileniyoruz. Bu yüzden biz kesinlikle artık yeni dönemde meslektaşlarımızın hedef süre içerisinde karar vermesini istiyoruz. Verdiği kararların isabetli olmasını istiyoruz. Bu konuda özellikle terfide de, mesleki başarıda da, ünvanlı görevlerde de artık bu puan sistemine göre tamamen ünvanlı görevlere geçeceğiz” dedi.</p>

<p><strong>HIZLI YARGI İÇİN 135 ALO ADALET DEVREDE</strong></p>

<p>Vatandaşların adalet hizmetlerine ilişkin taleplerine daha hızlı muhatap bulabilmesi amacıyla 135 Alo Adalet sistemini hayata geçirdiklerini anlatan Bakan Gürlek, vatandaşların özellikle dosyalarının gecikme nedenleri konusunda doğrudan bilgi alabilmelerinin amaçlandığını kaydetti.</p>

<p><strong>“ÇALIŞAN VE ÇALIŞMAYAN HAKİM-SAVCIYI BİR BİRİNDEN AYIRACAĞIZ”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, atama terfi döneminde özellikle gecikmeye sebebiyet veren, vermiş olduğu kararlar başarısız olan, istikrarsız olan, mesaiye riayet etmeyen hakim ve savcıların eksi puan olacaklarını ifade etti.</p>

<p>Atama ve terfilerde buna riayet edeceklerini belirten Bakan Gürlek, “Çünkü biz çalışan hakim ve savcıyla çalışmayan hakim ve savcı meslektaşlarımızın birbirinden ayrılması istiyoruz. Özellikle hepiniz özverili çalışıyorsunuz. Ben ailenizden, çoluğunuzdan çocuğunuzdan vakit ayırarak mesaiye riayet ettiğinizde evinize dosya götürdüğünüzü, büyük fedakarlık yaptığınızı biliyorum bu konuda meslektaşlarımızın büyük çoğunluğu bu şekilde ama maalesef dosyaya çalışmayan, hedef süreye uymayan mesleğin gerektirdiği adaba, vakara, aykırı davranışta bulunan meslektaşlarımız da var” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“BİZ BÜYÜK BİR AİLEYİZ”</strong></p>

<p>Yargı mensuplarının görüş ve taleplerini dinleyen Adalet Bakanı Gürlek, çalışma şartlarının iyileştirilmesine büyük önem verdiklerini kaydetti. Adana’daki lojman ihtiyacının giderilmesi için çalışma başlatıldığını belirten Bakan Gürlek, ihtiyaç doğrultusunda 60 lojmanın alınması konusunda talimat verdiklerini belirterek, lojman sorununun kısa sürede çözülmesini hedeflediklerini kaydetti.</p>

<p>Yargı mensuplarından dosyaların sonuçlandırılmasında hedef sürelere hassasiyet göstermelerini isteyen Bakan Gürlek, “Sonuçta biz büyük bir aileyiz. Sizler de bu ailenin bir ferdisiniz. Hepiniz özverili çalışıyorsunuz. Fedakarlık gösteriyorsunuz.” diyerek hakim ve savcılara çalışmalarından dolayı teşekkür etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ADANA’YA YENİ HAKİMEVİ</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, Adana’daki hakim ve savcıların sosyal imkanlarını geliştirmek amacıyla yeni bir Hakimevi projesinin de başlatılacağını açıkladı. Projenin mesleğin onuruna yakışır nitelikte olacağını belirten Bakan Gürlek, hakim ve savcıların yanı sıra diğer kamu görevlilerinin de tesisten yararlanabilmesinin hedeflendiğini söyledi. Bakan Gürlek, bu buluşmaların temel amacının sahadaki sorunları yerinde dinlemek ve çözüm üretmek olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:</p>

<p>“Burada çok güzel, sizlere yakışır, mesleğin onuruna yakışır bir hakimevi projesini başlatıyoruz. Sosyal anlamda hakimlerimiz, savcılarımız, diğer kamu kurumu mensupları gibi inşallah oradan da yararlanabilecek.”</p>

<p>Programa, Adalet Bakan Yardımcıları Sedat Ayyıldız, Abdullah Aydoğdu, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Adalet Komisyonu Başkanı Savaş Tek ve yargı mensupları katıldı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/13-yargi-paketi-ekim-ayinda-meclise-gelecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/akin-gurlek-3.jpeg" type="image/jpeg" length="25950"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[LİMİTED ŞİRKETTE PAY DEVRİ NASIL YAPILMALIDIR? GEÇERLİLİK İÇİN ARANAN ŞARTLAR NELERDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/limited-sirkette-pay-devri-nasil-yapilmalidir-gecerlilik-icin-aranan-sartlar-nelerdir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/limited-sirkette-pay-devri-nasil-yapilmalidir-gecerlilik-icin-aranan-sartlar-nelerdir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Limited şirket 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 573. maddesinde " - Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur." şeklinde tanımlanmıştır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Limited şirketlerde ortak sıfatı aslen veya devren kazanılır. Kuruluşta ve sermaye artırımında, birleşme ve tür değiştirmede edinilen pay aslen kazanılmıştır. Devren kazanma ise genel olarak payın pay devir sözleşmesi ile devralınmasıdır. Limited şirketlerde ortaklık payı kanunen devredilebilirlik niteliği taşımakla birlikte anonim şirketlerin aksine payın devri zorlaştırılmıştır. Bunun temel sebebi ise limited şirketlerin kanun koyucu tarafından birbirini tanıyan kişilerle kurulan bir şirket türü olarak tasarlanmış olmasıdır.</p>

<p>Limited şirkette esas sermaye payı kanunen devredilebilen bir haktır. <strong>Esas sermaye payının devri ortak sıfatının devri anlamına gelmektedir</strong>. Limited şirket kurulduktan sonra aynı ortaklarla devam etmeyebilir. Limited şirkette payın devri gerek ortaklar arasında gerekse üçüncü kişilerle yapılabilmektedir. Ancak esas sermaye payının geçiş hallerinin usul ve esasları 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilmiştir.</p>

<p>Limited şirketlerde pay devri 6102 sayılı TTK'nun 595. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin yazılış şekli itibariyle emredici nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Anılan madde;'' <i>Esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır. Ayrıca devir sözleşmesinde, ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri; rekabet yasağı ağırlaştırılmış veya tüm ortakları kapsayacak biçimde genişletilmiş ise, bu husus, önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin koşullara da belirtilir. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şarttır. Devir bu onayla geçerli olur</i>.'' hükmünü haizdir. Bu madde ile esas sermaye payının devri ve devir borcu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılmasını ve taraf imzalarının noterce onanması gerektiğini belirtmiştir. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı gerektiği, devrin ortaklar genel kurulunun vereceği onay ile birlikte geçerli hale geleceği, şirket sözleşmesinde başkaca bir düzenleme olmaması halinde ortaklar genel kurulunun sebep göstermeksizin onayı reddedebileceği, hatta şirket sözleşmesiyle sermaye pay devrinin yasaklanabileceği, şirket sözleşmesi devri yasaklamış veya genel kurul onay vermeyi reddetmişse, ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkının olduğu 6102 sayılı TTK'da düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>1. Pay Devir Sözleşmesinde Noter Onayı Geçerlilik Şartıdır</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TTK m. 595/1 uyarınca esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noterce onanması gerekir. Burada öngörülen şekil, ispat şartı değil, doğrudan doğruya geçerlilik şartıdır. Dolayısıyla kanunda öngörülen şekle uyulmayan bir pay devir sözleşmesi, tarafların gerçek iradelerini taşısa dahi kural olarak hukuki sonuç doğurmaz. Bu nedenle adi yazılı bir belgeyle yapılan anlaşmanın, tek başına limited şirket payının devrini gerçekleştirdiğinden söz edilemez.</p>

<p><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/5753E. 2026/2690K.</strong> Sayılı ilamıyla istinaf mahkemesinin alıntısı yapılan kararını hukuka uygun bulmuştur.<i>;’’ Davalı şirkete tebligat yapıldığının kabul edildiği 04.05.2017 tarihinden itibaren TTK 595/7 maddesinin öngörülen şekilde davalı şirket genel kurulunun davacı başvurusunu reddettiği yasal delillerle ispat edilmediğinden dava tarihi itibariyle davalı şirketin, davacıya ait esas sermaye payının diğer davalıya geçtiğine onay verdiğinin kabulü gerekmektedir. Limited şirketlerde pay devrinin 6102 sayılı TTK'nın 595. maddesinde düzenlendiği, anılan maddenin yazılış şekli itibariyle emredici nitelikte olduğu, öngörülen şeklin devir sözleşmesi bakımından bir geçerlilik şartı olduğu, taraflar arasında düzenlenmiş olan sözleşme ve davanın dayanağı davalı tarafça imzası inkar edilen 27.03.2020 tarih, 2020/301 sayılı genel kurul kararı altındaki ve bila tarihli "limited şirket hisse devir sözleşmesi" altındaki imzanın davalıya ait olduğu kabul edilse dahi, noterden devri onaylayan tamamlayıcı işlem mahiyetinde olmayan işbu genel kurul kararının (belgenin) ve devir sözleşmesinin ancak devir vaadi olarak değerlendirilebileceği, vaat sözleşmelerinin asıl sözleşmenin şekil şartına tabi olacağı, yani <strong>hisse devrini içeren anlaşmanın adi yazılı şekilde yapıldığı, noterden imzaların onaylanmadığı</strong>, 6102 sayılı TTK’nın 595. maddesiyle getirilen şekil şartına uyulmadığı, bu düzenlemenin devri taahhüt eden ön akitler açısından da geçerlilik şartı olduğu, yasanın aradığı geçerlilik şartına uyulmadığı için anlaşmanın geçersiz olduğu, bu nedenle davacının geçersiz olan anlaşmanın aynen ifasını talep edemeyeceği, noter onayına yönelik şekil sağlamadığından devrin onaylandığı genel kurul kararının tek başına devir sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceği, somut olayda devre ilişkin sözleşmenin noter tarafından tasdik edilmediği ve TTK'nın 595. maddesindeki şartlara uygun düzenlenmeyen hisse devir sözleşmesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 12. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca geçersiz olduğu, ortada geçerli bir hisse devri sözleşmesi bulunmadığı, bu bağlamda hisse devrinin geçerli olması için kanunun aradığı emredici şekil şartının somut olayda gerçekleşmediği, devre ilişkin sözleşme adi yazılı olup, taraflar arasında TTK'nın 595. maddesindeki şartlara uygun, imzaları noterce onanmış bir esas pay devrine ilişkin bir sözleşme bulunmadığı, mahkemece davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken yukarıda yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği.’’</i></p>

<p><strong>2. Noter Onaylı Sözleşme Tek Başına Yeterli Değildir</strong></p>

<p>Pay devir sözleşmesinin usulüne uygun biçimde düzenlenmesi, her durumda payın derhal devralana geçtiği anlamına gelmez. Şirket sözleşmesinde aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece, TTK m. 595 gereğince ortaklar genel kurulunun onayı da gereklidir. Devir, genel kurulun onayıyla geçerli hale gelir. Bu yönüyle pay devri, yalnızca devreden ile devralanın karşılıklı iradelerinden oluşan basit bir sözleşme ilişkisi olarak değerlendirilmemelidir. Şirketin ve mevcut ortakların hukuki konumunu etkileyen kendine özgü bir işlem söz konusudur. Pay devir sözleşmesinin şirkete bildirilmesi de bu aşamada önem taşır. Zira genel kurulun devri değerlendirebilmesi ve onay prosedürünün işletilebilmesi için devir işleminin şirkete intikal etmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Genel Kurulun Üç Ay İçinde Karar Vermemesi</strong></p>

<p>Kanuna uygun pay devri sözleşmesinin yapılmasıyla esas sermaye payı devralana geçmemektedir. Şirketin bu devre onay vermesi ve bunun için pay devrinin şirkete bildirilmesi gerekmektedir. 6102 sayılı TTK'da devrin bildirimine ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamasına rağmen; tarafların devir sözleşmesi ile istedikleri amaca ulaşmaları ancak şirketin devre onay vermesi ile mümkün olduğundan, payın devri sözleşmesinin genel kurulun onayına sunulabilmesi için şirkete bildirilmesi gerekir.</p>

<p>TTK m. 595/7, genel kurulun onayına ilişkin önemli bir düzenleme içermektedir. Buna göre, <strong>başvurudan itibaren üç ay içerisinde genel kurul tarafından reddedilmeyen devir, onaylanmış sayılır. </strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/428 E., 2022/2613 K. sayılı kararında da bu husus açıkça ortaya konulmuştur. Kararda, <strong>genel kurulun açık bir kararla onay vermesinin yanında, kanunda öngörülen üç aylık süre içerisinde ret kararı verilmemesinin de onay sonucunu doğuracağı kabul edilmiştir. </strong><i>" Limited ortaklıkta payın devri TTK m 595'de düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, pay devri, sözleşmesinin yazılı ve imzası noterden tasdikli şekilde yapılması, pay devrinin ortağa bildirimi ve genel kurulun onayı ile gerçekleşir. Genel kurulun devre onayı açık ve örtülü şekilde olabilir. Açık onay genel kurulun toplanarak, açıkça devri onaylaması suretiyle olur. Buna karşın TTK 595/VII 'de kanun koyucu örtülü olarak onay anlamına gelen bir faraziyeye işaret etmiştir. Buna göre başvurudan itibaren üç ay içerisinde genel kurul reddetmediği takdirde, onay vermiş sayılır. Böylece 3 aylık sürenin geçmesiyle, bu sürenin sonu itibarıyla pay da devralana geçmiş olur ve ortaklık hak ve yükümlülükleri de devralan tarafından ihtisap edilir. Ayrıca devre onay genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer almaktadır(TTK m 616/1-9</i>)."</p>

<p><strong>4. Adi Yazılı “Hisse Devir Sözleşmesi” Her Zaman Pay Devrini Gerçekleştirmez</strong></p>

<p>Uygulamada taraflar arasında noter dışında imzalanan belgelerin “hisse devir sözleşmesi”, “pay devir protokolü” veya benzeri isimlerle düzenlendiği görülmektedir. Ancak belgenin başlığından ziyade içeriği ve hukuki niteliği önem taşır. Eğer adi yazılı belge doğrudan esas sermaye payının devrini içeriyorsa, TTK m. 595'teki noter onayına ilişkin geçerlilik şartının yerine getirilmesi gerekir. Bu şart sağlanmadan düzenlenen belge, payın devrini sağlayan geçerli bir sözleşme olarak kabul edilemez. <strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 2022/2023 E., 2025/702 K. sayılı kararında da noter onayı bulunmayan pay devir sözleşmesinin, tarafların imzaları inkâr edilmemiş olsa dahi geçerli bir pay devri meydana getirmeyeceği değerlendirilmiştir. Aynı kararda, noter onayını içermeyen belgenin ancak devir vaadi niteliğinde değerlendirilebileceği; ancak devir vaadinin de asıl sözleşmenin şekline tabi olduğu belirtilmiştir. </strong></p>

<p><strong>5. Payın Bedeline İlişkin Ayrı Sözleşme Geçerli Olabilir</strong></p>

<p>Bununla birlikte, pay devrinin kendisi ile payın bedeli ve ödeme koşullarının birbirinden ayrılması gerekir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 2022/790 E., 2025/302 K. sayılı kararında, limited şirket <strong>payının devrine ilişkin noter onaylı sözleşmeden ayrı olarak, devir bedelinin miktarını ve ödeme şeklini belirleyen bir sözleşmenin adi yazılı şekilde düzenlenebileceği kabul edilmiştir. </strong>Bu ayrım önemlidir. Çünkü <strong>noter onayına tabi olan işlem, esas sermaye payının devridir. Buna karşılık, tarafların kendi aralarında pay bedelinin hangi miktarda ve hangi vadelerde ödeneceğini düzenlemeleri, aynı şekil şartına tabi olmayabilir. </strong>Nitekim kararda, noterlikte düzenlenen pay devir sözleşmesinden ayrı olarak yapılan ve bedelin ödenmesine ilişkin hükümler içeren adi yazılı sözleşmenin geçerli olabileceği kabul edilmiştir. <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2012/1847 E., 2013/15799 K. ve 2013/3050 E., 2013/19136 K. sayılı kararları da bu ayrımı desteklemektedir. : ’’</strong><i>Limited şirket hisse devir işlemlerinde <strong>bedel veya alacak bakımından ayrı bir sözleşmenin yapılabileceği ve bu sözleşmenin TTK'nın 595. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılma şartı aranmamaktadır.</strong> Davacı ile davalı arasında yapılan 19/11/2013 tarihli adi yazılı sözleşmedeki imzanın davalıya ait olduğu belirlenmiştir, ancak davalı bu sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Bu sözleşme, davacının paylarının belli bir bedel karşılığı belirlenen vadelerle ödenme koşuluyla davalıya devredileceğini düzenlemektedir. Sözleşme, devir bedelinin miktarının tespitine ve ne şekilde ödeneceğine ilişkin olduğundan geçerlidir. Başka bir ifadeyle noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesindeki bedelin alındığına ilişkin kaydın aksinin davacı tarafça sunulan ve imzası inkar edilmeyen protokolle ispatlanması mümkündür. Dolayısıyla limited şirket hisse devir bedeli ve bunun ödeme şekline ilişkin sözleşmenin ayrı olarak, adi yazılı şekilde düzenlenebileceği, devir bedeline ve ödeme şekline ilişkin hisse devir şekli olan noterde imzaların onaylanmasının bir geçerlilik şartı olmadığı, yüksek yargı kararlarında içtihat edilmiştir (Yargıtay 11. HD'nin 2012/1847 E., 2013/15799 K. sayılı ve 16/09/2013 tarihli ilamı). Ayrıca Yargıtay 11. HD'nin 2013/3050 E. ve 2013/19136 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, resmi şekilde düzenlenen pay devrinden ayrı olarak pay bedelinin ve ödeme şeklini düzenleyen bu tür sözleşmelerin düzenlenebileceği ve adi yazılı şekilde düzenlenen sözleşmeyle devir bedeli ve vadeleri gösterildiğinden, tarafların noterde düzenlenen belgede, bedelde muvazaa yaptıkları kabul edilmelidir. Bu kabul karşısında artık, noterde düzenlenen sözleşme makbuz hükmünde de kabul edilemeyeceğinden 25.000-TL de mahsup edilemeyecektir. Bu nedenle mahkemece, bedel belirleyen 19/11/2013 tarihli sözleşmeye itibar edilerek, karar verilmesi isabetli bulunmuştur (Yargıtay 11. HD'nin 2023/2454 E., 2024/5013 K. sayılı ve 13/06/2024 tarihli ilamı).’’</i></p>

<p><strong>6. Geçersiz Devir Sözleşmesinin Sonuçları</strong></p>

<p>TTK m. 595'te öngörülen şekle uyulmaması halinde yalnızca payın devri gerçekleşmemekle kalmaz; tarafların geçersiz sözleşmeye dayanarak sözleşmenin aynen ifasını veya sözleşmeden kaynaklanan bazı fer'î talepleri ileri sürmeleri de mümkün olmayabilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 2020/1721 E., 2023/1825 K. sayılı kararında, <strong>kanunun öngördüğü şekle uygun olmayan hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğu ve buna bağlı cezai şartın da talep edilemeyeceği değerlendirilmiştir</strong>. Bununla birlikte, geçersiz sözleşme kapsamında tarafların birbirlerine <strong>verdikleri edimlerin sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iadesinin gündeme gelebileceği belirtilmiştir. ;’’</strong><i> Limited şirket hisse devir sözleşmeleri 6102 sayılı TTK'nın 595. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noterce onanması şart olduğu gibi, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun da onayı şarttır. O halde, TTK'nın 595. maddesindeki şartlara uygun düzenlenmeyen hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğu ve buna bağlı olarak da sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın da geçersiz olduğu gözetilerek cezai şart alacağının ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Diğer taraftan geçersiz sözleşme nedeniyle taraflarca sözleşme kapsamında ifa edilen edimler sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iade edilmesi gerektiğinden mahkeme tarafından asıl dosya davacısı yönünden sözleşme kapsamında ödenen kaparo alacağına dair talebin kabulünde ve hisse devir sözleşmesinin ticari nitelikte olması nedeniyle TTK 8.maddesi kapsamında avans faizi işletilmesi ile birleşen dava yönünden ise şirket sözleşmede yer almasa dahi menfi tespit davası kesinleşmiş olduğundan verilen hükümde bir isabetsizlik görülmediğinden taraf vekillerinin istinaf başvurusunun redde gerektiği sonucuna varılmıştır.’’</i></p>

<p><strong>Özetlemek gerekirse limited şirkette pay devrinin hukuken geçerli ve tamamlanmış sayılabilmesi için sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noter tarafından onaylanması , devrin şirket ve diğer ortaklar nezdinde hüküm doğurması ve pay devrinin geçerlilik kazanabilmesi için ise şirket Genel Kurulu'nun onayı şartına bağlı olduğu, şirket genel kurul onayı alındıktan sonra devir işleminin şirketin pay defterine işlenmesi ve ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmesi gerektiği açıktır. </strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/limited-sirkette-pay-devri-nasil-yapilmalidir-gecerlilik-icin-aranan-sartlar-nelerdir-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themsisiaf.jpg" type="image/jpeg" length="10687"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/18553 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 6/5/2026 tarihli ve 2021/18553 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>B. </strong><strong>A.</strong><strong> BAŞVURUSU</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/18553)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 6/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ayşenur TUNCER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Şakir DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, soruşturma dosyasındaki bilgilerin ele geçirilmesine yönelik şikâyet hakkında etkili bir ceza soruşturması yapılmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Kurtalan belediye başkanı olarak görev yapan başvurucu hakkında terör örgütü propagandası yapma, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme veya aşağılama, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından 2019 yılında soruşturma başlatılmıştır. Anılan soruşturma kapsamında yazılan talimat doğrultusunda 15/5/2020 tarihinde Kurtalan Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun evinde ve işyerinde arama izni verilmesine, arama sırasında ve sonucunda gerek soruşturmaya konu atılı suça ilişkin gerekse soruşturma konusu atılı suçla ilgisi olmayıp başka bir suçun işlendiğini gösterir delil elde edildiğinde muhafaza altına alınmasına ve el konulmasına karar verilmiştir. Belirtilen bu karara istinaden yapılan arama sırasında başvurucunun evinde ele geçirildiği iddia edilen bir ajandada bomba yapımı ile ilgili not bulunduğu şeklindeki haberlerin tüm basın ve sosyal medya mecralarında yer aldığını iddia eden başvurucu, hakkında gizlilik kararı verilen soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin izni ve rızası olmaksızın basına verildiğinden bahisle şikâyetçi olmuştur.</p>

<p>3. Başsavcılık tarafından gizliliğin ihlali suçu hakkında yürütülen soruşturmada Siirt İl Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet Müdürlüğü) müzekkere yazılarak soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kişilere yönelik araştırma yapılması, açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesi ve tespit edilen kişilerin savunmalarının alınması istenmiştir. Emniyet Müdürlüğünce müzekkere cevabında özetle bahse konu paylaşımın internet üzerinden birçok platformda paylaşıldığının görüldüğü ancak paylaşımın ilk olarak kim tarafından hangi tarih, saat ve çevrim içi sistemde paylaşıldığının kesin olarak tespitinin imkânlar dâhilinde mümkün olmadığı, bu nedenle tespit yapılamadığı bildirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Yapılan soruşturma sonucunda Başsavcılık tarafından 10/12/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararda yapılan tahkikat neticesinde Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen araştırma tutanağında soruşturma konusu olan fotoğrafın ilk kullanıcı tarafından hangi tarih, saat ve çevrim içi sistemde paylaşıldığının kesin olarak tespitini yapabilecek sistemin bünyelerinde bulunmadığı ve bu sebeple ilgili kullanıcının tespitinin yapılamadığı belirtildiğinden şüphelinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespitinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca soruşturmanın devamı hâlinde yeni delillere ulaşmanın teknik ve hukuki açıdan mümkün olmadığı, daimî arama kararı verilerek zamanaşımı süresince dosyanın elde tutulmasının pratik bir yarar sağlama ihtimalinin olmadığı vurgulanmıştır. Bunun yanında failin tespit edilme imkânı olmadığından kolluk görevlilerinin üç ayda bir failin tespit edilemediğine dair düzenleyeceği tutanakların dosya kapsamına alınmasının dosyanın gereksiz belgelerle kabartılması ile gereksiz iş ve emeğe neden olacağı, bu durumun usul ekonomisine uygun olmayacağı kanaatine ulaşıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, anılan kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde arama sonucunda elde edildiği belirtilen bilgi ve belgelerin kuvvetle muhtemel evde aramayı yapan polis memurları tarafından basına verildiğini, soruşturma sırasında elde edilen notların yeğenine ait olduğunun ve yeğeninin silahlı güvenlik sertifikası almak için gittiği kursta tuttuğu notlar olduğunun ortaya çıktığını vurgulamıştır. Bununla birlikte başvurucu, toplumda infial yaratacak şekilde asılsız iddialara yol açan, kendisinin yazılı ve görsel basında <i>bombacı başkan</i> olarak lanse edilmesine neden olan fotoğrafların yapılan ev araması sırasında çekildiğinin açık olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak başvurucu, aramaya katılan hiçbir polis memurunun ifadesinin alınmadığını ve olaydan sorumlu olan ilgili Emniyet Müdürlüğünün vermiş olduğu cevap sonucunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiğini ifade ederek soruşturma gizliliğini ihlal eden faillerin eylemleri nedeniyle lekelenmeme hakkının ihlal edildiğine işaret etmiştir.</p>

<p>6. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) 31/12/2020 tarihli kararıyla itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Hâkimlik, kararında faili meçhul şüpheli hakkında verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nihai kararı 7/3/2021 tarihinde tebellüğ ettikten sonra 5/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>8. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>9. Başvurucu; hakkındaki soruşturma sırasında yapılan aramada elde edilen belgenin fotoğrafının kalmış olduğu evde çekildiğini, bu fotoğrafın basın ve yayın organları tarafından yayımlandığını, kuvvetle muhtemel evde aramayı yapan polis memurları tarafından basına verildiğini ifade etmiştir. Bu nedenle yapmış olduğu şikâyet kapsamında ise başvurucu; etkili bir soruşturma yürütülmediğini, soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi nedeniyle hakkında asılsız haberler yapıldığını, Başsavcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p>11. Anayasa’nın<i> "Özel hayatın gizliliği"</i> başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz." </i></p>

<p>12. Somut olayda başvurucunun şikâyetlerinin özü, özel hayatına ve özel hayatının gizliliğine yönelik saldırılara karşı devletin pozitif yükümlülüklerine uygun şekilde etkili bir soruşturma sürecinin yürütülmediği iddiasıdır. Dolayısıyla başvurunun Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>14. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan hakka karşılık gelmektedir (Ş.K. [2. B.], B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel hayatın eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğu belirtilmektedir. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle kaçınılmaktadır (C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 62).</p>

<p>15. Anayasa'nın 20. maddesinde koruma altına alınan özel hayata saygı hakkı bağlamında devlet, kişilerin özel ve aile hayatına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin haksız saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Özel hayat, geniş bir kavram olup bu kavramın kapsayıcı bir tanımının yapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram; kişinin maddi ve manevi bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel yaşamı gibi unsurları korumaktadır. Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular da bu hakkın içinde yer almaktadır (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 61; Ömür Kara ve Onursal Özbek [2. B.], B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 43).</p>

<p>16. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, K.T. 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, K.T. 31/3/1987; Serap Tortuk [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 32).</p>

<p>17. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan hak kapsamında devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin haklarını kamusal makamların yanı sıra diğer bireylerin eylemlerinden kaynaklanabilecek müdahalelere karşı yargısal tedbirler alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak bu yükümlülüğün yöntemi konusunda devletin geniş takdir yetkisinin bulunduğu açıktır (Ali Çığır [1. B.], B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 33; Erol Kumcu [2. B.], B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 33). Geniş takdir yetkisi kapsamında yerine getirilmesi beklenen söz konusu pozitif yükümlülük, özellikle olayın kim tarafından nasıl gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli kılan durumların bulunması hâlinde etkili soruşturma yapılmasını ve haklarının korunmasını göz ardı etmeyen bir kovuşturma süreci yürütülmesini içerir. Her durumda soruşturmalar ya da yargılamalar neticesinde yargısal makamlarca ulaşılan sonuçların ihlal edildiği ileri sürülen hakkın içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (benzer şekilde değerlendirmeler için bkz. Alper Erarslan [GK], B. No: 2018/16857, 29/9/2022, § 29; Cem Özberk [GK], B. No: 2020/15944, 20/3/2025, § 26).</p>

<p>18. Somut olayda başvurucu, hakkındaki soruşturma kapsamında elde edilen belgelerin bilgisi ve rızası olmaksızın başkalarıyla paylaşılması üzerine soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Yürütülen soruşturma sonucunda ise Başsavcılık, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararda Emniyet Müdürlüğünden gelen müzekkere cevabına istinaden failin tespit edilme imkânı olmadığı gerekçesine yer verildiği görülmektedir. Buna karşılık başvurucunun, hakkındaki soruşturma kapsamında yapılan arama sırasında elde edilen delillerin fotoğrafının çekilip basına verilmesinde Emniyet Müdürlüğünde görevli polislerin sorumlu olduğu yönünde iddiasının bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>19. Başsavcılık tarafından yapılan soruşturmada sadece Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak soruşturmanın gizliliğini ihlal eden şüphelilerin tespitinin yapılması istenmiş olup Emniyet Müdürlüğünün cevabına göre şüphelilerin tespitinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşılık başvurucunun şikâyetinde ise basın, yayın ve sosyal medya aracılığıyla yayımlanan fotoğrafların arama sırasında çekildiğine ilişkin iddianın ileri sürüldüğü görülmüştür. Bunun yanında başvurucunun itiraz dilekçesinde aramaya katılan hiçbir polis memurunun ifadesinin alınmadığına ve iddiaları hakkında yeterli araştırma yapılmadığına vurgu yaptığı gibi şikâyetin tarafı olan Emniyet Müdürlüğünün müzekkere cevabının verilen karara esas alındığı yönünde itirazlarının da bulunduğu tespit edilmiştir. İtiraz aşamasında Hâkimlik tarafından verilen kararda da ileri sürülen usuli eksikliklere ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı görülmekle aşamalarda verilen kararlarda başvurucunun iddialarının ve itirazlarının karşılandığını söylemek mümkün görünmemektedir. Bu hususlarla beraber söz konusu delillere ait fotoğrafların ne suretle ele geçirildiğinin araştırılmaması, başvurucu tarafından şüpheli olabilecekleri iddia edilen kişilerin ifadesinin alınması konusunda başvurucunun taleplerinin karşılanmamasının soruşturmanın açıklığını temin etmediğine ve soruşturma sürecinde başvurucunun usule ilişkin güvencelerden yeterli şekilde yararlandırılmadığına işaret etmek gerekmektedir.</p>

<p>20. Böylelikle, somut başvuruya konu olan süreçte verilen kararların başvurucunun özel hayata saygı hakkının içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçe içermediği, gereken araştırmaların yapılmadığı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüğün gerektirdiği şartların somut olayda yerine getirilmediği anlaşıldığından Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altında bulunan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. GİDERİM</strong></p>

<p>22. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 1.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>23. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri <i>Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup şüpheli kişi veya kişiler hakkında mutlaka kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmayla ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.</p>

<p>25. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2020/2275) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 16:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="39419"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/18352 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118352-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118352-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 6/6/2024 tarihli ve 2021/18352 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>B. A. VE B. H. I. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/18352)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 6/6/2024</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Tuğçe TAKCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Şakir DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. PKK/KCK terör örgütünün 2013 yılındaki toplantısında KCK örgütlenmesinde değişiklik yapılarak KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı ve KONGRA-GEL başkanlıklarının eş başkanlık sistemi ile yönetilmesi kararı alındığı, 2019 yılındaki yerel seçimlere eş başkan adayları ile girileceğinin tespit edildiği bilgileri sonrasında Siirt Belediyesinin sosyal medya hesaplarında, Siirt Belediyesinin başkan adayı olarak başvurucu B. H.I. ve eş başkan adayı R.K. ile Kurtalan Belediyesinin başkan adayı olarak başvurucu B. A. ve eş başkan adayı olarak E.B.nin gösterildiği belirtilmiştir. Aday olan diğer kişilerin sosyal medya hesaplarından eş başkanlık adı altında paylaşımlarının bulunması, reklam panolarında Siirt Halkların Demokratik Partisi (HDP) belediye başkanı aday tanıtımlarında ve afişlerde eş başkanlıktan bahsedilip bu kişilerin başkan adayları olarak belirtilmesi, miting ve toplantılarda eş başkanlık bahsiyle tanıtım yapılması gibi tespitler üzerine başvurucular ve diğer şüpheliler hakkında Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından 2019 yılında soruşturma başlatılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucular müsnet suçlardan 15/5/2020 ile 18/5/2020 tarihleri arasında gözaltına alınmıştır. Başvurucuların ifadelerinin alınmasının ardından Başsavcılık 19/5/2020 tarihinde başvurucuların terör örgütüne üye olma ve terör örgütünün propagandası yapma suçlarından tutuklanmaları talebinde bulunmuştur. Talepte, başvurucuların atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin var olduğu, soruşturmada gelinen aşamada henüz dinlenilmemiş tanıkların olduğu ve başvurucuların bu tanıklar üzerinde baskı kurabilme ihtimallerinin ayrıca kaçma şüphelerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama nedenlerinin de mevcut olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>4. i. Başvurucu B. H. I.hakkındaki tutuklama talebinde aşağıdaki eylemler isnat konusu edilmiştir:</p>

<p>- 2/2/2019 tarihinde HDP İl Başkanlığının Siirt merkez ve ilçe belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısında terör örgütü propagandası içeren konuşma yapması</p>

<p>- 1/3/2019 tarihinde HDP Siirt İl Başkanlığı tarafından Mart 2019'da yapılacak olan mahallî idareler seçimi nedeniyle gerçekleştirilen Kadın Seçim İrtibat Bürosunun açılışında terör örgütü propagandası içeren konuşma yapması</p>

<p>- 8/3/2019 tarihinde HDP'nin Dünya Kadınlar Günü nedeniyle organize ettiği toplantıya HDP Siirt Belediyesinin başkan adayı olarak katılıp terör örgütü propagandası içeren konuşma yapması</p>

<p>-<strong> </strong>23/10/2019 tarihinde HDP Genel Merkezinin düzenlediği ve terör örgütü propagandasının yapıldığı basın açıklamasına, oturma ve ses çıkarma eylemine katılması</p>

<p>- 31/3/2019 Mahallî İdareler Seçimleri sonrasında Siirt Belediyesine PKK/KCK terör örgütüyle irtibatlı olan, PKK/KCK lehine fedakârlık gösteren kişilerin mensup olduğu aileyi ifade eden "<i>değer ailesi"</i> üyeleri olduğu değerlendirilen 89 kişinin işe alınması ve bu hususun eş başkanlığa dair gizli tanık beyanında da dile getirilmesi</p>

<p>- 31/3/2019 Mahallî İdareler Seçimleri sonrasında Siirt Belediyesi birimlerine PKK/KCK terör örgütü ile irtibatlı sekiz kişinin kanunlara ve mevzuata aykırı olarak eş müdür sıfatıyla görevlendirilmeleri</p>

<p>- Siirt Belediyesine ait hizmet aracının 8/1/2020 tarihinde Diyarbakır Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda terör suçlarından mahpus olan bir şahsı ziyaret etmek için tahsis edilmesi</p>

<p>- 31/3/2019 Mahallî İdareler Seçimleri sonrasında Siirt Belediyesinde mevzuata aykırı olarak belediye başkanlığı makamına daha önce kamu hizmetlerinden men kaydı olduğu tespit edilen R.K.nın ve sonrasında P.T.nin eş belediye başkanı olarak belirlenip belediye iş ve işlemlerinde bu şahısların eş belediye başkanı olarak faaliyet göstermeleri ve bu hususun eş başkanlıkla ilgili olarak gizli tanık beyanında da dile getirilmesi</p>

<p>-<strong> </strong>18/3/2019 tarihinde Abdullah Öcalan'a uygulanan sözde tecridin kaldırılması için sözde feda eylemi yapan bir terör örgütü üyesinin defnedilmesine ilişkin olarak düzenlenen basın açıklamasına Siirt Belediyesi eş başkan adayı olarak başvurucu B. H. I. ve R.K.nın katılması</p>

<p>-<strong> </strong>10/8/2019 ve 25/9/2019 tarihlerinde Siirt Belediyesine ait taziye evinin düzenlenen operasyonda etkisiz hâle getirilen bir terör örgütü üyesinin yakınlarına taziye için tahsis edilmesi</p>

<p>- 1/4/2019 tarihinde PKK/KCK terör örgütüne müzahir yayın yapan ve Türkiye'de erişimi yasaklı olan bir internet haber sitesinde yayımlanan haber programına bağlanarak PKK/KCK terör örgütü propagandası içeren röportaj vermesi</p>

<p>- 9/10/2019 tarihinde operasyonda etkisiz hâle getirilen bir terör örgütü üyesinin taziyesine Siirt Belediyesi eş başkanı olarak başvurucu B. H. I.ile Kurtalan Belediyesi eş başkanı E.B.nin katılması</p>

<p>- 6/1/2020 tarihinde<strong> </strong>Siirt Belediyesine ait hizmet aracının terör suçlarından mahpus iken Gümüşhane Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliye olan bir terör örgütü üyesinin Gümüşhane'den Siirt'e getirilmesi için tahsis edilmesi</p>

<p>- Abdullah Öcalan'ın sözde tecridine yönelik olarak L.G. tarafından başlatılan açlık grevine destek vermek amacıyla Batman HDP il binası içinde gerçekleştirilen eyleme katılması ve burada yapılan aramada ele geçirilen dijital materyallerde örgütsel çok sayıda fotoğrafın tespit edilmesi</p>

<p>- Başvurucu B.H.I.'ın evinde ve Siirt Belediyesinde yapılan aramada PKK/KCK terör örgütüyle ilişkili gazete, dergi, kitap gibi belgelerin ele geçirilmesi</p>

<p>- Sosyal medya hesabından "<i>Bizim bildiğimiz pınarlardan su akar, sizin Barış Pınar'ı Harekatınızın vaadi kan, gözyaşı ve ölüm #savasahayır; İt is time to stand against the war and occupation in Rojava towards Kurdish, people who defeated ISIS!, Don't be blind and deaf to what happens in Rojava and raise your voice, before it is too late!</i>" gibi paylaşımlarda bulunması, yine sosyal medya hesabından eş başkanlıkla ilgili paylaşımlarda bulunması</p>

<p>ii. Başvurucu B.A.hakkındaki tutuklama talebinde aşağıdaki eylemler isnat konusu edilmiştir:</p>

<p>- 31/3/2019 Mahallî İdareler Genel Seçimleri sonrasında Kurtalan Belediyesi başkanı seçilmesine rağmen mevzuata aykırı şekilde ve PKK/KCK terör örgütünün talimatları doğrultusunda Kurtalan Belediyesine belediye eş başkanı olarak E.B.nin görevlendirilmesi ve eş başkan sıfatıyla Kurtalan Belediyesini yönetmeleri, sosyal medya hesaplarında eş başkanlıkla ilgili paylaşımlar yapması</p>

<p>- İkamet adresinde yapılan aramada bomba hazırlanışına/etkisine ilişkin metinlerin (<i>09 Mart 2009 Pazartesi, not, bombada anahtar sistemi Anahtar sistemi 3 ayrılır. 1 Mekanik Sistem, 2 Elektronik Sistem, 3 Bubi tuzağı, Bomba patlaması esnasında alınan tedbirler Mesafe en az 100 metredir. Patlama Etkileri 1 Isı etkisi 2 Parça etkisi 3 Basınç etkisi Mektup Bomba Katlanmaz kesinlikle)</i> yer aldığı ajandanın ele geçirilmesi</p>

<p>- Sosyal medya hesabından "<i>Bizim Kürdistan'da Kürt olarak doğmamızın bizimle bir alakası yok bu tamamen Allah'ın tercihi idi bu yüzden bize Müslümanlık adı altında zulüm edip Allah'ın tercihine karşı çıkanlar Allah'a şirk koşuyor ve biz kürtler onlar Allah'a havale ediyoruz Allah bu ramazan gününde belalarını versin (âmin) ; Bu Türkler ilginç bir millet Afrika da Kürt devleti kurulsa ilk itiraz edecek olan Türklerdir Irak'ta özerk bir Kürt devleti kuruluyor itiraz ediyorlar Suriye kantonlara itiraz ediyorlar biri bunlara Osmanlı'nın yıllar yıllar önce yıkıldığını hatırlatmalı Azez senin babanın toprağı değilki düşmesine izin verip vermemek sana kalsın</i>" gibi paylaşımlarda bulunması</p>

<p>- Sosyal medya hesabında Abdullah Öcalan'ın ve bazı terör örgütü mensuplarının fotoğraflarını paylaşması ve öldürülen terör örgütü mensuplarından şehit olarak bahsetmesi</p>

<p>5. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği 19/5/2020 tarihli kararla "<i>... atılı suçları işlediklerine yönelik kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunması, delillerin tam olarak toplanmamış oluşu, şüphelilerin bu nedenle delilleri karartma şüphesinin taşıyor olması ancak dosyadaki mevcut delil durumuna göre şüpheliler hakkında en ağır tedbirlerden olan tutuklama tedbirinin ölçülü olmayacağı, ayrıca ülkemizde ve dünyada mevcut olan salgın hastalık süreci dikkate alınarak ve tutuklama yerine daha etkin adli kontrol tedbirlerinin de amaca hizmet edebileceği kanaatine varılarak...</i>" gerekçesiyle başvurucular hakkındaki tutuklama talebinin reddine, başvurucular hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve konutu terk etmeme<strong> </strong>adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasına ve kovuşturmanın bitimine kadar adli kontrol tedbirinin devam etmesine karar vermiştir.</p>

<p>6. Başsavcılık adli kontrol kararına itiraz ederek başvurucuların tutuklanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği 20/5/2020 tarihinde itirazı yerinde görmeyerek dosyayı Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine iletmiştir. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği 25/5/2020 tarihinde itirazı reddetmiştir.</p>

<p>7. Başvurucular hakkındaki konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri elektronik kelepçeyle uygulanmıştır. Başsavcılık tarafından başvurucu B.H. I. hakkında uygulanan konutu terk etmeme adli kontrol tedbirine B. H. I.'ın bir yakının trafik kazası geçirmesi nedeniyle 21/11/2021-21/12/2021 tarihleri arasında ara verilmesine, sonra tedbirin aynen uygulanmasına devam edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu B. H. I.'ın konutu terk etmeme adli kontrol tedbirine itirazı Siirt Sulh Ceza Hâkimliğince kararda isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle 1/6/2020 tarihinde yerinde görülmemiştir. Dosyanın iletildiği Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğince 2/6/2020 tarihinde itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>9. Başsavcılık 29/6/2020 tarihinde İçişleri Bakanlığına yazdığı müzekkereyle, Siirt, Kurtalan ve Baykan Belediyelerine kayyım ataması gerçekleştirilmesi nedeniyle başvurucular ve diğer bazı kişiler hakkında müfettiş görevlendirilmesini, Siirt ve bahse konu ilçelerinin eş başkanlık esasına göre yönetilip yönetilmediği, Belediyeye ait araçlar, taziye evleri, binalar, tesisler, ödenekler gibi Belediye kaynaklarının terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılıp kullanılmadığı ve terör örgütüne yardım niteliğinde tahsis edilip edilmediği, terör örgütü ile iltisaklı, irtibatlı şahısların bu Belediyelerde işe alınıp alınmadığının araştırılmasını talep etmiştir. Ayrıca seçilmiş Belediye Başkanlarına mevzuatın tanımış olduğu görev ve yetkinin eş başkan sıfatı ile diğer kişiler tarafından kullanılıp kullanılmadığı, Belediye Başkanlıklarında eş müdür görevlendirilip görevlendirmediği, belediye kaynakları ile PKK/KCK silahlı terör örgütünün yasaklı yayınlara abonelik yapılıp yapılmadığı, bu yayınların satın alınıp alınmadığı hususlarının da araştırılıp tüm bu hususlarda rapor düzenlenerek iletilmesi talebinde bulunmuştur. UYAP üzerinden yapılan incelemede bu müzekkerenin cevabına rastlanmamıştır.</p>

<p>10. Başvurucu B. H. I.'ın konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına dair talebi soruşturmanın devam etmesi, atılı suç yönünden kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, aradan geçen süre ve mevcut delil durumu dikkate alındığında adli kontrol altına alındığı tarihten bu yana başvurucunun hukuki durumunda herhangi bir değişiklik olmaması gerekçesiyle Siirt Sulh Ceza Hâkimliğince 10/12/2020 tarihinde reddedilmiştir.</p>

<p>11. Başvurucuların konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına dair talepleri aynı gerekçeyle (bkz. § 10) Siirt Sulh Ceza Hâkimliğince 12/2/2021, 11/3/2021 ve 12/4/2021 tarihlerinde reddedilmiştir. İtirazlar Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine iletilmiş; aynı Hâkimlikçe kuvvetli suç şüphesinin varlığına dair kanaatin isabetli olduğu, suçun vasıf ve mahiyeti, suç için öngörülen ceza miktarı gözetildiğinde söz konusu tedbirin orantılı olduğunun değerlendirildiği gerekçesiyle itirazların reddine karar verilmiştir.</p>

<p>12. Başvurucular, Siirt Sulh Ceza Hakimliğince 11/3/2021 tarihinde verilen itirazın reddi kararı sonrasında dosyanın iletildiği Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğince aynı tarihte verilen itirazların reddi kararını 10/4/2021 tarihinde elektronik tebligat yolu ile öğrendiklerini bildirerek 29/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>13. Bireysel başvuru sonrasında ise başvurucuların konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına dair talepleri aynı gerekçeyle (bkz. § 10) Siirt Sulh Ceza Hâkimliğince 5/7/2021 ve 19/10/2021 tarihlerinde reddedilmiştir.</p>

<p>14. Siirt İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 11/10/2021 tarihinde Siirt, Baykan ve Kurtalan Belediye Başkanlıklarında gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen rapor Başsavcılığa iletilmiştir.</p>

<p>15. Başsavcılık 29/11/2021 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başvurucular ve diğer beş şüpheli hakkında kamu davası açmıştır. İddianamede başvurucular hakkındaki tutuklama talebinde yer alan delillerle aynı olan, güvenlik güçlerince düzenlenen 2019 ve 2020 tarihli tutanaklara, sosyal medya araştırmalarına, 2019 tarihinde görevlendirilen İçişleri Bakanlığı müfettişinin raporuna, gizli tanık beyanına, belediye binalarında gerçekleşen aramalarda ele geçirilen dokümanlara ve başvurucuların Başsavcılık nezdindeki ifadelerine dayanıldığı, suç isnadına dayanak teşkil eden son soruşturma işleminin 15/5/2020 tarihinde Siirt ve ilçe belediyelerinde yapılan arama işlemi olduğu görülmüştür. İddianamede, Siirt Belediyesi sosyal medya hesaplarında ve başvurucuların herkese açık sosyal medya hesaplarında eş başkanlık adı altında paylaşımların bulunması, reklam panolarında Siirt HDP Belediyesi başkanlık aday tanıtımlarında eş başkanlık vurgusu yapılarak başvurucuların belediye başkanlığı adaylarının reklamının yapılması, düzenlenen miting ve toplantılardaki konuşmalarda eş başkanlık adı altında tanıtımın yapılması, seçim sonrasında elde edilen belediye başkanlığı görevinin eş başkanlık adı altında başka kişilerle paylaşılması, belediyelerde PKK/KCK silahlı terör örgütü tarafından sözde "<i>değer ailesi</i>" olarak tanımlanan kişilerin işe alınmaları nedeniyle başvurucuların eylemlerinin ideolojik sempati düzeyinde kalmadığı ve eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğun bulunduğu, bu nedenle şüpheliler ile PKK/KCK silahlı terör örgütü arasında organik bağın kurulduğu iddialarına yer verilmiştir.</p>

<p>16. Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 9/12/2021 tarihli tensip kararında başvurucular hakkında uygulanan adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada aynen devam etmesine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 29/12/2021 tarihinde, başvurucu B.A.'ün talebi üzerine, hakkında uygulanan konutu terk etmeme adli kontrol tedbirine 30/12/2021-5/1/2022 tarihleri arasında ara verilmesine, sonrasında tedbirin aynen uygulanmasına devam edilmesine karar vermiştir.</p>

<p>17. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucuların talebi üzerine 19/1/2022 tarihli kararla başvurucular hakkında uygulanan konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına ve haklarında yurt dışı çıkış yasağı, belirli günlerde en yakın güvenlik birimine başvurarak imza atma şeklindeki adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 12/5/2022 tarihinde, belirli günlerde en yakın güvenlik birimine başvurarak imza atma tedbirinin de kaldırılarak yurt dışı çıkış yasağının devamına karar vermiştir. Yargılama Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde devam etmektedir.</p>

<p>18. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>19. Başvurucular; 2019 yılından bu yana yürütülen soruşturmanın sürüncemede kaldığını, iddianame düzenlenmediğini, soruşturmanın ilerlememesine rağmen haklarında bir yılı aşkın süredir konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri uygulanarak hürriyetlerinin kısıtlandığını, bu tedbir süresinin ölçüsüz olduğunu, konutu terk etmeme tedbirine hükmedilen karar ile bu tedbirin devamına dair kararların ilgili ve yeterli gerekçe içermediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>20. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucular hakkındaki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırıldığının ve başvurucuların tazminat davası yolunu tüketmediklerinin başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinde gözetilmesi gerektiği, başvurucular hakkında uygulanan koruma tedbirinin süresi, soruşturmanın karmaşıklığı ve şüpheli sayısının fazla olması karşısında orantılı olup olmadığının ve derece mahkemelerinin takdir payının gözönüne alınarak başvurucuların özgürlüğünü tutuklamadan çok daha az sınırlayıcı nitelikteki adli kontrol tedbirine karar verilmesinin ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular; Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, suç işlediklerine dair kuvvetli belirti bulunmadığını, dosyanın karmaşık olmadığını, şüpheli sayısının az olduğunu, soruşturma dosyasında iki yıl boyunca herhangi bir soruşturma işlemi yapılmadığını, iki yıla yakın süre haklarında konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin uygulanmasının ölçülü olmadığını ve bunun seçilme haklarına engel teşkil ettiğini belirtmiştir.</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi konutu terk etmeme tedbirinin niteliği, uygulanış şekli ve özellikleri itibarıyla hareket serbestîsi üzerindeki sınırlayıcı etkisinin derece ve yoğunluk olarak seyahat özgürlüğüne göre oldukça ileri bir boyutta olduğu, dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır (<i>Esra Özkan Özakça </i>[GK],<i> </i>B. No: 2017/32052, 8/10/2020,<i> </i>§§ 68-76). Bu kapsamda başvurucuların iddialarının özünün ilgili ve yeterli olmayan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale oluşturan adli kontrol tedbirinin devam ettirilmesine ve bu tedbirin makul süreyi aşmasına ilişkin olduğu değerlendirilmiş ve bu şikâyet Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi, hakkında konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri uygulanan başvurucunun 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesindeki tazminat davası iç hukuk yolunu tükettikten sonra yaptığı bireysel başvuruya ilişkin <i>E.Y.</i> ([GK], B. No: 2018/10482, 14/12/2022, § 48) kararında, 5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde adli kontrolün tazminat talep edilebilecek koruma tedbirleri arasında sayılmadığını, dolayısıyla konutu terk etmeme tedbiri bakımından etkili bir tazminat yolunun bulunmadığını tespit etmiştir. Bu bakımından somut başvuruda başvuru yollarının tüketilmesine dair kabul edilebilirlik kriteri bakımından bir eksiklik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla açıkça dayanaktan yoksun olmayıp kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>23. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına konutu terk etmeme şeklinde müdahale teşkil eden bir tedbirin hukuki olup olmadığı değerlendirilirken bu tedbirin tutuklamaya alternatif bir koruma (adli kontrol) tedbiri olarak kabul edilmesi, dolayısıyla tıpkı tutuklama kararlarında olduğu gibi konutu terk etmeme tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (<i>Esra Özkan Özakça, </i>§ 78).</p>

<p>24. Adli kontrol tedbirinin devam ettirilmesinde de bu nedenlere dayanılması ve bu nedenlerin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler ilgili ve yeterli görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir (<i>Muhammet Enes Sezgin, </i>B. No: 2020/14085, 19/1/2022,<i> </i>§ 52).</p>

<p>25. Bu kriterlerin konutu terk etmeme tedbirinin uygulanması için mevcut olup olmadığının takdiri öncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın şartları dikkate alınarak özellikle tedbirin uygulanmasına ilişkin süreç ve bu husustaki yargı mercii kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (<i>Esra Özkan Özakça, </i>§ 84).</p>

<p>26. Başvurucular hakkında 19/5/2020 tarihli karar ile konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmiş, 19/1/2022 tarihinde ise söz konusu tedbirin uygulanmasına son verilmiştir.</p>

<p>27. Başvurucular hakkında silahlı terör örgütü üyeliği isnadıyla yürütülen soruşturma dosyası incelendiğinde, başvurucuların silahlı terör örgütünün talimatları doğrultusunda hareket ettiklerine dayanak olarak mahallî idareler seçimindeki eş başkanlık vurgusuna dair sosyal medyadaki ve adaylık tanıtım faaliyetlerindeki paylaşımlarına, seçim sonrasında görevlendirildikleri Belediyelerdeki usulsüz olduğu iddia edilen faaliyetlerine, silahlı terör örgütünün propagandası olduğu iddia edilen konuşmalarına, aramalarda ele geçirilen delillere dayanıldığı görülmektedir (detaylı anlatım için bkz. §§ 4, 15). Başvurucular hakkındaki adli kontrol tedbiri ve bu tedbirin devamı kararlarında atıf yapılan ve/veya soruşturma dosyasında bulunduğu ifade edilen delillerin içeriği dikkate alındığında adli kontrol tedbirinin ön şartı olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak anılan kararların ilgili ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>28. Bu aşamada, başvurucular hakkında uygulanan adli kontrol tedbiri ve tedbirin devam ettirilmesinin meşru amacına dair gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığının, gerekçelerin ilgili ve yeterli görülmesi halinde ise yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediğinin incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>29. Siirt Sulh Ceza Hâkimliği 19/5/2020 tarihinde<i> </i>delillerin tam olarak toplanmamış olması, başvurucuların delilleri karartma şüphesini taşımaları, dosyadaki delil durumuna göre tutuklama tedbirinin ölçülü olmayacağı ve salgın hastalık süreci nedeniyle tutuklama yerine daha etkin adli kontrol tedbirlerinin de amaca hizmet edebileceğini değerlendirerek başvurucular hakkında konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar vermiştir (bkz. § 5). Başvurucuların itirazları ise soruşturmanın devam ediyor olması, aradan geçen süre ve mevcut delil durumu dikkate alındığında adli kontrol altına alındıkları tarihten bu yana başvurucuların hukuki durumlarında herhangi bir değişiklik olmaması, suçun vasıf ve mahiyeti, suç için öngörülen ceza miktarı gözetilerek tedbirin orantılı olması şeklindeki benzer gerekçelerle reddedilmiş ve söz konusu tedbirin uygulanmasına devam edilmiştir (bkz. §§ 10, 11).</p>

<p>30. Bu bilgiler çerçevesinde, salgın hastalık şartları da gözetilerek başvurucuların özgürlüğünü tutuklama tedbirinden daha az sınırlayıcı nitelikteki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar vermesi ilk aşamada uygun görünmektedir. Ancak bu tarihten sonraki soruşturma süreci incelendiğinde, başvurucular hakkında bu tedbire hükmedilen 19/5/2020 tarihinden sonra Başsavcılık tarafından 29/6/2020 tarihinde İçişleri Bakanlığına rapor hazırlanması için talepte bulunulduğu, bu raporun cevabının ulaştığına dair bir bilgiye soruşturma dosyasında rastlanmadığı, iddianamede de 2019 tarihli müfettiş raporuna değinildiği, ancak talep konusu olan rapordan bahsedilmediği (bkz. §§ 9, 15) görülmüştür. Yine, 19/5/2020 tarihi sonrasında Siirt İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 11/10/2021 tarihli dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen raporun Başsavcılığa iletildiği görülmüştür (bkz. § 14). Bu rapordan da iddianamede bahsedilmemiştir. İddianamede bahsedilen delillerin başvurucular hakkında tutuklama talebinde bulunulması sırasında dayanılan delillerle aynı olduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 4, 15). Tüm bu bilgiler ışığında başvurucuların soruşturma evresindeki itirazlarının reddine dair Sulh Ceza Mahkemesi kararlarında başvurucular hakkındaki konutu terk etmeme tedbirine devam edilmesinin makul olduğunu ortaya koyan yeterli gerekçe bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>31. Kovuşturma evresinde ise 9/12/2021 tarihli tensip kararında başvurucular hakkındaki başvuruya konu tedbirin devamına karar verilmiş fakat kararda buna ilişkin hiç bir gerekçe belirtilmemiştir (bkz. § 16). Bundan 40 gün sonra ise başvurucuların talebi üzerine 19/1/2022 tarihinde söz konusu tedbirin kaldırılarak başvurucular hakkında imza atma ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir (bkz. § 17). Ağır Ceza Mahkemesince daha sonrasında diğer adli kontrol tedbirlerine hükmedildiği de gözetilerek başvurucular hakkında herhangi bir gerekçe gösterilmeden söz konusu tedbirin uygulanmasına devam edilmesine karar verilmesinin de makul olmadığı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeye ulaşmada başvurucular hakkında 1 yıl 8 ay süreyle konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri uygulanmış olması da dikkate alınmıştır.</p>

<p>32. Sonuç olarak, başvurucular hakkında konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin devam ettirilmesinin meşru amaçlarına dair kararların yeterli gerekçe içermemesi nedeniyle bu tedbirin uygulanmasına belirtilen süreyle devam edilmesinin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediğinin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>34. Başvurucular, ihlalin tespiti ve her biri için ayrı ayrı 1.000.000 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>35. Başvuruda, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucular hakkındaki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirleri 19/1/2022 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla bu yönüyle ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat ödenmesi dışında yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>36. Başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Başvuruculara net 20.000 TL manevi tazminatın AYRI AYRI ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>D. 487,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.287,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Siirt Sulh Ceza Hâkimliği (Sorgu No: 2020/113) ile Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2021/326) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/6/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118352-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="84064"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİNİN İHLALİ DURUMUNDA ETKİLİ SORUŞTURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sorusturmanin-gizliliginin-ihlali-durumunda-etkili-sorusturma-yukumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sorusturmanin-gizliliginin-ihlali-durumunda-etkili-sorusturma-yukumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Soruşturmanın gizliliği, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden birisidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesine göre, “Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir”. Usul işlemlerinin gizl...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Soruşturmanın gizliliği, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden birisidir. <strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesine göre, </strong><i>“Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir”.</i> Usul işlemlerinin gizliliği; delillerin muhafaza edilmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve nihayetinde ceza adaletinin sağlanması açısından hayati önem taşır. Soruşturmanın gizliliği, sonuçta şüphelinin lekelenmeme hakkını da korur.</p>

<p>Burada bahsettiğimiz gizlilik, bazı suçlar bakımından soruşturmanın amacının tehlikeye düşürülmesinin önüne geçilebilmesi için öngörülen CMK m.153/2 gereğince savunma tarafına karşı verilen kısıtlılık kararı yoluyla soruşturma dosyaya erişim yasağı getirilmesi değildir. CMK m.153/2’de öngörülen kısıtlılık savunma hakkına yöneliktir. Kısıtlılığın maksadı; müdafiin ve dolayısıyla şüphelinin dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma hak ve yetkisi sınırlanarak, Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hakimi kararı ile soruşturmanın amacının tehlikeye düşürülmesinin önüne geçilmesidir. CMK m.153/2’de sayılan suçlar yönünden sıkça başvurulan kısıtlılık yöntemi, maalesef savunmayı soruşturma aşamasında çaresiz ve savunmasız bırakabilmektedir. Bu konuda en ciddi eleştiri; savunmaya karşı kısıtlılık kararına rağmen, soruşturmaya ilişkin birçok bilginin ve belgenin kamuoyu ile paylaşılması bakımından yapılmaktadır.</p>

<p>CMK m.157’de düzenlenen gizlilik ise; savunma hakkına zarar vermemek suretiyle soruşturma evresinde gerçekleşen usul işlemlerinin gizliliği ve bu yolla delillerin korunması, en önemlisi de soruşturulan kişilerin, yani şüphelilerin temel hak ve hürriyetlerinin gözetilmesidir.</p>

<p><strong>“Soruşturmanın gizliliği” ilkesi,</strong> şüphelinin ve soruşturma ile ilgili diğer kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından da önemli bir işleve sahiptir. Soruşturmanın gizliliğinin ihlali, şüphelinin masumiyet/suçsuzluk karinesinin veya daha geniş bir çerçevede lekelenmeme hakkının zedelenmesine yol açabileceği gibi şüpheli, mağdur, tanık ve diğer üçüncü kişilerin şeref ve itibarları ile özel hayatlarının korunmasını da tehlikeye atabilir.</p>

<p>Soruşturmanın gizliliğinin ihlali; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Bölümünde, 285. maddenin birinci fıkrasında suç olarak tanımlanmıştır. <strong>Bu hükme göre, </strong><i>“Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır”.</i> Maddenin gerekçesinde de soruşturma evresindeki gizliliğin, <i>“ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük, gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluk” olduğu ve ‘suçsuzluk karinesinin sağlam tutulabilmesi’ açısından “vazgeçilmez.” </i>nitelik taşıdığı belirtilmektedir.</p>

<p>Bu önemine rağmen, ülkemizde “soruşturmanın gizliliği” ilkesinin ihlal edildiği birçok vaka ile karşılaşılmaktadır. Bilhassa kamuoyunda tanınan kişilerle veya geniş ilgi uyandıran olaylarla ilgili soruşturmalarda; kolluk beyanları, savcılık ifadeleri, tanık anlatımları, tapeler, video kayıtları, fotoğraflar ile kişilerin özel hayatlarına ilişkin bilgi ve belgeler henüz soruşturma devam ederken kamuoyu ile paylaşılabilmektedir. Bu tür paylaşımlar, daha yargılama başlamadan kişiler hakkında suçlu oldukları yönünde bir kanaatin oluşmasına ve dolayısıyla olası bir yargılamanın sağlıklı biçimde yürütülmesinin güçleşmesine yol açabileceği gibi, bilgi ve belgelerin yayımlanması suretiyle kişilerin itibarsızlaştırılmasına ve mahremiyetlerinin ihlal edilmesine de neden olabilmektedir.</p>

<p>Elbette halkın haber alma hakkı ve basın özgürlüğü, demokratik toplumlarda vazgeçilmez güvencelerdir ve ceza muhakemesinin şeffaf ve denetlenebilir biçimde yürütülmesine önemli katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte; bu hak ve özgürlükler, soruşturma evresinde gizli tutulması gereken bilgi ve belgelerin sınırsız biçimde kamuoyuna aktarılmasını meşru hale getirecek şekilde yorumlanmamalıdır. Burada öne çıkan; basın özgürlüğü ve haber alma hakkının sağladığı güvencelerin kapsamı içinde kalan haber ve değerlendirmeler değil, bu hak ve özgürlüklerin sınırlarını aşarak, soruşturmanın gizliliğini ihlal eden ve kişilerin temel haklarını doğrudan etkileyebilen paylaşımlardır. Kamu yararı ile birey yararı arasında bir denge gözetilmesi gerektiği gibi, bilhassa kişinin özel hayatının gizliliği ve korunması hakkı ile suçsuzluk/masumiyet karinesi ve onun bir yansıması olan lekelenmeme hakkı muhakkak gözetilmelidir. Bu gözetmenin, suçlanan veya kamuoyunda merak uyandıran veya ilgi çeken bireye bir üstünlük veya bir imtiyaz tanıma amacı taşıdığı söylenemez. Soruşturmanın gizliliğinin kabulünde ve suçlanan kişinin masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkına saygı gösterilmesinin beklenmesinde haklı bir sebep ve meşru bir amaç vardır. Basit şüphe ile başlayan soruşturmada amaç! delillerin kaybolmaması, karartılmaması ve bunun yanında da henüz “şüpheli” konumunda olan kişiler ile ailelerinin lekelenmeme haklarının korunmasıdır.</p>

<p><strong>Peki buna rağmen soruşturmanın gizliliğinin ihlaline teşebbüs edilmesi veya bu ihlalin gerçeklemesi ve devam etmesi halinde devletin yükümlülükleri nelerdir? </strong>Devletin, bu tür ihlalleri önlemenin yanı sıra kişilerin temel haklarını ve hürriyetlerini korumaya yönelik pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Devlet, kişilerin lekelenmeme hakkını, şeref ve itibarlarını ve özel hayatlarını üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korumak için gerekli hukuki ve fiili tedbirleri almakla yükümlüdür. Ancak devletin yükümlülüğü bununla da sınırlı değildir. Bir kişinin özel hayatına yönelik bir saldırının gerçekleşmesi, örneğin soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle özel hayata ilişkin bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması halinde, devletin söz konusu ihlali etkili biçimde soruşturması ve sorumluların tespit edilmesi için gerekli çabayı göstermesi gerekmektedir. Başta yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında gündeme gelen etkili soruşturma yükümlülüğü, özel hayata saygı hakkının korunması bakımından da geçerli bir usul güvencesi niteliğindedir.</p>

<p>Dolayısıyla; soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği bir durumda, yalnızca ihlalin gerçekleşmesini önlemeye yönelik tedbirlerin alınması değil, gerçekleşen ihlalin etkili biçimde soruşturulması ve sorumluların ortaya çıkarılması da devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">AYM, <i>Baran Akgül</i> kararı</a>nda (<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118553-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">B. No: 2021/18553, 6/5/2026</a>), bu ilkeler ışığında; </strong>soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği yönündeki bir şikayet karşısında kamu makamlarının etkili bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karara konu olayda, belediye başkanı olan başvurucu hakkında yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında evinde ve işyerinde arama yapılmış, arama sırasında ele geçirildiği ileri sürülen ve bomba yapımına ilişkin olduğu ileri sürülen bir nota ait fotoğraf kısa süre içinde basında ve sosyal medyada yayımlanmıştır. Başvurucu; gizli yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen bu bilgi ve belgelerin soruşturmanın gizliliği ihlal edilerek basına verildiğini, bu nedenle kamuoyunda “bombacı başkan” olarak lanse edildiğini belirterek, sorumlular hakkında şikayette bulunmuştur. Ancak yapılan soruşturmada; paylaşımın ilk kaynağının teknik olarak tespit edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, başvurucunun bu karara yaptığı itiraz da reddedilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AYM’ye göre,</strong> soruşturmanın bu şekilde sonuçlandırılması etkili soruşturma yükümlülüğünü karşılamamıştır. Başvurucunun; fotoğrafların arama sırasında çekildiği ve aramaya katılan polis memurlarınca basına verildiği yönündeki somut iddiaları yeterince araştırılmamış, özellikle aramaya katılan polis memurlarının ifadelerine başvurulmamıştır. Bunun yanında; soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kişinin tespit edilemediğine ilişkin Emniyet Müdürlüğü cevabı, başvurucunun işaret ettiği somut kişiler ve olaylar üzerinde ayrıca bir araştırma yapılmaksızın soruşturmaya son verilmesinin temelini oluşturmuştur.</p>

<p>AYM; başvurucunun iddia ve itirazlarının karşılanmadığını, gereken araştırmaların yapılmadığını ve verilen kararların özel hayata saygı hakkının içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli bir gerekçe içermediğini belirterek Anayasanın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>AYM’nin bu kararı,</strong> soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesinin sıradanlaşmasının ve bu tür ihlallerin etkili biçimde araştırılmamasının kabul edilemeyeceğine ilişkin önemli bir hatırlatma niteliğindedir. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin yetkili olmayan kişilerin veya kamuoyunun bilgisine sunulması, yalnızca yürütülen soruşturmanın güvenilirliğini değil, kişilerin temel haklarını da doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle, soruşturmanın gizliliğinin korunmasına yönelik mevcut güvencelerin etkili biçimde uygulanması ve ihlal halinde sorumluların tespitine yönelik gerekli adımların atılması önem taşımaktadır. Hukuk devletinde, kişilerin mahremiyetini ve itibarını zedeleyen bu tür ihlallerin olağanlaştırılmasının önüne geçilmelidir.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken; </strong>“Gizliliğin ihlali” başlıklı TCK m.285’de tanımlanan soruşturmanın gizliliğinin ihlali suçunun ceza sorumluluğu bakımından gözden geçirilip güçlendirilmesi ve bu suçu işleyenlere karşı maddenin etkin şekilde kullanılması gerektiğini belirtmek isteriz. Bir yandan soruşturmanın gizliliğinin ihlalini suç sayan hükümler varken, diğer yandan TCK m.285’de tanımlanan suçun unsurlarını oluşturan fiillere karşı kayıtsız kalınması, soruşturmanın gizliliğinin ihlalinin artmasına ve bu suçla korunan hukuki yararın gözardı edilmesine yol açabilmektedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sorusturmanin-gizliliginin-ihlali-durumunda-etkili-sorusturma-yukumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/yazar/ersan-sen-2025-4.jpg" type="image/jpeg" length="56491"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Fonu Tartışması: Çalışanın Hakkı Ne Yönde Değişebilir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kidem-tazminati-fonu-tartismasi-calisanin-hakki-ne-yonde-degisebilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kidem-tazminati-fonu-tartismasi-calisanin-hakki-ne-yonde-degisebilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İşçiler için en güçlü güvence olan kıdem tazminatı, 2026 yılının ikinci yarısında yeniden Meclis gündemine taşınıyor. Orta Vadeli Program'da yer alan "Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi" (TES) çalışması, işverenin her ay çalışan ücretinin yüzde 8,33'ünü bir fona aktarmasını öngören modeli yeniden masaya...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşçiler için en güçlü güvence olan <strong>kıdem tazminatı</strong>, 2026 yılının ikinci yarısında yeniden Meclis gündemine taşınıyor. Orta Vadeli Program'da yer alan "Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi" (TES) çalışması, işverenin her ay çalışan ücretinin <strong>yüzde 8,33'ünü</strong> bir fona aktarmasını öngören modeli yeniden masaya yatırdı. Bu, on yılı aşkın süredir kapanıp açılan kıdem tazminatı fonu tartışmasının belki de en somut aşaması. Peki bu değişiklik gerçekleşirse, çalışanın bugün sahip olduğu hak ne yönde değişebilir?</p>

<p><strong>Bugün Kıdem Tazminatı Hangi Kurala Göre Ödeniyor?</strong></p>

<p>Öncelikle mevcut sistemi hatırlamakta fayda var. Türkiye'de kıdem tazminatı, 2003 yılında yürürlükten kalkan 1475 sayılı eski İş Kanunu'nun <strong>14. maddesine</strong> göre düzenlenmeye devam ediyor; çünkü 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi bu tek maddeyi yürürlükte bırakmış durumda. Yani yirmi yılı aşkın süredir, yeni kanunda kendine yer bulamayan ama hâlâ geçerliliğini koruyan bir madde üzerinden milyonlarca çalışanın hakkı korunuyor.</p>

<p>Bu sistemde çalışan, işveren tarafından haksız yere veya geçerli bir neden gösterilmeden işten çıkarıldığında, en az bir yıllık kıdemi varsa, her tam yıl için otuz günlük brüt ücreti tutarında tazminat almaya hak kazanıyor. Örneğin Bahçelievler'de sekiz yıldır aynı imalathanede çalışan bir işçi işten çıkarılırsa, sekiz yıllık kıdemine karşılık gelen tutarı -2026 yılı tavanı olan <strong>64.948,77 TL</strong>'yi aşmamak kaydıyla- toplu ve derhal almaya hak kazanır. Bu miktarın nasıl bulunduğunu kıdem ve ihbar tazminatı hesaplama yöntemiyle ayrıntılı görmek mümkün. Sistemin bugünkü en somut güvencesi tam olarak bu: hak, işten ayrılır ayrılmaz nakit ve toplu şekilde çalışanın eline geçiyor.</p>

<p><strong>2026'da Fon Tartışması Neden Yeniden Alevlendi?</strong></p>

<p>Kıdem tazminatı fonu fikri yeni değil; 2000'li yılların ortasından bu yana defalarca gündeme gelip rafa kalktı. Ancak 2026 farklı bir görüntü çiziyor: Orta Vadeli Program'da TES'in <strong>yılın ikinci yarısında</strong> yasal çerçeveye kavuşturulması hedef olarak yazıldı ve işveren katkı oranı olarak <strong>yüzde 8,33</strong> rakamı somut biçimde telaffuz edilmeye başlandı. Bu detay, tartışmayı soyut bir "olabilir mi" sorusundan, "nasıl kurgulanacak" sorusuna taşıdı.</p>

<p>İşçi konfederasyonlarının tepkisi de bu nedenle daha sert. Türk-İş cephesinden "Kıdem Tazminatı Fonu bizim için grev sebebidir" açıklaması yapılırken, işveren tarafını temsil eden TİSK'in de mevcut haliyle modele mesafeli durduğu kamuoyuna yansıdı. Nadiren görülen bu ortak çekince, aslında tartışmanın salt teknik değil, güven meselesi olduğunu gösteriyor: taraflar fonun kim tarafından yönetileceğinden, kesintilerin nereye gideceğinden ve çekim koşullarının ne olacağından emin değil.</p>

<p>Mevcut sistemde kıdem tazminatı hakkı, iş sözleşmesi ve bordro kayıtlarına dayanıyor.</p>

<p><strong>Çalışanın Kazanılmış Hakkı Gerçekten Tehlikede mi?</strong></p>

<p>Burada asıl kritik soru şu: Bir fon sistemine geçilirse, bugüne kadar biriken kıdem süreleri ne olacak? Diyelim ki on iki yıldır bir tekstil atölyesinde çalışan Ayşe Hanım, fon yürürlüğe girdiğinde işinde kalmaya devam ediyor. Geçmiş on iki yılın hakkı "kazanılmış hak" sayılıp aynen saklı mı tutulacak, yoksa yeni sisteme devredilip fondan çekim koşullarına mı tabi olacak? Bu sorunun bugün için net bir yasal cevabı yok; tasarı henüz kanunlaşmadı.</p>

<p>Mevcut sistemin çalışan lehine en güçlü yönü, hakkın <strong>işten ayrılır ayrılmaz nakit ve toplu</strong> olarak ödenmesi. Fon modelinde tartışılan senaryolarda ise ödemenin emeklilik yaşına kadar fonda kalması veya belirli koşullarla çekilebilmesi gündemde. Bu fark, işini kaybeden ve o anda nakde ihtiyaç duyan bir çalışan için hayati önemde; kısa vadeli ihtiyaç ile uzun vadeli tasarruf mantığı burada doğrudan çatışıyor.</p>

<p>Türk hukukunda "kazanılmış hak" ilkesi, geriye yürüme yasağıyla birlikte anayasal güvence altında kabul edilir; bir düzenleme, önceden doğmuş bir hakkı geriye dönük olarak ortadan kaldıramaz. Bu nedenle yeni sistem yürürlüğe girse dahi, tasarının bugüne kadar biriken kıdemleri açıkça koruyan bir geçiş hükmü içermesi hukuken beklenen bir zorunluluktur; aksi bir düzenleme ciddi anayasal tartışmalara açık olur.</p>

<p><strong>Hangi Yaklaşım Çalışanı Daha İyi Korur?</strong></p>

<p>Kanaatimizce tartışmanın odağı bugün yanlış kurgulanıyor: Mesele "fon olsun mu olmasın mı" değil, "hangi güvenceler olmadan bir fon sistemine hiç geçilmemeli" sorusu olmalı. Bir fon modelinin çalışan açısından kabul edilebilir sayılması için en az iki koşulun tartışmasız biçimde yasa metnine yazılması gerekir: geçmişe dönük kıdemlerin dokunulmaz şekilde saklı tutulması ve işten çıkarılma anında -uzun vadeli birikim beklenmeden- tazminata fiilen erişilebilmesi.</p>

<p>Bu iki güvence sağlanmadan yürürlüğe giren bir düzenleme, çalışanın bugünkü en somut hakkını belirsiz bir gelecek vaadine dönüştürme riski taşır. Öte yandan fonun iyi kurgulanmış bir versiyonu, bugün sık karşılaşılan "işveren kapandı, tazminat alınamadı" riskini de ortadan kaldırabilir. Yani sorun modelin kendisinde değil; güvencesiz ve aceleyle uygulanmasında.</p>

<p>Fon tartışması, çalışanın işini kaybettiği anda paraya erişimini doğrudan etkileyecek bir konu.</p>

<p><strong>Süreç Netleşene Kadar Çalışan Ne Yapmalı?</strong></p>

<p>Yasa henüz Meclis'ten geçmediği için bugün için geçerli olan hâlâ mevcut sistemdir. Çalışanların şu an yapması gereken, mevcut haklarını doğru takip etmek: iş sözleşmesi, bordrolar ve varsa fesih bildirimleri gibi belgeleri düzenli saklamak bu süreçte en pratik adım. Kıdem süresinin doğru hesaplanması, ileride herhangi bir uyuşmazlıkta elinizdeki en güçlü delil olur.</p>

<p>Yasal değişiklik yürürlüğe girdiğinde ise geçiş hükümlerine -özellikle mevcut kıdemlerin hangi şekilde korunacağına- dikkatle bakılmalı. Bu tür düzenlemelerde geçiş maddeleri, çoğu zaman esas maddeler kadar belirleyici olur.</p>

<p>Kısaca bugünden itibaren dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıralamak mümkün:</p>

<p>- İş sözleşmesi, bordro ve varsa zam/unvan değişikliği yazışmalarını eksiksiz saklamak</p>

<p>- İşe giriş tarihini ve kesintisiz çalışma süresini gösteren belgeleri güncel tutmak</p>

<p>- Yasal değişiklik yürürlüğe girdiğinde geçiş hükümlerini ve mevcut kıdeme etkisini takip etmek</p>

<p>Sürecin nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecek; ancak çalışanın bugünkü hakkının hangi güvencelerle yeni sisteme devredileceği, tartışmanın en can alıcı noktası olmaya devam edecek.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kidem-tazminati-fonu-tartismasi-calisanin-hakki-ne-yonde-degisebilir-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/isci-para4.jpg" type="image/jpeg" length="27304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23945"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖDENMEYEN NAFAKA ZAMANLA UNUTULUR MU?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/odenmeyen-nafaka-zamanla-unutulur-mu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/odenmeyen-nafaka-zamanla-unutulur-mu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mahkeme nafakaya hükmetmiş olmasına rağmen nafaka ödenmeyip aylar hatta yıllar boyunca ödenmeyen nafakalar birikiyorsa, hak sahibi ne yapabilir? Bu biriken nafakaların hukuki durumu ne olur?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Burada karşımıza ‘’<strong>birikmiş nafaka</strong>’’ kavramı çıkmaktadır. Brikmiş nafaka; muaccel olmuş, yani ödenme günü gelmiş ancak ödenmeyerek birikmiş nafaka alacaklarının toplamıdır. Örneğin üç yıl boyunca nafakanın hiç ödenmediğini düşünelim. Her ay ödenmesi gereken miktar zamanında ödenmedikçe, borç katlanarak birikmeye devam eder. Peki üç yılın sonunda ortaya çıkan bu toplam miktar için hak sahibi ne yapabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başka bir ifade ile anlatacak olursak, mahkemenin nafakaya hükmetmesi nafakanın hak sahibinin hesabına geçmesi için tek başına yeterli olmaz. Ancak bu kararın rızaen yerine getirilmemesi halinde hak sahibinin alacağını tahsil edebilmesi için başvurabileceği hukuki yollar bulunmaktadır. Nafaka ödenmediğinde hak sahibi icra yoluna başvurup alacağını tahsil edebilir. İcra takibinde hangi döneme ilişkin nafaka alacağının talep edildiğinin açıkça ortaya konulması oldukça önem taşımaktadır.</p>

<p>Peki hak sahibi icraya başvurduğunda yalnızca içinde bulunulan ayın nafakasını mı isteyebilir, yoksa geçmiş üç yılın ödenmeyen tüm nafakalarını da talep edebilir mi?</p>

<p>Burada önemli bir ayrım vardır. Hak sahibinin ‘’Nasılsa mahkeme kararı elimde, istediğim zaman ödenmeyen nafakalarımı tahsil ederim’’ düşüncesiyle uzun süre beklemesi, her durumda aynı hukuki sonucu doğurmayabilir. Çünkü nafaka alacakları bakımından da dikkat edilmesi gereken özel bir durum bulunmaktadır. Hukukumuzda birikmiş nafaka alacaklarında 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre nafaka alacağı zaman geçtikçe her ay ayrı ayrı tahakkuk ettiğinden, icra takip tarihinden geriye doğru 10 yıldan eski olan birikmiş nafaka alacakları zamanaşımına uğrayabilir. Dolayısıyla birikmiş nafaka alacağının varlığı kadar, bu alacağın ne zaman doğduğu ve ne zaman talep edildiği de hayati önem taşır.</p>

<p>Nafaka borcu, diğer alacaklardan farklı olarak kanun tarafından özel bir yaptırımla korunmuştur. İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi uyarınca; icra takibine rağmen nafaka borcunu ödemeyen borçlu aleyhine, alacaklının şikâyeti üzerine 3 aya kadar tazyik hapsi verilebilir. Ancak kamuoyunda bilinenin aksine her ödenmeyen nafaka hapis cezası getirmez. Hukuken tazyik hapsi verilebilmesi için ödenmeyen borcun geçmiş yıllara ait birikmiş borç değil, kesinleşmiş icra takibine rağmen ödenmeyen son 3 aya ait güncel nafaka borcu olması şarttır. Öte yandan, nafaka 1 ay bile ödenmediğinde İcra Ceza Mahkemesine başvurulabilse de bu şikâyet hakkı sürelidir. Şikâyetin, ödenmeme durumunun öğrenilmesinden itibaren 3 ay ve her hâlde borcun doğduğu tarihten itibaren 1 yıl içinde yapılması gerekir. Son olarak belirtmek gerekir ki tazyik hapsi bir ödemeye zorlama tedbiridir; dolayısıyla borçlu ilgili borcu ödediği an derhal tahliye edilir.</p>

<p>Ödenmeyen nafaka zamanla unutulmaz; ancak hukuki hakların zamanında kullanılması şarttır. "Nasıl olsa ilamım var" diyerek hakkı zamanaşımına uğratmamak ve cezai yaptırım imkânlarını kaybetmemek adına, ödenmeyen nafakalar için vakit kaybetmeksizin ilamlı icra takibi başlatmak ve gerekli hukuki adımları atmak en sağlıklı yol olacaktır.</p>

<p><strong>Av. Begüm GÜREL &amp; Hukuk Fakültesi Öğrencisi Beyza NUR</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/odenmeyen-nafaka-zamanla-unutulur-mu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/nafakas-bosanma.jpg" type="image/jpeg" length="31135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜLKİYET VE BEDELİN EŞ ZAMANLI SENKRONİZASYONU: TAŞINMAZ SATIŞLARINDA 1 EKİM 2026 ZORUNLU GÜVENLİ ÖDEME DÖNEMİ VE HUKUKİ ANALİZİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mulkiyet-ve-bedelin-es-zamanli-senkronizasyonu-tasinmaz-satislarinda-1-ekim-2026-zorunlu-guvenli-odeme-donemi-ve-hukuki-analizi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mulkiyet-ve-bedelin-es-zamanli-senkronizasyonu-tasinmaz-satislarinda-1-ekim-2026-zorunlu-guvenli-odeme-donemi-ve-hukuki-analizi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özet

Ticaret Bakanlığı tarafından Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik’te gerçekleştirilen normatif değişiklikler doğrultusunda, gayrimenkul hukukunda devrim niteliğinde bir döneme girilmektedir. Altyapı entegrasyon süreçleri sebebiyle yürürlük tarihi Ticaret Bakanlığı'nın yetkisi dahilinde 1 Ek...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ticaret Bakanlığı tarafından Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik’te gerçekleştirilen normatif değişiklikler doğrultusunda, gayrimenkul hukukunda devrim niteliğinde bir döneme girilmektedir. Altyapı entegrasyon süreçleri sebebiyle yürürlük tarihi Ticaret Bakanlığı'nın yetkisi dahilinde 1 Ekim 2026 tarihine ertelenen <strong>Güvenli Ödeme Sistemi</strong>, konut, arsa ve iş yeri satışlarında kanuni bir zorunluluk olarak devreye girmektedir. Bu çalışma; geleneksel ödeme metotlarının tasfiyesini, mülkiyet hakkının korunmasına yönelik kamu düzeni müdahalesini ve sistemin getirdiği sektörel yükümlülükleri hukuki bir projeksiyonla incelemektedir.</p>

<p><strong>I. Giriş: "Önce Tapu mu, Önce Para mı?" İkilemini Sona Erdiren Kamu Düzeni Müdahalesi</strong></p>

<p>Türk eşya hukuku pratiğinde, taşınmaz mülkiyetinin naklini sağlayan tasarruf işlemi (tescil) ile borçlandırıcı işlemden doğan edimin (satış bedelinin ödenmesi) ifası arasında kronolojik bir uyuşmazlık kronikleşmiş bir problemdir. Tarafların birbirine güven duymadığı senaryolarda; bedelin tescilden önce ödenmesi durumunda alıcının, tescilden sonra ödenmesi vaadinde ise satıcının hak kaybına uğrama riski, adli makamları meşgul eden binlerce dolandırıcılık, inançlı işlem ve sebepsiz zenginleşme davasının temelini oluşturmuştur.</p>

<p>Ticaret Bakanlığı'nın yasal mevzuatta yaptığı son dokunuş, tarafların iradesine bırakılmış "güven" unsurunu ortadan kaldırarak sistemi nesnel bir kamu garantörlüğüne bağlamıştır. 1 Ekim 2026 itibarıyla, taşınmaz satış bedelinin kısmen veya tamamen nakit, havale veya EFT gibi yöntemlerle transfer edileceği tüm işlemlerde, mülkiyetin devri ile bedelin el değiştirmesi mekanik olarak birbirine bağlanmaktadır.</p>

<p><strong>II. Sistemik İşleyiş ve Hukuki Bloke Mekanizması</strong></p>

<p>Güvenli Ödeme Sistemi, özü itibarıyla akredite edilmiş aracı finansal kuruluşlar veya entegre bankacılık ağları üzerinden işleyen bir şartlı emanet (escrow) modelidir. Süreç şu şekilde hukuki bir rutine bağlanacaktır:</p>

<p><strong>1. Ön Başvuru ve Kayıt:</strong> Taşınmaz satışına ilişkin taraflar veya yetki belgeli gayrimenkul danışmanları Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü sistemleri ile entegre finansal aracı kuruluşa başvurarak işlem verilerini sisteme işler.</p>

<p><strong>2. Fonların Bloke Edilmesi:</strong> Alıcı, kararlaştırılan satış bedelini aracı kuruluş nezdinde oluşturulan ve tarafların müdahalesine kapatılan güvenli hesaba aktarır. Bu aşamada para satıcının mülkiyetine geçmez; alıcının da tek taraflı iradesiyle parayı geri çekmesi engellenir.</p>

<p><strong>3. Eş Zamanlı İfa (Tescil ve Transfer):</strong> Tapu müdürlüğünde resmi senet tanzim edilip tescil işlemi bilgisayar ortamında onaylandığı anda, tapu otomasyon sistemi finansal sisteme dijital bir "onay" sinyali gönderir. Bu sinyalle birlikte bloke edilen fonlar saniyeler içerisinde satıcının hesabına aktarılır.</p>

<p><strong>4. İşlemin İptali Hali:</strong> Herhangi bir sebeple tescil işleminin tamamlanamaması veya tarafların vazgeçmesi durumunda, bloke edilen tutar korumalı bir şekilde doğrudan alıcının hesabına iade edilir.</p>

<p><strong>III. Kredili Satışlar ve İstisnai Durumların Mevzuattaki Yeri</strong></p>

<p>Uygulamaya dair en çok tartışılan hususlardan biri, bankacılık kredisiyle finanse edilen gayrimenkul satışlarının durumudur. Mevzuat bu konuda gri alan bırakmamıştır: Taşınmaz bedelinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu veya 6361 sayılı Kanun kapsamındaki finansman kuruluşlarınca doğrudan kredilendirilen kısmı, zaten ipotek tesisine bağlı kurumsal bir güvence taşıdığı için bu sistemin dışında tutulabilecektir. Ancak, kredi tutarının dışında kalan ve <strong>"peşinat"</strong> olarak adlandırılan özkaynak ödemelerinin (nakit/havale/EFT kısmı) Güvenli Ödeme Sistemi üzerinden geçmesi zorunludur.</p>

<p><strong>IV. "Kayıt Dışı Değer" Tehlikesi ve Sektörel Sorumluluk</strong></p>

<p>1 Ekim 2026 sonrası dönemin en büyük hukuki uyuşmazlık kaynağı, tapu harcını düşük göstermek amacıyla gayrimenkulün gerçek değeri ile tapu rayiç bedeli arasında oluşturulan farklar olacaktır. Sistem, yalnızca sisteme beyan edilen ve bloke edilen tutarın eş zamanlı transferini garanti eder.</p>

<p>Hukuki açıdan bakıldığında; sisteme rayiç bedel kadar (örneğin 1 milyon TL) bloke koyup, gayrimenkulün gerçek değeri olan kalan kısmı (örneğin 3 milyon TL) "elden" veya "farklı bir açıklamayla üçüncü kişi hesabına" gönderme alışkanlığına devam eden taraflar, çok ciddi hukuki risklerle karşılaşacaktır:</p>

<p><strong>- Önalım (Şufa) Davalarında Risk:</strong> Paylı mülkiyete konu taşınmazlarda diğer paydaşların açacağı önalım davalarında, alıcı taşınmazı sistem üzerinde resmi olarak görünen (düşük) bedelle devretmek zorunda kalabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- İptal ve İade Davalarında Hak Kaybı:</strong> Satışın muvazaa veya başka bir sebeple iptali halinde, mahkemeler resmi kayıtlara ve güvenli sistem fon akışına bakarak iade hükmü kuracağından, kayıt dışı ödenen paraların ispatı ve tahsili neredeyse imkansız hale gelecektir.</p>

<p>Bu noktada emlak işletmelerine ve meslek odalarına büyük bir hukuki sorumluluk düşmektedir. Taşınmaz ticareti yetki belgesine sahip gayrimenkul danışmanları, tarafları gerçek değer üzerinden sistemi kullanmaya yönlendirmekle yükümlüdür.</p>

<p><strong>V. Sonuç</strong></p>

<p>1 Ekim 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek olan zorunlu Güvenli Ödeme Sistemi, mülkiyet hakkının devri esnasında yaşanan asimetrik riskleri sıfırlayan köklü bir mali-hukuki reformdur. Elden para taşıma riskini, sahte para dolandırıcılığını ve kötü niyetli tescil geciktirmelerini ortadan kaldıran bu düzenleme, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede de devletin elindeki en güçlü enstrümanlardan biri olacaktır. Hukukçuların ve gayrimenkul sektörü paydaşlarının, müvekkillerini ve danışanlarını bu yeni dönemin usuli kurallarına ve özellikle gerçek değer beyanı zorunluluğuna şimdiden adapte etmesi, gelecekte doğabilecek hak kayıplarını önlemek adına kritik bir öneme sahiptir.</p>

<p><img alt="Merve Bulut" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/merve-bulut.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="203"></p>

<p><strong>Av. Merve BULUT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mulkiyet-ve-bedelin-es-zamanli-senkronizasyonu-tasinmaz-satislarinda-1-ekim-2026-zorunlu-guvenli-odeme-donemi-ve-hukuki-analizi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/ev-tokasd.jpg" type="image/jpeg" length="78207"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FATURANIN VERGİ DAİRESİNE BEYAN EDİLMESİ MALIN TESLİM ALDIĞINI GÖSTERİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/faturanin-vergi-dairesine-beyan-edilmesi-malin-teslim-aldigini-gosterir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/faturanin-vergi-dairesine-beyan-edilmesi-malin-teslim-aldigini-gosterir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vergi Dairesinin yazısına göre takibe konu faturanın davalı tarafça beyan edildiği dikkate alındığında bu husus teslime karine teşkil ettiğinden aksi yöndeki iddiayı ispat yükünün davalı tarafta bulunduğu ancak davalı tarafından aksi yöndeki savunmasını ispata yarar delil sunulmadığı, bu durumda davacının icra takibinde belirtilen asıl alacak tutarı kadar davalıdan alacaklı olduğu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5186 E., 2026/2082 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/119 Esas, 2025/892 Karar<br />
HÜKÜM : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21.Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/701 E., 2021/833 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya muhtelif tarihlerde mal sattığını, faturalarda belirtilen malların davalıya teslim edilmesine rağmen fatura bedelleri müvekkiline ödenmediğinden icra takibine geçildiğini, davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek davalının İstanbul 13. İcra Müdürlüğü'nün 2016/28701 E. sayılı dosyasına yapmış olduğu 87.227,86 TL'lik itirazın iptalini ve takibin devamını, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre, zamanaşımı, yetkisizlik itirazında bulunmuş, faturalara konu ürünlerin kendisi tarafından değil, dava dışı ...ve Yatırımı Ticaret A.Ş. ile imzalanan 22.03.2016 tarihli yüklenici sözleşmesi kapsamında dava dışı şirket tarafından kullanıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı arasında süregelen bir ticari ilişki bulunduğu, davalının yasal sonuçları ihtar edilmesine karşın mazeretsiz olarak ticari defterlerini incelemeye sunmaktan kaçındığı, davacı defterlerine göre ise davacının icra takibinde talep edilen asıl alacak kadar davalıdan alacaklı olduğu, takibe konu edilen faturaların bir kısımının imza karşılığı tebliğ edildiği bir kısmında ise imza bulunmadığı, davalı kaçınmasına karşın celp edilen BA/BS formlarının incelenmesinden ise kayıtların birbirini doğruladığı ve tüm faturaların davalı yanca ticari defterlerine işlendiği, bilirkişi raporuna göre davalının dava dışı şirket ile sözleşmesinin fesih edildiği tarihten sonra davacı yanca tanzim edilen fatura bulunmadığı, faturaların sözleşme ilişkisi içinde düzenlendiğinin tespit edildiği, Vergi Dairesinin yazısına göre takibe konu faturanın davalı tarafça beyan edildiği dikkate alındığında bu husus teslime karine teşkil ettiğinden aksi yöndeki iddiayı ispat yükünün davalı tarafta bulunduğu ancak davalı tarafından aksi yöndeki savunmasını ispata yarar delil sunulmadığı, bu durumda davacının icra takibinde belirtilen asıl alacak tutarı kadar davalıdan alacaklı olduğu, tarafların tacir oluşu dikkate alınarak takipte talep edilen faiz oranı da yerinde olduğu, alacağın likit ve hesaplanabilir olduğu, davalı/borçlunun itirazlarında haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile itirazın kısmen iptaline, takibin 87.227,86 TL asıl alacak üzerinden bu alacağa takip tarihinden itibaren takip talebinde belirtilen faiz oranları ve şartları uygulanmak suretiyle devamına, hükmolunan alacağın %20'si nispetinde hesaplanan 17.445,57 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 2016 yılında davacı tarafından düzenlenen ve Vergi Dairesine bildirilen faturaların, davalı tarafça Vergi Dairesine verilen BA formunda bildirilmiş olması ve bildirilen miktarın takibe konu alacak tutarının üstünde olması karşısında, fatura içeriği malların davalıya teslim edildiğinin kabulü gerektiği, davalı tarafça Vergi Dairesine BA formları ile mal alışlarına ilişkin bildirim yapıldığı gözetildiğinde, mal teslim edilmediğini ispat yükü üzerinde olan ancak yasal ihtara rağmen ticari defter ve kayıtlarını sunmadığı gibi başkaca kesin delil de ibraz etmeyen davalının savunmasını ispat edemediği, bu nedenle mahkemece takibe konu faturalara dayalı asıl alacak tutarı olan 87.227,86 TL yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, ayrıca eldeki davanın yalnız asıl alacak hakkında açıldığı ve mahkemece işlemiş faiz konusunda hüküm tesis edilmediği gözetildiğinde davalının bu konudaki itirazının yerinde olmadığı, yine tarafların tacir olması ve işin ticari iş niteliğinde olmasına göre takip talebinde belirtildiği gibi asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi talep edilmesi yerinde olup mahkemece takibin 87.227,86 TL asıl alacak üzerinden bu alacağa takip tarihinden itibaren takip talebinde belirtilen faiz oranları ve şartları uygulanmak suretiyle devamına karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, faturadan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 16.04.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/faturanin-vergi-dairesine-beyan-edilmesi-malin-teslim-aldigini-gosterir</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 12:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni1222010kkaa.jpg" type="image/jpeg" length="14378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SÜRESİZ NAFAKA KALKIYOR MU, YOKSA TÜRKİYE’DE BOŞANMA HUKUKU BAŞTAN MI YAZILIYOR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suresiz-nafaka-kalkiyor-mu-yoksa-turkiyede-bosanma-hukuku-bastan-mi-yaziliyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suresiz-nafaka-kalkiyor-mu-yoksa-turkiyede-bosanma-hukuku-bastan-mi-yaziliyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nafakayı değil, boşanma sistemini tartışmanın zamanı geldi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye, uzun yıllardır yoksulluk nafakasını tartışıyor.</p>

<p>Tartışmanın iki tarafı da oldukça keskin.</p>

<p>Bir tarafta, kısa süreli bir evlilik sonrasında yıllarca nafaka ödemek zorunda kaldığını söyleyenler var. Diğer tarafta ise yıllarını evine, eşine ve çocuklarına vermiş; çalışma hayatından uzaklaşmış ve boşanma sonrasında ekonomik olarak korunmaya ihtiyaç duyan insanlar bulunuyor.</p>

<p>Ancak kanaatimce yıllardır yanlış soruyu soruyoruz:</p>

<p><strong>“Nafaka süreli mi olmalı, süresiz mi?”</strong></p>

<p>Asıl sorumuz şu olmalı:</p>

<p><strong>Türkiye'de boşanmanın hukuki ve ekonomik sonuçlarını daha adil ve daha hızlı nasıl tasfiye edebiliriz?</strong></p>

<p>Çünkü nafaka meselesi, Türkiye'deki boşanma hukukunun yaşadığı çok daha büyük yapısal problemin yalnızca bir parçasıdır.</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026 tarihinde, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” istenebilmesine ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. İptal hükmünün yürürlüğe girmesi dokuz ay ertelendi.</p>

<p>Bunun ardından aile hukukunda yapılacak düzenleme artık yalnızca siyasi veya toplumsal bir tartışma olmaktan çıktı.</p>

<p>Kanun koyucunun önünde cevaplandırılması gereken önemli bir hukuk problemi bulunuyor.</p>

<p>Nitekim Adalet Bakanı Akın Gürlek, geçtiğimiz günlerde süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin ekim ayında gündeme gelecek paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığını açıkladı.</p>

<p>Daha da önemlisi, açıklamalar yalnızca nafakayla sınırlı değil.</p>

<p>Boşanma davalarının hızlandırılması ve boşanma ile nafaka, velayet ve diğer fer'î sonuçların birbirinden ayrılması üzerinde de çalışılıyor. Bakan Gürlek'in kamuoyuna yansıyan açıklamasına göre hâkimin evliliğin artık sürdürülemeyeceği kanaatine ulaşması halinde boşanma yönünden karar verebilmesi; diğer uyuşmazlıkların ise ayrılarak görülmesi üzerinde duruluyor.</p>

<p>İşte kanaatimce asıl büyük değişiklik burada olacaktır.</p>

<p><strong>BİR EVLİLİK BİTMİŞSE DEVLET TARAFLARI NEDEN YILLARCA EVLİ TUTSUN?</strong></p>

<p>Yıllardır boşanma dosyalarının içerisinde bulunan bir avukat olarak şu gerçekle defalarca karşılaşıyoruz:</p>

<p>Bazen tarafların evliliklerinin fiilen sona erdiği konusunda hiçbir tereddüt bulunmuyor.</p>

<p>Taraflar ayrı yaşıyor.</p>

<p>Ortak hayat bitmiş.</p>

<p>Birbirleriyle yeniden aile olma iradeleri kalmamış.</p>

<p>Fakat kusur, tazminat, nafaka, velayet veya diğer talepler üzerindeki uyuşmazlıklar nedeniyle dava yıllarca devam edebiliyor.</p>

<p>Burada hukuk sisteminin kendisine şu soruyu sorması gerekir:</p>

<p><strong>Bir evliliğin bittiği açıkça ortadayken, ekonomik ve fer'î uyuşmazlıklar nedeniyle insanları yıllarca hukuken evli tutmanın toplumsal faydası nedir?</strong></p>

<p>Kanaatimce boşanma hukukunda yapılacak reformun merkezine bu soru yerleştirilmelidir.</p>

<p>Evliliğin sona ermesi ile evliliğin ekonomik sonuçlarının tasfiyesi gerektiğinde birbirinden ayrılabilmelidir.</p>

<p>Boşanmanın şartları oluşmuşsa mahkeme evlilik birliğini sona erdirmeli; nafaka, tazminat ve diğer ekonomik uyuşmazlıkların çözümü gerekiyorsa ayrı şekilde devam edebilmelidir.</p>

<p>Böylelikle ekonomik uyuşmazlık, insanların medeni durumlarının yıllarca askıda kalmasına sebep olmamalıdır.</p>

<p><strong>“SÜRESİZ NAFAKA” KAVRAMINI DA DOĞRU TARTIŞMALIYIZ</strong></p>

<p>Kamuoyunda zaman zaman yoksulluk nafakasının sanki boşanan her eşe otomatik olarak ve ömür boyunca verilen bir ödeme olduğu yönünde yanlış bir algı oluşmaktadır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinin temelinde ise boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan ve kusuru daha ağır olmayan tarafın korunması düşüncesi bulunmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle nafakayı yalnızca matematiksel bir süre tartışmasına indirgemek doğru değildir.</p>

<p>Bir yıl sürmüş, çocuksuz bir evlilik düşünelim.</p>

<p>Bir de yirmi beş yıl sürmüş bir evlilik düşünelim.</p>

<p>İkinci evlilikte eşlerden biri yıllarca çocukların bakımını üstlenmiş, çalışma hayatından uzaklaşmış ve mesleki kariyerini geliştirememiş olabilir.</p>

<p>Bu iki boşanmanın ekonomik sonuçlarını aynı formülle çözmek gerçekten adaletli olabilir mi?</p>

<p>Kanaatimce olamaz.</p>

<p>Çünkü aile hukukunda eşitlik ile hakkaniyet her zaman aynı şey değildir.</p>

<p><strong>BİR GÜN EVLİ KALANLA OTUZ YIL EVLİ KALANI AYNI KURALA BAĞLAYAMAYIZ</strong></p>

<p>Yeni düzenlemeye ilişkin açıklamalarda da bu sorun açıkça görülmektedir.</p>

<p>Adalet Bakanı, bir veya iki gün evli kalan kişinin ömür boyu nafaka ödemesinin adaletsiz olabileceğini belirtirken üzerinde çalışılan modelde hâkime tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını ve somut olayın şartlarını değerlendirerek nafakayı sınırlandırabilme imkânı verilmesinin düşünüldüğünü açıkladı.</p>

<p>Aynı açıklamada, gerekli koşulların bulunması halinde hâkimin yine süresiz nafakaya hükmedebilmesinin öngörüldüğü de ifade edildi.</p>

<p>Kanaatimce doğru tartışma zemini tam olarak burasıdır:</p>

<p><strong>Otomatik süresiz nafaka da otomatik süreli nafaka da her olay bakımından adaleti sağlamaz.</strong></p>

<p>Çünkü her boşanmanın hikâyesi farklıdır.</p>

<p><strong>NAFAKAYI KALDIRMAK KOLAY, NAFAKAYA İHTİYACI ORTADAN KALDIRMAK ZORDUR</strong></p>

<p>Meselenin en az konuşulan taraflarından biri de budur.</p>

<p>Elli yaşında boşanan bir kadın düşünelim.</p>

<p>Yirmi beş yıl boyunca çocuklarını büyütmüş, evin bakımını üstlenmiş ve bu nedenle çalışma hayatından uzaklaşmış olsun.</p>

<p>Bu kişiye:</p>

<p>“Evliliğiniz sona erdi, üç yıl nafaka alabilirsiniz; sonra kendi hayatınızı kurun.”</p>

<p>demek kolaydır.</p>

<p>Fakat elli yaşından sonra bu kişinin işgücü piyasasına hangi şartlarda dönebileceği, hangi gelirle yaşayabileceği ve yıllarca üstlendiği ücretsiz aile emeğinin ekonomik karşılığının ne olacağı sorularını da cevaplamak gerekir.</p>

<p>Şimdi tersinden bakalım.</p>

<p>Altı ay veya bir yıl devam etmiş, tarafların genç olduğu, çocuk bulunmayan ve her iki eşin de ekonomik bağımsızlığını sürdürebildiği bir evlilik düşünelim.</p>

<p>Bu durumda da nafaka yükümlüsünü hiçbir süre değerlendirmesi yapılmadan belirsiz bir ekonomik yükümlülük altında bırakmak hakkaniyet sorununa dönüşebilir.</p>

<p>İşte aile hukukunun güçlüğü buradadır.</p>

<p><strong>Adalet bazen herkese aynı şeyi vermek değil, farklı durumda olanları farklı değerlendirebilmektir.</strong></p>

<p><strong>ÇÖZÜM: HÂKİME REHBERLİ TAKDİR YETKİSİ</strong></p>

<p>Kanaatimce yeni nafaka sistemi hazırlanırken tek bir süre belirlemekten kaçınılmalıdır.</p>

<p>“Evlilik süresinin yarısı kadar nafaka”, “en fazla beş yıl nafaka” veya benzeri otomatik matematiksel formüller ilk bakışta kolay uygulanabilir görünse de aile hukukunun gerçekleriyle her zaman örtüşmeyebilir.</p>

<p>Bunun yerine hâkimin önüne objektif kriterler konulmalıdır.</p>

<p>Hâkim;</p>

<p>evliliğin süresini,</p>

<p>tarafların yaşlarını,</p>

<p>çalışma ve gelir elde etme kapasitelerini,</p>

<p>çocukların yaşlarını ve bakım ihtiyaçlarını,</p>

<p>eşlerden birinin evlilik nedeniyle çalışma hayatından uzaklaşıp uzaklaşmadığını,</p>

<p>mesleki kariyer kaybını,</p>

<p>tarafların mevcut malvarlıklarını,</p>

<p>boşanma sonrasında ekonomik bağımsızlık kazanma ihtimalini</p>

<p>ve somut olayın diğer özelliklerini değerlendirmelidir.</p>

<p>Bunun sonucunda bazı dosyalarda kısa süreli nafaka;</p>

<p>bazılarında daha uzun süreli nafaka;</p>

<p>bazı özel durumlarda ise sürekli ekonomik koruma gündeme gelebilmelidir.</p>

<p>Bunun yanında toptan ödeme gibi alternatiflerin de daha etkin biçimde değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Böyle bir sistem hâkime sınırsız bir takdir yetkisi vermek anlamına gelmemelidir.</p>

<p>Tam tersine kanun, hangi kriterlerin dikkate alınacağını açıkça göstermeli; Yargıtay içtihatlarıyla da zaman içerisinde öngörülebilir standartlar oluşturulmalıdır.</p>

<p><strong>BOŞANMA DAVALARINDA ASIL REFORM</strong></p>

<p>Fakat nafakadan daha büyük problemimiz hâlâ önümüzde duruyor:</p>

<p><strong>Yargılamaların süresi.</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı da yeni dönemde hedef süre uygulamasının önemini vurgularken, ekim ayında gündeme gelmesi planlanan pakette boşanma davalarının uzamasını önlemeye yönelik tedbirlerin bulunacağını açıklıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, 2025–2029 Yargı Reformu Stratejisi'ndeki yargının etkinliği ve makul sürede yargılama hedefleriyle de birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ancak hız uğruna adil yargılanmadan vazgeçilemez.</p>

<p>Aile mahkemelerinin amacı sadece insanları hızlı boşamak değildir.</p>

<p>Amaç;</p>

<p><strong>bitmiş bir evliliği gereksiz yere sürdürmemek, devam edebilecek bir aileyi de hukuk eliyle aceleyle dağıtmamak olmalıdır.</strong></p>

<p>İşte reformun en hassas dengesi budur.</p>

<p>Yine kanatşmce insanaların genel dava sebebine göre açtık davalar da iki tarafında boşanmayı istediği durumlar da mahkemeler ivedi ve en fazla 2 duruşma içerisinde boşanmaya karar vermesi gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü yıllarca sürecek yargılama tarafların dava boyunca sadakat yükümlülüğü ve bir daha evlenebilme ve evlat sahibi olabilme ihtimallerini katlayarak düşürdüğü her kesimce aşikardır.</p>

<p><strong>BOŞANMANIN KENDİSİ İLE HESAPLAŞMASINI AYIRMAK GEREKİR</strong></p>

<p>Uzun yıllardır boşanma davalarında gördüğüm bir başka problem de kusur tartışmasının zaman zaman evliliğin neden bittiğini tespit etmekten çıkarak tarafların geçmişlerinin tamamının yargılandığı bir hesaplaşmaya dönüşmesidir.</p>

<p>Onlarca tanık.</p>

<p>Yüzlerce WhatsApp mesajı.</p>

<p>Sosyal medya kayıtları.</p>

<p>Fotoğraflar.</p>

<p>Banka hareketleri.</p>

<p>Yıllar önce söylenmiş sözler.</p>

<p>Ve sonunda mahkemeden beklenen cevap:</p>

<p><strong>Bu evlilikte kim daha fazla hatalıydı?</strong></p>

<p>Kusur, özellikle tazminat gibi sonuçlar açısından elbette hukuken önemlidir.</p>

<p>Fakat tarafların artık ortak hayatı sürdüremeyeceği açıkça anlaşılmışsa kusurun bütün ayrıntılarının araştırılmasının boşanma kararını yıllarca geciktirmesi yeniden düşünülmelidir.</p>

<p>İnsanların birbirlerinden ayrılabilmeleri için birbirlerinin hayatlarını mahkeme salonlarında yıllarca didik didik etmeleri gerçekten zorunlu mudur?</p>

<p>Yeni düzenlemenin cevaplaması gereken en önemli sorulardan biri budur.</p>

<p><strong>AİLE HUKUKUNDA YENİ BİR DÖNEMİN EŞİĞİNDEYİZ</strong></p>

<p>Önümüzdeki aylarda yapılması beklenen düzenleme yalnızca “nafaka düzenlemesi” olarak görülmemelidir.</p>

<p>Türkiye'nin önünde çok daha büyük bir fırsat bulunmaktadır:</p>

<p><strong>Boşanma hukukunu yeniden düşünmek.</strong></p>

<p>Fakat bunu yaparken iki uçtan da uzak durmalıyız.</p>

<p>Bir tarafta;</p>

<p>“Bir gün evli kaldı, ömür boyu nafaka ödeyecek.”</p>

<p>şeklindeki örnekleri bütün nafaka sisteminin özeti gibi sunmak doğru değildir.</p>

<p>Diğer tarafta;</p>

<p>“Mevcut sistemde hiçbir sorun yok.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>demek de uygulamadaki gerçekleri görmezden gelmek olur.</p>

<p>Aile hukukunda ideolojik değil, hakkaniyet merkezli bir reforma ihtiyacımız var.</p>

<p>Kadını erkeğe karşı, nafaka alacaklısını nafaka borçlusuna karşı konumlandıran bir hukuk tartışmasından da uzaklaşmalıyız.</p>

<p>Çünkü hukuk taraf seçmek için değil, bozulan dengeyi yeniden kurmak için vardır.</p>

<p><strong>SON SÖZ</strong></p>

<p>Türkiye'nin ihtiyacı boşanmayı kolaylaştıran bir sistem değildir.</p>

<p>Türkiye'nin ihtiyacı;</p>

<p><strong>bitmiş bir evliliğin hukuki varlığını gereksiz yere sürdürmeyen,</strong></p>

<p><strong>boşanmanın ekonomik sonuçlarını hakkaniyetle tasfiye eden,</strong></p>

<p><strong>çocukların üstün yararını koruyan,</strong></p>

<p><strong>ekonomik olarak güçsüz tarafı korurken diğer tarafı ölçüsüz bir yükümlülük altına sokmayan</strong></p>

<p>ve bütün bunları <strong>makul sürede</strong> gerçekleştirebilen bir aile hukuku sistemidir.</p>

<p>Bu nedenle bugün yalnızca;</p>

<p><strong>“Süresiz nafaka kalkmalı mı?”</strong></p>

<p>sorusunu tartışmakla yetinmemeliyiz.</p>

<p>Asıl sorumuz şudur:</p>

<p><strong>“Türkiye'nin nasıl bir boşanma hukukuna ihtiyacı var?”</strong></p>

<p><strong>Ve bu sorunun cevabı uygulamaya vakıf sadece kürsüden seyreden tarafların iradesi ile değil geniş katılımlı toplum tabanlı çözümlerin tartışıldığı meclislerden uygulamacı hukukçuların olduğu fikir toplantıları ile mümkündür.</strong></p>

<p><strong>Aile mahkemeleri hakimlerinin de yargı daki yükü ve işinin önemi düşünüldüğünde evli ve belli bir yaşın üzerinde hayat tecrübesine sahip olması yargıya olan güveni artıracaktır. </strong></p>

<p>Çünkü nafakanın süresini değiştirmek tek başına reform değildir.</p>

<p><strong>Asıl reform; evlilik sona erdiğinde devletin, tarafların ve çocukların hayatında adaleti nasıl yeniden kuracağını baştan düşünmektir.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eyup-sabri-canbolat" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Eyüp Sabri CANBOLAT"><img alt="Av. Eyüp Sabri CANBOLAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/01/eyup-sabri-canbolat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eyup-sabri-canbolat" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Eyüp Sabri CANBOLAT">Av. Eyüp Sabri CANBOLAT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suresiz-nafaka-kalkiyor-mu-yoksa-turkiyede-bosanma-hukuku-bastan-mi-yaziliyor-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/bosanma-jnafaka.jpg" type="image/jpeg" length="38898"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TRANSFER SÜRECİNDE SPORCUNUN SAĞLIK VERİLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/transfer-surecinde-sporcunun-saglik-verileri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/transfer-surecinde-sporcunun-saglik-verileri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I.KVKK KAPSAMINDA SAĞLIK VERİLERİNİN İŞLENMESİ VE KULÜPLER ARASI AKTARIM

Bir sporcunun transferi, yalnızca sportif performansın ve sözleşme koşullarının değerlendirildiği bir süreç değildir. Özellikle profesyonel sporda sporcunun sağlık durumu, transfer kararının ekonomik ve sportif sonuçları bak...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I.KVKK KAPSAMINDA SAĞLIK VERİLERİNİN İŞLENMESİ VE KULÜPLER ARASI AKTARIM</strong></p>

<p>Bir sporcunun transferi, yalnızca sportif performansın ve sözleşme koşullarının değerlendirildiği bir süreç değildir. Özellikle profesyonel sporda sporcunun sağlık durumu, transfer kararının ekonomik ve sportif sonuçları bakımından önemli bir unsurdur. Geçmiş sakatlıklar, ameliyatlar, tedavi süreçleri, mevcut sağlık durumu ve sporcunun sportif faaliyetine devam etmesine ilişkin tıbbi değerlendirmeler, yeni kulübün kararını doğrudan etkileyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak sağlık bilgisinin transfer açısından değer taşıması, bu bilginin sınırsız biçimde kullanılabileceği anlamına gelmez. Tam tersine, sporcu sağlık verileri bakımından transfer süreci; <strong>kulübün sporcuyu tanıma ve sportif riskleri değerlendirme ihtiyacı ile sporcunun kişisel verilerinin korunması hakkının karşı karşıya geldiği özel bir alan</strong> oluşturur.</p>

<p>Bu nedenle transfer sürecinde asıl mesele, sağlık verisinin işlenip işlenemeyeceğinden ziyade, <strong>hangi sağlık verisinin, hangi amaçla, hangi hukuki dayanakla ve ne ölçüde işlenebileceğinin belirlenmesidir.</strong></p>

<p><strong>II. SAĞLIK VERİSİNİN TRANSFER SÜRECİNDEKİ ÖZEL KONUMU</strong></p>

<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ("KVKK") bakımından sağlık verileri özel nitelikli kişisel veriler arasında yer almaktadır. Kişinin fiziksel, zihinsel veya sosyal sağlık durumunu ortaya koyan tetkik sonuçları, ön teşhis ve teşhis bilgileri, tedavi bilgileri ve benzeri veriler sağlık verisi kapsamında değerlendirilmektedir. Bu sınıflandırmanın spor hukuku açısından önemli bir sonucu vardır.</p>

<p>Bir kulübün elinde bulunan sporcunun sağlık dosyası, yalnızca sportif performansa ilişkin teknik bir kayıt değildir. Dosyada yer alan bir MR sonucu, ameliyat bilgisi, rehabilitasyon kaydı veya belirli bir hastalığa ilişkin bilgi sporcunun özel hayatına ilişkin oldukça hassas bilgiler içerebilir.</p>

<p>Dolayısıyla kulübün sportif bir organizasyon olması, elindeki sağlık verilerinin de sportif amaçla sınırsız biçimde kullanılabileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Burada KVKK'nın temel ilkeleri belirleyici hale gelir. Kişisel verilerin belirli, açık ve meşru amaçlarla işlenmesi; işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>Transfer sürecinde bu ilkenin karşılığı, <strong>transfer için gerekli sağlık bilgisi ile sporcunun bütün sağlık geçmişinin birbirinden ayrılmasıdır.</strong></p>

<p><strong>III. TRANSFER İÇİN GEREKLİ BİLGİ İLE SAĞLIK DOSYASININ TAMAMI AYNI ŞEY DEĞİLDİR</strong></p>

<p>Bir kulübün transfer etmek istediği sporcunun sağlık durumunu değerlendirmesi son derece anlaşılabilir bir ihtiyaçtır.</p>

<p>Örneğin profesyonel bir futbolcunun devam eden bir sakatlığının bulunup bulunmadığı, basketbolcunun daha önce geçirdiği ciddi bir diz ameliyatının mevcut performansını etkileyip etkilemediği veya yüzücünün omuz problemine ilişkin devam eden bir tedavi sürecinin olup olmadığı transfer kararında önem taşıyabilir. Fakat bundan, kulübün sporcunun hayatı boyunca sahip olduğu bütün sağlık kayıtlarına erişmesinin gerekli olduğu sonucu çıkmaz.</p>

<p>Örneğin sporcunun transfer kararını etkilemeyen, yıllar önce geçirmiş olduğu bir rahatsızlığa ilişkin ayrıntılı tıbbi kayıtların yeni kulübe aktarılması ile mevcut ve sportif faaliyeti doğrudan etkileyen bir sakatlığa ilişkin bilginin paylaşılması aynı ölçüde değerlendirilemez.</p>

<p>Bu nedenle transfer sürecinde uygulanması gereken ölçülülük testi oldukça somuttur:</p>

<p><strong><i>‘’Verinin transfer kararındaki amacı nedir ve aynı amaç daha sınırlı bir veriyle gerçekleştirilebilir mi?’’</i></strong></p>

<p>Bu yaklaşım, kulübün meşru ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Tam tersine, kulübün gerçekten ihtiyaç duyduğu bilgiyi hukuka uygun şekilde elde etmesine imkân verirken, sporcunun gereksiz sağlık bilgilerinin dolaşıma girmesini engeller.</p>

<p><strong>IV. ESKİ KULÜBÜN ELİNDEKİ SAĞLIK KAYITLARININ YENİ KULÜBE AKTARILMASI</strong></p>

<p>Transfer sürecinin en hassas noktalarından biri, eski kulübün elinde bulunan sağlık kayıtlarının yeni kulüple paylaşılmasıdır.</p>

<p>Burada yeni kulübün sporcuyu kendi sağlık ekibi aracılığıyla muayene etmesini eski kulübün kendi elinde bulunan sağlık kayıtlarını yeni kulübe göndermesinden ayırmak gerekir.</p>

<p>İlk durumda yeni kulüp, transfer sürecinde kendi gerçekleştirdiği sağlık değerlendirmesini yapmaktadır. İkinci durumda ise mevcut bir veri seti başka bir kulübe aktarılmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla transferin gerçekleşmesi, eski kulübün elindeki sağlık dosyasının kendiliğinden yeni kulübün kullanımına açılması sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Eski kulübün aktaracağı her veri bakımından öncelikle KVKK'nın özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesine ilişkin güncel m. 6 rejimi değerlendirilmelidir. 2024 yılında yapılan değişiklikle m. 6 yeniden düzenlenmiş ve özel nitelikli kişisel verilerin işlenebileceği hukuki sebepler genişletilmiştir. Bu değişiklik 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Burada önemli olan, yalnızca bir hukuki sebebin varlığını tespit etmek değildir. İşleme faaliyetinin aynı zamanda Kanun'un genel ilkelerine uygun olması gerekir.</p>

<p>Dolayısıyla örneğin bir veri işleme faaliyetinin belirli bir hukuki sebebe dayanması, kulübün sporcunun sağlık geçmişinin tamamını yeni kulübe gönderebileceği anlamına gelmez. <strong>Hukuki sebep ile ölçülülük birbirinin alternatifi değildir; birlikte değerlendirilmelidir.</strong></p>

<p><strong>V. AÇIK RIZA HER ŞEYİ ÇÖZMEZ</strong></p>

<p>Transfer süreçlerinde uygulamada en kolay çözüm olarak sporcudan açık rıza alınması düşünülebilir. Ancak açık rıza, sağlık verilerinin sınırsız biçimde aktarılmasına yönelik bir "hukuki izin belgesi" olarak görülmemelidir.</p>

<p>Açık rızanın belirli bir konuya ilişkin olması ve ilgili kişinin neye rıza verdiğini bilmesini sağlayacak bir bilgilendirmeye dayanması gerekir. Bunun yanında veri işleme faaliyetinin kapsamının da ölçülü olması gerekir.</p>

<p>Örneğin sporcunun "sağlık verilerimin yeni kulüple paylaşılmasına rıza veriyorum" şeklindeki genel bir beyanı ile hangi sağlık kayıtlarının, hangi amaçla ve ne kadar süreyle paylaşılacağı arasında önemli bir fark bulunmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle daha sağlıklı bir model, transfer bakımından gerekli sağlık değerlendirmesinin kapsamının önceden belirlenmesi ve mümkün olduğu ölçüde yalnızca bu değerlendirmeye hizmet eden verilerin işlenmesidir.</p>

<p>Burada amaç sporcunun sağlık bilgilerinin kulüpten tamamen saklanması değil; <strong>kulübün ihtiyacı ile sporcunun mahremiyeti arasında makul bir sınır oluşturulmasıdır.</strong></p>

<p><strong>VI. SAĞLIK VERİSİNE KİMLER ERİŞEBİLİR?</strong></p>

<p>Sorunun bir diğer boyutu da verinin yalnızca aktarılması değil, kulüp içerisinde kimler tarafından görülebileceğidir.</p>

<p>Bir sporcunun sağlık dosyasının kulübün elinde bulunması, kulüpte çalışan herkesin bu verilere erişebileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Sağlık ekibinin, teknik ekibin, yöneticilerin, hukuk biriminin ve idari personelin görevleri birbirinden farklıdır. Her bir kişinin sporcunun sağlık verisinin tamamına erişmesi çoğu durumda gerekli olmayacaktır.</p>

<p>Bu nedenle transfer sonrasında da <strong>erişim yetkilerinin görev ve ihtiyaç temelinde sınırlandırılması</strong>, sağlık verilerinin güvenliği bakımından önem taşır.</p>

<p>Örneğin teknik direktörün sporcunun sahaya çıkmasına engel olan mevcut sakatlığı hakkında bilgi sahibi olması gerekebilirken, geçmişte yapılmış bütün tıbbi tetkiklerin ayrıntılarına erişmesinin gerekli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu yaklaşım, yalnızca KVKK bakımından değil, sporcunun kulübe duyduğu güven bakımından da önemlidir. Sağlık verisinin kulüp içinde gereğinden fazla kişiye açılması, sporcunun özel hayatına ilişkin bilgilerin yayılma riskini artırır.</p>

<p><strong>VII. SPOR HUKUKUNDA BU MESELE NE KADAR YENİ?</strong></p>

<p>Sporcuların sağlık verilerinin korunması, uluslararası spor hukukunda özellikle anti-doping uygulamaları nedeniyle uzun süredir tartışılmaktadır.</p>

<p>CAS tarafından yayımlanan <i>Health Data Transfer and Processing in CAS Proceedings</i> başlıklı çalışmada, sporcuların sağlık verilerinin CAS yargılamaları kapsamında aktarılması ve işlenmesi GDPR açısından incelenmiştir. Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, spor alanındaki sağlık verilerinin veri koruma hukukundan bağımsız düşünülemeyeceğinin açık biçimde ortaya konulmasıdır. Çalışmanın yayımlandığı dönemde yazarlar, bu konunun CAS süreçlerinde giderek ortaya çıktığını ancak kamuya açık rehberlik ve içtihadın sınırlı olduğunu da belirtmiştir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Bu çalışma, <strong>eski kulübün sporcunun sağlık dosyasını yeni kulübe aktardığı bir transfer uyuşmazlığına ilişkin CAS kararı değildir.</strong></p>

<p>Dolayısıyla bunu doğrudan bir emsal karar olarak kullanmak doğru olmaz.</p>

<p>Buna rağmen spor hukuku açısından önemli bir gösterge sunmaktadır. Spor faaliyetinin gerektirdiği sağlık verisi işleme faaliyetleri dahi veri koruma ilkelerinden bağımsız değildir. Transfer süreçlerinde ise aynı mesele, bu kez kulüpler arasındaki veri aktarımı ve sporcunun kariyeri üzerindeki ekonomik sonuçlar bakımından ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Kamuya açık CAS içtihadında doğrudan <strong>"eski kulübün sağlık dosyasının yeni kulübe aktarılması"</strong> konusunun henüz güçlü ve yerleşik bir içtihat alanı oluşturmamış olması da dikkat çekicidir.</p>

<p>Bu durum, transfer süreçlerinde sağlık verilerinin korunmasına ilişkin uygulamanın önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanabileceğini göstermektedir.</p>

<p><strong>VIII. ULUSLARARASI TRANSFERLERDE MESELE DAHA DA KARMAŞIK HALE GELİYOR</strong></p>

<p>Sporcunun bir Türk kulübünden yabancı bir kulübe transfer edilmesi halinde konu yalnızca sağlık verisinin işlenmesiyle sınırlı kalmayabilir; verinin <strong>yurt dışına aktarılması</strong> da gündeme gelir.</p>

<p>Bu durumda KVKK'nın güncel 9. maddesinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>2024 yılında değiştirilen sistem uyarınca yurt dışına aktarımda, öncelikle KVKK'nın 5. ve 6. maddelerinde belirtilen işleme şartlarından birinin bulunması ve aktarım bakımından Kanun'da öngörülen mekanizmalardan birinin uygulanması gerekir. Yeterlilik kararı, uygun güvenceler veya kanunda düzenlenen sınırlı istisnai haller bu sistemin parçalarıdır. Uygun güvenceler arasında standart sözleşmeler ve bağlayıcı şirket kuralları da bulunmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla Türkiye'deki bir kulübün elinde bulunan sporcunun sağlık dosyasının yabancı bir kulüple paylaşılması, yalnızca "transfer gerçekleşiyor" denilerek gerçekleştirilebilecek basit bir veri aktarımı olarak görülmemelidir.</p>

<p>Özellikle uluslararası transferlerde veri aktarımının hukuki dayanağı, aktarımın kapsamı, alıcı kulüp ve alınan teknik ve idari tedbirler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>IX. KULÜPLER AÇISINDAN NASIL BİR MODEL OLUŞTURULABİLİR?</strong></p>

<p>Transfer süreçlerinde sağlık verilerinin korunması bakımından en güvenli yaklaşım, "dosyanın tamamını paylaşmak" yerine <strong>ihtiyaç duyulan sağlık bilgisinin belirlenmesi</strong> olacaktır.</p>

<p>Bu kapsamda kulüpler açısından;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>transfer için hangi sağlık bilgilerinin gerekli olduğunun önceden belirlenmesi,</li>
 <li>gereksiz veya transfer kararıyla ilgisi bulunmayan tıbbi kayıtların aktarılmaması,</li>
 <li>mümkün olduğunda yeni kulüp tarafından bağımsız bir sağlık değerlendirmesi yapılması,</li>
 <li>sağlık verilerine erişimin görev gereği ihtiyaç duyan kişilerle sınırlandırılması,</li>
 <li>verilerin saklama sürelerinin belirlenmesi,</li>
 <li>sporcuya veri işleme faaliyetleri hakkında gerekli aydınlatmanın yapılması,</li>
 <li>uluslararası transferlerde KVKK m. 9 bakımından ayrıca değerlendirme yapılması,</li>
</ul>

<p>sağlıklı bir veri yönetimi sisteminin temel unsurları olabilir.</p>

<p>Bu yaklaşım aynı zamanda kulübün menfaatlerini de korur. Çünkü ölçüsüz biçimde toplanan ve dolaşıma sokulan sağlık verisi, yalnızca sporcu bakımından değil, kulüp bakımından da hukuki ve idari risk yaratabilir.</p>

<p><strong>X. SONUÇ</strong></p>

<p>Transfer sürecinde sporcunun sağlık durumunun değerlendirilmesi, profesyonel sporun doğal ihtiyaçlarından biridir. Bir kulübün, sözleşme yapacağı sporcunun sportif faaliyetine ilişkin sağlık durumunu bilmek istemesi makuldür. Ancak bu meşru ihtiyaç, sporcunun sağlık geçmişinin tamamının kulübün erişimine açılmasını haklı kılmaz.</p>

<p>KVKK bakımından esas alınması gereken yaklaşım; <strong>amaç, hukuki sebep, gereklilik, ölçülülük ve erişim sınırlarının birlikte değerlendirilmesidir.</strong></p>

<p>Spor hukukunda sağlık verilerinin korunması konusunda doğrudan transfer uyuşmazlıklarına ilişkin içtihadın henüz sınırlı olması da bu alanı ayrıca önemli hale getirmektedir. CAS'ın özellikle anti-doping süreçlerinde sağlık verilerinin aktarılması ve işlenmesine ilişkin çalışmaları, spor faaliyetinin kendine özgü ihtiyaçlarının veri koruma hukukunun dışında bir alan oluşturmadığını göstermektedir.</p>

<p>Sonuç olarak transfer, sporcunun <strong>sportif geleceğinin</strong> yeni bir kulübe taşınmasıdır; sağlık geçmişinin sınırsız biçimde devredilmesi değildir.</p>

<p>Spor hukukunun önümüzdeki dönemde daha fazla karşılaşacağı meselelerden biri de, kulübün sporcuyu değerlendirebilmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi ile sporcunun özel hayatına ait sağlık verilerinin korunması arasındaki bu sınırın nerede çizileceği olacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kubra-zeybek" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kübra ZEYBEK"><img alt="Av. Kübra ZEYBEK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/10/kubra-bilgin.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kubra-zeybek" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kübra ZEYBEK">Av. Kübra ZEYBEK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/transfer-surecinde-sporcunun-saglik-verileri-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/spor.jpg" type="image/jpeg" length="27269"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/41 esas - 2026/107 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202641-esas-2026107-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202641-esas-2026107-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2026/41 esas - 2026/107 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>20</strong><strong>26/41</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>202</strong><strong>6</strong><strong>/</strong><strong>107</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi :</strong> <strong>13</strong><strong>/</strong><strong>5</strong><strong>/202</strong><strong>6</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>18/9</strong><strong>/2026-</strong><strong>3337</strong><strong>4</strong></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN:</strong> Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU:</strong> 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 26. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın Anayasa’nın 8., 104. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ</strong> <strong>İSTE</strong><strong>NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ</strong> <strong>KURALI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) 26. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkra şöyledir:</p>

<p>“<i><strong><u>(10)</u></strong></i> <i>(</i><i>Ek:RG</i><i>-6/4/2024-32512-CK-158/26</i> <i>md.</i><i>)</i> <i><strong><u>Bakanlıkta, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek</u></strong></i> <i><strong><u>26</u></strong></i> <i><strong><u>ncı</u></strong></i> <i><strong><u>maddesine göre sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebilir.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 30/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. AYIRMA VE ESASA KAYIT KARARI</strong></p>

<p><strong>2.</strong> 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 26. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin davanın E.2024/106 sayılı davadan ayrılmasına, yeni bir esasa kaydedilmesine ve esas incelemenin bu yeni esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p><strong>3.</strong> Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Emre DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>CBK’ların</strong> <strong>Anayasal Çerçevesi ve Yargısal</strong> <strong>Denetimi</strong></p>

<p><strong>4.</strong> Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13).</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>CBK’nın</strong> <strong>26. Maddesiyle (1) Numaralı</strong> <strong>CBK’nın</strong> <strong>160. Maddesine Eklenen (10) Numaralı Fıkranın</strong> <strong>İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>5.</strong> Dava konusu kural, Dışişleri Bakanlığında (Bakanlık), 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) ek 26. maddesine göre sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebilmesini öngörmektedir.</p>

<p><strong>6.</strong> Kuralın atıfta bulunduğu anılan KHK’nın ek 26. maddesinin birinci fıkrasında Cumhurbaşkanlığı, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilatlanmasına ilişkin CBK’larda öngörülmesi kaydıyla 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, özel bilgi ve uzmanlık gerektiren geçici mahiyetteki işlerde yerli veya yabancı personelin tam zamanlı, kısmi zamanlı veya projelerle sınırlı olarak sözleşmeyle istihdam edilebileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>7.</strong> Anılan maddenin ikinci fıkrasında, bu madde kapsamında sözleşmeli olarak istihdam edilecek personele verilecek her türlü ödemeler dâhil ücretlerin söz konusu Kanun’un 4. maddesinin (B) bendine göre çalıştırılanlar için uygulanmakta olan sözleşme ücreti tavanının beş katını aşmamak üzere Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makamca ilgililerin yürüteceği görevler gözönüne alınarak tespit edileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>8.</strong> Maddenin üçüncü fıkrasında, madde kapsamında sözleşmeli olarak istihdam edilen personelin 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacağı, dördüncü fıkrasında bu madde kapsamında kısmi zamanlı olarak çalıştırılanlar için iş sonu tazminatının ödenmeyeceği ve işsizlik sigortası priminin yatırılmayacağı, beşinci fıkrasında kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla bu statüde çalıştırılmanın, sözleşme bitiminde kamu kurum ve kuruluşlarında herhangi bir pozisyon, kadro veya statüde çalışma açısından kazanılmış hak teşkil etmeyeceği, altıncı fıkrasında ise bu kapsamda istihdam edilecek personelde kurumsal hizmetlerin gerektirmesi hâlinde aranacak öğrenim ve yabancı dil bilgisi şartı ile diğer şartlar, bunların işe alınmaları, sınav ve istisnaları, sözleşme süre, usul ve esasları, görev, yetki ve yükümlülükleri, sözleşmelerinin feshi ile istihdamlarına dair diğer hususların kurumlarınca çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>9.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla Bakanlıkta yerli ve yabancı sözleşmeli uzman personel istihdam edilebilmesinin öngörüldüğü, istihdamın nasıl yapılacağı konusunda ise 375 sayılı KHK’ya atıfta bulunulduğu ancak anılan KHK’ya atıfta bulunulmuş olmasının kanunla düzenlenme şartını sağlamadığı, kamu görevlilerinin niteliklerine, görev ve yetkilerine, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerine ilişkin hususların münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği, Cumhurbaşkanının bu konuda belirleme ve düzenleme yapma yetkisi bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 8., 104. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3</strong><strong>.</strong> <strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>a</strong><strong>. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>10.</strong> Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 8. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p><strong>11.</strong> Personel istihdamı idarenin teşkilat yapısıyla ilgili olup idarenin kuruluş ve görevlerinin bir parçasını teşkil etmektedir (AYM, E.2018/123, K.2022/138, 9/11/2022, § 55).</p>

<p><strong>12.</strong> Bu itibarla Bakanlıkta, 375 sayılı KHK’nın ek 26. maddesine göre sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebilmesini öngören dava konusu kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında <i>yürütme yetkisine ilişkin bir konuyu</i> düzenlemektedir.</p>

<p><strong>13.</strong> Öte yandan kuralın Bakanlıkta anılan KHK’nın ek 26. maddesine göre sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebilmesi amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kural, söz konusu personelin mali ve diğer özlük hakları açısından yeni bir hukuki durum oluşmasına neden olmadığından mülkiyet hakkına ilişkin bir hususu düzenlememektedir (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2024/201, K.2025/262, 11/12/2025, § 13).</p>

<p><strong>14.</strong> Bu itibarla kural, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevler ile ilgili herhangi bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p><strong>15.</strong> Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasına göre “<i>İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.</i>” Ancak Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında “<i>Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.</i>” denilmek suretiyle bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması yönünden CBK’larla düzenleme yapılmasına açıkça izin verilmiştir.</p>

<p><strong>16.</strong> Bu bağlamda Anayasa’nın CBK’lar tarafından düzenleneceğini özel olarak öngördüğü bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının düzenlenmesi kapsamında, bu konularla sınırlı olmak üzere Anayasa’nın 123. maddesinin anılan hükmünde belirtilen hususlarda düzenleme yapılabilir (AYM, E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, § 31).</p>

<p><strong>17.</strong> Bakanlıkta sözleşmeli personel çalıştırılabilmesine ilişkin konunun Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca CBK’yla düzenlenmesi açıkça hükme bağlanmış olan, bakanlıklara dair yetki kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>18.</strong> Kuralın atıfta bulunduğu KHK’nın ek 26. maddesinde Cumhurbaşkanlığı, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında sözleşmeli personel istihdam edilebilmesi için bu hususun anılan kurum ve kuruluşların teşkilatlanmasına ilişkin CBK’larda öngörülmesi şartı aranmaktadır. Dolayısıyla Bakanlıkta sözleşmeli personel çalıştırılabilmesi için KHK hükmüne atıfta bulunan kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>19.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>b</strong><strong>. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>20.</strong> 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>21.</strong> Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p><strong>22.</strong> Hukuk devletinin temel unsurlarından biri belirlilik ilkesidir.<i> </i>Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke,<i> </i>yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirir.</p>

<p><strong>23.</strong> Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2022/113, K.2023/112, 22/6/2023, § 29; E.2018/125, K.2020/4, 22/1/2020, § 28).</p>

<p><strong>24.</strong> Dava konusu kuralla Bakanlıkta sözleşmeli personel çalıştırılabilmesi amacıyla 375 sayılı KHK’nın ek 26. maddesine atıfta bulunulmaktadır. Dolayısıyla belirlilik ilkesi gereğince kuralın atıfta bulunduğu KHK hükmünde anılan personelin istihdamına ve bununla bağlantılı olarak hukuki statülerine ilişkin temel ilkeler, hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olarak belirlenmelidir.</p>

<p><strong>25.</strong> Bu bağlamda söz konusu KHK’nın ek 26. maddesinde anılan madde kapsamında personel istihdamına ilişkin usul ve esasların açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel bir şekilde tespit edildiği görüldüğünden kural bu yönüyle bir belirsizlik içermemektedir.</p>

<p><strong>26.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>27. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 26. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkraya yönelik iptal talebi 13/5/2026 tarihli ve E.2026/41, K.2026/107 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. HÜKÜM</strong></p>

<p>5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 26. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın;</p>

<p><strong>A.</strong> Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>B.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>13/5/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı <i>Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi</i>’nin 26. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<p>2. Dava konusu kuralda, Bakanlıkta 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 26. maddesine göre sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>3. 375 sayılı KHK’nın ek 26. maddesinin birinci fıkrasında, Cumhurbaşkanlığı, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilatlanmalarına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde öngörülmesi kaydıyla; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, özel bilgi ve uzmanlık gerektiren geçici mahiyetteki işlerde, yerli veya yabancı personelin tam zamanlı, kısmi zamanlı veya projelerle sınırlı olarak sözleşmeyle istihdam edilebileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Aynı maddenin devamında, bu personele yapılacak her türlü ödemeler dâhil ücretlerin 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) bendine göre çalıştırılanlar için uygulanmakta olan sözleşme ücreti tavanının beş katını aşmamak üzere Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makamca belirleneceği; bu personelin 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacağı; kısmi zamanlı çalıştırılanlar için iş sonu tazminatı ödenmeyeceği ve işsizlik sigortası primi yatırılmayacağı; bu statüde çalıştırılmanın sözleşme bitiminde herhangi bir pozisyon, kadro veya statüde çalışma bakımından kazanılmış hak teşkil etmeyeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Maddenin son fıkrasında ise bu kapsamda istihdam edilecek personelde aranacak öğrenim ve yabancı dil bilgisi şartı ile diğer şartların, bunların işe alınmaları, sınav ve istisnaları, sözleşme süre, usul ve esasları, görev, yetki ve yükümlülükleri, sözleşmelerinin feshi ile istihdamlarına dair diğer hususların kurumlarınca çıkarılan yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>6<strong>.</strong> Bu düzenleme yapısı karşısında dava konusu CBK kuralı, yalnızca açıklayıcı veya hatırlatıcı nitelikte bir atıf hükmü olarak görülemez. Zira 375 sayılı KHK’nın ek 26. maddesi, uygulama alanını Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde öngörülme şartına bağlamıştır. Başka bir ifadeyle dava konusu CBK hükmü bulunmadıkça, Bakanlıkta ek 26. madde kapsamında sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>7. Dolayısıyla CBK hükmü, Bakanlık bakımından yeni bir personel statüsünü ve bu statüye bağlı mali, sosyal ve hukuki sonuçları uygulanabilir hâle getiren kurucu unsurdur. Bu yönüyle kural, idarenin teşkilat yapısını belirlemenin ötesine geçmekte; kamu hizmetlerinin kim tarafından, hangi statüde, hangi mali ve sosyal haklarla ve hangi güvenceler altında yürütüleceğini belirlemektedir.</p>

<p>8. Kuşkusuz bakanlıklarda personel istihdam edilmesine ilişkin düzenlemelerin idarenin örgütlenmesiyle bağlantısı bulunmaktadır. Ancak bu bağlantı, her türlü personel rejimi düzenlemesinin Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrası kapsamında CBK ile yapılabileceği anlamına gelmez. Anayasa’nın 106. maddesi bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev ve yetkileri ile teşkilat yapısının CBK ile düzenlenmesine izin vermekte; kamu personelinin statüsü, hakları, yükümlülükleri ve mali rejimi bakımından Anayasa’nın 104. ve 128. maddelerinde öngörülen kanunilik güvencesini ortadan kaldırmamaktadır.</p>

<p>9. Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. Aynı maddede memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hak ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği açıkça belirtilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>10. Dışişleri Bakanlığı bünyesinde yürütülecek uzmanlık hizmetlerinin kamu hizmeti niteliği tartışmasızdır. Bu hizmetlerde görev alacak kişilerin 657 sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personele ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın, ayrıksı bir sözleşmeli personel rejimi içinde istihdam edilmesi; sözleşmenin süresi, feshi, görev ve yükümlülükleri, ücret sınırı, sosyal güvenlik durumu, tazminat ve kazanılmış hak doğurmama sonuçlarıyla birlikte personel statüsünün temel unsurlarına ilişkindir.</p>

<p>11. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesinde, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı hükme bağlanmıştır. Kamu hizmetinde görevlendirilecek personelin statüsü, hak ve yükümlülükleri ile özlük ve mali hakları, Anayasa’nın 128. maddesi gereğince münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konulardandır.</p>

<p>12. Öte yandan aynı fıkranın dördüncü cümlesi uyarınca kanunda açıkça düzenlenen konularda da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. 375 sayılı KHK’nın ek 26. maddesinde bu personel rejiminin temel unsurları açıkça düzenlenmiştir. Kanun hükmünün, uygulanabilirliği CBK’da öngörülme şartına bağlamış olması, açıkça kanunla düzenlenen bir alanı CBK alanına dönüştürmez. Kanun koyucu, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini zorunlu tuttuğu bir konunun kurucu unsurunu CBK’ya bırakarak konu bakımından yetki sınırını genişletemez.</p>

<p>13. Kural ayrıca, atıf yoluyla da olsa, personele yapılacak ödemeler, iş sonu tazminatı, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik statüsü ve sözleşme sonunda kazanılmış hak doğup doğmayacağı gibi mali sonuçları Bakanlık bakımından yürürlüğe sokmaktadır. Bu mali sonuçlar, mülkiyet hakkı ve hukuki güvenlik bakımından doğrudan etkiler doğurduğu gibi; sözleşme ile çalışma koşullarının belirlenmesi yönünden Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde güvence altına alınan sözleşme özgürlüğü ve çalışma hakkı alanına da temas etmektedir. Bu haklara yönelik sınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca kanunla yapılması gerekir.</p>

<p>14. Atıf yapılan kanun hükmünün varlığı, CBK kuralını konu bakımından yetkili hâle getirmemektedir. Çünkü somut olayda kanun hükmü, ancak CBK’da öngörülmesi hâlinde uygulanabilen bir rejim kurmuştur. Bu durumda CBK, yalnızca mevcut bir kanun hükmünü tekrar etmemekte; Bakanlık bakımından söz konusu istihdam rejiminin uygulanmasının anayasal ve hukuki kapısını açmaktadır. Bu kapının CBK ile açılması, Anayasa’nın münhasıran kanun alanı olarak koruduğu personel statüsü ve temel hak güvenceleriyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>15. Bu nedenle dava konusu kuralın Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrası kapsamında salt teşkilat düzenlemesi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Kural, Bakanlığın teşkilat şemasını veya idari birimlerini belirlemekle sınırlı kalmamakta; Bakanlıkta görev yapacak uzmanların hukuki statüsünü ve bu statünün mali, sosyal ve sözleşmesel sonuçlarını belirleyen personel rejimini Bakanlık bakımından uygulanabilir hâle getirmektedir.</p>

<p>16. Açıklanan nedenlerle, 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 26. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerine aykırı olduğu kanaatiyle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. ​</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 26. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığından iptal isteminin reddine ilişkin kanaatine katılmamaktayım.</p>

<p>2. Dava konusu kural Dışişleri Bakanlığında, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 26. maddesine göre sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilmesine imkan vermektedir. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 26. maddesi tam zamanlı, kısmi zamanlı ya da sadece bazı projelerde yerli ve yabancı sözleşmeli personel istihdamını, aralarında ücretleri de olmak üzere bunların bazı özlük haklarını, istihdam edilecek personelde aranacak şartları ve mesleğe giriş sınavı ile sözleşmenin feshini düzenlemektedir.</p>

<p>3. Bu yönü ile bakıldığında dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmü ile çalıştırılmasına müsaade edilen personelin Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında görülmesi söz konusu değilse de kuralla çalışma ve sözleşme özgürlüğü ile çalışma hakkı ve ödevi başlıklı Anayasa’nın 48. ve 49. maddeleri bağlamında düzenlemeler yapılmaktadır.</p>

<p>4. Dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmü bu konuyu düzenlemeyip esasında atıf yaptığı 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 26. maddesini devreye sokmaktadır. Sözleşme ile istihdamı ve bu şekilde çalıştırılan kişilerin ücretleri başta olmak üzere bazı özlük haklarını ve aynı zamanda mülkiyet hakkı gibi bir konuyu düzenlemesi gerekçesiyle dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün mülkiyet hakkına yönelik düzenleme yapması yanında çalışma ve sözleşme özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin kuralları da bünyesinde barındırdığı görülmektedir.</p>

<p>5. Bu yönü ile dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmü konu bakımından yetki yönüyle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırılık taşıdığından iptali gerekmektedir.</p>

<p>Üye</p>

<p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>1. Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair (158) numaralı CBK’nın 26. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>2. Dava konusu kural, Dışişleri Bakanlığında 375 sayılı KHK’nın ek 26. maddesi uyarınca sözleşmeli yerli veya yabancı uzman istihdam edilmesini düzenlemektedir. Ancak ek 26. maddenin birinci fıkrası incelendiğinde görülecektir ki, bu istihdam imkânının kullanılabilmesi doğrudan ilgili kurumun teşkilat kararnamesinde bu yönde bir hüküm bulunması şartına bağlanmıştır.</p>

<p>3. Dava konusu kuralın gerçek hukuki niteliğini de tam olarak bu şart belirlemektedir. Söz konusu kanun hükmü, tek başına hiçbir bakanlıkta uygulanma kabiliyetine sahip değildir; işlerlik kazanması tamamen bir CBK düzenlemesinin varlığına muhtaç bırakılmıştır. Dolayısıyla karşımızdaki kural, kanunda zaten var olanı sadece hatırlatan ya da tekrarlayan pasif bir atıf maddesi değildir. Aksine, ek 26. maddedeki rejimini Dışişleri Bakanlığı özelinde ilk kez canlandıran ve hukuken sonuç doğurur hâle getiren kurucu bir işlemdir.</p>

<p>4. Çoğunluk kararında, Mahkememizin E.2024/201, K.2025/262 sayılı kararı emsal gösterilerek bu dosyada da yetki yönünden bir aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır. Ne var ki anılan emsal karar ile bakmakta olduğumuz dava arasında çok temel yapısal fark vardır. Emsal karara konu olan ek 28. madde, CBK’da ayrıca öngörülme şartına tabi tutulmamıştı; yani orada CBK, zaten doğrudan uygulanabilir durumda olan bir kanun hükmünü teyit etmekten ibaretti. Buradaki ek 26. madde ise tam aksine, kendi uygulanabilirliğini bizzat bir CBK’nın varlığına şart koşmuştur.</p>

<p>5. Emsal karardaki CBK kuralı, kanunun zaten yürürlükte olduğu bir alanda sadece teşkilatlanmaya ilişkin bir düzenleme yapıyordu. Ek 26. madde ise CBK’da yer almadığı sürece hiçbir hukuki sonuç doğurmayan, CBK’yı kendi varlığının ön koşulu yapan bir kanun maddesidir. Bu yüzden emsal karardaki "kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı" yönündeki gerekçeyi, mantığı tamamen farklı olan bu kurala taşımak mümkün değildir.</p>

<p>6. Kanun koyucunun, kendi düzenlediği bir kuralın uygulanabilirliğini bir CBK çıkarılmasına bağlaması, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasındaki sınırlar açısından oldukça tehlikeli bir yol açmaktadır. Bu anlayış kabul edilirse kanun koyucu, esasen yalnızca kanunla düzenlenmesi gereken ya da kanunda zaten düzenlenmiş olan her konuyu, "uygulanması CBK’ya bağlıdır" diyerek kararname alanına devredebilir. Bu mantık yürütüldüğünde Anayasa’daki sınırlamalar tümüyle işlevsiz kalması söz konusu olur.</p>

<p>7. Somut olaya baktığımızda; ek 26. madde sözleşmeli personelin ücret tavanını, sosyal güvenlik statüsünü, tazminatını ve özlük haklarını kendisi belirlemiş, CBK’ya sadece bu sistemin hangi kurumda uygulanacağını seçme yetkisi vermiştir. Fakat bu sistemin Bakanlıkta hayata geçmesi tamamen CBK’nın iradesine bırakıldığı için, personelin mali ve özlük haklarını Bakanlık nezdinde ilk kez doğuran işlem aslında bu CBK kuralı olmaktadır. Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasındaki teşkilatlanma yetkisi ise, mali ve özlük haklar rejimini bu derece doğrudan doğuran sonuçları kapsayacak kadar genişletilemez.</p>

<p>8. Sonuç olarak, dava konusu kural, kanunla açıkça düzenlenmiş bir alana ilişkin olduğundan Anayasa'ya aykırıdır. Çoğunluğun dayandığı emsal karar ise, somut olayla arasındaki hukuki nitelik farkı nedeniyle uygulanabilir değildir. Bu itibarla, kuralın Anayasa'nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun ret yönündeki kararına katılmıyoruz.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202641-esas-2026107-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/anayasamahkemesikirmzis.jpg" type="image/jpeg" length="33815"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/247 esas - 2026/147 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025247-esas-2026147-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025247-esas-2026147-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 25/6/2026 tarihli, 2025/247 esas - 2026/147 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/</strong><strong>247</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2026/147</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>:</strong> <strong>25/6/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 18/9/2026-3337</strong><strong>4</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle yapılan ibare değişikliği öncesinde yer alan “<i>…(h) bentleri hariç…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan açılan davanın istinaf incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>KANUN HÜK</strong><strong>M</strong><strong>Ü</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 280. maddesinin dava tarihindeki hâli şöyledir:</p>

<p>“<i>Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma</i></p>

<p><i>Madde 280 – (1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;</i></p>

<p><i>a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine,</i> <i>303 üncü</i> <i>maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</i></p>

<p><i>b) (Ek: 20/7/2017-7035/15</i> <i>md.</i><i>) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</i></p>

<p><i>c) (Ek:17/10/2019-7188/27</i> <i>md.</i><i>) Başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hâllerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</i></p>

<p><i>d) (Ek: 20/7/2017-7035/15</i> <i>md.</i><i>) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</i></p>

<p><i>e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve</i> <i><strong><u>(h) bentleri hariç</u></strong></i> <i>diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde</i> <i>hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</i></p>

<p><i>f) (Ek:17/10/2019-7188/27</i> <i>md.</i><i>) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya</i> <i>önödeme</i> <i>ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</i></p>

<p><i>g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,</i></p>

<p><i>Karar verir.</i></p>

<p><i>(2) (Ek: 18/6/2014-6545/77</i> <i>md.</i><i>) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.</i></p>

<p><i>(3) (Ek: 20/7/2017-7035/15</i> <i>md.</i><i>) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar</i><i>.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.</p>

<p><strong>2.</strong> Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır.</p>

<p><strong>3.</strong> İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer alan “<i>…(h) bentleri hariç…</i>” ibaresinin iptalini talep etmiştir. Anılan bentte ilk derece mahkemesinin kararında söz konusu Kanun’un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verileceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>4.</strong> İtiraz konusu kuralda yer alan “<i>…bentleri hariç…</i>” ibaresi “<i>…(h)…</i>” ibaresinin yanı sıra itiraz konusu olmayan “<i>…(g)…</i>” ibaresi yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla kuralın esasına ilişkin incelemenin “<i>…(h)…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p><strong>5.</strong> Açıklanan nedenle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer alan “<i>…(h) bentleri hariç…</i>” ibaresinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan bentte yer alan “<i>…(h)…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p><strong>6.</strong> Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>7.</strong> Somut norm denetiminde bakılmakta olan davada uygulanacak kuralın hâlihazırda yürürlükte bulunması veya yürürlükten kalkmış olması arasında esas olarak bir fark bulunmayıp itiraz başvurusunda bulunan mahkemece bakılmakta olan davada uygulanma imkânının devam etmesi yeterlidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında da itiraz yoluna başvuran mahkemede uygulanacak kural olma niteliğini sürdüren mülga hükümlerin esasının incelenmesi gerektiğine karar vermiştir (AYM, E.2020/14, K.2020/58, 15/10/2020; E.2018/14, K.2018/112, 20/12/2018; E.2018/107, K.2018/114, 20/12/2018).</p>

<p><strong>8.</strong> Bununla birlikte yapılan yasal değişiklikler sonucunda itiraz konusu kuralın bakılmakta olan davada uygulanamayacak hâle gelmesi durumunda Anayasa Mahkemesi işin esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermektedir (AYM, E.2021/69, K.2022/50, 21/4/2022, §§ 10, 11).</p>

<p><strong>9.</strong> 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde ilk derece mahkemesinin kararında anılan Kanun’un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine bölge adliye mahkemesince karar verileceği hükme bağlanmıştır. Anılan bentte yer alan ve itiraz konusu kuralın da bulunduğu “<i>…maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde…</i>” ibaresi 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle “<i>…maddede…</i>” şeklinde değiştirilmiştir. Bu suretle bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını bozarak ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine göndermesine karar verebileceği hâllerin kapsamı genişletilmiştir.</p>

<p><strong>10.</strong> Kuralın usule yönelik olduğu ve usul kurallarının derhâl uygulandığı gözetildiğinde söz konusu değişiklik öncesine ilişkin olan kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânının kalmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>11.</strong> Açıklanan nedenle konusu kalmayan itiraz başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle yapılan ibare değişikliği öncesinde yer alan “<i>…(h)…</i>” ibaresine ilişkin itiraz başvurusu hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA 25/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025247-esas-2026147-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-75.jpg" type="image/jpeg" length="26782"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/71 esas - 2026/148 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202671-esas-2026148-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202671-esas-2026148-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 25/6/2026 tarihli, 2026/71 esas - 2026/148 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 202</strong><strong>6</strong><strong>/</strong><strong>71</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2026/148</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>:</strong> <strong>25/6/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 18/9/2026-3337</strong><strong>4</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Şanlıurfa 1. Çocuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 283. maddesinin Anayasa’nın 2., 5., 11. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Mala zarar verme suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>KANUN </strong><strong>HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu 283. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i><strong><u>Sanık lehine başvurma hâlinde verilecek hüküm</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>Madde 283 – (1)</u></strong></i> <i><strong><u>İstinaf</u></strong></i> <i><strong><u>yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz</u></strong></i><i><strong><u>.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 26/3/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p><strong>2.</strong> Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Genel Açıklama</strong></p>

<p><strong>3.</strong> 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Birinci Kitabı’nın “<i>Yaptırımlar</i>” başlıklı Üçüncü Kısmı’nın Birinci Bölümü’nde yer alan 45 ila 52. maddelerinde cezalar düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 45. maddesinde suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezaların hapis ve adli para cezaları olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>4.</strong> 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (1) numaralı fıkrasında duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verileceği; beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararlarının hüküm olduğu öngörülmüştür.</p>

<p><strong>5.</strong> Söz konusu Kanun’un 260. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanun’a göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarının açık olduğu düzenlenmiş; (3) numaralı fıkrasında ise Cumhuriyet savcısının sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>6.</strong> Kanun’un 272 ila 285. maddelerinde istinaf kanun yoluna ilişkin düzenlemeler öngörülmüştür. 272. maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>7.</strong> 5271 sayılı Kanun’un itiraz konusu 283. maddesinde istinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa yeniden verilen hükmün önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağı öngörülmüştür.</p>

<p><strong>8.</strong> Kuralın gerekçesinde hükme karşı yalnız sanık, sanığın avukatı, yasal temsilcisi, eşi veya Cumhuriyet savcısı tarafından sanık yararına olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuşsa bölge adliye mahkemesince yeniden verilecek hükmün ilk derece mahkemesince belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağı ancak bu kuralın cezanın türü ve süresi bakımından geçerli olduğu, suçun niteliğine bir etkisinin bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu itibarla kural uyarınca hükme karşı yalnız sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulmuşsa tür ve süre bakımından verilen cezadan daha ağır bir cezaya hükmedilmesi mümkün değil iken farklı nitelikte bir suçtan ceza verilmesine engel bir durum bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>9.</strong> Yargıtay kararlarında da aleyhe değiştirme yasağının kapsamının ilk hükümde belirlenen ceza ve yaptırım miktarıyla sınırlı olduğu, fiilin nitelendirilmesinin ve suç vasfının yasağın kapsamında değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla mahkûmiyet kararına karşı yalnız sanık lehine kanun yoluna başvurulması durumunda fiilin farklı şekilde nitelendirilebileceği ancak ilk hükümde uygulanan cezai yaptırımın sanık aleyhine değiştirilemeyeceği kabul edilmiştir (birçok karar arasından Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2025/3-65, K.2025/345, 17/9/2025; E.2022/3-569, K.2023/503, 11/10/2023; E.2019/13-454, K.2023/324, 31/5/2023; E.2011/2-353, K.2012/129, 3/4/2012).</p>

<p><strong>C. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>10.</strong> Başvuru kararında özetle; aleyhe değiştirme yasağının amacının, sanığın daha ağır bir cezaya hükmedilmeyeceği güvencesiyle kanun yollarına başvurmasına imkân tanımak olduğu, itiraz konusu kuralda aleyhe değiştirme yasağının konusunun yalnızca sonuç ceza miktarı olarak belirlendiği, ancak sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulması ve kararın bozulmasının infaz, koşullu salıverme, denetimli serbestlik, zamanaşımı, hak mahrumiyetleri, müsadere, af gibi diğer konularda sanığın aleyhine sonuç doğurabildiği, cezanın diğer sonuçları bakımından aleyhe bozma yasağının kabul edilmemesinin sanık lehine kanun yollarına başvurulmasını engelleyeceği, bu durumun mahkemeye erişim hakkıyla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 11. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Ç.</strong> <strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>11.</strong> Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p><strong>12.</strong> Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ5ODM5MGM3LWU3NWEtZjExYy03MDBjLWQ0ODMzZDRkMTc3Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2017/179</a>, K.2018/106, 8/11/2018, § 10; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjczMDRkNTRmLTViYjctMDhkOC03Y2Y2LTU4NWNjZWZkNmM1MQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2017/21</a>, K.2020/77, 24/12/2020, § 247).</p>

<p><strong>13.</strong> İtiraz konusu kuralda, istinaf yoluna yalnızca sanık lehine başvurulması ve kararın bozulması hâlinde yeniden verilecek hükümle belirlenen cezanın önceki hükümde belirlenen cezadan daha ağır olamayacağı öngörülmüştür. Kuralda sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulması hâlinde yargılamada verilecek kararın kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>14.</strong> Hukuk devleti ilkesi gereğince kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya aykırı olmaması için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/14</a>, K.2023/173, 11/10/2023, § 9). Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYwZDVmOWU1LTM3MmUtOTFjMy0yYWVlLTBmMGM2YzI3M2MwOA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2018/99</a>, K.<a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">2021/14</a>, 3/3/2021, § 102).</p>

<p><strong>15.</strong> Bu itibarla Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belirli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir. Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYxYjhkN2JjLTkyNjItN2NiNy0zM2U3LTllOTA2MjRkYmEzYw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2022/50</a>, K.2022/107, 28/9/2022, § 28).</p>

<p><strong>16.</strong> Kuralla yalnız sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulması durumunda daha ağır bir cezaya hükmedilemeyeceği öngörülmek suretiyle sanık lehine kanun yoluna başvurulmasının kolaylaştırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin veya maddi hata içeren hükümlerin kanun yolunda denetlenmesinin maddi gerçeğe ulaşılması ve yargılama sonucunda verilen kararların isabetli olmasına katkı sağlayacağı açıktır. Bu itibarla kuralla istinaf kanun yoluna başvurulması kolaylaştırılarak verilen hükmün denetlenmesiyle yargılama sürecinde ve verilen kararda yapılan hataların giderilmesine katkıda bulunulduğu ayrıca suç konusu fiilin hukuki niteliğinin doğru şekilde tespit edilerek maddi gerçeğe ulaşılması ile yaptırımın ceza dışındaki sonuçlarının eşit bir şekilde uygulanmasının sağlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın kamu yararı dışında bir amaca yönelik olarak ihdas edildiği söylenemez.</p>

<p><strong>17.</strong> Kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, <i>orantılılık</i> ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.</p>

<p><strong>18.</strong> Yalnız sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulması durumunda yeniden verilen hükümde belirlenen cezanın önceki hükümle belirlenmiş olandan daha ağır olamayacağını öngören kuralın söz konusu kamu yararı amacına ulaşmak bakımından elverişli bir araç olmadığı söylenemez.</p>

<p><strong>19.</strong> Bunun yanı sıra kanun yoluna başvurmanın hukuki sonuçlarını belirlemede kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın kamu yararı amacına ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.</p>

<p><strong>20.</strong> Ceza yargılamasının amacı temel hak ve özgürlükler korunarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. İlk derece mahkemesince verilen hükme karşı kanun yollarına başvurulması hâlinde suçun hukuki nitelendirmesinin değiştirilmesine imkân tanınması, ilk hükümde belirlenen ceza ve yaptırım miktarı dışındaki sonuçlar bakımından hatanın belli ölçüde düzeltilerek ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşılmasına katkı sağlamaktadır.</p>

<p><strong>21.</strong> Kural, yalnızca sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi sanık hakkında uygulanan yaptırımın ceza dışında kalan hukuki sonuçları yönünden durumunun ağırlaştırılmasını engellememektedir. Kanun koyucunun, ceza yargılamasının amacının maddi gerçeğe ulaşılması olduğunu gözeterek söz konusu güvencenin kapsamını belirlenen ceza ile sınırlı tuttuğu, yaptırımın hukuki nitelendirmesine bağlı olarak ceza dışında kalan hukuki sonuçlar bakımından bir koruma öngörmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>22.</strong> Ceza yargılamasının amacı dikkate alındığında mahkemelerin fiilin hukuki nitelendirmesini maddi hukuka uygun biçimde belirleme yükümlülüğü bulunduğu açıktır. Ayrıca sanık lehine kanun yoluna başvurulması hâlinde hükmün ceza dışında kalan hukuki sonuçlar yönünden de sanık aleyhine hiçbir sonuç doğurmamasının Anayasa’dan kaynaklanan bir zorunluluk olduğu söylenemez.</p>

<p><strong>23.</strong> Bu itibarla kural kapsamında derece mahkemesi tarafından verilen cezanın istinaf incelemesi sonunda sanık aleyhine değiştirilememesine ilişkin güvencenin kapsamının belirlenen ceza ile sınırlı tutularak suçun niteliği bakımından ayrıca bir koruma öngörülmemesinde meşru amaçtan kaynaklanan kamusal yarar ile bireylerin menfaatleri arasındaki makul dengenin ortadan kaldırılmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında düzenlediği anlaşılan kuralın hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>24.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 5., 11. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 283. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 25/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202671-esas-2026148-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/anaysad41aa.jpg" type="image/jpeg" length="24901"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/1327 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20201327-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20201327-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 04/10/2023 tarihli ve 2020/1327 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>NURİYE AYHAN ALTINER BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/1327)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p>Karar Tarihi: 4/10/2023</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 16/1/2024-32431</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ferhat YILDIZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Nuriye Ayhan ALTINER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Esra BAŞ ERBAŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, tehdit edildiğini iddia eden kadının önleyici tedbir talebinin reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 3/1/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle başvuru tarihi itibarıyla ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu, bir siyasi partinin kongresinin düzenlenmesinde mahalle temsilcisi olarak görev yaptığı sırada aynı siyasi parti üyeleri M.K. ve R.T. tarafından gıyaben tehdit edildiğinden bahisle bu kişilerden şikâyetçi olmuştur. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 25/10/2019 tarihinde görevli aile mahkemesinden 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca önleyici tedbir kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>6. İstanbul Anadolu 23. Aile Mahkemesi (Mahkeme) 28/10/2019 tarihinde Başsavcılığın talebinin kabulüne, M.K. ve R.T. hakkında başvurucuya karşı şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürme içeren söz ve davranışlarda bulunmama, başvurucunun bulunduğu konuta, okula ve işyerine yaklaşmama tedbirlerinin uygulanmasına karar vermiştir. Kararda, tedbirin üç ay süreyle geçerli olduğu ve tedbire uyulmaması hâlinde zorlama hapsine hükmedileceği vurgulanmıştır.</p>

<p>7. Haklarında tedbir kararı verilen M.K. ve R.T. anılan karara karşı sundukları itiraz dilekçelerinde; başvurucuyu tehdit etmediklerini, 6284 sayılı Kanun gereğince tedbir kararı verilmesi için şartların oluşmadığını ileri sürmüştür. İtirazı inceleyen İstanbul Anadolu 1. Aile Mahkemesi (itiraz mercii) 25/11/2019 tarihinde talebin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; tedbir talebinin aile içi şiddet veya ısrarlı takibe ilişkin olmadığını, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilebilecek bir kararın bulunmadığını ifade etmiştir.</p>

<p>8. Nihai karar başvurucuya 4/12/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucunun şikâyeti sonrasında Başsavcılık tarafından gerçekleştirilen soruşturma sonucunda M.K. ve R.T.nin başvurucuya karşı tehdit suçunu işledikleri şüphesiyle 4/2/2020 tarihinde haklarında iddianame düzenlenmiştir. İddianamede şüphelilerin başvurucuyu gıyabında "<i>Eğer onu görevden almazsanız çok kan akar, ya onun kanı akacak ya da bizim.</i>" şeklinde tehdit ettiklerine yer verilmiştir. Yine dosyadaki bilgi ve belgelerde yer alan Bilgi Alma Tutanağı'ndan başvurucunun şikâyetçi olduğu kişilerin başvurucunun gıyabında<i> "Bu kadını görevden alacaksın, almazsan her iki taraftan ya oradan ya buradan kan akacak, derneğimizdeki gençleri tutamayız."</i> şeklinde sözler sarf ettiklerine yönelik tanık beyanının bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>İlgili Mevzuat</strong></p>

<p>10. 6284 sayılı Kanun'un <i>"Amaç, kapsam ve temel ilkeler"</i> kenar başlıklı 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“(1) Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir."</i></p>

<p>11. 6284 sayılı Kanun’un<i> "Tanımlar"</i> kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“…Bu Kanunda yer alan;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>ç) Kadına yönelik şiddet: Kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranışı,</i></p>

<p><i>d) Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı,</i></p>

<p><i>e) Şiddet mağduru: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalan veya kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişileri,</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>g) Şiddet uygulayan: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişileri,</i></p>

<p><i>ğ) Tedbir kararı: Bu Kanun kapsamında, şiddet mağdurları ve şiddet uygulayanlar hakkında hâkim, kolluk görevlileri ve mülkî amirler tarafından, istem üzerine veya resen verilecek tedbir kararlarını,</i></p>

<p><i>ifade eder.”</i></p>

<p>12. 6284 sayılı Kanun'un "Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"<i>(1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:</i></p>

<p><i>a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.</i></p>

<p><i>b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.</i></p>

<p><i>c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>13. 18/1/2013 tarihli ve 28532 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği'nin (Yönetmelik)<i> "Amaç ve kapsam" </i>kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Yönetmelik, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi ile şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali olan kişiler hakkında şiddetin önlenmesine yönelik tedbirler ile bu tedbirlerin alınması ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları kapsar."</i></p>

<p>14. Yönetmelik'in<i> "Tanımlar ve kısaltmalar"</i> kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bu Yönetmelikte geçen;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>m) Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı,</i></p>

<p><i>n) Şiddet mağduru: Mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde uyruğuna bakılmaksızın, Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan veya dolaylı olarak maruz kalan ya da kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişiyi,</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>ö) Şiddet uygulayan: Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişiyi,</i></p>

<p><i>p) Önleyici tedbir kararı: Kanunda belirtilen merciler tarafından şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişi hakkında, olayın niteliği dikkate alınarak hükmedilecek tedbirlere ilişkin kararı</i></p>

<p><i>... ifade eder.</i></p>

<p>15. Yönetmelik'in <i>"Yapılacak işlemler"</i> kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... Cumhuriyet başsavcılığı, yapılan ihbar ve şikâyet üzerine evrakın bir örneğini ivedilikle olayın niteliğine göre uygulanabilecek olan koruyucu veya önleyici tedbir hakkında karar verilmek üzere hâkime veya mülki amire gönderir ..."</i></p>

<p>16. Yönetmelik'in <i>"Tedbir kararının verilmesi"</i> kenar başlıklı 30. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Tedbir kararı ilgilinin talebi, müdürlük, ŞÖNİM veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir. Tedbir kararları en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hâkiminden, mülkî amirden ya da kolluktan talep edilebilir.</i></p>

<p><i>Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşılması hâlinde, resen, korunan kişinin, müdürlük, ŞÖNİM veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine, tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine ya da aynen devam etmesine karar verilebilir.</i></p>

<p><i>Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Kararın verilmesi, Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez ... "</i></p>

<p><strong>2.</strong> <strong>İlgili Raporlar</strong></p>

<p>17. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (2009 yılında Başbakanlık bünyesinde bulunan) Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından 2009 yılında Hacettepe Üniversitesinin de katılımıyla hazırlanan "<i>Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet"</i> başlıklı çalışmada kadına yönelik şiddet, geniş çaplı bir alan araştırması ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada ülkenin çeşitli bölgelerinden kadınlarla görüşmeler yapılmış ve cevaplandırıcıların eğitim durumundan yaşadıkları bölgeye kadar birçok parametre değerlendirilmiştir. Kadına yönelik şiddetin ülke genelinde yaygın olarak yaşandığını ve hayatının bir döneminde şiddete maruz kalmış kadınların oranının yüzde 39 olduğunu tespit eden çalışmanın <i>"Politika Önerileri" </i>kısmında araştırmanın iki temel bulgusu <i>"şiddet olgusunun bilinenden daha yaygın olması" </i>ve<i> "şiddet olgusunun yaygınlığına rağmen kadınların şiddetle mücadelelerinde kendilerini yalnız hissetmeleri" </i>olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>18. Öte yandan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından 2016 yılında hazırlanan<i> "Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı (2016-2020)"</i> başlıklı çalışmada konu çok yönlü olarak ele alınmıştır. Çalışmada ülkemizde kadına şiddet olgusuna ilişkin genel bir değerlendirmeye yer verilmesinin yanında istatistiki veriler ve yasal gelişmeler ele alınmış, ayrıca ayrıntılı bir eylem planı belirlenmiştir. Bu planda farklı bakanlıkların bünyesinde oluşturulacak birimlerden kurumlar arası koordinasyona, toplumda farkındalık yaratmaya yönelik programlardan izleme, takip ve politika geliştirmeye kadar birçok alanda yapılacak çalışmalar için belirlemeler yapılmıştır. Çalışmada kadına şiddete ilişkin olarak genel bakış ve istatistiklerin aktarıldığı bölümlerin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Kadına yönelik şiddet; bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık biçimi olarak kültürel, ekonomik, coğrafisınır tanımaksızın tüm dünyada varlığını sürdürmektedir.</i></p>

<p><i>Kadına yönelik şiddet, kadınların insan haklarından yararlanmalarını ciddi biçimde engellemekte; yaşam, güvenlik, özgürlük, saygınlık, fiziksel ve duygusal sağlık hakkı gibi temel haklarını ihlal etmekte veya pratikte geçersiz kılmaktadır. Engelli kadınlar ve kız çocukları gibi belirli gruplar ise çoğu durumda, gerek kendi evlerinde gerekse dışarıda; şiddet, yaralanma, suistimal, ihmal, ihmalkâr davranış, kötü muamele veya sömürü gibi risklere karşı daha açık durumdadır.</i></p>

<p><i>Çok boyutlu bir sorun alanı olan kadına yönelik şiddet ve kadına yönelik ev içi şiddet, yalnızca kadınları olumsuz etkilemekle kalmamakta, bir bütün olarak toplumu da olumsuz etkilemektedir. Kadına yönelik şiddeti doğuran etkenler toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde çoklu ve karmaşık bir yapı sergilemektedir. Kültürel faktörler, evlilik içinde çatışma yaşama, ilişkide sorunları çözememe gibi ilişki faktörleri; kadının ekonomik bağımsızlığının olmaması, istihdam olanaklarına erişimde sınırlılıklar gibi ekonomik faktörler ile karar alma mekanizmalarında ve yasal düzeyde kadın-erkek eşitliğinin sağlanamamış olması şiddetin ortaya çıkmasını etkileyen temel faktörlerdir. Bu nedenle şiddetin ortadan kaldırılması, kapsamlı ve eşgüdümlü politikalar gerektirmektedir.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması, 2013-2014 yıllarında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) tarafından yürütülmüş ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilmiştir.</i></p>

<p><i>Bu araştırma, 2008 yılında gerçekleştirilen Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’nın ardından geçen yaklaşık altı yıl içinde, kadına yönelik şiddet biçimlerinin yaygınlığındaki farklılaşmayı ortaya çıkarmayı ve bu sürede şiddetle mücadele alanında gerçekleşen yasal düzenlemeleri, 6284 sayılı Kanun öncelikli olmak üzere değerlendirmeyi amaçlamıştır.</i></p>

<p><i>Araştırma sonuçlarına göre, kadına yönelik şiddet, her yaştan, her eğitim grubundan, her bölge ve refah düzeyinden kadın için tehdit oluşturmakla birlikte, erken yaşlarda evlenen kadınlar ile boşanmış/ayrı yaşayan kadınlar daha fazla şiddet riski altındadır.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p>19. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) 1979 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve Türkiye bu sözleşmeyi 19/1/1986 tarihinde imzalamıştır. CEDAW'ın 1. maddesinde kadınlara karşı yapılan ayrımcılık <i>"kadınların medeni durumlarına bakılmaksızın ve kadın ile erkek eşitliğine dayalı olarak politik, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve diğer alanlardaki insan hakları ve temel özgürlüklerinin tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen veya ortadan kaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayrım, mahrumiyet veya kısıtlama"</i> şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>20. CEDAW’ın 2. maddesinde devletin yükümlülüklerine ilişkin olarak aşağıdaki hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>“Taraf Devletler, kadınlara karşı her türlü ayrımı kınar, tüm uygun yollardan yararlanarak ve gecikmeksizin kadınlara karşı ayrımı ortadan kaldırıcı bir politika izlemeyi kabul eder ve bu amaçla aşağıdaki hususları taahhüt ederler:</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>(e) Herhangi bir kişi veya kuruluşun kadınlara karşı ayrım yapma girişimini önlemek için bütün uygun önlemleri almayı;</i></p>

<p><i>(f) Kadınlara karşı ayrımcılık oluşturan mevcut yasa, yönetmelik, adet ve uygulamaları değiştirmek veya feshetmek için yasal düzenlemeler de dahil gerekli bütün uygun önlemleri almayı;”</i></p>

<p>21. CEDAW'ın 17. maddesi uyarınca ihdas edilen Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi (Komite) 19 No.lu genel tavsiye kararında (11. Oturum, 1992) cinsiyete dayalı şiddetin kadınların erkeklerle eşitlik temelinde hak ve özgürlüklerden yararlanma imkânına ciddi engel teşkil eden ve bu nedenle CEDAW’ın 1. maddesinde yasaklanmış ayrımcılık şekli olduğunu tespit etmiştir. Komite, cinsiyete dayalı şiddet genel kategorisine özel kişi tarafından uygulanan şiddeti ve aile içi şiddeti de dâhil etmektedir. Sonuç olarak cinsiyete dayalı şiddete karşı devletlerin sorumlulukları bulunduğunu ifade eden Komite, devletlerin<i> "kadınları her türde şiddetten korumaya yönelik cezai yaptırımlar, medeni çözümler ve tazminat da dahil olmak üzere kadının etkili bir şekilde korunmasının sağlanması için gerekli tüm yasal ve diğer tedbirleri alma görevi bulunduğunu" </i>vurgulamaktadır.</p>

<p>22. Taraf devletlerin görev ve sorumluluklarını, aldığı tavsiye kararlarıyla sürekli hatırlatan Komite 2010 yılında gerçekleştirilen 47. Oturumunda alınan 28 sayılı genel tavsiye kararıyla da <i>"şiddetin nerede meydana geldiğine bakılmaksızın fiziksel, ruhsal ya da cinsel açıdan kadına zarar veren veya acı çekmesine neden olan, zarar vermeye yönelik tehditler, zorlama ve özgürlükten mahrum bırakma gibi eylemleri ve aile içerisinde veya kişiler arası ilişkilerde yaşanan veya Devlet ya da devlet organları tarafından uygulanan ya da göz yumulan şiddeti içerdiğini, taraf devletlerin bu tür toplumsal cinsiyete dayalı şiddet girişimlerini önlemek, soruşturmak, kovuşturmak ve cezalandırmak hususunda özen yükümlülüğüne sahip olduğunu; kadınlara yönelik ayrımcılığın aynı zamanda yaşama hakkı ve fiziksel dokunulmazlık, aile içi şiddet ve diğer şiddet türleri gibi diğer insan hakları ihlallerini de beraberinde getirmesi hallerinde taraf devletlerin suçluları mahkeme önüne çıkarmak ve en uygun cezaya çarptırmak üzere soruşturma ve yargılama süreçlerini devreye sokmakla yükümlü olduğunu" </i>ifade etmiştir.</p>

<p>23. 11/5/2011 tarihinde imzalanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nin (İstanbul Sözleşmesi) 24/11/2011 tarihli ve 6251 sayılı<i> </i>Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş ve İstanbul Sözleşmesi 8/3/2012 tarihli ve 28227 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanmıştır. İstanbul Sözleşmesi 20/3/2021 tarihli ve 31429 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 19/3/2021 tarihli ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile Türkiye Cumhuriyeti yönünden<i> feshedilmiştir.</i> Fesih, İstanbul Sözleşmesi'nin 80. maddesi gereğince 2021 yılının Temmuz ayında yürürlüğe girmiştir. İstanbul Sözleşmesi hâlen yürürlükte bulunmamakla birlikte ihlal iddiasına konu olay tarihinde ve olayı takip eden hukuki süreç boyunca yürürlükte olduğundan İstanbul Sözleşmesi hükümlerine <i>"İlgili Hukuk" </i>kısmında yer verilmesi gerekir.</p>

<p>24. İstanbul Sözleşmesi'nin 1. maddesinde, sözleşmenin amaçlarından birinin <i>"kadınları her türlü şiddete karşı korumak, kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak"</i> olduğu belirtilmiş; 2. maddesinde yer alan kapsama ilişkin düzenlemede de <i>"aile içi şiddet de dâhil olmak üzere kadınları orantısız bir biçimde etkileyen kadına karşı her türlü şiddet için geçerli olacağı"</i> ifade edilmiştir. 3. maddesinde kadına karşı şiddeti<i> "kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri"</i> olarak tanımlayan İstanbul Sözleşmesi 4., 5. ve 12. maddeleri ile taraf devletlere<i> "kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkının yaygınlaştırılması, korunması; kadına yönelik her türlü şiddet eyleminin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması ve bu eylemler nedeniyle tazminat verilmesi, hassas konuma gelmiş insanların ihtiyaçlarının göz önüne alınarak karşılanması adına gerekli yasal ve diğer tedbirlerin alınması"</i> ödevini yüklemektedir. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi 50. ve 53. maddeleri ile taraf devletlerin<i> "kolluk kuvveti birimlerinin kadına yönelik her türlü şiddet eylemine karşı, mağdurlara yeterli korumayı derhal sağlayarak süratle ve gereken biçimde mukabelede bulunmalarını temin edecek; şiddet mağdurlarının uygun engelleme veya koruma emirlerinden yararlanmasını sağlayacak gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacağını" </i>ifade etmiştir.</p>

<p>25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kadına yönelik şiddete ilişkin olarak önüne gelen uyuşmazlıklarda fiziksel, psikolojik şiddetten sözlü saldırıya kadar çeşitli türleri olan şiddet sorununun salt somut davaların şartları ile sınırlı olarak ele alınamayacağını vurgulamıştır. AİHM şiddetin üye devletlerin tamamını ilgilendiren yaygın bir sorun olduğunu, günümüzde Avrupa toplumlarında özellikle kaygı verici olmaya devam ettiğini, aile içi şiddetin -genelde şahsi ilişkilerde veya kapalı çevrelerde yaşandığı için- her zaman su yüzüne çıkmayan genel bir problem olarak belirdiğini, bu yönüyle başvuruları incelerken sorunun ciddiyetini gözönünde bulunduracağını ifade etmiştir (<i>Opuz/Türkiye</i>, B. No: 33401/02, 9/6/2009<i>,</i> § 132;<i> Civek/Türkiye,</i> B. No: 55354/11, 23/2/2016<i>,</i> § 50).</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesinin 4/10/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>27. Başvurucu; ölümle tehdit edildiğinin tanık beyanlarıyla sabit olduğunu, bu nedenle ciddi ve yakın bir tehlike bulunduğunu, eylemin kadına yönelik şiddet niteliğinde olduğunu, bu nedenle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Tedbir kararının kaldırılması nedeniyle ailesiyle sakin şekilde güven içinde yaşamasının engellendiğini, bu nedenle de özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Son olarak itiraz merciince 6284 sayılı Kanun'un sadece aile bireyleri açısından uygulanacağının kabul edilmesinin ayrımcılık yasağını ihlal ettiğini ifade etmiştir.</p>

<p>28. Bakanlık görüşünde; süreçte verilen kararlara, konuyla alakalı içtihada yer verilmiş olup adil yargılanma hakkına ilişkin usuli güvencelerin uygulanıp uygulanmayacağının ve başvurucunun ihlal iddialarını temellendirip temellendirmediğinin değerlendirilmesinde görüşte yer verilen bilgilerin dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca başvuruya konu tedbirin itiraz merciinin kararına kadar bir ay süreyle uygulandığı, tedbir kararı kaldırıldıktan sonra ise başvurucunun kendisine yönelik bir eylem gerçekleştirildiğine ilişkin açıklamada bulunmadığı belirtilerek başvurucunun mağdur statüsünün olmadığı ifade edilmiştir. Son olarak mevcut başvuruda başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken görüşte yer verilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadı ile somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>29. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak <i>“Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı”</i> kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”</i></p>

<p>30. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Devletin temel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."</i></p>

<p>31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).</p>

<p>32. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.</p>

<p>33. Başvurucunun iddiaları vücut bütünlüğüne yönelik tehditten korunmadığına ilişkindir. Başvurucu eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun bahse konu ihlal iddialarını münhasıran Aile Mahkemesi tarafından verilen kararın sonucuna dayandırdığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin benzer konulardaki daha önceki kararları da dikkate alındığında başvurucunun tüm şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında incelenmiştir (<i>Eylem Çetin Demir</i>, B. No: 2014/2302, 9/11/2017, § 28; <i>A.Z.Ö</i>., B. No: 2014/546, 19/12/2017, § 60; <i>Ö.T</i>., B. No: 2015/16029, 19/2/2019, § 25;<i> K.Ş.,</i> B. No: 2016/14613, 17/7/2019, § 32).</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>35. Anayasa'nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).</p>

<p>36. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da belirtilen haklara saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (<i>Marcus Frank Cerny</i> [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, §§ 36, 40).</p>

<p>37. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, etkili mekanizmalar kurma, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlama ve bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etme sorumluluğunu da içermektedir (<i>Semra Özel Üner</i>, B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 36; <i>Ö.T</i>., § 29).</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>38. Somut olayda 6284 sayılı Kanun'da öngörülen önleyici tedbir kararının itiraz merciince kaldırılması ve sonuç itibarıyla tedbir kararı verilmemesi<strong> </strong>nedeniyle başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında, kamu makamlarının pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme yapılması gerekmektedir.</p>

<p>39. Bu durumda somut olayın şartları çerçevesinde öncelikle belirtilen temel haklar yönünden devletin <i>etkili bir hukuk sistemi kurma </i>yönündeki pozitif yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğinin incelenmesi gerekir.</p>

<p>40. Kanun koyucu tarafından ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için etkili ve süratli bir yöntem izlenmesi, şiddete maruz kalan veya uğrama tehlikesi altında olan kişinin gecikmeksizin korunması amacıyla 6284 sayılı Kanun hükümleri ihdas edilerek yürürlüğe konulmuştur. 6284 sayılı Kanun kapsamında, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esaslar ile yaptırımların düzenlendiği görülmektedir. Buna göre devletin koruma yükümlülüğü çerçevesinde gerekli yasal altyapının oluşturulduğu ve şiddete uğrayanların veya şiddete uğrama tehlikesi bulunanların korunması yönünden kurulan hukuk sisteminin yetersiz olmadığı anlaşılmaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Semra Özel Üner, </i>§ 39; <i>A.Z.Ö</i>., § 76; <i>Ö.T</i>., § 32).</p>

<p>41. İkinci olarak incelenmesi gereken husus, mevcut idari ve yasal mevzuat kapsamında somut olayın gerektirdiği ölçüde makul pratik tedbirler alınıp alınmadığıdır.</p>

<p>42. Somut olayda, kadın olan başvurucunun fiziksel olarak zarar göreceğinden bahisle ve tehdit edildiği iddiasıyla Başsavcılığa müracaatı üzerine Başsavcılık tarafından başvurucu lehine 6284 sayılı Kanun uyarınca önleyici tedbir kararı verilmesi amacıyla Mahkemeye başvurulmuştur. Mahkemenin 6284 sayılı Kanun'un 5. maddesinde belirtilen önleyici tedbirlerinden bir kısmına yönelik verdiği ve bir ay süreyle uygulandığı anlaşılan tedbir kararı itiraz üzerine ortadan kaldırılmıştır. İtiraz mercii kararında talebin aile içi şiddet ya da ısrarlı takibe ilişkin olmadığı ve başvurucu hakkında 6284 sayılı Kanun'un uygulanamayacağı gerekçelerine dayanmıştır.</p>

<p>43. 6284 sayılı Kanun'un 1. maddesinin de Kanun'un amaçlarından birisinin şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınların korunması olduğu vurgulanmıştır (bkz. § 10). Aynı Kanun'un 2. maddesinde ise kadına yönelik şiddet; kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu Kanun'da şiddet olarak nitelendirilen her türlü tutum ve davranış olarak tanımlanmıştır (bkz. § 11). Öte yandan konuya ilişkin raporlarda da kadına yönelik şiddetin çok boyutlu bir sorun olduğu, her yaştan, eğitim grubundan, bölge ve refah düzeyinden kadın için tehdit oluşturduğu vurgulanarak (bkz. §§ 17, 18) kadına şiddetin aile içi şiddet başta olmak üzere birçok çeşidinin bulunduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>44. Bununla birlikte CEDAW'ın 1. maddesinde kadınlara karşı ayrımcılığın kadınların medeni durumlarına bakılmaksızın kadın ile erkek arasındaki eşitliği engelleyen ve cinsiyete bağlı olarak yapılan her türlü ayrım olarak kabul edildiği görülmüştür (bkz. § 19). CEDAW'ın 2. maddesinde ise taraf devletlerin herhangi bir kişi veya kuruluşun kadınlara karşı gerçekleştirdiği her türlü ayrımcılığı önleme şeklinde pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 20). Bunun yanında CEDAW bünyesinde ihdas edilen Komite de tavsiye kararında kadına yönelik, cinsiyete dayalı şiddet kategorisine özel kişi tarafından uygulanan şiddet ve aile içi şiddetin de dâhil olduğunu ifade etmiştir (bkz. § 21). Komite başka bir tavsiye kararında da kadına yönelik şiddetin nerede meydana geldiğine bakılmaksızın fiziksel, ruhsal ya da cinsel açıdan kadına zarar vermeye yönelik tehditler ile aile içinde veya kişiler arası ilişkilerde yaşanan şiddeti içerdiğini ve taraf devletlerin bu şiddeti önlemek hususunda özen yükümlülüğü olduğunu belirtmiştir (bkz. § 22).</p>

<p>45. Öte yandan İstanbul Sözleşmesi'nde sözleşmenin bir amacının da <i>"kadınları her türlü şiddete karşı korumak, kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak" </i>olduğu, sözleşmenin <i>"aile içi şiddet de dâhil olmak üzere kadınları orantısız bir biçimde etkileyen kadına karşı her türlü şiddet için geçerli olacağı" </i>açıkça vurgulanmıştır (bkz. § 24). Sözleşme kadına karşı şiddeti<i> "kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri" </i>olarak tanımlamaktadır. Son olarak AİHM de kadına yönelik şiddetin fiziksel, psikolojik ve sözlü şiddetten sözlü saldırıya kadar çeşitli türleri olduğunu, şiddet sorununun salt somut davaların şartları ile sınırlı olarak ele alınamayacağını, şiddetin üye devletlerin tamamını ilgilendiren yaygın bir mesele olduğunu kabul etmektedir (bkz. § 25).</p>

<p>46. Bunların yanında başvurucu; bireysel başvuru formunda kendisine karşı yöneltilen tehdidin kadın olmasından kaynaklandığına, yapılan tehdidin kadına yönelik şiddet niteliğinde olduğuna, <i>"Yapmazsanız ortalık kan gölüne döner."</i> şeklindeki söylemlerin neredeyse tamamına yakınının erkekler tarafından dile getirildiğine dair açıklamalarda bulunmuştur. Öte yandan başvurucunun şikâyeti üzerine ilgili kişiler hakkında tehdit suçunu işledikleri şüphesiyle iddianame düzenlendiği de anlaşılmıştır.</p>

<p>47. 6284 sayılı Kanun'da ve konu ile ilgili uluslararası hukukta kadına yönelik şiddetin cinsiyete dayalı olarak gerçekleştirilen her türlü şiddet içeren davranışı kapsadığı açıkça kabul edilmiştir. Tüm bunlara rağmen itiraz merciince<i> talebin aile içi şiddet veya ısrarlı takibe</i> ilişkin olmadığı belirtilmek suretiyle tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmiş olup somut olayda erkek şahıslar tarafından kadın olan başvurucuya yöneltilen tehdidin başvurucunun kadın olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığına, eylemin kadına yönelik şiddet niteliğinde olup olmadığına dair hiçbir somut açıklama, değerlendirme veya gerekçe ortaya konulmadığı görülmüştür. Bu itibarla itiraz merciinin, aile içi şiddet ve ısrarlı takip dışındaki durumların veya kadına yönelik aile içinde gerçekleştirilmeyen tüm şiddet eylemlerinin 6284 sayılı Kanun'un kapsamının dışında tutulması gerektiği sonucunu doğuracak mahiyetteki yaklaşımının anayasal güvencelere aykırı olduğu açıktır.</p>

<p>48. Sonuç olarak nihai karardaki gerekçelerin başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması hakkı bağlamında ilgili ve yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu maruz kaldığı tehdit eyleminin kadın olmasından kaynaklandığını açıklamasına rağmen itiraz merciinin şiddet mağduru başvurucuyu korumaya yönelik tedbirleri sağlama yönündeki pozitif yükümlülüklerine uygun hareket etmediği anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında devlete ait pozitif yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirildiğinden söz edilemez.</p>

<p>49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde koruma altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>50. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması ve 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>51. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (<i>Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i>, B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>52. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olan başvurucunun bu sürede uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Dolayısıyla<i> eski hâle getirme</i> kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama yapılması suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla İstanbul Anadolu 1. Aile Mahkemesine (E.2019/810 D. İş, K.2019/820 D. İş) iletilmek üzere İstanbul Anadolu 23. Aile Mahkemesine (E.2019/758 D. İş, K.2019/755 D. İş) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. 446,90 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.246,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/10/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20201327-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk1.jpg" type="image/jpeg" length="65647"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MOR CEPKENDEN BUGÜNE: KADININ BEYANI VE HUKUK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mor-cepkenden-bugune-kadinin-beyani-ve-hukuk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mor-cepkenden-bugune-kadinin-beyani-ve-hukuk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumların haksızlık karşısında geliştirdiği koruma anlayışı, bugünkü kanunlardan çok daha eskiye uzanıyor. Yazılı hukuk kurallarının ve kurumsal koruma mekanizmalarının bulunmadığı dönemlerde de insanlar, güçsüz olanı korumak ve toplumsal hayatın sınırlarını belirlemek için kendi kurallarını ve ge...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Toplumların haksızlık karşısında geliştirdiği koruma anlayışı, bugünkü kanunlardan çok daha eskiye uzanıyor. Yazılı hukuk kurallarının ve kurumsal koruma mekanizmalarının bulunmadığı dönemlerde de insanlar, güçsüz olanı korumak ve toplumsal hayatın sınırlarını belirlemek için kendi kurallarını ve geleneklerini oluşturmuş.</p>

<p>Kadının korunması da bu toplumsal hafızanın bir parçası. Türk kültüründe kadının aile ve toplum içindeki yerine ilişkin çok sayıda tarihsel ve kültürel örnek var. Son günlerde yeniden gündeme gelen “Mor Cepken” bunlardan biri olarak anlatılıyor.</p>

<p>Mor Cepken'i yeniden gündeme taşıyan isim, dünyaca tanınan Türk bilim insanı Prof. Dr. Canan Dağdeviren oldu. Dağdeviren, New York'ta düzenlenen ve kadına yönelik şiddet ile mağdurun kıyafeti üzerinden sorgulanmasına dikkat çeken etkinlikte, tasarımcı ve araştırmacı İkbal Gülin Şenyuva Aktuğ tarafından hazırlanan çağdaş Mor Cepken'i giyerek podyuma çıktı.</p>

<p>Mor Cepken'in hikayesi ise dikkat çekici.</p>

<p>Yaygın anlatıya göre Yörük-Türkmen topluluklarında anneler, evlenen kızlarının çeyizine mor renkli bir cepken koyardı. Kadın evliliğinde şiddete veya ağır bir haksızlığa uğradığında bu cepkeni giyerek toplumun karşısına çıkar; mor cepken, onun korunmaya ihtiyacı olduğunu anlatan sessiz ama herkes tarafından anlaşılan bir çağrı olurdu.</p>

<p>Bu hikayede bir hukukçu olarak benim dikkatimi çeken, yalnızca kadının korunması değil, bunun nasıl yapıldığı.</p>

<p>Kadın mor cepkeni giydiğinde önce başına gelenleri ispatlaması beklenmiyor. Yardım istediğini anlatması için cepkeni giymesi yeterli kabul ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mor Cepken'in geçmişine ilişkin kaynakları araştırdığımda ise Süleyman Demirel Üniversitesi Yörük Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Genç'in 28 Temmuz 2026 tarihli açıklamasıyla karşılaştım. Genç, 1.800'ün üzerinde Yörük-Türkmen köyünde yaptığı araştırmalarda böyle bir geleneğe rastlamadığını belirtiyor. Genç'e göre Mor Cepken, Osman Şahin'in aynı adlı eserinde yer alan edebi bir anlatı ve zaman içinde Yörük-Türkmen geleneğinin bir parçasıymış gibi aktarılmaya başlanmış. (SDÜ Yörük Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi, 28.07.2026)</p>

<p>Bu nedenle Mor Cepken'i yüzlerce yıllık bir Yörük-Türkmen geleneği olarak tartışmasız biçimde kabul etmek mümkün görünmüyor. Ancak tarihsel kökenine ilişkin bu tartışma, Mor Cepken'in bugün düşündürdüğü meselenin önemini ortadan kaldırmıyor. Hukukçu gözüyle bakıldığında asıl soru bugün de önümüzde duruyor:</p>

<p><strong>Koruma mekanizmasının harekete geçmesi için, şiddet tehlikesi altındaki kişiden önce başına gelenleri kesin biçimde ispatlamasını beklemek gerekir mi?</strong></p>

<p><strong>Önce Korumak, Sonra Araştırmak</strong></p>

<p>Bugünkü hukukumuz bu soruya önemli ölçüde 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile cevap veriyor.</p>

<p>Kanunun yaklaşımı açık: Şiddet gerçekleşmiş veya gerçekleşme tehlikesi ortaya çıkmışsa koruma geciktirilmemeli.</p>

<p>Nitekim 6284 sayılı Kanun'un 8. maddesinin üçüncü fıkrasında, koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı konusunda delil veya belge aranmayacağı açıkça düzenleniyor. Önleyici tedbir kararlarının ise geciktirilmeksizin verilmesi öngörülüyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var.</p>

<p>Bu düzenleme, bir kadın bir erkeği suçladığında erkeğin peşinen suçlu kabul edilmesi anlamına gelmiyor. Koruma tedbiri ile ceza yargılaması aynı şey değil.</p>

<p>Bir kişinin suçlu kabul edilmesi ve cezalandırılması için ceza muhakemesinin bütün güvenceleri geçerli. Masumiyet karinesi, savunma hakkı ve suçun hukuka uygun delillerle ispatlanması zorunluluğu ortadan kalkmıyor.</p>

<p>Ancak şiddete uğradığını veya uğrama tehlikesi altında bulunduğunu söyleyen kişiyi korumak için ceza yargılamasının sonucunu beklemek de mümkün değil. Çünkü yargılama sonunda gerçek bütün yönleriyle ortaya çıktığında, önlenmek istenen zarar çoktan gerçekleşmiş olabilir.</p>

<p>6284 sayılı Kanun'un koruyucu yaklaşımının nedeni de burada. Önce riskin gerçekleşmesini önlemek ve kişiyi korumak, ardından iddiayı hukuk kuralları içinde değerlendirmek.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20201327-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin Nuriye Ayhan Altıner kararında</a> (<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20201327-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">B. No: 2020/1327, 4.10.2023</a>) yaptığı değerlendirme de bu bakımdan önemli. Başvurucu, tehdit edildiğini belirterek 6284 sayılı Kanun kapsamında önleyici tedbir talep etmiş, ancak talebi reddedilmişti. Anayasa Mahkemesi, somut olayda Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verdi.</p>

<p>Kararda benim özellikle önemli bulduğum nokta şu: Devletin yükümlülüğü, şiddet gerçekleştikten sonra soruşturma yapmakla başlamıyor. Şiddete maruz kalan veya şiddete uğrama tehlikesi altında bulunan kişinin korunması için kamu makamlarının etkili ve süratli hareket etmesi de bu yükümlülüğün bir parçası.</p>

<p>Hukuk yalnızca gerçekleşmiş zararın ardından devreye girmemeli; öngörülebilir bir tehlike varsa, mümkün olduğu ölçüde zararın gerçekleşmesini de önlemeli.</p>

<p><strong>Kadının Beyanını Ciddiye Almak Ne Demektir?</strong></p>

<p>Burada kamuoyunda zaman zaman sloganlar üzerinden yürütülen bir tartışmayı da birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p><strong>Kadının beyanını ciddiye almak ile kadının her beyanını tartışılmaz bir hukuki gerçek kabul etmek aynı şey değil.</strong></p>

<p>Birinde koruma tedbirlerinin harekete geçirilmesinden, diğerinde ise isnadın ispatından söz ediyoruz.</p>

<p>Şiddete uğradığını veya uğrama tehlikesi altında bulunduğunu söyleyen kadının başvurusu ciddiye alınmalı, risk değerlendirilmeli ve kanundaki şartlar oluşmuşsa gerekli koruyucu mekanizmalar gecikmeden işletilmeli. Daha başlangıçta, bir ceza mahkumiyetinde aranacak ölçüde delil ortaya koymasını istemek, korumanın amacını ortadan kaldırabilir.</p>

<p>Üstelik aile içi şiddetin önemli bir özelliği de çoğu zaman üçüncü kişilerin bulunmadığı bir ortamda gerçekleşmesi. Bu nedenle şiddet iddiasının değerlendirilmesinde her olayın kendi koşulları içinde ele alınması gerekiyor.</p>

<p>Elbette korumanın süratle sağlanması, hakkında tedbir kararı verilen kişinin hukuki güvencelerinin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Tedbirin niteliği, süresi ve kapsamı bakımından ölçülülük, itiraz hakkı ve etkili yargısal denetim de hukuk devletinin gereği.</p>

<p>Hukukun burada kurması gereken denge açık: Şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi altında bulunan kişiyi zamanında ve etkili biçimde korurken, hakkında tedbir kararı verilen kişinin temel haklarını ve usuli güvencelerini de korumak.</p>

<p><strong>Mor Cepkenden Bugüne</strong></p>

<p>Mor Cepken'e bu gözle bakınca, geçmişe atfedilen bir toplumsal koruma biçimi ile bugünün hukukunun yaklaşımı arasında ilginç bir benzerlik ortaya çıkıyor.</p>

<p>Mor Cepken'i giyen kadın, anlatıya göre toplumun önüne bir mahkeme dosyası koymuyor. Yardım istediğini söylüyor.</p>

<p>Bugün elbette mor bir cepken yok. Kanunlar, mahkemeler, kolluk birimleri, koruyucu ve önleyici tedbirler var. Ama temel düşünce çok farklı değil:</p>

<p><strong>Tehlike karşısında koruma, geç kaldığında anlamını yitirebilir.</strong></p>

<p>Mor Cepken'in gerçekten üç yüz yıllık bir gelenek olup olmadığı araştırılmaya ve tartışılmaya devam edebilir. Ancak gerek bu anlatı gerekse Türk kültüründe kadının toplumsal konumuna ilişkin tarihsel örnekler, kadının korunması düşüncesinin bu toplumun kültürel hafızasına yabancı olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bugün ise bu koruma artık bir geleneğin varlığına veya toplumun dayanışmasına bırakılmış değil. Kanunun devlete yüklediği bir görev.</p>

<p>Sonuçta mesele oldukça açık:</p>

<p><strong>Bir kadın korunmaya ihtiyacı olduğunu söylüyorsa, hukuk onun başına daha kötüsünün gelmesini beklememeli.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ayfer BAYER"><img alt="Av. Ayfer BAYER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ayfer BAYER">Av. Ayfer BAYER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mor-cepkenden-bugune-kadinin-beyani-ve-hukuk-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/aym-terazs5.jpg" type="image/jpeg" length="64866"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17737"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77804"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52129"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17247"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46753"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77453"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="34385"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="25248"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="50839"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="87490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="11066"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="92854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="18431"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="61170"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="20407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="54847"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
