<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 12 May 2026 13:50:27 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapay Zeka Mahkeme Salonlarında: Hukukun Yeni Sınavı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-mahkeme-salonlarinda-hukukun-yeni-sinavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-mahkeme-salonlarinda-hukukun-yeni-sinavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yapay zeka, hukuk dünyasının eşiğinde değil artık tam da merkezinde. Gözümüzü çevirdiğimiz her yeni dava, sadece teknolojinin değil, hukukun da sınandığını gösteriyor. Bu yazı, yapay zekanın yalnızca bir araç değil, aynı zamanda hukukun temel kavramlarını yeniden düşünmeye zorlayan aktif bir özne haline geldiğini gösteriyor. Üç ana başlıkta toplanan davalar ise bize şu soruyu açıkça sorduruyor: Bu yeni çağda avukatlık mesleğini yalnızca yazılı kurallara karşı mı, yoksa bu kuralları şekillendiren algoritmik iradeye karşı da mı icra etmeliyiz?</p>

<p><strong>1. YZ’nin Halüsinasyonları: Maddi Gerçekle Kurgu Arasında Sıkışan Hukuk</strong></p>

<p>Yapay zekanın halüsinasyon üretme kabiliyeti, yani gerçekle ilgisi olmayan ama “gerçekmiş gibi” sunulan bilgiler üretmesi, hukuki süreçlerde doğrudan mesleki sorumlulukla çarpışıyor.</p>

<p><strong>Mata v. Avianca, Inc. (2023)</strong></p>

<p>ABD Güney New York Bölge Mahkemesi’nde görülen bu dava, ChatGPT’nin “uydurduğu” ve gerçekte var olmayan emsal kararlara yapılan atıflar nedeniyle açıldı. Davacı tarafın avukatı, yapay zekadan elde ettiği karar örneklerini doğrulamadan dilekçeye ekledi. Ancak bu kararların hiçbiri Westlaw ya da LexisNexis gibi güvenilir hukuk veri tabanlarında yer almıyordu. Mahkeme, bu sebeple hem maddi yaptırım uyguladı hem de disiplin soruşturması başlattı.</p>

<p>Bu vaka, “hukuki araştırmanın niteliği” açısından kritik bir eşik oluşturuyor: Yapay zekadan elde edilen her bilginin doğruluğunu ve içtihat niteliğini teyit etmek, artık sıradan bir dikkat yükümlülüğü değil; açıkça profesyonel bir zorunluluk.</p>

<p>Damien Charlotin’in oluşturduğu uluslararası veri setine göre, Haziran 2023’ten bu yana 120’den fazla dava dosyasında yapay zeka kaynaklı yanlış atıf tespit edildi. Sadece 2025’in ilk yarısında bu sayı 48’e ulaştı. Bu durum artık münferit bir hata değil; sistemik bir patolojiye işaret ediyor.</p>

<p><strong>2. Telif Hakkı Rejimi ile Yapay Zeka Arasında Sıkışan Sınırlar</strong></p>

<p>Yapay zeka modelleri, metin, görsel ve ses üretimi için devasa veri kümeleriyle besleniyor. Ancak bu veri kümeleri içinde telif hakkıyla korunan içerikler yer aldığında, hukuk düzeni ile teknolojik ilerleme arasındaki gerilim kaçınılmaz hale geliyor. Yani: YZ'nin "öğrenme özgürlüğü" nereye kadar?</p>

<p><strong>Thomson Reuters v. Ross Intelligence Inc. (2025)</strong></p>

<p>Delaware Bölge Mahkemesi, Ross Intelligence'ın Westlaw veri tabanındaki özet metinleri (“headnote”) yapay zeka modelini eğitmek amacıyla izinsiz kullanmasının, “adil kullanım” (fair use) kapsamında değerlendirilemeyeceğine karar verdi. Mahkeme, dört kriter üzerinden yaptığı değerlendirmede özellikle şu iki noktayı vurguladı:</p>

<p>• Kullanım dönüştürücü değil; yani içerik, yeni bir anlam veya bağlam kazanmıyor.</p>

<p>• Bu kullanım, telif hakkı sahibinin pazardaki yerini ve ekonomik çıkarlarını doğrudan zedeliyor.</p>

<p>Karar, yalnızca emsal niteliği taşımakla kalmadı; aynı zamanda eğitim verisi ile ticari kullanım arasındaki sınırların yeniden çizilmesi gerektiğini hukuk dünyasına hatırlattı.</p>

<p><strong>Diğer Yüksek Profilli Davalar:</strong></p>

<p>• <strong>New York Times v. OpenAI &amp; Microsoft:</strong><strong> </strong>NYT, içeriklerinin ChatGPT ve Copilot gibi sistemlerde izinsiz kullanıldığını iddia ederek telif ihlali gerekçesiyle milyarlarca dolarlık tazminat davası açtı.</p>

<p>• <strong>UMG v. Suno:</strong><strong> </strong>Suno'nun müzik üretiminde telifli materyallerden beslenerek “orijinale ikame teşkil eden” eserler yarattığı iddiası gündemde.</p>

<p><strong>• Disney &amp; Universal v. Midjourney:</strong><strong> </strong>Görsel yapay zeka üretiminde telifli karakterlerin, markaların ve sahnelerin “sonsuz sayıda yeniden üretimi” gerekçe gösterilerek dava açıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• <strong>Yazar ve Sanatçı Davaları:</strong> OpenAI, Meta, Stability AI gibi şirketlere karşı kolektif telif davası furyası başladı. “Modeller, bizim emeğimizle eğitildi” iddiası, adil kullanım savunmasını aşındıran güçlü bir argüman olarak öne çıkıyor.</p>

<p><strong>3. Algoritmik Ayrımcılık ve İtibar İhlalleri: YZ’nin Karar Verici Rolü</strong></p>

<p>Yapay zeka artık yalnızca bilgi sunmuyor; karar veriyor. Bu kararların yapısı ise giderek daha fazla yargı denetimine konu olmaya başlıyor.</p>

<p><strong>Mobley v. Workday Inc. (2025)</strong></p>

<p>Kaliforniya’da açılan bu toplu dava, Workday’in yapay zeka destekli işe alım sisteminin, 40 yaş üzerindeki adayları sistematik biçimde elediği iddiasını taşıyor. Mahkeme, davaya sınıf sertifikasyonu vererek algoritmik ayrımcılığın kolektif dava konusu olabileceğini kabul etti. Bu karar, algoritmaların ayrımcı etkilerinin artık sadece etik bir mesele değil, hukuki bir sorumluluk başlığı haline geldiğini ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Walters v. OpenAI (2025)</strong></p>

<p>Georgia’da görülen bu davada, ChatGPT’nin bir radyo sunucusunu asılsız bir mali suçla ilişkilendirmesi üzerine davacı, itibarının zedelendiği gerekçesiyle tazminat talebinde bulundu. Mahkeme, OpenAI lehine karar verdi. Gerekçede, yapay zeka sisteminin çıktılarının güvenilirliği konusunda kullanıcıyı uyardığı ve davacının “gerçek kötü niyet”i kanıtlayamadığı ifade edildi.</p>

<p><i><strong>Not:</strong></i><i> </i><i>Mobley v. Workday ve Walters v. OpenAI davaları kamuoyunda ve medyada geniş yer bulsa da, henüz kamuya açık mahkeme kararlarıyla tam olarak teyit edilmiş değildir.</i></p>

<p>Yapay zeka artık yalnızca teknik bir konu değil; doğrudan hukuki sorumluluk, mesleki özen ve toplumsal adalet gibi temel ilkelerle kesişen çok katmanlı bir mesele haline geliyor. Bu nedenle hukukçular için bu dönüşüm sürecinde edilgen kalmak, bir seçenek değil; açık bir risktir.</p>

<p>Bu davalar bize şunu gösteriyor:</p>

<p>• Her teknolojik kolaylık, beraberinde yeni bir hukuki yükümlülük getirir.</p>

<p>• Her YZ çıktısı, denetlenmediği sürece mesleki ihmalin potansiyel bir kaynağıdır.</p>

<p>• Her etik ikilem, bir sonraki hukuki normun doğum sancısıdır.</p>

<p>Ve belki de en önemlisi: <strong>Hukuku kodlar değil, hâlâ insanlar yapar. Ama o kodları okuyamayan hukukçular, yarının adaletini seyirci koltuğundan izlemek zorunda kalacak. Yapay zeka okuryazarlığı, artık mesleki bir lüks değil; varoluşsal bir zorunluluk.</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" rel="nofollow" title="Fatma Tokat"><img alt="Fatma Tokat" height="206" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Fatma TOKAT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-mahkeme-salonlarinda-hukukun-yeni-sinavi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/yapay-z-34a.jpg" type="image/jpeg" length="54173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖRGÜTLÜ SUÇLARDA GÖREVLİ MAHKEME ve TUTUKLULUK SÜRELERİNE DAİR BİR DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/orgutlu-suclarda-gorevli-mahkeme-ve-tutukluluk-surelerine-dair-bir-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/orgutlu-suclarda-gorevli-mahkeme-ve-tutukluluk-surelerine-dair-bir-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bilindiği üzere;</p>

<p>- TCK’nın 220. maddesi kapsamında silahlı-silahsız suç işlemek amacı ile örgüt kurma suçları -örgüt faaliyeti çerçevesinde ağır cezalık bir suç işlenmedikçe- Asliye Ceza Mahkemelerinin görev alanında kalmaktadır.</p>

<p>- Dolandırıcılık suçlarının tamamının Asliye Ceza Mahkemesi görev alanına alınması Asliye Ceza Mahkemelerinin iş yükünü artırmıştır.</p>

<p>- Son dönemde özellikle örgüt faaliyeti çerçevesinde yasa dışı bahis, dolandırıcılık ve hırsızlık suçları ile ilgili yürütülen soruşturmalar sonucu çok sanıklı davalar Asliye Ceza Mahkemelerine açılmaktadır.</p>

<p>Ayrıca;</p>

<p>- CMK’nın 102/1 maddesi gereğince “Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.” düzenlemesi gereği soruşturma evresinde bu süre büyük ölçüde tamamlanmakta, Asliye Ceza Mahkemelerince sırf bu sebeple sanıklar hakkında kovuşturma evresi tamamlanamadan tahliye kararları verilmek zorunda kalınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu itibarla;</p>

<p>- TCK’nın 220. maddesi kapsamında silahlı-silahsız<br />
suç işlemek amacı ile örgüt kurma suçları Ağır Ceza Mahkemelerinin görev<br />
alanına alınmalı,</p>

<p>- Böylelikle, örgüt faaliyeti çerçevesinde -ağır cezalık bir suç işlenmese de-Ağır Ceza Mahkemelerinin 3 hakimli toplu yapısı ile örgüt suçlarının hızlı, etkin ve adil bir biçimde sonuçlandırılması sağlanmalı,<br />
tek hakimli Asliye Ceza Mahkemelerinin iş yükü azaltılmalı,</p>

<p>- CMK’nın 102/2 maddesi gereği ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren işlerde tutukluluk süresi 5 yıla kadar uzayabileceği için örgüt faaliyeti<br />
çerçevesinde suç işledikleri iddiası ile yargılanan sanıkların 18 aylık sürede tahliye zorunlulukları ortadan kaldırılmalı,</p>

<p>- Örgütlü işlenen suçların tamamının ağır ceza mahkemelerinde görülmesinin önü açılmalıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" /></a></p>

<p><strong>Önder YAMAN<br />
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/orgutlu-suclarda-gorevli-mahkeme-ve-tutukluluk-surelerine-dair-bir-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/hakim-teraziaffa.jpg" type="image/jpeg" length="82713"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUNZAM ZARARIN İSPATI SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/munzam-zararin-ispati-sorunu-aym-yargitay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/munzam-zararin-ispati-sorunu-aym-yargitay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ VE YARGITAY İÇTİHATLARI ARASINDAKİ YAKLAŞIM FARKI]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Munzam zarar, borçlunun temerrüdü nedeniyle alacaklının temerrüt faizini aşan zararının giderilmesini amaçlayan bir kurumdur. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde paranın reel değer kaybı, munzam zarar tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştır. Türk hukukunda uzun yıllar boyunca Yargıtay, munzam zararın somut ve kesin biçimde ispat edilmesini aramış; enflasyon olgusunu tek başına yeterli kabul etmemiştir. Buna karşılık son dönemde Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı eksenli bireysel başvurularda, alacağın reel değer kaybının katı ispat kurallarıyla reddedilmesini temel hak ihlali kapsamında değerlendirmeye başlamıştır. Bu çalışma, munzam zarar kurumunun teorik temelini incelemekte; Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi arasındaki yaklaşım farkını analiz ederek yüksek enflasyon koşullarında munzam zarar kavramının yeniden yorumlanması gerektiğini savunmaktadır.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Son yıllarda Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyon, para borçlarının ifasında alacaklının uğradığı reel değer kaybını yeniden hukukî tartışmaların merkezine taşımıştır. Özellikle uzun süren yargılamalar, düşük yasal faiz oranları ve ekonomik dalgalanmalar nedeniyle alacaklıların elde ettiği faiz gelirinin gerçek zararlarını karşılamadığı yönündeki iddialar artmıştır. Bu bağlamda, Türk Borçlar Kanunu m.122 kapsamında düzenlenen munzam zarar kurumu yeniden önem kazanmıştır.</p>

<p>Munzam zarar, temerrüt faizinin karşılamadığı ek zararın giderilmesini amaçlamaktadır. Bununla birlikte Türk hukuk uygulamasında, özellikle Yargıtay içtihatlarında, munzam zarar talepleri uzun yıllar sıkı ispat kurallarına tabi tutulmuştur. Yargıtay’a göre alacaklı yalnızca enflasyon olgusuna dayanarak munzam zarar talebinde bulunamaz; ayrıca somut zararını ve bu zararın miktarını açık biçimde ortaya koymalıdır.</p>

<p>Buna karşılık Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararlarında, yüksek enflasyon ortamında alacağın reel değer kaybının göz ardı edilmesi mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmeye başlanmıştır. Özellikle mahkemelerin aşırı katı ispat yükü uygulamaları, Anayasa Mahkemesi tarafından ölçülülük ve mülkiyet hakkı bakımından denetime tabi tutulmuştur.</p>

<p>Bu çalışma, munzam zarar kavramının teorik çerçevesini ortaya koyduktan sonra, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları arasındaki yaklaşım farkını incelemekte; yüksek enflasyon koşullarında munzam zarar kurumunun yeniden yorumlanması gerektiğini ileri sürmektedir.</p>

<p><strong>I. MUNZAM ZARAR KAVRAMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p><strong>A. Munzam Zarar Kavramı</strong></p>

<p>Munzam zarar, borçlunun temerrüdü nedeniyle alacaklının temerrüt faizini aşan zararının giderilmesini ifade etmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi şu düzenlemeyi içermektedir.</p>

<p>Temerrüt faizi &lt; Gerçek zarar</p>

<p>Buna göre alacaklı, temerrüt faizinin zararını karşılamadığını ispat ettiği ölçüde ek tazminat talep edebilmektedir.</p>

<p>Munzam zarar kurumu, temerrüt faizinin götürü nitelikte olması nedeniyle alacaklının gerçek zararını her durumda karşılayamaması düşüncesine dayanmaktadır. Özellikle ekonomik kriz ve yüksek enflasyon dönemlerinde para borcunun geç ödenmesi, alacaklı bakımından ciddi bir servet kaybına yol açabilmektedir.</p>

<p><strong>B. Temerrüt Faizi ile Munzam Zarar Arasındaki Fark</strong></p>

<p>Temerrüt faizi kanundan doğan asgari bir tazmin niteliği taşırken, munzam zarar somut olayda ortaya çıkan gerçek zarar esasına dayanmaktadır.</p>

<p>Bu ilişki şu şekilde ifade edilebilir:</p>

<p>Munzam Zarar = Gerçek zarar – Temerrüt faizi</p>

<p>Dolayısıyla munzam zarar, temerrüt faizinden bağımsız değil; onu tamamlayan bir mekanizma niteliğindedir.</p>

<p><strong>C. Munzam Zararın Şartları</strong></p>

<p>Öğreti ve yargı kararlarında munzam zararın oluşabilmesi için genel olarak şu şartlar aranmaktadır:</p>

<p>1. Geçerli bir para borcunun bulunması,</p>

<p>2. Borçlunun temerrüde düşmesi,</p>

<p>3. Temerrüt faizini aşan bir zararın doğması,</p>

<p>4. Zarar ile temerrüt arasında illiyet bağının bulunması,</p>

<p>5. Borçlunun kusursuzluğunu ispat edememesi.</p>

<p>Tartışmalar esas olarak üçüncü unsur, yani “temerrüt faizini aşan zararın nasıl ispat edileceği” noktasında yoğunlaşmaktadır.</p>

<p><strong>II. YARGITAY’IN MUNZAM ZARARA İLİŞKİN GELENEKSEL YAKLAŞIMI</strong></p>

<p><strong>A. Sıkı İspat Anlayışı</strong></p>

<p>Yargıtay uzun yıllar boyunca munzam zararın somut şekilde ispat edilmesi gerektiği yönünde istikrarlı bir yaklaşım benimsemiştir. Buna göre alacaklı;</p>

<p>- hangi ekonomik kayba uğradığını,</p>

<p>- parayı zamanında alsaydı nasıl değerlendireceğini,</p>

<p>- hangi yatırım aracından mahrum kaldığını</p>

<p>somut delillerle ortaya koymalıdır.</p>

<p>Yargıtay’a göre soyut ekonomik veriler ya da genel enflasyon olgusu tek başına munzam zarar için yeterli değildir.</p>

<p><strong>B. Enflasyonun Tek Başına Yeterli Görülmemesi</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında sıklıkla şu yaklaşım benimsenmiştir:</p>

<p>Ülkedeki enflasyon oranlarının yüksek olması tek başına munzam zarar ispatı anlamına gelmez.</p>

<p>Bu yaklaşımın temelinde, her alacaklının ekonomik davranışının farklı olduğu düşüncesi bulunmaktadır. Yargıtay’a göre alacaklı, parayı zamanında tahsil etmiş olsaydı nasıl değerlendireceğini somutlaştırmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle uygulamada;</p>

<p>- döviz kuru farkı,</p>

<p>- ticari kredi faizleri,</p>

<p>- yatırım araçlarının getirisi,</p>

<p>- finansman giderleri</p>

<p>gibi unsurlar üzerinden hesaplama yapılması talep edilmiştir.</p>

<p><strong>C. Öğretideki Eleştiriler</strong></p>

<p>Öğretide birçok yazar, Yargıtay’ın aşırı katı yaklaşımının munzam zarar kurumunu işlevsiz hale getirdiğini ileri sürmektedir. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde paranın değer kaybının hayatın olağan akışı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p>Bu görüşe göre:</p>

<p>Sürekli ve yüksek enflasyon bulunan ekonomilerde, paranın satın alma gücünün düşmesi artık istisnai değil, objektif bir ekonomik gerçekliktir.</p>

<p>Dolayısıyla alacaklıdan ayrıca “parayı hangi yatırım aracına yönlendireceğini” ispat etmesini beklemek hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p><strong>III. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI IŞIĞINDA MUNZAM ZARAR</strong></p>

<p><strong>A. Mülkiyet Hakkı Perspektifi</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi son yıllarda bireysel başvuru kararlarında, alacakların reel değer kaybını mülkiyet hakkı kapsamında incelemeye başlamıştır.</p>

<p>Mahkeme’ye göre:</p>

<p>- uzun süren yargılamalar,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- düşük faiz uygulamaları,</p>

<p>- yüksek enflasyon nedeniyle oluşan değer kaybı</p>

<p>kişinin mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale oluşturabilir.</p>

<p>Bu yaklaşım, munzam zarar kurumuna anayasal bir boyut kazandırmıştır.</p>

<p><strong>B. Aşırı İspat Yükü Sorunu</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararlarında dikkat çeken en önemli hususlardan biri, derece mahkemelerinin alacaklıya yüklediği ağır ispat külfetinin eleştirilmesidir.</p>

<p>Mahkeme’ye göre ekonomik gerçeklikten kopuk biçimde;</p>

<p>- mutlak kesinlikte zarar hesabı istenmesi,</p>

<p>- yüksek enflasyonun etkisinin yok sayılması,</p>

<p>- reel değer kaybının dikkate alınmaması</p>

<p>ölçülülük ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda AYM, mülkiyet hakkının yalnızca alacağın nominal varlığını değil, ekonomik değerini de koruduğu anlayışına yaklaşmaktadır.</p>

<p><strong>C. Reel Değerin Korunması İlkesi</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı esasen şu düşünceye dayanmaktadır</p>

<p>Nominal Değer eşil değildir reel değer</p>

<p>Bir alacağın yıllar sonra nominal olarak tahsil edilmesi, yüksek enflasyon ortamında gerçek anlamda tatmin sağlamayabilir. Bu nedenle devletin pozitif yükümlülüğü, alacaklının ekonomik değerini makul ölçüde koruyacak mekanizmalar oluşturmaktır.</p>

<p><strong>IV. YARGITAY VE ANAYASA MAHKEMESİ ARASINDAKİ YAKLAŞIM FARKI</strong></p>

<p><strong>A. Teknik Borçlar Hukuku Yaklaşımı ve Temel Hak Yaklaşımı</strong></p>

<p>Yargıtay meseleye ağırlıklı olarak klasik borçlar hukuku prensipleri çerçevesinde yaklaşırken, Anayasa Mahkemesi temel hak eksenli bir değerlendirme yapmaktadır.</p>

<p>Yargıtay bakımından öncelikli mesele:</p>

<p>- zarar,</p>

<p>- illiyet bağı,</p>

<p>- somut ispat</p>

<p>iken; Anayasa Mahkemesi bakımından:</p>

<p>- mülkiyet hakkının etkin korunması,</p>

<p>- ölçülülük,</p>

<p>- ekonomik gerçeklik</p>

<p>ön plana çıkmaktadır.</p>

<p><strong>B. İçtihatların Yakınlaşma Eğilimi</strong></p>

<p>Son dönem kararlarında bazı Yargıtay dairelerinin, özellikle yüksek enflasyon olgusunu daha esnek değerlendirmeye başladığı görülmektedir. Bu durum, Anayasa Mahkemesi kararlarının dolaylı etkisi olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Özellikle ticari hayatın olağan akışı içerisinde finansman maliyetlerinin arttığı dönemlerde, mahkemelerin artık ekonomik verileri daha fazla dikkate aldığı gözlemlenmektedir.</p>

<p><strong>V. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ</strong></p>

<p>Munzam zarar kurumu, alacaklının gerçek zararını gidermeyi amaçlayan tamamlayıcı bir tazmin mekanizmasıdır. Ancak yüksek enflasyon koşullarında geleneksel ispat standartlarının aynen sürdürülmesi, kurumun işlevsiz hale gelmesine yol açabilmektedir.</p>

<p>Yargıtay tarafından uzun yıllar uygulanan sıkı ispat yaklaşımı, ekonomik istikrar dönemlerinde belirli ölçüde anlaşılabilir olsa da, yüksek enflasyon ortamında hakkaniyete uygun sonuçlar üretmekte yetersiz kalmaktadır.</p>

<p>Buna karşılık Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı eksenli yaklaşımıyla alacağın yalnızca nominal değil reel değerinin de korunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle aşırı ispat yükünün eleştirilmesi, munzam zarar kurumunun yeniden yorumlanmasına zemin hazırlamaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce yüksek enflasyonun süreklilik arz ettiği ekonomik dönemlerde;</p>

<p>- reel değer kaybına ilişkin fiili karineler kabul edilmeli,</p>

<p>- TÜFE ve ÜFE gibi objektif ekonomik veriler dikkate alınmalı,</p>

<p>- alacaklı üzerinde ölçüsüz ispat yükü oluşturulmamalıdır.</p>

<p>Aksi yaklaşım, munzam zarar kurumunu teorik düzeyde bırakacak; alacaklının gerçek zararının giderilmesi amacı gerçekleşmeyecektir.</p>

<p><img alt="Emrah Golgi̇yaz" height="220" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="200" /></p>

<p><strong>Av. Emrah GOLGİYAZ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/munzam-zararin-ispati-sorunu-aym-yargitay</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 09:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terahda.jpg" type="image/jpeg" length="56166"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Optimizasyon ve Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-teknik-universitesi-maden-optimizasyon-ve-planlama-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-teknik-universitesi-maden-optimizasyon-ve-planlama-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Optimizasyon ve Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 12 Mayıs 2026 Tarihli ve 33251 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Teknik Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MADEN OPTİMİZASYON VE PLANLAMA UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Optimizasyon ve Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Optimizasyon ve Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Optimizasyon ve Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; faaliyet alanlarına giren konularda bilimsel, teknolojik araştırma ve geliştirmelerde bulunmak, araştırma ve geliştirme projelerinin yürütülmesini sağlamak, danışmanlık yapmak, faaliyet alanlarına giren konularda kurumlar arası koordinasyon görevini yerine getirerek ülke kaynaklarının optimizasyonuna katkı sağlamak ve eğitim faaliyetlerinde bulunmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Türk madencilik sektöründe üretim faaliyetleri devam eden işletmelere yönelik, operasyonel süreçlerin iyileştirilmesi, inovasyon ve optimizasyon odaklı danışmanlık, rehberlik ve mentörlük faaliyetlerinde bulunmak.</p>

<p>b) Madencilik sektöründe kaynak, maden, proses, dijital ve ürün geliştirme alanlarında, ihtiyaca göre proje bazlı yapılandırılmış alt ekiplerle araştırma ve uygulama faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>c) Sürdürülebilir madencilik anlayışı çerçevesinde teknik, yönetsel, çevresel ve toplumsal boyutları dikkate alan bütünleşik stratejiler geliştirmek ve bu alanlarda model önerileri sunmak.</p>

<p>ç) Madencilikte yapay zekâ uygulamaları, milli kaynak modelleme teknikleri ve veri paylaşım altyapılarının geliştirilmesine yönelik projeler üretmek ve ilgili kurumlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>d) Stratejik yol haritası geliştirilmesi ve milli teknolojilerin madencilik planlama ve optimizasyon süreçlerine entegrasyonu için politika önerileri ve Ar-Ge projeleri yürütmek.</p>

<p>e) Madencilik alanında görev alacak nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağlamak amacıyla kısa kurslar, sertifika programları ve uygulamalı eğitimler düzenlemek.</p>

<p>f) Küçük ve orta ölçekli madencilik işletmelerine yönelik teknik destek mekanizmaları oluşturmak, bilgi paylaşımı platformları kurmak ve sektörel kapasiteyi artırmaya yönelik faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>g) Merkez bünyesinde dijital üyelik ve bilgi paylaşım sistemleri geliştirerek, paydaşlar arasında sürdürülebilir bir etkileşim ve veri akışını sağlamak.</p>

<p>ğ) Ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyet gösteren üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ile iş birliği içinde ortak projeler geliştirmek, çok paydaşlı platformlarda yer almak ve sektörel politika önerileri sunmak.</p>

<p>h) Madencilik sektöründe ihtiyaç duyulan teknik ve hukuki düzenlemelerin geliştirilmesine katkıda bulunmak, yatırımcılara yönelik bilgilendirici faaliyetler yürütmek ve sosyal bilimlerle entegrasyon sağlayacak disiplinlerarası çalışmalar yapmak.</p>

<p>ı) Uygulama ve araştırma çalışmaları sonunda elde edilen bilimsel ve teknik çıktıları rapor, makale, bülten, proje, kitap, dergi ve benzeri yayınlarla duyurmak; düzenli bilgilendirme raporlarıyla karar vericilere katkı sağlamak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>i) Ulusal ve uluslararası düzeyde kurs, seminer, çalıştay, konferans ve benzeri akademik-etkileşimsel etkinlikler düzenlemek veya bu etkinliklere katılım sağlamak.</p>

<p>j) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Merkez bünyesinde madencilik sektörüne yönelik test, analiz, sertifikasyon ve laboratuvar hizmetleri kurmak ve işletmek; bu amaçla ulusal ve uluslararası benzer merkezlerin uygulamalarını inceleyerek en modern sistemlerin geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>k) Merkezin geliştirdiği teknolojiler ve yöntemler için fikrî ve sınai mülkiyet hakları süreçlerini desteklemek ve ticarileştirme faaliyetlerine katkı sağlamak.</p>

<p>l) Madencilik sektöründe teknoloji ve ürün geliştirme süreçlerine yönelik pilot uygulamalar, demonstrasyon tesisleri veya saha deneyleri yapmak, yenilikçi teknolojilerin sahada test edilmesini sağlamak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür; Merkezin faaliyet alanlarıyla ilişkili konularda akademik yetkinliğe sahip, araştırma ve uygulama tecrübesi bulunan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilir. Süresi biten Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdür; Merkezin amaçları doğrultusundaki çalışmaların düzenli bir şekilde yürütülmesinden, Merkezin tüm etkinliklerinin gözetim ve denetiminden ve bu konularda gerekli önlemlerin alınmasından Rektöre karşı birinci derecede sorumludur.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Müdürün önerisi üzerine Yönetim Kurulu üyeleri arasından en fazla iki kişi Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak üç yıl süreyle görevlendirilir.</p>

<p>(3) Müdürün görevi başında bulunmadığı zamanlarda, yerine müdür yardımcılarından biri vekâlet eder. Vekâlet süresi altı ayı geçemez. Müdürün görev süresi sona ermeden görevinden ayrılması durumunda, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>c) Yönetim Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>ç) Her yıl sonunda Merkezin etkinlik raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlayarak Yönetim Kurulunun onayına sunmak.</p>

<p>d) Merkezin kısa, orta ve uzun dönemli amaç ve politikalarını ve bunlara dayalı eğitim, araştırma ve danışmanlık ile ilgili plan ve programlarını hazırlamak, Yönetim Kurulunun onayından sonra uygulamak.</p>

<p>e) Yönetim Kurulunun belirlediği hedefler doğrultusunda Merkezin akademik, idari ve teknik işleyişini yönetmek.</p>

<p>f) Yönetim Kurulu tarafından belirlenen faaliyetlere göre görev dağılımlarını belirlemek.</p>

<p>g) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında ulusal ve uluslararası kamu kurumları, üniversiteler ve özel sektör ile Merkezin iş birliğini geliştirmek ve koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>ğ) Merkezin eğitim, araştırma, uygulama, yayın ve danışmanlık faaliyetlerinin etkili bir şekilde yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>h) Alt çalışma birimlerinin faaliyetlerini izlemek, denetlemek ve gerekli yönlendirmelerde bulunmak.</p>

<p>ı) Merkezin personel ihtiyacını belirleyip Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>i) Merkezin bütçe önerilerini belirleyip Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Yönetim Kurulu üyeleri üç yıl süreyle görevlendirilir. Süresi biten üyeler yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden ayrılan veya altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle görevlendirme yapılır.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu Müdürün çağrısı üzerine yılda en az dört kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu toplantılarına üst üste üç kez izinsiz ve mazeretsiz toplantıya katılmayan üyenin üyeliği düşer. Görev süresi sona ermeden boşalan üyelikler için kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetlerini, stratejisini ve yönetimini değerlendirmek.</p>

<p>b) Müdür tarafından hazırlanan yıllık etkinlik raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını görüşmek ve onaylamak.</p>

<p>c) Alt çalışma birimlerinin kurulması, birim yöneticilerinin atanması ve görevlerinin belirlenmesi konularında karar almak.</p>

<p>ç) Merkezin araştırma, proje, eğitim ve iş birliği faaliyetleri hakkında kararlar almak ve gerekli yönlendirmeleri yapmak.</p>

<p>d) Merkezin personel ihtiyacı, bütçesi, teknik altyapısı ve dış ilişkilerine dair Müdürün getireceği önerileri değerlendirmek ve uygun olanları Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>e) Danışma Kurulundan gelen önerileri değerlendirmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite içinden veya dışından, kamu kurum kuruluşları ve özel sektör temsilcileri ile bilim insanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen en fazla on beş üyeden oluşur. Süresi dolan üyeler aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve kararlar oy çokluğuyla alınır.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışma alanlarına ilişkin değerlendirme ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Yıllık faaliyet raporları, stratejik hedefler ve projeler hakkında görüş bildirmek.</p>

<p>c) Merkezin ulusal ve uluslararası tanınırlığını artıracak öneriler geliştirmek.</p>

<p>ç) İlgili sektörlerle iş birliği olanaklarını değerlendirmek ve Merkeze katkı sağlayacak kişi ve kurumları önermek.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Merkez birimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Müdürün önerisi ve Yönetim Kurulu kararıyla Merkezin çalışma alanlarında Merkez birimleri kurulabilir. Merkez birimlerinin kuruluş ve çalışmaları Yönetim Kurulunca belirlenen esaslar uyarınca yürütülür.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen araştırmalar ve uygulamalar kapsamında alınan her türlü alet, donanım ve demirbaşlar Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-teknik-universitesi-maden-optimizasyon-ve-planlama-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="78902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73348"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2024/264 E., 2024/4431 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2024264-e-20244431-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2024264-e-20244431-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 12.06.2024 tarihli, 2024/264 E., 2024/4431 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/264 E., 2024/4431 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/41 E., 2023/391 K.<br />
SUÇ : Kasten öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama<br />
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 307 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
1.Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.10.2023 tarih, 2023/41 Esas, 2023/391 Karar sayılı kararı ile; Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 05.12.2022 tarih, 2022/6689 Esas, 2022/9608 Karar sayılı ''Sanığın, olay yerine kolluk kuvvetlerinin gelmesini beklemeden ikametinden temin ettiği tabanca ile dışarı çıkarak</p>

<p>etkili mesafeden katılanları hedef almak suretiyle ateş etmek şeklinde gerçekleşen eyleminde meşru savunma koşulları oluşmadığı, katılan ...'e yönelik olarak 5237 sayılı Kanun'un 81. ve 29. maddeleri kapsamında haksız tahrik altında kasten öldürmeye teşebbüs; diğer katılan ... yönünden ise 5237 sayılı Kanun'un 86/1,3-e, 87/3 ve 29. maddelerinde düzenlenen haksız tahrik altında silahla yaralama suçunu oluşturacağının gözetilmemesi'' nedenleriyle verilen bozma ilamına uyularak sanık hakkında:</p>

<p>A.Katılan ...'ye yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 35/2, 29, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B.Katılan ...'e yönelik kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 86/1, 3-e, 87/3, 29, 62/1, 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 7 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Dava dosyası, 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca doğrudan temyiz merciine gönderilmiştir.</p>

<p><strong>I. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
A.Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri; hatalı kabul ve delil değerlendirmesine, mahkumiyete yeter delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>B.Katılan ... Vekilinin Temyiz Sebepleri; sanık hakkında lehe hükümlerin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>C. Katılan ... Vekilinin Temyiz Sebepleri; eksik incelemeye, şartları oluşmayan haksız tahrike, eylem kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğundan suç vasfının hatalı belirlendiğine, ceza miktarına, vekalet ücretine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
1.Katılan ...'nin sanığın ikametinin bulunduğu sokakta bulunan iş yerinde çalıştığı ve olay tarihinde sanığın ikametinin önüne Nejmi'nin aracını park etmesi yüzünden tartışma yaşadıkları, Nejmi ile aynı yerde çalışan Cengiz'in de tartışmanın arbedeye dönüşmesi üzerine Nejmi'nin yanında kavgaya dahil olduğu, sanığın ikametine kaçarak katılanlardan kurtulduğu ancak katılanların sanığın evinin önünden ayrılmayıp ellerinde sopalar bulunduğu halde sanığa hitaben hakaret içerikli sözler söyleyerek bağırdıkları ve sanığı dışarı çıkması yönünde tahrik ettikleri, sanığın da katılanların tahrik edici söz ve davranışlarına karşılık ikametinde bulunan tabanca ile dışarı çıkarak önce Nejmi'nin bacaklarına ve havaya sonra da sopa ile üzerine gelen katılan ...'in bacak ve karın bölgesine doğru birden fazla kez ateş etmek suretiyle, katılan ...'yi bacak bölgesinden basit tıbbi müdahale ile giderilemez, vücudunda yapılan skorlamaya göre hayati fonksiyonlarına ağır derecede etkili birden çok kırık oluşacak şekilde; diğer katılan ...'i de batın bölgesinden 2 adet, sağ tibiada 1 adet olmak üzere toplam 3 yerinden basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasına sebep olduğu olayda;</p>

<p>2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, eksik incelemenin bulunmadığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, katılan ...'e yönelik eylem yönünden suçta kullanılan araç, isabet yerleri ve sayısı, hedef bölgeler, katılanda meydana gelen yaralanmanın ağırlığı nazara alındığında suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs olarak kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, katılan ...'ye yönelik eylem yönünden taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek düzeyde bir husumetinin bulunmaması değerlendirildiğinde, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğinin şüpheli kaldığı, kastının yaralamaya yönelik olduğu, eyleme uyan suç vasıflarının ve ceza miktarlarının doğru biçimde belirlendiği, dosya içeriğinden varlığı anlaşılan, katılanlardan sanığa yönelen ve haksız tahrik oluşturan eylemlerin niteliği ve ulaştığı boyut dikkate alındığında belirlenen indirim oranının isabetli olduğu, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.10.2023 tarihli ve 2023/41 Esas, 2023/391 Karar sayılı kararında katılanlar vekillleri ve sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>12.06.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2024264-e-20244431-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 20:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="56435"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin bu haftaki Genel Kurul gündemi belli oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-belli-oldu-mayis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-belli-oldu-mayis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin bu haftaki (12 Mayıs - 13 Mayıs) Genel Kurul gündemi belli oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<h1>12 Mayıs 2026 - Genel Kurul Gündemi</h1>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td>İlan Tarihi</td>
   <td>Toplantı Tarihi</td>
   <td>Sonuç Tarihi</td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td>11.5.2026</td>
   <td>12.5.2026</td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td colspan="4"><strong>Bireysel Başvuru </strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>Sıra No</strong></td>
   <td><strong>Başvuru No</strong></td>
   <td><strong>Konusu</strong></td>
   <td><strong>Sonuç</strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>1</strong></td>
   <td width="104">
   <p>2024/32475</p>
   </td>
   <td width="444">
   <p>Başvuru; ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmüyle birlikte verdiği tutuklama kararının hukuki olmaması, tutukluluğa itiraz incelemesinin dosya üzerinden yapılması ve cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesi, tutuklama kararı veren ve bu karara karşı itirazı inceleyen ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td width="236"></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>2</strong></td>
   <td width="104">
   <p>2021/55302</p>
   </td>
   <td width="444">
   <p>Başvuru, riskli alan ilan etme işleminin özel düzenlemeye ilişkin kural gereği tebliğ edilmeyip Resmî Gazetede ilanen tebliğ edilmesi üzerine işlemin öğrenilmesiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td width="236"></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>3</strong></td>
   <td width="104">
   <p>2021/64405</p>
   </td>
   <td width="444">
   <p>Başvuru, kum ocağı projesine ilgili idarece verilen çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararının iptali istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>4</strong></td>
   <td width="104">
   <p>2021/5312</p>
   </td>
   <td width="444">
   <p>Başvuru; naklen atama işleminin iptali istemiyle açılan davada mahkeme kararının gereği gibi uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının, daire başkanlığı görevinden alınma işlemine karşı açılan davanın reddi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>5</strong></td>
   <td width="104">
   <p>2022/102726</p>
   </td>
   <td width="444">
   <p>Başvuru, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan mahkûm edilme nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>6</strong></td>
   <td width="104">
   <p>2020/10535</p>
   </td>
   <td width="444">
   <p>Başvuru, mahkeme kararının icra edilmemesi nedeniyle mülkiyet ve kararın icrası haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<h1>13 Mayıs 2026 - Genel Kurul Gündemi</h1>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td>İlan Tarihi</td>
   <td>Toplantı Tarihi</td>
   <td>Sonuç Tarihi</td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td>5.5.2026 (Gündem)<br />
   11.5.2026 (Ek Gündem)</td>
   <td>13.5.2026</td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td colspan="6"><strong>1- Siyasi Parti Mali Denetim </strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>Sıra No</strong></td>
   <td><strong>Esas Sayısı</strong></td>
   <td><strong>Konusu</strong></td>
   <td><strong>İnceleme Evresi</strong></td>
   <td><strong>Türü</strong></td>
   <td><strong>Sonuç</strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>1</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/23 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>İşçinin Kendi Partisi 2025 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>2</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/99 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Milli Kalkınma Partisi 2024 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td width="198"></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>3</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/123 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Türkiye Komünist Hareketi Partisi 2024 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>4</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/124 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Ezilenlerin Sosyalist Partisi 2024 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>5</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2023/48 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi 2022 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td width="198">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>6</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2023/59 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Büyük Türkiye Partisi 2022 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>7</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2023/64 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Ayyıldız Partisi 2022 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>8</strong></td>
   <td>
   <p>E.2023/71 (SPMD)</p>
   </td>
   <td>Güç Birliği Partisi 2022 yılı kesin hesabı</td>
   <td>
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td>
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>9</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2023/74 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Birleşik Devrimci Parti 2022 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>10</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2023/89 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Vatanseverler Partisi 2022 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>11</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2023/91 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Devrim Hareketi Partisi 2022 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>12</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2024/68 (SPMD)</p>
   </td>
   <td width="364">
   <p>Yeniden Refah Partisi 2023 yılı kesin hesabı</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>SPMD</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td colspan="6"><strong>2- Değişik İşler ve Norm Denetimi </strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>Sıra No</strong></td>
   <td><strong>Esas Sayısı</strong></td>
   <td><strong>Konusu</strong></td>
   <td><strong>İnceleme Evresi</strong></td>
   <td><strong>Türü</strong></td>
   <td><strong>Sonuç</strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>1</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/4</p>

   <p>(Değişik İşler)</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>Anavatan Partisinin isim, rumuz ve amblemine iltibasa yol açacak şekilde benzer olduğu ileri sürülen Anayol Partisinin kullandığı isim, rumuz ve amblemin, 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 69. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne, siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p></p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>Değişik</p>

   <p>İşler</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>2</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/92</p>

   <p>Adana 3. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 4. maddesinin 9/5/2018 tarihli ve 7141 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle değiştirilen birinci fıkrasında yer alan “<i>…veya haklarında bu suçlardan dolayı kovuşturma bulunmaması,…</i>” ibaresinin anılan fıkrada yer alan <i>“...gerçek kişi kurucularında,...</i>” ve “<i>…sahtecilik…</i>” ibareleri yönünden iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk ve Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td width="198"></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>3</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/98</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>19/2/2026 tarihli ve (194) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>4</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/93</p>

   <p>İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 287. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>…derhâl geçici mühlet kararı verir…</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>5</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/94</p>

   <p>Denizli 3. İcra Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td width="198">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>6</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/95</p>

   <p>Şanlıurfa 17. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na 2/1/2014 tarihli ve 6514 sayılı Kanun’un 47. maddesiyle eklenen ek 12. maddeye 15/4/2020 tarihli ve 7243 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle eklenen ikinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinin iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>7</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/96</p>

   <p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 59. maddesiyle değiştirilen 103. maddesinin 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle yeniden düzenlenen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…vücuda organ…</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>8</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/100</p>

   <p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “<i>...yukarı sınırı altı ayı aşmayan…</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>9</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/97</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>12/2/2026 tarihli ve 7574 sayılı Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>10</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/99</p>

   <p>Trabzon 4. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen geçici 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>11</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/102</p>

   <p>Denizli 5. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’na 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen geçici 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>12</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/101</p>

   <p>Ankara 8. İş Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na 17/4/2017 tarihli ve 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48. maddesiyle eklenen ek 15. maddenin altıncı fıkrasının “<i>Bu maddenin yürürlük tarihinden önce görevi sona erenler…</i>” bölümünün iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>13</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/103</p>

   <p>Ankara 16. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>14</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/104</p>

   <p>İnegöl 2. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na 12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen ek 18. maddesine 21/2/2024 tarihli ve 7496 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>15</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/164</p>

   <p>Bursa 4. İcra Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin on birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>16</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/24</p>

   <p>Bursa 4. İcra Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen ek 4. maddenin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>17</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/41</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 26. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>18</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/144</p>

   <p>Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi</p>

   <p><u>Birleşenleri</u></p>

   <p>E.2026/44</p>

   <p>E.2026/56</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 128. maddesinin;</p>

   <p>A. Birinci cümlesinin “<i>…umumi kadınlar ve evlerin tabi olacakları hükümler ve bu fuhuş yüzünden intişar eden hastalıkların ve bilhassa zührevi hastalıkların sirayetine mani olacak tedbirleri…”</i> bölümünün,</p>

   <p>B. İkinci cümlesinde yer alan “<i>…ve tahdit…</i>” ibaresinin,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>19</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/246</p>

   <p>Ankara 73. İş Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>Muhakeme sırasında…</i>” ve “<i>…yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar…</i>” ibarelerinin iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>20</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/248</p>

   <p>İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 25/6/1958 tarihli ve 7154 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin 28/5/1988 tarihli ve 3463 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen (A) fıkrasının 22/8/1989 tarihli ve 378 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle değiştirilen birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “<i>…birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olan…</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>21</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/230</p>

   <p>Ankara 19. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 171. maddesiyle değiştirilen 44. maddesinin 19/11/2014 tarihli ve 6569 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen (c) fıkrasının birinci cümlesinin “<i>…öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorundadırlar.</i>” bölümünün iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>22</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/10</p>

   <p>Osmaniye 13. Asliye Ceza Mahkemesi</p>

   <p><u>Birleşenleri</u></p>

   <p>E.2026/12</p>

   <p>E.2026/20</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…nitelikli dolandırıcılık (m. 158),…</i>” ibaresinin madde metninden çıkarılmasının iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>23</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/226</p>

   <p>Alanya Asliye Ticaret Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendinin iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>24</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/274</p>

   <p>Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="402">
   <p>13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>…miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.”</i> bölümünün iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td colspan="6"><strong>3- Ek Gündem</strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>Sıra No</strong></td>
   <td><strong>Esas Sayısı</strong></td>
   <td><strong>Konusu</strong></td>
   <td><strong>İnceleme Evresi</strong></td>
   <td><strong>Türü</strong></td>
   <td><strong>Sonuç</strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>1</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/1</p>

   <p>(Siyasi Parti-İhtar)</p>

   <p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Parti Tüzüğündeki 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı hükümleri yapılan uyarıya rağmen Kanun’a uygun hale getirmeyen Birlik ve İlerleme Partisine, bu aykırılıkların giderilmesi için Kanun’un 104. maddesi uyarınca ihtar kararı verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p></p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Siyasi Parti-İhtar</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>2</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/2</p>

   <p>(Siyasi Parti-İhtar)</p>

   <p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Parti Tüzüğündeki 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı hükümleri yapılan uyarıya rağmen Kanun’a uygun hale getirmeyen Toprak Partisine Kanun’un 104. maddesi uyarınca ihtar kararı verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p></p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Siyasi Parti-İhtar</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>3</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/5</p>

   <p>(Değişik İşler)</p>

   <p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>Evrensel Medeniyet Partisinin kendiliğinden dağılma hâlinin ve buna bağlı olarak hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p></p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Değişik İşler</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>4</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/105</p>

   <p>Ankara 16. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>5</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/107</p>

   <p>Ankara 15. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>6</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/108</p>

   <p>Ankara 15. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>7</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/109</p>

   <p>Ankara 15. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>8</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/110</p>

   <p>Ankara 15. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>9</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/106</p>

   <p>Kahramanmaraş 4. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 167. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>10</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/112</p>

   <p>Erbaa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’na 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen geçici 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>11</strong></td>
   <td width="122">
   <p>E.2026/111</p>

   <p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu</p>
   </td>
   <td width="397">
   <p>6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun;</p>

   <p>A. 75. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan <i>“…üyelikten geçici ve sürekli çıkarma esasları,…</i>” ibaresinin,</p>

   <p>B. 76. maddesinin (4) numaralı fıkrasının “…<i>Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Statüsünde öngörülen disiplin cezalarını vermek,…</i>” bölümünün,</p>

   <p>iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="66">
   <p>İlk ve Esas</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-belli-oldu-mayis</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 17:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/h-i-cv-l-f-o-x-i-a-a-i-t33.jpg" type="image/jpeg" length="83444"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["Avukatlık Kanunu’nun Yabancı Ortaklıklara İlişkin Düzenlemelerini Hükümsüz Kılan Kanun Teklifi Hukuk Sistemimizin Özüne Aykırıdır"]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatlik-kanununun-yabanci-ortakliklara-iliskin-duzenlemelerini-hukumsuz-kilan-kanun-teklifi-hukuk-sistemimizin-ozune-aykiridir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatlik-kanununun-yabanci-ortakliklara-iliskin-duzenlemelerini-hukumsuz-kilan-kanun-teklifi-hukuk-sistemimizin-ozune-aykiridir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"AVUKATLIK KANUNU’NUN YABANCI ORTAKLIKLARA İLİŞKİN DÜZENLEMELERİNİ HÜKÜMSÜZ KILAN KANUN TEKLİFİ HUKUK SİSTEMİMİZİN ÖZÜNE AYKIRIDIR"</strong></p>

<p>"5 Mayıs 2026 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 6’ncı maddesi ile 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na ek madde eklenmesi teklif edilmektedir. Buna göre “en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren” ve bazı faaliyetleri yapmak üzere kurulan, “yıllık hasılatının %80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde eden” sermaye şirketleri “nitelikli hizmet merkezi” olarak anılmakta; nitelikli hizmet merkezi olarak anılan bu şirketlere gelir vergisi ve kurumlar vergisi bakımından avantajlar sağlanmaktadır. Kanun teklifinin 6. maddesinin (a) bendinde bu şirketlerin faaliyet gösterebilecekleri alanlar arasında “hukuk danışmanlığı” da sayılmıştır.</p>

<p>“Nitelikli hizmet merkezi” statüsündeki hukuk danışmanlığı şirketlerine yönelik bu düzenleme, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun başta savunmanın bağımsızlığı olmak üzere temel ilkelerine, kurucu felsefesine ve emredici hükümlerine aykırıdır. Kanun teklifiyle getirilmek istenen model, yargının kurucu unsuru olan avukatlık mesleğini “ticari bir meta” hâline getirmekte olup, bu durum hukuk güvenliği ilkesi ve bağımsız savunmanın özü ile telafisi imkânsız bir çatışma içerisindedir.</p>

<p>1136 sayılı Kanun, avukatların bir araya gelerek çalışmasını “Avukatlık Ortaklığı” (Madde 44) ile sınırlandırmış ve bu yapıyı ticari şirketlerden keskin çizgilerle ayırmıştır. Avukatların bir araya gelerek kurumsal bir yapıda (Avukatlık Ortaklığı şeklinde) çalışmaları mümkündür; ancak Kanun, bu ortaklıkların amacından sapıp birer ticari şirkete dönüşmesini engellemek için çok katı sınırlar çizmiştir. Buna göre, avukatlık ortaklığının çalışmaları sadece “meslek çalışması” kabul edilir ve ticari sayılamaz. Anılan maddenin (B) bendi ise yabancı sermayeyi teşvik mevzuatı çerçevesinde Türkiye’de faaliyet göstermek isteyen yabancı avukatlık ortaklıkları bakımından çerçeveyi net şekilde belirlemiştir. Buna göre; mütekabiliyet esasına bağlı olarak, bu kanuna ve avukatlık ortaklığı düzenlemesine uygun olarak kurulabilecek yabancı avukatlık ortaklıkları, yalnızca yabancılar hukuku ve milletlerarası hukuk konularında danışmanlık hizmeti verebilirler.</p>

<p>1136 sayılı Kanun uyarınca avukatlık bir “kamu hizmeti” olup, aynı Kanunu’nun 35. maddesi hukuk danışmanlığının yalnızca baroya kayıtlı avukatlar tarafından yapılabileceğini düzenler. Bu anlamda bir kamu hizmetinin sanayi sektöründe olduğu gibi “hizmet ihracatı” üzerinden yabancı sermaye şirketlerine açılması, mesleğin temel felsefesiyle çelişmekte olup hukuk sistemimizin özüne aykırıdır. Bu model, hukuk hizmetini adalet arayışından kopararak kâr odaklı bir operasyona dönüştürmekte; yargı bağımsızlığının özünü sermayenin kârlılığına kurban ederek yargının üç ayaklı yapısını da sakatlamaktadır. Ayrıca teklif, Türkiye’deki avukatlar bakımından da büyük bir haksız rekabet ve eşitsizlik tablosu yaratmaktadır.</p>

<p>Kanun teklifindeki ticari şirket modeli “sınırlı sorumluluk” esasına dayanarak, avukatın mesleki hatalarından dolayı kişisel malvarlığıyla sorumlu olmasının önüne bir tüzel kişilik perdesi çekmektedir. Bu durum, vatandaşın hukuk güvenliğini zedeleyen bir koruma kalkanı yaratmaktadır. Ayrıca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca avukatlık ortaklıklarının yurt içinde şube açması yasaktır. Bir sermaye şirketi modelinde olacağı anlaşılan yabancı hukuk danışmanlığı şirketleri için bu sınırlamanın olmaması sadece haksız rekabet yaratmamakta emeğin karşısında sermayeye destek vererek hakkın özüne dokunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenleme teklifi, mevcut Avukatlık Kanunu’nda yabancı avukatlık ortaklıkları için öngörülen alan sınırlamasını da mütekabiliyet şartını da tümüyle ortadan kaldırır niteliktedir. Hukuk hizmetinin bir şirket stratejisine ve hissedar kârına endekslenmesi, avukatın mesleki özerkliğini yok eder. Savunmanın bağımsızlığının zedelendiği bir sistemde, yargı bağımsızlığından ve adil yargılanma hakkından söz edilemez. Bu düzenleme, yargı erkinin kurucu unsuru olan savunmayı ve hukuk devleti ilkesini zedelemektedir.</p>

<p>Teklif’te yer alan hukuk danışmanlığı konusu daha evvel kamuoyunda tartışılmamış ve bu konuda Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınmamıştır. Birliğimiz Teklif’ten ancak Meclis Başkanlığına sunulduğu gün itibarıyla ve TBMM sitesi aracılığıyla haberdar olmuş; aynı gün yetkili kişi ve makamlar nezdinde girişimlerde bulunulmuştur. Avukatlık Kanunu’nun temel yaklaşımının, felsefesinin, ilkelerinin göz ardı edilmesini kabul etmiyor, hukuk devletinin temelini ilgilendiren bu konuda “hukuk danışmanlığı” ifadesinin düzenlemeden çıkarılmasının Meclisin ilgili komisyonu bakımından tarihi önemde olduğunu hatırlatıyoruz."</p>

<p><strong>Türkiye Barolar Birliği</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatlik-kanununun-yabanci-ortakliklara-iliskin-duzenlemelerini-hukumsuz-kilan-kanun-teklifi-hukuk-sistemimizin-ozune-aykiridir</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 16:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/baro/tbb-turkiye-barolar-birligi.jpg" type="image/jpeg" length="33283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Özkaya, Pakistan Yüksek Mahkemesi Heyetini kabul etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-pakistan-yuksek-mahkemesi-heyetini-kabul-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-pakistan-yuksek-mahkemesi-heyetini-kabul-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, “Yüksek Yargı Alanında Bilgi Teknolojileri ve Yenilikçi Uygulamalar” konulu eğitim programına katılmak üzere Türkiye’ye gelen Pakistan Yüksek Mahkemesi heyetini kabul etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi ile Pakistan Yüksek Mahkemesi arasında anayasa yargısı alanındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve karşılıklı tecrübe paylaşımının güçlendirilmesine yönelik imzalanan mutabakat zaptı doğrultusunda ilk eğitim programı 3-8 Mayıs 2026 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirildi.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, eğitim programının son gününde Pakistan Yüksek Mahkemesi Üyesi Muhammed Ali Mazhar ile Gilgit-Baltistan Yüksek Mahkemesi Başkanı Ali Baig’in yanı sıra Pakistan’ın farklı yüksek yargı kurumlarında görev yapan hâkimlerden oluşan heyetle İstanbul Hakimevi’nde bir araya geldi.</p>

<p><strong>İş Birliğimiz Ortak Çalışmalarla Daha Çok Güçlenecek </strong></p>

<p>Başkan Kadir Özkaya kabulde yaptığı konuşmada, Türkiye ile Pakistan arasında yüksek yargı alanında geliştirilen iş birliğinin anayasal değerlerin korunması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ile yargısal bilgi ve tecrübe paylaşımının güçlendirilmesi bakımından önemli katkılar sağlayacağını ifade etti. Hızla gelişen teknoloji karşısında yargı kurumlarının kurumsal kapasitelerini güçlendirmesinin önemine işaret eden Başkan Özkaya, iki ülke yüksek yargı kurumları arasında sürdürülen temasların ve iş birliğinin gelecekte farklı alanlarda gerçekleştirilecek ortak çalışmalarla daha da gelişeceğini belirtti.</p>

<p>Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkilerin tarihsel dayanışma, karşılıklı saygı ve kardeşlik temelinde şekillendiğini vurgulayan Başkan Özkaya, anayasal yargı alanında sürdürülen uluslararası iş birliğinin yalnızca kurumsal ilişkilerin gelişmesine değil aynı zamanda ülkeler arasındaki köklü dostluk bağlarının daha da güçlenmesine katkı sunduğunu dile getirdi.</p>

<p>Başkan Özkaya ayrıca Pakistan Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Yahya Afridi ile 6 Nisan 2026 tarihinde imzaladıkları mutabakat zaptının ardından gerçekleştirilen eğitim programının iki yüksek mahkeme arasındaki iş birliği kapsamında düzenlenen ilk faaliyet olmasından duyduğu memnuniyeti ifade ederek programların ilerleyen süreçte farklı konu başlıklarıyla sürdürüleceğini kaydetti.</p>

<p><strong>Bu Program Mahkemelerimiz Arasındaki Bağların Daha da Güçlenmesinin Bakımından Önemli Bir Adım </strong></p>

<p>Öte yandan Anayasa Mahkemesi tarafından düzenlenen eğitim programının açılışı Başkanvekili İrfan Fidan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Başkanvekili Fidan yaptığı açış konuşmasında Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkilerin sıradan diplomatik ilişkilerin çok ötesinde tarihsel dayanışma, karşılıklı saygı ve kardeşlik duygularına dayanan güçlü bir dostluğun ürünü olduğunu belirtti. Eğitim programının köklü dostluk ilişkilerine sahip iki ülkenin hukuk kurumları arasındaki bağların daha da güçlenmesi bakımından önemli bir adım olduğunu ifade eden Başkanvekili Fidan, yüksek mahkemeler arasında kurulan ilişkilerin ortak sorunlara birlikte çözüm aranmasına ve farklı hukuk sistemlerinin tecrübelerinden karşılıklı olarak faydalanılmasına imkân sağladığını söyledi.</p>

<p>Pakistan’ın köklü hukuk geleneği ve güçlü yargı kurumlarının bölgesel ve uluslararası düzeyde saygın bir yere sahip olduğunu vurgulayan Başkanvekili Fidan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ile Pakistan Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Yahya Afridi arasında İslamabad’da imzalanan mutabakat zaptıyla iki mahkeme arasındaki ilişkilerin yeni bir ivme kazandığını ifade etti.</p>

<p>Başkanvekili Fidan, günümüzde anayasal yargının yalnızca ulusal hukuk düzenlerinin bir unsuru olmaktan çıktığını, küresel ölçekte gelişen hukuk diyaloğunun önemli bir parçası hâline geldiğini kaydederek anayasal yargı kurumları arasındaki bilgi ve tecrübe paylaşımının hukukun üstünlüğünün korunması ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması bakımından büyük önem taşıdığını dile getirdi.</p>

<p>Eğitim programı süresince Anayasa Mahkemesi raportörleri tarafından heyete; Türkiye’de yargı sisteminin ve Anayasa Mahkemesinin bilgi işlem altyapısı, Genel Kurulun yetkileri ve işleyişi, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri ile bireysel başvuru sistemine ilişkin sunumlar gerçekleştirildi. Ayrıca Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle ilişkiler ile Anayasa Mahkemesinin uluslararası faaliyetleri hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu.</p>

<p>Pakistan Yüksek Mahkemesi heyeti program kapsamında; İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Dönmez, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Hazar Turan Alim, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Metin Sarıhan ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Recep Yılmaz Korkmaz’a ziyarette bulunarak Türkiye’nin yargısal sistemi ve mahkemelerin işleyişine ilişkin incelemelerde bulundu.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10284/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10285/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10286/3.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10287/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10288/5.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10289/6.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10290/7.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10291/8.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10292/9.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10293/10.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-pakistan-yuksek-mahkemesi-heyetini-kabul-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 14:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-136.jpg" type="image/jpeg" length="12623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTİNAF YOLUNA BAŞVURMAYAN TARAFIN TEMYİZ HAKKI VAR MIDIR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istinaf-yoluna-basvurmayan-tarafin-temyiz-hakki-var-midir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istinaf-yoluna-basvurmayan-tarafin-temyiz-hakki-var-midir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usuli açıdan değişikliğe gidilerek, iki dereceli yargılama sisteminden üç dereceli yargılama sistemine geçilmiştir. Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başlamasıyla birlikte, İlk Derece Mahkemesi kararlarının kanun yolu denetimi bakımından yeni bir dönem başlamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eskiden ilk derece mahkemelerinin kesin olmayan kararları doğrudan Yargıtay tarafından temyiz incelemesine tabi tutulmakta iken; güncel durumda ilk derece mahkemesi kararlarına karşı öncelikle istinaf kanun yoluna başvurulması zorunlu hale gelmiştir. Böylelikle istinaf, İlk Derece Mahkemesi ile Yargıtay arasına yerleştirilen ikinci derece bir denetim mercii olarak hukuk sistemimize dâhil edilmiştir. Dolayısıyla artık temyiz edilen karar İlk Derece Mahkemesinin kararı değil, Bölge Adliye Mahkemesi kararıdır.</p>

<p>Üç aşamalı yapının doğal sonucu olarak, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı süresinde istinaf yoluna başvurulmaması hâlinde karar ilgili taraf bakımından kesinleşmektedir. Kanun yolu sistematiği gereği, istinaf incelemesinden geçmeyen bir hususun temyiz incelemesine konu edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Taraflardan birinin İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmemesi hâlinde, <strong>kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmadığı sürece</strong> karşı taraf lehine usuli müktesep hak oluşacaktır. Bu durumda, yalnızca karşı tarafın yaptığı istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının değiştirilmeden korunması hâlinde, istinaf yoluna başvurmayan tarafın sonradan temyiz yoluna başvurması mümkün değildir.</p>

<p>Gerçekten de, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yalnızca i<strong>stinaf başvurusunun esastan veya usulden reddine karar verilmiş ve İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeni bir hüküm kurulmamış ise, istinaf etmeyen taraf yönünden temyize konu olabilecek yeni bir karar ortaya çıkmamaktadır. Bu nedenle temyiz hakkı yalnızca istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olacaktır.</strong></p>

<p>Buna karşılık, Bölge Adliye Mahkemesi İlk Derece Mahkemesi <strong>kararını kaldırıp yeniden hüküm kurarsa durum değişecektir. </strong>Çünkü artık ortada İlk Derece Mahkemesi kararından <strong>bağımsız, yeni ve müstakil bir Bölge Adliye Mahkemesi kararı bulunmaktadır. </strong>Bu durumda,<strong> İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmemiş olan taraf dahi, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan yeni hükme karşı temyiz yoluna başvurabilecektir.</strong></p>

<p><strong>İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeni bir hüküm kurulmadığı durumlarda , </strong>temyiz incelemesine konu olabilecek yeni bir hüküm bulunmadığından, davalının Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz hakkı mevcut değildir. Dolayısıyla yapılan temyiz başvurusunun usulden reddi gerekmektedir.</p>

<p><i>Yukarıda açıklandığı üzere davalı vekili, İlk Derece Mahkemesi ek kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmadığından ve aleyhine yeni bir karar verilmediğinden, davalının Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz hakkı bulunmamaktadır. Aksi düşüncede istinaf başvurusunda bulunmayan tarafa İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf kanun yolunu atlayarak temyiz etme hakkı tanınmış olur ki, bu durum 6100 sayılı Kanun ile hayata geçirilen üç kademeli yargılama sistemini iki kademeli yargılama sistemine dönüştürür ve istinafın devre dışı bırakılmasına yol açar.Bu açıklamalar karşısında İlk Derece Mahkemesi ek kararını istinaf etmeyen davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz hakkı bulunmadığından, temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. </i>(<strong>Yargıtay 7.Hukuk Dairesi 2025/3763E. 2026/1335K.)</strong></p>

<p><i>Yukarıda açıklandığı üzere borçlunun, İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmadığından ve aleyhine yeni bir karar verilmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararını müstakilen ya da “katılma yoluyla" temyiz hakkı bulunmamaktadır. Aksi düşüncede <strong>istinaf başvurusunda bulunmayan tarafa İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf kanun yolunu atlayarak temyiz etme hakkı tanınmış olur ki, bu durum 6100 sayılı HMK ile hayata geçirilen üç kademeli yargılama sistemini iki kademeli yargılama sistemine dönüştürür ve istinafın devre dışı bırakılmasına yol açar.</strong> Bu açıklamalar karşısında İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen borçlunun Bölge Adliye Mahkemesinin kararını temyiz hakkı bulunmadığından, temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir. </i><strong>(Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 2025/8774E. 2026/1380K.)</strong></p>

<p>Özetlemek gerekirse üç dereceli yargılama sisteminde temyiz hakkının doğabilmesi için, uyuşmazlığın öncelikle istinaf incelemesinden geçmiş olması zorunludur. İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen taraf, kural olarak Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz edemez. Ancak Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak yeni bir hüküm tesis etmesi hâlinde, bu yeni karara karşı temyiz yolu tüm taraflar bakımından açılacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istinaf-yoluna-basvurmayan-tarafin-temyiz-hakki-var-midir-1</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41.jpg" type="image/jpeg" length="85395"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞİRKET YETKİLİSİNİN ŞİRKET BORÇLARINDAN SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sirket-yetkilisinin-sirket-borclarindan-sorumlulugu-aksoy-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sirket-yetkilisinin-sirket-borclarindan-sorumlulugu-aksoy-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Limited Şirket Müdürü, Anonim Şirket Yöneticisi, Ortak ve Kanuni Temsilcinin Borçtan Sorumluluğu ile İstisnalar</strong></p>

<p>Ticaret hayatının süjeleri tarafından tam olarak anlaşılamamış konuların başında, şirketin borçlarından yetkilinin sorumlu olup olmayacağı ve bu sorumluluğun sınırının ne olduğu gelmektedir. Bir şirket borcunu ödemezse, şirket müdürü, şirket ortağı, yönetim kurulu üyesi ya da “şirket yetkilisi” olarak bilinen kişi bu borcu kendi mal varlığından ödemek zorunda kalır mı? Uygulamada birçok kişi şirket ile şirketi yöneten gerçek kişileri aynı kişilik sanmaktadır. Oysa hukuk düzeni bakımından şirket, onu yöneten kişiden ayrı bir varlıktır. Özellikle limited ve anonim şirketler, tüzel kişiliğe sahip oldukları için kural olarak borcun asıl muhatabı şirketin kendisidir. Bu nedenle her şirket borcu otomatik olarak müdüre, ortağa veya yönetim kurulu üyesine yüklenmez. Ancak bu genel kuralın çok önemli istisnaları vardır. Özellikle vergi borçları, SGK prim borçları, kanuni temsil yükümlülüğünün ihlali, kusurlu yönetim, muvazaalı işlemler, mal kaçırma, defter ve belge yükümlülüklerinin ihlali ve alacaklıyı zarara uğratan işlemler bakımından şirket yetkilisinin şahsi sorumluluğu ciddi biçimde gündeme gelebilir. Bu nedenle “şirket borcundan şirket yetkilisi sorumlu olur mu?” sorusunun tek cümlelik bir cevabı yoktur. <strong>Kural olarak şirket borcundan şirket sorumludur; fakat kanunun özel olarak sorumluluk yüklediği hâllerde ortak, müdür, yönetim kurulu üyesi veya kanuni temsilci de kişisel malvarlığıyla sorumlu tutulabilir. </strong>Bu ayrım doğru kurulmadığında, ya borçlu olmadığını sanan şirket yetkilisi ağır icra ve haciz riskiyle karşılaşmakta ya da alacaklı taraf yanlış kişiye yönelerek zaman kaybetmektedir.</p>

<p><strong>1. Önce temel ilke: Şirket ayrı bir tüzel kişidir.</strong></p>

<p>Sermaye şirketi olarak limited şirket ve anonim şirket, Türk hukukunda ortaklarından ve yöneticilerinden ayrı tüzel kişiliklerdir. Bu nedenle şirketin yaptığı sözleşmenin, aldığı malın, verdiği çekin, üstlendiği ticari edimin ya da bankaya olan kredi borcunun ilk sorumlusu kural olarak şirketin kendisidir. Şirketin kasası, banka hesabı, ticari işletmesi, araçları, makineleri, stokları ve diğer malvarlığı unsurları bu borcun asıl teminatını oluşturur.</p>

<p>Bu çerçevede, sırf bir kişinin şirket müdürü olması veya ticaret sicilinde yetkili görünmesi, her şirket borcundan dolayı otomatik biçimde şahsen borçlu olacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde bir kişinin şirket ortağı olması da her özel hukuk borcunun onun kişisel borcu hâline gelmesi sonucunu doğurmaz. Özellikle adi ticari borçlar bakımından temel prensip budur. Fakat bu temel prensibin sınırlarını bilmek gerekir; çünkü hukuk uygulamasında asıl sorun, kural ile istisnanın birbirine karıştırılmasından doğmaktadır.</p>

<p><strong>2. Limited şirket ortağı her borçtan sorumlu mudur?</strong></p>

<p>Limited şirket ortakları bakımından başlangıç noktası Türk Ticaret Kanunu’dur. TTK m. 602 uyarınca limited şirket ortağı, esas itibarıyla şirkete karşı, taahhüt ettiği esas sermaye payını ve varsa şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ile yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdür. Başka bir ifadeyle, limited şirket ortağının kural olarak sorumluluğu, şirkete koymayı üstlendiği sermaye ile sınırlıdır; şirketin her ticari borcu doğrudan ortağın şahsi borcu hâline gelmez.</p>

<p>Bu nedenle limited şirketin bir tedarikçiye borcu olması, kira borcunu ödeyememesi, bankaya olan kredi taksitini aksatması ya da müşterisine karşı sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü ihlal etmesi hâlinde alacaklı, sırf “bu kişi ortaktır” diyerek ortağın kişisel malvarlığına yönelme hakkını her durumda elde etmez. Özel hukuk alacaklarında esas muhatap şirket tüzel kişiliğidir. Bu nokta uygulamada çok önemlidir; çünkü çoğu zaman alacaklı taraf, şirket müdürü ile şirket ortağını aynı kefeye koymakta ve kanuni dayanak olmadan doğrudan gerçek kişilere yönelmeye çalışmaktadır. Hukuken bu yaklaşım her zaman doğru değildir.</p>

<p>Ancak limited şirket ortağının kamu borçları bakımından durumu farklıdır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun m. 35 uyarınca limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu tutulabilir. Yani vergi, bazı kamu alacakları ve kamu gücüyle takip edilen belirli borçlarda ortak bakımından istisnai bir şahsi sorumluluk rejimi vardır. Bu yüzden “limited şirkette ortak hiçbir borçtan sorumlu olmaz” demek de doğru değildir.</p>

<p><strong>3. Şirket müdürü ile ortak aynı şey değildir.</strong></p>

<p>Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, ortaklık sıfatı ile temsil ve yönetim yetkisinin aynı şey sanılmasıdır. Oysa limited şirkette bir kişi ortak olabilir ama müdür olmayabilir; müdür olabilir ama ortak olmayabilir; hem ortak hem müdür de olabilir. Bu ayrım, borçtan kimin hangi hukuki sebeple sorumlu tutulacağını doğrudan etkiler.</p>

<p>Bir kişi sırf ortak olduğu için her borçtan sorumlu olmazken, kanuni temsilci ya da müdür sıfatı taşıyan kişi, özellikle kamu borçları ve kusurlu yönetim halleri bakımından daha ağır bir sorumluluk riskiyle karşılaşabilir. Dolayısıyla dava veya icra takibinde ilk sorulması gereken soru, “Bu kişi ortak mı, müdür mü, kanuni temsilci mi, yönetim kurulu üyesi mi, yoksa sadece şirket çalışanı mı?” olmalıdır. Ticaret sicili, imza sirküleri, görev süresi, yetki kapsamı ve temsil şekli bu nedenle belirleyicidir.</p>

<p><strong>4. Limited şirket müdürünün şahsi sorumluluğu hangi hâllerde doğar?</strong></p>

<p>Limited şirket müdürünün sorumluluğu, sadece “şirket borcu var” denilerek kurulmaz. Müdürün şahsi sorumluluğu için çoğu zaman kanundan, şirket sözleşmesinden veya yöneticilik yükümlülüklerinden doğan bir ödevin ihlali gerekir. TTK sistematiğinde limited şirket müdürlerinin sorumluluğu bakımından anonim şirket yöneticilerine ilişkin sorumluluk hükümlerine atıf yapılmakta; bu çerçevede kusurlu ihlal sonucu şirkete, ortaklara veya alacaklılara verilen zarardan yöneticinin şahsi sorumluluğu gündeme gelebilmektedir. Öğreti ve uygulama da limited şirket müdürleri bakımından bu kusur esaslı sorumluluk rejimini kabul etmektedir.</p>

<p>Türk Ticaret Kanunu m. 553, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri hâlinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacaklarını düzenler. Bu hüküm, şirket yöneticisinin sorumluluğunun borcun kendisinden değil, kusurlu yönetim veya yükümlülük ihlalinden kaynaklandığını açıkça ortaya koyar. Yani müdür, “şirketin her borcunun garantörü” değildir; fakat kusurlu davranışıyla zarara sebep olmuşsa artık kişisel sorumluluk gündeme gelir.</p>

<p>Örneğin şirket malvarlığının bilinçli biçimde boşaltılması, gerçeğe aykırı finansal beyanlar, şirket varlıklarının yakınlara devredilmesi, alacaklılardan mal kaçırma amacıyla işlem yapılması, şirket kayıtlarının tutulmaması, vergi ve prim ödevlerinin kasten yerine getirilmemesi, açık zarar doğuracak yönetim kararlarının alınması ya da şirketin dürüstlük kuralına aykırı biçimde yönetilmesi gibi hallerde müdürün kişisel sorumluluğu çok daha güçlü biçimde tartışılır. Böyle durumlarda tartışma artık yalnızca “şirket borcu ödenmedi” noktasında değil, “yönetici kusuruyla zarar doğurdu mu?” ekseninde yürür.</p>

<p><strong>5. Anonim şirkette yönetim kurulu üyesi borçtan ne zaman sorumlu olur?</strong></p>

<p>Anonim şirkette de temel kural benzerdir: şirket borcunun ilk sorumlusu şirket tüzel kişiliğidir. Ancak TTK m. 553 kapsamında yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmişlerse ortaya çıkan zarardan sorumlu tutulabilirler. Bu nedenle anonim şirkette yönetim kurulu üyesi olmak da otomatik bir kişisel borçluluk yaratmaz; fakat kusurlu davranış varsa, alacaklıların ve şirketin tazminat talebi gündeme gelebilir.</p>

<p>Burada da yine önemli olan, borcun bizzat yöneticinin şahsi edimi olarak doğup doğmadığı değil; yöneticinin görevini hukuka, dürüstlük kuralına ve özen yükümlülüğüne uygun biçimde yerine getirip getirmediğidir. Başka bir anlatımla, ticari başarısızlık ile hukuki sorumluluk aynı şey değildir. Her zarar doğuran ticari karar, yöneticiyi otomatik olarak şahsen sorumlu yapmaz. Fakat açık ihmal, ağır kusur, kanuna aykırı işlem veya alacaklıları zarara sokan kasıtlı yönetim tarzı varsa, yöneticinin korunması zorlaşır.</p>

<p><strong>6. Vergi borçlarında şirket yetkilisinin sorumluluğu.</strong></p>

<p>Vergi hukukunda durum, özel hukuk borçlarından belirgin biçimde ayrılır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 10, tüzel kişilerin vergi ödevlerinin kanuni temsilciler tarafından yerine getirileceğini düzenler. Bu ödevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle mükellefin veya vergi sorumlusunun varlığından tamamen ya da kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınabilir. Bu hüküm, vergi borçlarında kanuni temsilcinin salt unvanıyla değil, temsil ve vergisel ödevleri yerine getirme yükümlülüğüyle bağlantılı bir sorumluluk rejimi kurar.</p>

<p>Dolayısıyla şirket müdürü, yönetim kurulu üyesi veya kanuni temsilci sıfatı taşıyan kişi; beyanname verilmemesi, vergisel ödevlerin yerine getirilmemesi, ödeme yükümlülüklerinin ihlali gibi nedenlerle şirketten tahsil edilemeyen vergi ve bağlı alacaklar bakımından takip riskiyle karşılaşabilir. Burada kritik olan nokta, kişinin gerçekten kanuni temsilci olup olmadığı, temsil yetkisinin hangi dönemde devam ettiği ve somut vergisel ödevin yerine getirilmemesinde rolünün bulunup bulunmadığıdır. Vergi borçlarında herkes değil, hukuken ilgili dönemde yükümlülükle bağlı kişi sorumlu tutulabilir.</p>

<p>Uygulamada çoğu uyuşmazlık da bu noktada çıkar. Bir kişi yıllar önce müdürlükten ayrılmış olabilir, fakat ayrılış ticaret sicilinde doğru biçimde tescil ve ilan edilmemişse takip riski devam edebilir. Ya da şirkette birden fazla yetkili bulunabilir; bu durumda kimin hangi dönemde, hangi kapsamda, hangi vergisel görevi üstlendiği ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Vergi dosyalarında görev dönemi, ticaret sicili kayıtları, imza sirküleri, yönetim kararı ve tahakkuk tarihi son derece önemlidir.</p>

<p><strong>7. 6183 sayılı Kanun bakımından ortak ile kanuni temsilci ayrımı.</strong></p>

<p>Kamu alacaklarında en fazla karışıklık yaratan alanlardan biri, 6183 sayılı Kanundaki ortak sorumluluğu ile kanuni temsilci sorumluluğunun birbirine karıştırılmasıdır. Limited şirket ortaklarının sorumluluğu m. 35’te, kanuni temsilcilerin sorumluluğu ise mükerrer m. 35’te düzenlenmektedir. Öğreti ve yargısal değerlendirmelerde de bu iki rejimin farklı hukuki temellere dayandığı kabul edilmektedir. Limited şirket ortağı, şirketten tahsil edilemeyen kamu borcundan sermaye payı oranında sorumlu olabilirken; kanuni temsilci bakımından sorumluluk, temsil görevi ve kanuni yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ekseninde değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle aynı kişi hem ortak hem müdür ise, bazen iki farklı hukuki sıfat nedeniyle iki ayrı sorumluluk tartışması doğabilir. Ancak bu, her dosyada sınırsız ve otomatik bir takip anlamına gelmez. İdarenin dayandığı hukuki sebep, borcun türü, tahsilin şirketten neden yapılamadığı, kişinin görev dönemi ve ticaret sicili kayıtları dikkatle incelenmelidir. Özellikle ödeme emri davalarında en önemli savunma alanı, kişinin yanlış hukuki sıfatla takibe alınmış olması veya borcun doğduğu dönemde yetkili kişi olmamasıdır.</p>

<p><strong>8. SGK prim borçlarında şirket müdürü ve üst düzey yönetici sorumluluğu.</strong></p>

<p>SGK borçları da şirket yetkilileri açısından çok kritik bir alandır. 5510 sayılı Kanun m. 88’de, tüzel kişiliği haiz işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri dahil üst düzey yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olabildiği düzenlenmektedir. Bu nedenle özellikle prim, gecikme cezası ve gecikme zammı bakımından SGK, yalnızca şirket tüzel kişiliğine değil, ilgili üst düzey yönetici ve yetkililere de yönelebilmektedir.</p>

<p>Ancak burada da temel soru şudur: Her unvan sahibi otomatik olarak sorumlu mudur? Cevap yine somut olaya bağlıdır. SGK uygulamasında ve konuya ilişkin değerlendirmelerde, kişinin gerçekten üst düzey yönetici veya yetkili olup olmadığı, prim borcunun doğduğu dönemde görevde bulunup bulunmadığı, ödeme ve tahakkuk üzerinde etkili olup olmadığı önem taşır. Sorumluluk incelemesinde salt kartvizit değil, fiili ve hukuki yetki alanı dikkate alınır. Bu nedenle SGK borcuna ilişkin takiplerde ticaret sicili, yönetim yapısı, temsil yetkisi ve görev dönemi belirleyici önemdedir.</p>

<p><strong>9. Kefil olmak ile şirket yetkilisi olmak aynı şey değildir.</strong></p>

<p>Şirket yetkilisi bazen borçtan yalnızca yöneticilik sıfatıyla değil, ayrıca şahsen kefil olduğu için sorumlu olur. Özellikle banka kredilerinde, ticari kredi sözleşmelerinde, leasing işlemlerinde ve bazı tedarik sözleşmelerinde şirket ortağı ya da müdürü, ayrı bir gerçek kişi taahhüdü altına girebilir. Böyle bir durumda sorumluluk artık yalnızca şirket yöneticiliğinden değil, bizzat imzalanmış kefalet veya garanti taahhüdünden kaynaklanır.</p>

<p>Bu yüzden bir dosyada “şirket müdürü borçtan sorumlu tutuluyor” denildiğinde önce şu ayrım yapılmalıdır: Kişi gerçekten kanuni temsilci sorumluluğu nedeniyle mi takip ediliyor, yoksa kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olduğu için mi? Bu iki durum birbirinden tamamen farklıdır. İlkinde sorumluluk kanundan, ikincisinde ise kişisel sözleşmesel taahhütten doğar. İhtilafta savunma stratejisi de buna göre değişir.</p>

<p><strong>10. Yargı uygulamasının benimsediği ana çizgi.</strong></p>

<p>Yargı kararlarında genel yaklaşım, şirket borçları bakımından ortak, yönetici ve kanuni temsilci sıfatlarının dikkatle ayrılması yönündedir. Özellikle kamu alacaklarında borcun türü, ilgili dönemdeki yetki durumu, şirkete başvurunun akıbeti, tahsil edilememe koşulu ve kişinin hukuki sıfatı önemsenmektedir. Öğretiye yansıyan değerlendirmelerde de VUK m. 10, 6183 m. 35 ve mükerrer m. 35 rejimlerinin farklı koşullara bağlandığı; limited şirket ortağı ile kanuni temsilcinin aynı hukuki zeminde sorumlu tutulamayacağı vurgulanmaktadır.</p>

<p>Benzer şekilde şirket yöneticilerinin TTK m. 553 kapsamındaki sorumluluğunda da her ticari başarısızlığın kişisel sorumluluk doğurmadığı, kusurlu yükümlülük ihlalinin ve zarar bağının ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir. Bu bakımdan sadece “şirket battı” veya “şirket borcunu ödeyemedi” demek, tek başına yönetici aleyhine tazminat için yeterli olmaz; yöneticinin hangi eylemiyle hangi zararı doğurduğunun ispatı gerekir.</p>

<p><strong>11. Şirket yetkilisinin kişisel sorumluluğunun daha ağır olduğu durumlar.</strong></p>

<p>Şirket yetkilisinin şahsi sorumluluğu özellikle şu durumlarda ciddi şekilde gündeme gelir: Vergi ödevlerinin yerine getirilmemesi, SGK primlerinin yatırılmaması, ticaret sicili ve muhasebe yükümlülüklerinin ihlali, malvarlığının bilinçli olarak kaçırılması, şirketin içinin boşaltılması, alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla devir veya muvazaalı işlem yapılması, kanuna açık aykırı yönetim kararları alınması, görev ve temsil yetkisinin dürüstlük kuralına aykırı kullanılması ve bazı hâllerde kişisel kefalet verilmiş olması. Bu gibi durumlarda “şirket borcu” tartışması kısa sürede “şirket yetkilisinin kişisel sorumluluğu” tartışmasına dönüşebilir.</p>

<p>Buna karşılık şu hallerde savunma zemini daha güçlü olabilir: Kişinin sadece ortak olması, borcun doğduğu dönemde yetkili olmaması, temsil yetkisinin sona ermiş bulunması, şirkette imza ve ödeme yetkisinin başka kişide olması, borcun özel hukuk borcu niteliğinde bulunması, kusurlu davranış ile zarar arasındaki bağın kurulamaması ve kişisel kefalet verilmemiş olması. Dolayısıyla dosyanın kaderini belirleyen şey çoğu zaman unvan değil, yetkinin kapsamı ve somut olayın delilleridir.</p>

<p><strong>12. Alacaklı açısından doğru hedefe yönelmek gerekir.</strong></p>

<p>Şirket borcunun tahsili amacıyla yanlış kişiye yönelmek, doğrudan zaman ve masraf kaybına yol açar. Örneğin sırf ticaret sicilinde adı geçen herkesin borçtan sorumlu olduğu sanılarak gelişi güzel takip yapılması, itiraz ve dava aşamasında ciddi kayıplar doğurabilir. Önce borcun niteliği belirlenmeli; sonra bunun özel hukuk borcu mu, kamu borcu mu, vergi borcu mu, SGK borcu mu, yoksa kefalete dayalı kişisel borç mu olduğu tespit edilmelidir. Ancak bundan sonra ortağa mı, müdüre mi, kanuni temsilciye mi, kefile mi, yoksa yalnızca şirkete mi gidileceği sağlıklı biçimde belirlenebilir.</p>

<p><strong>13. Şirket yetkilisi açısından en büyük risk nerede başlar?</strong></p>

<p>Şirket yetkilileri açısından en büyük risk, çoğu zaman görevi kabul ederken başlar. Birçok kişi “nasıl olsa şirket limited, bana bir şey olmaz” düşüncesiyle müdürlük veya temsil yetkisi üstlenmektedir. Oysa vergi ve SGK borçları başta olmak üzere kamu borçları bakımından durum bu kadar basit değildir. Ticaret siciline tescilli temsil yetkisi, yıllar sonra bile ödeme emri ve haciz riski yaratabilir. Özellikle görevden ayrılma sonrasında gerekli sicil işlemlerinin yapılmaması, fiilen ayrılmış olsa bile hukuken sorumluluk tartışmasını canlı tutabilir.</p>

<p>Bu yüzden şirket yetkililerinin yalnızca şirket içi ilişkilere değil, dış dünyada doğacak hukukî sonuçlara da dikkat etmesi gerekir. Müdürlükten ayrılma, yetki devri, imza yetkisinin sınırlandırılması, defter ve kayıt düzeni, beyanname süreçleri ve SGK prim takibi hukuken son derece önemlidir. “Ben sadece isim olarak müdürdüm” savunması, her dosyada tek başına yeterli olmayabilir. Uygulamada mahkeme ve idare, ticaret sicili kaydına, yetki belgelerine ve somut işlem düzenine bakar.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Şirket yetkilisi şirketin borcundan sorumlu olur mu?” sorusunun doğru cevabı, borcun türüne ve kişinin şirketteki hukukî sıfatına göre değişir. Kural olarak limited ve anonim şirket borçlarından şirket tüzel kişiliği sorumludur. Limited şirket ortağı, esasen yalnızca sermaye taahhüdü ve varsa kanuni/şirket sözleşmesinden doğan ek yükümlülüklerle bağlıdır. Ancak kamu borçlarında, özellikle 6183 sayılı Kanun m. 35 kapsamında limited şirket ortağının; VUK m. 10 ve 6183 mükerrer m. 35 çerçevesinde kanuni temsilcinin; 5510 sayılı Kanun m. 88 kapsamında ise üst düzey yönetici, yetkili ve kanuni temsilcinin şahsi sorumluluğu gündeme gelebilir. Bunun yanında TTK m. 553 kapsamında kusurlu yönetim nedeniyle şirkete, ortaklara veya alacaklılara verilen zararlar yönünden yönetici sorumluluğu da doğabilir.</p>

<p>Bu nedenle şirket borçlarında tek cümlelik genellemeler çoğu zaman yanıltıcıdır. Bazen ortak sorumlu olmaz ama müdür sorumlu olur; bazen müdür değil kefil sıfatıyla imza atan kişi sorumlu olur; bazen vergi borcunda kanuni temsilciye gidilirken özel hukuk borcunda yalnızca şirket takip edilir; bazen de görev dönemi ve yetki kapsamı savunmanın merkezine yerleşir. Kısacası, şirket borcu dosyalarında asıl mesele “borç var mı?” sorusundan çok, “bu borçtan kim, hangi sıfatla, hangi kanun hükmü gereği sorumludur?” sorusudur. Bu soru doğru cevaplanmadan yapılan her işlem, alacaklı için de şirket yetkilisi için de ciddi hukuki risk üretir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY"><img alt="Av. Servet AKSOY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/servet-aksoy.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY">Av. Servet AKSOY</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sirket-yetkilisinin-sirket-borclarindan-sorumlulugu-aksoy-1</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/terazi/terazi-sozles-mevzuati.jpg" type="image/jpeg" length="13740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SUÇ MAĞDURUNUN KORUNMASI - CEZA MUHAKEMESİNDE MAĞDUR HAKLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suc-magdurunun-korunmasi-ceza-muhakemesinde-magdur-haklari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suc-magdurunun-korunmasi-ceza-muhakemesinde-magdur-haklari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mağdur kelimesi, gündelik dilde herkesin en küçük sebeplerden dolayı bile mağdur olduğunu iddia edebileceği kadar yaygın olarak kullanılmaktadır. Arapça kökenli bir kelime olan mağdur, en genel anlamda hakkı zarara uğrayan kişidir. Bu zarar, kişinin kendi davranışına bağlı olabileceği gibi insan davranışı dışındaki sebeplerden (doğal olaylar vb.) dolayı da ortaya çıkabilmektedir. Mağduriyet oluşturan duruma mağdur kendi kusurlu davranışı ile sebep olabileceği gibi hiçbir kusuru da bulunmayabilmektedir. Bir insan; suç mağduru olabileceği gibi doğal afet, kaza, yangın, deprem, hastalık, çatışma, savaş, ayrımcılık, nefret suçu gibi sosyal problem mağduru olabilmektedir.</p>

<p>Her suçun bir faili olduğu gibi mutlaka bir mağduru da bulunmaktadır. Ceza hukuku terimi olarak mağdur kavramı, aleyhine suç işlenen ve suçtan zarar gören kişiyi ifade etmektedir. Suç mağduru gerçek kişi olabilirken, tüzel kişiler suçtan zarar gören olabilmektedir. Ceza muhakemesinin faile odaklı kamusal niteliği, suç mağdurlarının unutulmasına ve ikincil mağduriyetler yaşanmasına neden olmuştur. Adli süreçte mağdurun rolü, suçu ihbar etme ve mahkemede tanıklıkla sınırlı kalmış, mağdurun süreçle ilgili diğer talepleri, kanuni düzenleme yokluğu nedeniyle karşılanamamıştır.</p>

<p>Ceza muhakemesinde mağdur hakları ayrı bir madde halinde sistematik olarak ilk kez 2005 yılında uygulanmaya başlanan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.234’de düzenlenmiş, devam eden yıllarda 2007 yılında tanık koruma, 2012 yılında ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesiyle ilgili kanunlarda mağduru koruyan uygulamalarla ilgili suç mağdurunu koruyan değişiklikler yapılmış, son olarak 2020 yılında 63 sayılı Suç Mağdurlarının Desteklenmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin yürürlüğe girmesiyle birlikte mağdur haklarıyla ilgili yeni bir teşkilatlanma (Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığı/Müdürlüğü) oluşturulmuştur.</p>

<p>Mağduru koruyan hükümlerin uygulanabilmesi için ceza adaleti sistemine başvuran kişinin, “suç mağduru” olması gerekmektedir. Mağdurun belirlenmesi; şikayet hakkı, suçu ortadan kaldıran rıza gibi ceza hukukunun birçok düzenlemesinin uygulanmasında önem taşımaktadır. Başvuran kişinin gerçekten mağdur olup olmadığı veya iddia edilen suçun gerçekten işlenip işlenmediğini gündelik hayat akışı içinde o anda tespit etmek kolay değildir. Mağdur iddiasının ve suçun gerçekten işlenip işlenmediği hususunun soruşturma ve kovuşturma evresinin ilerleyen aşamalarında kesin olarak anlaşılabilecek olmasına rağmen kişinin iddiası ve/veya suçla ilgili olduğu değerlendirilen mevcut delillere göre başvuran kişiye, mağdur sıfatı verilerek (mağduriyetin gerçeğe uygun olduğu kabul edilerek) suç soruşturması yapılmaktadır. Başka bir ifadeyle soruşturma evresinin başında mağdur, suçtan zarar gördüğüne inanılan kişi olarak tarif edilebilir. Nasıl ki suç soruşturmasını başlatmak için basit şüphe yeterliyse bir kişiye mağdur denilmesinde de basit bir değerlendirme yapılmaktadır. Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında kolluk ya da savcılığa başvuran kişinin, kendinin mağdur olduğu iddiasının aksine hukuken o kişinin mağdur olmadığı anlaşılabilmekte veya tam aksine kolluğa veya savcılığa hiç başvurmamasına rağmen bir kişi, suç nedeniyle uğradığı zararı bilmese ya da önemsemese bile resmi kayıtlara girmeyen bir mağduriyet söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>Adli sürecin işleyişinde mağdur açısından birçok belirsizlik bulunmaktadır. Mağdur; suç ihbarında bulunmasına rağmen fail yakalanmayabilir, mağdur istemesine rağmen fail tutuklanmayabilir, dava bekleyebilir veya düşebilir, delil yetersizliğinden fail beraat edebilir veya cezalandırılmayabilir, cezalandırılsa bile hafif bir ceza alabilir ya da uğradığı zarar tam anlamıyla telafi edilmeyebilir. Ceza adaleti sisteminin işleyişinden yıpranmamak veya daha az yıpranmak amacıyla mağdur; bu süreçleri kendisine verilen haklar sayesinde yönlendirebilmekte, kendi güvenliğinin sağlanmasına ve ikincil mağduriyetlerin önlenmesine ihtiyaç duyabilmektedir.</p>

<p>Suç mağdurlarını koruyan uygulamalar, suç türlerine veya mağdurların kişisel özelliklerine göre değişebilmektedir. Mağduriyete sebep olan suç türlerine göre mağdurlar; aile içi şiddet, terör, insan ticareti, nefret suçları, işkence, cinsel suç mağduru gibi gruplara ayrılabilmektedir. Kişisel özelliklerine göre mağdurlar ise; kadın, çocuk, yaşlı, engelli, yabancı gibi gruplara ayrılmaktadır. Suç mağdurunun özel durumunun belirlenmesi, mağdura yönelik koruyucu uygulamaların değişmesine ve çeşitlenmesine neden olmaktadır.</p>

<p>Mağdurun korunması denildiğinde hukuk düzeninin suç işlenmeden önce herkese sağladığı korumadan farklı olarak suç işlendikten sonra “mağdur” odaklı uygulamaların anlaşılması gerekir. Mağdur hakları denildiğinde de şüpheli ve sanık hakları ile mağdur arasında denge kurmayı hedefleyen kurallar ifade edilmektedir. Mağdurun korunması, sadece onarıcı adalet anlayışıyla sınırlı olmadığı gibi maddi ceza hukuku tarafından mağduru koruyan hükümleri (şikayet hakkı hariç) de doğrudan kapsamamaktadır. Bu açıdan bakıldığında suç işlenirken mağdura yönelik belirli fiiller işlenmesi (5237 SK m. 79 (<i>SK- Sayılı Kanun anlamına gelmektedir</i>)), suçun mağdurda neden olduğu bedensel zararlar (5237 SK m. 87, 89, 90, 95, 97, 102, 103), suç mağdurunun yaşı (5237 SK m. 103, 278), suç mağduru ile failin akrabalık düzeyi (5237 SK m. 104), suçun mağdurun sosyal hayatındaki etkisi (5237 SK m. 105), suçun mağdurun ekonomik durumuna etkisi (5237 SK m. 109) dikkate alınarak daha ağır ceza verileceğine yönelik düzenlemeler caydırıcılık sağlamaya yönelik olup muhakeme hukuku bakımından mağduru korumamaktadır. Mağdurun maddi ceza hukuku tarafından caydırıcılık yoluyla korunmasını, geniş anlamda ceza adaleti sisteminin mağduru korunmasına dahil etmek mümkündür.</p>

<p>Ceza muhakesinde mağdurun korunması, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olup olayın türüne bağlı olarak çok geniş kapsamlı ve uzun bir dönemi kapsayabilmektedir. Bu sürecin ne kadar devam edeceği ve sürecin işleyişinde karar verecek olanlar suç mağdurunun nasıl korunacağına göre değişmektedir. Kanaatime göre suç mağdurunun korunmasıyla ilgili düzenlemelerin; ceza adaleti sisteminin işleyişini yönlendirebilen haklar, mağdurun suç işlendikten sonraki güvenliğini sağlayan haklar ile ikincil mağduriyetleri önlemeyi hedefleyen haklar olmak üzere üçe ayrılarak incelenmesi mümkündür. Bu sınıflandırmaya uygun olarak mevzuatta mağduru koruyan uygulamalar alfabetik sıraya uygun olarak aşağıdaki tabloda yer almaktadır.</p>

<p>(<i>SK- Sayılı Kanun anlamına gelmektedir</i>)</p>

<p><strong>1. Ceza Muhakemesini Yönlendirebilen Haklar</strong></p>

<p>- Basit yargılama usulünde yazılı savunma verme hakkı (5271 SK m. 251),</p>

<p>- Belge örneği isteme (5271 SK m. 67, 234, 236),</p>

<p>- Belge ve eşyayı inceletme (5271 SK m. 234),</p>

<p>- Bilirkişi görevlendirilmesini isteme (5271 SK m. 63),</p>

<p>- Delilleri tartışma (5271 SK m. 216),</p>

<p>- Delillerin toplanmasını isteme (5271 SK m. 75, 76, 234),</p>

<p>- Dinlenilme hakkı (5271 SK m. 215, 236),</p>

<p>- Doğrudan soru yöneltme (5271 SK m. 201),</p>

<p>- Duruşmadan haberdar edilme (5271 SK m. 234),</p>

<p>- Hakimin reddini isteme (5271 SK m. 24),</p>

<p>- İhbar hakkı (5271 SK m. 158; 63 SCK m. 4),</p>

<p>- İtiraz hakkı (5271 SK m. 234),</p>

<p>- Kamu davasına katılma (5271 SK m. 234, 237),</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Kanun yollarına başvurma (5271 SK m. 234),</p>

<p>- Kanun yollarına başvur ma (5271 SK m. 242),</p>

<p>- Kendisine avukat görevlendirilmesini isteme (5271 SK m. 234, 239; 63 SCK m. 3),</p>

<p>- Keşifte hazır bulunma (5271 SK m. 84), - Kişisel verilerin kapalı oturumda anlatılmasını isteme (5271 SK m. 209),</p>

<p>- Şikâyet hakkı (5271 SK m. 158; 63 SCK m. 4),</p>

<p>- Tanıkların davetini isteme (5271 SK m. 234),</p>

<p>- Tercüman görevlendirilmesi (5271 SK m. 202),</p>

<p>- Uzlaştırma (5271 SK m. 253),</p>

<p>- Uzman mütalaası sunma (5271 SK m. 67),</p>

<p><strong>2. Mağdurun Suç İşlendikten Sonraki Güvenliğini Sağlayan Haklar</strong></p>

<p>- Bakım tedbiri (5395 SK m. 5),</p>

<p>- Belirli davranışlara karşı korunma (6284 SK m. 5),</p>

<p>- Danışmanlık tedbiri (5395 SK m. 5),</p>

<p>- Dava nakli veya adli tıp işlemleri nedeniyle oluşan giderlerin devlet tarafından karşılanması (5271 SK m. 234),</p>

<p>- Duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenme (5726 SK m. 5),</p>

<p>- Duruşmada ses veya görüntüsünün değiştirilerek özel ortamda dinlenme (5726 SK m. 5),</p>

<p>- Eğitim kurumu değiştirme kolaylığı sağlanması (63 SCK m. 6),</p>

<p>- Eğitim tedbiri (5395 SK m. 5),</p>

<p>- Firar veya tahliye durumunda bilgilendirilme ve korunma (63 SCK m. 6),</p>

<p>- Fiziki koruma sağlanması (5726 SK m. 5),</p>

<p>- Geçici koruma sağlanması (6284 SK m. 3),</p>

<p>- Geçici maddi yardım sağlanması (6284 SK m.3),</p>

<p>- İşyeri değişikliği (6284 SK m. 4),</p>

<p>- Kimlik ve adres bilgilerinin gizli tutulması (5726 SK m. 5),</p>

<p>- Kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi ve düzenlenmesi (5726 SK m. 5),</p>

<p>- Kreş imkanı (6284 SK m. 3)</p>

<p>- Mağdura ve beraberindeki çocuklara barınma imkanı (6284 SK m. 3),</p>

<p>- Mağdurlar, ekonomik ve sosyal desteklerden yararlandırılması (63 SCK m. 6),</p>

<p>- Mağdurların meslek edinmeleri amacıyla kurslar düzenlenmesi (63 SCK m. 6),</p>

<p>- Mağdurun adli süreçle ilgili bilgilendirilmesi (5271 SK m. 234),</p>

<p>- Mağdurun çeşitli adli işlemlerle ilgili bilgilendirilmesi (5271 SK m. 127),</p>

<p>- Mağdurun şüpheli ve sanık baskılarından korunması (5271 SK m. 100),</p>

<p>- Mağdurun zararının giderilmesi (5271 SK m. 171, 231; 5237 SK m. 50, 51, 168; 5233 SK),</p>

<p>- Müşterek konutun mağdura tahsisi (6284 SK m. 5),</p>

<p>- Müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi (6284 SK m. 4),</p>

<p>- Rehberlik ve danışmanlık hizmeti (6284 SK m. 3),</p>

<p>- Sağlık tedbiri (5395 SK m. 5),</p>

<p>- Şüpheliden veya sanıktan güvence alınması (5271 SK m. 109, 113, 114),</p>

<p>- Tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması (6284 SK m. 4),</p>

<p>- Uygun ceza infaz kurumu ve tutukevlerine yerleştirilmesi (5726 SK m. 5),</p>

<p>- Yaşadığı mağduriyet nedeniyle işyeri değiştirme kolaylığı sağlanması (63 SCKm. 6),</p>

<p>- İyi halin değerlendirilmesinde mağdura zarar verme riskinin düşük olması (5275 SK m. 89),</p>

<p>- Koşullu salıverilme durumunda mağdurun korunması (5275 SK m. 108)</p>

<p><strong>3. İkincil Mağduriyetleri Önlemeyi Hedefleyen Haklar</strong></p>

<p>- Beyanın görüntü veya sesle kayda alınması (5271 SK m. 52, 236),</p>

<p>- Çocuk mağdurların bir defa dinlenilmesi (5271 SK m. 236),</p>

<p>- Özel eğitim almış personel tarafından işlem yapılması (6284 SK m. 11),</p>

<p>- Özel ortamda dinlenilme (5271 SK m. 236),</p>

<p>- Psikolojisi bozulmuş mağdurun dinlenilmesi esnasında uzman bulundurulması (5271 SK m. 236),</p>

<p>- Hizmetin yerinde ifası (2559 SK m. 15).</p>

<p>Tablodan anlaşılacağı üzere suç mağdurunun korunması amacıyla çok sayıda düzenleme bulunmaktadır. Bir suçla ilgili iddianın ortaya çıkmasından kesin hüküm verilene kadar geçen evrede, bazı durumlarda infaz sonrası dönemi de ilgilendiren süreçte mağdurun korunmasıyla ilgili kolluk, savcılık, mahkeme, çeşitli kurumlar ve kurullar gibi birçok aktör mağdurun korunmasına katkı sağlamaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Açıklama:</strong> Bu yazı, yazar tarafından yayınlanmış "<strong>Kaşlı, E. (2022). Kolluk Uygulamalarında Suç Mağdurunun Korunması. <i>Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, <i>10</i>(2), 819-838. https://doi.org/10.56701/shd.1108817</strong>" makalenin seçilmiş kısımlarından oluşmaktadır, detaylı bilgi için bahse konu makale incelenebilir.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suc-magdurunun-korunmasi-ceza-muhakemesinde-magdur-haklari-1</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/themisa.jpg" type="image/jpeg" length="16078"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cumhuriyet savcısını 850 bin TL dolandırdılar!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisini-850-bin-tl-dolandirdilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisini-850-bin-tl-dolandirdilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da görev yapan Cumhuriyet Savcısı H.G. (33) dijital dolandırıcıların hedefi oldu. Savcıyı arayan dolandırıcılar, hesaplarında şüpheli hareketler olduğunu belirterek panik havası oluşturdu. Dolandırıcılar H.G.'nin hesabından 850 bin lira çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul’da görev yapan Cumhuriyet Savcısı H.G., telefonla gerçekleştirilen dolandırıcılık girişiminin hedefi oldu.</p>

<p>Kendilerini banka görevlisi olarak tanıtan kişiler, “hesabınızda şüpheli işlem tespit edildi” diyerek savcıyı paniğe sevk etti.</p>

<p>Bu süreçte H.G.’nin hesabından toplam 850 bin lira çekildi.</p>

<p>Olay, 24 Nisan günü mesai bitiminin ardından yaşandı.</p>

<p>Evine gitmek üzere yola çıkan Savcı H.G., 212 alan kodlu sabit bir numaradan arandı.</p>

<p>Telefonda konuşan kişi, banka hesabında olağan dışı hareketler bulunduğunu söyleyerek mobil bankacılık uygulamasına giriş yapmasını talep etti.</p>

<p><strong>DOLANDIRICILARIN TUZAĞINA DÜŞTÜ</strong></p>

<p>Mobil bankacılık uygulamasına giren H.G., hesabından yüksek tutarda para transferi yapıldığını fark etti.</p>

<p>Şüpheli kişi, gönderilen hesabın tanınıp tanınmadığını sorduktan sonra işlemin iptali için yeniden arayacağını söyleyerek telefonu kapattı.</p>

<p>Sabah’ta yer alan habere göre, dolandırıcı bu kez “ters işlem” adı altında iptal yapılacağını belirterek Savcı H.G.’ye 370 bin liralık kredi çektirdi.</p>

<p>Ardından bu tutarın da daha önce gönderilen hesaba EFT ile aktarılmasını istedi.</p>

<p>Talimatları yerine getiren H.G., kısa süre sonra hesabına erişemeyince durumdan şüphelendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Banka ile iletişime geçen savcı, toplamda 850 bin lira dolandırıldığını öğrendi.</p>

<p>Yaşadığı şokun ardından Savcı H.G., şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulundu.</p>

<p><strong>3 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI</strong></p>

<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında polis ekipleri Musa D. (53), Ramazan T. (32) ve Ece D. (19) isimli üç şüpheliyi gözaltına aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisini-850-bin-tl-dolandirdilar</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/savci2.jpg" type="image/jpeg" length="76656"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rekabet Kurumunun Birleşme-Devralma Kılavuzlarına Güncelleme: 2026/2 Sayılı Tebliğ Değişikliklerinin Yansımaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurumunun-birlesme-devralma-kilavuzlarina-guncelleme-20262-sayili-teblig-degisikliklerinin-yansimalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurumunun-birlesme-devralma-kilavuzlarina-guncelleme-20262-sayili-teblig-degisikliklerinin-yansimalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şubat 2026’da, Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de (“<strong>2010/4 sayılı Tebliğ</strong>”) değişiklikler yapılmıştı. 2010/4 Sayılı Rekabet Kurulundan <a href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulundan-izin-alinmasi-gereken-birlesme-ve-devralmalar-hakkinda-teblig-teblig-no-20104de-degisiklik" rel="dofollow">İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ</a> (“<strong>2026/2 sayılı Tebliğ</strong>”), 11.02.2026 tarihli ve 33165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmişti.</p>

<p>Bu değişikliği takiben, Rekabet Kurumu ("<strong>Kurum</strong>"), 4 Mayıs 2026 tarihinde birleşme-devralma mevzuatı kapsamındaki dört kılavuzu güncelleyerek yayımlamıştır<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>:</p>

<p>· “Birleşme ve Devralma Sayılan Haller ve Kontrol Kavramı Hakkında Kılavuz”</p>

<p>· “Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz”</p>

<p>· “Yatay Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz”</p>

<p>· “Yatay Olmayan Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz”</p>

<p>Bu dört kılavuz, 11 Şubat 2026 tarihli ve 33165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2026/2 sayılı Tebliğ çerçevesinde yeniden şekillendirilen birleşme kontrol rejimiyle uyumlu hale getirilmiştir.</p>

<p>Kılavuzlar, birleşme-devralma incelemelerinde hem tarafların hem de Kurum’un başvurduğu temel referans metinler niteliğindedir; dolayısıyla bu metinlerde yapılan değişiklikler, 2010/4 sayılı Tebliğ hükümlerinin yorumlanması ve uygulaması açısından doğrudan pratik anlam taşımaktadır. Bu bilgi notunda, dört kılavuzda yapılan başlıca değişiklikler incelenmektedir.</p>

<p><strong>2. Birleşme ve Devralma Sayılan Haller ve Kontrol Kavramı Hakkında Kılavuzu’nda Yapılan Değişiklik</strong></p>

<p>Birleşme ve Devralma Sayılan Haller ve Kontrol Kavramı Hakkında Kılavuz'da yapılan değişiklik ile, 2010/4 Sayılı Tebliğ'in 8/5. fıkrasındaki, aynı kişiler ya da taraflar arasında veya aynı ilgili ürün pazarında üç yıl içinde gerçekleştirilen iki ya da daha fazla işlemin tek bir yoğunlaşma olarak değerlendirilmesi hükmünün ortak girişim kurulmasına ilişkin işlemler için de uygulanacağı netleştirilmiştir.</p>

<p>Eski metinde bu kural açıklanırken "aynı ilgili gruplara ait şirketler" ifadesi kullanılmaktaydı; yeni metinde bu ifade 2026/2 sayılı Tebliğ terminolojisiyle uyumlu olarak "aynı işlem taraflarına ait şirketler" biçiminde güncellenmiştir.</p>

<p><strong>3. Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz’da Yapılan Değişiklikler</strong></p>

<p>Güncelleme kapsamında en geniş revizyona uğrayan kılavuz, Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz olup bu kılavuzda esas olarak beş ayrı konuda değişiklik yapılmıştır.</p>

<p>Değişikliklerin ilki işlem tarafı tanımına ilişkindir. Eski kılavuzda "işlem tarafı" kısa ve genel bir biçimde tanımlanmakta idi. 2026/2 sayılı Tebliğ ile, 2010/4 sayılı Tebliğ’de işlem tarafı tanımı netleştirilmiştir. Buna göre,</p>

<p><strong>İlgili teşebbüs, </strong></p>

<p>- “birleşme işlemlerinde birleşen”,</p>

<p>- “devralma işlemlerinde devralan ile devre konu kişi ya da ekonomik birimler”;</p>

<p><strong>İşlem tarafı, </strong></p>

<p>- “birleşme işlemlerinde birleşen”</p>

<p>- “devralma işlemlerinde devralan ilgili teşebbüslerin içinde bulunduğu ekonomik bütünlükler”</p>

<p>- “devre konu ilgili teşebbüs için ise kendisi ve kontrol ettiği ekonomik birimler” olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Yapılan bu güncelleme ile “devre konu ilgili teşebbüs” bakımından ayrıca "kendisi ve kontrol ettiği ekonomik birimler" ifadesi getirilmiştir. Böylece, 2010/4 sayılı Tebliğ'deki tanımsal netleştirme kılavuza yansıtılmıştır. İlaveten ortak kontrolü devralan her bir tarafın içinde bulunduğu ekonomik bütünlüğün nasıl belirleneceğini gösteren ek açıklamalar ve örnekler eklenmiştir.</p>

<p>İkinci değişiklik, güncellenmiş bildirim eşiklerinin kılavuza yansıtılmasıdır. 2026/2 sayılı Tebliğ ile, bildirim eşikleri bir önceki değişikliğin üzerinden yaklaşık dört yıl geçmesinin ardından yeniden yükseltilmişti. Yeni düzenlemeyle;</p>

<p>(i) işlem taraflarının Türkiye cirolarının toplamının 3 milyar Türk lirasını ve taraflardan en az ikisinin Türkiye cirolarının ayrı ayrı 1 milyar Türk lirasını aşması</p>

<p>(ii) devralma işlemlerinde devre konu varlık ya da faaliyetin, birleşme işlemlerinde ise işlem taraflarından en az birinin Türkiye cirosunun 1 milyar TL’yi ve diğer işlem taraflarından en az birinin dünya cirosunun 9 milyar TL’yi aşması halinde</p>

<p>işlem Kurul iznine tabi olacaktır.</p>

<p>Üçüncü değişiklik, dünya cirosunun hesaplanmasında Türkiye satışlarının da ciro hesabına dahil edileceğinin açıkça düzenlenmesidir. Eski kılavuzda Türkiye cirosunun hesaplanmasında yurt dışı satışların dikkate alınmayacağı belirtilmekte; ancak dünya cirosu hesabındaki Türkiye satışları konusunda herhangi bir düzenleme yer almamaktaydı.</p>

<p>Dördüncü değişiklik, teknoloji teşebbüslerine yönelik işlemlerde Türkiye cirosu hesaplamasında dikkate alınacak hususların belirlenmesidir. 2026/2 sayılı Tebliğ ile, teknoloji teşebbüsü istisnası coğrafi kapsam bakımından daraltılmış, istisnanın yalnızca Türkiye'de yerleşik teknoloji teşebbüslerine uygulanacağı öngörülmüştü. İlaveten, teknoloji teşebbüslerinin yoğunlaşma işlemlerinde 2026/2 sayılı Tebliğ öncesinde, Türkiye pazarında faaliyeti bulunan teknoloji teşebbüslerinin taraf olduğu işlemlerde ciro eşiği uygulanmaz iken, yapılan değişiklikler ile ciro eşiği 250 milyon Türk lirası olarak belirlenmişti. Böylece, teknoloji teşebbüsü istisnası coğrafi olarak daraltılmış ve ciro eşiği getirilmişti.</p>

<p>Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz’da yapılan güncelleme ile, teknoloji teşebbüslerinin Türkiye cirosunun hesaplanmasında yalnızca ilgili faaliyet alanlarının esas alınacağı netleştirilmiştir: Teknoloji teşebbüslerinin devralınmasına ilişkin işlemler bakımından, iki yüz elli milyon TL eşiğinin karşılanıp karşılanmadığına dair yapılacak değerlendirmede, bu nitelikteki teşebbüslerin dijital platformlar ile yazılım ve oyun yazılımı, finansal teknolojiler, biyoteknoloji, farmakoloji, tarım kimyasalları ve sağlık teknolojileri alanlarındaki faaliyetlerinden elde edilen ciro alınacaktır. Başka bir deyişle, bir teknoloji teşebbüsünün birden fazla alanda faaliyeti varsa ciro hesabı tüm faaliyetleri değil yalnızca anılan ilgili faaliyetleri kapsayacaktır.</p>

<p>Beşinci ve son değişiklik ise Tebliğ'in 8. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen (aynı kişiler ya da taraflar arasında veya aynı ilgili ürün pazarında üç yıl içinde gerçekleştirilen iki ya da daha fazla işlemin tek bir yoğunlaşma olarak değerlendirilmesi hükmündeki) üç yıllık sürenin ne zaman işlemeye başlayacağı sorusuna yanıt vermektedir. Eski kılavuzda bu sorunun yanıtı açıkça yer almamaktaydı. Yeni kılavuz sürenin başlangıç noktasını, bildirimin Kurul kayıtlarına ilk girdiği tarih olarak belirlemiştir.</p>

<p><strong>4. Yatay ve Yatay Olmayan Kılavuzlarda Değişiklikler: Ortak Girişimlerde İş Birliği Etkileri</strong></p>

<p>2026 güncellemesiyle Yatay Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz ile Yatay Olmayan Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz'a birbirini yansıtan paralel eklemeler yapılmıştır. Yatay Kılavuz'a "Ana Teşebbüsler Arasında Ortak Girişim Dolayısıyla Ortaya Çıkabilecek İş Birlikçi Etkilerin Değerlendirilmesi" başlıklı bağımsız bir bölüm (Bölüm 8) eklenmiş; Yatay Olmayan Kılavuz'a ise "Ana Teşebbüsler Arasında Ortak Girişim Dolayısıyla Ortaya Çıkan İş Birliği Etkilerinin Değerlendirilmesi" başlığını taşıyan bir bölüm (Bölüm 5) ilave edilmiştir. Her iki düzenleme de 2026/2 sayılı Tebliğ'de ortak girişim değerlendirmesi için öngörülen kriterlerin kılavuz düzeyine taşınmasının doğrudan sonucudur.</p>

<p>Yeni düzenlemelere göre Kurul, tam işlevsel bir ortak girişim kurulmasına ilişkin işlemleri değerlendirirken yoğunlaşma analizine ek olarak 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında ana teşebbüsler arasında koordinasyon riskinin doğup doğmadığını ayrıca inceleyecektir. Esasen bu düzenleme, Rekabet Kurulunun uygulamasında uzun yıllardır süregelen bir eğilimin mevzuata yansımasından ibarettir. Buna göre Kurul değerlendirmesini fiyat, üretim miktarı, ürün kalitesi, ürün çeşitliliği ve inovasyon gibi rekabet parametreleri üzerinden ana teşebbüsler arasında koordinasyon olasılığını esas almaktadır. Kılavuzlar bu riskin özellikle yüksek olduğu durumları somut senaryolar üzerinden belirlemiştir: iki ya da daha fazla ana teşebbüsün ortak girişimin faaliyette bulunduğu pazarda kayda değer bir faaliyetinin bulunması halinde koordinasyon ihtimalinin yüksek olduğu kabul edilmekte; buna karşılık ana teşebbüslerin söz konusu pazarda faaliyet göstermemeleri ya da tüm faaliyetlerini ortak girişime devretmiş olmaları halinde koordinasyon riskinin bulunmadığı değerlendirilebilmektedir. Ayrıca ana teşebbüslerin ortak girişimin alt ya da üst pazarında faaliyet göstermeleri ve ortak girişimin bu teşebbüsler için ana tedarikçi veya ana müşteri konumunda bulunması, koordinasyon riskini tetikleyen ek bir unsur olarak sayılmaktadır. Bunlara ek olarak, yakın ilişkili komşu pazarda iki ya da daha fazla ana teşebbüsün esaslı bir faaliyeti bulunuyor ve bu komşu pazar ana teşebbüsler için ekonomik açıdan kayda değer bir önem arz ediyorsa bu durum da koordinasyon riskinin değerlendirilmesinde göz önünde tutulmaktadır.</p>

<p>Eski kılavuz metinlerinde bu tür koordinasyon risklerinin sistematik biçimde ele alındığı özel başlıklar bulunmamakta idi. Yeni düzenleme bu eksikliği gidermekte; özellikle birbirine komşu pazarlarda faal ana teşebbüslerin kurduğu ortak girişimlerin incelenmesinde analiz çerçevesinin öngörülebilirliğini artırmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>4 Mayıs 2026 tarihli kılavuz güncellemesi, 2026/2 sayılı Tebliğ değişiklikleriyle yeniden şekillendirilen birleşme kontrol rejimini uygulama düzeyinde tamamlamaktadır. Dört kılavuzda yapılan değişiklikler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, güncellemelerin iki temel işlev gördüğü anlaşılmaktadır: Tebliğ'de yapılan tanımsal ve sayısal değişikliklerin kılavuz metinlerine yansıtılması ile uygulamada tartışmaya açık olan hususların açıklığa kavuşturulması.</p>

<p>Bu ikinci işlev bakımından öne çıkan değişiklikler; dünya cirosunda Türkiye satışlarının konumu, üç yıllık sürenin başlangıç noktası ve ortak girişim işlemlerinde koordinasyon riskinin değerlendirilmesine ilişkin parametrelerdir. Söz konusu netleştirmelerin, bildirim yükümlülüğünün kapsamının belirlenmesinde ve ortak girişim yapılarının planlanmasında teşebbüslere somut bir rehberlik sağlaması beklenmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Baran BAŞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Gülce KORKMAZ</strong></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Kurum'un 04.05.2026 tarihli duyurusu için bkz. https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/guncellenen-birlesme-ve-devralma-kilavuz-e3c14a1f9847f11193f80050568585c9</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurumunun-birlesme-devralma-kilavuzlarina-guncelleme-20262-sayili-teblig-degisikliklerinin-yansimalari</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/resmi/rekabet-kurumu-1.jpg" type="image/jpeg" length="87897"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FAİLİ MEÇHULLER (!?) (UNIDENTIFIED PERPETRATORS)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/faili-mechuller-unidentified-perpetrators</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/faili-mechuller-unidentified-perpetrators" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“20 yıl önce kaybolan veya öldürülen bir kişi, bugün kaybolan veya öldürülen bir kişiden daha az önemli değildir."</strong></p>

<p></p>

<p><strong>1. İnsanlarca yönetilen adalet sisteminin onlardan daha mükemmel olamayacağı unutulmamalıdır.</strong></p>

<p><strong>2. Faili meçhul vakaların sayısı ne kadar?</strong></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ceza soruşturması analizinin temel amacı, suç mahallerindeki kanıtlardan ve suçluların suç davranışlarındaki gözlemlenen kalıplardan yola çıkarak, suçlunun psikolojik ve davranışsal değerlendirmesini sağlamaktır. Bu çok disiplinli analitik yöntem, verilerin düzenlenmesini ve analizini içerir ve birden fazla olayda ortaya çıkan kalıpların bulunduğu seri suç vakalarında soruşturmacılara yardımcı olur. Ayrıca, soruşturma sürecinde ortaya çıkan kalıplar ve delillere dayanarak potansiyel şüpheliler listesini daraltmaya da yardımcı olur.</p>

<p>Uygulayıcılar yöntem ve terminoloji açısından farklılık gösterebilir, ancak ortak amaçları bilinmeyen bir suçlunun profilini oluşturmak için verileri analiz etmektir.</p>

<p>Bir suçlu profilinin özellikleri şunları içerebilir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Antisosyal kişilik özellikleri,</li>
 <li>Psikopatolojiler,</li>
 <li>Davranış kalıpları,</li>
 <li>Demografik değişkenler: yaş, coğrafi konum, aile durumu vb.</li>
</ul>

<p></p>

<p>Suçlu davranış dünyasına bakıldığında, her suçlu, hemen her suçun işlenmesinde, seçilen zaman, hedef, mekân ve hatta suç işleme şekli açısından belli bir davranış modu benimsemektedir. Kolluk terminolojisi ile bu davranış suçlunun “modus operandi”si olarak tasvir edilmekte ve iyi bir dedektif suç işlenmesin- deki tanınabilir stillere bakarak onu saptamaya girişmektedir. Öylece, konuttan yapılan hırsızlıklarda, stil için aranan, zaman, yer, konuta nereden girildiği, çalınan ve bırakılan eşyalardır.</p>

<p>İpuçları ile suçlu arasındaki bağı saptama mantıksal bir süreçtir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a> Bu süreçte devamlı olarak şu sorunun sorulması ve yeniden sorulması gerekir. O da "sonucun ne olduğu ve buna neyin sebep olduğudur?". Bu sorunun önemi dedektiflerce çok iyi bilinmektedir. Kim bu soruyu yoruluncaya dek sormaya devam ederse, ciddi bir hata yapma olasılığı en aza inmiş olacaktır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">2</a> Bu konuda Sherlock Holmes, genç dedektifler için doğru nitelikte mantıksal bir çözümleme örneğidir. Senaryoların fiktif, kullanılan vasıtaların zamanı geçmiş olmasına karşın Holmes'un gözlemi ve çıkardığı sonuçlar halen kıskanılacak derecededir. O, öncellikle durumu büyük bir dikkatle inceler, ardından geçmiş deneyimlerinin ışığında analoji ve olasılığı kullanarak genelleme yapardı. Holmes'un ilginç yanı <i>yardım</i><strong> </strong>için nereye başvuracağını bilmesi idi. <i>The Sign of Four</i><strong> </strong>adlı romanında tanınmış bir dedektif koku izlemek için bir köpeğe ihtiyaç duyduğunda Toby'i yardıma çağırmış ve Toby için Holmes, "Londra'daki tüm polis gücü yerine onun yardımını yeğlediğini" söylemiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a></p>

<p>Ceza soruşturması analizinin temel amacı, suç mahallerindeki delillerden ve suçluların suç davranışlarındaki gözlemlenen kalıplardan yola çıkarak, suçlunun psikolojik ve davranışsal<strong> </strong>değerlendirmesini sağlamaktır. Bu çok disiplinli analitik prosedür, verilerin düzenlenmesini ve analizini içerir ve birden fazla olayda ortaya çıkan kalıpların bulunduğu seri suç vakalarında soruşturmacılara yardımcı olur. Ayrıca, soruşturma sürecinde ortaya çıkan kalıplar ve delillere dayanarak potansiyel şüpheliler listesini daraltmaya da yardımcı olur.</p>

<p>Soruşturma sırasında ortaya çıkan sonsuz sayıda kanıt karşısında tümünü aramak ve test etmek olanaksız olduğundan hangi kanıtın test edilebileceğine karar vermek için hipoteze ihtiyaç vardır. Bu nedenle, soruşturma çevrimsel bir tabiat sergilemektedir: Hipotezleri test için nasıl kanıt gerekli ise, hangi kanıta yönelmek için de hipotezler gereklidir. Bu diyalektik gerilim soruşturmacının görevini oldukça duyarlı algısal bir çabaya dönüştürmektedir.</p>

<p>Hipotezleri test etmenin <i>bilgi arayışı</i> ve onu takip eden <i>değerlendirme</i> (bilgiden doğru çıkarımların elde edilmesi) olmak üzere iki bileşeni vardır. Bilgi değerlendirmesi mantıksal çıkarım sürecini içermekte ise de hangi bilgi üzerine gidileceği, hipotezler ve kararlar oluşturulması da sezgisel ve konjonktürel düşünmeyi gerektirmektedir. Bu nedenle, kolluk soruşturması yalnızca bilimsel bir süreç olmayıp, hüner ve hatta sanat olarak da tasvir edilmektedir.</p>

<p>İnsan davranışına özgü düşünce süreçleri ve görünen/beyan edilen ile karşıtı olan gerçek nedenler üzerine bilgi sınırlaması göz önüne alınarak soruşturmada, ayrıntı için mikroskopik bir gözle hangi ayrıntının önemli olduğunu çıkaran bir iç görüye sahip olunmalıdır. İşte ehil bir dedektif diğerleri için önemsiz ayrıntıları dikkatlice gözler, üzerinde düşünür, birbiriyle ilişkilendirir ve sonuçlarını bunlara dayandırır ve bu şekilde zanlı kişinin çalışması, alışkanlıkları ile mevcut ve geçmiş yaşamına ait bilgiler edinir. Arkeolog tarih öncesi varlıkları edindiği bulgulardan nasıl yeniden inşa ediyorsa, dedektif de suçlunun arkasında bıraktığı izlerden suçluyu yeniden yaratmaktadır. Bu süreçte, bir olayın diğerini takip etmesi durumunda birinci olayın ikincinin nedeni olduğu algısı ceza soruşturmalarındaki çoğu hatalı çıkarımlar ve başarısız soruşturmaların temelini oluşturmaktadır. “<i>Post Hoc Ergo Propter Hoc</i>” diye isimlendirilen bu yanılgı, bir şey diğerini <i>izlediğine</i> göre, o şeyin diğeri <i>yüzünden olduğu</i> varsayımı hatasını anlatmaktadır. Bu nedenle, iki ayrı olay arasında nedensel bir bağ olasılığını saptamak için, ilk önce, rastlantı veya bilinmeyen bazı diğer faktörlerin devre dışı bırakılması için ciddi kontroller yapılmalıdır. Suçlu tarafından olay mahallinde belirgin fiziki bir kanıt (parmak izi, ayakkabı izi, tekerlek izi v.s.) bırakılmadığında, doğa onu adalete taşımakta rol oynayabilir. Ağaç ve yapraklar gibi çevresel öğeler özgün bir Dna yapısına sahip olup, mağdurun elbisesine veya kullandığı bir vasıtaya geçebilir.</p>

<p><i>Post hoc</i> yanılgısı yanında “korelasyon illüzyonu” sürecini sergileyen diğer bir yanılgı da “onaylama eğilimi”/“tünel vizyonu”dur. Onaylama eğilimi düşünsel seçiciliğe işaret etmekte ve kişi bununla kendi inancını destekleyen şeylere bakma eğilimi sergilerken karşıt bilgileri göz ardı etmekte veya küçümsemektedir. Ceza soruşturmaları bağlamında “tünel vizyonu” diye de isimlendirilen bu süreçte, soruşturmada daha basit olanlar lehindeki seçenek açıklamalar yeğlenmektedir. Bu yaklaşım, araştırma çıkarımı/desteği olmaksızın tümdengelim çıkarım düşünce biçimidir. Onaylayıcı eğilime yönelmenin başlıca olası nedeni algısal olarak kolayca işleme elvermesidir. Bir bilginin bir durumu nasıl desteklediğini görmek ona karşı geleni görmekten daha kolaydır. Bu türden onaylayıcı düşünce, suç soruşturmasında, özellikle seri suç soruşturmasında, yanlış yargılara ve zaman kaybına neden olmaktadır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a></p>

<p>Genel bir hipotez, suçluların işledikleri suçların tabiatı ile öteki durumlardaki nitelikleri arasında bazı tutarlığın var olduğudur. Bu tutarlılık kişiler arası ve suç mekânı açısından belirebilir. İşte E=&gt; N eşitlikleri ile ifade edilecek bu hipotezde E, suça ilişkin eylemlere, N ise işlenen suç türü itibariyle tipik suçluların nitelikleri, =&gt; de bir diğerinden argüman ve kanıt çıkarımını simgelemektedir: Bir suçtaki eylemler dizininin, faili meçhul suçlarda, suçlunun niteliklerine güvenilir şekilde ilişkilendirilmesidir. Yalnız kişinin işlediği suçun, karakter değişiminde olduğu gibi zamanla değişebileceği de göz ardı edilmemelidir. Faili saptamada göz önüne alınacak değişkenler ise şunlardır:</p>

<p></p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Failin mağdur üzerindeki eylemleri,</li>
 <li>Olay mahallinde failin davranışının tasviri,</li>
 <li>Failin karakteristikleri, ve</li>
 <li>Mağdurun karakteristikleri.</li>
</ol>

<p></p>

<p>Bu bağlamda suçlu profilini (kişisel nitelikleri veya suçluların psiko-dinamiklerini) saptamak üzere aşağıda beş değişkenli bir modele yer verilmiştir (D.Canter).</p>

<p><img alt="1744611737Saw-4" height="582" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/1744611737saw-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="703" /></p>

<p>1) Kişilerarası davranış tutarlılığı, suç işlerken davranışı ile normal yaşamdaki davranışı arasındaki benzerliğe;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a><sup> </sup>ondan fazlaca sapma göstermemesine;</p>

<p>2) Zaman ve mekân boyutlarında, suçlunun bu açılardan seçimine, olay mahallerinin ender olarak tesadüfi olduğuna; seçilen zaman ve mekânın bir nedeni olduğuna; kontrolü sağlamak istediğinde kendisinin çok iyi bir mekânı seçtiğine;</p>

<p>3) Suçlunun adli tıp bilinci de kanıt gizlemeyi göz ardı eden bir failin ilk defa suç işleyen veya çok az adli sicil kaydı olan bir suçlu olduğuna;</p>

<p>4) Üçüncü değişkenle ilişkili olarak, suçlunun kariyeri açısından önceki suçlarla mevcut suçun benzerlik sergilediğine, ve</p>

<p>5) En son olarak suçlunun karakteristiklerine bakarak suçlunun ikametgahı, ailevi ve sosyal, kişisel karakteristikleri, mesleki ve eğitsel durumu hakkında bilgi edinebilir.</p>

<p>Özet<strong> </strong>olarak, dedektifler mantık kurallarını iyice öğrenmeli<strong> </strong>ve mantıki olarak düşünme sanatını geliştirmelidirler.<sup> </sup> Dedektifler olayı mantıki olarak yeniden oluştururken çok dikkatli olmalı ve gerektiğinde psikolojik danışmayı yeğlemelidirler.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">6</a> Dedektifler (ve satranç oyuncuları) hasımlarının güçlü ve zayıf yönlerini, alışkanlıklarını ve manevi zaaflarını bilmelidirler.</p>

<p>Bu bağlamda soruşturmanın yanlı olmasına neden olabilecek şu beş mekanizma göz ardı edilmemelidir.</p>

<p><i>1. Stratejide seçicilik</i>- Pozitif strateji testi/kanıtlama tarafgirliği olarak isimlendirilen bu strateji, hipotezler doğru ise, var olması beklenen hususların aranması olarak tasvir edilmektedir (<i>Olumlu test stratejisi/onaylayıcı önyargı</i>). Soruların ifadesindeki çok zekice/ince farklılıklar tanıkların yanıtlarını da etkilemektedir. Yönlendirici sorularla dedektif mefruz varsayımlarını tasdike götürmektedir. Örneğin, dedektifin varsayımları onaylatıcı nitelikte suçluluk olasılığına yüksek oranda işaret eden sorularla zanlının sorgulaması bu strateji ürünü olmaktadır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">7</a></p>

<p><i>2. Sunuşta seçicilik</i>- Seçilen hipotezleri test amaçlı olarak kanıtın seçilmesi yöntemi tıpkı insanların gazete/takım seçiciliği gibidir Suç soruşturmasında bilgi azlığında bu yönteme başvuru daha akut olmakta ve karşı hipoteze götürecek araştırmayı da sınırlamaktadır.</p>

<p><i>3. Ayıklamada seçicilik</i>- Gelen bilgileri ayıklamada kendi sonuçları ile uyumsuz olan bilgiyi fazla irdelerken, uyumlu bilgiyi incelemede pek rijit davranmama eğilimindedirler. Bir zekâ testinden arzu edilmeyen bir sonuç aldığında kişiler o testin geçerliliğini tartışma konusu yaparken, arzu edilen bir sonuç alındığında ise, geçerliği kabul görmektedir. Yine tıbbı bir tanı testinde kişinin hastalığa yatkın olduğu saptandığında sonucu kuşkulu görürken, böyle bir işaret olmadığında ise sonucu hemen benimsemektedirler.</p>

<p><i>4. Taraflı değerlendirme</i>. Değerlendirmenin objektifliği her soruşturmanın namusu için anahtar bir niteliktir. Seçimlerde takım tutar gibi parti tutmak; taraflı değerlendirme yapmak, tuttuğunuz takım faul yaptığında hakem kararına itiraz ederken, karşı takımınkini onaylamak; at yarışında üzerine oynadığın atın performansı abartarak yarışı kazanacağını söylemek gibi adli kanıtın testinde de çarpıtılmış kanıya varmak söz konusudur. İşte kanıtın çarpıtılarak değerlendirilmesi bu mekanizmayı oluşturmaktadır.</p>

<p><i>5. Sonlandırmada seçicilik</i>. Kendilerine özgülenmiş hipotezi destekleyen yeterli miktarda kanıt olduğunda soruşturmayı sonlandırmaktır. Sınırlı sayıdaki bazı araştırmalar, insanların önem verdiği hipotezleri destekler yeterli miktarda kanıt bulduklarında soruşturmayı sonlandırma eğiliminde olduğuna işaret etmektedir. Bu da kolluk soruşturmalarının olgunlaşmadan sonlandırılması anlamına gelmektedir. Bu durum, özellikle, kolluğun hipotezlerini çürütecek bilginin yeterince irdelenmek- sizin sonlandırılması riskini de beraberinde getirmektedir.</p>

<p>Sanıkların sorgulanması sırasında geleneksel türde tanık olunan (dedektifin kendi bildiklerinin kanıtlanması tarafgirliği içine girilmesi) hatalara karşı Fisher’in şu rehber ilkeleri göz önünde bulundurulmalıdır:</p>

<p>1. Zanlı kişilere olayı kesintisiz bir biçimde anlatmasına izin verilmesi; sahnenin yeniden oluşturulması ve gözler önüne serilmesi, gerekirse, resimlerin gösterilmesi; olay anında ne düşündükleri ve hissettiklerini hatırlamasının istenilmesi;</p>

<p>2. Sahnenin yeniden oluşturulması sonrası açık uçlu sorularla zihnin /hafızanın deşilmesidir.</p>

<p>Sorgulamada şüphelinin aldatmacasını saptamak üzere kendisinin normalde gerçeği söylerken (sözel dışı) nasıl görüldüğü ve (sözel olarak) nasıl seslendiği temel çizgisi (<i>baseline</i>) belirlenmelidir. Bu referansın belirlenmesi için sorgulamanın başlamasından önce (karakol ve sorgu odasında) özne gözlenmelidir. Mevcutlu olarak sorgulamaya alınan suçsuz kişinin bir dereceye kadar tepkili olacağı beklenilmelidir. Öte yandan, gerçeği elde etmek üzere şüpheliler her zaman dikkatlice dinlenmeli ve gözlenmelidir. Bu bağlamda, ister bir mağdur, tanık veya şüpheli olsun, giydikleri maskenin çıkarılması gerçeğin anahtarı olmaktadır.</p>

<p>Etkili bir sorgulamanın en önemli öğeleri hazırlık/planlama yapılması ve özne ile “<i>rapport</i>” sağlanmasıdır: Bu birisiyle bir ilişki kurulması, uyuşma/harmoni anlamındadır. Özellikle, isteksiz olan kişilerin konuşması salt onların motive edilmesine bağlıdır. Sorgulamanın nihai amacı öznenin güvenini kazanmaktır. Güven oluşturulduğunda öznenin hakikati söylemeye motive olması daha kolay olacaktır.<sup>6 </sup>Özetle, yapılması gereken ilk şey iş birliği ve yakınlık kurmaktır. İş birliği oluştuktan sonra sorulacak soru, “bu insandan nasıl bilgi alabilirim” olmalıdır.</p>

<p>Sorgulama başlamadan dedektifler olay yerini görmeli ve tasvir edebilmelidir: Olaya ilişkin tüm gerçekleri (olay yeri yerinde elde edilen kanıtlar, tanık ifadeleri ve herhangi bir özelliği) bilmeli ve şüphelinin öz geçmişine ait bilgileri edinmelidir.</p>

<p>Yegâne kanıt, mağdurlar ve/ya sanıkların ifadeleri olduğunda, örneğin cinsel saldırı ve aile içi şiddet olaylarında, mahkumiyete yalnızca ifade üzerinden gidilebilmektedir; aksi takdirde, mahkumiyete gitmek ekseri hallerde olanaksız olacaktır.</p>

<p>Sujelerin verdikleri ifadelerin ne derece doğru olduğunu saptamak üzere geliştirilen ölçütler (<i>realite ölçütleri</i>) ise şöyledir: 1.İfadenin uzun olması; 2.İfadenin tutarlı bulunması; 3. İfadenin açık olması; 4. İfadenin ayrıntı içermesi; 5. İfadeler ile çeşitli beyanlar arasında tutarlılık saptanması; farklı zamanlarda verilen ifadelerdeki değişimler/tutarsızlığın inanırlığı zayıflatabileceğidir. Öte yandan, pek çok insanın inandığının aksine, doğruyu söyleyenler zaman içinde ifadelerine yeni ayrıntılar ekler ve bazı kısımlarını değiştirebilirken, yalancılar hep aynı ifadeyi verirler.</p>

<p>Uygulayıcılar yöntem ve terminoloji açısından farklılık gösterebilir, ancak ortak amaçları bilinmeyen bir suçlunun profilini oluşturmak için verileri analiz etmektir.</p>

<p>Bir suçlu profilinin özellikleri şunları içerebilir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Antisosyal kişilik özellikleri,</li>
 <li>Psikopatolojiler,</li>
 <li>Davranış kalıpları</li>
 <li>Demografik değişkenler: yaş, coğrafi konum, aile durumu vb.</li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>Modern Soruşturma Yöntemlerinin Uygulanması</strong></p>

<p>Pratik açıdan bakıldığında, kurumlar öncelikle ihtiyaçlarını belirlemelidir: Çözüm bekleyen ne tür <a name="_Hlk228783430">faili meçhul vakalar var ve bunların sayısı ne kadar? İkinci olarak, kurum dedektifleri bu vakaları soruşturmak için gerekli becerilere ve kaynaklara erişime sahip midir?</a><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">8</a></p>

<p>Son olarak, kolluk kuvvetleri, çözülememiş cinayet vakalarının felsefi yönüyle de boğuşmak zorunda kalıyor: Kolluk kuvvetleri ve toplum, çözülememiş bir cinayet veya uzun süredir kayıp bir kişi vakasından ne zaman uzaklaşır?</p>

<p><img alt="174461173Dfaa-1" height="410" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/174461173dfaa-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="547" /></p>

<p><strong>Cihat Arpacık. “Zamanaşımından” Sonra: Faili Meçhuller 1993’ün Karanlığına Gömüldü.” Perspektif (28/12/2023)</strong></p>

<p></p>

<p>Bu süreçte önemli olan soruşturma hatalarının tespit edilmesidir. Faili meçhul suçların ilk seferde çözülmemesinin sebepleri olduğunu, bu nedenleri öğrenirseniz davanın çözülmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Sık yapılan hatalar şunlardır:</p>

<p>- Bir şüpheliyi davanın çok erken aşamasında belirlemek–Eğer bir araştırmacı çok erken bir aşamada bir şüpheli seçerse, tüm soruşturma ipuçları tek bir kişiye odaklanacağından diğer ipuçları gözden kaçabilir.</p>

<p>- Eksik soruşturmalar–Meçhul vakalarda takip eksikliğine her zaman tanık olunmaktadır. Örneğin, dedektifler bir bloktaki 15 evin 10'unda soruşturma yapmış olabilir, ancak diğer beşinde soruşturma yapmaya hiç geri dönmemiş olabilirler. Daha sonra geri dönüp, davayla ilgili konuşabilecek kaçırılmış tanıkları bulabilirsiniz.</p>

<p>- Takip eksikliği–Tanıkların kaybolduğu faili meçhul vakalarda bu kişilerin takibi önemli olmaktadır.</p>

<p>- Olay yerine geri dönerek ek delillerin bulunması– uzun zaman geçmesine karşın ipucu olabilecek bir kanıtın bulunması olasılığı göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>Her çözülememiş vakayı çözemeyecek olsanız da bu vakaları güncel hale getirmek kolluk kuvvetlerinin sorumluluğunda olmalıdır. Bu, delilleri bir laboratuvara göndermek ve vakanın veri tabanlarına kaydedilmesini sağlamak anlamına gelir. Çözülemeyen vakalarla ilgilenen birimler, mümkün olan her durumda modern soruşturma yöntemlerini ve yeni bilimsel teknolojileri kullanmalıdır. Yeni teknolojiler ve soruşturma yöntemleri, bir davanın ilerlemesine ve bir çözüme ulaşmasına yol açmakla kalmaz, aynı zamanda mağdur ailelerine kolluk kuvvetlerinin cevap arayışına devam ettiği konusunda güvence de verebilir.</p>

<p>Giysi veya parmak izi gibi adli tıp laboratuvarlarına gönderilebilecek deliller varsa, ilgili kurumlar bunları en kısa sürede incelemeli ve sonuçları kolluk kuvvetlerinin kullanımına açık veri tabanlarıyla karşılaştırmalıdır.</p>

<p>Adli incelemelerin ilk aşamasında suç tarihindeki kanıtların sunulması kritik önem taşıdığı gibi, bilimsel analizlerin gücü ve hassasiyetinin ne kadar hızlı geliştiği göz önüne alındığında, kanıtların yeniden incelenmesi de düşünülmelidir.</p>

<p>Kanıtların yeniden test edilmesi için ne kadar süre geçmesi gerektiğine dair kesin bir kural olmadığı ve her şeyin ilk analiz sonuçlarına bağlı olduğu bilinmelidir. Örneğin, sekiz-dokuz yıl önce yapılan DNA analizinde mitokondriyal DNA profili iyi çıktıysa ancak nükleer DNA biraz düşük çıktıysa, son on yılda bilimsel yetenekler geliştiği için yeniden test etmek için iyi bir zaman olabilir.</p>

<p>Günümüzde mevcut olan araçlar, davayı aydınlatarak ilerleme sağlayabilirse de davanın çözümsüz kaldığı sonucuna varılan durumlarda, yeniden değerlendirdiğiniz ve soruşturma kayıtlarına girdiğiniz tüm kanıt ve bilgilerin, gelecekteki araştırmacılar için sonsuza dek saklanacak olması gereği göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>Bu süreç, bir davayı 'güncel bir statüye' taşımak olarak tanımlanmaktadır. Dava çözülmemiş olsa da bu işlem davaya soruşturma bütünlüğü kazandırmakta ve mağdur aileleri için soruşturmanın ilerletilmesi için neler yapıldığını bilme açısından değer sağlamaktadır. Bir aileyle oturup, kızlarının on yıllar önce işlenen cinayetinin hala çözülmediğini, ancak davayı güncel hale getirmek için neler yaptığımızı ve delillerin ortaya çıkan yeni bilgilerle sürekli olarak nasıl karşılaştırılacağını anlattığınızda, onlara yaşam enerjisi sağladığınızı unutmayınız.</p>

<p>Çözülemeyen cinayet davalarıyla ilgilenen araştırmacıların karşılaştığı en büyük engellerden biri, bu tür soruşturmalara kaynak ayırmanın değerli olduğuna ikna edebilmektir. Eski bir davayı incelemek için personel görevlendirmek herhangi bir faili meçhul cinayet soruşturmasının başarısında kritik bir ilk adımdır. <strong> </strong></p>

<p>Çoğu zaman, dedektiflerin güncel bir dava dosyası odaklanıp, boş zamanlarında eski bir cinayet davasını incelemeleri istenilen sonucu vermemektedir. Bunun yerine, faili meçhul vakalarda ilerleme kaydetmek, bu tür soruşturmalara özel olarak atanmış dedektiflerden oluşan aktif bir faili meçhul vaka birimi veya görev gücüne bağlıdır. İşte Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın(!) toplum vicdanında derin izler bırakan kasten öldürme ve kayıp şahıs olaylarını "farklı bir gözle" inceleme yapması planlanmış bulunmaktadır. İlk belirlemelere göre 75 ildeki 638 dosya ve 693 maktul için kapsamlı analiz yapılacak, çalışmalar başsavcılıklarla koordineli şekilde yürütülecektir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">9</a> Ülkede yıllar itibariyle faili meçhul vakalara bakıldığında görülen tabloya aşağıda yer verilmiştir.</p>

<p>Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturma evresinde<br />
daimi arama kararı verilen <strong>dosya sayısı</strong> (2016-2025)</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2016</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2017</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2018</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2019</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2020</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2021</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2022</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2023</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2024</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="61">
   <p>3 258 061</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>3 497 345</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>3 656 708</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>3 716 937</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>3 742 386</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>3 796 239</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>3 731 780</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>3 771 819</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>3 890 014</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>3 913 832</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturma evresinde daimî arama kararı<br />
verilen dosyaların <strong>açılış yıllarına göre dağılımı</strong>, 2016-2025<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><sup>10</sup></a></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="63">
   <p>Toplam</p>
   </td>
   <td valign="top" width="62">
   <p>2017 ve öncesi</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2018</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>2019</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2020</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2021</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2022</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2023</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>2024</p>
   </td>
   <td valign="top" width="56">
   <p>2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="63">
   <p>3 703 657</p>
   </td>
   <td valign="top" width="62">
   <p>1 258 672</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>375 554</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>327 341</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>294 859</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>339 333</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>383 212</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>348 721</p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p>241 012</p>
   </td>
   <td valign="top" width="56">
   <p>134 953</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>Kaynak: <strong>Adalet İstatistikleri 2025</strong></p>

<p></p>

<p>Kimliği belirsiz suçluların soruşturulması, kuşkusuz, adli kanıtlar, davranış analizi ve istihbarat toplama yoluyla faillerin tespit edilmesini içermekte ve genellikle seri suç vakalarındaki kalıplara odaklanılmaktadır. Başlıca yöntemler arasında DNA profillemesi, tanık görüşmeleri ve şüphelileri daraltan suçlu profilleri oluşturmak için olay yeri verilerinin analizi yer almaktadır.</p>

<p>Temel soruşturma teknikleri ise şunlardır:</p>

<p>- Suç Soruşturma Analizi (Profil Oluşturma): Uzmanlarca, bilinmeyen bir suçlunun özelliklerini (kişilik, alışkanlıklar, demografik bilgileri) belirlemek için suç mahallindeki davranışların analiz edilmesi,</p>

<p>- Adli DNA/Adli Veri tabanları: Modern soruşturmaların, ilk şüpheli dosyalarında yer almasalar bile, suçluları birbirine bağlamak için DNA veri tabanlarına sahip olunması,</p>

<p>- Uluslararası İş birliği (Interpol): Potansiyel olarak uluslararası unsurlar içeren vakalarda, Interpol’e başvurulması.</p>

<p>Soruşturma süreçleri de şunları kapsamaktadır:<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">11</a></p>

<p>- Delillerin toplanması: Suç mahallerinden delil toplamak (örneğin, DNA, parmak izi, tekerlek izi) bilinmeyen bir şüpheliyi belirlemenin ilk adımı olduğu,</p>

<p>- Çözülemeyen vakaların yeniden incelenmesi: Güncel adli testler gibi modern teknolojilerle vakaların yeniden incelenmesi, ve</p>

<p>- Kamuoyu bilgilendirme kampanyaları: Kamuoyuna çağrılar yapılması.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">12</a></p>

<p><strong>Ceza Soruşturması Analizi</strong></p>

<p>Suç soruşturma analizi, diğer adıyla suç profillemesi, kolluk kuvvetleri tarafından soruşturma sırasında toplanan veriler ve olay yerinde bırakılan delillere dayanarak bilinmeyen bir suçlunun özelliklerini belirlemek için kullanılan bir tekniktir. Suç soruşturma analizi, genellikle adam öldürme veya tecavüz gibi suçluyu belirlemek için kullanılabilecek kalıplar ve ortak özelliklerin bulunduğu seri suç vakalarında kullanılır. Bu teknik XIX. yüzyıldan beri kullanılmaktadır. Suç soruşturma analizi ayrıca "Kuzuların Sessizliği" ve "Zihin Avcısı" gibi filmlerde ve TV dizilerinde de popüler hale gelmiştir. <sup> </sup> Soruşturmayla görevli dedektifler aynı soruların cevabını ararlar: • Ne oldu? • Ne zaman oldu? • Nerede oldu? • Kim yaptı? • Kurban kim? • Neden bu kurban? • Neden oldu?</p>

<p><strong>Ceza Soruşturması Analizine Duyulan İhtiyaç</strong></p>

<p>Suç soruşturma analizi, özellikle karmaşık veya çözülmesi zor vakalar olmak üzere birçok suçun çözülmesinde kritik öneme sahiptir. Suç soruşturma analizinin yardımı olmaksızın, soruşturmalar daha az verimli olurken, daha fazla kaynak tüketilmekte ve ipuçlarını takip etmede dağınık bir yaklaşım sergilemektedir. Sistematik ve davranışsal bir değerlendirme yaklaşımının yokluğu, genellikle zaman alıcı bir soruşturma sürecine yol açar; bu süreçte kolluk kuvvetleri, suç soruşturma analizinin sağlayabileceği hedefli içgörülerden yoksun olarak sayısız potansiyel ipucu arasında yol almak zorunda kalır.</p>

<p>Zamanın geçmesi genellikle bir davayı olumsuz etkilese de bu durum her zaman soğuk vakalar için geçerli değildir. Zaman, bir tanığın kollukla iş birliği yapma isteğini değiştirebilir. Örneğin, yıllar önce bir silahlı saldırı hakkında sorgulanan eski bir çete üyesi, çeteyle çok fazla iç içe olduğu için hiçbir şey söylememiş iken yirmi yıl sonra suç hakkında bildiklerini paylaşmaya daha açık olabilir. <strong> </strong></p>

<p><img alt="174461173Hhd-4" height="148" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/174461173hhd-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="257" /></p>

<p>Suç soruşturma analizi, genellikle seri suç olgularında kullanılmakta ve bunlarda birden fazla olaya ilişkin kalıplar ve davranışlar ortaya çıkabilmektedir. Bunun örneklerine aşağıda yer verilmiştir:</p>

<p>1. Seri cinayet: Uzun bir süre boyunca, genellikle benzer bir yöntemle tekrar tekrar cinayet işlenmesi,</p>

<p>2. Seri cinsel saldırı: Farklı kurbanlara karşı birden fazla cinsel saldırı eylemi gerçekleştirilmesi,</p>

<p>3. Seri kundaklama: Belirli bir süre boyunca kasıtlı olarak birden fazla yangın çıkartılması,</p>

<p>4. Seri hırsızlık: Evlere veya iş yerlerine girerek mal çalınması,</p>

<p>5. Seri gasp: Genellikle benzer yerleri veya benzer kurban tiplerini hedef alarak birden fazla soygun gerçekleştirilmesi,</p>

<p>6. Seri dolandırıcılık: Para veya mal elde etmek için yinelenen aldatma eylemlerine girişilmesi,</p>

<p>7. Seri adam kaçırma: Zaman içinde birden fazla kişinin kaçırılması,</p>

<p>8. Seri takip: Birden fazla kurbanın sürekli olarak takip edilmesi veya taciz edilmesi, ve</p>

<p>9. Seri vandalizm: Genellikle belirli bir hedef veya tema doğrultusunda, mülke yinelenen zarar verme eylemi.</p>

<p></p>

<p>Analiz sürecinde hem taktiksel suç analizi hem de suç soruşturma analizi çok önemli roller oynamakta ise de ancak farklı amaçlara hizmet ederler ve farklı seviyelerde faaliyet gösterirler:</p>

<p>· <strong>Taktiksel suç analizi</strong>- Kolluk kuvvetlerinin acil ve kısa vadeli ihtiyaçlarına odaklanmakta; suç faaliyetlerinin kalıplarını, eğilimlerini ve yoğun bölgelerini belirlemek için kolluk verilerinin analizini içermektedir. Bu tür analiz eylem odaklıdır ve soruşturma birimlerine, kaynakların etkin bir şekilde konuşlandırılmasına ve olası suçların önlenmesine yardımcı olacak zamanında bilgi sağlayarak destek olmayı amaçlar. Örneğin, taktiksel suç analistleri belirli bir mahallede meydana gelen bir dizi hırsızlığı tespit edebilir ve daha fazla olayın önlenmesi için o bölgede devriye sayısının artırılmasını önerebilir.</p>

<p></p>

<p>· Öte yandan, <strong>Ceza Soruşturma Analizi </strong>(sıklıkla suçlu profillemesi olarak adlandırılır), suçluların davranışlarını ve motivasyonlarını anlamaya daha fazla odaklanır. Bu analiz türü, suç mahallerinden elde edilen kanıtlara dayanarak bilinmeyen şüphelilerin profillerini geliştirmek için kullanılır. Suçluların psikolojik ve davranışsal kalıplarına derinlemesine inerek, sonraki adımlarını tahmin etmeyi ve araştırmacıların şüpheli listelerini daraltmalarına yardımcı olmayı içerir. Ceza soruşturma analizi, özellikle seri suç vakalarında faydalı olup; burada suçun işleniş biçimini ve suçlunun karakteristik davranışlarını anlamak, davanın çözümü için kritik öneme sahip olabilir.</p>

<p>Özetle, taktiksel suç analizi, suçları önlemek ve bunlara müdahale etmek için acil eylem ve kaynak tahsisine odaklanırken, suç soruşturma analizi, uzun vadeli soruşturmalara yardımcı olmak için suçlu davranışının daha derin psikolojik yönlerini anlamaya odaklanır.</p>

<p><strong>Ceza Soruşturması Analizi Süreci</strong></p>

<p>Ceza soruşturma analizi, ceza adalet sürecinin soruşturma, yakalama ve yargılama aşamalarında çok önemli bir rol oynar. Soruşturma aşamasında, profil uzmanları, mağdurlar veya suç olayları arasındaki kalıpları veya bağlantıları ortaya çıkarmak, bilinmeyen faillerin kişilik özelliklerini ve davranışlarını tahmin etmek ve yakalama stratejileri oluşturmak için mevcut tüm verileri analiz eder. Yakalama aşamasında, profil oluşturma, yerleri tahmin etmede, arama emri kriterlerini belirlemede ve kimliği belirsiz bir seri suçlunun yakalanması durumunda vereceği tepkileri öngörmede çok önemlidir. c</p>

<p>Ceza soruşturma analizinin temel unsurları şunlardır:</p>

<p>- Mağdur bilim/Viktimoloji: Mağdurların özelliklerini inceleyerek faille olası bağlantıları ortaya çıkarmayı ve mağdur seçiminde gözlemlenebilir kalıpları veya bağlantıları açığa çıkarmayı amaçlayan bilim dalı,</p>

<p>- Coğrafi profil oluşturma: Suç mahallerinin analiz edilmesiyle potansiyel kalıpların ortaya çıkarılması ve soruşturma çalışmalarında daha hedef odaklı bir yaklaşımın kolaylaştırılması,</p>

<p>- Zaman analizi: Suçların zamansal yönlerini inceleyerek, suçlunun davranışlarında tekrar eden kalıpları veya düzenlilikleri belirlenmesi,</p>

<p>- Suçlunun özellikleri: Potansiyel şüphelileri belirlemeye yardımcı olabilecek demografik bilgiler, olası güdüler ve diğer özellikler de dahil olmak üzere ayrıntılı bir profil oluşturması,</p>

<p>- Suç mahalli incelemesi: Suç mahallerinin incelenmesi yoluyla, suçlunun davranışına dair değerli bilgiler sağlayabilecek kalıpların, suç işleme yöntemlerinin ve benzersiz özelliklerin belirlenmesi, ve</p>

<p>- Davranışsal profil oluşturma: Suç mahallindeki ayrıntılardan ve mevcut verilerden çıkarılan davranışsal özellikler, psikolojik karakteristikler ve motivasyonları analiz ederek muhtemel suçlunun kapsamlı bir profilinin oluşturulmasıdır.</p>

<p><strong>Araştırma Analitiği </strong></p>

<p>Soruşturma analitiği çözümleri, analistlerin ve soruşturmacıların birden fazla kaynaktan gelen tüm verileri işlemelerine ve analiz etmelerine ve soruşturmalar için uygulanabilir içgörüler elde etmelerine olanak tanımaktadır. Soruşturmacılara özellikle yardımcı olabilecek iki özellik şunlardır:</p>

<p>- Verilerin işlenmesi ve ilişkilendirilmesi, kuruluşların birbirinden farklı ve ayrı ayrı depolanmış veri kümelerini bir araya getirmelerini, tek bir veri havuzunda toplamalarını ve verileri kolayca sorgulanabilen tek tip bir biçime dönüştürmelerini sağlar. Bu, araştırmacıların suç kayıtları, kolluk raporları, sosyal medya ve video görüntüleri de dahil olmak üzere çok çeşitli yapılandırılmış ve yapılandırılmamış veri kaynaklarından gelen verileri tek bir birleşik görünümde analiz etmelerine olanak tanır.</p>

<p>- Zaman çizelgesi analizi, görsel bağlantı analizi ve coğrafi haritalar gibi görselleştirme araçları, araştırmacıların mevcut kanıtlar arasından bulmakta zorlanacakları bağlantıları ve örüntüleri ortaya çıkarmalarına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak ülkedeki veya herhangi bir büyük yargı bölgesindeki örneğin İstanbul’daki tüm çözülememiş vakaları bir araya getirdiğimizde ve ilgili kolluk kuvvetlerinin her birinden çözülememiş vakaları topladığımızda, dikkatimizi gerektiren önemli bir vaka yüküyle karşı karşıya kalırız. Buradan hareketle, kurumlar kaynaklarını birleştirerek il çapında veya bölgesel bir görev gücü oluşturabilirler. Güçlerin birleştirilmesi, görevlendirilen araştırmacıların, kurumların vaka bilgilerini paylaşmaması nedeniyle daha önce bilinmeyen kalıpları görmelerini sağlamaya hizmet edecektir.</p>

<p>Bu yaklaşım oldukça olup, faili meçhul vakaların soruşturmaları, diğer birçok soruşturmadan farklı olarak belirli bir beceri seti ve bilgi birikimi gerektirmektedir. Faili meçhul vakalara atanan dedektiflerin cinayet soruşturması konusunda deneyime sahip olmaları, eski kayıtları nasıl elde edeceklerini iyi bilmeleri ve bilimsel test yöntemlerinin sınırlamalarını ve olanaklarını bilmeleri gerekir.</p>

<p>Son olarak, her faili meçhul cinayet dedektifi, kuşkusuz, sabırlı olmayı öğrenmelidir. Delillere uygulanan yeni testler size bir DNA profili vermesine karşın mevcut veri tabanlarında bir eşleşme olmadığında davayı çözmüş sayılmamakla birlikte, bu DNA profilini elde etmek, faili meçhul cinayet soruşturmasın- da yine de büyük bir kazanımdır.</p>

<p><strong>Çözülebilirliğe Göre Vakaların Önceliklendirilmesi</strong></p>

<p>Çözülemeyen vakaları aydınlatmanın yanı sıra, soruşturma birimleri suç caydırıcısı olarak da görev yapabilir. Suçlular, başkasının hayatına son verdikleri takdirde ölene kadar takip edileceklerini bilmelidirler: Dava henüz çözülmediği için altı ay veya bir/iki yıl içinde her şey bitmediğini bu suçlular yaşamlarının geri kalan zamanında sürekli tetikte olmak zorunda kalacaklardır.</p>

<p>Faili meçhul cinayetlerin ilk seferde çözülememesinin bir nedeni olduğu da göz ardı edilmemelidir. Bu tür tür vakalar genellikle çözülmesi zor vakalardır. Ayrıca her vakaya özgü belirli sınırlamalar vardır ve ilk soruşturma sırasında hatalar yapılmış olabilir.</p>

<p>Çözülemeyen bir davada çözülebilirlik söz konusu olduğunda, iki şeye bakılmaktadır: Kanıt ve belgeler. Çözülemeyen dava dosyalarını değerlendirirken, özellikle modern soruşturma yöntemlerinden ve adli testlerden fayda sağlayabilecek kanıtlar aranılmalı ve özenle saklanmalı; yıllar sonra ortaya çıkacak yeni bilimsel yöntemler akıllara getirmelidir.<strong> </strong></p>

<p>Öte yandan, bir kişinin aylarca, hatta yıllarca kayıp kalması doğal olmayan bir durumdur. Vatandaş olarak, bir kişinin uzun yıllar boyunca ortadan kaybolmasını kabul etmemeliyiz.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">13</a> Uzun süredir kayıp kişilerin olması toplumumuzda ne anlama geldiği sorgulanmalıdır: Bölgede insan ticareti mi var, yoksa ruh sağlığı sorunlarına gerektiği gibi çözüm bulamıyor muyuz ve insanlar evsiz, uyuşturucu bağımlısı bir hayat mı sürüyor? Ortada seri katil mi var?<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">14</a></p>

<p>Yapay zekâ da (AI), meçhul suçluların bulunmasında ve suçların aydınlatılmasında, özellikle büyük veri analizi, görüntü işleme ve adli tıp alanlarında devrim niteliğinde bir rol oynamaktadır. Geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığı karmaşık vakalarda, kolluk kuvvetlerine önemli bir destek sağlamaktadır.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">15</a></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Toplumlarda uzun süredir çözülememiş çok sayıda davanın bulunması endişe verici birçok nedene sahiptir. Bu, sağlıksız bir toplumun işaretidir ve çözülememiş davalarla ilgilenen birimler, kolluk kuvvetlerinin bu davaları aydınlatmaya başlaması için gerekli desteği sağlamalıdır. Hiç kuşkusuz, faili meçhul suçları araştırma konusunda oluşturulan bilincin dolandırıcılıkla mücadele merkezi konusunda İçişleri ve Adalet Bakanları arasındaki eşgüdüm ve kararlılık, uzun zamandır tanık olmadığım, önemli gelişmeler olarak görülmelidir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">16</a></p>

<p>Çözülememiş vakalarla ilgilenen birimler, her çözülememiş vakanın en yeni ve en etkili soruşturma yöntemleri kullanılarak incelenmesini sağlar. Vaka, modern yöntemler ve adli analizlerle hemen çözüme kavuşturulmasa bile, vakayı güncel bir statüye getirmiş oluruz. Kanıtlar ve biyometrik veriler artık gelecekte sürekli olarak yeni verilerle karşılaştırılacak bir yerde bulunmaktadır.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">17</a></p>

<p>Bu yaklaşım, yalnızca kolluk kuvvetleri için değil, cevap arayışını sürdüren kurbanların aileleri için de değerlidir. Bu kurbanlar ve aileleri, kaybolmaları veya öldürülmeleri konusunda bir çözüm bulunmadan unutulmamalıdır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">18</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>“Meçhul suç dosyalarını, tozlu bir rafta bırakmaya devam etmemiz adil değildir.<br />
Bu, mağdurlar, mağdurların aileleri ve toplum için yanlıştır.”</strong></p>

<p><strong>“Yeni bir bakış açısı, bu davaların durumunu çözülmüş ve kapanmış hale getirebilir.”</strong></p>

<p></p>

<h3><strong>Av. Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel</strong></h3>

<h3><span style="color:#999999">----------</span></h3>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> Bir cinayet veya hırsızlık olayına tanık olanın bildirim davranışına ilişkin tutumun tanık sayısı ile ters orantılı olduğunu; bir tanığın davranışının diğer tanıkların sayısı ve davranışlarından güçlü bir şekilde etkilendiğini ortaya koymuş; araştırmalar en güvenceli tanık sayısının bir olabileceğine işaret etmiştir. C.T.Morgan. <strong>Psikolojiye Giriş </strong>Ank.,1995, s.409; ayrıca bkz. G.M.Godwin(ed). <strong>Criminal Psychology and Forensic Technology</strong>, CRC Press, 2001. “Watson, her şeyi görebilirsin. Ancak gördüklerin hakkında akıl yürütmeyi başaramazsın.” Sherlock Holmes. <i>Mavi Lai Taşının Serüveni.</i> Sezgin Tanrıkulu’nun Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yöneltlen sorular arasında yer alan<i> </i>“Hem Çağla Tuğaltay hem de Rojin Kabaiş dosyalarında, soruşturma süreçlerinin uzun yıllara yayılmasına neden olan yapısal sorunlar nelerdir?” (7/05/2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. <strong>Adalet Psikolojisi</strong>, 2026. 1989 yılında New York şehri Central Park’ında öldürülen beyaz bir kadının katil zanlısı olarak yakalanan beş zenci çocuktan biri 17 yıl, diğerleri yedi yıl yattıktan sonra Dna’sı tutan bir seri katil/psikopat sapığın itirafı sonrası aklandılar. Seri katilin o suçu işledikten sonra beş kadını daha öldürdüğü saptandı. Tam 25 yıl sonra New York belediye aleyhine açılan hukuk davasında 40 milyon dolarlık tazminat ile adalet yerini buldu. Zencilerin itham edilmesi nedeni olarak, dedektiflerin ön yargısı, “herkesin sorması gereken soruları sormaması” ve toplumda beliren suç korkusunun yarattığı güçlü duygusal tepkiler sonucu oluşan kar topu etkisiyle herkes onların suçlu olduklarına inanmasıydı. Sonuçta, kolluk, basın, savcı ve hâkim görevini yapmamış oldu-<i>adalet sistemi mağdurları</i>. Bkz. Sarah Burns. <strong>Central Park Five</strong>, 2012.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Bkz.D.Carson. “The abduction of Sherlock Holmes” <strong>International Journal of Police Science and Management</strong>, 11(2), ss.193-202. “<i>Kuşku hoş bir koşul değilse de, kesinlik absürttür.” </i>Voltaire. Ayrıca bkz. R. Riggs. <strong>Sherlock Holmes El Kitabı </strong>(Çev. N.C. Sumter), Nemesis Kitap, 2014: “Ben Sherlock Holmes kimsenin göremediği şeyleri görmek benim işim.” “Eğer elinizin altında çözülmüş binlerce davanın detayları varsa, bin birincisini de çözebilmeniz gerekir.” diyor</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> Bkz.K.A.Finalley ve M.S.Scott. “The Multiple Dimensions of Tunnel Vision in Criminal Cases” <strong>Wisconsin Law Review</strong>, 2006, ss.291-398; B.Reichart. “Tunnel Vision: Causes, Effects and Mitigation Strategies” <strong>Hofstra Law Review</strong> Vol.45, S.2, ss.451-480.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> Rutin faaliyetler teorisi için bkz. M.T. Yücel. Kriminoloji, 5. Bası, 2024. Canter. <strong>Suç Psikolojisi</strong> (Terc. Dönmez, Başer ve Güler) İmge, 2011, ss.332-353.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> İntihar tuzağı ile kocasını adam öldürme ile itham ettiren eşin planı şöyledir: ABD’de J. Jensen 1998’de komşusunun kapısını ağlayarak çalıp, “<i>Kocam Mark’ı aldattım. İnternette zehirleri araştırıyor. Şırıngalar satın aldı. Eğer ölü bulunursam bu intihar değildir. Polise haber ver” </i>yazan mektubu bıraktı. Jensen’ın cansız bedeni iki hafta sonra evinde bulununca komşusu polise mektubu verdi. Otopside Jensen’ın vücudunda antifiriz olarak kullanılan kimyasallar bulunarak Mark gözaltına alındı. 2002’deki mahkumiyeti üzerine temyiz yoluna başvuran Mark’ın avukatları “<i>Karısı ölmeden bir gün önce internette antifriz ölümleri araştırmış. Bu intihar ettiğini ve kocasını hapse attırmaya çalıştığını gösteriyor” </i>savunmasını yaptı. Mahkeme de “<i>Jensen’ın ölmeden önceki açıklamaları, sorgulamayla kanıtlanamadığı için kanıt sayılmaz” </i>kararı aldı. <strong>Vatan </strong>(18/04/2006) s.3; M. Feyzioğlu. “Belirtilerin Şüphenin Yenilenmesindeki İşlevi ve Benzer İstinatlara ait Delil Araçlarının Somut Olayın Çözümlenmesinde Birlikte Değerlendirilmesi” <strong>Ankara Barosu Dergisi </strong>S.2001/1, Yıl 57, ss.19-46. Ayrıca bkz. G.M.Godwin (Ed). <strong>Criminal Psychology and Forensic Technology</strong>, LRC Press, 2001.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. S.M. Goldstein ve K.Savitsky. “Behavioral confirmation in the interrogation room: On the dangers of presuming guilt” <strong>Law and Human Behavior</strong>, 27, ss.187-203.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Akın Gürlek, <i>“Biz bir birim kurduk. Faili meçhuller, daha önce takipsizlik verilen tüm dosyalar tek tek inceleniyor. İncelenip eksik ve aksak noktalar var mı diye bakılacak; özellikle toplumda böyle hassasiyet oluşturan, infial oluşturanlar"</i> dedi. Göçer Tahincioğlu “İlayda Zorlu ve faili meçhullere de bakılacak mı?” <strong>T 24</strong> (25/04/2026)</span></p>

<p><span style="color:#999999">Tolga Şirin. “Beyaz Toros, zorla kaybetmeler ve cezasızlık” <strong>T24</strong> 29/07/2025: “Ülkemizin Çeşitli Yörelerinde İşlenmiş Faili Meçhul Siyasal Cinayetler Konusunda Meclis Araştırma Komisyonu Raporu”nda açıkça şu saptama yapılmıştı: “Devletin seçimle işbaşına gelmiş organlarınca denetlenmeyen ve yargı organlarınca da soru sorulamayan bu örgütler istedikleri gibi devlet idaresindeki organlara hâkim olmakta ve devleti her türlü emellerine alet edebilmektedirler. Bunlar, yasal hiçbir dayanağı olmamasına rağmen istedikleri insana silah taşıma izni verebilmekte, istedikleri insanı da yasal hiçbir dayanağı olmayan bir şekilde gizli korucu adı altında görevlendirebilmektedirler.”</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gökçer Tahincıoğlu “Cezalandırırken cezalandırmamak: Cinayetin azmettiricileri ve ifşa olan karanlık” <strong>T24</strong> (20/07/2024): Türkiye, bütün soru işaretlerinin yanıtlarının birileri tarafından bilindiği ancak bilmezden gelindiği bir ülkedir. Faili meçhul kalan ya da yıllar sonra faili bulunup da sulandırılan ya da faili bulunduktan sonra zamanaşımına giren siyasi cinayetlere bakarsanız, bunu net biçimde görebilirsiniz… faili meçhul cinayetlerinin katilleri ortada yok. Sinan Ateş davası on yıllardır olanı biteni, yaşadığımız karanlığın nedenlerini açıkça gösteriyor.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Cezasızlık Kültürü- Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2020’de Cumhuriyet başsavcılıklarındaki dosyaların yarısında faillerin belli olmadığı ortaya çıktı. 4 milyon 226 bin 101 faili meçhul dosyasının yalnızca 7 bin 238’inin faili bulundu. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nce yayımlanan adli istatistiklere göre, Cumhuriyet başsavcılıklarında bulunan toplam 8 milyon 995 bin 141 dosyanın yüzde 47’sinin failleri meçhul. Fikret İlkiz. “Cezasızlık” <strong>T 24</strong>, 18/12/2023.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> <strong> Hürriyet, </strong>(25/04/2026). Anılan daire başkanlığındaki hâkim sınıfından görevlilerin statüsü bu işleve müsait midir(?!)</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Fikret İlkiz. “Faili meçhuller ve Beyaz Toroslar”<strong> T 24</strong> (27/04/2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> ABD’de Çözülemeyen vakaların çözülmesine yardımcı olabilecek diğer kaynaklar ve teknolojiler arasında FBI'ın <strong>Yeni Nesil Kimlik</strong> Sistemi, NIJ'nin <strong>NamUs</strong> veritabanı, <strong>Ulusal Kayıp ve İstismar Edilen Çocuklar Merkezi'nin</strong> yüz tanıma programı, fenotipleme (DNA profillerinin bir kişinin nasıl görüneceğini tahmin etmek için kullanılması) ve <strong>adli soy bilim</strong> yer almaktadır</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> Halk desteği: Almanya'nın kuzeyindeki Hannover şehrinde polis memurları, suçluları yakalamak için Facebook'u bir deney olarak kullanıyor: Altı ay önce Hannover polisi, halktan vakaların çözülmesine yardımcı olmaları için çağrıda bulunan bir Facebook hesabı açtı. Bu, bir hırsızlık, bir oto hırsızlığı ve bir kayıp kişi vakası da dahil olmak üzere altı vakanın aydınlatılmasına yol açtı. Polis sözcüsü Stefan Wittke, "Polizei Hannover" Facebook hesabının halihazırda yaklaşık 23.000 "arkadaşı" olduğunu ve bu kişilerin bilgileri kendi bağlantılarına ilettiğini söyledi. Wittke, bu ayın sonlarında sona erecek olan altı aylık deneyin başarılı bulunması halinde ülkedeki diğer polis güçlerine de yaygınlaştırılabileceğini ekledi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> Jason Moran, "Çözülemeyen Vakaları Çözmek İçin Modern Soruşturma Yöntemlerinin Uygulanması", 17 Mart 2022, nij.ojp.gov: https://nij.ojp.gov/topics/articles/applying-modern-investigation -methods-solve-cold-cases.<strong> How Police Solved A Murder With Absolutely No Leads | Code Blue | Crime Up Close YouTube/İngiltere</strong>;<strong> </strong>Almanya’da bilinmeyen faillerin bulunduğu vakaları çözmek için kullanılan yöntemler (Ermittlungsverfahren gegen Unbekannt) bağlamında NRW polisinin çevrimiçi merkezi arama portalı ve DNA Analiz Veri Tabanı, 1997 ve 1998 yıllarında DNA analizi kullanılarak birkaç cinsel cinayetin çözülmesinin ardından Wiesbaden'deki Bundeskriminalamt'ta bir DNA analiz veri tabanı oluşturuldu. Meçhul failin belirli bir bölgede bulunduğunu gösterdiği ağır suç vakalarında, son çare olarak, toplu taramalar olarak bilinen yöntemler uygulanmaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> Serial Murder: Patterns in Unsolved Cases NICOLE L. MOTT Homicide Studies 1999 3: 241 DOI: 10.1177/108876 7999 003003003.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">15</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Yapay zekâ suç delillerinin değerlendirilmesinde de rol alıyor: </strong>ABD New York Şehir Üniversitesi John Jay Ceza Adaleti Koleji Öğretim Üyesi Prof. Ali Koçak, adli tıp alanında yapay zekanın artık suç delillerinin değerlendirilmesinde, cinayetlerin aydınlatılmasında etkin rol aldığını söyledi.<strong> Ayşe Yıldız AA, 6 Eylül 2025. </strong>Türkiye’de Suçluların Yapay Zekâ ile Yakalanması İçin Yeni Bir Sistem Kuruluyor:<strong> </strong>ASELSAN ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında imzalanan sözleşme uyarınca, artık suçluların yakalanmasında yapay zekâ kullanılacak. İlk aşamada 7 noktaya akıllı kontrol noktası kurulacak. Emre Ömer Zehir /03.01.2021 Webtekno</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> İki Bakanlık Proje Başlattı: Dolandırıcılıkla Mücadele Merkezi. <strong>Hürriye</strong>t (6/05/2026) s.11. Ayrıca bkz. Tolga Şardan. “Gülistan Doku soruşturması: Tunceli’deki 1+1 evin sırrı” <strong>T24</strong> (8/05/2026): …Adalet Bakanlığı çatısı altında yeni kurulan daire başkanlıklarının “görev ve yetkileri çerçevesinde emniyet ve jandarmayı mercek altına alacağı” yönündeki değerlendirmeler kısmen de olsa İçişleri Bakanlığı’nda gerginlik yarattı.<i> </i><i> </i></span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> Sır Cinayet 18 Yıl Sonra Aydınlatıldı! | <strong>A Haber Youtube</strong>; 13 yıllık faili meçhul cinayet çözüldü. ODA TV 2/05/2926; Dünden Bugüne Türkiye’de İşlenmiş 16 Faili Meçhul Cinayet<strong>, </strong>Gökhan Bitiren, <strong>Liste </strong><strong>List.</strong> Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemleri düzenleyerek gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">18</span></a><span style="color:#999999"> Faili meçhul cinayet gibi 265 tane olayı çözdüler,<strong> Hürriyet </strong>(14/11/ 2018): Van Emniyet Müdürlüğü bünyesinde faili meçhul cinayet ve olayları aydınlatmak amacıyla kurulan "özel ekip", birbirinden ilginç yöntemlerle 2018 ve öncesine ait 265 olayı çözdü<strong>. </strong>Van'da 2018'de yaşanan 9 cinayeti çözdüklerini anlatan<strong> Bolat, </strong>şöyle konuştu:<strong> </strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>“Ölenleri geri getiremeyiz ama kamunun vicdanını rahatlatmak, ölen kişinin ailesinin acısını biraz olsa da hafifletmek için cinayet dosyalarımızı 'namus' olarak görüyor ve en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkarmaya çalışıyoruz." </strong>Gazete çeteleleri bu tür haberle dolu olup, güvenlik güçleri takdir edilesi işler yapmaktadır. Ayrıca bkz. James M. Adcock, Sarah L. Stein. <strong>Cold Cases-Evaluation Models with Follow-up Strategies for Investigators,</strong><strong> </strong>2nd Edition, CRC Press, 2015. D. Luckenbill. <strong>Criminal Homicide as a Situated Transaction, Social Problems</strong>, 25. Society for the Study of Social Problems. 1977. Ayrıca bkz.<strong> Cinayet Mahalli Katili Nasıl Ele Verir? | #CinayetMasası</strong> YouTube</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/faili-mechuller-unidentified-perpetrators</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/katil-cinayet.jpg" type="image/jpeg" length="55992"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Araştırma Görevlisi ve Öğretim Görevlisi Atama Usulünde Alanla İlgili Bilim Sınavı Dışındaki Bütün Unsurlar Kanuni Temelden Yoksunluk Sebebiyle Anayasaya Aykırıdır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arastirma-gorevlisi-ve-ogretim-gorevlisi-atama-usulunde-alanla-ilgili-bilim-sinavi-disindaki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arastirma-gorevlisi-ve-ogretim-gorevlisi-atama-usulunde-alanla-ilgili-bilim-sinavi-disindaki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Prof. Dr. Rauf Karasu’nun ortaya attığı HMGS önerisi<span style="color:#2980b9"> (</span><a href="https://www.hukukihaber.net/arastirma-gorevliligi-sinavi-ile-yuksek-lisans-ve-doktora-sinavlarinda-ales-puani-yerine-hmgs-puani-esas-alinmalidir" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">https://www.hukukihaber.net/arastirma-gorevliligi-sinavi-ile-yuksek-lisans-ve-doktora-sinavlarinda-ales-puani-yerine-hmgs-puani-esas-alinmalidir</span></a><span style="color:#2980b9">)</span> ve Dr. Öğr. Üyesi Ali Acar’ın eleştirisini<span style="color:#2980b9"> (</span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukukcu-arastirma-gorevlileri-icin-hmgs-sinavi-mi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">https://www.hukukihaber.net/hukukcu-arastirma-gorevlileri-icin-hmgs-sinavi-mi</span></a><span style="color:#2980b9">)</span> okuduktan sonra bu iki hukukçunun yazılarında önemli bir noktanın atlandığını gözlemlediğimden bu yazıyı paylaşmamın isabetli olduğunu düşündüm. Ali Acar’ın HMGS eleştirisi yerindedir, ancak Rauf Karasu da Ali Acar da olması gerekene ilişkin önerilerini yürürlükteki hukuku göz önüne almaksızın getirmektedirler. Yazarları bu konuda suçlayamayız, zira aşağıda izah edeceğim hususlar öylesine kanıksanmıştır ki şimdiye kadar bunun hukuka aykırılığı dillendirilmemiş yahut dava konusu edilmemiştir.</p>

<p>Aynı konuda Çankaya Üniversitesinde düzenlenen Ceren Damar VI. Bilim İnsanları Hukuk Sempozyumu’nda da bir konuşmayı geçtiğimiz hafta gerçekleştirdim. Araştırma görevliliğine ilişkin bir konuda konuşmanın daha anlamlı ve doğru bir yer olmadığı kanaatindeydim. Konuşmamın başlığı “<i>Araştırma Görevlisi ve Öğretim Görevlisi Kadrolarına Yapılan Atamalarda Ön Değerlendirme ve Nihai Değerlendirme Usulünün Anayasadaki Kanunilik ve Liyakat İlkesine Aykırılığı Sorunu</i>” idi.</p>

<p>Esasen sosyal medyada hukuk alanında ALES karşıtı ilk paylaşımlardan birisini 6 Mart 2026 tarihinde Prof. Dr. Tolga Şirin yapmıştı:</p>

<p>(https://x.com/tolgashirin/status/2029918550576525510)</p>

<p>"<i>ALES puanı çok yüksek olduğu için akademik hayata başlayabilen biri olarak şunu söylemek isterim: </i></p>

<p><i>Hayatında matematik hiç yer etmemiş, bu alanda hiçbir çalışma da yapmayacak olan bir edebiyatçıyı/heykeltıraşı/ hukukçuyu vs., esasen matematik sorularının belirleyici olduğu bir sınavla akademiye almak Türkiye'ye özgü bir tuhaflık.</i></p>

<p><i>Bu sınava zamanında bir değer atfedilmesinin şimdi spekülatif kalacak bazı "özel" nedenleri var. Bir deli kuyuya taş atıyor bin akıllı çıkaramıyor</i>."</p>

<p>Kuyudaki taşı ben çıkarttım. Danıştay 8. Dairesinde görülmekte olan davamda vekilliğimi üstlenen Av. Fahrettin Kayhan imzasıyla sunduğumuz ek beyan dilekçesinde bunu yargıya da taşımış olduk. Şimdi sıra buna hukuki sonuç bağlayacak olan Danıştay’dadır.</p>

<p>Ben de YÖK tarafından ortaya konan ön değerlendirme ve nihai değerlendirme usulüne hukuk fakültesinden mezun olduğumdan beri şiddetle karşı çıkanlardan birisiydim. Ön değerlendirme safhasını geçmem ve araştırma görevlisi olmam da şans eseridir. Aşağıda açıklayacağım üzere, aslında bu usullerin Anayasaya aykırılık teşkil ettiğini ve fonksiyon gaspı niteliğinde olduğunu göstermek oldukça kolay.</p>

<p>Anayasanın 130. maddesi, yükseköğretim elemanlarının atama süreçleri bakımından kanunilik ilkesi ortaya koymaktadır:</p>

<p><i>Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, <strong>öğretim elemanlarının</strong> görevleri, unvanları, <strong>atama,</strong> yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanı yetiştirme, üniversitelerin ve öğretim elemanlarının kamu kuruluşları ve diğer kurumlar ile ilişkileri, öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, devam ve alınacak harçlar, Devletin yapacağı yardımlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza işleri, malî işler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi, öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, Yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere Devletin sağladığı malî kaynakların kullanılması <strong>kanunla düzenlenir</strong>.</i></p>

<p>128. maddede “<i>Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, <strong>atanmaları</strong>, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri <strong>kanunla düzenlenir.</strong></i>” şeklindeki düzenlemenin hemen ardından öğretim elemanlarına ilişkin tekrarlanan bu hüküm gereği, atamalara esas teşkil edecek kriterlerin ancak ve ancak kanun vasıtasıyla konabileceği, dolayısıyla bu kriterleri belirleme görevinin yasama organına bırakıldığı hususunda şüpheye yer bırakmadığı ortadadır.</p>

<p>Ülkemizde siyasi demeçlerde kamu personeli atamalarına ilişkin dillere pelesenk olmuş bir kavram mevcut: Liyakat. Liyakat ilkesinin yürürlükteki anayasada da korunduğundan ise halkımız büyük ölçüde bihaber görünüyor. 70. maddede düzenlenen Kamu Hizmetlerine Girme Hakkı, Siyasî Haklar ve Ödevler başlıklı dördüncü bölümün altında düzenlenmektedir ve “<i>Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.</i>” şeklinde formüle edilmiştir.</p>

<p>Kamu Hizmetlerine Girme Hakkı bir temel hak olduğuna göre, 13. madde gereği “<i>özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve <strong>ancak kanunla sınırlanabilir</strong>. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve <strong>ölçülülük ilkesine aykırı olamaz</strong></i>.”</p>

<p>Yine 104. madde gereği “(…) <i>dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez</i>.”</p>

<p>6. madde gereği “<i>Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.</i>” 7. madde ise “<i>Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez</i>.”</p>

<p>Öyleyse, atamalara ilişkin kriterlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği hususunda şüpheye yer kalmamaktadır. Acaba atamalara etkili olan ALES, yabancı dil puanı ve not ortalamasının kanuni dayanağı mevcut mudur?</p>

<p>ALES, kanuni dayanağını 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 2006 yılında eklenen ek madde 8’den alıyordu:</p>

<p>“Merkezî sınav</p>

<p>Ek Madde 8 – (Ek: 1/7/2006-5538/35 md.)</p>

<p><i>Ekli cetvelde yer alan öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi kadrolarına; açıktan veya öğretim elemanı dışındaki kadrolardan naklen atanabilmek için <u>Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılacak merkezî sınavda 100 puan üzerinden en az 70 puan almak ve bu sınavı müteakip yükseköğretim kurumlarınca yapılacak giriş sınavında başarılı olmak şarttır</u>. (Ek cümleler: 28/3/2007-5615/30 md.) Meslek yüksekokullarının Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek uzmanlık alanlarına açıktan ya da naklen atanacak öğretim görevlileri merkezi sınavdan muaftır. Bu statüde meslek yüksekokullarına atananlar, meslek yüksekokullarının uzmanlık alanları dışındaki üniversitelerin ya da yüksek teknoloji enstitülerinin bir birimine görevlendirilemez ve atanamazlar. Ancak, doktorasını tamamlamış bulunanlar için merkezi sınava, Tıpta Uzmanlık Tüzüğü hükümlerine göre uzmanlık eğitimine alınanlar için merkezi sınav ve giriş sınavlarına katılma şartı aranmaz. Merkezî sınav ile giriş sınavlarının yapılması, (…)(1) ve diğer hususlara ilişkin esas ve usûller Yükseköğretim Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p>Fark ettiyseniz, LES’i ALES’e dönüştüren bu madde, ALES’i yalnızca bir başvuru şartı olarak ve baraj niteliğinde düzenlemişti. Sınavdan 71 almak ile 99 almanın hukuki sonucu arasında bir fark gözetmiyordu. Nitekim hemen ardından gelen “(…) <i>bu sınavı müteakip yükseköğretim kurumlarınca yapılacak giriş sınavında başarılı olmak şarttır</i>.” cümlesinden anlaşılacağı üzere, yine atamanın yegane unsuru alanla ilgili bilginin ölçüldüğü giriş sınavıdır.</p>

<p>“kanuni dayanağını alıyordu” dedim, çünkü 703 sayılı KHK ile 78 sayılı KHK küllen ilga edilmiştir:</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 10- <i>2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararname yürürlükten kaldırılmıştır. 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde yer alan kadrolar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yeniden düzenlenerek genel kadro ve usulüne ilişkin ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesine eklenir. Bu süre içinde anılan cetvellere ait kadro ve pozisyonlar genel kadro ve usulüne ilişkin ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümleri çerçevesinde geçerliliğini korur</i>.”</p>

<p>2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde ise merkezi sınavlara ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır, böyle bir hüküm bulunsaydı dahi Anayasanın 104. maddesine aykırı olacaktı.</p>

<p>Öyleyse YÖK’ün “ÖĞRETİM ÜYESİ DIŞINDAKİ ÖĞRETİM ELEMANI KADROLARINA YAPILACAK ATAMALARDA UYGULANACAK MERKEZİ SINAV İLE GİRİŞ SINAVLARINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK” vasıtasıyla ortaya konan ön değerlendirme ve nihai değerlendirme usullerinde, kamu görevine ilk defa atanmada kanuni dayanağı bulunmayan kriterler ortaya koyduğundan idarenin türev düzenleme yetkisinin aşılması söz konusudur. <u>İdare, genel düzenleyici işlem vasıtasıyla atanmaya hak kazanma statüsünü düzenleyemez, sınırlayamaz, kanunla konmuş niteliklere ek kriterler getiremez.</u></p>

<p>Bilindiği üzere, idare hukukunda bu duruma fonksiyon gaspı adı verilmektedir.</p>

<p>Devlet Memurları Kanunu’ndakilere ek olarak 2547 sayılı Kanun’daki şartlar ise yalnızca şunlardır:</p>

<p>-33. maddenin a) fıkrasına 2020 yılında eklenen “sınavın yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü itibarıyla otuz beş yaşını doldurmamış olmak”,</p>

<p>-50. maddenin d) fıkrasına göre “Lisans üstü öğretim yapmak”.</p>

<p>Aynı kanunun Araştırma görevlisi istihdamı başlıklı Ek Madde 38’de:</p>

<p>“Yükseköğretim kurumları araştırma görevlisi kadrolarına atamalar, 33 üncü maddede belirtilen usule uygun olarak 50 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında yapılır.”</p>

<p>33a ve 50d sorunu ise yükseköğretim mevzuatında araştırma görevlisi kadrosuna atanmış kişiler bakımından kadro güvencesininin ciddi sorunlarından biri olmaya devam etmektedir.</p>

<p>Peki, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki genel sınav şartı (m.50), araştırma görevliliği ve öğretim görevliliği bakımından kanuni dayanak kabul edilebilir mi?</p>

<p>Bu soruya olumsuz yanıt vermek gerekir. Zira Devlet Memurları Kanununun 1. maddesi, “(…) <i>Üniversitelerin</i>,(…), <i>öğretim üye ve yardımcıları</i>, (…), <i>özel kanunları hükümlerine tabidir</i>.” hükmünü barındırmakta, pozitif nitelikteki bir <i>lex specialis</i> kuralıdır. Söz konusu özel kanun ise elbette 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunudur.</p>

<p>Öğretim yardımcısı kavramı yürürlükteki yükseköğretim mevzuatımızda yer almamaktadır, 7100 sayılı Kanunun 7. maddesi ile “<i>2547 sayılı Kanunun 33 üncü maddesi üzerinde yer alan “Öğretim Yardımcıları” orta başlığı yürürlükten kaldırılmış, aynı maddenin başlığı “Araştırma görevlileri” şeklinde, maddenin (a) fıkrasında yer alan “öğretim yardımcılarıdır” ibaresi “öğretim elemanıdır” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin (b), (c), (d) ve (e) fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</i>” Bu hüküm gereği 657 sayılı Kanunun atıf yaptığı öğretim yardımcıları ifadesini araştırma görevlileri olarak yorumlamak ve mevzuattaki bu karışıklık ivedilikle yasama organı tarafından giderilmelidir.</p>

<p>Şayet 657 sayılı Kanun dayanak gösterilirse, araştırma görevlisi ve öğretim görevlisi kadroları dışında kalan kadrolar bakımından da sınav şartının geçerli olduğu sonucuna ulaşmak gerekir. Halbuki yükseköğretim mevzuatında atama usulünde sınavın söz konusu olduğu kadrolar bellidir: Araştırma Görevlisi ve Öğretim Görevlisi. Belirtmek gerekir ki doçentlik unvanı için sınav şartı mevcuttur, doçentlik kadrosu için sınav yükseköğretim kurumlarının takdirine bırakılmıştır. Ancak bunun yalnızca adı sınavdır, soruların yöneltilmesi ve cevapların puanlanması neticesinde değil, Üniversitelerarası Kurulca oluşturulan jürinin adayın yayın ve çalışmalarını değerlendirmesi sonucu unvan verilmesi söz konusudur.</p>

<p>Dolayısıyla 2547 sayılı Kanunda araştırma görevlisi kadrosunun düzenlendiği “<i>Lisans üstü eğitim - öğretim için yurt dışına gönderilecek araştırma görevlileri ile ilk defa bu amaçla bu göreve atanacaklarda aranacak nitelikler ve diğer hususlar Yükseköğretim Kurulunca tespit edilir.</i>” hükmü de anayasaya aykırılık taşımaktadır.</p>

<p>Peki, Anayasanın bu maddeleri yargı tarafından da böyle yorumlanmış mıdır? İnanılması güç olsa da cevap olumludur:</p>

<p>Ek Madde 8 hakkında Anayasa Mahkemesi, Esas Sayısı : 2006/120 Karar Sayısı : 2009/151 Karar Günü : 5.11.2009 tarihli kararında şu ifadelere yer vermiştir:</p>

<p>“<i>Yükseköğretim kurumlarının çeşitli kadrolarında çalıştırılacak olan kişilerin temel bilgilerinin ölçülebilmesi, asgari düzeylerinin belirlenebilmesi ve bu kurumlarda birliğin sağlanabilmesi için merkezi bir sınav öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu sınav yasada belirtilen istisnalar dışında öğretim elamanlığına atanacak olan herkese uygulanacaktır. Anayasa'nın 130. maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre öğretim elemanlarının atanmalarının ve öğretim düzeylerinin yasayla düzenlenmesi gerekmektedir. Gerek yasakoyucunun genel düzenleme yapma konusundaki yetkisi, gerekse de yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının atanma koşullarının ve öğretim düzeylerinin yasayla düzenlemesi zorunluluğu nedeniyle, ülke çapında gerçekleştirilecek objektif, herkese uygulanabilen ve genel kurallar içeren merkezi bir sınav sistemi getirilmesinde hukuk devleti ilkesine aykırılık görülmemiştir.</i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle Ek 8. maddesinin birinci tümcesi Anayasa'ya aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir</i>.”</p>

<p>Dolayısıyla ALES’in varlığı anayasaya aykırı bulunmamıştır. Ancak:</p>

<p>“<i>Ek 8. maddede sayılan kadrolara atanacakların nitelikleri yasalarda yer almamaktadır. Üniversiteler bu konuda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda sayılan memur olmak için gerekli niteliklere ek olarak, bazı ölçütler belirlemektedirler. Bu maddenin üçüncü tümcesi, merkezi sınav ile giriş sınavlarına kimlerin katılabileceğini, dolayısıyla akademik kadrolara kimlerin atanabileceğini Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak bir yönetmeliğe bırakmaktadır.</i></p>

<p><strong><i>Anayasa'nın 130. maddesine göre, akademik kadrolarda görev yapacak kişilerin niteliklerinin yasa ile düzenlenmesi gerektiği açıktır. Kimlerin sınava katılabileceklerinin ve niteliklerinin yasada açıkça belirtilmeyerek Yükseköğretim Kurulu'nun çıkaracağı yönetmeliğe bırakılması Anayasa'ya aykırılık oluşturmaktadır</i></strong><i>.</i></p>

<p><i>Bu nedenle iptal davasına konu tümcede geçen ''sınavlara katılabilecekler'' sözcükleri Anayasa'nın 130. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</i></p>

<p><i>Öte yandan iptal edilen sözcükler dışında kalan dava konusu bölümde hangi kadrolara atama yapılacağı, merkezi sınavda alınması gereken puan belirtildikten sonra, sınavın nasıl, nerede, ne zaman yapılacağı gibi detaylara ilişkin düzenlemelerin Yükseköğretim Kuruluna bırakılması yasama yetkisinin devri niteliğinde görülmediğinden Anayasa'nın 7. ve 131. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir</i>.”</p>

<p>Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 130. maddesi karşısında idarenin ancak türev ve kalıntı düzeyinde bir düzenleme yetkisi olduğunun altını çizmektedir. Sınavın nerede ve ne zaman yapılacağı gibi detaylar yönetmelikle düzenlenebilir. Ancak belirtmek gerekir ki eğer bu sınav belli bir oranda atamalara etki edecekse, yine bu esasların kanunla düzenlenmesi gerekecektir.</p>

<p>Dikkate değer bir husus ise Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesinde 70. maddenin yer bulmamış olmasıdır. Liyakat ilkesi üzerine verdiği bir kararda Anayasa Mahkemesi maddi ölçüt olarak liyakate şöyle yer vermekteydi:</p>

<p>“<i>Memurlarda yasalarca aranan nitelikler ve onlar hakkında yasalarda öngörülen kısıtlamalar, kamu hizmetinin etkin ve esenlikli bir biçimde yürütülmesi amacına yöneliktir. Bu nedenle bir <strong>kamu hizmetine alınacaklarla ilgili yasal niteliklerle kısıtlamalar düzenlenirken, doğrudan doğruya, o hizmetin gereklerinin gözönünde tutulması, başka bir anlatımla konulan nitelik ve kısıtlamalarla hizmet arasında gerçeklere uyan, nesnel ve zorunlu bir neden sonuç ilişkisinin kurulması gereklidir</strong></i>.”</p>

<p>(AYM, E. 1979/19, K. 1979/39, 9/10/1979, RG. 16/1/1980-16871.)</p>

<p>2547 sayılı Kanunun 33. Madesinin (a) bendine göre: "<i>Araştırma görevlileri, yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim elemanıdır</i>." “verilen ilgili diğer görevler” ifadesinin muazzam belirsizliği yanında; görevi araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olmak olan bu kamu görevlilerinin bu nitelikleri, ancak görevli olacakları anabilim dalında bilgi ve yeteneklerinin ölçülmesi ile ortaya çıkabilir.</p>

<p>ALES gibi merkezi sınavların nesnel unsurlar olmasından hareketle, lehtarları belki de aleyhtarlarından daha fazladır. Ancak liyakat ilkesi gereği atamaların düzenlenmesinde esas olan yalnızca nesnel unsurlar değil, görevin gerektirdiği nesnel unsurlardır.</p>

<p>Bunun yanında, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da atama şartlarının kanunla düzenlenmesi zorunluluğu hususunda aynı görüştedir. ÖYP programındaki yaş sınırının yönetmelikle düzenlenmiş olması hakkında verilen Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/01/2021 tarih ve E:2019/9586, K:2021/108 sayılı kararının temyiz isteminin reddini karara bağlarken kullandığı gerekçe şu şekildedir:</p>

<p>“<i>Daire kararının özeti: Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/03/2019 tarih ve E:2017/3658, K:2019/885 sayılı bozma kararına uyularak verilen Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/01/2021 tarih ve E:2019/9586, K:2021/108 sayılı kararıyla;</i></p>

<p><i>Anayasa’nın 130. maddesinde öğretim elemanlarının atama, yükselme ve emekliliklerinin kanunla düzenleneceğinin kurala bağlandığı, bu nedenle araştırma görevliliğine atanacak kişilerde aranacak yaş şartına ilişkin düzenlemelerin de kanunla yapılması gerektiği,</i></p>

<p><i>Dava konusu Yönetmeliğin dayanaklarının incelenmesinden, 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 8. maddesinde, araştırma görevlisi kadrolarına atanacaklarda aranacak şartlar arasında yaş koşulunun sayılmadığı; 2547 sayılı Kanun’un 65. maddesinde, öğretim elemanlarının yetiştirilme esaslarının yönetmelikle düzenleneceğinin belirtildiği; ÖYP uygulamasını getiren ve davacının başvurduğu sınav ilanında ÖYP kapsamında istihdam edilecek araştırma görevlilerinin yerleştirme işlemlerinin 2011 Mali Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 22. maddesinin beşinci fıkrasında ise, öğretim üyesi dışındaki öğretim elemanlarının yerleştirilme ve yetiştirilme esaslarının YÖK tarafından belirleneceğinin hükme bağlandığı görülmekte olup; anılan mevzuat hükümlerinde, araştırma görevliliğine atanma konusunda yaş koşulunu öngören bir düzenlemeye yer verilmediği,</i></p>

<p><i>78 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 8. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla yapılan başvuru sonucunda verilen Anayasa Mahkemesinin 05/11/2009 tarih ve E:2006/120, K:2009/151 sayılı kararıyla, “ek 8. maddede sayılan kadrolara atanacakların nitelikleri yasalarda yer almamaktadır. Üniversiteler bu konuda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda sayılan memur olmak için gerekli niteliklere ek olarak, bazı ölçütler belirlemektedirler (…) Anayasa’nın 130. maddesine göre, akademik kadrolarda görev yapacak kişilerin niteliklerinin yasa ile düzenlenmesi gerektiği açıktır.” gerekçesiyle, 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 8. maddesinde yer alan “…sınava katılabilecekler ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar YÖK tarafından çıkartılacak yönetmelikle belirlenir.” ibaresindeki “sınava katılabilecekler” ibaresinin iptaline karar verildiği,</i></p>

<p><i>Buna göre, araştırma görevlilerinde aranacak yaş şartına ilişkin düzenlemelerin ancak Kanunla yapılabileceği açık olup; bunun aksine ve normlar hiyerarşisine aykırı olarak, öğretim görevlisi olarak atanacaklar bakımından Yönetmelikle üst yaş sınırı belirlenemeyeceği sonucuna varıldığından, dava konusu Yönetmelik hükmünde hukuka uyarlık görülmediği,</i></p>

<p><i>Bununla birlikte, Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği kuralı göz önünde bulundurulduğunda; Kanun’da aranmayan yaş sınırının idarece alt düzenleyici işlemle getirilmesinin, Anayasa ile koruma altına alınan bir hak olan çalışma hakkının, idarenin düzenleyici işlemiyle kısıtlanması veya kullanılmasının engellenmesi sonucunu da doğurduğu,</i></p>

<p><i>Dava konusu Yönetmelik hükmünün belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı olduğu kanaatine varıldığından, bu hükme dayanılarak tesis edilen atama işleminin geri alınmasına yönelik bireysel işlemde de hukuka uyarlık bulunmadığı,</i></p>

<p><i>Ayrıca, davacının parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini isteminin kabulü gerektiği,</i></p>

<p><i>gerekçeleriyle, dava konusu işlemlerin iptaline ve davacının parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini isteminin kabulüne karar verilmiştir.</i></p>

<p><i>KARAR SONUCU:</i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle;</i></p>

<p><i>1. Davalı idarelerin temyiz istemlerinin REDDİNE;</i></p>

<p><i>2. Dava konusu işlemlerin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ve davacının parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini isteminin kabulüne ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 19/01/2021 tarih ve E:2019/9586, K:2021/108 sayılı kararının ONANMASINA,</i></p>

<p><i>3. Kesin olarak, 23/12/2021 tarihinde dava konusu Yönetmelik düzenlemesi yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.”</i></p>

<p>Görüldüğü üzere Danıştay İDDK da hem Anayasa m. 130’u hem de temel hakların ancak kanunla sınırlandırılabileceğinden hareketle normlar hiyerarşisine aykırı olarak Anayasaya aykırı yönetmelik çıkartılamayacağına kararında açıkça yer vemektedir.</p>

<p>Danıştay’ın da yine 70. maddedeki kamu hizmetlerine girme hakkı yerine 49. maddedeki çalışma hakkını gerekçe göstermesi ise dikkate değerdir.</p>

<p>Ölçülülük testi bakımından da ön değerlendirme ve nihai değerlendirme usulü sınıfta kalmaktadır:</p>

<p>Liyakati belirleyecek asıl unsur olan bilim sınavı, yönetmelikte nihai değerlendirme aşamasında yalnızca %30 oranda etkilidir. Bundan şu anlam da çıkmaktadır: araştırma görevliliğine atanmada %70 oranda görevin gerektirdiği niteliğin dışındaki kriterler (yabancı dil hakkındaki görüşlerimi aşağıda saklı tutuyorum) etkilidir. Öncelikli alanlarda atanacak araştırma görevlilerinde ise bilim sınavı yalnızca %15 oranda etkilidir. Atamalara bilim sınavlarının etkisinin bu denli düşürülmesi orantılılık bakımından sorunludur.</p>

<p>Gereklilik bahsinde de şu argüman pek ala savunulabilir: Araştırma görevlisi olarak atanmanın şartı zaten yüksek öğretim programına kayıtlı olmak ise, bu programa kayıtlı olmak için adaylar zaten ALES ve merkezi yabancı dil sınavlarına girmişlerdir. Artık lisansüstü programlara kayıtlı öğrenciler olarak kendi alanlarında uzmanlaşma yoluna girmiş kişileri başlangıçtaki pozisyonlarına döndürmek gerekliliği bulunmamaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki yine Anayasanın 42. ve 13. maddeleri gereği yüksek lisans ve doktora programlarına girişi sınırlamanın kanunla yapılmamış olması da ayrıca sorunludur. Zira Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre eğitim hakkının kapsamına yükseköğretim seviyesi de girmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kadro alanı hakkındaki spesifik bilginin yerine genel geçer bilgilerin çoktan seçmeli sınav vasıtasıyla ölçülmesi ve bilim sınavından daha yüksek oranda etkili olması ise elverişlilik ilkesi bakımından sorun teşkil etmektedir.</p>

<p>Yabancı dil şartının gerekliliğini ben de savunuyorum ve 1946 tarihli Üniversiteler Kanunundaki formülasyonun oldukça isabetli olduğunu düşünüyorum. Ancak yürürlükteki hukuk bakımından yabancı dil sınavlarının da kanuni dayanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>YÖK öncesi dönemde, 1946 tarihli Üniversiteler Kanunu kapsamında yabancı dil bilgisinin kanuni dayanağı bulunmaktaydı:</p>

<p>“<i>OTUZ DOKUZUNCU MADDE — Üniversite öğretim meslekinin tabiî kaynağı olan asistanlığa tâyin edilebilmek için Devlet hizmetine girmekte aranan genel şartlardan başka şunlar istenir: </i></p>

<p><i>a) Görev alacağı bilim kolu ile ilgili bir yüksek öğrenim diploması almış olmak; </i></p>

<p><i>b) Yabancı bilim dillerinden birini çalışacağı dalda gerekli bilimsel incelemeleri yapacak derecede bilmek</i>.”</p>

<p>1750 sayılı ve 1973 tarihli Üniversiteler Kanununda yabancı dil şartının kanuni dayanağı ortadan kalkmakla beraber yönetmelikle belirlenebileceği hükme bağlanmıştır: “<i>Görev alacağı bölüm veya kürsünün gerektirdiği yönetmelikle saptanmış şartları haiz olma</i>k,”</p>

<p>Üniversiteler Kanunu düzeni ise bilindiği üzere Yükseköğretim Kanunu ile küllen ilga edilmiştir:</p>

<p>“<i>Madde 66<strong> – </strong>1750 sayılı Üniversiteler Kanunu tümü ile, aşağıdaki kanunların ve Yükseköğretim Kurumları ile ilgili diğer kanunların bu kanuna aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.</i></p>

<p>Dolayısıyla <i>Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav İle Giriş Sınavlarına İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik</i> ile getirilen ön değerlendirme ve nihai değerlendirme usulü, kanuni dayanaktan yoksunluk, ölçülülük ve liyakat ilkesine aykırılık sebebiyle anayasaya aykırıdır. ALES, not ortalaması ve yabancı dil sınavı araştırma görevlisi kadrosuna atanmada kriter teşkil edemez.</p>

<p>Bu dehşet verici bir sonuçtur, ALES’in nihai değerlendirmeye etkili olduğu kadro sınavları yıllardır anayasaya aykırı gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>Başa dönecek olursak, açıkça konuşmadığımız esas meseleler ise şunlardır:</p>

<p>-Neden illa kadronun açıldığı ana bilim dalında bilim sınavının yerine ya da yanına yeni bir kriter arayışındayız? Giriş sınavının alanla ilgili, nesnel ve denetlenebilir olması koşuluyla yapılması gerekli ve yeterlidir. Sınava girecek kişi sayısını görevin gerektirdiği nitelikler haricinde ölçütlerle sınırlamak ölçülü ve liyakat ilkesine uygun bir müdahale değildir.</p>

<p>-Neden hiçbir hukuk fakültesinde hiçbir kadro için hukuka uygun; alanla ilgili, ölçülebilir ve denetlenebilir bir sınavın yapılamayacağını kanıksamış durumdayız?</p>

<p>Değerlendiricilerin kayırma reflekslerinin önüne geçmek ve sınav güvenliği ve denetlenebilirliğini güçlendirmek yerine merkezi çoktan seçmeli sınavlara tutunmamızın asıl sebeplerini bu sorularda aramamız gerekir.</p>

<p>Elbette avcı ne kadar hile bilse, ayı o kadar yol bilir. Kayırmacıların yeni kayırma teknikleri geliştireceğine hiçbirimizin şüphesi yok. Hatta liyakat ilkesine aykırı yapılan pek çok sınav, yine hukukçu öğretim üyeleri tarafından bilirkişi raporları vasıtasıyla “yorum farkı”, “takdir yetkisi” kılıflarına geçirilmektedir. Öğretim üyelerince “çalışma arkadaşı seçme” gibi kavramlarla Anayasadaki liyakat ilkesi delinemez. İdarelerin takdir yetkisi idari bir yetkidir, hukuk sınırları içerisinde kullanılabilir; ilahi bir yetki değildir.</p>

<p></p>

<p><strong>Ersen Kaan BULAM</strong></p>

<p><strong>Araştırma Görevlisi</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arastirma-gorevlisi-ve-ogretim-gorevlisi-atama-usulunde-alanla-ilgili-bilim-sinavi-disindaki</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tokfae4.jpg" type="image/jpeg" length="53700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK MEDENİ KANUNU BAĞLAMINDA BOŞANMA SEBEPLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-medeni-kanunu-baglaminda-bosanma-sebepleri-sadik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-medeni-kanunu-baglaminda-bosanma-sebepleri-sadik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma, geçerli olarak kurulan bir evlilik birliğini sona erdiren hallerden birisidir. Boşanma, karı ve koca sağ iken evlenmeyi sona erdiren normal haldir. Boşanma, eşler hayattayken, kanunda belirtilen sebeplere dayanarak, birinin açacağı dava sonucunda evlilik birliğinin hâkim kararı ile sona erdirilmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Medeni Kanun Sistemi, hâkim kararı ile boşanma esasına dayanır. Hâkimin bu konuda karar verebilmesi için eşlerden en az birinin boşanma davası açmış olması gereklidir. Boşanma davası açma olanağı her iki eşe de eşit olarak tanınmıştır. Bazı hukuk sistemlerinde kadının boşanma davası açması mümkün olmamakla birlikte, kanunumuzda bu durum açıktır ve kadın ile erkek eşittir.</p>

<p>Açılan boşanma davası, kanunda yazılı sebeplerden birine dayanmalıdır. Medeni Kanun boşanmaya olanak tanıyan sebepleri altı maddede düzenlemiştir. <u>Medeni Kanun 161-166 </u>‘da belirtilen maddelerde, bu sebepler çeşitli açılardan sınıflandırılabilir. Bazı sebepler davalının kusuruna bağlı olduğu halde bazılarında kusurun bulunması aranmamaktadır. Bir kısım sebeplerde evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi aranırken diğerlerinde aranmamıştır. Bazı boşanma sebepleri kanunda özel olarak düzenlendiği için bunlar “Boşanmanın özel sebepleri” olarak belirtilirken; Medeni Kanun 166’da düzenlenen evlilik birliğinin (temelinden) sarsılması (geçimsizlik, çekilmezlik) ise boşanmanın genel sebebi olarak belirtilir.</p>

<p><u>Boşanmanın özel sebepleri</u> zina (MK 161), hayata kast, pek kötü muamele ya da onur kırıcı davranış (MK 162), küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (MK 163), terk (MK 164) ve akıl hastalığı (MK 165) dır. MK madde 166’da evlilik birliğinin sarsılması başlığı ile düzenlenen boşanmanın genel sebebi, özel sebeplerde olduğu gibi belli bir olguya dayanmamaktadır. <u>Genel boşanma sebeplerinde</u> önceden öngörülemeyen pek çok olay söz konusu olabilir. Bu olaylar evlilik birliğinin devamında sorun teşkil ediyorsa, boşanma davası açılır. Önceden belirlenmesi ve öngörülmesi mümkün olmayan bir olay evlilik birliğini temelinden sarsmışsa eşlerin ortak hayata devam etmesi beklenemez. Bu durumda boşanmanın genel sebebinden söz edilir. Böylece boşanma sebebinin varlığını hâkim, tarafların sunmuş oldukları beyanlar ve deliller uyarınca takdir edecektir. Genel boşanma sebebi nisbidir. Hâkimin boşanma kararı verebilmesi için evliliği temelden sarsan olayın kanıtlanması yeterli değildir. Gelmesinde ortak hayatın sürdürülebilmesinin eşler tarafından beklenemeyecek hale gelmesi zorunlu bir unsurdur. Bu unsurun varlığına hâkim takdir yetkisini kullanarak karar verir. Evlilik birliğinin temelden sarsılmasına çeşitli örnekler verilebilir. Kanunda sayılan özel sebepler (zina, akıl hastalığı, terk, küçük düşürücü suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, onur kırıcı davranış, hayata kast, pek kötü muamele) dışında kalan olaylar, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasının kapsamına girer. Sürekli tartışma, mizaç uyuşmazlığı, hakaret, aşağılama, psikolojik şiddet, tehdit, güven sarsıcı davranış, aile yükümlülüklerini yerine getirmeme bunlardan bazılarıdır.</p>

<p>Boşanmaların her geçen yıl artması ve bunun sonucunda mahkemelerde oluşan dava yoğunluğu nedeniyle çekişmeli boşanma davalarının uzun yıllar sonuçlanamadığını görmekteyiz. Boşanma davası sonuçlanamadığı için eşler yeni bir hayat kuramamakta, dava sürecinde yaşanan belirsiz durumlar, eşlerin ve (varsa) çocukların bir düzen kurmasını engellemektedir. MK 166/3’te eşler, ilgili maddede belirtilen şartları sağlaması halinde anlaşmalı olarak boşanabilirler. Anlaşmalı boşanma her iki eşin de ortak kararı ile mümkündür. Kanun koyucu, eşlerin boşanma hususunda anlaşmasını, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve ortak hayatın sürdürülemez hale gelmesi bakımından bir varsayım olarak kabul etmiştir. Mahkeme, anlaşmalı olarak boşanmak isteyen eşleri bizzat dinler. Boşanma kararını kişi kendi iradesi ile mi almıştır, hâkim buna kanaat getirir. Eşlerin birlikte hazırladıkları boşanma protokolünde nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki, mal paylaşımı konularının net, uygulanabilir, hakkaniyetli ve denetlenebilir olarak yazılması son derece önemlidir. Hâkim bu düzenlemeyi uygun bulursa boşanmaya hükmeder.</p>

<p>MK 166/4. Maddesi, ortak hayatın kurulamaması sebebiyle (fiili ayrılık) boşanmayı düzenler. Buna göre eşler arasında açılmış olan boşanma davasının reddinden 3 yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa fiili ayrılık gerçekleşmiş olur. Bu 3 yıllık süre boşanma davasının reddinden itibaren başlar. Eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Sinem SADIK</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-medeni-kanunu-baglaminda-bosanma-sebepleri-sadik</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/bosakad4.jpg" type="image/jpeg" length="89326"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Stabilize Yol Teknik Alt Yapı Bedelinin İadesi Davası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/stabilize-yol-teknik-alt-yapi-bedelinin-iadesi-davasi-dal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/stabilize-yol-teknik-alt-yapi-bedelinin-iadesi-davasi-dal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ülkemizde kentsel gelişim ve inşaat faaliyetleri sürerken, idareler tarafından yeni yapılan veya iyileştirilen yollar ve altyapı hizmetleri için taşınmaz maliklerinden çeşitli bedeller talep edilebilmektedir. Bu bedeller genellikle <i>“Stabilize yol teknik altyapı bedeli” “asfalt parası” </i>veya <i>“Yol Harcamalarına Katılma Payı”</i> gibi isimlerle anılır. Ancak, bu bedellerin tahsili ilgili kanunlarda belirli şartlara bağlanmıştır ve bu şartların eksikliği veya bedelin hatalı hesaplanması durumunda hukuka aykırılıklar ortaya çıkabilir, bu da dava konusu olabilmektedir. Bu makalede, farklı isimlerle talep edilen bu bedellerin hukuki dayanaklarını, tahsil şartlarını, hesaplanmasını ve bu bedellere karşı açılabilecek davalarda görevli mahkemeler ile dava açma sürelerini, kaynaklar doğrultusunda inceleyeceğiz.</p>

<p><strong>Yol ve Teknik Altyapı Bedellerinin Hukuki Dayanakları ve Türleri:</strong></p>

<p>3194 sayılı İmar Kanunu’nun 23. Maddesi Kapsamındaki Teknik Altyapı Bedeli: Bu madde, imar planlarında geliştirme (inkişaf) alanı olarak ayrılmış, parselasyon planları onaylanmış ancak yolu, pis ve içme suyu şebekeleri gibi teknik altyapısı henüz yapılmamış yerlerde yapı ruhsatı verilmesini düzenler. Kanun’a göre, bu gibi yerlerde yapı ruhsatı almak isteyenlerden, parselleri hizasına düşen teknik altyapı bedelinin %25’inin peşin ödenmesi ve kalan %75’inin altyapı tamamlandığında ödenmesinin taahhüt edilmesi istenebilir. Bu bedel, henüz yapılaşma olmayan alanlarda yapı ruhsatı almanın karşılığında ilgilinin rızası ile ödediği bir bedel olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun (BKK) 86. Maddesi Kapsamındaki Yol Harcamalarına Katılma Payı: Bu kanun, Belediyelerce veya belediyelere bağlı kuruluşlarca yol yapımı, tamiri veya genişletilmesi gibi belirli işler yapıldığında, bu yollardan faydalanan gayrimenkullerin sahiplerinden meclis kararı ile Yol Harcamalarına Katılma Payı alınabileceğini düzenler. Bu pay, yeni yol açılması, mevcut yolların %40 veya daha fazla genişletilmesi, kaldırımsız/bakımsız yolların kaldırım/parke/asfalta dönüştürülmesi veya mevcut kaldırım/parkelerin sökülüp yeniden düzenlenmesi hallerinde alınabilir. Harcamalara katılma payı, gayrimenkulün değerini artırıcı nitelikte olduğu için, mükellefiyet genellikle harcamanın yapıldığı bölgedeki gayrimenkul sahipliği ile ilişkilendirilir. Bu iki bedel türü arasındaki temel farklar, hukuki dayanakları, alınma şartları ve dolayısıyla da dava süreçlerinde görevli mahkemeleri etkileyebilir.</p>

<p><strong>Bedel Alınmasının Şartları ve Hukuka Aykırılık Halleri</strong></p>

<p>Kaynaklar, bu bedellerin hukuka uygunluğu için her iki bedel türü için farklı şartlar öngördüğünü belirtmektedir:</p>

<p>1. İmar Kanunu’nun 23. Maddesi Kapsamında Teknik Altyapı Bedeli İçin Şartlar:</p>

<p>2. Taşınmazın bulunduğu alanın imar planında geliştirme (inkişaf) alanında kalması.</p>

<p>3. Parselasyon işleminin yapılmış olması.</p>

<p>4. Altyapı yatırımlarının (yol, pis ve içme suyu şebekeleri gibi teknik altyapının) henüz tamamlanmamış olması.</p>

<p>Bu üç koşulun kümülatif olarak sağlanması gerekmektedir. Koşullardan birinin eksik olması durumunda, bedel tahsil işlemi sebep öğesi yönünden hukuka aykırı olacaktır. Sayıştay raporları da geliştirme alanı vasfı taşımayan veya altyapısı tamamlanmış bölgelerde hukuka aykırı olarak teknik altyapı bedeli alındığı tespitini yapmıştır.</p>

<p>3194 sayılı İmar Kanununun 23. maddesinde, iskan hudutları içinde olup da, imar planında beldenin inkişafına ayrılmış bulunan sahalarda her ne şekilde olursa olsun yapı izni verilebilmesi için bu sahaların imar planı ve parselasyon planlarının yapılarak yetkili kurullarca tasdik edilmiş olması, ayrıca plan ve bölge şartlarına göre yollarının, pis ve içme suyu şebekeleri gibi teknik altyapısının yapılmış olmasının şart olduğu belirtildikten sonra; ancak, bunlardan parselasyon planları tasdik edilmiş olmakla beraber yolu, pis ve içme suyu şebekeleri gibi, teknik alt yapısı henüz yapılmamış olan yerlerde, ilgili idarenin izni halinde ve ilgili idarece hazırlanacak projeye uygun olarak yaptırılanlara veya parselleri hizasına rastlayan ve Yönetmelikte belirtildiği şekilde hissesine düşen teknik alt yapı bedelinin %25 peşin ödeyip, geri kalan %75 ini alt yapı hizmetinin ilgili idaresince tamamlanacağı tarihten en geç altı ay içinde ödemeyi taahhüt edenlere de yapı ruhsatı verileceği, alınan bu paraların teknik alt yapıyı yaptıranlara veya bu meblağı önceden ilgili idareye ödeyenlere aynen geri verileceği, hükmü yer almıştır.</p>

<p>Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesince, 3194 sayılı Kanunun 23. maddesinin Anayasa'nın 2, 7, 11, 35, 73 ve 123'üncü maddelerine aykırı olduğu hususu resen değerlendirilerek, iptali istemiyle Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulduğu, <a href="https://www.hukukihaber.net/teknik-altyapisi-bulunmayan-gelistirme-alanlarinda-yapi-ruhsati-alinabilmesi-icin-altyapi-bedelinin-bir-kisminin-pesin-odenmesini-ongoren-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek verilen 03/06/2025 tarih ve E.2024/211, K.2025/123 sayılı kararın 13/10/2025 tarih ve 33046 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince verilen 03/06/2025 tarih ve E.2024/211, K.2025/123 sayılı karar ile;</a> <i>"... Kural kapsamında teknik altyapı bedeli yolu, pis su ve içme suyu şebekeleri gibi teknik altyapısı tamamlanmamış geliştirme alanlarında yapı ruhsatı talebinde bulunanlardan altyapı hizmetlerinin yapılmasına karşılık olarak alınmaktadır. Bununla birlikte kuralda bu bedelin nasıl belirleneceğinin açıkça düzenlenmediği görülmektedir. Her ne kadar kuralda yapı sahiplerinin yönetmelikte belirtilen şekilde hisselerine düşen bedeli ödeyeceği belirtilmişse de anılan hususun bedelin kanunla belirlendiğinin kabulü için yeterli olmadığı açıktır. Nitekim kuralda sunulacak kamu hizmetine ilişkin bedelin miktarı konusunda bir düzenlemenin yapılmadığı, yönetmelikte belirtildiği şekilde hissesine düşmesi şartıyla herhangi bir kanuni sınırlamaya tabi olmaksızın bedelin belirlenmesi hususunda takdir yetkisinin tümüyle hizmeti yapan/yapacak olan idarelere bırakıldığı görülmektedir. Buna göre kuralda parselasyon planları tasdik edilmekle birlikte yolu, pis su ve içme suyu şebekeleri gibi teknik altyapısı yapılmamış geliştirme alanlarında yapı ruhsatı alabilmek için %25’inin peşin geri kalan %75’inin ise altyapı hizmetinin tamamlanacağı tarihten itibaren en geç altı ay içinde ödenmesi öngörülen teknik altyapı bedelinin hesaplanmasına ilişkin olarak herhangi bir ölçüt belirlenmeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamı belirli olmayan bir yetki tanınmasının mülkiyet hakkının kanunla sınırlanması ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 35. Maddelerine aykırıdır."</i> gerekçesiyle 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 23. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin “<i>…veya parselleri hizasına rastlayan ve yönetmelikte belirtildiği şekilde hissesine düşen teknik alt yapı bedelini % 25 peşin ödeyip geri kalan % 75 ini alt yapı hizmetinin ilgili idaresince tamamlanacağı tarihten en geç altı ay içinde ödemeyi taahhüt edenlere de…”</i> bölümünün iptaline hükmedildiği, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Belediye Gelirleri Kanunu Kapsamında Yol Harcamalarına Katılma Payı İçin Şartlar:</strong></p>

<p>1. Yukarıda belirtilen yol yapım, tamir veya genişletme işlerinden birinin yapılmış olması.</p>

<p>2. İşin tamamlanarak halkın istifadesine sunulmuş olması. İşin tamamlandığı genellikle geçici kabulün yapılmasıyla belirlenir.</p>

<p>3. Bedelin alınması için belediye meclisi kararı olması.</p>

<p>4. Bu şartların sağlanmaması, özellikle hizmetin henüz tamamlanmamış olması veya belediye meclis kararının bulunmaması durumunda tahsilat hukuka aykırı olabilir.</p>

<p><strong>Mükellefiyet ve Hesaplama</strong></p>

<p>Yol Harcamalarına Katılma Payı, hizmetin yapıldığı yollardan faydalanan ilgili gayrimenkul sahiplerinden alınır. Hizmetin tamamlandığı tarihte tapuda malik olarak görünen kişi mükellef olmalıdır. Hizmetin halkın istifadesine sunulmasından sonra gayrimenkulü satın alan kişiden katılım payının aranamayacağına dair vergi mahkemesi kararları bulunmaktadır.</p>

<p>Payların hesaplanması, yapılan hizmetin toplam giderine dayanır. Ancak, bu giderler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı<i> (eskiden Bayındırlık ve İskan Bakanlığı)</i> ile İller Bankası rayiç ve birim fiyatlarını aşamaz. Ayrıca, özel devlet yardımları, bağışlar, yardımlar ve istimlak bedelleri giderlerden indirilir.</p>

<p>En önemli nokta, Harcamalara Katılma Paylarının bina ve arsalarda vergi değerinin yüzde 2’sini geçemeyeceğidir. Hesaplama, ilgili gayrimenkullerin vergi değerleri toplamına oranlanarak yapılır. Vergi değeri, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve Emlak Vergisi Kanunu’na göre belirlenen değerdir, piyasa değeri (rayiç bedeli) değildir. Belediyelerin taşınmazın rayiç bedelini dikkate alarak tahakkuk yapması vergi mahkemelerince iptal gerekçesi sayılabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tahakkuk ve Tahsil Süreci </strong></p>

<p>Harcamalara Katılma Paylarının tahakkuku, hizmetin tamamlanarak halkın istifadesine sunulmasından sonra yapılır. Hesaplanan paylar, mükelleflerin bilgilerini ve pay miktarını gösteren cetvellerle belediye ilan yerlerine bir ay süreyle asılarak ilan edilir. Pay tutarları ayrıca mükelleflere tebliğ olunur. Tebliğ edilmeden doğrudan ödeme emri düzenlenmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Paylar, ilan ve tebliğ edildiği yılı izleyen yıldan itibaren her yıl Nisan ve Ekim aylarında olmak üzere iki yılda ve dört eşit taksitte tahsil olunur. Peşin ödemelerde tahakkuk tarihinden itibaren bir ay içinde tahsil edilir. Gayrimenkulün satışı, hibesi veya trampası gibi devir hallerinde, o tarihe kadar ödenmemiş taksitler peşin olarak tahsil edilir. Tapu daireleri devir işlemlerinde belediyeden bilgi alır ve pay ödenmedikçe intikal işlemi yapılmayabilir.</p>

<p><strong>Yol Katılım Bedeli Davası ve Görevli Mahkeme</strong></p>

<p>Dava açma süresi ve görevli mahkeme, talep edilen bedelin hangi kanun hükmüne dayandığına göre değişiklik göstermektedir:</p>

<p>3194 sayılı İmar Kanunu’nun 23. Maddesi Kapsamındaki Teknik Altyapı Bedeli Davaları: Kaynaklarda yer alan Danıştay kararları ve açıklamalar, İmar Kanunu’nun 23. maddesine dayanılarak alınan stabilize yol teknik altyapı bedeli ile ilgili uyuşmazlıkların İdare Mahkemeleri tarafından incelendiğini göstermektedir. Mahkemeler, bu bedelin alınması için gerekli olan inkişaf alanı vasfı, parselasyon ve altyapının tamamlanmamış olması gibi şartların mevcut olup olmadığını araştırmaktadır.</p>

<p>2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu Kapsamındaki Yol Harcamalarına Katılma Payı Davaları: Harcamalara katılma payları hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (AATUHK) hükümleri uygulanır. Bu davalar genellikle Vergi Mahkemelerinde görülür. Bedelin yersiz veya fazla (özellikle vergi değerinin %2’sini aşan veya rayiç bedel üzerinden hesaplanan) alındığı düşünüldüğünde Vergi Mahkemesinde dava açılabilir.</p>

<p><strong>Dava Açma Süresi</strong></p>

<p>İdari yargıda genel dava açma süresi, özel kanunlarda ayrı süre belirtilmemişse idare mahkemelerinde 60, vergi mahkemelerinde 30 gündür ve yazılı bildirimin yapıldığı tarihten itibaren başlar. BKK kapsamındaki harcamalara katılma payları için Vergi Usul Kanunu uygulandığından, bu paylara karşı dava açma süresi genellikle 30 gündür.</p>

<p>Ancak, kaynaklarda yer alan ve İmar Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca alınan stabilize yol teknik altyapı bedelinin iadesi istemiyle açılan bir davaya ilişkin Danıştay Altıncı Dairesi kararı (2022/236 E., 2023/5840 K.) bu konuda önemli bir istisna veya farklı bir değerlendirme sunmaktadır. Kararda, mülkiyet hakkının zaman ötesi niteliği dikkate alınarak, bu hakkın ihlal edildiği gerekçesiyle ilgili işlemlerin yapılması istemiyle idareye 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 10. maddesi uyarınca her zaman başvurulabileceği ve bu başvurunun reddedilmesi halinde (veya idarenin 60 gün içinde cevap vermemesi durumunda) İYUK m.7 hükmünde öngörülen yasal süre içinde dava açılabileceği kabul edilmiştir. Bu karar, yersiz veya fazla hesaplanan stabilize teknik altyapı bedelinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davalarda süre aşımı nedeniyle ret kararlarının hukuka uygun olmadığına hükmetmiştir.</p>

<p>Bu içtihat, özellikle İmar Kanunu 23’e dayalı olarak hukuka aykırı şekilde tahsil edildiği düşünülen bedeller için, ödeme yapılmış olsa dahi, idareye başvurarak iadesi talep edilebileceğini ve bu talebin reddi üzerine İdare Mahkemesinde dava açma süresinin yeniden başlayabileceğini göstermektedir. Ancak, bu yaklaşımın BKK 86 kapsamındaki harcamalara katılma payları için de geçerli olup olmadığı hususu her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir, zira BKK 86 davaları VUK hükümlerine tabidir ve genel kural 30 günlük süredir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Yol katılım bedeli veya teknik altyapı bedeli adı altında belediyeler tarafından talep edilen bedellerin hukuki dayanağı ve tahsil şartları farklılık göstermektedir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 23. maddesine dayalı stabilize yol teknik altyapı bedellerinin tahsili belirli kümülatif şartlara bağlıdır ve bu bedellerle ilgili davalarda genellikle İdare Mahkemeleri görevlidir. 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 86. maddesine dayalı Yol Harcamalarına Katılma Payları ise farklı şartlara ve özellikle taşınmazın vergi değerinin %2’sini aşmama sınırlamasına tabidir ve bu paylara ilişkin davalarda genellikle Vergi Mahkemeleri görevlidir.</p>

<p>Dava açma süresi de bedelin türüne göre farklılık gösterebilmekle birlikte, özellikle İmar Kanunu 23’e dayalı bedellerde mülkiyet hakkı temeline dayalı başvuruların, idareye her zaman yapılabileceğine ve reddi halinde yeni bir dava süresi başlayabileceğine dair Danıştay içtihadı bulunmaktadır. Her iki bedel türüne ilişkin uyuşmazlıklarda da tahsilatın Kanunda belirtilen şartlara ve sınırlamalara <i>(geliştirme alanı vasfı, altyapının tamamlanmamış olması, hizmetin tamamlanması, vergi değerinin %2’si gibi) </i>uygun olup olmadığının titizlikle incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/teknik-altyapisi-bulunmayan-gelistirme-alanlarinda-yapi-ruhsati-alinabilmesi-icin-altyapi-bedelinin-bir-kisminin-pesin-odenmesini-ongoren-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesince verilen 03/06/2025 tarih ve E.2024/211, K.2025/123 sayılı karar </a>ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 23. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin <i>“…veya parselleri hizasına rastlayan ve yönetmelikte belirtildiği şekilde hissesine düşen teknik alt yapı bedelini % 25 peşin ödeyip geri kalan % 75 ini alt yapı hizmetinin ilgili idaresince tamamlanacağı tarihten en geç altı ay içinde ödemeyi taahhüt edenlere de…” </i>bölümünün iptaline hükmedildiği, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Hukuka aykırı tahsil edildiği düşünülen bedellere karşı hak kaybı yaşamamak adına, bedelin hangi hukuki temele dayandığının tespiti, görevli mahkemenin ve doğru dava açma süresinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte profesyonel hukuki destek alınması tavsiye edilmektedir.</p>

<p>Stabilize yol teknik altyapı bedelleri, uygulamada sıklıkla hukuki uyuşmazlığa konu olmakta ve birçok tahsil işlemi yargı denetiminden dönmektedir. Özellikle yasal dayanağı açık şekilde ortaya konulamayan veya ölçüsüz şekilde tahsil edilen bedeller bakımından hak sahiplerinin idari yargı yoluna başvurması mümkündür. Sürecin uzman bir idare hukuku avukatı ile yürütülmesi hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/stabilize-yol-teknik-alt-yapi-bedelinin-iadesi-davasi-dal-1</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tokmak-kitaps.jpg" type="image/jpeg" length="69878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YILLIK ÜCRETLİ İZİN HAKKI KAPSAMINDA YOL İZNİ HAKKI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yillik-ucretli-izin-hakki-kapsaminda-yol-izni-hakki-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yillik-ucretli-izin-hakki-kapsaminda-yol-izni-hakki-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yıllık ücretli izin hakkı, esas olarak işçinin bedenen ve ruhen yenilenmesi, yıl içinde gerçek anlamda dinlenebilmesidir. Ne var ki yıllık izin, yalnızca işyerinde veya yakın çevrede geçirilen bir süreyi değil; zaman zaman uzak bir şehirde, memleketinde ya da bir tatil beldesinde geçirilen günleri de kapsar. İşte bu gerçekliği gören kanun koyucu, yıllık ücretli izinle birlikte "yol izni" adıyla anılan ek bir güvence öngörmüştür.</p>

<p><strong>I. Yasal Çerçeve: 4857 Sayılı İş Kanunu ve Sair Mevzuat</strong></p>

<p>Yol izninin temel dayanağı, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 56. maddesinin 6. fıkrasıdır. Söz konusu fıkra şöyledir: <i>"Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır."</i></p>

<p>Bu düzenlemenin önceki İş Kanunu'nda, yani 1475 sayılı Kanun'da da yer aldığını belirtmek gerekir. Ancak o dönemde öngörülen süre yedi gündü. 1475 sayılı İş Kanunu’nun 52. maddesinin son fıkrası şöyledir: ‘‘<i>Yıllık ücretli izinlerini işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara eğer isterlerse, gidiş ve dönüşlerinde yolda geçe cek süreleri karşılamak üzere işveren 7 güne kadar gereken ücretsiz izni vermek zorundadır.’’</i> Fakat 4857 sayılı Kanun'la beraber bu süre dört güne indirilmiş olup kanunun hazırlık gerekçelerinde, bu sürenin dört güne indirilmesinin ulaşım sistemindeki gelişmelere dayandırıldığı ifade edilmiştir. Bölgeler arası seyahat süreleri o tarihten bu yana önemli ölçüde kısalmıştır; ancak uygulamada bu gerekçenin her zaman gerçekliği karşılayıp karşılamadığı ayrı bir tartışma konusudur.</p>

<p>854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 40. maddesinin son fıkrası <i>‘‘Gemiadamı, dilerse, işveren veya işveren vekilinden ücretli izne ilişkin olarak 7 güne kadar ücretsiz yol izni de istiyebilir.’’ </i>şeklindedir. Fakat Basın İş Kanunu Olarak Bilinen 5953 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’unda ücretli izne ilişkin olarak yol izni düzenlenmemiştir.</p>

<p><strong>II. Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği'ndeki Düzenleme</strong></p>

<p>4857 sayılı Kanun'un 60. maddesine dayanılarak çıkarılan Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği, yol izni talebine ilişkin usulü somutlaştırmaktadır. Yönetmeliğin 5. maddesine göre işçi, yıllık izin isteminde adını soyadını, varsa sicil numarasını, iznini hangi tarihler arasında kullanmak istediğini ve ücretsiz yol izni isteyip istemediğini yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu düzenlemeden çıkan önemli sonuç şudur: yol izni, yıllık ücretli izin talebinden bağımsız ve ayrı bir talepte bulunularak değil, yıllık izin isteminin içinde, onunla birlikte talep edilebilmektedir.</p>

<p>Yönetmelik aynı zamanda toplu izin uygulamalarında da yol iznini dikkate almaktadır. İzin kurulunun hazırladığı çizelgelerin, yol izni isteklerini de gösterecek biçimde düzenlenmesi zorunludur.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>Yargıtay’ın Konuya Yaklaşımı</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023397-e-20231163-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/397 Esas, 2023/1163 Karar, 29.11.2023 Tarihli kararı</a></strong>nda: <i>"Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır." </i>demek suretiyle kanun ve yönetmeliğe paralel karar vermiştir. Yine Yargıtay, 9. Hukuk Dairesinin, 2015/18758 Esas, 2017/7248 Karar, 25.04.2017 Tarihli kararında: <i>"4857 sayılı Kanun’un 56 ncı maddesinin son fıkrasında işçinin yıllık ücretli izin sürelerini işyerinin bulunduğu yerden başka bir yerde geçireceği hallerde istemde bulunması ve bu hususu belgelendirilmesi suretiyle işverenin yolda geçecek süreler için azami 4 güne kadar ücretsiz izin vermek zorunda olduğunu kurala bağlamıştır."</i> denilmektedir.</p>

<p><strong>IV. Yol İzninin Şartları</strong></p>

<p>Yol iznine hak kazanabilmek için birlikte gerçekleşmesi gereken dört temel koşul bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Birinci koşul</strong>, işçinin fiilen yıllık ücretli iznini kullanıyor olmasıdır. Yol izni, yalnızca yasal yıllık ücretli izin kullanımına bağlı olarak doğar; diğer izin türleri (mazeret izni, ücretsiz izin vb.) için yol izni talep hakkı söz konusu olmaz. Yargıtay, 9. Hukuk Dairesi, 2015/18758 Esas, 2017/7248 Karar, 25.04.2017 tarihli kararında: <i>"Görüldüğü üzere, anılan Kanun hükmü ile işverenin yolda geçecek süre için işçiye vereceği yol izni için bir kısım şartlar getirilmiş ve bu yol iznini sadece yıllık ücretli izin kullanımına hasredilmiştir. Dolayısıyla bu uygulamanın diğer izin ve tatil günleri için teşmilinden söz edilemez."</i> demek suretiyle suretiyle netliğe kavuşturmuştur.</p>

<p><strong>İkinci koşul</strong>, iznin işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirilmesidir. "<i>Başka bir yer"</i> ifadesinin nasıl yorumlanması gerektiği doktrinde tartışmalıdır. Bu ifadeyi katı bir idari bölüntü çerçevesinde yorumlamak doğru değildir. Belirleyici ölçüt, gidiş ve dönüş için gerçekten yolda anlamlı bir süre geçirilmesini gerektiren bir mesafenin söz konusu olup olmadığıdır. Örneğin aynı şehrin çok yakın semtleri arasındaki seyahat bu kapsamda değerlendirilemez; yol izninin işlevine uygun düşmeyecektir.</p>

<p><strong>Üçüncü koşul</strong>, işçinin yol izni talebinde bulunmasıdır. Yol izni işçinin inisiyatifine bırakılmış bir haktır; işveren, işçi talep etmediği halde re'sen yol izni veremez, verirse bu durum yıllık izin süresinden mahsup edilen bir izin olarak yorumlanamaz.</p>

<p><strong>Dördüncü koşul</strong>, iznin başka bir yerde geçirileceğinin belgelenmesidir. Belgeleme konusunda katı bir formalizm aranmamalıdır. Uçak bileti, otobüs bileti, rezervasyon belgesi, fatura gibi araçlar bu amaca hizmet edebilir. Kanun, belgelemenin şeklini belirlememekte; önemli olan iznin gerçekten başka bir yerde geçirildiğine dair makul bir kanıt sunulmasıdır.</p>

<p><strong>V. Yol İzninin Niteliği ve Süresi</strong></p>

<p>Yol izni, yıllık ücretli iznin aksine ücretsiz bir izindir. İşçi bu süre zarfında çalışma yükümlülüğünden muaf olmakla birlikte, bu döneme karşılık gelen ücret ödenmez. Süre, gidiş ve dönüşte yolda geçen süreleri karşılamak amacıyla öngörülmüş olup toplam dört günü geçemez. Süresi, mesafeye ve ulaşım şartlarına göre dört günün altında da belirlenebilir; dört gün azami sınırdır.</p>

<p>Peki, yıllık iznin bölünerek kullanıldığı hallerde her bir bölüm için ayrı yol izni talep edilebilir mi? Burada tereddüt yaratmamak adına açık bir tutum almak gerekir: Yol izninin amacı, iznin tamamı için bir kez gidip bir kez dönmeye ilişkin yol süresini karşılamaktır. Dolayısıyla dört günlük ücretsiz yol izni, yıllık iznin tamamı gözetilerek bir bütün olarak değerlendirilmeli; izin parçalara bölündüğünde her parça için ayrı bir yol izni hakkı doğduğu yorumuna gidilmemelidir. Aksi yorum, düzenlemenin amacıyla bağdaşmaz.</p>

<p><strong>VI. Yol İzni Alınıp Kullanılmaması veya Sonradan Talep Edilmesi</strong></p>

<p>Yol izni alan işçi bu süreyi kullanmadan işe dönerse, işveren o işçiyi tahsis edilen yol izninin bitiminden önce işe başlatmayabilir. Başka bir ifadeyle yol izni, işverence verilmiş ve işçiye tanınmış bir süreyi temsil eder; bu sürenin işçi tarafından erken dönüşle geri verilmesi gibi bir mekanizma işletilemez.</p>

<p>Öte yandan, işçinin yıllık izne başlamadan önce yol izni talep etmiş olması gerekir. İznin başlamasından sonra bu talep iletilirse, işveren artık yol izni vermekle yükümlü değildir. Konuya ilişkin şu kararı eklemeden geçmek olmaz: <i>‘‘Dosya içeriğine göre, davacının 11.10.2009 tarihinde yıllık izne ayrıldığı, izin bitiminde İstanbul’da aldığı 5-11.11.2009 ve 12-14.11.2009 arası istirahat raporlarını işverene gönderdiği uyuşmazlık dışıdır. Son raporda çalışabileceği tarih olarak 15.11.2009 belirlenmiş, işveren tarafından 15-16-17.11.2009 günleri gelmediğine ilişkin devamsızlık tutanakları tutulmuştur. Davacı tarafından yıllık iznini şehir dışında geçiren işçiye istemde bulunması ve bu hususu belgelemesi koşulu ile işverence verileceği 4857 sayılı İş Kanunun 56/son maddesinde düzenlenen 4 güne kadar olan yol iznini talep ettiği ispatlanamamıştır. Mağaza müdürü olan, kıdemi ve yaptığı işin niteliğine göre, uygulanacak prosedürü bilmesi beklenen davacının, günümüz teknolojik imkanlarında elektronik posta, telgraf, faks gibi araçlarla işverenden yol izni talep etmesi gerekirdi. Oysa işçi bu yola başvurmamış, yıllık izninin bitiminde aldığı istirahat raporlarını işverene sunmakla yetinmiş, istirahat bitiminde ise işvereni durumundan haberdar etmemiştir. İşverence iş sözleşmesinin feshi haklı nedene dayanmaktadır. İhbar ve kıdem tazminatı isteklerinin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.’’ </i>(Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2012/29504 E., 2013/28062 K.)</p>

<p><strong>VII. Gerçeğe Aykırı Beyan ve Sadakat Borcunun İhlali</strong></p>

<p>Uygulamada zaman zaman karşılaşılan ciddi bir sorun, işçilerin daha uzun yol izni elde etmek amacıyla izin geçirecekleri yeri gerçekte olduğundan uzak göstermesidir. Bu tür bir davranış, iş hukukundaki sadakat ve dürüstlük borcunun açık bir ihlalini oluşturmaktadır. 4857 sayılı Kanun'un 25/II-(e) bendi uyarınca işçinin iş sözleşmesi, doğruluk ve bağlılığa uymayan bu tür davranışları nedeniyle işveren tarafından haklı nedenle feshedilebilir. Bu sonuç, görünürde küçük bir usulsüzlük gibi değerlendirilse de iş ilişkisi açısından son derece ağır bir yaptırıma yol açabilmektedir.</p>

<p><strong>VIII. İşverenin Yükümlülüğü ve Yaptırım</strong></p>

<p>4857 sayılı Kanun, yol iznine ilişkin işveren yükümlülüğünü emredici bir biçimde düzenlemiştir: şartların varlığı halinde işveren yol izni vermek zorundadır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, yıllık ücretli iznin gereği gibi kullandırılmaması sonucunu doğurur. Yargı içtihatlarında yıllık ücretli iznin gerçek anlamda kullandırılmamasının, işçi açısından haklı fesih nedeni oluşturabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca yıllık ücretli izin hakkını kullandırmayan işverenler hakkında idari para cezası yaptırımı da söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>4758 sayılı İş Kanunu’nun <i>‘‘Yıllık ücretli izin hükümlerine aykırılık’’ </i>alt başlığında düzenlenen 103. maddesi şöyledir:<i> ‘‘Yıllık ücretli izni bu Kanunun 56 ncı maddesine aykırı olarak bölen veya izin ücretini 57 nci maddenin üç ve dördüncü fıkralarında belirtilen usule aykırı olarak ödeyen veya eksik ödeyen veya 59 uncu maddedeki hak edilmiş izni kullanmadan iş sözleşmesinin sona ermesi halinde bu izne ait ücreti ödemeyen veya 60 ıncı maddede belirtilen yönetmeliğin esas ve usullerine aykırı olarak izin kullandırmayan veya eksik kullandıran işveren veya işveren vekiline bu durumda olan her işçi için ikiyüzyirmi Türk Lirası idari para cezası verilir.’’ </i>Konuya ilişkin olarak <a href="https://www.hukukihaber.net/isverenin-iscinin-yillik-izin-donemine-iliskin-ucretini-izinden-once-pesinen-odeme-zorunluluguna-iliskin-yukumlulugune-aykiri-davranisi-isci-bakimindan-hakli-nedenle-fesih-sebebi-olusturur" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2025/2024 Esas, 2025/2487 Karar, 10.03.2025 Tarihli kararı</a>na bakılabilir.</p>

<p><strong>IX. Uygulamadaki Sorunlar ve Değerlendirme</strong></p>

<p>Yol iznine ilişkin düzenleme, tasarım itibarıyla yerindedir; ancak uygulamada ciddi sorunlar gözlemlenmektedir. Her şeyden önce, dört günlük azami sürenin yeterli olup olmadığı tartışmaya açıktır. Türkiye'nin coğrafi büyüklüğü ve iç göç gerçeği göz önüne alındığında, doğusunda çalışan bir işçinin batısındaki memleketine gidip gelmesi için dört günün her zaman yeterli olmayabileceği açıktır. Kanun'un bu noktada daha esnek bir düzenleme benimsemesi, örneğin mesafeye göre farklılaştırılmış bir sistem öngörmesi ya da azami sürenin güncellenmesi değerlendirilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İkinci önemli sorun, belgeleme konusundaki belirsizliktir. Kanun belgeleme koşulunu öngörmüş; ancak hangi belgelerin yeterli sayılacağını açıklamamıştır. Bu boşluk, uygulamada işveren ile işçi arasında gereksiz uyuşmazlıklara zemin hazırlamaktadır. Yönetmelik düzeyinde, belgeleme koşulunu netleştirecek bir düzenleme yapılması isabetli olacaktır.</p>

<p>Son olarak vurgulanması gereken nokta şudur: yol izni, yıllık ücretli iznin amacına hizmet eden tamamlayıcı bir haktır. Anayasa'nın 50. maddesinden beslenen bu hak, işçinin izin süresini gerçek anlamda dinlenerek geçirebilmesini güvence altına almaktadır. Aksi bir uygulama, dinlenme hakkını fiilen anlamsız kılabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" title="Av. Lokman ÇETİN"><img alt="Av. Lokman ÇETİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/lokman-cetin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" title="Av. Lokman ÇETİN">Av. Lokman ÇETİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yillik-ucretli-izin-hakki-kapsaminda-yol-izni-hakki-1</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="83301"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MANİSA OVASINDA BEKLENEN GELİŞME ÜRETİCİYİ HAREKETE GEÇİRDİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/manisa-ovasinda-beklenen-gelisme-ureticiyi-harekete-gecirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/manisa-ovasinda-beklenen-gelisme-ureticiyi-harekete-gecirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Manisa tarım arazilerinde yaşanan son gelişmeler, bölge ekonomisinde önemli değişimlerin habercisi niteliğini taşıyor. Uzmanların yaptığı son değerlendirmeler ışığında bölgedeki tarımsal faaliyetler yeni bir ivme kazandı. İklim koşullarının da etkisiyle rekolte beklentilerinde yaşanan değişimler, piyasalara doğrudan yansımaya başladı. İşte bölgedeki üreticilerin yakından takip ettiği gelişmenin tüm ayrıntıları.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bölge genelinde tarım uzmanlarının yaptığı incelemeler, özellikle ihracata yönelik üretim yapan çiftçiler için hayati önem taşıyor. Ekonomik dalgalanmaların gölgesinde üretime devam eden vatandaşlar, güvenilir bilgi kaynaklarına yöneliyor. Bu bağlamda, güncel gelişmeleri takip etmek isteyenler için <strong><a href="https://www.manisahaberx.com" rel="dofollow" target="_blank" title="Manisa Haber">Manisa Haber</a></strong> platformları büyük önem taşıyor. Özellikle üzüm ve zeytin gibi stratejik tarım ürünlerinde, doğru bilgiye hızlı ulaşmak üreticinin pazar gücünü doğrudan etkiliyor. Bölgede meydana gelen anlık hava değişimleri ve tarım politikalarındaki güncellemeler, <strong><a href="https://www.manisahaberx.com" rel="dofollow" target="_blank" title="Manisa Son Dakika Haberleri">Manisa Son Dakika Haberleri</a></strong> aracılığıyla kamuoyuna duyuruluyor. Çiftçiler, hasat planlamalarını yaparken bu güncel verileri merkeze alarak hareket ediyor.</p>

<p>Tarım sektöründeki bu hareketlilik, aynı zamanda istihdam olanaklarını da doğrudan etkiliyor. Bölgedeki fabrikalar ve tarım işletmeleri, yeni sezon öncesinde personel ihtiyaçlarını karşılamak üzere çeşitli duyurular yapıyor. Bu süreçte <strong>Manisa iş ilanları</strong> sayfalarında belirgin bir yoğunluk gözlemleniyor. Tarım işçilerinden ziraat mühendislerine kadar geniş bir yelpazede oluşan istihdam açığı, bölge ekonomisinin canlılığını korumasına yardımcı oluyor. Uzmanlar, mevsimsel geçiş dönemlerinde doğru planlama yapılmasının, olası verim kayıplarının önüne geçeceğini belirtiyor.</p>

<h2>REKOLTE BEKLENTİLERİNDE İKLİM ETKİSİ VE YENİ DÖNEM</h2>

<p>Manisa ovasında bu yıl yapılan ölçümlere göre sıcaklık değerlerinin mevsim normallerinin 2 derece üzerinde seyretmesi, erken hasat ihtimalini yüzde otuz oranında artırdı. Ziraat odalarının paylaştığı bu veri, üreticilerin gübreleme ve sulama takvimlerini tamamen değiştirmesine neden oldu. Bölgedeki meteoroloji istasyonlarından alınan güncel <strong>Manisa hava durumu</strong> verileri, önümüzdeki 15 günlük süreçte yağış beklenmediğini gösteriyor. Bu durum, özellikle kuraklık riski taşıyan bölgelerde damlama sulama sistemlerinin kullanımını zorunlu kılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yetkililer, su kaynaklarının verimli kullanılması konusunda vatandaşlara sürekli uyarılarda bulunuyor. Yeraltı su seviyelerindeki düşüş, tarımsal sulama maliyetlerini artıran en büyük etkenlerden biri olarak öne çıkıyor. Üreticiler, maliyetleri minimize etmek ve ürün kalitesini artırmak için modern tarım tekniklerine yöneliyor. Devlet destekli sulama projeleri ve hibe programları, çiftçilerin bu dönüşüm sürecine uyum sağlamasını kolaylaştırıyor. Sektör temsilcileri, teknolojik altyapının tarıma entegre edilmesinin uzun vadede rekabet gücünü artıracağını vurguluyor.</p>

<p>Hasat döneminin yaklaşmasıyla birlikte tüccarlar da bölgeye gelmeye başladı. İç piyasa ve ihracat hedefleri doğrultusunda belirlenen alım fiyatları, üreticinin yüzünü güldürecek seviyelerde şekilleniyor. Uluslararası pazarlardaki talep artışı, kaliteli ürün yetiştiren çiftçiler için önemli bir avantaj sağlıyor. Özellikle organik tarım uygulamalarıyla yetiştirilen ürünler, Avrupa pazarlarında yüksek fiyatlardan alıcı buluyor. Tarım teşkilatları, üreticileri sertifikasyon süreçleri hakkında bilgilendirerek, katma değeri yüksek üretim modeline geçişi hızlandırmayı hedefliyor.</p>

<p>Yerel yönetimler ve tarım müdürlükleri koordinasyonunda düzenlenen eğitim seminerleri, modern tarım uygulamalarının yaygınlaşmasında kilit rol oynuyor. Toprak analizi, doğru ilaçlama teknikleri ve su yönetimi gibi konularda verilen eğitimler, çiftçilerin bilinçlenmesini sağlıyor. Bu sayede hem çevre kirliliğinin önüne geçiliyor hem de birim alandan alınan verim maksimize ediliyor. Şehir ekonomisinin lokomotifi konumundaki tarım sektörü, yapılan bu yenilikçi hamlelerle geleceğe daha güvenle bakıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/manisa-ovasinda-beklenen-gelisme-ureticiyi-harekete-gecirdi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/manisa-haberleri.jpg" type="image/jpeg" length="68232"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Yaşam Boyu Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yeditepe-universitesi-yasam-boyu-ogrenme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yeditepe-universitesi-yasam-boyu-ogrenme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Yaşam Boyu Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 11 Mayıs 2026 Tarihli ve 33250 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yeditepe Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ YAŞAM BOYU ÖĞRENME UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Yeditepe Üniversitesi Yaşam Boyu Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Yeditepe Üniversitesi Yaşam Boyu Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Merkez: Yeditepe Üniversitesi Yaşam Boyu Öğrenme Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>b) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>c) Mütevelli Heyet: Yeditepe Üniversitesi Mütevelli Heyeti,</p>

<p>ç) Rektör: Yeditepe Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Yeditepe Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; Üniversitenin faaliyet gösterdiği tüm alanlarda toplumun çeşitli eğitim ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik programlar hazırlamak ve yürütmek, toplumun her kesimi ve her bireyi açısından eğitim faaliyetleri gerçekleştirerek istihdam edilmelerine katkı sağlamak ve toplumun altyapısal, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınması için nitelikli insan kaynağı kazandırmak amacıyla ulusal ve uluslararası kamu kurum, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde kısa ve orta süreli eğitim-öğretim programları düzenlemek ve bu doğrultuda araştırma yapmak; uzmanlık, danışmanlık ve proje hizmetleri vermektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Meslekî ve kişisel gelişim ile ilgili akademik alanda eğitim programları hazırlamak ve yürütmek.</p>

<p>b) Yabancı dil, bilişim, yönetim, finans, sağlık, hukuk, mühendislik ve benzeri alanlarda kurslar düzenlemek, ulusal ve uluslararası eğitim programları düzenleyerek katılımcılara sertifika vermek.</p>

<p>c) Eğiticilere eğitim, liderlik ve yönetici geliştirme programları sunmak.</p>

<p>ç) Sanayi ve hizmet kuruluşlarının çalışanlarına uzmanlık alanlarına yönelik eğitimler düzenlemek.</p>

<p>d) Üniversite öğrencilerini yaşam boyu öğrenme konusunda desteklemek.</p>

<p>e) Kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarının ilgili mevzuat hükümleri kapsamında açacağı eğitim, sınav ve sertifika programlarına Üniversite adına akreditasyon başvurusunda bulunmak, konuyla ilgili süreçleri yürütmek ve belgelendirmek.</p>

<p>f) İnsan kaynakları yönetimi, kalite yönetimi, performans analizi ve kurumsallaşma gibi konularda danışmanlık hizmeti sunmak.</p>

<p>g) Çevrimiçi, hibrit ve asenkron/senkron eğitim modelleriyle dijital içerikler geliştirmek, mobil uyumlu e-öğrenme platformları kurmak, eğitim materyallerinin dijital dönüşümünü sağlayarak erişilebilirliği artırmak.</p>

<p>ğ) Bilimsel bilgiyi yetişkinlerle ve kurumlarla paylaşarak ve kuramsal bilgiyi uygulama ile bütünleştirerek toplumun yararına sunmak.</p>

<p>h) Kongre, seminer, çalıştay, fuar, panel ve tanıtım günleri gibi organizasyonlar düzenlemek.</p>

<p>ı) Eğitimlerde kullanılan doküman, kitap, dijital içerik ve teknolojik araçları üretmek ve yayıncılık faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>i) Yurt içi ve yurt dışındaki eğitim kurumları, kamu kurum ve özel sektör kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ile ortak eğitimler, projeler ve araştırmalar yürütmek.</p>

<p>j) Tam donanımlı insan gücünü yetiştirmek için gerekli çalışmaları yapmak.</p>

<p>k) Merkezin amacına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Mütevelli Heyet Başkanının oluru alınarak Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkez çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak, bu toplantıların gündemini hazırlamak ve Yönetim Kurulunun aldığı kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlayarak Yönetim Kurulu ve Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür ile Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görev yapan öğretim üyeleri arasından Mütevelli Heyet Başkanının oluru alınarak Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine en az üç ayda bir defa üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyet alanları ve yönetimi ile ilgili konularda kararlar almak.</p>

<p>b) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını görüşerek karara bağlamak.</p>

<p>c) Merkezin uzun vadeli bilimsel ve idari plan ve programını hazırlamak ve Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) 3/1/2018 tarihli ve 30290 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yeditepe Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Yeditepe Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yeditepe-universitesi-yasam-boyu-ogrenme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="22607"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39427"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39336"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70348"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72989"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98596"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="24277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="44978"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="33685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="95809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="86483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="46340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="52323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="57674"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="56796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="11491"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
