<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 14 Aug 2026 15:23:54 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2025/5439 E., 2026/827 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09.02.2026 tarihli, 2025/5439 E., 2026/827 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/5439 E., 2026/827 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/983 Değişik İş, 2025/933 Karar<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ KARARI<br />
SAYISI : KIT/2025-1598<br />
KARAR : Başvurunun kabulü</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... tarafından tanzim edilen Gezinti Tekneleri Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan müvekkiline ait teknede 08.07.2021 tarihinde kaza sonucu meydana gelen maddi hasarlar ile çekme ve kurtarma masrafları olmak üzere 100,00 TL'nin (ıslah ile 2.370,000,00 TL) davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; poliçede teknenin hızının 17 mil/saati geçmesi halinde dümen, bağlantı mili (strat şaft) veya pervane için poliçe teminatının bulunmadığını, teknenin hızının 17 mil/sa 'den fazla olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İTİRAZ HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetince bozma ilamı sonrasında yapılan yargılama neticesinde yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararında işaret edilen eksikliğin giderilmesi amacıyla, dosyada mevcut 13.07.2022 tarihli bilirkişi raporunun değerlendirmeye alındığı, bu raporda, teknenin maruz kaldığı ağır hava ve çarpma sonucu yarı batık hale geldiği, bu nedenle sadece dümen, şaft ve pervane değil; aynı zamanda ana makine, jeneratör, elektrik sistemleri, klima, iç donanım ve gövde gibi birçok parçada ağır hasar oluştuğunun tespit edildiği, bilirkişinin, söz konusu hasarların yalnızca 57.600,00 TL tutarındaki kısmının (şaft ve pervane) Sürat Botu Klozu uyarınca teminat harici kalabileceğini, geri kalan 2.370.000,00 TL'lik kısmının poliçe kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirttiği, sigorta kuruluşunun tahkim cevabında da bu kloz dışında bir istisna ileri sürülmediğinden, tarafların iradeleri ve poliçe hükümleri kapsamında genişletici yorum yapılamayacağı gerekçesiyle başvurunun kabulüyle 2.370.000,00 TL tazminatın 17.10.2021 tarihinden itibaren işlemeye başlayan avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak başvurana ödenmesine karar verilmiş, karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti kararının iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dosyadaki yazılara, Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetince uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, 09.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="36531"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/4376 E., 2024/8627 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2024 tarihli, 2024/4376 E., 2024/8627 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/4376 E., 2024/8627 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/402 D.İş, 2024/403 Karar<br />
KARAR : Dosyanın saklanmasına<br />
KARAR : İtirazın reddi</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı asıl dava dilekçesinde; sahibi olduğu motor yatın davalı ... tarafından 05.03.2021 günlü sigorta poliçesi ile sigortalandığını, 22.04.2021 tarihinde yatın pervane bölümünde meydana gelen hasar sonrasında sigorta şirketine ihbarda bulunulduğunu, düzenlenen ekspertiz raporunda sigorta ettirilen yatta 7.979,16 USD tutarında hasar meydana geldiğinin tespit edildiğini, ancak tazminat talebinin söz konusu hasarın oluş şekli itibari ile poliçede verilen teminatlardan hiçbirine atfedilemediği gerekçesi ile soyut olarak reddedildiğini, teminat kapsamı ile özel şartlar bölümlerinde pervane hasarlarının teminat kapsamı dışında kaldığı yönünde özel bir klozun bulunmadığını, aksine makine kurulması ek teminatı verilerek yatın teknik aksanının da sigorta teminatı kapsamına alındığının anlaşıldığını, nitekim poliçenin tabi olduğu "Tekne Sigortası Genel Şartları ve Makine Kırılması Genel Şartları"nda da hasarın teminat kapsamı dışında kalacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığını, sigorta poliçesinin yarısının yabancı dilde düzenlenmiş olması nedeni ile klozların anlaşılmasının da mümkün olmadığını, sigorta şirketinin gerek poliçenin tanzimi sırasında gerekse de hasar sonrasında aydınlatma yükümlülüğüne uygun davranmadığını, Yargıtay'ın uygulamasının da bu yönde olduğu, konuya ilişkin yönetmeliğin 7 nci maddesinde de aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olması durumunda sözleşmenin feshedileceği ya da uğranılan zararın tazminin talep edileceğinin hüküm altına alındığını ileri sürerek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesi uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7.979,16 USD hasar bedelinin poliçe limitleri dahilinde temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 1 (bir) yıl USD hesabı için uyguladığı en yüksek faiz üzerinden işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvuru üzerine açılan hasar dosyası ile yapılan ekspertiz incelemesinde yat sigorta poliçesinde tekne azami hızının 17 mil olarak düzenlenmiş olmasına rağmen tekne üzerindeki tespitte tekne azami hızının 34 knots olarak tespit edildiğini, bu nedenle sonraki kloz maddelerinin uygulanmasının gerektiğini, geminin veya botu olan gemilerde ana geminin, tasarlanmış hızının 17 mili aşmamak ile yükümlü olduğunu, sigortacıların bu yükümü kaldırmayı istediklerinde 19 uncu sürat botu klozunda yer alan "Speedboat Clause" maddesinin uygulanacağını, bu maddeye göre de dümen, bağlantı, milli veya pervane için tazminatın kabul edilemeyeceğini, dolasıyla kaza neticesinde oluşan hasarın teminat haricinde olduğunu, yine her bir hasarda tenzili muafiyetin uygulandığını belirterek başvuru talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İTİRAZ HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyularak; sigorta poliçesinin "özel şartlar" bölümünde yapılan düzenleme ile sigortalı teknenin pervanesindeki hasarın poliçe kapsamı dışında bırakıldığı, başvuru sahibince sigorta şirketinin teminat dışında tuttuğu riskler konusunda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürdüğü, sigortacının özel şartlar hakkında sigortalıyı bilgilendirdiğine ilişkin bir delil sunulmadığını, bu suretle davalı ... şirketinin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği sonucuna ulaşıldığı, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin sonuçlarının 6102 sayılı Türk Ticaret kanunu'nun 1423/2 nci maddesinde düzenlendiği, buna göre aydınlatma açıklamasının verilmemesi halinde sigorta ettirenin poliçe tanzim tarihinden itibaren poliçedki şartlara 14 günlük süre içinde itiraz edebileceği, beliritlen süre içinde itiraz edilmezse poliçenin yazılı şartlarla geçerli olacağı, davacının herhangi bir itirazının bulunmadığı, dolayısıyla mevcut poliçe hükümleri dikkate alınarak teminat kapsamının tespit edilmesi gerektiği, gerçekleşen rizikonun teminat dışı olduğu gerekçesiyle başvuranın Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 24.01.2022 tarihli, K-2022/6394 sayılı karara yaptığı itirazın reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. TEMYİZ İNCELEMESİ</strong><br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, tekne yat sigorta poliçesi kapsamında hasar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30 uncu maddesi.</p>

<p>2..6102 sayılı Kanun'un 1423 üncü maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, kararın gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p><strong>V. SONUÇ: </strong>Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz olunan Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 04.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="66213"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/1964 E., 2021/2512 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17/03/2021 tarihli, 2020/1964 E., 2021/2512 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/1964 E., 2021/2512 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki davada Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti'nce verilen 25.07.2019 gün ve 2019/İHK-9041 sayılı karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, saklanmak üzere tevdi edildiği İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olup, dosya için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br />
Başvuran/davacı vekili, müvekkiline ait teknenin davalı tarafça Yat Sigorta Poliçesi kapsamında sigortalandığını, teknenin demir tarayarak sürüklenmesi sonucu hasara uğradığını, davalı tarafça hasarın poliçe kapsamı dışında olduğu ileri sürülerek bir ödemenin yapılmadığını, ancak hasarın poliçe kapsamında bulunduğunu ileri sürerek 127.572,02 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Karşı taraf/davalı vekili, sürat botu klozuna göre hasarın poliçe kapsamı dışında olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetince, taraflar arasındaki poliçede sürat botu klozu bulunduğu, bu kloza göre de teknede kimse yok iken fırtınaya açık plajda demirli halde bulunan teknede meydana gelen hasarın poliçe kapsamı dışında olduğu, hasarın da bu şekilde meydana geldiği gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı başvuran/davacı vekilince itiraz edilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyetince, Uyuşmazlık Hakem Heyetince aynı gerekçe ile itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, başvuran/davacı vekili temyiz etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, kararın gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, başvuran/davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, başvuran/davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 17/03/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Taraflar arasında düzenlenen 29.05.2018 - 29.05.2019 vadeli Yat Sigorta Poliçesi'nin 19.2.1. maddesinde "fırtınaya açık plaj veya kıyıda dubaya bağlı ya da demirli iken içinde hiç kimse olmaksızın bırakıldığı sırada oturması, batması, denize gömülmesi veya dolması yahut sürüklenerek hasara uğraması nedeniyle bunlardan doğan" zararın sorumluluk dışında olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>Gerek Uyuşmazlık Hakem Heyeti ve gerekse itiraz üzerine itiraz Hakem Heyetince verilen kararlarda sözü geçen poliçe hükmüne istinaden dava red edilmiştir.</p>

<p>Poliçe hükmünde açıkça ifade edildiği üzere, hasarın poliçe teminatı dışında kalabilmesi için riziko esnasında teknede hiç kimse bulunmaması ve teknenin denetimsiz kalması sonucu rizikonun gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Hükme esas alınan exper raporu ile tekne kaptanı Nihat Tuncel'in 25.09.2018 tarihli yazılı beyanından, teknenin demir taramaya başlaması üzerine, kaptanın tekneye gelerek müdahale ettiği, demir almaya ve zararı önlemeye çalıştığı, benzer durumda olan diğer gemilerinde bulunduğu, bu esnada rizikonun gerçekleştiği, poliçe hükmünde ifade edildiği gibi hiç kimse bulunmadığı sırada rizikonun gerçekleşmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu halde poliçenin 19.2.1 maddesi hükmünün uyuşmazlıkta uygulanması mümkün olmadığından gerçekleşen riziko poliçe teminatı dahilindedir.</p>

<p>Rizikonun poliçe teminatı dışında olduğu hususu davalı ... şirketince ispat edilememiştir.</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile itiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile temyiz isteminin reddine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/yargitay-1630588048.jpg" type="image/jpeg" length="17872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YAT SİGORTASINDA TEMİNAT KLOZLARININ YORUMU, İSPAT YÜKÜ VE TAM ZİYADA MUAFİYET SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yat-sigortasinda-teminat-klozlarinin-yorumu-ispat-yuku-ve-tam-ziyada-muafiyet-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yat-sigortasinda-teminat-klozlarinin-yorumu-ispat-yuku-ve-tam-ziyada-muafiyet-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YAT SİGORTASINDA TEMİNAT KLOZLARININ YORUMU, İSPAT YÜKÜ VE TAM ZİYADA MUAFİYET SORUNU</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu ve Yargıtay Uygulaması Işığında Gezinti Teknesi Sigortalarına İlişkin Bir Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Türkiye'de amatör denizcilik ve tekne sahipliği son yıllarda kayda değer biçimde büyümüş; buna paralel olarak gezinti teknesi (yat) sigortası uyuşmazlıkları da tahkim ve yargı gündeminde giderek daha fazla yer tutmaya başlamıştır. Bu poliçeler kendine özgü, karma bir yapıya sahiptir: Türk Tekne Poliçesi Genel Şartları üzerine, uluslararası uygulamadan alınan Institute Yacht Clauses (CL.328, 1.11.85) ile marina/daimi yatma yeri, seyir alanı, kullanım amacı ve sürat gibi özel şartlar eklenir. Uygulamada uyuşmazlıkların önemli bölümü rizikonun gerçekleşip gerçekleşmediğinden değil, bu kloz kalabalığının sigortacı tarafından geniş — sigortalı aleyhine — yorumlanmasından doğmaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun sigorta hukukuna ilişkin emredici hükümleri çerçevesinde teminat istisnalarının yorumu ve ispat yükü meselesi, büromuzca Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde yürütülen ve İtiraz Hakem Heyeti aşamasında sigortalı lehine kesinleşen güncel bir dosya üzerinden incelenecek; ardından Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ve bölge adliye mahkemelerinin yaklaşımı değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>II. HUKUKİ ÇERÇEVE: TTK m. 1409'UN İKİ KADEMELİ İSPAT DÜZENİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TTK m. 1409/1 uyarınca sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan sorumludur; m. 1409/2 ise sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükünü açıkça sigortacıya yükler. Hüküm, uygulamada bazen yanlış anlaşıldığı üzere ispat yükünü bütünüyle sigortacıya kaydırmaz; iki kademeli bir düzen kurar. İlk kademede sigortalı, teminat kapsamındaki bir rizikonun gerçekleştiğini ve zarar miktarını ispat etmekle yükümlüdür; bu eşik aşıldıktan sonra ikinci kademede, hasarın bir istisna klozu kapsamında kaldığını ispat külfeti sigortacıya geçer. Nitekim İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, bir tekne sigortası uyuşmazlığında (E. 2018/391, K. 2019/615, T. 29.04.2019) bilirkişi heyetinin ispat yükünü doğrudan sigortacıya yükleyen yaklaşımını bu gerekçeyle isabetsiz bulmuş; önce rizikonun gerçekleştiğinin sigortalıca ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Bu düzenin pratik sonucu şudur: hasar anına ilişkin belgeleme (fotoğraf, meteoroloji kaydı, liman başkanlığı tutanağı, tanık) sigortalının; istisnanın somut olayda gerçekleştiğine ilişkin teknik ve maddi verinin ortaya konulması ise sigortacının yüküdür. Eksper raporlarında sıkça rastlanan "öğrenilmiştir", "edinilen bilgiye göre" türünden soyut ifadeler, ikinci kademedeki ispat külfetini karşılamaz.</p>

<p>Tazminatın muacceliyeti yönünden TTK m. 1427/2, gerekli bilgi ve belgelerin sigortacıya tesliminden itibaren kırk beş günlük bir inceleme ve ödeme süresi öngörür; bu sürenin sonunda ödenmeyen tazminat için sigortacı temerrüde düşer. Sigorta bedelinin yabancı para üzerinden kararlaştırıldığı yat poliçelerinde temerrüt faizi, 3095 sayılı Kanun m. 4/a uyarınca devlet bankalarının ilgili döviz cinsinden bir yıl vadeli mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranı üzerinden yürütülür.</p>

<p><strong>III. SOMUT UYUŞMAZLIK: FIRTINADA KARAYA OTURAN MOTORYAT</strong></p>

<p>İncelemeye konu dosyada, yaklaşık 160.000 USD bedelle sigortalı bir motoryat, Güney Ege kıyılarında alargada demirli bulunduğu sırada ani fırtınada çapasının taraması sonucu sürüklenerek karaya oturmuş ve su alarak yarı batık hâle gelmiştir. Yargılamada görev alan iki ayrı bilirkişi heyeti, onarımın teknik ve ekonomik olarak mümkün olmadığını, hasarın hükmî tam ziya niteliğinde bulunduğunu tespit etmiş; kaza tarihindeki rayiç değeri 90.000 USD, sovtaj değerini 10.000 USD olarak belirlemiştir. (Karar ve taraf bilgileri, 6698 sayılı KVKK gereği anonimleştirilmiştir.)</p>

<p>Sigortacı, tazminat talebine karşı dört savunma ileri sürmüştür: (i) teknenin poliçede yazılı daimi yatma yerinde (marinada) bulunmadığı, bu nedenle hasarın marina klozu gereği teminat dışı kaldığı; (ii) teknenin daimi konaklama (ev) amacıyla kullanıldığı ve bildirim yükümlülüğünün ihlal edildiği; (iii) alargada demirde beklerken tek makinenin çalışır ve ırgatın devre dışı olması nedeniyle sigortalının ağır kusurlu olduğu; (iv) her hâlükârda poliçedeki %1 tenzili muafiyetin tazminattan indirilmesi gerektiği.</p>

<p><strong>IV. HAKEM HEYETLERİNİN DEĞERLENDİRMESİ</strong></p>

<p>1. Seçimlik şart ve "veya" bağlacının belirleyiciliği. Poliçedeki kloz, teminatın geçerliliğini "teknenin daimi yatma yeri veya limanının bir Türk limanı ve/veya marinası olması veya teknenin Türk bayraklı olması" koşuluna bağlamaktaydı. Heyet, "veya" bağlacının iki ayrı seçimlik şart öngördüğünü; teknenin Türk bayraklı olduğu dosyada sabit olduğuna göre, marina tartışmasından bağımsız olarak teminatın yürürlükte bulunduğunu kabul etmiş; bilirkişilerin aksi yöndeki "teminat dışı" değerlendirmesini hukuki nitelendirme alanına girdiği için isabetsiz saymıştır. Ayrıca hasar yeri, poliçede tanımlı seyir alanının (Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz — Yunan adaları dâhil) içindeydi; heyet, teknenin yatma yeri dışında bulunmasının, seyir alanı içinde kalındığı sürece teminatı ortadan kaldırmayacağını belirtmiştir.</p>

<p>2. İspat yükünün işletilmesi. "Ev olarak kullanım" ve "ağır kusur" savunmaları, eksper raporundaki soyut ifadeler dışında hiçbir somut delile dayanmıyordu. Heyet, TTK m. 1409/2 uyarınca istisnayı ispat külfetinin sigortacıda olduğunu; teknik veri, kayıt, görüntü veya liman raporu sunulmadan bu savunmaların dinlenemeyeceğini ifade etmiş; denizde demirde bekleme sırasında tek makine ile konaklamanın tek başına ağır kusur oluşturmayacağını kabul etmiştir.</p>

<p>3. Hükmî tam ziyada muafiyet uygulanmaz. Heyete göre tenzili muafiyet, işlevi itibarıyla küçük ve sık hasarların sigorta dışında tutulmasına hizmet eden, kısmi hasarlara özgü bir kurumdur; sigorta konusu malın tamamen ortadan kalktığı (gerçek veya hükmî) tam ziya hâlinde muafiyet indirimi hukuken mümkün değildir. Bu kabul, kara araçları sigortasındaki pert uygulamasıyla da uyumludur.</p>

<p>4. Temerrüt ve döviz faizi. Gerekli belgeler sunulmasına rağmen TTK m. 1427/2'deki kırk beş günlük sürede ödeme yapılmadığından sigortacı temerrüde düşmüş; tazminat USD cinsinden yabancı para borcu niteliğinde olduğundan 3095 sayılı Kanun m. 4/a uyarınca kamu bankalarının bir yıl vadeli USD mevduatına uyguladığı en yüksek faizle tahsile karar verilmiştir. Uyuşmazlık Hakem Heyetinin kabul kararına karşı sigortacının itirazı, İtiraz Hakem Heyetinin Mart 2026 tarihli kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>V. YARGI UYGULAMASINDA GÖRÜNÜM: DAR YORUM İLKESİ VE SINIRLARI</strong></p>

<p>Hakem heyetinin bu yaklaşımı, yüksek yargının yerleşik çizgisiyle örtüşmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, fırtınada yarı batık hâle gelen bir tekneye ilişkin güncel kararında <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari" rel="dofollow">(E. 2025/5439, K. 2026/827, T. 09.02.2026)</a>, sigortacının tahkim yargılamasındaki cevabında dayanmadığı bir istisnayı sonradan genişleterek ileri süremeyeceğini; poliçedeki istisna klozunun kapsamı dışında kalan hasar kalemlerinin teminat içinde sayılacağını kabul eden İtiraz Hakem Heyeti kararını onamıştır. Teminat istisnalarının dar yorumlanacağı ve genişletici yoruma tabi tutulamayacağı ilkesi, sigorta sözleşmesinin iltihakî (katılmalı) niteliğinin doğal sonucudur: klozu kaleme alan sigortacıdır ve kaleme aldığı metindeki belirsizlik aleyhine yorumlanır.</p>

<p>İstisnanın lafzıyla bağlılık, Daire'nin bir başka dosyasındaki karşı oy gerekçesinde çarpıcı biçimde ifade edilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari" rel="dofollow">(11. HD, E. 2020/1964, K. 2021/2512, T. 17.03.2021)</a>: poliçede "içinde hiç kimse olmaksızın bırakıldığı sırada" gerçekleşen oturma ve batma zararlarını teminat dışı bırakan kloza dayanılan olayda, karşı oy yazan üye, demir taraması üzerine kaptanın tekneye gelerek müdahale ettiğini, dolayısıyla istisnanın maddi unsurunun gerçekleşmediğini ve rizikonun teminat dışında kaldığının sigortacıca ispat edilemediğini belirtmiştir. Çoğunluk aksi yönde karar vermiş olsa da tartışma, kloz lafzındaki her unsurun ayrı ayrı kanıtlanması gerektiğini göstermesi bakımından öğreticidir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemeleri de aynı doğrultudadır. İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, teknenin selameti için yapılan manevra sırasında oluşan pervane hasarında, sözleşmeyle bağlılık ilkesi ve dürüstlük kuralı çerçevesinde istisna klozunun uygulanamayacağına ve hasarın teminat dâhilinde olduğuna hükmetmiş (E. 2022/1824, K. 2025/975, T. 12.06.2025); aynı Daire bir başka dosyada, makine arızası sonucu manevra kabiliyetini yitiren yatın çekilerek kurtarılmasını deniz tehlikesi sayarak kurtarma masraflarını Institute Yacht Clauses m. 14 kapsamında teminat içinde görmüştür (E. 2019/154, K. 2020/1284, T. 12.11.2020).</p>

<p>Bununla birlikte tablo tek yönlü değildir ve sigortalıların bundan çıkarması gereken bir ders vardır: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, sigortacının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği bir tekne sigortası dosyasında dahi, TTK m. 1423/2 uyarınca poliçenin tanziminden itibaren on dört gün içinde itiraz edilmemesi hâlinde sözleşmenin yazılı şartlarla geçerli olacağını hatırlatarak teminat dışılık sonucuna ulaşan İtiraz Hakem Heyeti kararını onamıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (E. 2024/4376, K. 2024/8627, T. 04.12.2024).</a> Dar yorum ilkesi, poliçede açık ve net biçimde kaleme alınmış bir istisnanın uygulanmasına engel değildir.</p>

<p><strong>VI. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ</strong></p>

<p>Yat sigortası uyuşmazlıklarında sonucu belirleyen üç eksen bulunmaktadır. Birincisi kloz yorumudur: "veya" bağlacıyla kurulan seçimlik şartlarda tek seçeneğin gerçekleşmesi teminatı ayakta tutar; yatma yeri klozu ile seyir alanı klozu birbirine karıştırılmamalı, tekne seyir alanı içinde kaldığı sürece yatma yerinden uzaklaşmış olması teminatı düşürmemelidir. İkincisi ispat düzenidir: rizikonun gerçekleştiğini ispat sigortalıda, istisnayı ispat sigortacıdadır ve eksper raporlarındaki soyut ifadeler bu külfeti karşılamaz. Üçüncüsü tazminat hesabıdır: hükmî tam ziyada tenzili muafiyet uygulanamaz; yabancı para poliçelerinde 3095 sayılı Kanun m. 4/a faizi, kırk beş günlük sürenin sonundan itibaren işler.</p>

<p>Sigortalılar yönünden pratik sonuç ise şudur: poliçe satın alınırken marina, seyir alanı ve kullanım amacı klozları dikkatle okunmalı; kullanım biçimindeki değişiklikler sigortacıya yazılı olarak bildirilmeli; hasar anında kurtarma öncesi görüntüleme, meteoroloji ve liman kayıtları ile belgeleme eksiksiz yapılmalı ve belgelerin sigortacıya teslimi tarihli biçimde ispatlanabilir kılınmalıdır. Sigortacının ret yazısındaki gerekçeler, yukarıdaki üç eksen üzerinden sınandığında, uygulamada azımsanmayacak bir bölümünün hukuki dayanaktan yoksun olduğu görülmektedir; Sigorta Tahkim Komisyonu bu denetim için hızlı ve etkili bir yol sunmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran"><img alt="Av. Melih Küçükcankurtaran" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran">Av. Melih Küçükcankurtaran</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1409, 1423, 1427; 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m. 4/a; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30; Türk Tekne Poliçesi Genel Şartları; Institute Yacht Clauses (CL.328, 1.11.85).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/5439, K. 2026/827, T. 09.02.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/4376, K. 2024/8627, T. 04.12.2024.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/1964, K. 2021/2512, T. 17.03.2021 (karşı oy gerekçesi).</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">- İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/1824, K. 2025/975, T. 12.06.2025; İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, E. 2019/154, K. 2020/1284, T. 12.11.2020; İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/391, K. 2019/615, T. 29.04.2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin Mart 2026 tarihli kararı (taraf ve karar bilgileri 6698 sayılı KVKK uyarınca anonimleştirilmiştir).</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yat-sigortasinda-teminat-klozlarinin-yorumu-ispat-yuku-ve-tam-ziyada-muafiyet-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="16280"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EMED: 7538 Sayılı Kanun Sonrası Engelli Emekliliğinde Hukuki Belirlilik ve Hak Güvenliği Tartışmaları Derinleşiyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/emed-7538-sayili-kanun-sonrasi-engelli-emekliliginde-hukuki-belirlilik-ve-hak-guvenligi-tartismalari-derinlesiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/emed-7538-sayili-kanun-sonrasi-engelli-emekliliginde-hukuki-belirlilik-ve-hak-guvenligi-tartismalari-derinlesiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Engelli Emeklilik Dayanışma Derneği (EMED), 15 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7538 sayılı Kanun sonrasında engelli emekliliği uygulamalarında ortaya çıkan sonuçların, sosyal güvenlik hakkı, hukuki güvenlik ilkesi ve öngörülebilirlik bakımından ciddi tartışmalar doğurduğunu açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dernek Başkanı Nazlı Pınar Tetik, yaklaşık 45 yıldır uygulanan engelli emekliliği sisteminin temel esaslarının değiştirilmesinin, yıllardır mevcut mevzuata göre çalışan ve emeklilik planlamasını tamamlayan engelli bireyler açısından hak kaybı riskini ortaya çıkardığını belirtti.</p>

<p><strong>"Sosyal Güvenlik Sisteminde Hukuki Öngörülebilirlik Esastır"</strong></p>

<p>EMED'e göre sosyal güvenlik hukukunun temel unsurlarından biri, kişilerin yürürlükteki mevzuata güvenerek hayat planlarını oluşturabilmeleridir.</p>

<p>Açıklamada, engelli bireylerin yıllarca sağlık kurulu raporlarına, mevcut emeklilik şartlarına ve yürürlükteki mevzuata göre çalışma hayatlarını sürdürdükleri, prim ödedikleri ve emeklilik tarihlerini hesapladıkları ifade edildi.</p>

<p>Nazlı Pınar Tetik, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>"Vatandaşın devlete ve hukuka duyduğu güven, sosyal güvenlik sisteminin temelidir. İnsanlar yıllarca yürürlükte bulunan kurallara göre çalışmış, prim ödemiş ve emeklilik planlamalarını buna göre yapmıştır. Bu nedenle yapılan değişikliklerin bireylerin meşru beklentileri üzerindeki etkisinin dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir."</p>

<p><strong>Aynı Sağlık Durumuna Farklı Hukuki Sonuçlar</strong></p>

<p>EMED, yeni sistemin uygulanmaya başlamasının ardından, geçmişte engellilik oranları üzerinden emeklilik hakkına erişebilen birçok kişinin artık çalışma gücü kaybı kriterleri kapsamında yeniden değerlendirilmesi nedeniyle farklı sonuçlarla karşılaşabildiğini belirtti.</p>

<p>Dernek, aynı sağlık durumuna sahip kişilerin yalnızca başvuru tarihi nedeniyle farklı hukuki sonuçlarla karşılaşmasının eşitlik ilkesi bakımından da tartışılması gerektiğini savunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tetik, "14 Ocak 2025 tarihinde başvuran bir kişi ile 15 Ocak 2025 tarihinde başvuran bir kişinin aynı sağlık koşullarına sahip olmasına rağmen farklı sonuçlarla karşılaşması, engelli bireyler açısından ciddi bir adalet ve eşitlik tartışmasını beraberinde getirmektedir" dedi.</p>

<p><strong>Sosyal Güvenlik ve Mülkiyet Hakkı Açısından Sonuçlar</strong></p>

<p>EMED, yaşanan sorunun yalnızca emeklilik işlemiyle sınırlı olmadığını; sosyal güvenlik hakkı, mülkiyet hakkı, sağlık hakkı ve hukuki güvenlik ilkesi bakımından da önemli sonuçlar doğurduğunu belirtti.</p>

<p>Dernek, emeklilik hakkına erişemeyen veya daha önce bağlanmış emekli aylığı sonradan kesilen bireylerin gelir kaybının yanı sıra sağlık güvencesi, tedaviye erişim ve ekonomik yaşamlarını sürdürebilme açısından ciddi risklerle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Özellikle ağır kronik hastalıklara sahip engelli bireyler bakımından uzun süren değerlendirme süreçlerinin ve aylık kesintilerinin fiilen yeni mağduriyetler yarattığı vurgulandı.</p>

<p>EMED'e göre, yıllarca prim ödenerek kazanılan ve bağlandıktan sonra fiilen yararlanılan emekli aylıkları yalnızca bir sosyal yardım niteliğinde değil, aynı zamanda kişilerin malvarlığı kapsamında değerlendirilen ekonomik bir değer niteliği taşımaktadır. Bu nedenle bağlanmış aylıkların sonradan kaldırılması veya kesilmesi, yalnızca sosyal güvenlik hukuku açısından değil, mülkiyet hakkına müdahale iddiaları bakımından da değerlendirilmesi gereken bir hukuki mesele olarak ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Nazlı Pınar Tetik konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Sosyal güvenlik hakkı yalnızca gelir bağlanmasından ibaret değildir. Sağlık hizmetlerine erişim, ilaç temini ve insan onuruna yaraşır yaşam koşullarının sürdürülebilmesi de bu hakkın ayrılmaz parçalarıdır. Bunun yanında, yıllarca ödenmiş ve kişilerin yaşamlarını üzerine kurduğu emekli aylıklarının sonradan ortadan kaldırılması, mülkiyet hakkı, hukuki güvenlik ve meşru beklenti ilkeleri yönünden de ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Anayasal Haklar Boyutuyla İncelenmesi Gerektiği Vurgusu</strong></p>

<p>EMED, yaşanan sürecin yalnızca teknik bir emeklilik düzenlemesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek konunun;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Sosyal devlet ilkesi,</li>
 <li>Hukuk devleti ilkesi,</li>
 <li>Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesi,</li>
 <li>Eşitlik ilkesi,</li>
 <li>Sosyal güvenlik hakkı,</li>
 <li>Engellilerin ayrımcılığa karşı korunması</li>
</ul>

<p>çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>"Talebimiz Ayrıcalık Değil, Hukuki Güvencenin Korunmasıdır"</strong></p>

<p>EMED Başkanı Nazlı Pınar Tetik açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>"Engelli bireyler yeni bir ayrıcalık talep etmemektedir. Talebimiz, yıllardır yürürlükte olan mevzuata güvenerek oluşturulan meşru beklentilerin, sosyal güvenlik hakkının ve anayasal güvencelerin korunmasıdır. Hukuk devletinin temel gereği, vatandaşın öngörebildiği ve güven duyabildiği bir sistemin varlığıdır."</p>

<p>Dernek, engelli emekliliği konusunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların ve hak kaybı iddialarının yargısal süreçler ile Anayasa Mahkemesi nezdinde devam eden incelemeler bakımından da önem taşıdığını belirterek, konunun hukukçular, akademisyenler ve insan hakları kuruluşları tarafından yakından takip edilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/emed-7538-sayili-kanun-sonrasi-engelli-emekliliginde-hukuki-belirlilik-ve-hak-guvenligi-tartismalari-derinlesiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/engelli-a.jpeg" type="image/jpeg" length="20093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CMK KAPSAMINDA TUTUKLULUK İNCELEMESİNE KATILAN MÜDAFİYE AYRICA ÜCRET ÖDENECEK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cmk-kapsaminda-tutukluluk-incelemesine-katilan-mudafiye-ayrica-ucret-odenecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cmk-kapsaminda-tutukluluk-incelemesine-katilan-mudafiye-ayrica-ucret-odenecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu tarafından, tutukluluk incelemesine katılan zorunlu müdafiye ayrıca ücret ödenmemesi nedeniyle yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne yapılan istemde sonuç alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Barosu tarafından, tutukluluk incelemesine katılan zorunlu müdafiye ayrıca ücret ödenmemesi nedeniyle yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne 23.01.2026, 30.03.2026 ve 30.06.2026 tarihlerinde üç kez istemde bulunulmuştu.</p>

<p>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 23.07.2026 tarihli cevap yazısında, tutukluluk incelemesine katılan müdafiye, ifade ve sorgu işlemleri kapsamında ödenen ücretten ayrı ve tam olarak zorunlu müdafilik ücreti ödenmesi gerektiği bildirildi.</p>

<p>Cevabi yazıda ayrıca, bu doğrultuda gerekli teknik ve sistemsel düzenlemelerin yapılmasına ilişkin görüşün Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğüne iletildiği belirtildi.</p>

<p>İstanbul Barosu'ndan yapılan açıklamada, "Tutukluluk incelemesine katılımın ifade ve sorgu işlemlerinden bağımsız olarak ücretlendirilmesi gerektiği hususu Adalet Bakanlığı tarafından açıkça ortaya konulmuştur.</p>

<p>Baro Başkanlığımız, gerekli teknik ve sistemsel düzenlemelerin hayata geçirilmesi sürecini Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü nezdinde yakından takip etmektedir." denildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün konuya ilişkin yazısı şöyle;</i></p>

<p><i><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-186.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cmk-kapsaminda-tutukluluk-incelemesine-katilan-mudafiye-ayrica-ucret-odenecek</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/baro/avukatatsdh.jpg" type="image/jpeg" length="30141"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/lisansli-depo-isletmelerine-kurulus-izni-verilmesi-hakkinda-tebligde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/lisansli-depo-isletmelerine-kurulus-izni-verilmesi-hakkinda-tebligde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, 14 Ağustos 2026 Tarihli ve 33340 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>LİSANSLI DEPO İŞLETMELERİNE KURULUŞ İZNİ VERİLMESİ HAKKINDA TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 11/3/2026 tarihli ve 33193 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“Yapılan değerlendirmelerde ticari ve mali itibar ile güvenirlilik esasları dikkate alınarak olumlu görülmeyen başvurular reddedilir.”</p>

<p>“(8) Kanunun 24 üncü maddesi kapsamında Lisanslı Depoculuk Tazmin Fonuna lisanslı depo işletmeleri tarafından yapılan ödemeler, kuruluş izni kapasitesini aşan işletmelere izin başvuru ve sıralamasının değerlendirmesinde öncelik sağlamaz.</p>

<p>(9) Lisanslı Depoculuk Tazmin Fonuna, Kanunun 25 inci maddesi kapsamında zarar görenlerin müracaat hakkı uyarınca bildirilme şartları oluşan lisanslı depo tesislerinin kapasite kullanımlarına ilişkin kriterler, Kanun hükümleri çerçevesinde Bakanlık tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 8 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Çeltik hariç hububat ürün grubunda faaliyet gösterecek lisanslı depo işletmeleri lisanslı depoculuğa konu depolarını yatay depo şeklinde inşa edemez.</p>

<p>(4) Hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar ürünlerinde teminat verilememesi nedeniyle lisans kapasitesi azaltılamaz.</p>

<p>(5) Hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar ürünlerinde faaliyet gösterecek lisanslı depo işletmelerinin tesis sahasında 10 adet çelik silodan az silo bulunamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Kuruluş izni kapasitelerinin değerlendirilmesi</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 2- (1) 8 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen listede yer alan ilçelerde olup olmadığına bakılmaksızın, lisanslı depo işletmeleri depo kapasitelerini 35.000 tona artırmak üzere bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde Genel Müdürlüğe başvurabilir. Bu kapsamda lisanslı depo işletmeleri, artırım izninden itibaren iki yıl içinde faaliyet izni almak zorundadır. Bu durumda olan tesislere 8 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.</p>

<p>(2) 8 inci maddenin üçüncü ve beşinci fıkraları bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlıktan lisanslı depo kuruluş veya şube açılış izni alan şirketler için uygulanmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, 8 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen listede yer alan ilçelerde olup olmadığına bakılmaksızın, kuruluş izni kapasitesinin üzerinde depo ve tesisi bulunan lisans almış lisanslı depo işletmelerine, birinci fıkra hükmü saklı kalmak ve aşılan kapasitelerinin üzerinde olmamak kaydıyla, bir defaya mahsus olmak üzere 10.000 tona kadar kapasite artış izni verilir. Bu fıkra kapsamında başvurular bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Genel Müdürlüğe yapılır. Bu durumda olan tesislere 8 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/lisansli-depo-isletmelerine-kurulus-izni-verilmesi-hakkinda-tebligde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="24246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Demiroğlu Bilim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/demiroglu-bilim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/demiroglu-bilim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Demiroğlu Bilim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 14 Ağustos 2026 Tarihli ve 33340 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Demiroğlu Bilim Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>DEMİROĞLU BİLİM ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 21/1/2009 tarihli ve 27117 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanan Demiroğlu Bilim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 4- (1) Lisansüstü öğretim, yüksek lisans ve doktora programlarından oluşur. Tezli ve tezsiz yüksek lisans programları ikinci lisansüstü öğretim programı olarak yürütülebilir. Doktora programları ikinci öğretim olarak açılamaz. Lisansüstü öğretim programlarından;</p>

<p>a) Yüksek lisans programı: Öğrenim öğrencinin bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, yorumlama ve değerlendirme yeteneğini kazanmayı,</p>

<p>b) Doktora programı: Tezli yüksek lisans diplomasına, tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları hariç en az on yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olanlar için sekiz yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl süreli bir programı,</p>

<p>kapsar.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“İkinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu dışından da en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.”</p>

<p>“(3) Tez danışmanı ve tez konusu aşağıdaki şekilde belirlenir:</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans programında, enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından her öğrenci için Üniversitenin kadrosunda bulunan bir kişi tez danışmanı olarak en geç birinci yarıyılın sonuna kadar; öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez konusu da en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye önerilir. Tez danışmanı ve tez konusu Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile kesinleşir.</p>

<p>b) Doktora programında, enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından her öğrenci için Üniversitenin kadrosunda bulunan kişi tez danışmanı olarak ve öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez konusu ile tez başlığı en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye önerilir. Tez danışmanı ve tez konusu Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile kesinleşir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 12- (1) Yüksek lisans programına başvurabilmek için adayların bir lisans diplomasına sahip olmaları ve Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından merkezi olarak yapılan Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavından (ALES) başvurduğu programın puan türünde en az 55 ALES standart puanına sahip olmaları gerekir. Yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde, ALES puanı ile birlikte, lisans not ortalaması yazılı olarak yapılacak bilimsel değerlendirme ve/veya mülakat sonucu da değerlendirmeye alınabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Doktora programına başvurabilmek için adayların bir lisans veya tezli yüksek lisans diplomasına, hazırlık sınıfları hariç en az on yarıyıl süreli Tıp, Diş Hekimliği ve Veteriner Fakülteleri diplomasına, Eczacılık ve Fen Fakültesi lisans veya yüksek lisans derecesine veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olmaları ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 55, lisans diplomasıyla başvuranlardan 80 standart puana sahip olmaları gerekir. Lisans derecesiyle doktora programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puana sahip olmaları gerekir. Yüksek lisans derecesiyle doktoraya başvuracak olanların doktora programlarına kabulünde, ALES puanı yanı sıra lisans ve/veya yüksek lisans not ortalaması bilimsel değerlendirme sınavı ve/veya mülakat sonuçları da değerlendirilir. Doktora programına öğrenci kabulünde anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunludur. Bu asgari puanlar girilecek programların özelliklerine göre Senato tarafından yükseltilebilir.</p>

<p>(2) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına başvurabilmek için; tıp fakültesi mezunlarının lisans diplomasına ve 50 puandan az olmamak şartıyla Senatoca belirlenecek temel tıp puanına veya 55 standart puandan az olmamak şartıyla Senatoca belirlenecek ALES standart puanına sahip olmaları; tıp fakültesi mezunu olmayanların ise yüksek lisans diplomasına, diş hekimliği ve veteriner fakülteleri mezunlarının lisans derecesine sahip olmaları, ALES’in sayısal kısmından 55 standart puandan az olmayan ALES standart puanına sahip olmaları gerekir. Temel tıp puanı, Tıpta Uzmanlık Sınavında (TUS) Temel Tıp Bilimleri Testi-1 bölümünden elde edilen standart puanın 0,7; Klinik Tıp Bilimleri Testinden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir. Doktora programlarına öğrenci kabulünde, Temel tıp puanı veya ALES puanı yanı sıra lisans ve/veya yüksek lisans not ortalaması, bilimsel değerlendirme ve/veya mülakat sonucu da değerlendirilebilir. Temel tıp bilimlerinde doktora programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunludur. Yabancı uyruklu öğrenciler için ana dilleri dışında İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinden birinden Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “mülakat değerlendirmesinde” ibaresi “bilimsel değerlendirme sınavından” şeklinde, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “yabancı dil sınav” ibaresi “bilimsel değerlendirme sınavı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1)Yüksek lisans ve doktora programlarında sahip oldukları lisans veya yüksek lisans derecesi başvurdukları lisans/yüksek lisans programından farklı alanlarda olan adaylar ile lisans veya yüksek lisans derecesini Üniversite dışında bir yükseköğretim kurumunda almış olan adaylar için eksiklerini gidermek amacıyla bilimsel hazırlık programı (BHP) uygulanabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin ikinci ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Bir yüksek lisans ya da doktora programına kayıtlı olan öğrenciler, diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü derslere kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalı başkanlığının onayı ile özel öğrenci olarak kabul edilebilir. Lisansüstü derslere kabul edilen öğrencilerin özel öğrenci olarak aldığı ve başarılı olduğu derslerin muafiyet işlemleri kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından yürütülür. Özel öğrenci kabul koşulları ve bu konudaki diğer hükümler Senato tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 19- (1) Yabancı uyruklu adaylarla lisans eğitiminin tamamını yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adayların lisansüstü eğitim programlarına kabul koşulları anabilim dalı başkanlığının görüşü ve Enstitü Yönetim Kurulunun teklifi üzerine Üniversite Yönetim Kurulu tarafından onaylandıktan sonra Mütevelli Heyet kararı ile her akademik yılın başında belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “İstanbul” ibaresi “Demiroğlu” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) İlgili diploma programını bitiren öğrencinin kazanacağı bilgi, beceri ve yetkinliklere o dersin katkısını ifade eden öğrenim kazanımları ile açıkça belirlenmiş teorik veya uygulamalı ders saatleri ve öğrencilere öngörülen diğer faaliyetler için gerekli çalışma saatleri de göz önünde bulundurularak Senato tarafından belirlenen ilkeler çerçevesinde AKTS ders kredileri hesaplanır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “kredisi” ibaresi ve ikinci cümlesinde yer alan “kredi” ibaresi “AKTS kredisi” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 25- (1) Tezli yüksek lisans programı öğrencinin bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, yorumlama ve değerlendirme yeteneğini kazanmasını sağlar.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans programı bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla seminer dersi dahil en az sekiz ders ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Öğrenci, en geç danışman atanmasını izleyen dönemden itibaren her yarıyıl tez dönemi için kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Haftalık teorik ders saatleri ile uygulama veya laboratuvar çalışma saatlerinin ağırlıkları, programı yürüten anabilim dalının önerisi üzerine ilgili Enstitü Kurulunca belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 26- (1) Tezli yüksek lisans programının süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın dört yarıyıl olup, program en çok altı yarıyılda tamamlanır.</p>

<p>(2) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde yükseköğretim kurumunun öngördüğü başarı koşullarını/ölçütlerini yerine getiremeyen; azami süreler içerisinde ise tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Yükseköğretim Kurulu ile ilişkisi kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin altı adet kopyasını basılı şekilde tez danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin nüshalarını anabilim dalı başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderir. Jüri üyeleri, söz konu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez sınavına alır.”</p>

<p>“(4) Tez savunma sınavına girecek öğrenci akademik takvimde belirtilen takvime göre tezinin incelenmesi ve sınavlarının yapılarak gerekli işlemlerin tamamlanacağı şekilde tez savunma işlemlerine başlamak mecburiyetindedir. Gereğini yapmayan öğrenci o dönem tez savunma sınavına girme hakkını kaybeder.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 29- (1) Tez savunma sınavı; tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez sınavı; adayın çalışmasıyla ilgili konularda bilgi, yorumlama ve sentez gücünü değerlendirmeyi amaçlar. Tez sınavı, öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık ortamda gerçekleştirilir. Sınav, en az 45, en çok 90 dakika sürelidir.</p>

<p>(2) Savunma sınavına mazereti nedeniyle katılmayan jüri üyeleri yerine, anabilim dalı başkanlığınca başka üyeler davet edilir. Savunma sınavı eksik üye ile yapılamaz. İlan edilen günde yapılmayan sınav için durum bir tutanakla tespit edilerek Enstitüye bildirilir ve en geç on beş gün içinde ikinci bir sınav yapılır. İkinci kez toplanamayan jüriler konusunda yapılacak işleme Enstitü Yönetim Kurulu karar verir.</p>

<p>(3) Tez savunma sınavının tamamlanmasından sonra jüri, dinleyicilere kapalı olarak, tez hakkında salt çoğunlukla kabul, düzeltme veya ret kararı verir. Jüri üyelerinin bireysel raporları ve jüri kararı en geç üç iş günü içinde bir tutanakla anabilim dalı başkanlığınca Müdürlüğe bildirilir.</p>

<p>(4) Tezi kabul edilen öğrenci, jüri üyelerinin de önerileriyle son haline getirilmiş tezini, Enstitü tez yazım kurallarına uygun şekilde hazırlayıp basılmış ve ciltlenmiş olarak beş kopya halinde ve elektronik ortamda kaydedilmiş halini ve diğer gerekli belgeleri ise bir kopya halinde en geç bir ay içerisinde Enstitüye teslim eder. Talebi halinde Enstitü Yönetim Kurulu teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde ilişiği kesilir.</p>

<p>(5) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci gerekli düzeltmeleri yaparak, en geç üç ay içinde, aynı jüri önünde tezini yeniden savunur. Tezi reddedilen veya düzeltme sonrası savunmada reddedilen öğrenciye yeni bir tez konusu verilir. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak tezi kabul edilmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(6) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Genel esaslar</p>

<p>MADDE 30- (1) Doktora programı, öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırır.</p>

<p>(2) Doktora programı, 6/10/2016 tarihli ve 29849 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurt Dışı Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Eğitim Öğretim Programlarına Dair Yönetmelik ve/veya 22/2/2007 tarihli ve 26442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurtiçindeki Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Programları Tesisi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yurtiçi ve yurtdışında diğer yükseköğretim kurumlarıyla ortaklaşa düzenlenen programlar şeklinde de yürütülebilir.</p>

<p>(3) Doktora programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam yirmi bir krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az kırk iki kredilik 14 ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 300 AKTS kredisinden oluşur.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Doktora programı, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl; lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.”</p>

<p>“Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.”</p>

<p>“(4) Kredili derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen altı yıl sonuna, lisans derecesi ile kabul edilmiş olan öğrenci için yedi yıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin ilişiği kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Aynı Yönetmeliğin 32 nci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “en az biri” ibaresi “en az ikisi” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin beşinci ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Doktora yeterlik sınavı yazılı ve sözlü olarak iki bölüm halinde yapılır. Yazılı sınavda başarılı olan öğrenci sözlü sınava alınır. Yazılı sınavdan başarılı olmak için öğrencinin en az 75/100 başarı puanı alması zorunludur. Sınav jürisi, öğrencinin yazılı ve sözlü sınavlardaki nihaî başarı durumunu değerlendirirken her bir jüri üyesinin verdiği notları ayrı ayrı dikkate alarak, öğrencinin başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, anabilim dalı başkanlığınca yeterlik sınavını izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.”</p>

<p>“(7) Doktora yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci, başarısız olduğu bölüm/bölümlerden bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Bu sınavda da başarısız olan öğrencinin doktora programı ile ilişiği kesilir. Bir öğrenci bir yılda en fazla iki kez yeterlik sınavına girer.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 34- (1) Doktora yeterlik sınavını başarıyla tamamlayan öğrenci, yeterlik sınav tarihinden itibaren en geç altı ay içinde yapacağı araştırmanın amacını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan ve yeterli bilimsel kaynaklar ile desteklenmiş tez önerisini tez izleme komitesinin önünde sözlü olarak savunur. Öğrenci, tez önerisiyle ilgili yazılı bir raporu sözlü savunma sınavı tarihinden en az on beş gün önce tez danışmanına verir, bu öneri danışman tarafından komite üyelerine dağıtılır. Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için en az üç tez izleme komitesi raporu sunulması gerekir.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi, öğrencinin sunduğu tez önerisini inceleyerek adayı tez önerisi savunma sınavına alır. Sınav dinleyicilere açık olarak yapılır. Sınav sonunda komite öneriyi kabul ya da reddeder. Kararlar salt çoğunlukla alınır. Gerekçeli bu karar, anabilim dalı başkanlığınca üç iş günü içinde bir tutanakla birlikte Müdürlüğe gönderilir.</p>

<p>(3) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve tez konusu seçme hakkına sahiptir. Bu durumda yeni bir tez izleme komitesi oluşturulabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen öğrenci üç ay içinde; danışman ve tez konusunu değiştiren öğrenci ise altı ay içinde tekrar tez önerisi savunma sınavına alınır. Tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Öğrencinin tez önerisi kabul edildikten sonra, tez izleme komitesi, Ocak-Haziran ve Temmuz-Aralık ayları arasında birer kere olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Öğrenci, toplantı tarihinden en az bir ay önce komite üyelerine yazılı bir rapor sunar ve istenirse bu raporu komite toplantısında sözlü olarak savunur. Bu raporda, o ana kadar yapılan çalışmaların özeti ve sonraki dönemde yapılacak çalışmalar belirtilir. Öğrencinin çalışmaları komite üyelerince başarılı ya da başarısız olarak belirlenir. Komite raporu, anabilim dalı başkanlığınca toplantı tarihini izleyen üç iş günü içinde Müdürlüğe gönderilir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(5) Tez önerisi savunmasına geçerli bir mazereti olmaksızın altı ay içinde girmeyen öğrenci başarısız sayılarak tez önerisi reddedilir.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Jüri, öğrencinin tez izleme komitesinde bulunan üç öğretim üyesi ve en az ikisi başka bir üniversiteden olmak üzere danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur.”</p>

<p>“(2) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin sekiz adet kopyasını basılı şekilde tez danışmanına teslim eder. Danışman, tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez Enstitü Yönetim Kuruluna gönderilir. Jüri üyeleri, söz konu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez sınavına alır.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>Aynı Yönetmeliğin 36 ncı maddesinin beşinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde ve altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Bu savunmada da başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.”</p>

<p>“(6) Doktora tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>Aynı Yönetmeliğin 37 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Öğrencinin sağlık ve diğer nedenlerle mazeretli sayılabilmesi için mazeretlerini belgelendirmesi ve bu belgelerin, durumunu açıklayan bir dilekçe ile birlikte mazeretin ortaya çıkmasından itibaren en geç on beş gün içinde Müdürlüğe verilmesi gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>Aynı Yönetmeliğin 38 inci maddesinin birinci fıkrasına ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“Başvurunun ders bitimi tarihinden önce yapılması zorunludur.”</p>

<p>“(4) Afet ve salgınlarda tez aşamasındaki lisansüstü eğitim öğrencilerine talepleri halinde bir dönem, afet veya salgının aşamasına göre tekrar başvurmaları durumunda bir dönem daha olmak üzere en fazla iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(5) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>Aynı Yönetmeliğin 39 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “programın” ibaresinden sonra gelmek üzere “Yükseköğretim Kurulu tarafından” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Demiroğlu Bilim Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/demiroglu-bilim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="98064"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["DÜŞ YAKAMIZDAN KOCASAKAL"]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dus-yakamizdan-kocasakal</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dus-yakamizdan-kocasakal" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Erdost BALCI yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong><u>DÜŞ YAKAMIZDAN KOCASAKAL</u></strong></p>

<p>Birkaç hafta önce Prof. Dr. Ümit KOCASAKAL, 2026 İstanbul Barosu seçimlerinde baro başkanlığına aday olduğunu açıkladı.</p>

<p>Oysa art arda 6 yıl baro başkanlığı yaptıktan sonra, bundan tam 10 yıl önce, 2016 senesinde “Değerli meslektaşlarım ve yurttaşlarım” diye başlayan tüm toplumu muhatap aldığı bir yazı yayımlayarak, başkanlığı bırakmıştı: <a href="https://istanbulbarosu.org.tr/haber/umit-kocasakalin-veda-mesaji" rel="nofollow">https://istanbulbarosu.org.tr/haber/umit-kocasakalin-veda-mesaji</a></p>

<p>Bu upuzun veda mesajında, görevi bırakmanın da en az göreve gelmek kadar önemli olduğunu anlatmıştı.</p>

<p>Hatta öyle uzun anlatmış ki insan yazının ortalarında “baro başkanlığı”nı değil de Roma İmparatorluğu’nu kendi isteğiyle terk ettiğini sanıyordu.</p>

<p>Koltuğu bırakmış ama bırakış biçiminin de tarihe geçirilmesini istemişti. Kimse ona “git” dememiş, aksine kalması için yoğun biçimde ısrar edilmiş ve yeniden seçilmesi de neredeyse kesinmiş…</p>

<p>Buna rağmen kendisi, koltuğa yapışanlardan olmadığını vurgulayarak makamı büyük bir gönül rahatlığıyla bırakmıştı.</p>

<p>Baro başkanlığını hiçbir zaman “sıçrama tahtası” olarak görmediğini özellikle belirtmiş; hemen ardından daha büyük görev ve sorumluluklara yelken açabileceğinin haberini vermişti bu veda mesajında.</p>

<p>Kısacası 2016’da koltuğu bırakmış ama sahneden inmemişti. Veda ediyor gibi görünmüş, şiirini okuyup perdeyi kapatmıştı.</p>

<p><i>“Sadece baro başkanlığını bırakıyorum. Ümit Kocasakal olmayı ise son nefesime kadar sürdüreceğim”</i> diyerek yeni ihtimalleri de açık bırakmıştı.</p>

<p>Aradan tam on yıl geçti. Bir elinde Nutuk, aklında yarım kalan saltanatıyla memleketin halini izleyen Roma imparatoru, yeniden tahta talip oldu.</p>

<p>Peki bu “<i>Ümit KOCASAKAL olmak</i>” nasıl bir şey? Aklımda kalanlarla bir de ben anlatayım. Aynı zamanda da 6 yıllık başkanlık döneminde bize bıraktığı “ödenmemiş faturaları”nı çıkartayım:</p>

<p><strong><u>Arama-Tarama</u></strong></p>

<p>6 yıllık başkanlığı döneminde bize bıraktığı en önemli eser arama- tarama konusuydu.</p>

<p>Türkiye’deki 388 adliye içerisinde yalnızca Çağlayan, Bakırköy ve Anadolu adliye girişlerinde uygulanan duyarlı kapı geçişlerinden bahsediyorum.</p>

<p>O dönem Kocasakal ve ekibi bu uygulamaya karşı koymak yerine, Başsavcılık ile görüşüp “mutabakat yaptığını” ifade etmişti.</p>

<p>Bilgi Edinme Kanunu kapsamında savcılığa bu mutabakatı sorduğumda ise savcılık Hocamızı yalanlamış, mutabakat olmadığını söylemişti : <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/bassavcilik-istanbul-barosu-ile-duzenlenen-bir-mutabakat-yok" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">https://www.hukukihaber.net/bassavcilik-istanbul-barosu-ile-duzenlenen-bir-mutabakat-yok</span></a></strong></p>

<p>Aradan yıllar geçti, duyarlı kapı uygulaması tüm Türkiye’de sadece İstanbul’daki bu üç adliyede kalıcı hale geldi.</p>

<p>Ve şimdi Çağlayan Adliyesinin 7. katına ve Anadolu Adliyesinin 6. katına da o duyarlı kapılardan konuldu.</p>

<p>Bir ara gidip eserini gör hocam.</p>

<p><strong><u>Oktar Suç Örgütü Davası</u></strong></p>

<p>Elbette bir avukat olarak seni müvekkillerin üzerinden, takip ettiğin dosyalar üzerinden eleştirecek değilim.</p>

<p>Hiç kimse bir avukatın, aldığı veya reddettiği davalar ya da temsil ettiği kişiler nedeniyle erdemini veya ahlakını sorgulayamaz, müvekkiliyle özdeşleştiremez. Meslek kuralları da zaten bunu söylüyor.</p>

<p>Ama bu kural “basit” veya “düz” avukatlar için geçerli hocam. Mesela ben basit bir avukatım. Siyasete ayar vermiyorum, CHP Genel Başkanı olmak için delege imzası toplamıyorum, nutuk atmadığım gibi süslü sözlerimi de genelde kendime saklıyorum.</p>

<p>Siyaset adına, vatan adına, Türk milleti adına kendime bir misyon biçmiyorum.</p>

<p>Ama sen Ümit KOCASAKAL’sın. Pek çok konuşmanda yüksek siyaset yaptığını söylüyorsun.</p>

<p>Veda mesajında <i>“baro başkanlığına aday olmamam, baroya, mesleğe ve ülkeye hizmet etmekten, mücadeleden vazgeçeceğim, ülke sorunlarından elimi eteğimi çekeceğim anlamına gelmemektedir.” </i>diyordun.</p>

<p>Cumhuriyetin değerlerinden bahsedip de cumhuriyet düşmanı, FETÖ terör örgütüyle iç içe geçmiş, cinsel istismarcı Oktar suç örgütüyle nasıl yan yana gelebildin?</p>

<p>Savunmanı da biliyorum, <i>“ben bir meslektaşımızın tevkil vermesiyle girdim”, “avukat değildim sadece bilimsel mütalaa yazdım”</i> diyorsun. Oysa ortaya çıkan görüntüler seni yalanlıyor : <a href="https://www.dailymotion.com/video/x8p1lw9" rel="nofollow">https://www.dailymotion.com/video/x8p1lw9</a> <i>(adın görünmesin diye dosyayı yetki belgesiyle takip etmişsin)</i></p>

<p>Ya sonradan ortaya çıkan, Adnan Oktar’ın cezaevi notları?</p>

<p><i>“Ümit Kocasakal’a tüm lehe delilleri kesintisiz yollayalım… bize Kocasakal yeterli. Onun varlığı işi bitirir… Ümit hoca için 25/50/100 tüm ailelerden ne kadar alabiliyorsak alalım… Hocayı CHP genel başkanı yapıncaya kadar uğraşacağız, onu o mevkide görmek isteriz … bize bıraksın, ömür boyu ihya olur, tüm imkânlarımızdan istifade eder.”</i></p>

<p><i>(Ayrıntılı bilgi için : </i><a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mine-g-kirikkanat/kirli-ittifak-2130169" rel="nofollow"><i>https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mine-g-kirikkanat/kirli-ittifak-2130169</i></a><i> )</i></p>

<p>Peki bu suç örgütüyle mücadele eden, rahmetli Adil Serdar SAÇAN’ın <i>“bu dosyanın ana avukatı KOCASAKAL’dır” </i>beyanı da mı doğru değil hocam?</p>

<p><i>“Her durumda, daima Cumhuriyetin ve Ulu Önder Atatürk'ün izinde, hukuk devletinin peşinde ve bana ihtiyaç olduğu sürece ülkemin ve Türk Milletinin hizmetinde olmaya devam edeceğim ve mücadelenin içinde olacağım.”</i> demiştin hocam.</p>

<p>Yanına gelip bu konu hakkında seninle görüşenlere <i>“benim de ihtiyaçlarım var”</i> demedin mi? Maddiyat olmadan mücadele olmuyor mu?</p>

<p>Bir yandan Atatürkçüyüm ve Cumhuriyetçiyim söylemlerinde bulunup diğer yandan İsrail tertibi olduğu aşikâr, cumhuriyet düşmanı bir ajan örgüt dosyasında avukatlık yapmak ve bunlar ortaya çıkınca da <i>“avukat müvekkiliyle özdeşleşmez”</i> savunmasına sığınmak sana yakışır mı?</p>

<p>Türk milletine önerdiğin siyasi ve ahlaki duruşu kendi hayatında neden göstermiyorsun hocam?</p>

<p>Hadi bunları bir kenara bırakalım.</p>

<p>Biraz da baro mallarına, baromuza verdiğin maddi zararlara dönelim. Çünkü başkanlık yaptığın 6 yılda çokça ödenmemiş fatura bıraktın…</p>

<p><strong><u>Beykoz Baro Bahçe</u></strong></p>

<p>Baronun en utanç verici yatırımlarından birisi burasıdır. Gidenler bilir.</p>

<p>Bilmeyenler için burası Ümit KOCASAKAL zamanında 3.200.000 dolar bedelle alındı. Dik bir yamaca kurulu ve tırmanarak çıktığımız bu tesis, alındıktan kısa bir süre sonra Kanlıca ve çevresindeki yurttaşlarımıza düğün salonu oldu.</p>

<p>Tabii hocamız bununla da yetinmedi, taşınmazı aldırdıktan kısa bir süre sonra <i>“burası sosyal tesis olmaya elverişli değilmiş yandaki araziyi 4.500.000 dolar bedelle alıp bize verin”</i> diyerek TBB’ye resmi bir başvuru yaptı.</p>

<p>Oysa bir sene önce o arazinin bedeli 2.500.000 dolardı. Ve tabii ki TBB bunu bildiği için taleplerini reddetti.</p>

<p>Yağmurlu havalarda 70 metrekarelik kullanım alanı olan bu taşınmaz elimizde kaldı. Her sene de zarar ediyor.</p>

<p>Hatırladın mı burayı hocam? Ben hiç unutmadım.</p>

<p><strong><u>Balmumcu Rezaleti</u></strong></p>

<p>Çivi bile çakmanın yasak olduğu bir taşınmazı 6 milyon dolar bedelle alıp yıllarca âtıl bıraktın.</p>

<p>Ardından gelenler de gece kulübüne çevirip baromuzu daha çok zarara soktular.</p>

<p>Bu konuda çok şey yazdım : <a href="https://www.hukukihaber.net/balmumcuda-yenen-pullar" rel="dofollow"><strong>BALMUMCUDA YENEN PULLAR</strong> </a>(<a href="https://www.hukukihaber.net/balmumcuda-yenen-pullar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">https://www.hukukihaber.net/balmumcuda-yenen-pullar</span></a>)</p>

<p>2020 yılında yönetim olarak yaptığınız usulsüzlükleri Devlet Denetleme Kuruluna ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kuruluna şikayet ettim.</p>

<p>Her iki kurum da<i> “burada teftiş edilecek bir husus yok, suç var”</i> diyerek evrakı savcılık özel soruşturma bürosuna gönderdi.</p>

<p>Bakanlık bu sene başında soruşturma izni verdi.</p>

<p>Şüphelisi olduğun bu yatırımları ne yüzle savunacaksın hocam?</p>

<p><strong><u>Ya diğerleri</u></strong></p>

<p>2012 senesinde avukatlara huzurevi vaat ettin. 1 yıl içerisinde bitecek dedin. Vaat o kadar uzun yaşadı ki neredeyse siz huzurevi yaşına geldiniz, proje hâlâ ortada yok.</p>

<p>Tabii Beylikdüzü’ndeki o 13 dönümlük arsaya yıllarca baro kasasından milyonlar ödendi? Akıbetinden kimin haberi var?</p>

<p>Yeni baro binasını 1 yıl içinde bitirecektin, 8 yıl sürdü, senden sonraki başkan bitirebildi.</p>

<p>Yıllarca Posta Gazetesi’nde “Halkın Avukatı” diye köşe yazıları yazarak reklam yasağını lime lime eden avukat, senin yönetiminde “disiplin kurulu başkanı” değil miydi?</p>

<p>Ya Altur’a verdiğin servis ihalesi?</p>

<p>Cezaevi servislerini çok maliyetli diye kaldırman?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bize verdiğin hangi sözünü tutabildin ki hocam? Hangi ilkeni gördük?</p>

<p>Tüm bu saydıklarımı bir kenara bırakırsak, seni seviyorum Ümit Hoca.</p>

<p>Gerçekten…</p>

<p>Siyasi görüşlerinin pek çoğunu doğru buluyorum.</p>

<p>Sert ve kararlı söylemlerini, nutuklarını, o coşkulu konuşmalarını…</p>

<p>Ama bunların yeri Avukatların meslek örgütü mü?</p>

<p>Cumhuriyetin tahrip edilen değerlerini Baro Başkanlığı makamında otururken mi müdafaa edeceksin? Başkanlık yaptığın 6 yılda neyi ne kadar müdafaa edebildin?</p>

<p>Hakkını da yemiyorum asla!</p>

<p>Ergenekon-Balyoz kumpasları zamanında tartışma programlarına çıkıp bunun kumpas olduğunu söyleyen bir tek sen vardın.</p>

<p>Özel yetkili hakimlerin hukuksuz tavırlarına karşı elinden geldiğince direndin.</p>

<p>15 Temmuz gecesi darbe girişimine karşı ilk bildiri yayımlayanlardan birisi de sendin.</p>

<p>Bu kararlı duruşunun karşılığını da biz avukatlar, seni 3 dönem arka arkaya baro başkanı, sonrasında da delege seçerek ödedik bence.</p>

<p>Ama artık düş yakamızdan hocam.</p>

<p>Hatırlar mısın 2021 yılında Ankara’da, Barolar Birliği’nde karşılaşmıştık. Orada yüzüne söylemiştim, <i>“kur siyasi partiyi, ilk üyesi ben olacağım, ne gerekiyorsa yapmaya hazırım”</i> demiştim.</p>

<p>Ben hâlâ aynı noktadayım.</p>

<p>Ya sen?</p>

<p>Sen sözünü tutmadın hocam.</p>

<p>Sana bir siyasi partinin başkanlığı hatta mebusluk yakışırdı.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-erdost-balci" title="Av. Erdost BALCI"><img alt="Av. Erdost BALCI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/00zyrkgh0z1_2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-erdost-balci" title="Av. Erdost BALCI">Av. Erdost BALCI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dus-yakamizdan-kocasakal</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 19:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/umit-kocasakal.jpg" type="image/jpeg" length="45348"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay, 6. Dairesi'nin 2019/18208 E., 2022/6510 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay, 6. Dairesi'nin 01.06.2022 tarihli, 2019/18208 E., 2022/6510 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ALTINCI DAİRE<br />
Esas No : 2019/18208<br />
Karar No : 2022/6510</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ...Büyükşehir Belediye Başkanlığı<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>2- ...Belediye Başkanlığı/...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Sakarya İli, Sapanca İlçesi, ...Mahallesi, ...Mevkii, ...pafta, ...parsel sayılı taşınmazın imar planı onama sınırları içerisine alınması amacıyla yapılan başvurunun reddine ilişkin Sapanca Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işlemi ile Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işleminin ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile 1/5000 ve 1/25000 ölçekli nazım imar planlarının iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesince verilen ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararda; davacının başvurularının yetkili belediye meclislerine yönlendirilmesi ve belediye meclislerince değerlendirilerek başvurular hakkında bir karar verilmesi gerekirken yetkisiz belediye başkanlıklarınca tesis edilen dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İdari Dava Dairesince verilen kararda; meyve bahçesi vasfında olan davacıya ait taşınmazın imar planları onama sınırları içerisine alınarak yapılaşmasına izin verilmesi istemiyle başvuruda bulunulduğu, bunun dışında imar planı değişikliğinin belediye meclisince incelenebilmesini sağlayacak plan açıklama raporu ve imar planı değişikliği paftalarının hazırlanmadığı, imar planı değişikliği talebinin karar mercilerine sunulabilmesi için gerekli olan plan paftası ve plan açıklama raporlarının olmadığı görüldüğünden, davacının imar planı değişikliği talebinin belediye meclisine sunulmadan reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Belediye meclislerince değerlendirilerek başvurular hakkında bir karar verilmesi gerekirken yetkisiz olan belediye başkanlığı tarafından tesis edilen dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>DAVALILARIN SAVUNMASI:<br />
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından, temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.<br />
Sapanca Belediye Başkanlığı tarafından, savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Sakarya İli, Sapanca İlçesi, ...Mahallesi, ...Mevkii, ...pafta, ...parsel sayılı taşınmazın maliki olan davacı tarafından, meyve bahçesi vasfında olan taşınmazının imar planı onama sınırları içerisine alınarak yapılaşmasına izin verilmesi istemiyle 06.07.2017 tarihinde Sapanca Belediye Başkanlığına yapılan talebin 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği gerektirdiği, bu nedenle Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığına yapılması gerektiği gerekçesiyle Sapanca Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı yazısıyla davacının talebinin reddine karar verilmiştir. Akabinde mezkur taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planı onama sınırları içerisine alınması istemiyle Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığına 07.09.2017 tarihinde yapılan başvurunun plan nüfus projeksiyon kararlarına aykırılık arz ettiği gerekçesiyle Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işlemiyle reddi üzerine de bu başvuruların reddine ilişkin anılan işlemler ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile 1/5000 ve 1/25000 ölçekli nazım imar planlarının iptali istemiyle görülmekte olan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Planlar, plan değişiklikleri ve plan revizyonları; kayıt altına alınmak ve arşivlenmek üzere Bakanlıkça oluşturulan elektronik ortama yüklenmek ve aynı sistem üzerinden Plan İşlem Numarası almak zorundadır. Planlar, belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar." hükmüne yer verilmiş, 5393 sayılı Belediye Kanununun 18. maddesinde, belediyenin imar planlarını görüşmek ve onaylamak, belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Uyuşmazlığa konu Sapanca Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işlemi ile Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı işlemi yönünden;<br />
Belirli ölçütlere göre hazırlanan imar planlarının, zamanla planlanan alandaki koşulların zorunlu kıldığı şekilde ve kanundaki usullere uygun olarak değiştirilmesi mümkündür. Bu değişikliklerin de ilgili idarelerin hangi organ ve mercilerince karara bağlanacağının kanunla belirlenmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine göre imar planı, imar planı revizyonu ve imar planı değişlikliklerini onaylama yetkisi belediye meclisine ait olduğundan, belediyelere yapılan imar planı değişikliği tekliflerinin karara bağlanmak üzere belediye meclisine sunulması gerekmektedir. Belediye sınırları il sınırı olan büyükşehir belediyeleri hariç il çevre düzeni planı ile belediye sınırları dışında kalan alanlarda imar planı onaylama yetkisinin il genel meclisine ait olduğu ve onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de aynı usule tabi olduğundan imar planı değişikliği tekilflerinin karara bağlanmak üzere il genele meclisine sunulması gerekmektedir. Kanunda plan değişiklikliği taleplerinin değerlendirilmesine ilişkin yetkili merciler belirlenmiş olmakla beraber, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde ayrıksı bir düzenleme getirilerek, plan değişikliği taleplerin ilgili mercilere sunulmadan önce plan teklifinde plan paftası ve plan raporunun bulunması gerektiği, bu nitelikteki plan teklifinin plan kademesi, planlama esasları, yapılan analiz ve kararlar, kent bütününe ve çevresine etkisi gibi yönlerden değerlendirileceği, teklife haiz niteliği bulunmayanların karar mercilerine sunulmayacağı düzenlendiğinden, tartışılması gereken husus, belirlenen karar almaya yetkili bir organın karar almasından önce idarenin iç işleyişine yönelik olarak yönetmeliklere getirilen düzenlemenin karar alma sürecini ve karar alma yetkisini nasıl etkileyeceğidir.</p>

<p>Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesi ile Anayasal güvenceye bağlanan hak arama hürriyeti, temel hak kategorisinde yer almasının yanında, diğer temel hak ve hürriyetlerin korunması ve kullanılmasında üstlendiği görev nedeniyle de hukukun temel ilkelerinden birini teşkil etmektedir.</p>

<p>İdari faaliyetlerin gerçekleştirilmesi sırasında güçsüz durumda olan bireylerin hak ve menfaatlerinin korunması demokratik yönetimin gereğidir. Ülkemizde; bireylerin, en yoğun hak ve menfaat ihlalleri yaşadıkları konulardan biri olan idare ile ilişkiler alanında cereyan eden sorunlar karşısında yeni sayılabilecek bazı haklara sahip oldukları kabul edilmektedir. Bu hakların doğumunda meşruiyetin en temel kaynağı, bireyin idare karşısında güçsüz oluşudur. Bu dezavantajlı durumun, bireye ancak bazı hakların verilmesi ile giderilebileceği realitesi göz önünde bulundurulduğunda, idare karşısında, yeni bireysel hakların doğmasının yanı sıra mevcut hakların kapsam bakımından re’sen genişlemeleri de meşru bir zemine dayanmaktadır. İdari faaliyetlerin, iyi idare ilkeleri olarak adlandırılan birtakım ilkeler doğrultusunda gerçekleşmesi, hukuk devleti olgusuna da önemli kazanımlar sağlayabilme potansiyeline sahiptir. (Zeyrek, İlker Birey- İdare İlişkisi Bağlamında İyi İdare Hakkı ve Türk Pozitif Hukukunda Görünümü, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Temmuz-Ağustos 2021, syf.295-297).</p>

<p>Bireylerin idarelere yaptıkları başvuruları hızlandırmak ve başvuru usullerini kolaylaştırmak iyi idare hakkının gereğidir. İyi idare hakkının sağlanması durumunda hak arama özgürlüğüne ilişkin engellerin bir kısmının da ortadan kalkacağı açıktır.</p>

<p>İptal davasının öze ilişkin koşulları arasında idari işlemin yetki yönünden hukuka uyarlılığı da yer almaktadır. İdare hukukunda “yetki”, idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade eder ve idari işlemlerin en temel öğesini oluşturur. Bir kamu düzeni sorunu olan yetki, yasa koyucu tarafından hangi makam veya merciye verilmiş ise, ancak o makam veya merci tarafından kullanılabilir. Bu bakımdan, yasanın açık izni olmadıkça yetkili makam veya mercinin yetkisini devretmesi olanaklı değildir. Aktarılan nitelikleri gereği, idare hukukunda yetkisizlik kural, yetkili olmak istisnadır. Bu itibarla, yetki hükümlerinin sınır ve çerçevesinin yasayla açıkça çizilmesi gerekir ve genişletici yoruma tabi tutulamaz.</p>

<p>Yukarıda yer verilen Yönetmeliğin ilgili maddesinde, plan paftası, plan notları, plan raporu bulunmayan ve plan teklifi niteliğini haiz olmayan, müellif tarafından yapılmayan ve imzalanmayan planların idarelerin karar merciilerine sunulmayacağı düzenlenmiş ise de, bu düzenlemenin Kanunda yer almayan idarenin iç işleyişine yönelik bir düzenleme olduğu, ilgili idare meclislerinin plan değişikliği talepleri hakkında karar verme yetkisini kaldırmadığı kuşkusuzdur.<br />
Aksi bir yorumda, aynı tüzel kişiliğin organları arasında bulunması gereken iletişim ve organizasyonda olması gereken iç işleyişe ilişkin kurallardan kaynaklanan külfetin, bu tüzel kişilikten, hizmet alanlara yüklenmesi, yasa ile kendilerine bahşedilen başvuru haklarının sürüncemede kalması sonucunu doğuracağı, ayrıca belirtilen şartların yerine getirilmesinin, imar plan değişikliği talebinde bulunanlardan beklenmesi durumunda bu tekliflerin sadece bu nedenle ilgili idare mercilerine sunulmamasının bireyler üzerine aşırı bir külfet yükleneceği açıktır.</p>

<p>Bu itibarla, Anayasal kural karşısında normlar hiyerarşisi gereğince kanunda yer almayan ancak yönetmelikle plan değişikliği tekliflerinin ilgili karar merciine sunulmaması yetkisi veren bu kuralın, Kanunda yer alan ilgili idare meclisinin karar alma yetkisini kaldırdığı sonucuna ulaşılmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Yargısal incelemenin, doğrudan yasanın tanımladığı kurallara uygunluğu yönünden gerçekleştirilmesi, bu itibarla da, imar planı değişikliği tekliflerinin ilgili idare mercilerince değerlendirilip, karara bağlanması gerektiği kuşkusuzdur.</p>

<p>İmar planı değişikliğinin yapılması için öncelikle değerlendirilmesi gereken hususun, böyle bir değişiklik isteminin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygunluğunun bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlığın özelinde değerlendirme yapıldığında ise davacının mülkiyetindeki taşınmaza yönelik imar planı değişikliğiyle ilgili talebin, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı yönünden uygun olup olmadığı konusunda yetki ve usulde paralellik ilkesi gereğince bu konuda karar verme yetkisine haiz belediye meclisince değerlendirilerek karara bağlanması gerekirken, bu usul izlenmeden belediye meclislerine sunulmaksızın belediye başkanlıkları tarafından reddedilmesine ilişkin davaya konu işlemlerde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlığa konu 1/1000 ölçekli uygulama ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı yönünden;</p>

<p>Dava konusu imar planlarında değişiklik yapılması istemini içeren davacı başvurularının yetkili organ olan belediye meclislerince incelenmesi sırasında uyuşmazlığa konu imar planları ve bu planlarda değişiklik yapılması istemlerinin birlikte değerlendirilmesi suretiyle karar verileceğinden, nazım ve uygulama imar planları hakkında bu aşamada karar verilmesine olanak bulunmamaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığa konu 1/25.000 ölçekli nazım imar planı yönünden;<br />
Dava konusu Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının ...tarihli, ...sayılı yazısında uyuşmazlığa konu 1/25.000 ölçekli nazım imar planında davacıya ait taşınmazın 2/B alanında kaldığı ve yapılaşma koşulları bakımından diğer tarım alanı hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesince nazım imar planının esası hakkında bir inceleme yapılmaksızın davaya konu tüm işlemler yönünden davanın reddi yolunda hüküm verildiği görüldüğünden, davacının meyve bahçesi vasfında olan taşınmazının imar planları onama sınırları içerisine alınarak yapılaşmasına izin verilmesi istemiyle bakılan davayı açtığı hususu da gözetilerek davacının talebinin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve imar mevzuatına uygun olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle gerekirse yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddi yolunda verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararının kaldırılarak yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın reddi yolundaki temyize konu ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 01/06/2022 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="65443"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/35234 E., 2022/21042 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 27.12.2022 tarihli, 2021/35234 E., 2022/21042 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/35234 E., 2022/21042 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇLAR : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, resmi belgede sahtecilik<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet<br />
TEMYİZ EDENLER : Sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı</p>

<p><br />
1-Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 23.02.2012 tarihli, 2012/17804 Soruşturma ve 2012/8976 Esas sayılı iddianamesiyle, örgüt faaliyeti çerçevesinde ... araç muayene istasyonlarında teknisyen olarak görev yapan temyiz dışı sanıklar ve trafik takipçiliği yapan sanık ... ile diğer trafik takipçisi temyiz dışı sanıkların, iştirak halinde hareket ederek menfaat temini karşılığında ağır kusurlu olması nedeniyle muayeneden geçemeyecek araçların muayenelerini usulsüz olarak yaptıklarından bahisle, 5237 sayılı TCK‘nin 220 ve 252/1. maddeleri uyarınca “örgüt“ ve “rüşvet“ suçlarına ilişkin kamu davası açıldığı; 5271 sayılı CMK'nin 225. maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiil ve failden ibaret olup, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak açılmayan davadan yargılama yapılıp hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.06.1999 tarihli ve 137/146 sayılı kararı ile buna benzer kararlarında da belirtildiği üzere, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan bahsedilmesinin, o olay hakkında da dava açıldığı anlamına gelmeyeceği, sanık hakkında “resmi belgede sahtecilik“ suçundan açılmış herhangi bir dava bulunmadığı gözetilmeden, dava dışına çıkılarak resmi belgede sahtecilik suçundan da mahkûmiyet hükmü kurulması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2-Suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK'nin 252/3. maddesine göre rüşvet suçunun; "Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır." şeklinde tanımlandığı; bu suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması, rüşvet sonucu istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması, tarafların arasında bir rüşvet anlaşmasının olmasının gerektiği,</p>

<p>TCK‘nin 155. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanılmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkâr etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmekte olup; suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, suçun aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma“ olarak tanımlanan nitelikli halinin oluşacağı,</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkındaki Kanun‘un 15. maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 35. maddesi uyarınca özelleştirilmiş bir hizmet olan araç muayenesi faaliyetinin ihaleyle “... Kuzey Taşıt Muayene İstasyonları Yapım ve İşletim A.Ş.“ ve alt işletici “ ... İstanbul Taşıt Muayene İstasyonları İşletim A.Ş.“ tarafından yerine getirilmesi nedeniyle, özel bir şirket tarafından işletilen araç muayene istasyonlarında teknisyen olarak görev yapan temyiz dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...‘ın, kamu görevlisi sıfatlarının bulunmadığı, bu itibarla “rüşvet“ suçunun unsurlarının oluşmadığı; bununla birlikte sanık ve şerikleri olarak kabul edilen temyiz dışı sanıklara meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş herhangi bir eşya bulunmadığından, usulsüz muayene işlemleri nedeniyle ilgili şirkete muayene ücretlerinin de ödenmiş olması karşısında, TCK‘nin 155/2. maddesinde düzenlenen “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma“ suçunun da unsurlarının oluşmadığı; bu bağlamda sanığın eylemlerinin, temyiz dışı sanıklarla iştirak halinde sahte araç muayene raporları düzenlenmesi hususunda zincirleme şekilde belgede sahtecilik suçuna vücut verebileceği, ancak bu suç yönünden de açılmış bir dava bulunmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında unsurları oluşmayan rüşvet suçundan beraat kararı verilmesi gerekirken, suç vasfında da yanılgıya düşülerek hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi,</p>

<p>3-Kabule göre de;<br />
a)Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 23.02.2012 tarihli, 2012/17804 Soruşturma ve 2012/8976 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında TCK'nin 220/2 ve 252/1. maddelerinin uygulanması istenerek kamu davası açıldığı halde, CMK‘nin 226. maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı verilmeden TCK’nin 204/1 ve 155/2. maddeleri uygulanmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,</p>

<p>b)24.10.2019 tarih ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nin 253. maddesinin üçüncü fıkrasına “birlikte” ibaresinden sonra gelmek üzere “aynı mağdura karşı” ibaresi eklenmiş olup, anılan Kanun maddesinde yapılan değişiklikle uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması halinde uzlaşma hükümlerinin uygulanamayacağının düzenlendiği de dikkate alınarak, sanığın üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunun mağdurunun kamu olduğu, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun ise katılan ... A.Ş.‘ye karşı işlendiğinin kabul edildiği, dolayısıyla sanığa isnat edilen resmi belgede sahtecilik suçu ile hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun mağdurlarının farklı olduğu anlaşılmakla, sanığa yüklenen ve TCK’nin 155/2. maddesinde düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle, 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 253. ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma işlemleri yapıldıktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekliliği,</p>

<p>c)Aynı suç işleme kararının icrası kapsamında üzerine atılı suçları birden fazla kez işleyen sanık hakkında TCK‘nin 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması,</p>

<p>d)Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nun 22.10.2019 tarihli, 2015/12-225 Esas ve 2019/616 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; CMK'nin 231/6-c maddesine 6008 sayılı Kanun ile eklenen “sanığın kabul etmemesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez” şeklindeki düzenleme gereğince, bu hakkın şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olması nedeniyle hak sahibinin açık beyanı ya da vekâletnamede bu hususta vereceği özel yetki bulunmaması halinde vekilinin bu maddenin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda beyanda bulunamayacağı; dosya arasında bulunan Gaziosmanpaşa 1. Noterliği‘nin 05.03.2012 tarihli ve 04863 yevmiye numaralı vekaletnamesinde, vekile bu hususta verilmiş özel bir yetkinin bulunmadığı gözetilerek, engel adli sicil kaydı bulunmayan ve iyi halli olduğu gerekçesiyle hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin ertelenmesine karar verilen sanığa, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediği sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, sanık müdafisinin 07.09.2015 tarihli dilekçede yer alan beyanı dikkate alınarak sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına hükmedilmesi,</p>

<p>e)TCK’nin 51/1. maddesi uyarınca yalnızca hapis cezasıyla sınırlı olarak uygulanması kabul edilen ertelemede, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkemece bir denetim süresinin belirlenmesi zorunlu olup, denetim süresinin 1 yıldan az ve 3 yıldan fazla olmamak üzere, mahkûm olunan hapis cezası süresinden az olamayacak şekilde tespit edilmesi gerektiği nazara alındığında; somut olayda, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan hükmedilen neticeten 2000 TL adli para cezasının da ertelenmesi ile erteli mahkûmiyet hükümleri yönünden 10 ay denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi,</p>

<p>f)Adli Emanetin 2012/4845 sırasında emanet eşyaların akıbeti hakkında karar verilmemesi,</p>

<p>g)Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan hükmedilen kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında, TCK'nin 53/4. maddesi uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasındaki hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin ve resmi belgede sahtecilik suçu yönünden, uzun süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında, TCK‘nin 53/3. maddesi uyarınca, aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan hak yoksunluğunun kendi alt soyundaki kişiler yönünden uygulanmayacağının gözetilmemesi isabetsizliğinin, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 27.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="84063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2020/6744 E., 2023/6726 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 25.05.2023 tarihli, 2020/6744 E., 2023/6726 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/6744 E., 2023/6726 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2012/406 Esas, 2013/162 Karar<br />
SUÇLAR : Rüşvet alma ve rüşvet verme<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet</p>

<p>Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.05.2013 tarihli ve 2012/406 Esas, 2013/162 sayılı Kararının, sanık ... ve müdafii, sanıklar ... ve ... müdafileri ile suçtan zarar gören vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre rüşvet alma suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Emniyet Genel Müdürlüğünün kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve sanık ... hakkında rüşvet alma suçundan kurulan hükmün, vekili tarafından 7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7417 sayılı Kanun) yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce temyiz edilmesi ile usul hükümlerinin derhal uygulanacağı hususu karşısında, 7417 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesiyle değişik 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun (3628 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin ikinci fıkra hükmü uyarınca başvuru tarihinde bu sanık yönünden müdahil sıfatını kazandığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14/02/2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle kamu görevlisi olmayan sanıklar hakkında rüşvet verme suçundan açılan kamu davasına 5271 sayılı Kanun'un 237 nci maddesine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Emniyet Genel Müdürlüğünün katılma ve hükümleri temyiz hakkının olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca sanık ... ve müdafiinin, sanıklar ... ve ... müdafiilerinin müvekkilleri hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerini, katılan Emniyet Genel Müdürlüğü vekilinin sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmünü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteklerinin süresinde olduğu ve aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık ... müdafiinin tayin olunan ceza miktarına nazaran yasal koşulları bulunmayan ve süresinden sonra da vaki duruşmalı inceleme talebinin, 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 318 inci maddesi gereğince reddine, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.05.2010 tarihli ve 2010/59998 Soruşturma, 2010/21134 Esas, 2010/1107 numaralı İddianamesiyle sanıklardan ... hakkında rüşvet alma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 43 üncü maddesi, ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme suçundan aynı Kanun'un 252 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmaları, aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince hak yoksunluğu ve 63 üncü maddesi gereğince mahsup hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>2.Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.10.2010 tarihli ve 2010/222 Esas, 2010/310 sayılı Kararı ile sanıklardan ...'ın sübut bulan rüşvet alma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 252 nci ve 43 üncü maddelerinin birinci fıkraları ile 62 nci maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay, sanıklar ..., ... ve ...'nin sübut bulan ...'a rüşvet verme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 3 yıl 4'er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, aynı Kanun'un 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluğu ve 63 üncü maddesi gereğince mahsup hükümlerinin uygulanmasına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.08.2012 tarihli Ek-2012/172058 sayılı yazısı ile 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un Geçici 2 nci maddesi uyarınca dosyanın mahkemesine iadesine,</p>

<p>4.Dairemizin 08.10.2012 tarihli ve 2012/10330 Esas, 2012/9961 sayılı Kararı ile mahkemesine iadesine karar verilip sehven Dairemize gönderilen dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,</p>

<p>5.Temyiz incelemesine konu Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.05.2013 tarihli ve 2012/406 Esas, 2013/162 sayılı Kararı ile sanıklardan ...'ın sübut bulan ..., ... ve ...'dan rüşvet alma suçlarından, 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca her bir sanık yönünden ayrı ayrı olmak üzere 3 kez 3 yıl 4 ay, aynı sanıkların sübut bulan ...'a rüşvet verme suçundan aynı maddeler uyarınca 3 yıl 4'er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, aynı Kanun'un 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluğu ve 63 üncü maddesi gereğince mahsup hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>6.Dairemizin 10.09.2020 tarihli ve 2016/2124 Esas, 2020/12177 sayılı Kararı ile sanıklardan ... hakkında rüşvet alma suçundan kamu davası açıldığı, 3628 sayılı Yasanın 18 inci maddesine göre İçişleri Bakanlığının bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak 5271 sayılı Kanun'un 234/1-b maddesi gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için dava ve duruşmalardan haberdar edilmesi gerektiği, diğer yandan aynı Kanunun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre kamu davasından haberdar edilmemiş bulunup da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanların kanun yollarına başvurma haklarının bulunduğu gözetilerek hükmün bildirilmesinin gerektiği, ancak dosyada İçişleri Bakanlığının duruşmadan haberdar edildiğine ilişkin bilgi ve belgeye rastlanmadığının anlaşılması karşısında; evvela davanın ilgili Bakanlığa haber verildiğini ve hükmün tebliğ edildiğini gösteren bilgi ve belgeler var ise dosya içine konulmasından, aksi halde anılan tebligat noksanlığının giderilerek tebellüğ belgesinin ve verildiği takdirde temyiz ve cevap dilekçelerinin eklenmesinden, hükmün temyiz edilmesi halinde ise bu konuda ek tebliğname düzenlenmesinden sonra iade edilmek üzere esası incelenmeyen dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine,</p>

<p>Karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık ... müdafii 15.05.2013 tarihli süre tutum dilekçesiyle temyiz talebinde bulunmuş, 08.09.2013 tarihinde gerekçeli karar tebliğ edildiği halde gerekçeli temyiz dilekçesi sunmamıştır.<br />
Katılan Emniyet Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz sebepleri, yargılama aşamasında davadan haberdar edilmeyerek kamu davasına katılma ve karar karşı kanun yoluna başvurma haklarının engellendiğine, birden çok rüşvet alma suçu sübuta erdiği halde sanık ...'a verilen cezanın ve lehe indirim yapılmasının kabul edilebilir olmadığına, sanığın alt sınırdan cezalandırılmasının uygun olmadığına ve sair hususlara,</p>

<p>Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri, yerel mahkemenin vermiş olduğu kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri, sürücü belgesi düzenleme görevinin bulunmadığına, menfaat temin etmediğinin dosya kapsamı itibarıyla sabit olduğuna, usulsüzlük tespit edilen belgeler hiçbir yerde kullanılmamakla herhangi bir zarara sebebiyet verilmediğine, hükme esas alınan kolluk ifadelerinin mahkeme savunmaları ile çürütüldüğüne ve sair hususlara,<br />
İlişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Suç tarihinde Gölbaşı (Ankara) İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yapan sanık ...'ın, temin ettiği 1.000,00 TL menfaat karşılığında, sürücü belgesi almak için müracaat eden sanık ...'e hak etmiş olduğu B sınıfı sürücü belgesi yerine D-E sınıfı sürücü belgesini sahte olarak düzenleyip verdiği, bu sanık aracılığı ile sanık ...'nın usulsüz sürücü belgesi alması karşılığında 1.500,00 TL'ye anlaştıkları, 500,00 TL paranın ...'a verilmek üzere ...'e verildiği, 1.000,00 TL parayı henüz veremediğinden sürücü belgesinin teslim edilmediği, sanık ...'nin suç tarihine kadar sürücü kurslarına birkaç defa yazılıp sınavı geçemeyip ehliyet alamamasından dolayı usulsüz sürücü belgesi almak için sanık ... aracılığı ile sanık ...'a verilmek üzere 2.000,00 TL'ye anlaştıkları, bu paranın 560,00 TL'lik kısmını vererek sürücü belgesi aldığı, böylelikle sanıklardan ...'ın rüşvet alma, ..., ... ve ...'nin rüşvet verme suçlarını işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>Mahkemece; iddia, sanıkların savunmaları, tanıkların beyanları, 30.03.2010 tarihli tutanak, ...'e ait 14388 sicil nolu dosyası ve tüm dosya kapsamına göre; ...'in, 31.08.2009 tarihinde B sınıfı sürücü belgesi almaya hak kazandığı ancak kayıtlarda D-E sınıfı olarak görüldüğü, ...'nin sürücü belgesine ait bir dosyanın bulunmadığı, ...'nın sürücü belgesine ilişkin dosya ve bilgisayar kaydının olmadığının tespit edildiği, Gölbaşı İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliğinde görevli polis memuru olarak görev yapan sanık ...'ın 1.000,00 TL karşılığında sanıklardan ...'e B sınıfı sürücü belgesi yerine D-E sınıfı sürücü belgesi düzenleyerek verdiği, sanık ... ile usulsüz sürücü belgesi verme konusunda 1.500,00 TL'ye anlaştığı, bu paranın 500 TL'sini ...'nın ... vasıtasıyla ...'a yolladığı ancak kalan 1.000 TL'yi veremediğinden sürücü belgesini alamadığı, bu belgenin sanık ...'ın üzerinde yakalandığı, sanık ...'nin usulsüz sürücü belgesi almak için ... vasıtasıyla 2.000,00 TL karşılığında ... ile anlaştığı, bu paranın 560,00 TL'sini ... vasıtasıyla ...'a gönderdiği, karşılığında adına sahte düzenlenen sürücü belgesini aldığı, bu şekilde gerçekleşen olayda sanıklardan ..., ... ve ...'nin rüşvet verme, ...'ın ise rüşvet alma suçlarını işlediklerinin sabit olduğu kabulüyle mahkumiyetlerine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV.GEREKÇE</strong></p>

<p>Uyap sisteminden yapılan sorgulamada Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.03.2019 tarihli ve 2011/180 Esas, 2019/66 sayılı Kararı ile suça konu sahte sürücü belgeleri nedeniyle sanıklardan ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, ... ve ... hakkında bu suça iştirakten verilen mahkumiyet hükümlerinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 30.04.2021 tarihli ve 2019/1110 Esas, 2021/937 sayılı kesin nitelikteki, istinaf başvurularının esastan reddi kararı ile kesinleştiği anlaşılmakla, tebliğnamede yer alan bu hususun araştırılması gerektiğine dair bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.</p>

<p>A. Sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;<br />
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>Rüşvet suçunun oluşabilmesi için failin görevinin gereklerine aykırı olarak bahse konu işi yapmasının veya yapması konusunda anlaşmanın sağlanması gerektiği, başka bir anlatımla yapılan işin failin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması durumunda rüşvet suçundan söz edilebileceği nazara alındığında; sanığın suça konu sürücü belgelerini düzenleme yetkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmak suretiyle suç vasfının buna göre tayini gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 26/04/2016 tarihli ve 2014/118 Esas, 2016/208 sayılı Kararında da benzer şekilde belirtildiği üzere, rüşvet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiş olması karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin suçun mağduru değil, zarar göreni olacağı nazara alınarak, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesi uyarınca tek hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle aynı Kanun'un 43 üncü maddesi uygulanmak suretiyle artırım yapılarak ceza belirlenmesi yerine, sanığın rüşvet alma suçundan üç kez cezalandırılması suretiyle fazla ceza tayini,</p>

<p>B. Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;<br />
Rüşvet suçu henüz resmi makamlarca öğrenilmeden, anlatımları ile olayların tüm yönleriyle ortaya çıkmasını sağlayan sanıklar hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 254 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan düzenleme nazara alınarak, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediği karar yerinde tartışılıp değerlendirilmek suretiyle sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal Kararının 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasıyla ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,</p>

<p>Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık ... hakkında aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrasının uygulanması sırasında sadece 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kullanmasından yasaklanmasına karar verilmesi yerine, hangi hak ve yetkiye ilişkin olduğu ve ne kadar süre ile hak yoksunluğu uygulanacağı gösterilmeksizin maddenin tümünü kapsayacak ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,<br />
Hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>1.Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle Emniyet Genel Müdürlüğü vekilinin sanıklar ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz isteğinin 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi uyarınca, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>2.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.05.2013 tarihli ve 2012/406 Esas, 2013/162 sayılı Kararına yönelik sanık ... ve müdafii, sanıklar ... ve ... müdafileri ile katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, sanıklar ... ve ... yönünden kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi ve 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği, Tebliğname'ye kısmen aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.05.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="12308"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2020/7005 E., 2023/6396 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 16.05.2023 tarihli, 2020/7005 E., 2023/6396 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/7005 E., 2023/6396 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2013/21 Esas, 2014/96 Karar<br />
SUÇ : Rüşvet vermeye teşebbüs<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>... 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.04.2014 tarihli ve 2013/21 Esas, 2014/96 sayılı Kararının sanık ... müdafii ile suçtan zarar gören vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön incelemede:<br />
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre rüşvet vermeye teşebbüs suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükmün vekili tarafından 7417 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun değişiklik öncesindeki 18 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazandığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. ... Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.01.2013 tarihli ve 2013/1210 Esas, 2013/2821 Soruşturma, 2013/83 numaralı İddianamesiyle sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 35 nci maddesi uyarınca cezalandırılması, aynı Kanun’un 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunluklarına karar verilmesi, 54 üncü ve 58 inci maddelerinin uygulanması talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>2.... 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.04.2014 tarihli ve 2013/21 Esas, 2014/96 sayılı Kararı ile sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunluğuna, 58 inci maddesi gereği cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve adli emanette kayıtlı CD nin dosyada delil olarak saklanmasına hükmolunmuştur.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>1.Katılan ... vekilinin temyiz istemi; katılma talebine ve vekalet ücretine ilişkindir.</p>

<p>2.Sanığın temyiz istemi; kendisine iftira atıldığına, beraatine karar verilmesi gerektiğine yöneliktir.</p>

<p>3.Sanık müdafii 09.04.2014 tarihli dilekçesinde; kararı temyiz ettiğini belirtmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Uyuşturucu madde bulundurmak suçundan polis merkezine getirilen yakınını görmek isteyen sanığın talebinin kabul edilmemesi üzerine polis memuru Ali Haydar'ın masasındaki evrakın arasına gelecek şekilde toplamda 250 TL para bıraktığı, bu sırada odadan çıkacakmış gibi kapıya yönelen polis merkezi amiri olan katılan ...'nın sanığı gözetlediği, sanığın para bıraktığını görmesi üzerine de yasal işlem yapılması talimatını verdiği, bu şekilde sanığın rüşvet vermeye teşebbüs suçunu işlediği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verildiği görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Kovuşturma aşamasında kamu davasına katılma talebinde bulunmayan ve katılmasına karar verilmeyen Hazine lehine kanun yolu muhakemesinde vekalet ücreti hükmolunmasına yasal olanak bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Rüşvet suçunun oluşabilmesi için yapılan işin kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile görev arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması gerektiği gözetildiğinde; olay tarihinde sanığın rüşvet teklif ettiği iddia edilen polis memurlarının sanığın yakını hakkındaki uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturmada görevli olup olmadıklarının ve gözaltındaki kişi ile görüştürme yetkisinin kimde olduğunun tespiti ile söz konusu dosyanın denetime olanak verecek şekilde onaylı bir suretinin dosya arasına getirtilmesinden sonra, sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.04.2014 tarihli ve 2013/21 Esas, 2014/96 sayılı Kararına yönelik sanık ... müdafii ile katılan ... vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, sanığın kazanılmış hakkı saklı kalmak üzere 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi ve 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.05.2023 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="83629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2022/5774 E., 2024/5730 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 16.05.2024 tarihli, 2022/5774 E., 2024/5730 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/5774 E., 2024/5730 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/250 Esas, 2022/104 Karar<br />
SUÇ : Rüşvet alma, rüşvet verme, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, nüfuz ticareti, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'na muhalefet<br />
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, düşürülme</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>Temyiz dilekçesinin içeriğine göre katılan vekilinin temyizinin beraat hükümlerine yönelik olduğu ve mahkumiyet hükümleri yönünden aleyhe temyiz bulunmadığı, Dairemizin 17.11.2015 tarihli ve 2014/11657 Esas, 2015/16350 Karar sayılı ilamında; sanıklardan ...'in, ..., ..., ... ve ...'den rüşvet aldığı, ...'ün, ..., ... ve ...'dan rüşvet aldığı, ...'nın, ...'dan rüşvet aldığı, ...'ın, ..., ... ... ve ...'dan rüşvet aldığı, ...'ın, ...'dan rüşvet aldığı, ...'nun, ... ve ...'e rüşvet verdiği, ...'ın, ..., ... ve ...'e rüşvet verdiği, ...'in, ...'e rüşvet verdiği iddiaları ile ilgili olarak açılan kamu davaları hakkında hüküm kurulmadığı belirtilerek bu hususlarda zamanaşımı süresi içinde bir karar verilmesinin mümkün görüldüğüne işaret edildiği, akabinde anılan iddialar yönünden ilk kez Bölge Adliye Mahkemelerinin tüm yurtta göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra hüküm kurulduğu anlaşılmış ise de; adı geçen sanıklar hakkında diğer iddialar yönüyle aynı suçtan daha önce verilen hükümlerin Dairemiz tarafından temyizen incelenmesi, rüşvet suçunun mağdurunun bu suçun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (5237 sayılı Kanun) düzenlendiği bölüm itibarıyla toplumu oluşturan herkes olması, bu yönüyle hüküm kurulmadığı belirtilen iddiaların sübutu halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının varlığı bir bütün olarak nazara alındığında, değinilen iddialar yönüyle rüşvet suçundan ilk kez 08.03.2022 tarihinde verilen beraat kararlarının da temyiz kanun yoluna tabi olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;<br />
Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma ile ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme suçlarından verilen beraat, ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma, ... ve ... hakkında rüşvet verme ile ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;</p>

<p>Sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan hüküm kurulurken 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca artırım yapılması sırasında hesap hatası sonucu hapis cezasının "9 yıl 18 ay" yerine, "10 yıl 6 ay" olarak fazla belirlenmesi sonuç ceza miktarının doğru hesaplanması karşısında sonuca etkili görülmemiş, bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.<br />
Ancak;<br />
Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 20.09.2011 tarihli ve 2011/5-104 Esas, 2011/183 sayılı Kararında belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinin uygulanmamasının kazanılmış hak niteliğinde olduğu ve 15.05.2014 tarihli sanıklar ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik aleyhe temyiz bulunmayan ilk hükmün Dairemizin 17.11.2015 tarihli ilamıyla adı geçenlerin kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla bozulmasına karar verildiği, yine ilk hükümde sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinin uygulanmadığı ve bunun da sanık lehine kazanılmış hak oluşturacağı gözetilmeden ... ile ... hakkında anılan Kanun'un 53/5, ... hakkında ayrıca 58. maddelerinin tatbikine karar verilmesi,</p>

<p>Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun mahiyetine göre Hazinenin bu suçun doğrudan zarar göreni olmadığı, münhasıran rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından katılma hakkının bulunduğu, Hazine lehine ve mahkumiyetlerine karar verilen bir kısım sanıklar aleyhine vekalet ücretine hükmedilirken sanıklardan ... hakkında sadece sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu gözetilip aleyhine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ... müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden bu sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan kurulan hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususlar yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının (F) ve (P) bentlerindeki 5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına ilişkin bölümler ile (F) bendindeki aynı Kanun'un 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen, vekalet ücretine ilişkin bentteki ise "..." isminin hükümden çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK, bozmaya uyularak gereği yerine getirilmek, delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle sanıklardan ..., ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma ile ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme suçlarından verilen beraat, ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma ile ... ve ... hakkında rüşvet verme suçlarından verilen mahkumiyet hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri ile katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle bu hükümlerin DOĞRUDAN ONANMASINA,</p>

<p>Sanık ... hakkında nüfuz ticareti ve sanık ... hakkında 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'na muhalefet (5490 sayılı Kanun) suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;</p>

<p>Sanık ...'in, mağdur ... ... ...'dan menfaat teminine yönelik oluşa uygun olarak sübutu kabul edilen eyleminin suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun'un 255. maddesinde düzenlenen yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçunu oluşturacağı, bu suç ile sanık ...'ın yine oluşa uygun olarak sübutu kabul edilen gerçeğe aykırı nüfus cüzdan talep belgesi düzenleme suçunun 5237 sayılı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik öncesi 255 ve 5490 sayılı Kanun'un 67/1. maddelerinde öngörülen cezalarının üst sınırı itibarıyla 5237 sayılı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, suç tarihleri olan 19.06.2006 ve 23.07.2006 ile hüküm günü arasında ilaveli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından, sanıklar hakkında düşme kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5237 sayılı Kanun'un 7/2 ile 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddeleri de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 321/1. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223/8. maddeleri gereğince sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,</p>

<p>Sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet alma ile ... ve ... hakkında rüşvet verme suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde ise;</p>

<p>Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklardan ... dışındaki diğer sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>Ancak;<br />
17.11.2015 tarihli bozma ilamımızdan sonra verilen ve Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.04.2016 tarihli ve 2014/118 Esas, 2016/208 sayılı Kararında belirtildiği üzere, rüşvet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun Millete ve Devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerektiği, aksinin kabulü halinde, somut olaylarda olduğu gibi hükmolunacak sonuç ceza miktarları göz önünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı Kanun'un "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir" şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacağı gözetilerek, mahkumiyetlere konu olup, sanıklardan ...'nın, ... ve ...'ndan rüşvet alma ile ... ...'dan rüşvet almaya teşebbüs, ...'in, ... ve ...'ndan rüşvet alma ile ...'in, ... aracılığıyla ... ve ...'e rüşvet verme eylemleri yönünden sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 252. maddesi uyarınca tek hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle aynı Kanun'un 43. maddesi uygulanmak suretiyle artırım yapılarak ceza belirlenmesi yerine, ...'ın üç kez, ...'nin iki kez rüşvet alma ve ...'nin ise iki kez rüşvet verme suçundan cezalandırılması suretiyle fazla cezalar tayini,</p>

<p>Sanık ...'nun hükümden sonra 27.10.2023 tarihinde öldüğü UYAP sisteminden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre 5237 sayılı Kanun'un 64 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri uyarınca bir karar verilmesi lüzumu,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
Sanık ... hakkında mahkumiyet hükümleri kurulurken 5237 sayılı Kanun'un 252, 39, 43 ve 62. maddelerinin aynı Yasa'nın 61/5. maddesi gereğince bu sıra dahilinde uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinde yer alan "... cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir" şeklindeki düzenlemeye göre; cezanın bir katından anlaşılması gerekenin, cezanın kendisi olup sanık ...'nın, ... ...'dan rüşvet almaya teşebbüs suçundan hakkında hükmedilen 2 yıl 1 ay hapis cezasını geçemeyeceği gözetilmeden 3 yıl süreyle hak yoksunluğuna karar verilmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca sanıkların kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla ve sanık ... yönünden sair yönleri incelenmeyen hükümlerin BOZULMASINA 16.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="60966"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 2020/8306 E., 2022/2096 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 23.02.2022 tarihli, 2020/8306 E., 2022/2096 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ALTINCI DAİRE<br />
Esas No : 2020/8306<br />
Karar No : 2022/2096</strong></p>

<p><br />
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- …<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı-…<br />
VEKİLİ : Av. …<br />
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p>YARGILAMA SÜRECİ :<br />
Dava konusu istem: Burdur ili, Bucak ilçesi, … Mahallesi, … Mevkii, … ada, … parsel sayılı taşınmazın emsal değerinin 1.20'den 1.60'a çıkarılması istemiyle davacılar tarafından yapılan başvurunun reddine ilişkin Bucak Belediye Başkanlığının … tarihli, … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararda; davacıların elbirliğiyle malik olmalarına rağmen davacılardan … tarafından tek dilekçe ile davalı idareden plan değişikliği talebinde bulunulduğu ve başvuruya ilişkin dilekçenin ekine Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde belirtildiği şekilde plan paftası, plan notları, plan raporunun eklenmediği, mevzuata uygun yapılmayan plan teklifi talebinin reddine yönelik işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacıların elbirliğiyle malik oldukları ve ayrı ayrı iki dilekçe ile davalı idareye başvuruda bulundukları, eksik ve hatalı inceleme yapıldığı ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ … 'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacılar, Burdur ili, Bucak ilçesi, … Mahallesi, … Mevkii, … ada, … parsel sayılı taşınmaza elbirliğiyle maliktirler. Maliklerden … anılan taşınmazın emsal değerinin 1.20'den 1.60'a çıkarılması istemiyle 03.01.2019 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvuruda bulunmuş, Bucak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı işlemi ile yapılan başvurunun imar plan değişikliği dosyasının mevzuatta belirtilen şekilde hazırlanması durumunda konunun belediye meclisince değerlendirilebileceği gerekçesiyle reddedilmesi üzerine görülmekte olan davanın açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 701. maddesinde, "Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." hükmüne, 702. maddesinde, "Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir.Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz.Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>3194 sayılı İmar Kanununun işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan şekliyle, "Planların Hazırlanması ve Yürürlüğe Konulması" başlıklı 8. maddesinde; "Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur...b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planı'ndan meydana gelir. Mevcut ise Bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren Belediye Başkanlığı’nca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edebilir. Belediye Başkanlığı'nca Belediye Meclisi'ne gönderilen itirazlar ve planları Belediye Meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar. Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar. Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin "Planların sunulması" başlıklı 31. maddesinde; " İdare; onaylanmak üzere iletilen plan tekliflerini, öncelikle eksik belgesinin olup olmadığı yönünden inceler, eksik belgesi bulunanların eksikliklerinin ilgilisince 30 gün içinde tamamlanmak üzere iade eder. Plan teklifleri; Kanun ve bu Yönetmelik hükümleri uyarınca, planın kademesi ve türüne göre üst kademe planlar, planlama esasları, yapılan analiz ve kararlar ile birlikte gerekçesi, planın kent bütününe ve çevresine etkisi ve uyumu, ulaşım sistemi ile bütünleşmesi, kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanlarının sağlanması, kentsel doku ve yaşanabilirlik hususları kapsamında değerlendirilir. Plan paftası, plan notları, plan raporu bulunmayan ve plan teklifi niteliğini haiz olmayan, müellif tarafından yapılmayan ve imzalanmayan planlar, idarelerin karar mercilerine sunulamaz. İmar planı teklifleri, planın kapsadığı alanın maliki veya maliklerinin yasal vekilleri tarafından sunulabilir. Planlanan alan içinde maliklerine ulaşılamayan, malikleri belli olmayan veya maliki bulunmayan yerlerin mevcudiyeti halinde, bunların ilgili idarece belgelendirilmesi ve planlanan alanın %20’sini aşmaması şartı aranır. " kuralına yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Yukarıda yer verilen mevzuatın değerlendirilmesinden, elbirliği (iştirak) hâlinde maliklerin belirlenmiş mülkiyet payları olmadığından her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olup sadece taşınmaza ilişkin hakkın korunması amacıyla ortakların tek başına hareket edebileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden davacılar … ile … 'in dava konusu taşınmaza elbirliğiyle malik oldukları ve davacılardan … 'in taşınmazın imar planında emsal değerinin 1.20'den 1.60'a çıkarılmasına ilişkin davalı idareye başvuruda bulunduğu, anılan talebin Burdur Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 24.10.2018 tarihli işlemiyle reddedildiği, … 'nın da ayrı dilekçeyle aynı talep ile 03.01.2019 tarihinde davalı idareye başvurduğu, istemin reddi üzerine de elbirliğiyle maliklerin beraber dava açtıkları görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, taşınmazın emsal değerinin 1.20'den 1.60'a çıkarılmasına ilişkin ortakların muvafakatinin bulunduğu, plan değişikliği talebinin reddi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle ortak olan davacıların birlikte dava açtıkları anlaşıldığından Mahkemenin sadece ortaklardan birinin davalı idareye başvuruda bulunduğu yönündeki gerekçesinde isabet bulunmamaktadır.<br />
Öte yandan, Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesi ile Anayasal güvenceye bağlanan hak arama hürriyeti, temel hak kategorisinde yer almasının yanında, diğer temel hak ve hürriyetlerin korunması ve kullanılmasında üstlendiği görev nedeniyle de hukukun temel ilkelerinden birini teşkil etmektedir.</p>

<p>Demokratik yönetimlerde, idari faaliyetlerin gerçekleştirilmesi sırasında güçsüz durumda olan bireylerin hak ve menfaatlerinin korunması gerekir. Bu bağlamda idarelerin bireylerin yaptıkları başvuruları hızlandırmak ve başvuru usullerini kolaylaştırmak suretiyle hak arama özgürlüğüne ilişkin engellerin bir kısmının ortadan kaldırılması gerekmektedir.</p>

<p>İptal davasının öze ilişkin koşulları arasında idari işlemin yetki yönünden hukuka uyarlılığı da yer almaktadır. İdare hukukunda “yetki”, idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade eder ki idari işlemlerin en temel öğesini oluşturur. Bir kamu düzeni sorunu olan yetki, yasa koyucu tarafından hangi makam veya merciye verilmiş ise ancak o makam veya merci tarafından kullanılabilir. Bu bakımdan, yasanın açık izni olmadıkça yetkili makam veya mercinin yetkisini devretmesi olanaklı değildir. Bu itibarla, yetki hükümlerinin sınır ve çerçevesinin yasayla açıkça çizilmesi gerekir ve genişletici yoruma tabi tutulamaz.</p>

<p>Belirli ölçütlere göre hazırlanan imar planlarının, zamanla planlanan alandaki koşulların zorunlu kıldığı şekilde ve kanundaki usullere uygun olarak değiştirilmesi mümkündür. Bu değişikliklerin de ilgili idarelerin hangi organ ve mercilerince karara bağlanacağının kanunla belirlenmesi gerekmekte olup yukarıda yer verilen Kanun hükmünde imar planı, imar planı revizyonu ve imar planı değişlikliklerini onaylama yetkisi belediye meclisine verilmiş olduğundan, belediyelere yapılan imar planı değişikliği tekliflerinin karara bağlanmak üzere belediye meclisine sunulması gerekmektedir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde, plan teklifinde plan paftası ve plan raporunun bulunması gerektiği, bu nitelikteki plan teklifinin plan kademesi, planlama esasları, yapılan analiz ve kararlar, kent bütününe ve çevresine etkisi gibi yönlerden değerlendirileceği, teklife haiz niteliği bulunmayan plan tekliflerinin karar mercilerine sunulmayacağı düzenlenmiş olmakla birlikte, bu düzenlemenin Kanun'da yer almayan idarenin iç işleyişine yönelik bir düzenleme olduğu ve ilgili idare meclislerinin plan değişikliği talepleri hakkında karar verme yetkisini ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>Başka bir ifadeyle kanunla verilen yetki uyarınca plan değişikliği istemleri hakkında belediye meclisi tarafından karar verileceğinden ilgililerin bu istemleri üzerine idarenin görevli birimince plan paftası, raporu ve benzeri gerekli belgeler hazırlanarak plan değişikliği isteminin belediye meclisine sunulması gerekmektedir.</p>

<p>Aksi takdirde, aynı tüzel kişiliğin organları arasında bulunması gereken iletişim ve organizasyonda olması gereken iç işleyişe ilişkin kurallardan kaynaklanan külfetin, bu tüzel kişilikten hizmet alanlara yüklenmesinin bu hizmeti alanların yasa ile kendilerine bahşedilen başvuru haklarının sürüncemede kalması sonucunu doğuracağı, ayrıca belirtilen şartların yerine getirilmesinin, imar planı değişikliği talebinde bulunanlardan beklenilmesi ve tekliflerin sadece bu nedenle ilgili idare mercilerine sunulmamasının bireyler üzerine aşırı bir külfet getireceği açıktır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlığın özelinde değerlendirme yapıldığında, davacının taşınmazına yönelik imar planı değişikliğiyle ilgili talebinin yetkili belediye meclisince değerlendirilerek karara bağlanması gerekirken anılan talebin belediye meclisine sunulmaksızın belediye başkanlığı işlemiyle reddedilmesinde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, davanın reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunu reddeden temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz isteminin kabulüne,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 23/02/2022 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay7.jpg" type="image/jpeg" length="29141"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 2019/652 E., 2022/6970 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-2019652-e-20226970-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-2019652-e-20226970-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 14.06.2022 tarihli, 2019/652 E., 2022/6970 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ALTINCI DAİRE<br />
Esas No : 2019/652<br />
Karar No : 2022/6970</strong></p>

<p>KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN<br />
DAVACI) : … İnşaat Ticaret Turizm Taşımacılık A.Ş.<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p><strong>İSTEMİN ÖZETİ : </strong>Danıştay Altıncı Dairesinin 12/09/2018 tarih ve E:2014/4041, K:2018/6679 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen anılan Kanunun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.</p>

<p><strong>SAVUNMANIN ÖZETİ : </strong>Savunma verilmemiştir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ…'İN DÜŞÜNCESİ: </strong>Dava konusu işlem, uyuşmazlık konusu yapıya ait ruhsat eki mimari projenin uygulama imar planına uygun olmadığının tespit edilmesi nedeniyle yapının yasal hale getirilmesi için yapı sahibi tarafından yapılması gereken iş ve işlemlerin ve bunların yapılmaması halinde tesis edilecek idari davaya konu edilebilir işlemlerin neler olduğunu gösteren bir yazı olup bu haliyle idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülebilir işlem niteliği taşımamaktadır.</p>

<p>Bahse konu yazıda belirtilen hususlarda herhangi bir yükümlülüğünün bulunmadığını düşünen davacının, söz konusu yazıda belirtilen işlemlerin tesis edilmesi halinde bunlara karşı dava açabileceği de açıktır.</p>

<p>Bu nedenle, dava konusu işlem idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülebilir nitelikte olmadığından davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek verilen iptal kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:<br />
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca uygulanmasına devam edilen anılan Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine göre kararın düzeltilmesi istemi yerinde görüldüğünden Dairemizin 12/09/2018 tarih ve E:2014/4041, K:2018/6679 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi.<br />
Dava, davacı şirketin müteahhidi olduğu Antalya İli, Kemer İlçesi, … Mahallesi, … ada, .. parsel sayılı taşınmazın üzerinde bulunan yapıyla ilgili yeni mimari proje hazırlanması, yapının hazırlanacak bu projenin dışında kalan kısımlarının yıkılması ve yeniden yapı ruhsatı alınması, 20 gün içerisinde yeni yapı ruhsatı alınmadığı takdirde mevcut yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgelerinin iptal edileceğinin bildirilmesine dair Kemer Belediye Başkanlığının … tarihli, … sayılı işleminin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden, dava konusu işlemin uyuşmazlık konusu yapıya ait yapı ruhsatı ve eki mimari projenin dayanağı uygulama imar planına aykırı olduğundan bahisle tesis edildiği, yapının ruhsat ve eki mimari projeye aykırı kısımlarının ancak bunların usulüne uygun olarak tespit edilip belediye encümeni tarafından karara bağlanması halinde yıkımının istenilebileceği, ancak böyle bir kararın bulunmadığı, bu nedenle davacıdan yeni mimari proje hazırlanması, yapının hazırlanacak bu projenin dışında kalan kısımlarının yıkılmasının istenilmesi yolundaki dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idarece temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davalı idarece uyuşmazlık konusu yapıya ilişkin olarak … tarihli, … sayılı yapı ruhsatı, … tarihli, … sayılı ilave tadilat ruhsatı ve … tarihli, … sayılı yapı kullanma izin belgesi düzenlenmiş, sonrasında aynı yapıya ilişkin olarak düzenlenen 04/11/2010 tarihli yapı tatil tutanağı ile onaylı ruhsat eki mimari projeye birtakım aykırılıkların bulunduğu tespit edilmiş, bunun üzerine Kemer Belediye Encümeninin … tarihli, … sayılı kararıyla yapı tatil tutanağı ile tespit edilen aykırılıkların verilen süre içerisinde giderilmesine, aksi takdirde yapının ilgili kısımlarının yıkılmasına ve yıkım masraflarının % 20 fazlasıyla yapı sahibinden alınmasına ve yapı sahibinin para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bahsi geçen belediye encümeni kararının yıkıma ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 04/02/2014 tarih ve E:2012/7334, K:2014/1412 sayılı kararıyla bu kararın yapı tatil tutanağı ile tespit edilen aykırılıkların verilen süre içerisinde giderilmesine, aksi takdirde yapının ilgili kısımlarının yıkılmasına ilişkin kısmının onanmasına, yıkım masraflarının % 20 fazlasıyla yapı sahibinden tahsil edilmesine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiş, bu kararın düzeltilmesi istemiyle yapılan başvuru da aynı Dairece reddedilerek mahkeme kararının yapı tatil tutanağı ile tespit edilen aykırılıkların verilen süre içerisinde giderilmesine, aksi takdirde yapının ilgili kısımlarının yıkılmasına ilişkin kısmı kesinleşmiştir.</p>

<p>Diğer yandan, dava konusu işlemle uyuşmazlık konusu yapıya ait ruhsat eki mimari projenin bazı yönlerden dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planına aykırı olduğu belirtilerek yeni mimari proje hazırlanması, yapının hazırlanacak bu projenin dışında kalan kısımlarının yıkılması ve yeniden yapı ruhsatı alınması, 20 gün içerisinde yeni yapı ruhsatı alınmadığı takdirde mevcut yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinin iptal edileceği davacıya bildirilmiştir.</p>

<p>İdare hukukunun temel prensiplerinden biri olan "yetkide paralellik ilkesi" uyarınca Kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça, bir idari işlemin tesisinde yetkili olan merci aynı işlemin geri alınması ve kaldırılması işlemlerinde de yetkilidir.</p>

<p>5393 sayılı Belediye Kanununun 38. maddesinde, "Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak." belediye başkanının görev ve yetkileri arasında sayılmış, anılan Kanunda yapı ruhsatı verilmesi ile ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesi ile ilgili olarak belediye meclisi ve belediye encümenine herhangi bir görev ve yetki verilmiştir.</p>

<p>3194 sayılı İmar Kanununun 3. maddesinde, "Herhangi bir saha, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz." hükmüne, 5. maddesinin 2. fıkrasında, "Uygulama İmar Planı; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plandır." hükmüne, 21. maddesinin 1. fıkrasında, "Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir." hükmüne, 22. maddesinin 1. fıkrasında, "Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerinden ruhsatı düzenleme yetkisinin belediye başkanına ait olduğu, planlı bir alanda yapılacak yapı için önceden yapı ruhsatı alınması gerektiği, yapı ruhsatı verilmesi istemiyle yapılan başvuruya mimari projenin de eklenmesi gerektiği, dolayısıyla mimari projenin ruhsatın eki niteliğinde olduğu ve nihayet yapı ruhsatı ve eki mimari projenin uygulama imar planı karar ve hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yine yukarıda yer verilen "yetkide paralellik ilkesi" uyarınca yapı ruhsatını düzenleme yetkisi belediye başkanına ait olduğundan düzenlenen bir yapı ruhsatının iptali yani geri alınması yetkisi de belediye başkanına aittir.</p>

<p>Bu durumda, uyuşmazlık konusu yapıya verilen yapı ruhsatının sonradan dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planına aykırı olduğunun anlaşılması üzerine dava konusu belediye başkanlığı işlemiyle söz konusu yapıyla ilgili yeni mimari proje hazırlanması, yapının hazırlanacak bu projenin dışında kalan kısımlarının yıkılması ve yeniden yapı ruhsatı alınması, 20 gün içerisinde yeni yapı ruhsatı alınmadığı takdirde mevcut yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgelerinin iptal edileceğinin bildirilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararda isabet görülmemiştir.</p>

<p>Öte yandan, dava konusu işlemin uyuşmazlık konusu yapıya ait ruhsat eki mimari projenin dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planına uygun olmadığı gerekçesiyle tesis edildiği, yukarıda tarih ve sayısı verilen belediye encümeni kararının ise İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca yapıda ruhsat eki mimari projeye aykırılıkların bulunduğu gerekçesiyle tesis edildiği, bu işlemlere konu durumların gerek uygulanacak mevzuat gerekse de bu mevzuatı uygulayacak organlar bakımından son derece farklı oldukları, dolayısıyla dava konusu işlemin bahsi geçen belediye encümeni kararına dayanılarak tesis edilmesi söz konusu olmadığından işlemin 2 yıl önce alınmış belediye encümeni kararına dayanılarak tesis edildiği yolundaki davacı iddiasına itibar edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, İdare Mahkemesince dava konusu işlem hatalı nitelendirilerek İmar Kanununun 32. maddesinin uygulanması yoluyla uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmişse de, ruhsatsız veya ruhsata aykırı inşa edilen yapılar hakkında yapılacak iş ve işlemlerin düzenlendiği bu Kanun maddesinin, ruhsat eki mimari projenin dayanak uygulama imar planına aykırı olduğundan bahisle tesis edilen dava konusu işlemle bir ilgisinin bulunmadığı açıktır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın BOZULMASINA, dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 14/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-2019652-e-20226970-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="36710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2014/4753 E., 2016/8497 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20144753-e-20168497-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20144753-e-20168497-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 21.10.2016 tarihli, 2014/4753 E., 2016/8497 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/4753 E., 2016/8497 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Rüşvet almak ve rüşvet vermek<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:</p>

<p>Rüşvet suçunun oluşabilmesi için failin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması konusunda anlaşmanın sağlanması gerektiği, başka bir anlatımla yapılan işin failin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması durumunda rüşvet suçundan söz edilebileceği nazara alındığında; suç tarihinde adliyede hizmetli olarak görev yapan sanık ...'in, ... aracılığıyla hakkında idari yaptırım kararı uygulanan sanık ... ile anlaştığı ve mal müdürlüğüne teslimi gereken mezkur idari yaptırım kararını teslim etmemesine rağmen zimmet defterine teslim edilmiş gibi işleyerek cezanın tahsiline engel olduğu olayda, idari yaptırım kararının maliyeye teslimi konusunda hizmetli olarak görev yapan sanık ...'in görevinin bulunmadığı ve kendisine böyle bir görevin verilemeyeceği de gözetilerek, sanık ...'in görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceği kanaatini uyandırarak sanık ...'dan yarar sağladığı anlaşılan olayda eyleminin lehine bulunan 6352 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki haliyle TCK'nın 255/1. maddesinde düzenlenen yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçunu oluşturduğu, aynı olayda sanık ...'nın ise bu suçun mağduru olup suç tarihi de gözetilerek hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği nazara alınmadan suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ... ve sanık ... müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20144753-e-20168497-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="79298"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RÜŞVET SUÇUNDA “GÖREVİN İFASI” UNSURU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-gorevin-ifasi-unsuru-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-gorevin-ifasi-unsuru-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Rüşvet Suçuna İlişkin Genel Bilgiler</strong></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinde “Rüşvet” başlığı altında rüşvet verme, alma ve rüşvete aracılık etme fiilleri bir madde ile düzenlenmiş, hatta kanun koyucu bunu sağlayabilmek için, 2012 yılında 6352 sayılı Kanunun 87. maddesi ile m.252’de kapsamlı bir değişikliğe gitmiştir. Rüşvete aracılık Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 217. maddesinde düzenlenmiş iken, TCK m.252’nin ilk halinde mevcut değildi. 6352 sayılı Kanunun 87. maddesi ile bu değişikliğe gidilmeden önce, rüşvet suçu özgü/mahsus suç olduğundan, bu suça iştirak edenler, ancak azmettiren veya yardım eden olabilmekte, müşterek fail sayılmamaktaydı. 6352 sayılı Kanunun 87. maddesiyle birlikte, Mülga 765 sayılı TCK’da olduğu şekilde rüşvet alana veya verene aracılık TCK m.252/5’de düzenlenmiştir.</p>

<p>TCK m.252 uyarınca, bu madde kapsamına giren suçları işleyenler topluma ve kamu idaresinin güvenilirliğine karşı suç işlemiş olacak, rüşvete aracılık eden “müşterek fail” sayılacak ve rüşvet alma, verme ve aracılık fiilleri bakımından TCK m.43’de öngörülen müteselsil/zincirleme suç hükümleri uygulama alanı bulabilecektir. Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ise rüşvet suçunu bir maddede değil; alma, verme ve aracılık fiilleri olarak mülga TCK m.211 ila m.214’de ve m.216’da düzenlemiştir. Böylece; yeni TCK rüşveti bir suç sayarken, mülga TCK bu konuda ayrı suç tanımı yapma yolunu seçmiştir. 5237 sayılı TCK’ya göre, aynı konuda rüşvet verme ve aracılık fiillerini işleyen fail zincirleme suç hükümlerine göre yalnızca bir suç işlemekten sorumlu tutulacaktır<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p><strong>2. Rüşvet Suçunda Görevin İfası Unsurunun İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>Maddi unsuru TCK m.252/1-2’de gösterilen rüşvet suçunda; </strong><i>“görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için”</i> ibaresinin ne anlama geldiği çok önemlidir, çünkü “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi karşısında, ortada kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için doğrudan veya dolaylı yoldan menfaat sağlaması veya bu yönde anlaşması varsa suç oluşur, aksi halde, yani kamu görevlisinin görevi ve bu görevinden doğan yetkisini kullanması yoksa rüşvet suçunun maddi unsuru oluşmaz. Hatta; rüşvet suçunun oluşabilmesinde failin kamu görevlisi olması yetmez, görevin ifasıyla ilgili işin onun görevi ve yetkisi kapsamına girmesi, ayrıca ona bu konuda görev ve yetki verilmesi, kamu görevlisinin de görevinden kaynaklanan yetkiyi kullanmak suretiyle menfaat temin etmesi veya menfaat vaadi alması gerekir.</p>

<p><strong>Şu halde;</strong> rüşvet suçunun diğer suçlardan ayrılabilmesi bakımından, kamu görevlisinin kanunda öngörülen görev ve yetkisine giren bir iş olmalı<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari" rel="dofollow">[2]</a> ve yapılan iş ile görev arasında doğrudan bağlantı<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari" rel="dofollow">[3] </a>bulunmalı, bu konuda bir tereddüt var ise, bu tereddüdün ilgili kamu kurumlarından bilgi, belge istemek ve gerekli araştırma yapılmak suretiyle giderilmesi gerekmektedir<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari" rel="dofollow">[4]</a>. Kamu görevlisinin görevinin ifası kapsamında bir işin olup olmadığı incelenmeli, bu konuda eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmemeli, bunun suçun maddi unsuruna dahil olduğu gözetilmeli, ayrıca gerekçeli kararda, görülen işin kamu görevlisinin görevi kapsamında bulunduğuna ilişkin delil ve açıklamalara yer verilmelidir<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20169917-e-20182613-k-sayili-karari" rel="dofollow">[5].</a> Neticede, yapılması veya yapılmaması konusunda anlaşmaya varılan işin kamu görevlisinin görevinin ifası kapsamında olması suçun oluşumu bakımından olmazsa olmazdır.</p>

<p><strong>Somut olayda;</strong> kamu görevlisinin bulunduğu, bir işin yapılması veya yapılmaması için anlaşmaya vardığı, hatta bu iş nedeniyle menfaat temin ettiği, ancak yapılan işin kamu görevinin ifası kapsamında olmadığı durumda rüşvet suçu oluşur mu? <strong>Bir başka ifadeyle;</strong> kamu görevlisi kanunlarda kendi görev ve yetkisi bulunmayan bir işi, buna rağmen yapar, işi görür, karşılığında menfaat temin ederse, kamu görevlisinin görev ve yetkisinde bulunmasa dahi bu iş görüldüğünden (yapıldığından veya yapılmadığından) bahisle rüşvet suçunun oluştuğu söylenebilir mi? Ortada İdare Hukuku bakımından sakat bir işlem bulunduğundan, bu işlemin yetki unsuru yönünden iptal edilmesi gerektiği söylenebilir. Kanaatimizce; Ceza Hukuku sorumluluğu bakımından böyle bir fiilden dolayı, görülen işin kamu görevlisinin görevi ve yetkisi kapsamına girmediğinden rüşvet alma, işi gördüren kişinin ise rüşvet verme suçundan sorumlu tutulması mümkün değildir.</p>

<p><strong>Görüşümüzü destekleyen <a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20144753-e-20168497-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 21.10.2016 tarihli, 2014/4753 E. ve 2016/8497 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Rüşvet suçunun oluşabilmesi için failin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması konusunda anlaşmanın sağlanması gerektiği, <strong>başka bir anlatımla yapılan işin failin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması durumunda rüşvet suçundan söz edilebileceği </strong>nazara alındığında; suç tarihinde adliyede hizmetli olarak görev yapan sanık ...’in, ... aracılığıyla hakkında idari yaptırım kararı uygulanan sanık ... ile anlaştığı ve mal müdürlüğüne teslimi gereken mezkur idari yaptırım kararını teslim etmemesine rağmen zimmet defterine teslim edilmiş gibi işleyerek cezanın tahsiline engel olduğu olayda, <strong>idari yaptırım kararının maliyeye teslimi konusunda hizmetli olarak görev yapan sanık ...’in görevinin bulunmadığı ve kendisine böyle bir görevin verilemeyeceği de gözetilerek, sanık ...’in görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceği kanaatini uyandırarak sanık ...’dan yarar sağladığı anlaşılan olayda eyleminin lehine bulunan 6352 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki haliyle TCK'nın 255/1. maddesinde düzenlenen yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçunu oluşturduğu, aynı olayda sanık ...’nın ise bu suçun mağduru olup suç tarihi de gözetilerek hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği</strong> nazara alınmadan suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması,”</i> bozma sebebi sayılmıştır.</p>

<p><strong>Karardan anlaşılacağı üzere;</strong> failin davaya konu olayda, görevinin ifası ve gereği kapsamına giren bir işin olmadığı, bu nedenle ortada “Görevi kötüye kullanma” başlıklı TCK m.257/1’de tanımlanan suçun da oluşmayacağı, ancak ortada bir zarar varsa dolandırıcılık, nüfuz ticareti suçlarının unsurlarına bakılabileceği, bu suçlardan birisinin de oluşmaması halinde, konunun haksız fiilden kaynaklanan tazminat davası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmalıdır. <strong>Karara göre;</strong> sanığın adliyede hizmetli olarak görev yaptığı, rüşvet veren diğer sanıkla vardığı anlaşmaya göre, mal müdürlüğüne teslimi gereken idari yaptırım kararının teslim edilmemesine rağmen, zimmet defterine teslim edilmiş gibi işlediği ve cezanın tahsiline engel olduğu olayda, adliyede hizmetli olarak görev yapan sanığın idari yaptırım karının maliyeye teslimi konusunda görev ve yetkisinin bulunmadığı gözetilerek, görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir konuda gördüğü işin rüşvet suçunu meydana getirmeyeceği ifade edilmiştir. Burada; adliyede hizmetli olan sanığın, diğer sanık ile anlaşmasına konu işi gördüğü, ancak buna rağmen bahse konu iş görevi kapsamında olmadığından rüşvet suçunun oluşmadığına dikkat edilmelidir. Gerçekten de anlaşmaya varılan işin yapılması veya yapılmaması suçun oluşması bakımından önem arz etmediğinden, ayırt edici unsur kamu görevlisinin görevinin ifasıdır. İdari işleyişte; görev ve yetkisi kapsamında olmayan bir işin kamu görevlisi tarafından dikkat ve özensizlik veya bilerek ve isteyerek yapılabileceği, idare hukukunun işleyişi içerisinde bu işlemin geri alınabileceği veya idari davaya konu edilebileceği, ancak bu işlemin iptal edilene kadar geçerli olduğu, tüm bunların İdare Hukukunu ilgilendirdiği, Ceza Hukuku bakımında önemli olanın ise, kamu görevlisinin görevinin ifası kapsamında bir işin bulunup bulunmadığı olduğu, görevi ve yetkisi kapsamında olmadığı halde, anlaşma kapsamında bir başkasının işini gören kişinin fiilinin rüşvet suçunu meydana getirmeyeceği, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin bunu gerektirdiği görülmektedir. Görevi kapsamında olmadığı halde, bir işin görülmesi için menfaat temin eden, anlaşmaya varan kamu görevlisinin fiili, TCK m.255’de düzenlenen nüfuz ticareti ile TCK m.158/2’de düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturabilir.</p>

<p>Ayrıca; yukarıda belirtilen fiil, <strong>3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun “Haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme” başlıklı 13. maddesinde yer alan,</strong> <i>“Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası verilir. Haksız edinilen malı kaçıran veya gizleyene de aynı ceza verilir.” </i>hükmü kapsamında değerlendirilerek, <strong>yine aynı</strong> <strong>Kanunun “Zoralım” başlıklı 14. maddesinde bulunan,</strong> <i>“Haksız edinilmiş olan malların zoralımına hükmolunur. Bu malların elde edilememesi veya bir malın tümünün haksız mal edinme konusu teşkil etmemesi sebepleri ile zoralımın mümkün olmadığı hallerde haksız edinilen değere eşit bedelinin hazineye ödenmesine karar verilir. Bu bedel, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun Hükümlerine göre tahsil olunur.” </i>düzenlemesine konu edilebilir.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Kamu Görevlisinin, Görevinin İfası Kapsamında Olmadığı Halde Bir İşi Görmesi (Yapması veya Yapmaması) Durumunda Rüşvet Suçu Oluşup Oluşmayacağının Örneklerle İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>Örneğin;</strong> belediye başkanın görevleri, dolayısıyla bu görevlerden dolayı sahip olduğu yetkiler 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediye başkanın görev ve yetkileri” başlıklı 38. maddesinde yer alan 16 bentte sayılmıştır. Bu bentlerin hiçbirisinde ve bilhassa da (p) bendinde yer alan, <i>“Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.”</i> hükmü nedeniyle; imar işlerinde, emsal artışlarında ve imar planlarında belediye başkanına görev ve yetki verilmemiştir. Bu sebeple belediye başkanı; kendisine görev ve yetki olarak verilmeyen imar işleri ile ilgili, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Yetki devri” başlıklı 42. maddesi gereğince belediye başkan yardımcısına veya personeline yetki devredemez. Bir yetkinin devredilebilmesi için o yetkinin kamu görevlisinin görevine girdiğinin kanunda gösterilmesi gerekir. Görev ve yetki tanımı yapılmadan kullanılan veya devredilen yetki sebebiyle gündeme gelen menfaat ilişkisi, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca rüşvet suçunu değil, unsurlarına göre dolandırıcılık, nüfuz ticareti, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma veya görevden kaynaklanan yetkiyi kötüye kullanma suçlarından birisinin varlığını tartışmaya açar. Ancak kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili olmayan işte rüşvet suçu oluşmaz.</p>

<p>5393 sayılı Belediye Kanunu m.18’de belediye meclisine, m.34’de belediye encümenine verilen görev ve yetkilerden dolayı belediye başkanının görevinin ifası kapsamında bir işi yaptığından veya yapmadığından bahsedilemeyecektir. 5393 sayılı Belediye Kanunu m.18’de belediye meclisine ve m.34 belediye encümenine tanınan görev ve yetkiler açıkça belirtilmiş olup, yetkisizliğin asıl, yetkinin istisnai olduğu İdare Hukuku bakımından, belediye meclisi ile encümenin görev ve yetkisine giren durumlarda belediye başkanının görev ve yetkisinin bulunmadığı açıktır.</p>

<p><strong>Emsal artışı bakımından belediye başkanının görev ve yetkisinin bulunup bulunmadığı incelendiğinde;</strong></p>

<p><strong>3194 sayılı İmar Kanunu’nu dayanak alınarak hazırlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği m.4/4-tt’ye göre “emsal”;</strong> <i>“Katlar alanı katsayısı (KAKS) (Emsal): Yapının inşa edilen tüm kat alanlarının toplamının imar parseli alanına oranını,”</i> ifade eder.<i> </i>1/1000 uygulama imar planında değişiklik ile bir arsa üzerinde yapılacak toplam inşaat alanının artırılabileceği, bu konuda yetkinin 5393 sayılı Belediye Kanunu m.18/1-c’de <i>“Belediyenin imar planlarını görüşmek ve onaylamak, büyükşehir ve il belediyelerinde il çevre düzeni planını kabul etmek.” </i>ve 3194 sayılı İmar Kanunu m.8/1-b’de yer alan <i>“Planlar, plan değişiklikleri ve plan revizyonları; kayıt altına alınmak ve arşivlenmek üzere Bakanlıkça oluşturulan elektronik ortama yüklenmek ve aynı sistem üzerinden Plan İşlem Numarası almak zorundadır. <strong>Planlar, belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer</strong>.” </i>hükümleri gereğince belediye meclisinde olduğu görülmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari" rel="dofollow">[6].</a> Şu halde; emsal artışını da içeren uygulama imar planı değişikliği belediye başkanının değil, belediye meclisinin yetkisindedir ki; belediye başkanının imar değişikliğini talebini belediye meclisine göndermeksizin reddetmesi Danıştay kararında hukuka aykırı bulunmuştur<a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari">[7].</a></p>

<p><strong>Yine 3194 sayılı İmar Kanunu’na dayanılarak hazırlanan Mekansal Planlar Yapı Yönetmeliği m.26’da imar planı değişikliklerine ilişkin genel şartlara yer verilmiş olup, emsal artışında m.26/1’de öngörülen,</strong> <i>“plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı”</i> yapılması; m.26/2’de, <i>“sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin iyileştirilmesi”</i> esasının gözetilmesi; m.26/4’de, <i>“Kat adedi veya bina yüksekliğini artıran imar planı değişiklikleri, yörenin yerleşim özellikleri, dokusu ve kimliği dikkate alınmak suretiyle, şehrin veya alanın yakın çevresinin silüeti, yapıların güneşe göre cephesi ve yönlenmesi özelliklerini olumsuz yönde etkilememesi”</i> öngörülmüş olup, devamı fıkralarda artan emsale uygun sosyal ve teknik altyapı standartlarının buna uygun hale getirilmesi ve sayılan diğer teknik şartların bulunması gerektiği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Görüleceği üzere;</strong> bir arsaya yapılabilecek toplam inşaat alanını ifade eden “emsal oranını” değiştirme yetkisi ilgili mevzuat kapsamında belediye başkanında değil, belediye meclisindedir. Şu halde; yukarıda yer verdiğimiz Yargıtay kararları ve açıklamalarımız kapsamında, işi görülecek kişi ile işi görecek kamu görevlisi arasında emsal artışı konusunda anlaşmanın bulunduğu, ancak emsal artışının kamu görevlisinin görevinin ifası kapsamında bulunmadığı halde rüşvet suçu meydana gelmeyecektir. Bu durumda rüşvet suçunun, belediye meclisi üyeleri ile işi görülecek kişi arasında varılacak anlaşma neticesinde (diğer şartları da varsa) oluşabileceği ifade edilmelidir. Ancak hukuka aykırı olarak emsal artışı tesis edilmiş olsa dahi, örneğin belediye meclisinde karar alınmaksızın belediye başkanı tarafından emsal artışı yapıldığı, buna uygun yapı ruhsatının ve yapı kullanım izninin temin edildiği durumda rüşvet suçu değil, kamu görevlisi bakımından TCK m.257/1’de tanımlanan görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanılması suçu oluşabilecektir. Elbette bu durumda, görevi kötüye kullanma suçunun objektif cezalandırılabilme şartı niteliğinde diğer unsurunun da varlığı aranır. Yapı izni ile yapı kullanma ruhsatının alınması ise elbette rüşvet suçuna konu olabilir. Müteahhit bir an evvel inşaat ruhsatını ve yapı kullanma iznini almak ister. Ruhsat başvurularında usulsüzlük yoksa esas itibariyle müteahhidin bundan bir karı olmaz. Ancak yine de yapılması gereken bir işin yapılması amacıyla, bu kapsamda örneğin süreci hızlandırmak için rüşvet verilebilir veya rüşvet için anlaşılabilir. Bu durumda basit rüşvetten bahsedilir. Nitelikli rüşvet, esas itibariyle yapılması gerekenin yapılmaması veya yapılmaması gerekenin yapılması için gündeme gelir. İrtikap ise rüşvetten farklı olup; irtikapta anlaşma olmaz, zorlama veya aldatma öne çıkar.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken;</strong> 5393 sayılı Belediye Kanunu m.38/1-p’de <i>“Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.”</i> hükmüne yer verildiği, yukarıda açıkladığımız üzere imar planları, plan notları ve emsal artışları konusunda belediye meclisinin yetkili kılındığı, ancak inşaat (yapı) ruhsatı ile yapı kullanma izni (iskan ruhsatı) konularında belediye meclisine yetki tanınmadığı, dolayısıyla m.38/1-p’den dolayı ruhsatta yetkinin belediye başkanına bırakıldığının anlaşıldığı, İmar Kanunu’nun “Yapı ruhsatiyesi:” başlıklı 21 ile “Yapı kullanma izni” başlıklı 30. maddelerinde inşaat izin ve iskan ruhsatlarında belediyelerin, dolayısıyla belediye tüzel kişiliğini temsil eden belediye başkanının yetkili kılındığı, Belediye Kanunu’nun “Belediye başkanı” başlıklı m.37/1’de yer verilen, <i>“Belediye başkanı, belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir.” </i>hükmünde belediye tüzel kişiliğini temsilde yetkinin belediye başkanında olduğunun açıkça ifade edildiği,</p>

<p><strong>Nitekim<a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-2019652-e-20226970-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Danıştay 6. Dairesi’nin 14.06.2022 tarihli, 2019/652 E. ve 2022/6970 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“5393 sayılı Belediye Kanununun 38. maddesinde, ‘Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümen kararını gerektirmeyen görevler yapmak ve yetkiler kullanmak.’ belediye başkanının görev ve yetkiler arasında sayılmış, anılan Kanunda yapı ruhsatı verilmesi ile ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesi ile ilgili olarak belediye meclisi ve belediye encümenine herhangi bir görev ve yetki verilmemiştir(...)</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerinden ruhsatı düzenleme yetkisinin belediye başkanına ait olduğu,”</i> tespitine yer verildiği,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Belediye başkanının yetki devri konusu incelendiğinde;</strong></p>

<p><strong>5393 sayılı Belediye Kanunu m.42’de</strong>, <i>“Belediye başkanı, görev ve yetkilerinden bir kısmını uygun gördüğü takdirde, yöneticilik sıfatı bulunan belediye görevlilerine devredebilir.”</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Buna göre, belediye başkanı tarafından 5393 sayılı Belediye Kanunu ile 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında kendisine tanınan görev ve yetkiyi, uygun gördüğü belediye başkan yardımcısına veya belediyenin yetkili personeline devredebilir. Ancak belediye başkanı; kanunla veya kanuna uygun çıkarılan alt mevzuatla görevli ve yetkili kılınmamışsa, elbette kendisini görevli ve yetkili görüp bir başkasına yetki devri yapamaz.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> belediye başkanı, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında kendisine tevdi edilmeyen bir yetkiyi, 5393 sayılı Belediye Kanunu m.42 kapsamında yöneticilik sıfatı bulunan bir başka belediye görevlisine, örneğin belediye başkan yardımcısına devredebilir mi? Belediye başkanı, sahip olmadığı bir yetkiyi belediye başkan yardımcısına (veya yöneticilik sıfatı bulunan bir başka belediye görevlisine) devrettiği takdirde bu yetki devri ve yapılan işlemler geçerli olacak mıdır? Daha da önemlisi, yetki devredilen belediye görevlisinin yaptığı işlemler, TCK m.252 kapsamında bu belediye görevlisinin “görevinin ifası” kapsamında sayılabilecek, bu unsuru karşılayabilecek midir?</p>

<p>Yukarıda yer verdiğimiz açıklamalar ışığında, bu durumda rüşvet suçunun oluşmayacağı açıktır; zira ortada kamu görevlisinin ifası kapsamında bir iş bulunmamakta olup, görev ve yetkisine girmeyen bir işin devredilmesi suretiyle de rüşvet suçunun oluşması mümkün değildir.</p>

<p><strong>Bu sebeple belediye başkanı kendisine görev ve yetki olarak verilmeyen imar işleri ile ilgili olarak, </strong>Belediye Kanunu’nun “Yetki devri” başlıklı 42. maddesi gereğince belediye başkan yardımcısına veya personeline yetki devredemez. Bir yetkinin devredilebilmesi için, o yetkinin kamu görevlisinin görevine girdiğinin kanunla gösterilmesi gerekir. Görev ve yetki tanımı olmadan kullanılan veya devredilen yetki sebebiyle gündeme gelen menfaat ilişkisi; “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca rüşvet suçunu değil, unsurlarına göre dolandırıcılık, nüfuz ticareti, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma veya görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanma suçunu tartışmaya açar, ancak kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili olmayan işte rüşvet suçu oluşmaz. Bir işin yapılmasında veya yapılmamasında kamu görevlisinin kısmen de olsa yetkisi varsa, işi yapmak veya yapmamak onun imzası ile tamamlanıyorsa, yani kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya ilgili alt mevzuat kamu görevlisi için görev ve yetki tanımı yapmışsa, bu durumda rüşvet suçunun diğer unsurlarına bakılmalıdır.</p>

<p><strong>İmar işlerinde ve planlarında görev ve yetki;</strong> Belediye Kanunu’nun “Meclisin görev ve yetkileri” başlıklı 18. maddenin 1. fıkrasının (c) ve (u) bentleri ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması:” altında belediye meclislerine tanınmıştır. Belediye meclisinden usule uygun onaylanıp çıkmayan imar planı ve emsal artışı ile ilgili olarak menfaat temin edildiğine dair iddia, TCK m.252/1-2’de yer alan “görevin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için” sayılmayacak ve rüşvet suçu oluşmayacaktır.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Rüşvet Suçunda “Kamu Görevlisi” Önşartına İlişkin Değerlendirmemiz</strong></p>

<p>Failin kamu görevlisi olması, bir önşart niteliğinde olup, rüşvet suçunun özgü suç olduğu anlamına gelir. Görevin ifası kavramı ise suçun maddi unsurlarına dahildir. Rüşvet suçunun hareket unsurunun, faillerden birisi olan kamu görevlisinin rüşvet alma hareketini görevi kapsamındaki bir hususu yapmasıyla ilgili olması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>Bundan başka;</strong> rüşvet suçunun ana konusunu, kamu görevlisi ve onun görevinin ifasıyla ilgili göreceği veya görmeyeceği oluşturduğundan, öncelikle bir kamu görevlisinin varlığı gerekir, yani ortada kamu görevlisi yoksa rüşvet suçu da olmaz. Rüşvet suçunda, “kamu görevlisi” ve “görevin ifası kapsamına giren iş” iki esaslı unsur olarak kabul edilmiştir. Kamu görevlisinin kim olduğunu belirlemek için “Tanımlar” başlıklı TCK m.6/1-c’ye bakılmalıdır. Bu hükümde; <i>“Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi,”</i> tanımına yer verilmiştir. Hükümde; kamu görevlisinin tanımı geniş tutularak, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla veya herhangi bir şekilde sürekli süreli veya geçici olarak katılan kişilerin kamu görevlisi sayılacağı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Örneğin;</strong> milletvekili kamu görevlisi sayılır, ama bir siyasi partinin genel başkanı kamu görevlisi sayılmaz, çünkü siyasi partinin genel başkanı kamu görevi ifa etmez. Siyasi parti bir kamu kurumu veya kuruluşu değildir. Siyasi parti; temsili demokraside var olan ve bir tüzel kişilik altında siyaset icra eden sivil toplum örgütüdür. Kamu görevlisi olmayan siyasi parti Genel başkanının veya siyasi partide görev alan herhangi bir yetkilinin menfaat temini rüşvet suçu kapsamına girmez. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun “Tanım” başlıklı 3. maddesi incelendiğinde, siyasi partilerde görev alanların kamu görevlisi olamayacakları ve dolayısıyla da rüşvet suçunu işleyemeyecekleri anlaşılacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Buğra Şahin</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><span style="color:#999999">Bu konuda </span><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20225774-e-20245730-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 16.05.2024 tarihli, 2022/5774 E. ve 2024/5730 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">na göre; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“mahkumiyetlere konu olup, sanıklardan ...’nın, ... ve …’ndan rüşvet alma ile ......’dan rüşvet almaya teşebbüs, ...’in, ... ve …’ndan rüşvet alma ile ...’in, ... aracılığıyla ... ve ...’e rüşvet verme eylemleri yönünden sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun’un 252. maddesi uyarınca tek hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle aynı Kanun'un 43. maddesi uygulanmak suretiyle artırım yapılarak ceza belirlenmesi yerine …’ın üç kez …’nin iki kez rüşvet alma ve …’nin ise iki kez rüşvet verme suçundan cezalandırılması suretiyle fazla cezalar tayini(…)”</i> bozma sebebi sayılmıştır.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20207005-e-20236396-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 16.05.2023 tarihli, 2020/7005 E. ve 2023/6396 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“Rüşvet suçunun oluşabilmesi için yapılan işin kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması ve rüşvet sonucu yapılması istenilen belirli eylem ile görev arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması gerektiği” </i>ifade edilmiştir.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202135234-e-202221042-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 27.12.2022 tarihli, 2021/35234 E. ve 2022/21042 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda;</span></strong><span style="color:#999999"> “<i>bu suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevine giren bir iş olması, rüşvet sonucu istenilen belirli eylem ile failin görevi arasında mutlak bir bağın varlığının bulunması,” </i>gerekir. Aynı yönde bkz. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 23.05.2019 tarihli, 2015/10749 E. ve 2019/5616 K.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20206744-e-20236726-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 25.05.2023 tarihli, 2020/6744 E. ve 2023/6726 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“sanığın suça konu sürücü belgelerini düzenleme yetkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmak suretiyle suç vasfının buna göre tayini gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,” </i>bozma sebebi sayılmıştır.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20169917-e-20182613-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20169917-e-20182613-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay, 5. Ceza Dairesi 05.04.2018 tarihli, 2016/9917 E. ve 2018/2613 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“rüşvet sonucu istenilen belirli eylemin ne suretle kamu görevlisi sanıkların görevlerinin ifası kapsamında bulunduğu bu hususta açıklık içeren görev belgeleri getirilerek, karar yerinde denetime imkan verecek biçimde gerekçeleri gösterilerek sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiği”</i> ifade edilmiştir.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari"><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><span style="color:#999999">Bu konuda </span><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-201918208-e-20226510-k-sayili-karari"><span style="color:#999999">Danıştay, 6. Dairesi’nin 01.06.2022 tarihli, 2019/18208 E. ve 2022/6510 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine göre imar planı, imar planı revizyonu ve imar planı değişikliklerini onaylama yetkisi belediye meclisine ait olduğundan, belediyelere yapılan imar planı değişikliği tekliflerinin karara bağlanmak üzere belediye meclisine sunulması gerekmektedir”</i>.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20208306-e-20222096-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay, 6. Dairesi’nin 23.02.2022 tarihli, 2020/8306 E. ve 2022/2096 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">na göre;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“davacının taşınmazına yönelik imar planı değişikliğiyle ilgili talebinin yetkili belediye meclisince değerlendirilerek karara bağlanması gerekirken anılan talebin belediye meclisine sunulmaksızın belediye başkanlığı işlemiyle reddedilmesinde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır”</i>.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-gorevin-ifasi-unsuru-1</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-tok-ki.jpg" type="image/jpeg" length="88263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/8759 E., 2026/1591 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16.02.2026 tarihli, 2024/8759 E., 2026/1591 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/8759 E., 2026/1591 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/680 E., 2024/684 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 25.08.2022 tarihinde dava dışı araçla karıştığı trafik kazası sonucu elektrikli bisiklet sürücüsü olarak bulunan müvekkilinin yaralandığını, geçici ve sürekli iş göremezliğe uğradığını, geçici bakıcı ile tedavi giderinin oluştuğunu belirterek belirsiz alacak olarak 100,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; talebini 384.559,39 TL’ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; kaza tarihinde geçerli yönetmelik hükümleri esas alınarak maluliyet oranının belirlenmesi gerektiğini, tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz esas alınarak yapılmasını, rapor ücretinden sorumlu olmadıklarını, kusur oranının tespiti gerektiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan gelir sağlanıp sağlanmadığının tespitini, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve tedavi giderinden sorumlu olmadıklarını, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek vekalet ücretinin beşte biri oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun kısmen kabulü ile 307.727,52 TL’nin yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazların reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; raporda kaza ile illiyet bağı kurulamayan işitme kaybının dikkate alınmadığını, omuz ve dirsek yaralanması nedeniyle maluliyet verildiğini, bu nedenle müterafik kusur indirimi yapılmasının yerinde olmadığını, beşte bir oranında vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığını<br />
belirtmiştir.</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usulüne uygun başvuru yapılmadığını, hükme esas alınan raporun usulüne uygun olarak düzenlenmediğini, sigortalı araç sürücüsüne verilen kusur oranının fahiş olduğunu, davacının hastanede tedavi gördüğü günlerin bakıcı gideri hesabında dikkate alınmaması gerektiğini, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,65 teknik faiz esas alınarak hesap yapılması gerektiğini, bakiye ömrün hesap tarihi itibariyle hesaplanmasının yerinde olmadığını, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve adli tıp rapor ücretinin belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, beşte bir oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>B.Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacının sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekili ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52. maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78 ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150 maddesi ve eki Cetvel uyarınca; bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>Somut olayda hakem heyetince davacıda kaza nedeniyle işitme kaybının oluştuğu, kafa ve yüz bölgesinden yaralandığı, davacının korucuyu başlık takmadığı gerekçesiyle %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmış ise de, davacı hakkında düzenlenen ve hükme esas alınan iş göremezlik raporunda omuzundan ve dirseğinden yaralanması nedeniyle maluliyet oranı belirlendiği, sağ kulağındaki işitme kaybı ile kaza arasında illiyet bağı bulunmadığı belirtilmiş olup, maluliyet oranının belirlenmesinde dikkate alınmayan yaralanma gözetilerek müterafik kusur indirimi yapılması doğru görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3.Dairemizin yerleşik uygulamasına göre davacının TRH 2010 Yaşam Tablosu’na göre muhtemel bakiye ömür süresi ile işleyecek aktif ve pasif dönemlerin, hesaplamaya esas olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Hükme esas alınan raporda bakiye ömür, hesap tarihindeki yaşa göre belirlenmiştir.<br />
Bu durumda; davacının TRH 2010 Yaşam Tablosu’na göre bakiye ömür süresinin kaza tarihindeki yaşına göre belirlenerek daha önce rapor düzenleyen bilirkişiden denetime elverişli ek rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı ve davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 16.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="44153"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/968 E., 2026/2053 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2026 tarihli, 2023/968 E., 2026/2053 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/968 E., 2026/2053 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/1105 E.- 2022/1105 K.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I.DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile olay tarihinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı olan traktörün 20.07.2017 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu davacının yaralandığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 41.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslahla toplam talebini 330.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, kusur raporu alınması gerektiğini, hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, soruşturma aşamasında tarafların uzlaşıp uzlaşmadıklarının tespit edilmesi gerektiğini, hesaplamada TRH-2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faizin uygulanması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının sunduğu 27.09.2019 tarihli maluliyet raporuna göre davaya konu trafik kazasından dolayı %70 oranında sürekli malul kaldığı, raporun usule ve yasaya uygun olduğu, davalı tarafından sigortalı araç sürücüsünün %100 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle başvurunun kabulüne, toplam 330.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilinin itiraz başvurusunda bulunması üzerine İtiraz Hakem Heyeti tarafından 30.10.2020 tarih ve 2020/İHK- 22069 sayılı karar ile itirazın kabulüne, davacı tarafından sunulan 27.09.2019 tarihli maluliyet raporunun mevzuata uygun düzenlenmediği, usule uygun maluliyet raporu ile başvuru yapmanın dava şartı olduğu, iş bu dava şartı eksikliğinin tamamlanabilir nitelikte olmadığı gerekçesiyle Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesisine, başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 09.02.2022 tarihli 2021/10592 esas ve 2022/2053 karar sayılı kararı ile somut olayda; kaza neticesinde davacının maruz kaldığı yaralanmaya ilişkin olarak ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 27.09.2019 tarihli raporda, 30.03.2013 tarihli Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri ile ekindeki cetvellere göre belirleme yapıldığı, raporun kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan yönetmeliğe uygun olduğu, sunulan rapor usulüne uygun olmasa bile tamamlanabilir dava şartı olduğu gözetilmek suretiyle inceleme yapılması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle davalı vekilinin anılan yönlere ilişkin itirazlarının kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İtiraz Hakem Heyetince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyularak bozma ilamı doğrultusunda 27.09.2019 tarihli maluliyet raporunun usule uygun olduğu, kusur oranlarının yerinde olduğu, hesap raporundaki tespitlerin isabetli olduğu gerekçesi ile başvurunun kabulüne, toplam 330.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, kusur raporu alınması gerektiğini, geçici taleplerden davalının sorumlu olmadığını, rücuya esas ödeme varsa mahsubu gerektiğini, kask nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, hesaplamada asgari ücretin hatalı uygulandığını, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile olay tarihinde davalı tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi ile sigortalı traktörün karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu davacının yaralanmasından kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, kusur tespitinin isabetli yapılmış olmasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Davalı vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden;</p>

<p>a.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78. ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150. maddesi ve eki Cetvel uyarınca; bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>Somut olayda; davacının motosiklette sürücü olduğu, kaza tespit tutanağına göre kask takıp takmadığının belirsiz olduğu, ancak davacının maluliyete esas teşkil eden yaralanmasının çenesinde kırık, diş kaybı olduğu, dolayısıyla davaya konu kaza nedeniyle davacının yüz bölgesinden yaralandığı dosya kapsamında bulunan evraklar ile sabittir.</p>

<p>Buna göre; davacının kaskının takılı olup olmadığı hususu tespit edilememiş olsa da davaya konu kaza sonucu çenede kırık ve diş kaybı olmak üzere yüz bölgesinden yaralandığı gözetildiğinde, meydana gelen trafik kazasında koruyucu başlık (kask) takmaması nedeniyle zararın artmasında katkısının bulunduğu gözetilerek Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p>b. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30/17., Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16/13. Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi (AAÜT)’nin 17/2. maddeleri bir bütün olarak yorumlandığında tarafların avukat ile temsil edildiği hâllerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin, her iki taraf için de AAÜT’de yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biri olarak hükmolunması gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla; İtiraz Hakem Heyetince davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak anılan mevzuat uyarınca maktu vekâlet ücretinin altında kalmamak kaydıyla asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin 1/5’i oranında vekâlet ücreti yerine, nispi ve tam vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2-a) ve (2-b) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="98295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76519"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24574"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93972"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80996"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69951"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="73591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="63379"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="61074"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="65327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="43580"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="78060"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="98515"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="71368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="13409"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="80594"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
