<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 06 Aug 2026 22:34:18 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifinin Değerlendirilmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milli-dayanisma-ve-toplumsal-butunlesmenin-guclendirilmesine-dair-kanun-teklifinin-degerlendirilmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milli-dayanisma-ve-toplumsal-butunlesmenin-guclendirilmesine-dair-kanun-teklifinin-degerlendirilmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Kapsam Yönünden Değerlendirme</strong></p>

<p>PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin düzenlendiği Kanun Teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur.</p>

<p><strong>Kanun Teklifi incelendiğinde;</strong> bu Kanun hükümlerinin sadece PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’da düzenlenen suçları kapsadığı görülmektedir.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki;</strong> kanunların en temel niteliği, genel ve nesnel nitelikte olmalarıdır. Bu ilke, “kanun önünde eşitlik” ilkesi ile de bağlantılıdır. Nitekim; kanunlar belli bir kişiyi veya kişileri hedef almamalı, ilgili tüm kişilere uygulanabilecek hükümler içermelidir. Kanunlar; genel hukuk kuralları koymayan ve kişiye özel nitelik taşıyan düzenlemeler içermemeli, kapsam itibariyle aynı suçu işleyen bazı kişilere ayrıcalık tanımamalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kanun Teklifinin bu bakımdan;</strong> yukarıda değinilen ilkeler karşısında sorunlu olduğu, “kanunların genelliği” ve “kanun önünde eşitlik” ilkeleri yönünden tartışmaya açık olduğu görülmektedir.</p>

<p><strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde;</strong> suç işlemek amacıyla örgüt kurma, bu örgüte üye olma, örgüte yardım ve örgüt propagandası suç olarak düzenlenmiştir. <strong>TCK’nın “Silahlı örgüt” başlıklı 314. maddesinde de;</strong> Kanunun Dördüncü Bölümünde ve Beşinci Bölümünde yer alan suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlere dair hükümlere yer verilmiştir. <strong>Ayrıca; </strong>3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’da, silahlı terör örgütleri ile bu örgütlerin finansmanına dair genel nitelikli hükümler ortaya koyulmuş olup, anılan bu kanunlar uygulama alanını belli örgütlerle sınırlı olarak düzenlememiştir.</p>

<p>Hukukumuzda terör örgütü olarak kabul edilen çok sayıda silahlı yapılanma mevcut olup, PKK/KCK terör örgütü bunlardan sadece birisidir. Bir önceki paragrafta değinilen ve Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ile 6415 sayılı Kanunda belirtilen suçlar; terör örgütü olarak kabul edilen tüm örgütlerin kurucuları ve üyeleri ile bunlara yardım eden ve finansman sağlayanlara yönelik olarak düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Bu suçların tüm terör örgütleri kapsamında işlenebilen suçlar olması karşısında;</strong> sadece PKK/KCK terör örgütü yararına olduğu görülen Kanun Teklifi, “kanunların genelliği” ve “kanun önünde eşitlik” ilkelerine açıkça aykırıdır. Kaldı ki; kamuoyuna “Terörsüz Türkiye” adıyla tanıtılan süreç, Teklifin bu haliyle, yani sadece PKK/KCK’ya yönelik olması halinde tüm boyutları ile ülkeyi terörden arındırmaya yönelik olmayacak, sadece “PKK’sız Türkiye” hedefine yönelecek, belki de diğer terör örgütlerinin silah bırakarak sürece dahil olmasının önünü açmayacaktır.</p>

<p><strong>Bu hususta dikkat edilmesi gereken; </strong>örgüt kurucusu veya yöneticisi olanların, örgüt kurma ve yönetme suçu Teklif kapsamına alındığından, her ne kadar bu suçlar yönünden Kanundan yararlanmaları mümkün olsa da, TCK m.220/5’de yer alan <strong><i>“Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.”</i></strong><i> </i>hükmü gereğince, örgüt kapsamında işlenen tüm suçlardan da fail olarak sorumlu olacakları ve kapsam dışı bırakılan suçlar yönünden sorumluluklarının devam edeceği görülmektedir. Bu sebeple; örgüt kurucusu ve yöneticileri hakkında sadece bu suçlarla sınırlı kalmayıp, ayrıca örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş tüm suçlar yönünden soruşturmaların yapılması ve neticeye göre de erteleme kurumundan faydalanıp faydalanmayacaklarının takdir edilmesi gereklidir.</p>

<p><strong>II. İstisnalar Yönünden Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Teklifin “Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi” başlıklı 3. maddesi gereğince;</strong> üst sınırı on beş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis cezasını veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenecektir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar ise Kanun kapsamı dışında tutulmuştur. Bu konudaki tercih ve takdir hakkı; tamamen kanun koyucuda olup, “kanun önünde eşitlik” ilkesine bir aykırılık teşkil etmemektedir.</p>

<p><strong>III. Kanun Yolu İncelemesinde Bulunan Dosyalar Yönünden Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Kanun Teklifinin “Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar” başlıklı 4. maddesinde;</strong> 3. madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı uygulanmakta olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilerek, koşullarının bulunması halinde kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Burada belirtilen <i>“koşulların bulunması”</i> tabiri;</strong> tutuklama veya adli kontrol tedbirlerine ilişkin genel koşullar olarak değil, failin ve fiilin bu Kanun Teklifi kapsamında değerlendirilebilecek olup olmadığı şeklinde anlaşılmalıdır. Kanun Teklifinde öngörülmemişse de, erteleme kararı sonrasındaki süre içerisinde en azından denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasının faydalı ve hatta gerekli olacağı kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>Teklifin 4. maddesinin 2. fıkrasında ise;</strong> erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği düzenlenmiştir. Bu fıkraya ilişkin gerekçede ise; beraat veya zamanaşımı nedeniyle düşme şartlarının varlığı halinde bozma kararı verilmeksizin, yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidileceği belirtilmiştir. Bu bakımdan; madde metni ile gerekçe arasında bir uyumsuzluk bulunduğu açıktır. Nitekim; madde metninden anlaşıldığı üzere, beraat ya da düşme kararı verilmesinin şartları oluşsa dahi bozma kararı verilmelidir.</p>

<p><strong>Esasen;</strong> Ceza Hukukumuza ve Ceza Muhakemesi Hukukumuza hakim olan ilke ve kurallar çerçevesinde değerlendirme yapıldığında, kanun yolu incelemesinde beraat veya zamanaşımının nazara alınmasının uygun olacağı, madde metninin bu konuda tereddüt oluşturmayacak şekilde düzenlenmesi gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>IV. Yeniden Suç İşlenmesi Yönünden Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Teklifin “Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi” başlıklı 5. maddesinde;</strong> 3. madde gereğince soruşturma veya kovuşturmanın ertelenmesi, 6. madde gereğince ise mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazının ertelenmesi halinde, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma, kovuşturma ya da cezanın infazının devamına karar verileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu hükümlerde Ceza Kanunumuzdaki genel hükümlerden farklı olarak yine bir ayrıcalık tanınmış, erteleme şartlarının sadece terör suçlarından birinin işlenmesi halinde ortadan kalkacağı düzenlenmiştir. Atıfetin atıfeti mahiyetindeki bu düzenlemenin uygun olmadığı, erteleme şartlarının kasıtlı herhangi bir suçun işlenmesi ile ortadan kalkacağı yönünde düzenleme yapılmasının daha uygun, eşitlikçi ve vicdani olacağı kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>V. Uygulama Yönünden Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Teklifin “Süre” başlıklı 9. maddesinde bu Kanun hükümlerinin;</strong> Teklifin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanacağı belirtilmişse de, “Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi” başlıklı 3. maddede, “Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar” başlıklı 4. maddede ve “Mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi” başlıklı 6. maddede talep şartına yer verilmemiştir. Nitekim; 3, 4 ve 6. maddeler sırasıyla soruşturma ve kovuşturma, kanun yolu ve infaz aşamalarını ilgilendirmekte olup, metinde belirtilen hususlar nazara alındığında re’sen işlem yapılacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Teklifin 9. maddesinde bulunan <i>“bulundukları yerdeki”</i> ibaresi ve 3, 4 ve 6. maddeler birlikte değerlendirildiğinde;</strong> 9. maddenin, hakkında henüz başlatılmış bir soruşturma bulunmayıp, kendiliğinden başvuruda bulunacaklar yönünden bir düzenleme olduğu kanaati oluşmaktadır. Nitekim haklarında bir soruşturma, kovuşturma ya da kesinleşmiş ilam bulunan şüpheli, sanık ya da mahkumların; talep şartı varsa, bu taleplerini ilgili başsavcılık veya mahkemelere yöneltmesi gerekecek olup, bulundukları yerdeki başsavcılığa talepte bulunsalar dahi, bu talepleri ilgili makama yönlendirilecektir.</p>

<p><strong>VI. Hak Yoksunlukları Yönünden Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Teklifin “Takip, koordinasyon ve uygulama” başlıklı 7. maddesisin 4. fıkrasında;</strong> <i>“Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde; a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hakimliğinden veya mahkemesinden, b) Mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hakimliğinden, Kurul tarafından talep edilir.”</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Anayasa m.76/2’de öngörülen seçilme yeterliliğine ilişkin engellerin, kanuni bir düzenleme veya yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı ile ortadan kaldırılamayacağı söylenebilir. Her ne kadar Yüksek Seçim Kurulu’nun kararlarında; yasaklanmış hakların iadesi kurumuna dayanan ve milletvekili seçiminin önünü açan lehe kararlar olsa da, bu düşüncenin yeniden gözden geçirilmesi isabetli olacaktır.</p>

<p><strong>Çünkü bu yasak ve kısıtlama;</strong> sadece 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu m.11’den değil, Anayasa m.76/2’den de kaynaklanmaktadır. Teklifte ise; mevcut sistemde bile tartışmalı olan yasaklanmış hakların geri verilmesi usulü beklenilmeksizin, erteleme süresi devam ederken hak yoksunluklarının kaldırılmasının öngörülmesi, Anayasa m.76/2 yönünden çok daha ağır bir soruna sebep olmaktadır.</p>

<p><strong>Teklif;</strong> mahkumiyetten doğan hak yoksunluklarını kaldırmayı hedeflese de, Anayasada düzenlenen milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin sınırlamaların kanunla bertaraf edilmesi mümkün değildir. <strong>Dolayısıyla;</strong> Teklifte öngörülen erteleme ve hak yoksunluklarının kaldırılması hükümlerinin, Anayasaya uygunluk bakımından ciddi tartışmaları da beraberinde getireceği tartışmasızdır.</p>

<p><strong>VII. Sonuç</strong></p>

<p><strong>İlk olarak; </strong>kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili beraat veya düşme kararı verilmesinin şartlarının varlığı halinde verilecek karar hususundaki tereddüt ile soruşturma, kovuşturma, infaz aşamalarında Kanunun uygulanması için talep şartının bulunup bulunmadığı hususundaki tereddüdün Kanunun Meclis’teki görüşmelerinde ortadan kaldırılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Kanun kapsamının PKK/KCK terör örgütü ile sınırlı tutulup, bu örgüt dışında kalanların ve diğer suçları işleyenlerin kapsam dışında bırakılması,</p>

<p><strong>2- </strong>Kasten insan öldürme suçu Kanun kapsamı dışında tutulmasına rağmen; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet hapis cezasını veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturmalar ve kovuşturmalar ile mahkumiyet hükümlerinin Kanun Teklifinin 3. ve 6. maddelerinde “ceza” yönünden istisna tutulması,</p>

<p><strong>3- </strong>Kanun Teklifinin 1. maddesinin 2. fıkrasında hükümlerin hangi suçları kapsayacağı belirtilmişken, 3. ve 6. maddelerde düzenlenen erteleme hükümleri bakımından getirilen sınırlama,</p>

<p><strong>4- </strong>Teklifteki hak yoksunluklarının kaldırılmasına ilişkin hükümlerin Anayasa m.76/2 ile uyumsuzluğu,</p>

<p>Yönlerinden, “kanun önünde eşitlik” ilkesi gereğince, 4616 sayılı Kanunda olduğu gibi Anayasa Mahkemesi tarafından kapsamın genişletilmesi ihtimali,</p>

<p>Hususları da gözönünde bulundurulmalıdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Taner Akıncı</strong></p>

<p>(Bu makale, sayın <a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow">Prof. Dr. Ersan ŞEN </a>tarafından <a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">www.hukukihaber.net</a> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milli-dayanisma-ve-toplumsal-butunlesmenin-guclendirilmesine-dair-kanun-teklifinin-degerlendirilmesi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/yazar/ersan-sen-yazdi-bayrak-2024.jpg" type="image/jpeg" length="92443"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7589 sayılı Kanun’un Geçici 7. Maddesi ve İnfazın Durdurulması: Zarar Giderimi Şart Mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunun-gecici-7-maddesi-ve-infazin-durdurulmasi-zarar-giderimi-sart-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunun-gecici-7-maddesi-ve-infazin-durdurulmasi-zarar-giderimi-sart-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son bir haftadır üzerine en çok konuşulan hukuki meselelerin başında şüphesiz ki<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"> 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></a></strong>’un 13. maddesi ile birlikte Geçici 6. ve 7. maddeleri gelmektedir. Söz konusu düzenlemede yer alan Geçici Madde 7’nin hatalı bir şekilde yorumlanmaya müsait bir hüküm olduğu kanaatindeyim.</p>

<p>Geçici Madde 7 aynen şöyledir;</p>

<p>“<i>Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 </i><i>nci</i><i> veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. </i><i>Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.</i>”</p>

<p>Hükmün ilk okunuşunda zihinde beliren soru şudur: Kanun koyucu, TCK m. 158/4'ün infaz aşamasındaki dosyalara uygulanmasını mağdurun zararının altı ay içinde tamamen giderilmesi koşuluna mı bağlamıştır? Bir başka deyişle, zararı gideremeyen ya da gidermeyen hükümlü, lehine getirilen yeni düzenlemenin kapısından infaz hukuku açısından geri mi çevrilecektir? Maddenin lafzının bu yönde bir muhakemeye müsait olduğu inkâr edilemez. Ne var ki, aşağıda ortaya konulacağı üzere, böyle bir muhakeme hem hükmün sistematik konumuyla hem de ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamakta; geçici maddenin gerçekte TCK 168/2 ile düzenlenen etkin pişmanlık kurumundan tekrardan faydalanma imkanını düzenlediği gerçeğini gözden kaçırabilecektir.</p>

<p><strong>Geçici Madde 7 Neyi Düzenlemektedir?</strong></p>

<p>Sorunun cevabı, geçici maddenin ihdas ediliş amacında saklıdır. Bilindiği üzere TCK m. 168/2'de düzenlenen etkin pişmanlık, hüküm verilinceye kadar ileri sürülebilen bir kurum olup hükmün kesinleşmesiyle birlikte bu imkân ortadan kalkmaktadır.<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 7589 sayılı Kanun</a>’un Geçici Madde 7'nin asıl düzenleme konusu, kural olarak kapanmış olan bu kapının, haklarında TCK m. 158/4 uygulanacak hükümlüler lehine, bir defaya mahsus ve altı aylık süreyle sınırlı olarak yeniden aralanmasıdır. Maddede öngörülen mağdurun uğradığı zararı altı ay içinde tamamen giderme koşulu, işte münhasıran bu istisnai imkânın (kesinleşme sonrası etkin pişmanlıktan yararlanmanın) şartıdır.</p>

<p>O hâlde şu tespit yapılmalıdır: Geçici Madde 7, TCK m. 158/4'ün infaz aşamasındaki dosyalara <i>uygulanmasının</i> şartlarını düzenleyen bir hüküm değildir; bu uygulamaya <i>ek olarak</i> tanınan etkin pişmanlık imkânının şartlarını düzenleyen bir hükümdür. Zira TCK m. 158/4'ün kesinleşmiş hükümlere uygulanması, geçici maddenin lütfuna muhtaç olmayıp, doğrudan doğruya TCK m. 7/2'den kaynaklanan bir zorunluluktur. Anılan hüküm emredici bir dille şunu buyurmaktadır:</p>

<p>“<i>Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.</i>” (TCK m. 7/2)</p>

<p>Lehe kanunun geçmişe yürümesi ilkesinin kesinleşmiş mahkûmiyetler alanındaki görünümü olan uyarlama yargılaması, bu emredici hükmün zorunlu sonucudur. Sonradan yürürlüğe giren TCK m. 158/4 kapsamına giren hükümlüler bakımından tartışmasız biçimde lehe bir düzenleme teşkil ettiğine göre bu fıkranın şartlarını taşıyan hükümlüler hakkında mağdurun zararını gidermiş olup olmadıklarına bakılmaksızın uyarlama yargılaması yapılması zorunludur. Geçici bir maddenin niteliği gereği yeni düzenlemenin geçiş sürecine katkıda bulunduğu, dolayısıyla ceza hukukunun anayasal dayanağı da bulunan bu temel güvencesini zımnen bertaraf ettiği sonucuna varılamaz; istisnai ve geçici nitelikteki hükümlerin dar yorumlanacağı ve ancak açıkça düzenledikleri konu bakımından sonuç doğuracağı yorum metodolojisinin yerleşik bir gereğidir.</p>

<p>Şu hâlde ilk soruya verilecek cevap açıktır: Zararı gidermeyen hükümlü yalnızca TCK m. 168/2'deki indirim imkânından mahrum kalır; TCK m. 7/2 uyarınca hakkında uyarlama yargılaması yapılması ve TCK m. 158/4'ün lehe hükmünden yararlandırılması ise her hâlükârda mümkündür ve gereklidir.</p>

<p><strong>Peki ya İnfazın Durdurulması? Zararı Gideremeyen Hükümlü, Lehine Olduğu Tartışmasız Bir Kanuna Rağmen Cezaevinde mi Kalacaktır?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Asıl çetrefilli soru budur ve kaynağı, geçici maddenin şu cümlesidir: “<i>Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez.</i>”</p>

<p>Bu cümle, ilk bakışta, altı aylık süre içinde zararını gideremeyen hükümlü bakımından infazın durdurulmasının mutlak surette yasaklandığı izlenimini uyandırmaktadır. Böyle bir muhakeme kabul edilirse ortaya şu tablo çıkar: Hakkında uyarlama yargılaması yürütülen, HAGB alacağı kuvvetle muhtemel olan ancak ekonomik imkânsızlık nedeniyle zararı gideremeyen hükümlü uyarlama süreci boyunca infaza katlanmaya devam edecektir. Bu sonuç kabul edilebilir midir?</p>

<p>Kanaatimizce hayır ve bunun cevabı yine cümlenin kendi lafzında gizlidir. Cümledeki “<strong>bu fıkra uyarınca</strong>” ibaresi, yasağın kapsamını bizzat kanun koyucunun kalemiyle sınırlamaktadır. Yasaklanan husus, salt geçici madde ile tanınan etkin pişmanlık imkânına <i>dayanılarak</i>, yani “zararı altı ay içinde gidereceğim” beklentisi ileri sürülerek infazın ertelenmesi veya durdurulmasıdır. Kanun koyucunun buradaki amacı isabetlidir ve bellidir: Zararı henüz gidermemiş hükümlünün, sırf kendisine tanınan süreden söz ederek infazı sürüncemede bırakmasının önüne geçmek.</p>

<p>Ancak bu yasaktan, infazın <i>hiçbir hukuki sebebe dayanılarak</i> durdurulamayacağı sonucunu çıkarmak, “bu fıkra uyarınca” ibaresini metinden silmek anlamına gelecektir. Oysa kanun koyucunun gerçek amacı göz önüne alındığında metindeki her ibareye bir anlam yüklenmesi gerekir. Dolayısıyla, kanun koyucu mutlak bir yasak murat etseydi, yasağı “bu fıkra uyarınca” verilecek kararlara özgülemez, kayıtsız şartsız kaleme alırdı.</p>

<p>TCK m. 7/2'ye dayalı uyarlama yargılaması ise geçici maddeden bağımsız, kendi hukuki rejimine tâbi bir süreçtir. Bu süreçte infazın durdurulmasına karar verilip verilemeyeceği, uyarlama yargılamasına ilişkin genel hükümlere göre belirlenecek olup Geçici Madde 7'deki yasak bu alana sirayet etmez.</p>

<p>Mutlak yasak yorumunun varacağı sonucun düzenlemenin esasıyla ne ölçüde bağdaşmaz olduğu, somut bir örnekle çarpıcı biçimde görülebilir. Yeni düzenlemedeki şartları taşıyan ve TCK m. 158/1-f kapsamında, 1/6 oranında indirim de uygulanmak suretiyle 3 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edilen ve hükümlü bulunan bir kişi düşünüldüğünde; TCK m. 158/4'ün uyarlama yoluyla uygulanması hâlinde bu kişinin cezası yarı oranında inerek 1 yıl 8 aya düşecek, böylece diğer koşulların da varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanma ihtimali dahi gündeme gelecektir.</p>

<p>Bu örnek kapsamında sorulması gereken soru işe şudur: Uyarlama sonucunda cezası bu ölçüde değişecek, hatta mahkûmiyet hükmü askıya alınma ihtimali beliren bir hükümlünün infazının durdurulabilmesi için zararın giderilmiş olmasını aramak hangi hukuki gerekçeyle savunulabilir? Böyle bir yorum, hükümlüyü, hukuka uygunluğu artık esaslı biçimde tartışmalı hâle gelmiş bir infaza, üstelik sırf ödeme gücü bulunmadığı için katlanmaya zorlamak anlamına gelecektir. Bu ise hem kanun koyucunun lehe düzenlemeyi geçmişe etkili kılma yönündeki açık iradesiyle hem düzenlemenin ele alınış biçimi ve esasıyla hem de HAGB kurumunun uygulanabilmesi durumuyla açıkça çelişecektir. Dahası, zararı giderme imkânı bulunan varlıklı hükümlü ile bu imkândan yoksun hükümlü arasında, salt ekonomik güce dayalı bir infaz farklılığı yaratır ki, böyle bir sonucun eşitlik ilkesi karşısında savunulması mümkün değildir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>Geçici Madde 7, kanun koyucunun amacına uygun olarak muhakeme edilmezse yanlış okumaya müsait bir hükümdür. Doğru okuma şudur: (i) Maddedeki zararı giderme koşulu ve altı aylık süre, münhasıran kesinleşme sonrası etkin pişmanlıktan (TCK m. 168/2) yararlanmanın şartıdır. (ii) TCK m. 158/4'ün infaz aşamasındaki dosyalara uygulanması ise TCK m. 7/2'nin emredici hükmü gereği, zararın giderilip giderilmediğinden bağımsız olarak zorunludur. (iii) İkinci cümledeki infaz yasağı, “bu fıkra uyarınca” ibaresinin çizdiği sınır içinde, yalnızca etkin pişmanlık beklentisine dayalı erteleme ve durdurma taleplerini kapsamaktadır. Dolayısıyla, TCK m. 7/2'ye dayalı uyarlama sürecinde infazın durdurulması genel hükümler çerçevesinde her hâlükârda mümkündür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunun-gecici-7-maddesi-ve-infazin-durdurulmasi-zarar-giderimi-sart-mi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="42447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İcra takibi başlatan avukatı öldüren sanık için ağırlaştırılmış müebbet istemi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/icra-takibi-baslatan-avukati-olduren-sanik-icin-agirlastirilmis-muebbet-istemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/icra-takibi-baslatan-avukati-olduren-sanik-icin-agirlastirilmis-muebbet-istemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa'nın Gürsu ilçesinde borcunu ödemediği gerekçesiyle kendisine yönelik icra takibi başlatan Avukat Hatice Kocaefe'yi (26) düzenlediği silahlı saldırıda öldüren Hakkı Ç.’in (49) 'Nitelikli kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi. Hakkı Ç.’in oğlu Ali Ç. ile eski eşi Esra Ü.'in de 'Azmettirme' suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, 28 Nisan’da saat 17.00 sıralarında Gürsu ilçesi Ağaköy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre; olaydan önce Hakkı Ç., soğuk hava deposu bulunan Elif Çalışkan'a (40) armut sattı. Ödemesini yapan Çalışkan'dan ihracatta kullanılan 5 milyon TL'lik armut kasası satın alan Hakkı Ç. borcunu ödemedi. Çalışkan, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olan kız kardeşi Hatice Kocaefe aracılığıyla hukuki süreç başlatınca Hakkı Ç. ile aralarında husumet oluştu. Yine iddiaya göre; kız kardeşleri telefonda tehdit eden Ç., hakkında başlatılan icra takibinin geri çekilmesini istedi. Kocaefe, olumsuz yanıt verip hukuki sürecin devam edeceğini belirtti.</p>

<p><strong>KIZ KARDEŞLERE SİLAHLI SALDIRI</strong></p>

<p>İki kız kardeşe, babaları Rahmi Kocaefe ve erkek kardeşleri Muammer Kocaefe ile birlikte sahibi oldukları soğuk hava deposuna yürüyerek gittikleri sırada, otomobille önlerini kesen Hakkı Ç. tarafından silahla ateş açıldı. Şüpheli otomobille kaçarken, Elif Çalışkan dizinden, Hatice Kocaefe ise göğsüne isabet eden tek kurşunla yaralandı. İhbarla bölgeye jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Hatice Kocaefe, ambulansla kaldırıldığı Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kurtarılamadı.</p>

<p><strong>5 SUÇ KAYDI BULUNAN ŞÜPHELİ YAKALANDI</strong></p>

<p>Olay sonrası jandarma ilk aşamada iki şüpheliyi gözaltına aldı. Soruşturmanın devredildiği Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, Hakkı Ç.'i Nilüfer ilçesinde rezidanstaki bir evde yakaladı. Hakkı Ç.'in 5 ayrı suçtan kaydı olduğu ortaya çıktı. Polis, ardından 6 kişiyi daha gözaltına aldı.</p>

<p><strong>'ÇEKLERİ İCRAYA VERDİLER, SİNİRLENDİM'</strong></p>

<p>Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulanan Hakkı Ç.'in verdiği ifadesinde, "Birlikte ticaret yapıyorduk. Borcum karşılığında kendilerine çek verdim. Ödeme yapacağımı söylememe rağmen çekleri icraya verdiler, buna sinirlendim" dediği öğrenildi.</p>

<p><strong>5 ŞÜPHELİ TUTUKLANDI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hakkı Ç. ile kendisine yardım ve yataklık yaptıkları belirlenen Ali Ç., Esra Ü. Serkan Sakin ve Hakan S. tutuklanırken, Salih U. Ve Volkan A. adli kontrolle serbest bırakıldı. Olayın ardından Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Bursa 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianamede; avukat Hatice Kocaefe'nin ablası Elif Çalışkan'la babalarına ait soğuk hava deposunu işlettikleri belirtildi. Tutuklu sanıklardan Ali Ç. ve Esra Ü.’in tarımsal ürün şirketlerinin bulunduğu, tarım işiyle uğraşan tutuklu sanık Hakkı Ç.'in ise Esra Ü.’in eski eşi ve Ali Ç.’in babası olduğu belirtilirken, Elif Çalışkan'ın Hakkı Ç.'den 'hatır çeki' aldığı vurgulandı.</p>

<p><strong>'ALACAĞI ERTELEMEZSENİZ SİZİ ÖLDÜRÜRÜZ'</strong></p>

<p>Hakkı Ç.’in çeklerin tarihi geldiğinde ödemesini yapmadığı belirtilen iddianamede; Elif Çalışkan’ın çekin ödemesini istediği, finans müdürleriyle birlikte hesapları konuşmak için Ali Ç. ile bir araya geldikleri ve konuşma sırasında Ali Ç.'in yanında babası Hakkı Ç. ve Serkan Sakin’in bulunduğu kaydedildi. Ali Ç.’in Çalışkan'ı, "Alacağı ertelemezsen sizi öldürürüz" diyerek tehdit ettiği, Hakkı Ç.’in de "Çekleri icraya verirseniz gençliğinize doyamazsınız, ayaklarınıza sıkarım. Bütün malınız mülkünüz sizi kurtarmaya yetmez" ifadeleri iddianamede yer aldı.</p>

<p><strong>'BİZİMLE UĞRAŞMA, HAKKI SİZİ VURUR'</strong></p>

<p>Elif Çalışkan’ın avukat kardeşi Hatice Kocaefe aracılığıyla çekler için icra takibi başlattığı ve bunun üzerine tutuklu sanık Esra Ü.’in adresine icra memurlarının geldiği belirtilen iddianamede; Kocaefe'nin Ü.'i avukat sıfatıyla aradığı ve haklarında icra takibi olduğunu söylediği, Esra Ü.’in ise Kocaefe'ye "Bizimle uğraşma, Hakkı sizi vurur, gerekeni yapar" şeklinde tehdit ettiği kaydedildi.</p>

<p><strong>'ELİF ÇALIŞKAN'A YANINDAKİ İNSANLARI GÖRMEDEN ATEŞ ETTİM'</strong></p>

<p>İddianamede ifadesine yer verilen Hakkı Ç.’in, Elif Çalışkan'la 5 senedir ticaret yaptıklarını söylediği, 2025 yılında Çalışkan'ın kendisinden 7 milyon 800 bin liralık çek aldığını ancak karşılığında kendisinin ürün almadığını, tutuklu sanık Serkan S.'in oğlu Ali Ç. ile ortak iş yaptıklarını, kendisinin oğluna işleri devrettiğini, Salih U.'nun da kendisinin yanında çalışan eleman olduğunu söylediği belirtildi. Hakkı Ç.’in, Çalışkan'ın çekleri icraya verdiğini eski eşinden öğrendiğini, olay günü bahçeleri gezdiği sırada Çalışkan'ı gördüğünü ve yanındaki insanları görmeden Elif Çalışkan'a ateş ettiğini söylediği de iddianamede yer aldı.</p>

<p><strong>‘7 SANIK ARASINDA EYLEM BİRLİKTELİĞİ VAR’</strong></p>

<p>7 sanık arasında eylem birlikteliği bulunduğu belirtilen iddianamede; Hakkı Ç.’in kamu görevini ifa eden avukat Hatice Kocaefe'ye karşı 'Nitelikli kasten öldürme', babası Rahmi Kocaefe, erkek kardeşi Muharrem Kocaefe ve ablası Elif Çalışkan'a karşı ise ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçunu 3 kez işlediği, tutuklu sanıklar Esra Ü. ve Ali Ç.'in Hakkı Ç.’i azmettirdikleri kaydedildi. Tutuklu sanık Serkan S.'in olaydan sonra Hakkı Ç.'i aracıyla alıp gizleneceği yere götürdüğü, olaydan önce de bu plana dahil olarak Hakkı Ç.'in işlediği suça yardım ettiği, tutuklu sanık Hakan S. ile tutuksuz sanıklar Salih U. ve Volkan A.'nın olaydan sonra sanığın suçu işlediğini bilmelerine rağmen yerini kolluk kuvvetlerine bildirmedikleri, bu nedenle 'Suçluyu kayırma suçunu' işledikleri belirtildi.</p>

<p><strong>AYRI AYRI AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBETLERİ İSTENDİ</strong></p>

<p>İddianamede; Hakkı Ç., oğlu Ali Ç. ve eski eşi Esra Ü.'in ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 3'er kez 21 yıla kadar, Serkan S.'in 51,5 yıla kadar, Hakan S., Salih U. ve Volkan A.'nın ise 5 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Sanıkların yargılanmasına, Bursa 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi'nce önümüzdeki aylarda başlanacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/icra-takibi-baslatan-avukati-olduren-sanik-icin-agirlastirilmis-muebbet-istemi</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 16:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-181.jpg" type="image/jpeg" length="99371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["ANAYASA MAHKEMESİNDEN ARABULUCULUKLA İLGİLİ HATALI HAK İHLALİ KARARI"]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinden-arabuluculukla-ilgili-hatali-hak-ihlali-karari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinden-arabuluculukla-ilgili-hatali-hak-ihlali-karari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AYM, Başvurucunun Euroserve Hizmet ve İşletmecilik A. Ş.'de çalışıp, Euroserve Güvenlik A. Ş. ile yürüttüğü zorunlu arabuluculuk süreci ardından bu şirkete karşı işe iade davası açtığı olayda, mahkemenin taraf değişikliğini kabul ederek verdiği işe iade kararının Sakarya BAM tarafından asıl işveren şirketle arabuluculuk süreci yürütülmediği gerekçesiyle kesin olarak kaldırması ve ret kararını, <a href="http://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow">mahkemeye erişim hakkının ihlali </a>olarak değerlendirdi.</p>

<p>Bu ihlal kararı, daha önceki arabulucunun sorumluluğunu tespit ettiği<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202039775-basvuru-numarali-karari"> 28.11.2024 tarih ve 2020/39775 sayılı kararı</a>nda olduğu gibi, AYM'nin arabuluculuk hukukuna hakim olmadığını bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p>Öncelikle, AYM'nin ihlal kararı metninde 6325 sayılı kanunda açık ve net olarak zikredilen <i>"ARABULUCULUK"</i> sözcüğünü <i>"ARA BULUCULUK"</i> şeklinde 25 kez hatalı yazılması kabul edilebilir değil. Anayasa Mahkemesinin metinlerinde genel dil bilgisi ve yanım kuralları kadar hukuki terimler açısından da hatasızlık aranmalıdır.</p>

<p>Olayın AYM tarafından arabuluculuk hukuku bakımından değerlendirilmesi de yanlıştır. Şöyle ki;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru konusu uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesinin başvurucu davacının davasını doğru davacıya husumet yöneltebilmesi açısından yaptığı değerlendirme ve doğru tarafın davaya dahil edilmesi, HMK 124. maddesine uygun ve mahkemeye erişim hakkı ve usul ekonomisi bakımından yerindedir.</p>

<p>Ancak sonrasında davaya eklenen tarafla ilgili bir arabuluculuk sürecinin yokluğunun mahkeme tarafından ihmali hatalıdır. Nitekim BAM da buna işaret ederek kabul kararını kaldırmış ve davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>Arabuluculuk dava şartı, davalıyla dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin yürütülmesi hem 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hem de 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu kapsamında çok açık biçimde zorunlu.</p>

<p>Davacı işçinin yeterli bilgi ve bilince sahip olmadığından, arabuluculuk sürecinde ve davada husumeti yanlış şirkete yöneltmesi, dava şartı eksikliğine neden olur ve bu eksiklik HMK m. 114 gereğince sonradan (davada taraf değişikliği vb yollarla) giderilemez; maddenin 2. fıkrasındaki <i>“</i><i>Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.” </i>ifadesi arabuluculuk dava şartının sonradan tamamlanmasına engel. Bu engel karşısında ne istinaf mahkemesinin ne de Anayasa Mahkemesinin arabuluculuk dava şartı eksikliğini genel hukuk ilkeleri veya temel haklara atıfla bertaraf etme şansı olabilir.</p>

<p>Pek çok hukukçu tarafından eleştirilse de, HUAK ve dava şartı arabuluculuk hükümleri var oldukça; yokmuş gibi kabul edilerek, usulu ve hukuku zorlamak, genel hukuk ilkelerine dayanılarak yasal zorunlulukları, özellikle AYM eliyle, yok saymak sorunlu ve hukuki belirlilik - eşitlik açısından sakıncalı bir yol. Usul ekonomisi veya mahkemeye erişim hakkı kavramlarının, özellikle AYM, kararıyla, net yasal düzenlemelerin önüne geçirilemeyeceği düşüncesindeyim.</p>

<p>Davanın bu gerekçelerle reddi gerekirken, kabul edilmesi hukuken hatalıdır ve bunu tespit eden kesin BAM kararının hak ihlali doğurması da söz konusu olamaz.</p>

<p>Hatalı tarafla arabuluculuk ve dava süreci yürütmesi davacı başvurucunun hak kaybına da yol açmamıştır. Çünkü İş Kanunu kapsamında davacı başvurucu doğru şirketle arabuluculuk süreci yürütüp ardından yeniden dava açma hakkına sahiptir.</p>

<p>İş Kanunu 20. maddesine göre, <i>"Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. KESİNLEŞEN RET KARARININ da resen TEBLİĞİNDEN itibaren İKİ HAFTA İÇİNDE ARABULUCUYA BAŞVURULABİLİR."</i> der.</p>

<p>Davacı BAM'ın işe iade davasını kesin ret kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabuluculuk başvurusuyla dava şartını elde edip yeni bir dava açarak hukuki yararının peşinden gitmek yerine, AYM'ye bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>Davacının ulaştığı ihlal kararı sonrasında, bu karardan doğan menfaatine karşılık; savunduğu işe iade hakkı bakımından hukuki yararı bulunmamaktadır. Çünkü 4 yıl sonra verilen hak ihlali sonrasında yapılacak yeni yargılamada, <u>iki haftalık arabuluculuğa başvuru süresi AYM sürecinde kaçırılmış olduğundan</u>, işe iade kararı alma şansı hukuken kalmamıştır.</p>

<p>Bu nedenlerle, <a href="http://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı</a>nı, olayın hukukunu doğru tespit açısından eksik ve mahkemeye erişim hakkının yorumlanması bakımından yasal düzenlemelerle çelişkili buluyorum.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-m-turgay-bilge" title="Av. M. Turgay BiLGE"><img alt="Av. M. Turgay BiLGE" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/08/turgay-bilge.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-m-turgay-bilge" title="Av. M. Turgay BiLGE">Av. M. Turgay BiLGE</a></strong></h4>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow">&gt;&gt; AYM kararının tam metni için <span style="color:#2980b9"><strong>TIKLAYINIZ</strong></span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinden-arabuluculukla-ilgili-hatali-hak-ihlali-karari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/aym-ter.jpg" type="image/jpeg" length="96027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EMSAL KARARLAR ÇERÇEVESİNDE MİRASBIRAKANIN VASİYETNAMEDEKİ TASARRUFUNU SAĞLARARASI BİR TASARRUFLA GERİ ALMASI VE SONUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/emsal-kararlar-cercevesinde-mirasbirakanin-vasiyetnamedeki-tasarrufunu-saglararasi-bir-tasarrufla-geri-almasi-ve-sonuclari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/emsal-kararlar-cercevesinde-mirasbirakanin-vasiyetnamedeki-tasarrufunu-saglararasi-bir-tasarrufla-geri-almasi-ve-sonuclari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Genel Olarak</strong></p>

<p>Mirasbırakanın, malvarlığında yer alan bir mal veya hakla ilgili vasiyetname yapmış olması onun söz konu malvarlığı değerleri ile ilgili sağlararası tasarrufta bulunma özgürlüğünü sınırlandırmaz ya da ortadan kaldırmaz. Şu hâlde, miras bırakan, vasiyet ettiği mal varlığı değerlerine ilişkin, kısmen veya tamamen vasiyetle çelişecek şekilde sağlığında tasarrufta bulunmuş olabilir. Böylece miras bırakan, vasiyetnamesinde belirli bir mala ilişkin <strong>vasiyette</strong> bulunabilmekte, ancak sağlığında bu vasiyetle <strong>bağdaşmayan başka bir tasarruf</strong> gerçekleştirerek geri alma iradesini kullanabilmektedir.</p>

<p>İşte, ifade etmiş olduğumuz duruma ilişkin Kanun koyucu TMK m. 544/II hükmünde bir <strong>karine kabul etmektedir</strong>. Buna göre, miras bırakan, belirli bir malı üzerinde ölüme bağlı tasarrufta bulunduktan sonra, aynı mala ilişkin sağlararası bir tasarrufta bulunmuşsa, <a name="_Hlk236066322">ölüme bağlı tasarruf <strong>geri alınmış sayılır</strong>.</a></p>

<p><strong>Vasiyetname ile çelişen tasarruf işlemi vasiyetten rücu sonucunu doğurur</strong></p>

<p>Yukarıda ifade edildiği gibi, TMK m. 544/II hükmü esasen vasiyetle çelişen sağlararası tasarrufla mirasbırakanın vasiyeti geri aldığı şeklinde bir <strong>adi karineye</strong> yer vermektedir. Burada vasiyetnamenin hükümsüz hale gelmesi için mirasbırakanın ayrıca beyanda bulunmasına da gerek yoktur.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Örneğin, miras bırakanın bir taşınmazını A’ya vasiyet ettikten sonra aynı taşınmaz üzerinde B ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparak yeni bir tasarrufta bulunmuşsa ya da vasiyete konu taşınmazı C’ye satıp devretmişse sonraki tasarrufla bağdaşmayan önceki vasiyetname TMK m.544 uyarınca <strong>kendiliğinden hükümsüz</strong> hale gelecektir.</p>

<p>Örneğin Yargıtay vermiş olduğu bir kararında belirttiğimiz husus şu şekilde ifade edilmiştir: <i>“…davacı <strong>davalılar C.ve H.'ya yapılan vasiyetin iptalini istemiş ise de vasiyetnameye konu olan taşınmazlar vasiyetten sonra davalı C. ve H.'ye tapuda satış göstermek suretiyle davadan önce intikal ettirilmiş olduğundan, hukuki geçerliliğini kanun gereğince yitireceğinden</strong> (TMK. 544.md.) vasiyetnamenin iptali konusunda ayrıca bir karar verilmesine gerek bulunmadığı gözardı edilerek bu istekle ilgili <strong>davanın reddine</strong> karar verilmesi gerekirken, konusu kalmadığından bahisle <strong>esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde</strong> hüküm kurulması da doğru değildir.” Şeklindeki gerekçe ile bu hususu açıkça ifade etmiştir (Bkz. Y. 1. HD., E. 2008/12458 K. 2009/2623 T. 2.3.2009).</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay vermiş olduğu bir başka kararında ise kızına vasiyet ettiği taşınmazı sağlığında yine aynı kızına satmış olmasını, yine mirasbırakanın vasiyetnameyi geri aldığı şeklinde yorumlamıştır. Söz konu karar şu şekildedir: <i>“Olayda mirasbırakan 1.10.1986 günlü vasiyetnamede, taşınmazını kızı Rahmiye’ye vasiyet ettikten sonra, aynı taşınmazı 24.2.1987 gününde yine kızı Rahmiye’ye satmış, tapuda mülkiyeti ona devir etmiştir. Miras bırakan bu davranışı ile, ölümü halinde bu malın, terekesinde bulunması imkanını ortadan kaldırmıştır. Yararına vasiyet yapılan kişinin, ölenin mirasçısı olması, fiili rücu (dönüş) kuralını etkilemez. Mahkemece aksine düşünce ile ve ölüme bağlı tasarrufların hukukî niteliği ile çelişerek ve Medeni Kanun’un 491. maddesi ile bağdaşmayan bir düşünce biçimiyle davanın red edilmesi yanlıştır. Oysa yapılacak iş, <strong>vasiyetnamenin geçerliğini yitirdiğinin tesbitinden ibarettir. </strong>Bu yönün gözetilmemiş olması usul ve kanuna aykırıdır.” (Bkz. Yargıtay 2. HD, E. 1989/3178, K. 1989/4929, T. 22.05.1989).</i></p>

<p>Belirtelim ki ifade ettiğimiz TMK m. 544 hükmü çerçevesinde mirasbırakanın malvarlığı değeri üzerindeki tasarrufun geri alma sonucunu doğurabilmesi için <strong>sadece borçlandırıcı işlem yapılması yeterli olmayıp, tasarruf işleminin de gerçekleşmiş olması</strong>, diğer bir anlatımla vasiyete konu malvarlığı değerinin mirasbırakanın malvarlığından çıkıp <strong>üçüncü kişinin malvarlığına girmiş olması şarttır</strong>.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Nitekim bu yönde verilmiş eski tarihli bir Yargıtay kararında şu ifadelere yer veriliştir: <i>“Medeni Kanun’un 491. maddesinin ikinci fıkrasında söz konusu edilen tasarruf, vasiyetnamenin infazını imkânsız kılan tasarruflara aittir. Oysa <strong>bağış vaadi taahhüdü ile (Teslim vaki olmadıkça) bağış yapanın o mal üzerindeki mülkiyeti son bulmayacağına ve ölümü ile beraber kitapların tereke arasında katılması gerektiğine göre, sözü edilen maddenin ikinci fıkrasındaki halin gerçekleştiği iddia edilemez</strong>.”</i> <i>(Y. 2. HD, E. 1963/5131, K. 1963/5128, T. 30.09.1963)</i></p>

<p><strong>Hükmün belirli mal vasiyetine özgü olma özelliği</strong></p>

<p>Öte yandan ifade etmiş olduğumuz TMK m.544 uyarınca <strong>kendiliğinden hükümsüz</strong> hale gelme hali <strong>sadece belirli mal vasiyetine konu vasiyetnameler bakımından uygulama alanı bulur</strong>. Buradaki belirli malın da ferden muayyen yani <strong>parça vasiyeti </strong>şeklinde olması gerekir. Dolayısıyla <strong>çeşit vasiyetin</strong> söz konusu olduğu hallerde işin niteliği gereği murisin sağlığında yapacağı tasarruf nedeniyle vasiyetin geri alındığından da söz edilemez.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Ancak, kanaatimizce mirasbırakan malvarlığındaki belirli bir stoktaki mallar için vasiyette bulunmuşsa, diğer bir anlatımla <strong>sınırlı çeşit vasiyeti (mahdut çeşit vasiyet)</strong> söz konusu ise murisin bu stokta sağlığında yapacağı tasarruf ölüme bağlı tasarrufun da <strong>geri alınması sonucunu doğurur</strong>. Örneğin, mirasbırakanın X Bankasında 10 milyon TL’sinin bulunduğu varsayımında, düzenlediği vasiyetnamede <i>“A’ya 10 milyon vasiyet ediyorum” </i>demesi ile<i> “X Bankası’ndaki 10 milyon TL paramı A’ya vasiyet ediyorum” </i>demesi arasında fark bulunmaktadır. Zira mirasbırakanın sağlığında bankadaki tüm parayı çekerek harcaması, yani 10 milyon TL üzerinde tasarrufta bulunmuş olması halinde, çeşit vasiyetin söz konusu olduğu ilk ihtimalde ölüme bağlı tasarruf geri alınmış sayılmayacağı için A mirasbırakanın mirasçılarından bunu talep edebilir. Buna karşılık, ikinci ihtimalde sınırlı çeşit vasiyet (mahdut çeşit vasiyet) söz konusu olduğundan, mirasbırakanın bu vasiyetle çelişen tasarrufu, vasiyetin de geri alınmış sayılması sonucunu doğurur.</p>

<p><strong>Hükmün mirasçı atama halinde uygulanmama özelliği</strong></p>

<p>Vasiyetname ile <strong>mirasçı atamanın</strong> söz konusu olduğu hallerde murisin sağlığında terekeye konu bir ya da bir baç mal varlığı değerine ilişkin tasarrufta bulunmuş olması, mirasçı atamaya ilişkin vasiyetnamenin de <strong>geri alınması sonucunu doğurmaz</strong>. Özetle, vasiyetname ile <strong>mirasçı atanmışsa </strong>aksi mirasbırakana ait başka bir rücu iradesiyle açıkça anlaşılmadıkça, miras bırakanın sağlığında yapacağı tasarruflar vasiyetnameyi geri alma olarak değerlendirilemez ve vasiyetname hüküm ifade etmeye devam eder. Dolayısıyla mirasçı olarak atanan kişi terekenin tamamı veya belirli bir kısmı üzerinde hak sahibi olmayı sürdürür ve mirasbırakanın terekesi üzerinde tasarruf etmesi atanmış mirasçının terekeden alacağı oranı etkilemez.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a></p>

<p>Nitekim emsal pek çok kararda, vasiyetname ile <strong>mirasçı atama halinde</strong> mirasbırakanın sağlığında yapmış olduğu <strong>tasarrufların vasiyetnamenin geri alınması olarak değerlendirilemeyeceği </strong>kabul edilmektedir. Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.2009 tarhli ve E. 2009/455 K. 2009/464 sayılı kararında bu ettiğimiz husus şu şekilde ifade edilmiştir:<i> “Miras bırakan, vasiyette bulunduktan sonra, vasiyetname ile bağdaşmayacak şekilde ölüme bağlı olmayan bir tasarrufla vasiyete konu olan şey üzerinde tasarrufta bulunursa, bu davranışı ilk vasiyetten rücu anlamını taşır ( Esat Şener, Miras Hukuku, 1981, s. 374 vd.; Zahit İmre,Türk Miras Hukuku, 1968, s. 154 vd. Kemal Oğuzman, Miras Hukuku Dersleri, 1972, 184; Nuşin Ayiter, Miras Hukuku 1971, s. 57; İlhan Öztrak, Miras Hukuku 1968, 83 ). Dolayısı ile böyle bir durumda miras bırakanın eylemli olarak vasiyetten döndüğü kabul edilir. <strong>Bu hüküm sadece belirli mal vasiyetleri için geçerlidir. Mirasçı atanmasına (nasbına) ilişkin vasiyetlerde uygulanmaz. Çünkü atanmış mirasçı (TMK. m. 516) vasiyetçinin mirasçısı olup, terekenin aktifi pasifinden az da olsa, çok da olsa, tasarruf geçerliliğini korur</strong>.</i>”</p>

<p><strong>Vasiyet edilende tasarruf edilse dahi bazı hallerde vasiyet hüküm ifade edebilir</strong></p>

<p>TMK m.544 uyarınca sadece belirli mal vasiyetinde vasiyetle çelişen tasarruflar vasiyeti hükümsüz hale getirecektir. Ancak, miras bırakan böyle bir tasarrufta bulunmakla birlikte bazı hallerde vasiyetnamedeki tasarruf yine de geçerli sayılabilir. Buna göre, bir defa miras bırakanın <strong>iradesinden</strong> malvarlığından çıkan şeyin karşılığının, buna rağmen ölüme bağlı tasarrufla lehine tasarrufta bulunulan kişiye verilmesini <strong>istediği anlaşılıyorsa</strong>, ölüme bağlı tasarruf <strong>geçersiz değildir</strong>. Bu durumda vasiyet alacaklısı, terekeden çıkan vasiyet edilen şeyin <strong>karşılığını</strong> talep edebilir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a></p>

<p>Benzer şekilde, miras bırakanın sağlararası tasarrufu vasiyet edilen şeyin değerini düşürse ya da onu yüklü hale getirse dahi ölüme bağlı tasarruf <strong>geçersiz değildir</strong>. Başka bir anlatımla, vasiyet edilen şeyin muris tarafından sağlığında tasarrufa konu edilmesi vasiyetin geri alınması niteliğinde ise de sağlararası tasarruf vasiyetnameden doğan borcun ifasına engel değilse, geri almadan da söz edilemez. Ancak bu durumda vasiyet alacaklısı, terekedeki vasiyet olunan şeyi ancak <strong>yükleriyle birlikte</strong> talep edebilir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Örneğin, bankadan kredi kullanan M, A’ya vasiyet ettiği taşınmazda banka lehine ipotek tesis etmişse ya da sağlığında kiraya verdiği bu taşınmazda B lehine kira şerhi verilmişse durum bu şekildedir. Dolayısıyla vasiyetname yürürlükte kalmaya devam ederken A söz konu yüklerle birlikte o taşınmaza malik olabilir.</p>

<p>Bazı Yargıtay kararlarında vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası tasarrufla kısmen <strong>geri alınması halinde</strong>, <strong>geri alınmayan</strong> ölüme bağlı tasarrufların <strong>geçerli kalmaya devam</strong> edeceği ifade edilmektedir. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.03.2004 tarihli ve E. 2004/1807, K. 2004/2635 sayılı kararına göre, <i>“Murisin, taşınmazının 2/6’şardan toplam 4/6 hissesini ve bu hisselere ayrılan (2) ve (3) nolu meskenlerini, sağlığında, oğulları Ahmet ve Mehmet’e <strong>vasiyetname ile bağdaşmayacak şekilde sağlararası tasarrufla temlik etmesi, bu hisseler ve (2) ve (3) nolu meskenler yönünden vasiyetnameden rücu edildiğini gösterir</strong>. (TMK.544/2) Ancak, <strong>murisin uhdesinde kalan 2/6 hisse ve bu hisseye tekabül eden (1) nolu mesken üzerinde muris lehine tesis edilmiş olan kat irtifakı yönünden vasiyetname ayakta ve geçerliliğini sürdürmektedir</strong>. O halde vasiyetnamenin tamamen iptalini sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”</i></p>

<p>Öte yandan öğretide, mirasbırakanın vasiyet ettiği şeyde sağlığında t<strong>asarrufta bulunduktan sonra tekrar o şeyin malvarlığına girmesi </strong>halinde geri almanın etkisiz hale geleceği, dolayısıyla vasiyet alacaklısının vasiyetin aynen ifasını talep edebileceği ileri sürülmekle birlikte<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> katıldığımız görüş çerçevesinde mirasbırakanın vasiyete konu bu şeyde tasarruf etmesinin vasiyetten rücu anlamına geldiği, dolayısıyla tekrar yürürlüğe girmesini istediği yönündeki miras bırakanın aksi yöndeki arzusu ispat edilmedikçe <strong>vasiyetnamenin kendiliğinden hükümsüz sayılacağı </strong>kabul edilmelidir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a></p>

<p><strong>Geri alma sonucunun doğması için sağlararası tasarruf işlemi de geçerli olmalıdır</strong></p>

<p>Burada değinilmesi gereken bir başka husus da şudur; vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası bir başka tasarrufla geri alınmasından söz edilebilmesi için, <strong>sağlar arası tasarrufun da geçerli olması </strong>gerekir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a></p>

<p>Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.2009 tarihli ve E. 2009/455 K. 2009/464 T. 04.11.2009 sayılı kararında bu husus şu şekilde karara bağlanmıştır: <i>“Miras bırakan S. 19.08.2002 tarihinde ölmüştür. Mirası çocukları M. Y., H. S., V. U. ve C. Ç.’a kalmıştır. Dava C. Ç. tarafından diğer mirasçıların hasım gösterilerek açılmıştır. Miras bırakan S.’un vasiyetnamesi 05.01.1982 tarihinde noterde hazırlanmış, 01.10.2002 tarihinde Eskişehir 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2002/1143-1190 E-K. sayılı kararı ile açılmış ve taraflarca herhangi bir itiraza uğramamıştır. Ancak, davacı miras bırakan tarafından A. R.’e 13.11.1997 tarihinde bir genel vekâletname verildiği, vekil A. R.’in bu vekâletnameye dayanarak 22.02.2000 tarihinde, dava konusu 107 numaralı parseli davacının oğlu Y. Ç.’a; 86,559 ve 296 numaralı parseller ile Alpu ilçesinde bulunan 2046, 545, 546, 490, 491 ve 53 parsel sayılı taşınmazları davacı C. Ç.’e miras bırakanın sağlığında sattığı anlaşılmaktadır. Niza konusu taşınmazların bir kısmını murisin ölümünden sonra açılan ve kesinleşen muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları sonucunda terekeye döndüğü bir kısmının da tapuda muris adına kayıtlı olduğu sabittir. <strong>Vasiyetçi, her ne kadar vasiyetnameden vasiyetname ile bağdaşmayan bir hukuki tasarrufla rücu edebilirse de, o tasarrufun hukuki sonuç doğurabilmesi; daha açık bir anlatımla vasiyetnameyi ortadan kaldırabilmesi için, sonradan yaptığı hukuki tasarrufun geçerli olması gerekir. </strong>(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.11.2001 gün ve 2001/1-958 Esas, 2001/1035 Karar sayılı ilamı). Somut olay irdelendiğinde, davaya konu olan 530 ve 141 numaralı parsellerin miras bırakan adına kayıtlı olduğu, 107, 86, 559 ve 296 numaralı parsellerin ise Mahmudiye Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.10.2004 gün ve 2003/39-24 sayılı kararı ile C. Ç. adına olan kayıtların iptal edilerek S. mirasçıları adına tesciline karar verildiği görülmektedir. Hal böyle olunca,<strong> usulünce noterde düzenlenen vasiyetnameye bir itiraz olmadığı gibi, iptali yönünden de herhangi bir dava açılmadığı anlaşıldığından; vasiyetnamenin geçerli olduğu, davaya konu olan tüm taşınmazların da terekeye dâhil olduğu anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken</strong>, uygun olmayan gerekçelerle direnilerek davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”</i></p>

<p>Vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası bir başka tasarrufla geri alınmasından söz edilebilmesi için, <strong>sağlar arası tasarrufun da geçerli olması </strong>özellikle uygulama açısından oldukça önemlidir. Zira, uygulamada miras bırakan tarafından önce vasiyetname düzenlenerek belirli bir taşınmazın vasiyet edildiği, ancak daha sonra bu taşınmazın üçüncü kişiye ya da bizzat vasiyet alacaklısına farklı hukuki sebeplere dayalı olarak devredildiği görülmektedir.</p>

<p>Örneğin miras bırakan, A’ya vasiyet ettiği taşınmazı, <strong>üçüncü kişi B’ye</strong> satış ya da bağış suretiyle ya da başka bir hukuki işlemle devredebilmektedir. Benzer şekilde, miras bırakan tarafından A’ya vasiyet edilen taşınmaz, bu kez muris sağken <strong>yine A’ya</strong> devredilmektedir. Bu devrin hukuki sebebi ise bazen <strong>bağış ya da satış bazen de ölünceye kadar bakma sözleşmesi</strong> olabilmektedir.</p>

<p>İşte, vasiyet edilenin şeyin (ister üçüncü kişiye isterse bizzat vasiyet alacaklısına) sağlar arası bir işlemle devri halinin vasiyetnamedeki tasarrufun geri alınması olarak değerlendirilebilmesi için sağlararası bu tasarrufun da geçerli olması gerekmektedir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Aksi, durumda, yani <strong>geçersizlik halinde vasiyetnamenin geri alınmasından da söz edilemez</strong>.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Bu nedenle hala <strong>murisin terekesinde bulunan vasiyete konu şeyin vasiyetnamedeki şekliyle tenfizi gerekir</strong>.</p>

<p>Örneğin Yargıtay’a göre, mirasbırakanın vasiyetname düzenledikten sonra vasiyetnameye konu mala ilişkin ölünceye kadar bakım sözleşmesi yapmış ve bu şekildeki bir tasarruf <strong>muvazaalı değilse</strong>, TMK m. 544 hükmünce vasiyetnameden rücu söz konusudur. Söz konu karara göre, <i>“Davacı, söz konusu vasiyetnamenin geçersiz olduğunu, zira vasiyete konu taşınmazı 22.01.2010 tarihinde ölünceye kadar bakım akti ile yine davalıya temlik ettiğini, bu suretle vasiyetnamenin kendiliğinden geçersiz olduğunu, murisin yaşlı ve hasta olmasından faydalanan davalının ikna etmesi neticesinde devrin gerçekleştiğini, öte yandan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, vasiyetnamenin iptali, bakım aktinin iptali, tapu iptal ve pay oranında telcil istekli eldeki davayı açtığı, yargılama sırasında talep sonucunu ıslah ederek, anılan isteklerinin kabul edilmemesi halinde tenkise karar verilmesini istediği görülmektedir… Mahkemece, tenkis isteğinin kabulüne karar verilmiştir… Hemen belirtilmelidir ki, <strong>miras bırakan 09.06.2009 tarihinde çekişme konusu vasiyetnameyi yapmış, 30.12.2009 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmakla da TMK'nın 544. maddesi (743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 491. maddesi) hükmü uyarınca vasiyetname hükümsüz hale gelmiştir</strong>. Öte yandan; ölünceye kadar bakım akti ivazlı akitlerden olup, bu tür temliklerde tenkis hükümlerinin uygulanamayacağı açıktır… Somut olaya gelince; <strong>davalı bakım borcunu yerine getirmiştir</strong>. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir. Öte yandan; davalının bakım borcunu yerine getirmediğine yönelik <strong>miras bırakanın sağlığında herhangi bir iddiasının ve davasının olmadığı da sabittir</strong>. O halde, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Kabule göre de; davacının vasiyetname ile bakım sözleşmesinin iptali, tapu iptal ve tescil istekleri hakkında olumlu olumsuz açıkça bir hüküm kurulmadan terditli <strong>tenkis isteği hakkında karar verilmiş olması da isabetsizdir</strong>.”</i> (Bkz. Y. 1. HD., E. 2012/8148 K. 2012/12187, T. 01.11.2012)</p>

<p>Yine Yargıtay vermiş olduğu bir başka kararında, mirasbırakanın vasiyetname ile çelişen tasarrufunun iptali halinde, vasiyet edilen malın <strong>murisin terekesine döneceği ve vasiyet alacaklısın vasiyetin tenfizini</strong> dava edebileceği şu şekilde karara bağlanmıştır: <i>“Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların kardeş olduğunu, muris (anneleri)...'in, 5. Noterliği'nin 15.09.2004 tarih, 17256 yevmiye numaralı vasiyetnamesi ile, .... Merkez ...Köyü 758 ada 13 ve 14 parsel numaralı taşınmazları davacılara bıraktığını, vasiyetnamenin açılıp okunduğunu ve bu kararın kesinleştiğini, davalının vasiyetnamenin iptali istemi ile açmış olduğu davanın da reddedilerek kesinleştiği, murisin vasiyetnameyi düzenledikten sonra sağlığında gördüğü lüzum üzerine aynı taşınmazları davacılara, kullanım hakkı kendisinde kalmak üzere, satış sureti ile devrettiğini, bu kez davalının, vasiyetname konusu taşınmazların da içinde bulunduğu üç farklı taşınmaz için tapu iptal tescil davası açtığını, yapılan yargılama sonunda vasiyetname konusu taşınmazların davacılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile muris...'in mirasçıları adına tesciline karar verildiğini, <strong>bu karar gereğince terekeye geri dönen taşınmazların mirasçılar adına değil, bu karar ile birlikte tekrar gündeme gelen dava konusu vasiyetname gereğince davacılar adına tescilinin gerektiğini </strong>belirterek, murise ait 5. Noterliği'nin 15.09.2004 tarih, ....yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki <strong>vasiyetnamenin tenfizi ile vasiyetname konusu taşınmazların davacılar adına tesciline karar verilmesini talep</strong> ve etmiştir… Mahkemece, "... dava konusu edilen taşınmazların tarafların murisi tarafından vasiyetname ile davacılara bıraktığı incelenen 5.Noterliğinin ....yevmiye numaralı düzenleme şeklinde resmi vasiyetnamesinden anlaşılmış ise de murisin ölümünden sonra dava konusu taşınmazlar ile ilgili muris muvazaasına dayalı tapu iptal tescil davası açıldığı, yargılama sonucunda taşınmazların veraset ilamı gereğince mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği, <strong>bu haliyle vasiyetnamenin hükmünün kalmadığı.</strong>.." <strong>gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş</strong>, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir… mirasbırakanın sonradan vasiyetname konusu mal üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarrufta bulunmasıyla birlikte vasiyetnamenin ortadan kalkmış sayılabilmesi için, sağlararası kazandırmanın geçerli bir hukuki işleme (satışa) dayanması gerekmekte olup, <strong>tapu iptal tescil kararının kesinleşmesi ile birlikte, satış işlemi şeklinde gerçekleştirilen tasarrufun geçersiz olduğu sabit hale gelecek ve vasiyetnameye konu bu gayrimenkullerin kesinleşen bu kararla birlikte terekeye geri döndüğü sabit olacaktır.</strong> O halde mahkemece, öncelikle tapu iptal tescil davasının sonucunun kesinleşmesi beklenerek, karar kesinleştikten sonra açıklanan ilkeler çerçevesinde dava ve vasiyetname konusu taşınmazların terekeye geri döndüğü göz önüne alınarak, buna göre yapılacak inceleme neticesinde hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”</i> (Bkz. <i>Y. 3. HD., E. 2015/8642 K. 2016/6577 T. 26.4.2016)</i></p>

<p>Yargıtay vermiş olduğu bir başka kararında ise miras bırakanın vasiyetname ile bıraktığı taşınmazı s<strong>ağlararası işlemle yine vasiyet alacaklısına devretmesi</strong> halinde, söz konu devrin muris muvazaası nedeniyle geçersizliğinin tespiti halinde, geçersiz devir işleminin vasiyetnamenin geri alınması işlevini yitireceğini ve <strong>vasiyetin yine vasiyet alacaklısı lehine hüküm ifade edeceğini </strong>kabul etmektedir. Söz konu karara göre:<i> ”Somut uyuşmazlıkta murisin davaya konu edilen 08.07.2015 tarihli vasiyetnamenin düzenlenmesinden sonra 19.11.2015 tarihinde davalılardan ...'a yaptığı ve <strong>vasiyete konu tüm taşınmazları da içerir satışların geçerli bir hukuki işleme(satışa) dayalı olmadığı </strong>... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 10.05.2018 tarih ve 2016/210 E. 2018/530 K. sayılı kararı ile sabit olduğundan, vasiyetnameye konu edilen tüm taşınmazların 05.02.2019 tarihinde kesinleşen bu karar ile birlikte <strong>yeniden murisin terekesine döndüğünün kabulü ile, davacıların diğer vasiyetnamenin iptali-tenkis talepleri yönünden inceleme ve değerlendirme yapılması suretiyle </strong>sonucuna uygun hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus hükmün bozulmasını gerektirmiştir.“</i> (<i>Bkz. Y. 3. HD., E. 2019/759 K. 2020/342 T. 20.1.2020).</i></p>

<p>Benzer şekilde Yargıtay’a göre, vasiyet edilen taşınmazın <strong>sonradan yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile yine bizzat vasiyet edilen kişiye devri </strong>halinde, sonraki devrin muvazaalı olması ya da ölünceye kadar bakım şartının yerine getirilmemiş olması nedeniyle <strong>iptaline karar verilmesinin taşınmazın murise ait terekeye dönmesini sağlayacağı</strong>, bu durumda da vasiyetin yeniden hüküm ifade edeceği kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay vermiş olduğu bir kararında, vasiyetnameye konu malın mirasbırakan tarafından ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile üçüncü kişiye devri halinde, söz konu sözleşmenin muvazaa sebebiyle kesin hükümsüz olmasından dolayı vasiyetnamenin geri alınmış sayılamayacağına ve vasiyetnamenin geçerliliğini koruduğuna hükmetmiş ve şu şekilde karar vermiştir: <i>“Somut olayda miras bırakan Mahmure Ö., Mudanya Noterliğinin 07.07.1994 gün ve 05997 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetname ile; <strong>maliki olduğu ve vasiyetnamede tek tek sayılan taşınmazlarını, oğlu Metin Ö. ve gelini Oya Ö.’e vasiyet etmiştir</strong>. Yine miras bırakan Mahmure Ö. aynı noterliğin 07.07.1994 gün ve 05998 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde <strong>ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile, vasiyet ettiği taşınmazlar için Metin Ö. ve Oya Ö.’ün bakım borçlusu olduğu adı geçen sözleşmeyi yapmıştı</strong>r. Muris 16.08.1996 tarihinde ölmüştür. Veraset belgesine göre mirasçı olarak Metin Ö., Hayri Ö. kalmıştır. Mahmure’nin ölümü üzerine Mudanya vasiyeti Sulh Hukuk Mahkemesine göndermiş, bu mahkemenin 03.06.1998 gün ve E: 1996/343 K: 1998/174 sayılı dosyası ile usulüne uygun şekilde vasiyetname mirasçılar huzurunda açılıp okunmuştur. Bu davada Hayri Ö. vasiyetnameye konu taşınmazların ayrıca ölünceye kadar bakma akdi ile Metin Ö. ve onun eşi Oya’ya verildiğini, bu akit uyarınca tapuya tescil edildiğini muris muvazaası sebebiyle tapu iptal davası açıldığını bildirmiştir. Gerçekten <strong>vasiyetnameye konu taşınmazlar için aynı gün noterden ölünceye kadar bakma aktine istinaden Metin Ö. ve Oya Ö. lehine sözleşme yapılmış ve bu sözleşme bir gün sonra tapuya ibraz edilerek vasiyete konu taşınmazlar Metin Ö. ve Oya Ö. adına tapuya tescil edilmiştir.</strong> Hayri Ö., Metin Ö. ve Oya Ö. aleyhine 27.09.1996 tarihinde Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinin E: 1996/521 K: 1999/142 sayılı dosyası ile <strong>muris muvazaasına dayalı olarak tapu iptali ve tenkis davası açmıştır.</strong> Yapılan yargılama sonucunda Yargıtay’dan geçip <strong>kesinleşen mahkeme kararı ile muris muvazaası sabit olduğundan Metin ve Oya Ö. adına olan tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların veraset belgesindeki payları oranında Hayri ve Metin Ö. adına tesciline karar vermiştir</strong>. Bu dava 03.02.2000 tarihinde kesinleşmiştir. Görülmekte olan dava; 2 Aralık 1996 tarihinde açılmıştır. M.K.nun 491. maddesi gereği sağlar arası kazandırma ile vasiyet konusu malın, vasiyetnamede yazılı kişilere değil başkalarına satılması vasiyetten dönme olarak değerlendirilmektedir. <strong>Vasiyetten dönmenin gerçekleşmesi için sağlar arası kazandırmanın geçerli bir satışa dayanması gerekir.</strong> Ana ilkeler bunlar iken somut olayda vasiyete konu taşınmaz mal <strong>başkalarına değil vasiyetnamede gösterilen kişilere ölünceye kadar bakma sözleşmesi uyarınca temlik edilmiştir</strong>. Yüksek 2. Hukuk Dairesinin, 03.03.1995 gün E: 3162 K: 3880 sayılı içtihadında belirtildiği gibi; eğer ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile yapılan temlik mahkemece iptal edilmese idi vasiyetname konusuz kalacaktı. Oysa, davalı tarafından açılan ve muvazaa nedenine dayalı dava sonucunda <strong>davalılar adına oluşan tapu kaydı iptal edildiğinde vasiyet geçerliliğini korumuştur. Bu itibarla iptal edilmediği sürece vasiyetname geçerliliğini koruyup infaz edilecektir</strong>. O halde, işin esasına girilerek Özel Dairenin bozma ilamı yönünde araştırma yapılması gerekirken önceki kararda direnilmesi hatalıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.”(Bkz. YHGK, E. 2002/874, K. 2002/893, T. 06.11.2002)</i></p>

<p>Yine Yargıtay aynı yönde vermiş olduğu bir başka kararında ise <strong>sağlararası tasarruf işleminin iptaline karar verilmişse, vasiyetin hüküm ifade edeceği</strong> şu şekilde hükme bağlanmıştır: <i>“Muris vasiyetnameden sonra 17/04/1998 yılında aynı taşınmazı yine aynı kişiye(davacıya) ölünceye kadar bakma vaadi karşılığı davacı adına tapusunu devretmiştir… Muris tarafından bizzat ... 4.Asliye Hukuk Mahkemesi'ne 03/12/2001 tarihinde davacı aleyhine, kendisine bakmadığı gerekçesiyle ölünceye kadar bakma vadiyle bıraktığı bu taşınmazın tapusunun iptal edilerek adına tescili için dava açmış, muris yargılama aşamasında (21/08/2002) vefat etmiş, davaya diğer mirasçılar devam etmiş, yargılama sonunda da, davalının (eldeki davanın davacısı) ölünceye kadar bakma aktinin yerine getirmediği gerekçesiyle davalı adına olan tapunun iptali ile davaya devam eden mirasçıların miras hisseleri oranında iptali ile bu mirasçılar adına tesciline karar verilmiş, hüküm Yargıtay denetiminden geçerek 28/11/2007'de kesinleşmiş olduğu anlaşılmıştır… O halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili (makable şamil) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir (HGK 13.04.2011 gün ve 1-701 E-130 K).<strong>Sağlararası kazandırma ile vasiyet konusu malın, vasiyetnamede yazılı kişilere değil, başkalarına adlandırılması halinde "vasiyetten dönme" olarak nitelendirilmektedir. Vasiyetten dönmenin gerçekleşmesi için sağlararası kazandırmanın geçerli bir satışa dayanması gerekir. </strong>Ana ilkeler bunlar iken, somut olayda vasiyete konu taşınmaz mal başkalarına değil, vasiyetnamede gösterilen kişiye "ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile" temliki tasarruf yapılmıştır. Yüksek 2.Hukuk Dairesinin 03.03.1995 gün ve 3162/3880 sayılı içtihadında da belirtildiği üzere "ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile yapılan temliki tasarruf iptal olunmasa idi; vasiyetname konusuz kalacaktı. Oysa, tapu kaydı iptal olunduğundan" vasiyet geçerliliğini korumuştur. (Ö.U.Gençcan Miras Hukuku Ank. 2011.sh. 370, 371). Görüldüğü üzere "Sağlararası Kazandırma" ile vasiyet konusu malın vasiyetnamede yazılı kişilere değil, "üçüncü şahıslara satılması" vasiyetten dönme olarak değerlendirilecektir. (a.g.e.sh.371) <strong>Sağlararası işlemin iptali için dava açılmış ise sonucuna göre karar verilmelidir. Bu bağlam ve sonucuna göre, vasiyetname ayakta olup, geçerliliğini korumaktadır.</strong> Mahkemece, davanın kabulü ile vasiyetnamenin tenfizine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17/10/2012 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.” (Bkz. Y. 3. HD., E. 2012/14841 K. 2012/22907 T. 7.11.2012)</i></p>

<p>Yine Yargıtay’a göre, vasiyetname ile belirli bir taşınmazın kendisine vasiyet edildiği kimsenin, taşınmazın<strong> muris tarafından sağlığında üçüncü kişiye devri</strong> halinde bu <strong>devrin geçersizliğini dava etmesinde hukuki yararının bulunduğu</strong> kabul edilmektedir. Söz konu kararda şu ifadelere yer verilmiştir: <i>“Somut olayda, muris R. U. 16.06.1986 tarihli vasiyetname ile 123 parseldeki payını davacılar ile davalının eşi Ş.'a 1/6'şar olarak muayyen mal vasiyeti ile temliki tasarrufta bulunmuş, daha sonra aynı taşınmazı dava dışı Ş.'a verdiği vekaletname ile davalı İ. U.'e 11.01.2008 tarihinde satış yoluyla temlik etmiştir… Mirasbırakan, vasiyette bulunduktan sonra, vasiyeti ile bağdaşmayacak nitelikte olmak üzere ve ölüme bağlı olmayan bir tasarrufla, vasiyete konu şey üzerinde bir tasarrufta bulunursa, bu davranış ilk vasiyetten rücu anlamını taşır. TMK.nun 544.maddesi gereği, sağlararası kazandırma ile vasiyet konusu malın, vasiyetnamede yazılı kişilere değil, başkasına satılması vasiyetten dönme olarak değerlendirilmektedir. Vasiyetten dönmenin gerçekleşmesi için sağlararası kazandırmanın geçerli bir satışa dayanması gerekir. Davacılar, dava konusu taşınmazın muvazaalı işlem ile davalıya devredildiğini iddia etmiştir. TBK'nun 19.maddesi (BK'nun 18.maddesi) gereğince muvazaa, tarafların 3.kişileri aldatmak amacıyla ve fakat gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmeyen bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır. Muris muvazaası ise, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmayı hedefleyen mirasbırakanın gerçek amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazını tapuda yaptığı sözleşmede iradesini satış doğrultusunda açıklamak suretiyle devrini gerçekleştirmesidir. Muvazaa ispat edildiği takdirde sonradan yapılan sözleşme mutlak butlan ile batıl olacağından hiç bir hüküm ve sonuç doğurmayacaktır. <strong>Bu durumda, lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan davacıların vasiyetnameden kaynaklanan kişisel hakka dayanarak vasiyetçinin sonradan yaptığı satışın muvazaa nedeniyle iptalini istemekte hukuki yararları vardır </strong>(Yargıtay 2.H.D. 21.11.2001 958-1035). Dosya kapsamından, davalının taşınmazı tapuda satın aldığı tarihte öğrenci olduğu, geliri bulunmadığı gibi eşinin de çalışmadığı tanık beyanları ile sabit olduğuna göre, mahkemece; <strong>muris muvazaası nedeniyle tapu kaydının iptali ile "vasiyetçi" R. U. adına tesciline karar verilmesi gerekir.</strong> Bundan sonra, lehine muayyen mal vasiyetinde bulunan kişilerin (davacıların), vasiyetnameden doğan kişisel haklarını usulüne göre "16.06.1986 tarihli vasiyetnamenin okunması" dosyası ile vasiyetnamenin okunup, itiraza uğramadığı veya itiraz edilmişse (vasiyetnamenin iptali veya tenkisi yönünden) itirazları reddedilerek kesinleştikten sonra TMK'nun 600.maddesi gereğince vasiyetçinin <strong>"yasal mirasçıları"na karşı taraf teşkili sağlanarak ileri sürme hakkına kavuşmuş olacaklardır</strong>. Bu durumda, mahkemece; muris muvazaasına dayalı olarak tapu kaydının iptali ile vasiyetçi adına tesciline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” (Bkz. Y. 3. HD., E. 2013/7594 K. 2013/8560 T. 28.05.2013)</i></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun anı yöndeki bir başka kararı ise şu şekildedir: <i>“Vasiyetçi her ne kadar vasiyetnameden, vasiyetname ile bağdaşmayan bir hukuki tasarrufla rücu edebilirse de o tasarrufun hukuki sonuç doğurabilmesi daha açık bir anlatımla <strong>vasiyetnameyi ortadan kaldırabilmesi için sonradan yaptığı hukuki tasarrufun geçerli olması gerekir</strong>. Öyleyse lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan davalı ve karşı davacı Meral Gaspralı <strong>vasiyetnameden kaynaklanan kişisel hakkına dayanarak vasiyetçinin daha sonra yaptığı satışın muvazaa nedeniyle hüküm ve sonuç doğurup doğurmayacağını ileri sürüp iptal ve vasiyetçi adına tescili yönünde dava açmakta hukuki yararı ve hakkı bulunduğunun</strong> kabulü gerekir.”</i> (B<i>kz. YHGK, E. 2001/1-958, K. 2001/1035, T. 21.11.2001)</i></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Tek taraflı hukuki işlemlerden olan vasiyetname, miras bırakan tarafından her zaman geri alınabilir. Vasiyetnamenin geri alınması, sonradan yapılacak bir başka ölüme bağlı tasarrufla gerçekleşebileceği gibi (TMK m. 542), vasiyetnamenin yok edilmesi (TMK m. 543) ya da vasiyetname konusunun sağlar arası veya başka bir ölüme bağlı tasarrufa konu edilmesi şeklinde de (TMK m. 544/II) gerçekleşebilir.</p>

<p>Vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası bir işlemle geri alınması, uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir rücu işlemidir. Kanun koyucu TMK m. 544/II hükmü ile esasen vasiyetle çelişen sağlararası tasarrufla mirasbırakanın vasiyeti geri aldığı şeklinde bir adi karineye yer vermektedir. Dolayısıyla, söz konu durumun aksinin ispatı halinde vasiyet geçerliliğini korur. Benzer şekilde, mirasbırakanın iradesinin vasiyeti geri alma olarak yorumlanamayacağı veya onun açık veya zımni iradesinin vasiyetin yerine getirilmesi yönünde olduğu hallerde vasiyetle çelişse de rücudan söz edilemez.</p>

<p>TMK m. 544/II hükmü kapsamında bir rücudan söz edilebilmesi için vasiyetle çelişen sağlararası tasarrufun da geçerli olması şarttır. Uygulama açısından oldukça önemli olan bu husus, mirasbırakanın sağlığında yapmış olduğu tasarrufun emredici hukuk kurallarına aykırılık taşıması ve dolayısıyla geçersiz olması halinde vasiyet alacaklısına dava hakkı vermektedir. Zira böyle bir davayı açmada hukuki menfaati bulunan vasiyet alacaklısının ikame edeceği dava ile tasarruf işleminin geçersizliğinin tespiti o malın terekeye dönmesini sağlayacak, devamında da vasiyet alacaklısının murisin mirasçılarında yönelik ifa talebini ileri sürmesine imkân sağlayacaktır.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-mehmet-sengul" title="Doç. Dr. Mehmet ŞENGÜL"><img alt="Doç. Dr. Mehmet ŞENGÜL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/mehmet-sengul.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-mehmet-sengul" title="Doç. Dr. Mehmet ŞENGÜL">Doç. Dr. Mehmet ŞENGÜL</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>KOCAYUSUFPAŞAOĞLU</strong>, Necip, Miras Hukuku, 3. Bası, İstanbul 1987, s. 237; <strong>DURAL</strong>, Mustafa<strong>/ÖZ</strong>, Turgut, Türk Özel Hukuku Cilt IV, Miras Hukuku, İstanbul 2025., s. 114.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>ÇABRİ</strong>, Sezer, Miras Hukuku Şerhi (TMK m. 495-574) Cilt I, İstanbul 2018., s. 646; <strong>ANTALYA</strong>, O. Gökhan/<strong>SAĞLAM</strong>, İpek, Miras Hukuku, İstanbul 2021, s. 143; <strong>DURAL/ÖZ</strong>, s. 114.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>KOCAYUSUFPAŞAOĞLU</strong>, s. 237;</span><a name="_Hlk236070300"><span style="color:#999999"> <strong>ÇABRİ</strong>, s. 643; </span></a><span style="color:#999999"><strong>SEROZAN</strong>, Rona/<strong>ENGİN</strong>, Baki İlkay, Miras Hukuku, Ankara 2024, s. 365; <strong>İMRE</strong>, Zahit/<strong>ERMAN</strong>, Hasan, Miras Hukuku, İstanbul 2024, s. 107; <strong>İNAN</strong>, Ali Naim/<strong>ERTAŞ</strong>, Şeref/<strong>ALBAŞ</strong>, Hakan, Miras Hukuku, Ankara 2024, s. 196.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>ÇABRİ</strong>, s. 644; <strong>İMRE/ERMAN</strong>, s. 107; <strong>İNAN/ERTAŞ/ALBAŞ</strong>, s. 196; <strong>AYAN</strong>, s. 115.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>ÇABRİ</strong>, s. 645; <strong>DURAL/ÖZ</strong>, s. 114.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>DURAL/ÖZ</strong>, s. 114;</span><a name="_Hlk236073466"><span style="color:#999999"> <strong>ÇABRİ</strong>, s. 650;</span></a><span style="color:#999999"> <strong>ANTALYA/SAĞLAM</strong>, s. 143.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>KOCAYUSUFPAŞAOĞLU</strong>, s. 237, dn. 24.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>OĞUZMAN</strong>, M. Kemal, Miras Hukuku, Gözden geçirilmiş 6. bası, İstanbul 1995, s. 180, dn. 454b; <strong>ÇABRİ</strong>, s. 650.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a name="_Hlk236070556"><span style="color:#999999"><strong>KOCAYUSUFPAŞAOĞLU</strong>, s. 237; <strong>DURAL/ÖZ</strong>, s. 114</span></a><span style="color:#999999">.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>KOCAYUSUFPAŞAOĞLU</strong>, s. 237<strong> </strong><strong>ÇABRİ</strong>, s. 645; <strong>DURAL/ÖZ</strong>, s. 114.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Aksi yönde bkz. <strong>BAĞCI</strong>, Ömer, Vasiyetnamenin Geri Alınması, YÜSBE, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 2012, s. 277, 278 (Yazara göre sağlararası hukuki işlemin geçerlilik şartları bulunmasa dahi mirasbırakanın geri alma iradesine ağırlık verilmeli, dolayısıyla vasiyetnamenin geri alınması sonucu bağlanan bir sağlararası tasarrufun muvazaa nedeniyle hükümsüz hale gelmesi durumunda dahi, mirasbırakanın geri alma iradesine üstünlük tanınarak vasiyetname tekrar yürürlüğe girmemelidir.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/emsal-kararlar-cercevesinde-mirasbirakanin-vasiyetnamedeki-tasarrufunu-saglararasi-bir-tasarrufla-geri-almasi-ve-sonuclari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41aa.jpg" type="image/jpeg" length="69004"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÇOCUKLARI AĞIR CEZALAR DEĞİL, GÜÇLÜ BİR ADALET SİSTEMİ VE SOSYAL HUKUK DEVLETİ KORUR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cocuklari-agir-cezalar-degil-guclu-bir-adalet-sistemi-ve-sosyal-hukuk-devleti-korur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cocuklari-agir-cezalar-degil-guclu-bir-adalet-sistemi-ve-sosyal-hukuk-devleti-korur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBMM'de görüşülen Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, çocukların suç işlemesi ve çocuk adalet sistemi bakımından önemli değişiklikler öngörmektedir. Başlıca düzenlemeler şunlardır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaş küçüklüğü nedeniyle uygulanan ceza indirimleri daraltılıyor. Özellikle kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında, 15-18 yaş grubundaki çocuklar bakımından hâkime, yaş indiriminin uygulanmaması veya daha sınırlı uygulanması yönünde takdir yetkisi tanınıyor. Böylece bazı durumlarda çocuklar yetişkinlere çok yakın cezalara mahkûm olabilecek. Hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılıyor. Teklif, yaş küçüklüğü nedeniyle uygulanacak hapis cezalarının alt ve üst sınırlarını yükselterek çocuklar açısından daha ağır bir ceza rejimi öngörüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tekerrür hükümleri genişletiliyor. 15-18 yaş grubunda işlenen bazı fiillerin ileride tekerrüre esas alınmasına yönelik düzenleme getiriliyor.</p>

<p>İnfaz sisteminde değişiklikler yapılıyor. Çocuk hükümlüler için bireysel müdahale planları hazırlanması, infaza çocuk kapalı ceza infaz kurumunda başlanması ve iyi hâl durumunda eğitimevine ayrılma gibi rehabilitasyona yönelik hükümler de teklifte yer alıyor.</p>

<p>"Suça sürüklenen çocuk" kavramında değişiklik yapılıyor. Teklifte terminolojiye ilişkin değişiklik öngörülüyor ve çocuk odaklı yeni bir ifade benimsenmesi amaçlanıyor. Ancak bu değişiklik, kavramsal bir dönüşüm olarak sunulsa da içeriğinde ceza rejiminin ağırlaştırıldığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Özellikle Teklif'in gerekçe kısmında ; Çocuk adalet sisteminde kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk için kullanılan "suça sürüklenen çocuk" teriminin; soruşturma aşamasında suç işlediği hususunda kesin bir hüküm bulunmadığı halde suça sürüklendiği ön kabulünde bulunması ve her yaş grubundaki çocuğu edilgen kabul etmesinden dolayı bu terim ile ilgili düzenleme yapılmaktadır. Özellikle '' her yaş grubundaki çocuğu edilgen kabul etmesinden'' gibi bir bakış açısı "suça sürüklenme" ifadesinin ceza hukukundaki "kusurluluk" ilkesiyle olan teorik gerilimidir. Çocuğun "sürüklenmiş" olduğunun kabulü, onun iradesini ve kişisel kusurunu gölgeleyebilir olarak görülmektedir . Ancak bu terminoloji, hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmamakta, sadece sorumluluğun belirlenmesinde gelişimsel özelliklerin öncelenmesini sağlamaktadır. Literatürde bu terimin seçilme nedeni, çocuğu doğrudan "suçlu" olarak damgalamaktan kaçınmak ve çocuğun suça yönelmesinde sosyal çevre, ihmal ve yapısal faktörlerin etkisini kabul etmektir . Teklifin gerekçesinde gösterildiği gibi bu kavram soruşturma aşamasında suç işlediği hususunda kesin bir hüküm bulunmadığı halde suça sürüklendiği ön kabulünde bulunması değildir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun benimsediği bu yaklaşım, çocuğun suça çoğu zaman kendi iradesiyle değil; ihmal, istismar, yoksulluk, eğitim eksikliği, aile içi şiddet, bağımlılık ve sosyal çevre gibi birçok risk faktörünün etkisiyle sürüklendiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla çocuk, yalnızca işlediği iddia edilen fiil üzerinden değil; içinde bulunduğu sosyal gerçeklik dikkate alınarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Hukuk sistemimizde çocuk kavramı ve bu kavramın adli süreçteki farklı görünümleri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde belirli statülere bağlanmıştır.5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca çocuk; "henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi" olarak tanımlanmaktadır. Bu genel tanım içerisinde, çocuğun adli süreçteki konumu işlediği iddia edilen fiile veya maruz kaldığı eyleme göre farklılık gösterir</p>

<p>5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. maddesi kapsamında "suça sürüklenen çocuk" teknik bir terim olarak şu şekilde tanımlanmıştır:</p>

<p>"Suça sürüklenen çocuk: Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu,"</p>

<p>Buna karşılık, adli süreçteki çocuk ifadesi mevzuatta tanımlanmış müstakil bir hukuki statü olmayıp; suça sürüklenen, mağdur, tanık veya korunma ihtiyacı olan çocukları kapsayan genel bir nitelemedir. Suça sürüklenen çocuk ile adli süreçte mağdur/tanık sıfatıyla bulunan çocuk arasındaki temel farklar, uygulanan usul hükümlerinde belirginleşmektedir.</p>

<p><strong>Bütüncül Yaklaşım:</strong> Suça sürüklenen her çocuk aslında potansiyel olarak korunma ihtiyacı olan bir çocuktur. Çocuğun suça karışmadan önce ihmal veya istismara uğramış olması, onu aynı zamanda bir "mağdur" kılmaktadır.</p>

<p><strong>Damgalama Karşıtı Yaklaşım:</strong> "Suça sürüklenen" ifadesi, BM Pekin Kuralları ile uyumlu olarak, çocuğun öncelikli sıfatının "fail" değil "çocuk" olduğunu kabul eder.</p>

<p><strong>Travmaya Duyarlı Sistem:</strong> Adli süreçteki çocuğun, sürecin kendisi nedeniyle (ikincil örselenme) zarar görmemesi için sistemin cezalandırıcı değil, onarıcı ve travmaya duyarlı olması gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p>Halihazırda çocuk adalet sistemini iki ana sütun üzerine inşa etmektedir: Koruma ve Yargılama. TBMM'ye sunulan kanun teklifi, çocuk adalet sisteminde hem cezalandırmayı ağırlaştıran hem de koruyucu ve rehabilite edici yeni düzenlemeler içermektedir. Mevcut çocuk adalet sistemi, esasen koruma ve yargılama olmak üzere iki temel sütun üzerine inşa edilmiştir. Koruma ayağının amacı, çocuğun suça sürüklenmesini önlemek; risk altındaki çocukları erken tespit ederek eğitim, aile desteği, sosyal hizmet ve psikososyal müdahalelerle topluma kazandırmaktır. Yargılama ise suça sürüklenen çocuğun, gelişim özellikleri ve üstün yararı gözetilerek adil, onarıcı ve yeniden topluma kazandırıcı bir anlayışla muhakeme edilmesini amaçlar. Ancak uygulamada bu iki sütunun da istenilen etkinlikte çalıştığını söylemek güçtür. Koruyucu mekanizmalar çoğu zaman suça sürüklenme gerçekleşmeden önce devreye girememekte; yargılama süreçleri ise çocuk odaklı olmaktan uzaklaşarak uzun, yıpratıcı ve çoğu zaman rehabilitasyon amacını ikinci plana iten bir görünüm sergilemektedir. Sorun, çocuklara yönelik hukuki korumanın yetersizliğinden değil, mevcut koruma mekanizmalarının etkin uygulanamamasından kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen TBMM'de görüşülen yeni kanun teklifi, sistemin eksik kalan koruma ayağını güçlendirmek yerine, ağırlıklı olarak ceza rejimini sertleştirmeyi tercih etmektedir. Çocuklara uygulanacak hapis cezalarının artırılması ve bazı suçlarda yetişkin ceza rejimine yaklaştırılmaları, çocuk adalet sisteminin temel felsefesi olan koruma ve yeniden topluma kazandırma ilkesinden uzaklaşma riskini taşımaktadır. Oysa çocukları suçtan uzaklaştırmanın yolu, onları cezaevlerinin soğuk duvarlarıyla daha erken yaşta ve daha uzun süre karşı karşıya bırakmak değildir. Gerçek çözüm; aileyi güçlendiren sosyal politikaların yaygınlaştırılması, okul terklerinin önlenmesi, psikolojik destek mekanizmalarının etkinleştirilmesi, bağımlılıkla mücadele programlarının geliştirilmesi, risk altındaki çocukların erken tespit edilmesi ve çocuk koruma sisteminin kurumlar arası koordinasyonla işler hâle getirilmesidir. Çünkü güçlü bir çocuk adalet sistemi, daha fazla çocuğu cezalandıran değil; daha az çocuğun suçla tanışmasını sağlayan sistemdir. Çocukları toplumdan uzaklaştırarak değil, topluma yeniden kazandırarak hem kamu düzeni hem de toplumsal barış kalıcı biçimde korunabilir.</p>

<p>Teklif, bir yandan çocukların korunmasına ve yeniden topluma kazandırılmasına yönelik sosyal tedbirleri güçlendireceğini iddia ederken; diğer yandan özellikle 15-18 yaş grubundaki çocukların ağır suçlarda yetişkinlere daha yakın cezalarla karşılaşabilmesine yol açacak çocuk ceza hukukunda daha sert bir yaklaşım benimsemektedir. Bu nedenle teklif, çocuğun üstün yararı, onarıcı adalet ve rehabilitasyon ilkeleri bakımından hukuk çevrelerinde yoğun şekilde tartışılmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-180.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Kamuoyunda yaşanan haklı infiallerin ardından yetkililer çözüm olarak cezaların ağırlaştırılması gösterilmektedir. Elbette mağdurların adalet beklentisi son derece haklıdır. Ancak ağır cezalar tek başına adaleti sağlamaz. Daha ağır cezalar; etkisiz yürütülen soruşturmaları düzeltmez, kaybolan delilleri geri getirmez, yıllarca süren yargılamaları hızlandırmaz ve mağdurun adalet sistemi içinde yeniden örselenmesini engellemez. Gerçek adalet; delillerin zamanında toplandığı, soruşturmanın etkin yürütüldüğü, yargılamanın makul sürede tamamlandığı ve mağdurun psikolojik olarak desteklendiği bir sistemle mümkündür.</p>

<p>Çocuklar bakımından da çözüm daha fazla ceza değildir. Çocukların yetişkinler gibi yargılanması, daha uzun süre özgürlüklerinden mahrum bırakılması veya ceza infaz sisteminin sertleştirilmesi; suçun nedenlerini ortadan kaldırmamaktadır. Bilakis araştırmalar, çocukların erken yaşta ağır ceza infaz kurumlarıyla karşılaşmasının yeniden suç işleme riskini artırabildiğini göstermektedir. Devletin görevi yalnızca suç işlendikten sonra cezalandırmak değildir. Asıl görev, çocuğun suça sürüklenmesini önlemektir. Bunun yolu ise güçlü sosyal hizmetlerden, nitelikli eğitimden, aile destek mekanizmalarından, psikolojik danışmanlıktan ve risk altındaki çocukların erken tespit edilmesinden geçmektedir.</p>

<p>"Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir." diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, çocukları yalnızca geleceğin yetişkinleri olarak değil, Cumhuriyet'in en kıymetli emaneti olarak görmüştür. Çocuklara armağan edilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı da bu anlayışın en somut göstergesidir. Çocukları korumak, onları cezalandırmaktan önce gelir. Çünkü çocuk, devletin en güçlü yaptırımlarına maruz bırakılacak bir birey değil; korunması, eğitilmesi ve topluma kazandırılması gereken bir hak öznesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu'nda görüşülen çocuklara ilişkin yasa teklifi ise bu temel yaklaşımı tartışmaya açmaktadır. Özellikle bazı ağır suçlar bakımından çocukların yetişkinlere yakın ceza rejimine tabi tutulmasını öngören düzenlemeler, çocuk adalet sisteminin temel ilkeleri bakımından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.</p>

<p>Çocuk adalet sisteminin amacı intikam değil; çocuğun yeniden topluma kazandırılmasıdır. Nitekim hem Anayasa'nın çocukların korunmasına ilişkin hükümleri hem de Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, çocuklar hakkında uygulanacak adalet sisteminin yetişkinlerden farklı olmasını zorunlu kılmaktadır. Çocuğun üstün yararı ilkesi, çocukların gelişim özellikleri dikkate alınarak özel koruma tedbirleri uygulanmasını gerektirir.</p>

<p>Bugün tartışılması gereken esas soru şudur: Çocuk neden suça sürüklenmektedir? Bu soruya cevap vermeden yalnızca cezaları artırmak, hastalığı tedavi etmek yerine belirtileri bastırmaya çalışmaktır. Çocuklar hata yapabilir. Ancak çocuk hukukunun varlık nedeni, o hatayı çocuğun bütün geleceğine dönüştürmemektir. Bir çocuğu cezalandırmak kolaydır; onu yeniden topluma kazandırmak ise hukuk devletinin gerçek başarısıdır.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı Çocukların Suça Sürüklenme Döngüsü: Yapı-aktör Ekseninde Sincan Cezaevi Örneği isimli Doktora Tezi çalışmasında Ayça Sümeyra AYKUT SAĞKAN 'ın giriş bölümündeki yorumuyla ;</p>

<p>''....İşte tam bu noktada, suça sürüklenen çocuk gerçeği modern çocukluk paradigmasının çocukluk anlayışıyla keskin bir çelişki halindedir. Masumiyeti, korunmaya muhtaçlığı ve gelişimsel yetersizliği hukuken tescil edilen, üstün yararı devletin en temel yükümlülüğü olarak kabul edilen bir varlık, aynı zamanda bir "fail" olarak adalet sisteminin içinde yer aldığında, korumacı söylem ile cezalandırıcı sistem arasında derin bir gerilim meydana gelmektedir. Bu gerilim, suça sürüklenen çocuklar meselesini salt bir asayiş sorunu olmanın ötesine taşıyarak toplumun çocuğa bakışındaki ikiyüzlülükleri, sosyal eşitsizliklerin yeniden üretim mekanizmalarını ve hukuk sisteminin koruma iddiası ile cezalandırma pratiği arasındaki çelişkiyi gözler önüne seren çok katmanlı bir sosyolojik analiz alanı haline getirmektedir. Ailevi sorunlar, yoksulluk, yoksunluk, sömürü, istismar, eğitimden kopuş veya toplumsal dışlanma gibi yapısal sorunların gölgesinde adalet sistemine dahil olan bir çocuğun birden fazla kez suça sürüklenmesi, iki temel gerçeği açığa çıkarmaktadır: sosyolojik düzlemde çocuğu suça iten yapısal koşulların sürdüğünü ve hukuksal düzeyde sistemin çocuğu önce koruma, sonra topluma kazandırma işlevini yerine getirmekte başarısız olduğunu. Bu bağlamda, suça birden fazla kere sürüklenen her çocuk, yalnızca bir kolluk kuvveti meselesi değil aynı zamanda bir toplumun çocukluk anlayışını, adalet duygusunu ve sosyal politika tercihlerini görünür kılan bir gözlem alanıdır...''</p>

<p>Atatürk'ün ifade ettiği gibi bugünün küçükleri yarının büyükleridir. Bugün ağır cezalarla umudunu elinden aldığımız çocuklar, yarın topluma nasıl kazandırılacaktır? Hukuk devletinin görevi çocukları yetişkin gibi cezalandırmak değil; çocuk olduklarını unutmadan adalet sağlamaktır. Toplumda suçu üreten faktörleri yok etmektir. Çocuklardan vazgeçmemek gerekmektedir. Çocuk adalet sistemini cezalandırma ekseninde değil; koruma, onarma ve topluma yeniden kazandırma ilkeleri üzerine inşa edilmelidir. Çünkü güçlü devlet, çocuklarına en ağır cezayı veren değil; onları suça sürüklenmeden koruyabilen devlettir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cigdem-cetin" title="Av. Çiğdem ÇETİN"><img alt="Av. Çiğdem ÇETİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/09/cigdem-cetin-1.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cigdem-cetin" title="Av. Çiğdem ÇETİN">Av. Çiğdem ÇETİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cocuklari-agir-cezalar-degil-guclu-bir-adalet-sistemi-ve-sosyal-hukuk-devleti-korur-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/cocuk-terazi-cocuk-hukuk.jpg" type="image/jpeg" length="65978"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YABANCI ŞİRKETLERİN TÜRKİYE’DE İRTİBAT BÜROSU KURMASI: HUKUKİ ÇERÇEVE, FAALİYET SINIRLARI VE HUKUKİ DANIŞMANLIĞIN ÖNEMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yabanci-sirketlerin-turkiyede-irtibat-burosu-kurmasi-hukuki-cerceve-faaliyet-sinirlari-ve-hukuki-danismanligin-onemi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yabanci-sirketlerin-turkiyede-irtibat-burosu-kurmasi-hukuki-cerceve-faaliyet-sinirlari-ve-hukuki-danismanligin-onemi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Türkiye pazarına girmeyi planlayan yabancı şirketler açısından ilk seçenek her zaman Türkiye’de bir sermaye şirketi kurmak veya şube açmak değildir. Yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketler, mevzuatta öngörülen şartlar çerçevesinde ve ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla Türkiye’de irtibat bürosu açabilmektedir.</p>

<p>İrtibat bürosu; özellikle Türkiye pazarını tanımak, yatırım olanaklarını değerlendirmek ve ana şirket ile Türkiye arasındaki belirli iletişim ve koordinasyon faaliyetlerini yürütmek isteyen yabancı şirketler açısından işlevsel bir yapılanma modeli olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte irtibat bürosu kuruluşunun yalnızca idari bir izin prosedürü olarak değerlendirilmesi eksik olacaktır. Yabancı yatırımcının Türkiye’de gerçekleştirmeyi planladığı faaliyetlerin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi, irtibat bürosu modelinin bu faaliyetlere uygun olup olmadığının değerlendirilmesi ve kuruluş sonrasında faaliyetlerin izin verilen sınırlar içerisinde tutulması önem taşımaktadır.</p>

<p>Bu nedenle mesele esasen “İrtibat bürosu nasıl kurulur?” sorusundan önce, “Yabancı şirketin Türkiye’deki faaliyetleri için hangi hukuki yapılanma uygundur?” sorusuyla başlamaktadır.</p>

<p><strong>1. İrtibat Bürosunun Hukuki Çerçevesi</strong></p>

<p>Yabancı şirketlerin Türkiye’de irtibat bürosu açmasının temel hukuki dayanağını 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Uygulama Yönetmeliği oluşturmaktadır.</p>

<p>Mevzuat, yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketlerin Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla irtibat bürosu açabilmesine imkân tanımaktadır.</p>

<p>İrtibat bürosu açılması izin prosedürüne tabi olup süreç Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü nezdinde yürütülmektedir.</p>

<p>İrtibat bürolarına ilk başvuruda, beyan edilen faaliyet kapsamında azami üç yıl süreyle faaliyet izni verilebilmektedir. Süre uzatımı ise büronun geçmiş dönem faaliyetleri, yabancı şirketin Türkiye’deki gelecek planları ve ilgili mevzuatta öngörülen diğer kriterler dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla verilen izin yalnızca büronun kuruluşu açısından değil, daha sonra yürütülebilecek faaliyetlerin kapsamı bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>2. İrtibat Bürosu Neden Tercih Edilebilir?</strong></p>

<p>Türkiye’ye yatırım yapmayı düşünen yabancı bir şirket, doğrudan ticari faaliyete başlamadan önce Türkiye pazarını ve yatırım ortamını değerlendirmek isteyebilir.</p>

<p>İrtibat büroları, Bakanlık tarafından izin verilen faaliyet konusu ve kapsamı çerçevesinde; pazar araştırması, ana şirketin Türkiye’deki faaliyetleriyle bağlantılı temsil ve koordinasyon, bilgi aktarımı ve benzeri faaliyetlerde bulunabilir.</p>

<p>Ancak her durumda izin belgesinde belirlenen faaliyet sınırlarına uyulması ve ticari faaliyette bulunulmaması gerekir.</p>

<p>Bu yönüyle irtibat bürosu, yabancı şirket açısından Türkiye pazarına kontrollü bir giriş modeli oluşturabilir.</p>

<p>Buna karşılık yabancı şirketin amacı Türkiye’de doğrudan mal veya hizmet satmak, ticari gelir elde etmek veya Türkiye’deki yapılanması üzerinden ticari faaliyet yürütmek ise irtibat bürosu modeli uygun olmayabilir.</p>

<p>Bu durumda şube veya Türk hukukuna göre kurulacak bir sermaye şirketinin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. En Önemli Sınır: Ticari Faaliyet Yasağı</strong></p>

<p>İrtibat bürosunun hukuki niteliğinin merkezinde ticari faaliyette bulunma yasağı yer almaktadır.</p>

<p>Bu yasak yalnızca kuruluş sırasında yerine getirilecek şekli bir koşul değildir. İrtibat bürosunun Türkiye’de bulunduğu bütün süre boyunca fiili faaliyetlerinin bu sınır içerisinde kalması gerekir.</p>

<p>Uygulamada özellikle Türkiye’de potansiyel müşterilerle kurulan temasların ve yapılan görüşmelerin niteliği, teklif süreçlerindeki rol, sözleşmelerin kim tarafından akdedildiği, ana şirket adına gerçekleştirilen işlemlerin kapsamı ve Türkiye’deki personelin fiilen hangi görevleri yürüttüğü önem kazanabilir.</p>

<p>Burada faaliyete verilen isimden çok faaliyetin fiilen nasıl yürütüldüğü önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir faaliyetin “pazar araştırması”, “temsil” veya “koordinasyon” olarak adlandırılması, o faaliyetin kendiliğinden irtibat bürosuna verilen izin kapsamında bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Nitekim irtibat bürolarının faaliyetlerinin mevzuata ve verilen izne uygunluğu idari denetime tabidir. Ticari faaliyette bulunulduğunun tespit edilmesi ise faaliyet izni bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Bu nedenle faaliyet sınırlarının kuruluş sonrasında da hukuki açıdan izlenmesi önemlidir.</p>

<p><strong>4. Faaliyet Süresince Yükümlülükler</strong></p>

<p>İrtibat bürosunun faaliyet iznini almasıyla süreç sona ermemektedir.</p>

<p>Mevzuatta irtibat büroları açısından faaliyet döneminde yerine getirilmesi gereken bildirim yükümlülükleri de öngörülmektedir. Bu kapsamda irtibat bürolarının geçmiş yıl faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeleri her yıl en geç Mayıs ayı sonuna kadar Bakanlığa bildirmeleri gerekmektedir.</p>

<p>Faaliyet süresinin sona ermesinden sonra çalışmaya devam edilmek istenmesi halinde ise süre uzatımının ayrıca talep edilmesi gerekir.</p>

<p>Bu yükümlülükler de irtibat bürosu yapılanmasının yalnızca kuruluş anında değil, faaliyet devam ettiği sürece hukuki ve idari takip gerektirdiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>5. İrtibat Bürosu mu, Şube mi, Şirket mi?</strong></p>

<p>Yabancı yatırımcı açısından en önemli kararlardan biri Türkiye’ye hangi hukuki yapılanmayla girileceğinin belirlenmesidir.</p>

<p>Bu noktada yalnızca kuruluş maliyetleri veya işlemlerin kolaylığı esas alınmamalıdır.</p>

<p>Yabancı şirketin Türkiye’de gerçekleştirmeyi planladığı faaliyetlerin niteliği, gelir elde edilip edilmeyeceği, sözleşmelerin hangi yapı üzerinden kurulacağı, personel yapısı, Türkiye’de kalıcı bir ticari organizasyon hedeflenip hedeflenmediği ve yatırımın uzun vadeli planları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Türkiye pazarını araştırmak ve izin verilen kapsamda belirli temsil veya koordinasyon faaliyetleri yürütmek isteyen bir yabancı şirket açısından irtibat bürosu uygun olabilir.</p>

<p>Buna karşılık doğrudan ticari faaliyetin hedeflendiği durumlarda şube veya sermaye şirketi yapılanması gündeme gelecektir.</p>

<p>Dolayısıyla irtibat bürosu, şube ve sermaye şirketi yalnızca farklı kuruluş yöntemleri değil; farklı hukuki ve ticari amaçlara hizmet eden yapılanmalardır.</p>

<p><strong>6. Vergi ve Personel Boyutu</strong></p>

<p>İrtibat bürosunun ticari faaliyette bulunamaması, bu yapılanmanın vergisel ve personel hukukuna ilişkin sonuçlarının bulunmadığı anlamına gelmemektedir.</p>

<p>İrtibat bürosunda çalışan personelin ücretlerinin vergilendirilmesi bakımından mevzuatta belirli şartların birlikte gerçekleşmesine bağlı düzenlemeler bulunmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla irtibat bürosunda çalışanların ücretlerinin her durumda vergiden istisna olduğu şeklinde genel bir değerlendirme yapılması doğru değildir. Ücretin kim tarafından ödendiği, ödemenin kaynağı ve yabancı şirketin Türkiye’deki faaliyetinin niteliği gibi unsurların somut olay özelinde değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Benzer şekilde irtibat bürosunun kurulmuş olması, yabancı personelin Türkiye’de kendiliğinden çalışma hakkı elde ettiği anlamına gelmez.</p>

<p>Yabancı personel bakımından çalışma izni mevzuatı ve ilgili kriterlerin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu durum irtibat bürosu yapılanmasının yalnızca yabancı yatırım mevzuatı bakımından değil; vergi, iş ve yabancılar hukuku boyutlarıyla birlikte ele alınmasının önemini göstermektedir.</p>

<p><strong>7. İrtibat Bürosu Kuruluşunda Hukuki Danışmanlığın Önemi</strong></p>

<p>İrtibat bürosu kuruluşunda hukuki danışmanlığın önemi yalnızca izin başvurusunun hazırlanmasından kaynaklanmamaktadır.</p>

<p>Hukuki değerlendirme esasen kuruluş öncesinde başlamakta, kuruluş aşamasında devam etmekte ve kuruluş sonrasında da önemini korumaktadır.</p>

<p><strong>Kuruluş öncesinde</strong></p>

<p>Öncelikle yabancı yatırımcının Türkiye’de gerçekleştirmek istediği faaliyetlerin niteliği belirlenmeli ve buna uygun hukuki yapı seçilmelidir.</p>

<p>Yabancı şirketin hedeflediği faaliyetlerin esasen ticari nitelikte olması halinde başlangıçta irtibat bürosunun tercih edilmesi, ilerleyen dönemde yapının değiştirilmesi ihtiyacını veya çeşitli hukuki ve idari sorunları beraberinde getirebilir.</p>

<p>Bu nedenle irtibat bürosu–şube–sermaye şirketi tercihi, yabancı yatırımcının Türkiye stratejisinin hukuki açıdan en önemli aşamalarından biridir.</p>

<p><strong>Kuruluş aşamasında</strong></p>

<p>İzin sürecinde irtibat bürosunun faaliyet alanının doğru tanımlanması ve yabancı şirketin Türkiye’de gerçekleştirmeyi planladığı faaliyetlerle uyumlu bir hukuki çerçeve oluşturulması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle kuruluş işlemi yalnızca gerekli belgelerin hazırlanarak idareye sunulmasından ibaret bir işlem olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p><strong>Kuruluş sonrasında</strong></p>

<p>Belki de hukuki danışmanlığın en önemli olduğu alanlardan biri bu aşamadır.</p>

<p>İrtibat bürosunun fiili faaliyetlerinin zaman içerisinde ticari faaliyet niteliği kazanmaması, verilen izin kapsamının dışına çıkılmaması ve yabancı şirketin Türkiye’deki faaliyet modelinde meydana gelen değişikliklerin hukuki yapılanmaya zamanında yansıtılması gerekir.</p>

<p>Örneğin başlangıçta yalnızca Türkiye pazarını araştıran bir yabancı şirket zaman içerisinde Türkiye’de müşteriler edinmeye, satış süreçlerine aktif biçimde katılmaya veya kalıcı bir ticari organizasyon oluşturmaya karar verebilir.</p>

<p>Bu durumda mevcut irtibat bürosu modelinin hâlen uygun olup olmadığının yeniden değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Dolayısıyla hukuki danışmanlık yalnızca kuruluş işleminin gerçekleştirilmesine yönelik bir hizmet değil; yabancı yatırımcının Türkiye’deki faaliyet modelinin hukuken doğru şekilde yapılandırılması ve sürdürülmesi süreci olarak ele alınmalıdır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İrtibat bürosu, yabancı şirketlerin Türkiye pazarını değerlendirmeleri ve doğrudan ticari faaliyete başlamadan önce Türkiye’de belirli bir kurumsal varlık oluşturmaları açısından önemli bir hukuki imkândır.</p>

<p>Ancak bu modelin temelinde yer alan ticari faaliyet yasağı, irtibat bürosunun kullanım alanını aynı zamanda sınırlandırmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle yabancı yatırımcı açısından mesele yalnızca bir irtibat bürosu açılması değil, Türkiye’de yürütülmesi planlanan faaliyetlere en uygun hukuki yapının başlangıçta belirlenmesidir.</p>

<p>İrtibat bürosu, şube veya sermaye şirketi arasındaki tercih; planlanan faaliyetlerin niteliği, sözleşme ilişkileri, vergisel sonuçlar, personel yapısı ve yatırımcının uzun vadeli hedefleri birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır.</p>

<p>Ayrıca irtibat bürosunun kurulmasından sonra faaliyetlerin verilen izin sınırları içerisinde kalıp kalmadığının izlenmesi ve yatırımcının Türkiye’deki faaliyet modelinde meydana gelen değişikliklerin zamanında değerlendirilmesi, ileride ortaya çıkabilecek idari, vergisel ve hukuki risklerin azaltılması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Bu nedenle irtibat bürosu kuruluşunun yalnızca idari bir izin prosedürü olarak değil, yabancı yatırımcının Türkiye’deki faaliyet modelinin hukuken yapılandırılması süreci olarak ele alınması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yabanci-sirketlerin-turkiyede-irtibat-burosu-kurmasi-hukuki-cerceve-faaliyet-sinirlari-ve-hukuki-danismanligin-onemi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themsisiaf.jpg" type="image/jpeg" length="27743"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2020/18883 E., 2020/18874 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202018883-e-202018874-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202018883-e-202018874-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 08/12/2020 tarihli, 2020/18883 E., 2020/18874 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/18883 E., 2020/18874 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Hakaret suçundan sanık ...’nün, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 125/4, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 1.740,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Avanos Asliye Ceza Mahkemesinin 01/02/2019 tarihli ve 2017/234 esas, 2019/116 sayılı kararının Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/05/2020 tarih ve 2020/44065 istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:</p>

<p>İstem yazısında; "Dosya kapsamına göre, mahkemesince, sanığın mağdura hitaben söylediği “terbiyesizlik yapma, terbiyesiz” şeklindeki sözü nedeniyle sanık hakkında hakaret suçundan mahkûmiyet kararı verildiğinin anlaşılması karşısında; benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 08/01/2019 tarihli ve 2018/3600 esas, 2019/586 karar sayılı ilâmında yer alan "...İncelenen somut olayda; olay günü sanığın, katılan l...'e hitaben söylediği “terbiyesiz” şeklinde ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, mahkumiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı görülmüştür..." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, kaba söz ve ağır eleştiri niteliğindeki sözlerin, mağdurların onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından, sanığın hakaret suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde, isabet görülmemiştir. " denilmektedir.</p>

<p>Hukuksal Değerlendirme:</p>

<p>Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen somut olayda; sanığın katılana hitaben söylediği iddianamede tanımlanıp, mahkemenin de kabul ettiği kaba hitap tarzındaki "terbiyesizlik yapma, terbiyesiz" sözünün, mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığından, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p><strong>Sonuç ve Karar:</strong></p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1- Hakaret suçundan sanık ... hakkında kurulan Avanos Asliye Ceza Mahkemesinin 01/02/2019 tarihli ve 2017/234 esas, 2019/116 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>2- Hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın hakaret suçundan BERAATİNE,</p>

<p>3- Sanığın beraat etmesi nedeni ile bu suç için yapılan yargılama giderinin Hazine üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4- Hükmolunan cezanın çektirilmemesine, dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığı'na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 08/12/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202018883-e-202018874-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-af.jpg" type="image/jpeg" length="30941"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2021/31536 E., 2021/26608 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202131536-e-202126608-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202131536-e-202126608-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 09/11/2021 tarihli, 2021/31536 E., 2021/26608 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/31536 E., 2021/26608 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi</p>

<p><br />
<strong>KARAR</strong></p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre, dosya görüşüldü:</p>

<p>Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede;</p>

<p>A- Sanıklar ... ile ...’e yükletilen görevi yaptırmamak için direnme eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanıklar tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,<br />
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,</p>

<p>Sanıkların direnme eylemlerini silahtan sayılan araç ile gerçekleştirmesine karşın, haklarında TCK'nın 265/4. maddesi uygulanmamış, tekerrüre esas sabıkası olan ... hakkında TCK’nın 58. maddesi uygulanmamış ise de, aleyhe temyiz olmadığından bozma yapılamayacağı,</p>

<p>Anlaşıldığından, sanık ... ile ...’un ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE</p>

<p><strong>HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</strong></p>

<p>B- Sanıklar ... hakkında hakaret, ... hakkında kasten yaralama ve hakaret suçları ile sanık ... hakkında hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde, tekerrüre esas sabıkası olan sanık ... hakkında TCK’nın 58. maddesi uygulanmamış ise de aleyhe temyiz olmadığından bozma yapılamayacağı anlaşılarak, yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak,<br />
1) UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre, sanık ...’in 08/01/2018 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, ölümün doğruluğu kesin biçimde saptanarak, sanık hakkında açılan kamu davalarının TCK’nın 64 ve CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince düşmesine karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi zorunluluğu,</p>

<p>2) Sanık ... hakkında hakaret suçundan kurulan hükümde,<br />
a- Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.</p>

<p>Yargılamaya konu somut olayda; sanığın mağdurlara hitaben söylediği kabul edilen “ lan” sözünün muhatapların onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyet kararı verilmesi,</p>

<p>b- Kabule görede,<br />
TCK'nın 125/4. maddesinde ağırlaştırıcı neden olarak öngörülen aleniyetin gerçekleşmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli olmayıp, hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması, herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesinin gerekmesi karşısında, somut olayda sitenin önünde gerçekleşen hakaret eyleminde aleniyet öğesinin oluşup oluşmadığının, TCK’nın 125/4. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle hüküm kurulması,</p>

<p>3- Sanık ... hakkında hakaret suçundan kurulan hükmün incelenmesinde ise,<br />
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 141, 5271 sayılı CMK’nın 34/1, 230 ve 1412 sayılı CMUK’nın 308/7. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının, Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtayın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiillerinin ve bunların nitelendirilmesinin belirtilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiği gözetilmeden, gerekçesiz hüküm kurulması,</p>

<p>4- Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan hükümde ise,<br />
17/10/2019 gün ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesiyle değişik CMK’nın 251. maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, CMK’ya 7188 sayılı Kanunla eklenen geçici 5. maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “ hükme bağlanmış” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 14/01/2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 karar sayılı kararıyla “basit yargılama usulü” yönünden Anayasa’nın 38. maddesine aykırı görülerek iptaline karar verilmesi karşısında, temyiz incelemesi yapılan ve CMK’nın 251/1. maddesi kapsamına giren suç yönünden Anayasa’nın 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 7 ve CMK’nın 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,</p>

<p>Bozmayı gerektirdiğinden, sanık ..., ... ile ...’in temyiz nedenleri yerinde görülmekle, tebliğnameye aykırı olarak, sanık ... hakkında kurulan hükümler ile sanık ... hakkında hakaret suçundan kurulan hükmün sair yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, sanık ... hakkında yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca cezayı aleyhe değiştirme yasağının gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 09/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202131536-e-202126608-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="15923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY'A GÖRE HAKARET SAYILMAYAN SÖZLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitaya-gore-hakaret-sayilmayan-sozler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitaya-gore-hakaret-sayilmayan-sozler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong><i>Hakaret</i></strong></p>

<p><strong><i>Madde 125-</i></strong><i> (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.</i></p>

<p><i>(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.</i></p>

<p><i>(3) Hakaret suçunun;</i></p>

<p><i>a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, </i></p>

<p><i>b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, </i></p>

<p><i>c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,</i></p>

<p><i>İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.</i></p>

<p><i>(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.</i></p>

<p><i>(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır</i>.</p>

<p></p>

<p>Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202131536-e-202126608-k-sayili-karari" rel="dofollow">.[1]</a> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202018883-e-202018874-k-sayili-karari" rel="dofollow">[2]</a></p>

<p></p>

<p><strong>YARGITAY'A GÖRE HAKARET SAYILMAYAN İFADELER:</strong></p>

<p>• <strong>Lan</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/7381 E. , 2020/4109 K.)</p>

<p>• <strong>Terbiyesiz </strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202018883-e-202018874-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/18883 E. , 2020/18874 K.)</a></p>

<p>• <strong>Terbiyesizlik yapma</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/11502 E. , 2021/8900 K.)</p>

<p>• <strong>Saygısız </strong>(Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2016/18985 E. , 2017/2174 K.)</p>

<p>• <strong>Yalancısın</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/2054 E. , 2014/12843 K.)</p>

<p>• <strong>Ukalalık yapma</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/390 E. , 2020/1377 K.)</p>

<p>• <strong>Açgözlü</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/8256 E. , 2020/4884 K.)</p>

<p>• <strong>Çapsız </strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2023/2741 E. , 2023/19895 K.)</p>

<p>• <strong>Çingene </strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/30384 E. , 2014/574 K.)</p>

<p>• <strong>Kör </strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2022/1882 E. , 2024/14991 K.)</p>

<p>• <strong>Hanzo </strong>(Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2016/13348 E. , 2018/14285 K.)</p>

<p>• <strong>Defol git</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/16349 E. , 2021/20390 K.)</p>

<p>• <strong>Adam değilsin lan </strong>(Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2018/2762 E. , 2019/14315 K.)</p>

<p>• <strong>Sen erkek misin</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2017/20925 E. , 2021/2728 K.)</p>

<p>• <strong>Kuş beyinli</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/5577 E. , 2014/20763 K.)</p>

<p>• <strong>Gerici yobazlar</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2017/373 E. , 2017/1182 K.)</p>

<p>• <strong>Zibidi </strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2017/1806 E. , 2019/6629 K.)</p>

<p>• <strong>Lavuklar </strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/20603 E. , 2024/602 K.)</p>

<p>• <strong>Senin kafan bozuk</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/7667 E. , 2020/893 K.)</p>

<p>• <strong>Seni paramla satın alırım</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/8789 E. , 2020/4519 K.)</p>

<p>• <strong>Allah belanızı versin</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2017/7660 E. , 2019/15697 K.)</p>

<p>• <strong>Allahsız</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2017/5698 E. , 2019/11138 K.)</p>

<p>• <strong>Bacaksız</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2018/3727 E. , 2021/12060 K.)</p>

<p>• <strong>Basitsin</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/38074 E. , 2017/8480 K.)</p>

<p>• <strong>Dallamalık yapmayın</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/29004 E. , 2024/3631 K.)</p>

<p>• <strong>Karı gibi gülme</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/28180 E. , 2023/577 K.)</p>

<p>• <strong>Ruh sağlığın yerinde mi senin, köylü kurnazlığı yapıyorsun, bu da kapak olsun sana </strong>(Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2016/17134 E. , 2018/15901 K.)</p>

<p>• <strong>Sizin gibi cahilleri buraya koyuyorlar ondan sonra böyle oluyor</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2017/565 E. , 2019/3443 K.)</p>

<p>• <strong>İşlem yapmazsan adam değilsin, erkeksen yaparsın</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/7103 E. , 2020/1789 K.)</p>

<p>• <strong>Köylüsünüz, buraya layık değilsiniz</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/11272 E. , 2016/140 K.)</p>

<p>• <strong>Siz eşkıya mısınız?</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2017/6485 E. , 2019/17210 K.)</p>

<p>• <strong>Ulan ne biçim adamsın</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2018/258 E. , 2019/10218 K.)</p>

<p>• <strong>Sen kimsin lan, sesin çok çıkıyor merdane gibi </strong>(Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2018/6039 E. , 2020/1173 K.)</p>

<p>• <strong>Sen bu kişilerin etkisi altında kaldın, ben her şeyi biliyorum, hakim savcı bir olmuşsunuz, zaten hakim de senin gibi düşünür, seni yukarılara şikayet edeceğim, savunmanı onlara verirsin çoluğundan çocuğundan çıksın</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/8948 E. , 2020/4006 K.)</p>

<p>•<strong> İki buçuk milyarlık adamsınız</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2017/4751 E. , 2019/9316 K.)</p>

<p>• <strong>Menopozlu kadın kaşın gözün oynuyor</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2018/2631 E. , 2019/16047 K.)</p>

<p>• <strong>Delikanlı değilsin sen karısın</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/44413 E. , 2017/15756 K.)</p>

<p>• <strong>IQ seviyen düşük</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2020/411 E. , 2020/7982 K.)</p>

<p>• <strong>Asıl senin evin kokuyor, evin pis kokuyor, benim köpeklerim pis değil, pis olan sensin</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/12282 E. , 2021/7983 K.)</p>

<p>• <strong>Kukla gibi buraya oturmuşsunuz </strong>(Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/11782 E. , 2020/5741 K.)</p>

<p>• <strong>Okumuşsun ama adam olamamışsın</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/12763 E. , 2023/19336 K.)</p>

<p>• <strong>O, insanların ve doktorların yüz karası</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/30293 E. , 2023/15562 K.)</p>

<p>• <strong>Eşek gibi yapmak zorundasınız</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/8046 E. , 2023/17172 K.)</p>

<p>• <strong>Ben bu lavuk polislere güvenmiyorum</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/20565 E. , 2024/409 K.)</p>

<p>• <strong>Siz kimsiniz lan, hepiniz artistsiniz</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/14705 E. , 2021/15523 K.)</p>

<p>• <strong>Siz nasıl polissiniz lan</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/1216 E. , 2021/25279 K.)</p>

<p>• <strong>Çakal sen tanımıyor musun beni, vermiyorum kimlik</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/24594 E. , 2024/3125 K.)</p>

<p>• <strong>Üç kuruşluk adamlar bana torbacı muamelesi yapıyor</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/13074 E. , 2023/21527 K.)</p>

<p>• <strong>Beceriksiz herif, meziyetsiz, karaktersiz</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/42880 E. , 2017/11006 K.)</p>

<p>• <strong>Tombaladan müdür</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/71 E. , 2020/7755 K.)</p>

<p>•<strong> Dinsiz, imansızlar</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/33137 E. , 2017/7985 K.)</p>

<p>• <strong>Sen şizofren hastasısın, iki ruhlusun, doktora git bir an evvel sağlığına kavuş</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/11055 E. , 2015/10949 K.)</p>

<p>• <strong>Kömürleriniz ölü kazanında yansın ölü kazanının altında kalın inşallah Allah belanızı versin </strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/1477 E. , 2020/19982 K.)</p>

<p>• <strong>Sinkaf ederim, böyle düzeni de, yeri de</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/25400 E. , 2014/1014 K.)</p>

<p>• <strong>Ya sizin bu polis memurlarınız ne kadar şerefsiz rüşvet yiyorlar yazık ya, sonrada tertemizsiniz, devlet vatandaşın hakkını yemezse terör falan olmaz size hayırlı mesailer</strong> (sınırlandırılmamış ve belirlenmemiş kişi topluluğuna yönelik olduğundan hakaret suçunu oluşturmayacağı... ) (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/31757 E. , 2014/1432 K.)</p>

<p>• <strong>Senden hoca değil münafık bile olamaz</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/6112 E. , 2021/17619 K.)</p>

<p>• <strong>Sizler yalakasınız</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/4890 E. , 2021/27093 K.)</p>

<p>• <strong>Amk yerinde herkes işini yapacak</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/3864 E. , 2021/20597 K.)</p>

<p>• <strong>Seni hakem yapanı</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/13180 E. , 2021/5762 K.)</p>

<p>• <strong>Lanet gardiyan</strong> (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2017/6940 E. , 2019/11937 K.)</p>

<p>• <strong>Hasta mısın kızım sen</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/24317 E. , 2021/2804 K.)</p>

<p>• <strong>Size de kurumunuza başlarım lan</strong> (Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2020/10052 E. , 2021/38 K.)</p>

<p>• <strong>Yalancılar şu an belediyeyi yönetiyor, düzenbazlar, la ... sen piyon musun, maşa mısın la birilerinin maşası olmuşsun</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/8598 E. , 2023/17156 K.)</p>

<p>• <strong>Meymenetsiz, suratında meymenet yok </strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/22657 E. , 2024/2924 K.)</p>

<p>• <strong>Ben senin ağa babanı biliyorum, uyuz</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/21845 E. , 2024/1556 K.)</p>

<p>• <strong>Haddini bilmez, çirkin ördek yavrusu aciz</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/23724 E. , 2024/1748 K.)</p>

<p>• <strong>Aybaşısı gelmiştir</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/20541 E. , 2024/804 K.)</p>

<p>• <strong>İt iti ısırmaz</strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2022/2408 E. , 2024/17634 K.)</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Hakaret suçu, kişilerin onur, şeref ve saygınlığını korumayı amaçlayan bir suç tipi olmakla birlikte, her kaba, nezaket dışı veya rahatsız edici sözün hakaret suçunu oluşturduğu söylenemez. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, kullanılan ifadelerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı, somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bununla birlikte, aynı ifadeler farklı bir olayda, mağdurun onur, şeref ve saygınlığını objektif olarak rencide edecek şekilde kullanıldığında hakaret suçunun unsurlarını oluşturabilir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER"><img alt="Av. Emir SEZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/emir-sezer.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER">Av. Emir SEZER</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">--------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202131536-e-202126608-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202131536-e-202126608-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/31536 E. , 2021/26608 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202018883-e-202018874-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202018883-e-202018874-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/18883 E. , 2020/18874 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitaya-gore-hakaret-sayilmayan-sozler-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/yargitayadajk.jpg" type="image/jpeg" length="96611"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ’NİN DAVA ŞARTI ARABULUCULUK HAKKINDAKİ GÜNCEL KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-dava-sarti-arabuluculuk-hakkindaki-guncel-kararinin-degerlendirilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-dava-sarti-arabuluculuk-hakkindaki-guncel-kararinin-degerlendirilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Başvuruya Konu Olay ve AYM Kararı</strong></p>

<p>Dava konusu olayda, hak ihlali gerekçesiyle AYM’ye başvuran işçi, gerçekte <i>Euroserve Hizmet ve İşletmecilik A.Ş.</i> bünyesinde çalışmasına rağmen, isim benzerliği olan <i>Euroserve Güvenlik A.Ş.</i> ile arabuluculuk görüşmeleri yürütmüştür. Arabuluculuk sürecinin olumsuz sonuçlanması üzerine de bu şirkete karşı işe iade davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, iki şirket arasındaki organik bağı gözeterek davacının taraf değişikliği talebini kabul etmiş ve işe iade kararı vermiştir. Ancak bu karar, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) tarafından "asıl işveren şirketle arabuluculuk sürecinin yürütülmediği" gerekçesiyle, dava şartı yokluğundan kesin olarak kaldırılmıştır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">AYM, 6 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan gerekçeli kararı</span></a></strong>nda; dava şartı arabuluculuk sürecindeki şekilci usul hataları nedeniyle davaların reddedilmesini, ölçülülük ilkesine aykırı bir müdahale ve mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak nitelendirmiştir. Özellikle işçi başvurularında usuli eksikliklerin, adil yargılanma hakkını engelleyen birer barikata dönüştürülmesini anayasaya aykırı bulmuştur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow">AYM’nin ihlal kararı</a>nın temel gerekçelerinden biri de dürüstlük ilkesidir. Yüksek Mahkeme; davacı işçinin organik bağa sahip grup şirketleri arasında düşmüş olduğu yanılgının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 124 kapsamında dürüstlük kuralına uygun ve kabul edilebilir bir hata olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla davanın bu aşamada usulden reddedilmesinin "aşırı şekilcilik" teşkil edeceğine ve "mahkemeye erişim hakkı"nı zedeleyeceğine dikkat çekmiştir.</p>

<p><strong>Kararın Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin bu kararı, hukuk camiasında ve sosyal medyada geniş yankı uyandırarak farklı tartışmaları beraberinde getirmiştir. Özellikle uyuşmazlık çözüm süreçlerinde aktif rol oynayan bazı hukukçular ve arabulucular kararı eleştirmiştir. Bu çevreler; AYM'nin müdahalesinin arabuluculuk pratiğinde "çok su kaldıracağını", yerleşik usul hukuku kurallarını sarsacak nitelikte radikal bir adım olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, usul kurallarının esnetilmesinin arabuluculuk sisteminin ciddiyetine ve "dava şartı" olma niteliğine zarar vereceği, tarafların süreci özensiz yürütmesine kapı aralayacağı iddia edilmiştir. Eleştirilerin bir diğer odak noktası ise davacının hukuki yararına ilişkindir; davacının, BAM'ın kesin ret kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde yeniden arabuluculuğa başvurup dava şartını sağlayarak yeni bir dava açmak yerine AYM'ye bireysel başvuruya gitmesinde hukuki yararının bulunmadığı, AYM'nin bunu göz ardı ederek verdiği ihlal kararının açık yasal düzenlemelere aykırı olduğu savunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kanaatimizce karara yöneltilen bu eleştiriler yerinde değildir.</strong></p>

<p>Özellikle somut olayda olduğu gibi; alt işveren-asıl işveren ilişkilerinin, holding yapılanmalarının ve unvanları neredeyse tamamen aynı olan grup şirketlerinin söz konusu olduğu durumlarda, işçinin bu organik bağı ve asıl işverenin kim olduğunu davanın başında tam olarak tespit etmesi her zaman mümkün olmamaktadır. Birbirinin alternatifi veya ortağı gibi görünen şirketler arasındaki bu tür karmaşalar, hayatın olağan akışı içinde "kabul edilebilir bir yanılgı" kapsamındadır. Bu gibi durumlarda mahkemelerin katı şekilcilikten uzaklaşıp maddi gerçeği ortaya çıkarmaya odaklanması gerekir.</p>

<p>Nitekim HMK m. 124/3-4 hükümleri; temsilcide yanılma veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan maddi hatalarda, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından taraf değişikliğine izin verilmesini yasal bir yükümlülük olarak düzenlemektedir. Maddi hata veya temsilcide yanılma hâlinde taraf değişikliğinin kabul edilmesi, dava şartının da usulüne uygun olarak iyileştirildiği şeklinde yorumlanmalıdır.</p>

<p>İlk derece mahkemesinin, organik bağı bulunan iki şirket arasındaki bu maddi hatayı tespit ederek taraf değişikliğini kabul etmesi ve uyuşmazlığın esasına girerek karar vermesi, usul ekonomisi ve adaletin tecellisi bakımından hukuka tamamen uygundur. Bölge Adliye Mahkemesinin ise bu kararı "arabuluculuk sürecinin yanlış tarafla yürütüldüğü" gerekçesiyle kesin olarak ortadan kaldırması, HMK m. 124'ün amir hükmünün amacına aykırılık teşkil etmekte ve bu düzenlemeyi işlevsiz bırakmaktadır.</p>

<p>Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin, özellikle de iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuğun hukuk sistemimize entegrasyonu, yargının iş yükünü azaltma ve taraflar arasında barışçıl çözümler üretme noktasında kuşkusuz önemli bir işlev görmektedir. Ancak bu usul mekanizmalarının, hakkın özünü ortadan kaldıracak veya taraflardan birinin mağduriyetine yol açacak derecede katı uygulanması, anayasal bir güvence olan adil yargılanma hakkını zedelemektedir. AYM, iddia edildiğinin aksine, arabuluculuk hukukunu bilmediği için değil; usul kurallarının, işçinin hak arama özgürlüğünün önüne aşılması imkânsız birer barikat olarak dikilmesine karşı çıktığı için bu ihlal kararını vermiştir.</p>

<p>Kararı eleştirenlerin, "işçinin BAM kararından sonra iki hafta içinde yeniden arabulucuya giderek hakkını arayabileceği, bu yüzden bir hak kaybı doğmadığı" yönündeki iddiaları, pratik yargılama gerçekleri ve "makul sürede yargılanma" ilkesi karşısında zayıf kalmaktadır. İlk derece mahkemesi ve akabinde Bölge Adliye Mahkemesi süreçlerinin tamamlanması uygulamada yıllar almaktadır. İşe iade gibi işçinin geçimini doğrudan ilgilendiren ve ivedilikle çözülmesi gereken bir uyuşmazlıkta, işçiyi yıllar sonra sıfırdan yeni bir sürece zorlamak adaleti geciktirir ve hakkı işlevsiz kılar. İşçi zaten halihazırda bir kez arabuluculuk masasına oturmuş ve aynı yönetim mekanizmasına sahip bir şirketle müzakere yürütmüştür. Sırf unvandaki bir kelime farkı yüzünden her şeye baştan başlanmasını dayatmak, dürüstlük ve usul ekonomisi ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" rel="dofollow">&gt;&gt; AYM kararının tam metni için <span style="color:#2980b9"><strong>TIKLAYINIZ</strong></span></a></p>

<p><br />
<img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-dava-sarti-arabuluculuk-hakkindaki-guncel-kararinin-degerlendirilmesi</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasan.jpg" type="image/jpeg" length="82875"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tehiri İcradan İcranın Geri Bırakılmasına]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tehiri-icradan-icranin-geri-birakilmasina-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tehiri-icradan-icranin-geri-birakilmasina-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukukta bazen aynı isim kullanılmaya devam eder; ancak o ismin ifade ettiği hukuki kurum zaman içinde tamamen farklı bir niteliğe bürünür. İcra ve İflâs Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenen icranın geri bırakılması kurumu da bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.</p>

<p>Bugün uygulamada ve öğretide zaman zaman “tehiri icra” ifadesi kullanılmaya devam edilmektedir. Ancak bu terminolojik alışkanlık, kurumun hukuki niteliğinin değişmediği anlamına gelmez. İstinaf kanun yolunun hukuk sistemimize girmesiyle birlikte yalnızca kanun yolu değişmemiş, icranın geri bırakılması kurumunun hukuki rejimi de önemli ölçüde yeniden şekillenmiştir.</p>

<p>Ne var ki uygulamada bu değişimin yeterince dikkate alınmadığı, kurumun hâlâ eski sistemin mantığıyla değerlendirildiği görülmektedir. Oysa aynı kavramın kullanılmaya devam edilmesi, eski hukuki yapının da devam ettiği sonucunu doğurmaz.</p>

<p><strong>Eski Sistem Neye Dayanıyordu?</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başlamasından önce ilk derece mahkemesi kararlarına karşı doğrudan temyiz yoluna başvuruluyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu dönemde tehiri icra, tamamen Yargıtay incelemesine bağlı bir kurumdu. Borçlu, kanunun öngördüğü teminatı gösterdiğinde Yargıtay incelemesi sonuçlanıncaya kadar ilamın icrası ertelenebiliyordu. Başka bir ifadeyle, kurumun işleyişi tek dereceli kanun yolu sistemine göre şekillenmişti.</p>

<p>Dolayısıyla eski uygulamada tehiri icra denildiğinde akla doğal olarak Yargıtay incelemesi gelmekteydi.</p>

<p><strong>Değişen Sadece Kanun Yolu Değildir</strong></p>

<p>20 Temmuz 2016 tarihinde Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başlamasıyla birlikte hukuk yargılamasında istinaf sistemi uygulanmaya başlanmıştır. Bu değişiklik, yalnızca temyiz öncesine yeni bir kanun yolu eklenmesi anlamına gelmemektedir.</p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu’nun 36. maddesi de Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile oluşturulan yeni kanun yolu sistemine uyum sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Böylece icranın geri bırakılması, eski temyiz sisteminin tamamlayıcı bir kurumu olmaktan çıkmış; iki dereceli kanun yolu sisteminin bir parçası hâline gelmiştir.</p>

<p>Bu nedenle bugün icranın geri bırakılmasını değerlendirirken yalnızca İİK’nın 36. maddesine değil, HMK’nın istinaf ve temyize ilişkin hükümlerine de birlikte bakmak gerekir.</p>

<p><strong>Eski ve Yeni Sistem Arasındaki Üç Temel Fark</strong></p>

<p>İcranın geri bırakılması kurumundaki değişimi en açık şekilde ortaya koyan husus, eski ve yeni sistem arasındaki temel farklılıklardır.</p>

<p>Birinci fark, kanun yolu bakımındandır.</p>

<p>Eski sistemde tehiri icra yalnızca temyiz incelemesine bağlı olarak uygulanabiliyordu. Günümüzde ise istinaf başvurusu üzerine de icranın geri bırakılması mümkündür. Böylece kurumun uygulama alanı önemli ölçüde genişlemiştir.</p>

<p>İkinci fark, korumanın süresidir.</p>

<p>Eski uygulamada koruma esas itibarıyla Yargıtay kararına kadar devam etmekteydi. Bugünkü sistemde ise icranın geri bırakılmasının süresi, kararın hangi kanun yoluna tabi olduğuna göre belirlenmektedir. Kararın istinafta kesinleşmesi veya temyize açık olması, korumanın devam süresini doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>Üçüncü fark, hukuki sistematik bakımındandır.</p>

<p>Eski düzenlemede tehiri icra, temyiz sisteminin doğal bir uzantısıydı. Bugün ise icranın geri bırakılması, HMK ile oluşturulan iki dereceli kanun yolu sisteminin tamamlayıcı kurumlarından biri hâline gelmiştir. Bu nedenle kurumun hukuki niteliği de eski sistemden farklı bir zemine oturmuştur.</p>

<p><strong>İcra Mahkemesinin Görevi Değişmemiştir</strong></p>

<p>İcranın geri bırakılması kurumunun hukuki rejimi değişmiş olmakla birlikte, icra mahkemesinin inceleme yetkisi bakımından temel yaklaşım değişmemiştir.</p>

<p>İcra mahkemesi, uyuşmazlığın esasını incelemez; ilk derece mahkemesi kararının doğru veya yanlış olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapmaz.</p>

<p>Mahkemenin görevi, kanunda öngörülen şekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemektir. Kanun yoluna başvurulmuş olması, gerekli teminatın gösterilmesi ve diğer usul şartlarının yerine getirilmesi hâlinde icranın geri bırakılmasına karar verilir.</p>

<p>Bu nedenle icranın geri bırakılması kararı, ilk derece mahkemesi kararının isabetsiz olduğu ya da kanun yoluna başvuran tarafın haklı bulunduğu anlamına gelmez. Bu karar yalnızca, üst mahkeme incelemesi tamamlanıncaya kadar cebrî icranın geçici olarak ertelenmesini sağlayan usulî bir güvencedir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu’nun 36. maddesinde yapılan değişiklik, yalnızca terminolojiyi veya usulü etkileyen teknik bir düzenleme değildir. Bu değişiklik, Türk yargı sisteminde istinafa geçişin icra hukukuna yansıyan en önemli sonuçlarından biridir.</p>

<p>Bugün uygulamada ve öğretide zaman zaman “tehiri icra” ifadesi kullanılmaya devam edilmektedir. Ancak bu terminolojik alışkanlık, kurumun hukuki niteliğinin değişmediği anlamına gelmez. Hukukta isimler aynı kalabilir; fakat o isimlerin ifade ettiği kurumlar, değişen hukuki sistem içinde farklı bir içerik kazanabilir.</p>

<p>İcranın geri bırakılması kurumu bunun en belirgin örneklerinden biridir. Artık söz konusu olan, temyiz esaslı eski tehiri icra sistemi değil; istinaf sistemine uyarlanmış yeni bir icranın geri bırakılması rejimidir. Dolayısıyla bu kuruma ilişkin hukuki değerlendirmelerin de eski alışkanlıklarla değil, yeni kanun yolu sisteminin mantığı ve amacı çerçevesinde yapılması gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tehiri-icradan-icranin-geri-birakilmasina-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/dava1-ta11-cover.jpg" type="image/jpeg" length="37364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'den zorunlu arabuluculuk dava şartına 'orantısız külfet' değerlendirmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin Resmî Gazete'de yayımlanan kararında; zorunlu arabuluculuk dava şartının gerçek işveren yönünden sonradan tamamlanmasına rağmen davanın usulden reddedilmesine ilişkin istinaf dairesi yaklaşımının, katı ve aşırı şekilci bir yorum niteliğinde olduğu, bu yorumun başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yükleyerek mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği değerlendirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi'nin 18/2/2026 tarihli ve 2022/52228 başvuru numaralı kararı, 06 Ağustos 2026 Tarihli ve 33332 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Kararda; özellikle organik bağ bulunan işverenler yönünden dava şartı arabuluculuğun yerine getirilmesinin değerlendirilmesi, taraf değişikliği ve mahkemeye erişim hakkına ilişkin tespitleri bakımından uygulayıcıların dikkatine sunuldu.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>COŞKUN</strong> <strong>ARICAN</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/52228)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 18/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/8/2026 - 33332</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ali KOZAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>1. Coşkun ARICAN</p>

   <p>2. Emine ARICAN</p>

   <p>3. Huriye KILIÇ</p>

   <p>4. Muhammet ARICAN</p>

   <p>5. Mustafa ARICAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Batuhan KANDEMİR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, işe iade talebiyle açılan davanın ara bulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 30/12/2021 tarihinde başvurucuların miras bırakanı K.A. tarafından yapılsa da K.A. 21/7/2022 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucuların başvuruyu devam ettirme konusundaki iradelerini bildirmeleri ve başvuruya devam etmelerini haklı kılabilecek maddi menfaatleri ile başvurunun sonuçlandırılması bakımından manevi menfaatlerinin olması nedeniyle bireysel başvuru açısından başvurucu sıfatı artık başvuruyu devam ettirmek isteyen mirasçılara aittir (bireysel başvuruyu yapmalarının ardından ölen başvurucular adına başvurunun devam ettirilmesi konusunda yapılan değerlendirme için bkz. <i>Özlem Güner Gürlek ve Mehmet Bartu Gürlek</i> [GK], B. No: 2020/2003, 18/9/2025, § 22). Bununla birlikte anlatım kolaylığı açısından K.A.dan başvurucu olarak söz edilecektir.</p>

<p>3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvurucu, özel bir şirkette temizlik işçisi olarak çalışmaktayken iş akdi 17/7/2019 tarihinde feshedilmiştir. Başvurucu, E. Güvenlik A.Ş. bünyesinde çalıştığından bahisle işe iade ve işçi alacakları talebiyle anılan şirketle ara buluculuk işlemlerini başlatmıştır. Şirket vekili ile başvurucunun katıldığı görüşmelerde anlaşma sağlanamadığına ilişkin 9/8/2019 tarihli ara buluculuk tutanağı düzenlenmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu, anılan şirket aleyhine 19/8/2019 tarihinde işe iade ve çalışmadığı döneme ilişkin dört aylık ücret istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde, şirket tarafından özlük haklarını değiştirecek şekilde başka bir şubeye naklinin kararlaştırıldığını, bu durumu kabul etmediği için de haklı veya geçerli bir nedene dayanılmaksızın iş sözleşmesinin sonlandırıldığını iddia etmiştir. Şirket vekili 8/10/2019 tarihli davaya cevabında başvurucu ile şirket arasında bir iş sözleşmesinin mevcut olmadığını, kendi bünyesinde çalışmayan başvurucunun gerçek işvereni olan E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. ile dava öncesi ara buluculuk görüşmelerinin yapılmadığını vurgulayarak husumet yokluğu ve dava şartının yerine getirilmemesi nedenleriyle davanın reddedilmesini, gerçek işverenin davaya dâhil edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu vekili 20/11/2019 tarihli beyan dilekçesinde, başvurucunun kendini ifade etmekte biraz zorlanan ve herhangi bir eğitimi olmayan birisi olduğunu, E. firması adına çalıştığını bildiğini ancak şirketin tam unvanını bilmesinin kendisinden beklenemeyeceğini belirtmiştir. Bununla beraber iki şirket arasında organik bağ bulunduğunu, şirketlerin ticari adresleri, yöneticileri ile ortaklarının aynı olduğunu, başvurucunun tarafta yanılmasının makul bir nedene dayandığını ileri sürerek taraf değişikliği istemiştir.</p>

<p>8. Kocaeli 4. İş Mahkemesi (Mahkeme) 12/2/2020 tarihli duruşmada bu talebi 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kabul etmiş ve E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. aleyhine işe iade talebi ile ara bulucuya başvurmak ve bu konuda düzenlenecek belgeyi Mahkemeye sunmak üzere başvurucuya kesin süre vermiştir. Ayrıca kararda ara buluculuk süreci sonunda anlaşmama tutanağının ibrazı hâlinde şirkete dava ve taraf değişikliği dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini bildirir meşruhatlı davetiye tebliğ yapılmasına hükmedilmiştir. Başvurucu vekili ve şirket vekilinin katılımıyla yapılan ara buluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine bu durumu içeren 2/3/2020 tarihli tutanak düzenlenmiştir. Ayrıca şirkete dava dilekçesi gönderilmek suretiyle şirketin davaya katılımı sağlanmıştır.</p>

<p>9. Mahkemece dava şartlarının yerine getirildiği kabul edilerek tarafların tanıklarının dinlenip bilirkişi incelemesi yapıldıktan sonra 28/4/2021 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde taraf değişikliğinin kabulüne ilişkin değerlendirmede ve 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesi uyarınca dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması hâlinde hâkimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda E. Güvenlik A.Ş. ile başvurucunun Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarında işvereni olan E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş.nin yetkililerinin ve adreslerinin aynı olduğu, yargı içtihatlarında adı geçen işverenler arasında organik bağ bulunduğunun kabul edildiği gözetildiğinde başvurucunun muhatabını doğru tespit edememesinin kabul edilebilir olduğu, başvurucunun husumeti yanlış tevcih ederek yargılamayı uzatmak yönünde niyeti olamayacağı gibi bunda hukuki yararı da bulunmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca davanın esasına ilişkin değerlendirmede ise çalışma şartlarında esaslı değişikliğin işçi tarafından kabul edilmediği takdirde işçiyi bağlamayacağı, başvurucunun görev yeri değişikliğini kabul etmemesi üzerine devamsızlık tutanakları tutularak fesih işlemi yapıldığı ifade edilerek fesih için geçerli ya da haklı bir sebebin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>10. Şirket; anılan karara karşı yaptığı istinaf başvuru dilekçesinde başvurucunun kendi bünyesinde görev yapsa da davayı şirkete karşı açmadığını ve dava şartı olan ara buluculuk görüşmesini yerine getirmediğini, davalı olarak gösterilen her iki şirketin ticaret siciline farklı vergi numaraları ile kayıtlı iki ayrı tüzel kişilik olduğu belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun gerçek işverenden haberdar olmamasının kabul edilemeyeceğini ve dürüstlük kurallarına uygun davranmadığını, usulden ret kararı verilmesi gerekirken rıza aranmaksızın taraf değişikliği yapılarak esastan karar verilmesinin hukuka uygun olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; istinaf başvurusuna cevabında iddialarını yineleyerek şirketler arasında organik bağ bulunduğunun sabit olduğunu, 6100 sayılı Kanun kapsamında yapılan taraf değişikliği sonrası ara buluculuk görüşmelerinin gerçek işverenle de yapıldığını vurgulamıştır.</p>

<p>11. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince (Daire) 10/11/2021 tarihinde istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine kesin olmak üzere karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde dava açılmadan önce ara buluculuk faaliyetinin tarafı olmaktan çıkarılan şirket ile yerine getirildiği, taraf değişikliği kabul edilerek başvurucunun SGK kaydında gözüken işveren şirket ile ara buluculuk görüşmeleri için süre verilmek suretiyle esasa ilişkin karar verildiği hatırlatıldıktan sonra dava açılmadan önce davalı şirkete karşı ara bulucuya başvurulmadığından zorunlu ara buluculuk uygulamasının dâhilî dava yoluyla hatta 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesinin işletilerek de aşılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu bağlamda davanın açıldığı tarihte ara buluculuk tutanağında taraf olarak gösterilmeyen davalı E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. hakkında esasa yönelik hüküm tesis edilmesi mümkün olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>12. Nihai karar başvurucu tarafından 7/12/2021 tarihinde öğrenilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>13. 6100 sayılı Kanun'un<i> "Tarafta iradî değişiklik"</i> başlıklı 124. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. </i></p>

<p><i>(2) Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır. </i></p>

<p><i>(3) Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. </i></p>

<p><i>(4) Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder." </i></p>

<p>14. 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun bireysel başvuru tarihi itibarıyla<i> "Dava şartı olarak arabuluculuk"</i> başlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. </i></p>

<p><i>(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>15. 7036 sayılı Kanun'un<i> "Hüküm bulunmayan haller"</i> başlıklı 9. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 6100 sayılı Kanun hükümleri uygulanır."</i></p>

<p>16. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun<i> "Fesih bildirimine itiraz ve usulü" </i>başlıklı 20. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"(Değişik birinci fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir."</i></p>

<p><strong>B. Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>17. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 27/11/2023 tarihli ve E.2023/13746, K.2023/18101 sayılı kararında 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesi gereğince iradi taraf değişikliğinden önce ara buluculuğa başvurulması hâlinde 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre dava şartının gerçeklemiş sayılacağına karar verilmiştir. Taraf değişikliğine ilişkin düzenlemeyle dava şartı olarak ara buluculuğun kapsamının ayrıntılı şekilde değerlendirildiği kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>1. Dava şartı olarak arabuluculuğun ağır koşullara bağlanması ve çeşitli sebeplerle birkaç defa bu yola başvurulmasının gerekliliğine dair uygulama, işe iade davalarında hak düşürücü süre sorunlarının yaşanmasına, tazminat ve alacaklar yönünden alacağın kısmen zamanaşımına uğramasına, birden fazla arabuluculuk ücretinin yargılama giderlerine eklenmesiyle bu yöndeki sorumluluğun taraflara paylaştırılmasında tereddütlere ve en sonunda arabulucunun sorumluluğuna neden olabilmektedir. </i></p>

<p><i>2. Dairemizce; arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı şekilde uygulanmasına yönelik çözümler içeren çeşitli içtihatlar oluşturulmuş ise de, 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi gereğince iradi taraf değişikliğinden önce arabuluculuğa başvurulması hâlinde 7036 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre dava şartının gerçeklemiş sayılıp sayılmayacağı, çözümü gereken bir meseledir.</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>6. 6100 sayılı Kanun’nun 124 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre, dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi de mahkeme tarafından kabul edilmelidir. Dürüstlük kuralına aykırı olmayan iradi taraf değişikliğine, yeterince araştırma yapılmış olmasına rağmen taraf sıfatında yanılma durumları ve benzeri hâller örnek verilebilir. Buna karşılık, davayı kaybedeceğini anlayan tarafın, davalı tarafı değiştirme talebi dürüstlük kuralına aykırı olacaktır (Akkaya, s.908). </i></p>

<p><i>7. 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin dördüncü fıkrasına göre, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmaktaysa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliğini kabul edebilir (Akkaya, s.911). Kabul edilebilir bir yanılgı olarak değerlendirilen hâller, aynı zamanda dürüstlük kuralına aykırılık da teşkil etmemelidir. </i></p>

<p><i>8. Hem 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hem de aynı maddenin dördüncü fıkrası açısından taraf değişikliği ancak tarafın talebi üzerine mümkündür. Mahkeme, talep olmadığı hâlde kendiliğinden 124 üncü maddenin uygulanması yönünde bir karar veremez. Bununla beraber, her nasılsa davacı tarafa bu yönde bir süre verilmiş ve davacı da 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi kapsamında taraf değişikliği talebinde bulunmuşsa, burada artık şartları mevcut olan taraf değişikliği talebinin kabulü icap eder. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>15. İradi taraf değişikliği ile temsilcide yanılma arasındaki farklılık, her iki durumda arabuluculuk dava şartının sağlanıp sağlanmadığı konusunda da farklı sonuçlara ulaşılmasına neden olur. </i></p>

<p><i>Temsilcide yanılma hâlinde şekli anlamda bir taraf değişikliği söz konusu olsa da maddi anlamda bir taraf değişikliğinden söz edilemeyeceğinden arabuluculuk dava şartının sonradan tamamlanması mümkün değildir. </i></p>

<p><i>İradi taraf değişikliğinde ise hem şekli hem de maddi anlamda taraf değişikliği söz konusu olup, yeni davacı veya yeni davalı bakımından yeni bir dava açıldığı kabul edilmelidir. Bu nedenle taraf değişikliğinden önce arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş olması hâlinde, arabuluculuk dava şartının yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayacaktır. </i></p>

<p><i>16. Bu açıklamalara göre 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesine göre iradi taraf değişikliği talebinden önce, yeni tarafa karşı arabuluculuk başvurusunda bulunularak arabuluculuk faaliyetinin tamamlanmış olması hâlinde, arabuluculuk dava şartının gerçekleştiği kabul edilmelidir.</i></p>

<p><i>17. ... </i><i> İlk Derece Mahkemesince arabuluculuk dava şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, davacının istinaf başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesince, aile hekiminin işveren olan Sağlık Bakanlığının temsilcisi ve işveren vekili konumunda olduğu, aile hekimine husumet yöneltilemeyeceği, mahkemece verilen süre üzerine davacının davayı Sağlık Bakanlığına yönelttiği, arabuluculuk başvurusu dava şartı olup sonradan tamamlanmasının mümkün olmadığı, yargılama aşamasında Sağlık Bakanlığı aleyhine arabuluculuk yoluna başvurulmuş ise de dava tarihinde eksik olan arabuluculuk dava şartının, yargılama aşamasında tamamlanmasının mümkün olmadığı gerekçeleriyle reddedilmiştir.</i></p>

<p><i>18. </i><i>Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre dava konusu uyuşmazlık değerlendirildiğinde; Mahkemece davacının davalıyı kabul edilebilir bir yanılgıdan dolayı davalıyı yanlış gösterdiği kabul edilmiş ve resen gönderilen muhtıra ile davacıdan bir haftalık kesin süre içinde davayı doğru hasma yöneltmesi istenmiştir. Kural olarak, tarafın talebi olmaksızın resen iradi taraf değişikliği yapılamayacağı noktasında tereddüt bulunmamaktadır. Bu bakımdan somut olayda Mahkemece davacıya resen süre verilmesi hatalı ise de, davacının muhtıranın 12.12.2021 tarihinde tebliği üzerine, önce Sağlık Bakanlığına karşı 14.12.2021 tarihinde arabulucuya başvurduğu, 20.12.2021 tarihinde de 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi uyarınca davayı yeni davalı Sağlık Bakanlığına yönelttiği anlaşılmakta olup davacının bu işlemi ile artık iradi taraf değişikliğinin gerçekleştiği kabul edilmelidir.</i></p>

<p><i>19. </i><i> 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi uyarınca taraf değişikliği işleminin gerçekleştiği kabul edildiğinde ise, bu işlemden önce yeni davalıya karşı arabuluculuk başvurusunda bulunulmasının dava şartı üzerindeki etkisi ele alınmalıdır. Dosya kapsamından davacının 12.12.2021 tarihinde muhtıranın tebliği üzerine 14.12.2021 tarihinde Sağlık Bakanlığına karşı arabuluculuğa başvurduğu, taraflar arasında 30.12.2021 tarihli arabuluculuk son (anlaşmama) tutanağının düzenlendiği görülmektedir. Değerlendirme bölümünün (13) numaralı paragrafında da belirtildiği gibi davalı tarafta iradi taraf değişikliği, yargılama esnasında yeni açılmış bir dava olarak görülebilir. Yeni davalıya karşı dava, bu talebin yöneltilmesiyle açılmış sayılır ve dava açılmasının usul hukukuna ilişkin sonuçları doğar. Somut olayda, davacının davayı yeni davalıya yöneltmeden önce arabuluculuk başvurusunda bulunduğu açıktır. Her ne kadar arabuluculuk faaliyeti sonuçlanmadan taraf değişikliğine dair dilekçe verilmiş ise de, bu durumun, Mahkemece davacıya resen taraf değişikliği için bir haftalık kesin süre verilmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Resen verilen bir haftalık süre içerisinde arabuluculuk faaliyetinin tamamlanması mümkün olmadığından somut olayın koşullarına göre arabuluculuk başvurusunda bulunulmuş olması yeterli görülmeli ve arabuluculuk dava şartının sağlandığı kabul edilmelidir. Keza aksi bir kabul Anayasa'nın 36 ncı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı maddesinin ihlali ile mahkemeye erişim hakkının orantısız olarak sınırlandırılması sonucu doğurabilecektir. </i></p>

<p><i>20. </i><i> Bu durumda 7036 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun uygulanmasındaki amaç ve usul ekonomisi gözetildiğinde; Mahkemece dava şartının yerine getirildiği kabul edilip işin esasına girilerek oluşacak sonucu göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi hatalıdır."</i> (benzer değerlendirme için bkz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 15/10/2024 tarihli ve E.2024/8908, K.2024/13583 sayılı kararı).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>18. Anayasa Mahkemesinin 18/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Ba</strong><strong>şvurucunun İddiaları </strong></p>

<p>19. Başvurucu; gerçek işvereninin ünvanını dava açtıktan sonra öğrendiğini, Mahkemenin verdiği süre içinde zorunlu ara buluculuk görüşmesini yerine getirdiğini, taraf değişikliğine karar verilerek yargılamaya devam edildiğini ancak istinaf incelemesinde bu husus ve şirketler arasındaki organik bağ dikkate alınmayarak davanın reddine karar verildiğini belirtmiştir. İki şirket ile yapılan ara buluculuk görüşmelerine katılan avukatın bile aynı olmasına rağmen dava öncesi yapılan ara buluculuk görüşmesinde gerçek işverene dair bir itiraz ortaya konulmadan sessiz kalınmasının kötü niyetli olunduğunu gösterdiğini ifade etmiştir. Bu durumla beraber ara bulucunun görevleri arasında taraf teşkilinin doğru biçimde sağlanmasının da olduğunu ancak ara buluculuk faaliyeti sıhhatli olmadığından hak arama hürriyetini kullanamadığını ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı </strong></p>

<p>21. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine <i>"adil yargılanma" </i>ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. </i>[2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>22. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (<i>Mohammed Aynosah</i> [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).</p>

<p>23. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>24. Başvuru konusu olayda dava öncesi gerçek işveren ile ara buluculuk görüşmesinin yapılmadığının kabulüyle başvurucunun davasının dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>25. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." </i></p>

<p>26. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.</p>

<p><strong>i. Kanunilik </strong></p>

<p>27. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (<i>Tahsin Erdoğan</i> [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).</p>

<p>28. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Bunun yanında müdahalenin kanuna dayalı olduğunun kabulü için, kuralın yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir olması gerekir (<i>Türkiye İş Bankası A.Ş.</i> [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; <i>Ali Hıdır Akyol ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).</p>

<p>29. Eldeki olayda başvurucunun açtığı dava, dava şartı yokluğundan reddedilmiştir. Anılan sonucun 7036 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesine dayandığı, bununla birlikte erişilebilir ve öngörülemez olmadığı gözetildiğinde müdahalenin kanuni dayanağının olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>ii. </strong><strong>Meşru Amaç </strong></p>

<p>30. Anayasa'nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesinde gösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır. Anayasa'nın 36. maddesinde özel sınırlama nedeni düzenlenmemiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu düşünülemez. Anayasa Mahkemesi kararlarında Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).</p>

<p>31. Ara buluculuğa başvurunun dava şartı olarak öngörülmesinin işçi ile işveren arasında uzlaşma sağlanarak davaya gerek olmaksızın sorunların çözülmesine yönelik bir düzenleme olduğu söylenebilir. Bu bağlamda iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların daha kısa sürede, daha az masrafla ve işçi ile işverenin eşit bir düzeyde tatmini sağlanarak uyuşmazlığın yargıya taşınmadan çözümlenmesinin amaçlandığı, dolayısıyla meşru bir amacının olduğu da açıktır (benzer yönde değerlendirme için bkz.<i> <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202039775-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Gönül Aydan</a></i><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202039775-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> [1. B.], B. No: 2020/39775, 28/11/2024, § 15).</a></p>

<p><strong>iii. Ölçülülük </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler </strong></p>

<p>32. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).</p>

<p>33. Ölçülülük ilkesi <i>elverişlilik</i>,<i> gereklilik</i> ve<i> orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>34. Mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması için seçilen aracın öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli olması gerekir. Ayrıca seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte olmalıdır. Bununla birlikte hakkı daha az zedeleyen aracın tercih edilmesi gerektiğinin söylenebilmesi için söz konusu araç aynı amacı gerçekleştirmeye uygun olmalıdır. Daha hafif sınırlama teşkil eden aracın tercih edilmesi hâlinde öngörülen amaç gerçekleşmeyecek ise daha ağır müdahale oluşturan aracın seçimi hususundaki tercih, Anayasa'ya aykırı olmaz. Bunun dışında hangi müdahale aracının tercih edileceği hususunda kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir yetkisi vardır (<i>Mustafa Berberoğlu</i> [2. B.], B. No: 2015/3324, 26/2/2020, § 48).</p>

<p>35. Öte yandan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahaleler orantılı olmalıdır. Orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile kişiye yüklenen külfet aşırı ve orantısız olmamalıdır (<i>Mustafa Berberoğlu</i>, § 49).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>36. Daire ara buluculuk dava şartının dava açılmadan önce yerine getirilmesi gerektiğinden bahisle 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesine dayanılarak zorunlu ara buluculuk uygulamasının aşılmasının mümkün olmadığını değerlendirmiştir. Bu değerlendirmenin bariz takdir hatası veya keyfîlik içerdiği söylenemez. Somut olay konusunda farklı sonuçlara ulaşılması usul hukuku yönünden mümkün olsa bile Daire görüşünün medeni usul hukuku bakımından isabetini sorgulamak Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Anayasa Mahkemesinin yapacağı değerlendirme Dairenin bu yorumunun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini tespit etmekten ibaret olacaktır.</p>

<p>37. Buna göre zorunlu ara buluculuğun dava açılmadan önce başvurulması gereken bir dava şartı olarak düzenlenmesinin taraflara uzlaşma fırsatı verilerek uyuşmazlıkların dava açılmasına gerek kalmadan çözülmesi amacına hizmet ettiği, bu amacı gerçekleştirmek bakımından da elverişli ve gerekli bir yol olduğu kabul edilebilir. Bu durumda yukarıda anılan mevzuat birlikte değerlendirildiğinde incelenen olayda olduğu gibi ara buluculuğun taraf sıfatı olmayan üçüncü kişi ile yapılması sonrası dava açılması durumunda anılan düzenlemelerin mahkemeye erişim hakkı kapsamında orantılılık açısından nasıl yorumlanacağı önem arz etmektedir.</p>

<p>38. Mahkemeye erişim öncelikle kişilerin iddialarını mahkemeye taşıyabilmesini güvence altına alır<i>. </i>Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Anılan imkânı ortadan kaldıran veya kişiye aşırı külfet yükleyen sınırlamalar ile katı yorumların başvuru konusu olaya göre anılan hakkın ihlaline sebep olabileceği hatırlatılmalıdır. Bu nedenle mahkemelerin, usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları zorunludur (benzer yönde değerlendirme için bkz. <i>Kamil Koç </i>[1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).</p>

<p>39. 7036 sayılı Kanun'da dava şartı olarak düzenlenen ara buluculuk gerçek işveren ile davadan önce yürütülmesi zorunlu bir yol olarak düzenlenmiştir. Ara buluculuk görüşmelerinin olumsuz sonuçlanması durumunda ise dava yolu açıktır. Zorunlu ara buluculuğa başvurulmamasının sonucu ise davanın usulden reddidir. Ancak taraf olmayan kişiyle ara buluculuk ön şartı yerine getirilerek ona karşı dava açılmasının dava şartına etkisi ve davanın tarafında yanılma hâline ilişkin açık bir düzenleme olmadığı görülmüştür. 7036 sayılı Kanun'da hüküm bulunmayan hâllerde 6100 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı aynı Kanun'un 9. maddesinde belirtilmiştir. Bu durumda olaya uyduğu ölçüde 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesi kapsamında değerlendirme yapılabileceği anlaşılmıştır.</p>

<p>40. Ancak öncelikle dava şartı olarak ara buluculuğun ağır koşullara bağlanması veya katı ve şekilci yorumlanması durumunda kişilerin hak kaybına uğrama riski olduğu vurgulanmalıdır. Başvuru konusu olayda 7036 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile davadan önce ara buluculuğa başvurmak bir dava şartı olarak düzenlenmiş olup bu şarta uyulmaması hâlinde davanın usulden reddedileceği belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında ise dürüstlük kuralı kapsamında kabul edilebilir bir yanılgıya dayanılarak tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi durumuna bağlı taraf değişikliği düzenlenmiştir. Son hâlde taraf değişikliğinin rızaya bağlı olmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği açıktır. Belirtilen hükmün usulüne aykırı olarak açılan davada, taraf ehliyeti bağlamında davayı devam ettirme bakımından hâkime güçlü yetkiler verdiği görülmüştür. Hâkime bu yetkilerin tanınmasının amacı birtakım şekil eksiklikleri sebebiyle uyuşmazlıkların esasının incelenmemesinin önlenmesi, bu suretle mahkemeye erişim hakkından yararlanılmasının sağlanmasıdır.</p>

<p>41. Yargı makamlarınca başvuruya konu olay dürüstlük kuralı kapsamında değerlendirildiğinde kişilerin kabul edilebilir yanılgıyla hareket ettikleri sonucuna ulaşılması durumunda dava şartı olarak ara buluculuk bağlamında davanın usulden reddinden beklenen kamusal menfaat ile taraf değişikliği yapılarak davaya devam edilmesinden beklenen kişisel menfaat arasında adil bir denge kurulması gerekir. Yargıtayın yukarıda aktarılan güncel içtihatlarında anılan denge bağlamında değerlendirme yapılarak zorunlu ara buluculuk şartının gerçek işveren davaya dâhil edilmeden tamamlanmış olması durumunda usulden ret kararı verilmesi yerine davaya devam edilebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>42. Söz konusu olayda Mahkeme, başvurucunun tarafta yanılmasını 6100 sayılı Kanun kapsamında kabul edilebilir bularak gerçek işverene karşı ara buluculuk şartının yerine getirilmesi için süre vermiş; görüşmenin olumsuz sonuçlanması sonrası da gerçek işvereni davaya dâhil ederek davayı sonuçlandırmıştır. Mahkeme bu sonuca ulaşırken başvurucunun yanılgısının dürüstlük kuralı kapsamında kabul edilebilir olup olmadığını da değerlendirmiştir. Dairenin başvurucunun şirketlerin temsilcilerinin aynı olduğu, şirketler arasında organik bağ bulunduğu ve işverenin kötü niyetli olduğuna dair iddialarını hakkın kötüye kullanılması bağlamında değerlendirmediği gibi davanın usulden reddi durumunda başvurucunun hak kaybına uğrama riskini de gözetmediği görülmüştür. Daire, Mahkemenin 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesi bağlamındaki değerlendirmesinin dayanaklarına ilişkin bir görüş belirtmeksizin zorunlu ara buluculuk şartının anılan Kanun düzenlemesiyle aşılamayacağı yönünde menfaatler arasında denge gözetmeyen bir gerekçe ortaya koymuştur. Mahkemenin mevzuata getirdiği bu geniş yorum karşısında -Yargıtay içtihatları da gözetildiğinde- Dairenin yorumunun aşırı katı ve şekilci olduğu, başvurucuya aşırı külfet yüklediği, dolayısıyla orantılı olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. GİDERİM </strong></p>

<p>44. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>45. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>46. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesine (E.2021/2061, K.2021/326) iletilmek üzere Kocaeli 4. İş Mahkemesine (E.2019/735, K.2021/346) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk1.jpg" type="image/jpeg" length="46893"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/63967 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202263967-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202263967-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 18/2/2026 tarihli ve 2022/63967 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>SEVRA</strong> <strong>GÜL</strong> <strong>ERSAYIN</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/63967)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 18/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/8/2026 - 33332</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ali KOZAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Sevra Gül ERSAYIN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Fatma YÜCEL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, istihkak davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 16/6/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvurucunun olay tarihinde eşi olan K.A.Ç. ile K... İnş. İç ve Dış Tic. San. Ltd. Şti.nin (Şirket) bir bankaya olan borcundan dolayı ihtiyati haciz kararı alınarak Şirketin adresinde 19/12/2018 tarihinde haciz işlemi yapılmıştır. Başvurucunun eşinin ve şirket yetkilisi olarak da kayınbabasının huzurunda gerçekleştirilen işlemde Şirketin kasasında bulunan bir kısım ziynet eşyası da haczedilmiştir. Haciz tutanağı incelendiğinde borçlu eşin önce ziynet eşyalarının kendisine ve başvurucuya ait olduğunu, daha sonra kendilerine ait olmadığını, kayınbabanın da kendisine ait olduğunu beyan ettikleri görülmüştür.</p>

<p>5. Başvurucu 21/3/2019 tarihinde istihkak davası açmıştır. Dava dilekçesinde; haczin kayınbabasının Şirketinin adresinde icra edildiğini, muhafaza amacıyla Şirket kasasına bırakılan ziynet eşyasına da haczedilerek el konulduğunu ancak bu eşyaların kendisine ait olduğunu belirtmiştir. Bu eşyaların kullandığı mücevherler olduğuna dair hacizden önce çekilmiş fotoğraflar olduğunu, haczedilen eşyaların kendisine mahsus ziynet eşyası olmasından dolayı mülkiyet karinesinin lehine olduğunu, aksinin alacaklı tarafça kanıtlanmasının gerektiğini ileri sürmüştür. Eşinin haciz tutanağındaki çelişkili beyanlarının alacaklıların baskısından kaynaklandığını ancak eşinin eşyaların kendisine ait olduğuna dair beyanının tutanakta mevcut olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>6. Davalı banka cevabında, hacizde istihkak iddiasına karşı İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesinin takibin devamına karar verdiği hususu ile 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 96. maddesinin üçüncü fıkrasını ve 97. maddesini hatırlatmıştır. Anılan düzenlemedeki kesin karine gereği hacizde hazır bulunan eşin istihkak iddiasında bulunan başvurucuyla birlikte oturduğu gözetildiğinde haciz tarihi itibarıyla hacizden haberdar olduğunun kabulü ile haciz tarihinden dört ay sonra açılan davanın süre yönünden reddinin gerektiği ileri sürülmüştür.</p>

<p>7. Beykoz İcra Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 16/2/2021 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Davalının süreye ilişkin itirazına dair değerlendirme bulunmayan kararda, ziynet eşyalarının başvurucuya ait olduğunu gösterir görüntü kayıtları ve tanık anlatımları gözetilerek başvurucunun kullanımında olan ziynet eşyaları olduğunun sabit olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>8. Davalı banka tarafından anılan karara karşı istinaf başvurusunda genel olarak cevap dilekçesinde belirtilen iddialar yinelenmiştir. Başvurucu istinafa cevabında önceki iddialarını tekrarlamakla birlikte 28/4/2021 tarihinde anlaşma protokolü çerçevesinde boşandığını ve haczedilen ziynet eşyalarının kendisine bırakıldığını belirtmiştir.</p>

<p>9. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi (Daire) 20/4/2022 tarihinde istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın süreden reddine kesin olmak üzere karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; haciz sırasında başvurucunun eşi olan borçlunun hazır olduğu, davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde davanın süresinde açılmadığına ilişkin savunma yapıldığı başvurucunun hacizde hazır bulunan borçlu eşi ile birlikte yaşamadığına yönelik bir iddiasının olmadığı belirtilmiştir. Bu durum gözetilerek "<i>istihkak davasının açıldığı tarihte, haciz sırasında hazır olan, istihkak iddiasında bulunan 3. kişinin hacizden haciz tarihinde haberdar olduğunun kabulü" </i>gerektiği, haciz tarihinden itibaren süresi içinde icra dosyasına istihkak iddiasında bulunulmadığı gibi davanın hacizden yaklaşık dört ay kadar sonra açıldığı vurgulanarak davanın süreden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>10. Nihai karar başvurucu tarafından 20/5/2022 tarihinde öğrenilmiştir.</p>

<p>11. Ayrıca haciz sırasındaki istihkak iddiası nedeniyle icra müdürlüğünün dosyayı takibin devamına dair değerlendirme yapılmak üzere göndermesi neticesinde İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesinin 2/1/2019 tarihli kararıyla mahçuz üzerinde müşterek zilyet bulunduğu gerekçesiyle takibin devamına hükmedilmiştir. Öte yandan kararda 2004 sayılı Kanun'un 97. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişiye bu kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde istihkak davası açması için süre verilmiştir. Anılan davada alacaklı, davacı; borçlu eş ile Şirket ise davalı olarak yer almıştır.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>12. 2004 sayılı Kanun'un<i> "Hazırlık safhası" </i>başlıklı 96. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Borçlu, elinde bulunan bir malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, icra dairesi bunu haciz ve icra tutanaklarına geçirir ve keyfiyeti iki tarafa bildirir. </i></p>

<p><i>İcra dairesi aynı zamanda istihkak iddiasına karşı itirazları olup olmadığını bildirmek üzere alacaklı ve borçluya üç günlük mühlet verir. Sükütları halinde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar. </i></p>

<p><i>Malın haczine muttali olan borçlu veya üçüncü şahıs, ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmadığı takdirde, aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder. İstihkak iddiasının yapıldığı veya istihkak davasının açıldığı tarihte istihkak müddeisi ile birlikte oturan kimseler yahut bu şahısların iş ortakları, iddianın yapıldığı tarihte veya istihkak davası 97 nci maddenin 9 uncu fıkrası gereğince açılmışsa davanın açıldığı tarihte malın haczine ıttıla kesbetmiş sayılırlar." </i></p>

<p>13. 2004 sayılı Kanun'un<i> "Üçüncü şahsın istihkak iddiası" </i>başlıklı 97. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"İstihkak iddiasına karşı alacaklı veya borçlu tarafından itiraz edilirse, icra memuru dosyayı hemen icra mahkemesine verir. İcra mahkemesi, dosya üzerinde veya lüzum görürse ilgilileri davet ederek mürafaa ile yapacağı inceleme neticesinde varacağı kanaate göre takibin devamına veya talikıne karar verir. </i></p>

<p><i>İstihkak davasının sırf satışı geri bırakmak gayesiyle kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler bulunduğu takdirde icra mahkemesi takibin talikı talebini reddeder. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Değişik beşinci fıkra: 2/3/2005-5311/9 md.) Takibin devamına dair verilen icra mahkemesi kararı kesindir. </i></p>

<p><i>Üçüncü şahıs, icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmaya mecburdur. Bu müddet zarfında dava edilmediği takdirde üçüncü şahıs alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>2. Yargıtay İçtihadı </strong></p>

<p>14. (Kapatılan) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 22/10/2009 tarihli ve E.2009/4501, K.2009/6675 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Davacı (üçüncü kişi), Çıldır İcra Müdürlüğü’nün 2006/12 Esas sayılı dosyasında yapılan 14.05.2008 günlü hacze konu menkullerin kendisine ait olduğunu, takibe konu borç ile ilgisinin bulunmadığını belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.</i></p>

<p><i>Davalı (borçlu), mahcuzların oğlu olan davacıya ait olduğunu belirtmiştir. Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96 vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Somut olayda, istihkak davası hacizden yaklaşık bir buçuk ay sonra açılmıştır. Haciz sırasında istihkak iddiasında bulunulmadığı gibi icra dosyası içinde bu amaçla sunulmuş bir dilekçe de yer almamaktadır. Öte yandan baba-oğul ilişkisi içinde olan borçlu ile davacının aynı konutta birlikte oturup oturmadıkları dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, haczin tam olarak hangi konutta ve evin neresinde yapıldığı da haciz tutanağı içeriğinden anlaşılamamaktadır. Haczi öğrenme tarihi açısından bu konudaki tereddüdün öncelikle giderilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Mahkemece yapılacak iş, haciz tarihinde borçlu ve davacının nerede oturduğunu araştırmak, aynı konutta birlikte oturuyorlar aksi de iddia ve ispat edilemiyorsa, üçüncü kişinin haczi aynı gün öğrendiğini kabul edip süre yönünden davanın reddine karar vermektir. Aynı avluda ayrı evlerde oturuyorlarsa haczin hangi evin eklentisi içinde yapıldığını belirleyip, ispat yükü açısından, mülkiyet karinesinin kimin yararına olduğunu saptamak, sonucuna göre de gerekli ise; davacının sunduğu faturaların mahcuzlara uygunluğu yönünden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak esasa yönelik bir karar vermektir. </i></p>

<p><i>Belirtilen hususlar dikkate alınmadan yazılı biçimde karar verilmesi isabetli olmamıştır." </i></p>

<p>15. (Kapatılan) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 15/3/2011 tarihli ve E.2010/10057, K.2011/2250 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Davacı 3. kişi, Ağrı İcra Müdürlüğünün 2010/77 talimat sayılı dosyasından, borçlu oğlunun borcundan dolayı davacıya ait evde bulunan eşyaların 19.03.2010 tarihinde haczedildiğini belirterek, İİK'nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak istihkak davasının kabulü ile anılan haczin kaldırılmasını istemiştir. Davalı alacaklı vekili, haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davalı borçlu, 3. kişi ile birlikte oturduklarını ancak eşyaların davacıya ait olduğunu beyan etmiştir. </i></p>

<p><i>Mahkemece, dava konusu haczin 19.03.2010 tarihinde davacının birlikte sakin reşit oğlu Y.A. huzurunda yapıldığından haczi aynı gün öğrenmiş sayılmasına rağmen davanın 7 günlük hak düşürücü süreden sonra 07.06.2010 tarihinde açıldığından bahisle davanın süre yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı 3. kişi tarafından temyiz edilmiştir. </i></p>

<p><i>Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı..." </i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>16. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir. ..." </i></p>

<p>17. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (<i>Golder/Birleşik Krallık </i>[GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).</p>

<p>18. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmekte ancak bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (<i>Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye</i>, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; <i>Eşim/Türkiye</i>, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; <i>Edificaciones March Gallego S.A./İspanya</i>, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).</p>

<p>19. AİHM, yasal yollara başvuru için süre ve usul kuralları öngörülmesinin amacının <i>adaletin iyi yönetimi</i>ni güvenceye bağlamak ve hukuki güvenlik ilkesini sağlamak olduğunu hatırlatmakta; bunun yanında yargısal başvurulara ilişkin usullerin, özellikle tebligat sistemi ışığında uyulması gereken başvuru sürelerinin hesaplanmasının Sözleşme'nin 6. maddesinin gerektirdiği şekilde mahkeme hakkının etkililiğini güvence altına alacak nitelikte olması zorunluluğuna vurgu yapmaktadır. AİHM'e göre başvurucunun kamu otoritelerinin menfaati ile kendi menfaati arasında adil denge tesis eden tutarlı bir sisteme güvenebilme imkânına ve özellikle haklarına doğrudan müdahale teşkil eden ilgili idari işleme itiraz edebilecek açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olması önem taşımaktadır (<i>Geffre/Fransa </i>(k.k.), B. No: 51307/99, 23/1/2003).</p>

<p>20. AİHM, dava hakkını süre ve usul koşuluna bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; kendi rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. Bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (<i>Eşim/Türkiye</i>, § 20).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>21. Anayasa Mahkemesinin 18/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Ba</strong><strong>şvurucunun İddiaları </strong></p>

<p>22. Başvurucu; haciz sırasında hazır olmadığının haciz tutanağıyla tespit edildiğini, Mahkemenin hacizde hazır bulunduğu yönündeki gerekçesinin hatalı olduğunu belirtmiştir. Eski eşi K.A.Ç.nin haciz sırasında hazır olmasından bahisle kendisinin de haczi öğrendiğinin kabulünün tamamen bir varsayıma dayandığını, 2004 sayılı Kanun'un 96. maddesinin üçüncü fıkrasının bir varsayım ile yorumlanamayacağını, anılan maddede dava tarihi ile üçüncü kişinin öğrendiğinin kabul edildiğini, kendisinin de dava tarihinde haczi öğrendiğini vurgulamıştır. Mahkemenin yorumunun ilgili düzenlemelere ve karinelere aykırı olduğunu, kendisine aşırı külfet yüklediğini, ayrıca haciz sırasında kimsenin kendisi lehine istihkak iddiasında bulunmadığını, Dairenin süreye ilişkin bir itiraz hakkı da vermeyerek hatalı bir yorum ile davasını reddettiğini ifade ederek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı </strong></p>

<p>24. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine<i> "adil yargılanma"</i> ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>25. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (<i>Mohammed Aynosah</i> [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).</p>

<p>26. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>27. Somut olayda istihkak davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle esası hakkında değerlendirme yapılmadan Daire tarafından reddedilmesi mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>28. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."</i></p>

<p>29. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.</p>

<p><strong>i. Kanunilik </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler </strong></p>

<p>30. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (<i>Tahsin Erdoğan</i> [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).</p>

<p>31. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (<i>Ali Hıdır Akyol ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).</p>

<p>32. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir (<i>Necmiye Çiftçi ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirir (<i>Türkiye İş Bankası A.Ş.</i> [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).</p>

<p>33. Vurgulamak gerekir ki dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen yargılama mercilerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili olarak yargılama mercilerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir (<i>Ahmet Yıldırım</i> [1. B.], B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46).</p>

<p>34. Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedeniyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i>, § 38).</p>

<p>35. Mahkemelerin yorumlarının ve uygulamalarının kanunun açık lafzıyla çeliştiği veya kanun metni dikkate alındığında bireyler tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı hâllerde yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılması mümkündür. Dolayısıyla kanunilik ölçütü açısından Anayasa Mahkemesince yapılması gereken incelemeye konu kuralların yargı organlarınca yapılan yorumlarının kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olup olmadığının veya kanunun açık lafzıyla çelişip çelişmediğinin tespit edilmesidir (<i>Ömer Oral</i> [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § 57; <i>Ziya Özden </i>[1. B.], B. No: 2016/67737, 19/11/2019, § 59; bazı eklemelerle birlikte bkz.<i> Mehmet Demircioğlu</i> [GK], B. No: 2020/35797, 14/9/2023, § 33).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>36. Eldeki olayda başvurucunun istihkak davası, eski eşi olan borçlu ile birlikte oturduğundan bahisle kendisinin yokluğunda gerçekleşen haczi öğrenmiş sayılması yönündeki kabule dayanılarak reddedilmiştir. Mahkemenin gerekçesini ve öğrenmeye ilişkin yorumunu 2004 sayılı Kanun'un 96. maddesinin üçüncü fıkrasına dayandırdığı açıktır. Buradan hareketle öncelikle anılan düzenlemenin ve Mahkemenin yorumunun mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>37. Bu bağlamda anılan düzenlemede istihkak iddiasına ilişkin bir süre ile bu sürenin başlangıcına ilişkin bir karinenin birlikte düzenlendiği görülmüştür. Buna göre haczedilen mal üzerinde istihkak iddiası olan borçlu veya üçüncü şahsın malın haczedildiğini öğrenmesinden itibaren yedi gün içinde iddiasını ileri sürmesi gerekir. Bu düzenlemeden borçlu ve üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunma haklarının olduğu ancak bunun bir süreye bağlandığı açıktır. Hak düşürücü süre olarak düzenlendiği anlaşılan bu sürenin başlangıcı ise haczin öğrenilmesinden itibaren başlamaktadır. Düzenlemenin devamında kanun koyucu haczin öğrenilmesine ilişkin alacaklı lehine bir karine belirlemiş olup buna göre<i> istihkak iddiasının yapıldığı veya istihkak davasının açıldığı tarihte istihkak müddeisi ile birlikte oturan kimseler yahut bu şahısların iş ortakları, iddianın yapıldığı tarihte veya istihkak davasının açıldığı tarihte malın haczini </i>öğrenmiş sayılacakları kabul edilmiştir.</p>

<p>38. Öncelikle anılan karinenin bir mal üzerinde birden fazla kişinin istihkak ve mülkiyet iddiası karşısında alacaklının hak kaybına uğramaması ve icra takibinin sürüncemede bırakılmasını önlemeye yönelik olduğu söylenebilir. Ancak öğrenmeye ilişkin belirtilen karine için ilk olarak geçerli bir istihkak iddiasının veya davasının olması gerektiği Kanun'un lafzından da anlaşılmaktadır. Bununla birlikte istihkak iddiası ileri süren kişi ile birlikte oturan (eş, çocuk, anne, baba vb.) kişilerin haczi, haczin yapıldığı gün öğrenmiş sayılmalarına ilişkin karinenin nasıl uygulanacağı mahkemeye erişim kapsamında özellikle önem arz etmektedir.</p>

<p>39. Kanun koyucunun yukarıda aktarılan Yargıtay kararları da gözetildiğinde birlikte oturandan kastın haciz tarihinde haciz uygulanan yerde oturan kişiler olduğunun kabulü gerekir. Kanun'un lafzında <i>birlikte oturan kimseler </i>ve<i> iş ortakları</i> ayrı kullanılmak suretiyle borçlu ile müşterek kullanılan yere vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır. Zira müşterek konutta gerçekleştirilecek hacizden haciz tarihinde birlikte oturanların borçluya ait olan veya borçlunun ortağı olduğu şirkette icra edilen hacizden ise diğer şirket ortaklarının haberdar olmalarının -her somut olayın kendine özgü koşulları bağlamında- hayatın olağan akışına da uygun olduğu söylenebilir. Aksi bir yorumla kişilerin hâkimiyetinin olmadığı yerlerde gerçekleşen hacizden haberdar olmalarını kabul etmek, bir ihtimale kesinlik kazandırmak gibi her olaya uygun düşmeyecek bir sonuç doğurur. Bu durumda haczin gerçekleştirildiği yere, kişilerin itiraz ve iddialarına bakılmaksızın her zaman istihkak iddiasında bulunan kişi ile <i>birlikte oturmak</i> şartının haczi öğrenme bağlamında yeterli sayılmasının kanunun lafzına ve amacına uygun olduğu söylenemez. Bu kabulden farklı bir değerlendirmenin kişiler tarafından öngörülemeyen ve kişilere aşırı külfet yükleyen bir niteliği olacağı açıktır.</p>

<p>40. Başvuru konusu olayda üzerine istihkak iddiası olan ziynet eşyalarının başvurucunun kayınbabasının adresindeki şirket kasasında tespit edilerek haczedildiği, haczin ortak kullanılan mesken dışında gerçekleştirildiği sabittir. İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından takibin devamına karar verilmişse de bu aşamada da başvurucunun davanın tarafı olmadığı gibi haciz işleminden veya karar sonucundan icra hukuk mahkemesi veya icra müdürlüğünce haberdar edildiğine dair bir bilgi de tespit edilememiştir. Bununla birlikte haciz sırasında borçlu ve babasının hazır bulunduğu, haczin başvurucunun huzurunda ve borçlu ile birlikte oturdukları adreste yapılmadığı da açıktır. Ayrıca başvurucunun haciz gerçekleştirilen adresteki şirketin ortaklarından olduğuna, hacizden ve lehine istihkak iddiasından icra hukuk mahkemesi veya icra müdürlüğü aracılığıyla haberdar edildiğine dair de bir iddia mevcut değildir. Bu hususlar gözetilmemekle birlikte Dairenin haciz tutanağında yer alan ziynet eşyalarının kime ait olduğu konusundaki çelişkili beyanları, geçerli bir istihkak iddiasının varlığını, haczin icra edildiği yer de dâhil incelenen olayın özelliklerini gözeterek 2004 sayılı Kanun'un 96. maddesinin üçüncü fıkrasının koşullarının oluşup oluşmadığını tartışmadan sadece anılan karineye dayanarak başvurucunun iddialarını mahkeme önüne taşımasını engelleyen katı bir yorumla sonuca ulaştığı, anılan sonucun kanuni dayanağının bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>42. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>43. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>44. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesine (E.2021/2587, K.2022/1313) iletilmek üzere Beykoz İcra Hukuk Mahkemesine (E.2019/120, K.2021/82) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202263967-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-aym.jpg" type="image/jpeg" length="36370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/275 E., 2026/83 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025275-e-202683-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025275-e-202683-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2026 tarihli, 2025/275 esas - 2026/83 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/275</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 202</strong><strong>6/83</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>:</strong> <strong>16/4/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı :</strong> <strong>6/8</strong><strong>/2026-</strong><strong>33332</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Sakarya 3. İcra Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle değiştirilen 82. maddesinin birinci fıkrasının 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (12) numaralı bendinin Anayasa’nın 2., 10., 35. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Borçlu aleyhine başlatılan icra takibinde taşınmazla ilgili haczedilmezlik şikâyetinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>VE İLGİLİ GÖRÜLEN</strong> <strong>KANUN</strong> <strong>HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p><strong>A. İptali İstenen Kanun Hükmü</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 82. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Haczi caiz</i> <i>olmıyan</i> <i>mallar ve haklar:</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Madde 82 – (Değişik: 18/2/1965-538/46</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Aşağıdaki şeyler</i> <i>haczolunamaz</i><i>:</i></p>

<p><i>1. Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,</i></p>

<p><i>2. (Değişik: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) Ekonomik faaliyeti, sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya,</i></p>

<p><i>3. (Değişik: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası,</i></p>

<p><i>4. Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri; değilse, sanat ve mesleki için lüzumlu olan</i> <i>alat</i> <i>ve edevat ve kitapları ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları,</i></p>

<p><i>5. Borçlu ve ailesinin idareleri için lüzumlu ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları,</i></p>

<p><i>6. Borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek</i> <i>mahsül</i> <i>için lazım olan tohumluğu,</i></p>

<p><i>7. Borçlu bağ, bahçe veya</i> <i>meyva</i> <i>veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan bağ bahçe ve bu sanat için lüzumlu bulunan</i> <i>alat</i> <i>ve edevat,</i></p>

<p><i>Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borçlunun kendisi ve ailesinin maişetleri için zaruri olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları,</i></p>

<p><i>8.</i> <i>Borçlar Kanununun</i> <i>510 uncu maddesi mucibince</i> <i>haczolunmamak</i> <i>üzere tesis edilmiş olan kaydı hayatla iratlar,</i></p>

<p><i>9. Memleketin ordu ve zabıta hizmetlerinde</i> <i>malül</i> <i>olanlara bağlanan emeklilik maaşları ile bu hizmetlerden birinin ifası sebebiyle ailelerine bağlanan maaşlar ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış tazminat ve ikramiyeleri,</i></p>

<p><i>Askeri</i> <i>malüllerle</i><i>, şehit yetimlerine verilen terfi zammı ve 1485 numaralı kanun hükmüne göre verilen inhisar beyiye hisseleri,</i></p>

<p><i>10. Bir muavenet sandığı veya cemiyeti tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hallerde bağlanan maaşlar,</i></p>

<p><i>11. Vücut veya sıhhat üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak mutazarrırın kendisine veya ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi lazım gelen paralar,</i></p>

<p><i><strong><u>12.</u></strong></i> <i>(Değişik: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>)</i> <i><strong><u>Borçlunun haline münasip evi,</u></strong></i></p>

<p><i>13. (Ek: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) Öğrenci bursları.</i></p>

<p><i>Medeni Kanunun</i> <i>807</i> <i>nci</i> <i>maddesi hükmü saklıdır. 2, 4, 5, 7 ve 12 numaralı</i> <i>bendlerdeki</i> <i>istisna, borcun bu eşya bedelinden doğmaması haline</i> <i>munhasırdır</i><i>.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) Birinci fıkranın (2), (4), (7) ve (12) numaralı bentlerinde sayılan malların kıymetinin fazla olması durumunda, bedelinden haline münasip bir kısmı, ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir</i><i>.</i>”</p>

<p><strong>B</strong><strong>. İ</strong><strong>lgili Görülen</strong> <strong>Kanun Hükmü</strong></p>

<p>Kanun’un 83. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Kısmen haczi caiz olan şeyler:</i></p>

<p><i>Madde 83 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama müstenit olmayan</i> <i>nafakalar, tekaüt maaşları, sigortalar veya tekaüt sandıkları tarafından tahsis edilen iratlar,</i> <i>borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil</i> <i>edildikten sonra</i> <i>haczolunabilir</i><i>.</i></p>

<p><i>(Değişik: 12/4/1968 – 1045/1</i> <i>md.</i><i>) Ancak</i> <i>haczolunacak</i> <i>miktar bunların dörtte</i> <i>birinden az olamaz. Birden fazla haciz var ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi</i> <i>bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez</i><i>.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 15/1/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine ve yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p><strong>2.</strong> Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>3.</strong> Borç ilişkisinde borçlunun borcunu rızasıyla ifa etmesi esastır. Borcun süresinde ve gereği gibi ifa edilmemesi durumunda alacaklı, alacağını tahsil etmek için 2004 sayılı Kanun hükümlerine göre borçlu hakkında takip talebinde bulunabilir.</p>

<p><strong>4.</strong> Takibin kesinleşmesine rağmen borcun ödenmemesi hâlinde alacaklı; borçluya ait mal, hak ve alacaklar üzerinde haciz uygulanmasını talep edebilir. Haciz, cebrî icra sürecinde alacağın elde edilmesi için borçluya ait mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırlandırılarak bunlara hukuken el konulmasını ifade etmektedir.</p>

<p><strong>5.</strong> Anılan Kanun’un 82. maddesinde bazı mal ve hakların haczedilemeyeceği öngörülmüştür. Bu bağlamda söz konusu maddenin birinci fıkrasının (1) ila (13) numaralı bentlerinde haczedilemeyecek mallar ve haklar sınırlı olarak sayılmıştır.</p>

<p><strong>6.</strong> Bu bağlamda devlet malları, özel kanunlarında haczedilemeyeceği gösterilen mallar, ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya, para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası haczedilemeyecektir.</p>

<p><strong>7.</strong> Yine bu kapsamda borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi, çift hayvanları, nakil vasıtaları, diğer eklenti ve ziraat aletleri, değilse sanat ve mesleği için gerekli olan araç ve gereçler, kitaplar ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları, borçlu ve ailesinin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları, borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek mahsul için gerekli olan tohumluğu, borçlu bağ, bahçe, meyve veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan bağ bahçe ve bu sanat için gerekli bulunan araç ve gereç, geçimini hayvan yetiştirmekle sağlayan borçlunun kendisi ve ailesinin geçimi için zorunlu olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları haczedilemeyecek mallar arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>8.</strong> Bunların yanı sıra anılan fıkraya göre 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu gereğince haczolunmamak üzere tesis edilmiş kayd-ı hayatla bağlanmış olan gelirlerin, ordu ve zabıta hizmetlerinde malul olanlara bağlanan emeklilik maaşları ile bu hizmetlerden birinin ifası sebebiyle ailelerine bağlanan maaşların ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış tazminat ve ikramiyelerinin, askerî malullerle şehit yetimlerine verilen terfi zammının ve inhisar beyiye hisselerinin, yardımlaşma sandığı veya topluluğu tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hâllerde bağlanan maaşların, bedensel bütünlüğe veya sağlığa verilen zararlar nedeniyle zarar gören kişiye veya ailesine tazminat olarak ödenen toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi gereken paraların, borçlunun hâline münasip evi ile öğrenci burslarının da haczedilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>9.</strong> 2004 sayılı Kanun’un 82. maddesinin birinci fıkrasının borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyeceğini öngören (12) numaralı bendi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>10.</strong> Anılan maddenin üçüncü fıkrasında birinci fıkranın (2), (4), (7) ve (12) numaralı bentlerinde sayılan malların kıymetinin fazla olması durumunda bedelinden hâline münasip bir kısmının ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda borçlunun haczedilemez nitelikteki evinin kıymetinin fazla olması durumunda evin satılarak hâline münasip ev almasına yetecek miktarın borçluya verilmesinin ve kalan bedel üzerinde haczin devam etmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>11.</strong> Söz konusu Kanun’un 83. maddesinin birinci fıkrasında ise maaşların, ödenek ve her türlü ücretin, intifa haklarının ve bunların gelirlerinin, mahkeme kararına dayanmayan nafakaların, emekli maaşlarının, sigorta veya emekli sandıkları tarafından bağlanan gelirlerin borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca zorunlu olduğu takdir edilen miktarın indirilmesinden sonra haczolunabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında da haczolunacak miktarın bu gelirlerin dörtte birinden az olamayacağı, birden fazla haciz var ise sıraya konulacağı ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemeyeceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>12.</strong> Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyeceği öngörülmekle birlikte kuralda parası, işyeri, arsası haczedilen ancak evi bulunmayan borçluya hâline münasip bir evi almasına yetecek paranın verilmesine imkân tanıyan bir düzenlemenin öngörülmediği, bu suretle evi bulunan ve bulunmayan borçlular arasında eşitsizliğin oluşturulduğu, evi bulunmayan borçluların bu yola başvuramamasının etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 35. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>13.</strong> 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5., 20. ve 41. maddeleri yönünden de incelenmiştir.</p>

<p><strong>14.</strong> Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına</i> <i>sahiptir./</i> <i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denilmektedir. Mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun üzerinde tasarruf etme ve ürünlerinden yararlanma imkânı veren temel bir haktır.</p>

<p><strong>15.</strong> Anayasa’nın 5. maddesinde insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>16.</strong> Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu doğrultuda devlet; kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve bu hakkın etkili bir şekilde korunması amacıyla gerekli yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır.</p>

<p><strong>17.</strong> Bu kapsamda devletin -özel kişiler arası uyuşmazlıklarla ilgili olsun ya da olmasın- yargı kararlarının uygulanması ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir icra sistemi kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin, mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır. Alacakların icrasına ilişkin süreç bakımından da durum böyledir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16; <i>Hesna</i> <i>Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti</i>. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 71; <i>Eyyüp</i> <i>Boynukara</i><i> </i>[1. B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41).</p>

<p><strong>18.</strong> Alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakları çatışmaktadır. Devlet cebrî icra sistemini kurarken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir icra yolunun oluşturulması, diğer yandan da icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz etme imkânının tanınması gerekir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16; <i>Hesna</i> <i>Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti.</i>, § 72; <i>Nihal Soydan</i> [2. B.], B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35).</p>

<p><strong>19.</strong> Mülkiyet hakkının çatıştığı durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağı hususunda kanun koyucunun belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin, taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (AYM, E.2024/142, K.2025/97, 22/4/2025, § 18; E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16).</p>

<p><strong>20.</strong> Öte yandan Anayasa’nın “<i>Özel hayatın gizliliği</i>” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.</i>” denilmiştir.</p>

<p><strong>21.</strong> Anayasa’nın anılan maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bir yönüyle özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne serilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnızca kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale edememesi yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır (AYM, E.2020/64, K.2020/70, 12/11/2020, § 10; E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 16; E.2023/116, K.2024/56, 22/2/2024, § 14).</p>

<p><strong>22.</strong> Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarda sıkça vurgulandığı üzere <i>ö</i><i>zel hayat</i> eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde <i>bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi </i>kavramı temel alınmaktadır. Anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (<i>Serap</i> <i>Tortuk</i> [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31, 36; <i>Bülent Polat </i>[GK],<i> </i>B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 61; <i>Ata Türkeri</i> [1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 30).</p>

<p><strong>23.</strong> Anayasa’nın 41. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında da “<i>Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe</i> <i>dayanır./</i> <i>Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.</i>” denilmiştir. Anayasa'nın anılan maddesinde aile Türk toplumunun temeli olarak tanımlanmış, ailenin birey ve toplum hayatındaki önemine işaret edilmiş ve devlete, ailenin korunması için gerekli düzenlemeleri yapması ve teşkilatı kurması konusunda ödevler yüklenmiştir.</p>

<p><strong>24.</strong> Devletin, aile yaşamına saygı hakkına keyfî müdahaleden kaçınmasının yanı sıra anılan hakla ilgili pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülükler, bireyler arası ilişkilere yönelik olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını da zorunlu kılmaktadır (bazı farklarla birlikte <i>Murat Atılgan</i> [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 26). Toplumun ihtiyaç ve beklentilerini en iyi şekilde bilebilecek durumda olan devlet, aile hayatına saygı hakkı bağlamında Anayasa'dan kaynaklanan pozitif yükümlülüklerini yerine getirmek için alacağı tedbirleri belirleme konusunda geniş bir takdir yetkisine sahiptir (<i>Melahat</i> <i>Karkin</i> [GK], B. No: 2014/17751, 13/10/2016, § 45).</p>

<p><strong>25.</strong> İcra takibinde borcun ödenmemesi hâlinde alacaklı, borçlunun mal varlığının haczedilip satılması suretiyle alacağına kavuşabilmektedir. Bununla birlikte borçlunun temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve yaşamına belli bir düzeyde devam edebilmesi için 2004 sayılı Kanun’un 82. maddesinin birinci fıkrası ile 83. maddesinin birinci fıkrasında bazı mal veya hakların tamamen ya da kısmen haczedilemeyeceği hükme bağlanmıştır. İtiraz konusu kuralla da borçlunun barınma ihtiyacını karşılayabilmesi için hâline münasip evinin haczedilemeyeceği öngörülmek suretiyle alacaklının alacağına kavuşmasının zorlaştırıldığı görülmektedir.</p>

<p><strong>26.</strong> Bu bağlamda kanun koyucunun evin haczedilmesi konusunda borçlunun barınma hakkı ile alacaklının mülkiyet hakkı arasında bir tercihte bulunarak borçlunun sosyoekonomik durumuna uygun olduğu tespit edilen meskenle ilgili bir koruma sağladığı ve barınma hakkına üstünlük tanıdığı anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun anılan dengelemede borçlunun barınma hakkına üstünlük tanırken barınmanın bireyin temel ihtiyaçlarından biri olduğunu gözeterek barınma imkânından yoksun kalmanın borçlunun maddi ve manevi varlığı üzerinde oluşturacağı ciddi etkiyi dikkate aldığı söylenebilir (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Emine Göksel</i> [GK], B. No: 2016/10454, 12/12/2019, § 41).</p>

<p><strong>27.</strong> Ayrıca hacze konu mesken aynı zamanda <i>aile konutu</i> niteliğinde ise borçlu ile alacaklının karşılıklı menfaatlerinin dengelenmesinde artık Anayasa'nın 20. ve 41. maddelerinde öngörülen aile hayatına saygı hakkına yönelik güvenceler de devreye girmektedir. Zira ailenin sosyal ve ekonomik yaşamı açısından önemli bir yere sahip olan aile konutu, eşlerin mutluluğu ve çocukların geleceği için bir güvence, evlilik kurumunun ve aile hayatının bir arada sürmesini sağlayan ve aileyi bir çatı altında toplayan en önemli unsurlardan biri olarak görülmektedir (<i>Melahat</i> <i>Karkin</i>, § 52).</p>

<p><strong>28.</strong> Bu bağlamda borçlunun evinin haczedilmesi ve icra yoluyla satılması durumunda söz konusu evde kalan aile bireylerinin de mağdur olacağı, haciz ve satış işlemlerinden doğrudan etkilenecekleri dikkate alındığında kuralın aile yaşamına saygı hakkıyla da ilgisi bulunmaktadır.</p>

<p><strong>29.</strong> Dolayısıyla icra takibi sürecinde borçluya ait bazı malların haczedilmeyeceğinin öngörülmesinde alacaklının mülkiyet hakkı ile borçlunun mülkiyet, özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının çatıştığı açıktır.</p>

<p><strong>30.</strong> Bu çerçevede kuralın anayasallık denetiminde tarafların anılan haklardan kaynaklanan menfaatleri arasında adil dengenin sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede borçlunun özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına öncelik tanıyan kural bakımından menfaatler dengesinin sağlanmasında taraflara sağlanan tüm imkânlar dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>31.</strong> Anılan Kanun’un 16. maddesinde icra ve iflas dairelerince gerçekleştirilen işlemlerin Kanun’a veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı ilgililere icra mahkemesine şikâyette bulunma imkânı tanınmıştır. Bu kapsamda takip sırasında evi haczedilen borçlu bu evin haczedilemez nitelikte olduğunu belirterek haciz işlemine karşı, evin haczedilmemesi durumunda ise alacaklı, haczetmeme işlemine karşı şikâyet yoluna başvurabilir. Alacaklının ve borçlunun bu davalarda evin niteliğine ilişkin iddia ve delillerini sunmalarının mümkün olduğu açıktır.</p>

<p><strong>32.</strong> Evin haczedilebilir nitelikte olup olmadığına ilişkin uyuşmazlıkta mahkeme, taraflarca ortaya konulan delil ve iddiaları inceleyerek değerlendirme yapacaktır. Ayrıca evin borçlunun ihtiyacından fazla bir değerde olduğunu tespit etmesi hâlinde mahkeme Kanun’un 82. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince evin satılmasına ve hâline münasip ev almasına yetecek miktarın borçluya ödenmesine ve kalan bedelin alacaklıya verilmesine karar verecektir. Böylelikle borçluya ve alacaklıya tanınan şikâyet yoluyla mahkemenin tarafların bu konudaki delillerini inceleyerek karar vermesi suretiyle somut olay koşullarında menfaatler dengesinin sağlanmasına imkân tanındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>33.</strong> Dolayısıyla bir yandan borçlunun ailesiyle birlikte barındığı meskenin haczedilmesinin önüne geçilerek özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yönelik gerekli koruma sağlanırken diğer yandan da icra takip sürecinin işlevsiz kalması önlenerek alacaklı yönünden gerekli güvencelerin oluşturulduğu görülmektedir.</p>

<p><strong>34.</strong> Bu itibarla kuralda sosyal devlet ilkesi ve insan onuru temelinde barınma hakkına belirli bir öncelik tanınmakla birlikte alacaklının mülkiyet hakkının tamamen işlevsiz bırakılmadığı ve tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengenin kurulduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>35.</strong> Diğer yandan kuralda evi bulunmayan borçlulara mal varlığından hâline münasip ev almaya yetecek bir miktarın haczedilmemesine imkân tanınmamasının anılan haklar bağlamında devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığı da incelenmelidir.</p>

<p><strong>36.</strong> İcra takibi sürecinde alacaklı ile borçlunun menfaatler dengesinin sağlanmasında kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamında belli bir düzeyde yaşamını sürdürebilmesi için borçlunun elinde bulunan ve temel ihtiyaçlarını karşılayan bazı mal ve hakların kısmen veya tamamen haczedilemeyeceğini öngörmüş; bunların dışında kalan mal ve haklar bakımından ise alacaklının menfaatine öncelik tanımıştır. Kuralda da borçlunun haciz sırasında barınma ihtiyacını karşıladığı konutun haczedilemeyeceği hükme bağlanmakla birlikte borçlu tarafından henüz edinilmemiş olan ve hâline münasip nitelik taşıyan bir konutun bedelinin dikkate alınmasına yönelik herhangi bir koruma öngörülmemiştir.</p>

<p><strong>37.</strong> Bununla birlikte kuralın da yer aldığı fıkrada bazı mal varlıklarının borçlunun ve ailesinin geçimi için haczedilemeyeceği belirlenmek suretiyle borçlunun temel ihtiyaçlarını bunlarla karşılayabilmesi amaçlanmıştır.</p>

<p><strong>38.</strong> Ayrıca 83. maddenin birinci fıkrasında borçlunun, anılan fıkrada sayılan gelirlerinin borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memuru tarafından gerekli olduğu takdir edilen miktar indirildikten sonra haczolunabileceği öngörülmüştür. Borçlu ve ailesinin barınabilecekleri bir konutun kirası da geçinmeleri için zorunlu olan miktara dahil olduğundan borçlunun geliri üzerinde yapılacak haciz işleminde bu meblağın gözetilmesi gerektiği söylenebilir.</p>

<p><strong>39.</strong> Söz konusu düzenlemeler de dikkate alındığında kanun koyucunun borçlunun insani düzeyde yaşamına devam etmesini sağlamak amacıyla çeşitli önlemler aldığı görülmektedir. Bu kapsamda haciz sırasında mevcut olan bazı mal ve haklar yönünden borçlunun menfaatlerine üstünlük tanınırken haciz sırasında malik olmadığı hâline münasip evin değeri yönünden bir korumanın öngörülmemesi ve bu doğrultuda alacaklının menfaatlerine üstünlük tanımasının kanun koyucunun takdir yetkisinde olduğu, bu durumun tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengeyi ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle kanun koyucunun haciz sırasındaki durumu dikkate alarak borçlunun mevcut olan hâline münasip evinin haczedilemeyeceğini öngörmesinin evi olmayan borçlu açısından hâline münasip ev alınmasına yetecek miktarda bir paranın haciz dışı bırakılmasını zorunlu kıldığı söylenemez.</p>

<p><strong>40.</strong> Bu itibarla kuralda öngörülen düzenlemeyle tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengenin bozulmadığı gözetildiğinde kuralın mülkiyet, özel hayata ve aile hayatına saygı haklarından kaynaklanan devletin pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>41.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5., 20., 35. ve 41. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. ve 40. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p><strong>42.</strong> Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle değiştirilen 82. maddesinin birinci fıkrasının 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (12) numaralı bendine yönelik iptal talebi 16/4/2026 tarihli ve E.2025/275, K.2026/83 sayılı kararla reddedildiğinden bu bende ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle değiştirilen 82. maddesinin birinci fıkrasının 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (12) numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025275-e-202683-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa4a.jpg" type="image/jpeg" length="54216"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/246 E., 2026/108 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025246-e-2026108-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025246-e-2026108-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/246 esas - 2026/108 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/246</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/108</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı : 6/8/2026-33332</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 73. İş Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>Muhakeme sırasında…</i>” ve “<i>…yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar…</i>” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>KANUN HÜK</strong><strong>ÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 30. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Noksan</i> <i>tesbit</i> <i>edilen değer üzerinden harcın ödenmesi:</i></p>

<p><i>Madde 30-</i><i><strong><u> Muhakeme sırasında </u></strong></i><i>tesbit</i> <i>olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa,</i><i><strong><u> yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar </u></strong></i><i>noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 26/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 492 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasında<strong> </strong>yargı işlemlerinden anılan Kanun’a ekli (1) Sayılı Tarife’de yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Kanun’un 11. maddesinde genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde yargı harçlarının anılan Tarife’de yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nevi ve mahiyetine göre ise maktu esas üzerinden alınacağı öngörülmüştür.</p>

<p>5. 16. maddede değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde Tarife’de yazılı değerlerin esas olduğu, değer tayini mümkün olan hâllerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş; noksan tespit edilen değerler hakkında 30. maddenin uygulanacağı ifade edilmiştir. 28. maddede de Tarife’de yazılı karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır. Kanun’a ekli (1) Sayılı Tarife’nin “<i>(A) Mahkeme Harçları:</i>”<i> </i>başlıklı bölümünün “<i>III – Karar ve ilam harcı:</i>” başlıklı kısmının (1) numaralı fıkrasında düzenlenen nispi karar ve ilam harcının en yüksek oranı binde 68,31 olarak belirlenmiştir.</p>

<p>6. Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ise muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması hâlinde yalnız o celse için muhakemeye devam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmayacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu cümlede yer alan “<i>Muhakeme sırasında…</i>” ve “<i>…</i><i>yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar…</i>” ibareleri itiraz konusu kuralları oluşturmaktadır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde de mülga 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409. maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın işleme konulmasının noksan olan harcın ödenmesine bağlı olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>7. Mülga 1086 sayılı Kanun’un 409. maddesinde dosyanın işlemden kaldırılması, yenilenmesi ve davanın açılmamış sayılmasına ilişkin hususların düzenlendiği görülmektedir. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca 492 sayılı Kanun’un 30. maddesinde mülga 1086 sayılı Kanun’un 409. maddesine yapılan atfın anılan hükme karşılık gelen 6100 sayılı Kanun’un “<i>Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması</i>” başlıklı 150. maddesine yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>8. Bu itibarla kurallar uyarınca değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde dava dilekçesindeki değerin tespit olunan değerden az olduğunun anlaşılması durumunda yalnızca o celse için yargılamaya devam edilecektir. Bir sonraki celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam edilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>.</strong> <strong>İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>9. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarla davanın esası hakkında karar verilmeksizin harcın ikmal edilmek zorunda bırakılmasının hukuki belirlilik ilkesini ihlal ettiği, tamamlama harcının yatırılmaması hâlinde dosyanın işlemden kaldırılacağının öngörülmesinin adalete erişim hakkına orantısız bir sınırlama getirdiği, harcın tamamlanması için duruşmanın ertelenmesine karar verilmesinin ise yargılamanın uzamasına ve bu suretle alacaklının alacağına kavuşamamasına neden olacağı, uzun süren yargılama sonunda davanın reddi hâlinde karar kesinleşince iade edilecek nispi harcın da değer kaybedebileceği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C</strong><strong>.</strong> <strong>Anayasa’ya</strong> <strong>Aykırılık</strong> <strong>Sorunu</strong></p>

<p>10. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28).</p>

<p>11. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10).</p>

<p>12. Yargılama sırasında dava değerinin dava dilekçesinde belirtilenden fazla olduğunun anlaşılması hâlinde yalnızca o celse için yargılamaya devam edileceğini ve takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmayacağını öngören itiraz konusu kuralların mahkemeye erişim hakkını sınırladığı açıktır.</p>

<p>13. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, ayrıca Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>14. Bu kapsamda anılan hakkı sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p>15. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>16. Kurallara göre noksan dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam edilmesi mümkün değildir. Bu itibarla yargı harçları ve bu harçların ödenmemesi durumunda doğacak hukuki sonucun herhangi bir duraksamaya neden olmayacak şekilde açık ve net olarak düzenlendiği dikkate alındığında kuralların kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>17. Anayasa’nın 36. maddesinde mahkemeye erişim hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.</p>

<p>18. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.</i>” denilmektedir. Yargı mercilerinin makul olmayan bir iş yüküyle karşı karşıya kalmaları hâlinde anılan görevi yerine getirmeleri güçleşebilecektir. Bu bağlamda kanun koyucu yargı mercilerinin gereksiz bir iş yüküyle karşılaşmasını engelleyecek nitelikte düzenlemeler öngörebilir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 32).</p>

<p>19. 492 sayılı Kanun’un gerekçesinde harç, kişilerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu kurumları ve hizmetlerinden faydalanmaları karşılığında yaptıkları ödemeler şeklinde tanımlanmıştır. Bununla birlikte karar ve ilam harcının yargı mercilerine gereksiz talepler yöneltilmesini engelleme işlevine de sahip olduğu açıktır (AYM, E.2024/6, K.2024/204, 4/12/2024, § 27).</p>

<p>20. Bu itibarla davaya devam edilebilmesini bir sonraki celseye kadar noksan dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının tamamlanması şartına bağlayan kuralların adalet hizmetinin sağlıklı şekilde işlemesini sağlamaya yönelik meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>21. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca mahkemeye erişim hakkına getirilecek sınırlamaların ölçülü olması gerekir. <i>Ö</i><i>lçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>22. Noksan harcın ödenmemesi durumunda davaya devam edilmemesinin anılan harcın işlevinin gerçekleşmesine katkı sunacağı kuşkusuzdur.</p>

<p>23. Diğer yandan vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklere yönelik politikanın belirlenmesi ve uygulanması bakımından kamu makamları geniş bir takdir yetkisine sahiptir (<i>Ömer Tuncer</i> [1.B.], B. No: 2016/72712, 8/9/2020, § 46). Bu bağlamda yargı harçlarının ödenme zamanı ile ödenmemesi durumunda doğacak hukuki sonucun belirlenmesi kanun koyucunun takdirindedir (AYM, E.2024/6, K.2024/204, 4/12/2024, § 49).</p>

<p>24. Ayrıca noksan harcın ödenmesinin yargılamaya devam edebilme şartı olarak öngörülmesi yerine eksik ödendiği anlaşılan harcın tahsilinin yargılamanın sonlanmasına kadar ötelenmesinin de başvurulabilecek ve mahkemeye erişim hakkına daha hafif müdahale oluşturan bir yöntem ve araç olduğu kuşkusuzdur. Ancak kanun koyucunun daha hafif müdahale oluşturan bir aracı seçme yükümlülüğü altında olduğunun söylenebilmesi için söz konusu aracın, öngörülen meşru amaca ulaşılmasını sağlaması gerekmektedir. Daha hafif müdahale oluşturan aracın, hedeflenen amaca ulaşılmasını sağlamayabileceği hususunda makul kuşkuların bulunması hâlinde kanun koyucunun daha hafif müdahale oluşturan aracı seçme yükümlülüğü söz konusu olmaz. Karar ve ilam harcının dörtte birinin peşin alınmasının amacı gereksiz ve temelsiz davaların açılmasını önlemek olup anılan harcın dörtte birinin peşin ödenecek olması kişiyi dava açma hususunda daha dikkatli davranmaya itebilir ve gereksiz yere dava açmaktan caydırabilir. Eksik karar ve ilam harcının hemen tahsil edilmemesi ise söz konusu harcın gereksiz davaların açılması bakımından caydırıcılığı sağlama fonksiyonunu zayıflatabilecektir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkına daha hafif bir müdahale teşkil etmekle birlikte harcın gereksiz yere dava açmaktan caydırma fonksiyonunu zayıflatan söz konusu yöntemi tercih etmeyen kanun koyucunun, takdir yetkisinin sınırlarının dışına taştığının kabulü mümkün görülmemiştir.</p>

<p>25. Bu itibarla bir sonraki celseye kadar noksan dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının tamamlanmaması hâlinde davaya devam edilmeyeceğini öngören kuralların anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.</p>

<p>26. Bununla birlikte <i>orantılılık</i> alt ilkesi gereğince kuralların davacıya aşırı bir külfet yüklememesi gerekir. Başka bir ifadeyle kurallarda mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama ile söz konusu meşru amaç arasında makul bir dengenin sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>27. Kanun koyucunun yargı hizmetlerinin sunulması karşılığında harç alınmasına yönelik düzenleme yapma yetkisi bulunmakla birlikte yargı harçlarının mahkemeye erişim hakkı üzerindeki etkileri dikkate alınmak suretiyle bu harçların miktarının makul düzeyde belirlenmesi ve ödeme gücü bulunmayanlar yönünden etkili bir adli yardım sisteminin öngörülmesi gerekir (AYM, E.2011/54, K.2011/142, 20/10/2011).</p>

<p>28. Bu bağlamda 492 sayılı Kanun’a ekli (1) Sayılı Tarife’de yargı harçlarının miktar ve oranlarının makul şekilde belirlenmediği söylenemez. Ayrıca 6100 sayılı Kanun’un 334 ila 340. maddelerinde yargı harcı ödemekle yükümlü kişinin ekonomik gücünün zayıf olması hâlinde işletilebilecek adli yardım sistemi de öngörülmüştür (AYM, E.2024/6, K.2024/204, 4/12/2024, § 52).</p>

<p>29. Kurallar uyarınca noksan harcın bir sonraki celseye kadar tamamlanması öngörülerek davacılara söz konusu harcın tamamlanması için makul bir süre de tanındığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan davanın sonucuna bağlı olarak davacının yargı harçları kapsamında ödediği tutarı geri alabilmesinin mümkün olduğu da açıktır.</p>

<p>30. Buna göre karar ve ilam harcı oranı ve miktarının makul düzeyde belirlendiği, anılan Tarife’ye göre hesaplanan nispi karar ve ilam harcının yalnızca dörtte birinin peşin ödenmesinin öngörüldüğü ve ödeme gücü zayıf kişiler yönünden uygulanabilecek adli yardım sisteminin bulunduğu gözetildiğinde adalet hizmetinin sağlıklı şekilde işlemesine hizmet eden kuralların anılan hizmetten yararlanacak kişilere katlanamayacakları bir külfet yüklediği söylenemez.</p>

<p>31. Ayrıca bir sonraki celseye kadar noksan dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının ödenmemesi nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılması hâlinde de 6100 sayılı Kanun’un 150. maddesinde öngörülen süre içinde noksan harcın ödenmesi suretiyle davaya devam edilebilmesi mümkündür.</p>

<p>32. Bu itibarla muhakeme sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması hâlinde yalnız o celse için muhakemeye devam olunacağını, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmayacağını öngören kuralların mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahalede bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2024/6, K.2024/204, 4/12/2024, § 57; AYM, E.2018/150, K.2019/79, 16/10/2019, § 18) .</p>

<p>33. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 2., 35., 40. ve 141. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 35., 40. ve 141. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>Muhakeme sırasında</i><i>…</i>” ve “<i>…</i><i>yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar</i><i>…</i>” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025246-e-2026108-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-5.jpg" type="image/jpeg" length="81263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/230 E., 2026/110 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025230-e-2026110-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025230-e-2026110-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/230 esas - 2026/110 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESI KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>202</strong><strong>5</strong><strong>/</strong><strong>230</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>2026/110</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi :</strong> <strong>13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 6/8/2026-33332</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 19. İdare Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 171. maddesiyle değiştirilen 44. maddesinin 19/11/2014 tarihli ve 6569 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen (c) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinin “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorundadırlar.</i>” bölümünün Anayasa’nın 2., 13. ve 42. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Azami öğrenim süresinin sona erdiği gerekçesiyle yükseköğretim kurumuyla ilişiği kesilen davacının söz konusu işlemin iptali talebiyle açtığı davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜK</strong><strong>MÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 44. maddesinin (c) fıkrasının itiraz konusu kuralın da yer aldığı birinci paragrafı şöyledir:</p>

<p>“<i>c.</i><i> </i><i>(Değişik: 19/11/2014-6569/28</i> <i>md.</i><i>) </i><i>Öğrenciler, bir yıl süreli yabancı dil hazırlık sınıfı hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın öğrenim süresi iki yıl olan</i> <i>önlisans</i> <i>programlarını azami dört yıl, öğrenim süresi dört yıl olan lisans programlarını azami yedi yıl, öğrenim süresi beş yıl olan lisans programlarını azami sekiz yıl,</i> <i><strong><u>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorundadırlar</u></strong></i><i>. Hazırlık eğitim süresi azami iki yıldır. Azami süreler içinde katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin ilişikleri kesilmez. Ancak üniversite yetkili kurullarının kararı ve Yükseköğretim Kurulunun onayı ile dört yıl üst üste katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin ilişikleri kesilebilir. Yatay geçiş ve çift ana dal eğitiminin usul ve esasları ile azami öğrenim süreleri, lisansüstü eğitim usul ve esasları ile öğrenim süreleri Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.</p>

<p>3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2547 sayılı Kanun’un 44. maddesinin (c) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinin “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorundadırlar.</i>” bölümünün iptalini talep etmiştir. Anılan cümlede yükseköğretim kurumuna kayıtlı öğrencilerin, bir yıl süreli yabancı dil hazırlık sınıfı hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın öğrenim süresi iki yıl olan önlisans programlarını azami dört yıl, öğrenim süresi dört yıl olan lisans programlarını azami yedi yıl, öğrenim süresi beş yıl olan lisans programlarını azami sekiz yıl, öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorunda olduğu öngörülmüştür.</p>

<p>4. İtiraz konusu kuralda yer alan “<i>…içinde tamamlamak zorundadırlar.</i>” ibaresi, anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl</i><i>…</i>” ibaresinin yanı sıra cümlenin itiraz konusu olmayan <i>“</i><i>…</i><i>öğrenim süresi iki yıl olan</i> <i>önlisans</i> <i>programlarını azami dört yıl, öğrenim süresi dört yıl olan lisans programlarını azami yedi yıl, öğrenim süresi beş yıl olan lisans programlarını azami sekiz</i> <i>yıl,…</i><i>”</i> bölümü yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla kuralın esasına ilişkin incelemenin “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>5. Açıklanan nedenle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 171. maddesiyle değiştirilen 44. maddesinin 19/11/2014 tarihli ve 6569 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen (c) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinin “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorundadırlar.</i>” bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>.</strong> <strong>İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>7. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarının azami öğrenim süresinin dokuz yıl olarak belirlenmesinde öğrenim görülen bölümün niteliğinin, öğrencilerin farklı öznel ve nesnel koşullarının ve öğrenme düzeylerinin dikkate alınmadığı, söz konusu sürelerin nasıl ve ne şekilde tespit edildiğinin belirlenmediği, öğrenim süreleri açısından azalan oranda azami sürelerin öngörüldüğü, bu durumun öğrenim süreleri bağlamında eşitsizlik yarattığı, kuralın zorunlu mazeret nedeniyle azami öğrenim süresini aşan öğrencilerin de yükseköğretim kurumu ile ilişiğinin kesilmesine neden olduğu, bir öğrencinin azami sürede eğitimini tamamlayamadığı gerekçesiyle ilişiğinin kesilmesinin kamu kaynaklarının israfına yol açtığı, daha hafif sınırlama araçları yerine ilişik kesme şeklinde ağır bir araca başvurulmasının elverişli ve gerekli olmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 42. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>8. İtiraz konusu kural, süresi altı yıl olan lisans programlarında öğrenim gören yükseköğretim öğrencilerinin azami dokuz yıl içinde öğrenimlerini tamamlamak zorunda olduklarını hüküm altına almaktadır.</p>

<p>9. Anayasa’nın 42. maddesinin birinci fıkrasında kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı belirtilmek suretiyle <i>eğitim ve öğrenim hakkı</i> herkes yönünden güvence altına alınmıştır.</p>

<p>10. Eğitim ve öğrenim, Anayasa tarafından doğrudan güvence altına alınmış bir haktır. Ayrıca eğitim ve öğrenim, çok özel bir kamu hizmeti olarak sadece doğrudan faydaları olan bir hizmet değil geniş sosyal fonksiyonları da olan bir hizmettir. Demokratik bir toplumda insan haklarının sağlamlaşması ve devamı için eğitim ve öğrenim hakkının vazgeçilmez ve temel bir katkısı olduğu da açıktır (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2013/583,10/12/2014, § 66).</p>

<p>11. Eğitim ve öğrenim hakkı, kamu ve özel eğitim kurumlarını kapsadığı gibi eğitimin ilk, orta ve yükseköğrenim seviyelerini de kapsar (<i>Sara Akgül</i> [GK], B. No: 2015/269, 22/11/2018, § 120; <i>Hikmet</i> <i>Balabanoğlu</i> [2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 28; <i>İhsan Asutay</i> [2. B.], B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 34).</p>

<p>12. Öte yandan eğitim ve öğrenim hakkı, kamu otoritelerine kişilerin eğitim ve öğrenim almasını engellememe ödevini yüklemektedir. Eğitim ve öğrenim hakkı belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına erişimin sağlanmasını ve bu eğitim kurumlarına devam edebilmeyi teminat altına almaktadır (AYM, E.2018/94, K.2023/10, 25/1/2023, § 85). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında eğitim ve öğrenim hakkının kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe şeklinde bir negatif ödev yüklediğine karar vermiştir. (<i>Adem</i> <i>Öğüt ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2014/20527, 22/11/2017, § 44; <i>Yüksel Baran</i> [2. B.], B. No: 2012/782, 26/6/2014, § 36)</p>

<p>13. Kural uyarınca azami dokuz yıllık sürede öğrenimlerini tamamlamayan yükseköğretim öğrencilerinin ilke olarak yükseköğretim kurumu ile ilişikleri kesilecektir. Bu yönüyle kural öğrencileri bir eğitim kurumuna devam etme hakkından mahrum bıraktığından eğitim ve öğrenim hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>14. Anayasa’nın 13. maddesinde<i> </i>“<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmiştir. Buna göre eğitim ve öğrenim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>15. Bu kapsamda eğitim ve öğrenim hakkını sınırlamaya yönelik kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmalıdır.</p>

<p>16. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>17. Kuralda öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarının ne kadar sürede tamamlanması gerektiği herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>18. Anayasa'nın 42. maddesinde eğitim ve öğrenim hakkının sınırlanmasına ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Bununla birlikte eğitim ve öğrenim hakkının mutlak ve sınırsız bir hak olduğu düşünülemez. Nitekim anılan maddenin ikinci fıkrasında yer verilen “<i>Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.</i>” ifadesi ile devlete bir takdir alanı oluşturulmuştur. Eğitim ve öğrenim hakkının Anayasa'nın <i>Sosyal ve Ekonomik Haklar</i> bölümünde düzenlendiği hususu da gözetildiğinde devlete tanınan bu takdir hakkının özünde bir sınırlama yetkisi de içerdiği anlaşılmaktadır (AYM, E.2024/149, K.2025/194, 8/10/2025, § 105; <i>Abdulaziz</i> <i>Kaya ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/35913, 9/10/2024, § 36).</p>

<p>19. Öte yandan Anayasa'da diğer haklardan farklı olarak eğitim ve öğrenim hakkının sınırlanması hususunda kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kanun koyucunun eğitim ve öğrenim hakkının sınırlanması hususundaki takdir aralığının geniş olduğu ifade edilebilir. Devletin sahip olduğu takdir yetkisi, toplumun ihtiyaçlarını gözeterek yüksek öğretim kurumlarındaki öğrenim süresinin sınırlandırılmasını da kapsamaktadır. Ancak kanun koyucunun takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2018/94, K.2023/10, 25/1/2023, § 89; <i>Adem</i> <i>Öğüt ve diğerleri,</i> § 53).</p>

<p>20. Kuralla öğrenim sürelerine belirli bir sınır getirilerek yükseköğretimin belirli bir süre içinde tamamlanmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumun yükseköğrenim için ayrılan kamu kaynağının kamu yararına uygun şekilde kullanılmasını ve eğitimin kalitesinin muhafaza edilmesini sağlayacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla kuralın kamu kaynağının kamu yararına uygun şekilde kullanılması ve eğitimin kalitesinin muhafaza edilmesi amacıyla getirildiği, söz konusu amacın ise anayasal anlamda meşru bir amaç niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>21. Kuralla eğitim ve öğrenim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması için aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>22. Yükseköğrenim süresine üst sınır getirilmesinin, öğrenimlerini uzun süre tamamlayamayan öğrencilerin yükseköğretim kurumu ile ilişiklerinin kesilmesine neden olacağı, bu durumun ise söz konusu öğrenciler için yapılan kamu harcamalarının sonlanmasını ve başarısız öğrencilerin sistemden çıkarılmasını sağlayacağı dikkate alındığında kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır.</p>

<p>23. Kamu kaynaklarının ve eğitim kalitesinin korunması amacıyla alınacak önlemler hususundaki takdir yetkisi kanun koyucuya aittir. Yükseköğrenim süresine bir sınır getirilmesi de söz konusu yetki kapsamında değerlendirilebilecek araçlardandır. Dolayısıyla kuralla öngörülen sınırlamanın söz konusu amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.</p>

<p>24. Diğer yandan eğitim ve öğrenim hakkına yönelik sınırlamalar orantılı olmalıdır. Orantılılık sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre eğitim ve öğrenim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve yükseköğrenim öğrencilerinin eğitim ve öğrenim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (<i>Şehmus</i> <i>Altuğrul</i> [2. B.], B. No: 2017/38317, 13/1/2021, § 51).</p>

<p>25. Seçilen aracın ulaşılmak istenen amaçla kıyaslandığında bireye orantısız bir külfet yüklemiş olduğunun saptanması bazı hâllerde tek başına yeterli olmayabilir. Kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların var olup olmadığı da büyük önem taşımaktadır. Elverişli ve gerekli olduğu hükmüne varılan aracın seçilmiş olması nedeniyle kişiye yüklenen aşırı külfeti hafifleten hukuksal mekanizmalar mevcutsa kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varılabilir (<i>Şehmus</i> <i>Altuğrul</i><i>,</i> § 52).</p>

<p>26. Kuralla normal eğitim süresi olan altı yıla üç yıl daha eklenerek ancak dokuz yıllık sürenin tamamlanması hâlinde öğrencilikle ilişiğin kesileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla kural azami öğrenim süresini normal öğrenim dönemine üç yıl daha eklemek suretiyle belirlemekte bir başka deyişle normal öğrenim süresini üç yıl daha uzatmaktadır.</p>

<p>27. Öte yandan 2547 sayılı Kanun’un 44. maddesinin (c) fıkrasının üçüncü paragrafının birinci cümlesinde azami süreler sonunda kayıtlı olduğu öğretim kurumundan mezun olabilmek için son sınıf öğrencilerine başarısız oldukları bütün dersler için iki ek sınav hakkının verilmesi hükme bağlanmıştır. Anılan paragrafın ikinci cümlesinde de söz konusu sınavlar sonunda başarısız ders sayısını beş derse indirenlere bu beş ders için üç yarıyıl, ek sınavları almadan beş derse kadar başarısız olan öğrencilere dört yarıyıl (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda iki öğretim yılı), bir dersten başarısız olanlara ise öğrencilik hakkından yararlanmaksızın sınırsız, başarısız oldukları dersin sınavlarına girme hakkının tanınacağı öngörülmüştür. Paragrafın üçüncü cümlesinde ise izledikleri programdan mezun olmak için gerekli bütün derslerden geçer not aldıkları hâlde yönetmeliklerinde başarılı sayılabilmeleri için öngörülen not ortalamalarını sağlayamamaları sebebiyle ilişikleri kesilme durumuna gelen son dönem (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda son sınıf) öğrencilerine not ortalamalarını yükseltmek üzere diledikleri derslerden sınırsız sınav hakkı tanınmıştır.</p>

<p>28. Anılan fıkranın dördüncü paragrafının birinci ve üçüncü cümlelerinde de derslere devam yükümlülüklerini yerine getirdikleri hâlde yıl içi ve yıl sonu sınav yükümlülüklerini yerine getiremedikleri için öğretim kurumları ile ilişiği kesilen hazırlık sınıfı ve birinci sınıfta en fazla bir dersten, ara sınıflarda ise en fazla üç dersten başarısız olan öğrencilere üç yıl içinde kullanacakları üç sınav hakkı, not ortalamasını tutturamadıkları için hazırlık sınıfı dâhil ara sınıflarda da sene kaybeden öğrencilere diledikleri üç dersten bir sınav hakkı verilmiş; sınavların sonunda sorumlu oldukları tüm dersleri başaranların kayıtlarının yeniden yapılacağı ve öğrenimlerine kaldıkları yerden devam edecekleri belirtilmiştir.</p>

<p>29. Bu itibarla kuralın normal öğrenim süresinde eğitimin tamamlanamaması durumunda okulla ilişiğin kesilmesini öngörmediği, bu süreye üç yıl daha eklediği, ayrıca kuralda yükseköğrenim öğrencilerine bir eğitim kurumuna devam edebilme hakkı bağlamında bir külfet yüklenmekte ise de yüklenen külfeti hafifleten hukuksal mekanizmaların anılan Kanun’da mevcut olduğu dikkate alındığında kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği, dolayısıyla orantılı olduğu değerlendirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>30. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 42. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 42. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 171. maddesiyle değiştirilen 44. maddesinin 19/11/2014 tarihli ve 6569 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen (c) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “<i>…öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl</i><i>..</i><i>.</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025230-e-2026110-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-75.jpg" type="image/jpeg" length="20594"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7589 Sayılı Kanunla TCK m. 158'e Eklenen Dördüncü Fıkranın Kısa Bir Değerlendirmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-tck-m-158e-eklenen-dorduncu-fikranin-kisa-bir-degerlendirmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-tck-m-158e-eklenen-dorduncu-fikranin-kisa-bir-degerlendirmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Düzenlemenin konusu ve yürürlüğü</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></a></strong>'un 13. maddesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Kanun 16.07.2026 tarihinde kabul edilmiş, 31.07.2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Değişiklik, Kanun'un 26. maddesinde ertelenmiş yürürlük öngörülen hükümler arasında sayılmadığından yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Bahse konu madde; “<i>Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.”</i> Hükmünü havidir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçundan elde edilen menfaatin üçüncü kişilere ait banka hesapları üzerinden dolaştırılması, son yıllarda organize dolandırıcılık faaliyetlerinin yerleşik bir yöntemi hâline gelmiştir. Bu yapı içinde hesabını veya kartını temin eden kişi, çoğu olayda hileli davranışın kurgulanmasına, mağdurla kurulan iletişime ve elde edilen menfaatin miktarına ilişkin bilgiden yoksundur; katkısı, belirli bir bedel karşılığında ödeme aracını ya da hesaba erişimi sağlayan bilgileri devretmekten ibarettir.</p>

<p>Buna karşın uygulamada söz konusu kişiler kural olarak TCK m. 158/1-f kapsamında, koşulları varsa m. 158/3 uyarınca artırımlı biçimde cezalandırılmıştır. m. 158/1'in son cümlesi uyarınca (f) bendinde hapis cezasının alt sınırının dört yıl olması karşısında, organizasyonun kurucusu ile katkısı tek bir hesap bilgisinin paylaşılmasından ibaret kalan kişi arasındaki sorumluluk farkının yalnızca TCK m. 61 çerçevesindeki takdire ve koşulları varsa m. 39'a bırakılması, kusur ve orantılılık ilkeleri bakımından eleştirilmiştir. Yeni fıkra bu sorunları çözmeye odaklanmış ve bu farkı bir indirim sebebi olarak ihtia etmektedir.</p>

<p><strong>Uygulama koşulları</strong></p>

<p><strong>1-</strong>Fıkra yalnızca TCK m. 157 ve m. 158 bakımından uygulanır. Ödeme aracının temini fiilinin başka bir suça iştirak oluşturduğu hâllerde, örneğin TCK m. 245 kapsamındaki bir eyleme katkı söz konusu olduğunda, hükmün doğrudan uygulanması mümkün değildir.</p>

<p><strong>2-</strong>Hükmün uygulanabilmesi, iştirakin "vermek fiiliyle sınırlı olması" koşuluna bağlanmıştır. Failin katkısı, sayılan ödeme araçlarının veya hesaba erişimi sağlayan zorunlu bilgi ve araçların bir başkasına devredilmesinden ibaret kalmalıdır. Failin ayrıca mağdurla iletişime geçmesi, hileli davranışın kurgulanmasına katılması ya da organizasyonun işleyişine başka bir katkı sunması hâlinde indirim uygulanmayacaktır.</p>

<p><strong>3-</strong>Bu koşulun uygulamada en çok tartışma yaratacak görünümü, hesabına aktarılan parayı bizzat çeken ve teslim eden fail bakımından ortaya çıkacaktır. Söz konusu davranışın hesabın kullandırılmasının zorunlu sonucu mu sayılacağı, yoksa sınırı aşan bağımsız bir katkı olarak mı değerlendirileceği hükmün pratik etkisini büyük ölçüde belirleyecektir. Lafzî yorum ikinci sonuca daha yatkın görünmekle birlikte, bu yaklaşımın indirimi dosyaların önemli bir bölümünde işlevsiz bırakacağı gözden uzak tutulmamalıdır.</p>

<p><strong>4-</strong>Metin iki grubu ayrı ayrı saymaktadır. İlk grup, banka veya kredi kartı "gibi" ödeme araçlarıdır; buradaki edatın örnekleyici niteliği karşısında ön ödemeli kartlar ve dijital cüzdan araçlarının da kapsama girdiği kabul edilmelidir. İkinci grup, banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi ve araçlardır; internet bankacılığı kullanıcı bilgileri, tek kullanımlık şifreler, donanımsal doğrulama araçları ve kripto cüzdan erişim anahtarları bu kapsamdadır. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının açıkça sayılması, düzenlemenin güncel suç pratiği gözetilerek kaleme alındığını göstermektedir.</p>

<p><strong>5-</strong>Ödeme aracının veya hesabın faile ait olması aranmamış, "kendisine veya başkasına ait" ifadesiyle bu ayrım baştan bertaraf edilmiştir.</p>

<p><strong>6-</strong>Fıkra, kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlama amacını aramaktadır. Bu ifadenin genel kastın ötesinde bir saik unsuru mu oluşturduğu tartışmaya açıktır. Ne var ki hesabının suçta kullanılacağını bilmeksizin hareket eden kişi bakımından zaten kast bulunmadığından beraat söz konusu olacaktır; hüküm bu kişiler için değil, katkısının niteliğini bilerek fakat sınırlı biçimde hareket edenler bakımından işlev görecektir.</p>

<p><strong>Düzenlemenin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Düzenleme bir cezada indirim sebebidir; suçun vasfını, nitelikli hâlin varlığını veya failin iştirak statüsünü değiştirmez. Fail, koşulları varsa müşterek fail ya da yardım eden olarak nitelendirilmeye devam eder.</p>

<p>Bu nitelik, TCK m. 61/5 bakımından bir sıralama sorunu doğurmaktadır. Temel cezanın belirlenmesinden sonra m. 158/3 artırımının, m. 39 indiriminin ve m. 158/4 indiriminin hangi sırayla uygulanacağı hususunda kanun özel bir düzenleme öngörmemiştir. m. 61'in genel sistematiği uyarınca artırım nedenlerinin indirim nedenlerinden önce uygulanması, m. 39 ile m. 158/4'ün ise ardışık biçimde dikkate alınması savunulabilir. Konu, uygulamayla netlik kazanacaktır.</p>

<p>Ayrıca içtima ilişkisi gözden kaçırılmamalıdır. Fıkra yalnızca dolandırıcılık suçunun cezasında indirim öngörmektedir. Failin fiili aynı zamanda TCK m. 282 kapsamında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunu veya başkasına ait banka ya da kredi kartının kullanılması hâlinde TCK m. 245'i oluşturuyorsa, bu suçlardan doğan sorumluluk devam eder. Bu nedenle indirimin infaza yansıması bazı dosyalarda sınırlı kalacaktır.</p>

<p><strong>Zaman bakımından uygulama</strong></p>

<p>Hüküm fail lehine olduğundan TCK m. 7/2 uyarınca geçmişe etkili biçimde uygulanır. Derdest kovuşturmalarda mahkemece re'sen gözetilmesi gerekir. İstinaf ve temyiz aşamasındaki dosyalarda lehe kanun değişikliği, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kaldırma veya bozma sebebi oluşturur. Kesinleşmiş hükümler bakımından ise TCK m. 7/2 ile 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi çerçevesinde uyarlama yargılaması yoluna başvurulabilecektir.</p>

<p>Uyarlama boyutunun pratik önemi büyüktür. Alt sınırın dört yıl olduğu bentlerde indirimin uygulanması hâlinde ceza iki yıla kadar inebilecek, somut olayda artırım nedeni bulunmadığında TCK m. 51 uyarınca ertelemenin koşulları gündeme gelebilecektir. Bu itibarla, hâlihazırda infaz aşamasında bulunan hükümlüler bakımından yoğun bir uyarlama talebi beklenmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenleme, kusurun ağırlığı ile ceza arasındaki orantıyı gözetmesi bakımından isabetlidir. Bununla birlikte üç noktada eksik kalmaktadır. İlk olarak, "vermek fiiliyle sınırlı olma" ölçütünün kapsamı belirsiz olup içtihatla doldurulmaya muhtaçtır. İkinci olarak, hesabını temin eden kişi bağımsız bir suç tipi altında değil dolandırıcılığa iştirak çerçevesinde değerlendirilmeye devam ettiğinden, mağdurun uğradığı zararın tamamından sorumlu tutulması sonucu korunmaktadır. Üçüncü olarak, aklama suçuyla içtima ilişkisi düzenlenmediğinden indirimin etkisi bir kısım dosyada karşılıksız kalacaktır.</p>

<p>Düzenleme henüz çok yeni olduğundan yerleşik bir uygulama bulunmamaktadır; yukarıdaki değerlendirmelerin ilk dönem içtihadı ışığında yeniden ele alınması gerekecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-baran-can-kaya" title="Av. Baran Can KAYA"><img alt="Av. Baran Can KAYA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Baran-Can-KAYA.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-baran-can-kaya" title="Av. Baran Can KAYA">Av. Baran Can KAYA</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-tck-m-158e-eklenen-dorduncu-fikranin-kisa-bir-degerlendirmesi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 06:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/thaoissa.jpg" type="image/jpeg" length="75504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2027 yılında emlak vergisinde esas alınacak inşaat maliyet bedelleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/2027-yilinda-emlak-vergisinde-esas-alinacak-insaat-maliyet-bedelleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/2027-yilinda-emlak-vergisinde-esas-alinacak-insaat-maliyet-bedelleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2027 yılında emlak vergisi hesaplamalarında esas alınacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 90), 06 Ağustos 2026 Tarihli ve 33332 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>2027 yılında emlak vergisinin hesaplanmasında esas alınacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri yayımlanan tebliğ ile belirlendi.</p>

<p>Tebliğ, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlandı.</p>

<p>1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu uyarınca belirlenen yeni metrekare normal inşaat maliyet bedelleri, 2027 yılı emlak vergisine esas bina vergi değerlerinin hesaplanmasında kullanılacak.</p>

<p>Vergi değerinin belirlenmesinde, yapıların metrekare normal inşaat maliyetlerine arsa veya arsa payı değeri de eklenerek hesaplama yapılacak.</p>

<p><strong>YAPI TÜRÜ VE KULLANIM AMACINA GÖRE BELİRLENDİ</strong></p>

<p>Tebliğ ekinde yayımlanan cetvelde, metrekare normal inşaat maliyetleri; çelik karkas, betonarme karkas, yığma kâgir, yığma yarı kâgir, ahşap ve taş binalar için ayrı ayrı düzenlendi. Her yapı türü kendi içinde birinci, ikinci ve üçüncü sınıf özelliklerine göre farklı maliyet bedellerine tabi tutuldu.</p>

<p>Cetvelde ayrıca yapıların kullanım amaçlarına göre de ayrı maliyetler belirlendi. Buna göre;</p>

<p>• Meskenler,</p>

<p>• Fabrika ve imalathane binaları,</p>

<p>• Oteller,</p>

<p>• Sinema ve tiyatro binaları,</p>

<p>• Banka ve sigorta binaları,</p>

<p>• İdare binaları,</p>

<p>• Deniz istasyonu binaları,</p>

<p>• Yeraltı garajları,</p>

<p>• Müstakil garajlar,</p>

<p>• Yurtlar,</p>

<p>• Okul binaları,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Yüzme havuzları,</p>

<p>• Banyo ve hamamlar,</p>

<p>• Pazar ve fuar yerlerindeki yapılar,</p>

<p>• Kurutma tesisleri,</p>

<p>• Silolar,</p>

<p>• Transformatör binaları,</p>

<p>• Diğer ticarethane ve işyerleri,</p>

<p>• Mesken binaları,</p>

<p>• Özellik arz eden binalar</p>

<p>için uygulanacak metrekare normal inşaat maliyet bedelleri ayrı ayrı gösterildi.</p>

<p><strong>VERGİ HESAPLAMALARINDA KULLANILACAK</strong></p>

<p>Tebliğde yer alan metrekare normal inşaat maliyet bedelleri, 2027 yılı emlak vergisi matrahının hesaplanmasında esas alınacak.</p>

<p>Bina vergi değeri, söz konusu maliyet bedelleri ile arsa veya arsa payı değerinin, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde birlikte değerlendirilmesiyle belirlenecek.</p>

<p><i>Tebliğin ekinde 2027 yılı için yapı türü ve bina sınıflarına göre uygulanacak ayrıntılı maliyet cetveli şöyle:</i></p>

<p></p>

<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>EMLAK VERGİSİ KANUNU GENEL TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 90)</strong></p>

<p>29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, binalar için vergi değerinin, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca müştereken tespit ve ilan edilecek bina metrekare normal inşaat maliyetleri ile aynı maddenin (a) bendinde belirtilen esaslara göre bulunacak arsa veya arsa payı değeri esas alınarak 31 inci madde uyarınca hazırlanmış bulunan 29/2/1972 tarihli ve 7/3995 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük hükümlerinden yararlanmak suretiyle hesaplanan bedel olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, emlak vergisine esas olmak üzere 2027 yılında uygulanacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca bu Tebliğ ekinde yer alan cetvelde belirtilen tutarlarda tespit edilmiştir.</p>

<p>Tebliğ olunur.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/20260806-3-1-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/20260806-3-1-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/20260806-3-1-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/20260806-3-1-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/2027-yilinda-emlak-vergisinde-esas-alinacak-insaat-maliyet-bedelleri</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/06/ev-binadsc-4212jpg19-06-20231-00-pm.jpg" type="image/jpeg" length="20818"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['Terörsüz Türkiye Yasa Teklifi'nin tüm detayları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/terorsuz-turkiye-yasa-teklifinin-tum-detaylari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/terorsuz-turkiye-yasa-teklifinin-tum-detaylari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terörsüz Türkiye sürecinde terör örgütü PKK’nın tasfiyesini sağlamayı amaçlayan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, uzun bir hazırlık ve değerlendirme döneminin ardından Meclis Başkanlığı’na sunuldu. 360'a yakın milletvekilinin imzasıyla sunulan teklifinin cuma günü komisyonda ele alınması bekleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye, Terörsüz Türkiye sürecinde yeni aşamaya geçiyor. AK Parti tarafından hazırlanan ve partilerin onayına sunulan 12 maddelik yasa teklifi Meclis'e gönderildi.</p>

<p>Kanun teklifi, AK Parti, MHP, CHP, HÜDA-PAR ve DEM Parti heyetleri tarafından imzalandı.</p>

<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler yasa teklifinin detaylarını paylaştı.</p>

<p><strong>YASANIN İÇERİĞİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çerçeve yasa olarak da bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" Teklifi, 12 maddeden oluşuyor.</p>

<p>Düzenleme kapsamında kasten öldürme suçları ile Haziran 2005 öncesinde müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlara ilişkin soruşturmalar kapsam dışında tutulacak.</p>

<p>Kanun kapsamına giren kişiler hakkında yapılacak değerlendirmelerin, halen soruşturma ve kovuşturmaların yürütüldüğü merciler tarafından yapılacak.</p>

<p>Sürecin takibi ise Adalet, Dışişleri ve İçişleri bakanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri'nden oluşan kurul tarafından gerçekleştirilecek.</p>

<p>Başvuru süreci 6 ay olacak.</p>

<p><strong>GÜLER'DEN AÇIKLAMALAR</strong></p>

<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, teklifin içeriğine ilişkin düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunuyor. Konuşmasının satırbaşları şöyle:</p>

<p>"Sayın Cumhurbaşkanı'na, MHP Lideri Sayın Bahçeli'ye, DEM Parti'ye, CHP'ye teşekkür ediyoruz. Burada imzalarını eksik etmeyen HÜDA PAR'a, Yeni Yol'a ve bağımsız vekillere teşekkür ediyoruz. 360 imza ile Meclis Başkanlığı'na teslim ettik. Sonrasında başka milletvekillerimiz de olacak. Bu böyle devam edecek.</p>

<p>Teklif, cuma günü Adalet Komisyonu'nda görüşülecek.</p>

<section dir="auto">
<p>İlk toplantı bundan 1 yıl önce yapıldı. Devamında da 18 toplantı icra edildi. Tam 138 kişiyi, birçok değerli ismi dinledik. Toplam 138 kişi. MİT, Dışişleri, İçişleri, Adalet ve Millî Savunma Bakanlığımız geldi. Çalışmalar şubat ayında tamamlandı. Grupların ve grubu olmayan siyasi partilerle uzun istişareler yapıldı. Büyük bir çoğunlukla rapor yayımlandı ve kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
</section>

<p>8 Şubat tarihinde kamuoyu ile paylaşılan komisyon raporumuzun tamamına yönelik uzun süren bir çalışma yürütüldü. İlgili kurumlardan görüşler alındı. MHP ve DEM Parti ile yakın çalışma ve diyalog içerisindeydik. Uzman arkadaşlarımızdan teklife ilişkin görüşler aldık. Geçtiğimiz hafta teklif belli bir olgunluğa erişti. Siyasi parti gruplarıyla da görüşmelere başladık.</p>

<p>Şubatta tamamlanan rapor için uzun süredir çalışmalar sürüyor. MHP ve diğer partilerle de, uzmanlardan da görüşler alındı. En son geçen hafta erişti. Pazartesi itibarıyla da Yeni Parti, CHP, Yeni Yol Partisi, HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle raporun beklentileri karşılayacak şekilde istişareler yaptık.</p>

<p>Pazartesi günü Adalet Komisyonu Başkanımız, bu başlıklardaki rapora yönelik nasıl bir teklif olduğunu beyan ettiler. Siyasi parti temsilcileri de imza atacaklarını belirttiler.</p>

<p>Kritik eşik; terör örgütü PKK-KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olarak bir mekanizmayla tespit edilmesi. Teklifimizin amaç ve kapsam bölümünü rapor doğrultusunda şöyle ifade ettik;</p>

<p>Kanunun amacı PKK-KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyit edildiğine dair kararın Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasına dair yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazı işlemlerinin yani tasfiye süreci ile ilgili toplumsal bütünleşmeye dair yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.</p>

<section dir="auto">
<p>Ne esas alındı? Bu, bir bütünleyici... Bu etkin pişmanlık maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları daha açık olması adına önemli.</p>
</section>

<p>Biz üçüncü maddeleri kaleme alırken TCK'nın 220. maddesindeki yaklaşımı esas aldık.</p>

<p>Örgütün fiili varlığına son verildiğinin ilgili Resmi Gazete'de yayımlanması koşuluyla örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme suçu ile 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturma hariç olmak üzere diğer suçlara yönelik olarak bir düzenleme içeriyor.</p>

<p>5 yıl veya daha az cezalarda 5 yıl, 15 yıldan fazla cezalarda 10 yıl erteleme yapılacak.</p>

<p>Şiddeti reddedenlerin topluma yeniden kazandırılması hedefleniyor. Süreci takip etmek için TBMM'de İzleme Komisyonu kurulacak. Oluşturulacak kurul, TBMM'yi bilgilendirecek. Örgüt yöneticileri kapsam dışında kalacak"</p>

<p>Çerçeve Yasa Teklifi (Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi) için ilk görüşme 7 Ağustos Cuma günü saat 15.30'da TBMM Adalet Komisyonu'nda yapılacak.</p>

<p>Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel imzasıyla siyasi parti gruplarına gönderilen yazıda; görüşmelerin Halkla İlişkiler Binası'ndaki 3 numaralı salonda başlayacağı, aynı gün bitmemesi durumunda ise sonraki günlerde de devam edeceği belirtildi.</p>

<p><strong>İLK GÖRÜŞME CUMA GÜNÜ</strong></p>

<p>Çerçeve Yasa Teklifi (Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi) için ilk görüşme 7 Ağustos Cuma günü saat 15.30'da TBMM Adalet Komisyonu'nda yapılacak.</p>

<p>Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel imzasıyla siyasi parti gruplarına gönderilen yazıda; görüşmelerin Halkla İlişkiler Binası'ndaki 3 numaralı salonda başlayacağı, aynı gün bitmemesi durumunda ise sonraki günlerde de devam edeceği belirtildi.</p>

<p>Teklif; PKK/KCK terör örgütünü kurma ve yönetme, örgüte üye olma veya yardım etme, örgüt propagandası yapma ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'da düzenlenen örgüt lehine işlenen suçları kapsıyor.</p>

<p>Teklife göre, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlarda soruşturma, kovuşturma ve ceza infazlarının 5 ya da 10 yıl süreyle ertelenmesi öngörülüyor. Ancak örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar kapsam dışında tutuluyor.</p>

<h3><strong>MADDELER</strong></h3>

<p><i><strong>Amaç ve kapsam</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.</p>

<p>(2) Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.</p>

<p><i><strong>Tanımlar</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 2</strong>- Kanunun kapsamı yalnızca PKK/KCK terör örgütü ve bu örgütle bağlantılı oluşumlarla sınırlandırılmıştır. Bu doğrultuda sadece ilgili örgütün faaliyeti kapsamında veya lehine işlenen suçlar Kanun kapsamında ertelenebilecektir.</p>

<p id="p-rc_e5a258d6b3da91c8-186">Aşağıda belirtilen haller Kanun kapsamı dışındadır:</p>

<ul>
 <li>a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu,</li>
 <li>b) 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar ile bu tarihten önce işlenmiş olup verilen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları,</li>
 <li>c) Örgüt mensuplarının şahsi suçları,</li>
 <li>ç) Diğer terör örgütlerinin faaliyetleri ve genel adlî suçlar.</li>
</ul>

<p><i><strong>Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Örgütün faaliyeti kapsamında veya lehine işlenen suçlar bakımından;</p>

<p>a) Üst sınırı 15 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların 5 yıl süreyle,</p>

<p>b) Üst sınırı 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise 10 yıl süreyle,</p>

<p><strong>ertelenmesi öngörülmektedir.</strong></p>

<p>Erteleme kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise yargılamayı yürüten mahkeme tarafından verilir.</p>

<p>Erteleme süresi boyunca dava zamanaşımı işlemez. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabilir.</p>

<p>Erteleme süresi içerisinde terör suçlarından herhangi birinin işlenmesi hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Bu kapsamda yürütülen yargılama sonucunda verilen mahkûmiyet kararının infazı, bu Kanun hükümleri uyarınca ertelenemez.</p>

<p>Erteleme süresinin herhangi bir terör suçu işlenmeksizin tamamlanması hâlinde ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya düşme kararı verilir.</p>

<p>Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olmakla birlikte bu Kanun kapsamına giren suçlara ilişkin, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında oluşturulacak Kurulun iznine tabi olacaktır.</p>

<h3>Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar</h3>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.</p>

<p>(2) 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.</p>

<p><i><strong>Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) 3'üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, 2'nci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.</p>

<p>(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6'ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.</p>

<p><i><strong>Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;</p>

<p>a) Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı 5 yıl süreyle,</p>

<p>b) Toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı 10 yıl süreyle, infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zaman aşımı işlemez.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5'inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.</p>

<p>(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.</p>

<p><i><strong>Takip, koordinasyon ve uygulama</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.</p>

<p>(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.</p>

<p>(3) 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.</p>

<p>(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;</p>

<p>a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,</p>

<p>b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,</p>

<p>Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekir.</p>

<p>(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.</p>

<p>(6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.</p>

<p><i><strong>Silah ve malzeme teslimi</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.</p>

<p>(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.</p>

<p><i><strong>Süre</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Bu Kanun hükümleri, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben 6 ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.</p>

<h3>Görev ve sorumluluk</h3>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.</p>

<p>(2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.</p>

<p><i><strong>Yürürlük</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 11- (1)</strong> Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><i><strong>Yürütme</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 12- (1)</strong> Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p>

<p></p>

<h3><strong>MADDE GEREKÇELERİ</strong></h3>

<p><strong>MADDE 1</strong>- Maddeyle, Kanunun hazırlanma amacı ve kapsamı belirlenmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun amacının, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kanun hükümlerinin, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsadığı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Maddeyle, tanımlar maddesi düzenlenmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Maddeyle, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1'inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise 10 yıl süreyle ertelenmesi sağlanmaktadır.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki, erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecektir. Erteleme kararı verilen suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecektir. Düzenlemeyle, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceği ve bu değerlerin Hazineye irat kaydedileceği kabul edilmektedir. Ayrıca, bu fıkra uyarınca verilen kararın, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceği ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceği de hükme bağlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanların iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabileceği kabul edilmektedir. Kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilen erteleme kararına karşı da iki hafta içinde kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar tarafından itiraz yoluna başvurulabilecektir.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1'inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Kurulun iznine bağlı kılınmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Maddeyle, koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili yapılacak adlî işlemlere yönelik düzenleme kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirileceği ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, ilgili mercii tarafından hızlı bir şekilde koruma tedbirleri hakkında karar verilmesi sağlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği kabul edilmektedir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki, bu maddenin uygulanması bakımından 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanması ve 9'uncu maddede belirtilen yazılı başvurunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanması nedeniyle re’sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır.</p>

<p>Diğer yandan, beraat veya zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları gibi kişinin daha lehine olan durumlar bakımından istinaf veya temyiz kanun yolundaki dosyalar hakkında bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılmak suretiyle yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Maddeyle, erteleme kararlarının kaydedilmesi ve erteleme süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde yapılacak adlî işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3'üncü madde uyarınca verilen erteleme kararlarının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı, bu suretle yürütülen soruşturma veya kovuşturma sonucunda kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi halinde ise verilen cezanın infazının, 6 ncı madde uyarınca ertelenmeyeceği ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçlarıyla uygulanacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, erteleme süresi içinde terör suçu işlenmemesi halinde kişi hakkında soruşturma evresindeki dosyalar bakımından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturma evresindeki dosyalar bakımından ise düşme kararı verileceği kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Maddeyle, mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1'inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının beş yıl süreyle, toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının ise 10 yıl süreyle infaz hâkiminin kararıyla erteleneceği düzenlenmektedir. Bu fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecektir. Ayrıca, erteleme süresi içinde ceza zaman aşımı da işlemeyecektir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına itiraz edilebileceği hükme bağlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasıyla, birinci fıkra kapsamında verilen erteleme kararlarının 5'inci maddede belirtilen mahsus sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.</p>

<p>Maddenin dördüncü fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilmektedir. Belirtilen erteleme süresi terör suçu işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, erteleme kararlarının takibinin Cumhuriyet başsavcılıklarınca yerine getirilmesi öngörülmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Maddeyle, sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak bir Kurul oluşturulması öngörülmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca düzenlemeyle, ihtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilmesine, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişilerin Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilmesine imkân tanınmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini ve koordinasyonunu sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabileceği düzenlenmektedir.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabileceği, Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarının, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceği, gerekli görülmesi halinde hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının ilgili mercii tarafından karar verileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekmektedir.</p>

<p>Maddenin beşinci fıkrasıyla, Kurulun, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendireceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Ayrıca düzenlemeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacağı kabul edilmektedir. Bu Komisyon, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecektir.</p>

<p>Maddenin altıncı fıkrasıyla, Kurulun sekreterya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Maddeyle, silah ve malzeme teslimine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, kayıt altına alma işlemi ile kayıt altına alınan silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme hakkında uygulanacak usul ve esasların, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Maddeyle, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini yazılı olarak bildiren kişiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Maddeyle, görev ve sorumluluk düzenlemesi kabul edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Yürürlük maddesidir.</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Yürütme maddesidir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/terorsuz-turkiye-yasa-teklifinin-tum-detaylari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terorsuz-turkiye.webp" type="image/jpeg" length="22751"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72839"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73164"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58425"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27785"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72569"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50983"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="45667"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="90877"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="65375"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="17431"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="10795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="33705"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="58187"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="45279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="86963"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="23432"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
