<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 16 Jul 2026 20:43:23 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2017/13469 E. ve 2016/5174 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 09/07/2020 tarihli, 2017/13469 E., 2020/11547 K. sayılı kararı ile
18.06.2020 tarihli, 2016/5174 E., 2020/9802 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/13469 E., 2020/11547 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Yasaya muhalefet<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Katılan ... İdaresi vekilinin temyizinin münhasıran nakil vasıtasına yönelik olduğu gözetilerek yapılan incelemede;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>31.05.2014 tarihli olay tutanağı ile aramayı gerçekleştiren tutanak tanıkları gümrük muhafaza memurları ... ve ...'ın beyanlarından, sanığın suç tarihinde Irak'tan Türkiye'ye sevk ve idaresindeki araçla gelirken Habur gümrük sahasına girmeden, köprü denilen mevkide yapılan arama neticesinde aracında suça konu cep telefonların ele geçirilmesi karşısında, henüz gümrük sahasından geçmeyen sanığa beyanda bulunma imkanının tanınmaması nedeniyle suçun icra hareketlerinin gerçekleşmediği anlaşılmakla, yasal unsurları oluşmayan suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>5607 sayılı Kanunun 9/1. maddesi gereğince kaçakçılık suçları ile ilgili yapılacak aramanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca yapılacağı, 5607 sayılı Kanunun 9/2. maddesine göre de gümrük görevlilerinin arama yapma yetkisinin gümrük salonları ve gümrük kapıları ile sınırlı olduğu anlaşılmakla, gümrük sahası dışında bulunan sanığın aracında gümrük görevlileri tarafından yapılmış olan arama hukuka aykırı olup ele geçen delillerin yasak delil niteliğinde olduğu, eşyanın kaçak olmasının durumu değiştirmeyeceği, sanığın ticari amaçla bulundurduğuna dair herhangi bir ikrarının da bulunmadığı nazara alındığında, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, Anayasanın 38/2, 5271 sayılı CMK'nun 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına göre hukuka aykırı surette elde edilen delillere dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Yasaya aykırı, katılan ... İdaresi vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09/07/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/5174 E., 2020/9802 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Yasaya muhalefe<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere, tasfiye</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;<br />
Tüm dosya kapsamının incelenmesinde , 07/11/2013 günü saat 17:05 de Türk Hava Yollarına ait TK 2328 sefer yazılı uçağın transfer yolcularından olan sanığın Dubai’den gelmesi nedeniyle durumu riskli görülerek şahsa ait 1 adet bağaj tespit edilerek takibe alındığı, sanığın yolcu salonunda bulunan 2 numaralı banttan bağajını aldıktan sonra çıkışa yönelmeyerek o esnada Amsterdam'dan gelen uçağın yolcularının bulunduğu 1 numaralı banda girdiği, yolcuların arasına girerek beklemeye başladığı, sanığın daha sonra lavaboya girdiği, saat 18:05 de havalimanına bir başka dış hatlar uçağının indiği ve sanığın önce gümrüksüz satış mağazasına girerek alışveriş yapmaya başladığı ve akabinde bağajını oturduğu bankta bırakarak diğer yolcuların arasında salonu terk ettiğinin görülmesi üzerine görevli ekiplerce müdahele edildiği, sanığa ait bir adet bağajda yapılan kontrollerde toplam 168 adet kaçak cep telefonu ile 44 adet usb telefonu kabloları cinsi eşyaların ele geçirildiği anlaşılan olayda sanık hakkında atılı suçtan mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmış ise de; sanığın henüz yurda girmeden gümrüklü alanda yakalanması şeklindeki eylemin teşebbüs aşamasına dahi varmayan hazırlık hareketi mahiyetinde bulunduğu, sanığa gümrük görevlilerine beyanda bulunma imkanı sağlanmadığı da gözetilerek yasal unsuru oluşmayan suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="30861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2018/1785 E., 2019/28570 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2019 tarihli, 2018/1785 E., 2019/28570 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/1785 E., 2019/28570 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kanuna muhalefet<br />
HÜKÜM : Beraat</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Sanık ...‘ın ... Kimya Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı firmanın yetkilisi, sanık ...'ın ise ...Lojistik ve Gümrük Müşavirliği A.Ş. unvanlı firmada gümrük müşaviri olduğu, 06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı göndericisi ... Kimya Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti., alıcısı Ankara Company Sounthern Industry Area olan gümrük beyannamesinin onay işlemini müteakip sarı hat evrak kontrolü sonucunda GTİP ve kıymet yönünden tespiti için kırmızı hat fiziki muayeneye sevk edilen ve BİLGE sisteminde kırmızı hatta bulunan ve teslim edilmiş statüsünde gözüken eşyayı fiziki muayeneden kaçırmak suretiyle 5607 sayılı Kaçakçılık Kanununa muhalefet ettikleri iddiasıyla cezalandırılmaları için kamu davası açıldığı;</p>

<p>Sanık ...’ın aşamalarda; Erenköy Gümrük Müdürlüğünce tescilli 06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı ihracat beyannamesi ve muhteviyatı eşyanın firmalarına ait olduğunu, söz konusu beyannamenin alıcısı olan firma ile malları taşıyacak olan firma arasında problem oluştuğunu, alıcı firmanın siparişi iptal ettiğini ve yetkilisi olduğu firmanın Adana’ya taşınmasından dolayı beyannamenin iptalinin geciktiğini, aynı malların geç de olsa kırmızı hatta muayenesinin yapıldığını, daha sonra yurt dışına ihraç edildiğini ifade etmiş ve savunmuştur.</p>

<p>Sanık ... aşamalarda; Gümrük müşaviri olduğunu ve 06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı ihracat beyannamesini düzenleyip gümrüğe sunduğunu, 54. hanesindeki isim ve imzanın kendisine ait olduğunu, alıcı firma tarafından siparişin iptal edildiğini, alıcı firmanın iptal talebi üzerine beyannamenin iptal edilmesi için gümrüğe başvuruda bulunduğunu, gönderici firmanın Adana’ya taşınmasından dolayı beyanname konusu malların kırmızı hatta muayeneye geç sunulduğunu, eşyalara ilişkin olumsuz bir duruma rastlanmadığını ifade etmiş ve savunmuştur.</p>

<p>06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı ihracat beyannamesinin onay işleminin yapılmasına müteakip kırmızı hatta düştüğü ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 64. maddesinde beyannamenin iptali konusunda "Madde 64-1. Gümrük İdareleri, beyan sahibinin talebi üzerine ve eşyanın yanlışlıkla beyanname konusu gümrük rejimine tabi tutulmasına veya beyan edildiği rejime tabi tutulmasının özel nedenlerle artık mümkün olmadığına ilişkin kanıtlayıcı belgeleri ibraz etmesi halinde, tescil edilmiş bir beyannameyi iptal ederek, gerektiğinde yeni bir rejim beyanında bulunulmasına izin verebilirler.</p>

<p>Ancak, Gümrük İdareleri'nce beyan sahibine eşyanın muayene edileceğinin bildirilmiş olduğu hallerde, muayenenin sonucu alınmadan beyannamenin iptaline ilişkin talep kabul edilmez.</p>

<p>Beyannamenin iptali, yürürlükteki cezai hükümlerin uygulanmasına engel oluşturmaz." ve keza "Gümrük Yönetmeliğinin 121/2. maddesi gereğince "Eşyanın teslimine kadar; a) Eşyanın muayenesi için bilgisayar sistemi tarafından beyanın kontrolü türünün kırmızı hat olarak belirlenmesinden, b) Beyan edilen eşyaya ilişkin bilgilerin yanlış olduğunun tespit edilmesinden, önce beyannamede düzeltme yapılmasına izin verilir ve herhangi bir cezai işlem uygulanmaz." hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; gümrük eşyasının muayene edileceğinin idarece beyan sahibine bildirilmesi halinde bu beyannamenin iptalinin talep edilemeyeceği, eşyanın kontrol türünün bilgisayar sistemi tarafından kırmızı hat olarak belirlenmesi halinde bu eşyanın fiziki muayenesinin zorunlu olduğu, eşyanın kontrol türünün kırmızı hat olarak belirtilmesi halinin beyan sahibine eşyanın fiziki olarak muayene edileceğinin bildirilmesi anlamına geldiği, böyle bir durumda muayene sonucu alınmadan beyannamenin iptaline ilişkin talebin kabul edilemeyeceği, beyannamenin iptalinin cezai hükümlerin uygulanmasına engel olmayacağı sonucuna varılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olay ve bu hükümler değerlendirildiğinde; eşyanın kırmızı hatta düşmesi üzerine Gümrük İdaresi'nin sanıklara muayene için hazır bulundurmaları ihtarı yapma yükümlülüğü olmadığı ve eşyanın muayene için hazır edilmesi gerektiği ve eşyaların onay işlemine rağmen gümrükte baştan itibaren hazır bulundurulmadığı, eşyaların gümrüğe getirilmediği, bu suretle olmayan eşyayı ihraç etmeye teşebbüs ettikleri ve bu suretle sanıkların, olayın başından beri ihraç edilmemiş bir eşyayı ihraç edilmiş gibi göstererek haksız çıkar sağlama kastıyla hareket ettiklerinin kabulü gerektiği, sanıkların beyanname düzenleyerek idareye vermeleri ve beyannamenin tescili, atılı suçun icra hareketini oluşturduğu, ancak atılı kaçakçılık suçunun tamamlanması için öngörülen haksız çıkar elde edilemediği için eylem teşebbüs aşamasında kaldığı, 5607 sayılı Kanunun suç tarihinde yürürlükte bulunan 3. maddenin (18) fıkrasına göre: "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış suç gibi cezalandırılır." hükmü gereğince sanıkların olaydaki fonksiyonlarına göre durumlarının değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken dosya kapsamıyla örtüşmeyen gerekçeyle beraatlerine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, katılan Gümrük İdaresi vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="70117"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2021/29233 E., 2022/5818 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2022 tarihli, 2021/29233 E. ve 2022/5818 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/29233 E., 2022/5818 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet suçundan sanık ...'nun, anılan Kanun'un 3/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 4 gün adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl denetim süresi belirlenmesine ve suça konu gümrük kaçağı olduğu tespit edilen 23.779,55 gr. külçe altın ve 201,45 gr. mücevheratın müsaderesine dair Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/04/2015 tarihli ve 2013/1372 esas, 2015/269 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/07/2015 tarihli ve 2015/1138 değişik iş sayılı kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde suç işlemediğinden bahisle hakkındaki hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının düşürülmesine, müsadere konusu eşyanın iadesine yönelik talebinin reddine dair Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/07/2020 tarihli ve 2013/1372 esas, 2015/269 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii BAKIRKÖY 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/09/2020 tarihli ve 2020/1096 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 27/07/2021 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/09/2021 tarihli ve KYB. 2021/95262 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.</p>

<p>Mezkür ihbarnamede;</p>

<p>Dosya kapsamına göre,</p>

<p>1. Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/07/2015 tarihli ve 2015/1138 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede,</p>

<p>A) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede,</p>

<p>Somut olayda, sanık hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/12/2013 tarihli iddianamede yer alan, "Suç tarihinde (28/10/2013) İstanbul Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince Lufthansa Havayollarına ait LH1770 sefer sayılı uçakla Atatürk Hava Limanında dış hatlar geliş katında gümrüklü alandan çıkarak çıkış kapısına yönelen 521709240 Almanya kimlik numaralı şüphelinin eşyaları arasında kaçak eşya tespit tutanağına konu İstanbul Kuyumcular Odasınca inceleme raporu tanzim edilen 23779,55 gr tutarında külçe altın, 201,45 gr tutarında mücevherci eşyası cinsi gümrüklenmiş değeri 1.355.025,29 TL tutarında eşya ele geçirilmiştir." şeklindeki açıklamalar ile kamu davası açıldığı,</p>

<p>Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında " KEM tutanağı, KEM tespit varakası, bilirkişi raporu, gümrük idaresinin gümrüklenmiş değere ilişkin yazısı ve dosyadaki diğer delillerin değerlendirilmesinden sanığın olay tarihinde AHL' dan Türkiye' ye giriş yaptığı, pasaport kimlik kontrolünden ve gümrüklü alandan çıkarak hava limanını terk etmek üzere "Gümrüğe Tabi Eşyam Yoktur." anlamına gelen yeşil hattı geçtikten sonra, sanığın hal ve hareketlerinden şüphe edilmesi üzerine, sanığın bagajlarında yapılan arama sonucu suça konu gümrüğe tabi eşyanın ele geçirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Toplanan deliller hep birlikte değerlendirildiğinde sanığın olay tarihinde gümrük işlemlerine tabi eşyayı yurda izinsiz olarak sokmaya çalıştığı, söz konusu eşyaların niteliği, miktarı, sanığın ekonomik durumu nazara alındığında suça konu eşyaların ticari amaçla getirildiği, altın ithalatı için ithalatçının Kıymetli Madenler Borsası üyesi olması, eşyayı girişte beyan etmesi, eşyanın 3 iş günü içerisinde Borsaya teslim edilmesi ve ayar evi raporu alınması gerektiği, sanığın bu yükümlülüklerin hiçbirisini gerçekleştirmediği, eşyayı gümrük denetiminden gizleyerek yurda sokmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanığın 28/10/2013 tarihinde ülkeye giriş yaptığı, eşya ile birlikte yakalandığı, hakkında Gümrük İdaresince tutanak düzenlendiği, sanığın bu tarihten 3 gün sonra, 31/10/2013 tarihinde Beyoğlu Vergi Dairesine müracaat ederek yurt dışı faaliyetleri nedeniyle oluşan varlık kapsamında sermaye beyanında bulunduğu, tahakkuk ettirilen vergileri de ödediği; ancak sanığın suç tarihinden önce her hangi bir müracatının bulunmadığı, hava limanında suça konu eşyalarla birlikte yakalandıktan 3 gün sonra cezai müeddiyeden kurtulmak amacıyla söz konusu müracatı yaptığı kanaatine varıldığından sanığın bu yöndeki savunmasına da itibar edilmemiştir. Bu nedenle sanığın sabit olan eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokmak suçundan dolayı cezalandırılması ve kaçak eşyanın müsaderesine karar verilmesi gerekmektedir." şeklindeki açıklamalar ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmış ise de;</p>

<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan, "(Değişik: 28/3/2013-6455/54 md.) (1) Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır." şeklindeki,</p>

<p>4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun "Eşyanın Gümrüğe Sunulması" başlıklı 39. maddesinde yer alan, "(Değişik: 18/6/2009-5911/9 md.) Türkiye Gümrük Bölgesinin kara suları veya hava sahasından durmaksızın geçen taşıt araçları ile taşınan eşya hariç olmak üzere, Türkiye Gümrük Bölgesine gelen eşya, getiren kişi ya da duruma göre eşyanın gelişinden sonra taşıma sorumluluğunu üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulur. Gümrüğe sunan kişi, eşyayı daha önce ibraz olunan özet beyan ya da gümrük beyannamesi ile ilişkilendirir." şeklindeki,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anılan Kanun'un 40. maddesinde yer alan, " Müsteşarlık; a) Yolcu beraberinde getirilecek, b) Gümrüğe sunulmaksızın bir gümrük rejimine tabi tutulabilecek, Eşya hakkında, 39 uncu madde hükümleri dışında özel düzenlemeler yapabilir." şeklindeki,</p>

<p>07/08/1989 tarihli ve 89/14391 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına istinaden, 11/08/1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın "Kıymetli madenler, taşlar ve eşyalar" başlıklı 7. maddesinde yer alan, "a) Kıymetli madenler, taşlar ve eşyaların Dış Ticaret Rejimi esasları dahilinde Türkiye'ye ithali ve ihracı serbesttir. Ancak, standart ve standart dışı işlenmemiş kıymetli madenlerin, ithal ve ihracında gümrük idarelerine beyan verilmesi esas olup, ithalat ve ihracat Rejim, Karar ve Yönetmelikleri uygulanmaz. Standart işlenmemiş kıymetli madenlerin ithali yalnızca, Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla Kıymetli Madenler Borsası üyesi Kıymetli Maden Aracı Kuruluşları tarafından yapılır. Ancak, Kıymetli Madenler Borsası üyesi aracı kuruluşlar ithal ettikleri standart ve standart dışı işlenmemiş kıymetli madenleri üç iş günü içinde Borsaya teslim etmek zorundadır."</p>

<p>şeklindeki düzenlemeler ile,</p>

<p>Benzer bir olayla ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03/04/2018 tarihli ve 2017/7-735 esas, 2018/143 karar sayılı ilamında yer alan, "Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 10.07.2007 tarihli ihbar ve 11.07.2007 tarihli olay, yakalama ve elkoyma tutanakları içeriğine, tutanak tanıklarının beyanları ile sanıkların savunmalarına ve dosya kapsamına göre; 10.07.2007 tarihinde gece geç saatlerde Suriye'den gelip siyasi sınırı aracı ile geçerek Türkiye'ye giriş yapan sanık ...'in gümrük sahasından geçiş yapmak istediği, inşaat halinde bulunan gümrük sahasındaki fiziki şartların uygun olmaması nedeniyle işlemlerinin sabah yapılacağının ve gümrük sahasında beklemesi gerektiğinin gümrük muayene memurlarınca sanığa söylendiği, gümrük sahasında beklemekte olan ve pasaport işlemleri devam eden sanığın yanına, gümrük işlemlerinde tercüman olarak yardımcı olması için sanık ... tarafından gönderilen sanık ...'in geldiği, sanıklar ... ile ...'in sabah geçiş yapmak üzere araçta bekledikleri sırada, ihbar üzerine ilçe kaymakamı ile polis memurlarının gümrük sahasına geldikleri, gümrük memurlarınca sanık ... beyana davet edilmeden ve sanığa beyanda bulunma hakkı tanınmadan, gümrük muayene memurlarının katılımı ile araçta yapılan aramada arka koltuk üzeri ve altı ile arka koltuk cam ön kısmında suça konu külçe altınların ele geçirildiği, sanıklar ... ve ...'in gözaltına alınmalarını takiben gümrük sahasına geldiği görülen sanık ...'nın da adı geçenlerle ilgisi olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine yakalandığı olayda; sanık ...'in Türkiye'ye giriş yapmak için gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...'in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiilerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir." şeklindeki açıklamalar karşısında,</p>

<p>Somut olayda, sanığın gümrük sahasında iken gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan beraberinde getirdiği valizi içerisinde yapılan arama sonucunda bahse konu altın ve mücevheratın ele geçirilmiş olduğu nazara alındığında, anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiillerin bir başka suçu da oluşturmadığı gözetilmeden, beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
B) 5607 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan 5/2. maddesinde yer alan, "Yedinci fıkrası hariç, 3'üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz"</p>

<p>şeklindeki düzenleme ile Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/04/2015 tarihli kararın gerekçe bölümünde yer alan, "Gümrük resim ve vergilerinden oluşan 4.532,09-TL sanık tarafından gümrük saymanlık veznesine yatırılarak kamu zararı karşılanmıştır." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, söz konusu ödemenin ne zaman yapıldığı araştırılarak anılan etkin pişmanlık hükmünün sanık hakkında uygulanıp uygulanmayacağı hususu tartışılmadan karar verilmesinde,<br />
C- 5237 sayılı Kanun'un 52. maddesinde yer alan “(1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. (2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, sanık hakkında 4 gün olarak hükmedilen adlî para cezasının miktarının belirlenmemesinde,</p>

<p>2. Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/09/2020 tarihli ve 2020/1096 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede,<br />
Benzer bir olayla ilgili Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 16/06/2021 tarihli ve 2020/4032 esas, 2021/8142 karar sayılı ilamında yer alan, "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 12.01.2009 tarihinden itibaren denetim süresi olan 5 yıl içinde kasten yeni bir suç işlemediği gerekçesiyle 21.01.2016 tarihli karar ile 5271 sayılı CMK'nun 231/10. maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verildiği anlaşılmış ise de, duruşma günü taraflara usulüne uygun tebliğ edilmesi ve duruşma açılması gerektiği gözetilmeden, sanık ve katılan Gümrük İdaresi vekilinin duruşmadan haberdar edilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş," şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, somut olayda duruşma gününün taraflara usulüne uygun tebliğ edilmesi ve duruşma açılması gerektiği, sanık ve katılan Gümrük İdaresi vekilinin duruşmadan haberdar edilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verildiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği “1-A, 1-B, 1-C” bentlerinde yazılı nedenler yerinde görülmediğinden, CMK'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına kararın bozulmasına dair talebinin 1-A, 1-B, 1-C bentlerinde yazılı maddeler yönüyle REDDİNE,</p>

<p>2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği “2 nolu” bendinde yazılı nedenler yerinde görüldüğünden, Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 23/09/2020 tarih ve 2020/1096 D. İş sayılı kararının CMK'nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, 21/03/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="93315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/587 E., 2021/131 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.03.2011 tarihli, 2017/587 E., 2021/131 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/587 E., 2021/131 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Asliye Ceza</p>

<p>Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanık ...'ın 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunu'nun 3/1, TCK'nın 62, 52/2-4, 50/1-a ve 54. maddeleri gereğince 14.000 TL ve 80.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve müsadereye ilişkin Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2013 tarihli ve 1317-204 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 01.10.2015 tarih ve 22451-19445 sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.02.2017 tarih ve 3901sayı ile;<br />
''...Tüm dosya kapsamına göre Libya uyruklu olan ve yine 2011 yılında Libya'da yaşanan iç karışıklık sırasında kurulup daha sonra ülkenin Genel Kurmayı niteliğine bürünen Libya Askeri Konseyinin bir mensubu olan sanığın, konsey tarafından kendisine BAE (Dubai)'ne götürülüp karşılığında ilaç alması için teslim edilen altınları ülkemiz gümrük bölgesine sokma amacıyla hareket ettiğinden bahsedilemeyeceği, uçak değiştirmek için yanında bulunan gümrüğe tabi eşyayı hata ile ülkemiz gümrük sahasına sokmasının suç kastıyla hareket ettiğini göstermeyeceği, dolayısıyla üzerine atılı suçun manevi unsurunun oluşmadığı düşüncesinde olduğumuzdan, suç kastı bulunmayan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği hâlde mahkûmiyetine karar verilmesine ilişkin yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği...'' görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 15.03.2017 tarih ve 5797-1770 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kaçakçılık suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
29.10.2011 tarihli olay tutanağına göre; Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali geliş katı yolcu karşılama salonunda kolluk görevlilerince yapılan denetim ve kontroller sırasında gümrüklü alandan çıkarak ''A'' giriş kapısına yönelen sanıktan şüphelenilmesi üzerine kolluk görevlilerince yapılan pasaport kontrolünde sanığın TK0636 sefer sayılı uçakla Trablus’tan geldiğinin anlaşıldığı, devamında beraberindeki bagajın kontrolü için X-ray cihazına sevk edildiği, şüpheli yoğunluk görülmesi üzerine yapılan fiziki kontrolde bagaj içerisinde beş adet külçe altının ele geçirildiği, Hava Limanı içerisinde yer alan PTT ofisinde yapılan tartımda ele geçen eşyanın 16.850 gr ağırlığında külçe altın olduğunun tespit edildiği,</p>

<p>23.02.2012 tarihli tutanağa göre; suç konusu altınların Merkez Bankası İstanbul Şubesi nezdinde emanete alındığı,</p>

<p>Libya Ulusal Geçici Geçiş Konseyi Yürütme Ofisince 10.11.2011 tarihli ve 363 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine hitaben düzenlenen Şifai Nota'ya göre, sanığın 02.11.2011 tarihinde Libya’ya geri gönderileceğinin bildirildiği, UGK Yönetim Kurulu Dışişleri Konsolosluk İşleri İdaresince, sanıktan alıkonulan altınların iadesi için Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğinden Türk makamları nezdinde girişimde bulunulmasının istendiği,</p>

<p>Libya Büyükelçiliği Ankara Temsilciliğince Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına hitaben gönderilen ''Acil'' başlıklı faks suretinde, aynen; ''Libya vatandaşı ...’nin Türkiye’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri’ne giderken beraberindeki altınlar ile yakalanması ile ilgili 01.11.2011 tarihli notasına atfen, Libya vatandaşı ...’nin serbest bırakılmasıyla ilgili çabalarınızı taktir ederken, el konulan altınların Trablus Askeri Konseyi’ne ait olduğunu belirten ve ilgililerin devrimci yaralıların tedavisine katkıda bulunmak için Birleşik Arap Emirlikleri’nden bazı ilaç ve tıbbi malzemeleri götürmek üzere Konseyin Sağlık Komitesi tarafından görevlendirildiğini bildiren Trablus Askeri Konseyi Başkanı'nın mesajını ilişikte sunar, Türk makamlarınca el konulan altınların serbest bırakılmasını rica ederiz.'',</p>

<p>17.11.2011 tarihli Tropoli Askeri Konseyi tarafından Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Müdürlüğüne hitaben gönderilen faks suretinde ise aynen; ''Emar Ali Emar’ın Tropoli Askeri Konseyi’nde bir direnişçi olup, yaralı direnişçilerin tedavisinde katkı sağlayan ilaçları Birleşik Arap Emirlikleri’nden temin etmek amacıyla Tropoli Askeri Konseyi tarafından atandığını onaylar, var olan durumlar ve yabancı dövizin bulunamaması nedeniyle yaklaşık 16.854gr ve özelliklerini belirttiğimiz ham altını Alı Abu Al Qasem adlı ticari ruhsat taşıyan altın mağazasından satın alındığını, altınların külçe numaralarının 0930/10, 01053/10, 0946/10, 01090/10, 1129/10, olduğu, Tropoli Askeri Konseyi’nin bilgisi dahilinde, Cumartesi günü 29.10.2011 tarihinde Emar Ali Emar altınları alarak Birleşik Arap Emirlikleri’nde altın çarşısında bulunan Tasili adlı şirkete teslim edip altınlar karşılığında ilaç ve bazı tıbbi cihazların alımlarına karşı takas etmek amacıyla Tropoli Havaalanından ayrılıp Türkiye’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri'ne doğru hareket etmiştir. Yalnız şahıs bilmeyerek Türkiye Havalanı Salonuna girmesi sonucunda gümrük polisleri tarafından yakalanmış ve altınlara el konulmuştur. Direnişçi yaralıların tedavisinde kullanılacak bu ilaçların Libya halkının çektiği acıları hafifletmesinde önemli rol oynaması nedeniyle Tropoli Askeri Konseyi’ne ait olan bu altınların serbest bırakılmasını rica ederiz.''</p>

<p>Bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün 23.11.2011 tarihli analiz raporuna göre, dava konusu beş adet külçe altının % 0746,80 ilâ % 0783,90 oranında altın ihtiva ettiği,</p>

<p>13.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna istinaden düzenlenen kaçak eşyaya mahsus tespit varakasına (KEMT) göre; dava konusu eşyanın CİF değerinin 1.246.988 TL (710.939 USD), gümrüklenmiş değerinin ise 1.246.988 TL olarak tespit edildiği,</p>

<p>27.12.2011 tarihli KEMT varakasına göre; suç eşyasının toplam CİF değerinin 1.301.749 TL, gümrük vergisinin 0.00 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 1.301.749 TL olduğu,</p>

<p>13.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre, ele geçen eşyanın, hurda, 18 ayar ağırlıklı altınların profosyonelce eritilmesi neticesinde elde edilmiş beş adet takoz diye tabir edilen külçe altın niteliğinde olduğu ve söz konusu altınların yabancı menşeli olup yeniden işlenmek veya satılmak amacıyla yurda getirildiği,</p>

<p>19.06.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; 29.10.2011 tarihinde Atatürk hava Limanı gümrüklü alan çıkışında, emniyet yetkililerince bagajında 16.850 gr ağırlığında beş adet külçe altın bulunan sanığın; transit yolcu olduğunu ve İstanbul üzerinden Dubai’ye gideceğini, altınların gümrüklü alandan çıkarılmaması gerektiğini bilmediğini, bu konuda uyarılmadığını, suç kastının bulunmadığını, Trablus Askeri Konseyinde görev yaptığını dava konusu altınları Konseyin verdiği görev gereği Dubai’ye götürüp oradan ilaç ve tıbbi malzemeyle değiştirerek Libya’ya geri götüreceğini ileri sürdüğü, bu açıklamaların gerek Trablus Askeri Konsey Başkanının mesajı gerekese Ankara’daki Libya Büyükelçiliğinin notası ile örtüşmesi nedeniyle sanığın beyanının doğru olduğu, sanığın dava konusu altınları Türkiye’ye kaçak yollardan sokmak istediğine dair dosyada başkaca bir delil ve bilgi bulunmadığından kaçakçılık kastınının bulunmadığı,</p>

<p>28.11.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; 20249 sayılı ve 11.08.1989 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararı’nın 2/i maddesinde işlenmemiş ve işlenmiş altın;</p>

<p>''İşlenmemiş altın, en az 995/1000 saflıkta, nitelikleri müsteşarlıkça belirlenen barlar veya külçeler halindeki altını, 2/ii maddesinde işlenmiş altın, 995/1000’den daha küçük saflıkta, gerek bir işçilik uygulanarak ziynet veya süs eşyası haline dönüştürülmüş, gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım-satım yapılan altın'' şeklinde tanımlanmıştır. İşlenmemiş altın, Gümrük Giriş Tarife Cetveli'nde, 7108.12 Gümrük Tarife istatistik Pozisyonu'nda yer almakta olup, ithali ancak Merkez Bankası ve İstanbul Altın Borsasına üye olan kuruluşlar tarafından yapılabilmektedir. İşlenmiş veya yarı hâlde işlenmiş altın (külçe hâlinde) 7108.13 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu'nda yer almakta olup ithalinde 20.06.2007 tarihli ve 26558 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kıymetli Maden ve Taş Analizinde Yetki Verilecek Ayar Evlerinin Standartları, Seçimi ve Denetimi Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Tebliğ hükümlerince gümrük idaresi tarafından ayar tespiti için darphanenin yetkilendirmiş olduğu laboratuvarlara gönderilmekte, yapılan analiz sonucunda verilecek yazı neticesinde gümrük idaresince ithal işlemi sonuçlandırılıp eşya sahibine teslim edilmektedir. Gerek işlenmemiş, gerekse yarı işlenmiş veya işlenmiş altının ithali altından mücevherci eşyası hariç gümrük vergilerinden muaf olarak yapılmaktadır. Dava konusu eşya işlenmemiş altın olmadığı tespit edildiğinden ithali serbest olup bu anlamda herhangi bir kayıt bulunmamakta, keza herhangi bir mercinin izni de aranmamaktadır. Ancak herhangi bir eşyayı ithal hakkı, Türkiye’de yerleşik kişilere tanınmış olduğundan, suç konusu altınları Libya uyruklu sanığın ithal hakkı bulunmamaktadır. Gümrük bölgesinden yurda giriş yapan sanığın suça konu eşyayı zatî eşyası arasında kolluk güçlerince tespit edilmesi nedeniyle de beyana tabi yolcu beraberi ticari mahiyette bir eşyayı beyan etmeyerek serbest dolaşıma soktuğu, bu halîyle dava konusu altınları yasal yoldan ithal edebilmesi için öncelikle 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve bu Kanun'a bağlı Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu Hakkında 32 Sayılı Karar ve Tebliğleri hükümlerinde gümrük idaresine beyanı zorunlu olan kıymetli maden cinsi eşyanın gümrük idaresine beyan edilmesi ve tebliğ hükümlerinde ayar tespiti yapılarak Kıymetli Madenler Borsasına teslimi gerekmekte olup ancak bu ithalatın Türkiye’de yerleşik kişilerce yapılması gerekmektedir. İnceleme konusu olayda ticari mahiyettte bir eşyanın gümrük denetimine tabi tutulmaksızın serbest dolaşıma sokulması sebebiyle 5607 sayılı Kanun'un 3/1. maddesinde belirtilen kaçakçılık fiiilinin işlendiği görüşü ile beraber aynı Kanun uyarınca eylemin, suç veya kabahat oluşturmadığının takdir edilmesi halinde ise Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümlerine muhalefet niteliğinde olduğu,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanık kollukta; Dubai'ye gitmek üzere saat 18.00 sıralarında İstanbul Atatürk Hava Limanına giriş yaptığını, Dubaiye’ye satmak amacıyla altın götürdüğünü, Libya’da savaş çıktığı için Dubai’ye direk uçuş olmadığını, akşam saat 22.00'de Dubai’ye uçağı olduğu için geliş katından çıkış yaptığını ve yukarı katta bulunan gidiş katına yöneldiğini, polislerin burada bagaj kontrolü yaptığını, beraberinde getirdiği altınları gümrüğe beyan etmediği için hakkında işlem yapıldığını, diğer ülkelerde böyle bir uygulama olmadığından gümrüğe beyanda bulunması gerektiğini bilmediğini,</p>

<p>Mahkemede ise Trablus Askeri Konseyinde görevli olduğunu, dava konusu altınları Konseyin kendisine verdiği görev gereği Dubai’ye götürüp orada ilaçla ve tıbbi malzemeyle takas ederek Libya’ya götürmek istediğini, Dubai’ye direk uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden gittiğini, biletini henüz almadığını, uçak indikten sonra iki saat sonraki veya daha sonraki bir THY uçağından bilet almak üzere gümrüklü alandan çıktığını, ancak yolcu karşılama salonunda polis tarafından durdurulduğunu ve bagajındaki altınların ele geçtiğini, dava konusu altınların gümrüklü alandan çıkarılmaması veya emanete ya da gümrük idaresine teslim edilmesi gerektiğini bilmediğini, zira bu konuda uyarılmadığını, Türkçe bilmediği için polisin kendisine söylemek istediklerini anlayamadığını, soruşturma aşamasında ifadesi alınırken kendisine sorular soran kişinin bazen Türkçe bazen de İngilizce konuştuğunu, ancak İngilizceyi de tam olarak bilmediğini, altınları Dubai' de ''Tasili'' isimli şirkete teslim edeceğini,</p>

<p>Savunmuştur.</p>

<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 3. maddesinin birinci fıkrası;</p>

<p>"Eşyayı, gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın Türkiye'ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye'ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.” şeklinde düzenlenmiş iken suç tarihinden sonra 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun'un 54. maddesi ile;</p>

<p>“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.” şeklini almıştır.</p>

<p>Buna göre, bir eşyanın kaçakçılık fiiline konu olabilmesi için gümrük işlemine tabi tutulmadan yurda ithal edilmesi gerekmektedir. Suçun oluşumunda önem arz eden gümrük işlemlerinden, ithal ya da ihraç edilecek eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulması anlaşılmalıdır.</p>

<p>5607 sayılı Kanun'da “Gümrük işlemi” kavramına ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte, mülga edilen 4926 sayılı Kanun'un “tanımlar” başlıklı ikinci maddesi gümrük işlemi kavramını “Gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemleri ifade eder.” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre gümrük işlemi, bir eşyanın gümrük idareleri tarafından gerek gümrük mevzuatı gerekse ilgili mevzuatlar çerçevesinde onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması için gerekli tüm işlemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getirilen eşya, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması sonrasında ülkeye sokulabilecektir.</p>

<p>İthalattaki gümrük işlemleri ile ilgili olarak; 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 33. maddesinde Türkiye Gümrük Bölgesine giriş ve çıkışların gümrük kapılarından yapılabileceği, 34. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine giren veya çıkan taşıtların gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak, gümrük idareleri tarafından denetleneceği, 36. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen eşyanın, girişinden itibaren gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak gümrük idareleri tarafından denetleneceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>4458 sayılı Kanun'un 39. maddesinde ise Türkiye Gümrük Bölgesinin kara suları veya hava sahasından durmaksızın geçen taşıt araçları ile taşınan eşya hariç olmak üzere, Türkiye Gümrük Bölgesine gelen eşyanın, getiren kişi ya da duruma göre eşyanın gelişinden sonra taşıma sorumluluğunu üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulacağı, gümrüğe sunan kişinin, eşyayı daha önce ibraz olunan özet beyan ya da gümrük beyannamesi ile ilişkilendireceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinin on sekizinci fıkrasında "Eşyanın gümrüğe sunulması" deyiminin, eşyanın gümrük idaresine ya da gümrükçe tayin edilen veya uygun görülen herhangi bir yere getirilmesi üzerine, belirlenen usul ve esaslara uygun olarak, gümrük idarelerine yapılan bildirimi ifade ettiği belirtilmiştir. Yine Kanun'un 46. maddesine göre gümrüğe sunulan eşyaya gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanım tayin edilme zorunluluğu bulunmaktadır.</p>

<p>5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kaçakçılık eylemine konu eşya, 4458 sayılı Kanun'un 3. maddesinin yirmi üçüncü fıkrasına göre her türlü madde, ürün ve değeri ifade etmektedir. Buna göre herhangi bir eşya suçun konusu olabilmektedir.</p>

<p>Gümrük işlemlerine tabi tutmadan ülkeye eşya sokma suçu genel kastla işlenebilen bir suçtur. Suçun oluşması için failin belirli bir amaç ya da saikle (özel kast) hareket etmesine gerek yoktur. Kanun koyucu bu suçun taksirli hâlinin cezalandırılacağını düzenlememiştir. Kast, bu suç bakımından eşyanın ithalat vergilerinden muaf olmadığını ve eşyanın bir takım işlemlere tabi tutulabileceğini bilme (öngörme); ancak buna rağmen gümrük işlemlerine tabi tutmadan yurda sokulmasını isteme şeklinde ortaya çıkacaktır (Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Cilt IV – Kaçakçılık Suçları, İstanbul, 1981, s.42).</p>

<p>Suçun temel hâli bakımından, kastın ortaya konulduğunun anlaşılması açısından rejim beyannamesinin verilmesi önemlidir. Çünkü yukarıda da vurgulandığı üzere failin kaçağa konu eşyayı yurda sokma iradesi bu beyannamenin gümrük idaresine sunulması ile ortaya çıkmaktadır. Ancak eşyayı gümrük idaresini sunan kişi, beyannamede belirttiği malların cinsi, nevi ve miktarı bakımından bir eksiklik veya fazlalığın oluşması durumunda söz konusu mallar bakımından kaçınılmaz bir hataya düştüğünü ispatlaması durumunda cezalandırılmayacaktır (Erman, s. 43).</p>

<p>Suçun nitelikli hâlinin düzenlendiği 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/1-2. cümlesi incelendiğinde ise gümrük kapıları dışından yurda eşya sokulması durumunda herhangi bir beyanname verilme durumu olmadığı gibi bu hususta eşyanın gümrük idaresinin denetime sokulma imkânı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, nitelikli hâl için aranacak irade, failin eşyanın gümrük işlemine tabi tutmamak için gümrük kapıları dışından yurda sokma istek ve iradesidir. Bir kişinin sınırı yanlışlıkla geçmesi durumunda, gümrük işlemine tabi tutulacak bir eşya taşıyıp taşımadığı ve asıl amacının bu eşyayı ülkeye sokma olup olmadığı, olayın kaçakçılık kanunu kapsamında değerlendirilmesi bakımından belirleyici olacaktır (Batuhan Aktaş, Gümrük İşlemine Tabi Tutmadan Ülkeye Eşya Sokma Suçu Üzerine Bir İnceleme, TBB Dergisi, 2015, s.138-139-140).</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>29.10.2011 tarihinde Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali geliş katı yolcu karşılama salonunda kolluk görevlilerince yapılan denetimler sırasında gümrüklü alandan çıkarak ''A'' çıkış kapısına yönelen sanıktan şüphelenilmesi üzerine yapılan pasaport kontolünde sanığın Libya uyruklu olduğunun ve Türk Hava Yolları firmasına ait uçakla Trablus'tan geldiğinin belirlendiği, sonrasında sanığın beraberindeki bagajın X-Ray cihazına sevk edildiği, şüpheli yoğunluk görülmesi üzerine yapılan fiziki kontrolde suç konusu beş adet 16.850 gr ağırlığında külçe altının ele geçirildiği ve söz konusu olay nedeniyle açılan kamu davası neticesinde eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanığın, beraberindeki altınlar karşılığında tıbbi malzeme almak amacıyla Dubai'ye gitmek üzere bilet almak için gümrüklü alandan çıktığına, bu alandan ayrılmaması veya yanındaki eşyayı emanete ya da gümrük idaresine teslim etmesine gerektiğine ilişkin bilgisinin olmadığına ve gerek İngilizce gerekse Türkçe bilmediğine ilişkin aşamalarda istikrar gösteren savunması, bu savunmanın, suça konu altınların devrimci askerlerin tedavisinde kullanılacak ilaçların satın alınması amacıyla sanık tarafından bulundurulduğuna dair Tropoli Askeri Konseyi tarafından Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Müdürlüğüne hitaben yazılan 17.11.2011 tarihli bilgilendirme yazısı ve 10.11.2011, 23.11.2011 tarihli Şifai Notalar ile desteklenmesi, dosya içerisinde sanığın beraberinde getirdiği eşyanın hangi prosedürlere tabi tutulacağına ve transit yolcuların ne şekilde hareket edeceklerine ilişkin bilgilendirildiğine ve bu bilgilendirmenin hangi dilde yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmaması, böyle bir bilgilendirme yapılmış olsa dahi Trablus Askeri Konseyinde görevli olması nedeniyle kanuna aykırı olduğunu ve bu nedenle el konulacağını bilebilecek durumdaki sanığın, buna rağmen 16.850 gr ağırlığındaki altını beraberinde getirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; somut olay özelinde sanığın savunmasının aksine, kasıtlı olarak hareket ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve bu nedenle atılı suçun manevi unsurunun gerçekleşmediği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; ''Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 01.11.2011 tarihli iddianamesi ile olay tarihinde kolluk güçlerinin Atatürk Havalimanı dış hatları geliş katında gümrüklü alandan çıkış yapan Libya uyruklu ... isimli şahsın eşyaları arasında 5 adet değişik ebatlarda külçe halinde 16.850 gr altın ele geçirildiği, sanığın bunları gümrük görevlilerine beyan etmeyerek üzerine atılı gümrük kaçakçılığı suçunu işlediğinden bahisle açılan kamu davası sonucunda Bakırköy 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih ve 1317-204 E.K. ile yolcu olan sanığın beraberindeki ticari mahiyette olan eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmadığından sübut bulan eyleminden dolayı 5607 sayılı Kanunun 6/4 madde yollamasıyla 3/1, TCK’nın 52/1, 62, 50/1-a, 52/2, 52/4 maddeleri uygulamasıyla 80.000 TL adli para cezası ile cezalandırılıp, 24 eşit taksitte tahsiline, suç konusu eşyaların 5607 sayılı Kanunun 13 ve TCK'nın 54.maddeleri gereğince müsaderesine karar verildiği, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 01.10.2015 tarihli ve 22451-19445 sayılı ile kararın onandığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2017 tarih ve 2017/3901 sayısı ile yabancı uyruklu sanığın suç işleme kastı olmadığından mahkumiyet hükmünün onanmasına dair karara itiraz edildiği, Dairesince itiraz yerinde görülmediğinden dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi sonucu yapılan müzakerede oy çokluğuyla itirazın kabulu ile sanığın suç kastı olmadığı ve beraat etmesi gerekçesiyle bozmaya yönelik karar verildiği görülmüş ise de, aşağıda açıklanan nedenlerden dolayı suçun sabit olduğu düşüncesiyle bu karara iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Sanık aşamadaki savunmalarında Trablus Askeri Konseyinde görevli olduğunu, dava konusu altınları Konseyin kendisine verdiğini, görev gereği Dubai’ye götürüp oradan ilaçla takas ederek bu ilaçları tekrar Libya’ya götüreceğini, Libya’dan Dubai’ye direkt uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden aktarmalı bilet aldığını, İstanbul Atatürk Hava Limanında (AHL) uçak indikten sonra THY uçağı ile Dubai’ye gideceğini ancak bileti alamadığını, AHL’de uçak indikten 2 saat sonra veya daha sonraki bir THY uçağından bilet almak üzere gümrüklü alandan çıktığını, gümrüklü alan dışında yolcu karşılama salonunda polis tarafından durdurulduğunu, bagajında ki altınların ele geçtiğini, dava konusu altınların gümrük alanından çıkartılmaması, orada emanet veya gümrük idaresine teslim edilmesi gerektiğini bilmediğini, bu konuda kendisini uyaranın olmadığını söyleyerek suç kastı olmadığı belirtmiştir.</p>

<p>Kast, bir suç tipini gerçekleştirmeye yönelik hareket iradesidir. 5237 sayılı TCK kast kavramına, TCK m. 21’de yer vermiştir. Buna göre,</p>

<p>'(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.</p>

<p>(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır.'</p>

<p>TCK m.21. maddesinin birici fıkrasında doğrudan kastı tanımlamış, ikinci fıkrasında ise, olası kast tanımına yer vermiştir. Bu tanım çerçevesinde her iki kast türünde de kastın bilme ve istemeye dayandırıldığı, olası kastın isteme unsuru bakımından farklılaştığı görülmektedir. Doğrudan kast, failin hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi veya kesin olarak öngörmesidir. TCK’nın kast kavramına yer veren 21.maddesinde kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olarak ifade edilmiştir. Buna göre kastın, bilme ve isteme olmak üzere iki unsuru vardır. Kastın gerçekleşmesi için bilme ve isteme unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Failin, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilmesi ve bu bilgiye rağmen hareketi gerçekleştirmesi, yani istemesi gerekir.</p>

<p>Doğrudan kastın bilme unsuru, suçun maddi unsurlarıın bilinmesini ifade etmektedir. Failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerin aynı sıra, hareketinin zorunlu neticesi ya da kaçınılamaz yan neticesi olarak günlük hayat tecrübelerine göre öngördüğü ve iradi olarak kabul ettiği her şey, bunları istemese dahi, doğrudan kastın kapsamındadır. Bir başka ifadeyle, belli bir neticenin gerçekleşmesine yönelik olarak icra edilen fiilin diğer bazı neticeleri de meydana getireceği günlük hayat tecrübelerimize göre muhakkak ise, fail bu neticeler bakımından da doğrudan kastla hareket etmiştir. Kısaca belirtelim ki, TCK m.4’de kanunu bilmemenin mazeret sayılmayacağı açıkça ifade edilmiştir. Kural olarak fail, işlediği fiilin suç teşkil ettiğini bilmediğini iddia edemez meğer ki bu hususta kaçınılmaz bir yanılgıya düşmüş olsun (TCK m.30/4) (Doç.Dr.Engin Selçuk. Ceza Hukuku:2019-2020 Öğretim Yılı İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi ortak ders notları). Kaldı ki, gümrük kaçakçılığı suçları tehlike suçu niteliğinde olduğundan sadece bilmeme unsuru tek başına kastı ortadan kaldırmayacaktır.<br />
Kastın belirlenmesinde failin olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışları kastın belirlenmesinde ölçü olarak alınmalıdır.</p>

<p>Bu cümleden sanık Libya hükümeti adına hareket ettiğini Birleşik Arap Emirlikleri'nden Dubai’ye insani amaçla (yararlılara ilaç, sağlık malzemesi) gittiğini, doğrudan uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden seyahat etmek zorunda kaldığını, amacının Türkiye’de kalmak olmadığını söyleyerek transit yolcu olduğunu belirtmiştir. Bilindiği üzere transit seyahat planında başlangıç noktasıyla varış noktası arasında aktarma durağı bulunan yolculara transit yolcu denir. Bir kişinin transit yolcu sayılabilmesi için; aktarma noktasından aynı ya da farklı araç (uçak) firmasıyla devam edecek olan yolcunun 24 saatten uzun beklemeyecek olması gerekmektedir.</p>

<p>Vize gerektiren durumlarda vize işlemlerinin de tamamlanması gerekir. Sanık ... saat 18:00’de İstanbul Hava Alanı'na geldiğini saat 22:00’de transit olarak Dubai’ye gideceğini söylemesine rağmen bu süre için herhangi bir uçak bileti ve/veya rezervasyonu bilgisi sunmadığı gibi doğrudan Havaalanı'nı terk ederek Türk Gümrük</p>

<p>Sahasına girdiği ve yakalandığından Türkiye’de kalacağı düşünülmelidir.</p>

<p>Sanık Türk Gümrük sahasına girmeden önce beraberinde taşıdığı standat dışı külçe altınların değeri 15.000 Amerikan Dolar’ından fazla olduğu için Gümrük İdaresine beyanda bulunması gerekirken, bu hususu bilmediğini ve kendisine bildirilmediğini söylemiş ise de, yine bilindiği üzere ülkeler arası seyahat edenlere ilgili ulaşımı sağlayan kurum ve kuruluşların ihtara yönelik anons ve broşürler dağıttığı, THY kurumu gibi uluslararası itibarlı ve disiplinli bir kuruluşun yolcularına bu uyarıyı yapmaması düşünülemez. Bu durumda sanığın aksine savunmasının yerinde olmadığı açıktır.</p>

<p>Sanık ... Atatürk Havalimanı'na gelen yolcu çıkış kapısında Türk Gümrük Sahasına girdiğinde ve kolluk tarafından yakalandığında amacının havaalanı dışındaki kapıdan geçerek tekrar giden yolcu kapısından gireceğini ve seyahatine devam anlamında uçak bileti alacağını söylemiş ise de, havaalanı içerisinde giden yolcu bölümlerini uyarı levha ve ok işaretleri ile belirlendiği, keza gerek uçakta iken gerekse havaalanı içerisinde transit yolcuları nereden ve nasıl gidileceği konusunda uyarılar yapıldığından bu yöndeki savunması da samimi bulunmamıştır.</p>

<p>Bu durumda,</p>

<p>Suç tarihinde yürürlükte bulunan 4458 sayılı Gümrük Kanunu 3, 39, 46, 58. maddeleri ile kıymetli maden ithalatına ilişkin gümrük işlemlerini düzenleyen 1567 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Türk Parasını Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 2 ile 7. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Libya’dan Türkiye’ye gelen ve değeri 15.000 Dolardan fazla standart işlenmiş toplam 5 adet 16.850 gr ağırlığında ticari mahiyet arz eden altınları ticari kast ile ülkeye soktuğu anlaşılan sanığın suçunun sabit olduğu,</p>

<p>Keza, her ne kadar sanığın isnat edilen izinsiz altın getirme eyleminde 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kararı anlamında değerlendirilmemiş ise de, suçta ele geçirilen altının müsaderesi önem arzettiğinden bu hususta da değerlendirme yapmak gerekmektedir;</p>

<p>Doktrinde bir kısım yazar ithalat vergilerinden muaf kıymetli madenler kapsamında olan standart işlenmiş veya işlenmemiş külçe altının yurda beyan edilmeden sokulması fiilinde ele geçen eşya yönünden eylem suç olarak değerlendirilemeyeceğinden müsaderesi gerekmeyeceği, kabahat yönünden ise Gümrük Kanununda düzenleme bulunmadığını belirtmiş ise de (Seyfettin Çilesiz, Beyan Edilmeden Yurda İşlenmemiş Külçe Altın Sokulması Fiilinin Hukuki Niteliği, Yargıtay Dergisi sh.1226, Ekim-2020) kıymetli maden (altın) ithaline yönelik yasal mevzuat ve ilkelerinin açıklandığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.12.2018 tarih, 2017/7-1035 E. 2018/659 K. sayılı kararında belirtildiği üzere somut olayda da sanık yolcu beraberinde getirmiş olduğu ve ticari mahiyet arz eden altını beyan etmemiştir. Yukarıda belirtildiği gibi bunu kayıt dışı olarak ülkeye sokmuştur. Suç konusu altın standart dışı hurda ve düşük ayardan elde edilen kıymetli madendir. Bu eşyalardan gümrük vergileri ve diğer ithalat vergileri alınmasa dahi, ülke girişinde verilecek beyannameyle bir kayıt oluşturulduğundan ve bu kayıtdışılık suçun unsuru olarak değerlendirildiğinden müsadere hükümlerini düzenleyen 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 54.maddesindeki '....kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan....' eşya anlamında beyana tabi bu altınların suçun yerine getirilmesiyle doğrudan ilişkili olduğundan, suç oluşturan hareketleri gerçekleştirmekte fiilen kullanıldığından, suçun kendileriyle işlendiği ve suçun işlenmesinde yararlanılan eşya (Osman Yaşar, H. Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Yorumu 2.Cilt, 2.Bsk. sh.1728) yani bizatihi suç konusu eşya oluğundan müsaderesi gerekmektedir.</p>

<p>Kısaca sanığın atılı suçu sabit olup cezalandırılması ve eşyaların müsaderesi yönünde ilk derece mahkeme kararı, uzun yıllardır bu tür davalara ihtisas dairesi olarak bakan ve uygulamayı yerleşik hale getiren Yargıtay 7. Ceza Dairesinin onama kararı yerinde olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının reddi gerektiği,'' düşüncesiyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; ''sanığa atılı kaçakçılık suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu'' düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 01.10.2015 tarihli ve 22451-19445 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih ve 1317-204 sayılı hükmünün sanığın atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksine, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine hükmolunması isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.03.2011 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="38630"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/735 E., 2018/143 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E., 2018/143 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/735 E., 2018/143 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Mahkemesi :Asliye Ceza</p>

<p>Sanıklar ..., ... ve ... hakkında 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna muhalefet suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda; sanıkların, eşyayı gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın ülkeye sokma suçundan 5607 sayılı Kanunun 3/1, 4/2 ve TCK'nun 62, 52, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 300 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve müsadereye ilişkin Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.04.2010 gün ve 24-398 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 17.11.2011 gün ve 7737-21520 sayı ile;</p>

<p>"...Oluşa, 11.07.2007 tarihli olay yakalama ve elkoyma tutanağına ve dinlenen tanık beyanları ile dosya içeriğine göre, yapılan ihbar üzerine, sanık ...'un idaresindeki araçla, Suriye'den Türkiye gümrük alanına girişte, henüz gümrük memurlarına beyanda bulunmadan ve beyanda bulunma hakkı da tanınmadan aracın arka koltuğunda bulunan dava konusu külçe altınlara el konulduğunun anlaşılması karşısında, fiilin hazırlık hareketleri aşamasından öteye geçmediği ve icrai hareketlere başlanmadığı gözetilmeden, sanıkların beraatleri yerine yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyetlerine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yerel mahkeme ise 07.06.2012 gün ve 270-637 sayı ile;<br />
"Suç tarihi olan 10.07.2007 günü Yayladığı İlçe Kaymakamlığına bir şahsın telefonla ihbarda bulunması üzerine Suriye'den Türkiye'ye geçiş yapacak olan sanık ...'un Türkiye'ye değerli mallar geçireceğini bildirmesi üzerine durum emniyete intikal ettirilmiş, Suriye'den Türkiye'ye geçmek isteyen 00288668 seri nolu pasaport hamili 1966 doğumlu ...'un sevk ve idaresinde bulunan 713778 Suriye plakalı araç ile gümrük sahasına girdiği, cep telefonu ile Türkiye'de irtibat kurduğu diğer sanıklar ... ve ...'in 31 DK 846 plakalı araç ile gümrük kapısına geldikleri, Mohamed isimli şahısla irtibatlı oldukları, gümrük memurlarının ve yetkililerinin sanık ...'un sevk ve idaresindeki 713778 plakalı araçta yaptıkları aramada 30 adet külçe altın ele geçirildiği ve bu altınlara el konulduğu, sanıklar hakkında 1567 sayılı Yasaya muhalefetten mahkememize kamu davası açılmış ise de, kovuşturma aşamasında sanıkların eylemlerinin ithal altın kaçakçılığı olduğu düşüncesi ile kendilerine 5607 sayılı Yasanın 3/1 ve 4/2. maddelerinden ek savunma hakkı verilerek neticeten sanıkların 1'er yıl 3'er ay hapis ve 300'er TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkûmiyet kararının sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesi 17.11.2011 tarih ve 2011/7737-21520 esas ve karar sayılı ilamı ile '...Oluşa, 11.07.2007 tarihli olay yakalama ve elkoyma tutanağına ve dinlenen tanık beyanları ile dosya içeriğine göre, yapılan ihbar üzerine, sanık ... Nataour' un idaresindeki araç ile, Suriye den Türkiye'ye gümrük alanına girişte, henüz gümrük memurlarına beyanda bulunmadan ve beyanda bulunma hakkı da tanınmadan aracın arka koltuğunda bulunan dava konusu külçe altınlara el konulduğunun anlaşılması karşısında, fiilin hazırlık hareketleri aşamasından öteye geçmediği ve icrai haraketlere geçilmediği gözetilmeden sanıkların beraatlerine yerine, yerinde görülmeyen gerekçeye göre mahkûmiyetlerine karar verilmesi...' belirtilerek hüküm bozulmuş ve dava dosyası bu bozma gerekçesine dayanılarak mahkememize iade edilmiş ise de;</p>

<p>Mahkememizin mahkûmiyet kararının gerekçe bölümünde irdelendiği üzere;</p>

<p>'Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) 26.08.2008 tarih ve 2008/DR. 70/5 sayılı mali suçları araştırma uzmanı Ayşe Yalova tarafından düzenlenen değerlendirme raporunda ise; '...Sonuç olarak; dosya muhteviyatına konu olan olayla ilgili olarak 5237 sayılı TCK'nun 282. maddesinde aklama suçunun oluşumu için ön şart olan 'alt sınırı bir yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren' herhangi bir öncül suçtan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla aklama suçunun ilk şartının gerçekleşmediği, bu durumda olay konusu şahsın aracında ele geçirilen külçe altınların da 'karapara' olarak nitelendirilemeyeceği, aklama suçunun maddi ve manevi unsurları oluşmadığından, suçtan bahsedilemeyeceği ve dosya konusu olayda 5549 sayılı Kanun ve TCK'nun 282. maddesi kapsamında yapılabilecek bir işlem bulunmadığı düşünülmektedir.</p>

<p>Öte yandan her ne kadar şüpheliler ..., ... ve ... birbirlerini tanımadıklarını beyan etseler de, VEDOP kayıtlarının tetkikinden ...'in %15 hissesine sahip olduğu Gün-Kar Döviz ve Altın Ticareti A.Ş.'nin 2006 yılında mal ve hizmet aldığı/sattığı şahıslar arasında ...'un da bulunduğu, 2006 yılında ...'dan 655.725 TL'lik mal ve hizmet alındığı ve 655.723 TL'lik mal ve hizmet satıldığı tespit edilmiştir. Alım satıma konu mal bedellerinin neredeyse birbirine eşit olması hesabın bu şekilde kapatılmak istendiği izlenimini doğurmakta, ticari faaliyete konu para hacminin yüksekliği şüphelilerin birbirini tanımadıkları yönündeki ifadelerinden ciddi kuşku duyulmasına sebep olmaktadır. Şahıslar arasında yasal bir ticari faaliyetin ve kaçakçılığa dayalı bir illegal ilişkinin olup olmadığının net olarak ortaya konulması gerekmektedir...' şeklinde görüş bildirmiştir.</p>

<p>Mahkememizce İstanbul Altın Borsasına müzekkere yazılarak; suça konu külçe altınlarının İstanbul Borsasında işlem görüp görmediğinin, ayrıca söz konusu külçe altınların suç tarihi olan 10.07.2007 tarihindeki parasal değerinin ne olduğunun tespiti istenilmiş, verilen 13.07.2009 tarihli cevabi yazıda ise; '...Ülkemizde işlenmemiş kıymetli madenlerin ithalat yetkisi sadece İstanbul Altın Borsası üyelerine aittir. Borsa kasasına ithalat tarihinden itibaren üç iş günü içinde teslim edilen kıymetli madenler, borsa bünyesindeki kıymetli madenler piyasasında alım satıma konu olduktan sonra alıcı üyeler tarafından borsa kasasından çekilerek serbest piyasada işlem görebilmektedir. Seri numaraları belirtilen külçe altınlardan 17 adeti borsamız üyeleri tarafından ithal edilmiş ve borsa bünyesindeki kıymetli madenler piyasasında alım satıma konu olmuştur. Bu külçelere ait bilgiler ekteki tabloda yer almakta olup suç tarihi olan 10.07.2007 tarihinde 995/1000 saflıkta altın için borsamızda oluşan ağırlıklı ortalama fiyatı ons bazında 668,20 $/ons ve kilogram bazında da 27.597,07 TL/Kg'dır. Bu çerçevede, toplam 30 kg ağırlığındaki altının parasal değeri ABD Doları bazında 644.493,8 ABD Doları, Türk Lirası bazında da 827.912 Lira olup diğer 13 külçeye ilişkin olarak ise borsamızda herhangi bir kayıt bulunmamaktadır...' şeklinde mahkememize cevap verilmiştir.</p>

<p>Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı 16.07.2009 tarih ve B.02.1.HZN. 0.09.01.01/K-11 sayılı yazılarında ise '...İşlenmemiş kıymetli madenlerin ithalinin Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içinde borsaya teslim edilmesi zorunluluğu öngörülmüştür.</p>

<p>Bunun yanı sıra, anılan Kararın 7 nci maddesinin (d) bendi gereğince, Merkez Bankası ve kıymetli maden aracı kuruluşları ithal ettikleri işlenmemiş kıymetli madenlerin yurt içindeki alım satım işlemlerini sadece İstanbul Altın Borsasında yapılabilecek olup, söz konusu maddenin aynı bendinde, ziynet veya süs eşyasına dönüştürülmüş şekli hariç olmak üzere borsada hangi tür ve şekilde kıymetli madenlerin işlem göreceği ve teşekkül ettirilecek piyasaların borsa tarafından düzenleneceğinin yönetmeliklerle belirleneceği ifade edilmektedir...' gerekçe ve yasal düzenlemeleri karşısında, ayrıca sanıkların yakalanma esnasındaki birbirleri ile irtibatları, yakalanış şekilleri, yakalanma esnasında devamlı telefonlarla bir şekilde bir yerlerle bağlantı kurmaya çalıştıkları, bir panik içerisinde oldukları hususları birlikte değerlendirildiğinde söz konusu külçe altınların herhangi bir beyana tabi tutulmaksızın (kaldı ki, yukarıda da belirtildiği üzere bu tür külçe altınların gümrüğe beyanla ithalinin yasal olmadığı), sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde bu altınları Suriye'den Türkiye'ye yasal olmayan yollardan geçişini sağlamak için gerektiğinde gümrük sahası içerisinde bu yönde kendilerine özgü tedbirlerde alarak gerçekleştirme amacında oldukları,</p>

<p>Bu nedenle Yargıtay 7. Ceza Dairesinin bozma ilamındaki gerekçe ve düşüncenin olayın akışına, altın ithal rejimine, İstanbul Altın Borsası kuram ve kuralları nazara alındığında bu altınların ithalinin bu yolla mümkün bulunmadığı, buna rağmen yabancı uyruklu sanığın bu külçe altınları gümrüğe beyan edeceği, bu beyan beklenilmeden altınlara el konulması ve mahkûmiyet kararı verilmesi yasaya aykırı olduğu yolundaki bozma ilamındaki düşünceye mahkememiz iştirak etmediğinden, sanıkların eylemlerinin fikir ve eylem birliği içerisinde yasal olmayan şekilde Türkiye'ye külçe altın sokulması amacına yönelik olduğu nedeniyle önceki kararda ısrar edilmesi gerektiği" gerekçesiyle direnerek, önceki hükümde olduğu gibi sanıkların mahkûmiyetlerine karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de, katılan vekili ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2013 gün ve 273125 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 22.12.2016 gün ve 3-2136 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 04.05.2017 gün ve 52-3643 sayı ile direnme hükmünün yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>713778 plakalı araç için yatırılan teminatın hak sahibine iadesine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; 05.10.2012 havale tarihli dilekçe ile katılan vekilinin temyiz isteğinden vazgeçtiği anlaşıldığından, direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar müdafilerinin temyizi ile sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların fiilinin, hazırlık hareketi kapsamında kalan ve suç oluşturmayan bir eylem olarak mı yoksa teşebbüs aşamasında kalan bir suç olarak mı kabul edilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.<br />
İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>10.07.2007 tarihli ihbar ve 11.07.2007 tarihli olay, yakalama ve elkoyma tutanaklarında; 10.07.2007 tarihinde saat 17.20 sıralarında, Yayladağı Kaymakamlık makamı hizmetinde kullanılan telefonu arayan bir erkek şahsın, sınır mülki idare amiri olan ilçe kaymakamına bir ihbarda bulunacağını söylemesi üzerine kaymakam ile görüşmesinin sağlandığı, şahsın verdiği ihbarda "bu akşam muayyen saatlerde Suriye Arap Cumhuriyeti'nden yeşil renkli bir araç içerisinde yasa dışı bazı malzemelerin Türkiye Cumhuriyeti devletine sokulacağı ve bu işi yapanların defalardır aynı şekilde yasa dışı malzemeleri ülkeye soktuklarını" söylediği, yapılan değerlendirme sonrasında inceleme yapmak amacıyla ilçe kaymakamı, koruması ve şoförü olan polis memurları ile birlikte birkaç polis memurunun Yayladağı ilçesi gümrük sahasına gittikleri, Suriye tarafından ülkeye giriş yapan sanık ...'un kullandığı 713778 plaka sayılı araçla gümrük bölgesine intikalinden sonra, 11.07.2007 tarihinde saat 03.45 sıralarında, pasaport işlemleri devam ederken bahse konu aracın yanına yaklaşılarak araç ile çevresinin incelenmeye başlandığı, yapılan inceleme sırasında 31 DK 846 plakalı araç ile gümrük sahası içerisine sonradan geldiği tespit edilen diğer sanık ...'in 713778 plakalı aracın arka koltuğunda uyuduğunun görüldüğü, durumundan şüphelenilen aracın aranmasına başlanıldığı, arka koltuk üzerindeki battaniye altında sarı izola bant ile bantlanmış üç adet paket görülerek paketlerin açıldığı, içerisinde külçe altın olduğunun anlaşılması üzerine detaylı aramaya geçildiği, arama neticesinde arka koltuğun altında iki adet ve arka cam ön kısmında bir adet olmak üzere üç paket içerisinde daha külçe altın bulunduğu, toplamda her bir paket içerisinde birer kilogramlık beşerli olmak üzere otuz adet külçe altının ele geçirildiği, devam eden arama sırasında aracın arka tampon iç kısmında zula tabir edilen bölmeler içerisinde üç adet sarı izola bantla sarılmış paketlerin bulunduğu, bakıldığında paketlerin iki balyasının 1.940.500 Suriye Lirası, bir balyasının da 36.701,00 Türk Lirası olduğunun anlaşıldığı, araç arandığı esnada sanıklar ... ile ...'un ellerinde bulunan cep telefonlarının sürekli çaldığı görülerek cep telefonlarına elkonulduğu, Yayladağı Kara Hudut Kapısına getirilen aracın, yapılan detaylı araması sonucunda başkaca suç unsuruna rastlanılmadığı, suça konu külçe altınlar, paralar ve suç eşyasının naklinde kullanılan araca elkonulduğu, araç içerisinde bulunan şahısların gözaltına alındıkları sırada sanık ...'in, cep telefonunda "M. Güney" olarak kayıtlı kişi tarafından sürekli arandığının farkedildiği, aynı gün saat 05.00 sıralarında 06 LMG 31 plakalı araç ile gümrük sahasına giren ve yapılan kimlik kontrolünde ... olduğu anlaşılan şahsın, sanık ...'in amcasının oğlu olduğunun tespit edildiği, sanıklar ... ile ...'la bağlantılı olduğu düşünülen sanık ...'in de gözaltına alındığı ve üzerinden çıkan telefona incelenmek üzere el konulduğu bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Yayladağı Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.05.2009 gün ve 707-111 sayı ile; ele geçirilen Türk Lirası ve döviz ile ilgili olarak "aklama" ve "1567 sayılı Kanuna muhalefet" suçlarından başlatılan soruşturma sonucunda sanıklar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,</p>

<p>Kuyumcu bilirkişi tarafından düzenlenen 11.07.2007 tarihli rapora göre; altınların her birinin bir kilogram ağırlığında, 24 ayar, saf külçe altın, CİF değerlerinin ise 691.260,00 Lira olduğu,</p>

<p>11.07.2007 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit varakasında; külçe altınların CİF değerinin 691.260,00 Lira, katma değer vergisinin 124.426,80 Lira, gümrüklenmiş değerinin ise 815.686,80 Lira olduğunun ve gümrük vergisinden muaf olduklarının belirtildiği,</p>

<p>Yargılama sırasında, altın ve benzeri kıymetli maden ve taşların ithal ve alımlarına ilişkin olarak, herhangi bir resmi ithal ve alım şekli bulunup bulunmadığının, ülkeye getirilen normal bir eşya gibi beyan esasına tabi olup olmadıklarının bildirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlara mahkemesince müzekkereler yazıldığı,<br />
İstanbul Altın Borsasınca 13.07.2009 tarihli yazı ile; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 7. maddesine göre, kıymetli madenlerin dış ticaret rejimi esasları dahilinde ithali ve ihracının serbest, ancak Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, "işlenmemiş kıymetli madenler"in ithalat yetkisinin sadece İstanbul Altın Borsası üyelerine ait olduğunun, ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içinde borsa kasasına teslim edilmesi gerektiğinin, teslim edilen kıymetli madenlerin kıymetli madenler piyasasında alım satıma konu edilmesinden sonra alıcı üyeler tarafından serbest piyasada işleme tabi tutulabileceklerinin, toplam 30 kilogram ağırlığındaki külçe altınların parasal değerinin 644.493,8 ABD doları olduğunun, bu külçe altınlardan 17 adedinin daha önce İstanbul Altın Borsasında işlem gördüğünün, 13 adet külçe altının ise işlem görmediğinin,</p>

<p>T.C. Merkez Bankasınca 07.07.2009 tarihli yazı ile; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 2. maddesinin (j), (k) ve (l) bendlerinde tanımı yapılan kıymetli madenler, kıymetli taşlar ve kıymetli eşyanın ithal işlemlerinin, Kararın 7. maddesi ile söz konusu Karara ilişkin 2008-32/34 sayılı Tebliğin 6. maddesi hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmekte olduğunun,</p>

<p>Başbakanlık Hazine Müsteşarlığınca 16.07.2009 tarihli yazı ile; kıymetli madenlerin tanımının Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın "tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde "her tür ve şekilde altın, gümüş ve platin" olarak yapıldığının, "işlenmemiş altın"ın anılan bendin (i) alt bendinde "en az 995/1000 saflıkta, nitelikleri Müsteşarlığımızca belirlenen barlar veya külçeler halindeki altın", "işlenmiş altın"ın ise (ii) alt bendinde "995/1000'den daha küçük saflıkta, gerek bir işçilik uygulanarak ziynet ve süs eşyası haline dönüştürülmüş, gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım-satım yapılan altın" olarak tanımlandığının, anılan Kararın "Kıymetli madenler, taşlar ve eşyalar" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, kıymetli madenler, taşlar ve eşyaların Dış Ticaret Rejimi esasları dahilinde Türkiye'ye ithali ve ihracının serbest olduğunun, "işlenmemiş kıymetli madenler"in ithal ve ihracında gümrük idarelerine beyan verilmesi esası benimsenmiş olduğundan, ithalat ve ihracat, rejim karar ve yönetmeliklerinin uygulanmadığının, "işlenmemiş kıymetli madenler"in ithalinin Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından yapılacağının, üye aracı kuruluşlar tarafından ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içerisinde Borsaya teslim edilmesinin zorunlu olduğunun, Kararın 7. maddesinin (d) bendi gereğince, Merkez Bankası ve kıymetli maden aracı kuruluşlarının ithal ettikleri işlenmemiş kıymetli madenlerin, yurt içinde alım satım işlemlerinin sadece İstanbul Altın Borsasında yapılabileceğinin,</p>

<p>Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğünce 18.09.2009 tarihli yazı ile; mahkemesince kısıtlayıcı bir karar alınmadığı veya sahibine iadesi veya teslimine karar verildiği durumlarda, mal sahibinin eşyayı mahrece iade edebileceği gibi üçüncü bir ülkeye göndermesinin de mümkün olduğunun, 5607 sayılı Kanunun "Yolcu beraberinde getirilen kaçak eşya" başlıklı 6. maddesinin 4. fıkrası gereğince yolcuların, beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan eşyanın ticari mahiyette veya ithali veya ihracının yasak olması halinde, Kanunun 3. maddesi hükümlerinin uygulanacağının, bunun için öncelikle gümrüğe gelen yolcuların beyana davet edilmesinin, beyanından sonra yolcunun beyan etmediği veya beyanından farklı bir eşyanın tespit edilmesinin gerektiğinin, yolcunun beyanı alınmadan işlem yapılmasının hukuken mümkün bulunmadığının, diğer mevzuattan kaynaklanan aksine bir hüküm bulunmadığı sürece 4458 sayılı Gümrük Kanununun 48. maddesinin ikinci fıkrası ve Gümrük Yönetmeliğinin 86. maddesi hükümleri kapsamında, Türkiye'ye giriş yapan yolcuların beraberindeki altınların yolcu beraberi ambarına alınıp, üç aylık ambar bekleme süresinden sonra eşyayla birlikte yurtdışına çıkılmasının mümkün olduğunun, "kıymetli madenlerin ithali"nin Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından yapılacağının, üye aracı kuruluşlar tarafından ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içerisinde Borsaya teslim edilmesinin zorunlu olduğunun, bu çerçevede Merkez Bankası ile kıymetli maden borsası üyesi aracı kuruluşlarını temsile yetkili doğrudan veya dolaylı temsilcilerin söz konusu eşyayı Türkiye'ye ithal etmesinin mümkün bulunduğunun,</p>

<p>Bildirildiği,</p>

<p>Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 26.08.2008 tarihli raporunda; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 7. maddesinin (a) bendi hükümleri çerçevesinde, "işlenmemiş kıymetli maden" ithaline sadece Merkez Bankası ya da İstanbul Altın Borsası üyesi bir aracı kuruluş olmak şartıyla izin verilebileceğinin, bu kapsamda ithal koşullarına sahip olmayan bir kişi tarafından "işlenmemiş altın" ithalinin gümrük mevzuatına aykırılığından bahsedileceğinin, 5607 sayılı Kanunun 3. maddesinin 11. fıkrasında ithali lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerenin iki katı idari para cezası verileceğinin hüküm altına alındığının, dosya içeriğine konu olayla ilgili olarak, 5237 sayılı TCK'nun 282. maddesi gereğince, "aklama" suçunun oluşumu için ön şart olan "alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren" herhangi bir öncül suçtan bahsedilemeyeceğinden, ele geçirilen külçe altınlarında "kara para" olarak nitelendirilemeyeceğinin, aklama suçunun unsurlarının oluşmaması nedeniyle 5549 sayılı Kanun ve TCK'nun 282. maddesi kapsamında yapılabilecek herhangi bir işlem bulunmadığının, ancak birbirlerini tanımadıklarını beyan eden sanıkların VEDOP (Vergi Daireleri Otomasyon Projesi) kayıtlarının tetkikinden, sanık ...'in %15 hissesine sahip olduğu Gün-Kar Döviz ve Altın Ticareti A.Ş.'nin 2006 yılında mal ve hizmet aldığı/sattığı şahıslar arasında diğer sanık ...'un da bulunduğunun, 2006 yılında ...'dan 655.725 Liralık mal ve hizmet alındığı ve 655.723 Liralık mal ve hizmet satıldığının tespit edildiğinin, alım satıma konu bedellerin neredeyse birbirine eşit olmasının hesabın bu şekilde kapatılmak istenildiği izlenimini doğurduğunun, ticari faaliyete konu para hacminin yüksekliği nedeniyle birbirini tanımadıklarını söyleyen sanıklardan ciddi kuşku duyulduğunun, şahıslar arasında yasal bir ticari faaliyetin veya kaçakçılığa dayalı illegal bir ilişki olup olmadığının net olarak ortaya konulması gerektiğinin belirtildiği,</p>

<p>Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.10.2008 tarihli yazısında; sanık ...'in "suç işlemek için kurulmuş örgüte üye olma ve örgüt kapsamında kaçakçılık" suçlarından 2007/2831 sayı ile başlatılan soruşturma kapsamında yapılan takibi sırasında, 10.07.2007 tarihinde Yayladağı Hudut Kapısında ele geçirilen altınlarla ilgili olması muhtemel telefon görüşmelerinin tespit edildiği belirtilerek, söz konusu telefon görüşme kayıtlarının derdest olan mahkeme dosyasına gereği için gönderildiği,<br />
UYAP sistemi üzerinde yapılan incelemeye göre; Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/2831 sayılı dosyasında yürütülen soruşturma sonucunda açılan kamu davasının Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/575 esas sırasına kayıtlı olduğu, henüz bir karar verilmediği, bu dava dosyasına ilişkin iddianame içeriğinde, inceleme konusu olayla ilgili Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesine açılan davanın varlığından haberdar olunduğunun ve bu dosyanın bir örneğinin delil mahiyetinde soruşturma dosyasına alındığının belirtildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tutanak tanığı Tamer Ballı Yayladağı Gümrük Müdürlüğüne verdiği 13.06.2008 tarihli yazılı beyanında; 10.07.2007 tarihinde saat 09.00'dan 11.07.2007 tarihi saat 09.00'a kadar nöbetçi muayene memuru olarak görevli olduğunu, 11.07.2007 tarihinde saat 02.30 sularında gece araç giriş ve çıkışının olmaması nedeniyle odasında istirahat etmekteyken, Yayladağı Kaymakamının koruması olan polis memurunun kendisini dışarıya çağırdığını, çıktığında gümrük sahası içerisinde henüz muayene işlemleri yapılmamış olan 713778 Suriye plakalı aracın yanında kaymakam ile birlikte makam şoförü ve tutanaktaki bazı polisleri gördüğünü, aracın bagajının açık vaziyette olduğunu, araç sürücüsü sanık ...'un beyanını almaya fırsat kalmadan kaymakamın sözlü talimatı ile polislerin aracı aramaya başladıklarını, kendisinin de aramaya katıldığını, arama sonucunda tutanak düzenlendiğini,</p>

<p>Kovuşturma evresinde 13.06.2008 tarihli yazılı beyanındaki benzer anlatımlarına ek olarak; gece geç saatlerde araçla gümrük sahasına gelen sanık ...'un ülkeye giriş yapmak istediğini söylediğini, gümrük sahasının inşaat halinde olması, fiziki şartların uygun olmaması nedeniyle kendisine muayene işlemlerini sabah yapacağını belirttiğini, olayın ani bir şekilde geliştiğini, sanık ...'a beyanda bulunma fırsatı verilmediğini ve gümrük mevzuatı uyarınca beyana davet edilmediğini,<br />
Tutanak tanığı Yavuz Gürbüz kovuşturma evresinde; 10.07.2007 tarihinde Yayladağı Gümrük Muhafaza Kısım Amirliğinde nöbetçi memur olarak görev yaptığını, Suriye uyruklu sanık ...'un müracaatı üzerine muayene memuru Tamer Ballı'nın, gümrük sahasının inşaat halinde olması nedeniyle sabah saat 08.30'da beyanının alınarak muayene yapılacağını, gümrük sahasında beklemesini söylediğini, sanığın da aracını sahaya çekip beklemeye başladığını, daha sonra gece geç saatlerde Yayladığı Kaymakamı ve beraberindeki polis memurlarının gelip aracı aramaya başladıklarını, arama sonucunda aracın arka koltuk üstünde altınları, arka bagaj içinde ise paraları bulduklarını, olaya ilişkin tutanak tutulduğunu, muayene işlemi sabah yapılacağından, sanığın kendilerine altın ve para ile ilgili herhangi bir beyanda bulunmadığını, bu konuda kendilerinin de sanığa herhangi bir uyarı yapmadıklarını,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık ... savcılıkta ve sorguda; Suriye devleti vatandaşı olduğunu, elbise ticareti ile uğraştığını, Türkiye ve Lübnan'dan getirdiği elbiseleri Suriye'de sattığını, Lübnan'daki iç karışıklıklar nedeniyle daha güvenli olabileceğini düşünerek Lübnan bankasındaki altınlarını ve Halep'teki evinde bulunan paralarını alıp, yatırım yapmak ve taşınmaz almak üzere Türkiye'ye getirmeye karar verdiğini, bu amaçla 11.07.2007 tarihinde 00.30 sıralarında otomobili ile Türkiye'ye giriş yaptığını, para ve altınları aracının arka tamponunun iç kısmında bulunan bölmede gizli bir şekilde Suriye gümrüğünden Türkiye'ye geçirdiğini, Türkiye tarafına geçtiğinde altınları çıkarıp aracın arka koltuğu üzerine koyduğunu, gümrük memurlarının gece işlem yapamayacaklarını ancak sabah yapabileceklerini söyleyerek kendisini geçirmediklerini, bunun üzerine Lazkiye şehrinde bulunan arkadaşı ... isimli şahsı arayıp yardımcı olmasını istediğini, ...'nin de yardımcı olması için Antakya'dan bir arkadaşını göndereceğini söylediğini, gümrükte beklediği sırada yanına diğer sanık ...'in kendisini tercüman olarak gönderdiğini söyleyen sanık ...'in geldiğini ve geceleyin geçiş yapamayacaklarını, sabahı beklemeleri gerektiğini söyleyerek aracın arka koltuğunda uyuduğunu, kendisinin de aracın yan tarafında bir yere oturup beklemeye başladığını, bu sırada gümrük yetkililerinin gelerek aracını aradıklarını ve arka koltuktaki altınlarla tampon iç kısmındaki bölmede bulunan paraları ele geçirdiklerini, bulunan altın ve paraları Türk yetkililere söyleyeceğini, ancak gümrük kısmında beklediği sırada kendisine hiçbir şey sorulmadan ve bir şey demesine fırsat verilmeden yetkililerin aracını aradıklarını, sabah saat 05.00 sularında gümrüğe gelen sanık ...'in, ...'nin kendisine yardımcı olması amacıyla gönderdiği kişi olduğunu, adı geçeni daha önceden tanımadığını, altınların diğer sanıklar ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini,<br />
Kovuşturma evresinde benzer anlatımlarından farklı olarak; Suriye gümrüğünden geçerken aracının gizli bölmelerine altınları sakladığı şeklinde bir beyanda bulunmadığını,</p>

<p>Sanık ...; 11.07.2007 tarihinde saat 00.30 sularında Suriye'li ... olarak tanıdığı şahsın kendisini telefon ile arayarak, Suriye'li bir arkadaşının Türkiye'ye geçiş yapacağını ancak saatin geç olması, şahsın Türkçeyi konuşamaması, kendisini ifade edememesi nedeniyle yetkililerin geçişine izin vermediklerini, ancak sabah 08.30'da geçirebileceklerini söylediklerini ifade edip Suriye'li şahsa dil konusunda yardımcı olup olamayacağını sorduğunu, kendisinin de amcasının oğlu olan sanık ...'i gönderebileceğini söylediğini, akabinde sanık ...'i arayarak Suriye'den gelen şahsa yardımcı olması için Yayladağı Gümrük Kapısına gönderdiğini, daha sonra sanık ...'in kendisini arayarak Suriye'li şahsın gümrük kapısından giriş yaptığını, ancak gümrükteki yetkililerin sabaha kadar işlem yapamayacaklarını söyleyerek gümrükten kendilerini geçirmediklerini, Suriye'li şahsın yanında kıymetli bazı eşyalar getirdiğini, sabah olduğunda bunları beyan edeceğini, fakat Türkçe bilmediği için bu konuda sıkıntı yaşayabileceğini belirtip birlikte kalmak istediğini söylediğini, kendisinin de kalabileceğini fakat beyan dışı bir durum olması durumunda Suriye'li şahsı orada bırakıp gelmesini istediğini, bundan 10 dakika kadar sonra sanık ...'in tekrar arayıp aracın yanına polislerin geldiğini bildirmesi üzerine oraya geleceğini söyleyerek Antakya'dan çıkıp Yayladağı Gümrük Kapısına geldiğini, sanık ...'in amcasının oğlu olduğunu belirterek bilgi almak istediğinde yetkililerin üzerini ve aracını arayıp telefonunu aldıklarını, sanık ...'in Antakya'da işletmekte olduğu döviz bürosunda çalıştığını, yakalanan para ve altınlarla bir ilgisi olmadığını, atılı suçlamayı kabul etmediğini,</p>

<p>Sanık ...; 11.07.2007 tarihinde gece saatlerinde amcasının oğlu olan sanık ...'in kendisini cep telefonundan arayarak, Suriye'den Türkiye'ye bir arkadaşının geçiş yapacağını, bu şahsın Türkçe bilmediğini söyleyip tercüme konusunda yardımcı olması için kendisini gümrüğe gönderdiğini, aynı gece saat 02.00 sularında 31 DK 846 plaka sayılı araç ile Yayladağı Gümrük Kapısına gelerek şahsı beklemeye başladığını, 10 dakika kadar sonra ... olduğunu öğrendiği şahsın gelip Türkiye gümrüğüne girdiğini ve hemen sonrasında pasaport işlemlerini yaptırdığını, kendisinin o sırada muayene kısmına giderek Suriye'den gelen sanık ...'un geçiş yapmak istediğini beyan ettiğini, muayene kısmındaki görevlinin sabah 08.30'da geçiş yapabileceklerini söylemesi üzerine durumu sanık ...'a izah ettiğini ve yorgun olması sebebiyle uyumak istediğini belirttiğini, sanık ...'un aracında uyuyabileceğini söylemesi üzerine sanığın aracının arka koltuğuna uyumak amacıyla geçtiğini, bu sırada sanık ...'un, aracında kıymetli eşyalar olduğunu, bunların bir kısmını çıkaracağını kendisine söylediğini, ancak birşey çıkarıp çıkarmadığını görmediğini, araçta uyuduğu sırada dışardan gelen konuşma sesleri üzerine uyandığını, aracın başında 7-8 tane görevli olduğunu görüp araçtan indiğini, görevlilerin kendilerine birşey söylemeden aracı aramaya başladıklarını, aracın arka koltuğunda ve arka tampon iç bölmesinde bazı eşyalar bulduklarını, bu eşyalar ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, sadece Suriye'li şahsa dil konusunda yardımcı olmak amacıyla olay yerinde bulunduğunu, görevlilerin aracı aradıkları sırada sanık ...'i telefonla arayarak durumu bildirdiğini, daha sonra sanık ...'in bulundukları yere geldiğini, suçlamayı kabul etmediğini,</p>

<p>Savunmuşlardır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından; öncelikle "suça teşebbüs ile hazırlık ve icra hareketleri" kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinde; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur" hükmü yer almaktadır. Teşebbüs aşamasında kalan bir suçun varlığından söz edilebilmesi için;</p>

<p>1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı,</p>

<p>2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı,</p>

<p>3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir.</p>

<p>Teşebbüs aşamasında kalan suçta fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 35. maddesinin gerekçesinde; 765 sayılı Kanundaki "eksik - tam teşebbüs" ayrımına son verildiği, bu ayrımın objektif bir ölçütünün bulunmadığı ve uygulamada bir takım tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, "failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı" yolundaki sübjektif ölçütün kabul edilmesi durumunda kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün bulunduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, bu nedenlerle tasarıdaki "kastı şüpheye yer bırakmayacak" kriterinin madde metninden çıkartılarak "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması hâlinde suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği, ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden "uygun hareketler" kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi 765 sayılı Kanunda icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp, cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir.</p>

<p>Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, "hazırlık hareketleri" ve "icra hareketleri" olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak aletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir.</p>

<p>Öğretide; teşebbüs açısından "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edilmesiyle "objektif teori"nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 401)</p>

<p>Özetle; bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın, sonucun gerçekleşmemesi gerekir.</p>

<p>Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna "subjektif unsur" denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İstanbul 2000, s. 315)</p>

<p>Konumuzla ilgisi bakımından "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçunun unsurlarına değinmeden önce; suçun konusunu oluşturan "eşya" ve "gümrük işlemi" kavramları ile suç tipinin nasıl hareketler barındırdığını açıklamak ve eşyanın yasal yollardan ülkeye girişine ilişkin Gümrük Kanunundaki ilgili hükümlere değinmek faydalı olacaktır.</p>

<p>Suç tarihi itibarıyla 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrası;</p>

<p>“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın Türkiye'ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye'ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır” şeklinde iken, 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanunun 54. maddesiyle, “Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>Fıkrada belirtilen “eşya” kavramı, 4458 sayılı Gümrük Kanununun üçüncü maddesinin yirmi üçüncü fıkrasına göre, her türlü madde, ürün ve değeri ifade etmektedir. Suçun konusu her tür eşyadır. Ancak, yurda girişi kanun ile yasaklanmış eşyalar (5607 sayılı Kanun md. 3/7), yolcuların beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan ticari mahiyetteki eşyalar (5607 sayılı Kanun md. 6/4) ve ithal vergilerinden muaf eşyalar (Gümrük Kanunu md.239/1) 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmeyeceklerdir.</p>

<p>5607 sayılı Kanunda “gümrük işlemi” kavramına ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte, mülga edilen 4926 sayılı Kanunun “tanımlar” başlıklı ikinci maddesi gümrük işlemi kavramını “Gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemleri ifade eder” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre gümrük işlemi, bir eşyanın gümrük idareleri tarafından gerek gümrük mevzuatı gerekse ilgili mevzuatlar çerçevesinde onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması için gerekli tüm işlemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getirilen eşya, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması sonrasında ülkeye sokulabilecektir.</p>

<p>“Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma” suçu incelendiğinde, kanunun “yapılmasını” istediği gümrük işlemlerini yaptırmayan failin ihmali bir hareketinin bulunduğu, devamında kanunun “yapılmamasını” istediği ülkeye sokma hareketinin ise icrai nitelikte olduğu görülmektedir. Bu durumda, suçun ihmali bir suç olduğu varsayımında teşebbüs hususu konusuz kalacak ve gümrük işlemleri açısından gerekli bilgilendirmenin yapılmadığı anda suçun oluştuğu ileri sürülebilecektir. Ancak önemli noktanın fiilin ikinci kısmı olan icrai hareket (ülkeye sokma) olduğu varsayımında, failin ülkeye girmeden (örneğin; son kontroller esnasında) yakalanması durumunda suç tamamlanmadığından teşebbüsten söz edilebilecektir. Suçun tamamlanma anını ithalin gerçekleştiği yani icrai hareketin yapıldığı an olarak almak doğru olacaktır. Böyle bir çıkarımda, gümrük işlemlerine tabi tutmama şeklinde gerçekleşen ihmali hareket, son icrai hareketin (ülkeye sokma) ön şartı niteliğinde olacaktır. Keza gümrük işlemlerine tabi tutmama şeklinde ortaya çıkan ihmali hareketi suçun tamamlanma anı olarak esas alacak olursak, bu durum suçun lafzıyla örtüşmeyeceği gibi maddenin amacına da hizmet etmeyecektir (Aktaş Batuhan, Gümrük işlemine tabi tutmadan ülkeye eşya sokma suçu üzerine bir inceleme,TBB Dergisi 2015. Aynı yönde bkz. Erman, Ticari Ceza Hukuku, s. 25; Karş. Aydın, s. 116). Bu bağlamda; kanun koyucunun TCK'nun</p>

<p>35. maddesindeki “icra” ifadesini kullanmaktaki amacının, suçun mutlaka icrai bir hareketle işlenmesi olmayıp, hazırlık hareketleriyle olan farkın ortaya konulabilmesi olduğunu da söylemek doğru olacaktır.</p>

<p>4458 sayılı Gümrük Kanununda, bir eşyanın yasal yollardan ülkeye girişinin ne şekilde olacağına ilişkin düzenlemeler bulunmakta olup, Kanunun 33. maddesi;<br />
“Türkiye Gümrük Bölgesine giriş ve çıkış gümrük kapılarından yapılır. Türkiye Gümrük Bölgesinin giriş noktalarındaki gümrük kapıları ile içeride bulunan gümrük kapıları arasında belirli yolların takip edilmesi zorunludur...”,</p>

<p>39. maddesinin suç tarihinde yürürlükte olan hâli;<br />
"Müsteşarlıkça belirlenen esaslara uygun olarak serbest bölgelere konulan eşya hariç olmak üzere, gümrük idaresine veya gümrük idarelerinin belirlediği veya uygun gördüğü diğer bir yere gelen eşya, bunu Türkiye Gümrük Bölgesine getiren kişi veya yerine göre eşyanın gelişinden sonra taşımasını üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulur",</p>

<p>58. maddesinin birinci fıkrası;<br />
"1. Bir gümrük rejimine tabi tutulmak istenen eşya, bu rejime uygun şekilde yetkili gümrük idaresine beyan edilir...",<br />
59. maddesi;<br />
"1. Gümrük beyanı;<br />
a) Yazılı olarak,<br />
b) Bilgisayar veri işleme tekniği yoluyla,<br />
c) Sözlü olarak,<br />
d) Eşya sahibinin bu eşyayı bir gümrük rejimine tabi tutma isteğini ifade ettiği herhangi bir tasarruf yoluyla,<br />
Yapılabilir"<br />
Hükümlerini içermektedir.</p>

<p>Bu düzenlemeler karşısında, bir eşyanın ülkeye yasal yollardan sokulabilmesi için, eşyayı Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getiren kişi ya da eşyanın gelişi sonrası taşıma işini üstlenen kişi tarafından Gümrük Kanununun 59. maddesine uygun olarak, aynı Kanunun 39. maddesinde açıklandığı gibi tabi olduğu rejime uygun bir şekilde belirlenmiş bulunan gümrük kapılarından birisinden gümrüğe sunulması gerekmektedir. Eşyanın bir gümrük rejimine tabi tutulabilmesi için, ilgili rejime uygun şekilde yetkili gümrük idaresine beyan edilmesi zorunludur. Bu beyan (Rejim beyannamesi/Gümrük beyanı), eşyanın Gümrük Kanununda yer alan rejimlerden hangisine tabi olacağı konusunda eşya sahibinin veya temsilcisinin iradesini yansıtmaktadır.</p>

<p>Gelinen noktada; "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçunun unsurları ile bu suç yönünden hazırlık hareketlerinin hangi aşamada bittiği, icra hareketlerin hangi aşamada başladığı, bu bağlamda bahsi geçen suç yönünden ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği üzerinde durulmalıdır.<br />
5607 sayılı Kanunun suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen suçun maddi unsuru, getirilen eşyanın gümrük işlemine tabi tutulmaksızın ülkeye sokulması hareketidir. Burada muhatap gümrük idaresidir. Maddi unsuru oluşturan hareketin gümrük idaresine karşı yapılması gerekir. Manevi unsuru ise bu hareketin bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Eşyanın ülkeye sokulması iradesi taşıyan “Rejim Beyannamesi” (Gümrük Beyanı) verilmesine rağmen, bu beyannamede yer almayan veya beyan yükümlülüğü başlamasına rağmen beyan edilmeyen eşyaların ülkeye sokulmaya çalışılması durumlarında 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen suçun basit hali uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p>5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen "eşyanın gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması" suçu yönünden ise Gümrük Kanununun üçüncü maddesinin on altıncı fıkrasında tanımlandığı gibi "...belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde eşyanın bir gümrük rejimine tabi tutulması talebi..." anlamına gelen bir gümrük beyanında bulunulması söz konusu olmadığından, siyasi sınırdan içeriye girildiği anda suç oluşacak ve suçun ağırlaştırılmış hali uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p>1918 ve 4926 sayılı Kanunlarda bu fiilin teşebbüs aşaması ayrı suç olarak tanımlanmış olmasına rağmen 5607 sayılı Kanunda suçun teşebbüs aşamasında kalması durumu ayrı bir suç olarak kabul edilmemiştir. Ancak 5607 sayılı Kanunun gerek suç tarihinde yürürlükte bulunan üçüncü maddesinin on sekizinci fıkrasındaki "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlar ile onuncu fıkrada tanımlanan kabahat fiilleri, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır", gerekse 6455 sayılı Kanunla değişik üçüncü maddesinin yirmi birinci fıkrasındaki "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır" şeklinde düzenlemeler ile bu suçun teşebbüs aşamasında kalsa bile tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>5607 sayılı Kanundaki, kaçakçılık suçlarının "kalkışma suçları" olarak düzenlenmesine ilişkin hüküm de göz önünde bulundurulduğunda, eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma iradesi ortaya çıkmadan (rejim-gümrük beyannamesinde bulunmadan) kişileri cezalandırmak, saik ve niyeti (hazırlık hareketlerini) cezalandırmayan çağdaş ceza hukuku ile bağdaşmayacaktır. Kişinin beyan yükümlülüğü başlamadan önce hareketinin teşebbüs aşamasına geçtiğini söylemek bu nedenle mümkün değildir. Başka bir anlatımla, beyan yükümlülüğünün başlamasından önceki aşamada gerçekleşen hareketler hazırlık hareketi niteliğindedir. Suçun teşebbüs aşamasında kalması hali ise eşyayı ülkeye sokma iradesinin açığa çıktığı andan itibaren, kişinin kaçakçılığa konu eşyayı elinde olmayan sebeplerle ülkeye sokamaması durumunda ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br />
10.07.2007 tarihli ihbar ve 11.07.2007 tarihli olay, yakalama ve elkoyma tutanakları içeriğine, tutanak tanıklarının beyanları ile sanıkların savunmalarına ve dosya kapsamına göre; 10.07.2007 tarihinde gece geç saatlerde Suriye'den gelip siyasi sınırı aracı ile geçerek Türkiye'ye giriş yapan sanık ...'in gümrük sahasından geçiş yapmak istediği, inşaat halinde bulunan gümrük sahasındaki fiziki şartların uygun olmaması nedeniyle işlemlerinin sabah yapılacağının ve gümrük sahasında beklemesi gerektiğinin gümrük muayene memurlarınca sanığa söylendiği, gümrük sahasında beklemekte olan ve pasaport işlemleri devam eden sanığın yanına, gümrük işlemlerinde tercüman olarak yardımcı olması için sanık ... tarafından gönderilen sanık ...'in geldiği, sanıklar Mohamed ile Ahmet'in sabah geçiş yapmak üzere araçta bekledikleri sırada, ihbar üzerine ilçe kaymakamı ile polis memurlarının gümrük sahasına geldikleri, gümrük memurlarınca sanık ... beyana davet edilmeden ve sanığa beyanda bulunma hakkı tanınmadan, gümrük muayene memurlarının katılımı ile araçta yapılan aramada arka koltuk üzeri ve altı ile arka koltuk cam ön kısmında suça konu külçe altınların ele geçirildiği, sanıklar Mohamed ve Ahmet'in gözaltına alınmalarını takiben gümrük sahasına geldiği görülen sanık ...'nın da adı geçenlerle ilgisi olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine yakalandığı olayda; sanık ...'in Türkiye'ye giriş yapmak için gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...'in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiilerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; "suçun icra hareketlerine başlanıldığı, bu nedenle fiilin teşebbüs aşamasında kalan suç olarak kabulü gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.06.2012 gün ve 270-637 sayılı direnme hükmünün sanıkların eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kaldığı gözetilmeden beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 03.04.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="98199"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrük Kaçakçılığında Hazırlık ve İcra Hareketleri Ayırımı, Suça Teşebbüs, Suçun Tamamlanması ve Hata]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda düzenlenen gümrük kaçakçılığı suçlarında; suçun hangi aşamada icra edilmeye başlandığı, hangi hallerde teşebbüsün sözkonusu olduğu ve suçun ne zaman tamamlandığının tespiti failin ceza sorumluluğunun tespiti yönünden önemlidir. Özellikle gümrük sahasında yapılan kontroller sırasında failin henüz beyan yükümlülüğünün doğup doğmadığı, gümrük idaresine herhangi bir beyanda bulunup bulunmadığı ve eşyanın gümrük denetiminden çıkıp çıkmadığı hususları Yargıtay kararlarında belirleyici kriterler olarak kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>I. İcra Hareketlerinin Başlangıcı</strong></p>

<p>Gümrük kaçakçılığı suçunda hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki sınır; esas itibariyle, kişinin gümrük mevzuatından kaynaklanan beyan yükümlülüğünün başlayıp başlamadığına göre belirlenmektedir.</p>

<p>Gümrük beyannamesinin henüz verilmediği veya gümrük idaresine herhangi bir resmi beyanda bulunulmadığı aşamada gerçekleştirilen fiiller, hazırlık hareketi niteliğindedir. Bu aşamada suçun icrasına başlanıldığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu durumda, failin henüz beyan vermeye davet edilmeden önce aranması veya eşyasının ele geçirilmesi halinde de icra hareketlerinin başlamadığı kabul edilmektedir.</p>

<p>Failin henüz gümrük kontrol noktasına ulaşmadan yakalanması veya gümrük sahasında bulunmasına rağmen kendisine beyan hakkının fiilen tanınmaması durumlarında, fiil hazırlık hareketi sınırları içerisinde değerlendirilecektir. Yargıtay; icra hareketlerinin başlangıcını yalnızca eşyanın gümrük sahasında bulunmasına değil, failin hukuken beyan yükümlülüğü altına girmiş olmasına bağlamaktadır.</p>

<p><strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E. ve 2018/13 K. sayılı kararına göre;</strong></p>

<p><i>“5607 sayılı Kanundaki kaçakçılık suçlarının ‘kalkışma suçları’ olarak düzenlenmesine ilişkin hüküm de gözönünde bulundurulduğunda, <strong>eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma iradesi ortaya çıkmadan (rejim-gümrük beyannamesinde bulunmadan) kişileri cezalandırmak, saik ve niyeti (hazırlık hareketlerini) cezalandırmayan çağdaş ceza hukuku ile bağdaşmayacaktır. Kişinin beyan yükümlülüğü başlamadan önce hareketinin teşebbüs aşamasına geçtiğini söylemek bu nedenle mümkün değildir. Başka bir anlatımla, beyan yükümlülüğünün başlamasından önceki aşamada gerçekleşen hareketler hazırlık hareketi niteliğindedir. Suçun teşebbüs aşamasında kalması hali ise, eşyayı ülkeye sokma iradesinin açığa çıktığı andan itibaren, kişinin kaçakçılığa konu eşyayı elinde olmayan sebeplerle ülkeye sokamaması durumunda ortaya çıkacaktır.</strong></i></p>

<p><i>Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen ‘eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma’ suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır.</i></p>

<p><i>…sanık ...’in Türkiye’ye giriş yapmak için <strong>gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...’in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, </strong>bu aşamaya kadarki fiillerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir”</i>.</p>

<p><strong>II. Teşebbüs Aşaması</strong></p>

<p>İcra hareketlerine başlanmış olmakla birlikte; suçun, failin iradesi dışında kalan nedenlerle tamamlanamaması halinde, teşebbüs hükümleri uygulanmaktadır. Bununla birlikte; 5607 sayılı Kanun m.3/22 uyarınca, kaçakçılık suçlarında teşebbüs, tamamlanmış suç gibi cezalandırıldığından, teşebbüs halinin varlığı, ceza miktarı yönünden önem arz etmemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bununla birlikte; örneğin TCK m.188’de düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunda, 5607 sayılı Kanun m.3/22’ye benzer bir düzenleme olmadığı için, teşebbüs halinde TCK m.35 uyarınca cezada indirim yapılması teorik olarak ve kanaatimizce mümkündür.</strong> Ancak Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin içtihadı, bu suçun neticesi harekete bitişik suçlardan olduğu ve teşebbüse elverişli olmadığı yönünde ise de; Dairenin kararlarının oybirliğiyle alınmadığı ve bir üyenin isabetli karşı oy gerekçeleri itibariyle, bu görüşün kabulü halinde sanığın cezasında önemli bir indirim yapılabilecektir. <strong>Karşı oyda; </strong>uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanabilmesi için, suça konu maddelerin yurda sokulması ve gümrük incelemesini müteakiben failin fiili hakimiyetine geçmesi gerektiği, gümrük kontrolünün amaçlarından birisinin kaçak veya yasak eşyanın yurda girişinin önlenmesi olduğu, gümrük işlemleri sırasında görevlilerce yakalandığı durumda maddenin yurda sokulmasına engel olunduğundan, fiilin teşebbüs aşamasında kalacağı, 5607 sayılı Kanun m.3/22 ve göçmen kaçakçılığı suçunu düzenleyen TCK m.79/1’de olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan fiillerin tamamlanmış gibi cezalandırılacağı şeklinde TCK m.188’de düzenleme yer almadığından, TCK m.35 uyarınca teşebbüs indirimi uygulanması gerektiği belirtilmektedir <strong>(Karşı oy gerekçeleri için bkz. Y.10.CD, 13.05.2025, 2021/7343 E., 2025/5538 K.; 21.10.2024, 2024/6048 E., 2024/24290 K.; 22.02.2023, 2021/12081 E., 2023/1389 K.; 08.03.2022, 2020/15351 E., 2022/2733 K.; 14.12.2021, 2020/14526 E., 2021/13679 K.; 13.12.2021, 2020/14147 E., 2021/13536 K.).</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 7. Ceza Dairesi’ne göre;</strong> gerçeğe aykırı gümrük beyannamesinin düzenlenerek gümrük idaresine verilmesi ve tescil edilmesi ile birlikte, artık suçun icrasına başlanmış sayılmaktadır <strong>(Y.7.CD., 21.03.2019, 2018/1785 E., 2019/28570 K.)</strong>. Ancak gümrük işlemleri tamamlanmadan kaçak eşyanın ele geçirilmesi veya işlemlerin gümrük görevlilerince durdurulması halinde suç tamamlanmış olmayacak ve teşebbüs aşamasında kalacaktır.</p>

<p><strong>Yolcu beraberinde gelen eşya yönünden;</strong> gümrük beyanında bulunma yükümlülüğü doğduğu sırada, ancak kaçak eşyanın gümrüklü alandan çıkıp yurda girmediği aşamada yakalanması halinde, suç yine teşebbüs aşamasında kalacaktır. <strong>Örneğin;</strong> havalimanında yeşil hatta gelen fail, burada görevliler tarafından kontrole alınırsa ve kaçak eşya bu sırada ele geçerse “teşebbüs” hali, fail yeşil hattan geçtikten sonra ise suçun tamamlanması sözkonusu olacaktır. Bununla birlikte, suçun tamamlanması ve teşebbüs hali arasında ceza miktarı yönünden farklılık olmayacaktır. Ancak sanığın yeşil hatta yaklaştığı böyle bir durumda; kanaatimizce, <i>hazırlık hareketi icra hareketi</i> arasında ince bir çizgi olacaktır. Dolayısıyla; yeşil hattın henüz geçilmediği durumlarda, somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekecektir.</p>

<p><strong>III. Havalimanlarında Yeşil Hat Uygulaması ve Beyan Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Havalimanında yeşil hat; yolcunun "gümrüğe tabi beyan edeceğim herhangi bir eşyam bulunmamaktadır" yönünde yaptığı zımni beyan olarak kabul edilmektedir. Bu hattı kullanan yolcu, beyan hakkını kullanmış kabul edilir. Bu nedenle; yeşil hattan geçen bir kişinin, ayrıca gümrük görevlilerince sözlü olarak "beyana tabi eşyanız var mı" şeklinde uyarılması veya beyana davet edilmesi hukuken zorunlu değildir.</p>

<p>Bununla birlikte; henüz bagaj bandında bekleyen, gümrük kontrol noktasına ulaşmayan veya hangi hattı kullanacağı belli olmayan bir kişinin, beyan hakkını kullanma imkanı henüz doğmamış olacağından, bu aşamada gerçekleştirilen yakalamalar hazırlık hareketi kapsamında değerlendirilecektir.</p>

<p>Yeşil hattan geçtikten sonra yakalanan fail bakımından ise; yalnızca "bana beyanda bulunmam için ayrıca fırsat verilmedi" savunması, tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir neden değildir. Kişi yeşil hattı tercih ederek, beyan hakkını kullanmış kabul edilmektedir.</p>

<p>Fail; yeşil hattı geçerek gümrük kontrol noktasından ayrıldığı anda, suç tamamlanmış sayılır. Bu aşamada yapılan kontrolde ele geçen eşya, gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın yurda sokulmuş kabul edilir.</p>

<p>Yolcu henüz yeşil veya kırmızı hat seçimi yapacağı yere gelmemişse (örneğin uçaktan inip bagajını beklediği alanda veya gümrük sahasına henüz girmeden yakalanmışsa), fiil "hazırlık hareketi" aşamasında kabul edilir.</p>

<p><strong>Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin kararlarında; </strong>sanığın yurda ve gümrük kontrol sahasına henüz girmeden, gümrüklü alanda iken kaçak eşya ile yakalanması ve henüz gümrük sahasından geçmeyen sanığa gümrük görevlilerince beyanda bulunma imkanı sağlanmaması halinde, fiilin teşebbüs aşamasına dahi varmayan hazırlık hareketi olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmektedir <strong>(Y.7.CD, 09.07.2020, 2017/13469 E., 2020/11547 K. ve 18.06.2020, 2016/5174 E., 2020/9802 K.)</strong>.</p>

<p><strong>Bununla birlikte; yine Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2022 tarihli, 2021/29233 E. ve 2022/5818 K. sayılı kararında, sanık yeşil hattı geçtikten sonra çıkış kapısına yöneldiği sırada yakalanmasına rağmen,</strong> Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda yer verdiğimiz 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E. ve 2018/13 K. sayılı kararına atıfta bulunarak, <i>“Somut olayda, sanığın gümrük sahasında iken gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan beraberinde getirdiği valiz içerisinde yapılan arama sonucunda bahse konu altın ve mücevheratın ele geçirilmiş olduğu nazara alındığında, anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu” </i>gerekçesiyle, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Kararın içeriğinden;</strong> sanığın hava yolu ile geldiği, havalimanı dış hatlar geliş katında gümrüklü alandan çıkarak çıkış kapısına yöneldiği, yeşil hattı geçtiğine dair tespitler bulunduğu görülmektedir. <strong>Maddi vaka bu şekilde ise; </strong>Dairenin vardığı bu sonucun isabetli olmadığı, yeşil hat uygulamasının niteliği gereği sanığa ayrıca beyanda bulunup bulunmayacağının sorulmasına lüzum olmadığı, yeşil hattan geçen ve gümrük kontrol noktasından uzaklaşarak yurda giriş yapan sanık yönünden suçun tamamlanmış kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>IV. Failin Yabancı Uyruklu Olması ve Hata Hükümleri</strong></p>

<p>Failin yabancı uyruklu olması halinde; sanığın kaçakçılık kastı ile hareket edip etmediği, yani suçun manevi unsuru ve TCK m.30/4’de düzenlenen haksızlık hatası hükmü değerlendirilebilmektedir.</p>

<p><strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.03.2021 tarihli, 2017/587 E. ve 2021/131 K. sayılı kararından; </strong>özellikle yabancı uyruklu veya transit yolcu olan kişilerin Türkçe bilmemesi, gümrük prosedürlerine vakıf olmaması, uluslararası dillerde yeterli uyarı levhalarının bulunmaması veya gümrük görevlilerince gerekli yönlendirmenin yapılmamış olması gibi olguların birlikte değerlendirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu tür durumlarda; failin gümrük mevzuatına aykırı hareket ettiğini bilemeyecek durumda olduğu ve fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düştüğü tespit edilirse, TCK m.30/4’ün tatbiki ve sanığın cezalandırılmaması gündeme gelebilecektir. Bununla birlikte, sadece yabancı uyruklu olmak veya mevzuatı bilmemek tek başına yeterli görülmemektedir. Kaçınılmaz hatanın kabulü için; dil engeli, yetersiz bilgilendirme, yurda ilk defa gelme veya bir defa gelmekle birlikte yanında bulunan eşyanın beyana tabi olduğunu bilmeme, bu konuda idarenin yönlendirme eksikliği ve somut olayın diğer özelliklerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü kanun koyucu; “Kanunun bağlayıcılığı” başlıklı TCK m.4’de, <i>“Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.” </i>hükmüne yer vererek, ceza kanunlarının bilinmesi zorunluluğunu öngörmüştür. TCK m.30/4 ise, failin yabancı olmasından kaynaklanan sebeple işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz hataya düşmesi hali düzenlemiş ve bir cezasızlık sebebi öngörmüştür.</p>

<p>Failin eşyayı gümrük denetiminden kaçırma ve kaçak şekilde yurda sokma yönünde iradesinin bulunup bulunmadığı, manevi unsur yönünden önemlidir. Somut olayın özellikleri; failin kaçakçılık yapma kastı ile hareket etmediğini ortaya koyuyorsa, suçun manevi unsurunun oluşmadığı kabul edilecektir. Bunun yanında; valizinde veya çantasında beyana tabi eşya olduğunu bilmeyen kişi bakımından, suçun maddi unsuru tamam olsa da, kaçakçılık suçunu işleme kastının oluştuğundan bahsedilemez.</p>

<p><strong>V. Sonuç</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında; gümrük kaçakçılığı suçlarında ceza sorumluluğunun belirlenmesinde esas alınan temel ölçütün, beyan yükümlülüğünün doğması olduğu görülmektedir. Beyan yükümlülüğü başlamadan önce gerçekleştirilen hareketler hazırlık hareketi olarak kabul edilmekte olup, cezalandırılmamaktadır. Beyan yükümlülüğünün başlaması ile birlikte icra hareketleri başlamış sayılmaktadır. Bu aşamada; failin iradesi dışında bir sebeple, kaçak eşya gümrük denetiminden geçip yurda giremediğinde teşebbüs sözkonusu olacaktır, ancak fail 5607 sayılı Kanun m.3/22’ye göre suç tamamlanmış gibi cezalandırılacaktır. Eşyanın gümrük denetiminden tümü ile çıkarılması ise, suçun tamamlanma anını oluşturmaktadır.</p>

<p>Havalimanlarında uygulanan yeşil hat sistemi bakımından ise; failin yeşil hattı tercih etmesi hukuken beyan yerine geçtiğinden, ayrıca sözlü beyana davet edilmemesi tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz. Buna karşılık; yabancı uyruklu kişilerin dil bilmemesi, yeterli yönlendirme yapılmaması ve gümrük prosedürlerini objektif olarak anlayamayacak durumda bulunmaları halinde, olayın özelliklerine göre kastın bulunmadığı veya kaçınılmaz hata hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle; her somut olayda, failin bilgi düzeyi, beyan imkanına fiilen sahip olup olmadığı, gümrük idaresinin yönlendirme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği ve failin iradesi bütün deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-te7df.jpg" type="image/jpeg" length="36674"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNDE TEMEL HAKLARA ERİŞİM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TÜRKİYE'DE ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNDE TEMEL HAKLARA ERİŞİM:</strong></p>

<p><strong>HUKUKİ NİTELİK, KARŞILAŞTIRMA VE UYGULAMADAKİ ZORLUKLAR</strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Göç olgusu, günümüzde uluslararası hukukun ve insan hakları hukukunun en önemli çalışma alanlarından biri hâline gelmiştir. Türkiye ise coğrafi konumu ve son yıllarda yaşanan kitlesel göç hareketleri nedeniyle uluslararası koruma ve geçici koruma mekanizmalarının yoğun olarak uygulandığı ülkeler arasında yer almaktadır.</p>

<p>Her ne kadar uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri benzer bir koruma amacına hizmet etse de, hukuki nitelikleri, uygulanma şartları ve statü sahiplerine tanınan haklar bakımından önemli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıklar, yabancıların temel haklara erişimi bakımından da çeşitli sonuçlar doğurabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu çalışmada, uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri hukuki nitelikleri bakımından karşılaştırılmış; söz konusu statülerin temel haklara erişim üzerindeki etkileri ile uygulamada karşılaşılan başlıca sorunlar değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>I. ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma, Türkiye'de uluslararası koruma ihtiyacı bulunan yabancıların korunmasına hizmet eden iki farklı hukuki mekanizmadır. Her iki statü de kişilerin yaşam hakkı, kişi güvenliği ve geri gönderilmeme ilkesi gibi temel haklarını güvence altına almayı amaçlamakla birlikte; hukuki dayanakları, uygulanma şartları ve statü sahiplerine sağladıkları haklar bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu nedenle söz konusu statülerin birbirinden bağımsız olarak değil, karşılaştırmalı biçimde değerlendirilmesi, temel haklara erişimde karşılaşılan sorunların doğru tespit edilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Türkiye'de Uluslararası Koruma Sistemi, 11 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile kapsamlı ve sistematik bir yasal çerçeveye kavuşturulmuştur. Kanun ile birlikte uluslararası koruma başvurularının değerlendirilmesi, koruma statülerinin belirlenmesi ve bu statülerden yararlanan kişilerin hak ve yükümlülükleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle bireysel uluslararası koruma mekanizmasının yetersiz kalabileceği durumlar dikkate alınarak geçici koruma kurumu da Türk hukukuna kazandırılmıştır.</p>

<p>Uluslararası koruma ile geçici koruma arasındaki ayrım yalnızca teorik bir sınıflandırma olmayıp uygulamada yabancıların yararlanabilecekleri hakların kapsamını ve bu haklara erişim usullerini de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle her iki statünün hukuki niteliğinin doğru anlaşılması, özellikle sağlık, eğitim, çalışma hakkı, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel hakların hangi kapsamda kullanılabileceğinin belirlenmesi açısından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>A. Uluslararası Koruma Statüsü</strong></p>

<p>Uluslararası koruma, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan veya zulüm görme korkusu nedeniyle bu korumadan yararlanmak istemeyen yabancıların uluslararası hukuk çerçevesinde korunmasını amaçlayan bir hukuki mekanizmadır. Bu mekanizmanın temelini, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi ile bu sözleşmenin kapsamını genişleten 1967 New York Protokolü oluşturmaktadır.</p>

<p>Türkiye'de uluslararası koruma rejimi ise 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile düzenlenmiş olup Kanun'un 61 ilâ 63. maddelerinde mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma olmak üzere üç farklı uluslararası koruma statüsüne yer verilmiştir. Kanun koyucu, bu ayrımı benimserken Türkiye'nin 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne koyduğu coğrafi sınırlama çekincesini esas almıştır. Buna göre yalnızca Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye'ye sığınan kişiler mülteci statüsü elde edebilirken Avrupa dışından gelen ve uluslararası koruma ihtiyacı taşıyan kişiler bakımından şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsü söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>Uluslararası koruma statüsünün belirlenmesinde esas alınan unsur, başvuru sahibinin bireysel durumunun idari makamlar tarafından ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Bu yönüyle uluslararası koruma, kitlesel nüfus hareketlerine yönelik olarak uygulanan geçici koruma rejiminden ayrılmaktadır. Başvurucunun ülkesini terk etme nedenleri, maruz kaldığı riskler ve geri gönderilmesi hâlinde karşılaşabileceği tehlikeler somut olay özelinde incelenmekte; değerlendirme sonucunda kişinin uluslararası koruma statüsünden yararlanıp yararlanamayacağına karar verilmektedir.</p>

<p>Uluslararası koruma statüsü yalnızca kişiye ülkede kalma imkânı tanımamakta; aynı zamanda başta geri gönderilmeme ilkesi olmak üzere sağlık, eğitim, belirli şartlar altında çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi çeşitli temel haklardan yararlanabilmesinin de hukuki temelini oluşturmaktadır. Bununla birlikte söz konusu hakların kapsamı ve kullanım şekli, kişinin sahip olduğu koruma statüsüne ve ilgili mevzuat hükümlerine göre değişebilmektedir. Bu durum, uluslararası koruma ile geçici koruma rejimlerinin temel haklara etkisinin karşılaştırmalı olarak incelenmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p><strong>B. Geçici Koruma Statüsü</strong></p>

<p>Geçici koruma, kitlesel nüfus hareketleri sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve bireysel uluslararası koruma başvurularının kısa sürede değerlendirilmesinin fiilen mümkün olmadığı durumlarda uygulanan istisnai bir koruma mekanizmasıdır. Türk hukukunda geçici korumanın yasal dayanağı, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 91. maddesidir. Anılan maddede, kitlesel olarak Türkiye sınırlarına gelen veya sınırları geçen ve ülkelerine geri dönemeyen yabancılara geçici koruma sağlanabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>6458 sayılı Kanun'un 91. maddesine dayanılarak çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliği, geçici koruma rejiminin kapsamını, uygulanma usulünü, geçici koruma altındaki kişilerin hak ve yükümlülüklerini ayrıntılı şekilde düzenlemektedir. Yönetmeliğe göre geçici koruma; uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayan kişilere sağlanan, acil ve geçici nitelikte bir koruma mekanizmasıdır. Bu yönüyle geçici koruma, bireysel değerlendirmeye dayanan uluslararası koruma statüsünden ayrılmaktadır.</p>

<p>Türkiye'de geçici koruma rejimi özellikle 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş sonrasında ülkeye kitlesel olarak gelen Suriyelilere uygulanmıştır. Kitlesel göç hareketinin büyüklüğü nedeniyle bireysel uluslararası koruma başvurularının kısa sürede sonuçlandırılması mümkün olmadığından, geçici koruma rejimi hem kamu düzeninin korunması hem de kitlesel olarak ülkeye gelen kişilerin temel haklardan yararlanabilmesi amacıyla tercih edilmiştir.</p>

<p><!--[if gte vml 1]><o:wrapblock><v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"> <v:stroke joinstyle="miter"/> <v:formulas> <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"/> <v:f eqn="sum @0 1 0"/> <v:f eqn="sum 0 0 @1"/> <v:f eqn="prod @2 1 2"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @0 0 1"/> <v:f eqn="prod @6 1 2"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="sum @8 21600 0"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @10 21600 0"/> </v:formulas> <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect"/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/> </v:shapetype><v:shape id="Image_x0020_2" o:spid="_x0000_s2050" type="#_x0000_t75" style='position:absolute;margin-left:295.35pt;margin-top:13.5pt;width:5.2pt; height:7.85pt;z-index:-15728128;visibility:visible;mso-wrap-style:square; mso-wrap-distance-left:0;mso-wrap-distance-top:0;mso-wrap-distance-right:0; mso-wrap-distance-bottom:0;mso-position-horizontal:absolute; mso-position-horizontal-relative:page;mso-position-vertical:absolute; mso-position-vertical-relative:text'> <v:imagedata src="file:///C:/Users/W11/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png" o:title=""/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="f"/> <w:wrap type="topAndBottom" anchorx="page"/> </v:shape><![endif]--></p>

<p>Bununla birlikte geçici koruma statüsü, uluslararası koruma statüsünden farklı olarak kişiye doğrudan mülteci veya şartlı mülteci statüsü kazandırmamakta; kitlesel göç olgusuna yönelik geçici nitelikte bir koruma sağlamaktadır. Bu durum, geçici koruma altındaki kişilerin sahip oldukları hakların kapsamı ve bu haklardan yararlanma usulleri bakımından farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Dolayısıyla uluslararası koruma ile geçici koruma arasındaki hukuki farklılıklar yalnızca statünün niteliği bakımından değil, temel haklara erişim bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>II. ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>İlk bölümde her iki koruma statüsünün hukuki niteliği ayrı ayrı inceledik bununla birlikte söz konusu statüler aynı amaca hizmet ediyor görünse de hukuki dayanakları, uygulanma usulleri, koruma kapsamları ve sağladıkları haklar bakımından önemli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıklar yalnızca teorik bir ayrım niteliğinde olmayıp statü sahiplerinin temel haklara erişimini de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle uluslararası koruma ile geçici koruma statülerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi, uygulamada karşılaşılan sorunların anlaşılabilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Uluslararası koruma, bireysel değerlendirme esasına dayanan bir koruma mekanizmasıdır. Başvuru sahibinin ülkesinden ayrılma nedenleri, maruz kaldığı riskler ve geri gönderilmesi hâlinde karşılaşabileceği tehlikeler her somut olay bakımından ayrı ayrı incelenmektedir. Buna karşılık geçici koruma, kitlesel nüfus hareketleri sonucunda ortaya çıkan acil insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak geliştirilmiş olup bireysel değerlendirmeden ziyade belirli bir gruba toplu şekilde uygulanmaktadır. Dolayısıyla uluslararası koruma bireysel nitelik taşırken geçici koruma kitlesel koruma anlayışına dayanmaktadır.</p>

<p>İki koruma rejimi arasındaki bir diğer önemli farklılık, korumanın hukuki niteliği ve süresidir. uluslararası koruma statüsü, bireysel başvurunun kabul edilmesi sonucunda kişiye hukuki bir statü kazandırırken; geçici koruma, olağanüstü göç hareketlerinin yönetilebilmesi amacıyla uygulanan geçici ve idari nitelikte bir koruma mekanizmasıdır. Bu nedenle geçici koruma statüsü, uluslararası koruma statüsüne kıyasla daha sınırlı ve geçicilik esasına dayanan bir hukuki yapıya sahiptir.</p>

<p>Söz konusu farklılıklar, statü sahiplerinin temel haklardan yararlanma biçimini de etkilemektedir. Her iki statü kapsamında bulunan kişiler bakımından geri gönderilmeme ilkesi esas olmakla birlikte sağlık hizmetleri, çalışma hayatına katılım, eğitim, sosyal yardım ve ikamet gibi alanlarda uygulanacak usul ve şartlar farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle temel haklara erişimde yaşanan güçlüklerin değerlendirilebilmesi için, öncelikle iki koruma rejimi arasındaki hukuki ayrımın doğru şekilde ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p><i>Tablo 1. Uluslararası Koruma ve Geçici Koruma Statülerinin Karşılaştırılması</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Kriter</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Uluslararası Koruma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Geçici Koruma</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>6458 sayılı Kanun m. 61-63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>6458 sayılı Kanun m. 91 ve</p>

   <p>Geçici Koruma Yönetmeliği</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Amacı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel koruma ihtiyacı bulunan yabancının korunması</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle ülkeye gelen yabancıların geçici olarak</p>

   <p>korunması</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Niteliği</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel değerlendirmeye dayalı</p>

   <p>statü</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel ve geçici nitelikte</p>

   <p>koruma</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Başvuru Usulü</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Her başvuru bireysel olarak</p>

   <p>incelenir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel statü belirlenmez; belirli</p>

   <p>bir gruba topluca uygulanır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Statü Türleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Mülteci, şartlı mülteci ve ikincil</p>

   <p>koruma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Tek bir geçici koruma statüsü</p>

   <p>uygulanır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Süresi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kanunda öngörülen şartların devamına bağlıdır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Geçici niteliktedir; idarenin sona erdirme kararına bağlı olarak son</p>

   <p>bulabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Hakların Kullanımı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Statüye göre kanunda düzenlenen haklardan yararlanılır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Haklar Kanun ve Geçici Koruma Yönetmeliği çerçevesinde</p>

   <p>kullanılır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Uygulama Alanı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel uluslararası koruma</p>

   <p>ihtiyacı bulunan yabancılar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel akın sonucu ülkeye</p>

   <p>gelen yabancılar</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Temel Haklara Etkisi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Hakların kapsamı bireysel statüye göre belirlenir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Hakların kullanımı Geçici Koruma Rejiminin şartlarına göre</p>

   <p>şekillenir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><i>Kaynak: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Geçici Koruma Yönetmeliği hükümleri esas alınarak yazar tarafından hazırlanmıştır.</i></p>

<p></p>

<p>Bu tablo, uluslararası koruma ile geçici koruma statülerinin yalnızca hukuki nitelikleri bakımından değil, temel haklara erişim açısından da farklı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Özellikle korumanın bireysel veya kitlesel nitelikte olması, haklardan yararlanma usulünü ve kapsamını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, söz konusu statüler kapsamında bulunan yabancıların sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel haklardan yararlanırken karşılaştıkları güçlüklerin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. TEMEL HAKLARA ERİŞİMDE KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR</strong></p>

<p><strong>A. Sağlık Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların temel haklarından biri sağlık hizmetlerine erişim hakkıdır. Türk hukukunda bu hak, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Geçici Koruma Yönetmeliği başta olmak üzere ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Ayrıca sağlık hakkı, uluslararası insan hakları hukukunda da temel haklardan biri olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, mevzuatta öngörülen güvencelere rağmen uygulamada sağlık hizmetlerine erişim bakımından çeşitli güçlüklerle karşılaşılabilmektedir. Özellikle kayıt işlemleri, ikamet edilen il dışında sağlık hizmetlerinden yararlanılması, dil engeli ve idari uygulamalardan kaynaklanan sorunlar, koruma altındaki yabancıların sağlık hizmetlerine fiilen erişimini zorlaştırabilmektedir. Bu nedenle sağlık hakkı bakımından yaşanan sorunların önemli bir kısmı, hakkın kanunda düzenlenmemesinden değil, uygulamadaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Bu durum, uluslararası koruma ve geçici koruma statülerinin hukuki farklılıklarının yalnızca teorik bir ayrımdan ibaret olmadığını; temel hakların kullanılmasına da doğrudan etki ettiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>B. Eğitim Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Eğitim hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancılar bakımından temel haklardan biri olup, hem uluslararası sözleşmeler hem de Türk hukuku kapsamında güvence altına alınmıştır. Özellikle çocukların eğitime erişiminin sağlanması, koruma mekanizmalarının temel amaçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte uygulamada eğitim hakkının kullanılmasını zorlaştıran çeşitli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Dil farklılığı, eğitim sistemine uyum süreci, kayıt işlemleri ve ailelerin ekonomik koşulları gibi nedenler, özellikle çocukların eğitim hayatına düzenli şekilde devam etmelerini güçleştirebilmektedir. Bu durum, eğitim hakkının mevzuatta güvence altına alınmış olmasının tek başına yeterli olmadığını, hakkın etkin şekilde kullanılabilmesi için uygulamaya yönelik tedbirlerin de önem taşıdığını göstermektedir.</p>

<p><strong>C. Çalışma Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Çalışma hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların ekonomik ve sosyal yaşama katılımı bakımından önemli bir yere sahiptir. Türk hukukunda belirli şartların sağlanması hâlinde bu kişilerin çalışma izni alabilmelerine imkân tanınmıştır. Böylece koruma altındaki yabancıların kayıtlı istihdama katılarak hem kendi geçimlerini sağlamaları hem de toplumsal yaşama uyum sağlamaları amaçlanmaktadır.</p>

<p>Ancak uygulamada çalışma hakkının kullanılmasının önünde çeşitli güçlükler bulunmaktadır. Çalışma izni alınmasına ilişkin idari süreçler, işverenlerin izin başvurusunda bulunma konusundaki isteksizlikleri ve kayıt dışı istihdamın yaygınlığı, koruma altındaki birçok yabancının fiilen çalışma hakkından tam anlamıyla yararlanamamasına neden olabilmektedir. Bu durum yalnızca çalışma hakkını değil, sosyal güvenlik, adil ücret ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları gibi diğer sosyal hakları da doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>Nitekim çalışma hayatına ilişkin mevzuat ve idari uygulamalar son dönemde değişim göstermektedir. Yakın zamanda geçici koruma kapsamındaki Suriyelilere yönelik çalışma izni alma zorunluluğunun kaldırılarak çalışma izni muafiyeti uygulamasına geçileceği açıklanmıştır. Söz konusu düzenlemenin kayıtlı istihdamın artırılması ve çalışma hayatına katılımın kolaylaştırılması amacı taşıdığı ifade edilmekle birlikte, uygulamanın yabancıların çalışma hakkına erişimi ve iş gücü piyasasına etkilerinin zaman içerisinde daha sağlıklı değerlendirilebileceği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>D. Sosyal Yardım ve Barınma Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilmeleri bakımından sosyal yardım ve barınma hizmetlerine erişimleri önem taşımaktadır. Türk hukukunda koruma altındaki yabancıların belirli şartlar altında sosyal yardım ve sosyal hizmetlerden yararlanabilmelerine yönelik düzenlemeler bulunmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte uygulamada sosyal yardım ve barınma imkânlarına erişim, idari uygulamalar, ekonomik koşullar ve mevcut kapasite gibi nedenlerle her zaman aynı ölçüde sağlanamayabilmektedir. Özellikle kırılgan gruplar bakımından sosyal destek mekanizmalarının etkin şekilde işletilmesi, yalnızca temel ihtiyaçların karşılanması açısından değil, toplumsal uyumun sağlanması bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>E. Adalete Erişim ve Hukuki Güvenceler</strong></p>

<p>Adalete erişim hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların diğer tüm haklarını etkili şekilde kullanabilmelerinin temel güvencelerinden biridir. Bu kapsamda kişilerin hakları konusunda bilgilendirilmesi, hukuki yardım alabilmesi, gerektiğinde avukat desteğine ulaşabilmesi ve başvuru yollarını etkin biçimde kullanabilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Bunun yanı sıra uygulamada yabancıların adalete erişimini güçleştirebilen çeşitli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Özellikle Türkçe yeterliliği sınırlı olan kişilerin adli ve idari süreçlerde tercüman desteğine her zaman etkin şekilde erişememesi, haklarını tam olarak ifade edememelerine veya yürütülen işlemleri yeterince anlayamamalarına neden olabilmektedir. Benzer şekilde, hukuki yardım ve avukata erişim imkânları konusunda yeterli bilgiye sahip olunmaması da hak arama özgürlüğünün etkin kullanımını olumsuz etkileyebilmektedir.</p>

<p>Özellikle göç hukuku uygulamasında idari gözetim kararları, sınır dışı etme kararları ve uluslararası koruma başvurularına ilişkin işlemler bakımından etkili hukuki yardım ve nitelikli tercüman desteği, adil</p>

<p>bir idari ve yargısal sürecin sağlanması açısından önemli bir güvence niteliğindedir. Bu nedenle yabancıların adalete erişiminin yalnızca mevzuatta güvence altına alınması değil, uygulamada da bu güvencelerin etkin şekilde hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma rejimleri, hukuki dayanakları ve uygulanma usulleri bakımından farklı koruma mekanizmaları olarak düzenlenmiş olmakla birlikte Türkiye'deki göç hareketlerinin boyutu ve niteliği nedeniyle uygulamada bu iki statünün zaman zaman birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Özellikle kamuoyunda geçici koruma kapsamında bulunan yabancılar ile uluslararası koruma başvuru sahiplerinin aynı hukuki statüde değerlendirildiği yönünde yaygın bir algı bulunmakta olup bu durum statülere bağlı hak ve yükümlülüklerin de yanlış yorumlanmasına neden olabilmektedir.</p>

<p>Geçici koruma rejiminin hukuki niteliği bakımından dikkat çeken hususlardan biri, bu koruma mekanizmasının esasen kitlesel göç hareketlerine karşı geçici ve istisnai bir çözüm olarak öngörülmüş olmasına rağmen Türkiye'de özellikle Suriye'den gelen yabancılar bakımından uzun yıllardır uygulanıyor olmasıdır. Bu durum, geçici koruma rejiminin hukuki niteliğine ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Nitekim geçici koruma kapsamında uzun yıllardır Türkiye'de yaşayan kişilerin bulunması ve bunlardan bir kısmının istisnai usulle Türk vatandaşlığını kazanmış olması, geçicilik ilkesinin uygulamadaki görünümünün yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p>Bunun yanında, Türkiye'de farklı ülke vatandaşlarının farklı koruma rejimlerine tabi tutulması da uygulamada çeşitli sonuçlar doğurmaktadır. Suriye'den kitlesel olarak gelen yabancılar geçici koruma rejiminden yararlanırken Afganistan başta olmak üzere birçok ülkeden bireysel olarak gelen yabancılar uluslararası koruma prosedürü kapsamında değerlendirilmektedir. Bu ayrım hukuki dayanağını mevzuattan almakla birlikte uygulamada haklardan yararlanma imkânları ve idari süreçler bakımından farklı sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Temel haklara erişim bakımından değerlendirildiğinde ise özellikle geçici koruma kapsamındaki kişilere yönelik olarak Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlar tarafından yürütülen sağlık, eğitim, sosyal uyum ve insani yardım projelerinin uygulamada önemli bir destek mekanizması oluşturduğu görülmektedir. Buna karşılık uluslararası koruma başvuru sahiplerinin yararlanabildiği destek mekanizmalarının kapsamı ve görünürlüğü bakımından farklılıklar bulunabilmektedir. Bu durum, her iki koruma rejiminin hukuki niteliğinden kaynaklanan farklılıkların uygulamaya da yansıdığını göstermektedir.</p>

<p>Son olarak, yabancıların adalete erişim hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi bakımından tercüman desteği ve hukuki yardım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Özellikle Türkçe yeterliliği sınırlı olan yabancıların adli ve idari süreçlerde hakları konusunda yeterince bilgilendirilmemesi veya tercüman desteğine etkin biçimde erişememesi, hak arama özgürlüğünü olumsuz etkileyebilmektedir. Koruma rejimlerinin temel amacı yalnızca kişilerin ülkede kalmalarını sağlamak değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerden etkin biçimde yararlanabilmelerini güvence altına almaktır. Bu nedenle koruma rejimlerinin başarısı, yalnızca mevzuatta öngörülen güvencelerle değil, bu güvencelerin uygulamadaki etkinliği ile de ölçülmelidir.</p>

<p>Göç hukukunun dinamik yapısı dikkate alındığında özellikle çalışma hakkı, sosyal uyum politikaları ve geçici koruma rejimine ilişkin idari uygulamalarda meydana gelen değişikliklerin, koruma altındaki yabancıların temel haklara erişimini doğrudan etkilediği görülmektedir. Bu nedenle mevzuat değişikliklerinin ve idari uygulamaların insan hakları perspektifiyle sürekli olarak gözden geçirilmesi, koruma sisteminin etkinliğinin artırılması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma, her ne kadar uluslararası koruma ihtiyacı bulunan yabancıların korunmasını amaçlayan iki hukuki mekanizma olsa da; hukuki dayanakları, uygulanma usulleri ve statü sahiplerine sağladıkları haklar bakımından birbirinden önemli ölçüde ayrılmaktadır. Türkiye'de bu iki koruma rejimi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde düzenlenmiş olup özellikle kitlesel göç hareketleri sonrasında geçici koruma rejimi uygulamada daha görünür hâle gelmiştir.</p>

<p>Bu çalışmada, uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri hukuki nitelikleri bakımından karşılaştırılmış; söz konusu farklılıkların yabancıların temel haklara erişimi üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda, mevzuatta sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel haklara ilişkin önemli güvenceler öngörülmüş olmakla birlikte, uygulamada çeşitli idari ve fiilî güçlüklerin bu hakların etkin kullanımını sınırlandırabildiği görülmektedir. Özellikle dil engeli, hukuki yardım ve tercüman desteğine erişim, çalışma hayatına katılım ve idari uygulamalardaki farklılıklar, koruma statüsündeki yabancıların haklardan fiilen yararlanmalarını etkileyebilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, uluslararası koruma ve geçici koruma statülerinin kamuoyunda ve zaman zaman uygulamada birbirine karıştırılması, bu statülere bağlı hak ve yükümlülüklerin de yanlış değerlendirilmesine yol açabilmektedir. Oysa her iki koruma rejiminin hukuki niteliği ve amacı farklı olup bu farklılıkların gözetilmesi hem yabancıların temel haklarının korunması hem de hukuki güvenliğin sağlanması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, koruma statüsündeki yabancıların temel haklardan etkin biçimde yararlanabilmesi yalnızca mevzuatta hak tanınmasına değil, bu hakların uygulamada erişilebilir ve etkili şekilde kullanılabilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda, uygulama birliğinin güçlendirilmesi, hukuki yardım ve tercüman desteğinin etkinleştirilmesi, idari süreçlerin öngörülebilirliğinin artırılması ve koruma rejimlerinin hukuki sınırlarının açık biçimde uygulanması, yabancıların temel haklarının daha etkin korunmasına katkı sağlayacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/dilan-bostanci-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Dilan BOSTANCI</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mevzuat</span></p>

<p><span style="color:#999999">1982 Anayasası.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu. Geçici Koruma Yönetmeliği.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi. Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Resmî Kaynaklar</span></p>

<p><span style="color:#999999">T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Uluslararası Koruma.</span></p>

<p><span style="color:#999999">T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Geçici Koruma.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Makaleler</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gümüşlü Tunçağıl, Gülce; Tanrıbilir, Bilge, "YUKK Kapsamında İdarî Makamların Uluslararası Koruma ve Geçici Koruma Hakkında Verebilecekleri Kararlar ve Bu Kararlara Karşı Başvuru Yolları", Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Sayı 2, 2025.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/multeci-sinir.jpg" type="image/jpeg" length="65147"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağaca çarpan otomobilin sürücüsü emekli savcı hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın'ın Germencik ilçesinde otomobilin ağaca çarpması sonucu emekli savcı Ömer Faruk Köksal hayatını kaybetti, eşi Aysel Köksal yaralandı. Hurdaya dönen araçta sıkışan çift itfaiye ekiplerince çıkarılırken, yaralı kadın hastaneye kaldırıldı. Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aydın'ın Germencik ilçesinde ağaca çarpan otomobilin sürücüsü emekli savcı Ömer Faruk Köksal (70) hayatını kaybetti, eşi Aysel Köksal yaralandı.</p>

<p>Öğle saatlerinde Germencik ilçesine bağlı Moralı Mahallesi Magnesia Antik Kent yakınlarında meydana geldi. Ömer Faruk Köksal'ın kontrolünü yitirdiği otomobil, yoldan çıkarak ağaca çarptı.</p>

<p>İhbar üzerine kaza yerine itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekipleri, hurdaya dönen araçta sıkışan 2 yaralıyı çıkararak, sağlık ekiplerine teslim etti. Sağlık ekiplerinin kontrolünde emekli savcı Ömer Faruk Köksal'ın hayatını kaybettiği belirlendi.</p>

<p>Yanındaki yaralanan eşi Aysel Köksal ise ambulansla hastaneye kaldırıldı. Köksal'ın tedavisinin sürdüğü bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/960x540a.jpg" type="image/jpeg" length="64123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2024/390 E., 2026/6761 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 09.06.2026 tarihli, 2024/390 E., 2026/6761 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/390 E., 2026/6761 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/593 E., 2023/424 K.<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet<br />
SUÇ TARİHLERİ : 27.11.2013, 19.09.2013<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın ve nakil aracının müsaderesi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p>Olayın oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunması, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>Ancak:<br />
Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 5/2. maddesinin "Yedinci fıkrası hariç, 3'üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz." hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca</p>

<p>kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin son cümlesi kapsamında "Soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır." düzenlemesinin getirildiği cihetle, soruşturma aşamasında kendisine etkin pişmanlık hususunda ihtarat yapılmayan sanık hakkında, Mahkemece suça konu kaçak eşyaların gümrüklenmiş değerleri toplamının iki katı kadar parayı hüküm verilinceye kadar Devlet Hazinesine ödediği takdirde cezada 1/2 oranında indirim yapılacağının bildirilmesi gerekirken, ana ve birleşen dosyadaki gümrüklenmiş değerler toplamının fazla şekilde 275.441,24 TL olarak bildirilmesi ile sanığın yanıltılması ve sanık hakkında ödeme yapmadığından bahisle etkin pişmanlık hükmünün uygulanmaması, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 09.06.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="35623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/25494 E., 2020/11826 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 14/10/2020 tarihli, 2016/25494 E., 2020/11826 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/25494 E., 2020/11826 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davalı tarafından davacının iş sözleşmesine son verildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı talebinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davacının 17.09.2012 tarihinde iş başında uyuduğunun tespit edildiğini, buna ilişkin tutanak tutulduğunu, davacının uyarıldığını ve 2 günlük ücret kesintisi cezası verildiğini ancak olayın 21.01.2015 tarihinde tekrarlanması üzerine davacının savunmasının alınarak iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz:<br />
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Gerekçe:<br />
Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshi ve buna bağlı olarak davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Davacı işçi iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı neden olmaksızın feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı isteğinde bulunmuştur. Davalı işveren, davacının görev başında uyuması ve bu eylemin ikinci kez tekrarlanması sebebiyle toplu iş sözleşmesi gereği disiplin kurulundan da geçirilmek suretiyle iş sözleşmesinin feshedildiğini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, davacının ilk olarak görev başında uyuma eyleminin 2012 yılında gerçekleştiği, feshe konu eylemin ise 21.01.2015 tarihinde meydana geldiği, iki tarih arasında uzun bir sürenin geçtiği ve buarada yeni bir toplu iş sözleşmesi imzalandığı gerekçesiyle işveren tarafından yapılan feshin haklı nedene dayanmadığı kabulüyle kıdem tazminatı hüküm altına alınmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı işçi, sendika üyesi olup işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmelerinde çalışma saatlerinde ilk defa uyuma halinde uyarma cezası uygulanacağı, tekrarı halinde işten çıkarma cezası verileceği belirtilmiş olup davacı işçiye 2012 yılındaki ilk uyuma eylem sebebiyle yevmiye kesme cezası uygulanmıştır. Her iki uyuma eyleminin aynı toplu iş sözleşmesi döneminde gerçekleşmesi bir zorunluluk olmayıp 21.01.2015 tarihinde gerçekleşen uyuma eylemine dayalı olarak bu tarihte yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü gereği disiplin cezası uygulanması yerindedir.</p>

<p>Davacı tanığı ... da davacının görevi başında uyuduğunu ve yaptığı işin kısa süre de olsa uyuyarak yapılabilecek mahiyette bir iş olmadığını beyan etmiştir. Davacının işinin başında uyuması eylemi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/2-ı uyarınca işin güvenliğini tehlikeye düşürmüştür. Toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü de dikkate alındığında iş sözleşmesinin feshi haklı nedene dayanmış olup davacının kıdem tazminatına hak kazanması mümkün değildir. Mahkemenin yazılı şekilde kabule ilişkin kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç: </strong>Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="29127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞ HUKUKUNDA DİSİPLİN YAPTIRIMI OLARAK ÜCRET KESME CEZASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A-GENEL OLARAK</strong></p>

<p>İşçinin, işyerinde uygulanan disiplin kurallarını veya kanundan kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmesi hâlinde, işveren yönetim hakkı çerçevesinde ihlalin niteliği ve ağırlığını değerlendirerek çeşitli yaptırımlar uygulayabilir. Bu kapsamda iş sözleşmesini haklı veya geçerli nedenle feshedebileceği gibi, uyarı, kınama, ücret kesme ya da kademe/derece ilerlemesinin durdurulması gibi disiplin cezalarına da başvurması mümkündür.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu çalışmanın inceleme konusu, işveren tarafından disiplin yaptırımı niteliğinde uygulanan <strong>ücret kesme cezası</strong> ile sınırlıdır. Bu kapsamda yalnızca 4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesi çerçevesinde, işçinin disiplin kurallarına aykırı davranışı nedeniyle uygulanan ücret kesme cezasının hukuki niteliği, uygulanma şartları ve sınırları ele alınacaktır. Dolayısıyla, işçinin kusurlu davranışı sonucunda işverene maddi zarar vermesi nedeniyle doğan tazmin sorumluluğu kapsamında ücretinden yapılabilecek kesintiler, bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Zira disiplin cezası niteliğindeki ücret kesintisi ile işçinin verdiği zararın tazmini amacıyla yapılan ücret kesintileri farklı hukuki sebeplere dayanmakta olup, uygulanma şartları ve sonuçları bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu nedenle, aşağıdaki açıklamalar yalnızca disiplin yaptırımı olarak uygulanan ücret kesme cezasına ilişkin değerlendirmeleri içermektedir.</p>

<p>Ancak kısaca bahsetmekte fayda görmekle birlikte, <strong>genel hükümler çerçevesinde, işçinin ücretinden kesinti yapılması için işçinin muvafakatinin alınması veya bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir. </strong>Örneğin, kasa personeli olarak çalışan bir işçinin, çıkan kasa açığı sebebiyle ücretinden kesinti yapılabilmesi için işçinin muvafakat vermesi veya bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir. Ancak işveren tarafından toplu iş sözleşmesi, bireysel iş sözleşmesi veya iç yönetmeliklerdeki düzenlemelere istinaden verilecek disiplin amacıyla ücret kesme cezası bakımından işçinin muvafakatine veya bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunmamaktadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nda disiplin yaptırımlarına ilişkin genel nitelikte bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bunun tek istisnasını, Kanun'un 38. maddesinde hüküm altına alınan ücret kesme cezası oluşturmaktadır. Diğer disiplin yaptırımlarından farklı olarak ücret kesme cezasının kanuni dayanağa bağlanmasının temel nedeni, bu yaptırımın işçinin ücret alacağına doğrudan müdahale etmesidir. İşçinin ekonomik haklarını etkileyen bu yaptırımın keyfî şekilde uygulanmasını önlemek amacıyla kanun koyucu, ücret kesme cezasının uygulanma şartlarını, kapsamını ve usulünü ayrıntılı biçimde düzenleyerek işçiyi koruyucu güvenceler öngörmüştür.</p>

<p>Ücret kesme cezasına ilişkin usul ve esaslar 4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde aynen; <i>"İşveren toplu sözleşme veya iş sözleşmelerinde gösterilmiş olan sebepler dışında işçiye ücret kesme cezası veremez. İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir. İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz." </i>şeklindedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere kanun koyucu, ücret kesme cezasının uygulanabilmesini belirli koşullara bağlamış; bu yaptırımın yalnızca iş veya toplu iş sözleşmesinde öngörülen hâllerde uygulanabileceğini, cezanın gerekçesinin gecikmeksizin işçiye bildirilmesi gerektiğini ve yapılacak kesintinin miktar bakımından kanunda belirlenen sınırları aşamayacağını hüküm altına almıştır. Böylece işverenin disiplin yetkisi ile işçinin ücret hakkı arasında bir denge kurulması amaçlanmıştır. İşverenin işçiye bir disiplin cezası olarak ücret kesme cezası verebilmesine ilişkin hükmün mutlak emredici nitelikte olup, işverenin disiplin yetkisini sınırlamaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p><strong>B-ÜCRET KESME CEZASININ ŞARTLARI</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu, ücret kesme cezasının işveren tarafından serbestçe uygulanmasına izin vermemiş; bu disiplin yaptırımını belirli usul ve esaslara tabi tutmuştur. Başka bir ifadeyle, işverenin ücret kesme cezasına başvurabilmesi kanunda öngörülen şartların eksiksiz şekilde gerçekleşmesine bağlıdır. Kanun koyucu, işçinin ücret hakkını korumak amacıyla bu yaptırımın uygulanmasına ilişkin birtakım güvenceler öngörmüş ve keyfî uygulamaların önüne geçmeyi hedeflemiştir. Bu kapsamda, ücret kesme cezasına dayanak oluşturan fiilin önceden iş veya toplu iş sözleşmesinde düzenlenmiş olması, yapılacak kesintinin kanunda belirlenen üst sınırı aşmaması, uygulanan disiplin cezasının gerekçesiyle birlikte işçiye gecikmeksizin bildirilmesi ve işçiden kesilen tutarların Kanun'da öngörüldüğü şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belirlenen hesaba aktarılması, bu disiplin yaptırımının hukuka uygun olarak uygulanabilmesi için yerine getirilmesi gereken temel şartlardır.</p>

<p><strong>B.1-ÜCRET KESME CEZASINA ESAS DAVRANIŞLARIN ÖNCEDEN DÜZENLENMESİ</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesi uyarınca, işverenin ücret kesme cezası uygulayabilmesi, bu yaptırımı gerektiren hâllerin önceden hukuki bir düzenlemeye bağlanmış olmasına bağlıdır. Bu nedenle, bireysel iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesinde yer almayan bir davranış nedeniyle işçiye ücret kesme cezası verilmesi hukuken mümkün değildir. Bununla birlikte, ücret kesme cezasını gerektiren fiiller yalnızca iş veya toplu iş sözleşmesiyle değil, işyerinde yürürlükte bulunan iç yönetmelikler ya da takım sözleşmeleri aracılığıyla da düzenlenebilir. Ancak bu düzenlemelerin işçiyi bağlayabilmesi için yürürlükteki mevzuata uygun olması ve işçinin bunlardan haberdar edilmesi gerekmektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p><strong>B.2-ÜCRET KESME CEZASINDA KESİNTİ MİKTARINA İLİŞKİN KANUNİ SINIRLAR</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde, <i>"... İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz..."</i> hükmü ile ücret kesme cezasına ilişkin miktar yönünden bir üst sınır öngörülmüştür. Bu düzenlemenin amacı, işverenin disiplin yetkisini sınırlandırarak işçinin ücretinin keyfî ve ölçüsüz şekilde azaltılmasını önlemektir.</p>

<p>Kanunda öngörülen iki günlük ücret veya iki günlük kazanç sınırı, verilebilecek disiplin cezasının toplam tutarına değil, <strong>bir aylık dönem içinde ücretten yapılabilecek kesintinin azami miktarına</strong> ilişkindir. Dolayısıyla, ücret kesme cezası daha yüksek bir tutarda belirlenmiş olsa dahi, işçinin ücretinden bir ay içerisinde yapılacak kesinti kanunda belirtilen sınırı aşamaz.</p>

<p><strong>B.3- ÜCRET KESME CEZASININ İŞÇİYE BİLDİRİLMESİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde, <i>"... İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir..." </i>hükmüne yer verilerek, işverene ücret kesme cezasını işçiye gecikmeksizin ve gerekçesiyle birlikte bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme emredici nitelikte olup, işverenin bu yükümlülüğe uyması zorunludur. Bildirim sayesinde işçi, hangi fiili nedeniyle disiplin cezasına maruz kaldığını ve ücretinden ne miktarda kesinti yapıldığını öğrenme imkânına sahip olur. Böylece işçinin, uygulanan disiplin yaptırımını değerlendirmesi ve gerektiğinde hukuki yollara başvurabilmesi sağlanmaktadır. Hukuki niteliği itibarıyla bu bildirim, yeni bir hukuki işlem tesis etmeyip, daha önce alınmış olan ücret kesme cezası kararının işçiye açıklanmasından ibarettir.</p>

<p><strong>B.4-ÜCRET KESME CEZASI KAPSAMINDA KESİLEN TUTARLARIN BAKANLIK HESABINA AKTARILMASI</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinin üçüncü fıkrasında; <i>"Bu paralar işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılıp harcanmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hesabına Bakanlıkça belirtilecek Türkiye'de kurulu bulunan ve mevduat kabul etme yetkisine haiz bankalardan birine, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılır. Her işveren işyerinde bu paraların ayrı bir hesabını tutmaya mecburdur."</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme ile ücret kesme cezası kapsamında işçiden kesilen tutarların işveren tarafından muhafaza edilme süresi, yatırılacağı hesap ve kullanım amacı belirlenmiştir. Buna göre işveren, kesilen tutarları bir ay içinde Bakanlıkça belirlenen banka hesabına yatırmak ve bu tutarlar için işyerinde ayrı bir hesap tutmakla yükümlüdür. Böylece ücret kesme cezası sonucunda işçiden kesilen miktarın işveren bakımından bir gelir veya kazanç unsuruna dönüşmesi engellenmiş; disiplin yetkisinin ekonomik menfaat sağlama amacıyla kullanılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p><strong>C-ÜCRET KESİNTİSİNE İTİRAZ VE YARGI YOLU</strong></p>

<p>İşçiye verilen bütün cezalar yargı denetimine tabidir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Aksine, iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesiyle hüküm getirilemez. İşçinin bu hakkından önceden feragati, işçiyi koruyucu hükümlerle bağdaşmaz. <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Usule aykırı bir şekilde disiplin cezası olarak ücretten kesinti yapılması halinde işçi, elbette; iş akdini haklı nedenle derhal fesih hakkına sahip olmakla birlikte ayrıca yapılan kesintileri de bağımsız bir şekilde talep etme hakkına sahip olacaktır.</p>

<p>Disiplin cezasını gerektiren somut olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin yanında, verilen cezanın da orantılı olup olmadığının denetimi yargı tarafından yapılabilecektir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN"><img alt="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/avukada548pda_6.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN">Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Disiplin Yaptırımı Olarak Ücret Kesme Cezasının Koşulları Ve Uygulama Usulü, Mehmet Zülfi CAMKURT</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Aydın BAŞBUĞ, Türk İş Hukukunda Disiplin Cezaları, Tes-İş Yayınları, Ankara 1999, s.152</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> “Davacı işçi, sendika üyesi olup işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmelerinde çalışma saatlerinde ilk defa uyuma halinde uyarma cezası uygulanacağı, tekrarı halinde işten çıkarma cezası verileceği belirtilmiş olup davacı işçiye 2012 yılındaki ilk uyuma eylem sebebiyle yevmiye kesme cezası uygulanmıştır. Her iki uyuma eyleminin aynı toplu iş sözleşmesi döneminde gerçekleşmesi bir zorunluluk olmayıp 21.01.2015 tarihinde gerçekleşen uyuma eylemine dayalı olarak bu tarihte yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü gereği disiplin cezası uygulanması yerindedir.”</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Y.9.HD, 14.10.2020 tarih, 2016/25494 Esas, 2020/11826 Kararı</span></a></strong></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Ayşegül Merve KOÇAK, Türk İş Hukukunda İşverenin Yönetim Hakkı Çerçevesinde Disiplin Cezaları, Yüksek Lisans Tezi, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir, 2021, s.78</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Başbuğ, (Disiplin Cezaları), s. 227 vd. Süzek, s. 119. Akyiğit, s. 1618.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Kılıçoğlu-Şenocak, İş Kanunu Şerhi, Legal, İstanbul, 3. Baskı, 2013, s. 767</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Ücret Kesim Cezası, Doç. Dr. Aydın BAŞBUĞ</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/isci-para4.jpg" type="image/jpeg" length="34739"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM, SANIK AVUKATINA BİLDİRİMİ YETERLİ KABUL EDEN DÜZENLEMEYİ İPTAL ETTİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-sanik-avukatina-bildirimi-yeterli-kabul-eden-duzenlemeyi-iptal-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-sanik-avukatina-bildirimi-yeterli-kabul-eden-duzenlemeyi-iptal-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AYM, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin (Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir.) Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verdi. İptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/18 numaralı dosyada</a>, 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.</p>

<p>AYM, 5271 s. CMK'nin 226. maddesinin (4) numaralı fıkrasının iptali talepli itiraz başvurusunda;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlgili fıkradaki "Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veva bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir." hükmünü, mahkemenin, sanığın adresini araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırdığı, sanığa duruşmaya katılamama konusunda mazeret sunma imkânı tanınmadığı, yargılamanın hızlı şekilde tamamlanması amacıyla savunma hakkına getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkını zedelediğine ilişkin iptal gerekçelerini dikkate aldıktan sonra,</p>

<p>"Dava konusu kural, suçun hukuki niteliği değiştiği takdirde müdafii bulunan sanığın sorgusu yapılmadan yokluğunda karar verilmesine imkân tanmak suretiyle sanığın duruşmada hazr bulunma, bizzat savunma ve isnadı öğrenme hakkı bağlamında adil yargılanma hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>Kuralda sanığın mazeretini belirtmesi ve anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence de öngörülmemiştir. Dolayısıyla kural kapsamında sanığın değişen isnada göre savunma hakkından yoksun bırakılmasının anılan meșru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantıl olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıstır." gerekçesiyle,</p>

<p>- Anayasanın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak İPTAL ETTİ.</p>

<p>- İptal kararı 9 AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK.</p>

<h3>Kararın tam metni için<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3>

<h3 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">&gt;&gt; Suçun Hukuki Niteliğinin Değiştiği Durumlarda Değişikliğin Sanığa Bildirilmesine İlişkin Bazı Hususları Düzenleyen Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar</a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-sanik-avukatina-bildirimi-yeterli-kabul-eden-duzenlemeyi-iptal-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/aym-av.jpg" type="image/jpeg" length="64759"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/64089 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202464089-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202464089-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 10/2/2026 tarihli ve 2024/64089 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>FAHRİ</strong> <strong>TIRPAN</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/64089)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 10/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 16/7/2026 - 33311</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf Enes KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Fahri TIRPAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Dilan ESKİ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu hakkında İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde 21/11/1980 tarihinde çeşitli suçlardan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Bu mahkûmiyet hükümleri Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23/4/1991 tarihli onama kararıyla kesinleşmiştir.</p>

<p>3. Mahkûmiyet hükmünün infazı devam ederken Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/4/1991 tarihli kararıyla 12/4/1991 tarihi itibarıyla başvurucunun şartla tahliyesine karar verilmiştir. Kararda, bihakkın tahliye tarihinin 29/6/2015 olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu hakkında verilen şartla tahliye kararı 10/7/1991 tarihinde işlediği başka bir kasıtlı suçtan kaynaklı olarak (19/3/1998 tarihinde kesinleşen 12 yıl 6 ay hapis cezası) İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/6/1998 tarihli kararıyla geri alınarak bakiye cezanın (23 yıl 354 gün) yani 10/7/1991-29/6/2015 tarihleri arasındaki sürenin aynen infazına karar verilmiştir. Bu cezanın bihakkın tahliye tarihi 21/2/2019 tarihi olarak belirlenmiştir. Cezanın infazına başlama tarihi (ceza infaz kurumuna giriş tarihi) müddetnamede 28/6/1995 olarak gösterilmiştir.</p>

<p>5. 1980 yılında kurulan mahkûmiyet hükmüne istinaden geriye kalan bakiye 23 yıl 354 gün cezanın bihakkın tahliye tarihi olan 21/2/2019'dan sonra da başvurucunun işlediği diğer kasıtlı suçlardan aldığı mahkûmiyet hükümlerinin (müebbet hapis ve 6 yıl 3 ay hapis) infazına başlanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucunun 23 yıl 354 günlük hapis cezasının infazı devam ederken 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'a eklenen geçici 5. madde ile <i>"7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişi hakkında, mahkûm olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınmaz." </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>7. 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddeye istinaden İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/10/2019 tarihli ek kararı ile geçici 5. maddenin yürürlüğe girdiği 30/4/2013 tarihi ile 1980 tarihli ilk suça istinaden infaz edilen bakiye 23 yıl 354 gün cezanın bihakkın tahliye tarihi olan 21/2/2019 arasındaki sürenin 21/2/2019 tarihinden itibaren infazına başlanan müebbet hapis cezasından mahsubuna karar verilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu hakkında 8/7/2024 tarihinde düzenlenen müddetnamede başvurucunun 6 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin karardan dolayı tutuklu kaldığı sürelerin infaz edilen bakiye 23 yıl 354 gün hapis cezasından mahsup edildiği, 5275 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesinin yürürlük tarihi olan 30/4/2013 ile infazın tamamlandığı 21/2/2019 tarihi arasındaki sürenin (2.123 gün) hâlen infaz edilmekte olan müebbet hapis cezasından mahsup edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddeye istinaden yalnızca maddenin yürürlük tarihi olan 30/4/2013 ile bihakkın tahliye tarihi olan 21/2/2019 arasındaki sürenin değil 23 yıl 354 günlük cezanın infazı için yeniden ceza infaz kurumuna girdiği 28/6/1995-21/2/2019 tarihleri arasındaki bakiye 23 yıl 354 günün diğer cezaların infazından mahsup edilmesi talebiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur.</p>

<p>10. Edirne 2. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) başvurucunun 6 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin karardan kaynaklanan tutukluluk sürelerinin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/6/1998 tarihli şartla tahliyeden geri alma kararı kapsamındaki bakiye 23 yıl 354 gün hapis cezasından mahsup edildiği, bu nedenle mahsuba konu edilecek başka bir süre bulunmadığı gerekçesiyle mahsup talebinin reddine karar vermiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi 25/10/2024 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>12. Başvurucu, nihai kararı 7/11/2024 tarihinde öğrendikten sonra 25/11/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>13. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>14. Başvurucu, 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. madde ile birlikte ilk suçun infazına başlandığı 1995-2019 yılları arasında infazda geçirdiği sürenin yasal dayanağının ortadan kalktığını, bu sürenin (bakiye 23 yıl 354 gün) mahsup edilmemesinin hukuk sistemince belirlenenden daha fazla süre hürriyetinden yoksun kalmasına yol açtığını ifade ederek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu; sürekli değişen infaz kanunlarının yarattığı belirsizlik ve öngörülemezlik nedeniyle mahkemelerin lehe olan uyarlamaları yapmadan karar vermesinin kanuna dayanmayan bir cezanın ortaya çıkmasına sebebiyet verdiğini, bu durumun Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu son olarak cezasının infazına daha önce başlanması nedeniyle aynı yasal hükümler çerçevesinde olup infazına yasanın yürürlük tarihi olan 30/4/2013'ten sonra başlayan (daha geç teslim olan) bir hükümlüye kıyasla aleyhine bariz bir fark ve eşitsizlik oluştuğunu, benzer olayların farklı sonuçlar doğurması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini belirtmiştir.</p>

<p>15. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık görüşü beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>16. Başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. Mahsup, bir hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve kişi hürriyetini sınırlama sonucu doğuran hâller sebebiyle geçirilmiş sürelerin hapis cezasından indirilmesidir. Bir suç nedeniyle de olsa henüz hakkında mahkûmiyet hükmü bulunmayan bir kimsenin hürriyetinden mahrum edilmek suretiyle ortaya çıkan haksızlığı telafi etmek amacıyla mahsup müessesesine başvurulmaktadır. Özgürlükten yoksun kalınan sürelerin mahkûmiyetten indirilmesiyle bu haksızlık giderilmektedir. Mahsup kurumu adalet ve hakkaniyet duygusunun gereği olarak özgürlüğü kısıtlanmış bir kişi bakımından denkleştirme görevi görmektedir (<i>Burhan Yaz (3) </i>[GK], B. No: 2021/7919, 29/5/2024, § 41).</p>

<p>19. Kişi hürriyetini sınırlama sonucunu doğuran hâller nedeniyle geçirilmiş sürelerin mahkûmiyetten mahsup edilmesine ilişkin kararlar, hapis cezasının kapsamını belirlemekte; dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını temelden etkilemektedir. Zira mahsup kurumu ceza infaz kurumunda kalınması gereken süre ile doğrudan ilgilidir. Bu gerekçelerle Anayasa Mahkemesi mahsubun Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında bir güvence olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır (<i>Burhan Yaz</i> <i>(3)</i>, §§ 43, 44).</p>

<p>20. Mahsuba ilişkin olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 63. maddesinde yer alan hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen ve kişinin hürriyetini kısıtlayan bütün hâller nedeniyle geçirilen sürelerin hükmolunan hapis cezasından indirileceğine ilişkin düzenleme karşısında yargı organlarına mahsuba ilişkin bir takdir yetkisi tanınmadığı anlaşılmaktadır. İlgili yargı organları mahsuba ilişkin incelemelerinde mahsup şartlarının bulunup bulunmadığını incelemekle ve şartları oluşmuşsa mahsup kararı vermekle yükümlüdürler. Bu sisteme göre mahkûm kusuru ile tutuklu kalmış olsa dahi tutukluluk süresinin verilen cezadan indirilmesi zorunludur (<i>Burhan Yaz (3)</i>, § 42; <i>Ercan Bucak (2) </i>[1. B.], B. No: 2014/11651, 16/2/2017, § 49).</p>

<p>21. Kişinin şartları oluştuğu hâlde mahsup talebinin reddedilmesi, mahsup talep ettiği ceza bağlamında hapiste kalma süresinin uzaması, hukuk sistemince belirlenenden daha fazla bir süre hürriyetinden yoksun kalması, dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğuracaktır (<i>Ramazan Özgün</i> [2. B.], B. No: 2016/3932, 24/6/2020, § 37).</p>

<p>22. Başvuruda incelenecek mesele, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 1980 tarihli mahkûmiyet hükmüne dayalı infaz sürecinde şartla tahliyenin geri alınması kararı nedeniyle başvurucunun 1995-2019 yılları arasında ceza infaz kurumunda geçirdiği sürenin 5275 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesiyle getirilen lehe düzenleme karşısındaki hukuki niteliğidir. Bu kapsamda temel tartışma kanun koyucunun şartla tahliyenin geri alınmasını engelleyen iradesi ışığında fiilen infaz edilen bu sürenin <i>haksız tutma</i> ya da <i>dayanağı</i> <i>kalmayan infaz</i> statüsüne evrilip evrilmediği ve nihayetinde söz konusu sürenin başvurucunun kesinleşmiş diğer cezalarından mahsup edilip edilemeyeceğidir.</p>

<p>23. 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddeye göre <i>"7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişi hakkında, mahkûm olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınmaz." </i>Bu düzenleme belirli bir tarihsel döneme (12 Eylül darbesi öncesi ve hemen sonrası) atıfta bulunarak o dönemde işlenen suçlar nedeniyle hüküm giymiş kişilere yönelik bir infaz kolaylığı getirmiştir. Maddenin gerekçesinde, bu düzenlemenin Anayasa'nın halkoylamasına sunulduğu tarih olan 7/11/1982 tarihinden önce işlenen bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişilerin koşullu salıverilmelerinin geri alınmasını hükümsüz kılmak amacıyla getirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>24. İnfaz hukukunda kural olarak derhâl uygulama ilkesi geçerli olsa da 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile koşullu salıverilme bu kuralın istisnası olarak kabul edilmiştir. Bu bağlamda koşullu salıverilme müessesesinde lehe olan kanunun geçmişe yürümesi ilkesi esastır. Geçici 5. madde, doğrudan koşullu salıverilme kararının geri alınmasıyla ilgilidir. Koşullu salıverilmeyle ilgili bu lehe düzenlemenin geçmişe yönelik etki doğurduğunun kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>25. Dolayısıyla anılan maddenin yürürlüğe girmesiyle birlikte 7 Kasım 1982 öncesi işlenen suçlara ilişkin verilmiş olan koşullu salıverilmenin geri alınması kararları -infaz edilmiş olsun veya olmasın- tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmıştır. Geri alma kararının hükümsüz kılınmasıyla birlikte koşullu salıverilmenin geri alınarak bakiye cezanın (23 yıl 354 gün) aynen infazına dair karara istinaden başvurucunun ceza infaz kurumunda geçirdiği süreler yasal dayanağını yitirmiş ve hukuki dayanaktan yoksun tutma hâline dönüşmüştür. Mahsup işleminin sadece düzenlemenin yürürlüğe girdiği 30/4/2013 tarihinden sonra infazda geçen süreyle sınırlandırılmasının hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Nitekim İnfaz Hâkimliği de bu sınırlandırmaya ilişkin hukuki bir gerekçe sunamamıştır.</p>

<p>26. 2013 yılında yürürlüğe giren düzenleme 23 yıl 354 günlük bakiye cezanın aynen infazını hukuken dayanaksız hâle getirdiğinden başvurucunun bu karara istinaden ceza infaz kurumunda geçirdiği tüm sürelerin oluşan bu haksız durumu gidermek adına diğer cezalarından mahsup edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>27. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce <i>Hasan Gülbahar</i> ([2. B.], B. No: 2014/17112, 30/10/2018) başvurusunda, başvurucunun deneme süresi içinde işlediği ikinci suç nedeniyle 1997 yılında geri alınan koşullu salıverilme kararının geçici 5. maddenin getirdiği lehe düzenleme uyarınca kaldırılmasına rağmen bu süreçte hukuki dayanağı ortadan kalkan infaz sürelerinin ikinci suçtan aldığı hapis cezasından düşülmediğini tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi Türk hukuk sisteminde mahsup işleminin yargı organlarının takdirine bırakılmayan bir mecburiyet olduğu, geri alma kararının kaldırılmasıyla hukuki dayanağı kalmayan bu tutukluluk süresinin diğer cezadan mahsup edilmemesinin başvurucunun hukuk sistemince belirlenen süreden daha uzun ve keyfî bir şekilde ceza infaz kurumunda tutulmasına yol açtığı ve bu durumun <i>mahkûmiyet kararına bağlı hukuka uygun bir tutma</i> olarak nitelendirilemeyeceği gerekçeleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Hasan Gülbahar</i>, §§ 49-52).</p>

<p>28. Tüm bu hususlar ışığında mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucunun kanunla belirlenenden daha uzun bir süre hürriyetinden yoksun bırakılmasının hukuki bir temeli bulunmadığından uzayan bu tutma süresinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>30. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>31. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Zira başvurucu hâlen ceza infaz kurumunda bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri</i> <i>(2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>32. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Edirne 2. İnfaz Hâkimliğine (E.2024/3898, K.2024/4113) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 3.518,70 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 43.518,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202464089-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="44387"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[NOTERLERİN TATİL GÜNÜ ÇALIŞMA KURALLARINI DÜZENLEYEN MADDE İPTAL EDİLDİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/noterlerin-tatil-gunu-calisma-kurallarini-duzenleyen-madde-iptal-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/noterlerin-tatil-gunu-calisma-kurallarini-duzenleyen-madde-iptal-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 52. maddesindeki "Noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına ilişkin usul ve esaslar, Türkiye Noterler Birliğinin mütalaası alınarak Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenlenir." hükmüne yönelik itiraz başvurusunda, konu kuralın Anayasanın 13. ve 50. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline karar verdi. İptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/18 numaralı dosyada</a>, 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.</p>

<p>İtiraz başvurusunda, "Anayasanın 'Çalışma şartları ve dinlenme hakkı' başlıklı 50. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.' dördüncü fıkrasında da "Ücretli hafta ve bayram tatili le ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir." hükümlerine yer verilmek suretiyle hafta tatili ve izin hakkının ve şartlarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuralda ya da herhangi bir yasal düzenlemede noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına yönelik temel ilke ve esaslar ile genel çerçevenin belirlenmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural kapsamında yönetmelikle düzenleme yapılmasına imkân tanınan konularda temel ilke ve esaslar kanunda düzenlenmeksizin bu konudaki yetkinin doğrudan Bakanlığa tanınması dinlenme hakkına getirilen sınırlamayı kanunilik unsurundan yoksun kılmaktadır.<br />
Bu itibarla dinlenme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik șartını sağlamadığı sonucuna ulaşılamadığı" gerekçesiyle,</p>

<p>- Başvuruya konu kuralın Anayasanın 13. ve 50. maddelerine aykırılığı nedeniyle İPTALİNE,</p>

<p>- İptal kararının 9 AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE karar verdi.</p>

<h3>Kararın tam metni için<strong><span style="color:#2980b9"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3>

<h3 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">&gt;&gt; Suçun Hukuki Niteliğinin Değiştiği Durumlarda Değişikliğin Sanığa Bildirilmesine İlişkin Bazı Hususları Düzenleyen Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar</a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/noterlerin-tatil-gunu-calisma-kurallarini-duzenleyen-madde-iptal-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/noter-nobet.jpg" type="image/jpeg" length="96524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Katma Değer Vergisi İade Talepleri Vergi İncelemesine Göre Sonuçlandırılacak Mükellefler Listesine Alınma İşleminin İptali / Özel Esaslar (Kod) Listesi Davası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-iade-talepleri-vergi-incelemesine-gore-sonuclandirilacak-mukellefler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-iade-talepleri-vergi-incelemesine-gore-sonuclandirilacak-mukellefler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Katma Değer Vergisi (KDV) iade sistemi, mükelleflerin kanundan doğan iade haklarını kullanabilmelerini sağlayan önemli bir vergisel mekanizmadır. Ancak KDV iade taleplerinin tamamı aynı usulle sonuçlandırılmamaktadır. Vergi idaresi, belirli risk kriterlerini taşıyan mükellefler bakımından iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesini öngörebilmektedir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 36. maddesinde yapılan değişiklik sonrasında, iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan KDV iade taleplerinin esas olarak vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi benimsenmiş; Hazine ve Maliye Bakanlığına ise mükelleflerin vergisel uyum düzeyine göre farklı iade usulleri belirleme yetkisi verilmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda bazı mükellefler, "iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler" kapsamına alınmakta ve iadeleri ancak vergi incelemesi tamamlandıktan sonra sonuçlandırılmaktadır. Vergi Dairelerince uygulamada uzun yıllardır mükellefler hakkında olumsuz rapor/tespit bulunduğu hallerde mükelleflere açıkça bilgi verilmeksizin uygulamadaki adıyla mükellefler özel esaslar listesine alınmakta ve katma değer vergisi iade talepleri gerçekleştirilmemektedir.</p>

<p>Anayasa aykırı olan bu uygulama 31.10.2024 tarih ve 327078 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 52 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile "KDV Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacaklar" listesine alındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın çalışma ve sözleşme hürriyetini düzenleyen 48. maddesinin 2. fıkrasında, devletin, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alacağı; çalışma hakkı ve ödevi başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında, devletin, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı hükmüne yer verilmiş; "Vergi Ödevi" başlığını taşıyan 73. maddesinin 3. fıkrasında da; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Bu düzenlemelere göre devletin çalışma hayatına ilişkin düzenlemeleri yapması ve buna dair tedbirleri alması bir görev iken, çalışma, çalışanlar açısından bir hak ve ödevdir. Gerek bu alanda yapılacak düzenlemelerin, gerek çalışma hayatının bir sonucu olan vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerle ilgili düzenlemelerin yasa ile yapılması Anayasal zorunluluktur. Dayanağını Anayasa'ya uygun olarak çıkarılmış olan kanunlardan almayan düzenlemelerle vergiyle ilgili hak ve yükümlülükler getirilemez. Bu suretle çalışma barışının sağlanması yanında, özel teşebbüslerin güvenlik ve kararlılık içinde çalışması da temin edilmiş olur.</p>

<p>Öte yandan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 36. maddesinin 2. fıkrasında; "Maliye Bakanlığı; mükellefiyet süresi, çalışan sayısı, aktif ve özsermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, vergisel ödevlerin zamanında yerine getirilip getirilmediği, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma yönünde olumsuz rapor ya da tespit bulunup bulunmadığı gibi kriterleri esas alarak mükelleflerin vergisel uyum seviyeleri ve bu uyum seviyelerine göre farklı iade yöntemleri tespit etmeye, iade alacağının mahsup edileceği vergi borçları ile iadeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir." düzenlemesi varken, 02.08.2024 tarih ve 32620 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak</p>

<p>yürürlüğe giren 7524 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile söz konusu maddenin 2. fıkrasına 1. cümlesinden önce gelmek üzere "Bu Kanun hükümleri uyarınca iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi esastır." cümlesi eklenmiş ve mevcut 1. cümlesinde yer alan "Maliye Bakanlığı" ibaresi "Şu kadar ki, Hazine ve Maliye Bakanlığı" şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>31.10.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan "Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 52 Seri No.lu Tebliğ" ile, Katma Değer Vergisi Kanunu’nda 7524 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin uygulanmasına yönelik usul ve esaslar ile bazı konulara ilişkin açıklamalar yapılmış, 7524 sayılı Kanun ile KDV Kanunu’nun 36. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca, KDV iadelerinin yerine getirilmesine ilişkin KDV Genel Uygulama Tebliğinin (IV-A) bölümü yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile Tebliğin (IV-A) bölümü; (A.1) Genel Açıklama, (A.2) İadeleri Vergi İncelemesine Tabi Olanlar, (A.3) İade Tutarının Hesabı ve İadeye Dayanak İşlem ve Belgeler olarak yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>28.7.2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunun 36 ncı maddesinde yapılan değişiklik ile iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesinin esas olduğu hüküm altına alınmış, 31/10/2024 tarihli ve 32708 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 52 Seri No.lu KDV Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile KDV Genel Uygulama Tebliğine (IV/A2) bölümü eklenerek hakkında olumsuz rapor ve tespitler bulunan mükelleflerin iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirileceği açıklanmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte; davaya konu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan şekli ile 01.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin "KDV İadesinde Ortak Hususlar" kenar başlıklı IV. bölümünde; Bu Tebliğ kapsamına giren işlemler nedeniyle KDV iadesi talep edilebilecek tutar, iadeye ilişkin işlem ve belgeler, mahsuben ve nakden iade, bu bölümde yer alan açıklamalar dikkate alınarak iade hakkı doğuran her bir işlem bakımından Tebliğ'in ilgili bölümlerindeki düzenlemelere göre hesaplanarak yerine getirileceği, ancak özel esaslara tabi mükelleflerin iade taleplerinin Tebliğ'in (IV/E) bölümünde belirlenen esaslara göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmış; "E. Özel Esaslar" kenar başlıklı IV/E bölümünün ''1. Ortak Hükümler'' alt başlıklı kısmının ''Amaç'' başlıklı 1.1. kısmında; Tebliğ'in bu bölümünde yer alan düzenlemelerin, iade edilecek KDV tutarının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle, Hazine’ye intikal etmemiş ve/veya hayali olarak oluşturulmuş, gerçek bir yüklenime dayanmayan tutarların KDV iadesi çatısı altında yolsuz olarak iadesini önlemeyi amaçlamakta olduğu, 1.3. kısmında; haklarında, sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükelleflerin iade taleplerinin yerine getirilmesi bakımından özel esaslara tabi olduğu, ''Haklarında Sahte Belge veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullandığı Konusunda Tespit Bulunanlar'' kenar başlıklı 7.2. bölümünün ''İade Taleplerinin Yerine Getirilmesi'' başlıklı 7.2.1. kısmında ise; haklarında sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma tespiti bulunan mükelleflerin iade taleplerinin, kendilerine yazılı olarak verilen 15 günlük süre içerisinde belgenin gerçekliğini ve doğruluğunu Tebliğ'in (IV/E/5) bölümündeki açıklamalara göre ispat etmeleri kaydıyla genel esaslara göre yerine getirileceği, belgenin gerçekliğini ve doğruluğunu ispat etmemekle birlikte, söz konusu belgelerde yer alan KDV tutarlarını indirim ve iade hesabından çıkaran veya bu kısma sahte belge kullanma tespitlerinde üç kat, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma tespitlerinde iki kat teminat gösteren mükelleflerin geri kalan iade taleplerinin genel esaslara göre sonuçlandırılacağı, teminat gösterilmemesi veya bu alışlara isabet eden kısmın indirim ve iade talebinden çıkarılmaması durumunda ise, iade taleplerinin vergi inceleme raporuna göre yapılacağı kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Yukarıda ayrıntısına yer verildiği üzere; Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği ile Katma Değer Vergisi Kanunu'nun ilgili maddeleri kapsamındaki KDV iadelerine ilişkin olarak, vergi incelemesi, teminata bağlama şeklinde güvenlik mekanizmaları öngörülmüştür. Ancak vergi güvenliğinin ve oto kontrolün sağlanması amacıyla vergi idarelerine tanınan bu hak ve yükümlülüklerin kullanımının, amacının ötesinde, inceleme yetkisinin dışında ve idarenin iddiasının aksine iç işleyişle sınırlı kalmayacak şekilde, üçüncü kişilere yansıtılarak mükelleflerin ticari hayatlarını olumsuz yönde etkileyecek biçimde, salt “olumsuz listelere” almakla tezahür etmesi olanaklı değildir. Zira tartışılan mesele mükelleflerin, iade talepleriyle ilgili olarak ilgili Tebliğ uyarınca özel esaslara tabi tutulup, vergi incelemesi yapılmasının önüne geçilmesi değil, olumsuz mükellefler, kod, risk grubu, Tebliğ'in özel esaslar bölümüne göre işlem yapılacak mükellefler listesi gibi çeşitli adlar altında listelenip, bu listelerin üçüncü kişilerin bilgisine yansıtılmak suretiyle mükelleflerin ticari hayatlarının olumsuz yönde etkilenmesidir. Bir başka ifadeyle, anılan Tebliğle, vergi idaresine iade talepleri özel esaslara göre yerine getirilmesi gereken mükelleflerin iade taleplerinin yerine getirilmesi amacıyla vergi incelemesi yapma yahut teminat arama gibi yükümlülükler getirilmekle birlikte; gerek davalı idarenin, gerekse bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların, iade talepleri özel esaslara göre yerine getirilen mükellefleri kategorize ederek listelemelerine ve bu listeleri üçüncü kişilere yansıtılmasına olanak sağlayan hiç bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Özetle;</p>

<p>Mükellefker hakkında tesis edilen işbu işlem hukuka aykırı olup tesis edilen işlemin ve uygulamanın iptali adına tarafımızca yasal yollara başvurulacaktır. Nitekim, müvekkiller bu listede yer alıyor olması hem müvekkillerin KDV iadelerini almasını aynı zamanda mal satışı yapmış olduğumu müşterilerinin KDV iade alışlarını engelleyen telafisi imkânsız zararlara yol açmaktadır.</p>

<p>Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği gereğince gerek davalı idarenin, gerekse bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların, mükellefleri bu şekilde kategorize edebilmelerine olanak sağlayan hiçbir yasal düzenleme bulunmadığı gibi, Anayasa'da da buna izin veren bir hüküm bulunmadığı, bu şekilde, yasal dayanağı olmadan yapılacak bir sınıflandırmanın vergi barışını bozucu etki yaratacağı ve Anayasa'da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil edeceği, dolayısıyla yasal dayanağı olmadan, hukuka aykırı bir biçimde, idarenin kendi içerisinde oluşturduğu bir sınıflandırma ile müvekkilleri özel esaslara tabi mükellefler kapsamına alınmasına ilişkin işlemde Danıştay'ın müstekar uygulaması gereği hukuki dayanak bulunmamaktadır.</p>

<p>Bir mükellefin Özel Esaslara Tabi Mükellefler Listesinde yer almasından dolayı ticari itibarının zedelendiğini, ticari faaliyette bulunulan firmalar ile yapılan sözleşmelerin feshedilir konuma geldiğini ve telafisi imkansız zararlara yol açacağı bir gerçektir. Nitekim, mükellfin bu listede yer alıyor olması hem müvekkilin KDV iadelerini almasını aynı zamanda mal satışı yapmış olduğu müşterilerinin KDV iade alışlarını engelleyen telafisi imkânsız zararlara yol açmaktadır.</p>

<p>Yukarıda yer verilen düzenlemelere göre, mükelleflerin KDV iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi esas olmakla birlikte, ortada davacı tarafından yapılmış herhangi bir katma değer vergisi iade talebi olmadan, gerek davalı idarenin gerek bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların mükellefleri bu şekilde kategorize etmeleri, vergi barışını bozucu etki yaratacağı gibi, Anayasa’da güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu durumda, hukuka aykırı bir biçimde idarenin kendi içerisinde oluşturduğu bir sınıflandırma ile katma değer vergisi iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler listesine alınmasına dair işlemde Anayasa ve yasaya uyarlık bulunmamaktadır. Bahse konu işlemin uygulanması halinde davacının ticari ilişki içerisinde olduğu kişiler nezdinde olumsuz bir bakış açısı oluşması ve vergi kanunlarından kaynaklanan haklarını kullanamayacak olması nedeniyle telafisi güç veya imkansız zarara uğrayacağı açıktır.</p>

<p>KDV iade taleplerinin vergi inceleme raporuna göre sonuçlandırılması, kamu alacağının güvence altına alınmasını amaçlayan önemli bir denetim mekanizmasıdır. Bununla birlikte, inceleme sürecinin hukuka uygun yürütülmesi, mükellef haklarının korunması ve iade taleplerinin objektif kriterlerle değerlendirilmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Vergi incelemesine alınan mükelleflerin, haklarını doğru şekilde kullanabilmeleri ve olası vergi cezaları veya iade reddi kararlarına karşı etkin hukuki başvurularda bulunabilmeleri büyük önem taşımaktadır. Vergi incelemesi sürecinin başlangıcından yargılama aşamasına kadar uzman hukuki destek alınması, telafisi güç mali kayıpların önlenmesi açısından önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-iade-talepleri-vergi-incelemesine-gore-sonuclandirilacak-mukellefler-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 09:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/vergi-incelme.jpg" type="image/jpeg" length="52364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK VE ULUSLARARASI HUKUK DÜZENLEMELERİ ÇERÇEVESİNDE GEMİ ADAMLARININ İŞÇİLİK ALACAKLARI SORUNSALI: KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-ve-uluslararasi-hukuk-duzenlemeleri-cercevesinde-gemi-adamlarinin-iscilik-alacaklari-sorunsali-karsilastirmali-bir-inceleme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-ve-uluslararasi-hukuk-duzenlemeleri-cercevesinde-gemi-adamlarinin-iscilik-alacaklari-sorunsali-karsilastirmali-bir-inceleme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TÜRK VE ULUSLARARASI HUKUK DÜZENLEMELERİ ÇERÇEVESİNDE GEMİ ADAMLARININ İŞÇİLİK ALACAKLARI SORUNSALI: KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME</strong></p>

<p>Dünya ekonomisinin küreselleşme süreci ve serbest piyasa koşulları, maliyet etkinliği ve rekabetçilik unsurları bağlamında deniz ticaretini uluslararası lojistiğin merkezine yerleştirmiştir. Bu devasa küresel yapının kesintisiz işleyişi ise bütünüyle gemi adamlarının emeğine dayanmaktadır. Sonuç itibarıyla deniz iş piyasası, deniz işçisinin emeğinin yeryüzündeki en evrensel ve küreselleşmiş formunu temsil etmektedir.</p>

<p>Deniz iş hukukunda gemi adamlarının hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde tek bir yasal düzenleme geçerli değildir. Gemi adamının görev yaptığı geminin taşıdığı bayrak ve büyüklüğü, uygulanacak hukukun tespitinde belirleyici kriterlerdir. Mevcut yasal düzenlemelerde bu parametrelere bağlı olarak ihtilaflar; Deniz İş Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve hatta belirli durumlarda Türk Ticaret Kanunu ekseninde çözüme kavuşturulmaktadır. Gemi adamlarının işçilik alacaklarına yönelik hukuki yollara başvurulabilmesi ve ihtilafın esasına girilebilmesi için, öncelikle somut olayın niteliği gözetilerek hizmet sözleşmesine tatbik edilecek maddi hukukun tespit edilmesi zorunludur.</p>

<p>Gemi adamlarının hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda somut olaya uygulanacak en temel mevzuatlardan biri olan 854 sayılı Deniz İş Kanunu, yasal sınırlarını ve uygulama alanını 1. maddesinde açıkça çizmiştir. Bu maddeye göre, kural olarak denizlerde, göllerde ve akarsularda faaliyet gösteren, Türk bayrağı taşıyan ve <strong>100 grostonilato ile üzerindeki gemilerde</strong> iş sözleşmesiyle görev yapan gemi adamları ve bunların işverenleri doğrudan bu Kanun'a tabidir.</p>

<p>Bununla birlikte, yasa koyucu işçi lehine kapsamı genişleterek şu kuralı da eklemiştir: Bir gemi tek başına 100 grostonilato sınırına ulaşmasa bile, aynı işverene ait gemilerin <strong>toplam tonajı 100 grostonilatoyu bulduğunda</strong> ya da işverenin çalıştırdığı toplam <strong>gemi adamı sayısı beş veya daha fazla olduğunda</strong>, ilgili hizmet sözleşmeleri yine 854 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>Gemi adamlarının hizmet sözleşmelerinden kaynaklanan ihtilaflara uygulanacak hukuk salt iç hukukla sınırlı kalmayıp, tabiatı gereği sıklıkla yabancılık unsuru barındırabilmektedir. Yabancılık unsuru taşıyan bu tür uyuşmazlıklarda uygulanacak hukukun tespiti, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) prensipleri çerçevesinde yapılmalıdır. MÖHUK'un 27/1 hükmü uyarınca hakim olan temel ilke, tarafların sözleşme serbestisidir; dolayısıyla tarafların hizmet sözleşmesinde uygulanacak hukuku (örneğin bayrak devleti hukukunu) açıkça ve anlaşılır bir biçimde belirlemiş olmaları hâlinde, kural olarak bu hukuk seçimi geçerli ve bağlayıcı kabul edilmektedir.</p>

<p>Taraflarca açık bir hukuk seçimi anlaşmasının yapılmadığı durumlarda ise uyuşmazlığa ilke olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukuku uygulanır. Ancak somut olayın şartları; tarafların tabiiyeti, yerleşim yeri, ücretin ödendiği lokasyon ve sosyal güvence sisteminin bulunduğu ülke gibi objektif faktörler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, iş sözleşmesinin başka bir hukuka (örneğin Türk hukukuna) daha "sıkı bir ilişki" içinde olduğu tespit edilebilmektedir. Böyle bir hâlin varlığında, mutad işyeri hukuku bertaraf edilerek bu sıkı ilişkili hukuk tatbik edilir.</p>

<p>Bununla birlikte, hukuki değerlendirme neticesinde iş sözleşmesinin Türk hukuku ile sıkı ilişkili olduğu kabul edilse dahi, üzerinde çalışılan geminin yabancı bayraklı (örneğin Malta bayraklı) olması durumunda, uyuşmazlığın çözümünde 854 sayılı Deniz İş Kanunu hükümlerinin doğrudan uygulanması hukuken mümkün değildir. Zira, ilgili kanunun 1. maddesi kapsamını münhasıran "<i>Türk bayrağı taşıyan" gemilerle</i> sınırlandırmıştır.</p>

<p>Bu normatif sınırın pratik sonucu olarak; yabancı bayraklı gemilerde istihdam edilen gemi adamlarının, sözleşmeleri Türk hukuku ile bağlantılı olsa dahi, işçilik alacaklarının çözümünde özel kanun niteliğindeki 854 sayılı Deniz İş Kanunu yerine, genel kanun vasfını haiz 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri devreye girmektedir. Bu uygulamanın en belirgin görünümü ise gemi adamının, iş hukukuna özgü bir kurum olan kıdem tazminatına hak kazanamaması; bunun yerine ihtilafın niteliğine göre TBK sistematiğinde düzenlenen ihbar tazminatı (m. 432 vd.) veya şartları oluştuğu takdirde haksız fesih tazminatına (m. 438) yönelmek durumunda kalmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>aa. Deniz Hizmet Sözleşmesi</strong></p>

<p>Mevcut 854 sayılı Deniz İş Kanunu mevzuatı incelendiğinde, metin içerisinde hizmet akdine ilişkin herhangi bir tanımlamaya yer verilmediği görülmektedir. Bu yasal boşluk, deniz iş ilişkilerinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde gerek uluslararası sözleşmelerin gerekse genel hükümlerin tamamlayıcı rolünü öne çıkarmaktadır.</p>

<p>Bu noktada, Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’nin (MLC, 2006) gemi adamı hizmet sözleşmesine getirdiği kapsayıcı tanım büyük önem arz etmektedir. Sözleşme’nin "<i>Genel Tanımlar ve Uygulama Alanı</i>" başlıklı Madde II/1(g) bendi uyarınca gemi adamı hizmet sözleşmesi; özel hükümlerde aksi belirtilmedikçe, yalnızca dar anlamdaki hizmet sözleşmesini (<i>contract of employment</i>) değil, aynı zamanda denizcilik teamüllerinden doğan hizmet akdi belgelerini (<i>articles of agreement</i>) de ihtiva eden bir üst kavram olarak tanımlanmaktadır. Bu ikili yaklaşım, gemi adamının çalışma koşullarını belirleyen tüm sözleşmesel yapıların ve ek belgelerin MLC, 2006'nın koruyucu şemsiyesi altına alınmasını sağlamakta ve uluslararası normlar nezdinde yeknesak bir standart oluşturmayı hedeflemektedir.</p>

<p>İç hukukumuzdaki genel tanımlara bakıldığında ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393. maddesi, hizmet sözleşmesini; <i>'işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme</i>' olarak tanımlayarak bu ilişkinin temel esaslarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 7. maddesine göre hizmet akdi belirli bir süre, belirli bir sefer veya süresiz olarak yapılabilir.</p>

<p><strong>aaa. Belirli Süreli Hizmet Sözleşmesi</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun aksine Deniz İş Kanunu, belirli süreli sözleşmelerin tesisinde ve yenilenmesinde objektif ve esaslı neden zorunluluğu aramaz. Bu serbesti kapsamında kurulan sözleşmeler, kural olarak belirlenen sürenin sonunda kendiliğinden sona ermekle birlikte; sürenin gemi seyir halindeyken dolması ihtimalinde, sözleşmenin varlığı geminin ilk limana varıp emniyete alınmasına kadar kanunen devam eder. Belirli süreli sözleşmeler mutlak surette net takvim tarihlerine dayanmak zorunda olmayıp, bir olayın tamamlanması şartına da bağlanabilmektedir. Sağlık raporu alan bir gemi adamının iyileşip görevine dönmesine kadar geçecek süre zarfında, onun yerine çalışmak üzere işe alınan personelle akdedilen sözleşme bu duruma somut bir emsal teşkil eder.</p>

<p>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu, süresi biten sözleşmenin taraflarca sessiz kalınarak sürdürülmesi halinde akdin bir defaya mahsus yenilenmiş sayılacağını öngörürken; 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 430/1 ile bu kural değiştirilmiş ve bildirimsiz sürdürülen ilişkilerin belirsiz süreli sözleşmeye dönüşeceği hüküm altına alınmıştır. Bu durum yeni bir akdin kurulması değil, mevcut sözleşmenin hukuki nitelik değiştirerek devam etmesi anlamını taşır ve yasada aksi ispatlanabilen bir adi karine olarak düzenlenmiştir. Deniz İş Kanunu (m. 8/2) uyarınca, belirli süreli sözleşmenin bitiminde gemi adamının işveren veya vekilinin onayıyla çalışmaya devam etmesi, sözleşmenin aynı süreyle uzadığı şeklinde yorumlansa da, bu durumun zincirleme sözleşmelere dönüşmesi halinde akdin belirsiz süreli hale gelip gelmeyeceği hususu tartışmalıdır. Bu noktada genel kanun niteliğindeki TBK m. 430 maddesinin deniz iş ilişkilerine de teşmil edilmesi söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla, gemi adamı ile kurulan belirli süreli sözleşmenin esaslı bir neden olmaksızın art arda (zincirleme) yenilenmesi halinde sözleşme, belirsiz süreli iş sözleşmesi niteliğini kazanacaktır. Yargıtay sefer kaydı içermeyen ve belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığı savunulan bir olayda, objektif neden bulunmadığı için, sözleşmenin belirsiz süreli olduğunu kabul etmiştir.<sup>1</sup> <strong>(Bknz: Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin, 17.05.2012 Tarih, 2010/1214 Esas, 2012/17556 Karar Sayılı Kararı)</strong></p>

<p><strong>bbb. Sefer için Yapılan Hizmet Sözleşmesi</strong></p>

<p>İlgili sözleşmenin maddi bir olguya, yani sefere bağlı bulunduğu ve genel itibarıyla belirli süreli nitelik taşıdığı hususu tartışmasızdır. Söz konusu akit, gemi adamı ve işveren arasında, geminin gerçekleştireceği belirli bir sefer boyunca çalışılması amacıyla kurulan bir hizmet sözleşmesidir. Bu sözleşme, herhangi bir ihbara gerek kalmaksızın, seferin bittiği an kendiliğinden sona erer. Belirli bir sefer amacıyla akdedilen bu iş sözleşmesi, anılan seferin tamamlanıp geminin bağlama limanına varması ve yükünü boşaltmasına dek hükmünü sürdürür.</p>

<p>Deniz İş Kanunu kapsamında, belirli süreli iş sözleşmesinin ilk kez yapılmasında objektif veya esaslı bir nedenin varlığı aranmaz. Buna karşın, sözleşmenin yenilenmesi halinde objektif ve esaslı bir neden bulunması şarttır. İçeriğinde sefer kaydı barındıran sözleşmeler geçerli ve belirli süreli olarak kabul edilir; zira sefer kaydının varlığı bizzat objektif ve esaslı nedendir. Sözleşmede seferin açıkça yazılması zorunludur. Seferin açıkça yer almadığı durumlarda, iş sözleşmesinin belirsiz süreli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Belirli bir sefer için kurulan hizmet sözleşmesinin hitamında, gemi adamının işveren veya işveren vekilinin muvafakatiyle çalışmaya devam etmesi ve geminin yeniden sefere çıkması halinde, hizmet sözleşmesinin söz konusu sefer süresince uzatılmış sayılacağı Deniz İş Kanunu'nun 8/1 maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu şekilde yenilenen sefer sözleşmesi, son seferin bitiminde geminin bağlama limanına varıp yükünü boşaltmasıyla sona erecektir.</p>

<p>Bu noktada ortaya çıkan temel mesele, belirli süre için yapılan hizmet sözleşmelerinin iki veya daha fazla yenilenmesi durumunda belirsiz süreli hale gelip gelmeyeceğidir. Esasen, sefer için akdedilen sözleşmelerde esaslı bir neden mevcuttur ve bu neden bizzat seferin kendisidir. Bir hakkın kötüye kullanıldığı iddia edilmediği sürece, sefer amacıyla zincirleme yapılan hizmet sözleşmelerinin belirli süre olan "<i>sefer için sözleşme</i>" niteliklerini koruduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Gerek belirli süre için gerekse doğrudan sefer için yapılan hizmet sözleşmelerinin sonunda hukuki ilişki kendiliğinden sona ereceği için, bu halde gemi adamı ihbar tazminatına hak kazanamaz.</p>

<p>Deniz iş ilişkilerine konu belirli süreli hizmet sözleşmelerinde, genel kanun konumunda bulunan Türk Borçlar Kanunu’nun mad.430’un da burada değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir sözleşmenin sefer bazlı ve dolayısıyla belirli süreli kabul edilebilmesi için gereğince, seferin sözleşmede açıkça belirtilmesi gerekir. Sefer açıkça yer almazsa, sözleşme başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. TBK mad.430 uyarınca, sefer bazlı sözleşmelerin birden fazla kez yenilenmesi durumunda, TBK 430/1 uyarınca "<i>esaslı bir neden</i>" aranır. Eğer yenilemeler için esaslı bir neden yoksa veya işin niteliği sürekli bir çalışma gerektiriyorsa, sözleşme belirsiz süreli hale dönüşür.</p>

<p>Deniz İş Kanunu çerçevesinde de belirli süreli hizmet sözleşmesi ilk defa yapılırken taraflardan objektif veya esaslı bir neden aranmamaktadır. Ancak hizmet sözleşmesinin yenilenmesi söz konusu olduğunda objektif ve esaslı bir neden zorunludur. İçerisinde sefer kaydı barındıran sözleşmeler geçerli ve belirli sürelidir; zira sefer kaydı bizzat objektif ve esaslı neden teşkil eder. Burada seferin açıkça yazılmış olması şarttır. Seferin açıkça belirtilmemesi halinde ise hizmet sözleşmesinin belirsiz süreli olduğu kabul edilmelidir. (<strong>Bknz: Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 14.3.2016 Tarih, 2014/22725 Esas, 2016/5978 Karar Sayılı Karar)</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu’ndan farklı olarak, Deniz İş Kanunu kapsamında belirli bir süreye veya sefere özgülenmiş hizmet sözleşmelerine deneme kaydı konulması hukuken mümkün değildir. Buna karşılık, belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile çalışacak gemi adamları açısından deneme kaydı öngörülmesi mümkündür. Dolayısıyla, belirli süreli olarak düzenlenen bir sözleşmeye deneme kaydı konulması ve bu süre zarfında gemi adamının haklı bir neden olmaksızın işten çıkarılması durumunda, ilgili gemi adamı bakiye süreye ait ücretini talep etme hakkını haizdir.</p>

<p><strong>ccc.</strong> <strong>Belirsiz Süreli (Süresiz) Hizmet Sözleşmesi</strong></p>

<p>Deniz İş Kanunu’nun temel prensibi uyarınca, belirli bir süre veya sefer esasına dayanmayan hizmet sözleşmeleri belirsiz süreli kabul edilmektedir. Söz konusu sözleşmeler deneme kaydı içerebileceği gibi, ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyen istisnai haller dışında feshin bir ihbar öneli çerçevesinde gerçekleştirilmesi zorunludur. Bununla birlikte, Deniz İş Kanunu belirsiz süreli sözleşmeler için asgari bir süre öngörmüş olup, bu özelliğiyle söz konusu akitler "<i>asgari süreli hizmet sözleşmesi</i>" niteliği de taşımaktadır. Deniz İş Kanunu’nun 16/A maddesi uyarınca, belirsiz süreli hizmet akitlerinin, 14. maddede düzenlenen haller saklı kalmak kaydıyla, gemi adamının işe başlamasından itibaren altı ay geçmeden feshedilmesi yasaklanmıştır.</p>

<p>İlgili yasal hüküm, gemi adamı ile işveren yahut işveren vekili arasında tesis edilen hizmet sözleşmelerinin, gemi adamının işbaşı yaptığı tarihten itibaren altı aylık bir süre geçmeden sonlandırılamayacağı kuralını ihdas etmiştir. Bu düzenleme, mahiyeti itibarıyla gemi adamı lehine koruyucu bir yasal iş güvencesi mekanizması işlevi görmektedir.</p>

<p>Söz konusu altı aylık asgari süre sınırlaması, münhasıran bildirimli fesih işlemleri açısından geçerliliğe sahiptir. Buna karşın, haklı nedene dayalı bildirimsiz (derhal) fesihlerde veya iş akdinin hukuken kendiliğinden nihayete erdiği hallerde bu süre ön şartı uygulama alanı bulmaz.</p>

<p>Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin, herhangi bir haklı nedene dayanmaksızın ve bahsi geçen altı aylık asgari süre tamamlanmadan feshedilmesi durumunda; mağdur olan taraf, söz konusu asgari sürenin bitimine kadar olan periyotta yoksun kaldığı hakları ve maruz kaldığı zararları tazmin etme hakkını haizdir.</p>

<p><strong>ddd. Deneme Süresi</strong></p>

<p>Hizmet sözleşmelerinde tarafların karşılıklı uyumunu değerlendirmesine imkân tanıyan deneme süresi, 854 sayılı Deniz İş Kanunu uyarınca münhasıran belirsiz süreli akitler için öngörülebilmekte ve azami bir ay ile sınırlandırılmaktadır. 4857 Sayılı İş Kanunu'ndaki esnekliğin aksine, deniz iş hukukunda bu sürenin toplu iş sözleşmeleriyle dahi uzatılması hukuken mümkün değildir. Geçerliliği sözleşmede sarih bir biçimde belirtilmesine bağlı olan bu kayıt, baştan itibaren kurulan tek bir hizmet akdinin parçasıdır; dolayısıyla aynı işyerinde daha önce çalışmış bir gemi adamının yeniden denemeye tabi tutulması dürüstlük kuralıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Deneme süresinin en belirgin hukuki sonucu, Deniz İş Kanunu mad.10/2 uyarınca taraflara bu bir aylık zaman diliminde sözleşmeyi herhangi bir gerekçe sunmaksızın, bildirim öneline uymadan ve ihbar tazminatı ödemeksizin derhal feshetme yetkisi tanımasıdır. Deneme süresi içinde feshin en önemli sonucu, fesheden tarafın ihbar tazminatı ödememesidir.<sup>2</sup></p>

<p>Öte yandan, sözleşmenin deneme süresi içinde feshedilmesi halinde dahi gemi adamının fiilen çalıştığı sürelere ilişkin temel ücretinin yanı sıra hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil ve fazla çalışma karşılığı olan tüm hakları mutlak surette korunmaktadır.</p>

<p><strong>bb. Deniz İş Hukukunda Ücret </strong></p>

<p>Deniz iş hukukunda ücret, işçi için en esaslı hak ve iş görme borcunun karşılığı iken; işveren için en önemli borç konumundadır. Ücret olmaksızın bir iş sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Ücretin iş sözleşmesinin kurucu unsurlarından birisi olması, onun işverenin tek yanlı işlemleriyle işçi aleyhine değiştirilmesini engelleyerek korunmasını sağlar.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nun 29. maddesine göre ücret; gemi adamına iş karşılığında işveren veya işveren vekili tarafından nakden ödenen meblağdır. İlgili yasada yapılan değişiklikle birlikte, dar anlamdaki ücret tanımı genişletilerek prim, ikramiye ve her çeşit istihkak da bu kavrama dâhil edilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'na ve Yargıtay uygulamasına göre ise genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para olarak ödenen tutarı kapsar.</p>

<p>Gemi adamına ödenen ve asıl ücret olarak adlandırılan temel (çıplak) ücret, para ile ödenir ve ayni olarak kararlaştırılamaz. Bu temel ücrete prim, ikramiye gibi diğer ücret ekleri dâhil değildir. Geniş anlamda ücret (giydirilmiş ücret) ise asıl ücretin yanı sıra fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil ücreti, prim, ikramiye gibi ödemeler ile yeme-içme, barındırma gibi ayni ödemeleri kapsar. Giydirilmiş ücret, kıdem ve ihbar tazminatı hesaplanmasında dikkate alınır.</p>

<p><strong>aaa. Ücretin Belirlenmesi</strong></p>

<p>Gemi adamı ücretlerinin ve çalışma koşullarının belirlenmesinde; geminin bayrağı, sefer türü ve uluslararası denetim standartları belirleyici rol oynamaktadır. Türk bayraklı gemilerde kural olarak 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun emredici hükümleri uygulanmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye'nin taraf olduğu Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (Maritime Labour Convention – MLC 2006) ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından kabul edilen uluslararası çalışma standartları, Deniz İş Kanunu'nda hüküm bulunmayan veya yetersiz kalan hususlarda tamamlayıcı bir işleve sahiptir. Buna karşılık, elverişli bayrak (Flag of Convenience – FOC) taşıyan gemiler bakımından ücretin belirlenmesinde esas belirleyici unsur, Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu (International Transport Workers' Federation – ITF) tarafından oluşturulan standartlar ile bu standartlar doğrultusunda akdedilen toplu iş sözleşmeleridir.</p>

<p><strong>1) İç Hukuk Mevzuatına Göre</strong></p>

<p>Hizmet sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak şartıyla ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. Deniz İş Kanunu’n 5. maddesi uyarınca yazılı yapılması gereken iş sözleşmesinde; kararlaştırılan ücretin esası, miktarı, ödeme zamanı ve yeri ile banka hesap numarası ispat açısından mutlaka belirtilmelidir.</p>

<p>Ücret miktarının sözleşmede açıkça belirtilmemiş olması, hizmet sözleşmesinin olmadığı anlamına gelmez; böyle bir uyuşmazlıkta Türk Borçlar Kanunu'nun 401. maddesi uyarınca denizcilik teamüllerine, örf ve âdete göre emsal ücret saptanır. Gemi adamının tazminat ve alacaklarına esas ücreti belirlenirken öncelikle imzalı bordro, gemi ücret defteri ve banka kayıtları esas alınır. Ücretin tartışmalı olması durumunda ise meslek odasından sorularak ve tanık beyanları dikkate alınarak belirleme yapılır.</p>

<p>İşverenin eşit işlem borcu gereği, aynı kıdem ve aynı işte çalışan gemi adamlarına haklı bir neden olmadıkça ayrım yapılmadan aynı ücret ödenmelidir. Bu ilke, Anayasa'nın 10. ve 55. maddelerinde, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası metinlerde güvence altına alınmıştır. Yargıtay, emsal ücret belirlenmesinde, geminin grostonilatosu, çalışma süresi ve niteliği belirtilerek ilgili kuruluşlardan araştırma yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Gemi adamına ücret dışında prim, ikramiye ve kârdan pay verilmesi de kararlaştırılabilir.</p>

<p><strong>2-) Denizcilik Çalışma Sözleşmesine Göre Ücretin Belirlenmesi</strong></p>

<p>İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, gemi çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarının uluslararası düzeyde güvence altına alınması amacıyla Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından çok sayıda sözleşme ve tavsiye kararı hazırlanmış, bu metinler üye devletlerin onayına sunularak zaman içerisinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte, düzenlemelerin sayısının artması ve farklı metinler hâlinde dağınık bir yapıya sahip olması, uygulamada birlik sağlanmasını güçleştirmiş ve çeşitli yorum farklılıklarına yol açmıştır. Bu durum, mevcut düzenlemelerin tek bir bütüncül metin altında toplanmasını gerekli kılmıştır. Bu ihtiyaç doğrultusunda, ILO bünyesinde kabul edilmiş bulunan 36 sözleşme ile 1 protokol gözden geçirilerek revize edilmiş ve bunların yerine çerçeve nitelikte bir düzenleme olarak Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (Maritime Labour Convention – MLC 2006) hazırlanmıştır. MLC 2006, gemi çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin temel hak ve yükümlülükleri uluslararası ölçekte düzenleyen kapsamlı ve yeknesak bir hukuki standartlar sistemi niteliğini taşımaktadır. Bununla birlikte, MLC 2006'nın uygulama alanı esas itibarıyla yük ve yolcu gemilerinde görev yapan gemi adamları bakımından uygulama alanı bulduğunu belirtmek gerekir.</p>

<p>MLC 2006’nın önemli özelliklerinden biri de Sözleşmenin, Dünya Denizcilik Örgütü (International Maritime Organization – IMO) tarafından kabul edilen denizciliğe ilişkin temel metinlerden birini oluşturmasıdır. Dünya denizciliğinin temel sütunları olarak nitelenen Denizde Can Güvenliği Uluslararası Sözleşmesi (SOLAS), Gemi Adamlarının Eğitim, Belgelendirilme ve Vardiya Standartları Hakkında Uluslararası Sözleşme (STCW)23 ve Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme (MARPOL) yanında, MLC 2006 uluslararası denizcilik normlarına dördüncü bir sütun olarak eklenmiş ve IMO tarafından limanlarda yapılan denetimlerin bir parçası haline gelmiştir.<sup>3</sup> Türkiye, MLC 2006’yı imzalamış olmasına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Türk Hukukuna entegrasyonu kapsamında 854 Sayılı İş Kanunu’nda yapılacak değişiklikler ve uyum sürecine ilişkin çalışmalarını 2025 yılında duyurmasına rağmen henüz onay sürecini tamamlamamıştır.</p>

<p>MLC 2006'nın Yönerge B2.2.2 hükümleri, gemi adamlarının ücretlerinin hesaplanması ve ödenmesine ilişkin esasları düzenlemektedir. Buna göre, fazla mesai karşılığında ödenecek ücretin saatlik temel ücretin en az 1,25 katı olması öngörülmüş; ücretin tamamen veya kısmen birleştirilmiş (consolidated wage) esasına göre kararlaştırılması hâlinde ise fazla mesainin hangi ölçüde bu ücret kapsamında olduğu ile bunun dışında kalan çalışmaların ayrıca ücretlendirilmesi gerektiği açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca gemi adamlarının fazla çalışma kayıtlarının düzenli şekilde tutulması, ücretlerin gecikmeksizin ödenmesi, eşit değerde işe eşit ücret ilkesine uyulması ve ücretlerden ancak hukuki dayanağı bulunan hâllerde kesinti yapılabilmesi, sözleşmenin benimsediği temel güvenceler arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong>3-) Ücretin Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu (ITF) tarafından belirlenmesi</strong></p>

<p>Uluslararası denizcilik sektöründe gemi adamlarının ücretleri ve çalışma koşullarının belirlenmesinde önemli aktörlerden biri Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu (International Transport Workers' Federation – ITF)'dur. ITF, özellikle elverişli bayrak (Flag of Convenience–FOC) taşıyan gemilerde çalışan gemi adamlarının ücret ve çalışma koşullarının uluslararası asgari standartlara uygun şekilde belirlenmesini amaçlamaktadır. Bu kapsamda federasyon, ILO ve IMO nezdindeki çalışmalara katılmakta, denizcilik sektöründe faaliyet gösteren sendikalar arasında koordinasyon sağlamaktadır.</p>

<p>ITF'nin denizcilik faaliyetleri, geleneksel denizcilik ülkelerindeki sendikalar ile uluslararası denizcilik sektörüne iş gücü sağlayan ülkelerdeki sendikaların iş birliğine dayanmaktadır. Federasyon tarafından hazırlanan toplu iş sözleşmeleri, özellikle elverişli bayrak taşıyan gemilerde çalışan gemi adamlarının ücret, çalışma süreleri ve sosyal haklarına ilişkin asgari standartları belirlemektedir. Bu standartlara uyulmaması hâlinde ITF müfettişleri, liman devleti denetimleriyle bağlantılı olarak gemide inceleme yapabilmekte ve eksiklikler giderilinceye kadar geminin faaliyetlerinin sınırlandırılmasına yönelik girişimlerde bulunabilmektedir.</p>

<p>Elverişli bayrak uygulaması, armatörün gemisini kendi devleti yerine başka bir devletin bayrağı altında işletmesini ifade etmektedir. Bu sistemin bazı durumlarda iş gücü maliyetlerini azaltmaya yönelik kullanılabilmesi nedeniyle, ITF özellikle bu gemiler bakımından denetim faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadır. Federasyonun Özel Gemi Adamları Departmanı, ITF toplu iş sözleşmelerinin uygulanmasını takip etmekte; ücret alacakları, çalışma koşulları, iş kazaları ve gemi adamlarının diğer haklarına ilişkin uyuşmazlıklarda hukuki ve sendikal destek sağlamaktadır.</p>

<p>Bu çerçevede, ITF sözleşmeleri yalnızca elverişli bayrak taşıyan gemiler bakımından uygulanmakta olup, bu gemilerde görev yapan gemi adamlarının ücretlerinin uluslararası kabul gören asgari düzeyin altına düşmesini önleyen önemli bir koruma mekanizması işlevi görmektedir.</p>

<p>ITF sözleşmeleri, ITF üyesi bir denizcilik sendikası ile geminin maliki veya işleteni arasında akdedilen toplu iş sözleşmeleridir. Bu sözleşmelerin uygulanması kapsamında gemi adamlarıyla ayrıca bireysel iş sözleşmeleri de imzalanmakta; sözleşmenin bir nüshası gemide, diğer nüshası ise gemi adamında muhafaza edilmektedir. Gemi adamının ülkesinde ITF üyesi bir sendikanın bulunmaması hâlinde dahi, ITF sözleşmesi kapsamındaki bir gemide çalışıyorsa federasyon, işverenle yaşanan uyuşmazlıklarda gemi adamını temsil edebilmektedir.</p>

<p>ITF'nin özellikle elverişli bayrak taşıyan gemiler üzerindeki denetim yetkisi, gemi adamlarının ücretlerinin uluslararası asgari standartların altında belirlenmesini önlemeye yöneliktir. Bu kapsamda ITF müfettişleri, denetim sırasında tespit edilen aykırılıkların giderilmesi amacıyla gemi adamlarını temsilen gemi kaptanı veya işveren temsilcisiyle yeni toplu ve bireysel iş sözleşmeleri imzalayabilmekte ve geçmişe dönük ücret farklarının ödenmesini sağlayabilmektedir.</p>

<p>Bu uygulamanın hukuki geçerliliği Türk temyiz mahkemelerinin de incelemesine konu olmuştur. Yabancı bayraklı ancak elverişli bayrak statüsündeki gemilerde çalışan gemi adamlarına, ITF denetimi sonrasında ödenen ücret farklarının işveren tarafından sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak geri istenmesine ilişkin uyuşmazlıklarda Yargıtay'ın farklı hukuk daireleri istikrarlı biçimde aynı sonuca ulaşmıştır. Yargıtay kararlarında, elverişli bayrak taşıyan gemiler bakımından ITF'nin gemi adamlarını temsil etme yetkisinin bulunduğu, ITF müfettişleri tarafından imzalanan toplu ve bireysel iş sözleşmelerinin işvereni bağladığı, bu sözleşmelere dayanılarak yapılan ücret ödemelerinin hukuki sebebe dayandığı ve dolayısıyla işveren tarafından geri talep edilemeyeceği kabul edilmiştir. <strong>(Bknz: Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 17.02.2015 Tarih, 2013/10307 Esas, 2015/6929 Karar Sayılı Kararı, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 02.06.2014 Tarih, 2012/10899 Esas, 2014/17601 Karar Sayılı Kararı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 08.02.2016 Tarih, 2015/14908 Esas, 2016/1153 Karar Sayılı Kararı, Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin 02.12.2015 Tarih, 2015/11291 Esas, 2015/19459 Karar Sayılı Kararı)</strong></p>

<p><strong>bbb.Ücretin Ödenmesi</strong></p>

<p>Gemi adamının ücreti kural olarak işveren tarafından ödenir. Bununla birlikte, 4857 sayılı İş Kanunu'nda ücretin üçüncü kişiler tarafından da ödenebileceği kabul edilmiştir. Deniz İş Kanunu'nda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, ücretin üçüncü kişi tarafından ödenmesi mümkündür ve bu durumda işverenin ücret ödeme borcu ifa edilmiş sayılır. Ücretin kural olarak gemi adamına veya onun yetkilendirdiği kişiye ödenmesi gerekir.</p>

<p>Ücret, prim, ikramiye ve diğer parasal hakların iş sözleşmesinde kararlaştırılan yer ve zamanda eksiksiz olarak ödenmesi esastır. Taraflar ödeme zamanı konusunda bir düzenleme yapmamışsa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 406. maddesi uyarınca ücret, aksine bir teamül bulunmadıkça her ayın sonunda muaccel olur. Ücretin, sözleşmede yabancı para kararlaştırılmadığı sürece Türk lirası üzerinden ödenmesi gerekir.</p>

<p>Gemi adamı hizmet sözleşmesinin devamı süresince hak kazandığı ücretin tamamına hak kazanır. Seyir hâlindeki gemide hizmet sözleşmesinin sona ermesi durumunda ise sözleşmenin hüküm ve sonuçları geminin ilk güvenli limana ulaşmasına veya yükünü boşaltmasına kadar devam ettiğinden, bu süre içinde çalışmaya devam eden gemi adamına fiilen çalıştığı döneme ilişkin ücretin ödenmesi gerekir.</p>

<p>Ücret alacağında, çalışmanın varlığını ispat yükü gemi adamına, ücretin ödendiğini ispat yükü ise işverene ait olduğu Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarında da kabul edilmektedir. Deniz İş Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca işverenin ücret defteri tutması zorunlu olup, belgeye dayanmayan ödeme iddiaları hukuken geçerli sayılmamaktadır. Bu nedenle ücretin ödendiği; ücret bordrosu, ücret pusulası, makbuz, banka kayıtları, ibraname veya gemi adamının imzasını taşıyan diğer belgelerle ispat edilmelidir.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nda gemi adamının ücret alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi özel olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenle, genel kanun niteliğindeki Türk Borçlar Kanunu uygulanmakta olup, ücret ve ücret niteliğindeki diğer işçilik alacakları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147. maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.</p>

<p><strong>ccc. Ücretin Ödenmemesi</strong></p>

<p>Gemi adamı, ücret alacağını zamanaşımı süresi içerisinde talep edebilir. Deniz İş Kanunu'nun 29/4. maddesi uyarınca iş sözleşmesinin sona ermesi hâlinde işveren veya işveren vekili, gemi adamının ücretini derhâl ve tam olarak ödemekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğe aykırılık, Kanun'un 51. maddesi kapsamında idari yaptırıma bağlanmıştır.</p>

<p>Buna karşılık, Deniz İş Kanunu'nun 29/5. maddesi uyarınca haklı bir sebep olmaksızın iş görme borcunu yerine getirmeyen gemi adamı, durumun gemi jurnaline veya tutanakla belgelendirilmesi koşuluyla çalışmadığı süreye ilişkin ücrete hak kazanamaz. Ancak bu hüküm, fiilen çalışılarak hak edilen ücretlerin ödenmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ayrıca işverenin uğradığı zararın tazminini talep hakkı saklıdır.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nda özel düzenleme bulunmayan hâllerde, Türk Borçlar Kanunu'nun 408 ve 409. maddeleri kıyasen uygulanmalıdır. Bu kapsamda, işverenin temerrüdü veya kusuruyla iş görme ediminin ifasının engellenmesi hâlinde gemi adamı ücret hakkını korur. Aynı şekilde, gemi adamının kusuru dışında ortaya çıkan ve geçici nitelik taşıyan ifa engellerinde de, kanuni koşulların varlığı hâlinde hakkaniyete uygun ücret ödenmesi esası geçerliliğini sürdürmektedir.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nda ücret alacaklarına uygulanacak özel bir faiz türü öngörülmediğinden, bireysel veya toplu iş sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz uygulanır. Buna karşılık, toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan ücret ve diğer parasal haklar bakımından 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 53/2. maddesi uyarınca en yüksek işletme kredisi faizi uygulanacaktır.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nun 29. maddesi uyarınca ücret, iş sözleşmesinde kararlaştırılan yer ve zamanda tam olarak ödenmelidir. Ödeme günü sözleşmede belirlenmişse işveren bu tarihte kendiliğinden temerrüde düşer ve faize bu tarihten itibaren hükmedilir. Ödeme zamanı kararlaştırılmamışsa, ücret alacağı bakımından temerrüt kural olarak ihtarla gerçekleşir. Ancak iş sözleşmesinin sona ermesi hâlinde ücret ve ücret niteliğindeki diğer alacaklar derhâl muaccel olacağından, fesih tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerekir.</p>

<p>Son olarak belirtilmelidir ki, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1320/1/a uyarınca gemi alacaklısı hakkı doğuran alacaklar arasında gemi adamlarının gemide çalıştırılmalarından doğan alacaklarına da yer verilmiştir. Bu kapsamda, kaptan, gemi zabitleri, gemi adamları ve gemide istihdam edilen diğer kişilerin donatana karşı gemide çalıştırılmalarından dolayı doğan her türlü alacakları, gemi alacağı niteliği taşımaktadır. Gemi adamının, gemi alacaklısı hakkı kazanabilmesi için gereken gemide çalıştırılmakta olma koşulu, tüm hizmetin/çalışmanın aralıksız gemide gerçekleşmesini gerektirmez. Kanun gereği ya da işverenin onayı ile gemiden ayrı geçirilen süreler için doğan alacaklar da bu hükmün kapsamındadır.<sup>4 </sup>TTK mad.1323/1 uyarınca bahse konu alacaklardan doğan kanuni rehin hakkı, gemi üzerinde kurulmuş tescilli veya tescilsiz diğer kanuni ve akdi rehin hakları ile ayni haklara karşı rüçhan hakkı verir ve bahse konu hak geminin mülkiyeti veya zilyetliği değişse dahi gemiyi takip etmeyi sürdürecektir. Ayrıca, TTK mad.1353/1 gereğince gemi adamı, TTK mad.1352/1/o uyarınca deniz alacağı olarak da kabul edilen alacağını güvence altına almak amacıyla gemi üzerine koşulları oluştuğu taktirde ihtiyati haciz kararı verilmesini talep edebilecektir. Ancak ihtiyati haciz yoluna başvurulmuş olması veya olmaması, gemi alacaklısı hakkının varlığını ve sağladığı hukuki korumayı etkilemeyecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eylem-okumus" title="Av. Eylem OKUMUŞ"><img alt="Av. Eylem OKUMUŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/11/eylem-okumus.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eylem-okumus" title="Av. Eylem OKUMUŞ">Av. Eylem OKUMUŞ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><sup>----------</sup></span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>1</sup> Deniz İş Hukuku (Denizcilik Çalışma Sözleşmesi ve Emsal Yargıtay Kararları ile), Bektaş Kar, s.213.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>2</sup> Deniz İş Hukuku (Denizcilik Çalışma Sözleşmesi ve Emsal Yargıtay Kararları ile), Bektaş Kar, s.217.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><sup>3</sup></strong> Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC 2006) Perspektifinden Türk İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı: Tespitler, Değerlendirmeler, Öneriler, Ulaş Baysal, s.508-509</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>4</sup>Gemi Adamlarının Gemi Alacaklısı Hakkı, TBB Dergisi 2021, Enes Aliş, s.410.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-ve-uluslararasi-hukuk-duzenlemeleri-cercevesinde-gemi-adamlarinin-iscilik-alacaklari-sorunsali-karsilastirmali-bir-inceleme-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/gemi-adamlari-isci-kaptan-sozle.jpg" type="image/jpeg" length="10615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suçun Hukuki Niteliğinin Değiştiği Durumlarda Değişikliğin Sanığa Bildirilmesine İlişkin Bazı Hususları Düzenleyen Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/18 numaralı dosyada, 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Dava Konusu Kural</strong></p>

<p>Dava konusu kuralda, suçun hukuki niteliğinin değiştiği durumlarda söz konusu değişikliğe ilişkin sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiine yapılan bildirimlerin yeterli kabul edilerek yargılamanın sona erdirilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla mahkemenin, sanığın adresini araştırma yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığı, sanığa duruşmaya katılamama konusunda mazeret sunma imkânının tanınmadığı, yargılamanın hızlı şekilde tamamlanması amacıyla savunma hakkına getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkını zedelediği, ayrıca konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının gereğinin de yerine getirilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir. Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma yapma imkânı tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir. Hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilebilmesi için önemli bir kriter olan sanığın kendisini bizzat savunabilmesi, duruşmada hazır bulunma hakkının sağlanmasıyla mümkün olabilir. Ceza yargılamalarında sanığa yöneltilen suçlama ve bunun hukuki nitelendirmesiyle ilgili olarak tam ve detaylı bilgi verilmesi yargılamanın bir bütün olarak adil olması açısından önemli bir gerekliliktir.</p>

<p>Yargılama sürecinde bazı durumlarda sanığa yöneltilen isnadın niteliğinde değişiklik yapılması gündeme gelebilir. İsnadın niteliğinin değiştiği durumlarda, sanığın yeni vasıflandırmaya göre savunmasını düzenleyebilmesi ve bu savunmasını mahkemeye sunabilmesi için nitelik değişikliğinin isnadı öğrenme hakkının bir gereği olarak sanığa bildirilmesi gerekir. Bu durum, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun adil bir yargılamanın da gereğidir.</p>

<p>Bununla birlikte sanığa adil yargılanma hakkının asgari güvencelerinden yararlanma imkânı sağlanmak şartıyla sanığın yokluğunda yürütülen kovuşturma işlemleri, ilke olarak tek başına adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturmaz. Bu bağlamda anılan durumda bulunan sanık hakkında yargılama yapılarak sorgusu yapılmaksızın hüküm kurulması mümkündür. Buna karşılık yokluğunda hüküm verilen sanığın suç isnadına ilişkin olarak yeterince bilgilendirilmediği ve duruşmada hazır bulunmak suretiyle bizzat savunma hakkını kullanamadığı durumlarda, geçerli bir sebebi olmasına rağmen yokluğunda verilen hükme karşı ilk derece mahkemesi veya kanun yolunda yeni bir değerlendirme hakkını talep edememesi adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>Dava konusu kuralla sanığa ek savunma hakkı ile ilgili bildirimin dosyada var olan son adresine yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiye yapılmasının yeterli görülmesi değişen isnada göre gıyapta yargılama yapma imkânı getirmekte, sanık hakkında mahkûmiyet de dâhil olmak üzere her türlü kararın verilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Yargılama sürecinde isnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve savunma haklarından feragat etmek mümkündür. Bununla birlikte feragatin açık bir şekilde anlaşılması, feragatin tam olarak anlaşılamadığı durumlarda ise geçerli mazereti olması koşuluyla yokluğunda yargılama yapılan sanığa daha sonra duruşmaya bizzat katılma ve bizzat savunma yapma hakkını sağlayacak bir usulün öngörülmesi gerekir.</p>

<p>Suçun niteliğinin değiştiğine ilişkin sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâllerinde yargılamanın sona erdirilmesi sanığın isnadı öğrenme, bizzat savunma ve duruşmada hazır bulunma haklarından feragat ettiğinin kabul edilmesi açısından yeterli bir neden değildir. Dava konusu kuralda sanığın mazeretini belirtmesi ve anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence de öngörülmemiştir. Dolayısıyla kural kapsamında sanığın değişen isnada göre savunma hakkından yoksun bırakılmasının, yargılamanın yersiz uzamasının önüne geçilmesi amacına ulaşılması bakımından gerekli ve orantılı olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/18</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/66</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih</strong><strong>-Sayı : 16/7/2026-33</strong><strong>311</strong></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN:</strong> Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU</strong>: 14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 1. maddesiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Dördüncü cümlesinde yer alan “<i>...aksatmayacak...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Beşinci cümlesinde yer alan “<i>...aksama...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>B.</strong> 3. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun başlığı ile birlikte değiştirilen 52. maddesinde yer alan “<i>...yönetmelik</i><i>t</i><i>e düzenlenir.</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>C.</strong> 7. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un 189. maddesine eklenen ikinci fıkranın dördüncü cümlesinde yer alan “<i>Katılım payından muaf olan diğer kişi ve kurumlar...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 14. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> Birinci fıkrasının ikinci cümlesine eklenen “<i>...</i><i>,</i> <i>Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i><i>...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Birinci fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin,</p>

<p><strong>D.</strong> 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un 44. maddesine eklenen “<i>...ve Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekilleri</i><i>...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>E.</strong> 16. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin,</p>

<p><strong>F.</strong> 18. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen 76. maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>...</i><i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</i>” bölümünün,</p>

<p><strong>2.</strong> (5) numaralı fıkrasının “<i>...</i><i>öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</i>’’ bölümünün,</p>

<p>Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 9., 10., 13., 17., 36., 40., 42., 58., 90., 123., 124.,128., 138., 139., 140. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;</p>

<p><strong>1.</strong> 1. maddesiyle 1136 sayılı Kanun’un 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(Ek fıkra:8/6/2022-7409/1</i> <i>md.</i><i>)</i><i> </i><i>(Değişik fıkra:14/11/2024-7532/1</i> <i>md.</i><i>)</i><i><strong> </strong></i><i>Avukatlık stajına fiilen engel olmamak şartıyla herhangi bir işte sigortalı olarak çalışılması avukatlık stajının yapılmasına engel değildir. Adli ve idari yargı hâkim ve savcı adayları veya yardımcıları ile hâkim ve savcılar hariç olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanlar da görev yeri saklı kalmak kaydıyla mahkemelerde yapılan staj sürecinde aylıksız veya ücretsiz izinli olarak avukatlık stajı yapabilir.</i> <i>Bu dönemde ilgilinin talebi üzerine yıllık izinler de kullandırılabilir. Avukat yanında yapılacak staj sürecinde ise kamu kurum ve kuruluşu tarafından ilgilinin ifa ettiği kamu görevini</i> <i><strong><u>aksatmayacak</u></strong></i> <i>şekilde çalışma saatleri ile izin dönemleri ve süreleri düzenlenebilir. Ancak ifa edilen kamu görevinin niteliğinden dolayı aynı anda staj yapma durumunda kamu görevinde</i> <i><strong><u>aksama</u></strong></i> <i>ortaya çıkacağı hallerde avukat yanında yapılan staj sürecinde de ilgiliye aylıksız veya ücretsiz izin verilebilir.</i> <i>Şu kadar ki, ilgili mevzuatında memur kadrolarına geçiş hakkı tanınan sözleşmeli personel ancak memur kadrolarına geçiş hakkını kazandıktan sonra bu fıkrada yer alan hükümlerden yararlanabilir. Bu fıkrada belirtilen aylıksız veya ücretsiz izinler diğer mevzuatta yer alan sınırlamalara tabi değildir. Kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanların staj sürecindeki izin dönemleri ve süreleri ile çalışma saatlerinin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>2.</strong> 3. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un değiştirilen 52. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışması:</i></p>

<p><i>MADDE 52- (Başlığı ile Birlikte Değişik:14/11/2024-7532/3</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına ilişkin usul ve esaslar, Türkiye Noterler Birliğinin mütalaası alınarak Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan</i> <i><strong><u>yönetmelikte düzenlenir.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>3.</strong> 7. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un 189. maddesine eklenen ikinci fıkra şöyledir:</p>

<p>“<i>(Ek fıkra:14/11/2024-7532/7</i> <i>md.</i><i>) Araç sicil ve tescil sistemi veri tabanında yer alan bilgilerin 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun ek 18 inci maddesi çerçevesinde kişi ve kurumlarla paylaşılması karşılığında sorgu veya dönen kayıt başına Türkiye Noterler Birliğince iki Türk lirası işlem katılım payı alınır. Bu miktar her yıl, bir önceki yıla ilişkin 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır. Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinden katılım payı alınmaz.</i> <i><strong><u>Katılım payından muaf olan diğer kişi ve kurumlar</u></strong></i> <i>ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin hususlar yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>4.</strong> 14. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un birinci fıkrasına ibare ve cümlenin eklendiği, ikinci fıkrası değiştirilen 30. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı</i></p>

<p><i>Madde 30- Her bölge adliye mahkemesinde bir Cumhuriyet başsavcılığı bulunur. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, Cumhuriyet başsavcısı,</i> <i><strong><u>Cumhuriyet</u></strong></i> <i><strong><u>başsavcıvekili</u></strong></i> <i>ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısından oluşur. (Ek cümle:14/11/2024- 7532/14</i> <i>md.</i><i>)</i> <i><strong><u>İş durumunun gerekli kıldığı yerlere birden fazla Cumhuriyet</u></strong></i> <i><strong><u>başsavcıvekili</u></strong></i> <i><strong><u>atanabilir.</u></strong></i></p>

<p><i>(Değişik ikinci fıkra:14/11/2024-7532/14</i> <i>md.</i><i>) Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i> <i>19 uncu maddede belirtilen görevleri yerine getirir.</i>”</p>

<p><strong>5</strong><strong>.</strong> 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un başlığına ve birinci fıkrasına ibarelerin eklendiği 44. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Cumhuriyet başsavcısı,</i> <i>başsavcıvekili</i> <i>ve savcılarının nitelikleri ve atanmaları</i></p>

<p><i>Madde 44- (Değişik: 18/6/2014–6545/51</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıları</i> <i><strong><u>ve Cumhuriyet</u></strong></i> <i><strong><u>başsavcıvekilleri</u></strong></i> <i>birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş; Cumhuriyet savcıları ise hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile bölge adliye mahkemesinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunan adli yargı hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır.</i>”</p>

<p><strong>6</strong><strong>.</strong> 16. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(4) (Değişik:14/11/2024-7532/16</i> <i>md.</i><i>) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa</i> <i>müdafie</i> <i>yapılır.</i> <i>Müdafii</i> <i>sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.</i> <i><strong><u>Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde</u></strong></i> <i><strong><u>müdafie</u></strong></i> <i><strong><u>yapılan bildirimler yeterli kabul edilir.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>7</strong><strong>.</strong> 18. maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un değiştirilen 76. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Öğretimden yararlanma</i></p>

<p><i>Madde 76- (Değişik:14/11/2024-7532/18</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>(1) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk</i> <i>eğitimevlerinde</i> <i>bulunan hükümlülerin tüm öğretim türlerinden; diğer ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ise kurum içinde verilebilen yaygın, dışarıdan ve açık öğretim programlarından yararlanmaları sağlanır.</i></p>

<p><i>(2) Kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, kurum içinde açılan örgün öğretim programlarına</i> <i><strong><u>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde</u></strong></i> <i>devam edebilir. Yaş, eğitim düzeyi, engellilik durumu, sosyal ve ekonomik durum ile benzeri ölçütlere göre ihtiyacı olan hükümlülere öncelik verilir.</i></p>

<p><i>(3) Kayıtlı olduğu eğitim kurumlarının ilgili mevzuatına göre gerekli şartları taşıyan ve kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin sınavları, kişi ve kurum güvenliği ile kurum disiplin ve düzeninin bozulmasını önleyici tedbirler alınarak aşağıda belirtilen usule göre ceza infaz kurumu içinde yapılır:</i></p>

<p><i>a) Kayıtlı oldukları ortaöğretim, ön lisans, lisans ve benzeri öğretim programları kapsamındaki sınavlar ile mesleki yeterlilik gibi yazılı veya sözlü sınavlar, ilgili kurum ile koordinasyon sağlanarak öncelikle çevrim içi, bunun mümkün olmaması hâlinde ise ilgili eğitim kurumu görevlisinin gözetiminde yüz yüze yapılır.</i></p>

<p><i>b) Hükümlüler, merkezî sınavlar ile açık öğretim kurumları sınavlarına, sınav merkezi olarak belirlenen ceza infaz kurumlarında katılır.</i></p>

<p><i>(4) Kurum ve kuruluşlar ile üniversiteler, sınavlara ilişkin olarak üçüncü fıkrada belirtilen konularda gerekli düzenlemeleri yapmak ve tedbirleri almakla yükümlüdür.</i></p>

<p><i>(5) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk</i> <i>eğitimevlerinde</i> <i>bulunan hükümlülerin öğretimden yararlanması veya sınavlara katılması, hükümlünün; başarısız olması, devamsızlık göstermesi, eğitim ve sınav alanlarında bu Kanunda yazılı disiplin cezasını gerektiren eylemlerden birini gerçekleştirmesi veya</i> <i><strong><u>öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması</u></strong></i> <i>hâlleri dışında engellenemez.</i></p>

<p><i>(6) Bu maddenin uygulanmasına ve sınavlara ilişkin usul ve esaslar</i> <i>Milli</i> <i>Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. AYIRMA VE ESASA KAYIT KARARI</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 189. maddesine eklenen ikinci fıkranın dördüncü cümlesinde yer alan “<i>Katılım payından muaf olan diğer kişi ve kurumlar…</i>” ibaresinin iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin davanın E.2025/18 sayılı davadan ayrılmasına, yeni bir esasa kaydedilmesine ve esas incelemenin bu yeni esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V</strong><strong>. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Kanun’un 1.</strong> <strong>M</strong><strong>addesiyle 1136</strong> <strong>S</strong><strong>ayılı Kanun’un 16. Maddesinin Değiştirilen İkinci Fıkrasının Dördüncü Cümlesinde Yer Alan</strong> <strong>“</strong><i><strong>...aksatmayacak...</strong></i><strong>”</strong> <strong>İbaresi</strong><strong>nin</strong> <strong>ve</strong> <strong>Beşinci Cümlesinde Yer Alan</strong> <strong>“</strong><i><strong>...aksama...</strong></i><strong>”</strong> <strong>İbaresinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 1136 sayılı Kanun’un 3. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, Türk hukuk fakültelerinden birinden mezun olmak veya yabancı ülke hukuk fakültesinden mezun olup da Türkiye hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden başarılı sınav vermiş bulunmak, avukatlık stajını tamamlayarak staj bitim belgesi almış olmak, levhasına yazılmak istenen baro bölgesinde ikametgâhı bulunmak ve anılan Kanun’a göre avukatlığa engel bir hâli olmamak avukatlık mesleğine kabul edilmenin şartları arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kanun’un 4. maddesinde ise hâkimlik ve savcılıklarda, Anayasa Mahkemesi raportörlüklerinde, Danıştay üyeliklerinde, üniversiteye bağlı fakültelerin hukuk bilimi dersleri dalında profesörlük, doçentlik, yardımcı doçentlik görevlerinde dört yıl, kamu kurum ve kuruluşlarının hukuk müşavirliği görevinde on yıl süre ile hizmet etmiş olanlar ile Türk vatandaşları ve Türk uyruğuna kabul olunanlardan yabancı hukuk fakültelerinden mezun olup da geldikleri yerde dört yıl süreyle mahkemelerin her derecesinde hâkimlik, savcılık veya avukatlık yapmış ve avukatlığı meslek edinmiş bulunanlar için -3. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yazılı olduğu biçimde Türk hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden usulüne uygun olarak yapılan sınavlarda başarı göstermiş ve ayrıca Türkçeyi iyi bilir oldukları da bir sınavla anlaşılmış olmak kaydıyla- staj yapma şartının aranmayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 5. maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde avukatlık mesleğiyle birleşemeyen bir işle uğraşanların avukatlık mesleğine kabul talebinin reddedileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Avukatlık mesleğiyle birleşemeyen işler 11. maddede sayılmıştır. Buna göre aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya mesleğin onuru ile bağdaşması mümkün olmayan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.</p>

<p><strong>%2.</strong> 12. maddede ise milletvekilliği, il genel meclisi ve belediye meclis üyeliği, hukuk alanında profesör ve doçentlik, özel hukuk tüzel kişilerinin hukuk müşavirliği ve sürekli avukatlığı ile bir avukat yazıhanesinde ücret karşılığında avukatlık, hakemlik, arabuluculuk, tasfiye memurluğu, yargı mercilerinin veya adli bir dairenin verdiği herhangi bir görev veya hizmet, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de (KHK) başka iş veya hizmetle uğraşmaları yasaklanmamış bulunmak şartıyla bu KHK’nın kapsamına giren iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları ve bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ve iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşları dışında kalıp sermayesi devlete ve diğer kamu tüzel kişilerine ait bulunan kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği, denetçiliği, anonim, limitet, kooperatif şirketlerin ortaklığı, yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliği ve komandit şirketlerde komanditer ortaklık, hayri, ilmî ve siyasi kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliği, gazete ve dergi sahipliği veya bunların yayım müdürlüğü avukatlıkla birleşebilen işler arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 15. maddede avukatlık stajının bir yıl olduğu, stajın ilk altı ayının mahkemelerde ve kalan altı ayının da en az beş yıl kıdemi olan ve staj yaptığı baroya kayıtlı bir avukatın yanında yapılacağı, stajın hangi mahkemede ve adalet dairelerinde ne surette yapılacağının yönetmelikte gösterileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 16. maddenin birinci fıkrasında avukatlık stajı yapmak isteyenlerde aranacak şartlar düzenlenmiştir. Buna göre 3. maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (f) bentlerinde yazılı şartları taşıyan ve hukuk mesleklerine giriş sınavında başarılı olanlardan stajyer olarak sürekli staj yapmalarına engel işleri ve 5. maddede yazılı engelleri bulunmayanlar, staj yapacakları baroya bir dilekçeyle başvurabilecektir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anılan maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde avukatlık stajına fiilen engel olmamak şartıyla herhangi bir işte sigortalı olarak çalışmanın avukatlık stajının yapılmasına engel olmadığı hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkranın ikinci ve üçüncü cümlelerinde ise adli ve idari yargı hâkim ve savcı adayları ile hâkim ve savcılar hariç olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanların da görev yeri saklı kalmak kaydıyla mahkemelerde yapılan staj sürecinde aylıksız veya ücretsiz izinli olarak avukatlık stajı yapabilecekleri ve bu dönemde ilgilinin talebi üzerine yıllık izinlerinin de kullandırılabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Fıkranın dördüncü cümlesinde avukat yanında yapılacak staj sürecinde kamu kurum ve kuruluşu tarafından ilgilinin ifa ettiği kamu görevini aksatmayacak şekilde çalışma saatleri ile izin dönemleri ve sürelerinin düzenlenebileceği belirtilmiştir. Anılan cümlede yer alan “<i>…aksatmayacak…</i>” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. Beşinci cümlede ise ifa edilen kamu görevinin niteliğinden dolayı aynı anda staj yapma durumunda kamu görevinde aksama ortaya çıkacağı hâllerde avukat yanında yapılan staj sürecinde de ilgiliye aylıksız veya ücretsiz izin verilebileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu cümlede yer alan “<i>…aksama…</i>” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Altıncı cümlede ilgili mevzuatında memur kadrolarına geçiş hakkı tanınan sözleşmeli personelin ancak memur kadrolarına geçiş hakkını kazandıktan sonra bu fıkrada yer alan hükümlerden yararlanabileceği, yedinci cümlede, fıkrada belirtilen aylıksız veya ücretsiz izinlerin diğer mevzuatta yer alan sınırlamalara tabi olmadığı düzenlenmiştir. Sekizinci cümlede ise kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanların staj sürecindeki izin dönemleri ve süreleri ile çalışma saatlerinin düzenlenmesine ilişkin usul ve esasların Cumhurbaşkanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>%2.</strong> 21. maddede avukatlık stajının, ilgilinin başvurusu üzerine 20. madde gereğince ilgili baro yönetim kurulunca alınan karara istinaden avukat adayının stajyer listesine yazılmasıyla birlikte başlayacağı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 23. maddenin birinci fıkrasında stajın kesintisiz olarak yapılacağı, stajyerin haklı nedenlere dayanarak devam etmediği günlerin engelin kalkmasından sonraki bir ay içinde başvurduğu takdirde mahkeme stajı sırasında Adalet Komisyonu, avukat yanındaki staj sırasında ise baro yönetim kurulu kararıyla tamamlattırılacağı, stajın yapıldığı yere göre adalet komisyonu başkanı ve baro başkanının haklı bir engelin bulunması hâlinde yanında staj yaptığı avukatın da görüşünü alarak stajyere otuz günü aşmamak üzere izin verebileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise stajyerin avukatla birlikte duruşmalara girmek, avukatın mahkemeler ve idari makamlardaki işlerini yapmak, dava dosyaları ve yazışmaları düzenlemek, baroca düzenlenen eğitim çalışmalarına katılmak, baro yönetim kurulunca verilen ve yönetmelikte gösterilecek diğer ödevleri yerine getirmekle yükümlü olduğu; stajyerlerin meslek kurallarına ve yönetmeliklerde belirlenen esaslara uymak zorunda oldukları düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarda belirtilen kamu görevinde <i>aksama</i>nın ne şekilde tespit edileceğinin belirsiz olduğu, söz konusu ibarenin nesnel ölçütlerle belirlenmediği, bu nedenle idare tarafından her türlü davranışın görevi aksatma olarak nitelendirilebileceği, avukat yanında yapılacak staj sürecine ilişkin usul ve esasların genel çerçevesinin keyfîliğe izin vermeyecek şekilde kanunla çizilmesi gerektiği hâlde kurallarda bu ilkeye uyulmadığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 7. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ5ODM5MGM3LWU3NWEtZjExYy03MDBjLWQ0ODMzZDRkMTc3Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2017/179</a>, K.2018/106, 8/11/2018, § 10; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjczMDRkNTRmLTViYjctMDhkOC03Y2Y2LTU4NWNjZWZkNmM1MQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2017/21</a>, K.2020/77, 24/12/2020, § 247).</p>

<p><strong>%2.</strong> Dava konusu kuralların fiil olarak kökenini oluşturan <i>aksamak</i> kelimesi Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre bir işin gereği gibi yürümemesi, geri kalması anlamına gelmektedir. Söz konusu kavramın kapsam ve sınırları durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek niteliktedir. Dolayısıyla kurallarda avukat yanında staj yapan kamu personelinin ifa ettiği görevin aksayabileceği hâllerin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak belirlenebileceği gözetildiğinde kuralların hukuki belirlilik ilkesine aykırı bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya aykırı olmaması için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2021/14</a>, K.2023/173, 11/10/2023, § 9). Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYwZDVmOWU1LTM3MmUtOTFjMy0yYWVlLTBmMGM2YzI3M2MwOA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/99</a>, K.<a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">2021/14</a>, 3/3/2021, § 102).</p>

<p><strong>%2.</strong> Bu itibarla Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belirli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir. Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYxYjhkN2JjLTkyNjItN2NiNy0zM2U3LTllOTA2MjRkYmEzYw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/50</a>, K.2022/107, 28/9/2022, § 28).</p>

<p><strong>%2.</strong> Kurallarda kamu kurum ve kuruluşunda görev yapanların avukat yanında yaptıkları staj sürecinde ilgilinin ifa ettiği kamu görevini aksatmayacak şekilde kamu kurum ve kuruluşları tarafından çalışma saatleri ile izin dönemlerinin ve sürelerinin düzenlenmesi, kamu görevinin niteliği gereği aynı anda staj yapma nedeniyle aksamanın ortaya çıkacağı hâllerde ise kişiye aylıksız veya ücretsiz izin verilmesine imkân tanınmak suretiyle kamu görevlilerinin kamusal hizmetin sürekliliği bozulmadan avukatlık stajını yapmalarının sağlanması amaçlanmıştır. Dolayısıyla kuralların kamu yararı dışında bir amaca yönelik olarak ihdas edildiği söylenemez.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. ve 123. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>B. Kanun’un</strong> <strong>3. Maddesiyle 1512 Sayılı Kanun’un Başlığı</strong> <strong>ile</strong> <strong>Birlikte Değiştirilen 52. Maddesinde Yer Alan</strong> <strong>“</strong><i><strong>...yönetmelikte düzenlenir.</strong></i><strong>”</strong> <strong>İbaresinin</strong> <strong>İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 1512 sayılı Kanun’un 1. maddesinde noterliğin bir kamu hizmeti olduğu, noterlerin hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendireceği ve kanunlarla verilen başka görevleri yapacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Söz konusu Kanun’un 163. maddesinin birinci fıkrasında noterlik mesleğinin amaçlarına uygun bir şekilde görülmesini, mesleğin gelişmesini ve meslektaşlar arasında birlik ve yardımlaşmayı sağlamak üzere kamu kurumu niteliğinde ve tüzel kişiliğe sahip Türkiye Noterler Birliğinin (Birlik) kurulacağı düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kanun’un noterlerin çalışma saatlerinin düzenlendiği 51. maddesinde noterlik dairesinde günlük çalışmanın o yerdeki diğer resmî dairelerle birlikte başlayacağı, noter odalarının odada üye bulunan noterliklerin günlük çalışma ve tatil saatini odanın her yılki olağan genel kurul toplantısında bir yıl süreyle uygulanmak üzere tespit ederek Birlik ile Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildireceği belirtilmiştir. Anılan maddede ayrıca 52. madde hükümleri saklı olmak kaydıyla noterlik dairesindeki iş kabulü süresinin o yerdeki diğer resmî dairelerden en çok bir saat daha fazla olabileceği, noterin günlük çalışma süreleri dışında iş kabul edemeyeceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 52. maddede ise noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına ilişkin usul ve esasların Birliğin mütalaası alınarak Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenleneceği öngörülmüştür. Anılan maddede yer alan “<i>…yönetmelikte düzenlenir.</i>” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Maddenin 7532 sayılı Kanun’la değişiklik yapılmadan önceki hâlinde tatil günlerinde ve iş günlerinin tatil saatlerinde noterlerin ancak vasiyetname tanzim ve tasdiki veya gecikmesinde zarar umulan noterlik işlemlerini yapabilecekleri düzenlenmiştir. Söz konusu değişiklikle birlikte tatil gün ve saatlerinde noterlerde yapılabilecek iş ve işlemler bakımından bir sınırlama öngörülmeksizin bu hususta düzenleme yapma yetkisi Bakanlığa bırakılmıştır. Bu itibarla noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışma şekli, sırası ve bu dönemde yapılabilecek işlerin kapsamı gibi hususlarda Bakanlığa doğrudan yetki tanınmıştır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda hangi iş ve işlemlerin tatil günlerinde görülebileceğine dair kanunda temel ilke ve esaslar belirlenmeksizin Bakanlığa yönetmelik çıkarma yetkisi tanınmasının yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle bağdaşmadığı, kamu görevlilerinin nitelikleri ve atanmalarına ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi gerektiği, benzer konuda Anayasa Mahkemesi kararı bulunmasına rağmen bu kararın gereğinin yerine getirilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 123., 124., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 50. maddeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa'nın “<i>Çalışma şartları ve dinlenme hakkı</i>” başlıklı 50. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.</i>”; dördüncü fıkrasında da “<i>Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.</i>” hükümlerine yer verilmek suretiyle hafta tatili ve izin hakkının ve şartlarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>%2.</strong> Dinlenme hakkı özü itibarıyla bireyin, beden ve ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesinin sağlanması amacına yönelik olarak düzenli geliriyle ilgili herhangi bir kaygı duymaksızın çalışma hayatından belirli bir süre uzaklaşabilmesini ifade etmektedir. Dolayısıyla söz konusu hakkın kullanılmasında temel ölçüt bireyin belirli bir çalışma döneminde makul kabul edilebilecek bir süre için -ücretini de almaya devam etmek kaydıyla-çalışma ortamından uzaklaşmasına imkân sağlanması, başka bir deyişle çalışmak zorunda bırakılmamasıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmJmMDUyZWM0LThlYTEtNzg5Yy03NTVhLTgzZmQyODRmODIxMg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2019/95</a>, K.2019/89, 14/11/2019, § 12).</p>

<p><strong>%2.</strong> Noterlik 1512 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca bir kamu hizmeti olup noterler hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirir ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapar (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjA0MWI3YzgxLTIzZDQtZDk0NC04MTY2LTk3YWU3NTZmZDM4ZA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/89</a>, K.2019/84, 14/11/2019, § 19). Dava konusu kuralla kamu hizmeti yürüten ancak serbest meslek olarak icra edilen noterlerin tatil gün ve saatlerinde hangi iş ve işlemleri yapabilecekleri konusunda herhangi bir sınırlama getirilmeksizin bu konunun Birliğin mütalaası alınarak Bakanlık tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenleneceğinin öngörülmesi noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmalarını mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla kural noterlerin dinlenme hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın anılan hükmü uyarınca dinlenme hakkına yönelik sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Temel hakları sınırlayan bir kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 7. maddesiyle güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin de bir gereğidir. Nitekim türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması Anayasa’nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjE4ZmUwYWE4LTRlMDctMWUxNC00MGI0LTJjN2YzNTc1NDgxNw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2011/42</a>, K.2013/60, 9/5/2013; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ3ZGFiMWMwLTEzNGEtYTQ2OS1jMTMxLTg0Zjk2MjQ4MjU3NQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2019/36</a>, K.2021/15, 4/3/2021, § 57; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjExOTUxNTc4LTMwM2QtNDBlNS02MmNhLTMwMTJjYzcyZTEzYg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/81</a>, K.2023/153, 13/9/2023, § 76). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 7. maddesinde güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kuralda ya da herhangi bir yasal düzenlemede noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına yönelik temel ilke ve esaslar ile genel çerçevenin belirlenmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural kapsamında yönetmelikle düzenleme yapılmasına imkân tanınan konularda temel ilke ve esaslar kanunda düzenlenmeksizin bu konudaki yetkinin doğrudan Bakanlığa tanınması dinlenme hakkına getirilen sınırlamayı kanunilik unsurundan yoksun kılmaktadır. Bu itibarla dinlenme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 50. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 50. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 13. ve 50. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 123., 124. ve 128. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 153. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Kanun’un</strong> <strong>14. Maddesiyle</strong> <strong>5235 Sayılı Kanun’un 30. Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesine Eklenen “</strong><i><strong>...</strong></i><i><strong>,</strong></i> <i><strong>Cumhuriyet</strong></i> <i><strong>başsavcıvekili</strong></i><i><strong>...</strong></i><strong>” İbaresinin, Birinci Fıkrasına Eklenen Üçüncü Cümlenin</strong> <strong>ve</strong> <strong>15. Maddesiyle</strong> <strong>Anılan</strong> <strong>Kanun’un 44. Maddesin</strong><strong>e</strong> <strong>Eklenen “</strong><i><strong>...ve Cumhuriyet</strong></i> <i><strong>başsavcıvekilleri</strong></i><i><strong>...</strong></i><strong>” İbaresinin</strong> <strong>İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 2. maddesine göre adli yargı ilk derece mahkemeleri, hukuk ve ceza mahkemeleridir. Kanun’un 3. maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin ikinci derece adli yargı mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. 26. maddeye göre de bölge adliye mahkemeleri; başkanlık, ceza daireleri başkanlar kurulu, hukuk daireleri başkanlar kurulu, daireler, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, bölge adliye mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 30. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde her bölge adliye mahkemesinde bir Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu hükme bağlanmıştır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde de bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet başsavcıvekili ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısından oluştuğu belirtilmiştir. Söz konusu cümlede yer alan “<i>...</i><i>,</i> <i>Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i><i>...</i>” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. Fıkranın dava konusu üçüncü cümlesinde ise iş durumunun gerekli kıldığı yerlere birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekilinin atanabileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anılan maddenin ikinci fıkrasında Cumhuriyet başsavcıvekilinin 19. maddede belirtilen görevleri yerine getireceği belirtilmiştir. 19. maddede Cumhuriyet başsavcısının verdiği görevleri yerine getirmek, Cumhuriyet savcılarının adli ve idari görevlerine ilişkin işlemlerini inceleyip Cumhuriyet başsavcısına bilgi vermek, gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, Cumhuriyet başsavcısının yokluğunda ona vekâlet etmek Cumhuriyet başsavcıvekilinin görevleri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 44. maddede de bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet başsavcıvekillerinin birinci sınıf olup birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş, Cumhuriyet savcılarının ise hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile bölge adliye mahkemesinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunan adli yargı hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Kurulunca (HSK) atanacağı belirtilmiştir. Söz konusu maddede yer alan “<i>...ve Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekilleri</i><i>...</i>” ibaresi dava konusu bir diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Bu itibarla dava konusu kurallarla Cumhuriyet başsavcıvekilinin de bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı kadrosuna eklendiği ve atamasının HSK tarafından yapılmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların yürürlüğe girmesinden önce bölge adliye mahkemelerinde Cumhuriyet başsavcılıklarında en kıdemli Cumhuriyet savcısının Cumhuriyet başsavcıvekilliği görevini yerine getirdiği, kurallarla bir veya birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekilinin HSK tarafından atanacağının öngörülmesinde herhangi bir kamu yararının bulunmadığı, kuralların yürütme erkinin veya üçüncü kişilerin başsavcılık dosyalarına nüfuz etmesine neden olduğu, bu durumun yargı bağımsızlığını zedelediği belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 9., 10., 13., 36., 40., 128., 138., 139. ve 140. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın “<i>Hâkimlik ve savcılık mesleği</i>” başlıklı 140. maddesinin ikinci fıkrasında hâkimlerin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa edecekleri belirtilmiş; üçüncü fıkrasında ise hâkim ve Cumhuriyet savcılarının nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik hâlleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 159. maddesinin sekizinci fıkrasında hâkim ve savcıların atanma ve yer değiştirmesinde yetkili mercinin HSK olduğu belirtilerek bu konuda HSK’ya anayasal bir yetki tanınmıştır. Böylece derece mahkemeleri ile yüksek mahkemelerde görev yapan hâkim ve savcılar arasında bir ayrım gözetilmeksizin tüm hâkim ve savcıların atanması ve yer değiştirmesinde münhasıran HSK yetkili kılınmıştır. Gereken şartlara sahip olan hâkim ve savcıların bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilliğine atama yetkisi HSK’ya ait olduğu gibi bu görevden başka bir göreve atama yetkisi de yine HSK’ya aittir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 5235 sayılı Kanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı 30. ve 44. maddelerinde bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilinin kanunda öngörülen nesnel şartları sağlayan hâkim ve savcılar arasından HSK tarafından atanacağı öngörülmüş olup atama usulünün diğer hâkim ve savcılar ile bölge adliye mahkemesi başkan, Cumhuriyet başsavcısı, üyeleri ve savcılarının atanması usulünden farklılaşan bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Hâkim ve savcıların atanma ve yer değiştirmesinde yetkili merciin HSK olduğunu düzenleyen Anayasa’nın 159. maddesi gereğince bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilinin HSK tarafından atanacağını öngören kuralların Anayasa’nın 140. maddesiyle bağdaşmayan bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Ayrıca kuralların gerekçesinde bölge adliye mahkemelerinde Cumhuriyet savcılarından en kıdemlisinin başsavcıvekilliği görevini yerine getirmesi nedeniyle emeklilik ve atamalardan dolayı başsavcıvekillerinin sürekli değiştiği, bu durumun önlenmesi amacıyla bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilinin HSK tarafından atanması yönünde değişiklik yapıldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kurallarla bölge adliye mahkemeleri kadrosunda bir veya iş durumunun gerekli kıldığı hâllerde birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekiline yer verilmesinin söz konusu ünvan altında yerine getirilecek görevde sürekliliğin sağlanmasına katkı sunacağı açıktır. Bu itibarla kuralların kamu yararı dışında bir amaca yönelik olarak ihdas edildiği söylenemez.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. ve 140. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 128. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 140. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 128. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 9., 10., 13., 36., 40., 138. ve 139. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>Ç</strong><strong>. Kanun’un 16. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 226. Maddesinin Değiştirilen (4) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinde yargılama sürecinde suçun niteliğinde değişiklik olması durumunda yapılması gereken işlemler düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında sanığın suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkrayla sanığa suçun hukuki niteliğinin değiştiğinin önceden haber verilmesi ve bu çerçevede sanığın savunmasının alınması bir zorunluluk olarak öngörülmüştür.</p>

<p><strong>%2.</strong> Maddenin (2) numaralı fıkrasında cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâllerin ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığı durumlarda (1) numaralı fıkranın uygulanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla bu hâllerde de sanığa önceden haber verilerek savunmasının alınması bir zorunluluk olarak düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> (3) numaralı fıkraya göre ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde, başka bir ifadeyle (1) ve (2) numaralı fıkralarda sayılan durumların gerçekleşmesi hâlinde talebinin bulunması üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.</p>

<p><strong>%2.</strong> (4) numaralı fıkranın birinci cümlesinde (1) ila (3) numaralı fıkralar çerçevesinde yapılacak yazılı bildirimlerin, sanığa ve varsa müdafiye yapılacağı, ikinci cümlesinde müdafinin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanacağı belirtilmiştir. Fıkranın dava konusu üçüncü cümlesinde ise sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiye yapılan bildirimlerin yeterli kabul edileceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla mahkemenin, sanığın adresini araştırma yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığı, sanığa duruşmaya katılamama konusunda mazeret sunma imkânının tanınmadığı, yargılamanın hızlı şekilde tamamlanması amacıyla savunma hakkına getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkını zedelediği, ayrıca konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının gereğinin de yerine getirilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 36., 90. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın “<i>Hak arama hürriyeti</i>” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” denilmek suretiyle savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Savunma hakkının sağladığı güvenceler esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukuk devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli güvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın anılan maddesinde ayrıca düzenlenmiştir (<i>Ali Kemal Tekin</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY5ZWMxNDA2LTMxY2MtZTI4Yy1hOWM5LTFmYTk1ZWZjYzNhNQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2014/875</a>, 2/2/2017, § 40).</p>

<p><strong>%2.</strong> Ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (<i>Erol</i> <i>Aydeğer</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmRmNGY5NTRkLWIwM2ItYjBhNy0xNTc5LTUzZjEzNDgwMTZhMw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2013/4784</a>, 7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma yapma imkânı tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir (<i>Ali Kemal Tekin,</i> § 41).</p>

<p><strong>%2.</strong> Ceza yargılamasında hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilebilmesi için savunma hakkının kişiye bizzat sağlanması gerekmektedir. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişiye adil yargılanma hakkı kapsamında bizzat savunma hakkı tanınması hakkaniyete uygun yargılamanın bir gereğidir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, § 54).</p>

<p><strong>%2.</strong> Sanığın kendisini bizzat savunabilmesi, duruşmada hazır bulunma hakkının sağlanmasıyla mümkün olabilir. Duruşmada hazır bulunma hakkı, kişinin kendi davasının duruşmasına bizzat veya müdafii ile birlikte katılması anlamına gelmektedir. Böylelikle olayı en iyi bilebilecek durumda olan sanık, delillerin tartışılmasını sağlayarak aleyhinde olan delilleri çürütme ve mahkemenin vereceği kararı etkileme imkânı bulacak ve savunmasının doğruluğunu ispatlayabilecektir (<i>Şehrivan</i> <i>Çoban</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU5NDk5ZjJjLWU0YWQtMjVjOC01NmVhLWRmY2Q0NzA5NjllNw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2017/22672</a>, 6/2/2020, § 75).</p>

<p><strong>%2.</strong> Sanığın duruşmada hazır bulunması hem savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine işlerlik kazandırmaktadır. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine dayalı bir yargılama sisteminin benimsenmesi, sanığın duruşmada hazır bulunmasını gerektirmektedir. Böylece suç isnadı altındaki bir kimse, yargılamaya etkin olarak katılmak suretiyle yargılamaya yön verme ve hakkında kurulacak hükme etki etme imkânına kavuşmaktadır (<i>Şehrivan</i> <i>Çoban</i>, § 74).</p>

<p><strong>%2.</strong> Öte yandan suç isnadı altındaki kişiye bizzat savunma hakkının ve bununla bağlantılı olarak duruşmada hazır bulunma hakkının gerçek anlamda sağlanması gerekir. Bunun için suç isnadı altındaki kişiye, savunmasını hazırlayıp mahkeme önünde dile getirebilmesi ve böylece yargılamanın sonucunu etkileyebilmesi için isnat kendisine bildirilmelidir. Hakkındaki isnadı bilmeyen kimsenin savunma yapması mümkün olamayacağından bu şekilde yürütülen bir yargılamanın da adil olduğundan söz edilemez. Bu itibarla adil yargılanma hakkının isnadın bildirilmesine ilişkin güvenceyi de kapsadığı anlaşılmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Ali Kemal Tekin,</i> § 42).</p>

<p><strong>%2.</strong> Ayrıca Anayasa’nın 36. maddesine “<i>…adil yargılanma…</i>” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde bir suç ile itham edilen herkesin kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilme hakkı düzenlenmiştir (<i>Ali Kemal Tekin,</i> § 42).</p>

<p><strong>%2.</strong> İsnadı öğrenme hakkının kapsamı genel olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin ilkeler ışığında yorumlanmalıdır. İsnat, sanığa savunma yapabilmesi için bildirilmektedir. Bu itibarla bildirimde, sanığın hangi fiil ile suçlandığının ve hangi suçu işlediğinin açıklanması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle sanık, isnadın sebebinden ve niteliğinden haberdar edilmelidir. Sanığın hangi fiili nerede ve ne zaman işlediği (yüklenen suçu oluşturan olay/olaylar) <i>isnadın sebebini</i> oluşturur. Bunların soyut olarak değil sanığın savunma hazırlayabilmesine yeterli düzeyde ve ayrıntılı olarak açıklanması gerekir. Böylelikle isnadın sebebini öğrenen sanık savunmasını etkili bir şekilde yapabilecektir (<i>Ali Kemal Tekin,</i> § 43).</p>

<p><strong>%2.</strong> <i>İsnadın niteliği</i> ise fiilin hukuki yönden vasıflandırılmasıdır. Suçlamanın niteliği hakkındaki bilgi de savunma yapmaya yeterli düzeyde olmalı ve yapılacak bildirimde sanığın işlemekle suçlandığı fiilin hangi normu ihlal ettiği açıklanmalıdır (<i>Ali Kemal Tekin,</i> § 43). Ceza yargılamalarında sanığa yöneltilen suçlama ve bunun hukuki nitelendirmesiyle ilgili olarak tam ve detaylı bilgi verilmesi yargılamanın bir bütün olarak adil olması açısından önemli bir gerekliliktir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, § 60).</p>

<p><strong>%2.</strong> Bazı durumlarda iddia makamının isnada ilişkin hukuki değerlendirmesi, yargılamayı yapan mahkeme tarafından isabetli görülmeyebilir. Bunun yanı sıra iddia makamının da yargılama sürecinde kendi hukuki nitelendirmesini değiştirmesi söz konusu olabilir. Bu hâllerde isnadın niteliğinde değişiklik yapılması gündeme gelecektir. Yargılama sürecinde isnadın niteliğinin değiştiği durumlarda, sanığın yeni vasıflandırmaya göre savunmasını düzenleyebilmesi ve bu savunmasını mahkemeye sunabilmesi için nitelik değişikliğinin isnadı öğrenme hakkının bir gereği olarak sanığa bildirilmesi gerekir. Bu durum, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun adil bir yargılamanın da gereğidir. Dolayısıyla isnadın niteliğinin değiştiği durumlarda sanık, isnadı öğrenme hakkından ve bununla bağlantılı olarak duruşmada hazır bulunma hakkı ile savunma hakkından yararlandırılmalıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, § 61).</p>

<p><strong>%2.</strong> Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesi veya diğer herhangi bir maddesi, kişilerin adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat etmelerini yasaklayan bir hüküm içermemektedir. Ne var ki adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat edilmesinin Anayasa’ya aykırı olmaması için feragat iradesinin açık olmasının ve sonuçlarının kişi yönünden makul olarak öngörülebilir olmasının yanı sıra asgari usul güvencelerinin de sağlanmış olması, ayrıca adil yargılanma hakkından feragat edilmesini meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının bulunmaması gerekir (<i>Nurettin Balta</i> [1. B.]<i>, </i>B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQzNzA4MGJkLTMzOTktY2EyMC0zMzRhLTQwMTJlODYyNDk4OA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2016/10023</a>, 28/12/2021, § 45; <i>Emre Kunt</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBhNGQwNGY4LWMwYzMtOWFiMi0zMjE0LTVhOWNkNjMyZjY5OQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2019/5577</a>, 8/3/2023, § 73). Adil yargılanma hakkı güvencelerinden açık bir şekilde feragat edilebileceği gibi örtülü şekilde feragat edilmesi de mümkündür (<i>Emre Kunt</i>, § 74).</p>

<p><strong>%2.</strong> Feragatin yanı sıra sanığa bildirim yapılmasına rağmen sanığın duruşmalara kasten katılmadığı durumlarda sanığa bildirim yapılmadan veya sanık hazır edilmeden yargılamanın sürdürülmesine engel bir durum bulunmamaktadır. Başka bir deyişle sanığa adil yargılanma hakkının asgari güvencelerinden yararlanma imkânı sağlanmak şartıyla sanığın yokluğunda yürütülen kovuşturma işlemleri, ilke olarak tek başına adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturmaz. Bu bağlamda anılan durumda bulunan sanık hakkında yargılama yapılarak sorgusu yapılmaksızın hüküm kurulması mümkündür (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmE3NWMyYjFmLWQ4ZDUtMDVjMS0zYzg2LTY5Y2IyYTg4NTg5Yg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/145</a>, K.2023/59, 22/3/2023, § 24).</p>

<p><strong>%2.</strong> Buna karşılık yokluğunda hüküm verilen sanığın yargılamadan sonradan haberdar olduğu durumlarda, geçerli bir sebebi olmasına rağmen hakkındaki suçlamalara ilişkin olarak yeniden bir incelemeyi talep etme hakkının bulunmaması adil olmayacaktır. Başka bir ifadeyle sanığın suç isnadına ilişkin olarak yeterince bilgilendirilmediği ve bununla bağlantılı olarak duruşmada hazır bulunmak suretiyle bizzat savunma hakkını kullanamadığı durumlarda, geçerli bir sebebi olmasına rağmen yokluğunda verilen hükme karşı ilk derece mahkemesi veya kanun yolunda yeni bir değerlendirme hakkını talep edememesi adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edecektir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmE3NWMyYjFmLWQ4ZDUtMDVjMS0zYzg2LTY5Y2IyYTg4NTg5Yg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/145</a>, K.2023/59, 22/3/2023, § 25).</p>

<p><strong>%2.</strong> Dolayısıyla isnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve savunma haklarından feragat edilemeyeceğinin kabulü yargılamanın gereksiz uzamasına neden olabileceği gibi ceza yargılamasının akamete uğramasına, dava zamanaşımının dolmasına, böylece suçluların cezalandırılamamasına sebep olabilir. Bu nedenle anılan haklardan feragat edildiğini kabul eden yasal düzenlemeler makul görülebilir. Bununla birlikte söz konusu düzenlemelerin anayasal güvenceleri sağlaması gerekir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Dava konusu kural suçun hukuki niteliğinin değişmesi hâlinde durumun sanığa ve varsa müdafine bildirileceğini, sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiine yapılan bildirimlerin yeterli kabul edilerek yargılamanın sona erdirilebileceğini düzenlemektedir. Kural, suçun hukuki niteliği değiştiği takdirde müdafi bulunan sanığın sorgusu yapılmadan yokluğunda karar verilmesine imkân tanımak suretiyle sanığın duruşmada hazır bulunma, bizzat savunma ve isnadı öğrenme hakkı bağlamında adil yargılanma hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kuralda suçun hukuki niteliğinin değişmesi hâlinde hangi durumlarda müdafiye yapılan bildirimin yeterli olacağının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması gerekir. Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları olduğu kabul edilmektedir. Bunun yanında Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.</i>” denilmek suretiyle davaların makul süre içinde bitirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu ilke gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin önlemler almalıdır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kuralla suçun hukuki niteliğinin değişmesi nedeniyle sanığın savunmasının alınmasının gerektiği durumlarda dosyada var olan adresine bildirim yapılamayan veya bildirime rağmen duruşmaya katılmayan sanığın müdafine yapılan bildirimler yeterli görülmek suretiyle yargılamanın yersiz uzamasının önüne geçilerek bir an önce sonlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın anayasal anlamda meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Bununla birlikte adil yargılanma hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıması yeterli olmayıp aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde sanığın suçun değişen hukuki niteliğine ilişkin savunması alınmadan karar verilmesini sağlayan kuralın ulaşılmak istenen amacın gerçekleştirilmesi bakımından elverişli olmadığı söylenemez. Kuralla getirilen sınırlamanın meşru amaç yönünden aynı zamanda gerekli ve orantılı olması gerekmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa Mahkemesi 22/2/2024 tarihli ve <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57 sayılı kararında suçun hukuki niteliğinde değişme olması hâlinde sanığın savunmasını yapabilmesi için yapılacak bildirimin müdafine yapılmasını ve müdafinin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanmasını öngören 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin (4) numaralı fıkrasının “<i>Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa</i> <i>müdafie</i> <i>yapılır.</i> <i>Müdafii</i> <i>sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.</i>” şeklindeki önceki hâlini incelemiştir. Söz konusu kararda Anayasa Mahkemesi anılan fıkranın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğunu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığını, fıkranın yargılamaların kısa sürede sona erdirilmesi amacıyla ihdas edildiğini, bu yönüyle meşru amacının bulunduğunu, ayrıca fıkranın meşru amaç bakımından elverişli olduğunu belirtmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, §§ 70, 76).</p>

<p><strong>%2.</strong> Kararda adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat edilmesinin mümkün olduğu ancak fıkrada müdafisi bulunan sanığın cezalandırılacağı eylemin niteliği ve cezasına ilişkin değişiklikten haberi dahi olmadan, müdafiye yapılan bildirim üzerine müdafiden alınan savunma ile davanın mahkûmiyet de dâhil olmak üzere her türlü kararla sonlandırılmasına imkân tanındığı ifade edilmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, §§ 80-81). Söz konusu kararda ayrıca feragatin tam olarak anlaşılamadığı durumlarda geçerli mazereti olması koşuluyla yokluğunda yargılama yapılan sanığa daha sonra duruşmaya bizzat katılma ve bizzat savunma yapma hakkını sağlayacak bir usulün öngörülmesi gerektiği, sanığın müdafi tayin etmesinin bizzat savunma ve isnadı öğrenme hakkından feragat anlamına gelmediği belirtilmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, §§ 83-84).</p>

<p><strong>%2.</strong> Öte yandan kararda suçun hukuki niteliğindeki değişikliğe rağmen sanığa bildirim yapılmaksızın müdafiye yapılan bildirimi yeterli gören fıkranın sanığın anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep etmesine dair herhangi bir güvence içermediği ifade edilmiştir. Kararda son olarak isnatta değişiklik meydana geldiği durumlarda buna ilişkin bildirimin müdafiye yapılmasına, duruşmada hazır bulunma ve savunma haklarının müdafi tarafından kullanılmasına, bu şekilde isnat değişikliğine ilişkin savunması alınmadan sanık hakkındaki davanın bitirilmesine imkân tanıyan fıkrayla sanığın adil yargılanma hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantılı olmadığı, bu yönüyle söz konusu hakka ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıştır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, §§ 85, 86).</p>

<p><strong>%2.</strong> Dava konusu kuralla sanığa ek savunma hakkı ile ilgili bildirimin <i>dosyada var olan son adresine yapılamaması</i> <i>veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi</i> <i>hâlinde</i> müdafiye yapılmasının yeterli görülmesi değişen isnada göre gıyapta yargılama yapma imkânı getirmekte, sanık hakkında mahkûmiyet de dâhil olmak üzere her türlü kararın verilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. İsnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve savunma haklarından feragat mümkün olmakla birlikte feragatin açık bir şekilde anlaşılması, feragatin tam olarak anlaşılamadığı durumlarda ise geçerli mazereti olması koşuluyla yokluğunda yargılama yapılan sanığa daha sonra duruşmaya bizzat katılma ve bizzat savunma yapma hakkını sağlayacak bir usulün öngörülmesi gerekir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kuralda öngörülen suçun niteliğinin değişmesinde sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâllerinde yargılamanın sona erdirilmesi sanığın isnadı öğrenme, bizzat savunma ve duruşmada hazır bulunma haklarından feragat ettiğinin kabul edilmesi açısından yeterli bir neden değildir. Kuralda sanığın mazeretini belirtmesi ve anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence de öngörülmemiştir. Dolayısıyla kural kapsamında sanığın değişen isnada göre savunma hakkından yoksun bırakılmasının anılan meşru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantılı olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 90. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>D</strong><strong>. Kanun’un 18. Maddesiyle 5275 Sayılı Kanun’un Değiştirilen 76. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin</strong> <strong>“</strong><i><strong>...kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</strong></i><strong>” Bölümünün ve (5) Numaralı Fıkrasının “</strong><i><strong>...öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</strong></i><strong>”</strong> <strong>Bölümünün İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 5275 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında anılan Kanun’un amacının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu öngörülmüştür.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kanun’un 3. maddesinde infazın temel amacının öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak olduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 75. maddenin (1) numaralı fıkrasında ceza infaz kurumlarında bulunduğu süre içinde hükümlüye, kişiliğini geliştirecek, eğitimini güçlendirecek, yeni beceriler elde etmesini, suç işleme eğilimini yok etmeyi sağlayacak ve salıverilme sonrasına hazırlayacak programların uygulanacağı belirtilmiştir. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise hükümlünün yaş, ceza süresi ve yeteneklerine öncelik verilerek ekonomik ve kültür durumuna uygun biçimde düzenlenen eğitim programlarının temel eğitim, orta ve yüksek öğretim, meslek eğitimi, din eğitimi, beden eğitimi, kütüphane ve psikososyal hizmet konularını kapsayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 76. maddenin (1) numaralı fıkrasında açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin tüm öğretim türlerinden diğer ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ise kurum içinde verilebilen yaygın, dışarıdan ve açık öğretim programlarından yararlanmalarının sağlanacağı belirtilmiştir. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin kurum içinde açılan örgün öğretim programlarına kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde devam edebileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu cümlenin “<i>...kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</i>” bölümü dava konusu kuralların ilkini oluşturmaktadır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde de yaş, eğitim düzeyi, engellilik durumu, sosyal ve ekonomik durum ile benzeri ölçütlere göre ihtiyacı olan hükümlülere öncelik verileceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>%2.</strong> Maddenin (3) numaralı fıkrasında kayıtlı olduğu eğitim kurumlarının ilgili mevzuatına göre gerekli şartları taşıyan ve kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin sınavlarının, kişi ve kurum güvenliği ile kurum disiplin ve düzeninin bozulmasını önleyici tedbirlerin alınarak söz konusu fıkranın (a) ve (b) bentlerinde belirlenmiş usule göre ceza infaz kurumu içinde yapılacağı düzenlenmiştir. Fıkranın (a) bendinde kayıtlı oldukları ortaöğretim, ön lisans, lisans ve benzeri öğretim programları kapsamındaki sınavlar ile mesleki yeterlilik gibi yazılı veya sözlü sınavlar, ilgili kurum ile koordinasyon sağlanarak öncelikle çevrim içi, bunun mümkün olmaması hâlinde ise ilgili eğitim kurumu görevlisinin gözetiminde yüz yüze yapılacağı, (b) bendinde de hükümlülerin, merkezî sınavlar ile açık öğretim kurumları sınavlarına, sınav merkezi olarak belirlenen ceza infaz kurumlarında katılacağı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> (5) numaralı fıkrada ise açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin öğretimden yararlanması veya sınavlara katılması, hükümlünün başarısız olması, devamsızlık göstermesi, eğitim ve sınav alanlarında Kanun’da yazılı disiplin cezasını gerektiren eylemlerden birini gerçekleştirmesi veya öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması hâlleri dışında engellenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkranın “<i>...öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</i>” bölümü dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların yer aldığı maddede ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin örgün öğretimden faydalanabileceği öngörülmekle birlikte söz konusu imkândan faydalanmanın şartı olarak düzenlenen <i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürecek h</i><i>â</i><i>ller</i> ile <i>kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu</i> ile ilgili nesnel bir ölçütün belirlenmediği, bu konuda idareye doğrudan yetki tanındığı, ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin öğretimden yararlanmasına ilişkin düzenlemelerin kanunilik ölçütüne uygun olması gerektiği, bu konuda objektif ölçütlerin belirlenmemesi nedeniyle her somut olayda idare tarafından farklı kararların alınabileceği, idarenin öngörülebilir olmayan kararları nedeniyle hükümlülerin örgün eğitim hakkından mahrum edilebileceği, ceza infaz kurumlarının fiziki yetersizliklerinin hükümlülerin eğitim ve öğrenim hakkının sınırlanmasının meşru gerekçesi olamayacağı, bu yönüyle eğitim ve öğrenim hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik şartını sağlamadığı ve yasama yetkisinin idareye devredilmesi sonucunu doğurduğu, ayrıca kuralların kişinin maddi ve manevi varlığın geliştirilmesi hakkını da zedelediği, kurallarla eğitim hakkına getirilen sınırlamanın ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 10., 13., 17., 42., 58., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 42. maddesinin birinci fıkrasında kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı belirtilmek suretiyle <i>eğitim ve öğrenim hakkı</i> herkes yönünden güvenceye bağlanmıştır. Eğitim ve öğrenim hakkı, kamu ve özel eğitim kurumlarını kapsadığı gibi eğitimin ilk, orta ve yükseköğrenim seviyelerini de içermektedir (<i>Sara Akgül</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBmODQ0NDhlLTllZjAtZGRmMy1hNzA5LTkzMjJkYjgwMDQ0MQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2015/269</a>, 22/11/2018, § 120; <i>Hikmet</i> <i>Balabanoğlu</i> [2. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjI2MjBhNDM3LTNmNzctNWYzNy1iYTNhLTlmZGI1NmE0ZGZiOA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2012/1334</a>, 17/9/2013, § 28; <i>İhsan Asutay</i> [2. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU3NDU2MjM4LTJkNWMtYzg5Yy02YjU5LTRkZTZjMjkxNzcyMA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2012/606</a>, 20/2/2014, § 34)</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’da yer alan eğitim ve öğrenim hakkı, kamu otoritelerine kişilerin eğitim ve öğrenim almasını engellememe ödevini yüklemektedir. Eğitim ve öğrenim hakkı belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına erişimin sağlanmasını ve bu eğitim kurumlarına devam edebilmeyi teminat altına almaktadır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2ODg1Y2U1LTAwZDMtN2ExNy0zYWU5LTE5NDZjNjgwOThmZQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/94</a>, K.2023/10, 25/1/2023, § 85).</p>

<p><strong>%2.</strong> Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edilip düzenleneceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı, hakkın kapsamını ve sınırlarını belirleme yetkisinin kanun koyucuya ait olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle kanun koyucunun anılan hakkı kamu yararı amacıyla sınırlaması mümkündür. Ancak bu sınırlamanın Anayasa’da temel hak ve özgürlükler için öngörülen güvencelere aykırı olmaması gerekir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjZhMGY5NWU1LWU0NjAtNmNiZi00OTAzLWZhYjYwZDgxOTljYw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2016/205</a>, K.2019/63, 24/7/2019, § 52).</p>

<p><strong>%2.</strong> Eğitim hakkı, sosyal bir hak olarak devlete karşı ileri sürülebilir nitelikte bir temel haktır. Devletin eğitim imkânlarının ve buna ilişkin altyapının sağlanması yükümlülüğünün yanında hiçbir ayrım yapmadan herkesi eşit biçimde bu haktan yararlandırması gerekmektedir. Bunun yanı sıra devletin anılan hak kapsamında kendi dışında diğer bireyler tarafından da eğitim hakkının kullanılmasını engelleyen uygulamaları sona erdirecek tedbirleri alma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjNjYTdjNmYwLTY1NDEtN2YwNy1mODU3LTNkMGFjOTQ0NzI0Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/78</a>, K.2022/114, 13/10/2022, § 190).</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında vurgulandığı üzere eğitim hakkı belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına etkili biçimde erişimin sağlanmasını güvence altına almakla birlikte kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğretim almasını engellememe şeklinde negatif ödev de yüklemektedir (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjgzYzQ2ZWI3LTU2N2YtYmMyYy1hNDViLWU3NjhkYzdlODU5Yg&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2013/583</a>, 10/12/2014, § 68; <i>Adem</i> <i>Öğüt ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjA1ZDM0ZTAwLTBkOTctMTQyNC0xMjkwLTlkNDBkMTlhMTZiMA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2014/20527</a>, 22/11/2017, § 44).</p>

<p><strong>%2.</strong> Bununla birlikte eğitim hakkını düzenleyen Anayasa’nın 42. maddesinin ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülere eğitim ve öğrenim faaliyeti imkânı sağlanması için bir düzenleme yapılmasını güvence altına aldığı söylenemez (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i>, § 71). Başka bir ifadeyle Anayasa’nın anılan maddesi devlete ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülere eğitim öğrenim imkânı sağlanması yönünde pozitif bir yükümlülük öngörmemiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjNjYTdjNmYwLTY1NDEtN2YwNy1mODU3LTNkMGFjOTQ0NzI0Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/78</a>, K.2022/114, 13/10/2022, § 191).</p>

<p><strong>%2.</strong> 5275 sayılı Kanun’da ve ikincil mevzuatta yer alan düzenlemeler çerçevesinde hükümlülerin ceza infaz kurumunun imkânları çerçevesinde eğitim ve öğrenime devam etmelerine imkân tanınmıştır. Bu kapsamda anılan Kanun’un 76. maddesinde de açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin tüm öğretim türlerinden, diğer ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ise kurum içinde verilebilen yaygın, dışarıdan ve açık öğretim programlarından yararlanmalarının sağlanacağı hüküm altına alınmış, dava konusu kurallarla açık ve kapalı ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin eğitim ve öğretimden yararlandırılması belli şartlara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Bu itibarla kuralların Anayasa’nın 42. maddesi çerçevesinde belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına erişimin sağlanması ve kamu otoritelerinin bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe şeklindeki negatif ödevi bakımından incelenmesi gerekir (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Ali Eneze</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjc0MmQ4OTBlLTdkZjEtZWUxMi0xODBiLTQzNzQwNDU1NGMwOA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2017/35352</a>, 23/5/2018, § 28).</p>

<p><strong>%2.</strong> Kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde örgün öğretim programlarına devam edebilmelerine, açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olması durumunda öğretimden yararlanmasına veya sınavlara katılmasına imkân tanıyan kurallarda öngörülen şartlar nedeniyle eğitim hakkına sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kurallarda kapalı ve açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile çocuk eğitimevlerinde bulunan çocukların kurum içinde açılan örgün öğretim programlarına devam etmeleri ve öğretimden yararlanmaları veya sınavlara katılmalarının kapsam ve şartlarının açık ve net olarak düzenlendiği ayrıca kuralları oluşturan <i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek ve kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu halleri ile öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması</i> durumlarının hâl ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek nitelikte olduğu gözetildiğinde kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kurallar kapsamında ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülere ve çocuk eğitimevlerinde bulunan çocuklara eğitim imkânı tanınmasının belirli şartlara bağlanmasının ceza infaz kurumları ve çocuk eğitimevlerinin disiplin, düzen ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik olduğu, bu itibarla kuralların kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacıyla ihdas edildiği ve anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kurallar kapsamında ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin ve çocuk eğitimevlerinde bulunan çocukların eğitim ve öğretim imkânından yararlanmaları için öngörülen şartların bu yerlerin düzen ve disiplininin sağlanması amacına ulaşmak bakımından elverişli olmadığı söylenemez.</p>

<p><strong>%2.</strong> Öte yandan devletin ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler ve çocuk eğitim evindeki çocuklar açısından eğitim hakkında yapılacak düzenlemelerde kamu güvenliğini dikkate alarak belli şartlar öngörmesinde geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kurallarda öngörülen şartların meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; kanunlarda hükümlülere tanınan eğitim hakkının sınırlanması hususunda Anayasa ve Sözleşme’de bir yükümlülük öngörülmediği gerekçesiyle idarenin sınırsız bir takdir alanı olduğundan bahsedilemeyeceği, bununla birlikte ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal ve kaçınılmaz sonuçlarının gözönünde tutulması gerektiği, zira tutuklu ve hükümlülerin temel hak ve özgürlüklere genel olarak sahip olmalarının bu hakların onlar için ceza infaz kurumu dışındaki bireyler kadar güvence altına alındığı şeklinde de yorumlanamayacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararlarında eğitim ve öğretim faaliyetlerine katılımın ceza infaz kurumunun imkânları çerçevesinde tanınması hâlinde bu katılımın ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonuçları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjNjYTdjNmYwLTY1NDEtN2YwNy1mODU3LTNkMGFjOTQ0NzI0Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/78</a>, K.2022/114, 13/10/2022, § 199; <i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i>, § 73; bazı farklarla birlikte bkz. <i>Müjdat Gürbüz</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYwNTM0NWFjLWI0NTItZWJiNS0yMzYyLWZhMzVjZjc3ZGE4Yw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2017/36529</a>, 23/5/2018, § 132; <i>Mehmet Ali Eneze</i>, § 42).</p>

<p><strong>%2.</strong> Bu itibarla kapalı ve açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile çocuk eğitimevlerinde bulunan çocukların kurum içinde açılan örgün öğretim programlarına devam etmelerini ve öğretimden yararlanmalarını veya sınavlara katılmalarını <i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânlarının uygunluğu ile öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olması</i> şartlarına bağlayan kurallarla eğitim hakkına getirilen sınırlamada meşru amaçtan kaynaklanan kamusal yarar ile kişilere yüklenen külfet arasındaki makul dengenin bozulduğu söylenemez. Dolayısıyla kurallarla eğitim hakkına orantısız bir sınırlama getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 42. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 2., 5., 7., 17. ve 58. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 42. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 5., 7., 17. ve 58. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 10., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 7532 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 52. maddesinde yer alan “<i>...yönetmelikte düzenlenir</i>.” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.</p>

<p><strong>V</strong><strong>I</strong><strong>. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte; 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 7532 sayılı Kanun’un;</p>

<p>- 3. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 52. maddesinin,</p>

<p>-16. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin,</p>

<p>iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p>Kenan YAŞAR, 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesi yönünden bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VII. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>112. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A</strong><strong>.</strong> <strong>1.</strong> 3. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun başlığı ile birlikte değiştirilen 52. maddesinde yer alan “<i>...yönetmelikte düzenlenir.</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>2</strong><strong>.</strong> 16. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesine,</p>

<p>yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu cümleye ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B</strong><strong>.</strong> <strong>1.</strong> 1. maddesiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının;</p>

<p><strong>a</strong><strong>.</strong> Dördüncü cümlesinde yer alan “<i>...aksatmayacak...</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>b</strong><strong>.</strong> Beşinci cümlesinde yer alan “<i>...aksama...</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>2</strong><strong>.</strong> 14. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin;</p>

<p><strong>a</strong><strong>.</strong> Birinci fıkrasının ikinci cümlesine eklenen “<i>...</i><i>,</i> <i>Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i><i>...</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>b</strong><strong>.</strong> Birinci fıkrasına eklenen üçüncü cümleye,</p>

<p><strong>3.</strong> 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un 44. maddesine eklenen “<i>...ve Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekilleri</i><i>...</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>4</strong><strong>.</strong> 18. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen 76. maddesinin;</p>

<p><strong>a</strong><strong>.</strong> (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>...</i><i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</i>” bölümüne,</p>

<p><strong>b</strong><strong>.</strong> (5) numaralı fıkrasının “<i>...</i><i>öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</i>” bölümüne,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 26/3/2026 tarihli ve E.2025/18, K.2026/66 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümleye, bölümlere ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>I</strong><strong>I. HÜKÜM</strong></p>

<p>14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 1. maddesiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Dördüncü cümlesinde yer alan “<i>...aksatmayacak...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Beşinci cümlesinde yer alan “<i>...aksama...</i>” ibaresinin,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> 3. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun başlığı ile birlikte değiştirilen;</p>

<p><strong>1.</strong> 52. maddesinde yer alan “<i>...yönetmelik</i><i>t</i><i>e düzenlenir.</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>2.</strong> 52. maddesinin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>C</strong><strong>.</strong> 14. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> Birinci fıkrasının ikinci cümlesine eklenen “<i>...</i><i>,</i> <i>Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i><i>...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Birinci fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un 44. maddesine eklenen “<i>...ve Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekilleri</i><i>...</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>D</strong><strong>.</strong> 16. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, Kenan YAŞAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>E.</strong> 18. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen 76. maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>...</i><i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</i>” bölümünün,</p>

<p><strong>2.</strong> (5) numaralı fıkrasının “<i>...</i><i>öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</i>” bölümünün,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>26/3/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Mahkememiz çoğunluğunca, 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Kararın iptale ilişkin kısmına katılmakla birlikte iptal hükmünün yürürlüğe giriş tarihinin dokuz ay ertelenmesine aşağıda açıklanan gerekçelerle iştirak edilmemiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğe giriş tarihini erteleme yetkisi Anayasa’nın 153. maddesinde öngörülmüş ise de bu yetkinin istisnai nitelikte olduğu açıktır. Bu yetkiye ancak iptal kararının derhâl yürürlüğe girmesi hâlinde kamu yararını ihlal eden, açık, somut ve giderilmesi güç bir hukuki boşluğun doğacak olması durumunda başvurulabilir. Dolayısıyla iptal hükmünün yürürlüğe girişinin ertelenmesi, olağan bir uygulama değil, ancak zorunlu hâllerde kullanılabilecek anayasal bir imkândır.</p>

<p><strong>3.</strong> Somut olayda çoğunluk, dava konusu kuralın adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiğini kabul etmiş; özellikle sanığın suçun değişen hukuki niteliğinden haberdar olmaksızın yalnızca müdafiye yapılan bildirimle yargılamanın mahkûmiyet dâhil her türlü kararla sonuçlandırılabilmesini Anayasa’ya aykırı bulmuştur. Temel hak ve özgürlüklere aykırılığı saptanan böyle bir kuralın, yeni bir yasal düzenleme yapılmasına imkân tanınması amacıyla bir süre daha yürürlükte bırakılması, anayasal denetimin etkililiği ve Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi yönünden ayrıca değerlendirilmelidir. Ne var ki iptal edilen kuralın derhâl yürürlükten kalkmasının hukuk düzeninde ne tür bir boşluk doğuracağı ve bunun kamu yararı bakımından hangi somut sakıncalara yol açacağı kararda yeterli açıklıkla ortaya konulmuş değildir.</p>

<p><strong>4.</strong> Öte yandan Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen bir normun yürürlükte kalmaya devam etmesi, özellikle temel haklara müdahale oluşturan alanlarda yeni hak ihlalleri doğurma riskini de beraberinde getirmektedir. Somut olayda iptal edilen kural, sanığın isnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve bizzat savunma yapma hakları yönünden anayasal güvenceleri zedeleyen sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle anılan kuralın dokuz ay süreyle daha uygulanmasına imkân tanınması, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış sınırlamanın belirli bir süre daha hukuk düzeninde varlığını sürdürmesi sonucunu doğurmaktadır. Oysa Anayasa Mahkemesinin görevi, Anayasa’ya aykırı olduğu belirlenen normun hukuk düzeninden çıkarılmasını sağlamak olup anayasal bağlayıcılığı zayıflatacak biçimde bu tür normların uygulanmasını sürdürmek değildir.</p>

<p><strong>5.</strong> Kaldı ki iptal hükmünün yürürlüğe girişinin ertelenebilmesi için yalnızca yasama organına yeni bir düzenleme yapma imkânı tanınması yeterli değildir. Burada belirleyici olan, erteleme kararı verilmemesi hâlinde anayasal ve kamusal düzeyde ciddi bir düzensizlik veya telafisi güç bir hukuki boşluk doğup doğmayacağıdır. Eldeki olayda ise böyle bir zorunluluğun varlığı somut ve ikna edici biçimde ortaya konulamamıştır.</p>

<p><strong>6.</strong> Açıklanan nedenlerle, <i>iptal edilen kuralların dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine</i> ilişkin çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="59265"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yatırımcı Tazmin Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yatirimci-tazmin-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yatirimci-tazmin-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yatırımcı Tazmin Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 16 Temmuz 2026 Tarihli ve 33311 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sermaye Piyasası Kurulundan:</strong></p>

<p><strong>YATIRIMCI TAZMİN MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 27/2/2015 tarihli ve 29280 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yatırımcı Tazmin Merkezi Yönetmeliğinin 19 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(2) YTM’nin malvarlığı, amacı dışında kullanılamaz, teminat gösterilemez, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemez, rehnedilemez, iflas masasına dâhil edilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.”</p>

<p>“(3) Kaydileştirilmiş olup olmadığına bakılmaksızın YTM’ye emaneten devrolunan tüm emanet ve alacaklara ilişkin tedbir, haciz ve benzeri her türlü idari ve adli talepler, Takasbank tarafından yerine getirilir. Söz konusu taleplere ilişkin yapılan işlemler hakkında, içeriği ve formatı YTM tarafından belirlenmek üzere, Takasbank tarafından YTM’ye aylık olarak bilgi verilir.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkra uyarınca Takasbank tarafından gerçekleştirilen iş ve işlemler 27 nci maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen rapora dahil edilir. Takasbank söz konusu raporda yer alan hususlara ilişkin olarak YTM tarafından talep edilen içerik ve şekil şartlarını yerine getirir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Yatırım kuruluşları, bir önceki yılda zamanaşımına uğramış emanet ve alacaklara ilişkin hak sahiplerinin kimlik bilgileri, adresleri ve haklarının faiz, kâr payı ve diğer getirileri ile birlikte ulaştıkları tutarlar gösterilmek suretiyle düzenlenecek listeyi, en geç içinde bulunulan yılın Şubat ayı sonuna kadar YTM ve Takasbank’a gönderir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Zamanaşımına uğrayan varlıkların iadesi</p>

<p>MADDE 28- (1) 24 üncü maddenin birinci fıkrası kapsamında YTM’ye devredilen emanet ve alacakların hak sahiplerinin başvurması halinde, sermaye piyasası araçları Takasbank ve MKK nezdindeki hesaplarda bulunan bakiyeler üzerinden; nakitler ise 27 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca dağıtılan nema tutarı ile birlikte, başvuran hak sahiplerine iade edilir.</p>

<p>(2) Bu madde kapsamında iade başvurularının e-Devlet üzerinden elektronik ortamda yapılması esastır. Elektronik ortamda yapılamayan başvurulara ilişkin Kurulca belirlenecek esaslar Kurul Bülteni’nde ve YTM’nin kurumsal internet sitesinde; elektronik ortamda yapılacak başvurulara ilişkin uygulama rehberi ise YTM’nin kurumsal internet sitesinde ilan edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin geçici 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce faaliyetleri sürekli durdurulmuş ve hesapları başka bir yatırım kuruluşuna devredilmemiş olan yatırım kuruluşlarının Takasbank ve MKK nezdinde blokeli olarak tutulan müşteri emanet ve alacaklarına ilişkin son işlem tarihlerinin Takasbank ve/veya MKK nezdinde bulunmaması halinde, zamanaşımı süresinin tespitinde faaliyet durdurma, tedrici tasfiye, tasfiye veya iflas kararlarından en eski olanın tarihi esas alınır.”</p>

<p>“(7) Özel Fon kapsamındaki aracı kurumlardaki yatırımcılara ait 31/12/2014 tarihi öncesinde borç ödemeden aciz belgesine bağlanmamış veya iflas masasına yazdırılmamış alacak veya emanetlerin zamanaşımı süresi 22/4/2021 tarihinden önce dolmuş sayılır ve bu alacak veya emanetler hakkında üçüncü fıkranın (a) bendi, dördüncü ve beşinci fıkralar ile geçici 7 nci madde hükümleri uygulanır. Şu kadar ki bu emanet ve alacaklara, geçici 7 nci maddede yer alan gecikme zammı uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Zamanaşımına uğrayan varlıkların iadesine ilişkin geçiş hükmü</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 10- (1) 28 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Kurulca belirlenecek başvuru usul ve esasları yürürlüğe girene kadar yapılacak başvurular ile bu usul ve esasların yürürlüğe girdiği tarihte devam eden başvurular ve postaya verilmiş olup da henüz YTM tarafından tebellüğ edilmemiş başvurular bakımından, anılan maddenin ikinci fıkrasının bu maddeyi ihdas eden Yönetmelik ile değiştirilmeden önceki halinin uygulanmasına devam olunur.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sermaye Piyasası Kurulu yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yatirimci-tazmin-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="27930"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dubai’de Muhasebe ve Vergi Danışmanlığı: Türk Yatırımcılar İçin 2026 Rehberi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dubaide-muhasebe-ve-vergi-danismanligi-turk-yatirimcilar-icin-2026-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dubaide-muhasebe-ve-vergi-danismanligi-turk-yatirimcilar-icin-2026-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dubai’de muhasebe, vergi danışmanlığı ve e-fatura uyumu: kurumlar vergisi, KDV, 2026-2027 takvimi, Türkiye mevzuat boyutu ve mali müşavir seçim rehberi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Dubai’de muhasebe ve vergi danışmanlığı</strong>; IFRS uyumlu defter tutma, KDV (VAT) ve kurumlar vergisi (CT) kayıt-beyan süreçleri, yasal vergi optimizasyonu, finansal raporlama ve 2026-2027’de kademeli olarak zorunlu hâle gelen e-fatura geçişini kapsayan bütünleşik bir uyum hizmetidir. Federal Vergi Otoritesi (FTA) tüm bu yükümlülükleri elektronik sistemler üzerinden anlık izlediği için, Dubai’de faaliyet gösteren işletmelerin profesyonel bir mali ekiple çalışması fiilen kaçınılmazdır.</p>

<p>Türk yatırımcılar için tablo iki katmanlıdır: bir yanda BAE’nin hızla sıkılaşan vergi ve e-fatura mevzuatı, diğer yanda Türkiye’deki vergi mükellefiyetinin devam eden sonuçları. Bu rehberde her iki katmanı — güncel oranlar, resmî e-fatura takvimi, optimizasyon stratejileri, Türkiye mevzuat boyutu, mali müşavir seçimi ve ücret modelleri — tek kaynakta topladık.</p>

<h2>Dubai’de Mali Uyum Artık Bir Tercih Değil, Zorunluluk</h2>

<p>Dubai’yi "vergisiz cennet" olarak tanımlayan dönem kapandı; bugünkü doğru tanım, düşük vergili fakat yüksek uyum standartlı bir finans merkezidir. 2018’de KDV, 2023’te kurumlar vergisi yürürlüğe girdi; 2026 itibarıyla e-fatura takvimi işlemeye başladı. Kurumlar vergisine süresinde kayıt yaptırmamanın bedeli tek başına 10.000 AED idari para cezasıdır ve beyanname gecikmelerinde kademeli ek cezalar devreye girer.</p>

<p>Serbest bölge (free zone) şirketlerinin en büyük avantajı olan %0 kurumlar vergisi rejimi de otomatik değildir: "nitelikli gelir" (qualifying income) koşullarının ve ekonomik özün (economic substance) düzenli raporlarla belgelenmesini gerektirir. Bu statünün korunması, doğru kurgulanmış bir muhasebe altyapısı olmadan mümkün değildir.</p>

<h2>Dubai’de Muhasebe ve Mali Müşavirlik Hizmetlerinin Kapsamı</h2>

<p>Profesyonel bir mali müşavirlik ekibinin Dubai’de üstlendiği başlıca görevler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>Günlük kayıt, belge yönetimi ve IFRS uyumlu defter tutma</li>
 <li>Aylık ve yıllık mali tabloların hazırlanması ile yönetim raporlaması</li>
 <li>KDV (VAT) ve kurumlar vergisi (CT) kayıt, beyan ve ödeme süreçlerinin yürütülmesi</li>
 <li>E-fatura sistemine (PINT AE) geçiş ve akredite servis sağlayıcı (ASP) entegrasyonu</li>
 <li>WPS uyumlu bordro yönetimi ve maliyet muhasebesi</li>
 <li>Nakit akışı yönetimi, bütçeleme ve finansal analiz</li>
</ul>

<p>Hizmet kalemlerinin ayrıntısı, güncel yükümlülükler ve beyan takvimi için <a href="https://worldcompanysetup.com/dubaide-vergi-ve-muhasebe-hizmetleri/" rel="dofollow"><strong>Dubai’de vergi ve muhasebe hizmetleri</strong></a> sayfamızı inceleyebilirsiniz.</p>

<h2>2026 Güncel Vergi Oranları: Kurumlar Vergisi, KDV ve Excise</h2>

<ul>
 <li><strong>Kurumlar Vergisi (CT): </strong>Yıllık vergilendirilebilir kârın 375.000 AED’yi aşan kısmı için %9; eşiğin altındaki kısım %0. Küresel cirosu 750 milyon Euro ve üzerindeki çok uluslu gruplara 2025’ten itibaren %15 yurt içi asgari ek vergi (DMTT) uygulanır.</li>
 <li><strong>KDV (VAT): </strong>%5 standart oran; ihracat gibi işlemlerde %0 oran, belirli finans ve konut işlemlerinde istisna söz konusudur.</li>
 <li><strong>Excise Tax: </strong>Tütün, enerji içecekleri ve şekerli içecek gruplarında %50-%100 arası özel tüketim vergisi geçerlidir.</li>
</ul>

<p>Oranların düşük olması, uyum maliyetinin de düşük olacağı anlamına gelmez. Plansız işletmelerde ceza ve düzeltme maliyetleri, verginin kendisini hızla aşabilir; doğru planlama nakit akışını ve kârlılığı doğrudan iyileştirir.</p>

<h2>Dubai E-Fatura Zorunluluğu: 2026-2027 Resmî Takvim</h2>

<p>BAE, Peppol ağına dayalı beş köşeli (DCTCE) modeli ve PINT AE adlı yapılandırılmış XML formatını benimsedi. Kapsam dâhilindeki B2B ve B2G işlemlerde PDF veya kâğıt fatura geçerli fatura sayılmayacak. Resmî geçiş takvimi şöyle işliyor:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="127"><strong>Tarih</strong></td>
   <td width="237"><strong>Kapsam</strong></td>
   <td width="237"><strong>Yükümlülük</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="127">1 Temmuz 2026</td>
   <td width="237">Tüm işletmeler (gönüllü)</td>
   <td width="237">Pilot ve gönüllü uygulama döneminin başlangıcı</td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="127">30 Ekim 2026</td>
   <td width="237">Yıllık geliri ≥ 50 milyon AED olan işletmeler</td>
   <td width="237">Akredite servis sağlayıcı (ASP) atama son tarihi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="127">1 Ocak 2027</td>
   <td width="237">Yıllık geliri ≥ 50 milyon AED olan işletmeler</td>
   <td width="237">Zorunlu e-fatura başlangıcı</td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="127">31 Mart 2027</td>
   <td width="237">Geliri &lt; 50 milyon AED olan işletmeler ve kamu kurumları</td>
   <td width="237">ASP atama son tarihi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="127">1 Temmuz 2027</td>
   <td width="237">Geliri &lt; 50 milyon AED olan işletmeler</td>
   <td width="237">Zorunlu e-fatura başlangıcı</td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="127">1 Ekim 2027</td>
   <td width="237">Kamu kurumları (B2G)</td>
   <td width="237">Zorunlu geçiş</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Uyumsuzluğun bedeli ağırdır: e-faturanın yasal sürede düzenlenmemesi her tespit için 2.500 AED, e-fatura verilerinin saklanmaması 10.000 AED (24 ay içinde tekrarında 20.000 AED) cezaya yol açabilir. ASP seçimi, veri eşleştirme (data mapping) ve personel eğitiminin 2026 bitmeden tamamlanması gerekir. Güncel duyurular için FTA’nın resmî sitesi (tax.gov.ae) izlenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Yasal Vergi Optimizasyonu: Dört Stratejik Alan</h2>

<p>Vergi optimizasyonu vergiden kaçınmak değil; mevzuatın tanıdığı istisna, muafiyet ve teşvikleri doğru zamanda, doğru yapıyla kullanmaktır. Deneyimli bir vergi danışmanının Dubai’de değerlendirdiği başlıca alanlar:</p>

<h3>1. Serbest Bölge %0 Kurumlar Vergisi Rejimi (QFZP)</h3>

<p>Nitelikli serbest bölge şirketleri, "nitelikli gelir" koşullarını sağladığında %0 orandan yararlanır. Yanlış gelir sınıflandırması veya eksik ekonomik öz raporlaması bu avantajı tamamen kaybettirebilir.</p>

<h3>2. 375.000 AED Eşiği ve Küçük İşletme Muafiyeti</h3>

<p>Yıllık vergilendirilebilir kârın 375.000 AED’ye kadar olan kısmı %0 orana tabidir. Belirli ciro sınırının altındaki işletmeler Küçük İşletme Muafiyeti (Small Business Relief) başvurusuyla kurumlar vergisi yükünü yasal olarak sıfırlayabilir; koşullar ve süre bir vergi profesyoneliyle teyit edilmelidir.</p>

<h3>3. KDV Planlaması</h3>

<p>%0 oranlı ve istisna işlemlerin doğru sınıflandırılması, girdi KDV’sinin (input VAT) eksiksiz mahsubu ve grup KDV kaydı (tax group) seçenekleri, nakit akışını doğrudan iyileştiren araçlardır.</p>

<h3>4. Transfer Fiyatlandırması ve Grup Yapıları</h3>

<p>Türkiye-BAE arasında faaliyet gösteren gruplarda transfer fiyatlandırması dokümantasyonu, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümleri ve holding yapılandırması hem uyum riskini düşürür hem toplam vergi yükünü optimize eder.</p>

<p>Etkin vergi optimizasyonunun kuruluş aşamasında başladığını unutmayın: mainland-serbest bölge tercihi, lisans türü ve ortaklık yapısı, ileride ödenecek verginin ana belirleyicisidir. Doğru yapıyı adım adım anlattığımız <a href="https://worldcompanysetup.com/dubai-sirket-kurmak/" rel="dofollow"><strong>Dubai’de şirket kurmak</strong></a> rehberimiz bu kararda yol gösterecektir.</p>

<h2>Türkiye Boyutu: Türk Yatırımcının Çifte Uyum Sorumluluğu</h2>

<p>Dubai’de şirket kurmak, Türkiye’deki vergi yükümlülüklerini otomatik olarak sona erdirmez. Türkiye’de tam mükellef sayılan gerçek kişiler, kural olarak dünya genelinde elde ettikleri gelirler üzerinden Türkiye’de vergilendirilir. Ayrıca Kurumlar Vergisi Kanunu’ndaki kontrol edilen yabancı kurum (CFC) düzenlemesi, belirli koşullarda yurt dışındaki şirket kazancının dağıtılmasa bile Türkiye’de vergilendirilmesine imkân tanır.</p>

<p>Türkiye-BAE çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması ve ülkeler arası otomatik bilgi değişimi (CRS) mekanizmaları da yapı kurgusunda mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu alandaki mevzuat ve içtihat sürekli güncellendiğinden, Türkiye tarafındaki gelişmeleri <a href="http://www.hukukihaber.net" rel="dofollow">hukukihaber.net</a>’de yayımlanan vergi hukuku alanındaki güncel makaleler ve yargı kararları üzerinden düzenli takip etmenizi öneririz.</p>

<p>Özellikle Danıştay ve Yargıtay’ın vergi uyuşmazlıklarına ilişkin emsal kararlarını izlemek, sınır ötesi yapılarda alınacak kararların hukuki dayanağını güçlendirir; bu konuda <a href="https://www.hukukihaber.net/kararlar" rel="dofollow"><strong>Hukuki Haber’in kararlar arşivi</strong></a> Türkçe kaynaklar arasında düzenli güncellenen güvenilir bir referanstır. BAE tarafındaki uyumu mali müşavirinizle, Türkiye tarafındaki vergisel sonuçları ise bir vergi hukukçusuyla eş zamanlı yönetmek, çifte uyumun en güvenli yoludur.</p>

<h2>Dubai’de Mali Müşavir Seçerken 7 Kriter</h2>

<ul>
 <li>IFRS (Uluslararası Finansal Raporlama Standartları) bilgisi ve uygulama deneyimi</li>
 <li>BAE vergi mevzuatında (KDV, kurumlar vergisi, Excise) kanıtlanmış uzmanlık</li>
 <li>FTA vergi acentesi (Tax Agent) kaydı veya bu nitelikte kadro</li>
 <li>E-fatura (PINT AE) ve dijital muhasebe sistemleri deneyimi</li>
 <li>Sektörünüze özgü dosya deneyimi (e-ticaret, dış ticaret, gayrimenkul, hizmet vb.)</li>
 <li>Türkçe iletişim ile Türkiye-BAE mevzuat farklarına hâkimiyet</li>
 <li>Doğrulanabilir referanslar ve şeffaf, yazılı ücretlendirme</li>
</ul>

<h2>Muhasebe ve Vergi Danışmanlığı Ücret Modelleri</h2>

<p>Hizmet bedelleri işletme büyüklüğüne, işlem hacmine ve kapsamına göre değişir. Yaygın modeller şunlardır:</p>

<ul>
 <li><strong>Aylık paket: </strong>Standart muhasebe, bordro ve beyan hizmetleri için sabit ücret</li>
 <li><strong>Proje bazlı: </strong>Kuruluş mali yapılandırması, vergi optimizasyon çalışması, e-fatura geçiş projesi gibi tek seferlik işler</li>
 <li><strong>Saatlik: </strong>Vergi danışmanlığı ve özel finansal analiz çalışmaları</li>
 <li><strong>Hibrit: </strong>Sabit ücret + işlem hacmine bağlı değişken bileşen</li>
</ul>

<p>Hangi model seçilirse seçilsin, kapsamın yazılı sözleşmeye bağlanması ve gizli maliyet bulunmadığının teyidi esastır.</p>

<h2>Sık Sorulan Sorular (SSS)</h2>

<h3>Dubai’de e-fatura ne zaman zorunlu olacak?</h3>

<p>Yıllık geliri 50 milyon AED ve üzeri işletmeler için 1 Ocak 2027, daha küçük işletmeler için 1 Temmuz 2027, kamu işlemleri (B2G) için 1 Ekim 2027’de zorunlu hâle geliyor. Gönüllü pilot dönem 1 Temmuz 2026’da başladı.</p>

<h3>Dubai kurumlar vergisi oranı nedir?</h3>

<p>375.000 AED üzerindeki yıllık vergilendirilebilir kâr için %9’dur; eşiğin altı %0’dır. Cirosu 750 milyon Euro üzerindeki çok uluslu gruplar için %15 asgari vergi (DMTT) geçerlidir.</p>

<h3>Dubai’de KDV oranı nedir?</h3>

<p>Standart oran %5’tir. İhracat gibi belirli işlemler %0 orana tabidir; bazı finans ve konut işlemleri istisna kapsamındadır. Doğru sınıflandırma, girdi KDV’sinin mahsubu açısından kritiktir.</p>

<h3>Serbest bölge şirketleri kurumlar vergisinden muaf mı?</h3>

<p>Nitelikli serbest bölge şirketleri (QFZP), "nitelikli gelir" koşullarını sağladığı sürece %0 orandan yararlanır. Statü; sıkı raporlama, denetlenmiş mali tablo ve ekonomik öz belgeleri gerektirir; koşullar kaybedilirse standart %9 oran uygulanır.</p>

<h3>Dubai’de elde ettiğim gelir Türkiye’de vergilendirilir mi?</h3>

<p>Duruma göre evet. Türkiye’de tam mükellef statünüz devam ediyorsa dünya genelindeki gelirleriniz kural olarak Türkiye’de beyana tabidir; kontrol edilen yabancı kurum düzenlemesi ve çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümleri sonucu belirler. Kişisel durumunuz için mutlaka bir vergi hukukçusuna danışın.</p>

<h3>Vergi beyannamesi gecikirse ne olur?</h3>

<p>FTA geç beyan ve geç ödeme için kademeli idari para cezaları uygular; kurumlar vergisine geç kayıt tek başına 10.000 AED cezaya yol açar. En güvenli yol, beyan takvimini bir vergi profesyoneliyle birlikte izlemektir.</p>

<h2>2027 Öncesi Doğru Ortakla Yola Çıkın</h2>

<p>Dubai’de sürdürülebilir işletme yönetimi; e-fatura uyumu, kurumlar vergisi ve KDV planlaması, finansal raporlama ve Türkiye tarafındaki hukuki takibin birlikte yönetilmesini gerektiriyor. Muhasebe, vergi danışmanlığı ve finansal planlamayı tek çatı altında koordine eden bir ekip, hem toplam maliyeti düşürür hem uyum risklerini en aza indirir. World Company Setup ekibi olarak kuruluştan e-fatura geçişine kadar tüm süreci Türkçe yürütüyoruz; ücretsiz ön değerlendirme için bizimle iletişime geçebilirsiniz.</p>

<h2>Yazar Hakkında</h2>

<p><strong>Dr. Nurgül Aslan</strong> — Uluslararası İşletme ve Finansal Uyum Danışmanı</p>

<p>BAE ve Almanya’da 18 yılı aşkın deneyime sahip uluslararası işletme danışmanıdır. IFRS, BAE vergi uyumu ve e-fatura geçiş süreçleri alanlarında uzmanlaşmıştır. World Company Setup bünyesinde bugüne dek 500’den fazla işletmeye Dubai’de kuruluş, muhasebe yönetimi ve vergi planlaması konularında danışmanlık vermiştir.</p>

<p><a href="https://worldcompanysetup.com/" rel="dofollow"><strong>World Company Setup</strong></a>; 2013’ten bu yana Dubai merkezli olarak 15’ten fazla ülkede şirket kuruluşu, muhasebe, vergi uyumu ve finansal danışmanlık hizmetleri sunan; Türkçe, İngilizce ve Arapça destek veren uluslararası bir danışmanlık şirketidir.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dubaide-muhasebe-ve-vergi-danismanligi-turk-yatirimcilar-icin-2026-rehberi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/dubaide-muhasebe-danismanligi.jpeg" type="image/jpeg" length="53972"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ACAR/TÜRKİYE (20039/22) KARARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/acarturkiye-2003922-karari-uzerine-bir-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/acarturkiye-2003922-karari-uzerine-bir-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÖZEL HAYATA SAYGI HAKKI BAĞLAMINDA GBT/KİHBİ KAYITLARININ SAKLANMASI VE KANUNİLİK İLKESİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A. GİRİŞ</strong></p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 23 Haziran 2026 tarihinde vermis olduğu Acar/Türkiye kararında, Türkiye’de kolluk birimleri tarafından tutulan Genel Bilgi Toplama (GBT/KİHBİ) kayıtlarının hukuki niteliği ve kişisel verilerin korunması bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek bir karar vermiştir.</p>

<p>Kararda, adli sicilden silinmiş bir mahkûmiyet kaydının polis veri tabanında tutulmaya devam edilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkını ihlal edip etmediği sorusuna odaklanılmaktadır.</p>

<p>Mahkeme, başvurucunun mahkûmiyet kaydının adli sicilden silinmesine rağmen (GBT/KİHBİ) sisteminde tutulmaya devam edilmesini hukuka aykırı bularak Türkiye’nin AİHS’nin 8. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir. Kararın önemi yalnızca başvurucu bakımından değil, Türkiye’de kişisel verilerin işlenmesine ilişkin idari uygulamaların hukuki temelleri bakımından da ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>B. OLAYIN ÖZETİ</strong></p>

<p>Başvurucu, 2000 yılında ruhsatsız silah bulundurma suçundan para cezasına mahkûm edilmiştir. Daha sonra 2015 yılında adli sicil kaydının silinmesine ve memnu haklarının iadesine karar verilmiştir.</p>

<p>Buna rağmen mahkûmiyet bilgileri İçişleri Bakanlığı bünyesindeki GBT/KİHBİ sisteminde tutulmaya devam etmiştir. Başvurucu, rutin polis kontrollerinde bu kayıtların ortaya çıkması nedeniyle suçlu muamelesi gördüğünü ileri sürmüş ve kaydının silinmesini talep etmiştir.</p>

<p>İdare Mahkemesi ve sonrasında Anayasa Mahkemesi başvurucunun taleplerini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu AİHM’e başvurmuştur.</p>

<p><strong>C. AİHM’İN DEĞERLENDİRMESİ</strong></p>

<p><strong>I. Kişisel Verilerin Saklanması Tek Başına Müdahaledir</strong></p>

<p>Mahkeme öncelikle önemli bir ilkeyi tekrar etmiştir. Buna göre kişisel verilerin yalnızca saklanması bile özel hayata müdahale oluşturabilecek olup verilerin ayrıca kullanılmış olması şart değildir.</p>

<p>Bu yaklaşım, AİHM’in daha önceki S. ve Marper/Birleşik Krallık<i> (30562/04 ve 30566/04, § 67, AİHM 2008)</i> ve Catt/Birleşik Krallık<i>(43514/15 , § 76, 24 Ocak 2019) </i>kararlarında da yer bulmuştur. Böylece devletin elindeki veri tabanlarında kişisel verilerin tutulması, başlı başına insan hakları denetimine tabi hale gelmektedir.</p>

<p><strong>II. Mahkûmiyet Verileri Hassas Kişisel Veri Niteliğindedir</strong></p>

<p>Kararda, suç ve mahkûmiyet bilgilerinin sıradan kişisel veri olarak değerlendirilemeyeceği vurgulanmıştır.</p>

<p>Ceza mahkûmiyetlerine ilişkin bilgiler kişinin sosyal yaşamını, çalışma hayatını ve toplumdaki itibarını doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Bu nedenle devletlerin bu tür verileri işlerken daha sıkı güvenceler sağlaması gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. Kanunilik İlkesi ve Hukuki Dayanak Sorunu</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20. maddesine göre kişisel verilerin işlenmesine ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenmelidir. Buna rağmen başvurucunun verileri, bir kanuni dayanak gerekçe gösterilerek değil İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılmış KİHBİ Yönergesi’ne dayanılarak tutulmuştur.</p>

<p><strong>Mahkeme buna göre şu sonuca ulaşmıştır:</strong></p>

<p><strong>-KİHBİ Yönergesi bir kanun değildir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>-Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun Ek 7. maddesi kişisel verilerin ne şekilde tutulacağını, ne kadar süre saklanacağını veya ne zaman silineceğini düzenlememektedir.</strong></p>

<p><strong>-Bu nedenle veri işlemenin yeterli yasal dayanağı bulunmamaktadır.</strong></p>

<p>Mahkeme böylece kişisel verilerin işlenmesinde yalnızca genel yetki veren düzenlemelerin yeterli olmayacağını, ayrıntılı ve öngörülebilir kuralların bulunması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.</p>

<p><strong>IV. Gizli Düzenlemelerle Veri İşlenemez</strong></p>

<p>Mahkeme kararının en dikkat çekici yönlerinden biri de KİHBİ Yönergesi’nin kamuya açık olmamasına yaptığı vurgudur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin kararında da belirttiği üzere söz konusu yönerge <i>“sadece resmi kullanım için”</i> nitelikte olup <i>(hizmete özel)</i> yayımlanmamıştır.</p>

<p><strong>AİHM’e göre; vatandaşların erişemediği, içeriğini bilmediği ve denetleyemediği bir düzenleme kişisel veri işleme bakımından hukuki temel oluşturamaz.</strong></p>

<p>Bir kişinin hangi verilerinin toplandığını, ne kadar süre saklanacağını ve hangi şartlarda silineceğini önceden öngörebilmesi gerekir. Yayımlanmamış bir idari talimat bu işlevi yerine getiremeyecektir.</p>

<p><strong>D. KARARIN TÜRK HUKUKU AÇISINDAN ÖNEMİ VE SONUÇ</strong></p>

<p>İş bu yazımızda incelememize konu Acar/Türkiye(20039/22) kararı; yalnızca başvurucuyu ilgilendiren bireysel bir karar niteliğinde olmayıp, kararın içeriğinde yer verilen durumlar ve ihlale neden olan olgular değerlendirildiğinde, Genel Bilgi Toplama (GBT/KİHBİ) kayıtlarının hukuki niteliği bakımından önemli sorunlara işaret etmektedir.</p>

<p>Öncelikle kararla birlikte, Genel Bilgi Toplama (GBT/KİHBİ) kayıtlarının tutulmasına ilişkin mevcut uygulamaların hukuki dayanağı yeniden tartışmaya açılmıştır.</p>

<p>Karar, özellikle GBT kayıtları ve kolluk veri tabanları bakımından Türkiye’nin daha şeffaf, erişilebilir ve kanuni güvenceler içeren bir düzenleme yapması gerektiğine işaret etmektedir. AİHM’e göre kişisel verilerin işlenmesi, yayımlanmamış idari talimatlara değil, vatandaşların erişebildiği ve öngörebildiği açık kanuni kurallara dayanmalıdır.</p>

<p>Ayrıca kanunilik şartlarını sağlaması halinde dahi adli sicilden silinen geçmiş suç kayıtlarının başka veri tabanlarında süresiz şekilde tutulmasının insan hakları bakımından özel hayatına saygı hakkına müdahale teşkil edebileceğine yer vermiştir.</p>

<p><strong>Bu bakımdan da, kararın gerekçeleri itibariyle ilerleyen süreçte benzer şikayetlere ilişkin, AİHM tarafından olası ihlal kararlarının verilmesi kuvvetle muhtemel görüldüğünden konuyla ilgili kararda yer verilen durumlar da gözetilmek ve kişilerin özel hayatına saygı hakkına müdahale etmeyecek şekilde kişisel verilerin işlenmesi bakımından gizli idari yönergeler yerine açık ve ayrıntılı kanuni düzenlemelerin yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. </strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/07/fatih-gokce.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/07/fatih-gokce.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Fatih GÖKÇE</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/acarturkiye-2003922-karari-uzerine-bir-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 18:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/aihm-kl.jpeg" type="image/jpeg" length="34818"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63717"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86555"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78978"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73576"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45162"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12421"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34202"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="44801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="67675"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="53258"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="18103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="27871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="44977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="56750"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="46191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="72492"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="97642"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
