<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 01 Jun 2026 14:23:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin CMK m. 134’ün İptali Kararı Doğrultusunda CMK m. 135’in de Anayasa'ya Uygunluğunun Tekrardan Ele Alınma Zorunluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-cmk-m-134un-iptali-karari-dogrultusunda-cmk-m-135in-de-anayasaya-uygunlugunun-tekrardan-ele-alinma-zorunlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-cmk-m-134un-iptali-karari-dogrultusunda-cmk-m-135in-de-anayasaya-uygunlugunun-tekrardan-ele-alinma-zorunlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 2023/128 Esas ve 2026/36 Karar sayılı kararı </a></strong>ile CMK m. 134’ün iptaline karar verilmiştir. Bu iptal kararı Resmi Gazete’de yayınlanma tarihinden dokuz (9) ay sonra (25/02/2027’de) yürürlüğe girecektir. Kararın kısa bir özetini ve konuya ilişkin hukuki değerlendirmelerimi sunmak isterim.</p>

<p>Öncelikle kararda, belirli hususlar özelinde CMK m. 134’ün Anayasa’ya uygunluğu denetlenmiştir.</p>

<p><strong>1. Husus:</strong> AYM tarafından CMK m. 134’te yer alan “başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması” kavramının belirsiz ve öngörülemez olduğu yönünde yapılan iddialar incelenmiştir. Bu incelemede, kanun yapma tekniği bakımından kanun hükümlerinin soyut ve genel nitelikte olmasının olağan bir durum olduğu belirtilmiştir. Kanun koyucu tarafından, somut olayın özelliklerine göre değişebilecek tüm çözümlerin önceden tek tek sayılmasının mümkün olmadığı vurgulanarak, CMK m. 134’ün mevcut haliyle kanunilik şartını taşıdığı tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>2. Husus:</strong> CMK m. 134’ün 2. fıkrasında düzenlenen dijital materyallere elkoyma işleminin gerekliliği ele alınmış; AYM tarafından bu tedbirin ceza yargılaması hukukunun maddi gerçeğe ulaşma şeklindeki meşru amacına hizmet ettiği ve bu doğrultuda gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>3. Husus:</strong> Temel hak ve özgürlüklere müdahale eden koruma tedbirlerinde keyfiliğin önüne geçilebilmesi için birtakım denetim mekanizmalarının bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Bu kapsamda, CMK m. 134’te düzenlenen koruma tedbirine karşı CMK m. 267 uyarınca itiraz edilebileceği, dolayısıyla ilgili hükmün Anayasa’nın 20. maddesinin 2. fıkrasına uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca, AYM, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi yönünden CMK m. 134’te düzenleme olmadığı yönündeki başvurunun da reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>4. Husus:</strong> Kişiler, özel hayatın gizliliğine saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına (Anayasa madde 20/3: <i>Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.</i>) sahiptir.</p>

<p>Başvuru asıl olarak, CMK m. 134’ün Anayasa’nın 20. maddesinin 2. fıkrasına tam olarak uyumlu olup olmadığıyla ilgilidir.</p>

<p><strong><u>4. Husus Kapsamındaki Değerlendirmeye Göre;</u></strong></p>

<p><strong>a.</strong> AYM tarafından; bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama ve elkoymayı düzenleyen CMK m. 134 bu açıdan ele alındığında, tedbirin kapsam ve sınırlarının herhangi bir tereddüte yer bırakmayacak açıklıkta düzenlendiği belirtilmiştir. Bununla birlikte, CMK m. 134’ün maddi gerçeğe ulaşmak isteyen ceza yargılaması hukukunda Anayasa'nın 20. maddesinin doğru şekilde uygulanmasına katkı sağlayacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>b.</strong> Anayasa Mahkemesi; kişisel verilerin işlenmesine ilişkin düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesinde şeffaflık, veri güvenliği, amaçla sınırlılık, veri minimizasyonu ve etkili yargısal denetim gibi güvencelerin varlığının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Bu kapsamda Mahkeme; arama ve dijital verilerin incelenmesine ilişkin usullerde arama nedeninin açıkça gösterilmesi, ilgililerin bilgilendirilmesi ve müdafi huzurunda işlem yapılabilmesi ile elde edilen verilerin tutanağa bağlanması gibi güvencelerin öngörülmüş olmasının, kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf ve denetlenebilir şekilde yürütülmesini sağladığını değerlendirmiştir.</p>

<p><strong>c.</strong> Kararda, ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında elde edilen kişisel verilerin ayrı bir veri tabanında tutulmayıp dava dosyası kapsamında muhafaza edildiği belirtilmiştir. Bu nedenle, savunma hakkı ve adil yargılanma ilkeleri gereğince, ilgili kişinin kendisine ait verilere erişiminin kural olarak engellenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca arama ve elkoyma işlemlerinin şüphelinin katılımına açık olması da bu değerlendirmeyi destekleyen unsurlar arasında gösterilmiştir.</p>

<p><strong>d.</strong> CMK m. 134/4 uyarınca, dijital materyallerin bir kopyasının ilgiliye yahut müdafiine verileceğine dair düzenlemenin bulunması sebebiyle, hükmün bu yönüyle Anayasa’nın 20. maddesinin 2. fıkrasına uygun olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>İhlal gerekçesi yapılan husus;</strong></p>

<p>AYM’nin, CMK m. 134’ün 1 ve 2. fıkralarını (ve kararda belirtildiği üzere dolaylı olarak 3. ve 4. fıkralarını) Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bulmasının temel sebebi; kişisel verilerin saklanma süresinin belirlenmemesi, bu verilerin nasıl saklanacağına dair bir düzenlemeye yer verilmemesi, kişisel nitelikteki bu veriler silinmezse ilgilinin haklarının ne olduğunun açıkça düzenlenmemesi ve yetkili merciin tespitindeki belirsizliktir.</p>

<p>AYM, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesine ilişkin yaptığı değerlendirmede; adil yargılanma ve maddi gerçeğe ulaşma ilkeleri doğrultusunda, ceza soruşturma veya kovuşturmalarında kişisel verilerin delil olarak saklanmasının gerekli olduğunu belirtmiştir. Mahkeme; kesin hüküm sonrasında veya infaz sürecinde dahi, yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yolları ihtimaline binaen verilerin silinemediği durumlarda, veri işlemenin sınırlandırılması (arşivleme, erişim engelleme gibi) gerektiğini ifade etmiştir. Bu hususta AB 2016/680 sayılı Direktif’e de atıfta bulunulmuştur.</p>

<p>Buna karşın AYM; söz konusu verilerin kesin hükümden sonra saklanma ve silinme süreleri ile ilgili usullere, veriler süresi içinde imha edilmezse ilgili kişilerin sahip olduğu haklara dair kanun düzeyinde açık bir düzenleme bulunmadığını ve yetkili merciin neresi olduğuna ilişkin bir belirleme yapılmadığını tespit etmiştir.</p>

<p>Bu hususa ilişkin olarak belirtmek isterim ki, kanaatimce, <a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">AYM’nin yukarıdaki iptal kararı</a>na konu olan bazı hususlar CMK m. 135 kapsamında düzenlenen koruma tedbiri için de geçerlidir. Benzer hususların her iki koruma tedbiri için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Yani, CMK m. 135’in de benzer hususlarda iptaline karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü, CMK m. 135/6’nın son cümlesine bakıldığı zaman düzenlemenin aynen <i>“...Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir</i>.” şeklinde olduğu görülmektedir. CMK m. 134’ün iptal gerekçeleri ele alındığında; yukarıda ifade edildiği üzere, kişisel verilerin saklanma süresinin belirlenmemesi, bu verilerin nasıl saklanacağına dair bir düzenlemeye yer verilmemesi, kişisel nitelikteki bu veriler silinmezse ilgilinin haklarının ne olduğunun açıkça düzenlenmemesi ve yetkili merciin tespitindeki belirsizliğin olması Anayasa’ya aykırı bulunmuş olup aynı eksikliklerin CMK m. 135 için de olduğu açıkça ortadadır.</p>

<p>Fakat, Anayasa Mahkemesi, Manisa 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 04/12/2004 günlü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesinin 25/05/2005 günlü 5353 sayılı Yasa’nın 17. maddesiyle değiştirilen 1 numaralı fıkrası ile 3 numaralı fıkrasının Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerine aykırılığı iddiasıyla iptalini istediği bir başvuruyla yaptığı değerlendirme ile CMK m. 135’in Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. AYM, 2005 tarihli bu kararında “<i>135. maddenin (3) numaralı fıkrasında da birinci fıkra hükmüne göre verilen tedbir kararında, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresinin belirtileceği ifade edilerek, uygulanacak tedbirin yoruma gerek kalmayacak şekilde açık olmasını sağlayacak bilgilerin kararda yer alması koşulu getirilmiş; tedbir kararının en çok üç ay için verilebileceği, bu sürenin bir defa daha uzatılabileceği, ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, sürenin hâkim kararıyla bir aydan fazla olmamak üzere müteaddit defalar uzatılabileceği hükme bağlanarak, tedbir süresinin üst sınırı ve ihtiyaç duyulması halinde bu sürenin uzatılmasıyla ilgili esaslar belirlenmiştir. Buna göre, yasa koyucu telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetine müdahale niteliği taşıması nedeniyle tedbir süresinin üst sınırını altı ay olarak belirlemiş, ancak örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak bu sürenin bir aydan fazla olmamak üzere hâkim kararıyla müteaddit defalar uzatılabileceğini kabul etmiştir.</i>” gerekçesiyle CMK m. 135’in Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla, AYM’nin CMK m. 134’ün iptal gerekçesi incelendiğinde CMK m. 135’in de aynı gerekçeyle iptalinin mümkün olduğunu söylemek yerinde olacaktır.</p>

<p>Öncelikle, CMK m. 134’ün uygulanırken kanaatimce Anayasa’nın 13. ve 20/2,3. maddeleri dışında, 20. maddesinin 1. fıkrasının da sıklıkla ihlal edildiği sabit olup mevcut düzenlemenin de bu ihlale zemin hazırladığı kabul edilmelidir. AYM’nin bu hususa dair de bir değerlendirme yapması gerekirdi. Bilgisayarlardaki tüm verilerin kopyalanarak aranması, soruşturma konusu dışındaki kişisel bilgileri de açığa çıkararak özel hayatın gizliliğini ihlal edebilmektedir. Nitekim AİHM, Craxi/İtalya kararında, suçla ilgisi olmayan verilerin mahkemede aleni bir şekilde ortaya konulmasını AİHS’in 8. maddesine aykırı bulmuştur. Bireyin özel ve aile hayatına saygı hakkını korumak adına; kolluk fezlekesinde sadece suçla ilgili deliller belirtilmeli ve Cumhuriyet savcısı tarafından, iddianame düzenlenmeden önce soruşturma kapsamı dışında kalan tüm ilgisiz verilerin imha edilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Bir diğer husus ise, AYM her ne kadar CMK m. 134/4 uyarınca şüpheliye ya da müdafiine (kanun koyucu her ne kadar “vekiline” kavramını kullanmışsa da bu kavram hukuk terminolojisi açısından yanlıştır, bu husus da düzeltilebilir) verilerin bir kopyasının verileceğini ifade etmişse de, kanun koyucu tarafından hüküm tekrardan ele alınırken bazı sakıncaların da giderilmesi gerekmektedir. Özellikle çocuk pornografisi veya başkalarına ait kredi kartı ve kişisel verileri içeren depolama aygıtlarının bir örneğinin şüpheliyle paylaşılması, bu hassas verilerin yayılmasına yol açarak yeni suçların işlenmesine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Üçüncüsü ise, hem CMK 134’te hem de CMK 135’te “derhâl imha” kavramı mevcuttur. Aslında AYM’nin CMK 134 için yaptığı değerlendirmedeki tüm olumsuz şartlar CMK 135’te de mevcuttur. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) veya beraat hükmünün kesinleşmesiyle birlikte iletişimin denetlenmesine dair kayıtların derhâl imha edilmesi yaklaşımı, yeterli bir hukuki güvence sağlamamaktadır. Çünkü bu kararlar; kanun yararına bozma, AYM veya AİHM'e bireysel başvuru gibi ortalama iki yıl süren olağanüstü denetim mekanizmalarına konu edilebilmektedir.</p>

<p>Bu gerekçeyle, hem yargısal denetimin etkinliğini sağlamak hem de olası bir yeniden yargılamada delil bütünlüğünü korumak adına, elde edilen kayıtların kesinleşme tarihinden itibaren makul bir süre (örneğin iki yıl) daha muhafaza edilmesi gerekmektedir. Önerilen bu yaklaşım, özel hayatın korunması ile ceza adaleti sisteminin işlevselliği arasında ölçülü ve dengeli bir çözüm sunabilir. Bu açıdan aynı aykırılık CMK 135’te de bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Coşkun GENÇ</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-cmk-m-134un-iptali-karari-dogrultusunda-cmk-m-135in-de-anayasaya-uygunlugunun-tekrardan-ele-alinma-zorunlulugu</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasam.jpg" type="image/jpeg" length="35413"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ASKERİ CEZA HUKUKUNDA ZİMMET SUÇU (ASCK M. 131 KAPSAMINDA ASKERİ EŞYAYI KAYBETME SUÇU)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/askeri-ceza-hukukunda-zimmet-sucu-asck-m-131-kapsaminda-askeri-esyayi-kaybetme-sucu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/askeri-ceza-hukukunda-zimmet-sucu-asck-m-131-kapsaminda-askeri-esyayi-kaybetme-sucu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Askeri ceza hukukunda zimmet suçu, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde düzenlenmiştir. Bu suç haricinde zaman zaman mahkemelerin suçu nitelendirirken AsCK m. 131/1 yerine AsCK m. 144 dalaletiyle TCK m. 257 kapsamında görevi kötüye kullanma suçu özelinde değerlendirme yaptığına da uygulamada rastlanılmaktadır. Anılan düzenleme uyarınca, askeri bir hizmet yaparken veya vazifeyi suistimal ederek, bir hizmet veya vazifeden dolayı kendisine tevdi ya da emanet edilmiş para veya kıymeti ne olursa olsun bir eşyayı yahut kendisine tevdi edilmemiş olsa dahi her türlü askeri erzak, eşya ve hayvanları çalanlar, zimmetine geçirenler, ihtilas edenler veya satanlar cezalandırılmaktadır. Bu yönüyle askeri zimmet suçu, hem failin statüsü hem de suça konu malın askeri hizmetle bağlantısı bakımından genel zimmet suçundan ayrılan özel bir düzenleme niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargı kararlarında, Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 247. maddesinde yer alan zimmet suçunun özel bir hali olduğu belirtilmektedir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 22.05.2019 tarihli, 2019/29132 Esas ve 2019/8818 Karar sayılı kararı</a>nda da bu husus vurgulanmıştır. Bununla birlikte askeri zimmetin, yalnızca TCK’daki zimmet suçunun tekrarı olmadığı; askeri hizmetin gerekleri, failin askeri statüsü, malın askeri hizmete tahsis edilmiş olması ve Askeri Ceza Kanunu’nun kendine özgü özelliği çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Zimmet suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisinin, görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü bulunduğu malı, kendisinin veya başkasının yararına zimmetine geçirmesi gerekir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20236784-e-20239488-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 05.10.2023 tarihli, 2023/6784 Esas ve 2023/9488 Karar sayılı kararı</a>nda da suçun oluşumu bakımından, göreve bağlı zilyetlik veya koruma ve gözetim yükümlülüğü ile malın fail tarafından kendisinin ya da başkasının yararına geçirilmesi şartlarına işaret edilmiştir.</p>

<p>Askeri zimmet suçunda failin belirlenmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü zimmet, herkes tarafından işlenebilen genel bir suç değildir. Failin belirli bir hukuki statüye sahip olması gerekir. Genel zimmet suçu bakımından bu statü kamu görevlisi olmak iken, askeri zimmet suçu bakımından askeri hizmetle ve Askeri Ceza Kanunu’nun uygulama alanıyla bağlantılı bir fail söz konusudur. Bu nedenle failin asker kişi olup olmadığı, askeri hizmetin yürütülmesiyle bağlantısı, malın kendisine hangi görev nedeniyle teslim edildiği veya failin bu mal üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Askeri ceza hukukundaki zimmet düzenlemesi yalnızca muvazzaf askerlerle sınırlı değildir. Belirli koşullarda Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda görev yapan sivil personel de bu suçun faili olabilmektedir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi’nin 24.10.2018 tarihli, 2017/2159 Esas ve 2018/1659 Karar sayılı kararında; mutemet olarak görev yapan sivil memurun görevi gereği kendisine emanet edilen parayı zimmetine geçirmesi, Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.</p>

<p>Zimmet suçunun maddi konusu, para veya ekonomik değer taşıyan bir eşya olabileceği gibi, askeri zimmet bakımından askeri erzak, askeri eşya ve hayvanlar da suçun konusunu oluşturabilir. Bu yönüyle Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesi, askeri hizmetin niteliğini dikkate alan daha geniş ve özel bir koruma alanı meydana getirmektedir. Askeri hizmete tahsis edilmiş olan malın hukuka aykırı şekilde alınması, satılması, ihtilas edilmesi veya zimmete geçirilmesi, yalnızca malvarlığına ilişkin bir ihlal değil; aynı zamanda askeri hizmetin güven düzenini de ilgilendiren bir fiildir.</p>

<p>Yargı kararlarına yansıyan olaylarda askeri zimmet suçunun farklı görünümleri bulunmaktadır. Komutanlık adına açılan ve er ya da erbaş harçlıkları ile yolcu taşıma giderleri için kullanılan hesaplardan resmi evrakta tahrifat yapılarak para aktarılması örnek verilebilir. Bu tür olaylarda birlik hesapları üzerinde işlem yapma yetkisinin kötüye kullanılması, askeri hizmet kapsamında tevdi edilen paranın amacı dışında kullanılması veya failin kendisine yahut başkasına menfaat sağlaması zimmet suçunu gündeme getirmektedir.</p>

<p>Kantin gelirleri ve kantin açıkları da askeri zimmet suçuna konu olabilen alanlardandır. Kantin işletme talimatına aykırı hareket edilmesi, kantin açığına sebebiyet verilmesi veya kantin paralarının zimmete geçirilmesi hususları <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20191402-e-20196335-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 19.06.2019 tarihli, 2019/1402 Esas ve 2019/6335 Karar sayılı kararı</a> ile <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 01.07.2019 tarihli, 2019/23940 Esas ve 2019/10299 Karar sayılı kararı</a>nda ele alınmıştır. Ancak kantin açığı bulunan her olayda doğrudan zimmet suçunun oluştuğu söylenemez. Paranın kim tarafından tahsil edildiği, kayıtların nasıl tutulduğu, failin mal edinme kastıyla hareket edip etmediği ve açığın hangi fiilden kaynaklandığı somut delillerle ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Avans mutemetliği, muhasebe işlemleri, EFT yetkisi ve birlik banka hesapları da askeri zimmet bakımından uygulamada önem arz eden alanlardır. Muhasebeci veya mutemet olarak görev yapan personelin, birlik banka hesapları üzerindeki para çekme ya da EFT yetkisini kötüye kullanması halinde zimmet suçu gündeme gelebilir. Bu kapsamda<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202121031-e-20236409-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.06.2023 tarihli, 2021/21031 Esas ve 2023/6409 Karar sayılı kararı </a>ile <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu’nun 27.12.2013 tarihli, 2013/260 Esas ve 2013/266 Karar sayılı kararı </a>uygulamada dikkat çekmektedir.</p>

<p>Akaryakıtın tahsis amacı dışında kullanılması da askeri zimmet suçu kapsamında değerlendirilebilen fiiller arasındadır. Örneğin; askerlik şubesi kalorifer tankındaki mazotun yetkisiz biçimde özel bir şirkete aktarılması eylemi, malın tahsis amacı dışında kişilere verilmesi nedeniyle zimmet suçu kapsamında ele alınmıştır. Bu tür olaylarda malın askeri hizmete tahsis edilmiş olması, failin bu mal üzerinde görev nedeniyle tasarruf imkanına sahip bulunması ve malın tahsis amacı dışına çıkarılması belirleyici niteliktedir.</p>

<p>Zimmet suçunda kast unsuru önemlidir. Suçun oluşabilmesi için yalnızca malda eksiklik bulunması yeterli değildir. Failin mal edinme kastıyla hareket etmesi gerekir. <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20085-96-e-2009203-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.07.2009 tarihli, 2008/96 Esas ve 2009/203 Karar sayılı kararı</a>nda, muhasebe kayıtlarında borç olarak görünen bir para yönünden mal edinme kastı ispatlanamadığı takdirde zimmet suçundan söz edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu nedenle askeri zimmet dosyalarında kayıt eksikliği, kasa açığı, muhasebe uyuşmazlığı veya idari düzensizlik tespit edilmesi tek başına mahkumiyet için yeterli görülmemelidir.</p>

<p>Zimmet suçunda failin malı geçici olarak kullanıp daha sonra iade etme iradesiyle hareket ettiği durumlar, kullanma zimmeti bakımından ayrıca değerlendirilir. Kullanma zimmetinde failin mal üzerinde kalıcı olarak malik gibi tasarrufta bulunma iradesi değil, geçici kullanım ve iade iradesi gündeme gelir. Ancak bu ayrımın yapılabilmesi için olayın oluş şekli, kullanım süresi, iadenin kendiliğinden yapılıp yapılmadığı, failin eylemi gizleyip gizlemediği ve malın ekonomik değerinde azalma meydana gelip gelmediği birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Zimmet suçunun hileli davranışlarla işlenmesi halinde suçun niteliği ağırlaşmaktadır. Suçun açığa çıkmasını engellemeye yönelik hileli davranışlar, kayıtların değiştirilmesi, sahte belge düzenlenmesi veya denetim mekanizmasını yanıltmaya elverişli işlemler bu kapsamda değerlendirilebilir. <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024198-e-2025286-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu’nun 25.06.2025 tarihli, 2024/198 Esas ve 2025/286 Karar sayılı kararı</a>nda, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışların nitelikli hal kapsamında değerlendirildiği belirtilmiştir. Ayrıca zimmet eylemi sırasında sahte belge düzenlenmesi halinde, Türk Ceza Kanunu’nun 212. maddesi uyarınca sahtecilik suçundan da ayrıca değerlendirme yapılabileceği kabul edilmektedir. Bu husus Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi’nin 24.10.2018 tarihli, 2017/2159 Esas ve 2018/1659 Karar sayılı kararında da yer almaktadır.</p>

<p>Askeri zimmet bakımından Askeri Ceza Kanunu ile Türk Ceza Kanunu arasındaki sistematik farklar da gözetilmelidir. TCK m. 247’de hileli davranışlarla zimmet suçunun işlenmesi nitelikli zimmet olarak düzenlenmişken, askeri ceza hukuku bakımından hileli davranışların değerlendirilmesi Askeri Ceza Kanunu’nun özel düzenlemesi çerçevesinde yapılmalıdır. Bu nedenle askeri zimmet olaylarında TCK’daki hükümler doğrudan uygulanmamalı; Askeri Ceza Kanunu’nun özel hüküm niteliği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesi kapsamında eylemin niteliğine göre az vahim hal hükümlerinin uygulanması da mümkündür.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 01.07.2019 tarihli, 2019/23940 Esas ve 2019/10299 Karar sayılı kararı</a>nda, eylemin niteliğine göre Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1. maddesindeki az vahim hal hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bu nedenle zararın miktarı, eylemin işleniş biçimi, failin kastı, malın niteliği ve olayın askeri hizmet üzerindeki etkisi cezanın belirlenmesinde dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Askeri mahkemelerin kaldırılmasından sonra Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesi kapsamındaki zimmet suçlarına ilişkin yargılama adli yargı tarafından yapılmaktadır. Bu suçlar, asker kişi tarafından askerlik hizmetinin yürütülmesi sırasında işlenen askeri nitelikte suç kapsamında değerlendirildiğinden, yargılama yetkisi ağır ceza mahkemelerine aittir. Birden fazla ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerde ise 1 numaralı ağır ceza mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmektedir. Bu husus Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 09.02.2021 tarihli, 2017/5289 Esas ve 2021/467 Karar sayılı kararı ile <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 22.05.2019 tarihli, 2019/29132 Esas ve 2019/8818 Karar sayılı kararı</a>nda ifade edilmiştir. Temyiz incelemesinin ise Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından yapıldığı C<a href="http://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari" rel="dofollow">eza Daireleri Başkanlar Kurulu’nun 27.12.2013 tarihli, 2013/260 Esas ve 2013/266 Karar sayılı kararı</a>nda belirtilmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda özellikle devir-teslim süreçlerinde askeri personelin azami özen göstermesi gerekmekteedir. Zira askeri zimmet isnadı, yalnızca hapis cezası değil; aynı zamanda meslekten çıkarma ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğin kesilmesi gibi ağır idari sonuçlar da doğurabilmektedir. Zimmet, askeri personel ve özellikle uzman erbaşlar bakımından yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçlar arasında değerlendirilmektedir. Bu tür bir suçtan mahkumiyet, meslekten çıkarma veya sözleşme feshi sonucunu doğurabilmektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20219830-e-20254703-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 2. Dairesi’nin 23.10.2025 tarihli, 2021/9830 Esas ve 2025/4703 Karar sayılı kararı</a>nda bu husus değerlendirilmiştir. Bununla birlikte disiplin mevzuatında yapılan değişiklikler ve lehe hüküm uygulaması da ayrıca dikkate alınmalıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20217166-e-20233743-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 2. Dairesi’nin 21.06.2023 tarihli, 2021/7166 Esas ve 2023/3743 Karar sayılı kararı </a>bu yönüyle önem taşımaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak askeri ceza hukukunda zimmet suçu, failin statüsü, malın askeri hizmetle bağlantısı, göreve bağlı zilyetlik, koruma ve gözetim yükümlülüğü, mal edinme kastı ve eylemin işleniş biçimiyle birlikte değerlendirilmesi gereken özel bir suç tipidir. Askeri hizmetin niteliği gereği, bu suç yalnızca kamu malvarlığını değil, aynı zamanda askeri hizmetin güven ve disiplin düzenini de ilgilendirmektedir. Bu nedenle askeri zimmet isnadı bulunan dosyalarda, her mal eksikliği veya her idari usulsüzlük doğrudan zimmet olarak kabul edilmemeli; failin görev ilişkisi, mal üzerindeki yetkisi, kastı, hileli davranış bulunup bulunmadığı ve somut olayın tüm özellikleri birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ferhat-caliskan-av-firat-acar" title="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR"><img alt="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/tokmak-terazi_1.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ferhat-caliskan-av-firat-acar" title="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR">Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/askeri-ceza-hukukunda-zimmet-sucu-asck-m-131-kapsaminda-askeri-esyayi-kaybetme-sucu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/84218-1-22102023171244.jpg" type="image/jpeg" length="78988"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2. Dairesi'nin 2021/7166 E., 2023/3743 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20217166-e-20233743-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20217166-e-20233743-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2. Dairesi'nin 21/06/2023 tarihli, 2021/7166 E., 2023/3743 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İKİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2021/7166<br />
Karar No : 2023/3743</strong></p>

<p>KARARIN DÜZELTİLMESİNİ İSTEYEN (DAVACI) : ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü<br />
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın onanmasına dair Danıştay Beşinci Dairesinin 11/01/2018 günlü, E:2016/17898, K:2018/2174 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem : Dava; polis memuru olan davacının, Kayseri İli, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinde sayman mutemedi olarak görev yapmakta iken zimmet suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... günlü, ... sayılı Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : ... İdare Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyadaki bilgi ve belgelerle disiplin soruşturma evrakının birlikte değerlendirilmesinden, davacının hakkında soruşturma açılmasına ve disiplin cezasına neden olan fiileri işlediğinin alınan tanık ifadeleri ve diğer bilgi/belgelerle sübuta ermesi, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararı ile, davacının zimmet suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezaladırılmasına karar verilmiş olması nedeniyle eylemlerinin karşılığı olarak tesis edilen dava konusu disiplin cezasında hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine hükmedilmiştir.</p>

<p>Daire Kararının Özeti : Davacının temyiz başvurusu üzerine Danıştay Beşinci Dairesinin 11/01/2018 günlü, E:2016/17898, K:2018/2174 sayılı kararıyla; İdare Mahkemesi kararı onanmıştır.</p>

<p>KARAR DÜZELTME TALEBİNDE<br />
BULUNANIN İDDİALARI : Davacı tarafından; dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN CEVABI : Cevap verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; Danıştay Beşinci Dairesi tarafından, Danıştay Başkanlık Kurulunun 18/12/2020 günlü, K:2020/62 sayılı kararının "Ortak Hükümler" kısmının 6. fıkrası uyarınca, ayrıca bir gönderme kararı verilmeksizin Dairemize iletilen dosyada, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Beşinci Dairesinin 11/01/2018 günlü, E:2016/17898, K:2018/2174 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlığın esası yeniden incelendi:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, davacının Kayseri ... İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli olduğu sırada 22/03/2011 tarihinde yapılan denetimde motorlu araç tescil ve trafik belgelerinin eksik olduğunun tespit edilmesi üzerine başlatılan soruşturma neticesinde, davacının sayman mutemetliği görevinden 04/03/2011 tarihinde alındığı, buna rağmen yerine görevlendirilen polis memuru ...'ye devir teslim işlemini gerçekleştirmemesi üzerine kasa açılarak yapılan motorlu araç tescil ve trafik belgelerinin sayımında; zimmette olması gereken evrakların eksik olduğu, belgelerin seri numaralarının incelenmesinde ... seri numaralı tescil belgeleri ile ... ve ... seri numaralı trafik belgelerinin Mal Müdürlüğüne yatırıldığına dair belgelerin olmadığı, Pol-Net sisteminde yapılan sorgulamada; Mal Müdürlüğüne yatırılmayan belgelerin sistemde kayıtlı olduğu ve kullanıldığının tespit edildiği, 23/03/2011 tarihli ... Emniyet Müdürlüğünce oluşturulan denetim komisyonu tarafından ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinde görevli davacının sayman mutemedi olarak görev yaptığı 30/09/2009 tarihinden 10/03/2011 tarihine kadar olan süreçte, motorlu araçlar trafik ve tescil belgelerinin Mal Müdürlüğünden teslim alınması, iş sahiplerine ücreti karşılığında satılarak belgelerin parasal değerinin Mal Müdürlüğüne tekrar teslim edilmesi konusunda yapılan incelemede; 291 adet tescil belgesi, 452 adet trafik belgesinin eksik olduğu ve değerli kağıt bedellerinin Mal Müdürlüğüne yatırılmadığı, bu belgelerin toplam tutarının 44.834,00 TL olduğunun tespit edildiği, davacının 07/03/2011 tarihinde Polis Merkezi Amirliğine atamasının yapıldığı, 10/03/2011 tarihinde Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinden ilişiğinin kesildiği ve 08/03/2011 ve 09/03/2011 tarihli Develi Mal Müdürlüğüne hitaben yazılan evrakların büro amiri tarafından imzalanması gerekirken davacı tarafından yetkisi olmadığı halde büro amirinin yerine imzalanarak işlem gördüğü, yine aynı şekilde Polis Merkezi Amirliğinde çalışmasına rağmen 15/03/2011 tarihinde Develi Mal Müdürlüğüne hitaben yazıyı hazırlayarak Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amiri yerine yetkisi olmadığı halde evrakı imzaladığı, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinde görevli davacının Pul ve Değerli Kağıtların Bayiler ve Yetkili Memurlar Vasıtası İle Sattırılmasına ve Bayilere Satış Aidatı Verilmesine Dair Yönetmelik hükümleri gereğince değerli kağıt kapsamındaki trafik ve tescil belgelerini satmak ve bedellerini Develi Mal Müdürlüğüne yatırmak konusunda yasal yetki ve sorumluluğunun (Yönetmelik 11. madde gereği kefaletinin) bulunduğu, ... İlçe Emniyet Müdürlüğünün 30/09/2009 tarihli yazısıyla Sayman Mutemedi olarak görevlendirildiğinin İlçe Mal Müdürlüğüne bildirildiği, dolayısıyla mevzuatın amir hükümleri karşısında yetkili ve kendisine teslim edilen değerli kağıtlardan sorumlu ve borçlu olduğu, bu borcunun kefalet onayının iptal edildiği 09/03/2011 tarihine kadar devam ettiği, olayda davacının zimmet suçunu işlediğini kabulü ve zimmete konu 41.216,00 TL tutarındaki bedelin Develi Mal Müdürlüğüne yatırıldığı anlaşıldığından, eylemine uyan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinde yer alan "Zimmet" suçunu işlediği gerekçesiyle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılması, aynı Tüzüğün 15. maddesinin uygulanmasına yer olmadığı yönünde getirilen teklif doğrultusunda tesis edilen dava konusu işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla, davacı hakkında zimmet suçundan 2 yıl, 6 ay hapis cezasına hükmedildiği ve temyiz aşamasında onanarak kesinleştiği görülmüştür.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>Uyuşmazlığa konu disiplin cezasının tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinde; "Hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, kalpazanlık, kasden adam öldürme, veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira" fiilleri meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 13/01/2016 günlü, E:2015/85, K:2016/3 sayılı kararı ile; Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü uyarınca verilen dava konusu disiplin cezasının yasal dayanağı olan, 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 83. maddesinin birinci cümlesinin, "yaptırım konusu eylemleri yasal düzeyde belirlememesi ve bireylerin hangi somut olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkan tanımaması nedeniyle, Anayasa'nın 38. ve 128. maddelerine aykırı olduğu" gerekçesiyle iptaline karar verilmiş ve anılan madde, 08/03/2018 günlü, 30354 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7068 sayılı "Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Kabul Edilmesine Dair Kanun"un 37. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>Öte yandan, 7068 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre resen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezaları, bu Kanun hükümleri uyarınca verilmiş addolunur." hükmüne yer verildiğinden, dava konusu uyuşmazlığın bu Kanun uyarınca incelenip çözümlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>7068 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, disiplin cezası verilmesini gerektirecek fiiller sayma suretiyle belirtilmiş, ancak bu fiiller arasında davacının cezalandırılmasına dayanak olan "zimmet" fiilline yer verilmemiş; bir başka ifadeyle emniyet teşkilatı personelinin disiplin suç ve cezalarını düzenleyen yeni Kanun uyarınca davacıya isnat edilen eylem disiplin cezasını gerektiren bir eylem olmaktan çıkarılmıştır.</p>

<p>Ceza Hukuku kökenli bir ilke olan lehe olan hükmün uygulanması ilkesi; işlendiği zamanın hukuki normları uyarınca suç sayılan bir fiil sonradan yürürlüğe giren bir düzenleme ile suç olmaktan çıkarılmış bulunuyorsa veya sonradan yürürlüğe giren düzenleme suçun işlendiği zaman mevcut olan düzenlemeye göre suçlunun lehinde ise, sonraki normun daha önce işlenmiş olan fiillere uygulanmasını öngörmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kural olarak idari işlemlerin yargısal denetimi, tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmaktadır. Bu anlamda, idari işlem niteliğindeki disiplin yaptırımının da tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yargısal denetiminin yapılması gerekmekte ise de, ilke olarak suç ve cezada lehe olan normun uygulanması kuralının disiplin cezaları yönünden de geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla fiilin işlendiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat ile daha sonra yürürlüğe giren mevzuat hükümleri farklı ise, disiplin cezası ile cezalandırılacak olan kişilerin lehine olan mevzuat hükmü dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Ancak, lehe hükmün uygulanması amacıyla verilecek bir iptal kararının, davacının eylemine uyan başka bir disiplin cezasının uygulanmasına engel olmayacağı da açıktır.</p>

<p>Bu bağlamda, davacının disiplin cezası ile cezalandırılmasına temel olan ve Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinde yer alan "zimmet" fiilli, mevcut hukuki durum itibarıyla 7068 sayılı Kanun ile herhangi bir cezai yaptırıma bağlanmayarak disiplin suçu olmaktan çıkarıldığından, davacı hakkında tesis edilen dava konusu disiplin cezasında hukuka uyarlık; davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.</p>

<p>Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 02/05/2019 günlü, E:2018/1314, K:2019/2098 sayılı; 16/03/2020 günlü, E:2019/2706, K:2020/765 sayılı ve 28/01/2021 günlü, E:2020/3248, K:2021/145 sayılı kararları da bu yöndedir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE;</p>

<p>2. ... İdare Mahkemesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın, 2577 sayılı Kanun’un temyize konu kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle 49/1-b maddesi uyarınca BOZULMASINA;</p>

<p>3. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin 3622 sayılı Kanun ile değişik 3. fıkrası uyarınca ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 21/06/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinde; "... zimmet ..." fiili meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar arasında sayılmış; 9. maddesinde memurluktan çıkarma cezası için Devlet Memurları Kanunu hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>08/03/2018 günlü, 30354 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7068 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesi ile "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre re'sen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezaları bu Kanun hükümleri uyarınca verilmiş addolunur." kuralı getirilmiştir.</p>

<p>7068 sayılı Kanun'da, Tüzük'ün 8/6. maddesinde sayılan fiillere (Hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, kalpazanlık, kasden adam öldürme veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira) ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş; anılan Kanun'un 9. maddesinde, Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller ile ilgili olarak 657 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>7068 sayılı Kanun'un atıfta bulunduğu 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-g maddesinde, "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiili, Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren tutum ve davranışlar arasında sayılmıştır.<br />
09/05/2014 günlü, 28995 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 16/01/2014 günlü, E:2013/110, K:2014/8 sayılı kararıyla; "Dava konusu kuralda belirsiz olduğu ileri sürülen “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerin” tümünün önceden öngörülmesinin ve tespitinin olanaksız olduğu ve söz konusu hareketlerin tek tek ortaya konulmasının mümkün olmadığı, normun daha kesin ve açık bir düzenlemeye olanak tanımaması nedeniyle kullanıldığı anlaşıldığından anılan kavramların kullanılmasında belirlilik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır."<br />
...<br />
"İdarenin faaliyetleri çok çeşitli, karmaşık ve değişken olduğundan disiplin cezasını gerektirecek fiillerin tümünün kanunda tek tek belirlenmesi güçtür. Kuralın incelenmesinden de görüleceği üzere memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler denilmek suretiyle disiplin cezası gerektiren fiil ve hareketlerin çerçevesinin çizildiği anlaşılmaktadır." gerekçesiyle 657 sayılı Kanun'un 125/E-g maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>Anayasa'nın milletvekili seçilme yeterliğini düzenleyen 76. maddesinin 2. fıkrasında "zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas" gibi suçlar, yüz kızartıcı suçlar olarak sayılmış; eylemin yüz kızartıcı olup olmadığına ilişkin belirleme yapılmıştır.</p>

<p>Öte yandan, idare hukuku alanında, kural olarak idari işlemlerin yargısal denetimi tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmaktadır. İdari işlem niteliğindeki disiplin cezasının da tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yargısal denetiminin yapılması gerekmekte ise de, lehe olan normun uygulanması ilkesinin disiplin cezaları yönünden de geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla, fiilin işlendiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat ile daha sonra yürürlüğe giren mevzuat hükümleri farklı ise disiplin cezası ile cezalandırılacak olan kişilerin lehine olan mevzuat hükmü dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Bu kapsamda, davacıya isnat edilen fiilin, 657 sayılı Kanun'un "Devlet memurluğundan çıkarma" cezasını gerektiren fiil ve hallerin sayıldığı 125. maddesinin 1. fıkrasının E bendinin (g) alt bendinde yer verilen "Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiili kapsamında olduğu, bu nedenle dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesinin "Devlet memurluğundan çıkarma" cezasından daha hafif bir yaptırım olan "meslekten çıkarma" cezasını gerektirmesi nedeniyle sonraki düzenlemenin davacı açısından lehe bir hüküm getirmediği anlaşıldığından davacının eyleminin, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükmü uyarınca işin esasına yönelik olarak yapılan değerlendirmede, davalı idarece davacıya isnat edilen zimmet suçunun aynı zamanda ceza hukuku kapsamında bir suç olması ve Türk Ceza Kanunu'nda açıkça tanımlanmış olması nedeniyle yapılacak ceza yargılaması sonucunda suçun işlendiğinin sabit görülüp kişinin cezalandırılması halinde "zimmet" suçunun işlendiğinden bahsetmek mümkün olacaktır.</p>

<p>Dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile soruşturma raporunun birlikte değerlendirilmesinden, davacının "zimmet" suçunu işlediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Kaldı ki, UYAP kayıtlarının incelenmesinden; davacının disiplin cezasıyla cezalandırılmasına neden olan "zimmet" suçundan adli yargı yerinde açılan ceza davasında, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı karar ile, davacının 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezaladırılmasına karar verildiği, bu kararın temyiz aşamasında onanarak kesinleştiği görülmekte olup, tesis edilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla; davacının karar düzeltme istemi kabul edilerek, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine ilişkin mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20217166-e-20233743-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/danistays.jpg" type="image/jpeg" length="57947"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2. Dairesi'nin 2021/9830 E., 2025/4703 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20219830-e-20254703-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20219830-e-20254703-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2. Dairesi'nin 23.10.2025 tarihli, 2021/9830 E., 2025/4703 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İKİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2021/9830<br />
Karar No : 2025/4703</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı<br />
VEKİLİ : Av. ...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem : Dava; Trabzon İl Jandarma Komutanlığında görev yapmakta iken 17/04/2017 tarihinde emekli olan davacı tarafından, İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığında maliye astsubay olarak görev yaptığı 03/12/2012 - 28/07/2017 tarihleri arasında erbaş ve er hesaplarından usülsüz olarak kendi hesabına para transferi yaptığından bahisle hakkında yapılan disiplin soruşturması sonucunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-g hükmü uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... günlü, ... sayılı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : ... İdare Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla; dava dosyasının incelenmesinden; davacının İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığında ... olarak görev yaptığı 03/12/2012 - 28/07/2017 tarihleri arasında, erbaş ve er hesaplarından usülsüz olarak kendi hesabına para transferi yaptığı iddiası ile ilgili olarak başlatılan disiplin soruşturması sonucu hazırlanan soruşturma raporunda; davacının, İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığı adına ... Bankasına açılan "erbaş ve er harçlık ve yolcu taşıma giderleri" hesabından usülsüz olarak şahsi hesabına toplamda 105.598,36,00-TL para aktardığının tespit edilmesi nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-g maddesi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarılmasının önerildiği, dava konusu ... günlü, ... sayılı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla davacının Devlet memurluğundan çıkarılmasına karar verilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı; olayda, dava dosyasında bulunan soruşturma raporu, eki ifade tutanakları ve diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, davacıya isnat edilen eylemlerin sübuta erdiği, davacının mesleğiyle bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici fiilinin Devlet memuruna ve bilhassa askerlik mesleğine duyulan itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte olduğu sonuç ve kanaatine ulaşıldığından, davacının, eylemine uyan 657 sayılı Kanun'un 125/E-(g) maddesi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile tecziyesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu kararıyla; uyuşmazlığa konu olay sebebiyle davacı hakkında adli yargıda açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararla, sanığın (davacının) İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığında ... olarak görev yaptığı dönemde Komutanlık adına açılan ve er/erbaş harçlık ve yolcu taşıma giderleri için kullanılan banka hesaplarından 105.612,36,00 TL parayı resmi evrakta tahrifat yapmak suretiyle uhdesine geçirdiği, zimmet ve resmi evrakta sahtecilik suçlarını işlediği sabit olduğundan, eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247/1 maddesi uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün ve 204/2 maddesi uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğinin anlaşıldığı; öte yandan, davalı idare tarafından fiilin/suçun öğrenilmesi üzerine süresi içerisinde soruşturmacı tayin edilerek davacı hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı, davacının ve ilgililerin ifadeleri incelenmek suretiyle soruşturma raporu düzenlenerek, Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi gerektiği yönünde kanaat bildirildiği, bu doğrultuda, davacının yazılı savunması alınmak suretiyle Devlet memurluğundan çıkarma cezası vermeye yetkili makam olan İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından dava konusu işlemin tesis edildiğinin de dosya kapsamından anlaşıldığı, davacıya isnat edilen fiil yargı kararı ve usulüne uygun olarak yürütülen disiplin soruşturması ile sabit olduğundan Devlet memurluğundan çıkarılma ile tecziyesine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun belirtilen gerekçeyle reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : </strong>Davacı tarafından; Eylül 2011 ile Temmuz 2017 tarihleri arasında İzmir Seferihisar Jandarma Muhabere Eğitim Tabur Komutanlığında diğer görevinin yanı sıra maliye astsubayı olarak da görev yaptığı, söz konusu dönemde, görev yaptığı acemi birliğine atanan askerlerin yaklaşık % 30'unun banka hesaplarının açılmadığı ve banka kartlarının teslim edilmediği, bu durumda olan askerlerin harçlık ödemelerinden yararlanamadığı, sürecin bazen 3-4 ayı bulduğu, harçlıklarını alamayan askerlerin temel ihtiyaçlarını temin edememesi nedeniyle mağdur duruma düşmeleri üzerine kendisine müracaat ederek mağduriyetlerinin çözülmesini istedikleri, çözüm olarak kendi hesabından para çekerek bu askerlere ödediği, askerlere kendi hesabından ödediği parayı da daha sonra onların hesabından kendi hesabına virman ettiği, bu ödemelere ilişkin evrakı titizlikle tuttuğu ve görev yerindeki klasöre koyduğu, askeri evrakın örneğinin alınması ve birlik dışına çıkarılması suç olduğundan bu evrakın şu anda kendi elinde bulunmadığı, Trabzon iline atandıktan sonra yerine gelen personelin anılan evrakı imha ederek üstlerine bilgi verdiği, konuya ilişkin olarak zimmet ve kamu görevlisinin resmi evrakta sahteciği suçlarını işlediği gerekçesiyle ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında hakkında açılan kamu davasında henüz karar verilmediği, yüz kızartıcı ve utanç verici bir suç işlemediği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN CEVABI : Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının açıklamalı olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :</strong></p>

<p>Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
Öte yandan, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile UYAP kayıtlarının incelenmesinden; uyuşmazlığa konu olay sebebiyle adli yargıda açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E. ... K. ... sayılı kararıyla davacı hakkında "zimmet" ve "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçlarını işlediğinin sübuta erdiğinden bahisle verilen mahkumiyete ilişkin hükmün, ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla istinaf isteminin reddine karar verilmek suretiyle kesinleştiği görülmekte olup, davacının disiplin soruşturmasına konu olan eyleminin ceza hukuku anlamında da sübuta erdiği açıktır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın yukarıda belirtilen açıklama ile ONANMASINA,</p>

<p>3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan davacı üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7035 sayılı Kanun ile değişik 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 23/10/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>7068 sayılı Kanun'un "Devlet memurluğundan çıkarma" başlıklı 9. maddesinde, Devlet memurluğundan çıkarma cezası uygulanacak fiiller ve bu cezayı verme yetkisi ile ilgili olarak 657 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-(g) maddesinde, "Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller arasında sayılmıştır.</p>

<p>09/05/2014 günlü, 28995 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 16/01/2014 günlü, E:2013/110, K:2014/8 sayılı kararında da; "657 sayılı Kanun'un 125/E-(g) maddesinde yer alan kuralın, .... fıkrada genel bir belirleme yapılmadığı, disiplin cezası gerektiren hareketlerin, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak derecede yüz kızartıcı ve utanç verici olması gerektiği düzenlenerek çerçevesinin çizildiği, kaldı ki; kural dayanak alınarak tesis edilen idari işlemlere karşı yargı yolu açık olup belirsiz olduğu ileri sürülen kavramlar ve bu kavramların belirttiği hareketler yargı kararları yoluyla da somutlaştırıldığından, Anayasa'nın 2, 38 ve 128. maddelerine aykırı olmadığına" karar verilmiştir.</p>

<p>Yasa ile yüz kızartıcı olan eylemlerin hangileri olduğuna dair genel bir belirleme yapılmamış ise de; bazı kanunlarda yüz kızartıcı suçlara ilişkin düzenlemeler yer almış olup, bu düzenlemelerin; 657 sayılı Kanun'un 125/E-(g) maddesinde yer alan "yüz kızartıcı" kavramının somutlaştırılmasında esas alınıp, belirlilik ve öngörülebilirliğin sağlanacağı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Eylem tarihinden önce yürürlükte bulunan 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun (17/02/2004 - 5085 Kanun 7. md) 12. maddesinde; "Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, cürüm tasniî, ırza geçmek, sarkıntılık, kız, kadın veya erkek kaçırmak, fuhşiyata tahrik, gayri tabiî mukarenet, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçlar ile... mahkûm olanlar" hükmüne yer verilerek, "zimmet" ve "sahtecilik" fiilleri yüz kızartıcı sayıldığından, davacıya atfedilen bu eylemin sübut bulması halinde; 657 sayılı Kanun'un 125/E-(g) maddesi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi, hukuksal denetimin de bu çerçevede yapılması gerekir.<br />
Bu durumda; yüz kızartıcı hal ve davranışlar nedeniyle verilen disiplin cezasına ilişkin temyize konu kararın yukarıda aktarılan gerekçe de eklenerek onanması gerektiğinden, gerekçe yönünden karara katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairesinin-20219830-e-20254703-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/danif4s.jpg" type="image/jpeg" length="32428"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/198 E., 2025/286 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024198-e-2025286-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024198-e-2025286-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.06.2025 tarihli, 2024/198 E., 2025/286 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/198 E., 2025/286 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İtirazname No : 2022/36281</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 5. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza<br />
SAYISI : 134-120</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanıklar ... ve ...'in zimmet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan TCK’nın 204/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ... ve sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.12.2013 tarih ve 10255-11668 sayı ile Mal Müdürlüğünün temyiz isteminin reddine, sanıklar hakkında TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddelerinin uygulanmaması eleştirisi ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargılamanın yenilenmesi sonucu yapılan yargılamada sanıkların zimmet suçundan TCK’nın 247/1, 248/2 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 20 gün hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan TCK’nın 204/2, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve mahsuba, her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2014 tarihli ve 221-284 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.12.2021 tarih ve 3823-6164 sayı ile;<br />
"Mahkemece, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçu yönünden '...dinlenen tanık beyanlarından suçun sübutunu etkileyecek somut delil elde edilememesi, ayrıca aradan geçen zaman nedeniyle bir kısım tanıkların farazi beyanlarına itibar edilmediği...' şeklindeki gerekçeyle, önceki mahkûmiyet hükümlerinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığının kabul edilmesi karşısında, önceki hükümlerin aynen onaylanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yeniden hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 323/1. maddesine muhalefet edilmesi,</p>

<p>Sanıklar hakkında zimmet suçundan kurulan hükümler yönünden CMK'nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesine konu edilen ve sanıklar müdafilerince dosyaya ibraz edilen, sanık ... tarafından 13.06.2008 tarihinde 10.007,56 TL, sanık ... tarafından ise 16.06.2008 tarihinde 104,00 TL'nin Köylere Hizmet Götürme Birliğinin 697-********-5003 numaralı hesabına zimmete konu miktarın yasal faiziyle birlikte Ziraat Bankası aracılığıyla ödendiğine dair belgelerin ilgili bankadan doğruluğunun teyit ettirilerek, ödemeyi gösteren banka hareketlerinin ve dekontların dosya arasına konulmasından sonra sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 248. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.03.2022 tarih ve 36281 sayı ile; sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunmadığı, sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve dava zamanaşımının gerçekleştiği görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 28.11.2022 tarih ve 2137-13812 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunca 01.03.2023 tarih ve 35-113 sayı ile; Yerel Mahkemenin CMK’nın 315. maddesinin ikinci fıkrasına muhalefet edilerek yeniden yargılama kapsamında verdiği karar ile anılan kararın bozulmasına ilişkin Özel Daire kararları hukuki değerden yoksun olup yargılamanın yenilenmesi istemine konu sebeplerle birlikte itirazın, Yerel Mahkemenin 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı kararının onanmasına ilişkin Özel Dairenin 03.12.2013 tarihli ve 10255-11668 sayılı kararına yönelik olarak yapılabileceği gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, esası incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.05.2023 tarih ve 36281 sayı ile; ''...Sanıklar ..., ... haklarında düzenlenen 30.07.2009 tarihli ve 2009/532 Esas sayılı iddianamede, sanıklar hakkında 'Zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da sanık ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak sanıkların 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca sanık ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece sanıkların görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdiklerinden' bahisle dava açıldığı hâlde gerekçeli kararda sübutu kabul edilen haksız alınan huzur hakları ilgili evrakta sahtecilik suçundan açılmış bir dava bulunmadığı ve bu hususta dava da açtırılmadığı hâlde, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi suretiyle CMK'nın 225. maddesine aykırı davranılması,<br />
Sanıklar hakkında, zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da sanık ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak sanıkların 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca sanık ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece sanıkların görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri iddiası ile açılan kamu davasında, yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyet kararı verilmiş ise de; dosya arasında bulunan 06.01.2010 tarihli Sayıştay emekli uzman denetçilerinden alınan bilirkişi kurulu raporu, sanıkların aşamalarda birbirlerini doğrulayan savunmaları, tanık olarak ifadelerine başvurulan birlik üyelerinin beyanları ile tüm evrak kapsamına göre sanıkların eylemlerinin bütün hâlinde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 28.12.2023 tarih, 6189-12725 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;</p>

<p>1- Sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı,</p>

<p>2- Sanıkların eylemlerinin zimmet suçunu mu yoksa görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğu,</p>

<p>3- Eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği,</p>

<p>Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Yapılan soruşturma sonucunda; Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.07.2009 tarih ve 532-42 sayı ile sanıklar ... ve ... hakkında; "…... eski kaymakamı, hâlen ... ... ilçesi Kaymakamı olan şüpheli ...'ın ... ilçesinde görev yaptığı dönemde yine ... Kaymakamlığı yazı işleri müdürü olarak görev yapan şüpheli ... ile birlikte … Köylere Hizmet Götürme Birliğinden yaptıkları toplantı sayısından fazla toplantı yapmış gibi huzur hakkı ücreti alarak zimmet suçu işledikleri ...Zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da şüpheli ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak şüphelilerin 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca şüpheli ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece şüphelilerin görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Resmî evrakta sahtecilik ve kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçu kapsamında; şüpheli ...'ın tayin olup atandığı yere gitmeden önce yanında annesi bulunmadığı hâlde annesi yanındaymış gibi sürekli görev yolluğu bildiriminde bulunduğu, bu bildirim karşısında sürekli görev yolluğu ödemesine esas olmak üzere ödeme emri belgesi düzenlendiği ve bu belgeye istinaden şüpheli ...'a, annesi için ... Mal Müdürlüğünce yolluk ödemesi yapıldığı, şüpheli ...'in de belgelerde imzasının bulunduğu, suçu birlikte işledikleri, durumun müfettiş raporuyla anlaşılması üzerine henüz soruşturma başlamadan şüpheli ...'ın haksız ödemeyi ... Mal Müdürlüğüne iade ettiği, böylece şüphelilerin birlikte evrakta sahtecilik ve kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçlarını işledikleri" gerekçesiyle kamu davası açıldığı, sanıkların eylemlerine uyan sevk maddelerinin; "5237 sayılı TCK'nın 247/1, 204/2, 158/1-e, 168/1 ve 53'' olarak gösterildiği, suçların "Zimmet, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık'' olarak belirtildiği, sonuç kısmında ise açıkça sanıkların "yukarıda yazılı sevk maddeleri gereğince cezalandırılmalarına'' karar verilmesinin talep edildiği,</p>

<p>Yerel Mahkemece 20.05.2010 tarih ve 134-120 sayı ile sanık ... hakkında iddianamenin son paragrafında belirtilen sanık ...’ın annesi için haksız görev yolluğu aldığı iddiasıyla ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanık ... hakkında soruşturma izni alınmasının talep edilmesi için ayırma kararı verildiği, sanık ... için ise nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararının temyiz edilmeksizin kesinleştiği ve bu eylemle ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan sanık ... hakkında hüküm kurulmasının unutulduğu, yargılama neticesinde "İddianamede haksız alınan huzur hakları için sadece zimmet suçu istenmiş ise de bu suçun işlenmesi için yukarıda anlatıldığı şekilde sahte evrakta tanzim edilmesi nedeniyle TCK 212. maddesi gereği aynı zamanda evrakta sahtecilik suçundan da sanıklar cezalandırılmıştır." gerekçesiyle sanıkların TCK’nın 247/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan ve TCK’nın 204/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına karar verildiği, hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddelerinin uygulanmaması eleştirisi ile onandığı,</p>

<p>İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin 11.04.2008 tarihli ve ... sayılı raporuna göre; ... ilçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğinin 2006 ve 2007 yıllarına ait hesap, iş ve işlemleriyle ilgili 2006 yılında 24, 2007 yılında 19 toplantı yapıldığı, birlik başkanı olan sanık ...’a aylık ödeme olarak 5.186,15 TL, huzur hakkı olarak 10.249,05 TL; sanık ...’e aylık ücret olarak 4.246,55 TL, huzur hakkı olarak ise 85,30 TL ödendiği, sanık ...’ın ... Köylere Hizmet Götürme Birliği Tüzüğü’nün 19. maddesi uyarınca düzenli aylık aldığı, 2006 yılında birlik başkanlığı nedeniyle 31 adet, 2007 yılında 21 adet toplantı oturum ücreti aldığı, 31.03.2006-06.04.2006 tarihleri arasında raporlu olmasına rağmen 05.04.2006 tarihli toplantıya, 28.07.2006-05.08.2006 tarihleri arasında raporlu olduğu hâlde 02.08.2006 tarihli toplantıya, 30.03.2007-07.04.2007 tarihleri arasında raporlu olmasına rağmen 04.04.2007 tarihli toplantıya, 31.07.2007-09.08.2007 tarihleri arasında raporlu olduğu hâlde 01.08.2007 tarihli toplantıya katılmış gibi toplantı tutanaklarını imzaladığı ve huzur hakkı aldığı, kaymakamların 5355 sayılı Mahalli İdareler Birlikleri Kanunu’nun 18 ve 22. maddeleri uyarınca huzur hakkı yanında ayrıca maaş alamayacakları, birlik encümen üyesi olmayan yazı işleri müdürü sanık ...’in de huzur hakkı ücreti almasının mümkün olmadığı, sanık ...’ın raporlu olduğu günlerde aldığı ve fazladan almış olduğu huzur hakkının 3.654,20 TL olduğu, sanık ...'ın huzur hakkı ve aylık olmak üzere toplam 8.840,35 TL, sanık ...’in ise haksız olarak 85,30 TL huzur hakkı ücreti aldığı,</p>

<p>Sayıştay emekli uzman denetçileri tarafından düzenlenen 06.01.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; Köylere Hizmet Götürme Birliğinin doğal başkan ve üyelerinin huzur hakkı ücreti almalarının yasal olduğu, kaymakamın birliğin başkanı olması nedeniyle huzur hakkı ücreti almasına yasal olarak engel bulunmadığı, yasaların öngördüğü üzere yılda 24 toplantı karşılığında huzur hakkı ücreti alabileceği, birlik başkanı kaymakamın 2006-2007 yılları için toplam alacağı huzur hakkı ücretinin 48 toplantı karşılığı alınacak ücreti geçmemesi gerektiği hâlde 52 defa aldığının görüldüğü, fazladan alınan 4 günlük huzur hakkı ücretinin iade edildiği, sanık ...’in sehven bir defa huzur hakkı ücreti aldığı ve iade ettiği,</p>

<p>... Kaymakamlığı Mal Müdürlüğünün 25.03.2010 tarihli ve 32 sayılı yazısına göre; sanık ...'ın mal müdürlüğüne herhangi bir iadede bulunmadığı, sanık ...'in ise 1.200 TL geri ödemesinin olduğu,</p>

<p>... Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğünün 25.06.2008 tarihli ve 829 sayılı yazısına göre; ... Kaymakamlığının 13.06.2008 tarihli yazısı ekinde gönderilen sanık ...’a ait kişi borcunun kurumun hesabına yatırıldığının bildirildiği, sanık ...’ın ... Kaymakamlığına hitaben verdiği dilekçenin, şahsına çıkarılan 8.840,35 TL’nin faizi ile birlikte 10.007,56 TL olarak 13.06.2008 tarihinde ... İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğinin Ziraat Bankası ... Şubesi hesabına yatırıldığına ilişkin olup ekinde banka makbuzunun bulunduğu, yine sanık ...’in aynı banka hesabına 16.06.2008 tarihinde 104 TL yatırdığına ilişkin banka makbuzunun olduğu,</p>

<p>... Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğünün 09.12.2009 tarihli ve 1354 sayılı yazısına göre; sanık ...’a ... Sağlık Ocağı Tabibliğince 31.03.2006 tarihinde altı günlük, 28.07.2006 tarihinde sekiz günlük, 29.11.2006 tarihinde yedi günlük, 30.03.2007 tarihinde sekiz günlük, 31.07.2007 tarihinde on günlük doktor raporları verildiği,<br />
Mülkiye Başmüfettişi tarafından tanzim edilen 20.03.2008 tarihli tespit tutanağına göre; 2006 yılındaki birlik encümen karar defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarının karşılaştırılması sonucu; 24 adet toplantı yapıldığı, bunlar arasında 05.04.2006 ve 02.08.2006 tarihli toplantıların da olduğu, 2007 yılında ise 19 adet toplantı yapıldığı, bunların arasında 01.08.2007 tarihli toplantının da olduğu, sanık ...’ın 31.03.2006 tarihinde altı gün sağlık raporu aldığı, 06.04.2006 tarihinde görevine başladığı, 31.07.2007 tarihinde on gün sağlık raporu aldığı ve 09.08.2007 tarihinde görevine başladığı bilgilerine ulaşıldığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tanık ...; 2006-2007 yılında il genel meclis üyesi ve Köylere Hizmet Götürme Birliği üyesi olduğunu, ayda iki üç kez gündemdeki konuları görüşüp toplantı yaptıklarını, ayda en fazla iki kez huzur hakkı ücreti alındığını, yazı işleri müdürü olan sanık ...’in huzur hakkı ücretini hesaplayıp banka hesabına yatırdığını, sanık ...’ın bu toplantılar nedeniyle huzur hakkı ücreti alıp almadığını bilmediğini, hesabına kaç toplantı için ne kadar para yatırıldığını bilmediğini, bir yılda en fazla 24 toplantı karşılığı huzur hakkı ücreti aldıklarını,</p>

<p>Tanık ...; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği üyesi olduğunu, ayda en fazla kaç kez toplantı yapılabileceği konusunda bilgisinin olmadığını, toplantı sonrası üyelere para ödendiğini, sanık ...’a ödeme yapılıp yapılmadığını bilmediğini, o tarihe kadar yapılmamış işler yerine getirildiğinden sanık ...’ın çok yoğun olduğunu, sanık ...’in toplantı ücretlerini hesaplayıp hesabına yatırdığını, toplantıya sanıklar ile ... köyü muhtarı ve il genel meclisinden iki üyenin katıldıklarını, toplantıda konuşulup karara bağlanmayan hiçbir konunun karar defterine yazılmadığını, ayda iki, bazen de üç kez toplantı yaptıklarını,</p>

<p>Tanık ...; il genel meclisi üyesi ve birlik üyesi olduğunu, her ay iki toplantı yapıldığını, katıldığı toplantılarda kaymakam başkanlığında iki il genel meclisi üyesi, iki de muhtar olmak üzere toplam beş kişinin bulunduğunu, sanık ...’in de tutanakları tanzim etmek üzere yer aldığını, görüşülen konuların karar defterine yazıldığını, kaymakamlığa daha sonra geldiklerinde karar defterini imzaladıklarını, yapılan toplantıları deftere yazdıklarını, belirtilen kadar para aldıklarını,</p>

<p>İfade etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ...; olay tarihinde ... Kaymakamı olarak görev yaptığını, o dönemlerde köylere hizmet götürme ve benzer bir çok proje olduğundan çok yoğun çalıştıklarını, bir kaymakam olarak fiziki olarak dahi çalıştığını, bir çok projeyi bitirdiklerini, askere gitmemek için rapor aldığı 3-4 günlük sürede bile fiilen ilçede çalıştığını, raporu işleme konulduğundan ilçede ... Kaymakamının görevlendirildiğini, evrakı onun imzaladığını fakat fiilen işleri kendisinin takip ettiğini, yaptıkları toplantıyı rapor bitiminden bir gün sonra yaptıklarını hatırladığını, toplantı yapılmadan yapılmış gibi evrak düzenlemediklerini, yılda en fazla 24 toplantı karşılığı huzur hakkı ücreti aldıklarını, yazı işleri müdürünün hazırlamış olduğu ödeme emrini sehven imzaladığını, askere gitmemek için rapor aldığından ve fiilî olarak çalıştığından bu dönem için de huzur hakkı ücreti ödendiğini müfettiş denetiminde öğrendiğini, sanık ...’in aynı zamanda yazı işleri müdürlüğü, yeşil kart, korucu fon ve köylere hizmet götürme birliğinin işlerine baktığı için çok yoğun olduğunu, bu tür işleri takip edecek başka eleman olmadığı için evrakı düzenleyen personelin tarihi yanlış atmış olabileceğini, ayrıca rutin çalışmalara devam edip o tarihlerde toplantı yaptıklarını, toplantılarda ... Köyü Muhtarı ..., ... Köyü Muhtarı ..., Encümen Üyeleri ... ve ...’in de olduklarını, toplantı başı alınan 213 TL için bu yola başvurmayacağını, suç işleme kastının olmadığını, kamu zararının tamamını suçsuz olmasına rağmen ödediğini,<br />
Sanık ...; yazı işleri müdürü olup 4-5 yıl kadar kaymakamlıkta tek olarak çalıştığını, Köylere Hizmet Götürme Birliği ve Kaymakamlığın bütün birimlerine baktığını, yoğunluktan dolayı gerekli kontrolleri yapamadığını, mesai saatleri dışında sürekli çalışmasına rağmen işleri yetiştiremediğini, sanık ...’ın emrini yerine getirdiğini, kendisinin memur olduğunu, 2006 ve 2007 yılında Köylere Hizmet Götürme Birliği müdürü olduğunu, ayda en az iki toplantı yaptıklarını, üç toplantı yaptıkları zamanların da olduğunu, birlik toplantılarına katılanlara yılda 24 toplantı karşılığını geçmemek üzere huzur hakkı ücreti ödenmesinin yasal olduğunu, ayrıca sanık ...’a birlik toplantıları nedeniyle maaşının da ödendiğini, bu süreçte toplam 43 adet toplantı yapılmasına rağmen işlerin yoğun olmasından dolayı 52 adet toplantı karşılığı ödeme yaptığını, sanık ...'ın raporlu olduğu günlerde toplantı tutanağını sehven imzalama iş olabileceğini, söz konusu toplantıları yaptıklarını, sürekli ilçede olan ve çalışan sanık ...’ın rapor aldığını dahi bilmediğini, bu süre içerisinde toplantı yaptıklarından ödenek evrakını düzenlediğini, olayın maddi hatadan kaynaklandığını,</p>

<p>Savunmuşlardır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>1- Sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı;<br />
Konu ile ilgili düzenlemeler şöyledir:</p>

<p>Anayasa:</p>

<p>"A. Hak arama hürriyeti<br />
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.",<br />
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi:<br />
"Adil Yargılanma hakkı<br />
...</p>

<p>3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:</p>

<p>a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden<br />
en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek,...",</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu:<br />
"Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi<br />
Madde 225- (1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.</p>

<p>(2) - Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.",<br />
"Kamu davasını açma görevi</p>

<p>Madde 170- (1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.</p>

<p>(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.</p>

<p>(3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;</p>

<p>a) Şüphelinin kimliği,</p>

<p>b) Müdafii,</p>

<p>c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,</p>

<p>d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanunî temsilcisi,</p>

<p>e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,</p>

<p>f) Şikâyette bulunan kişinin kimliği,</p>

<p>g) Şikâyetin yapıldığı tarih,</p>

<p>h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,</p>

<p>i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,</p>

<p>j) Suçun delilleri,</p>

<p>k) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,<br />
Gösterilir.</p>

<p>(4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır; yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmez.</p>

<p>(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.</p>

<p>(6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.",</p>

<p>"Suçun niteliğinin değişmesi</p>

<p>Madde 226 - (1) "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.</p>

<p>(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.</p>

<p>(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.</p>

<p></p>

<p>(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.",<br />
Türk Ceza Kanunu</p>

<p>"Resmi belgede sahtecilik<br />
Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Ceza kovuşturmasının başlaması ve yargılamanın icrası, usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame ya da iddianame yerine geçen belgenin varlığına, yani açılmış bir kamu davasının mevcudiyetine bağlıdır. Zira davasız yargılama olmaz. Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir (CMK madde 170/1). Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler (CMK Madde 170/2). İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır (CMK Madde 170/4). Yasanın öngördüğü şartlara uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame/dava açan belge, davayı hem açar hem de sınırlarını tayin eder. Yargılama ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında icra edilir. Hüküm de iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir (CMK Madde 225).</p>

<p>Anılan düzenlemeler, bir yönüyle yargılamanın konu ve sınırlarını belirlerken diğer yandan da adil yargılanma hakkı (Anayasa madde 36, İHAS madde 6/3-a) bağlamında savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin teminatlarını oluşturur.</p>

<p>Şöyle ki; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir (Anayasa madde 36). Bir suç ile itham edilen herkes kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek (İHAS madde 6/3-a) hakkına sahiptir. Savunma hakkı, öncelikle ithamın öğrenilmesi ile mümkün olur ve etkili biçimde kullanılabilir. Bu durumda Sözleşmenin, ithamı öğrenmenin asgari standardını, yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinin, ayrıntılı ve anlaşılabilir bir dille açıklanması olarak belirlediği söylenmelidir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin istikrar kazanmış uygulamalarına göre ve tartışma konusu bağlamında iddianamede eylemle ilgili olarak açılmış bir davanın varlığından bahsedebilmek için; isnat edilen fiil (suç), fiilin dayandığı maddi olgular (İnceoğlu Sibel Adil Yargılanma Hakkı s.315 Ofner and Hopfinger/Austria, Appl. No 524/59 617/59 23.11.1962) ile bu maddi olguların hukuki nitelendirilmesine (İnceoğlu age s.315 Brozicek/Italy) açıkça ve anlaşılır biçimde (CGK 06.11.2007 tarihli ve 213-224, 16.4.2013 tarihli ve 49-146 sayılı) yer verilmesi gerekir. Hukuki nitelendirme/vasıflandırma; isnat edilen fiilin (suçun), maddi olgularla birlikte açıkça ve anlaşılır biçimde anlatılmak ön şartıyla, suç adının ve/veya sevk maddesinin gösterilmiş olmasını da zorunlu kılar (CGK 10.5.2022 tarihli ve 495-317).</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarına (CGK 13.5.1997 tarihli ve 76-114, 13.3.2018 tarihli ve 902-97, 24.3.2022 tarihli ve 527-208 sayılı) göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan dolaylı olarak söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olay bağlamında değil doğrudan ve bağımsız olarak açıklanması gerekir.</p>

<p>Mamafih, fiille bağlı olan mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir (CMK madde 225). Davaya konu edilen ve sabit görülen fiilin hukuki vasıflandırılması mahkemeye ait bir yetkidir. Ancak sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez (CMK madde 226). Bu nedenle mahkeme, sübut bulan fiilin, iddianamede anlatılan suçu değil ve fakat bir başka suçu oluşturduğu düşüncesinde ise CMK'nın 226. maddesi gereğince durumdan sanığı haberdar edip (ek) savunmasını sormalıdır. Her halûkârda, hukuki vasfı değiştiği kabul edilen fiilin, öncelikle yukarıda yer verilen usule uygun biçimde iddianamede anlatılmış olması gerekir. Aksi hâlde iddianamede usulünce anlatılmayan bir fiille ilgili olarak CMK'nın 226. maddesi gereğince sanığa (ek) savunmasının sorulması suretiyle hüküm kurulamaz (CGK 09.10.2007 tarihli ve 44-200, 20.01.2004 tarihli ve 313-6 sayılı).</p>

<p>Diğer taraftan, kamu davasını açma görevi doğrudan doğruya Cumhuriyet savcısına verilmiş olup, mahkemelerin ve yargıçların Cumhuriyet savcılarının bir kişi hakkında kamu davası açma hususundaki takdirlerini zorlamaları olanaklı değildir. Öğreti ve yerleşmiş yargısal kararlarda da bir kişi ile ilgili dava açılmasının sağlanmasının mahkemenin görevi olmadığı, bu noktada mahkemenin rolünün yalnızca suç duyurusunda bulunmak olabileceği görüşü benimsenmiştir. Açılmış bir dava nedeniyle devam eden bir yargılama sırasında başka bir suç şüphesi ya da şüpheli kimliğine ulaşmaları halinde mahkemece suç duyurusunda bulunulacak, görülmekte olan bir dava ile ilgili bağlantılı olabilecek ve derdest yargılamayı da etkileyebilecek bir hâl var ise suç duyurusu sonucunda dava açılması hâlinde görülmekte olan dava ile birleştirilmek suretiyle sonucuna göre tüm delillerin birlikte tartışılması yoluna gidilecektir (CGK 02.10.2012 tarihli ve 1020-1799 sayılı).<br />
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen iddianamede; sanıkların resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/2. maddesi uyarınca "yazılı sevk maddeleri gereğince cezalandırılmalarının'' istenmesi, anlatım bölümünde "…... eski kaymakamı, hâlen ... ... ilçesi Kaymakamı olan şüpheli ...'ın ... ilçesinde görev yaptığı dönemde yine ... Kaymakamlı yazı işleri müdürü olarak görev yapan şüpheli ... ile birlikte … Köylere Hizmet Götürme Birliğinden yaptıkları toplantı sayısından fazla toplantı yapmış gibi huzur hakkı ücreti alarak zimmet suçu işledikleri ....Zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da şüpheli ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak şüphelilerin 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca şüpheli ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece şüphelilerin görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri," hususlarına yer verilmek suretiyle müsnet kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunun unsurlarını oluşturan fiilin nelerden ibaret olduğunun açıklanmaması, iddianamenin son paragrafında sanık ...’ın annesi için haksız görev yolluğu aldığı iddiasıyla ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanık ... hakkında soruşturma izni alınmasının talep edilmesi için ayırma kararı verilmesi, sanık ... için nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararının temyiz edilmeksizin kesinleşmesi ve bu eylemle ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan sanık ... hakkında hüküm kurulmasının unutulması, Yerel Mahkeme tarafından da "İddianamede haksız alınan huzur hakları için sadece zimmet suçu istenmiş ise de bu suçun işlenmesi için yukarıda anlatıldığı şekilde sahte evrakta tanzim edilmesi nedeniyle TCK 212. maddesi gereği aynı zamanda evrakta sahtecilik suçundan da sanıklar cezalandırılmıştır." gerekçesine yer verilmesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; zimmete konu olduğu belirtilen bir olayın açıklanması sırasında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçuna konu olabilecek başkaca olaylardan söz edilmesinin, o olaylar hakkında dava açıldığını göstermediğini ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunmadığı kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usule uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>2- Sanıklarının eylemlerinin zimmet suçunu mu yoksa görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğu;<br />
Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. maddesi;</p>

<p>"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmişken, suç tarihinden sonra 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun'un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "Kazanç" ibareleri "Menfaat", birinci fıkrasında yer alan "Bir yıldan üç yıla kadar" ibaresi "Altı aydan iki yıla kadar", ikinci fıkrasında yer alan "Altı aydan iki yıla kadar" ibaresi "Üç aydan bir yıla kadar" ve üçüncü fıkrasında yer alan "Birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmek suretiyle,</p>

<p>"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hâlini almış, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.<br />
Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen kazanç ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan menfaat olarak değiştirilmiştir.</p>

<p>Doktrinde de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).</p>

<p>Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır.</p>

<p>Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).</p>

<p>Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.</p>

<p>Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde ekonomik bir zarar olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.</p>

<p>Zimmet suçu ise TCK'nın 247. maddesinde;</p>

<p>"(1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Madde ile kamu görevlisinin görevi dolayısıyla kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu mallar üzerinde görevinin gerekleriyle bağdaşmayan bir surette tasarrufta bulunması, bu malları kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi suç olarak tanımlanmıştır. Zimmete geçirme, suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı ifade eder. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, zimmet suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın kamu görevlisinin şahsının veya bir başkasının zimmetine geçirilmiş olması arasında fark bulunmamaktadır.</p>

<p>Maddenin ilk fıkrasında zimmet suçunun basit şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrada, suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâl olarak öngörülmüş, böylece hileli davranışlarla işlenen zimmet suçu, ayrı bir suç olarak değil, basit zimmet suçunun nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Diğer taraftan 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun "Ortak hükümler" başlıklı 22. maddesinin son fıkrası;<br />
"Köylere hizmet götürme birliklerinin birlik meclisleri hariç olmak üzere, birlik meclisi ile birlik encümeninin başkan ve üyelerine meclis ve encümen toplantılarına katıldıkları her gün için birlik başkanına (5000), encümen üyelerine (2000), meclis üyelerine (1500) gösterge rakamının Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçmemek üzere, birlik meclisi tarafından belirlenecek miktarda huzur hakkı ödenebilir. Ancak, huzur hakkı ödenecek gün sayısı, bir yıl içinde yirmidört günü geçemez." biçiminde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br />
... Köylere Hizmet Götürme Birliğince 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığı hâlde birlik başkanı olan kaymakam sanık ...’ın; 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığına denk gelen ücreti; yazı işleri müdürü olan sanık ...’in ise bir kez oturum ücreti aldığı, sanık ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri de aldığı, böylelikle sanıkların birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri kabul edilen olayda;</p>

<p>Sanık ...’ın görev yaptığı sürede işlerinin ve projelerin yoğun olduğu gerekçesiyle askere gitmemek için rapor almakla birlikte raporlu olduğu dönemde de çalışmaya devam ettiğini, bu yüzden raporlu olduğu dönemdeki birlik toplantılarını imzaladığını, kaymakamlıkta çalıştığına ilişkin bir kısım evrakı sunduğunu ve sehven adına fazla ödeme yapıldığını savunması, bu hususun sanık ...’in savunması ve tanık beyanları ile de doğrulanması, yapılan toplantı karşılığı alınması gereken huzur hakkı ücretinin 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 22. maddesinin son fıkrası uyarınca bir yıl içinde yirmi dört günü geçemeyeceği hâlde fazladan toplantı ücreti ve huzur hakkı alınmasının sehven gerçekleştiği yönündeki sanık savunmalarının aksine kanıtlanamaması ve iddianame içeriğinde birlikten maaş alınmasıyla ilgili bir anlatımda bulunulmayıp yalnızca haksız yere huzur hakkı ücreti alındığının belirtilmesi karşısında; sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık ...'ın ... ilçesi kaymakamı olarak görev yaptığı, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu'nun 18/2. maddesi uyarınca, ... Köye Hizmet Götürme Birliğinin doğal başkanı olduğu, aynı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, harcama yetkilisi bulunduğu, sanık ...'in de gerçekleştirme görevlisi olduğundan, özgü suç olan zimmet suçunu işleyebilecekleri tespit edilmiştir.</p>

<p>Köye Hizmet Götürme Birliğinin 09.05.2007 tarihli 98/26 teftiş layihasına göre, maaş almasına yönelik yasal düzenleme olmadığı, birlik başkanı olarak alınan maaşı kişi borcu olduğu, geri alınması gerektiği yazılı olmasına karşın, 30.06.2007 tarihli Birlik Meclisinde karar alınıp kişi borcunu kaldırıp, Birlik Başkanının maaş almasına devam kararı alınmıştır. Sonuç itibarıyla 5.816,15 TL haksız maaş aldığı sabittir.</p>

<p>Ayrıca, Birliğin kayıtlarının incelenmesinde, 2006 yılında 24, 2007 yılında da 19 adet Birlik Encümen toplantısı yapılmasına karşın, 2006 yılında 31 toplantı, 2007 yılında ise 21 toplantı karşılığı ücret aldığı, sonuç itibarıyla sanık ...'ın 3.654,2 TL, sanık ...'in 85.30 TL haksız huzur hakkı aldığı tespit edilmiştir.<br />
Bu huzur hakkı ödemelerinde, 5355 sayılı Yasa'nın 22/son maddesindeki 'Ancak huzur hakkı ödenecek gün sayısı, bir yıl içinde yirmidört günü geçemez.' emredici hükmünü ihlal eder şekilde haksız huzur hakkı alınmıştır.</p>

<p>Mahkemece haksız alınan maaş ve huzur hakkının, sanıkların görevleri gereği, gözetim ve denetimleri altında bulunan, kamuya ait parayı zimmetine geçirdikleri isabetli olarak kabul edilerek zimmet suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.</p>

<p>TCK 257/1 hükmü 'Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevlerinin aykırı hareket etmek suretiyle' işlenebilecek bir suç olup, sanıkların eylemi 'zimmet' suçunun yasal unsurları oluşturduğundan, Sayın çoğunluğun 'zimmet' mahkûmiyetine konu fiilleri, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur kabulüne katılmıyorum.",</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanıkların eylemlerinin zimmet suçunu oluşturduğu,<br />
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>3- Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;<br />
... Köylere Hizmet Götürme Birliğinin teftişi üzerine 11.04.2008 tarihli teftiş raporunun düzenlendiği ve sanıklar hakkında 15.05.2008 tarihinde soruşturma izninin verildiği, sanık ... tarafından karara itiraz edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesince 25.06.2008 tarih ve 143-145 sayı ile itirazın reddedildiği,<br />
Siirt Cumhuriyet Başsavcılığının 30.07.2009 tarihli ve 1340-532 sayılı iddianamesi ile; sanıkların TCK’nın 247/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları ve hak yoksunluklarına karar verilmesi istemiyle kamu davası açıldığı,</p>

<p>Siirt Ağır Ceza Mahkemesince 20.05.2010 tarih ve 134-120 sayı ile; sanıkların TCK’nın 247/1, 62 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verildiği, hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.12.2013 tarih ve 10255-11668 sayı ile mal müdürlüğünün temyiz isteminin reddine; TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddesinin uygulanmaması eleştirisi ile de onanmasına karar verildiği, yargılamanın yenilenmesi sonucu yapılan yargılamada sanıkların zimmet suçundan TCK’nın 247/1, 248/2, 62 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 3 yıl 20 gün hapis ve hak yoksunluklarına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2014 tarihli ve 221-284 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.12.2021 tarih ve 3823-6164 sayı ile bozulması sonrası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 22.03.2021 tarih ve 36281 sayı ile; sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve dava zamanaşımının gerçekleştiği görüşüyle itiraz yoluna başvurulduğu, Ceza Genel Kurulunca 01.03.2023 tarih ve 35-113 sayı ile; Yerel Mahkemenin yeniden yargılama kapsamında verdiği karar ile anılan kararın bozulmasına ilişkin Özel Daire kararının hukuki değerden yoksun olup kaldırılmasına, yargılamanın yenilenmesi istemine konu sebeplerle birlikte itirazın, Yerel Mahkemenin 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı kararının onanmasına ilişkin Özel Dairenin 03.12.2013 tarihli ve 10255-11668 sayılı kararına yönelik yapılabileceği gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, esası incelenmeksizin reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ise 29.05.2023 tarih ve 36281 sayı ile; hukukî süreç kısmında ayrıntısıyla belirtildiği üzere itiraz yoluna başvurduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2012 tarihli ve 978-250 sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.06.2011 tarihli ve 94-133; 22.11.2011 tarihli ve 203-238 sayılı kararlarında; Yargıtay ilgili Ceza Dairesince bir mahkûmiyet hükmü onanmakla kesinleşeceğinden, kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımının bu aşamada sona ereceği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine yapılan incelemede, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü hâlinde, Özel Daire onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hâle gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği ve dava zamanaşımının buna göre hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;<br />
İncelemeye konu dosyada, 08.10.2007 tarihli eylemle ilgili olarak sanıklar hakkında 20.05.2010 tarihli mahkûmiyet hükmünün 03.12.2013 tarihinde Özel Dairece onandığı, Yerel Mahkemenin yeniden yargılama kapsamında verdiği karar ile anılan kararın bozulmasına ilişkin Özel Daire kararının Ceza Genel Kurulunca hukuki değerden yoksun olması sebebiyle kaldırılmasına karar verildiği, bu nedenle Özel Dairenin onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hâle gelmesi üzerine yargılamanın süreceği ve Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde inceleme tarihi itibarıyla dava zamanaşımının dolduğundan söz edilmesi olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Dairenin sanıklar hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından verilen onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve zimmet suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usule uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunmaması ve sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 03.12.2013 tarihli ve 10255-11668 sayılı sanıklar hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından verilen onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Siirt Ağır Ceza Mahkemesinin 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve zimmet suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usule uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunmaması ve sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede, birinci uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu yönünden ilk müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 25.06.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla, ön sorun konusu yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024198-e-2025286-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="63494"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2008/5-96 E., 2009/203 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20085-96-e-2009203-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20085-96-e-2009203-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14.07.2009 tarihli, 2008/5-96 E., 2009/203 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2008/5-96 E., 2009/203 K.</strong></p>

<p><strong>NİTELİKLİ ZİMMET<br />
YETKİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Nitelikli zimmet suçundan sanıklar Ö... U...... Ç..... ve Ö... B.....’in beraatlarına, sanık H.... M....’nin ise, lehine olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCY’nın 247/1, 43/1, 248/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 53. maddenin uygulanmasına ilişkin, Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesince 11.06.2007 gün ve 161-261 sayı ile verilen hükmün o yer C.savcısı, katılan kurum vekili, sanık H..... müdafii ve diğer sanıklardan Turhan müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 17.03.2008 gün ve 12874-2011 sayı ile;</p>

<p>“Ö... U...... Ç..... ve Ö... B.....’in 1998/707 Esas sayılı 27.04.1998 ve 16.08.1999 tarihli asıl ve ek iddianameye konu zimmet suçlarından beraetlerine dair hükümlerin incelenmesinde;</p>

<p>Sanıkların H.... M.... ile işbirliği yaptıklarını, görüştüklerini veya talimat verdiklerini gösteren şüpheden öte mahkûmiyetlerine yeter somut ve tarafsız kanıtın bulunmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki bu sanıkların cezalandırılması gerektiği yönündeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraet hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,</p>

<p>Sanık H.... M....’nin 1998/707 Esas sayılı 27.04.1998 tarihli iddianameye konu zimmet suçundan mahkûmiyetiyle ilgili hükmün incelemesinde;</p>

<p>Amaç ve faaliyetleri arasında turizm maksatlı yerli ve yabancı tekne, yatlara konaklama, bakım, onarım ve servis hizmeti verilmesi de bulunan T..... A.Ş’nin K..... Marinası Müdürü olan sanık H.... M....’nin diğer sanık Ö... U...... Ç.....’in hissedarı olduğu M..... M......Holding A.Ş’ye ait D.... ve P........adlı iki teknenin bakım ve onarımı için tahakkuk ettirilen ve işletmede tutulan tekne hesap ve kontrol kartlarına kaydedilen toplam 84.566 DM’nin de alınmayarak kurum zararına neden olunduğu, anılan tutar ödenip kurumun muhasebe kayıtlarına intikal ettirilmediği halde olaya basında yer verilmesi üzerine personele talimat vererek 70.097.61 DM karşılığı 1355.010.805 Lira tahsil edilmiş gibi geçmiş tarihli dört adet sahte tahsil fişi ile borcu bulunmadığına dair 16.09.1994 tarih ve 1994/933 sayılı işletme yazısı düzenlettiği oluşa uygun olarak sabit görülmüş ise de; işletmenin sözleşme gereği yaptığı işin karşılığı olan ücretin tahsil edilmemesi nedeniyle zimmet suçunun unsurlarının bulunmadığı, ancak suç tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve özelleştirme programına alınan kuruluş personeli olmasından dolayı 4046 sayılı Yasanın 7/3. maddesi gereğince memur sayılan sanığın alacak tahsil edilmemiş olmasına rağmen ödenmiş gibi birden çok tahsil fişi ve borcu bulunmadığına ilişkin belge düzenlettirme fiillerinin zincirleme biçimde resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu gözetilmeden, nitelendirmede yanılgıya düşülerek zimmetten hüküm kurulması,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Güvenlik tedbiri olup, kazanılmış hakka konu olmadığı dikkate alındığında, suçun 5237 sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi nedeniyle hakkında 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi”</p>

<p>” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 18.04.2008 gün ve 208501 sayı ile;</p>

<p>“1- Suç tarihi itibariyle sanık H.... M....’nin T..... A.Ş’ye bağlı Kuşadası M.....Müdürü, sanık Ö... B.....’in T..... Genel Müdürü olarak görev yaptıkları, sanık Ö... U...... Ç.....’in ise dönemin Başbakan’ının eşi ve M..... M......Holding A.Ş’nin büyük hissedarı olduğu ve ticaretle uğraştığı, M..... M......A.Ş’ye ait D.... ve P........isimli iki teknenin Kuşadası M.....İşletmesinde bakım onarımının yapıldığı ve bu hizmet karşılığı tahakkuk ettirilen ve işletmede kayıt altına alınan tekne hesap ve kontrol kartlarına kaydedilen hizmet bedelinden toplam 84.566 DM’nin eksik alınarak müdahil kurumun zarara uğratıldığı ve aynı oranda da M..... M......A.Ş’nin haksız olarak zenginleştirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık H.... M....’nin tek başına karar vererek bu kadar yüksek bir meblağı almaması hayatın olağan akışına aykırı düşmektedir. Sanık H..... ve Ömer’in diğer sanığın siyasi gücünden çekinerek ve istikbal beklentisi içine girerek sanık Ö...'inde azmettirmesi ile iştirak halinde suça konu parayı almadıkları ve M..... M......Holding A.Ş’nin zimmetinde bıraktıkları sübuta ermektedir.</p>

<p>2- Sanıkların üzerine atılı ‘</p>

<p>‘basit zimmet’ suçu, müdahil kurumun sunmuş olduğu hizmet karşılığı M..... M......Holding A.Ş. adına tahakkuk eden ve kesinleşen borcun 84.566 DM’lik kısmının bir daha alınmamak üzere affedilmesi veya silinmesi ile sübuta ermiş ve suç tamamlanmıştır. Nitekim, tahakkuk eden borcun tamamı tahsil edilmiş gibi işlem yapılmış ve suça konu alacak M..... A.Ş’nin zimmetinde haksız olarak kalmıştır. Burada, sanıkların kastı ve amacı, M..... A.Ş. adına tahakkuk eden bu borcu bir daha ödememek üzere içetmek ve borç hanesinden silmektir. Eğer sanıkların böyle bir kastı olmasa, suça konu bu alacak Kuşadası M.....İşletmesinin muhasebe kayıtlarında alacak olarak ve M..... M......A.Ş’nin kayıtlarında da borç olarak gözükmesi gerekirdi. Böyle bir durumda da, ‘</p>

<p>‘hizmet sözleşmesinden kaynaklanan borç’ ilişkisinden söz edilebilirdi.</p>

<p>Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesi bozma ilamında ‘</p>

<p>‘... işletmenin sözleşme gereği yaptığı işin karşılığı olan ücretin tahsil edilmemesi nedeniyle zimmet suçunun unsurlarının bulunmadığına…</p>

<p>…’ karar vermiş ise de; sanıkların amacı ve kastı hizmet sözleşmesinden doğan paranın bir kısmını bir daha ödenmemek üzere içetmek ve üzerine sünger çekmek olduğundan artık burada sadece ‘</p>

<p>‘hizmet sözleşmesinden doğan bir alacaktan’ sözetmek mümkün değildir. Şayet, tahakkuk eden ve kesinleşen borcun bir kısmı tahsil edildikten sonra bakiye kalan suça konu para da tahsil edilmemiş borç olarak işletme muhasebe kayıtlarında gözükse idi, ancak o zaman ‘</p>

<p>‘işletmenin sözleşme gereği yaptığı işin karşılığı olan ücretin tahsil edilmemesinden’ sözedilebilirdi. Sanıkların fikir birliği içinde ve iştirak halindeki kasıtları, suça konu parayı bir daha tahsil edilmemek üzere, tüm muhasebe kayıtlarından da düşerek içetmek ve M..... A.Ş’nin zimmetine geçmesini sağlamaktır.</p>

<p>3- Sanıkların üzerine atılı ‘</p>

<p>‘zimmet’ suçu işlenip tamamlandıktan sonra, bu olayın basında yer alması üzerine sanık H.... M....’nin Ankara'ya geldiği ve diğer iki sanıkla görüşerek olayı örtbas etmek için, Kuşadası M.....İşletme Müdürlüğü personeline telefonla talimat vererek suça konu paraya karşılık olarak 70.097.61 DM’nin karşılığı toplam 1.355.010.805 TL tahsil edilmiş gibi geçmiş tarihli dört adet sahte tahsil fişi ile M..... A.Ş’nin müdahil kuruma borcunun bulunmadığına dair 16.09.1994 tarih ve 1994/933 sayılı işletme yazısı düzenlettiği ve sanıkların böylece ‘</p>

<p>‘teselsülen resmi evrakta sahtecilik’ suçunu da işledikleri ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Sanıkların, müdahil kurum adına tahakkuk eden suça konu parayı bir daha almamak üzere M..... A.Ş’nin zimmetinde kalmasını sağlamaları sonucu ‘</p>

<p>‘basit zimmet’ suçunun oluştuğu ve sübuta erdiği, sanıkların üzerine atılı bu suçun ortaya çıkmasından sonra, zimmet suçunu örtbas etmek ve gizlemek amacıyla ayrıca resmi evrakta sahtecilik suçunu da işledikleri anlaşılmakla; bu iki eylemin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü, öncelikle zimmet suçu oluşmuş ve sübuta ermiş ve bu suçun ortaya çıkmasından sonra, sanıklar resmi evrakta sahtecilik suçunu da işlemişlerdir”</p>

<p>” görüşüyle itiraz yasayoluna başvurarak, Özel Daire kararının, sanık H.... M....’nin üzerine atılı “</p>

<p>“zimmet”</p>

<p>” suçuna ilişkin verilen bozmaya ilişkin bölümünün kaldırılarak bu sanık hakkında verilen hükmün onanmasına ve sanıklar Ö... U...... Ç..... ve Ö... B.....'in üzerine atılı “</p>

<p>“zimmet”</p>

<p>” suçuna yönelik onamaya ilişkin bölümünün kaldırılması ve bu sanıklar hakkındaki hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;</p>

<p>1- Sanıklardan H.... M....’nin eyleminin resmi evrakta sahtecilik suçuna mı, yoksa zimmet suçuna mı uyduğunun,</p>

<p>2- Sanıklar Ö... U...... Ç..... ile Ö... B.....’in, diğer sanığın eylemlerine katılıp katılmadıklarının,</p>

<p>belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>Birinci uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;</p>

<p>İncelenen dosya içeriğine göre;</p>

<p>TBMM’ce 13.02.1996 tarihinde, S... H.... Paşa Yalısı’nda meydana gelen yangının nedenlerini ve T..... Genel Müdürlüğüyle ilgili yolsuzluk iddialarını araştırmak amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuş olup, T..... A.Ş’ne ait bütün işletmeler komisyon bünyesinde görevlendirilen müfettişler eliyle incelenmiş, saptanan usulsüzlükleri içeren 275 sayfalık bir rapor hazırlanarak her bir usulsüz işlemle ilgili olarak C.savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmuştur.</p>

<p>Sanıklardan H.... M.... savunmalarında, suçlamaları kabul etmediğini, iddianamede anlatılan olayların siyasi platforma çekilen asılsız suçlamalar olduğunu, T..... müfettişlerinin denetiminde herhangi bir usulsüzlük tespit edilmediğini, aleyhine ifade verenlerin taltif edildiğini, K...... M.....’na ait faks cihazı ve bazı eşyaları sanık Ö... U...... Ç.....’in çiftliğine göndermediğini, jet skileri diğer sanığın oğluna kullandırmadığı gibi, çalıştığı işyerinde jet skilerin kaydının bulunmadığını, 2 adet teknenin onarım işleri nedeniyle kendisinin eski tarihli fatura kesilmesini söylemediğini, K..... M......’na ait evrakların Elmadağ Dağ Otelindeki Genel Müdürlük arşivine kaldırılmasından haberinin olmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>TBMM Araştırma Komisyonunca görevlendirilen T..... Teftiş Kurulu Müfettişi G..... E..... tarafından düzenlenen 10.06.1996 gün ve 61-1 sayılı raporda, sonuç olarak;</p>

<p>“Ç..... ailesine ait P........ve D.... isimli teknelere T..... Kuşadası M.....İşletmesi tarafından bağlama ve çekme-atma hizmeti verilerek çeşitli bakım-onarım işlerinin gerçekleştirildiği, bu işler nedeniyle P........teknesi için düşük işçilik ücreti tahakkuk ettirilirken, D.... teknesinden işçilik ücreti alınmadığı, bakım-onarım işlerinde kullanılan malzemelere düşük oranda kâr konulduğu, dışarıya yaptırılan işler için alınan iş bedelinin %30’u oranındaki M.....komisyonunun hiç alınmadığı,</p>

<p>Söz konusu teknelere toplam 303.213 DM borç tahakkuk ettirildiği ve bu borcun 218.647 DM’lık kısmının çeşitli tarihlerde tahsil edildiği, teknelerin işletmeye halen 84.566 DM borçlu bulundukları, bu borç tutarına, alınmayan işçilik ücretleri ile dışarıya yaptırılan işler nedeniyle tahakkuk ettirilmeyen komisyonların ilave edilmesi halinde, teknelerin toplam borcunun yaklaşık olarak 114.000 DM’a ulaştığı,</p>

<p>Basında P........teknesiyle ilgili olarak ücretsiz bakım-onarım yapılıyor şeklinde haberler çıkması üzerine, işletme tarafından P........teknesinin borcu bulunmasına karşın, borcu yoktur şeklinde yazı verildiği ve düzenlenen sahte tahsil fişleriyle tekneden 70.067,61 DM karşılığı 1.355.010.805 Liranın tahsil edilmiş gibi gösterilerek, basında çıkacak olumsuz yayınların önlenmesine çalışıldığı,</p>

<p>İşletmeye ait faks cihazının dönemin işletme müdürü H.... M....’nin talimatıyla Ö... Ç.....’e ait Kuşadası’ndaki çiftlik evine götürüldüğü ve orada kullanıldığının tespit edildiği, belirtilmiştir.</p>

<p>Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanı H....Y..... Tarafından düzenlenen 17.08.1998 günlü raporda ise; M..... M......Holding A.Ş’nin 1994 yılı defter ve belgeleri üzerinden yapılan incelemeler sonucunda, tahsil fişlerinin yasal defterlere kaydedilmediği, bu belgelerin şirketin 1994 yılı belgeleri arasında yer almadığı ve yasal defterlere göre şirketin bu tahsil fişleri ile ilgili olarak anılan tarihlerde herhangi bir ödemede bulunmadığının belirlendiği bildirilmiştir.</p>

<p>T..... Genel Müdürlüğü vekili aracılığıyla 31.07.1996 tarihinde M..... M......A.Ş. hakkında, 84.565 DM alacak için, Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 1996/4034 sayılı dosyasında ilamsız takip yürütmüş, borçlu şirketin 13.08.1996 tarihinde borca itiraz etmesi üzerine takip durmuş, ancak T..... Genel Müdürlüğü dosyaya gönderdiği 12.11.1996 günlü yazı ile alacağın peyder pey tahsil edildiğinden bahisle takibin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>T..... Genel Müdürlüğü ayrıca, 01.12.1997 tarihinde bakiye alacak olan 23.384 DM için aynı İcra Müdürlüğünde 1997/6993 sayılı dosyada icra takibi yürütmüş olup, borçlu şirketin 15.12.1997 tarihinde borca itiraz etmesi üzerine takip durmuştur.</p>

<p>Yerel Mahkemece sorulması üzerine, T..... Genel Müdürlüğünce 07.05.1999 ve 99/73 sayı ile;</p>

<p>Müfettiş raporunda yer alan T..... Kuşadası M.....İşletmesine ait faks cihazının, alındıktan birkaç ay sonra dönemin işletme müdürü H.... M....’nin talimatıyla, Ö... U...... Ç.....’e ait Kuşadası’ndaki çiftlik evine kurdurulduğu iddiası ile ilgili olarak, söz konusu cihazın 1996 yılına kadar işletme kayıtlarında mevcut olarak gösterildiği, işletmenin 06.11.1997 tarihi itibariyle özelleştirilmesi nedeniyle düzenlenen kapanış mizanı ile kırık-kayıp hesabına aktarılarak kayıtlardan düşüldüğü,</p>

<p>Ayrıca Ç..... ailesine ait P........ve D.... adlı teknelerin bakım ve onarımının yapıldığı dönemde jet ski deniz aracının 18.585 DM karşılığında Ç..... ailesi adına satın alınıp, bakım ve onarım borçlarının takip edildiği karta kaydedildiği, işletmenin demirbaş kaydına girmediği,</p>

<p>Söz konusu teknelerin bağlama ve bakım-onarım borçlarının tahsili amacıyla icra takibi yapıldığı, 84.450 DM’lik kısmının M..... M......Holding A.Ş’den 17.10.1996 tarihinde tahsil edildiği, daha sonra tespit edilen 23.384 DM tutarındaki borca ilişkin belgelere itiraz edilmesi üzerine, belgelerin usulsüz olarak düzenlenmesinden sorumlu olan dönemin işletme müdürü H.... M....’den bu tutarın tahsili için icra takibi başlatıldığı bildirilmiştir.</p>

<p>Yerel Mahkemece, emekli Sayıştay Uzman Denetçilerinden oluşan 3 kişilik bilirkişi kurulundan aldırılan raporda özetle;</p>

<p>Söz konusu tekneler M..... M......Holding A.Ş’ye aittir. Sanık Ö... U...... Ç....., P........ve D.... isimli teknelerin maliki olan M..... A.Ş’nin hissedarıdır. Teknelerin bakım ve onarımları için Holding ile Kuşadası M.....işletmesi arasında sözleşme akdedilmiş ve teknelerde 1994-1995 yıllarında bakım onarım yapılmıştır.</p>

<p>Bakım onarım işleri için tahakkuk ettirilen bedeller, tekne hesap ve servis kontrol kartlarına kaydedilmiştir. İlgili kartlara bakım-onarım masrafları dışında konaklama, yemek, telefon gibi ücretler de kaydedilmiştir. Bakım-onarımın devamı sırasında M..... A.Ş. tarafından M.....işletmesine çeşitli tarihlerde banka havalesi yoluyla avans niteliğinde ödemeler yapılmıştır.</p>

<p>Dava dosyasında tekne kayıtlarının müteaddit defalar düzenlendiği, orijinal kartların dosyada bulunmadığı, T..... Müfettişleri tarafından mühür ve imza edilerek tasdik edilen kartların yeniden düzenlenerek dosyaya konulan kartlar olduğu, tekne kayıtlarında, iş kalemleriyle ilgili iş sahibine ait iş emirleri/onay belgeleri ile dayanağını oluşturan imzalı belge asıllarının dosyada bulunmadığı, T..... Genel Müdürlüğünün söz konusu kartlara göre 84.566 DM alacak iddiasıyla yaptığı icra takibine karşı M..... A.Ş. tarafından dosyaya ihtirazı kayıtla 85.450 DM ve 181.875.378 TL. ödendiği ve borcun kapatıldığı, bundan sonra T..... Genel Müdürlüğünün yeniden 23.384 DM bakiye alacak iddiasıyla icra takibine geçtiği, ancak takibin M..... A.Ş’nin borca itirazı üzerine durduğu, bu itiraza karşılık T..... Genel Müdürlüğünün dava açmadığı, M..... A.Ş. ile T..... işletmesi arasındaki hukuki ilişkinin BK’nun 355 ve müteakip maddelerinde düzenlenmiş istisna akti kapsamında bir ilişki olduğu;</p>

<p>Dava konusu olayda, teknelerle ilgili iş bedelinin iş sahibi (M..... A.Ş.) tarafından müteahhide (T..... Kuşadası M.....işletmesi) tam olarak ödenip ödenmediği konusunda ihtilaf olduğu, 84.566 DM bakiye alacak iddiasıyla M..... A.Ş. aleyhine yapılan icra takibinde M..... Holding A.Ş’nin gerçekte borcu olmadığı, ancak konunun siyasi istismar konusu yapılmaması için talep edilen fatura tutarı ödeyeceğini bildirdiği ve ihtirazı kayıtla ödediği, T..... Genel Müdürlüğünün bu tutarı tahsil ettikten sonra 23.384 DM bakiye alacak iddiasıyla bir kez daha yaptığı icra takibinde M..... A.Ş’nin itirazı ile durduğu, bu nedenle istisna akdi kapsamında yapılan iş bedelinin tam olarak ödenip ödenmediğinin taraflar arasında tartışmalı olduğu, T..... Genel Müdürlüğünün bir kısım alacağını M..... A.Ş’nden tahsil edemediği şeklindeki iddiasında, söz konusu alacağın usulüne uygun ve geçerli belgelerle kanıtlanmasının gerekli ve zorunlu olduğu, bu şekildeki belgelerin dava dosyasında bulunmadığı, zira teknelere yapılan hizmetlerin ilgili tekne kartlarına yazıldığı ve açık hesap olarak görüldüğü, karşılığı ücretlerin de avans olarak alındığı, dava konusunda oluşabilecek zimmet tutarının ise mahsubun ne zaman yapılması gerektiği hakkındaki hükümlere göre tayin olabileceği ve ancak zamanından sonra yapılan ödemelere göre zarar tespitinin yapılabileceği;</p>

<p>Ortada gerçek bir zarar olup olmadığının ve varsa miktarının tespit edilebilmesi için yasal belgelerin dosyada mevcut olması gerektiği, oysa olmadığı, aksi takdirde mevcut bilgi ve belgeler doğrultusunda iddia edilen zararın mevcudiyeti ve miktarı konusunda sağlıklı bir sonuca ulaşmanın mümkün olmadığı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuşadası M......’nda teknelerle ilgili olan iş kalemlerinin dayanağı olan belgelerin;</p>

<p>İş sahibinin talimatı veya iş emri ile onay veya imzasını taşıması gerekirken bulunmadığı,</p>

<p>Tekneye iş yapanın hizmeti bitince imza veya parafının bulunmadığı,</p>

<p>İş tamamlandığında bunu gösteren yetkili görevlinin imza veya parafını taşıması zorunluluğuna uyulmadığı,</p>

<p>Kuşadası T..... M.....işletmesi tarafından M..... A.Ş’ne sözleşme nedeniyle borçlu olduğuna dair ihbar ve ihtarda bulunulmadığı,</p>

<p>Alacak iddiasının tanık beyanları ile değil yasal belgelerle ispat edilmesinin gerekli olduğu,</p>

<p>Duruşmalarda dinlenen birçok tanık tarafından, Kuşadası M.....işletmesinde o dönemde bazı usulsüzlük ve yolsuzluk olaylarının cereyan ettiği, kamu işlemlerinin çok bozuk ve düzensiz bir biçimde yürütüldüğü, teknelerin hesaplarının birçok kez bilerek veya bilmeyerek birbirine karıştırıldığı,</p>

<p>Bu nedenlerle; T..... Genel Müdürlüğünün dava konusu olayda bir zararının olup olmadığının ve var ise miktarının dava dosyasında mevcut belgelere göre saptanmasının mümkün olmadığı, mevcudiyeti ve miktarı belirlenebilir bir kamu zararının tespit edilemediği, ayrıca sanıkların eylemleriyle Devlet idaresine olan itimadın ihlal edildiğine dair bir kanıtın da bulunmadığı, zimmet suçunun maddi unsuru olan “</p>

<p>“mal edinme”</p>

<p>”nin dava konusu olayda oluşmadığı, her üç sanık yönünden de dava dosyasındaki bu suçlama konusu itibariyle zimmet veya ihtilasen zimmetin oluşmasının ve dolayısıyla bu suçlara iştirakin de mümkün olamayacağı kanaatine varıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>Dosyada mevcut, 09.09.1995 ve 11.09.1995 tarihli tutanaklardan, T..... Genel Müdürü olan sanık Ö... B.....’in, 08.09.1995 tarihinde Kuşadası M.....İşletmesini ziyareti sırasında verdiği talimat uyarınca 1992, 1993 ve 1994 yıllarına ait mahsup, tediye, tahsil, gider makbuzları, faturalar vb. ödeme fişleri, muhasebe kontrol raporları, sayım cetvelleri gibi muhasebe evrakı ile 1992 ve 1993 yıllarına ait ön büro tahsil faturaları ve tahsil fişlerinin tamamının T..... AŞ. Genel Müdürlüğünün Ankara, Dağ Oteli İşletmesinde bulunan genel müdürlük arşivine teslim edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yerel Mahkemece sorulması üzerine, T..... Genel Müdürlüğünce 14.05.2001 gün ve 1195 sayılı yazı ile söz konusu tekneler için marinada tutulan hesap ve servis kontrol kartları ile ilgili iş emirleri, kontrol kartlarının dayanağını oluşturan belgelerin, mahkemeye sunulup, adli emanete alındıklarını ve mahkemeye sunulan hesap kontrol kartlarının orijinal olup değiştirilmelerinin söz konusu olmadığı bildirilmiştir. (Söz konusu kartların fotokopileri müfettiş raporunun ekinde yer almakta olup, orijinalleri ise yargılama aşamasında T..... Genel Müdürlüğünce dosyaya ibraz edilmişlerdir.)</p>

<p>Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;</p>

<p>T..... Turizm A.Ş. Kuşadası Marinası İşletme Müdürlüğü’nde, M..... M......Holding A.Ş’ne ait olan P........ve D.... adlı teknelerin 1993-1995 yılları arasında bakımlarının yapıldığı ve burada bağlı bulunduklarında kuşku yoktur. Her iki tekne için yapılan bağlama sözleşmesi çerçevesinde ayrı ayrı hesap kartları açılmış, yapılan bütün harcamalar ile bağlama ve bakım ücretlerinin tamamı bu hesap kartlarında, Alman Markı olarak gösterilmiştir.</p>

<p>Gerek müfettiş raporu, gerekse yargılama aşmasında T..... Genel Müdürlüğünün cevabi yazılarından, her iki teknenin 1993-1995 yılları arasındaki toplam borcunun, 303.213 DM olduğu ve bu borcun 218.647 DM tutarının bu süreçte kesilen faturalar karşılığında tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Ödenenlerden arta kalan 84.566 DM tutarındaki borç ise, söz konusu kartlarda ve muhasebe kayıtlarında görülmektedir.</p>

<p>Basında haberler çıkması üzerine İşletme Müdürü olan sanık H.... M....’nin talimatıyla, geçmiş tarihli olarak 4 adet sahte tahsil fişinin düzenlendiği ve teknelerin borcu bulunmadığına dair yazı hazırlandığı dosya kapsamıyla sabittir. Ancak bu sahte tahsilat fişlerinin ve borcu yoktur belgesinin, her iki şirketin muhasebe kayıtlarına işlenmediği müfettiş raporu içeriğinden, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanı tarafından hazırlanan rapordan ve T..... Genel Müdürlüğünün yazılarından açıkça anlaşılmaktadır.</p>

<p>Nitekim, muhasebe kayıtları doğrultusunda, M..... M......Holding A.Ş. hakkında icra takibi yapıldığı ve kalan borç miktarının tahsil edildiği dosya kapsamıyla sabittir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 25.06.1990 gün ve 174-193 sayılı ve Özel Dairenin bu kararı esas alan yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere; borç olarak muhasebe kayıtlarında görünen bir para yönünden, mal edinme kastının bulunduğundan ve bu suretle zimmet suçunun oluştuğundan söz etmeye olanak yoktur. Bu nedenle somut olayda zimmet suçunun unsurları oluşmadığından, Yerel Mahkemece sanık H.....’ın zimmet suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır.</p>

<p>Ancak sanığın, basında çıkan haberler üzerine borç tahsil edilmediği halde geçmiş tarihli olarak tahsil edilmiş gibi 4 adet tahsilat fişi düzenletmesi ve borcu yoktur şeklinde resmi belge hazırlatmasının, resmi evrakta sahtecilik suçuna uyduğu da açıktır.</p>

<p>O halde Özel Dairece, zimmet suçunun oluşmadığı ve sanığın resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılması gerektiğine ilişen bozma kararı, dosya kapsamına ve yasaya uygun olup isabetlidir.</p>

<p>İkinci uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;</p>

<p>Sanık Ö... U...... Ç..... aşamalardaki savunmalarında suçlamaları reddetmiş, bu suçlamaların siyasi amaçla yıpratma için yapıldığını, T..... A.Ş’ne herhangi bir borçlarının bulunmadığını, olay tarihinden sonra H.... M....’yle herhangi bir görüşme yapmadığını, yatlar için yapılan hizmetlerin bedellerinin düşük gösterilmesi ya da alınmaması konusunda görüşme yapmadığını söylemiştir.</p>

<p>Sanık Ö... B..... ise, T..... Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde, kurumun sağlıklı çalışan bir arşivinin olmadığını, kendisinden önceki dönemlerde arşivi su bastığını, buna ilişkin tutanak tutulduğunu, arşivin düzenli olması için çalıştığını ve bu kuruma bağlı yerlerde arşivin saklanmasını ayrıca birer örneğinin de merkezi arşive gönderilmesini talep ettiğini, iddiaya konu tüm suçlamaların medyanın baskısıyla ortaya atılan iddia, şayia olduğunu, kendisinin hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirtmiştir.</p>

<p>Tanık M...... Ü..., T..... Müfettişi tarafından alınan ve duruşmada da doğru olduğunu bildirdiği 17.05.1996 günlü ifadesinde; 17.09.1995 tarihine kadar T..... Kuşadası M.....İşletme Müdürlüğü’nde muhasebe şefi olarak çalıştığını, daha sonra başka kuruma geçtiğini, P........yatının 1993 yılının Aralık ayında marinaya geldiğini ve bakıma alındığını, bu bakımda kullanılan malzemelerden kâr alınmadığı gibi, işçilik ücretlerinin de düşük gösterildiğini, P........yatına işletme tarafından 2 adet jet ski alındığını, ancak ücretlerinin tahsil edilip edilmediğini bilemediğini, teknenin bakım, onarım, bağlama ve diğer işletme harcamalarından oluşan 2 milyar 700 milyon lira borcunun bulunduğunu ve TBMM KİT Komisyonu toplantılarında bu borç gündeme geldiğinde, borcu yoktur diye yazı verildiğini, ancak borcun hala hesaplarda durmakta olduğunu, teknenin bakım onarım kartı incelenirse bunların görülebileceğini beyan etmiştir.</p>

<p>Tanık B.... Ç......., aşamalardaki ifadelerinde tutarlı bir şekilde; olay tarihlerinde liman hizmet şefliği görevini yürütmekte olduğunu, iki teknenin marinada bakıma girdiklerini, zaman zaman tahsilatlar yapıldığını, ancak miktarını bilemediğini, basında bazı yazılar çıkınca işletme müdürü H.... M....’nin, kendisini çağırıp, “</p>

<p>“biliyorsun Ö...Bey’in teknesi ile ilgili haberler çıkıyor, Ö...Bey zor durumda kalmasın diye bir tahsil fişi keseceğiz, nasıl olsa bedeli gelecek, onun için sen kes”</p>

<p>” diye talimat vermesi üzerine, 7.125 DM tutarındaki ilk tahsil fişini kendisinin kestiğini, bu fişin üzerinde yazan 07.01.1994 tarihinden çok sonra, tahminen Kasım 1994 tarihinde kesildiğini, bundan sonraki fişler için de ikna ve baskı yöntemi uyguladıysa da para gelmediği için tahsilat fişi kesmediğini, ancak başka arkadaşlarına bu fişleri de kestirdiğini, fişlerin kesilmesi konusunda Ö... Ç..... veya başka bir kişiden herhangi bir talimat ya da telkin gelmediğini, anladığı kadarıyla işletme müdürü H.... M....’nin, şirin görünmek için kendi kafasından bu işleri yaptığını, çünkü sonradan ortaya çıktığı gibi bu kişinin gerçek dışı üniversite diploması sunarak işe başladığını, sanık H.....’ın sahte olarak kesilen fişleri sanki tahsil edilmiş gibi Ankara’ya, Genel Müdüre faks çektiğini, aslında Ö... Ç..... tarafından ödemelerin her zaman banka kanalıyla yapıldığını ve hiçbir zaman elden ödeme yapılmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>Ön büro memuru olan ve sahte tahsil fişlerinin diğerlerini kesen A.... M.... da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.</p>

<p>Tanık Y.... A..., aşamalardaki ifadelerinde diğer tanıklar gibi ifade vermiş ve Kuşadası M.....İşletmesinde muhasebe şefi olarak çalıştığını, 16.09.1994 gün ve 94/933 sayılı borcu yoktur belgesini sanık H.... M....’nin, o tarihte işletme müdür yardımcısı olan T..... Ö....’e telefonla talimat vermesi üzerine düzenlediklerini, sanık H.....’ın telefon talimatında parayı elden getireceğini söylemesine rağmen getirmediğini, geçmiş tarihli olarak düzenlenen tahsil fişlerinin ön büro elemanlarınca yine sanık H.....’ın talimatıyla düzenlendiğini ve kullanılmış eski fiş koçanlarında boş bırakılan fişlerin bu işte kullanıldığını bildiğini, olay ortaya çıkınca muhasebe kayıtlarında alacak olarak görünen paranın Genel Müdürlüğe ödendiğini belirtmiştir.</p>

<p>Tanık T..... Ö.... ise, Müfettişe ve C.savcısına verdiği ifadeler ile duruşmada alınan beyanında tutarlı bir şekilde; olayların olduğu tarihlerde T..... Kuşadası M.....Müdürü olduğunu, P........ve D.... teknelerine de diğer teknelere verdikleri şekilde hizmet verdiklerini, teknelerin borcu bulunmasına karşılık o dönemde işletme müdürü olan sanık H.... M....’nin talimatı doğrultusunda borcu yoktur şeklinde belge düzenlediklerini, o gün sanık H.....’ın telefonla talimat verip, “</p>

<p>“ben Ö...Beyin yanındayım, parayı elden getireceğim, belge düzenlensin”</p>

<p>” dediğini, daha sonra kayıtlarda alacak olarak görünen paranın Genel Müdürlük tarafından tahsil edildiğini, söz konusu teknelerin masrafının DM olarak hesaplandığını ve rakam 1 milyar Liraya çıktığında buna ilişkin dokümanı hazırlayıp sanık H.....’a verdiklerini, anladıkları kadarıyla Ö... Ç.....’e şirin görünmek için masrafı 500 milyon Lira olarak bildirmiş olduğunu, sanık H.....’ın işletmeden anlamadığından bu şekilde hatalı davranıp kendilerini de dinlemediğini, bunların muhasebe kayıtlarında sabit olduğunu, görüşmeleri sanık H..... ile Ö... Ç.....’in yaptıklarını söylemiştir.</p>

<p>Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;</p>

<p>Dinlenen tanıkların beyanlarından anlaşılacağı üzere, sanıklar Ö...U..... ve Ö...’in, diğer sanık H..... ile görüşerek talimat verdikleri hususunda bir bilgi vermedikleri, aksine sanık H.....’ın, diğer sanıklara yaranmak için var olan borcu tam olarak bildirmediği gibi, basında haberler çıkınca sahte belgelerin düzenlenmesi için talimat verdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, sanıklar Ö...U....ve Ö....’in, diğer sanığın eylemlerine katıldıklarına ilişkin dosya kapsamında herhangi bir bilgi ve belge bulunmamakta, var olan kanıtlar da sanıkların savunmasını doğrular niteliktedir. Bu nedenle Yerel Mahkemece kanıt yetersizliğine dayalı olarak sanıkların yüklenen suçtan beraatlarına ve Özel Dairece de bu hükümlerin onanmasına karar verilmesi isabetlidir.</p>

<p>Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul üyesi ise; Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının haklı nedenlere dayandığından kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.07.2009 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20085-96-e-2009203-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="55273"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu'nun 2013/260 E., 2013/266 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu'nun 27.12.2013 tarihli, 2013/260 E., 2013/266 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/260 E., 2013/266 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Görevsizlik Kararı veren<br />
Yargıtay Daireleri : 5 ve 11. Ceza Daireleri<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Günü : 29.12.2010<br />
Sayısı : 115-552</p>

<p>Sanık hakkında İzmir Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığının 08.06.2004 gün ve 1104-555 sayılı iddianamesi ile; ihtilasen zimmet ve resmi evrakta sahtecilik suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesince 13.11.2007 gün ve 67-468 sayı ile; eylemin bütün halinde 765 sayılı TCK'nun 339. maddesinde yaptırım altına alınan müteselsilen resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.</p>

<p>Hükmün Askeri savcı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Askeri Yargıtayca 21.04.2009 gün ve 926-967 sayı ile;<br />
"...Sanığın avans mutemetliği görevini yerine getirdiği sırada, sahtecilik eylemi gerçekleştirerek mal edinme hâli söz konusu olduğundan, eylemlerinin ihtilasen zimmet suçuna vücut verebileceği, görevsizlik kararının suç vasfına bağlı görev yönünden hukuka aykırı kurulduğu sonucuna ulaşıldığından" bahisle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesince 10.12.2009 gün ve 737-807 sayı ile; eylemin bütün halinde ihtilasen zimmet suçunu oluşturduğu ve asker olmayan kişi statüsünde olan sanığı yargılama görevinin adli yargı mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine yargılama yapan İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince 29.12.2010 gün ve 115-552 sayı ile; sanığın zimmet suçundan 5237 sayılı TCK'nun 247/1, 247/2 ve 43. maddeleri uyarınca 8 yıl 16 ay 15 gün hapis, resmi belgede sahtecilik suçundan ise aynı kanunun 204/2 ve 43. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.10.2013 gün ve 10435-9667 sayı ile;<br />
"İddianame içeriğine, sevke, temyizin kapsamına ve Yargıtay Kanununun 14. maddesine göre temyiz incelemesi yapma görevinin Yüksek 11. Ceza Dairesine ait bulunduğu",</p>

<p>Dosyanın gönderildiği Yargıtay 11. Ceza Dairesince de 20.11.2013 gün ve 24705-17235 sayı ile;</p>

<p>"...İddianame yerine geçen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesinin görevsizlik kararında Askeri Yargıtay'ın 21.04.2009 gün 926-967 sayılı bozma ilamına uyularak 'müteselsilen ihtilasen zimmet' suçu tavsif edilerek dava açıldığının anlaşılmasına, temyizin kapsamına ve Yargıtay Kanununun 14. maddesine göre temyiz inceleme görevinin Yüksek 5. Ceza Dairesine ait olduğu" gerekçesiyle karşılıklı görevsizlik kararları verilmiştir.</p>

<p>Oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI</strong></p>

<p>Yargıtay 5. ve 11. Ceza Daireleri arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, temyiz incelemesinin hangi Özel Dairece yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>Dava açan belge niteliğindeki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 10.12.2009 gün ve 737-807 sayılı görevsizlik kararında eylemin bütün halinde ihtilasen zimmet suçunu oluşturduğunun belirtilmiş olması ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunun 6110 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 14. maddesindeki;</p>

<p>"Ceza dairelerinde;</p>

<p>a) Daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde dava açılan belgedeki nitelendirme esas alınır. Açıklama ile sevk maddelerinin uyumsuz olduğu durumlarda, açıklamaya itibar edilir" şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, zimmet suçlarına ilişkin olarak verilen hükümleri temyizen inceleme görevi Yargıtay Kanunun 14. maddesi uyarınca Yargıtay 5. Ceza Dairesine aittir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin görevsizlik kararı isabetli olduğundan, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ve dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere 5. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi ise; "temyiz davasına bakma görevinin Yargıtay 11. Ceza Dairesine ait olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 03.10.2013 gün ve 10435-9667 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 27.12.2013 günü oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-daireleri-baskanlar-kurulunun-2013260-e-2013266-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysa.jpg" type="image/jpeg" length="67578"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2021/21031 E., 2023/6409 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202121031-e-20236409-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202121031-e-20236409-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 21.06.2023 tarihli, 2021/21031 E., 2023/6409 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/21031 E., 2023/6409 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/382 E., 2020/78 K.<br />
SUÇ : Zincirleme Zimmet<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.(Kapatılan) Donanma Komutanlığı Askerî Mahkemesinin, 01.06.2016 tarihli ve 2014/1117 Esas, 2016/303 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında zincirleme zimmet suçundan, 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu'nun (1632 sayılı Kanun) 131 inci maddesinin birinci fıkrası (teşdiden), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 43 üncü maddesinin birinci fıkrası (teşdiden) ve 62 nci maddesi uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Anılan kararın sanık müdafii tarafından temyizi üzerine (Kapatılan) Askerî Yargıtay 4. Dairesinin 17.01.2017 tarihli ve 2017/17 Esas, 2017/41 Karar sayılı ilâmı ile; mahkûmiyet hükmünün usul ve noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Bozma üzerine temyize konu edilen Erdek Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.02.2020 tarihli ve 2017/382 Esas, 2020/78 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında zincirleme zimmet suçundan, 1632 sayılı Kanun'un 131 inci maddesinin birinci fıkrası (teşdiden), 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası (teşdiden), 62 nci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>4. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 05.08.2020 tarihli ve 2020/65895 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz isteği; tanıkların ayrı ayrı ifadelerinin alınması dışında bozma kararının hiçbir gereğinin hukuka uygun olarak yerine getirilmediğine, sanığın eyleminin zimmet suçu olarak nitelendirilmesinin hukuken mümkün olmadığına, teşdiden ceza tayininin haksız ve mesnetsiz olduğuna, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi nedeniyle alt sınırdan uzaklaşılarak arttırım yapılmasının haklı, hukuki ve vicdani sebebinin olmadığına, 5 yıl hapis cezasına hükmedilerek 5237 sayılı Kanun'un 50, 51 ve 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddelerine ilişkin lehe hükümlerin uygulanmasına engel olunduğuna ve kararın bozulması talebine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanığın, Erdek Deniz Üs Komutanlığı bağlısı Erdek Askerî Gazino Müdürlüğünde İkmal ve İdarî Kısım Amiri ve aynı zamanda muhasebeci olarak görevli olması nedeniyle kendisine tevdi olunan birlik banka hesapları üzerinde tasarrufta bulunma, para çekme ve EFT gerçekleştirme yetkisini 13.02.2012-04.07.2014 tarihleri arasında kötüye kullanarak muhtelif zamanlarda aynı suç işleme kararlılığı altında zimmetine para geçirerek 301.489,80 TL tutarında kamu zararına sebebiyet verdiği iddia ve kabul edilen somut olayda; eylemin sübutu halinde 1632 sayılı Kanun'un 131 inci maddesinde düzenlenen zimmet suçunu oluşturması ihtimali nedeniyle, delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Başkaca yönleri incelenmeyen Erdek Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.02.2020 tarihli ve 2017/382 Esas, 2020/78 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği, gerekçe bölümünde açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>21.06.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202121031-e-20236409-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="57519"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2019/1402 E., 2019/6335 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20191402-e-20196335-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20191402-e-20196335-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 19/06/2019 tarihli, 2019/1402 E., 2019/6335 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/1402 E., 2019/6335 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Kara Kuvvetleri Komutanlığı ...Askeri Mahkemesi<br />
(...3. Asliye Ceza Mahkemesi)<br />
(2007/1125 Esas, 2016/1072 Karar)<br />
SUÇ : Görevi kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>Davanın mahkemece CMK'nın 260/1. maddesine göre katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olan Hazineye ve Milli Savunma Bakanlığına 3628 sayılı Yasanın 17 ve 18. maddeleri uyarınca ihbarı mümkün görülmüştür.</p>

<p>.... levazım er olarak görev yapan sanığın,.... Kışlası K-10 Kışla Lojman Kantini şube reyon sorumlusu olarak görevlendirildiği ve kantin işletme talimatına aykırı olarak 01/07/2007-31/07/2007 tarihleri arasındaki sayımda 3.964,20 TL kantin açığına sebebiyet verdiği iddia ve kabul edilen somut olayda; eylemin sübutu halinde 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 131. maddesinde düzenlenen zimmet suçunu oluşturabileceği gözetilerek delillerin takdir ve tartışmasının, davaya bakmanın 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sonuç ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 19/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20191402-e-20196335-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/yargitay-1643.jpg" type="image/jpeg" length="77419"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2019/23940 E., 2019/10299 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 01/07/2019 tarihli, 2019/23940 E., 2019/10299 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/23940 E., 2019/10299 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 05 Mayıs 2015 tarihli ve Esas 2008/1532, Karar 2015/304 Müt. sayılı kararı aleyhine Milli Savunma Bakanlığının 21/03/2017 tarihli, ...YRD.: 51393309-9010-1973-17/As. Adlt. ve Kan. Gn. Md. As. Adlt. Czev. ve Müt. D. Rap. Tet. ve İşl. Ş. (26-B-45-17) sayılı “Kanun Yararına Bozma İstemi” konulu yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/03/2019 gün ve 2018/13919 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anılan ihbarnamede;</p>

<p>“1. Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin zimmet suçundan sanık Ord.Er ... hakkındaki 2008/1598 Esas sayılı dava dosyası incelenmiştir.</p>

<p>2. Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin 31 Aralık 2008 tarihli, 2008/1598-1511 Esas ve Karar sayılı hükmü ile; sanığın 31.12.2005-01.02.2006 tarihleri arasında 2.423,30 YTL. tutarındaki kantin parasını zimmetine geçirmek suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCK'nin 131/1'inci maddesi az vahim hal cümlesi ve TCK'nin 62'inci maddeleri uyarınca beş ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 2.423,30 YTL. tutarındaki hazine zararının beş yıllık denetim süresince yirmi taksit halinde tamamen giderilmesi koşuluyla CMK'nin 231'inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Süresi içinde itiraz edilmeyen bu karar, 24 Şubat 2009 tarihi itibariyle kesinleştirilmiştir.</p>

<p>3. Beş yıllık denetim süresi sonunda, Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin 05 Mayıs 2015 tarihli, 2008/1598, 2015/304 Müt. Esas ve Karar sayılı duruşmasız işlere dair kararı ile; hükümlünün kendisi için öngörülen 5 yıllık denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılmış olan 31 Aralık 2008 tarihli, 2008/1598-1511 Esas ve Karar sayılı hükmün ortadan kaldırılmasına ve bu hükme ilişkin davanın düşmesine karar verilmiş; süresi içerisinde temyiz edilmeyen bu karar, 01 Temmuz 2015 tarihi itibariyle kesinleşmiştir.</p>

<p>4. CMK'nin 231'inci maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendine göre; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmektedir. CMK'nin 231'inci maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre ise; aynı maddenin altıncı fıkrasının (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde, sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecektir.</p>

<p>5. Dosyanın incelenmesinde, sanık hakkında 5 yıllık denetim süresinin 24 Şubat 2009 tarihinde işlemeye başladığı ve bu sürenin 24 Şubat 2014 tarihi itibariyle dolduğu; 24 Şubat 2014 tarihine kadar hazine zararının 20 taksit halinde ödenmesi gerektiği; dosya içeriğinden sanığın 27.01.2016 tarihi itibariyle hazine zararının sadece 625.31 TL'sini ödediği, 1.797.99 TL. tutarındaki hazine zararının beş yıllık denetim süresi içerisinde ödenmediği anlaşıldığından 5 yıllık denetim süresi sonunda hükmün açıklanması gerekirken, verilen hükmün ortadan kaldırılmasına ve bu hükme ilişkin davanın düşmesine karar verilmesinin kanuna aykırılık oluşturduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>6. Bu nedenle, bahse konu dava dosyası EK-A’da gönderilmiş olup, Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin 05 Mayıs 2015 tarihli, 2008/1598, 2015/304 Müt. Esas ve Karar sayılı duruşmasız işlere dair kararının bozulması için, 353 sayılı Kanun'un 243'üncü maddesi gereğince Askerî Yargıtay Başkanlığına başvurulması ...” istenilmekle;</p>

<p>Yukarıda sözü edilen kanuni düzenlemeler karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 05 Mayıs 2015 tarihli ve Esas 2008/1532, Karar 2015/304 Müt. sayılı kararının CMK’nin 309/4-c maddesi uyarınca aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılamayı yapılmamak üzere BOZULMASINA, 01/07/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201923940-e-201910299-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="42763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2019/29132 E., 2019/8818 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 22/05/2019 tarihli, 2019/29132 E., 2019/8818 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>19. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/29132 E., 2019/8818 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/10/2018 tarihli ve 2018/1129 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 01.03.2019 tarihli, 94660652-105-35-16142-2019-Kyb sayılı “Kanun Yararına Bozma İstemi” konulu kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/03/2019 gün ve 2019/23796 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.</p>

<p>Anılan ihbarnamede;</p>

<p>"Urla Cumhuriyet Başsavcılığının 19/02/2013 tarihli ve 2013/239 soruşturma, 2013/196 Esas, 2013/105 sayılı iddianamesi ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 131/1. maddesinde yer alan askeri eşyayı zimmete geçirmek suçundan iddianame tanzim edildiği ve Urla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/07/2018 tarihli kararı ile mahkemenin görevsizliğine karar verildiği anlaşılmakla: atılı suçun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247. maddesinde yer alan zimmet suçunun özel bir hali olduğu ve anılan Kanun tarafından aranan yasal şartların atılı suç yönünden de gerçekleşmesi gerektiği, zimmet suçundan yargılama yapma görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu, Hakim Savcılar Kurulunun 03/06/2017 tarihli ve 831 sayılı kararı ile Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren askeri suçlar yönünden ise 1 numaralı Ağır Ceza Mahkemelerinin görevli olduğu nazara alındığında, iddianameye konu zimmet suçunun yasal şartlarının oluşup oluşmadığı ve diğer sair yönlerden delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli olan ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilerek görevsizlik kararının kaldırılmasında isabet görülmemiştir.” Gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/10/2018 tarihli ve 2018/1129 değişik iş sayılı kararının bozulması istenilmekle;</p>

<p>Yukarıda sözü edilen kanuni düzenlemeler karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/10/2018 tarihli ve 2018/1129 değişik iş sayılı kararının CMK’nin 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 22/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-201929132-e-20198818-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="92406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2023/6784 E., 2023/9488 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20236784-e-20239488-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20236784-e-20239488-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 05.10.2023 tarihli, 2023/6784 E., 2023/9488 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/6784 E., 2023/9488 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1910 Esas, 2023/52 Karar<br />
SUÇLAR : Zimmet, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve bu suçlara iştirak</p>

<p><strong>HÜKÜMLER :</strong> 1-Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.03.2022 tarihli ve 2016/23 Esas, 2022/55 sayılı Kararı ile; sanıklardan ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından açılan kamu davalarının ölüm nedeniyle düşürülmesine, ... hakkında zincirleme nitelikli zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçlarından, ... hakkında söz konusu suçlara iştirakten mahkumiyet, diğer sanıklar hakkında zimmet suçuna iştirakten beraat,</p>

<p>2-Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararı ile istinaf başvurularının esastan reddi,</p>

<p>3-Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 24.02.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı ek Kararı ile sanıklardan ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından verilen düşme, ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçuna iştirakten verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik katılanlar M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. ve Milli Savunma Bakanlığı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddi kararlarına dair yönelik temyiz istemlerinin reddi.</p>

<p>TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin ve ek kararın onanması, bozma</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararı ile 24.02.2023 tarihli ek Kararının sanıklar ... ve ... müdafileri, katılanlar M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. ile Milli Savunma Bakanlığı vekilleri tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde;</p>

<p>Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 sayılı Kararında açıklandığı üzere; M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. vekilinin yokluğunda verilen ve 13.02.2023 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen kanunî süre içerisinde 15.02.2023 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak aynı Kanun’un 295 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın ve (h) bendinde yer verilen "Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar"ın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar ve aynı Kanun’un 296 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümünde yer alan; “... temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş [ise] …, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder” şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde sanık ... müdafiinin kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçuna iştirakten verilen mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararına yönelik temyiz istemi ile katılan ...B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. vekilinin 24.02.2023 tarihli ek Karara yönelik temyiz istemi yerinde görülmemiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince sanıklardan ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, ... hakkında bu sanığın zimmet suçuna iştirakten verilen mahkumiyet, diğer sanıklar hakkında zimmet suçuna iştirakten verilen beraat hükümlerine yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen istinaf başvurularının esastan reddine dair hükümlerin; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz eden sanıklar ... ve ... müdafiilerinin ve katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrasınca temyiz isteklerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrasına istinaden temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık ... müdafiinin dosya kapsamına göre uygun görülmeyen duruşmalı inceleme talebinin 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesi uyarınca takdiren reddine ve incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.03.2022 tarihli ve 2016/23 Esas, 2022/55 sayılı Kararı ile sanıklardan ... hakkında zimmet suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 247 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 18 yıl 9 ay, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan aynı Kanun'un 204 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına, aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca zimmet suçu yönünden 11 yıl 3 ay, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçu yönünden 3 yıl 1 ay 15 gün süreyle aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında kalan hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına, ... hakkında zimmet suçuna iştirakten 5237 sayılı Kanun'un 247 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 39 uncu ve 43 üncü maddelerinin birinci fıkraları ile 62 nci maddesi uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına karar verilmiş, diğer sanıklar hakkında zimmet suçundan beraat hükümleri kurulmuştur.</p>

<p>2.Temyiz incelemesine konu Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan ... Pet. Dağ. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun reddi ile O yer Cumhuriyet savcısının, katılanlar M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. ile Milli Savunma Bakanlığı vekillerinin ve sanıklar ... ile ... müdafiilerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin temyiz sebepleri, beraat kararlarının, cezada indirim yapılmasına, yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına ve aleyhlerine olan tüm kararların dosya kapsamı ile usul ve yasaya aykırı olduğuna, tüm sanıkların atılı tüm suçları işlediklerinin dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgelere göre sabit olduğuna, cezalarda indirim uygulanmayarak en üst hadden ceza verilmesi gerektiğine, tüm beraat kararlarının kanuna aykırı olduğuna, eksik inceleme ile karar verildiğine, lehlerine vekalet ücreti takdir edilmesi ve zararlarının giderilmesi gerektiğine, bazı sanıklar lehine Hazine aleyhine vekalet ücreti takdirinin yasaya aykırı olduğuna ve sair hususlara ilişkindir.</p>

<p>Sanık ... müdafinin temyiz sebepleri, sahteliği iddia olunan belgelerin iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığına ilişkin inceleme yapılmadığına, özel belge niteliğinde olup olmadığının araştırılmadığına, müvekkiline atfedilen 2014 yılı öncesindeki fiilleri kabul etmediklerine, bilirkişi raporunda kamu zararı belirlenirken 2012-2013 yılları da esas alınmakla hatalı olduğuna, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığına, müvekkilinin fail olarak sorumlu tutulamayacağına, bilirkişi raporunda da müvekkilinin suça iştirak eden olduğunun belirtildiğine, zimmet suçunun unsurlarının gerçekleşmediğine, suça konu malların müvekkilinin hakimiyetine geçmediğine, sadece giriş-çıkış evrakı düzenlediğine, bu fiilleri de ölen sanık ...'nın baskı, telkin ve vaatleri sonucunda gerçekleştirdiğine, fiillerinin en fazla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceğine, kurum için araştırma ile ortaya çıkarılabilen eylemleri açısından zimmetin nitelikli olma vasfının gerçekleşmediğine ilişkindir.</p>

<p>Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri, teftiş aşamasında düzenlenen raporda müvekkilinin iştirakine dair bir tespite yer verilmediğine, dolum ve boşaltım esnasında hazır bulunmayan ve evrak işlerini takip eden müvekkilinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığına, ... haricindeki sanıkların ve suçu ihbar eden kişinin müvekkilini tanımadığına, zimmet suçunun nitelikli olma vasfı bakımından hileli bir davranışının bulunmadığına, yüklenen suçlar özgü suç niteliğinde olmakla bu suçları işlemesinin mümkün olmadığına, iştirakinin de bulunmadığına, sahte belgelerin müvekkili tarafından düzenlenmediğine ve sair hususlara yöneliktir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Sanıklardan ...'nın suç tarihlerinde 5. Ana Bakım Merkezi Komutanlığında sivil memur-levazım ve sıhhiye mal sorumlusu, ...'ın ise suça konu yakıtların taşıma işlerini yapan şirketlerin evrak takip işlerini yürüttüğü, ...'nın 2012, 2013 ve 2014 yıllarında saymanlığını yaptığı birliğe teslim edilmesi gerektiği halde teslimatı yapılmayan kalorifer yakıtı ve motorin nedeniyle toplam 8.509.482,53 TL, görevi sırasında zimmetine verilen ve 18 Şubat 2015 tarihinde yapılan incelemede eksik olduğu tespit edilen malzemeler nedeniyle 833.120,59 TL zimmetten sorumlu olduğu, birliğine teslim edilmeyen yakıtla ilgili sahte teslim belgeleri düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik yaptığı, ...'ın ...'nın 2014 yılı içerisinde işlemiş olduğu yakıt zimmeti suçuna iştirak ettiği iddiasıyla ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından, ...'ın ise bu suçlara iştirakten cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.10.2019 tarihli ve 2019/404 Esas, 2019/335 sayılı Kararı ile 2016/23 Esas sayılı dava ile birleştirilen dosya kapsamında suça konu yakıtların taşıma işlerini yürüten şirket yetkilileri ve şoförleri olarak çalışan diğer sanıklar hakkında yakıt ile ilgili zimmet suçuna iştirakten cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>İlk derece mahkemesince 13.07.2013 tarihli bilirkişi heyet raporu hükme esas alınmak suretiyle sanıklardan ...'nın teslimatı yapılmayan kal-yak ve motorin nedeniyle 8.408.723,77 TL'yi ayrıca 18.02.2015 tarihinde eksik olduğu tespiti yapılan 833.120,59 TL malzeme bedellerini mal edindiği, sahte teslim belgelerini düzenleyerek kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarını işlediği, ...'ın ...'nın bu fiillerine yardım eden olarak iştirak ettiği kabulüyle sanıkların mahkumiyetlerine, diğer sanıkların bu sanıkların fiillerine iştirak ettikleri şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilemediğinden beraatlerine karar verilmiştir.</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik O yer Cumhuriyet savcısının, katılanlar M.S.B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. ile Milli Savunma Bakanlığı vekillerinin ve sanıklar ... ile ... müdafiilerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında zimmet suçuna iştirakten verilen beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararı yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Zimmet suçu için kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıl hapis cezası olması karşısında, sanıkların sorgusunun mahkemesince yapılması gerektiği gözetilmeden, bir kısım sanıkların istinabe yoluyla alınan savunmaları ile yetinilmek ve bu şekilde hükümler kurularak 5271 sayılı Kanun'un 196 ncı maddesinin ikinci fıkrasına aykırı davranılmak suretiyle savunma hakları kısıtlanmış ise de sanıkların beraatlerine karar verilmiş olması nedeniyle bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Sanıkların leh ve aleyhlerindeki toplanan tüm kanıtları inceleyip, irdeleyen ve iddianın reddine ilişkin sebepleri karar yerinde ayrı ayrı gösteren, savunmayı tercih nedenlerini açıklayan, aleyhteki kanıtları hükümlülük için yeterli görmeyen mahkemenin beliren takdir ve kanaati ile beraat hükümlerine karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve kanuna uygun olması karşısında katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin temyiz itirazları ile hükümlerde dikkate alınan sair hususlar yönünden eleştiri dışında hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>B. Sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararı yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Sanığın adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin on birinci fıkrası gereğince ele alınması için ilgili mahkemeye ihbarda bulunulması yönünden mahallinde işlem yapılması mümkün görülmüştür.</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerine uyan suç vasfı ile yaptırımların eleştiri dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından sanık müdafiiinin ve katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p>C. Sanıklardan ... hakkında zimmet suçundan, ... hakkında bu suça iştirakten kurulan mahkumiyet ile ... hakkında bu suça iştirakten kurulan beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararları yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre kal-yak, motorin ve taşıma bedellerinin mal edinilmesi iddiası ile ilgili olarak sanıklardan ... ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>Sanık ...'nın görevi sırasında zimmeti kendisine verilen ve 18.02.2015 tarihinde yapılan incelemede eksik olduğu tespit edilen 833.120,59 TL malzemeyi uhdesine geçirdiği iddiası yönünden, aşamalarda sanığın detaylı savunmasının tespit edilmediği, hükme esas alınan 14.07.2017 tarihli bilirkişi heyet raporunda, mahalde yapılan sayımda sanığın hazır bulunmadığı, söz konusu iddianın doğruluğu veya yanlışlığı ile ilgili bir görüş bildirilemediği belirtilerek bu iddia yönünden herhangi bir inceleme yapılmadığı anlaşılmakla; bahse konu iddiaya ilişkin tüm evrakın eksiksiz olarak temini ile sanığın bu iddiaya ilişkin detaylı savunmasının alınması sonrasında dosyanın tüm ekleri ile birlikte 14.07.2017 tarihli raporu düzenleyen heyete tevdii ile bu iddia yönünden ek rapor düzenlettirilmesi ve 18.02.2015 tarihli sayım tutanakları ile eksik olduğu tespiti yapılan malzemelerin sanık tarafından mal edinilip edinilmediğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespiti sonrasında hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu bu iddianın da sübut bulduğu kabulüyle yazılı şekilde uygulama yapılması,</p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 247 nci maddesinde düzenlenen zimmet suçunun oluşması için "Kamu görevlisinin veya özel mevzuatları gereği kamu görevlisi gibi cezalandırılabilen kişilerin görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının yararına zimmetine geçirmesi"nin gerektiği, dava konusu somut olayda sanıklardan ...'nın suç tarihlerinde 5. Ana Bakım Merkezi Komutanlığında sivil memur-levazım ve sıhhiye mal sorumlusu, ...'ın ise yakıt taşıma işlerini yapan şirketlerin evrak takip işlerini yürüttüğü, sanık ...'nın teslim edilmeyen kal-yak ve motorini evrak üzerinden teslim edilmiş gibi göstermek suretiyle mal ve taşıma bedellerini diğer sanık ile birlikte mal edinmesi şeklinde gerçekleşen eylemlerinin, suça konu paraların görevi dolayısıyla sanık ...'ya teslim edilmediği, bu nedenle de fiillerinde yasal tevdi unsurunun gerçekleşmediği, hileli ve yasal olmayan yollarla haksız olarak menfaat sağlandığı anlaşılmakla, sanıkların fiillerinin zincirleme biçimde kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek zincirleme zimmet suçundan yazılı şekilde hükümler kurulması,</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin birinci fıkrasında "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir" şeklinde yer alan düzenleme karşısında, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemden ibaret olduğu, açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu, kamu davasına dayanak teşkil eden Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.01.2016 tarihli ve 2015/19627 Soruşturma, 2016/337 Esas, 2016/27 sayılı İddianamesinde sanık ...'ın, ...'nın 2014 yılı içerisinde işlemiş olduğu akaryakıt zimmeti suçuna iştirak ettiğinin iddia olunduğu, bu sanık yönünden 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin herhangi bir anlatıma yer verilmediği, bu itibarla bu eylemlerle ilgili dava açılmadığı nazara alınarak, söz konusu madde uyarınca usulen kamu davası açılması sağlanmadan belirtilen yıllara ilişkin eylemlerin de sübut bulduğu kabulüyle yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>Sanık ...'ın 08.01.2023 tarihinde öldüğü Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre 5237 sayılı Kanun'un 64 üncü maddesi ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca bir karar verilmesi gerekliliği,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün (B-7) no.lu bendinde 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca cezanın yarısı kadar hak yoksunluğu uygulandığı belirtildiği halde 9 yıl 4 ay 15 gün yerine 11 yıl 3 ay süreyle hak yoksunluğu uygulanmasına karar verilerek çelişkiye düşülmesi,<br />
Sanık ... hakkında hüküm fıkrasının (D-4) no.lu bendinde 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi gereği yapılan artırım sırasında hesap hatası sonucu 10 yıl 15 ay hapis cezası yerine 11 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi,</p>

<p>Sanık ...'nın adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin on birinci fıkrası gereğince ele alınması için ilgili mahkemeye ihbarda bulunulması gerektiğinin göz ardı edilmesi,</p>

<p>Hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>1.Ön inceleme bölümünün ikinci paragrafında açıklanan nedenle katılan ...B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine dair tüm hükümlere, ön inceleme bölümünün üçüncü paragrafında açıklanan nedenle de sanık ... müdafiinin kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçuna iştirakten kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararına yönelik temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle ayrı ayrı REDDİNE,</p>

<p>2.Ön inceleme bölümünün üçüncü paragrafında açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 24.02.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı ek Kararında hukuka aykırılık görülmediğinden katılan ...B. Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tes. İşlt. Başk. vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 296 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA,</p>

<p>3.Gerekçe bölümününün (A) ve (B) bentlerinde açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı Kararında sanık ... müdafii ile katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda eleştiriler dışında hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>4.Gerekçe bölümününün (C) bendinde açıklanan nedenlerle sanıklar ... ve ... müdafiileri ile katılan Milli Savunma Bakanlığı vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 19.01.2023 tarihli ve 2022/1910 Esas, 2023/52 sayılı, sanık ... yönünden esası incelenmeyen, Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, bozmada oy birliği gerekçede oy çokluğuyla BOZULMASINA,<br />
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
05.10.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY: </strong></p>

<p>1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun "Askeri şahıslar" başlıklı 3. maddesi; "Askerî şahıslar; Mareşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Millî Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askerî öğrencilerdir.</p>

<p>Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet memurlarının asker kişi sıfatları, 4.1.1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 115 inci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlıdır" hükmünü içermektedir.<br />
Atıfta bulunulan 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 115 inci maddesi ise "Silahlı Kuvvetlerde çalışan sivil memur, müstahdem, müteferrik müstahdem ve gündelikçi sivil personel bu kanunun askerlere tahmil ettiği sorumluluk ve hizmetlerin ifası bakımından:</p>

<p>a) Amir vazifesi alanlar; maiyetindeki bütün askeri ve sivil personele hizmetin icabettirdiği emirleri verebilir.</p>

<p>b) Bütün sivil personel emrinde çalıştıkları askeri amirlere karşı ast durumunda olup bu kanunun 14 üncü maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecburdurlar" hükmünü içermektedir.</p>

<p>1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun Eşyayı ve malları çalan, satan, rehine veren ve alanlar" başlıklı 131. maddesi; "1 - Askeri bir hizmet yaparken veya vazifeyi suistimal ederek bir hizmet veya vazifeden ötürü tevdi veya emanet edilmiş olan para veya kıymeti ne olursa olsun bir eşyayı yahut kendisine tevdi veya emanet edilmiş olmasa bile her türlü askeri erzak, eşya ve hayvanları çalanlar veya zimmetine geçirenler, yahut ihtilas edenler veya satanlar, yahut rehine verenler ve bunları bilerek satın alanlar veya rehin kabul edenler veya gizliyenler beş seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılırlar."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Son maddeler" başlıklı 192. maddesi; "Askeri Ceza Kanununun 75, 79 uncu maddelerile 78 inci maddesinin C fıkrasının iki numarasında ve askeri eşyayı satın almak, rehin olarak kabul etmek ve gizlemek fiillerine dair 131 inci maddede yazılı suçlar askeri mahkemelere tabi olmıyan siviller tarafından yapılırsa umumi mahkemeler bu kanun hükümlerini tatbik ederler."</p>

<p>24/06/2021 tarih ve 7329 sayılı Askerî Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "... zamanında sivil kişilerin Askerî Ceza Kanununa tâbi suçlarında yargılama mercii:" başlıklı 13. maddesi; "Askerî Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 75, 79, 80, 81, 93, 94, 95, 114 ve 131 inci maddelerinde yazılı suçlar, askerî mahkemelerin yargı yetkisine tâbi olmayan sivil kişiler tarafından ... zamanında işlenirse; bu kişilerin yargılanması, adlî yargı mahkemeleri tarafından, Askerî Ceza Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle yapılır" hükmünü içermektedir.</p>

<p>Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 03/07/2008 tarihli ve 2008/143 -135 sayılı Kararında da sivil memurun ASCK'nın 131/1. maddesinde düzenlenen suçun faili olacağı kabul edilmiştir. Askeri Yargıtay 28/04/2010 tarihli ve 2010/1262-1255 sayılı Kararı ve yerleşmiş uygulamaya göre; "Askeri eşyayı çalmak suçu, ASCK'nın 131/1 inci maddesinde askeri suç olarak düzenlenmekle birlikte, askeri eşyanın asker olmayan kişiler tarafından çalınması halinde de, ASCK'da düzenlenen suçtan uygulama yapılmaktadır. Zira bu suçun sadece asker kişiler tarafından işlenebileceğine dair bir hüküm, madde metninde yer almamaktadır."</p>

<p>Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 2012/3361 Esas, 2012/11045 sayılı Kararında da; "Sanıklar tarafından 3. Hudut Tabur Komutanlığı 4. Hudut Piyade Bölük Komutanlığına bağlı boşaltılmış müfreze karakolu olan ve halen askeri birlik tarafından depo olarak kullanılan yerden askeri eşya niteliğindeki demir kapıları, kalorifer petekleri ve boruları söküp götürmekten ibaret eylemin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 131. maddesinde tanımlanan askeri eşyayı çalmak suçunu oluşturacağı gözetilmeden, nitelendirmede hata ile TCK’nın 142/1-a maddesinde düzenlenen hırsızlık suçundan hüküm kurulması," isabetsiz görülmüştür.</p>

<p>1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun "Askeri şahıslar" başlıklı 3. maddesi, "Son maddeler" başlıklı 192. maddesi ve 24/06/2021 tarih ve 7329 sayılı Askerî Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "... zamanında sivil kişilerin Askerî Ceza Kanununa tâbi suçlarında yargılama mercii:" başlıklı 13. maddesi uyarınca; "Sanık ...'nın görevi sırasında zimmeti kendisine verilen ve 18.02.2015 tarihinde yapılan incelemede eksik olduğu tespit edilen 833.120,59 TL malzemeyi uhdesine geçirdiği iddiası yönünden," eylemlerin sübutu halinde 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 131. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmesi gerekirken, çoğunluğun bu eylemin zimmet suçunu oluşturacağına dair gerekçesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20236784-e-20239488-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="30371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Büyükşehirlerde İlçe Kurulmasının Hukuki Çerçevesi ve Politika Analizi: Türkiye'de Yerel Yönetim Reformunun Önündeki Yapısal Bir Fırsat]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/buyuksehirlerde-ilce-kurulmasinin-hukuki-cercevesi-ve-politika-analizi-turkiyede-yerel-yonetim-reformunun-onundeki-yapisal-bir-firsat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/buyuksehirlerde-ilce-kurulmasinin-hukuki-cercevesi-ve-politika-analizi-turkiyede-yerel-yonetim-reformunun-onundeki-yapisal-bir-firsat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Ahmet Gökay DİNÇER yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Büyükşehirlerde İlçe Kurulmasının Hukuki Çerçevesi ve Politika Analizi:</strong></p>

<p><strong>Türkiye'de Yerel </strong><strong>Y</strong><strong>ö</strong><strong>netim Reformunun Önündeki Yapısal Bir Fırsat</strong></p>

<p><i>Legal </i><i>Framework and Policy </i><i>Analysis </i><i>of </i><i>District </i><i>Formation in </i><i>Metropolitan </i><i>Areas: A Structural Opportunity in Turkey's Local Government Reform Agenda</i></p>

<p><strong>ÖZ</strong></p>

<p><i>Bu makale, Türkiye'de büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ve fiilî ilçe işlevi g</i><i>ö</i><i>ren yerleşimlerin idarî statülerinin güncellenmesi meselesini hukuki, demografik ve politika analizi boyutlarıyla incelemektedir. Anayasa'nın 126. maddesi, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve </i><i>5747,</i><i> </i><i>6360, 6447 sayılı düzenlemelerin oluşturduğ</i><i>u normatif </i><i>çerçeve analiz edilerek, büyükşehir reformu süreçlerinde ilçe kurulmasının yerleşik bir araç olduğu saptanmaktadır. Çalışmada d</i><i>ö</i><i>rt </i><i>ö</i><i>rnek yerleşim </i><i>—</i><i>Ayrancılar (İzmir), Muradiye (Manisa), Kızılpınar (Tekirdağ) ve Turgutreis (Muğla)</i><i>— </i><i>beş </i><i>analitik </i><i>ö</i><i>lçüt üzerinden değerlendirilmektedir: nü</i><i>fus b</i><i>üyüklüğü, mekânsal ayrışma, kamu hizmeti altyapısı, ekonomik uzmanlaşma ve y</i><i>ö</i><i>netişim baskısı. Bulgular, s</i><i>ö</i><i>z konusu yerleşimlerin ilçe kurulması için hukuken ve işlevsel olarak gerekli koşulları büyük </i><i>ö</i><i>lçüde karşıladığını g</i><i>ö</i><i>stermektedir. Makale; merkez-çevre teorisi, </i><i>ö</i><i>lçek ekonomileri ve ç</i><i>ok-d</i><i>üzeyli y</i><i>ö</i><i>netişim literatürü ışığında tartışmayı genişletmekte ve TBMM'ye y</i><i>ö</i><i>nelik kanun teklifi gerekçelerini yapılandırmaktadır.</i></p>

<p><strong>ABSTRACT</strong></p>

<p><i>This article examines the administrative reclassification of settlements functioning de facto as districts within Turkish metropolitan municipality boundaries, analysing the issue through legal, demographic and policy lenses. By mapping the normative framework constituted by Article 126 of the Constitution, Law No. 5442 on Provincial Administration, and Laws Nos. 5747, 6360 and 6447, the study establishes that district formation is an established instrument within metropolitan reform processes. Four case settlements—</i><i>Ayrancılar (İzmir), Muradiye (Manisa), Kızılpınar (Tekirdağ) and </i><i>Turgutreis</i><i> </i><i>(Muğla)</i><i>—</i><i>are </i><i>assessed</i><i> </i><i>against</i><i> </i><i>five</i><i> </i><i>analytical </i><i>criteria: population size, spatial differentiation, public service infrastructure, economic specialisation and governance pressure. Findings indicate that these settlements largely meet the legal and functional prerequisites for district formation. The article situates the discussion within centre-periphery theory, scale economies and multi-level governance literature, and structures the rationale for legislative proposals addressed to the Grand National </i><i>Assembly.</i></p>

<p><strong>1. GİRİŞ</strong></p>

<p>Türkiye'de yerel yönetim reformu, 2000'li yıllardan itibaren hem kuruluş ölçeği hem de hizmet kapasitesi bakımından köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşümün en belirgin mihenk taşları, büyükşehir belediyesi sayısını ve sınırlarını kökten yeniden belirleyen 5747 (2008), 6360 (2012) ve 6447 (2013) sayılı kanunlardır. Söz konusu düzenlemeler yalnızca mevcut idari birimlerin sınırlarını çizmekle kalmamış; aynı zamanda büyükşehir sınırları içinde onlarca yeni ilçe üretmiştir.</p>

<p>Ne var ki bu reformun ortaya çıkardığı yeni idari haritada önemli bir boşluk göze çarpmaktadır: büyükşehir sınırları içinde kalan bazı yerleşimler, onlarca yıllık büyüme ve uzmanlaşma sürecinin ardından nüfus, ekonomi ve kamu hizmetleri bakımından ilçe niteliğine ulaşmış; ancak idarî statüleri bir 'mahalle' ya da 'mahalle kümesi' olarak sabit kalmıştır. Bu çalışma, söz konusu boşluğu sorunlaştırmakta ve dört örnek yerleşim üzerinden çözüm önerisinin hukuki ve politika zeminini inşa etmektedir.</p>

<p>Makalenin temel argümanı şudur: Türkiye hukukunda ilçe kurulması salt nüfus eşiğine bağlı değildir; belirleyici ölçütler coğrafi ayrışma, ekonomik uzmanlaşma ve kamu hizmetlerinin gerekleridir. Bu çok boyutlu ölçüt seti, büyükşehir sınırları içindeki 'nitelikli yerleşimlerin' idarî yeniden yapılanma için güçlü birer dosya oluşturduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>2. TEORİK ÇERÇEVE: ÖLÇEK, YÖNETİŞİM VE İDARİ YAPI</strong></p>

<p><strong>2.1. Merkez-Çevre Teorisi ve Alt-Merkez Olgusu</strong></p>

<p>Merkez-çevre teorisi, kentsel büyümenin tek bir idari ve ekonomik odağa bağımlı kalmadığını; nüfus artışı ve ekonomik uzmanlaşmayla birlikte çevresel bölgelerin kendi 'alt-merkez' özelliklerini kazandığını ileri sürer (Friedmann, 1966; Soja, 1989). Türkiye bağlamında bu teori, büyükşehir reformlarının ardından yeni işlevsel merkezler olarak öne çıkan ve mevcut idari sınırların gerisinde kalan yerleşimlerin analizinde doğrudan uygulanabilir bir çerçeve sunar.</p>

<p>Büyükşehirlerde alt-merkezleşme süreci; barınma, istihdam ve hizmet talebinin belirli düğüm noktalarında yoğunlaşmasıyla kendiliğinden gelişir. Bu düğüm noktaları, zamanla kendi kamusal altyapılarını, ticaret ağlarını ve topluluk pratiklerini üretir. Ayrancılar, Muradiye, Kızılpınar ve Turgutreis bu sürecin somut örnekleridir.</p>

<p><strong>2.2. Ölçek Ekonomileri ve İdari Verimlilik</strong></p>

<p>Yerel yönetim literatüründe ölçek ekonomileri tartışması, optimum belediye büyüklüğünün ne olduğu sorusu etrafında döner. Tiebout (1956) modelinden günümüz çok-düzeyli yönetişim (multi-level governance) yaklaşımlarına uzanan geniş bir yelpazede genel kabul gören öneri şudur: hizmet sunumu, talebin yoğunlaştığı coğrafi birimlerle örtüşen idari birimler aracılığıyla en verimli biçimde gerçekleştirilir.</p>

<p>Türkiye'deki büyükşehir deneyimi, bu önermeyi doğrulamaktadır: 6360 ile il sınırına taşınan büyükşehir belediyesi alanları, yeni kurulan ilçe yapılarıyla birlikte daha etkin hizmet planlaması imkânı yaratmıştır. Bununla birlikte, nüfus artışı mahalle ölçeğini aşan bazı yerleşimlerde tersine bir ölçeksizlik sorunu ortaya çıkmıştır: hizmet birimi çok küçük, sorumluluk alanı ise orantısız biçimde büyüktür.</p>

<p><strong>2.3. Çok-Düzeyli Yönetişim ve Subsidiarite İlkesi</strong></p>

<p>Avrupa Konseyi'nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nda somutlaşan subsidiarite ilkesi, kamu hizmetlerinin vatandaşa en yakın ve hizmeti en etkin sunabilecek yönetim kademesine bırakılmasını öngörür. Türkiye bu şartı 1988'de imzalamış, 1991'de TBMM'de onaylamıştır. Bu çerçevede, fiilî ilçe niteliğine ulaşmış yerleşimlerin idarî statüsünün güncellenmemesi, subsidiarite ilkesiyle doğrudan çelişmektedir.</p>

<p><strong>3. HUKUKİ ÇERÇEVE: ANAYASA, KANUN VE EMSAL</strong></p>

<p><strong>3.1. Anayasal Dayanak: Madde 126</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 126. maddesi, idarî bölünmenin üç temel ölçütle gerçekleştirileceğini açıkça hükme bağlamıştır: coğrafi durum, ekonomik şartlar ve kamu hizmetlerinin gerekleri. Bu üçlü ölçüt, ilçe kurulmasının nüfus eşiğine dayalı mekanik bir hesaplamanın ötesinde bütünleşik bir değerlendirme gerektirdiğini anayasal düzeyde tescillemektedir.</p>

<p>Madde 126'nın sistematik yorumu, ilçe kurulmasında kanun koyucuya geniş bir takdir marjı tanıdığını ortaya koymaktadır. Sabit bir nüfus eşiğinin yokluğu, bu durumu teyit eder niteliktedir. Dolayısıyla analitik görev; hangi yerleşimlerin söz konusu üç ölçütü karşıladığını göstermek ve bu doğrultuda kanun koyucuya olgusal zemin sunmaktır.</p>

<p><strong>3.2. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu</strong></p>

<p>5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 2. maddesi, ilçe kurulmasının ve bağlılık değişikliğinin münhasıran kanunla mümkün olduğunu hükme bağlamaktadır. İçişleri Bakanlığı'nın İl İdaresi ve Mülki Bölümler birimlerinin bu başvuruları işleyerek kanun taslağı hazırladığı bilinmektedir. Bu süreç, belediye meclisi kararının değil; teknik dosya + TBMM kanunu zincirinin belirleyici olduğunu göstermektedir.</p>

<p>5442'nin 2. maddesi kapsamındaki işlem; İçişleri Bakanlığı'nın coğrafi, demografik ve hizmet verilerini derlediği teknik bir ön inceleme, ardından Bakanlar Kurulu (ya da günümüzde Cumhurbaşkanlığı) düzeyinde değerlendirme ve son olarak TBMM'de kanunlaşma aşamalarından oluşmaktadır.</p>

<p><strong>3.3. 5393 Sayılı Belediye Kanunu'ndaki Nüfus Eşiği</strong></p>

<p>5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 4. maddesi, belediye kurulabilmesi için 5.000 nüfus eşiği öngörmektedir. Bu eşik, zaman zaman ilçe kurulması için de bir ölçüt olarak yanlış biçimde aktarılmaktadır. Oysa 5393'teki eşik münhasıran belediye kurulmasına ilişkindir; ilçe kurulmasını doğrudan düzenleyen bir kural değildir. İlçe kurulması Anayasa 126 ve 5442/2 zinciriyle gerçekleştiğinden, 5393'teki 5.000 eşiği ancak dolaylı bir referans değeri olarak okunabilir.</p>

<p><strong>3.4. Emsal Kanunlar: 5747, 6360 ve 6447</strong></p>

<p>Büyükşehir reformları içinde yeni ilçe teşekkülünün üç somut emsali mevcuttur:</p>

<p>– 5747 sayılı Kanun (2008): büyükşehir sınırları içinde doğrudan yeni ilçe kurulmasını düzenlemiş; mevcut belediye sınırlarını aşan büyüme alanlarına idari yanıt üretmiştir.</p>

<p>– 6360 sayılı Kanun (2012): on dört yeni büyükşehir kurulurken eş zamanlı olarak yirmi yedi yeni ilçe oluşturmuştur. Kapaklı ve Payas bu kanunla ilçe statüsü kazanan yerleşimlerin başında gelmektedir.</p>

<p>– 6447 sayılı Kanun (2013): Efeler örneğinde görüldüğü üzere merkez ilçelerin yeniden düzenlenmesini mümkün kılmıştır.</p>

<p>Bu üç kanun, büyükşehir reformlarının ilçe yapısını dinamik biçimde yeniden kurmanın meşru bir aracı olduğunu yerleşik hale getirmiştir. Dolayısıyla yeni ilçe kurulması, istisnai değil; aksine kurumsallaşmış bir idarî araçtır.</p>

<p><strong>4. ANALİTİK ÇERÇEVE: BEŞ ÖLÇÜTLÜ DEĞERLENDİRME MODELİ</strong></p>

<p>Anayasa 126, 5442/2 ve emsal kanun uygulamalarından türetilen aşağıdaki beş analitik ölçüt, hem bu makalede hem de politika sürecinde kullanılabilecek bütünleşik bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>Ölçüt</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p><strong>G</strong><strong>ö</strong><strong>stergeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>Ağırlık</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O1. Nüfus / Büyüklük</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>5393 sk. kapsamındaki belediye eşiğinin katları; büyükşehir bağlamında anlamlı eşik ~30.000+</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%20</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O2. Mekânsal Ayrışma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>Ana ilçe merkezine km cinsinden mesafe; bağımsız yerleşim dokusunun varlığı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%20</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O3. Hizmet Altyapısı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>Bağımsız sağlık birimi, okul kapasitesi, teknik altyapı yatırımı yoğunluğu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%25</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O4. Ekonomik Uzmanlaşma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>OSB, turizm bölgesi veya tarım havzasındaki işlevsel rol; özel istihdam profili</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%20</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>O5. </strong><strong>Y</strong><strong>ö</strong><strong>netişim </strong><strong>Bask</strong><strong>ısı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="300">
   <p>İdari parçalanma (mahalle bölünmesi), belediye yatırım yığılması, hizmet talep yoğunluğu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>%15</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu modelin normatif kökü Anayasa 126'daki üçlü ölçüttür; ağırlıklandırma ise emsal uygulama pratiğinden ve yerel yönetim etkinliği literatüründen türetilmiştir. Model; yasama sürecinde teknik dosya hazırlanmasında, akademik çalışmalarda karşılaştırmalı vaka analizinde ve sivil toplum savunuculuk süreçlerinde kullanılabilecek esnek bir çerçeve olarak tasarlanmıştır.</p>

<p><strong>5. ÖRNEK VAKALAR: BULGULAR VE DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>5.1. Ayrancılar (İzmir – Torbalı)</strong></p>

<p>Ayrancılar, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde Torbalı ilçesine bağlı bir mahalledir. İzmir Büyükşehir'in plan belgelerinde 'Ayrancılar Yerleşimi' ayrı bir planlama başlığı altında ele alınmakta; Ayrancılar, Fevzi Çakmak, İnönü ve İstiklal mahallelerinden oluşan çekirdeğin nüfusu plan kararlarında 53.401 olarak verilmekte, öneri plan nüfusu ise 81.363'e ulaşmaktadır. Torbalı Belediyesi ise yerleşimi yaklaşık 60 bin nüfuslu, 'adeta bir şehir' ölçeğinde tanımlamaktadır.</p>

<p>O1 (Nüfus): Belediye ve büyükşehir belgelerindeki veriler 53-81 bin bandına işaret etmektedir; büyükşehir bağlamındaki anlamlı eşiğin belirgin biçimde üzerindedir. O2 (Mekânsal Ayrışma): Torbalı İstasyonu'na yaklaşık 9,5 km mesafe, bağımsız bir yerleşim dokusu üretmiştir. O3 (Hizmet Altyapısı): Belediye hizmet binası, kapalı pazar yeri, atıksu arıtma tesisi ve kapsamlı yol yatırımları mevcuttur. O4 (Ekonomik Uzmanlaşma): Sanayi ile tarımsal üretimin iç içe geçtiği hibrit bir ekonomik yapı gözlemlenmektedir. O5 (Yönetişim Baskısı): Plan hiyerarşisinde müstakil kentsel odak olarak işlenmesi, belediyenin ayrı hizmet noktası kurmuş olması.</p>

<p>Bulgular, Ayrancılar'ın Anayasa 126 ve 5442/2 testini güçlü biçimde karşıladığını göstermektedir. Mevcut idarî statünün yetersizliği, yalnız hizmet kalitesini değil; plan kararlılığını ve yatırım verimliliğini de olumsuz etkilemektedir.</p>

<p><strong>5.2. Muradiye (Manisa – Yunusemre)</strong></p>

<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi açık veri dosyasında 41.361 nüfusla kayıtlı olan Muradiye'nin 2025 yılındaki yerel yönetim beyanlarına göre 57 bin kişiye ulaştığı ifade edilmektedir. Manisa merkeze 20 km mesafede konumlanmış olan yerleşim, Yunusemre Belediyesi'nin kurduğu ek hizmet binası, YEGEM şubesi, sağlık ocağı ve sosyal tesisin yanı sıra Muradiye Organize Sanayi Bölgesi ile entegrasyon sayesinde güçlü bir ekonomik kimlik kazanmıştır.</p>

<p>Muradiye vakasının en çarpıcı boyutu, yerel yönetim belgelerindeki açık itiraftır: 2025 yılındaki resmî halk buluşmasında belediye başkanı, mevcut altyapının çok daha küçük bir nüfus için kurulduğunu ve büyük çaplı yenileme gerektirdiğini ifade etmiştir. Bu beyan, mevcut idarî yapının işlevsizleştiğinin bizzat yerel yönetim tarafından tescillenmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p><strong>5.3. Kızılpınar (Tekirdağ – Çerkezköy)</strong></p>

<p>Kızılpınar, Çerkezköy ilçesine bağlı üç mahalle kümesinden oluşmaktadır: Kızılpınar Atatürk (27.560), Kızılpınar Gültepe (18.621) ve Kızılpınar Namık Kemal. Bir yerleşimin aynı idari isim altında üç mahalleye bölünmüş olması, tek başına yönetişim baskısının boyutunu ortaya koymaktadır. Çerkezköy Belediyesi ilçeyi Türkiye'nin en büyük sanayi merkezlerinden biri olarak tanımlamakta; Kızılpınar bu sanayi havzasının başlıca büyüme cephesini oluşturmaktadır.</p>

<p>Kızılpınar vakasının ayırt edici özelliği, ilçe kurulması gerekçesinin coğrafi uzaklıktan çok işlevsel aşırı büyüme ve idari parçalanmaya dayanmasıdır. Belediye belgelerinde anılan 78-85 km kanalizasyon, 4-5 km yağmursuyu hattı ve aydınlatma yatırımları, tek bir yerleşim için olağandışı bir altyapı yükünü temsil etmektedir.</p>

<p><strong>5.4. Turgutreis (Muğla – Bodrum)</strong></p>

<p>Turgutreis, kalıcı nüfusu yaklaşık 35 bin olan ancak yaz aylarında 350-400 bin kişilik hizmet yükü taşıyan bir kıyı yerleşimidir. Bodrum'un çok-merkezli yapısı içinde batı yarımadasının fiilî hizmet merkezi konumundadır. Bodrum Belediyesi'nin plan kararlarında Turgutreis, çevre mahalleleriyle birlikte ayrı bir planlama kümesi olarak ele alınmaktadır.</p>

<p>Turgutreis vakasının literatürdeki karşılığı, 'sezonluk kentler' (seasonal cities) üzerine gelişen çalışmalarda bulunabilir. Bu yerleşimler; yılın belirli dönemlerinde kalıcı nüfusun çok üzerinde bir yük taşımaları nedeniyle sürekli eksik kapasite ya da aşırı yük ikilemine mahkûmdur. İlçe statüsü, bu sorunun yapısal çözümü için gerekli, ancak tek başına yeterli olmayan bir adımdır.</p>

<p><strong>6. TARTIŞMA: REFORMUN ÖNÜNDEKİ ENGELLER VE FIRSATLAR</strong></p>

<p><strong>6.1. Karşı Argümanlar ve Yanıtları</strong></p>

<p>İlçe kurulmasına yönelik en yaygın karşı argümanlar şu başlıklar altında toplanabilir:</p>

<p><strong><i>a) </i></strong><strong><i>Mali yük iddiası</i></strong></p>

<p>Yeni bir ilçenin kurulması; yeni belediye, muhtarlık ve taşra teşkilatı anlamına geldiğinden kısa vadede malî yük yaratacağı ileri sürülmektedir. Bu iddiaya karşı şu yanıt verilebilir: büyükşehir reformlarının uzun dönem deneyimi, ölçek artışının hizmet birim maliyetlerini düşürdüğünü göstermektedir. Üstelik hizmet yükü zaten mevcut ilçe belediyesindedir; bu yükün yeni bir birime devredilmesi, toplam kamu harcamasını artırmak yerine dağıtmaktadır.</p>

<p><strong><i>b) </i></strong><strong><i>Siyasi parçalanma riski</i></strong></p>

<p>İlçe sayısının artmasının siyasi koordinasyonu güçleştireceği kaygısı da dile getirilmektedir. Ne var ki 6360 sonrasında otuz büyükşehir belediyesi içinde yüzlerce ilçenin eş güdüm içinde çalıştığı görülmektedir; koordinasyon sorunu, ilçe sayısından değil kurumsal tasarım zayıflığından kaynaklanmaktadır.</p>

<p><strong><i>c) </i></strong><strong><i>Nü</i></strong><strong><i>fus eşiği sorunu</i></strong></p>

<p>Turgutreis gibi örneklerde kalıcı nüfusun 'düşük' kalması, zaman zaman ilçe kurulmasına gerekçe oluşturmadığı biçiminde yorumlanmaktadır. Anayasa 126'nın üçlü ölçütü; bu dar yorumu hukuki olarak geçersiz kılmaktadır. 'Kamu hizmetlerinin gerekleri' ölçütü açısından mevsimlik nüfus baskısı, kalıcı nüfus kadar —hatta bazı bağlamlarda daha fazla—belirleyicidir.</p>

<p><strong>6.2. Karşılaştırmalı Perspektif: Avrupa Deneyimi</strong></p>

<p>Avrupa'nın büyükşehir reformları incelendiğinde benzer sorunların farklı araçlarla çözüldüğü görülmektedir. İspanya'nın Barselona modeli, İtalya'nın città metropolitana düzenlemesi ve Fransa'nın métropole yapısı; büyükşehir ölçeğinde katmanlı ve işlevsel bir idarî mimari kurma yolunda köklü deneyimler sunmaktadır. Bu karşılaştırmalı perspektif, Türkiye'deki tartışmayı salt teknik bir mesele olmaktan çıkarmakta ve uluslararası yerel yönetim reform gündemine bağlamaktadır.</p>

<p><strong>7. SONUÇ</strong></p>

<p>Bu makale; Türkiye'de büyükşehir sınırları içindeki nitelikli yerleşimlerin ilçe statüsüne yükseltilmesini hem hukuken mümkün hem de politika açısından gerekli gösteren çok boyutlu bir analiz sunmuştur. Temel bulgular şu başlıklar altında özetlenebilir:</p>

<p>– Türkiye hukukunda ilçe kurulması için sabit bir nüfus eşiği mevcut değildir; belirleyici ölçütler Anayasa 126'da tanımlanmıştır.</p>

<p>– 5747, 6360 ve 6447 sayılı kanunlar, büyükşehir reformları içinde yeni ilçe yaratılmasının yerleşik bir araç olduğunu göstermektedir.</p>

<p>– Ayrancılar ve Muradiye, beş analitik ölçütün dördünü ya da beşini karşılayan güçlü adaylardır.</p>

<p>– Kızılpınar, yönetişim baskısı ve idari parçalanma açısından kayda değer bir dosya sunmaktadır.</p>

<p>– Turgutreis, sezonluk hizmet yükü ve yarımada hinterlandı ekseninden kurulacak özel bir gerekçeyle güçlü bir adaydır.</p>

<p>Politika yapıcılara yönelik başlıca öneriler şunlardır:</p>

<p>– İçişleri Bakanlığı, Anayasa 126 kapsamında standart bir 'nitelikli yerleşim teknik dosyası' formatı geliştirmeli; bu format, belediye veya büyükşehir taleplerini İçişleri kanalına iletecek yolu netleştirmelidir.</p>

<p>– TBMM İçişleri Komisyonu, öncelikli olarak Ayrancılar ve Muradiye dosyalarını gündemine alarak görüşme başlatmalıdır.</p>

<p>– Kızılpınar için Çerkezköy ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'nin üç mahalleyi kapsayan güncel bütünleşik nüfus-hinterland dosyasını tamamlaması beklenmelidir.</p>

<p>– Turgutreis dosyası, sezonluk hizmet yükü verisini içeren özel bir metodolojik çerçeveyle hazırlanmalıdır.</p>

<p>Büyükşehir reformu; yalnız sınır çizmek değil, değişen kentsel gerçekliğe karşılık verebilen dinamik bir idarî yapı kurmak anlamına gelir. Bu makale, söz konusu yapının güncellenmesi için güçlü bir normatif ve analitik gerekçenin mevcut olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>Yasalar, fiili durumun düzenlenmesini ve kaosun engellenmesini sağlar. İdare yasaları açısından ise idari kaosun ortadan kaldırılması ve defacto (fiili) ilçelerin hukuki statüye kavuşturulması elzemdir. Aksi taktirde, büyükşehirlerdeki idari kaos devam eder; fiilen ilçe haline gelen bölgeler gettolaşmaya ve daha büyük problemler oluşturmaya başlarlar.</p>

<p><strong>Av. Ahmet Gökay DİNÇER</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="AvrupaKonseyi1985.AvrupaYerelYöne"></a><strong>Avrupa Konseyi (1985). Avrupa Yerel Y</strong><strong>ö</strong><strong>netimler Özerklik Şartı. Avrupa Antlaşmaları Serisi No. 122, Strasbourg.</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="ÇiçekR.VeGülH.2016.Türkiyede"></a><strong>Çiçek, R. ve Gül, H. (2016). Türkiye'de büyükşehir belediyesi reformları ve 6360 sayılı Kanun: Eleştirel bir değerlendirme. Çağdaş Yerel Y</strong><strong>ö</strong><strong>netimler Dergisi, 25(3), 1-24.</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="FriedmannJ.1966.RegionalDevelopme"></a><strong>F</strong><strong>riedmann,</strong><strong> </strong><strong>J. (1966). </strong><strong>Regional</strong><strong> </strong><strong>Development</strong><strong> </strong><strong>Policy: A </strong><strong>Case</strong><strong> </strong><strong>Study</strong><strong> </strong><strong>of</strong><strong> </strong><strong>Venezuela.</strong><strong> </strong><strong>MIT </strong><strong>Press. </strong><a name="GülerB.A.2012.YeniDüzendeYerel"></a><strong>Gü</strong><strong>ler, B.</strong><strong> </strong><strong>A. (2012). Yeni düzende yerel y</strong><strong>ö</strong><strong>netimler 6360 sayılı yasa. TODAIE Yayınları.</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="İçişleriBakanlığı2024.İlİdaresiVe"></a><strong>İçişleri Bakanlığı (2024). İl İdaresi ve Mülki B</strong><strong>ö</strong><strong>lümler Birimi İşleyiş Esasları. Ankara.</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="ManisaBüyükşehirBelediyesi2024.Mah"></a><strong>M</strong><strong>anisa B</strong><strong>üyükşehir Belediyesi (2024). Mahalle Bazında Nüfus Verisi Açık Veri Dosyası</strong><strong>. [</strong><strong>Çevrimiç</strong><strong>i] </strong>https://acikveri.manisa.bel.tr.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SojaE.W.1989.PostmodernGeographi"></a>Soja, E. W. (1989). Postmodern Geographies: The Reassertion of Space in Critical Social Theory. Verso.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="TekirdağBüyükşehirBelediyesi2023.C"></a>Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi (2023). CBS Plan Belgesi – Kızılpınar. [Çevrimiçi] https:// www.tekirdag.bel.tr.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="TieboutC.M.1956.APureTheoryOf"></a>Tiebout, C. M. (1956). A Pure Theory of Local Expenditures. Journal of Political Economy, 64(5), 416-424.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="TorbalıBelediyesi2024.AyrancılarHi"></a>Torbalı Belediyesi (2024). Ayrancılar Hizmet Bilgileri. [Çevrimiçi] https://www.torbali.bel.tr.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="Tüi̇k2025.AdreseDayalıNüfusKayıtS"></a>TÜİK (2025). Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2025 Sonuçları. [Çevrimiçi] https://data.tuik.gov.tr. <a name="TürkiyeCumhuriyetiAnayasası1982.Ma"></a>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982). Madde 126 – İdarenin Kuruluşu.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıBelediyeKanunu2005.Resm"></a>5393 Sayılı Belediye Kanunu (2005). Resmi Gazete, 13 Temmuz 2005, Sayı: 25874.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıİlİdaresiKanunu1949.Re"></a>5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu (1949). Resmi Gazete, 18 Haziran 1949, Sayı: 7236.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıKanun2008.BüyükşehirBel"></a>5747 Sayılı Kanun (2008). Büyükşehir Belediye Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıKanun2012.OnDörtİldeB"></a>6360 Sayılı Kanun (2012). On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="SayılıKanun2013.6360SayılıKa"></a>6447 Sayılı Kanun (2013). 6360 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a name="YunusemreBelediyesi2025.Muradiyeni"></a>Yunusemre Belediyesi (2025). Muradiye'nin Sorunları El Birliği ile Çözülecek. [Çevrimiçi] https:// www.yunusemre.bel.tr.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/buyuksehirlerde-ilce-kurulmasinin-hukuki-cercevesi-ve-politika-analizi-turkiyede-yerel-yonetim-reformunun-onundeki-yapisal-bir-firsat</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-sozlesmea.jpg" type="image/jpeg" length="12114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İçtihat Araştırmasında Metodoloji]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ictihat-arastirmasinda-metodoloji-celep-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ictihat-arastirmasinda-metodoloji-celep-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son zamanlarda, karar araştırmalarımı tamamlayıp uygun içtihatları dosyaya sunduğum davalarda lehimize kararlar verildiğine sıkça şahit olmaktayım. Çevremde gözlemlediğim kadarıyla pek çok meslektaşımız bu işe metodolojik yaklaşmamakta; herhangi bir strateji geliştirmeksizin yalnızca kelime filtrelemesiyle karar araştırması yapmakla yetinmektedir.</p>

<p>Oysa meseleye iki ayrı başlık altında bakmak gerekir: Milyonlarca karar arasından olayınıza uygun olanı bulmak ayrı bir aşamadır; bulduğunuz emsal içtihadın ilk derece mahkemesince dikkate alınmasını sağlamak ise bambaşka bir beceri gerektirir. Bu ikinci noktanın önemi maalesef yeterince kavranmamaktadır.</p>

<p>Ben de kendi kullandığım ve somut faydalarını gördüğüm bu yöntemi meslektaşlarımla paylaşmayı uygun buldum.</p>

<p><strong>Adım Adım Yöntem</strong></p>

<p>Öncelikle, üzerinde çalıştığınız dosyanın olası bir istinaf incelemesinde hangi Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) ya da Bölge İdare Mahkemesi (BİM) dairesine gideceğini tespit edin. Bu tespiti her iki mahkemenin web sitelerindeki iş bölümü dokümanlarından kolaylıkla yapabilirsiniz.</p>

<p>Tespiti yaptıktan sonra, kelime filtrelemesine geçmeden önce içtihat programınızda ilgili dairenin seçimini yapın. Bu noktada, kullandığınız programın BAM ve BİM özelinde daire filtrelemesine imkân tanıyıp tanımadığını satın almadan önce mutlaka kontrol edin. Yakın zamanda bu özelliğin eksikliği nedeniyle bir içtihat programındaki yıllık aboneliğimi sonlandırmak zorunda kaldım.</p>

<p>Daire seçimini yaptıktan sonra, o dairenin sizin uyuşmazlık türünüze özgü kararlarını inceleyin ve işinize yarayacağını düşündüğünüz kararları dosya içeriğine ekleyin.</p>

<p><strong>Duruşmalarda Dikkat Edilmesi Gereken İki Önemli Nokta</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duruşmada hâkimin dikkatini özellikle şu hususa çekin: Sunduğunuz kararın, dosyanın gideceği istinaf dairesinden çıkmış olduğunu vurgulayın. Deneyimlerime göre bu yaklaşım, hâkimlerin beyanlarımıza daha fazla kulak vermesini sağlamaktadır.</p>

<p>İkinci olarak, duruşmada sunacağınız beyanları hazırlarken seçeceğiniz kelimeleri, tespit ettiğiniz istinaf kararlarındaki söz öbekleri ve ifadelerden kurgulayın. Yargı dilinde aynı kavramın farklı kelimelerle ifade edilmesi, zaman zaman kararın gerekçesini doğrudan etkiler. Kararı yazacak hâkimin zihninde tanıdık bir kavramsal çerçeve oluşturmak bu yüzden büyük önem taşır.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararlarında da Aynı Mantık</strong></p>

<p>Aynı yöntemi Yargıtay kararı ararken de uygulayabilirsiniz; ancak dikkat etmeniz gereken mühim bir detay var. Yargıtay bünyesindeki iş bölümü zaman zaman köklü değişikliklere uğrar. Bu nedenle daima güncel kalmalı ve bu değişiklikleri yakından takip etmelisiniz. Aksi halde, görev alanı değişmiş bir dairenin kararını hatalı şekilde emsal olarak sunabilirsiniz.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Metodolojik hukuk pratiğinin, uzun vadede en güvenilir savunuculuk aracı olduğuna inanıyorum. İş bölümü kararlarını takip etmek, içtihat araştırmasını salt kelime filtrelemesinin ötesine taşımanın en düşük maliyetli ve en doğrudan yollarından biridir. Bu yöntemi vekilliğini yürüttüğüm tüm dosyalarda tutarlı biçimde uygulamaya devam ediyorum.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ziya-celep" title="Av. Ziya CELEP"><img alt="Av. Ziya CELEP" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ziya-celep.png" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ziya-celep" title="Av. Ziya CELEP">Av. Ziya CELEP</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ictihat-arastirmasinda-metodoloji-celep-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/teradhak.jpg" type="image/jpeg" length="78956"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/13151 E., 2016/2168 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513151-e-20162168-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513151-e-20162168-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/02/2016 tarihli, 2015/13151 E., 2016/2168 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/13151 E., 2016/2168 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p><br />
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02/09/2014 tarih ve 2014/11-2014/477 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, davacının ... çalıştığını, davalı ...'ın da olay tarihinde...-...'da çalıştığını, müvekkili davacı ile davalı arasında meydana gelen alacak-borç ilişkisi nedeniyle tarafların ...'da tahkime başvurduklarını ve... Mahkeme Katipliğinin 15.05.2012 tarih ve ... nolu müracaatları ile aralarındaki ihtilafın tahkim marifeti ile çözülmesini talep ettiklerini, mahkeme hakiminin de onayladığı tahkim kararının kesinleştiğini, davalı ...'ın davacı ...'a 23.03.2008 tarihinden bu yana yasal faizi ile birlikte 17.284,00 Euro borçlu olduğunu, yine tahkim kararında açıkça belirtildiği gibi 4.062,91 Euro tahkim masrafından da sorumlu olduğuna karar verildiğini, davalının davacıya 21.346,91 Euro'yu faiz ile birlikte borçlu bulunduğunu, beyan ederek,...-... Mahkeme Katipliğinin 15.05.2012 tarih... nolu... Yargıcı tarafından onaylanan 11.06.2012 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı davaya cevap vermemiştir.</p>

<p>Mahkemece tüm dosya kapsamına göre,... Mahkeme Katipliğinin 15/05/2012 tarih ve... nolu... Yargıcı tarafından onaylanan 11/06/2012 tarihli kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı davalı temyiz etmiştir.</p>

<p>1- Dava, iddianın ileri sürülüş biçimine göre, yabancı hakem kararının tenfizi istemine ilişkindir. Her ne kadar davacı yan vekili, tenfizini talep ettiği kararın hakem (tahkim) kararı niteliğinde olduğunu ileri sürmüş ise de, kararın dava dilekçesine ekli tercümesinde, dava konusu kararın bir “arabuluculuk kararı” olarak belirtildiği görülmüştür. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 5718 sayılı ...l Hukuku Hakkında Kanun'da, yabancı arabulucular tarafından verilen kararların tenfizine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca, 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu'nda da bu yönde bir hükme rastlanılmamıştır. Her ne kadar konuyla ilgili 2008/52 sayılı .... üyesi devletler bakımından, arabuluculuk kararlarının diğer üye devletler nezdinde tenfizine ilişkin bir takım hükümler mevcut ise de, söz konusu yönergenin,.. üyesi bulunmayan ...açısından bağlayıcı nitelikte olup olmadığı da mahkemece değerlendirilmemiştir.</p>

<p>Şu halde, mahkemece, gerektiği takdirde konuyla ve kararın verildiği ülke hukuku ilgili olarak..'ndan yahut anılan Bakanlık aracılığıyla yetkili yabancı makamlardan bilgi alınmak suretiyle, dava konusu kararın niteliği kesin olarak belirlenip bundan sonra tenfizi kabil bir karar olup olmadığı hakkında değerlendirme yapılmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yolda herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>2- Öte yandan, dava konusu kararın yabancı hakem kararı olarak nitelendirilmesi halinde dahi, bu kararların tenfizi için, öncelikle, dava dilekçesi ekinde 5718 sayılı Kanun'un 61. maddesi uyarınca ibrazı gereken bilgi ve belgelerin mevcudiyeti aranmalı, eksik olması halinde ise bu konuda davacıya kesin önel vermek suretiyle sonuca varılmalıdır. Mahkemece bu konuda herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmiş olması, kabul biçimi itibariyle de, yerinde değildir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle, mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29/02/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513151-e-20162168-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="32715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıda Kalite ve Güven Sorunu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargida-kalite-ve-guven-sorunu-yucel</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargida-kalite-ve-guven-sorunu-yucel" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Yargıda Kalite ve Güven Sorunu</strong></p>

<p><strong>(Quality and Trust Issues in the Judiciary)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>“Hâkimler olarak sahip olduğumuz tek gerçek güç kaynağının halkın saygısı olduğunu asla unutmamalıyız.” </strong>Thurgood Marshall</p>

<p></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Demokratik bir toplumda hukuku kendisine güven duyulabilecek bir yapıya kavuşturabilmek için beliren temel sorular ise şunlardır:</p>

<p>· Ne türden insanı hâkim olarak görmek istiyoruz? Veya iyi bir hâkim olmak için insan ne türden bir karaktere sahip olmalıdır?</p>

<p>· Herkes adalete erişebiliyor mu (<i>tüketici yaklaşımı</i>)?</p>

<p>· Üretilen adaletin sosyal/ekonomik/profesyonel kalitesi nedir?<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a></p>

<p>· Bir dosyanın incelenmesi için kullanılan olanakların “hak ettiği” dikkate orantılı olması veya bazı dosyaların incelenmesine ayrılan olanaklar ile diğerlerine ayrılanlar arasında orantısızlık olmaması nasıl sağlanabilir?</p>

<p>· Adalet pazarında avukatlarca sunulan hizmet kalitesi nedir?</p>

<p>· Çetin davaların (<i>hard cases</i>) üstesinden gelebilecek, yeterli nitelikte hukukçu var mıdır?</p>

<p>· Adalet aktörleri ve tüketicileri ürün kalitesinden memnun mudurlar?</p>

<p>· Hakların korunması/hukuksal korunma; hızlı, saydam ve adalet duygusunu harekete geçirmeyecek sonuçlarla sağlanmakta mıdır?</p>

<p>· Hukuk kuralları ve yargılama usul kuralları, sözleşmelerin ifası ve mülkiyet haklarının korunmasında ne derece yetkindirler?</p>

<p>· Sistemdeki aktörlerin insan hakları-güvenlik ikilemi karşısındaki tutumları nedir?</p>

<p>· Adalet kalitesi belli ölçerlere (<i>the</i> <i>Benchmarks</i>), endeks değerlere göre değerlendirilemez mi?</p>

<p>· Yargı sisteminin neresinde, hangi açıklar vardır? Ve bunlara ilişkin dinamik bir çözümleme yaklaşımı sergileniyor mu?</p>

<p>· Yargının iş yükünü filtrelemek için hangi seçenekler düşünülebilir?</p>

<p>Yargıya özgü bu sorular/zorluklar karşısında, halkın adalete olan güven duygusunun sarsılması ve sonunda yitirilmesi riski vardır. Bu durum yakın zamanda tanık olduğumuz sosyal bir gerçekliktir.</p>

<p>Bir bütün olarak yargı sisteminin kalitesinin sürdürülmesi veya geliştirilmesi için yargıya yeterli düzeyde erişimin sağlanması da önemlidir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">2</a> Bir hukuksal yardım programının geliştirilmesi, davacı taraflara olağan anlaşmazlık çözümü yollarının dışında alternatif tedbirlerin önerilmesi, yurttaşlara ve mahkemeleri kullananlara mahkemelerin nasıl işlediğine dair pratik bilgi verilmesi veya korunmasız bireylere özel ilgi gösterilmesi vb. konularda ulusal (veya bölgesel) düzeyde tedbirler geliştirilebilir. Ne var ki, yargıya yeterli erişim düzeyinin sağlanması da yeterli gelmeyecektir. Kamuoyunun yargıya kabul edilebilir düzeyde güven duyması ve aynı zamanda meşruiyet<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a> de gereklidir. Bir bütün olarak bakıldığında, yargıda yüksek kalitenin göstergesi, kamuoyu tarafından yargıya duyulan ileri derecede güvendir. Güven kavramı açısından önemli olan sistemdeki aktörler arasındaki ilişkilerin profesyonellik ve adli etik kurallarına ne derece uyumlu olup olmadığıdır. Özetle, yargı sistemini de içeren kurumlardaki yüksek kalite ülkedeki ekonomik performansın bir belirleyicisidir ve etkili bir adalet sistemi yargılama süreci boyunca kalite gerektirmektedir. Kurumsal kalitedeki (hukuk, yargı bağımsızlığı gibi) aynı orandaki artış ise ekonomik büyüme hızını 0.2-0.4 yüzde puan iyileştirmektedir (IMF Working Paper, 2023).</p>

<p>Ne var ki, “Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) görülen bireysel başvuru dosyalarında verilen hak ihlali kararları dolayısıyla hükmedilen ve devletçe ödenen tazminat tutarlarında, 1 milyar 349 milyon TL ile 2023 yılındaki rekorun ardından yaşanan keskin düşüşten sonra, geçen yıla göre yine artış seyri kayda geçti”.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a></p>

<p>Özetle, yargı sisteminin modernizasyonu ne kadar önemli ise, vatandaşa verilen hizmet kalitesini ölçmek ve değerlendirmekte o derece önemlidir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a></p>

<p>İstatistik ve diğer türdeki araçlardan yararlanılarak, yargı sisteminin kalitesi ve etkililiğini iyileştirmek için başlatılacak farklı girişimlerin değerlendirmeye tabi tutulmasına olanak sağlayan mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kuşkusuz, her şeyden önce, yargılama sürecinde kalite ölçümlemesi için ölçütler (<i>Benchmarks)</i> geliştirilmelidir. Kalite ölçütleri yargılama sürecinin çeşitli evreleri/yönlerine ait kaliteyi ölçmek için kullanılacak; yargılama hizmetlerinin geliştirilmesi için de işlev görecektir. Kuşkusuz, öteki kamu kurumları gibi yargıdan beklenen de daha fazla ve daha iyi hizmete yönelmesidir. Bu doğrultudaki ölçümlemede yargılama süreci ile karar kalitesine ilişkin yönlerine ve özellikle yargılama sürecinin tüketicileri ile hâkim arasındaki etkileşime odaklanılmalıdır. Kalite değerlendirilmesi sonucunda,</p>

<p>1. Yargılama sisteminin geliştirilmesine ilişkin bilgi edinimi;</p>

<p>2. Eğitim ve geliştirme için bilgi edinimi yanında yargılama ajanları ile öteki hukukçular arasında kalite konusunda müşterek bir referans oluşturulması; ve</p>

<p>3. Yargılama faaliyetleri hakkında halkın bilgilendirilmesi ve geri bildirimlerle yargıda duyarlığın yükseltilmesi sağlanabilecektir</p>

<p>Bu süreç, tüm aktörlerin katılacağı bir <i>yargı kalitesi kültürünün</i> oluşturulması yönünde ilerleme sağlayabilecektir. Ayrıca, hukuk fakülteleri de geçen asırlardakinden farklı bir yapılanmayla, bünyelerinde <i>yapay zekâ laboratuvarları</i> oluşturulan, <i>nano teknolojinin</i> sosyal boyutları irdelenen;<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">6</a> “gözden uzak olan akıldan uzak olur” (<i>out of sight, out of mind</i>) evrensel deyişini ters yüz etmek üzere <i>yargının etkililiği</i> usul derslerinde ana tema olarak işlenen kurumlar olmalıdır.</p>

<p>Yargı sistemleri, bilgi güvenliği ve kişisel olma niteliğinin korunması ile sorunları uygun şekilde çözmek ve son olarak vatandaşların, şirketlerin, avukatların ve diğer yargı aktörlerinin yeni bilgi teknolojileri vasıtasıyla bir yargı davasında fiilen tam hukuki etkiye sahip işlemler gerçekleştirebilmeleri için gerekli<i> koşulları</i> oluşturmalı; usuli adaletin etkinliğine odaklanılmalıdır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">7</a></p>

<p>Kalite açısından usuli adaletin altı ölçütü şöyledir:</p>

<p>1. Onlar, kişiler ve zaman açısından tutarlı/istikrarlı uygulanmakta mıdır? Adil yargılanma hakkı gözetilmekte midir?</p>

<p>2. Süreç önyargıdan uzak <i>tarafsızlık</i> için de mi yürütülmüştür?</p>

<p>3. Doğru bilginin toplandığı ve kullanıldığından ne derece emin olunmaktadır?<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">8</a></p>

<p>4. Adli hataları düzeltmek için mekanizmaların etkinliği ne derecedir?</p>

<p>5. Karardan etkilenen gruplara söz hakkı verilmekte midir? Tanıkları ve tanık bilirkişileri çapraz sorgulama olanağı var mıdır?</p>

<p>6. Süreç, makul sürede sonlandırılmış mıdır?</p>

<p>Çıkarım olarak, yargı sisteminde kalite, yargı kararları kalitesinden daha fazlasını kapsamaktadır.</p>

<p>Genellikle 'yaygın destek' olarak kavramsallaştırılan yargısal meşruiyet, halkın, popüler olmayan kararlar karşısında bile mahkemelere karşı süregelen iyi niyetini ifade eder. Bununla birlikte, meşruiyet ölçütü olarak mahkemelere duyulan güvenin kullanımı tartışmalı olmaya devam etmektedir. Birçok akademisyen, güvenin mahkemeye uzun vadeli bağlılıktan ziyade, mahkemenin belirli kararlarına verilen onayı ölçtüğünü savunmuştur.</p>

<p>1990'ların sonlarında mahkemeler ve kamuoyu arasındaki ilişki üzerine yapılan önemli bir Avustralya araştırma raporu şu iddiayı güvenle dile getirebildi:<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">9</a></p>

<p>Mahkemelerin çalışmalarına duyulan kamu güveni, şüphesiz ki birçok yolla, özellikle de şeffaf ve tarafsız yargılama ve hukukun ustaca uygulanmasıyla kazanılır. Ancak bu güven, mahkemenin her alanındaki faaliyetlerinde kamu hizmetine olan açık bağlılıkla da kazanılır.</p>

<p><strong>Kamu Güveni </strong></p>

<p>“İnsanlar hukuk mahkemelere erişemediğinde veya hukuk mahkemelerin faydasını göremediğinde ve eşit adaletin reddedilmesi bireyler, aileler ve toplum üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunda... [bu durum] adalet sistemimize olan kamu güvenini ve inancını aşındırmaya yol açar."</p>

<p>Belirli bir olgunun kapsamını ölçme veya değerlendirme girişiminin, o olgunun üzerinde anlaşılmış bir tanımını gerektirdiği belirgindir. Tanım, onu diğer, benzer veya ilişkili olgulardan veya kavramlardan ayıracak kadar sağlam olmalıdır. Açık bir tanım ayrıca, aynı olguyu ölçmeye yönelik farklı girişimler arasında anlamlı karşılaştırmalar yapılmasına ve etkisiz olanların dışlanmasına olanak tanımaktadır.</p>

<p>Adalet sürecindeki 'güven' kavramı, bireysel güven, kişilerarası güven, beyanlara duyulan güven (bir bilgi kaynağının güvenilirliği); veya kolluk, Savcılık ve mahkemeler gibi kuruluşlara veya kurumlara duyulan güven gibi farklı güven türlerini inceleyen çeşitli bakış açılarından araştırılmalıdır.</p>

<p>Güven ve itimadı araştırmanın ilk adımı, neyin araştırıldığının net bir şekilde tanımlanması veya anlaşılmasıdır. Bir sonraki adım ise uygun bir ölçüm yönteminin seçilmesini içerir.<strong> </strong>Anketler, güven ve itimadı araştırmak için sıklıkla kullanılan başlıca yöntemdir. Bunlar çeşitli biçimlerde olabilir, ancak en yaygın format, katılımcılardan bir dizi ifadeye katılıp katılmadıklarını genellikle 5 puanlık bir ölçek üzerinden belirtmelerini istenmesidir (1=Kesinlikle katılmıyorum, 2= Katılmıyorum, 3= Ne katılıyorum ne de katılmıyorum, 4= Katılıyorum, 5= Kesinlikle katılıyorum).</p>

<p>Anket metodolojisinin sınırlamaları vardır. İlk olarak, bireylerden sadece güven veya inanç düzeylerini kendileri bildirmeleri istendiğinde, verdikleri yanıtların aslında katılımcının algılarını, öznel değerlendirmesini ortaya koyduğunu belirtmek gerekir. Dolayısıyla, bireyin cevabı, güven düzeyi hakkındaki <i>inanç durumunu</i> gösterir. Bununla birlikte, sosyal psikolojide davranışın, bireysel tutum ve inançların öz değerlendirmeden daha doğru bir göstergesi olduğu iyi belgelenmiştir; insanların söyledikleri ile pratikte yaptıkları arasında büyük bir fark vardır.</p>

<p>Kamuoyunun mahkemeler hakkında gerçekten ne düşündüğü (eğer düşünüyorlarsa) ile bir hâkimin, tarafsız ve iyi bilgilendirilmiş bir gözlemcinin yargısal yetkinlik, bağımsızlık veya tarafsızlık konusunda endişelenmesine neden olacak veya olması gereken şey arasında, kuşkusuz, bir fark olabilir. Yalnız bu farkın ülkemizdeki boyutu düşündürücü niteliktedir. 2025 yılının başında yapılan ASAL Araştırma anketinde toplumun yüzde 71'i Türkiye'de adalet olmadığı görüşünü dile getirirken, adalet olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 21'de kaldı. Aksoy Araştırmasına göre Türkiye'de yargıya güven uzun süredir çok düşük seviyelerde seyrediyor. Aksoy, bu güvensizliğin yalnızca siyasi davalarla sınırlı olmadığını ve toplumun en temel suçlarda bile yargının etkili şekilde işleyeceğine dair güçlü bir inanca sahip olmadığını belirtiyor. Gündemar’ın Mart 2026 araştırmasına göre toplumun yalnızca yüzde 36'sı yargıya güveniyor.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">10</a> Soruşturma devam ederken savcıyı, duruşma devam ederken hâkimi değiştirmek, yargıya güvensizliği besleyen yaygın bir yanlıştır.</p>

<p>Usul adaleti anlamında “güven”, hâkimin motivasyonunun veya karakterinin, yani samimiyet derecesinin veya dürüst, açık, ilgili olup olmadığı ve doğru olanı yapmaya ne kadar çalıştığına dair bir değerlendirmeyi ifade eder. Bu, bireylerin hem kendilerinin hem de sorunlarının hukuk sistemi tarafından ciddiye alındığını hissetmelerini ve bireysel haklara yönelik koruma ve ilgi gösterilmesini gerektirir.</p>

<p><strong>Tarafsızlık</strong></p>

<p>Bir hukuk kuralının gayri adil oluşu yalnızca teorik olarak boş laftan, kuralın kişiye nahoş görünmesin- den kaynaklanabilirken, bir kararın adaletsiz (<i>unjust</i>) oluşu reel gerçeklere dokunmakta; kararın kurallara uygun olarak verilmediğini ifade etmektedir: Bu ya hatadan (nesnel anlamda <i>unjust</i>) veya hukuktan bilinçli sapma (öznel anlamla <i>unjust</i>) şeklinde olmaktadır. Nesnel/ öznel kararın konumu ise, uygulama, yaygın yorum ve değerlendirme ilkeleri ışığında verilmiş ise nesnel anlamda adil(<i>just</i>) bir karardır. Bundan sapıldığında (nesnel anlamda adil olmayan bir karar) ise özneldir. Öznellik veya adaletsizlik, genelde hâkimler ordusunun tipik yaklaşımı karşıtı olarak, hâkimin bireyselliği veya öznelliğinden (ego tükenmişliği/önyargı vs.) kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Duygulara dayanan/etkilenen bilginin objektif olamayacağı yargılama süreci için de geçerlidir. Bu bağlamda tarafsızlık objektif olmanın gereği olarak belirmektedir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">11</a> Hâkimlerin bağımsız karar vericiler olduğu, kişisel görüşlere göre değil, tarafsız ve ilkeli karar vericiler oldukları fikri, Hukukun Üstünlüğü- nün temel taşlarından biridir. Usul adaleti açısından tarafsızlık gösterilmeli; şeffaflık ve açıklık, karar almada tutarlılık, kararların gerekçeli açıklamaları temel parametreler olmalıdır. Tarafsızlık, tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğu fikrini de kapsamaktadır.</p>

<p><strong>Saygı</strong></p>

<p>Usul adaletinde, “saygı” mahkeme sürecinin tüm aşamalarında geçerlidir ve tüm mahkeme personelinin davranışlarını kapsamakta olup, katılımcılarına profesyonelce (saygı ve nezaketle) davranmayı içermektedir.</p>

<p>Bu konudaki saptamalar/ölçümler, örneğin mahkeme ortamının ne ölçüde saygılı olduğunu, mahkemelerin ne ölçüde erişilebilir (kolayca bulunabilen), güvenli olduğunu ve mahkeme kullanıcıları için yeterli olanaklara sahip destekleyici bir fiziksel ortam sağladığını araştırabilir. Ayrıca, mahkeme kullanıcılarına mahkeme süreci ve adli yardım hakkında ne ölçüde bilgi verildiğini de araştırabilirler. Uygun anket ölçümleri, mahkeme kullanıcılarının mahkeme süreçleri hakkında mahkemeden bilgi edinme deneyimlerini ister şahsen ister bir mahkeme web sitesi aracılığıyla olsun ve davalarının duruşması sırasında izlenecek süreci, sonucu ve sonraki adımları anlamalarını araştırabilir.</p>

<p>Bu bağlamda kamuoyu algısını ölçmek için düzenli ve sık yapılan girişimler, mahkeme personeline ve hâkimlere “gerçek zamanlı” geri bildirim sağlayarak, belirli sorunların erken saptanmasını ve zamanın- da müdahale edilmesine imkân sağlar. Bu suretle, sorunların daha sonraki aşamalarda daha fazla kaynak gerektiren müdahalelere yol açacak noktaya gelmesini önleyebilir. Düzenli yapılan anketler ayrıca bir mahkemenin performansını zaman içinde ölçmesini sağlayarak kamuoyunun güvenini ve itimadını artırmak için işe yarayan yöntem ve araçların belirlenmesine yardımcı olabilir. Ayrıca profesyoneller hukukçularca aşağıdaki öğelere ait saptamalarda göz önüne alınmalıdır:</p>

<p>• Mahkeme performansı</p>

<p>• Adalete erişim</p>

<p>• Kamu güveni</p>

<p>• Yargı faaliyetinin kalitesi</p>

<p>Bu doğrultuda uluslararası kabul edilebilir bir çerçeve geliştirmek amacıyla, 2008 yılında Avustralya Yargı İdaresi Enstitüsü, Amerika Birleşik Devletleri Federal Yargı Merkezi, Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Eyalet Mahkemeleri Merkezi ve Singapur Alt Mahkemelerinden oluşan bir konsorsiyum kurulmuştur (IFCE). Bu kuruluş dünya genelindeki mahkemeler için öz değerlendirme ve iyileştirme amacıyla kullanılabilecek ortak bir çerçeve geliştirmeyi hedeflemiştir. IFCE, mahkeme mükemmelliği için on temel değer belirlemiştir: Kanun önünde eşitlik, tarafsızlık, adalet, karar alma bağımsızlığı, yetkinlik, şeffaflık, dürüstlük, erişilebilirlik, zamanlılık ve kesinlik.</p>

<p>Uluslararası Mahkeme Mükemmelliği Çerçevesinin On Değeri</p>

<p><strong>Hukuk önünde eşitlik</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="104">
   <p>• Adalet</p>

   <p>• Tarafsızlık</p>

   <p>• Karar alma<br />
   bağımsızlığı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="95">
   <p>• Yetkinlik</p>

   <p>• Dürüstlük</p>

   <p>• Şeffaflık</p>
   </td>
   <td valign="top" width="104">
   <p>• Erişilebilirlik</p>

   <p>• Zamanlılık</p>

   <p>• Kesinlik</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu on temel değere dayanarak, mahkeme mükemmelliği için yedi özel alan listelenmiştir: Mahkeme liderliği ve yönetimi (itici güç), mahkeme planlaması ve politikaları, mahkeme kaynakları, mahkeme işlemleri ve süreçleri (sistemler ve kolaylaştırıcılar), müvekkil ihtiyaçları ve memnuniyeti, uygun fiyatlı ve erişilebilir mahkeme hizmetleri ve kamu güveni ve itimadı (sonuçlar)”.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="170">
   <p><strong>Çerçeve</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Boyutları</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="170">
   <p></p>

   <p>Adalet Bakanlığı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>1. Adalete erişim<br />
   <strong>2.</strong> Hız ve zamanında işlem<br />
   <strong>3.</strong> Eşitlik, adalet ve dürüstlük<br />
   <strong>4.</strong> Bağımsızlık ve hesap verebilirlik<br />
   <strong>5.</strong> Kamu güveni ve itimadı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="170">
   <p>Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu (CEPEJ, 2014)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>1.</strong> Mahkemelerin stratejisi ve politikası<br />
   <strong>2.</strong> Yargının insan kaynakları ve statüsü<br />
   <strong>3.</strong> Finansman, bilgi ve iletişim teknolojileri ve operasyon süreçleri de dahil olmak üzere adalet araçları<br />
   <strong>4.</strong> Adalete erişim<br />
   <strong>5.</strong> Kamu güveni ve itimadı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="170">
   <p>Uluslararası Mahkeme Mükemmelliği Çerçevesi (<strong>IFCE, 2020</strong> ) ve Küresel Mahkeme Performansı Ölçütü (GMCP)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>1. Mahkeme kullanıcı memnuniyeti<br />
   2. Erişim ücretleri<br />
   3. Dava sonuçlanma oranı<br />
   4. Çevrimiçi dava işleme<br />
   5. Duruşma öncesi gözaltı<br />
   6. Mahkeme dosyası bütünlüğü<br />
   7. Dava birikimi<br />
   8. Duruşma tarihi kesinliği<br />
   9. Çalışan bağlılığı<br />
   10. Mahkeme kararlarına uyum<br />
   11. Dava başına maliyet</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>Mahkeme Yönetimi ve Gecikmeler</strong></p>

<p>Genelde yargıdaki performans olgusunda gecikme önemli bir endişe kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konuda dört temel gecikme belirlenmiştir:<strong> </strong>Hâkimlerden kaynaklanan, avukatlar nedeniyle yaşanan,<strong> </strong>personel kaynaklı ve usulden kaynaklanan gecikmeler.</p>

<p>Yargı’dan anlaşılan, mahkeme içi ve dışında zamanlıca yürütülen ve hukuki uyuşmazlıkların giderilmesi için yapılan hukuki işlemler tümüdür. Yargının unsurları ise, kuruluşlar, kişiler ve faaliyetleri, uyuşmazlık konuları ile hukukun kendisidir. Bu alandaki temel sorular ise şunlardır:</p>

<p>· Hakların korunması, hızlı, saydam ve adaletsizlik duygusunu harekete geçirmeyecek sonuçlar sağlamakta mıdır?</p>

<p>· Yargı sisteminin neresinde, hangi açıklar/sorunlar vardır?</p>

<p>· Hangi tedbirler, seçenekler düşünebilir?</p>

<p>· Adalet idaresi ve mahkeme yönetiminde mükemmellik arayışı var mıdır?</p>

<p>Mahkeme yönetimi yargı reformunun bir bileşenidir. Sorulması gereken soru, “yönetim nedir?”. Yönetim, bir davranışlar sistemi olarak, girift ligi kontrol etmek ve düzen yaratmak üzere insanların bir şey yapmasını sağlamaktır. Bu süreçte olabildiğince kırtasiyecilikten uzak kalınmalıdır. Ne var ki, mahkemelerde, halen 1937 yılında zarflama yönteminden tek telli dosyaya geçilerek kullanılmaya başlanılan dosya sistemi devam etmektedir. Yazarın, Strateji Geliştirme Dairesi (eski ismi ile APK) Başkanı olarak uygulama evresi de dahil iki yıl içinde geliştirdiği “yeni dosya biçimi” mahalli düzeyde uygulanmış olsa da şimdiye dek ülke düzeyinde uygulamaya konulamamıştır.</p>

<p>Mahkeme yönetimine egemen olması gereken iki paradigma vardır: 1. Hukuk devleti (rule of law) paradigması, 2. Yeni kamu yönetimi paradigması. İkinci paradigmaya egemen olan düşünce yönetici konumundaki kurumların/mahkemelerin optimum işlevidir: Davaların makul bir sürede karara bağlanması; usul kurallarına fazlaca odaklanarak büyük resmin göz ardı edilmemesidir. Mahkeme yönetim modellerin temel amacı vatandaşı adaletin kalitesine ilişkin bir tartışma başlatırken veya mahkemelerde kalite düzeyini belirlerken söz konusu olan unsurlar konusunda bilinçlendirmektir.</p>

<p>Yargılama sürecinde taraflarca vurgunun sonuçtan çok adli sürece (usuli adalete) odaklandığı gözlenmektedir. Yargılama sürecinin makul süre aşınımlarında bu nitelik çarpıcı olmaktadır. Araştırmalara göre, davanın tarafları, psikolojik sonuçlar bağlamında karar alım süreçlerine katılma fırsatlarına oldukça değer vermektedirler. Davanın ne derece adil yürütüldüğü, değerlendirmede katılımcıların memnuniyeti davayı kaybedip/ kazanma sonucundan çok şu üç değişkene dayalı bulunmaktadır:</p>

<p>1. Mahkemede kişinin konuşmasına fırsat verilmesi (Audiatur et altera pars),</p>

<p>2. Kendisine saygılı davranılması; ve</p>

<p>3. Mahkemedeki aktörlerin güvenilir olarak algılanmasıdır.</p>

<p><strong>Yargı Kararlarının Kalitesi</strong></p>

<p><strong>“Kim olduğumuzu sürekli yaptığımız şeyler belirler.</strong></p>

<p><strong>Kalite bir eylem değil, bir alışkanlıktır.” </strong>Aristo</p>

<p>Yargı kararlarının kalitesinin mahkeme performansı için önemli bir faktör olduğunu yansıtmaktadır. Davaların daha hızlı sonuçlandırılmasının tek başına bir kalite kriteri olamayacağını, hâkimlerin herhangi bir karar vermeden önce davayı derinlemesine anlamalarının önemli olduğunu bilinmelidir. Kuşkusuz, yargı kararlarının kalitesi hâkimlerin bağımsızlığına, kararların ayrıntılı açıklamasına ve kararların doğru uygulanmasına bağlı olduğudur. Standartlar beş performans alanı etrafında geliştirilmiştir: (1) Adalete erişim, (2) Hız ve zamanlılık, (3) Eşitlik, adalet ve dürüstlük, (4) Bağımsızlık ve hesap verebilirlik ve (5) Kamu güveni ve itimadı.</p>

<p>Mahkemeler nadiren yalnızca "doğruluk" açısından değerlendirilir çünkü yargılama doğası gereği öznel hukuki yorumları içermektedir. Bunun yerine, verimlilik, usule uygunluk ve kamu güveni yoluyla yargı sonuçlarını değerlendiren ampirik performans göstergeleri kullanılmaktadır.</p>

<p>Mahkeme işlemlerinin ölçülmesi, nicel ölçütler ve nitel standartlar arasında bir denge gerektirir. Gerçekte ne olduğunu belirleme sorunu mahkemenin görevlerinden biridir ve davalarda genellikle en azından bazı tanıkların farklı davalarda yanıldıklarını kabul etmeleri mümkündür. Değişen kalitede farklı miktarda kanıtın mevcut olduğu ve bu kanıtın bizi doğru karara ulaşma konusunda değişen olasılıklara götürdüğü bilinmektedir.</p>

<p>Ülkedeki Bölge Adliye Mahkemeleri sayısı 18 olup; bu adliyelerdeki kurulu daire sayısı 573 olup, bunlardan (208’i ceza dairesi, 215’i hukuk olmak üzere) 423 daire faal durumdadır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde 64'ü Hukuk Dairesi, 37'si ise Ceza Dairesi olmak üzere 101 daire bulunmaktadır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin son on yıllık çalışma (2016-2025) trendi incelendiğinde; gelen dosya sayısında artış olduğu gözlenmektedir. 2017 yılında bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerine gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir ve yıl içinde açılan toplam dosya sayısı) 318 068 iken, %341,7'lik artış oranı ile 2025 yılında 1 404 880 olmuştur. Öte yandan, bölge adliye mahkemeleri hukuk daireleri iş durumuna (2016-2025) bakıldığında ise görülen tablo şöyledir: Hukuk dairelerinin son on yıllık çalışma trendine bakıldığında; gelen dosya sayısında artış olduğu görülmektedir. 2017 yılında bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerine gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir, yıl içinde açılan ve bozularak gelen toplam dosya sayısı) 329 196 iken, %314,9'luk artış oranı ile 2025 yılında 1 365 867 olmuştur.</p>

<p>Bu tespitlere göre Bölge Adliye Mahkemelerindeki iş yükü akışına göre makul sürenin ne derece gerçekleştiği konusunda ceza davaları (basit/ağır davalar ayrımı yaparak) Uyap sistemi veri tabanından Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yapılan bir araştırmaya tanık olunmamıştır.</p>

<p>Yargıtay’da ise toplam <strong>24</strong> daire bulunmaktadır. Bu dairelerin <strong>12'si hukuk dairesi</strong>, <strong>12'si ise ceza dairesi</strong> olarak faaliyet göstermektedir.</p>

<p><strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairleri 2016-202</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="66">
   <p>Temyizi kabil</p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p>Temyiz edilen</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>Temyizden dönen</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>Onama</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>Bozma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="57">
   <p>Diğer</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>Bozma oranı (%)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="66">
   <p>144.301</p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p>109.306</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>104.699</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>73.539</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>15.892</p>
   </td>
   <td valign="top" width="57">
   <p>15.268</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>17,7</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairleri 2016-2025</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="66">
   <p>Temyizi kabil</p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p>Temyiz edilen</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>Temyizden dönen</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>Onama</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>Bozma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="57">
   <p>Diğer</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>Bozma oranı (%)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="66">
   <p>99.664</p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p>79.911</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>44.910</p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p>22.287</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>11.919</p>
   </td>
   <td valign="top" width="57">
   <p>10.704</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>34,8</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>Not.</strong> Ankara örneğinde olduğu gibi standart bir raporlama olmadığında Türkiye genelinde bir değerlendirme yapılamamıştır.</p>

<p></p>

<p>Verimlilik açısından düşündürücü olan bu verilerin öteki bölge adliye mahkemelerinde görüntüsüdür(?!).</p>

<p>Üst mahkemeler, temyizlerin en az beşte birinde alt mahkemelerin hatalı olduğunu tespit etmektedir. Bu %20'lik hata terimini olgusal sorunlara da aktarabiliriz, ancak bunun birkaç zorluğu vardır. Özellikle Avrupa sisteminde, temyizler bazen hukuktan ziyade olgulara dayanarak yapılır ve bu da ilk mahkemenin doğruluğunu kontrol etmenin bir yolunu sağlayabilir.</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesinde bazı daireler yüksek temizlenme oranına ulaşıyor ancak gönderdiği kararların üçte biri Yargıtay'da bozuluyor. Bu, "hızlı ama hatalı" çalışma anlamına geliyor. Öte yandan bazı daireler yavaş görünse de verdiği kararlar Yargıtay'da neredeyse hiç bozulmuyor. Kuşkusuz, reel çalışma oranı, temizlenme oranı ve Yargıtay onama oranı birlikte iyi sonuç veren daireler, gerçek anlamda yüksek performanslı dairelerdir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">12</a></p>

<p><a name="_Hlk180908452">Yargıtay’ın 2015-2020 yıllarına ait alt mahkemelerin tüm temyizlerin yaklaşık ne kadarının (!) hatalı olduğunu sergileyen aşağıdaki verilere karşılık saptanan hataların sınıflandırılması ve geri besi olarak mahkemelere duyurulmasının oldukça aydınlatıcı nitelikte olacağını düşünmekteyim.</a> Aynı yaklaşım bölge adliye mahkemeleri için de geçerli olmalıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173hhd-7.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173dfaa-5.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve dava daireleri (2025) verilerine göre onama (160,891) ve bozma (68 388) verilerine bakıldığında 2020 yılına göre bozma oranının yükseldiğine (%29,8) tanık olunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve dava dairelerine (2025) bakıldığında da aynı olguya tanık olunmakta; onama (71,463), bozma (20,179) oranlarına göre 2020 yılına göre bozma oranının (%22) yüksel eğilimi- ne tanık olunmaktadır.</p>

<p>Özet olarak, mahkemeler ve hâkimlere yönelik "verimlilik" ve "etkinlik" yaklaşımının çoğu dezavantajından biri, mahkemeler tarafından sunulan ürün ve hizmetlerin kalitesine bakılmamasıdır. Çoğunlukla kalite, hâkimler tarafından yasal kalite (yargı kararlarının kalitesi), üst mahkemelerin kullanılmasıyla kalite koruma sistemi ile Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin yargı kalitesinin koruyucusu rolü açısın- dan tanımlanır. Eleştirmenler, yargı erkinde yalnızca "etkinlikle" ilgilenildiğini, kaliteyle ilgilenmediği- ne değinmektedirler. Yargı kararlarının kalite ölçümünde yüksek mahkemelerin kararlarını bozmasının bir ölçüt olması ile yenitinilmemelidir.</p>

<p><strong>“Toplumun ıstırap çektiği sorunlardan, ancak onları açıkça konuşarak kurtulabilirsiniz.”<br />
J.Stuart Mill</strong></p>

<p><strong>İçe Bakış </strong></p>

<p>Adaletin kalitesi ve verimliliğini artırmak üzere mahkemelerin işleyişi ve yargının faaliyetleri hakkında bilgilerin yayınlanmasının aynı zamanda, halkın yargıya güveni üzerinde de yararlı etkileri vardır. Ne var ki, “Teftiş Kurulu Başkanlığının Teftiş Rehberi ve Ekleri Güncellenmiştir”, ise de rehbere erişilemediği gibi Teftiş Kurulunun Adalet Bakanlığına bağlı olduğu yıllarda tanık olduğumuz yıllık raporlamanın HSK web sitesinde yayınlandığına da tanık olunmadığı gibi mesleki öğrenme amacıyla performansın ölçülmesi de yer almamaktadır. Kayda değer bir kayıt “Hedef (H4.2) Teftiş sistemi güncellenerek geliştirilecektir” (!?).</p>

<p>Hiç kuşkusuz, halkın yargıya güven duymasını sağlamak için mahkemelerin şeffaflığına ve sürekli olarak halkın denetimi ve gözetimi altında tutulmasına duyulan ezeli ve ebedi ihtiyaçtır. Bu, hâkimin hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır: Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir (2003/43 Sayılı Birleşmiş Milletler Bangalor Yargı Etiği İlkeleri, Değer 3: Doğruluk ve Tutarlılık).</p>

<p></p>

<p>İsveç ve Norveç'te, iç ve dış diyalog, öncelikle iş birliği ve yargısal değerlerin korunması amacıyla mahkeme personeli ve hâkimler için geri bildirim organize etmek için kullanılmaktadır. İkinci olarak, mahkeme kullanıcılarından, avukatlardan vb. hâkimlere ve mahkeme personeline geri bildirim istenmesi amaçlanmıştır. Diyaloglar yerel mahkeme teşkilatı tarafından organize edilir; girişim aşağıdan yukarıya doğrudur. Burada odak noktası tamamen mesleki öğrenme ve organizasyon geliştirme olduğundan, yöntem niteliktir. Durumun ortak bir analizine varmak ve mahkemelerin işleyişini iyileştirmek için ne yapılması gerektiği konusunda anlaşmaya varmak için mahkeme personeli ve hakimler arasında iş birliği gereklidir. Mahkeme başkanı burada öncü bir rol üstlenmeli hem hâkimleri hem de mahkeme personelini konfor alanlarından çıkmaya ikna etmelidir. Hollanda'da da benzer bir araç geliştirilmiştir; "ayna" toplantıları adı verilen bu toplantılarda, mahkeme kullanıcıları mahkeme ve hakimlerle ilgili deneyimlerini kendi aralarında tartışırken, hakimler ve mahkeme personeli de dinler.</p>

<p>Yargının temel görevleri davaları dinlemek ve hüküm vermektir. Mahkeme duruşması yürütmek ve hüküm vermek çok farklı beceriler gerektirir: Taraflar ve avukatlarıyla<strong> </strong>iletişim kurmak, davayı ve<strong> </strong>belge alışverişini yönetmek, duruşmayı zaman açısından planlamak, hükmü yazmak. Bu, usul kuralları ve davaya uygulanacak hukuk konusunda, içtihat hukukunun gelişimi ve diğer hukuki ve toplumsal gelişmeler de dahil olmak üzere, konuyla ilgili uzmanlık da dahil olmak üzere yüksek düzeyde uzmanlık gerektirir. Tarafların davaya bakış açısı, yalnızca hâkimi bilgilendirmek için değil, aynı zamanda usul adaleti açısından da son derece önemlidir; bu da hâkim davranışının, hükmün taraflarca kabul edilmesinde çok önemli olduğunu göstermektedir. Hüküm metinlerinin anlaşılabilirliği de hükümlerin meşruiyetini açıklamakta önemli bir konudur. Burada izleme/irdeleme teknikleri, hâkim düzeyinde ve ekip düzeyinde akran değerlendirmesi ve paydaşlar ve mahkeme kullanıcılarıyla etkileşimlerin değerlendirilmesi olabilir. Sonuç olarak, yargı, adaletin gerçekleştirilmesine ilişkin halkın memnuniyetini değerlendirmeli ve bu yolla adaletin kalitesini yükseltmek için çaba göstermelidir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">13</a></p>

<p><strong>Yargı Gözcüsü (Court Watch</strong><strong>)</strong></p>

<p>Yargıda kalite ile meslek kuralları arasında doğrusal bir korelasyon olduğu söylemek bir abartı olmayacaktır. Etik kuralları, salt ihlalleri düzenleyici normlar olarak görmek yerine proaktif işlevi üzerinde durularak İşkence Sözleşmeleri (Avrupa Konseyi ve UN Sözleşmeleri) örneğinde kurulan işkence komitelerinin/Cezaevleri İzleme Kurullarının haberli ve habersiz ziyaretlerle sağladığı proaktif işlevin yargıda dürüst yargılama ve etik kurallara uyum doğrultusunda rolü üzerinde durmak gerekmektedir. Bu amaçla her baro nezdinde Etik Kurulu’nun bu türden denetimleri yapması bir proje olarak geliştirilmelidir (court watch groups). Bu doğrultuda kurul üyeleri kıdemli avukatlar ile emekli yüksek mahkeme üyeleri/ hâkimlerden oluşturulabilir.</p>

<p>Mahkemede duruşma izleme, mahkemeler hakkında gözlem yapma ve bilgi toplama sürecidir. İzleme, gerçek zamanlı mahkeme işlemlerinin izlenmesinin yanı sıra mahkemenin, uygulamalarının ve usullerinin araştırılması ve soruşturulmasını içerir.</p>

<p>İzlenmeyen sistemler kendi amaçlarına hizmet etme eğilimindedir. İzleme, açık ve şeffaf bir mahkeme sürecini teşvik eder ve sistemi mağdur ve kamu güvenliğini korumaktan sorumlu tutar. İzleme ayrıca halkı adalet sistemi için sorumluluk almaya da yönlendirir. Bu da demokrasi ve toplumun refahını güçlendirir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Çağın gerektirdiği hızlı tempoyu yakalamak yerine sistemi daha da yavaşlatarak halkı yargıya karşı yabancılaştırıp mevcut iş yükünü sıfırlamanın hedef olup olmadığı da sorgulanmalıdır.<sup> </sup> Öncelikle, hukuk güvenliği ve güvenilirliğini korumak ve kollamak için oluşturulan mahkemeler ile adli denetim yetkisini kullanan mahkemeler (istinaf/ temyiz), önüne gelen davaları, âdil yargılama hakkına saygınlık içinde ve makul sürede sonuçlandırmalıdırlar.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">14</a> Yargılama süresi açısından Avrupa Birliğindeki medyan süre (gün) dağılımı şöyledir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="64">
   <p>Türü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>İlk derece</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>İkinci derece</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>Temyiz</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="64">
   <p>Hukuk</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>234</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>180</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>247</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="64">
   <p>Ceza</p>
   </td>
   <td valign="top" width="73">
   <p>134</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>117</p>
   </td>
   <td valign="top" width="64">
   <p>126</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>AİHM’ince oluşan içtihatlar bağlamında yargılama süresinde ne kadar süre aşımı olduğunda “makul süre” ihlali olduğuna ilişkin aşağıdaki tabloya yer verilmiştir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">15</a></p>

<p>Makul sürenin ihlal edilmemesi (AİHS Mad. 6) bağlamında örneklere aşağıda yer verilmiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="106">
   <p><strong>Dava türü</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p><strong>Sorunlar</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>Uzunluğu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p><strong>Karar</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="106">
   <p>Ceza davaları</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Basit davalar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="141">
   <p>3 yıl 6 ay (toplam üç evre); 4 yıl 3 ay (soruşturma ve üç evre)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>İhlal yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="106">
   <p>Ceza davaları</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Girift</p>
   </td>
   <td valign="top" width="141">
   <p>8 yıl 5 ay (soruşturma ve üç evre)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>İhlal yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="106">
   <p>Hukuk davaları</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Basit davalar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="141">
   <p>İlk derece-1 yıl 10 ay; istinaf 1 yıl 8 ay; Temyiz 1 yıl 9 ay</p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>İhlal yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="106">
   <p>Hukuk davaları</p>
   </td>
   <td valign="top" width="88">
   <p>Öncelikli davalar(iş)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="141">
   <p>İlk derece 1 yıl, 7 ay(iş)</p>

   <p>İstinaf 1 yıl, 9 ay; temyiz 1 yıl 9 ay</p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>İhlal yok</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Makul sürenin ihlali (Mad. 6) – Özeti</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="120">
   <p>Dava türü</p>
   </td>
   <td valign="top" width="83">
   <p>Sorunlar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="148">
   <p>Uzunluğu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="56">
   <p>Karar</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="120">
   <p>Ceza davaları</p>
   </td>
   <td valign="top" width="83">
   <p>Farklı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="148">
   <p>5 yıldan fazla</p>
   </td>
   <td valign="top" width="56">
   <p>İhlal</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="120">
   <p>Hukuk davaları</p>
   </td>
   <td valign="top" width="83">
   <p>Öncelikli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="148">
   <p>2 yıldan fazla (Minimum 1 yıl 10 ay)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="56">
   <p>İhlal</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="120">
   <p>Hukuk davaları</p>
   </td>
   <td valign="top" width="83">
   <p>Girift</p>
   </td>
   <td valign="top" width="148">
   <p>8 yıldan fazla</p>
   </td>
   <td valign="top" width="56">
   <p>İhlal</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>Öte yandan, geleceğin tahmin edilebilir olması, hukuki işlemlerde rastlantı ve keyfiliğin önlenmesi, hukuk güvenliğine<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">16</a> bağlıdır. OECD belgesine göre,<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">17</a> güvenilir yargı sistemlerine sahip ülkeler kişi başına gayrı safi milli hasılayı, mülkiyet haklarının korunması ve ulusal rekabeti daha yüksek seviye taşıyabilmekte, hukuki kesinlik, tahmin edilebilirlik ve işletmelerin yargı sistemlerine olan güveni olumlu yatırım kararlarına ve rekabetin gelişmesine yardımcı olabilmektedir.</p>

<p>Konuya hukuk sosyolojisi değerleriyle yaklaşıldığında da ortaya çıkan tablo farklı değildir: Usul hukuku, bir bakıma, biçimsellikten ibaret gözüküyorsa da biçimin özgürlüğün ikiz kardeşi olarak keyfiliğe set çektiği unutulmamalıdır (Jhering). Amaç işlevselliği göz ardı edilmemelidir. F. Carrara’nin belirttiği gibi “maddi ceza hukukuna eklenecek çok az bir şey olduğundan, bu hukuk yerine ceza usulü etüdüne yoğunlaşmalıdır. İşte usul hukukuna özgü soyut irdelemeler ve entelektüel oluşumlar bir yana bırakıldığında, gerçekte bu hukukun, kamu düzenini sağlamak amacıyla yargı gücüne verilmiş işlevsel bir sosyal araç olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Dünya’da yargı sistemlerine güvenin azaldığı/reform çabaları başarısının ise sınırlı kaldığı görülmekte- dir. Bunun geneldeki başlıca nedeni, yargı reformunun usul kanunları, kod kanunları, hukuk eğitimi, yolsuzluk veya IT teknolojisi gibi tikel sorunlara odaklanıp, bunlardaki değişimin sistemin diğer öğeleri/dinamikleri üzerindeki etkisinin göz ardı edilmesidir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">18</a> Yargı sisteminin sistem olduğu bilinci <i>de facto</i> yok gibi bir görüntü vermekte; sistemin öğeleri arasındaki etkileşim göz ardı edildiğinden reform girişimleri ve harcamaları hayal kırıklığı yaratmaktadır. Aynı olumsuz sonucun istinaf mahkemeleri için de olacağını düşünmekteyim-<i>Sistem yaklaşımı.</i></p>

<p>Bu çalışma, yapay zekanın (YZ) ceza davalarının yargılama verimliliğini artırmadaki uygulamasını araştırmaktadır. Küçük, sıradan ve karmaşık davaları içeren 500 ceza davası kaydından oluşan bir veri kümesi kullanılarak, yargılama sonuçlarını tahmin etmek, işlem süresini azaltmak ve karar doğruluğunu artırmak için makine öğrenimi (ML) ve doğal dil işleme (NLP) teknikleri uygulanmış. Karar ağacı regresyonu ve destek vektör makineleri (SVM) gibi ML modelleri, yargılama süresini ve karar doğruluğunu tahmin etmek için geçmiş dava verileri üzerinde eğitildi. NLP, belge oluşturmayı otomatikleştirmek ve yargılama kayıtlarından önemli yasal bilgileri çıkarmak için kullanıldı. Sonuçlar, YZ destekli yargılamaların, geleneksel yöntemlere kıyasla ortalama yargılama süresini %40 ve hata oranlarını %55 oranında azalttığını gösterdi. Bulgular, yapay zekanın yargı verimliliğini önemli ölçüde artırabileceğini, ancak YZ uygulaması, ölçeklenebilirlik ve önyargı azaltma ile ilgili zorlukların devam ettiğini göstermektedir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">19</a></p>

<p>Sonuç olarak, yargıya güven ve kalite sorununda önemli olan yargıya erişimin demokratikleştirilmesi ve sonuçta üretilen tikel ve genelde kümülatif adaletin kalitesini sağlamak olduğundan temel sorular şöyle sıralanabilir: Herkes adalete erişebiliyor mu? Zor/çetin davaların (hard cases) üstesinden gelebilecek yeterince nitelikli hukukçu var mıdır? Üretilen adalet kalitesi nedir? Adalet aktörleri ürün kalitesinden memnun mudurlar? Aktörlerin insan hakları-güvenlik ikilemi karşısındaki tutumları nedir? Adalet kalitesi belli ölçerlere, endeks değerlere, göre değerlendirilemez mi?<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">20</a></p>

<p>Yargıda kalite hukuk eğitiminden başlayıp, adalet akademisinde devam eden bir süreç olmasına karşın her ikisi için de eğitimin kalitesi üzerine şimdiye kadar yapılmış bir ankete tanık olmadım.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">21</a> Eğitim programı içinde, kuşkusuz, “gerekçeli karar yazılımı”; “en iyi uygulamaların paylaşılması” gibi konulara ağırlık verilmesi yeğlenmelidir.</p>

<p>OECD., tarafları “devletin ve toplumun tamamını kapsayan yaklaşımlar aracılığıyla, ampirik verilere ve kanıtlara dayalı olarak, insan merkezli adaleti teşvik etmek için hükümetin en üst düzeylerinde taahhüt sağlayarak, adalet sisteminde insan merkezli bir amaç ve kültür oluşturmaya” çağırmaktadır.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">22</a></p>

<p>Özetle, entelektüel olarak, hâkimlik çok zorlayıcı olup, sürekli kararlar vermeniz, sorunları ele almanız ve benzeri şeylerle uğraşmanız gerekiyor. Yalnız, özel avukatlık pratiğine kıyasla, hâkimlik farklı bir özgürlük sunuyor: Kazanmanızı isteyen müvekkillerin baskısı olmayıp, davayı tarafsız bir şekilde karara bağlıyorsunuz.</p>

<p>Yargı sorumluluğu, bağımsızlık, dürüstlük ve tarafsızlık değerleri üzerine kurulu ise de dava sayısının kabarıklığı ve kaynak kısıtlamaları süregelmekte; iş yükünün muazzam baskısı sistemi zorlamakta olduğundan <strong>AI </strong>(yapay zekâ) destekli "hâkimlik becerisi" olarak yeni beceriler gerektirmektedir.</p>

<p><strong>"Kimse sıradan hâkimlerin ne yaptığı hakkında gerçekten yazmıyor."</strong></p>

<p>Profesör Ross Cranston</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. C. Otacı. “Ceza Yargılaması Maliyeti ve Kamu Kaynaklarının Korunmasına Dair Öneriler” <strong>hpd Analiz</strong>, Aralık 2005, S.5, ss.20-25; “Adalet Mekanizması ve Stratejik İnsan Kaynakları Yönetimi” <strong>Güncel Hukuk</strong> Ekim 2005, S.22, ss.36-39; İ. Berkan. “Adaletin bu kadar verimsizi zor bulunur” <strong>Hürriyet</strong> (6/02/2015) s.6. Yargının kalitesi kavramının tanımlanması çok daha hassas bir meseledir ve bu doğrultuda pek az girişimde bulunulmuştur. Bunun olası nedeni, yargının kalitesi kavramının farklı alanlardan çok sayıda değişkeni bir araya getirmesi ve bu değişkenlerden tümünün aynı araçla ölçülebilmesinin mümkün olmamasıdır. Yargı kalitesi üç seviyede ele alınabilir: Ulusal, mahkeme ve münferit hâkim seviyesi. Bu üç seviyenin her biri için formüle edilecek sorular beş ölçüm alanı bağlamında geliştirilebilir. Bunlardan dördü konunun “arz yönü” (yargı altyapısı, Adalet Bakanlığı, HSYK ve insan kaynakları) ve bir tanesi ise talep yönü (mahkeme kullanıcıları/<i>justice comsumers</i>) ile ilgilidir. Ayrıca bkz. The Consultative Council of European Judges(CCJE) to the Attention of the Committee of Ministers of the Council of Europe <i>on the Quality of Judicial Decisions, </i>Opinion no.11(2008). Cepej. <i>Measuring the quality of Justice Guide,</i> 2017.</span><a name="_Hlk210474026"><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel.</span></a><span style="color:#999999"><u> </u></span><a href="https://www.hukukihaber.net/mahkeme-yonetim-kalitesi-court-management-quality" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Mahkeme-Yönetim-Kalite<u>si</u></span></a><span style="color:#999999"> <u>Ayrıca bkz. Alexander B. Aikman, Total Quality Management in the Courts: A Handbook for Judicial Policy Makers and Administrators 1 (1994). </u>Ayrıca bkz.<strong> </strong><strong>Avrupa Parlamentosuna, Konseye, Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesine ve Bölgeler Komitesine Sunulan Komisyon Bilgilendirmesi AB Genişleme Politikasına İlişkin 2022 Bilgilendirmesi- Türkiye Raporu</strong>.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> Cepej. <i>Yargının ve mahkemelerin kalitesinin arttırılmasına yönelik kontrol listesi</i> (Strasbourg, 2–3 Temmuz 2008). Bu belgedeki kalite modelleri, siyaset belirleyicileri, mahkeme yöneticileri, mahkeme başkanları, hâkimler ve diğer yargı aktörlerinin, yargı sisteminin hangi düzeyinde faaliyet gösteriyorlar ise o düzeyde sunulan hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesi konusundaki sorumluluklarıyla yüzleşmelerini sağlayacak bir “turnusol kâğıdı” olarak değerlendirilebilir. Ayrıca bkz. M. S. Bilgiç, S. Akyürek ve F. S. Koydemir. <strong>Türkiye’de Yargıya Toplumsal Bakış, </strong>Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Rapor no.69 (Aralık 2015): “Mahkeme denilince kişilerin akıllarına gelen ilk şey %43,3 oranında adalet/hakkaniyet gibi olumlu bir kavram/çağrışım iken, %56,7’lik kesimin aklına ilk gelen çağrışımlar olumsuz kavramlara (çözümsüzlük/ uzayan süreçler, adaletsizlik /güvensizlik, korku/hapishane) dayanmaktadır. Mahkemelerle ilgili olumsuz çağrışımlar içinde en fazla öne çıkan kavram ise %32,3 ile çözümsüzlük ve uzayan süreçlerdir.” Ayrıca bkz. J.O.Haley.“Judicial Reform: Conflicting Aims and Imperfect Models” <strong>Washington University Global </strong><strong>Studies Law Review</strong>, Vol.5/Issue 1, ss.81-97. Ayrıca bkz. European Commission. D.Lorenzani ve F.Lucidi. <strong>The Economic Impact of Civil Justice Reforms</strong>, European Union, 2014. http://ec.europa.eu/ economyfınance/ publications/.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Meşruiyet</strong>-Genel tanımına göre, yönetme hakkı ve bu hakkın yönetilenlerce tanınmasıdır. Ceza adaletine ilişkin meşruiyet ise, en temelde ceza adalet sisteminin var olması hakkının tanınması ve otoritesinin hukuku belirleme, zorlayıcı güçle yönetme ve suç oluşturan davranışları cezalandırmada yer almaktadır. Meşruiyet, ikili ve etkileşim karakteri itibariyle yetki sahibi ile ona tabi olanlar kapsamaktadır-<i>usuli adalet-Kolluk ve cezaevindeki tretmanın meşruiyeti analiz edilmektedir. </i>Ayrıca bkz. D.Beetham. <strong>The Legitimation of Power</strong>, 1991, s.20:</span></p>

<p><span style="color:#999999"><u>Meşruiyet ölçütü</u> <u>Gayrı meşru yetki biçimleri</u></span></p>

<p><span style="color:#999999">1. Kurallara uygunluk 1. Gayri meşru (kural ihlali)</span></p>

<p><span style="color:#999999">(Hukuki geçerlilik) 2. Meşruiyet açığı</span></p>

<p><span style="color:#999999">2. Ortak değerler olarak (Kurallar ile destekleyici ortak</span></p>

<p><span style="color:#999999">kuralların yerindeliği değerler arasındaki fark veya</span></p>

<p><span style="color:#999999">3. Belirgin rızanın sağladığı ortak değerlerin yokluğu)</span></p>

<p><span style="color:#999999">meşruiyet 3. Gayri meşru hal</span></p>

<p><span style="color:#999999">(Rızanın geri çekilmesi)</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> Çiğdem Toker. “Hak ihlali tazminatı üçe katlandı” <strong>T 24</strong> (20/05/2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> CEPEJ Avrupa Konseyi üye ülkelerinin adli sistemlerini incelemek için düzenli bir süreç kabul etmiştir. 1) <i>Adli sistemleri değerlendirme Çalışma Grubu</i> (CEPEJ-GT-EVAL) bu sürecin idaresinden sorumludur. 2) <i>Adaletin kalitesi Çalışma Grubu </i>(CEPEJ-GT-QUAL) üye ülkelerde, adalet sistemiyle sunulan kamu hizmetinin kalitesini geliştirmek amacıyla mahkemelerde yapılan çalışmanın analiz ve değerlendirilmesi araçlarını geliştirmek için görevlendirilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">CEPEJ-GT-QUAL hâkimlerin bağımsızlığı ilkesine duyarlık içinde özellikle,</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Üye ülkelerde mevcut olan adli çalışmanın kalitesini değerlendirme sistemleri konusunda gereken bilgileri toplamak;</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Adli çalışmanın kalitesini ölçme vasıtaları, göstergeleri ve araçlarını geliştirmek; ve</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Mahkemeler ve karar verenler/kullanıcılar için adaletin kalitesini sağlama yükümlülüğüyle iş yükünün ve hâkimlerin iş yükümlülüklerinin dengelenmesi ve adli faaliyetteki işlevsizliğe çare bulunmasını sağlayacak kesin çözümler tasarlamaktır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">3)Mahkemelerde zaman yönetimi oluşturulması için çalışmak üzere CEPEJ 2007’de bir adli zaman yönetimi merkezi (SATÜRN Merkezi–Adli Zaman Kullanımı Çalışmaları ve Analizleri Araştırma Ağı) kurmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#999999">(CEPEJ<i>), Monitoring and Evaluation of Court System: A Comparative Study. </i></span></p>

<p><span style="color:#999999">(CEPEJ<i>), </i><i>Administration and Management of Judicial Systems in Europe. </i></span></p>

<p><span style="color:#999999">(CEPEJ), Pim ALBERS<i>, </i><i>Performance indicators and evaluation for judges and courts.</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">(CEPEJ<i>), </i>Marco VELICOGNA, <i>Use of information and communication technologies (IT) in European Judicial Systems.</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">ENCJ çalışma grubu, <i>Quality Management Report 2008-2009</i>, <i>Quality Management and its Relation to Transparency and Access to Justice</i>. Ayrıca bkz. Richard MOHR ve Francesco CONTINI, <i>Judicial Evaluation in Context: Principles, Practices and promise in Nine European Countries</i> http://www.ejls.eu/2/30UK.pdf. US Trial Court Performance Standards and Measurement System &#40;22 standart/62 tedbir&#41;</span></p>

<p><span style="color:#999999">http://www.ojp.usdoj.gov/BJA; Hollanda kalite ölçüm sistemi için bkz. RechtspraaQ. Finlandiya için “How to assess quality in the courts” www.oikeus.fi/5996.htm</span></p>

<p><span style="color:#999999">A.Brooks ve C.Eisenhart. Characteristic of European Union Justice System, 2/09/ 2009.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. P.M.Boucher. <strong>Nanotechnology-Legal Aspects</strong>. CRC Press, London, 2008. Ayrıca bkz. http://www.nano.gov Ayrıca bkz. Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi’nin “Adli Kararların Kalitesi” konulu 11 nolu görüşü-CCJE (2008). Yüksek mahkemeler, hâkimlerce yapılan adli hataları düzeltmek yanında benzer davaların benzer bir şekilde karar verilmesini (<i>hukuk birliği</i>) sağlayarak yüksek kalitede mahkeme karar süreci için bir güvence oluşturmaktadır. Adli kalite yargının bağımsızlığı fikrine de ilişkindir. Bağımsızlık güvenceleri hâkimlerin adaylık, mesleğe alınma, görev süreleri, maaşları ile yürütme veya yasama organından etkisi altında kalmaksızın karar vermesini de kapsamaktadır (<i>Yazarın notudur</i>). Cepej. Checklist for promoting quality of justice and the courts (2008, 2E). Ayrıca bkz. http://www.courtexcellence.com/ International Framework for Court Excellence.<strong> </strong><strong>Veysel Ulusoy. </strong>“Hukukun üstünlüğü, ekonomik büyüme... Osimhen ve Mario Lemina örneği” Cumhuriyet (16/11/2025): Harvard Law Journal (2024) yayınında 134 ülke üzerine 1984-2019 verisi ile yapılan araştırma, hukukun üstünlüğü ile ekonomik büyüme arasında bağın çok güçlü olduğunu ortaya koymakta, (0-1 aralığındaki) endeksteki yüzde 10’luk bir artışın kişi başı geliri yaklaşık yüzde 3,5 ile yüzde 4,2 artırdığını göstermektedir. Tüm bu araştırma sonuçlarının kişi başı geliri ortalama ne kadar artırdığını da görmek önemli olabilir. Hukukun üstünlüğündeki 0.1 puanlık artışın (Türkiye için 0.4’ten 0.5’e çıkması) cebinize ek yıllık 600 dolar daha fazla gelir koymaktadır. Sadece parasal yaklaşım değil konu olan. Aynı sonuçlar sosyal hayattaki tüm diğer gelişmeleri de yukarılara taşımaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel.</span><a href="https://www.hukukihaber.net/mahkemelerde-kapasite-ve-etkinlik-sorunu-capacity-and-efficiency-problems-in-courts" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Mahkemelerde-Kapasite-ve-Etkinlik-Sorunu</span></a><br />
<a href="https://www.hukukihaber.net/hakimlerin-kisiligi-personality-of-judges" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Hâkimlerin-Kişiliği</span></a><span style="color:#999999"> - </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargi-reformu-ve-demokrasi-sosyolojik-yaklasim-judicial-reform-and-democracy-sociological-perspective" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Yargı-Reformu-ve-Demokrasi-Sosyolojik-Yaklaşım</span></a><br />
<a href="https://www.hukukihaber.net/mahkemeler-adalet-ve-verimlilik-courts-justice-and-efficiency" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Mahkemeler-Adalet-ve-Verimlilik</span></a><a name="_Hlk231019606"><span style="color:#999999"> </span></a></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Kuşkusuz, kimse sizin doğru olduğunuz yolundaki mutlak inancınızın sizin böyle olduğunuz hakkında bir güvence olmadığı üzerine kuşku duymayacaktır. O.W.Holmes’ın belirttiği gibi, “<i>eminlik kesinlik testi değildir. Emin olduğumuz çoğu şeyler öyle değildir.</i>” Natural law 32 <strong>Harvard Law Review</strong> 40, 1918, s.40. Ayrıca bkz. E.Allan Lind ve Tom R.Tyler. <strong>Social Psychology of Procedural Justice</strong>,<strong> </strong>Spring Science, 1988.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> <strong>GLOBAL MEASURES OF COURT PERFORMANCE (Third Edition)</strong> Sydney, Australia: Secretariat for the International Consortium for Court Excellence: http://www.courtexcellence.com. Parker. <strong>Mahkemeler ve Kamuoyu</strong>, Avustralya Yargı İdaresi Enstitüsü 1998, ss. 17–18. <strong>HSK. Yargının Etkinliği Bürosu</strong> 2024 Yılı Faaliyet Raporu, Aralık 2024-Bilimsel bir değerlendirmeden yoksun bir rapor(!?). Ayrıca bkz. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği Sayı: E.75743956-045-399/104251 18.12.2025 Konu: Makul Sürede Yargılanma Hakkı Kapsamında Gerekçeli Kararların Yazılması</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. Gürsel Özkan. <strong>Yargıya Güven Sorunu</strong>, Turhan Kitabevi, 4. Bası, 2024. Fazıl H. Erdem. “Türkiye’de Yargının Hukuk Ötesi Sorunları” <strong>DÜHFD</strong>, Cilt: 24, Sayı: 40, Yıl: 2019, ss. 3-30. Taha Akyol.<strong> </strong>“Muhafazakâr adalet!” Karar (28/12/2025); T. Akyol. “<strong>Türkiye’nin Hukuk Serüveni</strong>” Doğan Kitap, 2016.<strong> </strong>Ahmet Taşgetiren.<strong> </strong>“Yargıda Yaman Çelişki”<strong> Karar </strong>(23/02/2025). 21/03/2000 tarihli Adalet Bakanlığı Genelgesi: “Bazı yargı çevrelerinde görevlilerin mesailerine zamanında gelmedikleri, duruşmalara belirlenen saatte başlamadıkları ve görevlerinden erken ayrıldıkları, bu durumun da vatandaşların haklı sızlanmalarına neden olduğu öğrenilmiştir.” Fatih Altaylı: YARGIYA GÜVEN NASIL ARTAR? 24 Nisan 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Usuli objektiflik</strong> Kant’tan gelmektedir. Bkz. M.H. Kramer. <strong>Objectivity and the Rule of Law,</strong><strong> </strong>Cambridge University Press, 2007.Bkz. <strong>Bangolore Yargı Etiği İlkeleri</strong>; J. Rawls, <strong>Theory of Justice</strong>, s.137: Objektiflik adına adalet ilkelerine varmak üzere aktörleri farazi bir şekilde <i>cahillik peçesi</i> (<i>veil of ignorance</i>)arkasına konulmaktadır. Her aktörün farazi konumda toplumdaki yeri, sınıfı veya sosyal statüsü, psikolojik eğilimleri, zekâsı ve gücü, toplumun ekonomik ve siyasi durumu, toplumun kültürel seviyesi ve ait olduğu nesil hakkında bir bilgisi yoktur. Olması gereken bu normatif yaklaşıma karşın Mayıs 2015 tarihinde yeni seçilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına görevi devreden eski Başsavcı H.Erbil törendeki konuşmasında, “…Devletini milletini zora sokmadan zarara uğratmadan birilerini fazla rahatsız etmeden görev yapacağına...yürekten inanıyorum” söylevi çok düşündürücüdür. Bkz. “Birilerini rahatsız etmeden görev yap”<strong> Hürriyet </strong>(23/05/2015) s.19. Ayrıca bkz. G. Mayne. <strong>Judicial Integrity: the accountability gap and the Bangalore Principles </strong>(Erişim 22/06/2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Ankara BAM'ın 2025 faaliyet raporu, 17 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN 10 YILLIK FAALİYET RAPORU (2016-2025).</strong><strong> </strong><strong>Ankara İstinaf'ın en hızlı dairesi ve en yavaş dairesi belli oldu Memurlar.net özel 20/04/2026.</strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. “Avukatlık Meslek Etiğine Kriminolojik Yaklaşım” <strong>TBB Dergisi</strong>, Sayı 75, 2008, ss.267-283.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi Kaynak Kılavuz ve Değerlendirme</strong> (İstanbul Bildirgesi) Ankara, 2023.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa Tören Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/istinaf-mahkemeleri-yanlis-bir-proje-mi-courts-of-appeal-a-wrong-project" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/İstinaf-Mahkemeleri-Yanlış-Bir-Proje-mi</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">15</span></a><span style="color:#999999"> Best practices on the prevention of the unreasonable length of proceedings: experiences of the CEPEJ (9/30/24). M.T.Yücel. “Adli Yargıda Makul Süre Felsefesi ve Matematiği” <strong>TBBD</strong> 2014. M.T. Yücel. “Ceza Yargılaması Gerçeği: Psiko-Sosyo-Juridik Açıdan Yargılamanın Paradoksal Özelliği, Makul Süre ve Segmentli duruşma” <strong>HFSA</strong> 3, 2005, ss.198-217.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> Örneğin bir gün önce davalı olduğu davayı kaybeden kişinin yarın davacı olduğu zaman da hakkında aynı hükmün verilmesini haklı olarak beklemesidir. Hukuki güvenlik ilkesi, vatandaşların olduğu gibi devlet organlarının faaliyetlerinin de güvenilir bir esasa gereksinme duymasını amaçlamaktadır. Özellikle vatandaş açısından, onun için geçerli düzenlemelerin sürekliliği var ise, güvenin korunmasından söz edilir.<strong> CORE Session: Building Trust: Enhancing Public Confidence in the Judiciary YouTube NACM: National Association for Court Management</strong><strong> </strong>Ayrıca bkz. Çiğdem Toker. “Hak ihlali tazminatı üçe katlandı” <strong>T 24</strong> (20/05/2026): “Hak ihlali gerekçesiyle yapılan bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesi’nce verilen kararlarda hükmedilen tazminat tutarı, bu yılın dört ayında 148 milyon T’nin üzerine çıktı. Bu tutarın, 2025 yılının tamamı için yapılan ödemenin çok üzerinde oluşu dikkat çekiyor”.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> Equal Access to justice-OECD (Erişim: 25/09/2024).</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">18</span></a><span style="color:#999999"> Teknolojinin çok daha önemli bir rolü var ve o da dönüşümü sağlamaktır. Bununla, teknolojinin radikal değişiklikler gerçekleştirmek ve daha önce mümkün olmayan (hatta düşünülemeyen) şeyleri yapmamıza olanak sağlamak için kullanılmasını kastediyorum. Teknolojinin buradaki rolü, eski çalışma yöntemlerimizi desteklemek ve geliştirmek değil, geçmişteki uygulamalarımızı tamamen değiştirmek ve çoğu zaman onların yerini almaktır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Bu ön çözümler, resmi çözümden ziyade anlaşmazlıkların önlenmesi ve kontrol altına alınmasıyla ilgili olacak; uçurumun dibine ambulans göndermek yerine tepesine çit çekmek gibi, resmi yasal işlemler başladığında ve avukatlar mücadeleye girdiğinde sıklıkla olduğu gibi anlaşmazlıkların tırmanmasını engellemeyi amaçlayacak. Ön çözümler, daha önleyici bir anlaşmazlık çözüm hizmeti türünü teşvik edecektir. Richard Susskind. <strong>Mahkemelerin Geleceği</strong>, Temmuz/Ağustos 2020, Center on the legal education, Harvard Law School.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">19</span></a><span style="color:#999999"> Improving the trial efficiency of criminal cases with the assistance of artificial intelligence Springer Nature Link Vol. 5, article number 110, (2025).</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">20</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Mustafa T. Yücel. “Türk Yargı Sistemi “Yapısal Analiz ve Sorunlar” https://hfsa-sempozyum.com HFSA25 Yücel Usul adaletinin nelere odaklanması-tüketiciler açısından- araştırma ile saptanması gerekirken, bu türden bir araştırmaya şimdiye dek tanık olunmamıştır. Kuşkusuz kolluktan başlayarak cezaevini de içeren CAS sürecinde adil ve gayri adil tretman olup olmadığı ve bu tretmanın kişiler üzerindeki etkisinin saptanması gereklidir. Yale Üniversitesi Prof. Tom R. Tyler’ın yaptığı araştırma türünden böyle bir araştırmaya ülkemizde tanık olunmamıştır (Bkz. Why procedural justice matters: Tom R. Tyler youtube). Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/usul-adaleti-ve-psikolojik-gercekler-procedural-justice-and-psychological-facts" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Usul-Adaleti-ve-Psikolojik-Gerçekler</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. İ.Elveriş, G.Jahic, S. Kalem. <strong>Mahkeme Tek Başına</strong>, İst. Bilgi Univ. 2008. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargi-reformu-ve-demokrasi-sosyolojik-yaklasim-judicial-reform-and-democracy-sociological-perspective" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Yargı-Reformu-ve-Demokrasi-Sosyolojik-Yaklaşım</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">21</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Mustafa T. Yücel. “Hukuk Eğitimi Üzerine…” <strong>Ceza adaletine Özgün Sorunlar</strong>, Adalet, 2023. İngiltere eğitim kolejinde yapılan bir ankette (2020) sonuç değerlendirmede %83’ü eğitimi tatminkâr, %14’ü daha iyi olabilir, %3’ de hiç tatmin olmamış görmüşlerdir. Ayrıca bkz. Sultan Uçar. “Adalet arayışı ahirete kaldı (!)” <strong>Sözcü</strong> (29/05/2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">22</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Making Justice Systems More Effective and People Centred-</strong>Advancing a Responsive Rule of Law<strong> </strong>(<strong>Adalet Sistemlerini Daha Etkin ve İnsan Odaklı Hale Getirmek </strong>Duyarlı Bir Hukuk Devleti Anlayışını Geliştirmek), 12 Kasım 2025: OECD Tavsiyesi. Ayrıca bkz. Council of Europe. İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flahert Komiser’in 1 ila 5 Aralık 2025 tarihleri arasında Türkiye’ye yaptığı ziyaretin ardından hazırlanan raporda,</span></p>

<p><span style="color:#999999">· HSK yapısının ve işleyişinin, Venedik Komisyonu’nun ilkeleri doğrultusunda, çoğulculuk ve bağımsızlık için yeterli güvenceleri getirerek şeffaf, liyakat ilkesine dayalı ve yürütmenin müdahalelerinden bağımsız olmasını sağlanması,</span></p>

<p><span style="color:#999999">· İddianamelerin ve yargı kararlarının, tutuklu yargılama kararlarının titizlikle incelenmesi dahil olmak üzere, zamanında, adil ve gerekçelere dayandırılarak kaleme alınmasını sağlayan kurallar geliştirip uygulamalarını; gizli tanık kullanımını sınırlandırmalarını ve aynı gerekçelerle paralel veya örtüşen davalar açma uygulamasına son verilmesi tavsiye edilmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargilamada-gerceklerin-belirlenmesi-determination-of-facts-in-trial" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Yargılamada-Gerçeklerin-Belirlenmesi</span></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargida-kalite-ve-guven-sorunu-yucel</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/tokfmas.jpg" type="image/jpeg" length="70861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2022/5205 E., 2022/6879 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225205-e-20226879-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225205-e-20226879-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2022 tarihli, 2022/5205 E., 2022/6879 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/5205 E., 2022/6879 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki kira bedelinin tespiti davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; davalı ile 23/04/2010 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesi imzaladığını, davalının son ödediği 23.700TL kira bedelinin emsal taşınmazlara göre düşük kaldığını ileri sürerek; 23/04/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık kira bedelinin 28.000TL olarak tespitine karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında talebinin net kira bedeline ilişkin olduğunu bildirmiştir.</p>

<p>Davalı; sözleşmedeki artış şartına uygun olarak kira bedelinin aylık 23.700TL+ stopaj olarak ödendiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece; kira sözleşmesinin başlangıç tarihi 23/04/2010 tarihine göre, Türk Borçlar Kanunu'nun 345. maddesinde belirtilen yasal süre dikkate alınmadan 12/06/2015 tarihinde açılan davanın, zamanaşımı ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karar; davacı tarafın temyizi üzerine, Dairece verilen 04/04/2019 tarihli ve 2017/7675 E. 2019/2965 K. sayılı kararla; (...Kira sözleşmesinin 5. maddesinde her yıl kira bedelinin TÜİK’in açıklayacağı ÜFE+TÜFE ortalaması ile artırılacağı kararlaştırılmıştır. Bu hale göre sözleşmede kira bedelinin artırılacağı düzenlenmiştir. Bu durumda 12/06/2015 tarihinde açılan dava süresinde olup, mahkemece sözleşmede artış şartı olduğu gözetilerek hak ve nesafet dönemi sayılan 23/04/2015 tarihinden itibaren kira bedelinin tespitine karar verilmesi gerekir...) gerekçesiyle bozulmuştur.</p>

<p>Bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda mahkemece, dava konusu taşınmazın 23/04/2015 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin 24.570TL olarak tespitine karar verilmiş; karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1) Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2)18/11/1964 tarihli ve 2/4 sayılı YİBK ve yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre; “hak ve nesafet” ilkesi uyarınca kira parasının tespitine karar verilirken öncelikle tarafların tüm delilleri, varsa emsal kira sözleşmeleri aslı veya onaylı örnekleri dosyaya alınmalı, bilirkişi marifetiyle kiralanan taşınmaz ve taraf emsalleri tek tek görülüp incelenmeli, böylece elde edilen veriler somutlaştırılarak, dava konusu yer ile ayrı ayrı (konumu, çevresi, niteliği, kullanım şekli, kira başlangıç tarihi, kira süreleri vb.) kira parasına etki eden tüm nitelikleri karşılaştırılmalı, emsal kira bedellerinin niçin uygun emsal olup olmadığı somut gerekçelerle açıklanmalı, dava konusu taşınmazın yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira parası belirlenmeli, hâkimce bu kira parası dikkate alınmak suretiyle hak ve nesafete; özellikle tarafların kira sözleşmesinden bekledikleri amaçlarına uygun makul bir kira parasına hükmedilmelidir.</p>

<p>Hak ve nesafete uygun kira belirlenirken; en son ödenen aylık kira bedeline endekse (ÜFE) göre artış yapılarak belirlenen kiradan daha düşük olmayacak şekilde taşınmazın boş olarak yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedelinden, davalının eski kiracı olduğu gözetilerek hakkaniyete uygun bir miktarda indirim yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Somut olayda; kira bedelinin, sözleşmenin başlangıç tarihine göre hak ve nesafet esaslarına göre tespit edilmesi gerekmektedir. Sözleşmenin özel şartları 5. maddesinde; kira bedelinin 16.000TL olduğu, stopajın kiracı tarafından ödeneceği, 31/03/2011 tarihinden sonraki yıllık dönemlerde kira bedelinin TÜİK’in açıklayacağı ÜFE+TÜFE ortalaması ile artırılacağının kararlaştırıldığı, buna göre de talep edilen dönem için davalı tarafça ödenen kira bedelinin 23.700+stopaj olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dosyaya kazandırılan ve mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunda; davalının dava konusu iş yerinde eski kiracı olmasının yanı sıra hak ve nesafet kuralları da gözetilmek suretiyle 23/04/2015 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin net 27.300TL olabileceği belirtilmiş, mahkemece bu bedel üzerinden takdiren %10 hakkaniyet indirimi yapılarak, aylık kira bedelinin 24.570TL olarak tespitine karar verilmiştir.</p>

<p>Tüm bu bilgilere göre somut olay değerlendirildiğinde; 06/03/2020 tarihli bilirkişi heyeti raporunda, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda kiralananın yeniden boş olarak kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedelinin ne olacağı belirtilmemiş olduğundan, alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir.<br />
O halde, mahkemece yapılacak iş; bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak taşınmazın boş olarak kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedeli belirlenip, bu bedelden davalının eski kiracı olduğu gözetilerek hakkaniyete uygun bir miktarda indirim yapıldıktan sonra kira bedelinin tespitine karar vermek olmalıdır.</p>

<p>Öteyandan; sözleşmedeki düzenlemeye göre davalı tarafça ödenen kira bedelinin 23.700TL+ stopaj olduğu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda kira bedelinin net 27.300TL olabileceği belirlendiği halde, hükmedilen aylık 24.570TL kira bedelinin net ya da brüt olduğu belirtilmeksizin infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulmasıda doğru değildir.</p>

<p>Bundan ayrı; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 9. maddesinde yer alan kira bedelinin tespiti davalarında mahkemece tespit olunan kira bedeli farkının bir yıllık tutarı üzerinden tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedileceği düzenlenmiştir.<br />
Buna göre, tespit edilen yıllık kira bedelinden davalı tarafça ödenen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden davacı yararına; yine davacı tarafça dava dilekçesinde talep edilen yıllık kira bedelinden tespit edilen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden de davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22/09/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225205-e-20226879-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="76528"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kira Tespit Davalarında Hakkaniyet İndiriminin Vekalet Ücretine Etkisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davalarinda-hakkaniyet-indiriminin-vekalet-ucretine-etkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davalarinda-hakkaniyet-indiriminin-vekalet-ucretine-etkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kira tespit davalarında, mahkeme tarafından belirlenen kira bedelinin bilirkişi raporunda tespit edilen emsal kira bedelinden daha düşük olarak hüküm altına alınması çoğu zaman hak ve nesafet indirimi ile gerçekleşmektedir. Bu durumda, hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen kısım yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceği uygulamada tartışma konusu olmaktadır.</p>

<p>Özellikle son yıllarda bölge adliye mahkemeleri arasında farklı değerlendirmeler ortaya çıkmıştır. Bir görüş, hakkaniyet indirimi sonucu reddedilen kısım bakımından davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini kabul ederken; diğer görüş, hakkaniyet indiriminin tamamen hakimin takdir yetkisi kapsamında olması nedeniyle davacının bu kısım yönünden haksız sayılamayacağını savunmaktadır.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326/2. maddesinde; “Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarınca davanın kısmen kabul ve kısmen reddi halinde yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranlarına göre paylaştırılması ve reddedilen kısım bakımından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesi genel kuraldır. Kira tespit davaları bakımından da uzun yıllardır uygulanan yaklaşım bu yönde olmuştur.</p>

<p>Hakkaniyet indirimi nedeniyle davalı lehine vekalet ücreti verilmesi gerektiğini kabul eden mahkeme kararları incelendiğinde ; kira tespit davalarında davacı, kira bedelini talep ederken Türk Borçlar Kanunu hükümlerini, yerleşik Yargıtay içtihatlarını ve hakkaniyet ilkesini dikkate almak zorundadır. Kiralananın boş olarak yeniden kiraya verilmesi halinde elde edilebilecek kira bedeli tek başına esas alınamaz. Hâkim, emsal kira bedelini belirledikten sonra kiracının eski kiracı olması, kullanım süresi, sözleşme devamlılığı ve hakkaniyet ilkelerini dikkate alarak uygun bir indirim yapmak zorundadır. Bu nedenle davacı, <strong>dava açarken talebini oluştururken olası hakkaniyet indirimi ihtimalini de gözetmelidir. Aksi hâlde talep ettiği miktarın bir kısmının reddedilmesine kendisi sebebiyet vermiş olacaktır.</strong></p>

<p><i>Tespit edilen yıllık kira bedelinden davalı tarafça ödenen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden davacı yararına; yine davacı tarafça dava dilekçesinde talep edilen yıllık kira bedelinden tespit edilen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden de davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. </i><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225205-e-20226879-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2022/5205 E. 2022/6879 K.)</strong></a></p>

<p><i>Öte yandan, kira tespit davalarında davacı yeni dönem kira bedelini Kanundaki ilkeleri ve tespitin ne şekilde yapılacağını açıklayan Yargıtay içtihadı birleştirme kararlarındaki ilkeleri göz önünde bulundurarak ve kiracı ile yeni bir kira ilişkisi kurulmadığını, kira bedelinin taşınmazın boş olarak kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedeli üzerinden değil, hakkaniyete göre belirleneceğini göz önünde bulundurarak talep etmelidir. <strong>Fazla talepte bulunarak davanın kısmen kabulüne sebep olmuşsa reddedilen kısım için davalı lehine avukatlık ücretine katlanmalıdır</strong>. Buna göre; kira tespit davalarında hakim tarafından yapılan hakkaniyet indirimi nedeniyle davanın reddedilen kısmı için davalı lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken, mahkemece; hakkaniyet indirimi yapılarak bu bedelin hesaplandığı gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değilse de; bu yanlışlığın yeniden duruşma yapılarak giderilmesinde usul ekonomisi yönünden yarar görülmediğinden; istinaf nedenleri ile sınırlı yapılan inceleme sonunda HMK'nun 353/1-b-2. maddesi gereğince davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve hükmün bu yönden düzeltilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</i> <strong>(Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi)</strong></p>

<p><i>Bilirkişi heyetinin tespit ettiği kira bedeli üzerinden hak ve nesafet indirimi de yapılarak mahkemece verilen kısmen kabul kararında bir hata bulunmadığı ancak hakkaniyet indirimine konu kısım için davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi hatalıdır. Konuya ilişkin Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22.09.2022 tarihli 2022/5205-6879 sayılı ilamında da "tespit edilen yıllık kira bedelinden davalı tarafça ödenen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden davacı yararına; yine davacı tarafça dava dilekçesinde talep edilen yıllık kira bedelinden tespit edilen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden de davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir." denilerek bu konuya işaret edilmiştir. Davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf sebebi bu nedenle yerindedir</i>. <strong>(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi 2023/4053E. 2025/2173K.)</strong></p>

<p>Hakkaniyet indirimi nedeniyle davacı aleyhine vekalet ücreti verilemeyeceğini kabul eden kararlar incelendiğinde; kira tespit davalarında uygulanan hakkaniyet indiriminin miktarı tamamen hakimin takdir yetkisine bağlıdır. Yerleşik Yargıtay uygulamalarında hakkaniyet indiriminin genellikle %5 ila %20 arasında değişebileceği kabul edilmektedir. Ancak somut olayın özelliklerine göre bu oranın ne olacağı dava açıldığı tarihte öngörülemez. Bu nedenle davacıdan, <strong>hakimin hangi oranda hakkaniyet indirimi yapacağını önceden bilmesi beklenemez. Davacının talep ettiği miktarın yalnızca bu nedenle kısmen reddedilmiş olması, onun haksız veya kusurlu olduğu anlamına gelmez.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Kabule göre de; hakim tarafından kiralananın boş olarak yeniden kiraya verilmesi halindeki miktar üzerinden kiralananın durumu, çevresel koşullar ve rayiç kiraları göz önünde bulundurarak denge kuracak şekilde hakkaniyet ölçüsüne göre bir hakkaniyet indirimi yapması gerektiği yerleşik Yargıtay uygulamalarıyla kabul edilmektedir. Yargıtay uygulamasında bu oran %5 - %20 oranları arasında olması gerektiği kabul edilmiştir. Davacı davasını açarken <strong>hakimin bu %5 ile %20 oranında yapacağı hakkaniyet indiriminin ne kadar olacağını bilemeyeceğine göre davacının reddedilen miktar yönünden haksız olduğu ve kusurlu bulunduğu kabul edilemez. Yargılama giderleri kural olarak davada haksız çıkan tarafa yükletilir. Ayrıca haksız çıkan taraf yargılama gideri olarak vekalet ücreti ödemeye de mahkum edilir. (HMK 326,323/1-g) Hakkaniyet indiriminin ne kadar yapılacağını davacının önceden takdir etmesi düşünülemez.</strong> Hakkaniyet indirimi yapılması tamamen hakimin takdirine ait olduğundan indirilen miktardan dolayı davacı taraf aleyhine yargılama giderleri ve avukatlık ücretine hükmedilemez. Bu nedenle, mahkemece hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen miktar üzerinden davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmiş olması da yerinde değildir</i>.<strong> (Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 2024/64E. 2025/1458K.)</strong></p>

<p>Kararda, HMK m. 326 kapsamında yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletileceği, ancak hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen bölüm bakımından davacının haksız sayılmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>Özetlemek gerekirse Kira tespit davalarında hakkaniyet indiriminin vekalet ücretine etkisi konusunda uygulamada tam bir birlik sağlanabilmiş değildir. Ancak mevcut durumda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ile Ankara ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinin baskın uygulaması, hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen kısım yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi ve yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranlarına göre paylaştırılması gerektiği yönündedir. Buna karşılık bazı Bölge Adliye Mahkemelerince , hakkaniyet indiriminin tamamen hakimin takdir yetkisine bağlı olduğu ve davacının bu indirimin miktarını önceden öngöremeyeceği gerekçesiyle, reddedilen kısım bakımından davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesini hukuken isabetli bulmadığı ifade edilmektedir. Benzer uyuşmazlıklarda farklı uygulamaların sürdürülmesi, hukuk birliği ve hukuki öngörülebilirlik ilkelerini zedelemekte, yargı kararlarında istikrarın sağlanmasına da engel olmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davalarinda-hakkaniyet-indiriminin-vekalet-ucretine-etkisi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/kira-ev-tahliye-taahhudu.jpg" type="image/jpeg" length="10850"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY’DAN İŞÇİLERİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEK KARAR: İŞ KAZASINDA "%0 MALULİYET" ARTIK TAZMİNAT ALMAYA ENGEL DEĞİLDİR!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-iscilerin-yuzunu-guldurecek-karar-is-kazasinda-0-maluliyet-artik-tazminat-almaya-engel-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-iscilerin-yuzunu-guldurecek-karar-is-kazasinda-0-maluliyet-artik-tazminat-almaya-engel-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İş dünyasını özellikle de çalışanları yakından ilgilendiren emsal bir karar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nden geldi. Bu kararın detaylarını yazımız ekinde paylaşıyoruz. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20247396-e-20255574-k-sayili-karari" rel="dofollow">(<strong>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 10.04.2025 tarihli, 2024/7396 Esas ve 2025/5574 Karar</strong> )</a> ve <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202314467-e-202412362-k-sayili-karari" rel="dofollow">(<strong>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2024 tarihli, 2023/14467 Esas ve 2024/12362 Karar</strong> )</a></p>

<p>Çoğu zaman "kalıcı engelin yoksa tazminat da yok" diye bilinen yanlış algı, yüksek mahkemenin bu içtihadıyla artık geçerliliğini yitirdi. Karar, sadece bir davayı değil, tüm çalışanların hakkını koruyan tarihî bir dönüm noktası oldu…</p>

<p><strong>Öncelikle İş Kazası Sonrası Yasal Süreç Nasıl İşler Ve Nereye Başvurulur ? Bunları İnceleyip Sonrasında Tüm İşçileri İlgilendiren Yargıtay Kararını Birlikte İnceleyeceğiz.</strong></p>

<p>İş kazası meydana geldikten sonra izlenmesi gereken adımlar büyük önem taşır:</p>

<p><strong>1. Derhal Bildirim:</strong> İş kazası, kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine ve SGK'ya en geç 3 iş günü içinde bildirilmelidir. İşverenin bu bildirimi yapma yükümlülüğü vardır.</p>

<p><strong>2. Sağlık Raporu:</strong> İş kazası sonrasında derhal sağlık kuruluşuna başvurularak detaylı sağlık raporu alınması zorunludur. Bu rapor, maluliyet oranlarının belirlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.</p>

<p><strong>3. Tazminat Davası:</strong> Maddi ve manevi tazminat talepleri için iş mahkemelerinde dava açılabilir. Bu dava türlerinde zaman aşımı süreleri önemlidir. Tazminat hesaplama 2026 süreçleri, karmaşıklığı nedeniyle profesyonel hukuki destek gerektirir.</p>

<p><strong>4. Avukat Desteği:</strong> Yasal süreçlerin doğru ve eksiksiz yürütülmesi, hak kayıplarının önüne geçilmesi için uzman bir avukatla çalışmak esastır. Özellikle iş akdi feshi veya haksız işten çıkarma gibi durumlarda haklarınızın korunması büyük önem taşır.</p>

<p><strong>***Geçici İş Göremezlik Tazminatı ve Maddi Zarar:</strong></p>

<p>Sürekli iş göremezlik oranının %0 olması, işçinin kaza nedeniyle istirahatli kaldığı dönemdeki maddi tazminat haklarını engellememektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20247396-e-20255574-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 10.04.2025 tarihli, 2024/7396 Esas ve 2025/5574 Karar</strong></a> sayılı ilamında, sürekli iş göremezlik oranı %0 olsa dahi, sigortalının kaza nedeniyle çalışamadığı istirahat süreleri için ücret kaybı doğduğu ve bu zararın maddi tazminat kapsamında olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, bu dönemdeki zararın %100 iş gücü kaybı üzerinden hesaplanması gerektiğini hükme bağlamıştır.</p>

<p>Yine benzer şekilde, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202314467-e-202412362-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2024 tarihli, 2023/14467 Esas ve 2024/12362 Karar</strong> </a>sayılı ilamında; iş göremezlik oranının %0 olması halinde dahi geçici iş göremezlik dönemi için tazminat hesabı yapılması gerektiği, bu hususun göz ardı edilerek davanın reddedilmesinin isabetsiz olduğu ifade edilmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-20093569-e-20104335-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 14.04.2010 tarihli, 2009/3569 Esas ve 2010/4335 Karar</strong></a> sayılı dosyasında da geçici iş göremezlik durumunun sürekli iş göremezlik oranından bağımsız değerlendirilmesi gerektiği, tedavi sürecinde çalışılamayan süreler için maddi zarar tespiti yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Kararların detaylarını sizler için aşağıda paylaşıyorum. İyi okumalar dilerim…</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20247396-e-20255574-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>***Yargıtay, 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/7396, K. 2025/5574, T. 10.04.2025: </strong></a></p>

<p>Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde makine bölümünde çalıştığını, 29.09.2018 tarihinde presleme bölümüne geçtiğini, müvekkilinin hiç bir bilgisinin ve tecrübesinin olmaması nedeniyle aynı gün presleme makinesinde sensör olmadığı için iş kazası geçirdiğini ve parmağında kopma, sinir ve his kaybının meydana geldiğini, müvekkilinin yaralanmasında davalı işverenin sorumlu olduğunu, hiçbir bilgi ve tecrübesinin olmadığı presleme bölümüne geçirilmesinde davalı işverenin sorumluluğunun bulunduğunu, iş kazasından sonra müvekkilinin bir takım ihtiyaçlarının ailesi tarafından giderildiğini, bundan sonra da yakınlarının desteği olmadan hayatını idame ettiremeyeceğini, bu yaşanan olay nedeniyle müvekillinin psikolojisinin bozulduğunu, belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat ile 60.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığı pres makinesinde hiçbir eğitim verilmeden görevlendirildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının iş kazası geçirdiği makineye iş kazasından yaklaşık altı ay önce geçtiğini, bu sürede gerekli deneyimi elde edebilecek zihinsel yeteneğe sahip olduğunu, davacıya işe girdiği tarihten itibaren gerekli eğitimlerin verildiğini, olayda davacının özensiz ve tedbirsiz hareket etmesinden iş kazasının meydana geldiğini, ayrıca davacının dağınık ve tedbirsiz çalıştığını, davacının yaralanmasının basit tıbbi bir müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunu, iş kazasından sonra iş başı yaparak çalıştığını, açılan davanın haksız bir dava olduğunu belirterek reddine karar verilmesini, ayrıca Generali Sigorta Şirketine ihbar edilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;"... İşyerinde risk analizi yapmamış olması, alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlememiş, denetlememiş, uygunsuzlukların giderilmesini sağlamamış olması, özel risk taşıyan iş ekipmanı olan presin, sadece o ekipmanı kullanmak üzere görevlendirilen kişilerce kullanılmasının sağlanamamış olması, iş ekipmanını kullanmakla görevlendirilen davacı çalışanın, tecrübe durumu da gözetilerek iş ekipmanının kullanımından kaynaklanabilecek riskler ve bunlardan kaçınma yollarına ilişkin yeterli eğitim almasının ve bilgilendirilmesinin ve bilinçlendirilmesinin sağlanamamış olması, özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davalı işveren ... Metal San. ve Tic. A.Ş.'nin % 60 (yüzde altmış) oranında kusurlu olduğu, İşe girişte pres makinaları ile ilgili oryantasyon ve iş güvenliği ile ilgili temel eğitimleri almış olması, normalde makina bölümünde çalışıyor olması, pres tezgahı ile ilgili tecrübesinin bulunmaması, kaza anında kendisine verilen iş eldivenlerini kullanmamış olması, dikkatinin dağılması neticesi elini tezgahın tehlikeli alanından çekmeden ayak pedalına basmak suretiyle pres tezgahını çalıştırmış olması, dikkatsiz ve tedbirsiz davranmış olması, bu davranışı ile kendi kişisel güvenliğini tehlikeye düşürmüş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davacı kazalı çalışan ...'ın % 40 (yüzde kırk) oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Raporun hüküm kurmaya ve denetlemeye elverişli yapılan değerlendirmelerin Mahkememizce yerinde olduğu görülmekle rapor hükme esas alınmıştır. Dosyaya celbedilen belgelerden davacının 29.09.2018 tarihinde geçirdiği kaza sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Yüksek Sağlık Kurulunun 25.01.2021 tarih ve 2021/1145 sayılı raporu ile Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği Çerçevesinde maluliyetinin gerekmediği tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.09.2021 tarih ve 16737 sayılı kararı ile davacının geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı yaralanmasının 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan sürekli maluliyet oranının % 0 olduğuna karar verildiği..." gerekçesiyle;</p>

<p>"1-Davanın kısmen kabulü ile</p>

<p>6.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.09.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,</p>

<p>Fazlaya ilişkin taleplerin reddine,</p>

<p>2-Davacının maddi tazminat talebinin reddine," şeklinde karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>B. İstinaf Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;</p>

<p>-Mahkemece verilen kararın manevi tatmin ve caydırıcılık unsurlarından son derece uzak iş kazası yaşayan ve yaşanılan kaza sonrasında mobbing uygulanarak işten çıkarılan işçinin mağduriyetinin hiçbir şekilde gidermeyen hatta takdir edilen miktarın yargılama giderlerini bile karşılayamaması sebebiyle müvekkilinin daha çok mağdur olmasına sebep olan bir karar olduğunu,</p>

<p>-İş yerinde iş kazası geçiren işçiyi iş kazasından sonra mobbing uygulayarak işten çıkarmanın karşılığın da 6.000-TL manevi tazminata hükmedilmesinin özellikle günümüz şartları düşünüldüğünde işçiler açısından büyük mağduriyetler oluşturduğunu,</p>

<p>-İşçilerin güvenliği için gerekli önlemleri almaması, iş yerinde ki makinelerin iş güvenliğini tehlikeye atarak sensörsüz bir şekilde çalıştırılması, gerekli iş güvenliği ve makine başı eğitimlerin verilmemesi, iş kazası yaşayan işçiyi mobbing uygulayarak işten çıkarması 6.000 TL ile ölçüldüğünü, bu durumların emsal oluşturduğun da takdir edilen miktarın işverenler açısından hiçbir caydırıcılık unsuru bulunmadığı gibi işçinin karşı karşıya kaldığı iş kazası gerek yaralanması, gerek kaza neticesinde işsiz kalması gerekse de; kazanın, yaralanmanın ve maruz kaldığı mobbingin psikolojik etkenlerin bıraktığı manevi zararının karşılığı olmadığını,</p>

<p>-Davacının maluliyeti olmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebimizin reddedilmesini kabul etmemiz mümkün olmadığını, dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporlarına itirazlarımız da da açıkça görüldüğü üzere müvekkilinin davalı iş yerinde geçirmiş olduğu iş kazası sonrasında parmağını kaybetmesi, uzuv kaybına uğraması, stres bozukluğu ve psikolojik rahatsızlık geçirmesi sonrasında bir kısım tedavi ve tetkikler dikkate alınmayarak maluliyetin gerekmediğine şeklinde karar verilmesinin ve bu raporlar hükme esas alınarak maddi tazminat talebimizin reddedilmesinin son derece hatalı olduğunu,</p>

<p>-Yargılama aşamasında itirazlarının değerlendirilmediğini, itirazları doğrultusunda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmamış sensor olmaması sonucu presleme makinasının aşağı inmesi neticesinde iş kazası geçiren ve işaret parmağında kopma, sinir ve his kaybı olan müvekkilin maluliyet oranının %0 olduğu belirten ve müvekkilinin psikolojik durumunu hiçbir şekilde değerlendirmeyen hükme elverişli olmayan rapor esas alınarak karar verildiğini ve bu kararın hatalı olduğunu,</p>

<p>-Mahkemenin kararı gerçekleşen kazada müvekkilinin hiçbir kusuru olmamasına rağmen müvekkiline %40 davalı işverene %60 kusur atfeden bilirkişi raporunu hükme esas alması yönüyle de hatalı olduğunu, rapora yaptığımız itirazlar değerlendirilmediğini, bizim bu raporda belirtilen kusur oranlarını ve denetime elverişli olmayan iş bu rapor hükme esas alınarak karar verilmesini kabul etmediklerini, gerçekleşen kazada müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmadığını, kazanın meydana gelmesine sebebiyet veren olay işverenin işçilere emniyetli çalışma ortamı sağlayamamasından kaynaklanmadığını, işverenin iş yerinde iş güvenliği önlemlerini</p>

<p>almadığı ve bunları izlemediği açık olduğunu, bu nedenle müvekkilnin meydana gelen olayda kusursuz olup tüm kusur işverene ait olduğunu,</p>

<p>-Hükme esas alınan bilirkişi raporu kendi içerisinde dahi çelişkiler barındırdığını,</p>

<p>-Raporda tespit edilen tarafların ihlal ettiği kanun ve ilgili mevzuat maddeleri bile karşılaştırıldığında kusur oranlarının bu şekilde olmayacağının açık olduğunu, raporun bu yönüyle kendi içinde dahi çeliştiğini,</p>

<p>-Bilirkişilerce işverene yönelik tüm kusurlu durumların tespit edilmiş olmasına rağmen müvekkiline neredeyse sadece işveren bünyesinde çalıştığı için davalı işveren kadar kusur oranı izafe edildiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını,</p>

<p>-Kazanın meydana geliş nedeni: kısa süredir davalı iş yerinde çalışan müvekkiline bu makina hakkında hiçbir eğitim verilmeden ve makinada el makina üzerinde iken makinanın inmesini engelleyici sersör bulundurulmadan müvekkilinin bu makinede çalışmasının istendiğini, nitekim müvekkili bu makinede görevlendirdiği ilk gün maalesef bu kaza meydana geldiğini, makinede sersör bulunmuş olsa bu kazanın meydana gelmeyeceğini bu durumda işverene %60 müvekkiline ise%40 gibi neredeyse aynı oranda kusur atfının kabulünün mümkün olmadığınını,</p>

<p>-Müvekkiline işe girişte genel eğitim verilmesinin müvekkilinin aleyhine yorumlanarak kusur atfedildiğini, müvekkilinin makine bölümünde çalışırken gerekli eğitim verilmeden kaza tarihinden hemen önce pres makinasında çalışmasının istendiğini,</p>

<p>-İşveren tarafından yerine getirildiğinde iş bu kazanın gerçekleşmeyeceğinin ortada olduğunu,</p>

<p>-Davacının uğramış olduğu manevi zarar ve olayın meydana gelme şekli, paranın alım gücü gözetildiğinde 6.000,00 TL. manevi tazminatın son derece yetersiz olduğunu, yargı kararları ile de bilindiği üzere en basit bir hakaret eyleminde dahi hükmedilen iş bu tazminat miktarının üzerinde tazminat bedelleri hüküm altın alındığı bir durumda iş kazısına maruz kalan müvekkili adına yargılama giderlerini dahi karşılamayacak boyutta 6.000,00-TL. manevi tazminat hükmedilmesi son derece hatalı olduğunu,</p>

<p>-Mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın tüm talepleri ile birlikte kabulüne yargılama giderleri vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;</p>

<p>-Davalı şirkette çalışan davacının iş kazası geçirerek parmağından yaralandığından ve malul kaldığından bahisle maddi ve manevi tazminat davası açtığını, yargılama esnasında davacının yaralanma iddiası ile ilgili rapor alındığını,</p>

<p>-Adli tıp kurumundan istihsal edilen raporda davacının 2. parmağında kesi olduğu, periferik motor ve duygusal ileti yanıtlarının normal sınırlar içerisinde olduğu kaslarda deformasyon bulunmadığı raporlandığını, yeni günlük anlatım ile davacının parmağından derin kesi meydana gelmiş şifa bulmuş ve araz bırakmadığı gibi maluliyet oranı sıfır olduğunu,</p>

<p>-Hal böyle olmasına ve davacının %40 oranında kusurlu bulunmasına karşın olayın oluş şekli ve yaralanmanın niteliği ortaya çıkan zararın kolayca iyileşen bir kesiden ibaret olduğu gözetilmeksizin olayla asla örtüşmeyen 6.000 -TL manevi tazminata hükmettiğini,</p>

<p>-Böylesi basit ve rutin bir olayda hükmedilen manevi tazminat manevi tazminatın takdirindeki ölçütlere aykırı olduğunu, basit bir kesi için %40 kusur da gözetilmeden verilen manevi tazminat fahiş olduğundan manevi tazminata ilişkin kararın bozularak kaldırılmasını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe</p>

<p>1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi</p>

<p>3. Değerlendirme</p>

<p>Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davaya konu iş kazasının davacı kazalı ...'ın, davalı işyerinde, 29.11.2018 tarihinde pres tezgahında çalışması sırasında, malzemeyi tezgaha koyduğu esnada kendisine seslenilmesi üzerine dönüp bakması ile aynı anda ayak pedalına bastığı, tezgahın presleme yapması sırasında elini tezgahın tehlikeli bölgesine sokmuş olması nedeniyle sağ işaret parmağının sıkışarak yaralanması şeklinde meydana geldiği, Mahkemece hükme esas alınan kusura ilişkin 24.12.2021 tarihli raporda davacının %40 oranında, davalı işverenin % 60 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, davacının kaza nedeniyle dosya kapsamında mevcut Kurum Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporları ile birbiriyle uyumlu şekilde belirlendiği üzere % 0 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, Mahkemece davacının kaza nedeniyle sürekli iş göremezliğinin % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebi yönünden davanın reddi ile manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.</p>

<p>Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:</p>

<p>"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;</p>

<p>a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun ... getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.</p>

<p>b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.</p>

<p>c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.</p>

<p>ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.</p>

<p>d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların ... ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:</p>

<p>a)Risklerden kaçınmak,</p>

<p>b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,</p>

<p>c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,</p>

<p>ç)İşin kişilere uygun ... getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,</p>

<p>d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,</p>

<p>e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,</p>

<p>f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,</p>

<p>g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,</p>

<p>ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).</p>

<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.</p>

<p>Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.</p>

<p>İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.</p>

<p>Öte yandan, sigortalıya, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremez durumda bulunduğu sürece, Kurum tarafından 5510 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Bu ödenek iş kazalarında olay, meslek hastalığında da tedavinin başladığı tarihten itibaren çalışmaz durumda kaldığı (raporlu olduğu) sürece ödenir. Geçici iş göremezlik devresinde sigortalının çalışamadığı dönemde yoksun kaldığı gelir de iş kazası sonucu oluşan maddi zarar kapsamındadır. Raporlu olunan dönemde çalışamayan sigortalının bu dönemde yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının oluşacağı ve bu zararın da maddi zarar içerisinde kabul edilmesi gerektiği açıktır. Sigortalının zararlandırıcı olay nedeni ile tedavisinin devam ettiği ve çalışamadığı sürelerdeki maddi zararı bu dönemde % 100 iş gücü kaybına uğradığı kabulüne göre yapılmalıdır. Bilirkişi aracılığıyla maddi zararı tespit edilip SGK’ca sigortalıya ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği var ise bunun rücuya tabi kısmının hesaplanan maddi zarardan düşülmesi ile elde edilecek sonuç kazalının geçici iş göremezlik dönemi de denilen istirahatlı dönemdeki karşılanmamış zararını ortaya koyacaktır.</p>

<p>Somut olayda, hükme esas alınan kusur raporuna göre işverene verilen kusur sebepleri arasında özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususlarının sayılması karşısında işverene takdir edilen % 60 oranındaki kusur olayın oluş şekline uygun görülmemiştir.</p>

<p>Yine İlk Derece Mahkemesince davacının iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş ise de davacı sigortalının dava konusu iş kazası nedeniyle bir süre çalışamadığı, davacının istirahatlı kaldığı bu süreler bakımından ücret kaybının doğduğu hususu göz ardı edilerek neticeye varıldığı anlaşılmakta olup bu husus da hatalıdır.</p>

<p>O halde Mahkemece yapılacak iş, tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi suretiyle somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek üzere dosyada mevcut kusur raporları arasındaki çelişki meydana gelmesi halinde çelişkinin gerekçesini de açıklar mahiyette rapor aldırmak ve oluşacak sonuca göre kusur oranlarının tespitinden sonra davacının raporlu olduğu dönemde %100 oranında malul kaldığını değerlendirerek, bu dönemde çalışamaması nedeniyle yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının olduğunun kabulüne göre maddi zarar tutarını bilirkişiye hesaplattırmak ile tüm delilleri bir arada değerlendirip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.</p>

<p>Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p>O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli sair temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle,</p>

<p>Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi."</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/kubra-nur-gogercin.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Kübra Nur GÖGERÇİN</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-iscilerin-yuzunu-guldurecek-karar-is-kazasinda-0-maluliyet-artik-tazminat-almaya-engel-degildir</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/isci-kaza-dr.jpg" type="image/jpeg" length="63619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ulus’tan Plazaya: Ankara’da Avukatın Kentsel Dönüşümü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ulustan-plazaya-ankarada-avukatin-kentsel-donusumu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ulustan-plazaya-ankarada-avukatin-kentsel-donusumu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adli Mekânlar, Büro Coğrafyası ve Savunmanın Değişen Ritmi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu makale, Ankara’da avukatlık bürolarının tarihsel ve mekânsal dönüşümünü; adli mekânların yer değiştirmesi, avukatlık mesleğinin sınıfsal farklılaşması, savunma pratiğinin niteliksel dönüşümü ve adli zaman rejiminin parçalanması üzerinden incelemektedir. Ankara’da avukatlık uzun süre Ulus ve Anafartalar hattında; Ankara merkez adliyesinin açılmasıyla Sıhhiye-Kızılay çevresinde; son yirmi yılda ise Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu üzerindeki plaza akslarında yoğunlaşmıştır. Bu dönüşüm yalnızca büro adreslerinin değişmesi değildir; avukatlığın mesleki habitusunun, temsil biçimlerinin, müvekkil ilişkilerinin, emek rejiminin, kuşaklar arası meslek dilinin, statü göstergelerinin ve duruşma zamanının dönüşümüdür. Ulus’taki tek odalı han avukatlığından Sıhhiye-Kızılay’daki evden bozma daire avukatlığına, oradan plaza avukatlığına geçiş; üstat avukatlıktan teknisyen avukatlığa, bağımsız meslek kişiliğinden proterleşmiş hukuk emeğine, liyakat merkezli itibardan statü sembollerine dayalı görünürlüğe doğru yaşanan kayışı görünür kılmaktadır. Makale ayrıca Avukatlık Kanunu’nun avukat bürosuna yüklediği normatif anlamı, hukuk teknolojilerinin yükselişini, büyük hukuk bürolarındaki iş bölümünü, dosyaya hâkim olmayan genç avukatların yetki belgesiyle duruşmalara gönderilmesini, yeni kuşak avukatların “üstat” hitabına mesafesini ve duruşmaların belirlenen saatte alınmamasından doğan mekân-zaman krizini savunmanın dönüşümü bağlamında ele almaktadır.</p>

<p><strong>Giriş: Avukatın Bürosu Bir Hukuk Mekânıdır</strong></p>

<p>Avukat bürosu çoğu zaman yalnızca çalışma odası olarak görülür. Oysa avukatın bürosu, hukukun toplumsal dolaşıma girdiği en önemli ara mekânlardan biridir. Müvekkil orada ilk kez dosyasını anlatır; avukat orada hukuki strateji kurar; savunma dili orada olgunlaşır; dava, soyut bir uyuşmazlık olmaktan çıkıp anlatı, delil, zamanlama ve usul stratejisine dönüşür. Bu nedenle avukat bürosu masa, sandalye, kitaplık ve dosya dolabından ibaret değildir. Büro, avukatın mesleki kimliğinin sahne arkasıdır. Adliye nasıl devletin adalet iddiasının mekânsal görünümü ise, avukat bürosu da savunmanın mesleki ve sembolik görünümüdür.</p>

<p>Duygu Hatipoğlu Aydın’ın Ankara Adliyesi Balgat Ek Hizmet Binası üzerine yaptığı çalışma, hukuk ile mimarlığın ortak bir anlatı alanı kurduğunu vurgular. Hukuk ve mimarlık, sembollere dayalı, mesaj taşıyan ve muhataplarıyla iletişim kuran iki alandır; adliye binaları da hukuk ve mimarlık ilişkisinin somutlaştığı yerlerdir. Özellikle Balgat Ek Hizmet Binası’nın adliye olarak tasarlanmamış olmasına rağmen adliye işlevi görmesi, Türkiye’deki hukuk uygulamasına ve adalet anlayışına dair önemli mesajlar taşımaktadır.</p>

<p>Buradan hareketle şu söylenebilir: Adliye binası hukuk düzeninin mekânsal sureti ise, avukat bürosu da savunmanın mekânsal suretidir. Avukatın nerede çalıştığı, hangi binada müvekkil kabul ettiği, adliyeye ne kadar yakın veya uzak olduğu, hangi semtte görünür olduğu ve hangi statü göstergeleriyle kendisini sunduğu, mesleğin sosyolojisini doğrudan etkiler.</p>

<p>Bu makalenin ana iddiası şudur: Ankara’da avukat bürolarının Ulus’tan Sıhhiye-Kızılay’a, oradan Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu plazalarına yönelmesi, yalnızca kentsel bir yer değiştirme değildir. Bu dönüşüm, savunmanın mekânını, avukatın zamanını, mesleğin sınıfsal yapısını, genç avukat emeğini, büro sermayesini ve avukatlık kimliğinin sembolik dilini yeniden kurmaktadır.</p>

<p><strong>I. Ankara’da Adli Mekânın Hafızası: Anafartalar’dan Ulus’a</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlık bürolarının yerleşimi, adliye binalarının tarihinden ayrı düşünülemez. Çünkü avukatlık mesleği, özellikle klasik dava avukatlığı bakımından, adliye çevresinde yoğunlaşan bir meslektir. Adliyeye yakınlık yalnızca ulaşım kolaylığı değildir; dosyaya, kaleme, duruşmaya, meslektaşa ve müvekkile yakınlık anlamına gelir.</p>

<p>“Zamanda Yolculuk – Ankara Adliye Binaları” başlıklı metinde Ankara’nın ilk Cumhuriyet dönemi adliye binasının Anafartalar Caddesi’nde 1925-1926 yıllarında inşa edildiği belirtilir. Bu bina dış görünüşü, yüksek tavanları, geniş merdivenleri ve ağır ceza mahkemelerinin görkemli salonlarıyla hafızalarda yer etmiştir; halk arasında binanın büyüklüğünü anlatmak için “üç kişi yan yana çıkabiliyor” denilen merdivenlerinden söz edilmiştir. Bu anlatı önemlidir. Çünkü ilk Ankara Adliyesi yalnızca bir kamu binası değildir; Cumhuriyet’in hukuk düzenini temsil eden sembolik bir mekândır. Yüksek tavan, geniş merdiven, loş ağır ceza salonu ve anıtsal mimari, adaletin kamusal ciddiyetini temsil eder.</p>

<p>Ancak Ankara’da adli mekân hiçbir zaman tam anlamıyla istikrarlı, tek merkezli ve düzenli kalmamıştır. 1960’lı yıllardan itibaren Ulus çevresinde Posta Caddesi, Modern Çarşı, Börekçiler Han, ATO Han, Kıraner Han ve Rüzgarlı Sokak gibi farklı binalar adli hizmetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu tablo, Ankara avukatlığının başlangıçtan itibaren dağınık bir adli coğrafya içinde geliştiğini gösterir. Avukat, tek bir binanın değil, farklı hanların, çarşıların, sokakların ve geçici adliye mekânlarının arasında çalışan bir meslek aktörüdür.</p>

<p>Bu dönemi şu kavramla adlandırmak mümkündür: <strong>han avukatlığı</strong>. Han avukatlığı; tek odalı büroların, dar koridorların, adliye çevresi dayanışmasının, yüz yüze müvekkil ilişkisinin ve zanaatkâr meslek pratiğinin hâkim olduğu dönemdir. Bu dönemde avukatın sermayesi büyük ölçüde adresi değil; adı, bilgisi, adliye tecrübesi, dosya hâkimiyeti ve meslek çevresindeki itibarından oluşur.</p>

<p><strong>II. Ulus Avukatlığı: Tek Odalı Han Bürosunda Geniş Meslek Kişiliği</strong></p>

<p>1988 yılına kadar Ankara’da avukatlık bürolarının ağırlık merkezi büyük ölçüde Ulus’tur. Ulus, yalnızca eski Ankara’nın merkezi değil, aynı zamanda adli hayatın da yoğunlaştığı bölgedir. Bu dönemin avukatlığı, dar mekânlarda geniş mesleki ilişkiler kuran bir avukatlık biçimidir. Tek odalı han büroları, bugünün plaza ofisleriyle karşılaştırıldığında mütevazı görünebilir. Fakat bu mütevazı mekânlarda avukat çoğu zaman dosyanın bütününe hâkim olan, müvekkille doğrudan temas eden, duruşmasına bizzat giren, dilekçesini kendisi yazan, kalemle kendisi konuşan bağımsız bir meslek öznesidir. Bu nedenle Ulus’un han avukatlığını yalnızca ekonomik yoksunluk üzerinden okumak eksik olur. Han bürosu küçük olabilir; fakat avukatın mesleki kişiliği geniştir. O dar odada avukat, kendi adını, kendi emeğini, kendi üslubunu ve kendi savunma tarzını kurar.</p>

<p>Bu dönemde avukat odaları da mesleki kültürün önemli mekânlarıdır. “Zamanda Yolculuk” metninde Kıraner Han’daki geniş avukat odası özellikle anılır; bu odada mesleki bilgi alışverişlerinin ve sohbetlerin yapıldığı, birçok avukatın çay eşliğinde birlikte oturabildiği aktarılır. Bu pasaj, avukatlık tarihimiz açısından çok değerlidir. Çünkü avukat odası yalnızca bekleme yeri değildir. Avukat odası, yazılı olmayan meslek bilgisinin aktarıldığı, genç avukatın kıdemli meslektaşı dinlediği, usul bilgisinin gündelik pratik içinde öğrenildiği, adliye sezgisinin kuşaktan kuşağa geçtiği bir meslek okuludur.</p>

<p>Burada <strong>üstat</strong> kavramı devreye girer. Üstat, yalnızca çok bilen avukat değildir. Üstat; adliyeyi, hâkimi, savcıyı, kalemi, müvekkili, meslektaşı, dosyanın kokusunu, duruşmanın ritmini ve sözün ağırlığını birlikte okuyabilen kişidir. Üstatlık, kanun bilgisi kadar mesleki sezgi, etik duruş, temsil vakarı, söz terbiyesi ve savunma cesareti gerektirir.</p>

<p><strong>III. Sıhhiye-Kızılay Evresi: Evden Bozma Daire Avukatlığı</strong></p>

<p>Ankara merkez adliyesinin açılışıyla birlikte avukatlık bürolarının ağırlık merkezi Ulus’tan Sıhhiye-Kızılay hattına kaymıştır. Bu geçiş, Ankara avukatlığı bakımından ikinci büyük evredir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu dönem <strong>evden bozma daire avukatlığı</strong> olarak adlandırılabilir. Sıhhiye ve Kızılay’daki apartman daireleri zamanla avukat bürolarına dönüşmüştür. Salon bekleme odası olur; yatak odaları çalışma odasına çevrilir; mutfak çay-kahve alanına dönüşür; koridorlar dosya dolaplarıyla dolar. Konut mekânı, meslek mekânı haline gelir. Bu dönüşüm, han avukatlığına göre bir yükseliş gibi görünür. Avukat artık tek odalı handan çıkmış, daha geniş bir apartman dairesinde müvekkil kabul etmeye başlamıştır. Sıhhiye ve Kızılay, hem adliyeye yakınlık hem de Ankara’nın kamusal hayatına eklemlenme bakımından güçlü bölgelerdir.</p>

<p>Fakat bu evre de zamanla yıpranmıştır. Binalar eskimiş, otopark sorunu büyümüş, müvekkil beklentileri değişmiş, adli birimler farklı yerlere dağılmış, yeni ekonomik ve sembolik merkezler ortaya çıkmıştır. Böylece bir dönem avukatlığın merkezi prestij alanı olan Sıhhiye-Kızılay hattı, son yıllarda giderek daha düşük statülü avukatlık mekânı olarak algılanmaya başlamıştır.</p>

<p>Burada dikkatli olmak gerekir. Sıhhiye ve Kızılay’daki avukatların mesleki niteliğinin düşük olduğu söylenemez. Aksine bu bölgelerde çok güçlü, deneyimli ve mesleki birikimi yüksek avukatlar vardır. Ancak mekânın sembolik değeri değişmiştir. Artık bazı müvekkiller nezdinde plazadaki büro “daha başarılı”, Sıhhiye’deki apartman bürosu ise “daha eski” veya “daha düşük statülü” algılanabilmektedir. Sorun tam da buradadır: <strong>Mekânsal statü, mesleki liyakatin önüne geçmeye başlamıştır.</strong></p>

<p><strong>IV. Avukatlık Kanunu’nda Avukat Bürosu: Mesleğin Zorunlu ve Korunan Mekânı</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlık bürolarının Ulus’tan Sıhhiye-Kızılay’a, oradan plaza akslarına yönelmesi yalnızca sosyolojik bir dönüşüm değildir; Avukatlık Kanunu’nun avukat bürosuna yüklediği anlam bakımından da değerlendirilmelidir.</p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatlığı hem <strong>kamu hizmeti</strong> hem de <strong>serbest meslek</strong> olarak tanımlar. Bu ikili nitelik, avukatın bürosunu da çift anlamlı hale getirir: Büro bir yandan serbest meslek faaliyetinin yürütüldüğü özel mekândır; diğer yandan adalet hizmetine tahsis edilen mesleki bilginin üretildiği kamusal işlevli bir savunma alanıdır.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun 43. maddesi, her avukatın levhaya yazıldığı tarihten itibaren üç ay içinde baro bölgesinde büro kurmasını zorunlu tutar; büronun niteliklerinin barolarca belirleneceğini ifade eder. Aynı madde, mesken niteliğindeki bağımsız bölümlerde kat maliklerinin izni veya benzeri şartlar aranmaksızın avukatlık bürosu faaliyet gösterebileceğini, bir avukatın birden fazla bürosu olamayacağını, birlikte çalışan avukatların ayrı büro edinemeyeceğini ve avukatlık ortaklığının yurt içinde şube açamayacağını düzenler.</p>

<p>Bu hüküm, büroyu dekoratif bir unsur olmaktan çıkarır; mesleki faaliyetin kurucu mekânı haline getirir. Avukat bürosu, yalnızca müvekkilin ağırlandığı, dosyanın saklandığı veya dilekçenin yazıldığı yer değildir. Büro; avukatın bağımsızlığının, mesleki sorumluluğunun, müvekkil sırrının ve savunma stratejisinin üretildiği mekândır.</p>

<p>Kanun’un 45. maddesi, avukat bürosunda yalnızca avukatlık mesleği için gerekli yardımcı elemanların çalıştırılabileceğini belirtir. 46. madde, avukatın işlerini kendi sorumluluğu altındaki stajyeri veya sekreteri eliyle takip ettirebileceğini düzenler. 50. madde, her adalet dairesinde baro için, her mahkeme salonunda ve icra dairesinde ise avukatlar için ihtiyaca yetecek nitelikte yer ayrılmasını zorunlu tutar. 51. madde ise avukatların baroda yazılı bürolarından başka yerlerde, mahkeme salonunda veya adalet binasının başka bir yerinde iş sahipleriyle hukuki danışmada bulunmasını ve iş kabul etmesini yasaklar.</p>

<p>Bu düzenlemeler birlikte okunduğunda, avukat bürosunun rastgele bir ticari işyeri değil; mesleki sır, güven, danışma, dosya disiplini ve savunma sorumluluğunun kurulduğu özel bir hukuk mekânı olduğu görülür. Kanun’un 52. maddesinde avukatın üzerine aldığı her iş veya yazılı mütalaa için düzenli dosya tutmakla yükümlü olması, 55. maddesinde reklam yasağı, 56. maddesinde vekâletname örneği ve yetki belgesi, 58. maddesinde ise avukat yazıhaneleri ve konutlarının ancak mahkeme kararı, Cumhuriyet savcısı denetimi ve baro temsilcisinin katılımıyla aranabileceğinin düzenlenmesi, büronun mesleki dokunulmazlık ve sorumluluk alanı olduğunu gösterir.</p>

<p>Bu nedenle avukat bürosunun plaza vitrini veya statü göstergesine dönüşmesi, Avukatlık Kanunu’nun büroya yüklediği anlamla birlikte tartışılmalıdır. Büro, kanunun kurduğu anlamda savunma mekânı olmaktan çıkıp yalnızca prestij, marka ve sınıfsal görünürlük alanına dönüşürse, avukatlığın kamusal niteliği de zayıflar. Buna karşılık büro, avukatın bilgi ve tecrübesini adalet hizmetine tahsis ettiği, müvekkil sırrını koruduğu, dosyaya hâkimiyetini kurduğu ve savunma stratejisini ürettiği yer olduğu sürece, mesleğin bağımsızlık ve kamusal işlevini taşımaya devam eder.</p>

<p><strong>V. Adli Mekânsal Parçalanma ve Avukatın Güzergâh Mesleği</strong></p>

<p>Ankara’da adliye mekânı tarih boyunca dağılma ve toparlanma hareketleri yaşamıştır. Önce Anafartalar, sonra Ulus çevresindeki hanlar ve çarşılar, daha sonra Sıhhiye merkez adliyesi, ardından Dışkapı, Balgat, Söğütözü, Kızılay ve diğer ek hizmet binaları…</p>

<p>Hatipoğlu Aydın’ın çalışmasında da Ankara adliyelerinin tarihsel olarak dağınık bir görünüm sergilediği; Sıhhiye’deki Ankara Adalet Sarayı’nın bir toparlanma sağladığı, ancak yıllar içinde yeni mahkemelerin açılması ve ihtiyaçların artmasıyla adli birimlerin yeniden farklı binalara dağıldığı anlatılmaktadır.</p>

<p>Bu olguyu şu kavramla açıklayabiliriz: <strong>adli mekânsal parçalanma</strong>. Adli mekânsal parçalanma, yargı hizmetinin tek bir merkezde toplanmak yerine farklı binalara, semtlere ve işlevsel bölgelere ayrılmasıdır. Bu parçalanma vatandaşın adalete erişimini zorlaştırdığı gibi, avukatın gündelik çalışma ritmini de değiştirir. Eskiden “adliyeye gitmek” tekil bir eylemdi. Bugün ise avukatın sorması gereken soru şudur: Hangi adliye? Hangi ek bina? Hangi mahkeme? Hangi saat? Hangi trafik? Hangi otopark? Hangi güzergâh? Bu nedenle modern Ankara avukatı yalnızca dosyalar arasında değil, güzergâhlar arasında da çalışır. <strong>Avukat artık dosya kadar şehir de takip eder.</strong></p>

<p><strong>VI. Adli Zaman Parçalanması: Bekleme, Sarkma ve Yetişememe</strong></p>

<p>Avukatın kentsel dönüşümü yalnızca büro adresleri ve adliye binaları üzerinden okunamaz. Bu dönüşümün bir de <strong>zaman boyutu</strong> vardır. Adliye yalnızca mekân üreten bir kurum değildir; aynı zamanda zaman da üretir. Duruşma saati, bekleme süresi, kalem işlemi, tensip, ara karar, müzekkere, dosya inceleme, tevzi, duruşma listesi ve UYAP bildirimi avukatın mesleki zamanını belirleyen unsurlardır. Bu nedenle avukatın adliye deneyimi, mekân ile zamanın iç içe geçtiği bir deneyimdir. Bir duruşmanın 09.30’a yazılması, onun gerçekten 09.30’da başlayacağı anlamına gelmez. Aynı saate çok sayıda duruşma verilmesi, hâkimin başka dosyada uzayan tahkikatı, tanığın gelmemesi, SEGBİS bağlantısının kurulamaması, savcının mütalaa hazırlamaması, bilirkişi raporunun beklenmesi veya dosyanın fiziken bulunamaması gibi nedenlerle avukatın zamanı askıya alınır.</p>

<p>Bu askıya alınmış zaman, avukatlık emeğinin görünmeyen kısmıdır. Duruşmanın belirlenen saatte alınmaması, yalnızca küçük bir gecikme meselesi değildir. Avukatın aynı gün başka mahkemede, başka binada veya başka adliyede duruşması olabilir. Sıhhiye’de bekleyen bir duruşma, Dışkapı’daki başka bir duruşmayı; Balgat’taki gecikme, Söğütözü’ndeki icra işini; aynı adliye içindeki bir mahkemenin sarkması, başka kattaki duruşmayı etkileyebilir. Böylece avukatın mesleki günü, rasyonel biçimde planlanabilir bir takvim olmaktan çıkar; sürekli revize edilen, bekleme ve yetişme telaşı arasında parçalanan bir zaman rejimine dönüşür.</p>

<p>Bu olgu <strong>adli zaman parçalanması</strong> olarak adlandırılabilir. Adli zaman parçalanması, duruşma saatlerinin öngörülebilir işlememesi, aynı saate çok sayıda dosya konulması, adliye içindeki birimlerin sürekli yer değiştirmesi ve mahkeme pratiklerinin standartlaşmaması nedeniyle avukatın mesleki zamanının dağılmasıdır.</p>

<p>Bu parçalanma, mekânsal parçalanmayla birleştiğinde daha ağır bir sorun doğurur. Avukat yalnızca farklı binalar arasında değil, aynı bina içinde bile sürekli değişen salonlar, kalemler, mahkeme odaları, geçici duruşma yerleri, tadilatlar, taşınmalar ve kat değişiklikleri arasında hareket etmek zorunda kalır. Aynı adliye içinde dahi mahkemenin hangi katta olduğu, duruşmanın hangi salonda yapılacağı, kalemin nereye taşındığı, dosyanın hangi birimde bulunduğu zaman zaman belirsizleşebilir.</p>

<p>Bu belirsizlik, avukatın yalnızca fiziksel hareketini değil, savunma hazırlığını da etkiler. Çünkü savunma yalnızca dosyaya çalışmak değildir; doğru zamanda doğru yerde hazır olmayı da gerektirir. Duruşmanın geç başlaması, avukatın dikkatini, enerjisini, söz ritmini ve müvekkille kurduğu ilişkiyi etkiler. Müvekkil bekledikçe gerilir; avukat başka duruşmaya yetişememe baskısı yaşar; mahkeme ise çoğu zaman bu zaman kaybını mesleki emek olarak görmez.</p>

<p><strong>Adliye, avukatın yalnızca mekânını değil, zamanını da yönetir; fakat bu yönetim çoğu zaman avukatın emeğini görünmez kılar.</strong> Bu sorun özellikle genç ve işçi avukatlar bakımından daha ağırdır. Yetki belgesiyle birden fazla duruşmaya gönderilen genç avukat, dosyaya hâkim olmamanın yanında, adli zamanın belirsizliği içinde de sıkışır. Bir duruşmanın sarkması, onun başka dosyada “hazır bulunamaması”na, ofiste eleştirilmesine veya müvekkil nezdinde sorumlu görünmesine yol açabilir. Oysa sorun çoğu zaman genç avukatın kişisel yetersizliği değil, adli zaman organizasyonunun yapısal düzensizliğidir.</p>

<p>Plaza düzeni avukatın emeğini dosya, performans ve sonuç üzerinden ölçerken; adliye düzeni aynı avukatın zamanını bekleme, gecikme ve belirsizlik içinde tüketir. Bu ikili baskı, modern avukatın mesleki halet-i ruhiyesini de belirler: yetişme telaşı, gecikme kaygısı, salonda beklerken başka dosyaya bölünme ve müvekkilin sabırsızlığı arasında savunma enerjisi aşınır. Bu nedenle Ankara’da avukatın kentsel dönüşümü, yalnızca Ulus’tan Sıhhiye’ye, Sıhhiye’den plazalara uzanan bir mekân hikâyesi değil; bekleme, yetişme, sarkma ve sürekli yeniden konumlanma arasında parçalanan bir mesleki zaman hikâyesidir.</p>

<p><strong>VII. Balgat Örneği: Eğreti Adliye, Eğreti Mekân, Eğreti Adalet Algısı</strong></p>

<p>Balgat Ek Hizmet Binası, Ankara’da adli mekânın dönüşümünü anlamak bakımından özel bir örnektir. Çünkü bu bina, adliye olarak tasarlanmamış, sonradan adliye işlevi yüklenmiş bir yapıdır.</p>

<p>Hatipoğlu Aydın’ın çalışmasında Balgat Ek Hizmet Binası’nın adliye olarak tasarlanmamış olmasına rağmen hukuk işlerine ve adalet anlayışına dair mesajlar taşıdığı belirtilir; binanın adliye yapılması süreci ve mevcut kullanımı Türkiye’de hukuk uygulamasının yansıması olarak okunur. Aynı çalışmada Balgat örneği “kiracı devlet” tartışmasıyla ilişkilendirilir. Adliye olarak tasarlanmamış binaların uzun sürelerle kiralanması, kamu hizmetine egemen olması gereken süreklilik ve düzenlilik ilkeleriyle bağdaşmayan, kamu hizmetini mekân itibarıyla özel sektör koşullarına mahkûm eden bir yönelim olarak eleştirilir.</p>

<p>Bu tespit bizim konumuz açısından şunu gösterir: <strong>Adliye eğreti olunca, avukatın meslek mekânı da eğretileşir.</strong> Çünkü avukat bürosu, adliye çevresiyle birlikte anlam kazanır. Mahkemeler yer değiştirdiğinde avukatın büro konumu da değer değiştirir. Bir dönem stratejik olan adres, mahkemelerin taşınmasıyla işlevini kaybedebilir. Yeni adli odakların çevresinde yeni büro ekonomileri ve yeni statü alanları oluşur.</p>

<p><strong>VIII. Plaza Avukatı: Yeni Bir Meslek Figürü</strong></p>

<p>Son yirmi yılda Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu üzerindeki plazalar avukatlar için cazip hale gelmiştir. Bu süreçte “plaza avukatı” terimi doğmuştur. Plaza avukatı yalnızca plazada çalışan avukat değildir. Plaza avukatı; cam cephe, toplantı odası, sekreterya, kurumsal kimlik, otopark, kartlı giriş, internet sitesi, logo, sosyal medya görünürlüğü ve profesyonel marka diliyle çalışan yeni avukat tipidir.</p>

<p>Burada avukatlık, klasik anlamda adliyeye yakın meslek olmaktan çıkar; müvekkile, sermayeye, şirketlere ve temsil ekonomisine yakın meslek haline gelir. Eski ölçüt şuydu: <strong>Adliyeye ne kadar yakınsın?</strong> Yeni ölçüt şuna dönüşmüştür: <strong>Müvekkile nasıl görünüyorsun?</strong> Bu dönüşüm bütünüyle olumsuz değildir. Plaza düzeni bazı alanlarda kurumsallaşma, uzmanlaşma, ekip çalışması, teknolojik altyapı, arşiv düzeni, toplantı imkânı ve profesyonel hizmet standardı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak tehlike, bu araçların mesleki liyakatin yerine geçmesidir. Ofisin adresi, arabanın markası, ikamet edilen semt, toplantı odasının dekorasyonu, sosyal medya vitrini ve plazanın adı, avukatın gerçek mesleki niteliğini gölgelemeye başladığında sorun doğar. <strong>Plaza düzeninin en tehlikeli yanı, kötü avukatı iyi gösterme ihtimali değil; iyi avukatlığı görünür statü sembollerine muhtaç hale getirmesidir.</strong></p>

<p><strong>IX. Statü Sembolleri ve Liyakatin Gölgelemesi</strong></p>

<p>Avukatlık mesleği tarihsel olarak bilgi, güven, temsil, sadakat ve bağımsızlık üzerine kuruludur. Avukatın değeri, öncelikle dosyaya hâkimiyeti, hukuki sezgisi, muhakeme gücü, etik duruşu ve savunma yeteneğiyle ölçülmelidir.</p>

<p>Fakat günümüzde bazı alanlarda avukatın mesleki değeri, giderek statü sembolleri üzerinden algılanmaya başlamıştır. Araba markası, büronun konumu, ikametgâh, ofisin dekorasyonu, plazanın adı, toplantı odasının genişliği, sosyal medya görünürlüğü ve dijital vitrin, mesleki liyakatin önüne geçebilmektedir.</p>

<p>Bu, avukatlık bakımından tehlikeli bir yer değiştirmedir. <strong>Liyakat geri çekilir, statü göstergesi öne çıkar.</strong> Koytak’ın çalışmasında avukatlığın dönüşümü, 2000’li yıllara kadar gelir, statü ve otorite bakımından imtiyazlı toplumsal konuma sahip bir mesleğin güncel dönemde demografik gençleşme, büyüme ve toplumsal hareketlilik vaadindeki aşınmayla karşı karşıya kalması üzerinden açıklanır. Tezde “büro sermayesi” ve “meslek çözülmesi” kavramları, avukatlık alanındaki yeni eşitsizlikleri anlamak bakımından merkezi hale getirilir.</p>

<p>Koytak’a göre büro sermayesi; avukatlık bürosunda istihdam edilen avukat ve personel işgücünün niceliği ve niteliğini, büronun belirli hukuk alanlarındaki tecrübe ve tanınırlığını, hizmet sunduğu müvekkil çevrelerinin yoğunluğunu ve sürekliliğini kapsar. Bu kavram, plaza adresi, büyük büro organizasyonu ve kurumsal müvekkil ağı gibi unsurların neden yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sınıfsal bir avantaj ürettiğini açıklar.</p>

<p>Oysa avukatlıkta asıl soru şudur:</p>

<p>Bu avukat hangi arabaya biniyor değil; dosyayı nasıl okuyor?<br />
Bürosu hangi plazada değil; müvekkilin hakkını nasıl savunuyor?<br />
Hangi semtte oturuyor değil; mahkeme karşısında nasıl duruyor?<br />
Toplantı odası ne kadar gösterişli değil; hukuki muhakemesi ne kadar sağlam?</p>

<p>Araba markasının, büro adresinin ve ikametgâhın mesleki liyakatin önüne geçtiği yerde, avukatlık savunma mesleği olmaktan çıkar; sınıfsal bir vitrin performansına dönüşür.</p>

<p><strong>X. Üstat Avukattan Teknisyen Avukata</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlık mekânının dönüşümü, aynı zamanda avukatlık bilgisinin dönüşümüdür. Ulus’un han odaları ve Sıhhiye-Kızılay’ın apartman büroları, tüm eksiklerine rağmen, üstatlık kültürünü besleyen mekânlardı. Genç avukat, kıdemli meslektaşı görerek, dinleyerek, duruşma bekleyerek, avukat odasında sohbet ederek, kalemde işlem takip ederek mesleği öğrenirdi. Bu öğrenme biçimi yalnızca teorik değildi. Bu, bir mesleki görgüydü.</p>

<p>Üstat avukat, dosyayı yalnızca hukuki metin olarak değil, insan, zaman, mahkeme, delil, usul, psikoloji ve anlatı bütünü olarak okur. Üstat, dilekçeyi yazar ama aynı zamanda duruşmanın ritmini de tartar. Müvekkili dinler ama müvekkilin duygusal dalgalanmasını da yönetir. Hâkime hitap eder ama salonun atmosferini de sezer. Teknisyen avukat ise çoğu zaman büyük hukuk organizasyonunun içinde belirli bir parçayı işleyen kişiye dönüşür. İçtihat tarar, rapor hazırlar, süre takip eder, dilekçenin bir bölümünü yazar, tablo doldurur, standart metin üretir, dijital dosya yönetir. Bu işler elbette gereklidir. Ancak avukatlık yalnızca bu işlere indirgenirse, savunmanın ruhu daralır.</p>

<p>Koytak’ın tespitleri, yeni kuşak avukatların mesleki kimlik ve yönelimlerinin büro sermayesi ekseninde farklılaşan bir mesleki topografya içinde şekillendiğini gösterir. Bağımsız çalışmanın zorlaşması, bağlı çalışmanın handikapları ve büro sermayesi farkları, yeni avukatların mesleğin toplumsal hareketlilik vaatlerine erişimini uzatmakta ve zorlaştırmaktadır.</p>

<p>Burada ayrım şudur: <strong>Üstat avukat, dosyanın kaderini okur; teknisyen avukat, dosyanın işlemini yürütür.</strong> <strong>Üstatlık, avukatlığın mesleki hafızasıdır; teknisyenlik, avukatlığın parçalanmış işlevselliğidir.</strong></p>

<p><strong>XI. “Üstat” Hitabının Aşınması: Kuşak, Hiyerarşi ve Meslek Kültürü</strong></p>

<p>Klasik avukatlık kültüründe “üstat” hitabı, yalnızca yaşça veya kıdemce büyük avukata yöneltilen bir saygı sözü değildi. Bu hitap, avukatlık mesleğinin usta-çırak ilişkisiyle, adliye görgüsüyle, yazılı olmayan meslek bilgisiyle ve kıdem aktarımıyla olan bağını ifade ederdi. Üstat, yalnızca çok dosya görmüş kişi değil; mesleğin usulünü, adliye adabını, sözün ölçüsünü, müvekkille mesafeyi ve duruşma ritmini bilen kişiydi. Bu anlamda üstatlık, mesleki hafızanın şahıslaşmış biçimiydi.</p>

<p>Fakat yeni kuşak avukatların önemli bir kısmı “üstat” hitabından rahatsız olmaktadır. Bu rahatsızlık, ilk bakışta mesleki nezaket dilindeki bir değişim gibi görünse de, aslında daha derin bir sosyolojik dönüşüme işaret eder. Yeni kuşak için “üstat” kelimesi bazen mesleki rehberliği değil, hiyerarşik baskıyı, patron avukat tahakkümünü, düşük ücretli çalışmayı, görünmeyen emeği ve itaat beklentisini çağrıştırmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle “üstat” kavramı ikiye ayrılmalıdır: <strong>Mesleki üstat</strong>, bilgi, tecrübe, etik duruş ve mesleki rehberlik sahibidir. <strong>Patron üstat</strong> ise kıdemi, büro sahipliğini veya ekonomik gücü, genç avukat üzerinde hiyerarşik baskıya dönüştüren figürdür.</p>

<p>Yeni kuşak avukatın itirazı çoğu zaman birinci anlamdaki üstatlığa değil; ikinci anlamdaki patronlaşmış üstatlığa yöneliktir. Genç avukat, kendisinden “üstat” demesini isteyen fakat ona meslek öğretmeyen, dosya sorumluluğu vermeyen, emeğini görünmezleştiren, düşük ücretle çalıştıran, duruşmaya yetki belgesiyle gönderip dosyanın stratejisine dahil etmeyen kıdemli avukat figürüne karşı mesafe almaktadır.</p>

<p>Bu noktada mesele hitabın kendisi değil, hitabın arkasındaki ilişkinin niteliğidir. Eğer üstatlık; öğretmek, korumak, meslek ahlakını aktarmak, genç avukatın gelişimini desteklemek ve onu bağımsız meslek kişiliğine hazırlamak anlamına geliyorsa, bu kültür korunmalıdır. Ancak üstatlık; emir vermek, susmasını beklemek, emeğini değersizleştirmek, mesleki hiyerarşiyi kişisel iktidara çevirmek anlamına geliyorsa, yeni kuşağın bu hitaptan rahatsız olması haklı ve anlaşılırdır.</p>

<p><strong>Yeni kuşak avukatın “üstat” hitabından rahatsızlığı, saygının reddi değil; saygı dili altında gizlenen hiyerarşik emek ilişkisinin sorgulanmasıdır.</strong> Bu nedenle avukatlık mesleğinin ihtiyacı, “üstat” kelimesinin mekanik tekrarından çok, üstatlığın etik ve pedagojik içeriğinin yeniden inşasıdır. Genç avukatın saygı göstermesi kadar, kıdemli avukatın da saygıyı hak eden bir mesleki rehberlik üretmesi gerekir.</p>

<p><strong>XII. Hukuk Teknolojisi ve Teknisyenleşmenin Yeni Biçimi</strong></p>

<p>Hukuk teknolojilerinin yükselişi, avukatlıkta teknisyenleşme tartışmasını daha da görünür kılmaktadır. Buket Abanoz Öztürk’ün Lexpera Blog’da yayımlanan yazısı, hukuk teknolojilerini tanıtırken Türkiye’de hukuki bilgiye erişim ve dijitalleşen hukuk konusunu tartışmaya açar; dijitalleşmenin hukukta önemli bir reform etkisi doğurduğunu belirtir.</p>

<p>Hukuk teknolojisi avukatlığı bitirmez; fakat avukatlığın teknik, standartlaştırılabilir ve tekrar edilebilir yanlarını dönüştürür. Belge üretimi, mevzuat ve içtihat tarama, sözleşme şablonları, raporlama, dava sonucu tahmini ve dijital dosya yönetimi gibi alanlarda yazılımlar giderek daha fazla rol üstlenmektedir.</p>

<p>Bu durum avukatın değerini azaltmaz; fakat avukatın değerinin nerede aranması gerektiğini değiştirir. Avukatın asıl değeri matbu metin üretiminde değil; muhakeme, etik değerlendirme, strateji kurma, müvekkil psikolojisini yönetme, duruşma dramaturjisini okuyabilme ve kriz anında savunmanın yönünü değiştirebilme becerisinde aranmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle hukuk teknolojisi iki farklı sonuç doğurabilir. Ya avukatı daha yüksek bir stratejik role zorlar ya da onu yazılım destekli bir işlem teknisyenine indirger. <strong>Teknoloji, üstadın elinde imkân; teknisyenin elinde hızlandırılmış işlem bandıdır.</strong></p>

<p><strong>XIII. Proterleşme: Plaza Düzeninin Görünmeyen Hukuk Emeği</strong></p>

<p>Plaza avukatlığının parlak yüzünün arkasında bir başka gerçeklik daha vardır: işçi avukatlık ve avukatlıkta proterleşme.</p>

<p><strong>Proterleşme</strong>, avukatın bağımsız meslek öznesi olmaktan çıkarak büyük hukuk ofislerinin, patron avukatların, kurumsal müvekkil ağlarının ve performans odaklı iş düzeninin içinde bağımlı, görünmez ve ikincil hukuk emeğine dönüşmesidir.</p>

<p>Bu kavram yalnızca avukatın gelir düzeyinin düşmesini anlatmaz. Daha derin bir dönüşüme işaret eder. Avukat, kendi adıyla, kendi tabelasıyla, kendi müvekkiliyle ve kendi mesleki kişiliğiyle var olmak yerine; başkasının markası altında, başkasının müvekkil ağı için, başkasının ekonomik organizasyonu içinde çalışır hale gelir.</p>

<p>Şafak Aki’nin işçi avukatlık üzerine yazısı da avukatlığın neoliberal çağda aldığı yeni biçimi “işçi avukatlık” kavramı üzerinden tartışır. Yazının üç bölüm halinde 2023 yılında Hukuk Politik’te yayımlandığı, tam metninin Çağdaş Hukukçular Derneği tarafından yeniden paylaşıldığı belirtilmektedir.</p>

<p>Güneş Gürseler’in “Avukatlık Mesleğinin Ekonomi Politiği” yazısı ise Kasım Akbaş’ın <i>Avukatlık Mesleğinin Ekonomi Politiği: Avukatların Sınıfsal Konumlarındaki Değişim: İstanbul Örneği</i> adlı kitabından hareketle, avukatların sınıfsal konumlarındaki değişimi tartışır. Yazı, Akbaş’ın kitabının sonuç bölümünden aktarılan değerlendirmelere dayanmaktadır.</p>

<p>Koytak’ın doktora tezi de aynı dönüşümü “meslek çözülmesi” kavramı etrafında açıklar. Teze göre avukatlıkta meslek çözülmesi, demografik büyüme, bağlı çalışmanın artması, mesleğin geçirgen yapıları ve büro sermayesi farklarının meslek içi tabakalaşmayı tetiklemesiyle oluşur. Bağımsız çalışmak özellikle büyükşehirlerde zorlaşmakta; bağlı çalışmanın artması ise özlük haklarını, mesleki özerkliği ve beceri gelişimini aşındırmaktadır.</p>

<p>Plaza düzeninde iki figür belirginleşir:</p>

<p>Bir yanda patron/marka avukat;<br />
diğer yanda işçi avukat.</p>

<p>İşçi avukat dosyayı hazırlar, araştırmayı yapar, duruşmaya girer, dilekçeyi yazar, müvekkille ilk teması kurar; fakat mesleki itibar, ekonomik kazanç ve sembolik sermaye çoğu zaman ofisin markasında veya patron avukatın adında toplanır. <strong>Plaza, avukatlığa statü görüntüsü kazandırırken, aynı anda avukat emeğini proterleştiren yeni bir mesleki fabrika düzeni de kurabilir.</strong></p>

<p><strong>XIV. Yetki Belgesi Avukatlığı: Savunmanın Temsile İndirgenmesi</strong></p>

<p>Plaza düzeninin, büyük hukuk ofisi modelinin ve iş bölümü esaslı avukatlık pratiğinin en dikkat çekici sonuçlarından biri, duruşmaların giderek daha fazla yetki belgesiyle gönderilen genç avukatlar tarafından takip edilmesidir. Elbette yetki belgesi, avukatlık pratiğinin meşru ve gerekli araçlarından biridir. Avukatlık Kanunu’nun 56. maddesi, avukatların veya avukatlık ortaklığının başkasını tevkil etme yetkisini haiz oldukları vekâletnameler kapsamında başka bir avukata veya avukatlık ortaklığına vekâletname yerine geçen yetki belgesi verebileceğini ve bu belgenin vekâletname hükmünde olduğunu düzenler.</p>

<p>Dolayısıyla sorun yetki belgesinin kendisi değildir. Sorun, yetki belgesinin istisnai, dayanışmacı ve mesleki kolaylaştırıcı niteliğini kaybedip büyük hukuk organizasyonlarının rutin iş görme tekniğine dönüşmesidir.</p>

<p>Dosyanın bütününe hâkim olmayan, müvekkili tanımayan, önceki duruşma atmosferini bilmeyen, hâkimin tutumunu gözlemlememiş, savunma stratejisinin arka planını içselleştirmemiş genç avukatların yalnızca “duruşmaya girip çıkmak” üzere gönderilmesi, savunmanın niteliğini zayıflatır. Bu durumda duruşma, savunmanın canlı icra alanı olmaktan çıkar; usulî yoklama ve zabıt alma işlemine yaklaşır. Oysa duruşma yalnızca “hazır bulunduk” denilecek bir yer değildir. Duruşma; dosyanın akışının değişebileceği, delilin tartışılabileceği, hâkimin kanaatinin test edilebileceği, müvekkilin psikolojisinin yönetileceği, tutanağın kilitlenebileceği, gerektiğinde mikro müdahale yapılabileceği canlı bir savunma sahnesidir.</p>

<p>Özellikle ceza yargılamasında bu sorun daha ağır sonuçlar doğurur. Ceza duruşması yalnızca tarih almak, mazeret sunmak veya beyanda bulunmak için girilen teknik bir oturum değildir. Sanığın özgürlüğü, delilin değeri, tanık anlatısının kırılganlığı, mahkemenin prematüre kanaati ve savunmanın ritmi duruşma içinde şekillenir.</p>

<p><strong>Yetki belgesiyle duruşmaya giren avukat, dosyaya hâkim değilse savunma temsil edilmiş görünür; fakat savunma fiilen eksilir.</strong> Burada genç avukatın kişisel kusurundan çok, mesleki organizasyonun yapısal sorunu vardır. Genç avukat çoğu zaman dosyayı öğrenmeye, stratejiyi kavramaya, müvekkille tanışmaya, savunma çizgisini anlamaya yeterli zaman ve imkân bulamaz. Büyük ofis düzeninde duruşma, kimi zaman “takip edilecek iş”e indirgenir. Genç avukat da dosyanın öznesi değil, o dosyanın geçici taşıyıcısı haline gelir.</p>

<p>Bu pratik, teknisyenleşmenin en somut biçimlerinden biridir. Genç avukat, dosyanın stratejik aklını kuran meslek öznesi değil; duruşmaya gönderilen teknik temsilci konumuna itilir. <strong>Duruşmada avukat vardır; fakat savunma eksiktir.</strong></p>

<p><strong>XV. Avukat Odasından Plaza Katına: Mesleki Hafızanın Kaybı</strong></p>

<p>Eski adliye çevresi avukatlığının en önemli özelliklerinden biri, mesleki hafızanın ortak mekânlarda üretilmesiydi. Avukat odası, koridor, kalem önü, duruşma bekleme alanı ve adliye çevresindeki kahvehaneler, lokantalar, kırtasiyeler bu hafızanın parçalarıydı.Bugünün plaza düzeninde ise avukat daha steril, daha kurumsal, daha izole ve daha hiyerarşik bir mekân içinde çalışır. Genç avukat, adliye koridorunda üstatla karşılaşmak yerine, çoğu zaman bilgisayar ekranı, görev listesi, iç yazışma ve teslim tarihiyle karşı karşıyadır.</p>

<p>Bu dönüşüm, mesleki bilginin aktarım biçimini zayıflatır. Avukatlık yalnızca kitaplardan öğrenilen bir meslek değildir. Avukatlık; görerek, duyarak, bekleyerek, yanılarak, düzeltilerek ve üstatlardan mesleki tavır devralarak öğrenilir. Avukat odasının kaybı, yalnızca fiziksel bir odanın kaybı değildir. Bu, mesleki sohbetin, deneyim aktarımının, ortak hafızanın ve meslek içi dayanışmanın zayıflamasıdır. <strong>Avukatlık, ortak koridor bilgisinden bireysel marka yönetimine doğru kaymaktadır.</strong></p>

<p><strong>XVI. HKS Açısından Mekân ve Zaman Okuma: Savunmanın Şehirsel ve Dramaturjik Boyutu</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından bu tartışma ayrıca önemlidir. Çünkü savunma yalnızca kanun maddeleriyle, dilekçelerle ve duruşma sözleriyle kurulmaz. Savunma aynı zamanda mekânı ve zamanı okuma sanatıdır.</p>

<p>Avukat hangi binada konuştuğunu, hangi salonun nasıl bir iktidar dili ürettiğini, hâkim-savcı-avukat yerleşiminin nasıl bir dramaturji kurduğunu, bekleme alanının müvekkil psikolojisini nasıl etkilediğini, kalem pratiğinin dosyanın ritmini nasıl belirlediğini sezmek zorundadır.</p>

<p>Adliye binasının mimarisi, koridorların darlığı, avukat odasının yokluğu, duruşma salonundaki yerleşim, kürsünün yüksekliği, savcının konumu, izleyicinin baskısı, mübaşirin çağrısı, zabıt kâtibinin tutanak tercihi; bütün bunlar savunmanın görünmeyen sahnesini oluşturur.</p>

<p>Fakat HKS açısından yalnızca mekân değil, zaman da okunmalıdır. Duruşmanın geç başlaması, salonun değişmesi, kalemin taşınması, dosyanın bulunamaması, aynı saate yığılan duruşmalar, avukatın söz alma anını, müdahale ritmini ve tutanak stratejisini etkiler. Savunma, yalnızca doğru yerde bulunmak değil, doğru zamanda doğru müdahaleyi yapabilmektir.Bu nedenle HKS açısından avukat yalnızca dosyayı değil; mekânı, zamanı, salondaki güç ilişkilerini ve duruşmanın ritmini de okur.</p>

<p><strong>Savunma, kanun kadar mekânı; mekân kadar zamanı da okumaktır.</strong>Ankara’da adli mekânın ve adli zamanın parçalanması, avukatın HKS becerisini daha da önemli hale getirir. Çünkü her adliye binasının ayrı bir ritmi, ayrı bir atmosferi, ayrı bir bürokratik işleyişi ve ayrı bir dramaturjisi vardır. Sıhhiye’deki ceza pratiği ile Balgat’taki iş/ticaret pratiği, Dışkapı’daki hukuk mahkemesi pratiği ile Söğütözü’ndeki icra/idari yargı hattı aynı değildir. Avukat, savunma stratejisini yalnızca dosyaya göre değil, mekâna ve zamana göre de ayarlamalıdır.</p>

<p><strong>XVII. Altılı Dönüşüm: Statüleşme, Teknisyenleşme, Dijitalleşme, Proterleşme, Üstatlık Kültürünün Aşınması ve Adli Zaman Parçalanması</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlığın kentsel dönüşümünü altı temel kavramla özetlemek mümkündür:</p>

<p><strong>Statüleşme</strong>, avukatın mesleki değerinin giderek liyakat yerine statü sembolleriyle ölçülmeye başlanmasıdır. Araba markası, büro adresi, ikametgâh, plaza adı ve sosyal medya görünürlüğü, mesleki niteliğin önüne geçebilir.</p>

<p><strong>Teknisyenleşme</strong>, avukatın dosyanın bütününü kuran üstat olmaktan çıkarak, büyük hukuk organizasyonu içinde parçalı teknik görevler üstlenen kişiye dönüşmesidir. Yetki belgesiyle dosyaya hâkim olmadan duruşmaya gönderilen genç avukat figürü, bu teknisyenleşmenin en somut göstergelerinden biridir.</p>

<p><strong>Dijitalleşme</strong>, hukuk teknolojilerinin avukatlığın teknik ve standartlaştırılabilir işlerini dönüştürmesidir. Dijitalleşme, avukatı daha stratejik bir role yükseltebileceği gibi, onu yazılım destekli işlem teknisyenine de dönüştürebilir.</p>

<p><strong>Proterleşme</strong>, avukatın bağımsız meslek öznesi olmaktan çıkarak ücretli, bağımlı, görünmez ve ikincil hukuk emeğine dönüşmesidir.</p>

<p><strong>Üstatlık kültürünün aşınması</strong>, mesleki rehberlik, kıdem aktarımı ve adliye görgüsünün yerini kimi zaman hiyerarşik patronluk, dosya parçalanması ve genç avukat emeğinin görünmezleşmesinin almasıdır.</p>

<p><strong>Adli zaman parçalanması</strong>, duruşma saatlerinin öngörülebilir işlememesi, aynı saate yığılan dosyalar, bekleme ve yetişememe baskısı nedeniyle avukatın mesleki zamanının parçalanmasıdır.</p>

<p>Bu altı kavram birbirini besler. Statüleşme görünüşü öne çıkarır. Teknisyenleşme mesleki bütünlüğü parçalar. Dijitalleşme teknik işleri standartlaştırır. Proterleşme avukatın bağımsızlığını zayıflatır. Üstatlık kültürünün aşınması mesleğin kuşaklar arası hafızasını kırar. Adli zaman parçalanması ise savunmanın ritmini ve avukat emeğinin görünmeyen kısmını tüketir.</p>

<p>Sonuçta ortaya şu risk çıkar: <strong>Avukatlık, üstatlık mesleği olmaktan uzaklaşıp statü vitrini içinde teknisyenleşmiş, dijital iş akışlarına bağlanmış, proterleşmiş, kuşaklar arası mesleki hafızasını zayıflatmış ve adli zamanın belirsizliği içinde enerjisi dağılmış bir hukuk emeğine dönüşebilir.</strong></p>

<p><strong>Sonuç: Ankara Haritası, Avukatlığın Sosyolojik Haritasıdır</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlık bürolarının Ulus’tan Sıhhiye-Kızılay’a, oradan Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu plazalarına yönelmesi yalnızca bir şehirleşme hikâyesi değildir. Bu hikâye, avukatlığın meslek sosyolojisinin hikâyesidir.</p>

<p>Ulus’taki tek odalı han bürosu, sınırlı fiziksel imkâna rağmen bağımsız meslek kişiliğini, adliye çevresi dayanışmasını ve üstatlık kültürünü temsil ediyordu. Sıhhiye-Kızılay’daki evden bozma daire bürosu, adliyeye yakınlığı, merkezî konumu ve apartman tipi meslek pratiğiyle klasik Ankara avukatlığının ana formuna dönüştü. Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu plazaları ise avukatlığı kurumsal temsil, statü göstergeleri, marka dili, hukuk teknolojisi, iş bölümü ve yeni emek rejimi içine taşıdı.</p>

<p>Bu dönüşümün kazançları olduğu kadar kayıpları da vardır. Kurumsallaşma, uzmanlaşma ve teknolojik imkânlar önemlidir. Ancak avukatlık yalnızca modern ofis, dijital altyapı ve kurumsal görünürlükten ibaret değildir. Avukatlık, esasen bağımsızlık, liyakat, etik duruş, savunma cesareti, mesleki hafıza ve gerçek anlamda üstatlık kültürü üzerine kurulu bir meslektir.</p>

<p>Avukatlık Kanunu da büroyu basit bir ticari adres olarak değil; zorunlu, kayıtlı, denetlenen ve korunan meslek mekânı olarak kurmaktadır. Büro edinme zorunluluğu, büroda çalışabilecek kişilere ilişkin sınırlamalar, büro dışında danışma yasağı, dosya tutma yükümlülüğü, reklam yasağı, yetki belgesi rejimi ve avukat yazıhanesinin arama güvencesi birlikte değerlendirildiğinde; avukat bürosunun savunma hakkı, mesleki sır ve bağımsızlık bakımından özel bir hukuk alanı olduğu görülür.</p>

<p>Yetki belgesiyle dosyaya hâkim olmayan genç avukatların duruşmalara gönderilmesi, bu dönüşümün niteliksel riskini açıkça gösterir. Duruşmada bir avukatın bulunması, her zaman savunmanın gerçekten icra edildiği anlamına gelmez. Savunma yalnızca fiziksel temsil değil; dosyaya hâkimiyet, stratejik akıl, usul sezgisi, tutanak duyarlılığı ve duruşma ritmini okuyabilme becerisidir.</p>

<p>Yeni kuşak avukatların “üstat” hitabına mesafe alması da bu dönüşümün dilsel ve kültürel belirtisidir. Bu mesafe, saygının reddi olarak değil; saygı dili altında gizlenen hiyerarşik emek ilişkilerinin sorgulanması olarak okunmalıdır. Avukatlık mesleği, üstatlık kelimesinin mekanik tekrarına değil, üstatlığın etik ve pedagojik içeriğinin yeniden inşasına ihtiyaç duymaktadır.</p>

<p>Duruşmaların belirlenen saatte alınmaması, aynı saate çok sayıda dosya yığılması, aynı adliye içinde bile salonların, kalemlerin ve birimlerin sürekli değişmesi ise avukatın yalnızca mekânını değil, zamanını da parçalamaktadır. Bu nedenle avukatın kentsel dönüşümü, aynı zamanda avukatın zamansal dönüşümüdür: bekleyen, yetişmeye çalışan, sarkan duruşmalar arasında bölünen ve mesleki enerjisi adli zamanın düzensizliği içinde tüketilen avukat figürü, modern yargı pratiğinin görünmeyen yüzlerinden biridir.</p>

<p>Bu nedenle Ankara’nın avukatlık haritası bize şunu söyler: <strong>Adliyeler yer değiştirdikçe yalnızca mahkemeler taşınmamış; avukatın zamanı, bedeni, bürosu, mesleki hafızası, sınıfsal konumu, kuşaklar arası dili ve savunma ritmi de taşınmıştır.</strong></p>

<p><strong>Ankara’da avukatın kentsel dönüşümü, Ulus’taki han odasından Sıhhiye-Kızılay’daki apartman dairesine, oradan plaza katlarına uzanan bir adres değişikliği değil; üstat avukatlıktan teknisyen avukatlığa, bağımsız meslek kişiliğinden proterleşmiş hukuk emeğine, mesleki liyakatten statü sembollerine, canlı savunmadan yetki belgesiyle takip edilen teknik temsile, hukuk teknolojileriyle hızlandırılmış işlem düzenine, gerçek üstatlık kültüründen patronlaşmış hiyerarşi diline ve nihayet öngörülebilir duruşma zamanından parçalanmış adli zaman rejimine doğru yaşanan derin bir mesleki dönüşümdür.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Abanoz Öztürk, Buket. “Hukuk Teknolojisinin Yükselişi: Avukatlık Mesleğinin Sonu Mu Geliyor?” <i>Lexpera Blog</i>, 2 Kasım 2020.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Akbaş, Kasım. <i>Avukatlık Mesleğinin Ekonomi Politiği: Avukatların Sınıfsal Konumlarındaki Değişim: İstanbul Örneği</i>. Ankara: NotaBene Yayınları, 2011.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aki, Şafak. “Avukatlık Mesleğinin Neoliberal Çağda Almaya Başladığı Biçim: İşçi Avukatlık.” <i>Hukuk Politik</i>, 17 Nisan, 24 Nisan ve 30 Nisan 2023; tam metin yeniden yayım: <i>Çağdaş Hukukçular Derneği</i>.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Akyüz, Sevil İnci ve Ahmet Erdem Akyüz. “Zamanda Yolculuk – Ankara Adliye Binaları.” <i>Ankara Barosu Dergisi</i> 68, sy. 4 (2010): 261-263.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Goffman, Erving. <i>Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu</i>. Çev. Barış Cezar. İstanbul: Metis Yayınları, 2009.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gürseler, Güneş. “Avukatlık Mesleğinin Ekonomi Politiği.” <i>Gürseler &amp; Tufan Avukatlık Bürosu</i>, 2011.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Hatipoğlu Aydın, Duygu. “Mimarlık ve Hukuk İlişkisi Bağlamında Ankara Adliyesi Balgat Ek Hizmet Binası Üzerine Notlar.” <i>Ankara Barosu Dergisi</i> 78, sy. 2 (2020): 135-208. DOI: 10.30915/abd.769374.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kayhan, Fahrettin. “Yargısal Mekân Politikalarının Yargı İşlevine Etkileri.” Ankara Barosu Hukuk Kurultayı, Cilt 4. Ankara: Ankara Barosu, 2006.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kayhan, Fahrettin. “Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri.” <i>Ankara Barosu Dergisi</i> 68, sy. 3 (2010).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Koytak, Muhammet Elyesa. <i>Mesleğin Dönüşümü: Hekimler ve Avukatlar</i>. Doktora tezi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı, 2022. Danışman: Prof. Dr. Lütfi Sunar.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Lefebvre, Henri. <i>Mekânın Üretimi</i>. Çev. Işık Ergüden. İstanbul: Sel Yayıncılık, 2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sennett, Richard. <i>Zanaatkâr</i>. Çev. Melih Pekdemir. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2009.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ulustan-plazaya-ankarada-avukatin-kentsel-donusumu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-147.jpg" type="image/jpeg" length="20270"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55751"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22805"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32294"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40812"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75850"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56511"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="54648"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="34789"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="47623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="39872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="92305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="33476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="39291"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="18317"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="24824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="72739"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
